Bilim, Evrim ve Kur’an Prof.Dr.

Huseyin Atay
Nisan 2009

Peygamberlerin getirdi!i dinler, peygamberlerin ölümlerinden sonra asıl mecrasından, amacından saptırıldılar ve din adamları kendi havalarına göre dini ö!retileri yorumladılar ve aslını görünmez hale getirdiler. Yorumcuların sözleri Tanrı sözü olarak kabul edilerek uygulandıkları için insanları yordular, bıktırdılar. Ve sonuç olarak aklını kullananlar da o uygulamaları din kabul etmediler ve dinlerini bıraktılar. Diyorum ki; aklını kullanan bu dinleri reddeder, ancak akıllı olan Tanrı’yı reddetmez. Tanrı ile bu dinleri birbirinden ayırmak gerekir. Burada Alman profesörü Dr. Otfried Höffe’ye1 çok te"ekkür ediyorum. “#slam’ı Yeniden Anlama” kitabımdan dogmatik2 olmadı!ımı anlamı" ve bunu yazısında ifade etmi"tir. Dogma herhangi bir sözü ara"tırmadan tartı"madan benimsemek, do!rulu!unu kabullenmektir. Do!rusu, ben dogmatik olmayı"ımı Kur’an’a borçluyum. Çünkü Kur’an, insanın dü"ünmesine, tartı"masına, aklı kullanmasına çok önem veriyor. #nsanın do!asında iki temel güdü veya e!ilim insan yapısına egemen olarak bulunmaktadır. Birincisi varlıksal yapısını güven altına almak, kendini güvene alacak, kendine yardımda bulunacak birini bulma güdüsüdür. Bu onu Tanrı’yı bulmaya götürür. Aslında bu güdü bütün canlılarda vardır. Bitkilerin ya"amlarını sürdürmek için suya ve güne"e gereksinim duydukları gibi hayvanlar ve insanlar da kendilerini güvende tutacak sı!ınaklara e!ilim gösterirler. Canlılar varlıklarının süreklili!ini sa!lamak için öz varlıklarının ardından yerlerine geçecek soylar ortaya
1 2

Liberale Demokratie, Kulturen und Religionen, 13- 14, Juni 2005/Berlin 10. Dogma: Herhangi birinin sözünü sınamadan do!ru kabul etmeye felsefede sanı, dinde inanç denir. #kisi de denenmedi!i için bilim ifade etmezler.

1

koyarlar. Bunun için bitkiler tohum yapar, hayvanlar do!um yapar. Hayvanlarda zaman bilinci olmadı!ından soylarıyla varlıklarının sürmesiyle yetinirler. #nsanlar ise soylarının devam etmesiyle yetinmezler, ku"kusuz kendi öz varlıklarının gelece!ini de dü"ünürler. Bunu, yarınlarını dü"ünüp önlem almalarını onlara sa!layacak olan bir Tanrı’ya inanmakta bulurlar. #nsanın ikinci temel güdüsü ve e!ilimi ö!renme merakıdır. Bu bebekli!inde ortaya çıkar ve ölümüne kadar sürer. #nsanın hayvanlardan ayrılma özelli!i ise akla, akıl gücüne sahip olmasıdır. Bu gücünü kullanarak insan hem cansız hem canlı varlıklara hem de kendi cinsi olan insanlara bile hakim olmaktadır. Aristo bunu daha iyi anlatabilmek için, aklın insanın yapısının ö!elerinden biri oldu!unu söylemeyi insan tanımında belirtmi"tir. #nsan: “Canlı akıllı varlıktır” demi"tir. #nsanın buna göre iki yapım ö!esi vardır. Biri canlı olması, ikincisi de akıl sahibi olmasıdır. Kur’an aklını kullanmayanı, aklı oldu!u halde onu çalı"tırmayanı canlıların en "erlisi saymı"tır.3 Aristo’ya göre insanın iki hüküm verme gücü var. Biri akıl, di!eri arzu ve imge gücü. Aristo diyor ki: “Akıl her zaman do!rudur. Ancak, arzu ve hayal gücü (imgelem) bazen do!ru olur, bazen yanlı" olur.”4 #nsanlar, insan zihninin her yaptı!ı "eyi, verdi!i her hükmü aklın yaptı!ını ve verdi!ini sanırlar. Oysa Aristo’nun da ifade etti!i gibi insanın akıldan ba"ka i" yapan, hüküm veren güçleri ve yetileri de bulunmaktadır. Aklın ne yaptı!ını çok basit bir örnekle anlatmak "öyle olur. Dü"ünelim, a!aç yıkılmı" yolu kapamı"tır. #nek geliyor bakıyor ki yol kesik, geçemeyece!ini anlıyor ve geri dönüyor. Bir insan da geliyor, yolun kesildi!ini görüyor ve
3 4

Enfal; 8/22. Allah’a göre canlıların en kötüsü, aklını kullanmayan sa! ırlar, dilsizlerdir. Aristo, On The Soul, 433-a-26-27, “Now mind is always right but appetite& imagination maybe either right or wrong.”

2

geri dönüyor. Buraya kadar aralarında fark yoktur. A!acın yolu kesti!i her ikisinin beyninde ayna gibi yansıyor ve her ikisi de resmi görüyor ve anlıyorlar. Her ikisi de durumu anlıyor ve geri dönüyor. Bundan sonra aralarında "u fark ortaya çıkıyor. #nek geri dönerken, a!aca do!ru giden ba"ka bir ine!e bir "ey söyleyemiyor. Ancak insan geri dönerken kar"ıdan gelen bir insana yolun kesildi!ini söyleyebiliyor. #nek ile insan arasındaki fark, ine!in yolu kesenin a!aç oldu!unu bilmemesi insanın ise yolu kesene a!aç denildi!ini bilmesidir. #nsan dı" dünyadan beyne gelen resimlerin, kokuların, ses titre"imlerinin izlenimlerini be" duyu organı ile duyumlar, algılar. Beynin tabula rasasına yansıttıkları bu duyumlar ve duyumlamalar bilim ve bilme de!ildir. Onlar algılar ve algılanmı" nesnelerdir. Onlardan hayvanlar bir "ey anladı!ı gibi insanlar da anlar ve anladıklarına göre de hareket edebilirler. Bunlar gene de bilgi de!ildir. Akıl o izlenimlere, algılara ad verdi!i zaman onlar bilgi alanına alınmı" olurlar ve bundan sonra bilme ve bilim yapma ba"lar. Bilginin aklın duyumlara ad vererek ba"latılması bilgiyi ve bilimi aklın yapması demektir. Daha önce akılda veya zihinde öncelikli (apriory) kalıplara dökülmü" bilgi bulunmaz. Çünkü akıl zihindeki duyumlara ad verdi!i andan itibaren, o duyumlar somut olmaktan çıkmı" soyut alana geçmi"tir. Bunun için bilimin kendisi metafiziktir. Metafizik soyutlamalar dünyası ve alanıdır. Di!er bir deyimle metafizik, fizi!in dı"ında olmayıp fizik ile beraber ve iç içedir. Bunu yapmakla akıl insanı hayvandan ayırır. Ku"kusuz soyut olanların yakın, uzak, alçak ve yüksek katmanları bulunur. Dilsiz bilim olmadı!ı gibi dili yapan da akıldır. Kur’an’la ilgili incelememe iki temel ilkeyi ortaya koyup açıklamakla ba"layaca!ım. Birincisi, Kur’an’a göre bilim nedir? Kur’an’a göre bilgi

3

kuramı yapmak. #kincisi ise Kur’an’da bilimin inançtan önce gelmesi ve inancın temelini, dayana!ını olu"turmasıdır. Kur’an’ın bilgi kuramının iki kayna!ı bulunmaktadır. Birincisi, insandaki be" duyu ve di!eri de bilimi yapan akıldır. Kur’an’da insanın bilgi birikimi sıfırdan ba"latılır. #nsan do!du!unda hiçbir "ey bilmezdi. Tanrı’nın ona i"itme, görme ve dü"ünme niteli!i verdi!ini5 söylemekle insanın bilgisini i"itme, görme ve dü"ünme ile kazanaca!ına vurgu yapıyor. #"itme, görme öncedir ve dü"ünme bu ikisi üzerinde olacaktır. A"a!ıdaki ayet, insanın do!arken veya do!asında kendisinin hiçbir eme!i ve katkısı olmadan zihninde kalıp halinde bir bilginin bulundu!una kar"ı çıkmı" oluyor. “Bilgin olmadı!ı "eyin ardına dü"me; çünkü i"itme, görme ve gönülden her biri bilmekten sorumludur.”6 Burada iki ilke ortaya konuyor. Biri, nesnel olarak hiçbir yana e!ilim göstermeden gerçek bilimin yapılmasını vurgulamı" olmasıdır. #kincisi ayetin sonunda böyle nesnel olarak varılan bilimin yansız ve tarafsız olarak uygulanmasını ifade eden sorumlulu!un vurgulanmasıdır. Bunu "öyle anlatmak do!ru olur. Bilimin ayrı, dinin de ayrı alanlar olup ancak ikisinin birbirine uyumlu olduklarını ve kar"ıt olmadıklarını söylemek Kur’an’a göre temelden yanlı"tır. Çünkü bilimin kendisi dindir. Bilimin ula"tı!ı gerçek, dinin de aradı!ı ve istedi!i gerçektir. Din, bilim ile ula"ılan gerçe!i uygulamayı erdemlik sayar. Bilimin de!erinin yansız olarak insanlar arasında i"leme konması dindir; dinin önerisi tam do!ru ve dürüst olmaktır. Burada bireysel olarak insanın kendi öz çabasıyla elde etti!i ve ula"tı!ı gerçek ve deneylili!i söz konusudur.

5 6

Nahl; 16/98 #sra; 17/361 bu ayet 14 kere yineleniyor

4

Kur’an’ın ba"kasından elde edilen bilgiyi ölçme yöntemi, herhangi bir sözü dikkatle, can kula!ı ile dinlemektir. Burada, herhangi bir söz söyleyenin kendisi de!il söyledi!i sözün ne oldu!u önemlidir. Bu söz Tanrı’nın sözü, peygamberin sözü, bilim adamının sözü, filozofun sözü, herhangi bir adamın sözü olabilir. Bütün sözleri dinleyip onların içinden en iyisini, en güzelini, en yararlı olanı ve en do!ru olanı seçmek için aralarında kar"ıla"tırma yapmak suretiyle dü"ünerek karar verilmelidir. Burada dikkat edilmesi gereken yöntem ve i"lem, insanın kendi aklı ile dü"ünerek bu seçimi yapmasıdır. Kur’an burada dü"ünmeyi, karar vermeyi insanın aklına bırakıyor ve sorumlulu!u ona veriyor. Kur’an’da Tanrı kendi varlı!ını bile sorgulamaya açmaktadır. “Tanrı’dan "üphe mi ediyorsunuz? Gökleri ve yeri yaratmı"tır”7 ve cevabını da veriyor. Bu da bir sözdür, akıllı olanlara yine dü"ünme ve karar verme görevi dü"üyor. “Sözleri iyi dinleyip en güzeline uyanı müjdele! #"te onlar, Tanrı’nın gösterdi!i yolda olanlar ve i"te onlar öz akıllılardır.”8 Tanrı’dan gelen sözlü bilgiye (vahiy) sahip olmayanlar içinde akıllarıyla do!ruyu bulacakların var oldu!unu Kur’an bildiriyor.9 Tarih boyunca ve günümüzde nice insanlar vardır ki do!rudan Tanrı’nın sözlü bilgisi kendilerine ula"madı!ı halde do!ruları bulmu"lardır. Tanrı’ya göre aklıyla hareket edenler be!enilen ve iyi kar"ılanan insanlardır. Kur’an imanı de!il, ilmi (bilimi) güvenilir buluyor. Çünkü imanda yalan olur, bilimde yalan olmaz. #man ettiklerini söyleyenleri yalancı ilan

7 8

#brahim; 14/10 39/18 9 Nisa; 4/83

5

etmi"tir.10 Ba"ka bir ayette inananların inancını “E!er inanıyorsanız, inancınız size ne kötü "ey buyuruyor”11 diyerek yermi"tir. Kur’an inancı güvenilir kabul etmiyor. Çünkü inanç öznel’dir, onda yalan da olur, do!ruluk da olur. Öyle ise inandı!ını söyleyeni sınamak gerekir. Bilgi ise nesneldir, herkes onun do!rulu!unu veya yanlı"lı!ını anlar. Kur’an diyor ki: “#nsanlar ‘inandık’ deyince, sınanmadan bırakılacaklarını mı sanıyorlar? Ku"kusuz, Tanrı do!ru olanı ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya koyacaktır.”12 #nandı!ını söyleyen, zihninde olan inanç olayından haber veriyor. Bizim ilk anda ona kar"ı takınaca!ımız tavır susmaktır. Onun inanmadı!ını söyleme hakkımız olmadı!ı gibi, inandı!ını kabul etme hakkımız da yoktur. #nanmasını söylemesi bir haber oldu!u için, herhangi bir haber gibi yalan veya do!ru olabilir. Kur’an’ın insan konusundaki temel davası sa!lam bilgi sahibi olması ve do!ru davranmasıdır. Bunu "öyle deyimledim. Bilgide disiplin, dü"üncede disiplin ve davranı"ta disiplin, Kur’an’ın insanda görmek istedi!i niteliklerdir. #nsanı iki a"ama veya iki türlü olu"um olarak ele almak Kur’an ayetlerine uygundur: #lk insan ve "imdiki insan Kur’an ilk insanın olu"umuyla ilgili verdi!i oldukça ayrıntılı bilgiyi di!er varlıkların ilk olu"umları konusunda vermiyor. Belki de insanın ilk olu"umuna benzetilerek anla"ılabilece!ine bırakıyor. “Andolsun insanı, balçı!ın özünden yarattık. Sonra onu o!ulcuk olarak sa!lam bir yere yerle"tirdik. Sonra o!ulcu!u yapı"kan olarak yarattık ve yapı"kanı bir çi!nemlik et olarak yarattık ve bir çi!nemlik eti kemikler
10 11

Hucurat; 49/14; 2/8 Bakara; 2/93 12 Ankebut; 29/2- 3

6

olarak yarattık pe"inden de kemiklere et giydirdik ve sonra ona bamba"ka bir yaratık donanımı verdik. Yaratanların en güzeli olan Tanrı ne yücedir.”13 Tanrı Kur’an’da insanı insanın kendisine anlatıyor, insan nedir, kimdir, ne yapabilir, ne yapmalıdır; dolayısıyla Tanrı kendini de insana anlatıyor. Kur’an’ın merkezinde insan vardır. Tanrı insana ruhun (spirit) dı"ında ba"ka bir "ey daha verdi. O nefistir.14 “7. Nefse ve onu düzenleyene andolsun. 8. Sonra nefse uçarılık yetisi ve saygınlık yetisi verene andolsun. 9. Nefsi arıtan kesin kurtulmu"tur. 10. Nefsi ayartan kesin kaybetmi"tir.”15 Kur’an herhangi bir bilim kitabı de!ildir. Tarihten bahseder tarih de!ildir, do!adan bahseder do!a bilimleri kitabı de!ildir, fizikten bahseder fizik kitabı de!ildir. Her konudan bahseder, insanın dikkatini o konulara çevirmeyi, onlar üzerinde dü"ünmeyi ve durmayı amaçlar. Kur’an’da bir ayet diyor ki: “Yaratan bilmez mi? O, incelikleri bilir.”16 Yani bir i"i yapan yaptı!ı i"i bilmez mi? #nsanı yaratan Tanrı oldu!una göre insanı en iyi Tanrı bilir, onun için Kur’an, herhangi bir insanın hangi çevrede, hangi durumda, hangi "artlar altında ne yapaca!ını, nasıl yapaca!ını ve niçin yapması gerekti!ini anlatmak için de!i"ik yöntem, üslup ve anlatı" biçimlerini kullanmaktadır. Kur’an çok küçük bir kitap olmasına kar"ın, insanın hayatı boyunca kendisine yön ve yol gösteren tümel ilkeler, kurallar ve hükümler içermektedir. Kur’an akla gitmeyi, dü"ünmeyi

13 14

23/12- 14 Kur’an’da ruh (#ngilizce spirit), nefs (soul) anlamında kullanılmaktadır. 15 91/ 7- 10 16 Mülk; 67/14.

7

çok sıkça vurgulamaktadır. Bunun en kestirme deyimi Kur’an akla tabidir, akla ve ilme göre anla"ılacaktır, akıl Kur’an’a tabi de!ildir. Dinin görevi bilginin nasıl kullanılabilece!i konusunda de!erlendirme yapmaktır. Bilimde ikilik yoktur. Bilimin hükmü ayrı, dinin hükmü ayrı olmaz. Bilim dindir. #nsan akılla bir bilgiye ula"mı"sa din onu kabul eder. Din bilgi üretmez, aklın üretti!i bilgiyi kullanır. Akıl do!ruyu söyler, herhangi bir bilgi deneye, gözleme dayanmayan bir sanı ve bir tahmin olabilir. Onların yanlı"ını, do!rusunu ayırma görevi aklındır. Bilgi bilgi için yapılır. Bilgi herhangi bir kimsenin adına yapılırsa, ona göre yapılmı" olaca!ı için, o göreli bilgi olur, salt bilgi olmaz. E!er bilgi sırf bilgi yapmak için olursa o gerçek bilgi olur. Gerçek bilgi olunca, o zaman Tanrı için olur. Çünkü Tanrı gerçektir. Ben evrimciler ile yaratı"çılar arasındaki çeki"menin üç noktadan çıktı!ını dü"ünüyorum: 1. Bilim kuramını iyi tespit etmek ve bilim neye denir veya denmez onu ortaya koymak. 2. Bilime kar"ı rivayetçi din adamlarının, rivayeti harfi harfine kutsal sayarak iki bin, üç bin veya bin yıl önceki deyimleri bütün insanlara kar"ı egemenlik yetkisi ve aracı olarak kullanmaları. 3. #nsanın ki"ili!ine ve özgür dü"ünmesine olan baskı ve kısıtlamalar. Kur’an insanın balçıktan yaratıldı!ını anlatmakla di!er varlıkların ilk varolu" olaylarını ö!renme güdüsüne örnek vermek istemi"tir. #slam’ın ilk ça!larındaki bilim adamları bu örne!e uyarak, varlıkların ilk varolu"larını ö!renme merakını inanç bakımından da desteklemi" oldular. Ben burada, günümüzün evrim teorisinin temellerinin Müslümanlarca ortaya atıldı!ını söyleme amacında de!ilim. #slam’dan önce de filozoflar evrenin varlık
8

kayna!ını tespit etme konusunda çaba içindeydiler. Böyle bir dü"üncenin olu"umunun üzerinde çalı"maya ba"landı!ını hatırlatıyorum. Böyle bir dü"üncenin dinde engellenmi" ve yasaklanmı" olmadı!ını, insanın böyle ilmi bir çalı"ma yapmakla din açısından yasak bir i"i yapmı" olmakla suçlanamayaca!ının bilinmesini istiyorum. Tam tersine böyle bir çalı"ma yapmaya Kur’an destek vermektedir. Bilgiler ilerledikçe, geli"tikçe ilk bilgiler eskiyor, yararsız hale geliyor ve onları de!i"tirmek zorunlulu!u do!ruyor. Bu bilgilerde insanlar arasında çatı"ma meydana getiriyor. #nsanın akıl, zeka, hayal, arzu gibi güçleri de!i"ik e!ilimler ve anlayı"lar ortaya çıkarıyor. Bu de!i"ik e!ilim ve anlayı"lar arasında insanların kimi aklını daha az kullanıyor veya hiç kullanmıyor. Eski bilgileriyle Tanrı’yı bulanlar, o bilgileri yenileri ile de!i"tirecekleri zaman Tanrı’yı da bırakacaklarını ve böylece Tanrı güvencesinden yoksun kalacaklarını dü"ünerek yeni bilgilere kar"ı çıkıyorlar. Dincilerle bilimciler arasındaki çatı"manın ba"laması dincilerin kabahatidir. Çünkü ilk önce onlar hasımlı!a ba"ladılar, sonra bilimciler de buna kar"ı yaptıkları bilimlerini Tanrısızlık olarak ortaya koymaya ba"ladılar. #"te tam burada Howard Selsam’ın "u sözü sorunu kökünden çözece!e benziyor. "Birçok felsefe, bilim ile dini uzla"tırmanın bir aracı olmu"tur."17 Bundan anla"ılıyor ki dinci ve bilimciler yani din yobazları ve bilim yobazları kendi yanda"larının etkisinde maddi veya manevi çıkarlarını korumak için çatı"mayı kullanıyorlar. Bilim statiktir, bilim bir olayın veya bir nesnenin var oldu!unun tespitidir. Bilim bilineni gözler; bilim bilgi yapma i"lemidir; zihnin gözlemleyip tescil etti!i olgunun sözle, deyimidir.
17

Howard Selsam, Prof. Dr., Din, Bilim ve Felsefe, 23, Mehmet Türde" çevirisi, 2003, #stanbul.

9

#nanç ise bilim i"leminin sonuçlandırdı!ı olguyu yani bu bilgiyi onaylaması ve tasdik etmesidir. #nanç bilgi üretmez, üretilen bilgiyi kabul eder, onu benimser veya benimsemez. Bir nesneyi kabul etmeye veya etmemeye karar veren irade yani istençtir. #"te felsefe statik olan bu bilgiyi alır, evirir, çevirir ondan ba"ka bilgiler üretir. Bunu felsefe yapar. Bunun için felsefe bilimlerin anasıdır. Felsefe dü"ün ve seçenekler üretir, onların yanlı" ve do!rusunu kelam (teoloji) tartı"ır ve mantık bilgiler ve eylemler arasındaki ba!lantıyı kurar. Bunu "öyle biçimlendirdim: F.K.M.: Felsefe-Kelam-Mantık. Felsefe bilinmeyeni bilme ve görünmeyeni görme bilimi ve sanatıdır. Bunu ancak akıl yapar. Akıl bilineni bilir, bilinenden bilinmeyeni de çıkarımlar yaparak bilir. Bilime bilgi diyen akıldır, gözün gördü!ü bir nesnenin resmini bilgiye çeviren akıldır. Evrimciler kendilerini çok mu kısıtladılar ve dar maddenin duvarlarıyla çevrelediler? Maddeci bu dünyanın olaylarını yöneten bir tanrının bulunmadı!ını kanıtlaması gerekmedi!ini ve bilimsel açıdan olan bir "eyi do!a üstü bir güçle açıklamaya hakkı olmadı!ını belirtmektedir. Güne" sisteminin teorisini sistematik bir biçimde geli"tiren Fransız matematikçi ve uzay bilimci Laplace bu durumun klasik bir örne!ini vermi"ti. Çalı"masında Tanrı’dan söz etmemi" oldu!u kendisine bildirilince "Böyle bir varsayıma gerek duymadım" demi"tir.18 Çünkü felsefe yapmamı" sadece gördü!ünü tespit etmi"tir. Bilim çıkarım yapmaz, görmeyi yapar ve gördü!ünü rapor eder. Çıkarsama ise aklın i"idir. Maddecinin bilim tanımı ile Laplace’in deyimi arasında bir terslik yok, bir uyumluluk vardır. Ben bilimi bu biçimde tanımlayan ve uygulayanları kendi bilim çalı"malarında objektif görüyorum. Benim "u
18

Age, 56.

10

görü"üme uygun dü"üyorlar. Bunlar kendilerine verilmi" bir düzen içinde çalı"ıyorlar. Onlar için düzen kurulmu"tur. Bir fabrikada çalı"an i"çiler gibidirler. O fabrikayı kimin kurdu!unu aramak soru"turmak zorunda de!illerdir. Onun için Tanrı’ya muhtaç olmazlar. Çünkü Tanrı düzen kurucudur. Düzen kurmak isteyen düzenin dı"ına çıkar ve düzen kurmaya çalı"ır. $imdi ben diyorum ki; bir düzen kurmak isteyen Tanrı’ya muhtaçtır, ancak kurulu bir düzen içinde ya"amak isteyen Tanrı’ya muhtaç de!ildir. Yobaz ve militan dincilerin bunları Tanrısız sayıp saldırmaya ve kötülemeye Kur’an’a göre hakları yoktur. Charles Darwin’in “Türlerin Kökeni” adlı kitabını altmı" sene önce Arapçasından okudum. Okudukça ho"uma gidiyor ve yaratıkların kökenini, nasıl var olmaya ba"ladıklarını ö!renmeye do!ru yol alıyordum. Kitabı bitirdi!imde umdu!umu bulamamı"tım. Varlıkların ba"langıcı de!il var olanlar anlatılıyordu. Bu makaleyi yazarken Türkçesini #ngilizcesiyle kar"ıla"tırarak tekrar okudum. Eskiden bulamadı!ımı yine bulamadım, ancak çok "ey ö!rendim. #nsan dü"üncesine egemen iki dü"ünce bulunur. Hangi olay olursa olsun, onun bir nedeni, bir de amacı vardır. Hiçbir kimse bu iki ilkeden yalınlanmı" olmaz, çünkü neden ile amaç birbirinin ça!rı"ımıdır. Dünyanın bütün kanunları bunların üzerine kurulmu"tur ve bunlarsız ya"am da yürümez. Aslında amaç olmazsa neden de olmaz, çünkü nedeni harekete geçiren amaçtır. Her insan bunlara göre hareket eder ve ba"kasını gözetler. Yaratılı"çıların bir amacı oldu!u gibi kar"ıtları bilimcilerin de bir amacı vardır. O amaçlara göre hareket eder ve çalı"ırlar.

11

Bu böyle iken Darwin Kuramının amaçları arasında canlılar dünyasında amaç ya da ere!e ili"kin hiçbir kanıt olmadı!ı söylenebilir.19 Ça!rı"tırılabilecek hiçbir tasarım amaç ya da hedefi bu do!al dünyanın hiçbir yerinde bulamayız, ne de bunlar için bir kanıt arayabiliriz.20 Oysa Darwin’in “Türlerin Kökeni” amaç ve nedenle doludur. Darwin’in bilim ahlakı bakımından iki açık özelli!i var. Biri, bildi!ini çekinmeden söylemesi, di!eri de bilim alçakgönüllülü!ü ki, bilmedi!ini açıkça söylemesidir. Türlerin Kökeni kitabında birçok bilginden yararlanmı"tır. Bitkilerin ve özellikle daha üst düzeyde hayvanların içgüdüleri ve nedenlere göre davranmaları ve amaçları, hayvanlar arasındaki sava"lar, rekabetler, bitkilerde ve hayvanlardaki e"eysel ili"kilerdeki amaçlarına ba!lı kurallar, insanlarda bile olmayan titizlik ve amaçlar bence apaçık görülmektedir. Evrimciler bütün canlı varlıkları tek bir ata hücreden ba"latma üzerinde söz birli!i etmi" gibi kararlı olmalarının yanında tutunmayan her türün ba"langıç hücresinin ayrı oldu!unu söyleyenler de bulunuyor. Ancak, tek ata hücreden canlıların geldi!ini kabul edenlerin, varlıkların tek hücreden yayılı"larını gösteren "ekiller açık bir düzen içinde görülmüyor. A!aç çizimi de bir "ey ifade etmiyor. Daha mantıklı, tutarlı ve birbirine uyumlu olarak ben bir daire dü"ünüyorum. Dairenin merkezinde ata hücre veya ana hücre bulunur ve merkezden her yana varlık türleri da!ılır. Bunların kaçıncı basama!ında veya halkasında de!i"im ve evrim oluyor onlar da gösterilir. Ayrıca do!ada sıçrama da olmaz, bu kuralın açıklanması gere!i var. Mekanik bir olu"um mu olacak, arada hiçbir engel ve tümsek olmayacak
19 20

Futuyama, Evrim, 14. Age., 12.

12

demek mi? Yoksa bununla yaratmaya kar"ı mı çıkılıyor, çünkü yaratma sıçrama ve atlama veya patlama gibi yalın bir olaydır. Ancak bir alt tabakadan bir üst tabakaya geçen bir temel kategori, iki tabaka arasında bir kesintiye u!radı!ı için tabakalar boyu süren bir evrim çizgisinden söz edilemez.21 Sonra do!al seçilim, do!al de!i"im veya do!al evrim derken do!anın ne oldu!unu bilmek gerekir. Do!a nedir? Onu çözümlemeden, bilmeden herhangi bilinmeyen bir "eye do!a demek ve ona bir takım görevler yüklemek, bir dogma olmaz mı? Sorgusuz sualsiz bir "ey dayatılıyor anlamını vermiyor mu? Bu do!a sözcü!ü bazı filozofların ortaya attıkları “apriory” bilgi gibi bilinmez bir "eye benziyor. Benim burada üzerinde durabildi!im sözcükler, sözler ve kavramlar arasındaki karı"ıklıklar, dogmatik deyimler ve çeli"kilerdir. Bilimciler evrim olayının tanımını, bilim olup olmadı!ını ve teori mi, hipotez mi oldu!unu söyleme hakkına sahiptirler. Ben böyle bir çalı"manın Kur’an’a uygunlu!undan çok bir tavsiyesi oldu!unu söyleyebilirim. Alıntıladı!ım sözlerde evrimde hedef ve amaç olmadı!ı açıkça ortaya kondu!u gibi evrimsel olaylarda hedefin ve amacın açıkça ifade edildi!inin görülmesi bir kar"ıtlık, bir çeli"ki ve karı"ıklık olmaz mı? Hayvanlar arasındaki sava"ı kazanmak bir "ey ifade etmiyorsa evrimcilerin de bunca çalı"malarında ve kar"ıtlarına üstün gelmekte çatı"malarında da amaçları yoksa bunca sıkıntının yararı nedir? Sonra canlıların ilk hücreden nasıl erkeklik ve di"ilik olarak ayrıldı!ı dü"ünülmeli, hücreler kendi kendilerine mi vazife çıkardılar? Evrim bir olay mıdır yoksa bir özdek veya töz (substance) mü dür? Bence bunun da tartı"ılması gerekir.
21

Ö. Naci Soykan, Türkiyeden Felsefe Manzaraları, s.50, 1993, Bostancı, N. Hartmann, Almanya’da yeni ontoloji cereyanı, çev. Takıyuddin Mengu"o!lu, Felsefe Sözlü!ü, c:1, s.2-3, #stanbul, 1966.

13

Richard Dawkins yazdı!ı “The God Delusion”22 adlı kitabının birinci bölümüne Albert Einstein’ın bir sözü olan “içten inanan bir inançsız” ba"lı!ıyla ba"lıyor. Yaratı"çılar ile evrimcilerin kar"ı kar"ıya gelmelerinin sebebini her iki tarafın Tanrı’yı yanlı" anlamalarında görüyorum. Ancak her iki tarafın da Tanrı anlayı"ları aynıdır. Yaratı"çılar nasıl Tanrı’yı anlatıyorsa evrimciler de Tanrı’yı öyle anlıyor ve öyle biliyor. Yaratı"çılar Tanrı’yı anladıkları gibi bir baskı aracı olarak kullanıyor: Evrimcilerin de böyle baskı aracı olarak kullanılan bir Tanrı’yı gerçek anlamıyla nasıl anlamak gerekti!ini ortaya koyup kar"ı çıkma imkanlarının olmaması veya böyle bir imkan kullanmak istememeleri tartı"manın kayna!ı oluyor. Evrimcilerin küçük veya büyük kaçamakları oldu!unu gördü!üm ilk ana veya ata hücrenin nedeni ve amacı olmadı!ını söylemeleri ile Tanrı’nın da nedeni ve amacı olmadı!ına benzetmek var diye dü"ünüyorum. Buna do!a diyorlar. #"te bu do!a Tanrı oluyor. Sonra bu do!a canlılarda, bitki, hayvan ve insan, olu"malarını gerçekle"tiriyor. Bunlarda hem nedenler hem amaçlar hem de tasarımlar ortaya çıkıyor ve çalı"ıyor, çarpı"ıyorlar. Do!anın kendisinde olmayan bu nitelikler nasıl olu"uyor. Bu do!anın yaptı!ı tam da Tanrı’nın yaptı!ı i"ler. Do!a kendi iste!i ve seçene!iyle bunları yaptı!ına göre do!a Tanrı olmu" oluyor.23 Bu sanki panteistlerin tanrısı gibi bütün olayların içinde yer alıyor. Evrimciler do!aya açıkça tanrı demekten kaçınmaları ile dincilerin Tanrı anlayı"ıyla örtü"mesini istemiyorlar. Dincilerin akılcı teologları bu durumu iyi tespit ederek, evrimcilere "öyle diyebilirler. Sizin do!a dedi!iniz bizim tanrının sözü (logosu) dür. Tanrı’nın yaratma i"lemidir diyerek evrimcileri kendi evrensel Tanrı anlayı"ına alıp onları da kendilerinden saymaları ile çözmü" olurlar.
22

The God Delusion Türkçeye “Tanrı Yanılgısı” olarak çevrildi. Oysa ben onu “Tanrı Yanılsaması” olarak çevirdim, yani “Tanrıyı Yanlı" Anlama”. 23 Prof. Ayala’nın, Darwins’ Gift, 76-77.

14

Evrimciler sadece canlı varlıklardaki olayları do!aya yaptırıyorlar. Oysa evren yalnız canlılardan olu"muyor. Aslında evrimciler Tanrı sözcü!ünü kullanmayıp aynı i"leri yapan do!a sözcü!ünü kullanmakla tarihi bir dü"ünceyi de gündemle"tiriyor ve kendilerine bir ayrıcalık veriyorlar. #nsanın bir ayrıcalık sahibi olması onun yaratılı" felsefesinde ve özünde bulunmaktadır. Biz, burada din ve bilim arasındaki sorunu çözmeye çalı"ıyoruz. Aslında insandaki bu bilinci nasıl ussalla"tırıp medenile"tirece!imizi de biz bilmek zorundayız. Yoksa dini sorunları Xenophanes’in anlattı!ı at zihniyetinde olan dindarların elinde bırakırız ki, bu da bugüne kadar varolan çatı"maların devam etmesine sebep olur. Ba!dat #lahiyat Fakültesinde (1951) tefsir hocamıza Kur’an’dan atalar dinini "iddetle reddeden bir ayeti okudum ve dedim ki, bu ayet ve benzerleri atalara uymayı lanetledi!i halde24 bizim atalara uymamız çeli"ik de!il mi? Kur’an’a ters de!il mi? Bu ayetleri biliyoruz ama anlamıyoruz. Kur’an’da Yahudi hahamları ve Hıristiyan papazlarını da kınayan "u ayeti okudum: “Yahudiler ve Hıristiyanlar Tanrı’yı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryemo!lu Mesihi Rabler olarak (Tanrılar) olarak edindiler; oysa tek Tanrıdan ba"kasına tapmamakla emrolunmu"lardı.”25 Hahamlar ve papazlar Hz. Muhammed’e itiraz ederek biz onları rab (Tanrı) edinmiyoruz, dediklerinde, Hz. Muhammed onlara, “onların haram dedi!ine siz de haram ve helal dedi!ine siz de helal demiyor musunuz?” Onlar “Evet”, deyince, “i"te bu onları tanrı edinmektir” dedi.

24 25

Kur’an, 2/170, 5/104, 43/23-24. 9/31.

15

Bunları biliyoruz, ama anlamıyoruz. Anlamadı!ımız nedir? Bizim de onlar gibi yapmı" oldu!umuzu yani biz de din adamlarımızı tanrı kabul etti!imizi anlamıyoruz. Dincilerin, ne bilgilerinin ne de dinlerinin gere!i olarak insanın maymuna veya maymunun insana benzemesine kar"ı çıkmamaları gerekirdi. Kar"ı çıkmalarında gelenekten gelen bir pe"in dü"ünün ve inancın etkisi olmalıdır. Üzerinde durmak istedi!im konu Kur’an’ın dünya bilimine ve bilim adamlarına ne gibi katkıda bulunabilece!ini özet olarak sunmaktır. Öncelikle "unu vurgulamak do!ru olacaktır. #slam dininin adını Kur’an koymu"tur. #slam kök sözcük olarak do!ru olana içtenlikle sahip olmak ve sahip çıkmaktır. Kur’an Arapçadır diye #slam dini Arapların dini olmadı!ı gibi Hz. Muhammed aracılı!ıyla geldi diye de Muhammed’in dini de!ildir. Hz. Muhammed’in Kur’an’ın olu"umunda bir katkısı yoktur. Kur’an Tanrı’nın kitabı ve #slam da Tanrı’nın dinidir. Tanrı bütün insanların yaratıcısı olmasından dolayı da #slam bütün insanların dinidir. Her zaman ve her asırda bütün bilim adamları, objektif olarak akla ve bilime dayanarak Kur’an’ı anlama ve anladı!ını anlatma hakkına sahiptir. Bu hak Kur’an’ın sahibi tarafından verilmi"tir. Hz. Muhammed’den sonra hiçbir ki"iye ve aileye Kur’an’ı anlama özelli!i verilmemi"tir. Kur’an’ı anlamanın iki kayna!ı vardır. Biri akıldır, ikincisi deneyim bilgisidir. Bu ikiyi birinciye indirgemek yani akla vermek mümkündür. Çünkü bilimi yapan akıldır. #ster yaratılı"çılar olsun, ister evrimciler olsun, bunların sorunu insanlık sorunudur. Her ikisi de insandır. Yaratılı"çılara göre her "eyi Tanrı yarattı!ına göre evrimcileri de Tanrı yaratmı"tır. Öyle ise onlardaki bir eksiklik ve bozukluk savını ortaya atmak, dolaylı veya do!rudan onları yaratanı suçlamak olur. Evrimcilere göre de insan evrimden meydana
16

gelmi"tir. Yaratılı"çılar da insan olduklarına göre onlar da evrimle"erek var olmu"lardır. Onları suçlamak onları meydana getiren evrimi de suçlamak olur. Her iki taraf haklı ise, her iki kökende yaptı!ı i"i tam yapamamı"tır. Her iki taraf haksız ise demek ki her iki tarafta kökenlerini iyi tanıyamamı"tır. Yaratılı"çılar da Tanrı’yı yanlı" anlamı"lardır. Evrimciler de evrime verdikleri gücü çok a"ırılı!a ula"tırmı"lar ve ona Tanrıcıların tanrılık görevini yüklemi"lerdir. Öyle ise sorun ve çözüm nedir? Benim anlayı"ıma göre, evrenin "a"maz, bozulmaz, durmaz, kesintiye u!ramaz evrensel kanunları ve tasarımları vardır. Tanrı evrensel kanunları kesip arıza bir olaya yol vermez. E!er bilinmeyen tuhaf olaylar meydana geliyorsa onlar ba"ka bir kanuna göre oluyordur. O kanunu insanlar zamanlarında ke"fedemedikleri için onlara mucize adını vermi"lerdir. De!i"imlerin kökeninin nasıl evrimle"ti!i sorusuna Darwin akıllıca bir bilinemezlik sözü ile cevap verdi. De!i"imlerin niçin veya nasıl oldu!una cevap vermedi. David Hume "unu söylüyor: “Tanrı kötülü!ü yok etmeyi istiyor da yapamıyor mu? O zaman Tanrı kudretsizdir. Yok etme gücü var fakat etmiyor mu? O zaman kötü niyetlidir. Tanrı hem kadir hem de iradesi varsa? O zaman neden "eytan (kötülük)? ”26 Öyle sanıyorum ki David Hume’un Tanrı’yı sorgulamaya yöneltti!i soru aynı zamanda evrimcilere de yöneltilmi" sayılır.

Fransisco J. Ayala, Darwin’s Gift, s. 1, Washington, 2007. “Is God willing to prevent evil, but not able? Then he is impotent. Is he able, but not willing? Then he is malevolent. Is he both able and willing? When then evil?”26

26

17

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful