OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ

Prof. Dr. Mehmet KANAR

1

A
â (F.) [‫]ﺁ‬

1.ünlem edatı ey, hey. 2.iki kelimenin arasına girerek, anlamı

pekiştiren yeni kelimeler türetmeye yarayan orta ek.
a’dâ (A.) [‫ ]اﻋﺪا‬düşmanlar.
a’dâd (A.) [‫ ]اﻋﺪاد‬sayılar.
â’ik (A.) [‫ ]ﻋﺎﺋﻖ‬engel.
a’lâ (A.) [‫ ]اﻋﻠﯽ‬en yüksek, en yüce.
a’lâf (A.) [‫ ]ﺁﻻف‬otlar.
a’lâl (A.) [‫ ]اﻋﻼل‬1.hastalıklar. 2.sebepler.
a’lâm (A.) [‫ ]اﻋﻼم‬1.bayraklar. 2.özel isimler.
a’lem (A.) [‫ ]اﻋﻠﻢ‬en iyi bilen.
a’mâ (A.) [‫ ]اﻋﻤﯽ‬kör.
a’mâk (A.) [‫ ]اﻋﻤﺎق‬derinlikler.
a’mâl (A.) [‫ ]اﻋﻤﺎل‬işler, ameller, davranışlar.
a’mâr (A.) [‫ ]اﻋﻤﺎر‬1.ömürler. 2.yaşlar.
a’nî (A.) [‫ ]اﻋﻨﯽ‬yani.
a’râb (A.) [‫ ]اﻋﺮاب‬Araplar, çöl arapları.
a’râbî (A.) [‫ ]اﻋﺮاﺑﯽ‬çöl arabı.
a’râz (A.) [‫ ]اﻋﺮاض‬belirtiler.

2

a’sâb (A.) [‫ ]اﻋﺼﺎب‬sinirler.
a’sâr (A.) [‫ ]اﻋﺼﺎر‬yüz yıllar.
a’şâr (A.) [‫ ]اﻋﺸﺎر‬öşür vergileri, onda birler.
a’şârî (A.) [‫ ]اﻋﺸﺎری‬ondalık.
a’vec (A.) [‫ ]اﻋﻮج‬yamuk, eğri büğrü.
a’ver (A.) [‫ ]اﻋﻮر‬tek gözlü.
a’yâd (A.) [‫ ]اﻋﻴﺎد‬bayramlar.
a’yân (A.) [‫ ]اﻋﻴﺎن‬1.ileri gelenler, eşraf, sosyete. 2.gözler.
a’yün (A.) [‫ ]اﻋﻴﻦ‬1.gözler. 2.pınarlar.
a’zâ (A.) [‫ ]اﻋﻀﺎ‬1.üyeler. 2.organlar.
a’zam (A.) [‫ ]اﻋﻈﻢ‬en büyük.
âb (F.) [‫]ﺁب‬

1.su. 2.deniz. 3.ırmak. 4.tükürük. 5.özsuyu. 6.ter. 7.döl suyu.

8.sidik. 9.parlaklık. 10.yüzsuyu. 11.letafet, hava.
âb (F.) [‫ ]ﺁب‬Ağustos.
âb -ı âbistenî [‫ ]ﺁب ﺁﺑﺴﺘﻨﯽ‬1.meni; 2.bitkilerin yetişmesine neden olan su.
âb -ı adâlet [‫ ]ﺁب ﻋﺪاﻝﺖ‬1.adalet suyu; 2.doğruluğun bereketi.
âb -ı ahmer [‫ ]ﺁب اﺣﻤﺮ‬1.kızıl su. 2.kırmızı şarap. 3.gözyaşı.
âb -ı âteşîn [‫ ]ﺁب ﺁﺕﺸﻴﻦ‬1.ateşli su; 2.kırmızı şarap; 3.gözyaşı.
âb -ı bâdereng [‫ ]ﺁب ﺑﺎدﻩ رﻥﮓ‬1.kızıl su. 2.gözyaşı, kanlı gözyaşı.
âb -ı engûr [‫ ]ﺁب اﻥﮕﻮر‬1.üzüm suyu. 2.şarap.
âb -ı harâbât [‫( ]ﺁب ﺧﺮاﺑﺎت‬meyhane suyu) şarap.
âb -ı kevser [‫ ]ﺁب ﮐﻮﺛﺮ‬1.cennet suyu, 2.şarap.
ab’âb (A.) [‫ ]ﻋﺒﻌﺎب‬vantrolog.

3

abâ (A.) [‫ ]ﻋﺒﺎ‬1.kaba yün kumaş. 2.aba.
âbâ’ (A.) [‫ ]ﺁﺑﺎء‬1.babalar. 2.gezegenler.
âbâd (A.) [‫ ]ﺁﺑﺎد‬ebedler.
âbâd (F.) [‫ ]ﺁﺑﺎد‬bayındır, mamûr.
âbâd etmek/eylemek 1.mamûr etmek. 2.zenginleştirmek. 3.huzur vermek.
âbâd olmak 1.mamûrlaşmak. 2.zenginleşmek. 3.huzura kavuşmak.
âbâdân (F.) [‫ ]ﺁﺑﺎدان‬bayındır.
âbâdânî (F.) [‫ ]ﺁﺑﺎداﻥﯽ‬bayındırlık.
âbâdî (F.) [‫ ]ﺁﺑﺎدی‬1.bayındırlık. 2.ince Hint kağıdı.
âbâl (A.) [‫ ]ﺁﺑﺎل‬develer.
âbân (F.) [‫ ]ﺁﺑﺎن‬Âbân ayı.
abâpûş (A.-F.) [‫ ]ﻋﺒﺎﭘﻮش‬1.abalı. 2.derviş. 3.yoksul.
âbâr (A.) [‫ ]ﺁﺑﺎر‬kuyular.
âbcâme (F.) [‫ ]ﺁﺑﺠﺎﻡﻪ‬su kabı.
âbçîn (F.) [‫ ]ﺁﺑﭽﻴﻦ‬peştemal.
abd (A.) [‫ ]ﻋﺒﺪ‬1.kul. 2.köle.
âbdân (F.) [‫ ]ﺁﺑﺪان‬1.su kabı. 2.mesane.
âbdâr (F.) [‫ ]ﺁﺑﺪار‬1.sulu. 2.parlak. 3.hoş
âbdendân (F.) [‫ ]ﺁﺑﺪﻥﺪان‬1.bön. 2.âciz.
abdest (F.) [‫ ]ﺁﺑﺪﺱﺖ‬1.abdest. 2.paylama.
abdesthâne (F.) [‫ ]ﺁﺑﺪﺱﺘﺨﺎﻥﻪ‬1.tuvalet. 2.abdest alınan yer.
abdestlik (F.-T.) kısa cübbe.
âbek (F.) [‫ ]ﺁﺑﮏ‬1.sulu. 2.cıva.

4

abes (A.) [‫ ]ﻋﺒﺚ‬saçma, abes.
âbgîne (F.) [‫ ]ﺁﺑﮕﻴﻨﻪ‬1.kristal. 2.kadeh. 3.sürahi. 4.ayna. 5.gözyaşı.
âbgîr (F.) [‫ ]ﺁﺑﮕﻴﺮ‬1.havuz. 2.su birikintisi.
âbgûn (F.) [‫ ]ﺁﺑﮕﻮن‬1.su rengi. 2.mavi.
abher (A.) [‫ ]ﻋﺒﻬﺮ‬1.nergis. 2.zerrinkadeh çiçeği. 3.yasemin.
âbhîz (F.) [‫ ]ﺁﺑﺨﻴﺰ‬büyük dalga.
âbhord (F.) [‫ ]ﺁﺑﺨﻮرد‬nasip.
âbırû (F.) [‫ ]ﺁﺑﺮو‬yüzsuyu.
âbî (F.) [‫ ]ﺁﺑﯽ‬mavi.
âbid (A.) [‫ ]ﻋﺎﺑﺪ‬1.ibadet eden. 2.erkek adı.
abîd (A.) [‫ ]ﻋﺒﻴﺪ‬1.kullar. 2.köleler.
âbidât [‫ ]ﺁﺑﺪات‬anıtlar.
âbide (A.) [‫ ]ﺁﺑﺪﻩ‬anıt.
âbidevî (A.) [‫ ]ﺁﺑﺪوی‬anıtsal.
âbile (F.) [‫ ]ﺁﺑﻠﻪ‬1.su çiçeği. 2.sivilce. 3.su kabarcığı.
âbir (A.) [‫ ]ﻋﺎﺑﺮ‬yaya.
âbisten (F.) [‫ ]ﺁﺑﺴﺘﻦ‬gebe.
âbistengâh (F.) [‫ ]ﺁﺑﺴﺘﻨﮕﺎﻩ‬döl yatağı.
âbişhor (F.) [‫ ]ﺁﺑﺸﺨﻮر‬1.sulama yeri. 2.nasip.
âbkâr (F.) [‫ ]ﺁﺑﮑﺎر‬1.saka. 2.ayyaş.
âbkeş (F.) [‫ ]ﺁﺑﮑﺶ‬1.saka, su çeken. 2.kevgir.
âbnûs (F.) [‫ ]ﺁﺑﻨﻮس‬abanoz.
âbrâh (F.) [‫ ]ﺁﺑﺮاﻩ‬su yolu, kanal.

5

abraş (A.) [‫ ]اﺑﺮش‬alacalı.
âbrîz (F.) [‫ ]ﺁﺑﺮیﺰ‬1.tuvalet. 2.ıbrık.
âbşâr (F.) [‫ ]ﺁﺑﺸﺎر‬çağlayan.
abûs (A.) [‫ ]ﻋﺒﻮس‬somurtkan.
âbühava (F.-A.) [‫ ]ﺁب و هﻮا‬iklim.
âbzih (F.) [‫ ]ﺁﺑﺰﻩ‬1.su kaynağı. 2.gözyaşı.
âc (A.) [ ‫ ]ﻋﺎج‬fildişi.
âc (F.) [‫ ]ﺁج‬ılgın ağacı.
acâib (A.) [‫ ]ﻋﺠﺎﺋﺐ‬tuhaf, ilginç, acaip.
acâleten (A.) [‫ ]ﻋﺠﺎﻝﺔ‬alelacele.
aceb (A.) [‫ ]ﻋﺠﺐ‬1.tuhaflık. 2.acaba.
acebâ (A.) [‫ ]ﻋﺠﺒﺎ‬acaba.
acele (A.) [‫ ]ﻋﺠﻠﻪ‬acele.
aceleten (A.) [‫ ]ﻋﺠﻠﺔ‬çarçabuk, alelacele.
acem (A.) [‫ ]ﻋﺠﻢ‬1.arap olmayan. 2.İranlı, acem.
acemaşîran (A.) [‫ ]ﻋﺠﻢ ﻋﺸﻴﺮان‬Türk mûsikisinde bir makam.
acemce (A.-T.) Farsça.
acemî (A.) [‫ ]ﻋﺠﻤﯽ‬1.deneyimsiz, acemi. 2.İranlı.
acemistan (A.-F.) [‫ ]ﻋﺠﻤﺴﺘﺎن‬İran.
acemiyân (A.-F.) [‫ ]ﻋﺠﻤﻴﺎن‬1.deneyimsizler. 2.İranlılar.
aceze (A.) [‫ ]ﻋﺠﺰﻩ‬düşkünler, âcizler.
acîb (A.) [‫ ]ﻋﺠﻴﺐ‬tuhaf, acayip, ilginç.
acîbe (A.) [‫ ]ﻋﺠﻴﺒﻪ‬şaşılacak şey.

6

âcil (A.) [‫ ]ﻋﺎﺝﻞ‬acil.
âcilen (A.) [‫ ]ﻋﺎﺝﻼ‬derhal, acil olarak.
acîn (A.) [‫ ]ﻋﺠﻴﻦ‬macun, yoğurulmuş.
âciz (A.) [‫ ]ﻋﺎﺝﺰ‬1.aciz. 2.ben.
âcizâne (A.-F.) [‫ ]ﻋﺎﺝﺰاﻥﻪ‬1.acizce. 2.alçakgönüllüce.
âcizî (A.-F.) [‫ ]ﻋﺎﺝﺰی‬acizlik.
âciziyyet (A.) [‫ ]ﻋﺎﺝﺰیﺖ‬acizlik.
âcizleri (A.-T.) bendeniz, ben.
acûl (A.) [‫ ]ﻋﺠﻮل‬aceleci.
acûlâne (A.-F.) [‫ ]ﻋﺠﻮﻻﻥﻪ‬acele acele.
acûz (A.) [‫ ]ﻋﺠﻮز‬1.kocakarı. 2.cadı.
acûze (A.) [‫ ]ﻋﺠﻮزﻩ‬1.kocakarı. 2.cadı.
âcür (F.) [‫ ]ﺁﺝﺮ‬1.tuğla. 2.kiremit.
acz (A.) [‫ ]ﻋﺠﺰ‬acizlik, çaresizlik, bir şey yapamama.
âdâb (A.) [‫ ]ﺁداب‬1.edepler, terbiyeler. 2.yol yordam.
adalât (A.) [‫ ]ﻋﻀﻼت‬kaslar.
adale (A.) [‫]ﻋﻀﻠﻪ‬1.kas. 2.kaslar.
adâlet (A.) [‫ ]ﻋﺪاﻝﺖ‬adalet.
adaletkâr (A.-F.) [‫ ]ﻋﺪاﻝﺘﮑﺎر‬adil, adaletli.
âdât (A.) [‫ ]ﻋﺎدات‬âdetler, alışkanlıklar.
adâvet (A.) [‫ ]ﻋﺪاوت‬düşmanlık.
adâvet etmek/eylemek düşmanlık gütmek.
add (A.) [‫ ]ﻋﺪ‬sayma, görme, değerlendirme, kabul etme.

7

addedilmek sayılmak, görülmek, değerlendirilmek.
addetmek/eylemek saymak, görmek, değerlendirmek.
addolunmak sayılmak, kabul edilmek.
aded (A.) [‫ ]ﻋﺪد‬sayı.
adeden (A.) [‫ ]ﻋﺪدا‬sayıca.
adedî (A.) [‫ ]ﻋﺪدی‬sayısal.
âdem (A.) [‫ ]ﺁدم‬1.ilk insan, Adem Peygamber. 2.insan, adam.
adem (A.) [‫ ]ﻋﺪم‬yokluk, bulunmama, adem.
adem -i muvaffakiyet [ ‫ ]ﻋﺪم ﻡﻮﻓﻘﻴﺖ‬başarısızlık.
adem -i muvazenet [ ‫ ]ﻋﺪم ﻡﻮازﻥﺖ‬dengesizlik.
adem -i riâyet [ ‫ ]ﻋﺪم رﻋﺎیﺖ‬uymama..
adem -i te’lîfiyet [ ‫ ]ﻋﺪم ﺕﺄﻝﻴﻔﻴﺖ‬uzlaşamama, bir araya gelememe.
adem -i teveccüh [‫ ] ﻋﺪم ﺕﻮﺝﻪ‬ilgisizlik.
ademâbâd (A.-F.) [‫ ]ﻋﺪم ﺁﺑﺎد‬yokluk ülkesi.
âdemhâr (A.-F.) [‫ ]ﺁدم ﺧﻮار‬yamyam, insan yiyen.
âdemî (A.-F.) [‫]ﺁدﻡﯽ‬1.insanoğlu. 2.insanlık.
âdemiyân (A.-F.) [‫ ]ﺁدﻡﻴﺎن‬insanlar.
âdemiyyet (A.) [‫ ]ﺁدﻡﻴﺖ‬1.insanlık. 2.adamlık.
ades (A.) [‫ ]ﻋﺪس‬mercimek.
adese (A.) [‫ ]ﻋﺪﺱﻪ‬mercek.
âdet (A.) [‫ ]ﻋﺎدت‬alışkanlık, âdet.
âdeta (A.) [‫ ]ﻋﺎدﺕﺎ‬basbayağı.
âdeten (A.) [‫ ]ﻋﺪﺕﺎ‬âdet olarak, geleneklere göre.

8

adhâ (A.) [‫ ]اﺽﺤﯽ‬kurbanlar.
âdi (A.) [‫ ]ﻋﺎدی‬sıradan, âdi, değersiz.
adîd (A.) [‫ ]ﻋﺪیﺪ‬birçok.
adîde (A.) [‫ ]ﻋﺪیﺪﻩ‬birçok.
âdil (A.) [‫ ]ﻋﺎدل‬adaletli.
adîl (A.) [‫ ]ﻋﺪیﻞ‬eşit, denk.
âdilâne (A.-F.) [‫ ]ﻋﺪﻻﻥﻪ‬adilce.
adîm (A.) [‫ ]ﻋﺪیﻢ‬yok olan.
adîmülimkân (A.) [‫ ]ﻋﺪیﻢ اﻻﻡﮑﺎن‬imkânsız.
âdiye (A.) [‫ ]ﻋﺎدیﻪ‬alışılmış, sıradan.
adl (A.) [‫ ]ﻋﺪل‬adalet.
adlâ’ (A.) ‫ ]اﺽﻼع‬kenarlar.
adlî (A.) [‫ ]ﻋﺪﻝﯽ‬adalet ile ilgili.
adliyye (A.) [‫ ]ﻋﺪﻝﻴﻪ‬mahkeme, adliye.
adn (A.) [‫ ]ﻋﺪن‬cennet.
adû (A.) [‫ ]ﻋﺪو‬düşman.
âfâk (A.) [‫ ]ﺁﻓﺎق‬ufuklar.
âfâkî (A.) [‫ ]ﺁﻓﺎﻗﯽ‬1.nesnel. 2.şuradan buradan konuşma.
âfât (A.) [‫ ]ﺁﻓﺎت‬afetler, belalar.
âferîde (F.) [‫ ]ﺁﻓﺮیﺪﻩ‬yaratık, yaratılmış, mahluk.
âferîdgâr (F.) [‫ ]ﺁﻓﺮیﺪﮔﺎر‬yaratan, Tanrı.
âferîn (F.) [‫ ]ﺁﻓﺮیﻦ‬bravo, çok yaşa, aferin.
âferîn (F.) [‫ ]ﺁﻓﺮیﻦ‬yaratan.

9

âferînende (F.) [‫ ]ﺁﻓﺮیﻨﻨﺪﻩ‬yaratıcı.
âferîniş (F.) [‫ ]ﺁﻓﺮیﻨﺶ‬yaratılış.
âfet (A.) [‫ ]ﺁﻓﺖ‬1.afet, bela, felaket. 2.güzel sevgili.
âfet -i cân [ ‫ ]ﺁﻓﺖ ﺝﺎن‬1.can belası. 2.güzel.
âfet -i devrân [ ‫ ]ﺁﻓﺖ دوران‬1.güzel, dilber.
âfetengîz (A.-F.) [‫ ]ﺁﻓﺖ اﻥﮕﻴﺰ‬afet getiren.
âfetresân (A.-F.) [‫ ]ﺁﻓﺖ رﺱﺎن‬bela getiren.
âfetzede (A.-F.) [‫ ]ﺁﻓﺖ زدﻩ‬belaya uğramış, afet görmüş.
afîf (A.) [‫ ]ﻋﻔﻴﻒ‬iffetli.
âfil (A.) [‫ ]ﺁﻓﻞ‬1.batan. 2.görünmez olan.
âfitâb (F.) [ ‫ ]ﺁﻓﺘﺎب‬güneş.
âfitâbcemâl (F.-A.) [ ‫ ]ﺁﻓﺘﺎب ﺝﻤﺎل‬güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi
parlayan, sevgili, maşuk.
âfiyet (A.) [‫ ]ﻋﺎﻓﻴﺖ‬esenlik.
âfiyet bulmak sağlığına kavuşmak.
afiyetbahş [ ‫ ]ﺁﻓﻴﺖ ﺑﺨﺶ‬afiyet verici.
afrika (A.) [‫ ]اﻓﺮیﻘﺎ‬Afrika kıtası.
afsun (F.) [‫ ]اﻓﺴﻮن‬büyü, efsun.
âftâb (F.) [‫ ]ﺁﻓﺘﺎب‬güneş.
âftâbe (F.) [‫ ]ﺁﻓﺘﺎﺑﻪ‬ıbrık, su kabı.
âftâbgîr (F.) [‫ ]ﺁﻓﺘﺎﺑﮕﻴﺮ‬güneş alan, güneş gören.
âftâbî (F.) [‫ ]ﺁﻓﺘﺎﺑﯽ‬güneşlik.
âftâbrû (F.) [‫ ]ﺁﻓﺘﺎب رو‬parlak yüzlü.

10

afv (A.) [‫ ]ﻋﻔﻮ‬bağışlama, af.
âgâh (F.) [‫ ]ﺁﮔﺎﻩ‬haberdar.
âgâh etmek haberdar etmek.
âgâh olmak haberdar olmak.
âgâhî (F.) [‫ ]ﺁﮔﺎهﯽ‬haberdarlık.
âgeh (F.) [‫ ]ﺁﮔﻪ‬haberdar.
âgehî (F.) [‫ ]ﺁﮔﻬﯽ‬haberdarlık.
âgîn (F.) [‫ ]ﺁﮔﻴﻦ‬dolu.
âgûş (A.) [‫ ]ﺁﻏﻮش‬kucak.
âğâliş (F.) [‫ ]ﺁﻏﺎﻝﺶ‬kışkırtma.
ağayân (T.-F.) [‫ ]ﺁﻏﺎیﺎن‬ağalar.
âğâz (F.) [‫ ]ﺁﻏﺎز‬1.başlama. 2.başlangıç.
ağbiyâ (A.) [‫ ]اﻏﺒﻴﺎ‬kalın kafalılar.
âğişte (F.) [‫ ]ﺁﻏﺸﺘﻪ‬bulaşmış, bulanık.
ağlâl (A.) [‫ ]اﻏﻼل‬1.boyunduruklar. 2.zincirler.
ağlât (A.) [‫ ]اﻏﻼط‬hatalar.
ağleb [(A.) [‫ ]اﻏﻠﺐ اﺣﺘﻤﺎل‬çoğunlukla, genellikle, sık sık.
ağleb -i ihtimâl [‫ ]اﻏﻠﺐ اﺣﺘﻤﺎل‬büyük bir ihtimalle, büyük bir olasılıkla.
ağnâ (A.) [‫ ]اﻏﻨﯽ‬en zengin.
ağnâm (A.) [‫ ]اﻏﻨﺎم‬koyunlar.
ağniyâ (A.) [‫ ]اﻏﻨﻴﺎ‬zenginler.
ağniye (A.) [‫ ]اﻏﻨﻴﻪ‬şarkılar.
ağrâs (A.) [‫ ]اﻏﺮاس‬fidanlar.

11

ağrâz (A.) [‫ ]اﻏﺮاض‬maksatlar.
ağsân (A.) [‫ ]اﻏﺼﺎن‬dallar.
ağşiye (A.) [‫ ]اﻏﺸﻴﻪ‬1.perdeler. 2.zarlar.
ağyâr (A.) [‫ ]اﻏﻴﺎر‬yabancılar.
ah (A.) [‫ ]اخ‬1.kardeş. 2.dost.
âh (F.) [‫ ]ﺁﻩ‬1.feryat etme, feryat. 2.ilenme.
âh almak biri tarafından kendisine ilenilmek.
âh ü zâr [ ‫ ]ﺁﻩ و زار‬âh edip inleme.
âhâd (A.) [‫ ]ﺁﺣﺎد‬birler.
ahad (A.) [‫ ]اﺣﺪ‬bir.
ahali (A.) [‫ ]اهﺎﻝﯽ‬halk, ahali, insan topluluğu.
ahavât (A.) [‫ ]اﺧﻮات‬kızkardeşler.
ahbâb (A.) [‫ ]اﺣﺒﺎب‬1.dostlar. 2.dost.
ahbap (A.) [‫ ]اﺣﺒﺎب‬dostlar, sevdikler.
ahbâr (A.) [‫ ]اﺧﺒﺎر‬haberler.
ahcâr (A.) [‫ ]اﺣﺠﺎر‬taşlar.
ahd (A.) [‫ ]ﻋﻬﺪ‬1.yemin, and. 2.çağ, devir. 3.söz verme.
ahd -i atîk [‫ ]ﻋﻬﺪ ﻋﺘﻴﻖ‬Tevrat, Zebur ve Mezâmir.
ahd -i cedîd [‫ ]ﻋﻬﺪ ﺝﺪیﺪ‬İncil ve ekleri.
ahdar (A.) [‫ ]اﺣﻀﺮ‬yemyeşil.
ahdâs (A.) [‫ ]اﺣﺪاث‬1.yeni olaylar. 2.dertler. 3.gençler.
ahdeb (A.) [‫ ]اﺣﺪب‬kambur.
ahdnâme (A.-F.) [‫ ]ﻋﻬﺪﻥﺎﻡﻪ‬ahitname, antlaşma metni.

12

ahdüpeymân (A.-F.) [‫ ]ﻋﻬﺪ و ﭘﻴﻤﺎن‬and.
âhek (F.) [‫ ]ﺁهﮏ‬kireç.
âhen (F.) [‫ ]ﺁهﻦ‬demir.
âhendil (F.) [‫ ]ﺁهﻦ دل‬acımasız.
âheng (F.) [‫ ]ﺁهﻨﮓ‬1.uyum, ahenk. 2.eğlence.
âheng -i esvât [‫ ]ﺁهﻨﮓ اﺹﻮات‬ses uyumu.
âhengdâr (F.) [‫ ]ﺁهﻨﮕﺪار‬uyumlu.
âhenger (F.) [‫ ]ﺁهﻨﮕﺮ‬demirci.
âhenggüzâr (F.) [ ‫ ]ﺁهﻨﮓ ﮔﺬار‬uyumlu, ahenkli.
âhenîn (F.) [‫ ]ﺁهﻨﻴﻦ‬1.demirden. 2.demir gibi.
âhenîndil (F.) [‫ ]ﺁهﻨﻴﻦ دل‬1.katı yürekli. 2.yiğit.
âhenk (F.) [‫ ]ﺁهﻨﮓ‬ahenk, uyum.
âhenkdâr (F.) [‫ ]ﺁهﻨﮓ دار‬uyumlu, ahenkli.
âhenkeş (F.) [‫ ]ﺁهﻨﮑﺶ‬miknatıs.
âhenrüba (F.) [‫ ]ﺁهﻦ رﺑﺎ‬miknatıs.
âhensâ(y) (F.) [‫ ]ﺁهﻦ ﺱﺎی‬törpü.
âher (A.) [‫ ]ﺁﺧﺮ‬başka, diğer.
âheste (F.) [‫ ]ﺁهﺴﺘﻪ‬yavaş, usul, ağır.
âhestegî (F.) [‫ ]ﺁهﺴﺘﮕﯽ‬yavaşlık.
ahfâ (A.) [‫ ]اﺧﻔﺎ‬en gizli.
ahfâd (A.) [‫ ]اﺣﻔﺎد‬torunlar.
ahger (F.) [‫ ]اﺧﮕﺮ‬kor ateş.
ahibbâ (A.) [‫ ]اﺣﺒﺎ‬dostlar, sevilenler; sevgililer.

13

ahid (A.) [‫ ]ﻋﻬﺪ‬söz, yemin.
ahidşiken (A.-F.) [‫ ]ﻋﻬﺪﺵﮑﻦ‬sözünden dönen, antlaşmayı bozan.
âhîhte (F.) [‫ ]ﺁهﻴﺨﺘﻪ‬kınından çıkmış, sıyrılmış.
ahîr (A.) [‫ ]ﺁﺧﺮ‬son, en son.
âhir -i kâr [‫ ]ﺁﺧﺮ ﮐﺎر‬1.sonunda. 2.sonuç.
âhirbîn (A.-F.) [‫ ]ﺁﺧﺮﺑﻴﻦ‬ileri görüşlü.
âhire (A.) [‫ ]ﺁﺧﺮﻩ‬son.
ahîren (A.) [‫ ]اﺧﻴﺮا‬geçenlerde, son zamanlarda, son olarak.
âhiret (A.) [‫ ]ﺁﺧﺮت‬öbür dünya.
âhiretlik (A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.
âhirin (A.-F.) [‫ ]ﺁﺧﺮیﻦ‬1.sonuncu. 2.sonrakiler.
âhirkâr (A.-F.) [‫ ]ﺁﺧﺮﮐﺎر‬sonunda, nihayet.
âhirülemr (A.) [‫ ]ﺁﺧﺮاﻻﻡﺮ‬sonunda, işin sonunda.
âhiz (A.) [‫ ]ﺁﺧﺬ‬alan.
ahize (A.) [‫ ]ﺁﺧﺬﻩ‬alıcı gereç.
ahkâm (A.) [‫ ]اﺣﮑﺎم‬hükümler.
ahlâf (A.) [‫ ]اﺧﻼف‬halefler.
ahlâk (A.) [‫ ]اﺧﻼق‬huy, ahlak.
ahlâk -ı amelî [‫ ]اﺧﻼق ﻋﻤﻠﯽ‬uygulamadaki ahlak anlayışı.
ahlâk -ı hasene [‫ ]اﺧﻼق ﺣﺴﻨﻪ‬iyi huy.
ahlâk -ı nazarî [‫ ]اﺧﻼق ﻥﻈﺮی‬teorideki ahlak anlayışı.
ahlâk -ı zemîme [‫ ]اﺧﻼق ذﻡﻴﻤﻪ‬kötü huy.
ahlâken (A.) [‫ ]اﺧﻼﻗﺎ‬ahlakça.

14

ahlâkiyat (A.) [‫ ]اﺧﻼﻗﻴﺎت‬ahlak bilgisi.
ahlâkiyûn (A.) [‫ ]اﺧﻼﻗﻴﻮن‬ahlakçılar.
ahlâm (A.) [‫ ]اﺣﻼم‬1.karmakarışık rüyalar. 2.düşazmalar.
ahlât (A.) [‫ ]اﺧﻼط‬salgılar.
ahlât -ı erba’a [‫ ]اﺧﻼط ارﺑﻌﻪ‬dört özsuyu kan, salya, safra, dalak.
ahmak (A.) [‫ ]اﺣﻤﻖ‬budala, aptal, ahmak.
ahmakâne (A.-F.) [‫ ]اﺣﻤﻘﺎﻥﻪ‬ahmakça.
ahmakî (A.-F.) [‫ ]اﺣﻤﻘﯽ‬ahmaklık.
ahmer (A.) [‫ ]اﺣﻤﺮ‬kırmızı, kızıl.
ahrâm (A.) [‫ ]اﺣﺮام‬1.kutsal yerler. 2.haremler. 3.hanımlar, eşler.
ahrâr (A.) [‫ ]اﺣﺮار‬özgürler.
ahrârâne (A.-F.) [‫ ]اﺣﺮاراﻥﻪ‬özgürce.
ahrâs (A.) [‫ ]اﺣﺮاس‬koruyucular, muhafızlar.
ahret (A.) [‫ ]ﺁﺧﺮت‬öbür dünya, ahiret.
ahretlik (A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.
ahsâs (A.) [‫ ]اﺣﺴﺎس‬duygular.
ahsen (A.) [‫ ]اﺣﺴﻦ‬en güzel.
ahşâ’ (A.) [‫ ]اﺣﺸﺎء‬1.iç organlar, 2.bölgeler, yöreler.
ahşâb (A.>T.) [‫ ]اﺧﺸﺎب‬1.ahşap. 2.keresteler.
ahşâm (A.) [‫ ]اﺣﺸﺎم‬maiyet.
ahtâb (A.) [‫ ]اﺣﻄﺎب‬odunlar.
ahtâr (A.) [‫ ]اﺧﻄﺎر‬tehlikeler.
âhte (F.) [‫ ]ﺁﺧﺘﻪ‬1.iğdiş edilmiş. 2.kınından çıkarılmış.

15

ahter (F.) [‫ ]اﺧﺘﺮ‬yıldız.
ahter -i dünbâledâr [‫ ]اﺧﺘﺮ دﻥﺒﺎﻝﻪ دار‬kuyruklu yıldız.
ahterbîn (F.) [‫ ]اﺧﺘﺮﺑﻴﻦ‬astrolog, yıldızbilimci.
ahterşinâs (F.) [‫ ]اﺧﺘﺮﺵﻨﺎس‬yıldızbilimci.
ahterşümâr (F.) [‫ ]اﺧﺘﺮﺵﻤﺎر‬1.yıldızbilimci. 2.geceleri uyuyamayan.
ahu (A.) [‫ ]اﺧﻮ‬kardeş.
âhû (F.) [‫ ]ﺁهﻮ‬ceylan, karaca.
âhûbere (F.) [‫ ]ﺁهﻮﺑﺮﻩ‬ceylan yavrusu.
âhûdil (F.) [‫ ]ﺁهﻮدل‬ödlek, korkak.
âhund (F.) [‫ ]ﺁﺧﻮﻥﺪ‬molla, hoca.
âhûnigah (F.) [‫ ]ﺁهﻮﻥﮕﺎﻩ‬ceylan bakışlı.
âhur (F.) [‫ ]ﺁﺧﺮ‬ahır.
âhuvân (F.) [‫ ]ﺁهﻮان‬ceylanlar.
âhûvâne (F.) [‫ ]ﺁهﻮاﻥﻪ‬ceylan gibi.
âhüvâh(F.) [‫ ]ﺁﻩ و واﻩ‬feryat, sızlanma, hayıflanma.
âhüvâveylâ (F.-A.) [ ‫ ]ﺁﻩ و واویﻼ‬feryat, âh çekme, figan etme.
âhüzâr (F.) [‫ ]ﺁﻩ و زار‬âh çekip inleme.
ahvâl (A.) [‫ ]اﺣﻮال‬haller, durumlar.
ahvâl -i âdiye [‫ ]اﺣﻮال ﻋﺎدیﻪ‬olağan haller.
ahvâl -i sıhhiye [‫ ]اﺣﻮال ﺹﺤﻴﻪ‬sağlık durumu
ahvef (A.) [‫ ]اﺧﻮف‬en korkunç.
ahvel (A.) [‫ ]اﺣﻮل‬şaşı.
ahyâ (A.) [‫ ]اﺣﻴﺎ‬diriler.

16

ahyâl (A.) [‫ ]اﺧﻴﺎل‬yılkılar.
ahyânen (A.) [‫ ]اﺣﻴﺎﻥﺎ‬arasıra, kimi zaman.
ahyâr (A.) [‫ ]اﺧﻴﺎر‬iyiler.
ahyât (A.) [‫ ]اﺧﻴﺎط‬iplikler.
ahz (A.) [‫ ]اﺧﺬ‬alma.
ahz ü kabul etmek alıp kabul etmek.
ahzâb (A.) [‫ ]اﺣﺰاب‬1.kütleler. 2.partiler. 3.Ahzâb sûresi.
ahzân (A.) [‫ ]اﺣﺰان‬hüzünler.
ahzar (A.) [‫ ]اﺧﻀﺮ‬yeşil.
ahzen (A.) [‫ ]اﺣﺰن‬çok hüzünlü.
ahzetmek almak.
ahzüi’tâ (A.) [‫ ]اﺧﺬ و ﻋﻄﺎ‬alış veriş.
ahzükabz (A.) [‫ ]اﺧﺬ و ﻗﺒﺾ‬alıp sahip çıkma.
âid (A.) [‫ ]ﻋﺎﺋﺪ‬1.ait, ilişkin. 2.geri dönen.
âidât (A.) [‫ ]ﻋﺎﺋﺪات‬gelirler, aidat.
âide (A.) [‫ ]ﻋﺎﺋﺪﻩ‬kâr, kazanç, gelir.
âika (A.) [‫ ]ﻋﺎﺋﻘﻪ‬engel.
âile (A.) [‫ ]ﻋﺎﺋﻠﻪ‬1.aile. 2.eş, karı.
ailevî (A.) [‫ ]ﻋﺎﺋﻠﻮی‬aile ile ilgili.
âjeng (F.) [‫ ]ﺁژﻥﮓ‬buruşuk, cilt kırışığı.
âk (A.) [‫ ]ﻋﺎق‬serkeş.
akab (A.) [‫ ]ﻋﻘﺐ‬1.arka, art. 2.topuk, ökçe.
akabât (A.) [‫ ]ﻋﻘﺒﺎت‬1.yokuşlar. 2.tehlikeli anlar.

17

akabe (A.) [‫ ]ﻋﻘﺒﻪ‬1.geçilmesi güç geçit. 2.yokuş.
akabinde (A.-T.) ardından.
akâid (A.) [‫ ]ﻋﻘﺎﺋﺪ‬inançlar, akideler.
akâmet (A.) [‫ ]ﻋﻘﺎﻡﺖ‬1.verimsizlik, durgunlaştırma, aksatma. 2.kısırlık.
akar (A.) [‫ ]ﻋﻘﺎر‬kazanç sağlayan mülk.
akarât (A.) [‫ ]ﻋﻘﺮات‬kazanç sağlayan mülkler, akarlar.
akbeh (A.) [‫ ]اﻗﺒﺢ‬çok çirkin.
akd (A.) [‫ ]ﻋﻘﺪ‬1.düğümleme, bağlama. 2.nikah. 3.kararlaştırma. 4.kurma.
akdâh (A.) [‫ ]اﻗﺪاح‬kadehler.
akdâm (A.) [‫ ]اﻗﺪام‬ayaklar.
akdedilmek yapılmak, uygulanmak, icra edilmek.
akdem (A.) [‫ ]اﻗﺪم‬önce, önceki.
akdes (A.) [‫ ]اﻗﺪس‬en kutsal.
akdetmek/ eylemek yapmak, uygulamak, icra etmek, imzalamak, antlaşma
yapmak, sözleşme yapmak.
akıbet (A.) [‫ ]ﻋﺎﻗﺒﺖ‬son.
âkıbetbîn (A.-F.) [‫ ]ﻋﺎﻗﺒﺖ ﺑﻴﻦ‬sonu gören, ileri görüşlü.
âkıbetendîş (A.-F.) [‫ ]ﻋﺎﻗﺒﺖ اﻥﺪیﺶ‬sonunu düşünen.
âkıbetülemr (A.) [‫ ]ﻋﺎﻗﺒﺖ اﻻﻡﺮ‬sonunda.
âkıl (A.) [‫ ]ﻋﺎﻗﻞ‬akıllı, akıl sahibi.
akıl (A.) [‫ ]ﻋﻘﻞ‬akıl.
âkılâne (A.-F.) [‫ ]ﻋﺎﻗﻞ‬akıllıca.
âkıle (A.) [‫ ]ﻋﺎﻗﻠﻪ‬akıllı kadın.

18

âkır (A.) [‫ ]ﻋﺎﻗﺮ‬1.kısır. 2.verimsiz.
âkid (A.) [‫ ]ﻋﺎﻗﺪ‬akit yapan.
akîde (A.) [‫ ]ﻋﻘﻴﺪﻩ‬inanç, akide.
akîdefurûş (A.-F.) [ ‫ ]ﻋﻘﻴﺪﻩ ﻓﺮوش‬inanç tüccarı.
akîk (A.) [‫ ]ﻋﻘﻴﻖ‬akik taşı.
âkil (A.) [‫ ]ﺁﮐﻞ‬yiyen.
akîm (A.) [‫ ]ﻋﻘﻴﻢ‬1.kısır. 2.sonuçsuz.
akim kalmak gerçekleşememek, sonuçsuz kalmak.
akis (A.) [‫ ]ﻋﮑﺲ‬yansıma, aksetme, akis.
akl (A.) [‫ ]ﻋﻘﻞ‬akıl.
akl -ı bâliğ [‫ ]ﻋﻘﻞ ﺑﺎﻝﻎ‬ergin.
akl -ı evvel [‫ ]ﻋﻘﻞ اول‬Tanrı.
akl -ı küll [‫ ]ﻋﻘﻞ ﮐﻞ‬1.doğadaki genel uyum. 2.Cebrail.
akl -ı mücerred [‫ ]ﻋﻘﻞ ﻡﺠﺮد‬soyut akıl.
akl -ı selim [‫ ]ﻋﻘﻞ ﺱﻠﻴﻢ‬sağduyu.
aklâm (A.) [‫ ]اﻗﻼم‬1.kalemler. 2.yazı gereçleri. 3.devlet daireleri.
aklen (A.) [‫ ]اﻗﻼ‬akılca.
aklıselim (A.-F.) [‫ ]ﻋﻘﻞ ﺱﻠﻴﻢ‬sağduyu.
aklî (A.) [‫ ]ﻋﻘﻠﯽ‬akılca, akıl bakımından, rasyonel.
akliyye (A.) [‫ ]ﻋﻘﻠﻴﻪ‬akılcılık, rasyonalizm.
akliyyûn (A.) [‫ ]ﻋﻘﻠﻴﻮن‬akılcılar, rasyonalistler.
akm (A.) [‫ ]ﻋﻘﻢ‬kısırlık.
akmâr (A.) [‫ ]اﻗﻤﺎر‬aylar.

19

akmişe (A.) [‫ ]اﻗﻤﺸﻪ‬kumaşlar.
akrabâ (A.) [‫ ]اﻗﺮﺑﺎء‬akraba, yakınlar.
akran (A.) [‫ ]اﻗﺮان‬yaşıtlar.
akreb (A.) [‫ ]اﻗﺮب‬en yakın.
akreb (A.) [‫ ]ﻋﻘﺮب‬1.akrep. 2.saat ibresi.
akrebek (A.-F.) [‫ ]ﻋﻘﺮﺑﮏ‬saati gösteren ibre.
aks (A.) [‫ ]ﻋﮑﺲ‬yansıma, akis.
aks -i müddeâ [‫ ]ﻋﮑﺲ ﻡﺪﻋﺎ‬çatışkı.
aks -i sedâ [‫ ]ﻋﮑﺲ ﺹﺪا‬yankı.
aksâ (A.) [‫ ]اﻗﺼﯽ‬uzak, en son.
aksâ -yı emel [‫ ]اﻗﺼﺎی اﻡﻞ‬ülkü, ideal.
aksâ -yı şark [‫ ]اﻗﺼﺎی ﺵﺮق‬Uzakdoğu.
aksâm (A.) [‫ ]اﻗﺴﺎم‬kısımlar, bölümler.
aksâm -ı sâire [‫ ]اﻗﺴﺎم ﺱﺎﺋﺮﻩ‬diğer kısımlar, öbür bölümler.
akser (A.) [‫ ]اﻗﺼﺮ‬en kısa.
aksetmek yansımak, vurmak.
aksî (A.) [‫ ]ﻋﮑﺴﯽ‬1.inatçı. 2.ters, zıt. 3.huysuz.
aksülamel (A.) [‫ ]ﻋﮑﺲ اﻝﻌﻤﻞ‬tepki, reaksiyon.
aktâ’ (A. [‫ ]اﻗﻄﺎع‬1.kesmeler. 2.beylik araziler.
aktâb (A.) [‫ ]اﻗﻄﺎب‬1.kutuplar. 2.azizler. 3.efendiler.
aktâr (A.) [‫ ]اﻗﻄﺎر‬taraflar, yöreler.
aktâr-ı cihân [ ‫ ]اﻗﻄﺎر ﺝﻬﺎن‬dünyanın her tarafı.
akûr (A.) [‫ ]ﻋﻘﻮر‬azgın, kudurmuş, saldırgan.

20

akûrâne (A.-F.) [‫ ]ﻋﻘﻮراﻥﻪ‬kudurmuşçasına.
akvâl (A.) [‫ ]اﻗﻮال‬sözler.
akvâm (A.) [‫ ]اﻗﻮام‬kavimler.
akviyâ (A.) [‫ ]اﻗﻮیﺎ‬kuvvetliler.
âl (A.) [‫ ]ﺁل‬1.aile. 2.sülale. 3.evlat.
âl (A.) [‫ ]ﻋﺎل‬yüce, yüksek.
alâ (A.) [‫ ]ﻋﻼء‬yücelik, şeref.
alâ (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ‬üst, üstü, üzeri.
alâeyyihâl (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ ای ﺣﺎل‬her nasıl olsa.
âlâf (A.) [‫ ]ﺁﻻف‬binler.
alâhide (A.) [‫ ]ﻋﻠﻴﺤﺪﻩ‬tek başına, başlı başına.
alâik (A.) [‫ ]ﻋﻼﺋﻖ‬alakalar, ilgiler.
alâim (A.) [ ] işaretler, alametler.
alâim-i semâ [‫ ]ﻋﻼﺋﻢ ﺱﻤﺎ‬gökkuşağı.
alak (A.) [‫ ]ﻋﻠﻖ‬1.kan pıhtısı. 2.sülük.
alâka (A.) [‫ ]ﻋﻼﻗﻪ‬ilgi, alaka.
alâkabahş (A.-F.) [‫ ]ﻋﻼﻗﻪ ﺑﺨﺶ‬ilgilendiren, ilgili.
alâkadar (A.-F.) [‫ ]ﻋﻼﻗﻪ دار‬ilgili, alakalı.
alâkadar etmek ilgilendirmek.
alâkadar olmak ilgilenmek.
alakadârân (A.-F.) [‫ ]ﻋﻼﻗﻪ داران‬ilgililer.
alâkadrilimkân (A.) [‫ ]ﻋﻼﻗﺪراﻻﻡﮑﺎن‬olabildiğince.
âlâm (A.) [‫ ]ﺁﻻم‬elemler, acılar.

21

alâmât (A.) [‫ ]ﻋﻼﻡﺎت‬işaretler, alametler.
alâmet (A.) [‫ ]ﻋﻼﻡﺖ‬işaret, iz, alamet, belirti. 2.çok iri.
âlât (A.) [‫ ]ﺁﻻت‬aletler.
alâvechi (A.) [‫ ]ﻋﻠِﯽ وﺝﻪ‬üzere.
alâvefk (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ وﻓﻖ‬uygun olarak.
âlâyiş (F.) [‫ ]ﺁﻻیﺶ‬1.bulaşma. 2.gösteriş.
aleddevam (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻝﺪوام‬sürekli.
alef (A.) [‫ ]ﻋﻠﻒ‬1.ot. 2.hayvan yemi.
aleka (A.) [‫ ]ﻋﻠﻘﻪ‬1.kan pıhtısı. 2.balçık.
alelacele (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻝﻌﺠﻠﻪ‬çarçabuk.
alelâde (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻝﻌﺎدﻩ‬sıradan, bayağı.
alelamyâ (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻝﻌﻤﻴﺎ‬körükörüne.
alelekser (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻻﮐﺜﺮ‬çok defa.
alelhusûs (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻝﺨﺼﻮص‬özellikle.
alelıtlâk (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻻﻃﻼق‬1.genellikle. 2.rastgele.
alelicmâl (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻻﺝﻤﺎل‬topluca.
alelinfirâd (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻻﻥﻔﺮاد‬birer birer.
alelistimrâr (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻻﺱﺘﻤﺮار‬sürekli, aralıksız.
aleliştirâk (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻻﺵﺘﺮاک‬ortaklaşa.
alelkifâye (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻝﮑﻔﺎیﻪ‬yeterince.
alelumûm (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻝﻌﻤﻮم‬genellikle, genelde, genel olarak.
âlem (A.) [‫ ]ﻋﺎﻝﻢ‬dünya; evren.
alem (A.) [‫ ]ﻋﻠﻢ‬1.sancak. 2.alem. 3.nişan, alamet.

22

âlemârâ (A.-F.) [‫ ]ﻋﺎﻝﻢ ﺁرا‬dünyayı süsleyen.
alemdâr (A.-F.) [‫ ]ﻋﻠﻤﺪار‬sancaktar.
âlemefrûz (A.-F.) [‫ ]ﻋﺎﻝﻢ اﻓﺮوز‬dünyayı parlatan.
âlemgîr (A.-F.) [‫ ]ﻋﺎﻝﻤﮕﻴﺮ‬1.dünyayı fetheden. 2.dünyaya yayılan.
âlemiyân (A.-F.) [‫ ]ﻋﺎﻝﻤﻴﺎن‬insanlar.
âlemşümûl (A.) [‫ ]ﻋﻠﻢ ﺵﻤﻮل‬dünyayı kaplayan.
âlemtâb (A.-F.) [‫ ]ﻋﺎﻝﻤﺘﺎب‬dünyayı aydınlatan.
alenen (A.) [‫ ]ﻋﻠﻨﺎ‬açıkça.
alenî (A.) [‫ ]ﻋﻠﻨﯽ‬açık, aşikâr.
âlet (A.) [‫ ]ﺁﻝﺖ‬1.araç, alet. 2.aygıt.
alettafsîl (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻝﺘﻔﺼﻴﻞ‬ayrıntılı olarak.
alettevâlî (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻝﺘﻮاﻝﯽ‬peşpeşe.
aleyh (A.) [‫ ]ﻋﻠﻴﻪ‬karşı, karşıt; üzerine.
aleyhdar (A.-F.) [‫ ]ﻋﻠﻴﻪ دار‬karşıt, zıt.
aleyhisselâm (A.) [‫ ]ﻋﻠﻴﻪ اﻝﺴﻼم‬selam onun üzerine olsun.
âlî (A.) [‫ ]ﻋﺎﻝﯽ‬yüce; yüksek.
âlîcâh (A.-F.) [‫ ]ﻋﺎﻝﯽ ﺝﺎﻩ‬yüksek dereceli.
âlîcenâb (A.) [‫ ]ﻋﺎﻝﯽ ﺝﻨﺎب‬1.cömert. 2.haysiyetli.
âlihe (A.) [‫ ]ﺁﻝﻬﻪ‬ilahlar.
âlîhimmet (A.) [‫ ]ﻋﺎﻝﯽ هﻤﺖ‬yüce himmetli.
âlîkadr (A.) [‫ ]ﻋﺎﻝﯽ ﻗﺪر‬saygıdeğer.
alîl (A.) [‫ ]ﻋﻠﻴﻞ‬1.hasta, hastalıklı, illetli. 2.sakat.
âlim (A.) [‫ ]ﻋﺎﻝﻢ‬bilgin.

23

alîm (A.) [‫ ]ﻋﻠﻴﻢ‬çok bilen.
âlîmakâm (A.) [‫ ]ﻋﺎﻝﯽ ﻡﻘﺎم‬yüksek makamlı.
âlînazar (A.) [‫ ]ﻋﺎﻝﯽ ﻥﻈﺮ‬yüksek görüşlü.
âlîşan (A.) [‫ ]ﻋﺎﻝﯽ ﺵﺎن‬şanı yüce.
âliye (A.) [‫ ]ﻋﺎﻝﻴﻪ‬yüce, yüksek.
aliyyülâlâ (A.) [‫ ]ﻋﻠﯽ اﻻﻋﻼ‬en iyisi.
Allâh (A.) [‫ ]اﷲ‬Tanrı, Allah.
allâme (A.) [‫ ]ﻋﻼﻡﻪ‬büyük bilgin.
âlû (F.) [‫ ]ﺁﻝﻮ‬erik.
âlûbâlu (F.) [‫ ]ﺁﻝﻮﺑﺎﻝﻮ‬vişne.
âlûd (F.) [‫ ]ﺁﻝﻮد‬bulanmış, bulaşmış.
âlûde (F.) [‫ ]ﺁﻝﻮدﻩ‬bulanmış, bulaşmış.
âlûdedâmen (F.) [‫ ]ﺁﻝﻮدﻩ داﻡﻦ‬iffetsiz.
âlûdegî (F.) [‫ ]ﺁﻝﻮدﮔﯽ‬bulaşma, bulaşıklık.
âlüfte (F.) [‫ ]ﺁﻝﻔﺘﻪ‬1.iffetsiz, fahişe. 2.alışık.
âmâc (F.) [‫ ]ﺁﻡﺎج‬1.hedef. 2.nişan tahtası.
âmâcgâh (F.) [‫ ]ﺁﻡﺎﺝﮕﺎﻩ‬nişan alınan yer.
âmâde (F.) [‫ ]ﺁﻡﺎدﻩ‬hazır.
âmâdegî (F.) [‫ ]ﺁﻡﺎدﮔﯽ‬hazırlık.
a'mâl (A.) [‫ ]اﻋﻤﺎل‬davranışlar, ameller.
âmâl (A.) [‫ ]ﺁﻡﺎل‬emeller.
âmâl (A.) [‫ ]ﺁﻡﺎل‬emeller.
âmâr (F.) [‫ ]ﺁﻡﺎر‬1.sayım. 2.hesap.

24

amd (A.) [‫ ]ﻋﻤﺪ‬kasıt.
amden (A.) [‫ ]ﻋﻤﺪا‬kasıtlı olarak.
âmed (F.) [‫ ]ﺁﻡﺪ‬gelme, geliş.
âmedşüd (F.) [‫ ]ﺁﻡﺪﺵﺪ‬geliş gidiş.
âmedüreft (F.) [‫ ]ﺁﻡﺪورﻓﺖ‬geliş gidiş.
âmedüşüd (F.) [‫ ]ﺁﻡﺪوﺵﺪ‬geliş gidiş.
amel (A.) [‫ ]ﻋﻤﻞ‬1.iş. 2.ishal.
amele (A.) [‫ ]ﻋﻤﻠﻪ‬işçi.
amelen (A.) [‫ ]ﻋﻤﻼ‬bilfiil, işleyerek.
amelî (A.) [‫ ]ﻋﻤﻠﯽ‬pratik, uygulamalı.
ameliyât (A.) [‫ ]ﻋﻤﻠﻴﺎت‬1.işlemler, uygulamalar. 2.ameliyat.
ameliye(A.) [‫ ]ﻋﻤﻠﻴﻪ‬işlem, uygulama.
âmennâ (A.) [‫ ]ﺁﻡﻨﺎ‬diyecek bir şey yok, inandık.
âmîhte (A.) [‫ ]ﺁﻡﻴﺨﺘﻪ‬karışık, karışmış.
amîk (A.) [‫ ]ﻋﻤﻴﻖ‬derin.
âmil (A.) [‫ ]ﻋﺎﻡﻞ‬1.yapan, işleyen. 2.faktör, etken. 3.vergi memuru. 4.vali.
amîm (A.) [‫ ]ﻋﻤﻴﻢ‬yaygın.
âmîn (A.) [‫ ]ﺁﻡﻦ‬amin.
âminen (A.) [‫ ]ﺁﻡﻨﺎ‬emin olarak.
âmir (A.) [‫ ]ﺁﻡﺮ‬emreden.
âmirâne (A.-F.) [‫ ]ﺁﻡﺮاﻥﻪ‬emredercesine.
âmiyâne (A.-F.) [‫ ]ﻋﺎﻡﻴﺎﻥﻪ‬bayağı, avamca.
âmm (A.) [‫ ]ﻋﺎم‬genel, yaygın.

25

âmm (A.) [‫ ]ﻋﺎم‬yıl.
amm (A.) [‫ ]ﻋﻢ‬amca.
ammâ (A.) [‫ ]اﻡﺎ‬ama.
ammâba’d (A.) [(‫ ]اﻡﺎﺑﻌﺪ‬maksada gelince.
amme (A.) [‫ ]ﻋﻤﻪ‬hala.
amûd (A.) [‫ ]ﻋﻤﻮد‬direk.
amûden (A.) [‫ ]ﻋﻤﻮدا‬dikine.
amûdî (A.) [‫ ]ﻋﻤﻮدی‬dikey.
âmurziş (F.) [‫ ]ﺁﻡﺮزش‬1.bağışlama, affetme.
âmûz (F.) [‫ ]ﺁﻡﻮز‬1.öğrenen. 2.öğreten.
âmûzgâr (F.) [‫ ]ﺁﻡﻮزﮔﺎر‬öğretmen.
âmürzgâr (F.) [‫ ]ﺁﻡﺮزﮔﺎر‬bağışlayıcı, Tanrı.
âmürziş (F.) [‫ ]ﺁﻡﺮزش‬bağışlama.
ân (A.) [‫ ]ﺁن‬an.
an (A.) [‫– ]ﻋﻦ‬den, -dan.
ân (F.) [‫ ]ان‬1.çoğul eki -ler, -lar. 2.zarf yapan ek -erek, -arak.
ân (F.) [‫ ]ﺁن‬alım, cazibe, hava.
an’anât (A.) [‫ ]ﻋﻨﻌﻨﺎت‬gelenekler.
an’ane (A.) [‫ ]ﻋﻨﻌﻨﻪ‬gelenek.
an’anevî (A.) [‫ ]ﻋﻨﻌﻨﻮی‬geleneksel.
ânân (F.) [‫ ]ﺁﻥﺎن‬onlar.
anâsır (A.) [‫ ]ﻋﻨﺎﺹﺮ‬unsurlar, elemanlar.
anâsır-ı erba’a [‫ ]ﻋﻨﺎﺹﺮ ارﺑﻌﻪ‬dört unsur ateş, hava, su, toprak.

26

ânât (A.) [‫ ]ﺁﻥﺎت‬anlar.
anbean (A.-F.) [‫ ]ﺁن ﺑﻪ ﺁن‬her an, gittikçe.
anber (A.) [‫ ]ﻋﻨﺒﺮ‬amber.
anberbû (A.-F.) [‫ ]ﻋﻨﺒﺮﺑﻮ‬amber kokulu.
andelîb (A.) [‫ ]ﻋﻨﺪﻝﻴﺐ‬bülbül.
âne (F.) [‫ ]اﻥﻪ‬gibi anlamını verecek şekilde sıfat ve zarf yapan son ek.
anh (A.) [‫ ]ﻋﻨﻪ‬ondan.
anhâ (A.) [‫ ]ﻋﻨﻬﺎ‬ondan.
anhâ (F.) [‫ ]ﺁﻥﻬﺎ‬onlar.
ânî (A.-F.) [‫ ]ﺁﻥﯽ‬1.bir an. 2.derhal.
ânifen (A.) [‫ ]ﺁﻥﻔﺎ‬1.az önce, demin. 2.yukarıda.
âniyen (A.) [‫ ]ﺁﻥﻴﺎ‬bir anda, der hal, o anda.
ankâ (A.) [‫ ]ﻋﻨﻘﺎ‬zümrütüanka,
ankarîb (A.) [‫ ]ﻋﻦ ﻗﺮیﺐ‬yakında, yakından, çok geçmeden.
ankasdin (A.) [‫ ]ﻋﻦ ﻗﺼﺪ‬kasıtlı olarak, bile bile.
ankebût (A.) [‫ ]ﻋﻨﮑﺒﻮت‬örümcek.
ansamîmilkalb (A.) [‫ ]ﻋﻦ ﺹﻤﻴﻢ اﻝﻘﻠﺐ‬içtenlikle, canügönülden.
anûd (A.) [‫ ]ﻋﻨﻮد‬inatçı.
âr (A.) [‫ ]ﻋﺎر‬utanma, ar.
ar’ar (A.) [‫ ]ﻋﺮﻋﺮ‬1.anırma. 2.dikenli ardıç.
ârâ (F.) [‫ ]ﺁرا‬süsleyen.
ârâ’ (A.) [‫ ]ﺁراء‬oylar.
arâ’is (A.) [‫ ]ﻋﺮاﺋﺲ‬gelinler.

27

arab (A.) [‫ ]ﻋﺮب‬arap
arabî (A.) [‫ ]ﻋﺮﺑﯽ‬arapça.
arak (A.) [‫ ]ﻋﺮق‬1.ter. 2.rakı.
arakçîn (A.-F.) [‫ ]ﻋﺮﻗﭽﻴﻦ‬takke kavuk altı takkesi.
arakdâr (A.-F.) [‫ ]ﻋﺮﻗﺪار‬terli.
arakıyye (A.) [‫ ]ﻋﺮﻗﻴﻪ‬derviş külahı.
ârâm (F.) [‫ ]ﺁرام‬1.dinlenme. 2.yerleşme.
ârâm etmek yerleşmek
ârâmbahş (F.) [‫ ]ﺁرام ﺑﺨﺶ‬dinlendiren, huzur veren.
ârâmgâh (F.) [‫ ]ﺁراﻡﮕﺎﻩ‬1.dinlenme yeri. 2.mezar.
ârâmiş (F.) [‫ ]ﺁراﻡﺶ‬1.dinlenme. 2.huzur.
ârâste (F.) [‫ ]ﺁراﺱﺘﻪ‬süslenmiş, süslü.
ârâyiş (F.) [‫ ]ﺁرایﺶ‬1.süs. 2.süslenme.
araz (A.) [‫ ]ﻋﺮض‬1.işaret, belirti. 2.tesadüf.
arâzî (A.) [‫ ]اراﺽﯽ‬yerler, arazi.
arbede (A.) [‫ ]ﻋﺮﺑﺪﻩ‬kavga.
arbedecû (A.-F.) [‫ ]ﻋﺮﺑﺪﻩ ﺝﻮ‬kavgacı.
ard (F.) [‫ ]ﺁرد‬un.
ardbîz (F.) [‫ ]ﺁردﺑﻴﺰ‬elek.
arefe (A.) [‫ ]ﻋﺮﻓﻪ‬arife, bayramdan önceki gün.
ârız (A.) [‫ ]ﻋﺎرض‬1.yanak. 2.gelen. 3.engel.
ârızî (A.) [‫ ]ﻋﺎرﺽﯽ‬geçici.
ârî (A.) [‫ ]ﻋﺎری‬1.çıplak. 2.uzak, uzakta, soyutlanmış.

28

ârî (F.) [‫ ]ﺁری‬evet.
ârif (A.) [‫ ]ﻋﺎرف‬bilen, arif, irfan sahibi.
âriyyet (A.) [‫ ]ﻋﺎریﺖ‬ödünç.
arîz (A.) [‫ ]ﻋﺮیﺾ‬geniş, genişlemesine.
arman (F.) [‫ ]ﺁرﻡﺎن‬1.özlem. sıkıntı.
arsa (A.) [‫ ]ﻋﺮﺹﻪ‬yer, meydan.
arş (A.) [‫ ]ﻋﺮش‬1.gök. 2.taht. 3.çardak.
arşa (A.) [‫ ]ﻋﺮﺵﻪ‬güverte.
arûs (A.) [ ] gelin.
arz (A.) [‫ ]ارض‬1.yer. 2.dünya, yeryüzü.
arz (A.) [‫ ]ﻋﺮض‬1.genişlik, en. 2.enlem.
arz (A.) [‫ ]ﻋﺮض‬sunma, arzetme.
arzan (A.) [‫ ]ارﺽﺎ‬enine, genişliğine.
arzıhâl (A.) [‫ ]ارض ﺣﺎل‬dilekçe.
ârzû (F.) [‫ ]ﺁرزو‬istek, heves.
asâ (A.) [‫ ]ﻋﺼﺎ‬1.değnek, sopa. 2.derviş değneği.
âsâ (F.) [‫ ]ﺁﺱﺎ‬gibi.
asab (A.) [‫ ]ﻋﺼﺐ‬sinir.
asabî (A.) [‫ ]ﻋﺼﺒﯽ‬sinirli.
asabiyülmizac (A.) [‫ ]ﻋﺼﺒﯽ اﻝﻤﺰاج‬asabî mizaçlı.
asabiyyet (A.) [‫ ]ﻋﺼﺒﻴﺖ‬sinirlilik.
âsaf (A.) [‫ ]ﺁﺹﻒ‬1.vezir. Hz. Süleyman’ın veziri.
asâkir (A.) [‫ ]ﻋﺴﺎﮐﺮ‬askerler.

29

asalet (A.) [‫ ]اﺹﺎﻝﺖ‬asillik.
asamm (A.) [‫ ]اﺹﻢ‬sağır.
âsân (F.) [‫ ]ﺁﺱﺎن‬kolay.
âsâr (A.) [‫ ]ﺁﺛﺎر‬1.izler. 2.eserler.
âsâyiş (F.) [‫ ]ﺁﺱﺎیﺶ‬1.huzur. 2.güvenlik.
âsâyiş berkemâl [ ‫ ] ﺁﺱﺎیﺶ ﺑﺮﮐﻤﺎل‬her yerde huzur hakim.
asdika (A.) [‫ ]اﺹﺪﻗﺎ‬gerçek dostlar.
asel (A.) [‫ ]ﻋﺴﻞ‬bal.
ases (A.) [‫ ]ﻋﺴﺲ‬gece bekçisi.
asfer (A.) [‫ ]اﺹﻔﺮ‬1.sarı. 2.soluk benizli.
asgar (A.) [‫ ]اﺹﻐﺮ‬en küçük.
asgarî (A.) [‫ ]اﺹﻐﺮی‬en az.
ashâb (A.) [‫ ]اﺹﺤﺎب‬1.dostlar, arkadaşlar. 2.sahipler.
âsım (A.) [‫ ]ﻋﺎﺹﻢ‬1.günahtan sakınan. 2.iffetli.
asır ba’de asır (A.) [‫ ]ﻋﺼﺮ ﺑﻌﺪ ﻋﺼﺮ‬asırlarca, yüzyıllarca.
âsî (A.) [‫ ]ﻋﺎﺹﯽ‬1.isyancı. 2.günahkâr.
âsîb (F.) [‫ ]ﺁﺱﻴﺐ‬felaket, bela, zarar.
asîl (A.) [‫ ]اﺹﻴﻞ‬1.sağlam. 2.soylu.
asîlzâde (A.-F.) [‫ ]اﺹﻴﻞ زادﻩ‬soylu çocuğu, asilzade.
asîr (A.) [‫ ]ﻋﺼﻴﺮ‬özsuyu, usare.
âsitan (F.) [‫ ]ﺁﺱﺘﺎن‬eşik.
âsiyâ (F.) [‫ ]ﺁﺱﻴﺎ‬değirmen.
âsiyâb (F.) [‫ ]ﺁﺱﻴﺎب‬değirmen.

30

asker (A.) [‫ ]ﻋﺴﮑﺮ‬asker, er.
asl (A.) [‫ ]اﺹﻞ‬1.asıl. 2.kök. 3.gerçek.
asla (A.) [‫ ]اﺹﻼ‬hiçbir zaman.
aslî (A.) [‫ ]اﺹﻠﯽ‬asıl.
aslünesl (A.-F.) [‫ ]اﺹﻞ و ﻥﺴﻞ‬soy sop.
âsmân (F.) [‫ ]ﺁﺱﻤﺎن‬gök, gökyüzü.
âsmânî (F.) [‫ ]ﺁﺱﻤﺎﻥﯽ‬1.gökyüzüne ait. 2.melek. 3.açık mavi.
asnâm (A.) [‫ ]اﺹﻨﺎم‬1.putlar. 2.dilberler.
asr (A.) [‫ ]ﻋﺼﺮ‬1.yüzyıl. 2.ikindi vakti.
asrî (A.) [‫ ]ﻋﺼﺮی‬modern.
âstân (F.) [‫ ]ﺁﺱﺘﺎن‬1.eşik. 2.tekke.
âstâne (F.) [‫ ]ﺁﺱﺘﺎﻥﻪ‬1.eşik. 2.başkent. 3.tekke. 4.İstanbul.
âster (F.) [‫ ]ﺁﺱﺘﺮ‬astar.
âstîn (F.) [‫ ]ﺁﺱﺘﻴﻦ‬yen.
âsûde (F.) [‫ ]ﺁﺱﻮدﻩ‬rahat, huzurlu.
âsûdegî (F.) [‫ ]ﺁﺱﻮدﮔﯽ‬huzur.
âsûdehâtır (F.-A.) [‫ ]ﺁﺱﻮدﻩ ﺧﺎﻃﺮ‬gönlü rahat, huzurlu.
âsüman (F.) [‫ ]ﺁﺱﻤﺎن‬gökyüzü.
âş (F.) [‫ ]ﺁش‬1.yemek. 2.aşûre.
âşâm (F.) [‫ ]ﺁﺵﺎم‬içen.
aşer (A.) [‫ ]ﻋﺸﺮ‬on.
aşere (A.) [‫ ]ﻋﺸﺮﻩ‬onlar.
aşhâne (F.) [‫ ]ﺁﺵﺨﺎﻥﻪ‬mutfak.

31

âşık (A.) [‫ ]ﻋﺎﺵﻖ‬aşık.
âşıkân (A.-F.) [‫ ]ﻋﺎﺵﻘﺎن‬aşıklar.
âşifte (F.) [‫ ]ﺁﺵﻔﺘﻪ‬1.perişan. 2.iffetsiz kadın.
âşikâr (F.) [‫ ]ﺁﺵﮑﺎر‬açık, belli, aşikâr.
âşikâr etmek ortaya çıkarmak, belli etmek.
âşikâr olmak ortaya çıkmak, belli olmak.
âşikâre (F.) [‫ ]ﺁﺵﮑﺎرﻩ‬açık, belli.
âşina (F.) [‫ ]ﺁﺵﻨﺎ‬1.tanıdık, bildik. 2.bilen.
âşir (A.) [‫ ]ﻋﺎﺵﺮ‬onuncu.
aşîr (A.) [‫ ]ﻋﺸﻴﺮ‬onda bir.
âşiren (A.) [‫ ]ﻋﺎﺵﺮا‬onuncusu.
âşiyân (F.) [‫ ]ﺁﺵﻴﺎن‬1.yuva. 2.ev.
aşk (A.) [‫ ]ﻋﺸﻖ[ ]ﻋﺸﻖ‬aşk.
âşkâr (F.) [‫ ]ﺁﺵﮑﺎر‬1.açık, belli, aşikâr.
âşkârâ (F.) [‫ ]ﺁﺵﮑﺎرا‬açık, belli, aşikâr.
âşnâ (F.) [‫ ]ﺁﺵﻨﺎ‬tanıdık, dost, aşina.
âşnâyân (F.) [‫ ]ﺁﺵﻨﺎیﺎن‬tanıdıklar, dostlar.
âşnâyî (F.) [‫ ]ﺁﺵﻨﺎیﯽ‬1.dostluk. 2.bilme, haberdarlık.
âşpez (F.) [‫ ]ﺁﺵﭙﺰ‬aşçı.
aşre (A.) [‫ ]ﻋﺸﺮﻩ‬on.
âşûb (F.) [‫ ]ﺁﺵﻮب‬1.kargaşa. 2.karıştırıcı.
âşûbengîz (F.) [‫ ]ﺁﺵﻮب اﻥﮕﻴﺰ‬kargaşa çıkaran.
âşûrâ (A.) [‫ ]ﻋﺎﺵﻮرا‬aşûre.

32

âşüfte (F.) [‫ ]ﺁﺵﻔﺘﻪ‬1.iffetsiz kadın. 2.perişan.
âşüftedil (F.) [‫ ]ﺁﺵﻔﺘﻪ دل‬gönlü perişan.
ât (A.) [‫ ]ات‬çoğul eki -ler, -lar.
at’ime (A.) [‫ ]اﻃﻌﻤﻪ‬taamlar, yiyecekler.
atâ (A.) [‫ ]ﻋﻄﺎء‬bağış, ihsan, bahşiş.
atâbahş (A.-F.) [‫ ]ﻋﻄﺎ ﺑﺨﺶ‬bahşiş veren, ihsanda bulunan.
atâlet (A.) [‫ ]ﻋﻄﺎﻝﺖ‬1.durgunluk. 2.tembellik.
ataş (A.) [‫ ]ﻋﻄﺶ‬susuzluk.
atâyâ (A.) [‫ ]ﻋﻄﺎیﺎ‬bağışlar, ihsanlar, bahşişler.
atebât (A.) [‫ ]ﻋﺘﺒﺎت‬1.eşikler. 2.şiîlerin ziyaret yerleri Necef, Kerbela, Kâzımiye.
atebe (A.) [‫ ]ﻋﺘﺒﻪ‬eşik.
ateh (A.) [‫ ]ﻋﺘﻪ‬bunama.
ateh getirmek bunamak.
âteş (F.) [‫ ]ﺁﺕﺶ‬ateş.
âteşbâr (F.) [‫ ]ﺁﺕﺶ ﺑﺎر‬ateş yağdıran.
âteşbâz (F.) [‫ ]ﺁﺕﺸﺒﺎز‬fişekçi.
âteşdân (F.) [‫ ]ﺁﺕﺸﺪان‬1.mangal. 2.ocak.
âteşdem (F.) [‫ ]ﺁﺕﺶ دم‬acı sözlü.
âteşefrûz (F.) [‫ ]ﺁﺕﺶ اﻓﺮوز‬ateş yakan.
âteşfâm (F.) [‫ ]ﺁﺕﺶ ﻓﺎم‬1.ateş rengi. 2.kırmızı.
âteşfeşân (F.) [‫ ]ﺁﺕﺶ ﻓﺸﺎن‬ateş saçan.
âteşgâh (F.) [‫ ]ﺁﺕﺸﮕﺎﻩ‬ateşkede, ateşperest tapınağı.
âteşgede (F.) [‫ ]ﺁﺕﺸﮕﺪﻩ‬ateşkede, ateşperest tapınağı.

33

âteşgîre (F.) [‫ ]ﺁﺕﺶ ﮔﻴﺮﻩ‬1.maşa. 2.çıra.
âteşgûn (F.) [‫ ]ﺁﺕﺶ ﮔﻮن‬ateş rengi, kırmızı.
âteşî (F.) [‫ ]ﺁﺕﺸﯽ‬1.ateşli. 2.öfkeli, kızgın. 3.acı, dokunaklı. 4.cehennemlik.
âteşîn (F.) [‫ ]ﺁﺕﺸﻴﻦ‬1.ateşli. 2.hararetli.
âteşkâr (F.) [‫ ]ﺁﺕﺶ ﮐﺎر‬külhancı, ateşçi.
âteşmizâc (F.-A.) [‫ ]ﺁﺕﺶ ﻡﺰاج‬sert mizaçlı.
âteşpâre (F.) [‫ ]ﺁﺕﺶ ﭘﺎرﻩ‬kıvılcım.
âteşperest (F.) [‫ ]ﺁﺕﺶ ﭘﺮﺱﺖ‬ateşe tapan, ateşperest.
atf (A.) [‫ ]ﻋﻄﻒ‬1.eğme. 2.bağlaç. 3.çevirme,yöneltme.
atfen (A.) [‫ ]ﻋﻄﻔﺎ‬atıfta bulunarak,
atfetmek yöneltmek, vermek.
âtıf (A.) [‫ ]ﻋﺎﻃﻒ‬1.şefkatli. 2.meyleden. 3.bağlayan.
âtıfet (A.) [‫ ]ﻋﺎﻃﻔﺖ‬şefkat gösterme.
âtıfetkâr (A.-F) [‫ ]ﻋﺎﻃﻔﺘﮑﺎر‬şefkat gösteren, gözeten.
âtıl (A.) [‫ ]ﻋﺎﻃﻞ‬1.yararsız. 2.tembel.
âtî (A.) [‫ ]ﺁﺕﯽ‬1.gelecek.
âtîdeki (A.-T.) [ ] ilerideki, aşağıdaki, gelecek olan.
atîk (A.) [‫ ]ﻋﺘﻴﻖ‬1.eski, antik. 2.asil. 3.özgür.
atîka (A.) [‫ ]ﻋﺘﻴﻘﻪ‬1.eski, antik. 2.asil. 3.özgür.
atîkiyyât (A.) [‫ ]ﻋﺘﻴﻘﻴﺎت‬arkeoloji.
âtiye (A.) [‫ ]ﺁﺕﻴﻪ‬gelecek.
âtiyen (A.) [‫ ]ﺁﺕﻴﺎ‬1.gelecekte. 2.aşağıda görüleceği gibi.
âtiyülbeyân (A.) [‫ ]ﺁﺕﯽ اﻝﺒﻴﺎن‬aşağıda açıklanacak olan.

34

âtiyüzzikr (A.) [‫ ]ﺁﺕﯽ اﻝﺬﮐﺮ‬aşağıda zikredilecek olan.
atiyyât (A.) [‫ ]ﻋﻄﻴﺎت‬bağışlar, ihsanlar.
atiyye-i seniyye [‫ ]ﻋﻄﻴﻪء ﺱﻨﻴﻪ‬padişah tarafından verilen hediye.
atlas (A.) [‫ ]اﻃﻠﺲ‬1.atlas kumaş. 2.büyük harita, dünya haritası.
atnâb (A.) [‫ ]اﻃﻨﺎب‬1.ipler. 2.çadır ipleri. 3.ağaç kökleri.
ats (A.) [‫ ]ﻋﻄﺲ‬hapşırma, aksırma.
atse (A.) [‫ ]ﻋﻄﺴﻪ‬hapşırık, aksırık.
atş (A.) [‫ ]ﻋﻄﺶ‬susuzluk.
atşân (A.) [‫ ]ﻋﻄﺸﺎن‬susuz, susamış.
attar (A.) [‫ ]ﻋﻄﺎر‬attar, baharatçı.
attârî (A.-F.) [‫ ]ﻋﻄﺎری‬1.attarlık. 2.attar dükkanı.
atûfet (A.) [‫ ]ﻋﻄﻮﻓﺖ‬şefkat.
avâid (A.) [‫ ]ﻋﻮاﺋﺪ‬gelirler.
avâkıb (A.) [‫ ]ﻋﻮاﻗﺐ‬1.sonuçlar. 2.sonlar.
avâlim (A.) [‫ ]ﻋﻮاﻝﻢ‬âlemler, dünyalar.
avâm (A.) [‫ ]ﻋﻮام‬halk tabakası.
avâmil (A.) [‫ ]ﻋﻮاﻡﻞ‬1.etkenler, faktörler.
avâmpesend (A.-F.) [‫ ]ﻋﻮام ﭘﺴﻨﺪ‬halkın beğendiği.
avân (A.) [‫ ]اوان‬zaman.
âvâre (F.) [‫ ]ﺁوارﻩ‬aylak.
âvâreser (F.) [‫ ]ﺁوارﻩ ﺱﺮ‬aylak.
avârız (A.) [‫ ]ﻋﻮارض‬1.belalar. 2.engeller. 3.geçici vergi.
avârif (A.) [‫ ]ﻋﻮارف‬bilginler, arifler.

35

âvâz (F.) [‫ ]ﺁواز‬ses.
âvâze (F.) [‫ ]ﺁوازﻩ‬1.bağırma. 2.ün.
avdet (A.) [‫ ]ﻋﻮدت‬geri dönüş.
avdet etmek dönmek.
avene (A.) [‫ ]ﻋﻮﻥﻪ‬yardakçılar, avene.
âvîze (F.) [‫ ]ﺁویﺰﻩ‬asılı.
avn (A.) [‫ ]ﻋﻮن‬yardım.
avrât (A.) [‫ ]ﻋﻮرات‬kadınlar.
avret (A.) [‫ ]ﻋﻮرت‬kadın.
âyâ (F.) [‫ ]ﺁیﺎ‬acaba.
ayân (A.) [‫ ]ﻋﻴﺎن‬açık, belli, aşikâr.
ayâr (A.) [‫ ]ﻋﻴﺎر‬ayar.
âyât (A.) [‫ ]ﺁیﺎت‬ayetler.
ayb (A.) [‫ ]ﻋﻴﺐ‬ayıp.
âyet (A.) [‫ ]ﺁیﺖ‬1.ayet. 2.işaret.
âyîn (F.) [‫ ]ﺁیﻴﻦ‬1.tören. 2.ayin. 3.din.
âyine (F.) [‫ ]ﺁیﻨﻪ‬ayna.
âyînhân (F.) [‫ ]ﺁیﻴﻦ ﺧﻮان‬ayin okuyan.
ayn (A.) [‫ ]ﻋﻴﻦ‬1.göz. 2.tıpkı. 3.ayın harfi.
aynen (A.) [‫ ]ﻋﻴﻨﺎ‬tıpkı, aynen, olduğu gibi.
ayniyye (A.) [‫ ]ﻋﻴﻨﻴﻪ‬1.taşınabilir değerli eşya. 2.göz hastalıkları bölümü.
ayniyyet (A.) [‫ ]ﻋﻴﻨﻴﺖ‬aynılık.
aynülyakîn (A.) [‫ ]ﻋﻴﻦ اﻝﻴﻘﻴﻦ‬kesin, kesin bilgi.

36

ayş (A.) [‫ ]ﻋﻴﺶ‬yaşama, keyif alma, gününü gün etme.
ayyâr (A.) [‫ ]ﻋﻴﺎر‬1.kurnaz. 2.düzenbaz.
ayyârî (A.-F.) [‫ ]ﻋﻴﺎری‬1.kurnazlık. 2.düzenbazlık.
azâb (A.) [‫ ]ﻋﺬاب‬azap.
azab (A.) [‫ ]ﻋﺰب‬bekar.
azâbengiz (A.-F.) [‫ ]ﻋﺬاب اﻥﮕﻴﺰ‬azap veren.
âzâd (F.) [‫ ]ﺁزاد‬özgür.
âzâde (F.) [‫ ]ﺁزادﻩ‬özgür.
âzâdî (F.) [‫ ]ﺁزادی‬özgürlük.
azamet (A.) [‫ ]ﻋﻈﻤﺖ‬1.büyüklük, ululuk. 2.çalım.
âzâr (F.) [‫ ]ﺁزار‬1.incitme. 2.inciten.
azdâd (A.) [‫ ]اﺽﺪاد‬zıtlar, karşıtlar.
âzer (F.) [‫ ]ﺁذر‬1.ateş. 2.Âzer ayı.
âzerâsâ (F.) [‫ ]ﺁذرﺁﺱﺎ‬1.ateş gibi. 2.ateş rengi.
azil (A.) [‫ ]ﻋﺰل‬görevden alma.
âzim (A.) [‫ ]ﻋﺎزم‬kararlı.
azîm (A.) [‫ ]ﻋﻈﻴﻢ‬büyük.
azîmet (A.) [‫ ]ﻋﺰیﻤﺖ‬gitme, yola çıkma.
azimet etmek gitmek.
aziz (A.) [‫ ]ﻋﺰیﺰ‬değerli, saygın.
azîzan (A.-F.) [‫ ]ﻋﺰیﺰان‬değerliler.
azîze (A.) [‫ ]ﻋﺰیﺰﻩ‬1.sevgili. 2.saygın.
azl (A.) [‫ ]ﻋﺰل‬görevden alma.

37

azm (A.) [‫ ]ﻋﺰم‬1.azim. 2.niyet.
azm (A.) [‫ ]ﻋﻈﻢ‬kemik.
âzmâyiş (F.) [‫ ]ﺁزﻡﺎیﺶ‬deneme, sınama.
âzmend (F.) [‫ ]ﺁزﻡﻨﺪ‬hırslı.
azrâ (A.) [‫ ]ﻋﺬرا‬bâkire.
azrâil (A.) [‫ ]ﻋﺰداﺋﻴﻞ‬Azrail.
azrar (A.) [‫ ]اﺽﺮار‬zararlar.
azulât (A.) [‫ ]ﻋﻀﻼت‬adaleler.
âzürde (F.) [‫ ]ﺁزردﻩ‬incinmiş, gücenmiş.

38

B
bâ (F.) [‫ ]ﺑﺎ‬1.ile. 2.sahip.
ba’de (A.) [‫ ]ﺑﻌﺪ‬sonra.
ba’dehu (A.) [‫ ]ﺑﻌﺪﻩ‬daha sonra, ondan sonra.
ba’delmîlâd (A.) [‫ ]ﺑﻌﺪاﻝﻤﻴﻼد‬milattan sonra, İsa’dan sonra.
ba’demâ (A.) [‫ ]ﺑﻌﺪﻡﺎ‬bundan böyle.
ba’dezin (A.-F.) [‫ ]ﺑﻌﺪازایﻦ‬bundan sonra, bundan böyle.
ba’s (A.) [‫ ]ﺑﻌﺚ‬diriliş.
ba’süba’delmevt (A.) [‫ ]ﺑﻌﺚ ﺑﻌﺪ اﻝﻤﻮت‬ölümden sonra diriliş.
ba’zan (A.) [‫ ]ﺑﻌﻀﺎ‬bazen, kimi zaman.
bâb (A.) [‫ ]ﺑﺎب‬1.kapı. 2.konu. 3.bölüm.
bâbâ (F.) [‫ ]ﺑﺎﺑﺎ‬1.baba. 2.ata.
bâbâyâne (F.) [‫ ]ﺑﺎﺑﺎیﺎﻥﻪ‬babaca, babacan.
bâbûne (F.) [‫ ]ﺑﺎﺑﻮﻥﻪ‬babuna, papatya.
bâc (F.) [‫ ]ﺑﺎج‬1.haraç. 2.vergi. 3.gümrük vergisi.
bâcgîr (F.) [‫ ]ﺑﺎﺝﮕﻴﺮ‬vergi memuru.
bâd (F.) [‫ ]ﺑﺎد‬1.rüzgar, yel. 2.defa, kez. 3.yük. 4.olsun.
bâdâm (F.) [‫ ]ﺑﺎدام‬badem.
bâdbân (F.) [‫ ]ﺑﺎدﺑﺎن‬yelken.

39

bâdbedest (F.) [‫ ]ﺑﺎدﺑﺪﺱﺖ‬eli boş, züğürt.
bâdbîz (F.) [‫ ]ﺑﺎدﺑﻴﺰ‬yelpaze.
bâde (F.) [‫ ]ﺑﺎدﻩ‬1.içki. 2.şarap.
bâdefürûş (F.) [‫ ]ﺑﺎدﻩ ﻓﺮوش‬meyhaneci.
bâdehâr (F.) [‫ ]ﺑﺎدﻩ ﺧﻮار‬içki içen.
bâdekeş (F.) [‫ ]ﺑﺎدﻩ ﮐﺶ‬şarap içen.
bâdenûş (F.) [‫ ]ﺑﺎدﻩ ﻥﻮش‬içki içen.
bâdî (A.) [‫ ]ﺑﺎدی‬sebep olan, yol açan.
bâdî olmak sebep olmak, yol açmak.
bâdire (A.) [‫ ]ﺑﺎدرﻩ‬tehlikeli olay, felaket.
bâdiye (A.) [‫ ]ﺑﺎدیﻪ‬çöl.
bâğ (F.) [‫ ]ﺑﺎغ‬bahçe, bağ.
bağal (F.) [‫ ]ﺑﻐﻞ‬koltuk.
bâğbân (F.) [‫ ]ﺑﺎﻏﺒﺎن‬bahçıvan.
bâğçe (F.) [‫ ]ﺑﺎﻏﭽﻪ‬bahçe.
bağçevan (F.) [‫ ]ﺑﺎﻏﭽﻮان‬bahçıvan.
bağteten (A.) [‫ ]ﺑﻐﺘﺔ‬ansızın, birdenbire.
bâh (A.) [‫ ]ﺑﺎﻩ‬cinsel güç.
bahâ (F.) [‫ ]ﺑﻬﺎ‬değer, kıymet.
bâhaber (F.-A.) [‫ ]ﺑﺎﺧﺒﺮ‬haberli, haberdar.
bahâdar (F.) [‫ ]ﺑﻬﺎدار‬kıymetli.
bahâdır (F.) [‫ ]ﺑﻬﺎدر‬yiğit.
bahâne (F.) [‫ ]ﺑﻬﺎﻥﻪ‬1.bahane. 2.sebep.

40

bahânecû (F.) [‫ ]ﺑﻬﺎﻥﻪ ﺝﻮ‬bahaneci.
bahâr (F.) [‫ ]ﺑﻬﺎر‬1.ilkbahar. 2.bahar. 3.baharat.
bahârî (F.) [‫ ]ﺑﻬﺎری‬ilkbahar ile ilgili.
bahâyim (A.) [‫ ]ﺑﻬﺎیﻢ‬dört ayaklı hayvanlar.
bahîl (A.) [‫ ]ﺑﺨﻴﻞ‬cimri.
bâhired (F.) [‫ ]ﺑﺎﺧﺮد‬akıllı.
bâhis (A.) [‫ ]ﺑﺎﺣﺚ‬bahseden, söz eden.
bahis (A.) [‫ ]ﺑﺤﺚ‬1.konu. 2.tartışma.
bahr -i siyâh [‫ ]ﺑﺤﺮ ﺱﻴﺎﻩ‬Karadeniz.
bahr (A.) [‫ ]ﺑﺤﺮ‬deniz.
bahr -i ahdar [‫ ]ﺑﺤﺮ اﺣﻀﺮ‬Hint Okyanusu.
bahr -i ahmer [‫ ]ﺑﺤﺮ اﺣﻤﺮ‬Kızıldeniz.
bahr -i hazer [‫ ]ﺑﺤﺮ ﺧﺰر‬Hazar Denizi.
bahr -i kulzum [‫ ]ﺑﺤﺮ ﻗﻠﺰم‬Kızıldeniz.
bahr -i muhît-i atlasî [‫ ]ﺑﺤﺮ ﻡﺤﻴﻂ اﻃﻠﺴﯽ‬Atlas Okyanusu.
bahr -i muhît-i kebîr [‫ ]ﺑﺤﺮ ﻡﺤﻴﻂ ﮐﺒﻴﺮ‬Büyük Okyanus.
bahr -i mutavassıt [‫ ]ﺑﺤﺮ ﻡﺘﻮﺱﻂ‬Akdeniz.
bahs (A.) [‫ ]ﺑﺤﺚ‬1.konu. 2.tartışma.
bahs edilmek ele alınmak, söz edilmek.
bahs etmek ele almak, söz etmek.
bahş (F.) [‫ ]ﺑﺨﺶ‬bağışlayan.
bahş edilmek 1.bağışlanmak. 2.verilmek.
bahş etmek 1.bağışlamak. 2.vermek.

41

bahşâyiş (F.) [‫ ]ﺑﺨﺸﺎیﺶ‬1.bağışlama. 2.bağış, ihsan.
bahşiş (F.) [‫ ]ﺑﺨﺸﺶ‬1.bağış. 2.bahşiş.
baht (F.) [‫ ]ﺑﺨﺖ‬talih.
bahtiyârî (F.) [‫ ]ﺑﺨﺘﻴﺎری‬bahtiyarlık.
bâhûr (A.) [‫ ]ﺑﺎﺧﻮر‬aşırı sıcak.
bâhusus (F.-A.) [‫ ]ﺑﺎﺧﺼﻮص‬hele hele, özellikle.
baîd (A.) [‫ ]ﺑﻌﻴﺪ‬uzak.
bâis (A.) [‫ ]ﺑﺎﻋﺚ‬yol açan, sebep olan.
bâis olmak yol açmak, sebep olmak.
bâjurnal (F.-Fr.) [‫ ]ﺑﺎژورﻥﺎل‬tutanak ile.
bâk (F.) [‫ ]ﺑﺎک‬korku.
bakâyâ (A.) [‫ ]ﺑﻘﺎیﺎ‬geriye kalanlar.
bakıyye (A.) [‫ ]ﺑﻘﻴﻪ‬geriye kalan, bakiye.
bâkî (A.) [‫ ]ﺑﺎﻗﯽ‬1.kalıcı, ölümsüz. 2.artan, geri kalan.
bâkir (A.) [‫ ]ﺑﺎﮐﺮ‬el sürülmemiş.
bâkire (A.) [‫ ]ﺑﺎﮐﺮﻩ‬kızoğlan kız.
bâl (F.) [‫ ]ﺑﺎل‬kanat.
bâlâ (F.) [‫ ]ﺑﺎﻻ‬1.yukarı, üst. 2.boy.
bâlâbülend (F.) [‫ ]ﺑﺎﻻﺑﻠﻨﺪ‬uzun boylu.
bâlâhâne (F.) [‫ ]ﺑﺎﻻﺧﺎﻥﻪ‬tavan arası, çatı.
bâlâpervaz (F.) [‫ ]ﺑﺎﻻﭘﺮواز‬yükseklerden uçan.
bâliğ (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻎ‬1.erişkin. 2.tutan, varan.
bâliğ olmak 1.erişkin olmak. 2.tutmak, ulaşmak, varmak

42

bâlîn (F.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻴﻦ‬1.başucu. 2.yastık.
bâliş (F.) [‫ ]ﺑﺎﻝﺶ‬yastık.
bâm (F.) [‫ ]ﺑﺎم‬dam, çatı.
bâmazbata (F.-A.) [‫ ]ﺑﺎﻡﻀﺒﻄﻪ‬tutanak ile.
bâmdâd (F.) [‫ ]ﺑﺎﻡﺪاد‬sabah, sabahleyin.
bâmukâvele (F.-A.) [‫ ]ﺑﺎﻡﻘﺎوﻝﻪ‬sözleşme ile, sözleşmeli.
bâng (F.) [‫ ]ﺑﺎﻥﮓ‬1.ses. 2.haykırış.
bânû (F.) [‫ ]ﺑﺎﻥﻮ‬1.bayan. 2.büyük hanım.
bâr (F.) [‫ ]ﺑﺎر‬1.yük. 2.defa, kez. 3.Tanrı. 4.meyva. 5.yağdıran.
bâr vermek meyva vermek.
bârân (F.) [‫ ]ﺑﺎران‬yağmur.
bârapor (F.-Fr.) [‫ ]ﺑﺎراﭘﻮر‬rapor ile birlikte, raporlu.
bârber (F.) [‫ ]ﺑﺎرﺑﺮ‬hamal.
bâre (F.) [‫ ]ﺑﺎرﻩ‬1.defa. 2.sur.
bârgâh (F.) [‫ ]ﺑﺎرﮔﺎﻩ‬1.yüksek huzur, padişah huzuru. 2.otağ.
bârgîr (F.) [‫ ]ﺑﺎرﮔﻴﺮ‬beygir.
bârî (F.) [‫ ]ﺑﺎری‬hiç olmazsa, en azından.
bârid (A.) [‫ ]ﺑﺎرد‬soğuk.
bârîk (F.) [‫ ]ﺑﺎریﮏ‬ince.
bârika (A.) [‫ ]ﺑﺎرﻗﻪ‬şimşek.
bâriz (A.) [‫ ]ﺑﺎرز‬belirgin.
bârû (F.) [‫ ]ﺑﺎرو‬burç, hisar burcu.
bârver (F.) [‫ ]ﺑﺎرور‬1.verimli. 2.meyvalı.

43

basar (A.) [‫ ]ﺑﺼﺮ‬1.görme. 2.görme yetisi.
basîret (A.) [‫ ]ﺑﺼﻴﺮت‬görüş, ileriyi görme gücü.
basît (A.) [‫ ]ﺑﺴﻴﻂ‬1.sade. 2.kolay.
bast (A.) [‫ ]ﺑﺴﻂ‬yayma.
batâet (A.) [‫ ]ﺑﻄﺎﺋﺖ‬ağırlık, yavaşlık.
bâtakrîr (F.-A.) [‫ ]ﺑﺎﺕﻘﺮیﺮ‬rapor halinde.
bâtıl (A.) [‫ ]ﺑﺎﻃﻞ‬1.hükümsüz. 2.boş.
batın (A.) [‫ ]ﺑﻄﻦ‬1.karın. 2.kuşak, nesil.
bâtınen (A.) [‫ ]ﺑﺎﻃﻨﺎ‬işin iç yüzünde.
batî (A.) [‫ ]ﺑﻄﯽ‬ağır, yavaş.
batn (A.) [‫ ]ﺑﻄﻦ‬1.karın. 2.kuşak, nesil.
batt (A.) [‫ ]ﺑﻂ‬kaz.
battal (A.) [‫ ]ﺑﻄﺎل‬1.yiğit. 2.köhnemiş. 3.hantal.
bâvekar (F.-A.) [‫ ]ﺑﺎوﻗﺎر‬ağırbaşlı.
bâyi (A.) [‫ ]ﺑﺎیﻊ‬satıcı.
bayrakdâr (A.-F.) [‫ ]ﺑﻴﺪﻗﺪار‬bayraktar, sancaktar.
baytâr (A.) [‫ ]ﺑﻴﻄﺎر‬veteriner.
bâz (F.) [‫ ]ﺑﺎز‬1.tekrar. 2.açık. 3.doğan.
bazargâh (F.) [‫ ]ﺑﺎزارﮔﺎﻩ‬pazar yeri.
bazen (A.) [‫ ]ﺑﻌﻀﺎ‬kimi zaman
bazı (A.) [‫ ]ﺑﻌﺾ‬kimi.
bâzî (F.) [‫ ]ﺑﺎزی‬oyun.
bâzîçe (F.) [‫ ]ﺑﺎزیﭽﻪ‬oyuncak.

44

bâzû (F.) [‫ ]ﺑﺎزو‬1.kol. 2.güç.
be’s (A.) [‫ ]ﺑﺄس‬zarar, kötü yan.
bebr (F.) [‫ ]ﺑﺒﺮ‬kaplan.
becâ (F.) [‫ ]ﺑﺠﺎ‬yerinde.
becâyiş (F.) [‫ ]ﺑﺠﺎیﺶ‬yer değişimi.
beççe (F.) [‫ ]ﺑﭽﻪ‬1.çocuk. 2.yavru.
bed (F.) [‫ ]ﺑﺪ‬kötü.
bed’ etmek başlamak.
bedahd (F.-A.) [‫ ]ﺑﺪﻋﻬﺪ‬sözünde durmayan.
bedâheten (A.) [‫ ]ﺑﺪاهﺔ‬düşünmeden.
bedahlâk (F.-A.) [‫ ]ﺑﺪاﺧﻼق‬ahlaksız.
bedâvâz (F.) [‫ ]ﺑﺪﺁواز‬kötü sesli.
bedâvet (A.) [‫ ]ﺑﺪاوت‬1.göçebelik. 2.bedevîlik.
bedâyi’ (A.) [‫ ]ﺑﺪایﻊ‬yeni ve güzel şeyler.
bedbaht (F.) [‫ ]ﺑﺪﺑﺨﺖ‬tahilsiz.
bedbaht etmek mutsuz etmek.
bedbîn (F.) [‫ ]ﺑﺪﺑﻴﻦ‬kötümser, karamsar.
bedbû (F.) [‫ ]ﺑﺪﺑﻮ‬kötü kokulu.
bedcins (F.-A.) [‫ ]ﺑﺪﺝﻨﺲ‬kötü cinsli, cinsi bozuk.
bedçeşm (F.) [‫ ]ﺑﺪچﺸﻢ‬kötü gözlü.
beddil (F.) [‫ ]ﺑﺪدل‬ödlek.
bedduâ (F.-A.) [‫ ]ﺑﺪدﻋﺎ‬ilenç.
bedelât (A.) [‫ ]ﺑﺪﻻت‬bedeller.

45

bedendîş (F.) [‫ ]ﺑﺪاﻥﺪیﺶ‬kötü düşünceli.
bedenen (A.) [‫ ]ﺑﺪﻥﺎ‬vücutça.
bedestân (F.) [‫ ]ﺑﺰﺱﺘﺎن‬bedesten.
bedevî (A.) [‫ ]ﺑﺪوی‬çöl arabı.
bedeviyyet (A.) [‫ ]ﺑﺪویﺖ‬1.göçebelik. 2.bedevîlik.
bedfercâm (F.) [‫ ]ﺑﺪﻓﺮﺝﺎم‬kötü sonlu.
bedgû (F.) [‫ ]ﺑﺪﮔﻮ‬dedikoducu.
bedgüher (F.) [‫ ]ﺑﺪﮔﻬﺮ‬kalbi bozuk, mayası bozuk.
bedhâh (F.) [‫ ]ﺑﺪﺧﻮاﻩ‬birinin kötülüğünü isteyen, kötü niyetli.
bedhû (F.) [‫ ]ﺑﺪﺧﻮ‬huysuz, kötü huylu.
bedî’ (A.) [‫ ]ﺑﺪیﻊ‬güzel, yepyeni.
bedîa (A.) [‫ ]ﺑﺪیﻌﻪ‬yepyeni şey.
bedîhe (A.) [‫ ]ﺑﺪیﻬﻪ‬düşünmeden.
bedîhî (A.) [‫ ]ﺑﺪیﻬﯽ‬kuşkusuz.
bedkâr (F.) [‫ ]ﺑﺪﮐﺎر‬kötü hareketli.
bedlikâ (F.-A.) [‫ ]ﺑﺪﻝﻘﺎ‬çirkin.
bedmâye (F.) [‫ ]ﺑﺪﻡﺎیﻪ‬mayası bozuk.
bedmest (F.) [‫ ]ﺑﺪﻡﺴﺖ‬içip içip dağıtan.
bedmestî (F.) [‫ ]ﺑﺪﻡﺴﺘﯽ‬içip içip dağıtma.
bedmestlik (F.-T.) [ed+mes] içip içip dağıtma.
bedmestlik etmek içip için dağıtmak.
bedmihr (F.) [‫ ]ﺑﺪﻡﻬﺮ‬sevgisiz.
bednâm (F.) [‫ ]ﺑﺪﻥﺎم‬adı kötüye çıkmış.

46

bednigâh (F.) [‫ ]ﺑﺪﻥﮕﺎﻩ‬kötü gözlü, kötü bakışlı.
bednihâd (F.) [‫ ]ﺑﺪﻥﻬﺎد‬kötü yaratılışlı, soysuz.
bedr (A.) [‫ ]ﺑﺪر‬dolunay.
bedre (A.) [‫ ]ﺑﺪرﻩ‬para kesesi.
bedreftâr (F.) [‫ ]ﺑﺪرﻓﺘﺎر‬kötü davranışlı.
bedreka (F.) [‫ ]ﺑﺪرﻗﻪ‬1.uğurlama, yolcu etme. 2.kılavuz.
bedrûd (F.) [‫ ]ﺑﺪرود‬veda.
bedsigâl (F.) [‫ ]ﺑﺪﺱﮕﺎل‬kötü düşünceli.
bedsîret (F.-A.) [‫ ]ﺑﺪﺱﻴﺮت‬ahlaksız.
bedsirişt (F.) [‫ ]ﺑﺪﺱﺮﺵﺖ‬kötü yaratılışlı, mayası bozuk.
bedter (F.) [‫ ]ﺑﺪﺕﺮ‬daha kötü, beter.
bedtıynet (F.-A.) [‫ ]ﺑﺪﻃﻴﻨﺖ‬tıynetsiz, karaktersiz.
bedzebân (F.) [‫ ]ﺑﺪزﺑﺎن‬ağzı bozuk.
bedzehre (F.) [‫ ]ﺑﺪزهﺮﻩ‬ödlek.
begâyet (F.-A.) [‫ ]ﺑﻐﺎیﺖ‬çok, son derece.
behâ (F.) [‫ ]ﺑﻬﺎ‬değer, kıymet.
behbûd (F.) [‫ ]ﺑﻬﺒﻮد‬sağlık.
behcet (A.) [‫ ]ﺑﻬﺠﺖ‬1.sevinç. 2.güzellik.
behem (F.) [‫ ]ﺑﻬﻢ‬birlikte, beraber.
behemehâl (F.-A.) [‫ ]ﺑﻬﻪ ﺣﺎل‬her halükârda, mutlaka, ne olursa olsun.
beher (F.) [‫ ]ﺑﻬﺮ‬her, her biri.
behic (A.) [‫ ]ﺑﻬﻴﺞ‬güleryüzlü.
behîmî (A.) [‫ ]ﺑﻬﻴﻤﯽ‬hayvanî.

47

behîmiyyet (A.) [‫ ]ﺑﻬﻴﻤﻴﺖ‬hayvanlık.
behişt (F.) [‫ ]ﺑﻬﺸﺖ‬cennet.
behiştî (F.) [‫ ]ﺑﻬﺸﺘﯽ‬cennetlik.
behiyye (A.) [‫ ]ﺑﻬﻴﻪ‬güzel.
behmân (F.) [‫ ]ﺑﻬﻤﺎن‬falan, filan.
behre (F.) [‫ ]ﺑﻬﺮﻩ‬nasip.
behremend (F.) [‫ ]ﺑﻬﺮﻡﻨﺪ‬1.hisse sahibi. 2.yararlanan.
beht (A.) [‫ ]ﺑﻬﺖ‬şaşkınlık.
behte uğramak şaşakalmak, şaşkınlığından donakalmak.
bekâ (A.) [‫ ]ﺑﻘﺎ‬kalıcılık.
bekâm (F.) [‫ ]ﺑﮑﺎم‬muradına ermiş.
bekâm olmak muradına ermek.
bekâya (A.) [‫ ]ﺑﻘﺎیﺎ‬geriye kalanlar; kalıntılar.
bekrî (A.) [‫ ]ﺑﮑﺮی‬içki düşkünü.
beksimat (F.) [‫ ]ﺑﮑﺴﻤﺎت‬peksimet.
bel (A.) [‫ ]ﺑﻞ‬belki.
bel’ (A.) [‫ ]ﺑﻠﻊ‬1.yutma. 2.yutulma.
bel’ edilmek yutulmak.
bel’ etmek yutmak.
belâ (A.) [‫ ]ﺑﻼ‬felaket, musibet.
belâ (A.) [‫ ]ﺑﻠﯽ‬evet.
belâdet (A.) [‫ ]ﺑﻼدت‬dangalaklık.
belâdîde (A.-F.) [‫ ]ﺑﻼدیﺪﻩ‬belaya uğramış.

48

belâgat (A.) [‫ ]ﺑﻼﻏﺖ‬kusursuz söz söyleme
belâhet (A.) [‫ ]ﺑﻼهﺖ‬eblehlik.
belâyâ (A.) [‫ ]ﺑﻼیﺎ‬belalar.
belde (A.) [‫ ]ﺑﻠﺪﻩ‬1.kent. 2.diyar, memleket.
beled (A.) [‫ ]ﺑﻠﺪ‬1.kent. 2.memleket.
beledî (A.) [‫ ]ﺑﻠﺪی‬kentli.
belediyye (A.) [‫ ]ﺑﻠﺪیﻪ‬belediye.
belî (A.) [‫ ]ﺑﻠﯽ‬evet.
belîğ (A.) [‫ ]ﺑﻠﻴﻎ‬1.fasih konuşan. 2.fasih, düzgün.
beliyyât (A.) [‫ ]ﺑﻠﻴﺎت‬belalar.
belki (F.-A.) [‫ ]ﺑﻠﮑﻪ‬olabilir, belki.
belût (A.) [‫ ]ﺑﻠﻮط‬1.pelit, palamut. 2.meşe.
benâdir (A.<F.) [‫ ]ﺑﻨﺎدر‬limanlar.
benâm (F.) [‫ ]ﺑﻨﺎم‬1.ünlü. 2.adında.
benân (A.) [‫ ]ﺑﻨﺎن‬1.parmaklar. 2.parmak uçları.
benât (A.) [‫ ]ﺑﻨﺎت‬kızlar.
bend (F.) [‫ ]ﺑﻨﺪ‬1.bağ. 2.zincir. 3.boğum. 4.bend, fıkra. 4.baraj, su bendi.
bend olmak bağlanmak.
bende (F.) [‫ ]ﺑﻨﺪﻩ‬1.kul. 2.köle.
bendegân (F.) [‫ ]ﺑﻨﺪﮔﺎن‬1.kullar. 2.köleler.
bendegî (F.) [‫ ]ﺑﻨﺪﮔﯽ‬1.kulluk. 2.kölelik.
bendehâne (F.) [‫ ]ﺑﻨﺪﻩ ﺧﺎﻥﻪ‬benim evim.
bender (F.) [‫ ]ﺑﻨﺪر‬liman.

49

bendergâh (F.) [‫ ]ﺑﻨﺪرﮔﺎﻩ‬rıhtım.
bendezâde (F.) [‫ ]ﺑﻨﺪﻩ زادﻩ‬1.köle çocuğu. 2.benim çocuğum.
benefşe (F.) [‫ ]ﺑﻨﻔﺸﻪ‬menekşe.
benefşî (F.) [‫ ]ﺑﻨﻔﺸﯽ‬mor.
beng (F.) [‫ ]ﺑﻨﮓ‬esrar.
bengî (F.) [‫ ]ﺑﻨﮕﯽ‬esrarkeş.
benî (A.) [‫ ]ﺑﻨﯽ‬oğullar.
benîâdem [ ‫ ] ﺑﻨﯽ ﺁدم‬insanlar, Adem oğulları.
benîisrâîl ı [ ‫ ] ﺑﻨﯽ اﺱﺮاﺋﻴﻞ‬İsrailoğulları.
bennâ (A.) [‫ ]ﺑﻨﺎء‬yapı ustası.
benû (A.) [‫ ]ﺑﻨﻮ‬oğullar.
ber (F.) [‫ ]ﺑﺮ‬1.üzeri. 2.üzere. 3.göğüs. 4.meyva.
berâ’et (A.) [‫ ]ﺑﺮاﺋﺖ‬aklanma.
berâ’et etmek aklanmak.
berâber (F.) [‫ ]ﺑﺮاﺑﺮ‬1.birlikte. 2.eşit.
berâberî (F.) [‫ ]ﺑﺮاﺑﺮی‬1.birliktelik. 2.eşitlik.
berâhîn (A.) [‫ ]ﺑﺮاهﻴﻦ‬deliller, kanıtlar.
berâyı (F.) [‫ ]ﺑﺮای‬için.
berâyı malûmât [ ‫ ] ﺑﺮای ﻡﻌﻠﻮﻡﺎت‬bilgi edinmek için, bilgi vermek için, bilgi sahibi
olmak için.
berbâd (F.) [‫ ]ﺑﺮﺑﺎد‬1.mahvolmuş. 2.kötü, pis, berbat.
bercâ (F.) [‫ ]ﺑﺮﺝﺎ‬yerinde, uygun.
berceste (F.) [‫ ]ﺑﺮﺝﺴﺘﻪ‬seçkin, seçme.

50

berd (A.) [‫ ]ﺑﺮد‬soğuk.
berde (F.) [‫ ]ﺑﺮدﻩ‬köle.
berdevâm (F.-A.) [‫ ]ﺑﺮدوام‬sürekli, devam eden.
berdülacuz (A.) [‫ ]ﺑﺮداﻝﻌﺠﻮز‬kocakarı soğuğu.
bere (F.) [‫ ]ﺑﺮﻩ‬kuzu.
berehne (F.) [‫ ]ﺑﺮهﻨﻪ‬çıplak.
berekât (A.) [‫ ]ﺑﺮﮐﺎت‬bereketler.
bereket (A.) [‫ ]ﺑﺮﮐﺖ‬1.bolluk. 2.uğur.
berevât (A.) [‫ ]ﺑﺮوات‬beratlar.
berf (F.) [‫ ]ﺑﺮف‬kar.
berfîn (F.) [‫ ]ﺑﺮﻓﻴﻦ‬karlı.
berg (F.) [‫ ]ﺑﺮگ‬yaprak.
bergüzâr (F.) [‫ ]ﺑﺮﮔﺬار‬hatıra, hediye, yadigâr.
berhâne (F.) [‫ ]ﺑﺮﺧﺎﻥﻪ‬harap vaziyetteki ev.
berhayât (F.-A.) [‫ ]ﺑﺮﺣﻴﺎت‬hayatta olan, sağ.
berhayât bulunmak yaşamak, hayatta olmak.
berhürdâr (F.) [‫ ]ﺑﺮﺧﻮردار‬mutlu, muradına ermiş.
berî (A.) [‫ ]ﺑﺮی‬arınmış, temiz, uzak.
berîd (A.) [‫ ]ﺑﺮیﺪ‬1.ulak. 2.postacı.
berîn (F.) [‫ ]ﺑﺮیﻦ‬yüksek, yüce.
berk (A.) [‫ ]ﺑﺮق‬şimşek.
berkarâr (F.-A.) [‫ ]ﺑﺮﻗﺮار‬yerinde duran, karar eden.
berkarâr olmak devam etmek, kalmak.

51

berkemâl (F.-A.) [‫ ]ﺑﺰﮐﻤﺎل‬en iyi şekilde, mükemmel.
bermâh (F.) [‫ ]ﺑﺮﻡﺎﻩ‬matkap, burgu.
bermu’tâd (F.-A.) [‫ ]ﺑﺮﻡﻌﺘﺎد‬alışıldığı gibi, mutâd olduğu üzere.
bermûcib-i (F.-A.) [‫ ]ﺑﺮﻡﻮﺝﺐ‬uyarınca, gereğince.
bernâ (F.) [‫ ]ﺑﺮﻥﺎ‬genç.
berpâ (F.) [‫ ]ﺑﺮﭘﺎ‬ayakta.
berr (A.) [‫ ]ﺑﺮ‬1.toprak. 2.kara. 3.kıta.
berrak (A.) [‫ ]ﺑﺮاق‬duru.
berren (A.) [‫ ]ﺑﺮا‬kara yolu ile.
berrî (A.) [‫ ]ﺑﺮی‬kara ile ilgili.
bersâbık (F.-A.) [‫ ]ﺑﺮﺱﺎﺑﻖ‬eskiden olduğu gibi.
bertaraf (F.-A.) [‫ ]ﺑﺮﻃﺮف‬1.bir yana. 2.giderilmiş.
bertaraf etmek gidermek.
bertaraf olmak giderilmek.
berter (F.) [‫ ]ﺑﺮﺕﺮ‬daha üstün.
berterîn (F.) [‫ ]ﺑﺮﺕﺮیﻦ‬en üstün.
bervech-i (F.-A.) [‫ ]ﺑﺮوﺝﻪ‬gibi.
berzah (A.) [‫ ]ﺑﺮزخ‬1.cehennem. 2.dil, kara uzantısı. 3.sorun, dert.
berzger (F.) [‫ ]ﺑﺮزﮔﺮ‬çiftçi.
bes (F.) [‫ ]ﺑﺲ‬1.yeterli. 2.çok.
besâ (F.) [‫ ]ﺑﺴﺎ‬nice.
besâtîn (A.) [‫ ]ﺑﺴﺎﺕﻴﻦ‬bahçeler.
besend (F.) [‫ ]ﺑﺴﻨﺪ‬yeterli.

52

besende (F.) [‫ ]ﺑﺴﻨﺪﻩ‬yeterli.
beserüçeşm (F.) [‫ ]ﺑﺴﺮ و چﺸﻢ‬başüstüne, başım gözüm üstüne.
besî (F.) [‫ ]ﺑﺴﯽ‬birçok.
besîm (A.) [‫ ]ﺑﺴﻴﻢ‬güleç.
beste (F.) [‫ ]ﺑﺴﺘﻪ‬1.kapalı. 2.beste.
bestekâr (F.) [‫ ]ﺑﺴﺘﻪ ﮐﺎر‬besteci.
bestenigâr (F.) [‫ ]ﺑﺴﺘﻪ ﻥﮕﺎر‬Türk mûsikîsinde bir makam adı.
beşâret (A.) [‫ ]ﺑﺸﺎرت‬müjde.
beşer (A.) [‫ ]ﺑﺸﺮ‬1.insan. 2.insanlık.
beşere (A.) [‫ ]ﺑﺸﺮﻩ‬deri, dış deri.
beşerî (A.) [‫ ]ﺑﺸﺮی‬insanlıkla ilgili, insanî.
beşeriyyât (A.) [‫ ]ﺑﺸﺮیﺎت‬antropoloji.
beşeriyyet (A.) [‫ ]ﺑﺸﺮیﺖ‬insanlık.
beşîr (A.) [‫ ]ﺑﺸﻴﺮ‬müjdeci.
beşûş (A.) [‫ ]ﺑﺸﻮش‬güleç.
beşûşâne (A.-F.) [‫ ]ﺑﺸﻮﺵﺎﻥﻪ‬güleryüzle.
betâet (A.) [‫ ]ﺑﻄﺎﺋﺖ‬ağırlık, yavaşlık.
beter (F.) [‫ ]ﺑﺪﺕﺮ‬daha kötü, beter, şiddetli.
bevl (A.) [‫ ]ﺑﻮل‬1.idrar. 2.işeme.
bevlî (A.) [‫ ]ﺑﻮﻝﯽ‬idrar ile ilgili.
bevliyye (A.) [‫ ]ﺑﻮﻝﻴﻪ‬üroloji.
bevvâb (A.) [‫ ]ﺑﻮاب‬kapıcı.
bevvâbîn (A.) [‫ ]ﺑﻮاﺑﻴﻦ‬kapıcılar.

53

bey’ (A.) [‫ ]ﺑﻴﻊ‬satış.
beyâbân (F.) [‫ ]ﺑﻴﺎﺑﺎن‬çöl.
beyân (A.) [‫ ]ﺑﻴﺎن‬açıklama, ifade etme, dile getirme.
beyân edilmek açıklanmak, dile getirilmek.
beyân etmek açıklamak, dile getirmek.
beyânât (A.) [‫ ]ﺑﻴﺎﻥﺎت‬açıklamalar, demeç.
beyânnâme (A.-F.) [‫ ]ﺑﻴﺎن ﻥﺎﻡﻪ‬bildirge.
beyâz (A.) [‫ ]ﺑﻴﺎض‬ak, beyaz.
beyhûde (F.) [‫ ]ﺑﻴﻬﻮدﻩ‬boş, boşuna.
beyn (A.) [‫ ]ﺑﻴﻦ‬ara, orta.
beynelmilel (A.) [‫ ]ﺑﻴﻦ اﻝﻤﻠﻞ‬uluslararası.
beyn-i (A.-F.) [ِ ‫ ]ﺑﻴﻦ‬arasında, ortasında.
beynülmilel (A.) [‫ ]ﺑﻴﻦ اﻝﻤﻠﻞ‬uluslararası.
beyt (A.) [‫ ]ﺑﻴﺖ‬1.ev. 2.konut. 3.beyit.
beytâr (A.) [‫ ]ﺑﻴﻄﺎر‬veteriner.
beytullah (A.) [‫ ]ﺑﻴﺖ اﷲ‬Kâbe.
beytûtet (A.) [‫ ]ﺑﻴﺘﻮﺕﺖ‬geceleme.
beytülmal (A.) [‫ ]ﺑﻴﺖ اﻝﻤﺎل‬hazine, maliye hazinesi.
beyzâ (A.) [‫ ]ﺑﻴﻀﺎ‬bembeyaz, çok beyaz.
beyze (A.) [‫ ]ﺑﻴﻀﻪ‬1.yumurta. 2.husye.
beyzî (A.) [‫ ]ﺑﻴﻀﯽ‬oval.
beze (F.) [‫ ]ﺑﺰﻩ‬1.günah. 2.suç.
bezekâr (F.) [‫ ]ﺑﺰﻩ ﮐﺎر‬1.günahkar. 2.suçlu.

54

bezir (A.) [‫ ]ﺑﺬر‬tohum.
bezirgân (F.) [‫ ]ﺑﺎزرﮔﺎن‬tüccar.
bezistân (A.-F.) [‫ ]ﺑﺰﺱﺘﺎن‬bedesten.
bezle (A.) [‫ ]ﺑﺬﻝﻪ‬şaka, latife.
bezlegû (A.-F.) [‫ ]ﺑﺬﻝﻪ ﮔﻮ‬şakacı.
bezm (F.) [‫ ]ﺑﺰم‬1.eğlence meclisi. 2.içki meclisi.
bezmgâh (F.) [‫ ]ﺑﺰﻡﮕﺎﻩ‬eğlence yeri, eğlence meclisi.
bezzaz (A.) [‫ ]ﺑﺰﺑﺰ‬manifaturacı, kumaşçı.
bi’r (A.) [‫ ]ﺑﺌﺮ‬kuyu.
bi’set (A.) [‫ ]ﺑﺌﺜﺖ‬gönderiliş, Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilişi.
bîaman (F.) [‫ ]ﺑﯽ اﻡﺎن‬amansız.
bîâr (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻋﺎر‬arsız.
bîbahâ (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﺑﻬﺎ‬çok değerli, paha biçilmez.
bîbedel (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﺑﺪل‬eşsiz, benzersiz.
bîbehre (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﺑﻬﺮﻩ‬nasipsiz.
bîcâ (F.) [‫ ]ﺑﻴﺠﺎ‬yersiz.
bîcan (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﺝﺎن‬cansız.
bîçâre (F.) [‫ ]ﺑﻴﭽﺎرﻩ‬1.çaresiz. 2.zavallı.
bîçâregân (F.) [‫ ]ﺑﻴﭽﺎرﮔﺎن‬1.çaresizler. 2.zavallılar.
bîçunuçirâ (F.) [‫ ]ﺑﯽ چﻮن و چﺮا‬1.sorgusuz sualsiz. 2.Tanrı.
bîd (F.) [‫ ]ﺑﻴﺪ‬söğüt.
bid’at (A.) [‫ ]ﺑﺪﻋﺖ‬1.sonradan ortaya çıkma. 2.dinde yeni getirilmiş şey.
bîdâd (F.) [‫ ]ﺑﻴﺪاد‬zulüm.

55

bîdâdger (F.) [‫ ]ﺑﻴﺪادﮔﺮ‬zalim.
bîdâr (F.) [‫ ]ﺑﻴﺪار‬uyanık.
bîdârbaht (F.) [‫ ]ﺑﻴﺪارﺑﺨﺖ‬talihli.
bidâyet (A.) [‫ ]ﺑﺪایﺖ‬başlangıç.
bidâyette (A.-T.) [d] başlangıçta.
bîd-i mecnûn [ ‫ ] ﺑﻴﺪ ﻡﺠﻨﻮن‬salkımsöğüt.
bîdil (F.) [‫ ]ﺑﻴﺪل‬aşık.
bîdin (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ دیﻦ‬dinsiz.
bîedeb (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ادب‬terbiyesiz, edepsiz.
bîeman (F.) [‫ ]ﺑﯽ اﻡﺎن‬amansız.
bîendişe (F.) [‫ ]ﺑﯽ اﻥﺪیﺸﻪ‬düşünmeyen, umursamayan.
bîgâne (F.) [‫ ]ﺑﻴﮕﺎﻥﻪ‬yabancı.
bîgüman (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﮔﻤﺎن‬kuşkusuz.
bîgünah (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﮔﻨﺎﻩ‬1.günahsız. 2.suçsuz.
bîh (F.) [‫ ]ﺑﻴﺦ‬kök.
bîhaber (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﺧﺒﺮ‬habersiz.
bîhadd (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﺣﺪ‬sınırsız.
bihakkın (A.) [‫ ]ﺑﺤﻖ‬hakkıyla, hak ederek.
bihamdillah (A.) [‫ ]ﺑﺤﻤﺪاﷲ‬Allah’a şükürler olsun.
bihâr (A.) [‫ ]ﺑﺤﺎر‬denizler.
bîhareket (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﺣﺮﮐﺖ‬hareketsiz.
bîhâsıl (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﺣﺎﺹﻞ‬sonuçsuz.
bîhayâ (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﺣﻴﺎ‬utanmaz, hayasız.

56

bîhayat (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﺣﻴﺎت‬cansız, yaşamayan.
bihâzelemr (A.) [ ‫ ]ﺑﻬﺬا اﻻﻡﺮ‬buna göre, bu durumda, böylelikle.
bihbûd (F.) [‫ ]ﺑﻬﺒﻮد‬sağlık.
bîhemtâ (F.) [‫ ]ﺑﯽ هﻤﺘﺎ‬benzersiz.
bîhesâb (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﺣﺴﺎب‬hesapsız, sonsuz.
bîhiss (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﺣﺲ‬hissiz, duygusuz.
bihişt (F.) [‫ ]ﺑﻬﺸﺖ‬cennet.
bîhod (F.) [‫ ]ﺑﻴﺨﻮد‬1.baygın. 2.kendine olmama, kendinden geçme.
bihter (F.) [‫ ]ﺑﻬﺘﺮ‬daha iyi.
bîhude (F.) [‫ ]ﺑﻴﻬﺪﻩ‬boşuna, beyhude.
bîinsâf (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ اﻥﺼﺎف‬insafsız.
bîkâr (F.) [‫ ]ﺑﻴﮑﺎر‬1.işsiz. 2.bekar.
bîkarâr (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻗﺮار‬kararsız.
bikr (A.) [‫ ]ﺑﮑﺮ‬1.el sürülmemiş. 2.yepyeni, orijinal.
bîl (F.) [‫ ]ﺑﻴﻞ‬bel.
bilâd (A.) [‫ ]ﺑﻼد‬1.beldeler. 2.memleketler.
bilâfâsıla (A.) [‫ ]ﺑﻼﻓﺎﺹﻠﻪ‬aralıksız, kesintisiz.
bilâhareket (A.) [‫ ]ﺑﻼﺣﺮﮐﺖ‬hareketsiz, hareket etmeden.
bilâhere (A.) [‫ ]ﺑﺎﻵﺧﺮﻩ‬1.sonradan. 2.sonunda, nihayet.
bilâinkıtâ (A.) [‫ ]ﺑﻼاﻥﻘﻄﺎع‬kesintisiz, aralıksız.
bilâkayt (A.) [‫ ]ﺑﻼﻗﻴﺪ‬kayıtsız şartsız, kesin.
bilakis (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻌﮑﺲ‬aksine, tersine.
bilâmâni’a (A.) [‫ ]ﺑﻼﻡﺎﻥﻌﻪ‬engelsiz

57

bilâmazeret (A.) [‫ ]ﺑﻼﻡﻌﺬرت‬mazeretsiz, özür bildirmeksizin.
bilâmerhamet (A.) [‫ ]ﺑﻼﻡﺮﺣﻤﺖ‬acımasızca.
bilâmühlet (A.) [‫ ]ﺑﻼﻡﻬﻠﺖ‬zaman tanımadan, süre vermeden.
bilâpervâ (A.-F.) [‫ ]ﺑﻼﭘﺮوا‬korkusuzca.
bilâşikâyet (A.) [‫ ]ﺑﻼﺵﮑﺎیﺖ‬şikayet etmeden.
bilâte’ehhür (A.) [‫ ]ﺑﻼﺕﺄﺧﺮ‬gecikmeden.
bilâtefrik (A.) [‫ ]ﺑﻼﺕﻔﺮیﻖ‬hiçbir ayırım gözetmeksizin.
bilâtehlike (A.) [‫ ]ﺑﻼﺕﻬﻠﮑﻪ‬tehlikesizce.
bilâteminat (A.) [‫ ]ﺑﻼﺕﺄﻡﻴﻨﺎت‬güvencesiz, teminatsız.
bilâücret (A.) [‫ ]ﺑﻼأﺝﺮت‬parasız, ücretsiz.
bilcümle (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﺠﻤﻠﻪ‬tümüyle.
bilfarz (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻔﺮض‬diyelim ki.
bilfiil (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻔﻌﻞ‬gerçekten, yaparak, katılarak, bizzat.
bilhassa (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﺨﺎﺹﻪ‬özellikle, hele hele.
biliktizâ (A.) [‫ ]ﺑﺎﻻﻗﺘﻀﺎ‬gerektiğinden.
bililtizâm (A.) [‫ ]ﺑﺎﻻﻝﺘﺰام‬bilerek, bile bile.
bilistifade (A.) [‫ ]ﺑﺎﻻﺱﺘﻔﺎدﻩ‬yararlanarak, istifade ederek.
bilistihsâl (A.) [‫ ]ﺑﺎﻻﺱﺘﺤﺼﺎل‬alarak, elde ederek.
biliştirâk (A.) [‫ ]ﺑﺎﻻﺵﺘﺮاک‬katılarak.
billûr (A.) [‫ ]ﺑﻠﻮر‬kristal.
bilmecbûriye (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻤﺠﺒﺌﺮیﻪ‬zorunlu olarak, mecburen.
bilmukabele (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻤﻘﺎﺑﻠﻪ‬karşılığında, aynen, mukabele ederek, mukâbil olarak.
bilmünâsebe (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻤﻨﺎﺱﺒﻪ‬bir münasebetle, sırası geldiğinde.

58

bilmünâvebe (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻤﻨﺎوﺑﻪ‬dönüşümlü.
bilmüzakere (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻤﺬاﮐﺮﻩ‬görüşülerek.
bilumum (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻌﻤﻮم‬tüm, bütün.
bilvâsıta (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻮاﺱﻄﻪ‬dolaylı olarak.
bîm (F.) [‫ ]ﺑﻴﻢ‬korku.
bîma’nâ (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻡﻌﻨﯽ‬anlamsız.
bîmâr (F.) [‫ ]ﺑﻴﻤﺎر‬hasta.
bîmârân (F.) [‫ ]ﺑﻴﻤﺎران‬hastalar.
bîmecâl (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻡﺠﺎل‬takatsiz, dermansız.
bîmekân (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻡﮑﺎن‬1.yersiz. 2.aylak.
bîmerhamet (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻡﺮﺣﻤﺖ‬acımasız.
bîmeze (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﻡﺰﻩ‬lezzetsiz, tatsız.
bîmihr (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﻡﻬﺮ‬sevgisiz, şefkatsiz.
bîmisâl (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻡﺜﺎل‬benzersiz.
bîmuhâbâ (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻡﺤﺎﺑﺎ‬çekinmeden.
bîmübâlât (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻡﺒﺎﻻت‬kayıtsız, umursamaz.
bîmürüvvet (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻡﺮوت‬mürüvvetsiz.
bin (A.) [‫ ]ﺑﻦ‬oğul.
binâ (A.) [‫ ]ﺑﻨﺎء‬yapı.
bînâ (F.) [‫ ]ﺑﻴﻨﺎ‬gören, iyi gören.
binâberin (A.-F.) [‫ ]ﺑﻨﺎﺑﺮیﻦ‬bundan dolayı, buna dayanarak.
binâen (A.) [‫ ]ﺑﻨﺎء‬dayanarak, göre.
binâenaleyh (A.) [‫ ]ﺑﻨﺎء ﻋﻠﻴﻪ‬bu yüzden, bundan dolayı.

59

bînâm (F.) [‫ ]ﺑﻴﻨﺎم‬adsız, tanınmamış.
bînamaz (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﻥﻤﺎز‬beynamaz.
bînasîb (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻥﺼﻴﺐ‬nasipsiz, kısmetsiz.
bînazîr (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻥﻈﻴﺮ‬benzersiz.
bînemek (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﻥﻤﮏ‬tuzsuz.
bînevâ (F.) [‫ ]ﺑﻴﻨﻮا‬1.zavallı. 2.yoksul.
bînî (F.) [‫ ]ﺑﻴﻨﯽ‬burun.
bînihaye (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻥﻬﺎیﻪ‬sonsuz, bitmez tükenmez.
binnetice (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻨﺘﻴﺠﻪ‬sonuçta, sonuç olarak.
binnisbe (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻨﺴﺒﻪ‬bir dereceye kadar, nispeten.
bint (A.) [‫ ]ﺑﻨﺖ‬kız.
bîpâyân (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﭘﺎیﺎن‬sonsuz.
bîpervâ (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﭘﺮوا‬1.korkusuz. 2.çekinmeden.
bir gûna (T.-F.) [ ] hiçbir, herhangi bir.
bir nevi (T.-A.) [ ] adeta, bir bakıma.
birâder (F.) [‫ ]ﺑﺮادر‬erkek kardeş.
bîrahm (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ رﺣﻢ‬merhametsiz, acımasız.
bîrayb (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ریﺐ‬kuşkusuz.
birinc (F.) [‫ ]ﺑﺮﻥﺞ‬pirinç.
birişte (F.) [‫ ]ﺑﺮﺵﺘﻪ‬kavrulmuş.
bîrûn (F.) [‫ ]ﺑﻴﺮون‬1.dış. 2.dışarı.
biryân (F.) [‫ ]ﺑﺮیﺎن‬kebap.
bisât (A.) [‫ ]ﺑﺴﺎط‬yaygı.

60

bîsebat (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﺛﺒﺎت‬dayanıksız.
bîsebeb (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﺱﺒﺐ‬dayanıksız.
bîser (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﺱﺮ‬başsız.
bîst (F.) [‫ ]ﺑﻴﺴﺖ‬yirmi.
bister (F.) [‫ ]ﺑﺴﺘﺮ‬yatak.
bîsûd (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﺱﻮد‬yararsız.
bisyâr (F.) [‫ ]ﺑﺴﻴﺎر‬çok.
bîşe (F.) [‫ ]ﺑﻴﺸﻪ‬orman.
bîşerm (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﺵﺮم‬orman.
bîşuur (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﺵﻌﻮر‬bilinçsiz.
bîşübhe (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﺵﺒﻬﻪ‬kuşkusuz, şüphesiz.
bîşümâr (F.) [‫ ]ﺑﯽ ﺵﻤﺎر‬sayısız.
bîtâb (F.-A.) [‫ ]ﺑﻴﺘﺎب‬yorgun, takatsiz.
bîtâb kalmak bitkin düşmek.
bîtâbane (F.) [‫ ]ﺑﻴﺘﺎﺑﺎﻥﻪ‬bitkince.
bitamâmihâ (A.) [‫ ]ﺑﺘﻤﺎﻡﻬﺎ‬tümüyle, tamamen.
bîtaraf (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻃﺮف‬tarafsız.
bîtarafâne (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ ﻃﺮﻓﺎﻥﻪ‬tarafsızca, yan tutmadan.
bittab’ (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻄﺒﻊ‬doğal olarak.
bittafsîl (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﺘﻔﺼﻴﻞ‬ayrıntılı olarak, uzun uzadıya.
bittamâm (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﺘﻤﺎم‬tümüyle.
bîve (F.) [‫ ]ﺑﻴﻮﻩ‬dul.
bîvefâ (F.-A.) [‫ ]ﺑﯽ وﻓﺎ‬vefasız.

61

bîvezen (F.) [‫ ]ﺑﻴﻮﻩ زن‬dul kadın.
bîzâr (F.) [‫ ]ﺑﻴﺰار‬bıkmış, usanmış.
bîzâr olmak bıkmak, usanmak.
bizâtihi (A.) [‫ ]ﺑﺬاﺕﻪ‬kendiliğinden.
bizzarûre (A.) [‫ ]ﺑﺎﻝﻀﺮورﻩ‬zorunlu olarak.
bostân (F.) [‫ ]ﺑﻮﺱﺘﺎن‬bahçe.
bû (F.) [‫ ]ﺑﻮ‬koku.
bu’d (A.) [‫ ]ﺑﻌﺪ‬1.uzaklık. 2.boyut.
bu’diyet (A.) [‫ ]ﺑﻌﺪیﺖ‬uzaklık, mesafe.
bûd (F.) [‫ ]ﺑﻮد‬varlık.
buğrâ (F.) [‫ ]ﺑﻐﺮا‬turna.
buhalâ (A.) [‫ ]ﺑﺨﻼ‬cimriler.
buhâr (A.) [‫ ]ﺑﺨﺎر‬buğu, buhar.
buhl (A.) [‫ ]ﺑﺨﻞ‬cimrilik.
buhrân (A.) [‫ ]ﺑﺤﺮان‬bunalım, kriz.
buht (A.) [‫ ]ﺑﻬﺖ‬şaşkınlık.
buhûr (F.) [‫ ]ﺑﺨﻮر‬tütsü.
buhurdan (F.) [‫ ]ﺑﺨﻮردان‬tütsülük, tütsü kabı.
buk’a (A.) [‫]ﺑﻘﻌﻪ‬1.yer, diyar. 2.ülke.
buk’avî (A.) [‫ ]ﺑﻘﻌﻮی‬yerel.
bûm (F.) [‫ ]ﺑﻮم‬1.yer. 2.ülke.
bûm (F.) [‫ ]ﺑﻮم‬baykuş.
bûmehen (F.) [‫ ]ﺑﻮﻡﻬﻦ‬deprem.

62

bundan mâada (T.-A.) [dan+m] bundan başka, bunun yanısıra.
bûr (F.) [‫ ]ﺑﻮر‬kumral.
burc (A.) [‫ ]ﺑﺮج‬1.burç. 2.yıldız kümesi.
burhan (A.) [‫ ]ﺑﺮهﺎن‬kanıt, delil.
bûriya (F.) [‫ ]ﺑﻮریﺎ‬hasır.
burûc (A.) [‫ ]ﺑﺮوج‬burçlar.
burûdet (A.) [‫ ]ﺑﺮودت‬soğukluk.
bûs etmek öpmek.
bûse (F.) [‫ ]ﺑﻮﺱﻪ‬öpücük.
bûstân (F.) [‫ ]ﺑﻮﺱﺘﺎن‬bahçe.
bûte (F.) [‫ ]ﺑﻮﺕﻪ‬1.çalı çırpı. 2.pota.
bûtimar (F.) [‫ ]ﺑﻮﺕﻴﻤﺎر‬balıkçıl, botimar.
butlân (A.) [‫ ]ﺑﻄﻼن‬1.boşluk, anlamsızlık. 2.yalan.
butûn (A.) [‫ ]ﺑﻄﻮن‬1.karınlar. 2.kuşaklar, nesiller.
bûy (F.) [‫ ]ﺑﻮی‬koku.
bûydâr (F.) [‫ ]ﺑﻮیﺪار‬kokulu.
bûzîne (F.) [‫ ]ﺑﻮزیﻨﻪ‬maymun.
bühtân (A.) [‫ ]ﺑﻬﺘﺎن‬iftira.
bühtân etmek iftira etmek.
bükâ (A.) [‫ ]ﺑﮑﺎء‬ağlama.
bülaceb (A.) [‫ ]ﺑﻮاﻝﻌﺠﺐ‬şaşılacak şey.
büldân (A.) [‫ ]ﺑﻠﺪان‬beldeler, diyarlar, ülkeler.
büleğâ (A.) [‫ ]ﺑﻠﻐﺎء‬belagat sahipleri.

63

bülend (F.) [‫ ]ﺑﻠﻨﺪ‬1.yüksek. 2.yüce.
bülendbâlâ (F.) [‫ ]ﺑﻠﻨﺪﺑﺎﻻ‬uzun boylu.
bülendpervâz (F.) [‫ ]ﺑﻠﻨﺪﭘﺮواز‬1.yükseklerden uçan. 2.şerefli.
bülheves (A.) [‫ ]ﺑﻮاﻝﻬﻮس‬maymun iştahlı.
bülûğ (A.) [‫ ]ﺑﻠﻮغ‬erginlik.
bün (F.) [‫ ]ﺑﻦ‬1.kök. 2.dip. 3.temel.
bünyâd (F.) [‫ ]ﺑﻨﻴﺎد‬1.temel, kök. 2.yapı, bina.
bünye (A.) [‫ ]ﺑﻨﻴﻪ‬yapı.
bünyeviyat (A.) [‫ ]ﺑﻨﻴﻮیﺎت‬bünye ile ilgili bilim dalı, morfoloji.
bürdbâr (F.) [‫ ]ﺑﺮدﺑﺎر‬sabırlı.
bürde (A.) [‫ ]ﺑﺮدﻩ‬hırka.
bürhân (A.) [‫ ]ﺑﺮهﺎن‬kanıt.
bürîde (F.) [‫ ]ﺑﺮیﺪﻩ‬kesik.
bürka (A.) [‫ ]ﺑﺮﻗﻊ‬peçe.
bürnâ (F.) [‫ ]ﺑﺮﻥﺎ‬genç.
bürrân (F.) [‫ ]ﺑﺮان‬keskin.
bürûdet (A.) [‫ ]ﺑﺮودت‬soğukluk.
bürûz (A.) [‫ ]ﺑﺮوز‬ortaya çıkma.
büstân (F.) [‫ ]ﺑﺴﺘﺎن‬bahçe.
büşrâ (A.) [‫ ]ﺑﺸﺮا‬müjde.
büt (F.) [‫ ]ﺑﺖ‬put.
büthâne (F.) [‫ ]ﺑﺖ ﺧﺎﻥﻪ‬puthane.
bütperest (F.) [‫ ]ﺑﺖ ﭘﺮﺱﺖ‬putperest, puta tapan.

64

bütûn (A.) [‫ ]ﺑﻄﻮن‬1.karınlar. 2.kuşaklar, nesiller.
büyût (A.) [‫ ]ﺑﻴﻮت‬1.evler. 2.beyitler.
büz (F.) [‫ ]ﺑﺰ‬keçi.
büzdil (F.) [‫ ]ﺑﺰدل‬ödlek.
büzûr (A.) [‫ ]ﺑﺬور‬tohumlar.
büzürg (F.) [‫ ]ﺑﺰرگ‬1.büyük. 2.ulu.
büzürgân (F.) [‫ ]ﺑﺰرﮔﺎن‬1.büyükler. 2.ulular.
büzürgzâde (F.) [‫ ]ﺑﺰرگ زادﻩ‬seçkin kişinin çocuğu, asilzade, kişizade.

65

C
câ (F.) [‫ ]ﺝﺎ‬1.yer. 2.mevki. 3.makam.
ca’l (A.) [‫ ]ﺝﻌﻞ‬yapma.
ca’lî (A.) [‫ ]ﺝﻌﻠﯽ‬1.yapma, uydurma. 2.sahte.
câbecâ (F.) [‫ ]ﺝﺎﺑﺠﺎ‬yer yer.
câbir (A.) [‫ ]ﺝﺎﺑﺮ‬zorlayıcı.
câdde (A.) [‫ ]ﺝﺎدﻩ‬ana yol, cadde.
câdû (F.) [‫ ]ﺝﺎدو‬1.büyücü. 2.cadı.
câdûger (F.) [‫ ]ﺝﺎدوﮔﺮ‬büyücü.
câh (F.) [‫ ]ﺝﺎﻩ‬makam, mevki.
câhid (A.) [‫ ]ﺝﺎهﺪ‬çalışıp çabalayan.
câhil (A.) [‫ ]ﺝﺎهﻞ‬bilgisiz.
câhilâne (A.-F.) [‫ ]ﺝﺎهﻼﻥﻪ‬cahilce.
câiz (A.) [‫ ]ﺝﺎﺋﺰ‬uygun.
câize (A.) [‫ ]ﺝﺎﺋﺰﻩ‬ödül.
câlib (A.) [‫ ]ﺝﺎﻝﺐ‬ilginç, çekici.
câlib -i dikkat [ ‫] ﺝﺎﻝﺐ دﻗﺖ‬dikkat çekici.
câm (F.) [‫ ]ﺝﺎم‬1.kadeh. 2.şişe. 3.cam.
câme (F.) [‫ ]ﺝﺎﻡﻪ‬giysi.

66

câmedân (F.) [‫ ]ﺝﺎﻡﻪ دان‬gardrop.
câmegî (F.) [‫ ]ﺝﺎﻡﮕﯽ‬1.giysi parası. 2.hizmetçi.
câmekan (F.) [‫ ]ﺝﺎﻡﮑﺎن‬hamamda soyunma odası.
câmekan (F.-A.) [‫ ]ﺝﺎﻡﮑﺎن‬1.camlı bölme. 2.vitrin.
câmeşûy (F.) [‫ ]ﺝﺎﻡﻪ ﺵﻮی‬çamaşırcı.
câmi’ (A.) [‫ ]ﺝﺎﻡﻊ‬1.toplayan. 2.cami.
câmia (A.) [‫ ]ﺝﺎﻡﻌﻪ‬topluluk.
câmid (A.) [‫ ]ﺝﺎﻡﺪ‬1.cansız. 2.donuk.
câmûs (A.) [‫ ]ﺝﺎﻡﻮس‬manda, camız.
cân (F.) [‫ ]ﺝﺎن‬1.ruh. 2.can. 3.sevgili.
cânâ (F.) [‫ ]ﺝﺎﻥﺎ‬sevgilim, ey sevgili.
cânân (F.) [‫ ]ﺝﺎﻥﺎن‬sevgili.
cânâne (F.) [‫ ]ﺝﺎﻥﺎﻥﻪ‬sevgili.
cânbâz (F.) [‫ ]ﺝﺎﻥﺒﺎز‬1.canını hiçe sayan. 2.fedai. 3.cambaz.
cândâr (F.) [‫ ]ﺝﺎﻥﺪار‬1.canlı. 2.koruyucu.
canefşân (F.) [‫ ]ﺝﺎن اﻓﺸﺎن‬canını hiçe sayan, fedai.
cânefzâ (F.) [‫ ]ﺝﺎن اﻓﺰا‬cana can katan.
cânfersâ (F.) [‫ ]ﺝﺎن ﻓﺮﺱﺎ‬ömür törpüsü, yürek tüketen.
cânfeşân (F.) [‫ ]ﺝﺎن ﻓﺸﺎن‬canını hiçe sayan, fedai.
cânfezâ (F.) [‫ ]ﺝﺎن ﻓﺰا‬cana can katan.
cângüdâz (F.) [‫ ]ﺝﺎن ﮔﺪاز‬yürek yakan.
canhıraş (F.) [‫ ]ﺝﺎن ﺧﺮاش‬yürek paralayan.
cânib (A.) [‫ ]ﺝﺎﻥﺐ‬taraf.

67

cânişin (F.) [‫ ]ﺝﺎﻥﺸﻴﻦ‬halef, birinin yerine oturan.
cânnisâr (F.-A.) [‫ ]ﺝﺎن ﻥﺜﺎر‬canını feda eden.
cânsipâr (F.) [‫ ]ﺝﺎن ﺱﭙﺎر‬canını feda eden.
cânsiperâne (F.) [‫ ]ﺝﺎن ﺱﭙﺮاﻥﻪ‬canını feda edercesine.
cânsitân (F.) [‫ ]ﺝﺎن ﺱﺘﺎن‬can alan.
cânver (F.) [‫ ]ﺝﺎن ور‬1.canlı. 2.canavar.
câr (A.) [‫ ]ﺝﺎر‬komşu.
cârî (A.) [ِ‫ ]ﺝﺎر‬geçerli, yürürlükte.
câriha (A.) [‫ ]ﺝﺎرﺣﻪ‬1.yırtıcı kuş. 2.yırtıcı hayvan.
câriye (A.) [‫ ]ﺝﺎریﻪ‬halayık.
cârû (F.) [‫ ]ﺝﺎرو‬süpürge.
cârûb (F.) [‫ ]ﺝﺎروب‬süpürge.
câsûsî (A.-F.) [‫ ]ﺝﺎﺱﻮﺱﯽ‬casusluk, ajanlık.
câvid (F.) [‫ ]ﺝﺎود‬kalıcı, sonsuz, ebedi.
câvidân (F.) [‫ ]ﺝﺎودان‬kalıcı, sonsuz, ebedi.
cây (F.) [‫ ]ﺝﺎی‬yer.
câygâh (F.) [‫ ]ﺝﺎیﮕﺎﻩ‬1.yer. 2.makam.
câyi’ (A.) [‫ ]ﺝﺎیﻊ‬aç.
câynişîn (F.) [‫ ]ﺝﺎیﻨﺸﻴﻦ‬birinin yerine geçen, halef.
câzib (A.) [‫ ]ﺝﺎذب‬1.ilginç. 2.çekici.
câzibe (A.) [‫ ]ﺝﺎذﺑﻪ‬çekicilik.
cazibedar (A.-F.) [‫ ]ﺝﺎذﺑﻪ دار‬çekici, cazibeli.
câzibiyyet (A.) [‫ ]ﺝﺎذﺑﻴﺖ‬çekicilik.

68

cebâbire (A.) [‫ ]ﺝﺒﺎﺑﺮﻩ‬zorbalar.
cebânet (A.) [‫ ]ﺝﺒﺎﻥﺖ‬korkaklık.
cebbâr (A.) [‫ ]ﺝﺒﺎر‬1.zorba. 2.güçlü. 3.Tanrı. 4.tuttuğunu koparan, becerikli.
cebbârî (A.-F.) [‫ ]ﺝﺒﺎری‬1.zorbalık. 2.beceriklilik, tuttuğunu koparma.
cebel (A.) [‫ ]ﺝﺒﻞ‬dağ.
cebhe (A.) [‫ ]ﺝﺒﻬﻪ‬1.cephe. 2.alın. 3.yüz.
cebîn (A.) [‫ ]ﺝﺒﻴﻦ‬korkak.
cebr (A.) [‫ ]ﺝﺒﺮ‬1.zorlama. 2.cebir.
cebr etmek zorlamak.
cebren (A.) [‫ ]ﺝﺒﺮا‬zorla.
cebrî (A.) [‫ ]ﺝﺒﺮی‬zoraki, zorla.
cedâvil (A.) [‫ ]ﺝﺪاول‬cetveller, çizelgeler.
cedd (A.) [‫ ]ﺝﺪ‬ata.
cedel (A.) [‫ ]ﺝﺪل‬1.tartışma. 2.mücadele.
cedelî (A.) [‫ ]ﺝﺪﻝﯽ‬tartışmaya dayalı, münakaşa üstüne oturmuş.
cedî (A.) [‫ ]ﺝﺪی‬1.oğlak. 2.oğlak burcu.
cedîd (A.) [‫ ]ﺝﺪیﺪ‬yeni.
cedîde (A.) [‫ ]ﺝﺪیﺪﻩ‬yeni.
cedvel (A.) [‫ ]ﺝﺪول‬1.cetvel. 2.çizelge.
cefâ (A.) [‫ ]ﺝﻔﺎ‬üzme, eziyet etme.
cefâ çekmek cefaya katlanan, üzülen.
cefâcû (A.-F.) [‫ ]ﺝﻔﺎﺝﻮ‬üzen, cefa eden.
cefâdîde (A.-F.) [‫ ]ﺝﻔﺎدیﺪﻩ‬üzülmüş, cefa çekmiş.

69

cefâkâr (A.-F.) [‫ ]ﺝﻔﺎﮐﺎر‬1.cefa eden, üzen. 2.cefa çeken, üzülen.
cefâkârî (A.-F.) [‫ ]ﺝﻔﺎﮐﺎری‬1.cefa etme, üzme. 2.cefa çekme.
cefâkeş (A.-F.) [‫ ]ﺝﻔﺎﮐﺶ‬üzülen, cefa çeken, eziyete katlanan.
cefâpîşe (A.-F.) [‫ ]ﺝﻔﺎﭘﻴﺸﻪ‬1.üzmeyi huy edinmiş, cefa eden. 2.aşığını üzen
sevgili.
cefcâf (F.) [‫ ]ﺝﻔﺠﺎف‬1.hoppa kadın. 2.orospu.
ceffelkalem (A.) [‫ ]ﺝﻒ اﻝﻘﻠﻢ‬çalakalem.
cefr (A.) [‫ ]ﺝﻔﺮ‬gaipten haber veren bilim.
cehâlet (A.) [‫ ]ﺝﻬﺎﻝﺖ‬cahillik, bilgisizlik.
cehd (A.) [‫ ]ﺝﻬﺪ‬çalışma, çabalama.
cehd etmek çalışıp çabalamak.
cehele (A.) [‫ ]ﺝﻬﻠﻪ‬cahiller.
cehennemî (A.-F.) [‫ ]ﺝﻬﻨﻤﯽ‬1.cehennemlik. 2.cehennem gibi sıcak.
cehl (A.) [‫ ]ﺝﻬﻞ‬cahillik, bilgisizlik.
cehren (A.) [‫ ]ﺝﻬﺮا‬açıkça.
celâdet (A.) [‫ ]ﺝﻼدت‬yiğitlik.
celâl (A.) [‫ ]ﺝﻼل‬ululuk.
celb (A.) [‫ ]ﺝﻠﺐ‬kendine çekme.
celb edilmek 1.kendine çekilmek. 2.yazı ile çağırılmak.
celb etmek 1.kendine çekmek. 2.yazı ile çağırmak.
celbnâme (A.-F.) [‫ ]ﺝﻠﺐ ﻥﺎﻡﻪ‬çağırı mektubu.
celeb (A.) [‫ ]ﺝﻠﺐ‬sığır tüccarı.
celesât (A.) [‫ ]ﺝﻠﺴﺎت‬oturumlar.

70

celîl (A.) [‫ ]ﺝﻠﻴﻞ‬ulu.
celîs (A.) [‫ ]ﺝﻠﻴﺲ‬arkadaş.
cellâd (A.) [‫ ]ﺝﻼد‬cellat.
cellâdî (A.-F.) [‫ ]ﺝﻼدی‬cellatlık.
celse (A.) [‫ ]ﺝﻠﺴﻪ‬oturum.
cem’ (A.) [‫ ]ﺝﻤﻊ‬1.toplama. 2.çoğul.
cem’ edilmek toplanılmak.
cem’ etmek toplamak, derlemek, bir araya getirmek.
cem’an (A.) [‫ ]ﺝﻤﻌﺎ‬toplam.
cem’iyyât (A.) [‫ ]ﺝﻤﻌﻴﺎت‬cemiyetler, dernekler.
cem’iyyet (A.) [‫ ]ﺝﻤﻌﻴﺖ‬1.cemiyet, dernek. 2.topluluk.
cem’iyyet -i akvâm [ ‫] ﺝﻤﻌﻴﺖ اﻗﻮام‬Birleşmiş Milletler.
cemâat (A.) [‫ ]ﺝﻤﺎﻋﺖ‬1.topluluk. 2.camide ibadet edenler.
cemâd (A.) [‫ ]ﺝﻤﺎد‬cansız varlık.
cemâdât (A.) [‫ ]ﺝﻤﺎدات‬cansız varlıklar.
cemâhîr (A.) [‫ ]ﺝﻤﺎهﻴﺮ‬cumhuriyetler.
cemâl (A.) [‫ ]ﺝﻤﺎل‬yüz güzelliği.
cemel (A.) [‫ ]ﺝﻤﻞ‬deve.
cemî’ (A.) [‫ ]ﺝﻤﻴﻊ‬tümü.
cemî’an (A.) [‫ ]ﺝﻤﻴﻌﺎ‬tümüyle.
cemil (A.) [‫ ]ﺝﻤﻴﻞ‬1.güzel. 2.yüzü güzel.
cemîle (A.) [‫ ]ﺝﻤﻴﻠﻪ‬iyilik.
cemiyet (A.) [‫ ]ﺝﻤﻌﻴﺖ‬topluluk, toplum.

71

cemm (A.) [‫ ]ﺝﻢ‬kalabalık.
cenâb (A.) [‫ ]ﺝﻨﺎب‬hazret.
cenâbet (A.) [‫ ]ﺝﻨﺎﺑﺖ‬1.pis, murdar. 2.cünüplük hali.
cenâh (A.) [‫ ]ﺝﻨﺎح‬kanat.
cenb (A.) [‫ ]ﺝﻨﺐ‬taraf.
cendere (A.) [‫ ]ﺝﻨﺪرﻩ‬1.pres. 2.basınç, baskı. 3.oklava.
ceng (F.) [‫ ]ﺝﻨﮓ‬savaş.
ceng etmek 1.savaşmak. 2.dövüşmek.
cengâver (F.) [‫ ]ﺝﻨﮕﺎور‬savaşçı.
cengâverî (F.) [‫ ]ﺝﻨﮕﺎوری‬savaşçılık.
cengcû (F.) [‫ ]ﺝﻨﮕﺠﻮ‬1.savaşçı. 2.kavgacı.
cengel (F.) [‫ ]ﺝﻨﮕﻞ‬orman.
cennât (A.) [‫ ]ﺝﻨﺎت‬1.cennetler. 2.bahçeler.
cennet (A.) [‫ ]ﺝﻨﺖ‬1.cennet. 2.bahçe.
cennet -i a’lâ [ ‫ ] ﺝﻨﺖ اﻋﻠﯽ‬cennet.
cennetmekân (A.) [ ‫ ] ﺝﻨﺖ ﻡﮑﺎن‬mekanı cennet olan.
cenûb (A.) [‫ ]ﺝﻨﻮب‬güney.
cenûb -i garb [ ‫ ] ﺝﻨﻮب ﻏﺮب‬güneybatı.
cenûb -i garbî [ ‫ ] ﺝﻨﻮب ﻏﺮﺑﯽ‬güneybatı.
cenûb -i şark [ ‫ ] ﺝﻨﻮب ﺵﺮق‬güneydoğu.
cenûb -i şarkî [ ‫ ] ﺝﻨﻮب ﺵﺮﻗﯽ‬güneydoğu.
cenûbî (A.) [‫ ]ﺝﻨﻮﺑﯽ‬güneye ait.
cerâd (A.) [‫ ]ﺝﺮاد‬çekirge.

72

cerâhat (A.) [‫ ]ﺝﺮاﺣﺖ‬yara.
cerâid (A.) [‫ ]ﺝﺮاﺋﺪ‬gazeteler.
cerâim (A.) [‫ ]ﺝﺮاﺋﻢ‬suçlar.
cerbeze (A.) [‫ ]ﺝﺮﺑﺰﻩ‬beceriklilik.
ceres (A.) [‫ ]ﺝﺮس‬1.çan. 2.çıngırak.
cereyân (A.) [‫ ]ﺝﺮیﺎن‬1.akış. 2.oluş. 3.akım.
cereyân etmek olmak, gerçekleşmek.
cerge (F.) [‫ ]ﺝﺮﮔﻪ‬küme.
cerh (A.) [‫ ]ﺝﺮح‬1.yaralama. 2.çürütme.
cerh edilmek 1.yaralanmak. 2.çürütülmek.
cerh etmek 1.yaralamak. 2.çürütmek.
cerîde (A.) [‫ ]ﺝﺮیﺪﻩ‬1.gazete. 2.tutanak.
cerîha (A.) [‫ ]ﺝﺮیﺤﻪ‬yara.
cerîme (A.) [‫ ]ﺝﺮیﻤﻪ‬1.suç. 2.para cezası, cereme. 3.ceza ödeme.
cerrâh (A.) [‫ ]ﺝﺮاح‬operatör.
cerrâhî (A.) [‫ ]ﺝﺮاﺣﯽ‬operatörlük.
cesâmet (A.) [‫ ]ﺝﺴﺎﻡﺖ‬irilik.
cesâret (A.) [‫ ]ﺝﺴﺎرت‬cesurluk.
cesîm (A.) [‫ ]ﺝﺴﻴﻢ‬iri, büyük.
cesîmülcüsse (A.) [‫ ]ﺝﺴﻴﻢ اﻝﺠﺜﻪ‬iri yapılı, iriyarı.
cesûr (A.) [‫ ]ﺝﺴﻮر‬cesaret sahibi.
cev (F.) [‫ ]ﺝﻮ‬arpa.
cevâb (A.) [‫ ]ﺝﻮاب‬1.yanıt. 2.karşılık.

73

cevâben (A.) [‫ ]ﺝﻮاﺑﺎ‬yanıt olarak.
cevâd (A.) [‫ ]ﺝﻮاد‬cömert.
cevâhir (A.) [‫ ]ﺝﻮاهﺮ‬1.mücevherler. 2.mücevher.
cevâmi’ (A.) [‫ ]ﺝﻮاﻡﻊ‬camiler.
cevâmid (A.) [‫ ]ﺝﻮاﻡﺪ‬cansız varlıklar.
cevâmîs (A.) [‫ ]ﺝﻮاﻡﻴﺲ‬mandalar.
cevân (F.) [‫ ]ﺝﻮان‬genç.
cevânib (A.) [‫ ]ﺝﻮاﻥﺐ‬yanlar, yönler.
cevârî (A.) [‫ ]ﺝﻮاری‬halayıklar.
cevâz (A.) [‫ ]ﺝﻮاز‬izin, uygun verme.
cevâz vermek uygun vermek, olur vermek, müsaade etmek.
cevdet (A.) [‫ ]ﺝﻮدت‬1iyilik. 2.olgunluk. 3.tazelik.
cevelân (A.) [‫ ]ﺝﻮﻻن‬dolaşma, gezinti.
cevelân etmek 1.dolaşmak, akmak. 2.gezinmek.
cevelângâh (A.-F.) [‫ ]ﺝﻮﻻﻥﮕﺎﻩ‬1.gezinti yeri, mesire yeri. 2.dolaşım yeri.
cevf (A.) [‫ ]ﺝﻮف‬boşluk.
cevher (A.) [‫ ]ﺝﻮهﺮ‬1.mücevher. 2.öz. 3.elmas.
cevherfürûş (A.-F.) [‫ ]ﺝﻮهﺮﻓﺮوش‬mücevherci.
cevherî (A.) [‫ ]ﺝﻮهﺮی‬1.mücevherle ilgili. 2.mücevherli. 3.öz ile ilgili.
cevîn (F.) [‫ ]ﺝﻮیﻦ‬arpadan yapılmış.
cevir (A.) [‫ ]ﺝﻮر‬haksızlık, üzülme, üzme, zulüm.
cevir çekmek acı çekmek, zulüm görmek.
cevr (A.) [‫ ]ﺝﻮر‬haksızlık, üzme, üzülme, zulüm.

74

cevr etmek haksızlık etmek, üzmek, acı çektirmek.
cevşen (F.) [‫ ]ﺝﻮﺵﻦ‬zırhlı giysi.
cevv (A.) [‫ ]ﺝﻮ‬1.hava. 2.boşluk.
cevvâl (A.) [‫ ]ﺝﻮال‬çok hareketli, koşan.
cevvî (A.) [‫ ]ﺝﻮی‬hava ile ilgili.
cevzâ (A.) [‫ ]ﺝﻮزاء‬ikizler burcu.
ceyb (A.) [‫ ]ﺝﻴﺐ‬cep.
ceyş (A.) [‫ ]ﺝﻴﺲ‬asker.
ceyyid (A.) [‫ ]ﺝﻴﺪ‬iyi, güzel.
cezâ (A.) [‫ ]ﺝﺰاء‬1.karşılık. 2.ceza.
cezâir (A.) [‫ ]ﺝﺰاﺋﺮ‬adalar.
cezâlet (A.) [‫ ]ﺝﺰاﻝﺖ‬akıcılık, düzgünlük.
cezb (A.) [‫ ]ﺝﺬب‬kendine çekme.
cezb edilmek kendine çekilmek.
cezb etmek kendine çekmek.
cezbe (A.) [‫ ]ﺝﺬﺑﻪ‬1.coşku. 2.kendinden geçiş.
cezer (A.) [‫ ]ﺝﺰر‬havuç.
cezîre (A.) [‫ ]ﺝﺰیﺮﻩ‬ada.
cezm (A.) [‫ ]ﺝﺰم‬kesin karar.
cezm etmek kesin karar vermek, kesin olarak niyetlenmek.
cezzâb (A.) [‫ ]ﺝﺬاب‬çekici, cazibeli.
cibâl (A.) [‫ ]ﺝﺒﺎل‬dağlar.
cibillet (A.) [‫ ]ﺝﺒﻠﺖ‬karakter, yaratılış.

75

cibilliyet (A.) [‫ ]ﺝﺒﻠﻴﺖ‬karakter, yaratılış.
cibilliyetsiz (A.-T.) [‫ ]ﺝﺒﻠﺘﺴﺰ‬karaktersiz, kötü yaratılışlı.
cidâl (A.) [‫ ]ﺝﺪال‬mücadele.
cidâlcû (A.-F.) [‫ ]ﺝﺪال ﺝﻮ‬mücadeleci.
cidâr (A.) [‫ ]ﺝﺪار‬1.duvar. 2.zar.
cidden (A.) [‫ ]ﺝﺪا‬ciddi olarak.
ciddî (A.) [‫ ]ﺝﺪی‬1.ağırbaşlı. 2.önemli.
ciddiyyet (A.) [‫ ]ﺝﺪیﺖ‬1.ciddilik. 2.ağırbaşlılık.
cîfe (A.) [‫ ]ﺝﻴﻔﻪ‬leş.
ciger (F.) [‫ ]ﺝﮕﺮ‬ciğer.
cigergûşe (F.) [‫ ]ﺝﮕﺮﮔﻮﺵﻪ‬1.ciğerköşe, evlat. 2.sevgili.
cigerpâre (F.) [‫ ]ﺝﮕﺮﭘﺎرﻩ‬1.ciğer parçası. 2.evlat.
cigersûz (F.) [‫ ]ﺝﮕﺮﺱﻮز‬yürek yakan.
cihâd (A.) [‫ ]ﺝﻬﺎد‬din uğrunda savaş.
cihâd etmek din uğrunda savaşmak.
cihân (F.) [‫ ]ﺝﻬﺎن‬1.dünya. 2.âlem.
cihânâferîn (F.) [‫ ]ﺝﻬﺎن ﺁﻓﺮیﻦ‬dünyayı yaratan, Tanrı.
cihandar (F.) [‫ ]ﺝﻬﺎﻥﺪار‬büyük hükümdar, imparator.
cihandîde (F.) [‫ ]ﺝﺨﺎن دیﺪﻩ‬görmüş geçirmiş.
cihangîr (F.) [‫ ]ﺝﻬﺎﻥﮕﻴﺮ‬büyük hükümdar, imparator.
cihangîrî (F.) [‫ ]ﺝﻬﺎﻥﮕﻴﺮی‬büyük hükümdarlık, imparatorluk.
cihângüşâ (F.) [‫ ]ﺝﻬﺎﻥﮕﺸﺎ‬dünyayı feth eden, fatih hükümdar.
cihânî (F.) [‫ ]ﺝﻬﺎﻥﯽ‬1.dünya ile ilgili. 2.insan.

76

cihannüma (F.) [‫ ]ﺝﻬﺎن ﻥﻤﺎ‬1.dünya atlası. 2.taraça.
cihâr (F.) [‫ ]چﻬﺎر‬dört.
cihâren (A.) [‫ ]ﺝﻬﺎرا‬açıkça.
cihât (A.) [‫ ]ﺝﻬﺎت‬1.yönler. 2.sebepler. 3.yerler.
cihâz (A.) [‫ ]ﺝﻬﺎز‬1.çeyiz. 2.aygıt. 3.sistem.
cihet (A.) [‫ ]ﺝﻬﺖ‬1.yön, taraf. 2.bakım, nokta. 3.sebep.
cilâ (A.) [‫ ]ﺝﻼء‬1.parlaklık. 2.cila.
cilâdar (A.-F.) [‫ ]ﺝﻼدار‬cilalı.
cild (A.) [‫ ]ﺝﻠﺪ‬1.deri, cilt. 2.kitap.
cilve (A.) [‫ ]ﺝﻠﻮﻩ‬1.görünme. 2.kırıtma.
cilvegâh (A.-F.) [‫ ]ﺝﻠﻮﻩ ﮔﺎﻩ‬görünme yeri.
cilvegâh olmak yatak teşkil etmek, yurt olmak.
cilveger (A.-F.) [‫ ]ﺝﻠﻮﻩ ﮔﺮ‬1.görünen. 2.kırıtan.
cilvesâz (A.-F.) [‫ ]ﺝﻠﻮﻩ ﺱﺎز‬kırıtan, cilve yapan.
cimâ’ (A.) [‫ ]ﺝﻤﺎع‬cinsel ilişki.
cimâ’ etmek cinsel ilişkide bulunmak.
cinâ’î (A.) [‫ ]ﺝﻨﺎﺋﯽ‬cinayetle ilgili.
cinân (A.) [‫ ]ﺝﻨﺎن‬1.cennetler. 2.bahçeler.
cinayetkâr (A.-F.) [‫ ]ﺝﻨﺎیﺘﮑﺎر‬câni, cinayet işleyen.
cinâze (A.) [‫ ]ﺝﻨﺎزﻩ‬tabut.
cindar (A.-F.) [‫ ]ﺝﻨﺪار‬cinci, afsuncu.
cindarlık (A.-F.-T.) cincilik, afsunculuk, muskacılık.
cinnet (A.) [‫ ]ﺝﻨﺖ‬çıldırma.

77

cins (A.) [‫ ]ﺝﻨﺲ‬1.tür. 2.soy.
cinsî (A.) [‫ ]ﺝﻨﺴﯽ‬cinsel.
cirm (A.) [‫ ]ﺝﺮم‬cismin kapladığı yer, hacim.
cism (A.) [‫ ]ﺝﺴﻢ‬1.cisim, madde. 2.vücut, beden.
cismânî (A.) [‫ ]ﺝﺴﻤﺎﻥﯽ‬1.cisim ile ilgili. 2.bedensel.
cismen (A.) [‫ ]ﺝﺴﻤﺎ‬bedenen.
cisr (A.) [‫ ]ﺝﺴﺮ‬köprü.
civan (F.) [‫ ]ﺝﻮان‬genç.
civânân (F.) [‫ ]ﺝﻮاﻥﺎن‬gençler.
civanbaht (F.) [‫ ]ﺝﻮان ﺑﺨﺖ‬talihli.
civânî (F.) [‫ ]ﺝﻮاﻥﯽ‬gençlik.
civânmerd (F.) [‫ ]ﺝﻮاﻥﻤﺮد‬1.cömert. 2.soylu.
civâr (A.) [‫ ]ﺝﻮار‬yakın çevre.
cîve (F.) [‫ ]ﺝﻴﻮﻩ‬cıva.
cizye (A.) [‫ ]ﺝﺰیﻪ‬gayrimüslim vergisi.
cû (F.) [‫ ]ﺝﻮ‬1.arayan. 2.arama.
cû (F.) [‫ ]ﺝﻮ‬çay, ırmak.
cû’ (A.) [‫ ]ﺝﻮش‬açlık.
cûce (F.) [‫ ]ﺝﻮﺝﻪ‬civciv.
cûd (A.) [‫ ]ﺝﻮد‬cömertlik.
cuğd (A.) [‫ ]ﺝﻐﺪ‬baykuş.
cûlâh (F.) [‫ ]ﺝﻮﻻﻩ‬1.dokumacı. 2.çulha.
cum’a (A.) [‫ ]ﺝﻤﻌﻪ‬cuma.

78

cumhûr (A.) [‫ ]ﺝﻤﻬﻮر‬1.halk. 2.kalabalık.
cumhûrî (A.) [‫ ]ﺝﻤﻬﻮری‬cumhuriyetle ilgili.
cumhûriyyet (A.) [‫ ]ﺝﻤﻬﻮریﺖ‬cumhuriyet.
cûş (F.) [‫ ]ﺝﻮش‬1.coşku. 2.kaynama.
cûş eylemek coşmak, coşup taşmak.
cûşâcûş (F.) [‫ ]ﺝﻮﺵﺎﺝﻮش‬coşkun, coşkulu.
cûşân (F.) [‫ ]ﺝﻮﺵﺎن‬1.coşan. 2.kaynayan.
cûşiş (F.) [‫ ]ﺝﻮﺵﺶ‬coşku.
cûy (F.) [‫ ]ﺝﻮی‬1.arayan. 2.arama.
cûy (F.) [‫ ]ﺝﻮی‬çay, ırmak.
cûybâr (F.) [‫ ]ﺝﻮیﺒﺎر‬ırmak.
cûyende (F.) [‫ ]ﺝﻮیﻨﺪﻩ‬arayan.
cübn (A.) [‫ ]ﺝﺒﻦ‬korkaklık.
cüdâ (F.) [‫ ]ﺝﺪا‬ayrı.
cüda kalmak ayrı düşmek, uzak kalmak.
cüdâyî (F.) [‫ ]ﺝﺪایﯽ‬ayrılık.
cüdrân (A.) [‫ ]ﺝﺪران‬duvarlar.
cüft (F.) [‫ ]ﺝﻔﺖ‬çift.
cüfte (F.) [‫ ]ﺝﻔﺘﻪ‬çifte.
cühelâ (A.) [‫ ]ﺝﻬﻼء‬cahiller.
cühhâl (A.) [‫ ]ﺝﻬﺎل‬cahiller.
cüllâh (A.) [‫ ]ﺝﻼﻩ‬dokumacı, çulhacı.
cülûs (A.) [‫ ]ﺝﻠﻮس‬1.oturma. 2.tahta geçme.

79

cülûs etmek tahta geçmek.
cülûsiyye (A.) [‫ ]ﺝﻠﻮﺱﻴﻪ‬1.tahta çıkan hükümdarın dağıttığı bahşiş. 2.tahta çıkan
hükümdar için yazılan şiir.
cümcüme (A.) [‫ ]ﺝﻤﺠﻤﻪ‬kafatası.
cümel (A.) [‫ ]ﺝﻤﻞ‬cümleler.
cümle (A.) [‫ ]ﺝﻤﻠﻪ‬1.bütün, tüm. 2.tümce.
cümleten (A.) [‫ ]ﺝﻤﻠﺔ‬tümüyle
cümûd (A.) [‫ ]ﺝﻤﻮد‬donukluk.
cümûdiyye (A.) [‫ ]ﺝﻤﻮدیﻪ‬buzul.
cünbân (F.) [‫ ]ﺝﻨﺒﺎن‬1.sallayan. 2.sallanan.
cünbiş (F.) [‫ ]ﺝﻨﺒﺶ‬kıpırtı, hareket, sallanma.
cünd (A.) [‫ ]ﺝﻨﺪ‬1.asker. 2.ordu.
cündî (A.) [‫ ]ﺝﻨﺪی‬usta binici.
cündîlik (A.-T.) [ ] binicilik, at binme.
cünha (A.) [‫ ]ﺝﻨﺤﻪ‬küçük suç.
cünûd (A.) [‫ ]ﺝﻨﻮد‬1.askerler. 2.ordular.
cürm (A.) [‫ ]ﺝﺮم‬suç.
cürûf (A.) [‫ ]ﺝﺮوف‬maden atığı, maden posası.
cüsse (A.) [‫ ]ﺝﺜﻪ‬gövde, yapı.
cüstücû (F.) [‫ ]ﺝﺴﺖ و ﺝﻮ‬arayış, arama.
cüvâl (F.) [‫ ]ﺝﻮال‬çuval.
cüvân bk. civan.
cüz’ (A.) [‫ ]ﺝﺰء‬1.parça. 2.medrese alfabe kitabı.

80

cüz’î (A.) [‫ ]ﺝﺰﺋﯽ‬çok az.
cüz’iyyât (A.) [‫ ]ﺝﺰﺋﻴﺎت‬küçük şeyler, önemsiz şeyler.
cüzâm (A.) [‫ ]ﺝﺬام‬cüzzam.
cüzdan (A.-F.) [‫ ]ﺝﺰﺋﺪان‬1.para çantası. 2.evrak çantası.

81

Ç
çâbük (F.) [‫ ]چﺎﺑﮏ‬kıvrak, çevik, çabuk.
çâbükî (F.) [‫ ]چﺎﺑﮑﯽ‬kıvraklık, çeviklik, çabukluk.
çâbükpâ (F.) [‫ ]چﺎﺑﮏ ﭘﺎ‬ayağına çabuk.
çâbükrev (F.) [‫ ]چﺎﺑﮏ رو‬hızlı giden.
çâbüksüvar (F.) [‫ ]چﺎﺑﮏ ﺱﻮار‬usta binici.
çâder (F.) [‫ ]چﺎدر‬1.çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.
çâdernişin (F.) [‫ ]چﺎدرﻥﺸﻴﻦ‬göçebe, çadırda yaşayan.
çadır (F.) [‫ ]چﺎدر‬1.çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.
çağz (F.) [‫ ]چﻐﺰ‬kurbağa.
çâh (F.) [‫ ]چﺎﻩ‬1.kuyu. 2.çukur.
çâk (F.) [‫ ]چﺎک‬1.yırtık. 2.yırtmaç.
çâk etmek yırtmak.
çâk olmak yırtılmak.
çâkâçâk (F.) [‫ ]چﺎﮐﺎچﺎک‬kılıç şakırtısı.
çâker (F.) [‫ ]چﺎﮐﺮ‬1.kul. 2.hizmetkâr.
çâkerî (F.) [‫ ]چﺎﮐﺮی‬1.kulluk. 2.hizmetkârlık.
çâkûç (F.) [‫ ]چﺎﮐﻮچ‬çekiç.
çâlâk (F.) [‫ ]چﺎﻻک‬çevik, kıvrak.
çâlâkî (F.) [‫ ]چﺎﻻﮐﯽ‬çeviklik, kıvraklık.
çâlik (F.) [‫ ]چﺎﻝﻴﮏ‬çelik çomak.

82

çâlpâre (F.) [‫ ]چﺎرﭘﺎرﻩ‬çalpara.
çâme (F.) [‫ ]چﺎﻡﻪ‬şiir.
çâne (F.) [‫ ]چﺎﻥﻪ‬çene.
çâpâr (F.) [‫ ]چﺎﭘﺎر‬1.ulak. 2.postacı.
çâplûs (F.) [‫ ]چﺎﭘﻠﻮس‬dalkavuk.
çâr (F.) [‫ ]چﺎر‬çare.
çâr (F.) [‫ ]چﺎر‬dört.
çârçûbe (F.) [‫ ]چﺎرچﻮﺑﻪ‬çerçeve.
çardak (F.) [‫ ]چﺎرﻃﺎق‬çardak.
çârdeh (F.) [‫ ]چﺎردﻩ‬ondört.
çâre (F.) [‫ ]چﺎرﻩ‬1.tedbir. 2.çare. 3.ilaç, derman.
çârecû (F.) [‫ ]چﺎرﻩ ﺝﻮ‬çare arayan.
çâresâz (F.) [‫ ]چﺎرﻩ ﺱﺎز‬çare bulan.
çâresâz olmak çare bulmak.
çâresâzî (F.) [‫ ]چﺎرﻩ ﺱﺎزی‬çare bulma.
çârgâh (F.) [‫ ]چﺎرﮔﺎﻩ‬Türk musikîsinde bir makam.
çârgûşe (F.) [‫ ]چﺎرﮔﻮﺵﻪ‬dört köşe.
çarh (F.) [‫ ]چﺮخ‬1.tekerlek. 2.çarkıfelek. 3.felek. 4.tef. 5.çıkrık.
çarmıh (F.) [‫ ]چﺎرﻡﻴﺦ‬çarmıh.
çârnâçâr (F.) [‫ ]چﺎرﻥﺎچﺎر‬ister istemez, çaresiz, mecburen.
çârpâ (F.) [‫ ]چﺎرﭘﺎ‬dört ayaklı.
çârsû (F.) [‫ ]چﺎرﺱﻮ‬dört yön.
çârsû (F.-A.) [‫ ]چﺎرﺱﻮ‬çarşı.

83

çârşeb (F.) [‫ ]چﺎرﺵﺐ‬çarşaf.
çârşenbe (F.) [‫ ]چﺎرﺵﻨﺒﻪ‬çarşamba.
çârtâk (F.) [‫ ]چﺎرﻃﺎق‬1.çardak. 2.kare şeklinde çadır.
çârüm (F.) [‫ ]چﺎرم‬dördüncü.
çâryâr (F.) [‫ ]چﺎریﺎر‬dört halife, Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali.
çâşni (F.) [‫ ]چﺎﺵﻨﯽ‬çeşni.
çâşnigîr (F.) [‫ ]چﺎﺵﻨﯽ ﮔﻴﺮ‬çeşnici.
çâşt (F.) [‫ ]چﺎﺵﺖ‬kuşluk vakti.
çeğâle (F.) [‫ ]چﻐﺎﻝﻪ‬çağla.
çeh (F.) [‫ ]چﻪ‬1.kuyu. 2.çukur.
çehâr (F.) [‫ ]چﻬﺎر‬dört.
çehre (F.) [‫ ]چﻬﺮﻩ‬yüz.
çehreperdâz (F.) [‫ ]چﻬﺮﻩ ﭘﺮداز‬ressam.
çekâçâk (F.) [‫ ]چﮑﺎچﺎک‬kılıç şakırtısı.
çekîde (F.) [‫ ]چﮑﻴﺪﻩ‬damlamış.
çekûç (F.) [‫ ]چﮑﻮچ‬çekiç.
çelîpâ (F.) [‫ ]چﻠﻴﭙﺎ‬haç.
çem (F.) [‫ ]چﻢ‬1.salınma. 2.süslü.
çemen (F.) [‫ ]چﻤﻦ‬1.çimenlik, çayırlık. 2.yeşillik.
çemenzâr (F.) [‫ ]چﻤﻨﺰار‬çimenlik.
çenâr (F.) [‫ ]چﻨﺎر‬çınar.
çenber (F.) [‫ ]چﻨﺒﺮ‬1.çember. 2.kasnak.
çend (F.) [‫ ]چﻨﺪ‬1.kaç. 2.birkaç. 3.ne zamana kadar.

84

çendan (F.) [‫ ]چﻨﺪان‬o kadar, onca.
çendin (F.) [‫ ]چﻨﺪیﻦ‬bu kadar, bunca.
çeng (F.) [‫ ]چﻨﮓ‬1.pençe. 2.el. 3.harp, çeng.
çengâl (F.) [‫ ]چﻨﮕﺎل‬1.pençe. 2.çengel.
çengî (F.) [‫ ]چﻨﮕﯽ‬1.çeng çalan. 2.dansöz, çengi.
çep (F.) [‫ ]چﭗ‬sol.
çerâ (F.) [‫ ]چﺮا‬otlama.
çerâgâh (F.) [‫ ]چﺮاﮔﺎﻩ‬otlak.
çerâğ (F.) [‫ ]چﺮاغ‬1.mum. 2.kandil.
çerâğân (F.) [‫ ]چﺮاﻏﺎن‬aydınlatma, donatma.
çerâkese (A.) [‫ ]چﺮاﮐﺴﻪ‬çerkesler.
çerb (F.) [‫ ]چﺮب‬semiz.
çerbzebân (F.) [‫ ]چﺮب زﺑﺎن‬1.yaltakçı. 2.ağzı laf yapan.
çerh (F.) [‫ ]چﺮخ‬1.çark. 2.felek. 3.tekerlek. 4.çıkrık. 5.çarkıfelek. 6.tef.
çerm (F.) [‫ ]چﺮم‬deri.
çeşm (F.) [‫ ]چﺸﻢ‬göz.
çeşmân (F.) [‫ ]چﺸﻤﺎن‬gözler.
çeşmderîde (F.) [‫ ]چﺸﻢ دریﺪﻩ‬arsız.
çeşme (F.) [‫ ]چﺸﻤﻪ‬1.pınar. 2.çeşme.
çetr (F.) [‫ ]چﺘﺮ‬1.gölgelik. 2.şemsiye.
çevgân (F.) [‫ ]چﻮﮔﺎن‬çevgen.
çeyrek (F.) [‫ ]چﻬﺎریﮏ‬dörtte bir, çeyrek.
çîgûne (F.) [‫ ]چﮕﻮﻥﻪ‬nasıl.

85

çigûnegî (F.) [‫ ]چﮕﻮﻥﮕﯽ‬nitelik.
çihâr (F.) [‫ ]چﻬﺎر‬dört.
çihar yâr (F.) [‫ ]چﻬﺎریﺎر‬dört halife. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali.
çihârüdü (F.) [‫ ]چﻬﺎر و دو‬dört ve iki.
çihârüse (F.) [‫ ]چﻬﺎر و ﺱﻪ‬dört ve üç.
çihârüyek (F.) [‫ ]چﻬﺎر و یﮏ‬dört ve bir.
çihil (F.) [‫ ]چﻬﻞ‬kırk.
çihilpâ (F.) [‫ ]چﻬﻞ ﭘﺎ‬kırkayak.
çihre (F.) [‫ ]چﻬﺮﻩ‬yüz.
çil (F.) [‫ ]چﻞ‬kırk.
çile (F.) [‫ ]چﻠﻪ‬1.kırk günlük ibadet. 2.sıkıntı, azap. 3.iplik demeti.
çilekeş (F.) [‫ ]چﻠﻪ ﮐﺶ‬çile çeken, acı çeken.
çimen (F.) [‫ ]چﻤﻦ‬çimenlik.
çîn (F.) [‫ ]چﻴﻦ‬kırışık.
çirâğ (F.) [‫ ]چﺮاغ‬1.mum. 2.kandil. 2.çırak.
çîredest (F.) [‫ ]چﻴﺮﻩ دﺱﺖ‬yetenekli, becerikli.
çirk (F.) [‫ ]چﺮک‬1.kir. 2.irin.
çirkâb (F.) [‫ ]چﺮک ﺁب‬pis su.
çirkîn (F.) [‫ ]چﺮﮐﻴﻦ‬1.kirlenmiş. 2.çirkin.
çîz (F.) [‫ ]چﻴﺰ‬şey.
çûb (F.) [‫ ]چﻮب‬1.sopa. 2.odun. 3.tahta.
çûbân (F.) [‫ ]چﻮﺑﺎن‬çoban.
çûbek (F.) [‫ ]چﻮﺑﮏ‬1.tokmak, tokaç. 2.çomak.

86

çun (F.) [‫ ]چﻮن‬1.gibi. 2.mademki. 3.nasıl. 4.için. 5.çünkü.
çün (F.) [‫ ]چﻦ‬1.gibi. 2.mademki. 3.nasıl. 4.için. 5.çünkü.
çünki (F.) [‫ ]چﻮﻥﮑﻪ‬çünkü.
çüst (F.) [‫ ]چﺴﺖ‬çevik, kıvrak.
çüstî (F.) [‫ ]چﺴﺘﯽ‬çeviklik, kıvraklık.
çüvâl (F.) [‫ ]چﻮال‬çuval.
çüvaldûz (F.) [‫ ]چﻮاﻝﺪوز‬çuvaldız.

87

D
dâ’î (A.) [‫ ]داﻋﯽ‬1.dua eden, duacı. 2.davet eden.
dâ’ussıla (A.) [‫ ]داء اﻝﺼﻠﻪ‬yurdunu özleme, köyünü özleme.
dâd (F.) [‫ ]داد‬1.adalet. 2.iyilik, ihsan.
dâd (F.) [‫ ]داد‬1.verme. 2.verdi. 3.vergi.
dâdgâh (F.) [‫ ]دادﮔﺎﻩ‬mahkeme.
dâdhâh (F.) [‫ ]دادﺧﻮاﻩ‬davacı.
dâdres (F.) [‫ ]دادرس‬imdada koşan.
dâdû (F.) [‫ ]دادو‬dadı.
dâdüferyâd (F.) [‫ ]دادوﻓﺮیﺎد‬feryat figan.
dâdüsited (F.) [‫ ]داد و ﺱﺘﺪ‬alışveriş.
dâfi’ (A.) [‫ ]داﻓﻊ‬uzaklaştıran, defeden.
dâğ (F.) [‫ ]داغ‬1.yara. 2.kızgın demirle vurulmuş işaret.
dağal (F.) [‫ ]دﻏﻞ‬hile, hilehurda, alavere dalavere.
dağalbâz (F.) [‫ ]دﻏﻞ ﺑﺎز‬hileci.
dağdağa (A.) [‫ ]دﻏﺪﻏﻪ‬telaş, gürültü patırtı.
dâhî (A.) [‫ ]داهﯽ‬deha sahibi.
dâhil (A.) [‫ ]داﺧﻞ‬iç, içeri.
dâhil olmak içeri girmek.
dâhile (A.) [‫ ]داﺧﻠﻪ‬iç, iç yüz.
dâhilen (A.) [‫ ]داﺧﻼ‬içten.

88

dâhilî (A.) [‫ ]داﺧﻠﯽ‬iç ile ilgili, iç yüze ait.
dâhiliye (A.) [‫ ]داﺧﻠﻴﻪ‬iç ile ilgili, iç yüze ait.
dahl (A.) [‫ ]دﺧﻞ‬müdahale etme, karışma.
dahme (F.) [‫ ]ﺽﺨﻤﻪ‬1.mezar. 2.mezarlık. 3.lahit.
dâim (A.) [‫ ]داﺋﻢ‬sürekli, devamlı.
dâimî (A.) [‫ ]داﺋﻤﯽ‬sürekli, devamlı.
dâir (A.) [‫ ]داﺋﺮ‬1.ilişkin, hakkında. 3.dönen.
dâire (A.) [‫ ]داﺋﺮﻩ‬1.daire. 2.büro, ofis. 3.devlet dairesi. 4.tef, zilli tef.
dâirenmâdâr (A.) [‫ ]داﺋﺮا ﻡﺎدار‬çepeçevre.
dâirevî (A.) [‫ ]داﺋﺮوی‬dairemsi.
dâirezen (A.-F.) [‫ ]داﺋﺮﻩ زن‬daire çalan.
dâiye (A.) [‫ ]داﻋﻴﻪ‬1.arzu, istek. 2.iddia.
dakâyık (A.) [‫ ]دﻗﺎیﻖ‬1.incelikler. 2.dakikalar.
dakîk (A.) [‫ ]دﻗﻴﻖ‬1.ince, hassas. 2.dakika şaşmayan.
dakîka (A.) [‫ ]دﻗﻴﻘﻪ‬1.incelik. 2.dakika.
dalâlet (A.) [‫ ]ﺽﻼﻝﺖ‬sapkınlık.
dâll (A.) [‫ ]دال‬delalet eden.
dâlle (A.) [‫ ]ﺽﺎﻝﻪ‬sapık, yoldan çıkmış.
dâm (F.) [‫ ]دام‬1.tuzak, kapan. 2.besi hayvanı.
dâmâd (F.) [‫ ]داﻡﺎد‬damat, güveyi.
dâmân (F.) [‫ ]داﻡﺎن‬etek.
dâmen (F.) [‫ ]داﻡﻦ‬etek.
dâmenâlûde (F.) [‫ ]داﻡﻦ ﺁﻝﻮدﻩ‬iffetsiz.

89

dâmenbûs (F.) [‫ ]داﻡﻦ ﺑﻮس‬etek öpen.
dâmene (F.) [‫ ]داﻡﻨﻪ‬yamaç, dağ eteği.
dâmengîr (F.) [‫ ]داﻡﻦ ﮔﻴﺮ‬1.davacı, şikayetçi. 2.eteğe sarılan.
dâmgâh (F.) [‫ ]داﻡﮕﺎﻩ‬tuzak kurulmuş yer.
dân (F.) [‫ ]دان‬bilen.
dân (F.) [‫ ]دان‬kap.
dânâ (F.) [‫ ]داﻥﺎ‬bilgili, iyi bilen.
dâne (F.) [‫ ]داﻥﻪ‬1.tohum. 2.yem. 3.tane.
dânende (F.) [‫ ]داﻥﻨﺪﻩ‬bilen.
dâng (F.) [‫ ]داﻥﮓ‬altıdabirlik dirhem.
dâniş (F.) [‫ ]داﻥﺶ‬1.bilgi. 2.bilim.
dânişâmûz (F.) [‫ ]داﻥﺶ ﺁﻡﻮز‬öğrenci.
dânişgâh (F.) [‫ ]داﻥﺸﮕﺎﻩ‬üniversite.
dânişmend (F.) [‫ ]داﻥﺸﻤﻨﺪ‬1.bilgin, alim. 2.stajiyer kadı.
dânişver (A.) [‫ ]داﻥﺸﻮر‬bilgin.
dâr (A.) [‫ ]دار‬1.yurt. 2.ev.
dâr (F.) [‫ ]دار‬dar ağacı.
dâr (F.) [‫ ]دار‬sahip olan, bulunduran, tutan.
dâr -ı bekâ [ ‫ ] دار ﺑﻘﺎ‬ahiret.
dâr -ı fenâ [ ‫ ] دار ﻓﻨﺎ‬dünya.
dârâ (F.) [‫ ]دارا‬1.sahip. 2.büyük hükümdar.
darabân (A.) [‫ ]ﺽﺮﺑﺎن‬1.çarpıntı. 2.vuruş.
darabât (A.) [‫ ]ﺽﺮﺑﺎت‬1.darbeler, vuruşlar.

90

darb (A.) [‫ ]ﺽﺮب‬1.vuruş. 2.para basımı. 3.dövme.
darbe (A.) [‫ ]ﺽﺮﺑﻪ‬1.vuruş, darbe. 2.bela.
darbhâne (A.) [‫ ]ﺽﺮب ﺧﺎﻥﻪ‬darphane, para basımevi.
darbımesel (A.-F.) [‫ ]ﺽﺮب ﻡﺜﻞ‬atasözü.
dârçîn (F.) [‫ ]دارچﻴﻦ‬tarçın.
dârende (F.) [‫ ]دارﻥﺪﻩ‬sahip.
darîr (A.) [‫ ]ﺽﺮیﺮ‬doğuştan kör.
dârû (F.) [‫ ]دارو‬ilaç.
dârûhâne (F.) [‫ ]داروﺧﺎﻥﻪ‬eczane.
dârülaceze (A.) [‫ ]داراﻝﻌﺠﺰﻩ‬düşkünler evi.
dârülbedâyi (A.) [‫ ]داراﻝﺒﺪایﻊ‬konservatuvar.
dârülelhân (A.) [‫ ]داراﻻﻝﺤﺎن‬konservatuvar.
dârüleytâm (A.) [‫ ]داراﻻیﺘﺎم‬yetimhane.
dârülfünun (A.) [‫ ]داراﻝﻔﻨﻮن‬üniversite.
dârülhilâfe (A.) [‫ ]داراﻝﺨﻼﻓﻪ‬1.İstanbul. 2.halifelik merkezi.
dârülkütüb (A.) [‫ ]داراﻝﮑﺘﺐ‬kütüphane.
dârülmuallimât (A.) [‫ ]داراﻝﻤﻌﻠﻤﺎت‬kız öğretmen okulu.
dârülmuallimîn (A.) [‫ ]داراﻝﻤﻌﻠﻤﻴﻦ‬erkek öğretmen okulu.
dârülmülk (A.) [‫ ]داراﻝﻤﻠﮏ‬başkent.
dârülvilâde (A.) [‫ ]داراﻝﻮﻻدﻩ‬doğumevi.
dârüssaltana (A.) [‫ ]داراﻝﺴﻠﻄﻨﻪ‬İstanbul.
dârüsselam (A.) [‫ ]داراﻝﺴﻼم‬1.Bağdat. 2.cennet.
dâs (F.) [‫ ]داس‬orak.

91

dâstân (F.) [‫ ]داﺱﺘﺎن‬1.destan. 2.hikaye. 3.masal.
dâstânî (F.) [‫ ]داﺱﺘﺎﻥﯽ‬destânî, kahramanlıkla ilgili, epik.
davâ (A.) [‫ ]دﻋﻮی‬1.dava. 2.teorem. 3.mesele.
dâver (F.) [‫ ]داور‬1.yargıç. 2.hükümdar. 3.Tanrı.
davet (A.) [‫ ]دﻋﻮت‬çağrı.
dâye (F.) [‫ ]دایﻪ‬dadı.
dâyin (A.) [‫ ]دایﻦ‬alacaklı.
deâvî (A.) [‫ ]دﻋﺎوی‬davalar.
debbağ (A.) [‫ ]دﺑﺎغ‬sepici.
debdebe (A.) [‫ ]دﺑﺪﺑﻪ‬gösteriş.
debir (F.) [‫ ]دﺑﻴﺮ‬katip.
ded (F.) [‫ ]دد‬yırtıcı hayvan.
def (F.) [‫ ]دف‬tef.
def’ (A.) [‫ ]دﻓﻊ‬uzaklaştırma.
def’ edilmek 1.uzaklaştırılmak. 2.giderilmek.
def’ etmek 1.uzaklaştırmak. 2.gidermek.
def’a (A.) [‫ ]دﻓﻌﻪ‬kez, kere, defa.
def’aten (A.) [‫ ]دﻓﻌﺔ‬bir defada.
defaât (A.) [‫ ]دﻓﻌﺎت‬kereler, defalar.
defâin (A.) [‫ ]دﻓﺎﺋﻦ‬gömüler, defineler.
defâtir (A.) [‫ ]دﻓﺎﺕﻴﺮ‬defterler.
define (A.) [‫ ]دﻓﻴﻨﻪ‬gömü.
defn (A.) [‫ ]دﻓﻦ‬gömme, defin.

92

defter (A.) [‫ ]دﻓﺘﺮ‬defter.
defterdâr (A.-F.) [‫ ]دﻓﺘﺮدار‬1.ildeki en üst düzey maliye yetkilisi. 2.maliye bakanı.
defzen (A.-F.) [‫ ]دﻓﺰن‬tef çalan.
deh (F.) [‫ ]دﻩ‬on.
dehâ (A.) [‫ ]دهﺎ‬dahilik.
dehâlet (A.) [‫ ]دﺧﺎﻝﺖ‬1.karışma. 2.sığınma.
dehâlîz (A.) [‫ ]دهﺎﻝﻴﺰ‬dehlizler.
dehân (F.) [‫ ]دهﺎن‬ağız.
dehânbeste (F.) [‫ ]دهﺎن ﺑﺴﺘﻪ‬suskun.
dehen (F.) [‫ ]دهﻦ‬ağız.
dehliz (A.) [‫ ]دهﻠﻴﺰ‬koridor.
dehr (A.) [‫ ]دهﺮ‬1.dünya. 2.devir, zamane.
dehrî (A.) [‫ ]دهﺮی‬materyalist.
dehriyye (A.) [‫ ]دهﺮیﻪ‬materyalistlik.
dehşetâver (A.-F.) [‫ ]دهﺸﺖ ﺁور‬dehşet verici.
dehşetengîz (A.-F.) [‫ ]دهﺸﺖ اﻥﮕﻴﺰ‬ürkünç, dehşet verici.
dekâkîn (A.) [‫ ]دﮐﺎﮐﻴﻦ‬dükkanlar.
delâil (A.) [‫ ]دﻻﺋﻞ‬kanıtlar, deliller.
delâlet (A.) [‫ ]دﻻﻝﺖ‬delillik, yol gösterme.
delâlet etmek 1.yol göstermek. 2.anlamına gelmek.
delîl (A.) [‫ ]دﻝﻴﻞ‬1.kanıt. 2.rehber. 3.şahit.
delk (F.) [‫ ]دﻝﻖ‬derviş hırkası.
dellâk (A.) [‫ ]دﻻک‬tellak.

93

dellâl (A.) [‫ ]دﻻل‬komisyoncu, tellal.
delv (A.) [‫ ]دﻝﻮ‬1.kova. 2.kova burcu.
dem (A.) [‫ ]دم‬kan.
dem (F.) [‫ ]دم‬1.zaman. 2.nefes. 3.içki.
demâdem (F.) [‫ ]دﻡﺎدم‬her an.
dembedem (F.) [‫ ]دﻡﺒﺪم‬her an.
demsâz (F.) [‫ ]دﻡﺴﺎز‬1.yakın arkadaş.2.sırdaş.
denâet (A.) [‫ ]دﻥﺎﺋﺖ‬alçaklık.
dendân (F.) [‫ ]دﻥﺪان‬diş.
dendanmüzd (F.) [‫ ]دﻥﺪان ﻡﺰد‬diş kirası.
denî (A.) [‫ ]دﻥﯽ‬alçak.
der (F.) [‫ ]در‬kapı.
derâhim (A.) [‫ ]دراهﻢ‬dirhemler.
derakab (F.-A.) [‫ ]درﻋﻘﺐ‬ardından, hemen, derhal, hemen ardından.
derâmed (F.) [‫ ]در ﺁﻡﺪ‬kazanç, gelir.
derâz (F.) [‫ ]دراز‬uzun.
derbân (F.) [‫ ]درﺑﺎن‬kapıcı.
derbâr (F.) [‫ ]درﺑﺎر‬saray.
derbeder (F.) [‫ ]درﺑﺪر‬aylak, avare.
derbend (F.) [‫ ]درﺑﻨﺪ‬1.dar geçit. 2.sınır kalesi. 3.hudut.
derc (A.) [‫ ]درج‬içine alma, biriktirme.
derc edilmek içine alınmak.
derc etmek içine almak.

94

derd (F.) [‫ ]درد‬1.dert. acı. 3.ağrı.
derdâ (F.) [‫ ]دردا‬ne yazık ki, eyvahlar olsun.
derdest (F.) [‫ ]دردﺱﺖ‬1.yakalama. 2.el altında olma.
derdest edilmek yakalanmak.
derdest etmek yakalamak.
derdiser (F.) [‫ ]درد ﺱﺮ‬baş belası, baş ağrısı, sorun, problem.
derdmend (F.) [‫ ]دردﻡﻨﺪ‬dertli.
derecât (A.) [‫ ]درﺝﺎت‬dereceler.
derece (A.) [‫ ]درﺝﻪ‬1.derece. 2.aşama. 3.kat. 3.miktar.
derekât (A.) [‫ ]درﮐﺎت‬1.katlar. 2.basamaklar.
dereke (A.) [‫ ]درﮐﻪ‬1.kat. 2.basamak.
derende (F.) [‫ ]درﻥﺪﻩ‬yırtıcı.
dergâh (F.) [‫ ]درﮔﺎﻩ‬1.dergah. 2.saray. 3.tekke. 4.tapı, huzur.
derhâl (F.-A.) [‫ ]درﺣﺎل‬hemen.
derhâst (F.) [‫ ]درﺧﻮاﺱﺖ‬1.istek, talep, rica. 2.dilekçe.
derhâtır (F.-A.) [‫ ]در ﺧﺎﻃﺮ‬1.hatırlama. 2.hatırda tutma.
derhâtır ettirmek hatırlatmak, akla getirmek.
derhâtır eylemek hatırlamak.
derhor (F.) [‫ ]درﺧﻮر‬layık.
derîçe (F.) [‫ ]دریﭽﻪ‬1.pencere. 2.küçük kapı.
derk (A.) [‫ ]درک‬1.anlama, idrak etme. 2.alma.
derk etmek anlamak, idrak etmek.
derkenâr (F.-A.) [‫ ]درﮐﻨﺎر‬kenar yazısı.

95

dermân (F.) [‫ ]درﻡﺎن‬1.ilaç. 2.çare. 3.güç.
dermânde (F.) [‫ ]درﻡﺎﻥﺪﻩ‬1.aciz. 2.zavallı.
dermeyân (F.) [‫ ]درﻡﻴﺎن‬ortada.
dermeyân edilmek ortaya konulmak, ele alınmak.
dermeyân etmek ortaya koymak, ele almak.
derpîş (F.) [‫ ]درﭘﻴﺶ‬göz önünde.
derpîş edilmek göz önünde bulundurulmak.
derpîş etmek göz önünde bulundurmak.
derrâk (A.) [‫ ]دراک‬anlayışlı.
derre (F.) [‫ ]درﻩ‬dere.
dersaadet (F.-A.) [‫ ]در ﺱﻌﺎدت‬İstanbul.
dershân (A.-F.) [‫ ]درﺱﺨﻮان‬öğrenci.
deruhde edilmek üste alınmak, görev bilinmek.
deruhde etmek üstüne almak.
derûn (F.) [‫ ]درون‬1.iç, içerisi. 2.gönül.
derûnî (F.) [‫ ]دروﻥﯽ‬içten gelen, içe ait.
dervâze (F.) [‫ ]دروازﻩ‬1.ana kapı. 2.kale kapısı. 3.şehir kapısı.
dervîş (F.) [‫ ]درویﺶ‬1.yoksul. 2.tarikat şeyhine bağlı mürit.
dervîşân (F.) [‫ ]درویﺸﺎن‬dervişler.
deryâ (F.) [‫ ]دریﺎ‬deniz.
deryâdil (F.) [‫ ]دریﺎدل‬1.gönlü zengin. 2.büyük himmetli.
deryâneverd (F.) [‫ ]دریﺎﻥﻮرد‬denizci.
derzî (F.) [‫ ]درزی‬terzi.

96

desâis (A.) [‫ ]دﺱﺎﺋﺲ‬hileler, oyunlar.
desîse (A.) [‫ ]دﺱﻴﺴﻪ‬hile, oyun.
desîsekâr (A.-F.) [‫ ]دﺱﻴﺴﻪ ﮐﺎر‬hileci, düzenbaz.
dessâs (A.) [‫ ]دﺱﺎس‬hileci, düzenbaz.
dest (F.) [‫ ]دﺱﺖ‬el.
destân (F.) [‫ ]دﺱﺘﺎن‬1.hikaye. 2.destan. 3.masal.
destâr (F.) [‫ ]دﺱﺘﺎر‬sarık.
destâvîz (F.) [‫ ]دﺱﺘﺎویﺰ‬küçük hediye.
destbedest (F.) [‫ ]دﺱﺖ ﺑﺪﺱﺖ‬elden ele.
destbûs (F.) [‫ ]دﺱﺖ ﺑﻮس‬el öpen.
destbûsî (F.) [‫ ]دﺱﺖ ﺑﻮﺱﯽ‬el öpme.
deste (F.) [‫ ]دﺱﺘﻪ‬1.grup. 2.demet. 3.kulp.
destere (F.) [‫ ]دﺱﺘﺮﻩ‬testere, bıçkı.
destgâh (F.) [‫ ]دﺱﺘﮕﺎﻩ‬1.tezgah. 2.atölye. 3.halı dokuma tezgahı.
destgîr (F.) [‫ ]دﺱﺘﮕﻴﺮ‬elden tutan, yardım eden.
destî (F.) [‫ ]دﺱﺘﯽ‬testi.
destkâr (F.) [‫ ]دﺱﺘﮑﺎر‬il işi.
destmâl (F.) [‫ ]دﺱﺘﻤﺎل‬1.mendil. 2.el bezi.
destmüzd (F.) [‫ ]دﺱﺖ ﻡﺰد‬1.ücret, el emeği. 2.bahşiş.
destres (F.) [‫ ]دﺱﺘﺮس‬ulaşma, elde etmek.
destres olmak ulaşmak, elde etmek.
destres olunmak ulaşılmak.
destûr (F.) [‫ ]دﺱﺘﻮر‬1.izin. 2.zerdüşt rahibi. 3.uzak dur. 4.izin ver.

97

deşne (F.) [‫ ]دﺵﻨﻪ‬hançer.
deşt (F.) [‫ ]دﺵﺖ‬1.kır. 2.ova. 3.çöl.
devâ (A.) [‫ ]دواء‬1.ilaç. 2.çare.
devâbb (A.) [‫ ]دواب‬1.yük hayvanları. 2.binek hayvanları.
devâir (A.) [‫ ]دواﺋﺮ‬daireler.
devâm (A.) [‫ ]دوام‬1.süreklilik. 2.kalıcılık. 3.devam.
devâsâz (A.-F.) [‫ ]دواﺱﺎز‬1.çare olan. 2.tedavi eden, şifa veren.
devât (A.) [‫ ]دوات‬divit.
devâvîn (A.) [‫ ]دواویﻦ‬divanlar.
deverân (A.) [‫ ]دوران‬dönme, dolaşma, dolaşım.
deverân etmek dönmek, dolanmak.
devlet (A.) [‫ ]دوﻝﺖ‬1.devlet. 2.talih. 3.mevki.
devr (A.) [‫ ]دور‬1.devir. 2.dönme.
devrân (A.) [‫ ]دوران‬felek, zamane.
devre (A.) [‫ ]دورﻩ‬dönem.
dey (F.) [‫ ]دی‬kış.
deyn (A.) [‫ ]دیﻦ‬borç.
deyr (A.) [‫ ]دیﺮ‬manastır.
dıl’ (A.) [‫ ]ﺽﻠﻊ‬kenar.
dırâz (F.) [‫ ]دراز‬uzun.
dî (F.) [‫ ]دی‬dün.
dîbâ (F.) [‫ ]دیﺒﺎ‬ipekli kumaş.
dîbâce (F.) [‫ ]دیﺒﺎﺝﻪ‬giriş, önsöz.

98

dicâce (A.) [‫ ]دﺝﺎﺝﻪ‬tavuk.
dîdâr (F.) [‫ ]دیﺪار‬1.görüşme, buluşma. 2.yüz.
dîde (F.) [‫ ]دیﺪﻩ‬görmüş.
dîde (F.) [‫ ]دیﺪﻩ‬göz.
dîdegân (F.) [‫ ]دیﺪﮔﺎن‬gözler.
dîg (F.) [‫ ]دیﮓ‬tencere.
diger (F.) [‫ ]دﮔﺮ‬diğer, başka.
dîgergûn (F.) [‫ ]دﮔﺮﮔﻮن‬başka.
dîgerkâm (F.) [‫ ]دیﮕﺮﮐﺎم‬başkalarını düşünen.
dih (F.) [‫ ]دﻩ‬köy.
dihât (F.) [‫ ]دهﺎت‬köyler.
dihhodâ (F.) [‫ ]دهﺨﺪا‬1.köy ağası. 2.köy kahyası.
dihkân (F.) [‫ ]دهﻘﺎن‬1.çiftçi. 2.köy ağası.
dikkat (A.) [‫ ]دﻗﺖ‬1.dakiklik. 2.incelik. 3.dikkat.
dil (F.) [‫ ]دل‬gönül.
dilârâ (F.) [‫ ]دل ﺁرا‬gönül süsleyen.
dilâşûb (F.) [‫ ]دل ﺁﺵﻮب‬gönül karıştıran, sevgili.
dilâver (F.) [‫ ]دﻻور‬yürekli, yiğit.
dilâvîz (F.) [‫ ]دﻻویﺰ‬güzel, gönül çekici.
dilâzâr (F.) [‫ ]دل ﺁزار‬gönül kıran, inciten.
dilâzürde (F.) [‫ ]دل ﺁزردﻩ‬kalbi kırık.
dilbâz (F.) [‫ ]دﻝﺒﺎز‬gönül şenlendiren.
dilbend (F.) [‫ ]دﻝﺒﻨﺪ‬gönül bağlanan, sevgili.

99

dilber (F.) [‫ ]دﻝﺒﺮ‬gönül alan, güzel, sevgili.
dilbeste (F.) [‫ ]دﻝﺒﺴﺘﻪ‬gönlü bağlanmış, aşık.
dilcû (F.) [‫ ]دﻝﺠﻮ‬gönlün aradığı, güzel, sevgili.
dildâde (F.) [‫ ]دل دادﻩ‬gönlünü vermiş, aşık.
dildâr (F.) [‫ ]دﻝﺪار‬gönül tutan, sevgili.
dildüzd (F.) [‫ ]دل دزد‬gönül hırsızı.
dilefgâr (F.) [‫ ]دل اﻓﮕﺎر‬gönlü yaralı, aşık.
dilefrûz (F.) [‫ ]دل اﻓﺮوز‬gönül aydınlatan, sevgili.
dilfigâr (F.) [‫ ]دل ﻓﮕﺎر‬gönlü yaralı, aşık.
dilfirîb (F.) [‫ ]دل ﻓﺮیﺐ‬gönül aldatan, sevgili.
dilgîr (F.) [‫ ]دﻝﮕﻴﺮ‬kırgın, alınmış.
dilgüdâz (F.) [‫ ]دل ﮔﺪاز‬gönül eriten, yürek törpüsü.
dilgüşâ (F.) [‫ ]دﻝﮕﺸﺎ‬iç açıcı, ferahlık verici.
dilhâh (F.) [‫ ]دﻝﺨﻮاﻩ‬gönlün istediği.
dilhaste (F.) [‫ ]دﻝﺨﻮاﺱﺘﻪ‬gönlü yaralı.
dilhırâş (F.) [‫ ]دل ﺧﺮاش‬yürek parçalayan.
dilhûn (F.) [‫ ]دﻝﺨﻮن‬yüreği kanlı, içi kan ağlayan.
dilîr (F.) [‫ ]دﻝﻴﺮ‬yürekli, yiğit.
dilkeş (F.) [‫ ]دﻝﮑﺶ‬cazibeli, gönül çekici.
dilnişîn (F.) [‫ ]دﻝﻨﺸﻴﻦ‬makbul, hoş.
dilnüvaz (F.) [‫ ]دل ﻥﻮاز‬gönül okşayan.
dilpesend (F.) [‫ ]دل ﭘﺴﻨﺪ‬gönlün beğendiği.
dilrübâ (F.) [‫ ]دﻝﺮﺑﺎ‬gönül hırsızı, gönül çalan.

100

dilsûhte (F.) [‫ ]دل ﺱﻮﺧﺘﻪ‬bağrı yanık, gönlü yaralı.
dilsûz (F.) [‫ ]دﻝﺴﻮز‬yürek yakan.
dilşâd (F.) [‫ ]دﻝﺸﺎد‬gönlü şen.
dilşâd etmek gönlünü şenlendirmek, mutlu etmek.
dilşâd olmak gönlü şenlenmek, mutlu olmak.
dilşikâr (F.) [‫ ]دل ﺵﮑﺎر‬gönül avcısı.
dilşiken (F.) [‫ ]دل ﺵﮑﻦ‬kalp kıran.
dilşikeste (F.) [‫ ]دل ﺵﮑﺴﺘﻪ‬kalbi kırık.
dilteng (F.) [‫ ]دل ﺕﻨﮓ‬yüreği daralmış, sıkıntılı.
dilteşne (F.) [‫ ]دل ﺕﺸﻨﻪ‬can atan.
dimâğ (A.) [ ‫ ] دﻡﺎغ‬1.beyin. 2.bilinç, şuur.
dindârî (A.-F.) [ ‫ ] دیﻨﺪاری‬dindarlık.
dînen (A.) [ ‫ ] دیﻨﺎ‬dince, din bakımından.
dînî (A.) [ ‫ ] دیﻨﯽ‬dinsel.
dîr (F.) [ ‫ ] دیﺮ‬geç.
dirahşân (F.) [ ‫ ] درﺧﺸﺎن‬parlak, parlayan.
diraht (F.) [ ‫ ] درﺧﺖ‬ağaç.
dirâyetli (A.-T.) bilgili ve kavrama yeteneği olan.
direfş (F.) [ ‫ ] درﻓﺶ‬1.sancak. 2.bayrak.
direm (F.) [ ‫ ] درم‬dirhem, akçe, gümüş para.
dirîğ (F.) [ ‫ ] دریﻎ‬esirgeme.
dirîğ etmek esirgemek.
dirîğâ (F.) [ ‫ ] دریﻐﺎ‬ne yazık ki, vah vah, eyvahlar olsun.

101

dîrîn (F.) [ ‫ ] دیﺮیﻦ‬eski.
dîrîne (F.) [ ‫ ] دیﺮیﻨﻪ‬eski.
dîşeb (F.) [ ‫ ] دیﺸﺐ‬dün gece.
dîvân (A.) [ ‫ ] دیﻮان‬1.meclis. 2.padişah meclisi. 3.şairin şiirlerinin bir araya
getirildiği eser.
dîvâne (F.) [ ‫ ] دیﻮاﻥﻪ‬deli, çılgın.
dîvânegî (F.) [ ‫ ] دیﻮاﻥﮕﯽ‬delilik, çılgınlık.
dîvâr (F.) [ ‫ ] دیﻮار‬duvar.
diyâr (A.) [ ‫ ] دیﺎر‬ülke, topraklar, memleket.
dizdâr (F.) [ ‫ ] دزدار‬kale muhafızı.
dost (F.) [ ‫ ] دوﺱﺖ‬1.sevgili. 2.yakın arkadaş. 3.Tanrı.
dostâne (F.) [ ‫ ] دوﺱﺘﺎﻥﻪ‬dostça.
dostî (F.) [ ‫ ] دوﺱﺘﯽ‬dostluk.
dostkâm (F.) [ ‫ ] دوﺱﺘﮑﺎم‬dost canlısı.
duâgû (A.-F.) [ ‫ ] دﻋﺎﮔﻮ‬duacı, dua eden.
dûçâr (F.) [ ‫ ] دچﺎر‬uğramış, yakalanmış, maruz kalmış.
dûçâr etmek uğratmak, müptela etmek.
dûçâr olmak uğramak, müptela olmak.
dûd (A.) [ ‫ ] دود‬böcek, kurtçuk, kurt.
dûd (F.) [ ‫ ] دود‬duman.
dûde (F.) [ ‫ ] دودﻩ‬is.
dûdmân (F.) [ ‫ ] دودﻡﺎن‬soy sop.
dûğ (F.) [ ‫ ] دوغ‬ayran.

102

duhân (A.) [ ‫ ] دﺧﺎن‬1.tütün. 2.duman.
duht (F.) [ ‫ ] دﺧﺖ‬kız.
duhter (F.) [ ‫ ] دﺧﺘﺮ‬kız.
duhûl (A.) [ ‫ ] دﺧﻮل‬giriş, içeri girme.
duhûl etmek girmek, içeri girmek.
duhûliye (A.) [ ‫ ] دﺧﻮﻝﻴﻪ‬giriş ücreti.
dumûr (A.) [ ‫ ] دﻡﻮر‬körelme.
dûn (A.) [ ‫ ] دون‬1.aşağı, alt. 2.aşağılık, adi.
dûnperver (A.-F.) [ ‫ ] دون ﭘﺮور‬aşağılık kimseleri koruyan.
dûr (F.) [ ‫ ] دور‬uzak.
dûrbîn (F.) [ ‫ ] دورﺑﻴﻦ‬dürbün.
dûrdest (F.) [ ‫ ] دوردﺱﺖ‬ırak, çok uzak.
dûrendîş (F.) [ ‫ ] دوراﻥﺪیﺶ‬ileri görüşlü, ileriyi düşünen.
dûrî (F.) [ ‫ ] دوری‬uzaklık.
durûb-i emsâl (A.-F.) [ ‫ ] ﺽﺮوب اﻡﺜﺎل‬atasözleri.
durûd (F.) [ ‫ ] درود‬1.övgü. 2.selam.
dûst (F.) [ ‫ ] دوﺱﺖ‬1.dost. 2.sevgili. 3.Tanrı.
dûş (F.) [ ‫ ] دوش‬dün gece.
dûş (F.) [ ‫ ] دوش‬omuz.
dûşîze (F.) [ ‫ ] دوﺵﻴﺰﻩ‬kız, matmazel.
dûzah (F.) [ ‫ ] دوزخ‬cehennem.
dü (F.) [ ‫ ] دو‬iki.
dübâre (F.) [ ‫ ] دوﺑﺎرﻩ‬tekrar, yeniden.

103

dübb (A.) [ ‫ ] دب‬ayı.
dübür (A.) [ ‫ ] دﺑﺮ‬1.makat. 2.arka.
dücâce (A.) [ ‫ ] دﺝﺎﺝﻪ‬tavuk.
düçar-ı inkıtâ olmak kesintiye uğramak.
düdil (F.) [ ‫ ] دودل‬ikircikli, tereddütlü.
dühûr (A.) [ ‫ ] دهﻮر‬1.devirler. 2.dünyalar.
dühül (F.) [ ‫ ] دهﻞ‬davul.
düm (F.) [ ‫ ] دم‬kuyruk.
dümbâl (F.) [ ‫ ] دﻥﺒﺎل‬1.kuyruk. 2.peş, art.
dümel (A.) [ ‫ ] دﻡﻞ‬kan çıbanı.
dümûy (F.) [ ‫ ] دوﻡﻮی‬kırçıl.
dünbâl (F.) [ ‫ ] دﻥﺒﺎل‬1.kuyruk. 2.peş, art.
dünbek (F.) [ ‫ ] دﻥﺒﮏ‬dümbelek.
dünîm (F.) [ ‫ ] دوﻥﻴﻢ‬ikiye bölünmüş.
dünyâperest (A.-F.) [ ‫ ] دﻥﻴﺎﭘﺮﺱﺖ‬dünya düşkünü.
dünyevî (A.) [ ‫ ] دﻥﻴﻮی‬dünya ile ilgili.
dürc (A.) [ ‫ ] درج‬1.kutu. 2.mücevher kutusu. 3.sevgilinin küçük ağzı.
dürd (F.) [ ‫ ] درد‬tortu.
dürdâne (A.-F.) [ ‫ ] درداﻥﻪ‬1.inci tanesi. 2.sevgili.
dürdkeş (F.) [ ‫ ] دردﮐﺶ‬tortulu şarap içen.
dürer (A.) [ ‫ ] درر‬inciler.
dürr (A.) [ ‫ ] در‬inci.
dürrâ’a (A.) [ ‫ ] دراﻋﻪ‬ferace.

104

dürre (A.) [ ‫ ] درﻩ‬iri inci.
dürû (F.) [ ‫ ] دورو‬ikiyüzlü.
dürûğ (F.) [ ‫ ] دروغ‬yalan.
dürûğzen (F.) [ ‫ ] دروغ زن‬yalancı.
dürûs (A.) [ ‫ ] دروس‬dersler.
dürüst (F.) [ ‫ ] درﺱﺖ‬1.sağlıklı. 2.tam. 3.doğru.
dürüşt (F.) [ ‫ ] درﺵﺖ‬1.kaba. 2.iri. 3.kalın.
düstûr (A.) [ ‫ ] دﺱﺘﻮر‬1.kural, prensip. 2.kanun kitabı.
düşenbe (F.) [ ‫ ] دوﺵﻨﺒﻪ‬pazartesi.
düşine (F.) [ ‫ ] دوﺵﻴﻨﻪ‬dün geceki.
düşmen (F.) [ ‫ ] دﺵﻤﻦ‬düşman.
düşnâm (F.) [ ‫ ] دﺵﻨﺎم‬küfür, sövgü.
düşvâr (F.) [ ‫ ] دﺵﻮار‬güç.
düvâzdeh (F.) [ ‫ ] دوازدﻩ‬oniki.
düvel (A.) [ ‫ ] دول‬devletler.
düvist (F.) [ ‫ ] دویﺴﺖ‬ikiyüz.
düvüm (F.) [ ‫ ] دوم‬ikinci.
düyûn (A.) [ ‫ ] دیﻮن‬borçlar.
düzd (F.) [ ‫ ] دزد‬hırsız.
düzdî (F.) [ ‫ ] دزدی‬hırsızlık.
düzdîde (F.) [ ‫ ] دزدیﺪﻩ‬çalıntı, çalınmış.

105

E
eâcîb (A.) [ ‫ ] اﻋﺎﺝﺐ‬şaşılası şeyler.
eamm (A.) [ ‫ ] اﻋﻢ‬genelde, yaygın haliyle.
eâzım (A.) [ ‫ ] اﻋﺎﻇﻢ‬büyükler, ileri gelenler.
eazz (A.) [ ‫ ] اﻋﺰ‬çok değerli.
eb (A.) [ ‫ ] اب‬1.baba. 2.ata, ced.
eb’âd (A.) [ ‫ ] اﺑﻌﺎد‬1.boyutlar. 2.uzunluklar.
eb’ad (A.) [ ‫ ] اﺑﻌﺪ‬çok uzak.
ebâbil (A.) [ ‫ ] اﺑﺎﺑﻴﻞ‬kırlangıç.
ebâtil (A.) [ ‫ ] اﺑﺎﻃﻞ‬saçma sapan sözler, ipe sapa gelmez şeyler.
ebced (A.) [ ‫ ] اﺑﺠﺪ‬sayısal değer verilmiş arap alfabesi.
ebcedhân (A.-F.) [ ‫ ] اﺑﺠﺪﺧﻮان‬1.okula yeni başlamış öğrenci. 2.acemi,
deneyimsiz.
ebdâl (A.) [ ‫ ] اﺑﺪال‬derviş, abdal.
ebdân (A.) [ ‫ ] اﺑﺪان‬bedenler.
ebed (A.) [ ‫ ] اﺑﺪ‬sonsuz gelecek zaman.
ebeden (A.) [ ‫ ] اﺑﺪا‬asla, hiçbir zaman.
ebedî (A.) [ ‫ ] اﺑﺪی‬sonsuz.
ebediyyen (A.) [ ‫ ] اﺑﺪیﺎ‬sonsuza kadar, asla, hiçbir zaman
ebediyyet (A.) [ ‫ ] اﺑﺪیﺖ‬sonsuzluk.
ebeveyn (A.) [ ‫ ] اﺑﻮیﻦ‬anababa.

106

ebhâr (A.) [ ‫ ] اﺑﺤﺎر‬denizler.
ebhâs (A.) [ ‫ ] اﺑﺤﺎث‬bahisler, tartışmalar.
ebî (A.) [ ‫ ] اﺑﯽ‬baba.
ebkem (A.) [ ‫ ] اﺑﮑﻢ‬dilsiz.
eblak (A.) [ ‫ ] اﺑﻠﻖ‬alacalı.
ebleh (A.) [ ‫ ] اﺑﻠﻪ‬bön.
eblehâne (A.-F.) [ ‫ ] اﺑﻠﻬﺎﻥﻪ‬bön bön.
eblehî (A.-F.) [ ‫ ] اﺑﻠﻬﯽ‬bönlük.
ebnâ (A.) [ ‫ ] اﺑﻨﺎ‬oğullar.
ebniye (A.) [ ‫ ] اﺑﻨﻴﻪ‬binalar.
ebr (F.) [ ‫ ] اﺑﺮ‬bulut.
ebrâlûd (F.) [ ‫ ] اﺑﺮﺁﻝﻮد‬bulutlu.
ebrâr (A.) [ ‫ ] اﺑﺮار‬iyi insanlar, dürüst insanlar.
ebred (A.) [ ‫ ] اﺑﺮد‬dondurucu soğuk, çok soğuk.
ebreş (A.) [ ‫ ] اﺑﺮش‬1.alacalı at. 2.alaca.
ebrişüm (F.) [ ‫ ] اﺑﺮیﺸﻢ‬ipek, bükülü ipek.
ebrû (F.) [ ‫ ] اﺑﺮو‬kaş.
ebsâr (A.) [ ‫ ] اﺑﺼﺎر‬gözler.
ebülbeşer (A.) [ ‫ ] اﺑﻮاﻝﺒﺸﺮ‬Âdem.
ebvâb (A.) [ ‫ ] اﺑﻮاب‬1.kapılar. 2.bölümler, bâblar.
ebyât (A.) [ ‫ ] اﺑﻴﺎت‬beyitler.
ebyaz (A.) [ ‫ ] اﺑﻴﺾ‬bembeyaz.
ecânib (A.) [ ‫ ] اﺝﺎﻥﺐ‬yabancılar.

107

ecdâd (A.) [ ‫ ] اﺝﺪاد‬atalar, cedler.
ecel (A.) [ ‫ ] اﺝﻞ‬hayatın sonu.
ecell (A.) [ ‫ ] اﺝﻞ‬çok büyük, ulular ulusu.
echel (A.) [ ‫ ] اﺝﻬﻞ‬zırcahil.
echelüminkaragöz (A.-T.) [‫ ]اﺝﻬﻞ ﻡﻦ ﻗﺮﻩ ﮔﻮز‬zırcahil.
ecir (A.) [ ‫ ] اﺝﺮ‬1.ödül. 2.ücret.
ecnâs (A.) [ ‫ ] اﺝﻨﺎس‬türler, cinsler.
ecnebî (A.) [ ‫ ] اﺝﻨﺒﯽ‬yabancı.
ecr (A.) [ ‫ ] اﺝﺮ‬1.ödül. 2.ücret.
ecrâm (A.) [ ‫ ] اﺝﺮام‬cansız varlıklar.
ecrâm -ı semâviyye [ ‫] اﺝﺮام ﺱﻤﺎویﻪ‬gök cisimleri.
ecsâd (A.) [ ‫ ] اﺝﺴﺎد‬1.cesetler. 2.bedenler.
ecsâm (A.) [ ‫ ] اﺝﺴﺎم‬1.cisimler. 2.vücutlar.
ecvef (A.) [ ‫ ] اﺝﻮف‬1.kof. 2.dangalak.
ecvibe (A.) [ ‫ ] اﺝﻮﺑﻪ‬cevaplar.
eczâ (A.) [ ‫ ] اﺝﺰا‬1.parçalar. 2.ilaç hammaddeleri.
eczâhâne (A.-F.) [ ‫ ] اﺝﺰاﺧﺎﻥﻪ‬eczane.
ed’iye (A.) [ ‫ ] ادﻋﻴﻪ‬dualar.
edâ (A.) [ ‫ ] ادا‬1.ödeme. 2.yapma, yerine getirme. 3.tarz, tavır. 4.çalım.
edeb (A.) [ ‫ ] ادب‬1.terbiye. 2.utanma duygusu. 3.edebiyat.
edepli (A.-T.) terbiyeli, edep sahibi.
edevât (A.) [ ‫ ] ادوات‬avadanlık, araçlar, aletler.
edîb (A.) [ ‫ ] ادیﺐ‬1.edebiyatçı. 2.edepli.

108

edîbe (A.) [ ‫ ] ادیﺒﻪ‬1.bayan edebiyatçı. 2.edepli bayan.
edille (A.) [ ‫ ] ادﻝﻪ‬1.deliller. 2.rehberler.
edîm (A.) [ ‫ ] ادیﻢ‬tabaklanmış deri. 2.yüzey, yüz.
ednâ (A.) [ ‫ ] ادﻥﯽ‬1.en aşağı. 2.alçak mı alçak.
edvâr (A.) [ ‫ ] ادوار‬devirler, çağlar.
edviye (A.) [ ‫ ] ادویﻪ‬ilaçlar, devalar.
edyân (A.) [ ‫ ] ادیﺎن‬dinler.
edyâr (A.) [ ‫ ] ادیﺎر‬manastırlar.
ef’âl (A.) [ ‫ ] اﻓﻌﺎل‬1.fiiller. 2.hareketler, eylemler.
ef’î (A.) [ ‫ ] اﻓﻌﯽ‬engerek yılanı.
efâzıl (A.) [ ‫ ] اﻓﺎﺽﻞ‬1.seçkin insanlar. 2.bilginler.
efdal (A.) [ ‫ ] اﻓﻀﻞ‬en üstün, en iyi.
efgân (F.) [ ‫ ] اﻓﻐﺎن‬feryat etme, figan etme.
efkâr (A.) [ ‫ ] اﻓﮑﺎر‬fikirler, düşünceler.
efkâr -ı âmme [ ‫ ] اﻓﮑﺎر ﻋﺎﻡﻪ‬kamuoyu.
eflâk (A.) [ ‫ ] اﻓﻼک‬gökler, felekler.
efrâd (A.) [ ‫ ] اﻓﺮاد‬fertler, bireyler.
efrenc (A.) [ ‫ ] اﻓﺮﻥﺞ‬Batılı, Avrupalı.
efsâne (F.) [ ‫ ] اﻓﺴﺎﻥﻪ‬1.masal. 2.efsane.
efsâr (F.) [ ‫ ] اﻓﺴﺎر‬yular.
efser (F.) [ ‫ ] اﻓﺴﺮ‬subay.
efser (F.) [ ‫ ] اﻓﺴﺮ‬taç.
efsun (F.) [ ‫ ] اﻓﺴﻮن‬afsun, büyü.

109

efsunger (F.) [ ‫ ] اﻓﺴﻮﻥﮕﺮ‬1.afsuncu. 2.büyüleyici.
efsûs (F.) [ ‫ ] اﻓﺴﻮس‬yazık, çok yazık, eyvahlar olsun.
efsürde (F.) [ ‫ ] اﻓﺴﺮدﻩ‬1.donuk. 2.üzgün, moral çöküntüsü içinde. 3.duygusuz.
efşüre (F.) [ ‫ ] اﻓﺸﺮﻩ‬sıkılmış meyva suyu.
efvâc (A.) [ ‫ ] اﻓﻮاج‬bölükler.
efvâh (A.) [ ‫ ] اﻓﻮاﻩ‬ağızlar.
efyûn (F.) [ ‫ ] اﻓﻴﻮن‬afyon.
efzâr (F.) [ ‫ ] اﻓﺰار‬alet, araç gereç.
efzâyiş (F.) [ ‫ ] اﻓﺰایﺶ‬artış.
efzûn (F.) [ ‫ ] اﻓﺰون‬fazla.
eger (F.) [ ‫ ] اﮔﺮ‬eğer.
ehad (A.) [ ‫ ] اﺣﺪ‬1.bir, tek. 2.Tanrı.
ehâdîs (A.) [ ‫ ] اﺣﺎدیﺚ‬hadisler.
ehadiyyet (A.) [ ‫ ] اﺣﺪیﺖ‬1.birlik. 2.Tanrı’nın birliği.
ehâlî (A.) [ ‫ ] اهﺎﻝﯽ‬ahali, halk.
ehass (A.) [ ‫ ] اﺧﺺ‬başlıca.
ehdâf (A.) [ ‫ ] اهﺪاف‬hedefler.
ehemm (A.) [ ‫ ] اهﻢ‬en önemlisi.
ehemmiyet atfetmek önem vermek, önemsemek
ehemmiyet kesb eylemek önem kazanmak.
ehemmiyyet (A.) [ ‫ ] اهﻤﻴﺖ‬önem.
ehibbâ (A.) [ ‫ ] اﺣﺒﺎ‬dostlar.

110

ehil (A.) [ ‫ ] اهﻞ‬1.maharet sahibi. 2.evcil. 3.bir yerde ikamet eden. 4.bir yere
mensup.
ehl (A.) [ ‫ ] اهﻞ‬1.maharet sahibi. 2.evcil. 3.bir yerde ikamet eden. 4.bir yere
veya görüşe mensup.
ehl -i din [ ‫ ] اهﻞ دیﻦ‬bir dine inananlar.
ehl -i hâl [ ‫ ] اهﻞ ﺣﺎل‬halden anlayan
ehl -i hubre [ ‫ ] اهﻞ ﺧﺒﺮﻩ‬bilirkişi.
ehl -i îman [ ‫ ] اهﻞ ایﻤﺎن‬iman edenler, inananlar.
ehl -i salib [ ‫ ] اهﻞ ﺹﻠﻴﺐ‬haçlılar.
ehl -i vukûf [ ‫ ] اهﻞ وﻗﻮف‬bilirkişi.
ehliyyet (A.) [ ‫ ] اهﻠﻴﺖ‬1.beceri sahipliği, yeterlilik, yetki. 3.yeterlilik belgesi.
ehrâm (A.) [ ‫ ] اهﺮام‬piramit.
ehrimen (F.) [ ‫ ] اهﺮﻡﻦ‬kötülük tanrısı, şeytan.
ehsâs (A.) [ ‫ ] اﺣﺴﺎس‬duygular, hisler.
ehven (A.) [ ‫ ] اهﻮن‬1.çok ucuz. 2.çok kolay.
ehzâb (A.) [ ‫ ] اﺣﺰاب‬1.hizipler. 2.partiler. 3.gruplar.
eimme (A.) [ ‫ ] اﺋﻤﻪ‬imamlar, önderler.
eizze (A.) [ ‫ ] اﻋﺰﻩ‬1.azizler, ermişler. 2.saygın kişiler.
ejder (F.) [ ‫ ] اژدر‬1.büyük yılan. 2.ejderha.
ejderhâ (F.) [ ‫ ] اژدرهﺎ‬1.büyük yılan. 2.ejderha.
ekâbir (A.) [ ‫ ] اﮐﺎﺑﺮ‬büyükler, ileri gelenler.
ekâlîm (A.) [ ‫ ] اﻗﺎﻝﻴﻢ‬1.ülkeler. 2.büyük toprak parçaları.
ekall (A.) [ ‫ ] اﻗﻞ‬en az.
ekalliyet (A.) [ ‫ ] اﻗﻠﻴﺖ‬azınlık.
111

ekârib (A.) [ ‫ ] اﻗﺎرب‬yakınlar, akrabalar.
ekâvîl (A.) [ ‫ ] اﻗﺎویﻞ‬sözler.
ekber (A.) [ ‫ ] اﮐﺒﺮ‬en büyük.
ekdâr (A.) [ ‫ ] اﮐﺪار‬kederler, üzüntüler.
ekfân (A.) [ ‫ ] اﮐﻔﺎن‬kefenler.
ekhâl (A.) [ ‫ ] اﮐﺤﺎل‬sürmeler.
ekîd (A.) [ ‫ ] اﮐﻴﺪ‬kesin.
ekîden (A.) [ ‫ ] اﮐﻴﺪا‬kesinlikle.
ekl (A.) [ ‫ ] اﮐﻞ‬yeme.
ekl edilmek yenilmek.
ekmel (A.) [ ‫ ] اﮐﻤﻞ‬mükemmel, tam.
eknâf (A.) [ ‫ ] اﮐﻨﺎف‬yerler, yöreler, taraflar.
eknûn (F.) [ ‫ ] اﮐﻨﻮن‬şimdi.
ekrem (A.) [ ‫ ] اﮐﺮم‬çok cömert.
ekser (A.) [ ‫ ] اﮐﺜﺮ‬en çok.
ekserî (A.) [ ‫ ] اﮐﺜﺮی‬1.çoğu. 2.çoğu kez.
ekseriyyâ (A.) [ ‫ ] اﮐﺜﺮیﺎ‬çoğu zaman, sık sık.
ekseriyyet (A.) [ ‫ ] اﮐﺜﺮیﺖ‬çoğunluk.
ekseriyyet -i ârâ [ ‫ ] اﮐﺜﺮیﺖ ﺁراء‬oy çokluğu.
ekseriyyet -i mutlaka [ ‫ ] اﮐﺜﺮیﺖ ﻡﻄﻠﻘﻪ‬çoğunluk.
ektâf (A.) [ ‫ ] اﮐﺘﺎف‬1.omuzlar. 2.kürek kemikleri.
ekûl (A.) [ ‫ ] اﮐﻮل‬pisboğaz.
ekvân (A.) [ ‫ ] اﮐﻮان‬1.dünyalar. 2.varlıklar.

112

ekyâl (A.) [ ‫ ] اﮐﻴﺎل‬1.kileler. 2.ölçekler.
ekzeb (A.) [ ‫ ] اﮐﺬب‬kuyruklu yalan.
el’an (A.) [ ‫ ] اﻵن‬şimdi.
elaman (A.) [ ‫ ] اﻻﻡﺎن‬aman dileme, imdat, yardım
elbise (A.) [ ‫ ] اﻝﺒﺴﻪ‬giysiler.
elem (A.) [ ‫ ] اﻝﻢ‬acı, üzüntü.
elemzede (A.-F.) [ ‫ ] اﻝﻢ زدﻩ‬elemli.
elf (A.) [ ‫ ] اﻝﻒ‬bin.
elfâz (A.) [ ‫ ] اﻝﻔﺎظ‬sözler, lafızlar.
elhâc (A.) [ ‫ ] اﻝﺤﺎج‬hacı.
elhâlet hâzihi (A.) [ ‫ ] اﻝﺤﺎﻝﺔ هﺬﻩ‬şimdiki, günümüzdeki
elhân (A.) [ ‫ ] اﻝﺤﺎن‬şarkılar, melodiler.
elhâsıl (A.) [ ‫ ] اﻝﺤﺎﺹﻞ‬sonuçta.
elifba (A.) [ ‫ ] اﻝﻔﺒﺎ‬alfabe.
elîm (A.) [ ‫ ] اﻝﻴﻢ‬acı, acıklı.
elîme (A.) [ ‫ ] اﻝﻴﻤﻪ‬acı, acıklı.
elkıssa (A.) [ ‫ ] اﻝﻘﺼﻪ‬kısacası, sonuç olarak.
elsine (A.) [ ‫ ] اﻝﺴﻨﻪ‬diller, lisanlar.
eltâf (A.) [ ‫ ] اﻝﻄﺎف‬iyilikler, lütuflar.
elvâh (A.) [ ‫ ] اﻝﻮاح‬levhalar, tablolar.
elvân (A.) [ ‫ ] اﻝﻮان‬renkler.
elvedâ (A.) [ ‫ ] اﻝﻮداع‬elveda.
elviye (A.) [ ‫ ] اﻝﻮیﻪ‬sancaklar.

113

elyâf (A.) [ ‫ ] اﻝﻴﺎف‬lifler.
elyevm (A.) [ ‫ ] اﻝﻴﻮم‬bugün.
elzem (A.) [ ‫ ] اﻝﺰم‬çok gerekli.
em’â (A.) [ ‫ ] اﻡﻌﺎ‬bağırsaklar.
emâkin (A.) [ ‫ ] اﻡﺎﮐﻦ‬mekanlar.
emân (A.) [ ‫ ] اﻡﺎن‬aman dileme.
emânât-ı mübâreke (A.-F.) [ ‫ ] اﻡﺎﻥﺎت ﻡﺒﺎرﮐﻪ‬kutsal emanetler.
emânet (A.) [ ‫ ] اﻡﺎﻥﺖ‬1.eminlik. 2.emanet.
emânetdâr (A.-F.) [ ‫ ] اﻡﺎﻥﺖ دار‬emanetçi.
emâneten (A.) [ ‫ ] اﻡﺎﻥﺔ‬emanet olarak.
emârât (A.) [ ‫ ] اﻡﺎرات‬işaretler, belirtiler.
emâre (A.) [ ‫ ] اﻡﺎرﻩ‬işaret, belirti.
emaret (A.) [ ‫ ] اﻡﺎرت‬beylik, emirlik.
emced (A.) [ ‫ ] اﻡﺠﺪ‬çok onurlu, çok şerefli.
emel (A.) [ ‫ ] اﻡﻞ‬arzu.
emhâl (A.) [ ‫ ] اﻡﻬﺎل‬mühletler.
emhâr (A.) [ ‫ ] اﻡﻬﺎر‬mehirler.
emîn (A.) [ ‫ ] اﻡﻴﻦ‬1.güvenilir. 2.emniyetli.
emir (A.) [ ‫ ] اﻡﺮ‬buyruk, emir.
emîr (A.) [ ‫ ] اﻡﻴﺮ‬bey, emirlik başkanı, emir.
emir ısdâr edilmek (A.-T.) emir çıkartılmak.
emirnâme (A.-F.) [ ‫ ] اﻡﺮﻥﺎﻡﻪ‬ferman, emir belgesi.
emkine (A.) [ ‫ ] اﻡﮑﻨﻪ‬mekanlar, yerler.

114

emlâk (A.) [ ‫ ] اﻡﻼک‬mülkler.
emmâre (A.) [ ‫ ] اﻡﺎرﻩ‬emredici.
emn (A.) [ ‫ ] اﻡﻦ‬güvenlik, emniyet.
emniyyet (A.) [ ‫ ] اﻡﻨﻴﺖ‬1.güvenlik. 2.emniyet teşkilatı.
emr (A.) [ ‫ ] اﻡﺮ‬1.emir, buyruk. 2.iş.
emrâz (A.) [ ‫ ] اﻡﺮاض‬hastalıklar.
emred (A.) [ ‫ ] اﻡﺮد‬bıyıkları yeni terlemiş genç.
emsâl (A.) [ ‫ ] اﻡﺜﺎل‬1.hikayeler. 2.masallar.
emsâl (A.) [ ‫ ] اﻡﺜﺎل‬1.örnekler. 2.benzerler.
emsile (A.) [ ‫ ] اﻡﺜﻠﻪ‬örnekler.
emtia (A.) [ ‫ ] اﻡﺘﻌﻪ‬mallar.
emvâc (A.) [ ‫ ] اﻡﻮاج‬dalgalar.
emvâl (A.) [ ‫ ] اﻡﻮال‬mallar.
emvâl -ı gayr-i menkûle [ ‫ ] اﻡﻮال ﻏﻴﺮ ﻡﻨﻘﻮﻝﻪ‬taşınmaz mallar.
emvât (A.) [ ‫ ] اﻡﻮات‬ölüler.
emzice (A.) [ ‫ ] اﻡﺰﺝﻪ‬mizaçlar, karakterler.
enâm (A.) [ ‫ ] اﻥﺎم‬1.canlılar. 2.insanlar.
enbân (F.) [ ‫ ] اﻥﺒﺎن‬heybe.
enbâr (F.) [ ‫ ] اﻥﺒﺎر‬ambar.
enbîk (A.) [ ‫ ] اﻥﺒﻴﻖ‬imbik.
enbiyâ (A.) [ ‫ ] اﻥﺒﻴﺎ‬peygamberler.
enbûh (F.) [ ‫ ] اﻥﺒﻮﻩ‬1.kalabalık. 2.gür. 3.yoğun.
encâm (F.) [ ‫ ] اﻥﺠﺎم‬son.

115

encîr (F.) [ ‫ ] اﻥﺠﻴﺮ‬incir.
encüm (A.) [ ‫ ] اﻥﺠﻢ‬yıldızlar.
encümen (F.) [ ‫ ] اﻥﺠﻤﻦ‬1.topluluk. 2.dernek. 3.heyet. 4.komisyon.
endâm (F.) [ ‫ ] اﻥﺪام‬boy bos.
endâze (F.) [ ‫ ] اﻥﺪازﻩ‬60 cm.lik uzunluk ölçüsü.
endek (F.) [ ‫ ] اﻥﺪک‬az.
ender (A.) [ ‫ ] اﻥﺪر‬çok az bulunan.
enderûn (F.) [ ‫ ] اﻥﺪرون‬1.iç, içerisi. 2.harem dairesi. 3.gönül, kalp.
enderü’l-vukû (A.) [ ‫ ] اﻥﺪراﻝﻮﻗﻮع‬az rastlanır.
endîşe (F.) [ ‫ ] اﻥﺪیﺸﻪ‬1.düşünce. 2.kaygı.
endişeli (F.-T.) kaygılı.
endîşenâk olmak kaygılanmak.
endîşnâk (F.) [ ‫ ] اﻥﺪیﺸﻨﺎک‬1.düşünceli. 2.kaygılı.
endûh (F.) [ ‫ ] اﻥﺪوﻩ‬keder.
ene (A.) [ ‫ ] اﻥﺎ‬ben.
enf (A.) [ ‫ ] اﻥﻒ‬burun.
enfâs (A.) [ ‫ ] اﻥﻔﺎس‬nefesler, soluklar.
enfes (A.) [ ‫ ] اﻥﻔﺲ‬çok nefis.
enfüs (A.) [ ‫ ] اﻥﻔﺲ‬1.nefisler. 2.ruhlar.
engâr (F.) [ ‫ ] اﻥﮕﺎر‬san.
engûr (F.) [ ‫ ] اﻥﮕﻮر‬üzüm.
engübin (F.) [ ‫ ] اﻥﮕﺒﻦ‬bal.
engüşt (F.) [ ‫ ] اﻥﮕﺸﺖ‬parmak.

116

engüşter (F.) [ ‫ ] اﻥﮕﺸﺘﺮ‬yüzük.
engüştnümâ (F.) [ ‫ ] اﻥﮕﺸﺖ ﻥﻤﺎ‬parmakla gösterilen.
enhâr (A.) [ ‫ ] اﻥﻬﺎر‬nehirler, ırmaklar.
enîn (A.) [ ‫ ] اﻥﻴﻦ‬inleme, inilti.
enîs (A.) [ ‫ ] اﻥﻴﺲ‬1.dost. 2.sevgili.
enkâz (A.) [ ‫ ] اﻥﻘﺎض‬yıkıntı.
enmûzec (A.) [ ‫ ] اﻥﻤﻮزج‬örnek, numûne.
ensâb (A.) [ ‫ ] اﻥﺴﺎب‬nesepler, soylar.
ensâc (A.) [ ‫ ] اﻥﺴﺎج‬dokular.
ensâl (A.) [ ‫ ] اﻥﺴﺎل‬nesiller, kuşaklar.
ensâr (A.) [ ‫ ] اﻥﺼﺎر‬yardımcılar.
ensice (A.) [ ‫ ] اﻥﺴﺠﻪ‬1.dokular. 2.kumaşlar.
envâ’ (A.) [ ‫ ] اﻥﻮاع‬çeşitler, neviler.
envâr (A.) [ ‫ ] اﻥﻮار‬ışıklar.
enver (A.) [ ‫ ] اﻥﻮر‬çok parlak.
enzâr (A.) [ ‫ ] اﻥﻈﺎر‬bakışlar, gözler.
erâcîf (A.) [ ‫ ] اراﺝﻴﻒ‬saçmalıklar, uydurmalar.
erâmil (A.) [ ‫ ] اراﻡﻞ‬dullar.
erâzî (A.) [ ‫ ] اراﺽﯽ‬arazi.
erâzil (A.) [ ‫ ] اراذل‬reziller, aşağılıklar.
erba’ (A.) [ ‫ ] ارﺑﻊ‬dört.
erba’a (A.) [ ‫ ] ارﺑﻌﻪ‬dört.
erbâb (A.) [ ‫ ] ارﺑﺎب‬1.sahip. 2.başkan. 3.usta.

117

erbain (A.) [ ‫ ] ارﺑﻌﻴﻦ‬kırk. hadîs-i ~ kırk hadis.
erc (F.) [ ‫ ] ارج‬değer.
ercmend (F.) [ ‫ ] ارﺝﻤﻨﺪ‬değerli, saygın.
ercümend (F.) [ ‫ ] ارﺝﻤﻨﺪ‬değerli, saygın.
erfa’ (A.) [ ‫ ] ارﻓﻊ‬çok yüce, çok yüksek.
erganun (F.) [ ‫ ] ارﻏﻨﻮن‬org.
ergevân (F.) [ ‫ ] ارﻏﻮان‬erguvan.
erguvân (F.) [ ‫ ] ارﻏﻮان‬erguvan.
erguvânî (F.) [ ‫ ] ارﻏﻮاﻥﯽ‬erguvan rengi.
erîke (A.) [ ‫ ] اریﮑﻪ‬taht.
eriş (F.) [ ‫ ] ارش‬arşın.
erkâm (A.) [ ‫ ] ارﻗﺎم‬1.rakamlar. 2.yazılar.
erkân (A.) [ ‫ ] ارﮐﺎن‬1.direkler. 2.temeller, esaslar. 3.ileri gelenler, üst düzeyde
bulunanlar. 4.önderler.
erkân-ı harbiyye-i umûmiyye [ ‫ ] ارﮐﺎن ﺣﺮﺑﻴﻪء ﻋﻤﻮﻡﻴﻪ‬genel kurmay başkanlığı.
ermeğân (F.) [ ‫ ] ارﻡﻐﺎن‬armağan.
erneb (A.) [ ‫ ] ارﻥﺐ‬tavşan.
erre (F.) [ ‫ ] ارﻩ‬testere.
ervâh (A.) [ ‫ ] ارواح‬ruhlar.
erz (F.) [ ‫ ] ارز‬değer, kıymet.
erzâk (A.) [ ‫ ] ارزاق‬yiyecek, erzak.
erzân (F.) [ ‫ ] ارزان‬1.ucuz. 2.yaraşır, layık.
erzânî (F.) [ ‫ ] ارزاﻥﯽ‬1.ucuzluk. 2.liyakat, yeterlilik.

118

erzel (A.) [ ‫ ] ارذل‬en rezil, en aşağılık.
erzen (F.) [ ‫ ] ارزن‬darı.
erziş (F.) [ ‫ ] ارزش‬değer, kıymet, itibar.
erzîz (F.) [ ‫ ] ارزیﺰ‬kalay.
es’ad (A.) [ ‫ ] اﺱﻌﺪ‬çok mutlu.
es’âr (A.) [ ‫ ] اﺱﻌﺎر‬fiyatlar.
es’ile (A.) [ ‫ ] اﺱﺌﻠﻪ‬sorular.
esâmî (A.) [ ‫ ] اﺱﺎﻡﯽ‬isimler.
esâret (A.) [ ‫ ] اﺱﺎرت‬tutsaklık.
esâs (A.) [ ‫ ] اﺱﺎس‬asıl, kök, temel.
esâsât (A.) [ ‫ ] اﺱﺎﺱﺎت‬asıllar, esaslar.
esâsen (A.) [ ‫ ] اﺱﺎﺱﺎ‬aslında.
esâtîr (A.) [ ‫ ] اﺱﺎﻃﻴﺮ‬1.mitoloji. 2.uydurma sözler.
esâtîz (A.) [ ‫ ] اﺱﺎﺕﻴﺬ‬1.ustalar. 2.üstadlar.
esb (F.) [ ‫ ] اﺱﺐ‬at.
esbâb (A.) [ ‫ ] اﺱﺒﺎب‬sebepler.
esbâb -ı mûcibe [ ‫ ] اﺱﺒﺎب ﻡﻮﺝﺒﻪ‬gerekçe, gerekçeler.
esbâb -ı mücbire [ ‫ ] اﺱﺒﺎب ﻡﺠﺒﺮﻩ‬zorlayıcı sebepler.
esbâb -ı zarûriyye [ ‫ ] اﺱﺒﺎب ﺽﺮوریﻪ‬zorunlu sebepler.
esbak (A.) [ ‫ ] اﺱﺒﻖ‬önceki, daha önceki, eski.
esed (A.) [ ‫ ] اﺱﺪ‬arslan.
esef (A.) [ ‫ ] اﺱﻒ‬üzülme, hayıflanma.
esefâ (A.) [ ‫ ] اﺱﻔﺎ‬vah vah, eyvahlar olsun, yazık!

119

esefnâk (A.-F.) [ ‫ ] اﺱﻔﻨﺎک‬üzücü.
eser (A.) [ ‫ ] اﺛﺮ‬1.iz. 2.eser, yapıt. 3.kitap.
esfâr (A.) [ ‫ ] اﺱﻔﺎر‬seferler, yolculuklar.
esfel (A.) [ ‫ ] اﺱﻔﻞ‬1.en aşağı. 2.aşağılıkların en aşalığı.
eshâb (A.) [ ‫ ] اﺹﺤﺎب‬1.sahipler. 2.ashab.
eshâm (A.) [ ‫ ] اﺱﻬﺎم‬1.hisseler. 2.senetler.
eshâr (A.) [ ‫ ] اﺱﺤﺎر‬seherler.
eshel (A.) [ ‫ ] اﺱﻬﻞ‬en kolay.
eshiyâ (A.) [ ‫ ] اﺱﺨﻴﺎ‬cömertler.
esîr (A.) [ ‫ ] اﺱﻴﺮ‬tutsak.
esîrân (A.-F.) [ ‫ ] اﺱﻴﺮان‬tutsaklar.
eslâf (A.) [ ‫ ] اﺱﻼف‬selefler, geçmişler.
esliha (A.) [ ‫ ] اﺱﻠﺤﻪ‬silahlar.
esmâ (A.) [ ‫ ] اﺱﻤﺎ‬isimler.
esmân (A.) [ ‫ ] اﺛﻤﺎن‬değerler, kıymetler, bedeller.
esmâr (A.) [ ‫ ] اﺛﻤﺎر‬meyvalar.
esmer (A.) [ ‫ ] اﺱﻤﺮ‬karayağız, esmer, koyu tenli.
esnâ (A.) [ ‫ ] اﺛﻨﺎ‬sıra, an.
esnâf (A.) [ ‫ ] اﺹﻨﺎف‬1.sınıflar. 2.esnaf.
esnâm (A.) [ ‫ ] اﺹﻨﺎم‬putlar.
esnân (A.) [ ‫ ] اﺱﻨﺎن‬dişler.
esra’ (A.) [ ‫ ] اﺱﺮع‬en çabuk, en hızlı.
esrâr (A.) [ ‫ ] اﺱﺮار‬sırlar, gizler.

120

esrârengîz (A.-F.) [ ‫ ] اﺱﺮاراﻥﮕﻴﺰ‬gizemli.
esrarkeş (A.-F.) [ ‫ ] اﺱﺮارﮐﺶ‬esrar içen, esrarcı.
ester (F.) [ ‫ ] اﺱﺘﺮ‬katır.
esvâb (A.) [ ‫ ] اﺛﻮاب‬giysiler.
esvât (A.) [ ‫ ] اﺹﻮات‬sesler.
esved (A.) [ ‫ ] اﺱﻮد‬siyah.
esyâf (A.) [ ‫ ] اﺱﻴﺎف‬kılıçlar.
eş’âr (A.) [ ‫ ] اﺵﻌﺎر‬şiirler.
eşcâr (A.) [ ‫ ] اﺵﺠﺎر‬ağaçlar.
eşhâs (A.) [ ‫ ] اﺵﺨﺎص‬kişiler.
eşhür (A.) [ ‫ ] اﺱﻬﺮ‬aylar.
eşi’a (A.) [ ‫ ] اﺵﻌﻪ‬ışıklar, ışınlar.
eşk (F.) [ ‫ ] اﺵﮏ‬gözyaşı.
eşkâl (A.) [ ‫ ] اﺵﮑﺎل‬şekiller
eşkâlûd (F.) [ ‫ ] اﺵﮏ ﺁﻝﻮد‬gözyaşlı.
eşkiyâ (A.) [ ‫ ] اﺵﻘﻴﺎ‬haydutlar, yol kesenler.
eşna’ (A.) [ ‫ ] اﺵﻨﻊ‬en kötü, en çirkin.
eşrâf (A.) [ ‫ ] اﺵﺮاف‬seçkinler, ileri gelenler, sosyete.
eşref (A.) [ ‫ ] اﺵﺮف‬en şerefli.
eşref -i mahlûkât [ ‫ ] اﺵﺮف ﻡﺨﻠﻮﻗﺎت‬varlıkların en şereflisi, insan.
et’ime (A.) [ ‫ ] اﻃﻌﻤﻪ‬yiyecekler.
etemm (A.) [ ‫ ] اﺕﻢ‬tam, mükemmel, eksiksiz.
etfâl (A.) [ ‫ ] اﻃﻔﺎل‬çocuklar.

121

etıbbâ (A.) [ ‫ ] اﻃﺒﺎ‬doktorlar, tabipler.
etrâf (A.) [ ‫ ] اﻃﺮاف‬yöre, çevre.
etrâk (A.) [ ‫ ] اﺕﺮاک‬Türkler.
etvâr (A.) [ ‫ ] اﻃﻮار‬tavırlar.
evâhir (A.) [ ‫ ] اواﺧﺮ‬sonlar, son günler.
evâil (A.) [ ‫ ] اواﺋﻞ‬başlar, ilk günler.
evâmir (A.) [ ‫ ] اواﻡﺮ‬emirler, buyruklar.
evân (A.) [ ‫ ] اوان‬çağ.
evânî-i turâbe (A.-F.) [ ‫ ] اواﻥﯽ ﺕﺮاﺑﻪ‬toprak çanak çömlek.
evâsıt (A.) [ ‫ ] اواﺱﻂ‬ortalar, ortadakiler.
evbâş (A.) [ ‫ ] اوﺑﺎش‬ayak takımı, külhanbeyler.
evc (A.) [ ‫ ] اوج‬doruk, zirve.
evdiye (A.) [ ‫ ] اودیﻪ‬vadiler, dereler.
evhad (A.) [ ‫ ] اوﺣﺪ‬bir tane, biricik.
evhâm (A.) [ ‫ ] اوهﺎم‬vehimler, kuruntular.
evkâf (A.) [ ‫ ] اوﻗﺎف‬vakıflar.
evkât (A.) [ ‫ ] اوﻗﺎت‬vakitler.
evlâ (A.) [ ‫ ] اوﻝﯽ‬en iyi, en uygun.
evlâd (A.) [ ‫ ] اوﻻد‬1.çocuklar. 2.soy.
evleviyyet (A.) [ ‫ ] اوﻝﻮیﺖ‬öncelik.
evliyâ (A.) [ ‫ ] اوﻝﻴﺎ‬1.velîler. 2.önderler. 3.yetkililer.
evrâd (A.) [ ‫ ] اوراد‬dualar.
evrâk (A.) [ ‫ ] اوراق‬1.kağıtlar. 2.belgeler. 3.arşiv.

122

evreng (F.) [ ‫ ] اورﻥﮓ‬taht.
evsâf (A.) [ ‫ ] اوﺹﺎف‬vasıflar, özellikler.
evsat (A.) [ ‫ ] اوﺱﻂ‬orta, ortadaki.
evtâd (A.) [ ‫ ] اوﺕﺎد‬kazıklar.
evvel (A.) [ ‫ ] اول‬1.ilk. 2.başlangıç. 3.önce.
evvelâ (A.) [ ‫ ] اوﻻ‬ilkin, ilk önce.
evvelâhır (A.) [ ‫ ] اول ﺁﺧﺮ‬alt tarafı, önü sonu.
evvelbahar (A.-F.) [ ‫ ] اول ﺑﻬﺎر‬ilkbahar.
evvelemirde (A.-T.) işin başında, her şeyden önce.
evveliyyât (A.) [ ‫ ] اوﻝﻴﺎت‬daha öncesi, eski durumu.
evzân (A.) [ ‫ ] اوزان‬1.ölçüler. 2.vezinler. 3.ağırlıklar.
eyâlât (A.) [ ‫ ] ایﺎﻻت‬1.eyaletler. 2.memleketler, topraklar.
eytâm (A.) [ ‫ ] ایﺘﺎم‬yetimler, öksüzler.
eyvân (F.) [ ‫ ] ایﻮان‬1.ayvan. 2.sundurma. 3.çardak.
eyyâm (A.) [ ‫ ] ایﺎم‬günler.
eyzan (A.) [ ‫ ] ایﻀﺎ‬ve yine, aynı şekilde.
ezânî (A.) [ ‫ ] اذاﻥﯽ‬ezan ile ilgili.
ezdâd (A.) [ ‫ ] اﺽﺪاد‬karşıtlar, zıtlar.
ezel (A.) [ ‫ ] ازل‬öncesizlik, geçmişe doğru sonsuzluk.
ezelbeezel (A.-F.) [ ‫ ] ازل ﺑﻪ ازل‬ezelden beri.
ezelî (A.) [ ‫ ] ازﻝﯽ‬ezele ilişkin.
ezeliyyet (A.) [ ‫ ] ازﻝﻴﺖ‬ezellik durumu.
ezhân (A.) [ ‫ ] اذهﺎن‬zihinler.

123

ezhâr (A.) [ ‫ ] ازهﺎر‬çiçekler.
eziyyet (A.) [ ‫ ] اذیﺖ‬üzme.
ezkâr (A.) [ ‫ ] اذﮐﺎر‬1.zikirler. 2.anmalar.
ezkazâ (F.-A.) [ ‫ ] ازﻗﻀﺎ‬tesadüfen.
ezkiyâ (A.) [ ‫ ] اذﮐﻴﺎ‬zekiler.
ezmân (A.) [ ‫ ] ازﻡﺎن‬zamanlar.
ezmine (A.) [ ‫ ] ازﻡﻨﻪ‬zamanlar, çağlar.
ezmine -i cedîde [ ‫ ] ازﻡﻨﻪء ﺝﺪیﺪﻩ‬yeni çağ.
ezmine -i kadîme [ ‫ ] ازﻡﻨﻪء ﻗﺪیﻤﻪ‬eski zamanlar, eski çağlar.
ezmine -i mütekaddime [ ‫ ] ازﻡﻨﻪء ﻡﺘﻘﺪﻡﻪ‬eski çağlar.
ezrak (A.) [ ‫ ] ازرق‬mavi.
ezvâc (A.) [ ‫ ] ازواج‬çiftler.
ezvâk (A.) [ ‫ ] اذواق‬zevkler.
ezyâl (A.) [ ‫ ] اذیﺎل‬1.ekler, zeyiller. 2.kuyruklar.

124

F
fa’âl (A.) [ ‫ ] ﻓﻌﺎل‬hareketli, çalışkan.
fa’âliyyet (A.) [ ‫ ] ﻓﻌﺎﻝﻴﺖ‬hareketlilik, çalışma.
fâcia (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺝﻌﻪ‬1.acıklı olay. 2.felaket. 3.dram.
fâciât (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺝﻌﺎت‬1.acıklı olaylar, facialar. 2.felaketler.
fâcir (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺝﺮ‬1.günah işleyen. 2.karşı cinse düşkün olan.
fağfur (F.) [ ‫ ] ﻓﻐﻔﻮر‬Çin imparatoru.
fağfûrî (F.) [ ‫ ] ﻓﻐﻔﻮری‬çini.
fahâmet (A.) [ ‫ ] ﻓﺨﺎﻡﺖ‬1.yücelik, ululuk. 2.kıymet.
fahhâr (A.) [ ‫ ] ﻓﺨﺎر‬övüngen.
fâhir (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺧﺮ‬1.değerli. 2.şerefli, onurlu.
fâhiş (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺣﺶ‬1.aşırı. 2.büyük. çirkin, kötü.
fâhişe (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺣﺸﻪ‬fuhuş yapan kadın.
fâhişehane (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﺎﺣﺸﻪ ﺧﺎﻥﻪ‬genelev.
fahr (A.) [ ‫ ] ﻓﺨﺮ‬övünç, kıvanç.
fahrî (A.) [ ‫ ] ﻓﺨﺮی‬1.onursal. 2.ücret almadan, kendi isteğiyle
fahşâ (A.) [ ‫ ] ﻓﺤﺸﺎ‬fuhuş.
fâhte (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺧﺘﻪ‬güvercin, yaban güvercini.
fahûr (A.) [ ‫ ] ﻓﺨﻮر‬övüngen.
fâide (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺋﺪﻩ‬yarar, kazanç, fayda.
fâidebahş (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﺎﺋﺪﻩ ﺑﺨﺶ‬yararlı, faydalı.

125

fâik (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺋﻖ‬üstün.
fâikiyyet (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺋﻘﻴﺖ‬üstünlük.
fâil (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﻋﻞ‬1.yapan. 2.özne. 3.etkili.
fâiliyyet (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﻋﻠﻴﺖ‬etkenlik, aktivite.
fâiz (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺋﺾ‬1.taşan. 2.faiz, paradan elde edilen kazanç.
fâka (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﻗﻪ‬yoksulluk.
fakâhet (A.) [ ‫ ] ﻓﻘﺎهﺖ‬fıkıhçılık.
fakat (A.) [ ‫ ] ﻓﻘﻂ‬ancak, yalnız.
fakd (A.) [ ‫ ] ﻓﻘﺪ‬yokluk, yoksunluk.
fakîd (A.) [ ‫ ] ﻓﻘﻴﺪ‬eşi az bulunur.
fakîh (A.) [ ‫ ] ﻓﻘﻴﻪ‬islam hukukçusu, fakih.
fâkiha (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﮐﻬﻪ‬meyva.
fakîr (A.) [ ‫ ] ﻓﻘﻴﺮ‬1.yoksul. 2.bendeniz. 3.dilenci. 4.derviş.
fakirhâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﻘﻴﺮﺧﺎﻥﻪ‬bendenizin evi.
fakr (A.) [ ‫ ] ﻓﻘﺮ‬yoksulluk.
fâl (F.) [ ‫ ] ﻓﺎل‬fal.
falaka (A.) [ ‫ ] ﻓﻠﻘﻪ‬falaka, ayağa sopa atarak acı çektirmek için hazırlanan
düzenek.
fâlic (A.) [ ‫ ] ﻓﻠﺞ‬felç.
fâlnâme (F.) [ ‫ ] ﻓﺎﻝﻨﺎﻡﻪ‬fal kitabı.
fâm (F.) [ ‫ ] ﻓﺎم‬renk.
fânî (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﻥﯽ‬1.ölümlü. 2.yok olucu. 3.geçici.
fânûs (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﻥﺌﺲ‬fener.

126

fâr (A.) [ ‫ ] ﻓﺎر‬fare.
farazâ (A.) [ ‫ ] ﻓﺮﺽﺎ‬diyelim ki.
faraziyye (A.) [ ‫ ] ﻓﺮﺽﻴﻪ‬varsayım.
fârıka (A.) [ ‫ ] ﻓﺎرﻗﻪ‬ayırıcı.
fâriğ (A.) [ ‫ ] ﻓﺎرغ‬1.boş. 2.rahat, huzurlu. 3.vazgeçen.
fâris (A.) [ ‫ ] ﻓﺎرس‬atlı.
fârisî (F.) [ ‫ ] ﻓﺎرﺱﯽ‬1.Farsça. 2.Fars, İranlı.
farîza (A.) [ ‫ ] ﻓﺮیﻀﻪ‬1.farz. 2.borç.
fark (A.) [ ‫ ] ﻓﺮق‬ayrıcalık, ayrılık.
fart (A.) [ ‫ ] ﻓﺮط‬aşırı, aşırılık.
farz (A.) [ ‫ ] ﻓﺮض‬1.Tanrı emri. 2.borç, ödev. 3.zorunlu.
farz edilmek sayılmak, tutulmak, tasavvur edilmek.
farz etmek saymak, tutmak, tasavvur etmek.
farz olunmak 1.tasavvur edilmek. 2.Tanrı tarafından yapılması zorunlu kılınmak.
farzâ (A.) [ ‫ ] ﻓﺮﺽﺎ‬tut ki, diyelim ki.
farziyye (A.) [ ‫ ] ﻓﺮﺽﻴﻪ‬varsayım.
fâsık (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺱﻖ‬kötülük düşünen.
fâsıla (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺹﻠﻪ‬1.ara. 2.aralayıcı. 3.uzaklık.
fâsid (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺱﺪ‬bozulmuş, bozuk.
fasîh (A.) [ ‫ ] ﻓﺼﻴﺢ‬güzel konuşan.
fasîle (A.) [ ‫ ] ﻓﺼﻴﻠﻪ‬aile.
fasl (A.) [ ‫ ] ﻓﺼﻞ‬1.mevsim. 2.bölüm. 3.çözümleme.
fassâd (A.) [ ‫ ] ﻓﺼﺎد‬hacamat yapan.

127

fâş (F.) [ ‫ ] ﻓﺎش‬ifşa olmuş, aşikar olmuş.
fâtih (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺕﺢ‬fetheden
fatin (A.) [ ‫ ] ﻓﻄﻴﻦ‬zeki, kavrayışlı.
fayda (A.) [ ‫ ] ﻓﺎیﺪﻩ‬yarar, fayda, kazanç.
fâzıl (A.) [ ‫ ] ﻓﺎﺽﻞ‬erdemli.
fazîha (A.) [ ‫ ] ﻓﻀﻴﺤﻪ‬rezillik, skandal.
fazîlet (A.) [ ‫ ] ﻓﻀﻴﻠﺖ‬erdem.
faziletkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﻀﻴﻠﺘﮑﺎر‬erdemli.
faziletperest (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﻀﻴﻠﺖ ﭘﺮﺱﺖ‬erdem yanlısı.
fazl (A.) [ ‫ ] ﻓﻀﻞ‬1.erdem. 2.üstünlük.
fazla (A.) [ ‫ ] ﻓﻀﻠﻪ‬1.çok. 2.artık.
fecâ’at (A.) [ ‫ ] ﻓﺠﺎﻋﺖ‬feci durum.
fecere (A.) [ ‫ ] ﻓﺠﺮﻩ‬1.günahkarlar. 2.kötü insanlar.
fecî’ (A.) [ ‫ ] ﻓﺠﻴﻊ‬çok kötü, korkunç.
fecî’a (A.) [ ‫ ] ﻓﺠﻴﻌﻪ‬facia, felaket.
fecir (A.) [ ‫ ] ﻓﺠﺮ‬tan ağartısı.
fecr (A.) [ ‫ ] ﻓﺠﺮ‬tan ağartısı.
fecr -i kâzib [ ‫ ] ﻓﺠﺮﮐﺎذب‬gerçek tan ağartısından önceki geçici aydınlık
fecr -i sâdık [ ‫ ] ﻓﺠﺮ ﺹﺎدق‬tan ağartısı, şafak sökmesi.
fedâ (A.) [ ‫ ] ﻓﺪا‬1.yoluna can koyma. 2.kurban. 3.uğruna verme.
fedâ edilmek 1.uğruna harcanmak. 2.kurban edilmek.
fedâ etmek 1.uğruna harcamak. 2.kurban etmek.
fedâ’î (A.) [ ‫ ] ﻓﺪاﺋﯽ‬yoluna canını hiçe sayan.

128

fedâkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﺪاﮐﺎر‬özverili.
fedâkârâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﺪاﮐﺎراﻥﻪ‬özveri ile, özverili.
fedâkârî (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﺪاﮐﺎری‬özveri.
fehâris (A.) [ ‫ ] ﻓﻬﺎرس‬fihristler.
fehîm (A.) [ ‫ ] ﻓﻬﻴﻢ‬anlayışlı.
fehm (A.) [ ‫ ] ﻓﻬﻢ‬anlama.
fehm eylemek anlamak.
fehvâ (A.) [ ‫ ] ﻓﺤﻮا‬içerik.
fekâhet (A.) [ ‫ ] ﻓﮑﺎﺣﺖ‬şakacılık, muziplik.
fekk (A.) [ ‫ ] ﻓﮏ‬1.çene. 2.ayırma.
felâh (A.) [ ‫ ] ﻓﻼح‬kurtulma, rahata erme.
felâket (A.) [ ‫ ] ﻓﻼﮐﺖ‬büyük bela, musibet.
felâketzede (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﻼﮐﺖ زدﻩ‬felakete uğrayan.
felâsife (A.) [ ‫ ] ﻓﻼﺱﻔﻪ‬filozoflar, felsefeciler.
felc (A.) [ ‫ ] ﻓﻠﺞ‬inme, felç.
felek (A.) [ ‫ ] ﻓﻠﮏ‬1.gökyüzü. 2.talih. 3.kader.
felekiyyât (A.) [ ‫ ] ﻓﻠﮑﻴﺎت‬astronomi.
felekzede (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﻠﮏ زدﻩ‬kader kurbanı, felek vurgunu.
fellâh (A.) [ ‫ ] ﻓﻼح‬çiftçi.
felsefî (A.) [ ‫ ] ﻓﻠﺴﻔﯽ‬felsefe ile ilgili.
fem (A.) [ ‫ ] ﻓﻢ‬ağız.
fenâ (A.) [ ‫ ] ﻓﻨﺎ‬1.yokluk. 2.kötü.
fenâpezîr (A.-F.) [ ‫ ]ﻓﻨﺎﭘﺬیﺮ‬yok olucu, fani.

129

fend (F.) [ ‫ ] ﻓﻨﺪ‬hile.
fenn (A.) [ ‫ ] ﻓﻦ‬1.bilim. 2..tür. 3.teknik.
fennen (A.) [ ‫ ] ﻓﻨﺎ‬teknik açıdan.
fennî (A.) [ ‫ ] ﻓﻨﯽ‬teknik.
fenniyyât (A.) [ ‫ ] ﻓﻨﻴﺎت‬teknoloji.
fer (F.) [ ‫ ] ﻓﺮ‬parlaklık.
fer’ (A.) [ ‫ ] ﻓﺮع‬1.yan. 2.dal.
fer’î (A.) [ ‫ ] ﻓﺮﻋﯽ‬yan dal, tâli, ikincil.
ferâgat (A.) [ ‫ ] ﻓﺮاﻏﺖ‬1.bırakma, terketme. 2.rahatlık. 3.zenginlik.
ferâğ (A.) [ ‫ ] ﻓﺮاغ‬1.bırakma, terk etme, vazgeçme. 2.boş durma.
ferâğ etmek bırakmak
ferah (A.) [ ‫ ] ﻓﺮح‬sevinç.
ferâh (F.) [ ‫ ] ﻓﺮاخ‬geniş.
ferahbahş (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﺮح ﺑﺨﺶ‬ferahlık veren, iç açıcı.
ferâine (A.) [ ‫ ] ﻓﺮاﻋﻨﻪ‬firavunlar.
ferâiz (A.) [ ‫ ] ﻓﺮاﺋﺾ‬1.farzlar. 2.ödevler.
ferâmîn (A.<F.) [ ‫ ] ﻓﺮاﻡﻴﻦ‬fermanlar.
ferâmûş (F.) [ ‫ ] ﻓﺮاﻡﻮش‬unutma.
ferâmuş etmek unutmak.
ferâset (A.) [ ‫ ] ﻓﺮاﺱﺖ‬sezgi.
ferbih (F.) [ ‫ ] ﻓﺮﺑﻪ‬semiz.
ferc (A.) [ ‫ ] ﻓﺮج‬1.yarık. 2.vajina.
fercâm (F.) [ ‫ ] ﻓﺮﺝﺎم‬son, akıbet.

130

ferd (A.) [ ‫ ] ﻓﺮد‬1.tek. 2.birey.
ferdâ (F.) [ ‫ ] ﻓﺮدا‬yarın.
ferdî (A.) [ ‫ ] ﻓﺮدی‬kişisel.
ferdiyyet (A.) [ ‫ ] ﻓﺮدیﺖ‬bireylik.
ferec (A.) [ ‫ ] ﻓﺮج‬rahatlama.
feres (A.) [ ‫ ] ﻓﺮس‬at.
ferhân (A.) [ ‫ ] ﻓﺮﺣﺎن‬sevinçli, neşeli.
ferheng (F.) [ ‫ ] ﻓﺮهﻨﮓ‬1.kültür. 2.sözlük.
ferhunde (F.) [ ‫ ] ﻓﺮﺧﻨﺪﻩ‬kutlu.
ferîd (A.) [ ‫ ] ﻓﺮیﺪ‬biricik, tek.
ferikân (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﺮیﻘﺎن‬tüm veya korgeneraller.
ferîk-i evvel (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﺮیﻖ اول‬korgeneral.
ferîk-i sânî (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﺮیﻖ ﺛﺎﻥﯽ‬tümgeneral.
ferişte (F.) [ ‫ ] ﻓﺮﺵﺘﻪ‬melek.
fermân (F.) [ ‫ ] ﻓﺮﻡﺎن‬buyruk.
fermandih (F.) [ ‫ ] ﻓﺮﻡﺎن دﻩ‬komutan.
fermânfermâ (F.) [ ‫ ] ﻓﺮﻡﺎن ﻓﺮﻡﺎ‬1.padişah. 2.komutan. 3.buyrukçu, buyruk veren.
fermâyiş (F.) [ ‫ ] ﻓﺮﻡﺎیﺶ‬buyruk.
ferrâş (A.) [ ‫ ] ﻓﺮاش‬1.döşemeci. 2.hizmetkâr.
ferruh (F.) [ ‫ ] ﻓﺮخ‬kutlu.
fersûde (F.) [ ‫ ] ﻓﺮﺱﻮدﻩ‬1.solgun. 2.yıpranmış. 3.eprimiş.
ferş (A.) [ ‫ ] ﻓﺮش‬1.döşeme. 2.yaygı.
fertût (F.) [ ‫ ] ﻓﺮﺕﻮت‬bunamış ihtiyar.

131

ferverdîn (F.) [ ‫ ] ﻓﺮوردیﻦ‬İran takvimine göre baharın ilk ayı.
feryâd (F.) [ ‫ ] ﻓﺮیﺎد‬1.bağırma, çığlık. 2.imdat isteme.
feryâd etmek bağırmak, çığlık atmak
feryâdres (F.) [ ‫ ] ﻓﺮیﺎدرس‬imdada koşan.
ferzâne (F.) [ ‫ ] ﻓﺮزاﻥﻪ‬bilge.
ferzend (F.) [ ‫ ] ﻓﺮزﻥﺪ‬evlat.
fesâd (A.) [ ‫ ] ﻓﺴﺎد‬1.fesat, bozukluk. 2.kötülük.
fesahat (A.) [ ‫ ] ﻓﺼﺎﺣﺖ‬fasihlik, dilde düzgünlük.
fesâne (F.) [ ‫ ] ﻓﺴﺎﻥﻪ‬efsane, masal.
fesat (A.) [ ‫ ] ﻓﺴﺎد‬bozukluk, kötülük.
fesh (A.) [ ‫ ] ﻓﺴﺦ‬iptal etme, kaldırma, bozma.
fetâ (A.) [ ‫ ] ﻓﺘﯽ‬1.genç. 2.cömert.
fetâvâ (A.) [ ‫ ] ﻓﺘﺎوی‬fetvalar.
feth (A.) [ ‫ ] ﻓﺘﺢ‬1.fetih, tamamen ele geçirme. 2.açma. 3.açılma.
fetîle (A.) [ ‫ ] ﻓﺘﻴﻠﻪ‬fitil.
fetret (A.) [ ‫ ] ﻓﺘﺮت‬1.duraklama. 2.iki olay arasındaki zaman.
fettâh (A.) [ ‫ ] ﻓﺘﺎح‬1.fetheden. 2.açan. 3.Tanrı.
fettan (A.) [ ‫ ] ﻓﺘﺎن‬1.işveli, oynak, cilveli. 2.fitne koparan.
fetvâ (A.) [ ‫ ] ﻓﺘﻮی‬kadının verdiği şer’î karar.
fevâhiş (A.) [ ‫ ] ﻓﻮاﺣﺶ‬fahişeler.
fevâid (A.) [ ‫ ] ﻓﻮاﺋﺪ‬yararlar, faydalar, kazançlar.
fevâkih (A.) [ ‫ ] ﻓﻮاﮐﻪ‬1.meyvalar. 2.yemişler.
fevâris (A.) [ ‫ ] ﻓﻮارس‬atlılar.

132

fevc (A.) [ ‫ ] ﻓﻮج‬1.grup, cemaat, zümre. 2.bölük, takım.
feverân (A.) [ ‫ ] ﻓﻮران‬1.fışkırma. 2.kaynama.
feverân etmek fışkırmak.
fevk (A.) [ ‫ ] ﻓﻮق‬üst, üstü.
fevkalâde (A.) [‫ ]ﻓﻮق اﻝﻌﺎدﻩ‬olağanüstü, olağan dışı, alışılmışın ötesinde.
fevkalbeşer (A.) [ ‫ ] ﻓﻮق اﻝﺒﺸﺮ‬insan üstü.
fevkalferd (A.) [ ‫ ] ﻓﻮق اﻝﻔﺮد‬birey üstü.
fevkalhad (A.) [ ‫ ] ﻓﻮق اﻝﺤﺪ‬haddinden fazla.
fevkânî (A.) [ ‫ ] ﻓﻮﻗﺎﻥﯽ‬üstteki, yukarıdaki.
fevkattabîa (A.) [ ‫ ] ﻓﻮق اﻝﻄﺒﻴﻌﻪ‬doğa üstü.
fevren (A.) [ ‫ ] ﻓﻮرا‬hemen, derhal, çarçabuk.
fevrî (A.) [ ‫ ] ﻓﻮری‬âni.
fevt (A.) [ ‫ ] ﻓﻮت‬1.geçip gitme. 2.ölüm.
fevvâre (A.) [ ‫ ] ﻓﻮارﻩ‬fıskiye.
feyezân (A.) [ ‫ ] ﻓﻴﻀﺎن‬taşkın.
feyiz (A.) [ ‫ ] ﻓﻴﺾ‬1.bereket, bolluk. 2.ilim.
feylesof (A.) [ ‫ ] ﻓﻴﻠﺴﻮف‬filozof, felsefeci.
feyyâz (A.) [ ‫ ] ﻓﻴﺎض‬1.verimli, bereketli. 2.Tanrı.
feyz (A.) [ ‫ ] ﻓﻴﺾ‬1.bereket, bolluk. 2.ilim.
feyzbahş (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﻴﺾ ﺑﺨﺶ‬1.verimli, bereketli. 2.feyiz veren.
fezâ (A.) [ ‫ ] ﻓﻀﺎ‬1.uzay. 2.geniş düzlük.
fezâil (A.) [ ‫ ] ﻓﻀﺎﺋﻞ‬erdemler.
fezleke (A.) [ ‫ ] ﻓﺬﻝﮑﻪ‬1.soruşturma özeti. 2.özet.

133

fıdda (A.) [ ‫ ] ﻓﻀﻪ‬gümüş.
fıkarât (A.) [ ‫ ] ﻓﻘﺮات‬1.fıkralar. 2.bölümler. 3.omurlar.
fıkdân (A.) [ ‫ ] ﻓﻘﺪان‬yoksunluk, bulunmama, yokluk.
fıkh (A.) [ ‫ ] ﻓﻘﻪ‬islam hukuku, fıkıh.
fıkra (A.) [ ‫ ] ﻓﻘﺮﻩ‬1.fıkra. 2.bölüm. 3.omur.
fırak (A.) [ ‫ ] ﻓﺮق‬1.fırkalar, partiler. 2.bölükler. 3.zümreler.
fırka (A.) [ ‫ ] ﻓﺮﻗﻪ‬1.parti. 2.bölük. 3.zümre.
fırsat (A.) [ ‫ ] ﻓﺮﺹﺖ‬uygun an, fırsat.
fısk (A.) [ ‫ ] ﻓﺴﻖ‬1.kötülük, sefihlik. 2.dinsizlik. 3.Tanrı’ya karşı isyan.
fıskiyye (A.) [ ‫ ] ﻓﺴﻘﻴﻪ‬fıskiye.
fıtnat (A.) [ ‫ ] ﻓﻄﻨﺖ‬kavrayış, zekîlik.
fıtra (A.) [ ‫ ] ﻓﻄﺮﻩ‬1.fitre. 2.kuru üzüm.
fıtrat (A.) [ ‫ ] ﻓﻄﺮت‬yaratılış.
fıtraten (A.) [ ‫ ] ﻓﻄﺮﺕﺎ‬yaratılıştan.
fıtrî (A.) [ ‫ ] ﻓﻄﺮی‬yaratılıştan gelen.
fî (A.) [ ‫ ] ﻓﯽ‬fiyat, değer, kıymet, eder.
fi’l (A.) [ ‫ ] ﻓﻌﻞ‬1.hareket, davranış, eylem. 2.fiil.
fi’len (A.) [ ‫ ] ﻓﻌﻼ‬yaparak, işleyerek, bilfiil.
fi’liyyât (A.) [ ‫ ] ﻓﻌﻠﻴﺎت‬eyleme dökülen işler.
fîât (A.) [ ‫ ] ﻓﻴﺌﺎت‬1.fiyat. 2.fiyatlar.
figân (F.) [ ‫ ] ﻓﻐﺎن‬feryat etme, ah çekme.
figân eylemek bağırmak, feryat etmek, inlemek.
fihris (A.) [ ‫ ] ﻓﻬﺮس‬1.içindekiler. 2.indeks, dizin.

134

fikir (A.) [ ‫ ] ﻓﮑﺮ‬fikir, düşünce.
fikr (A.) [ ‫ ] ﻓﮑﺮ‬düşünce, fikir.
fikren (A.) [ ‫ ] ﻓﮑﺮا‬düşünce bakımından.
fikrî (A.) [ ‫ ] ﻓﮑﺮی‬düşünce ile ilgili.
fikriyyât (A.) [ ‫ ] ﻓﮑﺮیﺎت‬düşünce ile ilgili çalışmalar.
fil (A.) [ ‫ ] ﻓﻴﻞ‬fil.
filâhat (A.) [ ‫ ] ﻓﻼﺣﺖ‬çiftçilik.
filasl (A.) [ ‫ ] ﻓﯽ اﻻﺹﻞ‬aslında.
filhakîka (A.) [ ‫ ] ﻓﯽ اﻝﺤﻘﻴﻘﻪ‬gerçekte, aslında, doğrusu.
filhâl (A.) [ ‫ ] ﻓﯽ اﻝﺤﺎل‬şimdi, derhal.
filiz (A.) [ ‫ ] ﻓﻠﺰ‬maden külçesi.
filmesel (A.) [ ‫ ] ﻓﯽ اﻝﻤﺜﻞ‬örneğin, örnekte olduğu gibi.
filvâki (A.) [ ‫ ] ﻓﯽ اﻝﻮاﻗﻊ‬aslında, gerçekte.
fîmâba’d (A.) [ ‫ ] ﻓﯽ ﻡﺎ ﺑﻌﺪ‬bundan böyle.
fînefsilemr (A.) [ ‫ ] ﻓﯽ ﻥﻔﺲ اﻻﻡﺮ‬işin aslında, gerçekte.
fir’avn (A.) [ ‫ ] ﻓﺮﻋﻮن‬firavun.
firâk (A.) [ ‫ ] ﻓﺮاق‬1.ayrılık. 2.ayrılık acısı.
firâr (A.) [ ‫ ] ﻓﺮار‬kaçış, kaçma.
firâr etmek kaçmak.
firârî (A.) [ ‫ ] ﻓﺮاری‬kaçak.
firâvân (F.) [ ‫ ] ﻓﺮاوان‬bol, çok.
firâz (F.) [ ‫ ] ﻓﺮاز‬1.üst, yukarı. 2.yokuş.
firdevs (A.) [ ‫ ] ﻓﺮدوس‬1.cennet. 2.bahçe.

135

fireng (F.) [ ‫ ] ﻓﺮﻥﮓ‬Batı, Avrupa.
firîfte (F.) [ ‫ ] ﻓﺮیﻔﺘﻪ‬aldanmış, aldatılmış.
firîfte olmak aldanmak.
firistâde (F.) [ ‫ ] ﻓﺮﺱﺘﺎدﻩ‬elçi.
firişte (F.) [ ‫ ] ﻓﺮﺵﺘﻪ‬melek.
firiştehû (F.) [ ‫ ] ﻓﺮﺵﺘﻪ ﺧﻮ‬melek gibi, melek huylu, güzel huylu.
firkat (A.) [ ‫ ] ﻓﺮﻗﺖ‬ayrılık.
fîrûz (F.) [ ‫ ] ﻓﻴﺮوز‬1.talihli, kutlu. 2.muzaffer.
fîrûze (F.) [ ‫ ] ﻓﻴﺮوزﻩ‬turkuaz, firuze taşı.
fîrûzefâm (F.) [ ‫ ] ﻓﻴﺮوزﻩ ﻓﺎم‬turkuaz, açık mavi.
fîsebîlillah (A.) [ ‫ ] ﻓﯽ ﺱﺒﻴﻞ اﷲ‬Tanrı rızası için, Tanrı yolunda.
fiten (A.) [ ‫ ] ﻓﺘﻦ‬fitneler.
fitne (A.) [ ‫ ] ﻓﺘﻨﻪ‬1.bölücülük, kargaşa çıkartma. 2.sıkıntı.
fityân (A.) [ ‫ ] ﻓﺘﻴﺎن‬gençler.
fuâd (A.) [ ‫ ] ﻓﺆاد‬yürek.
fuhş (A.) [ ‫ ] ﻓﺤﺶ‬fuhuş.
fuhuş (A.) [ ‫ ] ﻓﺤﺶ‬fuhuş.
fukahâ (A.) [ ‫ ] ﻓﻘﻬﺎ‬fıkıhçılar, islam hukukçuları.
fukarâ (A.) [ ‫ ] ﻓﻘﺮا‬yoksullar.
fûlâd (F.) [ ‫ ] ﻓﻮﻻد‬çelik.
furkân (A.) [ ‫ ] ﻓﺮﻗﺎن‬1.Kur’ân. 2.iyi ile kötünün ayrıldığı yerleri gösteren.
fursat (A.) [ ‫ ] ﻓﺮﺹﺖ‬fırsat, uygun an.
fursatcû (A.-F.) [ ‫ ] ﻓﺮﺹﺖ ﺝﻮ‬fırsatçı.

136

fusahâ (A.) [ ‫ ] ﻓﺼﺤﺎ‬fasih konuşanlar.
fusûl (A.) [ ‫ ] ﻓﺼﻮل‬1.fasıllar, bölümler. 2.mevsimler.
fuzalâ (A.) [ ‫ ] ﻓﻀﻼ‬1.erdemliler. 2.bilginler.
fuzûl (A.) [ ‫ ] ﻓﻀﻮل‬1.fazla, çok. 2.gereksiz, fuzuli.
fuzûlî (A.) [ ‫ ] ﻓﻀﻮﻝﯽ‬1.zevzek, boşboğaz. 2.gereksiz, boşuna, fazladan.
füceten (A.) [ ‫ ] ﻓﺠﺌﺔ‬apansız, ansızın.
fücûr (A.) [ ‫ ] ﻓﺠﻮر‬1.yakın akraba evliliği. 2.günahkarlık, sefihlik.
fülân (A.) [ ‫ ] ﻓﻼن‬falan, filan, falanca.
fülfül (A.) [ ‫ ] ﻓﻠﻔﻞ‬biber, karabiber.
füls (A.) [ ‫ ] ﻓﻠﺲ‬mangır.
fülûs (A.) [ ‫ ] ﻓﻠﻮس‬mangırlar.
fünûn (A.) [ ‫ ] ﻓﻨﻮن‬1.teknikler. 2.bilimler.
fürs (F.) [ ‫ ] ﻓﺮس‬1.Farsça. 2.Fars ülkesi, İran. 3.Fars, İranlı.
fürû’ (A.) [ ‫ ] ﻓﺮوع‬yan dallar, şubeler.
fürûğ (A.) [ ‫ ] ﻓﺮوغ‬1.ışık. 2.parıltı.
fürûht (F.) [ ‫ ] ﻓﺮوﺧﺖ‬satış.
fürûmâye (F.) [ ‫ ] ﻓﺮوﻡﺎیﻪ‬aşağılık, alçak.
fürûzân (F.) [ ‫ ] ﻓﺮوزان‬parlak.
füshat (A.) [ ‫ ] ﻓﺴﺤﺖ‬genişlik.
füsûn (F.) [ ‫ ] ﻓﺴﻮن‬afsun, büyü.
füsûnger (F.) [ ‫ ] ﻓﺴﻮﻥﮕﺮ‬1.afsuncu, büyücü. 2.büyüleyici.
füsürde (F.) [ ‫ ] ﻓﺴﺮدﻩ‬donuk, solgun.
fütâde (F.) [ ‫ ] ﻓﺘﺎدﻩ‬1.düşkün. 2.düşmüş. 3.aşık. 4.tutkun.

137

fütûhât (A.) [ ‫ ] ﻓﺘﻮﺣﺎت‬fetihler.
fütûr (A.) [ ‫ ] ﻓﺘﻮر‬1.gevşeklik. 2.bıkkınlık.
fütüvvet (A.) [‫ ] ﻓﺘﻮت‬1.gençlik. 2.yiğitlik. 3.eskiden Anadolu’da kurulup gelişen
esnaf teşkilatı.
füyûz (A.) [ ‫ ] ﻓﻴﻮض‬feyizler, bolluklar, bereketler.
füzûn (F.) [ ‫ ] ﻓﺰون‬fazla.

138

G
gabâvet (A.) [ ‫ ] ﻏﺒﺎوت‬bönlük, dangalaklık, kalınkafalılık.
gabî (A.) [ ‫ ] ﻏﺒﯽ‬bön, dangalak, kalınkafalı.
gabn (A.) [ ‫ ] ﻏﺒﻦ‬kazıklama, alışverişte aldatma.
gaddâr (A.) [‫ ] ﻏﺪار‬zalim, acımasız.
gadr (A.) [ ‫ ] ﻏﺪر‬haksızlık, zulüm.
gaffâr (A.) [ ‫ ] ﻏﻔﺎر‬bağışlayıcı Tanrı.
gâfil (A.) [ ‫ ] ﻏﺎﻓﻞ‬habersiz.
gaflet (A.) [ ‫ ] ﻏﻔﻠﺖ‬habersizlik, dikkatsizlik, dalgınlık.
gafleten (A.) [ ‫ ] ﻏﻔﻠﺔ‬dalgınlıkla.
gafûr (A.) [ ‫ ] ﻏﻔﻮر‬bağışlayıcı.
gâh (F.) [ ‫ ] ﮔﺎﻩ‬1.kâh. 2.yer ve zaman bildiren kelimeler türetir.
gâhî (F.) [ ‫ ] ﮔﺎهﯽ‬kimi zaman, bazen, arasıra.
gâhvâre (F.) [ ‫ ] ﮔﺎهﻮارﻩ‬beşik.
gâib (A.) [ ‫ ] ﻏﺎﺋﺐ‬bulunmayan, ortada görünmeyen, kayıp.
gâile (A.) [ ‫ ] ﻏﺎﺋﻠﻪ‬1.uğraşı, telaş, meşakkat. 2.savaş.
gâita (A.) [ ‫ ] ﻏﺎﺋﻄﻪ‬dışkı.
galat (A.) [ ‫ ] ﻏﻠﻂ‬yanlış.
galebe (A.) [ ‫ ] ﻏﻠﺒﻪ‬1.baskın çıkma, ağır basma. 2.kalabalık.
galeyân (A.) [ ‫ ] ﻏﻠﻴﺎن‬kaynama.
gâlib (A.) [ ‫ ] ﻏﺎﻝﺐ‬1.ağır basan. 2.galip.

139

gâliba (A.) [ ‫ ] ﻏﺎﻝﺒﺎ‬sanırım, belki.
gâlibiyyet (A.) [ ‫ ] ﻏﺎﻝﺒﻴﺖ‬zafer, ağır basma, yenme.
galîz (A.) [ ‫ ] ﻏﻠﻴﻆ‬koyu, yoğun, kaba.
galle (A.) [ ‫ ] ﻏﻠﻪ‬tahıl.
gam (A.) [ ‫ ] ﻏﻢ‬keder, üzüntü.
gâm (F.) [ ‫ ] ﮔﺎم‬1.adım. 2.ayak.
gâmız (A.) [ ‫ ] ﻏﺎﻡﺾ‬çapraşık, güç anlaşılır.
gammâz (A.) [ ‫ ] ﻏﻤﺎز‬ispiyoncu.
gamnâk (A.-F.) [ ‫ ] ﻏﻤﻨﺎک‬kederli, üzgün.
gamze (A.) [ ‫ ﻏﻤﺰﻩ‬1.yanak çukuru. 2.çene çukuru. 3.süzgün bakış.
ganâim (A.) [ ‫ ] ﻏﻨﺎﺋﻢ‬ganimetler.
ganem (A.) [ ‫ ] ﻏﻨﻢ‬koyun.
ganî (A.) [ ‫ ] ﻏﻨﯽ‬zengin.
ganîmet (A.) [ ‫ ] ﻏﻨﻴﻤﺖ‬1.savaşta düşmandan alınan her türlü eşya. 2.bedelsiz
kazanç.
gâr (A.) [ ‫ ] ﻏﺎر‬mağara.
garâbet (A.) [ ‫ ] ﻏﺮاﺑﺖ‬gariplik.
garâib (A.) [ ‫ ] ﻏﺮاﺋﺐ‬gariplikler.
garâm (A.) [ ‫ ] ﻏﺮام‬tutku, aşk.
garaz (A.) [ ‫ ] ﻏﺮض‬maksat.
garazâlûd (A.-F.) [ ‫ ] ﻏﺮض ﺁﻝﻮد‬maksatlı.
garazkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻏﺮﺽﮑﺎر‬garazlı, maksatlı.
garb (A.) [ ‫ ] ﻏﺮب‬1.batı. 2.Batı dünyası.

140

garben (A.) [ ‫ ] ﻏﺮﺑﺎ‬batıdan.
garbî (A.) [ ‫ ] ﻏﺮﺑﯽ‬garbî batı, batı ile ilgili.
garbiyyûn (A.) [ ‫ ] ﻏﺮﺑﻴﻮن‬batılılar, Avrupalılar.
gâret (A.) [ ‫ ] ﻏﺎرت‬yağma.
gâretger (A.-F.) [ ‫ ] ﻏﺎرﺕﮕﺮ‬yağmacı.
garîb (A.) [ ‫ ] ﻏﺮیﺐ‬1.gurbette yaşayan. 2.yabancı. 3.kimsesiz. 4.tuhaf.
garibü’d-diyâr (A.) [ ‫ ] ﻏﺮیﺐ اﻝﺪیﺎر‬gurbette.
garîk (A.) [ ‫ ] ﻏﺮیﻖ‬boğulmuş.
garîze (A.) [ ‫ ] ﻏﺮیﺰﻩ‬içgüdü.
garizî (A.) [ ‫ ] ﻏﺮیﺰی‬içgüdüsel.
gark (A.) [ ‫ ] ﻏﺮق‬1.boğulma, suda boğulma. 2.batırma.
garrâ (A.) [ ‫ ] ﻏﺮا‬parlak.
gars (A.) [ ‫ ] ﻏﺮس‬ağaç dikme.
gasb (A.) [ ‫ ] ﻏﺼﺐ‬el koyma, zorla elinden alma.
gaseyan (A.) [ ‫ ] ﻏﺼﻴﺎن‬1.kusma. 2.kusmuk.
gâsıb (A.) [ ‫ ] ﻏﺼﻴﺐ‬gasp edici.
gasl (A.) [ ‫ ] ﻏﺴﻞ‬ölü yıkama.
gassâl (A.) [ ‫ ] ﻏﺴﺎل‬ölü yıkayıcı.
gâşiye (A.) [ ‫ ] ﻏﺎﺵﻴﻪ‬1.perde, örtü. 2.zar.
gaşy (A.) [ ‫ ] ﻏﺸﯽ‬bayılma, kendinden geçme.
gâv (F.) [ ‫ ] ﮔﺎو‬1.inek. 2.öküz.
gavgâ (F.) [ ‫ ] ﻏﻮﻏﺎ‬1.kavga. 2.savaş.
gavvâs (A.) [ ‫ ] ﻏﻮاص‬dalgıç.

141

gâyât (A.) [ ‫ ] ﻏﺎیﺎت‬gayeler.
gayb (A.) [ ‫ ] ﻏﺎیﺐ‬1.gözle görülmeyen, gizli. 2.kayıp.
gaybûbet (A.) [ ‫ ] ﻏﻴﺒﻮﺑﺖ‬bulunmama, yokluk.
gâye (A.) [ ‫ ] ﻏﺎیﻪ‬amaç.
gâyet (A.) [ ‫ ] ﻏﺎیﺖ‬1.son. 2.çok. 3.son derece.
gayr -i mahsûs [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ﻡﺤﺴﻮس‬hissedilmeyecek şekilde.
gayr (A.) [ ‫ ] ﻏﻴﺮ‬1.başka. 2.yabancı. 2.olmayan, değil.
gayr -i idrakî [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ادراﮐﯽ‬idrak dışı.
gayr -i ihtiyarî [ ‫ ] ﻏﻴﺮ اﺧﺘﻴﺎری‬elinde olmadan.
gayr -i kâbil [ ‫ ]ﻏﻴﺮ ﻗﺎﺑﻞ‬mümkün olmayan, imkansız.
gayr -i kâbil-i fehm [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ﻗﺎﺑﻞ ﻓﻬﻢ‬anlaşılmaz.
gayr -i kâbil-i izâle [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ﻗﺎﺑﻞ ازاﻝﻪ‬yok edilemez, giderilemez.
gayr -i kâbil-i mukavemet [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ﻗﺎﺑﻞ ﻡﻘﺎوﻡﺖ‬karşı konulmaz.
gayr -i kâbil-i tebdil [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ﻗﺎﺑﻞ ﺕﺒﺪیﻞ‬değiştirilmez.
gayr -i kâbil-i tefrik [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ﻗﺎﺑﻞ ﺕﻔﺮیﻖ‬ayırdedilmez.
gayr -i kâbil-i telif [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ﻗﺎﺑﻞ ﺕﺄﻝﻴﻒ‬birleştirilemez, uzlaştırılamaz.
gayr -i mahdûd [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ﻡﺤﺪود‬sınırsız.
gayr -i mer’î [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ﻡﺮﺋﯽ‬görülmez.
gayr -i meşrû [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ﻡﺸﺮوع‬yasal olmayan.
gayr -i muayyen [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ﻡﻌﻴﻦ‬belirsiz.
gayr -i muhtemel [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ﻡﺤﺘﻤﻞ‬ihtimal verilmeyen.
gayr -i muntazam [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ﻡﻨﺘﻈﻢ‬düzgün olmayan, düzenli olmayan, düzensiz.
gayr -i müslim [ ‫ ] ﻏﻴﺮ ﻡﺴﻠﻢ‬müslüman olmayan.

142

gayrendîş (A.-F.) [ ‫ ] ﻏﻴﺮ اﻥﺪیﺶ‬başkalarını düşünen.
gayret (A.) [ ‫ ] ﻏﻴﺮت‬1.çaba. 2.kıskançlık.
gayretkeş (A.-F.) [ ‫ ] ﻏﻴﺮﺕﮑﺶ‬1.gayretli. 2.kıskanç.
gayretmend (A.-F.) [ ‫ ] ﻏﻴﺮﺕﻤﻨﺪ‬gayretli.
gayriyyet (A.) [ ‫ ] ﻏﻴﺮیﺖ‬gayrılık.
gayyâ (A.) [ ‫ ] ﻏﻴﺎ‬cehennemdeki kuyulardan birinin adı.
gayz (A.) [ ‫ ] ﻏﻴﻆ‬öfke.
gazâ (A.) [ ‫ ] ﻏﺰا‬savaş.
gazab (A.) [ ‫ ] ﻏﻀﺐ‬hiddet, kızgınlık.
gazâl (A.) [ ‫ ] ﻏﺰال‬ceylan.
gazanfer (A.) [ ‫ ] ﻏﻀﻨﻔﺮ‬arslan.
gazavât (A.) [ ‫ ] ﻏﺰوات‬savaşlar, harpler.
gazel (A.) [ ‫ ] ﻏﺰل‬lirik şiir.
gazelhân (A.-F.) [ ‫ ] ﻏﺰل ﺧﻮان‬gazel okuyan.
gazeliyyât (A.) [ ‫ ] ﻏﺰﻝﻴﺎت‬gazeller.
gazelserâ (A.-F.) [ ‫ ] ﻏﺰل ﺱﺮا‬gazel şairi.
gazî (A.) [ ‫ ] ﻏﺎزی‬savaşmış, gaza yapmış.
gazve (A.) [ ‫ ] ﻏﺰوﻩ‬savaş, din savaşı.
gebr (F.) [‫ ] ﮔﺒﺮ‬ateşperest, ateşe tapan.
gedâ (F.) [ ‫ ] ﮔﺪا‬1.dilenci. 2.yoksul.
geh (F.) [ ‫ ] ﮔﻪ‬kimi zaman, bazı.
gehvâre (F.) [ ‫ ] ﮔﻬﻮارﻩ‬beşik.
gele (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﻪ‬sürü.

143

gelû (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﻮ‬boğaz.
genc (F.) [ ‫ ] ﮔﻨﺞ‬hazine.
gencîne (F.) [ ‫ ] ﮔﻨﺠﻴﻨﻪ‬hazine.
gendîde (F.) [ ‫ ] ﮔﻨﺪیﺪﻩ‬kokuşmuş, kötü kokmuş.
gendûmgûn (F.) [ ‫ ] ﮔﻨﺪﻡﮕﻮن‬buğday rengi.
gendüm (F.) [ ‫ ] ﮔﻨﺪم‬buğday.
ger (F.) [ ‫ ] ﮔﺮ‬eğer.
gerçi (F.) [ ‫ ] ﮔﺮچﻪ‬her ne kadar, ise de, gerçi.
gerd (F.) [ ‫ ] ﮔﺮد‬toz.
gerdâlûd (F.) [ ‫ ] ﮔﺮد ﺁﻝﻮد‬tozlu.
gerdân (F.) [ ‫ ] ﮔﺮدان‬dönen.
gerden (F.) [ ‫ ] ﮔﺮدن‬boyun.
gerdenbend (F.) [ ‫ ] ﮔﺮدن ﺑﻨﺪ‬kolye, gerdanlık.
gerdenferâz (F.) [ ‫ ] ﮔﺮدن ﻓﺮاز‬mağrur.
gerdenkeş (F.) [ ‫ ] ﮔﺮدن ﮐﺶ‬başkaldıran, asi, dikbaşlı.
gerdiş (F.) [ ‫ ] ﮔﺮدش‬dönüş.
gerdûn (F.) [ ‫ ] ﮔﺮدون‬1.felek. 2.dünya.
gerdûne (F.) [ ‫ ] ﮔﺮدوﻥﻪ‬at arabası.
germ (F.) [ ‫ ] ﮔﺮم‬sıcak.
germâ (F.) [ ‫ ] ﮔﺮﻡﺎ‬1.sıcak. 2.sıcaklık.
germâbe (F.) [ ‫ ] ﮔﺮﻡﺎﺑﻪ‬1.hamam. 2.kaplıca.
germî (F.) [ ‫ ] ﮔﺮﻡﯽ‬sıcaklık.
geşt (F.) [ ‫ ] ﮔﺸﺖ‬dolaşma, gezinti.

144

geştügüzâr (F.) [ ‫ ] ﮔﺸﺖ و ﮔﺰار‬dolaşma, gezinti, gezip tozma.
gevher (F.) [ ‫ ] ﮔﻮهﺮ‬1.elmas. 2.mücevher. 3.öz.
gevherî (F.) [ ‫ ] ﮔﻮهﺮی‬mücevherci.
gevz (F.) [ ‫ ] ﮔﻮز‬ceviz.
gezend (F.) [ ‫ ] ﮔﺰﻥﺪ‬1.zarar. 2.bela.
gıbta (A.) [ ‫ ] ﻏﺒﻄﻪ‬imrenme.
gıdâ (A.) [ ‫ ] ﻏﺪا‬besin, gıda.
gılâf (A.) [ ‫ ] ﻏﻼف‬kın, kılıf.
gıllügış (A.) [ ‫ ] ﻏﻞ و ﻏﺶ‬kin.
gılmân (A.) [ ‫ ] ﻏﻠﻤﺎن‬1.köle. 2.genç, yeni yetme.
gılzet (A.) [ ‫ ] ﻏﻠﻈﺖ‬1.yoğunluk. 2.kabalık. 3.kalınlık.
gınâ (A.) [ ‫ ] ﻏﻨﺎ‬1.zenginlik. 2.bıkkınlık.
gırbâl (A.) [ ‫ ] ﻏﺮﺑﺎل‬elek, kalbur.
gırîv (F.) [ ‫ ] ﮔﺮیﻮ‬haykırış, çığlık.
gışâ (A.) [ ‫ ] ﻏﺸﺎ‬1.örtü. 2.perde. 3.zar.
gışş (A.) [ ‫ ] ﻏﺶ‬hile, kötülük.
gıyâb (A.) [ ‫ ] ﻏﻴﺎب‬bulunmama, yokluk.
gıyâben (A.) [ ‫ ] ﻏﻴﺎﺑﺎ‬yokluğunda, yokken, ardından.
gıyâs (A.) [ ‫ ] ﻏﻴﺎث‬yardım.
gıybet (A.) [ ‫ ] ﻏﻴﺒﺖ‬1.çekiştirme. 2.bulunmama, yokluk.
gil (F.) [ ‫ ] ﮔﻞ‬1.çamur, balçık. 2.kil.
gile (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﻪ‬sızlanma, yanıp yakılma.
gilemend (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﻪ ﻡﻨﺪ‬şikayetçi, sızlanan.

145

girâmî (F.) [ ‫ ] ﮔﺮاﻡﯽ‬değerli, kıymetli, saygın, sayın.
girân (F.) [ ‫ ] ﮔﺮان‬1.ağır. 2.pahalı. 3.kokuşmuş. 4.katı.
giranbehâ (F.) [ ‫ ] ﮔﺮان ﺑﻬﺎ‬değerli, kıymetli.
girankadr (F.-A.) [ ‫ ] ﮔﺮان ﻗﺪر‬kıymetli.
girankıymet (F.-A.) [ ‫ ] ﮔﺮان ﻗﻴﻤﺖ‬kıymetli, değerli, pahalı.
girânmâye (F.) [ ‫ ] ﮔﺮان ﻡﺎیﻪ‬değerli.
girânser (F.) [ ‫ ] ﮔﺮان ﺱﺮ‬mağrur, kendini beğenmiş, kasıntı.
gird (F.) [ ‫ ] ﮔﺮد‬yuvarlak.
girdâb (F.) [ ‫ ] ﮔﺮداب‬anafor, girdap.
girdâgird (F.) [ ‫ ] ﮔﺮداﮔﺮد‬çepeçevre, fırdolayı.
girdbâd (F.) [ ‫ ] ﮔﺮدﺑﺎد‬kasırga.
girdû (F.) [ ‫ ] ﮔﺮدو‬ceviz.
girîbân (F.) [ ‫ ] ﮔﺮیﺒﺎن‬yaka.
girift (F.) [ ‫ ] ﮔﺮﻓﺖ‬karmaşık, çapraşık.
giriftâr (F.) [ ‫ ] ﮔﺮﻓﺘﺎر‬yakalanmış, tutulmuş, müptela.
girih (F.) [ ‫ ] ﮔﺮﻩ‬düğüm.
girihgîr (F.) [ ‫ ] ﮔﺮﻩ ﮔﻴﺮ‬dolaşık.
girihgüşâ (F.) [ ‫ ] ﮔﺮﻩ ﮔﺸﺎ‬1.düğüm çözen. 2.sorunları halleden.
girîve (F.) [ ‫ ] ﮔﺮیﻮﻩ‬1.çıkmaz, sorun. 2.geçit.
gîrûdâr (F.) [ ‫ ] ﮔﻴﺮودار‬kargaşa, kavga.
giryân (F.) [ ‫ ] ﮔﺮیﺎن‬ağlayan.
giryân etmek ağlatmak.
giryân olmak ağlamak.

146

girye (F.) [ ‫ ] ﮔﺮیﻪ‬ağlama, ağlayış.
giryeengîz (F.) [ ‫ ] ﮔﺮیﻪ اﻥﮕﻴﺰ‬ağlatıcı.
giryenâk (F.) [ ‫ ] ﮔﺮیﻪ ﻥﺎک‬ağlamaklı, ağlayan.
gîsû (F.) [ ‫ ] ﮔﻴﺴﻮ‬saç.
gîsûbend (F.) [ ‫ ] ﮔﻴﺴﻮﺑﻨﺪ‬saç bağı.
gîtî (F.) [ ‫ ] ﮔﻴﺘﯽ‬dünya.
giyâh (F.) [ ‫ ] ﮔﻴﺎﻩ‬bitki.
gonca (F.) [ ‫ ] ﻏﻨﺠﻪ‬açmamış tomurcuk, gonca.
goncaruhsâr (F.) [ ‫ ] ﻏﻨﺠﻪ رﺧﺴﺎر‬yanağı goncaya benzeyen.
gonce (F.) [ ‫ ] ﻏﻨﺠﻪ‬gonca.
goncedehân (F.) [ ‫ ] ﻏﻨﺠﻪ دهﺎن‬küçük ağızlı, gonca ağızlı.
gubâr (A.) [ ‫ ] ﻏﺒﺎر‬toz.
gubârâlûd (A.-F.) [ ‫ ] ﻏﺒﺎر ﺁﻝﻮد‬tozlu.
gudde (A.) [ ‫ ] ﻏﺪﻩ‬bez, salgı bezi.
guded (A.) [ ‫ ] ﻏﺪد‬salgı bezleri.
gufrân (A.) [ ‫ ] ﻏﻔﺮان‬bağışlama.
gûgerd (F.) [ ‫ ] ﮔﻮﮔﺮد‬kükürt.
gûk (F.) [ ‫ ] ﻏﻮک‬kurbağa.
gûl (A.) [ ‫ ] ﮔﻮل‬gulyabani.
gulâm (A.) [ ‫ ] ﻏﻼم‬1.köle. 2.genç.
gulât (A.) [ ‫ ] ﻏﻼت‬dinde aşırıya kaçanlar.
gulgule (F.) [‫ ]ﻏﻠﻐﻠﻪ‬kaynaşma.
gumûm (A.) [ ‫ ] ﻏﻤﻮم‬gamlar, kederler.

147

gûnâgûn (F.) [ ‫ ] ﮔﻮﻥﺎﮔﻮن‬rengarenk.
gûne (F.) [ ‫ ] ﮔﻮﻥﻪ‬biçim, tarz.
gunûde (F.) [‫ ]ﻏﻨﻮدﻩ‬1.uyumuş. 2.ölü.
gûr (F.) [ ‫ ] ﮔﻮر‬1.mezar. 2.yaban eşeği.
gurâb (A.) [ ‫ ] ﻏﺮاب‬karga.
gurbet (A.) [ ‫ ] ﻏﺮﺑﺖ‬1.gariplik. 2.yabancı diyar.
gurbetzede (A.-F.) [ ‫ ] ﻏﺮﺑﺖ زدﻩ‬gurbet elde yaşayan.
gurebâ (A.) [ ‫ ] ﻏﺮﺑﺎ‬garipler.
gûristân (F.) [ ‫ ] ﮔﻮرﺱﺘﺎن‬mezarlık.
gûrken (F.) [ ‫ ] ﮔﻮرﮐﻦ‬mezarcı.
gurrân (F.) [ ‫ ] ﻏﺮان‬1.kükreyen. 2.gürleyen.
gurre (A.) [ ‫ ] ﻏﺮﻩ‬1.arap aylarının ilk günü. 2.akıtma.
gurûb (A.) [ ‫ ] ﻏﺮوب‬batış.
gurûr (A.) [ ‫ ] ﻏﺮور‬1.mağrurluk. 2.aldanış.
gûsâle (F.) [ ‫ ] ﮔﻮﺱﺎﻝﻪ‬buzağı.
gûsâle (F.) [ ‫ ] ﮔﻮﺱﺎﻝﻪ‬dana.
gûsfend (F.) [ ‫ ] ﮔﻮﺱﻔﻨﺪ‬koyun.
gusl (A.) [ ‫ ] ﻏﺴﻞ‬yıkanma.
gusn (A.) [ ‫ ] ﻏﺼﻦ‬dal.
gussa (A.) [ ‫ ] ﻏﺼﻪ‬üzüntü, keder.
gûş (F.) [ ‫ ] ﮔﻮش‬kulak.
gûşe (F.) [ ‫ ] ﮔﻮﺵﻪ‬köşe.
gûşenişîn (F.) [ ‫ ] ﮔﻮﺵﻪ ﻥﺸﻴﻦ‬köşesine çekilen, inziva hayatı süren.

148

gûşt (F.) [ ‫ ] ﮔﻮﺵﺖ‬et.
gûşvâre (F.) [ ‫ ] ﮔﻮﺵﻮارﻩ‬küpe.
gûy (F.) [ ‫ ] ﮔﻮی‬çevgen topu, polo topu.
gûyâ (F.) [ ‫ ] ﮔﻮیﺎ‬sözümona.
güdâhte (F.) [ ‫ ] ﮔﺪاﺧﺘﻪ‬erimiş.
güftâr (F.) [ ‫ ] ﮔﻔﺘﺎر‬söz.
güfte (F.) [ ‫ ] ﮔﻔﺘﻪ‬1.söz. 2.şarkı sözü.
güftügû (F.) [ ‫ ] ﮔﻔﺖ و ﮔﻮ‬dedikodu.
güher (F.) [ ‫ ] ﮔﻬﺮ‬1.elmas. 2.mücevher.
güherfurûş (F.) [‫ ]ﮔﻬﺮﻓﺮوش‬mücevheratçı.
gül (F.) [ ‫ ] ﮔﻞ‬1.çiçek. 2.gül.
gülâb (F.) [ ‫ ] ﮔﻼب‬gül suyu.
gülabdan (F.) [ ‫ ] ﮔﻼﺑﺪان‬gülüptan.
gülbang (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﺒﺎﻥﮓ‬ilahi.
gülbang -ı muhammedî [ ‫ ] ﮔﻠﺒﺎﻥﮓ ﻡﺤﻤﺪی‬ezan.
gülberg (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﺒﺮگ‬gül yaprağı.
gülbün (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﺒﻦ‬1.gül ağacı. 2.güllük.
gülçehre (F.) [ ‫ ] ﮔﻞ چﻬﺮﻩ‬gül yüzlü.
gülçin (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﭽﻴﻦ‬gül deren.
güldan (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﺪان‬vazo.
güldeste (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﺪﺱﺘﻪ‬çiçek demeti.
gülendâm (F.) [ ‫ ] ﮔﻞ اﻥﺪام‬gül boylu.
gülfâm (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﻔﺎم‬gül renkli.

149

gülgonce (F.) [ ‫ ] ﮔﻞ ﻏﻨﺠﻪ‬gül goncası.
gülgûn (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﮕﻮن‬1.gül renkli. 2.pembe.
gülistân (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﺴﺘﺎن‬gül bahçesi, güllük.
gülizar (F.-A.) [ ‫ ] ﮔﻠﻌﺬار‬gül yanaklı, pembe yanaklı.
güllaç (F.) [ ‫ ] ﮔﻼج‬güllaç.
gülmih (F.) [ ‫ ] ﮔﻞ ﻡﻴﺦ‬kabara.
gülnâr (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﻨﺎر‬nar çiçeği.
gülnihal (F.) [ ‫ ] ﮔﻞ ﻥﻬﺎل‬gül fidanı.
gülreng (F.) [ ‫ ] ﮔﻞ رﻥﮓ‬gül rengi, pembe.
gülriz (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﺮیﺰ‬gül saçan.
gülrû (F.) [ ‫ ] ﮔﻞ رو‬gül yüzlü.
gülruh (F.) [‫ ]ﮔﻞ رخ‬gül yüzlü.
gülşen (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﺸﻦ‬gül bahçesi.
gülten (F.) [ ‫ ] ﮔﻞ ﺕﻦ‬gül vücutlu.
gülüptan (F.) [ ‫ ] ﮔﻼﺑﺪان‬gülsuyu kabı.
gülzâr (F.) [ ‫ ] ﮔﻠﺰار‬güllük, gül bahçesi.
gümân (F.) [ ‫ ] ﮔﻤﺎن‬zan, sanı.
gümnâm (F.) [ ‫ ] ﮔﻤﻨﺎم‬adı unutulmuş.
gümrâh (F.) [ ‫ ] ﮔﻤﺮاﻩ‬yoldan çıkmış.
günah (F.) [ ‫ ] ﮔﻨﺎﻩ‬1.suç, kabahat. 2.dinî suç.
günahkâr (F.) [ ‫ ] ﮔﻨﺎهﮑﺎر‬günah sahibi, suçlu.
günbed (F.) [ ‫ ] ﮔﻨﺒﺪ‬kümbet.
güncişk (F.) [ ‫ ] ﮔﻨﺠﺸﮏ‬serçe.

150

güneh (F.) [ ‫ ] ﮔﻨﻪ‬günah.
gürbe (F.) [ ‫ ] ﮔﺮﺑﻪ‬kedi.
gürbüz (F.) [ ‫ ] ﮔﺮﺑﺰ‬1.yiğit. 2.kahraman.
gürg (F.) [ ‫ ] ﮔﺮگ‬kurt.
güriz (F.) [ ‫ ] ﮔﺮیﺰ‬kaçış.
gürîzân (F.) [ ‫ ] ﮔﺮیﺰان‬kaçan.
gürûh (F.) [ ‫ ] ﮔﺮوﻩ‬topluluk, zümre, bölük.
güstâh (F.) [ ‫ ] ﮔﺴﺘﺎخ‬1.küstah. 2.cesur.
güşâderû (F.) [ ‫ ] ﮔﺸﺎدﻩ رو‬güleç, güleryüzlü.
güşâyiş (F.) [ ‫ ] ﮔﺸﺎیﺶ‬açılış.
güvâh (F.) [ ‫ ] ﮔﻮاﻩ‬tanık, şahıt.
güzâf (F.) [ ‫ ] ﮔﺰاف‬saçma sapan, ipe sapa gelmez, boş, beyhude.
güzergâh (F.) [ ‫ ] ﮔﺬرﮔﺎﻩ‬geçit.
güzeşt (F.) [ ‫ ] ﮔﺬﺵﺖ‬1.geçiş. 2.hoşgörü.
güzîde (F.) [ ‫ ] ﮔﺰیﺪﻩ‬seçkin.
güzin (F.) [ ‫ ] ﮔﺰیﻦ‬1.seçen. 2.seçilmiş.
güzîr (F.) [ ‫ ] ﮔﺰیﺮ‬1.çare. 2.derman.

151

H
h [ ‫ ] ﻩ ح خ‬1. Osmanlı alfabesinin sekizinci harfi. 2.Ebced alfabesine göre sayısal
değeri: 8.
hâ (F.) [ ‫ ] ﺧﺎ‬çiğneyen.
hâ (F.) [ ‫ ] هﺎ‬çoğul eki: -ler, -lar.
hâb (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاب‬1.uyku. 2.rüya.
habâb (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﺎب‬hava kabarcığı.
habâbe (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﺎﺑﻪ‬hava kabarcığı.
habâis (A.) [ ‫ ] ﺧﺒﺎﺋﺚ‬kötülükler.
hâbâlûd (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاب ﺁﻝﻮد‬uykulu.
hâbâlûde (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاب ﺁﻝﻮدﻩ‬uykulu.
habâset (A.) [ ‫ ] ﺧﺒﺎﺛﺖ‬kötülük, alçaklık.
habb (A.) [ ‫ ] ﺣﺐ‬1.çekirdek, tohum. 2.hap.
habbât (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﺎت‬1.hava kabarcıkları. 2.haplar.
habbâz (A.) [ ‫ ] ﺧﺒﺎز‬ekmekçi.
habbe (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﻪ‬taneler.
habbe-i hadrâ [ ‫ ] ﺣﺒﻪء ﺣﻀﺮا‬çitlembik.
habbe-i sevdâ [ ‫ ] ﺣﺒﻪء ﺱﻮدا‬çörekotu.
habbezâ (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﺬا‬ne güzel.
habbülbülûğ (A.) [ ‫ ] ﺣﺐ اﻝﺒﻠﻮغ‬ergenlik sivilcesi.
hâbcâme (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاب ﺝﺎﻡﻪ‬1.gecelik. 2.pijama.

152

haber (A.) [ ‫ ] ﺧﺒﺮ‬haber.
haberdar (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺒﺮدار‬haberli.
habeşe (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﺸﻪ‬1.Habeşistan. 2.Habeş.
hâbgâh (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاﺑﮕﺎﻩ‬yatak odası.
habîb (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﻴﺐ‬1.sevgili. 2.dost. 3.Hz. Muhammed
habîr (A.) [ ‫ ] ﺧﺒﻴﺮ‬haberli.
habis (A.) [ ‫ ] ﺧﺒﻴﺚ‬kötü, pis.
habl (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﻞ‬ip.
hablülmesâkin (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﻞ اﻝﻤﺴﺎﮐﻦ‬sarmaşık.
hâbnâk (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاﺑﻨﺎک‬uykulu.
hâbnâme (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاب ﻥﺎﻡﻪ‬rüya tabiri kitabı.
habr (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﺮ‬bilgin.
habs (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﺲ‬1.hapis. 2.tutma.
habshâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺒﺲ ﺧﺎﻥﻪ‬hapishane, tutukevi.
habt (A.) [ ‫ ] ﺧﺒﻂ‬yanlış hareket.
habtühata (A.) [ ‫ ] ﺧﺒﻂ و ﺧﻄﺎ‬yanlış yapma.
hac (A.) [ ‫ ] ﺣﺎج‬hacı.
hacâlet (A.) [ ‫ ] ﺧﺠﺎﻝﺖ‬utanma.
hacâletâver (A.) [ ‫ ] ﺧﺠﺎﻝﺖ ﺁور‬utanç verici.
hacamat (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﺎﻡﺖ‬kan alma.
hacamat yapmak kan almak.
hacâmet (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﺎﻡﺖ‬kan alma, hacamat.
hâcât (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺝﺎت‬1.ihtiyaçlar. 2.istekler.

153

haccâm (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﺎم‬hacamatçı.
haccar (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﺎر‬taş işçisi, taşçı.
hâcce (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺝﻪ‬bayan hacı.
hâce (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاﺝﻪ‬1.hoca. 2.efendi. 3.ağa. 4.sahip. 5.vezir.
hâcegân (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاﺝﮕﺎن‬1.hocalar. 2.efendiler.
hâcegî (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاﺝﮕﯽ‬1.hocalık. 2.efendilik. 3.ağalık. 4.sahiplik. 5.tüccar.
hacel (A.) [ ‫ ] ﺧﺠﻞ‬utanma.
hacer (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﺮ‬taş.
hacer-i esved [ ‫ ]ﺣﺠﺮ اﺱﻮد‬karataş.
hacer-i semâî [ ‫ ] ﺣﺠﺮ ﺱﻤﺎﺋﯽ‬göktaşı.
hâceserâ (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاﺝﻪ ﺱﺮا‬harem ağası.
hâcet (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺝﺖ‬ihtiyaç.
hâcetmend (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺎﺝﺘﻤﻨﺪ‬muhtaç.
hacı (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺝﯽ‬hacı.
hacıyân (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺎﺝﻴﺎن‬hacılar.
hâcî (A.) [ ‫ ] هﺎﺝﯽ‬hicveden, yeren.
hâcib (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺝﺐ‬1.kapıcı. 2.perdedar. 3.engel. 4.kaş.
hacîl (A.) [ ‫ ] ﺧﺠﻴﻞ‬utangaç.
hâcir (A.) [ ‫ ] هﺎﺝﺮ‬göçmen.
hâciz (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺝﺰ‬1.ayıran. 2.haczeden.
hacle (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﻠﻪ‬gerdek odası.
haclegâh (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺠﻠﻪ ﮔﺎﻩ‬gerdek odası.
haclet (A.) [ ‫ ] ﺧﺠﻠﺖ‬utanma.

154

hacletâver (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺠﻠﺖ ﺁور‬utanç verici.
hacm (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﻢ‬hacim.
hacmen (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﻤﺎ‬hacimce.
hacz (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﺰ‬haciz.
hadâik (A.) [ ‫ ] ﺣﺪاﺋﻖ‬bahçeler.
hâdd (A.) [ ‫ ] ﺣﺎد‬1.keskin. 2.sivri. 3.dar.
hadd (A.) [ ‫ ] ﺣﺪ‬1.sınır. 2.şer’î ceza.
hadd (A.) [ ‫ ] ﺧﺪ‬yanak.
haddâ’ (A.) [ ‫ ] ﺧﺪاع‬düzenbaz.
haddâd (A.) [ ‫ ] ﺣﺪاد‬demirci.
haddâdî (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺪادی‬demircilik.
hadd-i asgarî [ ‫ ] ﺣﺪ اﺹﻐﺮی‬en az.
hadd-i azamî [ ‫ ] ﺣﺪ اﻋﻈﻤﯽ‬en çok.
hadd-i tabiî [ ‫ ]ﺣﺪ ﻃﺒﻴﻌﯽ‬normal hal.
hadd-i zâtında aslında.
hadeb (A.) [ ‫ ] ﺣﺪب‬kamburluk.
hadem (A.) [ ‫ ] ﺧﺪم‬hizmetçiler.
hademe (A.) [ ‫ ] ﺧﺪﻡﻪ‬hizmetçiler.
hadeng (F.) [ ‫ ] ﺧﺪﻥﮓ‬ok.
hader (A.) [ ‫ ] ﺧﺪر‬uyuşma.
hades (A.) [ ‫ ] ﺣﺪس‬sezi, tahmin.
hâdî (A.) [ ‫ ] هﺎدی‬doğru yolu gösteren.
hâdi’ (A.) [ ‫ ] ﺧﺎدع‬düzenbaz.

155

hadîka (A.) [ ‫ ] ﺣﺪیﻘﻪ‬bahçe.
hâdim (A.) [ ‫ ] ﺧﺎدم‬hizmetçi.
hâdim olmak hizmet etmek.
hâdime (A.) [ ‫ ] ﺧﺎدﻡﻪ‬bayan hizmetçi.
hâdis (A.) [ ‫ ] ﺣﺎدث‬1.meydana gelen. 2.yeni.
hadîs (A.) [ ‫ ] ﺣﺪیﺚ‬hadis, Peygamber sözü.
hâdisat (A.) [ ‫ ] ﺣﺎدﺛﺎت‬olaylar.
hâdise (A.) [ ‫ ] ﺣﺎدﺛﻪ‬olay.
hadnâşinas (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺪﻥﺎﺵﻨﺎس‬haddini bilmez.
hadrâ (A.) [ ‫ ] ﺣﻀﺮا‬yeşil.
hads (A.) [ ‫ ] ﺣﺪس‬1.tahmin. 2.seziş.
hadşe (A.) [ ‫ ] ﺧﺪﺵﻪ‬ürküntü.
hadşeâver (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺪﺵﻪ ﺁور‬ürküntü verici.
hafâ (A.) [ ‫ ] ﺧﻔﺎ‬gizlilik.
hafâfîş (A.) [ ‫ ] ﺧﻔﺎﻓﻴﺶ‬yarasalar.
hafâgâh (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻔﺎﮔﺎﻩ‬gizlenilecek yer.
hafâir (A.) [ ‫ ] ﺣﻔﺎﺋﺮ‬1.çukurlar. 2.oyuklar.
hafakan (A.) [ ‫ ] ﺧﻔﻘﺎن‬yürek çarpıntısı.
hafâyâ (A.) [ ‫ ] ﺧﻔﺎیﺎ‬gizli şeyler.
hafız (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﻓﻆ‬1.koruyan. 2.ezberleyen. 3.Kur’ân hafızı.
hafıza (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﻓﻈﻪ‬bellek.
hâfız-ı kütüb [ ‫ ] ﺣﺎﻓﻆ ﮐﺘﺐ‬kütüphaneci.
hâfî (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﻓﯽ‬yalınayak koşan.

156

hafî (A.) [ ‫ ] ﺧﻔﯽ‬gizli
hafîd (A.) [ ‫ ] ﺣﻔﻴﺪ‬torun.
hafîde (A.) [ ‫ ] ﺣﻔﻴﺪﻩ‬kız torun.
hafif (A.) [ ‫ ] ﺧﻔﻴﻒ‬hafif.
hâfir (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﻓﺮ‬kazan, kazıcı.
hafîr (A.) [ ‫ ] ﺣﻔﻴﺮ‬1.çukur. 2.mezar.
hafiyyât (A.) [ ‫ ] ﺧﻔﻴﺎت‬gizli şeyler.
hafiyye (A.) [ ‫ ] ﺧﻔﻴﻪ‬gizli polis.
hafiyyen (A.) [ ‫ ] ﺧﻔﻴﺎ‬gizlice.
hafr (A.) [ ‫ ] ﺣﻔﺮ‬kazma.
hafriyyât (A.) [ ‫ ] ﺣﻔﺮیﺎت‬kazı.
haftân (A.) [ ‫ ] ﺧﻔﺘﺎن‬kaftan.
hâh (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاﻩ‬isteyen.
hâhân (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاهﺎن‬isteyen, istekli.
hâher (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاهﺮ‬kızkardeş.
hâherzâde (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاهﺮزادﻩ‬yeğen, kızkardeşin çocuğu.
hâhiş (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاهﺶ‬rica, istek.
hâhişger (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاهﺸﮕﺮ‬istekli.
hâhişkâr (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاهﺸﮑﺎر‬istekli.
hâhişkerde (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاهﺶ ﮐﺮدﻩ‬istekli.
hâhnâhâh (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاﻩ ﻥﺎﺧﻮاﻩ‬ister istemez.
hâif (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﺋﻒ‬korkak.
hâifen (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﺋﻔﺎ‬korkarak.

157

hâil (A.) [ ‫ ] هﺎﺋﻞ‬korkunç.
hâin (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﺋﻦ‬1.hain. 2.acımasız.
hâinâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺎﺋﻨﺎﻥﻪ‬haince.
hâiz (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺋﺰ‬sahip, bulunduran.
hâiz olmak bulundurmak, sahip olmak.
hâiz-i ehemmiyet [ ‫ ] ﺣﺎﺋﺰ اهﻤﻴﺖ‬önemli.
hak (A.) [ ‫ ] ﺣﻖ‬1.Tanrı. 2.doğru. 3.pay.
hâk (F.) [ ‫ ] ﺧﺎک‬toprak.
hak etmek kazanmak.
hâk ile yeksân edilmek yerle bir edilmek.
hâk ile yeksân etmek yerle bir etmek.
hâk ile yeksân olmak yerle bir olmak.
Hak Teâlâ (A.) [‫ ] ﺣﻖ ﺕﻌﺎﻝﯽ‬Yüce Tanrı.
hakâik (A.) [ ‫ ] ﺣﻘﺎﺋﻖ‬gerçekler.
hakâret (A.) [ ‫ ] ﺣﻘﺎرت‬aşağılama, hakaret.
hakaretâmiz (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻘﺎرت ﺁﻡﻴﺰ‬aşağılayıcı.
hakâyık (A.) [ ‫ ] ﺣﻘﺎیﻖ‬gerçekler.
hâkbîz (F.) [ ‫ ] ﺧﺎک ﺑﻴﺰ‬kalbur.
hakem (A.) [ ‫ ] ﺣﮑﻢ‬hakem.
hâkezâ (A.) [ ‫ ] هﮑﺬا‬aynı şekilde.
hakgû (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻖ ﮔﻮ‬doğru sözlü.
hâkî (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﮐﯽ‬hikaye eden.
hâkî (F.) [ ‫ ] ﺧﺎﮐﯽ‬1.hâki, toprak rengi. 2.toprak ile ilgili.

158

hakîkat (A.) [ ‫ ] ﺣﻘﻴﻘﺖ‬gerçek.
hakîkaten (A.) [ ‫ ] ﺣﻘﻴﻘﺔ‬gerçekten.
hakikat-ı halde aslında, gerçekte, işin aslında.
hakikatperver (A.-F.) gerçekçi.
hakikî (A.) [ ‫ ] ﺣﻘﻴﻘﯽ‬gerçek.
hakikiye (A.) [ ‫ ] ﺣﻘﻴﻘﻴﻪ‬gerçek.
hakîm (A.) [ ‫ ] ﺣﮑﻴﻢ‬1.Tanrı. 2.hakim, yargıç.
hâkimiyet (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﮐﻤﻴﺖ‬egemenlik.
hakîr (A.) [ ‫ ] ﺣﻘﻴﺮ‬1.değersiz. 2.küçük. 3.bendeniz, ben.
hâkister (F.) [ ‫ ] ﺧﺎﮐﺴﺘﺮ‬kül.
hâkisterî (F.) [ ‫ ] ﺧﺎﮐﺴﺘﺮی‬kül rengi.
hakk (A.) [ ‫ ] ﺣﻖ‬1.Tanrı. 2.doğru. 3.hak.
hakk (A.) [ ‫ ] ﺣﮏ‬kazıma.
hakkâ [ ‫ ] ﺣﻘﺎ‬gerçekten.
hakkâk (A.) [ ‫ ] ﺣﮑﺎک‬1.mühürcü. 2.kazıyıcı.
hakkaniyet (A.) [ ‫ ] ﺣﻘﺎﻥﻴﺖ‬doğruluk.
hâkkedilmek kazılmak.
hâkketmek kazımak.
hâkrûb (F.) [ ‫ ] ﺧﺎﮐﺮوب‬süpürge.
hakşinas (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻖ ﺵﻨﺎس‬haktanır.
hakşinâsî (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻖ ﺵﻨﺎﺱﯽ‬haktanırlık.
hâl (A.) [ ‫ ] ﺣﺎل‬1.hal, durum. 2.şimdiki durum, şimdiki zaman.
hâl (A.) [ ‫ ] ﺧﺎل‬dayı.

159

hâl (F.) [ ‫ ] ﺧﺎل‬1.ben. 2.benek.
hal’ (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻊ‬tahttan indirme.
hal’edilmek tahttan indirilmek.
hal’etmek tahttan indirmek.
hâlâ (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﻻ‬şimdi, hâlâ.
halâ (A.) [ ‫ ] ﺧﻼ‬1.tuvalet. 2.boş.
halâik (A.) [ ‫ ] ﺧﻼﺋﻖ‬1.yaratıklar. 2.halayık.
halâl (A.) [ ‫ ] ﺧﻼل‬mesafe, aralık, açıklık.
halâs (A.) [ ‫ ] ﺧﻼص‬kurtuluş, kurtulma.
halâs bulmak kurtulmak.
halâs olmak kurtulmak.
halaskâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻼﺹﮑﺎر‬kurtarıcı.
hâlâşina (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺎل ﺁﺵﻨﺎ‬halden anlayan.
hâlât (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﻻت‬haller.
halâvet (A.) [ ‫ ] ﺣﻼوت‬tatlılık.
haldâr (F.) [ ‫ ] ﺧﺎﻝﺪار‬benli.
hâle (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﻝﻪ‬1.hala. 2.teyze.
hâle (A.) [ ‫ ] هﺎﻝﻪ‬ayça, hâle.
halecan (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﺠﺎن‬çarpıntı.
halef (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻒ‬1.evlat, oğul. 2.halef, yerine geçen, arkadan gelen
halel (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻞ‬bozukluk.
halel gelmek bozulmak, lekelenmek, gölge düşmek.
haleldâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻠﻠﺪار‬bozulmuş, bozuk.

160

haleldâr etmek bozmak, halel getirmek.
haleldâr olmak bozulmak, halel gelmek.
halen (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﻻ‬şimdilik, henüz.
hâlet (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﻝﺖ‬1.hal. 2.nitelik.
hâlet-i ruhiye [‫ ] ﺣﺎﻝﺖ روﺣﻴﻪ‬ruhsal durum.
halhal (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﺨﺎل‬ayak bileziği, halhal.
hâlık (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﻝﻖ‬Yaratan, Tanrı.
hâlî (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﻝﯽ‬boş.
hâlî kalmak geri durmak.
halîb (A.) [ ‫ ] ﺣﻠﻴﺐ‬süt.
halîc (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻴﺞ‬körfez.
hâlid (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﻝﺪ‬sonsuz, ebedî.
halîfe (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻴﻔﻪ‬1.halife. 2.kalfa.
halihazır (A.-F.) [‫ ] ﺣﺎل ﺣﺎﺽﺮ‬şimdiki durum.
hâlik (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﻝﻖ‬1.Tanrı. 2.yaratan.
hâlikiyet (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﻝﻘﻴﺖ‬yaratıcılık.
halîm (A.) [ ‫ ] ﺣﻠﻴﻢ‬yumuşak huylu.
hâlis (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﻝﺺ‬1.katışıksız, saf, som.
hâlisâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺎﻝﺼﺎﻥﻪ‬içtenlikle.
halîta (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻴﻄﻪ‬1.karışım. 2.alaşım.
hâliyâ (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﻝﻴﺎ‬şimdi, şu anda.
halk (A.) [ ‫ ] ﺣﻠﻖ‬boğaz.
halk (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻖ‬1.yaratma. 2.yaratılma. 3.halk.

161

halk etmek yaratmak.
halka (A.) [ ‫ ] ﺣﻠﻘﻪ‬halka.
halkabegûş (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻠﻘﻪ ﺑﮕﻮش‬köle.
halkiyat (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻘﻴﺎت‬folklor, halk bilimi.
hall (A.) [ ‫ ] ﺣﻞ‬1.çözülme, erime. 2.çözme.
hallâc (A.) [ ‫ ] ﺣﻼج‬halaç.
hallâk (A.) [ ‫ ] ﺧﻼق‬yaratıcı.
hallâl (A.) [ ‫ ] ﺣﻼل‬çözen.
hallüfasl (A.) [ ‫ ] ﺣﻞ و ﻓﺼﻞ‬halletme, yoluna koyma.
halt (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻂ‬karıştırma.
halûk (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻮق‬iyi huylu.
halvet (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻮت‬1.tenha. 2.başbaşa kalma.
halvetgâh (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻠﻮﺕﮕﺎﻩ‬başbaşa kalınacak yer.
ham (F.) [ ‫ ] ﺧﺎم‬çiğ, ham.
ham (F.) [ ‫ ] ﺧﻢ‬1.eğik eğri, bükük.
hamâil (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﺎﺋﻞ‬kılıç kayışı.
hamâkat (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﺎﻗﺖ‬ahmaklık.
hamâme (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﺎﻡﻪ‬güvercin.
hamâse (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﺎﺱﻪ‬kahramanlık şiiri.
hamâset (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﺎﺱﺖ‬kahramanlık şiiri, hamase.
hamd (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﺪ‬şükür.
hâme (F.) [ ‫ ] ﺧﺎﻡﻪ‬kalem.
hamel (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﻞ‬kuzu.

162

hamelât (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﻼت‬saldırılar, hamleler.
hâmî (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﻡﯽ‬gözeten, himaye eden.
hâmid (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﻡﺪ‬hamd eden, şükreden.
hamîde (F.) [ ‫ ] ﺧﻤﻴﺪﻩ‬eğik, eğri.
hâmil (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﻡﻞ‬1.taşıyan. 2.hamile. 3.sahip.
hâmil olmak taşımak.
hâmile (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﻡﻠﻪ‬gebe, hamile.
hamîr (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﻴﺮ‬hamur.
hâmis (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﻡﺲ‬beşinci.
hâmisen (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﻡﺴﺎ‬beşincisi.
hâmiş (A.) [ ‫ ] هﺎﻡﺶ‬mektup ilavesi.
hâmiz (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﻡﺾ‬1.ekşi. 2.kekre.
haml (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﻞ‬1.taşıma. 2.gebelik. 3.yükleme.
hamle (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﻠﻪ‬1.saldırı. 2.atak.
hamletmek yüklemek.
hammâl (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﺎل‬hamal.
hammâm (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﺎم‬1.banyo. 2.hamam.
hammâr (A.) [ ‫ ] ﺧﻤﺎر‬meyhaneci.
hamr (A.) [ ‫ ] ﺧﻤﺮ‬şarap.
hamrâ (A.) [ ‫ ] ﺧﻤﺮا‬kırmızı, kızıl.
hamrâlanmak kızarmak, kırmızılaşmak, al al olmak.
hams (A.) [ ‫ ] ﺧﻤﺲ‬beş.
hamse (A.) [ ‫ ] ﺧﻤﺴﻪ‬beş mesnevîlik eser.

163

hamsin (A.) [ ‫ ] ﺧﻤﺴﻴﻦ‬elli.
hamûl (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﻮل‬dayanıklı.
hamûle (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﻮﻝﻪ‬yük.
hâmûn (F.) [ ‫ ] هﺎﻡﻮن‬çöl.
hâmûş (F.) [ ‫ ] ﺧﺎﻡﻮش‬suskun, sessiz.
hamyâze (F.) [ ‫ ] ﺧﻤﻴﺎزﻩ‬esneme.
hamz (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﺾ‬ekşilik.
hân (F.) [ ‫ ] ﺧﻮان‬okuyan.
hân (F.) [ ‫ ] ﺧﻮان‬sofra.
hanâzir (A.) [ ‫ ] ﺧﻨﺎزیﺮ‬domuzlar.
hancer (A.) [ ‫ ] ﺧﻨﺠﺮ‬hançer.
hancere (A.) [ ‫ ] ﺣﻨﺠﺮﻩ‬gırtlak, hançere.
handan (F.) [ ‫ ] ﺧﻨﺪان‬güleç, gülen.
handan etmek güldürmek.
hande (F.) [ ‫ ] ﺧﻨﺪﻩ‬gülüş.
handek (A.) [ ‫ ] ﺧﻨﺪق‬hendek.
handerûy (F.) [ ‫ ] ﺧﻨﺪﻩ روی‬güleryüzlü.
hâne (F.) [ ‫ ] ﺧﺎﻥﻪ‬ev.
hanedan (F.) [ ‫ ] ﺧﺎﻥﺪان‬sülale, hanedan.
hâneharâb (F.) [ ‫ ] ﺧﺎﻥﻪ ﺧﺮاب‬1.perişan. 2.evsiz yurtsuz. 3.cahil.
hânende (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاﻥﻨﺪﻩ‬1.şarkıcı. 2.okuyucu.
hanif [ ‫ ] ﺣﻨﻴﻒ‬İslâmiyetten önce Tanrı’ya inanan.
hânkah (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﻥﻘﺎﻩ‬tekke.

164

hânman (F.) [ ‫ ] ﺧﺎﻥﻤﺎن‬ev bark, yurt.
hannas (A.) [ ‫ ] ﺧﻨﺎس‬şeytan.
hânsâlar (F.) [ ‫ ] ﺧﻮان ﺱﺎﻻر‬kilerci.
hânüman (F.) [ ‫ ] ﺧﺎﻥﻤﺎن‬ev bark, yurt.
hapis (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﺲ‬bir yere kapatma veya kapanma.
hapishane (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺒﺲ ﺧﺎﻥﻪ‬tutukevi, mahpushane.
hâr (F.) [ ‫ ] ﺧﺎر‬diken.
har (F.) [ ‫ ] ﺧﺮ‬eşek.
hâr (F.) [ ‫ ] ﺧﻮار‬aşağılık, adi.
hâr (F.) [ ‫ ] ﺧﻮار‬yiyen.
harâb (A.) [ ‫ ] ﺧﺮاب‬1.yıkık, harap. 2.fitil gibi sarhoş.
harâb etmek yıkmak, bozmak, tahrip etmek.
harâb olmak yıkılmak, bozulmak, kırılmak.
harâbat (A.) [ ‫ ] ﺧﺮاﺑﺎت‬meyhane.
harâbe (A.) [ ‫ ] ﺧﺮاﺑﻪ‬yıkıntı, harabe.
harâc (A.) [ ‫ ] ﺧﺮاج‬haraç.
haram (A.) [ ‫ ] ﺣﺮام‬haram.
harâmi (A.) [ ‫ ] ﺣﺮاﻡﯽ‬eşkıya.
haramzâde (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺮام زادﻩ‬piç.
harâret (A.) [ ‫ ] ﺣﺮارت‬1.sıcaklık.
harâtin (A.) [ ‫ ] ﺧﺮاﻃﻴﻦ‬solucan.
harb (A.) [ ‫ ] ﺣﺮب‬harp, savaş.
harbe (A.) [ ‫ ] ﺣﺮﺑﻪ‬süngü.

165

harb-i umûmî [ ‫ ] ﺣﺮب ﻋﻤﻮﻡﯽ‬Birinci Dünya Savaşı.
harbiye (A.) [ ‫ ] ﺣﺮﺑﻴﻪ‬harp okulu.
harbiye nezareti savunma bakanlığı.
harbiyeli Harp Okulu öğrencisi.
harbüze (F.) [ ‫ ] ﺧﺮﺑﺰﻩ‬kavun.
harc (A.) [ ‫ ] ﺧﺮج‬1.vergi. 2.masraf.
harcıâlem [ ‫ ] ﺧﺮج ﻋﺎﻝﻢ‬herkese açık, herkese uygun.
harcırah [ ‫ ]ﺧﺮج راﻩ‬yol parası.
harçeng (F.) [ ‫ ] ﺧﺮچﻨﮓ‬yengeç.
hardal (A.) [ ‫ ] ﺧﺮدل‬hardal.
hâre (F.) [ ‫ ] ﺧﺎرﻩ‬granit, sert taş.
harekât (A.) [ ‫ ] ﺣﺮﮐﺎت‬hareketler.
hareket (A.) [ ‫ ] ﺣﺮﮐﺖ‬1.hareket. 2.davranış.
hareketsizlik hareket etmeme.
harem (A.) [ ‫ ] ﺣﺮم‬harem, herkesin giremeyeceği yer.
haremlik (A.-T.) harem dairesi, evde harem kısmy, herkesin uluorta
giremeyeceği yer.
haremserây (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺮم ﺱﺮای‬harem dairesi.
harf (A.) [ ‫ ] ﺣﺮف‬1.harf. 2.söz.
hargâh (F.) [ ‫ ] ﺧﺮﮔﺎﻩ‬otağ.
hargûş (F.) [ ‫ ] ﺧﺮﮔﻮش‬tavşan.
hârî (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاری‬düşkünlük.
hârib (A.) [ ‫ ] هﺎرب‬kaçan.

166

hâric (A.) [ ‫ ] ﺧﺎرج‬dış, dışarı.
hâricen (A.) [ ‫ ] ﺧﺎرﺝﺎ‬dıştan, dışarıdan.
hâricî (A.) [ ‫ ] ﺧﺎرﺝﯽ‬dış ile ilgili.
hariciye (A.) [ ‫ ] ﺧﺎرﺝﻴﻪ‬1.dışa bağlı, dışarıya ilişkin. 2.dışişleri bakanlığı.
harîd (F.) [ ‫ ] ﺧﺮیﺪ‬satın alma.
harîdâr (F.) [ ‫ ] ﺧﺮیﺪار‬müşteri, alıcı.
harîf (A.) [ ‫ ] ﺣﺮیﻒ‬1.rakip. 2.meslektaş.
harîk (A.) [ ‫ ] ﺣﺮیﻖ‬yangın.
hârika (A.) [ ‫ ] ﺧﺎرﻗﻪ‬harika.
hârikulâde (A.) [ ‫ ] ﺧﺎرق اﻝﻌﺎدﻩ‬olağanüstü.
harîm (A.) [ ‫ ] ﺣﺮیﻢ‬1.kutsal. 2.harem. 3.avlu.
harîm-i ismet (F.) [ ‫ ] ﺣﺮیﻢ ﻋﺼﻤﺖ‬kutsal saha.
harîr (A.) [ ‫ ] ﺣﺮیﺮ‬ipek.
harîrî (A.) [ ‫ ] ﺣﺮیﺮی‬ipekli.
hâris (A.) [ ‫ ] ﺣﺎرث‬çiftçi.
hâris (A.) [ ‫ ] ﺣﺎرس‬bekçi.
harîs (A.) [ ‫ ] ﺣﺮیﺺ‬hırslı.
hâristan (F.) [ ‫ ] ﺧﺎرﺱﺘﺎن‬dikenlik.
harita (A.) [ ‫ ] ﺧﺮیﻄﻪ‬harita.
harmen (F.) [ ‫ ] ﺧﺮﻡﻦ‬harman.
harmengâh (F.) [ ‫ ] ﺧﺮﻡﻨﮕﺎﻩ‬harman yeri.
harmühre (F.) [ ‫ ] ﺧﺮﻡﻬﺮﻩ‬katır boncuğu.
harnub (A.) [ ‫ ] ﺧﺮﻥﻮب‬keçi boynuzu.

167

hârpuşt (F.) [ ‫ ] ﺧﺎرﭘﺸﺖ‬kirpi.
hârr (A.) [ ‫ ] ﺣﺎر‬kızgın, yakıcı.
harrât (A.) [ ‫ ] ﺧﺮاط‬doğramacı.
hars (A.) [ ‫ ] ﺣﺮث‬kültür.
harsî (A.) [ ‫ ] ﺣﺮﺛﯽ‬kültürel.
harvâr (F.) [ ‫ ] ﺧﺮوار‬eşek yükü.
hârzâr (F.) [ ‫ ] ﺧﺎرزار‬dikenlik.
hâs (A.) [ ‫ ] ﺧﺎص‬1.özgü, has. 2.saf. 3.özel.
has (F.) [ ‫ ] ﺧﺲ‬çöp.
hasâdet (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﺎدت‬kıskançlık.
hasâil (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﺎﺋﻞ‬hasletler, tabiatlar.
hasâis (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﺎﺋﺺ‬nitelikler, özellikler.
hasâr (A.) [ ‫ ] ﺧﺴﺎر‬zarar, hasar.
hasarât (A.) [ ‫ ] ﺧﺴﺮات‬zararlar.
hasardîde (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺴﺎردیﺪﻩ‬hasarlı.
hasâret (A.) [ ‫ ] ﺧﺴﺎرت‬zarar, hasar.
hasâset (A.) [ ‫ ] ﺧﺴﺎﺱﺖ‬pintilik.
hasb (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﺐ‬göre.
hasbe (A.) [ ‫ ] ﺣﺼﺒﻪ‬kızamık.
hasbelkader (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﺐ اﻝﻘﺪر‬kaderden ileri gelen, kadere bak.
hasbetenlillah (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﺒﺔ ﷲ‬Allah rızası için.
hasbihal (A.-F.) [ ‫ ]ﺣﺴﺐ ﺣﺎل‬halleşme, dertleşme.
hasbihal etmek halleşmek, dertleşmek.

168

hasbü’l-mâhiye (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﺐ اﻝﻤﺎهﻴﻪ‬yapı bakımından.
hasebe (A.) [ ‫ ] ﺣﺼﺒﻪ‬kızamık.
hased (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﺪ‬kıskançlık.
hased etmek kıskanmak.
hasen (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﻦ‬güzel.
hasenât (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﻨﺎت‬iyilikler.
hasene (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﻨﻪ‬güzel, iyi.
hasenülhulk (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﻦ اﻝﺨﻠﻖ‬huyu güzel.
hasf (A.) [ ‫ ] ﺧﺴﻒ‬ay tutulması.
hâsıd (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺹﺪ‬ekin biçen, hasatçı.
hâsıl (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺹﻞ‬ortaya çıkan, var olan.
hasıl etmek meydana getirmek, ortaya çıkarmak.
hâsıl olmak ortaya çıkmak, var olmak.
hâsılat (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺹﻼت‬kazanç, gelir.
hâsılât-ı gayr-i sâfiye [ ‫ ] ﺣﺎﺹﻼت ﻏﻴﺮ ﺹﺎﻓﻴﻪ‬brüt gelir.
hâsılât-ı sâfiye [ ‫ ] ﺣﺎﺹﻼت ﺹﺎﻓﻴﻪ‬net gelir.
hasıl-ı kelâm [ ‫ ] ﺣﺎﺹﻞ ﮐﻼم‬sözün kısası.
hâsılı kısacası, sonuç olarak.
hasım (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﻢ‬düşman.
hasîb (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﻴﺐ‬1.değerli. 2.muhasebeci.
hâsid (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺱﺪ‬kıskanç.
hasîn (A.) [ ‫ ] ﺣﺼﻴﻦ‬sağlam, müstahkem.
hasîr (A.) [ ‫ ] ﺣﺼﻴﺮ‬hasır.

169

hâsir (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﺱﺮ‬zarar eden, hüsrana uğrayan.
hasis (A.) [ ‫ ] ﺧﺴﻴﺲ‬pinti.
hasîsa (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﻴﺼﻪ‬karakter.
hasiy (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﯽ‬iğdiş, hadım edilmiş.
haslet (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﻠﺖ‬tabiat, yaratılıştan gelen huy.
hasm (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﻢ‬düşman, hasım.
hasmâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺼﻤﺎﻥﻪ‬düşmanca.
hasmî (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺼﻤﯽ‬düşmanlık.
hasnâ (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﻨﺎ‬güzel kız, güzel kadın.
hasr (A.) [ ‫ ] ﺣﺼﺮ‬tahsis etme, ayırma, vakfetme, adama.
hasret (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﺮت‬özlem.
hasret çekmek özlem duymak.
hasretkeş (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺴﺮت ﮐﺶ‬hasret çeken.
hasretmek adamak, ayırmak, tahsis etmek.
hassa (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﺹﻪ‬özellik.
hassâd (A.) [ ‫ ] ﺣﺼﺎد‬orakçı.
hassas (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﺎس‬duygulu, hassas.
hassâsiyyet (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﺎﺱﻴﺖ‬hassaslık.
hâsse (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﺹﻪ‬duyu.
hâsseten (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﺹﺔ‬özellikle, hele hele.
hâssuâmm [ ‫ ] ﺧﺎص و ﻋﺎم‬herkes.
hâste (F.) [ ‫ ] ﺧﺎﺱﺘﻪ‬kalkmış, ayağa kalkmış.
haste (F.) [ ‫ ] ﺧﺴﺘﻪ‬hasta.

170

hâste (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاﺱﺘﻪ‬1.istemiş. 2.istek.
hastegî (F.) [ ‫ ] ﺧﺴﺘﮕﯽ‬hastalık.
hâstgâr (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاﺱﺘﮕﺎر‬görücü.
hâstgârî (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاﺱﺘﮕﺎری‬görücülük.
hasûd (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﻮد‬kıskanç.
hasûdâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺴﻮداﻥﻪ‬kıskanarak, kıskançlıkla.
hasûdî (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺴﻮدی‬kıskançlık.
hâşâ (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺵﺎ‬uzak dursun, hâşa.
hâşâk (F.) [ ‫ ] ﺧﺎﺵﺎک‬çerçöp.
haşeb (A.) [ ‫ ] ﺧﺸﺐ‬odun.
haşem (A.) [ ‫ ] ﺣﺸﻢ‬maiyet.
haşerat (A.) [ ‫ ] ﺣﺸﺮات‬haşereler, börtü böcek.
haşere (A.) [ ‫ ] ﺣﺸﺮﻩ‬böcek, haşere.
haşhaş (A.) [ ‫ ] ﺧﺸﺨﺎش‬haşhaş.
haşîn (A.) [ ‫ ] ﺧﺸﻴﻦ‬kaba, sert.
hâşiye (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺵﻴﻪ‬1.kenar. 2.şerh kitabı.
haşmet (A.) [ ‫ ] ﺣﺸﻤﺖ‬1.görkem. 2.hiddet.
haşmetmeab (A.) [ ‫ ] ﺣﺸﻤﺖ ﻡﺂب‬görkemli, haşmetli.
haşmgîn (F.) [ ‫ ] ﺧﺸﻤﮕﻴﻦ‬öfkeli, hışımlı.
haşr (A.) [ ‫ ] ﺣﺸﺮ‬kıyamet, haşır.
haşv (A.) [ ‫ ] ﺣﺸﻮ‬1.doldurulmuş, yararsız söz. 2.kuru ot.
haşyet (A.) [ ‫ ] ﺧﺸﻴﺖ‬korkma.
haşyetengiz (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺸﻴﺖ اﻥﮕﻴﺰ‬korku salan, korkunç.

171

hatâ (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﺎ‬1.yanlış, hata. 2.kusur.
hataâlûd (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻄﺎ ﺁﻝﻮد‬hatalı, yanlış dolu.
hatab (A.) [ ‫ ] ﺣﻄﺐ‬odun.
hatâbahş (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻄﺎ ﺑﺨﺶ‬hataları affeden.
hatâen (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﺎء‬yanlışlıkla.
hatâiyyât (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﺎﺋﻴﺎت‬hatalar, yanlışlıklar.
hatakâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻄﺎﮐﺎر‬hatalı, hata yapan.
hatâpûş (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻄﺎﭘﻮش‬hataları örten.
hatar (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﺮ‬tehlike.
hatarât (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﺮات‬tehlikeler.
hatarnâk (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻄﺮﻥﺎک‬tehlikeli.
hatâyâ (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﺎیﺎ‬yanlışlar, hatalar.
hâtem (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﺕﻢ‬1.mühür. 2.yüzük.
hâtıf (A.) [ ‫ ] هﺎﺕﻒ‬gaipten gelen ses.
hâtır (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﻃﺮ‬hatır, gönül.
hâtıra (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﻃﺮﻩ‬hatıra, hatıra gelen.
hatıra getirmek aklına getirmek, düşünmek.
hâtıra hutûr etmek hatırlamak, anımsamak.
hâtırat (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﻃﺮات‬1.hatıralar. 2.anı kitabı.
hâtırâzâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺎﻃﺮ ﺁزار‬gönül inciten, hatır kıran.
hâtırâzürde (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺎﻃﺮ ﺁزردﻩ‬kalbi kırık.
hâtırşinâs (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺎﻃﺮﺵﻨﺎس‬hatırbilir.
hatîa (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﻴﺌﻪ‬kabahat.

172

hatîb (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﻴﺐ‬hatip.
hâtime (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﺕﻤﻪ‬son.
hâtime vermek son vermek.
hatîr (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﻴﺮ‬1.tehlikeli. 2.yüce.
hatm (A.) [ ‫ ] ﺧﺘﻢ‬1.hatim, hatim indirme. 2.mühürleme.
hatn (A.) [ ‫ ] ﺧﺘﻦ‬sünnet.
hatt (A.) [ ‫ ] ﺧﻂ‬1.çizgi. 2.yol. 3.yeni terlemiş bıyık.
hattâ (A.) [ ‫ ] ﺣﺘﯽ‬üstelik, hatta.
hattâb (A.) [ ‫ ] ﺣﻄﺎب‬oduncu.
hattat (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﺎط‬hattat, güzel yazı yazan.
hatve (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﻮﻩ‬adım.
havâ (A.) [ ‫ ] هﻮا‬hava.
havadar (F.) [ ‫ ] هﻮادار‬açık mekanlı
havâdis (A.) [ ‫ ] ﺣﻮادث‬1.yeni haberler. 2.olaylar.
havaî (A.) [ ‫ ] هﻮاﺋﯽ‬havaya ait.
havâkin (T.>A.) [ ‫ ] ﺧﻮاﻗﻴﻦ‬hakanlar.
havale (A.) [ ‫ ] ﺣﻮاﻝﻪ‬ısmarlama, havale.
havali (A.) [ ‫ ] ﺣﻮاﻝﯽ‬yöre.
havârik (A.) [ ‫ ] ﺧﻮارق‬harikalar.
havâss (A.) [ ‫ ] ﺧﻮاص‬1.seçkin kişiler. 2.nitelikler.
havâtîn (T.>A.) [ ‫ ] ﺧﻮاﺕﻴﻦ‬hatunlar, saygın hanımlar.
havâyic (A.) [ ‫ ] ﺣﻮایﺞ‬ihtiyaçlar, gereksinimler.
hâven (A.) [ ‫ ] هﺎون‬havan.

173

hâver (F.) [ ‫ ] ﺧﺎور‬doğu.
hâveran (F.) [ ‫ ] ﺧﺎوران‬doğu ve batı.
hâverşinas (F.) [ ‫ ] ﺧﺎورﺵﻨﺎس‬doğubilimci, oryantalist, müsteşrik.
havf (A.) [ ‫ ] ﺧﻮف‬korku.
havf eylemek korkmak.
havfnâk (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻮﻓﻨﺎک‬korkulu.
hâvî (A.) [ ‫ ] ﺣﺎوی‬içeren, ihtiva eden.
havl (A.) [ ‫ ] ﺣﻮل‬1.güç. 2.çevre.
havsala (A.) [ ‫ ] ﺣﻮﺹﻠﻪ‬kavrama gücü, havsala.
havz (A.) [ ‫ ] ﺣﻮض‬havuz.
hayâ (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﺎ‬utanma, haya, ar.
hayâl (A.) [ ‫ ] ﺧﻴﺎل‬hayal, düş.
hayâlât (A.) [ ‫ ] ﺧﻴﺎﻻت‬hayaller, düşler.
hayâlen (A.) [ ‫ ] ﺧﻴﺎﻻ‬hayali olarak.
hayâlet (A.) [ ‫ ] ﺧﻴﺎﻝﺖ‬hayalet.
hayalî (A.) [ ‫ ] ﺧﻴﺎﻝﯽ‬1.hayalî, hayal ürünü. 2.Karagöz oynatan.
hayalperest (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻴﺎل ﭘﺮﺱﺖ‬hayalci.
hayat (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﺎت‬yaşam.
hayatbahş (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻴﺎت ﺑﺨﺶ‬hayat veren.
hayât-ı cinsiye [ ‫ ] ﺣﻴﺎت ﺝﻨﺴﻴﻪ‬cinsel yaşam.
hayât-ı diniye [ ‫ ] ﺣﻴﺎت دیﻨﻴﻪ‬dinsel yaşam.
hayât-ı rûz-i merre [ ‫ ] ﺣﻴﺎت روز ﻡﺮﻩ‬gündelik yaşam.
hayatî (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﺎﺕﯽ‬hayatla ilgili, yaşamsal.

174

hayâtiyyât (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﺎﺕﻴﺎت‬biyoloji, yaşambilim.
haydud (Macarca>A.) [ ‫ ] ﺣﻴﺪود‬eşkiya, haydut, yolkesen.
hâye (F.) [ ‫ ] ﺧﺎیﻪ‬yumurta, haya.
hayf (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﻒ‬yazık, vah vah.
hayır (A.) [ ‫ ] ﺧﻴﺮ‬iyilik, hayır.
hayırhah (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻴﺮﺧﻮاﻩ‬iyiliksever.
hayız bk. hayz.
hayl (A.) [ ‫ ] ﺧﻴﻞ‬1.yılkı, at sürüsü. 2.zümre.
hayli (F.) [ ‫ ] ﺧﻴﻠﯽ‬çok, fazla.
hayme (A.) [ ‫ ] ﺧﻴﻤﻪ‬çadır.
haymegâh (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻴﻤﻪ ﮔﺎﻩ‬çadır kurulan yer.
haymenişin (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻴﻤﻪ ﻥﺸﻴﻦ‬göçebe, çadırda yaşayan.
hayr (A.) [ ‫ ] ﺧﻴﺮ‬iyilik, hayır.
hayran (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﺮان‬1.şaşkın. 2.hayran, tutkun.
hayrendiş (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻴﺮاﻥﺪیﺶ‬iyi düşünceli.
hayret (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﺮت‬şaşkınlık.
hayretbahş (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻴﺮت ﺑﺨﺶ‬hayret verici.
hayretkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻴﺮت ﮐﺎر‬hayret eden.
hayretzede (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻴﺮت زدﻩ‬şaşkın.
haysiyyet (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﺜﻴﺖ‬şeref, onur.
hayvan (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﻮان‬1.canlı. 2.hayvan.
hayvanî (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﻮاﻥﯽ‬hayvansal.
hayvaniye (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﻮاﻥﻴﻪ‬hayvana özgü, hayvansal.

175

hayy (A.) [ ‫ ] ﺣﯽ‬diri.
hayyât (A.) [ ‫ ] ﺧﻴﺎط‬terzi.
hayye (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﻪ‬yılan.
hayyir (A.) [ ‫ ] ﺧﻴﺮ‬çok iyilik eden.
hayz (A.) [ ‫ ] ﺧﻴﺾ‬regl, aybaşı.
hazâin (A.) [ ‫ ] ﺧﺰاﺋﻦ‬hazineler.
hazân (F.) [ ‫ ] ﺧﺰان‬güz, sonbahar.
hazar (A.) [ ‫ ] ﺣﻀﺮ‬güvenlik.
hazer (A.) [ ‫ ] ﺣﺬز‬sakınma.
hazerat (A.) [ ‫ ] ﺣﻀﺮات‬hazretler.
hazf (A.) [ ‫ ] ﺣﺬف‬silme, kaldırıp atma.
hâzık (A.) [ ‫ ] ﺣﺎذق‬usta, yetenekli, ehil.
hazır (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺽﺮ‬1.huzurda. 2.hazır, mevcut.
hâzırûn (A.) [ ‫ ] ﺣﺎﺽﺮون‬bulunanlar, hazır olanlar.
hâzi (A.) [ ‫ ] ﺧﺎﺽﻊ‬alçakgönüllü.
hazîn (A.) [ ‫ ] ﺣﺰیﻦ‬hüzün dolu.
hâzin (A.) [ ‫ ] ﺧﺎزن‬haznedar.
hazine (A.) [ ‫ ] ﺧﺰیﻨﻪ‬hazine.
hazinedar (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺰیﻨﻪ دار‬haznedar, hazinenin birinci derecede sorumlusu.
hazîre (A.) [ ‫ ] ﺣﻈﻴﺮﻩ‬etrafı çevrili yer (mezarlık vs.)
hazm (A.) [ ‫ ] ﺣﻀﻢ‬sindirim.
hazret (A.) [ ‫ ] ﺣﻀﺮت‬sayın, hazret.
hazz (A.) [ ‫ ] ﺣﻆ‬sevinç, haz.

176

hebâ (A.) [ ‫ ] هﺒﺎ‬boş.
hebâ etmek yitirmek, yazık etmek, elden kaçırmak.
hebâ olmak yitmek, yazık olmak, yok olmak.
hebâya gitmek boşa gitmek, yazık olmak.
hecâ (A.) [ ‫ ] هﺠﺎ‬1.hece. 2.yerme, hiciv.
hecâgû (A.-F.) [ ‫ ] هﺠﺎﮔﻮ‬hicveden, yeren.
hecîn (A.) [ ‫ ] هﺠﻴﻦ‬iki hörgüçlü deve.
hecr (A.) [ ‫ ] هﺠﺮ‬ayrılık.
hedâyâ (A.) [ ‫ ] هﺪایﺎ‬armağanlar, hediyeler.
hedef (A.) [ ‫ ] هﺪف‬amaç, hedef.
heder (A.) [ ‫ ] هﺪر‬yazık olma, boşa gitme.
heder etmek yazık etmek, yitirmek, boşa harcamak.
heder olmak yazık olmak, yitmek, kaybolmak.
hediyye (A.) [ ‫ ] هﺪیﻪ‬armağan, hediye.
heft (F.) [ ‫ ] هﻔﺖ‬yedi.
heftâd (F.) [ ‫ ] هﻔﺘﺎد‬yetmiş.
hefte (F.) [ ‫ ] هﻔﺘﻪ‬hafta.
heftevreng (F.) [ ‫ ] هﻔﺖ اورﻥﮓ‬yedi yıldız.
helâhil (A.) [ ‫ ] هﻼهﻞ‬zehir, ağı, boğanotu.
helâk (A.) [ ‫ ] هﻼک‬1.yok olma. 2.ölme.
helâk etmek 1.yok etmek, ortadan kaldırmak. 2.öldürmek.
helâk olmak 1.yok olmak, ortadan kalkmak. 2.ölmek. 3.çırpınmak.
helal (A.) [ ‫ ] ﺣﻼل‬1.helal. 2.eş, hanım.

177

helalzâde (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻼل زادﻩ‬1.helal süt emmiş. 2.evli anne babanın çocuğu.
helezon (A.) [ ‫ ] ﺣﻠﺰون‬1.sümüklüböcek. 2.yılankavî.
helva (A.) [ ‫ ] ﺣﻠﻮا‬helva.
helvafurûş (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻠﻮا ﻓﺮوش‬helvacı.
helvâyî (A.) [ ‫ ] ﺣﻠﻮایﯽ‬helvacı.
hem (F.) [ ‫ ] هﻢ‬1. -deş, -daş anlamını verecek şekilde kelimeye türetmeye
yarayan ön ek. 2.hem, üstelik.
hemâgûş (F.) [ ‫ ] هﻢ ﺁﮔﻮش‬sarmaş dolaş, kucak kucağa.
hemâgûş olmak sarmaş dolaş olmak, kucaklaşmak.
hemâheng (F.) [ ‫ ] هﻢ ﺁهﻨﮓ‬uyumlu.
hemâhenk bk. hemâheng.
heman (F.) [ ‫ ] هﻤﺎن‬derhal, hemen.
hemânâ (F.) [ ‫ ] هﻤﺎﻥﺎ‬adeta, tıpkı.
hemandem (F.) [ ‫ ] هﻤﺎﻥﺪم‬o anda.
hemânend (F.) [ ‫ ] هﻤﺎﻥﻨﺪ‬gibi.
hemasr (F.-A.) [ ‫ ] هﻢ ﻋﺼﺮ‬çağdaş.
hemâvâz (F.) [ ‫ ] هﻢ ﺁواز‬bir ağız.
hembâz (F.) [ ‫ ] هﻤﺒﺎز‬ortak.
hemcevherlik (F.-T.) aynı cevherden olma, aynı asıldan gelme.
hemcins (F.-A.) [ ‫ ] هﻢ ﺝﻨﺲ‬aynı cinsten.
hemcivâr (F.-A.) [ ‫ ] هﻢ ﺝﻮار‬komşu.
hemçü (F.) [ ‫ ] هﻤﭽﻮ‬gibi.
hemdem (F.) [ ‫ ] هﻤﺪم‬arkadaş, yakın dost, sohbet arkadaşı.

178

hemderd (F.) [ ‫ ] هﻢ درد‬dert ortağı.
hemdîger (F.) [ ‫ ] هﻤﺪیﮕﺮ‬birbiri.
heme (F.) [ ‫ ] هﻤﻪ‬tümü, hepsi.
hemegân (F.) [ ‫ ] هﻤﮕﺎن‬tümü, hepsi, herkes.
hemfikir bk. hemfikr.
hemfikr (F.-A.) [ ‫ ] هﻤﻔﮑﺮ‬aynı düşüncede, hemfikir.
hemfikr olmak aynı fikri paylaşmak.
hemginân (F.) [ ‫ ] هﻤﮕﻨﺎن‬herkes.
hemhudûd (F.-A.) [ ‫ ] هﻢ ﺣﺪود‬sınırdaş.
hemhudut bk. hemhudûd.
hemin (F.) [ ‫ ] هﻤﻴﻦ‬bu, işte bu.
hemîşe (F.) [ ‫ ] هﻤﻴﺸﻪ‬daima, her zaman.
hemkadd (F.-A.) [ ‫ ] هﻢ ﻗﺪ‬boydaş, aynı boyda.
hemkâr (F.) [ ‫ ] هﻤﮑﺎر‬meslektaş.
hemkîş (F.) [ ‫ ] هﻤﮑﻴﺶ‬dindaş.
hemm (A.) [ ‫ ] هﻢ‬kaygı.
hemnâm (F.) [ ‫ ] هﻤﻨﺎم‬adaş.
hempâ (F.) [ ‫ ] هﻤﭙﺎ‬arkadaş, kafadar.
hemrâh (F.) [ ‫ ] هﻤﺮاﻩ‬yoldaş, yol arkadaşı.
hemrâz (F.) [ ‫ ] هﻤﺮاز‬sırdaş.
hemrîş (F.) [ ‫ ] هﻤﺮیﺶ‬bacanak.
hemsâl (F.) [ ‫ ] هﻤﺴﺎل‬yaşıt.
hemsâye (F.) [ ‫ ] هﻤﺴﺎیﻪ‬komşu.

179

hemsefer (F.-A.) [ ‫ ] هﻤﺴﻔﺮ‬yoldaş.
hemser (F.) [ ‫ ] هﻤﺴﺮ‬eş, karı kocadan her biri.
hemsinn (F.-A.) [ ‫ ] هﻢ ﺱﻦ‬yaşıt.
hemsohbet (F.-A.) [ ‫ ] هﻢ ﺹﺤﺒﺖ‬sohbet arkadaşı.
hemşehrî (F.-A.) [ ‫ ] هﻢ ﺵﻬﺮی‬1.hemşeri. 2.yurttaş.
hemşeri bk. hemşehrî.
hemşîre (F.) [ ‫ ] هﻤﺸﻴﺮﻩ‬kızkardeş.
hemtâ (F.) [ ‫ ] هﻤﺘﺎ‬eş, benzer, denk.
hemvâr (F.) [ ‫ ] هﻤﻮار‬düz.
hemvâre (F.) [ ‫ ] هﻤﻮارﻩ‬daima.
hemyân (F.) [ ‫ ] هﻤﻴﺎن‬heybe.
hemzâd (F.) [ ‫ ] هﻤﺰاد‬1.doğuşla birlikte gelen. 2.birlikte doğan.
hemzebân (F.) [ ‫ ] هﻤﺰﺑﺎن‬aynı dili konuşan.
henâzir (A.) [ ‫ ] ﺧﻨﺎزیﺮ‬domuzlar.
hendese (Peh.>A.) [ ‫ ] هﻨﺪﺱﻪ‬geometri.
hendesî (A.) [ ‫ ] هﻨﺪﺱﯽ‬geometrik.
hengâm (F.) [ ‫ ] هﻨﮕﺎم‬vakit, zaman.
hengâme (F.) [ ‫ ] هﻨﮕﺎﻡﻪ‬kargaşa.
henüz (F.) [ ‫ ] هﻨﻮز‬ancak, daha.
her (F.) [ ‫ ] هﺮ‬her.
her halde 1.mutlaka, her durumda.
her vakit her zaman, daima.
herâyîne (F.) [ ‫ ] هﺮ ﺁیﻴﻨﻪ‬mutlaka.

180

herbâr (F.) [ ‫ ] هﺮﺑﺎر‬her defasında.
hercâî (F.) [ ‫ ] هﺮﺝﺎﺋﯽ‬1.şıpsevdi. 2.kararsız.
hercâyî bk. hercâî.
hercümerc (F.) [ ‫ ] هﺮج و ﻡﺮج‬kargaşa, dağınıklık, düzensizlik.
herçend (F.) [ ‫ ] هﺮچﻨﺪ‬ise de, her ne kadar.
herçibâdâbâd (F.) [ ‫ ] هﺮچﻪ ﺑﺎدا ﺑﺎد‬ne olursa olsun.
herdem (F.) [ ‫ ] هﺮدم‬her an, daima.
herem (A.) [ ‫ ] هﺮم‬ehram.
hergele (F.) [ ‫ ] ﺧﺮﮔﻠﻪ‬1.sürünün başında giden kılavuz eşek. 2.eşek sürüsü.
3.haylaz, yaramaz adam.
hergiz (F.) [ ‫ ] هﺮﮔﺰ‬asla.
herze (F.) [ ‫ ] هﺮزﻩ‬saçma.
herzegû (F.) [ ‫ ] هﺮزﻩ ﮔﻮ‬saçmalayan.
herzegûyî (F.) [ ‫ ] هﺮزﻩ ﮔﻮیﯽ‬saçmalama.
hesâb (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﺎب‬hesap.
hestî (F.) [ ‫ ] هﺴﺘﯽ‬varlık.
heşt (F.) [ ‫ ] هﺸﺖ‬sekiz.
heştâd (F.) [ ‫ ] هﺸﺘﺎد‬seksen.
hetk (A.) [ ‫ ] هﺘﮏ‬yırtma.
hettâk (A.) [ ‫ ] هﺘﺎک‬yırtan.
hevâ (A.) [ ‫ ] هﻮا‬istek, nefis isteği.
hevâdâr (A.-F.) [ ‫ ] هﻮادار‬istekli, taraftar.
hevâdâr (F.) [ ‫ ] هﻮادار‬havalı, havadar.

181

hevâperest (A.-F.) [ ‫ ] هﻮاﭘﺮﺱﺖ‬nefsinin istekleri peşinde koşan.
heves (A.) [ ‫ ] هﻮس‬istek, heves.
hevesât (A.) [ ‫ ] هﻮﺱﺎت‬istekler, hevesler.
hevesdâr (A.-F.) [ ‫ ] هﻮﺱﺪار‬hevesli.
heveskâr (A.-F.) [ ‫ ] هﻮﺱﮑﺎر‬hevesli, istekli.
hevl (A.) [ ‫ ] هﻮل‬korku.
hevlnâk (A.-F.) [ ‫ ] هﻮﻝﻨﺎک‬korkunç.
hey’et (A.) [ ‫ ] هﻴﺌﺖ‬1.ekip. 2.dış görünüş. 3.kurul. 4.topluluk. 5.astronomi.
hey’etşinâs (A.-F.) [ ‫ ] هﻴﺌﺖ ﺵﻨﺎس‬astronom.
heyâkil (A.) [ ‫ ] هﻴﺎﮐﻞ‬heykeller.
heyecân (A.) [ ‫ ] هﻴﺠﺎن‬1.coşku. 2.heyecan.
heyelân (A.) [ ‫ ] هﻴﻼن‬toprak kayması, heyelan.
heyet bk. hey’et
heyet-i ictimâiye [ ‫ ] هﻴﺌﺖ اﺝﺘﻤﺎﻋﻴﻪ‬toplum.
heyet-i mecmua [ ‫ ] هﻴﺌﺖ ﻡﺠﻤﻮﻋﻪ‬genel, tüm.
heyet-i muallimîn [ ‫ ] هﻴﺌﺖ ﻡﻌﻠﻤﻴﻦ‬öğretmenler kurulu
heyhât (A.) [ ‫ ] هﻴﻬﺎت‬yazık.
heykel (A.) [ ‫ ] هﻴﮑﻞ‬1.heykel. 2.gövde.
heykeltıraş (A.-F.) [ ‫ ] هﻴﮑﻞ ﺕﺮاش‬heykelci, heykeltıraş.
heyûlâ (A.) [ ‫ ] هﻴﻮﻻ‬1.ana madde. 2.zihinde tasarlanmış varlık.
heyzüm (F.) [ ‫ ] هﻴﺰم‬odun.
hezâr (F.) [ ‫ ] هﺰار‬1.bin. 2.bülbül.
hezârân (F.) [ ‫ ] هﺰاران‬binlerce.

182

hezârân (F.) [ ‫ ] هﺰاران‬bülbül.
hezârdestân (F.) [ ‫ ] هﺰاردﺱﺘﺎن‬bülbül.
hezârpâ (F.) [ ‫ ] هﺰارﭘﺎ‬kırkayak.
hezeyân (A.) [ ‫ ] هﺰیﺎن‬1.sayıklama. 2.saçmalama.
hezîmet (A.) [ ‫ ] هﺰیﻤﺖ‬bozgun.
hezîmete uğramak bozguna uğramak.
hezl (A.) [ ‫ ] هﺰل‬şaka, şakalaşma.
hezlgû (A.-F.) [ ‫ ] هﺰل ﮔﻮ‬şakacı.
hıdiv (F.) [ ‫ ] ﺧﺪیﻮ‬Mısır valisi.
hıfz (A.) [ ‫ ] ﺣﻔﻆ‬1.koruma. 2.ezberleme.
hıfzetmek 1.ezberlemek. 2.korumak.
hıfzıssıhha (A.) [ ‫ ] ﺣﻔﻆ اﻝﺼﺤﻪ‬sağlık koruma.
hılt (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻂ‬safra, sevda, dem (kan) ve balgam olmak üzere insan
vücudundaki dört ana maddenin herbiri.
hınâ (A.) [ ‫ ] ﺣﻨﺎ‬kına.
hınzîr (A.) [ ‫ ] ﺧﻨﺰیﺮ‬domuz.
hırâmân (F.) [ ‫ ] ﺧﺮاﻡﺎن‬1.salınan. 2.salınarak.
hıred (F.) [ ‫ ] ﺧﺮد‬akıl.
hıredmend (F.) [ ‫ ] ﺧﺮدﻡﻨﺪ‬akıllı.
hırka (A.) [ ‫ ] ﺧﺮﻗﻪ‬hırka.
hırkapûş (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺮﻗﻪ ﭘﻮش‬1.hırka giyen. 2.derviş.
hırkapûş olmak 1.hırka giymek. 2.derviş olmak.
hırmân (A.) [ ‫ ] ﺣﺮﻡﺎن‬mahrumluk.

183

hırs (A.) [ ‫ ] ﺣﺮص‬hırs.
hırs (F.) [ ‫ ] ﺧﺮس‬ayı.
hırz (A.) [ ‫ ] ﺣﺮز‬1.sığınak. 2.nazar boncuğu.
hısâl (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﺎل‬huy, haslet.
hısn (A.) [ ‫ ] ﺣﺼﻦ‬kale.
hışım (F.) [ ‫ ] ﺧﺸﻢ‬öfke.
hışımlanmak öfkelenmek.
hışm (F.) [ ‫ ] ﺧﺸﻢ‬öfke, hışım.
hışmgîn (F.) [ ‫ ] ﺧﺸﻤﮕﻴﻦ‬öfkeli, hışımlı.
hışt (F.) [ ‫ ] ﺧﺸﺖ‬1.kerpiç. 2.tuğla.
hıtat (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﻂ‬ülkeler, diyarlar.
hıtta (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﻪ‬ülke, diyar.
hıyâbân (F.) [ ‫ ] ﺧﻴﺎﺑﺎن‬cadde.
hıyânet (A.) [ ‫ ] ﺧﻴﺎﻥﺖ‬hainlik.
hıyânetkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻴﺎﻥﺘﮑﺎر‬hain.
hıyâr (A.) [ ‫ ] ﺧﻴﺎر‬seçme hakkı.
hıyre (F.) [ ‫ ] ﺧﻴﺮﻩ‬1.kamaşmış. 2.fersiz.
hıyreçeşm (F.) [ ‫ ] ﺧﻴﺮﻩ چﺸﻢ‬1.arsız, hayasız. 2.cesur, gözüpek.
hıyreser (F.) [ ‫ ] ﺧﻴﺮﻩ ﺱﺮ‬sersem.
hibâb (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﺎب‬1.haplar. 2.tohumlar.
hibâle (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﺎﻝﻪ‬1.bağ. 2.tuzak.
hibe (A.) [ ‫ ] هﺒﻪ‬bağışlama, hibe.
hibr (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﺮ‬1.Yahudi bilgini. 2.mürekkep.

184

hibre (A.) [ ‫ ] ﺧﺒﺮﻩ‬deneyim.
hicâ (A.) [ ‫ ] هﺠﺎ‬yerme.
hicâb (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﺎب‬1.perde. 2.utanma.
hicaz (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﺎز‬1.Arabistan’da Hicaz bölgesi. 2.hicaz makamı.
hiciv (A.) [ ‫ ] هﺠﻮ‬yergi, taşlama.
hicr (A.) [ ‫ ] هﺠﺮ‬ayrılık.
hicrân (A.) [ ‫ ] هﺠﺮان‬1.ayrılık. 2.ayrılık acısı.
hicret (A.) [ ‫ ] هﺠﺮت‬göç.
hicv (A.) [ ‫ ] هﺠﻮ‬yergi, taşlama.
hicviye bk. hicviyye.
hicviyye (A.) [ ‫ ] هﺠﻮیﻪ‬taşlama, hicivle ilgili şiir veya düzyazı.
hîç (F.) [ ‫ ] هﻴﭻ‬hiç.
hîçkes (F.) [ ‫ ] هﻴﭽﮑﺲ‬hiç kimse.
hidâ’ (A.) [ ‫ ] ﺧﺪاع‬düzen, komplo.
hidayet (A.) [ ‫ ] هﺪایﺖ‬doğru yolu gösterme.
hidâyet etmek doğru yolu göstermek.
hiddet (A.) [ ‫ ] ﺣﺪت‬1.öfke. 2.keskinlik.
hiddetlenmek öfkelenmek.
hidemat (A.) [ ‫ ] ﺧﺪﻡﺎت‬hizmetler.
hidiv (F.) [ ‫ ] ﺧﺪیﻮ‬Mısır valisi.
hidmet (A.) [ ‫ ] ﺧﺪﻡﺖ‬hizmet.
hidmetkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺪﻡﺘﮑﺎر‬hizmetçi.
hiffet (A.) [ ‫ ] ﺧﻔﺖ‬1.hafiflik. 2.hoppalık.

185

hijdeh (F.) [ ‫ ] هﮋدﻩ‬onsekiz.
hîk (F.) [ ‫ ] ﺧﻴﮏ‬tulum.
hikâyât (A.) [ ‫ ] ﺣﮑﺎیﺎت‬hikayeler, öyküler.
hikâyet (A.) [ ‫ ] ﺣﮑﺎیﺖ‬öykü, hikaye.
hikem (A.) [ ‫ ] ﺣﮑﻢ‬hikmetler.
hikmet (A.) [ ‫ ] ﺣﮑﻤﺖ‬1.bilgelik. 2.sebep.
hikmetşinâs (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﮑﻤﺖ ﺵﻨﺎس‬hakîm, felsefeci.
hil’at (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻌﺖ‬kaftan.
hilâf (A.) [ ‫ ] ﺧﻼف‬aykırı, zıt.
hilâfına aykırı olarak.
hilafında aykırı olarak.
hilâl (A.) [ ‫ ] ﺧﻼل‬1.aralık. 2.kürdan.
hilâl (A.) [ ‫ ] هﻼل‬yeni ay, ilkay.
hîle (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﻠﻪ‬düzen, oyun, hile.
hîlebaz (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻴﻠﻪ ﺑﺎز‬hilekâr, düzenbaz.
hîlekâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻴﻠﻪ ﮐﺎر‬düzenbaz, hileci.
hilkat (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻘﺖ‬1.yaratılış. 2.Tanrı.
hilm (A.) [ ‫ ] ﺣﻠﻢ‬yumuşaklık.
hilye (A.) [ ‫ ] ﺣﻠﻴﻪ‬1.süs. 2.güzel yüz. 3.güzel özellikler.
himâr (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﺎر‬eşek.
himaye (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﺎیﻪ‬koruma, esirgeme.
himayekârlık (A.-F.-T.) himaye etme.
hîme (F.) [ ‫ ] هﻴﻤﻪ‬odun.

186

himem (A.) [ ‫ ] هﻤﻢ‬himmetler, çabalar.
himmet (A.) [ ‫ ] هﻤﺖ‬çaba.
himmet etmek çaba göstermek.
hîn (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﻦ‬zaman, vakit, esna.
hinduvâne (F.) [ ‫ ] هﻨﺪواﻥﻪ‬karpuz.
hîn-i hâcette ihtiyaç duyulduğu zaman.
hirâs (F.) [ ‫ ] هﺮاس‬korku.
hired (F.) [ ‫ ] ﺧﺮد‬akıl.
hiref (A.) [ ‫ ] ﺣﺮف‬meslekler.
hirem (A.) [ ‫ ] هﺮم‬piramit.
hirfet (A.) [ ‫ ] ﺣﺮﻓﺖ‬meslek.
hirmân (A.) [ ‫ ] ﺣﺮﻡﺎن‬mahrumluk.
his bk. hiss.
hisâb (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﺎب‬hesap.
hisân (A.) [ ‫ ] ﺣﺼﺎن‬at, aygır.
hisar (A.) [ ‫ ] ﺣﺼﺎر‬kale, hisar.
hiss (A.) [ ‫ ] ﺣﺲ‬duygu.
hisse (A.) [ ‫ ] ﺣﺼﻪ‬pay.
hissedar (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺼﻪ دار‬pay sahibi.
hissedar olmak payını almak.
hisset (A.) [ ‫ ] ﺧﺴﺖ‬pintilik.
hissetmek duymak, algılamak.
hisseyâb (A.-F.) [‫ ]ﺣﺼﻪ یﺎب‬pay alan.

187

hisseyâb olmak payını almak.
hissî (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﯽ‬duygulu.
hiss-i kablelvukû (F.-A.) [‫ ]ﺣﺲ ﻗﺒﻞ اﻝﻮﻗﻮع‬önsezi.
hissiyât (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﻴﺎت‬duygular.
hissiye (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﻴﻪ‬duygu.
hissolunmak duyulmak, hissedilmek.
hîş (F.) [ ‫ ] ﺧﻮیﺶ‬1.kendi. 2.akraba.
hitâb (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﺎب‬konuşma, hitap etme.
hitâb etmek muhatap alıp konuşmak.
hitâbe (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﺎﺑﻪ‬konuşma.
hitabet (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﺎﺑﺖ‬hatiplik.
hitâm (A.) [ ‫ ] ﺧﺘﺎم‬son. 2.son bulma.
hitam bulmak son bulmak, bitmek.
hitâma erdirmek bitirmek, sona erdirmek.
hitâma ermek sona ermek.
hitan (A.) [ ‫ ] ﺧﺘﺎن‬sünnet, sünnet etme.
hiyel (A.) [ ‫ ] ﺣﻴﻞ‬hileler.
hizâ (A.) [ ‫ ] ﺣﺬا‬sıra.
hizâb (F.) [ ‫ ] ﺧﻴﺰاب‬dalga.
hizâne (A.) [ ‫ ] ﺧﺰاﻥﻪ‬hazine.
hizâya gelmek 1.boyun eğmek, itaat etmek, kabullenmek. 2.sırayı bozmadan
durmak.
hizâya girmek sıra olmak.

188

hizb (A.) [ ‫ ] ﺣﺰب‬1.parti. 2.grup.
hizmet (A.) [ ‫ ] ﺧﺪﻡﺖ‬hizmet, görev yapma.
hizmet etmek görev yapmak.
hizmet-i vataniye [ ‫ ] ﺧﺪﻡﺖ وﻃﻨﻴﻪ‬1.askerlik. 2.vatan hizmeti, vatan borcu.
hoca (F.) [ ‫ ] ﺧﻮاﺝﻪ‬1.hoca. 2.sahip. 3.efendi. 4.üstad.
hod (F.) [ ‫ ] ﺧﻮد‬kendi.
hodbehod (F.) [ ‫ ] ﺧﻮدﺑﺨﻮد‬kendi kendine.
hodbin (F.) [ ‫ ] ﺧﻮدﺑﻴﻦ‬bencil.
hodkâm (F.) [ ‫ ] ﺧﻮدﮐﺎم‬kendini beğenmiş, kendini düşünen.
hodkâmlık (F.-T.) kendini düşünme.
hodrey (F.-A.) [ ‫ ] ﺧﻮدرای‬başınabuyruk.
hodsitâ (F.) [ ‫ ] ﺧﻮدﺱﺘﺎ‬övüngen.
hokka (A.) [ ‫ ] ﺣﻘﻪ‬1.mürekkep kabı. 2.tükürük kabı.
hokkabaz (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻘﻪ ﺑﺎز‬düzenbaz.
hoşab (F.) [ ‫ ] ﺧﻮﺵﺎب‬hoşaf, komposto.
hoşaf (F.) [ ‫ ] ﺧﻮﺵﺎب‬hoşaf, komposto.
hoşâmedgû (F.) [ ‫ ] ﺧﻮش ﺁﻡﺪ ﮔﻮ‬hoşgeldiniz diyen.
hoşâvâz (F.) [ ‫ ] ﺧﻮش ﺁواز‬tatlıses, güzelses.
hoşbû (F.) [ ‫ ] ﺧﻮﺵﺒﻮ‬hoş kokulu.
hoşgüvâr (F.) [ ‫ ] ﺧﻮش ﮔﻮار‬1.leziz. 2.hazmy kolay.
hoşlanmak hoşuna gitmek, sevmek.
hoşnûd (F.) [ ‫ ] ﺧﺸﻨﻮد‬memnun, razı.
hoşnut bk. hoşnûd.

189

hoşrû (F.) [ ‫ ] ﺧﻮش رو‬sevimli.
hoşsohbet (F.-A.) [ ‫ ] ﺧﻮش ﺹﺤﺒﺖ‬tatlı sözü, sohbeti tatlı.
hû (A.) [ ‫ ] هﻮ‬Tanrı.
hûb (F.) [ ‫ ] ﺧﻮب‬1.güzel. 2.iyi.
hubb (A.) [ ‫ ] ﺣﺐ‬sevgi.
hubbü’l-vatan mine’l-îmân (A.) [ ‫ ] ﺣﺐ اﻝﻮﻃﻦ ﻡﻦ اﻻیﻤﺎن‬vatan sevgisi imandan
gelir.
hubeb (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﺐ‬taneler.
hûbî (F.) [ ‫ ] ﺧﻮﺑﯽ‬güzellik.
hûbrûy (F.) [ ‫ ] ﺧﻮﺑﺮوی‬güzel yüzlü.
hûbter (F.) [ ‫ ] ﺧﻮﺑﺘﺮ‬daha güzel.
hubûb (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﻮب‬1.taneler. 2.haplar.
hububat (A.) [ ‫ ] ﺣﺒﻮﺑﺎت‬tahıl.
hubz (A.) [ ‫ ] ﺧﺒﺰ‬ekmek.
huccâc (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﺎج‬hacılar.
huccet (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﺖ‬delil, kanıt.
huceste (F.) [ ‫ ] ﺧﺠﺴﺘﻪ‬kutlu, uğurlu.
hûd (F.) [ ‫ ] ﺧﻮد‬miğfer.
hud’a (A.) [ ‫ ] ﺧﺪﻋﻪ‬düzen, dalavere.
hudâ (F.) [ ‫ ] ﺧﺪا‬Tanrı.
hudâdâd (F.) [ ‫ ] ﺧﺪاداد‬1.Allah verdi. 2.Allah vergisi.
hudânekerde (F.) [ ‫ ] ﺧﺪاﻥﮑﺮدﻩ‬Allah göstermesin, Allah etmesin.
hudârâ (F.) [ ‫ ] ﺧﻮدﺁرا‬Allah aşkına.

190

hudâşinas (F.) [ ‫ ] ﺧﺪاﺵﻨﺎس‬tanrıtanır.
hudâvend (F.) [ ‫ ] ﺧﺪاوﻥﺪ‬1.Tanrı. 2.padişah. 3.efendi.
hudâvendigâr (F.) [ ‫ ] ﺧﺪاوﻥﺪﮔﺎر‬padişah.
hudâyâ (F.) [ ‫ ] ﺧﺪایﺎ‬Tanrım.
huddâm (A.) [ ‫ ] ﺧﺪام‬hizmetçiler.
hudperest (F.) [ ‫ ] ﺧﻮدﭘﺮﺱﺖ‬bencil.
hudperestlik (F.-T.) bencillik, kendini düşünme.
hudûd (A.) [ ‫ ] ﺣﺪود‬sınırlar.
hudûs (A.) [ ‫ ] ﺣﺪوس‬meydana gelme, vukubulma.
huffâş (A.) [ ‫ ] ﺧﻔﺎش‬yarasa.
huffâz (A.) [ ‫ ] ﺣﻔﺎظ‬hafızlar.
hufre (A.) [ ‫ ] ﺣﻔﺮﻩ‬1.çukur. 2.oyuk, delik.
hufte (F.) [ ‫ ] ﺧﻔﺘﻪ‬uyuyan, uyumuş.
hûk (F.) [ ‫ ] ﺧﻮک‬domuz.
hukne (A.) [ ‫ ] ﺣﻘﻨﻪ‬şırınga.
hukuk (A.) [ ‫ ] ﺣﻘﻮق‬1.hukuk. 2.haklar.
hukuk-i siyasiye [ ‫ ] ﺣﻘﻮق ﺱﻴﺎﺱﻴﻪ‬siyasal hukuk.
hukukşinas (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﻘﻮق ﺵﻨﺎس‬hukukçu.
hulâsa (A.) [ ‫ ] ﺧﻼﺹﻪ‬özet.
hulâsa-i kelâm [ ‫ ] ﺧﻼﺹﻪء ﮐﻼم‬kısacası, sözün kısası.
hulâsaten (A.) [ ‫ ] ﺧﻼﺹﺔ‬özetle, kısaca.
huld (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﺪ‬cennet.
hulefa (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻔﺎ‬halifeler.

191

hulk (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻖ‬huy.
hulkum (A.) [ ‫ ] ﺣﻠﻘﻮم‬boğaz.
hulûl (A.) [ ‫ ] ﺣﻠﻮل‬gelme, gelip çatma.
hulûl etmek gelmek, gelip çatmak.
hulûs (A.) [ ‫ ] ﺧﻠﻮص‬içtenlik.
hulûskâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﻠﻮﺹﮑﺎر‬yağcı, dalkavuk.
hulyâ (Yun.>A.) [ ‫ ] ﺧﻮﻝﻴﺎ‬hülya, hayal.
hum (F.) [ ‫ ] ﺧﻢ‬küp.
humâr (A.) [ ‫ ] ﺧﻤﺎر‬mahmurluk.
humekâ (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﻘﺎ‬ahmaklar.
humhâne (F.) [ ‫ ] ﺧﻢ ﺧﺎﻥﻪ‬1.şarap mahzeni. 2.meyhane.
humk (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﻖ‬ahmaklık.
hummâ (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﺎ‬1.nöbet, ateş nöbeti. 2.sıtma.
humret (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﺮت‬kırmızılık, kızıllık.
hums (A.) [ ‫ ] ﺧﻤﺲ‬beşte biri.
humûzet (A.) [ ‫ ] ﺣﻤﻮﺽﺖ‬ekşilik.
hûn (F.) [ ‫ ] ﺧﻮن‬kan.
hûnâlûd (F.) [ ‫ ] ﺧﻮن ﺁﻝﻮد‬kanlı, kana bulanmış.
hunbehâ (F.) [ ‫ ] ﺧﻮن ﺑﻬﺎ‬diyet.
hunhâr (F.) [ ‫ ] ﺧﻮﻥﺨﻮار‬kan içen.
hunnâk (A.) [ ‫ ] ﺧﻨﺎق‬boğmaca.
hunrîz (F.) [ ‫ ] ﺧﻮﻥﺮیﺰ‬kan dökücü.
hunyâger (F.) [ ‫ ] ﺧﻨﻴﺎﮔﺮ‬şarkıcı.

192

hûr (A.) [ ‫ ] ﺣﻮر‬huri.
hurâfât (A.) [ ‫ ] ﺧﺮاﻓﺎت‬hurafeler, batıl inançlar.
hurafe (A.) [ ‫ ] ﺧﺮاﻓﻪ‬batıl inanç.
hurafeperver (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺮاﻓﻪ ﭘﺮور‬hurafelere inanan.
hurafeperverlik (A.-F.-T.) hurafelere inanış.
hurd (F.) [ ‫ ] ﺧﺮد‬küçük, ufak.
hurdebin (F.) [ ‫ ] ﺧﺮدﻩ ﺑﻴﻦ‬1.büyüteç. 2.mikroskop.
hurdegîr (F.) [ ‫ ] ﺧﺮدﻩ ﮔﻴﺮ‬kusur bulan.
hûri (A.) [ ‫ ] ﺣﻮری‬huri, cennet kızı.
hurûc (A.) [ ‫ ] ﺧﺮوج‬1.çıkış. 2.ayaklanma.
hurûş (F.) [ ‫ ] ﺧﺮوش‬coşku, coşma.
husemâ (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﻤﺎ‬düşmanlar, hasımlar.
husûf (A.) [ ‫ ] ﺧﺴﻮف‬ay tutulması.
husûl (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﻮل‬ortaya çıkma, gerçekleşme, var olma.
husûle getirmek meydana getirmek, gerçekleştirmek.
husûmet (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﻮﻡﺖ‬düşmanlık.
husûs (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﻮص‬konu.
husûsat (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﻮﺹﺎت‬hususlar, konular.
hususî (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﻮﺹﯽ‬özel.
husûsiyet (A.) [ ‫ ] ﺧﺼﻮﺹﻴﺖ‬özellik.
husûsiyetle (A.-T.) özellikle, hele hele.
husûsiyle (A.-T.) özellikle, hele hele.
hûş (F.) [ ‫ ] هﻮش‬akıl.

193

hûşe (F.) [ ‫ ] ﺧﻮﺵﻪ‬1.salkım. 2.başak.
huşk (F.) [ ‫ ] ﺧﺸﮏ‬kuru.
huşksâlî (F.) [ ‫ ] ﺧﺸﮏ ﺱﺎﻝﯽ‬kuraklık.
huşû (A.) [ ‫ ] ﺧﺸﻮع‬1.alçakgönüllülük. 2.Tanrı’ya karşı korku ve saygı duyma.
huşûnet (A.) [ ‫ ] ﺧﺸﻮﻥﺖ‬haşinlik, sertlik.
huşyâr (F.) [ ‫ ] هﺸﻴﺎر‬akıllı.
hutût (A.) [ ‫ ] ﺧﻄﻮط‬1.hatlar, yollar. 2.çizgiler.
hûy (F.) [ ‫ ] ﺧﻮی‬huy.
huzme (A.) [ ‫ ] ﺣﺰﻡﻪ‬demet.
huzûr(A.) [ ‫ ] ﺣﻀﻮر‬1.hazır olma, bulunma. 2.rahatlık.
huzzâr (A.) [ ‫ ] ﺣﻀﺎر‬hazır olanlar, bulunanlar.
hüccet (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﺖ‬delil, belge.
hücec (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﺞ‬deliller, belgeler.
hüceyrat (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﻴﺮات‬hücrecikler.
hüceyre (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﻴﺮﻩ‬hücrecik.
hücre (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﺮﻩ‬1.odacık. 2.hücre, canlı organizmaların en küçük yapıtaşı.
hücum (A.) [ ‫ ] هﺠﻮم‬saldırı, akın.
hücürât (A.) [ ‫ ] ﺣﺠﺮات‬hücreler.
hüdhüd (A.) [ ‫ ] هﺪهﺪ‬çavuşkuşu, ibibik.
hükemâ (A.) [ ‫ ] ﺣﮑﻤﺎ‬bilgeler, hakîmler.
hükkâm (A.) [ ‫ ] ﺣﮑﺎم‬hakimler.
hükm (A.) [ ‫ ] ﺣﮑﻢ‬hüküm, emir, kesin karar.
hükmünde yerinde, gibi.

194

hükmünü almak yerine geçmek, gibi olmak.
hüküm vermek kesin karar vermek.
hükümat (A.) [‫ ]ﺣﮑﻮﻡﺎت‬hükümetler.
hükümdar (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﮑﻤﺪار‬padişah, sultan, hüküm sahibi.
hükümdârî (A.-F.) hükümdarlık.
hükümet (A.) [ ‫ ] ﺣﮑﻮﻡﺖ‬1.hükümet. 2.hakimiyet. 3.devlet.
hükümet sürmek hakim olmak, hükmetmek, hüküm sürmek.
hükümet-i müstebide [ ‫ ] ﺣﮑﻮﻡﺖ ﻡﺴﺘﺒﺪﻩ‬istibdat hükümeti.
hükümran (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﮑﻤﺮان‬hüküm süren, hakim olan.
hükümran olmak hakim olmak.
hükümrânî (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﮑﻤﺮاﻥﯽ‬hüküm sürme, padişahlık.
hülâsa (A.) [ ‫ ] ﺧﻼﺹﻪ‬özet.
hülâsa etmek özetlemek.
hülâsatan (A.) [ ‫ ] ﺧﻼﺹﺔ‬özetle, kısaca.
hümâ (F.) [ ‫ ] هﻤﺎ‬1.zümrütüanka. 2.devletkuşu.
hümâyûn (F.) [ ‫ ] هﻤﺎیﻮن‬1.kutlu. 2.padişah ile ile ilgili.
hüner (F.) [ ‫ ] هﻨﺮ‬sanat, ustalık, beceri.
hünermend (F.) [ ‫ ] هﻨﺮﻡﻨﺪ‬marifetli, becerili, hüner sahibi.
hünkâr (F.) [ ‫ ] ﺧﻨﮑﺎر‬padişah.
hünsâ (A.) [ ‫ ] ﺧﻨﺜﯽ‬1.erkek ve dişi organları üstünde bulunduran. 2.nötr.
hür (A.) [ ‫ ] ﺣﺮ‬özgür.
hürmet (A.) [ ‫ ] ﺣﺮﻡﺖ‬saygı.
hürmetkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺮﻡﺘﮑﺎر‬saygı duyan.

195

hürr (A.) [ ‫ ] ﺣﺮ‬özgür.
hürriyet (A.) [ ‫ ] ﺣﺮیﺖ‬özgürlük.
hüsam (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﺎم‬kılıç.
hüsn (A.) [ ‫ ] ﺣﺴﻦ‬güzellik.
hüsn-i ahlak (A.-F.) [‫ ] ﺣﺴﻦ اﺧﻼق‬güzel ahlak.
hüsn-i idare (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺴﻦ ادارﻩ‬iyi yönetim, iyi idare.
hüsn-i kabul görmek iyi karşılanmak.
hüsn-i kabul göstermek ilgi göstermek, iyi karşılamak.
hüsn-i sûret (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺴﻦ ﺹﻮرت‬1. yüz güzelliği. 2.en iyi biçim.
hüsnü kabul göstermek bk. hüsn-i kabul göstermek.
hüsr (A.) [ ‫ ] ﺧﺴﺮ‬zarar.
hüsran (A.) [ ‫ ] ﺧﺴﺮان‬1.zarar. 2.hayal kırıklığı.
hüsranhîz (A.-F.) [ ‫ ] ﺧﺴﺮان ﺧﻴﺰ‬zarar dolu, hüsran dolu.
hüsrev (F.) [ ‫ ] ﺧﺴﺮو‬hükümdar, padişah.
hüveydâ (F.) [ ‫ ] هﻮیﺪا‬açık, aşikâr, besbelli.
hüviyyet (A.) [ ‫ ] هﻮیﺖ‬asıl, kimlik.
hüzn (A.) [ ‫ ] ﺣﺰن‬hüzün, üzüntü.
hüznengîz (A.-F.) [ ‫ ] ﺣﺰن اﻥﮕﻴﺰ‬hüzün veren.
hüzzam (A.) [ ‫ ] ﺣﺰام‬Türk musikîsinde bir makam.

196

I
ıhlamur (Yun.>A.) [ ‫ ] اﺧﻼﻡﻮر‬ıhlamur.
ık’âd (A.) [ ‫ ] اﻗﻌﺎد‬oturtma.
ıkd (A.) [ ‫ ] ﻋﻘﺪ‬1.dizi. 2.kolye, gerdanlık.
ıklîm (A.) [ ‫ ] اﻗﻠﻴﻢ‬iklim.
ıktıdâ (A.) [ ‫ ] اﻗﺘﺪا‬uyma.
ırdâ (A.) [ ‫ ] ارﺽﺎع‬emzirme, süt verme.
ırk (A.) [ ‫ ] ﻋﺮق‬1.soy, ırk. 2.damar. 3.kök.
ırk -ı ahmer [ ‫ ] ﻋﺮق اﺣﻤﺮ‬kızılderili ırkı.
ırk -ı ebyaz [ ‫ ]ﻋﺮق اﺑﻴﺾ‬beyaz ırk.
ırken (A.) [ ‫ ] ﻋﺮﻗﺎ‬ırk bakımından.
ırkî (A.) [ ‫ ] ﻋﺮﻗﯽ‬ırk ile ilgili.
ırz (A.) [ ‫ ] ﻋﺮض‬namus, iffet.
ırzâ (A.) [ ‫ ] ارﺽﺎع‬emzirme, süt verme.
ısdâr (A.) [ ‫ ] اﺹﺪار‬çıkartma.
ısfırâr (A.) [ ‫ ] اﺹﻔﺮار‬sararma.
ıskât (A.) [ ‫ ] اﺱﻘﺎط‬düşürme.
ıslâh (A.) [ ‫ ] اﺹﻼح‬düzeltme, iyileştirme, reform.
ıslâh etmek düzeltmek, iyileştirmek.
ıslâhât (A.) [ ‫ ] اﺹﻼﺣﺎت‬düzeltmeler, iyileştirmeler, reformlar.
ıslâhpezîr (A.-F.) [ ‫ ] اﺹﻼح ﭘﺬیﺮ‬ıslah edilebilir, iyileştirilebilir.

197

ısrar (A.) [ ‫ ] اﺹﺮار‬diretme, üsteleme.
ıstıbâr (A.) [ ‫ ] اﺹﻄﺒﺎر‬sabretme.
ıstıfâ (A.) [ ‫ ] اﺹﻄﻔﺎ‬seçme, ayıklama.
ıstıfâî (A.) [ ‫ ] اﺹﻄﻔﺎﺋﯽ‬seçimle ilgili.
ıstılâh (A.) [ ‫ ] اﺹﻄﻼح‬terim, tabir.
ıstılâhât (A.) [ ‫ ] ﺹﻄﻼﺣﺎت‬terimler, tabirler.
ıstınâ’ (A.) [ ‫ ] اﺹﻄﻨﺎع‬seçme.
ıstırab (A.) [ ‫ ] اﺽﻄﺮاب‬acı, ızdırap.
ışk (A.) [ ‫ ] ﻋﺸﻖ‬aşk.
ışka (A.) [ ‫ ] ﻋﺸﻘﻪ‬sarmaşık.
ıtk (A.) [ ‫ ] ﻋﺘﻖ‬âzâd etme, köle âzâd etme.
ıtknâme (A.-F.) [ ‫ ] ﻋﺘﻖ ﻥﺎﻡﻪ‬âzâdlık belgesi.
ıtlak (A.) [ ‫ ] اﻃﻼق‬bırakma, salma.
ıtnâb (A.) [ ‫ ] اﻃﻨﺎب‬sözü uzatma.
ıtr (A.) [ ‫ ] ﻋﻄﺮ‬koku, ıtır.
ıtrî (A.) [ ‫ ] ﻋﻄﺮی‬ıtırlı, kokulu.
ıtriyyât (A.) [ ‫ ] ﻋﻄﺮیﺎت‬kokular, ıtırlar, parfümler.
ıttılâ’ (A.) [ ‫ ] اﻃﻼع‬bilgi sahibi olma.
ıttılâât (A.) [ ‫ ] اﻃﻼﻋﺎت‬bilgiler.
ıttırad (A.) [ ‫ ] اﻃﺮاد‬ritm.
ıyâdet (A.) [ ‫ ] ﻋﻴﺎدت‬hasta ziyareti.
ıyâl (A.) [ ‫ ] ﻋﻴﺎل‬eş, hanım.
ız’âf (A.) [ ‫ ] اﺽﻌﺎف‬zayıf düşürme, zayıflatma.

198

ızdırap (A.) [ ‫ ] اﺽﻄﺮاب‬acı.
ızlâl (A.) [ ‫ ] اﺽﻼل‬yoldan çıkarma.
ızlâl (A.) [ ‫ ] اﻇﻼل‬gölgede bırakma.
ızrâr (A.) [ ‫ ] اﺽﺮار‬zarar verme, zarara sokma.
ızrâr etmek zarar vermek, zarara sokmak.
ıztırâb (A.) [ ‫ ] اﺽﻄﺮاب‬ızdırap, acı.
ıztırâbâver (A.) [‫ ]اﺽﻄﺮاب ﺁور‬acı verici.
ıztırâr (A.) [ ‫ ] اﺽﻄﺮار‬zorunluluk.
ıztırârî (A.) [ ‫ ] اﺽﻄﺮاری‬zorunlu.

199

İ
i’câz (A.) [ ‫ ] اﻋﺠﺎز‬1.aciz bırakma. 2.şaşırtma.
i’dâdî (A.) [ ‫ ] اﻋﺪادی‬lise.
i’dâm (A.) [ ‫ ] اﻋﺪام‬yok etme, öldürme.
i’lâ (A.) [ ‫ ] اﻋﻼ‬yükseltme, yüceltme.
i’lâ edilmek yükseltilmek, yüceltilmek.
i’lâm (A.) [ ‫ ] اﻋﻼم‬bildirme.
i’lâm edilmek bildirilmek.
i’lân (A.) [ ‫ ] اﻋﻼن‬ilan.
i’mâl (A.) [ ‫ ] اﻋﻤﺎل‬yapma, işleme.
i’mâr (A.) [ ‫ ] اﻋﻤﺎر‬bayındırlaştırma, mamûr etme.
i’râz (A.) [ ‫ ] اﻋﺮاض‬1.yüz çevirme. 2.uzak durma.
i’tâ (A.) [ ‫ ] اﻋﻄﺎ‬1.verme. 2.verilme. 3.ödeme. 4.ödenme.
i’tâ edilmek 1.verilmek. 2.ödenmek.
i’tâ etmek 1.vermek. 2.ödemek.
i’tâ olunmak verilmek.
i’tâk (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﺎق‬âzâd etme, özgür bırakma.
i’tikâf (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﮑﺎف‬bir yere kapanma, köşesine çekilerek yaşama.
i’tilâ (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﻼ‬1.yükselme. 2.yüksek rütbeye ulaşma.
i’tizâl (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﺰال‬köşesine çekilme.
i’tizâr (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﺬار‬özür dileme.
i’vicâc (A.) [ ‫ ] اﻋﻮﺝﺎج‬eğrilme, burkulma.

200

i’zâm (A.) [ ‫ ] اﻋﺰام‬1.gönderme. 2.gönderilme.
i’zâm edilmek gönderilmek, yollanmak.
i’zâm etmek göndermek, yollamak.
i’zâz (A.) [ ‫ ] اﻋﺰاز‬1.değer verme. 2.ağırlama.
iâde (A.) [ ‫ ] اﻋﺎدﻩ‬geri verme, geri gönderme.
iâde edilmek geri verilmek, geri gönderilmek,
iâde etmek geri vermek, geri göndermek.
iâde eylemek geri vermek.
iâde -i âfiyet etmek sağlığına kavuşmak.
iâde -i itibâr edilmek itibarı geri verilmek.
iâde -i ziyâret etmek ziyarete karşılık vermek.
iâdeten (A.) [ ‫ ] اﻋﺎدة‬geri verilmek üzere.
iânât (A.) [ ‫ ] اﻋﺎﻥﺎت‬yardımlar, bağışlar.
iâne (A.) [ ‫ ] اﻋﺎﻥﻪ‬yardım, bağış.
iâşe (A.) [ ‫ ] اﻋﺎﺵﻪ‬geçindirme.
ib’âd (A.) [ ‫ ] اﺑﻌﺎد‬uzaklaştırma.
ibâ’ (A.) [ ‫ ] اﺑﺎء‬çekinme, uzak durma, kaçınma.
ibâ’ etmek çekinmek, uzak durmak, kaçınmak.
ibâd (A.) [ ‫ ] ﻋﺒﺎد‬kullar.
ibâdât (A.) [ ‫ ] ﻋﺒﺎدات‬ibadetler.
ibâdet (A.) [ ‫ ] ﻋﺒﺎدت‬klluk, tapınma.
ibâdet etmek kulluk etmek, tapınmak.
ibadetgâh (A.-F.) [ ‫ ] ﻋﺒﺎدﺕﮕﺎﻩ‬ibadet yeri, mabet.

201

ibâdethâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻋﺒﺎدت ﺧﺎﻥﻪ‬ibadet edilecek yer.
ibâdullah (A.) [ ‫ ] ﻋﺒﺎداﷲ‬1.Tanrı’nın kulları. 2.çok, bol.
ibâhat (A.) [ ‫ ] اﺑﺎﺣﺖ‬helal sayma, mübah görme.
ibâhî (A.) [ ‫ ] اﺑﺎﺣﯽ‬helal sayan, mübah gören.
ibârât (A.) [ ‫ ] ﻋﺒﺎرات‬1.cümleler. 2.paragraflar.
ibâre (A.) [ ‫ ] ﻋﺒﺎرﻩ‬1.cümle. 2.paragraf.
ibâret (A.) [ ‫ ] ﻋﺒﺎرت‬meydana gelen, oluşan.
ibâte (A.) [ ‫ ] اﺑﺎﺕﻪ‬gece yatırma, geceyi geçirtme, barındırma.
ibdâ’ (A.) [ ‫ ] اﺑﺪاع‬yeni bir şey getirme, yaratma, geliştirme.
ibdâ’ etmek yeni bir şey getirmek, yaratmak, geliştirmek.
ibdâ’kâr (A.-F.) [ ‫ ] اﺑﺪاﻋﮑﺎر‬yaratıcı, yenilik getiren.
ibhâm (A.) [ ‫ ] اﺑﻬﺎم‬belirsizlik.
ibhâmât (A.) [ ‫ ] اﺑﻬﺎﻡﺎت‬belirsizlikler.
ibkâ (A.) [ ‫ ] اﺑﻘﺎ‬1.devamlılık kazandırma. 2.sınıfta bırakma.
ibkâ etmek devamlılık kazandırmak, yaşatmak.
ibkâen (A.) [ ‫ ] اﺑﻘﺎء‬eski yerinde bırakarak.
ibl (A.) [ ‫ ] اﺑﻞ‬deve.
iblâğ (A.) [‫ ]اﺑﻼغ‬1.bildirme. 2.ulaştırma.
iblîs (A.) [ ‫ ] اﺑﻠﻴﺲ‬1.şeytan. 2.hileci.
iblîsâne (A.-F.) [ ‫ ] اﺑﻠﻴﺴﺎﻥﻪ‬şeytanca.
ibn (A.) [ ‫ ] اﺑﻦ‬oğul.
ibrâ’ (A.) [ ‫ ] اﺑﺮاء‬aklanma.
ibrâ’ etmek aklanmak.

202

ibrâm (A.) [ ‫ ] اﺑﺮام‬zorlama.
ibrânâme (A.-F.) [ ‫ ] اﺑﺮاﻥﺎﻡﻪ‬aklanma belgesi.
ibrâz (A.) [ ‫ ] اﺑﺮاز‬gösterme.
ibrâz edilmek gösterilmek.
ibrâz etmek göstermek.
ibre (A.) [ ‫ ] اﺑﺮﻩ‬1.iğne. 2.gösterge.
ibret (A.) [ ‫ ] ﻋﺒﺮت‬hayat dersi.
ibretâmîz (A.-F.) [ ‫ ] ﻋﺒﺮت ﺁﻡﻴﺰ‬ibret verici, ders verici.
ibretbahş (A.-F.) [ ‫ ] ﻋﺒﺮت ﺑﺨﺶ‬ibret verici.
ibreten (A.) [ ‫ ] ﻋﺒﺮة‬ibret olsun diye, ibret olarak.
ibrîk (A.) [ ‫ ] اﺑﺮیﻖ‬ibrik, ıbrık, su, şarap gibi sıvı konulan kap.
ibrişim (F.) [‫ ]اﺑﺮیﺸﻢ‬ipek, ibrişim.
ibtâl (A.) [ ‫ ] اﺑﻄﺎل‬geçersiz kılma, kaldırma, bozma.
ibtâl edilmek geçersiz kılınmak, kaldırılmak, bozulmak.
ibtâl etmek geçersiz kılmak, kaldırmak, bozmak.
ibtidâ (A.) [ ‫ ] اﺑﺘﺪا‬1.ilkin, önce. 2.başlangıç. 3.başlama.
ibtidâ’ etmek başlamak.
ibtidâ’î (A.) [ ‫ ] اﺑﺘﺪاﺋﯽ‬1.ilkel. 2.ilkokul.
ibtidâr (A.) [ ‫ ] اﺑﺘﺪار‬başlama, girişme.
ibtidâr edilmek başlanmak, girişilmek.
ibtidâr etmek başlamak, girişmek.
ibtihâc (A.) [ ‫ ] اﺑﺘﻬﺎج‬sevinme.
ibtilâ (A.) [ ‫ ] اﺑﺘﻼ‬tutkunluk, müptelalık, düşkünlük.

203

ibtinâ (A.) [ ‫ ] اﺑﺘﻨﺎ‬1.bina etme. 2.dayanma. 3.bina edilme.
ibtinâ etmek 1.kurmak. 2.dayanmak.
ibtinâ’en (A.) [ ‫ ] اﺑﺘﻨﺎء‬dayanarak.
ibzâr (A.) [ ‫ ] اﺑﺰار‬gösterme.
îcâb (A.) [ ‫ ] ایﺠﺎب‬gerekme, gerek.
îcâbât (A.) [ ‫ ] ایﺠﺎﺑﺎت‬gereklilikler, gerekler.
icâbet (A.) [ ‫ ] اﺝﺎﺑﺖ‬1.kabul edilme. 2.uyma.
icâbet etmek uymak, muvafakat etmek.
îcâd (A.) [ ‫ ] ایﺠﺎد‬1.var etme, yaratma. 2.icat.
îcâd edilmek 1.var edilmek, yaratılmak. 2.icat edilmek, buluş yapılmak.
îcâd etmek 1.var etmek, yaratmak. 2.icat etmek, buluş yapmak.
icâleten (A.) [ ‫ ] ﻋﺠﺎﻝﺔ‬aceleyle, acele olarak.
îcâr (A.) [ ‫ ] ایﺠﺎر‬1.kiralama. 2.kiraya verme. 3.kira.
îcâr edilmek kiraya verilmek.
îcâr etmek kiraya vermek.
icâre (A.) [ ‫ ] اﺝﺎرﻩ‬kira geliri.
îcâz (A.) [ ‫ ] ایﺠﺎز‬veciz anlatma, özlü söyleme.
icâzet (A.) [ ‫ ] اﺝﺎزت‬1.izin. 2.mezuniyet belgesi, diploma.
icâzetnâme (A.-F.) [ ‫ ] اﺝﺎزت ﻥﺎﻡﻪ‬diploma.
icbâr (A.) [ ‫ ] اﺝﺒﺎر‬zorlama.
icbâr edilmek zorlanmak.
icbâr etmek zorlamak.
iclâl (A.) [ ‫ ] اﺝﻼل‬ululama.

204

icmâ’ (A.) [ ‫ ] اﺝﻤﺎع‬bir araya getirme.
icmâl (A.) [ ‫ ] اﺝﻤﺎل‬1.özetleme. 2.özet. 3.toplam.
icmâl edilmek öçetlenmek.
icmâl etmek özetlemek.
icmâlen (A.) [ ‫ ] اﺝﻤﺎﻻ‬özetle, özetleyerek.
icmâlî (A.) [ ‫ ] اﺝﻤﺎﻝﯽ‬derli toplu, özet halinde.
icrâ (A.) [ ‫ ] اﺝﺮا‬1.yürütme, yapma, yerine getirme. 2.yapılma, yerine getirilme,
yürütülme.
icrâ edilmek yürütülmek, yapılmak, yerine getirilmek.
icrâ etmek yürütmek, yapmak, yerine getirmek.
icrâât (A.) [ ‫ ] اﺝﺮاﺁت‬yapılanlar.
ictihâd (A.) [ ‫ ] اﺝﺘﻬﺎد‬1.çalışma, çabalama. 2.görüş. 3.dinî kaynaklar ışığında
görüş bildirme.
ictimâ’ (A.) [ ‫ ] اﺝﺘﻤﺎع‬1.toplanma, bir araya gelme, toplantı. 2.toplum.
ictimâ’ etmek toplanmak, bir araya gelmek.
ictimâât (A.) [ ‫ ] اﺝﺘﻤﺎﻋﺎت‬toplantılar, bir araya gelişler.
ictimâî (A.) [ ‫ ] اﺝﺘﻤﺎﻋﯽ‬toplumsal, sosyal, toplumbilimsel.
ictimâileşme (A.-T.) sosyalleşme, sosyalizasyon.
ictimâîleşmek sosyalleşmek.
ictimâiyyât (A.) [ ‫ ] اﺝﺘﻤﺎﻋﻴﺎت‬sosyoloji, toplumbilim.
ictimâiyyâtçı (A.-T.) sosyolog, toplumbilimci.
ictimâiyyûn (A.) [ ‫ ] اﺝﺘﻤﺎﻋﻴﻮن‬sosyologlar, toplumbilimciler.
ictinâb (A.) [ ‫ ] اﺝﺘﻨﺎب‬kaçınma, uzak durma, çekinme.
ictinâb etmek kaçınmak, uzak durmak, çekinmek.
205

ictisâr (A.) [ ‫ ] اﺝﺘﺴﺎر‬yüreklenme, cesaret bulma.
ictisâr etmek cesaretlenmek, cesaret bulmak.
îd (A.) [ ‫ ] ﻋﻴﺪ‬bayram.
îd -i adhâ [ ‫ ] ﻋﻴﺪ اﺽﺤﯽ‬kurban bayramı.
îd -i fıtr [ ‫ ] ﻋﻴﺪ ﻓﻄﺮ‬ramazan bayramı, şeker bayramı.
idâme (A.) [ ‫ ] اداﻡﻪ‬devam ettirme, sürdürme.
idâme edilmek sürdürülmek, devam edilmek.
idâre (A.) [ ‫ ] ادارﻩ‬1.döndürme. 2.çekip çevirme, yönetme. 3.devlet dairesi.
4.yönetim.
idâre -i maslahat etmek işleri öyle veya böyle idare etmek.
idâre -i örfiyye [ ‫ ] ادارﻩ ﻋﺮﻓﻴﻪ‬sıkıyönetim.
idârehâne (A.-F.) [ ‫ ] ادارﻩ ﺧﺎﻥﻪ‬yönetim bürosu.
idârî (A.) [ ‫ ] اداری‬yönetimsel.
idbâr (A.) [ ‫ ] ادﺑﺎر‬talihsizlik.
iddiâ (A.) [ ‫ ] ادﻋﺎ‬1.düşüncesinde ısrar etme. 2.dava etme. 3.inat.
idhâl (A.) [ ‫ ] ادﺧﺎل‬1.içeri alma, sokma. 2.yurt dışından getirme, dışalım, ithal.
idhâl edilmek 1.içeri alınmak, sokulmak. 2.dışalım yapılmak.
idhâl etmek 1.içeri almak, sokmak. 2.yurt dışından getirmek, dışalım yapmak,
ithal etmek.
idhâlât (A.) [ ‫ ] ادﺧﺎﻻت‬ithalat, dışalım malları.
îdiyye (A.) [ ‫ ] ﻋﻴﺪیﻪ‬bayramlık, bayram bahşişi.
idmân (A.) [ ‫ ] ادﻡﺎن‬1.alıştırma. 2.spor, egzersiz.
idrâk (A.) [ ‫ ] ادراک‬1.kavrama, anlama. 2.erişme.
idrâk edilmek 1.kavranmak, anlaşılmak. 2.yaşanmak.
206

idrak etmek1.kavramak, anlamak. 2.yaşamak, görmek.
idrâr (A.) [ ‫ ] ادرار‬sidik.
îfâ (A.) [ ‫ ] ایﻔﺎ‬1.yapma, yerine getirme. 2.ödeme.
îfâ edilmek 1.yapılmak, yerine getirilmek. 2.ödenmek.
îfâ etmek 1.yapmak, yerine getirmek. 2.ödemek.
îfâ -yı vazife [ ‫ ] ایﻔﺎی وﻇﻴﻔﻪ‬görev yapma.
îfâ -yı vazife etmek görev yapmak, görevini yerine getirmek.
ifâdât (A.) [ ‫ ] اﻓﺎدات‬ifadeler.
ifâde (A.) [ ‫ ] اﻓﺎدﻩ‬söylem, anlatım, dile getirme.
ifâde edilmek anlatılmak, belirtilmek, dile getirilmek.
ifâde etmek anlatmak, belirtmek, dile getirmek.
ifâkat (A.) [ ‫ ] اﻓﺎﻗﺖ‬iyileşme.
ifâkat bulmak iyileşmek.
ifâze (A.) [ ‫ ] اﻓﺎﺽﻪ‬1.taşma. 2.bereketlendirme.
iffet (A.) [ ‫ ] ﻋﻔﺖ‬namusluluk, namus düşkünlüğü.
ifhâm (A.) [ ‫ ] اﻓﻬﺎم‬anlatma.
ifhâm etmek anlatmak.
iflâh (A.) [ ‫ ] اﻓﻼح‬rahata erme, kurtulma.
iflâh etmek ondurmak, dertten kurtarmak.
iflâh olmak iyileşmek, kurtulmak.
iflâs (A.) [ ‫ ] اﻓﻼس‬her şeyini yitirme, bitip tükenme.
ifnâ (A.) [ ‫ ] اﻓﻨﺎ‬yok etme.
ifrâğ (A.) [ ‫ ] اﻓﺮاغ‬dökme, boşaltma.

207

ifrât (A.) [ ‫ ] اﻓﺮاط‬aşırıya kaçma.
ifrâtkâr (A.-F.) [ ‫ ] اﻓﺮاﻃﮑﺎر‬aşırıya kaçan.
ifratperestî (A.) [ ‫ ] اﻓﺮاط ﭘﺮﺱﺘﯽ‬aşırıcılık.
ifrâz (A.) [ ‫ ] اﻓﺮاز‬1.parçalara bölme. 2.parselleme. 3.salgı.
ifraz edilmek salgılanmak, çıkarılmak.
ifrâzât (A.) [ ‫ ] اﻓﺮاﺽﺎت‬1.salgılar. 2.parsellemeler.
ifrît (A.) [ ‫ ] ﻋﻔﺮیﺖ‬mitolojik canavar.
ifsâd (A.) [ ‫ ] اﻓﺴﺎد‬1.bozma. 2.bozgunculuk yapma.
ifsâd etmek bozmak, fesada sürüklemek.
ifşâ (A.) [ ‫ ] اﻓﺸﺎ‬açığa vurma.
ifşâ edilmek açığa vurulmak.
ifşâ etmek açığa vurmak.
ifşâât (A.) [ ‫ ] اﻓﺸﺎﺁت‬açığa vurmalar.
iftâr (A.) [ ‫ ] اﻓﻄﺎر‬1.oruç açma. 2.Ramazan ayında verilen akşam yemeği.
iftâr etmek oruç açmak.
iftâriyye (A.) [ ‫ ] اﻓﻄﺎریﻪ‬iftarlık, iftar için hazırlanan yiyecek.
iftihâr (A.) [ ‫ ] اﻓﺘﺨﺎر‬övünme, kıvanma, kıvanç.
iftihar etmek övünmek, gurur duymak.
iftihâr etmek övünmek, kıvanç duymak.
iftikâr (A.) [ ‫] اﻓﺘﻘﺎر‬yoksulluk çekme.
iftirâ (A.) [ ‫ ] اﻓﺘﺮا‬birine işlemediği suçu yıkma.
iftirâk (A.) [ ‫ ] اﻓﺘﺮاق‬ayrılık.
iftirâs (A.) [ ‫ ] اﻓﺘﺮاس‬parçalama.

208

iftitâh (A.) [ ‫ ] اﻓﺘﺘﺎح‬1.açılış. 2.başlama.
iftizâh (A.) [ ‫ ] اﻓﺘﻀﺎح‬rezillik, skandal.
iğbirâr (A.) [ ‫ ] اﻏﺒﺮار‬kırılma, alınma, gücenme.
iğfâl (A.) [ ‫ ] اﻏﻔﺎل‬1.aldatma, kandırma. 2.ırza geçme.
iğfâl edilmek 1.aldatılmak, kandırılmak. 2.ırzına geçilmek.
iğfâl etmek 1.aldatmak, kandırmak. 2.ırzına geçmek.
iğlâk (A.) [ ‫ ] اﻏﻼق‬üstü kapalı konuşma.
iğlât (A.) [ ‫ ] اﻏﻼط‬yanıltma.
iğmâz (A.) [ ‫ ] اﻏﻤﺎض‬görmezden gelme, göz yumma.
iğnâ (A.) [ ‫ ] اﻏﻨﺎ‬zengin etme, kimseye muhtaç olmayacak hale getirme.
iğrâk (A.) [ ‫ ] اﻏﺮاق‬1.boğma. 2.abartma.
iğtinâm (A.) [ ‫ ] اﻏﺘﻨﺎم‬1.ganimet bilme. 2.ganimet alma.
iğtişâş (A.) [ ‫ ] اﻏﺘﺸﺎش‬karışıklık, kargaşa, anarşi.
iğtişâşât (A.) [ ‫ ] اﻏﺘﺸﺎﺵﺎت‬karışıklıklar, anarşiler.
iğvâ (A.) [ ‫ ] اﻏﻮا‬azdırma, ayartma.
iğvâ etmek azdırmak, ayartmak.
ihâle (A.) [ ‫ ] اﺣﺎﻝﻪ‬havale etme, bırakma.
îhâm (A.) [ ‫ ] ایﻬﺎم‬iki anlama gelen kelimenin uzak anlamını kasdetme.
ihânet (A.) [ ‫ ] اهﺎﻥﺖ‬hainlik.
ihâta (A.) [ ‫ ] اﺣﺎﻃﻪ‬1.kavrama. 2.kuşatma, sarma.
ihâta edilmek çevrelenmek, sarılmak, kuşatılmak.
ihâta etmek 1.kavramak. 2.kuşatmak, sarmak.
ihbâr (A.) [ ‫ ] اﺧﺒﺎر‬bildirme, haber verme.

209

ihbar etmek bildirmek, haber vermek.
ihbârnâme (A.-F.) [ ‫ ] اﺧﺒﺎرﻥﺎﻡﻪ‬bildiri kağıdı.
ihdâ (A.) [ ‫ ] اهﺪا‬hediye etme.
ihdâ edilmek hediye edilmek.
ihdâ etmek hediye etmek.
ihdâs (A.) [ ‫ ] اﺣﺪاث‬kurma, oluşturma, meydana getirme.
ihdâs edilmek kurulmak, oluşturulmak, meydana getirilmek.
ihdâs etmek kurmak, oluşturmak, meydana getirmek.
ihdas olunmak kurulmak, oluşturulmak, konulmak.
ihfâ (A.) [ ‫ ] اﺧﻔﺎ‬gizleme, saklama.
ihfâf (A.) [ ‫ ] اﺧﻔﺎف‬hafife alma.
ihkâk (A.) [ ‫ ] اﺣﻘﺎق‬hakkını verme.
ihkâk -ı hak [ ‫ ] اﺣﻘﺎق ﺣﻖ‬hakkını verme.
ihlâ (A.) [ ‫ ] اﺧﻼ‬boşaltma.
ihlâk (A.) [ ‫ ] اهﻼک‬helak etme, yok etme, öldürme.
ihlâl (A.) [ ‫ ] اﺧﻼل‬bozma, lekeleme, halel getirme.
ihlâl edilmek bozulmak, halel getirilmek.
ihlâl etmek bozmak, halel getirmek.
ihlâs (A.) [ ‫ ] اﺧﻼص‬içtenlik, dürüstlük.
ihmâl (A.) [ ‫ ] اهﻤﺎل‬önemsememe, savsaklatma.
ihmâlkâr (A.-F.) [ ‫ ] اهﻤﺎﻝﮑﺎر‬ihmalci.
ihrâc (A.) [ ‫ ] اﺧﺮاج‬1.çıkartma. 2.dışsatım, yurt dışına gönderme.
ihrâc edilmek 1.çıkarılmak. 2.dışsatım yapılmak, ihraç edilmek.

210

ihrâc etmek 1.çıkarmak. 2.dışsatım yapmak, ihraç etmek.
ihrac olunmak çıkarılmak.
ihrâcât (A.) [ ‫ ] اﺧﺮاﺝﺎت‬1.çıkarmalar. 2.dışsatımlar.
ihrâk (A.) [ ‫ ] اﺣﺮاق‬yakma.
ihrak edilmek yakılmak.
ihrak olunmak yakılmak.
ihrâm (A.) [ ‫ ] اﺣﺮام‬hac zamanı giyilen beyaz giysi.
ihrâz (A.) [ ‫ ] اﺣﺮاز‬kazanma, elde etme.
ihraz etmek kazanmak, elde etmek.
ihsâ (A.) [ ‫ ] اﺣﺼﺎ‬sayma.
ihsâî (A.) [ ‫ ] اﺣﺼﺎﺋﯽ‬sayım ile ilgili, istatistik.
ihsâiyyât (A.) [ ‫ ] اﺣﺼﺎﺋﻴﺎت‬istatistik.
ihsâiyye (A.) [ ‫ ] اﺣﺼﺎﺋﻴﻪ‬istatistik.
ihsân (A.) [ ‫ ] اﺣﺴﺎن‬1.bağış. 2.iyilik.
ihsâs (A.) [ ‫ ] اﺣﺴﺎس‬hissettirme.
ihtâr (A.) [ ‫ ] اﺧﻄﺎر‬uyarı, hatırlatma.
ihtâr edilmek uyarılmak, hatırlatılmak.
ihtâr etmek uyarmak, hatırlatmak.
ihticâc (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﺠﺎج‬kanıt gösterme.
ihtidâ (A.) [ ‫ ] اهﺘﺪا‬hidayete erme, müslüman olma.
ihtidâ etmek hidayete ermek, müslüman olmak.
ihtifâ (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﻔﺎ‬gizlenme.
ihtifâl (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﻔﺎل‬anma töreni.

211

ihtikâr (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﮑﺎر‬vurgun.
ihtilâc (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﻼج‬1.çırpınma. 2.seğirme.
ihtilâf (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﻼف‬uyuşmazlık.
ihtilâfat (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﻼﻓﺎت‬uyuşmazlıklar.
ihtilâl (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﻼل‬1.bozukluk, arıza. 2.ihtilal.
ihtilâlat (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﻼﻻت‬1.bozukluklar. 2.ihtilaller.
ihtilâm (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﻼم‬düşazma, şeytan aldatması.
ihtilâs (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﻼس‬zimmetine para geçirme, para çalma.
ihtilât (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﻼط‬1.karışma. 2.görüşme, kaynaşma.
ihtilât etmek karışmak.
ihtimâl (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﻤﺎل‬1.olasılık. 2.yüklenme. 3.belki.
ihtimal ki (A.-F.) [ ‫ ] اﺣﺘﻤﺎل ﮐﻪ‬belki de, muhtemelen.
ihtimal vermek sanmak, tahmin etmek.
ihtimâlât (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﻤﺎﻻت‬olasılıklar.
ihtimâm (A.) [ ‫ ] اهﺘﻤﺎم‬özen.
ihtinâk (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﻨﺎق‬boğulma.
ihtirâ (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﺮاع‬icat, buluş.
ihtirâat (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﺮاﻋﺎت‬buluşlar.
ihtirak (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﺮاق‬yanma.
ihtirâm (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﺮام‬saygı duyma, hürmet etme.
ihtirâmen (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﺮاﻡﺎ‬saygıyla, saygı duyarak.
ihtirâs (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﺮاص‬aşırı hırs.
ihtirâz (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﺮاز‬kaçınma, çekinme, uzak durma, geri durma.

212

ihtirâz etmek kaçınmak, çekinmek, uzak durmak, geri durmak.
ihtisâr (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﺼﺎر‬kısaltma, özetleme.
ihtisâr edilmek kısaltılmak, özetlenmek.
ihtisâr etmek kısaltmak, özetlemek.
ihtisâren (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﺼﺎرا‬özetle, kısaltarak, kısaca.
ihtisâs (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﺼﺎص‬uzmanlık.
ihtişâm (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﺸﺎم‬görkem.
ihtitâm (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﺘﺎم‬sona erme.
ihtivâ (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﻮا‬içerme.
ihtivâ etmek içermek.
ihtiyâc (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﻴﺎج‬1.gereksinim2.yoksulluk.
ihtiyâcât (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﻴﺎﺝﺎت‬gereksinimler.
ihtiyâl (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﻴﺎل‬hile yapma.
ihtiyâr (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﻴﺎر‬1.seçme. 2.seçilme. 3.seçme hakky. 4.yaşlı.
ihtiyârî (A.) [ ‫ ] اﺧﺘﻴﺎری‬kişisel seçime bağlı, isteğe bağlı.
ihtiyât (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﻴﺎط‬1.tedbirli davranış. 2.yedek.
ihtiyâten (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﻴﺎﻃﺎ‬tedbirli davranarak, ihtiyatlı olarak.
ihtiyatkâr (A.-F.) [ ‫ ] اﺣﺘﻴﺎط ﮐﺎر‬tedbirli, ihtiyatlı.
ihtizâr (A.) [ ‫ ] اﺣﺘﻀﺎر‬can çekişme.
ihtizâz (A.) [ ‫ ] اهﺘﺰاز‬titreme, titreyiş.
ihvân (A.) [ ‫ ] اﺧﻮان‬dostlar.
ihyâ (A.) [ ‫ ] اﺣﻴﺎ‬1.diriltme, yaşatma. 2.canlılık kazandırma. 3.geceyi ibadet
ederek geçirme.

213

ihyâ olunmak yaşatılmak, canlandırılmak.
ihzâr (A.) [ ‫ ] اﺣﻀﺎر‬1.çağırma, huzura getirme. 2.hazırlama. 3.hazırlanma.
ihzar etmek 1.hazırlamak. 2.getirmek.
ihzârî (A.) [ ‫ ] اﺣﻀﺎری‬hazırlayıcı.
ik’âd (A.) [ ‫ ] اﻗﻌﺎد‬oturtma.
îkâ (A.) [ ‫ ] ایﻘﺎ‬yapma.
îka etmek vermek, bırakmak.
ikâb (A.) [ ‫ ] ﻋﻘﺎب‬ceza.
ikâl (A.) [ ‫ ] ﻋﻘﺎل‬1.bağ. 2.köstek, pranga.
ikâme (A.) [ ‫ ] اﻗﺎﻡﻪ‬1.kaldırma. 2.oturma. 3.yerine koyma.
ikâme etmek yerine koymak.
ikâmet (A.) [ ‫ ] اﻗﺎﻡﺖ‬1.oturma. 2.namaza durma.
ikâmetgah (A.-F.) [ ‫ ] اﻗﺎﻡﺘﮕﺎﻩ‬oturma yeri.
îkâz (A.) [ ‫ ] ایﻘﺎظ‬1.uyandırma. 2.uyarma.
îkâz edilmek uyarılmak.
îkâz etmek uyarmak.
ikbâl (A.) [ ‫ ] اﻗﺒﺎل‬1.talih. 2.mutluluk.
ikdâm (A.) [ ‫ ] اﻗﺪام‬girişim.
iklîm (A.) [ ‫ ] اﻗﻠﻴﻢ‬1.ülke, yer, diyar. 2.coğrâfî yaşam koşulları.
ikmâl (A.) [ ‫ ] اﮐﻤﺎل‬1.tamamlama, bitirme. 2.bütünleme.
ikmâl edilmek tamamlanmak, bitirilmek.
ikmâl etmek tamamlamak, bitirmek.
iknâ (A.) [ ‫ ] اﻗﻨﺎع‬razı etme.

214

iknâ etmek razı etmek.
ikrâh (A.) [ ‫ ] اﮐﺮاﻩ‬tiksinme, iğrenme.
ikrâh etmek tiksinmek, iğrenmek.
ikrâhen (A.) [ ‫ ] اﮐﺮاهﺎ‬tiksinerek, iğrenerek.
ikrâm (A.) [ ‫ ] اﮐﺮام‬1.cömertlik. 2.sunma, armağan etme.
ikrâmiyye (A.) [ ‫ ] اﮐﺮاﻡﻴﻪ‬1.bahşiş. 2.ikrâm olarak verilen para veya eşya.
ikrâr (A.) [ ‫ ] اﻗﺮار‬1.itiraf. 2.dile getirme. 3.kabullenme.
ikrâr etmek 1.itiraf etmek. 2.dile getirmek. 3.kabullenmek.
ikrâz (A.) [ ‫ ] اﻗﺮاض‬borçlandırma, borç verme.
iksîr (A.) [ ‫ ] اﮐﺜﻴﺮ‬olağanüstü etkileri olan şurup.
iktibâs (A.) [ ‫ ] اﻗﺘﺒﺎس‬alıntı.
iktibâs edilmek alınmak.
iktibâs etmek alıntı yapmak, ödünç almak.
iktibâsât (A.) [ ‫ ] اﻗﺘﺒﺎﺱﺎت‬alıntılar.
iktidâ (A.) [ ‫ ] اﻗﺘﺪا‬uyma.
iktidâ etmek uymak.
iktidâr (A.) [ ‫ ] اﻗﺘﺪار‬1.güçlülük, kudret. 2.görev başındaki yönetim.
iktifâ (A.) [ ‫ ] اﮐﺘﻔﺎ‬yetinme.
iktifâ edilmek yetinilmek.
iktifâ etmek yetinmek.
iktihâl (A.) [ ‫ ] اﮐﺘﺤﺎل‬sürme çekme.
iktirâh (A.) [ ‫ ] اﻗﺘﺮاﻩ‬içinden gelerek konuşma.
iktirân (A.) [ ‫ ] اﻗﺘﺮان‬yakınlaşma, yaklaşma.

215

iktisâ (A.) [ ‫ ] اﮐﺘﺴﺎ‬giyinme, bürünme.
iktisâ etmek giymek
iktisâb (A.) [ ‫ ] اﮐﺘﺴﺎب‬kazanma, çalışarak kazanma.
iktisâb etmek kazanmak.
iktisâb eylemek kazanmak.
iktisâd (A.) [ ‫ ] اﻗﺘﺼﺎد‬1.tutum. 2.ekonomi.
iktisâdî (A.) [ ‫ ] اﻗﺘﺼﺎدی‬ekonomik.
iktisâdiyyât (A.) [ ‫ ] اﻗﺘﺼﺎدیﺎت‬ekonomi.
iktisâdiyyûn (A.) [ ‫ ] اﻗﺘﺼﺎدیﻮن‬iktisatçılar, ekonomistler.
iktisâr (A.) [ ‫ ] اﻗﺘﺼﺎر‬kısaltma.
iktitâf (A.) [ ‫ ] اﻗﺘﻄﺎف‬derme, devşirme, seçme.
iktizâ (A.) [ ‫ ] اﻗﺘﻀﺎ‬1.gerekme. 2.ihtiyaç.
iktizâ etmek gerekmek.
ilâ (A.) [ ‫– ] اﻝﯽ‬e kadar.
ilâc (A.) [ ‫ ] ﻋﻼج‬1.ilaç. 2.tedavi. 3.çare.
ilâcnâpezîr (A.-F.) [ ‫ ] ﻋﻼج ﻥﺎﭘﺬیﺮ‬tedavi edilmez.
ilâh (A.) [ ‫ ] اﻝﺦ‬ve benzerleri, ve diğerleri.
ilâh (A.) [ ‫ ] اﻝﻪ‬tanrı, ilah.
ilâhe (A.) [ ‫ ] اﻝﻬﻪ‬tanrıça.
ilâhî (A.) [ ‫ ] اﻝﻬﯽ‬1.tanrısal. 2.ilahî, dinî şarkı.
ilâhî (A.) [ ‫ ] اﻝﻬﯽ‬Tanrım.
ilâhiyyât (A.) [ ‫ ] اﻝﻬﻴﺎت‬tanrıbilim, teoloji.
ilânihâye (A.) [ ‫ ] اﻝﯽ ﻥﻬﺎیﻪ‬sonuna kadar.

216

ilâvât (A.) [ ‫ ] ﻋﻼوات‬ilaveler, ekler.
ilâve (A.) [ ‫ ] ﻋﻼوﻩ‬ek.
ilave etmek eklemek.
ilâveten (A.) [ ‫ ] ﻋﻼوة‬ek olarak, yanı sıra.
ilel (A.) [ ‫ ] ﻋﻠﻞ‬1.hastalıklar. 2.sebepler.
ilelebed (A.) [ ‫ ] اﻝﯽ اﻻﺑﺪ‬sonsuza dek.
ilgâ (A.) [ ‫ ] اﻝﻐﺎ‬lağvetme, kaldırma.
ilgâ eylemek lağvetmek, kaldırmak.
ilhâd (A.) [ ‫ ] اﻝﺤﺎد‬dinden çıkma, dinsizlik.
ilhâk (A.) [ ‫ ] اﻝﺤﺎق‬1.katma, karıştırma. 2.katılma.
ilhak olunmak katılmak.
ilhâm (A.) [ ‫ ] اﻝﻬﺎم‬esin.
ilhâmât (A.) [ ‫ ] اﻝﻬﺎﻡﺎت‬ilhamlar, esinler.
ilim (A.) [ ‫ ] ﻋﻠﻢ‬ilim.
ilkâ (A.) [ ‫ ] اﻝﻘﺎ‬atma, bırakma.
ilkâ etmek atmak.
ilkâh (A.) [ ‫ ] اﻝﻘﺎح‬aşılama, dölleme.
illâ (A.) [ ‫ ] اﻻ‬1. -den başka. 2.ille de, mutlaka. 3.yoksa, aksi takdirde.
illet (A.) [ ‫ ] ﻋﻠﺖ‬1.hastalık. 2.sebep.
illî (A.) [ ‫ ] ﻋﻠﯽ‬nedensel.
illiyyet (A.) [ ‫ ] ﻋﻠﻴﺖ‬nedensellik.
ilm (A.) [ ‫ ] ﻋﻠﻢ‬bilim.
ilmî (A.) [ ‫ ] ﻋﻠﻤﯽ‬bilimsel.

217

ilmiyye (A.) [ ‫ ] ﻋﻠﻤﻴﻪ‬din bilginleri.
ilsâk (A.) [ ‫ ] اﻝﺼﺎق‬bitiştirme, yapıştırma, kavuşturma.
iltibâs (A.) [ ‫ ] اﻝﺘﺒﺎس‬benzerlik.
ilticâ (A.) [ ‫ ] اﻝﺘﺠﺎ‬sığınma.
ilticâgâh (A.-F.) [ ‫ ] اﻝﺘﺠﺎﮔﺎﻩ‬sığınak, sığınma yeri.
iltifat (A.) [ ‫ ] اﻝﺘﻔﺎت‬1.dönme. 2.ilgi gösterme. 2.gönül alma.
iltihâb (A.) [ ‫ ] اﻝﺘﻬﺎب‬1.alevlenme. 2.yangı.
iltihak (A.) [ ‫ ] اﻝﺘﺤﺎق‬katılma.
iltihak etmek katılmak.
iltihâm (A.) [ ‫ ] اﻝﺘﻬﺎم‬yara kapanması.
iltimâs (A.) [ ‫ ] اﻝﺘﻤﺎس‬kayırma.
iltisâk (A.) [ ‫ ] اﻝﺘﺼﺎق‬kavuşma, yapışma.
iltisak etmek kavuşmak.
iltiyâm (A.) [ ‫ ] اﻝﺘﻴﺎم‬yara iyileşmesi.
iltizâm (A.) [ ‫ ] اﻝﺘﺰام‬1.gerekli görme. 2.taraf tutma.
iltizâz (A.) [ ‫ ] اﻝﺘﺬاذ‬lezzet alma.
ilzâm (A.) [ ‫ ] اﻝﺰام‬susturma.
îmâ (A.) [ ‫ ] ایﻤﺎ‬dolaylı anlatım, işaret.
îmâ etmek işaret etmek, göstermek.
imâd (A.) [ ‫ ] ﻋﻤﺎد‬direk.
imâl etmek yapmak.
imâle (A.) [ ‫ ] اﻡﺎﻝﻪ‬kısa heceyi uzun okuma.
imâm (A.) [ ‫ ] اﻡﺎم‬1.namaz kıldıran. 2.önder, lider. 3.Hz. Ali’nin soyundan gelen.

218

îmân (A.) [ ‫ ] ایﻤﺎن‬inanma.
iman etmek inanmak.
imâret (A.) [ ‫ ] ﻋﻤﺎرت‬1.aşevi. 2.bayındırlık.
imdâd (A.) [ ‫ ] اﻡﺪاد‬yardım isteme, imdat.
imhâ (A.) [ ‫ ] اﻡﺤﺎ‬1.yok etme. 2.yok edilme.
imhâ edilmek yok edilmek.
imhâ etmek yok etmek.
imkân (A.) [ ‫ ] اﻡﮑﺎن‬olanak.
imlâ (A.) [ ‫ ] اﻡﻼ‬1.doldurma. 2.yazı bilgisi. 3.yazı
imrâr (A.) [ ‫ ] اﻡﺮار‬geçirme.
imsâk (A.) [ ‫ ] اﻡﺴﺎک‬orucun başlangıç saati.
imsâkiyye (A.) [ ‫ ] اﻡﺴﺎﮐﻴﻪ‬oruca başlama ve oruç açma saatlerini gösteren
çizelge.
imtidad etmek uzanmak.
imtihân (A.) [ ‫ ] اﻡﺘﺤﺎن‬1.sınav. 2.deneme.
imtinâ (A.) [ ‫ ] اﻡﺘﻨﺎع‬kaçınma.
imtinâ etmek kaçınmak, geri durmak.
imtisâl (A.) [ ‫ ] اﻡﺘﺜﺎل‬1.boyun eğme. 2.verilen işi yapma.
imtiyâz (A.) [ ‫ ] اﻡﺘﻴﺎز‬1.ayrıcalık. 2.kapitülasyon.
imtizâc (A.) [ ‫ ] اﻡﺘﺰاج‬uyuşma, uzlaşma.
imtizâc etmek uyuşmak, uzlaşmak.
în (F.) [ ‫ ] ایﻦ‬bu.
in’âm (A.) [ ‫ ] اﻥﻌﺎم‬1.bağış, ihsan. 2.bahşiş.

219

in’ikâd (A.) [ ‫ ] اﻥﻌﻘﺎد‬1.bağlanma. 2.toplanma.
in’ikâs (A.) [ ‫ ] اهﻌﮑﺎس‬yanıyma.
in’itâf (A.) [ ‫ ] اﻥﻌﻄﺎف‬1.bükülme. 2.dönme.
in’itâf etmek çevrilmek, dönmek.
inâd (A.) [ ‫ ] ﻋﻨﺎد‬inat.
inân (A.) [ ‫ ] ﻋﻨﺎن‬dizgin.
inâre (A.) [ ‫ ] اﻥﺎرﻩ‬aydınlatma.
inâyât (A.) [ ‫ ] ﻋﻨﺎیﺎت‬iyilikler.
inâyet (A.) [ ‫ ] ﻋﻨﺎیﺖ‬iyilik.
incizâb (A.) [ ‫ ] اﻥﺠﺬاب‬cazibeye kapılma.
ind (A.) [ ‫ ] ﻋﻨﺪ‬1.kat. 2.görüş. 3.yan.
indî (A.) [ ‫ ] ﻋﻨﺪی‬kişisel, kişinin kendi kanısına dayanan.
indifâ (A.) [ ‫ ] اﻥﺪﻓﺎع‬püskürme.
indifâ etmek püskürmek.
ineb (A.) [ ‫ ] ﻋﻨﺐ‬üzüm.
infâk (A.) [ ‫ ] اﻥﻔﺎق‬geçindirme, nafakalandırma.
infâz (A.) [ ‫ ] اﻥﻔﺎذ‬uygulama, yerine getirme, yapma.
infiâl (A.) [ ‫ ] اﻥﻔﻌﺎل‬kırılma, gücenme.
infikâk (A.) [ ‫ ] اﻥﻔﮑﺎک‬ayrılış.
infilâk (A.) [ ‫ ] اﻥﻔﻼق‬patlama.
infirâd (A.) [ ‫ ] اﻥﻔﺮاد‬bir başına kalma.
infirâd ettirilmek bir başına bırakılmak.
infisâl (A.) [ ‫ ] اﻥﻔﺼﺎل‬ayrılma.

220

inhibât (A.) [ ‫ ] اﻥﻬﺒﺎط‬düşüş.
inhidâm (A.) [ ‫ ] اﻥﻬﺪام‬yıkılma.
inhilâl (A.) [ ‫ ] اﻥﺤﻼل‬1.çözülme, ayrışma. 2.dağılma.
inhimâk (A.) [ ‫ ] اﻥﻬﻤﺎک‬aşırı düşkünlük.
inhinâ (A.) [ ‫ ] اﻥﺤﻨﺎ‬1.eğri, yay. 2.kıvrılma, bükülme, yay şeklini alma.
inhirâf (A.) [ ‫ ] اﻥﺤﺮاف‬sapma.
inhiraf olunmak dönülmek.
inhisâf (A.) [ ‫ ] اﻥﺨﺴﺎف‬1.ay tutulması. 2.gelişimini yitirmek, parlaklığını
kaybetmek.
inhisâr (A.) [ ‫ ] اﻥﺤﺼﺎر‬tekel.
inhitat (A.) [ ‫ ] اﻥﺤﻄﺎط‬çöküş, düşüş.
inhizâm (A.) [ ‫ ] اﻥﻬﺰام‬bozguna uğrama.
inkâr (A.) [ ‫ ] اﻥﮑﺎر‬yadsıma, reddetme.
inkâr edilmek yadsınmak.
inkâr etmek yadsımak.
inkılâb (A.) [ ‫ ] اﻥﻘﻼب‬1.devrim. 2.değişim, dönüşüm.
inkılâb etmek dönüşmek.
inkırâz bulmak tükenmek, çökmek.
inkıtâ (A.) [ ‫ ] اﻥﻘﻄﺎع‬kesilme, kesintiye uğrama.
inkıyâd (A.) [ ‫ ] اﻥﻘﻴﺎد‬bağlanma, boyun eğme.
inkızâ (A.) [ ‫ ] اﻥﻘﻀﺎ‬geçip gitme.
inkibâz (A.) [ ‫ ] اﻥﻘﺒﺎض‬kabızlık.
inkirâz (A.) [ ‫ ] اﻥﻘﺮاض‬çökme, tükeniş.

221

inkisâm (A.) [ ‫ ] اﻥﻘﺴﺎم‬bölünme.
inkisâm etmek bölünmek.
inkisâr (A.) [ ‫ ] اﻥﮑﺴﺎر‬1.ilenme, beddua etme. 2.kırılma.
inkişâf (A.) [ ‫ ] اﻥﮑﺸﺎف‬1.ortaya çıkma. 2.gelişim, gelişme.
inkişaf bulmak gelişmek.
inkişaf etmek gelişmek.
insâf (A.) [ ‫ ] اﻥﺼﺎف‬acıma.
insânî (A.) [ ‫ ] اﻥﺴﺎﻥﯽ‬1.insanlık. 2.insan ile ilgili.
insaniyu’l-merkez (A.) [ ‫ ] اﻥﺴﺎﻥﯽ اﻝﻤﺮﮐﺰ‬insan merkezli.
insâniyyet (A.) [‫ ]اﻥﺴﺎﻥﻴﺖ‬insanlık.
insibab etmek dökülmek.
insicâm (A.) [ ‫ ] اﻥﺴﺠﺎم‬düzen, sıra.
insiyâk (A.) [ ‫ ] اﻥﺴﻴﺎق‬içgüdü.
insiyâkî (A.) [ ‫ ] اﻥﺴﻴﺎﻗﯽ‬içgüdüsel.
insücin (A.) [ ‫ ] اﻥﺲ و ﺝﻦ‬insanlar ve cinler.
inşâ (A.) [ ‫ ] اﻥﺸﺎ‬1.yapma. 2.güzel yazı yazma. 3.kompozisyon.
inşiâb (A.) [ ‫ ] اﻥﺸﻌﺎب‬1.bölünme. 2.dallanma.
inşikâk (A.) [ ‫ ] اﻥﺸﻘﺎق‬yarılma, bölünme.
inşikâk etmek yarılmak, bölünmek.
inşirâh (A.) [ ‫ ] اﻥﺸﺮاح‬açılma, ferahlama.
intâc (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﺎج‬1.sonuçlandırma. 2.doğurma.
intâc etmek 1.sonuçlandırmak. 2.doğurmak.
intâk (A.) [ ‫ ] اﻥﻄﺎق‬konuşturma.

222

intânî (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﺎﻥﯽ‬mikroplu.
intibâ (A.) [ ‫ ] اﻥﻄﺒﺎع‬1.izlenim. 2.basılma.
intibâh (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﺒﺎﻩ‬uyanış.
intibâk (A.) [ ‫ ] اﻥﻄﺒﺎق‬uyum.
intifâ (A.) [ ‫ ] اﻥﻄﻔﺎ‬ateşin sönmesi.
intifâ’ (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﻔﺎع‬yararlanma.
intihâ (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﻬﺎ‬1.son. 2.sona erme.
intihâb (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﺨﺎب‬1.seçme. 2.seçilme. 3.seçim.
intihâb edilmek seçilmek.
intihab eylemek seçmek.
intihâbât (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﺨﺎﺑﺎت‬seçimler.
intihâl (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﺤﺎل‬bir başkasının eserini sahiplenme.
intihâr (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﺤﺎر‬kendini öldürme, canına kıyma.
intihâr etmek kendini öldürmek, canına kıymak.
intikâd (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﻘﺎد‬eleştiri, tenkit.
intikâl (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﻘﺎل‬1.göçme, taşınma. 2.kavrama. 3.miras geçmesi.
intikal etmek geçmek
intikâm (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﻘﺎم‬öc.
intikam almak öc almak.
intikâmcû (A.-F.) [ ‫ ] اﻥﺘﻘﺎم ﺝﻮ‬intikamcı.
intisâb (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﺴﺎب‬1.bir yere mensup olma. 2.bir yere bağlanma, bir yerde
çalışmaya başlama.
intişâr (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﺸﺎر‬1.yayılma. 2.yayınlanma. 3.üreme.

223

intişâr etmek 1.yayılmak. 2.yayınlanmak.
intizâ’ (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﺰاع‬söküp alma.
intizâm (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﻈﺎم‬düzen.
intizamperver (A.-F.) [ ‫ ] اﻥﺘﻈﺎم ﭘﺮور‬düzeni seven, düzenli, tertipli.
intizâr (A.) [ ‫ ] اﻥﺘﻈﺎر‬bekleme, bekleyiş.
intizâr etmek beklemek.
inzâl (A.) [ ‫ ] اﻥﺰال‬indirme.
inzibât (A.) [ ‫ ] اﻥﻀﺒﺎط‬zapturapt altında bulunma, düzen.
inzimâm (A.) [ ‫ ] اﻥﻀﻤﺎم‬eklenme.
inzivâ (A.) [ ‫ ] اﻥﺰوا‬köşesine çekilme, tek başına yaşama.
inzivagâh (A.-F.) [ ‫ ] اﻥﺰواﮔﺎﻩ‬köşeye çekilme yeri, inziva yeri.
irâ’e (A.) [ ‫ ] اراﺋﻪ‬gösterme.
irâ’e etmek göstermek.
îrâd (A.) [ ‫ ] ایﺮاد‬1.getirme, söyleme. 2.gelir, kazanç.
irâde (A.) [ ‫ ] ارادﻩ‬1.istek. 2.buyruk.
irâdet (A.) [ ‫ ] ارادت‬isteme, istek.
îrânî (F.) [ ‫ ] ایﺮاﻥﯽ‬İranlı.
ircâ’ (A.) [ ‫ ] ارﺝﺎع‬eski haline döndürme, çevirme.
ircâ’ etmek döndürmek, çevirmek.
irfân (A.) [ ‫ ] ﻋﺮﻓﺎن‬1.bilme. 2.kültür.
irfanperver (A.-F.) [ ‫ ] ﻋﺮﻓﺎن ﭘﺮور‬kültürlü.
irs (A.) [ ‫ ] ارث‬1.miras. 2.soyaçekim, kalıtım.
irsâl (A.) [ ‫ ] ارﺱﺎل‬gönderme.

224

irsen (A.) [ ‫ ] ارﺛﺎ‬kalıtımsal, miras yoluyla.
irsî (A.) [ ‫ ] ارﺛﯽ‬kalıtımsal.
irsiyyet (A.) [ ‫ ] ارﺛﻴﺖ‬kalıtımsallık, irsîlik.
irşâd (A.) [ ‫ ] ارﺵﺎد‬hidayete erdirme, doğru yolu gösterme.
irşâd etmek hidayete erdirmek, doğru yolu göstermek.
irtiâş (A.) [ ‫ ] ارﺕﻌﺎش‬titreme.
irtibât (A.) [ ‫ ] ارﺕﺒﺎط‬bağlantı, ilişki, ilgi.
irticâ (A.) [ ‫ ] ارﺕﺠﺎع‬1.geriye dönüş. 2.gericilik.
irticakâr (A.-F.) [ ‫ ] ارﺕﺠﺎﻋﮑﺎر‬gerici.
irticâlen (A.) [ ‫ ] ارﺕﺠﺎﻻ‬düşünmeden söyleyerek.
irtidâd (A.) [ ‫ ] ارﺕﺪاد‬dinden çıkma.
irtifâ (A.) [ ‫ ] ارﺕﻔﺎع‬yükseklik.
irtihâl (A.) [ ‫ ] ارﺕﺤﺎل‬1.göçme. 2.ölüm.
irtihâl etmek ölmek.
irtikâ (A.) [ ‫ ] ارﺕﻘﺎ‬1.yükselme. 2.yüksek mevkiye gelme.
irtikâb (A.) [ ‫ ] ارﺕﮑﺎب‬suç işleme.
irtisam etmek resmedilmek, izi düşmek.
irtişâ (A.) [ ‫ ] ارﺕﺸﺎ‬rüşvet yeme.
irtizâk (A.) [ ‫ ] ارﺕﺰاق‬rızıklanma.
irzâ (A.) [ ‫ ] ارﺽﺎ‬ikna etme, razı etme.
irzâ’ (A.) [ ‫ ] ارﺽﺎع‬emzirme, süt verme.
is’âd (A.) [ ‫ ] اﺹﻌﺎد‬yükseltme.
is’âd etmek yükseltmek, çıkartmak.

225

is’âd olunmak yükseltilmek.
is’af olunmak yerine getirilmek.
is’âr (A.) [ ‫ ] اﺱﻌﺎر‬fiyat belirleme.
isâbet (A.) [ ‫ ] اﺹﺎﺑﺖ‬rastgelme. 2.tutarlılık.
isâet (A.) [ ‫ ] اﺱﺎﺋﺖ‬kötülük etme.
îsâl (A.) [ ‫ ] ایﺼﺎل‬kavuşturma, ulaştırma.
isâl etmek ulaştırmak.
isâle (A.) [ ‫ ] اﺱﺎﻝﻪ‬akıtma.
isbât (A.) [ ‫ ] اﺛﺒﺎت‬kanıtlama.
isbât -ı vücûd etmek bir yerde bulunmak, varlığını göstermek.
îsevî (A.) [ ‫ ] ﻋﻴﺴﻮی‬Hıristiyan.
îseviyyet (A.) [ ‫ ] ﻋﻴﺴﻮیﺖ‬Hıristiyanlık.
isfenc (F.) [ ‫ ] اﺱﻔﻨﺞ‬sünger.
ishâl (A.) [ ‫ ] اﺱﻬﺎل‬sürgün, cırcır olma.
iskân (A.) [ ‫ ] اﺱﮑﺎن‬1.yerleştirme. 2.yerleştirilme.
iskân edilmek yerleştirilmek.
iskân etmek yerleştirmek.
iskat (A.) [ ‫ ] اﺱﻘﺎط‬düşürme.
iskât (A.) [ ‫ ] اﺱﮑﺎت‬susturma.
iskât etmek susturmak.
islâm (A.) [ ‫ ] اﺱﻼم‬1.müslümanlık. 2.müslüman.
islâmiyyet (A.) [ ‫ ] اﺱﻼﻡﻴﺖ‬müslümanlık.
ism (A.) [ ‫ ] اﺱﻢ‬ad.

226

ismet (A.) [ ‫ ] ﻋﺼﻤﺖ‬1.masumluk. 2.haramdan kaçınma.
isnâ’aşer (A.) [ ‫ ] اﺛﻨﯽ ﻋﺸﺮ‬oniki.
isnâd (A.) [ ‫ ] اﺱﻨﺎد‬1.dayama, yükleme. 2.iftira.
isneyn (A.) [ ‫ ] اﺛﻨﻴﻦ‬pazartesi.
isrâf (A.) [ ‫ ] اﺱﺮاف‬savurganlık.
istî’âb (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻴﻌﺎب‬kapasite, alım gücü, sığıdırma.
isti’câl (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻌﺠﺎل‬aceleci davranış.
isti’fâ (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻌﻔﺎ‬1.affını isteme. 2.görevinden ayrılma.
isti’kâf (A.) [ ‫ ] اﺱﻌﮑﺎف‬bir yere kapanma.
isti’lâm (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻌﻼم‬bilgi isteme.
isti’mâl (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻌﻤﺎل‬1.kullanma. 2.kullanılma. 3.yapılma.
isti’mâl edilmek kullanılmak.
isti’mâl etmek kullanmak.
istiâne (a.) [ ‫ ] اﺱﺘﻌﺎﻥﻪ‬yardım isteme.
istiâne olunmak yardım istenmek.
istib’âd (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺒﻌﺎد‬uzak görme.
istibdâd (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺒﺪاد‬baskı rejimi.
istibdâdkâr (A.-F.) [ ‫ ] اﺱﺘﺒﺪادﮐﺎر‬baskıcı.
isticâbet (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺠﺎﺑﺖ‬kabul edilme.
isticvâb etmek sorgulamak.
istid’â (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺪﻋﺎ‬1.dilekçe. 2.yalvararak isteme.
istid’ânâme (A.-F.) [ ‫ ] اﺱﺘﺪﻋﺎﻥﺎﻡﻪ‬dilekçe.
istîdâd (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻌﺪاد‬yetenek.

227

istidlâl (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺪﻻل‬delil ile hüküm çıkarma, akıl yürütme, delillerin ışığında
yargıda bulunma.
istifâdebahş (A.-F.) [ ‫ ] اﺱﺘﻔﺎدﻩ ﺑﺨﺶ‬yararlı.
istifhâm (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻔﻬﺎم‬1.sorma. 2.soru işareti.
istifrâğ (A.) [‫ ]اﺱﺘﻔﺮاغ‬kusma.
istifrâğ etmek kusmak.
istifsâr etmek açıklama istemek.
istigâse (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻐﺎﺛﻪ‬yardım isteme.
istiğnâ (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻐﻨﺎ‬1.kimseye muhtaç olmama. 2.eyvallah etmeme.
3.tokgözlülük.
istiğrâk (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻐﺮاق‬1.dalma, gömülme. 2.boğulma. 3.kendinden geçme.
istihâle (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺤﺎﻝﻪ‬1.başkalaşım, değişim. 2.imkansızlık.
istihâre (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺨﺎرﻩ‬bir işin nasıl sonuçlanacağını anlamak için ibadetten
sonra uykuya yatma.
istihâse (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺤﺎﺛﻪ‬fosilleşme.
istihbâr (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺨﺒﺎر‬duyum, haber alma.
istihbârât (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺨﺒﺎرات‬duyumlar, haber almalar.
istihdâf (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻬﺪاف‬hedef edinme.
istihdaf eylemek hedef edinmek.
istihdâm (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺨﺪام‬hizmete alma.
istihfâf (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺨﻔﺎف‬hafife alma, küçümseme.
istihfâfkâr (A.-F.) [ ‫ ] اﺱﺘﺨﻔﺎﻓﮑﺎر‬hafife alan, küçümseyen.
istihfafkârlık (A.-F.-T.) küçümseme, hafife alma.
istihkak (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺤﻘﺎق‬1.hak etme. 2.hak edilmiş şey.
228

istihkâm (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺤﮑﺎم‬1.sağlamlık. 2.siper.
istihkâr (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺤﻘﺎر‬aşağılama.
istihlâk (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻬﻼک‬tüketim.
istihlâk etmek tüketmek, harcamak.
istihmâm (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺤﻤﺎم‬banyo yapma, yıkanma.
istihrâc (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺨﺮاج‬1.çıkarma. 2.hüküm çıkarma. 3.anket.
istihrâc etmek çıkarmak.
istihsâl (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺤﺼﺎل‬1.elde etme. 2.elde edilme. 3.üretim.
istihsân (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺤﺴﺎن‬güzel bulma, beğenme.
istihyâ (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺤﻴﺎ‬utanma.
istihzâ (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻬﺰا‬alay.
istihzâ etmek alay etmek.
istihzâr (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺤﻀﺎر‬1.hazırlama. 2.hazırlanma. 2.huzura çağırma.
istikâmet (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻘﺎﻡﺖ‬1.doğruluk. 2.dürüstlük. 3.yön.
istikamet vermek yön vermek.
istikbâh (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻘﺒﺎح‬ayıplama.
istikbâl (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻘﺒﺎل‬1.karşılama. 2.gelecek. 3.kıbleye dönme.
istikbal etmek karşılamak.
istikbâr (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﮑﺒﺎر‬büyüklenme.
istikfâf (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﮑﻔﺎف‬yetinme.
istiklâl (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻘﻼل‬bağımsızlık.
istikmâl (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﮑﻤﺎل‬tamamlama.
istikrâh (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﮑﺮاﻩ‬iğrenme, tiksinme.

229

istikrâh etmek iğrenmek, tiksinmek.
istikrâr (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻘﺮار‬kararlılık.
istikrâz (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻘﺮاض‬borçlanma.
istikşâf (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﮑﺸﺎف‬keşif çalışması yapma.
istîlâ (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻴﻼ‬yayılma, ele geçirme.
istîlâ etmek yayılmak, ele geçirmek.
istilzâm (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻠﺰام‬gerekme, gerektirme.
istilzâm etmek gerekmek, gerektirmek.
istilzâm eylemek gerektirmek.
istimâ’ (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻤﺎع‬dinleme, kulak verme.
istimâ’ etmek kulak vermek, dinlemek.
istimdâd (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻤﺪاد‬yardım isteme.
istimhâl (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻤﻬﺎل‬ek süre isteme.
istimlâk (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻤﻼک‬kamulaştırma.
istimlâk edilmek kamulaştırılmak.
istimlâk etmek kamulaştırmak.
istimnâ’ (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻤﻨﺎء‬mastürbasyon.
istimrâr (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻤﺮار‬süreklilik.
istinâd (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻨﺎد‬1.dayanma. 2.güvenme.
istinâd etmek dayanmak.
istinâden (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻨﺎدا‬1.dayanarak. 2.güvenerek.
istinadgâh (A.-F.) [ ‫ ] اﺱﺘﻨﺎدﮔﺎﻩ‬dayanak.

230

istînâf (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻴﻨﺎف‬üst mahkemeye başvurarak alt mahkemenin kararının
feshini isteme.
istinbât (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻨﺒﺎط‬anlam çıkarma, hüküm çıkarma.
istinkâf (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻨﮑﺎف‬çekimserlik.
istinkâf etmek çekimser kalmak.
istinşâk (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻨﺸﺎق‬buruna su çekme.
istintâk (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻨﻄﺎق‬sorgulama.
istintâk etmek sorgulamak, sorguya çekmek.
istirâhat (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺮاﺣﺖ‬dinlenme.
istirâhat etmek dinlenmek.
istirâk-ı sem’ etmek kulak misafiri olmak.
istirdâd (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺮداد‬geri isteme, geri alma.
istirdâd edilmek geri alınmak.
istirdâd etmek geri almak.
istirhâm (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺮﺣﺎم‬rica etme, yalvararak isteme.
istirhâm etmek rica etmek, yalvararak istemek.
istirhamkâr (A.-F.) [ ‫ ] اﺱﺘﺮﺣﺎﻡﮑﺎر‬yalvarırcasına.
istirkab etmek çekememek.
istiskâ (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺴﻘﺎ‬1.yağmur duasına çıkma. 2.vücutta su toplanması.
istiskâl (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺜﻘﺎل‬hoş karşılamama, yüz vermeme.
istisnâ (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺜﻨﺎ‬kural dışı.
istisnâ’î (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺜﻨﺎﺋﯽ‬kural dışı.
istişâre (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺸﺎرﻩ‬danışma.

231

istişâre etmek danışmak.
istişhâd (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺸﻬﺎد‬1.kanıt gösterme. 2.örnek verme.
istişhâd yapmak örnek vermek.
istitâat (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻄﺎﻋﺖ‬güç.
istitâr (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﺘﺎر‬örtünme.
istitrâden (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻄﺮادا‬sırası gelmişken.
istivâ (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻮا‬1.eşitlik. 2.düzlük.
istiz’âf (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻀﻌﺎف‬zayıf düşürme, zayıf görme.
istîzâh (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻴﻀﺎح‬gensoru.
istîzân (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻴﺬان‬izin isteme.
isyân (A.) [ ‫ ] ﻋﺼﻴﺎن‬başkaldırı.
îş (A.) [ ‫ ] ﻋﻴﺶ‬1.yaşama. 2.eğlenme, gününü gün etme.
iş’âr (A.) [ ‫ ] اﺵﻌﺎر‬bildirme, gösterme.
işâa (A.) [ ‫ ] اﺵﺎﻋﻪ‬duyurma, yayma.
işârât (A.) [ ‫ ] اﺵﺎرات‬işaretler.
işâret (A.) [ ‫ ] اﺵﺎرت‬1.gösterme. 2.alamet. 3.iz.
işâreten (A.) [ ‫ ] اﺵﺎرة‬işaret ederek.
işbâ’ (A.) [ ‫ ] اﺵﺒﺎع‬1.doyurma. .doldurma.
işgâl (A.) [ ‫ ] اﺵﻐﺎل‬1.meşgul etme. 2.ele geçirme.
işgal etmek 1.meşgul etmek. 2.ele geçirmek.
işhâd (A.) [ ‫ ] اﺵﻬﺎد‬tanık getirme.
işkence (F.) [ ‫ ] اﺵﮑﻨﺠﻪ‬acı verme, eziyet etme.
işmi’zâz (A.) [ ‫ ] اﺵﻤﺌﺰاز‬1.surat ekşitme. 2.ürperme.

232

işrâk (A.) [ ‫ ] اﺵﺮاق‬1.doğma. 2.aydınlatma.
işrâkî (A.) [ ‫ ] اﺵﺮاﻗﯽ‬Pisagorcu.
işret (A.) [ ‫ ] ﻋﺸﺮت‬1.içki. 2.içki alemi.
işrîn (A.) [ ‫ ] ﻋﺸﺮیﻦ‬yirmi.
iştiâl (A.) [ ‫ ] اﺵﺘﻌﺎل‬alevlenme, yalazlanma, parlama, tutuşma.
iştibâh (A.) [ ‫ ] اﺵﺘﺒﺎﻩ‬kuşkuya düşme.
iştigâl (A.) [ ‫ ] اﺵﺘﻐﺎل‬uğraşı.
iştigâl etmek uğraşmak, meşgul olmak.
iştihâ (A.) [ ‫ ] اﺵﺘﻬﺎ‬iştah.
iştihâengîz (A.) [ ‫ ] اﺵﺘﻬﺎ اﻥﮕﻴﺰ‬iştah açıcı, iştah verici.
iştihâr (A.) [ ‫ ] اﺵﺘﻬﺎر‬meşhur olma.
iştihâr etmek meşhur olmak.
iştikâk (A.) [ ‫ ] اﺵﺘﻘﺎق‬türeme.
iştimâl (A.) [ ‫ ] اﺵﺘﻤﺎل‬kapsama.
iştirâ (A.) [ ‫ ] اﺵﺘﺮا‬satın alma.
iştirâ etmek satın almak.
iştirâk (A.) [ ‫ ] اﺵﺘﺮاک‬1.katılım. 2.ortaklık.
iştirâkiyye (A.) [ ‫ ] اﺵﺘﺮاﮐﻴﻪ‬komünizm.
iştiyâk (A.) [ ‫ ] اﺵﺘﻴﺎق‬şevklenme, şevk duyma.
îşü nûş etmek yiyip içmek, gününü gün etmek.
işve (A.) [ ‫ ] ﻋﺸﻮﻩ‬cilve, naz, eda.
işvebâz (A.-F.) [ ‫ ] ﻋﺸﻮﻩ ﺑﺎز‬işveli.
işveger (A.-F.) [ ‫ ] ﻋﺸﻮﻩ ﮔﺮ‬işveli.

233

işvekâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻋﺸﻮﻩ ﮐﺎر‬işveli, şivekâr.
it’âm (A.) [ ‫ ] اﻃﻌﺎم‬doyurma, yemek verme.
itâat (A.) [ ‫ ] اﻃﺎﻋﺖ‬uyma, boyun eğme.
itâat etmek uymak, boyun eğmek.
itâb (A.) [ ‫ ] ﻋﺘﺎب‬azarlama, paylama, çıkışma.
itâle (A.) [ ‫ ] اﻃﺎﻝﻪ‬uzatma.
itbâ (A.) [ ‫ ] اﺕﺒﺎع‬tabi kılma.
itfâ (A.) [ ‫ ] اﻃﻔﺎ‬söndürme.
itfâ etmek söndürmek.
itfâiyye (A.) [ ‫ ] اﻃﻔﺎﺋﻴﻪ‬yangın söndürme teşkilatı.
ithâf (A.) [ ‫ ] اﺕﺤﺎف‬1.hediye etme. 2.eser sahibinin eserini birine veya bir
kuruluşa manen hediye etmesi.
ithâm (A.) [ ‫ ] اﺕﻬﺎم‬suçlama, töhmet altında bırakma.
itham etmek suçlamak.
itibâr (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﺒﺎر‬saygınlık.
itibar etmek 1.değerlendirmek, dikkate almak.
itibâren (A.) [ ‫– ] اﻋﺘﺒﺎرا‬den beri.
itibârî (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﺒﺎری‬1.göz kararı. 2.var sayılan.
itibariyle (A.-T.) bakımından.
itidâl (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﺪال‬denge, ölçülü olma.
itikâd (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﻘﺎد‬inanç.
itikâd etmek inanmak.
itikâdât (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﻘﺎدات‬inançlar.

234

itikadiyât (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﻘﺎدیﺎت‬inançla ilgili şeyler.
itikadperverlik (A.-F.-T.) inanç besleme.
itilâf (A.) [ ‫ ] اﺋﺘﻼف‬1.uzlaşma, görüş birliğine varma. 2.alışma.
itilafkâr (A.-F.) [ ‫ ] اﺋﺘﻼﻓﮑﺎر‬uzlaştırıcı, birleştirici.
itimâd (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﻤﺎد‬güven.
itimâd edilmek güvenilmek.
itimâd etmek güvenmek.
itimâden (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﻤﺎدا‬güvenerek.
itimâdnâme (A.-F.) [ ‫ ] اﻋﺘﻤﺎدﻥﺎﻡﻪ‬güven mektubu.
itinâ (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﻨﺎ‬özen.
itinâ edilmek özen gösterilmek.
itinâ etmek özen göstermek.
itinakâr (A.-F.) [ ‫ ] اﻋﺘﻨﺎﮐﺎر‬özen gösteren, itinalı.
itirâf (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﺮاف‬1.sakladığı şeyi söyleme. 2.hakkın verme.
itisâf (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﺴﺎف‬yolsuzluk.
itiyâd (A.) [ ‫ ] اﻋﺘﻴﺎد‬alışkanlık.
itiyâd kesb etmek alışkanlık kazanmak.
itizâm -ı mâ lâ yelzem [ ‫ ] اﻝﺘﺰام ﻡﺎ ﻻ یﻠﺰم‬abesle iştigal etmek.
itkân (A.) [ ‫ ] اﺕﻘﺎن‬1.emin olma. 2.sağlamlaştırma.
itlâf (A.) [ ‫ ] اﺕﻼف‬öldürme, telef etme, ortadan kaldırma.
itmâm (A.) [ ‫ ] اﺕﻤﺎم‬tamamlama, bitirme.
itmâm edilmek tamamlanmak, bitirilmek.
itmâm etmek tamamlamak, bitirmek.

235

itmînân (A.) [ ‫ ] اﻃﻤﻴﻨﺎن‬emin olma, kendine güvenme.
ittibâ (A.) [ ‫ ] اﺕﺒﺎع‬uyma, izleme.
ittibâ etmek uymak, izlemek.
ittibâen (A.) [ ‫ ] اﺕﺒﺎﻋﺎ‬uyarak, izleyerek, ardından giderek.
ittifâk (A.) [ ‫ ] اﺕﻔﺎق‬birleşme.
ittifâken (A.) [ ‫ ] اﺕﻔﺎﻗﺎ‬tesadüfen, rastgele.
ittifâkî (A.) [ ‫ ] اﺕﻔﺎﻗﯽ‬tesadüfî.
ittihâd (A.) [ ‫ ] اﺕﺤﺎد‬birlik.
ittihâd -ı islâm [ ‫ ] اﺕﺤﺎد اﺱﻼم‬panislamizm.
ittihâm (A.) [ ‫ ] اﺕﻬﺎم‬töhmet altında kalma.
ittihâz (A.) [ ‫ ] اﺕﺨﺎذ‬1.alma. 2.kabul etme. 3.kullanma. 4.değerlendirme.
ittihâz edilmek 1.alınmak. 2.kabul edilmek. 3.kullanılmak. 4.değerlendirilmek.
ittihâz etmek 1.almak. 2.kabul etmek. 3.kullanmak. 4.değerlendirmek.
ittikâ (A.) [ ‫ ] اﺕﮑﺎ‬dayanma, yaslanma.
ittikâ etmek dayanmak, yaslanmak.
ittisâ (A.) [ ‫ ] اﺕﺴﺎع‬1.genişlik. 2.genişleme.
ittisâl (A.) [ ‫ ] اﺕﺼﺎل‬1.birleşme, kavuşma. 2.bitişik.
ityân (A.) [ ‫ ] اﺕﻴﺎن‬getirme.
ivaz (A.) [ ‫ ] ﻋﻮض‬karşılık, bedel.
ivazan (A.) [ ‫ ] ﻋﻮﺽﺎ‬karşılığında, karşılık olarak.
iyâbüzihâb (A.) [ ‫ ] ﻋﻴﺎب و ذهﺎب‬gidiş geliş.
iyâl (A.) [ ‫ ] ﻋﻴﺎل‬hanım, eş.
iyân (A.) [ ‫ ] ﻋﻴﺎن‬açık, ayan beyan.

236

iz’âc etmek rahatsız etmek.
iz’âf (A.) [ ‫ ] اﺽﻌﺎف‬zayıflatma.
iz’ân (A.) [ ‫ ] اذﻋﺎن‬1.kavrayış. 2.terbiye.
iz’ân etmek akıl etmek.
izâbe (A.) [ ‫ ] اذاﺑﻪ‬eritme.
izâe (A.) [ ‫ ] اﺽﺎﺋﻪ‬aydınlatma.
izâfe (A.) [ ‫ ] اﺽﺎﻓﻪ‬ekleme.
izâfet (A.) [ ‫ ] اﺽﺎﻓﺖ‬1.ilgi, bağ. 2.tamlama.
izâfeten (A.) [ ‫ ] اﺽﺎﻓﺔ‬ek olarak, yanı sıra.
izâfî (A.) [ ‫ ] اﺽﺎﻓﯽ‬göreceli.
izâfiyyet (A.) [ ‫ ] اﺽﺎﻓﻴﺖ‬görecelilik.
îzâh (A.) [ ‫ ] ایﻀﺎح‬açıklama.
îzâh edilmek açıklanmak.
îzâh etmek açıklamak.
îzâhât (A.) [ ‫ ] ایﻀﺎﺣﺎت‬açıklamalar.
îzâhât vermek açıklamada bulunmak, açıklama yapmak.
îzâhen (A.) [ ‫ ] ایﻀﺎﺣﺎ‬açıklayarak.
izâle (A.) [ ‫ ] ازاﻝﻪ‬1.yok etme. 2.giderme.
izâle edilmek 1.yok edilmek. 2.giderilmek.
izâle etmek 1.yok etmek. 2.gidermek.
izâm (A.) [ ‫ ] ﻋﻈﺎم‬büyükler, ulular.
izâr (A.) [ ‫ ] ازار‬peştemal.
izâr (A.) [ ‫ ] ﻋﺬار‬yanak.

237

izdihâm (A.) [ ‫ ] ازدﺣﺎم‬aşırı kalabalık, aşırı yığılma.
izdivâc (A.) [ ‫ ] ازدواج‬evlilik.
izdiyâd (A.) [ ‫ ] ازدیﺎد‬artış, çoğalma.
îzed (F.) [ ‫ ] ایﺰد‬Tanrı.
izhâr (A.) [ ‫ ] اﻇﻬﺎر‬gösterme.
izhâr etmek göstermek, belli etmek, açığa vurmak.
izin (A.) [ ‫ ] اذن‬izin.
izkâr (A.) [ ‫ ] اذﮐﺎر‬zikretme, dile getirme, hatırlatma.
izlâl (A.) [ ‫ ] اذﻻل‬alçaltma.
izmihlâl (A.) [ ‫ ] اﺽﻤﺤﻼل‬yok olma.
izn (A.) [ ‫ ] اذن‬izin.
izz (A.) [ ‫ ] ﻋﺰ‬1.değer. 2.yücelik.
izzet (A.) [ ‫ ] ﻋﺰت‬1.değer. 2.yücelik. 3.saygı.

238

J
jâj (F.) [ ‫ ] ژاژ‬anlamsız söz, zırva.
jâjhây (F.) [ ‫ ] ژاژﺧﺎی‬boşboğaz, zevzek.
jâle (F.) [ ‫ ] ژاﻝﻪ‬çiy, şebnem.
jeng (F.) [ ‫ ] ژﻥﮓ‬pas.
jengâr (F.) [ ‫ ] ژﻥﮕﺎر‬pas.
jerf (F.) [ ‫ ] ژرف‬derin.
jerfâ (F.) [ ‫ ] ژرﻓﺎ‬derinlik.
jerfbîn (F.) [ ‫ ] ژرف ﺑﻴﻦ‬ayrıntılı düşünen, dikkatli.
jinde (F.) [ ‫ ] ژﻥﺪﻩ‬1.yırtık, eski. 2.yamalı hırka.
jindepûş (F.) [ ‫ ] ژﻥﺪﻩ ﭘﻮش‬1.yamalı hırka giyen. 2.derviş.
jiyân (F.) [ ‫ ] ژیﺎن‬1.kükremiş. 2.kızgın.
jülîde (F.) [ ‫ ] ژوﻝﻴﺪﻩ‬dağınık, karışık.

239

K
ka’b (A.) [ ‫ ] ﮐﻌﺐ‬1.aşık kemiği. 2.tavla zarı. 3.küp.
ka’r (A.) [ ‫ ] ﻗﻌﺮ‬1.derinlik. 2.çukur. 3.dip.
kabâ (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﺎ‬cübbe.
kabahat (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﺎﺣﺖ‬suç, kusur.
kabâih (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﺎﺋﺢ‬suçlular, kabahatliler.
kabâil (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﺎﺋﻞ‬kâbileler.
kabîh (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﻴﺢ‬çirkin, hoş olmayan.
kâbil (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﺑﻞ‬1.mümkün. 2.yetenekli.
kabîl (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﻴﻞ‬gibi, benzeri.
kâbil olmak mümkün olmak, elvermek.
kâbile (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﺑﻠﻪ‬ebe.
kabîle (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﻴﻠﻪ‬boy, kâbile.
kâbil-i kıyas [ ‫ ] ﻗﺎﺑﻞ ﻗﻴﺎس‬kıyaslanabilir, karşılaştırılabilir.
kâbiliyet (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﺑﻠﻴﺖ‬yetenek.
kâbiliyyât (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﺑﻠﻴﺎت‬yetenekler.
kâbin (F.) [ ‫ ] ﮐﺎﺑﻴﻦ‬mehir.
kabir (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﺮ‬mezar.
kabl (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﻞ‬önce.
kablelmîlad (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﻞ اﻝﻤﻴﻼد‬milattan önce.
kablettârih (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﻞ اﻝﺘﺎریﺦ‬tarih öncesi.

240

kablettarihî (A.) [ ‫ ] ﺹﺒﻞ اﻝﺘﺎریﺨﯽ‬tarih öncesi.
kabr (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﺮ‬mezar kabir.
kabristan (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﺒﺮﺱﺘﺎن‬mezarlık.
kabul (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﻮل‬1.kabul etme. 2.alma.
kâbûs (A.) [ ‫ ] ﮐﺎﺑﻮس‬karabasan.
kabz (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﺾ‬tutma, kavrama.
kabza (A.) [‫ ] ﻗﺒﻀﻪ‬sap.
kâc (F.) [ ‫ ] ﮐﺎج‬çam.
kad (A.) [ ‫ ] ﻗﺪ‬boy.
kadd (A.) [ ‫ ] ﻗﺪ‬boy.
kadeh (A.) [ ‫ ] ﻗﺪح‬1.bardak. 2.içki kadehi.
kadem (A.) [ ‫ ] ﻗﺪم‬1.adım. 2.ayak.
kademe (A.) [ ‫ ] ﻗﺪﻡﻪ‬1.basamak. 2.derece.
kader (A.) [ ‫ ] ﻗﺪر‬ilahî takdir.
kadh (A.) [ ‫ ] ﻗﺪح‬kötüleme, kınama.
kadı (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﺽﯽ‬dinî yargıç.
kadid (A.) [ ‫ ] ﻗﺪیﺪ‬1.kurutulmuş et, kadit. 2.canlı cenaze.
kâdilkudât (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﺽﯽ اﻝﻘﻀﺎت‬başkadı.
kadim (A.) [ ‫ ] ﻗﺪیﻢ‬eski.
kadîmen (A.) [ ‫ ] ﻗﺪیﻤﺎ‬eskiden.
kâdir (A.) [ ‫ ] ﻗﺎدر‬güçlü.
kadîr (A.) [ ‫ ] ﻗﺪیﺮ‬çok güçlü.
kadirdân (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﺪردان‬değerbilir.

241

kadirşinâs (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﺪرﺵﻨﺎس‬değerbilir.
kadirşinaslık (A.-F.-T.) değerbilirlik.
kadr (A.) [ ‫ ] ﻗﺪر‬1.değer. 2.şeref. 3.derece.
kadrdân (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﺪردان‬değerbilir.
kadrşinâs (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﺪرﺵﻨﺎس‬değerbilir.
kafâ (A.) [ ‫ ] ﻗﻔﺎ‬baş.
kafes (F.) [ ‫ ] ﻗﻔﺲ‬1.kafes. 2.pencere kafesi.
kâffe (A.) [ ‫ ] ﮐﺎﻓﻪ‬tümü, hepsi.
kâfi (A.) [ ‫ ] ﮐﺎﻓﯽ‬yeterli.
kâfile (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﻓﻠﻪ‬1.kervan. 2.topluluk, kafile.
kafiyeperdâz (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﺎﻓﻴﻪ ﭘﺮداز‬şair.
kâğıd (F.) [ ‫ ] ﮐﺎﻏﺪ‬kağıt.
kâh (F.) [ ‫ ] ﮐﺎخ‬köşk, kasır.
kâh (F.) [ ‫ ] ﮐﺎﻩ‬saman.
kahbe (A.) [ ‫ ] ﻗﺤﺒﻪ‬1.fahişe, 2.alçak, namussuz.
kâhgil (F.) [ ‫ ] ﮐﺎهﮕﻞ‬sıva.
kahhar (A.) [ ‫ ] ﻗﻬﺎر‬kahredici.
kahır (A.) [ ‫ ] ﻗﻬﺮ‬1.yok etme. 2.çok üzülme.
kâhil (A.) [ ‫ ] ﮐﺎهﻞ‬tembel.
kâhin (A.) [ ‫ ] ﮐﺎهﻦ‬gaipten haber veren, kehanette bulunan.
kâhir (A.) [ ‫ ] ﻗﺎهﺮ‬kahreden, yok eden.
kahpe (A.) [ ‫ ] ﻗﺤﺒﻪ‬1.fahişe. 2.alçak, namussuz.
kahr (A.) [ ‫ ] ﻗﻬﺮ‬1.yok etme. 2.çok üzülme.

242

kahraman (F.) [ ‫ ] ﻗﻬﺮﻡﺎن‬yiğit
kahrübâ (A.) [ ‫ ] ﮐﺎهﺮﺑﺎ‬kehribar.
kaht (A.) [ ‫ ] ﻗﺤﻂ‬kıtlık.
kahve (A.) [ ‫ ] ﻗﻬﻮﻩ‬kahve.
kâid (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﺋﺪ‬komutan.
kâide (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﻋﺪﻩ‬1.kural. 2.temel, esas.
kâideten (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﻋﺪة‬kural olarak, esas itibarıyla.
kâil (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﺋﻞ‬1.söyleyen. 2.razı olan.
kâil olmak razı olmak.
kâim (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﺋﻢ‬1.ayakta. 2.yerine geçen. 3.dik.
kâim olmak (A.-T.) yerine geçmek.
kâime (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﺋﻤﻪ‬1.kağıt para. 2.ferman.
kâimmakam (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﺋﻢ ﻡﻘﺎم‬1.kaymakam. 2.yerine geçen.
kâin (A.) [ ‫ ] ﮐﺎﺋﻦ‬bulunan, yer alan.
kâinât (A.) [ ‫ ] ﮐﺎﺋﻨﺎت‬1.evren. 2.dünya.
kâkül (F.) [ ‫ ] ﮐﺎﮐﻞ‬perçem.
kâl (A.) [ ‫ ] ﻗﺎل‬söz, laf.
kal’ (A.) [ ‫ ] ﻗﻠﻊ‬koparma, sökme.
kal’a (A.) [ ‫ ] ﻗﻠﻌﻪ‬kale
kâlâ (F.) [ ‫ ] ﮐﺎﻻ‬1.mal. 2.kumaş.
kalb (A.) [ ‫ ] ﻗﻠﺐ‬1.yürek. 2.gönül.
kalb (A.) [ ‫ ] ﻗﻠﺐ‬değiştirme.
kalb etmek dönüştürmek, değiştirmek.

243

kalbî (A.) [ ‫ ] ﻗﻠﺒﯽ‬1.yürekten. 2.kalp ile ilgili.
kalbüd (F.) [ ‫ ] ﮐﺎﻝﺒﺪ‬1.beden. 2.kalıp. 3.kireç kalıpı.
kalbzen (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﻠﺐ زن‬kalpazan.
kalem (A.) [ ‫ ] ﻗﻠﻢ‬1.kalem. 2.keski. 3.büro.
kalemkârî (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﻠﻤﮑﺎری‬1.nakkaşlık. 2.kalem işi.
kalemrev (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﻠﻤﺮو‬ülke, diyar, topraklar.
kâlıb (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﻝﺐ‬1.kalıp. 2.beden.
kalil (A.) [ ‫ ] ﻗﻠﻴﻞ‬az.
kallâş (A.) [ ‫ ] ﻗﻼش‬kalleş.
kalyân (F.) [ ‫ ] ﻗﻠﻴﺎن‬nargile.
kâm (F.) [ ‫ ] ﮐﺎم‬1.damak. 2.arzu.
kamer (A.) [ ‫ ] ﻗﻤﺮ‬ay.
kameriyye (A.) [ ‫ ] ﻗﻤﺮیﻪ‬çardak.
kâmet (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﻡﺖ‬boy.
kâmil (A.) [ ‫ ] ﮐﺎﻡﻞ‬1.tam. 2.olgun. 3.bilgili.
kâmilen (A.) [ ‫ ] ﮐﺎﻡﻼ‬tamamen, büsbütün, tümüyle.
kamîs (A.) [ ‫ ] ﻗﻤﻴﺺ‬gömlek.
kâmkâr (F.) [ ‫ ] ﮐﺎﻡﮑﺎر‬mutlu.
kamus (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﻡﻮس‬sözlük.
kâmyâb (F.) [ ‫ ] ﮐﺎﻡﻴﺎب‬mutlu.
kân (F.) [ ‫ ] ﮐﺎن‬1.maden ocağı. 2.yurt, ocak.
kanâat (A.) [ ‫ ] ﻗﻨﺎﻋﺖ‬yetinme.
kanaat etmek yetinmek.

244

kanât (A.) [ ‫ ] ﻗﻨﺎت‬yeraltı su kanalı.
kand (A.) [ ‫ ] ﻗﻨﺪ‬şeker.
kâni (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﻥﻊ‬yetinen, kanaat eden.
kâni etmek ikna etmek.
kâni olmak ikna olmak.
kannâd (A.) [ ‫ ] ﻗﻨﺎد‬şekerci.
kantar (A.) [ ‫ ] ﻗﻨﻄﺎر‬baskül.
kanun (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﻥﻮن‬1.yasa. 2.yol yordam.
kânûn (A.) [ ‫ ] ﮐﺎﻥﻮن‬1.ocak. 2.mangal. 3.Aralık ve Ocak ayları.
kanunî (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﻥﻮﻥﯽ‬1.yasal. 2.kanun çalan. 3.yasa koyucu.
kâr (F.) [ ‫ ] ﮐﺎر‬iş.
kâr etmek işlemek, tesir etmek.
karâbet (A.) [ ‫ ] ﻗﺮاﺑﺖ‬yakınlık, akrabalık.
karâin (A.) [ ‫ ] ﻗﺮاﺋﻦ‬ipuçları, karineler.
karar (A.) [ ‫ ] ﻗﺮار‬1.durma. 2.devamlılık. 3.yeterli ölçü.
karargîr (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﺮارﮔﻴﺮ‬karar verilmiş.
karargîr olmak karara bağlanmak.
kârbân (F.) [ ‫ ] ﮐﺎرﺑﺎن‬kervan.
kârd (F.) [ ‫ ] ﮐﺎرد‬bıçak.
kârdân (F.) [ ‫ ] ﮐﺎردان‬işbilir.
kârgâh (F.) [ ‫ ] ﮐﺎرﮔﺎﻩ‬işlik, iş yeri.
kârger (F.) [ ‫ ] ﮐﺎرﮔﺮ‬işçi.
karha (A.) [ ‫ ] ﻗﺮﺣﻪ‬yara.

245

kârhane (F.) [ ‫ ] ﮐﺎرﺧﺎﻥﻪ‬1.fabrika. 2.işlik.
kâr-ı kadim [ ‫ ] ﮐﺎر ﻗﺪیﻢ‬eski el işi.
kâri’ (A.) [ ‫ ] ﻗﺎرء‬okuyucu.
kâri’în (A.) [ ‫ ] ﻗﺎرﺋﻴﻦ‬okuyucular.
kâria (A.) [ ‫ ] ﻗﺎرﺋﻪ‬bayan okuyucu.
karîb (A.) [ ‫ ] ﻗﺮیﺐ‬yakın.
karîben (A.) [ ‫ ] ﻗﺮیﺒﺎ‬yakında.
karîha (A.) [ ‫ ] ﻗﺮیﺤﻪ‬düşünme gücü.
karin (A.) [ ‫ ] ﻗﺮیﻦ‬1.yakın. 2.eş dost.
karîne (A.) [ ‫ ] ﻗﺮیﻨﻪ‬ipucu.
kâriz (F.) [ ‫ ] ﮐﺎریﺰ‬yeraltı su kanalı.
karn (A.) [ ‫ ] ﻗﺮن‬1.boynuz. 2.yüzyıl.
kârşinâs (F.) [ ‫ ] ﮐﺎرﺵﻨﺎس‬uzman, işten anlayan.
karûre (A.) [ ‫ ] ﻗﺎرورﻩ‬idrar şişesi, ördek.
kârvan (F.) [ ‫ ] ﮐﺎروان‬kervan.
karvanserây (A.) [ ‫ ] ﮐﺎروان ﺱﺮای‬kervansaray.
karye (A.) [ ‫ ] ﻗﺮیﻪ‬köy.
karz (A.) [ ‫ ] ﻗﺮض‬borç.
kârzâr (F.) [ ‫ ] ﮐﺎرزار‬savaş.
kasab (A.) [ ‫ ] ﻗﺼﺐ‬1.şeker kamışı. 2.nefes borusu. 3.ince keten.
kasaba (A.) [ ‫ ] ﻗﺼﺒﻪ‬kasaba.
kasâid (A.) [ ‫ ] ﻗﺼﺎﺋﺪ‬kasideler.
kasâvet (A.) [ ‫ ] ﻗﺴﺎوت‬1.katılık, sertlik. 2.keder.

246

kasd (A.) [ ‫ ] ﻗﺼﺪ‬1.kasıt. 2.dövme.
kasden (A.) [ ‫ ] ﻗﺼﺪا‬kasıtlı olarak.
kâse (F.) [ ‫ ] ﮐﺎﺱﻪ‬1.çanak, kâse.
kâse-i ser [ ‫ ] ﮐﺎﺱﻪء ﺱﺮ‬kafatası.
kâselîs (F.) [ ‫ ] ﮐﺎﺱﻪ ﻝﻴﺲ‬çanak yalayıcı.
kasem (A.) [ ‫ ] ﻗﺴﻢ‬yemin.
kasır (A.) [ ‫ ] ﻗﺼﺮ‬köşk.
kâsib (A.) [ ‫ ] ﮐﺎﺱﺐ‬kazanan.
kâsid (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﺹﺪ‬1.ulak. 2.kasteden.
kaside (A.) [ ‫ ] ﻗﺼﻴﺪﻩ‬kaside.
kasîdeserâ (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﺼﻴﺪﻩ ﺱﺮا‬kaside şairi.
kasîr (A.) [ ‫ ] ﻗﺼﻴﺮ‬kısa.
kasr (A.) [ ‫ ] ﻗﺼﺮ‬kasır, köşk.
kassab (A.) [ ‫ ] ﻗﺼﺎب‬kasap.
kassar (A.) [ ‫ ] ﻗﺼﺎر‬çamaşırcı, çırpıcı.
kasvet (A.) [ ‫ ] ﻗﺴﻮت‬1.katılık. 2.gönül darlığı.
kasvet basmak gönlü daralmak.
kâş (F.) [ ‫ ] ﮐﺎش‬keşke.
kâşâne (F.) [ ‫ ] ﮐﺎﺵﺎﻥﻪ‬1.yuva. 2.mâlikâne.
kâşî (F.) [ ‫ ] ﮐﺎﺵﯽ‬çini, fayans.
kâşif (A.) [ ‫ ] ﮐﺎﺵﻒ‬keşfeden.
kâşki (F.) [ ‫ ] ﮐﺎﺵﮑﯽ‬keşke.
kat’ (A.) [ ‫ ] ﻗﻄﻊ‬1.kesme. 2.kesilme.

247

kat’an (A.) [ ‫ ] ﻗﻄﻌﺎ‬kesinlikle.
kat’en (A.) [ ‫ ] ﻗﻄﻌﺎ‬kesinlikle.
kat’î (A.) [ ‫ ] ﻗﻄﻌﯽ‬kesin.
kat’î sûrette kesin olarak, kesinlikle.
kat’iyet (A.) [ ‫ ] ﻗﻄﻌﻴﺖ‬kesinlik.
kat’iyyen (A.) [ ‫ ] ﻗﻄﻌﻴﺎ‬1.kesinlikle. 2.asla.
katarât (A.) [ ‫ ] ﻗﻄﺮات‬damlalar.
katf (A.) [ ‫ ] ﻗﻄﻒ‬devşirme.
kâtıbeten (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﻃﺒﺔ‬asla, kesinlikle.
kâti’ (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﻃﻊ‬kesen, kesici.
kâtib (A.) [ ‫ ] ﮐﺎﺕﺐ‬yazıcı.
kâtil (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﺕﻞ‬öldüren.
katil (A.) [ ‫ ] ﻗﺘﻞ‬öldürme.
kâtip (A.) [ ‫ ] ﮐﺎﺕﺐ‬yazıcı.
katl (A.) [ ‫ ] ﻗﺘﻞ‬öldürme, katil.
katre (A.) [ ‫ ] ﻗﻄﺮﻩ‬damla.
kavâfil (A.) [ ‫ ] ﻗﻮاﻓﻞ‬kafileler.
kavâid (A.) [ ‫ ] ﻗﻮاﻋﺪ‬kurallar, kâideler.
kavânîn (A.) [ ‫ ] ﻗﻮاﻥﻴﻦ‬kanunlar.
kavî (A.) [ ‫ ] ﻗﻮی‬güçlü.
kavim (A.) [ ‫ ] ﻗﻮم‬topluluk, ulus.
kavis (A.) [ ‫ ] ﻗﻮس‬yay.
kaviyü’l-bünye (A.) [ ‫ ] ﻗﻮی اﻝﺒﻨﻴﻪ‬sağlam yapılı.

248

kavl (A.) [ ‫ ] ﻗﻮل‬söz.
kavm (A.) [ ‫ ] ﻗﻮم‬kavim, topluluk.
kavmî (A.) [ ‫ ] ﻗﻮﻡﯽ‬kavme dayalı.
kavmiyet (A.) [ ‫ ] ﻗﻮﻡﻴﺖ‬kavimlik.
kavs (A.) [ ‫ ] ﻗﻮس‬yay.
kay’ (A.) [ ‫ ] ﻗﯽ ء‬kusma.
kayd (A.) [ ‫ ] ﻗﻴﺪ‬1.bağ. 2.zincir. 3.kayıt.
kazâ (A.) [ ‫ ] ﻗﻀﺎ‬1.ilahî takdir. 2.kadılık. 3.kaza. 4.ilçe.
kazâî (A.) [ ‫ ] ﻗﻀﺎﺋﯽ‬yargı ile ilgili.
kazârâ (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﻀﺎرا‬tesadüfen.
kazâyâ (A.) [ ‫ ] ﻗﻀﺎیﺎ‬meseleler, problemler.
kâzî (A.) [ ‫ ] ﻗﺎﺽﯽ‬kadı.
kâzib (A.) [ ‫ ] ﮐﺎذب‬yalancı.
kaziyye (A.) [ ‫ ] ﻗﻀﻴﻪ‬1.mesele. 2.önerme.
ke’enlemyekün (A.) [ ‫ ] ﮐﺄن ﻝﻢ یﮑﻦ‬olmamışçasına, yok sayarak.
ke’s (A.) [ ‫ ] ﮐﺄس‬1.çanak. 2.kadeh.
kebed (A.) [ ‫ ] ﮐﺒﺪ‬karaciğer.
kebîr (A.) [ ‫ ] ﮐﺒﻴﺮ‬büyük.
kebş (A.) [ ‫ ] ﮐﺒﺶ‬koç.
kebûd (F.) [ ‫ ] ﮐﺒﻮد‬mavi.
kebûter (F.) [ ‫ ] ﮐﺒﻮد‬güvercin.
kec (F.) [ ‫ ] ﮐﺞ‬eğri.
kecbîn (F.) [ ‫ ] ﮐﺠﺒﻴﻦ‬şaşı.

249

keçel (F.) [ ‫ ] ﮐﭽﻞ‬kel.
kedd (A.) [ ‫ ] ﮐﺪ‬emek.
keder (A.) [ ‫ ] ﮐﺪر‬1.üzüntü. 2.bulanıklık.
kedernâk (A.-F.) [ ‫ ] ﮐﺪرﻥﺎک‬üzüntülü, kederli.
kedhüda (F.) [ ‫ ] ﮐﺪﺧﺪا‬kâhya.
kedû (F.) [ ‫ ] ﮐﺪو‬kabak.
kef (F.) [ ‫ ] ﮐﻒ‬köpük.
kefâlet (A.) [ ‫ ] ﮐﻔﺎﻝﺖ‬kefillik.
kefçe (F.) [ ‫ ] ﮐﻔﭽﻪ‬kepçe.
kefel (A.) [ ‫ ] ﮐﻔﻞ‬kalça.
kefere (A.) [ ‫ ] ﮐﻔﺮﻩ‬kafirler.
keff (A.) [ ‫ ] ﮐﻒ‬1.aya. 2.avuç.
keffe (A.) [ ‫ ] ﮐﻔﻪ‬kefe.
kefgîr (F.) [ ‫ ] ﮐﻔﮕﻴﺮ‬kevgir.
kefil (A.) [ ‫ ] ﮐﻔﻴﻞ‬kefil, kefalet eden.
kefş (F.) [ ‫ ] ﮐﻔﺶ‬ayakkabı.
keftâr (F.) [ ‫ ] ﮐﻔﺘﺎر‬sırtlan.
kefter (F.) [ ‫ ] ﮐﻔﺘﺮ‬güvercin.
kehânet (A.) [ ‫ ] ﮐﻬﺎﻥﺖ‬falcılık, kahinlik.
kehene (A.) [ ‫ ] ﮐﻬﻨﻪ‬kahinler.
kehf (A.) [ ‫ ] ﮐﻬﻒ‬mağara.
kehhâl (A.) [ ‫ ] ﮐﺤﺎل‬1.göze sürme çeken. 2.göz hekimi.
kehkeşan (F.) [ ‫ ] ﮐﻬﮑﺸﺎن‬samanyolu.

250

kej (F.) [ ‫ ] ﮐﮋ‬eğik, eğri.
kejdüm (F.) [ ‫ ] ﮐﮋدم‬akrep.
kelâğ (F.) [ ‫ ] ﮐﻼغ‬karakarga, kuzgun.
kelâm (A.) [ ‫ ] ﮐﻼم‬söz.
kelâm-ı kadim [ ‫ ] ﮐﻼم ﻗﺪیﻢ‬Kur’ân.
kelâm-ı kibâr [ ‫ ] ﮐﻼم ﮐﺒﺎر‬büyük insanların özlü sözleri.
kelb (A.) [ ‫ ] ﮐﻠﺐ‬köpek.
kelimât (A.) [ ‫ ] ﮐﻠﻤﺎت‬kelimeler, sözcükler.
kelime (A.) [ ‫ ] ﮐﻠﻤﻪ‬sözcük.
kelle (F.) [ ‫ ] ﮐﻠﻪ‬baş.
kem (F.) [ ‫ ] ﮐﻢ‬az, eksik.
kemâbîş (F.) [ ‫ ] ﮐﻤﺎﺑﻴﺶ‬az çok, aşağı yukarı.
kemâfissâbık (A.) [ ‫ ] ﮐﻤﺎ ﻓﯽ اﻝﺴﺎﺑﻖ‬eskiden olduğu gibi.
kemâkân (A.) [ ‫ ] ﮐﻤﺎﮐﺎن‬eskiden olduğu gibi.
kemâl (A.) [ ‫ ] ﮐﻤﺎل‬olgunluk, mükemmellik.
kemal-i dikkatle (A.-F.-T.) büyük bir dikkatle.
kemâl-i ihtimâm ile büyük bir özenle.
kemân (F.) [ ‫ ] ﮐﻤﺎن‬1.yay. 2.keman.
kemânebrû (F.) [ ‫ ] ﮐﻤﺎن اﺑﺮو‬kaşı yay gibi olan sevgili.
kemankeş (F.) [ ‫ ] ﮐﻤﺎﻥﮑﺶ‬okçu, yay çeken.
kemâyenbağî (A.) [ ‫ ] ﮐﻤﺎ یﻨﺒﻐﯽ‬gerektiği gibi.
kemend (F.) [ ‫ ] ﮐﻤﻨﺪ‬kement.
kemend-i zülf (F.) [ ‫ ] ﮐﻤﻨﺪ زﻝﻒ‬saçlarının kemendi.

251

kemer (F.) [ ‫ ] ﮐﻤﺮ‬bel.
kemerbend (F.) [ ‫ ]] ﮐﻤﺮﺑﻨﺪ‬bel kayışı.
kemîn (F.) [ ‫ ] ﮐﻤﻴﻦ‬pusu, tuzak.
kemmiyet (A.) [ ‫ ] ﮐﻤﻴﺖ‬nicelik.
kemmiyet (A.) [ ‫ ] ﮐﻤﻴﺖ‬nicelik.
kemter (F.) [ ‫ ] ﮐﻤﺘﺮ‬1.daha az. 2.değersiz.
kemyâb (F.) [ ‫ ] ﮐﻤﻴﺎب‬az bulunur.
kenâr (F.) [ ‫ ] ﮐﻨﺎر‬1.kıyı. 2.kenar, yan.
kenef (A.) [ ‫ ] ﮐﻨﻒ‬1.çevre. 2.sığınacak yer.
kenîse (A.) [ ‫ ] ﮐﻨﻴﺴﻪ‬kilise.
kenîz (F.) [ ‫ ] ﮐﻨﻴﺰ‬cariye.
kenz (A.) [ ‫ ] ﮐﻨﺰ‬hazine.
ker (F.) [ ‫ ] ﮐﺮ‬sağır.
kerâhet (A.) [ ‫ ] ﮐﺮاهﺖ‬iğrenme tiksinme.
kerâmet (A.) [ ‫ ] ﮐﺮاﻡﺖ‬1.cömertlik, kerem. 2.velîlerin gösterdikleri olağandışı
hal.
kerân (F.) [ ‫ ] ﮐﺮان‬uç, kıyı.
kere (A.) [ ‫ ] ﮐﺮﻩ‬kez.
kerefs (F.) [ ‫ ] ﮐﺮﻓﺲ‬kereviz.
kerem (A.) [ ‫ ] ﮐﺮم‬cömertlik.
kerem kılmak kerem etmek, iyilik etmek.
keremkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﮐﺮﻡﮑﺎر‬cömert.
kerhen (A.) [ ‫ ] ﮐﺮهﺎ‬istemeyerek, iğrenerek.

252

kerîh (A.) [ ‫ ] ﮐﺮیﻪ‬iğrenç.
kerîm (A.) [ ‫ ] ﮐﺮیﻢ‬1.cömert. 2.yüce.
kerîme (A.) [ ‫ ] ﮐﺮیﻤﻪ‬kız çocuk.
kerkes (A.) [ ‫ ] ﮐﺮﮐﺲ‬akbaba.
kerrât (A.) [ ‫ ] ﮐﺮات‬defalar.
kerre (A.) [ ‫ ] ﮐﺮﻩ‬defa.
kerûbî (A.) [ ‫ ] ﮐﺮوﺑﯽ‬büyük melek.
kervan (F.) [ ‫ ] ﮐﺮوان‬kafile, kervan.
kervansaray bk. karvanserây.
kes (F.) [ ‫ ] ﮐﺲ‬kişi, kimse.
kesâd (A.) [ ‫ ] ﮐﺴﺎد‬sürümsüz, kesat.
kesâfet (A.) [ ‫ ] ﮐﺜﺎﻓﺖ‬1.yoğunluk. 2.çokluk.
kesâlet (A.) [ ‫ ] ﮐﺴﺎﻝﺖ‬tembellik, gevşeklik.
kesb (A.) [ ‫ ] ﮐﺴﺐ‬çalışarak kazanma.
kesbî (A.) [ ‫ ] ﮐﺴﺒﯽ‬çalışarak elde edilen.
kese (F.) [ ‫ ] ﮐﻴﺴﻪ‬torba, küçük torba.
kesîf (A.) [ ‫ ] ﮐﺜﻴﻒ‬1.yoğun. 2.kalın. 3.koyu.
kesîr (A.) [ ‫ ] ﮐﺜﻴﺮ‬çok, bol.
kesîrü’l-istimâl (A.) [ ‫ ] ﮐﺜﻴﺮاﻻﺱﺘﻌﻤﺎل‬çok kullanılan.
kesret (A.) [ ‫ ] ﮐﺜﺮت‬çokluk, bolluk.
kesretle :(A.-T.) çokça, bolca.
kesretli (A.-T.) çok, fazla.
keşf (A.) [ ‫ ] ﮐﺸﻒ‬keşif, bulma, ortaya çıkarma.

253

keşif (A.) [ ‫ ] ﮐﺸﻒ‬keşfetme, bulma.
keşkûl (F.) [ ‫ ] ﮐﺸﮑﻮل‬1.dilenci çanağı. 2.keşkül, bir tür tatlı.
keşmekeş (F.) [ ‫ ] ﮐﺸﻤﮑﺶ‬kargaşa, çekişme.
keştî (F.) [ ‫ ] ﮐﺸﺘﯽ‬gemi.
keştîbân (F.) [ ‫ ] ﮐﺸﺘﻴﺒﺎن‬kaptan.
ketif (A.) [ ‫ ] ﮐﺘﻒ‬1.omuz. 2.kürek kemiği.
ketm (A.) [ ‫ ] ﮐﺘﻢ‬gizleme, saklama.
kettân (A.) [ ‫ ] ﮐﺘﺎن‬keten.
ketûm (A.) [ ‫ ] ﮐﺘﻮم‬sır saklayan, ağzı sıkı.
kevâkib (A.) [ ‫ ] ﮐﻮاﮐﺐ‬yıldızlar.
kevkeb (A.) [ ‫ ] ﮐﻮﮐﺐ‬yıldız.
kevkebe (A.) [ ‫ ] ﮐﻮﮐﺒﻪ‬gösteriş.
kevn (A.) [ ‫ ] ﮐﻮن‬varlık.
kevser (A.) [ ‫ ] ﮐﻮﺛﺮ‬1.cennet. 2.cennetteki bir havuz.
keyd (A.) [ ‫ ] ﮐﻴﺪ‬hile, düzen.
keyf (A.) [ ‫ ] ﮐﻴﻒ‬keyif, afiyet.
keyfe mâ ittafak (A.) [ ‫ ] ﮐﻴﻒ ﻡﺎ اﺕﻔﻖ‬rastgele.
keyfiyet (A.) [ ‫ ] ﮐﻴﻔﻴﺖ‬nitelik
keyfiyyet (A.) [ ‫ ] ﮐﻴﻔﻴﺖ‬nitelik.
keyhân (F.) [ ‫ ] ﮐﻴﻬﺎن‬dünya.
keyvan (F.) [ ‫ ] ﮐﻴﻮان‬Satürn, Zuhal.
kezâ (A.) [ ‫ ] ﮐﺬا‬aynı şekilde, böylece.
kezâlik (A.) [ ‫ ] ﮐﺬاﻝﮏ‬aynı şekilde.

254

kezzâb (A.) [ ‫ ] ﮐﺬاب‬çok yalancı.
kıbâb (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﺎب‬kubbeler.
kıbel (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﻞ‬taraf, yön.
kıble (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﻠﻪ‬1.Kâbe tarafı. 2.güney. 3.güney rüzgarı.
kıbtî (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﻄﯽ‬çingene.
kıdem (A.) [ ‫ ] ﻗﺪم‬eskilik.
kıdve (A.) [ ‫ ] ﻗﺪوﻩ‬önder.
kılâ’ (A.) [ ‫ ] ﻗﻼع‬kaleler.
kıllet (A.) [ ‫ ] ﻗﻠﺖ‬azlık.
kırâat (A.) [ ‫ ] ﻗﺮاﺋﺖ‬okuma.
kırâat etmek okumak.
kırâathâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﺮاﺋﺖ ﺧﺎﻥﻪ‬1. kahvehane. 2.okuma salonu.
kıran (A.) [ ‫ ] ﻗﺮان‬1.yakınlaşma. 2.iki gezegenin aynı burçta birbirine
yaklaşması.
kırba (A.) [ ‫ ] ﻗﺮﺑﻪ‬deriden yapılmış su kabı.
kırtâsiye (A.) [ ‫ ] ﻗﺮﻃﺎﺱﻴﻪ‬kağıt işleri.
kısas (A.) [ ‫ ] ﻗﺼﻪ‬kıssalar, hikayeler.
kısm (A.) [ ‫ ] ﻗﺴﻢ‬kısım, bölüm.
kısmen (A.) [ ‫ ] ﻗﺴﻤﺎ‬bir kısmı.
kısmet (A.) [ ‫ ] ﻗﺴﻤﺖ‬1.nasip, pay. 2.bölme.
kıssa (A.) [ ‫ ] ﻗﺼﻪ‬1.öykü, fıkra. 2.olay.
kıst (A.) [ ‫ ] ﻗﺴﻂ‬1.taksit. 2.parça.
kıstas (A.) [ ‫ ] ﻗﺴﻄﺎس‬1.ölçü. 2.terazi.

255

kışr (A.) [ ‫ ] ﻗﺸﺮ‬kabuk.
kıt’a (A.) [ ‫ ] ﻗﻄﻌﻪ‬parça.
kıtal (A.) [ ‫ ] ﻗﺘﺎل‬1.savaş. 2.birbirini öldürme.
kıyafet (A.) [ ‫ ] ﻗﻴﺎﻓﺖ‬kılık, görünüm.
kıyâm (A.) [ ‫ ] ﻗﻴﺎم‬1.kalkma. 2.ayaklanma.
kıyam etmek başkaldırmak, isyan etmek, ayaklanmak.
kıyamet (A.) [ ‫ ] ﻗﻴﺎﻡﺖ‬1.mahşer günü. 2.gürültü patırtı.
kıyas (A.) [ ‫ ] ﻗﻴﺎس‬karşılaştırma, mukayese.
kıymet (A.) [ ‫ ] ﻗﻴﻤﺖ‬değer.
kıymet vermek değer vermek.
kıymetbilmez (A.-T.) değer bilmeyen.
kıymetdar (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﻴﻤﺘﺪار‬değerli.
kıyr (A.) [ ‫ ] ﻗﻴﺮ‬katran, zift.
kıyye (A.) [ ‫ ] ﻗﻴﻪ‬okka.
kibar (A.) [ ‫ ] ﮐﺒﺎر‬büyükler.
kibr (A.) [ ‫ ] ﮐﺒﺮ‬büyüklük taslama, şişinme.
kifayet (A.) [ ‫ ] ﮐﻔﺎیﺖ‬1.yeterli olma. 2.yararlılık.
kifâyetsizlik (A.-T.) yetersizlik.
kihâlet (A.) [ ‫ ] ﮐﺤﺎﻝﺖ‬1.göz hekimliği. 2.sürmecilik.
kîl (A.) [ ‫ ] ﻗﻴﻞ‬söz.
kilâb (A.) [ ‫ ] ﮐﻼب‬köpekler.
kîle (A.) [ ‫ ] ﮐﻴﻠﻪ‬kile.
kilîsa (F.) [ ‫ ] ﮐﻠﻴﺴﺎ‬kilise.

256

kilk (F.) [ ‫ ] ﮐﻠﮏ‬kamış kalem.
kîlükâl (A.) [ ‫ ] ﻗﻴﻞ و ﻗﺎل‬dedikodu.
kilye (A.) [ ‫ ] ﮐﻠﻴﻪ‬böbrek.
kimyâger (A.-F.) [ ‫ ] ﮐﻴﻤﻴﺎﮔﺮ‬kimyacı.
kimyevî (A.) [ ‫ ] ﮐﻴﻤﻴﻮی‬kimyasal.
kinâyeâmîz (A.-F.) [ ‫ ] ﮐﻨﺎیﻪ ﺁﻡﻴﺰ‬kinayeli.
kindar (F.) [ ‫ ] ﮐﻴﻨﺪار‬kinci.
kînecû (F.) [ ‫ ] ﮐﻴﻨﻪ ﺝﻮ‬kinci.
kirâm (A.) [ ‫ ] ﮐﺮام‬1.yüce kişiler. 2.cömertler.
kirâren (A.) [ ‫ ] ﮐﺮارا‬defalarca.
kirbâs (A.) [ ‫ ] ﮐﺮﺑﺎس‬bez.
kirm (F.) [ ‫ ] ﮐﺮم‬kurt, kurtçuk.
kirm-i ebrîşem [ ‫ ] ﮐﺮم اﺑﺮیﺸﻢ‬ipek böceği.
kirm-i şebefruz [ ‫ ] ﮐﺮم ﺵﺐ اﻓﺮوز‬ateş böceği.
kîse (F.) [ ‫ ] ﮐﻴﺴﻪ‬1.torba, kese. 2.para kesesi.
kisve (A.) [ ‫ ] ﮐﺴﻮﻩ‬giysi.
kisvet (A.) [ ‫ ] ﮐﺴﻮت‬1.giysi. 2.güreşçi kisbeti.
kîş (F.) [ ‫ ] ﮐﻴﺶ‬din.
kişt (F.) [ ‫ ] ﮐﺸﺖ‬ekin.
kiştzar (F.) [ ‫ ] ﮐﺸﺘﺰار‬tarla.
kişver (F.) [ ‫ ] ﮐﺸﻮر‬ülke.
kişverküşâ (F.) [ ‫ ] ﮐﺸﻮرﮐﺸﺎ‬fatih, ülkeler alan.
kitâb (A.) [ ‫ ] ﮐﺘﺎب‬kitap.

257

kitâbe (A.) [ ‫ ] ﮐﺘﺎﺑﻪ‬1.mezar taşı yazısı. 2.yazıt.
kitabhâne (A.-F.) [ ‫ ] ﮐﺘﺎﺑﺨﺎﻥﻪ‬kütüphane.
kitmân (A.) [ ‫ ] ﮐﺘﻤﺎن‬sır saklama, ketumluk.
kitmân etmek saklamak.
kiyâset (A.) [ ‫ ] ﮐﻴﺎﺱﺖ‬zekilik, uyanıklık.
kizb (A.) [ ‫ ] ﮐﺬب‬yalan.
köhne (F.) [ ‫ ] ﮐﻬﻨﻪ‬eski.
kubh (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﺢ‬çirkinlik.
kubûr (A.) [ ‫ ] ﻗﺒﻮر‬mezarlar.
kûçe (F.) [ ‫ ] ﮐﻮچﻪ‬sokak.
kudât (A.) [ ‫ ] ﻗﻀﺎت‬kadılar.
kûdek (F.) [ ‫ ] ﮐﻮدک‬çocuk.
kudemâ (A.) [ ‫ ] ﻗﺪﻡﺎ‬eskiler.
kudret (A.) [ ‫ ] ﻗﺪرت‬güç.
kudsî (A.) [ ‫ ] ﻗﺪﺱﯽ‬kutsal.
kudsiyân (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﺪﺱﻴﺎن‬melekler.
kudsiyet (A.) [ ‫ ] ﻗﺪﺱﻴﺖ‬kutsallık.
kudsiyetşiken (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﺪﺱﻴﺖ ﺵﮑﻦ‬kutsallığı bozan; kutsal olan şeylere karşı
saygısız.
kudûm (A.) [ ‫ ] ﻗﺪوم‬1.gelme. 2.kudüm.
kudûmzen (A.-F.) [ ‫ ] ﻗﺪوم زن‬kudüm çalan.
kûfe (F.) [ ‫ ] ﮐﻮﻓﻪ‬küfe.
kufl (A.) [ ‫ ] ﻗﻔﻞ‬kilit.

258

kûfte (F.) [ ‫ ] ﮐﻮﻓﺘﻪ‬1.ezik. 2.köfte.
kûh (F.) [ ‫ ] ﮐﻮﻩ‬dağ.
kûhân (F.) [ ‫ ] ﮐﻮهﺎن‬hörgüç.
kûhistan (F.) [ ‫ ] ﮐﻮهﺴﺘﺎن‬dağlık.
kuhl (A.) [ ‫ ] ﮐﺤﻞ‬göz sürmesi.
kulel (A.) [ ‫ ] ﻗﻠﻞ‬1.kuleler. 2.doruklar.
kullâb (A.) [ ‫ ] ﻗﻼب‬kanca, çengel.
kulle (A.) [ ‫ ] ﻗﻠﻪ‬1.kule. 2.doruk.
kulûb (A.) [ ‫ ] ﻗﻠﻮب‬kalpler.
kumâr (A.) [ ‫ ] ﻗﻤﺎر‬kumar.
kumâş (A.) [ ‫ ] ﻗﻤﺎش‬kumaş.
kumrî (A.) [ ‫ ] ﻗﻤﺮی‬kumru.
kûr (F.) [ ‫ ] ﮐﻮر‬kör.
kur’a (A.) [ ‫ ] ﻗﺮﻋﻪ‬kur’a, ad çekme.
kurâ (A.) [ ‫ ] ﻗﺮاء‬köyler.
kurâze (A.) [ ‫ ] ﻗﺮاﺽﻪ‬kırıntı, döküntü.
kurb (A.) [ ‫ ] ﻗﺮب‬1.yakınlık. 2.yakın.
kûre (F.) [ ‫ ] ﮐﻮرﻩ‬kuyumcu ocağı.
kûrî (F.) [ ‫ ] ﮐﻮری‬körlük.
kurrâ (A.) [ ‫ ] ﻗﺮاء‬Kur’ân okuyucular.
kurs (A.) [ ‫ ] ﻗﺮص‬yuvarlak.
kurûn (A.) [ ‫ ] ﻗﺮون‬1.yüzyıllar. 2.çağlar.
kurûn-i kadîme (F.) [ ‫ ] ﻗﺮون ﻗﺪیﻤﻪ‬eski çağlar.

259

kurûn-i ûlâ [ ‫ ] ﻗﺮون اوﻝﯽ‬ilkçağ.
kurûn-i vüstâ [ ‫ ] ﻗﺮون وﺱﻄﯽ‬ortaçağ.
kûs (F.) [ ‫ ] ﮐﻮس‬kös, büyük davul.
kûse (F.) [ ‫ ] ﮐﻮﺱﻪ‬köse.
kusûr (A.) [ ‫ ] ﻗﺼﻮر‬1.kasırlar. 2.eksiklik, hata, ihmal.
kusur eylemek ihmalde bulunmak, hata yapmak.
kûşe (F.) [ ‫ ] ﮐﻮﺵﻪ‬köşe.
kûşiş (F.) [ ‫ ] ﮐﻮﺵﺶ‬çaba.
kûşk (F.) [ ‫ ] ﮐﻮﺵﮏ‬köşk.
kût (A.) [ ‫ ] ﻗﻮت‬azık, yiyecek.
kûtah (F.) [ ‫ ] ﮐﻮﺕﺎﻩ‬kısa.
kûtahnazar (F.-A.) [ ‫ ] ﮐﻮﺕﺎﻩ ﻥﻈﺮ‬kıt görüşlü, basiretsiz.
kutb (A.) [ ‫ ] ﻗﻄﺐ‬kutup.
kutn (A.) [ ‫ ] ﻗﻄﻦ‬pamuk.
kutr (A.) [ ‫ ] ﻗﻄﺮ‬çap.
kuûd (A.) [ ‫ ] ﻗﻌﻮد‬oturma.
kuvâ (A.) [ ‫ ] ﻗﻮا‬güçler, kuvvetler.
kuvve (A.) [ ‫ ] ﻗﻮﻩ‬güç, kuvvet.
kuvve-i muhayyile [ ‫ ] ﻗﻮﻩء ﻡﺨﻴﻠﻪ‬hayal gücü.
kuvve-i müeyyide [ ‫ ] ﻗﻮﻩء ﻡﺆیﺪﻩ‬yaptırım gücü.
kuvvet (A.) [ ‫ ] ﻗﻮت‬1.güç. 2.askerî güç.
kûy (F.) [ ‫ ] ﮐﻮی‬1.köy. 2.sokak. 3.sevgilinin evinin bulunduğu yer.
kuyûd (A.) [ ‫ ] ﻗﻴﻮد‬1.bağlar. 2.kayıtlar.

260

kuyûdat (A.) [ ‫ ] ﻗﻴﻮدات‬kayıtlar.
kuzât (A.) [ ‫ ] ﻗﻀﺎت‬kadılar.
kûze (F.) [ ‫ ]] ﮐﻮزﻩ‬testi.
kübrâ (A.) [ ‫ ] ﮐﺒﺮا‬en büyük.
küdûr (A.) [ ‫ ] ﮐﺪور‬kederler.
küdûret (A.) [ ‫ ] ﮐﺪورت‬1.bulanıklık. 2.tasa.
küffar (A.) [ ‫ ] ﮐﻔﺎر‬kafirler.
küfr (A.) [ ‫ ] ﮐﻔﺮ‬1.kafirlik. 2.küfür.
küfrbâz (A.-F.) [ ‫ ] ﮐﻔﺮﺑﺎز‬küfürbaz.
kühen (F.) [ ‫ ] ﮐﻬﻦ‬eski.
külah (F.) [ ‫ ] ﮐﻼﻩ‬şapka.
külbe (F.) [ ‫ ] ﮐﻠﺒﻪ‬kulübe.
küleh (F.) [ ‫ ] ﮐﻠﻪ‬külah, şapka.
külfet (A.) [ ‫ ] ﮐﻠﻔﺖ‬1.zahmet. 2.merasim.
küll (A.) [ ‫ ] ﮐﻞ‬tüm, bütün.
küllî (A.) [ ‫ ] ﮐﻠﯽ‬1.genel. 2.çok.
külliyyen (A.) [ ‫ ] ﮐﻠﻴﺎ‬tamamen, tümü.
künc (F.) [ ‫ ] ﮐﻨﺞ‬köşe.
küngüre (F.) [ ‫ ] ﮐﻨﮕﺮﻩ‬şerefe.
künh (A.) [ ‫ ] ﮐﻨﻪ‬asıl, öz.
künûn (F.) [ ‫ ] ﮐﻨﻮن‬şimdi.
künûz (A.) [ ‫ ] ﮐﻨﻮز‬hazineler.
küre (A.) [ ‫ ] ﮐﺮﻩ‬küre.

261

küre-i arz [ ‫ ] ﮐﺮﻩء ارض‬yerküre, dünya.
kürevî (A.) [ ‫ ] ﮐﺮوی‬küresel.
kürre (F.) [ ‫ ] ﮐﺮﻩ‬1.sıpa. 2.tay.
kürsî (A.) [ ‫ ] ﮐﺮﺱﯽ‬1.kürsü, taht. 2.başkent.
küsûf (A.) [ ‫ ] ﮐﺜﻮف‬1.güneş tutulması. 2.tutulma.
küsûr (A.) [ ‫ ] ﮐﺴﻮر‬1.kesirler. 2.parçalar.
küşad (F.) [ ‫ ] ﮐﺸﺎد‬1.açma. 2.açılma, açılış.
küşâd etmek açılış yapmak, açmak.
küştî (F.) [ ‫ ] ﮐﺸﺘﯽ‬güreş.
küttâb (A.) [ ‫ ] ﮐﺘﺎب‬kâtipler, yazıcılar.
kütüb (A.) [ ‫ ] ﮐﺘﺐ‬kitaplar.
kütübhâne (A.-F.) [ ‫ ] ﮐﺘﺒﺨﺎﻥﻪ‬kütüphane.

262

L
lâ (A.) [ ‫ ] ﻻ‬1.hayır. 2.yoktur.
la’l (A.) [ ‫ ] ﻝﻌﻞ‬1.al. 2.lal taşı. 3.kırmızı dudak.
lâakal (A.) [ ‫ ] ﻻاﻗﻞ‬en azından, hiç olmazsa.
lâbe (F.) [ ‫ ] ﻻﺑﻪ‬yalvarma.
lâbis (A.) [ ‫ ] ﻻﺑﺲ‬giyen.
lâbis olmak giymek.
lâbüd (A.) [ ‫ ] ﻻﺑﺪ‬gerekli, lazım.
lâcerem (A.) [ ‫ ] ﻻﺝﺮم‬kuşkusuz.
lâcverd (F.) [ ‫ ] ﻻﺝﻮرد‬lacivert.
lâdînî (A.) [ ‫ ] ﻻدیﻨﯽ‬laik, din dışı.
lâf (F.) [ ‫ ] ﻻف‬söz.
lafazan (F.) [ ‫ ] ﻻﻓﺰن‬geveze.
lafız (A.) [ ‫ ] ﻝﻔﻆ‬söz.
lâfügüzâf (F.) [ ‫ ] ﻻف و ﮔﺰاف‬boş söz, zırva.
lafz (A.) [ ‫ ] ﻝﻔﻆ‬söz, lafız.
lafzî (A.) [ ‫ ] ﻝﻔﻈﯽ‬lafız ile ilgili, söz ile ilgili.
lâgar (F.) [ ‫ ] ﻻﻏﺮ‬zayıf, cılız.
lağv (A.) [ ‫ ] ﻝﻐﻮ‬1.kaldırma. 2.boşuna.
lağvedilmek (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak.
lağvetmek (A.-T.) 1.kaldırmak. 2.hükümsüz kılmak.

263

lağvolmak (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kalmak.
lağvolunmak (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak.
lağz (A.) [ ‫ ] ﻝﻐﺰ‬sürçme.
lağziş (F.) [ ‫ ] ﻝﻐﺰش‬sürçme, kayma.
lahd (A.) [ ‫ ] ﻝﺤﺪ‬mezar, lahit.
lahika (A.) [ ‫ ] ﻻﺣﻘﻪ‬ek.
lahm (A.) [ ‫ ] ﻝﺤﻢ‬et.
lahn (A.) [ ‫ ] ﻝﺤﻦ‬1.uyum. 2.tavır. 3.dil.
laht (F.) [ ‫ ] ﻝﺨﺖ‬parça.
lâhûtî (A.) [ ‫ ] ﻻهﻮﺕﯽ‬ilahî.
lahza (A.) [ ‫ ] ﻝﺤﻈﻪ‬an, lahza.
laîn (A.) [ ‫ ] ﻝﻌﻴﻦ‬lanetlenmiş.
lakab (A.) [ ‫ ] ﻝﻘﺐ‬lakap.
lâkayd (A.) [ ‫ ] ﻻﻗﻴﺪ‬kayıtsız.
lâkaydî (A.) [ ‫ ] ﻻﻗﻴﺪی‬kayıtsızlık.
lâkin (A.) [ ‫ ] ﻝﮑﻦ‬ancak, ne var ki.
laklâk (A.) [ ‫ ] ﻝﻘﻼق‬leylek.
laklaka (A.) [ ‫ ] ﻝﻘﻠﻘﻪ‬boş laf.
lâl (F.) [ ‫ ] ﻻل‬dilsiz.
lâle (F.) [ ‫ ] ﻻﻝﻪ‬lale çiçeği.
lâlekâ (F.) [ ‫ ] ﻻﻝﮑﺎ‬1.pabuç. 2.taç, ibik.
lâlettayin (A.) [ ‫ ] ﻻ ﻋﻠﯽ اﻝﺘﻌﻴﻴﻦ‬gelişigüzel.
lâlezar (F.) [ ‫ ] ﻻﻝﻪ زار‬lale bahçesi.

264

lâmehâle (A.) [ ‫ ] ﻻﻡﺤﺎﻝﻪ‬ister istemez, çaresiz.
lâmekan (A.) [ ‫ ] ﻻﻡﮑﺎن‬mekansızlık.
lâmi’ (A.) [ ‫ ] ﻻﻡﻊ‬parlayan.
lâmia (A.) [ ‫ ] ﻻﻡﻌﻪ‬parlayan.
lâmise (A.) [ ‫ ] ﻻﻡﺴﻪ‬dokunma duyusu.
lâne (F.) [ ‫ ] ﻻﻥﻪ‬yuva.
lanet (A.) [ ‫ ] ﻝﻌﻨﺖ‬lanet, beddua.
lâsiyyema (A.) [ ‫ ] ﻻﺱﻴﻤﺎ‬özellikle.
lâşe (F.) [ ‫ ] ﻻﺵﻪ‬leş.
lâşehâr (F.) [ ‫ ] ﻻﺵﻪ ﺧﻮار‬leş yiyen.
latif (A.) [ ‫ ] ﻝﻄﻴﻒ‬hoş, yumuşak.
latife (A.) [ ‫ ] ﻝﻄﻴﻔﻪ‬şaka.
latife etmek (A.-T.) şaka yapmak.
latifegû (A.-F.) [ ‫ ] ﻝﻄﻴﻔﻪ ﮔﻮ‬şakacı.
latme (A.) [ ‫ ] ﻝﻄﻤﻪ‬tokat.
lâubali (A.) [ ‫ ] ﻻاﺑﺎﻝﯽ‬kayıtsız, gamsız.
lâubalîlik (A.-T.) kayıtsızlık, gamsızlık.
lây (F.) [ ‫ ] ﻻی‬1.çamur. 2.tortu.
lâya’kil (A.) [ ‫ ] ﻻیﻌﻘﻞ‬kendinde olmayan.
lâyemut (A.) [ ‫ ] ﻻیﻤﻮت‬ölümsüz.
lâyenkatı (A.) [ ‫ ] ﻻیﻨﻘﻄﻊ‬kesintisiz, sürekli.
lâyetecezza (A.) [ ‫ ] ﻻیﺘﺠﺰا‬parçalanmaz, ayrılmaz.
lâyetegayyer (A.) [ ‫ ] ﻻیﺘﻐﻴﺮ‬değişmez.

265

lâyetenâhi (A.) [ ‫ ] ﻻ یﺘﻨﺎهﯽ‬sonsuz.
lâyetezelzül (A.) [ ‫ ] ﻻ یﺘﺰﻝﺰل‬sarsılmaz.
lâyiha (A.) [ ‫ ] ﻻیﺤﻪ‬tasarı.
lâyuad (A.) [ ‫ ] ﻻیﻌﺪ‬sayısız.
lâzevâl (A.) [ ‫ ] ﻻزوال‬yok olmaz, ölümsüz.
lâzım (A.) [ ‫ ] ﻻزم‬1.gerekli. 2.geçişsiz.
lâzıme (A.) [ ‫ ] ﻻزﻡﻪ‬gerekli.
leâli (A.) [ ‫ ] ﻝﺌﺎﻝﯽ‬inciler.
leb (F.) [ ‫ ] ﻝﺐ‬dudak.
lebâleb (F.) [ ‫ ] ﻝﺒﺎﻝﺐ‬ağzına kadar dolu.
leben (A.) [ ‫ ] ﻝﺒﻦ‬süt.
leb-i derya (F.) [ ‫ ] ﻝﺐ دریﺎ‬sahil, deniz kenarı.
lecâcet (A.) [ ‫ ] ﻝﺠﺎﺝﺖ‬inat.
lecûc (A.) [ ‫ ] ﻝﺠﻮج‬inatçı.
ledünnî (A.) [ ‫ ] ﻝﺪﻥﯽ‬Tanrı sırlarıyla ilgili.
leffen (A.) [ ‫ ] ﻝﻔﺎ‬ilişikte.
leh (A.) [ ‫ ] ﻝﻪ‬yan, yana, yararına.
lehv (A.) [ ‫ ] ﻝﻬﻮ‬1.oyun. 2.yararı olmayan işler.
leîm (A.) [ ‫ ] ﻝﺌﻴﻢ‬alçak.
leîmâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻝﺌﻴﻤﺎﻥﻪ‬alçakça.
leked (F.) [ ‫ ] ﻝﮑﺪ‬1.tekme. 2.çifte.
lekedâr (F.) [ ‫ ] ﻝﮑﻪ دار‬lekeli.
lem’a (A.) [ ‫ ] ﻝﻤﻌﻪ‬parıltı.

266

lemeân (A.) [ ‫ ] ﻝﻤﻌﺎن‬parıldama.
lemeât (A.) [ ‫ ] ﻝﻤﻌﺎت‬parıltılar.
lems (A.) [ ‫ ] ﻝﻤﺲ‬dokunma.
lemyezel (A.) [ ‫ ] ﻝﻢ یﺰل‬1.yok olmayan, kalıcı. 2.Tanrı.
leng (F.) [ ‫ ] ﻝﻨﮓ‬aksak, topal.
lerzân (F.) [ ‫ ] ﻝﺮزان‬titrek.
lerziş (F.) [ ‫ ] ﻝﺮزش‬titreme.
leşker (F.) [ ‫ ] ﻝﺸﮑﺮ‬1.asker. 2.ordu.
letâfet (A.) [ ‫ ] ﻝﻄﺎﻓﺖ‬1.hoşluk. 2.yumuşaklık. 3.güzellik.
letâif (A.) [ ‫ ] ﻝﻄﺎﺋﻒ‬şakalar, fıkralar, latifeler.
levâhık (A.) [ ‫ ] ﻝﻮاﺣﻖ‬ekler.
levâyih (A.) [ ‫ ] ﻝﻮایﺢ‬tasarılar.
levâzım (A.) [ ‫ ] ﻝﻮازم‬gereçler, gerekli şeyler.
levend (F.) [ ‫ ] ﻝﻮﻥﺪ‬1.Osmanlı deniz eri. 2.ayyaş. 3.zampara. 4.kabadayı.
levh (A.) [ ‫ ] ﻝﻮح‬levha.
levha (A.) [ ‫ ] ﻝﻮﺣﻪ‬plaka, tabela.
levn (A.) [ ‫ ] ﻝﻮن‬1.renk. 2.tür.
levs (A.) [ ‫ ] ﻝﻮث‬pislik.
levze (A.) [ ‫ ] ﻝﻮزﻩ‬1.badem. 2.bademcik.
leyâlî (A.) [ ‫ ] ﻝﻴﺎﻝﯽ‬geceler.
leyl (A.) [ ‫ ] ﻝﻴﻞ‬gece.
leyle (A.) [ ‫ ] ﻝﻴﻠﻪ‬gece.
leylî (A.) [ ‫ ] ﻝﻴﻠﯽ‬yatılı.

267

leylünehâr (A.) [ ‫ ] ﻝﻴﻞ و ﻥﻬﺎر‬gece gündüz.
leyyin (A.) [ ‫ ] ﻝﻴﻦ‬yumuşak.
lezâiz (A.) [ ‫ ] ﻝﺬات‬lezzetler.
lezîz (A.) [ ‫ ] ﻝﺬیﺬ‬lezzetli.
lezzât (A.) [ ‫ ] ﻝﺬات‬1.lezzetler. 2.zevkler.
lezzet (A.) [ ‫ ] ﻝﺬت‬1.lezzet, tad. 2.zevk.
libas (A.) [ ‫ ] ﻝﺒﺎس‬giysi.
licâm (F.) [ ‫ ] ﻝﺠﺎم‬gem.
lifâfe (A.) [ ‫ ] ﻝﻔﺎﻓﻪ‬sargı.
ligâm (F.) [ ‫ ] ﻝﮕﺎم‬1.gem. 2.dizgin.
lihâf (A.) [ ‫ ] ﻝﺤﺎف‬yorgan.
lihye (A.) [ ‫ ] ﻝﺤﻴﻪ‬sakal.
lîk (F.) [ ‫ ] ﻝﻴﮏ‬ama ancak.
likâ (A.) [ ‫ ] ﻝﻘﺎ‬1.buluşma. 2.yüz.
lîme (F.) [ ‫ ] ﻝﻴﻤﻪ‬parça.
lîmû (F.) [ ‫ ] ﻝﻴﻤﻮ‬limon.
lisân (A.) [ ‫ ] ﻝﺴﺎن‬dil.
lisanî (A.) [ ‫ ] ﻝﺴﺎﻥﯽ‬dil ile ilgili.
lisâniyyat (A.) [ ‫ ] ﻝﺴﺎﻥﻴﺎت‬dilbilim.
lise (A.) [ ‫ ] ﻝﺜﻪ‬diş eti.
livâ (A.) [ ‫ ] ﻝﻮا‬sancak, bayrak.
livata (A.) [‫ ] ﻝﻮاﻃﻪ‬kulamparalık, oğlancılık.
liyakat (A.) [ ‫ ] ﻝﻴﺎﻗﺖ‬yaraşma.

268

lu’bet (A.) [ ‫ ] ﻝﻌﺒﺖ‬oyuncak.
lu’betbaz (A.-F.) [ ‫ ] ﻝﻌﺒﺖ ﺑﺎز‬kuklacı.
luâb (A.) [ ‫ ] ﻝﻌﺎب‬salya.
lugât (A.) [ ‫ ] ﻝﻐﺎت‬1.sözlük. 2.kelimeler.
lugat (A.) [ ‫ ] ﻝﻐﺖ‬1.söz. 2.sözlük. 3.kelime.
lugaz (A.) [ ‫ ] ﻝﻐﺰ‬bilmece.
lukme (A.) [ ‫ ] ﻝﻘﻤﻪ‬lokma.
lûle (F.) [ ‫ ] ﻝﻮﻝﻪ‬1.boru. 2.lüle, kağıt külah.
lutf (A.) [ ‫ ] ﻝﻄﻒ‬1.iyilik, lütuf. 2.güzellik.
lutfeylemek ilgi göstermek, iyilik etmek.
lutfkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻝﻄﻔﮑﺎر‬lütuf sahibi.
lutufdîde (A.-F.) [ ‫ ] ﻝﻄﻒ دیﺪﻩ‬iyilik görmüş, lütuf görmüş.
lutufkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻝﻄﻔﮑﺎر‬lütuf sahibi.
lü’lü (A.) [ ‫ ] ﻝﺆﻝﺆ‬inci.
lübb (A.) [ ‫ ] ﻝﺐ‬öz.
lücce (A.) [ ‫ ] ﻝﺠﻪ‬1.kalabalık. 2.gümüş. 3.deniz, engin su.
lüknet (A.) [ ‫ ] ﻝﮑﻨﺖ‬dil tutukluğu.
lüle (F.) [ ‫ ] ﻝﻮﻝﻪ‬1.boru. 2.lüle, kağıt külah.
lüzum (A.) [ ‫ ] ﻝﺰوم‬gereklilik, lazım olma.
lüzum görmek gerekli bulmak.

269

M

mâ (A.) [ ‫ ] ﻡﺎ‬su.
mâ (F.) [ ‫ ] ﻡﺎ‬biz.
ma’âyib (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎیﺐ‬kusurlar, ayıplar.
ma’ber (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺒﺮ‬geçit.
ma’ni (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻨﯽ‬anlam.
ma’raz (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺮض‬sergi.
ma’reke (A.) [‫ ] ﻡﻌﺮﮐﻪ‬savaş alanı.
ma’şerî (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺸﺮی‬kollektif.
maâbid (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎﺑﺪ‬mabetler, ibadet yerleri.
maâbir (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎﺑﺮ‬geçitler.
maâd (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎد‬1.dönüş yeri. 2.ahiret.
mâadâ (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﻋﺪا‬dışında, -den başka, başka, öte, yanı sıra.
maâdin (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎدن‬madenler.
maalesef (A.) [ ‫ ] ﻡﻊ اﻷﺱﻒ‬ne yazık ki.
maalmemnûniye (A.) [ ‫ ] ﻡﻊ اﻝﻤﻤﻨﻮﻥﻴﻪ‬seve seve.
maânî (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎﻥﯽ‬anlamlar.
maârif (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎرف‬1.bilimler. 2.kültür. 3.Millî Eğitim Bakanlığı.
maarif nezareti millî eğitim bakanlığı.
maâş (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎش‬1.geçim. 2.aylık.

270

maatteessüf (A.) [ ‫ ] ﻡﻊ اﻝﺘﺄﺱﻒ‬ne yazık ki, üzülerek, maalesef.
maazâlik (A.) [ ‫ ] ﻡﻊ ذﻝﮏ‬bununla birlikte.
maâzallah (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎذ اﷲ‬Allah esirgesin.
mâba’dut-tabîa (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺑﻌﺪاﻝﻄﺒﻴﻌﻪ‬fizik ötesi, doğa ötesi.
mâba’duttabîiyye (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺑﻌﺪاﻝﻄﺒﻴﻌﻴﻪ‬metafizik, doğa ötesi.
mâbad (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺑﻌﺪ‬sonraki.
mâbadı var (A.-T.) devam edecek, sürecek, arkası var.
mabed (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺒﺪ‬1.tapınak. 2.ibadethane.
mâbeyn (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺑﻴﻦ‬1.arası. 2.padişah sarayı.
mabud (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺒﻮد‬ibadet edilen,
mâcera (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺝﺮا‬1.cereyan eden. 2.serüven.
mâceraperest (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺎﺝﺮاﭘﺮﺱﺖ‬maceracı.
maceraperestî (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺎﺝﺮاﭘﺮﺱﺘﯽ‬maceracılık, maceraperestlik.
mâdâmülhayat (A.) [ ‫ ] ﻡﺎداﻡﺎﻝﺤﻴﺎت‬ömür boyu.
madde be madde (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺎدﻩ ﺑﻤﺎدﻩ‬madde madde.
maddî (A.) [ ‫ ] ﻡﺎدی‬1.madde ile ilgili. 2.materyalist.
maddiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺎدیﺖ‬maddîlik.
maddiyye (A.) [ ‫ ] ﻡﺎدیﻪ‬1.madde ile ilgili. 2.matetaryalist.
mâde (F.) [ ‫ ] ﻡﺎدﻩ‬dişi.
mâdelet (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺪﻝﺖ‬adalet.
madeniyyât (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺪﻥﻴﺎت‬madencilik bilimi, mineraloji.
mâder (F.) [ ‫ ] ﻡﺎدر‬anne.
maderî (F.) [ ‫ ] ﻡﺎدری‬anne ile ilgili, ana tarafı.

271

mâderzâd (F.) [ ‫ ] ﻡﺎدرزاد‬anadan doğma.
mâdiyân (F.) [ ‫ ] ﻡﺎدیﺎن‬kısrak.
madûd (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺪود‬sayılı.
madûd olmak sayılmak.
mâdum (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺪوم‬yok olmuş.
mâdumiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺪوﻡﻴﺖ‬yokluk.
mâdun (A.) [ ‫ ] ﻡﺎدون‬ast, aşağıda, alt.
mâfevk (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﻓﻮق‬üst, üstü, yukarısı.
mafsal (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺼﻞ‬eklem.
magâre (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﺎرﻩ‬mağara.
mağâk (F.) [ ‫ ] ﻡﻐﺎک‬1.çukur. 2.mezar.
mağâzî (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﺎزی‬1.savaşlar, gazalar. 2.savaş öyküleri.
mağbûn (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﺒﻮن‬aldatılmış.
mağdûr (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﺪور‬haksızlığa uğramış.
mağdur etmek haksızlığa uğratarak zor durumda bırakmak.
mağdur olmak haksızlığa uğramayarak zor durumda kalmak.
mağduriyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﺪوریﺖ‬haksızlığa uğrama, mağdur olma.
mağfiret (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﻔﺮت‬yarlıgama.
mağfiret etmek yarlıgamak.
mağfur (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﻔﻮر‬yarlıganmış.
mağlata (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﻠﻄﻪ‬laf salatası, yanıltmaca.
mağlub (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﻠﻮب‬yenik.
mağmûm (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﻤﻮم‬gamlı, kederli.

272

mağrib (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﺮب‬1.batı. 2.akşam namazı. 3.Kuzeybatı Afrika. 4.Fas.
mağrur (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﺮور‬gururlu, kendini beğenmiş.
mağrûr olmak gururlanmak.
mağrûrane (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻐﺮوراﻥﻪ‬gururlanarak, kendini beğenerek.
mağsub (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﺼﻮب‬gaspedilmiş.
mağşuş (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﺸﻮش‬karışmış.
mağz (F.) [ ‫ ] ﻡﻐﺰ‬1.beyin. 2.iç, öz. 3.ilik.
mağzûb (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﻀﻮب‬gazaba uğratılmış.
mâh (F.) [ ‫ ] ﻡﺎﻩ‬ay.
mahabbet (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺒﺖ‬sevgi.
mahabbet eylemek sevmek.
mahâfil (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎﻓﻞ‬1.mahfiller. 2.toplantı yerleri.
mahâkim (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎﮐﻢ‬mahkemeler.
mahal (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻞ‬yer.
mahall (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻞ‬yer.
mahallî (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻠﯽ‬1.yerel. 2.yerli.
mahalliye (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻠﻴﻪ‬yerel.
mâhâne (F.) [ ‫ ] ﻡﺎهﺎﻥﻪ‬aylık.
mahâret (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﺎرت‬beceri.
mâhasal (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺣﺼﻞ‬sonuç.
mahâsin (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎﺱﻦ‬iyilikler, güzellikler.
mâhazar (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺣﻀﺮ‬hazırda olan.
mahâzin (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺎزن‬mahzenler.

273

mahâzîr (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎذیﺮ‬sakıncalar.
mahbes (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺒﺲ‬hapishane.
mahbûb (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺒﻮب‬1.sevilen. 2.sevgili.
mahbus (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺒﻮس‬1.hapsedilmiş. 2.hapishane.
mahcûb (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺠﻮب‬1.örtülmüş. 2.utangaç.
mahcûb etmek utandırmak.
mahcûb olmak utanmak.
mahcûbiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺠﻮﺑﻴﺖ‬utangaçlık.
mahcûz (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺠﻮظ‬hacizli.
mahcûz olmak haczedilmek.
mahdud (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺪود‬sınırlı, kasıtlı.
mahdum (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺪوم‬oğul.
mâhe (F.) [ ‫ ] ﻡﺎهﻪ‬matkap.
mahfaza (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻔﻈﻪ‬kutu, kap.
mahfî (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻔﯽ‬gizli.
mahfil (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻔﻞ‬1.toplantı yeri. 2.cami mahfili.
mahfiyyen (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻔﻴﺎ‬gizlice.
mahfuz (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻔﻮظ‬korunmuş, saklanmış.
mâh-ı nev (F.) [ ‫ ] ﻡﺎﻩ ﻥﻮ‬hilal, ay.
mâh-ı sipihr [ ‫ ] ﻡﺎﻩ ﺱﭙﻬﺮ‬ay, gökyüzündeki ay.
mâhî (F.) [ ‫ ] ﻡﺎهﯽ‬balık.
mahir (A.) [ ‫ ] ﻡﺎهﺮ‬becerili, maharetli.
mahiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺎهﻴﺖ‬asıl, esas, içyüzü.

274

mahkûk (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﮑﻮک‬kazılmış, kazılarak yazılmış, yontulmuş.
mahkum (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﮑﻮم‬hüküm giymiş.
mahkûm etmek hüküm giydirmek.
mahkum olmak hüküm giymek.
mahlas (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻠﺺ‬takma ad.
mahlû (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻠﻮع‬tahttan indirilmiş.
mahluk (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻠﻮق‬yaratık.
mahlul (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻠﻮل‬erimiş, çözülmüş, hallolmuş.
mahlut (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻠﻮط‬karışık.
mahmûd (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻤﻮد‬1.övülmüş. 2.hamd edilmiş.
mahmul (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻤﻮل‬yüklü.
mahmur (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻤﻮر‬uykulu, baygın.
mâhpâre (F.) [ ‫ ] ﻡﺎﻩ ﭘﺎرﻩ‬1.ay parçası. 2.çok güzel.
mahrec (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺮج‬çıkış yeri.
mahrem (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺮم‬1.nikah düşmeyen. 2.gizli.
mâhru (F.) [ ‫ ] ﻡﺎهﺮو‬ay yüzlü, güzel yüzlü.
mahruk (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺮوق‬yanık, yanmış.
mahrûkat (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺮوﻗﺎت‬yakacak.
mahrum (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺮوم‬yoksun.
mahrum etmek yoksun bırakmak.
mahrum olmak yoksun kalmak.
mahrumiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺮوﻡﻴﺖ‬yoksunluk, mahrumluk.
mahrut (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺮوط‬koni.

275

mahsûb (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺴﻮب‬hesap edilen.
mahsûl (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺼﻮل‬ürün, sonuç.
mahsur (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺼﻮر‬kuşatılmış.
mahsus (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺼﻮص‬1.özgü, ayrılmış. 2.bilerek.
mahsûs (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺼﻮص‬hissedilen, hissedilir.
mahşer (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺸﺮ‬1.kıyamet yeri. 2.aşırı kalabalık.
mâhtâb (F.) [ ‫ ] ﻡﺎهﺘﺎب‬mehtap.
mahtûm (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺘﻮم‬mühürlü.
mahtût (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻄﻮط‬1.yazılı. 2.çizili.
mahv (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻮ‬1.yok etme. 2.yok olma.
mahvetmek (A.-T.) yok etmek.
mahz (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺾ‬sırf, sade, tam.
mahzar (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻀﺮ‬1.huzur, kat. 2.görünüş.
mahzun (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺰون‬hüzünlü.
mahzun etmek hüzünlendirmek.
mahzun olmak hüzünlenmek.
mahzûnane (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺤﺰوﻥﺎﻥﻪ‬hüzünlü bir halde.
mahzur (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺬور‬sakınca.
mahzur görmek sakıncalı bulmak.
mahzûzat (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻈﻮﻇﺎت‬hoşa gidecek şeyler.
mâî (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺋﯽ‬1.su ile ilgili. 2.mavi.
mâ-i mukattar [ ‫ ] ﻡﺎء ﻡﻘﻄﺮ‬damıtık su.
mâide (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺋﺪﻩ‬sofra.

276

mâil (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺋﻞ‬1.eğilimli, istekli. 2.eğimli, meyilli. 3.çalan.
mâil olmak eğilim göstermek.
maîşet (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻴﺸﺖ‬geçim, dirlik.
maiyyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻴﺖ‬birlik, beraberlik, yanında bulunma.
mak’ad (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻌﺪ‬1.makat, kıç. 2.minder.
makâbir (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺎﺑﺮ‬mezarlar, kabirler.
mâkabl (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﻗﺒﻞ‬önceki, önü.
mâkablettârih (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﻗﺒﻞ اﻝﺘﺎریﺦ‬tarih öncesi.
makâl (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺎل‬söz.
makam (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺎم‬1.yer. 2.kat, huzur. 3.musikî makamı
makâmat (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺎﻡﺎت‬makamlar.
makarr (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺮ‬1.başkent. 2.merkez.
makâsıd (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺎﺹﺪ‬maksatlar.
makber (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺒﺮ‬mezar.
makbere (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺒﺮﻩ‬mezar.
makbul (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺒﻮل‬kabul edilen, beğenilen.
makbuz (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺒﻮض‬1.alınmış. 2.alındı belgesi.
makdem (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺪم‬gelme, geliş.
makdur (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺪور‬1.güç. 2.elden gelen.
makes (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﮑﺲ‬yansıma yeri.
makes bulmak (A.-T.) yansımak, yansıyacak yer bulmak.
makes olmak (A.-T.) yansıtmak, yansıma yeri olmak.
makhûr (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻬﻮر‬1.kahrolmuş, yenilmiş. 2.gazaba uğramış.

277

mâkiyan (F.) [ ‫ ] ﻡﺎﮐﻴﺎن‬tavuk.
makrun (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺮون‬yakın.
maksad (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺼﺪ‬amaç.)
maksûd (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺼﻮد‬istenilen, maksat.
makta (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻄﻊ‬1.kesim yeri. 2.kesit.)
maktel (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺘﻞ‬1.öldürme yeri. 2.ünlü birinin ölümü üzerine yazılan şiir.
maktû (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻄﻮع‬1.kesilmiş, kesik. 2.pazarlık yapılmaz.
maktül (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺘﻮل‬öldürülen.
maktül olmak öldürülmek.
mâkul (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻘﻮل‬akla uygun.
makûlat (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻘﻮﻻت‬aklî bilgiler.
makûle (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻮﻝﻪ‬kategori.
makûs (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﮑﻮس‬1.ters. 2.uğursuz.
mal (A.) [ ‫ ] ﻡﺎل‬1.mal. 2.servet.
mâlâmâl (F.) [ ‫ ] ﻡﺎﻻﻡﺎل‬dopdolu.
mâlî (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﻝﯽ‬1.mal ile ilgili. 2.maliye ile ilgili.
mâlihulya (Yun.-A.) [ ‫ ] ﻡﺎﻝﯽ ﺧﻮﻝﻴﺎ‬melankoli.
mâlik (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﻝﮏ‬sahip.
mâlikiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﻝﮑﻴﺖ‬sahip olma.
maliye (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﻝﻴﻪ‬devletin gelir ve gider işlerini takip eden bakanlık ve ona
bağlı daireler.
malûl (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻠﻮل‬özürlü, hastalıklı.
malûlen (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻠﻮﻻ‬sakatlanmış olarak, özürlü olarak.

278

malûlîn (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻠﻮﻝﻴﻦ‬hastalar, sakatlar.
malûm (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻠﻮم‬bilinen.
malûm olmak anlaşılmak, bilinmek.
malûmat (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻠﻮﻡﺎت‬bilgi.
malûmatfurûş (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻌﻠﻮﻡﺎت ﻓﺮوش‬bilgiçlik taslayan.
malûmatfurûşluk (A.-F.-T.) bilgiçlik taslama.
malûmatfurûşluk etmek bilgiçlik taslamak.
mâmafih (A.) [ ‫ ] ﻡﻊ ﻡﺎﻓﻴﻪ‬bununla birlikte.
mâmelek (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﻡﻠﮏ‬sahip olunan.
mamûl (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻤﻮل‬1.yapılmış, imal edilmiş. 2.alışılmış.
mamûlat (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻤﻮﻻت‬imal edilenler.
mamûlün fevkinde alışılmışın ötesinde.
mamûr (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻤﻮر‬bayındır, imar edilmiş.
mamûr edilmek bayındırlaştırılmak, imar edilmek.
mamûr etmek bayındırlaştırmak.
mamûr olmak bayındır olmak.
mamûre (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻤﻮرﻩ‬bayındır yer.
mamûriyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻤﻮریﺖ‬bayındırlık.
mana (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻨﯽ‬anlam.
manalandırmak anlam kazandırmak.
manen (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻨﺎ‬1.mana yolu ile. 2.gönülden.
mânend (F.) [ ‫ ] ﻡﺎﻥﻨﺪ‬gibi.
manevî (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻨﻮی‬1.anlam ile ilgili. 2.ruh ile ilgili.

279

maneviyat (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻨﻮیﺎت‬1.manaya dayalı şeyler. 2.moral değerler.
mani (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻨﯽ‬engel.
mani olmak engel olmak.
mânia (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﻥﻌﻪ‬engel.
manidar (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻌﻨﯽ دار‬anlamlı.
mansıb (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺼﺐ‬devlet memuriyetindeki makam.
mansıbdar (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻨﺼﺒﺪار‬makam sahibi devlet memuru.
mansur (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺼﻮر‬Tanrı’nın yardımıyla zafer kazanan.
mantıkan (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻄﻘﺎ‬mantık bakımından.
mantıkî (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻄﻘﯽ‬mantıklı.
mantıkiyyûn (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻄﻘﻴﻮن‬mantıkçılar, mantık bilginleri.
manzar (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻈﺮ‬1.seyir yeri. 2.görünüş. 3.yüz.
manzara (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻈﺮﻩ‬görünüm.
manzum (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻈﻮم‬nazmedilmiş.
manzûmât (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻈﻮﻡﺎت‬manzumeler.
manzûme (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻈﻮﻡﻪ‬1.dizilmiş. 2.vezinli söz, şiir. 3.sistem.
manzur (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻈﻮر‬1.bakılan. 2.dikkat çeken.
manzur olmak görülmek, göze çarpmak.
mâr (F.) [ ‫ ] ﻡﺎر‬yılan.
maraz (A.) [ ‫ ] ﻡﺮض‬hastalık.
marazî (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺽﯽ‬hastalıklı, hastalkla ilgili.
mârgîr (F.) [ ‫ ] ﻡﺎرﮔﻴﺮ‬yılancı, yılan tutan.
marifet (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺮﻓﺖ‬1.bilme. 2.ustalık, beceri. 3.aracı.

280

mariz (A.) [ ‫ ] ﻡﺮیﺾ‬hasta.
mârpîç (F.) [ ‫ ] ﻡﺎرﭘﻴﭻ‬marpuç, nargile marpucu.
maruf (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺮوف‬1.bilinen. 2.ünlü, tanınmış.
marûf olmak tanınmak, bilinmek.
maruz (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺮوض‬1.arzedilen, sunulan. 2.karşı karşıya kalma, tutulma.
maruz olmak karşı karşıya kalmak.
maruzat (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺮوﺽﺎت‬sunulanlar, arzedilecek şeyler.
mâsabak (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺱﺒﻖ‬geçen, geçmiş.
masâri (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺎرع‬dizeler, mısralar.
masârif (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺎرف‬harcamalar.
masdar (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺪر‬1.çıkış yeri, kaynak. 2.masdar.
mâsebak (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺱﺒﻖ‬geçen, geçmiş.
mashara (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺨﺮﻩ‬soytarı.
mâsiva (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺱﻮی‬1.Tanrı’nın dışındaki varlıklar. 2.dünyaya özgü her şey.
masiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺼﻴﺖ‬1.günah. 2.isyan.
maskat (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻘﻂ‬1.düşüş yeri.
maskat-ı re’s [ ‫ ] ﻡﺴﻘﻂ رأس‬doğum yeri.
maslahat (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﻠﺤﺖ‬1.iş. 2.dirlik düzenlik.
maslahatgüzar (A.-F.) [‫ ] ﻡﺼﻠﺤﺖ ﮔﺰار‬elçi adına devlet işlerini yürüten.
masnû (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﻨﻮع‬1.yapma, yapay. 2.sanatlı.
masraf (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺮف‬harcama, gider.
masrû (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺮوع‬saralı.
masrûf (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺮوف‬harcanmış.

281

masruf olmak harcanmak.
mass (A.) [ ‫ ] ﻡﺺ‬emme.
massetmek emmek, çekmek.
mâst (F.) [ ‫ ] ﻡﺎﺱﺖ‬yoğurt.
mastaba (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﻄﺒﻪ‬1.meyhane. 2.sedir.
masum (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺼﻮم‬1.suçsuz, günahsız. 2.küçük çocuk.
masumane (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻌﺼﻮﻡﺎﻥﻪ‬masumca.
masume (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺼﻮﻡﻪ‬1.suçsuz, günahsız. 2.küçük kız çocuğu.
masumiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺼﻮﻡﻴﺖ‬masumluk, suçsuzluk.
masûn (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﻮن‬korunmuş, saklanmış.
masûn kalmak korunmak, zarar gelmemek.
mâşe (F.) [ ‫ ] ﻡﺎﺵﻪ‬maşa.
maşer (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺸﺮ‬toplum.
maşerî (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺸﺮی‬kollektif, ortaklaşa.
mâşıta (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺵﻄﻪ‬kadın makyajcısı, kadın kuaförü.
mâşî (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺵﯽ‬yürüyen.
mâşiyen (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺵﻴﺎ‬yürüyerek.
maşrık (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺮق‬doğu.
maşûk (A.) [ ‫( ] ﻡﻌﺸﻮق‬erkek) sevgili.
maşuka (A.) [ ‫( ] ﻡﻌﺸﻮﻗﻪ‬bayan) sevgili.
matbaa (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺒﻌﻪ‬basımevi.
matbah (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺒﺦ‬mutfak.
matbû (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺒﻮع‬1.basılı. 2.hoşa giden, hoş.

282

matbûat (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺒﻮﻋﺎت‬1.basın. 2.basılı şeyler.
mâtem (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺕﻢ‬yas.
mâtem tutmak yas tutmak.
mâtemdar (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺎﺕﻤﺪار‬yaslı.
mâtemî (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺎﺕﻤﯽ‬yaslı.
mâtemli (A.-T.) yaslı.
mâtemserâ (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺎﺕﻤﺴﺮا‬yas tutulan ev.
mâtemzede (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺎﺕﻢ زدﻩ‬yaslı.
matla (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﻠﻊ‬1.doğuş yeri. 2.kaside ve gazelin ilk beyti.
matlab (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﻠﺐ‬1.konu. 2.istek.
matlub (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﻠﻮب‬1.istenilen, aranan. 2.alacak.
matlûb etmek istemek.
matrûd (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺮود‬kovulmuş.
matrûş (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺮوش‬1.sakalsız. 2.tıraşlanmış.
matuf (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻄﻮف‬yönelik, çevrili.
matûh (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺘﻮﻩ‬bunak, bunamış.
matûhe (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺘﻮهﻪ‬bunak, bunamış (bayan).
mâvaka (A.) [ ‫ ] ﻡﺎوﻗﻊ‬olup biten.
mâverâ (A.) [ ‫ ] ﻡﺎورا‬1.öte, ötesinde. 2.ahiret, öbür dünya.
mavtın (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻃﻦ‬yurt tutulan yer.
mâye (F.) [ ‫ ] ﻡﺎیﻪ‬1.maya. 2.para. 3.mal. 4.güç.
mâyedar (F.) [ ‫ ] ﻡﺎیﻪ دار‬1.mayalı. 2.paralı. 3.mal sahibi. 4.güçlü.
mâyi (A.) [ ‫ ] ﻡﺎیﻊ‬sıvı.

283

mayûb (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻴﻮب‬1.kusurlu. 2.ayıplanmış.
mazanna (A.) [ ‫ ] ﻡﻈﻨﻪ‬1.ermiş sanılan.2.zan altındaki.
mazarrat (A.) [ ‫ ] ﻡﻀﺮت‬1.zarar verme. 2.zarar.
mazarrât (A.) [ ‫ ] ﻡﻀﺮات‬zararlar.
mazbata (A.) [ ‫ ] ﻡﻀﺒﻄﻪ‬tutanak.
mazbata tanzim etmek tutanak düzenlemek.
mazbut (A.) [ ‫ ] ﻡﻀﺒﻮط‬1.zaptedilmiş. 2.kayda geçirilmiş. 3.derli toplu. 4.sağlam.
mazbutat (A.) [ ‫ ] ﻡﻀﺒﻮﻃﺎت‬kayda geçirilenler.
mazeret (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺬرت‬özür.
mazerethâh (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻌﺬرت ﺧﻮاﻩ‬özür dileyen.
mazhar (A.) [ ‫ ] ﻡﻈﻬﺮ‬1.ortaya çıkış yeri. 2.şereflenme, nail olma.
mazhar olmak karşılaşmak, nail olmak.
mâzi (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺽﯽ‬geçmiş, geçmiş zaman.
mazlum (A.) [ ‫ ] ﻡﻈﻠﻮم‬1.zulme uğramış. 2.sesiz sedasız.
mazlumâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻈﻠﻮﻡﺎﻥﻪ‬mazlumca.
mazlûmiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻈﻠﻮﻡﻴﺖ‬1.mazlumluk, zulme uğramışlık. 2.sesiz sedasız
olma.
mazmaza (A.) [ ‫ ] ﻡﻀﻤﻀﻪ‬gargara.
mazmaza yapmak gargara yapmak, ağızda su çalkalamak.
mazmun (A.) [ ‫ ] ﻡﻀﻤﻮن‬1.kavram. 2.ince söz.
maznun (A.) [ ‫ ] ﻡﻈﻨﻮن‬zanlı.
maznun olmak zan altında kalmak.
mazrub (A.) [ ‫ ] ﻡﻀﺮوب‬1.dövülen. 2.çarpılan.

284

mazruf (A.) [ ‫ ] ﻡﻈﺮوف‬1.kaba konulan. 2.zarflı.
mâzu (F.) [ ‫ ] ﻡﺎزو‬mazı.
mazûl (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺰول‬görevden alınmış, azledilmiş.
mazul olmak görevden alınmak, azledilmek.
mazur (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺬور‬özürlü.
me’vâ (A.) [ ‫ ] ﻡﺄوا‬sığınma yeri.
me’yûs (A.) [ ‫ ] ﻡﺄیﻮس‬umutsuz.
me’yûs etmek umutsuz bırakmak.
me’yûs olmak umudunu yitirmek.
meâb (A.) [ ‫ ] ﻡﺂب‬sığınma yeri.
meâd (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎد‬1.dönüş yeri. 2.ahiret.
meâhiz (A.) [ ‫ ] ﻡﺂﺧﺬ‬kaynaklar.
meâl (A.) [ ‫ ] ﻡﺂل‬anlam.
meâric (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎرج‬merdivenler.
meâsî (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎﺹﯽ‬1.isyanlar. 2.günahlar.
meâyib (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎیﺐ‬kusurlar, ayıplar.
mebâd (F.) [ ‫ ] ﻡﺒﺎد‬sakın, aman sakın, olmaya.
mebâdâ (F.) [ ‫ ] ﻡﺒﺎدا‬sakın, aman sakın, olmaya.
mebâdî (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺎدی‬ilkeler, prensipler.
mebâhis (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺎﺣﺚ‬konular, bahisler.
mebânî (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺎﻥﯽ‬1.temeller. 2.yapılar, binalar.
mebde’ (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺪأ‬1.başlangıç noktası.
mebde-i tarih [ ‫ ] ﻡﺒﺪأ ﺕﺎریﺦ‬tarih başlangıcı.

285

mebhas (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺤﺚ‬1.bölüm, fasıl. 2.bilim.
mebhûs (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺤﻮث‬bahsedilen.
mebhût (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﻬﻮت‬şaşkın.
meblağ (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﻠﻎ‬1.tutar. 2.para.
mebnâ (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﻨﯽ‬bina.
mebnî (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﻨﯽ‬1.dayanan. 2.bina edilmiş.
mebsût (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺴﻮط‬yaygın, açık.
mebsûten (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺴﻮﻃﺎ‬yaygın olarak.
mebus (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﻌﻮث‬1.gönderilmiş. 2.milletvekili. 3.ölümden sonra dirilen.
mebzûl (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺬول‬bol.
mebzûlen (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺬوﻻ‬bolca.
mebzûliyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺬوﻝﻴﺖ‬bolluk.
mec’ûl (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻌﻮل‬yapay.
mecâl (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺎل‬1.güç, kuvvet. 2.fırsat.
mecâlis (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺎﻝﺲ‬meclisler.
mecâmi (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺎﻡﻊ‬toplantı yerleri.
mecânîn (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺎﻥﻴﻦ‬mecnunlar, çılgınlar.
mecbûr (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺒﻮر‬1.zorunlu. 2.zora koşulmuş.
mecbûrî (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺒﻮری‬zorunlu.
mecbûriyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺒﻮریﺖ‬zorunluluk.
meccânen (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺎﻥﺎ‬parasız olarak.
meccânî (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺎﻥﯽ‬parasız.
mecd (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺪ‬ululuk.

286

mecelle (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻠﻪ‬dergi.
mechûl (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻬﻮل‬bilinmeyen.
mechûlât (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻬﻮﻻت‬bilinmeyenler.
mechûliyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻬﻮﻝﻴﺖ‬bilinmezlik.
mechûlünneseb (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻬﻮل اﻝﻨﺴﺐ‬onun bunun çocuğu.
mecîd (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻴﺪ‬ulu.
meclis (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻠﺲ‬toplantı yeri.
meclisefrûz (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺠﻠﺲ اﻓﺮوز‬meclisi aydınlatan, meclisi şenlendiren.
meclûb (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻠﻮب‬1.celbedilmiş. 2.aşık, tutkun.
mecma’ (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻤﻊ‬toplantı yeri.
mecmû’ (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻤﻮع‬toplam, tümü.
mecmûa (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻤﻮﻋﻪ‬1.dergi. 2.küçük risale veya farklı kitapların bir araya
getirildiği eser.
mecmûan (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻤﻮﻋﺎ‬toplam olarak.
mecnûn (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻨﻮن‬1.delice seven. 2.cinli. 3.Leyla’nın aşığı.
mecnûnâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺠﻨﻮﻥﺎﻥﻪ‬çılğınca, delicesine.
mecrâ (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺮا‬1.su yatağı. 2.yol, güzergah.
mecrûh (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺮوح‬yaralı.
mecrûhîn (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺮوﺣﻴﻦ‬yaralılar.
mecûsî (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻮﺱﯽ‬ateşperest, ateşe tapan.
meczûb (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺬوب‬1.cezbedilmiş. 2.Tanrı sevgisiyle cezbeye kapılan. 2.deli.
med’uv (A.) [ ‫ ] ﻡﺪﻋﻮ‬davetli.
med’uvvîn (A.) [ ‫ ] ﻡﺪﻋﻮیﻦ‬davetliler.

287

medâfin (A.) [ ‫ ] ﻡﺪاﻓﻦ‬mezarlar.
medâr (A.) [ ‫ ] ﻡﺪار‬1.yörünge 2.dönence. 3.vesile, vasıta. 4.yardımcı.
medâric (A.) [ ‫ ] ﻡﺪارج‬merdivenler.
medâris (A.) [ ‫ ] ﻡﺪارس‬medreseler.
medd (A.) [ ‫ ] ﻡﺪ‬1.uzatma. 2.çekme.
meddâh (A.) [ ‫ ] ﻡﺪاح‬1.çok öven. 2.meddah.
meded (A.) [ ‫ ] ﻡﺪد‬yardım, medet.
mededhâh (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺪدﺧﻮاﻩ‬yardım isteyen.
mededkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺪدﮐﺎر‬yardım eden, yardımcı.
mededres (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺪدرس‬yardıma koşan, imdada koşan.
medenî (A.) [ ‫ ] ﻡﺪﻥﯽ‬1.şehirli. 2.uygar. 3.görgülü. 4.Medineli.
medenîleşmek uygarlaşmak.
medeniyyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺪﻥﻴﺖ‬uygarlık.
medfa (A.) [ ‫ ] ﻡﺪﻓﻊ‬top.
medfen (A.) [ ‫ ] ﻡﺪﻓﻦ‬mezar, defin yeri.
medfû (A.) [ ‫ ] ﻡﺪﻓﻮع‬1.çıkarılmış. 2.dışkı. 3.para kasasından çıkmış.
medfûn (A.) [ ‫ ] ﻡﺪﻓﻮن‬gömülü, defnedilmiş.
medfûn edilmek gömülmek.
medh (A.) [ ‫ ] ﻡﺪح‬övgü.
medhal (A.) [ ‫ ] ﻡﺪﺧﻞ‬1.giriş. 2.giriş yeri. 3.başlangıç. 4.dehalet.
medhaldâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺪﺧﻠﺪار‬parmağı olan, müdahale etmiş olan.
medhaldar bulunmak (A.-F.-T.) parmağı olmak; müdahalesi bulunmak.
medhedilmek övülmek.

288

medhetmek övmek.
medhiye (A.) [ ‫ ] ﻡﺪﺣﻴﻪ‬övgü.
medhiyyât (A.) [ ‫ ] ﻡﺪﺣﻴﺎت‬övgüler.
medhûş (A.) [ ‫ ] ﻡﺪهﻮش‬dehşete kapılmış.
medîd (A.) [ ‫ ] ﻡﺪیﺪ‬1.uzun. 2.çekilmiş.
medîde (A.) [ ‫ ] ﻡﺪیﺪﻩ‬1.uzun. 2.çekilmiş.
medîha (A.) [ ‫ ] ﻡﺪیﺤﻪ‬övgü şiiri, kaside.
medîhagû (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺪیﺤﻪ ﮔﻮ‬övgü şairi, kaside şairi.
medîne (A.) [ ‫ ] ﻡﺪیﻨﻪ‬1.şehir. 2.Medine.
medînetünnebî (A.) [ ‫ ] ﻡﺪیﻨﺔ اﻝﻨﺒﯽ‬Medine.
medînetüsselam (A.) [ ‫ ] ﻡﺪیﻨﺔ اﻝﺴﻼم‬Bağdat.
medlûl (A.) [ ‫ ] ﻡﺪﻝﻮل‬kanıt olarak gösterilen.
medresevî (A.) [ ‫ ] ﻡﺪرﺱﻮی‬medrese ile ilgili.
medrûs (A.) [ ‫ ] ﻡﺪروس‬1.eski, yırtık pırtık. 2.ders olarak verilen.
medyûn (A.) [ ‫ ] ﻡﺪیﻮن‬borçlu.
mefâhîm (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺎهﻴﻢ‬mefhumlar.
mefâhir (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺎﺧﺮ‬övünülecek şeyler.
mefâsıl (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺎﺹﻞ‬eklemler.
mefâtih (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺎﺕﻴﺢ‬anahtarlar.
mefhar (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺨﺮ‬övünç kaynağı.
mefhum (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﻬﻮم‬kavram.
mefhûm olmak anlaşılmak.
mefkûd (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﻘﻮد‬1.kayıp. 2.yok olmuş.

289

mefkûd olmak 1.kaybolmak. 2.yok olmak.
mefkûre (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﮑﻮرﻩ‬ülkü, ideal.
mefkûrevî (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﮑﻮروی‬ülkü ile ilgili.
meflûc (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﻠﻮج‬felçli.
meflûc olmak felç olmak, kımıldayamaz hale gelmek.
meflûciyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﻠﻮﺝﻴﺖ‬1.felçlilik. 2.kıpırdayamama.
mefrûş (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺮوش‬döşenmiş.
mefrûşat (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺮوﺵﺎت‬döşeme.
mefrûz (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺮوز‬ayırılmış.
mefrûz (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺮوض‬farzedilmiş.
meftûh (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺘﻮح‬1.açık. 2.fethedilmiş. 3.fethalı.
meftûn (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺘﻮن‬tutkun, aşık.
meftûn etmek aşık etmek.
meftûn olmak aşık olmak, tutulmak.
meftûniyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺘﻮﻥﻴﺖ‬tutkunluk.
meger (F.) [ ‫ ] ﻡﮕﺮ‬1.meğer. 2.oysa.
meges (F.) [ ‫ ] ﻡﮕﺲ‬sinek.
meğâk (F.) [ ‫ ] ﻡﻐﺎک‬1.çukur. 2.mezar.
meh (F.) [ ‫ ] ﻡﻪ‬ay.
mehâbet (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﺎﺑﺖ‬heybetlilik.
mehâlik (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﺎﻝﮏ‬tehlikeli yerler.
mehâr (F.) [ ‫ ] ﻡﻬﺎر‬yular, dizgin.
mehaz (A.) [ ‫ ]] ﻡﺄﺧﺬ‬kaynak.

290

mehbil (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﺒﻞ‬rahim yolu.
mehd (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﺪ‬beşik.
mehekk (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﮏ‬mihenk taşı.
mehîb (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﻴﺐ‬heybetli.
mehl (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﻞ‬süre tanıma.
mehleke (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﻠﮑﻪ‬tehlikeli yer.
mehlikâ (F.-A.) [ ‫ ] ﻡﻪ ﻝﻘﺎ‬ay yüzlü, güzel yüzlü.
mehpare (F.) [ ‫ ] ﻡﻪ ﭘﺎرﻩ‬1.ay parçası. 2.güzel yüzlü.
mehpeyker (F.) [ ‫ ] ﻡﻪ ﭘﻴﮑﺮ‬güzel yüzlü, parlak yüzlü.
mehr (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﺮ‬mehir.
mehrû (F.) [ ‫ ] ﻡﻬﺮو‬ay yüzlü, güzel yüzlü.
mehtâb (F.) [ ‫ ] ﻡﻬﺘﺎب‬mehtap, ay ışığı.
mehûz (A.) [ ‫ ] ﻡﺄﺧﻮذ‬alınmış.
mehveş (F.) [ ‫ ] ﻡﻬﻮش‬1.ay gibi, ay kadar güzel. 2.güzel yüzlü.
mekân (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺎن‬1.yer. 2.ev.
mekâre (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺎرﻩ‬kiralık binek veya yük hayvanı.
mekâreci (A.-T.) binek veya yük hayvanı kiralayan.
mekârim (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺎرم‬cömertlikler.
mekâtîb (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺎﺕﻴﺐ‬mektuplar.
mekâtib (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺎﺕﺐ‬okullar.
mekâtib-i âliye [ ‫ ] ﻡﮑﺎﺕﺐ ﻋﺎﻝﻴﻪ‬yüksekokullar.
mekâtib-i askeriye [ ‫ ] ﻡﮑﺎﺕﺐ ﻋﺴﮑﺮیﻪ‬askerî okullar.
mekhûl (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺤﻮل‬sürmeli.

291

meknûn (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﻨﻮن‬1.dizili. 2.gizli.
mekr (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺮ‬hile.
mekrûh (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺮوﻩ‬iğrenç.
meks (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺚ‬duralama, duraklama.
meksur (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺴﻮر‬kırık.
mekşûf (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺸﻮف‬keşfedilmiş.
mekteb (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺘﺐ‬1.okul. 2.ekol.
mekteb-i âlî [ ‫ ] ﻡﮑﺘﺐ ﻋﺎﻝﯽ‬yüksekokul.
mekteb-i harbiye [ ‫ ] ﻡﮑﺘﺐ ﺣﺮﺑﻴﻪ‬harp okulu.
mekteb-i i’dâdî [ ‫ ] ﻡﮑﺘﺐ اﻋﺪادی‬lise.
mekteb-i ibtidâî [ ‫ ] ﻡﮑﺘﺐ اﺑﺘﺪاﺋﯽ‬ilkokul.
mekteb-i rüşdî [ ‫ ] ﻡﮑﺘﺐ رﺵﺪی‬ortaokul.
mekteb-i sultânî [ ‫ ] ﻡﮑﺘﺐ ﺱﻠﻄﺎﻥﯽ‬Galatasaray Lisesi.
mektep (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺘﺐ‬okul.
mektub (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺘﻮب‬1.yazılı. 2.mektup.
mektûbat (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺘﻮﺑﺎت‬mektuplar.
mektûbî (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺘﻮﺑﯽ‬valilik özel kalem müdürü.
mektûm (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺘﻮم‬gizli.
melabe (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﻌﺒﻪ‬oyuncak.
melâbis (A.) [ ‫ ] ﻡﻼﺑﺲ‬giysiler.
melah (F.) [ ‫ ] ﻡﻠﺦ‬çekirge.
melahat (A.) [ ‫ ] ﻡﻼﺣﺖ‬yüz güzelliği.
melâhide (A.) [ ‫ ] ﻡﻼﺣﺪﻩ‬dinsizler, tanrıtanımazlar.

292

melâik (A.) [ ‫ ] ﻡﻼﺋﮏ‬melekler.
melâike (A.) [ ‫ ] ﻡﻼﺋﮑﻪ‬melekler.)
melâl (A.) [ ‫ ] ﻡﻼل‬sıkıntı, usanma.
melalli (A.-T.) sıkıntılı.
melanet (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﻌﻨﺖ‬melunluk.
melce (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﺠﺄ‬sığınak, sığınacak yer.
melekât (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﮑﺎت‬yetiler.
meleke (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﮑﻪ‬yeti.
meleksîmâ (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﮏ ﺱﻴﻤﺎ‬melek yüzlü güzel.
melekût (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﮑﻮت‬ruhlar alemi.
melfûfen (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﻔﻮﻓﺎ‬ilişikte.
melhûz (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﺤﻮظ‬düşünülen, öngörülen.
melik (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﮏ‬padişah.
mellah (A.) [ ‫ ] ﻡﻼح‬gemici.
melsûk (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﺼﻮق‬yapışık.
melûf (A.) [ ‫ ] ﻡﺄﻝﻮف‬alışık.
melun (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﻌﻮن‬lanet olası.
memâlik (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﺎﻝﮏ‬1.ülkeler. 2.topraklar, diyarlar.
memât (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﺎت‬ölüm.
memduh (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﺪوح‬övülmüş.
memer (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﺮ‬geçit.
memhûr (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﻬﻮر‬mühürlü.
memleket (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﻠﮑﺖ‬1.ülke. 2.şehir.

293

memlûk (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﻠﻮک‬köle.
memnû (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﻨﻮع‬yasak.
memnûa (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﻨﻮﻋﻪ‬yasak.
memnûiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻮﻋﻴﺖ‬yasak olma hali.
memnûn (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﻨﻮن‬1.mutlu, razı. 2.sevinçli.
memnun etmek 1.mutlu edilmek, razı edilmek. 2.sevindirilmek.
memnuniyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﻨﻮﻥﻴﺖ‬memnunluk.
memûl (A.) [ ‫ ] ﻡﺄﻡﻮل‬umulan, beklenilen.
memur (A.) [ ‫ ] ﻡﺄﻡﻮر‬1.görevli. 2.devlet memuru.
memurîn (A.) [ ‫ ] ﻡﺄﻡﻮریﻦ‬memurlar, görevliler.
memûriyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺄﻡﻮریﺖ‬memurluk.
memzuc (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﺰوج‬karışık.
men (F.) [ ‫ ] ﻡﻦ‬ben.
men’ (A.) [ ‫] ﻡﻨﻊ‬

1.engel olma, alıkoyma. 2.engel olunma, alıkonulma.

3.yasaklama. 4.yasaklanma.
men’ edilmek yasaklanmak.
men’ etmek 1.engel olmak, alıkoymak. 2.yasaklamak.
men’ olunmak yasaklanmak.
menâbi’ (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎﺑﻊ‬kaynaklar.
menâfi’ (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎﻓﻊ‬menfaatler, çıkarlar, yararlar.
menâkıb (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎﻗﺐ‬menkıbeler, övgüye değer özellikler.
menâm (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎم‬1.uyku. 2.rüya.
menâre (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎرﻩ‬minare.

294

menâsıb (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎﺹﺐ‬makamlar.
menâtık (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎﻃﻖ‬bölgeler.
menâzır (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎﻇﺮ‬manzaralar.
menâzil (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎزل‬1.konaklar. 2.aşamalar.
menba (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺒﻊ‬1.kaynak. 2.pınar.
menfâ (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻔﯽ‬sürgün.
menfaat (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻔﻌﺖ‬çıkar, yarar.
menfaatperest (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻨﻔﻌﺖ ﭘﺮﺱﺖ‬çıkarcı.
menfâlık (A.-T.) sürgün hayatı.
menfez (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻔﺬ‬nüfuz etme yeri, delik, yarık, giriş veya çıkış yolu.
menfî (A.) [ ‫] ﻡﻨﻔﯽ‬

1.olumsuz. 2.hep olumsuz düşünen, her şeye olumsuz

yaklaşan. 3.sürgüne gönderilmiş.
menfur (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻔﻮر‬nefret edilen.
menhî (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻬﯽ‬yasaklanmış.
menhiyat (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻬﻴﺎت‬yasaklar.
menhus (A.) [‫ ] ﻡﻨﺤﻮس‬uğursuz.
meni (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﯽ‬sperma.
menî (F.) [ ‫ ] ﻡﻨﯽ‬benlik.
menî’ (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻴﻊ‬aşılmaz, sarp, geçit vermez.
menkabe (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻘﺒﻪ‬ünlü kişilerin yaşamlarına ilişkin ve çoğu gerçekle
bağdaşmaz öyküler.
menkûha (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﮑﻮﺣﻪ‬nikahlı hanım, eş.
menkul (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻘﻮل‬1.nakledilen. 2.anlatılan, rivayet edilen.
menkûş (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻘﻮش‬nakışlı, işlemeli, desenli.
295

mensûb (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺼﻮب‬nispet edilen, ait, bağlı.
mensûbîn (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺼﻮﺑﻴﻦ‬mensuplar.
mensubiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺼﻮﺑﻴﺖ‬mensup olma, bağlı olma.
mensûc (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺴﻮج‬dokunmuş.
mensûcât (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺴﻮﺝﺎت‬1.dokumalar. 2.dokuma sektörü.
mensûh (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺴﻮخ‬hükümsüz.
mensûr (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺜﻮر‬düzyazı.
menşe (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺸﺎ‬köken..
menşur (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺸﻮر‬1.ferman. 2.prizma.
menus (A.) [ ‫ ] ﻡﺄﻥﻮس‬1.alışılmış. 2.alışkın.
menût (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻮط‬bağlı.
menzil (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺰل‬1.konak. 2.ev. 3.bir günde gidilebilen yol.
menzil alınmak yol alınmak.
menzil almak yol almak.
menzilgâh (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻨﺰﻝﮕﺎﻩ‬konak yeri.
mer’î (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺋﯽ‬yürürlükte, geçerli.
mera (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﻋﯽ‬otlak.
merâkiz (A.) [ ‫ ] ﻡﺮاﮐﺰ‬merkezler.
merâm (A.) [ ‫ ] ﻡﺮام‬amaç, anlatılmak istenen şey.
merâret (A.) [ ‫ ] ﻡﺮارت‬acılık.
merâsî (A.) [ ‫ ] ﻡﺮاﺛﯽ‬ağıtlar, mersiyeler.
merâsim (A.) [ ‫ ] ﻡﺮاﺱﻢ‬1.törenler. 2.tören.
merâtib (A.) [ ‫ ] ﻡﺮاﺕﺐ‬rütbeler, mertebeler.

296

merbut (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺑﻮط‬bağlı.
merbûtiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺑﻮﻃﻴﺖ‬1.bağlılık. 2.düşkünlük, aşırı ilgi.
mercân (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺝﺎن‬mercan.
merci (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺝﻊ‬başvuru yeri.
merd (F.) [ ‫ ] ﻡﺮد‬1.adam. 2.yiğit.
merdâne (F.) [ ‫ ] ﻡﺮداﻥﻪ‬yiğitçe.
merdiven (F.) [ ‫ ] ﻥﺮدﺑﺎن‬merdiven.
merdûd (A.) [ ‫ ] ﻡﺮدود‬reddedilmiş, kabul edilmemiş.
merdum (F.) [ ‫ ] ﻡﺮدم‬1.insan. 2.halk. 3.gözbebeği.
merdumharlık (F.-T.) insan eti yeme, yamyamlık..
merdüm (F.) [ ‫ ] ﻡﺮدم‬1.insan. 2.halk. 3.gözbebeği.
merdümek (F.) [ ‫ ] ﻡﺮدﻡﮏ‬gözbebeği.
merdümgiriz (F.) [ ‫ ] ﻡﺮﻡﮕﺮیﺰ‬insanlardan kaçan.
merdümhar (F.) [ ‫ ] ﻡﺮدم ﺧﻮار‬insan yiyen, yamyam.
merdümî (F.) [ ‫ ] ﻡﺮدﻡﯽ‬1.insanlık. 2.yiğitlik.
meremmet (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﻡﺖ‬onarım.
meremmet etmek onarmak.
merg (F.) [ ‫ ] ﻡﺮگ‬ölüm.
mergub (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﻏﻮب‬rağbet edilen, aranılan, istenilen.
merhale (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺣﻠﻪ‬1.aşama. 2.konak, menzil.
merhamet (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺣﻤﺖ‬acıma.
merhamet etmek acımak.
merhametli (A.-T.) acıyan.

297

merhametsiz (A.-T.) acımasız.
merhem (A.) [ ‫ ] ﻡﺮهﻢ‬pomad, yara kremi.
merhemsâz olmak çare bulmak.
merhûm (A.) [ ‫( ] ﻡﺮﺣﻮم‬erkek) ölü.
merhûme (A.) [ ‫( ] ﻡﺮﺣﻮﻡﻪ‬bayan) ölü.
merhun (A.) [ ‫ ] ﻡﺮهﻮن‬1.rehinli, ipotekli. 2.zamana bağlı, bir şeye bağlı.
merih (A.) [ ‫ ] ﻡﺮیﺦ‬Mars.
merkad (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﻗﺪ‬mezar.
merkeb (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﮐﺐ‬1.binit. 2.eşek.
merkum (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﻗﻮم‬adı geçen, anılan; yazılmış.
merkûz (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﮐﻮز‬dikili, dikilmiş.
mermi (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﻡﯽ‬kurşun.
mermûz (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﻡﻮز‬1.gizemli. 2.rumuzlu.
merrât (A.) [ ‫ ] ﻡﺮات‬defalar.
merre (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﻩ‬defa.
mersiye (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺛﻴﻪ‬ağıt, mersiye.
mertebe (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺕﺒﻪ‬1.derece. 2.miktar.
merzagî (A.) [ ‫ ] ﻡﺮزﻏﯽ‬bataklık.
merzüban (F.) [ ‫ ] ﻡﺮزﺑﺎن‬1.sınır muhafızı. 2.sınır beyi.
mesâ (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎ‬akşam.
mesâcid (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﺝﺪ‬mesçitler.
mesafe (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﻓﻪ‬uzaklık.
mesâha (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﺣﻪ‬ölçüm.

298

mesai (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﻋﯽ‬çalışma, çalışmalar.
mesâib (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺎﺋﺐ‬musibetler.
mesâil (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﺋﻞ‬meseleler.
mesâkîn (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﮐﻦ‬1.yoksullar. 2.miskinler.
mesâkin (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﮐﻦ‬konutlar.
mesâme (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﻡﻪ‬derideki küçük delikler.
mesârif (A.) [ ‫ ]ﻡﺼﺎرف‬harcamalar.
mesâvî (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎوی‬kötülükler.
mescid (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺠﺪ‬mesçit.
mesdûd (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺪود‬kapalı, set çekili, tıkalı.
mesel (A.) [ ‫ ] ﻡﺜﻞ‬1.örnek. 2.özlü söz. 3.öğretici hikaye.
meselâ (A.) [ ‫ ] ﻡﺜﻼ‬örneğin.
mesele (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺌﻠﻪ‬1.mesele, konu. 2.sorun. 3.problem.
meserrât (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺮات‬sevinçler.
meserret (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺮت‬sevinç.
mesh (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺦ‬silme, sıvama.
meshetmek silmek, sıvamak.
meshûr (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺤﻮر‬büyülenmiş.
meshûr etmek büyülemek.
meshûr olmak büyülenmek.
mesîh (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻴﺢ‬İsa.
mesîhî (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻴﺤﯽ‬Hıristiyan.
mesîhiyyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻴﺤﻴﺖ‬Hıristiyanlık.

299

mesîr (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻴﺮ‬1.seyir yeri. 2.güzergah.
mesîre (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻴﺮﻩ‬gezinti yeri.
mesken (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﮑﻦ‬konut.
mesken etmek yurt tutmak.
mesken ittihaz etmek (A.-T.) yurt tutmak, mesken edinmek.
meskenet (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﮑﻨﺖ‬miskinlik.
meskûkât (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﮑﻮﮐﺎت‬madenî paralar, sikkeler.
meskûn (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﮑﻮن‬yerleşilmiş, iskan edilmiş.
meslah (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻠﺦ‬mezbaha.
meslek (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻠﮏ‬1.yol, tarz. 2.sistem. 3.uğraşı, meslek.
meslûl (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻠﻮل‬veremli.
mesmû (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻤﻮع‬duyulan, işitilen.
mesmûat (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻤﻮﻋﺎت‬duyulanlar, işitilenler.
mesmûm (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻤﻮم‬zehirli.
mesned (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻨﺪ‬1.dayanak. 2.makam.
mesnevîhan (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺜﻨﻮی ﺧﻮان‬mesnevi okuyan.
mesruk (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺮوق‬çalınmış.
mesrûr (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺮور‬sevinçli.
mesrûrane (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺴﺮوراﻥﻪ‬sevinçle.
messah (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎح‬ölçümcü.
mest (F.) [ ‫ ] ﻡﺴﺖ‬sarhoş, mest.
mestâne (F.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﺎﻥﻪ‬sarhoşça.
mestî (F.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﯽ‬sarhoşluk.

300

mest-i harâb (F.-A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺖ ﺧﺮاب‬körkütük sarhoş.
mest-i harâb olmak körkütük sarhoş olmak.
mestûr (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻮر‬örtülü, gizli, kapalı.
mestûr (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻄﻮر‬yazılı.
mesud (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻌﻮد‬1.mutlu, saadetli. 2.kutlu.
mesûdâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺴﻌﻮداﻥﻪ‬mesutça, bahtiyarlıkla.
mesuliyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺌﻮﻝﻴﺖ‬sorumluluk.
meş’al (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻌﻞ‬meşale.
meş’um (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺌﻮم‬uğursuz, şom.
meş’ûr (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻌﻮر‬bilinçli, şuurlu.
meşâgil (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺎﻏﻞ‬uğraşlar.
meşâhîr (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺎهﻴﺮ‬ünlüler.
meşâil (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺎﻋﻞ‬meşaleler.
meşakkat (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻘﺖ‬sıkıntı, güçlük.
meşakkat çekmek sıkıntı çekmek, güçlüğe katlanmak.
meşâmm (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺎم‬burun.
meşârık (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺎرق‬doğular.
meşâyih (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺎیﺦ‬şeyhler.
meşbû (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺒﻮع‬1.dolu. 2.tok, doygun.
meşcer (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺠﺮ‬ağaçlık.
meşcere (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺠﺮﻩ‬ağaçlık.
meşgale (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻐﻠﻪ‬uğraşı.
meşgûliyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻐﻮﻝﻴﺖ‬iş güç.

301

meşhed (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻬﺪ‬şehit düşülen yer.
meşher (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻬﺮ‬sergi, sergilenen yer.
meşhûd (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻬﻮد‬görülmüş, gözlenmiş.
meşhûd olmak görülmek, gözlenmek.
meşhûn (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺤﻮن‬dolu.
meşhûr (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻬﻮر‬ünlü, tanınmış, bilinen.
meşîhat (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻴﺨﺖ‬1.şeyhlik. 2.şeyhlik makamı.
meşk (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻖ‬1.yazı örneği. 2.temrin.
meşk (F.) [ ‫ ] ﻡﺸﮏ‬kırba.
meşkûk (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﮑﻮک‬şüphe götürür.
meşkûkiyyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﮑﻮﮐﻴﺖ‬şüphe götürme.
meşkûr (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﮑﻮر‬övülen, beğenilen.
meşreb (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺮب‬1.yaratılış, tabiat. 2.içme yeri.
meşrebe (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺮﺑﻪ‬maşrapa.
meşrû (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺮوع‬yasal.
meşrûbât (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺮوﺑﺎت‬içilecek şeyler.
meşrûh (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺮوح‬açıklanmış, şerhedilmiş.
meşrûhât (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺮوﺣﺎت‬açıklamalar.
meşrûiyyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺮوﻋﻴﺖ‬yasallık.
meşrût (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺮوط‬koşullu.
meşrut olunmak şart koşulmak.
meşşâte (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺎﻃﻪ‬gelin süsleyen.
meşveret (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻮرت‬danışma.

302

meşveret etmek danışmak.
metâ (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺎع‬mal, eşya.
metâli (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺎﻝﻊ‬doğuş yerleri.
metânet (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺎﻥﺖ‬dayanıklılık.
metbû (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺒﻮع‬uyulan, izinden gidilen, tâbi olunan.
metin (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻴﻦ‬sağlam, dayanıklı.
metn (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻦ‬yazıya dökülmüş bilgi.
metremik’ab (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺮو ﻡﮑﻌﺐ‬metreküp.
metrûk (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺮوک‬terkedilmiş.
metrûkat (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺮوﮐﺎت‬miras olarak bırakılanlar, geride bırakılanlar.
metrûkiyete uğramak (A.-T.) terkedilmek, metruk bırakılmak.
mev’ize (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻋﻈﻪ‬öğüt.
mev’ûd (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻋﻮد‬1.vaat edilmiş. 2.vadeli.
mevâd (A.) [ ‫ ] ﻡﻮاد‬maddeler.
mevârid (A.) [ ‫ ] ﻡﻮارد‬konular, hususlar, yerler.
mevc (A.) [ ‫ ] ﻡﻮج‬dalga.
mevce (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺝﻪ‬dalga.
mevcûd (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺝﻮد‬1.var. 2.hazır. 3.varlık.
mevcûdât (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺝﻮدات‬varlıklar.
mevcûdiyet göstermek varlık göstermek.
mevcûdiyyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺝﻮدیﺖ‬var olma, varlık.
meveddet (A.) [ ‫ ] ﻡﻮدت‬sevgi.
mevhibe (A.) [ ‫ ] ﻡﻮهﺒﻪ‬bağış.

303

mevhûm (A.) [ ‫ ] ﻡﻮهﻮم‬vehmedilmiş, asılsız, kuruntuya dayalı.
mevki (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻗﻊ‬1.durum, konum. 2.yer.
mevkib (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﮐﺐ‬alay, kafile.
mevkif (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻗﻒ‬1.durak. 2.istasyon.
mevki-i rüchan (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻮﻗﻊ رﺝﺤﺎن‬tercih mevkii.
mevkûf (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻗﻮف‬vakfedilmiş.
mevkufleh (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻗﻮف ﻝﻪ‬vakfeden.
mevlâ (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻝﯽ‬1.Tanrı. 2.efendi. 3.velî. 4.köle azat eden.
mevlid (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻝﺪ‬1.doğum yeri, doğuş yeri. 2.mevlüt.
mevsuk (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺛﻮق‬güvenilir, belgeye dayanan.
mevsûkiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺛﻮﻗﻴﺖ‬güvenilirlik, belgeye dayanma.
mevsûm (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺱﻮم‬adlandırılmış.
mevt (A.) [ ‫ ] ﻡﻮت‬ölüm.
mevtâ (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺕﺎ‬ölüler.
mevtâî (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺕﺎﺋﯽ‬ölümcül.
mevtın (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻃﻦ‬yurt.
mevzi (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺽﻊ‬yer.
mevzi’î (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺽﻌﯽ‬yerel.
mevzû (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺽﻮع‬konu.
mevzu-i bahis (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻮﺽﻮع ﺑﺤﺚ‬sözkonusu.
mevzun (A.) [ ‫ ] ﻡﻮزون‬1.biçimli, düzgün. 2.vezinli.
mey (F.) [ ‫ ] ﻡﯽ‬1.şarap. 2.içki.
meyânında (F.-T.) arasında.

304

meydân (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﺪان‬alan.
meygûn (F.) [ ‫ ] ﻡﻴﮕﻮن‬şarap rengi.
meyhâne (F.) [ ‫ ] ﻡﻴﺨﺎﻥﻪ‬şarap içilen yer, içkievi.
meyhâr (F.) [ ‫ ] ﻡﻴﺨﻮار‬içkici.
meyil (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﻞ‬istek, eğilim.
meyil vermek eğilim göstermek.
meykede (F.) [ ‫ ] ﻡﻴﮑﺪﻩ‬meyhane.
meyl (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﻞ‬1.eğim. 2.eğilim, istek. 3.yatkınlık.
meyl etmek (A.-T.) eğilmek.
meymene (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﻤﻨﻪ‬sağ kanat.
meymûn (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﻤﻮن‬uğurlu.
meysere (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﺴﺮﻩ‬sol kanat.
meyt (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﺖ‬ölü.
meyus (A.) [ ‫ ] ﻡﺄیﻮس‬umutsuz, üzgün.
meyvedâr (F.) [ ‫ ] ﻡﻴﻮﻩ دار‬meşveli.
meyyâl (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﺎل‬1.eğimli. 2.eğilimli.
meyyit (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﺖ‬ölü.
mezâhib (A.) [ ‫ ] ﻡﺬاهﺐ‬mezhepler.
mezâlim (A.) [ ‫ ] ﻡﻈﺎﻝﻢ‬zulümlerr.
mezâmin (A.) [ ‫ ] ﻡﻀﺎﻡﻦ‬1.kavramlar. 2.incelikler. 3.semboller.
mezargâh (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺰارﮔﺎﻩ‬mezar yeri.
mezâri (A.) [ ‫ ] ﻡﺰارع‬tarlalar.
mezâyâ (A.) [ ‫ ] ﻡﺰایﺎ‬meziyetler, üstünlükler.

305

mezbele (A.) [ ‫ ] ﻡﺰﺑﻠﻪ‬çöplük, döküntü alanı.
mezbuh (A.) [ ‫ ] ﻡﺬﺑﻮح‬boğazlanmış.
mezbûr (A.) [ ‫ ] ﻡﺰﺑﻮر‬anılan, belirtilen.
mezc (A.) [ ‫ ] ﻡﺰج‬karıştırma.
mezcetmek (A.-T.) karıştırmak.
mezellet (A.) [ ‫ ] ﻡﺬﻝﺖ‬düşkünlük.
mezheb (A.) [ ‫ ] ﻡﺬهﺐ‬1.yol. 2.mezhep. 3.ekol.
mezîd etmek (A.-T.) arttırmak, çoğaltmak.
meziyyât (A.) [ ‫ ] ﻡﺰیﺎت‬meziyetler, üstünlükler.
meziyyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺰیﺖ‬üstünlük.
mezkûr (A.) [ ‫ ] ﻡﺬﮐﻮر‬zikredilen, belirtilen, adı geçen.
mezmûm (A.) [ ‫ ] ﻡﺬﻡﻮم‬kötülenmiş, ayıplanmış.
mezra (A.) [ ‫ ] ﻡﺰرع‬tarla.
mezra’a (A.) [ ‫ ] ﻡﺰرﻋﻪ‬tarla.
mezrû (A.) [ ‫ ] ﻡﺰروع‬ekili.
mezun (A.) [ ‫ ] ﻡﺄذون‬1.izinli. 2.diplomalı.
mezunen (A.) [ ‫ ] ﻡﺄذوﻥﺎ‬izin alarak, izinli olarak.
mıkraz (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺮاض‬makas.
mıntaka (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻄﻘﻪ‬1.bölge, mıntıka. 2.iklim kuşağı.
mısbah (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺒﺎح‬kandil.
mısdak (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺪاق‬ölçüt, kriter.
mısra (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺮاع‬dize.
mıtrak (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺮق‬1.değnek. 2.tokmak. 3.çekiç.

306

mızrab (A.) [ ‫ ] ﻡﻀﺮب‬mızrap.
mızrak (A.) [ ‫ ] ﻡﺰراق‬kargı.
miâd (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﻌﺎد‬buluşma yeri.
micmer (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻤﺮ‬buhurdan.
midevî (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺪوی‬mideyi yormayan.
midhat (A.) [ ‫ ] ﻡﺪﺣﺖ‬övgü.
mie (A.) [ ‫ ] ﻡﺎﺋﻪ‬yüz.
miftah (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺘﺎح‬anahtar.
miğfer (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﻔﺮ‬tulga.
mîh (F.) [ ‫ ] ﻡﻴﺦ‬çivi.
mihekk (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﮏ‬mihenk taşı.
mihen (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻦ‬sıkıntılar.
mihmân (F.) [ ‫ ] ﻡﻬﻤﺎن‬konuk.
mihmannevaz (F.) [ ‫ ] ﻡﻬﻤﺎن ﻥﻮاز‬misafirsever.
mihmannevazlık (F.-T.) misavirseverlik.
mihmannüvaz (F.) [ ‫ ] ﻡﻬﻤﺎن ﻥﻮاز‬misafirsever.
mihmânserâ (F.) [ ‫ ] ﻡﻬﻤﺎن ﺱﺮا‬misafirhane.
mihnet (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻨﺖ‬sıkıntı, acı, dert.
mihr (F.) [ ‫ ] ﻡﻬﺮ‬1.sevgi. 2.güneş.
mihrak (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺮاق‬odak.
mihrbân (F.) [ ‫ ] ﻡﻬﺮﺑﺎن‬sevgi dolu, şefkatli.
mihter (F.) [ ‫ ] ﻡﻬﺘﺮ‬1.daha büyük. 2.büyük insan.
mihver (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻮر‬eksen.

307

mik’ab (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﻌﺐ‬küp.
mîkat (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﻘﺎت‬1.buluşma yeri. 2.buluşma zamanı.
mikdar (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺪار‬1.miktar. 2.değer. 3.derece.
mikraz (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺮاض‬makas.
mikyas (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻴﺎس‬ölçek, ölçü.
mil (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﻞ‬1.şiş. 2.yol işareti.
mîlâd (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﻼد‬doğum günü.
milel (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﻞ‬1.milletler. 2.dinler.
milhafe (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﺤﻔﻪ‬yorgan.
milk (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﮏ‬mülk.
millet (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﺖ‬1.din. 2.ulus.
millî (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﯽ‬ulusal.
milliyetperver (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺎیﺖ ﭘﺮور‬milliyetçi, nasyonalist.
milliyetperverlik (A.-F.-T.) milliyetçilik, nasyonalizm.
milliyye (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﻴﻪ‬ulusal.
mîna (F.) [ ‫ ] ﻡﻴﻨﺎ‬mine.
minba’d (A.) [‫ ] ﻡﻦ ﺑﻌﺪ‬bundan sonra.
minelkadim (A.) [ ‫ ] ﻡﻦ اﻝﻘﺪیﻢ‬eskiden beri.
minen (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻦ‬minnetler.
minkale (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻘﻠﻪ‬iletki.
minkar (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻘﺎر‬gaga.
minkaş (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻘﺎش‬cımbız.
minnetdâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻨﺘﺪار‬minnet altında kalan.

308

minşâr (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺸﺎر‬bıçkı.
minvâl (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻮال‬tarz, yol.
mir’ât (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺁت‬ayna.
mirâc (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺮاج‬miraç, göğe ağma.
mîrahur (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻴﺮﺁﺧﻮر‬imrahor.
miralay (F.-T.) [ ‫ ] ﻡﻴﺮﺁﻻی‬albay.
mirâren (A.) [ ‫ ] ﻡﺮارا‬defalarca, birçok kez.
mirashâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻴﺮاث ﺧﻮار‬mirasyedi.
mirliva (F.-A.) [ ‫ ] ﻡﻴﺮﻝﻮا‬tuğgeneral.
mirsâd (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺹﺎد‬gözlemevi, gözlem yeri.
mirvaha (A.) [ ‫ ] ﻡﺮوﺣﻪ‬yelpaze.
mirza (F.) [ ‫ ] ﻡﻴﺮزا‬beyzade.
mîsak (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﺜﺎق‬sözleşme.
misal (A.) [ ] örnek.
misal almak örnek almak.
misâli (A.-T.) gibi.
misillü (A.-T.) gibi.
miskin (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﮑﻴﻦ‬1.zavallı, uyuşuk. 2.cüzzamlı.
miskîn (F.) [ ‫ ] ﻡﺴﮑﻴﻦ‬misk sürülmüş, miskli.
misl (A.) [ ‫ ] ﻡﺜﻞ‬1.gibi. 2.kat.
mîşîn (F.) [ ‫ ] ﻡﻴﺸﻴﻦ‬meşin.
mithara (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﻬﺮﻩ‬matara.
mîvedar (F.) [ ‫ ] ﻡﻴﻮﻩ دار‬meyvalı.

309

miyâh (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﺎﻩ‬sular.
miyân (F.) [ ‫ ] ﻡﻴﺎن‬1.orta. 2.bel. 3.ara.
miyâr (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻴﺎر‬ölçü.
mizâc (A.) [ ‫ ] ﻡﺰاج‬huy, tabiat, mizaç.
mîzan (A.) [ ‫ ] ﻡﻴﺰان‬1.terazi. 2.ölçü. 3.terazi burcu. 4.mahşer günü, kıyamet
günü.
mû (F.) [ ‫ ] ﻡﻮ‬kıl.
muhafazakâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎﻓﻈﻪ ﮐﺎر‬tutucu.
mu‘arrif (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺮف‬1.tanıtan, sunan, bildiren. 2.hayır sahiplerinin adlarını
okuyan müezzin.
mu’cizât (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺠﺰات‬mucizeler.
mu’cizegû (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻌﺠﺰﻩ ﮔﻮ‬1.mucizeler anlatan. 2.mucize gibi söyleyen.
mu’tâ (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻄﯽ‬1.veri. 2.verilen, verilmiş.
mu’tâd (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺘﺎد‬alışılmış.
mu’tâde (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺘﺎدﻩ‬alışılmış.
mu’tiyat (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻄﻴﺎت‬veri.
muabbir (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺒﺮ‬rüya yorumcusu.
muaccel (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺠﻞ‬1.peşin. 2.acele edilmiş.
muaddil (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺪل‬denk.
muâdele (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎدﻝﻪ‬denklem.
muâdelet (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎدﻝﺖ‬denklik.
muâdil (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎدل‬denk, eşdeğer.
muâfiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎﻓﻴﺖ‬1.muaf tutulma. 2.bağışıklık.
muâhede (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎهﺪﻩ‬ahitleşme, antlaşma.
310

muâhede yapmak antlaşma yapmak.
muâhedenâme (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎهﺪﻩ ﻥﺎﻡﻪ‬antlaşma metni.
muâheze (A.) [ ‫ ] ﻡﺆاﺧﺬﻩ‬çıkışma, azarlama, paylama.
muahhar (A.) [ ‫ ] ﻡﺆﺧﺮ‬sonraki, daha sonraki, geç.
muakkib (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻘﺐ‬takip eden, izleyen.
mualla (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻠﯽ‬yüce, yüksek.
muallak (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻠﻖ‬asılı, havada.
muallakiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻠﻘﻴﺖ‬havada kalma, asılı kalma, hükümsüz olma.
muallim (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻠﻢ‬öğretmen.
muallimât (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻠﻤﺎت‬bayan öğretmenler.
muallime (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻠﻤﻪ‬bayan öğretmen.
muallimîn (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻠﻤﻴﻦ‬öğretmenler.
muamelat (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎﻡﻼت‬işlemler.
muamele (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎﻡﻠﻪ‬1.işlem. 2.davranış.
muamma (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻤﺎ‬bilmece.
muanber (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻨﺒﺮ‬hoş kokulu, amberli.
muânid (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎﻥﺪ‬inatçı.
muannid (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻨﺪ‬inatçı.
muâraza (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎرﺽﻪ‬çatışkı.
muârız (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎرض‬karşıt, itirazcı.
muarrâ (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺮی‬arınmış.
muâsır (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎﺹﺮ‬çağdaş.
muasırlaşmak çağdaşlaşmak.

311

muâşaka (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎﺵﻘﻪ‬sevişme.
muâvaza (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎوﺽﻪ‬değiştokuş.
muavenet (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎوﻥﺖ‬yardım.
muavenet etmek yardım etmek.
muavin (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎون‬yardımcı.
muayede (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺎیﺪﻩ‬bayramlaşma.
muayyen (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻴﻦ‬belirli.
muazzam (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﻈﻢ‬azametli, ulu.
muazzeb (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺬب‬acı çeken, azap çeken.
muazzez (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺰز‬değerli, aziz.
mubassır (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺼﺮ‬okul düzenini sağlayan görevli.
mûcez (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺝﺰ‬derli toplu, özlü.
mûcib (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺝﺐ‬1.gereken. 2.sebep.
mûcib olmak sebep olmak.
mûcid (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺝﺪ‬icat eden, mucit.
mudhike (A.) [ ‫ ] ﻡﻀﺤﮑﻪ‬gülünç.
mufassalan (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺼﻼ‬ayrıntılı olarak.
mugâlata (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﺎﻝﻄﻪ‬yanıltmaca.
mugannî (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﻨﯽ‬şarkıcı.
muganniye (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﻨﻴﻪ‬bayan şarkıcı.
mugâyeret (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﺎیﺮت‬zıtlık, aykırılık.
mugayir (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﺎیﺮ‬aykırı, zıt.
mugîlân (A.>F.) [ ‫ ] ﻡﻐﻴﻼن‬deve dikeni.

312

muğber (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﺒﺮ‬kırgın, gücenik.
muğber olmak kırılmak, gücenmek.
muğfil (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﻔﻞ‬aldatan, aldatıcı.
muğlak (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﻠﻖ‬karmaşık, çapraşık.
muğlakiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻐﻠﻘﻴﺖ‬karmaşıklık, çapraşıklık.
muhabbet (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺒﺖ‬sevgi.
muhabere (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺎﺑﺮﻩ‬haberleşme.
muhabir (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺎﺑﺮ‬haberci.
muhâceret (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﺎﺝﺮت‬göç.
muhacim (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﺎﺝﻢ‬1.saldıran. 2.saldırgan.
muhacir (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﺎﺝﺮ‬göçmen.
muhaddir (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺪر‬uyuşturucu.
muhaddis (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺪث‬hadis bilgini.
muhafaza (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎﻓﻈﻪ‬koruma.
muhafaza etmek korumak, saklamak.
muhafaza olunmak korunmak, saklanmak.
muhafazakâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎﻓﻈﻪ ﮐﺎر‬tutucu.
muhafazakârlık (A.-F.-T.) tutuculuk.
muhaffef (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻔﻒ‬hafifletilmiş.
muhaffif (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻔﻒ‬hafifletici.
muhâfız (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎﻓﻆ‬koruyucu.
muhâkemat (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎﮐﻤﺎت‬1.hüküm yürütmeler. 2.yargılamalar.
muhakeme (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎﮐﻤﻪ‬1.hüküm yürütme. 2.yargılama.

313

muhakkak (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻘﻖ‬1.doğru. 2.kesin. 3.mutlaka.
muhakkık (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻘﻖ‬araştırmacı, tahkik edici.
muhâl (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎل‬imkansız.
muhalefet (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺎﻝﻔﺖ‬karşı düşüncede olma.
muhallil (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻠﻞ‬hülleci.
muhammen (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻤﻦ‬tahmin edilen.
muhammer (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻤﺮ‬mayalı.
muhammes (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻤﺲ‬1.beşli. 2.beşgen. 3.beş dizeli şiir.
muhannens (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻨﺚ‬kalleş.
muhannet (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻨﻂ‬kalleş.
muhannetlik etmek kalleşlik etmek, edilik etmek.
muharebat (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎرﺑﺎت‬harpler, muharebeler.
muharebe (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎرﺑﻪ‬harbetme, savaş.
muharib (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎرب‬savaşçı.
muharremât (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺮﻡﺎت‬dinî yasaklar.
muharrer (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺮر‬yazılı.
muharrib (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺮب‬tahrip edici, yıkıcı.
muharrik (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺮق‬yakıcı.
muharrir (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺮر‬yazar.
muhasara (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎﺹﺮﻩ‬sarma, kuşatma.
muhasara etmek sarmak, kuşatmak.
muhasib (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎﺱﺐ‬muhasebeci.
muhassala (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺼﻠﻪ‬sonuç.

314

muhassas (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺼﺺ‬tahsis edilmiş, özgü.
muhât (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎط‬çevrili, kuşatılmış.
muhatara (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺎﻃﺮﻩ‬1.tehlike. 2.zarar, ziyan.
muhavere (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺎورﻩ‬konuşma.
muhayyel (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻴﻞ‬hayal edilen.
muhayyile (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﻴﻠﻪ‬hayal gücü.
muhayyirülukûl (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻴﺮاﻝﻌﻘﻮل‬akıllara durgunluk veren.
muhbir (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺒﺮ‬haber veren, haberci.
muhık (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻖ‬haklı.
muhib (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺐ‬seven.
mûhiş (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺣﺶ‬korkunç, korkutucu.
muhit (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻴﻂ‬1.çevre. 2.saran, kuşatan.
muhtâc (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺘﺎج‬1.ihtiyaç sahibi. 2.yoksul.
muhtariyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺘﺎریﺖ‬özerklik.
muhtasar (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺘﺼﺮ‬kısa, özlü.
muhtasaran (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺘﺼﺮا‬kısaca.
muhtekir (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺘﮑﺮ‬vurguncu.
muhtelefünfîh (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺘﻠﻒ ﻓﻴﻪ‬ihtilaflı.
muhtelif (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺘﻠﻒ‬türlü.
muhtelit (A.) [ ‫ ] ﻡﺨﺘﻠﻂ‬karışık.
muhterem (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺘﺮم‬saygın, saygıdeğer.
muhterik olmak yanmak.
muhteriz (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺘﺮز‬kaçınan, uzak duran.

315

muhteşem (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺘﺸﻢ‬görkemli, ihtişamlı.
muhteva (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺘﻮا‬içerik.
muhtevî (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺘﻮی‬içeren, içine alan.
muhtevî olmak içermek, içine almak.
muhteviyat (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﺘﻮیﺎت‬içindekiler.
muhyî (A.) [ ‫ ] ﻡﺤﻴﯽ‬hayat veren.
mukâbil (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺎﺑﻞ‬1.karşılığında. 2.karşılık.
mukaddem (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺪم‬1.önde. 2.önce, önceki.
mukaddemâ (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺪﻡﺎ‬önceden.
mukadderat (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺪرات‬yazgı.
mukaddes (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺪس‬kutsal.
mukaddesat (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺪﺱﺎت‬kutsal değerler.
mukaddime (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺪﻡﻪ‬1.giriş. 2.önsöz.
mukallid (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻠﺪ‬taklitçi.
mukanna (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻨﻊ‬peçeli.
mukannin (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻨﻦ‬yasa koyucu.
mukarreb (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺮب‬yakın.
mukarrer (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺮر‬1.kararlaştırılmış. 2.kesin.
mukarrerat (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺮرات‬kararlar.
mukassır (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺼﺮ‬kusurlu.
mukattar (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻄﺮ‬damıtılmış.
mukavelat (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺎوﻻت‬sözleşmeler.
mukavele (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺎوﻝﻪ‬sözleşme.

316

mukavelename (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻘﺎوﻝﻪ ﻥﺎﻡﻪ‬sözleşme metni.)
mukavemet (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺎوﻡﺖ‬karşı koyma, direnme.
mukavemet etmek karşı koymak, direnmek.
mukavim (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺎوم‬karşı koyan, direnen, dirençli.
mukavvî (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻮی‬güç veren.
mukâyese (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺎیﺴﻪ‬kıyaslama, karşılaştırma.
mukayyed (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻴﺪ‬1.bağlı, zincire vurulmuş. 2.kayıtlı.
mukayyi (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻴﯽء‬kusturucu.
mukırr (A.) [ ‫ ]ﻡﻘﺮ‬itirafçı.
mukîm (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻴﻢ‬oturan, yerleşik.
mukni (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﻨﻊ‬ikna edici.
muktebes (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺘﺒﺲ‬alıntı yapılmış.
muktedâ (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺘﺪا‬uyulan.
muktedî (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺘﺪی‬uyan.
muktedî olmak uymak.
muktedir (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺘﺪر‬güçlü, iktidarlı.
muktesid (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺘﺼﺪ‬tutumlu, iktisatlı.)
muktezî (A.) [ ‫ ] ﻡﻘﺘﻀﯽ‬gereken.
mûmâileyh (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻡﯽ اﻝﻴﻪ‬anılan, adı geçen.
mûmâileyhim (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻡﯽ اﻝﻴﻬﻢ‬adı geçenler.
mumza (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﻀﯽ‬imzalı, imzalanmış.
munfasıl (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻔﺼﻞ‬ayrı.
munis (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻥﺲ‬cana yakın, alışılmış.

317

munkalib (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻘﻠﺐ‬değişen, dönüşen.
munkalib olmak değişmek, dönüşmek.
munkarız (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻘﺮض‬yıkılan, çöken, sönen.
munkarız olmak yıkılmak, çökmek, sönmek.
munsarif (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺼﺮف‬vazgeçen.
munsarif olmak vazgeçmek.
munsif (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺼﻒ‬insaflı.
muntabık (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻄﺒﻖ‬uygun, uyumlu.
muntazam (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺘﻈﻢ‬düzenli, düzgün, intizamlı.
muntazaman (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺘﻈﻤﺎ‬düzenli olarak.
muntazır (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺘﻈﺮ‬bekleyen.
munzam (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻀﻢ‬ek.
mûr (F.) [ ‫ ] ﻡﻮر‬karınca.
murabba (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺑﻊ‬1.dörtgen. 2.kare.
murabbauşşekl (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺑﻊ اﻝﺸﮑﻞ‬dörtgen şeklinde, kare şeklinde.
murâd (A) [ ‫ ] ﻡﺮاد‬istek, arzu.
murâfaa (A.) [ ‫ ] ﻡﺮاﻓﻌﻪ‬duruşma.
murahhas (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺧﺺ‬delege.
murakabe (A.) [ ‫ ] ﻡﺮاﻗﺒﻪ‬1.denetim. 2.kendi iç dünyasına dalma.
murakıb (A.) [ ‫ ] ﻡﺮاﻗﺐ‬denetçi.
murakka (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﻗﻊ‬yamalı.
murassa (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺹﻊ‬değerli taşlarla süslenmiş.
murg (F.) [ ‫ ] ﻡﺮغ‬kuş.

318

murûr etmek geçmek.
murzia (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺽﻌﻪ‬sütanne.
musâb (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺎب‬yakalanmış, tutulmuş, uğramış.
musâb olmak yakalanmak, tutulmak.
musadif (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺎدف‬rastlayan.
musâfaha (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺎﻓﺤﻪ‬tokalaşma.
musâfaha etmek tokalaşmak, el sıkışmak.
musahabe (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺎﺣﺒﻪ‬konuşma, sohbet etme.
musahhah (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺤﺢ‬düzeltilmiş.
musahib (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺎﺣﺐ‬1.arkadaş, sohbet arkadaşı. 2.padişahın özel işlerine
bakan.
musalaha (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺎﻝﺤﻪ‬barış.
musanna 1.gösterişli. 2.usta elinden çıkmış.
musannif (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﻨﻒ‬yazar, kitap yazarı.
musarra (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺮع‬iki mısraı birbiriyle kafiyelendirilmiş beyit.
musattah (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻄﺢ‬düz.
musavver (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﻮر‬1.resimli. 2.tasvir edilmiş.
musavvir (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﻮر‬ressam.
mushaf (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺤﻒ‬Kur’ân.
musîbet (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﻴﺒﺖ‬1.bela. 2.şirret, uğursuz.
mûsikîşinas (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﻮﺱﻴﻘﯽ ﺵﻨﺎس‬müzisyen.
musir (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺮ‬ısrarcı, ısrar eden.
musirrane (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺼﺮاﻥﻪ‬ısrarla, ısrar ederek.

319

mustakim (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻘﻴﻢ‬doğru, düz, dosdoğru.
mûş (F.) [ ‫ ] ﻡﻮش‬fare.
muşamma (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻤﻊ‬muşamba.
mûşikâfâne (F.) [ ‫ ] ﻡﻮﺵﮑﺎﻓﺎﻥﻪ‬kılı kırk yararak.
muşt (F.) [ ‫ ] ﻡﺸﺖ‬1.yumruk. 2.avuç.
muta’assıb (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻌﺼﺐ‬taassup gösteren, aşırı tutucu, yobaz.
mutabık (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺎﺑﻖ‬uyan, uyumlu.
mutâlebât (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺎﻝﺒﺎت‬istekler.
mutâlebe (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺎﻝﺒﻪ‬1.istek. 2.isteme, talep.
mutâlebe etmek istemek, talep etmek.
mutantan (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﻨﻄﻦ‬1.tantanalı. 2.gösterişli.
mutarriden (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺮدا‬biteviye.
mutasarrıf (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺼﺮف‬sancak beyi.
mutasavvıfâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺘﺼﻮﻓﺎﻥﻪ‬sûfice.
mutâva’at (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺎوﻋﺖ‬baş eğme, boyun eğme, itaat.
mutavattın (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻮﻃﻦ‬yurt tutmuş.
mutayebe (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺎیﺒﻪ‬şakalaşma, birbirine fıkra anlatma.
mutazammin (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻀﻤﻦ‬içeren.
mutazarrır (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻀﺮر‬zarar gören.
mutazarrır olmak zarar görmek.
muteber (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺘﺒﺮ‬1.itibarlı. 2.geçerli.
mutedil (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺘﺪل‬1.ylıman. 2.mülayim, hoşgörülü.
mutekid (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺘﻘﺪ‬inanan, inancında olan.

320

mutemed (A.) [ ‫ ] ﻡﻌﺘﻤﺪ‬güvenilir.
mutî (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﻴﻊ‬itaat eden, boyun eğen.
mutî olmak itaat etmek, boyun eğmek.
mutlak (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﻠﻖ‬kesin.
mutlaka (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﻠﻘﺎ‬kesinlikle, zorunlu olarak, kayıtsız şartsız.
mutrib (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺮب‬1.çalgıcı. 2.şarkıcı.
muttasıl (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺼﻞ‬sürekli, durmadan.
muvacehe (A.) [ ‫ ] ﻡﻮاﺝﻬﻪ‬karşı, yüzyüze.
muvaffak (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻓﻖ‬başarılı.
muvaffak olmak başarmak, başarılı olmak.
muvaffakiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻓﻘﻴﺖ‬başarı.
muvaffakiyet ihraz etmek başarı göstermek.
muvafık gelmek uygun olmak.
muvahhiş (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﺣﺶ‬korkutucu.
muvakkar (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻗﺮ‬ağırbaşlı.
muvakkat (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻗﺖ‬geçici.
muvakkaten (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻗﺘﺎ‬geçici olarak.
muvâsalat (A.) [ ‫ ] ﻡﻮاﺹﻼت‬varma, ulaşma.
muvâsalat etmek ulaşmak, varmak.
muvâzaten (A.) [ ‫ ] ﻡﻮازاﺕﺎ‬paralel olarak.
muvazene (A.) [ ‫ ] ﻡﻮازﻥﻪ‬denge.
muvazene-i umûmiye kanunu bütçe kanunu.
muvazenesiz (A.-T.) dengesiz.

321

muvazi (A.) [ ‫ ] ﻡﻮازی‬paralel.
muvazzaf (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﻇﻒ‬görevli.
muzaffer olmak zafer kazanmak.
muzafferiyet (A.) [ ‫ ] ﻡﻈﻔﺮیﺖ‬zafer kazanma.
muzdarip (A.) [ ‫ ] ﻡﻀﻄﺮب‬ızdıraplı, acı çeken.
muzdarip etmek ızdırap vermek, üzmek.
muzır (A.) [ ‫ ] ﻡﻀﺮ‬zararlı, muzur.
muzlim (A.) [ ‫ ] ﻡﻈﻠﻢ‬karanlık.
muztarib (A.) [ ‫ ] ﻡﻀﻄﺮب‬acı çeken, ızdıraplı.
mübadele (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺎدﻝﻪ‬değiştokuş, alışveriş.
mübahesat (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺎﺣﺜﺎت‬tartışmalar.
mübahese (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺎﺣﺜﻪ‬tartışma.
mübahese olunmak tartışılmak.
mübalağa (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺎﻝﻐﻪ‬1.abartma. 2.abartı.
mübalağa edilmek abartılmak.
mübalağa etmek abartmak.
mübarek (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺎرک‬kutlu, bereketli.
mübareze (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺎرزﻩ‬1.uğraşı, mücadele. 2.savaş.
mübareze etmek mücadele etmek.
mübaşeret olunmak girişilmek, işe başlanmak.
mübâyaa (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺎیﻌﻪ‬satın alma.
mübâyaa edilmek alınmak, satın alınmak.
mübâyaa etmek almak, satın almak.

322

mübdi (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺪع‬yenilik getiren, yeni bir şey bulan.
mübeşşir (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺸﺮ‬müjdeci, müjdeleyen.
mübhem (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﻬﻢ‬belirsiz.
mübin (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﻴﻦ‬açıklayan, açıklayıcı.
mübrem (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺮم‬kaçınılmaz, zorunlu.
mübremleşmek kaçınılmaz bir hal almak.
mübtedi (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺘﺪی‬1.başlayan. 2.ilkokula başlayan öğrenci.
mübtela (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺘﻼ‬uğramış, tutulmuş, yakalanmış.
mübtela olmak uğramak, tutulmak, yakalanmak.
mübtenî (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺘﻨﯽ‬dayanan.
mübtezel (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺘﺬل‬1.ele ayağa düşmüş. 2.orta malı. 3.çok bulunan.
mücadele (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺎدﻝﻪ‬savaşım.
mücavir (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺎور‬komşu.
mücazat (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺎزات‬1.cezalandırma. 2.karşılık verme.
mücbir (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺒﺮ‬zorlayıcı.
müceddid (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺪد‬yenilikçi.
mücehhez (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻬﺰ‬donanmış.
mücellâ (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻼ‬cilalı.
mücellid (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻠﺪ‬ciltçi.
mücerreb (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺮب‬deneyimli.
mücerred (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺮد‬1.bekar. 2.soyut.
mücmelen (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﻤﻼ‬özetle.
mücrim (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺮم‬suçlu.

323

müctemi’ (A.) [ ‫ ] ﻡﺠﺘﻤﻊ‬derli toplu.
müdafaa (A.) [ ‫ ] ﻡﺪاﻓﻌﻪ‬savunma.
müdahale (A.) [ ‫ ] ﻡﺪاﺧﻠﻪ‬karışma.
müdahene (A.) [ ‫ ] ﻡﺪاهﻨﻪ‬yağcılık, yardakçılık.
müdavim (A.) [ ‫ ] ﻡﺪاوم‬devam eden.
müddeî (A.) [ ‫ ] ﻡﺪﻋﯽ‬1.davacı. 2.inatçı.
müddet (A.) [ ‫ ] ﻡﺪت‬süre.
müddet-i muvakkata [ ‫ ] ﻡﺪت ﻡﻮﻗﺘﻪ‬geçici süre.
müddet-i tahsiliye [ ‫ ] ﻡﺪت ﺕﺤﺼﻴﻠﻴﻪ‬öğrenim süresi.
müdevver (A.) [ ‫ ] ﻡﺪور‬yuvarlak.
müdhiş (A.) [ ‫ ] ﻡﺪهﺶ‬dehşet verici.
müdhişe (A.) [ ‫ ] ﻡﺪهﺸﻪ‬dehşet verici.
müdrik (A.) [ ‫ ] ﻡﺪرک‬idrak eden.
müdrik olmak idrak etmek.
müebbeden (A.) [ ‫ ] ﻡﺆﺑﺪا‬ömür boyu.
müellefat (A.) [ ‫ ] ﻡﺆﻝﻔﺎت‬telif edilmiş yapıtlar.
müellif (A.) [ ‫ ] ﻡﺆﻝﻒ‬yazar.
müesses (A.) [ ‫ ] ﻡﺆﺱﺲ‬kurulu, kurulmuş.
müessesat (A.) [ ‫ ] ﻡﺆﺱﺴﺎت‬kurumlar, kuruluşlar, müesseseler.
müessese (A.) [ ‫ ] ﻡﺆﺱﺴﻪ‬kurum, kuruluş.
müessif (A.) [ ‫ ] ﻡﺆﺱﻒ‬üzücü.
müessir (A.) [ ‫] ﻡﺆﺛﺮ‬1.etkileyici, etkili.
müessiriyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺆﺛﺮیﺖ‬etkileme gücü.

324

müessis (A.) [ ‫ ] ﻡﺆﺱﺲ‬kurucu.
müeyyide (A.) [ ‫ ] ﻡﺆیﺪﻩ‬yaptırım.
müfekkire (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﮑﺮﻩ‬düşünme gücü.
müfid (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﻴﺪ‬yararlı.
müflis (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﻠﺲ‬1.iflas etmiş. 2.sefil.
müfreze (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺮزﻩ‬askerî birlik.
müfrit (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺮط‬aşırı.
müfsid (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺴﺪ‬bozucu.
müftehir (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺘﺨﺮ‬iftihar eden.
müftekir (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺘﻘﺮ‬1.yoksul. 2.bağlı, muhtaç.
müfteri (A.) [ ‫ ] ﻡﻔﺘﺮی‬iftiracı.
müheyya (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﻴﺎ‬hazır.
müheyyic (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﻴﺞ‬heyecan verici.
mühim (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﻢ‬önemli.
mühimmat (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﻤﺎت‬savaş malzemesi.
mühimme (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﻤﻪ‬önemli.
mühlet (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﻠﺖ‬tanınmış süre.
mühlet vermek süre tanımak.
mühlik (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﻠﮏ‬öldürücü.
mühr (F.) [ ‫ ] ﻡﻬﺮ‬mühür.
mühtedî (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﺘﺪی‬islam dinini kabul etmiş.
mühtez (A.) [ ‫ ] ﻡﻬﺘﺰ‬titrek.
mühürdar (F.) [ ‫ ] ﻡﻬﺮدار‬özel kalem müdürü.

325

müje (F.) [ ‫ ] ﻡﮋﻩ‬kirpik.
müjgan (F.) [ ‫ ] ﻡﮋﮔﺎن‬1. kirpik. 2.kirpikler.
mükâfat (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺎﻓﺎت‬ödül.
mükâleme (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺎﻝﻤﻪ‬konuşma.
mükâtebe (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺎﺕﺒﻪ‬yazışma.
mükedder (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺪر‬kederli.
mükemmelen (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﻤﻼ‬tam olarak, mükemmel olarak.
mükemmeliyet (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﻤﻠﻴﺖ‬mükemmellik.
mükerrer (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺮر‬tekrarlanmış, yinelenmiş.
mükerreren (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺮرا‬tekrar tekrar.
mükeyyif (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﻴﻒ‬keyif verici.
mükteseb (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺘﺴﺐ‬kazanılmış.
müktesebat (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺘﺴﺒﺎت‬bilgi birikimi.
müktesebe (A.) [ ‫ ] ﻡﮑﺘﺴﺒﻪ‬kazanılmış.
mülakat (A.) [ ‫ ] ﻡﻼﻗﺎت‬1.buluşma. 2.görüşme.
mülâki olmak 1.karşılaşmak. 2.görüşmek.
mülayim (A.) [ ‫ ] ﻡﻼیﻢ‬yumuşak.
mülazemet etmek 1.devam etmek. 2.staj yapmak. 3.bir işle ilgilenmek.
mülazım (A.) [ ‫ ] ﻡﻼزم‬teğmen.
mülazım-ı evvel [ ‫ ] ﻡﻼزم اول‬üsteğmen.
mülazım-ı sâni [ ‫ ] ﻡﻼزم ﺛﺎﻥﯽ‬teğmen.
mülevven (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﻮن‬rengarenk.
mülevves (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﻮث‬kirli.

326

mülga (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﻐﺎ‬kaldırılmış.
mülhakat (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﺤﻘﺎت‬1.ekler. 2.bir yere bağlı olan başka yerler.
mülk (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﮏ‬1.yurt. 2.kazanç getiren taşınmaz.
mülteci (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﺘﺠﯽ‬sığınmacı.
mültefit (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﺘﻔﺖ‬iltifat eden, güleryüzlü.
mülûk (A.) [ ‫ ] ﻡﻠﻮک‬melikler.
mümane’et (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﺎﻥﻌﺖ‬engelleme.
mümaselet (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﺎﺛﻠﺖ‬benzerlik.
mümasil (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﺎﺛﻞ‬benzer, andıran.
mümasil olmak berbirine benzemek.
mümâşat (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﺎﺵﺎت‬uysallık, suyuna gitme, alttan alma.
mümessil (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﺜﻞ‬1.temsilci. 2.sınıf temsilcisi.
mümeyyiz (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﻴﺰ‬1.katip. 2.sınava giren öğretmen.
mümeyyize (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﻴﺰﻩ‬tırnak işareti.
mümin (A.) [ ‫ ] ﻡﺆﻡﻦ‬inanan, iman eden.
müminîn (A.) [ ‫ ] ﻡﺆﻡﻨﻴﻦ‬inananlar, iman edenler.
mümkin (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﮑﻦ‬mümkün.
mümsik (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﺴﮏ‬elisıkı.
mümtaz (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﺘﺎز‬seçkin.
mümtehin (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﺘﺤﻦ‬sınav yapan, sınayan.
mümteni (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﺘﻨﻊ‬imkansız.
mümzâ (A.) [ ‫ ] ﻡﻤﻀﯽ‬imzalı, imzalanmış.
mün’adim olmak yok olmak.

327

mün’akid (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻌﻘﺪ‬yapılmış, imzalanmış, kabul edilmiş.
mün’akis (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻌﮑﺲ‬yansıtan.
mün’im (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻌﻢ‬1.Tanrı. 2.velînimet.
münâcat (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎﺝﺎت‬Tanrı’ya yakarma.
münâdi (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎدی‬1.müezzin. 2.tellal, çığırtkan.
münafık (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎﻓﻖ‬ikiyüzlü, nifak sokucu.
münâkalat (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎﻗﻼت‬taşımacılık.
münâkasa (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎﻗﺼﻪ‬açık eksiltme.
münâkaşa [ ‫ ] ﻡﻨﺎﻗﺸﻪ‬1.tartışma. 2.irdeleme.
münâkız olmak (A.-T.) çelişmek.
münakkaş (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻘﺶ‬nakışlı, işlemeli, desenli.
münasebat (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎﺱﺒﺎت‬münasebetler.
münatif (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻌﻄﻒ‬çevrilmiş,yönelik.
münatif olmak çevrilmek.
münâvebeten (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎوﺑﺔ‬dönüşümlü olaram.
münaza’ât (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺎزﻋﺎت‬çatışmalar, çekişmeler.
münbais (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺒﻌﺚ‬ileri gelen, kaynaklanan.
münbit (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺒﺖ‬verimli.
müncemid (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺠﻤﺪ‬donuk.
müncer olmak sonuçlanmak.
mündemic (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺪﻡﺞ‬içinde yer alan, içinde bulunan.
mündericât (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺪرﺝﺎت‬içindekiler.
münderis olmak izi kalmamak.

328

münebbih (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺒﻪ‬uyarıcı, uyandırıcı.
münekkid (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻘﺪ‬eleştirmen.
münevver (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻮر‬1.aydınlanmış, parlak. 2.aydın fikirli.
münevver eylemek aydınlatmak.
münfail olmak gücenmek, alınmak.
münferid (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻔﺮد‬1.ayrı, tek başına. 2.tektük.
münhal (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺤﻞ‬1.boş, açık. 2.çölülmüş.
münhasır (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺤﺼﺮ‬dönük, ait, yönelik.
münhasıran (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺤﺼﺮا‬sırf, sadece.
münhedim olmak yıkılmak, yok olmak.
münhezim (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻬﺰم‬bozguna uğramış.
münhezim olmak bozguna uğramak.
müneccim (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺠﻢ‬yıldızbilimci, astrolog.
münkasım (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﻘﺴﻢ‬bölünmüş.
münkasım olmak bölünmek, bölünmüş olmak.
münker (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﮑﺮ‬inkâr edilen.
münkesir (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﮑﺴﺮ‬kırık.
münkesir olmak kırılmak.
münkir (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﮑﺮ‬inkâr eden.
münselib olmak kalmamak.
müntahab (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺘﺨﺐ‬seçilmiş, seçkin.
müntahabat (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺘﺨﺒﺎت‬seçki, antoloji.
müntakim (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺘﻘﻢ‬intikam alan.

329

münteha (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺘﻬﺎ‬son.
müntehi olmak sona ermek, son bulmak.
müntesib (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺘﺴﺐ‬mensup, intisab etmiş.
müntesip bk. müntesib.
münteşir (A.) [ ‫ ] ﻡﻨﺘﺸﺮ‬yaygın.
müphem (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﻬﻢ‬belirsiz, belli belirsiz.
müptelâ (A.) [ ‫ ] ﻡﺒﺘﻼ‬uğramış, tutulmuş, yakalanmış.
müptelâ olmak tutulmak, yakalanmak, uğramak.
mürâat (A.) [ ‫ ] ﻡﺮاﻋﺎت‬gözetme.
müracaat (A.) [ ‫ ] ﻡﺮاﺝﻌﺖ‬başvuru. 2.geri dönüş.
müracaat etmek 1.başvurmak. 2.geri dönmek.
müradif (A.) [ ‫ ] ﻡﺮادف‬eşanlamlı.
mürai (A.) [ ‫ ] ﻡﺮاﺋﯽ‬ikiyüzlü.
müraselât (A.) [ ‫ ] ﻡﺮاﺱﻼت‬mektuplaşmalar.
mürasele (A.) [ ‫ ] ﻡﺮاﺱﻠﻪ‬mektuplaşma.
mürde (F.) [ ‫ ] ﻡﺮدﻩ‬ölü.
mürebbî (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺑﯽ‬eğitmen, eğitici.
müreccah (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺝﺢ‬tercih sebebi, tercih edilir.
müreffeh (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﻓﻪ‬refah içinde, bolluk içinde.
mürekkeb (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﮐﺐ‬1.oluşan, bileşen. 2.mürekkep.
müretteb (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺕﺐ‬1.düzenlenmiş, tertip edilmiş. 2.dizilmiş.
mürettib (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺕﺐ‬dizgici.
mürevvic (A.) [ ‫ ] ﻡﺮوج‬revaç veren, propagandasını yapan.

330

mürg (F.) [ ‫ ] ﻡﺮغ‬kuş.
mürgâb (F.) [ ‫ ] ﻡﺮﻏﺎب‬1.ördek. 2.kurbağa.
mürid (A.) [ ‫ ] ﻡﺮیﺪ‬1.buyuran. 2.şeyhe bağlı kişi, mürit.
mürit bk. murid.
mürşid (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺵﺪ‬1.şeyh. 2.doğru yolu gösteren, irşad eden.
mürteci (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺕﺠﻊ‬gerici.
mürted (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺕﺪ‬islam dininden çıkan.
mürtefi (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺕﻔﻊ‬yüksek.
mürtehen (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺕﻬﻦ‬rehinli, ipotekli.
mürteiş (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺕﻌﺶ‬titrek.
mürtekib (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺕﮑﺐ‬kötü bir iş yapan, işleyen.
mürteşî (A.) [ ‫ ] ﻡﺮﺕﺸﯽ‬rüşvetçi, rüşvet yiyen.
mürûr (A.) [ ‫ ] ﻡﺮور‬geçme, geçip gitme, geçiş.
mürûr -i zaman [ ‫ ] ﻡﺮور زﻡﺎن‬zamanın akışı.
mürûr etmek geçmek.
mürûr eylemek 1.geçmek. 2.uğramak.
mürüvvet (A.) [ ‫ ] ﻡﺮوت‬1.insanlık. 2.iyilik.
müsaade (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﻋﺪﻩ‬1.izin. 2.yardım.
müsaade edilmek izin verilmek.
müsaade etmek izin vermek.
müsaadekâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﻋﺪﻩ ﮐﺎر‬yardımcı, izin verici.
müsaadekârlık (A.-F.-T.) yardımcı olma, izin verme.
müsabaka (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﺑﻘﻪ‬yarışma.

331

müsabık (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﺑﻖ‬yarışmacı.
müsademe (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺎدﻡﻪ‬1.çarpışma. 2.çatışma.
müsadere (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺎدرﻩ‬mal varlığına el koyma.
müsadere edilmek mal varlığına el konulmak.
müsadere etmek mal varlığına el koymak.
müsâdif (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺎدف‬rastlar, rastlayan.
müsafir (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﻓﺮ‬1.yolcu. 2.konuk.
müsâhelekârlık (A.-F.-T.) kolaylık gösterme.
müsaid (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﻋﺪ‬uygun.
müsalaha (A.) [ ‫ ] ﻡﺼﺎﻝﺤﻪ‬barış yapma.
müsalemetkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﻝﻤﺖ ﮐﺎر‬barışçıl.
müsâmaha (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﻡﺤﻪ‬hoşgörü.
müsâmahakâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﻡﺤﻪ ﮐﺎر‬hoşgörülü.
müsamere (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎﻡﺮﻩ‬1.gece eğlencesi. 2.okul piyesi.
müsâvat (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺎوات‬eşitlik.
müsâvatsızlık (A.-T.) eşitsizlik.
müsbet (A.) [ ‫ ] ﻡﺜﺒﺖ‬olumlu, pozitif.
müsebbib (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺒﺐ‬yol açan, sebep olan.
müseccel (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺠﻞ‬tescilli.
müsekkin (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﮑﻦ‬sakinleştirici, yatıştırıcı.
müsekkit (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﮑﺖ‬susturucu.
müsellah (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻠﺢ‬silahlı.
müselleme (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻠﻤﻪ‬herkes tarafından kabul edilmiş.

332

müselles (A.) [ ‫ ] ﻡﺜﻠﺚ‬üçgen.
müsellesat (A.) [ ‫ ] ﻡﺜﻠﺜﺎت‬trigonometri.
müsellesüşşekl (A.) [ ‫ ] ﻡﺜﻠﺚ اﻝﺸﮑﻞ‬üçgen şeklinde.
müselmân (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻠﻤﺎن‬müslüman.
müselsel (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻠﺴﻞ‬zincirleme.
müsemma (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻤﯽ‬adlandırılmış.
müshil (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻬﻞ‬1.kolaylaştıran. 2.ishal edici.
müsin (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻦ‬yaşlı.
müskirat (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﮑﺮات‬sarhoş edici şeyler.
müslim (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻠﻢ‬müslüman.
müsmir (A.) [ ‫ ] ﻡﺜﻤﺮ‬1.verimli. 2.iyi sonuç veren.
müsmiriyet (A.) [ ‫ ] ﻡﺜﻤﺮیﺖ‬verimlilik.
müsrif (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺮف‬savurgan.
müsta’mere (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻌﻤﺮﻩ‬sömürge.
müstab'ed (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﺒﻌﺪ‬uzak.
müsta'fî (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻌﻔﯽ‬istifa etmiş, istifa eden.
müstağnî (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻐﻨﯽ‬doygun, eyvallah etmeyen.
müstahak (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﺤﻖ‬hak kazanmış.
müstahdem (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﺨﺪم‬çalışan, hizmet eden.
müstahdemîn (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﺨﺪﻡﻴﻦ‬çalışanlar, hizmet edenler.
müstaid (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻌﺪ‬yetenekli.
müstakil (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻘﻞ‬bağımsız.
müstakillen (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻘﻼ‬bağımsız olarak, ayrıca.

333

müstakraza (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻘﺮﺽﻪ‬borç alınan.
müstamel (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻌﻤﻞ‬1.kullanılmış. 2.kullanılan.
müstantık (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻨﻄﻖ‬sorgu yargıcı.
müste’cir (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﺄﺝﺮ‬kiracı.
müstebân olmak anlaşılmak.
müstebid (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﺒﺪ‬despot.
müstefid olmak yararlanmak.
müstehlik (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻬﻠﮏ‬tüketici.
müstehzi (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻬﺰی‬alaycı.
müstemleke (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻤﻠﮑﻪ‬sömürge, koloni.
müstenid (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻨﺪ‬dayanan.
müsteniden (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﻨﺪا‬dayanarak.
müsterih (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﺮیﺢ‬gönlü rahat.
müstesnâ (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﺜﻨﯽ‬1.apayrı. 2.dışında haricinde.
müsteşar (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﺸﺎر‬danışman.
müsteşrik (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﺘﺸﺮق‬doğubilimci, oryantalist.
müsvedde (A.) [ ‫ ] ﻡﺴﻮدﻩ‬taslak.
müşa’şa (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻌﺸﻊ‬gösterişli, şaşaalı.
müşabehet (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺎﺑﻬﺖ‬benzerlik.
müşabih (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺎﺑﻪ‬benzer.
müşahedât (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺎهﺪات‬gözlemler.
müşâhede (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺎهﺪﻩ‬gözlem.
müşâhede edilmek gözlemlenmek.

334

müşâhede olunmak gözlemlenmek.
müşahhas (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺨﺺ‬somut.
müşarik (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺎرک‬ortak.
müşarünileyh (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺎر اﻝﻴﻪ‬anılan, adı geçen.
müşavere (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺎورﻩ‬danışma.
müşavere etmek danışmak.
müşekkel (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﮑﻞ‬biçimli, kalıplı.
müşerref olmak şeref kazanmak.
müşevveş (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻮش‬karışık.
müşfik (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻔﻖ‬şefkatli.
müşir (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﻴﺮ‬mareşal.
müşkil (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﮑﻞ‬güç, zor.
müşkilât (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﮑﻼت‬güçlükler, zorluklar.
müşkilat çekmek zorluk çekmek, sıkıntı çekmek.
müşkilpesend (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺸﮑﻞ ﭘﺴﻨﺪ‬güç beğenen.
müşt (F.) [ ‫ ] ﻡﺸﺖ‬1.yumruk. 2.avuç.
müştail (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺘﻌﻞ‬alevli.
müştak (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺘﺎق‬çok isteyen, can atan.
müştehir (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺘﻬﺮ‬ünlü.
müşteki (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺘﮑﯽ‬şikayetçi.
müştemilat (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺘﻤﻼت‬eklentiler, ek yapılar.
müştereken (A.) [ ‫ ] ﻡﺸﺘﺮﮐﺎ‬ortaklaşa.
mütalaa (A.) [ ‫ ] ﻡﻄﺎﻝﻌﻪ‬1.okuma. 2.görüş. 3.inceleme.

335

mütareke (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺎرﮐﻪ‬bırakışma, karşılıklı silah bırakma.
müteaddid (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻌﺪد‬birçok.
müteaffin (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻌﻔﻦ‬kokuşmuş.
müteahhid (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻌﻬﺪ‬taahhüt eden, üstlenen.
müteakib (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻌﺎﻗﺐ‬ardından.
müteallik (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻌﻠﻖ‬ilgili, ilişkin.
müteallim (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻌﻠﻢ‬öğrenci.
müteammim (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻌﻤﻢ‬yaygın.
müteannid (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻌﻨﺪ‬inatçı.
müteârife (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻌﺎرﻓﻪ‬kanıtlanmak gerektirmeyecek kadar açık.
müteassıb (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻌﺼﺐ‬taassup gösteren.
mütebahhir (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺒﺤﺮ‬derin bilgi sahibi.
mütebahhirane (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺘﺒﺤﺮاﻥﻪ‬derinlemesine.
mütebaki (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺒﺎﻗﯽ‬kalan, geriye kalan.
mütebariz (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺒﺎرز‬açık seçik, belirgin.
mütebasbıs (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺒﺼﺒﺺ‬yaltakçı, yardakçı.
mütebessim (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺒﺴﻢ‬gülümseyen, tebessüm eden.
mütecânis (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺠﺎﻥﺲ‬aynı cinsten, homojen.
mütecâviz (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺠﺎوز‬1.aşkın. 2.saldırgan, tecavüzkâr. 3.sarkıntılık eden,
tecavüzcü.
müteceddid (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺠﺪد‬1.yenilikçi. 2.yenileşen.
mütecellî (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺠﻠﯽ‬görünen, tecelli eden.
mütecessis (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺠﺴﺲ‬meraklı, merak eden.

336

mütecessisâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺘﺠﺴﺴﺎﻥﻪ‬merak ederek, meraklı.
mütedair (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺪاﺋﺮ‬ilişkin.
mütedeyyin (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺪیﻦ‬dindar, dinine düşkün.
müteehhil (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺄهﻞ‬evli.
müteellim (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺄﻝﻢ‬elemli.
müteessif (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺄﺱﻒ‬üzgün.
müteessif olmak üzülmek.
müteessifâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺘﺄﺱﻔﺎﻥﻪ‬üzgün, esefli.
müteessir (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺄﺛﺮ‬1.üzgün. 2.etkilenen.
müteessir olmak 1.üzülmek. 2.etkilenmek.
müteezzî (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺄذی‬eziyet çekmiş, eza görmüş.
müteezzi etmek acı çektirmek.
mütefekkir (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻔﮑﺮ‬1.düşünür. 2.düşünceli.
mütefekkirane (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺘﻔﮑﺮاﻥﻪ‬düşünceli düşünceli.
mütefelsifâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺘﻔﻠﺴﻔﺎﻥﻪ‬bir filozof gibi.
mütefennin (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻔﻨﻦ‬fen bilimleri ile uğraşan, teknik ile uğraşan.
müteferrik (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻔﺮق‬dağınık.
mütefessih (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻔﺴﺦ‬bozulmuş, kokuşmuş, çürümüş.
mütegallib (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻐﻠﺐ‬zorba.
mütegâyir (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻐﺎیﺮ‬birbirine zıt.
mütehaccir (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺤﺠﺮ‬taşlaşmış, fosilleşmiş.
mütehalif (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺨﺎﻝﻒ‬birbirine uymayan.
mütehammil (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺤﻤﻞ‬dayanan.

337

müteharrî (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺤﺮی‬araştırıcı, araştıran.
müteharrik (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺤﺮک‬hareket eden, kıpırdayan.
mütehassıs (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺨﺼﺺ‬uzman.
mütehassir (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺤﺴﺮ‬özlem duyan.
mütehassis (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺤﺴﺲ‬duygulu.
mütehâşi (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺤﺎﺵﯽ‬çekingen.
mütehavvil (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺤﻮل‬değişken.
mütehayyir (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺤﻴﺮ‬şaşkın, şaşırmış.
mütekâbil (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻘﺎﺑﻞ‬karşılıklı.
mütekâbile (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻘﺎﺑﻠﻪ‬karşılıklı.
mütekâbilen (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻘﺎﺑﻼ‬karşılıklı olarak.
mütekaddim (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻘﺪم‬geçmiş, eski.
mütekaid (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻘﺎﻋﺪ‬emekli.
mütekamil (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﮑﺎﻡﻞ‬olgun, tam, gelişmiş.
mütekebbir (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﮑﺒﺮ‬kendini beğenmiş, şişinen, büyüklenen.
mütekeddir (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﮑﺪر‬kederli.
mütekellim (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﮑﻠﻢ‬1.konuşan. 2.birinci tekil şahıs.
mütelebbis (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻠﺒﺲ‬giyinmiş, kuşanmış.
mütelevvin (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻠﻮن‬renkten renge giren, yanar döner.
mütemadi (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻤﺎدی‬sürekli.
mütemadiyen (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻤﺎدیﺎ‬sürekli olarak.
mütemayil (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻤﺎیﻞ‬1.eğimli. 2.eğilimli, yönelik.
mütemeddin (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻤﺪن‬uygar.

338

mütemellik (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻤﻠﮏ‬dalkavuk, yardakçı.
mütemerkiz (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻤﺮﮐﺰ‬bir merkezde toplanma.
mütemevvic (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻤﻮج‬dalgalı.
mütemevvil (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻤﻮل‬varlıklı, zengin.
mütemmim (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻤﻢ‬1.tamamlayıcı. 2.tümleç.
mütenâhi (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻨﺎهﯽ‬sona eren.
mütenasib (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻨﺎﺱﺐ‬uygun, uyumlu.
mütenavib (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻨﺎوب‬dönüşümlü.
mütenâzır (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻨﺎﻇﺮ‬1.birbirine bakan. 2.simetrik.
müteneffizân (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺘﻨﻔﺬان‬etkili kişiler, nüfuz sahipleri, sözü geçenler.
mütenevvi (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻨﻮع‬çeşitli, türlü türlü.
müteradif (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺮادف‬eşanlamlı.
müterafik (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺮاﻓﻖ‬1.refakat eden. 2.karışık, bir arada.
mütercem (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺮﺝﻢ‬çevrilmiş, tercüme edilmiş.
mütercim (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺮﺝﻢ‬çevirmen.
mütesadif (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺼﺎدف‬rastlayan, tesadüf eden.
mütesâvi (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺴﺎوی‬eşit.
mütesâviyen (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺴﺎویﺎ‬eşit olarak.
müteselli (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺴﻠﯽ‬teselli bulan, avunan.
müteselli olmak teselli bulmak, avunmak.
müteselsil (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺴﻠﺴﻞ‬zincirleme.
müteselsilen (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺴﻠﺴﻼ‬zincirleme olarak, birbirinin ardı sıra.
müteşâir (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺸﺎﻋﺮ‬şair geçinen, şair müsveddesi.

339

müteşebbis (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺸﺒﺚ‬1.girişen, teşebbüs eden. 2.girişimci.
müteşekkî (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺸﮑﯽ‬şikayetçi.
müteşekkil (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺸﮑﻞ‬oluşmuş, teşekkül etmiş.
müteşekkir (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺸﮑﺮ‬şükran borçlu.
müteşettit (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺸﺘﺖ‬karışık, dağınık.
mütetebbi (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺘﺒﻊ‬araştırmacı.
mütevakkıf (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻮﻗﻒ‬bağlı.
mütevaliyen (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻮاﻝﻴﺎ‬sürekli olarak.
mütevattın (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻮﻃﻦ‬yerleşik, yurt tutmuş.
mütevâzı (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻮاﺽﻊ‬alçakgönüllü.
mütevâzıyâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻡﺘﻮاﺽﻴﺎﻥﻪ‬alçakgönüllülükle.
mütevazin (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻮازن‬oranlı, uyumlu, dengeli.
müteveccih (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻮﺝﻪ‬dönük, yönelik.
müteveccihen (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻮﺝﻬﺎ‬1.dönük olarak. 2.bir yere gitmek üzere.
müteveffâ (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻮﻓﺎ‬ölmüş, ölü.
mütevekkil (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻮﮐﻞ‬tevekkül eden her işini Tanrı’nın iradesine bırakan.
mütevellî (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻮﻝﯽ‬bir vakfın üst yöneticisi.
mütevellid (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻮﻝﺪ‬1.doğan. 2.ileri gelen, kaynaklanan.
müteverrim (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻮرم‬veremli, verem hastası.
müteyakkız (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻴﻘﻆ‬uyanık, teyakkuz durumunda olan.
mütezâyid (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺰایﺪ‬artan, çoğalan.
mütezelzil (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺰﻝﺰل‬sarsılan.
mütezelzil olmak 1.sarsılmak. 2.bozulmak.

340

müttefik (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﻔﻖ‬birlik olmuş, ittifak yapmış.
müttehid (A.) [ ‫ ] ﻡﺘﺤﺪ‬birleşik.
müvekkil (A.) [ ‫ ] ﻡﻮﮐﻞ‬vekalet veren.
müverrah (A.) [ ‫ ] ﻡﻮرخ‬tarihli.
müverrih (A.) [ ‫ ] ﻡﻮرخ‬tarihçi, tarih yazarı.
müverrihin (A.) [ ‫ ] ﻡﻮرﺧﻴﻦ‬tarihçiler.
müyesser olmak gerçekleşmek.
müzaheret (A.) [ ‫ ] ﻡﻈﺎهﺮت‬destek, yardım, arka çıkma.
müzahrefat (A.) [ ‫ ] ﻡﺰﺧﺮﻓﺎت‬1.pislikler, süprüntüler, döküntüler.
müzakere (A.) [ ‫ ] ﻡﺬاﮐﺮﻩ‬görüşme.
müzayede (A.) [ ‫ ] ﻡﺰایﺪﻩ‬açık arttırma.
müzehheb (A.) [ ‫ ] ﻡﺬهﺐ‬altın yaldızlı.
müzekker (A.) [ ‫ ] ﻡﺬﮐﺮ‬eril.
müzevvir (A.) [ ‫ ] ﻡﺰور‬arabozucu.
müzeyyen (A.) [ ‫ ] ﻡﺰیﻦ‬süslü, ziynetli.
müzmin (A.) [ ‫ ] ﻡﺰﻡﻦ‬kronik, süreğen.

341

N

nâ (F.) [ ‫ ] ﻥﺎ‬olumsuzluk eki.
na’l (A.) [ ‫ ] ﻥﻌﻞ‬nal.
na’lbend (A.-F.) [ ‫ ] ﻥﻌﻠﺒﻨﺪ‬nalbant.
na’lbur (A.-F.) [ ‫ ] ﻥﻌﻠﺒﺮ‬nalbur.
na’lçe (A.-F.) [ ‫ ] ﻥﻌﻠﭽﻪ‬nalça.
na’nâ’ (A.) [ ‫ ] ﻥﻌﻨﺎع‬nane.
na’re (A.) [ ‫ ] ﻥﻌﺮﻩ‬nara, haykırma.
na’ş (A.) [ ‫ ] ﻥﻌﺶ‬naaş, cenaze.
na’t (A.) [ ‫ ] ﻥﻌﺖ‬1.övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir.
nââşnâ (F.) [ ‫ ] ﻥﺎ ﺁﺵﻨﺎ‬yabancı.
naat (A.) [ ‫ ] ﻥﻌﺖ‬1.övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir.
nâb (F.) [ ‫ ] ﻥﺎب‬saf, halis, katışıksız.
nâbecâ (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﺑﺠﺎ‬yersiz.
nâbehre (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﺑﻬﺮﻩ‬1.nasipsiz. 2.soysuz.
nâbekâr (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﺑﮑﺎر‬1.hayırsız. 2.işe yaramaz.
nâbîna (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﺑﻴﻨﺎ‬kör.
nâbûd (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﺑﻮد‬1.yok. 2.yokluk. 3.perişan.
nabz (A.) [ ‫ ] ﻥﺒﺾ‬nabız.
nabzgîr (A.-F.) [ ‫ ] ﻥﺒﺾ ﮔﻴﺮ‬nabza göre şerbet veren.

342

nâcî (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﺝﯽ‬kurtulan.
nâcins (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﺝﻨﺲ‬soysuz, cinsi bozuk.
nâçâr (F.) [ ‫ ] ﻥﺎچﺎر‬1.çaresiz, sorunda. 2.ister istemez.
nâçîz (F.) [ ‫ ] ﻥﺎچﻴﺰ‬değersiz, önemsiz.
nâdân (F.) [ ‫ ] ﻥﺎدان‬1.cahil. 2.hödük.
nâdânlık (F.-T.) 1.cahillik. 2.hödüklük.
nâdî (A.) [ ‫ ] ﻥﺎدی‬seslenen, çağıran.
nâdim (A.) [ ‫ ] ﻥﺎدم‬pişman.
nâdim etmek pişman etmek.
nâdim olmak pişman olmak.
nâdir (A.) [ ‫ ] ﻥﺎدر‬az bulunur.
nâdirât (A.) [ ‫ ] ﻥﺎدرات‬az bulunur şeyler.
nâdire (A.) [ ‫ ] ﻥﺎدرﻩ‬az bulunur.
nâdiren (A.) [ ‫ ] ﻥﺎدرا‬nadir olarak.
nâehl (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎأهﻞ‬ehil olmayan, ehliyetli olmayan.
nâf (F.) [ ‫ ] ﻥﺎف‬göbek.
nafaka (A.) [ ‫ ] ﻥﻔﻘﻪ‬geçim parası.
nâfe (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻓﻪ‬1.ceylanın göbeğinden çıkan misk. 2.sevgilinin saçı.
nâfercâm (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻓﺮﺝﺎم‬sonu iyi olmayan, yararsız.
nâfıa (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻓﻌﻪ‬bayındırlık işleri.
nâfıa müdüriyeti bayındırlık müdürlüğü.
nâfıa nâzırı bayındırlık bakanı.
nâfıa nezareti bayındırlık bakanlığı.

343

nâfıa vekâleti bayındırlık bakanlığı.
nâfile (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻓﻠﻪ‬1.boşuna. 2.nafile namazı, farz dışında kılınan namaz.
nâfiz (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻓﺬ‬etkileyici, nüfuz edici, işleyici.
nâgâh (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﮔﺎﻩ‬ansızın.
nâgehan (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﮔﻬﺎن‬ansızın.
nağamât (A.) [ ‫ ] ﻥﻐﻤﺎت‬nağmeler.
nağme (A.) [ ‫ ] ﻥﻐﻤﻪ‬ezgi, melodi.
nağz (F.) [ ‫ ] ﻥﻐﺰ‬güzel, hoş.
nâhak (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﺣﻖ‬haksız.
nâhalef (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﺧﻠﻒ‬hayırsız evlat.
nahçîr (F.) [ ‫ ] ﻥﺨﭽﻴﺮ‬av hayvanı.
nâhencâr (F.) [ ‫ ] ﻥﺎهﻨﺠﺎر‬doğru olmayan, uygun olmayan.
nâhid (F.) [ ‫ ] ﻥﺎهﻴﺪ‬Venüs, Çulpan, Zühre.
nahif (A.) [ ‫ ] ﻥﺤﻴﻒ‬cılız.
nâhiye (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﺣﻴﻪ‬1.yöre, bölge. 2.bucak. 3.taraf.
nahl (A.) [ ‫ ] ﻥﺨﻞ‬hurma ağacı.
nahl (A.) [ ‫ ] ﻥﺤﻞ‬bal arısı.
nahlistan (A.-F.) [ ‫ ] ﻥﺨﻠﺴﺘﺎن‬hurmalık.
nâhoş (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﺧﻮش‬hoş olmayan.
nahs (A.) [ ‫ ] ﻥﺤﺲ‬uğursuzluk.
nâhudâ (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﺧﺪا‬kaptan.
nâhudâ (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﺧﺪا‬Allahsız.
nâhun (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﺧﻦ‬tırnak.

344

nahv (A.) [ ‫ ] ﻥﺤﻮ‬1.sözdizimi. 2.taraf. 3.gibi.
nahvet (A.) [ ‫ ] ﻥﺨﻮت‬böbürlenme.
nahvî (A.) [ ‫ ] ﻥﺤﻮی‬gramerci, nahiv uzmanı.
nâib (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﺋﺐ‬1.vekil. 2.kadı, yargıç.
nâil (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﺋﻞ‬erişen, kavuşan, murada eren.
nail olmak muradına ermek, kavuşmak, erişmek.
nâim (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﺋﻢ‬uyuyan.
nâka (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻗﻪ‬dişi deve.
nakd (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﺪ‬1.nakit. 2.madeni para.
nakden (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﺪا‬peşin olarak.
nâkes (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﮐﺲ‬1.soysuz, işe yaramaz. 2.pinti, nekes.
nâkıs (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻗﺺ‬1.eksik. 2.eksi.
nakış (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﺶ‬desen.
nakib (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﻴﺐ‬1.şeyh yardımcısı. 2.reis vekili.
nâkil (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻗﻞ‬1.taşıma, nakil. 2.anlatan, nakleden.
nakîsa (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﻴﺼﻪ‬kusur.
nakîse (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﻴﺼﻪ‬kusur.
nakkad (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﺎد‬eleştirmen.
nakkal (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﺎل‬nakleden, öykü veya masal anlatan.
nakkare (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﺎرﻩ‬1.davul. 2.dümbelek.
nakl (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﻞ‬1.nakil, anlatma. 2.taşıma.
nakledilmek 1.anlatılmak. 2.taşınmak.
naklen (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﻼ‬naklederek, nakil yolu ile.

345

nakletmek 1.anlatmak. 2.taşımak.
nakliyat (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﻠﻴﺎت‬taşımacılık.
nakliye (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﻠﻴﻪ‬taşıma.
nakş (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﺶ‬1.nakış, desen. 2.resim. 3.duvar resmi.
nakşedilmek işlenmek.
nakş etmek işlemek.
nâkus (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻗﻮس‬çan.
nakz (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﺾ‬1.yok sayma. 2.bozma, çözme.
nâlân (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻻن‬inleyen.
nâlân etmek inletmek.
nâlân olmak inlemek.
nâle (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻝﻪ‬inilti.
nâlende (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻝﻨﺪﻩ‬inleyen.
nâm (F.) [ ‫ ] ﻥﺎم‬1.ad. 2.adında, adlı. 3.ün, şöhret.
nam vermek ad vermek, adlandırmak.
nâmahdud (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﺤﺪود‬sınırsız.
nâmahrem (F.-A.) [ ‫] ﻥﺎﻡﺤﺮم‬

1.mahrem olmayan. 2.nikah düşmeyen kişi.

3.yabancı.
nâmahsus (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﺤﺴﻮس‬hissedilmeyen.
nâmakbul (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﻘﺒﻮل‬makbul olmayan.
nâmakul (F.-A.)) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﻌﻘﻮل‬makul olmayan.
nâmalûm (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﻌﻠﻮم‬bilinmeyen.
nâmâver (F.) [ ‫ ] ﻥﺎم ﺁور‬ünlü, sanlı.

346

namaz (F.) [ ‫ ] ﻥﻤﺎز‬namaz.
namazgâh (F.) [ ‫ ] ﻥﻤﺎزﮔﺎﻩ‬namazlık, üstü açık mesçit.
nâmberdar (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﺒﺮدار‬ünlü, sanlı.
nâmcû (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﺠﻮ‬yiğit.
nâmdar (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﺪار‬ünlü, namlı.
nâme (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﻪ‬1.mektup. 2.kitap.
nâme’mûl (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﺄﻡﻮل‬umulmayan, beklenmedik.
nâmefhûm (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﻔﻬﻮم‬anlaşılmaz.
nâmer’î (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﺮﺋﯽ‬görülmeyen, görülmez.
nâmerd (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﺮد‬alçak, aşağılık, namert.
nâmesbûk (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﺴﺒﻮق‬olmamış, geçmemiş, cereyan etmemiş.
nâmına (F.-T.) adına.
nâmî (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﯽ‬ünlü, namlı.
nâmurad (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﺮاد‬muradına ermemiş.
nâmus (A.<Yun.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﻮس‬1.ırz. 2.dürüstlük. 3.yasa.
nâmuskâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﻮﺱﮑﺎر‬namuslu.
namuskârane (A.-F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﻮﺱﮑﺎراﻥﻪ‬namusluca, namuslulara yakışır.
nâmüsaid (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﺴﺎﻋﺪ‬uygun olmayan.
nâmütenahi (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﺘﻨﺎهﯽ‬sonsuz, engin.
nâmver (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﻮر‬ünlü.
namzed (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻡﺰد‬1.aday. 2.nişanlı.
nân (F.) [ ‫ ] ﻥﺎن‬ekmek.
nâpâyidar (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﭘﺎیﺪار‬kalıcı olmayan.

347

nâpervâ (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﭘﺮوا‬korkusuz, pervasız.
nâr (A.) [ ‫ ] ﻥﺎر‬ateş.
nâr (F.) [ ‫ ] ﻥﺎر‬nar.
nârencî (F.) [ ‫ ] ﻥﺎرﻥﺠﯽ‬turuncu.
nâres (F.) [ ‫ ] ﻥﺎرس‬ham, olgunlaşmamış.
nâresâ (F.) [ ‫ ] ﻥﺎرﺱﺎ‬1.ham. 2.uygun olmayan.
nârevâ (F.) [ ‫ ] ﻥﺎروا‬yakışık almaz.
narh (F.) [ ‫ ] ﻥﺮخ‬nark.
nâs (A.) [ ‫ ] ﻥﺎس‬insanlar.
nasâra (A.) [ ‫ ] ﻥﺼﺎرا‬Hıristiyanlar.
nasâyih (A.) [ ‫ ] ﻥﺼﺎیﺢ‬öğütler.
nasib (A.) [ ‫ ] ﻥﺼﻴﺐ‬1.pay. 2.Tanrı’nın kula verdiği.
nasihat (A.) [ ‫ ] ﻥﺼﻴﺤﺖ‬öğüt.
nâsipas (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﺱﭙﺎس‬nankör.
nâsiye (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﺹﻴﻪ‬alın.
nasrâni (A.) [ ‫ ] ﻥﺼﺮاﻥﯽ‬Hıristiyan.
nass (A.) [ ‫ ] ﻥﺺ‬kesinlik.
nâsûtî (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﺱﻮﺕﯽ‬insanlık ile ilgili.
nâşî (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﺵﯽ‬ileri gelen, kaynaklanan, dolayı.
nâşinas (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﺵﻨﺎس‬yabancı.
nâşir (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﺵﺮ‬yayıncı.
nâtamam (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﺎﺕﻤﺎم‬tamamlanmamış, yarım kalmış.
nâtık (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻃﻖ‬konuşan.

348

nâtıka (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻃﻘﻪ‬konuşma gücü.
nâtıkaperdâz (A.-F.) [ ‫ ] ﻥﺎﻃﻘﻪ ﭘﺮداز‬düzgün ve etkili konuşan.
nats (A.) [ ‫ ] ﻥﻄﺲ‬nadas.
natûk (A.) [ ‫ ] ﻥﻄﻮق‬düzgün konuşan.
nâtüvân (F.) [ ‫ ] ﻥﺎﺕﻮان‬güçsüz, zayıf.
nâv (F.) [ ‫ ] ﻥﺎو‬1.gemi. 2.kayık.
nâvdan (F.) [ ‫ ] ﻥﺎودان‬oluk.
nâvek (F.) [ ‫ ] ﻥﺎوک‬ok.
nây (F.) [ ‫ ] ﻥﺎی‬1.ney. 2.kamış.
nâyçe (F.) [ ‫ ] ﻥﺎیﭽﻪ‬küçük ney.
nâyî (F.) [ ‫ ] ﻥﺎیﯽ‬neyzen.
nâyzen (F.) [ ‫ ] ﻥﺎیﺰن‬neyzen.
naz (F.) [ ‫ ] ﻥﺎز‬1.işve, cilve. 2.kapris. 3.naz.
naza çekmek nazlanmak.
nâzan (F.) [ ‫ ] ﻥﺎزان‬nazlı.
nazar (A.) [ ‫ ] ﻥﻈﺮ‬1.bakış. 2.ilgi gösterme, iltifat etme. 3. bakış açısı.
nazaran (A.) [ ‫ ] ﻥﻈﺮا‬göre, nispetle, bakılırsa.
nazargâh (A.-F.) [ ‫ ] ﻥﻈﺮﮔﺎﻩ‬1.bakış yeri. 2.bakılan yer.
nazar-ı şübhe [ ‫ ] ﻥﻈﺮ ﺵﺒﻬﻪ‬şüpheli göz, şüpheli bakış.
nazarında (A.-T.) göre, fikrince, gözünde.
nazarî (A.) [ ‫ ] ﻥﻈﺮی‬teorik.
nazariyat (A.) [ ‫ ] ﻥﻈﺮیﺎت‬teoriler, nazariyeler.
nazariye (A.) [ ‫ ] ﻥﻈﺮیﻪ‬teori.

349

nazariyyat (A.) [ ‫ ] ﻥﻈﺮیﺎت‬teoriler, nazariyeler.
nâzende (F.) [ ‫ ] ﻥﺎزﻥﺪﻩ‬nazlı.
nâzenin (F.) [ ‫ ] ﻥﺎزﻥﻴﻦ‬1.nazlı. 2.narin.
nâzım (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻇﻢ‬1.düzenleyen. 2.nazmeden.
nâzır (A.) [ ‫ ] ﻥﺎﻇﺮ‬1.bakan. 2.nezaret eden.
nâzırlık (A.-T.) bakanlık.
nazif (A.) [ ‫ ] ﻥﻈﻴﻒ‬temiz.
nâzik (F.) [ ‫ ] ﻥﺎزک‬1.ince. 2.kibar.
nâzikâne (F.) [ ‫ ] ﻥﺎزﮐﺎﻥﻪ‬kibarca, nazikçe.
nâzil (A.) [ ‫ ] ﻥﺎزل‬inen.
nâzil olmak inmek.
nazile (A.) [ ‫ ] ﻥﺎزﻝﻪ‬1.nezle. 2.inmiş. 3.sıkıntı.
nazîr (A.) [ ‫ ] ﻥﻈﻴﺮ‬benzer.
nazm (A.) [ ‫ ] ﻥﻈﻢ‬1.dizme. 2.düzenleme, tertip etme. 3.vezinli ve kafiyeli söz
söyleme.
nazmen (A.) [ ‫ ] ﻥﻈﻤﺎ‬manzum olarak.
nâzperver (F.) [ ‫ ] ﻥﺎزﭘﺮور‬nazlı, naz eden.
nâzperverde (F.) [ ‫ ] ﻥﺎزﭘﺮوردﻩ‬nazlı, naz içinde büyümüş.
nebât (A.) [ ‫ ] ﻥﺒﺎت‬bitki.
nebat (F.) [ ‫ ] ﻥﺒﺎت‬nöbet şekeri.
nebâtât (A.) [ ‫ ] ﻥﺒﺎﺕﺎت‬1.bitkiler. 2.botanik.
nebatî (A.) [ ‫ ] ﻥﺒﺎﺕﯽ‬bitkisel.
neberd (F.) [ ‫ ] ﻥﺒﺮد‬savaş.

350

nebî (A.) [ ‫ ] ﻥﺒﯽ‬peygamber.
nebîre (A.) [ ‫ ] ﻥﺒﻴﺮﻩ‬torun.
necabet (A.) [ ‫ ] ﻥﺠﺎﺑﺖ‬soyluluk.
necâset (A.) [ ‫ ] ﻥﺠﺎﺱﺖ‬pislik.
necîb (A.) [ ‫ ] ﻥﺠﻴﺐ‬soylu, asil, kişizade.
necîs (A.) [ ‫ ] ﻥﺠﻴﺲ‬pis.
necm (A.) [ ‫ ] ﻥﺠﻢ‬yıldız.
nedâmet (A.) [ ‫ ] ﻥﺪاﻡﺖ‬pişmanlık.
nedâmet getirmek pişman olmak.
nedim (A.) [ ‫ ] ﻥﺪیﻢ‬1.padişahların ve yüksek rütbeli devlet ricalinin sohbet
arkadaşı. 2.güzel hikaye anlatan.
nedret (A.) [ ‫ ] ﻥﺪرت‬azlık.
nef’ (A.) [ ‫ ] ﻥﻔﻊ‬çıkar, yarar.
nefâis (A.) [ ‫ ] ﻥﻔﺎﺋﺲ‬değerli ve nefis eserler.
nefâset (A.) [ ‫ ] ﻥﻔﺎﺱﺖ‬nefislik.
nefer (A.) [ ‫ ] ﻥﻔﺮ‬1.kişi. 2.asker.
nefh etmek nefes vermek, kazandırmak.
nefha (A.) [ ‫ ] ﻥﻔﺤﻪ‬üfürme.
nefîr (A.) [ ‫ ] ﻥﻔﻴﺮ‬boynuzdan yapılmış boru.
nefrin (F.) [ ‫ ] ﻥﻔﺮیﻦ‬lanet, ilenç.
nefs (A.) [ ‫ ] ﻥﻔﺲ‬1.nefis, can. 2.kendi. 3.iç.
nefs- i emmâre [ ‫ ] ﻥﻔﺲ اﻡﺎرﻩ‬kötülükleri emreden nefis.
nefs-i (A.-F.) [ ِ ‫ ] ﻥﻔﺲ‬içinde.

351

nefsî (A.) [ ‫ ] ﻥﻔﺴﯽ‬1.nefis ile ilgili. 2.subjektif.
neftî (F.) [ ‫ ] ﻥﻔﺘﯽ‬petrol yeşili.
nefy (A.) [ ] sürgün.
nehâr (A.) [ ‫ ] ﻥﻬﺎر‬gündüz.
nehârî (A.) [ ‫ ] ﻥﻬﺎری‬yatılı olmayan okul.
nehc (A.) [ ‫ ] ﻥﻬﺞ‬1.yol. 2.kast teşkilatı.
neheng (F.) [ ‫ ] ﻥﻬﻨﮓ‬timsah.
nehiy (A.) [ ‫ ] ﻥﻬﯽ‬1.olumsuzluk. 2.yasaklama.
nehr (A.) [ ‫ ] ﻥﻬﺮ‬ırmak, nehir.
nehy (A.) [ ‫ ] ﻥﻬﯽ‬1.olumsuzluk. 2.yasaklama.
nehy etmek yasaklamak.
nejad (F.) [ ‫ ] ﻥﮋاد‬soy, ırk.
nekahet (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﺎهﺖ‬hastalıktan sonraki tehlikeli geçiş dönemi.
nekbet (A.) [ ‫ ] ﻥﮑﺒﺖ‬1.talihsizlik. 2.felaket.
nekes (F.) [ ‫ ] ﻥﮑﺲ‬1.hayırsız. 2.elisıkı.
nem (F.) [ ‫ ] ﻥﻢ‬rutubet.
nemâ (A.) [ ‫ ] ﻥﻤﺎ‬1.gelişme, büyüme, serpilme. 2.faiz.
nemed (F.) [ ‫ ] ﻥﻤﺪ‬keçe.
nemedpûş (F.) [ ‫ ] ﻥﻤﺪﭘﻮش‬derviş.
nemek (F.) [ ‫ ] ﻥﻤﮏ‬tuz.
neml (A.) [ ‫ ] ﻥﻤﻞ‬karınca.
nemnâk (F.) [ ‫ ] ﻥﻤﻨﺎک‬nemli.
neng (F.) [ ‫ ] ﻥﻨﮓ‬ar, utanma.

352

nerd (F.) [ ‫ ] ﻥﺮد‬tavla.
nerm (F.) [ ‫ ] ﻥﺮم‬yumuşak.
nermin (F.) [ ‫ ] ﻥﺮﻡﻴﻦ‬yumuşak.
nesc (A.) [ ‫ ] ﻥﺴﺞ‬doku.
neseb (A.) [ ‫ ] ﻥﺴﺐ‬soy.
nesh (A.) [ ‫ ] ﻥﺴﺦ‬1.hükümsüz kılma. 2.nesih yazı.
nesîm (F.) [ ‫ ] ﻥﺴﻴﻢ‬meltem, esinti.
nesl (A.) [ ‫ ] ﻥﺴﻞ‬kuşak, nesil.
nesr (A.) [ ‫ ] ﻥﺜﺮ‬düzyazı.
nesren (A.) [ ‫ ] ﻥﺜﺮا‬düzyazı ile.
nesrin (F.) [ ‫ ] ﻥﺴﺮیﻦ‬yaban gülü.
nessac (A.) [ ‫ ] ﻥﺴﺎج‬dokumacı.
nesteren (F.) [ ‫ ] ﻥﺴﺘﺮن‬yaban gülü.
neş’et (A.) [ ‫ ] ﻥﺸﺌﺖ‬kaynaklanma, ileri gelme, doğma, doğuş.
neş’et etmek kaynaklanmak, ileri gelmek.
neşat (A.) [ ‫ ] ﻥﺸﺎط‬sevinç.
neşîde (A.) [ ‫ ] ﻥﺸﻴﺪﻩ‬1.şiir. 2.besteli ve güfteli eser.
neşr (A.) [ ‫ ] ﻥﺸﺮ‬1.yayma. 2.yayınlama. 3.yayınlanma.
neşr etmek 1.yaymak. 2.yayınlamak.
neşr olunmak yayınlanmak.
neşriyat (A.) [ ‫ ] ﻥﺸﺮیﺎت‬yayın.
neşv ü nemâ (A.) [ ‫ ] ﻥﺸﻮ و ﻥﻤﺎ‬serpilme, gelişme, büyüme.
neşv ü nemâ bulmak gelişmek, yayılmak.

353

neşve (A.) [ ‫ ] ﻥﺸﻮﻩ‬sevinç.
neşvedâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻥﺸﻮﻩ دار‬neşeli.
neşveyâb olmak neşelenmek.
netâic (A.) [ ‫ ] ﻥﺘﺎﺋﺞ‬sonuçlar.
netîce (A.) [ ‫ ] ﻥﺘﻴﺠﻪ‬sonuç.
netice çıkarmak sonuç çıkarmak, sonuca varmak.
netîcepezîr olmak sonuçlanmak.
nev (F.) [ ‫ ] ﻥﻮ‬1.yeni. 2.taze, körpe.
nev’ (A.) [ ‫ ] ﻥﻮع‬tür, nevi, çeşit.
nev’an mâ (A.) [ ‫ ] ﻥﻮﻋﺎ ﻡﺎ‬bir bakıma.
nevâ (F.) [ ‫ ] ﻥﻮا‬ses.
nevâde (F.) [ ‫ ] ﻥﻮادﻩ‬torun.
nevâdir (A.) [ ‫ ] ﻥﻮادر‬nadir olan değerli eşyalar.
nevâle (A.) [ ‫ ] ﻥﻮاﻝﻪ‬1.kısmet. 2.azık.
nevâz (F.) [ ‫ ] ﻥﻮاز‬okşayan.
nevâziş (F.) [ ‫ ] ﻥﻮازش‬okşama.
nevâziş eylemek okşamak.
nevbahar (F.) [ ‫ ] ﻥﻮﺑﻬﺎر‬ilkbahar.
nevbet (A.) [ ‫ ] ﻥﻮﺑﺖ‬sıra, nöbet.
nevcivan (F.) [ ‫ ] ﻥﻮﺝﻮان‬delikanlı, genç.
nevdevlet (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﻮدوﻝﺖ‬sonradan görme.
neve (F.) [ ‫ ] ﻥﻮﻩ‬torun.
nevha (A.) [ ‫ ] ﻥﻮﺣﻪ‬ağıt.

354

nevi (A.) [ ‫ ] ﻥﻮع‬tür, çeşit.
nevid (F.) [ ‫ ] ﻥﻮیﺪ‬müjde.
nevin (F.) [ ‫ ] ﻥﻮیﻦ‬yeni.
nevm (A.) [ ‫ ] ﻥﻮم‬uyku.
nevmîd (F.) [ ‫ ] ﻥﻮﻡﻴﺪ‬umutsuz.
nevmîd etmek umutsuzluğa düşürmek.
nevmîd olmak umutsuzluğa kapılmak.
nevnihal (F.) [ ‫ ] ﻥﻮﻥﻬﺎل‬genç fidan.
nevres (F.) [ ‫ ] ﻥﻮرس‬yeti yetişmiş.
nevruz (F.) [ ‫ ] ﻥﻮروز‬1.yeni gün. 2.nevruz.
nevruziye (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﻮروزیﻪ‬nevruz için yazılan kaside.
nevzad (F.) [ ‫ ] ﻥﻮزاد‬1.yeni doğmuş. 2.bebek.
neyistan (F.) [ ‫ ] ﻥﻴﺴﺘﺎن‬sazlık, kamışlık.
neyzâr (F.) [ ‫ ] ﻥﻴﺰار‬sazlık, kamışlık.
neyzen (F.) [ ‫ ] ﻥﻴﺰن‬ney üfleyen.
nez’ edilmek (A.-T.) ayırılmak, çekip atılmak, sökülmek.
nez’ (A.) [ ‫ ] ﻥﺰع‬1.can çekişme. 2.sökme, koparma, zorla alma.
nez’ eylemek ayırmak, çekip atmak, sökmek, koparmak.
nezâfet (A.) [ ‫ ] ﻥﻈﺎﻓﺖ‬temizlik.
nezâket (Osmanlıca>A.) [ ‫ ] ﻥﺰاﮐﺖ‬1.incelik. 2.hassaslık.
nezâret (A.) [ ‫ ] ﻥﻈﺎرت‬1.nazırlık. 2.gözetme.
nezd (F.) [ ‫ ] ﻥﺰد‬1.yan, yanı. 2.kat.
nezih (A.) [ ‫ ] ﻥﺰیﻪ‬temiz.

355

nezr (A.) [ ‫ ] ﻥﺬر‬adak.
nezr etmek adamak.
nısf (A.) [ ‫ ] ﻥﺼﻒ‬yarı, yarım.
nısf -ı ahîr [ ‫ ] ﻥﺼﻒ اﺧﻴﺮ‬son yarısı.
nısfunnehâr (A.) [ ‫ ] ﻥﺼﻒ اﻝﻨﻬﺎر‬meridyen.
niam (A.) [ ‫ ] ﻥﻌﻢ‬nimetler.
nida etmek seslenmek.
nidâ eylemek seslenmek, duyurmak.
nidâ’ (A.) [ ‫ ] ﻥﺪاء‬ses.
nifâk (A.) [ ‫ ] ﻥﻔﺎق‬ikiyüzlülük.
nigâh (F.) [ ‫ ] ﻥﮕﺎﻩ‬bakış.
nigâh eylemek bakmak.
nigâr (F.) [ ‫ ] ﻥﮕﺎر‬1.sevgili. 2.resim.
nigeh (F.) [ ‫ ] ﻥﮕﻪ‬bakış.
nigîn (F.) [ ‫ ] ﻥﮕﻴﻦ‬1.yüzük. 2.yüzük kaşı. 3.mühür.
nihâd (F.) [ ‫ ] ﻥﻬﺎد‬yaratılış, tabiat.
nihâl (F.) [ ‫ ] ﻥﻬﺎل‬fidan.
nihân (F.) [ ‫ ] ﻥﻬﺎن‬1.gizli. 2.gizlice.
nihan olmak gizlenmek, saklanmak, kaybolmak.
nihayet (A.) [ ‫ ] ﻥﻬﺎیﺖ‬son.
nihayet bulmak sona ermek.
nijâd (F.) [ ‫ ] ﻥﮋاد‬soy.
nîk (F.) [ ‫ ] ﻥﻴﮏ‬iyi, güzel.

356

nikab (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﺎب‬peçe.
nikbin (F.) [ ‫ ] ﻥﻴﮑﺒﻴﻦ‬iyimser.
nilgun (F.) [ ‫ ] ﻥﻴﻠﮕﻮن‬lacivert.
nîm (F.) [ ‫ ] ﻥﻴﻢ‬1.yarı. 2.yarım. 3.buçuk.
nîm muzlim (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﻴﻢ ﻡﻈﻠﻢ‬loş.
nîm cahilî (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﻴﻢ ﺝﺎهﻠﯽ‬yarıcahil, yarı cahilî.
nimet (A.) [ ‫ ] ﻥﻌﻤﺖ‬1.iyilik. 2.yiyecek.
nîm resmî (F.-A.) [ ‫ ] ﻥﻴﻢ رﺱﻤﯽ‬yarı resmî.
nîreng (F.) [ ‫ ] ﻥﻴﺮﻥﮓ‬1.afsun. 2.hile, düzen.
nisâ (A.) [ ‫ ] ﻥﺴﺎ‬kadınlar.
nisâb (A.) [ ‫ ] ﻥﺼﺎب‬1.aranan sınır. 2.sermaye.
nisâr (A.) [ ‫ ] ﻥﺜﺎر‬saçma.
nisâr etmek saçmak.
nisbet (A.) [ ‫ ] ﻥﺴﺒﺖ‬1.oran. 2.oranla.
nisbî (A.) [ ‫ ] ﻥﺴﺒﯽ‬göreceli.
nisvân (A.) [ ‫ ] ﻥﺴﻮان‬kadınlar.
nisyân (A.) [ ‫ ] ﻥﺴﻴﺎن‬1.unutma. 2.unutulma.
nişan (F.) [ ‫ ] ﻥﺸﺎن‬1.iz. 2.belirti. 3.nişan yeri. 4.devlet madalyası.
nişâne (F.) [ ‫ ] ﻥﺸﺎﻥﻪ‬belirti, işaret.
nişangâh (F.) [ ‫ ] ﻥﺸﺎﻥﮕﺎﻩ‬nişan tahtası.
nişîn (F.) [ ‫ ] ﻥﺸﻴﻦ‬oturan.
niyâbet (A.) [ ‫ ] ﻥﻴﺎﺑﺖ‬naiplik, vekillik.
niyâm (F.) [ ‫ ] ﻥﻴﺎم‬kın.

357

niyâz (F.) [ ‫ ] ﻥﻴﺎز‬1.yalvarma. 2.dua.
niyâz etmek 1.yalvarmak. 2.rica etmek.
niyâzmend (F.) [ ‫ ] ﻥﻴﺎزﻡﻨﺪ‬muhtaç.
niyyet (A.) [ ‫ ] ﻥﻴﺖ‬niyet.
nizâ (A.) [ ‫ ] ﻥﺰاع‬kavga, çekişme.
nizâm (A.) [ ‫ ] ﻥﻈﺎم‬düzen.
nizâm bulmak düzene girmek.
nizâmname (A.-F.) [ ‫ ] ﻥﻈﺎم ﻥﺎﻡﻪ‬tüzük.
nîze (F.) [ ‫ ] ﻥﻴﺰﻩ‬1.mızrak. 2.süngü.
nohudî (F.) [ ‫ ] ﻥﺨﻮدی‬nohut rengi.
noksân (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﺼﺎن‬1.eksiklik. 2.kusur. 3.eksik.
nokta-i nazar [ ‫ ] ﻥﻘﻄﻪء ﻥﻈﺮ‬görüş açısı, bakım.
nuhbe (A.) [ ‫ ] ﻥﺨﺒﻪ‬seçkin.
nukât (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﺎط‬noktalar, hususlar.
nukud (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﻮد‬nakitler.
nukûş (A.) [ ‫ ] ﻥﻘﻮش‬nakışlar, işlemeler.
nur (A.) [ ‫ ] ﻥﻮر‬ışık.
nuranî (A.) [ ‫ ] ﻥﻮراﻥﯽ‬nurlu, ışıklı.
nush (A.) [ ‫ ] ﻥﺼﺢ‬öğüt, nasihat.
nusrat vermek üstünlük vermek.
nusret (A.) [ ‫ ] ﻥﺼﺮت‬1.Tanrı’nın yardımı. 2.üstünlük.
nûş etmek içmek.
nûşin (F.) [ ‫ ] ﻥﻮﺵﻴﻦ‬tatlı.

358

nutfe (A.) [ ‫ ] ﻥﻄﻔﻪ‬sperma.
nutk (A.) [ ‫ ] ﻥﻄﻖ‬1.nutuk, söylev. 2.konuşma.
nuzzâr (A.) [ ‫ ] ﻥﻈﺎر‬nazırlar.
nübüvvet (A.) [ ‫ ] ﻥﺒﻮت‬peygamberlik.
nücum (A.) [ ‫ ] ﻥﺠﻮم‬1.yıldızlar. 2.astoroloji.
nüfus (A.) [ ‫ ] ﻥﻔﻮس‬1.nefisler. 2.insanlar.
nüfuz (A.) [ ‫ ] ﻥﻔﻮذ‬1.etki etme, işleme. 2.etki gücü.
nüfuz etmek işlemek, etki etmek.
nükhet (A.) [ ‫ ] ﻥﮑﻬﺖ‬koku.
nükte (A.) [ ‫ ] ﻥﮑﺘﻪ‬ince anlam.
nüktedan (A.-F.) [ ‫ ] ﻥﮑﺘﻪ دان‬zarif insan, nükteli sözler bilen.
nümayan (F.) [ ‫ ] ﻥﻤﺎیﺎن‬görünen.
nümayan olmak görünmek.
nümayiş (F.) [ ‫ ] ﻥﻤﺎیﺶ‬gösteri.
nümune (F.) [ ‫ ] ﻥﻤﻮﻥﻪ‬örnek.
nüsah (A.) [ ‫ ] ﻥﺴﺦ‬nüshalar.
nüsha (A.) [ ‫ ] ﻥﺴﺨﻪ‬1.yazılı belge. 2.muska. 3.süreli yayın sayısı.
nüve (A.) [ ‫ ] ﻥﻮﻩ‬çekirdek.
nüvid (F.) [ ‫ ] ﻥﻮیﺪ‬müjde.
nüzhet (A.) [ ‫ ] ﻥﺰهﺖ‬gezinti, gezip dolaşma.
nüzul (A.) [ ‫ ] ﻥﺰول‬1.inme. 2.felç. 3.konaklama.

359

Ö

ömr (A.) [ ‫ ] ﻋﻤﺮ‬ömür.
örf (A.) [ ‫ ] ﻋﺮف‬gelenek, âdet.
örfen (A.) [ ‫ ] ﻋﺮﻓﺎ‬geleneğe göre.
örfî (A.) [ ‫ ] ﻋﺮﻓﯽ‬geleneksel.
örfî idare [ ‫ ] ﻋﺮﻓﯽ ادارﻩ‬sıkıyönetim.
örfiyyât (A.) [ ‫ ] ﻋﺮﻓﻴﺎت‬gelenekle ilgili şeyler.
öşr (A.) [ ‫ ] ﻋﺸﺮ‬1.onda bir. 2.öşür vergisi.
özr (A.) [ ‫ ] ﻋﺬر‬1.özür. 2.bahane. 3.engel.
özrhâh (A.-F.) [ ‫ ] ﻋﺬرﺧﻮاﻩ‬özür dileyen.

360

P

pâ (F.) [ ‫ ] ﭘﺎ‬ayak.
pâbend (F.) [ ‫ ] ﭘﺎﺑﻨﺪ‬ayak bağı.
pâbercâ (F.) [ ‫ ] ﭘﺎﺑﺮﺝﺎ‬yerinde, duran, ayakta duran.
pâberikâb (F.-A.) [ ‫ ] ﭘﺎﺑﺮﮐﺎب‬gitmek üzere, hareket etmek üzere.
pâbeste (F.) [ ‫ ] ﭘﺎﺑﺴﺘﻪ‬ayağı bağlı.
pâbirehne (F.) [ ‫ ] ﭘﺎﺑﺮهﻨﻪ‬yalınayak.
pâbûsî (F.) [ ‫ ] ﭘﺎﺑﻮﺱﯽ‬ayak öpme.
pâcâme (F.) [ ‫ ] ﭘﺎﺝﺎﻡﻪ‬pijama.
pâçe (F.) [ ‫ ] ﭘﺎچﻪ‬paça.
pâdşâh (F.) [ ‫ ] ﭘﺎدﺵﺎﻩ‬padişah.
pâdşâhî (F.) [ ‫ ] ﭘﺎدﺵﺎهﯽ‬padişahlık.
pâdzehr (F.) [ ‫ ] ﭘﺎدزهﺮ‬panzehir.
paha (F.) [ ‫] ﺑﻬﺎ‬değer, kıymet.
pâk (F.) [ ‫ ] ﭘﺎک‬temiz.
pâkbâz (F.) [ ‫ ] ﭘﺎﮐﺒﺎز‬1.fedai. 2.canını hiçe sayan aşık.
pâkdâmen (F.) [ ‫ ] ﭘﺎک داﻡﻦ‬iffetli.
pâkîze (F.) [ ‫ ] ﭘﺎﮐﻴﺰﻩ‬temiz.
paklanmak temizlenmek.
pâlân (F.) [ ‫ ] ﭘﺎﻻن‬semer, palan.

361

pâlânduz (F.) [ ‫ ] ﭘﺎﻻن دوز‬semerci.
pâmâl (F.) [ ‫ ] ﭘﺎﻡﺎل‬ezilmek, çiğnenmek.
pâmâl olmak ezilmek, çiğnenmek, ayaklar altında kalmak.
pâpûş (F.) [ ‫ ] ﭘﺎﭘﻮش‬pabuç.
paralamak parçalamak, parça parça etmek.
paralanmak parça parça olmak.
pârçe (F.) [ ‫ ] ﭘﺎرچﻪ‬parça.
pâre (F.) [ ‫ ] ﭘﺎرﻩ‬parça.
pâre pâre (F.) 1.parça parça. 2.paramparça.
pârelenmek parça parça olmak.
pars (F.) [ ‫ ] ﭘﺎرس‬İran, Pers ülkesi.
pars (F.) [ ‫ ] ﭘﺎرس‬panter.
pârsâ (F.) [ ‫ ] ﭘﺎرﺱﺎ‬sofu.
pârsî (F.) [ ‫ ] ﭘﺎرﺱﯽ‬farsça.
pâsban (F.) [ ‫ ] ﭘﺎﺱﺒﺎن‬bekçi, gece bekçisi.
pâş (F.) [ ‫ ] ﭘﺎش‬saçan, serpen.
pây (F.) [ ‫ ] ﭘﺎی‬1.ayak. 2.dip.
pâyân (F.) [ ‫ ] ﭘﺎیﺎن‬son.
pâyânsız (F.-T.) sonsuz, bitmez tükenmez, engin.
pâybend (F.) [ ‫ ] ﭘﺎیﺒﻨﺪ‬1.ayak bağı. 2.engel.
pâybûsî (F.) [ ‫ ] ﭘﺎیﺒﻮﺱﯽ‬ayak öpme.
pâydâr (F.) [ ‫ ] ﭘﺎیﺪار‬kalıcı, sağlam, sürekli, devamlı.
pâye (F.) [ ‫ ] ﭘﺎیﻪ‬1.rütbe, derece. 2.basamak.

362

pâyende (F.) [ ‫ ] ﭘﺎیﻨﺪﻩ‬1.kalıcı, sürekli. 2.payanda, destek.
pâyidar (F.) [ ‫ ] ﭘﺎیﺪار‬kalıcı, sağlam, sürekli, devamlı.
pâyin (F.) [ ‫ ] ﭘﺎیﻴﻦ‬aşağı.
pâyitaht (F.) [ ‫ ] ﭘﺎیﺘﺨﺖ‬başkent.
pâyîz (F.) [ ‫ ] ﭘﺎیﻴﺰ‬güz.
pâykûb (F.) [ ‫ ] ﭘﺎیﮑﻮب‬dans eden.
pâzâr (F.) [ ‫ ] ﺑﺎزار‬1.çarşı, pazar. 2.alışveriş.
pazar eylemek alışveriş yapmak.
peder (F.) [ ‫ ] ﭘﺪر‬baba.
pederâne (F.) [ ‫ ] ﭘﺪراﻥﻪ‬babaca.
pederî (F.) [ ‫ ] ﭘﺪری‬1.babalık. 2.babaya ait, baba tarafı.
pederşâhî (F.) [ ‫ ] ﭘﺪرﺵﺎهﯽ‬ataerkil.
pehlevân (F.) [ ‫ ] ﭘﻬﻠﻮان‬1.yiğit. 2.pehlivan.
pehlivan bk. pehlevân.
pehlû (F.) [ ‫ ] ﭘﻬﻠﻮ‬böğür, yan.
pehn (F.) [ ‫ ] ﭘﻬﻦ‬geniş.
pehnâver (F.) [ ‫ ] ﭘﻬﻨﺎور‬1.engin. 2.geniş.
pejmürde (F.) [ ‫ ] ﭘﮋﻡﺮدﻩ‬1.solgun. 2.dağınık. 3.yırtık.
pelas (F.) [ ‫ ] ﭘﻼس‬1.kilim. 2.çul.
peleng (F.) [ ‫ ] ﭘﻠﻨﮓ‬1.leopar. 2.kaplan.
pelîd (F.) [ ‫ ] ﭘﻠﻴﺪ‬kirli.
penah (F.) [ ‫ ] ﭘﻨﺎﻩ‬sığınma.
penahgâh (F.) [ ‫ ] ﭘﻨﺎهﮕﺎﻩ‬sığınacak yer, sığınak.

363

penâhî (F.) [ ‫ ] ﭘﻨﺎهﯽ‬sığınma.
penbe (F.) [ ‫ ] ﭘﻨﺎهﯽ‬1.pamuk. 2.pembe.
penc (F.) [ ‫ ] ﭘﻨﺞ‬beş.
pence (F.) [ ‫ ] ﭘﻨﺠﻪ‬pençe.
pencidü bk. pencüdü.
pencise bk. pencüse.
penciyek bk. pencüyek.
pencüdü (F.) [ ‫ ] ﭘﻨﺞ و دو‬beş ve iki.
pencüse (F.) [ ‫ ] ﭘﻨﺞ و ﺱﻪ‬beş ve üç.
pencüyek (F.) [ ‫ ] ﭘﻨﺞ و یﮏ‬beş ve bir.
pençe (F.) [ ‫ ] ﭘﻨﺠﻪ‬pençe.
pend (F.) [ ‫ ] ﭘﻨﺪ‬öğüt.
pendname (F.) [ ‫ ] ﭘﻨﺪﻥﺎﻡﻪ‬öğüt kitabı.
penîr (F.) [ ‫ ] ﭘﻨﻴﺮ‬peynir.
per (F.) [ ‫ ] ﭘﺮ‬1.kanat. 2.kuşların iri tüyü, yelek.
perakende (F.) [ ‫ ] ﭘﺮاﮐﻨﺪﻩ‬1.dağınık. 2.toptan olmayan.
perçem (F.) [ ‫ ] ﭘﺮچﻢ‬1.kakül. 2.yele. 3.bayrak. 4.bayrak püskülü.
perdedar (F.) [ ‫ ] ﭘﺮدﻩ دار‬kapı görevlisi.
perend (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﻥﺪ‬atlas.
perende (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﻥﺪﻩ‬1.kuş. 2.takla.
perest (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﺱﺖ‬tapan.
perestâr (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﺱﺘﺎر‬1.tapan. 2.besleme. 3.dalkavuk.
perestîde (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﺱﺘﻴﺪﻩ‬1.tapınılan. 2.taparcasına sevilen, sevgili.

364

perestiş (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﺱﺘﺶ‬1.tapınma. 2.taparcasına sevme.
perestişgâh (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﺱﺘﺶ‬mabet, tapınak.
perestişkâr (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﺱﺘﺸﮑﺎر‬1.tapan. 2.taparcasına seven.
perestişkârâne (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﺱﺘﺸﮑﺎراﻥﻪ‬taparcasına.
perestû (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﺱﺘﻮ‬kırlangıç.
pergâl (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﮔﺎل‬pergel.
pergâr (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﮔﺎر‬pergel.
perhizkâr (F.) [ ‫ ] ﭘﺮهﻴﺰﮐﺎر‬sakınan.
perîçihre (F.) [ ‫ ] ﭘﺮی چﻬﺮﻩ‬1.peri kadar güzel yüzlü.
perihan (F.) [ ‫ ]ﭘﺮی ﺧﺎن‬peri padişahı.
perîpeyker (F.) [ ‫ ] ﭘﺮی ﭘﻴﮑﺮ‬peri kadar güzel yüzlü.
perîşan (F.) [ ‫ ] ﭘﺮیﺸﺎن‬1.dağınık. 2.kötü durumda, perişan.
perişan olmak darmadağın olmak.
perîşanhal (F.-A.) [ ‫ ] ﭘﺮیﺸﺎن ﺣﺎل‬hali perişan olan.
perîveş (F.) [ ‫ ] ﭘﺮی وش‬peri gibi güzel.
perniyân (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﻥﻴﺎن‬işlemeli atlas.
pertavsız (F.) büyüteç.
pertev (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﺕﻮ‬ışık.
pertevsuz (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﺕﻮﺱﻮز‬büyüteç.
pervâ (F.) [ ‫ ] ﭘﺮوا‬1.çekinme. 2.korku.
pervâne (F.) [ ‫ ] ﭘﺮواﻥﻪ‬1.pervane böceği. 2.fırıldak, pervane. 3.ulak.
pervâneveş (F.) [ ‫ ] ﭘﺮواﻥﻪ وش‬pervane gibi.
pervâsız (F.-T.) [‫ ] ﭘﺮواﺱﺰ‬1.çekinmeyen. 2.korkmayan.

365

pervaz (F.) [ ‫ ] ﭘﺮواز‬1.uçma. 2.saçak.
perver (F.) [ ‫ ] ﭘﺮور‬yetiştiren, eğiten, büyüten, besleyen.
perverde etmek beslemek, gütmek.
perverdigâr (F.) [ ‫ ] ﭘﺮوردﮔﺎر‬Tanrı.
pervin (F.) [ ‫ ] ﭘﺮویﻦ‬Ülker, Süreyya.
pes (F.) [ ‫ ] ﭘﺲ‬arka.
pesend (F.) [ ‫ ] ﭘﺴﻨﺪ‬beğenen.
pesendîde (F.) [ ‫ ] ﭘﺴﻨﺪیﺪﻩ‬beğenilmiş, makbul.
pesmânde (F.) [ ‫ ] ﭘﺲ ﻡﺎﻥﺪﻩ‬arta kalan.
peszinde (F.) [ ‫ ] ﭘﺲ زﻥﺪﻩ‬geriye kalan, yaşayan son örnekler.
peşîman (F.) [ ‫ ] ﭘﺸﻴﻤﺎن‬pişman.
peşin (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺸﻴﻦ‬önceden.
peşm (F.) [ ‫ ] ﭘﺸﻢ‬yün.
peşşe (F.) [ ‫ ] ﭘﺸﻪ‬sivrisinek.
peşşebend (F.) [ ‫ ] ﭘﺸﻪ ﺑﻨﺪ‬cibinlik.
peştemal (F.) [ ‫ ] ﭘﺸﺘﻤﺎل‬peştemal, hamam havlusu.
peyâm (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺎم‬haber.
peyamber (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺎﻡﺒﺮ‬peygamber.
peydâ (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺪا‬ortada, açıkta.
peyderpey (F.) [ ‫ ] ﭘﯽ در ﭘﯽ‬peşpeşe, ardy sıra.
peygam (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﻐﺎم‬haber.
peygamber (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﻐﻤﺒﺮ‬1.peygamber. 2.haberci.
peyk (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﮏ‬ulak.

366

peykân (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﮑﺎن‬temren.
peyke (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﮑﻪ‬sedir, kanepe.
peyker (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﮑﺮ‬yüz.
peymâ (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﻤﺎ‬yol alan, kateden, ölçen.
peymâne (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﻤﺎﻥﻪ‬kadeh.
pîl (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﻞ‬fil.
pinhan (F.) [ ‫ ] ﭘﻨﻬﺎن‬gizli, saklı.
pîr (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺮ‬1.yaşlı. 2.tarikat kurucusu.
pîrahen (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺮاهﻦ‬gömlek, mintan.
pîrâye (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺮایﻪ‬süs.
pîrezen (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺮﻩ زن‬yaşlı kadın.
pistan (F.) [ ‫ ] ﭘﺴﺘﺎن‬meme.
piste (F.) [ ‫ ] ﭘﺴﺘﻪ‬fıstık.
pîş (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺶ‬1.ön. 2.yan. 3.huzur. 4.önce.
pîşânî (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺸﺎﻥﯽ‬alın.
pîşdar (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺸﺪار‬öncü.
pîşe (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺸﻪ‬1.meslek. 2.sanat. 3.huy.
pîşekâr (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺸﻪ ﮐﺎر‬1.sanatçı. 2.meslek sahibi. 3.ortaoyununda oyunu
başlatan sanatçı.
pîşgâh (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺸﮕﺎﻩ‬1.ön. 2.huzur.
pîşgîr (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺸﮕﻴﺮ‬peşkir.
pîşîn (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺸﻴﻦ‬peşin.
pîşva (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺸﻮا‬önder, lider.

367

piyâde (F.) [ ‫] ﭘﻴﺎدﻩ‬

1.yaya, yürüyen. 2.askerlikte piyade sınıfy. 3.satranç

taşlarından paytak.
piyâle (F.) [ ‫ ] ﭘﻴﺎﻝﻪ‬1.kadeh. 2.şarap kadehi.
post (F.) [ ‫ ] ﭘﺴﺖ‬1.hayvan derisi. 2.post. 3.makam.
postîn (F.) [ ‫ ] ﭘﺴﺘﻴﻦ‬kürk.
postnişin (F.) [ ‫ ] ﭘﺴﺖ ﻥﺸﻴﻦ‬1.postta oturan. 2.pîre vekaletle postta oturan, tekke
şeyhi.
pûd (F.) [ ‫ ] ﭘﻮد‬argaç, dokumada enine dokunulan ip.
puhte (F.) [ ‫ ] ﭘﺨﺘﻪ‬pişmiş, pişkin, olgun.
pul (F.) [ ‫ ] ﭘﻮل‬para.
pûlâd (F.) [ ‫ ] ﭘﻮﻻد‬çelik, polat.
pulat (F.) [ ‫ ] ﭘﻮﻻد‬çelik, polat.
pur (F.) [ ‫ ] ﭘﺮ‬dolu.
pûr (F.) [ ‫ ] ﭘﻮر‬oğul.
pûş (F.) [ ‫ ] ﭘﻮش‬giyen, örten.
pûşîde (F.) [ ‫ ] ﭘﻮﺵﻴﺪﻩ‬1.örtülü. 2.gizli. 3.kapalı. 4.örtü.
pûte (F.) [ ‫ ] ﭘﻮﺕﻪ‬pota.
pûyân (F.) [ ‫ ] ﭘﻮیﺎن‬1.koşan, hızla giden. 2.geçip giden.
pûyân olmak geçip gitmek.
pûziş (F.) [ ‫ ] ﭘﻮزش‬özür.
pür (F.) [ ‫ ] ﭘﺮ‬dolu.
pürhûn (F.) [ ‫ ] ﭘﺮﺧﻮن‬kan dolu, kanlı.
pürsükût (F.-A.) [ ‫ ] ﭘﺮﺱﮑﻮت‬derin sessizlik içinde.
pürz (F.) [ ‫ ] ﭘﺮز‬hav, kumaş havı.
368

püser (F.) [ ‫ ] ﭘﺴﺮ‬oğul.
püşt (F.) [ ‫ ] ﭘﺸﺖ‬1.arka. 2.sırt. 3.homoseksüel erkek.
püştîban (F.) [ ‫ ] ﭘﺸﺘﻴﺒﺎن‬1.destek. 2.destek veren.

369

R

ra’d (A.) [ ‫ ] رﻋﺪ‬gökgürültüsü.
ra’nâ (A.) [ ‫ ] رﻋﻨﺎ‬güzel, hoş.
ra’şe (A.) [ ‫ ] رﻋﺸﻪ‬titreme.
ra’şe vermek titretmek.
ra’şedâr (A.-F.) [ ‫ ] رﻋﺸﻪ دار‬titrek, titreyen.
rabb (A.) [ ‫ ] رب‬1.Tanrı, Allah. 2.efendi.
rabbânî (A.) [ ‫ ] رﺑﺎﻥﯽ‬1.tanrısal, ilahî. 2.Tanrı’dan başka bir şey düşünmeyen.
rabbî (A.) [ ‫ ] رﺑﯽ‬Tanrım.
râbıta (A.) [ ‫ ] راﺑﻈﻪ‬1.bağ, ilişki, temas. 2.sıra, düzen.
râbıtadar (A.-F.) [ ‫ ] راﺑﻄﻪ دار‬bağlantılı, ilintili.
râbi (A.) [ ‫ ] راﺑﻊ‬dördüncü.
râbian (A.) [ ‫ ] راﺑﻌﺎ‬dördüncüsü.
rabt (A.) [ ‫ ] رﺑﻂ‬bağlama.
rabt edilmek bağlanmak, tutturulmak.
rabt etmek bağlamak, tutturmak.
rabt olunmak bağlanmak, tutturulmak, ilişkilendirilmek.
râci (A.) [ ‫ ] راﺝﯽ‬1.rica eden. 2.ümitli.
raci olmak (A.-T.) ait olmak, dönük olmak, yönelik olmak.
râci’ (A.) [ ‫ ] راﺝﻊ‬1.hakkında. 2.dönen.

370

racîm (A.) [ ‫ ] رﺝﻴﻢ‬taşlanmış, recmedilmiş.
radde (A.) [ ‫ ] رادﻩ‬1.derece. 2.civar.
rağbet (A.) [ ‫ ] رﻏﺒﺖ‬1.istek. 2.ilgi duyma.
rağbet etmek ilgi duymak.
râh (F.) [ ‫ ] راﻩ‬yol.
râhib (A.) [ ‫ ] راهﺐ‬rahip.
rahîm (A.) [ ‫ ] رﺣﻴﻢ‬1.merhametli. 2.merhamet eden Tanrı.
rahl (A.) [ ‫ ] رﺣﻞ‬semer.
rahm (A.) [ ‫ ] رﺣﻢ‬acıma, merhamet.
rahm etmek acımak, merhamet etmek.
rahm (A.) [ ‫ ] رﺣﻢ‬rahim, döl yatağı.
rahman (A.) [ ‫ ] رﺣﻤﺎن‬merhametli Tanrı.
rahmet (A.) [ ‫ ] رﺣﻤﺖ‬1.acıma, merhamet. 2.yağmur.
râhname (F.) [ ‫ ] راهﻨﺎﻡﻪ‬yol haritası.
rahne (F.) [ ‫ ] رﺧﻨﻪ‬1.yarık, gedik. 2.bozukluk.
rahnedar etmek 1.gedik açmak. 2.zarar vermek.
rahnedar olmak 1.yarılmak, gedik açılmak. 2.bozulmak, zarar görmek.
rahnüma (F.) [ ‫ ] راهﻨﻤﺎ‬yol gösteren, kılavuz.
rahşan (F.) [ ‫ ] رﺧﺸﺎن‬parlak.
rahşende (F.) [ ‫ ] رﺧﺸﻨﺪﻩ‬parlayan.
raht (F.) [ ‫ ] رﺧﺖ‬1.ev eşyası. 2.koşum takımı.
rahvar (F.) [ ‫ ] راهﻮار‬atın eşkin yürümesi.
râhzen (F.) [ ‫ ] راهﺰن‬yol kesen, haydut.

371

raiyyet (A.) [ ‫ ] رﻋﻴﺖ‬halk, hükümdar tebası.
râkım (A.) [ ‫ ] راﻗﻢ‬1.yazan. 2.deniz seviyesinden yükseklik.
rakîb (A.) [ ‫ ] رﻗﻴﺐ‬rakip.
râkib (A.) [ ‫ ] راﮐﺐ‬1.binen. 2.binici.
râkib olmak binmek.
râkiben (A.) [ ‫ ] راﮐﺒﺎ‬binerek.
râkid (A.) [ ‫ ] راﮐﺪ‬durgun.
rakik (A.) [ ‫ ] رﻗﻴﻖ‬1.ince. 2.hassas. 3.köle.
rakkas (A.) [ ‫ ] رﻗﺎص‬1.dansçı. 2.sarkaç.
rakkase (A.) [ ‫ ] رﻗﺎﺹﻪ‬dansöz, çengi.
raks (A.) [ ‫ ] رﻗﺺ‬dans.
raks etmek dans etmek.
râm (F.) [ ‫ ] رام‬itaat eden, boyun eğen.
râm etmek boyun eğdirmek, itaat ettirmek.
râm olmak boyun eğmek, itaat etmek.
ramak (A.) [ ‫ ] رﻡﻖ‬1.çok az. 2.son nefeslik hayat.
ramak kalmak çok az bir şey kalmak.
ramazaniye (A.) [ ‫ ] رﻡﻀﺎﻥﻴﻪ‬ramazan kasidesi.
raptetmek (A.-T.) bağlamak, tutturmak, ilişkilendirmek.
rasad (A.) [ ‫ ] رﺹﺪ‬1.gözlem. 2.gözetleme.
rasad edilmek gözlemlenmek.
rasad etmek 1.gözlem yapmak. 2.gözetlemek.
rasadhane (A.-F.) [ ‫ ] رﺹﺪﺧﺎﻥﻪ‬gözlemevi.

372

rasadî (A.) [ ‫ ] رﺹﺪی‬gözlemle ilgili.
râsih (A.) [ ‫ ] راﺱﺦ‬1.derin din bilgisi olan. 2.temeli sağlam olan.
rassad (A.) [ ‫ ] رﺹﺎد‬gözlemci, gözlem yapan.
râst (F.) [ ‫ ] راﺱﺖ‬1.doğru. 2.düz. 3.sağ.
râstbin (F.) [ ‫ ] راﺱﺖ ﺑﻴﻦ‬gerçekçi, doğruları gören.
râstgû (F.) [ ‫ ] راﺱﺖ ﮔﻮ‬doğru sözlü.
râstperverâne (F.) [ ‫ ] راﺱﺖ ﭘﺮوراﻥﻪ‬doğruluktan yana.
ratbüyâbis (A.) [ ‫ ] رﻃﺐ و یﺎﺑﺲ‬1.yaş ve kuru. 2.düşünmeden konuşan, boşboğaz.
râtib (A.) [ ‫ ] راﻃﺐ‬nemli, rutubetli.
râtibe (A.) [ ‫ ] راﺕﺒﻪ‬aylık, maaş.
ratl (A.) [ ‫ ] رﻃﻞ‬1.hemen hemen bir litrelik sıvı ölçeği. 2.kadeh.
rauf (A.) [ ‫ ] رؤف‬esirgeyici.
râvi (A.) [ ‫ ] راوی‬1.rivayet eden. 2.anlatan, hikaye eden.
ravza (A.) [ ‫ ] روﺽﻪ‬bahçe.
ravza-i mutahhara [ ‫ ] روﺽﻪء ﻡﻄﻬﺮﻩ‬Hz. Muhammedin mezarının bulunduğu yer.
rây (A.) [ ‫ ] رای‬1.fikir. 2.oy.
râyât (A.) [ ‫ ] رایﺎت‬sancaklar.
rayb (A.) [ ‫ ] ریﺐ‬kuşku, şüphe.
râyet (A.) [ ‫ ] رایﺖ‬sancak.
râygân (F.) [ ‫ ] رایﮕﺎن‬parasız, bedava.
râyic (A.) [ ‫ ] رایﺞ‬yaygın, revaçta.
râyiha (A.) [ ‫ ] رایﺤﻪ‬koku.
râyihadar (A.-F.) [ ‫ ] رایﺤﻪ دار‬kokulu.

373

râz (F.) [ ‫ ] راز‬sır.
râzık (A.) [ ‫ ] رازق‬rızık veren Tanrı.
râzi (A.) [ ‫ ] راﺽﯽ‬rıza gösteren.
re’fet (A.) [ ‫ ] رأﻓﺖ‬esirgeme.
re’s (A.) [ ‫ ] رأس‬1.baş. 2.başkan.
re’sen (A.) [ ‫ ] رأﺱﺎ‬doğrudan doğruya, danışmaksızın.
re’sülmal (A.) [ ‫ ] رأس اﻝﻤﺎل‬sermaye, anapara, kapital.
re’y (A.) [ ‫ ] رأی‬görüş.
reâya (A.) [ ‫ ] رﻋﺎیﺎ‬halk.
rebî’ (A.) [ ‫ ] رﺑﻴﻊ‬bahar.
recâ (A.) [ ‫ ] رﺝﺎ‬1.ümit. 2.rica.
recm (A.) [ ‫ ] رﺝﻢ‬taşlama, taşa tutma.
recm edilmek taşlanarak öldürülmek.
recül (A.) [ ‫ ] رﺝﻞ‬erkek.
recül-i siyasî [ ‫ ] رﺝﻞ ﺱﻴﺎﺱﯽ‬politikacı.
recüliyyet (A.) [ ‫ ] رﺝﻠﻴﺖ‬erkeklik.
redd (A.) [ ‫ ] رد‬1.geri çevirme. 2.inkar etme.
redd ü cerh etmek reddedip çürütmek.
ref’ (A.) [ ‫ ] رﻓﻊ‬1.kaldırma. 2.giderme. 3.yüceltme.
refâh (A.) [ ‫ ] رﻓﺎﻩ‬bolluk.
refâkat (A.) [ ‫ ] رﻓﺎﻗﺖ‬eşlik.
refâkat etmek eşlik etmek.
refakatinde eşliğinde, beraberinde.

374

reff (A.) [ ‫ ] رف‬raf.
refî’ (A.) [ ‫ ] رﻓﻴﻊ‬yüksek, yüce.
refik (A.) [ ‫ ] رﻓﻴﻖ‬arkadaş, yoldaş.
refîka (A.) [ ‫ ] رﻓﻴﻘﻪ‬eş, zevce, hayat arkadaşı.
reft (F.) [ ‫ ] رﻓﺖ‬gidiş.
reftâr (F.) [ ‫ ] رﻓﺘﺎر‬1.gidiş. 2.davranış.
reg (F.) [ ‫ ] رگ‬damar.
regzen (F.) [ ‫ ] رگ زن‬hacamatçı.
reh (F.) [ ‫ ] رﻩ‬yol.
rehâ (F.) [ ‫ ] رهﺎ‬kurtuluş.
rehâkâr (F.) [ ‫ ] رهﺎﮐﺎر‬kurtarıcı.
rehavet (A.) [ ‫ ] رﺧﺎوت‬1.gevşeklik. 2.tembellik.
rehavetkâr (A.-F.) [ ‫ ] رﺧﺎوﺕﮑﺎر‬rehavet verici.
rehber (F.) [ ‫ ] رهﺒﺮ‬kılavuz.
rehgüzâr (F.) [ ‫ ] رهﮕﺬار‬geçit.
rehîn (A.) [ ‫ ] رهﻴﻦ‬rehinli, ipotekli.
rehn (A.) [ ‫ ] رهﻦ‬rehin.
rehnüma (F.) [ ‫ ] رهﻨﻤﺎ‬yol gösterici.
reis (A.) [ ‫ ] رﺋﻴﺲ‬başkan.
rekâket (A.) [ ‫ ] رﮐﺎﮐﺖ‬1.kekemelik. 2.söz kusuru.
rekz (A.) [ ‫ ] رﮐﺰ‬dikme.
rekz edilmek dikilmek.
rekz etmek dikmek.

375

remîde (F.) [ ‫ ] رﻡﻴﺪﻩ‬ürkmüş.
remiz (A.) [ ‫ ] رﻡﺰ‬1.sembol, işaret, rumuz.
reml (A.) [ ‫ ] رﻡﻞ‬1.kum. 2.remil, falcılık.
remmal (A.) [ ‫ ] رﻡﺎل‬falcı.
remz (A.) [ ‫ ] رﻡﺰ‬1.sembol, işaret. 2.imalı konuşma.
renc (F.) [ ‫ ] رﻥﺞ‬sıkıntı, zahmet, meşakkat.
rencber (F.) [ ‫ ] رﻥﺠﺒﺮ‬1.sıkıntı çeken. 2.amele, yrgat.
rencîde (F.) [ ‫ ] رﻥﺞ دیﺪﻩ‬incinmiş.
rencîde etmek incitmek.
rencîde olmak incinmek.
rencûr (F.) [ ‫ ] رﻥﺠﻮر‬hasta.
reng (F.) [ ‫ ] رﻥﮓ‬renk.
rengâreng (F.) [ ‫ ] رﻥﮕﺎرﻥﮓ‬renkli, renk renk.
rengin (F.) [ ‫ ] رﻥﮕﻴﻦ‬1.renkli. 2.hoş, havalı.
resâ (F.) [ ‫ ] رﺱﺎ‬olgun.
resâil (A.) [ ‫ ] رﺱﺎﺋﻞ‬1.risaleler. 2.dergiler.
resm (A.) [ ‫ ] رﺱﻢ‬1.resim. 2.çizme. 3.fotoğraf. 4.tören. 5.usül. 6.vergi.
resm -i geçit geçit töreni.
resm-i küşâd [ ‫ ] رﺱﻢ ﮐﺸﺎد‬açılış töreni.
resmen (A.) [ ‫ ] رﺱﻤﺎ‬1.resmî olarak.. 2.kesinlikle.
resmiyet bk. resmiyyet.
resmiyete dökmek resmîleştirmek, resmîlik kazandırmak.
resmiyyet (A.) [ ‫ ] رﺱﻤﻴﺖ‬resmîlik.

376

resul (A.) [ ‫ ] رﺱﻮل‬1.elçi. 2.peygamber.
reşehat (A.) [ ‫ ] رﺵﺤﺎت‬sızıntılar.
reşid (A.) [ ‫ ] رﺵﻴﺪ‬1.ergin, büluğa ermiş. 2.doğru yolda giden.
reşk (F.) [ ‫ ] رﺵﮏ‬kıskançlık.
reşkâver (F.) [ ‫ ] رﺵﮏ ﺁور‬kıskandırıcı.
retküfetk (A.) [ ‫ ] رﺕﻖ و ﻓﺘﻖ‬bir işi iyi idare etme.
revâ (F.) [ ‫ ] روا‬uygun, layık.
revâbıt (A.) [ ‫ ] رواﺑﻂ‬bağlar, ilgiler, ilişkiler.
revac (A.) [ ‫ ] رواج‬yaygınlık, revaç, sürüm.
revaç bk. revac.
revak (A.) [ ‫ ] رواق‬1.sundurma. 2.çardak.
revân (F.) [ ‫ ] روان‬1.giden. 2.akan. 3.ruh.
revan olmak gitmek, yola koyulmak.
revgan bk. rugan
reviş (F.) [ ‫ ] روش‬1.gidiş. 2.tarz, yöntem.
revnak (A.) [ ‫ ] روﻥﻖ‬parlaklık.
revnak vermek canlılık kazandırmak.
revnakbahş (A.-F.) [ ‫ ] روﻥﻖ ﺑﺨﺶ‬parlaklık veren, canlılık kazandıran.
revnakdar (A.-F.) [ ‫ ] روﻥﻘﺪار‬revnaklı.
revzen (F.) [ ‫ ] روزن‬pencere.
re'y (A.) [ ‫ ] رأی‬1.görüş. 2.oy.
reyhan (A.) [ ‫ ] ریﺤﺎن‬fesleğen.
rez (F.) [ ‫ ] رز‬asma.

377

rezâil (A.) [ ‫ ] رذاﺋﻞ‬rezaletler.
rezâlet (A.) [ ‫ ] رذاﻝﺖ‬rezillik.
rezzak (A.) [ ‫ ] رزاق‬rızıklandıran.
rıdvan (A.) [ ‫ ] رﺽﻮان‬1.cennet. 2.cennetin kapıcısı.
rıhlet (A.) [ ‫ ] رﺣﻠﺖ‬1.göçüş. 2.ölme.
rızâ (A.) [ ‫ ] رﺽﺎ‬1.razılık, memnunluk. 2.istek.
rızk (A.) [ ‫ ] رزق‬rızık.
riâyet (A.) [ ‫ ] رﻋﺎیﺖ‬1.uyma. 2.sayma.
riâyet etmek 1.uymak. 2.saymak.
riâyetkâr (A.-F.) [ ‫ ] رﻋﺎیﺘﮑﺎر‬saygılı.
ribâ (A.) [ ‫ ] رﺑﺎ‬tefecinin aldığı aşırı faiz.
ribâhar (F.-A.) [ ‫ ] رﺑﺎﺧﻮار‬tefeci.
ribat (A.) [ ‫ ] رﺑﺎط‬1.konak. 2.han, kervansaray. 3.tekke.
ric’at (A.) [ ‫ ] رﺝﻌﺖ‬1.geri dönüş. 2.geri çekilme.
ricakâr (A.-F.) [ ‫ ] رﺝﺎﮐﺎر‬ricası, yalvarırcasına.
ricâl (A.) [ ‫ ] رﺝﺎل‬1.erkekler. 2.üst düzeyde bulunanlar.
ridâ (A.) [ ‫ ] ردا‬1.örtü. 2.hırka. 3.derviş postu.
rie (A.) [ ‫ ] رﺋﻪ‬akciğer.
rihlet (A.) [ ‫ ] رﺣﻠﺖ‬1.göç. 2.ölme.
rihlet etmek 1.göçmek. 2.ölmek.
rikâb (A.) [ ‫ ] رﮐﺎب‬1.üzengi. 2.huzur, kat.
rikkat (A.) [ ‫ ] رﻗﺖ‬1.incelik, hassaslık. 2.acıma.
rind (F.) [ ‫ ] رﻥﺪ‬dünyayı umursamayan.

378

rîş (F.) [ ‫ ] ریﺶ‬1.yara. 2.sakal. 3.kök.
rîşe (F.) [ ‫ ] ریﺸﻪ‬kök, saçaklı kök.
rîşhand (F.) [ ‫ ] ریﺸﺨﻨﺪ‬bıyık altından gülüş.
rişvet (A.) [ ‫ ] رﺵﻮت‬rüşvet.
rivâyât (A.) [ ‫ ] روایﺎت‬rivayetler, söylentiler.
rivâyet (A.) [ ‫ ] روایﺖ‬1.nakletme, hikaye etme. 2.söylenti.
riyâ (A.) [ ‫ ] ریﺎ‬ikiyüzlü.
riyâkâr (A.-F.) [ ‫ ] ریﺎﮐﺎر‬ikiyüzlü.
riyâkârâne (A.-F.) [ ‫ ] ریﺎﮐﺎراﻥﻪ‬ikiyüzlüce.
riyakarlık (A.-F.-T.) ikiyüzlülük.
riyâset (A.) [ ‫ ] ریﺎﺱﺖ‬başkanlık.
riyâset etmek başkanlık yapmak.
riyâz (A.) [ ‫ ] ریﺎض‬bahçeler.
riyâzet (A.) [ ‫ ] ریﺎﺽﺖ‬nefsinin isteklerine boyun eğmeden yaşama.
riyâzî (A.) [ ‫ ] ریﺎﺽﯽ‬1.matematikçi. 2.matematiksel.
riyâziyat (A.) [ ‫ ] ریﺎﺽﻴﺎت‬matematik.
riyâziyatçı (A.-T.) matematikçi.
riyâziyyûn (A.) [ ‫ ] ریﺎﺽﻴﻮن‬matematikçiler.
rû (F.) [ ‫ ] رو‬yüz.
rub’ (A.) [ ‫ ] رﺑﻊ‬çeyrek, dörtte bir.
rûbah (F.) [ ‫ ] روﺑﺎﻩ‬tilki.
rubaiyat (A.) [ ‫ ] رﺑﺎﻋﻴﺎت‬rubailer.
rûbeh (F.) [ ‫ ] روﺑﻪ‬tilki.

379

rûberû (F.) [ ‫ ] روﺑﺮو‬yüzyüze.
rugan (F.) [ ‫ ] روﻏﻦ‬yağ.
rûh (A.) [ ‫ ] روح‬can, ruh.
ruh (F.) [ ‫ ] رخ‬yanak, yüz.
ruham (A.) [ ‫ ] رﺧﺎم‬mermer.
ruhbân (A.) [ ‫ ] رهﺒﺎن‬papazlar.
ruhbâniyyet (A.) [ ‫ ] رهﺒﺎﻥﻴﺖ‬ruhbanlık.
rûhefza (A.-F.) [ ‫ ] روح اﻓﺰا‬cana can katan.
rûhî (A.) [ ‫ ] روﺣﯽ‬1.ruh ile ilgili. 2.ruhsal.
rûhiyyat (A.) [ ‫ ] روﺣﻴﺎت‬psikoloji.
ruhsâr (F.) [ ‫ ] رﺧﺴﺎر‬yüz.
ruhsat (A.) [ ‫ ] رﺧﺼﺖ‬izin.
ruk’a (A.) [ ‫ ] رﻗﻌﻪ‬1.pusula. 2.dilekçe. 3.yama.
rumûz (A.) [ ‫ ] رﻡﻮز‬işaretler, semboller.
rûşen (F.) [ ‫ ] روﺵﻦ‬1.aydınlık. 2.açık, aşikar.
rûşen kılmak açıklamak, söylemek.
rutûbet (A.) [ ‫ ] رﻃﻮﺑﺖ‬nem.
rûy (F.) [ ‫ ] روی‬yüz.
rûy-i zemin (F.) [ ‫ ] روی زﻡﻴﻦ‬1.yeryüzü. 2.yer.
rûz (F.) [ ‫ ] روز‬1.gün. 2.gündüz.
rûz -i cezâ [ ‫ ] روز ﺝﺰا‬kıyamet günü.
rûze (F.) [ ‫ ] روزﻩ‬oruç.
rûzgâr (F.) [ ‫ ] روزﮔﺎر‬zaman.

380

rûznâmçe (F.) [ ‫ ] روزﻥﺎﻡﭽﻪ‬yevmiye defteri.
rûzüşeb (F.) [ ‫ ] روز و ﺵﺐ‬gündüz gece.
rü’yet (A.) [ ‫ ] رؤیﺖ‬görme.
rübab (A.) [ ‫ ] رﺑﺎب‬rebap.
rübai (A.) [ ‫ ] رﺑﺎﻋﯽ‬dörtlük, rubai.
rüchan (A.) [ ‫ ] رﺝﺤﺎن‬üstünlük.
rücû (A.) [ ‫ ] رﺝﻮع‬geri dönme.
rüesâ (A.) [ ‫ ] رؤﺱﺎ‬başkanlar, reisler.
rüfekâ (A.) [ ‫ ] رﻓﻘﺎ‬arkadaşlar.
rükn (A.) [ ‫ ] رﮐﻦ‬1.direk, sütun. 2.esas.
rüsum (A.) [ ‫ ] رﺱﻮم‬1.vergi. 2.tören.
rüsûmat (A.) [ ‫ ] رﺱﻮﻡﺎت‬gümrük idaresi.
rüsvâ /y (F.) [ ‫ ] رﺱﻮای‬rezil.
rüşd (A.) [ ‫ ] رﺵﺪ‬1.gelişme. 2.erginlik. 3.doğru yolda gidiş.
rüşvet (A.) [ ‫ ] رﺵﻮت‬rüşvet.
rüya (A.) [ ‫ ] رویﺎ‬düş.
rüzgâr (F.) [ ‫ ] روزﮔﺎر‬1.zaman. 2.devir.

381

S
sâ’î (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﻋﯽ‬çalışan, gayret eden.
sâ’î olmak çalışmak, gayret etmek.
sa’leb (A.) [ ‫ ] ﺛﻌﻠﺐ‬tilki.
sa’y (A.) [ ‫ ] ﺱﻌﯽ‬çalışma, çaba gösterme.
saâdet (A.) [ ‫ ] ﺱﻌﺎدت‬mutluluk.
saâdetbahş (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻌﺎدت ﺑﺨﺶ‬mutluluk veren.
saâdetmend (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻌﺎدﺕﻤﻨﺪ‬mutlu, bahtiyar.
sabâ (A.) [ ‫ ] ﺹﺒﺎ‬1.meltem, gündoğusunden esen yel. 2.sabâ makamı.
sabâvet (A.) [ ‫ ] ﺹﺒﺎوت‬çocukluk.
sâbık (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺑﻖ‬1.eski. 2.bir önceki.
sâbıka (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺑﻘﻪ‬1.geçmişte kalan suç. 2.bir insanın geçmişteki hali.
sâbıküzzikr (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺑﻖ اﻝﺬﮐﺮ‬anılan, zikredilen.
sabır (A.) [ ‫ ] ﺹﺒﺮ‬dayanma, kendini tutma.
sabî (A.) [ ‫ ] ﺹﺒﯽ‬1.bebek. 2.küçük çocuk.
sâbi’ (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺑﻊ‬yedinci.
sâbi’an (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺑﻌﺎ‬yedincisi, yedinci olarak.
sâbi’î (A.) [ ‫ ] ﺹﺎﺑﺌﯽ‬yıldıza tapan.
sâbir (A.) [ ‫ ] ﺹﺎﺑﺮ‬sabırlı.
sâbit (A.) [ ‫ ] ﺛﺎﺑﺖ‬1.kanıtlanmış. 2.yerinde duran.
sabr (A.) [ ‫ ] ﺹﺒﺮ‬sabır.

382

sabûh (A.) [ ‫ ] ﺹﺒﻮح‬sabah içilen şarap.
sabun (A.) [ ‫ ] ﺹﺎﺑﻮن‬sabun.
sabûr (A.) [ ‫ ] ﺹﺒﻮر‬çok sabırlı.
sâcid (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺝﺪ‬secde eden.
sad (F.) [ ‫ ] ﺹﺪ‬yüz.
sadâ (A.) [ ‫ ] ﺹﺪا‬ses.
sadâkat (A.) [ ‫ ] ﺹﺪاﻗﺖ‬bağlılık.
sadâret (A.) [ ‫ ] ﺹﺪارت‬sadrazamlık.
sadâretpenah (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﺪارت ﭘﻨﺎﻩ‬sadrazam.
sâdât (A.) [ ‫ ] ﺱﺎدات‬seyyitler.
sâde (F.) [ ‫ ] ﺱﺎدﻩ‬1.basit. 2.yalın. 3.süssüz. 4.sadece.
saded (A.) [ ‫ ] ﺹﺪد‬konu, asıl mesele.
sâdedil (F.) [ ‫ ] ﺱﺎدﻩ دل‬1.saf, temiz yürekli. 2.ebleh, bön.
sâdedilâne (F.) [ ‫ ] ﺱﺎدﻩ دﻻﻥﻪ‬safça.
sadef (A.) [ ‫ ] ﺹﺪف‬sedef.
sâdelevh (F.-A.) [ ‫ ] ﺱﺎدﻩ ﻝﻮح‬saf, temiz yürekli.
sademat (A.) [ ‫ ] ﺹﺪﻡﺎت‬1.sadmeler, çarpmalar, darbeler. 2.musibetler.
sâdık (A.) [ ‫ ] ﺹﺎدق‬1.yürekten bağlı olan. 2.doğru.
sâdıkülkavl (A.) [ ‫ ] ﺹﺎدق اﻝﻘﻮل‬doğru sözlü.
sâdır (A.) [ ‫ ] ﺹﺎدر‬çıkan.
sâdır olmak 1.çıkmak, meydana gelmek. 2.imzadan çıkmak.
sâdire (A.) [ ‫ ] ﺹﺎدرﻩ‬çıkan.
sâdis (A.) [ ‫ ] ﺱﺎدس‬altıncı.

383

sâdisen (A.) [ ‫ ] ﺱﺎدﺱﺎ‬altıncısı, altıncı olarak.
sadme (A.) [ ‫ ] ﺹﺪﻡﻪ‬1.çarpma, vurma, tokuşma. 2.musibet.
sadpâre (F.) [ ‫ ] ﺹﺪﭘﺎرﻩ‬yüz parça.
sadr (A.) [ ‫ ] ﺹﺪر‬1.göğüs. 2.baş. 3.başköşe. 4.sadrazam.
sadra şifa vermek işe yaramak, rahatlatmak.
sadr-ı a’zam [ ‫ ] ﺹﺪر اﻋﻈﻢ‬sadrazam.
sadr-ı esbak [ ‫ ] ﺹﺪر اﺱﺒﻖ‬eski sadrazam.
sadsâl (F.) [ ‫ ] ﺹﺪﺱﺎل‬yüzyıl.
sâf (A.) [ ‫ ] ﺹﺎف‬1.temiz, arı, halis. 2.açık.
saf (A.) [ ‫ ] ﺹﻒ‬sıra.
safâ (A.) [ ‫ ] ﺹﻔﺎ‬1.saflık. 2.gönül rahatlığı, gönlün şen olması.
safâ eylemek şenlenmek.
safâbahş (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﻔﺎﺑﺨﺶ‬gönüle rahatlık veren.
safahât (A.) [ ‫ ] ﺹﻔﺤﺎت‬aşamalar.
safbeste (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﻒ ﺑﺴﺘﻪ‬sıralanmış, sıra olmuş.
safder (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﻔﺪر‬düşman saflarını yaran, savaşçı.
safderûn (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﺎف درون‬1.saf, yüreği temiz. 2.ebleh, bön.
safderûnâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﺎف دروﻥﺎﻥﻪ‬safça.
safdil (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﺎف دل‬1.yüreği temiz. 2.saf.
safdilâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﺎف دﻻﻥﻪ‬1.yürek temizliği ile. 2.safça.
safdillik (A.-F.-T.) 1.yürek temizliği. 2.saflık.
saff (A.) [ ‫ ] ﺹﻒ‬sıra, dizi, saf.
safha (A.) [ ‫ ] ﺹﻔﺤﻪ‬1.aşama. 2.düz olan yüz. 3.sayfa.

384

sâfî (A.) [ ‫ ] ﺹﺎﻓﯽ‬temiz, arı, halis.
sâfil (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﻓﻞ‬aşağı, aşağıda.
safîr (A.) [ ‫ ] ﺹﻔﻴﺮ‬ıslık.
safra (A.) [ ‫ ] ﺹﻔﺮﻩ‬1.öd. 2.sarı.
safsâf (A.) [ ‫ ] ﺹﻔﺼﺎف‬söğüt.
safsata (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﺴﻄﻪ‬doğru olmadığı halde doğru gibi gösterilen düşünce veya
söz.
safşikâf (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﻒ ﺵﮑﺎف‬düşman saflarını yaran savaşçı.
safşiken (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﺎف ﺵﮑﻦ‬düşman saflarını yaran savaşçı.
safvet (A.) [ ‫ ] ﺹﻔﻮت‬saflık, temizlik, arılık.
sâgar (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﻏﺮ‬kadeh, içki kadehi.
sagîr (A.) [ ‫ ] ﺹﻐﻴﺮ‬1.küçük. 2.küçük çocuk.
sağr (A.) [ ‫ ] ﺛﻐﺮ‬sınır, hudut.
sahâ (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺧﻪ‬cömertlik, eliaçıklık.
sâha (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺣﻪ‬alan.
sahâbe (A.) [ ‫ ] ﺹﺤﺎﺑﻪ‬Hz. Muhammed’in sohbetlerine katılan müslüman.
sahâbî (A.) [ ‫ ] ﺹﺤﺎﺑﯽ‬Hz. Muhammed’in sohbetlerini katılan müslüman.
sahâif (A.) [ ‫ ] ﺹﺤﺎﺋﻒ‬sayfalar.
sahâkâr bk. sehâkâr.
sahâra (A.) [ ‫ ] ﺹﺤﺎری‬1.çöller. 2.kırlar.
sahâvet bk. sehâvet.
sahbâ (A.) [ ‫ ] ﺹﻬﺒﺎ‬şarap.
sahhaf (A.) [ ‫ ] ﺹﺤﺎف‬kitapçı.

385

sahî (A.) [ ‫ ] ﺱﺨﯽ‬cömert, eliaçık.
sâhib (A.) [ ‫ ] ﺹﺎﺣﺐ‬sahip.
sâhibcemâl (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﺎﺣﺐ ﺝﻤﺎل‬güzel yüzlü, güzel.
sâhibe (A.) [ ‫ ] ﺹﺎﺣﺒﻪ‬bayan sahip.
sâhibkemal (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﺎﺣﺐ ﮐﻤﺎل‬olgun insan.
sâhibkerâmet (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﺎﺣﺐ ﮐﺮاﻡﺖ‬keramet sahibi.
sâhibkıran (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﺎﺣﺐ ﻗﺮان‬muzaffer hükümdar.
sâhibnazar (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﺎﺣﺐ ﻥﻈﺮ‬görüş sahibi, deneyimli.
sahife (A.) [ ‫ ] ﺹﺤﻴﻔﻪ‬sayfa.
sahih (A.) [ ‫ ] ﺹﺤﻴﺢ‬1.doğru. 2.gerçek.
sâhil (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺣﻞ‬kıyı.
sâhilhane (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﺎﺣﻞ ﺧﺎﻥﻪ‬yalı.
sâhir (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺣﺮ‬1.büyücü. 2.büyüleyici.
sahleb (A.) [ ‫ ] ﺛﻌﻠﺐ‬sâlep.
sahn (A.) [ ‫ ] ﺹﺤﻦ‬1.avlu. 2.boşluk. 3.sahne. 4.üstü kubbeli alan.
sahr (A.) [ ‫ ] ﺹﺨﺮ‬kaya.
sahra (A.) [ ‫ ] ﺹﺤﺮا‬1.çöl. 2.kır.
sahre (A.) [ ‫ ] ﺹﺨﺮﻩ‬kaya.
saht (F.) [ ‫ ] ﺱﺨﺖ‬1.çok. 2.katı. 3.şiddetli. 4.güç.
sahte (F.) [ ‫ ] ﺱﺎﺧﺘﻪ‬1.yapay, yapma. 2.düzmece. 3.kalp, sahte.
sahtekâr (F.) [ ‫ ] ﺱﺎﺧﺘﻪ ﮐﺎر‬1.sahteci. 2.kalpazan.
sahtiyan (F.) [ ‫ ] ﺱﺨﺘﻴﺎن‬işlenmiş cilalı deri.
sahûr (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺣﻮر‬sahur.

386

sâib (A.) [ ‫ ] ﺹﺎﺋﺐ‬isabetli.
sâibî (A.) [ ‫ ] ﺹﺎﺋﺒﯽ‬yıldıza tapan.
sâid (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﻋﺪ‬kol, bilek ile dirsek arası.
sâik (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺋﻖ‬sevk eden.
sâika (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺋﻘﻪ‬yıldırım.
sâil (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺋﻞ‬1.dilenci. 2.soran. 3.akan.
sâim (A.) [ ‫ ] ﺹﺎﺋﻢ‬oruçlu.
sâir (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺋﺮ‬1.diğer. 2.gezen.
sâirfilmenâm (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﺋﺮ ﻓﯽ اﻝﻤﻨﺎم‬uyurgezer.
saiy (A.) [ ‫ ] ﺱﻌﯽ‬çalışma, çaba.
sâk (A.) [ ‫ ] ﺱﺎق‬1.baldır. 2.sap.
sakâmet (A.) [ ‫ ] ﺱﻘﺎﻡﺖ‬1.sakatlık. 2.yanlışlık.
sâkeyn (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﻗﻴﻦ‬ikizkenar.
sâkeyn-i şibh-i münharif [ ‫ ] ﺱﺎﻗﻴﻦ ﺵﺒﻪ ﻡﻨﺤﺮف‬yamuk.
sakf (A.) [ ‫ ] ﺱﻘﻒ‬1.tavan. 2.çatı.
sâkıb (A.) [ ‫ ] ﺛﺎﻗﺐ‬1.delici. 2.parlak yıldız.
sâkıt (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﻗﻂ‬1.düşük, düşük cenin. 2.düşen.
sâkıt olmak düşmek.
sâkî (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﻗﯽ‬1.içki sunan. 2.saka.
sakil (A.) [ ‫ ] ﺛﻘﻴﻞ‬1.ağır. 2.hoş olmayan, yakışmayan.
sakim (A.) [ ‫ ] ﺱﻘﻴﻢ‬hastalıklı, sakat.
sâkin (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﮐﻦ‬1.yerleşik. 2.kendi halinde.
sâkit (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﮐﺖ‬suskun.

387

sakka (A.) [ ‫ ] ﺱﻘﺎ‬saka.
sâl (F.) [ ‫ ] ﺱﺎل‬yıl.
salâbet (A.) [ ‫ ] ﺹﻼﺑﺖ‬sağlamlık.
salâh (A.) [ ‫ ] ﺹﻼح‬1.düzgünlük, yolunda gitme. 2.barış. 3.dine bağlılık.
salâhiyet (A.) [ ‫ ] ﺹﻼﺣﻴﺖ‬yetki..
salâhiyetdâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﻼﺣﻴﺖ دار‬yetkili.
salât (A.) [ ‫ ] ﺹﻼت‬namaz.
sâldîde (F.) [ ‫ ] ﺱﺎل دیﺪﻩ‬1.yaşlı. 2.deneyimli.
salib (A.) [ ‫ ] ﺹﻠﻴﺐ‬haç.
salîbî (A.) [ ‫ ] ﺹﻠﻴﺒﯽ‬haçlı.
sâlifüzzikr (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﻝﻒ اﻝﺬﮐﺮ‬zikredilen, anılan.
sâlih (A.) [ ‫ ] ﺹﺎﻝﺢ‬dinin kurallarına uyan.
sâlik (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﻝﮏ‬tarikat mensubu.
sâlim (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﻝﻢ‬1.sağ, esenlik içinde. 2.sağlam.
sâlimen (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﻝﻤﺎ‬sağ salim.
sâlis (A.) [ ‫ ] ﺛﺎﻝﺚ‬üçüncü.
sâlisen (A.) [ ‫ ] ﺛﺎﻝﺜﺎ‬üçüncüsü, üçüncü olarak.
sâlnâme (F.) [ ‫ ] ﺱﺎﻝﻨﺎﻡﻪ‬yıllık.
sâlûs (F.) [ ‫ ] ﺱﺎﻝﻮس‬iki yüzlü.
sâmân (F.) [ ‫ ] ﺱﺎﻡﺎن‬1.zenginlik. 2.huzur. 3.düzen.
sâmî (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﻡﯽ‬yüce.
sâmi’ (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﻡﻊ‬dinleyen.
sâmia (A.) [ ‫ ] ﺱﺎﻡﻌﻪ‬işitme duyusu.

388

samîmâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﻤﻴﻤﺎﻥﻪ‬içtenlikle.
samîmî (A.) [ ‫ ] ﺹﻤﻴﻤﯽ‬içten.
samimiyet (A.) [ ‫ ] ﺹﻤﻴﻤﻴﺖ‬içtenlik.
sâmin (A.) [ ‫ ] ﺛﺎﻡﻦ‬sekezinci.
sâminen (A.) [ ‫ ] ﺛﺎﻡﻨﺎ‬sekizincisi, sekizinci olarak.
sanâyi (A.) [ ‫ ] ﺹﻨﺎیﻊ‬sanatlar.
sanâyi -i nefîse [ ‫ ] ﺹﻨﺎیﻊ ﻥﻔﻴﺴﻪ‬güzel sanatlar.
sandûk (A.) [ ‫ ] ﺹﻨﺪوق‬sandık.
sandukdar (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﻨﺪوﻗﺪار‬veznedar.
sanem (A.) [ ‫ ] ﺹﻨﻢ‬1.put. 2.put kadar güzel.
sânevî (A.) [ ‫ ] ﺛﺎﻥﻮی‬ikinci.
sânî (A.) [ ‫ ] ﺛﺎﻥﯽ‬ikinci.
sâni’ (A.) [ ‫ ] ﺹﺎﻥﻊ‬1.yaratıcı, Tanrı. 2.yapan.
saniye (A.) [ ‫ ] ﺛﺎﻥﻴﻪ‬ikinci.
sâniyen (A.) [ ‫ ] ﺛﺎﻥﻴﺎ‬ikincisi, ikinci olarak.
sâr (A.) [ ‫ ] ﺛﺎر‬öc.
sarâhat (A.) [ ‫ ] ﺹﺮاﺣﺖ‬açıklık.
sarâhaten (A.) [ ‫ ] ﺹﺮاﺣﺔ‬açıkça.
sârban (F.) [ ‫ ] ﺱﺎرﺑﺎن‬kervancı.
sarf (A.) [ ‫ ] ﺹﺮف‬1.harcama. 2.gramer.
sarf olunmak harcanmak.
sarfiyat (A.) [ ‫ ] ﺹﺮﻓﻴﺎت‬1.harcamalar. 2.salgılar.
sârî (A.) [ ‫ ] ﺱﺎری‬bulaşıcı.

389

sarîh (A.) [ ‫ ] ﺹﺮیﺢ‬açık, kuşku götürmeyen.
sarîhan (A.) [ ‫ ] ﺹﺮیﺤﺎ‬açıkça.
sârik (A.) [ ‫ ] ﺱﺎرق‬hırsız.
sârim (A.) [ ‫ ] ﺹﺎرم‬keskin.
sarsar (A.) [ ‫ ] ﺹﺮﺹﺮ‬fırtına.
sath (A.) [ ‫ ] ﺱﻄﺢ‬yüzey, satıh.
sathî (A.) [ ‫ ] ﺱﻄﺤﯽ‬yüzeysel, üstünkörü.
satl (A.) [ ‫ ] ﺱﻄﻞ‬kova.
satvet (A.) [ ‫ ] ﺱﻄﻮت‬güçlülük.
savâb (A.) [ ‫ ] ﺛﻮاب‬1.doğru. 2.dürüstlük.
savb (A.) [ ‫ ] ﺹﻮب‬yön.
savlet (A.) [ ‫ ] ﺹﻮﻝﺖ‬akın, saldırı.
savm (A.) [ ‫ ] ﺹﻮم‬oruç.
savmaa (A.) [ ‫ ] ﺹﻮﻡﻌﻪ‬1.manastır. 2.mabet.
savt (A.) [ ‫ ] ﺹﻮت‬ses.
sayd (A.) [ ‫ ] ﺹﻴﺪ‬av.
saydgâh (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﻴﺪﮔﺎﻩ‬avlak.
sâye (F.) [ ‫ ] ﺱﺎیﻪ‬gölge.
sâyeban (F.) [ ‫ ] ﺱﺎیﺒﺎن‬1.gölgelik. 2.çadır.
sâyedar (F.) [ ‫ ] ﺱﺎیﻪ دار‬gölgeli.
sayf (A.) [ ‫ ] ﺹﻴﻒ‬yaz.
sayfiye (A.) [ ‫ ] ﺹﻴﻔﻴﻪ‬yazlık.
sayha (A.) [ ‫ ] ﺹﻴﺤﻪ‬haykırış.

390

sâyis (A.) [ ‫ ] ﺱﺎیﺲ‬seyis.
saykal (A.) [ ‫ ] ﺹﻴﻘﻞ‬cila.
saykalkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﻴﻘﻠﺪار‬yaldızcı.
sayyad (A.) [ ‫ ] ﺹﻴﺎد‬avcı.
saz (F.) [ ‫ ] ﺱﺎز‬enstrüman, saz.
se (F.) [ ‫ ] ﺱﻪ‬üç.
seb’ (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﻊ‬yedi.
seb’in (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﻌﻴﻦ‬yetmiş.
seb’ûn (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﻌﻮن‬yetmiş.
sebak (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﻖ‬ders.
sebât (A.) [ ‫ ] ﺛﺒﺎت‬yerinden kımıldamama, kararından vazgeçmeme.
sebâtkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺛﺒﺎﺕﮑﺎر‬sebat eden.
sebâyidü (F.) [ ‫ ] ﺱﻪ ﺑﺎ دو‬üç ve iki.
sebbâbe (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﺎﺑﻪ‬işaret parmağı, şehadet parmağı.
sebeb (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﺐ‬sebep, neden.
sebebiyet (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﺒﻴﺖ‬sebep olma.
sebebiyet vermek sebep olmak.
sebed (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﺪ‬sepet.
sebîke (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﻴﮑﻪ‬külçe.
sebil (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﻴﻞ‬1.yol. 2.su dağıtım yeri, sebil.
sebk (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﮏ‬üslup.
sebkat (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﻘﺖ‬geçme.
seblâ (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﻼ‬uzun kirpikli göz.

391

sebt (A.) [ ‫ ] ﺛﺒﺖ‬kayda geçirme.
sebt edilmek kayda geçirilmek.
sebt etmek kayda geçirmek.
sebû (F.) [ ‫ ] ﺱﺒﻮ‬testi.
sebük (F.) [ ‫ ] ﺱﺒﮏ‬1.hafif. 2.kıvrak, çevik. 3.çabuk.
sebükmağz (F.) [ ‫ ] ﺱﺒﮏ ﻡﺰ‬dangalak.
sebükmizac (F.-A.) [ ‫ ] ﺱﺒﮏ ﻡﺰاج‬hoppa.
sebükpây (F.) [ ‫ ] ﺱﺒﮏ ﭘﺎی‬ayağına çabuk.
sebükser (F.) [ ‫ ] ﺱﺒﮏ ﺱﺮ‬1.dangalak. 2.aşağılık.
sebz (F.) [‫ ] ﺱﺒﺰ‬yeşil.
sebze (F.) [ ‫ ] ﺱﺒﺰﻩ‬1.çimenlik. 2.sebze.
sec’ (A.) [ ‫ ] ﺱﺠﻊ‬seci sanatı. Düzyazıda kafiyelendirme sanatı.
secâyâ (A.) [ ‫ ] ﺱﺠﺎیﺎ‬karakterler.
secdegâh (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﺠﺪﻩ ﮔﺎﻩ‬secde edilen yer.
seciyevî (A.) [ ‫ ] ﺱﺠﻴﻮی‬karakter ile ilgili.
seciyye (A.) [ ‫ ] ﺱﺠﻴﻪ‬karakter.
seciyyesiz (A.-T.) karaktersiz.
sedâ (A.) [ ‫ ] ﺹﺪا‬ses.
sedânüvis (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﺪا ﻥﻮیﺲ‬1.teyp. 2.gramofon.
sedâyâ (A.) [ ‫ ] ﺛﺪایﺎ‬memeler.
sedd (A.) [ ‫ ] ﺱﺪ‬1.set. 2.baraj. 3.engel. 3.kapama, tıkama. 4.kapatılma.
sedd edilmek örtülmek, örülmek, kapatılmak.
seddâd (A.) [ ‫ ] ﺱﺪاد‬1.tıkaç. 2.tampon.

392

sedefî (A.) [ ‫ ] ﺹﺪﻓﯽ‬1.sedefli. 2.sedef ile ilgili. 3.sedef rengi.
sedy (A.) [ ‫ ] ﺛﺪی‬meme.
sefâhat (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﺎﺣﺖ‬sefihlik, zevk ve eğlence düşkünlüğü.
sefâin (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﺎﺋﻦ‬gemiler.
sefâlet (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﺎﻝﺖ‬sefillik.
sefâret (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﺎرت‬elçilik, büyükelçilik.
sefârethâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻔﺎرت ﺧﺎﻥﻪ‬elçilik binası, elçilik.
sefer (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﺮ‬1.yolculuk. 2.savaş. 3.kez.
seferber (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻔﺮﺑﺮ‬1.savaşa gönderilmiş. 2.savaşa hazırlanmış.
seferberlik (A.-F.-T.) savaşa hazırlanma hali, savaş hali.
seferî (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﺮی‬1.yolcu. 2.savaş ile ilgili.
seffâh (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﺎح‬1.kandökücü. 2.cömert.
seffâk (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﺎک‬kandökücü.
sefîd (F.) [ ‫ ] ﺱﻔﻴﺪ‬beyaz, ak.
sefih (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﻴﻪ‬zevk ve eğlence düşkünü.
sefil (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﻴﻞ‬1.aşağılık. 2.yoksul.
sefile (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﻴﻠﻪ‬1.aşağılık kadın. 2.yoksul kadın. 3.orospu.
sefîne (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﻴﻨﻪ‬1.gemi. 2.şiir mecmuası.
sefir (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﻴﺮ‬elçi.
sefirikebir (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻔﻴﺮﮐﺒﻴﺮ‬büyükelçi.
seg (F.) [ ‫ ] ﺱﮓ‬köpek.
segâbi (F.) [ ‫ ] ﺱﮓ ﺁﺑﯽ‬kunduz.
sehâ (A.) [ ‫ ] ﺱﺨﺎ‬cömertlik, eliaçıklık.

393

sehâb (A.) [ ‫ ] ﺱﺤﺎب‬bulut.
sehâbâlûd (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﺤﺎب ﺁﻝﻮد‬bulutlu.
sehâkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﺨﺎﮐﺎر‬cömert, eliaçık.
sehâkârlık (A.-F.-T.) cömertlik, eliaçıklık.
sehâvet (A.) [ ‫ ] ﺱﺨﺎوت‬cömertlik, eliaçıklık.
sehergâh (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﺤﺮﮔﺎﻩ‬seher vakti.
seherhîz (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﺤﺮﺧﻴﺰ‬seher vakti kalkan.
sehhâr (A.) [ ‫ ] ﺱﺤﺎر‬büyüleyici.
sehî (F.) [ ‫ ] ﺱﻬﯽ‬1.fidan gibi. 3.düz, doğru.
sehîkad (F.-A.) [ ‫ ] ﺱﻬﯽ ﻗﺪ‬servi boylu, düzgün boylu.
sehîkâmet (F.-A.) [ ‫ ] ﺱﻬﯽ ﻗﺎﻡﺖ‬servi boylu, düzgün boylu.
sehîm (A.) [ ‫ ] ﺱﻬﻴﻢ‬pay sahibi.
sehl (A.) [ ‫ ] ﺱﻬﻞ‬kolay.
sehm (A.) [ ‫ ] ﺱﻬﻢ‬1.pay. 2.ok.
sehm (F.) [ ‫ ] ﺱﻬﻢ‬korkunç.
sehmgîn (F.) [ ‫ ] ﺱﻬﻤﮕﻴﻦ‬korkunç.
sehmnâk (F.) [ ‫ ] ﺱﻬﻤﻨﺎک‬korkunç.
sehv (A.) [ ‫ ] ﺱﻬﻮ‬yanılgı.
sehven (A.) [ ‫ ] ﺱﻬﻮا‬yanlışlıkla.
sehviyyât (A.) [ ‫ ] ﺱﻬﻮیﺎت‬1.yanlışlıklar. 2.yanılgılar.
sekene (A.) [ ‫ ] ﺱﮑﻨﻪ‬oturanlar, sâkinler.
sekiz zılı'lı (T.-A.) sekizgen, sekiz kenarlı.
sekr (A.) [ ‫ ] ﺱﮑﺮ‬sarhoşluk.

394

sekrâver (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﮑﺮ ﺁور‬sarhoşluk veren.
sekte (A.) [ ‫ ] ﺱﮑﺘﻪ‬1.durma. 2.kesilme.
sekte vermek durgunluk vermek, sekteye uğratmak.
sektedâr etmek durdurmak, sekteye uğratmak.
selâmet (A.) [ ‫ ] ﺱﻼﻡﺖ‬esenlik.
selâs (A.) [ ‫ ] ﺛﻼث‬üç.
selâse (A.) [ ‫ ] ﺛﻼﺛﻪ‬üç.
selâset (A.) [ ‫ ] ﺱﻼﺱﺖ‬akıcılık.
selâsil (A.) [ ‫ ] ﺱﻼﺱﻞ‬zincirler.
selâsîn (A.) [ ‫ ] ﺛﻠﺜﻴﻦ‬otuz.
selâsûn (A.) [ ‫ ] ﺛﻠﺜﻮن‬otuz.
selâtîn (A.) [ ‫ ] ﺱﻼﻃﻴﻦ‬sultanlar.
selb (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﺐ‬1.kapma, kendine çekme. 2.inkâr etme.
selb etmek 1.kapmak, çekmek, almak. 2.inkâr etmek. 3.yok etmek.
selcûkî (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﺠﻮﻗﯽ‬Selçuklu.
selef (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﻒ‬öncekiler, önceki görevliler.
selh (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﺦ‬deri yüzme.
selhhâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻠﺦ ﺧﺎﻥﻪ‬kesim yeri, mezbaha, salhane.
selîka (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﻴﻘﻪ‬güzel konuşma ve yazma yeteneği.
selim (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﻴﻢ‬sağlam.
selîmülkalb (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﻴﻢ اﻝﻘﻠﺐ‬temiz yürekli.
selîs (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﻴﺲ‬akıcı.
selle (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﻪ‬sele.

395

sellebâf (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻠﻪ ﺑﺎف‬sepetçi.
sem (A.) [ ‫ ] ﺱﻢ‬zehir.
sem’ (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﻊ‬1.işitme. 2.kulak.
semâ (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﺎ‬gökyüzü.
semâcet (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﺎﺝﺖ‬çirkinlik.
semâhâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻤﺎع ﺧﺎﻥﻪ‬mevlevî dervişlerinin semâ ettikleri özel mekan.
semahat (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﺎﺣﺖ‬iyilikseverlik.
semân (A.) [ ‫ ] ﺛﻤﺎن‬sekiz.
semânun (A.) [ ‫ ] ﺛﻤﺎﻥﻮن‬seksen.
semâvât (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﻮات‬gökler.
semâvî (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﺎوی‬1.gök ile ilgili. 2.tanrısal.
semdâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻤﺪار‬zehirli.
semek (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﮏ‬balık.
semen (A.) [ ‫ ] ﺛﻤﻦ‬değer, kıymet.
semen (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﻦ‬semizlik.
semen (F.) [ ‫ ] ﺱﻤﻦ‬yasemin.
semenber (F.) [ ‫ ] ﺱﻤﻨﺒﺮ‬yasemin göğüslü.
semend (F.) [ ‫ ] ﺱﻤﻨﺪ‬güzel ve çevik at.
semer (A.) [ ‫ ] ﺛﻤﺮ‬1.meyva. 2.ürün. 3.sonuç.
semerât (A.) [ ‫ ] ﺛﻤﺮات‬1.meyvalar. 2.ürünler. 3.sonuçlar.
semere (A.) [ ‫ ] ﺛﻤﺮﻩ‬1.meyva. 2.ürün. 3.sonuç.
semere vermek 1.meyva vermek. 2.sonuç vermek.
semeredâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺛﻤﺮﻩ دار‬1.meyvalı. 2.ürün veren. 3.sonuç veren.

396

semî (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﻴﻊ‬çok iyi işiten.
semîn (A.) [ ‫ ] ﺛﻤﻴﻦ‬değerli.
semin (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﻴﻦ‬semirmiş, semiz.
semmûr (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﻮر‬samur.
semra (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﺮا‬esmer.
semt (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﺖ‬1.taraf. 2.yöre. 3.mahalle.
senâ (A.) [ ‫ ] ﺛﻨﺎ‬övgü.
senâ etmek övmek.
senâgû (A.-F.) [ ‫ ] ﺛﻨﺎﮔﻮ‬öven.
senâhân (A.-F.) [ ‫ ] ﺛﻨﺎﺧﻮان‬öven.
senâkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺛﻨﺎﮐﺎر‬öven.
senâya (A.) [ ‫ ] ﺛﻨﺎیﺎ‬ön dişler.
sencîde (F.) [ ‫ ] ﺱﻨﺠﻴﺪﻩ‬tartılı.
sene (A.) [ ‫ ] ﺱﻨﻪ‬yıl.
sene -i hicriyye [ ‫ ] ﺱﻨﻪء هﺠﺮیﻪ‬hicrî yıl.
sene -i kameriyye [ ‫ ] ﺱﻨﻪء ﻗﻤﺮیﻪ‬kamerî yıl.
sene -i mîlâdiyye [ ‫ ] ﺱﻨﻪ> ﻡﻴﻼدیﻪ‬miladî yıl.
sene -i şemsiyye [ ‫ ] ﺱﻨﻪء ﺵﻤﺴﻴﻪ‬şemsî yıl.
senebesene (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻨﻪ ﺑﺴﻨﻪ‬yıldan yıla.
sened (A.) [ ‫ ] ﺱﻨﺪ‬1.belge. 2.tapu.
senedât (A.) [ ‫ ] ﺱﻨﺪات‬belgeler.
senevât (A.) [ ‫ ] ﺱﻨﻮات‬yıllar.
senevî (A.) [ ‫ ] ﺱﻨﻮی‬yıllık.

397

seng (F.) [ ‫ ] ﺱﻨﮓ‬taş.
sengdil (F.) [ ‫ ] ﺱﻨﮓ دل‬taş yürekli, acımasız.
sengdilâne (F.) [ ‫ ] ﺱﻨﮓ دﻻﻥﻪ‬acımasızca.
sengîn (F.) [ ‫ ] ﺱﻨﮕﻴﻦ‬1.ağır. 2.taştan.
senglâh (F.) [ ‫ ] ﺱﻨﮕﻼخ‬taşlık arazi.
sengtıraş (F.) [ ‫ ] ﺱﻨﮓ ﺕﺮاش‬taş ustası.
seniyye (A.) [ ‫ ] ﺱﻨﻴﻪ‬ulu, yüce.
sepîd (F.) [ ‫ ] ﺱﭙﻴﺪ‬beyaz, ak.
sepîdedem (F.) [ ‫ ] ﺱﭙﻴﺪﻩ دم‬tan ağartısı.
ser (F.) [ ‫ ] ﺱﺮ‬1.baş. 2.başkan. 3.uç.
serâ (A.) [ ‫ ] ﺛﺮا‬toprak.
serâ (F.) [ ‫ ] ﺱﺮا‬saray.
serâb (A.) [ ‫ ] ﺱﺮاب‬serap.
serâğâz (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﺁﻏﺎز‬başlangıç.
serâir (A.) [ ‫ ] ﺱﺮاﺋﺮ‬sırlar.
serâmed (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﺁﻡﺪ‬ileri gelen, önde gelen.
serâmedân (F.) [ ‫ ] ﺱﺮ ﺁﻡﺪان‬ileri gelenler, önde gelenler.
serâpâ (F.) [ ‫ ] ﺱﺮاﭘﺎ‬baştan ayağa, bir baştan bir başa, tüm.
serâperde (F.) [ ‫ ] ﺱﺎراﭘﺮدﻩ‬1.saray perdesi. 2.otağ.
serâser (F.) [ ‫ ] ﺱﺮاﺱﺮ‬bir baştan bir başa.
serâsîme (F.) [ ‫ ] ﺱﺮاﺱﻴﻤﻪ‬afallamış, sersemleşmiş.
serasker (F.-A.) [ ‫ ] ﺱﺮﻋﺴﮑﺮ‬1.başkomutan. 2.savunma bakanı, harbiye nazırı.

398

seraskerî (F.-A.) [ ‫ ] ﺱﺮﻋﺴﮑﺮی‬1.başkomutanlık. 2.savunma bakanlığı, harbiye
nazırlığı.
serây (F.) [ ‫ ] ﺱﺮای‬saray.
serbeser (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﺑﺴﺮ‬bir baştan bir başa.
serbest (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﺑﺴﺖ‬1.özgür. 2.kayıtsız.
serbestî (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﺑﺴﺘﯽ‬serbestlik.
serbesücûd (F.-A.) [ ‫ ] ﺱﺮ ﺑﺴﺠﻮد‬alnı secdede.
serbülend (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﺑﻠﻨﺪ‬başı yüce, yücebaşlı..
serçeşme (F.) [ ‫ ] ﺱﺮچﺸﻤﻪ‬1.kaynak. 2.pınarbaşı. 3.önder.
serd (A.) [ ‫ ] ﺱﺮد‬düzgün dile getirme.
serd (F.) [ ‫ ] ﺱﺮد‬1.soğuk. 2.sert, haşin.
serd etmek dile getirmek.
serdâr (F.) [ ‫ ] ﺱﺮدار‬1.önder. 2.komutan, başkomutan.
serden geçmek başından vazgeçmek, ölümü göze almak.
serefrâz (F.) [ ‫ ] ﺱﺮاﻓﺮاز‬1.başı yüce. 2.başta gelen.
serencâm (F.) [ ‫ ] ﺱﺮاﻥﺠﺎم‬1.son. 2.başa gelen olay.
seretân (A.) [ ‫ ] ﺱﺮﻃﺎن‬yengeç.
serfirâz (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﻓﺮاز‬başı yüce.
serfürû (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﻓﺮو‬başı önde, başı eğik, itaat eden.
serfürû etmek 1.itaat etmek. 2.başını eğmek. 3.düşünceye dalmak.
sergerdân (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﮔﺮدان‬1.avare, aylak. 2.şaşkın.
sergüzeşt (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﮔﺬﺵﺖ‬macera, serüven.
serhad (F.-A.) [ ‫ ] ﺱﺮﺣﺪ‬sınır.

399

serheng (F.) [ ‫ ] ﺱﺮهﻨﮓ‬çavuş.
serî (A.) [ ‫ ] ﺱﺮیﻊ‬hızlı.
serîr (A.) [ ‫ ] ﺱﺮیﺮ‬taht.
serîülintikal (A.) [ ‫ ] ﺱﺮیﻊ اﻻﻥﺘﻘﺎل‬kıvrak zekalı.
seriyye (A.) [ ‫ ] ﺱﺮیﻪ‬müfreze.
serkâtib (F.-A.) [ ‫ ] ﺱﺮﮐﺎﺕﺐ‬başkâtip.
serkerde (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﮐﺮدﻩ‬1.lider, baş. 2.elebaşı.
serkeş (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﮐﺶ‬dikkafalı, inatçı.
serkeşî (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﮐﺸﯽ‬dikkafalılık, inatçılık.
serkûy (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﮐﻮی‬sokak başı, mahalle başı.
serlevha (F.-A.) [ ‫ ] ﺱﺮﻝﻮﺣﻪ‬başlık.
sermâ (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﻡﺎ‬1.soğuk. 2.kış.
sermâye (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﻡﺎیﻪ‬1.anapara. 2.genelev kadını.
sermâyedâr (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﻡﺎیﻪ دار‬sermaye sahibi, kapitalist.
sermed (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﻡﺪ‬ebedî, sürekli.
sermest (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﻡﺴﺖ‬sarhoş.
sermestî (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﻡﺴﺘﯽ‬sarhoşluk.
sermuharrir (F.-A.) [ ‫ ] ﺱﺮﻡﺤﺮر‬başyazar.
sermüneccim (F.-A.) [ ‫ ] ﺱﺮﻡﻨﺠﻢ‬müneccimbaşı.
sernâme (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﻥﺎﻡﻪ‬mektup başlığı.
sernigun (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﻥﮕﻮن‬başaşağı, tepetakla.
sernigûn olmak tepetakla olmak, başaşağı gelmek, yenilmek.
sernüvişt (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﻥﻮﺵﺖ‬yazgı, alın yazısı.

400

serpuş (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﭘﻮش‬başlık.
serrâc (A.) [ ‫ ] ﺱﺮاج‬saraç.
serrâchâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﺮاج ﺧﺎﻥﻪ‬saraçhane.
serserî (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﺱﺮی‬1.aylak. 2.anlamsız.
serşâr (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﺵﺎر‬dolu, ağzına kadar dolu.
sertâpâ (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﺕﺎﭘﺎ‬baştan ayağa, baştanbaşa.
sertâser (A.) [ ‫ ] ﺱﺮﺕﺎﺱﺮ‬baştanbaşa.
serv (F.) [ ‫ ] ﺱﺮو‬servi, selvi.
serv -i bülend [ ‫ ] ﺱﺮو ﺑﻠﻨﺪ‬boyu servi gibi düzgün ve uzun olan sevgili.
serv -i hırâmân [ ‫ ] ﺱﺮو ﺧﺮاﻡﺎن‬salınarak yürüyen sevgili.
serv -i nihâl [ ‫ ] ﺱﺮو ﻥﻬﺎل‬1.fidan gibi düz servi. 2.servi boylu güzel.
serv -i revân [ ‫ ] ﺱﺮو روان‬1.yürüyen servi. 2.yürüyen servi boylu güzel.
servendâm (F.) [ ‫ ] ﺱﺮواﻥﺪام‬servi boylu.
server (F.) [ ‫ ] ﺱﺮور‬önder, lider, baş.
serverân (F.) [ ‫ ] ﺱﺮوران‬önderler, liderler, başlar.
servet (A.) [ ‫ ] ﺛﺮوت‬1.zenginlik, varlık. 2.ekonomi.
servistân (F.) [ ‫ ] ﺱﺮوﺱﺘﺎن‬servilik.
servkadd (F.-A.) [ ‫ ] ﺱﺮوﻗﺪ‬servi boylu.
serzeniş (F.) [ ‫ ] ﺱﺮزﻥﺶ‬sitem, başa kakma.
serzenişkâr (F.) [ ‫ ] ﺱﺮزﻥﺸﮑﺎر‬sitem edici.
setr (A.) [ ‫ ] ﺱﺘﺮ‬örtme, gizleme.
setr etmek örtmek, gizlemek, kamufle etmek.
settâr (A.) [ ‫ ] ﺱﺘﺎر‬1.örten. 2.günahları örten Tanrı.

401

sevâb (A.) [ ‫ ] ﺛﻮاب‬1.sevap. 2.hayır, iyilik.
sevâbit (A.) [ ‫ ] ﺛﻮاﺑﺖ‬yıldızlar.
sevâd (A.) [ ‫ ] ﺱﻮاد‬1.karalık. 2.karalama, yazma.
sevâhil (A.) [ ‫ ] ﺱﻮاﺣﻞ‬kıyılar.
sevb (A.) [ ‫ ] ﺛﻮب‬giysi.
sevdâ (A.) [ ‫ ] ﺱﻮدا‬1.kara, siyah. 2.insan yapısında bulunan dört maddeden biri.
sevdâzede (F.) [ ‫ ] ﺱﻮدازدﻩ‬sevdalı.
seviyye (A.) [ ‫ ] ﺱﻮیﻪ‬düzey.
sevk (A.) [ ‫ ] ﺱﻮق‬gönderme.
sevk -i tabi’î [ ‫ ] ﺱﻮق ﻃﺒﻴﻌﯽ‬içgüdü.
sevk etmek göndermek, yönlendirmek, götürmek.
sevkülceyş (A.) [ ‫ ] ﺱﻮق اﻝﺠﻴﺶ‬strateji.
sevkülceyşî (A.) [ ‫ ] ﺱﻮق اﻝﺠﻴﺸﯽ‬stratejik.
sevr (A.) [ ‫ ] ﺛﻮر‬1.boğa. 2.öküz. 3.boğa burcu.
seyâhat (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎﺣﺖ‬gezi.
seyelân (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﻼن‬akış, akma.
seyf (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﻒ‬kılıç.
seyfiyye (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﻔﻴﻪ‬asker kesimi.
seyl (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﻞ‬sel.
seylâb (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻼب‬sel suyu.
seylâbe (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻼﺑﻪ‬sel suyu.
seylhîz (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻠﺨﻴﺰ‬su taşkını, taşkın.
seyr (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺮ‬1.seyir. 2.yürüme. 3.gezi. 4.izleme.

402

seyr etmek izlemek.
seyrân (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺮان‬gezinme.
seyrangâh (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻴﺮاﻥﮕﺎﻩ‬gezinti yeri.
seyrfilmenâm (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺮ ﻓﯽ اﻝﻤﻨﺎم‬uyurgezer.
seyrüsefer (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺮ و ﺱﻔﺮ‬trafik, gidişgeliş.
seyyâh (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎح‬1.gezgin. 2.turist.
seyyâhin (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎﺣﻴﻦ‬1.gezginler. 2.turistler.
seyyâl (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎل‬akışkan.
seyyâle (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎﻝﻪ‬1.akıntı. 2.sıvı.
seyyar (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎر‬1.taşınabilir. 2.gezen.
seyyârât (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎرات‬gezegenler.
seyyâre (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎرﻩ‬gezegen.
seyyiât (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺌﺎت‬1.günahlar. 2.kötülükler. 3.olumsuzluklar.
seyyib (A.) [ ‫ ] ﺛﻴﺐ‬dul kadın.
seyyibât (A.) [ ‫ ] ﺛﻴﺒﺎت‬dul kadınlar.
seyyibe (A.) [ ‫ ] ﺛﻴﺒﻪ‬dul kadın.
seyyid (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺪ‬1.Hz. Hasan’yn soyundan gelen. 2.efendi. 3.ağa. 4.başkan.
seyyie (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺌﻪ‬1.günah. 2.kötülük.
sezâ (F.) [ ‫ ] ﺱﺰا‬layık, yaraşır.
sezâvar (F.) [ ‫ ] ﺱﺰاوار‬layık, yaraşır.
sıbt (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﻂ‬torun.
sıbyân (A.) [ ‫ ] ﺹﺒﻴﺎن‬çocuklar.
sıddık (A.) [ ‫ ] ﺹﺪیﻖ‬sözünün eri.

403

sıdk (A.) [ ‫ ] ﺹﺪق‬1.doğruluk. 2.kalp temizliği.
sıfat (A.) [ ‫ ] ﺹﻔﺖ‬özellik, vasıf.
sıfât (A.) [ ‫ ] ﺹﻔﺎت‬özellikler, vasıflar.
sıfr (A.) [ ‫ ] ﺹﻔﺮ‬sıfır.
sığâr (A.) [ ‫ ] ﺹﻐﺎر‬küçükler.
sığar (A.) [ ‫ ] ﺹﻐﺮ‬küçüklük.
sıhhat (A.) [ ‫ ] ﺹﺤﺖ‬1.doğruluk. 2.sağlık.
sıhhî (A.) [ ‫ ] ﺹﺤﯽ‬sağlıkla ilgili.
sıhhiye (A.) [ ‫ ] ﺹﺤﻴﻪ‬sağlık işleri dairesi.
sıhr (A.) [ ‫ ] ﺹﻬﺮ‬evlilikten doğan akrabalık.
sıhriyet (A.) [ ‫ ] ﺹﻬﺮیﺖ‬evlilikten doğan akrabalık, kan bağı.
sıklet (A.) [ ‫ ] ﺛﻘﻠﺖ‬1.ağırlık. 2.sıkıntı.
sıklet vermek ağırlık vermek, rahatsız etmek, sıkıntı vermek.
sıla (A.) [ ‫ ] ﺹﻠﻪ‬yakınlarını ziyarete gitme özlemi.
sıla -i rahm [ ‫ ] ﺹﻠﻪء رﺣﻢ‬yakınlarını ziyaret edip özlem gidermek.
sıle (A.) [ ‫ ] ﺹﻠﻪ‬şaire verilen para ödülü.
sımt (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﻂ‬dizi.
sınâ’î (A.) [ ‫ ] ﺹﻨﺎﻋﯽ‬1.sanatla ilgili. 2.sanayi ile ilgili.
sınâat (A.) [ ‫ ] ﺹﻨﺎﻋﺖ‬1.sanat. 2.sanayi.
sınâât (A.) [ ‫ ] ﺹﻨﺎﻋﺎت‬sanatlar.
sınâât -ı edebî [ ‫ ] ﺹﻨﺎﻋﺎت ادﺑﯽ‬edebî sanatlar.
sınf (A.) [ ‫ ] ﺹﻨﻒ‬sınıf.
sırâc (A.) [ ‫ ] ﺱﺮاج‬kandil.

404

sırât (A.) [ ‫ ] ﺹﺮاط‬yol.
sırât -ı müstakîm [ ‫ ] ﺹﺮاط ﻡﺴﺘﻘﻴﻢ‬1.doğru yol. 2.sırat köprüsü.
sırf (A.) [ ‫ ] ﺹﺮف‬sadece, yalnız.
sırr (A.) [ ‫ ] ﺱﺮ‬giz, sır.
sıyâm (A.) [ ‫ ] ﺹﻴﺎم‬oruç.
sıyânet (A.) [ ‫ ] ﺹﻴﺎﻥﺖ‬koruma.
sî (F.) [ ‫ ] ﺱﯽ‬otuz.
siâyet (A.) [ ‫ ] ﺱﻌﺎیﺖ‬çekiştirme, dedikodu.
sîb (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﺐ‬elma.
sicill (A.) [ ‫ ] ﺱﺠﻞ‬kayıt kütüğü.
sidrenişin (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﺪرﻩ ﻥﺸﻴﻦ‬sidretülmüntehâda oturan melek.
sidretülmüntehâ (A.) [ ‫ ] ﺱﺪرة اﻝﻤﻨﺘﻬﺎ‬uzayda bulunduğu varsanılan ve ötesine
geçilemeyen bir ağaç.
sifâl (F.) [ ‫ ] ﺱﻔﺎل‬çanak çömlek.
sifâlîn (F.) [ ‫ ] ﺱﻔﺎﻝﻴﻦ‬topraktan yapılmış.
sih (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﺦ‬şiş.
sihâm (A.) [ ‫ ] ﺱﻬﺎم‬1.oklar. 2.paylar.
sihir (A.) [ ‫ ] ﺱﺤﺮ‬büyü.
sihr (A.) [ ‫ ] ﺱﺤﺮ‬sihir, büyü.
sihrâmîz (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﺤﺮ ﺁﻡﻴﺰ‬büyüleyici.
sihrbâz (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﺤﺮﺑﺎز‬1.sihirbaz. 2.büyücü.
sika (A.) [ ‫ ] ﺛﻘﻪ‬güvenilir kişi.
sikke (A.) [ ‫ ] ﺱﮑﻪ‬1.madenî para. 2.mevlevî külahı.

405

sikkîn (A.) [ ‫ ] ﺱﮑﻴﻦ‬bıçak.
silâhdâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻼﺣﺪار‬silahtar.
sîlî (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻠﯽ‬tokat, sille.
silk (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﮏ‬1.dizi. 2.iplik. 3.meslek.
sill (A.) [ ‫ ] ﺱﻞ‬verem.
sillürrie (A.) [ ‫ ] ﺱﻞ اﻝﺮﺋﻪ‬akciğer veremi.
silsile (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﺴﻠﻪ‬1.zincir. 2.hanedan. 3.sıradağ. 4.dizi.
silsile -i merâtib [ ‫ ] ﺱﻠﺴﻠﻪء ﻡﺮاﺕﺐ‬hiyerarşi.
sîm (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻢ‬1.gümüş. 2.gümüş tel. 3.gümüş para.
sîmâ (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻤﺎ‬1.yüz. 2.kişi.
sîmâb (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻤﺎب‬cıva.
simât (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﺎط‬1.sofra. 2.ziyafet.
sîmber (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻤﺒﺮ‬gümüş gibi beyaz göğüslü.
sîmîn (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻤﻴﻦ‬1.gümüşten. 2.gümüş gibi beyaz.
simsâr (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﺴﺎر‬komisyoncu.
simsâriyye (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﺴﺎریﻪ‬komisyon ücreti.
sîmten (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻢ ﺕﻦ‬gümüş tenli.
sîmurg (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻤﺮغ‬zümrütüanka.
sin (A.) [ ‫ ] ﺱﻦ‬1.yaş. 2.diş.
sinan (A.) [ ‫ ] ﺱﻨﺎن‬mızrak.
sindân (F.) [ ‫ ] ﺱﻨﺪان‬örs.
sîne (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﻨﻪ‬1.göğüs. 2.yürek.
sine (A.) [ ‫ ] ﺱﻨﻪ‬uyuklama.

406

sînebend (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻨﻪ ﺑﻨﺪ‬sütyen.
sîneçâk (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻪ چﺎک‬göğsü parçalanmış, göğsü yaralı.
sînezen (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻨﻪ زن‬göğsünü döven.
sînî (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻨﯽ‬tepsi.
sinîn (A.) [ ‫ ] ﺱﻨﻴﻦ‬yıllar.
sinn (A.) [ ‫ ] ﺱﻦ‬1.yaş. 2.diş.
sinnen (A.) [ ‫ ] ﺱﻨﺎ‬yaşça.
sipâh (F.) [ ‫ ] ﺱﭙﺎﻩ‬1.ordu. 2.asker.
sipâriş (F.) [ ‫ ] ﺱﭙﺎرش‬ısmarlama.
sipâs (F.) [ ‫ ] ﺱﭙﺎس‬şükür.
sipasgüzâr (F.) [ ‫ ] ﺱﭙﺎی ﮔﺰار‬şükreden.
sipeh (F.) [ ‫ ] ﺱﭙﻪ‬1.ordu. 2.asker.
sipehsâlâr (F.) [ ‫ ] ﺱﭙﻪ ﺱﺎﻻر‬başkomutan.
sipihr (F.) [ ‫ ] ﺱﭙﻬﺮ‬gökyüzü.
sîr (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﺮ‬sarmısak.
sîr (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﺮ‬tok.
sirâyet (A.) [ ‫ ] ﺱﺮایﺖ‬bulaşma, geçme.
sirâyet etmek geçmek, bulaşmak.
sîret (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺮت‬1.hal ve gidiş. 2.biyografi.
sirişk (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﺵﮏ‬gözyaşı.
sirişt (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﺵﺖ‬yaratılış.
sirkat (A.) [ ‫ ] ﺱﺮﻗﺖ‬hırsızlık.
sirkat edilmek çalınmak.

407

sitâre (F.) [ ‫ ] ﺱﺘﺎرﻩ‬yıldız.
sitâyiş (F.) [ ‫ ] ﺱﺘﺎیﺶ‬övgü.
sitâyişkâr (F.) [ ‫ ] ﺱﺘﺎیﺸﮑﺎر‬1.övücü. 2.öven.
sitebr (F.) [ ‫ ] ﺱﺘﺒﺮ‬1.kalın. 2.yoğun. 3.kaba.
sitem (F.) [ ‫ ] ﺱﺘﻢ‬1.zulüm. 2.haksızlık.
sitemdîde (F.) [ ‫ ] ﺱﺖ دیﺪﻩ‬zulme uğramış.
sitemger (F.) [ ‫ ] ﺱﺘﻤﮕﺮ‬zalim.
sitemkâr (F.) [ ‫ ] ﺱﺘﻤﮑﺎر‬zalim.
sitîz (F.) [ ‫ ] ﺱﺘﻴﺰ‬1.kavga. 2.çekişme.
sitîze (F.) [ ‫ ] ﺱﺘﻴﺮﻩ‬1.kavga. 2.çekişme.
sitt (A.) [ ‫ ] ﺱﺖ‬altı.
sitte (A.) [ ‫ ] ﺱﺘﻪ‬altı.
sittîn (A.) [ ‫ ] ﺱﺘﻴﻦ‬altmış.
sittin sene [ ‫ ] ﺱﺘﺘﻴﻦ ﺱﻨﻪ‬1.altmış sene. 2.belirlenemeyecek kadar uzun bir zaman.
sivâ (A.) [ ‫ ] ﺱﻮا‬öte, başka, gayrı.
siyâb (A.) [ ‫ ] ﺛﻴﺎب‬giysiler.
siyâdet (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎدت‬1.seyyidlik. 2.efendilik.
siyâh (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎﻩ‬kara.
siyâhbaht (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎﻩ ﺑﺨﺖ‬karatalihli.
siyâhî (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎهﯽ‬1.siyahlık. 2.zenci.
siyâk u sibak (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎق و ﺱﺒﺎق‬sözün gelişi.
siyâset (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎﺱﺖ‬1.politika. 2.idam cezası.
siyasî (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎﺱﯽ‬1.siyasal. 2.politikacı.

408

siyasiyat (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎﺱﻴﺎت‬politika.
siyasiyûn (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎﺱﻴﻮن‬siyasetçiler, politikacılar.
siyeh (F.) [ ‫ ] ﺱﻴﻪ‬kara, siyah.
siyyânen (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﺎﻥﺎ‬eşit olarak.
sôfî (A.) [ ‫ ] ﺹﻮﻓﯽ‬tasavvufla ilgilenen, mutasavvıf.
sohbet (A.) [ ‫ ] ﺹﺤﺒﺖ‬konuşma.
sû (F.) [ ‫ ] ﺱﻮ‬yön, taraf.
sû’ (A.) [ ‫ ] ﺱﻮء‬kötülük.
su’âl (A.) [ ‫ ] ﺱﺆال‬soru.
su’âl eylemek soru sormak.
su’âl olunmak soru sorulmak.
su’âlât (A.) [ ‫ ] ﺱﺆاﻻت‬sorular.
su’bân (A.) [ ‫ ] ﺛﻌﺒﺎن‬ejderha.
su’ûbet (A.) [ ‫ ] ﺹﻌﻮﺑﺖ‬güçlük.
suâl îrad edilmek soru yöneltmek.
sûbesû (F.) [ ‫ ] ﺱﻮﺑﺴﻮ‬her taraf, her tarafta.
subh (A.) [ ‫ ] ﺹﺒﺢ‬sabah.
subh ü mesâ [ ‫ ] ﺹﺒﺢ و ﻡﺴﺎ‬sabah akşam.
subhdem (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﺒﺢ دم‬sabah vakti, sabahleyin.
subhgâh (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﺒﺤﮕﺎﻩ‬sabah vakti, sabahleyin.
sûd (F.) [ ‫ ] ﺱﻮد‬1. kâr, kazanç. 2.yarar.
sudâ’ (A.) [ ‫ ] ﺹﺪاع‬baş ağrısı.
sûdâger (F.) [ ‫ ] ﺱﻮداﮔﺮ‬tüccar.

409

sûdmend (F.) [ ‫ ] ﺱﻮدﻡﻨﺪ‬yararlı.
sudûr (A.) [ ‫ ] ﺹﺪور‬1.çıkış. 2.göğüsler.
sûf (A.) [ ‫ ] ﺹﻮف‬yün.
suffe (A.) [ ‫ ] ﺹﻔﻪ‬sofa.
sûfî (A.) [ ‫ ] ﺹﻮﻓﯽ‬1.mutasavvıf. 2.sofu.
sûfiyye (A.) [ ‫ ] ﺹﻮﻓﻴﻪ‬mutasavvıflar, tasavvufla uğraşanlar.
sufûf (A.) [ ‫ ] ﺹﻔﻮف‬sıralar, saflar.
sugrâ (A.) [ ‫ ] ﺹﻐﺮا‬küçük.
suhan (F.) [ ‫ ] ﺱﺨﻦ‬söz.
sûhân (F.) [ ‫ ] ﺱﻮهﺎن‬törpü.
suhen (F.) [ ‫ ] ﺱﺨﻦ‬söz.
sûhte (F.) [ ‫ ] ﺱﻮﺧﺘﻪ‬yanık.
suhuf (A.) [ ‫ ] ﺹﺤﻒ‬sayfalar.
sûikasd (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻮء ﻗﺼﺪ‬suikast, cana kıyma.
sûinazar (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻮء ﻥﻈﺮ‬kötü gözle bakış.
sûiniyet (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻮء ﻥﻴﺖ‬kötü niyet.
sûizan (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﻮء ﻇﻦ‬kötü kanıya düşme.
sûk (A.) [ ‫ ] ﺱﻮق‬çarşı.
sukût (A.) [ ‫ ] ﺱﻘﻮط‬düşüş.
sulb (A.) [ ‫ ] ﺹﻠﺐ‬1.döl, soy. 2.katı.
sulehâ (A.) [ ‫ ] ﺹﻠﺤﺎ‬salih kişiler, iyi amelli kullar.
sulh (A.) [ ‫ ] ﺹﻠﺢ‬barış.
sulhâmîz (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﻠﺢ ﺁﻡﻴﺰ‬barışçıl.

410

sulhen (A.) [ ‫ ] ﺹﻠﺤﺎ‬barış yoluyla.
sulta (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﻄﻪ‬baskı.
sultân (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﻄﺎن‬1.hükümdar. 2.hükümdar eşi ve kız çocuğu. 3.sevgili.
sun’ (A.) [ ‫ ] ﺹﻨﻊ‬1.yapma. 2.yaratma. 3.güç.
sun’î (A.) [ ‫ ] ﺹﻨﻌﯽ‬yapay.
sunûf (A.) [ ‫ ] ﺹﻨﻮف‬sınıflar.
sûr (A.) [ ‫ ] ﺱﻮر‬hisar.
sûr (A.) [ ‫ ] ﺹﻮر‬1.boru. 2.kıyamette üflenecek boru.
sûr (F.) [ ‫ ] ﺱﻮر‬1.düğün. 2.şenlik.
sûrâh (F.) [ ‫ ] ﺱﻮراخ‬delik.
surahî (A.) [ ‫ ] ﺹﺮاﺣﯽ‬sürahi.
sûret (A.) [ ‫ ] ﺹﻮرت‬1.yüz. 2.çare. 3.biçim. 4.tarz.
sûretâ (A.) [ ‫ ] ﺹﻮرﺕﺎ‬görünüşte.
sûretger (A.-F.) [ ‫ ] ﺹﻮرﺕﮕﺮ‬ressam.
sûrnâ (F.) [ ‫ ] ﺱﻮرﻥﺎ‬zurna.
surre (A.) [ ‫ ] ﺹﺮﻩ‬1.para kesesi. 2.hükümdar tarafından Mekke’ye gönderilen
paralar ve armağanlar.
sûsen (F.) [ ‫ ] ﺱﻮﺱﻦ‬susam.
sûsmâr (F.) [ ‫ ] ﺱﻮﺱﻤﺎر‬kertenkele.
sutûh (A.) [ ‫ ] ﺱﻄﻮح‬yüzeyler, satıhlar.
sutûr (A.) [ ‫ ] ﺱﻄﻮر‬satırlar.
suver (A.) [ ‫ ] ﺹﻮر‬1.yüzler. 2.çareler. 3.biçimler. 4.tarzlar.
sûy (F.) [ ‫ ] ﺱﻮی‬yön, taraf.

411

sûz (F.) [ ‫ ] ﺱﻮز‬1.yanma. 2.yakma. 3.ateş. 4.yakan.
sûzân (F.) [ ‫ ] ﺱﻮزان‬1.yakıcı. 2.yanıcı.
sûzen (F.) [ ‫ ] ﺱﻮزن‬iğne.
sûzende (F.) [ ‫ ] ﺱﻮزﻥﺪﻩ‬yakıcı.
sûziş (F.) [ ‫ ] ﺱﻮزش‬yanma, yangı.
sûznâk (F.) [ ‫ ] ﺱﻮزﻥﺎک‬yakıcı.
sübhan (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﺤﺎن‬Tanrı.
sübhânî (A.) [ ‫ ] ﺱﺒﺤﺎﻥﯽ‬tanrısal.
sübût (A.) [ ‫ ] ﺛﺒﻮت‬1.sabitleşme. 2.gerçekleşme. 3.kanıtlanma.
sübût bulmak gerçekleşmek, olmak.
sücûd (A.) [ ‫ ] ﺱﺠﻮد‬secde etme, yere kapanma.
südde (A.) [ ‫ ] ﺱﺪﻩ‬1.kapı. 2.eşik.
süedâ (A.) [ ‫ ] ﺱﺆدا‬kutlu kişiler.
süfehâ (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﻬﺎ‬alçaklar, sefihler.
süferâ (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﺮا‬elçiler, büyükelçiler.
süflî (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﻠﯽ‬1.aşağı, aşağıda. 2.adi, bayağı.
süfte (F.) [ ‫ ] ﺱﻔﺘﻪ‬delinmiş.
süfün (A.) [ ‫ ] ﺱﻔﻦ‬gemiler.
sügur (A.) [ ‫ ] ﺛﻐﻮر‬sınırlar.
sühan (F.) [ ‫ ] ﺱﺨﻦ‬söz.
sühandan (F.) [ ‫ ] ﺱﺨﻨﺪان‬söz bilen, sözden anlayan.
sühanperdaz (F.) [ ‫ ] ﺱﺨﻦ ﭘﺮداز‬ağzı laf yapan.
sühûlet (A.) [ ‫ ] ﺱﻬﻮﻝﺖ‬kolaylık.

412

sühûnet (A.) [ ‫ ﺱﺨﻮﻥﺖ‬sıcaklık.
sükkân (A.) [ ‫ﺱﮑﺎن‬oturanlar, sakinler.
sükker (A.) [ ‫ ﺱﮑﺮ‬şeker.
sükûn (A.) [ ‫ﺱﮑﻮن‬sakinlik, hareketsizlik.
sükûnet (A.) [ ‫ﺱﮑﻮﻥﺖ‬.sakinlik, hareketsizlik. 2.rahatlık.
sükûnet bulmak yatışmak, sakinleşmek.
sükût (A.) [ ‫ ] ﺱﮑﻮت‬sessizlik.
sülâle (A.) [ ‫ ] ﺱﻼﻝﻪ‬soy sop.
sülâsâ (A.) [ ‫ ] ﺛﻠﺜﺎ‬salı.
süllem (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﻢ‬merdiven.
süls (A.) [ ‫ ] ﺛﻠﺚ‬üçtebir.
sülûk (A.) [ ‫ ] ﺱﻠﻮک‬1.yola girme. 2.tarikata girme.
sülüsân (A.) [ ‫ ] ﺛﻠﺜﻼن‬üçte iki.
süm (F.) [ ‫ ] ﺱﻢ‬toynak.
sümpâre (F.) [ ‫ ] ﺱﻢ ﭘﺎرﻩ‬zımpara.
sümûm (A.) [ ‫ ] ﺱﻤﻮم‬zehirler.
sünbâde (F.) [ ‫ ] ﺱﻨﺒﺎدﻩ‬zımpara.
sünbül (F.) [ ‫ ] ﺱﻨﺒﻞ‬sümbül.
sünbüle (A.) [ ‫ ] ﺱﻨﺒﻠﻪ‬başak.
sünen (A.) [ ‫ ] ﺱﻨﻦ‬sünnetler.
sünûhat (A.) [ ‫ ] ﺱﻨﻮﺣﺎت‬akla gelenler, içe doğanlar.
sürâdık (A.) [ ‫ ] ﺱﺮادق‬saray perdesi.
sürb (F.) [ ‫ ] ﺱﺮب‬1.kurşun. 2.kalay.

413

süreyya (A.) [ ‫ ] ﺛﺮیﺎ‬Ülker, Pervin.
sürfe (F.) [ ‫ ] ﺱﺮﻓﻪ‬öksürük.
sürh (F.) [ ‫ ] ﺱﺮخ‬1.kırmızı, kızıl. 2.kırmızı mürekkep.
sürmedan (T.-F.) [ ‫ ] ﺱﺮﻡﻪ دان‬sürmelik.
sürûd (F.) [ ‫ ] ﺱﺮود‬şarkı, melodi.
sürur (A.) [ ‫ ] ﺱﺮور‬sevinç.
sürûrengîz (A.-F.) [ ‫ ] ﺱﺮور اﻥﮕﻴﺰ‬sevinçli.
sürûş (F.) [ ‫ ] ﺱﺮوش‬melek.
süst (F.) [ ‫ ] ﺱﺴﺖ‬1.gevşek. 2.tembel, uyuşuk.
sütre (A.) [ ‫ ] ﺱﺘﺮﻩ‬1.örtü. 2.perde.
sütûde (F.) [ ‫ ] ﺱﺘﻮدﻩ‬övülmüş.
sütûn (F.) [ ‫ ] ﺱﺘﻮن‬direk.
sütur (F.) [ ‫ ] ﺱﺘﻮر‬1.binek hayvanı. 2.yük hayvanı.
süvar (F.) [ ‫ ] ﺱﻮار‬1.binmiş. 2.binen.
süvârî (F.) [ ‫ ] ﺱﻮاری‬1.binici. 2.atlı asker. 3.gemi kaptanı.
süyûf (A.) [ ‫ ] ﺱﻴﻮف‬kılıçlar.

414

ş

şa’r (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﺮ‬kıl.
şa’riyye (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﺮیﻪ‬şehriye.
şa’şa’a (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﺸﻌﻪ‬1.gösteriş. 2.parlaklık.
şa’şa’adâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻌﺸﻌﻪ دار‬1.gösterişli. 2.parlak.
şâd (F.) [ ‫ ] ﺵﺎد‬sevinçli.
şâd etmek sevindirmek, mutlu etmek.
şâd olmak sevinmek, mutlu olmak.
şâdân (F.) [ ‫ ] ﺵﺎدان‬sevinçli.
şâdî (F.) [ ‫ ] ﺵﺎدی‬sevinç.
şâdmân (F.) [ ‫ ] ﺵﺎدﻡﺎن‬sevinçli.
şâdmânî (F.) [ ‫ ] ﺵﺎدﻡﺎﻥﯽ‬sevinç.
şâdurvan (F.) [ ‫ ] ﺵﺎدروان‬şadırvan.
şafak (A.) [ ‫ ] ﺵﻔﻖ‬güneşin doğacağı sıradaki aydınlık.
şâfi’ (A.) [ ‫ ] ﺵﺎﻓﻊ‬şefaatçi.
şâgird (F.) [ ‫ ] ﺵﺎﮔﺮد‬1.öğrenci. 2.çırak.
şâgirdân (F.) [ ‫ ] ﺵﺎﮔﺮدان‬1.öğrenciler. 2.çıraklar.
şâh (F.) [ ‫ ] ﺵﺎخ‬1.dal. 2.boynuz.
şâh (F.) [ ‫ ] ﺵﺎﻩ‬1.padişah. 2.ıran şahı.
şahâdet (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﺎدت‬1.tanıklık, şahitlik. 2.şehadet getirme. 3.şehitlik.

415

şahâdetname (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺎدت ﻥﺎﻡﻪ‬diploma.
şâhân (F.) [ ‫ ] ﺵﺎهﺎن‬şahlar.
şâhâne (F.) [ ‫ ] ﺵﺎهﺎﻥﻪ‬1.şahlara yakışır. 2.şahlarla ilgili.
şahbal (F.) [ ‫ ] ﺵﺎهﺒﺎل‬kanattaki en uzun tüy.
şâhenşâh (F.) [ ‫ ] ﺵﺎهﻨﺸﺎﻩ‬şahlar şahı.
şâheser (F.-A.) [ ‫ ] ﺵﺎﻩ اﺛﺮ‬üstün nitelikli eser.
şâhî (F.) [ ‫ ] ﺵﺎهﯽ‬şahlık.
şâhid (A.) [ ‫ ] ﺵﺎهﺪ‬1.tanık. 2.güzel. 3.sevgili.
şâhika (A.) [ ‫ ] ﺵﺎهﻘﻪ‬doruk.
şahin (F.) [ ‫ ] ﺵﺎهﻴﻦ‬şahin.
şâhkâr (F.) [ ‫ ] ﺵﺎهﮑﺎر‬şaheser, başyapıt.
şahne (A.) [ ‫ ] ﺵﺤﻨﻪ‬güvenlik görevlisi, polis.
şâhnişin (F.) [ ‫ ] ﺵﺎهﻨﺸﻴﻦ‬cumba.
şâhrah (F.) [ ‫ ] ﺵﺎهﺮاﻩ‬anayol.
şâhreg (F.) [ ‫ ] ﺵﺎهﺮگ‬atardamar.
şahs (A.) [ ‫ ] ﺵﺨﺺ‬kişi, şahıs.
şâhsâr (F.) [ ‫ ] ﺵﺎﺧﺴﺎر‬çalılık.
şahsen (A.) [ ‫ ] ﺵﺨﺼﺎ‬bizzet, kendisi.
şahsî (A.) [ ‫ ] ﺵﺨﺼﯽ‬kişisel.
şahsiyet (A.) [ ‫ ] ﺵﺨﺼﻴﺖ‬kişilik.
şahsüvar (F.) [ ‫ ] ﺵﺎﻩ ﺱﻮار‬usta binici.
şahvar (F.) [ ‫ ] ﺵﺎهﻮار‬1.şah gibi. 2.büyük inci.
şâhzade (F.) [ ‫ ] ﺵﺎهﺰادﻩ‬şehzade.

416

şâibe (A.) [ ‫ ] ﺵﺎﺋﺒﻪ‬leke, kötü iz.
şaîr (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﻴﺮ‬arpa.
şâir (A.) [ ‫ ] ﺵﺎﻋﺮ‬ozan, şair.
şâiran (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﺎﻋﺮان‬şairler.
şâirâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﺎﻋﺮاﻥﻪ‬romantik, şairce.
şâire (A.) [ ‫ ] ﺵﺎﻋﺮﻩ‬bayan şair.
şakâikünnumân A.) [ ‫ ] ﺵﻘﺎءق اﻝﻨﻌﻤﺎن‬gelincik.
şakî (A.) [ ‫ ] ﺵﻘﯽ‬haydut.
şâkî (A.) [ ‫ ] ﺵﺎﮐﯽ‬şikayetçi.
şâkir (A.) [ ‫ ] ﺵﺎﮐﺮ‬şükr eden.
şâkird (F.) [ ‫ ] ﺵﺎﮐﺮد‬1.öğrenci. 2.çırak.
şakk (A.) [ ‫ ] ﺵﻖ‬yarık, çatlak.
şâkûl (A.) [ ‫ ] ﺵﺎﮐﻮل‬çekül.
şâl (F.) [ ‫ ] ﺵﺎل‬şal.
şâm (F.) [ ‫ ] ﺵﺎم‬akşam.
şâme (F.) [ ‫ ] ﺵﺎﻡﻪ‬başörtüsü.
şâmgâh (F.) [ ‫ ] ﺵﺎﻡﮕﺎﻩ‬akşam vakti, akşamüstü.
şâmî (A.) [ ‫ ] ﺵﺎﻡﯽ‬şamlı.
şâmih (A.) [ ‫ ] ﺵﺎﻡﺦ‬yüksek, yüce.
şâmil (A.) [ ‫ ] ﺵﺎﻡﻞ‬kapsayan.
şâmil olmak kapsamak.
şâmme (A.) [ ‫ ] ﺵﺎﻡﻪ‬koku alma duyusu.
şân (A.) [ ‫ ] ﺵﺎن‬1.şöhret, şan. 2.durum. 3.gösteriş.

417

şâne (F.) [ ‫ ] ﺵﺎﻥﻪ‬tarak.
şarâb (A.) [ ‫ ] ﺵﺮاب‬şarap.
şarâbî (A.) [ ‫ ] ﺵﺮاﺑﯽ‬1.şarapçı. 2.şarap rengi.
şâri’ (A.) [ ‫ ] ﺵﺎرع‬yasa koyucu.
şâribülleyli vennehâr (A.) [‫ ] ﺵﺎرب اﻝﻠﻴﻞ واﻝﻨﻬﺎر‬ayyaş, gece demez gündüz demez
içki içen.
şârih (A.) [ ‫ ] ﺵﺎرح‬şerh eden.
şark (A.) [ ‫ ] ﺵﺮق‬1.doğu. 2.Doğu, Doğu dünyası.
şarkan (A.) [ ‫ ] ﺵﺮﻗﺎ‬1.doğudan. 2.doğusunda.
şarkî (A.) [ ‫ ] ﺵﺮﻗﯽ‬doğu, doğu ile ilgili.
şarkiyat (A.) [ ‫ ] ﺵﺮﻗﻴﺎت‬doğubilim.
şarkiyatçı (A.-T.) doğubilimci, oryntalist, müsteşrik.
şarkiyyûn (A.) [ ‫ ] ﺵﺮﻗﻴﻮن‬doğulular.
şart (A.) [ ‫ ] ﺵﺮط‬1.koşul. 2.yemin. 3.durum.
şartiyyet (A.) [ ‫ ] ﺵﺮﻃﻴﺖ‬koşulluluk.
şartnâme (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﺮط ﻥﺎﻡﻪ‬şart mektubu.
şast (F.) [ ‫ ] ﺵﺴﺖ‬altmış.
şathiyyat (A.) [ ‫ ] ﺵﻄﺤﻴﺎت‬ince anlamlı ve eğlendirici manzume.
şâtır (A.) [ ‫ ] ﺵﺎﻃﺮ‬neşeli.
şatranc (A.) [ ‫ ] ﺵﻄﺮﻥﺞ‬satranç.
şatt (A.) [ ‫ ] ﺵﻂ‬ırmak, büyük nehir.
şâyân (F.) [ ‫ ] ﺵﺎیﺎن‬layık, yaraşır, yakışık alır.
şâyed (F.) [ ‫ ] ﺵﺎیﺪ‬belki, şayet.

418

şâyeste (F.) [ ‫ ] ﺵﺎیﺴﺘﻪ‬yaraşır, layık.
şâyestegî (F.) [ ‫ ] ﺵﺎیﺴﺘﮕﯽ‬yaraşma.
şâygân (F.) [ ‫ ] ﺵﺎیﮕﺎن‬yaraşır, yakışık alır.
şâyi’ (A.) [ ‫ ] ﺵﺎیﻊ‬yayılmış.
şâyia (A.) [ ‫ ] ﺵﺎیﻌﻪ‬söylenti.
şâz (A.) [ ‫ ] ﺵﺎذ‬kural dışı.
şe’n (A.) [ ‫ ] ﺵﺄن‬iş.
şe’niyet (A.) [ ‫ ] ﺵﺄﻥﻴﺖ‬gerçeklik, realite.
şeâmet (A.) [ ‫ ] ﺵﺂﻡﺖ‬uğursuzluk.
şeb (F.) [ ‫ ] ﺵﺐ‬gece.
şeb -i arûs [ ‫ ] ﺵﺐ ﻋﺮوس‬1.düğün gecesi. 2.Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin
ölüm gecesi.
şeb -i yeldâ [ ‫ ] ﺵﺐ یﻠﺪا‬yılın en uzun gecesi.
şebâb (A.) [ ‫ ] ﺵﺒﺎب‬gençlik.
şebâhet (A.) [ ‫ ] ﺵﺒﺎهﺖ‬benzerlik.
şebân (F.) [ ‫ ] ﺵﺒﺎن‬geceler.
şebangâh (F.) [ ‫ ] ﺵﺒﺎﻥﮕﺎﻩ‬geceleyin, gece vakti.
şebâviz (F.) [ ‫ ] ﺵﺒﺎویﺰ‬ishak kuşu.
şebbûy (F.) [ ‫ ] ﺵﺐ ﺑﻮی‬şebboy.
şebefrûz (F.) [ ‫ ] ﺵﺐ اﻓﺮوز‬geceyi aydınlatan.
şebeke (A.) [ ‫ ] ﺵﺒﮑﻪ‬1.ağ. 2.balık ağı. 3.dokular.
şebgerd (F.) [ ‫ ] ﺵﺒﮕﺮد‬bekçi.
şebgîr (F.) [ ‫ ] ﺵﺒﮕﻴﺮ‬geceleri uyuyamayan, uykusuzluk çeken. 2.sabah.

419

şebîh (A.) [ ‫ ] ﺵﺒﻴﻪ‬benzer, benzeyen.
şebîhûn (F.) [ ‫ ] ﺵﺒﻴﺨﻮن‬gece baskını.
şebistan (F.) [ ‫ ] ﺵﺒﺴﺘﺎن‬1.yatak odası. 2.harem dairesi.
şebnem (F.) [ ‫ ] ﺵﺒﻨﻢ‬çiy.
şebpere (F.) [ ‫ ] ﺵﺐ ﭘﺮﻩ‬yarasa.
şebreng (F.) [ ‫ ] ﺵﺐ رﻥﮓ‬1.siyah. 2.gece rengi.
şebtâb (F.) [ ‫ ] ﺵﺒﺘﺎب‬ateş böceği.
şeburûz (F.) [ ‫ ] ﺵﺐ و روز‬gece gündüz.
şebzindedâr (F.) [ ‫ ] ﺵﺐ زﻥﺪﻩ دار‬geceleri ibadet eden.
şecâat (A.) [ ‫ ] ﺵﺠﺎﻋﺖ‬cesaret, yiğitlik.
şecer (A.) [ ‫ ] ﺵﺠﺮ‬ağaç.
şecere (A.) [ ‫ ] ﺵﺠﺮﻩ‬soyağacı.
şecî (A.) [ ‫ ] ﺵﺠﻴﻊ‬cesur, yiğit.
şedîd (A.) [ ‫ ] ﺵﺪیﺪ‬şiddetli.
şefâat (A.) [ ‫ ] ﺵﻔﺎﻋﺖ‬af için aracılık etme.
şefafet (A.) [ ‫ ] ﺵﻔﺎﻓﺖ‬saydamlık.
şefakat (A.) [ ‫ ] ﺵﻔﻘﺖ‬şefkat.
şeffaf (A.) [ ‫ ] ﺵﻔﺎف‬saydam.
şefî’ (A.) [ ‫ ] ﺵﻔﻴﻊ‬şefaatçi, şefaat eden.
şefik (A.) [ ‫ ] ﺵﻔﻴﻖ‬müşfik, şefkatli.
şeftâlû (F.) [ ‫ ] ﺵﻔﺘﺎﻝﻮ‬şeftali.
şegal (F.) [ ‫ ] ﺵﻐﺎل‬çakal.
şeh (F.) [ ‫ ] ﺵﻪ‬şah, padişah.

420

şehâ (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺎ‬ey şah.
şehâdet (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﺎدت‬1.tanıklık. 2.şehitlik.
şehâdetnâme (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺎدت ﻥﺎﻡﻪ‬diploma, mezuniyet belgesi.
şehâmet (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﺎﻡﺖ‬yiğitlik.
şehbâl (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺒﺎل‬kanattaki en uzun tüy.
şehbender (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺒﻨﺪر‬konsolos.
şehbenderhâne (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺒﻨﺪر ﺧﺎﻥﻪ‬konsolosluk.
şehd (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﺪ‬bal.
şehenşâh (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﻨﺸﺎﻩ‬büyük şah, şahlar şahı.
şehevât (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﻮات‬şehvetler.
şehîd (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﻴﺪ‬şehit.
şehîr (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﻴﺮ‬ünlü, meşhur.
şehlâ (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﻼ‬1.hafif şaşı. 2.ela gözlü.
şehnişin (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﻨﺸﻴﻦ‬cumba.
şehper (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﭙﺮ‬kuş kanadındaki en uzun tüy.
şehr (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﺮ‬ay.
şehr (Pehlevî>F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺮ‬kent, şehir.
şehrâşûb (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺮ ﺁﺵﻮب‬şehir karıştıran.
şehremâneti (F.-A.-T.) 1.belediye. 2.belediye başkanlığı.
şehremini (F.-A.-T.) belediye başkanı.
şehrî (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺮی‬şehirli, kentli.
şehristan (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺮﺱﺘﺎن‬kent, büyük şehir.
şehryâr (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺮیﺎر‬hükümdar, şah.

421

şehryârî (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺮیﺎری‬hükümdarlık, şahlık.
şehsüvar (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺴﻮار‬binici, usta binici.
şehvânî (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﻮاﻥﯽ‬1.şehvetle ilgili. 2.şehvet düşkünü.
şehvât (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﻮات‬şehvetler.
şehvet (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﻮت‬1.aşırı cinsel istek. 2.aşırı istek.
şehvetengîz (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻬﻮت اﻥﮕﻴﺰ‬şehvet verici.
şehvetperest (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻬﻮت ﭘﺮﺱﺖ‬şehvet düşkünü.
şehzâde (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺰادﻩ‬şah çocuğu, şehzade.
şehzâdegân (F.) [ ‫ ] ﺵﻬﺰادﮔﺎن‬şehzadeler.
şekâvet (A.) [ ‫ ] ﺵﻘﺎوت‬haydutluk.
şeker (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺮ‬şeker.
şekerâb (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺮاب‬tatsızlık, kırgınlık.
şekerhand (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺮﺧﻨﺪ‬tatlı gülüş, sevgilinin tatlı gülüşü.
şekerleb (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺮﻝﺐ‬1.tatlı dudaklı. 2.şirin sözlü.
şekîbâ (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﻴﺒﺎ‬sabırlı.
şekk (A.) [ ‫ ] ﺵﮏ‬kuşku, şüphe.
şekl (A.) [ ‫ ] ﺵﮑﻞ‬1.şekil. 2.tür. 3.resim, çizim, kroki.
şeklen (A.) [ ‫ ] ﺵﮑﻼ‬şekilce.
şeklî (A.) [ ‫ ] ﺵﮑﻠﯽ‬şekle dayanan, biçimsel.
şekvâ (A.) [ ‫ ] ﺵﮑﻮا‬şikayet, sızlanma.
şekvâ etmek şikayet etmek.
şekvâ eylemek şikayet etmek, sızlanmak.
şekvâlanmak sızlanmak, şikayetçi olmak.

422

şelgam (F.) [ ‫ ] ﺵﻠﻐﻢ‬şalgam.
şellâle (A.) [ ‫ ] ﺵﻼﻝﻪ‬çağlayan, şelale.
şelvâr (F.) [ ‫ ] ﺵﻠﻮار‬1.pantolon. 2.şalvar.
şelvârbend (F.) [ ‫ ] ﺵﻠﻮارﺑﻨﺪ‬uçkur.
şem’ (A.) [ ‫ ] ﺵﻤﻊ‬1.mum. 2.balmumu.
şem’dan (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻤﻌﺪان‬mumluk, şamdan.
şemâil (A.) [ ‫ ] ﺵﻤﺎﺋﻞ‬huylar, tavırlar.
şemâte (A.) [ ‫ ] ﺵﻤﺎﻃﻪ‬şamata.
şemîm (A.) [ ‫ ] ﺵﻤﻴﻢ‬1.güzel koku. 2.güzel kokulu.
şemme (A.) [ ‫ ] ﺵﻤﻪ‬çok az.
şems (A.) [ ‫ ] ﺵﻤﺲ‬güneş.
şemsî (A.) [ ‫ ] ﺵﻤﺴﯽ‬1.güneşle ilgili. 2.güneş takvimi.
şemsiye (A.) [ ‫ ] ﺵﻤﺴﻴﻪ‬1.güneşlik. 2.şemsiye.
şemşîr (F.) [ ‫ ] ﺵﻤﺸﻴﺮ‬kılıç.
şenâat (A.) [ ‫ ] ﺵﻨﺎﻋﺖ‬kötülük.
şenbe (F.) [ ‫ ] ﺵﻨﺒﻪ‬cumartesi.
şenî’ (A.) [ ‫ ] ﺵﻨﻴﻊ‬kötü, çirkin.
şer (A.) [ ‫ ] ﺵﺮ‬kötülük.
şer’ (A.) [ ‫ ] ﺵﺮع‬din kuralları.
şer’an (A.) [ ‫ ] ﺵﺮﻋﺎ‬şer’î olarak, şeriat hükümlerine göre.
şer’î (A.) [ ‫ ] ﺵﺮﻋﯽ‬şeriat ile ilgili, şeriata uyan.
şer’iye (A.) [ ‫ ] ﺵﺮﻋﻴﻪ‬şeriat ile ilgili, şeriata uyan.
şerâbhâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﺮاﺑﺨﻮار‬şarap içen.

423

şerâfet (A.) [ ‫ ] ﺵﺮاﻓﺖ‬1.şereflilik. 2.soyluluk.
şerâit (A.) [ ‫ ] ﺵﺮاﺋﻂ‬koşullar.
şerâket (A.) [ ‫ ] ﺵﺮاﮐﺖ‬ortaklık.
şerâre (A.) [ ‫ ] ﺵﺮارﻩ‬kıvılcım.
şerâret (A.) [ ‫ ] ﺵﺮارت‬kötülük, şerlilik.
şerâyi’ (A.) [ ‫ ] ﺵﺮایﻊ‬şeriat hükümleri.
şerbet (A.) [ ‫ ] ﺵﺮﺑﺖ‬şurup.
şeref (A.) [ ‫ ] ﺵﺮف‬1.şeref. 2.üstünlük. 3.kıvanç.
şerefbahş (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﺮﻓﺒﺨﺶ‬şeref veren.
şerefsâdır olmak padişahın emriyle çıkmak.
şerefsudûr olmak padişahın emriyle çıkmak.
şerefvârid olmak şerefle gelmek.
şerefvusûl olmak şerefle gelmek.
şerefzâhir olmak şerefle çıkmak.
şerefzuhûr olmak şerefle çıkmak.
şerer (A.) [ ‫ ] ﺵﺮر‬kıvılcımlar.
şerh (A.) [ ‫ ] ﺵﺮح‬1.açma. 2.açılama.
şerha (A.) [ ‫ ] ﺵﺮﺣﻪ‬dilim dilim olmuş.
şerha şerha dilim dilim, parçamparça.
şeriat (A.) [ ‫ ] ﺵﺮیﻌﺖ‬1.din hükümleri. 2.doğru yol.
şerif (A.) [ ‫ ] ﺵﺮیﻒ‬1.şerefli. 2.Hz. Hüseyin soyundan gelen.
şerik (A.) [ ‫ ] ﺵﺮیﮏ‬1.ortak. 2.okul arkadaşı.
şerîr (A.) [ ‫ ] ﺵﺮیﺮ‬kötü, şirret.

424

şerîta (A.) [ ‫ ] ﺵﺮیﻄﻪ‬koşul.
şerm (F.) [ ‫ ] ﺵﺮم‬utanç, utanma.
şermende (F.) [ ‫ ] ﺵﺮﻡﻨﺪﻩ‬utangaç.
şermendegî (F.) [ ‫ ] ﺵﺮﻡﻨﺪﮔﯽ‬utangaçlık.
şermgîn (F.) [ ‫ ] ﺵﺮﻡﮕﻴﻦ‬utangaç.
şermnâk (F.) [ ‫ ] ﺵﺮﻡﻨﺎک‬utangaç.
şermsâr (F.) [ ‫ ] ﺵﺮﻡﺴﺎر‬utangaç.
şerr (A.) [ ‫ ] ﺵﺮ‬1.kötülük. 2.kötü davranış.
şerîr (A.) [ ‫ ] ﺵﺮیﺮ‬kötü insan, kötülük eden insan.
şest (F.) [ ‫ ] ﺵﺴﺖ‬1.okçu yüksüğü. 2.olta.
şeş (F.) [ ‫ ] ﺵﺶ‬altı.
şeşbeş (F.-T.) [ ‫ ] ﺵﺶ ﺑﺶ‬altı ve beş.
şeşcihar (F.) [ ‫ ] ﺵﺶ ﺝﻬﺎر‬altı ve dört.
şeşise (F.) [ ‫ ] ﺵﺶ و ﺱﻪ‬altı ve üç.
şeşiyek (F.) [ ‫ ] ﺵﺶ و یﮏ‬altı ve bir.
şeşper (F.) [ ‫ ] ﺵﺶ ﭘﺮ‬topuz.
şeşüdü (F.) [ ‫ ] ﺵﺶ و دو‬altı ve iki.
şeşüm (F.) [ ‫ ] ﺵﺸﻢ‬altıncı.
şeşüse (F.) [ ‫ ] ﺵﺶ و ﺱﻪ‬altı ve üç.
şeşüyek (F.) [ ‫ ] ﺵﺶ و یﮏ‬altı ve bir.
şetâret (A.) [ ‫ ] ﺵﻄﺎرت‬neşe.
şetm (A.) [ ‫ ] ﺵﺘﻢ‬küfür, sövgü.
şetm etmek küfretmek, sövmek.

425

şevâgil (A.) [ ‫ ] ﺵﻮاﻏﻞ‬uğraşılar.
şevher (F.) [ ‫ ] ﺵﻮهﺮ‬koca.
şevk (A.) [ ‫ ] ﺵﻮق‬1.çok isteme. 2.sevinç.
şevket (A.) [ ‫ ] ﺵﻮﮐﺖ‬ululuk.
şevketmeâb (A.) [ ‫ ] ﺵﻮﮐﺖ ﻡﺂب‬yüce padişah.
şevketpenâh (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻮﮐﺖ ﭘﻨﺎﻩ‬yüce padişah.
şey’ (A.) [ ‫ ] ﺵﯽء‬şey.
şey’î (A.) [ ‫ ] ﺵﻴﺌﯽ‬nesnel, objektif.
şey’iyet (A.) [ ‫ ] ﺵﻴﺌﻴﺖ‬nesnellik, objektiflik.
şeyâtin (A.) [ ‫ ] ﺵﻴﺎﻃﻴﻦ‬şeytanlar.
şeyb (A.) [ ‫ ] ﺵﻴﺐ‬yaşlılık, ihtiyarlık.
şeydâ (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﺪا‬mecnun.
şeyh (A.) [ ‫ ] ﺵﻴﺦ‬1.yaşlı, ihtiyar. 2.tarikat şeyhi.
şeyhûhet (A.) [ ‫ ] ﺵﻴﺨﻮﺧﺖ‬yaşlılık.
şeytanet (A.) [ ‫ ] ﺵﻴﻄﻨﺖ‬şeytanlık, hilekârlık.
şeytânî (A.) [ ‫ ] ﺵﻴﻄﺎﻥﯽ‬1.şeytanlık. 2.şeytanca.
şıhne (A.) [ ‫ ] ﺵﺤﻨﻪ‬güvenlik görevlisi, inzibat görevlisi.
şık (A.) [ ‫ ] ﺵﻖ‬ikiye bölünmüş bir şeyin her parçası.
şi’r (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﺮ‬şiir.
şîa (A.) [ ‫ ] ﺵﻴﻌﻪ‬şiî.
şiâr (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﺎر‬1.slogan. 2.işaret.
şiâr edinmek slogan haline getirmek, meslek edinmek.
şibh (A.) [ ‫ ] ﺵﺒﻪ‬1.benzeme. 2.benzer.

426

şibh-i cezîre (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﺒﻪ ﺝﺰیﺮﻩ‬yarımada.
şibh-i münharif (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﺒﻪ ﻡﻨﺤﺮف‬yamuk.
şicâ’ (A.) [ ‫ ] ﺵﺠﺎع‬cesurlar.
şiddet (A.) [ ‫ ] ﺵﺪت‬1.sertlik. 2.aşırılık, fazlalık.
şiddetle (A.-T.) kesin olarak.
şifa bahşetmek şifa vermek, iyileştirmek.
şifa bulmak iyileşmek.
şifâ’ (A.) [ ‫ ] ﺵﻔﺎء‬şifa,iyileşme.
şifâbahş (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻔﺎﺑﺨﺶ‬şifa verme, iyileştirme.
şifâbahş olmak şifa vermek, iyileştirmek.
şifâhane (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻔﺎﺧﺎﻥﻪ‬hastane.
şifâhen (A.) [ ‫ ] ﺵﻔﺎهﺎ‬sözlü olarak.
şifâhî (A.) [ ‫ ] ﺵﻔﺎهﯽ‬sözlü olarak.
şifakâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻔﺎﮐﺎر‬şifa veren, iyileştiren.
şifânâpezîr (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻔﺎﻥﺎﭘﺬیﺮ‬iyileşmez, onulmaz, şifa bulmaz.
şifâresân (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻔﺎرﺱﺎن‬şifa veren, iyileştiren.
şifâyâb (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻔﺎیﺎب‬şifa bulan.
şifâyâb olmak şifa bulmak, iyileşmek.
şîfte (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﻔﺘﻪ‬delicesine aşık.
şîftedil (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﻔﺘﻪ دل‬gönlünü kaptırmış, delicesine aşık.
şihâb (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﺎب‬1.akan yıldız, kayan yıldız. 2.kıvılcım.
şîhe (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﻬﻪ‬kişneme.
şîî (A.) [ ‫ ] ﺵﻴﻌﯽ‬şiî, şîa mezhebine mensup.

427

şiirâlud (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻌﺮ ﺁﻝﻮد‬şiirli.
şîiyyet (A.) [ ‫ ] ﺵﻴﻌﻴﺖ‬şiîlik.
şikâf (F.) [ ] ‫ ﺵﮑﺎف‬1.yarık. 2.yaran.
şikâr (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺎر‬1.av. 2.av hayvanı.
şikâr etmek avlamak.
şikâr olmak avlanmak, av olmak.
şikârgah (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺎرﮔﺎﻩ‬avlak.
şikârî (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺎری‬1.avcı. 2.av ile ilgili.
şikâyât (A.) [ ‫ ] ﺵﮑﺎیﺎت‬şikayetler.
şikâyet (A.) [ ‫ ] ﺵﮑﺎیﺖ‬sızlanma, şikayet.
şikâyetnâme (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺎیﺖ ﻥﺎﻡﻪ‬1.şikayet mektubu. 2.şikayeti konu alan
yapıt.
şikem (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﻢ‬1.karın. 2.mide.
şikembe (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﻤﺒﻪ‬işkembe.
şikemderd (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﻢ درد‬karın ağrısı.
şikemperest (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﻢ ﭘﺮﺱﺖ‬obur.
şikemperver (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﻢ ﭘﺮور‬obur.
şiken (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﻦ‬1.kıran. 2.kıvrım, büklüm.
şikence (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﻨﺠﻪ‬işkence.
şikest (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺴﺖ‬1.kırık. 2.yenilgi. 3.kırma. 4.kırılma.
şikest bulmak kırılmak.
şikest olmak kırılmak.
şikeste (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺴﺘﻪ‬1.kırık. 2.yenik, mağlup.

428

şikestebâl (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺴﺘﻪ ﺑﺎل‬1.kanadı kırık. 2.çaresiz, üzgün.
şikestebeste (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺴﺘﻪ ﺑﺴﺘﻪ‬kırık dökük.
şikestedil (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺴﺘﻪ دل‬gönlü yaralı.
şikestetâli’ (F.-A.) [ ‫ ] ﺵﮑﺴﺘﻪ ﻃﺎﻝﻊ‬talihsiz.
şimâl (A.) [ ‫ ] ﺵﻤﺎل‬1.kuzey. 2.sol.
şimâlen (A.) [ ‫ ] ﺵﻤﺎﻻ‬1.kuzeyden. 2.kuzeyde.
şimâlî (A.) [ ‫ ] ﺵﻤﺎﻝﯽ‬kuzeye ait. kutb-i ~ kuzey kutbu.
şimşâd (F.) [ ‫ ] ﺵﻤﺸﺎد‬şimşir.
şimşir (F.) [ ‫ ] ﺵﻤﺸﻴﺮ‬kılıç.
şinâs (F.) [ ‫ ] ﺵﻨﺎس‬1.tanıyan. 2.bilen. 3.sayan.
şîr (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﺮ‬arslan.
şîr (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﺮ‬süt.
şîrâze (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﺮازﻩ‬1.kitap sırtındaki kumaş şerit. 2.düzen.
şîrdan (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﺮدان‬şirden.
şîrdil (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﺮدل‬yiğit, arslan yürekli.
şîre (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﺮﻩ‬1.şıra. 2.özsuyu. 3.süt.
şîrhar (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﺮﺧﻮار‬süt çocuğu.
şîrin (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﺮیﻦ‬1.tatlı. 2.şirin, sevimli.
şîrinkâr (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﺮیﻨﮑﺎر‬davranışları güzel.
şîrinzeban (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﺮیﻦ زﺑﺎن‬tatlı dilli.
şirk (A.) [ ‫ ] ﺵﺮک‬Tanrı’ya ortak koşma.
şirket (A.) [ ‫ ] ﺵﺮﮐﺖ‬ortaklık.
şîrmerd (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﺮﻡﺮد‬yürekli, yiğit.

429

şîrpençe (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﺮﭘﻨﭽﻪ‬1.arslan pençesi. 2.sırtta ve boyunda çıkan bir tür kan
çıbanı.
şirret (A.) [ ‫ ] ﺵﺮت‬1.kötülük. 2.kötü insan.
şiryân (A.) [ ‫ ] ﺵﺮیﺎن‬atardamar.
şîşe (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﺸﻪ‬şişe.
şitâ (A.) [ ‫ ] ﺵﺘﺎ‬kış.
şitâbân (F.) [ ‫ ] ﺵﺘﺎﺑﺎن‬koşan, seğirten.
şitâbân olmak koşmak, seğirtmek.
şitâiyye (A.) [ ‫ ] ﺵﺘﺎﺋﻴﻪ‬1.kışlık. 2.kış için yazılan şiir.
şîve (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﻮﻩ‬1.tarz, usül. 2.naz, işve. 3.aksan.
şîvebaz (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﻮﻩ ﺑﺎز‬işveli.
şîvekâr (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﻮﻩ ﮐﺎر‬işveli, cilveli.
şîven (F.) [ ‫ ] ﺵﻴﻮن‬ağıt.
şöhre (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﺮﻩ‬ünlü.
şöhret (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﺮت‬ün.
şöhretşiâr (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﺮت ﺵﻌﺎر‬ünlü.
şu’le (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﻠﻪ‬alev, şule.
şu’ledar (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻌﻠﻪ دار‬alevli, şuleli.
şu’lereng (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻌﻠﻪ رﻥﮓ‬alev rengi.
şu’lever (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﻌﻠﻪ ور‬1.alevli. 2.parlak, aydınlık.
şuâ (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﺎع‬ışın.
şuâât (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﺎﻋﺎت‬ışınlar.
şuabât (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﺒﺎت‬şubeler.

430

şuarâ (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﺮا‬şairler.
şube (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﺒﻪ‬kol, dal, şube.
şubede (F.) [ ‫ ] ﺵﻌﺒﺪﻩ‬hokkabazlık.
şubedebâz (F.) [ ‫ ] ﺵﻌﺒﺪﻩ ﺑﺎز‬hokkabaz.
şuebât (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﺒﺎت‬şubeler.
şugl (A.) [ ‫ ] ﺵﻐﻞ‬iş, uğraşı.
şugûl (A.) [ ‫ ] ﺵﻐﻮل‬uğraşılar.
şûh (F.) [ ‫ ] ﺵﻮخ‬1.oynak ve neşeli. 2.hareketlerinde serbest olan. 3. neşeli güzel.
şûhmeşreb (F.-A.) [ ‫ ] ﺵﻮخ ﻡﺸﺮب‬şen şakrak.
şûm (F.) [ ‫ ] ﺵﻮم‬uğursuz, şom.
şûr (F.) [ ‫ ] ﺵﻮر‬1.heyecan, coşku. 2.tuzlu. 3.gürültü.
şûrâ (A.) [ ‫ ] ﺵﻮرا‬danışma.
şûrbaht (F.) [ ‫ ] ﺵﻮرﺑﺨﺖ‬talihsiz.
şûre (F.) [ ‫ ] ﺵﻮرﻩ‬çorak.
şûrezâr (F.) [ ‫ ] ﺵﻮرﻩ زار‬çorak arazi.
şûrîde (F.) [ ‫ ] ﺵﻮریﺪﻩ‬1.perişan. 2.karasevdalı.
şûrîdebaht (F.) [ ‫ ] ﺵﻮریﺪﻩ ﺑﺨﺖ‬talihsiz.
şûrîdehâtır (F.-A.) [ ‫ ] ﺵﻮریﺪﻩ ﺧﺎﻃﺮ‬gönlü perişan, aklı karışık.
şûristân (F.) [ ‫ ] ﺵﻮرﺱﺘﺎن‬çorak arazi.
şûriş (F.) [ ‫ ] ﺵﻮرش‬kargaşa.
şurta (A.) [ ‫ ] ﺵﺮﻃﻪ‬öncü asker.
şurûb (A.) [ ‫ ] ﺵﺮوب‬şurup.
şurût (A.) [ ‫ ] ﺵﺮوط‬koşullar.

431

şuûbiyye (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﻮﺑﻴﻪ‬şuûbîlik.
şuûn (A.) [ ‫ ] ﺵﺌﻮن‬1.işler. 2.olaylar.
şuur (A.) [ ‫ ] ﺵﻌﻮر‬bilinç.
şûy (F.) [ ‫ ] ﺵﻮی‬koca.
şübhe (A.) [ ‫ ] ﺵﺒﻬﻪ‬şüphe.
şübhedar (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﺒﻬﻪ دار‬şüpheli, kuşkulu.
şücâ’ (A.) [ ‫ ] ﺵﺠﺎع‬cesur.
şücâ’at (A.) [ ‫ ] ﺵﺠﺎﻋﺖ‬cesurluk, yiğitlik.
şüfeâ (A.) [ ‫ ] ﺵﻔﻌﺎ‬şefaatçılar.
şühedâ (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﺪا‬şehitler.
şühud (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﻮد‬1.görme. 2.görünme. 3.tanıklar.
şühûr (A.) [ ‫ ] ﺵﻬﻮر‬aylar.
şükr (A.) [ ‫ ] ﺵﮑﺮ‬şükür, teşekkür.
şükrân (A.) [ ‫ ] ﺵﮑﺮان‬teşekkür borcu, iyiliğin bilinmesi.
şükrâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺮاﻥﻪ‬teşekkür borcu olarak, teşekkür alameti.
şükrgüzar (A.-F.) [ ‫ ] ﺵﮑﺮﮔﺰار‬teşekkür eden.
şükûfe (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﻮﻓﻪ‬çiçek.
şükûfezar (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﻮﻓﻪ زار‬çiçeği çok olan yer, çiçek bahçesi.
şükûh (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﻮﻩ‬görkem, ululuk.
şüküfte (F.) [ ‫ ] ﺵﮑﻔﺘﻪ‬açılmış, çiçek açmış.
şükür (A.) [ ‫ ] ﺵﮑﺮ‬teşekkür, iyilik bilme.
şümâr (F.) [ ‫ ] ﺵﻤﺎر‬1.sayı. 2.sayan.
şümûl (A.) [ ‫ ] ﺵﻤﻮل‬1.kapsam. 2.kapsama.

432

şümürde (F.) [ ‫ ] ﺵﻤﺮدﻩ‬sayılı.
şüpüş (F.) [ ‫ ] ﺵﭙﺶ‬bit.
şürb (A.) [ ‫ ] ﺵﺮب‬içme.
şürefâ (A.) [ ‫ ] ﺵﺮﻓﺎ‬şerifler, Hz. Muhammed soyundan gelenler.
şürekâ (A.) [ ‫ ] ﺵﺮﮐﺎ‬ortaklar.
şürû (A.) [ ‫ ] ﺵﺮوع‬başlama.
şürûh (A.) [ ‫ ] ﺵﺮوح‬şerhler, açılamalar.
şürûr (A.) [ ‫ ] ﺵﺮور‬kötülükler.
şürut (A.) [ ‫ ] ﺵﺮوط‬koşullar.
şüs (F.) [ ‫ ] ﺵﺲ‬akciğer.
şüst (F.) [ ‫ ] ﺵﺴﺖ‬yıkama.
şüstüşû (F.) [ ‫ ] ﺵﺴﺖ و ﺵﻮ‬1.yıkama. 2.yıkanma.
şüş (F.) [ ‫ ] ﺵﺶ‬karaciğer.
şütür (F.) [ ‫ ] ﺵﺘﺮ‬deve.
şütürban (F.) [ ‫ ] ﺵﺘﺮﺑﺎن‬deveci.
şütürdil (F.) [ ‫ ] ﺵﺘﺮدل‬kinci.
şütürhâr (F.) [ ‫ ] ﺵﺘﺮﺧﻮار‬deve dikeni.
şütürmürg (F.) [ ‫ ] ﺵﺘﺮﻡﺮغ‬devekuşu.
şüûn (A.) [ ‫ ] ﺵﺌﻮن‬1.işler. 2.olaylar.
şüûnât (A.) [ ‫ ] ﺵﺌﻮﻥﺎت‬olaylar.
şüyû (A.) [ ‫ ] ﺵﻴﻮع‬1.yayılma. 2.dağılma. 3.duyulma.
şüyûh (A.) [ ‫ ] ﺵﻴﻮخ‬1.şeyhler. 2.ihtiyarlar, yaşlılar.

433

T

tâ (F.) [ ‫ ] ﺕﺎ‬1.kat. 2.büklüm. 3.tane.
tâ (F.) [ ‫ ] ﺕﺎ‬kadar.
ta’biye (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺒﻴﻪ‬1.yerine koyma. 2.kurulu düzen.
ta’biyetülceyş (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺒﻴﺔ اﻝﺠﻴﺶ‬strateji.
ta’cîl (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺠﻴﻞ‬acele ettirme.
ta’dâd (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺪاد‬1.sayma. 2.sayım. 3.sayı.
ta’dâd etmek 1.saymak. 2.değerlendirmek, kabul etmek.
ta’dîl (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺪیﻞ‬1.değiştirme. 2.doğrulama.
ta’dîlat (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺪیﻼت‬değiştirmeler, değişiklik.
ta’dilât yapmak değişiklik yapmak.
ta’dîlen (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺪیﻼ‬değiştirilerek, değişiklik yapılarak.
ta’kîb (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻘﻴﺐ‬takip, ardına düşme.
ta’kîbât (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻘﻴﺒﺎت‬kovuşturma.
ta’kîbat yapmak kovuşturmak.
ta’kîben (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻘﻴﺒﺎ‬takip ederek, ardına düşerek.
ta’lîk (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻠﻴﻖ‬1.askıya alma. erteleme.
ta’lîk edilmek asılmak, iliştirilmek, tutturulmak.
ta’lîl (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻠﻴﻞ‬1.sebep gösterme. 2.tümdengelim.
ta’lîm (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻠﻴﻢ‬1.öğretme. 2.öğrenme. 3.meşk. 4.idman, egzersiz.

434

ta’lîmât (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻠﻴﻤﺎت‬direktif.
ta’lîmât vermek direktif vermek.
ta’lîmatname (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﻌﻠﻴﻤﺎت ﻥﺎﻡﻪ‬yönetmelik.
ta’lîmhâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﻌﻠﻴﻢ ﺧﺎﻥﻪ‬eğitim alanı.
ta’lîmî (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻠﻴﻤﯽ‬öğretici, didaktik.
ta’mîk (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻤﻴﻖ‬1.derinleştirme. 2.derinlemesine inceleme.
ta’mîm (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻤﻴﻢ‬1.genelleştirme. 2.genelge.
ta’mîmen (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻤﻴﻤﺎ‬1.genelleştirerek. 2.genelge ile.
ta’mîr (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻤﻴﺮ‬onarım.
ta’mîr edilmek onarılmak.
ta’mîr etmek onarmak.
ta’mîrât (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻤﻴﺮات‬onarım, onarımlar.
ta’mîren (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻤﻴﺮا‬tamir ederek, onararak.
ta’n (A.) [ ‫ ] ﻃﻌﻦ‬ayıplama, kınama, kötüleme, suçlama.
ta’n edilmek ayıplanmak, kınanmak, kötülenmek, suçlanmak.
ta’n etmek ayıplamak, kınamak, kötülemek, suçlamak.
ta’ne (A.) [ ‫ ] ﻃﻌﻨﻪ‬ayıplama, kınama, kötüleme, suçlama.
ta’nezen (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﻌﻨﻪ‬ayıplayan, kınayan, kötüleyen, suçlayan.
ta’rîb (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺮیﺐ‬arapçalaştırma.
ta’rîb edilmek arapçalaştırılmak.
ta’rîb etmek arapçalaştırmak.
ta’rîf (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺮیﻒ‬1.anlatma. 2.tanımlama, tanım.
ta’rîf edilmek 1.anlatılmak. 2.tanımlanmak.

435

ta’rîf etmek 1.anlatmak. 2.tanımlamak.
ta’rife (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺮﻓﻪ‬çizelge.
ta’rîz (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺮیﺾ‬laf çarpma, dokundurma, taşlama.
ta’tîl (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻄﻴﻞ‬1.durdurma. 2.kapatma. 3.faaliyete son verme.
ta’tîlât (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻄﻴﻼت‬tatiller.
ta’vîk (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻮیﻖ‬askıya alma, geciktirme, erteleme, oyalama.
ta’vîk edilmek geciktirilmek, ertelenmek, askıya alınmak.
ta’vîk etmek geciktirmek, ertelemek, askıya almak.
ta’vîz (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻮیﺬ‬muska.
ta’vîz (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻮیﺾ‬1.ödün. 2.değiştirme.
ta’yîb (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻴﻴﺐ‬ayıplama.
ta’yîn (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻴﻴﻦ‬1.belirleme. 2.belirlenme. 3.atama. 4.atanma. 5.tayın.
ta’zîb (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺬیﺐ‬azap verme.
ta’zîm (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻈﻴﻢ‬1.saygı gösterme. 2.ululama, yüceltme.
ta’zîm etmek 1.saygı göstermek. 2.ululamak.
ta’zîmen (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻈﻴﻤﺎ‬1.saygı göstererek. 2.ululayarak, yücelterek.
ta’zîr (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺬیﺮ‬özrünü bildirme.
ta’ziye (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺰیﻪ‬1.başsağlığı dileme. 2.şiîlikte yas töreni.
ta’ziyet (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺰیﺖ‬başsağlığı dileme.
ta’ziyetnâme (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﻌﺰیﺖ ﻥﺎﻡﻪ‬başsağlığı mektubu.
ta’zîz (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺰیﺰ‬aziz tutma, değer verme.
taab (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺐ‬1.sıkıntı, zahmet. 2.yorgunluk.
taabbüd (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺒﺪ‬kulluk, ibadet, tapınma.

436

taabbüd etmek kulluk etmek, tapınmak.
taaccüb (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺠﺐ‬şaşırma.
taaccüb etmek şaşırmak.
taaddî (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺪی‬1.zulüm. 2.haksızlık.
taaddî etmek 1.zulmetmek. 2.haksızlık etmek.
taaddüd (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺪد‬1.çokluk. 2.çoğalma.
taadiyât (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺪیﺎت‬1.zulümler. 2.haksızlıklar.
taaffün (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻔﻦ‬kokuşma.
taaffün etmek kokuşmak.
taahhüd (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻬﺪ‬üstlenme.
taahhüd etmek üstlenmek.
taahhüdname (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﻌﻬﺪ ﻥﺎﻡﻪ‬taahhüt belgesi.
taakkul (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻘﻞ‬1.akıl erdirme. 2.akıl etme.
taakkul etmek 1.akıl erdirmek. 2.akıl etmek.
taalluk (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻠﻖ‬1.ilgili olma. 2.ait olma.
taallukât (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻠﻘﺎت‬1.ilgili olanlar. 2.akraba, yakınlar.
taâm (A.) [ ‫ ] ﻃﻌﺎم‬yemek.
taâm etmek yemek yemek.
taâmhane (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﻌﺎم ﺧﺎﻥﻪ‬yemekhane.
taammuk (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻤﻖ‬derinleşme.
taammuk etmek derinleşmek.
taammüd (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻤﺪ‬bilerek yapma.
taammüden (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻤﺪا‬bilerek, kasıtlı olarak.

437

taammüm (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻤﻢ‬genelleşme, yayılma.
taammüm etmek genelleşmek, yayılmak.
taannüd (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻨﺪ‬inat etme.
taannüd etmek inat etmek.
taarruz (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺮض‬1.saldırı. 2.sataşma.
taarrüb (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺮب‬araplaşma.
taassub (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺼﺐ‬1.fanatiklik, katı yandaşlık. 2.yobazlık.
taassubkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﻌﺼﺒﮑﺎر‬fanatik, mutaassıp.
taassubkârî (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﻌﺼﺒﮑﺎری‬fanatiklik, mutaassıplık, taassup.
taassür (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺴﺮ‬güçleşme.
taaşşuk (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺸﻖ‬aşık olma.
tâat (A.) [ ‫ ] ﻃﺎﻋﺖ‬1.ibadet. 2.itaat.
tâat kılmak ibadet etmek.
taavvuk (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻮق‬gecikme, oyalanma.
taayYün (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻴﻦ‬ortaya çıkma, belirme.
taayYüş (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻴﺶ‬yaşama.
taayYüş etmek yaşamak.
taazzuv (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻀﻮ‬şekillenme, biçim alma, organ oluşturma.
tâb (F.) [ ‫] ﺕﺎب‬

1.güç. 2.sıcaklık. 3.parlaklık. 4.kıvrım. 5.eğen, büken.

6.aydınlatan.
tab’ (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﻊ‬1.huy. 2.basım, baskı.
tab’ edilmek basılmak.
tab’ etmek basmak.

438

tab’ olunmak basılmak.
tab’an (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﻌﺎ‬doğal olarak, tabiatıyla.
tab’âniyye (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﻌﺎﻥﻴﻪ‬natüralizm.
tabâbet (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﺎﺑﺖ‬doktorluk.
tabâhat (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﺎﺧﺖ‬aşçılık.
tabak (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﻖ‬tabak.
tabaka (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﻘﻪ‬1.kat. 2.katman. 3.sınıf.
tabakât (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﻘﺎت‬1.katlar. 2.katmanlar. 3.sınıflar.
tabakâtülarz (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﻘﺔ اﻻرض‬jeoloji.
tabakhâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﺒﻖ ﺧﺎﻥﻪ‬derilerin sepilendiği yer, tabakhane.
tâbân (F.) [ ‫ ] ﺕﺎﺑﺎن‬parlak, aydınlık.
tabasbus (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺼﺒﺺ‬yardakçılık, yaltaklanma.
tabasbus etmek yaltaklanmak.
tâbâver (F.) [ ‫ ] ﺕﺎب ﺁور‬dayanıklı.
tabâyi’ (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﺎیﻊ‬tabiatler, huylar.
tabbâh (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﺎخ‬aşçı.
tabbâl (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﺎل‬davulcu.
tâbdar (F.) [ ‫ ] ﺕﺎﺑﺪار‬1.kıvrım kıvrım, kıvrık. 2.parlak.
tâbe (F.) [ ‫ ] ﺕﺎﺑﻪ‬tava.
tâbende (F.) [ ‫ ] ﺕﺎﺑﻨﺪﻩ‬parlak, ışık veren.
tabh (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﺦ‬pişirme.
tabhâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﺒﻊ ﺧﺎﻥﻪ‬basımevi.
tâbi (A.) [ ‫ ] ﺕﺎﺑﻊ‬1.uyan, tabi olan. 2.boyun eğen.

439

tâbi’ (A.) [ ‫ ] ﻃﺎﺑﻊ‬kitap basan.
tabiat (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﻴﻌﺖ‬1.doğa. 2.huy, yaratılış.
tabib (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﻴﺐ‬doktor.
tabîban (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﺒﻴﺒﺎن‬doktorlar.
tabîî (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﻴﻌﯽ‬1.doğal. 2.doğal olarak.
tabîiyyât (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﻴﻌﻴﺎت‬doğa bilimleri.
tâbiiyyet (A.) [ ‫ ] ﺕﺎﺑﻌﻴﺖ‬uyruk.
tabîiyyûn (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﻴﻌﻴﻮن‬natüralistler.
tabir (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺒﻴﺮ‬1.yorumlama. 2.terim.
tâbirat (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺒﻴﺮات‬1.yorumlar. 2.terimler. 3.deyişler.
tâbistan (F.) [ ‫ ] ﺕﺎﺑﺴﺘﺎن‬yaz.
tâbistânî (F.) [ ‫ ] ﺕﺎﺑﺴﺘﺎﻥﯽ‬yazlık.
tâbiş (F.) [ ‫ ] ﺕﺎﺑﺶ‬parlama.
tabl (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﻞ‬davul.
tablzen (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﺒﻞ زن‬davulcu.
tâbnâk (F.) [ ‫ ] ﺕﺎﺑﻨﺎک‬parlak.
tâbut (A.) [ ‫ ] ﺕﺎﺑﻮت‬tabut.
tâc (A.) [ ‫ ] ﺕﺎج‬1.taç. 2.sorguç.
tâcdâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺎﺝﺪار‬taç sahibi, padişah.
tâcıser (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺎج ﺱﺮ‬baştacı.
tacidar (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺎﺝﺪار‬taç sahibi, padişah.
tacir (A.) [ ‫ ] ﺕﺎﺝﺮ‬tüccar, ticaret yapan.
taciz (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺠﻴﺰ‬rahatsız etme.

440

taciz etmek rahatsız etmek.
tâcser (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺎﺝﺴﺮ‬baştacı.
tâcver (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺎﺝﻮر‬taçlı, taç sahibi, padişah.
tadâd (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺪاد‬1.sayı. 2.sayma.
tafazzul (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﻀﻞ‬bilgiçlik taslama.
tafra (A.) [ ‫ ] ﻃﻔﺮﻩ‬atıp tutma.
tafrafurûş (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﻔﺪﻩ ﻓﺮوش‬atıp tutan.
tafrafurûşluk (A.-F.-T.) atıp tutma.
tafsil (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺼﻴﻞ‬ayrıntılı açıklama.
tafsilât (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺼﻴﻼت‬1.ayrıntılı açıklama. 2.ayrıntı.
tafsilât vermek ayrıntılı açıklamada bulunmak.
tafsilâtıyla (A.-T.) bütün ayrıntılarıyla.
tafsilatlı (A.-T.) ayrıntılı.
tafsîlen (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺼﻴﻼ‬ayrıntılı olarak.
tagaddî (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﺪی‬beslenme.
tagaddî etmek beslenmek.
tagallüb (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﻠﺐ‬zorbalık.
tagannî (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﻨﯽ‬1.zenginlik. 2.makamına göre şarkı söyleme.
tagannî etmek şarkı söylemek.
tagayyür (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﻴﺮ‬değişme, başkalaşma.
tagazzî (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﺬی‬beslenme.
tagazzî etmek beslenmek.
tağdiye (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﺬیﻪ‬besleme.

441

tağdiye etmek beslemek.
tâğî (A.) [ ‫ ] ﻃﺎﻏﯽ‬isyancı.
tağlik (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﻠﻴﻖ‬1.kilit vurma. 2.kapama.
tağlît (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﻠﻴﻂ‬yanıltma.
tağrîb etmek uzaklaştırmak.
tâğun (A.) [ ‫ ] ﻃﺎﻏﻮن‬azılılar.
tâğût (A.) [ ‫ ] ﻃﺎﻏﻮت‬1.büyücü. 2.şeytan.
tağyîr (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﻴﻴﺮ‬değiştirme, başkalaştırma.
tağyîr edilmek değiştirilmek.
tağyîr etmek değiştirmek.
tağyîrât (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﻴﻴﺮات‬değişiklikler.
tağziye (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﺬیﻪ‬1.besleme. 2.beslenme.
tahaccür (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺠﺮ‬taşlaşma.
tahaccür etmek taşlaşmak.
tahaddüb (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺪب‬tümsekleşme.
tahaddüb etmek tümsekleşmek, kamburlaşmak.
tahaddüs (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺪس‬1.sezgi. 2.meydana gelme.
tahaddüs etmek meydana gelmek, ortaya çıkmak.
tahaddüsiyye (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺪﺱﻴﻪ‬sezgicilik.
tahakkuk (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻘﻖ‬gerçekleşme.
tahakkuk etmek gerçekleşmek.
tahakküm (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﮑﻢ‬hükmetme, hükmü altında tutma.
tahakküm etmek hükmetmek, hükmü altında tutmak.

442

tahallüs (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻠﺺ‬1.kurtulma. 2.şiirde mahlas kullanma.
tahammur etmek mayalanmak.
tahammül (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻤﻞ‬dayanma, katlanma.
tahammül etmek dayanmak, katlanmak.
tahammülfersâ (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺤﻤﻞ ﻓﺮﺱﺎ‬dayanılmaz, takat kesici.
tahammür (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻤﺮ‬mayalaşma.
tahâret (A.) [ ‫ ] ﻃﻬﺎرت‬1.temizlik. 2.temizlenme.
tahâret etmek temizlenmek.
taharrî (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺮی‬1.arama. 2.araştırma.
taharrî edilmek 1.aranmak. 2.araştırılmak.
taharrî etmek 1.aramak. 2.arştırmak.
taharriyât (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺮیﺎت‬araştırmalar.
taharriyatçı (A.-T.) araştırmacı.
tahassür (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺴﺮ‬1.özlem duyma. 2.üzülme.
tahassüs (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺴﺲ‬duygulanma, hislenme.
tahaşşî (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﺸﯽ‬ürperme.
tahattî (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻄﯽ‬haddini bilmeme, sınırı geçme, çizgiyi geçme.
tahattur (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻄﺮ‬anımsama, hatırlama.
tahattur etmek anımsamak, hatırlamak.
tahavvül (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻮل‬değişim.
tahavvül etmek değişmek.
tahavvülât (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻮﻻت‬değişimler.
tahayyül (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻴﻞ‬hayal etme.

443

tahayyül etmek hayal etmek.
tahayyülât (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻴﻼت‬hayal etmeler, hayale dalışlar.
tahayyülî (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻴﻠﯽ‬hayalî.
tahayyür (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻴﺮ‬hayranlık.
tahayyür etmek hayran kalmak, şaşakalmak.
tahcîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺠﻴﺮ‬çit çekme.
tahdîd (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺪیﺪ‬sınırlandırma.
tahdîd edilmek sınırlandırılmak.
tahdîd etmek sınırlandırmak.
tahdîdât (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺪیﺪات‬sınırlandırmalar, kısıtlamalar.
tahfîf (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻔﻴﻒ‬hafifletme.
tahfîf etmek hafifletmek.
tâhir (A.) [ ‫ ] ﻃﺎهﺮ‬temiz.
tahkik (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻘﻴﻖ‬araştırma, gerçeği arama.
tahkik edilmek araştırılmak.
tahkik etmek araştırmak.
tahkîkat (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻘﻴﻘﺎت‬araştırmalar.
tahkim (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﮑﻴﻢ‬sağlamlaştırma.
tahkim edilmek sağlamlaştırılmak.
tahkim etmek sağlamlaştırmak.
tahkîmât (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﮑﻴﻤﺎت‬1.sağlamlaştırmalar. 2.sağlamlaştırılmış yer.
tahkîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻘﻴﺮ‬küçümseme, aşağılama.
tahkîr edilmek aşağılanmak.

444

tahkîr etmek aşağılamak.
tahkîrâmiz (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺤﻘﻴﺮ ﺁﻡﻴﺰ‬aşağılayıcı.
tahkiye etmek anlatmak, hikaye etmek.
tahlîf (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻠﻴﻒ‬1.and içirme. 2.and içme.
tahlîf etmek halef bırakmak.
tahlîl (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻠﻴﻞ‬ayrıştırma, çözümleme, analiz.
tahlil etmek değerlendirme yapmak, analiz yapmak.
tahlîlât (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻠﻴﻼت‬analizler, tahliller.
tahlîs (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻠﻴﺺ‬kurtarma.
tahlit (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻠﻴﻂ‬karıştırma.
tahliye (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻠﻴﻪ‬1.boşaltma. 2.salıverme.
tahliye edilmek 1.boşaltılmak. 2.salıverilmek.
tahliye etmek 1.boşaltmak. 2.salıvermek.
tahmîl (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻤﻴﻞ‬1.yükleme. 2.sorumluluk verme.
tahmînen (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻤﻴﻨﺎ‬tahminle, aşağı yukarı.
tahmînî (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻤﻴﻨﯽ‬tahmin edilen.
tahmîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻤﻴﺮ‬1.mayalandırma. 2.yoğurma.
tahmis (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻤﻴﺲ‬1.beşleme. 2.beş dizeye çıkarma.
tahnit (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻨﻴﻂ‬ilaçlama.
tahrib (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﺮیﺐ‬yıkma, harap etme.
tahrîb edilmek yıkılmak, bozulmak, harap edilmek.
tahrîb etmek yıkmak, bozmak, harap etmek.
tahrîbât (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﺮیﺒﺎت‬yıkmalar, yıkımlar.

445

tahrîbkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺨﺮیﺒﮑﺎر‬tahrip edici, yıkıcı, bozucu.
tahrîf (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺮیﻒ‬üstünde kalem oynatarak bozma, asıl anlamını bozma.
tahrîfat (A.) [ ‫] ﺕﺤﺮیﻔﺎت‬

anlamından uzaklaştıracak şekilde üstünde kalem

oynatmalar.
tahrîk (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺮیﮏ‬1.hareket ettirme, oynatma. 2.kışkırtma.
tahrîkâmiz (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺤﺮیﮏ ﺁﻡﻴﺰ‬tahrik edici, kışkırtıcı.
tahrim (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺮیﻢ‬1.yasaklama. 2.yasaklanma.
tahrir (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺮیﺮ‬1.yazma. 2.yazılma. 3.kitap yazma. 4.serbest bırakma.
tahrîr edilmek yazılmak.
tahrîr etmek yazmak.
tahrîr ettirilmek yazdırılmak.
tahrîrî (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺮیﺮی‬yazılı.
tahris (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺮیﺺ‬hırslandırma.
tahrîs etmek hırslandırmak.
tahriş (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﺮیﺶ‬tırmalama, kazıma.
tahriş etmek tırmalamak.
tahsil (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺼﻴﻞ‬1.elde etme. 2.öğrenim.
tahsîlat (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺼﻴﻼت‬para ve vergi toplama.
tahsildar (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺤﺼﻴﻠﺪار‬vergi memuru.
tahsin (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺴﻴﻦ‬beğenme, güzel bulma, takdir etme.
tahsis (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﺼﻴﺺ‬özgü kılma, ayırma.
tahsis edilmek ayırılmak.
tahsis etmek ayırmak.

446

tahsisat (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﺼﻴﺼﺎت‬ödenek.
tahşiye (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺸﻴﻪ‬haşiye yazma.
tahşiye edilmek haşiye yazılmak.
tahşiye etmek haşiye yazmak.
taht (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺖ‬alt, aşağı.
taht (F.) [ ‫ ] ﺕﺨﺖ‬1.saltanat koltuğu. 2.saltanat makamı.
tahtânî (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺘﺎﻥﯽ‬alttaki.
tahte (F.) [ ‫ ] ﺕﺨﺘﻪ‬tahta.
tahtelarz (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺖ اﻻرض‬yeraltı.
tahtelbahir (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺖ اﻝﺒﺤﺮ‬denizaltı.
tahteşşuur (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺖ اﻝﺸﻌﻮر‬bilinçaltı.
tahtgâh (F.) [ ‫ ] ﺕﺨﺘﮕﺎﻩ‬başkent.
tahtıe (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻄﺌﻪ‬hata bulma.
tahtît-i arazi (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺨﻄﻴﻂ اراﺽﯽ‬topoğrafya.
tahtnişin (F.) [ ‫ ] ﺕﺨﺖ ﻥﺸﻴﻦ‬tahtta oturan, hükümdar.
tahtüşşuûr (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺖ اﻝﺸﻌﻮر‬bilinçaltı.
tahvil (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻮیﻞ‬1.değiştirme. 2.borç senedi.
tahvil edilmek 1.değiştirilmek, dönüştürülmek.2.teslim edilmek.
tahvil etmek 1.değiştirmek. 2.teslim etmek.
tahvîlât (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻮیﻼت‬tahviller, borç senetleri.
tahzîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺬیﺮ‬sakındırma.
tahzîr etmek sakındırmak.
tâib (A.) [ ‫ ] ﺕﺎﺋﺐ‬tövbekâr, tövbe eden.

447

tâife (A.) [ ‫ ] ﻃﺎﺋﻔﻪ‬1.zümre. 2.tayfa. 3.kavim.
tâir (A.) [ ‫ ] ﻃﺎﺋﺮ‬kuş.
tâk (A.) [ ‫ ] ﻃﺎق‬kemer.
tâk (F.) [ ‫ ] ﺕﺎک‬asma, asma kütüğü.
takabbül (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺒﻞ‬1.kabul etme. 2.benimseyiş.
takaddüm (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺪم‬1.öncelik. 2.öne geçme.
takaddüm etmek öne geçmek.
takallüs (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﻠﺺ‬kasılma.
takallüs etmek kasılmak.
takarrüb (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺮب‬yaklaşma, yakınlaşma.
takarrüb etmek yaklaşmak, yakınlaşmak.
takarrür (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺮر‬1.karar kılma. 2.yerleşme.
takarrür etmek 1.karar kılmak. 2.kararlaştırılmak. 3.yerleşmek.
tâkat (A.) [ ‫ ] ﻃﺎﻗﺖ‬dayanma gücü.
tâkatfersâ (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﺎﻗﺖ ﻓﺮﺱﺎ‬takat tüketici, dayanılmaz.
takattur (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﻄﺮ‬damlama.
takâvim (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺎویﻢ‬takvimler.
takayyüd (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﻴﺪ‬1.bağlanma. 2.özen gösterme.
takbîh (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺒﻴﺢ‬ayıplama, çirkin görme.
takbîh etmek ayıplamak, kınamak.
tâkçe (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﺎﻗﭽﻪ‬1.küçük kemer. 2.küçük pencere.
takdim (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺪیﻢ‬1.sunma, sunuş. 2.öne alma.
takdim edilmek sunulmak.

448

takdim etmek sunmak.
takdime (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺪﻡﻪ‬1.sunuş. 2.armağan.
takdir (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺪیﺮ‬1.değerlendirme. 2.beğenme. 3.Tanrı’nın isteği.
takdîr edilmek 1.değerlendirilmek. 2.beğenilmek. 3.değer biçilmek.
takdîr etmek 1.değerlendirmek. 2.beğenmek. 3.değer biçmek.
takdîren (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺪیﺮا‬takdir ederek.
takdîrname (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﻘﺪیﺮﻥﺎﻡﻪ‬başarı belgesi.
takdîs (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺪیﺲ‬kutsama, ululama.
takıyye (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﻴﻪ‬1.gizleme. 2.sakınma.
tâkıyye (A.) [ ‫ ] ﻃﺎﻗﻴﻪ‬takke.
takıyye yapmak 1.mezhebini gizlemek. 2.amacını gizlemek.
takîb etmek izlemek.
takiben (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻘﻴﺒﺎ‬takip ederek, izleyerek.
taklîd (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﻠﻴﺪ‬1.taklit, öykünme. 2.sahte.
taklîden (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﻠﻴﺪا‬öykünerek, taklit ederek.
taklîl (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﻠﻴﻞ‬1.azaltma, kısma. 2.azaltılma, kısılma.
takrîb (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺮیﺐ‬yaklaştırma.
takrîben (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺮیﺒﺎ‬yaklaşık olarak.
takrîbî (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺮیﺒﯽ‬yaklaşık olarak.
takrîr (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺮیﺮ‬1.yerleştirme. 2.anlatma. 3.önerge. 4.sağlama.
takrîren (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺮیﺮا‬anlatarak.
takrîz (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺮیﻆ‬eleştiri.
takrîz (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺮیﺾ‬1.borç verme. 2.kitaba beğeni yazısı yazma.

449

taksîm (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺴﻴﻢ‬1.bölme. 2.bölüm. 3.bölü.
taksîm edilmek bölünmek.
taksîm etmek bölmek.
taksimat (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺴﻴﻤﺎت‬bölümlendirme, bölme.
taksîr (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺼﻴﺮ‬1.kısaltma. 2.kusur.
taksîrât (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺼﻴﺮات‬kusurlar.
taksît (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺴﻴﻂ‬borç parçası, taksit.
taktî’ (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﻄﻴﻊ‬1.kesme. 2.şiiri veznine göre parçalara ayırma.
taktîr (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﻄﻴﺮ‬damıtma.
takvâ (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﻮا‬haramdan kaçınma.
takviye (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﻮیﻪ‬kuvvetlendirme.
takviye edilmek kuvvetlendirilmek, desteklenmek.
takviye etmek kuvvetlendirmek, desteklemek.
takviyet (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﻮیﺖ‬kuvvetlendirme.
tal’at (A.) [ ‫ ] ﻃﻠﻌﺖ‬1.yüz. 2.güzellik.
talâk (A.) [ ‫ ] ﻃﻼق‬1.boşama. 2.boşanma.
talâknâme (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﻼق ﻥﺎﻡﻪ‬boşanma belgesi.
tâlân (F.) [ ‫ ] ﺕﺎﻻن‬talan, yağma.
taleb (A.) [ ‫ ] ﻃﻠﺐ‬1.isteme. 2.istek.
taleb edilmek istenmek.
taleb etmek istemek.
talebdar (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﻠﺒﺪار‬alacaklı.
talebe (A.) [ ‫ ] ﻃﻠﺒﻪ‬1.öğrenci. 2.istekliler.

450

talebkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﻠﺒﮑﺎر‬1.istekli. 2.alacaklı.
tâlî (A.) [ ‫ ] ﺕﺎﻝﯽ‬ikincil.
tâli’ (A.) [ ‫ ] ﻃﺎﻝﻊ‬1.doğan. 2.talih.
talîa (A.) [ ‫ ] ﻃﻠﻴﻌﻪ‬öncü.
tâlib (A.) [ ‫ ] ﻃﺎﻝﺐ‬istekli.
taltif (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻄﻴﻒ‬1.ödüllendirme. 2.gönlünü alma.
tama’ (A.) [ ‫ ] ﻃﻤﻊ‬tamah, açgözlülük.
tama’kâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﻤﻌﮑﺎر‬açgözlü.
tamâm (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺎم‬1.tam. 2.bitiş, sona erme. 3.bütün.
tamâmen (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺎﻡﺎ‬tümüyle.
tamâmıyla (A.-T.) tümüyle, tamamen.
ta'mîm (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﻤﻴﻢ‬1.genelleştirme, yayma. 2.genelleştirilme, yayılma.
tâmm (A.) [ ‫ ] ﺕﺎم‬tam, eksiksiz.
tâmme (A.) [ ‫ ] ﺕﺎﻡﻪ‬tam, eksiksiz.
tanbûr (A.) [ ‫ ] ﻃﻨﺒﻮر‬tambur.
tanbûrî (A.) [ ‫ ] ﻃﻨﺒﻮری‬tanbur virtüözü.
tanîn (A.) [ ‫ ] ﻃﻨﻴﻦ‬tınlama, tını.
tanînendâz (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﻨﻴﻦ اﻥﺪاز‬tınlayan, tını veren, çınlayan.
tannâz (A.) [ ‫ ] ﻃﻨﺎز‬alaya alan, eğlenen.
tantana (A.) [ ‫ ] ﻃﻨﻄﻨﻪ‬gürültü patırtı ile gösteriş yapma.
tanz (A.) [ ‫ ] ﻃﻨﺰ‬alaya alma, eğlenme.
tanzîf (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻈﻴﻒ‬temizleme.
tanzîfât (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻈﻴﻔﺎت‬temizlik işleri.

451

tanzîm (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻈﻴﻢ‬düzenleme, tertipleme.
tanzim edilmek düzenlenmek, tertip edilmek.
tanzim etmek düzenlemek, tertip etmek.
tanzîr (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻈﻴﺮ‬1.benzetme. 2.nazire yazma.
tanzîr edilmek 1.benzetilmek. 2.nazire yazılmak.
tanzîr etmek 1.benzetmek. 2.nazire yazmak.
târ (F.) [ ‫ ] ﺕﺎر‬1.tel. 2.saç teli. 3.enstrüman teli. 3.karanlık. 4.tepe. 5.karanlık.
târ olmak kararmak.
tarab (A.) [ ‫ ] ﻃﺮب‬şenlik, neşelenme.
tarabengîz (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﺮب اﻥﮕﻴﺰ‬neşe veren.
tarabgâh (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﺮﺑﮕﺎﻩ‬neşelenme yeri, eğlence yeri.
târâc (F.) [ ‫ ] ﺕﺎراج‬yağma.
taraf (A.) [ ‫ ] ﻃﺮف‬1.yön. 2.ülke. 3.muhatap iki kişiden her biri. 4.yer.
tarafdâr (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﺮﻓﺪار‬yandaş.
tarafdârân (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﺮﻓﺪاران‬yandaşlar, taraftarlar.
tarafdârî (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﺮﻓﺪاری‬yandaşlık.
tarafeyn (A.) [ ‫ ] ﻃﺮﻓﻴﻦ‬iki taraf.
tarafgîr (A.) [ ‫ ] ﻃﺮﻓﮕﻴﺮ‬yan tutan, yandaş.
tarafgîrlik etmek yan tutmak, taraf tutmak.
tarassud (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺹﺪ‬gözleme.
tarassud edilmek gözlenmek.
tarassud etmek gözlemek.
tarâvet (A.) [ ‫ ] ﻃﺮاوت‬tazelik.

452

tard (A.) [ ‫ ] ﻃﺮد‬1.kovma. 2.görevden uzaklaştırma.
tard etmek kovmak.
târem (F.) [ ‫ ] ﺕﺎرم‬kubbe.
tarf (A.) [ ‫ ] ﻃﺮف‬akış.
tarfe (A.) [ ‫ ] ﻃﺮﻓﻪ‬göz açıp kapayış.
tarfetülayn (A.) [ ‫ ] ﻃﺮﻓﺔ اﻝﻌﻴﻦ‬göz açıp kapayıncaya dek, bir anda.
tarh (A.) [ ‫ ] ﻃﺮح‬1.atma. 2.düzenleme. 3.desen. 4.plan.
târık (A.) [ ‫ ] ﻃﺎرق‬Çulpan, Zühre, Venüs.
târihnüvis (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺎریﺦ ﻥﻮیﺲ‬tarihçi, tarih yazarı.
târihşinâs (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺎریﺦ ﺵﻨﺎس‬tarihçi.
tarîk (A.) [ ‫ ] ﻃﺮیﻖ‬1.yol. 2.yöntem. 3.meslek. 4.tarikat.
târîk (F.) [ ‫ ] ﺕﺎریﮏ‬karanlık.
tarrâr (A.) [ ‫ ] ﻃﺮار‬yankesici.
târümâr (F.) [ ‫ ] ﺕﺎروﻡﺎر‬1.dağınık. 2.perişan.
târümâr etmek 1.dağıtmak, karıştırmak. 2.perişan etmek.
tarümâr olmak 1.dağılmak, karışmak. 2.perişan olmak.
târüpûd (F.) [ ‫ ] ﺕﺎر و ﭘﻮد‬1.kumaşın çözgü ve atkısı. 2.doku.
tarz (A.) [ ‫ ] ﻃﺮز‬1.şekil, biçim. 2.yöntem.
tâs (F.) [ ‫ ] ﺕﺎس‬tas.
tasaddî (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺪی‬girişme, başlama, el atma.
tasaddî etmek girişmek, başlamak, el atmak.
tasallut (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻠﻂ‬musallat olma.
tasannu (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﻨﻊ‬yapmacık.

453

tasarruf (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺮف‬1.tutum. 2.elinde bulundurma. 3.para arttırma.
tasâvîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺎویﺮ‬resimler.
tasavvufî (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﻮﻓﯽ‬tasavvuf ile ilgili.
tasavvur (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﻮر‬zihinde kurma.
tasavvurât (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﻮرات‬tasavvurlar.
tasdî’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺪیﻊ‬baş ağrıtma, rahatsız etme.
tasdî’ etmek baş ağrıtmak, rahatsız etmek.
tasdîk (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺪیﻖ‬onay, doğrulama.
tasdîk etmek onaylamak.
tâse (F.) [ ‫ ] ﺕﺎﺱﻪ‬tasa.
tasfiye (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﻔﻴﻪ‬1.arıtma. 2.temizleme.
tasfiye edilmek 1.arıtılmak. 2.temizlenmek.
tasfiye etmek 1.arıtmak. 2.temizlemek.
tasfiyehane (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺼﻔﻴﻪ ﺧﺎﻥﻪ‬rafineri.
tasgîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﻐﻴﺮ‬küçültme.
tashîf (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺤﻴﻒ‬kelimeyi yanlış yazma.
tashih (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺤﻴﺢ‬düzelti.
tashih edilmek düzeltilmek.
tashih etmek düzeltmek.
tâsi’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺎﺱﻊ‬dokuzuncu.
tâsi’an (A.) [ ‫ ] ﺕﺎﺱﻌﺎ‬dokuzuncusu.
tâsme (F.) [ ‫ ] ﺕﺎﺱﻤﻪ‬tasma.
tasmîm (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﻤﻴﻢ‬kesin karar.

454

tasmîm ittihaz etmek karar almak.
tasmîmât (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﻤﻴﻤﺎت‬kesin kararlar.
tasnî’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﻨﻴﻊ‬1.yapma. 2.uydurma.
tasnî’ olunmak yapılmak, oluşturulmak.
tasnîf (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﻨﻴﻒ‬sınıflandırma.
tasrîf (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺮیﻒ‬fiil çekimi.
tasrîf etmek fiil çekmek.
tasrîh (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺮیﺢ‬açıkça belirtme.
tasrîh etmek açıkça belirtmek.
tasrîhen (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺮیﺤﺎ‬açıkça bildirerek.
tasvib (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﻮیﺐ‬uygun görme.
tasvîb edilmek uygun görülmek.
tasvîb etmek uygun görmek.
tasvîb olunmak uygun görülmek.
tasvîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﻮیﺮ‬1.resmetme. 2.resim. 3.niteleme.
tasvirkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺼﻮیﺮﮐﺎر‬tasvir edici, tasvir eden.
taşt (F.) [ ‫ ] ﻃﺸﺖ‬leğen.
tatbîk (A.) [ ‫ ] ﺕﻄﺒﻴﻖ‬uygulama.
tatbîkan (A.) [ ‫ ] ﺕﻄﺒﻴﻘﺎ‬uygulayarak.
tatbîkat (A.) [ ‫ ] ﺕﻄﺒﻴﻘﺎت‬1.uygulamalar. 2.tatbikat.
tatbîkat yapmak uygulama yapmak.
tatbîkî (A.) [ ‫ ] ﺕﻄﺒﻴﻘﯽ‬uygulamalı.
tathîr (A.) [ ‫ ] ﺕﻄﻬﻴﺮ‬temizleme.

455

tathîrat (A.) [ ‫ ] ﺕﻄﻬﻴﺮات‬temizlik.
tatlîk (A.) [ ‫ ] ﺕﻄﻠﻴﻖ‬boşama.
tatmin (A.) [ ‫ ] ﺕﻄﻤﻴﻦ‬1.doyurma. 2.doyma.
tatvîl (A.) [ ‫ ] ﺕﻄﻮیﻞ‬uzatma.
tâûn (A.) [ ‫ ] ﻃﺎﻋﻮن‬veba.
tav’ (A.) [ ‫ ] ﻃﻮع‬boyun eğme, itaat.
tav’an (A.) [ ‫ ] ﻃﻮﻋﺎ‬isteyerek.
tav’î (A.) [ ‫ ] ﻃﻮﻋﯽ‬kendiliğinden.
tavâf (A.) [ ‫ ] ﻃﻮاف‬etrafında dönme.
tavâf etmek etrafında dönmek.
tavâif (A.) [ ‫ ] ﻃﻮاﺋﻒ‬1.zümreler. 2.tayfalar. 3.kavimler.
tavassut (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺱﻂ‬aracılık.
tavassut etmek aracılık etmek, aracı olmak.
tavattun (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﻃﻦ‬yerleşme, yurt tutma.
tavattun etmek yerleşmek, yurt tutmak.
tavîl (A.) [ ‫ ] ﻃﻮیﻞ‬1.uzun. 2.uzun süreli.
tavk (A.) [ ‫ ] ﻃﻮق‬1.kolye, gerdanlık. 2.tasma.
tavr (A.) [ ‫ ] ﻃﻮر‬tavır.
tavsîf (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺹﻴﻒ‬vasıflandırma, niteleme.
tavsîf edilmek vasıflandırılmak, nitelenmek.
tavsîf etmek vasıflandırmak, nitelemek.
tavsiye (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺹﻴﻪ‬1.vasiyet etme. 2.ısmarlama. 3.öğüt verme.
tâvus (A.) [ ‫ ] ﻃﺎوس‬tavus kuşu.

456

tavzîf (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﻇﻴﻒ‬görevlendirme.
tavzîh (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺽﻴﺢ‬açıklama.
tavzîh etmek açıklamak, açıklığa kavuşturmak.
tavzîhat (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺽﻴﺤﺎت‬açıklamalar.
tây (F.) [ ‫ ] ﺕﺎی‬denk, eşit.
taylasan (A.) [ ‫ ] ﻃﻴﻠﺴﺎن‬sarığın sarkan ucu.
tayr (A.) [ ‫ ] ﻃﻴﺮ‬kuş.
tayy (A.) [ ‫ ] ﻃﯽ‬1.geçip gitme. 2.katlama, dürme. 3.silme. 4.yok etme.
tayyâr (A.) [ ‫ ] ﻃﻴﺎر‬uçucu.
tayyâre (A.) [ ‫ ] ﻃﻴﺎرﻩ‬uçak.
tayyib (A.) [ ‫ ] ﻃﻴﺐ‬güzel, hoş.
tayyibe (A.) [ ‫ ] ﻃﻴﺒﻪ‬iyi davranış.
tâz (F.) [ ‫ ] ﺕﺎز‬koşma, koşuşturma.
taz’îf (A.) [ ‫ ] ﺕﻀﻌﻴﻒ‬1.zayıf düşürme. 2.iki kat yapma.
tazallüm (A.) [ ‫ ] ﺕﻈﻠﻢ‬sızlanma, yakınma.
tazallüm etmek sızlanmak, yakınmak.
tazammun (A.) [ ‫ ] ﺕﻀﻤﻦ‬1.içinde bulundurma. 2.kefil olma.
tazammun etmek 1.içinde bulundurmak. 2.kefil olmak.
tazarru’ (A.) [ ‫ ] ﺕﻀﺮع‬yalvarıp yakarma.
tazarru’ât (A.) [ ‫ ] ﺕﻀﺮﻋﺎت‬yalvarıp yakarmalar.
tazarrur (A.) [ ‫ ] ﺕﻀﺮر‬zarar görme, zarar etme.
tâze (F.) [ ‫ ] ﺕﺎزﻩ‬1.körpe, taze. 2.genç. 3.yeni.
tâzegî (F.) [ ‫ ] ﺕﺎزﮔﯽ‬1.körpelik, tazelik. 2.gençlik. 3.yenilik.

457

tâzî (F.) [ ‫ ] ﺕﺎزی‬1.Arapça. 2.tazı.
tâziyân (F.) [ ‫ ] ﺕﺎزیﺎن‬araplar.
tâziyâne (F.) [ ‫ ] ﺕﺎزیﺎﻥﻪ‬1.kırbaç. 2.tezene.
tazmîn (A.) [ ‫ ] ﺕﻀﻤﻴﻦ‬1.zarar ödeme, tazminat verme, zarar karşılama. 2.bir
başka şaire ait beyti sahibinin adını da bildirerek kendi şiirinde kullanma.
tazmîn edilmek tazminat verilmek, zarar karşılanmak.
tazmîn etmek 1.tazminat vermek, zararı karşılamak. 2.içinde bulundurmak,
içermek.
tazmînât (A.) [ ‫ ] ﺕﻀﻤﻴﻨﺎت‬zarar ödemeleri, tazminat.
tazmînat vermek zarar ödemesinde bulunmak.
tazyîk (A.) [ ‫ ] ﺕﻀﻴﻴﻖ‬1.sıkıştırma, daraltma. 2.basınç yapma, bastırma. 3.basınç.
tehâsum (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﺎﺹﻢ‬birbirine düşmanlık gütme.
te’hîrli (A.-T.) gecikmeli.
te’cîl (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﺝﻴﻞ‬geciktirme, erteleme.
te’cîl edilmek geciktirilmek, ertelenmek.
te’cîl etmek geciktirmek, ertelemek.
te’dîb (A.) [ ‫ ] ﺕﺄدیﺐ‬1.eğitme, terbiye etme. 2.cezalandırma.
te’dîb etmek 1.eğitmek, terbiye etmek. 2.cezalandırmak.
te’dîb olunmak 1.eğitilmek, terbiye edilmek. 2.cezalandırılmak.
te’diyât (A.) [ ‫ ] ﺕﺄدیﺎت‬ödemeler.
te’diye (A.) [ ‫ ] ﺕﺄدیﻪ‬ödeme.
te’diye edilmek ödenmek.
te’diye etmek ödemek.
te’hîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﺧﻴﺮ‬1.geciktirme. 2.gecikme.
458

te’hîr edilmek geciktirilmek.
te’hîr etmek geciktirmek.
te’kîd (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﮐﻴﺪ‬pekiştirme, sağlamlaştırma.
te’kîd etmek 1.pekiştirmek, sağlamlaştırmak. 2.önceki yazıyı tekrarlamak.
te’lîf (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﻝﻴﻒ‬1.yanyana getirme, alıştırma. 2.kaleme alma, yazma.
te’lîf edilmek 1.bir araya getirilmek, birleştirilmek. 2.kaleme alınmak, yazılmak.
te’lîf etmek 1.bir araya getirmek. 2.kaleme almak, yazmak.
te’lîf olunmak 1.bir araya getirilmek, birleştirilmek. 2.kaleme alınmak.
te’lîfât (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﻝﻴﻔﺎت‬kaleme alınmış eserler.
te’lifbîn (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺄﻝﻴﻒ ﺑﻴﻦ‬uzlaştırıcı, birleşirici.
te’lîfkerde (F.) [ ‫ ] ﺕﺄﻝﻴﻒ ﮐﺮدﻩ‬biri tarafından kaleme alınmış.
te’nîs (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﻥﻴﺲ‬alıştırma.
te’sîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﺛﻴﺮ‬1.iz bırakma. 2.etkileme. 3.etki.
te’sîrât (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﺛﻴﺮات‬etkiler.
te’sîs (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﺱﻴﺲ‬1.kurma. 2.temel atma. 3.kuruluş.
te’sîs edilmek kurulmak.
te’sîs etmek kurmak.
te’sîsât (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﺱﻴﺴﺎت‬1.kuruluşlar. 2.düzenek.
te’vîl (A.) [ ‫ ] ﺕﺄویﻞ‬başka bir yorum getirme.
te’vîl etmek başka bir yorum getirmek.
te’yîd (A.) [ ‫ ] ﺕﺄیﻴﺪ‬pekiştirme.
te’yîd edilmek pekiştirilmek.
te’yîd etmek pekiştirmek.

459

teâdül (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺎدل‬denklik.
teâkub (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺎﻗﺐ‬birbirini izleme.
teâkub etmek birbirini izlemek.
teâkud etmek karşılıklı akitleşmek.
teâlî (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺎﻝﯽ‬yükselme.
teâmül (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺎﻡﻞ‬1.alışılagelmiş uygulama. 2.iş. 3.tepkime.
teâmülât (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺎﻡﻼت‬alışılagelmiş uygulamalar.
tearrî (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺮی‬1.arınma. 2.çıplaklaşma.
teâruz (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺎرض‬karşılıklı zıtlık, çelişme.
teâruz etmek çelişmek.
teârüf (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺎرف‬1.birbirini bilme. 2.herkesçe bilinme.
teâtî (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺎﻃﯽ‬birbirine verme.
teâtî edilmek birbirine verilmek.
teâvün (A.) [ ‫ ] ﺕﻌﺎون‬yardımlaşma.
teb (F.) [ ‫ ] ﺕﺐ‬1.ateş, hastalık harareti. 2.sıtma.
teb’îd (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﻌﻴﺪ‬1.uzaklaştırma. 2.sürgün etme.
teb’îd edilmek 1.uzaklaştırılmak. 2.sürgün edilmek.
teb’îd etmek 1.uzaklaştırmak. 2.sürgün etmek.
tebaa (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﻌﻪ‬uyruk, teba.
tebâh (F.) [ ‫ ] ﺕﺒﺎﻩ‬1.yok olmuş. 2.yıkılmış. 3.bozulmuş, çürümüş.
tebâh etmek 1.yok etmek. 2.yıkmak. 3.bozmak, çürütmek.
tebâh olmak 1.yok olmak. 2.yıkılmak. 3.bozulmak, çürümek.
tebahhur (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺨﺮ‬buharlanma.

460

tebahhur (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺤﺮ‬1.göllenme. 2.derin bilgi sahibi olma, uzmanlaşma.
tebahhur etmek buharlanmak.
tebâhkâr (F.) [ ‫ ] ﺕﺒﺎهﮑﺎر‬yok eden, mahveden, yıkan.
tebahtur (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺨﺘﺮ‬kibirlenerek yürüme.
tebaiyyet (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﻌﻴﺖ‬uyrukluk.
tebaiyyeten (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﻌﻴﺔ‬uyarak.
tebâr (F.) [ ‫ ] ﺕﺒﺎر‬soy.
tebâşîr (F.) [ ‫ ] ﺕﺒﺎﺵﻴﺮ‬tebeşir.
tebâüd (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺎﻋﺪ‬uzaklaşma.
tebâüd etmek uzaklaşmak.
tebâyün (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺎیﻦ‬zıtlık, aykırılık.
tebcîl (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺠﻴﻞ‬ululama.
tebcîl edilmek ululanmak.
tebcîl etmek ululamak.
tebcilkârlık (A.-F.-T.) yüceltme, ululama.
tebdîl (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺪیﻞ‬değiştirme, dönüştürme, değişiklik.
tebdîl edilmek değiştirilmek, dönüştürülmek.
tebdîl etmek değiştirmek, dönüştürmek.
tebdîl olmak dönüşmek.
tebdîlen (A.) [ ‫] ﺕﺒﺪیﻼ‬

1.değiştirerek, dönüştürerek. 2.değiştirilerek,

dönüştürülerek.
tebe’a (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﻌﻪ‬tebalar, uyruklar.
tebe’an (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﻌﺎ‬uyarak.

461

tebeddül (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺪل‬değişim.
tebeddül etmek değişmek.
tebeddülât (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺪﻻت‬değişimler, değişiklikler.
tebellüğ (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﻠﻎ‬alma.
tebellüğ etmek bizzat almak.
teber (F.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮ‬balta.
teberdâr (F.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮدار‬baltacı.
teberrâ (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮا‬uzak durma.
teberru (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮع‬bağış.
teberruan (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮﻋﺎ‬bağışlayarak.
teberruât (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮﻋﺎت‬bağışlar.
teberrüd (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮد‬soğuma.
teberrüd etmek soğumak.
teberrük (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮک‬mübarek görme, kutlu sayma.
teberrüken (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮﮐﺎ‬mübarek görerek,uğur sayarak.
teberzin (F.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮزیﻦ‬savaş baltası.
tebessüm (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺴﻢ‬gülümseme.
tebessüm etmek gülümsemek.
tebettül (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺘﻞ‬köşesine çekilme.
tebettül etmek köşesine çekilmek.
tebevvül (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﻮل‬idrar yapma, işeme.
tebeyyün (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﻴﻦ‬ortaya çıkma, anlaşılma.
tebeyyün etmek ortaya çıkmak, anlaşılmak.

462

tebhâl (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺨﺎل‬uçuk.
tebhîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺨﻴﺮ‬buharlaştırma.
teblerze (F.) [ ‫ ] ﺕﺐ ﻝﺮزﻩ‬sıtma nöbeti.
teblîğ (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﻠﻴﻎ‬1.bildiri. 2.yetiştirme.
teblîğât (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﻠﻴﻐﺎت‬bildiriler.
tebrîd (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮیﺪ‬soğutma.
tebrie (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮﺋﻪ‬arındırma, temize çıkarma.
tebrie etmek temize çıkarmak.
tebrîk (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮیﮏ‬kutlama.
tebrîk edilmek kutlanmak.
tebrîk etmek kutlamak.
tebrîkât (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮیﮑﺎت‬kutlamalar.
tebrîkname (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺒﺮیﮏ ﻥﺎﻡﻪ‬kutlama yazısı.
tebşîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺒﺸﻴﺮ‬müjdeleme.
tebşîr etmek müjdelemek.
tebyîn etmek açıklığa kavuşturmak.
tebyîz etmek temize çekmek.
tebzîr etmek savurganlık etmek, israf etmek.
tecâhül (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺎهﻞ‬bilmezlikten gelme.
tecârib (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺎرب‬tecrübeler, denemeler.
tecâsür (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺎﺱﺮ‬yüreklenme.
tecâvüz (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺎوز‬1.haddini aşma, sınırı geçme. 2.sarkıntılık etme.
tecâvüz etmek 1.sınırı geçmek, başkasının haklarını hiçe saymak. 2.ırza geçmek.

463

tecavüzkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺠﺎوزﮐﺎر‬1.sınırı geçen, saldırgan. 2.sarkıntılık eden.
tecdîd (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺪیﺪ‬1.yenileme. 2.yenilenme.
tecdîd edilmek yenilenmek.
tecdîd etmek yenilemek.
tecdîd olunmak yinelenmek.
teceddüd (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺪد‬yenilenme, yenilik.
teceddüdât (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺪدات‬yenilenmeler, yenilikler.
tecellî (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﻠﯽ‬1.görünme, ortaya çıkma. 2.kader.
tecellî etmek görünmek.
tecellîgâh (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺠﻠﻴﮕﺎﻩ‬görünme yeri, zuhur yeri, ortaya çıkış yeri.
tecemmu (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﻤﻊ‬toplanma, bir araya gelme.
tecemmu etmek toplanmak, bir araya gelmek.
tecemmül (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﻤﻞ‬süslenme.
tecennün (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﻨﻦ‬cinnet geçirme.
tecerru’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺮع‬yudumlama.
tecerru’ etmek yudumlamak.
tecerrüd (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺮد‬1.bekarlık. 2.çıplaklık. 3.soyutlanma.
tecerrüd etmek 1.çıplak kalmak. 2.soyutlanmak.
tecessüm (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺴﻢ‬cisimleşme, şekillenme.
tecessüm etmek cisim halinde ortaya çıkmak.
tecessüs (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺴﺲ‬1.araştırma. 2.merak.
tecessüs etmek araştırmak.
tecessüskâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺠﺴﺴﮑﺎر‬meraklı, mütecessis.

464

tecevvüf (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﻮف‬kofluk.
tecezzî (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺰی‬bölünme, parçalanma, ayrışma.
techîl (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﻬﻴﻞ‬bilgisizliğini çıkarma.
techîz (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﻬﻴﺰ‬donatım.
techîz edilmek donatılmak.
techîz etmek donatmak.
techîzât (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﻬﻴﺰات‬donatım.
tecnîs (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﻨﻴﺲ‬cinas yapma, iki anlamlı söz kullanma.
tecribe (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺮﺑﻪ‬1.deneme, sınama. 2.deneyim.
tecribî (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺮﺑﯽ‬deneysel, tecrübî.
tecrîd (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺮیﺪ‬soyutlama.
tecrîd edilmek soyutlanmak.
tecrîd etmek soyutlamak.
tecrîden (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺮیﺪا‬soyutlayarak.
tecrübe (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺮﺑﻪ‬1.deneme, sınama. 2.deneyim.
tecrübe edilmek denenmek, sınanmak.
tecrübe etmek denemek, sınamak.
tecvîd (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﻮیﺪ‬Kur’ân’ı usûlüne göre okuma.
tecvîz (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﻮیﺰ‬1.uygun görme. 2.izin verme.
teczie (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺰﺋﻪ‬parçalara ayırma, bölme.
teczîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺬیﺮ‬karekök alma.
tecziye (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺰیﻪ‬cezalandırma.
tecziye edilmek cezalandırılmak.

465

tecziye etmek cezalandırmak.
tecziye olunmak cezalandırılmak.
tedâbir (A.) [ ‫ ] ﺕﺪاﺑﻴﺮ‬çareler, tedbirler.
tedâfü (A.) [ ‫ ] ﺕﺪاﻓﻊ‬savunma.
tedâfüî (A.) [ ‫ ] ﺕﺪاﻓﻌﯽ‬savunma ile ilgili.
tedâhül (A.) [ ‫ ] ﺕﺪاﺧﻞ‬1.karışma. 2.yığılışma.
tedâî (A.) [ ‫ ] ﺕﺪاﻋﯽ‬çağrışım.
tedarikât (A.) [ ‫ ] ﺕﺪارﮐﺎت‬hazırlıklar.
tedârukât (A.) [ ‫ ] ﺕﺪارﮐﺎت‬hazırlıklar.
tedârük (A.) [ ‫ ] ﺕﺪارک‬hazırlama, temin etme.
tedâvül (A.) [ ‫ ] ﺕﺪاول‬dolaşım.
tedbîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺪﺑﻴﺮ‬çare, önlem.
tedbîrülmenzil (A.) [ ‫ ] ﺕﺪﺑﻴﺮاﻝﻤﻨﺰل‬ekonomi.
tedennî (A.) [ ‫ ] ﺕﺪﻥﯽ‬gerileme, alçalma, düşüş.
tedennî etmek gerilemek, alçalmak.
tederrüs (A.) [ ‫ ] ﺕﺪرس‬ders alma.
tedfîn (A.) [ ‫ ] ﺕﺪﻓﻴﻦ‬gömme.
tedfîn edilmek gömülmek.
tedfîn etmek gömmek.
tedhîn (A.) [ ‫ ] ﺕﺪﺧﻴﻦ‬1.dumanlama. 2.tütsüleme.
tedhîn (A.) [ ‫ ] ﺕﺪهﻴﻦ‬yağ sürme.
tedhîş (A.) [ ‫ ] ﺕﺪهﻴﺶ‬dehşet salma, dehşete düşürme.
tedkîk (A.) [ ‫ ] ﺕﺪﻗﻴﻖ‬inceleme, tetkik.

466

tedkîk edilmek incelenmek.
tedkîk etmek incelemek.
tedkîk olunmak incelenmek.
tedkîkât (A.) [ ‫ ] ﺕﺪﻗﻴﻘﺎت‬incelemeler, tetkikler.
tedrîcen (A.) [ ‫ ] ﺕﺪریﺠﺎ‬gitgide, adım adım, yavaş yavaş.
tedrîcî (A.) [ ‫ ] ﺕﺪریﺠﯽ‬yavaş yavaş, azar azar, gittikçe.
tedrîs (A.) [ ‫ ] ﺕﺪریﺲ‬ders verme.
tedrîs etmek ders vermek.
tedrîsât (A.) [ ‫ ] ﺕﺪریﺴﺎت‬öğretim.
tedvîn edilmek kitap haline getirilmek.
tedvîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺪویﺮ‬1.döndürme. 2.idare etme.
tedviye etmek ilaç vermek.
teeddüb (A.) [ ‫ ] ﺕﺄدب‬utanma, terbiye ile çekinme.
teeddüb etmek utanmak.
teeddüben (A.) [ ‫ ] ﺕﺄدﺑﺎ‬terbiye ile çekinerek, utanarak.
teehhül (A.) [ ‫ ] ﺕﺄهﻞ‬1.evlenme. 2.evcilleşme.
teehhül etmek evlenmek.
teehhür (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﺧﺮ‬gecikme.
teehhür etmek gecikmek.
teekküd etmek (A.-T.) pekişmek, tekid edilmek.
teemmül (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﻡﻞ‬enikonu düşünme.
teemmül etmek enikonu düşünmek.
teennî (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﻥﯽ‬1.yavaşlama, duraksama. 2.dikkat gösterme.

467

teessüf (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﺱﻒ‬üzülme, hayıflanma.
teessüf etmek üzülmek, hayıflanmak.
teessür (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﺛﺮ‬1.üzülme, üzüntü. 2.etkilenme.
teessüs (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﺱﺲ‬kurulma.
teessüs etmek kurulmak.
teeyyüd etmek pekişmek.
tefahhur (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺨﺮ‬şişinme, övünme.
tefahhus (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺤﺺ‬derinlemesine araştırma.
tefâhür (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺎﺧﺮ‬övünme.
tefakkud (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﻘﺪ‬arkasını arayıp sorma.
tefâsîl (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺎﺹﻴﻞ‬ayrıntılar.
tefâsîr (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺎﺱﻴﺮ‬tefsirler, yorumlar.
tefâvüt (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺎوت‬farklılık.
tefavvuk (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﻮق‬üstünlük.
tefazzul (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﻀﻞ‬üstünlük taslama.
tefe’ül (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺄل‬1.fal açma. 2.hayra yorma, uğur sayma.
tefe’ül etmek 1.fal açmak. 2.hayra yormak, uğur saymak.
tefehhüm (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﻬﻢ‬anlama.
tefehhüm etmek anlamak, farkına varmak.
tefekkür (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﮑﺮ‬düşünme, kafa yorma.
tefekkür etmek düşünmek, kafa yormak.
tefekkürât (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﮑﺮات‬düşünmeler, düşünceler.
tefelsüf (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﻠﺴﻒ‬felsefe yapma.

468

teferru’ât (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺮﻋﺎت‬ayrıntılar.
teferrüc (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺮج‬gezinti.
teferrücgâh (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﻔﺮﺝﮕﺎﻩ‬gezinti yeri.
teferrüd (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺮد‬1.yalnızlık. 2.benzersizlik.
tefessüh (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺴﺦ‬çürüme, çürüyerek dağılma.
tefessüh etmek çürümek, çürüyerek dağılmak.
tefevvuh (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﻮﻩ‬dile getirme.
tefevvuk (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﻮق‬üstünlük.
tefhîm (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺨﻴﻢ‬yüceltme, ululama.
tefhîm (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﻬﻴﻢ‬anlatma.
tefhîm etmek anlatmak.
tefrîh (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺮیﺢ‬ferahlık verme.
tefrîk (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺮیﻖ‬ayırma, ayırdetme.
tefrîk edilmek ayırılmak, ayırt edilmek.
tefrîk etmek ayırmak, ayırt etmek.
tefrîk olunmak ayrılmak.
tefrika (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺮﻗﻪ‬1.bölücülük. 2.ayrılma. 3.bölüm bölüm yayınlama.
tefriş (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺮیﺶ‬döşeme.
tefriş edilmek döşenmek.
tefriş etmek döşemek.
tefrişat (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺮیﺸﺎت‬döşemeler.
tefrît (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺮیﻂ‬aşırılık.
tefsir (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺴﻴﺮ‬yorum.

469

tefsir edilmek yorumlanmak.
tefsir etmek yorumlamak.
tefsirât (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺴﻴﺮات‬yorumlar.
tefte (F.) [ ‫ ] ﺕﻔﺘﻪ‬kızgın.
teftîn (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺘﻴﻦ‬1.fitne sokma. 2.meftun etme.
teftiş (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺘﻴﺶ‬denetleme.
teftiş edilmek denetlenmek.
teftiş etmek denetlemek.
tefviz (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﻮیﺾ‬1.birine bırakma. 2.ihale etme.
tefviz edilmek 1.birine bırakılmak. 2.ihale edilmek.
tegaddî etmek beslenmek.
tegafül (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﺎﻓﻞ‬bilmezlikten gelme, anlamazlıktan gelme.
tegafül etmek anlamazlıktan gelmek.
tegayür (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﺎیﺮ‬zıtlık.
tegayyür (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﻴﺮ‬değişme, başkalaşma.
tegayyür etmek değişmek, başkalaşmak.
tegazzî etmek beslenmek.
tegazzül (A.) [ ‫ ] ﺕﻐﺰل‬gazel söyleme.
teh (F.) [ ‫ ] ﺕﻪ‬dip.
tehâcî (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﺎﺝﯽ‬hicivleşme.
tehâcüm (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﺎﺝﻢ‬1.saldırı. 2.üşüşme.
tehâcüm etmek üşüşmek.
tehallüf (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻠﻒ‬uygunsuzluk, uymama.

470

tehallüs (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﻠﺺ‬mahlas kullanma.
tehâlüf (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﺎﻝﻒ‬1.uygunsuzluk, uymama. 2.farklılık.
tehâlük (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﺎﻝﮏ‬can atış, can atma, atılma, çok arzu etme.
tehâsum (A.) [ ‫ ] ﺕﺨﺎﺹﻢ‬birbirine düşmanlık gütme.
tehâşî (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﺎﺵﯽ‬çekinme.
tehâvün (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﺎون‬hafife alma.
tehcîr (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﺠﻴﺮ‬göçe zorlama, göç ettirme.
tehcîr etmek göç ettirmek.
tehdîd (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﺪیﺪ‬gözdağı.
tehdîd edilmek gözdağı verilmek.
tehdîd etmek gözdağı vermek.
tehdîdâmîz (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﻬﺪیﺪ ﺁﻡﻴﺰ‬gözdağı vererek, tehdit edici.
tehdîden (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﺪیﺪا‬gözdağı vererek tehdit ederek.
tehdîdkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﻬﺪیﺪﮐﺎر‬gözdağı verici, tehdit edici.
tehdîdkârâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﻬﺪیﺪﮐﺎراﻥﻪ‬tehdit ederek.
teheccî (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﺠﯽ‬heceleme.
teheccî etmek hecelemek.
tehevvu (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﻮع‬kusma.
tehevvu etmek kusmak.
tehevvür (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﻮر‬küplere binme, köpürme.
tehevvür etmek küplere binmek, köpürmek.
teheyyüc (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﻴﺞ‬heyecanlanma.
tehî (F.) [ ‫ ] ﺕﻬﯽ‬1.boş. 2.anlamsız, yararsız.

471

tehîdest (F.) [ ‫ ] ﺕﻬﯽ دﺱﺖ‬1.yoksul. 2.eli boş.
tehîdestî (F.) [ ‫ ] ﺕﻬﻴﺪﺱﺘﯽ‬1.yoksulluk. 2.eli boşluk.
tehîmağz (F.) [ ‫ ] ﺕﻬﯽ ﻡﻐﺰ‬samankafalı, boşkafalı.
tehîmiyân (F.) [ ‫ ] ﺕﻬﯽ ﻡﻴﺎن‬1.içi boş. 2.kof.
tehiyye (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﻴﻪ‬hazırlama.
tehiyye edilmek hazırlanmak.
tehiyye etmek hazırlamak.
tehniyet (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﻨﻴﺖ‬kutlama.
tehyie (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﻴﺌﻪ‬hazırlama.
tehzîb (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﺬیﺐ‬süsleme.
tehzîl (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﺰیﻞ‬alaya alış.
tehzîz (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﺰیﺰ‬titretme.
tekabül (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺎﺑﻞ‬karşılama.
tekabül etmek karşılamak.
tekâlîf (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺎﻝﻴﻒ‬1.öneriler, teklifler. 2.vergiler. 3.ibadetler.
tekâmül (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺎﻡﻞ‬1.olgunlaşma. 2.evrim.
tekâmül etmek olgunlaşmak, gelişmek.
tekâpu (F.) [ ‫ ] ﺕﮑﺎﭘﻮ‬1.telaş, koşuşturma. 2.dalkavukluk.
tekârîr (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺎریﺮ‬önergeler.
tekârub (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺎرب‬yakınlaşma.
tekâsüf (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺎﺛﻒ‬1.yoğunlaşma. 2.koyulaşma.
tekâsüf etmek yoğunlaşmak.
tekâsül (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺎﺱﻞ‬üşengeçlik, tembellik.

472

tekâsür (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺎﺛﺮ‬çoğalma.
tekâtu’ (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺎﻃﻊ‬kesişme.
tekâüd (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺎﻋﺪ‬emeklilik.
tekâüd olmak emekliye ayrılmak, emekli olmak.
tekâüdiye (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺎﻋﺪیﻪ‬emekli aylığı.
tekâvîm (A.) [ ‫ ] ﺕﻘﺎویﻢ‬takvimler.
tekâyâ (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺎیﺎ‬tekkeler.
tekbîr (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺒﻴﺮ‬Allahuekber deme.
tekbîr getirmek Allahuekber demek.
tekdîr (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺪیﺮ‬1.azarlama. 2.bulandırma.
tekebbür (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺒﺮ‬büyüklük taslama.
tekeffül (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻔﻞ‬kefil olma.
tekeffül etmek kefil olmak.
tekellüm (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻠﻢ‬konuşma.
tekemmül (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻤﻞ‬1.tamamlanma. 2.olgunlaşma.
tekemmül etmek 1.tamamlanmak. 2.olgunlaşmak.
tekerrür (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺮر‬tekrarlanma.
tekerrür etmek tekrarlanmak.
tekessur (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺴﺮ‬kırılma.
tekessür (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺜﺮ‬çoğalma.
tekevvün (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻮن‬oluşum, oluşma.
tekevvün etmek 1.oluşmak. 2.meydana gelmek, olmak.
tekevvünât (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻮﻥﺎت‬oluşumlar, oluşmalar.

473

tekeyyüf (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻴﻒ‬keyiflenme.
tekfîl (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻔﻴﻞ‬kefil etme, kefil gösterme.
tekfîn (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻔﻴﻦ‬kefenleme.
tekfîr (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻔﻴﺮ‬kafirlikle suçlama.
teklîf (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻠﻴﻒ‬1.öneri. 2.vergi.
teklîfât (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻠﻴﻔﺎت‬öneriler.
tekmîl (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻤﻴﻞ‬1.tamamlama. 2.bütün, tüm.
tekmile (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻤﻠﻪ‬ek.
tekrâr (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺮار‬yine.
tekrâren (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺮارا‬tekrar tekrar.
tekrîm (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺮیﻢ‬saygı gösterme.
tekrîr (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺮیﺮ‬tekrarlama.
teksîf (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺜﻴﻒ‬1.yoğunlaştırma. 2.toplama.
teksîf etmek yoğunlaştırmak.
teksîr (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺜﻴﺮ‬çoğaltma.
teksîr edilmek çoğaltılmak.
teksîr etmek çoğaltmak.
tekvîn (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻮیﻦ‬yaratma, var etme.
tekye (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﻴﻪ‬tekke.
tekzîb (A.) [ ‫ ] ﺕﮑﺬیﺐ‬yalanlama.
tekzîb edilmek yalanlanmak.
tekzîb etmek yalanlamak.
tel’în (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻌﻴﻦ‬lanetleme.

474

tel’în edilmek lanetlenmek.
tel’în etmek lanetlemek.
telâfî (A.) [ ‫ ] ﺕﻼﻓﯽ‬zarar karşılama.
telâkî (A.) [ ‫ ] ﺕﻼﻗﯽ‬buluşma, görüşme.
telakkî (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻘﯽ‬anlayış, görüş, değerlendirme.
telakkî etmek anlamak, değerlendirmek.
telakkiyât (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻘﻴﺎت‬görüşler, anlayışlar, değerlendirmeler.
telâmîz (A.) [ ‫ ] ﺕﻼﻡﻴﺬ‬öğrenciler.
telâsuk (A.) [ ‫ ] ﺕﻼﺹﻖ‬bitişme, yapışma.
telâşî (A.) [ ‫ ] ﺕﻼﺵﯽ‬dağılma.
telattuf (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻄﻒ‬yumuşak davranma.
telâtum (A.) [ ‫ ] ﺕﻼﻃﻢ‬çalkantı.
telbîs (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﺒﻴﺲ‬hile yaparak aldatma.
tele (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻪ‬kapan, tuzak.
tele’lu (A.) [ ‫ ] ﺕﻸﻝﺆ‬ışıldama.
telebbüs (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﺒﺲ‬giyinme.
telef (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻒ‬1.ölme. 2.boşa gitme.
telef etmek harcamak, tüketmek, yok etmek.
telef olmak 1.ölmek. 2.boşa gitmek.
telefât (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻔﺎت‬can kaybı, ölümler.
telehhüf (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻬﻒ‬yanıp yakılma.
telemmüz (A.) [‫ ]ﺕﻠﻤﺬ‬öğrencilik.
telemmüz etmek öğrenci olmak, öğrencilik etmek.

475

televvün (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻮن‬yanardönerlik.
telh (F.) [ ‫ ] ﺕﻠﺦ‬acı.
telhîs (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﺨﻴﺺ‬1.kısaltma. 2.özetleme.
telhîs etmek özetlemek.
telhîsen (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﺨﻴﺼﺎ‬özetle.
telhkâm (F.) [ ‫ ] ﺕﻠﺨﮑﺎم‬üzgün, acılı.
telkârî (T.-F.) [ ‫ ] ﺕﻞ ﮐﺎری‬gümüş işleme.
telkîh (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻘﻴﺢ‬aşılama.
telkîn (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻘﻴﻦ‬öğretme, kulağına anlatma.
telkînî (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻘﻴﻨﯽ‬telkine dayalı.
tell (A.) [ ‫ ] ﺕﻞ‬tepe, sırt.
telmîh (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻤﻴﺢ‬gönderme, îmâlı anlatma.
telmîhât (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻤﻴﺤﺎت‬göndermeler, îmâlı anlatmalar..
telmîhen (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻤﻴﺤﺎ‬göndermede bulunarak.
telvîn (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻮیﻦ‬boyama.
telvîs etmek kirletmek. Beni de telvis ettiniz.
temâdî (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺎدی‬uzama, sürme.
temâdî etmek uzamak, sürmek, devam etmek.
temâs (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺎس‬dokunma.
temâs etmek dokunmak.
temâsîl (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺎﺛﻴﻞ‬1.resimler. 2.semboller.
temâsül (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺎﺛﻞ‬benzeşme.
temâşâ (F.) [ ‫ ] ﺕﻤﺎﺵﺎ‬seyretme.

476

temâşâ etmek seyretmek.
temaşagâh (F.) [ ‫ ] ﺕﻤﺎﺵﺎﮔﺎﻩ‬seyir yeri.
temâyül (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺎیﻞ‬eğilim.
temâyülât (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺎیﻼت‬eğilimler.
temâyüz (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺎیﺰ‬seçkinlik, üstünlük, ayrıcalık.
temayüz etmek seçkinlik kazanmak, ayrıcalık kazanmak, dikkat çekmek.
temcîd (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺠﻴﺪ‬ululama.
temdîd (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺪیﺪ‬1.uzatma. 2.süre uzatma.
temdîd edilmek uzatılmak.
temdîd etmek uzatmak.
temeddün (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺪن‬uygarlık.
temeddün eylemek uygarlaşmak.
temekkün (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﮑﻦ‬yerleşme.
temelluk (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﻠﻖ‬yaltaklanma.
temellük (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﻠﮏ‬mülk edinme.
temellük etmek mülk edinmek.
temennî (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﻨﯽ‬istek, arzu.
temennî edilmek arzu edilmek.
temennî etmek arzu etmek.
temerküz (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺮﮐﺰ‬toplanma, yığılışma.
temerküz etmek toplanmak, yığılışmak.
temerrüd (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺮد‬dikbaşlılık, direniş.
temerrüd etmek direnmek, dikbaşlılık etmek.

477

temeshur (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺴﺨﺮ‬maskaralık.
temeshur etmek maskaralık etmek.
temessüh etmek şekil değiştirmek.
temessük etmek sımsıkı tutunmak, sarılmak.
temessül etmek 1.cisimlenmek. 2.benzeşmek. 3.özümlemek.
temettü (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺘﻊ‬kazanç, kâr.
temevvüc (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﻮج‬dalgalanma.
temevvüc etmek dalgalanmak.
temevvül (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﻮل‬zenginlik.
temeyyüz (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﻴﺰ‬kendini gösterme, sivrilme, ayrıcalık kazanma.
temeyyüz etmek kendini göstermek.
temhîl etmek süre tanımak.
temîn (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﻡﻴﻦ‬1.gerçekleştirme, sağlama. 2.gerçekleştirilme, sağlanma.
3.emin kılma, güvence verme.
temîn edilmek 1.sağlanmak, gerçekleştirilmek. 2.güvenci verilmek, emin
kılınmak.
temîn etmek güvence vermek, kesin konuşmak.
temînât (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﻡﻴﻨﺎت‬güvence parası.
temînen (A.) [ ‫ ] ﺕﺄﻡﻴﻨﺎ‬sağlanarak, temin edilerek.
temkîn (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﮑﻴﻦ‬1.ihtiyatlı davranma. 2.sağlamlık. 3.ağırbaşlılık.
temlîk (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﻠﻴﮏ‬mülk verme, mülk edindirme.
temr (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺮ‬hurma.
temrîn (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺮیﻦ‬alıştırma, egzersiz.
temsîl (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺜﻴﻞ‬1.tiyatro oyunu. 2.sözgelişi. 3.özümseme.
478

temsîlât (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺜﻴﻼت‬tiyatro oyunları.
temyîz (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﻴﻴﺰ‬1.ayırdetme. 2.seçme.
ten (F.) [ ‫ ] ﺕﻦ‬1.vücut, beden. 2.dış yüz.
tena’um (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻌﻢ‬bolluk içinde yaşama.
tenâfür (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺎﻓﺮ‬1.birbirinden nefret etme. 2.kulağa hoş gelmeyen sözcükleri
sık sık kullanma.
tenahnuh (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺤﻨﺢ‬boğazını temizleme.
tenâkus (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺎﻗﺺ‬eksilme, azalma.
tenâkus etmek eksilmek, azalmak.
tenâkuz (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺎﻗﺾ‬çelişki.
tenâkür (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺎﮐﺮ‬antipati.
tenâsân (F.) [ ‫ ] ﺕﻦ ﺁﺱﺎن‬canının kıymetini bilen, rahatına düşkün.
tenâsur (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺎﺹﺮ‬yardımlaşma.
tenâsüb (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺎﺱﺐ‬1.uygunluk. 2.orantı.
tenâsüh (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺎﺱﺦ‬ruhun bedenler arası göçü.
tenâsül (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺎﺱﻞ‬üreme, üreyiş.
tenâsülî (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺎﺱﻠﯽ‬üreyiş ile ilgili.
tenâvüb (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺎوب‬dönüşüm.
tenâzur (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺎﻇﺮ‬bakışma, bıkışım, simetri.
tenâzurî (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺎﻇﺮی‬bakışık, simetrik.
tenbân (F.) [ ‫ ] ﺕﻨﺒﺎن‬don.
tenbel (F.) [ ‫ ] ﺕﻨﺒﻞ‬tembel.
tenbîh (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺒﻴﻪ‬1.uyandırma. 2.uyarı, tembih.

479

tenbîh edilmek 1.uyandırılmak. 2.uyarılmak, tembihlenmek.
tenbîh etmek uyarmak, tembihlemek.
tenbîhât (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺒﻴﻬﺎت‬uyarılar, tembihler.
tendürüst (F.) [ ‫ ] ﺕﻦ درﺱﺖ‬sağlıklı, sağlam yapılı.
tene (F.) [ ‫ ] ﺕﻨﻪ‬gövde.
tenebbüh (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺒﻪ‬1.uyanma. 2.uyarım.
tenebbüt (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺒﺖ‬bitme, yeşerme.
tenebbüt etmek bitmek, yeşermek.
teneffür (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻔﺮ‬nefret etme, iğrenme.
teneffür etmek nefret etmek, iğrenmek.
teneffüs (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻔﺲ‬1.soluk alma.
teneffüs edilmek soluk alınmak.
teneffüs etmek soluk almak.
tenemmüv etmek serpilmek, gelişip büyümek.
tenevvü' (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻮع‬çeşitlilik.
tenevvür (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻮر‬aydınlanma.
tenevvür etmek aydınlanmak.
tenezzüh (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺰﻩ‬gezinti.
tenezzüh etmek gezinti yapmak, gezinmek.
tenezzül (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺰل‬1.alçalma. 2.alçakgönüllülük.
tenezzülen (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺰﻻ‬alçakgönüllülükle.
teng (F.) [ ‫ ] ﺕﻨﮓ‬dar.
tengdest (F.) [ ‫ ] ﺕﻨﮓ دﺱﺖ‬elidarda, yoksul.

480

tenhâ (F.) [ ‫ ] ﺕﻨﻬﺎ‬1.tek başına, yalnız. 2.boş yer, yssız yer.
tenkîd (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻘﻴﺪ‬eleştiri.
tenkîd edilmek eleştirilmek.
tenkîd etmek eleştirmek.
tenkîdât (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻘﻴﺪات‬eleştiriler.
tenkîh (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻘﻴﺢ‬nikahlama.
tenkîl (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﮑﻴﻞ‬1.uzaklaştırma. 2.ortadan kaldırma. 3.cezalandırma.
tenkîs (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻘﻴﺺ‬azaltma, eksiltme.
tenkîsât (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻘﻴﺼﺎت‬azaltmalar, eksiltmeler.
tenmiye (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻤﻴﻪ‬geliştirme, artırma, nemalandırma.
tenmiye etmek geliştirmek, artırmak.
tennûr (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻮر‬1.tandır. 2.fırın.
tennûre (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻮرﻩ‬mevlevî dervişlerinin sema giysisi.
tenperver (F.) [ ‫ ] ﺕﻦ ﭘﺮور‬rahatına düşkün.
tensîb (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺴﻴﺐ‬uygun görme.
tensîb edilmek uygun görülmek.
tensîb etmek uygun görmek.
tensîk (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺴﻴﻖ‬düzenleme, tertip etme.
tenşît (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺸﻴﻂ‬neşelendirme.
tenûmend (F.) [ ‫ ] ﺕﻨﻮﻡﻨﺪ‬iriyarı, çamyarması.
tenvîm (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻮیﻢ‬uyutma.
tenvîr (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﻮیﺮ‬1.aydınlatma, ışıklandırma. 2.düşünce yoluyla aydınlatma.
tenvîr etmek aydınlatmak.

481

tenzîh (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺰیﻪ‬arındırma, uzak tutma, kusur kondurmama.
tenzîh etmek uzak tutmak, kusur kondurmamak.
tenzîl (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺰیﻞ‬1.indirme. 2.indirim.
tenzîlât (A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺰیﻼت‬indirim.
tenzîlât yapmak fiyat düşürmek, indirim yapmak.
ter (F.) [ ‫ ] ﺕﺮ‬1.taze.. 2.ıslak.
ter’îb (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﻋﻴﺐ‬korkutma.
terâfuk (A.) [ ‫ ] ﺕﺮاﻓﻖ‬yardımlaşma.
terâfuk etmek birbirine yardım etmek.
terahhum (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺣﻢ‬acıma, merhamet etme.
terahhum etmek acımak, merhamet etmek.
terahhum kılmak acımak, merhamet etmek.
terakkî (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﻗﯽ‬ilerleme, gelişme.
terakkîperver (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺮﻗﯽ ﭘﺮور‬ilerleme yanlısı.
terakkiyât (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﻗﻴﺎت‬ilerlemeler.
terâküm (A.) [ ‫ ] ﺕﺮاﮐﻢ‬birikim, birikme, yığılma.
terâküm etmek birikmek, yığılmak.
terâküm ettirmek biriktirmek.
terâne (F.) [ ‫ ] ﺕﺮاﻥﻪ‬1.İran edebiyatına özgü rubai şekli. 2.makam, ahenk. 3.şarkı.
terâzû (F.) [ ‫ ] ﺕﺮازو‬terazi.
terbî’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺑﻴﻊ‬1.dörtleme. 2.dördün.
terbiye (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺑﻴﻪ‬1.yetiştirme. 2.eğitim. 3.cezalandırma.
terbiyevî (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺑﻴﻮی‬eğitimsel.

482

terceme (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺝﻤﻪ‬çeviri.
tercî’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺝﻴﻊ‬geri çevirme.
tercîh (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺝﻴﺢ‬yeğleme.
tercüman (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺝﻤﺎن‬1.çevirmen. 2.duyguları, görüşleri dile getiren.
terdâmen (F.) [ ‫ ] ﺕﺮداﻡﻦ‬iffetsiz. 2.namussuz.
terdîd (A.) [ ‫ ] ﺕﺮدیﺪ‬geri çevirme.
terdîf (A.) [ ‫ ] ﺕﺮدیﻒ‬1.ekleme, iliştirme. 2.terkiye alma.
terdîf eylemek eklemek.
tereddî etmek soysuzlaşmak.
tereddüd (A.) [ ‫ ] ﺕﺮدد‬1.gidip gelme.2.ikirciklenme.
tereddüd etmek ikirciklenmek.
tereke (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﮐﻪ‬ölenin geride bıraktıkları.
terekküb (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﮐﺐ‬1.oluşum. 2.bileşim.
terekküb etmek oluşmak.
terekkübât (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﮐﺒﺎت‬oluşumlar.
terennüm (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﻥﻢ‬1. şarkı söyleme, şakıma. 2.dile getirme.
terennüm etmek 1.şarkı söylemek, şakımak. 2.dile getirmek.
teressüb (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺱﺐ‬tortulanma.
teressüb etmek tortulanmak.
tereşşüh (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺵﺢ‬sızıntı.
terettüb (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺕﺐ‬1.gerekme. 2.üzerine görev düşmek.
terettüb etmek 1.gerekmek. 2.üzerine görev düşmek.
terfî’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﻓﻴﻊ‬1.yükseltme. 2.rütbesini yükseltme. 3.bir üst sınıfa geçme.

483

terfî’ etmek 1.yükselmek. 2.rütbesi yükselmek. 3.bir üst sınıfa geçme.
terfîk (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﻓﻴﻖ‬1.ayak uydurma. 2.arkadaş etme.
terfîk etmek ayak uydurmak.
tergîb (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﻏﻴﺐ‬rağbet ettirme, istek uyandırma.
tergîb etmek rağbet ettirmek, istek uyandırmak.
terhîb etmek gözünü korkutmak.
terhîn (A.) [ ‫ ] ﺕﺮهﻴﻦ‬rehin bırakma.
terhis (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺧﻴﺺ‬1.izin verme. 2.askerlik süresi dolanı serbest bırakma.
terk (A.) [ ‫ ] ﺕﺮک‬1.bırakma. 2.vazgeçme. 3.ayrılma.
terk edilmek 1.bırakılmak. 2.vazgeçilmek.
terk etmek 1.bırakmak. 2.vazgeçmek. 4.ayrılmak.
terk olunmak 1.bırakılmak. 2.vazgeçilmek.
terkeş (F.) [ ‫ ] ﺕﺮﮐﺶ‬okluk, sadak.
terkîb (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﮐﻴﺐ‬birleştirme, terkip.
terkuve (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﻗﻮﻩ‬köprücük kemiği.
termîm (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﻡﻴﻢ‬onarma, onarım.
termîm edilmek onarılmak.
termîm etmek onarmak.
termîmât (A.) [ ‫ ] ﺕﺮیﻤﺎت‬onarımlar.
ters (F.) [ ‫ ] ﺕﺮس‬korku.
tersâ (F.) [ ‫ ] ﺕﺮﺱﺎ‬Hıristiyan.
tersân (F.) [ ‫ ] ﺕﺮﺱﺎن‬korku ile, korkarak.
tersâyân (F.) [ ‫ ] ﺕﺮﺱﺎیﺎن‬Hıristiyanlar.

484

tersengîz (F.) [ ‫ ] ﺕﺮس اﻥﮕﻴﺰ‬korkunç, korku salan.
tersî’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺹﻴﻊ‬mücevher işleme, mücevher kakma.
tersîb (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺱﻴﺐ‬tortulandırma.
tersîm (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺱﻴﻢ‬resmetme, resimleme.
tersîm edilmek resimlenmek, resmedilmek.
tersîm etmek resimlemek, resmetmek.
tersnâk (F.) [ ‫ ] ﺕﺮﺱﻨﺎک‬korkunç.
tertîb (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺕﻴﺐ‬1.dizme. 2.düzen. 3.hazırlama, düzenleme.
tertîb edilmek hazırlanmak, düzenlenmek.
tertîb etmek hazırlamak, düzenlemek.
tertîbât (A.) [ ‫ ] ﺕﺮﺕﻴﺒﺎت‬düzenlemeler, düzenler.
terütâze (F.) [ ‫ ] ﺕﺮوﺕﺎزﻩ‬taptaze, çok körpe.
tervîc (A.) [ ‫ ] ﺕﺮویﺞ‬1.yaygınlaştırma, rayiç kılma. 2.değerini artırma.
terzebân (F.) [ ‫ ] ﺕﺮزﺑﺎن‬hazırcevap.
terzîk (A.) [ ‫ ] ﺕﺮزیﻖ‬rızıklandırma.
terzîl (A.) [ ‫ ] ﺕﺮذیﻞ‬rezil etme.
terzîl edilmek rezil edilmek.
terzîl etmek rezil etmek.
tes’îd (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻌﻴﺪ‬kutlama.
tes’îd edilmek kutlanmak.
tes’îd etmek kutlamak.
tesâdüf (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺎدف‬1.rastlama. 2.rastlantı.
tesâdüf edilmek rastlanmak.

485

tesâdüf etmek rastlamak.
tesâdüfen (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺎدﻓﺎ‬rastlantı eseri, rastgele.
tesâdüfî (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺎدﻓﯽ‬rastlantı eseri, rastgele.
tesâdüm (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺎدم‬çarpışma, tokuşma.
tesâdüm etmek çarpışmak, tokuşmak.
tesâhub (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺎﺣﺐ‬1.sahip çıkma. 2.arkadaşlık etme.
tesâmüh (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﺎﻡﺢ‬hoşgörü.
tesâmühkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺴﺎﻡﺤﮑﺎر‬hoşgörülü.
tesâmühkârlık (A.-F.-T.) hoşgörü.
tesâmühperver (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺸﺎﻡﺢ ﭘﺮور‬hoşgörülü.
tesânîf (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺎﻥﻴﻒ‬kitaplar.
tesânüd (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﺎﻥﺪ‬dayanışma.
tesâud (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺎﻋﺪ‬göklere yükselme, ağma.
tesâvî (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﺎوی‬eşitlik.
tesâvîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺼﺎویﺮ‬resimler, tasvirler.
tesbîh (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﺒﻴﺢ‬tespih.
tesbît (A.) [ ‫ ] ﺕﺜﺒﻴﺖ‬1.sağlamlaştırma, tutturma. 2.kanıtlama.
tesbît edilmek 1.tutturulmak. 2.kanıtlamak. 3.belirlenmek.
tesbît etmek 1.tutturmak. 2.kanıtlamak. 3.belirlemek.
tescîl (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﺠﻴﻞ‬kayıt defterine geçirme, sicile kaydetme.
tescîl edilmek sicile kaydedilmek.
tescîl etmek sicile kaydetmek.
tesdîs (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﺪیﺲ‬altılama.

486

tesellî (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻠﯽ‬avutma.
tesellî vermek avutmak.
tesellîkâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺴﻠﯽ ﮐﺎر‬avutan, teselli veren.
tesellüm (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻠﻢ‬teslim alma.
tesellüm etmek teslim almak.
teselsül (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻠﺴﻞ‬zincirleme.
tesettür (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﺘﺮ‬örtünme.
teseyyüb (A.) [ ‫ ] ﺕﺜﻴﺐ‬dul kalma.
teshîl (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻬﻴﻞ‬kolaylaştırma.
teshîl etmek kolaylaştırmak.
teshîlât (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻬﻴﻼت‬kolaylıklar.
teshîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﺨﻴﺮ‬ele geçirme.
teshîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﺤﻴﺮ‬büyüleme.
teskîn (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﮑﻴﻦ‬yatıştırma, sakinleştirme.
teskîn etmek yatıştırmak, sakinleştirmek.
teskîn olmak yatışmak, sakinleşmek.
teslîh (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻠﻴﺢ‬1.silahlandırma. 2.silahlandırılma.
teslîh edilmek silahlandırılmak.
teslîh etmek silahlandırmak.
teslîm (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻠﻴﻢ‬1.sahibine verme. 2.hakkını verme, doğrulama.
teslîs (A.) [ ‫ ] ﺕﺜﻠﻴﺚ‬üçleme.
tesmîm (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻤﻴﻢ‬1.zehirleme. 2.zehirlenme.
tesmîm edilmek zehirlenmek.

487

tesmîm etmek zehirlemek.
tesmiye (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻤﻴﻪ‬adlandırma.
tesmiye edilmek adlandırılmak, denilmek.
tesmiye etmek adlandırmak, demek.
tesmiye olunmak adlandırılmak, denilmek.
tesrî’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﺮیﻊ‬hızlandırma.
tesrî’ edilmek hızlandırılmak.
tesrî’ etmek hızlandırmak.
tesvîd (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻮیﺪ‬1.karartma. 2.müsvedde yazma.
tesviye (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻮیﻪ‬1.eşitleme. 2.düzleme. 3.sonuçlandırma. 4.hesap kapatma.
tesviye edilmek 1.eşitlenmek. 2.düzlenmek. 3.sonuçlandırılmak. 4.hesap
katılmak.
tesviye etmek 1.eşitlemek. 2.düzlemek. 3.sonuçlandırmak. 4.hesap kapatmak.
teşa’şu’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﻌﺸﻊ‬ışıma.
teşa’ub (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﻌﺐ‬şubelenme, dallanma.
teşâbüh (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﺎﺑﻪ‬benzeşme.
teşbîh (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﺒﻴﻪ‬benzetme.
teşbîh edilmek benzetilmek.
teşbîh etmek benzetmek.
teşcî’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﺠﻴﻊ‬yüreklendirme.
teşcî’ edilmek yüreklendirilmek.
teşcî’ etmek yüreklendirmek.
teşcîr etmek ağaçlandırmak.

488

teşdîd (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﺪیﺪ‬şiddetlendirme, arttırma, çoğaltma.
teşdîd etmek şiddetlendirmek.
teşebbüs (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﺒﺚ‬girişim.
teşebbüs etmek girişmek, girişimde bulunmak.
teşebbüsât (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﺒﺜﺎت‬girişimler.
teşeccür etmek ağaçlaşmak.
teşekkül (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﮑﻞ‬oluşma, oluşum.
teşekkül etmek oluşmak.
teşekkürât (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﮑﺮات‬teşekkürler.
teşennüc (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﻨﺞ‬kasılma, spazm.
teşerrüf (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﺮف‬şereflenme.
teşerrüf etmek şereflenmek.
teşevvüş (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﻮش‬karışıklık.
teşeyyu’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﻴﻊ‬şiîlik.
teşfiye (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﻔﻴﻪ‬şifa verme.
teşhîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﻬﻴﺮ‬1.meşhur etme. 2.sergileme. 3.sergilenme.
teşhîr edilmek sergilenmek.
teşhîr etmek sergilemek.
teşhîs (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﺨﻴﺺ‬1.ayırt etme. 2.kişilik kazandırma. 3.tanı.
teşhîs edilmek 1.ayırt edilmek. 2.tanı konulmak.
teşhîs etmek 1.ayırt etmek. 2.tanı koymak.
teşhîs olunmak. ayırt edilmek.
teşkîl (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﮑﻴﻞ‬1.şekillendirme, oluşturma. 2.kurma.

489

teşkîl edilmek kurulmak.
teşkîl etmek oluşturmak.
teşne (F.) [ ‫ ] ﺕﺸﻨﻪ‬susuz,susamış.
teşnedil (F.) [ ‫ ] ﺕﺸﻨﻪ دل‬seven, arzulu, can atan.
teşrî’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﺮیﻊ‬yasa koyma.
teşrîf (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﺮیﻒ‬1.şereflendirme. 2.gelme.
teşrîfât (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﺮیﻔﺎت‬protokol.
teşrîfatçı (A.-T.) protokol görevlisi.
teşrîh (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﺮیﺢ‬1.açma. 2.açılama, şerh etme. 3.otopsi. 4.anatomi.
teşrîh etmek açılamak, açıklamalı olarak söylemek veya yazmak.
teşrîhhâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺸﺮیﺢ ﺧﺎﻥﻪ‬otopsi odası.
teşrîk (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﺮیﮏ‬ortak etme.
teşrîn-i evvel (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺸﺮیﻦ اول‬Ekim.
teşrîn-i sânî (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺸﺮیﻦ ﺛﺎﻥﯽ‬Kasım.
teşvîk (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﻮیﻖ‬şevklendirme.
teşvîk edilmek şevklendirilmek.
teşvîk etmek şevklendirmek.
teşvîkât (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﻮیﻘﺎت‬teşvikler.
teşyî’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺸﻴﻴﻊ‬uğurlama.
teşyî’ edilmek uğurlanmak.
teşyî’ etmek uğurlamak.
tetâbuk (A.) [ ‫ ] ﺕﻄﺎﺑﻖ‬uyma, uygun düşme.
tetâbuk etmek uymak, uygun düşmek.

490

tetebbu’ (A.) [ ‫ ] ﺕﺘﺒﻊ‬derinlemesine araştırma, inceleme.
tetebbu’ etmek incelemek.
tetebu’ât (A.) [ ‫ ] ﺕﺘﺒﻌﺎت‬incelemeler.
tetimme (A.) [ ‫ ] ﺕﺘﻤﻪ‬tamamlayıcı ek.
tevâfuk (A.) [ ‫ ] ﺕﻮاﻓﻖ‬uygun gelme.
tevaggul (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﻏﻞ‬sürekli uğraşı.
tevahhuş (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺣﺶ‬korku, korkma.
tevakki (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﻗﯽ‬sakınma, korunma, çekinme.
tevakku’ (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﻗﻊ‬beklenti.
tevakkuf (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﻗﻒ‬durma.
tevakkuf etmek durmak.
tevâlî (A.) [ ‫ ] ﺕﻮاﻝﯽ‬kesintisiz sürme, birbirini izleme.
tevâlî etmek kesintisiz sürmek, birbirini izlemek.
tevânâ (F.) [ ‫ ] ﺕﻮاﻥﺎ‬güçlü.
tevârîh (A.) [ ‫ ] ﺕﻮاریﺦ‬tarihler.
tevârüs (A.) [ ‫ ] ﺕﻮارث‬miras alma.
tevârüs etmek miras almak.
tevâtur (A.) [ ‫ ] ﺕﻮاﺕﺮ‬yaygın söylenti.
tevâzu (A.) [ ‫ ] ﺕﻮاﺽﻊ‬alçakgönüllülük.
tevâzün (A.) [ ‫ ] ﺕﻮازن‬denklik.
tevbe (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺑﻪ‬tövbe.
tevbîh (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺑﻴﺦ‬azarlama, azar.
tevbîh olunmak azarlanmak.

491

tevcîh (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺝﻴﻪ‬1.yöneltme, yönlendirme. 2.yorumlama. 3.rütbe verme.
tevdî’ (A.) [ ‫ ] ﺕﻮدیﻊ‬bırakma, görev verme.
tevdî’ etmek bırakmak.
teveccüh (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺝﻪ‬1.yönelme, dönme. 2.ilgi gösterme.
teveccüh etmek 1.yönelmek, dönmek. 2.ilgi göstermek. 3.düşmek.
tevellüd (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﻝﺪ‬1.doğma. 2.doğum. 3.doğum tarihi.
tevellüd etmek doğmak.
teverrüm (A.) [ ‫ ] ﺕﻮرم‬1.şişme. 2.verem olma.
teverrüm etmek şişmek.
tevessü (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺱﻊ‬genişleme.
tevessü etmek genişlemek.
tevessül (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺱﻞ‬1.el atma, girişme. 3.inanma. 3.sarılma.
tevessül etmek 1.el atmak. 2.sarılmak.
tevezzü’ (A.) [ ‫ ] ﺕﻮزع‬dağılım.
tevfîkan (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﻓﻴﻘﺎ‬-e göre, uyarak, bakılarak.
tevhîd (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺣﻴﺪ‬birleştirme.
tevhîd edilmek birleştirilmek.
tevhîd etmek birleştirmek.
tevhit etmek bk. tevhîd etmek.
tevkîf (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﻗﻴﻒ‬1.durdurma. 2.kapatma. 3.tutuklama.
tevkîf edilmek 1.durdurulmak. 2.kapatılmak. 3.tutuklanmak.
tevkîf etmek 1.durdurmak. 2.kapatmak. 3.tutuklamak.
tevkîl etmek vekil bırakmak.

492

tevlîd (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﻝﻴﺪ‬1.doğurtma, üretme. 2.meydana getirme.
tevlîd etmek 1.üretmek. 2.meydana getirmek.
tevsî etmek genişletmek.
tevsî’ (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺱﻴﻊ‬1.genişletme. 2.genişletilme.
tevsî’ edilmek genişletilmek.
tevsîk (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺛﻴﻖ‬1.belgeleme. 2sağlamlaştırma.
tevsîk edilmek belgelendirilmek.
tevsîk etmek belgelendirmek.
tevşîh (A.) [ ‫ ] ﺕﻮﺵﻴﺢ‬1.süsleme. 2.çifte kafiye kullanma.
tevvâb (A.) [ ‫ ] ﺕﻮاب‬1.çok tövbe eden. 2.tövbe kabul eden Tanrı.
tevzî’ (A.) [ ‫ ] ﺕﻮزیﻊ‬dağıtım, dağıtma.
tevzî’ edilmek dağıtılmak.
tevzî’ etmek dağıtmak.
teyakkuz (A.) [ ‫ ] ﺕﻴﻘﻆ‬uyanıklık.
teyemmün (A.) [ ‫ ] ﺕﻴﻤﻢ‬uğur sayma.
tezâd (A.) [ ‫ ] ﺕﻀﺎد‬zıtlık, çelişki.
tezâhür (A.) [ ‫ ] ﺕﻈﺎهﺮ‬ortaya çıkma, belirme.
tezâhür etmek ortaya çıkmak, belirmek.
tezâhürât (A.) [ ‫ ] ﺕﻈﺎهﺮات‬1.ortaya çıkışlar, oluşlar. 2.destekler.
tezâyüd (A.) [ ‫ ] ﺕﺰایﺪ‬artma, çoğalma.
tezâyüd etmek artmak, çoğalmak.
tezekkür (A.) [ ‫ ] ﺕﺬﮐﺮ‬ele alınma.
tezelzül (A.) [ ‫ ] ﺕﺰﻝﺰل‬sarsılma, sarsıntı.

493

tezerv (F.) [ ‫ ] ﺕﺬرو‬sülün.
tezevvüc (A.) [ ‫ ] ﺕﺰوج‬evllilik, evlenme.
tezhîb (A.) [ ‫ ] ﺕﺬهﻴﺐ‬1.süsleme. 2.yaldızlama. 3.altın sürme.
tezkâr (A.) [ ‫ ] ﺕﺬﮐﺎر‬anma hatırlama.
tezkâr eylemek hatırlatmak.
tezkîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺬﮐﻴﺮ‬hatırlatma.
tezkîr edilmek hatırlatılmak, dile getirilmek.
tezkîr etmek hatırlatmak, dile getirmek.
tezlîl (A.) [ ‫ ] ﺕﺬﻝﻴﻞ‬aşağılama, zelil etme.
tezvîc (A.) [ ‫ ] ﺕﺰویﺞ‬evlendirme.
tezvîc etmek evlendirmek.
tezvîr (A.) [ ‫ ] ﺕﺰویﺮ‬arabozuculuk.
tezyîd (A.) [ ‫ ] ﺕﺰیﻴﺪ‬arttırma.
tezyîd etmek arttırmak.
tezyîd olunmak arttırılmak.
tezyîn (A.) [ ‫ ] ﺕﺰیﻴﻦ‬1.süsleme. 2.süslenme.
tezyîn edilmek süslenmek, bezenmek.
tezyînat (A.) [ ‫ ] ﺕﺰیﻴﻨﺎت‬süslemeler, süsler.
tıbb (A.) [ ‫ ] ﻃﺐ‬tıp.
tıbbî (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﯽ‬tıp ile ilgili.
tıbbiye (A.) [ ‫ ] ﻃﺒﻴﻪ‬tıp fakültesi, tıp okulu.
tıfl (A.) [ ‫ ] ﻃﻔﻞ‬küçük çocuk.
tıflâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻃﻔﻼﻥﻪ‬çocukça, çocuksu.

494

tılâ (A.) [ ‫ ] ﻃﻼع‬yaldız.
tınab (A.) [ ‫ ] ﻃﻨﺎب‬sicim, çadır ipi.
tıraş (F.) [ ‫ ] ﺕﺮاش‬tıraş.
tıynet (A.) [ ‫ ] ﻃﻴﻨﺖ‬mizaç.
tıynetsiz (A.-T.) kötü mayalı, karaktersiz.
tîb (A.) [ ‫ ] ﻃﻴﺐ‬güzel koku.
ticârethâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺕﺠﺎرت ﺧﺎﻥﻪ‬ticaret yapılan işyeri.
tîğ (F.) [ ‫ ] ﺕﻴﻎ‬kılıç.
tilâvet (A.) [ ‫ ] ﺕﻼوت‬güzel Kur’ân okuma.
tilâvet etmek usûlüne göre Kur’ân okumak.
tilmîz (A.) [ ‫ ] ﺕﻠﻤﻴﺬ‬öğrenci.
tîmâr (F.) [ ‫ ] ﺕﻴﻤﺎر‬1.bakım. 2.tımar.
tîmârhâne (F.) [ ‫ ] ﺕﻴﻤﺎرﺧﺎﻥﻪ‬akıl hastanesi.
timsâh (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺴﺎح‬timsah.
timsâl (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺜﺎل‬1.resim. 2.sembol.
timsâlî (A.) [ ‫ ] ﺕﻤﺜﺎﻝﯽ‬sembolik.
tîr (F.) [ ‫ ] ﺕﻴﺮ‬1.ok. 2.sevgilinin kirpiği.
tîrâje (F.) [ ‫ ] ﺕﻴﺮاژﻩ‬gökkuşağı.
tîrdân (F.) [ ‫ ] ﺕﻴﺮدان‬okluk, sadak.
tîre (F.) [ ‫ ] ﺕﻴﺮﻩ‬1.karanlık. 2.bulanık. 3.koyu.
tîrendâz (F.) [ ‫ ] ﺕﻴﺮاﻥﺪاز‬okçu.
tîrkeş (F.) [ ‫ ] ﺕﻴﺮﮐﺶ‬okluk, sadak.
tiryâk (A.) [ ‫ ] ﺕﺮیﺎک‬1.panzehir. 2.afyon.

495

tiryâkî (A.) [ ‫ ] ﺕﺮیﺎﮐﯽ‬1.esrarkeş. 2.sigara tutkunu.
tis’a (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻌﻪ‬dokuz.
tis’în (A.) [ ‫ ] ﺕﺴﻌﻴﻦ‬doksan.
tîşe (F.) [ ‫ ] ﺕﻴﺸﻪ‬1.keser. 2.balta.
tîz (F.) [ ‫ ] ﺕﻴﺰ‬1.keskin. 2.sivri. 3.çabuk tez.
tîzâb (F.) [ ‫ ] ﺕﻴﺰاب‬kezzap.
töhmet (A.) [ ‫ ] ﺕﻬﻤﺖ‬suç.
tu’me (A.) [ ‫ ] ﻃﻌﻤﻪ‬1.yem. 2.yiyecek. 2.tat.
tûde (F.) [ ‫ ] ﺕﻮدﻩ‬yığın.
tufeylât (A.) [ ‫ ] ﻃﻔﻴﻼت‬parazitler.
tufeylî (A.) [ ‫ ] ﻃﻔﻴﻠﯽ‬parazit.
tufeyliyet (A.) [ ‫ ] ﻃﻔﻴﻠﻴﺖ‬parazitlik.
tuffah (A.) [ ‫ ] ﺕﻔﺎح‬elma.
tufû (F.) [ ‫ ] ﺕﻔﻮ‬1.tükrük. 2.tüh!
tufûliyyet (A.) [ ‫ ] ﻃﻔﻮﻝﻴﺖ‬çocukluk.
tuğrâkeş (T.-F.) [ ‫ ] ﻃﻐﺮاﮐﺶ‬tuğracı.
tuğyân (A.) [ ‫ ] ﻃﻐﻴﺎن‬1.taşkınlık, azgınlık. 2.taşkın.
tuhaf (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻒ‬1.ilginç. 2.hediyeler. 3.gülünç.
tuhfe (A.) [ ‫ ] ﺕﺤﻔﻪ‬hediye.
tuhm (F.) [ ‫ ] ﺕﺨﻢ‬tohum.
tûl (A.) [ ‫ ] ﻃﻮل‬1.uzunluk. 2.boylam.
tûlânî (A.) [ ‫ ] ﻃﻮﻻﻥﯽ‬uzunluğuna.
tullâb (A.) [ ‫ ] ﻃﻼب‬öğrenciler.

496

tulû (A.) [ ‫ ] ﻃﻠﻮع‬doğuş.
tulûât (A.) [ ‫ ] ﻃﻠﻮﻋﺎت‬doğaçlamalar.
tûranî (T.-F.) [ ‫ ] ﺕﻮراﻥﯽ‬Turanlı.
tûraniyülasl (T.-A.) [ ‫ ] ﺕﻮراﻥﯽ اﻻﺹﻞ‬Tûran asıllı.
turfa (A.) [ ‫ ] ﻃﺮﻓﻪ‬yepyeni, görülmemiş şey.
turre (A.) [ ‫ ] ﻃﺮﻩ‬saç lülesi.
turş (F.) [ ‫ ] ﺕﺮش‬ekşi.
turuk (A.) [ ‫ ] ﻃﺮق‬yollar.
turuncî (F.) [ ‫ ]ﺕﺮﻥﺠﯽ‬turuncu.
tûsen (F.) [ ‫ ] ﺕﻮﺱﻦ‬serkeş at.
tûşe (F.) [ ‫ ] ﺕﻮﺵﻪ‬azık.
tût (F.) [ ‫ ] ﺕﻮت‬dut.
tûtî (F.) [ ‫ ] ﻃﻮﻃﯽ‬papağan, dudu kuşu.
tuyûf (A.) [ ‫ ] ﻃﻴﻮف‬tayflar.
tuyûr (A.) [ ‫ ] ﻃﻴﻮر‬kuşlar.
tüccâr (A.) [ ‫ ] ﺕﺠﺎر‬tacirler.
tükme (F.) [ ‫ ] ﺕﮑﻤﻪ‬düğme.
tünbek (F.) [ ‫ ] ﺕﻨﺒﮏ‬dümbelek.
tünd (F.) [ ‫ ] ﺕﻨﺪ‬1.hızlı. 2.keskin. 3.acı. 3.şiddetli.
tündbâd (F.) [ ‫ ] ﺕﻨﺪﺑﺎد‬kasırga.
tündmizâc (F.-A.) [ ‫ ] ﺕﻨﺪﻡﺰاج‬asabî mizaçlı.
türâb (A.) [ ‫ ] ﺕﺮاب‬toprak.
türb (F.) [ ‫ ] ﺕﺮب‬turp.

497

türbet (F.) [ ‫ ] ﺕﺮﺑﺖ‬türbe.
türk 1.Türk. 2.güzel.
türkân (T.-F.) [ ‫ ] ﺕﺮﮐﺎن‬1.Türkler. 2.güzeller.
türkiyât (T.-A.) [ ‫ ] ﺕﺮﮐﻴﺎت‬Türklük araştırmaları, türkoloji.
türktâz (T.-F.) [ ‫ ] ﺕﺮﮐﺘﺎز‬1.koşturma, koşma. 2.yağmalama.
türrehe (A.) [ ‫ ] ﺕﺮهﻪ‬zırva.
türşî (F.) [ ‫ ] ﺕﺮﺵﯽ‬1.ekşilik. 2.turşu.
türşrû (F.) [ ‫ ] ﺕﺮش رو‬suratı sirke satan, ekşi suratlı.
tüvân (F.) [ ‫ ] ﺕﻮان‬güç.
tüvânâ (F.) [ ‫ ] ﺕﻮاﻥﺎ‬güçlü.
tüvânger (F.) [ ‫ ] ﺕﻮاﻥﮕﺮ‬zengin.

498

U

u’cûbe (A.) [ ‫ ] اﻋﺠﻮﺑﻪ‬acayip, şaşılacak şey.
ubûdiyyet (A.) [ ‫ ] ﻋﺒﻮدیﺖ‬kulluk.
ubûr (A.) [ ‫ ] ﻋﺒﻮر‬geçiş.
ucb (A.) [ ‫ ] ﻋﺠﺐ‬kendini beğenme.
ûd (A.) [ ‫ ] ﻋﻮد‬1.öd ağacı. 2.ud.
ûdî (A.) [ ‫ ] ﻋﻮدی‬ud sanatçısı.
udûl (A.) [ ‫ ] ﻋﺪول‬vazgeçme.
udûl etmek vazgeçmek.
ufuk (A.) [ ‫ ] اﻓﻖ‬ufuk.
ufûnet (A.) [ ‫ ] ﻋﻔﻮﻥﺖ‬1.yangı. 2.kötü koku.
uhde (A.) [ ‫ ] ﻋﻬﺪﻩ‬sorumluluk.
uhrâ (A.) [ ‫ ] اﺧﺮی‬başka, diğer.
uhrevî (A.) [ ‫ ] اﺧﺮوی‬ahiret ile ilgili.
uht (A.) [ ‫ ] اﺧﺖ‬kızkardeş.
uhuvvet (A.) [ ‫ ] اﺧﻮت‬kardeşlik.
ukâb (A.) [ ‫ ] ﻋﻘﺎب‬kartal.
ukalâ (A.) [ ‫ ] ﻋﻘﻼ‬akıl sahipleri.
ukbâ (A.) [ ‫ ] ﻋﻘﺒﯽ‬ahiret.
ukde (A.) [ ‫ ] ﻋﻘﺪﻩ‬1.düğüm. 2.gönül üzüntüsü. 3.sorun.

499

ukûbât (A.) [ ‫ ] ﻋﻘﻮﺑﺎت‬cezalar.
ukûbet (A.) [ ‫ ] ﻋﻘﻮﺑﺖ‬ceza.
ukûbet bulmak cezalandırılmak.
ukûd (A.) [ ‫ ] ﻋﻘﻮد‬akitler.
ukûl (A.) [ ‫ ] ﻋﻘﻮل‬akıllar.
ûlâ (A.) [ ‫ ] اوﻝﯽ‬ilk, birinci.
ulemâ (A.) [ ‫ ] ﻋﻠﻤﺎ‬bilginler.
ulûfe (A.) [ ‫ ] ﻋﻠﻮﻓﻪ‬1.yem. 2.yeniçeri maaşı.
ulûhiyyet (A.) [ ‫ ] اﻝﻮهﻴﺖ‬tanrılık.
ulûm (A.) [ ‫ ] ﻋﻠﻮم‬ilimler.
ûlülazm (A.) [ ‫ ] اوﻝﻮ اﻝﻌﻈﻢ‬büyük peygamber.
ûlülebsâr (A.) [ ‫ ] اوﻝﻮ اﻻﺑﺼﺎر‬görüş sahipleri.
ûlülemr (A.) [ ‫ ] اوﻝﻮ اﻻﻡﺮ‬padişah.
ulüvv (A.) [ ‫ ] ﻋﻠﻮ‬yücelik.
ulvî (A.) [ ‫ ] ﻋﻠﻮی‬yüce.
ulyâ (A.) [ ‫ ] ﻋﻠﻴﺎ‬1.çok yüce. 2.yukarı, üst.
umde (A.) [ ‫ ] ﻋﻤﺪﻩ‬1.dayanak. 2.ilke, prensip.
umk (A.) [ ‫ ] ﻋﻤﻖ‬derinlik.
ummâl (A.) [ ‫ ] ﻋﻤﺎل‬1.görevliler. 2.yöneticiler.
ummân (A.) [ ‫ ] ﻋﻤﺎن‬okyanus.
umran (A.) [ ‫ ] ﻋﻤﺮان‬bayındırlık.
umûm (A.) [ ‫ ] ﻋﻤﻮم‬1.genel. 2.halk. 3.tüm.
umûmen (A.) [ ‫ ] ﻋﻤﻮﻡﺎ‬genellikle.

500

umûmhâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻋﻤﻮم ﺧﺎﻥﻪ‬genelev.
umûmî (A.) [ ‫ ] ﻋﻤﻮﻡﯽ‬genel.
umûmîleşmek genelleşmek.
umûmiyyet (A.) [ ‫ ] ﻋﻤﻮﻡﻴﺖ‬genellik.
umûmiyyetle (A.-T.) genellikle.
umûr (A.) [ ‫ ] اﻡﻮر‬işler.
unf (A.) [ ‫ ] ﻋﻨﻒ‬sertlik, katılık, şiddet.
unfen (A.) [ ‫ ] ﻋﻨﻔﺎ‬sertçe, şiddet kullanarak, kabalıkla.
unfuvân (A.) [ ‫ ] ﻋﻨﻔﻮان‬gençlik ödnemi.
unmûzec (A.) [ ‫ ] اﻥﻤﻮذج‬örnek.
unnâb (A.) [ ‫ ] ﻋﻨﺎب‬hünnap.
unsur (A.) [ ‫ ] ﻋﻨﺼﺮ‬1.eleman.madde. 2.topluluk.
urefâ (A.) [ ‫ ] ﻋﺮﻓﺎ‬arifler.
urûc (A.) [ ‫ ] ﻋﺮوج‬yükselme, göklere ağma.
urûc etmek yükselmek, göklere ağmak.
urûk (A.) [ ‫ ] ﻋﺮوق‬1.damarlar. 2.ırklar.
urve (A.) [ ‫ ] ﻋﺮوﻩ‬kulp.
uryân (A.) [ ‫ ] ﻋﺮیﺎن‬çıplak, üryan.
usâre (A.) [ ‫ ] ﻋﺼﺎرﻩ‬özsuyu.
usr (A.) [ ‫ ] ﻋﺴﺮ‬güçlük.
usret (A.) [ ‫ ] ﻋﺴﺮت‬güçlük, sıkıntı, zorluk.
ustûre (A.) [ ‫ ] اﺱﻄﻮرﻩ‬efsane, mitoloji.
ustûrevî (A.) [ ‫ ] اﺱﻄﻮروی‬efsanevî, mitolojik.

501

usûl (A.) [ ‫ ] اﺹﻮل‬1.asıllar. 2.yöntem, yol yordam, metod.
usûlî (A.) [ ‫ ] اﺹﻮﻝﯽ‬metodik.
uşşâk (A.) [ ‫ ] ﻋﺸﺎق‬aşıklar.
utrûş (A.) [ ‫ ] اﻃﺮوش‬sağır.
utûfet (A.) [ ‫ ] ﻋﻄﻮﻓﺖ‬şefkat.
uyûb (A.) [ ‫ ] ﻋﻴﻮب‬kusurlar.
uyûn (A.) [ ‫ ] ﻋﻴﻮن‬gözler.
uzlet (A.) [ ‫ ] ﻋﺰﻝﺖ‬köşesine çekilme.
uzletgâh (A.-F.) [ ‫ ] ﻋﺰﻝﺘﮕﺎﻩ‬inziva yeri.
uzletgüzin (A.-F.) [ ‫ ] ﻋﺰﻝﺖ ﮔﺰیﻦ‬köşesine çekilen, münzevi.
uzletgüzin olmak köşesine çekilmek.
uzmâ (A.) [ ‫ ] ﻋﻈﻤﯽ‬büyük, çok büyük.
uzûbet (A.) [ ‫ ] ﻋﺬوﺑﺖ‬1.tatlılık. 2.şirinlik, alımlılık.
uzûbet (A.) [ ‫ ] ﻋﺰوﺑﺖ‬bekarlık.
uzv (A.) [ ‫ ] ﻋﻀﻮ‬1.organ. 2.üye.
uzvî (A.) [ ‫ ] ﻋﻀﻮی‬organik.
uzviyye (A.) [ ‫ ] ﻋﻀﻮیﻪ‬canlı, organik.
uzviyyet (A.) [ ‫ ] ﻋﻀﻮیﺖ‬canlı.

502

Ü

übbehet (A.) [ ‫ ] اﺑﻬﺖ‬ululuk.
übüvvet (A.) [ ‫ ] اﺑﻮت‬babalık.
ücret (A.) [ ‫ ] اﺝﺮت‬hizmet karşılığında verilen para.
ücûr (A.) [ ‫ ] اﺝﻮر‬ücretler.
ücûrât (A.) [ ‫ ] اﺝﻮرات‬ücretler.
üdebâ (A.) [ ‫ ] ادﺑﺎ‬edipler.
üf’ûle (A.) [ ‫ ] اﻓﻌﻮﻝﻪ‬.görev, fonksiyon.
üf’ûlevî (A.) [ ‫ ] اﻓﻌﻮﻝﻮی‬görevle ilgili, fonksiyonel.
üftâde (F.) [ ‫ ] اﻓﺘﺎدﻩ‬1.düşmüş. 2.düşkün. 3.aşık. 4.zavallı.
üftâdegân (F.) [ ‫ ] اﻓﺘﺎدﮔﺎن‬1.düşmüşler. 2.düşkünler. 3.aşıklar. 4.zavallılar.
üftânühîzân (F.) [ ‫ ] اﻓﺘﺎن و ﺧﻴﺰان‬düşe kalka.
üfûl (A.) [ ‫ ] اﻓﻮل‬1.batış. 2.ölüm.
ükül (A.) [ ‫ ] اﮐﻞ‬1.meyva. 2.azık. 3.zeka.
ülfet (A.) [ ‫ ] اﻝﻔﺖ‬1.dostluk. 2.kaynaşma. 3.görüşme, konuşma.
ülfet etmek 1.dostluk kurmak. 2.kaynaşmak, alışmak. 3.görüşmek, konuşmak.
ümem (A.) [ ‫ ] اﻡﻢ‬ümmetler.
ümenâ (A.) [ ‫ ] اﻡﻨﺎ‬güvenilir kişiler.
ümerâ (A.) [ ‫ ] اﻡﺮا‬emirler.
ümîd (F.) [‫ ] اﻡﻴﺪ‬ümit, umut.

503

ümîd etmek umutlanmak.
ümîdbahş (F.) [ ‫ ] اﻡﻴﺪﺑﺨﺶ‬ümit verici.
ümîdbahşî (F.) [ ‫ ] اﻡﻴﺪﺑﺨﺸﯽ‬ümit verme.
ümîdvâr (F.) [ ‫ ] اﻡﻴﺪوار‬ümitli.
ümîdvârî (F.) [ ‫ ] اﻡﻴﺪواری‬ümitli olma.
ümm (A.) [ ‫ ] ام‬anne, ana.
ümmehât (A.) [ ‫ ] اﻡﻬﺎت‬1.anneler. 2.temeller, esaslar.
ümmet (A.) [ ‫ ] اﻡﺖ‬ümmet, bir peygambere bağlı olanlar.
ümmîd (F.) [ ‫ ] اﻡﻴﺪ‬ümit.
ümmiyyet (A.) [ ‫ ] اﻡﻴﺖ‬ümmîlik, hiç okuma yazma bilmeyen.
ümmülbilâd (A.) [ ‫ ] ام اﻝﺒﻼد‬Mekke.
ümmülkitâb (A.) [ ‫ ] ام اﻝﮑﺘﺎب‬1.Fâtiha sûresi. 2.levhimahfuz.
ümmülkurâ (A.) [ ‫ ] ام اﻝﻘﺮا‬Mekke.
ümrân (A.) [ ‫ ] ﻋﻤﺮان‬bayındırlık, kalkınma.
ünâs (A.) [ ‫ ] اﻥﺎس‬halk.
ünbûbe (A.) [ ‫ ] اﻥﺒﻮﺑﻪ‬1.boru. 2.kılcal damar.
üns (A.) [ ‫ ] اﻥﺲ‬alışma.
ünsiyyet (A.) [ ‫ ] اﻥﺴﻴﺖ‬alışma.
ünsiyyet kesb etmek alışmak.
ünûset (A.) [ ‫ ] اﻥﻮﺛﺖ‬dişilik.
ürcûfe (A.) [ ‫ ] ارﺝﻮﻓﻪ‬yalan dolan, uydurma söz, martaval.
üryân (A.) [ ‫ ] ﻋﺮیﺎن‬çıplak, anadan doğma.
üsbû’ (A.) [ ‫ ] اﺱﺒﻮع‬hafta.

504

üsbû’î (A.) [ ‫ ] اﺱﺒﻮﻋﯽ‬haftalık.
üserâ (A.) [ ‫ ] اﺱﺮا‬tutsaklar, esirler.
üskuf (A.) [ ‫ ] اﺱﻘﻒ‬papaz.
üslûb (A.) [ ‫ ] اﺱﻠﻮب‬anlatım tarzı.
üss (A.) [ ‫ ] اس‬1.üs. 2.esas.
üssülesâs (A.) [ ‫ ] اس اﻻﺱﺎس‬asıl, temel.
üstâd (F.) [ ‫ ] اﺱﺘﺎد‬1.üstat. 2.profesör. 3.usta.
üstâdâne (F.) [ ‫ ] اﺱﺘﺎداﻥﻪ‬ustaca.
üstâdî (F.) [ ‫ ] اﺱﺘﺎدی‬1.ustalık. 2.üstatlık.
üstûr (F.) [ ‫ ] اﺱﺘﻮر‬binek ve yük hayvanı.
üstûre (A.) [ ‫ ] اﺱﻄﻮرﻩ‬1.efsane. 2.uydurma söz.
üstühan (F.) [ ‫ ] اﺱﺘﺨﻮان‬kemik.
üstüre (F.) [ ‫ ] اﺱﺘﺮﻩ‬ustura.
üstüvâne (A.) [ ‫ ] اﺱﺘﻮاﻥﻪ‬silindir.
üstüvâr (F.) [ ‫ ] اﺱﺘﻮار‬1.sağlam. 2.güvenilir.
üstüvârî (F.) [‫ ]اﺱﺘﻮاری‬1.sağlamlık. 2.güvenilirlik.
üştür (F.) [ ‫ ] اﺵﺘﺮ‬deve.
üştürban (F.) [ ‫ ] اﺵﺘﺮﺑﺎن‬deveci.
üştürdil (F.) [ ‫ ] اﺵﺘﺮدل‬kinci.
üştürhâr (F.) [ ‫ ] اﺵﺘﺮﺧﺎر‬deve dikeni.
üzn (A.) [ ‫ ] اذن‬kulak.

505

V

va’d (A.) [ ‫ ] وﻋﺪ‬vaat.
va’d edilmek vaat edilmek.
va’d etmek vaat etmek.
va’z (A.) [ ‫ ] وﻋﻆ‬vaaz, dinî öğüt.
vâbeste (F.) [ ‫ ] واﺑﺴﺘﻪ‬bağlı.
vâbestegân (F.) [ ‫ ] واﺑﺴﺘﮕﺎن‬bağlılar.
vâcib (A.) [ ‫ ] واﺝﺐ‬gerekli.
vâcib olmak gerekmek.
vâcibât (A.) [ ‫ ] واﺝﺒﺎت‬gerekenler, yapılması gerekli olanlar.
vâcibe (A.) [ ‫ ] واﺝﺒﻪ‬gereken, yapılması gerekli olan.
vâcibülîfâ (A.) [ ‫ ] واﺝﺐ اﻻیﻔﺎ‬yapılması gereken, yerine getirilmesi gereken.
vâcibülvücûd (A.) [ ‫ ] واﺝﺐ اﻝﻮﺝﻮد‬Tanrı.
vâcid (A.) [ ‫ ] واﺝﺪ‬1.Tanrı. 2.meydana getiren.
vâdî (A.) [ ‫ ] وادی‬1.vadi. 2.nehir yatağı. 2.saha, alan.
vâfir (A.) [ ‫ ] واﻓﺮ‬bol.
vâh (A.) [ ‫ ] واﻩ‬vah, yazık.
vâha (A.) [ ‫ ] واﺣﻪ‬vaha, çöl ortasındaki yeşil alan.
vahâmet (A.) [ ‫ ] وﺧﺎﻡﺖ‬korkunçluk, vehamet, tehlikeli durum.
vâhasretâ (A.) [ ‫ ] واﺣﺴﺮﺕﺎ‬eyvahlar olsun.

506

vâhayfâ (A.) [ ‫ ] واﺣﻴﻔﺎ‬yazıklar olsun, eyvahlar olsun, vah vah.
vahdânî (A.) [ ‫ ] وﺣﺪاﻥﯽ‬Tanrı’nın birliği ile ilgili.
vahdâniyyet (A.) [ ‫ ] وﺣﺪاﻥﻴﺖ‬Tanrı’nın tekliği.
vahdet (A.) [ ‫ ] وﺣﺪت‬1.teklik. 2.birlik, beraberlik.
vâhî (A.) [ ‫ ] واهﯽ‬yararsız.
vâhid (A.) [ ‫ ] واﺣﺪ‬tek, bir tane.
vahîd (A.) [ ‫ ] وﺣﻴﺪ‬tek, biricik.
vahîm (A.) [ ‫ ] وﺧﻴﻢ‬korkunç.
vahş (A.) [ ‫ ] وﺣﺶ‬yabanıl.
vahşet (A.) [ ‫ ] وﺣﺸﺖ‬1.yabanîlik. 2.korku.
vahşetengîz (A.-F.) [ ‫ ] وﺣﺸﺖ اﻥﮕﻴﺰ‬korkunç, korku salan.
vahşetnâk (A.-F.) [ ‫ ] وﺣﺸﺘﻨﺎک‬1.korkunç. 2.ıssız.
vahşî (A.) [ ‫ ] وﺣﺸﯽ‬1.yabanî. 2.acımasız.
vahy (A.) [ ‫ ] وﺣﯽ‬vahiy.
vâiz (A.) [ ‫ ] واﻋﻆ‬vaaz veren, dinî öğütler eden.
vâjgûn (F.) [ ‫ ] واژﮔﻮن‬baş aşağı, tepetakla, tersyüz olmuş.
vak’a (A.) [ ‫ ] وﻗﻌﻪ‬1.olay. 2.savaş.
vak’anüvis (A.-F.) [ ‫ ] وﻗﻌﻪ ﻥﻮیﺲ‬tarih yazarı.
vak’anüvîsân (A.-F.) [ ‫ ] وﻗﻌﻪ ﻥﻮیﺴﺎن‬tarih yazarları.
vakar (A.) [ ‫ ] وﻗﺎر‬ağırbaşlılık.
vakâyi’ (A.) [ ‫ ] وﻗﺎیﻊ‬olaylar.
vakf (A.) [ ‫ ] وﻗﻒ‬1.durma, duruş. 2.durdurma. 3.vakıf. 4.adama.
vakfe (A.) [ ‫ ] وﻗﻔﻪ‬durma, duraklama.

507

vakfegâh (A.-F.) [ ‫ ] وﻗﻔﻪ ﮔﺎﻩ‬durulacak yer, durak.
vakfiyye (A.) [ ‫ ] وﻗﻔﻴﻪ‬vakıf belgesi.
vâkıa (A.) [ ‫ ] واﻗﻌﻪ‬1.olay. 2.gerçek.
vâkıât (A.) [‫ ] واﻗﻌﺎت‬olaylar.
vâkıf (A.) [ ‫ ] واﻗﻒ‬1.vakfeden. 2.anlamak, bilmek.
vâki (A.) [ ‫ ] واﻗﻊ‬olan, meydana gelen, gerçekleşmiş olan.
vâki’ olmak 1.olmak, meydana gelmek, gerçekleşmek. 2.bulunmak, yer almak.
vakiyye (A.) [ ‫ ] وﻗﻴﻪ‬okka.
vakt (A.) [ ‫ ] وﻗﺖ‬vakit.
vaktâki (A.-F.) [ ‫– ] وﻗﺘﺎﮐﻪ‬diği zaman.
vakûr (A.) [ ‫ ] وﻗﻮر‬ağırbaşlı.
vakûrâne (A.-F.) [ ‫ ] وﻗﻮراﻥﻪ‬ağırbaşlılıkla.
vâlâ (F.) [ ‫ ] واﻻ‬yüksek, yüce.
vâlâcâh (F.) [ ‫ ] واﻻﺝﺎﻩ‬yüksek mevki sahibi.
vâlâkadr (F.-A.) [ ‫ ] واﻻﻗﺪر‬saygıdeğer.
vâlid (A.) [ ‫ ] واﻝﺪ‬1.baba. 2.yol açan, doğuran.
vâlide (A.) [ ‫ ] واﻝﺪﻩ‬anne, ana.
vâlideyn (A.) [ ‫ ] واﻝﺪیﻦ‬anababa.
vâlih (A.) [ ‫ ] واﻝﻪ‬şaşkın.
vâliyân (A.-F.) [ ‫ ] واﻝﻴﺎن‬valiler.
vâm (F.) [ ‫ ] وام‬borç.
vâmdâr (F.) [ ‫ ] واﻡﺪار‬borçlu.
vâmhâh (F.) [ ‫ ] واﻡﺨﻮاﻩ‬alacaklı.

508

vâpesin (F.) [ ‫ ] واﭘﺴﻴﻦ‬sonuncu.
vâr (F.) [ ‫ ] وار‬gibi, benzer.
varak (A.) [ ‫ ] ورق‬1.yaprak. 2.kağıt. 3.plaka.
varaka (A.) [ ‫ ] ورﻗﻪ‬1.belge. 2.bir yaprak.
varakpâre (A.-F.) [ ‫ ] ورق ﭘﺎرﻩ‬1.kağıt parçası. 2.pusula, not.
vâreste (F.) [ ‫ ] وارﺱﺘﻪ‬1.kurtulmuş, rahat. 2.uzak.
vârî (F.) [ ‫ ] واری‬gibi.
vârid (A.) [ ‫ ] وارد‬1.gelen, ulaşan. 2.sözkonusu.
vâridât (A.) [ ‫ ] واردات‬kazanç, gelir.
vâride (A.) [ ‫ ] واردﻩ‬1.gelen, ulaşan. 2.akla gelen.
vâris (A.) [ ‫ ] وارث‬mirasçı.
varta (A.) [ ‫ ] ورﻃﻪ‬1.uçurum. 2.tehlike.
vârûn (F.) [ ‫ ] وارون‬ters, başaşağı.
vârûne (F.) [ ‫ ] واروﻥﻪ‬ters, başaşağı.
vasat (A.) [ ‫ ] وﺱﻂ‬1.orta. 2.ortalama.
vasatî (A.) [ ‫ ] وﺱﻄﯽ‬1.ortalama. 2.orta.
vasf (A.) [ ‫ ] وﺹﻒ‬1.nitelik, özellik. 2.övgü.
vâsıl (A.) [ ‫ ] واﺹﻞ‬ulaşan, kavuşan, gelen.
vâsıl olmak ulaşmak, kavuşmak.
vâsıta (A.) [ ‫ ] واﺱﻄﻪ‬1.aracı. 2.araç, alet.
vâsi’ (A.) [ ‫ ] واﺱﻊ‬1.geniş. 2.yaygın. 3.kapsamlı. 4.enli. 5.bol.
vasiyyet (A.) [ ‫ ] وﺹﻴﺖ‬vasiyet.
vasiyyetnâme (A.-F.) [ ‫ ] وﺹﻴﺖ ﻥﺎﻡﻪ‬vasiyet mektubu.

509

vasl (A.) [ ‫ ] وﺹﻞ‬1.ulaşma. 2.kavuşma, vuslat. 3.bağlama, ulama.
vassaf (A.) [ ‫ ] وﺹﺎف‬öven, anlatan, tavsif eden.
vassal (A.) [ ‫ ] وﺹﺎل‬ulaştıran.
vatan (A.) [ ‫ ] وﻃﻦ‬yurt.
vatandaş (A.-T.) [ ‫ ] وﻃﻨﺪاش‬yurttaş.
vatanî (A.) [ ‫ ] وﻃﻨﯽ‬yurt ile ilgili.
vatanperver (A.-F.) [ ‫ ] وﻃﻦ ﭘﺮور‬yurtsever.
vatanperverâne (A.-F.) [ ‫ ] وﻃﻦ ﭘﺮوراﻥﻪ‬yurtseverce.
vâveylâ (A.) [ ‫ ] واویﻼ‬1.yazık, eyvahlar olsun. 2.çığlık.
vâveylâ düşmek çığlıklar atılmak.
vâye (F.) [ ‫ ] وایﻪ‬kısmet.
vaz’ (A.) [ ‫ ] وﺽﻊ‬1.koyma, konulma. 2.bırakma. 3.atama. 4.durum, konum.
vaz’ -ı haml [ ‫ ] وﺽﻊ ﺣﻤﻞ‬doğum.
vaz’ -ı kadîm [ ‫ ] وﺽﻊ ﻗﺪیﻢ‬eski konum, eski durum.
vaz’ -ı yed [ ‫ ] وﺽﻊ یﺪ‬el koyma.
vaz’ -ı yed edilmek el konulmak.
vaz’ -ı yed etmek el koymak.
vaz’ etmek koymak.
vaz’an (A.) [ ‫ ] وﺽﻌﺎ‬konumu bakımından.
vazâif (A.) [ ‫ ] وﻇﺎﺋﻒ‬görevler, ödevler.
vâzı’ (A.) [ ‫ ] واﺽﻊ‬1.koyan, koyucu. 2.hazırlayıcı.
vâzıh (A.) [ ‫ ] واﺽﺢ‬açık, net.
vâzıhan (A.) [ ‫ ] واﺽﺤﺎ‬açıkça, açık olarak.

510

vazî' (A.) [ ‫ ] وﺽﻴﻊ‬1.alçak, aşağı. 2.mütevazi.
vazîfe (A.) [ ‫ ] وﻇﻴﻔﻪ‬1.görev. 2.ödev.
vazîfedâr (A.-F.) [ ‫ ] وﻇﻴﻔﻪ دار‬görevli.
vazîfeşinas (A.) [ ‫ ] وﻇﻴﻔﻪ ﺵﻨﺎس‬görevine düşkün.
vaziyet (A.) [ ‫ ] وﺽﻌﻴﺖ‬durum, konum.
vebâl (A.) [ ‫ ] وﺑﺎل‬günah.
vecâhet (A.) [ ‫ ] وﺝﺎهﺖ‬yüz güzelliği.
vecd (A.) [ ‫ ] وﺝﺪ‬coşku.
vecdâver (A.-F.) [ ‫ ] وﺝﺪﺁور‬coşkulu, heyecanlandıran.
vech (A.) [ ‫ ] وﺝﻪ‬1.yüz. 2.sebep, ilgi, münasebet, vasıta. 3.yüzey.
veche (A.) [ ‫ ] وﺝﻬﻪ‬1.yüz. 2.yön, taraf.
vecîbe (A.) [ ‫ ] وﺝﻴﺒﻪ‬yapılması gereken, görev.
vecîz (A.) [ ‫ ] وﺝﻴﺰ‬özlü.
vecîze (A.) [ ‫ ] وﺝﻴﺰﻩ‬özdeyiş.
vedâ (A.) [ ‫ ] وداع‬ayrılış, ayrılma.
vedâyi’ (A.) [ ‫ ] ودایﻊ‬emanetler.
vedîa (A.) [ ‫ ] ودیﻌﻪ‬emanet.
vefâ (A.) [ ‫ ] وﻓﺎ‬1.sözünde durma. 2.dostluğu sürdürme.
vefâ etmek sözünde durmak, vefa göstermek.
vefâdâr (A.-F.) [ ‫ ] وﻓﺎدار‬vefalı.
vefâkâr (A.-F.) [ ‫ ] وﻓﺎﮐﺎر‬vefalı.
vefât (A.) [ ‫ ] وﻓﺎت‬ölüm.
vefât etmek ölmek.

511

vefeyât (A.) [ ‫ ] وﻓﻴﺎت‬ölümler.
vefk (A.) [ ‫ ] وﻓﻖ‬1.uyum. 2.uygun.
vegayrühü (A.) [ ‫ ] وﻏﻴﺮﻩ‬ondan başka.
vegayrühüm (A.) [ ‫ ] وﻏﻴﺮهﻢ‬ondan başkaları.
veh (F.-A.) [ ‫ ] وﻩ‬vah.
vehb (A.) [ ‫ ] وهﺐ‬bağış, vergi.
vehbî (A.) [ ‫ ] وهﺒﯽ‬Tanrı vergisi.
vehelümmecerrâ (A.) [ ‫ ] و هﻠﻢ ﺝﺮی‬var gerisini kıyas et.
vehhâb (A.) [ ‫ ] وهﺎب‬çok bağışlayıcı Tanrı.
vehhâbiyyet (A.) [ ‫ ] وهﺎﺑﻴﺖ‬vehhâbîlik.
vehhâbiyyûn (A.) [ ‫ ] وهﺎﺑﻴﻮن‬vehhâbîler.
vehim (A.) [ ‫ ] وهﻢ‬kuruntu.
vehleten (A.) [ ‫ ] وهﻠﺔ‬ansızın.
vehm (A.) [ ‫ ] وهﻢ‬kuruntu.
vehmî (A.) [ ‫ ] وهﻤﯽ‬kuruntuya dayalı, evham üstüne kurulmuş.
vehmnâk (A.-F.) [ ‫ ] وهﻤﻨﺎک‬kuruntulu.
veillâ (A.) [ ‫ ] واﻻ‬yoksa, aksi takdirde.
vekâhat (A.) [ ‫ ] وﻗﺎﺣﺖ‬arsızlık, utanmazlık, hayasızlık.
vekâlet (A.) [ ‫ ] وﮐﺎﻝﺖ‬1.vekillik. 2.bakanlık. 3.avukatlık.
vekâleten (A.) [ ‫ ] وﮐﺎﻝﺔ‬vekil olarak.
vekâletnâme (A.-F.) [ ‫ ] وﮐﺎﻝﺖ ﻥﺎﻡﻪ‬vekillik belgesi.
vekâletpenâh (A.-F.) [ ‫ ] وﮐﺎﻝﺖ ﭘﻨﺎﻩ‬sadrazam.
vekâyi’ (A.) [ ‫ ] وﻗﺎیﻊ‬1.olaylar. 2.savaşlar.

512

vekıs’alâhâzâ (A.) [ ‫ ] وﻗﺲ ﻋﻠﯽ هﺬا‬bununla kıyasla.
vekil (A.) [ ‫ ] وﮐﻴﻞ‬1.avukat. 2.biri tarafından yetki verilmiş. 3.bakan.
velâdet (A.) [ ‫ ] وﻻدت‬1.doğum. 2.doğum günü.
velâyet (A.) [ ‫ ] وﻻیﺖ‬1.velîlik. 2.dostluk. 3.otorite.
velev (A.) [ ‫ ] وﻝﻮ‬olsa da.
velhâsıl (A.) [ ‫ ] واﻝﺤﺎﺹﻞ‬kısaca, sözün kısası.
velî (A.) [ ‫ ] وﻝﯽ‬1.ermiş, velî. 2.çocuktan sorumlu olan.
velî (F.) [ ‫ ] وﻝﯽ‬ama, fakat.
velîahd (A.) [ ‫ ] وﻝﻴﻌﻬﺪ‬veliaht.
velîk (F.) [ ‫ ] وﻝﻴﮏ‬ama, ancak.
velîkin (F.) [ ‫ ] وﻝﻴﮑﻦ‬ama, ancak.
velîme (A.) [ ‫ ] وﻝﻴﻤﻪ‬1.ziyafet. 2.düğün.
velûd (A.) [ ‫ ] وﻝﻮد‬1.doğurgan. 2.üretken.
velvele (A.) [ ‫ ] وﻝﻮﻝﻪ‬gürültü patırtı.
verâ (A.) [ ‫ ] ورا‬öte.
verâset (A.) [ ‫ ] وراﺛﺖ‬varislik.
verd (A.) [ ‫ ] ورد‬gül.
verem (A.) [ ‫ ] ورم‬1.şişkinlik, şiş. 2.verem, tüberküloz.
verese (A.) [ ‫ ] ورﺛﻪ‬varisler, mirasçılar.
verîd (A.) [ ‫ ] وریﺪ‬toplardamar.
vesâik (A.) [ ‫ ] وﺛﺎﺋﻖ‬belgeler.
vesâil (A.) [ ‫ ] وﺱﺎﺋﻞ‬sebepler.
vesâit (A.) [ ‫ ] وﺱﺎﺋﻂ‬1.araçlar. 2.aracılar.

513

vesâtet (A.) [ ‫ ] وﺱﺎﻃﺖ‬aracılık.
vesâyâ (A.) [ ‫ ] وﺹﺎیﺎ‬vasiyetler.
vesîka (A.) [ ‫ ] وﺛﻴﻘﻪ‬belge.
vesîle (A.) [ ‫ ] وﺱﻴﻠﻪ‬1.sebep, bahane. 2.yol.
vesme (A.) [ ‫ ] وﺱﻤﻪ‬rastık.
vesvese (A.) [ ‫ ] وﺱﻮﺱﻪ‬kuruntu.
veş (F.) [ ‫ ] وش‬gibi.
veşak (A.) [ ‫ ] وﺵﻖ‬vaşak.
veted (A.) [ ‫ ] وﺕﺪ‬kazık.
veter (A.) [ ‫ ] وﺕﺮ‬1.kiriş. 2.saz teli.
vetîre (A.) [ ‫ ] وﺕﻴﺮﻩ‬1.üslup. 2.süreç. 3.dar yol.
veyl (A.) [ ‫ ] ویﻞ‬yazık, yazıklar olsun, eyvahlar olsun.
vezâif (A.) [ ‫ ] وﻇﺎﺋﻒ‬görevler, ödevler.
vezân (F.) [ ‫ ] وزان‬esen.
vezâret (A.) [ ‫ ] وزارت‬vezirlik.
vezîr (A.) [ ‫ ] وزیﺮ‬eskiden bakanlık görevini üstlenen kişi.
vezn (A.) [ ‫ ] وزن‬ağırlık.
vezne (A.) [ ‫ ] وزﻥﻪ‬1.ağırlık. 2.tartı. 3.para gişesi.
veznedâr (A.-F.) [ ‫ ] وزﻥﻪ دار‬gişe görevlisi.
vicâhen (A.) [ ‫ ] وﺝﺎهﺎ‬yüzleşerek, yüzüne karşı.
vicâhî (A.) [ ‫ ] وﺝﺎهﯽ‬yüzyüze.
vicdân (A.) [ ‫ ] وﺝﺪان‬iyi ile kötüyü ayırt edip değerlendirme duygusu.
vicdânen (A.) [ ‫ ] وﺝﺪاﻥﺎ‬vicdan bakımından.

514

vidâd (A.) [ ‫ ] وداد‬1.sevgi. 2.dostluk.
vikâye (A.) [ ‫ ] وﻗﺎیﻪ‬koruma.
vikâye etmek korumak, esirgemek, kayırmak.
vilâdet (A.) [ ‫ ] وﻻدت‬1.doğum. 2.doğum günü.
vilâyât (A.) [ ‫ ] وﻻیﺎت‬vilayetler.
vildân (A.) [ ‫ ] وﻝﺪان‬1.bebekler. 2.köleler.
vîrân (F.) [ ‫ ] ویﺮان‬1.yıkık, harap olmuş. 2.yıkıntı, harabe.
vîrân etmek yıkmak, harap etmek.
vîrân olmak 1.yıkılmak, harap olmak. 2.perişan olmak.
vîrâne (F.) [ ‫ ] ویﺮاﻥﻪ‬yıkıntı alan, harap yer, harap bina.
vîrânî (F.) [ ‫ ] ویﺮاﻥﯽ‬haraplık.
vird (A.) [ ‫ ] ورد‬dua.
vird etmek dua etmek.
visâk (A.) [ ‫ ] وﺛﺎق‬antlaşma.
visâl (A.) [ ‫ ] وﺹﺎل‬1.ulaşma, varma. 2.kavuşma, vuslat.
vufûr (A.) [ ‫ ] وﻓﻮر‬bolluk.
vuhûş (A.) [ ‫ ] وﺣﻮش‬1.vahşiler. 2.yaban hayvanları.
vukû bulmak meydana gelmek, cereyan etmek, gerçekleşmek.
vukû’ (A.) [ ‫ ] وﻗﻮع‬meydana gelme, cereyan etme.
vukûât (A.) [ ‫ ] وﻗﻮﻋﺎت‬1.olaylar. 2.polisiye olaylar.
vukûf (A.) [ ‫ ] وﻗﻮف‬bir konu hakkında geniş bilgi sahibi olma.
vukufsuz (A.-T.) bilgisiz.
vuskâ (A.) [ ‫ ] وﺛﻘﯽ‬sağlam.

515

vusla (A.) [ ‫ ] وﺹﻠﻪ‬1.ek. 2.yama.
vuslat (A.) [ ‫ ] وﺹﻠﺖ‬1.ulaşma. 2.kavuşma.
vustâ (A.) [ ‫ ] وﺱﻄﯽ‬orta, iç.
vusûl (A.) [ ‫ ] وﺹﻮل‬ulaşma, gelme.
vusûl eylemek gelmek, ulaşmak.
vuzû (A.) [ ‫ ] وﺽﻮء‬abdest.
vuzûh (A.) [ ‫ ] وﺽﻮح‬açıklık.
vücûb (A.) [ ‫ ] وﺝﻮب‬gereklilik.
vücûd (A.) [ ‫ ] وﺝﻮد‬1.varlık. 2.beden. 3.var oluş.
vücûd bulmak meydana gelmek, oluşmak.
vücûh (A.) [ ‫ ] وﺝﻮﻩ‬1.yüzler. 2.şekiller, tarzlar. 3.yüzeyler. 4.ileri gelenler.
vüfûd (A.) [ ‫ ] وﻓﻮد‬elçiler.
vüfûr (A.) [ ‫ ] وﻓﻮر‬bolluk.
vükelâ (A.) [ ‫ ] وﮐﻼ‬1.vekiller. 2.bakanlar.
vülât (A.) [ ‫ ] وﻻت‬valiler.
vürûd (A.) [ ‫ ] ورود‬giriş, geliş.
vürûd etmek girmek, gelmek.
vüs’ (A.) [ ‫ ] وﺱﻊ‬1.genişlik. 2.kapasite. 3.takat.
vüs’at (A.) [ ‫ ] وﺱﻌﺖ‬1.genişlik. 2.kapasite. 3.parasal yeterlik. 4.genlik.
vüskâ (A.) [ ‫ ] وﺛﻘﯽ‬sağlam.
vüsûk (A.) [ ‫ ] وﺛﻮق‬1.sağlamlık. 2.güvenilirlik.
vüzerâ (A.) [ ‫ ] وزرا‬vezirler.

516

Y

yâ (A.) [ ‫ ] یﺎ‬ey.
yâb (F.) [ ‫ ] یﺎب‬bulan.
yâbis (A.) [ ‫ ] یﺎﺑﺲ‬kuru.
yâd (F.) [ ‫ ] یﺎد‬1.hatırlama. 2.gönül, hatır. 3.anı, hatıra.
yâd edilmek anılmak, hatırlanmak.
yâd etmek anmak, hatırlamak.
yâdgâr (F.) [ ‫ ] یﺎدﮔﺎر‬1.anı. 2.hatıra.
yadigâr bk. yâdgâr.
yağmâ (F.) [ ‫ ] یﻐﻤﺎ‬talan, çapul.
yağma eylemek talan etmek, yağmalamak.
yağmâger (F.) [ ‫ ] یﻐﻤﺎﮔﺮ‬yağmacı.
yah (F.) [ ‫ ] یﺦ‬buz.
yahbeste (F.) [ ‫ ] یﺦ ﺑﺴﺘﻪ‬buzlanmış, donmuş.
yâhud (F.) [ ‫ ] یﺎﺧﻮد‬yahut.
yâis (A.) [ ‫ ] یﺎﺋﺲ‬umutsuz.
yakaza (A.) [ ‫ ] یﻘﻈﻪ‬uyanıklık.
yakîn (A.) [ ‫ ] یﻘﻴﻦ‬kesin bilgi.
yakînen (A.) [ ‫ ] یﻘﻴﻨﺎ‬kesin olarak.
yâkût (A.) [ ‫ ] یﺎﻗﻮت‬1.yakut. 2.dudak.

517

yakzân (A.) [ ‫ ] یﻘﻈﺎن‬uyanık.
yâl (F.) [ ‫ ] یﺎل‬1.yele. 2.boyun.
yâleyte (A.) [ ‫ ] یﺎ ﻝﻴﺖ‬keşke.
yâr (F.) [ ‫ ] یﺎر‬1.dost. 2.sevgili. 3.arkadaş.
yârâ (F.) [ ‫ ] یﺎرا‬güç.
yârân (F.) [ ‫ ] یﺎران‬dostlar, arkadaşlar.
yârî (F.) [ ‫ ] یﺎری‬1.dostluk. 2.yardım.
yâsemen (F.) [ ‫ ] یﺎﺱﻤﻦ‬yasemin.
yâve (F.) [ ‫ ] یﺎوﻩ‬zırva, saçma.
yâvegû (F.) [ ‫ ] یﺎوﻩ ﮔﻮ‬zırvalayan, saçmalayan.
yâver (F.) [ ‫ ] یﺎور‬yardımcı.
yâzdeh (F.) [ ‫ ] یﺎزدﻩ‬onbir.
ye’s (A.) [ ‫ ] یﺄس‬umutsuzluk.
ye’sefzâ (A.-F.) [ ‫ ] یﺄس اﻓﺰا‬üzücü.
yebânî (F.) [ ‫ ] یﺒﺎﻥﯽ‬1.yabanıl. 2.ürkek. 3.kaba.
yed (A.) [ ‫ ] یﺪ‬1.el. 2.güç.
yegân (F.) [ ‫ ] یﮕﺎن‬birler.
yegân yegân (F.) [ ‫ ] یﮕﺎن یﮕﺎن‬bir bir, tek tek.
yegâne (F.) [ ‫ ] یﮕﺎﻥﻪ‬biricik.
yegânegî (F.) [ ‫ ] یﮕﺎﻥﮕﯽ‬birlik, teklik.
yek (F.) [ ‫ ] یﮏ‬bir.
yekbeyek (F.) [ ‫ ] یﮏ ﺑﻴﮏ‬bir bir, birer birer.
yekcihet (F.-A.) [ ‫ ] یﮏ ﺝﻬﺖ‬1.tek yön. 2.aynı görüşlü.

518

yekcins (F.-A.) [ ‫ ] یﮏ ﺝﻨﺲ‬aynı türden.
yekdîger (F.) [ ‫ ] یﮏ دیﮕﺮ‬birbiri.
yekdil (F.) [ ‫ ] یﮏ دل‬bir gönül.
yeknazarda (F.-A.-T.) ilk bakışta, bir bakışta.
yekpâre (F.) [ ‫ ] یﮏ ﭘﺎرﻩ‬1.tek parça. 2.bütün.
yeksân (F.) [ ‫ ] یﮑﺴﺎن‬1.bir şekilde. 2.birlikte.
yekseviye (F.-A.) [ ‫ ] یﮏ ﺱﻮیﻪ‬aynı düzeyde, eşit seviyeli.
yekşenbe (F.) [ ‫ ] یﮏ ﺵﻨﺒﻪ‬pazar.
yektene (F.) [ ‫ ] یﮏ ﺕﻨﻪ‬tek başına.
yekûn (A.) [ ‫ ] یﮑﻮن‬toplam.
yel (F.) [ ‫ ] یﻞ‬yiğit.
yeldâ (F.) [ ‫ ] یﻠﺪا‬uzun.
yemîn (A.) [ ‫ ] یﻤﻴﻦ‬1.sağ, sağ yön. 2.ant, yemin.
yesâr (A.) [ ‫ ] یﺴﺎر‬sol, sol taraf.
yesîr (A.) [ ‫ ] یﺴﻴﺮ‬kolay.
yetîm (A.) [ ‫ ] یﺘﻴﻢ‬biricik, tek. 2.yetim.
yetîme (A.) [ ‫ ] یﺘﻴﻤﻪ‬yetim kız çocuğu.
yetîmhâne (A.-F.) [ ‫ ] یﺘﻴﻢ ﺧﺎﻥﻪ‬yetimler evi.
yevâkît (A.) [ ‫ ] یﻮاﻗﻴﺖ‬yakutlar.
yevm (A.) [ ‫ ] یﻮم‬gün.
yevmenfeyevmen (A.) [ ‫ ] یﻮﻡﺎ ﻓﻴﻮﻡﺎ‬günden güne.
yevmî (A.) [ ‫ ] یﻮﻡﯽ‬günlük, gündelik.
yevmiyye (A.) [ ‫ ] یﻮﻡﯽ‬gündelik ücret.

519

yezdân (F.) [ ‫ ] یﺰدان‬Tanrı.
yubûset (A.) [ ‫ ] یﺒﻮﺱﺖ‬kuruluk.
yûğ (F.) [ ‫ ] یﻮغ‬boyunduruk.
yûz (F.) [ ‫ ] یﻮز‬pars.
yübûset (A.) [ ‫ ] یﺒﻮﺱﺖ‬kuruluk.
yümkin (A.) [ ‫ ] یﻤﮑﻦ‬mümkün, olabilir, olası.
yümn (A.) [ ‫ ] یﻤﻦ‬uğur.
yümnâ (A.) [ ‫ ] یﻤﻨﯽ‬sağ taraf.
yümnî (A.) [ ‫ ] یﻤﻨﯽ‬uğurlu.
yüsr (A.) [ ‫ ] یﺴﺮ‬1.kolaylık. 2.zenginlik.
yüsrâ (A.) [ ‫ ] یﺴﺮی‬sol taraf.

520

Z

za’f (A.) [ ‫ ] ﺽﻌﻒ‬zayıflık, zaaf.
za’f gelmek zayıflamak.
za’ferân (A.) [ ‫ ] زﻋﻔﺮان‬safran.
za’fî (A.) [ ‫ ] ﺽﻌﻔﯽ‬zayıflıkla ilgili, zaaf ile ilgili.
za’fiyyet (A.) [ ‫ ] ﺽﻌﻔﻴﺖ‬zayıflık, zafiyet.
zâbıta (A.) [ ‫ ] ﺽﺎﺑﻄﻪ‬güvenlik görevlisi.
zâbih (A.) [ ‫ ] ذاﺑﺢ‬boğazlayan.
zâbit (A.) [ ‫ ] ﺽﺎﺑﻂ‬subay.
zâbitân (A.-F.) [ ‫ ] ﺽﺎﺑﻄﺎن‬subaylar.
zabt (A.) [ ‫ ] ﺽﺒﻂ‬1.tutma. 2.ele geçirme. 3.kavrama.
zabt edilmek ele geçirilmek.
zabt etmek ele geçirmek.
zabtiye nâzırı emniyet genel müdürü.
zabtiye nezâreti emniyet genel müdürlüğü.
zabtiyye (A.) [ ‫ ] ﺽﺒﻄﻴﻪ‬güvenlik güçleri, polis, jandarma.
zabtnâme (A.-F.) [ ‫ ] ﺽﺒﻂ ﻥﺎﻡﻪ‬tutanak, zabıt yazısı.
zabtürabt (A.) [ ‫ ] ﺽﺒﻂ و رﺑﻂ‬disiplin.
zâc (A.) [ ‫ ] زاج‬göztaşı.
zâd (A.) [ ‫ ] زاد‬azık.

521

zâd (F.) [ ‫ ] زاد‬1.doğmuş. 2.doğum.
zâde (F.) [ ‫ ] زادﻩ‬1.doğmuş. 2.evlat.
zâdegân (F.) [ ‫ ] زادﮔﺎن‬soylular, aristokratlar.
zâdgegânlık satmak soyluluk taslamak.
zafer (A.) [ ‫ ] ﻇﻔﺮ‬üstünlük kazanma.
zaferyâb (A.-F.) [ ‫ ] ﻇﻔﺮیﺎب‬üstünlük kazanan, muzaffer olan.
zaferyâb olmak üstünlük kazanmak, muzaffer olmak.
zâğ (F.) [ ‫ ] زاغ‬karga.
zağan (F.) [ ‫ ] زﻏﻦ‬çaylak.
zahâir (A.) [ ‫ ] ذﺧﺎﺋﺮ‬zahireler.
zâhib (A.) [ ‫ ] ذاهﺐ‬1.giden. 2.sanıya kapılan.
zâhib olmak 1.gitmek. 2.sanıya kapılmak.
zâhid (A.) [ ‫ ] زاهﺪ‬aşırı dindar, zühd ile uğraşan.
zâhidâne (A.-F.) [ ‫ ] زاهﺪاﻥﻪ‬zahitçe.
zâhir (A.) [ ‫ ] ﻇﺎهﺮ‬1.ortaya çıkan, görünen, zuhur eden. 2.belli, açık, aşikâr.
3.sanırım. 4.görünüş, dış yüz.
zâhir olmak ortaya çıkmak, görünmek, zuhur etmek.
zâhirbîn (A.-F.) [ ‫ ] ﻇﺎهﺮﺑﻴﻦ‬sadece görünüşe bakan.
zahîre (A.) [ ‫ ] ذﺧﻴﺮﻩ‬depolanmış erzak.
zâhiren (A.) [ ‫ ] ﻇﺎهﺮا‬görünüşte, görünüşe göre.
zâhirî (A.) [ ‫ ] ﻇﺎهﺮی‬dış görünüş ile ilgili, görünüşteki.
zâhirperest (A.-F.) [ ‫ ] ﻇﺎهﺮﭘﺮﺱﺖ‬sadece dış görünüşe bakan.
zahm (F.) [ ‫ ] زﺧﻢ‬yara.

522

zahmdâr (F.) [ ‫ ] زﺧﻤﺪار‬yaralı.
zahme (F.) [ ‫ ] زﺧﻤﻪ‬1.vuruş. 2.yara. 3.tezene, mızrap.
zahmet (A.) [ ‫ ] زﺣﻤﺖ‬1.sıkıntı, meşakkat. 2.güç.
zahmzede (F.) [ ‫ ] زﺧﻢ زدﻩ‬yaralı.
zahr (A.) [ ‫ ] ﻇﻬﺮ‬1.sırt, arka. 2.arka yüz.
zahriye (A.) [ ‫ ] ﻇﻬﺮیﻪ‬kağıdın arka yüzündeki yazı.
zâid (A.) [ ‫ ] زاﺋﺪ‬1.artık. 2.artan. 3.artı. 4.gereksiz.
zaîf (A.) [ ‫ ] ﺽﻌﻴﻒ‬zayıf, güçsüz.
zâik (A.) [ ‫ ] ذاﺋﻖ‬tadan, tadına varan.
zâika (A.) [ ‫ ] ذاﺋﻘﻪ‬tat alma duyusu.
zâil (A.) [ ‫ ] زاﺋﻞ‬yok olan, yok olucu.
zâil olmak yok olmak, ortadan kalkmak.
zâir (A.) [ ‫ ] زاﺋﺮ‬ziyaretçi.
zâkir (A.) [ ‫ ] ذاﮐﺮ‬zikreden.
zakkûm (A.) [ ‫ ] زﻗﻮم‬1.zakkum ağacı. 2.zıkkım.
zâl (F.) [ ‫ ] زال‬saçları ağarmış, ihtiyar.
zalâm (A.) [ ‫ ] ﻇﻼم‬karanlık.
zâlim (A.) [ ‫ ] ﻇﺎﻝﻢ‬zulüm eden.
zâlimâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻇﺎﻝﻤﺎﻥﻪ‬zalimce.
zamâim (A.) [ ‫ ] ﺽﻤﺎﺋﻢ‬ekler.
zamâne (A.) [ ‫ ] زﻡﺎﻥﻪ‬1.devir. 2.felek.
zamîme (A.) [ ‫ ] ﺽﻤﻴﻤﻪ‬ek.
zamimeten (A.) [ ‫ ] ﺽﻤﻴﻤﺔ‬ek olarak.

523

zâmin (A.) [ ‫ ] ﺽﺎﻡﻦ‬tazmin eden.
zamîr (A.) [ ‫ ] ﺽﻤﻴﺮ‬1.gönül. 2.iç. 3.zamir, adıl.
zamm (A.) [ ‫ ] ﺽﻢ‬ekleme, arttırma.
zamm edilmek eklenmek, arttırılmak.
zamm etmek eklemek, arttırmak.
zamm olunmak eklenmek, ilave edilmek.
zamme (A.) [ ‫ ] ﺽﻤﻪ‬ötre.
zan (A.) [ ‫ ] ﻇﻦ‬zan, sanı.
zanbak (A.) [ ‫ ] زﻥﺒﻖ‬zambak.
zanîn (A.) [ ‫ ] ﻇﻨﻴﻦ‬zan altında bulunan.
zann (A.) [ ‫ ] ﻇﻦ‬zan, sanı.
zannedilmek sanılmak.
zannetmek sanmak.
zânû (F.) [ ‫ ] زاﻥﻮ‬diz.
zapt bk. zabt.
zapt edilmek ele geçirmek.
zapt etmek ele geçirmek.
zaptiye bk. zabtiyye
zâr (F.) [ ‫ ] زار‬1.perişan, ağlayan, inleyen. 2.inilti.
zâr (F.) [ ‫ ] زار‬yer.
zâr etmek ağlayıp inlemek.
zâr olmak ağlayıp inlemek.
zarâfet (A.) [ ‫ ] ﻇﺮاﻓﺖ‬zariflik.

524

zarar (A.) [ ‫ ] ﺽﺮر‬ziyan.
zarardîde (A.-F.) [ ‫ ] ﺽﺮردیﺪﻩ‬zarar gören.
zarb (A.) [ ‫ ] ﺽﺮب‬vuruş.
zarbhâne (A.-F.) [ ‫ ] ﺽﺮب ﺧﺎﻥﻪ‬darphane.
zarf (A.) [ ‫ ] ﻇﺮف‬1.kap. 2.mektup zarfı. 3.zarf.
zarfiyyet (A.) [ ‫ ] ﻇﺮﻓﻴﺖ‬kapasite.
zârî (F.) [ ‫ ] زاری‬inleme, zar zar ağlama.
zâri’ (A.) [ ‫ ] زارع‬ekici, çiftçi.
zarîf (A.) [ ‫ ] ﻇﺮیﻒ‬zarafet sahibi, nazik, nüktedan.
zarîfâne (A.-F.) [ ‫ ] ﻇﺮیﻔﺎﻥﻪ‬zarifçe.
zarûrât (A.) [ ‫ ] ﺽﺮورات‬sıkıntılar, mecburiyetler.
zarûret (A.) [ ‫ ] ﺽﺮورت‬1.sıkıntı. 2.yoksulluk. 3.zorunluluk.
zarûrî (A.) [ ‫ ] ﺽﺮوری‬zorunlu.
zarûriyyât (A.) [ ‫ ] ﺽﺮوریﺎت‬zorunluluklar.
zât (A.) [ ‫ ] ذات‬1.kişi. 2.kendi.
zâten (A.) [ ‫ ] ذاﺕﺎ‬aslında.
zâtî (A.) [ ‫ ] ذاﺕﯽ‬kişisel.
zâtülcenb (A.) [ ‫ ] ذات اﻝﺠﻨﺐ‬akciğer zarı iltihabı, zatülcenp.
zâtürrie (A.) [ ‫ ] ذات اﻝﺮﺋﻪ‬zatürriye, akciğer iltihabı.
zav’ (A.) [ ‫ ] ﺽﻮء‬ışık.
zavâhir (A.) [ ‫ ] ﻇﻮاهﺮ‬dış yüzler.
zâviye (A.) [ ‫ ] زاویﻪ‬1.açı. 2.köşe. 3.küçük tekke.
zâyi’ (A.) [ ‫ ] ﺽﺎیﻊ‬kaybolan.

525

zâyi’ etmek kaybetmek, yitirmek.
zâyi’ olmak kaybolmak, yitmek.
zâyi’ât (A.) [ ‫ ] ﺽﺎیﻌﺎت‬kayıplar.
zebân (F.) [ ‫ ] زﺑﺎن‬dil.
zebândıraz (F.) [ ‫ ] زﺑﺎن دراز‬dili uzun.
zebâne (F.) [ ‫ ] زﺑﺎﻥﻪ‬1.yalaz. 2.dilimsi.
zebânzed (F.) [ ‫ ] زﺑﺎﻥﺰد‬ünlü, dillerde dolaşan.
zeber (F.) [ ‫ ] زﺑﺮ‬üst.
zebercedî (A.) [ ‫ ] زﺑﺮﺝﺪی‬fıstık yeşili.
zebh (A.) [ ‫ ] ذﺑﺢ‬boğazlama.
zebh edilmek boğazlanmak, kesilmek.
zebh etmek boğazlamak, kesmek.
zebîh (A.) [ ‫ ] ذﺑﻴﺢ‬kesilmiş hayvan, boğazlanmış.
zebîl (A.) [ ‫ ] زﺑﻴﻞ‬1.pislik. 2.gübre.
zebûn (F.) [ ‫ ] زﺑﻮن‬1.alçak. 2.aciz, zavallı. 3.güçsüz.
zebûn etmek 1.alçaltmak. 2.aciz bırakmak. 3.güçsüz bırakmak.
zebûn olmak 1.alçalmak. 2.aciz kalmak. 3.güçsüz kalmak.
zecr (A.) [ ‫ ] زﺝﺮ‬1.zorlama. 2.eziyet etme.
zecrî (A.) [ ‫ ] زﺝﺮی‬zorlayarak, zorlayıcı.
zede (F.) [ ‫ ] زدﻩ‬1.vurmuş, dövmüş. 2.vurulmuş, dövülmüş. 3.uğramış, müptela
olmuş.
zehâb (A.) [ ‫ ] ذهﺎب‬1.gidiş. 2.sanıya kapılma.
zeheb (A.) [ ‫ ] ذهﺐ‬altın.

526

zehr (A.) [ ‫ ] زهﺮ‬çiçek.
zehr (F.) [ ‫ ] زهﺮ‬zehir, ağı.
zehre (A.) [ ‫ ] زهﺮﻩ‬çiçek.
zehrhand (F.) [ ‫ ] زهﺮﺧﻨﺪ‬acı gülüş.
zehrnâk (F.) [ ‫ ] زهﺮﻥﺎک‬zehirli.
zekâ (A.) [ ‫ ] ذﮐﺎ‬zekilik.
zekan (A.) [ ‫ ] زﻗﻦ‬çene.
zekâvet (A.) [ ‫ ] ذﮐﺎوت‬zekilik.
zeker (A.) [ ‫ ] ذﮐﺮ‬1.erkek. 2.erkeklik üreme organı.
zelâzil (A.) [ ‫ ] زﻻزل‬depremler.
zelîl (A.) [ ‫ ] ذﻝﻴﻞ‬düşkün, zavallı.
zell (A.) [ ‫ ] زل‬sürçme, kayma.
zelzele (A.) [ ‫ ] زﻝﺰﻝﻪ‬deprem.
zemân (A.) [ ‫ ] زﻡﺎن‬1.zaman. 2.çağ. 3.süre.
zemâne (A.) [ ‫ ] زﻡﺎﻥﻪ‬1.devir. 2.felek.
zemherîr (A.) [ ‫ ] زﻡﻬﺮیﺮ‬karakış.
zemîm (A.) [ ‫ ] ذﻡﻴﻢ‬kötü.
zemîn (F.) [ ‫ ] زﻡﻴﻦ‬1.yer. 2.dünya. 3.fon. 4.konu, alan.
zeminbûsî (F.) [ ‫ ] زﻡﻴﻦ ﺑﻮﺱﯽ‬saygı ile yer öpme.
zemistan (F.) [ ‫ ] زﻡﺴﺘﺎن‬kış.
zemistânî (F.) [ ‫ ] زﻡﺴﺘﺎﻥﯽ‬kışlık.
zemm (A.) [ ‫ ] ذم‬kötüleme, yerme.
zemm edilmek kötülenmek, yerilmek.

527

zemm etmek kötülemek, yermek.
zemzeme (A.) [ ‫ ] زﻡﺰﻡﻪ‬1.melodi. 2.mırıltı.
zen (F.) [ ‫ ] زن‬kadın.
zenâdıka (A.) [ ‫ ] زﻥﺎدﻗﻪ‬zındıklar.
zenâne (F.) [ ‫ ] زﻥﺎﻥﻪ‬1.kadınca, kadınsı. 2.kadın işi.
zenb (A.) [ ‫ ] ذﻥﺐ‬suç, günah.
zenbîl (A.) [ ‫ ] زﻥﺒﻴﻞ‬zembil.
zenbûrek (F.) [ ‫ ] زﻥﺒﻮرک‬zemberek.
zencebîl (A.) [ ‫ ] زﻥﺠﺒﻴﻞ‬zencefil.
zencî (A.) [ ‫ ] زﻥﺠﯽ‬siyahî, zenci.
zencîr (F.) [ ‫ ] زﻥﺠﻴﺮ‬zincir.
zencîrî (F.) [ ‫ ] زﻥﺠﻴﺮی‬1.zincirli. 2.zincirlik deli.
zendeka (A.) [ ‫ ] زﻥﺪﻗﻪ‬zındıklık.
zendost (F.) [ ‫ ] زن دوﺱﺖ‬zampara.
zeneb (A.) [ ‫ ] ذﻥﺐ‬kuyruk.
zenehdân (F.) [ ‫ ] زﻥﺨﺪان‬çene.
zeng (F.) [ ‫ ] زﻥﮓ‬1.zil. 2.pas.
zengî (F.) [ ‫ ] زﻥﮕﯽ‬zenci, siyahî.
zengûle (F.) [ ‫ ] زﻥﮕﻮﻝﻪ‬1.çan. 2.çıngırak.
zenne (F.) [ ‫ ] زﻥﻪ‬kadın rolünü üstlenen erkek sanatçı.
zenperest (F.) [ ‫ ] زن ﭘﺮﺱﺖ‬kadın düşkünü.
zer (F.) [ ‫ ] زر‬1.altın. 2.akçe.
zer’ (A.) [ ‫ ] زرع‬ekim.

528

zerâfe (A.) [ ‫ ] زراﻓﻪ‬zürafa.
zerbâf (F.) [ ‫ ] زرﺑﺎف‬sırmacı.
zerd (F.) [ ‫ ] زرد‬sarı.
zerdâlû (F.) [ ‫ ] زرداﻝﻮ‬zerdali.
zerde (F.) [ ‫ ] زردﻩ‬1.zerde. 2.sarılık. 3.safran.
zerdûz (F.) [ ‫ ] زردوز‬sırmacı.
zerefşân (F.) [ ‫ ] زراﻓﺸﺎن‬altın saçılmış, altın yaldızlı.
zerger (F.) [ ‫ ] زرﮔﺮ‬kuyumcu.
zerharîd (F.) [ ‫ ] زرﺧﺮیﺪ‬köle.
zerîn (F.) [ ‫ ] زریﻦ‬altından.
zerk (A.) [ ‫ ] زرق‬deri altına verme, şırınga etme.
zerrâ’ (A.) [ ‫ ] زراع‬ekici, çiftçi.
zerrâk (A.) [ ‫ ] زراق‬ikiyüzlü.
zerrât (A.) [ ‫ ] ذرات‬zerreler.
zerre (A.) [ ‫ ] ذرﻩ‬1.en küçük parça, molekül. 2.azıcık, birazcık.
zerreşikâf (A.-F.) [ ‫ ] ذرﻩ ﺵﮑﺎف‬kılı kırk yaran.
zerrin (F.) [ ‫ ] زریﻦ‬altından.
zevâl (A.) [ ‫ ] زوال‬1.yok olma, yok oluş. 2.batma. 3.öğle.
zevâlnâpezîr (A.-F.) [ ‫ ] زوال ﻥﺎﭘﺬیﺮ‬yok olmayan, kalıcı.
zevâlpezîr (A.-F.) [ ‫ ] زواﻝﭙﺬیﺮ‬yok olucu, fani.
zevât (A.) [ ‫ ] ذوات‬kişiler.
zevâyâ (A.) [ ‫ ] زوایﺎ‬1.açılar. 2.köşeler. 3.küçük tekkeler, zaviyeler.
zevc (A.) [ ‫ ] زوج‬1.koca. 2.çiftin teki.

529

zevcât (A.) [ ‫ ] زوﺝﺎت‬nikahlı kadınlar, karılar.
zevce (A.) [ ‫ ] زوﺝﻪ‬nikahlı kadın, karı.
zevceteyn (A.) [ ‫ ] زوﺝﺘﻴﻦ‬karıkoca.
zevceyn (A.) [ ‫ ] زوﺝﻴﻦ‬karıkoca.
zevciyet (A.) [ ‫ ] زوﺝﻴﺖ‬eşlik.
zevebân (A.) [ ‫ ] ذوﺑﺎن‬erime.
zevk (A.) [ ‫ ] ذوق‬1.beğeni, hoşlanma. 2.tat.
zevkbahş (A.-F.) [ ‫ ] ذوق ﺑﺨﺶ‬zevk veren.
zevrak (A.) [ ‫ ] زورق‬kayık.
zeyl (A.) [ ‫ ] ذیﻞ‬1.ek, zeyil. 2.etek.
zeylen (A.) [ ‫ ] ذیﻼ‬ek olarak.
zeyn (A.) [ ‫ ] زیﻦ‬süs.
zeyn olmak süslenmek.
zeytûn (A.) [ ‫ ] زیﺘﻮن‬zeytin.
zıdd (A.) [ ‫ ] ﺽﺪ‬zıt, karşıt.
zıddiyyet (A.) [ ‫ ] ﺽﺪیﺖ‬zıtlık, karşıtlık.
zılâl (A.) [ ‫ ] ﻇﻼل‬gölgeler.
zıll (A.) [ ‫ ] ﻇﻞ‬gölge.
zımnen (A.) [ ‫ ] ﺽﻤﻨﺎ‬bu arada, dolayısıyla.
zımnî (A.) [ ‫ ] ﺽﻤﻨﯽ‬dolaylı, üstü kapalı.
zırh (F.) [ ‫ ] زرﻩ‬zırh.
zırhpûş (F.) [ ‫ ] زرﻩ ﭘﻮش‬zırhlı.
zıyâ’ (A.) [ ‫ ] ﺽﻴﺎع‬kaybolma.

530

zıyâ’ (A.) [ ‫ ] ﺽﻴﺎء‬çiftlikler.
zî (A.) [ ‫ ] ذی‬sahip.
zi’b (A.) [ ‫ ] ذﺋﺐ‬kurt.
zîbâyî (F.) [ ‫ ] زیﺒﺎیﯽ‬güzellik.
zîbâ (F.) [ ‫ ] زیﺒﺎ‬güzel.
zîbak (A.) [ ‫ ] زیﺒﻖ‬cıva.
zîc (A.) [ ‫ ] زیﺞ‬yıldız atlası.
zifâf (A.) [ ‫ ] زﻓﺎف‬gerdek.
zih (F.) [ ‫ ] زﻩ‬kiriş.
zîhayât (A.) [ ‫ ] ذی ﺣﻴﺎت‬canlı.
zihgîr (F.) [ ‫ ] زهﮕﻴﺮ‬okçu yüzüğü.
zihî (F.) [ ‫ ] زهﯽ‬ne güzel, bravo.
zihin (A.) [ ‫ ] ذهﻦ‬zihin.
zihn (A.) [ ‫ ] ذهﻦ‬zihin.
zihnen (A.) [ ‫ ] ذهﻨﺎ‬zihin yoluyla.
zihnî (A.) [ ‫ ] ذهﻨﯽ‬sihinsel.
zihniyyet (A.) [ ‫ ] ذهﻨﻴﺖ‬düşünce tarzı, anlayış.
zîk (A.) [ ‫ ] ﺽﻴﻖ‬darlık.
zîkıymet (A.) [ ‫ ] ذی ﻗﻴﻤﺖ‬değerli.
zikr (A.) [ ‫ ] ذﮐﺮ‬zikir, anma.
zikr etmek anmak.
zikr olunmak anılmak, zikredilmek.
zîkudret (A.) [ ‫ ] ذی ﻗﺪرت‬güçlü, kudretli.

531

zillet (A.) [ ‫ ] ذﻝﺖ‬düşkünlük, aşağılık, alçaklık.
zilzâl (A.) [ ‫ ] زﻝﺰال‬sarsıntı.
zimâm (A.) [ ‫ ] زﻡﺎم‬yular.
zimâmdâr (A.-F.) [ ‫ ] زﻡﺎﻡﺪار‬1.yular tutan. 2.işleri yürüten, sorumlu.
zîmedhal (A.) [ ‫ ] ذی ﻡﺪﺧﻞ‬müdahalesi olan.
zimmet (A.) [ ‫ ] ذﻡﺖ‬elde tutma zorunluluğu.
zîn (F.) [ ‫ ] زیﻦ‬eyer.
zinâ’ (A.) [ ‫ ] زﻥﺎء‬zina, nikahsız cinsel ilişki.
zinâkâr (A.-F.) [ ‫ ] زﻥﺎﮐﺎر‬zina eden.
zencîrbend (F.) [ ‫ ] زﻥﺠﻴﺮﺑﻨﺪ‬zincire vurulmuş.
zencîrbend edilmek zincire vurulmak.
zindân (F.) [ ‫ ] زﻥﺪان‬hapishane.
zindânî (F.) [ ‫ ] زﻥﺪاﻥﯽ‬1.zindancı. 2.mahpus.
zinde (F.) [ ‫ ] زﻥﺪﻩ‬1.diri, canlı. 2.sağlığı yerinde.
zindegânî (F.) [ ‫ ] زﻥﺪﮔﺎﻥﯽ‬yaşam.
zindîk (A.) [ ‫ ] زﻥﺪیﻖ‬zındık.
zînet (A.) [ ‫ ] زیﻨﺖ‬ziynet, süs.
zinhâr (F.) [ ‫ ] زﻥﻬﺎر‬sakın.
zîr (F.) [ ‫ ] زیﺮ‬alt, aşağı.
zîrâ (F.) [ ‫ ] زیﺮا‬çünkü.
zirâ’ (A.) [ ‫ ] ذراع‬75-90 cm. lik bir uzunluk ölçüsü birimi, dirsek ile orta parmak
ucu arasındaki uzaklık.
zirâ’at (A.) [ ‫ ] زراﻋﺖ‬tarım.

532

zirâ’î (A.) [ ‫ ] زراﻋﯽ‬tarımsal.
zirâ’at nezareti tarım bakanlığı.
zîrdest (F.) [ ‫ ] زیﺮدﺱﺖ‬el altındaki, emir altındaki, ast.
zîre (F.) [ ‫ ] زیﺮﻩ‬kimyon.
zîrek (F.) [ ‫ ] زیﺮک‬uyanık, zeyrek.
zîrîn (F.) [ ‫ ] زیﺮیﻦ‬alttaki.
zîrûh (A.) [ ‫ ] ذی روح‬canlı.
zîrüzeber (F.) [ ‫ ] زیﺮ و زﺑﺮ‬altüst.
zîrüzeber etmek altüst etmek, yerle bir etmek.
zîrüzeber olmak altüst olmak, yerle bir olmak.
zirve (A.) [ ‫ ] زروﻩ‬doruk.
zîşan (A.) [ ‫ ] ذی ﺵﺎن‬şerefli.
zişt (F.) [ ‫ ] زﺵﺖ‬çirkin.
ziştî (F.) [ ‫ ] زﺵﺘﯽ‬çirkinlik.
zîvekâr (A.) [ ‫ ] ذی وﻗﺎر‬ağırbaşlı.
zîver (F.) [ ‫ ] زیﻮر‬1.süs. 2.ziynet, takı.
ziyâ’ (A.) [ ‫ ] ﺽﻴﺎء‬ışık.
ziyâdâr (A.-F.) [ ‫ ] ﺽﻴﺎدار‬aşıklı.
ziyâde (A.) [ ‫ ] زیﺎدﻩ‬fazla, çok.
ziyâfet (A.) [ ‫ ] ﺽﻴﺎﻓﺖ‬şölen, ziyafet.
ziyân (F.) [ ‫ ] زیﺎن‬zarar.
ziyânkâr (F.) [ ‫ ] زیﺎﻥﮑﺎر‬zarar veren.
ziyâretgâh (A.-F.) [ ‫ ] زیﺎرﺕﮕﺎﻩ‬ziyaret yeri.

533

zû’(A.) [ ‫ ] ﺽﻮء‬aydınlık, ışık.
zu’bân (A.) [ ‫ ] ذؤﺑﺎن‬kurtlar.
zu’m (A.) [ ‫ ] زﻋﻢ‬sanı.
zuafâ’ (A.) [ ‫ ] ﺽﻌﻔﺎ‬zayıflar.
zucret (A.) [ ‫ ] ﺽﺠﺮت‬yürek daralması, iç sıkıntısı.
zûd (F.) [ ‫ ] زود‬1.çabuk. 2.erken.
zufr (A.) [ ‫ ] ﻇﻔﺮ‬tırnak.
zuhr (A.) [‫ ] ﻇﻬﺮ‬öğle.
zuhûr (A.) [ ‫ ] ﻇﻬﻮر‬ortaya çıkma, görünme.
zuhur etmek ortaya çıkmak, çıkmak.
zuhûrât (A.) [ ‫ ] ﻇﻬﻮرات‬beklenmedik gelişmeler.
zukâk (A.) [ ‫ ] زﻗﺎق‬sokak.
zulm (A.) [ ‫ ] ﻇﻠﻢ‬cefa, eziyet.
zulm etmek zulüm yapmak.
zulmânî (A.) [ ‫ ] ﻇﻠﻤﺎﻥﯽ‬karanlıkla ilgili.
zulmet (A.) [ ‫ ] ﻇﻠﻤﺖ‬karanlık.
zulmetefzâ (A.-F.) [ ‫ ] ﻇﻠﻤﺖ اﻓﺰا‬karanlığı arttıran.
zulümât (A.) [ ‫ ] ﻇﻠﻤﺎت‬karanlıklar.
zunûn (A.) [ ‫ ] ﻇﻨﻮن‬zanlar.
zûr (F.) [ ‫ ] زور‬güç.
zurafâ (A.) [ ‫ ] ﻇﺮﻓﺎ‬1.zarifler. 2.seviciler, sevici kadınlar.
zûrbâ (F.) [ ‫ ] زورﺑﺎ‬1.güçlü. 2.zorba.
zûrmend (F.) [ ‫ ] زورﻡﻨﺪ‬güçlü.

534

zurûf (A.) [ ‫ ] ﻇﺮوف‬1.kaplar. 2.zarflar.
zübde (A.) [ ‫ ] زﺑﺪﻩ‬öz.
zücâc (A.) [ ‫ ] زﺝﺎج‬cam.
zücâciyye (A.) [ ‫ ] زﺝﺎﺝﻴﻪ‬cam eşyalar.
zühd (A.) [ ‫ ] زهﺪ‬zahitlik, aşırı sofuluk.
zühhâd (A.) [ ‫ ] زهﺎد‬zahitler.
zühre (A.) [ ‫ ] زهﺮﻩ‬Venüs, Çoban Yıldızı.
zührevî (A.) [ ‫ ] زهﺮوی‬cinsel ilişkiyle bulaşan.
zühûl (A.) [ ‫ ] ذهﻮل‬dalgınlıkla unutma.
zükâm (A.) [ ‫ ] زﮐﺎم‬nezle.
zükûr (A.) [ ‫ ] ذﮐﻮر‬erkekler.
zülâl (A.) [ ‫ ] زﻻل‬berrak, saf.
zülf (F.) [ ‫ ] زﻝﻒ‬zülüf.
züll (A.) [ ‫ ] ذل‬alçalma, alçaklık, düşkünlük, zillet.
zülüf (F.) [ ‫ ] زﻝﻒ‬zülüf, iki yandaki lüleli saç.
zümre (A.) [ ‫ ] زﻡﺮﻩ‬grup, topluluk.
zümûm (A.) [ ‫ ] ذﻡﻮم‬yermeler, kötülemeler.
zümürrüd (A.) [ ‫ ] زﻡﺮد‬zümrüt.
zünbûr (A.) [ ‫ ] زﻥﺒﻮر‬eşek arısı.
zünnâr (A.) [ ‫ ] زﻥﺎر‬papaz kuşağı.
zünûb (A.) [ ‫ ] ذﻥﻮب‬1.suçlar, günahlar. 2.kuyruklar.
zürâfe (A.) [ ‫ ] زراﻓﻪ‬zürafa.
zürefâ (A.) [ ‫ ] ﻇﺮﻓﺎ‬zarifler.

535

zürrâ’ (A.) [ ‫ ] زراع‬ekiciler, çiftçiler.
zürriyyât (A.) [ ‫ ] ذریﺎت‬soylar, zürriyetler.
zürriyyet (A.) [ ‫ ] ذریﺖ‬soy, zürriyet.
züvvâr (A.) [ ‫ ] زوار‬ziyaretçiler.
züyûl (A.) [ ‫ ] ذیﻮل‬ekler, zeyiller.

536

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful