You are on page 1of 43

Önsöz

Bu kitap;
Daha sonradan eski bir inanan olduğunu öğrendiğim takma isim sahibi Aydın Türk’ün yazdığı Ateizmi Anlamak kitabına adeta bir anti kitap şeklinde yazılmıştır fakat bu anti anlayışın içersinde diğer kitapta olduğu gibi bir inanışın kesinlikle yok edilmesi gerektiği veyahut etkisinin azaltılması gerektiği gibi işlerle uğraşılmamaktadır. Yazılış amacı, diğer kitabın satır aralarından içindeki tuhaflı ğı ortaya koymak, ateizmin kime ne zararı olabilir deyip müslüman yoğunluğu belli olan ülkemizde ateizm propagandası yapan, ateizmi yaymaya çalı şan, anlaşılması vede öğretilmesi gereken bir şey olduğunu savunan bu kitabın yazarının ruh halini az sonra görüleceği üzre okuyuculara sunmaktır.Yoksa yazılış amacı Allah’ın varlığını ispatlamaya çalışmak yada atesitleri saçma sapan insanlar olarak göstermek değildir.Kullanılan tepkisel dil ateistlere değil kitabadır. Potansiyel açıdan geleceğin müslüman adayı olan ateistlere akıllı bir müslümanında tepkisel yaklaşmaması mantıklı bir hareket olucaktır.Tepkisel yaklaşanların nedeni ise kendilerinde bu değiştirebilme yetisini bulamadıklarından dolayıdır. Bu kitap bir e-kitap olarak tasarlanmıştır vede diğer kitabın içinde açılmış her başlığa karşı bir anti başlık açma ihtiyacı hissetmemiştir, bununsa nedenleri aşaığda sıralanmıştır.
Kitapta kullanılan pekçok teknikten biri "asıl soru" aldatmacasıdır ki buna kitabın ufak ufak açılan başlıklarının çoğunun altında rastlayabilirsiniz.Yani yazan çokça karşılaştığını ifade ettiği hemen hemen her türlü soruyu başlık haline getirip adeta onlara bir cevap veriyormuş gibi uzun uzun paragraflar yazarken bu paragrafların 3. 4. cümlelerinde “bu değilde asıl soru şudur” şeklinde konuyu çevirip, başka şeylerin cevabını verme işine girişerek adeta çalıştığı yerlerden takılıp her şeyin bir çözümü var ve hepsine vakıfım havası oluşturmaktadır. Kullanılan bir diğer teknikse, kişinin modelini saydığı bütün arabaların sanki uzmanıymış, çoğunla gezmiş vede hepsi hakkında ayrıntılı bilgiye sahipmişcesine bir ortamda onlardan kısa kısa bahsetmesidir.Doğru yanlış söylenmiş herşeyi kitaba koyup altınada 2 satır yazı yazınca “biz ne yaptığımızı biliyoruz , bunlar duymadığımız , bilmediğimiz şeyler değil ” edasıyla herşeye açıklık getirdiğini sanmaktadır. Ayrıca suçluluk psikolojisinden olan çok konuşma durumuna kitapta oldukça rastlanmaktadır.Kişi bu çok konuşma esnasında suçluya atfedilen bütün suçlarıda

konuşmasına yedirerek eğer başarabilirse bahsettiği bütün konularda da suçsuz olduğunu ispatlamış bir görüntü oluşturabilir. Bir diğer aldatmacada “olumsuzun olumsuzu” yla olumlu dü şüncesini oluşturmak, bu çok daha etkili bir yöntemdir vede karşı tarafta ne yaptını biliyor hissi uyandırır.mesela :"bana bak beni güçsüz sanma" ile "bana bak beni güçlü san" teknik te aynı manadadır fakat ilk cümlenin verdiği his diğerinkinden çok daha kuvvetlidir,ayrıca diğer cümle karşı tarafta gülünç bir his bile uyandırabilir. Ayrıca kitap evrim konusunda “kalabalık gözüksün” mantığıyla ansiklopedik alıntılarla gereksiz yere uzatılmıştır. Kitaptaki her başlığa karşı anti bir başlık açılmamasının diğer bir nedenide; başlıkları bir kenara bırakın aynı konuların kitapta dön dolaş defalarca tekrar edilmesidir. Ve son olarak ancak felsefe kitaplarında rastlayabilece ğimiz vede sokaktaki insan açısından okulda gösterilen mantık dersleri kadar saçma olan (hayat acıdır, biberde acıdır o zaman hayat biberdir türünden) tarihi nitelikteki ve günümüz insanı açısından “abi sen iyimisin” mantığıyla karşılanıcak “Tanrı’nın Varolduğuna İnananların Öne Sürdüğü Argümanlar “ kısmında , o ana kadar anlattığı şeyleri sırf “batı felsefesi olsun ,zengin dursun ” diye tekrar anlattığının farkında olmaması.

İnananların içinde bulundukları durumları anlatabilmek için bir uslup geliştirdiklerini yerercesine ortaya koyarak kendi kitabında aksini

ispatlamaya kalkışırken bir uslup oratya koyduğunun farkında olmamak yazandan beklenen nitelikte çelişkilerden biridir. Ayrıca yokluğuna inanmak için yokluğunu kanıtlamaya gerek yoktur düşüncesini savunarak yokluğunun inanılabilir ama ispatlanamaz bir şey olduğunu ortaya koymuş olarak bu kitapta ne yapmaya çalıştığı da muammadır.

1.BÖLÜM... Giriş.. İnsan nasıl ki Allah’ın yokluğu inancında iken bu duruma ait çeşitli hislere sahip ise Allah’ın varlığını hissettiği andan itibarende daha farklı hislere sahip olmaktadır. Bir ateist gözüyle bakıcak olursak , Allah’ın varlığındaki hislere sahip olmadıkları için inananların sahip oldukları inançla alakalı olarak ortaya koydukları yaşam biçimi hakkında çok mantıklı konuşmayacakları malumdur ve dolayısıyla yokluğunu pekiştirmek adına çeşitli deliller ortaya koyacaklardırlar. Bunu bir örnek le açıklayalım : mesela :
ortada 2 taraf var , örneğin futbol olsun. birtakım yendiği zaman, karşı takımın taraftarlarının sevinmesini bekleyemeyiz çünkü karşı takımın taraftarları bu takıma ait olan; sevinç,üzüntü gibi duygulara sahip değildirler. ama beklenen bir şey vardır ki ortada olan şeyin adı futboldur vede kişi karşı tarafın sevincimde, üzüntüsünde hissetmesede anlayabilir. ve ona mantıksız gözlerle bakmaz.

Özet olarak bu kitapta bu yapılmamıştır. Az çok bu konularda araştırma yapmış bir kişiyseniz bu kitabın ateizmi objektif olarak ortaya koymaktan ziyade satanizm dili ve argümanlarıyla; ilahın olmadığını ortaya koymaktan ziyade onun göndermiş olduğu kitaptan sürekli alıntılar yaparak ateizm adı altında başka işlerle uğraştığını görebilirsiniz.çünkü normalde inanmıyor olmak insanlara anlatılması ve hatta yazanında dediği gibi öğretilmesi gereken bir şey değildir kaldıki bu konu hakkında bir kitap yazılmış olsun, kitap ancak şu şekliye mantıklı gözükecektir ki mesela ateizm deyip Kuran ayetleriyle uğraşmamak, vede laikliği savunup inanmayışlığın yayılması gerektiğini savunmamak. Fakat akıllı bir ateistten beklenen şudur : Ben bir ateistim, inanmıyorum ama bu dünyada inananlar var hemde oldukça fazla sayıda var demekki bu işin içinde bişey var çünkü ben bu kadar akıllıyımda bu kadar insan mı akılsız ?

Ortada böyle bir durum varken gerçek bir ateistin yapması gerken şey güneşi balçıkla sıvamak için balçık oluşturmak yerine güneşede, ayada değer vermek olucaktır.Çünkü karşısındaki kesimin yaptığı onu kabul etmekken onun kalkıpta siz saçmalıyorsunuz yaklaşımı göstermesi en basit tabirle çocukça kalır. Bir kişi,diğeri için Allah’ın yokluğuyla alakalı hislerine karşılık onun bu durumunu

makul görüyorsa, bu kitapta kullanılacak dil içinde bir ateistin buna karşın ,demek ki buda Allah’ın varlığı hisleriyle yazılmış bir kitaptır diyebilmesinin beklenmesi gayet doğal olucaktır.Zaten özünde ateizm Allah’ın yokluğuna inanmak demektir fakat bu kitaba bakıcak olursanız eğer, yapmaya çalıştığı şey daha ziyade islamiyetin açıklarını bulma derdine girişmektir.aslında özünde ateizmin bir kitaba da ihtiyacı yoktur.Kitapda nadiren satanizm vurgusunun yapılmasının nedeni de budur çünkü bu inanmıyor oluşun kitaplaştırılması en çok satanizmde görülmektedir. Kitab olarak nitelendirilmiş vede kaynağı genelde ateistforum olan bu yazılara karşı bende yazanın yaptığı gibi toplama bir şekilde aynı siteden kendime ait yazılardan alıntılar yaparak cevap verme yoluna gitmeyi en uygun yol olarak görüyorum.çünkü burda orataya konulan konular zaten uzun süre tartışma konusu olmuş vede karşılıklı olarak sürdürülmüştür ve madem hepsi bir araya getirliyorsa buna verilecek en mantıklı cevapta aynı yolla olmalıdır.Herşeyi baştan düşünmeye gerek yoktur.Burda göze çarpan en önemli husus farklı 2 taraftan birinin bu yazılara karşı bakış açısı çok belirli olmasına rağmen bu kitabı kale alıp okumuş olması vede bunlara bir cevap niteliğinde yazılar bulmuş olmasına rağmen karşı tarafın bunu yapmakta zorlanıcağı hissini taşımasıdır.Çünkü yazılarına yapılan negatif yorumlar hakkında kendini en büyük savunabilme yöntemi "sen kitabı okumamışsınki" olmuştur. Kitaptan alıntılarla başlıyoruz : Kendini ateist olarak tanımlayanlarla kendini "ben Allah’a inanmıyorum" cümlesiyle tanımlayanlar arasında büyük fark vardır. gerçek bir ateist; -Allah’a inanan bu kadar insan oluşunun farkına varır, -İnanmak adına çeşitli sorular sorar ve mantıklı cevaplar arar vede bu esnada bilgilenir. -Cevaplar onu tatmin etmediği zaman kendini ateist olarak tanımlar ve artık burada görevi biter. Buna rağmen bir şeyler yapmaya devam ediyorsa bilinki o ateist değildir. Ayrıca ben Allah’a inanmıyorum diyen kişi bu kadar bilgi birikim sahibi de değildir. mesela kitaptan ufak alıntılar yapalım: Alıntı..
"İnancın asıl kökeni akıl, mantık ve bilim olmadığından, bunlar kullanılarak insanlar inançlarından vaz geçirilemez. İnanç daha çok sosyal, psikolojik ve duygusal bir konudur. Dolayısıyla da dini inanç tan kurtuluş bu faktörlerle ilgilidir"

Görüldüğü gibi kitabın ateizmi savunmkatan öte olan amacı satırlar arasında "yapılamaz ama çaresi budur" vede "istemem ama yan cebime koy" dercesine ortaya konmakatadır.Ayırca kitap bunu ateizmin çeşitleri adı altına pozitif ateizm başlığı altında yapılabilir olarak nitelendirip kitabın sonunda da “bizim kime ne zararımız var” diyerek

bulunduğu ülkenin gerçekleriyle çok fazla alakalı olmadığınıda ortaya koymuştur. Kitap Türkiyede ki laikliğin yanlışığını savunarak şu cümlelere başlangıçta yerveriyor: Alıntı..
"Özellikle laikliğin Türkiye için önemi tartışılmaz. Fakat laik aydınların ve laiklik propagandası yapan kesimin genel eğilimi dini inancı ve İslam dinini eleştirmemek, tam tersi İslam'ın en iyi, en yüce, en doğru din olduğunu söylemek, fakat buna rağmen insan lardan laikli ği benimsemelerini talep etmektir.Fakat aklı başında bir inançlı birey için bu söylemde bir terslik, bir anlamsızlık var. Bu dinin söyledikleri doğruysa, bu dinin emretti ği hükümleri, prensipleri neden devlet yönetiminden, hukuktan, eğitimden vs çıkarsınlar? Neden sadece manevi dünyalarına hapsetsinler? Öbür tarafın söyledikleri, yani dinci propaganda yapanların argümanları daha mantıklı oluyor o zaman. Onlar diyorlar ki 'Bu din Allah katından geldi, insanlar hata yapar ama Allah yapmaz'.O halde buradan çıkan doğal ve mantıklı sonuç, dini prensiplerin terk edilmemesi gerektiği , devlet yönetimi, hukuk, eğitim dahil hayatımızın her yönünü bu prensiplere dayalı olarak düzenlememiz gerektiğidir."

Bu yazıya cevap olarak söylenebilirki, laik yönetim devletin her inanca saygı duyması demektir ama Türklerin bir dini vardır vede bu çok köklü bir gelenektir. Ayrıca ateizmi anlamak adıyla yazılan bir kitapta ki gizli amacın ne olduğu da yazanın aşağdıki cümlelerinin içine gizlenmiştir. Alıntı..
"ama en azından dinin etkinliğinin azaltılıp laikliğin tam anlamıyla benimsenmesini istiyorsak, bu söylemdeki eksiklikleri dürüst anlatımlarla tamamlamalıyız."

Ayrıca size kitaptan sunacağım bazı cümlelerle yazanın içinde bulunduğu, gerçeklerle pek örtüşmeyen durumları ortaya koymasıyla ruh durumunun nasıl bi halde olduğunu sunacağım. mesela : Alıntı..
"Kendileri gibi yaşayan, saygın meslekleri olan, yasalara saygılı,ahlaklı, çoluk çocuk yetiştiren vs kişilerin ateist olabileceğini hayal bile edemez çoğu kişi."

Yazan Türkiyede ateist olmanın zorluklarından bahsederken söylediği doğru sözlerinin arasına bu gibi bazı bazı cümlelerli de yerleştirerek adeta sanki bunlarında doğru olma ihtimali varmış gibi bir durum oluşturmaktadır.kitapta da bunu bol bol yapmaktadır. Ayrıca yukardaki durumdaki, gariplik anlatıma bile gerek duymadan ortadadır. Alınıtı...
"bu kitap ve içeriği önemli. Ateizmin ne olduğu, nasıl anlaşılması gerekti ği, ateistlerin nasıl insanlar olduğu, neye inandıkları ya da inanmadıkları, bunu neye dayanarak yaptıkları vs açıkça anlatılması ve öğretilmesi gereken konulardır."

Yukardaki alınıtda ki gariplik ateistlerin durumunda sanki bir kapalılık varmış gibi bir sürü şeyin açıkça anlatılması hatta ve hatta öğretilmesi gerektiğinin savunulmaısıdır.Kişi aslında dini eiğitimin zorunluluk olmamasını savunduktan sonra öz

laikliği savunup ardından da ateizmin öğretilmesi gerektiğini savunarak hem kendiyle çelişmeye başlamaktadır hemde aslında bir atesit olmadığını da ortaya koymaktadır, ateist demek dinsiz demektir bunun açıkça anlatılmasına ,öğretilmesine gerek yoktur ,kime "dinsiz kişi deyince ne anlıyorsunuz" deseniz, konunun bu kadar kapalı olmadığını görürsünüz. Ayrıca yazanın ruh durumunu da çeşitli alıntılarla ortaya koyacaktım mesela bir örnek : Alıntı..
"Bu yüzden ben, bizi, yani benim gibileri böyle düşünmeye iten ve pek çoğu günümüz toplumunun çağdaş bireylerinin çoktan ulaşmış olması gereken bilimsel birikimden temel alan düşünceleri olduğu gibi, net, dobra dobra, çekinmeden, yumuşatmadan, ama aynı zamanda da saygı sınırları çerçevesinde ve insanların inançlarını incitmeden ve kendilerine hakaret de etmeden sunmaya çalışacağım.Bunu yaparken ateizm teriminden korkup çekinmeyeceğim. Bu terimden uzak durmak yerine, terimin taşıdığı önyargılar ve yanlış anlamalarla savaşmaya çalışacağım."

Cümle o kadar uzunki ne yapmaya çalışacağı anlaşılmıyor , bunu sokakta, kafede birine kursanız " iyimisin " cevabını alabilirsiniz. -Terimden kokrup çekinmeyecekmiş , yanlış anlamlarla savaşmaya çalışacakmış.... Sanki bir çizgi filimde hayali kahramanlarla savaşıyor... başka bir örnek : Alıntı..
"Burada en önemli faktör işin fikirsel yönünün değil, psikolojik ve toplumsal baskıların sebep olduğu duygusal yönünün aşılmasıdır. Bu aydınlanma sürecini başarabilen bireyler Tanrı iddiasını reddetmeye başlarlar. 'Ateist' sıfatını kendine yakıştırmaya psikolojik olarak hazır hale geldiklerinde ise kendilerine 'ateist' demeye başlarlar."

Yukardaki alıntıda sanki herkezin gözü önünde sürekli gerçekleşen bir olayın nasıl olduğunun o klasik hali anlatılır gibi bir tarz kullanılmıştır vede daha öncede belirttiğim gibi inanışların sosyolojik ve psikolojik etkikleriyle alakalı bir kaç doğru söz söyleyip aralarına serpiştirdiği cümlelerle sanki adeta onlarında öyle olduklarının kanıtını sunarmış gibi bir uslup kullanmıştır: örneğin yukardaki alıntının içinde "Bu aydınlanma sürecini başarabilen bireyler Tanrı iddiasını reddetmeye başlarlar" cümlesi geçiyor. Burda hem durumun sanki hep sürekli bu şekilde gerçekleştiği hissi oluşturulmaya çalışılmış hemde ateist olmayanların aydınlanma sürecinde karanlıkta kalan insanlar olduğu orataya konulmuştur, burdaki durum tek kelimeyle açıklanabilir "hastalık". Aslında bu durum kitabın bundan sonraki kısımlarında daha da fazla karşımıza çıkmaktadır.

Alıntı...
"Yani kendilerini ateist olarak nitelendiren insanlar genellikle bu konuda kafa yorup araştırma yapmış ve bilinçli bir şekilde Tanrı kavramına inanmamayı seçmiş kişilerdir.Dünyaya kızgın olduğu için veya Tanrı'dan nefret ettiği için ateist olmak ise sanılanın aksine çoğu ateist için geçerli değildir."

Yukardaki alıntıda ateistleri bilinçli bir şekilde bu konuda kafa yormuş insanlar olarak nitelendirilmiş vede bu durumun bozulmaması içinde , hayattan hoşlanmayan , keyif almayan , hınçlı , bahtsız , çaresiz konumdaki insanların ateizmi seçme olasılığının olmadığı devrik bir usluple anlatılarak sanki öyleymiş hissi oluşturulmaya çalışılmıştır. Bakın yazan evrende özel bir düzen olmadığını nasıl ispatlıyor ....(!) Alıntı...
"Düzenden kastedilen belli doğa kanunlarına uyulması ise, bu doğa kanunları değiştiğinde, yeni kanunlara göre başka bir düzen ortaya çıkacak demektir.Yani asıl soru neden evrende doğa kanunları vardır sorusudur.Evren neden kaotik değildir, belli kurallara uyar sorusudur.Bunu anlamak için önce 'doğa kanunu' teriminin kaynağındaki önyargıyı anlamamız gerekiyor. Newton mekanik ve yerçekimini geliştirdiğinde 'Tanrı tarafından doğaya yerleştirilmiş kanun' fikri Newton'un tüm düşünce biçimine yerleşmişti (içinde yetişti ği kültürtarafından empoze edilmişti). Bugün bile medya da ve popüler kültürde bilim bir bakıma 'Tanrı'nın düşüncelerini anlamak'biçiminde yorumlanmaktadır. Dolayısıyla 'kanun'sözcüğünün içinde barındırdığı 'bilinçli biri tarafından icat edilen kural' kavramı, bilimi ve doğa kanunlarını algılayışımızda insanların zihnine yerleşmiştir. Halbuki doğa kanunlarının koyulan kurallarla ilgisi yoktur. Doğa kanunları dediğimiz şeyler duyularımız ve cihazlarımızla yaptı ğımız gözlemleri basit ve ekonomik olarak tasvir etme girişimimizden başka bir şey değildir.Fakat bu düzen ve doğa kanunu adını verdiğimiz kuralların pek çoğunun aslında doğada gözlediğimiz ve normalde sözünü dahi etmediğimiz basitlik ve homojenlikleri ifade etti ğini bugün yavaş yavaş anlamaya başlıyoruz. Örneğin, enerji, momentum ve açısal momentumun korunumu yasalarının aslında uzay ve zamanın homojenliğinin birer ifadesi olduğu anlaşılmıştır. Uzayda özel bir nokta olmaması, hepsinin birbirine denk olması momentum korunumu yasası olarak karşımıza çıkmaktadır. Zamanda özel bir nokta olmaması ise enerji korunumu yasası olarak.Homojen bir evren, ki akla gelebilecek evrenlerin en basitidir, kaza sonucu oluşması en muhtemel türde bir evrendir. Bu tür bir evrende pek çok 'korunum' yasaları otomatik olarak oluşacaktır.Dolayısıyla, gözlediğimiz düzenin bir akıllı tasarımcıya işaret ettiği söylenemez."

Şimdi yavaş yavaş nasıl bir ruh halinde olduğunuda yazılarından ufak ufak alıntılar yaparak ortaya koyalım Doğa kanunları değişince yeni düzen kendiliğinden otomatik oluşurla başlamış yazısına , yani diyorki hava sıcaklığı birden 50 derece artarsa toplamda 70-80 derece sıcakta yaşamaya vücudumuz kendini otomatik olarak adapte edecektir. burdaki hayal gücünü size bırakıyorum. İşte yazan hakkında içinde bulunduğu durumu anlayabilmemiz açısından ilk önemli açıklaması : Alıntı...
"Halbuki doğa kanunlarının koyulan kurallarla ilgisi yoktur. Doğa kanunları dediğimiz şeyler duyularımız ve cihazlarımızla yaptığımız gözlemleri basit ve ekonomik olarak tasvir etme girişimimizden başka bir şey değildir."

şimdi yukardaki alıntıyı bir inceleyelim ...

Öncelikle doğa kanunlarının oluyor olmasının nedeni onlara atfedilmiş kurallar olduğu için değildir diyerek ortada doğaya ait kanunların olduğunu kabul etmiş oluyor (farkında olduğunu umuyorum) ve can alıcı nokta : Doğa kanunları aslında duyularımız ve cihazlarımızla ortaya çıkan şeyleri tasvir etme girişimimizmiş ! Cümleyi özetliyecek olursak kanunlar bize ait girişim dir. heralde burdaki durum olsa olsa birinin hiç bi zaman açıklayamıyacağı bir şeyi açıklmaya kalkıştığında yaşadığı heyecandan ne dediğini bilememesi olabilir. Bu kısımdan itibaren artık işin amatörlüğü de ortaya çıkmaktadır. Çünkü hemen hemen en önemli diyebileceiğimiz konulardan birini anlatım bozukluğuyla izah etmeye kalkışmak ,bileti çok pahalı bir konserde ses tesisatının bozuk çıkması gibi bir şey. Ordaki hatayı biz gidericek olursak eğer , kişi şunu demek istiyor : Aslında doğada kafasına göre işleyen bir düzen var bizde kalkıp onu d=m/v gibi ifadelere sıkıştırarak sanki ortada bir kanun olduğunu ispatlamış oluyoruz ama d=m/v yi koyan biziz yoksa öyle bir şey yok, demek istiyor. Fakat bilmiyorki biz mevcut durumu formulleştirmesek te durum yine aynı vede öyle kafasına göre değil.Mesela havadaki oksijen oranının dier gazlara oranını bilmediğimizi düşünelim, hani yazana göre o kanunlar aslında bizim çıkarımımızdı, peki çıkarmayalım o zaman, sadece değiştirelim vede 3 kat arttıralım bakalım ne olucak ? , belli bir merkez kaç kuvveti var vede bu kural gezegenler arasında farklı formullerle hesaplanıyor, Bende diyorumki o işlere hiç girişmeyelim sadece Güneşi olduğundan 2 kat daha yaklaştıralım dünyaya, acaba göktaşlarının dünya atmosferinde yanarak kaybolmaları vede bunun sayesinde yerleşim yerlerinde hayatın uzun süre devam ediyor olması yazanın dediği gibi
"cihazlarımızla yaptığımız gözlemleri basit ve ekonomik olarak tasvir etme girişimi " midir ?

Burdaki akli hatayı görebiliyormusunuz ? (devrik vede olumuszdan olumluya giden tarzda cümleler kurma konusunda başarılı olan yazan nasıl olduda burda ne dediğini bilemedi) Alıntı...
"Fakat bu düzen ve doğa kanunu adını verdiğimiz kuralların pek çoğunun aslında doğada gözlediğimiz ve normalde sözünü dahi etmediğimiz basitlik ve homojenlikleri ifade etti ğini bugün yavaş yavaş anlamaya başlıyoruz. Örneğin, enerji, momentum ve açısal momentumun korunumu yasalarının aslında uzay ve zamanın homojenliğinin birer ifadesi olduğu anlaşılmıştır. Uzayda özel bir nokta olmaması, hepsinin birbirine denk olması momentum korunumu yasası olarak karşımıza çıkmaktadır. Zamanda özel bir nokta olmaması ise enerji korunumu yasası olarak.Homojen bir evren, ki akla gelebilecek evrenlerin en basitidir, kaza sonucu oluşması en muhtemel türde bir evrendir . Bu tür bir evrende pek çok 'korunum' yasaları otomatik olarak oluşacaktır.Dolayısıyla, gözlediğimiz

düzenin bir akıllı tasarımcıya işaret etti ği söylenemez.Canlılı ğın ortaya çıkışı da pek çok kişiye arkasında bilinç olan bir olay gibi gözükse de bugün bilimde bunun bir illüzyon olduğu git gide daha açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bir resim ressamsız olmaz, bir toplui ğne bile ustasız olmaz, bu evren nasıl sahipsiz olur türü iddialar, bu konuda inançlı kesimin çocukluktan beri maruz kaldıkları şartlanmaların ürünüdür ve günlük hayatta karmaşık düzeneklerin insan yapısı olmasının, insanın kendisinin ve tüm evrenin de bilinçli bir tasarım ürünü olduğu anlamına geleceğini düşünmekten kaynaklanır. Tamemen şartlanmış ve çeşitli gizli kabullere dayalı bir düşünce tarzıdır bu.Ayrıca, evrenin tasarlanmış olduğu düşünülse bile bu cevaptan çok soru yaratacaktır. O zaman o tasarımcının kökenini açıklamak icap edecektir çünkü. Eğer bu dünya ve evren, tasarlandıklarını bize düşündürecek düzeyde düzen ve amaç dolu ise, onları tasarlayan varlık daha da yüksek bir düzen ve amaç gerektirir demektir bu ve aynı düşünce çizgisi gereği o varlı ğın da tasarımcısını aramak gerekir o zaman.Dolayısıyla, düzen, amaç ve tasarım argümanları insanı bir yere götürmez.Sonuçta tasarlanmamış bir şeye dayandırılmak zorundadır her şey. Bu tasarlanmamış şeyin Tanrı'nın kendisi veya evrenin kendisi olması arasında ise prensip olarak fark yoktur. Bu yüzden Tanrı gibi açıklamaları gereksiz yere karmaşıklaştıracak ek bir faktöre ihtiyaç yoktur. Tanrı'sız açıklama daha sade ve daha basittir. Bilimde açıklama bilinmeyenleri arttır an değil azaltan şeylere denir. Tanrı diye bir kavramı işin içine katmak, bilinmeyenleri azaltmaz, arttırır. Çünkü bu sefer sadece Tanrı'nın evreni nasıl yarattı ğını değil, aynı zamanda Tanrı'nın nasıl oluştuğunu (ya da kökenini), Tanrı'nın nasıl bir şey olduğunu, bilinen evren ile nasıl iletişime geçti ğini vs de açıklamak gerekmektedir. Dolayısıyla Tanrı iyi bir açıklama değildir. Tanrı'sız bir açıklama daha iyi, daha bilimseldir."

Şimdi size çokça yapılan bir aldatmacadan bahsedeciğim ....... Yukardaki alıntıdan kısa bir alıntı yapıyorum :
"Homojen bir evren, ki akla gelebilecek evrenlerin en basitidir,kaza sonucu oluşması en muhtemel türde bir evrendir. Bu tür bir evrende pek çok 'korunum' yasaları otomatik olarak oluşacaktır.Dolayısıyla, gözlediğimiz düzenin bir akıllı tasarımcıya işaret ettiği söylenemez."

Son cümle Allah’ın olmadığını iddia eden bir cümle fakat alıntıya bakacak olursak çok karmaşık vede muhtemelen yazanında hakim olmadığı konular sanki,
"yani bildiğiniz üzere bu işler böyiedir" uslubuyle yazılmış fakat orda anlatılan nedir diye

baktığımızda kişinin yokluğunu ispatlamaya kalkıştığından daha çok varlığını öğrenmesi gereken şeylerin olduğu belli.Ayrıca öğrendiği anda çeşitli evren tiplerinin oluşabileceiğini kabullenmiş olurki bu bile başlı başına bir kanunlar bütünüdür.Doğa kanunlarını biz uydurduk deyip ardından homojen bir evren akla gelebilecek ilk evren türüdür demek çelişkide sınır tanımıyorum demektir. Özet olarak çok ayrıntılı konularda çeşitli bilgileri google layıp ardından sonuç olarak buraya ulaşırız dediğinizde hangi konu olursa olsun genelde aynı sonucu alırsınız.öenmli olan kişinin bildiği konularda konuşmasıdır.yoksa bir dediğiyle ötekini yerle bir eder kendini de rezil eder. Şimdi bir alıntıyla daha bir yorum yapmak istiyorum :
"Bir resim ressamsız olmaz, bir toplu iğne bile ustasız olmaz, bu evren nasıl sahipsiz olur türü iddialar, bu konuda inançlı kesimin çocukluktan beri maruz kaldıkları şartlanmaların ürünüdür ve günlük hayatta karmaşık düzeneklerin insan yapısı olmasının, insanın kendisinin ve tüm evrenin de bilinçli bir tasarım ürünü olduğu anlamına geleceğini düşünmekten kaynaklanır"

Demek istiyorki , herşeyin bir sahibi vardır hissi doğuştan bize öğretildiği için bizde vardır halbuki bize kimse bundan bahsetmese bu dünyanın sahipsiz olduğunu

anlamamız gayet doğal olucaktır.Kişi alenen dünyanın %85 ini oluşturan bir kesim için çocukluktan beri maruz kaldıkları şartlanmadan bahsediyor.bana kalsa geri kalan %15 in maruz kaldıklarına bakardım,aslında bu bir öneri. Devamında : alıntı..
"Dolayısıyla Tanrı iyi bir açıklama değildir. Tanrı'sız bir açıklama daha iyi, daha bilimseldir"

Demiş fakat şunu belirtmeliyimki Allah’ın varlığıyla alakalı olarak bilgi sahibi olan kişiler ledünni(dünya ötesi) ilme sahip Allah’ın görevli kıldığı kimselerdir.Onlarda bunu alenen söylemezler dolayısıyla müslümanları yada inananları kitapta belirtildiği üzre "Tanrının, nedenler zincirinin sonsuzluğu problemi" ni çözmüş kişiler olarak görmek yanlış bir düşüncedir.bu ilme sahip olmaksızın bunu açıklamaya kalkışmak kişiyi ya şirke götürür yada devreleri yakabilir.dolayısıyla ben bu konuda sorulmuş olan sorulara, daha sonradan cevap vermiş olduğum için rahatsızlık duyduğum cevaplarımı sizlerle paylaşıcam ve açıklaması zor olan bu konularıda forumdan yazımlarımla size anlatmaya çalışıcam.

İnanış...
Şimdi öncelikle inanışla alakalı basit bir giriş yapalım... Kişi herhangi bir ilahi dine kendini yakın hissettiği anda vede kendini daha sonraki hayatında o dinle tanımlamaya başladığında bir ateistin sandığı gibi, Allah vede yaratılış hakkında çok ayrıntılı bilgilere sahip olmuyor. Peki buna rağmen nasıl oluyordu kişi kendini örneğin müslüman olarak tanımlıyor ? Ateistlerin burda en büyük tepki verdikleri kısım , bunun doğuştan bir zorlama olması aksi taktirde zorlama olmasa ortada böyle bir şeyin olmayacağı iddiası. Aslında ortada birbirinden farklı 2 ruh durumu var ve kişi bu diğer ruh durumunda Allah’ın nasıl bir şey olduğu hissini taşımıyor daha ziyade ondan gelen bir huzur var ve onu hissediyor, bir sahibi olduğunu hissediyor hatta sevildiğini hissediyor hatta ve hatta değişik farklı tesbihlerin; yani Allahı öven sıfatların yahut birebir onun isimlerinin veyahut bazı ayet ve duaların birbirinden farklı hisler ve tatlar verdiğini hissediyor, bu yalan değil vede dolayısıyla bazı soruların cevabını bulamasa bile bağlılığını yitirmiyor çünkü bu bağlılık akli bir bağlılık değil. Kitapta bilimin dinle bağdaşmadığı söyleniyor, bilim ispata dayalıdır , Allah’ın varlığını ispatlayamazsınız ancak varlığını hissedersiniz. “madem ispatlayamıyorsunuz o zaman varlığını bilmediğiniz şeye nasıl inanıyorsunuz?’ sorusuna verilecek cevap : Kişi öncelikle varlığından bi haber olduğu yaratıcısının var olduğunu hissetmeye başlar

vede bu öyle kuvvetli bir histir ki kişi günaha düştüğü vakit tekrar aynı hissi yakalayabilmek için gecesini gündüzünü tövbeyle geçirebilir. Dünyanın %80 civarının bu durumunu psikolojik bir yanılgı olarak açıklamaya çalışmak pek akıl işi olmasa gerek.Ne yani insanlara hiçliğin verdiği pozitif bir enerjimi var ?Ama nedense geri kalan %20 lik dilim in o huzuru yakalayabilmek adına yaptıkları şeyler, içlerinde satanistlerinde olduğunu düşündüğümüz zaman hiçliğin insana olsa olsa negatif enerji verdiğinin adeta ispatı niteliğindedir. Yani özet olarak Allah inancı kişi yi kalpte sarar , akıl da oraya ulaşmanın yollarından biridir ama aklen hiç bir şekilde Allah’ı aramayan bir insanda kalben Allah’ı bulabilir. Alıntı...
"Bir şeyin var olmadığını kabul etmek için, var olmadığını kanıtlamak şart değildir."

Var olmadığını kanıtlayamadığınız birşeyin var olmadığını kabul ederek onun var olmadığını kimseye ispatlayamazsınız aynı şekilde var olduğu kanıtlanamadan var olduğu kabul edilen Allah’ın var olduğunun ispatlanamaması gibi..fakat kitap Allah’ın var olmadığını ispatlamayla çalışırken yukardaki söyleminle aslında kendi kendine bile ispatlayamadığını vede ispatlayamayacağını ortaya koyduğunun farkında değildir. Bir örnekle açıklayalım: Herhangi bi yerde silahli bir olaya karışıyorsunuz vede polis herkesi toplayıp karakola götürüyor, ortada bir ölü var vede sizede olayın zanlısı gözüyle bakıyorlar. Eğerki o kişiyi sizin öldürmediğinizi kanıtlayamazsanız o kişiyi sizin öldürmediğinizi de ispatlayamamış olursunuz dolayısıyla siz o kişiyi öldürmediğinizi kabul etseniz dahi artık insanların gözünde bir katil olma ihtimaliniz hayli yüksek olucaktır.bu şekilde yıllarca içerde yatanlar olduğunu çok iyi biliyoruz. Eğerki ispatlamaya gerek yoktur düşüncesi savunuluacaksa kitap komple havada kalacaktır çünkü o zaman bir müslümandan Allah’ın varlığını ispatlamaya gerek yok cevabını alması gayet beklenmesi gereken bir durum olucaktır çünkü çıkarımdan kişinin katil olmadığının sadece kendisi tarafından bilinmesinin yeterli olduğu görülüyor o zaman bir müslümanda da "Allah bana ispatlı oda bana yeter" cümlesi bir ateist için mantıklı olmak zorunda kalıyor. Gelelim evrenle alakalı bazı alıntılara :
"Dolayısıyla, eğer uygun gerekçelerimiz varsa, en azından hayatlarımıza karışan ve kitap, Peygamber gönderen bir Tanrı'nın var olmadığını teorik olarak söylemek mümkündür.Ayrıca, evrensel bazı prensipler olduğundan, örneğin mantık ilkeleri gibi, bunlarla çelişen, örneğin tanımında bile paradokslar olan bir varlığın da, evrenin tamamını dolaşmaya gerek kalmadan var olmayacağını söyleyebiliriz."

Şimdi yukardaki alıntıyı bir öncekiyle birleştirelim...

Olmadığını kanıtlayamadığın bir şeyin olmadığını söylersen, olduğu yönündeki iddiaları çürütememiş olursun, sonuç boş iş.Devamında ise evrene ait zaten belli prensipler var tamamını gezmeye ne gerek var gibi bir cümle kurulmuş ki bilim lafını sürekli tekrar eden bir kitabın; bilimle alakalı olarak gösterdiği bu tavır, bilim lafını laf

olsun diye tekrar ettiği hissini uyandırıyor. Kitapta kullanılan “asıl soru” aldatmacasına bir örnek : Alıntı..
"Hayat mevcut doğa yasalarının zorunlu bir sonucudur. Şartların uygun olduğu bir ortamda, evrendeki mevcut fizik ve kimya yasaları hayata yol açacaktır. Çeşitlili ğin bu kadar fazla olduğu bir evrende ise buna uygun ortamlar şurada veya burada mevcut olacaktır. Asıl soru, evren neden böyle yasalara sahiptir sorusudur. (Yani bazı yerlerde hayatın oluşumuna yol açan yasalar). Bunun ise cevabı verilemez. Çünkü kimsenin elinde bu sorunun cevabını vermeye yetecek kadar veri yoktur. Verilebilecek tüm cevaplar spekülasyon olmaya mahkumdur. Fakat spekülasyon da olsa, bir cevap vermeye kalkarsak, bunun bir olası cevabı, yaşamın altında bir tür zeka arayan bir cevap olabilir elbette. Bu ihtimal dışı değildir. Fakat gerek bu zekanın ne olduğu, neye benzediği, kaç tane olduğu, tek mi, yoksa birden fazla mı, ya da büyük bir uygarlı ğın sahip olduğu kolektif zeka mı olduğu, gerekse, özgür olup olmadığı, koşullara bağlı olup olmadığı, gücünün neye yetip yetmeyeceği, fiziksel olup olmadığı vs gibi noktaların hiçbiri bilinemez."

Yukardaki kısım herşey tesadüfle açıklanabilirmi başlığıyla açılmış olmasına rağmen senin sorun değil benim sorum mantığıyla(nasıl bir akılsa) evren neden böyle yasalara sahiptir sorusuna cevap vermekle uğraşmaktadır fakat kitaba şöle bir göz gezdirdiğinizde sanırsınız ki yazan bütün bu konulara ateizmin cevaplarını vermektedir halbuki 2 cümle sonra konu "abi 42 numara siyah spor ayakkabı kalmamış sana 35 numara kösele vereyim" e dönüşmektedir. Kitabın tümüne birden saçma sapan demek yerine ne kadar saçma sapan olduğunu göstermek , daha mantıklı bir hareket olucaktır çünkü yazanın en büyük kozlarından biride ,bunların hepsini uzun uzadıya yazıp birbirine karıştırırsam sanırım hiç kimse işin içinden çıkamaz yanılgısına düşmesidir. Gelelim içeriğe : başlık ,
"herşey tesadüfle açıklanabilirmi"

içinde geçen bir cümlede şu :
"Çeşitliliğin bu kadar fazla olduğu bir evrende ise buna uygun ortamlar şurada veya burada mevcut olacaktır."

Daha önceki satırlarda belirttiğim gibi sürekli bilim bilim diyen bir kitabın bilmi tamda açıklamaya muhtaç olduğu anlarda "şurada veya burada mevcut olacaktır" diyerek açıklamaya kalkışmasının gözlerden kaçıcağının sanılması yazanında gözlerden kaçak yaşadığının açık bir delilidir, bilim ,şurada veya burada şeklinde izah edilemez. Şimdi sizi yazanın keşke bunu da yapmasaydım diyeceği bir hatasıyla daha baş başa bırakıyorum : mesela ben diyorum: Allah vardır ,ezeli ebedi yoktur, onu yaratan yoktur,ancak yaratıcıdır,hiç bir güç onun gibi değildir.

-soru: açıklarmısın ? -cevabım : açıklanamaz. -soru:neden ? -cevabım : çünkü elimde yeterli veri yok. şimdi buna benzer bi durum karşısında yazanın ne yaptığına bir bakalım, Alıntı..
"Asılsoru, evren neden böyle yasalara sahiptir sorusudur. Bunun ise cevabı verilemez. Çünkü kimsenin elinde bu sorunun cevabını vermeye yetecek kadar veri yoktur"

Burda ki durumu anlayabilme yaşına eriştiği andan itibaren bir ilkokul çocuğuna okutursanız "ne yani kendi düştüğü çelişkiye başkaları düştüğü zaman saymıyo mu ?" diyecektir.Ayrıca "Hayat mevcut doğa yasalarının zorunlu bir sonucudur", diyerek veri eksikliğinden dolayı cevabını veremeyceği konuda olan hakimiyetini gözler önüne sermektedir. Yazanın şu anda ortaya koyacağım hatasıyla , ispatlamaya çalıştığı şeyin ateizm mi yoksa kendi ruh durumu mu olduğu sorusu akla gelebilir : Yine bir başlık atılmış ve de yukarda belirttiğim tekniklerle olayın gerçek yüzü hakkında bilgiler veriliyor gibi bir durum oluşturulmuş ama sanki okunmasın diye. Nedenmi ? Başlık :
"Evrendeki hassas denge yi nasıl açıklarsınız. ?"

Alıntı...

"Evren'in o derece hassas bir dengede olduğu doğru değildir. Daha doğrusu, o dengeler, kendilerinin oluşması için bir ayar yapıldığının göstergesi değildir. Herhangi bir süreç, mevcut doğa yasalarına göre eninde sonunda belli bir denge durumu oluşturur. Kuralları değiştirip, sistemi tekrar kendi haline bıraktı ğınızda, bu sefer başka bir denge durumu oluşur. Yeni kurallara, yeni duruma göre. Belli bir denge durumuna ve o duruma uygun olarak meydana gelmiş oluşumlara bakarak, bunun altında tasarım aramak, meseleyi tersinden görmektir."

Şimdi yukardaki alıntıyı inceleyelim... Aşırı derece de bilimsel bir konu. vede içinde geçen bir cümle "eninde sonunda belli bir denge durumu oluşturur" eninde sonunda ne kadar bir zamana denk geliyor ? ayrıca denmişki "Kuralları değiştirip, sistemi tekrar kendi haline bıraktığınızda, bu sefer başka bir denge durumu oluşur" sanki windows kuruyor, olaya çok hakim.Evreni şöyle bir karıştırıp sopayı çıkardığımızda yenisi hoooop karşımızdaaa , neden ? çünkü daha önce bir çok kere denenmişte ondan.Ve geldik burdan yapılması gereken bilimsel çıkarıma:herşeyi bozsam bile kendiliğinden düzeldiğini gördüğüme göre Allah’ın olması imkansızdır.Yani kendi kurduğu kurallarla kendi sonucuna varıp Allah’ın olmadığını ispatladığını sanıyor.

Ben yazana evini habire dağatmasını öneriyorum çünkü koskoca evren kendiliğinden toparlandığına göre minnacık oda toparlanmiyacak değildir heralde. Alıntı...
"Agnostisizm karşısında ateizmin tercih edilmesi için iki gerekçe sunulabilir. Birincisi, mevcut Tanrı tanımlarının bazıları var olmadığı gösterilebilecek, yani yokluğu kanıtlanabilecek Tanrı'lardır. Örneğin kutsal kitaplardaki Tanrı var olamaz. Fakat çoğu inançlı kutsal kitabına yabancı olduğu için, ya da diğerleri de orada anlatılan Tanrı'yı görmezden ge lip daha soyut, daha felsefi ve reddedilmesi daha zor Tanrı tanımlarını benimsedikleri için, kutsal kitaplardaki Tanrı'yla uğraşmak yeterli değil. Başka tür, daha felsefi Tanrı tanımlarının isebir kısmının yine var olmadığı gösterilebilir "

Yukarda yine sanki bilimsel bir açıklama yapılıyormuşcasına "Örneğin kutsal kitaplardaki Tanrı var olamaz" cümlesi kullanılmış örneğin lafıyla olay "neden olamaz ?" durumundan kurtarılmaya çalışılmıştır.İnananlar soyut vede reddedilmesi zor tanrı tanımını benimsiyor diyor bizde çıkıp inanmayanlar reddedilmesi zor bir Allah yoktur iddiasını benimsemiştirler desek bu bir kaynak mı teşkil edicek.Ben bir müslümanım ve hiç te öyle ; bir Rabbim olsun ki kolay reddedebileyim diyen biriyle karşılaşmadım.Kafa karışıklığında son nokta, sanki adeta şunu demek istiyor: kişi reddedilmesi kolay olan bir ilah edinse yahut ona hata olarak atfedilen şeyleri kapamaya çalışmasa.Tamamda kişi gerçekten Allah’ı bulmuşsa onu reddetmeye kalkışmazkı vede onun verdiği huzurla tabiki sevdiğine gösterdiği özeni göstericektir. Ayrıca yukardaki kısmın son cümlesiylede ateizmin agnostizme olan üstünlüğü perçinleştirilmektedir(!). Alıntı...
"daha felsefi Tanrı tanımlarının ise bir kısmının yine var olmadığı gösterilebilir"

bu cümleden

anlıyoruz ki agnostizm atezime göre tıraştır.(!) Yazan kişi hakkında artık yardım mı etsem yermeye devammı etsem duygusu taşımaya başladım ama şu sayfalar kitabın başları gibi ne yapabilirim devam : İşte bir konu ve cevabı : Alıntı ...
"Tanrı'nın varlığına dair kanıt olmamasını anlayabilirim, ama Tanrı'nın yokluğu kanıtlanmadan, ateizm Tanrı'nın olmadığını neye dayanarak söyleyebiliyor? Vampirlere neden inanmazsınız? Ya da kurtadamlara? Veya UFO'ların insan kaçırıp üzerinde deney yaptıklarına? Ya da görünmez insanların etrafta yaşadığına? Bu ve benzeri akla gelebilecek sonsuz sayıda dayanaksız hayal vardır. Bunların tümü için varsayılan tavır 'ret'tir."

Allah’ın kıyaslandığı şeylere bakarmısınız : vampir , kurtadam, ufo ? Demek istiyorki nasıki bir ufonun yada vampirin yokluğu ispatlanamadığı halde yok olmadıklarına inanılıyorsa , ateizmde de Allah’a bakış açısı budur.Peki onların var olduklarını şu anda hisseden biri varmı ? ufodan geçtim şu anda halihazırda vampirlerle kurtadamlarla iletişimde olanlar varmı ? e ozaman kural burda çöküyor çünkü yokluğundan bahsedilen bu örenklerin varlığından bahsetmekte muamma ! yani yokluklarına inanıyorum ,kanıtıda yok denilen örenklerin varlıklarına dair ortada ne var ki olay ,Allah’ın yokluğuna inanıyorum ama kanıtlamak zorunda değilimle eş tutulsun.yani burda Allah’ın varlığıyla kurtadamların varlığı eş tutulmaktadır vede bu kitabın daha

önceki satırlarında da rastladığımız şekilde sanki bu durum farkedilmeyecekmiş gibi bi durumla izah edilmeye çalışılmıştır. Aslında burda kullanılan karma karışık , çok imgeli sanki çok bilimsel miş gibi duran ama biraz derine inildiğinde aslında hiç bir şey anlatmayan bu uslub benim ilk defa karşılaştığım bi tarz değildir. Yeni bir başlık daha: Alıntı..
"Din ile alıp veremediğiniz ne? Benim din ile ilgili kişisel olarak eleştirdiğim nokta, ne ibadetler, ne inançlar, ne de masum görünen herhangi bir şey. Ben inançlının mentalitesiyle ilgiliyim. Problem yaratan faktörün 'düşünce biçimi' olduğu, dinsel inancın ister istemez içinde taşıdı ğı ve farkında olmadan önerdiği bu 'düşünce biçimi'nin bilimsellik karşıtlı ğına yol açtığı ve bu yüzden de bu 'düşünce biçimi' ile savaşılması gerektiği kanısındayım."

Başlığa bakınca cevap olarak sanıyorsunuzki "Yoo benim din ile alıp veremediğim ne olacak" diyecek, ama alıntının sonunda şunu diyor " bu düşünce biçimi ile
savaşılması gerektiği kanısındayım."

Savaşıyor çünkü Allah’ın yaratma eylemi dediğimiz anda onun bilimle açıklmaya çalıştığı bütün sistem çöküyormüş.Yukardaki alıntılarında bilimi nasıl açıkladığını gördük arkadaşın.Burada çok büyük bir problem yok ,çoğu bilim adamında görülen tavrı sergiliyor aslında , yani bilimsel ateist tipiyle karşı karşıyayız burda. Kitap artık ortalarına yaklaştıkça nedense kendini sürekli tekrar etmeye başlamıştır.İşin enteresan tarafı sonuna kadarda bu süreklilik devam ediyor, ne gerek varsa ? Bazı konular varki kitapta en az 4 defa sorulmuş ve cevaplanmış , tutarsızca .! Ayrıca konu bulunamayan kısımlarda dinle bilim çarpıştırılmış vede dinin bilimsel olmadığı orataya konularak inansılmasınında akla yatmayacağı izah edilmeye çalışılmıştır. -Birisi gelip hiç tanımadığınız birini, onu size anlata anlata sevdirebilirmi ? Süper bir insan olduğunu ortaya koymasının ne önemi vardırki ? Zaten birbirini seven insanlar da; biribirlerinde sıfır hata buldukları için birbirlerini sevmezler. Kitabın nerdeyse yarıya yakınında böyle bir durum var ve “akla yatmıyor o zaman din geçersizdir” demeye çalışıyor ama hiç bunu demeye çalışmasın bile çünkü Allah’ın varlığını kendinize ispatlayarak müslüman olmuyorsunuz sadece bunu hissediyorsunuz.Başka insanlara ispatlayacağınız şeyde Allah’ın başı, sonu, nerde olduğu, nasıl olduğu gibi bilgiler değildir ve bunların bilinmiyor olması ortada bir çelişki varmış hissini doğurabilir ama kişi aslında bilmediği ,görmediği yok olduğunu bildiği birşeye inanıyor değildir çünkü Allah’ın varlığını hissetmek diye bir his var sevgi gibi ve kişi Allah’ın onu sevdiğ ini hissettikten sonra kalkıpta varmıdır yokmudur araştırmasına zaten girişmiyor girişmezde

Bir ateist bu hissi bilmediği için Allah’a inananların kendisi gibi olduğunu sanmaktadır. Mevcut durum, “aşksız geçen gün ömürden sayılmaz” cümesiyle anlatılabilec ek derecede farklı 2 ruh durumundan oluşmaktadır ki adeta biri diğerine göre yok hükmündedir ve aşk kavramınında dinde çok fazla kullanılıyor olmasından cümle, durumu ortaya koymak açısından gayet başarılı bir örnek olucaktır. Kişinin ruh durumunu kitabından yapılan alıntılarla ortaya koymaya devam edelim. Alıntı...
"Peygamber Muhammed Ay'ı ikiye bölmüş müdür? İlgili ayet ve hadislerin doğru tercümesi, Ay'ın iki parçaya bölünüp, Hira Dağı'nın iki tarafına düştüğünü ima eder. Yani buna göre Ay, Hira Dağı'ndan daha küçüktür. Dünya'ya düşmüş, ama kimseyi incitmemiştir. Ayrıca aynı kaynaklara göre Mekkeliler buna tanıklık etmişler, fakat buna rağmen iman etmemişlerdir. Bu konuda astronomik deliller olduğu da dincilerin uydurmasıdır. Ay ikiye yarılıp dünyaya çarpsa, dünya üzerindeki yaşam sona ererdi. Yani bu iddia doğru değildir."

Bu konuyu bilipte burda yazıldığı gibi bilen kaç kişi var ? yada başka bir deyişle Ateizmle insanlara doğruyu yanlışı göstericek insanın böyle bir hata yapıyor olması normalde kişiyi o işten alıkoyması gerekir ama burda adeta deli cesaretiyle gerçeklerden kopulduğu anda konulara kendi yorumunu getirmekle “olay zaten mantıksız buda olsa olsa böyle olmuştur”anlayışını katarak konu açıklanmaya çalışılmaktadır, bilen kişiler bunun böyle olduğunu bilir , amatör ötesi . Sanki kitap aslında gizliden bir şeyi açıklamaktan ziyade kafaları karıştırmak vede sinir bozmak maksadıyla yazılmış gibidir çünkü olay tutarsızlıktan bilgisizliğe doğru ilerlemektedir. Ayrıca Kuran’daki kelime tekrarlarıyla alakalı olarak mealden yapılan araştırmanın sözünü dahi etmesi , yokluğunu varlığındaki tezatlarla süslemeye çalıştığı konu hakkında sahip olduğu bilgisininde çok tabanlı ve kökenli olmadığının ispatıdır çünkü Allah yoktur diyip hafız gibi Kuran’dan sayfalarca ayet sunma durumuna kitabın ilerki bölümlerinde kendini kaptıracaktır.Aslında en harbi tavır “oraya bakmam bile çünkü o bir ilahi kitap değildir” olmalıdır Nerdeyse artık olay " zaten bütün ateistler bu çelişkileri yaşıyor kardeş ,sende benimkini görmeyiveriver, ayrıca çok meal tefsir falan dedim ama arapçada bilmem, kusura bakmayasın kardeş " durumuna dönüşmektedir. Hadi sen bir ateistsin ,arapça bilmeni beklemiyorum zaten ama senin yaptığın bence ruh yoktur deyip ruh sağlığı uzmanından yarın için numara almaya benziyor. Tabi , kitabında felsefede sınır tanımamışsın ama benim amacım bu değil sadece sana kendini gösteriyorum . Kitapta Kuran’daki çelişkilerden bahsederken yapılan mecazi anlatımlarında bir hata olduğu ileri sürülmektedir yada Allah’ın böyle bir anlatma uslubunun olamayacağından.

Ama mecaz vardır , mecaza örnek Ayetler: "Çocukları ihtiyarlatan o gün " ( Müzzemmil:17) :Yani Kıyamet günü..., "yüzünüzü mescid-i Haram'a çevirin " ( Bakara: 149) : Sadece yüz değil, tüm vücut, "Nefes almaya başlayan sabaha" ( Tekvir: 18 ) Yani ufuktan güneşin doğuşu sırasında yaydığı ışık "Onlara elim bir azap müjdele " ( İnşikak: 24 ) :Aslında müjde burada zıt anlamı ile kullanılmıştır... Bazen kesin olacağı bildirilen hükümler "mazi" - geçmiş zaman- sıgası yerine istikbal - gelecek sıgası ile kullanılır: " Sura üflendi." ( Yasin: 51 ), "İki eli kurudu da" ( Tebbet: 1) . " Şehre sor " ( Yusuf: 82 ): şehir halkına sor " Dünya hayatı , tıpkı gökten indirdiğimiz bir suya benzer " ( Kehf: 45 ) :Yani dünya hayatı süratle geçer. " O , katımızda bulunan ana kitaptır " ( Zuhruf: 4 ) : Yani asıl kitaptır. " Onlara şefkat kanatlarını ger" ( Hicr: 88 ) : yani merhamet göster. " Ölü iken kendisini dirilttiğimiz " ( En'am: 122 ) : Yani delalette iken hidayet verdiğimiz... " Topluca Allah'ın ipine yapışın " ( Ali İmran:103 ) : Allah'ı güven , teslimiyet, Kur'an'a uymak... " Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler "(Bakara:18):Günümüzün deyimi ile üç maymunu oynayanlar.Bilerek Hak'kı inkar edenler. " Beyaz iplik, siyah iplikten ayırt edilene dek ..." ( Bakara:187 ) :yani gündüzün beyazlığı, Tan vakti ... " Elini boynuna bağlama (cimrilik yapma) ve hepsini açıp saçma (israf etme)": ( İsra:29 ) " Allah'ın iki elide açıktır " (Maide: 64) : Allah cömerttir ( Aynı anlamda hadis : "Allah'ın sağ eli doludur." ( Buhari: 9/150) ) Kitaptan bir alıntı...
"Tanrı'nın gerçekten var olup olmadığı, ne olduğu ve nasıl olduğu bilinmeden bu açıklamanın yapılamayacak olmasıdır. Yani bu açıklamayı yapan kişi, Tanrı'nın hem var olduğundan hem de niteliklerinin neler olduğundan emin olmalıdır ki Tanrı hakkında bize o bilgileri versin. Yani bunları söyleyebilmesi için, bir kişinin zaten baştan Tanrı'yı görüp bilmesi ve algılaması gerekmektedir. Ve daha önemlisi Tanrı'nın bilinebilir olması gerekmektedir. Fakat kişi zaten Tanrı'yı açıklarken bilinemez diye açıkladı ğı için kendi içinde bir çelişkiye düşmektedir.Yani aslında 'Ben bilinemez bir şeyi biliyorum' demiş olmaktadır.Hiç kimsenin, Tanrı'nın nasıl olduğunu, neye benzediğini ve var olup var olmadığını bilmeden, Tanrı'yla ilgili herhangi bir söylev vermesi mümkün değildir."

Bu kişi bir söylemde bulunmuş ama Dünyanın %80 civarında ki bir kısmının Allah’ı görmüş olması gerektiğini de iddia ettiğinin farkında değil.yok eğerki bunu da iddia etmemiş oluyorsa ozaman geriye kalan %20 nin o %80 den daha akıllı olduğunu iddia etmiş olur.Sonrada bunu kitabın bir kısmında “çok olan doğrumudur”diye başlık açıp içindede hayır cevabını verdiği anda çok olanın doğru olmadığını da ispatlamış olur çünkü neden se yazar evde ekmek olmasa “evde ekmek varmıdır” diye başlık açıp altında var diyerek ekmek almaktan kurtulmaya muktedir gözükmektedir çünkü

onun var demesiyle evde ekmek olmaması mümkün bile gözükmemektedir. Kitabın devamında Kuran’dan bazı ayetler sunularak çelişkiler ve hatalar olduğu savunulmaktadır kadın hakları, miras,cariyeler vs gibi. Mirasla ilgili olarak atfedilen hataya ait cevabım Varsayalım ki, bir adam öldü, geride 162 bin liralık bir miras ve üç kız evlat, bir ana, bir baba ve eşini biraktı. Bu sefer de yukarıdaki ayetlere göre miras paylaşımı şöyle olacaktır: Üç kız evlata mirasın 2/3’ü, ana ve babanın her birine 1/6, karısına 1/8 kalacaktır. Bu durumda oranları toplayalım: 2/3 + 1/6 + 1/6 + 1/8= 27/24= 1,125. Bu sefer de oran 1 ’den büyük çıktı. Eğer payları oranında, yani kızlara (162 * 2/3) 108 bin, ana ve babaya toplam 54 bin, karısına da 20.25 bin verirsek toplamı 182.25 bin ediyor. Halbuki elimizde 162 bin var. 20.25 bin liralık eksi ğimiz oldu. (Karısına verilen 1/8 fazlalık gibi duruyor) Bu parayı nereden bulup vereceğiz?

Cevap : Allah nisa suresi 11. ve 12. ayetlerde bi durumdan bahsettiğinde geride kalanlar için; Bahsettiği durumdan geriye kalan miktarın paylaşılacağını ifade etmiştir mesela: ölenin çocuğu varsa, anne ve babanın payları teker teker 6 da 1 dir demiştir (burda gizli mana; geri kalanlar da çocuklar arasında paylaşılıcaktır demektir) Fakat daha öncesinde çocuklar arasındaki paydan bahsederken, anne ve babadan bahsetmediği için anne ve babanın olmadığı bir durumda, çocuklar arasındaki paydan bahsediyor demektir genelde yapılan hata bu iksini toplamak olmuştur , yani evvelde geçen durumda anne baba, bahsi geçmediğinden payları sıfırdır aslında ama; genel toplama, 1/6 + 1/6 şeklinde dahil edilip 1 in üstünde bir değere ulaşılmaktadır sonrasında geçen;anne,baba payında ki durumlarada(1/6), yukardaki çocukların(2/3) payları eklenemez çünkü o paylar anne,baba yok ken ki çocukların hak ettikleri paylardır,daha sonra bahsi geçecektir çünkü anne baba bahsi o çok meşhur örnek olan: “Bir adam ölür ve geride bir anne, bir baba, üç kız evlat ve bir de eş bırakır. Miras nasıl paylaşılacak?”. Bu örneği ortaya atan kişiler çözümü de (!) kendileri verirler: “1/6 + 1/6 + 2/3 + 1/8 = 1,125”. Yani oran 1,0 dan büyük, o halde Kuran'da matematik hatası var! bu örnekte ki 2/3 ün buraya dahil edilmesi yanlıştır çünkü bunla ilgili hükümde bahsi geçen sadece erkek ve kız kardeşlerdir anne,baba olduğuna dair hüküm daha sonra geçmektedir çünkü ayet açık olarak mirası, kız ve erkek arasın bölüştürmekle başlar ve derki erkeğin payı kızın payının 2 katdır İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır,(yani gerisi erkeğindir demek istiyor)

(gizli mana şudurki, anne ve baba payı olmadan miras bölüştürülmüş olur ve tam olur) devamında eğer çocuk varsa, anne ve babanın payları 1/6 dır der, fakat evvelde bahsedilenlerde çocuklardılar aslında anlıyoruz ki burdan; evveldeki durumların içine anne,baba bahsi katılmamıştır...burdan kasıt anne,baba varsa payları budur(1/6 dır) gerisi çocukar arasında pay edilir demektir yani 1/6 yla 2/3 ü toplayamassınız, 2/3 artık hükümsüzdür ,çünkü 2/3 paranın tamamı üzerinden bir değerlendirmedir ama artık paranın tamamı, içinden 1/6 çıkarılarak bozulmuştur 2/3; anne ve baba yokken geçerli olup, olmaları durumunda; anne baba paylarını alır,kalanıda kıza kalır kız için geçerli formul (x-((x/6)+x(x/6)+(x/8))) tür oda 13x/24 eder, kızın payı 2/3 değil 13/24 tür Mirasta diğer yöntemlerle dağıtıldığı taktirde de bir hata oluşmamaktadır , bunun yapılmasının nedeni : Ayetlerde paranın dağıtılması konusunda tam olarak belirtilmeyen husulardan dolayı kapalı bir şekilde açıklanmasıdır.çünkü ordan yapılması gereken çıkarımların hepsi alenen yazılmış olsaydı bu gün bu artan paraların kimlerin elinde ne şekilde kullanılacağının bilgisi olmamasına rağmen o paraların elden çıkmasına karşı gelmek dinden çıkmak demek olucaktı. Aslında artan paranın din yolunda kullanılacağı , fakir fukaraya veyahut dinle alakalı herhangi bir işte sarfedileceği bellidir fakat gün geçtikçe güvenliecek insan bulmakta zorlanılmasından dolayı bu paranın bu işlere dağıtılacağından nasıl emin olabiliriz hatta ve hatta yardım bahanesiyle alınıp başka işlerde kullanılmyacağından ? Dolayısıyla nerede ne şekilde sarf edileceği belli olmayan paranın çar çur olmasından ziyade hak sahiplerine verilmesi (reddiye) daha mantıklıdır. İşte bu kapalı anlatımdan dolayı herkesin yaptığı matematik hatasına bir çözüm getirilmeye çalışılmış, dağıtmak için eldeki paradan daha fazla paraya ihtiyaç duyulduğu sanıldığında herkesin payından eşit oranda azaltma yaparak(avliye) tekrar dağıtım sağlanmıştır. Ama aslında yukarda açıkladığım gibi paranın yetmemesi diye bir şey yoktur. Cariyeler, şahitlik, mirasta eş tutulmama konuları hakkında cevabım: Cariyeler hakkında ise şu söylenebilir ; Savaşta ölen erkeklerin kadınları direk olarak boşta kalacağı için onları savunma durumu oluşmuştur fakat oluşması muhtemel sapkınlıkların önüne nasıl geçilecektir ? Eğerki eşleri olmayan bu kadınlar sahipsiz bir şekilde ortada kalırsalar ortaya daha büyük namus davalarının çıkacağı vede bunun toplumu birbirine düşüreceği görülmemektedirmi ? Dolayısıyla bu kadınları sahiplenmek hem oluşması muhtemel bu durumu ortadan kaldırmak hemde savaşta karşı taraf olup müslüman olmayan bu kadınlara dinin tebliği açısından en mantıklı yol olacaktır. Ayrıca kökeni islamiyetten önce olan bu olayı keser atar gibi ortadan kaldırmak yerine bunu sosyolojiye hakim tavırlarla gerçekleştirmek olayı savunuyor olmanın değil insanların ve hayatın farkında olmanın göstergesidir.

İslamiyette kadına şahitlik vede miras konusunda negatif ayrımcılık yapılmasının nedeni ise: Çünkü; İslamiyete uyulmasının zorunluluk olduğu ülkelerde kadın baskı altındadır.Giyimi kuşamı,rahat bir şekilde gezebilmesi, araba kullanabilmesi gibi bir çok konuda kısıtlamalarla karşı karşıyadır .Sürekli baskı altında olan kimseler akli melekelerini o baskıyı görmeyen insanlar gibi rahat kullanamazlar çünkü o kişi sürekli hata yaptımmıyapıyormuyum kaygısıyla yaşadığı için artık objektif düşünebilme yeteneğini sürdürmekte zorlanabilir işte 2 kadın şahit istenmesinin nedeni ; kadının içinde bulunduğu bu durumdan dolayıdır. Kadına bir aşağılama değil toplumun farkında olmaktır. Para konusuna gelince , sonuçta bir evin maddi imkanlarının karşılanmasının yükünün nerdeyse tamamı erkeğin omuzlarındadır ayrıca kadın evlendiği takdirde eşi tarafından belli bir gelirede sahip olucaktır. .... Kitap bundan sonra tekrar ateizm deizm vesaire nedir den başlayarak olayı baştan anlatmaya başlıyor fakat bunu yapmakla hata yaptığının farkında değil çünkü bu şekilde her kendini tekrarlayışında sanki bir öncekileri yanlışmış hissini uyandırdığının farkında bille değil. Kitap bundan sonra konuyu Türkiye ve islamiyet ten dünya ve teizm noktasına taşıyarak pozitif ve negatif yanlarıyla konuyu irdelemeye devam edip klasik olarak pozitif olduğu öne sürülen yanları çürütme çabasını sürdüyor. Bundan sonraki söylemlerde dünyevi bakış açısı hakim olduğu için savunucularıda genelde Filozoflar oluyor ve konu kişileri ilgilendiren boyutundan çıkıp bir kaynak niteliği taşımaya doğru ilerliyor ve devamında da kanyak olma niteliğini sürdürürcesine uzunca bir alıntıyla evrim teorisini ansiklopedik olarak açıklama yoluna gidiyor vede değişik bir teknikle son söz kısmında yeni yeni başlıklar açarak adeta “ Gördünüzmü anlattığım herşey doğruydu ”hissi vede hevesiyle sanki çok büyük bir şeyi bitirmişliğinin ardından gelen tarzda yaşanan mutlulukla cümleler kurmaktadır. mesela :
"Dini inanç toplumsal bir hezeyan mıdır? Dini inanç ile toplum psikolojisinin daha başka yönleri arasında benzerlikler bulunmakta, ki bu bence şaşırtıcı değil.Bir belgeselde ilginç bir deney izledim. Bir grup üniversite öğrencisini bir odaya toplayıp, 20 dolarlık bir banknotu açık arttırmaya çıkardılar..."

Yukardaki alıntıda bu “bence şaşırtıcı değil”derken “o kadar şey söyledik heralde çıkıpta artık bence şaşırtıcı değil diyorsak e yani muhakkaki öyledir “ demeye çalışıyor adeta. Farkındaysanız yazan artık o enteresan dili bir kenara bırakıp normale

dönmüş ve gerçek hayattan örneklerde vermeye başlamıştır. 240 sayfanın sonunda hala din ile toplumsal psikoloji arasında bir bağ olduğunu sanmaktadır ama aldanmaktadır çünkü bunun için ne bu kadar uzun uzadıya çene çalmaya gerek vardır nede bu kadar kafa şişirmeye . Çünkü din ile toplumsal psikoloji arasında bir bağ zaten vardır.... Aslında toplumların sahip oldukları bir çok değer bu şekilde gelişmektedir. Kişinin , beni rahat bırakın ben aklım başıma gelince neye inanıp neye inanmamam gerektiğne karar veririm demesi, sürtünmesiz ortamda aynı yükseklikten bırakılan biri ötekinden daha ağır cisimden hangisi daha önce yere düşer demeye benziyor. Her cismin bir sürtünme katsayısı olduğu gibi her ülkenin de laikliğe bakışı tabiki aynı olmayacaktır.Sen öz laikliği savunuyorsun ve arıyorsun ama kitabında ateizmin propagandasını yapmaya kalkışarak gene “kafam heralde kumun içindedir”tekniğiyle saklanarak kimsenin seni görmiyeceğini falan mı sanıyorsun. Kitabın sonlarına doğru beyninde oluşan “Din artık yok olup gitmeli? çünkü okadar şey anlattıktan sonra muhtemelen öyle olması gerekir’ düşüncesinden den sonra hiç birşeyin değişmediğini gördüğü anda yaşadığı hayal kırıklığını gene kendi tekniğinle yani:
"Din neden yok olup gitmedi?" başlığı açarak gidermeye çalıştığını görüyoruz.

Anlatımdaki ukalalıktan ortaya çıkan tek şey: Sinir.. Yani “din neden hala var “ gibi bir soru sorulmuyor , birine kızdığımız anda söylediğimiz sözlerden biri olan “ yok ol ” cümlesiyle yazan ruh durumunu orataya koymuştur. Artık içeriği ne kadar önemli siz düşünün. Mesela : Alıntı..
"Her dinin mensubu için başka bir dine ait ilkel inançların saçmalığı ve ilkelliği aşikardır. İnsanlar sadece kendi yetiştikleri dinin ilkel inançları konusunda kör oluyorlar. Çünkü işin o kısmını umursamıyorlar"

Gördünüzmü ne demek istediğimi... Yazanda önceki nezaketten, anlayıştan eser kalmamış , alıntıda geçen kelimeler şunlar: “ilkel,saçmalık,kör olmak,umursamamak. ...!” Ama bakın yazan kitabı yazarken kitabın başlarında nasıl bir söz vermişti :
"Bu yüzden ben, bizi, yani benim gibileri böyle düşünmeye iten ve pek çoğu günümüz toplumunun çağdaş bireylerinin çoktan ulaşmış olması gereken bilimsel birikimden temel alan düşünceleri olduğu

gibi, net, dobra dobra, çekinmeden, yumuşatmadan, ama aynı zamanda da saygı sınırları çerçevesinde ve insanların inançlarını incitmeden ve kendilerine hakaret de etmeden sunmaya çalışacağım. Bunu yaparken ateizm teriminden korkup çekinmeyeceğim. Bu terimden uzak durmak yerine, terimin taşıdı ğıönyargılar ve yanlış anlamalarla savaşmaya çalışacağım."

Yorumu sizlere bırakıyorum... Sanki yazan beni dinlercesine bir konu daha açmış işte bu : “İman konusunda fikir değiştirmek” Aynen yukarda anlattığım ruh durumu geçerli. Okadar psikolojik baskıydı, sosyolojiydinin ardından en iyisi bende o yoldan gideyim tekniğini uygulamaktadır. Alınıtı...
"Ateistforumdaki çeşitli başlıkları inceleyip, dinlerin insan yapısı olduğunu görmek kolaydır"

Kendisi okadar uzun uzadıya,tekrar tekrar anlattı vede sonunda kararsızlığa düştüki artık bunun ne kadar kolay olduğunu kendinide bir kenara koyarak orataya koyuyor Müslüman oranı malum olan ülkemiz için arkadaşımız oldukça sosyolojik bir tespitte bulunmuş. Zaten bu kavramdan sürekli bahsediyor olması konuya olan hakimiyetinden dolayı. Büyük bir buluşa imza atmış olan yazan bunu sürekli söylemekten kaçınmıyor.işte : Alıntı..
"Her şeyden önce anlaşılması gereken temel konu bence inancın kökeninin zihinsel eylemler ve muhakemeler değil, sosyal ve psikolojik faktörler olduğudur"

Katılmamak elde değil...! Kitabın sonunda “herşeyden önce” diyerek te sanki hiç bişey yapmamış izlenimi uyandırıyor. Başarılı.. ! Alıntı...
"bence daha önemli yolu ise, Tanrı denen kavramın bir açıklayıcılığı olmadığını, bu kavramın içi boş ve sadece psikolojik kaygılara hitap eden bir açıklama olduğunu anlamaktır."

Burdan anlıyoruz ki kişi şaka yapmamaktadır, gerçekten ateisttir.... Son söz deyiz ama habire yeni konular açılmaya devam ediyor ,yazan bu kitap yazma işin çok sevmiş bırakamıyor. Artık yazan da çelişkiler, bilgi eksiklikleri,megalomanik haller olduğunun farkına vardık Gizli bir lider edasıya yazıyı kaleme aldığı gözlerden kaçmıyor.

Ve işte yeni bir haliyle daha karşı karşıyayız. Yeni başlık: Alıntı...

"Ateizmin fikirsel ve kültürel yönü" "Özellikle genç ateistlerin pek çoğunun rahatça ateist olduklarını bile çevrelerine açıklayamadığı düşünülürse, genç ya da yaşlı, bu toplumda pek çok oruç tutan, bayram namazına giden, imam nikahı yaptıran, katıldıkları cenazelerde fatiha okuyan vs ateist doludur."

Artık kişi etrafındaki insanlar hakkında hezeyanlara sahiptir hatta ve hatta iç dünyalarımda görebilmektedir , uzmanlıklarından biride kimsenin kimseye açıklamadığı haller dir. Ayrıca “o kadar kitap yazdık bi etkisi olmuştur heralde” mantığıyla yukardaki alıntıyı "ateist doludur" şeklinde bitirerek kendine pay çıkarmaya çalışmaktadır. kitabın bitiriliş bölümünde kullanılan dil adeta ağlıyormuşcasına yazıldığı hissini vermektedir. Şu anda kitabı bitirmiş bulunmaktayım ve söyleyebileceğim ilk şey eski bir inanan olduğunu öğrendiğim bu arkdaşımızın burda gösterdiği tavır la yine eski bir inanan olan turan dursunun zamanında gösterdiği tavır arasında pek bi fark olmadığıdır.islam inanışında mürted olarak bahsi geçen konudur vede islam inanışını reddeden kişi manasıan gelir. klasik olarak şunu söylemem gerekir ki; Bir mürted bir ateistten daha farklıdır,buna yazımın en başında değinmiştim.Mürted olan kişi aslında hiç bir zaman islamiyetten çıkamaz vede hayatı boyunca bunun için çaba gösterir, yazanında bu kitapta aynen turan dursununda yazılarında yaptığı gibi ne kadar büyük bir çaba gösterdiğini kitabı okuduysanız görmüşsünüzdür.Amaçları aslında geçmişlerine yapışmış olan o müslümanı silmektir vede ateist olanlara sesleniyorum ki mürted olanları hiç bir zaman ateist olarak görmeyin çünkü aynı tavrı bir daha sergileyebilir. Hepiniz atıyorum fenerli olsanız vede galatasaraylı olduğunu bildiğiniz biri fenerli olduğunu söyleyip aranıza katılm ak istese tavrınız ne olurdu ? aynı şey değilmi. bir ateiste saygı duyarım fakat mürtede asla çünkü o elindeki büyük bir nimeti itmiştir vede sizi bir ateist gibi asla dinlemez, dedikleriniz ona gitmez çünkü onlar ateistler gibi boşlukta değildirler, bir kişide Allah inancı oluştuktan sonra bunu kaybetmesi durumunda , kavga ettiği arkadaşının bütün sırlarını anlatırmışcasına tavır takınması yerine sessizliğe çekilmesi vede ateist olucaksa bile bunu iç dünyasında yaşaması çok aklı başında bir hareket olucaktır.Zaten yazanın yazılarındaki uslube baktığımız zaman ne kadar kendisinde olmadığı,karşılaştığı herşeyi tanımlayarak sanki hepsini aşmış

olduğu hissini uyandırmaya çalışmış olduğu malumdur, ayrıca yaşını başına almış olduğunu düşündüğüm bu kişinin yazılarında şu aşağıdaki cümeleleri kurmaması gerekir
"çünkü internetteki ateizm tartışmaları konusunda tecrübemiz çoktur. İnternetin ilk yıllarından beri bu konuların tartışıldığı belli başlı ortamları bilen ve takip eden biriyim çünkü.Ateistforum'dan ne kişiler geldi geçti şimdiye kadar "

Hani derler ya bırak seni başkaları övsün, arkdaş tarzıyla “ başkaları yokki ” izlenimi uyandırmaktadır. Ayrıca aşağıdaki alınıtısıyla da sadece şunu diyeyim , haline üzülüyorum :
"Ve bunu eski bir inançlı olarak söylerim. Gençken ben de inanırdım. Benim ateist oluşum üniversite yıllarıma rastlar. Kendimi ise ne o zamanlarda ne de şu anda akıl ve mantık açısından sorunu olan biri olarak görmemişimdir. Dolayısıyla, inancın zeka, akıl ve mantık ile ilgisi olmadığını birinci elden dahi söyleyebilecek biriyim. O zamanlar daha az zeki değildim. Mantığımda bir kusur yoktu. Daha akılsız da değildim."

Yukarda ki alıntıda beni üzen şeyin ne olduğunu size bırakıyorum...

Bir mürted neden hiç bir zaman ateist olamaz biliyormusunuz çünkü Allah’ın varlığı hissini üzerinde taşımıştır. Kişinin kitabı bitiriş bölümünde adeta haykırırcasına yaptığı yorumda gizli manalar vardır ve onlar şunlardır. Yazının bitişinde ateistler için sıraladığı beklentilerin çoğunu bir ateist sıralamaz çünkü mürtedliğin dışında, kızmasın ama bu arkdaşta biraz saflık var. çünkü ; kolay kolay bir insan kendini yukardaki alıntıdaki gibi “lisede daha az zeki değildim" yada "Kendimi ne üniversite zamanlarda ne de şu anda akıl ve mantık açısından sorunu olan biri olarak görmemişimdir" şeklinde tanımlamaz ayrıca ateistlerin genelde toplumda:
"ya en ufak bir ahlaki kaygı duymayan bir sosyopat ve bir toplum düşmanıdır, kendisinden her şey beklenir. Ya da aklı ve mantığı olmayan, düşünmeyi bilmeyen bir tuhaf yaratıktır. Ya da özenti sebebiyle dini inancı ve Tanrı'yı reddeden, çok basit ve kolay argümanlarla alt edilebilecek, yüzü sivilceli bir gençtir."

Olarak bilinyor olması hissini taşımasına rağmen ateistler için özgürlük iddiasında bulunması bir çelişkidir.şimdi diyecektir ki ben onlardan değilim fakat toplumun genel bir bakış açısı olduktan sonra vede sende buna vakıf olduktan sonra sen böyle bir toplumda ateistlere nasıl bir özgürlük talep ediyorsun ? ben olan biteni yazayım belki biri çıkarda kale alır hem bu sayede tedavi olmuş olurum mu gayesindesin ?

Mürtedler din hakkında bilgili oldukları için öz ateistleride rahatsız ederler mesela Kuran’dan çokça delil sunarlar gerçek bir ateist bunu asla yapmaz, eline bile almaz çünkü değer vermez bu durumlar kitabın içinde de çok açık bir şekilde zaten ortada dır ve olaya hakim kişiler tarafından neyin ne olduğu görülür.Bizim kimseye zararımız yok diyip ardından islamiyetin etksinin azalması gerektiğini vede ateizmin insanlara anlatılması gerektiğini savunmak birbiriyle çelişen bir durumdur ki arkdaşa bu konuda artık izin verilmeli vede bu konunda yaptığı hatalar görmezden gelinmeldir. insanlar tabiki rahatsız olucaktır, sen kalkıp çoluğunu çocuğunu yıllarca belli bir eğitimi verebilmek için hayatını ortaya koymuş insaların hayatlarını,onların çocuklarının hayatlarını değiştirmeye çalışarak bozma iddiasını taşı sonrada bizim ne zararımız varki bize bunu yapıyorlar edebiyatı yap.Kalkıpta diyeceksinki "e bize din empoze edilirken suç olmuyordu biz insanlara ateizmi anlattığımızda mı suç oluyor" evet. Nerde yaşadağına bakmadan hareket edersen ne yaptığını bilemezsin. Normalde ateistlerde olan tutum şudur: dini konular konuşulan yerden uzaklaşırlar yahut inanmıyor olmalarını bağıra bağıra anlatma ihtiyacı hissetmezler,bunu yayma kaygısı taşımazlar, Allah’a inanmadıkları için anlaşılmadıkları kaygısını taşımazlar , bu gibi problemleri sanki canını sıkıyormuşcasına anlatmazlar.Bir atesit bir inananın yanında kolay kolay ezik durumda hissetnez kendini, çünkü umursamayışlarından dolayı olayları bertaraf edebilme potansiyelleri yüksektir.Ama kitabı yazanda bu durumların aksi olan bütün tavırlar vardır. Ayrıca yazanın kitabında belirttiği gibi daha ahlaklıdırlar daha üst düzeydirler falan filan vesaire durumlarda kendisinin onlardan olmayışını ortaya koyar çünkü ateistlerin yaşam tarzlarında, dinde günah olarak kabul edilen şeyler günah olarak kabul edilmediği için kalkıpta amerikayı yeniden keşfetmeye ihtiyaç yoktur. Kitabı bel altından vurarak bitirmeye kalkışmakta pek hoş olmamış doğrusu Zamanında Allah Hz ibrahime de oğlunu kes diye emretmişti, eğerki o anda buna mani olmasaydı hz. ibrahimde katil olmuş olucaktı fakat öyle olmuş olsa o zaman herkesin gözünde katil sanılıcak Hz. ibrahimi biz ne diye bilicektik ? Allah’ın verdiği bir emri yerine getiren Peygamber işte Hz.Muhammed te Allah’ın verdiği emri yerine getirmiştir ayrıca o dönemde bu emir sadece Hz.Muhammede değil tüm müslümanlara dır sonra her zamanki gibi kafanı toparlayamayarak (hatta Kendini akıl ve mantık açısından sorunu olan biri olarak tanımlamıdğını belirtme ihtiyacı duyan?) denmişki :
"Bu kişinin Muhammed'e 'O bir pedofil'di demesi bir hakaret midir? " cevap : evet

Çünkü pedofili kişin kendini çocuklarla ilişki konusunda engelleyememesidir. Fakat burdaki durum direkt olarak Allah’ın emridir vede tüm islam aleminedir , konu nereye gidicek o zaman farkındamısın ? Bilim bilim deyip sığ sığ düşünmekle hiç bişeye çare bulunmaz, hayattı anlatan şeyler tanımlar değil, tanımları koyma kabiliyeti olan insanlardır, kalkıpta bu durumun

tıpta başka karşılığı yok o zaman ona bu şekilde hitap etmek mümkün olamayıcağı için bu durum bir hakaret değildir demek: hayatı insanlar için değil tanımlar için yaşamaya kalkışmak demek olur.

Kitabın bundan sonraki bölümünde yazanında çelişkiye düştüğü konuları kendi anlatımımla sizlere sunuyorum.

2.BÖLÜM... İslamda kusur gibi gözüken konulara ilişkin yazım :

Allah’ın en sevdiği kulunun hayatının zorluğuna bakarak islam ülkelerindeki hayatın neden zor olduğunu anlayabiliriz çünkü bu dünyada zorluk aslında Allah açısından bir ödüldür.Ayrıca zorluk kurallara uymuyor olmanın bir sonucuda olabilir. Bilimde ve teknolojide ilerlemiş ülkeler de refah seviyesi yüksektir fakat Allah ; inananlarına bunu sonsuz hayatında yaşatmak istediğin için bu dünyada çok fazla yaşatmaz. Peygamberimizin denilebilirki; hayatında kusurlar olduğunu iddia edenler için

O öyle bir ümmetin Peygamberidir ki tamamen onlar gibi olmalıdır.bana sorulsa ne gibi hatalar yapmıştır,bence yapmamıştır,müslümanlıkta birbirinin ayıbını örtmek diye birşey vardır. Kuran’da hatalar olduğunu iddia edenler için denilebilirki; Çelişki Kuran’da değil zamanla islamdan kopma yolunda ilerleyen ülkeler için islamın uyarlanmasında. Bunu bir örnekle açıklayalım : mesela ; Bir gün italya biz müslümanlığa geçiyoruz ama kadınlara baş örtüsü takma hakkını tanımıyoruz dese Kuranla çelişkili bir islam olurdu. O zaman dan yüz yıllar sonra gelen bir italyan da Kuran’da hata var diyebilirdi. O zaman mevcut italyan din alimlerinden biri, biz x mehzebindeniz x mehzebine göre kapanmaktan kasıt, düşüncelerini gereksiz yere

yaymamak ve onları kapatmak diye bilirdi. kıyametin kopma nedenlerinden biride aslında islamın bozularak yayılacak olması. bunlar doğru işler değil fakat; koca bir ülkenin inancı bir baş örtüsüne kalıcaksa getirisi götürüsünden çok olacağı için taviz verilmek zorunda kalınıyor.fakat Kuran bu bozunmayı savunmadığı için bu değişimlere yer vermiyor,içinde ayet olarak barındırmıyor,bunu istemiyor dolayısıyla Kuran dışı uygulamlar mecburen mehzep yoluyla legalleştiriliyor böyle yapılmayacak olsa ufak bir nedenden dolayı büyük getiriler büyük bir kayıp haline dönüşecektir.ama Kuran’da geçmiyor olmaları aslında gidişatın pekte hayırlı olduğunu göstermiyor çünkü bu bozunum, bir gün, inananları içi boş inananlara dönüşütürecek vede Allah’ın gözünde değer görmeyen bir dünya için sonun başlangıcı , bunlar haliyle zor konular çünkü başka bir açıdanda islamı dejenere eden Allah’ın kendisi olucaktır kaderiyle... Ayrıca islam 4 temel den oluşur
1-Kitap 2-Sünnet 3-İcmai ümmet 4-Kıyası fukaha

herbirinin kusursuz olması demek bir diğerinin değerini azaltıcaktır. Bu 4 temel ; islamın yorumlanmasında karşılaşacaklarımız hakkında Peygamberimizin tavsiyesidir.Ve de az önce söylediğim gibi mesela Kuran’ın kusuruz olması bir sonraki madde olan sünnete olan ihtiyacı ortadan kaldırır.Yahut her şeyin Sünnetle çözülüyor olması bir sonraki madde olan ve ortak karar manasına gelen müslümanların çoğunluğunun bir konunda aynı davranması durumunuda doğru yolda oldukları durumunu ortadan kaldırıcaktır. ayrıca kusursuz olan Allah tan başka olamıyacağına göre yaratılanlardaki kusur,kusursuzluğun sadece ona ait olduğunun bir ispatıdır.
Eğer eksiksiksiz bir Kuran olsaydı..

-Peygamber bu kadar değerli olmazdı -Sahabe bu kadar değerli olmazdı

-Taabiin(sahabeleri gören) bu kadar değerli olmazdı -Kimse, onların,konuları nasıl çözdüğünü umursamazdı bile -Mehzepler orataya çıkmazdı, Türkiyede bir kadınla tokalaştığınızda abdest almanız gerekirdi mesela -Her zamanı açıklamak zorunda kalırdıki ,bu gelecekten haber vermek manasını taşırdı vede ozaman bir büyü kitabı olurdu -Ümmetin içinde ki din adamlarının, camideki hocaların pekte bir hükmü kalmazdı, önemsizleşirdiler, camiler islam adına bir toplanma yeri olmaktan yavaş yavaş çıkardı halbuki bunlar bütünlüğü bir arada tutan kişiler ama kimse onları kale almaz, "Kuran’da yazıyor" zaten derlerdi,birlik duygusu azalırdı.Allah bu eksikliklerle birliği sağlıyor farkındaysanız... -Bir baba oğluna dini anlattığında vede nasıl yaşaması gerektiğinden bahsettğinde "gerek yok baba Kuran’da yazıyor" cevabını alırdı ve ailevi açıdan da bir kopukluk duygusu gelişirdi -Kimse kimsenin sözünü dinlemez, Allah’ın dini düşünülmez bir hale gelirdi, insanlar robot gibi namaz kılıp susardılar çünkü kimsenin kimseyle dini konuda bir şey paylaşmasına gerek kalmazdı. -Herkesin kendini bir alim bir hoca,bir müftü,müctehid,kutup,gavs,mehdi gibi ünvanlarla tanımlamaları ihtimali çok yüksek olurdu.çünkü bilinmeyen diye bir şey kalmamış olurdu.Dolayısıyla herkesin böyle büyük ünvanlardan faydalanıp insanları etkileme ve liderlik hayallerine kapılma ihtimalı durumu oluşurdu. Bütün bu durumlar “O” nu anlatıcak olan Peygamberimizi değerli kılmıştır.
Peygamber Efendimiz neden bu kadar değerli ?

-İslam onun sahip olduğu değerle yayıldı -Allah sevgiyi, olduğu halde kalbe göndererek değilde, seçtiği bir kuluyla kalplerden kalplere dağıtarak yayıyor. -Eğerki direk kalplere indirseydi, kurallarıda kalplere indirebilirdi Kuran’a gerek kalmadan..

-Sözleri Allah katında değer taşımayan,çözüm olarak kabul görmeyen bir Peygamberi ,düşmanları bile kale almazdı -Allah, bir şeyi gösteriyor kullarına; "ben bir kulumu çok seviyorum sizde onu sevin ki bende sizi seveyim", -Allah Peygamberimizin sözlerini çözüm kabul ederek onu sevdiğini gösteriyor vede sevgiyi yayıyor aslında -Peygamberin sözlerinin Allah katında değerli olmadığını gören Halk ta bencil bir Allah varlığı duygusu oluşurdu -İslam, yaşanan bir yaşam biçimini ortaya koymaktadır,buda onun sadece Kuran’la yayılmayıp,neden rasul ile tamamlandığına bir delildir -Kusursuz bir Peygamber olsaydı ona uyucak olan ümmetinde kusursuz olması gerekirdi fakat bizler kusursuz değiliz en büyük kusurlarımızdan biride küçük çocuklarla küçük olmamızdır ,bizim ona olan sevgimizi gerçekten anlamasını isteyip, kendimizi onun yerine koyup, onun gibi davrandığımızda aslında yaşımıza göre kusurlu davranırız işte bu kusuru sırf biz kendimiz orataya koyarız, onun mertebesine inip ona bir şeyler verebilmek için yoksa kocaman adam edasıyla çocuğu korkutmaktan başka bir işe yaramayız , toplantıdan çıkmış banka müdürü edasıyla çocukla konuşursan büyük ihitmalle o senle konuşmaz,kaçar gider , Burdaki söz konusu bütün kusurlar gerçek kusurlar değildirler,nasıl ki amaç çocuğa kendini sevdirmek,ona bir şey öğretmek ise aynı amaçtır işte güdülen.Allah’ın hep insan gibi olduğundan bahsedilir ayetlerinde, Allah bunları söylemiş olamaz, bu kadar da ayrıntıya girmiş olamaz denir.Sen bir çocuğun kalbine girmeyi biliyorsunda, Allah senin kalbine girmeyi bilmiyormu sanıyorsun yoksa çok yukarlarda, çok soyut, çok ulaşılmaz bir Allah olgusu oluştursaydı bu gün "Allah Aşkına" diye bi tabir kullanmıyor olurduk -vede son olarak diyebilirzki: -Peygamberimizin değersiz olması diye bişeyden bahsedilemez, çünkü herşey onun hürmetine yaratılmıştır...(onun nurundan) (Peygamber efendimiz sahabesine “benim nurum siz güç yettirebilesiniz diye size azaltılmıştır” buyurmuştur.) Şimdi size eşitsizlik gibi görünen konularda aslında eşitliliğin sonuç

değil çıkış noktasıyla nasıl sağlandığına dair bir örnek vermek istiyorum. Mesela : Allah bir kuluna 100 tl dier kuluna 50 tl vermiş olsun bunlar bu paralarını yardım uğruna harcadılar diyelim sanki biri ötekini geçmiş gibi görünebilir fakat Allah 1.kuluna mesela yüzde 60 kader tayin ettiyse dier kuluna yüzde 20 kader tayin etmiş olabilir.hayatı “kader+irade” şeklinde düşünücek olursak eğer. ozaman kaderden geriye kalan oran kendi iradeleri olucağı için ilk kişi %40 istekle diğer kişi %80 istekle bu yardımlarını gerçekleştirmiş olucaklardır. (sonuçta hepimiz aynı işi yaparken bile farklı heveslere sahip insanlarız) Ozaman; 1. kişi için Allah katında ki yardım miktarı = 100*((100-60)/100)= 40 tl 2. kişi için Allah katında ki yardım miktarı = 50*((100-20)/100)= 40 tl Görünürde zenginlere ayrıcaklık yapmış gibi bi durum orataya çıkabilir ama Allah’ın neyi nasıl eşitleyeceğini bilemeyiz. burda çok olarak verilen para değil düşünebilme ,saygı, güzellik, ilim,teknoloji vs.de olabilir zahiri eşitsizliğe aldanmamak gerekir, batini olanda saklı olabilir gerçek olan... En önemli soru : “Allah’ın olduğunu ispatla...”. Aslında bu yetki birilerinin elinde olmuş olsaydı, onu bütün dünya ya yayardılar.haklı olduğunuz noktaya geldik işte.Neden çekilen bu düşsel azaplar... insanlık bunu bulabilseyedi hinduizme ulaşmazdı heralde deliller ,kanıtlar her yerde ama arkeolog olmadan taşın toprağın önemi neyse sizede Allah o.Malesef bu arkeolojieğitiminide Allahveriyor.Senden beklediği sınavı kazanacakmış gibi hazırlanman sadece tabi bide arkeoloji yazman lazım ilk tercihinde bu yüzden ucu bucağı gelmeyen, bir türlü bitmeyen, inancı yerler bir etmeye çalıştığınız yazılara hak vermemek mümkün değil çünkü kazananlarda oluşan sevinç sayesinde kazanılmadığı zaman yaşanılan

duygunun ne hazin bir şey olduğu biliniyor o duyguda böyle yazdırır ancak insana...

Kader..

Kader de Allah’ın bizim adımıza herhangi birşeyi bilmemesinden söz edilemez.Atomlarımızın içindekiproton ve nötronların sayısınıbilen değil onları yaratanın ne zaman neyi düşüneceğimizden haberdar olmaması gibi bi durum sözkonusu dahi olamaz.insan aklı Allah’ı algılayamadığı için ya çok düşünmediği için yada kişi herkesi kendi gibi bilir atasözünden kasıt Allah’ı da kendi gibi sandığı için ona basit durumlar atfeder.halbuki aklı yaratanın akıldan bi haber olması gibi bi durum söz konusu dahi olamaz insan bunun benzerlerini yaşadığı hayatta göremeye kalksa zaten basit doğru cevaplara ulaşır. mesela : İyi bir programcı yazdığıprogramın kodunu ve nerede ne şekilde Kullanılacağını ne zaman ne gibi bi durumda neye nası tepki vereceğini bilemez desen yanlış bişey söylemiş olursun ,düşünme eylemini güzel bir gezide güzel görüntüler görüp hoşnut olan bir insan ruh haliyle değilde hayatta birbirine benzer bir sürü durumu karşılaştırıp ve eşleştirerek yapmalıyız yoksa o güzel gezide güzel görüntülere maruz kalan beyin aslında çok fazla şey düşünmüyordur sadece keyif alıyodur.Dolayısıyla böyle bir beyinle sorulan sorularında hangisinin mantıklı hangisinin mantıksız olduğunda bile haberi yoktur, küçük bir çocuğun önüne gelen herşeyi merak etmesi gibidir. Peki madem Allah herşeyi tayin ettiyse biz neyin savaşını veriyoruz kaderimi değiştiricez diye sorucak olursanız evet insan kendi kaderini tayin edebilir.Peki bu bazılarının dediği gibi Allah’ın herşeyi bilir oluşunun bir sonu olmuyormu? Kader Allah’ın indindeki en yüksek mertebe değildirki kaderin değişmesi Allah’ın bilgilerini değiştirmiş olsun, Allah senin kaderini değiştiriceğinide biliyor, yani aslında Allah’ın kişinin yapıcağı herşeyi bilmesnin adı kader değil, Allah’ın kendi bir özelliğidir, kader Allah’ı kısıtlamıyor, Allah kader mertebesindeki bir yazının gelişiminin bu şekilde olmasını isteyip daha üst bir mertebede zaten herşeyi bilmektedir dolayısıyla Allah’ın koyduğu yaşam düzeni kader ve iradei cüzziye çerçevesinde gerçekleşmiş olup kişinin istediğini yapabilme hürriyetini Allah

kuluna vermiştir vede kendinde de bu hakkı saklı tutmaktadır eğerki kaderden daha üst bir mertebede bir yaşam kılsaydı belki ozaman değiştiremeyecğimiz biz hayatımız olurdu ama bunun adı kader değil Allah’ın bilgisidir ve tabiki o değişmez nitekim dini kaynaklarda mübarek gün ve gecelerde Allah’ın ; kişinin rızkını belirlediğini söylemesi ve bununda kişinin bu zamanlarda Allah’a olan yaklaşımında bir etken olması onun tabiriyle kaderin kişinin elinde olduğunun göstergesdir Açık bi şekilde söylemem gerekirse..
-Kaderde herşey yazılıdır dan kasıt ; Herşeyin önceden tayin edilmiş olduğudur fakat; -Kader değişebilir (yani kişide özgürlük vardır) -Kaderin değişmesi Allah’ın yanlış bir öngörüde bulunduğunun ispatı değildir -Çünkü kaderin değişicek olduğunun bilgiside Allah’ta mevcuttur -Ama kader mertebesinde ki bir yazıda olayların bu şekilde gerçekleşmesini istemiştir -Bütün bunlarda; daha üst bir mertebede bilgi olarak mevcuttur

kalplerin mühürlenmesi konusuna gelince... Bunu önceden söylüyor çünkü kendi hallerine bıraktığı kullarının yine keyiflerine,zevklerine sefalarına düşüpte cehennemi hakkettiklerini görmüştür ve zaten olucak olanı söylemektedir Allah.Başka bi açıdan bakıcak olursak eğer insanların acı çekicek olduğunu söylüyor Allah, çünkü acının olmadığı tek evren kendi zamandan ve mekandan münezzeh olduğu evrendir, bu açıdan da bakıldığında biz o evrende yaşamadığımız sürece acıyla muhakkaki karşılaşacağımız gerekçesiyle Allah bunu önceden söylemektedir. dolayısıyla Allah herkese islamiyeti nasip etmiyor ama sen şu andan kaderi bilmediğin için o kişi benim deyipte bana islamiyet nasip değilmiş deme lüksüne sahip değilsin. bunun bir haksızlık olup olmadığı konusuna gelince kimse müslüman olsa bile cehennemde geçireceği sürenin ne kadar olduğunun bilincinde değildir aynı şeklide müslüman olmayan bir insanda cehennemde şu kadar süre kalır die bir zaman hesaplama formulu yoktur burda müslüman olmayanlara haksızlık yapılmış gibi gözükmesine rağmen şu anda Türkiyede farz olmasına rağmen namaz kılmayan bir sürü insan vardır vede müslüman olmasına rağmen içki içen vede bilinen diğer günahları işleyen,halbuki müslüman olmaları bu durumda onlar için bir şans değil daha da kötü bir duruma dönüşmektedir çünkü yapmaları gerken şeyler onlara bildirildikleri halde yapmamaktadırlar

(sen yanıma gel dediğinde gelmeyen insana mı kızarsın yoksa bunu söylemediğin birinemi) Mesela bir müslümanın vesvese şeklinde aklına gelen kötü düşünceler günah sayılmazken mübarek topraklarda vesveseden bile uzak durabilicek bir saflıkta kalple orada bulunmalıdır yoksa aklına gelenlerde günah hanesine yazılmaktadır bu durumda onların aslında çok şanslı olmadıklarımda gösteriyor. Sen nasıl ki bir yerde amir olup görevlendirmediğin bir insanı sorgulamaya kalkışmassan yada kısmen görevli olan birine az ceza vermeye kalkışırsan Allah’ta kaderinde müslümanlığı yazmadığı, islamla bilgilendirmeyeceğini haber verdiği kullarına karşı bir müslümana gösterdiği şekilde hesap sorgulamayla sorgulama işlemine girişmeyecektir.dolayısıyla günah bakımında kimin daha önde olduğunun kesin bi ispatı bile yoktur aslında vede dini kaynaklarda namazlarını kalben kılmayan müslümanların bile cennette kalp acısı çekeceklerinden bahsedilmiştir . Bu durum da onların öteki dünyada bile ayrıcalıklı olmayacaklarının bir ispatı niteliğindedir ayrıca öteki hayat konusunda çok fazla bilgi verilmemiş olup müslüman olmayanların cennete giremeyeceğinden bahsedilmiştir ama bunu müslümanların girdiği cennet olarak düşünecek sek eğer onları bile cezalarını tamamladıktan sora dünyada işlediği iyikleriniin karşılığını göreceği bir mekana koyabilir , belki bu mekanı cehennemin içindede kılabilir sonuç olarak Allah onları 2.hayatta müjdelememiştir çünkü ozaman şu anda sahip oldukları inançtan vazgeçmemelerine neden olurdu bu durum...

Hepimizin cevabını bulmakta zorlandığımız en büyük sorulardan biride eşitlik konusudur çünkü Allah’ın kulları arasında ayrım yapması kolay kolay kabul edilebilicek bir durum değildir, peki gerçekten Allah kulları arasında ayrım yapıyormu, acaba bunun altında bir şey olabilirmi diyorsanız işte size bu konuyla ilgili yazım.

Bu eşitsizlik neden ...

Farkındaysanız, ilahi dinler dünyanın bütün topraklarına yayılmış durumda değildir .bu durum, orda bulunanlar açısından bir eşitsizlik oluşturur... burdan çıkıpta, birinin ateist olduğunu ortaya koyması gayet mantıklı bir harekettir.. çünkü şunu diyor olabilir:"4 dinden geçtimde neden bütün dünyaya değil ?" peki böyle bir soruya nasıl bir cevap vermeliyiz.. budizmi icat etmek zorunda olanlara bir din mi geldi de acaba inkar ettiler yada taoizm,hinduizm.. buna cevap verebilmenin bir yolunu biliyorum... Ortada bir eşitsizlik var gibi görünüyor, bu durumda Yaradan adına görünen önemli çelişkilerden biri.İnanmak isteyenlerde genelde hakim olan görüş:"eğer inanılması gereken bir şey varsa içinde çelişki olmayacak vede her kese hitap etmiş olucak" ama Allah bunu yapmıyor... bir açından bakıcak olursak Allah kendini gizliyor.... bunların hepsinin altında bir şey saklı aslında... Durumu biraz açıklamaya çalışayım... Bizim annemize olan sevgimiz; Annemizin bize olan sevgisini ispatlamış olmasına dayanmıyor.Dayak yerken bile anne diye ağlayan çocuklar da biliyoruz.Biz annemizden, babamızdan bizden geleceğimizde oturacağımız evi almasını beklemiyoruz yada aldıkları taktirde onları gerçek bir ebeveyn yerine koyacak durumda değiliz, işin aslı biz annemizi,babamızı neden sevdiğimizi bilmiyoruz, çünkü gerçek sevgi nedeni olmayan sevgidir... Allah’ın kendini gizlemesinde,eşit olmamasının altında bir neden saklı... çünkü;

Olamaz... Allah’ın eşitliği bozduğu ilk an, kainatı yaratmak için kendinden ayırdığı “nur”u yarattığı andı , bu durumda bile kendisi ile o “nur” arasında bir eşitsizlik başlamıştı. bu durum gelecek adına yaşanacak bütün eşitsizliklerin çıkış noktası... O “nur”un yaratıldığı anda bizlerden biri çıkıpta "Allah’ım sen eşit değilsin" dese haklıydı. Çünkü Allah kendine eşit bir şey yaratamaz... Dolayısıyla yaratılan herşeyin ona dönmedikçe eşit olması imkansızdır. Burda bazı ateist lerde bir miktar sevinç duygusu oluşabilir."aha yaratamıyo yaşadık... " Allah’ın kendine eşit olanı ,ancak onun mekan ve zamanın üstünde olan evrende olması gerekir fakat yaratılmanın başladığı anda zamanın üstünde bir evren değil altında bir evrende kalır o yaratılan. Biz onlara melekler diyoruz... Bir ateist mantığıyla - Allah bir benzerine ol emrini vermiş olsa bile zamanlı evrenin bir ilahı olurdu ,buda onun bir sonu olduğunu gösterir.Yani Allah bir gün ortadan kaldırabileceği bir ilah yaratabilir sadece, ateistler çok isterse. Biri çıkıpta “nur” ve sen farklısınız Allah’ım sen daha güçlüsün demesede; bunu “nur” söyleseydi aynısını söylerdi.Diğer bir hisside “nur”un sahibinden ayrılmakla yaşadığı garipliktir ve buda, bu gün dünyadaki garip hallerin temelidir, çıkış noktasıdır.Bir işin başlangıcına hakim olan hissin o işin geneline hakim olduğuyla çok defa karşılaşmışınızıdır en bilindik örnek olan : hayata ağlanarak başlanıp(doğum) sürekli mutluluk peşinde koşmak... mesela: Neden dünyada açlık var fakirlik,hırsızlık,vs.. Allah neden bu gibi duygularla dünyayı donatmıştır ? Allah’ın kendinden ayırıpta kainatı yarattığı “nur”da da bu his vardı çünkü, sahibinden ayrı olmanın verdiği hüzün, dünyada ki hüzün dür... Allah’ın yarattıkları tam olarak ona dönmedikçe bu hüznü hep taşır melek olsun insan olsun.

Neden mi böyle yapıyor...? çünkü eşitlik olması için; Yani... -dünyadak herkesin mutlu olması -herkesin müslüman olması vs.. Evet, eşitlik olması durumu insanlıktan önce bir ana gider mesela melekler le başlardı vede insan yaratılmadan da biterdi ... herşeyi bir birbirine eşit insan , dünyada ki 1 tane insandır çünkü farklı insanlar birbirine hiç bir zaman eşit olamazlar. mesela nasıl ? -Allah’ım o benden daha güzel -Allah’ım benden daha yakışıklı benden daha zengin -benden daha inançlı -benden daha uzun benden daha iyi yerde yaşıyor -benden daha güçlü -benden daha insancıl vs. Kişi "Allah’ım eşit ol ve bu eşitsizlikleri ortadan kaldır..." derdi. burda beklenen Allah’ın eşit bir kainat yaratmasıdır fakat; melekler le insanlar eşit değildir ki o zaman biri birbirne dönüşmek zorunda... -hadi melekleri silelim kainattan eşitlik olsun. -farklı proton ve nötronlara sahip çekirdği olan atomları ne yapıcaz ? Onlarıda eşitleyip big bang’a mi dönsek acaba? Evet yaptığımız bu beyin fırtınasında Allahda eşit olma adına bir şeyler başladı ama ortada insan kalmadı o zaman big bang enerjisine gidelim ,muhtemelen o enerji Allah’ın yarattığı en büyük enerji olmasa gerek bir eşitlik talebinde bulunacaktır. şunu diyebilir: “Allah’ım benden bir kainat yaratmamı bekliyorsun ama senin kadar güçlü değilim muhtemelen yapamayacağım , bana eşit bir Allah olduğunu göster ve gücünü benle eşitle yada benden mantıklı bir kainat oluşturmamı bekleme eşit davranmıyorsun sen...”

Yani anlatılmak istenen şey şu dur ki Allah aslında o anda bile eşit değil.... Çünkü eşit olduğu durum için zaman denilen bir kavram yok ta o yüzden... siz bir hükümet başkanı olun vede hiç şikayet gelmesin bir okul müdürü olun vede herkes eşit eğitim alsın bir baba olun vede hiç bir çocuğunuzun bir birinden farklı bir anı olmasın bir belediye başkanı olun hep sevilin ömrünüz başkanlıkta geçsin bir takım kurun vede sizi sevmeyen hiç bir taraftar kalmasın... iyi olmak ayrı bir şeydir, aklen, birine yaptığımı herkese yapıcam demekte.. belki ben insan olarak bunu başaramayabilirim ama Allah başarmalıydı diyebilirsiniz, çok haklısınız... Afrikada bir deri bir kemik kalmış insanları, çocukları görünce insan bunu demeden edemiyor
Peki eşitsizlik gibi görünen bu durum Allah’ın eşit olmadığının ispatımıdır ?

Allah’ın ilk yarattığı kendine eşit değildi bu doğru, ordan yaratılan her şeyde de bu orataya çıkar ki oda doğru, fakat; insan aklının düştüğü bir yanılgı var... ne midir: bir örnek vereyim; bir yerde belediye başkanısınız.. kadronuzda bir çöpçü birde zabıta aldınız, vede herbirine farklı birer maaş bağladınız, esnafın ruhsat ile ilgili bir problemi oldu diyelim bu işin yapılmaması durumunda kalkıpta çöpçüye hesap soracak değilsiniz. fakat eşit değildiniz yaptığınız işte çünkü farklı işlere aldınız vede farklı maaşlar bağladınız siz eşitliği şöyle sağlıyorsunuz; kime hangi görevi verdiğnizin farkındasınız dolayısıyla kime hangi sebepten dolayı ceza vermeniz gerektiğini de biliyorsunuz.Çöpçü üstüne vazife olmayan işten dolayı ceza almıyor... vede çöpleri topladığı sürecede maaşını alıyor... Allah’ın yarattığı bu dünya da aslında onunla alakalı bir sürü, onu orataya koyan deliller vardır.Adalet te böyledir ve genelde biz bizden adaletsiz bir Allah olacak zannederiz hep... aslında düşünemediğimiz içindir... belki bu -çöpçü,zabıta- olayını Allah’ın eşitliğiyle bağdaştıramamış

olabilirsiniz. biraz daha genişleteyim: çöpçü:bir dine mensub kişi zabıta:farklı bir dine mensub yada inanmayan kişi Belediye başkanı:İlah Olmuş olsun. ve sorgu zamanı... çöpçü de sıra... soruluyor .. -neden; *Beldenin düzeni ve esenliği ile ilgili görevleri *İmar ile ilgili görevleri *Sağlık ile ilgili görevleri *Trafikle ilgili görevleri *Yardım görevleri yerine getirmedin ? diye sorucak zannediyorsunuz dimi Allah’ı. ama sormayacak... Çünkü Allah zabıtanın görevlerini çöpçüye soracak kadar ne yaptığını bilmez bir Allah değildir... gelelim burda kafalara takılan en önemli çelişkiye; zabıta çöpçüyü zabıta olmaya ikna eder,, çöpçüde derki "benim çöpçü olarak ölmeyeceğimi nerden biliyon" bende burda araya girip çöpçüye soruyorum... sen çöpçü olarak ölüceğini nerden biliyorsun yani; belki kaderimde ateist olmak yazılıdır düşüncesi yanlıştır yarınını bilmiyorken kaderini ne zaman gördün de geleceğine kota koydun, ayrıca Allah değiştirebilir bir kader yaratmıştır, kader Allah’ın bir yazısıdır fakat Allah’ı kısıtlayan bir yazı değildir. Allah geleceği kadere bakarak tayin etmiyor ki.Kader bir açıdan Allah’ın herşeyi farkında oluşudur. dolayısıyla kader değişince Allah bilinçsizliğe düşmüş demek yanlış olur.

olsa olsa senin bilincin artmış olur, onun kaderden öte değişmeyenide vardır. -hayat, Allah’ın vede senin isteklerinden toplamından oluşur. -Eğerki onun isteği ağırlık kazanmışta seni yanlış yola götürmüşse,sana hata atfederek kendini yargılayacak bir Allah değildir. -Ama biz onun isteiğinin ağırlık kazanıp kazanmadığını bilemeyiz. -Dolayısıyla yüzde yüz yönetiliyorum deyip yola çıksan belki yüzde 10 sana ait olan la bitirdiğin hayatın yüzde 10 luk bir cezası olacaktır. -Böyle hayatını sonlandıran bir insanın şizofren olması mümkündür mesela, çünkü ona iradenin çok fazla verilmediği ortada demek ki kader onda baskın durumdadır. Allah yaratmada eşit değil evet... Ama onu eşitlemenin yolu, farklılıkların farkında olmaktan geçiyor ve Allah bunların farkında evet Allah eşit değil vede bu inanılmaz bir söylem değil etrafa baktığımızda bunu anlıyoruz. bu yüzden herkes müslüman değil hristiyan değil yahudi değil hatta ilahi olmayan dinler var din olmayan inanışlar var satanizm gibi yada ateizm gibi peki Allah’ın “Sübhan” sıfatı burda kafaları karıştırmıyormu; bir manada Allah eşittir de demektir çünkü “Sübhan” temelde 2 manası vardır; 1-Allah kusursuzdur 2-Allah’ım seni tesbih ederim (seni anarım,seni söylerim,her yerde senin kusursuzluğun var bunu söylerim) 1.maddeden Allah’ın eşit olması gerektiği çıkartılıyor. peki Allah neden eşit değil ozaman? çünkü eşitsizliği üzerine kurulan bütün düşünceler dünya hayatı içinde ondan...

fakat hayat dünyayla kısıtlı değil, kendi yarattığı eşitsizlikleri b üyük ölçüde giderecek.kullarının oluşturduğu eşitsizlikerse "kader - iradei cüzziye” birlikteliğinde ne kadar değer taşıyorsa okadar miktarda ceza ile cezalandırılcak, pozitif manada da bu böyledir,çok zengin biri olarak yaptığınız bir iyilik, takdiri ilahide olabilir -Allah yarattığı bütün hayat içinde sübhan(eşit,kusursuz)dır, tek biri için değil... -bir annenin evladına tokat atması onu sevmediğini göstermez,sevgi kusurlu değildir, belki seven,sevilen ler olabilir. -Allah nasılki yaratılmışların yavrularına bir tatlılık vermişse,insaniyetide o tatlılıkla birlikte içlerine vermiştir. son olarak: bir budist büyük ihtimalle islamiyeti bulamayacaktır ama aradığı insanlığı daima içinde bulacaktır ve kendisini kötülüklerden alıkoyan şeyde o insanlığı olacaktır... Allah ta aslında bunu değerlendiriyor diyebiliriz kısacası... Onun kaderini, ataları gibi, o topraklarda can veren bir budist olarak kılmışsa eğer; karşısına çıktığı zaman, islamın gereklilikleriyle onu sorgulamayacaktır yada bu konuyla alakalı olarak vereceği ceza bir müslümana vereceği cezadan çok çok az olacaktır bunun sebebide o budistin, dinler üzerinde araştırma yapma hakkı varken bunu yapmamış olması olabilir yani Allah, ona din indirmemekle bir eşitsizlik yapmıyor aslında.Eşit yaratılması mümkün olmayan bir evren de, eşit olmayan kullarına uygun şekilde cezalar,mükafatlar vererek eşitliği sağlıyor. Bu budist Türkiyede olsaydı islamla hergün çok kere karşı karşıya olacağı için onu görmezden gelişide zor olacaktı ve sorumluluğu arttığı için alacağı cezada artacaktı.Eğerki Allah ona müslüman olması için, içinde bir meğil yaratmışsa vede sırf inat uğruna yada keyfine öyle davranıyorsa işte ozaman ona tanıdığı farklılığı ortadan kaldıracak ve bir müslümanın namaz kılmadığı andaki cezasını onada verecektir ,hatta inatla münafıklığa gittiği için cezası daha da arttılıacaktır... burda akla şöyle bir soru gelebilir: Ozaman bir müslüman da italya ya gitse, orda hrsitiyan çok diye vede onların inanışlarına uymadığı için günahkar sayılmazmı yani sorulan soru şu : “kim demiş bu inanışların en doğrusu islamdır diye... ” bunu söyleyen müslümanlardır

Allah onu herkese nasib etmediği için herkesin onu en doğru olarak kabul etmesi zaten mümkün değildir diğer gelicek bir soru ise: "peki müslüman olmayan onun en doğru olduğunu anlayamazmı?" olucak tabiki... Burda görev müslümanlara düşmektedir işte bu kendilğinden anlaşılacak bir şey olsa Allah Peygamberimizi göndermezdi... Dolayısıyla bir ateistin bir müslüman üzerinde hakkı vardır, ve işte müslümanlar da o sorumlulukların farkında oldukları için çaba gösterirler bu ortak bir yoldur ve hoş görü üzerine kuruludur hüküm kalpte geçerlidir,kırılarak geçersiz kılınan bir kalpte hükümde geçerli olmaz. Sonuç olarak islamın doğruluğunu ortaya koysak bile onu yaşatması var kimseyide bir şey yaşamaya zorlayamayacağımız için islamla birlikte başka bir derdimizin,beklentimizin,hissimizin olduğu ortada Buda belki kalplerin Allah’la olmasının verdiği mutluluk tur...

Sonsöz
Bir taraftan bakınca öteki taraf haksız fakat öteki taraftan bakınca bu seferde onların öteki tarafı olan bu taraf haksız... Hak nedir ? -Gerçek , doğru , aitlik ? Belki burda bir sorun vardır... Hayatta bu taraftar tutum hep var ve acaba biz gerçekten yaptığımız seçimlerde hakkımı seçiyoruz yoksa kendimizi içinde bulduğumuz gurubun doğrularını savunmayamı itiyoruz ? Yani iyi polis – kötü polis ten kötü olan , gerçekten kötü duyguları barındıran birisimi ? Hiç sanmıyorum... Önce bir şapkayı öne koyalım... Bir ön değerlendirme... Bilmediğimiz vede kolay kolay bilemeyeceğimiz şeylerden biride sağlıklıyken hastalığın nasıl bir şey olduğudur... İşte bu bilinmezlik içinde karşı takımın elini sıkmayı değilde kurşun sıkmayı makul görmüşüz...! Aydınlanma istiyor tabi bu durum haliyle kolay değil e tabi birazda mutluluktan alır,azaltıcı etkisi vardır... Kendine sakladığın enerjiyi empati uğruna karşı tarafa harcamak her baba yiğidin harcı değildir... Bunun dışında Taraftarlığın sosyolojik , psikolojik , gıcıklık olsun diye , kolaylık olsun diye gibi seçenekleride var tabi...Sağa göre sol, sola göre de sağ mantıksız... Benim fikrim se; bu hayatta oluşmuş , gelişmiş vede çevre toplamış bütün fikir ve akımlar konuşulmaya ve değerlendirmeye değer konulardır çünkü en başında Yaratıcı onlara bir ortam sunmuştur ben aksini yapamam... Yaratıcı demişken ateist ağarlıklı ortamda birden “oda kim ki ?” gibi bir tepkiyle karşılaşmamak mümkün değil doğrusu Cevabıysa: Ben de bilmiyorum... Ama inanmak zorundayım... Çünkü aksini yaptığım zaman işlerim yolunda gitmiyor , ayrıca kimi kimi zamanlarda da varlığından bihaber olduğum bu Yaratıcının var olduğuna dair hisler de kalbimde oluşuyor.. Ben uydurmuyorum bu hisleri... Ama hiç kale almadığım zamanları hatırlıyorumda o zaman bana Yaratıcı dediklerinde ki tavırlarıma bakıyorumda , o zaman ki ben le şimdi ki ben aynı değilim... O zaman ki ben dövüş sanatlarını bilmeden Bruce Lee de kimmiş çıksında karşıma alsın boyunun ölçüsünü diyecek kafada biriymişim.... O yüzden inanmayan birine Allah’ı anlatmanın ne demek olduğunu bilen biriyim.... Hani sevgilin olmazda aşıkları görürsün denizkenarında , konuşmalarınıda duyarsın bazen , toplasan toplasan doğru dürüst anlamlı bir şey çıkmaz ya , İşte aşkın farklı bir dili , dünyası , iletişim biçimi olduğu gibi ve sen onu hiç yaşamamışsan bunu hiç anlamayan gözlerle onları gördüğün gibi görürsün O zamanki hallerimi hatırlıyorumda çok sorular vardı... Çelişkiler, haksızlıklar... Bütün bunların dışında Allah’ın olduğunuda hissetmiyordum... Fakat yoktur deyipte arkamı dönüp yatmadım...Oldurmaya çalıştım... Çok fazla şey anlatmadan diyebilirimki , o zamanlar gülerek baktığım şeyler şu an öyle gülünç gelmiyor bana... Vede ayrıca diyebilirmki Allah’ı ararken yaptığım şeylerin nerdeyse tamama yakını şirkmiş.... Yani oturupta burdan Allah şunu yapabilirmi, yapamazmı, yapmalı deyince... Gün geliyor sen çok fazla oluyorsun ama durumuna da giriyor insan... En doğrusu kocaman bir kainatta senin ne kadar hacme sahip olduğunu iyice bilmek, O zaman kime kafa tuttuğunu anlarsın...