You are on page 1of 115

2008 OSTERN TATIL

KITABI

1

Rehberlık Servısı
Fasıldan Fasıla
Kitaba çağrı

Kitap okumak çok önemlidir; hususiyle de insanı Rabb'ine ulaştıracak, onu gaye-i hayal
saydığı neticeye bağlayacak, kainatın gerçek manada fethine vesile olacak, kendisi için kapalı
meseleleri açacak; dahası kara delikleri cennetin birer koridoru haline çevirecek ve en
zulmetli noktalarda dahi sürçmeden yürüyebilmesini temin edecek kitapları okumak çok
önemlidir.

Yukarıda belirtilen türden kitapları okumakla metafizik gerilim, birbirini destekleyici
mahiyette "salih daire" teşkil ederler. Zira iyi bir kitap, metafizik gerilime; metafizik gerilim
de o kabil kitapları okumaya sevk eder. Evet, insan kitap okudukça ondaki gerilim daha da
artar ve o, gerilim arttıkça fırsatları kitap okuyarak değerlendirir. Bu sayede inançla gerilmiş
aydınlık ruhlar, küfür ve dalalete karşı hep donanımlı olur, aydınlanır ve başkalarını da
aydınlatırlar.

Masum dimağlar

Asrımızda, küfür ve ilhada sürükleyen kitaplar okutulmak suretiyle masum dimağlar baştan
çıkarılmış ve Allah'tan uzaklaştırılmışlardır. Komünizm, ateizm, nihilizm.. vb. gibi küfür ve
anarşiyi besleyen zararlı cereyanların yedeğinde hep bu menfur ideolojiler -bunlara da ideoloji
denecekse- ve hareketler vardır. Bunlara karşı insanları Allah'a yaklaştırmanın ve ona
yönlendirmenin yolu, onlara bizim dünyamıza ait kitapları okutma olmalıdır.

İnanan herkes, şuurlu bir şekilde ve lüzumunu ruhunda derinlemesine hissederek mutlaka
kitap okumak mecburiyetindedir. Zira bizi dinsizliğe zorlayan millet ve çevreler, aynı
zamanda bizi doğruya götüren vesilelerden de mahrum etmek istemektedirler. Şimdiye kadar
bu hasım ruhlar, böylesi hain emellerine ulaşabilmek için değişik yolları denemiş, dili berbat
etmek suretiyle kütüphanelerdeki kitaplarımızı okunmaz ve anlaşılmaz hale getirmiş ve belli
ölçüde de olsa neticede nesilleri birbirinden koparmayı başarmışlardır (!). Böyle bir
talihsizliğe maruz kalan günümüzün zavallı insanı tabii olarak kendi ruh köküyle alakalı
değerleri bilememekte ve bundan dolayı da her geçen gün biraz daha kendisinden
uzaklaşmaktadır.

Okuma seferberliği

Bu itibarla, milli değerlerimize gönül vermiş muhabbet fedailerinin okuma mevzuunda da,
umumi seferberlik ilan edercesine kendilerini okumaya vermeleri gerekmektedir. Devlet başta
olmak üzere gönüllü sivil toplum kuruluşları ve vakıflar tarafından bu önemli meselenin
gerektiği şekilde ele alınıp alınmadığı meselesinin her zaman münakaşası yapılabilir; ama
okumak bizim için artık bir zaruret halini almıştır. Vakıa okullarda insanlara okuyup yazma
öğretilmektedir; ancak önemli olan husus, öğrencilere kitap okuma şuurunun kazandırılması
ve faydalı kitapların okutulmasıdır. Eğer o körpe dimağlara sadece boş, fuzuli ve onu baştan
çıkaran romanlar, hikayeler okutuluyor; fakat bizi asırlarca yücelten ve büyük insanların
yetişmesine vesile olan yayınlar hep ihmal ediliyor ve neslimize iyi bir rehberlik
yapılmıyorsa, onların bir şey okumuş oldukları söylenemez. Nihilist ve anarşist nesillerin
yetişmesinde kötü yayınların okutulması, faziletli nesillerin yetiştirilmesinde de milli ruh
eksenli yayınların okutulmasının tesiri büyüktür. Binaenaleyh her ferdin, evvela bu mevzuda,

2

neyi bilmesi gerektiğini çok iyi belirlemesi, daha sonra da başta kendi aile efradı olmak üzere
ulaşabildiği herkese iyiyi, doğruyu ve güzeli öğrenme yollarını göstermesi gerekmektedir.

Bir mü'min, İslam'a, imana ve Kur'an'a ait meselelere sahip çıktığını söylediği halde kendi
nesline anlatacak kadar bu yüce hakikatleri bilmiyorsa, onun samimi olduğunu söylemek çok
zordur. Oysaki içte ve dışta dine karşı olan kimseler hangisine kulak verilirse verilsin,
kendilerine ait meseleleri çok iyi bildikleri görülecektir. Mesela bir nihilist, bir anarşist, bir
din düşmanının vb. fikirlerinden istifade ettiği kişilerin eserlerini çok iyi takip ettikleri ve
rahat anlatabildikleri açıktır. Aynı zamanda onlar, demagoji ve diyalaktiği de fevkalade iyi
bilmekte ve karşılarına aldıkları körpe dimağları ezip yoğurarak balmumuna çevirmektedirler.
Evet, batıl yolun talihsiz yolcuları, kendi ideolojileriyle alakalı bilmeleri gereken her şeyi çok
iyi bilirler. Bir şahsın hayat serencamesini bilmek bir ilim ve irfan değildir; ama ruhları
karbonlaşmış bu talihsizler, kendi davalarında bayraktarlık yapmış pek çok dinsizin hayat
serencamesini çok iyi bilirler.

Dinimizi anlama ve anlatma

Ne acıdır ki, yüce bir davaya gönül vermiş mü'minlerin pek çoğu Efendimiz'in (sas), Hulefa-i
Raşidin'in (r.anhüm) hayat-ı seniyelerine ait bir şey bilmedikleri gibi dinin temel felsefesinden
de habersizdirler. Bilmedikleri için de o yüce şahsiyetlerin hayatlarından ve kıymetli
sözlerinden de habersizdirler. Bunlar bir yana, akıl ve mantık ölçüleri içinde müspet
ilimlerden de istifade ederek anlatma imkanı varken Allah'ı, Peygamber'i, Kitab'ı ve ahireti
bile tam olarak anlatamamaktadırlar. Onlar, fünun-u müsbetenin henüz yeni yeni keşfettiği
pek çok ilmi hakikatten Kur'an-ı Kerim sayesinde, belli ölçüde de olsa haberdarken, bütün
bunlardan gerektiği gibi istifade edememektedirler. Nitekim Kaptan Custo, Cebel-i Tarık
Boğazı'nda Atlas Okyanusu ile Akdeniz'in sularının birbirine karışmadığını tespit edip bunu
büyük bir buluş olarak neşrettiğinde onun niyeti ne olursa olsun hepimizde bir hayranlık hissi
uyardı. Zira o, bizim kitabımızın bir faslını dile getiriyordu: "İki denizi birbirine kavuşmak
üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar." (Rahman, 55/19-
20) Biz bunları yabancıların, çarpıtarak vermelerinden mi öğrenecektik? Kur'an'da bunun gibi
daha pek çok ilmi hakikatler vardı ama, maalesef Müslümanlar bunlardan habersizdi.

İşte bütün bu sebeplerden ötürü kendi değerlerinden habersiz Müslüman nesillere mutlaka
kitap okutmak suretiyle, Müslümanlığı anlama ve anlatma kabiliyeti kazandırılmalıdır. Evet,
en az bir ateist ve materyalistin kendisine ait meseleleri anlattığı kadar, bir mü'minin de
kendisine ait meseleleri anlatması onun için bir vecibedir. Biraz olsun onur ve gurur sahibi her
mü'min, başkalarının kendi batıl ilhad ve küfürlerini anlattıkları kadar, her mevzuyu akla ve
mantığa dayalı, o tertemiz, dupduru ve gönüllere inşirah veren iman esaslarımızı anlatabilmek
için okuyup okutmalıdır. Öyle ki o, "-inşaallah- elime aldığım her insanı, duygu ve düşüncem
altında yoğurarak onun kafasına ilim, kalbine iman yerleştirmek suretiyle, hem onun cennete
gitmesini; hem de kendimin kurtulmasını sağlayacağım" gibi.. duygu ve düşüncelerle harekete
geçerek kitapları cennete yükselten merdivenin birer basamağı olarak kabul edip, bol bol
okuyacak ve okuduklarını da başkalarına anlatmaya çalışacaktır.

İrtibatımızın remzi

Okumak bu kadar önemli iken bir mü'min yine de okuyup düşünmüyor ve okuyup
düşünenlere destek olmuyorsa, onun dini değerlere karşı alakası da işte o kadar demektir. Yani
Allah'ın, Kur'an'ın, Efendimiz'in (sas) ve O'nun güzide ashabının (r.anhüm) anlatılıp-
anlatılmaması sanki onun nazarında müsavidir. Bir seçim, bir spor müsabakası kadar bu

3

aynı hadisleri çok küçük farklarla. Cevşen’e ait ibare ve ifadelerin birkaçının bile nakledildiğini görmedim.meselelere alaka duymayan bir mü'min. zira Cenab-ı Hakk bütün dilleri bilir ve duâya icabette sadece duânın samimî ve gönülden olmasını esas alır. CEVŞEN Soru: Cevşen hakkında Müslümanlar arasında farklı görüşler var. Neslimize bu mevzuda da iyi bir örnek olmalı. Bu sebeple de duâda O’na ait malzemeleri kullanmak hem önemli hem de kabule daha yakındır. Zaten dillerin ve renklerin ayrı ayrı oluşu O’nun kudretini ele veren âyetlerden değil mi? 3. bizleri Cevşen hakkında aydınlatır mısınız? Cevap: Cevşen ile ilgili pek çok düşünce ve görüş ortaya atılmıştır.fakat o kendi kendine "yazıklar olsun" demelidir. Halbuki onun daha nice özellikleri vardır ki. Evet kitap okumama. sevip alaka duyduğunu söylediği zevatla işte o kadar alakalı demektir. her gün bir şeyler öğrenmek için çalışmalı. sadece onun bu özelliği bile. Onun dışındaki eserlerde ben şimdiye kadar. Hele bir mü'min. bizim neslimizin en büyük eksikliklerinden biridir. Demek istediğimiz şudur: Cevşen’in asgarî vasfı onun bir duâ olmasıdır. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Sünnî kaynaklar Cevşen’e yer vermezler. hatta bazen aynı şekliyle Küleynî’nin el-Kafî’inde yer almaktadır. Daha çok Şiî kaynaklardan gelmiş olması. Bu eksikliği gidermek için devamlı ve çok okumalı. -ben diyemem ve dememeliyim de. “bir sözün Efendimiz’e izafesiyle bir başkasına izafesi arasında fark yoktur” demek istemiyoruz elbette. Durum böyle olunca. Ne var ki Ehl-i Sünnet 4 . Fakat yine de bu bir tercih mes’elesidir. Onun için de başkalarına ait görüşlerin naklinden daha çok. O’na ait beyan ve sözleri seçip tanımada maharet kazanmışlara gizli kalmayacak bir gerçektir ki. sadece senedine âit şaibeden dolayı Cevşen’i tenkit pek haklı bir davranış olmasa gerek. İslam'ı anlama-anlatma aşk ve şevklerini geliştirmeliyiz. bazıları da alabildiğine ilgisiz. biz burada kendi mülâhazalarımızı aktarmak istiyoruz: 1. ev ve iş yerlerinde. yoktan yaratan Hz. değişik vesile ve metotlar geliştirerek onlara okuma yollarını açmalı ve onların. kanaat-i acizanemce. bütün alemleri ve kendisini hiçten. Sadece Hâkim’in Müstedrek’inde Cevşen’den birkaç fıkrayı görebiliriz. Bazıları onu baş tacı yaparken. 2. özdeki bu husûsiyete tesir etmemeli. Ancak bizim Cevşen ile ilgili mülâhazamız biraz husûsiyet arzetmektedir. Cevşen baştan sona peygamberane ifadelerle bezeli bir edâya sahiptir. Efendimiz’e ait sözlerin bütün beşer sözlerine bir rüçhaniyet ve üstünlüğü vardır.c) hakkında bir insanı aklen ikna edecek kadar malumata sahip değilse ve Rabb-i Kerim ü Rahim'ini anlatamıyorsa. Cevşen’e bir değer ve kıymet atfetmek için yeterli bir sebeptir. Yoksa insan namazın dışındaki duâları hangi dille yaparsa yapsın bu durum duânın aslına tesir etmez. Bu sebeple. Nitekim Buharî ve Müslim’in rivayet ettiği pek çok hadis var ki. Burada. Başka hiçbir özelliği bulunmasa. Onun hangi cümle ve kelimesi ele alınırsa alınsın. damla damla ihlâs ve samimiyet yüklü duâ takattur eder. hiç olmazsa birkaç dakika da okumaya ayırmalıyız. Öyleyse. Cevşen halisane yapılmış bir duâdır. diğer maddelerde bazılarına işaret edilecektir. Allah (c. Ehl-i Sünnet’in Cevşen’e karşı soğuk davranmasına sebep olmuştur. Cevşen kime izafe edilirse edilsin. Ancak bu tamamen senede ait bir husûsiyete dayanılarak alınmış müşterek tavrın tezahüründen başka birşey değildir ve Cevşen’in değerine menfî yönde etki edecek bir ağırlığı da yoktur. hattâ habersiz.

Onun için biz kesinlikle diyoruz ki. İbni Mesud’dan.alimleri Küleynî’den tek bir nakilde dahi bulunmamışlardır.” Bazılarının bizim Kunut duâsı olarak okuduklarımızı. Ancak bana İmam Ebu Hanife’nin peygamberlik mesleğini temsil ettiği ihsas edildi. İmam Gazalî gibi bir allame. senet yönüyle bir talihsizliğe uğradığı için. Bütün bu söylediklerimiz Cevşen için de aynen geçerlidir. Hatta İmam Gazalî ona bir şerh yazmıştır. Asırların birikimiyle vücud bulmuş böyle bir kanaati bertaraf etmek imkânsız olmasa bile çok zordur. yukarıda işaret etmek istediğimiz husûsa ayrı bir delil kabul edilebilir.m. Onlar “keşfen aldık” dediklerini mutlaka öyle almışlardır ve dedikleri de kat’iyen doğrudur. Cevşen hakkında en azından ihtiyatlı konuşmaya yetecek güç ve kuvvette delillerdir. bunları belli hadis kriterleri içinde tahlil etmek imkânsızdır. 5 .” Bu durum da elbet belli kriter ve ölçü gerektirir. diyor ki: “Ben bazı hususlarda İmam Şafiî’yi taklid ediyordum. feyizli ve bereketli ikliminden mahrum kalmıştır.s. Ve yine İmam Rabbanî’den bir misal.. Ne var ki.) Alemlerin Rabbini öyle bir tarif etti ki . 4. Ancak.m. Şu anda böyle bir talihsizliği önleyecek güçte de değiliz. Daha sonra da ehlullahtan birisi bu Cevşen’i keşif yoluyla Efendimiz’den almış ve Cevşen bize kadar öyle ulaşmıştır. Onun için de hadisçiler bu türlü ifadelere iltifat etmemişlerdir. İmam Rabbanî der ki: “Ben. bütün Sünnîlerce kabul görecek ve baş tacı edilecekti. bunca insan sırf bu yüzden onun nurlu. bu sûreleri farz namazlarımda da okumamaya başladım. Cevşen’in me’hazindeki kuvvet ve kudsiyete ait başka hiçbir delil ve bürhan olmasa.s. Cevşen’i kabullenip onu vird edinmişlerdir. Fakat Cevşen. Buharî ve Müslim’de de yer aldıklarına göre hem senet hem de lafız itibariyle cerhi söz konusu olmayan hadislerdir. sadece isimlerini verdiğimiz büyüklerin bu kabullenişleri ve yüzbinlerce insanın Cevşen’e gönülden bağlanıp değer atfetmeleri. Sadece senedine ait bir boşluktan dolayı Cevşen’e dil uzatmak en ılımlı ifadeyle bir haksızlıktır.) Alemlerin Rabbini nasıl tanıtıyor. Cevşen için de aynı durum söz konusu olmuştur. Muavvizeteyn’in Kur’ân’dan olmadığına dair rivayetini görünce. Kainatın Efendisi (a.. Ben de Ebu Hanife’ye iktida ettim. Onun tarifleriyle nihayetsiz kemalat mertebelerine yükseldiler. Bu hususlara şunu da ilave etmek faydalı olur kanaatindeyim.. Kur’ân’dan kabul etmesi de. Yoksa önüne gelen herkes keşfen birşeyler aldığını söyler ve ortalık bir sürü uydurma keşiflerle dolar. daha işin başında endişeyle karşılanmışlardır. Ama onların iltifat etmemesi bu ifadelerin doğru olmadığı mânâsına da gelmez. Efendimiz’den onların Kur’ân’dan olduğuna dair ihtar aldım. Eğer Cevşen Şiî imamlar yoluyla nakledilmemiş olsaydı. el-Kafî’de yer alan hadisleri daha çok Şiî imamlar nakletmişler ve bu sebeple de Sünnîlerce. Cevşen mânâsı itibariyle Efendimiz’e ilham veya vahiy yoluyla gelmiştir. ancak o zaman bu sûreleri farz namazlarımda da okumaya başladım. onun irşadına aydınlananlar Alemlerin Rabbine adeta gözleriyle görmüşcesine bir yakin ile iman ederler. Gümüşhanevî gibi bir büyük veli ve Bediüzzaman gibi bir sahibkırân. Ne zaman ki. Bazen hadis kriterleri ölçü olmayabilir. öyle zannediyorum ki. Halbuki onda yer alan hadisler. Ehlullah’ın Efendimiz’den keşfen hadis alması hiç de az vaki olmuş hâdiseler-den değildir. CEVŞEN Efendimiz (a. Ama bazı büyük zatları bu kategoriye dahil etmek çok büyük yanılgı olur.

Alemlerin Rabbinin. bize de kitabımız Kur’ân-ı Kerîmi göndermiştir. Cevşen ışık müesseseleri arasında nurdan bir bağ oluşturur. Cevşen okunmayan yer. dahası bir gün ettiğimiz bu hitapları ertesi gün hatırlıyabilirmiydik? Bu tarifi imkansız değerine ve ehemmiyetine rağmen Cevşen. yegane hak mabud Allah! Ey rahmeti herşeyi kuşatan ve kainattaki bütün af. Kuran’dan süzülen ve Efendimize vahiyle gelen bu dua Üstadın tabiriyle “kainatı envaıyla pamuk gibi hallaç eden. hadi bakalım hitap edin Rabbinize kaç kelimeyle kaç ismiyle hangi sıfatlarıyla hitap edebilirdik. İnsan dünyaca büyük sanılan insanlarla bir iki defa görüşmüş olsa bunu kendine imtiyaz sayar. Ey bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve müberra. bizi azap ateşinden ve Cehennemden halas et. Cevşenden Kesitler: Allahım! Senin isimlerinle sana münacaatımı arzediyor ve onların şefaatiyle sana niyaz ediyorum. Arkadaşlar arasında dağıtılan cevşeni okumak vacip olduğundan terki katiyyen caiz değildir. Senden başka ilah yok ki bize imdad etsin. Bütün alemlerin dizginlerini elinde tutan Ezel ve Ebed sultanının bin bir ismini . Cevşeni okuyana pek çok mükafatlar vadedilmiştir. 6 . tercüme tutamaz. onlara rehber olsun diye peygamberleri vazifelendirmiştir. El aman. Ben filanı gördüm der. Çünkü bir beşerin bütün kainatı geride bırakarak Alemlerin Rabbine binbir ismiyle bizzat hitapta bulunabilmesi kadar büyük bir şeref ve mükafat tasavvur etmek mümkün değildir. dağıtılan ulufelerden hissedar olamaz. O isimlerin bizzat okunmasından gelecek feyzi hiçbirşey veremez. Peygamberler dünyadan ayrılıp ahirete göçünce insanların elinde uyarıcı olsun. insanlara yol göstersin. ehli dalaletin boğulduğu en son ve en geniş kainat perdelerinin arkasında envar-ı tebhidi gösteren” misilsiz bir münacattır. çok bilimemiştir. elinde hazır bulunduran ve telefon numarası gibi vasıtasız manisiz ona hitap edebilmenin dileğini arz edebilmenin ve bunu hergün tekrar edebilmenin ne büyük bir imkan ve şeref olduğunu bilebilirler mi? Olmasaydı elimizde cevşen. Böylece Rabbimiz. kendisi hakkında bizzat kullandığı isimler ve sıfatların yerini hiçbir söz .kelime. rahmet ve şefkat ve merhamet onun eseri olan Rahim ! Ey asi kullarının hatalarını meğfiret etmek şanında olan Gafur-u Rahim. Bu soruya verilebilecek en güzel cevap Cevşen-ül Kebirdir. Işık müesseseleri zincirine dahil olamaz. Fakat bunların en büyüğü cevşenin kendisidir. Kur’ân-ı Kerîm Allah-u Teâlâ. peygamberlerin anlattıklarını unutturmasın diye kitapları indirmiştir. Asr-ı Saadetten bu yana layık olduğu alakayı görememiştir.

Evet. 7 . Meselâ. dünyevî. herkes okumaktadır. maddî-manevî. hiç eskimemiştir. siyasî. Kur’ân. Şiirin kurallarına uymaz ama içinden bir kelime değiştirildiği zaman ahengi bozulur. ne şiirdir ne de düz yazı. idarî. Kur’ânın inmesinden sonradır ki tamamlandı. o mucizelerin Peygamber Efendimiz devrindeki insanlara gösterilmiş olması. en çok okunan. dalgalar halinde kabarmış denizlerden. Bu zamanda ilim o kadar ilerlediği ve yayıldığı halde. denizlerin üstündeki kapkara bulutlardan bahsedilmektedir. hukukî. Kâfir. bilemeyişimizden dolayı bugün Kur’ânın mucize olması yönü yeteri kadar takdir edilmemektedir. Belki sürekli elimizde olduğundan belki de onu yeterince anlayamayışımızdan. Sırf bu musiki yüzünden imana gelmiş insanlar vardır. coşkun akan ırmaklardan. matematikçisi. O geldikten sonra. Kur’ân ise her asra ve her insana hitab edecek şekilde indirilmiştir. 4 – Başlı başına bir dil meydana getirmesi : Kur’ân gelmeden önce arapça ileri bir dil olmasına rağmen metafiziğe ve bilime ait medenî bir dilde bulunması lazım olan kelimelerden mahrum bulunuyordu. 5 – Hayatın her safhasına hitab etmesi : Şimdiye kadar beşer tarihinde insanın bütün hayatını intizam altına alacak. üniversite seviyesi dikkate alınarak yazılır. O. Efendimizin (SAV) Allah tarafından indirilmiş bir mucizesidir. Bu da Kur’ânın beşer kelamı olamayacağının isbatıdır. Sadece bu yönleri bile O’nu mucize yapmaya yeter. şiir ve fikir yazıları zamanla okundukça bıkkınlık vermiş ve bir daha yüzüne bakılmaz olmuştur. gene herkes onda kendi hayatını tanzim edecek kuralları bulabilmektedir. inançsızlığın verdiği sıkıntıyı.havasız kalan bir insanın refleks bir hareketle ağız açışını da karakteristik özelliği ile beraber hissettirmiştir. Kur’ân. ortaokul. O’nun böyle tasvirlerde bulunması düşünülemez. hayatında kitap okuyup yazmamış birisinin söylemesiydi. Peygamber Efendimiz ise hayatı boyunca çölde yaşamış. 3 . olayı en iyi şekilde insanın kafasında şekillendirecek şekilde seçilmiştir. yemyeşil manzaralardan. O’nu kimyacısı. defalarca hatmedilir ama hiç bir okunuşunda insana sıkıntı vermez. onu okuyacak kitlenin seviyesinin göz önüne alınması gerekir. Hanîni Ciz ve on parmağından su akıtması gibi mucizelerinden tek farkı. mühendisi. namazda okunur. uleması. çiftçi anlamına gelirken. Ka’benin duvarına asılan muallakat-ı seb’a denilen şiirleri kendi elleriyle indirmişlerdir. 2 – Muhatapları : Bir kitap. îcaz ve i’caz da bir doruk noktadır. O devrin insanının aklına sığıştıramadığı konulardan biri ise. Öbür taraftan fenni yönden yukarılara çıkıldıkça oksijenin azaldığına da işaret etmiştir. diğer semavi kitaplardan farklı olarak. bütün bu sahalarda ihtisas sahibi olması imkansızdır. Kur’ânı ise kıyamete kadar gelecek olan bütün insanların görecek olmasıdır. İnsanı anlatılan olayın atmosferine çeker. en çok ezberlenen kitaptır. 1400 seneden beri her kim okuduysa kendi seviyesine göre onda bir şeyler bulmuştur. iktisadî.Yessa’adü kelimesindeki şeddeli ayn harfi ile. uhrevî bütün meselelerden bahseden bir kitabı bir insanın yazması. ilkokul. bir yazı yazılacağı zaman. O’nun kendine has bir musikisi vardır. İndiği günden beri tek bir noktası dahi değişmeden günümüze ulaşmıştır. bir iki defa gene çöl içinden geçerek Şam tarafına yolculuğu sırasında deniz görmüş bir insandır. Kur’ân bu kelimeyi hakikatin üzerini örten anlamında kullanmıştır. Tehdit edildikleri. Peygamber Efendimizin Şakk-ı Kamer. şairler “Bunun üstüne söz olmaz” deyip şiiri bırakmışlar (Lebid ve Hansa). Bugün Kur’ân-ı Kerîm dünyada en çok basılan. zorla yukarıya çıkıp bunalma manasını ifade eden”Dayyıkan haracen ke ennemâ yessa’adü” kelimeleriyle anlatan Kur’ân. Bir matematik kitabı yazılacaksa. olaya göre. kıyamete kadar devam edecek bir dinin müntesiplerine geldiği için. Kur’ânın. Nice orijinal kitap. eski arapçada toprağını üzerini örten. Kur’ân. Arapça’nın bu eksikliği.Kelimelerin seçimi : Kur’ân da kelimeler. bu mucizevî sözleri ümmî. lise. avamı. kıyamete kadar hiç eskimeyecek şekilde bir mucize olarak gönderilmiştir. Kur’ân. Açıktır ki hayatında bu manzaraları görmemiş bir insanın bunları tasvir etmesi düşünülemez.Sıkıntı vermez : Kur’ân. muarazaya davet edildikleri halde şimdiye kadar hiç bir kâfir onun benzerini hatta benzeri bir sureyi veya ayeti dahi getirememiştir. 6 – Teşbihlerin mucizeliği : Kur’ân da yer alan benzetmeler arasında sadece değişik coğrafyalarda yaşayan bir insanın bilebileceği. 1 .

Bunun üzerine Rum suresinin başındaki ayetler indirilmiş ve yakın bir zamanda Bizanslıların galip geleceği bildirilmişti.Ama bir çok müslüman bu sayede hapisten kurtulduğu halde hristiyanlardan kurtuılan olmaması dikkat çekmiş. türlü türlü haleti ruhiyede inmiş olmasına rağmen bütün arz eder. Ama sonunda Kur’ânın bildirdiği oldu ve 9 sene gibi kısa bir süre sonunda Bizanslılar toparlanarak.Efendimiz (sav) o zamana kadar ne şiir söylemiş ne de okuyup yazmıştır. İranlıları perişan ettiler. I.Eger bu meydan okumaya cesaretleri ve güçleri olsaydı muhakkak ortaya çıkardı. Peygamber Efendimiz Mekke’de iken ehl-i kitap olan Bizanslılar. biz onun parmak uçlarını da derleyip iade etmeye kadiriz. ve mü’minlere karşı bir koz olarak kullanmaya başlamışlardı. 'Kur'an meydan okumuş : "Eğer kuluma indirdiğimizden bir şüpheniz varsa . hem yakın zaman hem de gelecekteki gaybden haber vermiştir. 23 senede çok farklı olaylar üzerine ve çok farklı şartlarda. Bizansın içlerine kadar ilerlemişler."(Bakara 23) "De ki : Andolsun . yine de onun benzerini getiremezler. O kadar ki Persler. Şule.Prof Muhammed Hamidullah'ın arkadaşının (Avrupalı bir müzisyen) sırf Kur'an'ın musikisinden müslüman olması. parmak izinin herkes için ayrı olması. atmosferin koruyuculuğu.1 . Dünyanın yuvarlaklığı. "Musikisi olağanüstüdür. Suret) 'Kabe'nin duvarına altın harflerle yazılan yedi en güzel şiir âdetinden Kur'an'ın inmeye başlamasından sonra bizzat müşrikler vazgeçmişler. Safvet Senih) 'Gelecekten haber vermesi.kılıçla mücadeleye mecbur oldular. 1. `olabilir' degil `olacak' diye bahsetmesi: Mekke'nin fethi." -Kainatın genişlemesi "Göğü biz yarattık ve onu genişletiyoruz'· -Atmosferin koruyuculuğu "Biz gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık"(Enbiya 32) -Parmak uçlarının hususiyeti: "Evet. Bunları ifade ederken de kimi zaman “bunlar olurken sen onların yanında değildin. geçmişte olan bazı hususi olaylara işaret etmiştir. "Ezberlenmesi kolaydır:Bazı ülkelerde (Sudan) Kur'an'ı ezbedeyen mahpuslan serbest bırakıyorlar.(Ayrıntılı bilgi için 25. ·İlmi hakikatler: -Dunya'nın yuvarlaklığı 'Bundan sonra yumurta gibi yayıp döşedi. herşeyin çift yaratılması.(Kur'an'ın Edebi Veche. eğer bu Kur'an'ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplansa da birbirlerine yardımcı olsalar ." (Kıyamet4) -Her şeyin çift yaratılması 8 . Şua. Rumların İranlılara galip gelmesi. mecusî olan Perslere (İranlılara) yenilmişlerdi.7 – Gaybden bahsetmesi : Kur’ân hem geçmiş. O zaman müşrikler inanmamışlardı. 8 – İlmî ve teknolojik gelişmelerden haber vermesi : Kur’ân bu devirde ancak anlaşılabilen ilmî hakikatlerden ve teknolojik gelişmelerden haber vermiştir.dünyanın dönmesi.Hristiyan mahpuslara da İncil'I ezberleyenleri serbest bırakma kanunu var. elektrik ve trenden haber vermesi … Ayrıca peygamberlerin mucizelerini anlatarak insanlara ilerideki teknolojik gelişmeler için fikir vermektedir. sanki bir seferde inmiş gibi bir uyum vardır.Kalemle mücadele müfnkün olmadığı için . Söz .” gibi ifadeler kullanmıştır. haydi onun benzeribir sure getirin. O zaman için Peygamber Efendimizin bilemeyeceği geçmiş zamandaki ümmetlerin durumlarını anlatmış.·Peygamberimiziıı(sav) kendi üslubundan çok farklıdır. Bu durum Mekke’li müşrikleri oldukça sevindirmiş." (İsra 88). "Efendimizin (sav) 40 yaşından sonra tebliğ ettiği Kur'an ayetleri karşısında şairlerin ve hatiplerin aciz kalması. yukarıya çıkıldıkça oksijenin azalması. ordusunu yok etmişlerdi. kainatın genişlemesi.

" (Nur-35) -Kur'an'ın teknolojik gelişmelerde insanoğluna hedef göstermesi. Mehmet Kileci Kur’ân’ın Altın İkliminde Serisi Düşünce Kaymaları Kur'an'ın tercümesi olur mu? -Elmalılı Tefsiri . Söz 26 Mektub 4. Cilt-1 -Fatiha Üzerine Mülahazalar . ufkunu açması: 20. 9 . ne doğuya ne de batıya ait olmayan mübarek bir ağacın yakıtından tutuşturulur.Makam Faydalanılabilecek Kaynaklar : 25. Mebhas. Kandil de cam fanus içindedir. Dr.Söz 2. O nur üstüne nurdur.bir Iamba yuvası gibidir ki. Safvet Senih Kur’ânda Edebî Veche Kur’ân. İlgili Bahis. Allah dilediğinde nuruna kavuşturur. Kitâb-ı Mukaddes ve Bilim. İshak Halis İnancın Gölgesinde 2 Kur’ân ve İlimler.-Elektrik: "Allah göklerin ve yerin nurudur. onda bir kandil vardır. Mukaddime . İIgili Bahis · Kur'an'ın yakılması iddiaları: -Düşünce Kaymaları . Kur’ân’ın gerçek bir meâli olabilir mi? İman Dünyası. İncil. Onun yakıtı. inci gibi parlayan bir yıldıza benzer ki. Cam fanus ise. Sekizinci Mesele. kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kabiliyettedir. Maurice Bucaille Risale-i Nur’da Kur’ân Mucizesi. O'nun nurunun misali . Söz 20.

yeni nesillerin bu tür geliyor. Kur'an'ın tefsiri olduğu için ansiklopedik lügatı "Sin" harfine kadar ezberlemiştir. Çünkü ilim öğrenmek kaynaklanmaktadır. Yabancı bir şikayetleri var. sevaptır: Dünyevi hayatımız için ne zorluklara katlanıyoruz. Ancak terimleri vardır: 'Tesbih. Kaldı ki. olarak her manaya kaç-kelimenin kullanıldığını Risalelerdeki kelimelerin çoğu ıstılahtır.ilk sekiz Söz ve Ondokuzuncu mektup nispeten daha kolay Risale-i Nur'u anlamanın zorluğu sadece diI probleminde düğümleniyor değil. Her ilim gösteren bir kamus vücuda getirmek merakına düştüm. Ebedi hayatımızı anlamak için biraz gayret etmek gerekir. Bu eserleri okumak. "Her şeyde maslahat ve faidelere riayet etmesidir" Risalelerdeki kelimeler bunlara nazaran çok daha "Onu bütün hakaikına temel taşı ve üssü-l esas kolay öğrenilir. bölümü. Risale~i Nur'u yeni tanıyanların haklı bir okuması da bir nevi zikirdir. yavaş yavaş ilerleyen bir gayret içine aynı zamanda bir `dil öğretmeni' olduğunu ve girmektir. İkinci Sebebî sorulduğunda şöyle der:"Kamus. İsm-i azam"gibi binlerce sayfalık muazzam tefsirin arasında gizli olduğunu kelimenin tam Türkçe karşılıkları yoktur. planlı. Ama. Bir hikaye veya romanı farzdır. Çünkü. ~ olduğundan bunlarla başlanmasındâ yarar vardır. :ben de bunun aksîne °sadeleştirme"de çıkar yol olamaz. halde çare nedir? Sözler üzerinde yaptığımız bir araştırma. Sözler'in sonundaki `Konferans. her kelimenin sebebi yok etmek için ortaya atılan kaç manaya geldiğini yazıyor. kazandıracak bu eseri anlamak için de biraz gayret Anlamayı zorlaştıran iki sebep vardır: göstermeyi çok görmemeliyiz. problemidir. Risalelerin Çare. antihistaminik. sıra takip etmelidir. milletimizi Burada Üstad'ın gençliğinde yaşadığı bir hadîse hatıra eski kültüründen koparmak için devlet eliyle başlatılan "dil devrimi". Bu eserler. Bu RİSALE-İ NUR'U ANLAMAK eserlerde iman ve ibadetle ilgili konular işlendiğinden. Cumhuriyetle birlikte. kurslara gidip. yıllarca zaman. dalının olduğu gibi . Zikr Tek başına okuyamaya başlayanlar ise belirli bir edilmekte ve bu kelimeler öğretilmektedir. O müşahede ederler. Asıl mesele.Risaleler ile Arapça ve faydalı olur. esma-i hüsna. Bilirsiniz kitapları anlamasını zorlaştırmıştır.bu eserlerde işlenen konulardan çalışma olduğu için ibadettir. Doğrudur. milyonlarca lira harcıyoruz.yüzlerce örnekten birkaçı: endikasyon. dil olmaktadır. eserleri iyi "Hem kendi marifetini izhar edip göstersin" anlayanlarla birlikte okumaya başlaması çok Örneklerden de anlaşıldığı üzere. Farsça olan kelimelerin arkasından Türkçesi. Üstad Birinci sebebi ortadan kaldırmak mümkün gençliğinde Kamus-u Okyanus adlı meşhur değildir. adeta kendi kendisinîn tefsiri gerektirir. 10 . Anlamayı zorlaştıran ikinci sebep. İşte size. Risale-i Nur'u okuyanlar böyle bir lügatın bu altı bin tahmid. çok mühim ve zor konuları işlemektedir. Risaleleri okurken anlamakta dil öğrenmek için. bu eserlerin de kendine has O'nun eserleri arasında böyle bir lügat yoktur. zorluk çektiklerini belirtiyorlar. bir kelam ve tefsir sadeleştirme isteklerine gerekçe gösteren-delillerin fakültesi tahsili görmek gibidir: Nası1 ki tıp zayıflığını da gösterir: ` fakültesinde okuyan bir öğrenci"hematoloji. Lügatler müracaat kitaplarıdır. anlamak kolaydır: Ancak ilmi bir eseri Aslında bu eserlerdeki bölümler birbirini izah' anlayabilmek zordur tabii belirli bir çalışmayı etmekte. yapıyor" Okumaya yeni başlayanların . O gayret dahi ilmi bir Birincisi." gibi binlerce "O sultana muhatap ve halil ve dost ol!" ' Latince kelimeyi öğrenmek zorundadır.

her okuyanın mutlaka hissedar olacağını belirterek. Şurası çok mühimdir: Bu eserlerdeki kelimeler. iman ve Kur'an dersi olduğu için tatlı. siz bir kokucuk dahi alsanız yeter. Bu eserleri hakkıyla anlayabilmek için yapılacak ilk şey.yılda 4 bin sayfa okumuş olur ki. zevkli. İnsan. alevli bir kuyunun başına getirdiklerini ve atacaklar diye korkunca da: “Korkma. İlmi bir eserin anlaşılmasında birtakım zorlukların bulunması tabiidir. azığı ve aydınlatıcısıdır. Her gün on sayfa okuyan kişi. rüyâsında iki dehşetli kimsenin gelip. her sabah-akşam dergâh-ı ilahi’de dua vasıtasıyla sizinle beraberdir. 11 . Bunlar ise. Üstadınız olan Said ise. Devamlılık çok mühimdir. bu eserlere şiddetle muhtaç olduğunu bilmek. Ahiret kardeşiniz olan Said ise. Bir Risaleyi okurken."Bu eseri hiç bu kadar anlamamıştım. talebesine. Yine Onuncu sözde: Neden şu sözü tam anlayamıyoruz?” denmemesini. kollarından tutarak kendisini derin. eski kelimelere aşinalığı olanların bile anlayamamaktan şikayet ettiği görülmüştür. Teheccüd: Karanlık gecelerin aydınlatıcı feneridir: Gecelerini teheccüd feneriyle gündüz gibi aydınlatmış olanlar. insanın öbür âlemdeki hayatına ait bir parçayı aydınlatmayı tekeffül etmiştir. Bu bakımdan öğrenilen bilgilerin büyüklüğü ve ehemmiyeti hiç akıldan çıkarılmamalıdır. ne kadar istifade edilirse kâr olduğunu ve imanımızın kurtulmasına yeteceğini söylemiştir. Teheccüd. kendi yazdığı halde. bu neredeyse bütün eserleri bir defa okumak demektir. Her namaz. berzah karanlığına karşı bir zırh. Çoğu. Zaten. zahiresi. Ve bu meşguliyet. sanki ilk defa görüyor gibiyim. akıl bu yolda gidemez” dediğini belirtmiş. Arapça ve Farsça eğitimi görmüş. kısa ve sıradan anlamları bulunan kelimeler değildir. Yani. sabırla devam edilecek yorucu bir meşguliyet ister. Risaleyi okuyanların da .bu eserlerdeki yüksek derin ve çok şümullü hakikatlerin çok veciz bir şekilde anlatılmasındandır. Kur’ân’da birkaç yerde teheccüde işaret edilmiştir. bu hakikatleri yiyorum. berzah hayatlarını da aydınlatmış sayılırlar. Risaleleri dikkat ve tefekkürle okumamızı istemektedir. “Ben. İbn-i Sina gibi bir dahinin bile:”Haşir. izafet ve ıstılahtır. ötelerin zâdı. mes'ud bir faaliyettir. Bu bakımdan. bir silah. herbir risaleyi açtıkça onunla sohbet edersiniz. kendi akıl ve ilim derecesine göre faydalanabileceğini vurgulamıştır." demiştir. Yine O. bir meş’ale ve kişiyi berzah azabından koruyan bir emniyet yamacıdır. üniversitelerde ders kitabı olarak okutulacak derecede ilmi zenginliği olan bu tefsiri hemen anlayamamaktan dolayı üzülmek. bir bahçeye giren kişilerin. 17/79. boylarının yüksekliği derecesinde meyvelerden istifade edebileceğini. ümitsizliğe kapılmak yersizdir. sevgi ve istek. İhtiyaç.Secde. teheccüd ise. Yine bir keresinde. Buhari ve Müslim’in rivayetine göre. onları sevmek ve anlamayı kesin bir şekilde istemektir. insanları öğrenmeye iten en büyük etkenlerdir. derin ilmi mevzuların anahtarlarıdır. İbn Ömer. 32/16. Bu eserleri anlamak. sekiz rek’at da kılınabilir. nakli bir meseledir.tamlama ve terimlerdir. Üstad. (İsrâ.” Diyerek iman ilminden edilecek istifadenin hiç küçümsenmemesi gerektiğini belirtmiştir. Said’in şahsının ehemmiyeti yoktur ki sohbetine arzu edilsin. Her şeyi kendi derecesine göre değerlendirmek gerekir. 76/26) İki rek’at kılınabileceği gibi.

Tesbihatı terketmemek gerekir. tesbihler. Bunu daha fazla yapanların dışında hiç kimse bundan daha üstün bir iş yapmış olamaz. Eğer hemen namaz sonrasında müsait olamazsak mutlaka kazasını yapmalıyız. Efendimizin(s. Bu tesbihatı okuyan ve hazını alan mü’min. Allah. Bu zikri ertesi güne kadar kendisini şeytandan korur. beni Cehenneminden koru’ de. böylece rüyâsında İbn-i Ömer’e Cehennem’e ait bir berzah levhasını göstermiş ve bir eksiğini hatırlatıp. Şart değildir. gündüzleri hiç aydın olmaz mı? TESBİHAT Namazlardan sonra yapılan tesbihatın ehemmiyeti bir çok Hadis-i Şerifte ifade edilmiştir. cehennemden kurtuluşun kesinleşir. Cenab-ı Hakka Esma-i Hüsnası ve İsm-i Azamı ile dua edilmektedir. Yine Efendimiz pek çok hadislerinde. dua ve salavatlardan derlenmiştir. “İbn Ömer ne güzel insandır. henüz dizüstü oturduğu sırada hiçbir şey konuşmadan önce on defa “La ilahe illallahü vahdehü la şerike lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yumitu ve 12 . kalblerin yumuşamasında ve şeytanların. namaz sonlarında okunacak tesbihat ve duaları bildirmiş.m. Geceleri aydın olan insanların. Efendimiz’in tavsiyeleriyle o eksiğin kapatılmasını sağlamıştır. yüz günahı affedilir. “Namazdan sonraki tesbihatlar tarikat-ı Muhammediyedir. Tesbihatı sesli yapmanın sebebi. Bizim tesbihatımız.v) resiliğinde milyonlarca müslüman muazzam bir zikir halkası etrafında toplandığını ve bu mübarek kelimeleri söyleyip dua ettiğini hisseder. teheccüd namazını da kılsa” şeklinde tabir ve tevcihde bulunurlar. Eğer bunu söyledikten sonra o gece ölecek olursan. Efendimiz(s. Allah haşyeti ve muhabbetinden gecenin zülüfleri üzerine bırakılan bir kaç damla gözyaşı ve herkesin uyuduğu saatlerde uyumayan gözlerle eda edilen zikirler.) ve Velayet-i Ahmediyyenin bir evradıdır. ufak bir fotokopi halinde yanınızda taşıyıp namaz sonrasında oradan bakarak yapabilirsiniz..m. Eğer bu duayı yaprığın gün ölürsen.” Nasıl ki Risalede inkilap eden Velayet-i Ahmediyye(a. bilmeyenlerin kulak aşinalığı kazanmasını sağlamak. Her zaman yapabilirsiniz. terketmemeye çalışmalısınız. günahların tesirlerinden korunmada. Bu tesbihatta.) bütün velayetin üstündedir. O noktadan.s. “Allahın 99 ismi vardır. onların da katılabilmesine olanak tanımak ve manevi havayı daha iyi hissetmek içindir.a. bizlere de bunları yapmamızı tavsiye etmiştir. Kendisine yüz iyilik sevabı yazılır. kılınan namazlar ve mütalâa edilen derslerin kalblere ne kazandırdığı. hadisce tavsiye edilen istisna duaları. keşke. kutupların okuduğu tesbih. Allah korkusu.v)’in bildirdiği. ehemmiyeti büyüktür. geçmiş asırlardaki maneviyat büyüklerinin evliyaların. o derece sair tarikatlarin ve evradların fevkındedir. Kim bunları manalarını bilerek ve idrak ederek sayarsa Cennet’e gider. salavatlar bulunmakta.(a. yedi defa ‘Allahım. Ülfetin dağılmasında. Zamanla ezberleyip. camilerde okunana ilaveten.a. O velayet-i kübranın evradı olan tesbihat.s. ancak tatbikatla ve tadıp bilmekle anlaşılır. Allah Resûlü.” Ebu Davud “Kim sabah namazının peşinde. Bu açıdan tesbihatı ezbere bilmek çok önemlidir. Ama ilk namazlarda ezberleyemediğiniz kısımları.senin için endişe yok” dediklerini Efendimiz’e anlatır. namazdan sonra aynı duayı yap. cehennemden kurtuluşun kesindir.” “Akşam namazından dödüğün zaman. Sabah namazını kıldığın zaman da. Kim günde yüz defa “La ilahe illallahü vahdehü la şerike lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala külli şey’in kadir” derse on tane köleyi hürriyetine kavuşturmuş kadar sevap kazanır.

kendini beğenmekten ve övünmekten muhafaza eyle! Allah’ım.) Ecirnâ: Allah’ım.s. hamd O’na mahsustur. bizi Kıyamet Günü’nün azabından muhafaza eyle! Allah’ım. La ilahe illallahu. bizi ahir zaman fitnesinden muhafaza eyle! Allah’ım. bizi kötü kadınların belasından muhafaza eyle! Allah’ım.(ve ileyhil masir) Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. gerek hayatta ve gerek öldükten sonra bütün hayırların en yüksek gayesine ulaştır. katındaki derecelerin en yücesine yükselt. bizi Mesih-i Deccal ve Süfyan’ın fitnesinden muhafaza eyle! Allah’ım. Ortağı yoktur. bizi firavunlaşmış nefs-i emmarelerin şerlerinden muhafaza eyle! Allah’ım. bütün ihtiyaçlarımızı yerine getir.hüve ala külli şey’in kadir” derse kendisine on sevap yazılır. her bakışta. bizi din düşmanlarının tecavüzünden muhafaza eyle! Allah’ım..) “Hangi dualar en çok kabul edilmeye layıktır. her anda semavat ve yer ehlinin her göz açıp kapamalarında. Bunu yaptığı gün her türlü kötülükten ve şeytandan korunmuş olur. Allahümme inna nükaddimu. bizi gösterişten ve işitsinler diye amel etmekten. O tekdir. Mülk O’nundur. onunla bizi bütün korku ve afetlerden kurtar. (ve dönüş O’nadır. Şirkin dışında. Duamızı kabul eyle. Onun herşeye gücü yeter. bizi sapıklıklardan. bizi kahrının ateşinden muhafaza eyle! Allah’ım. bizi Cehennemden muhafaza eyle! Allah’ım. bizi kötülükleri şiddetle emreden nefsin şerrinden muhafaza eyle! Allah’ım. O ölmeyen Diri’dir. Sana şu şehadeti takdim ediyoruz: Şehadet ederim ki. O da “Gece yarısından sonra ve farz namazların sonunda yapılan dualar” buyurdu. Allah’ım! Her nefes alıp vermede. bizi Cehennem azabından muhafaza eyle! Allah’ım. bizi fasıkların fitnesinden muhafaza eyle! 13 .” Resulullaha(a. O diriltir ve öldürür. bütün kötülüklerden bizi temizle. Hayır onun elindedir. bizi kötü kadınların fitnesinden muhafaza eyle! Allah’ım. ey dualara cevap veren! Hamd. bizi kötü kadınların şerrinden muhafaza eyle! Allah’ım. bid’alardan ve belalardan muhafaza eyle! Allah’ım. bizi münafıkların şerrinden muhafaza eyle! Allah’ım.” soruldu. o gün işlemiş olduğu bütün günahları affedilir. birinin diğeri hakkında gıyaben yaptığı duadır.. bizi kabir azabından muhafaza eyle! Allah’ım.. bizi bütün ateşlerden muhafaza eyle! Allah’ım.. bizi kabir ve ateşlerin azabından muhafaza eyle! Allah’ım.m. “En çok kabul edilen dua. on günahı silinir ve manevi makamı on derece yükseltilir.. alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.. bizi dini ve dünyevi fitneden muhafaza eyle! Allah’ım.” Tesbihat Salat-ı Tüncina: Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e Efendimiz Muhammed’in Âl-i Beytine öyle bir salât ve rahmet eyle ki.

Muhammed Allah’ın resuludür.s.. Seçkin Peygamberimizin şefaatiyle. Vaadinde sadık ve emin olan Muhammed (a.m) Allah’ın resuludür. İnnallahe ve melaiketehu.m)’a ve Efendimiz Muhammed (a.Allah’ım.) Muhammedenresulullahi.. Muhakkak ki. Ya Rabbi! Sevgili Muhammed (a. Bizi mağfiret eyle. ecdadımızı...s.m)’a ve bütün peygamber ve resullere. denizlerin dalgaları. Ey iman edenler. bizi iyilerle beraber Cennet’e idhal eyle! Allah’ım.. ey kurtaran Mucir! Fazlınla muamele eyle. Allahümme salli.. yağmurların damlaları sayısınca salat. Milyon kere selam olsun sana. akrabalarımızı ve ecdadımızı Cehennem’den muhafaza eyle! Affınla muamele eyle. Salli ve sellim. Peygamber’e Allah rahmet eder. bu salavatlardan herbirinin hürmetine lutfeyle! Allah’tan başka 14 . Milyon kere selam olsun sana. ağaçların yaprakları. Efendimiz Muhammed (a. bütün hastalıklar ve devalar adedince salat. Efendimiz Muhammed (a.. Allah’ım.. ey vahyin emini. herbirisinin al ve ashabında salat ve selam eyle! Duamızı kabul buyur! Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun! Elfü elfi. meleklerde dua eder. Allah Teala ona salat ve selam eylesin. Emrin başımız üstüne Allah’ım. Bismillah. akrabalarımızı.s. anne babamıza ve Sadık Risale-i Nur Talebelerine. anne babamızı Sadık Nur Talebelerini. erkek ve kız kardeşlerimizi. ey Allah’ın sevgilisi.(kesiran kesira) Allah’ım. iyilerle beraber Cennet’e ithal eyle! Gece ve gündüz devam ettikçe onlara selam eyle.s. bize merhamet et. Fa’lem. Hak ve Mübin olan Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Milyon kere selam olsun sana. Melik.(la ilahe illallah) Şunu muhakkak bil ki (Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.. ey Allah’ın resulü. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. selam ve bereket ihsan eyle. Ey Allah’ımız. bizi anne babamızı. mü’min ve muhlis dostlarımızı... Dualarımızı kabul eyle.. La ilahe illallahül el Melikül. iman ve Kur’an hizmetindeki Sadık Nur Talebelerini. Bize.. Allahümme salli ala.... iman ve Kur’an hizmetindeki muhlis mü’min dostlarımızı..m)’in âline..m). bereket ve selam ihsan eyle. siz de ona teslimiyetle salat ve selam getirin. Üstadımıza.s.. ey bütün günahları bağışlayan Gaffar! Allah’ım. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. bizi üstadımızı. bizi iyilerle beraber Cennet’e girdir! Allah’ım. onun Âl ve Ashabına..

cin ve insanın şerrinden.. verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedi nimetleri vermek suretiyle mükafatlandırıcı El-Melik: Bütün kainatın sahibi. akrabalarımızı. aslen ve mutlak surette hükümdarı El-Kuddus: Hatadan. ⇑: Seni bütün kusur ve noksan sıfatlardan tenzih ediyorum. Sübhaneke ya (Allah) taaleyte ya (Rahman). Bizleri.. Duamızı kabul et. ya Rahman! Sübhaneke ahiyyen. sapıklıkların. anne babamızı. Er-Rahim: Pek ziyade merhamet edici.s. yoktan var eden. üstadımızı. Seçkin peygamberinin şefaatiyle. Esma-i Hüsna Allah: Uluhiyyete mahsus sıfatların hepsini kendinde toplamış bulunan Zat-ı Vacibül Vücuda dalalet eden isimdir ve sayılan isimlerin içinde ismi-i A’zamdır. ecirna minennar biafvike ya Rahman. ⇓:Cehennemden ve bütün ateşlerden kurtar. Münezzehsin. aczden her türlü eksiklikten çok uzak ve pek temiz Es-Selam: Her çeşit arıza ve hadiselerden salim kalan. Er-Rahman: Ezelde bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve rahmet irade buyuran.m)’ın Allah’ın resulü olduğuna şehadette bulunurum. Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. her türlü tehlikelerden kullarını selamete çıkaran. dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan El-Mütekebbir: Her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren El-Halık: Her şeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri. Allah ona salat ve selam etsin. ey bütün kemal sıfatlarla muttasıf olan Allah! Yücesin. ey dünyada mü’min kafir ayırt etmeden rızıklandıran Rahman! Affınla bizi Cehennemden kurtar. nefsin ve şeytanın şerrinden.. rahatlandıran. ey çok merhamet eden Hannan ve nimeti bol olan Mennan! Senden başka ilah yok! Bizi. halis dostlarımızı. dinsizliğin ve azgınlığın şerrinden muhafaza eyle! ⇑: Affınla muamele eyle. El-Müheymin: Gözetici ve koruyucu El-Aziz: Mağlup edilmesi mümkün olmayan galib El-Cebbar: Kırılanları onaran. kendine sığınanlara aman verip onları koruyan.hiçbir ilah olmadığına şehadet ederim ve yine Muhammed (a. gafletten. ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Allah’ım bizleri. erkek ve kız kardeşlerimizi. sevdiğini. Risale-i Nur Talebelerini. iyilerle beraber Cennete idhal eyle. ey günahları çok bağışlayan Gaffar! Rahmetinle olsun.. Cennetteki bahtiyar kullarına selam eden El-Mü’min: Gönüllerde iman ışığını uyandıran. hadiseleri tayin ve tesbit eden ve ona göre yaratan. bid’aların. arkadaşlarımızı. eksikleri tamamlayan. El-Bari: Eşyayı ve her şey aza ve cihazını birbirine uygun ve mülayim bir halde yaratan 15 . ey koruyan Mucir! Fazl ve ihsanınla olsun. sevmediğini ayırt etmeyerek tekmil mahlukatını sayısız nimetlerle müstağrak kılan.

alçaltan El-Rafi: Yukarı kaldıran. ağırlayan El-Muzill: Zillete düşüren. her şeye bir şekil ve hususiyet veren El-Ğaffar: Mağfireti pek çok El-Kahhar: Herşeye. yükselten El-Muiz: İzzet veren. daraltan El-Basit: Açan. El-Musavvir: Tasvir eden. her istediğini yapacak surette galip ve hakim El-Vehhab: Çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayıp duran Er-Rezzak: Yaratılmışlara faydalanacakları şeyleri ihsan eden El-Fettah: Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran El-Alim: Her şeyi çok iyi bilen El-Kabıd: Sıkan. hor ve hakir eden Es-Semi: İyi işiten El-Basir: İyi gören El-Hakem: Hükmeden. genişleten El-Hafid: Yukarıdan aşağıya indiren. her şeyi. onları yapabileceğinden daha iyisini temin eden El-Kaviy: Pek güçlü 16 . nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen. onları rahmet ve rızasına erdiren yahut sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya biricik layık olan El-Mecid: Şanı büyük ve yüksek El-Bais: Ölüleri diriltip kabirlerinden çıkaran Eş-Şehid: Her zamanda ve her yerde hazır ve nazır El-Hak: Varlığı hiç değişmeden duran El-Vekil: İşlerini yoluyla kendisine bırakanların işini düzeltip. gizli taraflarından haberdar El-Halim: Hilmi çok El-Azim: Pek azametli El-Gafur: Mağfireti çok Eş-Şekur: Kendi rızası için yapılan iyi işleri daha ziyadesiyle karşılayan El-Aliy: Pek yüksek El-Kebir: Pek büyük El-Hafiz: Yapılan işleri bütün tafsilatıyla tutan. en ince şeyleri yapan. belli vaktine kadar afet ve beladan saklayan El-Mukit: Her yaratılmışın rızığını veren El-Hasib: Muhasib: herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerini bütün tafsilat ve teferruatıyla hesabını iyi bilen El-Celil: Celalet ve ululuk sahibi El-Kerim: Keremi bol Er-Rakib: Bütün varlık üzerinde gözcü. hakkı yerine getiren El-Adl: Çok adaletli El-Latif: En ince işlerin bütün inceliklerini bilen. ince ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydaları ulaştıran El-Habir: Her şeyin iç yüzünden. bütün işleri mürakabesi altında bulunan El-Mucib: Kendine yalvaranların istediklerini veren El-Vasi: Geniş ve müsaadekar El-Hakim: Buyrukları ve bütün işlerinin hikmetleri bulunan El-Vedud: İyi kullarını seven.

her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten El-Kayyum: Gökleri. sıfatlarında. hem fazl-ı kerem sahibi El-Muksit: Bütün işlerini denk ve birbirine uygun ve yerli yerinde yapan El-Cami: İstediğini istediği zaman. acib ve hayret verici alemler icad eden El-Baki: Varlığının sonu olmayan 17 . hükümlerinde asla şeriki- ortağı ve nazırı-benzeri-dengi bulunmayan Es-Samed: Hacetlerin bitirilmesi. istediği simalara. isimlerinde. zihinlere ve gönüllere nur yağdıran El-Hadi: Hidayet lutfeden. yeri ve herşeyi tutan El-Vacid: İstediğini istediği vakit bulan El-Macid: Kadr-ü şanı büyük. ızdırapların giderilmesi için tek merci El-Kâdir: İstediğini istediği gibi yapmaya gücü yeten El-Muktedir: Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden El-Mukaddim: İstediğini ileri geçiren. muradına erdiren El-Bedi: Örneksiz. her hal ve tavırdan pek yüce El-Berr: Kulları hakkında müsaid bulunan-iyiliği ve bahşişi çok olan Et-Tevvab: Tevbeleri kabul eden. binbir şeyin sayısını bilen El-Mubdi: Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan El-Muid: Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan El-Muhyi: Çok bağışlayan. istediği yerde toplayan El-Ğaniy: Çok zengin ve her şeyden müstağni El-Muğni: İstediğini zengin eden El-Mani: Bir şeyin meydana gelmesine müsaade etmeyen Ed-Darr: Elem ve sıkıntı verici şeyleri yaratan En-Nafi: Hayr ve menfaat verici şeyler yaratan En-Nur: Alemleri nurlandıran. günahları bağışlayan El-Müntekım: Suçları adaleti ile müstehık oldukları cezaya çarpan El-Afuv: Afvı çok Er-Rauf: Pek re’fetli Malikül-Mülk: Mülkün ebedi sahibi Zül-Celal-iVe’l İkram: Hem büyüklük sahibi. istediği kulunu hayırlı ve karlı yollara muvaffak kılan. El-Metin: Çok sağlam El-Veliy: İyi kullarına dost El-Hamid: Ancak kendisine hamd-ü sena olunan. misalsiz. arkaya bırakan El-Evvel: İlk El-Ahir: Son Ez-Zahir: Aşikar El-Batın: Gizli El-Vali: Bu muazzam kainatı ve her an olup biten hadisatı tek başına tedbir ve idare eden El-Müteal: Yaratılmışlar hakkında aklın mümküm gördüğü her şeyden. öne alan El-Muahhir: İstediğini geri koyan. işlerinde. kerem ve semehati bol El-Vahid: Tek-Zatında. sağlık veren El-Mumit: Canlı bir mahlukun ölümünü yaratan El-Hay: Diri. bütün varlığın diliyle biricik öğülen El-Muhsi: Namütenahi de olsa.

Fakat onu güzelleştiren. küllî muarrif var. Mekke bir mihrab. nasılki iki cenahın icmâ' ve tevatürüyle teyid ediliyor. Bütün sağ ve sol. O bürhân-ı bâhir olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i îmânâ imam. o bürhânın şahs-ı mânevîsine bak: Sath-ı Arz bir mescid. İşte bak: Hüsn-ü sîret ve cemâl-i sûret ile mümtaz bir zâtı görüyoruz ki. Birisi de Kur'an-ı Azîmüşşan'dır. varlığa devam eden.. aynı kelimeyi tekrar ederek.NURU: ONDOKUZUNCU SÖZ ( RİSÂLET-İ AHMEDİYE'YE DAİRDİR )         Evet şu söz güzeldir. "ONDÖRT REŞEHAT"ı tâzammun eden Ondördüncü Lem'anın BİRİNCİ REŞHASI: Rabbimizi bize târif eden üç büyük. fevkalâde metâneti. Zira o. bütün enbiyaya reis. Hayâlen olsun onu vazife başında görüp ziyaret ederiz. fevkalâde ciddiyeti.. elinde mu'ciznümâ bir kitab. dâvâsında nihayet derecede sâdık olduğunu güneş gibi âşikâre gösteriyor. dinlemeliyiz. servetlerin hakiki sahibi Er-Raşid: Bütün işleri ezeli takdirine göre yönetip dosdoğru ve bir nizam ve hikmet üzere akibetine ulaştıran Es-Sabur: Çok sabırlı © KAMP DUVAR YAZILARI • BENİ KAMPIN YAĞMURLARINDA YIKASINLAR… 1. o kitablardan çıkarmıştır. bütün evliyaya seyyid.. mu'cizâtlarına istinad eden bütün enbiya ve kerametlerine itimad eden bütün evliya tasdik edip imza ediyorlar. bütün enbiya ve evliyadan mürekkeb bir halka-i zikrin serzâkiri. Evet.GÜNÜN 1. Bütün enbiya hayattar kökleri. Öyle de. lisanında hakaik-âşina bir hitab. zâtında gâyet Kemâldeki ahlâk-ı hamîdesini ve vazifesinde nihayet hüsnündeki secâya-yı galiyesini ve kemâl-i emniyetini ve kuvvet-i îmânını ve gâyet itminanını ve nihayet vüsûkunu gösteren fevkalâde takvâsı. İKİNCİ REŞHA: O nûrânî bürhân-ı tevhid. El-Varis: Servetlerin geçici sahipleri elleri boş olarak yokluğa döndükten sonra. böyle hesabsız imzalarla teyid edilen bir müddeaya parmak karıştırsın. bütün benî-Âdeme. herbir dâvasını. icmâ' ile mânen "Sadakte ve bil-hakkı natakte" derler. belki cin ve inse ve meleğe. ÜÇÜNCÜ REŞHA: Eğer istersen gel Asr-ı Saadet'e.    der. dâva eder. Ceziret-ül Arab'a gideriz. güzellerin güzeli olan evsaf-ı Muhammediyedir. bütün evliya taravettar semereleri bir şecere-i nuraniyedir ki. fevkalâde ubûdiyeti. _____________________ (Haşiye): Hüseyin-i Cisrî "Risale-i Hamîdiye"sinde yüzondört işârâtı.. Tahriften sonra bu kadar bulunsa. belki bütün mevcûdata karşı bir hutbe-i ezeliyeyi tebliğ ediyor. Birisi: Şu kitab-ı kâinattır ki. Şimdi şu ikinci bürhân-ı nâtıkî olan Hâtem-ül Enbiya Aleyhissalâtü Vesselâm'ı tanımalıyız. Birisi: Şu kitab-ı kebirin âyet-i kübrâsı olan Hâtem-ül Enbiya Aleyhissalâtü Vesselâm'dır. bütün insanlara hatib. Hangi vehmin haddi var ki. bir nebze şehadetini onüç lem'a ile arabî Nur Risalesinden Onüçüncü dersten işittik. Sırr-ı hilkat-ı âlem 18 . yâni mâzi ve müstakbel taraflarında saf tutan o nuranî zâkirler. Medine bir minber. elbette daha evvel çok tasrihat varmış. Tevrat ve İncil gibi Kütüb-ü Semâviyenin (Haşiye) yüzler işaratı ve irhasatın binler rumuzatı ve hâtiflerin meşhur beşâratı ve kâhinlerin mütevâtir şehâdâtı ve şakk-ı Kamer gibi binler mu'cizâtının delâlâtı ve şeriatın hakkaniyeti ile teyid ve tasdik ettikleri gibi.

Kâh süreyyadan seraya. Yüz sene çalışsınlar. O Zâtın. küçük bir kavimde büyük bir hâkim. pek büyük husumet karşısında. mutaassıb büyük kavimlerden. Habibullah'ın zılli altında makam-ı mahbubiyete mazhardır. kâh seradan süreyyaya kadar bir sukut ve sûud içerisinde çalkanıyorlardı. Eski Said'den çıkmaya çalıştığı bir zamanda. rehbersizlikten ve nefs- i emmarenin gururundan gâyet müdhiş ve mânevî bir fırtına içinde akıl ve kalbim hakaik içerisinde yuvarlandılar. küçük. tazyikat kalkıyor gibi bir hâlet hissediyordum. bilâ-perva. yol aydınlaşıyor. benim bütün ağırlıklarımı alıyor gibi bir hiffet buluyordum. bütün mevcûdâttan sorulan. hem inadçı. fakat hacaletâver bir yalanı. gemilerde hatt-ı hareketi gösteren kıblenâmeli birer pusula gibi. tabakat-ı Evliya içinde en parlak. Sünnet-i Seniyyeye ittibaı." Evet müceddid-i elf-i sâni İmam-ı Rabbanî (R. büyük bir ciddiyetle. ÜÇÜNCÜ NÜKTE: Bu fakir Said. Hak olan mesleği hileden müstağnidir. yol da zulümatlı. makbul cevab verir. düşmanları yanında hilesini hissettirmeyecek derecede teessür ve telâş göstermeden söyleyemez. Yük ağır. esas-ı tarikat ittihaz edenleri gördüm. mürebbi-i nüfûs. en emniyetli. Bir teslimiyetle tereddüdlerden ve vesveselerden. samimî bir safvetle. bilâ-tereddüd. Halbuki bak bu zât. münazaralı bir dâvâda hicabsız.. SEKİZİNCİ REŞHA: Bilirsin ki. İşte o zaman müşahede ettim ki: Sünnet-i Seniyyenin mes'eleleri. Ne vakit Sünnete yapışsam. yük hafifleşiyor. pervasız. sultan-ı ervah oldu. Bunun gibi daha pek çok hârika icraatı yapıyor. İşte o zamanlarımda İmam-ı Rabbanî'nin hükmünü bilmüşahede tasdik ettim. zâhirî küçük bir kuvvetle. hakikatbîn aldanmaz. hak aldatmaz. ruhları. YEDİNCİ REŞHA: İşte bak: Şu cezire-i vasiâda vahşî ve âdetlerine mutaassıb ve inadçı muhtelif akvamı. pek büyük bir vazifede.) hak söylüyor. telâşsız. kalbleri. pek büyük dâvâda. nefisleri fetih ve teshir ediyor. hakikat görünsün aldatsın. selâmetli yol görünüyor. hasımlarının damarlarına dokunduracak şedid. Mahbûb-u kulûb. az bir zamanda ref'edip yerlerine öyle secayâ-yı âliyeyi ki. küçük bir Cemâatte. küçük bir himmetle. zulümatlı yollar içinde birer düğme hükmünde görüyordum. hakikatbînin gözüne hayâlin ne haddi var ki. ulvî bir Sûrette söylediği sözlerinde hiç hilaf bulunabilir mi? Hiç hile karışması mümkün müdür? Kellâ      Evet. büyük bir himmetle ancak daimî kaldırabilir. Sünnet-i Seniyyenin o vaziyete temas eden mes'elelerine ittiba ettikçe. pek büyük bir vazifedâr. o zamânâ nisbeten bir senede yaptığının yüzden birisini acaba yapabilirler mi? DOKUZUNCU REŞHA: Hem bilirsin: Küçük bir adam. hadsiz zararlı. Nereye gittikleri anlaşılmayan çok yollar var. maslahat mıdır?" diye endişelerden kurtuluyordum.olan muamma-i acîbânesini hal ve şerh edip ve sırr-ı kâinat olan tılsım-ı muğlâkını fetih ve keşfederek. bakıyordum: Tazyikat çok. BEŞİNCİ NÜKTE: 19 . pek büyük mes'elelerde. dem ve damarlarına karışmış derecede sâbit olarak vaz' ve tesbit eyliyor. pek büyük bir haysiyetle. pek büyük emniyete muhtaç bir halde. pek büyük bir serbestiyetle. Nazarım da kısa. ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyânelerini def'aten kal' ve ref' ederek bütün ahlâk-ı hasene ile techiz edip bütün âleme muallim ve medenî ümeme üstad eyledi. Hem o seyahat-ı ruhiyede çok tazyikat altında gâyet ağır yükler yüklenmiş bir vaziyette kendimi gördüğüm zamanda. en haşmetli.GÜNÜN 2. Ceziret-ül Arab'ı gözlerine sokuyoruz.A.A. pek büyük bir Cemâatte. büyük ve çok âdetleri.LEM’A İKİNCİ NÜKTE: İmam-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî (R. Şimdi bak bu Zâta. muallim-i ukûl. 1.) demiş ki: "Ben seyr-i ruhanîde kat-ı merâtib ederken. sair tabakatın has velîlerinden daha muhteşem görünüyordu. Hatta o tabakanın âmi Evliyaları. hatta küçük âdâbları. oraya gitsinler. en letâfetli. küçük bir mes'elede. küçük bir haysiyetle. sigara gibi küçük bir âdeti. bütün ukûlü hayret içinde meşgul eden üç müşkil ve müdhiş sual-i azîm olan "Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?" suallerine mukni. Haydi yüzer feylesofu alsınlar. Sünnet-i Seniyyeyi esas tutan.NURU: 11. ben de gâyet âcizim. yâni "Acaba böyle hareket hak mıdır. bilâ-hicab. Ne vakit elimi çektiysem. belki akılları.. İşte şu Asr-ı Saadeti görmeyenlere. Bak! Değil zâhirî bir tasallut.

Evet bu kâinatı bu derece in'âmat ile dolduran Zat-ı Kerim-i Zülcemal. Veyl o kimseye ki.             Âyet-i azîmesi. Âyeti. İşte böyle bir zatın sünnet-i Seniyyesine elden geldiği kadar ittibaa çalışmak. Evet şu Âyet-i Kerime. senin ahkâmını onlara kabul ettirir!" Evet Şeriat-ı Muhammediye ve Sünnet-i Ahmediyede hiçbir mes'ele yoktur ki. Ne mutlu o kimseye ki. Hem şimdiye kadar yazılan yetmiş seksen Risale-i Nuriye. belki yedi bin Risale o hikmetleri bitiremeyecek.. Mantıkça." Müsbet netice için denilir: "Güneş çıktı. Risale-i Nur eczalarına müracaat edip baksınlar. hikmeti nedir? Şerrin halkı şerdir. netice verir ki: Habibullah'ın Sünnet-i Seniyyesine ittibaı intac eder. kıyâs-ı istisnâî kısmının en kuvvetli ve kat'î bir kıyâsıdır. ittiba-ı Sünnet ne kadar mühim ve lâzım olduğunu pek kat'î bir surette ilân ediyor. zarurî ve bedihîdir. Evet Cenab- ı Hakk'a îman eden. yetmiş değil. Sünnet-i Seniyyeyi takdir etmeyip. hususan emrâz-ı içtimâiyede gâyet nâfi' birer devâdır. belki bin tecrübatım var ki. öyle ise netice veriyor ki: Şimdi gündüzdür. Aynen böyle de: Şu Âyet-i Kerime der ki: "Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa. zîşuurlardan o nîmetlere karşı şükür istemesi. seni onlara dinlettirir. Sünnet-i Ahmediyenin ve Şeriat-ı Muhammediyenin (A. SEKİZİNCİ NÜKTE:      dan evvelki olan       ilâ âhir. Bu fakir. Hem bu kâinatı hadd ü hesaba gelmez tecelliyat-ı Cemal ve Kemalâtına mazhar eden o Zat-ı Cemil-i Zülkemâl. Hakikî muti' taifeleri. elbette bilbedahe sevdiği ve izharını istediği Cemal ve Kemal ve Esmâ ve san'atının en câmi ve en mükemmel mikyas ve medârı olan bir zata. Hem ben şahsımda bilmüşahede ve zevken. bilmüşahede kendim hissettiğimi ve başkalarına da bir derece Risalelerde ihsas ettiğimi ilân ediyorum. elbette ona itaat edecek." Menfî netice için deniliyor: "Gündüz yok. emrâz-ı ruhaniyede ve akliyede ve kalbiyede. tâ ki o güzel vaziyeti başkalarında da görünsün. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ümmetine karşı kemâl-i şefkat ve nihayet re'fetini gösterdikten sonra. Arş-ı Âzîm-i Muhîtin tahtında saltanat-ı Rubûbiyeti hükmeden Zat-ı Zülcelâl sana kâfidir. Şöyle ki: Nasıl mantıkça kıyâs-ı istisnâî misâli olarak deniliyor: "Eğer güneş çıksa. bid'alara giriyor.NURU: 12.) mes'eleleri. mesâil-i Şeriatla Sünnet-i Seniyye düsturları. bildiğimi ve onların yerini başka felsefî ve hikmetli mes'eleler tutamadığını. Hem bu kâinatı bu kadar mu'cizat-ı san'atla tezyin eden o Zat-ı Hakîm-i Zülcelâl.M. ne kadar akılsızlık olduğunu biliniz! Ve ey şefkatli Resul ve ey re'fetli Nebî! Eğer senin bu azîm şefkatini ve büyük re'fetini tanımayıp akılsızlıklarından sana arka verip dinlemeseler." Muhabbetullah varsa. bilâ-şübhe Habibullah'ın gösterdiği ve takib ettiği yoldur. şu   âyetiyle der ki: "Ey insanlar! Ey müslümanlar! Böyle hadsiz   bir şefkatiyle sizi irşad eden ve sizin menfaatiniz için bütün kuvvetini sarfeden ve mânevî yaralarınız için kemâl-i şefkatle getirdiği ahkâm ve sünnet-i Seniyyesiyle tedavi edip merhem vuran şefkatperver bir zatın bedihî şefkatini inkâr etmek ve göz ile görünen re'fetini ittiham etmek derecesinde onun sünnetinden ve tebliğ ettiği ahkâmdan yüzlerinizi çevirmek. kabihin halkı kabihtir? 20 . merak etme! Semavat ve Arz'ın cünûdu taht-ı emrinde olan. ne kadar vicdansızlık. bu müsbet ve menfî iki netice kat'îdirler. Habibullah'a ittiba edilecek. gündüz olacak. İttiba edilmezse.GÜNÜN 3. kıyâsât-ı mantıkıyye içinde. netice veriyor ki: Allah'a muhabbetiniz yoktur. öyle ise netice veriyor ki: Güneş çıkmamış". Elhasıl: Muhabbetullah. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstâkimi ve en kısası. müteaddid hikmetleri bulunmasın.S. elbette bilbedahe zîşuurlar içinde en mümtaz birisini kendine muhatab ve tercüman ve ibâdına mübelliğ ve imam yapacaktır. MEKTUB İKİNCİ SUALİNİZ: Şeytanların halkı ve icadı ne içindir? Cenab-ı Hak. Bu dâvâmda tereddüd edenler. Eğer bu mevzua dair iktidar olsa yazılsa. ne kadar hikmetli ve hakikatlı olduğuna yetmiş seksen şâhid-i sâdık hükmüne geçmiştir. ne kadar kârlı ve hayat-ı ebediye için ne kadar saadetli ve hayat-ı dünyeviye için ne kadar menfaatli olduğu kıyas edilsin. bütün kusur ve aczimle beraber bunu iddia ediyorum ve bu dâvânın isbatına da hazırım. Sünnet-i Seniyyeye ittibaından hissesi ziyade ola. her halde en ekmel bir vaziyet-i ubûdiyeti verecek ve onun vaziyetini sairlerine nümune-i imtisal edip herkesi onun ittibaına sevkedecek. senin etrafına toplattırır. Sünnet-i Seniyyenin ittibaını istilzam edip intac ediyor. şeytanı ve şerleri halketmiş. 1.

bir meydan-ı imtihan ve tecrübe ve cihad ve müsabaka açılmış. belâdan kıl tevekkül. bütün netaice bakar. ona istinad eder. Bir kısmı ihtar-ı Rahmânîdir. Meselâ: Melâikelere şeytanlar musallat olmadıkları için. tebeddül etmez. bir mânevî musîbeti dahi netice verir. makamları sabittir. büyük ve küllî neticeye baktığı için îcadları şer değil. Eğer mücahede ve müsabaka olmasaydı. belki sû'-i istimalattan ve kesb denilen mübaşeret-i hususiyeden gelen şerler. zararların. itirazkârâne şekva ve merakla onu karşılamak. müştekiyâne bir surette değil. bir ağacın kökü kesilmesi gibi maddî musîbet hafifleşe hafifleşe kökü kesilmiş ağaç gibi kurur gider. Rahmeti ittiham eden. o vakit şerr-i kesîr irtikâb edilmiş olur. Bu hakikatı ifade için bir vakit böyle demiştim: Bırak ey bîçare feryadı. şer değil. Belki sû'-i ihtiyarıyla ve kesbiyle onun hakkında şer oldu. maddî musîbetlere de büyük nazarıyla ehemmiyetle baktıkça büyür. îcad-ı İlahîye ait değildir. mertebeleri sabittir. çirkinlikler. Fakat mu'terizâne. bir tathirdir. Meselâ: Gecelerde insanın gözüne bir hayal ilişir. bütünü de güzeldir. Keza hayvanatın dahi. el kesilir. kesb-i insana aittir." Hazret-i Eyyub Aleyhisselâm münâcâtında istirahat-ı nefs için dua etmemiş. esfel-i safilîndeki Ebu Cehl'in ruhuyla bir seviyede kalacaktı. Fakat o cihadda hayr-ı kesîr var ki. beşerî olan aczini ve zaafını bildirerek bir nevi huzur vermektir. hakikat noktasında musîbet değildirler. o rubûbiyeti noktasında verdiği şey'e rıza lâzım. Çünki ateş yalnız onu yakmak için yaratılmamış. şeytanların hilkatıyla ve sırr-ı teklif ve ba's-i enbiya ile. Biz. küçük gördükçe küçülür. Çünki halk ve icad. elmas gibi olan ervah-ı âliyeden temyiz ve tefrik için.. Maddî hastalıklar için ubûdiyete mâni olduğu zaman iltica edebiliriz. şerr-i kesîr olur. İkinci Mes'ele: Maddî musîbetleri büyük gördükçe büyür. Eğer şerr-i kalil olmamak için. terakkiyatları yoktur. Âlem-i insaniyette ise meratib-i terakkiyat ve tedenniyat nihayetsizdir. ehemmiyet verilmezse kaybolur. şerr-i kalil kabul edilir. çirkin değil. 2. "Yağmurun icadı rahmet değildir" diyemez. bütünü de hayırdır. Rivayette vardır ki: "Ermiş bir ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşüyor. musîbeti ikileştiriyor. belki zikr-i lisanî ve tefekkür-ü kalbîye mânî olduğu zaman ubûdiyet için şifa taleb eylemiş. Nemrudlardan. musîbet değil. başını örse vurur kırar. devam eder. şer ve çirkin değildir. Hem meselâ: Gangren olmuş ve kesilmesi lâzım gelen bir parmağın kesilmesi hayırdır. nasıl kırılmasını tezyid ediyor. beliyyelerin ve şeytanların ve muzırların halk ve îcadları. dine gelen musîbettir. Ne vakit o merakı. İşte kâinattaki şerlerin. çünki çok netaic-i mühimme için halkolunmuşlardır. şeytanlar musallat olmadıkları için. memnunane dönerler. belki kesb-i şer şerdir. 21 . Sû'-i ihtiyarıyla bazıları yağmurdan zarar görse. tâ Sıddıkîn-i Evliya ve Enbiyaya kadar gayet uzun bir mesafe-i terakki var. beraber kalacaktı. Öyle de çok zâhirî musîbetler var ki: İlâhî birer ihtar. "Ateşin halkı şerdir" diyemez. Elhasıl: Hayr-ı kesîr için. Meselâ: Cihada asker sevketmekte elbette bazı cüz'î ve maddî ve bedenî zarar ve şer olur. Meselâ: Yağmurun gelmesinin binlerle neticeleri var. belki o. Kaza ve kaderine itirazı işmam eder bir tarzda "Ah! Of!" edip şekva etmek. Hücum eden arılara iliştikçe fazla tehâcüm göstermeleri. İslâm küffarın istilasından kurtulur. İşte kömür gibi olan ervah-ı safileyi. Nasılki çoban. firavunlardan tut.günahlardan gelen mânevi ruhî yaralarımızın şifasını niyet etmeliyiz. hususî bir mübaşeret olduğu için. kesb. Kaderi tenkid eden.Elcevap: Hâşâ!. Demek şeyatîn ve şerlerin yaratılması. hayr-ı kesîri intac eden bir şer terkedilse. Musîbet-i diniyeden her vakit dergâh-ı İlâhiyyeye iltica edip feryad etmek gerektir. Kırılmış el ile intikam almak için o eli istimal etmek. Parmak kesilmezse. Fakat dinî olmayan musîbetler. birer îkazdır ve bir kısmı keffâret-üz zünupdur ve bir kısmı gafleti dağıtıp. Hem ateşin halkında çok faideler var. A'lâ-yı illiyyîndeki Ebu Bekr-i Sıddık'ın ruhu. lâkayd kaldıkça dağılmaları gibi. o vakit hayr-ı kesîr gittikten sonra şerr-i kesîr gelir. yemeğini pişiren ateşe elini soktu ve o hizmetkârını kendine düşman etti. nâkıstır. Eğer o şerr-i kalil için cihad terkedilse. Ona ehemmiyet verdikçe şişer. belki mütezellilane ve istimdadkârâne iltica edilmeli. sâbıkan geçtiği gibi o kısım. Musîbetin hastalık olan nev'i. o münacat ile -birinci maksadımız. LEM’A Birinci Mes'ele: Asıl musîbet ve muzır musîbet. bir nevi kaderi tenkiddir. gayrın tarlasına tecavüz eden koyunlarına taş atıp. Halk-ı şer. Öyle de: Musîbete giriftar olan adam. belki bir iltifat-ı Rabbanîdir. Merak vasıtasıyla o musîbet cesedden geçerek kalbde de kökleşir. iyidir. kendi sû'-i ihtiyarıyla. sıtmanın titremesinden günahlar öyle dökülüyor. Fakat bazıları sû'-i kesbiyle. onlar o taştan hissederler ki: Zararlı işten kurtarmak için bir ihtardır. "Yağmurun halkı şerdir" diye hükmedemez. Rahmetten mahrum kalır. kazaya rıza ve tevekkül vasıtasıyla izale etse. hususî netaice bakar. maden-i insaniyetteki elmas ve kömür hükmünde olan istidadlar. halbuki zâhiren bir şerdir. sû'-i istimaliyle ateşten zarar görse. Rahîmiyyetini ittihamdır. O ayn-ı zulümdür. Madem Onun Rubûbiyetine râzıyız.

Zira feryad belâ-ender, hata-ender belâdır bil.
Eğer belâ vereni buldunsa, safa-ender, atâ-ender belâdır bil.
Eğer bulmazsan bütün dünya cefa-ender, fena ender belâdır bil.
Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan, gel tevekkül kıl!
Tevekkül ile belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül.
Nasılki mübârezede müdhiş bir hasma karşı gülmekle: Adâvet musâlâhaya, husûmet şakaya
döner, adâvet küçülür mahvolur. Tevekkül ile musîbete karşı çıkmak dahi öyledir.

1.GÜNÜN 4.NURU:
İŞTİRAK-İ ÂMÂL-İ UHREVİYE
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Lâtif ve mânidar ve beşaretli iki hadiseyi beyan ediyorum.

Birincisi: Meyusâne bir hatıradan müjdeli bir ihtar:
Bugünlerde hatırıma geldi ki, hayat-ı içtimaiyeye giren hangi şeye temas etse, ekseriyetle
günahlara maruz kalıyor. Her cihette günahlar serbestçe insanı sarıyorlar. "Bu kadar günahlara
karşı insanın hususi ibadet ve takvâsı nasıl mukabele edebilir?" diye meyusâne düşündüm.

Hayat-ı içtimaiyedeki Risale-i Nur talebelerinin vaziyetlerini tahattur ettim. Risale-i Nur
şakirtleri hakkında necatlarına ve ehl-i saadet olduklarına dair kuvvetli işaret-i Kur'aniyeyi ve
beşaret-i Aleviyeyi ve Gavsiyeyi düşündüm. Kalben dedim ki: "Herbiri bin yerden gelen
günahlara karşı bir dille nasıl mukabele eder, galebe eder, necat bulur?" diye mütehayyir
kaldım. Bu tahayyürüme mukabil ihtar edildi ki:

Risale-i Nur'un hakikî ve sadık şakirtlerinin mâbeynlerindeki düstur-u esasiye olan iştirak-i
âmâl-i uhreviye kanunuylave samimi ve halis tesanüd sırrıyla herbir halis, hakikî şakirt, bir dille
değil, belki kardeşleri adedince dillerle ibadet edip istiğfar eder. Bin taraftan hücum eden
günahlara, binler dille mukabele eder. Bazı melâikenin kırk bin dille zikrettikleri gibi, halis,
hakikî, müttakî bir şakirt dahi kırk bin kardeşinin dilleriyle ibadet eder, necata müstehak ve
inşaallah ehl-i saadet olur. Risale-i Nur dairesinde sadakat ve hizmet ve takvâ ve içtinab-ı
kebâir derecesiyle o ulvî ve küllî ubudiyete sahip olur. Elbette, bu büyük kazancı kaçırmamak
için, takvâda, ihlasta, sadakatte çalışmak gerektir.

İkincisi: Eski zamanda, on dört yaşında iken icâzet almanın alâmeti olan üstad tarafından
sarık sardırmak, bir cübbe bana giydirmek vaziyetine mâniler bulundu. Yaşımın küçüklüğüyle,
memleketimizde büyük hocalara mahsus kisve giymek yakışmadığı...
Saniyen: O zamanda büyük âlimler, bana karşı üstadlık vaziyeti değil, ya rakip veyahut
teslimiyet derecesine girdikleri için bana cübbe giydirecek ve üstadlık vaziyetini alacak
kendilerine güvenenler bulunmadı. Ve evliya-yı azimeden dört beş zâtın vefat etmeleri
cihetiyle, elli altı senedir icazetin zahir alâmeti olan cübbeyi giymek ve bir üstadın elini öpmek,
üstadlığını kabul etmek hakkımı bugünlerde, yüz senelik bir mesafede Hazret-i Mevlânâ
Zülcenâheyn Hâlid Ziyâeddin kendi cübbesini, o cübbeye sarılan bir sarıkla, pek garip bir
tarzda bana giydirmek için gönderdiğini bazı emarelerle bana kanaat geldi. Ben de o mübarek
ve yüz yaşında cübbeyi giyiyorum. Cenab-ı Hakka yüz binler şükrediyorum.

KASTAMONU LAHİKASI(TAKVA)
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bugünlerde Kur'an-ı Hakîm'in nazarında îmandan sonra en ziyade esas tutulan takva ve amel-i sâlih
esaslarını düşündüm. Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i sâlih, emir dairesinde
hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def'-i şer, celb-i nef'a râcih olmakla beraber; bu tahribat ve
sefahet ve cazibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def'-i mefasid ve terk-i kebair üss-ül esas olup,
büyük bir rüchaniyet kesbetmiş.
Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını
yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur. Böyle kebair-i azîme içinde amel-i sâlihin ihlâsla muvaffakıyeti pek azdır. Hem
az bir amel-i sâlih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir.

22

Hem takvâ içinde bir nevi amel-i sâlih var. Çünki bir haramın terki vâcibdir. Bir vâcibi işlemek, çok
sünnetlere mukabil sevabı var. Takvâ, böyle zamanlarda, binler günahın tehacümünde bir tek içtinab, az bir amelle,
yüzer günah terkinde, yüzer vâcib işlenmiş oluyor. Bu ehemmiyetli nokta niyetiyle, takva nâmıyla ve günahtan
kaçınmak kasdıyla, menfî ibadetten gelen ehemmiyetli âmâl-i sâlihadır.
Risale-i Nur şakirdlerinin bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvayı
esas tutup davranmak gerektir. Mâdem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtimaiyede yüz günah insana
karşı geliyor; elbette takva ile ve niyet-i içtinab ile yüzer amel-i sâlih işlemiş hükmündedir. Malûmdur ki; bir
adamın bir günde harab ettiği bir sarayı, yirmi adam yirmi günde yapamaz ve bir adamın tahribatına karşı
yirmi adam çalışmak lâzım gelirken; şimdi binler tahribatçıya mukabil, Risale-i Nur gibi bir tamircinin bu
derece mukavemeti ve te'siratı pek hârikadır. Eğer bu iki mütekabil kuvvetler bir seviyede olsaydı, onun
tamirinde mu'cizevâri muvaffakıyet ve fütuhat görülecekti.
Ezcümle: Hayat-ı içtimaiyeyi idare eden en mühim esas olan hürmet ve merhamet gayet sarsılmış.
Bazı yerlerde gayet elîm ve bîçare ihtiyarlar ve peder ve valideler hakkında dehşetli neticeler veriyor.
Cenab-ı Hakk'a şükür ki; Risale-i Nur bu müdhiş tahribata karşı, girdiği yerlerde mukavemet ediyor, tamir
ediyor. Sedd-i Zülkarneyn'in tahribiyle, Ye'cüc ve Me'cüclerin dünyayı fesada vermesi gibi; şeriat-ı
Muhammediye (A.S.M.) olan sedd-i Kur'ân'înin tezelzülüyle de Ye'cüc ve Me'cüc'den daha müdhiş olarak
ahlâkta ve hayatta zulmetli bir anarşilik ve zulümlü bir dinsizlik fesada ve ifsada başlıyor.
Risale-i Nur'un şakirdleri, böyle bir hâdisede mânevî mücahedeleri, inşâallah zaman-ı Sahabedeki
gibi az amelle, pek çok büyük sevab ve âmâl-i sâlihaya medar olur.
Azîz kardeşlerim! İşte böyle bir zamanda, bu dehşetli hâdisata karşı, ihlâs kuvvetinden sonra bizim en
büyük kuvvetimiz; iştirâk-i â'mâl-i uhrevî düsturuyla birbirimize kalemler ile, herbirinin â'mâl-i sâliha defterine
hasenat yazdırdıkları gibi, lisanlariyle herbirinin takva kal'asına ve siperine kuvvet ve imdad göndermektir.
Ve bilhassa fırtınalı tehacüme hedef olan bu fakir ve âciz kardeşinize, bu mübarek şuhur-u selâsede ve
eyyam-ı meşhurede yardıma koşmak, sizin gibi kahraman ve vefadar ve şefkatkârların şe'nidir. Bütün
ruhumla bu imdad-ı manevîyi sizden rica ediyorum. Ve ben dahi, îman ve sadakat şartlarıyla, Risale-i Nur
talebelerini bütün dualarıma ve manevî kazançlarıma, yirmidört saatte, iştirâk-ı â'mâl-i uhreviye düsturuyla,
bazan yüz def'adan ziyade Risale-i Nur talebeleri ünvanıyla hissedar ediyorum.

1.GÜNÜN PIRLANTASI
CEMAAT RUHUNA SAHİP OLMAK
İçtimai hayatta yaşayan ve insanlarla içli dışlı bir hayat sürdüren kimse nereye
gitse ve neye temas etse ekseriyetle günaha girmektedir.Zira günümüzde günahlar
her taraftan insanı sarmış bulunmaktadır.Peki,bu kadar günahlara karşı insanın
hususi ibadetleri ve takvası nasıl mukabele edebilir ve insan her taraftan hücum
eden bu günahlardan nasıl korunabilir?Günahlar ve tuzaklar her taraftan hücum
ederken insan tek başına nasıl karşı koyabilir?İşte bu noktada cemaat halinde
yaşamanın önemi ortaya çıkıyor.O da şudur:
Ahirete ait işlerde ortaklık prensibiyle hareket eden samimi,sadık ve fedakar
kimseler,arlarında bir prensip olarak kabul edip hakim kıldıkları tesanüd
(dayanışma)ve teavün (yardımlaşma) sırrı ile fertlerden her birisi bir dil,bir akıl ve
bir kalp ile değil;belki kardeşleri sayısınca diller,akıllar ve kalpler ile şuurlu bir
şekilde ibadet edip istiğfar ederler.Yani bin taraftan hücum eden günahlara karşı
binler dil ve gönül ile mukabele eder ve böylece maddi-manevi tehlike ve
zararlardan kendilerini korumuş olurlar.
Dağınık çalışmaların zahmeti çok,verimi azdır.Fakat bir anlaşmaya ve mukaveleye
dayanarak muhtelif maharetlerini ve değişik çalışmalarını sadakatle birleştirmiş ve
işe aşk ve şevkle sarılarak cemaatle birlikte yürümüş olanlardan her biri,kendi
çalışmasının karşılığını almış olmakla beraber,diğer dava arkadaşlarının çalışma
ve kazançlarından da fazlasıyla hissedar olur ve nasibini alır.
Kuran’ı Kerim müslümanların cemaat halinde yaşamalarını emrediyor.Nitekim Al’i
İmran sure sinin 103.ayetinde ‘Hepiniz Allah’ın ipine (Kur’an’a İslam’a) sımsıkı
yapışın; parçalanmayın.’ buyurulmaktadır.

23

Karıncalar kaymadan yürürler.Çünkü,ayakları çoktur.
İşte insanlarda,özellikle iman ve Kur’an hakikatlerini yaymayı hayatlarının gayesi
yapan müminler de, cemaat halinde birbirine ihtiyaç duyarak,el ele vererek,omuz
omuza gelerek hareket ve hizmet etmelidirler ki,pek çok kimsenin kayıp gittiği bu
kaygan zeminde kayıp gitmesinler.
İç ve dış düşmanların hücumları vaktinde dahili adavetleri bırakmak bir
esastır.Öyle ise biz ehli iman ve ehli İslam olarak çevremizde bu kadar düşmanın
bize karşı hücum halinde olduğu bir zamanda aramızdaki ihtilafları unutup
bırakmak elbette ki, düne göre çok daha lüzumlu ve çok daha zaruridir.Evet,
içimizdeki ve çevremizdeki düşmanlara el birliği ile ve cemaat halinde mukabele
etmeliyiz.
ÖRNEK CEMAAT
Tarihin seyrini değiştirip yeryüzünde muvanene unsuru olacak, Cenâb-ı Hakk'ın
matmah-ı nazarı cemaat!..
Kâinattaki istikametin mazharı, Allah'ın meleklerine baktırıp Hazret-i Âdem'in
rüçhaniyetinini ispat edeceği cemaat!..
Mevsimleri, zamanları, buudları aşan; dünden bugüne, bugünlerden yarına,
yarınlardan da kıyamete kadar herkesin nazargahı olacak cemaat!..
"Siz ümmetler içinde, milletler içinde seçilmiş bir ümmetsiniz"(40) tebşiratına
muhatap, Allah'ın müjdelediği cemaat!..
Secdede, rükuda ve kıyamda kâlbi haşyetle çarpan; gecede, gündüzde ve seferde
adımlarını hesapla atan; varlıkta, darlıkta ve bollukta helalle hemdem olan cemaat!..
İnandığı dine müzahir, onun için yaşayan; Resûlullah'ı tanıyıp, O'nun yoluna baş
koyan; Allah ve Resûlü'nün adını ufuktan ufuğa yayacak cemaat!..
Sevgi, müsamaha ve tefkatin temsilcisi; kin, öfke ve düşmanlığın düşmanı; Allah'ının,
Kitab'ının ve Peygamber'inin bendesi cemaat!..
Çiğnense de, dövülse de, horlansa da yolundan dönmeyen; en mühim ve kıymetli
vasfı "Allah'a ve Resûlü'ne sadakat" olan cemaat!..

SADAKAT
Sadakat, feragat ve fedakarlıkla ifadesini bulur. Allah'ı ve Resûlullah'ı kendi arzu ve
isteklerine tercih etmekle tezahür eder. İlkler ve onları takip edenler nefsî arzularını
ve behimî isteklerini Allah ve Resûlü için terkederek, sadakatı ve sıddıkiyeti temsil
etmişlerdi. Onları takip edip bu yeni bezmde peşleri sıra gidecek olanlar da, kıyamete
kadar o vasıfları taşıyacak olan "Sadıklar ve sıddıklar cemaâti"dir. Allah Resûlü'nün
çevresinde halenenen o mümtaz cemaatin baş ünvanları: Sadakattır.
Sadık, derin ve yorucu meselelerle iştigal etmese de, Allah ve Resûl'ü ile kâlbi
münasebetini bir an bile aksatmaz, Nefsî hazlarını, annesi, babası, eş ve evladı gibi
bütün sevdiklerini Allah ve Resûlü'nden üstün tutmaz. Allah'ın rızası ve Resûlullah'ın
bir anlık bakışını cihanlara bedel bilir; malını, mülkünü ve herşeyini O'nlara mukabil
feda eder. Nazarında, Allah'a ve Resûlü'ne ait olmayan şeylerin kıymeti yoktur.
Sessizdir, durgundur, hakkında methiyeler yazılmamıştır ama derunu ummanlar
gibidir. Sadakatın yerini ve lazımını çok iyi bilir. Kafası, bedeni veya kâlbi, nesi
isteniyorsa, nasıl isteniyorsa, nerede isteniyorsa... Bir an tereddüt etmeden: "Alın,
Resûlullah'a feda olsun. Bu kâlb Allah adına parçalansın. Kanım, İslâm adına aksın"
der. Bunlar bugün için mevzubahis değildir. Fakat İslâm'ın, Kur'ân'ın ve Allah
Resûlü'nün getirdiği esaslar, bu gibi şeyleri, bir gün gerekli kılarsa, sadık bunları
yapacaktır.

24

babasına ve sevdiği herşeye tercih etmenin dışında göremezsiniz. Allah birdir. islâm'ın ilk tebliğ yıllarında Ümeyye b. Yüzümüze methiyeler söyleyip meddahlık yapanlar. Bilâl'i alır. aslen Habeş'lidir. Bilâl.)'a rastgelen Varaka b. Öldürmek ve yaşatmak Allah'ın elindedir. Kur'ân ferman ediyor: "Allah ve Resûlullah'a îmanı olan. Sadık dost ve arkadaş takip ettiğimiz yol ve fikir istikametinde muhalefet etmeden yürür. kendimize örnek alırız. Alınan kararlara ve gereklerine riayet eder. Bilâl. geçim için. arkadaşlarına siper olur." Bilâl'in kızgın kumlar üzerinde sırtı yanar. rızık ve ölüm korkusu taşımıyordu. musibetler ve belalar karşısında göğsünü gerer. Peygamber'e ilk iman edenlerden biri ve sonradan ona müezzin olan sahabî. kızgın kumların üzerine yatırır. nefesi tıkanır. babasının adı Rebah. Rebah (r. biz onu. Allahu Ahad". kölesi Bilâl'in müslüman olduğunu anladıktan sonra. Allah ve Resûlü'ne ait meseleler de benzer şekilde değerlendirilir. sonra da müşriklere dönerek: "Siz onu bu yüzden öldürürseniz. Lat ve Uzza'ya iman et. usanmayan.a. öğlen vakti güneşinin bir yanardağ kesildiği anda. Biz bu gibi şeyleri sadakat nişanesi olarak değerlendirdiğimiz gibi. dönmeyen ve yılmayan birer ruhla te'yid buyrulmuşlardı. rızık Allah'a aittir. evladını. Allah'ı bütün sıfatlarıyla tanıyıp ona göre iman etmedikçe ve bu uğurda gelecek sıkıntı ve ezalara katlanmadıkça imanda kemâle ulaşmanın mümkün olmadığını biliyordu. müşrikleri bile hayrete düşürürdü. islâm'a cephe almış ve sapıklıkta kalmışlardı. makam ve mevki için başka ilâhlara sığınmazdı. Tehlikeler. Ümeyye. künyesi Abdullah'tır. Karar verip. O biliyordu ki hüküm Allah'a aittir. O. GÜNÜN YILDIZI : BİLÂL-İ HABEŞÎ (r. Bir insana "sadık mü'min" denilmesi için de sadakatın şartlarını ve şiarını yerine getirmesi gerekir. " der. harekete geçtiğimiz yolda koşar. bu müthiş işkence altında saatlerce kıvranırdı. "Vallahi ey Bilâl." derdi 25 . İslâm'ın ortaya çıktığı yıllarda bir çok kimse. Geçici dünyanın çıkarları için put ve tağutları tasdik etmek ve bu arada imandan bir cüz de Allah'a ayırmak iman için yeterli değildir.) Hz. destek olur. İşte Bilâl b. Tam ve kâmil anlamda hükmün. sadık dostlarımız değildirler. Fakat dudaklarında daima şu sözler dökülürdü: "Allahu Ahad. Onun bu durumu. ahirete îmanı olan fertlerin herbirini Allah ve Resûlullah'ı nefsine. Halef'in kölesiydi. onu islâm'dan çevirmek için yapmadığı eziyet ve işkence kalmamıştı. ailesini. İşte Hazret-i Ebu Bekir.Birine "sadık değil" deseniz. İslâm tarihinde unutulmaz yeri olan Bilâl-î Habeşî. annesine. O ve diğer Ashab-ı güzin efendilerimiz öyle kimselerdi ki. Nevfel. Allah birdir. rahatsız olur. gücenir. İşkence altında kıvranan Bilâl (r. Yoksa onlara iman edinceye kadar böylece kalacaksın. 1.a. sırtına kocaman bir taş koyar ve şöyle derdi: "Muhammed'e küfret. Onun içindir ki. îmanın kâlblerine perçinlendiği sarsılmayan. öldürmek ve diriltmenin Allah'a ait olduğunu rızık verenin yalnız Allah olduğunu. sevdiği. sadık olmayan haindir. Anasının adı Hamâme. şirk toplumu içindeki nüfuzlarına bakarak kavim ve kabîle taassubuna düşmüş. soy ve soplarının yüksekliğine.a."(42) Bir ferd Allah'a Resûlullah'a ve Kur'ân'a inanıyorsa. Onları sevdiği ve bağlandığı herşeye tercih edecektir. Kur'ân-ı Kerim'de "vessıddıkin"(4) denilerek pek çok sıddık bulunduğuna işaret edilmekle beraber Hazret-i Ebu Bekir'e en büyük sıddık manasına "sıddık" denilmiştir. Ümeyye b. herşeyini Allah ve Resûlullah için terkederek "sıddık" ünvanına mazhar olmuştu. Yalnız Allah'tan korkuyor ve yalnız ondan ümid ediyordu. Rebah gibi kimseler de zayıf ve acizliklerine rağmen hak davete uyup şirkten kurtulmuşlardı. Bilâl b. göğsü yanar. kabilesini. Halef. Biz sadakatı birbirimizle olan münasebetlerimizle de anlarız. bağlandığı babasını. Çünkü.) islâm davetine ilk icabet edenlerden biriydi.

Ebû Bekir'in vefatından sonra. Şam'a gitti ve Hz.s. Üsame b. III. İki mümin de görevlerini yapmışlar. Ömer ile birlikte Kudüs'e girmişti. yok kendi nefsin için azat ettinse beni yanında alıkoy!" Bunun üzerine Hz. Öyle ki Bilâl.Bilâl. Başka bir rivayette Hz. ona karşı büyük bir sevgi duyan Hz. ezana tercih eden Hz. Bilâl. Mekke'de kendisine her türlü eza ve işkenceyi reva gören Ümeyye'yi görmüş ve şöyle bağırmıştı: "İşte küfrün başı!. Bilâl. Sonra halifenin maiyetinde Kudüs'e giderek. Ebu Bekir'in onu yedi ukiyeye satın alıp azat ettiği kaydedilir. Muaz b. Ömer devrinde Şam'da bulunduğu sırada maaş olarak divandan ona ayrılan hissesinden kardeşine de bir hisse veriyordu.a. Hz. Bedir gazasında Hz. Ebu Bekir. Hatta sabah ezanındaki " " (Namaz uykudan hayırlıdır) ibaresini Bilâl ezana eklemiş Resulullah "Bilâl. burada. Hz.) ona bu işkenceden vazgeçmesini söylemiş o da.)'in irtihâlinden sonra Suriye'ye giden Bilâl. Bilâl'e yanında kalması için ısrar ettiği halde. Allah Resulunun kaç rekat namaz kıldıklarını sormayı unuttum. Kudüs'ü teslim alma sırasında Hz. Mekke'nin fethi gününde. Hz. yine Efendimiz Bilâl'i azad etti.. Ensar ile Muhacirler arasında kardeşlik oluşturulunca Bilâl'e de Abdullah b. burada ezan okuyarak. Resulullah'ın bütün gazalarına katıldı. ayrılmak zorunda kaldı.) ona şu cevabı vermişti: "Benim yanımda senin şu kölenden daha güçlü ve kuvvetlisi var. Bilâl ve Osman b. çoluk çocuğun oyuncağı yapmışlardı. Resul-u Ekrem'in vefatı üzerine. "Onun ahlâkını bozan sensin. Ömer ve diğer ashab Resulullah (s. Ömer. Hem de senin dinindendir. Ömer devrinde cihat devam etti. Hz. Resulullah'ın vefatından beri ezan okumayan Bilâl'den ezan okumasını rica etmiş. ona işkence edenlerden biri de Ebu Cehil'di. Ümeyye b. Bilâl. Ömer'den başka Ebu Ubeyde b. Elbette bu Allah'ın bir takdiridir. Hz. Abdurrahman el-Has'amî kardeş ilân edildiler. İstersen onu al ve bunu bana ver. yerini gösterdi. Kâbe'yi putlardan temizledikten sonra müezzini Bilâl. Bilâl'i Hz. Bilâl. geçmiş günleri getirip hüngür hüngür ağlamaya başladılar. Bilâl Tevhîd'in bu üstün yanı olan ezanı okumaya başlar başlamaz. Ama Bilâl'e yapılan işkenceler sırasında gösterdiği sabır ve tahammül hepsini şaşkına çevirirdi. Peygamber (s. onu bizden uzaklaştıran senden başkası değildir" demişti. Ebû Bekir'e verdi. İlk giren bendim. ortalığı tevhîd nameleriyle coşturmuştu. O burada huzur içinde yaşıyordu. Talha da yanlarındaydılar. el- Cerrâh. Bilâl'in ezanını dinleyenlerin hepsi. Resul-u Ekrem Mekke'nin fethi ardından Kâbe'ye girerken has müezzini Hz. Ömer şöyle der: "Efendimiz Ebu Bekir. Bilâl daha sonra diğer ashab ile birlikte Medine'ye hicret etti. Ebû Bekir devrinde Suriye'de meydana gelen gazalara katıldı Hz.) dönemini hatırlayarak. Ebû Bekir şöyle demişti: "İstediğin yere git!. Hz. Hz. Zeyd. Hayseme'ye misafir oldu. Bilâl. (İbn Sa'd. Resul-u Ekrem Kâbe içinde uzun bir müddet kaldılar. Bilâl de halifenin ısrarına dayanamayarak ezan okumuştu. Hz. Ve sık sık ezanı Bilâl'e okuttururdu. Amr b. Ömer. Hz. Bu kardeşlik köklü bir şekilde sürüp gitti.a." Resulullah. Suriye'de bir müddet kaldıktan sonra bir gece rüyasında 26 . 234). Medine'de kalmaya dayanamayıp.s. Bilâl ona şöyle demişti: "Eğer sen beni Allah için azat ettinse bırak istediğim yere gideyim. bu ne güzel söz!" diye onu tasvip etmişti. sonra çıktılar. Resulullah (s. kendilerinden geçmişlerdi.)'in müezzini olarak tanınmaktadır. gözlerinin önüne. Ne var ki Bilâl'e. Cebel. Nasıl oluyor da bu derece ağır işkencelere katlanabiliyordu. Orada Sa'd b. Hz.a. Bunun üzerine Ebû Bekir es-Sıddîk (r. hicrî onaltıncı yılda Suriye ve Filistin'e gittiği zaman." Bunun üzerine dikkatleri ona çevrilmiş ve müslümanlar derhal onun ve oğlunun etrafını sararak ikisini de öldürmüşlerdi. Hz.s." Resulullah'ın vefatından sonra cihadı. Ebû Bekir'e bu sebeple borçlu değildir.. Hz. Bilâl onu karşılamaya çıkarak Câbiye'ye gelmişti. Bilâl bu cihatlara da katıldı. Hz." Ümeyye bu teklifi kabul edip öteki köleyi aldı ve Hz..a. Halef'in Bilâl'e yaptığı işkencelere çok üzülen Hz. Bilâl'i Resulullah'ın yanına götürüp azat etmiş ve Bilâl işkenceden kurtulmuştu. "Havlan" kasabasına yerleşti. Mekke'nin yüksek tarafından bir deve üzerinde geldi.Bilâl'in efendileri olan Mekkeli müşrikler onu. el-Âs gibi ashabın ileri gelenlerinden bir çok kimse bulunuyordu. bu vakayı şöyle nakleder ve der ki: "Resul-u Ekrem. Allah da onlara ecrini vermiştir. İbn Ömer. Bilâl'e Resulullah'ın nerede namaz kıldıklarını sordum. Bilâl'i yanlarında bulundurmuşlardı. Arkasında müminler içeri girmek için birbiriyle yarış etti. Ebû Bekir (r. Bilâl. Tabakat. kapının arkasındaydı.a. Bilâl Hz. bu kutsal şehrin teslimi sırasında bulunmuş ve Hz.

Bilâl: "Oh! ne tatlı!. Dımaşk'ın Bâbü's-Sagîr tarafına defnolundu. ilk müslümanlardan olduğunu ve islâm akîdesi uğrunda en büyük çileyi çekenlerden olduğunu. fecir vaktinde ondan ezan okumasını rica etmişlerdi. islâm'ın yüceliğinin bir vesikası olan kahraman!. Bilâl (r. 1. Bilâl. Çarşı ve pazardan alınacak her şeyi o tedarik eder.YILDIZI : AMMAR BİN YÂSİR (r. icabında ödünç para alır. Ömrünün sonlarına doğru saçlarının çoğu beyazlaşmıştı.)'i gördü. Resulullah'ın meclislerinde daima hazır bulunurdu. Her namazda. burada Resul-u Ekrem'le birlikte geçirdigi günlerin hatırasını düşünerek ağladı.) Ammar İbni Yâsir radiyallahu anh imanda azmin ve sebâtin sembolü bir yigit!.). şöyle demişti: "Beni ziyaret etmeyecek misin?" Hz.a. Hz. Hz. Hz. Hüseyin Bilâl'i görmüş.. ashab'ın ileri gelenlerinden ve islâm devletinin yönetiminde söz sahibi olan müminlerden biriydi.a. Resul-u Ekrem'e hizmetle geçirdi. Hz." diyor ve ekliyordu: "Yarın sevgililerle. Birinci şehadetten sonra Resulullah'ın risâletini ikrar eden şehadet tekrar okunurken. Peygamber (s. (r. Hasan ile Hz. ölümün ızdırabını. Bilâl yapardı. Muhammed ve arkadaşlarıyla buluşacağım. Artık o. Bilâl.. Bu sabah. zayıf." diyordu. Bilâl'in doğruluk ve ahlâki.s. ömrünün son anlarında onun hastalığını gören zevcesi.a. bütün müslümanların Resul-u Ekrem'e karşı duydukları sevgiyi canlandıran Bilâl'in sesi idi. Hz. Bilâl. hazırlığını tamamlayıp Medine yolunu tuttu. Bilâl. Bilâl'in sesini duyan Medineliler. Resulullah'ın evinin ihtiyaçlarını sağlar. ince ve koyu esmerdi. Hz.a. Peygamber'in hazinedarlığını. herkes bilir ve ona son derece sevgi ve hürmet beslerdi. Peygamber Mescid'inde ezan okumuştu. herkesin hislerini coşturan. siyahî bir köle değil. fazîlet ve kemâl sahibi bir sahabî idi. O. bütün Medine'ye. islâm'a bağlılığı bütün çağdaşları tarafından aynı derecede takdir edilmekte ve övülmekteydi. Bilâl'in. Hz. Bilâl-i Habeşî.) onların arzusunu yerine getirerek.Hz. uzun boylu. vefatı yaklaşınca. Fedakârlığın imanın özü olduğunu 27 . Oraya varınca Ravza-i Mutahhara'ya yüzünü sürerek. Bu sırada Hz. Peygamber'in kabrinden kalktığını tasavvur ederek evlerinden dışarı fırlamışlardı. risalet devrini bütün canlılığı ile yaşatan. Bilâl. her durum ve işte Resulullah'dan ayrılmazdı. islâm'ın ahlâkıyla ahlâklanmış.. uyanır uyanmaz. İsrafil suruyla uyandırılmış gibi yerlerinden fırlamış ve ezanı dinlemeye başlamışlardı. inancı uğruna gösterdiği fedakârlıklar. hicretin yirminci yılında altmış yaşlarında iken vefat etti. Medine'ye gece ulaştı. İnsanların en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır. Hz. teessüründen "ah ne acı" dedikçe. Resulullah ona. sevgililerine kavuşmasındaki zevk ile mezcetmiş. GÜNÜN 2. bütün vaktini. sonra da müsait zamanlarda o borçları öderdi.

Vah Ammar!. Ammar ve Selman. onlar ise seni cehenneme davet edecekler. Kalbi kararmış. Mescid-i Nebevi'nin inşâsında büyük gayretler gösterdi. Tenleri kızgın çölde kaldı. 28 .a)'ın yanına uğradı. Meâlen: "Kalbi imanla dolu olduğu halde inkâra zorlanan müstesna. Sümeyye hatunu iki devenin arkasına bağlayarak yerlerde sürüklediler. Ebu Cehil ve avânesi..... Onlara manevî kuvvet. İlk müslümanlar da zor zamanı yaşayan insanlardı. derileri kavlatan kor parçası kayaları koydular.a) Efendimizin huzuruna vardı. İslâm'ın ilk günleri zorlu günlerdi.a.. Ali. sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?" (Al-i imran: 142) "İnsanlar... Babası Yâsir.. ilk önce Habeşistan'a daha sonra Medine'ye hicret etti. Zira müşrikler islâm'a girenleri tehdit eder." buyurdu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin.a) Efendimiz. Fakat kalblerinden imanlarını alamadılar. Ruhları ise Cennete uçtu..a. Kalbde iman yerleştikten sonra diliyle zarûrete binaen söylemenin imana zararı olmadığını hatta yine işkenceye uğrarsa aynı sözleri söyleyebileceğini ona su âyet-i kerime ile müjde verdi. Mübarek eliyle başını sıvazladı ve: "Ya Rab!.. soluğu kesilinceye." dedi: iki Cihan Güneşi Efendimiz de ona: "Sabret ey Ebü'l- Yekzan!.) Resûl-i Ekrem (s. Sabrediniz ey Yâsir ailesi!. rûhî direnç verirdi. Putlarını hayır ile yâd etmedikçe bırakmayacaklarını söylediler. Efendimiz ona: "Bu sözleri söylerken kalbini nasıl buldun?" diye sordu. Hangi yürek dayanabilir buna?.a) ile kardeş ilan etti.) Efendimize: "Yâ Rasûlallah işkence son haddine vardı. 2) Yâsir ailesi gün geçmezdi ki işkenceye tâbi tutulmasın.a): "Ammar'ı başından ayağına kadar iman kapladı. Benî Mahzum kabilesinden Ebû Huzeyfe İbni Mugire'nin himayesine girdi." (Nahl suresi: 106) O. Buyuruyor ki: "Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden. Bir mücâdele vermek gerekiyor. dertlerine ortak oldu. ne yürek dağlayan bir hadise!... Ammar (r." buyurdu. Amma ilâhî irâde böyle. Yemen'li Kahtânî kabilesinin Ans kolundandır.. Kısa bir müddet sonra babası Yâsir ve annesi Sümeyye hatun da müslüman oldular. Gözyaşlarını mübarek elleriyle sildi. Sümeyye adındaki câriyesi ile evlendi." diye dua etti.. derileri soyuluncaya kadar çok ağır işkence yaptılar. Seni âsî bir topluluk öldürecek.gösteren ilk şehid çocuğu.. Bu ateşi İbrâhim'e berd ü selâm buyurduğun gibi Ammar'a da serin ve zararsız eyle. İkişer ikişer kerpiç taşıdı. "Cennet üç kişiye müstaktır. zâlimler Yâsir ailesine akla-hayale gelmeyecek cehennemî işkenceler yaptılar. İslâm'in ilk şehidleri olarak tarihe geçen Yâsir ailesi kıyamete kadar gelecek mü'minlere bu davranışlarıyla tükenmeyen bir şeref. himâyesiz kimseleri de işkence altında inletirlerdi." dedi. Ateşle dağlayarak ona azap ettiklerini gördü. Bir ziyaretinde Ammar (r. O da: "Kalbimde Allah'a imanda en ufak bir değişiklik olmadı. gözü dönmüş.a) Efendimiz onu Huzeyfe İbni Yeman (r." buyurdu. Müşriklerin elinden kurtulur kurtulmaz doğruca Rasûlullah (s. Onlara yüce hedefler göstererek acılarına. Yâsir ailesi bu iniltileri bu acıları gönüllerine gömen ve müşriklerin en ağır işkencelerine karşı kahramanca direnen yiğitlerdir. Bu evlilikten Ammar dünyaya geldi. Büyük azâb da onlar içindir. O gün anne ve babası ikisi birden şehadet şerbetini içti.. Efendimiz onu yüzü gözü toz içerisinde görünce: "Vah Ammar!. bir asâlet bıraktılar. kamçı vurarak işkence ettiler.. sen onları cennete. imtihandan geçirilmeden sadece iman ettik demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?" (Ankebût.. Müşrikler. inandıktan sonra Allah'ı inkâr edip gönlünü kafirliğe açanlara Allah'ın gazabı vardır. Bu cevap üzerine Efendimiz (s. Yine birgün Resûl-i Ekrem (s. Güneşin en kızgın saatlerinde üçünü birden çölün kavurucu kumlarına gömdüler. Resûl-i Ekrem (s. Başından geçenleri ağlayarak anlattı. Birgün yine ona aklını kaybedesiye. Ammar (r. Kaybolan kardeşini aramak için Mekke'ye geldi. Ebu'l-Yekzan künyesiyle anılan Ammar İbni Yâsir.a) kendine yapılan zulüm ve cefaya direnmeğe devam etti. O da ölümden kurtulmak için onların istedikleri şekilde Lât ve Uzza lehinde zarûreten konuşmak zorunda kaldı... iman kemiklerine işledi. Kader çerçevesi böyle çizilmiş. Erkam'ın evinde Suheyb ile birlikte otuzuncu müslüman olarak islâm'la şereflendi. Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz her gün Yâsir ailesinin yanına giderdi. Allah Teâlâ kulunda bu gayreti görmek istiyor. Size vadedilen yer Cennettir. Ne dehşet verici." iltifatına mazhar cennetlik bir insan!. Üzerlerine.

a) Bedir'den itibaren bütün gazvelerde bulundu. seni saltanatıma ve nülküme ortak ederim. Ömer (r. ama arkalarındaki birçok kimseye de dünya ve Ahiret saadetini yaşatmışlardır. ellerine ve ayaklarına yakın yerlere ok yağdırdılar. Hz. Ali (r.)'ın kıldırdığı cenaze namazından sonra oraya defnedildi.. Bizans’ı tehdit eden Müslümanlı arasında bir panik meydana getirecek ve Hıristiyanlık alemi için büyük bir muvaffakiyet olacaktı. kara yağız.a) zamanında Kûfe'ye vali olarak gönderildi. Hz. ABDULLAH BİN HUZAFE (R. kelime-i şehadeti haykırmaya devam ediyordu. En sonunda şöyle bir teklifte bulundu: “Hıristiyan olmayı kabul ettiğin takdirde. Aynı zanıanda. bir an olsun. Bir davayı temsil etme durumundaki insanların hayatında öyle ehemmiyetli anlar vardır ki.) Biz Müslümanlar. “Öyle ise öldürüleceksiniz” dedi. 29 . Bu tarafa gelin. o sırada yaptıkları küçük bir ihmal.Hz Ömer (r.) devrinde Bizanslılarla yapılan muharebede birçok Müslümanla birlikte esir düşmüştü. Abdullah çarmıha gerildi ve okçular devamlı olarak. Abdullah’ın korkusunlan ağladığını zannederek. Arap ve Acem topraklarını da versen. Hiçbir namazını kazaya bırakmadı. Onun için Kral. Keşke başımdaki saçlarım adedince canlarım bulunsa da. Derken o Müslüman kaynar suya atıldı.a. izzetle haykıraak şu cevabı verdi: “Değil bütün Bizans topraklarını. “Buna gücünüz yetebilir. Ali (r. Etrafta bulunanlar ve Hz Abdullah yanan kemik cızırtılarını duydular.A. Hz. Bu arada yine Hıristiyanlık telkinlerine devam ediliyordu. Bu esnada Hz. Büyük kahramanlıklar gösterdi. ona ayrı bir ehemmiyet veriyor. Ahlullah getirildi. ela gözlü ve geniş omuzluydu. Allah yolunda ölümden korkmayız. Abdullah. Yemame savaşında kulağı kopmuş sallanırken o yigitçe savaşmağa devam etti. yeni yeni tekliflerde bulunuyordu. Türlü çile ve ıztıraplara katlanmışlar.a) devrinde Cemel ve Sıffin'de 93 yaşlarında çarpışırken şehid düştü. bir kazan su kaynatılmış ve Hıristiyan olmalı reddetmiş olan diğer Müslümanlardan birisi getirilmiş. Peygamberin yakın arkadaşlarından birisinin Hıristiyanlığı kabul etmesi. İlk Müslümanlardan olan Abdullah bin Huzafe de (r. kızımı verir. Fakat Abdullah bin Huzafe bu tekliflerin hiçbirisi ne kulak asmıyor. Abdullah ağlamaya başladı: Kral Hz. kazana atılmak üzere bekletiliyordu. pek çok insanın saadetine ve kurtuluşuna vesile olur. Bizanslılar. Cennetten mi kaçıyorsunuz? Ben Ammar İbni Yâsir'im. Sonra Hz." diye haykırarak toparladı. Sonra kazanın yanına Hz. Hıristiyanlığı kabul etmesi için devamlı telkinler yaptırıyordu. Hz. aksi halde çeşitli işkencelerle öldürürlerdi. Abdullah’ın Hıristiyan olması halinde kavuşacağı dünyalıkları durmadan arttırıyor.Ammar (r. Kral henüz ümidini kesmemişti. uzun boylu.a. 62 hadis-i şerif rivâyet etti.” İslam imanını bütün varlığına sindirmiş olan Hz. Dağılmak üzere olan orduyu: "Ey müslümanlar!.a. daima birer saadet rehberi olmuşlardır. Buhari'de geçen bir rivayeti şöyledir: "Üç şeyi nefsinde toplayan kimse imanın tamamını elde etmiş olur. Hz. herbiri Allah yolunda öldürülse. kabul ettiği takdirde serbest bırakırlar. dinimden dönmem!” Kral. İşte insanlığın yıldız şahsiyetleri Sahabiler. ellerine geçirdikleri esirlere önce Hiristiyanlık telkini yapar. Son derece sâde ve nezih yaşadı. günden güne yayılarak.) böyle bahtiyar biriydi. Hz. birçoklarının felaketine sebebiyet verebildiği gibi. Ama imanımı kalbimden çıkarıp atamazsınız diye cevap verdi. Abdullah ise. Abdullah bin Huzafe’nin. O. gösterdikleri fedakarlıklar da. Sahabenin ileri gelenlerinden biri olduğunu öğrenen Kral.

Peygamberin ihbarının çıktığını gören Abdullah bin Huzafe. sen de onu ve onun mülkünü parça parça et!” demiş ve ilave etmişti: “Bundan başka kisra gelmez. Bunu haber alan Resulullah da. capcanlı çamların arasında arkamızda bir toz bulutu bırakarak ağır ağır tırmanıyorduk. Sağlığında Hz. Hz.) onun saltanatının altını üstüne getirmişti.Allah ondan razı olsun. bir daha ve şöyle haykırmaktan kendimi alamadım: . kamyonet tekerinden fırlayan taşlar. Ben çok sevdiğim bu manzaranın ve dolayısıyla da yolculuğumuzun hiç bitmemesini istiyor. Onun için. seni serbest bırakacağım. Kral. Allah’ın düşmanlarından birisi olduğuna inanıyorum.” Bizans saltanatına ortaklık teklifi karşısında bile imanından fedakarlık göstermeyen Abdullah. GÜNÜN HİKAYESİ : FREN PATLAYINCA… Henüz yirmi yaşında bile değildim. Abdullah. ancak Müslüman kardeşlerimi serbest bırakacağı için öpüyorum. Hz.1 Müslüman olduktan sonra Resulullahla birlikte bütün savaşlara katılan Abdullah bin Huzafe. Nihayet zorlana zorlana uzun yokuşu bitirmiş olan arabamız. İşte ilk önce ben öpüyorum” dedi ve başından öptü. Abdullah. O zamanlar. her şoför. Hayret içindeydim. bir Hıristiyanın başından nasıl öperdi? Şöyle mukabil bir teklifte bulundu: “Burada bulunan bütün Müslüman esirleri serbest bıraktığın takdirde dediğini yaparım. Kralın başından öperek 80 Müslüman kardeşimizin kurtuluşurıa vesile olmuştur. bu dağlık arazinin kıvrım kıvrım yollarına girmeye cesaret edemiyordu.Aman Allahım. Allah'tan ki karşımızdan başka araba gelmiyordu. 1. Biraz sonra da iniş başlayacaktı. Peygamber’in mektubunu yırtmıştı. Biz bir kamyonet bulduk ve birkaç aile yataklarımızı ve diğer eşyalarımızı yerleştirip üzerlerine kurulduk.’ diye düşündüm ve böyle bir düşünce beni ağlamaya sevk etti. bir daha baktım. “Ya Rab! O nasıl mektubumu parçaladı ise. temiz dağ serinliğini doyasıya ciğerlerime çekiyordum.a. Abdullah bin Huzafe’nin imanından gelen izzet ve fedakarlığı 80 Müslünıanın kurtarılmasına ve daha nicelerinin imanının kurtulmasına vesile olmuştu.” Hz. düze çıkmıştı. Ömer tarafından karşılandı. Peygamber’in mektubunu İran Kisrasına götüren de o idi.” Bir müddet sonra. Bu arada gözüme enteresan bir şey ilişti. Abdullah’ın bu sözleri karşısınla Kral yeni bir teklifte bulundu: “Başımdan öpersen. “O halde niçin ağlıyorsun?” diye sordu. Ağustos böceklerinin monoton nağmelerini dinleyerek pırıl pırıl. Hz. bir avuç toprak bile yok. Kralın başım öptü ve o da sözünde durarak 80 Müslüman esiri serbest bıraktı. Bu soruya Hz. Hattâ bazı virajlarda." 30 . atlaya zıplaya derenin dibini buluyordu. Hz. Perviz adındaki Iran Kisrası Hz. Osman devrinde Mısır’da vefat etti. Benim ağlamamın sebebi şudur ki. Abdullah’ı tebrik etti ve orada bulunan Müslümanlara hitaben.tekrar Hıristiyan olmasını teklif etti. ‘Başımdaki saçlarım adedince canlarım bulunsa da. Haruniye'nin meşhur kaplıcasına gidiyordum. bir ara Peygamberimiz tarafından 50 kişilik bir seriyyenin kumandanlığına da getirilmişti. Hz Abdullah gine tekliflerini reddetti.” İslam izzetinin müşahhas bir timsali olan Hz. babasını hançerle paralamış ve Sa’d bin Ebi Vakkas da (r. Esirlerle birlikte Medine’ye dönen Hz. Abdullah’ın cevabı şu oldu: “Ben korkumdan ağlamış değilim. çama bakınız! Sipsivri bir kayanın tepesinde kök salmış. “Abdullah. Bir süre sonra yeşilin her tonunun muhteşem bir güzellikle sergilendiği dağ yollarındaydık. Ömer. onlardan her biri böyle Allah yolunda ölüme gitse. Çünkü yolun bazı yerleri iki arabanın sığamayacağı kadar dardı. Perviz’in oğlu Şirviye.” Hz Abdullah Kralın başını öpmeye giderken şöyle düşünüyordu: “Bu adamın. Abdullah’ın başından öpmek her Müslümana bir vazıfedir. Bunun başını ise. Biz Müslümanlar Allah yolunda ölümden korkmayız. bir daha.

yaşlıca adam ise. Allah'a inanmadığını söyleyen yaşlı zat da. Sonra da kayanın altına giren kökleriyle böyle gelişip serpilir. kimisi de "Allah" diye bağırıyor.Yok tabiî. herkes çığlık çığlığa bağırmaya başladı. bu devirde çok ayıptır. Kaplıcaya gelip de eşyalarımızı indirdiğimiz zaman bana yaklaşarak: .Hani fren patlamıştı?" .. Derken belki yüz metre aşağılarda ip gibi uzayıp giden Ceyhan nehrine kadar tekerleklerden fırlayıp giden taşlar." . kim yaptı bu işi?" .Ne var bunda? Çoktur buralarda böyle ağaçlar.. Ben münakaşanızı duyunca." Bu şekilde devam eden konuşmamız hemen münakaşaya döndü ve tabiî seslerimiz de yükseldi. senden özür dilerim. bizi şaşkına çevirdi. Çünkü. ağzında bir çam tohumu ile uçarken." Şoför yerinden çıkıp yanımıza yaklaştı ve benim biraz önce münakaşa ettiğim yaşlıca adama dönerek dedi ki: -Sen utanmıyor musun. şu adama bir ders vermek istedim. nasıl olur başka türlü? Kim o çamı o en olmayacak yerde bitirmiş olabilir?" ." . Adam bağırdıkça ben de sesimi yükseltiyordum. 1. Şoför efendi.Yaşınız başınızla bunu nasıl söylersiniz? Ben size bu konuda birçok misal söyleyebilirim. yüzü kıpkırmızı.Ne var olur mu? Şu Allah'ın kudretine bakınız! Koskocaman bir kayanın zirvesinde pırıl pırıl ve bakımlı bir güzelim çam ağacını yaratmış.. Allah'ı inkâr etmiyordu." deyip duruyordu..Ama Allah o çamı orada yaratıp yetiştirmediyse. Durur durmaz da her kafadan bir ses yükselmeye başladı: ." diyerek tekrar direksiyona geçti. tam bu kayanın üzerine gelince.. Sol taraf ise. Ama bir an önce de münakaşayı bitirmemizi ve susmamızı istiyorlardı.. ." .Kusura bakmayın. niçin O'nu yardımına çağırıyorsun?" Sonra da bize dönerek: . "Allahım!. "Fren patladı!" dedi. Düşen tohum da kayanın bir kırık tarafına takılıp kalır ve oradaki toprağa kök salar. fazla sürmedi. Bir an sessizlikle herkes birbirine bakışırken.Ödümüz patladı!" . Herkes susmuş. Bizi sessiz dinleyen diğer yolcular da zaman zaman münakaşaya katılıyorlardı.. GÜNÜN ŞİİRİ KALK YİĞİDİM Kalk ey yiğit uykudan! 31 . Kimisi şehâdet getiriyor.. yalçın kayalıklarla kaplı bir yamaçtı. biraz da benim hayretime kızgın olarak sordu: .Ben böyle sesli düşünürken. şoför başını uzatıp. bunca yıldır inanmadığımı sandığım Allah'a meğer ben inanıyormuşum da haberim yokmuş. Allah yoktur demeye? Biraz önce yoktur dedin.Olay sizin dediğiniz gibiyse bile. kendince dualar edip yalvarıyordu.Meselâ şöyle düşün: Bir kuş. Bu yokuşun sonunda Ceyhan nehrinin kayalara çarptıkça köpüklenen suları görünüyordu. ağzından düşürmüştür.Peki ama. kimisi besmele çekiyor. sonra da fren patladı sanınca.Şaka mıydı yoksa?. bana inancımın farkına varacak imkânı sağladın. Ama bu durum. Araba yürüdüğünde sadece Ağustos böceklerinin sesleri vardı. Sağ yanımız yokuş aşağı çamlarla kaplı bir bayırdı. bizim bütün şaşkınlığımız ve hayretimiz arasında araba yavaşlamaya başladı ve biraz sonra kenara yanaşıp durdu. adetâ kendinden geçmiş. Fakat halinden okumuş bir kimse olduğu sezilen bu yaşlıca adamdan başka hiç kimse.Hiç kimse evlât. düşüncelere dalmıştı. Yaratıcı diye bir şeye inanmak. bütün bunları yapıp yaratan yok mu?" . herkesten fazla Allah diye bağırdın. fren miren patlamadı.. Birkaç saniyelik şaşkınlık geçer geçmez.Oğlum.. karşımda oturan yaşlıca adam. Niçin illâ da biri yaratmış olsun yani? Bunlar hep geri ve ilkel düşüncelerdir..." -Hadi canım sende! Bunun Allah'la ve O'nun kudretiyle ne ilişkisi var?" .Yahu bu ne biçim iş?" .. sana da çok teşekkür ederim.. Bunu öğrenmeme sebeb oldun. Bu sırada araba yavaş yavaş hızlanmaya başladı. Yoksa." dedi..

Hicran üstüne hicran. Her gece hayâldesin. Sen bizi terk edeli... Bir defa da sen söyle! Azıcık acı bize! Yıkılıp geldik dize. Sensiz geçen günlerde. Eşya gibi satıldık. Kalk ki bağrımda nâlân. Son kelime dudakta: Gülümse milletine! Susadık himmetine. Canlarımız gırtlakta.. Kalmadı hiç gücümüz. Dolaştım ben dünlerde Hep mahzûn ve kederli. ŞEHİT TAHTINDA Şehit tahtında Rabbe gülümser Ah binler ce canım olsaydı der Şehit tahtında Rabbe gülümser Canım bedeli bir sofradan yer Ümitsiz olmaz ümitsiz olmaz Sevdasız olmaz sevdasız olmaz 32 .. gönüldesin... Bir ömür boyu böyle. Sözlerde.. Bizler bir sürü öksüz Hep itilip kakıldık.. Yiğidim görün artık! Görün ki çok bunaldık. Dahasına yok derman..

NURU: YİRMİBİRİNCİ SÖZ [İki Makamdır] Birinci Makam           Bir zaman sinnen. Fakat hergün hergün beşer defa kılmak çoktur. Dağları oyup zindan etseler Allah nurunu söndüremezler Dağları oyup zindan etseler Davamın önüne geçemezler Yarasız olmaz Çilesiz olmaz Şehitsiz olmaz Kurbansız olmaz Şehit tahtında Rabbe gülümser Ah binler ce canım olsaydı der Şehit tahtında Rabbe gülümser Canım bedeli bir sofradan yer Karanlık ölür zülümat ölür Gözler önünde ve Ölüm ölür Anladım artık Uhud ve Bedir Ve Ümit sevda Şehadet nedir Soludum Kanri Mahşer anını Ümidi Şehidi ve Sevdayı Şehit tahtında Rabbe gülümser Ah binler ce canım olsaydı der Şehit tahtında Rabbe gülümser Canım bedeli bir sofradan yer Kamp Duvar Yazıları SAKLA SAMANI KAMPTA YERSİN SAKLA KİTABINI KAMPTA OKURSUN 2. cismen. 33 .GÜNÜN 1. Dedim: Ey nefis! Cehl-i mürekkeb içinde. O zâtın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra. gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil beş ikazı benden işit. nefsimden başlarım. nefsimi dinledim. tenbellik kulağıyla şeytandan aynı dersi alıyor. rütbeten büyük bir adam bana dedi: Namaz iyidir. Nefsini ıslah etmeyen. tenbellik döşeğinde. Öyle ise. O zaman ben dahi dedim: Mâdem nefsim emmâredir. aynı sözleri söylüyor ve ona baktım gördüm ki. Bitmediğinden usanç veriyor. bütün nüfus-u emmârenin namına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. İşittim ki. O vakit anladım: O zât o sözü. başkasını ıslah edemez.

şu kasavetli. yüz gün seni çalıştırır. O vakit senin acı bir füturun. ruhumun âb-ı hayâtı ve lâtife-i Rabbâniyemin havâ-yı nesimini cezb ve celbeden namaz dahi. Eğer anlasa idin ki. Cennet gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana va'd etse. Elbette onun yirmidörtten birisini. hoş ve güzel ve ulvî bir hizmete sarfediyorum. seni usandırmamak gerektir. sevaba inkılab etmiş. Evet nihayetsiz teessürat ve elemlere maruz ve mübtelâ ve nihayetsiz telezzüzata ve emellere meftun ve pürsevda bir kalbin kut ve kuvveti. Aklın varsa. Külfeti. kerâmete iltihak ve meşakkati. fütursuz işlersin. Çünki: Geçmiş günlerin zahmeti. geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahvâl-i dünyeviye içinde. herşeye kadir bir Rahîm-i Kerîm'in kapısını niyaz ile çalmakla elde edilebilir. merkezi zayıflaştırır. Âkıl isen. su içersin. tatlı bir gayrete inkılâb eder. her meşakkate ve her musîbete kâfi gelebilir ve o kuvvetle dayan. Merkezi bütün bütün kuvvetten düşürtür. elemi gitmiş. zînur bir lâtife-i Rabbâniye. Diğeri: Musibete karşı sabırdır. Cehennem gibi bir haps-i ebedînin havfı. yarım yamalak hizmetinle Onu va'dinde ittiham ve hediyesini istihfaf etsen. pek güzel bir vazifede seni istihdam etse. ömrün azdır hem faidesiz gidiyor. üç sabrı omuzuna al. Hulf-ul va'd edebilir o adama îtimad edersin. sen hizmet etmezsen veya isteksiz. Öyle ise ondan usanç almak değil. ücreti az mıdır ki. tevehhüm-ü ebediyettir. ÜÇÜNCÜ İKAZ: Ey sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibâdet külfetini ve namazın meşakkatini ve musibet zahmetini. akşama kadar seni çalıştırır ve fütursuz çalışırsın. ibâdet cihetinde yalnız bugünü düşün ve onun bir saatini. Hem sol cenahta düşmanın askeri yok iken ve daha gelmeden. herşeye bedel bir Mâbûd-u Bâki'nin. çünki ihtiyaç tekerrür ettiğinden. hakikî bir hayat-ı ebediyenin saadetine medâr olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarfetmek. hem gelecek günlerdeki ibâdet vazifesini ve namaz hizmetini ve musibet elemini. Cenâb-ı Hakk'ın sana verdiği sabır kuvvetini eğer yanlış yolda dağıtmazsan. bugün düşünüp muzdarib olmak. bugün rahmete kalbolmuş. şu üçüncü ikazdaki temsilde görünen hakikatı rehber tut. gelecek seneye belki yarına kadar kalacaksın? Sana usanç veren. havayı teneffüs edersin. lezzeti kalmış. büyük bir kuvvet gönderir. pek az bir zamanda. DÖRDÜNCÜ İKAZ: Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubûdiyet neticesiz midir. o tutar mühim bir kuvvetini sağ cenâha gönderir. Mâdem hakikat böyledir. suhre gibi veya usançla. sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa. Şimdiden düşünüp usanmak ve fütur getirmek. Keyf için. Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kût ve gınâ ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıdâ ve ziya ve herhalde mahkemen olan Mahşer'de sened ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat Köprüsü'nde nur ve burak olacak bir namaz. Acaba hulf-ul va'd hakkında muhal olan bir zât. aynen o günlerde açlığı ve susuzluğu ile bugün düşünüp bağırıp çağırmak gibi bir divâneliktir. bir Mahbûb-u Sermedî'nin çeşme-i rahmetine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir. usanmak şöyle dursun. pek şiddetli bir tedibe ve dehşetli bir tazibe müstehak olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde. külfeti pek az. elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir. Merdâne Ya Sabur de. İKİNCİ İKAZ: Ey şikem-perver nefsim! Acaba hergün hergün ekmek yersin. sana onlar usanç veriyor mu? Mâdem vermiyor. en hafif ve lâtif bir hizmet için sana gayret vermiyor mu? 34 . Evet şu fâni dünyada Kemâl-i sür'atle vaveylâ-yı firakı koparan giden ekser mevcûdâtla alâkadar bir ruhun âb-ı hayâtı ise. taze bir zevk ve devama ciddî bir gayret almak lâzımgelir. Birisi: Tâat üstünde sabırdır. Düşman işi anlar. Ateş et! emrini verir. merkeze hücum eder. belki ciddî bir iştiyak ve hoş bir zevki tahrike sebeb olur. ezici ve sıkıntılı. de. tar ü mar eder. İşte ey sabırsız nefsim! Sen üç sabır ile mükellefsin. ücreti pek büyük. Birisi: Mâsiyetten sabırdır. ebedî dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun. Gelecek günler ise mâdem gelmemişler.Birinci ikaz: Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir! Hiç kat'î senedin var mı ki. Öyle ise: hâne-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası. Evet fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halkolunan ve ezelî ve ebedî bir Zâtın âyinesi olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letafetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî. Evet buna benzersin. bugün tasavvur edip sabırsızlık göstermek hiç kâr-ı akıl mıdır? Şu sabırsızlıkta misâlin şöyle bir sersem kumandana benzer ki: Düşmanın sağ cenah kuvveti onun sağındaki kuvvetine iltihak etmiş ve ona taze bir kuvvet olduğu halde. neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır? Bir adam sana yüz liralık bir hediye va'detse. belki yeni bir şevk. usanç değil belki telezzüz ediyorsun.

kendi âleminin şeklini değiştirirsin. Öyle ise hakikî ömrünü. onun düğmesine dokunması gibi. sana bakan âlemin tenevvür eder. bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Güya kozmoğrafya ilminden ve istatistikçi fenninden bir kemâl alıyorsun. Yarın ise senin elinde sened yok ki. senin nafaka-i uhreviyene ve zâd-ı âhiretine ehemmiyetli bir menba olan. iki mâden-i mânevî bulursun: Birinci Mâden: Bütün bağındaki (Haşiye) yetiştirdiğin -çiçekli olsun. namazı terk eden ne kadar büyük bir hâsâret eder. bir hisse alıyorsun. sana hem herkese. yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakaya münhasır kalır. ona mâliksin. sen şu bağında. müşteri olsun. kendini tenbelliğe atacak. bütün vaktini ona sarfediyorsun! Sen istidad cihetiyle bütün hayvanatın fevkinde olduğunu ve hayat-ı dünyeviyenin levâzımatını tedârikte iktidar cihetiyle. Bununla beraber meşâgil-i dünyeviye dediğin. En elzemini bırakıp. şu âlemden bir mahsus âlemi var. yüz lira kıymetinde bir pırlanta ve bir zümrüt bulacaksın.2. Âdeta namazın bir elektrik lâmbası ve namaza niyyetin. Öyle ise ben de sana derim ki: Eğer yüz kuruş bir gündelik ile çalışsan. siyah görünür. çoğu sana ait olmayan ve fuzûli bir Sûrette karıştığın ve karıştırdığın malâyâni meşgalelerdir. İkinci maden: Hem bu bağdan çıkan mahsulattan kim yese -hayvan olsun. Ya aleyhinde. ihtiyat akçesi gibi. ne kadar divanece bir bahane olduğunu elbette bilirsin. hakikî istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccâdeye at.GÜNÜN 2. insan olsun. bir bağda bir zâta bir derstir ki. Eğer namaz kılmazsan. Bundan neden anlamıyorsun ki. meyveli olsun. Fakat o şart ile ki: Sen. Hem o âlemin keyfiyyeti. Eğer namazı kılsan. Hem bil ki: Her yeni gün. sarayı güzel gösterir. her ağacın tesbihatından. 35 . hakikî bir hayat-ı dâime için sa'y etmektir. Eğer desen: Beni namazdan ve ibâdetten alıkoyan ve fütur veren öyle lüzumsuz şeyler değil. kalbin teneffüsüne medâr olan namaza sarfetsen. bereketli nafaka-i dünyeviyye ile beraber. bulunduğun gün bil. Aynen onun gibi. Rezzak-ı Hakikî nâmına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve Onun malını. ne kadar ehemmiyetli bir serveti kaybeder ve sa'ye pek büyük bir şevk veren ve amelde büyük bir kuvve-i mânevî temin eden o iki neticeden ve o iki mâdenden mahrum kalır. her günde. Lâakal günün bir saatini. Zira herkesin. Siyah ise. Fakat evvelki adam der: Daha ziyade ibâdetle beraber sa'y-i helâle çalışacağım. kırmızı görünür. Elhasıl: Ey nefis! Bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Kırmızı ise. O âyine şişesi düzgün ise. Eğer sen istirahat ve teneffüs vaktini. belki hakikî bir insan gibi. senin aleyhinde Alem-i Misâlde şehadet eder. Sen ona: Yok. inek olsun. iflâs eder. ___________________________ (Haşiye): Bu makam. Nasılki âyinende görünen muhteşem bir saray.NURU: YİRMİBİRİNCİ SÖZ BEŞİNCİ İKAZ: Ey dünyaperest nefsim! Acaba ibâdetteki füturun ve namazdaki kusurun meşâgil-i dünyeviyenin kesretinden midir veyahut derd-i maişetin meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki. sinek olsun. o vakit. çirkin gösterir. ruhun rahatına. bu tarz ile Beyân edilmiş Hattâ ihtiyarlandıkça bahçecilikten usanır. fütur gelir..her nebâtın. İşte bak. ya lehinde şehadet ettirebilirsin. birden. o adamın kalbine ve ameline tâbidir. nafakan için işliyorsun. vazife-i asliyen hayvan gibi çabalamak değil. hikmetli bir intizâm ve mânidar bir kitabet-i kudret olduğunu gösterir. Neme lâzım der. o âlemin zulümatını dağıtır ve o herc ü merc-i dünyyeviyedeki karmakarışık perişaniyyet içindeki tebeddülât ve harekât. Onun mahlûkatına veren bir tevziat memuru nazarıyla kendine baksan. Ben zâten dünyadan gidiyorum. belki derd-i maişetin zarurî işleridir. kabrime daha ziyade ışık göndereceğim âhiretime daha ziyade zahîre tedârik edeceğim. Eğer farz namazı terketsen.. o namazın ile o âlemin Sâni'-i Zülcelâl'ine müteveccih olsan. gönlünle. bütün sa'yin semeresi. amelinle. hırsız olsun. dese ki: Gel on dakika kadar şurayı kaz. Bu kadar zahmeti ne için çekeceğim? diyecek. Hem onun keyfiyyetine bakar. sonra biri gelse. senin o günkü âlemin zulümatlı ve perişan bir halde gider. âyinenin rengine bakar. En nâzik şeyleri kaba gösterdiği misillü. güzel bir niyyet ile. Tâ.sana bir sadaka hükmüne geçer. bir yeni âlemin kapısıdır. nafakam azalacak desen. sen kalbinle. Düzgün değil ise. Meselâ: Zühal'in etrafındaki halkaların keyfiyeti nasıldır ve Amerika tavukları ne kadardır? gibi kıymetsiz şeylerle kıymettar vaktini geçiriyorsun. güya binler sene ömrün var gibi en lüzumsuz mâlûmat ile vakit geçiriyorsun. Çünki on kuruş gündeliğimden kesilecek. gelmem. aklınla.

     âyet-i pür-
envârından bir nûrû, senin kalbine serper. Senin o günkü âlemini, o nurun in'ikâsıyla ışıklandırır. Senin
lehinde nuraniyyetle şehâdet ettirir.

Sakın deme: Benim namazım nerede, şu hakikat-ı namaz nerede... Zira bir hurma çekirdeği, bir
hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif eder. Fark yalnız icmâl ve tafsil ile olduğu gibi; senin ve benim
gibi bir âminin -velev hissetmezse- namazı, büyük bir velînin namazı gibi şu nurdan bir hissesi var, şu
hakikattan bir sırrı vardır -velev şuurun taallâk etmezse-. Fakat derecâta göre inkişaf ve tenevvürü ayrı
ayrıdır. Nasıl bir hurma çekirdeğinden, tâ mükemmel bir hurma ağacına kadar ne kadar merâtib
bulunur. Öyle de: Namazın derecâtında da daha fazla merâtib bulunabilir. Fakat bütün o merâtibde, o
hakikat-ı nûrâniyyenin esâsı bulunur.
   
  
      

***

2.GÜNÜN 3.NURU:
ŞAMLI HAFIZ TEVFİK'İN FIKRASI
  
    

Mukaddime: Malum olsun ki: " Zübdet-ür-Resail Umdet-ül-Vesail" namında kutb-ül-arifin Ziyaeddin
Mevlana Şeyh Halid (Kuddise sırruhu) nun mektubat ve resail-i şerifelerinden muktebes nasayih-ı
kudsiyenin tercümesine dair bir Risaleyi, onüç sene mukaddem Bursa'da Hoca Hasan Efendiden
almıştım, nasılsa mütalaasına muvaffak olamamıştım. Ta bu günlerde kitablarımın içerisinde bir şey
ararken elime geçti. Dedim: " Bu Hazret-i Mevlana Halid, üstadımın hemşehrisidir. Hem İmam-ı
Rabbaniden sonra Tarik-ı Nakşi'nin en mühim kahramanıdır, hem Tarik-i Halidiye-i Nakşiyenin piridir."
Risaleyi mütalaa ederken, Hazret-i Mevlananın tercüme-i halinde şu fıkarayı gördüm: Ashab-ı Kütüb-ü
Sitte'den İmam-ı Hakim " Müstedrek" inde ve Ebu Davud " Kitab-ı Sünen" inde, Beyhaki " Şuab-ı İman"
da tahriç buyurdukları :
   
  
     
yani :
" Her yüz senede Cenab-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor." Hadis-i Şerifine mazhar ve masadak ve
müzhir-i tam olan Mevlana Eşşehir, Kutb-ül-Arifin, Gavs-ül-Vasılin, Varis-i Muhammedi, Kamil-üt-
Tarikat-ül- Aliyeti Vel- müceddiyyeti Halid-i Zülcenaheyn ( kuddise sırruhu) ila ahir...

Sonra tarihçe-i hayatında gördüm ki, tevellüdü, binyüz doksanüç tarihindedir. Sonra gördüm ki, bin
ikiyüz yirmidört tarihinde saltanat-ı Hind'in payitahtı olan Cihanabad'a dahil olmuş. Tarik-ı Nakşi
silsilesine girip müceddidiyete başlamış. Sonra bin ikiyüz otuzsekizde ehl-i siyasetin nazar-ı dikkatini
celbedip, vatanını terkederek diyar-ı Şam'a hicretle gitmiştir. Hem içinde gördüm ki: Hazret-i
Mevlananın (K.S.) nesli, Hazret-i Osman Bin Affan Radıyallahu Anh'a mensuptur. Sonra gördüm ki;
tercüme-i halinde istidad-ı fıtri ve kabiliyet-i harika ile sinni yirmiye baliğ olmadan evvel a'lem-i ulame-i
asr ve allame-i vakit olmuş, Süleymaniye kasabasında tedris-i ulum ile iştigal eylemiştir. Sonra
üstadımın tarihçe-i hayatını düşündüm. Baktım; dört mühim noktada tevafuk ediyorlar:

Birincisi: Hazret-i Mevlana, binyüz doksanüçde dünyaya gelmiş. Üstadım ise, arabi bin ikiyüz
doksanüçde, tam Mevlana Halid'in yüz senesi hitam bulduktan sonra dünyaya gelmiş.

İkincisi: Hazret-i Mevlana'nın (K.S.) tecdid-i din mücahedesine başlangıcı ve mukaddimesi:
Hindistanın payitahtına bin ikiyüz yirmidörtte girmiş. Üstad ise, aynen yüz sene sonra bin üçyüz
yirmidörtte Osmanlı saltanatının payitahtına girmiş, mücahede-i maneviyesine hazırlanmış.

36

Üçüncüsü : Ehl-i siyaset, Hazret-i Mevlana'nın fevkalade şöhretinden tevehhüm ederek diyar-ı Şam'a
naklettirilmesi bin ikiyüz otuzsekizde vaki olmuştur. Üstad ise, aynen yüz sene sonra bin üçyüz
otuzsekizde Ankara'ya gidip onlarla uyuşmayıp, onları reddederek, küserek tekrar Van'a gidip bir
dağda inziva ederken, bin üçyüz otuzsekiz senesini müteakip Şeyh Said hadisesinin vukuu
münasebetiyle ehl-i siyasetin vehmine dokunmuş, ondan korkarak Burdur ve Isparta, Kastamonu,
Afyon vilayetlerinde sekizer sene, yirmibeş sene ikamet ettirilmiş.

Dördüncüsü: Hazret-i Mevlana, yaşı yirmiye baliğ olmadan evvel allame-i zaman hükmünde fuhul-i
ulemanın üstünde görünmüş, ders okutmuş. Üstad ise, tarihçe-i hayatını görenlere ve bilenlere
malumdur ki: Ondört yaşında icazet alıp a'lem-i ulema-i zamana karşı muarazaya girişmiş. Ondört
yaşında iken, icazet almağa yakın talebeleri tedris etmiştir. Hem Hazret-i Mevlana, neslen Osmanlı
olduğu ve Sünnet-i Seniyeye bütün kuvvetiyle çalıştığı gibi, Üstadım, Kur'an-ı Hakime hizmet
noktasında, meşreben Hazret-i Osman-ı Zinnureyn'in arkasında gidip Hazret-i Mevlana (K.S.) gibi,
Risale-i Nur eczalariyle bütün kuvvetiyle Sünnet-i Seniyenin ihyasına çalıştı.

İşte bu dört noktadaki tevafukat, tam yüz sene fasıla ile, Risale-i Nurun takviye-i din hususundaki
te'siratı, Hazret-i Mevlananın (K.S.) Tarik-ı Nakşiye vasıtasiyle hizmeti gibi azim görünüyor. (Hâşiye)
Üstadım, kendine ait medh ü senayı kabul etmiyor, fakat Risale-i Nur Kur'ana ait olup medh ü sena
Kur'anın esrarına aittir.

BİR RÜYA
Bu mes'eleyi yazdıktan biraz zaman sonra, bir gece rü'yada Cenab-ı Peygamber Sallallahü Aleyhi
Vesellem Efendimizi gördüm. Bir medresede huzur-u saadette bulunuyordum. Cenab-ı Peygamber bana
Kur'andan ders vereceklerdi. Kur'anı getirdikleri sırada, Hazret-i Peygamber Sallallahü Aleyhi Vesellem
Efendimiz, Kur'ana ihtiramen kıyam buyurdular. O dakikada şu kıyamın, ümmeti irşad için olduğu birden
hatırıma geldi.
Bilahare bu rü'yayı, suleha-yı ümmetten bir zâta hikâye ettim. Şu suretle tabir etti: "Bu büyük bir işaret ve
beşarettir ki, Kur'an-ı Azîmüşşan lâyık olduğu mevki-i muallâyı bütün cihanda ihraz edecektir.

_____________________________
(Hâşiye): Hazret-i Mevlana (K.S.) milyonlar etbalarının ittifakıyle müceddittir ve baştaki Hadis-i Şerifin
bir masadakıdır. Ve madem tam yüz sene sonra dört mühim cihetle tevafukla beraber, Risale-i Nur
ayni vazifeyi görüyor. Demek nass-ı Hadis ile Risale-i Nur eczaları tecdid ve takviye-i din vazifesini
görüyorlar.
2.GÜNÜN 4.NURU:
RÜ'YADA BİR HİTABE(Mücedditlik)
Meali ve hatırda kalan elfazı aynendir.
1335 senesi eylülünde, dehrin hâdisatı verdiği ye's ile şiddetle muzdarib idim. Şu kesif zulmet içinde bir nur
arıyordum. Manen rü'ya olan yakazada bulamadım. Hakikaten yakaza olan rü'ya-yı sadıkada bir ziya gördüm.
Tafsilatı terk ile, yalnız bana söylettirilmiş noktaları kaydedeceğim. Şöyle ki:

Bir cum'a gecesinde nevm ile âlem-i misale girdim. Biri geldi dedi:
-Mukadderat-ı İslâm için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem, seni istiyor.
Gittim gördüm ki, münevver, emsalini dünyada görmediğim, selef-i sâlihînden ve a'sârın meb'uslarından her
asrın meb'usları içinde bulunur bir meclis gördüm. Hicab ettim, kapıda durdum. Onlardan bir zât dedi ki:
-Ey felâket, helâket asrının adamı, senin de re'yin var, fikrini beyan et!
Ayakta durup dedim:
-Sorun cevab vereyim.
……….....
.................
Birden o meclisten tasdik emareleri tezahür etti.
Dediler:

37

-Evet ümidvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslâmın sadası olacaktır!..
Tekrar biri sordu:
-Musibet cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddemesidir. Hangi fiiliniz ile kadere fetva verdirdiniz ki, şu
musibetle hükmetti. Musibet-i âmme, ekseriyetin hatasına terettüb eder. Hazırda mükâfatınız nedir?
Dedim:
-Mukaddemesi, üç mühim erkân-ı İslâmiyedeki ihmalimizdir: Salât, savm, zekat. Zira yirmidört saattan yalnız
bir saatı, beş namaz için Hâlık Teâlâ bizden istedi. Tenbellik ettik. Beş sene yirmidört saat talim, meşakkat,
tahrik ile bir nevi namaz kıldırdı. Hem senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık.
Keffareten beş sene oruç tutturdu. On'dan, kırktan yalnız biri, ihsan ettiği maldan zekat istedi. Buhl ettik,
zulmettik. O da bizden müterakim zekatı aldı.
    (Ceza amelin cinsindendir)
Mükâfat-ı hazıramız ise; fâsık, günahkâr bir milletten humsu olan dört milyonu velayet derecesine çıkardı;
gazilik, şehadetlik verdi. Müşterek hatadan neş'et eden müşterek musibet, mazi günahını sildi.
Baktım meclis istihsan etti. Heyecanımdan uyandım. Terli, elpençe yatakta oturmuş kendimi buldum.
Gece böyle geçti.

Münazarat
Sual: İfrat ediyorsun, hayâli hakikat gösteriyorsun. Bizi de techil ile tahkir ediyorsun. Zaman âhirzamandır,
gittikçe daha fenalaşacak. (*).
Cevap: Neden dünya herkese terakki dünyası olsun da, yalnız bizim için tedennî dünyası olsun?... Öyle mi? İşte
ben de sizinle konuşmayacağım, şu tarafa dönüyorum, müstakbeldeki insanlarla konuşacağım:
Ey üçyüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitane Nur'un sözünü dinleyen ve bir nazar-ı
hafî-i gaybî ile bizi temâşâ eden Saidler, Hamzalar, Ömerler, Osmanlar, Tahirler, Yusuflar, Ahmedler vesâireler!..
Sizlere hitab ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, "Sadakte" deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu
muâsırlarım, varsın beni dinlemesinler. Târih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz
telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda
geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz hizmetimizin ücreti olarak sizden
şunu bekliyoruz ki: Mâzi kıt'asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız; o bahar hediyelerinden
birkaç tanesini medresemin (1) mezar taşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı
olan kal'anın başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz; bizi çağırınız. Mezarımızdan  
sadasını işiteceksiniz.  
     (Gitme! Seni çağırır.)
Şu zamanın memesinden bizimle süt emen ve gözleri arkada mâziye bakan ve tasavvuratları kendileri
gibi hakikatsız ve ilerileşmiş (ayrılmış) olan bu çocuklar, varsınlar şu kitabın (**)hakaikını hayal tevehhüm
etsinler. Zira ben biliyorum ki; şu kitabın mesâili hakikat olarak sizde tahakkuk edecektir.
Ey muhatablarım! Ben çok bağırıyorum. Zira asr-ı sâlis-i aşrın (yani onüçüncü asrın) minaresinin

başında durmuşum, sûreten medenî ve dinde lâkayd ve fikren mâzinin en derin derelerinde olanları

câmiye dâvet ediyorum.

İşte ey iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyet'i bırakan iki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtlar! Mesîl-i
neslin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz; tâ ki, hakikat-ı İslâmiyeyi hakkıyla kâinat üzerinde
temevvüc-söz edecek olan nesl-i cedid gelsin!..

________________________
(*): Muhtemeldir ki, burada büyük bir veli; Eski Said'in Risale-i Nur'un dar dairesini gayet geniş ve siyasî bir
daire olarak bir hiss-i kablelvuku'la kırk sene evvel hissederek, bu risaledeki çok cevabları o histen neş'et
ettiğinden, o veli yalnız bu noktada itiraz etmiş.
(1): Medreset-üz Zehra'nın Van'daki nümunesi olan ve vefat eden Horhor Medresesi'nin mezar taşı hükmünde
bulunan Van Kal'ası demektir
(**):İstikbalde te'lif edilecek Risale-i Nur Külliyatını hiss-i kablelvuku' ile haber veriyor.

38

Toprak. rüyâlarımızın üveyki? Nerdesin “ba’su ba’del-mevt” imizin müjdecisi? Izdırab dolu günlerimizde. bu insiz. sende gevşeklik. hayâllerimizin güvercini. uykusuz geçen gecelerimizde hep yolunu bekleyip durduk. bize gurur lâzım değil” demişdin. “bu O’dur” deyip. Sînemiz. sen çılgına dönmüşdün. ayaksız kötürümleri İskender diye alkışladık. Bir karasevdalı gibi girdiğin bu yolda. Heraklit pazulu diye. pörsümüş gönüllerin hayat mumları sönmek üzeredir! Eğer canlara can katan temiz soluklarınla imdada yetişmezsen. bizim için tasa ve kederden esintilerle gelip ruhumuzu ezerken. “girdik reh-i sevdâya bize onur. kolumuz. maddiyat ve dünyalar kement olamadı. Ve hatırlarsan şöyle 39 . fikirleri harâbâtî. gelmeyecek Mesih soluklu. hilâl arar gibi yolunu gözlüyor. Bağban gideli. Her yeni gün.! Seni vefalı. 2.. bağ bozulalı asırlar oldu. Onlar için inledin ve onlar için sevindin. Bizler uçsuz bucaksız bu beyâbanda (2) gördüğümüz her kervana. şu ölgün ruhların. Arkasından koşup durmadığımız kâfile kalmadı. semâya inad.. yıllarca hasretini çektiğimiz kahraman? Nerdesin. dostunun ayağına saplanan bir dikenle. her çığlıkda senin muştunu duymak istiyoruz. kuruyan göllerimizde. sende yılgınlık ve sende vefasızlık meydana getiremedi. cinsiz âlemde. suyu çekilen havuzlarımızda yaprağı dökülmedik tek nilüfer kalmayacakdır. Sen cennet hûrilerinin divan duracakları bu yüce başı saklamak istiyordun. Gurublara kadar beklediğimiz nice günler vardır ki.. bakışları miyop ve beyanları alabildiğine dekolte idi. seni hasbî. Hüseyin’in âh u efgânıyla inliyor.. Pürvefâydın yürekdendin. bir mum tutuşduracak kadar irâdeye sahip değillerdi. senin kolunu. Yusuf’un gömleğini sorar gibi seni sorduk ve sonra da bir sabr-ı cemil (3) çekerek yeni doğuşlar beklemeye koyulduk. esâtîrî yiğidim! Billahi.! Kafdağından ağır bir yükün altına girerken. Sessizliğin ve kimsesizliğin içimizi yalnızlıkla doldurduğu. düşmanlarımız esirdikce esiriyor ve ortalığı şamataya boğuyorlardı. kaç defa sinekleri kartal. Ruh dünyaları karbonlaşmış. Atmosferine sığınan kemlik görmedi. sana susuz ve sana tutkunuz. Nerdesin ve ne zaman geleceksin. her yüzde seni hayâl etmek. zemin bir başdan bir başa çöle döndü. seni şuurlu ve seni hep becerikli tanıdık. ne yaptığının şuuru içinde ve kararlı idin. Bin ruhun olsa.. senin hayatını bir terazide tartmak istemişlerdi de. zemin Kerbelâ oldu. gülmeleriyle de güldün. kahramanımızın çarpıcı nazarları. ne de önüne çıkan kan-revân deryalar. kahramanımızın ıstırab ve acıları. sema. Yüce gönlüne ve yukarılarda pervâz eden ruhuna. Ama sen.. hiçbirinde yokdun! Karşılaşdığımız minare kâmetliler. elsiz.. Ufkumuzda beliren her karaltıya. Gözlerimiz kararan ufuklarda. “gözlerin kuruması murat” dediği günden bu yana.GÜNÜN PIRLANTASI Nerdesin Nerdesin. kahramanımızın coşkunluk ve tebessümleri göze çarpmıyordu. Onun için ne yolların sarplığı. Sen sadakat ve samimiyetin bestesi oldun. “seniye-i vedâ” (1) türküleriyle yollara döküldük. parmak kadar düşünceye. kanadımız kırık evlerimize dönerken. zambakdan hülyalarımızla teselli olup durduk.! Hani bir keresinde. onun zülfünün tek teline feda etmemeyi vefasızlık sayıyor ve isyan ediyordun! Nerdesin Hubeyb.! Ve yine bir defasında. Sana hasret. kanadını kırmış ve budanan bir ağaç gibi yere sermişlerdi.. Gönül verdiklerinin ağlamasıyla ağladın. Kala kala omuzların üzerinde kankırmızı bir başın kalmışdı. Onlarda. Zaman bizim için hep muharrem.

halbuki.. Kabına sığmıyordun. yokdur ihtimali terennümün.. Heyhât! Bu muammanın bir küçük noktasına dahi tercüman olamadım. yüce ideâlin uğrunda yoluna devam etdin. Tam. Değilse.” Nerdesin Mus’ab.. ona hak veriyor ve hakkında kesilip biçilen kararlara inkıyâdını belirtiyordun.. bu azimle sonsuzlara kadar. Nazarlarımız ilk geldiğin yolda takılıp kaldı. ama. ne de düşmanlarımızın habire kudurup durması. bir Mevlâna anlayışı içinde. Asırlarca sonra gelecek olan. İranlı kapıkulun. ne bizim yalnızlık ve inkisarımız. kırık mızrabımı gönlümün tellerine dokundurmak istedim.” sözlerini dinlerken. Dünyayı iki hükümdara az gören bir hükümdar.. Sonra tutdun. Sen nesin? Sofî misin? Derviş misin? Yoksa yerde gezen bir melek misin? Ve ey Şirpençe! Nerdesin.” (6). ona bir lâf etdin mi!.. Dilbeste olduğun O zât aşkına. o yüce ağızdan: “Halk. mansıbın aydın ümitlerimize zift sürmek istediği şu kara günlerde. ağzının diriltici iksirine muhtaç gönülleri daha fazla bekletme.! Hatırlarsan bir başka zaman.diyordun: “Bu baş bu omuzlarda olduğu müddetçe. yerlerini umranlara terk ediyordu. âlî bir divandan çıkmıtdı ve sen buna riayet etme kararında idin. o ne sadakat. senin yolundaki yalanlara dahi gönlümüzü çıkarıp armağan etmeden geri kalmayacağız. zaferlerinin böyle üst üsde kaideleşdiği ve senin bu müstesna kâide üzerinde abideleşdiğin bir dönemde.. Emir.. Söyle. onun atının ayağından bir damla çamur sıçramışdı. Hızır mıydın. Sarığın boynunda ve bir mücrim hüviyetinde. ard arda Kisra’nın beldeleri târumâr oluyor ve toprağa gömülüyordu. hocanın önünde yürüyordun. dilim da’vet türkülerini söylerken.! Gözlerim yollarını gözlerken... Bu ümit. Ve hayâllerinle avunduk. “Şirler pençe-i kahrından olurken lerzân” (5). orduların seni insanlığın te’dibiyle vazifeli bir melek sanıyordu. bir lâhza kendisinden ayrılmadığın kardeşinle konuşmakdan. yiğidim.! Bu uğurda. iltifat beklediğin bir ağızdan.. genç Türk serdarına öncülük yapdın ve Konstantiniye’ye (4) giden yolu açdın. Itırla yıkanmış cübbene. İlyas mıydın? Geçdiğin yerlerde güller bitiyor.. Sonra tutdun topuzunu Bizans’ın batına indirdin. Sen o gün bir hükümdardın. Ateşdin. yemek sofralarında diz dize oturduğun kardeşinle konuşmayacakdın. yüzbin defa zangoçlara yahşi çekecek ve vaftiz suyunu âb-ı hayat diye içeceğiz. vazifeden affedildiğini işitdin. Ve.. o ne vefa ve o ne irade! Nerdesin Ebu Katâde. şöhretin.. senin yolunun delileri olmadan bizi vazgeçiremeyecekdir.. içimizde besleyip durduk. sen tutdun. Dost düşman kılıcının gökden indiğine inanıyor.! Bir başka defasında da seni kardeşinle konuşmakdan menetmişlerdi. bir daha geleceğinin ümidini. Bir başdan bir başa yeryüzünü bir hamlede teslim almak ve yüce zimamdarına bağlamak istiyordun.. Memlûkler kölelerindi. bin defa ateş böceklerine koşmalar dizecek. Ey tatlı rüyaların sevimli kahramanı! Riyânın. İnan. Leventlerinle bir solukda ateşgedelerin ülkesine ulaşdın ve içlerine öyle bir vâveyla saldın ki. Allah aşkına! Bütün bunlara nasıl katlandın? Senin izzet-i nefsin ve onurun yok muydu? Soluklarına susadığım. o çamurlu cübbenin tabutuna sarılmasını vasiyet etdin. belki bin defa aldanacak. ona gelip çarpan şeyleri göğüslemezsem vefasızlık yapmış olurum. elinin altında bulunan birinin emrine girerek. söyle bana! Şu benim bilebildiğim “Bilmiyorum” sözünden başka.. orduları arkana takmış ve çok uzaklara açılmışdın. “Ben o nağmeden müteheyyicim ki. yıllar yıllı. Hani o güne kadar. her şafakda seni arayacak ve her kervandan seni soracağız.! 40 .. ayağını attığın harâbeler.! Bir defa da sen. Halid nerdesin. Savaş meydanlarında omuz omuza. elde edilen zaferleri senin şahsında buluyor. Tufandın.

Hanbel'in cemaat hakkindaki anlayisi dikkate deger." demek lazimdir. Biz Hanbelî mezhebinden degiliz ama Imam Ahmed b. bu yanlis. onu terennüm ve ifadeye imkân yoktur. *** SAYGISIZLIGA SAVAS Kur'an okurken. Çok saygili davranmaliyiz. "Siginma talebinde bulunuyoruz" demeyiz. yani cemaata imkan bulamadiginiz yerlerde olmali." derlerdi. münferit kaç namaz kildiniz?" Ondan fazla ise cemaatsiz namaziniz söylemeyin bunu. Namaz bir takvim gibi hayatin her noktasini kusatmali. ben de gideyim cemaata gelmeyenlerin evini yakayim. hutbe verirken "Estaizü. Tabiîn efendilerimiz cemaat hususunda ne kadar titizdirler. O. hep en ön saftadir.. Aglamak da tebessüm de kalbin çehreye yansiyan rengi olmalidir." gibi ifadelerle ferman buyrulur. Eûzü: "Siginiyorum" manasina gelir. Mihran) yetmis sene boyunca ilk tekbiri hiç kaçirmaz.1) Seniye-i vedâ: Vedâ yokuşu. Eskiler bir is için sözlestiklerinde "sabah namazindan önce. O on da ya uçakta ya havaalaninda ya da yolda. Mesela A'mes (Süleyman b. 2) Beyâban: Çöl. Yavuz Sultan Selim ile ayni çesmeden testini dolduracaksin. Efendimiz cemaatin önemini anlatirken buyuruyor ki: "Çok defa içime geliyor ki birisi namaz için kamet okusun. namaza kalktiginizda.) Yani her halükarda "Eûzü billahi. 3) Sabr-ı cemil: Güzel sabır. Allah'a karsi ayiptir... Hiç ihmal etmeye gelmez. cemaat namaza dursun.." diyorlar. 4) Konstantiniye: İstanbul. Kur'an'da Kur'an okunacakken "Allah'a siginma dileyin. Her zaman Eûzü Besmele'yi adet haline getirmeliyiz. cemaati namazin sarti sayar.. ögle namazindan sonra.. Kur'an'da da bu espri muhafaza edilir ve pek çok yerde "namaz kilindiktan sonra.” 6) “Ben öyle bir nağmeden coşup heyecanlanmışım ki. Yetmis sene yetisemediginden dolayi tek bir rekati kaza etmez. Mesela bir harama im'an-i nazar ile (dikkatlice) bakmistir. *** Günah çok kötü bir seydir ancak bir yerde iyi sayilabilir.. O'nun adi geçtiginde hem 41 . *** Öyle bir Sultan'a kul olacaksin ki Fatih Sultan Mehmet ile bir farkin kalmayacak.. Ben size sorsam "Hayatinizda cemaatsiz. "Siginiriz". O da kulun bir günaha girip bir ömür boyu onun için ah u vah etmesidir. Hayatin gerçek takviminin blokaji namaz üzerine oturtulmali. Hayat namaza göre tanzim edilmeli. Bu halde okurken biz. (Estaizü: "Siginma diliyorum"." Evet cemaat çok önemli. Bir baskasi ömrü boyunca namazlarda baskasinin ensesini görmez. sadece dille degil bütün vücudumuzla. Efendimiz'in her adi geçtiginde mutlaka salavat getirmeliyiz.. Namaz vakitleri köse taslari olmali ve sair isler bu köse taslarina göre programlanmali. 5) “Aslanlar kahrının pençesinden titrerken. yillar sonra bile onu hatirladikça iki büklüm olur ve o Rahmet Kapisi'na yönelir. siginma talebinde bulunun" buyruluyor. Ayet okurken besmele yetmez. namaza durdugunuzda.” CEMAATLE NAMAZ Namazi cemaatle kilmak çok önemlidir.

Bir sene sonra açip baktiginda kutuda karinca ve bugdayin yarisi varmis. *** Zühdün tarifi: "Dünyayi kesben degil. saygimizi gönlümüzün derinligi ölçüsünde ve içimizden geldigi sekliyle ifade etmeliyiz. O da denemek için bir karincayi bir kutuya koymus ve içine de bir tane bugday atmis." hakikati onu ilgilendirir. Hiçbir seyde hirs göstermek caiz degildir ama Allah'in rizasini kazanmak ugruna. "Bir bugday" demisler. "Ya Süleyman! O rizkimi Rezzak u Kerim verirken öyle idi.." Bunun ölçüsü de dünya umurundan kaybettigine üzülmemek. iftar vaktini bilememe meselesidir. Hatta bir insana bir iyilik yaptigimizda ondan bile tesekkür beklentisi içinde olmamaliyiz. hatta matlubtur." *** BEKLENTI Biz hiç ama hiç beklenti içinde olamayiz. 2. onlari iradeyle zapt u rapt altina alma ve onlara ragmen iffetle yasama insani evc-i kemalâta (kâmil insan zirvesi) yükseltir.bedenen hem ruhen toparlanmaliyiz. hani mesela "taaddüt-ü zevcât" filan akla gelse hemen "Ne güzel Ya Rabbi! O Güzeller Güzelinde bu sey ne güzel duruyor!" diyeceksin. Bunlarin farkina varma ve itiraf etme.Her yerde saygida asiri hassasiyet göstererek onu yerlestirecegiz. Hirs gösterilecek tek nokta budur. kalben terketmek. Ama rizik senin vasitanla gelince senin ileride ne yapacagini bilemedim ki onun için ihtiyatli davrandim.) 42 . Karincaya sormus: "Sen senede bir bugday yemez miydin?". Salonda bulunanin. Harem odasinda hareme mahrem olmus kimse de salondakinin yaptigini yapamaz. *** Bizim pek çok zaaflarimiz var. O bir içtihat hatasidir. Çünkü O'nun ruhaniyati tesrif etmis olabilir. Ama bu saygiyi gösterirken de katiyen riya ve sum'aya girmemeli. koridordakinin yaptigini yapmasi. *** Hazreti Süleyman bir karincanin bir senede ne yiyecegini sormus. O'nun adini dünyanin her tarafinda duyurma hususunda ölesiye hirs göstermek caiz. GÜNÜN YILDIZI : HUBEYB bin ADİYY (r. bizi ilgilendirmez. *** Efendimiz hakkinda akla gelen kötü seyleri hemen ELININ TERSIYLE VURUP KOVACAKSIN! Hiç barindirmayacaksin.a. daha ileri seviyede bulunan mukarrabin için günah sayilir" sirriyla bakilmalidir. kazandigina sevinmemek. Insanlarin bulunduklari konuma göre yaptiklari fiiller farklilik arzeder. Biz tek bir seyin beklentisi içinde olabiliriz o da ALLAH RIZASI. Hani bahar bulutlari gibi zihne gelse. "Men lem yeskurin nâse lem yeskurillah - Insanlara tesekkür etmeyen Allah'a da tesekkür etmez. salonda olma adabina uymayacagindan hatadir. *** Hazreti Adem'in yasak meyveye el uzatmasina "Hasenâtül ebrâr seyyiâtül mukarrabin-Ebrar adina iyilik sayilan bir fiil.

“Vallahi ben size arkadaş ve yoldaş olmam! Şehid olan arkadaşlarım bana örnek ve önderdir” deyip. Canınızı kurtarın” teklifinde bulunuyorlardı. . müşriklerle çarpışıyorlardı. büyük para ödediler. Böylece çok para kazanacaklardı. kadın-erkek ve bütün çocuklar oradaydılar. Onun için. aralarında istişâre ederek çarpışmaya karar verdiler. İslâmiyeti. Hubeyb bin Adiy. Muattib bin Ubeyd de bulunuyordu. bir zorlayışta ellerini kurtardı. Sadece Hubeyb bin Adiy. Hem de o esîri. Hz. Kur'ân-ı Kerîm okurdu. onlara ne cezâ vereceklerini konuşuyorlardı: .Ellerini. Zeyd bin Desinne ve Abdullah bin Târık kalmış. Şimdi vereceğimiz cezâyı beklemekte!” diyorlardı. Bu iki yüce Sahâbenin başına gelecekleri merak ediyorlardı. Hapsedildiği evde bulunan ve azatlı bir cariye olan Mâviye şöyle anlatmıştır: Hübeyb. Bu sebeple: “Teslim olun. . Mekke'ye götürmek üzere yola çıktılar. 10 kişilik bir öğretmenler heyeti yolladılar. Herkese haber verildi..Ama Harâm aylar içinde bulunuyoruz! . Yalnız Kur'ân-ı Kerîm öğretmenine ihtiyâcımız var. iftihârla Hubeyb bin Adiy'i kendi âile fertlerine gösteriyorlar: “İşte babamızı öldüren. haber verdi. O mevsimde hem de Mekke'de üzüm bulmak asla mümkün değildi. müdâfaasız bir insandan alacaklardı. Müslümanlardan bunların intikamını almak istediler. Bunu Müslümanlar da duymuşlardı. kılıçlarını çekip. Çünkü Hz. Arkalarını dağa dönüp. Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne'yi öldürmek için müşriklerin kararlaştırdığı gün gelmişti. “Ona bir isteğin var mı?” dediğimde. İslâmiyeti kabûl ettiler. Onun okuduğu Kur'ân-ı Kerîm’i dinleyen kadınlar ağlaşırlar. Hemen Lıhyanoğullarına gidip.. Lıhyanoğulları O'nu taşa tuttular. Ondan yiyordu. Sevgili Peygamberimiz kendilerine. Âsım bin Sâbit hazretlerinin bulunduğu bu heyette. Bizim kabîlelerimiz. gündüzleri gizlenerek Hüzeyl Kabilesi topraklarında. Üzerlerine saldıran kuvvetten bir kısmını öldürdüler. Hemen de planı tatbike koydular. 43 . Hârisoğulları. çekip gittiler. Kur'an-ı kerimi öğretecek kimseler yollar mısınız?” diye ricada bulundu. Bu maksatla bir heyet Medine'ye giderek Resulullahın huzuruna çıkıp: “Yâ Resûlallah. geceleri yürüyerek. Bu sırada yanlarında bulunan Adal ve Kare kabilesi heyetinden biri. onları sağ olarak yakaladılar. Hâlid bin Ebî Bükeyr. dedi. Lihyânoğulları.Bu sebeple. Zeyd bin Desinne. Lıhyânoğulları mensupları. Reci' suyu başında. putlar için kesilen hayvanların etinden getirme. 200'den fazla silâhlı eşkiyâ oradaydı. Asıl niyetleri onları Mekke'de köle olarak satmaktı. harpte değil. Gitmemek için zorlandı. Abdullah bin Târık Mekkeli müşriklere götürülmeye râzı olmadı. esir ticâreti ile geçinirlerdi. Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne'yi Mekke'ye götürüp müşriklere yüksek bir fiyatla sattılar. Zeyd bin Desinne'yi de Safvân bin Ümeyye. eşkiyâ ile karşı karşıya bıraktılar. “Bana tatlı su ver. O güzîde Müslümanları. Bu öğretmenler kâfilesi.Uhud savaşında bazı yakınları ölen müşrikler. başka birşey istemem”. genç-ihtiyâr. bir bahane ile yanlarından ayrıldı. Alçakca bir plân hazırladılar. “Bize öğretmen lâzım!” diyenler. Öyle yaptılar. Çünkü Mekke'li müşrikler kendilerine: “Yakaladığınız her Müslüman için. benim bulunduğum evde bir hücreye hapsedilmişti. Hz. Bu yüzden şehrin zengin-fakîr. Hubeyb ve Zeyd'i satın aldıktan sonra.Hayır! Evvelâ işkence etmeliyiz. hemen öldüremeyiz! Harâm ayların geçmesini beklememiz gerek . Harp meydanındaki yenilginin intikâmını. Çok geçmeden kâfilenin etrâfı sarıldı. Çok geçmeden müşrikler. Başlarında. sonunda O'nu da şehid ettiler. Hubeyb. hapsolunduğu hücrede namaz kılar.O hâlde. Mekkeli Müşrikler. İki yüz kişilik düşmana karşı görülmemiş bir kahramanlıkla çarpıştılar. bir de beni öldürecekleri zaman önceden haber ver. ayaklarını zincire vuralım! diyorlardı. Hubeyb Bedr Gazâsında müşriklerden Hâris bin Âmir'i Cehenneme yollamıştı. parayla pazardan almışlardı!. Ona acırlardı. değerinden fazla para öderiz” demişlerdi. Onun oğulları şimdi kendisini almak için. Her gün böyle üzüm salkımı elinde görülürdü. Bir gün baktım elinde insan başı gibi kocaman bir üzüm salkımı vardı. Lütfen bize. Fakat müşriklerin kin ve intikâm hisleri geçmek bilmedi. hapsedelim. Lıhyanoğulları üçünü de yayların kirişleri ile bağladılar. seher vakti konakladılar. Abdullah bin Târık. Bedir savaşında öldürülen babası Ümeyye bin Halef'in intikâmını almak üzere satın aldı. Mersed bin Ebî Mersed. Allah’ın dîni uğrunda vuruşmaya başladılar. Nihayet çarpışa çarpışa on Sahâbi'den yedisi okla vurularak orada şehid düştü. Allahü Teâlâ ona rızık veriyordu. Ben ondan daha hayırlı bir esir görmedim.

hemen namaza durup. bana verilse yine İslâmiyyetten dönem!. O'na binlerce hamd olsun. âdet ve sünnet olmasına sebep olan Hubeyb bin Adiy'dir Peygamber Efendimiz. dedi. Hz. parça parça edeceğiniz vücudumun zerresini. kadınlar. Çünkü bütün mel'anetlerini. . Fakat aksine Hubeyb halâ sâkindi: .Şimdi senin yerine Peygamberinin olmasını. Müşrikler Medine'ye doğru döndürdüler.Allah yolunda olduktan sonra benim için öldürülmenin hiç ehemmiyeti yoktur. Bugün onun intikâmını senden alacağız. Sonra: . Hâris bin Âmir'i öldürdün. Mekkeli müşrikler.Allahım! Şuracıkta düşman yüzünden başka yüz görmüyorum. Çünkü bütün çektiklerim. Ve Hubeyb ile Zeyd'in şehid edildiğini Eshâbına duyurdu. Bu esnada Hz. Hubeyb. Müşriklerden hiçbiri onun yüzünü Kâ'be'den başka bir tarafa çeviremedi. . Mekke dışında Ten'im denilen yere götürdüler.. Mızraklarını saplayarak vücudunu yaralamaya başladılar. Zeyd bin Hârise şöyle anlatmıştır: “Bir gün Resûlullah Efendimiz Eshâbıyla otururken kendisine vahy geldiği sırada kaplayan hâl gibi bir hâl kapladı. Medîne'de yürürken ayağına bir diken bile batmasına asla râzı olmam! . O da aynı cevabı vererek şehid oldu.Bir sabah erkenden O büyük îmânlı Sahâbînin zincirlerini çözüp. dedi.Ey Hubeyb.Kardeşimiz Hubeyb'in selamına karşılık verdim. Hubeyb: “Allahım eğer ben senin katında hayırlı bir kul isem yüzümü Ka'be'ye çevir” diyerek duâ etti.Yolda karşılaşıp görüşen bu iki Sahâbî kucaklaşarak birbirlerine uğradıkları belâya sabretmelerini tavsiye ettiler. Hârisoğulları hırsla yaklaştılar: “Artık ölmeye hazır mısın?” diye sordular. namazı uzatırdım ve daha çok kılardım” dedi. İslâm dîninden dön eğer dönmezsen seni muhakkak öldüreceğiz. çocuklar heyecanla onu seyrediyorlardı. Namazını bitirdikten sonra: ” Vallahi eğer ölümden korkarak namazı uzattığımı zannetmeyecek olsaydınız. Hubeyb. diyerek duâ etti. Bu iki Allah ve Resûlullah dostu ise. Cebrâil aleyhisselâm. onun idam edilirken iki rekât namaz kıldığını işitince bu hareketini yerinde ve uygun bulmuştur. Hz. son namazını kıldıktan sonra. ne şekilde can verirsem vereyim.Ölmeden önce son bir arzun yok mudur? .. ellerindeki mızraklarla işkence yapmaya başlayınca: 44 . Hubeyb bu duâyı yaptığı sırada sevgili Peygamberimiz. onun öldürülmesini.. Az sonra bir müşrik bağırdı: Ey Hubeyb! Sen bizim babamızı. “ Ve aleyhisselâm”. Aslında O'nun bağırıp çağırmasını istiyorlardı. onu tutup darağacına kaldırarak bağladılar.Ben Muhammed aleyhisselâmın değil benim yerimde olmasını. büyük bir sükûnet içinde huşû' ile iki rekât namaz kıldı. Zeyd bin Desinne'ye de bu şekilde söylediler. Bu sırada Hubeyb'in yüzü Kâ'be'ye doğru döndü..Vallahi dînimden asla dönmem! Bütün dünya benim olsa.. Hubeyb'in selâmını bana ulaştırdı. şunları söyledi: “Yaşatan ve öldüren ve öldükten sonra gene diriltecek olan. Elleri ve ayakları çözülen Hz. Toplanan müşrikler. zindandan çıkardılar. Bize yapılan bu işi Resûlüne bildir. Yüzünü kıbleden Medine'ye doğru çevirdiler. . diyerek gençleri üzerine mızraklarıyla saldırttılar. Ölmeden önce bir isteğin var mı? Hubeyb bin Adiy gâyet sâkin. Eshâb-ı kirâmla oturuyordu. heyacanlı değildiler.Yâ Resûlallah bu selâmı kimin selâmına karşılık verdiniz? . Yüzü yine kıbleye döndü. .Müslüman olarak öldükten sonra. lütuf ile Cennetine nâil eyler. sen de evinde rahat oturasın ister misin? . Böylece idam edilirken iki rekât namazı ilk kılan. Hubeyb'e. Cenâb-ı Hak dilerse.Kıl orada. Hubeyb'in etrafında toplanan Kureyş müşrikleri: İşte babalarınızı öldüren bu adamdır.. Çünkü o zaman daha keyifle. Cenâbı Hakka son duâlarını yaptı. önemli değil. Sonra. Allah ve Resûlullah sevgisi içindir. Hubeyb darağacı üzerinde düşman arasında garip bir halde şehit edilmekte olduğunu dile getiren bir şiir söyledi. Hz. orada yapmayı âdet edinmişlerdi. Allahım! Resûlüne selâmımı ulaştır. işkence edeceklerdi. Mekkeli müşrikler darağacına çıkardıkları Hz.” Müşrikler hayretle tekrar sordular: . Bundan sonra Hubeyb: .Beni bırakınız iki rekât namaz kılayım. yalnız Cenâb-ı Allahtır.

Bütün varlığıyla koşuyor.. hangisinin Resûlullah olduğunu birbirlerine soruyorlardı.O benim Cennette komşumdur. Enes idi. en yakın dostları Hz. o heyecanla koştular. Bu savaşlarda büyük kahramanlıklar gösterdi. Kadınlar ve çocuklar.İnşâallah Medîne'de.. Hubeyb bundan sonra yüksek sesle şöyle bedduâ etti. buyurmuştur.Valahi ben Müslüman olarak öldürülecek olduktan sonra vurulup hangi yanım üstüne düşersem düşeyim gam yemem. mızrak sırtından çıktı. . Fakat sevgili Peygamberimiz buyurdu ki: “O'nu 45 . Nihayet Kusvâ adlı develeri üzerinde. hem de sevinçle bağırarak etrafı çınlatıyorlardı: “Resûlullah Efendimiz geldi! Kâinâtın efendisi geldi! Günlerce. GÜNÜN 2. emniyet ve huzûra kavuşacak ve kavuşturacaksınız. Allahım! Hâinler korkak olur. şiirler okuyorlar. Ancak 9-10 yaşlarındaydı. vücudundan kanlar fışkırırken ve darağacında sallanarak son nefesini verirken. Hubeyb'in cenazesini bıraktıkları yer yarılıp. “Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh” diyerek şehid oldu. Durumu öğrenen müşrikler büyük bir kalabalık hâlinde üzerlerine hücum ettiler. Kusvâ'nın yularını yakalamaya çalışıyorlardı. böyle sevinçli ve heyecanlı anlar yaşamamıştı. Hârisoğulları: “Konuşturmayın şunu!” diye bağırdılar. Dikkatle bakmasına rağmen. Bu hâinler de bedduâyı işitince korkmaya başladılar. Oradakiler müşrik de olsalar tesir altında kalabilirlerdi! Hattâ o mazlûmu kurtarmak isteyen bile çıkabilirdi. Medine'ye döndüler. Resûlullah Efendimiz böyle sesler arasında şehre girdiler. Müslümanların çoğu Efendimizi. Bu haberi sabırsızlıkla bekleyen sayısız Müslüman. Hicretten önce Müslüman oldu. Onlar da oradan uzaklaşıp. Bütün insanların ve cinlerin Peygamberini karşılamak için.) Medîneli çocuklar hem koşuyor. Medîne kurulduğu günden beri. bağırdılar. Peygaber Efendimiz. vaziyet değişebilirdi. Küçük Enes ve arkadaşlarına dedi ki: “Koşun! Medînelilere müjdeyi verin! Sevgili Peygamberimizin teşriflerini bildirin!” Bunun üzerine çocukların yarısı. Medîne'nin epeyce dışındaydılar..Ey büyük ve herşeye kâdir Allahım. Hz.Safâ geldiniz sevgili Peygamberimiz. kendilerini savunmak için cenazeyi yere koydular. nefes nefese şehre koşmaya başladı. Hubeyb bin Adiy'in cenazesi kırk gün darağacında asılı kaldı. Kalbleri duracak gibiydi. Bunların hepsi Allah yolundadır. . Biraz sonra baktılar ki. Ebû Bekir bulunuyordu.Hürmet ve şerefle Sizi selâmlıyoruz.Buyurunuz yâ Resûlallah. Hubeyb. safâlar getirdiniz. ey Allahın Sevgilisi. . acele ettiler.YILDIZI : ENES bin MÂLİK (r. Ensârdan ya'nî Medîneli Müslümanlardan olup Evs kabilesindendir. kendi evlerine götürmek. Bu sebeple. şüphesiz Hz. Peygaber Efendimiz onun cenazesini getirmek üzere Eshâb-ı kirâmdan Zübeyr bin Avvâm ve Mikdâd bin Esved'i gönderdi. Hep taze kan aktı.a. misâfir etmek şerefine erişmek istiyordu. Zübeyr ve Mikdâd. Medîne ufuklarında doğan Nûr'a doğru yarıştılar. Her taraftan sesler yükseliyordu: . Bir müddet daha. içlerinden biri göğsüne mızrağı sapladı.Vedâ tepelerinden ay doğdu üstümüze. Çocuklar arasında en coşkulusu.. Hubeyb biraz daha konuşursa. Büyük müjdeyi ulaştırmak için. Sonra da mızraklarını peşpeşe saplamaya başladılar. . Gece gizlice Mekke'ye girip Hubeyb'i asılı bulunduğu darağacından indirip deveye yükleyerek Medine'ye doğru yola çıktılar. Bu şekilde şehid edilen Hubeyb. Sevgili Peygamberimizin yanlarında. Bedir ve Uhud savaşına katıldı. 2. dedi. Âlemlerin Efendisini bir türlü göremedi. Sen de bu zâlimlerin tamâmını mahveyle! Onlardan hiç birini sağ bırakma! Hepsini ayrı ayrı öldür. sevinç çığlıkları atıyordu. Hubeyb bin Adiy için: . cesedi içine alındı ve kapandı. son gayretlerini sarfediyorlardı. Resûlullah Efendimiz ve arkadaşları göründüler. Bedeni çürüyüp kokmadı. aylarca. bize buyurunuz.. beklenen Allahın Resûlü işte geliyordu. Hz. . Bir Müslüman amca.

Ümmü Süleym de. Dâimâ birlikte abdest alır.Efendimiz. vazîfe vermişlerdi. Beklemeye başladılar. Uhud. Ümmü Süleym'in akıllı oğlu. Efendimizin hiçbir sözlerini kaçırmadan. fazla bir hazırlığım yok. selâm verdikten sonra: . Resûle öğrendiklerini arzetti.serbest bırakınız. Herkes ellerinde ve evlerinde ne varsa. Hava kararmak üzereydi. Size takdim edecek. ne namaz kılabildim. savaş yapılanı dokuz tanedir: Büyük Bedir. incittikleri duyulmadı. meğer kendi saâdetine doğru koşuyormuş! Böylece iki cihânın Efendisiyle. Bütün ömrünce böyle davran.. selâmlarını aldılar. oğlu küçük Enes'in elinden tutarak. diye tenbih etti.Nerede kaldın yavrucuğum? Niçin geciktin? Oğlunun gözleri. ikrâm ediyordu. oğulcuğunu bağrına bastı. Sevgiyle selâm verdiler. Hz. bu içten gelen teklife pek memnun kaldılar.O iş.Âferin oğlum! Resûl-i Ekrem’in sırlarını. Epeyce sonra Hz. Yaşı küçük. O'nun minik kalbini kırdıkları. ne hazırladın? Soruyu soran kimse mahcûb bir hâlde arz etti ki: . Aylar ve yıllar geçiyor.İnsan kıyâmette. İslâm için yapılan savaşlarda. Efendimiz. Orada O'nun kulağına. büyük gayret sarfetti. koşarak geldi. Namazı bitirip. daha sonra evine geldi. arkadaşlarıyla birlikte oyun oynuyorlardı. Enes. .Anam babam. O şerefli ocakta terbiye ediliyordu. bir işe gönderdiler anneciğim. sevgili Peygamberimiz şöyle buyurdular: . Hz. İşte o zaman annesi: .. Ancak çok sevdiğimiz şu küçük oğlumuzu. Cevap verdi: . neydi? . Ama adamcağız soruverdi: . sakla. Kendileri de. Ne fazla oruç tutabildim. gece ve gündüz beraber olmak saâdetine kavuşmuş oldu. Sevgili Peygamberimiz Enes bin Mâlik'e. hizmet etsin diye. Onları hiç kimseye açıklama. size armağan ediyoruz. ne zaman kopacak? Sevgili Peygamberimiz namaza başladılar. Efendimiz. başka hiç bir müjdeye. Sana fedâ olsun ey Allahın Resûlü! Yazık ki kıyâmet için. Enes'in elinden tuttular. Onlar da hürmetle. Resûlullah Efendimiz oradan memnun ayrıldılar. merakla bekliyordu. sanki çocuk değil de. bu büyük ni'metin karşılığını ödemek için. O mübârek zâtın evinde misâfir kaldılar. İnşâallah” En sonunda Ebû Eyyûb Hâlid bin Zeyd hazretleri. yanlarına aldılar. Sonra Efendimiz yavaşça.Sırdır. derhal koşarak uzaklaştı. Küçük Enes'in başını okşayıp. sevdikleri ile beraber olur. O yüzden geç kaldım. Ümmü Süleym daha da meraklandı: . az ilerdeki duvar dibine yürüdüler. dâima Efendimizle birlikte idi. olgun bir insan gibi davranıyorlardı. Allah ve Resûlünü çok seviyorum. vazîfesi büyük Hz.Kıyâmet için.. Artık bütün Medîneli Müslümanlar için. fazla bir şeyimiz yok. Hemen sordu: . bir şeyler söylediler. Enes. Hz. O da. küçük Enes. duâ ettiler. küçük Enes. Kimin evi önünde durursa. Sâdece. Annesi O'nu. çocuklara doğru yaklaştılar. onu. dikkatle hizmet etti. yâ Resûlullah!. Sert konuştukları işitilmedi. bir müddet için.Yâ Resûlallah! Kıyâmet. Bir kerecik yüzlerini astığı görülmedi. sevgili Peygamberimizin huzûruna gelerek dedi ki: “Yâ Resûlallah! Bizler zengin değiliz. sevgili Peygamberimizin yanlarında büyüyordu.Kıyâmeti soran nerede? diyerek bakındılar. Resûlullahın gazâları. bu kadar sevinmediler. Bir gün mescid-i şerîfe. Lûtfen kabûl buyurunuz! “ Peygamberimiz. Hayber. Birlikte. pırıl pırıldı. Sonra da sevgiyle. cevabını verdi ve sustu. Mekke'nin Fethi. çölden bir adam geldi. Tâif ve Huneyn 46 . Bunu duyan Müslümanlar. oruç tutarlardı. Resûlullaha hizmet yarışı başlamıştı. Benî Kureyzâ. oraya misâfir oluruz. Bu cevap üzerine. Benî Mustalak. dâimâ muhafaza et. Ana ve babasını kırmayıp. Belli ki Efendimiz kendisine. Hz. sıkıntılı anlarda.Buradayım. O kimse cevap verdi: . Enes iyi günlerde. o duvar dibine oturdular. Peygamber. namaza durmak üzere idiler. bu şerefe kavuştu. namaz kılar. İşte o sıralarda bir gün. Hendek. Medîne dışında koşa koşa Efendimizi karşılayan bu küçük Müslüman. fazla olmakla beraber.

bir müddetten beri rahatsız idiler. üzüntüyle ağlaşıyorlardı. kendi zararlarına bile olsa. Efendimizin mübârek evlerine vardı. Enes dedi ki: “Sevgili Peygamberimizin Medîne'ye geldikleri günü de. o kusurlarından vazgeçiverin! Bu. uzun bir hırka ve başlarında. Uzun ömrünü yalnız. sevgi ve ayrılık üzüntüsüyle çarpan. bu işe vakfetti. Sonra da ağır ağır buyurdular ki: .Gazâlarıdır. Hz. Hz. Efendimizin vefâtlarında 20 yaşında bulunuyordu. Onlar. "Ashabım yıldızlar gibidir. Bunlar. ilim öğretmeye devam etti. ilim ve cesâretiyle. Gördüklerini. 70-80 yıl daha yaşadı. Enes bütün gazâlara katıldı. terbiyesi. Büyük Bedir zaferinde. Bir topluluğa rastladılar. Ebû Bekir sordu: . Hizmetlerini. Enes'in babası Mâlik. Resûlullah Efendimizin huzûrunu düşünüyoruz. Hasan-ı Basrî hazretleri. Onları kollayın. Kâinatın Efendisini hiç terk etmedi. Ebû Bekir ve Hz. Hz. Sevgili Peygamberimiz çektiği bütün acılara rağmen. Abbâs. 12 yaşında olduğu hâlde. mescide geçtiler. Bunu bilen Medîneliler öbek öbek toplanıp. Gerçekten sevgili Peygamberimiz. 100 yaşlarında. Zaman ilerledikçe Ümmü Süleym'in küçük oğlu Enes. üzüntülerini paylaşıyorlardı. Bahreyn'de zekât ve vergi toplamaya memûr edildi. Enes bunların çoğuna iştirak etti.” Hz. GÜNÜN HİKAYESİ : 47 . Hz. Enes'in annesi Ümmü Süleym ile kavga etmiş ve evden ayrılmıştı. Basra'ya yerleşti. Hz." 2. Hepsi de. Ebû Bekir de ağladı. Resûlullahın son günlerindeki bir hâdiseyi şöyle anlatır: Bir sabah Hz. Kalbi çok rakik. O'nun bütün emir ve yasaklarını çok iyi biliyordu. Diğer insanlar çoğalıyor. yumuşak olan Hz. Ömer zamanında. Zekâsı. O'na ağlıyoruz. Ensâr ise azalıyor.Ey Kardeşlerim! Sizleri ağlatan şey nedir? . Ebû Bekir devrinde. Çok ve kıymetli talebeler yetiştirdi.Ey İnsanlar! Sizlere. Önce Allaha hamd ve şükrettiler. bir an için bile aksatmadı. bir kusurları dokunursa. Enes bu arada şâhid olduğu olayları sonraki âlimlere nakletti.Bizler. hassas. savaş alanındaydı. Hz. Basra'da vefât etti. Medîneli Müslümanlar idiler. Gözyaşları arasında. Bunları olduğu gibi. bunlar arasındadır. Yüreği. duyduklarını saygı ile arzetti. Bunu gören Eshâb-ı kirâm da oraya koşuştular. Bir daha minbere çıkamadılar. hangisine uyarsanız hidayeti bulursunuz. ikincisi kadar elemli gün yaşamadılar. 20 yaşlarında bir delikanlı oldu. Çıktığı bir seferde ölmüştü. Efendimizin en yakınlarında bulunduğu için. hicretten önce Müslüman olmamış ve Hz. yaşıtlarını geride bıraktı. İstemiyerek sizlere. sevgili Peygamberimizin son Hutbeleri oldu. Ümmü Süleym daha sonra Ebû Talhâ ile evlenmişti. Hz. beraberce yürüyorlardı. Biraz sonra da. size karşı vazîfelerini yerine getirdiler. siyah sarık bulunuyordu. Ensârı ya'nî Medîneli Müslümanları vasiyet ediyorum. şerefle tamamladılar. Güzel bir hutbe okudular. Müslümanlar birincisi kadar sevinçli. Efendimizin üzerlerinde. Hayatının sonuna kadar orada. Müslümanlara nakletti. Dünya hayatlarını ve Peygamberlik vazîfelerini. Artık sizler de. vefât ettikleri günü de gördüm.

" diye düşünerek kabul etmiş.Tamam. dizleri çıkar diye endişe ediyorum. adamın hesabı bitmemiş. . "O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde kullandın?" Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş. kaybedecek bir şeyim yok. Yavaşça yanına yaklaştım ve kısık bir sesle: . . Sabaha kadar durursam zengin olurum. .Ciddi söylüyorum. Hayatında hiç camiye gitmedin mi? . Sabahleyin kabirden çıkmış. Bakmışlar kabirde bir ölü.demiş hamal. O kadar servetin hesabını nasıl veririm? 48 . Gerçekten öyleydi. Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı.kendisinin camide olduğunu söylediler. servetin yarısı senin. YEŞİL ELBİSE Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu..dedim. Sorgu sual melekleri gelmiş. sebebini gerçekten merak ediyorum. Gayri ihtiyari gülmeye başladım. Kimse çıkmamış.Bugün Cuma biliyorsun.Aman.Hem pantolonumun ütüsü bozulup. Daha sonra el sıkışıp ayrıldık. kalsın. Çünkü musalla taşının üzerinde. Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Ben. demişler. "Benim sadece bir ipim var. dedi. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum. . Onunla konuşmamızdan 2 ay sonra. Hemen gittim.Gel seni camiye götüreyim.dedi.bunun için cami terkedilir mi? . İPİN HESABI Zenginin biri ölümden ve kabirdeki yalnızlıktan çok korkuyormuş. Nihayet bir hamal. Vefat eden zengin ile birlikte defnetmişler. "Öldüğüm geceyi kim kabre girerek sabaha kadar benimle geçirirse servetimin yarısını ona bağışlıyorum" diye vasiyet etmiş. dedi. . Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. dedi . "Nasıl olsa bu ölü elimizde. Camiye gelmeyecektin? Hiç sesini çıkarmadı. Öldüğünde "Kim birlikte kabre girip sabahlamak ister?" diye araştırmışlar. . Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim. Biz şu canlı olandan başlayalım" demişler ve hamalı sorgulamaya başlamışlar. yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.Hani. . Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.Biliyorum ama.Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun..Ne bileyim olmuyor işte. istemem. sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim.dedim. dedim.Herhalde şaka yapıyorsun. bir canlı var.Peki.

AŞKIN İLE AŞIKLAR 49 . ihtiyarın bu durumuna çok acır..! Nasıl olsa bir gün güneş doğacak. Bu genç benim oğlumdur. Ne gam! Yolcusu olmuşsun Sonsuz’un. Işık gelip karanlığı boğacak.. beni tekmelesin. EDEN BULUR Hz. şimdi öz oğlum bana yapıyor. karın-buzun.Ben de zamanında babamı.. Benim babama yaptığımın aynısını. ova-oba bucak bucak.. Fakat ihtiyar kendisine engel olur ve şöyle der: . GÜNÜN ŞİİRİ GÜNEŞ DOĞACAK Ey mâyesi nurla yoğrulmuş millet! Hele dişini sık az daha sabret! Aman. ne olur dokunmayın. İsa Aleyhisselam. Çevreye yeniden nurlar yağacak.Lütfen dokunmayın. Hazreti İsa Aleyhisselam. ak sakallı. sönmesin sînendeki himmet! Son durağın “Devlet-i ebed müddet. da’vâ büyük yollar da uzun. Babama yaptıklarımın intikamını alıyor. Dağ-dere. 2. ihtiyar bir adamı tekmeleyerek sürüklediğini gördü. yollarda gözler! Durmuş şehid baban yolunu gözler Geril.. burada. koş! Seni bekliyor pürüzler Gel artık sevinsin kederli yüzler. aynı şekilde tekmelemiştim.” Hiç durma yürü ki.. Hemen koşarak onu kurtarmak ister.! Belli. Lafı mı olur artık.Hayatını ve hayatın içerisinde istifade edilen lütufların hesabını vermek hafife alınacak şey değildir. bir gün yolda yürürken bir gencin. Bu durum karşısında Hazreti İsa Aleyhisselam daha fazla merak ederek. sebebini sorar: .. Kutlu Rehber bu yolda kılavuzun.

onlar münasebetiyle benim de bir hususi fıkram kardeşlerimin hususi fıkraları içine girsin diye o hadiselerden bazı latif tevafukatı ve bazı rü'ya-yı sadıkayı ve birkaç hadiseyi yazıyorum. Fakat bu ahirlerde Risale-i Nurun kerametine temas eden bazı hadiseler benimle de münasebetdar olarak vücuda geldiğinden. Aşık Yunus'un canı Hilm-ü şefaat kanı Alemlerin sultanı Sensin yâ Resullallah. Bu rüyalar birbirine yakın ve birkaç gün zarfında görülmüş ve Hazreti Peygamber Aleyhissalatü Vesselam içinde bulunduğu cihetle rü'ya-yı sadıkadır. Aziz üstadım! Kardeşlerimin Yirmiyedinci Mektub'a giren fıkralarını. gerçi rü'yadır. Bu kampa gitmezsem ölürüm Beni kimse tutamaz 3. Aşkın ile aşıklar Yansın yâ Resullallah. fakat herbirinin aynı mealde ittifakları. Şol seni seven kişi Verir yoluna başı İki cihan güneşi Sensin yâ Resullallah. Peygamber Aleyhissalatü Vesselam görülen rü'yada şeytan o rü'yaya karışamıyor. camide Hazret-i Ebu Bekir-is-Sıddık Radıyallahü Anha emrediyor: " Çık hutbe oku" Ebu Bekir-is-Sıddık koşarak 50 . onlar bu nokta-i nazardan kendi fıkralarımdır diye başka fıkra yazmağa lüzum görmedim.NURU: SADAKATTE MEŞHUR OLAN BARLALI SÜLEYMAN'IN VAZİFE-İ SADAKATINI TAMAMİYLE YAPAN ISPARTA SÜLEYMANI RÜŞDÜ'NÜN BİR FIKRASIDIR. Ezcümle : Birincisi: Risale-i Nur şakirdlerinden Rıza görüyor: Hazret-i Peygamber Aleyhissalatü Vesselam. Bu rü'ya-yı sadıkadan herbiri. Hadisce sabittir ki. kendi fikrime ve hissiyatıma muvafık bulduğumdan. bir müjde veriyor ve Risale-i Nurun makbuliyetine ve Hazret-i Peygamber Aleyhissalatü Vesselamın daire-i rızasında bulunduğuna bizlere kanaat veriyor.GÜNÜN 1. ondan bir ihtar hükmünde idi ki. delil ve hüccet olamaz. İçip aşkın şarâbın Kansın yâ Resullallah. Çünki. Kamp Duvar Yazıları.

tefessüh etmiş. inşâallah o israf afvolur veya israf olmaz. gövdenin içine girdi. Mustafa. Barla gibi küçük bir köydür. Sarıklı küçük genç bir zât ise. onun için mukavemet kolaydı. Hem kısmen tabiri güzel olarak çıkmış. herkesten evvel envar-ı Kur'aniyeye sahib çıkıp. hutbe okur. Kapılar birdenbire kendi kendine açıldı. Şimdi.NURU: TARİHÇE-İ HAYAT (GÖZÜMDE NE CENNET SEVDASI. Kur'an için ve bizim için çok güzeldir. tabirimize ihtiyaç bırakmıyor.. Şöyle ki: O vasi' meydanlık. mukavemet güçleşti.. Ve birer telsiz telgrafın merkezi olurlar. bir veba. mübarek ve güzel rü'yanın tabiri. o hakikatın temessülâtıdır." İkincisi : Risale-i Nurun şakirdlerinden Osman Nuri diyor ki: Rü'yamda. Bazılarını zannederim. Meydanlığın nihayetindeki mescid. Hazret-i Peygamber Aleyhissalatü Vesselam. İşte benim ızdırabım. Hüsrev. O cemaat.’YE İŞARET EDEN BİR RÜYA Senin müjdeli. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse.GÜNÜN 2. Yalnız bir-iki noktasına işaret ederiz.) İstanbul seyahatinden muzdarib olup olmadığını sordum: -Bana ızdırab veren. Mesciddeki küçük cemaat ise. Hazret-i Peygamber Aleyhissalatü Vesselamın bir yaveri geliyor. Şimdi efradı birer küçük çekirdek iseler de. bir taûn felâketi gittikçe yeryüzüne dağılıyor. telsiz âletlerin âhizeleri hükmünde. Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeğe bile vaktim yoktur. Kurt. Hazret-i Peygamber Aleyhissalatü Vesselamı çok nurani ve sürurlu bir halde bulup ziyaret etmiş. Abdurrahman'dan sana münhal kalan yerdir. Risale-i Nur naşirlerinin üstadı olan zat içeriye girdi. Birinci safta sana tahsis edilen makam ise. şu kısa mes'elede uzun konuştum. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da. kokmuş. kuvve-i velayetle meydana atılacak bir zâttır. yalnız İslâmın mâruz kaldığı tehlikelerdir. Bu müdhiş sârî illete karşı. naşirler ve talebeler içine girmeye namzeddir. yegâne ızdırabım budur. bütün dünyaya ders işittirmek istemek işareti ve hakikatı ise inşâallah tamamıyla sonra çıkacak. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi. âlem-i İslâmiyettir. kalbini bozmadan sağlam kaldığına işarettir. İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş. *** 3. Hulusi. bulaşmadan. Şemail-i Şerife muvafık. Ali. Sözler'deki kuvvet ve sür'at-i intişarlarına işarettir. Sen selâmetle. belki de israf ettim. Re'fet gibi Sözler'in hameleleridir. Hakkı. Fakat nevme ait olan âyât-ı Kur'aniyenin bir nevi tefsirine işaret etmek niyetiyle başladığımdan. Can damarını koparan. Sen dikkat etsen anlarsın. gayet nurani bir surette Hazret-i Peygamber Aleyhissalatü Vesselamı oturduğu yere dayanmış bir vaziyette gördüm. Üçüncüsü: Risale-i Nur şakirdlerine köşkünü tahsis eden Şükrü Efendidir. Hem zaman tabir etti ve ediyor. kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Hulusi'ye omuz omuza verecek belki geçecek birisi. Senin hakikat-ı rü'ya nev'inden olan vakıalar." O da koşarak gidip.Dünya. îman kalesinin istikbali selâmette olsa! -Yüzbinlerce îmanlı talebeleriniz size âtî için ümid ve teselli vermiyor mu? -Evet. Yüksek ses ise. Senin gibi dostlarla uzun konuşmak hem tatlı. Korkarım ki cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. hal ve zamanın sefahet ve atalet ve bid'atlar bataklığıdır. Rüşdü. dedi. Sair noktaları sen benim bedelime tabir et.minberin en yukarı basamağına kadar çıkar. Rü'yada ona diyorlar ki: " Senin o köşküne Hazret-i Peygamber Aleyhissalatü Vesselam gelmiş. Hutbe içinde cemaate der ki : " Bu söylediğim hakikatların izahatı " Yirmidokuzuncu Söz" dedir.E. Bekir. Isparta vilayetidir. Lütfü.. *** HULUSİ ABİNİN GÖRMÜŞ OLDUĞU HİZMETE VE H.. Yani bir hakikat beyan ederiz. sür'atle mescide eriştiğin. Şimdi tehlike içeriden geliyor. bâtıl 51 . büsbütün ümidsiz değilim. O genç. Bu anda bir sada geldi ki. büyük bir mânevî buhran geçiriyor. îman kalesi tehlikededir. üstadımıza şefkatkarane bir iltifat göstererek.. Zühdü. Süleyman. Ben de ağlayarak uyandım.. dayandığı vaziyetten doğruldu. Etrafı bulanık çamurlu su. çünkü düşmanı sezmez. ileride tevfik-i İlâhî ile birer şecere-i âliye hükmüne geçerler. Mânevî temelleri sarsılan garb cemiyeti içinde doğan bir hastalık. Sabri. fakat kat'î hükmedemem. hem makbul olduğundan. Ufak kürsü ise.

Ben. Ne ehemmiyeti var? O müdhiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler! Dar görüşler! Beni. hukukla meşgul doçentlerden sorarım. cemiyetin iç hayatını. Çekmediğim cefa. cem'iyet yoktur. Bir şelâle gibi haşmetli zemzemelerle ruhun en derin noktalarına çarpıyordu. cemiyetin îmanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim. Ben. asr-ı hazır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Milletimizin îmanını selâmette görürsem. ben cemiyetin îman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem. İçinde evlâdım yanıyor. bütün müsbet ilimlerle. Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bu heyecanlı bahsi değiştireyim. öyle mantık oyunları bilmiyorum. hunharlığını onun suratına çarparım.formülleriyle mi? Yoksa İslâm cemiyetinin ter ü taze îman esaslariyle mi? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. bu sayede Risale-i Nur. Helâl olsun. Onun için. küfrün çürük direkleri tutamaz. fakat hayatta kalıp da zahmet ve meşakkatlere tahammül ile bu kadar îmanın kurtulmasına hizmet ettim. zillet ve hakarete tahammül etmez. Bu sarsıldığı gün. Karşımda müdhiş bir yangın var. görmediğim eza kalmadı. en hunhar bir düşman kumandanı olsa tezellül etmem. Böyle bir vaziyete düşünce. Afyon Savcısı beşyüz bin demişti. ben yalnız îman üzerine mesaimi teksif etmiş bulunuyorum. Allaha bin kere hamdolsun. Ölmekle yalnız kendimi kurtaracaktım. kadınlarımızın.Sonra. Dinî tedrisata. yahut birkaç milyon kişinin -adedini de bilmiyorum ya. îmanım tutuşmuş yanıyor. Beni zindana atar. belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti. Bir yanardağ gibi lâvlar saçıyordu. Müsaade alıp ayrıldığım zaman vakit hayli geçmişti. karşımda kim olursa olsun. Eğer dinim intihardan beni menetmeseydi. hiç olmazsa birkaç yüzbin. dedim. Bütün ömrüm harb meydanlarında. dünyamı feda ettim. yahut idam sehpasına götürür. saadet ve selâmeti yolunda nefsimi. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış.Bunların hepsini gördüm. yahut memleket hapishanelerinde. İman kalesini. muhterem hemşirelerimizin terbiye-i İslâmiye dairesinde iffet ve şereflerini muhafaza etmelerine taraftar olmanın bir suç olduğuna dair kanunlarda bir madde var mı? "Kalbe gelen hakikat" gibi tâbirleri de şahsî nüfuz temini maksadına delil göstermelerinin mânasını da bu ilimle. nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben. Farkında değilim. Defalarca zehirlendim. Divan-ı harblerde. Benim fıtratım. esaret zindanlarında. Belki daha ziyade. yirmibeş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil. Birkaç dakika daha o hunhar kumandanın kalbi. vicdanı zulümkârlığa dayanabilseydi Said bugün asılmış ve mâsumlar zümresine iltihak etmiş olacaktı. Çok heyecanlanmıştı. 52 EŞREF EDİP 52 . "Sen şuna buna niçin sataştın?" diyorlar. îmanımı kurtarmağa koşuyorum. Cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım: Çünki. bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. -Mahkemede sıkıldınız mı? diye sordum. Bana. Üstadla görüşmemiz çok uzamıştı. Türlü türlü hakaretlere mâruz kaldım. Onlara beddua bile etmiyorum. İzzet ve şehamet-i İslâmiye beni bu halde bulunmaktan şiddetle meneder. skolâstik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. sözünün kesilmesini istemiyordu. Cemiyetin. Yalnız Kur'ânın tesis ettiği tevhid ve îman esası üzerinde işliyorum ki İslâm cemiyetinin ana direği budur. Risale-i Nur'u anlamıyorlar. hiç ehemmiyeti yoktur. Kur'ânımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem. -Nitekim öyle oldu. İşte benim bütün hayatım böyle zahmet ve meşakkatle.. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. mânevî varlığını. Beni. Hattâ bu hususta bazı eserler te'lif eyledim. isterse en zalim bir cebbar. gönlüm gül-gülistan olur. Bir fırtına gibi gönül denizini dalgalandırıyordu. Yorulduğunu hissettim. ne Cehennem korkusu. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan menedildim. Cemiyetin îmanı.îmanını kurtarmağa vesile oldu. Millet kürsüsünde coşmuş bir hatib gibi devam ediyor. vücudum yanarken. orası da bana zindan olur. O yangını söndürmeğe. Çünki. Gözümde ne Cennet sevdası var. Fakat ben. Yahut anlamak istemiyorlar.. Zulmünü. bir câni gibi muamele gördüm. felâket ve musibetle geçti. Zaman oldu ki hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. öyle diyorlar. vicdan ve imanını terennüm ediyorum. bin Said feda olsun. Hazret coşmuştu. Alevleri göklere yükseliyor. âhiretimi de. memleket mahkemelerinde geçti.

Belki âhir-i ömrüne kadar öğrenmeye muhtaç.. ya kavlî lisan-ı acziyle bir dua eder. hattâ yirmi senede tamamen şerait-i hayatı öğrenemiyor. ya ağlar. namazında Ettahiyyâtü lillâh der. Belki insanı sultan eder. îmân ve duadır. insanın vazife-i asliyesi. hem gâyet âciz ve zaîf bir Sûrette dünyaya gönderilip bir-iki senede ancak ayağa kalkabiliyor. Rahmanürrahîm'in dergâhında. Yâni: Bütün mahlukatın hayatlarıyla sana takdim ettikleri hediye-i ubûdiyetlerini. insâniyyetin fıtrat-ı asliyyesine zıd olduğu gibi.SÖZ 5. Aynen öyle de: Âciz bir abd. ya iki günde veya iki ayda. Maksûduna muvaffak olur. eli yetişmediği bir meramını. Eğer benim iktidarım olsaydı. Yoksa bir sinekten vaveylâ eden ahmak ve haylaz bir çocuk gibi. Küfür. bütün şerait-i hayatiyesini ve kâinatla olan münasebetini ve kavanin-i hayatını öğrenir. esâs-ı ubûdiyettir. Mârifetullahtır ve onun üss-ül esâsı da İman-ı Billahtır. taallümle tekemmüldür. ancak menfaatlarını celb ve zararlardan sakınabilir. Demek insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. ubûdiyet-i fiiliyedir. îmândan sonra duadır. bir arzusunu elde etmek için. Tâ ki. Meselâ: Nasılki bir adam beş kuruş kıymetinde bir hediye ile. ya ister. bunların bir mislini sana hediye ederdim. Yâni ya fiilî. îman ile insâniyyet olduğunu. Demek ki. amel etmektir. nâzdar bir çocuk hükmündedir. insanın vazife-i fıtriyesi. insan ile hayvanın dünyaya gelişindeki farkları gösterir. ya za'f ve acziyle ağlamak veya fakr ve ihtiyacıyla dua etmek gerektir. İnsanın yirmi senede kazandığı iktidar-ı hayatiyeyi ve meleke-i ameliyeyi.NURU: 23. MEYVE Eğer desen: Şu küllî hadsiz nimetlere karşı nasıl şu mahdud ve cüz'î şükrümle mukabele edebilirim? Elcevab: Küllî bir niyetle. şiddetli bir azaba kendini müstehak eder. Ben kuvvetimle bu kabil-i teshir olmayan ve bin derece ondan kuvvetli olan acib şeyleri teshir ediyorum ve fikir ve tedbirimle kendime itaat ettiriyorum. nâzenin. dua etmek değildir. ne yapayım? Birden der: Ey seyyidim! Bütün şu kıymetdar hediyeleri kendi namıma sana takdim ediyorum. Onbeş senede ancak zarar ve menfaatı farkeder. Belki vazifesi. İşte hiç ihtiyacı olmayan ve raiyetinin derece-i sadakat ve hürmetlerine alâmet olarak hediyelerini kabûl eden o pâdişah. Mahiyet ve istidad itibariyle herşey ilme bağlıdır. İnsan ise dünyaya gelişinde herşeyi öğrenmeye muhtaç ve hayat kanunlarına câhil. Dua ise. vazife-i asliye-i fıtriyesi. yirmi günde serçe ve arı gibi bir hayvan tahsil eder. umumunu sana takdim ediyorum. Çünki: Sen onlara lâyıksın. makbul adamlardan gelmiş. herbiri milyonlara değer hediyeler. makasıdı ona müsahhar olsun veya teshirin şükrünü edâ etsin. 24. istidadına göre taammüldür. hadsiz bir îtikad ile. 53 . dua ile ubûdiyyettir. Yâni: "Kimin merhametiyle böyle hakîmane idare olunuyorum? Kimin keremiyle böyle müşfikane terbiye olunuyorum? Nasıl birisinin lütuflarıyla böyle nazeninane besleniyorum ve idare ediliyorum?" bilmektir ve binden ancak birisine eli yetişemediği hâcâtına dair Kadı-ül Hâcât'a lisan-ı acz ve fakr ile yalvarmaktır ve istemek ve dua etmektir.SÖZ DÖRDÜNCÜ NOKTA: İman. 3. Hem insan. ben kendi hesabıma. en büyük bir hediye gibi kabûl eder. Yâni aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı a'lâ-yı ubudiyyete uçmaktır. taallümle tekemmül etmek değildir ve mârifet kesbetmekle terakki etmek değildir ve aczini göstermekle meded istemek.. Çünki hayvan dünyaya geldiği vakit âdeta başka bir âlemde tekemmül etmiş gibi istidadına göre mükemmel olarak gelir. orada dizilmiş. O bîçarenin o büyük ve küllî niyetini ve arzusunu ve o güzel ve yüksek itikad liyakatını. meleke sahibi olur. Onun kalbine gelir: Benim hediyem hiçtir. bir padişahın huzuruna girer ve görür ki. Eğer elimden gelseydi. Ve bütün ulûm-u hakikiyyenin esâsı ve madeni ve nuru ve ruhu. deyip küfrân-ı nimete sapmak. insanı gâyet âciz bir canavar hayvan eder. Nasıl bir çocuk. nihayetsiz acziyle nihayetsiz beliyyata maruz ve hadsiz a'danın hücumuna mübtelâ ve nihayetsiz fakrıyla beraber nihayetsiz hâcâta giriftar ve nihayetsiz metâlibe muhtaç olduğundan. yâni gönderilir. Şu mes'elenin binler delillerinden yalnız hayvan ve insanın dünyaya gelmelerindeki farkları. insanı insan eder. Demek hayvanın vazife-i asliyesi.DAL 2. yâni ona ilham olunur. Ya iki saatte. Öyle ise. Öyle de: İnsan bütün zîhayat âlemi içinde nazik. o mes'eleye vâzıh bir delildir ve bir bürhân-ı kâtî'dır.GÜNÜN 3. Hayat-ı beşeriyenin muavenetiyle. Evet insâniyet.

yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir. o ibâdetin vaktidir. kabûl etmek ayrıdır. onların niyetlerini bilfiil ibâdet gibi kabûl eder.. Şu sırra işaret eder. âyet umumîdir. Fakat insanın hevaperestane ve heveskârane tahakkümüyle değil. Yoksa o namaz. Meselâ: Yağmur namazı ve duası bir ibâdettir. hem ayn-ı matlubu vermek Cenâb-ı Hakk'ın hikmetine tâbi'dir. hâlisen livechillah olmalı. (açılması ve ne kadar devam etmesi. abdin duasına cevab verir. o vakit dua vakti biter. Aynı onun gibi. Yağmursuzluk. Yoksa o ibâdet ve o dua. gayeleri değil. yağmur namazının vaktidir. Bu üç nevi dua. Esbabın içtimaı. (Bütün nebâtatın duaları gibi ki. huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Hekim: Lebbeyk der. onu şiddetle istediği gibi. bizim duamızdır. iktidarları dâhilinde olmayan hâcât-ı zaruriyyeleri için dualarıdır ki. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini. o dua. Hem sen onlara. küsuf ve husuf namazları denilen iki ibâdet-i mahsusanın vakitleridir. Nasılki güneşin gurubu. birer has secde ettikleri gibi. Ne istersin cevab ver? Çocuk: Şu ilâcı ver bana der. Yâni gece ve gündüzün nuranî âyetlerinin nikablanmasıyla bir âzamet-i İlahiyeyi ilâna medâr olduğundan. Her dua için cevab vermek var. en meşhurudur.) Veya lisan-ı ızdırarıyla bir duadır ki: Muztar kalan herbir zîruh. Biri. kabûl olmuyor. Halbuki. Bu da iki kısımdır. pek geniş bir şükr-ü küllîdir. Eğer sırf o niyyet ile olsa. müsebbebi îcad etmek için değil. Elcevab: Cevab vermek ayrıdır. diğeri.GÜNÜN 4. Hekim ise.. Bâzı duaların evkât-ı mahsusalarıdır ki. Tedbiri ona bırakmalı. amelinden hayırlıdır. hiç vermez. Mü'minin niyeti. kat'î bir iltica ile dua eder. Rububiyyetine karışmamalı. Cenâb-ı Hak ibâdını o vakitte bir nevi ibâdete davet eder. belki hikmet-i Rabbâniyenin iktizasıyla ya matlûbunu veya daha evlâsını verir veya hiç vermez. bütün kâinattan dergâh-ı İlahiyeye giden. bir dua-yı fiilîdir. Hakîm-i Mutlak hâzır. Rahmetini ittiham etmemeli. bir hâmi-i meçhulüne iltica eder.) Veya ihtiyac-ı fıtrî lisanıyladır. onların niyetleridir. o ibâdet hâlis olmadığından kabûle lâyık olmaz. Hem Güneş'in ve Ay'ın tutulmaları. yağmursuzluk dahi. bir mâni olmazsa daima makbuldür. her duaya cevab var ifade ediyor. Hem. kalbî ve kâlîdir. Hem meselâ: Kavun. dua ile niyaz ile Kadîr-i Mutlak'ın dergâhına iltica eder. 3. (Bütün zîhayatın. yahut hastalığına zarar olduğunu bilir. akşam namazının vaktidir. Ubudiyyet ise. İşte Cenâb-ı Hak. Belki denilecek ki: Duanın vakti. bir duadır. İşte şu niyet ve îtikad. dua bir ubûdiyyettir. Yalnız aczini izhar edip. Hikmetine itimad etmeli. Nebâtatın tohumları ve çekirdekleri. dua ile ona iltica etmeli. yağmuru getirmek için değildir.. Eğer Cenâb-ı Hak fazl ve keremiyle belayı ref'etse. Demek dua. kalbinde nüveler Sûretinde bin niyyet eder ki. kaza olur.NURU: 23. Meselâ: Esbaba teşebbüs. fakat kabûl etmek. Eğer dua çok edildiği halde beliyyeler def'olunmazsa denilmeyecek ki: Dua kabûl olmadı. Cenâb-ı Hak dahi Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var? mealinde         ferman ediyor.SÖZ BEŞİNCİ NOKTA: İman duayı bir vesile-i kat'iye olarak iktiza ettiği ve fıtrat-ı insâniyye. Evet hakikat-ı halde âyât-ı beyyinâtın beyânıyla sâbit olan: Bütün mevcûdât. Ve beliyyelerin istilâsı ve muzır şeylerin tasallutu. Cenâb-ı Hak gelecek şeylerin nasıl geleceklerini bildiği için. Ya istidad lisaniyledir. her birisi o ihtiyâc-ı fıtrî lisanıyla Cevvad-ı Mutlak'tan idame-i hayatları için bir nevi rızık hükmünde Bâzı metâlibi istiyorlar. onlar kadar tahiyyeler sana takdim edecektim. 54 . müneccim hesabıyla muayyen olan) Ay ve Güneş'in husuf ve küsuflarının inkişafları için değildir. belki Rabb-ı Rahîm'ine teveccüh eder. nâzır olduğu için. Eğer desen: Bir çok defa dua ediyoruz. belki lisan-ı hal ile müsebbebi Cenâb-ı Hak'tan istemek için bir vaziyyet-i marziyye almaktır. kazâ olmadı. herbiri lisan-ı istidadıyla Feyyaz-ı Mutlak'tan bir Sûret taleb ediyorlar ve Esmâsına bir mazhariyyet-i münkeşife istiyorlar. Hem     emrediyor. Ubudiyyet ise semeratı uhreviyyedir. hem daha fazlasına lâyıksın. O maksadlar. o nevi dua ve ibâdetin vakitleridir. nurun alâ nur. insan o vakitlerde aczini anlar. Dördüncü nevi ki. fiilî ve hâlî. ya aynen istediğini verir. Ya Hâlıkım! Senin Esmâ-i Hüsnânın nakışlarını yerin bir çok yerlerinde ilân etmek isterim. herbirisi birer mahsus tesbih ve birer husûsî ibâdet. Meselâ: Hasta bir çocuk çağırır: Ya Hekim! Bana bak. Dünyevî maksadlar ise. bir sırr-ı ubudiyyettir.

onların yakıcı ve eritici havalarıyla iz bırakmadan kaybolur gider. ganimet başkalarına.. en güzel gayesi. 55 . âlayitsiz ve gösteritsizdirler. kendi duan içine al.. İşte ey âciz insan ve ey fakir beşer! Dua gibi hazine-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin medârı olan bir vesileyi elden bırakma.. ne de muhteşem kürsülere ihtiyaç hissetmezler. onlarla hemhâl olmayanlara anlatmak oldukça zordur. onları herşeyden müstağni (2) kılmışdır. kabûle mazhariyyeti ekseriyyet-i mutlakadır. Bir sultan gibi bütün kâinatın dualarını. Nübüvvetin özünden gelen bir uzantı ile.Hattâ çift sürmek hazine-i rahmet kapısını çalmaktır. sa’y u gayret bize. Bunun en mühim ciheti. yasemin kokularını. Eli yetişmediği bir kısım metâlibi istemektir.GÜNÜN PIRLANTASI Geleceğin Mimarları Geleceği kuracak ve yükseltecek fikir işçileri. Kararlı ve azimlidirler. Duygu ve dütüncelerini anlatmak için. Bir abd-i küllî ve bir vekil-i umumî gibi  de. Madde ve ma’nâ “alaşımı” yüksek bir mâhiyete sahibdirler. Kendi saâdetlerine karşı yabancı ve alabildiğine diğergâmdırlar. aczine merhamet eder. Nâm u nişân nedir bilmez. Gönülsüz derken. onun hâtırât-ı kalbini işitir. mansıba eyvallah etmezler. Derûnî duygularının simâlarına aksetmesi. Kâinâtın güzel bir takvimi ol. Cevvad-ı Mutlak'ın isim ve ünvanına müteveccih olduğundan. böyle birkaç hecede ifâde etmek kâbil olur mu. her bir arzusunu yerine getirebilir. mansıb buz üzerine bir yazı. alabildiğine silik ve alabildiğine sönük görünümlüdürler. nâdanlara hâl arzetmek. rahat yürüme başkalarına.” Kafdağından daha ağır bir yükdür.. Bu nevi dua-yı fiilî. onların içlerinde binbir hüznün.. herşeye eli yetişir. fakrına meded eder. “Girmeyen duymaz. kendi ruhunda varlığa ermiş talihlilerdir.. servet fırtınalarla yer değiştiren çerçöpden ibâretdir. “Yol yapma bize. onlar için en yüce en samimâne bir anlatma yoludur. Dayanıklıdırlar ve darılma bilmezler. makama. Onlara göre makam aldatıcı bir tahtarevalli. Maddeleri bir gergef inceliği içinde ve tamamen ma’nânın emrindedir. Ama sînelerinde binbir buhurdan çeşit çeşit koku neşretmektedir. Fıtratla kat’iyyen tenakuza düşmezler. lisan ile kalb ile dua etmektir. daha çok başkalarının lezzet ve acılarıyla dolu ve onlar için vardırlar. dünyevî debdebe içinde bekleyenler hep yanılmış ve hep inkisâr-ı hayâle uğramışlardır. yine de yol ve yön değiştirmezler. İkinci kısım. Yunus’un diliyle “dövene elsiz.” Bilmem ki. tadmayan bilmez. Dış görünüşleri itibariyle oldukça mukassîdirler. cihânlar aydınlığa kavuşur ama. Onların nilüfer tenlerini. Bir mum gibi eriyen benliklerinde. ne yüce mahfillere. Müsâmaha atmosferlerine çarpan kin ve öfke şahâbları. Ayaklarının önünde binbahar sökün etse. onların göz hadekaları (3) şuânın zerresini bile kendi hesabına kullanmak istemez. Maddesini ledünniyâtına (1) teslim etmiş bu hakikat erleri. *** 3. binbir sevincin bilmecesi nümâyandır (4). İçlerinde tutuşdurdukları sonsuzluk ateşi..? Onlar. Bu itibarla da onları. bir bilmece olan mâhiyetlerini.. en tatlı meyvesi şudur ki: Dua eden adam anlar ki: Birisi var. onların kalbsiz oldukları zannedilmesin. ona yapış. sövene dilsiz ve gönülsüz”dürler. â'lâ-yı illiyyîn-i insâniyete çık.

. “Kul oldum. O. düşünceleri iç-içe mâ’rifet peteği ve atmosferleri huzurdan bir cennetdir. duyguları duru. sabah duruluğunda. Onların geceleri. 1) Ledünniyat: Allah Teâlâ tarafından hususi şekilde iç âlemine ihsan olunanlar. gönüllerinin hürriyet ve esâret destanıdır. Gönül eridirler: İçleri aydın. Şöhret uğruna verilen her kavgayı bir komedi. onların gözlerinin akına leke olsun. cennet hûrilerinin perdedarlığı (5) dahi onların gözlerini kaydıramaz ve bakışlarını bulandıramaz. Daha ne kadar bekleyeceğini kesdirmek de oldukça zordur. Nerede kaldı ki. Kimseden birşey beklemeyen. bizi daha fazla bekletmesin. hep bu gönül mimarlarını bekleyip durdu. Hakk’a esâret de onların en yüce şiârıdır. istişare için tercih sebebi ve delil olamazlar. Ancak bizler. 6) Cennet-âsâ: Cennet gibi. İSTİŞARE • Yegane gaye Allah rızası olmalıdır. aldıkları “Bundan evvel Hakk’a teslim olmuşlar ünvânını.! Şan ve şeref onların en çok nefret ettiği şeylerdir. Şehvetler. Rahmet-i Sonsuz’a yakarışa devam edeceğiz. parlayan. Ben sana kulluğumla gıbda ve sevince erdim” (Mevlâna) sözü.. Ne var ki. ümidimizden birşey kaybetmeden. Her bende. Yer. 2) Müstağni: Gözü ve gönlü tok. İSTİŞARE EHLİNİN VASIFLARI • Farzları yapıp haramlardan içtinap etmeli. 56 . Gökler ötesi âlemlerden.. • Rüya gibi manevi ilhamlar. fenâ ve zevâl içinde yuvarlanan eşyâ. hürriyete erince şâd olur.. Onlarla hemhâl olanlar saâdet bulur. o sülün boyunlara tasmalık edememişdir.fenni) • Hilm sahibi olmalı. 3) Hadeka: Göz bebeği. • Adaletli olmalı. idari . • İlim sahibi olmalı (Dini. size O verdi” iltifatıyla. her cehd. onların nazarında.. dünyalarında konaklayacak yer bulamaz. ne nobel ödüllerine.Solmayan güzelliklere gönül kapdırmış bu yüce kâmetler için. İSTİŞAREDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN UNSURLAR • Gün. Yıllar yılı bağrı yanık ve yıkık Anadolu insanı. nâm u nişan arama uğrunda. her mübarezeyi bir Donkişotluk sayarlar. kul oldum. yıkılan kalb ve ruh surlarımızın tamirinde. Hiçbir fâni kement. insanın mahiyetine karşı bir su-i kasd ve onu zelil kılmadan ibarettir. Gönülleri hür ve alabildiğine serâzaddır. 5) Perdedar: Perdeci. hiçbir zaman . • Tecrübeli olmalı.. doğuş beklediğimiz ufka yönelerek. İhtiraslar onların ufkunu kirletmez. saat önceden tespit edilmeli. gündüzleri de cennet-âsâdır (6). İhtiyaç hissetmek şöyle dursun. Heyetin hepsinin haberi olmalı • Abdestli olunmalı. Onlardan uzak kalan huzurdan da uzak kalır. • Emin olmalı. ne gazetelerde reklâma ihtiyaç hissetmezler. 4) Nümâyan: Görünen. • Hakkında açık ve kesin bir dini hüküm bulunmayan mevzular için yapılır.

• Alınan kararı tenkit. 57 . • Lüzumlu. • İ’nin sözü kesilmemeli. Bana ne benim meselem değil dememeli. • Karar sadece kararı alan meclisin fertlerinin tekrar bir araya gelip bozması ile değişebilir. • İstişarenin zamanı. bir önceki haftadan devreden meselelerin neticeleri alınmalı tıkanılan yerler için çözüm üretilmeli. • İstişarede görüşülecek maddeler bir önceki istişareden bir sonrakine kadar geçen süre içinde hazırlanmalıdır(son 15-20 dakikada değil) • Gündeme getirilecek maddeler üzerinde daha önceden. Ağırlıklı olan gündeme uygun bir ders yapar. gıybet etmek tatbikinde ihmal göstermek fesad ve tahribtir. • Alınan kararın en iyi şekilde başarıya ulaşması için herkes üzerine düşen vazifeyi en güzel şekilde yapmalıdır. • İ’ye karşı saygı ve edepte kusur edilmemeli. • İ’nin tayin etmediği bir heyet istişare heyeti değil ifsat heyetidir. ihtiyaç hissedildiği zamandır. • Münakaşa eden haklı dahi olsa haksızdır. • Öncelikle. • Sesli sessiz istiğfar salat-ü selamla başlamalı (İ) • İ. • Ne söylenecekse istişarede söyleyip. • Oturma ve kalkmaya dikkat edilir.teklif sadedinde. müsaadesiz. • Kesin bilgi sahibi olmadığı meselede ısrarcı olmamalı. • Kılık-kıyafet yapılan işin kutsiyetine uygun olmalı. KARARLARLA ALAKALI • Karar çoğunluğun reyine göre alınır. • İstişarede olmayan da konuşulan her şeyi kabul etmiş sayılır. yumuşak ifadelerle dile getirilmeli. • Her madde üzerinde ariz-amik durulmalı izah edilmeli baştan savma geçilmemeli. • Başlamadan önce cevşen-tefriciye dağıtılıp bunların okunmasıyla başlanabilir. • Alınan karar sadece lehte oy verenleri değil aleyhte oy verenleri de bağlar. • Lider çoğunluğun aleyhine bir karar verebilir ve buna uyulmak zorundadır. Çünkü bu fitnedir.• Herkes vaktinde hazır olmalı. • Konuşulan mesele kimin olursa olsun herkes kendi meselesi gibi sahip çıkıp dinlemeli ve varsa fikri söylemeli. sesli-sessiz konuşmamalı. sunulabilecek çözümler de önceden düşünülerek gelinmeli. • Fikirler yüksek sesle değil. • Heyette değişik birimleri temsil eden şahıslara söz hakkı verilip kendi vazifeleri ile alakali bilgi alınmalı. O an en mühim evrad istişaredir.lüzumsuz. Edep adap kurallarına dikkat edilir. • İstişare sırasında başka işlerle meşgul olunmamalı. • Alınan kararlar herkesin kavradığına emin olacak şekilde tekrar edilmeli. İstişare heyeti gerek olduğu zaman imam nezaretinde toplanmakla mükelleftir. yer ve şahıslar hassasiyetle tekrar edilip söylenmeli. • Bir sonraki görüşmenin yeri ve zamanı tespit edilmelidir.dışarıya çıkıldığında karar aleyhinde hiçbir şey söylenmemelidir. • Diğer birimlerle yapılacak istişarelerin duyurulması saaat.

’den • İstişareli helaya gitmek istişaresiz hacca gitmekten iyidir. • Siz meşveretle ne lazımsa yaparsınız.onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla meşveret et. R.) Kâ'b bin Mâlik.(Şura 38) • Öyleyse onları bağışla. • Cumhuriyet. • İstişaresi yapılıp kararı verilen meseleler uygulamaya konulacağı yerlerde sadece nasıl yapılabileceği istişare edilebilir.N. Kaderim davanın ve sizin kaderinizle bütünleşmiş. • Teenni ile meşveret ile ihtiyatla bu kutsi vazifeye çalışmak lazım. • Meşveret eden güvenlik içindedir. • En mühim mesele istişaredir.(Ali İmran 159) • Ey iman edenler! Sizden başkalarını kendinize içli-dışlı dost edinip sırlarınıza ortak etmeyin.meşveretsiz dünyayı dahi fethetseniz toplu iğnenin ucu kadar kıymeti yok. “Biz dünyayı değil ahiretimizi bile feda ederiz. AYETLER • Onların işleri aralarında müşavere iledir. • Kim istişarede bulunursa doğruya ulaşmaktan mahrum kalmaz kim de onu terk ederse sapıklığa düşer. Kâ'b bin Mâlik ikinci Akabe bî'atının gerisini şöyle anlatmaktadır: Biz 58 .a. Islâmiyetin Medîne'de hızla yayılmasından sonra yapılan ikinci Akabe bî'atına katılmış ve orada Müslüman olmuştu. ihtimallere bırakmaz.ne varki Allah onu ümmete rahmete vesile kılmıştır.• Aleyhinde olunan mesele menfi şekilde neticelense bile şahıslar “Benim dediğim gibi olsaydı böyle olmazdı.’den • Asyanın bahtının miftahı meşveret ve şuradır. Yoksa verilen kararın kendisi istişare edilmez. İçinizdeki şahsı manevinin fikrini o meşveretle bildirir. adalet. • İstişare edip doğruya ulaşmamış bir topluluk yoktur.” Diye susturunuz ve medarı niza olan bir şey varsa meşveret ediniz. İstişare sosyal bir ibadettir. • Meşveret ve tesanüd sizi muhafaza eder. • İstişare heyeti mevcut problemleri çözer.” Diyemez. meşveret ve kanunda kuvvetten ibarettir. • Ben artık Ramiz hocanın oğlu değilim. • Kendi başınıza. Arabistan'ın ileri gelen şâirlerinden biri idi.YILDIZI : KA’B bin MÂLİK (r. Namaz şahsi ibadettir.E. • Şüphesiz ne Allah ve nede Rasulünün meşverete ihtiyacı vardır. • Nefsinizi. H. 3. Kuralları vardır. GÜNÜN 1. babasının tek oğlu olup hâli vakti yerinde idi.(Ali İmran 118) HADİSLER • İstişare eden kaybetmez. Şahsi karar vermem millete ihanet sayılır. Bu da fitnedir.

Bana sordular: “Seni geride bırakan nedir? Bana yardım etmek üzere Akabe'de bana bî'at etmemiş miydin?” . "hazırlığı ne zaman olsa yapabilirim" diyerek. nihayet Resûlullah Efendimizin yanına dönmek. Onlar da. Kendisi bunu şöyle anlatır: "Yola çıkıp arkalarından yetişmeyi düşündüm. Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatıyor: "Resûlullah Efendimizin huzûruna varınca selâm verdiğim zaman. Allahü teâlâ senin hakkında hükmünü verinceye kadar bekle! Kalktım. sen. Fakat Kâ'b Allah ve Resûlü huzurunda doğruluktan ayrılmadı. ba'zı münâfıklar yalan mâzeretlerle Peygamberimizin huzuruna çıkmışlar. Kâ'b. Mu'âz bin Cebel hemen müdâhale ederek Kâ'b hakkında iyilikten başka birşey bilmediklerini söyledi. Bu cevap üzerine Hz. bu defa Müslümanları topladı ve Tebük'e sefer yapılacağını haber verdi. Mevsim sıcaktı ve meyveler olgunlaşmıştı.Işte Kâ'b doğru söyledi. diğer taraftan şehîdlerin ağız. Hemen hazırlanmak üzere evinden çıktı. Biraz ötede silahlı bir Müslüman yaklaştı. Kâ'b bin Mâlik hazretleri Bedir savaşına katılmadı.Vallahi. Sonra Resûlullah Efendimizi amcası Hz. Tebük Gazâsına gidilecekti. biliyorum ki. Kâ'b'ın hali vakti yerindeydi. bir taraftan şehîdlerin silâhlarını toplarken. Yapılan konuşmalardan sonra orada bulunan yetmiş sahâbî.Evet. Kâ'b bin Mâlik'in bu şekilde mâzeret belirtmemesi üzerine Resûlullah Efendimiz buyurdu ki: . benimle birlikte bir kimse var mıdır? . sizden başka şu dünya halkından birisinin yanında bulunsaydım. Sefer sona erip de Müslümanlar Medîne'ye doğru harekete geçince. "Gel" buyurdular.Vallahi. Selimeoğullarından ba'zı kişiler. Sonra bana dönerek yüzünü açtı ve dedi ki: “Tanıyamadın mı yâ Kâ'b. günâhını bağışlatmaya yeterdi! Vallahi. Herkes hummalı bir şekilde sefere hazırlanırken Hz. Resûlullah Efendimizi her türlü tehlikeye karşı koruyacaklarına ve Islâmiyeti yayacaklarına söz verdiler. Lâkin ben doğruyu söylemekle Allahtan hayırlı netîce beklerim. seni bundan önce bir günâh işlemiş kimse olarak bilmiyoruz.kararlaştırdığımız gibi vâdide toplandık. benimle birlikte geldiler ve bana dediler ki: . (elbiselerine ve boyuna bakıp gururlanması onu cihâd yolundan alıkoydu) deyince. Orada bir müşrik. orada Kâ'b'ın ne yaptığını sordu. Resûlullah Efendimizi bekliyorduk. Öyle ki.Bu duruma düşen benden başka. onlara sordum: . “ Hz. Bir taraftan da: “Bunları koyun boğazlar gibi boğazlayın” diye yaygara yapıyordu. Resûlullah senin hakkındaki magfiret dileği. Burada karşılaştığı bir hâdiseyi şöyle anlatıyor: Uhud savaşında bir ara şehîdlerin bulunduğu yere yöneldim. Hiçbir zaman. Fakat bu da mümkün olmadı. bana gazâblı bir gülümseyişle. sana söylendiği gibi söylendi. ama hiçbir şey yapamadan döndü. biz. Uhud savaşında ise onbir yerinden yaralandı. yâ Resûlallah! Allahü teâlâya yemin ederim ki. Kâ'b Resûlullaha doğruyu söylerken gözleri önünde. beni kınamaya o kadar devam ettiler ki. Eğer doğrusunu söylersem siz bana kızacaksınız. Akabe bî'atinden sonra Medîne'ye dönen Kâ'b bin Mâlik kabîlesinin Müslüman olmasında büyük emeği geçti. Yürüyüp yanına vardım ve önüne oturdum. Selimeoğulları. Müslümanlardan biri. Kâ'b'ı müthiş bir endişe ve telâş kapladı. Peygamberimiz de bunların bu mâzeretlerini kabûl ederek kalblerinde yatan niyeti Allaha havâle etmişti." Tebük'e varıncaya kadar onun ismini anmayan Hz. kendi işleriyle oyalandı. yâhut âcizleri görmem beni kederlendirdi. Resûlullaha senin söylediğin sözün benzerini söylediler. kendime arkadaş olarak ancak münâfıklık damgası vurulmuş kimseleri. Yemin ederim ki. . Zîrâ söz söylemesini bilirim. Kâfirle Müslümanı mukâyese ettiğimde kâfir daha iyi silahlara sahip görünüyordu.Evet! Iki kişi daha vardır. ama o Resûlullaha yalan söylemeyi nefsine yediremiyordu. Resûlullah tarafından onlara da. özür beyân ederek onun gazâbından kurtulabileceğimi zannederdim. Sonra. Bu arada aklına birçok mâzeretler geliyor. 59 . Resûlullah Efendimiz bu gazâya gittikten sonra insanlar arasına çıktığımda. seferden geri kalan kişilerin özür diledikleri şekilde Resûlullah Efendimizden özür dilemedin ve çok âciz duruma düştün! Hâlbuki. ben Ebû Dücâne'yim. Evime gelirken. Daha önceki gazâlarda gidilecek yeri hiç söylemeyen Peygamber Efendimiz. Abbâs ile birlikte geldi. Müslüman bir kılıç darbesiyle kâfiri Cehenneme yolladı. Keşke yapmış olsaydım. Kalk. sizden ayrılıp kaldığım zamandakinden daha kuvvetli ve zengin değildim. Nitekim Resûlullahın Medîne'ye geldiği haberi ulaşınca Kâ'b doğruca Peygamberimizin huzuruna gidip ona hakîkatı olduğu gibi söylemeye karar verdi. burun ve kulaklarını kesiyordu. Resûlullah Efendimiz dönünce ona ne diyeceğini düşünüyordu. gazâdan geri kalmam için hiçbir özrüm yoktu. Peygamber. Peygamber sükût etti. Ben daha bu düşüncelerden sıyrılmadan birbirlerine hücûm ettiler. Kâfirle vuruşmaya başladı. bugün yalan söyleyip sizi memnun etsem de Allahü teâlâ sizi bana gücendirebilir. Ne çâre ki. Peygamber yola çıktığı zaman Kâ'b'ın hiçbir hazırlığı yoktu. kendimi yalanlamak istedim.

herkes onlara yabancı gibi davranmaya başladı. Allahü teâlâ tarafından sevindirildiği zaman.. Sizi hukukunun çiğnendiği ve kıymetinin bilinmediği bir yerde bırakmasın.Hayır! Benden değil. eshâbıyla oturuyordu. Kâ'b'ın imtihanını daha da çetinleştiren bir hâdise ortaya çıktı. Bunun üzerine Sahâbîler müjdeyi kardeşlerine ilân etmek için yarışırcasına koştular ve Kâ'b'la birlikte diğer iki Sahâbîye müjdeciler gönderdiler. "Allahın. gecenin sabahında sabah namazını kıldım. Ama hiç kimse onunla konuşmuyordu. beni takım takım karşıladılar. Allahü teâlâdandır! Zâten. hiç bir zaman. Yanımıza gelin. annenin doğurduğu günden beri geçirdiğin günlerin hayırlısıdır! Sen. Birkaç defa daha sordu. Allahü teâlâdan mı? . onlar özürlerinde sâdık iseler. Mu'âz bin Cebel ile Ebû Katâde'ye rastladım. böyle câzip bir teklife kim hayır diyebilirdi? Fakat Kâ'b tereddütsüz Kıptî liderinin mektubunu yırtıp attı. Kâ'b bin Mâlik. sâlih ve kendileri örnek tutulacak kişiler olduklarını. Bedir savaşında bulunduklarını bana hatırlattılar. gözyaşları içinde oradan ayrıldı. Senden mi. Kimse Kâ'b'la bir tek kelime konuşmuyor. diğer bir tarafta da izzet. Ama her defasında Peygamberimiz ondan yüzünü çeviriyordu.Seni. O sırada. Allahı ve Resûlünü ne kadar sevdiğimi biliyor musun? “ Fakat cevap alamadı. Özür sahiplerine gelince. biz de. Kâ'b'ın bu zayıf anını değerlendirmek istiyordu. Halk. yoksa. Resûlullah Efendimiz. Kâ'b cemâ'atle namazlarını kıldı.Kimdir onlar? . Allah ve Resûlünü terketmek akıllarından bile geçmiyordu. zevcesinden uzak durmasının istendiğini haber veriyordu. size ikrâmlarda bulunuruz. Kâ'b 50 gün devam eden bu ızdırap verici bekleyiş devresinde Gassan'daki Kıptî liderlerinden bir mektup aldı. Ebû Katâde kısa cevap verdi: “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” Bunun üzerine Kâ'b mahzûn bir şekilde. Resûlullaha yakın yerlerde oturmaya dikkat ediyor ve bu esnâda onun çehresine bakmaya çalışıyordu. sana kutlu olsun!" diyerek beni. ona. ay parçası gibi parıldardı. Mescide varıp girdim. yüzünün parıltısından anlardık. Çile biteceğine daha da şiddetleniyordu. üzerine doğmamış olan hayırlı güne gel! Bunun üzerine Peygamber Efendimize sordum: . bundan sonrasını ve Peygamberimizin yanına gidişini şöyle anlatır: "Hemen Resûlullah Efendimize gittim. Peygamberine bildirir! “ Bu zâtların hâlleri etrafa yayılınca. Böyle sıkıntılı bir zamanda.Yâ Resûlallah! Bu müjde. Diğer iki Sahâbî evlerine kapanmayı tercih ederken. Kâ'b hanımını boşamayacak. kutladılar. Bana dediler ki: “Arkadaşlarının sözlerini dinleme! Doğruluk üzerinde dur! Inşâallah. bu üç Sahâbînin tevbelerinin kabûl edildiğini halka ilân etmişti. Kâ'b işin nereye varacağını bilemiyordu. müjde!” Kurtuluş günü gelmişti. Allahü teâlâ. bu husûsta onlardan hoşnut olur ve bunu. haftalar birbirini kovaladı. Tereddütten vazgeçtim. Îmânları böyle bir davranışa müsaade etmiyordu. Bundan sonrasını Kâ'b hazretleri şöyle anlatır: "Insanların bizimle konuşmalarının yasaklandığı günden 50 gece sonrasında. Peygamber Efendimiz sabah namazından sonra. Resûlullah aleyhisselâmın önüne oturunca dedim ki: 60 .” Bir tarafta haftalardır yüzüne bakmayan. o. Günler geçti. Âdetâ yerle gök arasında sıkışmış ve gidecek hiçbir yeri kalmamış gibiydim. eğer. Bu hâlden iyice bunalan Kâ'b. ama ondan ayrı yaşayacaktı." Kâ'b bin Mâlik anlatmasına şöyle devam etti: "Kendisine selâm verdiğim zaman. sevinçten yüzü şimşek çakar gibi bir hâlde olarak bana buyurdu ki: . Resûlullah Efendimiz. Rûhum çok sıkılmış ve bulunduğum yere sığamaz bir vaziyette oturuyordum.Mürâre bin Rebî-ül-Amrî ile Hilâl bin Ümeyye-tül-Vâkıfî'dir! Bu iki zâtın. Bunu. Mektupta şöyle deniyordu: “Efendinizin size uygunsuz muâmelede bulunduğunu duydum. Tam bu esnâda bir ses işittim: “Ey Mâlik'in oğlu Kâ'b. Peygamberimizin gönderdiği bir elçi. bir çıkar yol yaratır. ikrâm ve haşmet teklif eden bir da'vet vardı. çarşıları dolaştı. Işledikleri hatânın pişmanlığı içinde bütün rûhlarıyla Allaha yalvarıp istigfâr ediyorlardı. müjde. tevbeni kabûl buyurması. Aynı emir diğer üç Sahâbîye de gönderilmişti. Tam bu esnâda. senin için bir genişlik. Düşman. öyle bir günün hayır ve saâdetiyle müjdelerim ki. Resûlullahın yüzü. herhalde. Allahü teâlâ. Fakat bu emir de Kâ'b'ın ve arkadaşlarının Resûlullaha bağlılığını sarsmadı. Bu arada. kendisiyle konuşmak tenezzülünde bile bulunmayan arkadaşları. Kâ'b'ın durumunu daha da zorlaştıran bir emir daha geldi. Ama mü'minler cemâ'atinden ayrılmak. amca oğlu Ebû Katâde'ye gitti ve ona sordu: “Ey Ebû Katâde! Allah için soruyorum. Hemen secdeye kapandım. sevinçten.

İlk sözü: “Allahü teâlânın Resûlü nasıllar” oldu. Bunun üzerine hep beraber. Kâ'b. evim. bayıldı. Kabîle büyükleri çıkıştılar: “Sen bu hâle. Hz.” Fakat Hz. Nasıl. Safâ tepesinde bulunduğu için. bunları söylediğimden beri. aklımdan bile geçmemiştir. sevgili Peygamberimizi çok ferahlattı. Felâha. Hz. kabîlesi. bu ilk İslâm Kalesinde bulundular. Abdestlerini gizli alıyor. Erkam'ın tertemiz evi. Müslümanlardan hiç bir kimse bilmiyorum ki. tevbemin icâbından olarak. orada bulunanlara konuşmaya başladı: “Ey Kureyşliler! Allahü teâlâ birdir.YILDIZI : ERKAM bin EBİ’L-ERKAM (r. evinizdir. Ebû Abdullah'tır. yanımda tutar. Bu sebeple. Muhammed aleyhisselâm. yılında Hz. uzaktan bile Kâ'be'yi görmek mümkündü. Ebû Bekir ısrar etti. Çünkü Hz. akrabâlarını kurtardılar. Ebû Bekir sordu: “Yâ Resûlallah! İnsanları açıkça İslâma da'vet zamanı. Bir ara Hz. Bir dâr-ül İslâm ya'nî İslâm yuvası hâline geldi. Mekke'nin sayılı asîllerinden idi. puta tapanlar. ancak doğrulukla kurtardı. En yakın akrabâları bile onlara. doğrudan başka bir şey söylemeyeceğim! Vallahi. Ebû Bekir'le birlikte şeref verdiler. Artık ben. Hz.. Birçok âyet-i kerîme. Saldırganları dağıtıp.Muâviye'nin hilâfeti zamanında 77 yaşında iken vefât etti. Bunun üzerine dedim ki: . eziyet ediyorlardı. Müslüman olsun. bir çarşaf içinde evine götürürlerken dediler ki: “Eğer akrabâmız ölürse. koşarak geldiler. müşrikler hücûm ettiler. künyesi. Nihayet hava kararırken Hz. uzun uzun konuştular. sevgili Peygamberimizi evlerine da'vet etti. Kâ'be civârına çıktılar. orada hidâyete erdiler. 3. Ebû Bekir. Peygamber efendimiz. GÜNÜN 2. yüksek bir evleri vardı. Bu sebeple Müslüman olmadan önce de. Hz. onların evi önünden geçmeye mecburdular. İslâmiyeti ilk kabûl edenlerin 7. Erkam dedi ki: “Yâ Resûlallah. senin için daha hayırlıdır. Ebû Bekir'i müşriklerin elinden alıp evine götüren Teymoğulları ve anacığı. birbirlerini koruyorlardı. İslâm için çalışmaya devam ettiler. Hz. İki Cihân Güneşi ve sevgili arkadaşları üç yıl kadar. Hz.) Hz.a. Ailesi. yüzüne gözüne vuruyordu. O'nun Resûlüdür. yaşadıkça. Yâ Resûlallah! Allahü teâlâ beni. Ebû Bekir ayağa kalkıp. Birçok meşhur kimse. Gelin. veya 11. Ebû Bekir sonunda düştü.” O sırada ilk Müslümanlar gerçekten. büyük baskı ve tehdit altındaydılar. Utbe'yi sağ bırakmayız!” Hz. bundan böyle sağ kaldıkça. müşrik olsun. birlikte İslâma dönelim. Hâinliğiyle tanınmış Rebîa'nın oğlu Utbe yamalı ayakkabısıyla. Huzûr içinde sohbet ettiler. Ebû Bekir'i. topluca namaz kıldılar.. çok saygı görürlerdi. Ümeyme. Müslüman oldular. Resûlullah Efendimize. Evin geniş ve ferah salonlarında. Sayıları kırka yaklaştığı bir gün. Ebû Bekir'e. eskiden beri saygı ve i'tibâr görürlerdi. namazlarını gizli kılıyorlardı. hâlâ O'nu mu soruyorsun?” 61 . Müslümanlar için gerçek bir kurtuluş kalesi oldu. sayımız azdır. daha sözünü bitirmeden. büyük bir kin ve nefretle doluydular. O'nun yüzünden düştün! Kendine bakmıyor da. Mekke'nin sayılı zengin ve reisleri idiler. Hz. Hem Hz. Akşama kadar yatağı ucunda beklediler. Erkam Müslüman olduktan sonra.Öyle ise. Allahü teâlânın beni yalandan koruyacağını umarım! Peygamberimizin şâirlerinden olan Hz. daha gelmedi mi?” Peygamber efendimiz de buyurdu ki: ”Henüz. Kâ'be-i muâzzamanın batı taraflarında. Rahatça ibâdet etmeye.'sidir. Hz. Bundan sonra sağ kaldığım zaman içinde de. kurtuluşa erelim” Sevgili Peygamberimiz de onu dinliyorlardı. sayıları 10-15'i geçmeyen mü'minler ile birlikte oraya yerleştiler. Hayber'de hisseme düşmüş olan malı. Emrinizdedir. and olsun ki biz de. kullanabilirsiniz. Erkam'ın ataları. Gürültüyü işiten Teymoğulları kabîlesi. orada nâzil oldu. Mahzûmoğulları. ne zaman ve ne kadar arzû ederseniz. Ebû Bekir gözlerini açtı. O zamanlar kabîle mensupları.Yâ Resûlallah! Hem tevbemin kabûlüne şükür için. Erkam'ın babası. Hepsini dağıtma! Bu. doğru söylemek husûsunda. bunları söylediğimden bu güne dek yalan bir şey söylemek. Peygamber efendimiz de münâsip bir zamanda. Beytullahı ziyâret edenler mutlaka. anası. Çünkü müşrîkler. Ebî'l Erkam. kendime alıkorum. hem de Allahın ve Resûlünün rızâsını kazanmak için sadaka olarak malımdan sıyrılıp çıkacağım! Resûlullah aleyhisselâm buyurdu ki: . hem de ötekilere saldırıyorlardı.Malının bir kısmını yanında tut. Erkam'ın teklifi bu yüzden. Allahü teâlânın bana yaptığı imtihandan daha güzel imtihanı ona yapmış olsun! Resûlullah Efendimize. Hicretin 50. aynı kabîleden idi. Her tarafı şişen Hz. Ebû Bekir..

öğreniver! Annesi yalvaran oğlunun hatırı için.. herkes evlerine kapanıncaya kadar beklediler. yüksek sesle: . Bu göz yaşartıcı sahne. inananlar. Bütün Mekkeliler. haber verdi: .Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah! O anda. Allahü teâlânın emriyle sevgili Peygamberimiz. Cehennem ateşinden kurtulmuş olsa? Sevgili Peygamberimiz tebessüm ettiler. Hz.Yemîn ederim ki. size fedâ olsun. Müslümanlık şerefine erişti. boğazımdan ne su. sohbet ediyorlardı. Onun için Allaha duâ buyursanız da. Mekke'deki güzel evlerini. Hamza da. Hattâb'ın oğlu Ömer gelmiş. Müslümanlar arasına katılınca. ne yemek geçmeyecektir. Lütfen. benim için üzülmeyiniz. benim hiç haberim yok! . o kadar.. onu omuzlarından tutup sarstılar: . sayıları 39'a yükseldi. Çünkü o kâfirler. O ise. hayır görür. Hz. 62 . Erkam'ın evinde bulunuyorlarmış. Hamza'nın cesâret ve kahramanlığından korkarlardı.Yine de gidip O'nu kendim görmedikçe. Huzur içinde yaşıyabilmesi için. kendisine çok acıdığını hisseden Hz. kendi kılıcıyla kellesini uçururum. Dâr-ül Erkam'da bulunan Müslümanlar da.. Ebû Bekir'in koltuklarına girip. Gidip bakan zât. Böylece Hz. Ebû Bekir'in gözleri parladı. Müslümanların gücü çok yükseldi. ahdim olsun.. Şer. İşte o zaman yiğit Hz. Anacığı ise. Epeyce sonra geldi. Erkam da fazla gecikmedi.Anası Ümm-ül Hayr. Hz. Kapı hızlı hızlı çalındı. kötülük için geldiyse. Peygamber Efendimiz Medîne'de onu. Bütün Eshâb-ı kirâm. yine Hz. Hz. Önlerine gelince. . göğü inletmeye başladılar. Bütün gayretiyle. akrabâlarını terketti. ısrarlı soruları karşısında anası dedi ki: . hiç tereddüt etmeden Müslüman oldu. Ve bütün heybetiyle Hattâb'ın oğlu içeri girdi. vazîfesini tamamlamış oldu. aksini söylediler. Peygamber Efendimiz kabûl ettiler. Kapı açıldı.Öyleyse sorup. Peygamber efendimizi sağ-sâlim görünce. Ve olanca gücüyle dedi ki: . İşte o gün.Bırakınız. Bunu öğrenen Hz. hidâyete kavuşsa ve böylece de. deyince. Herkes gibi o da. babam. Sonra. Hamza Müslüman olduktan sonra bir ikindi vakti.Allahü ekber! Allahü ekber! Vallahü ekber! Tekbîrleriyle yeri. Peygamber efendimizin o bahadır amcaları ile.Yâ Resûlallah! Anam. Hz. Hz. elinde yiyecek bir şeyler uzatıyordu. O temiz kalbli ana. uzun zaman devam etti.Ey Allahın Resûlü! Müsâade buyurunuz da. îmân ve İslâmı teklif ettiler. yâ Resûlallah! Şâyet hayır için geldiyse.Yâ Resûlallah. çocukları için çok merhametlidir. gidip hep birlikte..Ey Ömer! Hâlâ vazgeçmiyecek misin? Hattâb'ın oğlu. Yüzü gülüyordu: . tâ iliklerine kadar sarsıldı. Erkam'ın sırlarla dolu güzel evi Dâr-ül Erkam. sokağa çıktılar. herkes tarafından iyi bilinmekteydi. İki Cihân Sultânı ayağa kalktılar. Zeyd bin Sehl ile din kardeşi yaptılar. 40'a yükselmişti. Sonra. topraklarını. bir kere daha bereketini gösterdi. Çünkü o günden sonra Müslümanlar. kadıncağız şaşırdı. Ömer: . Allahü teâlâya duâda bulundular. Medîne'ye Hicret ettikleri zaman.Kapıyı açmıyalım! Ba'zıları da. Hamza. Erkam'ın kutlu evinde toplanmışlardı. O kadar ki. Kurtuluşa erdi. Ortalık kararıp. Sanki dünyalar onun olmuştu. Çünkü Müslümanların sayısı. Hz. Namaz kılınmış.Müjde oğlum! Merak ettiğin zât. Ümm-ül Hayr hazretlerine. teklifinde bulundu. Mekke'nin en uzak yerindekiler bile işittiler. Çünkü onun kılıcının keskinliği.Resûlullah efendimiz nasıldır? Onun. başında gürültü yapanları kovaladı. evden çıktı. sevgili Peygamberimize dönerek dedi ki: . Beytullahın içinde namaz kılalım. koklamaya başladı. Fakat şu benim vefâlı anacığım. ibâdetlerini artık açıkça ve her yerde yapmaya başladılar. onu öpüyorlardı. sevgili oğluna bir şeyler yedirmeye çalışıyordu. yüzüme biraz fazlaca vurdular. Ebû Bekir ricâda bulundu: . Beni Züreyk mahallinde bir miktar arazi verdirdiler.. Kılıcı da elinde bulunuyor. Çok geçmeden Hz. Doğruca Hz. Ömer oldu. Erkam'ın evi. Hz. sarılıp öpmeye. Peygamber efendimizin şefkatli bakışlarından. hep soruyordu: . Erkam'ın evine yollandılar. Bunun üzerine ba'zıları dediler ki: .

şüphesiz. "Namaza ey mü'minlerin emiri!" diyordu. Erkam'ın evi. savaşlar yapıldı. Allahın dîni olan İslâmı yaymak için. daha sonra Hendek ve öteki gazâlar kazanıldı. Yıkılmaktan kurtarmak için. uzun müddet önemini korudu. önderleri. su ıslatır. ticâret mi? . Rabb'ine "namaz" diyerek yürüyordu.dedi. Bedir. yılında. sonra ibretli Uhud. Sa'd bin Ebî Vakkâs kıldırdı. Medîne'de parlayan İslâm Güneşi. Kızları: Meryem. Hz. Hz. namaza çok önem veriyordu. Hz. bu ahid ve sözlerine bağlı kalacaklarına yemin eden Hılfül fudûl eshâbından idi. onlar da satmadılar. Bilhassa. Namazını. Sâdece Beyt-i Makdîs'te namaz kılmak istiyorum. "Sen namaz kılamazsın. bir kıl parçasını ıslatacak kadar suyu bulundukça. Yanındakiler. zekât toplamakla vazifelendirdiler.O tarafa seni sevkeden nedir. Allahü teâlânın Resûlü zaman zaman onu. oradan başka mescîdlerde kılınan bin namazdan hayırlıdır. ziraat ve ticâretle temin ederdi. mazlûmla birlikte hareket etmek üzere ahidleşen. Bıçak keser. 83 yaşlarında.Emir-ül Mü'minini namaza çağırın. 3." dedikçe. bu eve sığınmışlardı. Ayrıca birçok âyet-i kerîme de. ta'mir edildi. orada toplanan ve İslâm ve îmânları için her fedâkârlığı göze alan ilk Müslümanların hâtırâları sebebiyledir.Ne tarafa gidiyorsun? O da eliyle. Erkam'ın evi Dâr-ül İslâm olarak. "Emir-ül Mü'minin'i uyandıramıyoruz!" dediler. izin vermez. Adeta komaya girmişti. ateş yakar. Uyandırmaya çalışıyorlar. Oradan da. zâlime karşı. onun taşına toprağına değildir! İslâmiyet zâten böyle bir şeye. 63 . Namazını tamamlamak için belini doğrultmaya çalışıyordu. Bir ara içeriye ashabın gençlerinden Misver İbn-i Mehrame girdi. Erkam. Safiyye ve Ümeyye adlarını taşıyordu. Peygamber Efendimiz tekrar sordular: . denizlerin. Ömer'i çok iyi anlamıştı: . tam bir sığınak oldu. Hz. Erkam aynı zamanda. Ömer Efendimizi namaz kılarken sırtından hançerlemişti. Beyt-i Makdîs'i. Fakat Halîfe Mansûr zamanında.Mescîd-i Harâm'da kılınan bir namaz. devletin eline geçti. Erkam'ın nûrlu evinde. dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Sevgili Peygamberimiz selâmını aldıktan sonra sordular: . dedi. Hz. önce yakınlara. severek ve başarıyla yaptı. ahlâklı ve cömert bir Müslümandı.Hz. ağzını kulağına doğru yaklaştırdı: . 40 büyük" sahâbî bugün yeryüzünde yaşayan 400 milyon Müslümanın yıldızları. Ömer namaza çağrılınca kalkardı. Önce büyük Bedir. Hirâ ve Sebîr dağı yerlerinde durduğu ve üzerlerinde dağ tekeleri yayıldığı müddetçe. Geçimini. Saygımız sâdece. Hz. GÜNÜN HİKAYESİ: ÖMER VE NAMAZ Ateşgede. Çocuklarına vakfettiği için. Her zaman olduğu gibi bu vazifeyi de. O zaman da evin aslı kayboldu.Hayır ey Allahın Resûlü. Bakî' kabristanına defnolundu. Bir gün yol kıyâfetiyle Peygamber efendimizin huzûrlarına girip. kendilerine yapılan eziyet ve işkencelerden kurtulmak için. Dâr-ül Erkam onlara.Ha Allahi izen. Yaşı gençti ama. Dürüstlük ve dindarlık. ticâret değildir. İranlı bir köle. Nihâyet İslâmın doğduğu mübârek belde olan Mekke. selâm verdi. İki oğlu vardı: Abdullah ve Osman. İlk Müslümanlar.. Hz. Dâr-ül İslâmda yetişen. Erkam fevkalâde dindar. Uyuyan ve birkaç defa çağrıldıktan sonra "Geliyorum!" diyen bir insanın telaşıyla: .Es salâh Ya Emir-ül Mü'minin. Kimseye muhtaç olmadan yaşadı. Ömer'in katılmasıyla 40 kişi oluncaya kadar. Mekke'de.. Birisi. ahlâkının temel taşlarıydı. vasiyeti üzerine aynı günlerde Müslüman oldukları. Hicretin 53. Uhud ve diğer gazâlara katıldı. mazlûmun hakkı geri alınıncaya kadar. Kendini kaybetmeye başlamıştı. burada nâzil oldu. sonra uzaklara yaymaya başladı. ışıklarını. Hz. müşrikliğin merkezi durumundan kurtarıldı ve fethedildi. Kûdüs taraflarını işâret etti. İslâm târihinde çok önemli bir rol oynamıştır. Medîne'de vefât eyledi. Maksadım. Allah rızâsı için. Mekke taraflarını işâret ederek buyurdu ki: . o "namaz" diyor. Mekkelilerden ve onlar dışında Mekke'ye girecek olan sâir insanlardan zulme ve haksızlığa uğramış kimse bırakmamak. bir türlü muvaffak olamıyorlardı. Bu mübârek eve fazla kıymet vermemiz. ataları oldular. "Tamam şimdi kalktım!" diyerek doğrulmaya çalıştı. Hepsinde büyük yararlıklar gösterdi. Sevgili Peygamberimiz.

canına kıyabilir. Benim canım kardeşim. hep birlikte yerlerinden fırladı. Bir anda buz gibi bir hava esti içeride.. biraz ilerideki insanları göstererek: . Dünya fâni olduğundan.Yanlış şeye dokunmuşsunuz. diye araya girdi. ebed ülkesine uçmak için sabırsızlanıyordu. dedi. ÇILGIN Genç mühendis. melek. Her insan. Kadın sekreterlerden biri: -Öyledir öyledir. kapısını da arkadan kilitledi. Peygamberler. Ancak diğerleri. yarışmanın detayını öğrendikten sonra: .Fethullah Gülen Hocaefendi. diye seslendi. Şimdi ise onlarla uçuyorlar. Bu gayretimize karşılık o arabaların verilmesini istiyor ve bu zorlu yolu onlarla aşmayı planlıyoruz. Bu arada itfaiyeye haber verildi. yüzlerce meraklı eşliğinde canlı yayına geçerek. Bugün döviz âniden yükseldiği için.Seccadeye. Şirket çalışanları. adamın aşağı atlaması için duaya başladılar. Melek. dedi. on beş dakika sonra kapıyı açtı.. Olsa olsa karısıyla kavga etmiştir. şehitler ve büyük veliler için herhangi bir problem yoktu. Dikkat edin. DOKUNUŞ Haşir meydanındaki insanlar. mühendisin kapısına yığıldı. 64 .Şuradaki insanların da bir şeylere dokunduğu söyleniyor. Şirket sahibi. çok suratsız biriydi. dünyadaki hayatlarının karşılığı olan bir vasıta ile aşmak durumundaydı. Biliyorsun ki bu dünya fânidir. nerdeyse ölüyorduk. dedi. Buna rağmen içeriden çıt çıkmıyordu. Yüzü ışıl ışıldı ve neler olup bittiğinden habersiz görünüyordu. aç kaldık. sermayeleri yetmeyen bazı gençler bir araya geldi ve kendilerine gözcülük eden meleğe başvurarak: . diye itiraz etti. çok babacan insandı. dünyada iken meşhur bir yarışmaya katılmış ve ellerimizi günler boyu süren bir sabırla lüks arabaların üzerinden çekmeyerek onları kazanmıştık. Hanımına geçen gün rastlamıştım. dedi. kendinden emin bir tarzda: -Dün dolar bozduracağını söylemişti. . ortalığı tekrar karıştırdı. işe yeni başladığı şirketteki bir toplantıya katıldığında. o yolda gitmez. diye gürledi. Peki onlar nelere dokundular? .diye atıldı gençler. Müdür bey.Bizler. Ama şimdi Cennet?e uçuyorlar. Diğeri. Oda kapısı da özel olarak izole edildiği ve iki adet çelik levhadan yapıldığı için bütün çabalara rağmen kırılmıyordu. değil mi? Mühendisin bulunduğu oda müstakil olduğu için başka bir mekana bağlanmıyordu. Hem de günde sadece bir saatçik. Şirketin muhasebe müdürü: -Kesinlikle yanılıyorsunuz. dedi melek. toprağın altından. Her an bir tabanca sesi gelebilir içerden... Bir gün zaten öleceğiz. onun içeride olduğundan emindi. bu hadiseyi anlatıyor ve şöyle yorumluyordu. Ömer'deki namaz aşkı bu idi.: -Konuşmakla vakit kaybetmeyelim. şirket müdürü. Oysa bizler günler boyu çekmedik elimizi. Uyumadık. diye gülümsedi. Paralı insan böyle birşeyler yapmaz. Mutlaka çok sayıda hissesi vardı. Bütün ihtimaller tek tek sıralanırken. Şirkette ne kadar çalışan varsa. sevap ve günahlarını ortaya döküp ince hesaplar yaparken. Bu yüzden de herkes. Mühendise kötü birşeyler oldu. müdürün ne kadar tecrübeli olduğunu bildiklerinden. Sizin arabanız. bu iş ihmale gelmez. sakın bir çılgınlık yapma.Bir saat mi?. Ömer vefat ettikten sonra sesinizi ona duyurabilecek ses olsaydı ve siz ona "Es salâh Ya Emir-ül Mü'minin" diye seslenseydiniz. Küçük bir seccadeye. Mühendis bey. Gençler. dedi. milyarlarca lira zarar etmiş olmalı. masa üzerindeki gazeteye göz atıp âniden yerinden fırladı ve ?eyvah mahvoldum? gibilerden bir şeyler söyleyip koşar adımlarla odasına girdikten sonra. dedi. Sekreterlerden biri. diye atıldı.Bir başkası: -Faiz veya repo da olabilir. "Eğer sizde.Evet!. Toplantıyı bir bıçak gibi kesip: . "Elli bin sene sürer" denilen bu yolu." Hz. yumuşak bir sesle: -Mühendis beyyy!. diye lafa karıştı. Daha üç gün önce avans çekmişti. "Ha Allahi izen" diyerek doğrulduğunu görecektiniz. Müdürün sözleri. altıncı katta bulunan odanın pencereleri altına brandalar gerildi ve televizyon kameramanları. . mühendisin okuduğu gazeteye bakarak: -Biliyorsunuz ki bugün borsa tepetaklak geldi. Yüzde ikiyüz sınırı aşıldı. etrafındakileri bir el işaretiyle susturduktan sonra.Bu işte bir bit yeniği var. Onlar da dokundular. Kapı önündeki kalabalığın şaşkın bakışları arasında: -Az kalsın ikindi namazını kaçırıyordum.

Doğ rûhuma beni hasretle yakma! Hak aşkına kulun yalnız bırakma! Ben bir kapıkulu. Merhamet! Yollarım bir sarpa sardı. Sen onda cansın.? Doğ rûhuma beni hasretle yakma! Hak aşkına kulun yalnız bırakma! Bir zaman mevsimler bütün bahardı. Korkarım o günler bir bir karardı. 3. Sen de Sultansın. Doğ rûhuma beni hasretle yakma! Dost aşkına kulun yalnız bırakma! 65 . GÜNÜN ŞİİRİ BENİ YALNIZ BIRAKMA Gönlüm gözüm Sen’in ile açılır. Ben bir cesed isem... Dudağın şerbeti dermandır derde... Geçilmezler Sen’in ile geçilir.. Düşe-kalka. Doğ rhuma beni hasretle yakma! Dost aşkına kulun yalnız bırakma! Âşıklar ararlar Sen’i her yerde. Bilmem ki ötede ne olur hâlim. Adın anılınca nurlar saçılır. kalmadı hiç mecâlim. Ben bir dertli isem dermanım nerde? Doğ rûhuma beni hasretle yakma! Hak aşkına kulun yalnız bırakma! Bir yüzü karayım pek çok vebâlim. Yolda kalmışlara Haktan emansın.

GÜNÜN 1. DÜŞÜN BURADA YAPILAN ESKİ KAMPLARI 4.NURU: 66 . SEHER VAKTİ BÜLBÜLLER Seher vakti bülbüller Nede güzel öterler Açınca tüm çiçekler Birlikte zikrederler Aman Allah illallah Dertlere derman Allah Gönüle şifa veren Lailahe illallah Akşam olur giderler Boyun büker çiçekler Kim bilir ne söylerler Feryad eder bülbüller Aman Allah illallah Dertlere derman Allah Gönüle şifa veren Lailahe illallah Onlarda bütün dertler Yine de şükrederler Salat selam söylerler Beytullaha giderler Aman Allah illallah Dertlere derman Allah Gönüle şifa veren Lailahe illallah Kamp Duvar Yazıları. TANI. Yiğidi öldür ama kampını engelleme DUR ŞAKİRT! BASTIĞIN BU YERLERİ TOPRAK DİYEREK GEÇME.

" diye. Çünkü              sırrıyla anlamış ki: İnsanlara dinlettirmek ve hidayet vermek. Cenab-ı Hakk'a ait vazifeyi düşünüp. Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmam. bak nasıl öleceksin. Rehber-i Ekmel olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm. harika bir surette çok defa muzaffer olmuştur. sen kendini bu yüksek yerden at. işte ey kardeşlerim! Siz de. ihlâsı kaçırır. karşısındaki hakikî kardeşi ve cidden muhabbet ve muavenetine ve uhuvvetine ve yardımına muhtaç bir zata karşı rekabetkârâne vaziyet alır. Edeb-üd Din Ve-d Dünya Risalesi'nde vardır ki: Bir zaman şeytan. Yâni: "Bu sevabı ben kazanayım. göreyim seni yapabilir misin? diye tecrübe eder." O demiş: "Ben Allah'ın emriyle.        olan ferman-ı İlâhîyi kendine rehber-i mutlak ederek. halkların Risale-i Nur'a iltihakları şevklerini ziyadeleştiriyor.. 17. Ehl-i hidayeti. Belki ehl-i hidayetin ihtilâfı. Kemmiyetin ehemmiyeti o kadar medâr-ı nazar olmamalı. Evet insanın elindeki cüz-i ihtiyarî ile işledikleri ef'allerinde.." diye. harekâtını ona bina ederek hataya düşerler. Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmazdı. gayrete getiriyor. Mukteda-yı Küll. âhiret nokta-i nazarında bir haslet-i memdûha sayılan hırs-ı sevab ve vazife-i uhreviyede kanaatsızlık cihetinden ileri geliyor. Meşhurdur ki: Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu müteaddid defa mağlup eden Celâleddin-i Harzemşah harbe giderken. Hazret-i Îsa Aleyhisselâm'a itiraz edip demiş ki: "Madem ecel ve herşey kader-i İlâhî iledir. Cenab-ı Hak seni galib edecek. mezmum bir haslet olan hubb-u câha temayül ettirir. Cenab-ı Hakk'a âit netaici düşünmemek gerektir. uluvv-ü himmetten sû-i istîmâle ve dolayısiyle ihtilâfa ve rekabete sevkeden. belki bâzen verilir." İşte o zat bu sırr-ı teslimiyeti anlamasiyle. Evet bazen bir tek kelime sebeb-i necat ve medâr-ı rıza olur. Hem ihlâs ve hakperestlik ise. sen böyle işler misin? diye tecrübevâri bir surette Cenab-ı Hakk'ın Rubûbiyetine karşı imtihan tarzı sû-i edebdir. insanların çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha ziyade sa'y ü gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş. Cenab-ı Hakk'ı tecrübe etsin ve desin: Ben böyle işlesem. muzaffer etmek veya mağlub etmek onun vazifesidir. Dinlemedikleri vakit zaîflerin kuvve-i maneviyeleri kırılıyor. enâniyeti oradan fırsat bulup. Halbuki Üstad-ı Mutlak. riya kapısını açar. Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir. Öyle ise. uluvv-ü himmetin sû-i istîmâlinden ve ehl-i dalâletin ittifakı. 20. Meselâ: Kardeşlerimizden bir kısım zatlar. Kesret-i etba' ile ve fazla muvaffakıyet ile değildir." Madem hakikat budur. bin adamın irşadı kadar Rıza-i İlâhîye medâr olur. Fakat abdin hakkı yok ve haddi değil ki. uluvv-ü himmetten değildir. ubûdiyete münafîdir." Hazret-i Îsa Aleyhisselâm demiş ki:              yâni: "Cenab-ı Hak abdini tecrübe eder ve der ki: Sen böyle yapsan sana böyle yaparım. vüzerâsı ve etbâı ona demişler: "Sen muzaffer olacaksın. Şevkleri bir derece sönüyor... Çünki bâzen bir tek adamın irşadı. yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken. himmetsizlikten ve aşağılıktan ve ehl-i dalâletin ittifakı. Müslümanların nereden 67 . "Şâkirdlerim ne için onun yanına gidiyorlar?.LEM’ANIN ÜÇÜNCÜ SEBEBİ Ehl-i hakkın ihtilâfı.LEM’ANIN ONÜÇÜNCÜ NOTASI Birincisi: Tarîk-ı Hakta çalışan ve mücahede edenler. cihad yolunda hareket etmiye vazifedarım.. himmetsizlikten gelen zaaf ve aczdendir. bu insanları ben irşad edeyim. İşte bu hatanın ve bu yaranın ve bu müdhiş maraz-ı ruhânînin ilâcı şudur ki: Cenab-ı Hakk'ın rızası ihlâs ile kazanılır. Çünki onlar Vazife-i İlâhiyyeye ait olduğu için istenilmez. benim sözümü dinlesinler. size âit olmayan vazifeye harekâtınızı bina etmekle karışmayınız ve Hâlikınıza karşı tecrübe vaziyetini almayınız!. Ne için onun kadar şâkirdlerim bulunmuyor. insan kendi vazifesini yapıp Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmamalı.

sırf Kur'an-ı Hakîm'in dellâlı olduğum cihetledir. Yoksa. Eğer talebe ise. her sabah mütemadiyen ismiyle. Ey sevaba hırslı ve a'mâl-i uhreviyeye kanaatsız insan! Bâzı Peygamberler gelmişler ki. Hem hak ve hakikatı dinleyen ve söyleyene sevab kazandıranlar. Vazifeni yap. Kur'an-ı Hakîm'in hizmetinde el-ele verip. Onlar da üç tarzda olur: Ya dost olur. beni kendime beğendirmemiş. Bu kapıdan girenleri. Çünki ben kendimi beğenmiyorum. böyle hırs ile "Herkes beni dinlesin. İkincisi: İbadet itibariyle uhrevî kazancıma hissedar olur. canlansın. Sen neci oluyorsun ki. Velev bir ders de olsa. bazan hayaliyle dahi yanımda hazır olur. o kesretli mübarek kelimeleri dinliyecek kadar hadsiz kulakları halketmiş. sevab da yalnız ağızdaki kelimeye münhasır kalır. kendine de istifadeye çalışsın.NURU: 26. dinlenilmez. abdiyetim ve ubudiyet noktasındaki şahsiyetimle alâkadar olur. nefsin ve enâniyetin bir hilesidir. 68 . senin etrafına halkı toplamak Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir. niyet-i sadıka ile o havadaki kelimeler hayatlansalar. Demek hüner.] Malûm olsun ki: Bizi ziyaret eden. o kapı kapalıdır. İkinci cihet. Kur'an-ı Hakîm'in dellâlı cihetinde ve hocalık vazifesindeki şahsiyetimle münasebetdardır. mahdud birkaç kişiden başka ittiba edenler olmadığı halde.. "Benden ders alıp sevab kazandırsınlar. O kapı dahi kapalıdır. yalnız insanlar değildir. kesret-i etba' ile değildir. yedi kebairi işlememektir." diye vazifeni unutup. Şu görüşmenin de üç meyvesi var: Birincisi: Dellâllık itibariyle mücevherat-ı Kur'aniyeyi benden veya Sözler'den ders almak. bu kelâm. Çünki.ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. her tarafı şenlendirmişler. İşte şu üç tabaka benim üç şahsiyetimle alâkadardır. milyonlarla büyük küçük "Elhamdülillâh" kelimeleri. Nakkaş-ı Hakîm abes ve israf yapmadığı için. Madem çok sevab istersin. meselâ: Sen "Elhamdülillâh" dedin. Kardeşin hassası ve şartı şudur ki: Hakikî olarak Sözler'in neşrine ciddî çalışmakla beraber. Onun için yazılmıştır.MESELE [Ziyaretçilere ait bazı dostlar tarafından ihtar ile. ya kardeş olur. Kardeş. Belki hüner. Veya hayat-ı uhreviye cihetinde gelir. tevfik ve hidayet istemek. Talebe ise. Tâ ki senin ağzından çıkan mübarek kelimelerin havadaki efradları.MEBHAS 10. hadsiz zîşuurun kulaklarına gidip onları nurlandırsın. Dostun hassası ve şartı budur ki: Kat'iyen. havada izn-i İlâhî ile yazılır. bir düstur izah edilmek istenilmiştir. beni beğenenleri de beğenmiyorum. Eğer ihlâs ile. vazife-i İlâhiyeye karışıyorsun? Kabul ettirmek. benim şahsî ve zâtî şahsiyetimle münasebetdar olur. onun neşir ve hizmeti bilsin. lezzetli birer meyve gibi ruhanîlerin kulaklarına girer. ve haksızlığa ve bid'alara ve dalalete kalben tarafdar olmasın. 4. alerre'si vel'ayn kabul ediyorum. hissedar olur. dinliyenlerin azlığından sıkılan hâfızların kulakları çınlasın!. sana da sevab kazandırsın. Talebeliğin hâssası ve şartı şudur ki: Sözler'i kendi malı ve te'lifi gibi hissedip sahib çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini. ihlâsı esas tut ve yalnız Rıza-yı İlâhîyi düşün. Allah'ın vazifesine karışma. Seslerinin ziyade güzel olmadığından. Üçüncüsü: Beraber dergâh-ı İlâhiyeye müteveccih olup rabt-ı kalb ederek. Cenâb-ı Hakk'a çok şükür. O cihette iki kapı var: Ya şahsımı mübarek ve makam sahibi zannedip gelir. ya hayat-ı dünyeviye cihetinde gelir." düşüncesi.GÜNÜN 2. Rıza-yı İlâhîyi kazanmakladır. Dost. ihlâs ile ve niyet-i sadıka ile hayatlansın. Sözler'e ve envar-ı Kur'aniyeye dair olan hizmetimize ciddî tarafdar olsun. Cenab-ı Hakk'ın zîşuur mahlukları ve ruhanîleri ve melâikeleri kâinatı doldurmuş.MEKTUB 3. yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. ya talebe olur. Eğer Rıza-yı İlâhî ve ihlâs o havadaki kelimelere hayat vermezse. beş farz namazını eda etmek.

Ben bilmezsem. her gecenin bir neharı vardır. 4. Şu perde-i müstebidane yırtılacak. ehl-i îmanı uhuvvete ve muhabbete davet eder. Birinci Mebhas. nev'-i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını ilân edecektir. duâ vaktinde "ihvetî ve ihvanî" dediğim vakit onlar içinde bulunur. İşte Hindistan. Bu üç tabaka dahi. Yahu şu asılzade evlâd. umumiyet-i ihvan itibariyle duâmda dâhildir. Dedi: -Bu Tiflis'tir. Bir Rus yanıma geldi. İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor. muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyet'in bayrağını. Kafkas ve Türkistan. rahmet-i İlâhiye onları biliyor ve görüyor. Dedim: -Bitlis. İslâm'ın iki bahadır oğullarıdır. İngiliz mekteb-i idadisinde çalışıyor. Dedi: -Heyhat! Şaşarım senin ümidine. birkaç defa hususî ismiyle ve suretiyle duâ ve kazancımda hazır olup hissedar olur. BİTLİS -TİFLİS Bundan on sene evvel Tiflis'e gittim. Dedim: -Tahsile gitmişler. İslâm'ın müstaid bir veledidir. sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişâa başlayacaktır.NURU: YİRMİİKİNCİ MEKTUB        (Şu Mektub. Dedi: -İslâm parça parça olmuş. İslâm'ın zeki bir mahdumudur. Dedi: -Nerelisin? -Bitlis'liyim dedim. dikkatle temaşa ediyordum. Tiflis birbirinin kardeşidir. rahmet-i İlâhiyeye teslim ediyorum ki. iki mebhastır. âlem-i İslâm'da üç nur. herbiri bir kıt'a başına geçecek.GÜNÜN 3. Dedi: -Niye böyle dikkat ediyorsun? Dedim: -Medresemin plânını yapıyorum. Dedim: -Ben de şaşarım senin aklına. takallüs edecek. kader-i ezelînin nazarında feleğin inadına. İşte hikâyemin yarısı bu kadar. Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı. Şeyh San'an tepesine çıktım. Sonra umum ihvanlar içinde dâhil olup. ilâ âhir. Mısır. şehadetnamelerini aldıktan sonra. Rus mekteb-i harbiyesinde talim alıyor.) Birinci Mebhas                   69 . birbiri arkası sıra inkişafa başlıyor.Eğer kardeş ise. Eğer dost ise ve feraizi kılar ve kebairi terkederse. ben de gelip burada medresemi yapacağım. âfâk-ı kemalâtta temevvüc ettirmekle. beni manevî duâ ve kazançlarında dâhil etmek şarttır. Dedi: -Ne demek? Dedim: -Asya'da.

seninle beraber dokuz masum ile bir câni var. Râzıkınız bir. Şu hakikatın gayet çok vücuhundan altı vechini beyan ederiz: BİRİNCİ VECİH: Hakikat nazarında zulümdür.              Mü'minlerde nifak ve şikak. yine o gemi hiç bir kanun-u adâletle batırılmaz. Hem Peygamberiniz bir. Aynen öyle de: Sen. Ve vahdet-i itikad dahi. acımak sûretine inkılab eder. Aynen öyle de: Kâ'be hürmetinde olan îman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsaf-ı İslâmiye. Meselâ: Her ikinizin Hâlıkınız bir. bine kadar bir bir. Mâlikiniz bir. memleketiniz bir. ve bir kumandanın emri altında beraber bulunduğunuzdan arkadaşane bir alâka telakki edersin. Ve bir memlekette beraber bulunmakla uhuvvetkârane bir münasebet hissedersin.GÜNÜN PIRLANTASI 70 . belki lütufla ıslahına çalışır.. ne derece zulmettiğini bilirsin. hakikatça ve hikmetçe ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyetçe ve hayat-ı şahsiyece ve hayat-ı içtimaiyece ve hayat-ı maneviyece çirkin ve merduddur. muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak manevî zincirler bulundukları halde. kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü'mine karşı hakikî adâvet etmek ve kin bağlamak. Ve zalimliğini. semâvâta işittirecek derecede bağıracaksın. elbette tevhid-i kulûbü ister. O gemiyi gark ve o haneyi ihrak etmeye çalışan bir adamın. Kâ'be'den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud'dan daha büyük desen. ona kadar bir bir. Hattâ bir tek masum. nur ve zulmet gibi zıddırlar. vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder. Halbuki îmanın verdiği nur ve şuur ile ve sana gösterdiği ve bildirdiği esmâ-i İlâhiye adedince vahdet alâkaları ve ittifak râbıtaları ve uhuvvet münasebetleri var. kin ve adâvete sebebiyet veren tarafgirlik ve inad ve hased. tahrib ve batmasına teşebbüs veya arzu etmen. kendi esbabının rüchaniyetine göre bir kalbde hakikî bulunsa. Bu kadar bir birler vahdet ve tevhîdi.. adâvet hakikatıyla bir kalbde bulunsa. onun gibi şeni' ve gaddar bir zulümdür. sana muzır olan ve hoşuna gitmeyen bir câni sıfatı yüzünden ona kin ve adâvet bağlamakla. o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu aklın varsa anlarsın!. bir hâne-i Rabbâniye ve bir sefine-i İlâhiye olan bir mü'minin vücudunda îman ve İslâmiyet ve komşuluk gibi dokuz değil. o vakit adâvet mecâzî olur. Evet inkâr edemezsin ki: Sen bir adamla beraber bir taburda bulunmakla. Fakat fenalığı için yalnız acır. bir bir. kardeşini sever ve sevmeli. Zira malûmdur ki: Adâvet ve muhabbet. Mabudunuz bir. kalbin ölmemiş ise. İkisi. Eğer muhabbet. çirkin bir akılsızlık edersin.. Ey insafsız adam! Şimdi bak ki: Mü'min kardeşine kin ve adâvet ne kadar zulümdür. aklın sönmemiş ise anlarsın! 4. Sonra köyünüz bir. şikak ve nifâka. İKİNCİ VECİH: Hem hikmet nazarında dahi zulümdür. Çünki nasılki sen âdi küçük taşları. o adama karşı dostane bir rabıta anlarsın. o vakit muhabbet mecâzî olur. bir bir. dininiz bir. muzır ve zulümdür ve hayat-ı beşeriye için zehirdir. ne kadar o râbıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebât-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i'tisaf olduğunu. tasannu' ve temelluk sûretine girer. Evet mü'min. yüze kadar bir bir. îman ve İslâmiyete tercih etmek. Tahakkümle değil. vifak ve ittifakı.. muhabbeti ve ittifakı istediği halde. Evet tevhid-i îmanî. mâna-yı hakikîsinde olarak beraber cem' olamazlar. o hâne-i mâneviye-i vücudun mânen gark ve ihrakına. devletiniz bir. belki yirmi sıfât-ı mâsume varken. Ey mü'mine kin ve adâvet besleyen insafsız adam! Nasılki sen bir gemide veya bir hanede bulunsan. Onun için nass-ı hadîs ile: "Üç günden fazla mü'min mü'mine küsüp kat'-ı mükâleme etmeyecek. mü'mine karşı adâvete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusuratı." Eğer esbab-ı adâvet galebe çalıp. kıbleniz bir. dokuz câni olsa.

cehennem zakkumu gibi neşv u nemâ bulmuş şekillerinden başka bir şey değildir. ırzına. Osmanlı gibi. Sadece cismaniyeti itibariyle yer değiştirmiş olup. memleketin çeşitli boşluklarından 71 . Zira kat’iyyen bilinmelidir ki.” Bir tarafta bin gün oruç tutacak ve bin geceyi ihya edecek. Ama. kabrin fitnesinden ve dehşetinden de emin olacaktır. CİHAD HER MÜ’MİNİN VAZİFESİDİR Dünya hayatında herkese düşen bir vazife vardır. Muhammed (sav)’e. En nihayet dahilî sürtüşmeler. zira ölmemiştir ki kabir azabına dûçar olsun. buna sebep olanlar vardır. Cihad. Hz. onların fazilet. beri tarafta ise. dünya devletlerinin üstündeki muallâ mevkiini kaybetti. Raşid Halifeler’e ve sahabîye ölü diyenin kendisi ölmüştür. Yine cihadın faziletindedir ki. kendi durumuna göre bir şey yapacak ve bu örfaneye iştirak edecektir. Fahr-i kâinat Efendimiz. hiçbir şeyin kararında kalmadığı. dini kendilerine can yapmayanlar. hayatı gerçek hayat içinde yaşayıp. o da cihaddır. diri bir hayat yaşamayanlar. Öyle tadacak ve öyle zevk alacaktır ki. meziyet ve hasenatları üst üste yığılmakta ve arşa kadar yükselmektedir. mamur etmiş bir insanın kabir azabı çekmesi düşünülemez. arkada bıraktığı tatlı çizgileri ve izleriyle halâ insanların gönlünde yaşamaktadır. içten içe kokuşmaya başlar. ölü ruhlar.. Onların bu gevşekliği. kendi teri içinde boğulma veya kendi kanıyla abdest alma zevkini ancak cihadla tadacaktır. “O’nun ameli kıyamete kadar nemalanır” buyurulmaktadır. gündüzünde oruç tutulan. bitirdi. o devirde atılan menfî tohumların. servetlerin payimal olup cennetlerin harabeye döndüğü ve insanlara ötede ancak buradan gönderdiklerinin fayda vereceği şu dünyada herkes. kabir azabından da emindirler. Ve her görüşte yüzümüzü yerlere sürüyor ve “Payidar olun. saraylarda sefil zevklerini yaşamaya koyuldular ve i’lâ-i kelimetullah yapmak üzere savaşa gitmediler. ölümle herkesin amel defteri kapanacak ve herkes yaptığıyla karşı karşıya kalacak. Bu ise. Zaten onlar. kendisinden sonra o yolu takip edenlerin hasenatının bir misli ona da yazılacaktır. uğradığımız yolun her girizgahında onlara ait bir kısım eserler görüyoruz. şöyle buyuruyor: “Kişinin kendisini bir gece Allah’a adaması. Bir hadis-i şerifte. ancak dinine. Milhan’ın sinesinden yediği bir okla yere düşerken dediği gibi: “Kabe’nin Rabbine yemin ederim ki kurtuldum. hakikat-ı Ahmediye’ye gönül vermiyenler ve Kur’ân’ı gözlerine sürme diye çekmeyenler içindir. Harâm b. milletine. Hükümdarlar. Muhammed’siz bir dünyaya lânet okuyan ve her şeyleriyle yüce İslâm da’vasına sarılanların defterleri asla kapanmayacaktır..” diyecektir. bir çığır açmıştır ve dolayısıyle. CİHAD HAYAT KAYNAĞIDIR Cihad. Çünkü kabir azabı. koskoca bir devlet-i âliyeyi yedi. Zira mü’min.. namusuna ve korunması gereken her şeye zarar gelmesin diye kendini Allah yoluna adayanların. müslüman milletleri canlı tutan bir hayat kaynağıdır. bir mü’minin uğruna canını feda edebileceği en tatlı ümniye ve en tatlı idealdir. Biz cihadı terkettiğimiz günden itibaren içimizde fırkalar türedi ve şu anda mevcud olan bütün fırka ve fraksiyonlar. Onlar öyle bir şehrah açmışlardır ki. orduya da sirayet etti. Bu yolu açtınız ve bize rahat ve emniyet içinde yürüme imkânı hazırladınız” diyoruz. Çünkü O. Maddî-manevî cihaddan mahrum bırakılan bir milletin arasında dahilî sürtüşmeler baş gösterir ve o millet. Bu sebeple. ruh sefaletini doğurdu ve neticede Osmanlı. Hem o. Dolayısıyle hayatını bunlarla donatmış. gecesinde de ibadet edilen bin günden daha hayırlıdır. Elbette Osmanlı’nın kokuşması bir kaderdir. Bu halden kurtulmanın tek çaresi vardır ki. Hz.

Yaşlıdır. durmadan muttasıl devam edip gidiyor. Vadiler geçilir. İşte bu. boşa gitmez. bu örfaneye Rabbin kendisine bahşettiği imkânlarla iştirak edecek ve neticede herkes. nasût aleminden sıyrılıp. Bir insanın kendisi bizzat ve fiilen mücahedeye katılamıyor. Rasûl-i Ekrem’in önüne atmıştır. Efendimiz. şu cevabı alıyorlar: “Bunlar. meşrû 72 . Fakat onlar da. lâhût alemiyle yüzyüze gelirken) çeşitli manzaraları müşahede etmiş. Bedir’de kılıç çalanlarla. Allah. Uhud’da savaşanlarla onları techiz edenler. Öyle zannediyorum ki. çeşitli vak’alara muttalî olmuştu. Evet. “Benim de sadece verecek bir cübbem var” diyerek onu vermiştir. Çocuktur. Bir başkası kolundan bileziğini sıyırıp Allah Rasûlü’ne teslim etmiştir. fiilen Tebûk’e gidenler. Yani. onlara destek verenler. (ubûdiyetiyle. Bu mevzûda Rasûl-i Ekrem (sav)’in bir te’yidini de şu hadiste görüyoruz: “Gaziyi techiz eden. cihad vazifelerini doğrudan doğruya ve fiilen yüklenip yaparlar ve neticede yukarıdan beri arzettiğimiz fazilete ererler. aynı sevaba ortak olacaktır.. ama koltuk değnekleriyle sürünerek gelmiş. ama bıçak veya kamasını harpte kullanılsın diye getirip. rahatını ve gençliğini feda ederken. ahirette kadınları. Öyle ise herkes. fakat mücahedeye omuz veriyor. onun yerine başkasını ihsan eder”. “bunlar kimdir?” diye Cibril’e sorduğunda. onların verdikleri hiç bir şey heder olmaz. şehidin kanıyla muvazene edilecek kadar kıymet ve değer kazanacaktır. çıkamayıp servetiyle o yola koyulanlar. Bu arada şunu da gördüler: Bir anda tohum toprağa ekiliyor ve aynı anda hasad edilip hasadlar ambarlara gidiyor ve bu. Zira. Rasûl-i Ekrem’in “Seferber olunuz!” emrine onlar da icabet etmiş ve her ne kadar birtakım geçerli maniler sebebiyle fiilen harbe iştirak edememişlerse de. Yani. müesseseleriyle mücahidleri kucaklıyor ve onları koruyup kolluyorsa. bunların heder olmadığı. bu secdeden alınan zevk. sırtındaki cübbesini çıkarıp.istifade ile sızmak isteyen düşman karşısında uyanık bir nöbetçi olarak silah omuzda bekleyeceksiniz.. Onlar için hasene yediyüz kere katlanır. Gelindir. Huzûr-u Rabb-ül Alemîn’e beraber gidecekler ve beraber haşr ve neşr olacaklardır. dağ-tepe aşılırken. Bir kısım insanlar da vardır ki. muhafaza eden Hz. bir başka hadislerinde ifade buyuruyorlar.. Tebûk’e çıkanlarla. Buhari’de gördüğümüz bir hadis-i şerifte Ebu Hureyre’den şunu dinliyoruz: “Rasûl-i Ekrem (sav) Mi’rac’a irtika buyururken. imana ve Kur’ân’a hizmet istikametinde sırtına bir kerpiç alıp taşıyan insanın sa’yi heba olmayacaktır. diğer cennet nimetlerinden alınan zevkten aşağı da olamazdı. aynen gazaya gitmiş gibidir. Gazinin ehline bakıp gözeten de gaza yapmış gibidir”. Her şeyi koruyan. Bunu da Rasûl-i Ekrem. öncekinden daha hayırlı bir ameldir ve Allah katında daha makbuldür. Allah. Allah yolunda hayatını. onun verip feda ettiklerini de korumaktadır: Eğer Cennet’te secde söz konusu ise. fenaya gitmediği kanaat ve düşüncesini taşıyacak ve öbür aleme gittiğinde de hiç bir şeyin zayî olmadığını bizzat görecektir. yaptıklarının karşılığını Cenâb-ı Hakk’ın bir lûtfu olarak diğerleri ölçüsünde alacaklardır. Bir kısım mü’minler. yaşlıları ve çocukları da yanlarında göreceklerdir. Allah’a kulluğuyla merdiven merdiven semalara doğru tırmanırken. Ve ne infak etseler eksilmez. zevkini. Mü’min. Bu uğurda önüne tomar tomar kâğıt yığıp da İslâmî müessese yapacağım diye yazıp çizen mühendisin kaleminden damlıyan mürekkep. İşte bunlar da bizzat sefere iştirak etmiş gibi muamele göreceklerdir. onların bu işe fiilen sahip çıkmaları söz konusu değildir. o da fiilen mücahedede bulunmuş gibidir. kendilerini Allah yoluna adamış mücahidlerdir. kulağından küpeyi çıkarmış ve Allah Rasûlü’ne vermiştir. harp için seferber olmaktan geri kalmamışlardır. mü’min bu lütuf ve ihsanlar karşısında secdeye kapanır ve Cennet’te başını secdeden kaldırmak istemezdi. Kalemiyle cihada iştirak eden yazarın durumu da aynıdır.

putların bir fayda veya zarar veremiyeceğini bilir onlara tapılmasından nefret ederdi. Güzel yüzlü ve zengin olduğundan Mekke halkı ona gıpta ile bakardı. Acizlik. Onun bu gelişini Hz. Akl-ı selîm sâhibi olduğundan.YILDIZI : MUS’AB bin UMEYR (r. Ve kat’i kanaatımız odur ki. Onu dîninden döndürmek için evlerindeki bir mahzene hapsederek günlerce aç ve susuz bıraktılar. mübârek gözleri yaşla doldu ve: .mazareti olanlar evlerinde oturdukları halde niyetleriyle onları takip etmiş ve bir bakıma her yerde fiilen gazaya çıkanlarla beraber olmuşlardır. Daha sonra dönüp. İslâmiyet'i kabûl ettikten sonra Mekke'de sıkıntı ve işkencelere mâruz kalan Mus'ab bin Umeyr. Annesi tarafından en iyi şartlar altında refah ve bolluk içinde yetiştirilmişti. mükâfatından da mahrum kalmayacaklardır." buyurmuşlardı.Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. Medine'ye gönderdi ve 73 . Zengin oldukları için gâyet râhat bir hayat sürüyordu. Bir müddet orada kalıp. Resûlullah Efendimize: "Yâ Resûlallah! İçimizde.a. ibâdet edilecek ilâh yoktur. GÜNÜN 1. hem annesi hem de babası tarafından Kureyş'in asîl ve zengin bir âilesine mensub idi. kendilerini fiilen sefere çıkmaktan alıkoymuşsa da cihad sevabından mahrum kalmadıkları gibi. namazlarımızda bize imâmlık yapacak bir kimse gönder" diye mektup yazdılar. onların ayaklarına bağ olup. Cenab-ı Hakk bizi bu yakînimizde yalancı çıkarmayacaktır. Halkı Allahın Kitâbına da'vet edecek. nâzik ve yumuşak huylu. Bu maksatla sevgili Peygamberimizin bir merkez olarak seçtiği. İslâmiyet açıklandı ve yayılmaya başladı. Allah ve Resûlünün sevgisi. cüz’i-küllî bu işe iştirak edenlerin mutlaka cihad sevabından hisselerini alıp payidar olacaklarına yakînimiz vardır. niyetleri sebebiyle onları aynen gazaya çıkanlar gibi kabul buyurmuştur. cihadın terke uğraması gözönünde bulundurulacak olursa. Resûlullahın izniyle iki defa Habeşistan'a hicret etti. İslâm dînini anlatacak. bu ağır ve acımasız işkenceler karşısında sabır ve sebât göstererek aslâ İslâmiyetten dönmedi.) Mus'ab bin Umeyr. Allah için bunların hepsini terk etti. İslâmın sünnet ve emirlerini aramızda ikâme edecek. fakirlik. Bilhassa günümüzde. Muhammed aleyhisselâm O'nun peygamberidir. Fakat Mus'ab bin Umeyr. yerleştirecek. Ali şöyle anlatmıştır:”Resûlullah ile oturuyorduk. Peygamberimizin yanına geldi. 4.Allah’tan başka tapılacak. Bu sırada Mus'ab bin Umeyr geldi. Peygamber efendimiz bunun için "Mekke'de Mus'ab'dan daha zarîf. buyurdu. Kur'ân-ı kerîmi okuyacak. Arabistan'ın yakıcı güneşi altında ağır ve tahammülü zor işkenceler yaptılar. Her seferinde bütün gücüyle haykırıyordu: . yaşlılık ve kadın olma gibi mazeretler. Üzerinde yamalı bir elbiseden başka giyeceği yoktu. Güzel konuşurdu. İslâmı anlattığı ve o zaman Mekke'de müslümanların toplandığı Erkam bin Ebi'l-Erkam'ın evine gitti. Orta boylu. güzel yüzlü. her türlü sıkıntıya katlandı. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz Mus'ab bin Umeyr'i. Âilesinin sevgili oğullarına yapmadığı eziyet kalmadı. son derece zekî idi. Resulullahı görür görmez Müslüman oldu. Eski servet ve zenginliğin yerini fakirlik aldı. onu gördüğünüz hâle getirmiştir. daha güzel kimse yok idi. Bütün bu rahatlıklara rağmen kalbinde büyük bir boşluk hissediyordu Mus'ab bin Umeyr. Allah Rasûlü’nün müjde yüklü ifadesinden biz bunu anlıyor. daha nârin. İslâmiyeti kabûl ettiği an hayatı da birdenbire değişti.” Birinci Akabe bî'atında Müslüman olan Medîneliler. Cenab-ı Hakk. buna inanıyor ve inşâallah bu inancımızı hakkımızda bir dua ve niyaz kabul ediyoruz. Saçları kıvrım kıvrım idi. Resûlullah onun bu hâlini görünce.

O da orada Müslüman oldu. 74 . Mus'ab. Öyle ki. ne kadar iyi bir sözdür. Mus'ab bin Umeyr ona İslâmiyet'i anlattı ve Kur'ân-ı kerîm okudu. Bedr savaşında sancaktâr olup. Mus'ab bin Umeyr'in büyük gayretleri ve hizmeteri netîcesinde İslâmiyet. Mus'ab bir Umeyr. Medîne'de Es'ad bin Zürâre'nin evinde Kur'ân-ı kerîm öğretiyor ve İslâmiyet'i anlatıyordu. . tatlı dilli öğretmen cevap verdi: . ona da İslâmiyet'i anlattı ve Kur'ân-ı kerîmden bir miktâr okudu. bu nâzik konuşma karşısında yumuşayıp oturdu ve konuşulanları dinlemeye başladı. Müslüman olan Medîneli müslümanlar ile ikinci Akabe bîatında bulundu. Öyle ki. dedi ve mızrağını yere saplayarak oturdu. . İslâmiyet her eve girmiş. Bunun üzerine kavmi hep birden İslâmiyeti kabûl etti. Bu sırada Evs kabîlesinin reîslerinden olan Üseyd.Doğru söyledin. Bu dîne girmek için ne yapmalı..Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah demek kâfidir. Güzel yüzlü. Orada kendisini büyük sevinçle karşıladılar. Kur'ân-ı kerîmin eşsiz belâgatı ve tatlı üslûbunu işiten Üseyd kendini tutamayıp. Medîne'de bulunan kabîle reîslerinden Sa'd bin Muâz. îmân etmeyen kalmamıştı. Süveyd bin Harmale ile birlikte Abdüddâroğullarından Bedir savaşına katılan iki kişiden biri idi. O gün kabîlesinden îmân etmedik kimse kalmadı. diyerek gâyet yumuşak ve nâzik bir şekilde karşılık verdi.Ey kavmim beni nasıl biliyorsunuz? Sen bizim büyüğümüz ve üstünümüzsün. insanları aldatıyorsunuz? Hayâtınızdan olmak istemiyorsanız buradan derhâl ayrılın! Onun bu taşkın hâlini gören Mus'ab bin Umeyr. sevincinden yerinde duramadı ve: . Müslüman olduğunu söyledi. Bu hâliyle Peygamberimize benziyordu. Îmân etmedikçe sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana harâm olsun. bu sözü üzerine Kelime-i şehâdeti söyleyip Müslüman olan Üseyd. Medîne'de sür'atle yayıldı.Siz bize niçin geldiniz.ona: "Medînelilere Kur'ân-ı kerîm okumasını.. Mus'ab bin Umeyr. etrâfında bulunan Müslümanlara dîni anlatıyor. îmân etmeyen kalmamıştı. elinde mızrağı olduğu hâlde hiddetli bir şekilde gelip. . İki zırh giyinmişti. . ona da gâyet yumuşak konuştu ve oturup biraz dinlemesini söyledi. Mus'ab bin Umeyr'in. Uhud savaşına da katıldı. Bunların durumu çevreyi etkiliyor. Yine sancağı o taşıyordu. Medîne-i münevverede ilk kılınan Cum'a namazı bu oldu.Ben gidip arkadaşlarıma da anlatayım. Bu savaşta Peygamberimizin yanından ayrılmayarak saldıranlara karşı koyuyordu. Mus'ab bin Umeyr'in büyük gayretleri ve hizmeteri netîcesinde İslâmiyet.Bu ne kadar güzel. İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğretmesini. büyük gayret ve kahramanlık gösterdi. Evs kabîlesinin reîsi Sa'd bin Muâz'ın ve kabîlesinin yanına varınca. Üseyd bin Hudayr henüz Müslüman olmamışlardı. bir bahçede. Orada insanlara dinlerini öğretmeye başladı. Bunu gören Sa'd şaşırarak hiddetlendi ve Mus'ab bin Umeyr'in yanına koştu.Öyle ise Allah'a ve Resûlüne îmân etmelisiniz. Ev sâhibi Medîneli ilk Müslümanlardan idi. Resûlullah’tan izin alarak Sa'd bin Heyseme'nin evinde ilk defâ Cum'a namazını edâ ettiler. Bir gün Mus'ab bin Umeyr. Kendinde duyduğu üstün bir hâlin ve râhatlığın şevkiyle derhâl kavminin yanına gidip onlara şöyle dedi: . İslâmiyet'in hızla yayılmasını engelliyordu. diyerek ayrıldı. beğenirsen kabûl edersin. Mus'ab bin Umeyr. Yoksa engel olursun. diye sordu. sohbet ediyordu. Sa'd. şöyle konuşmaya başladı: . Mus'ab bin Umeyr kısa zamanda Medîne'ye vardı. Maksadımızı anla. Üseyd sâkineşip. Onun bu hizmetiyle Medîne'de çok kimse Müslüman oldu. Mus'ab bin Umeyr. Kur'ân-ı kerîm okunurken Sa'd'ın yüzü birden bire değişiverdi. Ensâr-ı kirâm . Es'ad bin Zürâre'nin evine yerleşti. İslâmiyet her eve girmiş. namazlarını kıldırmasını" emretti.Hele biraz otur! Sözümüzü dinle. Yanına varınca sert bir kızgın bir tavırla konuşmaya başladı. Medîne'de sür'atle yayıldı.

GÜNÜN 2. Ayaklarına çektik. Bundan sonra Peygamberimiz sancağı Hz. bir kılıç darbesiyle Mus'ab bin Umeyr'in sağ kolunu kesti. onun sûretinde bir melek. "Ben Mus'ab değilim" diye cevap verince. Âsım bin Sâbit Bedir savaşına katılmış. onlar Allah'a verdikleri sözde sadâkat gösterdiler. Mus'ab bin Umeyr'i şehîd olmuş görünce. "Muhammed (aleyhisselâm) ancak resûldür. âyet-i kerîmesini okuyordu. Peygaberimize benzediği için müşrikler onu şehîd edince Peygamberimizi ödürdüklerini zannetmişlerdi. İslâm nûruna kavuşanların hayatlarında. Peygamber efendimiz. Müslüman olmadan önceki hayatlarını hatırlatan bir hâdise onlara büyük bir ızdırap veriyordu. sancağı aldı. tamamen bir değişiklik oluyor ve eski hayatlarıyla alâkalı her şeyi terk ediyorlardı. Resûlullah bize: . Kimisi de şehîd olmayı bekliyor. Beni gören veya beni göreni gören bir Müslüman’a ateş değmeyecektir 4. Resûlullah sancağı elinde tutanın melek olduğunu anladı. baş tarafı açıldı. "İleri ey Mus'ab ileri!" diye sesleniyordu.Allah'ın Resûlü de şâhittir ki. siz kıyâmet günü Allah'ın huzûrunda şehîd olarak haşrolunacaksınız. büyük kahramanlık göstermişti.Bunları ziyâret ediniz. hiç bir müşrike dokunmamaya ve müşriklerden hiçbirini de kendine dokundurmamaya karar vermişti. Bu müşrik. Mus'ab bunun üzerine sancağı derhâl sol eline aldı. Onlardan bâzıları şehîd oluncaya kadar çarpışacağına dâir yaptığı adağını yerine getirdi. Allahü teâlâya yemîn ederim ki. Bu hâliyle kendini Peygamberimize siper yapan Mus'ab bin Umeyr'in üzerine hücum eden İbn-i Kâmia. kim bunlara bu dünyâda selâm verirse. Mus'ab o esnâda. Daha sonra Mus'ab bin Umeyr'e kefen olarak bir şey bulunamamıştı. Kendilerine selâm veriniz.Müşrik ordusundan İbn-i Kâmia adında biri Peygamberimize saldırırken.) Asr-ı saâdette küfür ve şirk karanlıklarından kurtulup. Mekke'nin en zengin iki ailesinden birinin çocuğu olan Mus'ab bin Umeyr'in örtünecek kefeni yoktu. Hz.Onu baş tarafına çekiniz! Ayaklarını otlarla kapatınız! buyurdu. Mus'ab'ın şehîd düştüğünden Resûlullahın henüz haberi olmamıştı. Âsım Müslüman olduktan sonra. Daha sonra yanındakilere dönüp. Onlar verdikleri sözü aslâ değiştirmediler" meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu ve sonra şöyle buyurdu: .YILDIZI : ASIM BİN SABİT (r. Mus'ab şehîd olunca. . buyurdu. başı ucuna dikilerek Ahzâb sûresinden: "Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki. sancağı kesik kollarıyla tutup göğsüne bastırdı ve yine aynı âyet-i kerîmeyi okudu. İkinci bir darbe ile sol kolu da kesilince. Ondan evvel daha nice peygamberler gelip geçmiştir" meâlindeki Al-i İmrân sûresinin 144. kendisini saracak kısa bir hırkadan başka bir şey bulunamadı. Bu kararında sâbit olması için de devamlı olarak Allahü teâlâya duâ ediyor. Mus'ab bin Umeyr zırh giydiği zaman. vücûduna bir mızrak sapladı ve Mus'ab bin Umeyr yere yıkılıp şehîd oldu. harpte hangi usûlü 75 . kıyâmette bu aziz şehîdler kendilerine mukâbil selâm vereceklerdir. Vücûdu kaftanı ile ve ayak tarafı da otlarla örtülmek sûretiyle defnedildi. Uhud'da şehid edilince. Habbâb bin Eret der ki: Mus'ab bin Umeyr. Hırkayı baş tarafına çektik. Ali'ye verdi.a. Bu durum Akabe bî'atından önce Müslüman olan Medîneli Âsım bin Sâbit'te de kendini göstermişti. yalvarıyordu. geri dönüp Resûlullah efendimize. Bunun üzerine bayrağı elinde tutan melek. ayakları açıldı. Bedir gazâsının gecesinde Ashâb-ı kirâma nasıl harp edileceğini. Resûlullah efendimiz. Mus'ab bin Umeyr onun karşısına çıktı.

geceleri yürüyerek. Kılıçla hiç örtülü yerinizi bırakmayacağım. Uhud'da da bulundu ve Resûlullahın has okçularından idi. Reci' suyu başında.Yazıklar olun sana ey Kureyş cemâ'atı. Peygamberini işkenceden işkenceye uğratan senden daha kötü bir adam bilmiyorum. Bu gazâda müşriklerin sancaktarlarından Müsâfi bin Talhâ ile kardeşi Hâris bin Talhâ'yı ok ile öldürdü. Yâ Muhammed! Sen beni öldürürsen. Bu Ukbe Mekke'de Peygamberimizi boğmaya kalkmış ve hayatına son vermek için çalışmış azıl müşriklerden idi. Muattib bin Ubeyd de bulunuyordu. Bu sırada yanlarında bulunan Adal ve Kare kabîlesi heyetinden biri. burnunun üzerine düşür! diyerek duâ etti. İslâmiyeti. İslâmiyeti kabûl ettiler. Resûlullahın duâsı gerçekleşmişti. Ukbe bin Ebi Muayt. Bedir'de Kureyş ordusunun yenildiği anladığı zaman. bir bahane ile yanlarından ayrıldı.Yâ Muhammed! Kavminden herkese yaptığını bana da yap. Onlardan kurtulmaları için para alırsan. Bu maksatla bir heyet Medîne'ye giderek Resûlullahın huzuruna çıkıp ricada bulundular: . Zeyd bin Desinne. Hz. Ey Âsım git onun cezâsını ver! Âsım bin Sâbit gidip Ukbe'nin cezâsını verince Peygamberimiz buyurdu ki: .Harbin îcâbı budur.. Peygamberimizin hicreti üzrerine: . Kureyşliler. Hubeyb bin Adiy. Âsım'ın kafatasından şarap içmeyi nezrederek yemîn etti ve Onun başını kendisine getirene yüz deve vermeyi vaad etti. Müslümanlardan bunların intikamını almak istediler. mızrak kırılıp parçalanıncaya kadar mızrakla mücâdele ederiz. Lütfen bize.. Allahı. gündüzleri gizlenerek Hüzeyl kabîlesi topraklarında. küçüklere kim bakacak? . Başlarında. Hemen de plânı tatbike koydular. Abdullah bin Seleme de onu esir etmişti. bize taş yetişecek kadar yakınımıza geldikleri zaman taşla mücâdele ederiz.Yâ Resûlallah! Bizim kabîlelerimiz. Çok geçmeden kâfilenin etrâfı sarıldı. Uhud savaşında ba'zı yakınları ölen müşrikler de.Ey Kusvâ (Peygamberimizin devesinin adı) adındaki devenin binicisi! Hicret edip bizden uzaklaştın. . Yalnız Kur'ân-ı kerîm öğretmenine ihtiyâcımız var. Peygamberimiz onun bu sözlerini işitince: . Onlara emân verirsen bana da emân ver.Onları Allaha bırak. ma'nâsına gelen beytler söyledi. Fakat pek yakında beni atlı olarak karşında göreceksin.Vallahi. Kur'ân-ı kerîmi öğretecek kimseler yollar mısınız? Sevgili Peygamberimiz kendilerine. onu kanınızla sulayacağım. Mızrak yetişecek kadar yakınımıza geldikleri zaman. O'nunla beraber sebât eden bahtiyarlardandı. Resûlünü ve Kitâbını inkâr eden. Âsım bin Sâbit. 200'den fazla silâhlı eşkıyâ oradaydı. Abdullah bin Târık. Mersed bin Ebî Mersed. Âsım bin Sâbit bu gazâda Kureyş'in ileri gelenlerinden Ukbe bin Muayt'i öldürdü. Hâlid bin Ebî Bükeyr. Asım bin Sâbit eline yayı ve oku alarak dedi ki: .Allah ve Resûlüne olan düşmanlığından dolayı cezâlandırılıyorsun. Şunlar arasında neden bir tek ben cezâlandırılıyorum? Peygamberimiz buyurdu: . Bunların anneleri Sülâfe binti Sa'd. Alçakça bir plân hazırladılar. onlar gibi benden de al. Mızrağımı size saplayıp. Bu tarzda çarpışılması lâzımdır. 10 kişilik bir öğretmenler heyeti yolladılar. kaçıp kurtulmak için atını sürdü. Kureyş kavmi 100 metre veya daha yaklaştıkları zaman yayla okları kullanırız. Ukbe dedi ki: . Âsım bin Sâbit hazretlerinin bulunduğu bu heyette.Allahım! Onu yüzü koyun.Yâ Resûlallah. Bu öğretmenler kâfilesi. Fakat hayvan hiçbir şey yokken birden ürkmüş ve Onu yere vurmuştu. Hemen Lıhyanoğularına gidip haber verdi.takip edeceklerini sordu. "Bize öğretmen 76 . Peygamberimiz Âsım bin Sâbit'e Ukbe'nin cezâlandırılmasını emretti. kılıçlarımızı sıyırır ve kılıçla çarpışmaya tutuşuruz. seher vakti konakladılar. Peygamber efendimiz bunu beğendiler ve buyurdular ki: . Çarpışan ve vuruşan Âsım'ın çarpışması gibi çarpışşın! Bedir harbi bu şekilde yapıldı ve meleklerin de yardımıyla Allahü teâlâ zafer ihsân eyledi. Bu savaşta Resûlullahın yanından bir an bile ayrılmayan. Onları öldürürsen beni de öldür. Kırılınca mızrağı bırakır.

Âsım bin Sâbit. Hz. Eğer ben sizinle çarpışmazsam anam üzüntüsünden aklını kaybeder. teslim olmayacığım" ma'nâsına gelirdi. Mukadderâtın hepsi başa gelicidir. Mersed bin Ebî Mersed ve Hâlid bin Ebî Bükeyr: . Lıhyanoğulları Sülâfe binti Sa'd'a satmak için Âsım bin Sâbit'in başını kesmek istediler. Âsım bin Sâbit. Âsım bin Sâbit'in duâsını kabûl buyurdu ve mübârek cesedine müşrikler el süremediler. Sonra ellerini açarak şöyle duâ etti: .Yakaladığınız her Müslüman için. Âsım'ın kafatasından şarap içmeye yemîn etmiş ve kafasını getirene yüz deve vermeyi vaad etmişti.Allahım! Ben bugüne kadar senin dînini koruyup hıfzettim.Ben hiçbir zaman müşriklere el sürmemeye ve müşriklerden hiçbirini de kendime dokundurmamaya karar vermiştim. Arıların. Ölüm hak. Âsım bin Sâbit en sonunda iki ayağından yaralanıp yere düştü.. dağları inletiyordu. Hubeyb bin Adî ile Zeyd bin Desinne'yi Mekkelilere sattılar. eşkiyâ ile karşı karşıya bıraktılar. Âsım'ın duâsını kabûl buyurdu ve Resûlullah efendimiz onlardan haberdar oldu. Yayımın kalın teli gerilmiştir.Allahım! Peygamberini durumumuzdan haberdâr et! Allahü teâlâ. hayat boş ve geçicidir. Âsım'ın sadağında yedi ok vardı.Ey Âsım. "Teslim olun! Canınızı kurtarın!" teklifinde bulunuyorlardı. Ömer buyurdu ki: . Lıhyanoğulları O'nu taşa tuttular. üçü esir edildi. Hemen kılıcını sıyırdı. Müşrikler bunu biliyorlardı. "ölünceye kadar döğüşeceğim.Ben güçlüyüm hiç eksiğim yok. sağlığında müşriklerden nasıl korundu ise Allahü teâlâ da ölümünden sonra onun cesedini muhâfaza edip müşriklere dokundurmadı. Çünkü Mekkeli müşrikler kendilerine demişlerdi ki: . benim etimi. Fakat Allahü teâlâ. Oku bitince birçok müşriği mızrağıyla delik deşik etti.Biz ölmekten korkmayız! Çünkü dînimizde basiretliyiz.lâzım!" diyenler. Hiç bir müşrik yanına yaklaşamadı. künyesi Ebû Süleymân'dır..Allahü teâlâ elbette mü'min kulunu muhâfaza eder. Bunun için müşrikler Âsım bin Sâbit'in hiçbir yerini kesmeye muvaffak olamadılar.Hiç bir zaman müşriklerin ne sözlerini. esir ticâreti ile geçinirlerdi. ne de akidlerini kabûl ederiz. kınını kırıp attı. Âsım'ı korudukları hâdisesi zikredildiği zaman Hz. Görülmemiş bir yağmur yağdı. Ne kadar aradılarsa da bulunamadı. İnsanlar er-geç Allaha rücû edicidir. Âsım bin Sâbit'in ve diğer Eshâbın Allah Allah nidâları. Hz. O güzîde Müslümanları. vücudumu koruyup. teslim ol! Âsım bin Sâbit ok atmak suretiyle cevap verdi. Eshâb-ı kirâmın muhâriblerden olan Âsım'ın. biz de başını alırız. Öyle bir an oldu ki mızrağı da kırıldı. Âsım bin Sâbit müşriklere haykırdı: . sakladım. Âsım bin Sâbit dedi ki: . hicretten önce îmân etmiştir. Sel geldi ve Âsım bin Sâbit'in cesedini alıp götürdü. Sonunda O'nu da şehîd ettiler. Cesedin nerede olduğu bilinemedi. İkiyüz kişiye karşı on mücâhid ölesiye çarpışıyor. kendini ve arkadaşlarını zâyi etme. Annesi Şemûs binti Ebî Âmir'dir. değerinden fazla para öderiz! Bunu Müslümanlar da duymuşlardı. Asıl niyetleri onları Mekke'de köle olarak satmaktı. Bulut gibi Âsım bin Sâbit'in üzerinde durdular. Bunun için Âsım bin Sâbit anılırken. çekip gittiler. "Arıların koruduğu kimse" diye anılırdı. ma'nâsında şiirler söylüyordu. Doğum tarihi belli değildir. Senden bu günün sonunda. Sonra da şöyle duâ etti: . Ölünce şehîd olur Cennete gideriz! Müşriklerin ileri gelenlerinden Süfyân bağırdı: . Lıhyanoğulları mensupları. Âsım. Hz. yanlarına yaklaşanlar yaptıklarının cezâsını görüyorlardı. Onlar da bu iki sahâbîyi asarak şehîd ettiler.Bırakın akşam olunca arılar onun üzerinden dağılır. Çünkü Uhud'da öldürdüğü iki kardeş olan Hâris ve Müsâfi' bin Talhâ'nın anneleri Hz. Onların sözlerine kanarak kâfirlere teslim olmam. O gün orada mevcut bulunan on sahâbîden yedisi şehîd oldu. Kâfirler. Ensârdan. Akşam olunca Allahü teâlâ hiç bulut yok iken bir yağmur gönderdi. Âsım bin Sâbit'ten o kadar korkmuşlardı ki yere düşünce bile yaklaşamadıkları için uzaktan ok atarak şehîd ettiler. diyerek müşriklerin tekliflerini reddettiler. Allahü teâlâ bir arı sürüsü gönderdi. Bu. babası Sâbit. Bu sebeple. hıfzetmeni niyâz ediyorum. 77 . dediler. . Ok atarken: . Attığı her ok ile bir müşriki öldürdü. Böylece çok para kazanacaklardı.

) "Ey Ukkaşe. Nasılsa develerimiz yanyana geldiler.) fırlar ve "Ey Ukkaşe!" der: "İşte ben karşınızda hayattayım. Hasan ile Hz. Birgün sizinle birlikte savaş ediyordum. Sizleri bir kardeş gibi şefkat kanatlarımın altına alarak korudum.a. Sizinle keder ve gaye birliği ettim. Bilâl'de bunu bir emir kabul ederek hemen minareye çıkıp yakıcı ve gür sesiyle ezan-ı şerifi okudu. "Ey Allah'ın Resulü!" dedi... babam kamçıyı ne yapacak?” Bilal: “Baban bu kamçıyla kendi kendisini cezalandıracak” Fatıma: “Ey Bilal. Bende hakkı hukuku olan var mı? Olan hemen gelsin ve Allah hakkı için. bütün vücutları ürpertiye boğan içli ve duygulu bir hutbe verdi. Sizlere ömür boyunca öğütler verdim.a. Peygamber (sav) onlara da: "Yerlerinize oturun. Peygamber'e vurmanıza gönlüm razı olmuyor. bu kamçıyla babama vurarak hakkını alacak olan kim?” Bilal: “Ukkâşe”. Ve hutbesini sona erdirirken de kelimelerin üstüne basa basa şöyle haykırdı.) artık ömrünün sayılı günlerini yaşıyordu. "Ey mü'minler!. otur yerine! Yüce Allah (c. Peygamber'in yerine bize vurun. GÜNÜN HİKAYESİ : HAKKINI ARAYAN UKKÂŞE Hz. Ebu Bekir'le Hz. hiç çekinmeden dilediğiniz kadar vurun" diye diretti. işte sırtım. Peygamberin sana kasten nasıl vurabilir? Asla!" diye özür beyan etti ve ardından Hz. Hz. büyük Kıyamet günü hesaplaşmasından önce hakkını alsın. bütün kalpleri tirtir titreten.ya'nî Medînelidir..) kendisini tanıttı ve Allah Rasulünün savaşlarda kullandığı kamçısını almaya geldiğini belirtti. Bir yandan da Peygamberler Peygamberinin kendi kendine ceza vermesini düşünüyordu Kapıyı çaldı.) aynı soruyu ikinci ve üçüncü defa tekrarlayınca sahabilerden Ukkâşe ayağa kalkarak huzuruna vardı ve. içerden Fatıma "Kim o kapıya vuran?" diye seslenince Bilal (r. Altmışüç yıllık şerefli hayatını insanlara hidayet ve kurtuluş yolunu anlatmakla geçiren o şanı yüce insan bir karıncayı bile incitmemiş ve incitenleri de daima uyarmıştı. Tabii ki güç ve kuvvetine sınır olmayan Allah'ın izni ve yardımıyla. birden kamçınızın sırtımda şakladığını duydum. Fatıma'nın evine doğru hızla yol almaya başladı. istediğiniz yere dilediğiniz kadar vurun. 4 . daha sonra da bütün gözlerden ırmak ırmak yaşlar akıtan." Yaşın yaşın ağlıyan gözlerle peygamberlerini dinleyen sahabilerden hiç kimse gidip de. Bir baba gibi de size karşı merhametli davrandım. İşte o yüzden bir gün Bilâl'den ezan okuyarak mü'minlerin camiye toplanmasını rica etti. Ben sizin Peygamberinizim. Ömer "Ey Ukkaşe. Fakat Allah elçilerinin de farkında olmaksızın çok ufak hatalar işleyebileceğini bildiğinden şu son anlarını yaşarken bütün mü'minlerle helalleşmeyi aklından geçirdi. Hz.. Bu defa Hz.c. Ne olur bize vur?" diye yalvarıp yakarırlar. vur!" diyerek haykırdı. "Ey Allah'ın Rasulü!.a. Bunu kasten mi yaptınız yoksa devenize vururken kazara bana mı çarptı? Bunu bilmiyorum.a. Sevgili Peygamberimiz (s. dedi. Bilal'e..) camiden çıkarak Hz." Bunun üzerine Hz. Hz." Hz." Sevgili Peygamberimiz (sav) hiç duraklamadan hemen elbisesini çıkarır ve "Buyurun. "Ey Allah'ın elçisi anam-babam sana feda olsun! Eğer defalarca Allah (c. Hz. Bütün bu olanları ibretle seyreden Sevgili Peygamberimiz (sav. Sevgili Peygamberimiz (sav) sahabilere iki rekat namaz kıldırdıktan sonra minbere çıkarak önce Allah'a hamdü senada bulundu.c.c. Peygamber: "Ey Ebu Bekir. Ey Allah'ın Rasulü!. Kamçıyı götürüp Hz. Benim sende hakkım var" demedi. Şimdi size soruyorum. yerlerinize oturun." dedi ve olayı şöyle anlattı: "Ey Allah'ın elçisi!.v. Şüphesiz ki Yüce Allah (c. Ezan sesini duyar duymaz bütün Mekke'li (göçmen) ve Medine(li (yerli) sahabiler birer birer camiye akın ederek her tarafını tıklım tıklım doldurdular.) senin bu iyi niyetini mükafatsız bırakmayacaktır" diye çıkışır Hz.) adını kullanmasaydınız huzurunuza gelip de hakkımı aramaya kalkışmayacaktım. Peygamber (sav. buyur. ey benim göz bebeğim torunlarım" diye çıkışır. Fatıma: “Ey Bilal. Peygamber (sav. Şimdi ben de size vururken çıplak kalmanızı rica ediyorum. kızı Fatıma'nın evine vararak aynı kamçıyı alıp getirmesini söyledi. Devemden inerek özür dilemek üzere size yaklaşmıştım ki. hakkını bizden aldığında O'ndan almış sayılırsın. 78 . Peygamber: “Ey Ali. "Siz bana vurduğunuzda ben çıplaktım. Bilal (r. Ne olur?" diyerek arkalarını dönerler.) "Ey Ukkâşe.a. Bunun üzerine Ukkaşe. işte biz karşınızdayız. biliyorsun ki biz Allah Resulünün torunlarıyız.) sizin bu iyi niyetinizi mükafatsız bırakmayacaktır" diye çıkışır. eğer gerçekten bana vurmak istiyorsan. işte karnım. Ey Ömer. hidayet ve kurtuluş yolunu anlatmaya çalıştım. Peygamber'e teslim etti.) kamçıyı alır almaz doğru camiye yollandı. Bilal (r. Tam bu sırada ayağa fırlayan Hz. Hüseyin: “Ey Ukkaşe. Peygamber de Ukkâşe'ye verdi. Ali (r.

. Hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek. Ne olur Sana ulaşmam için kanadından. Bu bir serap olsa da hafakanlarım dindi.GÜNÜN ŞİİRİ MEDİNE'NİN GÜLÜ Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi. "Cennetlik görmek isteyen varsa. Anladım vaslına ermek için artık çok geç. Kalkar gider sırtını doya doya öperek yerine dönüp oturur. Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım. Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından. "Canım sana feda olsun! Hangi kalb sana kıyabilir? Maksadım sadece o senin ışık saçan mübarek vücudunu kana kana öperek.. İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek. Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta..... Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül! Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım. Sensiz geçen bu acı rüyadan kurtulayım.. Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam. Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun.. Ukkaşe bakar ki iki cihan güneşi Peygamberin vücudu süt gibi beyaz ve ardından Peygamberlik mührünü taşıyan ben etrafa ışık saçmaktadır... Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi. "Müjdeler olsun!. Ruhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta. amin. Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül! Vaktidir ağlayan gözlerimin içine gül!. Anladım vaslına ermek için artık çok geç. Yüksek derecelere eriştin ve Peygamberimizin dostluğunu elde ettin. Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta. Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül. Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam.. 79 . Ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam." Sözün burasında ışıldayan nurani gözlerle sahabilerin süzen Sevgili Peygamberimiz (sav): "Ey Mü'minler!." diyerek kendisini tebrik ettiler.. 4. senin yüzün suyun hürmetine Rabbimin rızasını kazanmak ve Cehennem azabından kurtulmaktır." Bunun üzerine bütün müslümanlar kalkıp Ukkaşe'nin gözlerinden öperek. Bana bir tüy ver pervaz edeyim hep ardından. Beni dinleyin!" der. Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi.. Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun. Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından..Durumu yakından izleyen sahabiler hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlarlar ve hıçkırık sesleri cami duvarlarını sarsarcasına kalınlaşırken. Ardından da: "Ey Allah'ın Rasülü!" der. Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım. işte Ukkaşe'yi görsün. Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam. Göster çehreni ki güneş gurûba kaymakta. Allah'ım ululuk ve yücelik hakkı için bize Sevgili Peygamberimizin şefaatını nasip et..

NURU: 80 . ŞURASI YAN YANA KİTAP OKUDUĞUMUZ YER. Her yanda tamburlar çalınsın. ŞURASI OMUZ OMUZA NAMAZ KILDIĞIMIZ YER.GÜNÜN 1. Ne olur hiç olmazsa gurûbum tulû olsun BİZLERİ DE MAHRUM EYLEME ALLAH Durmaz yanar vücudum Allah Bizleri de mahrum eyleme Allah Sensin benim maksudum Allah Bizleri de mahrum eyleme Allah Gül bülbülün ormanı Allah Ver derdime dermanı Allah Şükür erdik bugüne Allah Bizleri de mahrum eyleme Allah Halas eyle narından Allah Ayırma didarından Allah Cennette cemalinden Allah Bizleri de mahrum eyleme Allah Kandiller yana yana Allah Dervişler döne döne Allah Son nefeste imanından Allah Bizleri de mahrum eyleme Allah. ŞURASI DİZ DİZE TESBİHAT YAPTIĞIMIZ YER.. BURALARDA SIK SIK KAMP YAPMAMIZ ONDAN 5. neyler duyulsun.

mü'minin şe'ni. sana dost olur.           sırrınca. fenalaşması çok vukubulur. Fakat. muhabbet gibi nurdur. İkinci Düstur: Senin üzerine haktır ki: Her söylediğin hak olsun. öyle de adâvet hasleti. nasihatı bazan damara dokundurur. o mü'minin akrabasına adâvetini teşmil etmek. saâdet ve selâmet ondadır. Evet fena bir adama "İyisin iyisin" desen. Zâhiren mağlub bile olsa. Muhabbetin esbabı olan iyilikler. şe'nidir. kalbindeki adâvete adâvet et. Eğer onlarda dahi hased yapsa. nefsine zulmeder. ne derece hadsiz bir zulüm olduğunu ve bahusus bir mü'minin fena bir sıfatından darılıp küsüp. ya kendisi 81 . Her dediğin doğru olmalı. mahveder. demeye hakkın yoktur. zahmeti çoktur.     sîga-i mübalâğa ile gayet azîm bir zulüm ettiğini. sevimli mâsum bir kardeşine ve taallûkatına adâvet etmek. ıslahına çalış. şerr ve toprak gibi kesiftir. Senin ikramınla sana müsahhar olur. Öyle ise                  gibi desatir-i kudsiye-i Kur'aniyeye kulak ver. hem mü'min kardeşine. Eğer adâvet hasedden gelse. onlara adâvet et. "Mesleğim haktır veya daha güzeldir" demeye hakkın var. rakibinde olan dünyevî hüsün ve kuvvet ve mertebe ve servet. Başkası ondan ders alıp şerr işlese. Evet nasılki muhabbet sıfatı. muhabbete lâyıktır. Eğer uhrevî meziyetler ise. husumet tezayüd eder. o başka mes'eledir. Hasmına gelen nimetlerden azabı ve korkusundan gelen elemi nefsine çektirir. zâten onlarda hased olamaz. tecavüz eder. Fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yoktur. kâfirler. muvakkattır. O muzır nefsin hatırı için. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam. nedamet eder. Tâ anlasın ki. her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır. Çünki hased evvelâ hâsidi ezer. mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit. zındıklar çoktur. Hasedin çaresi: Hâsid adam. Üçüncü Düstur: Adâvet etmek istersen. başkasına sirayet ve in'ikas etmemek gerektir. Faidesi az. mü'minlere adâvet etme. yalnız hak benim mesleğimdir. kalben kin bağlar. Şu dördüncü vechin esası olarak birkaç düsturu dinle: Birincisi: Sen. bir mü'minde bulunan câni bir sıfat yüzünden sair masum sıfatlarını mahkûm etmek hükmünde olan adâvet ve kin bağlamak. onun ref'ine çalış. kerim olmaktır.            hükmünce. hased ettiği şeylerin akibetini düşünsün. ne kadar hilaf-ı hakikat olduğunu hakikat-bîn isen anlarsın. "Benim hakkım var" dersin? Hakikat nazarında sebeb-i adâvet ve şerr olan fenalıklar. Başkasının mesleğini butlân ile mahkûm edemez. Zâhiren leîm bile olsa. Fakat her doğruyu demek doğru değildir. "Bir göz hatırı için çok gözler sevilir" sözü umumun lisanında gezer. adâveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen. DÖRDÜNCÜ VECİH: Hayat-ı şahsiye nazarında dahi zulümdür. durub-u emsal sırasına geçmiştir. Dördüncü Düstur: Ehl-i kin ve adâvet hem nefsine. Çünki eğer fenalıkla mukabele edersen. Eğer hasmını mağlub etmek istersen. Ve ondandır ki. nasıl kendini haklı bulursun. sirayet ve in'ikas etmek. Mahsud hakkında zararı ya azdır veya yoktur. Çünki kin ve adâvet ile nefsini bir azab-ı elîmde bırakır. Hem onun içindir ki. iyileşmesi ve iyi adama "Fenasın fenasın" desen. fenalığına karşı iyilikle mukabele et. aks-ül âmel yapar. hem rahmet-i İlâhiyeye zulmeder. o bütün bütün azabdır. fânidir. İşte ey insafsız adam! Hakikat böyle gördüğü halde. "Dostun dostu dosttur" sözü. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmarene ve heva-i nefsine adâvet et. Eğer düşmanlık etmek istersen. insafsız nazarın ve düşkün fikrin hakem olamaz. YİRMİİKİNCİ MEKTUB ÜÇÜNCÜ VECİH: Adalet-i mahzayı ifade eden     sırrına göre. îman cihetinde kerimdir. hakikat ve şeriat ve hikmet-i İslâmiye sana ihtar ettiği halde. sevmediğin bir adamın. yandırır.

yol verme ki kalbine girsin. Hem. ehemmiyetsiz umûr-u dünyeviyeye. hem kendi san'atının hârikalarını. Sonra bâki kalan küçük bir hisseye karşı en selâmetli ve en çabuk hasmını mağlub edecek afv ve safh ile ve ulüvvücenablıkla mukabele etsen. bir nizâa değsin. âhiret malını dünyada mahvetmek ister veyahut mahsudu riyakâr zanneder. Koca dünya böyle ise. hem kendi ma'rifetinin garibelerini izhar edip göstersin. zulümden ve zarardan kurtulursun. Yoksa sarhoş ve divane olan ve şişeleri ve buz parçalarını elmas fiatıyla alan cevherci bir Yahudi gibi. Rahmete itiraz eden. Âdeta kaderi tenkid ve rahmete itiraz ediyor. bir sene kin ve adâvetle mukabele etmeyi hangi insaf kabul eder. güya ebedî dünyada durup ebedî beraber kalacak gibi şedid bir hırs ile ve daimî bir kin ile mütemadiyen bir adâvetle mukabele etmek. onun hakkında ettiği iyiliklerden küsüyor. Hem Kemâlâtça sanâyi-i garîbede pek çok mehareti varmış.NURU: ONBİRİNCİ SÖZ                               Ey kardeş! Eğer hikmet-i âlemin tılsımını ve hilkat-i insanın muammasını ve hakikat-ı salâtın rumuzunu bir parça fehmetmek istersen. Çünki evvelâ. beş paraya değmeyen fâni. Bak. kendi cemâl ve kemâlini görmek ve göstermek istemesi sırrınca. Kaderi tenkid eden başını örse vurur. belki nefsine mağlub olduğundan acımak ve nedamet edeceğini beklemek. bir hisse de ona ver. nefis ve şeytanın hissesini de ayırıp. servetçe onun pek çok hazineleri vardı. nihayetsiz ulûm-u bedîaya ilim ve ıttılâı varmış. hakikatbîn olan Hâfız-ı Şirazî'yi dinle:       Yani: "Dünya öyle bir meta' değil ki. Hem ona gelen musibetlerden memnun ve nimetlerden mahzun olup kader ve rahmet-i İlâhiyeye. -eğer şahsını seversen. Onu çıkarıp o kader ve kaza hissesine karşı rıza ile mukabele etmek gerektir. Her cemâl ve kemâl sahibi. onu mahkûm edemezsin. nefsimle beraber şu temsilî hikâyeciğe bak: Bir zaman bir sultan varmış. içinde sergiler dizsin. Sâlisen. o sultan-ı zîşan dahi istedi ki. onun sözünü dinleme.riyakârdır. elmas ve zümrüt bulunuyormuş. zulmeder. tâ nâsın enzarında saltanatının haşmetini. 5. Hem o hazinelerde her çeşit cevâhir. Acaba. hem servetinin şa'şaasını. sîga-i mübalağa ile bir zalûmiyettir veya bir sarhoşluktur ve bir nevi dîvaneliktir.. Eğer kalbine girmiş ise. bir gün adâvete değmeyen bir şey'e. o adama adâvet değil. Tâ cemâl ve kemâl-i mânevîsini iki vecihle müşahede etsin: Bir vechi: Bizzât nazar-ı dekaik-âşinâsıyla görsün. sen kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemediğin kusurunu gör. ihâtası varmış. İşte hayat-ı şahsiyece bu derece muzır olan adâvete ve fikr-i intikama. Sâniyen. kaderin onda bir hissesi var. haksızlık eder. Hem hesabsız fünûn-u acîbeye ma'rifeti. bir meşher açsın.GÜNÜN 2. Hem gizli pek âcaip defineleri varmış. zâil. Diğeri: Gayrın nazarıyla baksın. 82 . rahmetten mahrum kalır. bütün bütün ona verip. bozulmamış hangi vicdana sığar? Halbuki mü'min kardeşinden sana gelen bir fenalığı. kırar." Çünki fâni ve geçici olduğundan kıymetsizdir. dünyanın cüz'î işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın!. muvakkat.

birer taklid edilmez turra koymakla. Anladılar ki: Bütün esrarın anahtarları Ondadır.) Beyân ettiği nutkunu işittiler. Siz dahi onun san'atını takdir ve işlerini istihsan ile kendinizi ona sevdiriniz. o sarayın içindeki acâiblere baktıkları zaman dediler: «Bunda büyük bir iş var. karıştırdılar. İkinci güruh ise. İçilmeyen. birden o muarrif üstadın(A. 5. Öyle sehâvetkârane. Hem bu gördüğünüz ihsanat ile. sarayın müştemilâtıyla ahaliye târif etsin ve sarayın nakışlarının rumuzlarını bildirip.» Hem anladılar ki: Beyhûde değil.. istiklâl ve infirad sahibi olduğunu size göstermek istiyor. bütün seyircilere şöyle bir tebligatta bulunuyor. Hem şu görünen in'am ve ikramlar ile. Saray sahibinin askerleri de onları tutup. fünun-u hikmetinin en incelikleriyle tanzim edip düzelterek ve ulûmunun âsâr-ı mu'cizekâraneleriyle donatarak tekmil ettikten sonra.M. seyre ve tenezzühe ve ziyafete dâvet etti. saraya girdikleri vakit. yüz sanâyi-i lâtifenin eserleriyle vücud bulmuş gibi kıymetli hadsiz ni'metleri serdi. seyirci misafirleri çok rahatsız ettiler. İşte o muarrif üstadın herbir dairede birer avenesi bulunuyor. Ona müteveccihen gittiler ve dediler: «Esselâmü Aleyke ya Eyyühel Üstad! Hakkan. Sâni'-i Zîşan'ın düsturlarına karşı edebsizlikte bulundular. güya herbir sofra. herşey kendisine has olduğunu ve kendi eser-i desti olduğunu ve kendisi tek ve yekta. size şefkatini ve merhametini gösteriyor. Herbir tâifeye lâyık bir sofra tâyin etti.» deyip düşünürken. fakat Bâzı şeyler için ihzâr edilen iksirlerden içtiler. Seyyidimiz sana ne bildirmişse lütfen bize bildiriniz. Siz dahi onu tanıyınız ve güzelce tanımağa çalışınız. mânevî cemâlini size göstermek istiyor. birer hususî hâtem. Hem şu Kemâlâtının âsârıyla. Kendisi en büyük dairede şâkirdleri içinde durmuş. kalbleri sönmüş olduklarından. Bu hikmete binâen. kendini size tanıttırmak istiyor. nazîrsiz bîhemta tanıyınız ve kabûl ediniz. Hem öyle bir Cevvâd-ı Melik'e lâyık ve öyle mutî ahaliye şâyeste ve öyle edebli misâfirlere münasib ve öyle yüksek bir kasra şâyan bir Sûrette ikrâm etti. Siz dahi onu görmeğe ve teveccühünü kazanmağa iştiyakınızı gösteriniz. âdi bir oyuncak değil. Sonra bir yaver-i Ekremine (ASM) sarayın hikmetlerini ve müştemilâtının mânâlarını bildirerek Onu üstad ve târif edici tâyin etti. içindeki san'atlarının işâretlerini öğretip. Şu kasrın meliki olan seyyidimiz. Siz dahi itaat ile ona muhabbet ediniz. Padişahın marzîyatı dairesinde amel ettiler. o saraya girenlere târif etsin ve girmenin âdâbını ve seyrin merasimini bildirip. şöyle bir muhteşem sarayın. Bunlar güzelce dinlediler. bu şeylerin izharıyla ve bu sarayı yapmasıyla. o görünmeyen sultana karşı marziyatı dairesinde teşrifat merasimini târif etsin.. sarayın Sâniini. o sarayda kurdu. Hem bütün şu gördüğünüz masnûat ve müzeyyenat üstünde birer mahsus sikke. Şâhâne bir Sûrette dairelere. akılları bozulmuş. Siz dahi şükür ile ona hürmet ediniz. san'atperverane bir ziyafet-i âmme ihzâr etti ki.» Üstad ise. Hem şu tezyinatla kendini size sevdirmek istiyor. derûnundaki manzum murassalar ve mevzun nukuş nedir? Ve ne vecihle saray sahibinin Kemâlâtına ve hünerlerine delâlet ettiklerini. Diyor ki: «Ey ahali. içinde ne var. senin gibi sâdık ve müdakkik bir muarrifi lâzımdır.NURU: ONÜÇÜNCÜ LEM'A        sırrına dairdir. Sarhoş olup öyle bağırdılar. Sonra. ona ve o makama münâsib sözleri seyircilere söyledi. Siz dahi Onu.GÜNÜN 3. öyle edebsizlere lâyık bir hapse attılar. nefislerine mağlub olup lezzetli taamlardan başka hiç bir şey'e iltifat etmediler. Tâ ki. en güzel eserleriyle zînetlendirip. Onların şu edebli muamele ve vaziyetleri o Padişahın hoşuna geldiğinden onları has ve yüksek ve tavsif edilmez diğer bir saraya dâvet etti. evvel zikri geçen nutukları onlara dedi.S.             83 . bütün o mehâsinden gözlerini kapadılar ve o üstadın (ASM) irşâd'atından ve şâkirdlerinin îkazatından kulaklarını tıkadılar. Onun için merak ettiler. daimî onları saâdetlendirdi. giren ahali iki güruha ayrıldılar: Birinci güruhû: Kendini tanımış ve aklı başında ve kalbi yerinde oldukları için. menzillere taksim ederek hazinelerinin türlü türlü murassaatıyla süslendirip kendi dest-i san'atının en lâtif. size muhabbetini gösteriyor. ihsan etti. Hayvan gibi yiyerek uykuya daldılar. herbir taam ve nimetlerinin bütün çeşitlerinden en lezizlerini câmi' sofralar. iyice kabûl edip tam istifade ettiler.»Daha bunun gibi. Sonra aktâr-ı memleketindeki ahali ve raiyetini. tek ve yekta ve misilsiz. «Acaba tılsımı nedir. cesîm ve geniş ve muhteşem bir kasrı yapmağa başladı.

Ey ehl-i îman! Bu müdhiş düşmanlarınıza karşı zırhınız: Kur'an tezgâhında yapılan takvâdır.) ve Sünnet-i Ahmediyedir (A. Belki zerreden Şemse kadar dereceleri var. Ve silâhınız. İşte bu sırdandır ki: Ehl-i dalâlet. Yoksa. O on ağaç olmuş çekirdeklerin o adama verdiği menfaat. onda tahassun ettikleri vakit. Çendan şeytan yüzünden ekser insanlar dalâlete giderler. ekseriyetle keyfiyete bakar. binler enva hükmünde sınıflar bulunmıyacak. menfîdir ve tahribdir ve ademîdir ve bozmaktır. "Onüç İşaret" yazılacak. Ebu Bekir Es-Sıddık ve onun gibi sahabileri en büyük ve en şerefli makama yükselten SIDK olduğu gibi. Herkesçe malûmdur ki: Yirmi adamın yirmi günde yaptığı bir binayı. o müdhiş düşmanlar yanaşamazlar. elbette bir hareket ister. Evet bir çekirdekten koca bir ağaca kadar ne kadar mertebeler var. Müseylemet’ül-Kezzab’I. o çekirdekleri toprak altında bir muamele-i kimyeviyeye mazhar etse. Ebu Cehl’I. Ve siperiniz. Ve ekseriyet-i mutlaka ile hidayet ve hayır. Nasılki bin ve on çekirdeği bulunan bir zat. bir muamele iktiza eder. hem dalâletin müstekreh çirkinlikleri ehl-i dalâleti tenfir ettikleri halde. istiâze ve istiğfar ve hıfz-ı İlâhiyyeye iltîcadır. melâikeler gibi insanların da makamı sabit kalırdı. hakikaten zaîf bir kuvvet ile pek kuvvetli ehl-i hakka bazen galip oluyor. 84 . Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Sünnet-i Seniyyesidir. müteferrik bir surette Yirmialtıncı Söz gibi bir kısım Risalelerde beyan ve isbat edildiğinden burada yalnız icmâlen bahsedilecek. Hâlık-ı Zülcelâl'in kudretine mahsus olduğu halde. bini bozulmuş. Onun için "Ettahrîbüeshel" durûb-u emsâl hükmüne geçmiş.S. müsbettir ve vücudîdir ve imar ve tamirdir. İKİNCİ İŞARET: Sual: Şerr-i mahz olan şeytanların îcadı ve ehl-i imâna taslîtleri ve onların yüzünden çok insanlar küfre girip Cehennem'e girmeleri. her vakit şeytanın şerrinden Cenab-ı Hakk'a sığınmasının sırrı nedir? Elcevap: Hikmeti ve sırrı şudur ki: Ekseriyet-i mutlaka ile dalâlet ve şer. elbette haşerat nev'inden sayılacak derecede süflî ehl-i dalâletin küfre girmesiyle insan nev'ine vereceği zararı hiçe indirip göze göstermediği için. bu hadsiz çirkinliğin ve dehşetli musîbetin husûlüne nasıl müsaade ediyor ve nasıl cevaz gösteriyor? Şu mes'eleyi çoklar sormuşlar ve çokların hatırına geliyor. hikmet ve adâlete münâfidir. bir zâlim. Fakat ehemmiyet ve kıymet. hizb-üş-şeytanın çok defa galebe etmesinin hikmeti nedir? Ve ehl-i hak. O kal'a-i metin.GÜNÜN PIRLANTASI SIDK ve DOĞRULUK • Hazret-i Muhammed Sallallahü Aleyhi Vesellem’i ve sair peygamberleri. o hısn-ı hasîn ise. Rahmet ve hikmet ve adâlet-i İlâhiyye. Bu istîdadatın inkişafatı. bir halt edemezler.M. Elcevap: Şeytanın vücudunda cüz'î şerler ile beraber bir çok makasıd-ı hayriye-i külliye ve kemalât-ı insaniye vardır. Acaba Cemîl-i Alelıtlak ve Rahîm-i Mutlak ve Rahmân-ı Bil-Hakk'ın Rahmet ve cemâli. elbette bin bozulmuş çekirdeğin verdiği zararı hiçe indirir. O halde insan nev'inde. hem hak ve hakikatın cazibedar güzellikleri ve mehâsinleri ehl-i hakka müeyyid ve müşevvik bulunduğu. Ve o muameledeki terakki zenbereğinin hareketi.). bir günde tahrib eder. Evet bütün âzâ-yı esasiyenin ve şerâit-i hayatiyenin vücuduyla vücudu devam eden hayat-ı insan. hayata nisbeten ademî olan mevte o insanı mazhar eder. Firavunları. kemmiyete az bakar veya bakmaz.       (Şeytandan istiaze sırrına dairdir. bir uzvu kesmesiyle. mücahede ile olur. Şeriat-ı Muhammediye (A. yıldızlar gibi nev-i insanı şereflendiren ve tenvir eden on insan-ı kâmil yüzünden o nev'e gelen menfaat ve şeref ve kıymet. O mücahede ise. bir adam. hem Cenab-ı Hak Rahmet ve inayetiyle ehl-i hakka tarafdar olduğu. şeytanın vücuduna müsaade edip tasallutlarına meydan vermiş. ondan on tanesi ağaç olmuş. O işaretlerin bir kısmı.M.S. Eğer muvakkat bir zarar verseler    sırriyle ebedî bir sevab ve menfaatle o zarar telâfi edilir.) BİRİNCİ İŞARET: Sual: Şeytanların kâinatta icâd cihetinde hiçbir medhalleri olmadığı. Öyle de: Nefs ve şeytanlara karşı mücahede ile. 5. gâyet müdhiş ve çirkin görünüyor. Fakat ehl-i hakkın öyle muhkem bir kal'ası var ki. mahiyet-i insaniyedeki istîdadda dahi ondan daha ziyade meratib var. şeytanların ve muzır şeylerin vücudiyle olur. Bir şerr-i cüz'î gelmemek için bin hayrı terketmek.

şakalaşmayı yalan söylemeyi ve haklı bile olsa münakaşayı terk etmedikçe tam iman etmiş olmaz. Amr şu hadiseyi naklediyor: “-Annem beni bir gün çağırdı. • “Münafığın alameti üçtür. bunlardan bile sakınmak en azından takva gereğidir. amel yönüyle yalandır. va’dettiğini yerine getirmez ve emanete ihanet eder. Evet. nemrutları ve Deccalları en adi ve bayağı duruma düşüren de onların yalanları. sözle yalan olduğu gibi . zamanla büyük cinayetlere irtikab eder hale gelir. senin yalan söyleyerek ona(birşey) anlatman (ne) büyük bir hıyanettir. fakat. onunla alay etmek ve onu saptırmak olduğu için büyük bir hıyanettir. sana birşey vereyim dedi. ahlaken düşük ve huzursuz bir cemiywtin hayatı. bazı hususlarda yalanın söylenebileceğine cevaz veriyor ise de mikdarı belli edilmediğinden ve özellikle zamanımızda su-I istimale kapı açacağından. Abdullah b. Taşıdığı niyetin bilgi ve fikrinin zıddını söylemek yani bir hakikatı ters-yüz edip söylemek. bundan dolayı kafir olmasa bile. Aynı zamanda birisine gidip başka birisinin o 85 .Bazı hadis-I şerifler. • İslamiyette yalan hıyanetle eşit tutulmuştur. Evet.” Hadis-i şerifi. muhatabın teslimiyetini. Nitekim. -O’na hurma vereceğim dedi. sadakatını veya saflığını istismar ederek yalan söylemek. Bunun üzerine Resulüllah şöyle buyurdu: -Dikkat et. Bir hadis-i şerifte “Kim La ilahe İllallah derse(ve müslüman olarak ölürse) cennete girer” buyurulduğu halde koğuculuk yapan cennete giremez zira bir insan bile bile koğuculuk yapıyorsa bu haliyle imandan çıkmış olur.n üzerine bir yalan(günah) yazılmış olurdu. -Ona ne vermek istedin? Annem.” Hadis-i Şerif • “Her duyduğunu söylemesi kişiye günah olarak yeter. aynı zamanda onu aldatmak .” • Bir başka hadis-i şerifte:” Koğucu cennete giremez” Buyurulmaktadır. gerekse uhrevi bedbahtlığa ve azaba sebeb olması itibariyle çok çirkin ve gayet sevimsiz bir sıfattır. Annem bana. Süfyan İbn-i Üseyd’in Radıyallahu Anh nebi Sallallahu Aleyhi Vesellemden rivayet ettiği bir hadis-I şerifte:”Kardeşin seni tasdik ederken. • Yalan sözle olduğu gibi yapılan işle de olur.” (Tac 5/42) • Yalan bir kimsenin bir şey hakkında bildiğinin zıddını söylemesidir. Resulüllah anneme dedi ki. Yalan hem Allah Celalühu katında hem insanlar nazarında . kafire ait bir sıfatı üzerinde taşıdığından. veyl onundur” buyurulmuştur. -Gel.Yani insanların aralarını bozmak maksadıyla bir hadiseyi veye bir sözü başka biryere nakledip yaymaya koğuculuk denir. hak ve hakikatlere yalan demeleridir. • Esasen yalan bir küfür sıfatıdır. Nitekim. insan küçük hatalara alışa alışa.söylediğini yapmamak. hadis-I şerifte münafıklar zümresine dahil olmakla tehdid edilmiştir. sen. doğrunun düşmanı. yalanın şakayla ciddisi arasında fark olmadığını şakadan yalan söylemenin de haram olduğunu açıkca ifade etmektedir. Resulüllah Sallallahü Aleyhi Vesellem de evimizde oturuyordu. küfür dünyasının iç yüzü ve insanların huzurlu ve münevver olmasına mani olan zararlı bir sıfattır. • Başka bir hadis-i şerif’te: “Veyl (vadisi) topluluğu güldürmek için konuşup yalan söyleyen içindir. bütün noksan ve kusurların başı. gerek dünyevi mutluluğun zedelenmesi yönüyle.”Buyurulmaktadır. va’d ettiğini yerine getirmemek ve inandığı şekilde yaşamamak da. Yalan söyleyen mü’min. Eğer sen bu çocuğa birşey vermeyecek olsaydın. zaruret ve maslahat şartıyla . • Bir başka hadis-i şeriflerinde de Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmaktadır:”Kul. Konuştuğu zaman yalan söyler.Veyl onundur. Evet yalan küfrün ve sapıklığın temeli.

• Hz. İbrahim (a. O’nun gönderdiği hi’lat ile kefeni bir saymak ve O’nun uzattığı gül ile dikeni bir kabul etmektir.” Demiş ve sadakatini göstermiştir. oğlu İsmail’i kesmekle imtihan edilen İbrahim aleyhisselam sadakatını böylesine isbat ettiğindendir ki. senin yerine O’nu öldürse idik olmaz mı idi?” tüyler ürpertici tekliflerine karşı. Hatta bundan dolayıda kendisine SIDDIK lakabı verilmiştir. Kişinin dostunda en başta arayıp görmek istediği husus. Böyle bir hal emanete riayet etmemek ve I’timadı sarsmaktır. ş. kimse hakkındaki doğru sözlerini bile söylemesi sakıncalıdır. gözünü kırpmadan sıdkını. “O yüce kitapta olanlar arasında İbrahim’I hatırla ki O sıddık bir nebiydi” (Meryem. Son derece cazip ve caydırıcı teklifler yapıldığında O. kendilerine reis yapılacağı vb. Hz.s. Zaten yalan söylemesi hem gıybet. “Evet. 19/41) gibi ayetlerde kendisinden çokça bahsedilmiş ve sadakatı anlatılmıştır. Ebu Bekir Mi’rac hadisesi sabahı müşriklerin kendisine. metenet ve sebatı da ihtiva etmektedir. sadakatını. O’na Halil’ürRahman denmiştir. “Ne dersin. Bu gibi kimseler insanların aralarının bozulmasında. itimad ve güvenin zedelenmesinde büyük rol oynarlar ki. Nitekim. Sadakatı olmayanın dostluğu olmaz. Ya Allah’ın emri yerine gelir yahut helak olurum.) muhtelif vesilelerle sadakatini gösterip ispat ettiğindendir ki. böyleleri hadis-i şerife göre insanların en şerlisidir. Fakat yine vazifemi bırakmam. şayet bunları O söylüyorsa doğrudur. her doğruyu da her yerde söylememelidir • Bir yerde konuşulan söz oraya ait bir emenettir. O’ndan gelen lutf ile kahrı bir tutmak. Demekki insan ağzından çıkan herşeyi tartarak ve süzerek söylemeli. “O’nun benim yerime 86 . Nübüvvet makamından sonra ilk dereceyi almaktadır. herhangi bir karşılık beklemeden ve her türlü garazdan uzak olarak yapılan dostluğa ve gösterilen bağlılığa da SADAKAT denir. beni bu vazifeden vazgeçirmeye çalışsalar yapamazlar. • Arkadaşlıkta ve dostlukta sadakat şarttır.” • Hz. nebiler serveri daha ilk zamanlarında yani etrafında pek az insanın bulunduğu ve dünyanın bir düşman ateşi haline geldiği bir zamanda kendisine. Nitekim Hz. yanına gelen meleğin yardımını kabul etmemiş ve “Allah’ın benim halimi bilmesi bana yeter. hem de Hadislerde kötülenmiştir ve ölü kardeşinin etini yemeye benzetilmiştir. Bir başka seferinde de.mdi O peygamber burada olsa idi de. “duydun mu dostun nelerden bahsediyir? Bir gecede nerelere gidip gelmiş? Bunları da kabul edecek misin?” Demelerine karşılık O hiç sarsılmadan.Sıdk ve sadakat Peygamberlerde bulunması gereken beş temel sıfattan birisidir. Hubeyb Mekke’de şehid edilmek üzere iken müşriklerin kendisine. davasından vazgeçmesi halinde başlara tac yapılacağı.” Demek suretiyle sadakatını göstermiş ve bu vesile ile Sadıkların makamlarının en yükseği olan Allah’ın kazasına razı olma mertebesini kazanmıştır. Sadakat. hakiki dosttan gelen nur ile narı bir görmek. İbrahim aleyyisselam ateşe atılacağı bir zamanda. onun sadakatıdır. Meclis dağıldıktan sonra artık o sözü söyleyenden izin almadan konuşulan şeylerin birbaşkasına nakledilmesi hiçte doğru değildir. sebat ve metenetini şu cümlelerle beyan etmiştir:” Allah’a yemin ederim ki amca! Güneşi sağıma Ay’ı soluma koysalar. • Sadakat aynı zamanda bağlılık. hemde iftiradır ki iki katlı bir günahtır ve bu davranışı yapanlar hem Kur’an da. • Hak ve hakikate uygun olan söze SIDK dendiği gibi. Zira gıybete girer. • Sıddıkiyet makamı. birden irkilmiş. en soylu ve en zengin birisiyle evlendirileceği.

onlar gibi olmalarını. Hz. davranışlarında samimi ve sadık olanları medhedip mümünlere. hakikate. Çünkü. ahirette iki elim yakalarındadır. doğruluktan ve sadakattan mahrum. kişiyi iyiliğe. yalan ve hıyanet de o kadar meftundırlar. sapıklığa. • Hz. • Uhudda Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Vesellemin dişinin kırıldığını duyan bir sahabi. Şerifler işbu doğruluk ve sadakat üzerinde fazlasıyla durmakta. Cennete. Hatta Kur’an ve sünnet nazarında.YILDIZI : ABDULLAH BİN HÜZAFE (r.) devrinde Bizanslılarla yapılan muharebede birçok Müslümanla birlikte esir düşmüştü. gösterdikleri fedakarlıklar da.a. ama arkalarındaki birçok kimseye de dünya ve Ahiret saadetini yaşatmışlardır. Onun için Kral. İşte insanlığın yıldız şahsiyetleri Sahabiler. yeni yeni tekliflerde bulunuyordu. yalancı. Hz. cehenneme ve şeytana arkadaş olmaya sürükler.a. başta Allah (cc) ve Resulü (sav) tarafından sevilen yegane hususlardır. hileye. cemaatıma git söyle: “Eğer göz açıp kapama kadar nefesleri olur da bu müddet zarfında Allah Rasulüne herhangibirşey olursa. Hıristiyanlığı kabul etmesi için devamlı telkinler yaptırıyordu. 5. Peygamberin yakın arkadaşlarından birisinin Hıristiyanlığı kabul etmesi. GÜNÜN 1. Sa’d b. Sıdk ve Sadakat ne kadar sevimli iseler. doğruluğun ne kadar faydalı ve lüzumlu olduğunu anlattıkları aynı anda müslümanların doğru olmalarını emir buyurmaktadırlar. daima birer saadet rehberi olmuşlardır. Bir taraftan sözünde. Sıdk ve Sadakat. Kizb dahi insanı kötülüğe. kabul ettiği takdirde serbest bırakırlar. bir kenara çekilmiş.Hz Ömer (r. Türlü çile ve ıztıraplara katlanmışlar.) Bir davayı temsil etme durumundaki insanların hayatında öyle ehemmiyetli anlar vardır ki. riyakar ve vefasız kimselerle arkadaşlık yapmanın zararlarını anlatmakta ve böylelerinden uzak durmanın ehemmiyetini dile getirmektedirler. o sırada yaptıkları küçük bir ihmal. Bizanslılar. Abdullah bin Huzafe’nin. Rida ve Rıdvanı kazanmaya götürdüğü gibi. özünde. İlk Müslümanlardan olan Abdullah bin Huzafe de (r.” Diyerek bütün dişlerini kırmıştı. onun yerine benim gibi binlerce Hubeybfeda olsun. • Demek ki. • Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i.” Demiş ve sadakatini göstermişti. Abdullah’ın Hıristiyan olması halinde kavuşacağı dünyalıkları durmadan arttırıyor. birçoklarının felaketine sebebiyet verebildiği gibi.) böyle bahtiyar biriydi. ölüm heyecanını taşıdığı o demlerde. ellerine geçirdikleri esirlere önce Hiristiyanlık telkini yapar. kelime-i şehadeti haykırmaya devam ediyordu.” Vasiyetinde bulunuyor ve sadakatini gösteriyordu. Bizans’ı tehdit eden Müslümanlı arasında bir panik meydana getirecek ve Hıristiyanlık alemi için büyük bir muvaffakiyet olacaktı. diğer taraftan. aksi halde çeşitli işkencelerle öldürürlerdi. sadece onları dost edinmelerini ve her zaman onlarla beraber olmalarını emrederken. pek çok insanın saadetine ve kurtuluşuna vesile olur. günden güne yayılarak. Kral henüz ümidini kesmemişti. eline bir taş almış ve: “Resulüllah’ın dişinin kırıldığı bir dünyada ben diş taşıyamam.a. Rabi’ Uhudda şehid olarak vefat etmek üzere iken Allah Rasulünden selam getirip halini soran sahabiye. O’nun ayağına bir diken batacaksa. Sahabenin ileri gelenlerinden biri olduğunu öğrenen Kral. ona ayrı bir ehemmiyet veriyor. Sıdk. Va’dinde sadık olmak bile. En sonunda şöyle bir teklifte bulundu: 87 . öldürülmesi şöyle dursun. Fakat Abdullah bin Huzafe bu tekliflerin hiçbirisi ne kulak asmıyor. sıdk ve sadakatin en beriz alametlerinden birisidir.

Ömer tarafından karşılandı. Abdullah ise. “Öyle ise öldürüleceksiniz” dedi. dinimden dönmem!” Kral. Abdullah. izzetle haykıraak şu cevabı verdi: “Değil bütün Bizans topraklarını.1 Müslüman olduktan sonra Resulullahla birlikte bütün savaşlara katılan Abdullah bin Huzafe. Derken o Müslüman kaynar suya atıldı. Ama imanımı kalbimden çıkarıp atamazsınız diye cevap verdi. Abdullah çarmıha gerildi ve okçular devamlı olarak. Sonra Hz. Arap ve Acem topraklarını da versen. İşte ilk önce ben öpüyorum” dedi ve başından öptü. ellerine ve ayaklarına yakın yerlere ok yağdırdılar. Hz. seni saltanatıma ve nülküme ortak ederim. seni serbest bırakacağım. Bu arada yine Hıristiyanlık telkinlerine devam ediliyordu. Bu soruya Hz. Sonra kazanın yanına Hz. Biz Müslümanlar Allah yolunda ölümden korkmayız. Abdullah. Etrafta bulunanlar ve Hz Abdullah yanan kemik cızırtılarını duydular. Abdullah’ın bu sözleri karşısınla Kral yeni bir teklifte bulundu: “Başımdan öpersen. Abdullah bin Huzafe’nin imanından gelen izzet ve fedakarlığı 80 Müslünıanın kurtarılmasına ve daha nicelerinin imanının kurtulmasına vesile olmuştu. Esirlerle birlikte Medine’ye dönen Hz. Perviz adındaki Iran Kisrası Hz. Peygamber’in mektubunu yırtmıştı. Benim ağlamamın sebebi şudur ki. ancak Müslüman kardeşlerimi serbest bırakacağı için öpüyorum. Hz. Abdullah’ın korkusunlan ağladığını zannederek. Allah’ın düşmanlarından birisi olduğuna inanıyorum. bir ara Peygamberimiz tarafından 50 kişilik bir seriyyenin kumandanlığına da getirilmişti. tekrar Hıristiyan olmasını teklif etti. Onun için. “Buna gücünüz yetebilir.’ diye düşündüm ve böyle bir düşünce beni ağlamaya sevk etti. onlardan her biri böyle Allah yolunda ölüme gitse. Hz Abdullah gine tekliflerini reddetti. “O halde niçin ağlıyorsun?” diye sordu. Abdullah. Kral. Abdullah ağlamaya başladı: Kral Hz.” Hz Abdullah Kralın başını öpmeye giderken şöyle düşünüyordu: “Bu adamın.” İslam izzetinin müşahhas bir timsali olan Hz. bir kazan su kaynatılmış ve Hıristiyan olmalı reddetmiş olan diğer Müslümanlardan birisi getirilmiş. Abdullah’ın başından öpmek her Müslümana bir vazıfedir. Abdullah’ın cevabı şu oldu: “Ben korkumdan ağlamış değilim. Aynı zanıanda. “Abdullah. “Ya Rab! O nasıl mektubumu parçaladı ise.” İslam imanını bütün varlığına sindirmiş olan Hz. Kralın başım öptü ve o da sözünde durarak 80 Müslüman esiri serbest bıraktı. bir Hıristiyanın başından nasıl öperdi? Şöyle mukabil bir teklifte bulundu: “Burada bulunan bütün Müslüman esirleri serbest bıraktığın takdirde dediğini yaparım. Hz. Bunu haber alan Resulullah da. kazana atılmak üzere bekletiliyordu. “Hıristiyan olmayı kabul ettiğin takdirde. Kralın başından öperek 80 Müslüman kardeşimizin kurtuluşurıa vesile olmuştur.” Hz. bir an olsun. Bu esnada Hz. sen de onu ve onun mülkünü parça parça et!” demiş ve ilave 88 .” Bizans saltanatına ortaklık teklifi karşısında bile imanından fedakarlık göstermeyen Abdullah. Ömer. ‘Başımdaki saçlarım adedince canlarım bulunsa da. Abdullah’ı tebrik etti ve orada bulunan Müslümanlara hitaben. Bunun başını ise. Peygamber’in mektubunu İran Kisrasına götüren de o idi. kızımı verir. Hz. Ahlullah getirildi.

Birçok kötülük gelmeden önce gittiniz.s.a. Ramazanda oruç tutacaksın.m. uyulması gereken hususlan şöyle saydı: “Allah’tan başka ilah olmadığına.A. uzat elini. BEŞİR BİN HASASİYYE (R. Bu davete Beşir bin Hasasiyye de muhatap olmuş ve tereddüt göstermeden bu daveti kabul etmişti. cihada gidilmeyecekse Cennete ne ile ve nasıl girilir?” buyurdu. Allah’a yemin ederim ki. Muhammed’in Onun kulu ve Resulü olduğuna şehadet edeceksin. Allah’dan geldik yine ona döneceğiz.) birgün Peygamberimize. ailemin süt ve binek ihtiyacını karşılayan on deveden aşka hiçbir şeyim yok. Resulullah (a. ölümden korkarak saıaştan kaçınacağımdan ve bu yüzden Allah’ın gazabına uğrayacağımdan endişe ediyorum. diğeri de cihad. yalnız olarak bir yere gittiğini görürse. Peygamberin ihbarının çıktığını gören Abdullah bin Huzafe. Müslüman olduğunda. Nasıl zekat verebilirim? “Cihada gelince: Ben korkak biriyim. Beş vakit namazı vaktinde kılacaksın. Yine zaman gelecek. Allah’ın gazabına uğrar’ diyorlar. zekatı vereceksin.) sonra benim geldiğimi fark etti. hepsine gücümüz yeter.) onun saltanatının altını üstüne getirmişti.Allah ondan razı olsun. he men takip ederdi. Ben de arka sından onu takip ettim. Halbuki halk.” Bir müddet sonra.s. Birisi zekat. Hadis-i şerif Peygamberimiz.) onun ismini ‘müjdeleyici” demek olan “Beşir” ile değiştir Beşir (r. halkı imana davet ediyordu. Osman devrinde Mısır’da vefat etti.s.m. “Ey Beşir. ancak ikisi benim takatim dışındadır. Bunu duyan Beşir (r. ccmaatler halinde ondan çıkacaklar. ey Allah’ın Resülü?” diye sordu. Sağlığında Hz. Resulullaha büyük bir sevgi ile bağlıydı. Kim olduğumu sordu Beşir 89 .etmişti: “Bundan başka kisra gelmez.a.a. bütün bunları yapnıak üzere sana biat edeyim!”’ Suffe Ashabındandı.s.) ağlayarak şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü. Muhakkak biz de size ka vuşacağız.). Baki’ Mezarlığına gitti ve şöyle buyurdu: ‘Mü’minler topluluğunun yurdu! Allah’ın selamı üzerinize olsun. Resulullahı bir zarar gelmesinden endişe eder. Kendisi anlatıyor: “Bir gece Resulullah (a. Peygamberimiz. hacca gideceksin ve Allah yolunda cihad edeceksin” Beşir bunları dinledikten sonra şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü.’ Resulullah (a.) İnsanlar Allah’ın dinine cemaatler halinde girdiler. Perviz’in oğlu Şirviye. Siz hayırlara nail olmuş bir ne silsiniz.) evden çıkmıştı. zekat verilmeyecekse. ‘Kim savaştan kaç arsa. Bir savaş durumunda.m. Müslüman ol- madan önceki ismi “korkutucu” manasında “Nezir” idi.” Bunun üzerine Peygamberimiz (a. “Sana hangi hususlarda biat edeyim.m. Hz. babasını hançerle paralamış ve Sa’d bin Ebi Vakkas da (r.

Biz senin gibi şerefli ve kabilesi içinde belli bir yeri olan birisinin Cehenneme odun olmanı istemeyiz” Bu sözlerden sonra Müslüman olmasını teklif ettiler. Medineli Müslümanlar Peygamberimizle geceleyin görüşmek üzere anlaştılar.A. Mus’ab’la birlikte Mekke’ye gitti.’ O gece bütün Medineli Müslümanlar Akabe’de Peygamberimizle buluştular. ‘Tehlikeli hayvanların size zarar vermesınden korktuğum için’ dedim. “Ben bunu Allah’tan hiç kimse için istemem” buyurdu. İtiraz etmeyip kalbinin İslama ısındığını hissettikleri zaman da Resul-i Ekremle buluşacaklarını bildirdiler.) birkaç Müslümanla henüz o zaman müşrikler safında bulunan Abdullah bin Amr’e giderek.2 5. Eğer iman ederse kabilesinden pekçok kimsenin de kurtulmasına vesile olabilirdi. Hadis-i şerif Peygamberliğin 13. Resulullah (a. kalbini.) eliyle çok sayıda Medineli İslami seçmişti. Şu teklifte bulundular: “Ey Cabir’in babası! Sen bizim efendimiz ve büyüklerimizdensin.) 0 şehid [Abdullah bin Amr] kaldırılıncaya kadar melekler onu kanatlarıyla gölgelemekten geri durmadılar. onu hidayete davet etti. GÜNÜN 2. kulağını İslam’a yöneltmesine razı ol maz mısın?’ buyurdu. Onlar da Hac mevsiminde Kabe’ye giderek putlara tapıyor. içlerinden temsilci olarak 12 kişiyi seçmelerini istedi. Esasen kafile beş yüz kişilikti.s.a. Ka’b bin Malik (r. sizden önce öl mem için dua edin” diye ricada bulundu.YILDIZI : ABDULLAH BİN AMR (R.a. ‘Elbette olurum ya Resulullah’ dedim. Niçin geldiğim sordu. senesiydi. Hac mevsimi gelince ikisi kadın.dedim. Zaten fıtraten temiz ruhlu ve sevimli olan Abdullah bin Amr çok geçmeden iman ederek saadete kavuştu. gözünü. ‘Ya Resulallah.) Resulullahın vefatından sonra onun acısına dayanamayacağın düşünüyordu. Bu sebeple Peygamberimize. ‘Allah’ın. Peyganıberimiz. 75 kişilik bir heyet Hz.a. Çoğunluğu müşrikler teşkil ediyordu.). Mus’ab bin Umeyr’in (r. Fakat bu haberi müşrikderden gizli tutuyorlardı. Medine’de tebliğle vazifelendirilen Hz. Hicretten az önce. Çünkü bu zat Hazrec Kabilesinin ileri gelenlerindendi. kendilerine göre bunu hac sayıyorlardı. Hazreçlileri temsil 90 .m. muhterem ve herkesçe tanınan bir insansın.” Beşir (r.

Eşsiz şecaat sahneleri sergili- yordu. Kendisiyle beraber İkinci Akabe Biatında Müslüman olan oğlu Hz. Evde bir oğlu.”2 Babasını kırmayan Hz. ne de körpe kız 91 . Abdullah Uhud Savaşına katıldı. yedi kızı vardı. Abdullah şöyle konuştu: “Vallahi oğlum cabir. Abdullah bin Amr’dı (r. Abdullah mü’minler halkasına girince. Abdullah da Müslüman olur olmaz ebedi huzurun saadetini tatmıştı. Hz. inancı istikametinde bütün gücüyle mücadele ediyordu.a. her kılıç kaldırışında Allah düşmanlarına ağır zayiat verdiriyordu. haliyle daha da mükemmel bir insan olmuştu. Bir sene sonra Peygamberimiz Uhud Gazası için mücahit toplarken. bilgili ve dirayetli bir insandı. Abdullah da Peygamber ordusunda bulunmayı arzu etti. Abdullah. onlara kim bakacaktı? Mücahit oğlunun gönlünü alan Hz. Bu seyahatte Hz. eden 9 kişiden birisi de Hz. Peygamberimizin hususi talebeleri içinde bulunarak Allah’ın medhine. Peygamberimizin Medine’ye teşrifinden sonra ondan ilim ve hikmet dersi almak için mukaddes sohbetlerinin ekserisinde bulunmuştu. Bedir’de müşriklerle iman-küfür mücadelesini vermek üzere cihad daveti vuku bulunca cephede vazife aldı. Ayrıca Suffe Medresesinin talebeleri arasında yer almıştı. İmanı uğrunda. Biata katılanları Peygamberimiz Cennetle müjdele- miş. Yüce dinin bahtiyar erleri içinde bulundu. şu kızların kimsesiz kalmasını düşünmesem. senin gözlerimin önünde şehit düşmeni isterdim. Abdullah kuvvetli irade sahibi. Abdullah.). Hz.a. Okuma yazma da bilirdi. Hz. Uhud’da müşrik güruhunun üzerine atılan Hz. Ben senin evde kalıp kardeşlerine bakmanı arzu ediyorum. Cabir aile reisliğine vekalet ederken.) müşriklere kılıç sallamak istiyordu. Fakat kız çocuklarını yalnız başlarına kimsesiz bir halde de bırakamazdı. Abdullah kalabalık bir ailenin reisi ve fakir bir vaziyette olduğu halde Peygamber sohbetinden geri kalmıyordu. Hz. cabir de (r. böylece Hz. İkisi de harbe katılıp şehit olsalar. Onu Peygamberinin yanıbaşında çarpışmaktan ne ailesi. Resulullahın iltifatına mazhar olan Hz.

Uhud’da ilk şehit düşen Sahabi olmuştu. onları arıyorlardı. dilediğini. Yakınları şehit olanlar. pek 92 . Abdullah bin Amr’in Allah’a yaptığı niyaz kabul edilmiş. Arkada kalan ve henüz kendilerine katılmamış olan kardeşlerinin ahiretteki hallerini görüp sevinirler ve bililer ki. ne oldu sana? Seni üzgün ve kalbi kırılmış görüyorum” dedi.) birlikte defnedilmesini emretti: “Bunlar hayatta iken birbirlerini seven en iyi iki dosttu” buyurdu. ‘ya Rabbi. ‘Ben şehitlerin geri dönmeyeceklerine hükmettim’ buyurdu. Feryat edip ağlamaya başladı. Kendimi tutamayarak ağladım. Hz. Allah’ın yüce isminin dünyaya ilanıydı. geride kalabalık bir aile ile bir hayli borç bıraktı” dedi. Peygamber. “Ey Allah’ın Resulü. Onu teselli etmek için Resulullah şöyle buyurdu: ‘Ne diye ağ- lıyorsun? 0 şehit kaldırılıncaya kadar melekler onu kanatlarıyla gölgelendirmekten geri durmadılar. cabir de gelmişti. Onlar Rablerinin katında hayat sahibidirler ve Onun nimetleriyle rızıklanırlar. Babasının cesediyle karşılaşmasını şöyle anlatır: “Uhud günü babam yüzü örtülü olarak getirilmişti. Savaştan sonra Medine’de bulunanlar Uhud’a gelmişlerdi. dile benden. Bunun üzerine Peygamberimiz şu müjdeyi ve saadetli teselliyi verdi: “Baban şehit olunca Allah onu diriltip huzuruna aldı ve ona sordu: ‘Ey kulum. Abdullah’a şehadet şerbetini tattırdı. Savaşın ateşli bir anında müşrikderden Usame’nin kılıcı Hz. Allah’tan kendilerine erişen büyük bir nimetle. ben Sana hakkıyla kulluk edemedim. Uzerindeki örtüyü kaldırdım. sana ihsan edeyim!’ Baban da. Tevhid sancağının dalgalanması. ‘Oyleyse ya Rabbi. Allah da. Allah’ın kerenıinden bağışladığı nimetlerle sevinç içindedirler. Peygamberimin yanında savaşıp senin uğrunda bir kere daha şehid olmayı dilerim’ dedi. Bu savaşta da gaye. “0 şehidler. onlar üzerine hiçbir korku olmayacak ve onlar hiçbir üzüntüye uğramayacaklardır. Beni dünyaya geri göndermeni. bunu geride kalanlara ulaştır’ deyince Cenab—ı Hak şu ayet-i kerimeleri vahyetti: “Allah yolunda öldürülünleri ölü sanma. “Onlar.”3 Daha sonra Peygamberimiz Hz.4 Bir gün Hz. Cabir de. Müşrikler burnunu ve kulağını kesmişler ve onu tanınmaz hale sokmuşlardı. Sonra baban. Cabir bin Abdullah’ı mahzun görmüştü. 0 sırada halam Fatıma da geldi.a. babam şehid oldu. Hz. “Ey Cabir. çocukları alıkoymuştu. Abdullah’ın Amr bin Cemuh’la (r.

Hz. kadın tekrar karşısına çıktı.Ey filan kişi! Rabbin makamında durmaktan korkanlara iki cennet var. Ömer’in (R.’5 Bu haberi duyan Hz. Allah korkusundan ona iltifat etmiyordu. (Rahman/46) dedi. Genci tutarak evinin önüne getirip koydular. Cabir’in sevincine diyecekyoktu.Bana niye haber vermedin? diye sordu.Allah aşkına söyle! deyince. Sonunda eli olduğu gibi bırakıldı.) halifeliği döneminde ibadet ehli. Bu gencin evine giden yolu bir kadının kapısının önünden geçiyordu. mezarları açtılar. Hz. ayeti okudu ve tekrar kendinden geçti. Ömer ve beraberindekiler gencin kabrine geldiler. dedi. sonsuz bahar bir adım ötede. KAFİR Mİ MÜMİN Mİ ? 93 .S) sevgisiyle doluydu. dedi. Genç.Evladım neyin var ne oldu? diye sordu. Kabirdeki genç konuşup: . Güce. Babası dışarı çıkınca. şehitler sanki yeni vefat etmiş gibiydiler. Allah ve Rasulü’nün (A. Hayatın baharı şeytana satılmazsa. Uyur gibiydiler. fakat genç. hemen gerçeği görürler. gencin babasına gelerek başsağlığı diledi ve: .A. Hz. Başka tarafa nakledilmeleri gerekince. kadının ardı sıra eve girerken birden bire Allahu Tealâ Hazretleri’ni hatırladı ve korkuyla dilinden şu ayet döküldü: “Takvaya erenler (var ya). Babası: . Bir de baktılar ki genç ruhunu teslim etmiş.Bir şeyim yok. Abdullah’ın kabri sel sularının akıntı yerindeydi.ziyade bir mükafatla ve mü’minlerin mükafatını Allah’ın zayi etmediğini görmekle sevınirler. vakit geceydi.Ey Mü’minlerin Emiri. Kabir açılır açılmaz misk gibi bir koku yayıldı. Sonra da kapıyı çalarak babasına haber verdiler. onlara şeytandan herhangi bir vesvese iliştiği zaman (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp. Uzun bir müddet baygın kalan genç kendine gelince. Kanama da durdu. Abdullah yaralandığı zaman elini yaranın üzerine koymuştu. namazdan çıkar çıkmaz evine döner ve ihtiyar babasının hizmetini görürdü. son derece takva sahibi bir genç vardı. Komşulardan bir kaçı genci tutup eve taşıdılar. Sabah olunca olay Hz. oğlu başından geçenleri anlattı. Vakit namazlarında cemaati kaçırmaz. Gencin babası: . Aradan kırk altı yıl geçmişti. Fakat genç.Ya Ömer! Rabbim Cennette bana onları iki defa verdi. Hz. diye cevap verdi.” (A’raf/201) Hemen ardından da bayılarak düştü. Bu sefer bütün maharetini kullanarak genci kandırmayı başardı. Ömer’e bildirildi. Ömer’in hayret ve takdirle izlediği bu gencin kalbi. Hz. hayatın her döneminde güzel.Bizi onun kabrine götürün.A): . Mezar açılıp eli yarasının üzerinden ayrılmak ve uzatılmak istenince yarası kanamaya başladı. kuvvete. Ama fırsatlar çağı gençlikte bir başka güzel. Hz. dedi. Hz. 5. Hz. Ömer (R. Oğlu: . Kadın hizmetçisini çağırdı. Cesetleri hiç değişmemiş ve bozulmamıştı. Bunun üzerine genci yıkadılar ve gece vakti götürüp göz yaşlarıyla defnettiler. güzelliğe rağmen günahlardan sakınanların mükafatı ebedi mutluluk. babası: . oğlunu baygın bir vaziyette kapının önünde buldu. GÜNÜN HİKAYESİ : KABİRDE KONUŞAN GENÇ Takva sahibi olmak. Ömer. Yine bir gün yatsı namazını kıldıktan sonra evine giderken.Hangi ayeti okumuştun? diye sordu. Babası: . Kadın her defasında gencin yoluna çıkarak çirkin tekliflerde bulunuyor. Ömer: . Akan sular toprağı iyice oyunca şehitlerin kabirleri açılmıştı.

sokaklar zift kanalı. sahibini (Allah-ı) ister.Anlatayım. Sarmış cemiyeti onulmaz pek çok hastalık.İmam -ı Azam'ın da bulunduğu bir mecliste birisi şöyle bir soru sordu: "Bir adam ki.. Milletin heryanı ayrı bir illetle ma’lûl.Allah varsa bana göster. yine topraktan olan kerpiç nasıl etki yapıyor? Bu cevaplardan sonra alim beraat eder. Meydanlar inliyor. İtiraz ettiler: "Ya imam nasıl olur. rükusuz secdesiz namaz kılar. mümin cenneti istemez mi. çünkü fitneden maksat mal ve evladdır.. Hakim. 2. Allah varsa bana göster demişti. hakkı istemez. Gençler serâzât. Beyinler sarsık. "Bunlar müminin sıfatıdır." dediler. böyle bir adam kafirin ta kendisidir. Başının ağrıdığını iddia ediyorsa göstersin.. ben sorularına karşılık kerpici vurdum. fitneyi sever. alimin birine şu üç soruyu sorar: 1. cenneti istemez. kâh sola tos..GÜNÜN ŞİİRİ GENÇ ADAM Genç adam! Düşün bir yığın dertdi ki asırlık. sahibinden korkar.” Şehirler çirkef oldu.Bana üç soru sormuştu. Başı yarılan inkarcı soluğu mahkemede alır. ölü eti dediğiniz balıktır. Ve insanlar tıpkı “akvaryumdaki balıklar: Şaşkınlıkla gidip kâh sağa tos. İmam-ı Azam susuyordu: "Ya imam sen ne dersin?" dediler. 5. gâyesiz kalabalıklar. kalbler baygın. . “kapkaranlık hissiyât. (Kur'an'da mal ve evladın müminler için fitne -imtihan... Topraktan yaratılan kendisine. fitneyi sever.. böyle biri müminin ta kendisidir" dedi. görmediğine şahitlik eder. Sonra da yerden bir kerpiç parçası alıp inkarcının başına vurur. İmam-ı Azam. mümin de olsa ölümü temenni etmez. görmediğine şahitlik eder. cehennemden korkmaz. Böyle bir topluluk içinde idrâka paydos! Bunca fezâyîle cemiyet yaşar mı? Heyhât! Göz görmez. cehennemden korkmaz. bu adam kafir midir. alime sorar: . çünkü haktan kasıt ölümdür. cehennemden korkmaz mı?. mümin mi?" Mecliste bulunanlar ağız birliği etmişcesine "Bunlar kafirin sıfatlarıdır. herşey hürriyet payandalı.Nasıl? .Her işi Allah yaratıyor da neden suçlu ceza görür? 3.Şeytan ateşten yaratıldığı halde ona cehennem ateşi nasıl etki yapabilir? Alim bu soruları soğukkanlılıkla dinler.." diye İmam tek tek açıkladı: "Gerçek (bilinçli) mümin cenneti istemez. Cevabını aldı. kulak sağır. Üçüncü olarak da ateşten yaratılan şeytana cehennem ateşi nasıl etki yapar diye sordu. hakkı istemez. çünkü Allah'ı görmez ama kesin inanır rükusuz secdesiz kıldığı namaz cenaze namazıdır." KERPİCİN ETKİSİ Bir inkarcı. 94 .Bunun başına kerpiç vurmuşsun öyle mi? . ölü eti yer. İkinci olarak da her şeyi Allah yaratıyorsa suçlu neden ceza görsün dedi.olduğu belirtilmiştir). Madem ki niçin beni mahkemeye veriyor. devâsı meçhûl.

Yalan som altın.. bu bâdirenin bahâdırı sensin! Yıllardır.. Hiç durma koş tulumban elinde dört bir yana! Göğüsle alevleri bu bir vazife sana! Yırtılsın bütün zulmetler.Hayâ yırtılıp gitmiş. Gel.. artık dizlerimizde kalmadı derman. Şükür gerekti bizlere Allah'a davetinden. sen aysın Sen nur üstüne nursun.... ey Resül! Ey bizden seçilen elçi Yüce bir davetle geldin. iffet ayak altında. İslâm emânetin dönmez da’vâcısı ol! Sensin asırlardan beri beklenen kahraman.. Sen bu şehre şeref verdin Ey sevgili. sana söz verdik Doğruluktan ayrılmayız. Millî ruh derbeder ve millet dâğidâr olmuş. Kurt gövdenin içinde yapraklar bir bir solmuş. Gel ki. Ey Resül. hoş geldin.. Doğrul! Kendine gel! Bak tan yeri ağarıyor Ve ışıklar karanlık ordusunu boğuyor.. aldatma sultanlık tahtında.! AY DOĞDU ÜZERİMİZE (DOLUNAY) Ay doğdu üzerimize Veda tepesinden. belli olsun akyol. Sen ey esenlik yıldızı Senin sevginle doluyuz. hayâllerde. 95 . Sen güneşsin. düşlerde beklenensin. Genç adam. Sen Süreyya ışığısın Ey sevgili.

Hattâ Süleyman isminde mübarek bir misafirim vardı. Mütebâkisi. bir kıyye (kilo demek) pirinç bana kâfi gelmiştir.GÜNÜN 1. derim: Bereket ve ikrâm-ı İlâhî ile yaşıyorum. Bu beş seneki nefyimde.KAMPTAYIM KİTAPLARIMLA BAŞ BAŞAYIM ŞEYTANIMA. bir şükr-ü manevî nev'inde birkaç nümunesini söyleyeceğim. bitmemiş. Benim ekmeğim de ve onun ekmeği de bitiyordu. "Öyle ise nasıl idare edersin?" denilse. Cenâb-ı Hakk'ın bana ettiği ihsânâtı yâdedip. NEFSİME YENİLMEDİM BURADAYIM 6. Fakat ne çare. YIKILMADIM. bütün ömrümde bir düstur-u hayatımdır. fakat Kur'an hizmetinin kerâmeti olarak. kabul etmedim. Evet günde yüz para. Bir şükr-ü manevî olmakla beraber. başkasının minnetini almaz. her ihanete müstehak ise de. Çünki müftehirane gizli bereketi izhar etmek. ikisi de beni hasta etti. yalnız iki haneden bana yemek geldi. her tarafımızda kimse yok ki. İkincisi: Şu mübarek Ramazanda. "Cum'a gecesi senin yanında bu dağda beraber dua etmek arzu ediyorum" dedi. Rezzakımdan başka kimsenin minnetini almıyorum ve almamağa da karar vermişim. üç ay bana ve misafirlerime bir kıyye tereyağı. çok dostlar bana hediyelerini kabul ettirmek için çok çalıştılar. söylemeye mecbur oldum. korkuyorum ki. Şu mes'elenin izahını hiç arzu etmiyordum. Çarşamba günü idi." Elcevap: Ben iktisad ve bereketle yaşıyorum. bir riya ve gururu ihsas ederek o mübarek bereket kesilsin. Üçüncüsü: Dağda. belki kırk para ile yaşayan bir adam. Belki bir gururu ve bir enaniyeti ihsas eder fikriyle. başkasının yemeğini yemekten memnû'um. Anladım ki.hem maaşı kabul etmemek -yalnız bir-iki sene Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye'de dostlarımın icbarıyla kabul etmeye mecbur oldum ve o parayı da manen millete iade ettik. Ehl-i memleketim ve başka yerlerde beni tanıyanlar bunu biliyorlar. erzak hususunda ikrâm-ı İlâhî olan berekete mahzar oluyorum. kesilmesine sebeb olur.kâfi geldi.      sırrıyla. bilmiyorum. Hattâ o pirinç. Nefsim çendan her hakarete. -hergün ekmekle beraber yemek şartıyla. İşte birisi: Şu altı aydır otuzaltı ekmekten ibaret bir kile buğday bana kâfi geldi. dedim ona: Git ekmek getir. Ne mikdar kifayet (Hâşiye) edecek. beyan etmek bana pek nâhoştur. bütün Ramazanda benim idareme bakan mübarek bir hanenin ve sadık bir arkadaşım olan o hane sahibi Abdullah Çavuş'un ihbarı ve şehadetiyle. Daha var.hem maişet-i dünyeviye için minnet altına girmemek. Fakat mâdem ehl-i dünya evhamlı bir surette soruyorlar. üç ekmek. oradan ekmek alınsın.NURU: 16 MEKTUBUN DÖRDÜNCÜ NOKTASI DÖRDÜNCÜ NOKTA: Evhamlı birkaç sualin cevabıdır: Birincisi: Ehl-i dünya bana der: "Ne ile yaşıyorsun? Çalışmadan nasıl geçiniyorsun? Memleketimizde tenbelce oturanları ve başkasının sa'yi ile geçinenleri istemiyoruz. İki saat. Ben de dedim: 96 . onbeş gün Ramazandan sonra bitmiştir. ben de derim ki: Küçüklüğümden beri halkların malını kabul etmemek -velev zekat dahi olsa.

evvelce yazıp Üstada teslim ettiğim Hücumat-ı Sitte Risalesi"ni bana vermek için sakladığı yerden ararken. gördüm ki: Koca bir ekmek. hemen o başladı." Sonra hiç münasebeti olmadığı halde ve bir bahane yokken. Yirmi-otuz gündür hiç bir insan o tepeye çıkmamıştı. tavuğu hatıra getirdi. fevkalade bir surette bulunmaz. ________________ (Hâşiye): Bir sene devam etti." Hem şu tavuğun yazın çıkardığı küçük bir yavrusu vardı." O ekmeği aldık. birden bire başım çevrilir gibi başımı çevirdim. Emin. çorap için dört buçuk lira ile idare ettim. ikimiz yürüye yürüye bir dağın tepesine çıktık. Evet hazîn mırmırlarını dikkatle dinlesen. bereket suretinde gelir. O ekmek. Yâ Rahîm" ile zikreden ve yanımda bulunan dört kedinin rızıklarıdır ki. Dostlarımdan sordum: "Böyle olur mu?" dedim. Dedim: "Süleyman müjde! Cenâb-ı Hak bize rızık verdi. Birincisi : Bu yakında Üstadımız ile beraber kıra çıkmıştık. bu mübarek hâli bir ikrâm-ı Rabbanî olduğuna. fakat kutu sekiz şekerden fazla almamış.] Hizmet-i Kur'aniyede bize sebkat eden sadık ve halis. Aynı vakitte Risale-i Nurun intişarına ve hizmetine zarar vermek niyetiyle casus bir adamın merdivene doğru zahiren ziyaret maksadiyle geldiği görülür. ekmekle aşağıdan çıkageldi. Dördüncüsü: Şu üstümdeki sakoyu. Dediler: "Belki bir ihsan-ı İlahîdir. Kedi bahsi geldi. " fesübhanallah" der. Emin. Müteessifane şöyle düşündüm ki: Küflenmiş bir parça ekmeğimiz var. "Yâ Rahîm. Dedim: "Kardeşim. Fakat sakın bunları fahr için zikrediyorum zannetmeyiniz. Hem nümune için yalnız bir kısmını beyan ederiz. bakıyoruz ki.. Birden o anda adetlerinin hilafına olarak hiç vuku bulmamış bir tarzda bir hadise zuhuriyle. yumurta makinesi gibi pek az fasıla ile her gün rahmet hazinesinden bana bir yumurta getiriyordu. üçer şekerle içilmesini emir buyurdular. diye taaccüb ettik. ben de ondan istifade ederim. Yâ Rahîm" çektiklerini anlarsın. metin ve vefakar kardeşlerimizden mübarek Husrev ve Rüşdü gibi zatlar. Şu kışta. şeker kutusuna sarfolan şekerleri koymak istemiş. Çay yapılmasını. ikimize iki gün kâfi geldi. Bereket-i iktisad ve rahmet-i İlâhiye bana kâfi geldi. Risalet-ün-Nurun menba-ı intişarı olan Ütadımızın odasına geldik. bir şeker kendine noksan olarak içmiş. Hepimiz üçer şekerle ikişer çay içtik. hem kışta. 6. belki mecbur oldum. Beş senedir elbise. beni yumurtasız bırakmadı. eski olarak almıştım. bir parça çay yap. Hem bir gün iki yumurta getirdi. gözlüklerini bırakarak merdivene müteveccih olurlar. Akşam üzeri.GÜNÜN 2. İşte şu nümuneler gibi çok şeyler var ve bereket-i İlâhiyenin çok cihetleri var. Hem küçük. dalları içinde bize bakıyor. kuşlar ve hayvanat-ı vahşiye hiçbiri ilişmemiş. dört sene sâdık bir sıddîkım olan müstakim Süleyman." O ona başladı. Biz yerken. şu sırr-ı bereket. Hem benim için iyiliğe bir medar olduğunu düşünmeyiniz.NURU: EMİN VE FEYZİ'NİN BİR FIKRASIDIR. Bu bereketler. ya yanıma gelen hâlis dostlarıma ihsandır veya hizmet-i Kur'aniyeye bir ikramdır veya iktisadın bereketli bir menfaatıdır veyahut "Yâ Rahîm. Biz de bu kardaşlarımızın fıkraları gibi bu yakın zamanda beraber tezahür eden gördüğümüz bazı hadisatı kaydedeceğiz. Yalnız Emin kardeşimiz. yani Mehmed Feyzi. Hem Üstadımız onun 97 . Risalet-ün-Nurun hadimlerine ve vazifelerinin makbuliyetine bir emare olan ihsan olunan bereket hakkında müteaddit fıkralar yazmışlar. hem Ramazanda. Risale-in Nur hadimlerine bir inayet-i İlahiyye ve bir iltifat-ı Rabbaniyedir. [Risalet-ün-Nura Ait Dört-Beş Kerametten Bahseder.   kal. Bir tavuğum var. İkincisi: Yine aynı günde ben. hem ikişer çay. katran ağacının üstünde. İki gün nasıl yapacağız ve bu sâfi-kalb adama ne diyeceğim? diye düşünmede iken. ben de hayrette kaldım. yedi sene evvel. Bir parça şeker ile çayımız vardı. Onyedi şeker yerine kutu sekiz şeker ile dolsun. ben de derin bir dereye bakar bir katran ağacı altında oturdum. İbrikte bir parça su vardı. Ramazan-ı Şerifin başında yumurtaya başladı. ne benim ve ne de bana hizmet edenlerin şübhemiz kalmadı. pabuç. Bu vak'a bize şuhud derecesinde kanaat verdi ki. Bu köy halkı çoğunu bilirler. bitmek üzere iken. tâ kırk gün devam etti. çamaşır. bu akşam ancak ikimize yeter. Üstadımızın telaşlı olduğunu hisseder. Hem ne vakit annesi kesti.

Üstadımız izahat veriyordu. Kur'anın feyziyle bereket nev'inden sizlere veriliyor. Manen der: " Ey Kur'an şakirdleri! Sizi vazife-i mukaddesenizden ekseriyetle geri bırakan. elbette bereket sebebiyledir. yarım kilo tereyağı. bize de aynelyakin derecesinde kanaat gelmiş ki. Feyzi (Hâşiye-2) : Evet. Diğeri bir sene azab çekti. o hali göremiyordum. Hem ben. ziyareti başka vakte bırak!" O da döner. hem Mehmet Feyzi. pek zahir bir tarzda hem rızkımda bereket. aynı iştiha ile çalışmadığımdan berekete mazhar olmadığım zaman iki günde. yani Emin. bereket hususunda şayan-ı hayret bir hadisedir.nazarını öteki hadise-i bedeniyyeye çevirir. burada da aynen o tarzda yaşıyordum. Hem yemeksiz olduğu ekser vakitlerde ondan yediği halde altı ay kadar devam ettiğini ve halen de yüz dirhem kadar o peynirden bulunduğunu görüp yakinen tasdik ediyoruz. Üçüncüsü : Yine bir vak'a-i bereket: Üstadımızın bir okka (1 kilo 220 gram) peyniri vardı. bir kilo kadar ince şeker getirmiştik. Risalet-ün-Nurun hizmetinden gelen bir bereket idi. Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyanın i'caz-ı manevisinin bir şuaıdır. bunu benim az yemek ve iştahsızlığıma veriyorduk. maişet telaşesidir. Fakat bu hadise-i bereketin ifşasından sonra. Emin kardeşimiz memleketimize geldiği zaman mütemadiyen fa'al bir surette her ay çalışıyordu. noksaniyetini gösterdi." ________________________ (Hâşiye-1): Evet. ekser günlerde fazlaca sarfolunduğu halde. Ekser yoğurt ve süt ve tatlı kabağa vesair şeylere bazan yirmi . bir hakikatın suretini başka şekilde görmüşüz. elli güne yakın devamiyle anladık ki." Hem Üstadımız diyor ve biz de tasdik ediyoruz ki: " Ben son zamanda anladım: Şimdiye kadar hem ben. Hem yine aynı Ramazan Bayramında Üstadın rızası olmadığı halde Tahsin ve ben. Hem bu havalideki şakirdler. o acib hal. hem kalbimizde bir inşirah ve ferah. bazan bir buçuk günde bitiriyordum. ezcümle Üstadımız diyor ki: " Benim de kanaat-ı kat'iyyem çok tecrübelerle gelmiş ki. gider.külli hissetmiş ve itiraf ediyorlar ki: Risalet-ün-Nura çalıştığımız zaman. ben Risalet-ün- Nurun tashihatiyle meşgul olduğum zaman. itiraf ediyorum ki: Risalet-ün-Nur dairesine girmezden evvel bütün sene çalışırdım. hem öldü. 6. ben mazurum. vazifenize bakınız. Evet. evvelce görünmeyen dibi. Halen o şekerden yüz dirhem kadar kalması. yüzde yüz Risalet-ün Nurun hizmetinin bereketiyle olduğunda hiç şüphem yoktur (Hâşiye-1).. Ne vakit Risalet-ün-Nur dairesine girdim. hem dostlarım.otuz dirhemden fazla kattıkları halde. bereket neticeleri imiş. beş senedenberi üç-dört ay kadar çalıştığım halde. Ne vakit çalışmazsam. Üstadımızın emriyle Emin kardeşime ehemmiyetli bir surette okudum. evvelkinden daha müferrah ve daha mes'ut bir halde yaşamaklığım. Üstada arız olan bu hilaf-ı adet halet ve o risalenin yerinde bulunmaması kat'iyyen tesadüfe hamledilmez.NURU: İSLAMİYET DÜŞMANLARININ YAPTIKLARI TAARRUZ VE HİLÂF-I HAKİKAT MENFÎ PROPAGANDALARINA MUKABİL ÜNİVERSİTE NUR TALEBELERİNİN BİR AÇIKLAMASIDIR 98 . o mütecavizlerden birisi dehalet etti. O vakte kadar öyle mühim ve te'sirli ders almamıştık. Halbuki çok emarelerle kat'iyyen anladık ki. Bir hafta sonra o risaleyi hilaf-ı me'mul bir yerde bulduk. Şimdi ise. bu kesretli hadisat-ı bereket. Şöyle ki: Hapishanede bir tek ekmek. herkes.GÜNÜN 3. ehemmiyetli bir hadisenin önünü aldı. Bu hadise. Ekser günlerde o peynirden hoşuna gittiği için bir-iki def'a yiyordu ve bize de veriyordu. Hem. hem rızkımızda bereket ve suhulet. " Hucümat-ı Sitte" saklandığı muayyen yerinde fevkalade bir surette kaybolması. şüphesiz bir bereket içine girmiş. zahiren hissediyoruz. Evet. hem başka işlerimiz o tecessüsten kurtuldu. Demek bu onaltı ve onyedi senedenberi benim mükemmel ta'yinatım. O ise. görünmeye başladı. Demek bu iki mühim sırra binaen risale kendini göstermedi. yani Emin. hem kardeşlerim. sekiz ve bazan on gün bana kafi geldiği gibi. Hem. bütün kuvvetimle tasdik ediyorum ki. beş ay devam etti. Risalet-ün-Nurun dairesine girdikten sonra. ona der ki: " Görüyorsun.Hem Hucümat-ı Sitte. Ezcümle: Ben kendim. üç-dört aydan fazla çalıştığını görmüyoruz. ölümden kurtuldu. Birkaç def'a sekiz günde bana kafi gelen bir ekmeği. Risale-i Nurun sadık ve ihlaslı şakirdleri daima bir hıfz-ı inayet ve himayet altında olduklarına şüphe bırakmıyor. Evet. hem suhulet görüyordum. cüz'i .

. Cehennemî bir azabdan kurtardı.. her gün biri kesilse. hakikat-ı Kur'âniyeye feda olan bu başı zındıkaya eğmem!" diyen ve elli sene evvel Âlem-i İslâmı sömüren. Cenab-ı Hak. Risale-i Nur'un fahrî avukatı olmak ve dindar hakperest mücahid muharrirler. Risale-i Nur'un neşriyat ve fütuhatı ve tesiratı. 99 .A. kalbim mü'mindi. kurşuna dizileceği hengâmda "Âhirete gitmek için bana bir pasaport lâzımdı" diye ölümü istihkar eden böyle bir kahraman-ı İslâm Üstadımız Bediüzzaman'ın eserlerini okumak nimet-i uzmâsına mukabil canımızı da feda etsek. hem aklımı. Risale-i Nur'u. bir Said yerine yüzler Said size o yüksek hakikatı haykıracaktır. Risale-i Nur'a ve Üstadlarına vakfetmişler. elli milyon kuvvetindeyim!.. Reise: "Kâinatta en yüksek hakikat imandır. İmandan sonra namazdır. Yaşasın zalimler için Cehennem!" diye bağırarak ilerleyen ve imha plânıyla verildiği mahkemelerde yirmidört sene evvel "Ey mülhidler! Ey zındıklar! Said. Bahtiyar bir üniversiteli: Üstadımıza ve Risale-i Nur'a ait bir mektubu. Bin ruhum da olsa.. sermaye-i ömür ve gaye-i hayat edinmişlerdir. ömrümüzü de Ona vakfetsek.. Namaz kılmayan haindir. yüz yerde edasını emrettiği namazdan daha büyük bir hakikat olsa idi... Otuz sene evvel. Üstadımız sık sık der ki: Mesleğimiz müsbettir. dünyayı istilâ edecek Nur'un ilânında hissedar olmak şeref ve nimetine mazhar olmuşlardır.) gibi en meşhur İslâm hükemalarının eserlerini tetebbu eden muhakkik ve müdakkik bir ehl-i ilim diyor ki: Risale-i Nur'dan okuduğum bir sahifenin bana verdiği istifade.". büyük bir ihtişamla muhteşem bir bahar mevsiminde intişar eden mevcudat gibidir. hayata gözlerimi açtığım gün olarak biliyorum.. sessiz. menfî hareketten Kur'ân bizi menediyor. ellibin nefer kuvvetinde demişsiniz. bütün ins ve cin şâhid olsun ki ben mürteciyim. ihlâslı ve faziletli ihtiyar bir ehl-i tasavvuf. bu kadar senedir ilmî ve felsefî eserlerle iştigal ettim. hem kalbimi tenvir ve nefsimi ilzam etti. Rıza-yı İlâhî dâvâsı olduğu içindir ki. böyle bir mücahid-i ekberin. Hainin hükmü merduddur. Risale-i Nur kadar beni ikna eden ve Garb eserlerinden ve felsefeden aldığım yaraları tedavi eden ve bu zamanın ihtiyacına tam cevab veren bir eseri görmedim. böyle bir müellif-i İslâmın ve ulûm-u evvelîn ve-l âhirîne vâkıf böyle bir allâme-i asrın. Rıza-yı İlâhîden başka hiçbir şeye iltifat etmeyen ve âzamî ihlâsın mazharı olan böyle bir tilmiz-i Kur'ân ve hâdim-i İslâmın ve "Bir ferdin imanını kurtarmak için Cehenneme de atılmaya hazırım" diyen böyle bir halâskâr-ı imanın ve idam için sevkedildiği Divan-ı Harb-i Örfî'de "Sen de mürtecisin" ittihamına karşı "Eğer Meşrutiyet bir fırkanın istibdadından ibaret ise.. mebusluğa tercih ederim. iman ve İslâmiyet hizmetinde ağır şartlar ve kayıdlar ve tehdidatlar içinde muvaffak oluyorlar ve hayatlarını. Kur'ân-ı Kerîm'inde." Ve onbeş sene evvel: "Saçlarım adedince başlarım bulunsa. Bayezid meydanındaki kalabalıkta "Yaşasın zalimler için Cehennem. Bir edebiyatçı: Benim aklım nursuz. Kur'ana ve imana hizmetim cihetiyle ellibin değil. böyle bir mütefekkir-i ekberin. İmam-ı Gazâlî (R. Bir doktor: Risale-i Nur'dan istifadeye başladığım günü.. bu hizmet-i imaniyeden çekilmem. sömürgeci cebbar ve zalim bir İmparatorluğa karşı: "Tükürün o zalimlerin hayâsız yüzüne" diye matbuat lisanıyla cevab veren ve Büyük Millet Meclisinde. zulümden zulüme de sürüklensek. ömrümüzün nihayetine kadar şükran secdesinden kalkmasak bize yine ucuzdur. Risale-i Nur talebeleri. Kur'ânın bir tek mes'elesine hepsini feda etmeye hazırım. Yine bu azîm sırr-ı ihlâsa binaendir ki. diğer eserlerin on sahifesinden daha fazladır. hamiyet-i İslâmiyeye mâlik mümtaz avukatlar. Beni. Felsefî eserlerle meşgul bir muallim: Ben. Risale-i Nur dâvâsı. Titreyiniz! Haddiniz varsa ilişiniz!.. Lütfü isminde bir genci göstererek: "Bu Nur talebesi benden ileridir" demiştir ki. başınızı dağıtacaktır. Yanlışsınız." diyen ve beraetinden sonra da teşekkür etmeyerek. Toprağa atılan bir tohumun yüzer sünbüller vermesi gibi." Ve "Dünyayı başıma ateş yapsanız. İşte ey Risale-i Nur gibi hadsiz hamd ü senalara şâyeste olan bir nimet-i azîmeye nail olan Nur kardeşlerimiz! Böyle bir dâhî-yi âzamın. "Benim ölümüm sizin başınızda bomba gibi patlayıp. bunlar binler itiraflardan birer nümunedir. imandan sonra onu emrederdi" diyen ve yazdığı bir beyannameden sonra Mecliste cemaatle namaz kılınmasına başlanan ve Birinci Cihan Harbinde Gönüllü Alay Kumandanı olarak esir düştüğü Rusya'da Moskof Çarlığına karşı izzet-i İslâmiyeyi muhafaza edip.. böyle bir sahib-i zühd ve takvânın hakaik-i imaniyenin varlığında âdeta tecessüm eden böyle bir abd-i küllînin. Risale-i Nur. İstanbul'un bir yerinden bir yerine götürmek gibi bir hizmeti.

din düşmanlığı ile Üstadımıza zulmeden o gaddar. Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın. on mü'mini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevaplıdır. bir Gavs-ı A'zam gelse.belki eğer olsaydı müçtehidlere . bu zamanda Sünnet-i Seniyye dairesinde kemal-i imanı kazanan Risale- i nur şakirdleri. bir adamın imanını kurtarmak. Risale-i Nuru bırakıp onun yanına gitsen. Said Nursi 6. bu şehre bir kutub. yirmi mürid kadar kıymet verirler. kıymetdar hizmet-i imaniyesi. saadet-i ebediyeyi kazandırdığı için.NURU: RİSALE-İ NUR ŞAKİRDLERİNDEN MEHMED FEYZİ VE EMSALİNE HİTABEN BEYAN EDİLEN BİR HAKİKATTIR Kardeşim Feyzi. parlattırır. Birisini elde etseler. her zamanda bulunan hakiki mürşidler. . O'nu altun mürekkeblerle yazacağız. imanını kurtarıyor.. on adamı veli yapmaktan daha sevaptır. şöyle bir hakikatı anlamış ki: Risalet-ün-Nur'a hizmet eden. Üniversite Nur Talebeleri 6. külfet bulunduğundan. Eskişehir Hapishanesinde. Öyle ise biz de Rahmet-i İlâhiyeden niyaz ederek ahdediyoruz ki..dahi tercih ettiler.. benim gibi biçare. Hem zevkli ve cazibeder velayet tereşşuhatı karşısında Risalet-ün-Nurun hizmetindeki meşakkat." Sen. onlara kafi olarak kanaat veriyordu. Risalet-ün-Nurun yüksek. Velâyet ise. Lillahilhamd.Ey Seyyid-i senedimiz! Ey ruhumuzun ruhu. mürşidlerin nazar-ı dikkatini celbedecek vaziyeti aldığından.GÜNÜN 4. evliyaların. yalnız birtek şakirdi muvakkaten kendine çekebildi. mü'minin Cennetini genişlettirir. İnşâallah. madem sen Isparta Vilayetindeki kahramanlara benzemek istiyorsan. İşte bu dakik sırrı senin Ispartalı kardeşlerin bir kısmının akılları görmese de umumunun keskin kalbleri görmüş ki. dört ay mütemadiyen Risalet-ün-Nurun elli-altmış şakirdleri içinde ve celbkarane onların içlerinde sohbet ettiği halde.GÜNÜN PIRLANTASI VEFA Rıza Pazarı 100 . Feyziye hitaben beyan edilen bu hakikat kaleme alındı. velayet mertebeleri kazandırıyor. sertâcımız. o cazibedar şeyhe karşı müstağni kaldılar. mücahede. Madem bize menfî harekete izin vermiyorsun. sevgili Üstadımız Efendimiz!.. her halde bu zamanda Risalet-ün- Nur şakirdlerine müşteri olurlar. kalbimizin kalbi. ve neşrinde sebat ve sadakatla hizmet edeceğiz. Mütebakisi. Bu hakikata binaen. bir mü'mine küre-i arz kadar bir saltanat-ı bâkıyeyi temin eder. dese: " Seni on günde velayet derecesine çıkaracağım. Bir adamı sultan yapmak on neferi paşa yapmaktan ne kadar yüksek ise. canımızın canı.. günahkar bir adamın arkadaşlığını. tam onlar gibi olmalısın. insafsız zalimlerden intikamımızı şöylece alacağız: Risale-i Nur'u ölünceye kadar mütemadiyen okuyacağız. Bir adamın imanını kurtarmak. Çünki iman. Allah rahmet etsin. O şakirdlerin gayet keskin kalb basireti. evliyalara. mühim bir şeyh-i mürşid ve cazibedar bir Nakşi evliyasından bir zat. Tarikat ve şeyhlik ise. cânânımız.

geceleri gündüzler kadar aydınlık. daha güçlü tazyikler gördüklerinde. ayrı ayrı parçalar bir araya gelerek vahdete ulaşır. Vefanın Kazandırdığı Vefa. gönderdiği seriyyenin başındaki Abdullah b. Evet... son kelimeden önce bitirmeliyiz. Durum böyle olunca. kitlelerin yolunu aydınlatır ve toplumun önünü kesen bütün tıkanıklıkları açar. Terketme Yok “Kaptan gemiyi. dış düşmanın her türlü taarruzundan daha vahim neticeler doğurur. dönekler önemli yerlere yerleşip tahrip fırsatı bulamazlar. Cahş (ra)’a. Cenâb-ı Hakk’ın kendi dinini ikameyle vazifelendirdiği insanları çeşitli imtihanlarla elemesi. pervânesi. ötelerden gelen tayflar.. Fakat iç ihanetlerde bu imkân söz konusu değildir. beklenmedik sürprizlerle karşılaşmak ihtimal dahilindedir. 101 . ne olgun fertten. kalleşler. Evet. Kimse kalmamışsa atını mahmuzlar ve deniz gibi düşmanların üzerine sürer. motoru. Ama biz yeni bir vecize geliştirmek zorundayız. Elverir ki o toplum. Bu vecizede yukarıdaki sözün sonunu. ne de istikrarlı ve güvenilir bir devletten bahsetmek mümkün değildir. her zaman ona karşı bir durum ayarlaması yapmak mümkündür.. komutan meydanı en son terketmelidir” denilir. ne emniyet va’deden yuvadan. Cebren teslim olmuş insanlar. ayıklamaya tâbi tutması inanan insanlar için lütufların en büyüğüdür. Hızır çeşmesinden âb-ı hayat içip ‘ölümsüzlüğe’ ermenin yolunu aramalı. elli defa elendikten sonra dahi. devlet teb’aya karşı uğursuzlardan uğursuz ve herşey birbirine karşı yabancıdır. Bunlar yerine göre kendisinden istifade edilmesi gereken tecrübe alaşımlı sözlerdir. İçten gelen ihanet ise. devam eder ve canlı kalır. tedbir adına birşeyler yapmak da müşkülleşir. fertler birbirlerine karşı kuşkulu. Vefa sayesinde cüzler küll olur. Hızır’la yolculuk yapmanın. vefa duygusu üzerine kurulmuş ise. insan çok kontrollü bir hayat yaşamalıdır. fertlerin birbiriyle kaynaşıp bütünleşmesini temin eder. Ve her an. yeryüzünün istikrarı için dağları yaratmıştır. iç dünyaları itibariyle de dış görüntülerinden daha derin ve Rabb'in huzûrunda gözyaşı döken. vefa duygusuyla olgunlaşmış ve onun kenetleyici kollarına kendini teslim etmiş olsun. Yuva. Üst üste ve iç içe olsalar bile. Millet bu yüce duygu ile faziletlere erer. bizde terketme yoktur. bu kudsî da’vâya gönül verenler. yuva kendi içinde huzursuz. Zorlu bir yolda işin rıza yanı çok önemlidir. Devlet kendi teb’asına karşı ancak bu duygu ile itibarını korur. kalbura koyması. dökülmeyen insanlardan meydana gelmesi o cephe adına bir bahtiyarlık. Yani “terketme” kelimesini telaffuz dahi etmemeliyiz. tıpkı camidler gibi. İslâm tarihinde bunun nice misalleri vardır. ayrıca.. Vefa Ferd. Onun için gayet rahatlıkla diyebiliriz ki. İşte. her zaman ihanet edebilirler.! Da’vaya Vefa Allah. Efendimiz (sav). hattâ en küçük civataları bile kontrol edilir öyle de insan. Bizde kaptan veya komutan ne pahasına olursa olsun gemiyi terketmez. dağların yerin üzerinde görünen kısımlarının en az iki misli de yerin altındadır.. Düşman ne kadar güçlü olursa olsun. Vefanın olmadığı bir ülkede. Vefa düşüncesini yitirmiş bir ülkede. vefa duygusuyla itimada şayan olur ve yükselir. Uçakların nasıl uçuştan önce kanatları. onun yarım-yamalak insanlarla örülüp meydana gelmesi ise bir bahtsızlık ve hüsrandır. Cephenin. Zira böyle bir yolladır ki. Vefa duygusu varıp sonsuzluğa erince. dağ gibi birer ma’nâ eri olmalıdırlar. giderken kimseyi zorlamamasını emreder.

karşılaştığımız herkese anlatma şevk ve gayreti içindeydik. Esâsen.” M. hak meçhûl! Ne tüyler ürperir. Bu bakımdan. çileli bir hayatın içinden çıkıp gelmiş milletlerdir. bu umranlar. çileli bir hayat yaşamayı daha baştan bilerek ihtiyar etmeli. ahde vefa. o sahanın mükemmel temsilcilerini yetiştirmek mecbûriyetindeyiz. Evrad ve ezkâra gelince. Bu. evrâd ü ezkârı ve günlük hizbimizi okumayı. o günkü halavetini kaybetmiş gibi. Enes (ra).kendini en ince hissiyâtına kadar kontrol altında tutmalıdır. Bu mukavelenin şartlarına riayet etmek. Allah (cc) ile insan arasında ubûdiyet ve ulûhiyet mukavelesi vardır. Bu mes’ûliyetin yerine getirilmesinde hayatımız bile söz konusu olmayabilir. Öyleyse. sahip çıkılan yüce hakikatler söner gider. Eğer temsil tam ma’nâsıyla yerine getirilmezse. ledünnî sahada yaya kalması beklenirken. Ben de size verdiğim sözü tutayım” (Bakara. Zaten O. Vefa İster Vakıf kurmaktan dernek kurmaya kadar. Huzeyfe (ra) ve Hz. bu mukavelenin önemli bir buudunu da ölümü göze alma teşkil etmektedir: İşte. hiyânet. bu sahada da derinleştikçe derinleşmiş ve kalbî hayatını. şimdikilerin anlayışına göre.. rahatın. Önceleri. Allah yolunda savaşırlar. yarın tükenişimiz kaçınılmazdır. büyük bir kazançtır. ne îman. biz muvakaveleyi bozmadığımız takdirde Allah da bozmayacaktır. öldürürler. bugün var olsak da. her sahada İslâm’ı temsil için. O’nunla yaptığınız bu alış- verişten dolayı sevinin. Emânet lafz-ı bî medlûl. öldürülürler. gecelerdeki ruhanî seyahatını hiç mi hiç terketmemiştir. Oysaki Tabiîn ve Tebe-i Tâbiîn’e baktığımız zaman. Tevrat’ta. fakat. yâ Rab! Ne korkunç inkılâb olmuş: Ne din kalmış. vaadinden asla dönmez. Evet. hayatlarının son döneminde çok gözyaşı dökmüşlerdir. konuyla alâkalı Kur’ân ayeti: “Allah. asla hulfü’l- vaadde bulunmaz. Halbuki onlar. hattâ şakakları aynı duygularla zonk zonk atmıyor ve kasıkları ağrımıyorsa. Bediüzzaman Hazretleri. İncil’de ve Kur’ân’da Allah üzerine hak bir vaaddir. Kur’ân’ın nûrunu. devam etmiş ve ne zaman rahata ve rehâvete düşülmüş. yine çileli hayata devam edenlerin omuzlarında devam etmiş. mültezem her yerde. İşte bize bir murâkabe ölçüsü: İnsanların yanında ‘hizmet’ diyen. ‘Allah rızası’ diyen bir hizmet eri. Yoksa. yani o. ciddî bir nifak alâmeti taşıyor olabilir “Vefa yok. hayatlarını çile çizgisinde sürdüren yiğitlerin omuzlarında yükseldiği gibi. koşturuyoruz diye o da rafa kondu. ahde hürmet hiç. Yalan râyiç.A. “Bana verdiğiniz sözü tutun ki. Çünkü onlar. bir dönemin yiğitlerinden Hz.. 2/40) ayeti bu mukaveleye işaret etmektedir. din harâb îman serâb olmuş. fünûn-u müsbete adına çok şeyler öğrenmiş. Ahdini Allah’tan daha çok yerine getiren kim olabilir? O halde.” Demek oluyor ki. hizmet ediyoruz. her sahayla iştigal etmiş. Meselâ. rehâvetin bir gün bizi öğütücü dişleri arasına alabileceği ihtimali karşısında hep teyakkuzda bulunmalıyız. dünyaya bizim kadar dalmamışlardı. o zaman da bu umranlar çöküşe geçmiştir. İçte değişikliğe uğramanın bir diğer emâresi de. mü’minlerden mallarını ve canlarını cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır. yalnız kaldığında aynı duyguları taşımıyor. aksine o. Şimdi sanki bu hizmet. her türlü vazife ve sorumluluklarının yanında evrâd ü ezkârlarını hiç terketmediklerini görüyoruz. farzlar üstü farzdır. İçtimâiyatçıların görüşüne göre. 102 . üzerimizdeki en büyük mes’ûliyetlerden biridir. Gerçekten bu. çeşitli sâiklerle de olsa terk etmektir. dünyanın kaderine hakim olan ve tarihte büyük umranlar kuranların hemen hepsi.

“Sübhâneke yâ Allah. GÜNÜN 1. Bunların hepsi. böyle söyledim. Abdest almayı. ilerde çok dökülenler olacak demektir. yani aklî ilimlerle meşgul olsa da. namaz kılmayı.a. bunu terkediyorlarsa.) TEFSÎR ÂLİMLERİNİN ŞÂHI: Resûlullah efendimiz Mekke’de iken. teâleyte yâ Rahmân. ecirnâ min en-nâr. her bir çürüme emâresi. Abdullah bin Abbâs’ın soyundan oldu. Resûlullahın çok duâ ve iltifâtına kavuştu. birer temkin insanı olarak.YILDIZI : ABDULLAH BİN ABBÂS (r. hep aynı çürümeğe maruz kalmışlardır. bi-afvike yâ Rahmân” diyerek. Resûlullahın duâsı bereketiyle. ismini Abdullah koydular. dopdolu olduğu gibi. Gecesini ihyâ etmeyen. Abdullah bin Abbâs. Bediüzzaman. Bu sebeple. her mü’min. Resûl-i ekrem efendimizin yanına giderdi. tesbihatını terketmeyenler. mübârek elini Abdullah bin Abbâs’ın başına koyarak şöyle duâ 103 .. içten bozulmaya karşı çok dikkatli olmalıdırlar. kalp daima melek gibi olmalıdır. birbirinden uzak bu iki sahayı cem’ edebilmesi yönüyle de çok büyüktür. Resûlullahtan görerek öğrendi. Abbâsî devletinin başına çok halîfeler geldi. Abdullah ibni Abbâs’ın annesine buyurmuştu ki: . Eskiden. “Allahım! Onu dinde fakîh kıl ve kitabını ona öğret” diyerek duâ ettiler.. Zaten arada bir gelen mücedditlerin hikmet-i vücudu da bu küflü dimağların küfünü izale etmek değil mi? Hâsılı. 6. Bir defasında Peygamber efendimiz. “Allah her yerde hâzır ve nâzır O’nun huzûrunda bulunmak dikkat ister” diyerek. teheccüd namazını kılmayan. kulağına ezân ve ikâmet okuyup. çürümeğe mani olmak için de. gönüller de itmi’nanla dolup taşmalıdır. dimağ mütefelsif.Demek ki. Evrâd ü ezkâra devam etmeli. bizi dâğidâr etmeli. ba’zı geceler orada kalmıştır. Resûlullahın abdest suyunu hazırlar. sabah akşam. Teyzesi Meymûne binti Hâris Resûlullahın zevcesi idi. Zihinler ilim ve hikmetle. Abdullah bin Abbâs. bunlar içten çürümeğe başlamışlar demektir. Doğduğu zaman bana getir! Çocuğu getirdiklerinde. götür! Abbâs bunu işitip. Bu çocuk halîfelerin babasıdır” buyurdu. Daha küçük yaşta iken.Senin bir oğlun olacak. pozitif ilim tahsili yapanlar. bu durumu Peygamber efendimize gelip sorunca. kardeşi çürüme belirtilerinin farkına vardığında hiç çekinmeden hemen onu tenkid etsin ve yolunu düzeltmesine vesile olsun. Bu sebeple pek çok defa Peygamberimizin evine gidip gelmiş. Rabb’le münasebeti kavî tutmalı. Evet. Sabah derslerini terkedenler de öyle. Sonra annesinin kucağına verip buyurdular ki: . her zaman toparlanmalıdırlar. sabah kahvaltısını yapmamalıdır.Halîfelerin babasını al. makam ve mansıb sahibi olduktan sonra. Devamlı hizmeti sebebiyle. Tarih boyunca Kur’ân cemaatleri hep aynı yoldan gelip geçmiş. birlikte namaz kılarlardı. ilimde çok yüksek derecelere ulaştı. “Evet. müslüman şu anda yokuşun eteğindedir ve eğer şimdiden çürümeler başlamışsa. ayıplarını yüzüne söyleyecek kardeşler edinmelidir ki.

onlara Resûlullahın gazâları ve inzâl olan sûreler hakkında suâller sorardı. Çok methedildiği zaman. Ali’nin halîfeliği sırasında. zekâsı. İbni Abbâs’ı methederek der ki: 104 .Yâ Rabbî! Bütün ilim ve hikmeti. bu güzel göğüste toplansın. Hangi gün ne iş yapacağını önceden tesbit eder ve onlara aynen riâyet ederdi. son derece muntazam ve belli bir plân dâhilinde idi. onunla istişârede bulunur. Hattâ onların. Hz. Osman şehîd edilmişti. Hz. Aklı. Bu vasfından dolayı Tercümân-ül Kur’ân denilmiştir. Yaşının küçüklüğüne rağmen İbni Abbâs’a hürmet eder.İbni Abbâs’ın ilim meclisinden daha üstün ve daha faydalı bir meclis görmedim. Abdullah bin Amr bin Âs da. İlminin çokluğu sebebiyle kendisine lakab olarak Bahr-ül ilim. Ömer’in kendisini üstün tutup. çabuk kavrayışı ile dikkati çekiyor ve seviliyordu. Tevâzudan hiç ayrılmadı.O. Çünkü. Resûlullah efendimiz. Dört büyük halîfe ve diğer Eshâb-ı kirâmdan çok iltifât gördü. “Bu. İslâm ordusu adına kendisine elçilik vazîfesi verildi. bu ümmetin âlimidir. onu. Mekke’nin fethinden önce Medîne’ye hicret etti. Ömer. Çalışmaları. Ömer’e.etti: . feyze ve ma’rifetlere kavuştu. Bu iltifâtlar karşısında aslâ hâlini değiştirmedi. ilminin üstünlüğü ile tanınmıştır.Allahım! İnsanoğluna ihsân ettiğin her ilim ve hikmet. Medîne’ye hicret ettikten sonra. Peygamberimizden aldığı ilme. sizin bildiklerinizden değil. onun yerine hac emirliği yaptı. dört halîfe devrinde fetvâlar verdi. Hz. Bu seferde. onun dinde fakîh olması için duâ etmiştir. ilim meclisinde bulundurur ve dâimâ ilme teşvîk ederdi. Hz. Abdullah bin Abbâs. beni. Peygamberimiz. bu başa ver! Onları te’vîl ve tefsîr edebilsin. Abdullah bin Abbâs hazretleri. Ömer. Eshâb-ı kirâm arasında. Peygamberimiz vefât ettiği sırada. “Bana bu ni’meti ihsân eden Allahü teâlâdır. Hz. Hz. ilim ve irfânını takdîr ve tebrik ederdi. meclisinde bulundurması hakkında şöyle demektedir: “Hz. zekâsını. Abdullah bin Abbâs hazretleri. sâlihler. Abdullah bin Abbâs hazretleri. fikrî kuvvetini ve ilmini görerek şaşırmışlardı.Bu. Eshâb-ı kirâmın büyüklerinin meclisinde bulundu.Dönüşlerinde Hz. onun. “Niçin bu genci yanında bulunduruyorsun” diye suâl ettiklerinde buyururdu ki: . bilhassa Kur’ân-ı kerîmin tefsîri ve âyet-i kerîmelerin îzâhında yüksek bir ilme sahipti. Basra vâliliğinde bulundu. şâirler onun meclisine devam ederler. İbni Abbâs onüç veya ondört yaşında bulunuyordu. âilesi ile birlikte hicretin sekizinci senesine kadar Mekke’de kaldı. Muhâcir ve Ensâr-ı kirâmdan birçoklarıyla görüşür. buyurmuştur. Arabların en derin âlimidir” dedikleri bildirilmiştir. Cercis ve adamları onun aklını. Abdullah bin Abbâs.” Talebesi Atâ bin Ebî Rebâh der ki: . Übey bin Ka’b onun hakkında buyurdu ki: . Resûlullah efendimiz benim için duâ etti” derdi. Osman’ın emriyle. her biri ilme doymuş olarak huzûrundan ayrılırlardı. Abdullah bin Abbâs. Osman devrinde yapılan Kuzey Afrika seferine katıldı. Ona akıl ve anlayış verilmiştir. Eshâb-ı Bedir’in meclisinde bulundururdu. Onlardan ba’zıları Hz. ya’nî ilim deryâsı denildi. Bu vazîfeden döndüğü zaman. Âlimler. Bu sıralarda henüz 11-12 yaşlarında bulunuyordu. Bir başka gün de mübârek elini göğsü üzerine koyup: . Burada hükümdârlık eden Cercis ile görüştü. Ömer’in sohbetlerine ve ilim meclisine devam edip.

Halîfe Me’mûn zamanında toplatılan fetvâları. Kur’ân-ı kerîm ve kırâat ilmine dâir soru sormak isteyenler gelsinler! Dışarı çıkıp söyledim. Kur’ân-ı kerîmle ilgili ilmini. onlar da içeri girdiler. Şakîk buna hayrân olup dedi ki: . Müşkillerini sordular ve cevaplarını fazlasıyla alıp dışarı çıktılar. Nûr sûresinin tefsîrini yapmıştı. Bana. bütün ilimleri kendisinde toplamış. tefsîr. kıymeti yüksektir. Sonra tekrar buyurdu ki: . edebiyât ve sahâbenin ihtilâf ettiği konularda ve diğer ilim dallarında mütehassıs olmuştu. Kimsenin gelip geçmesi mümkün değildi. Fîrûzâbâdî. hepsi Müslüman olurdu. tefsîr kitaplarını onun rivâyetleriyle süslediler. Rumlar bunu duysalardı. Onun tefsîre dâir rivâyetleri çeşitli yollarla nakledilmiştir. Arkasından tekrar buyurdu: . abdest aldı ve buyurdu ki: . Gelenler de harâm. İslâm âlimleri. helâl ve fıkhî mevzûlarda çeşitli suâller sordular. Bu sebeple müşkillerini sormak üzere kendisine çok sayıda gelen oluyordu. kapı önündeki durumu haber verdim. en iyi bilenlerimizdendir. Onlar da evin odalarını doldurdular. Onlar çıktıktan sonra yine buyurdu: 105 .Şimdi Kur’ân-ı kerîmin tefsîr ve te’vîli husûsunda bilgi edinmek isteyenler gelsin! Söyledim. isteyen ve soranlara öğretirdi. helâl ve fıkıhtan mes’elesi olanlar gelsinler! Haber verdim. gelenleri ellişer kişilik gruplar hâlinde yanına alıp. Talebelerinden Ebû Sâlih anlatır: “İnsanlar mes’elelerini sormak için Abdullah bin Abbâs’ın evi önünde toplanmışlardı. Onlara da çok güzel cevaplar verdi. Onların da suâllerini cevaplandırdı. İbni Abbâs hazretlerinin verdiği fetvâlar. insanla dolup taşmıştı.Sünneti ve Kur’ân-ı kerîmdeki âyet-i kerîmelerin ihtivâ ettiği hükümlerin inceliklerini. Fakat tefsîre dâir muhtelif rivâyetleri vardır. yirmi cildi bulmakta idi. Getirdiğim su ile. İçeri girdiler. bir hac mevsiminde İbni Abbâs’ın bir hutbesini dinlemişti. Kendisine havâle edilen mes’elelere gâyet açık ve isâbetli cevaplar vermesiyle meşhûr oldu. fıkıh. hadîs. Cevaplarını alıp çıktılar.Şimdi çık ve dışardakilere söyle! Onlardan. Meşhûr velîlerden Şakîk. devrinin ilim. Evde yine boş yer kalmadı. irfân ve fazîlet bakımından önde gelenlerindendi.Ferâiz ya’nî mîrâs mes’elesine dâir suâlleri olanlar girsinler! Onlar gelip evi doldurdular. fıkıh ilminin en kuvvetli temellerindendir. Eğer Mecûsîler. İlimde canlı bir kütüphâne olup.Bu tefsîrin kadri. Kur’ân-ı kerîm âyetlerinin toplanmasında ve neşrinde büyük hizmeti olmuştur. Suâl sormak için gelenlerin çok kalabalık olması sebebiyle. müstakil bir tefsîr kitabı yoktur. Abdullah bin Abbâs hazretlerinin. Ev doldu. Huzûruna girip. su getirmemi söyledi. Abdullah bin Abbâs hazretlerinin nakledilegelen rivâyetlerinden bir kısmını. Sonra tekrar buyurdu ki: . Abdullah bin Abbâs hazretleri. İbni Abbâs. suâllerine cevap verirdi.Harâm.. Doymuş olarak çıktılar. Gelenler dışarı çıktılar. Tenvîr-ül- Mikbâs min Tefsîr-i İbni Abbâs adlı bir kitapta toplamıştır. Yol. O husûsta mes’elesi olanlar içeri girdiler.

cevaplarını teferruatlı bir şekilde aldılar. Allahü teâlâdan magfiret diler. fakîre ihânet eden mel’ûndur.” “İçinde harâm olanın. Onun vefâtı Müslümanları çok üzdü. Bunun için şu beyti söylemişti: Allah. Bu sevinmen. 687 senesinde Tâif’te vefât etti.” “Zengine ikrâm edip. gözyaşlarının bıraktığı izler görünürdü. denizdeki balıklara varıncaya kadar her şey. yaptığın hatâdan daha büyüktür.a. her durumda Allahü teâlâya hamd edenlerdir.YILDIZI : ABDULLAH BİN ABBÂS (r. GÜNÜN 2. gözlerimden görme nûrunu aldıysa. ömrünün son günlerinde 7-8 gün hasta yattıktan sonra. suâli olanların hepsi. Hayatımda.Bugün. Hadîs-i şerîfleri tedkîk ve araştırma ile öğrenirdi. Hz. Sen hatâdasın.” “Her binânın bir temeli vardır. Kureyş. hadîs ilminde bir deryâ idi. Cenâze namazını. üzülürsün. günâhların en büyüğüdür. yanaklarında. güzel beyaz yüzlü.” “Ey çok günâh işleyen! Yaptığın işin şerli sonucu seni bekliyor.” İbni Abbâs hazretleri.Lügat ilminden ve edebiyattan sormak isteyenler girsinler. Sakalını kına ile boyardı. azgın cezâsını bulacaktır. seni dâimâ görmektedir. bu husûsta bir âyet geleceğini zannederdik. Bu duruma yakînen şâhit olduktan sonra anladım ki. Bu hâlin..” “Benim için gecenin az bir vaktini ilme ayırmak. Abdullah bin Abbâs hazretleri buyurdu ki: “Dağlar dahî birbirine karşı azsa. Abdullah bin Abbâs hazretleri. Ali’nin oğlu Muhammed bin el-Hanefiyye kıldırdı ve buyurdu ki: .” “İşleyeceğin yanlış bir işin fırsatını kaçırınca. o hatâdan daha tehlikelidir. kalbini titretmez. Bu hâlin. ya’nî harâm yiyenin.” “İnsanlara hayrı öğretenler için. kapısında böyle kalabalık insanların toplandığı bir başka kimse görmedim. İslâm binâsının temeli de güzel ahlâktır. 2660 civârında hadîs-i şerîf rivâyet etti. bütün geceyi ibâdetle geçirmekten daha sevimlidir.” “Kıyâmet günü Cennete ilk da’vet edilecek olanlar. Bir hatâlı işte başarı kazanır. Bunun 106 . Rivâyetleri Kütüb-i sitte denilen meşhûr altı hadîs kitabında yer almaktadır. namazını Allahü teâlâ kabûl etmez. Böylece. Hâlbuki bu. Ömrünün sonuna doğru gözleri görmez olmuştu. Dilimde ve kalbimde o nûr devam ediyor. iri vücutlu bir zât idi. 6. uzun boylu.)-2 Onlar da gelip suâllerini sorup cevaplarını aldılar.” “Resûlullah efendimiz misvâk kullanmak husûsunda bize öyle emirler verirdi ki. Allahü teâlâ. Abdullah bin Abbâs hazretleri ile ne kadar iftihâr etse azdır. onun için kendinden emîn olma! Gülmektesin. farzların yapılmasında güçlüklere sabretmek. Abdullah bin Abbâs hazretleri. sevinirsin. Bu görüş. Bunun sevâbı üçyüz derecedir. ama başına neler geleceğini anlamıyorsun. yaptığın hatâdan daha fenâdır. Çok ağlaması sebebiyle.” “Sabır üç çeşittir. İkincisi harâmlardan ve yasak edilen şeylerden sakınma husûsunda sabır. bu ümmetin en âlimi vefât etti. Birincisi.

Genişlik vaktinde O’nu unutmazsan. Ahmak. sen de onu öyle an! Sen. birçok kitap ve Peygamberler verdin.Besmeleyi okuyan. günâhkâr herkesin rızkını helâlden takdîr etmiştir. onun istemediği şeyleri ondan men eder. farzlara çok önem verirdi. âdî kimseler. Abdullah bin Abbâs hazretleri. sen de ona o şekilde muâmele et! Suçlu olarak yakalanıp da. affedilmeni istediğin husûslarda. Sefîh ve ahmak kimselerle mücâdele etme! Çünkü sefîh. şükretmiş olur. Onun için Cennette yüksek bir derece ve hazîneler vardır. helâl rızkından eksiltir. Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh diyen. İnsanlar sana bir şey vermek için bir araya gelseler. Allahü teâlâya sordu: . onu da affet! Kardeşinin sana ne şekilde muâmele yapmasını istersen. Allahü teâlâyı ta’zîm etmiş. Allahü teâlâya teslîm olmuş olur. Abdullah bin Abbâs. Allahü ekber diyen. mâni olamazlar. Helâl rızkı için sabrederse.Kullarına saâdet yolunu göstermek için. Bir şeyden seni men ettiklerinde. kâinâtın yaratılışıyla ilgili olarak bir dersinde buyurdu ki: Resûlullah efendimiz buyurdu ki: İblîs.altıyüz derece sevâbı vardır. Elhamdülillah diyen. Allahü teâlâyı zikretmiş olur. büyük bilmiş olur.” Yaptığını Allah için yap! Nefsinin hoşuna gitmeyen şeylere sabretmekte. o şeyi Allahü teâlâ takdîr etmedi ise vermeye güçleri yetmez. Allahü teâlâ onu mutlaka gönderir.Ey oğlum! Sana faydalı olacak ve Allahü teâlânın râzı olduğu birkaç şey öğreteyim mi? Sen Allahü teâlânın hakkını gözetirsen. Nasîhat istiyenlere buyururdu ki: . Âdem aleyhisselâm yeryüzüne indirilince.İlk önce farzları yapmalıdır. onun ayrı bir yerde seni nasıl anmasını istersen. O da seni gözetir. Allahü teâlâyı tevhîd etmiş olur. Sabırsızlık gösterip harâmdan bir şey yerse. musîbetin ilk geldiği anda gösterilen sabırdır. Yerini bulmadıkça lüzûmlu olan sözü de konuşma! Çok kere faydalı söz yerini bulmaz da kaybolur gider. düzgün niyet ve katındaki sevâba kavuşma arzûsu görünce. Abdullah bin Abbâs anlatır: “Resûlullah efendimiz bana şöyle buyurdu: . Bunun da fazîleti dokuzyüz derecedir. Allahü teâlânın yardımı. Allahü teâlânın emirlerini yerine getir ve O’ndan yardım iste! Allahü teâlâ bir kulunda. senin için çok hayır ve iyilikler vardır. zararından da emîn değilsin. Tanıdığın kimse yanından ayrıldığı zaman. ihsân ile mükâfât görenin ameli gibi amel et!” Abdullah bin Abbâs bir dersinde şöyle buyurdu: . sabırla birlikte gelir. dili ile sana eziyet ederler. Sıkıntıdan sonra rahatlık vardır. Kullarını azdırmak için. mü’min. Lâ ilâhe illallah diyen. Allahü teâlâ. fâcir. sıkıntılı zamanında imdâdına yetişir. kalbinden sana buğzeder. Üçüncüsü. Abdullah bin Abbâs’ın şöyle buyurduğunu nakleder: “Üzerine gerekmeyen ve sana faydası dokunmayan şeyler hakkında konuşma! Çünkü bu fuzûlî bir iştir.” Talebesi Mücâhid bin Cebr. eğer Allahü teâlâ o şeyi takdîr etti ise. bana ne vereceksin? 107 .

tuzakların. Özür olanı affetmiştir. ölüyü kabirdeki azâbdan kurtarır.. zikrediniz emri. Tiflis'de. beş vakit namazı emretmektedir.Beş vakit namazı emreden âyet-i kerîme. her hâlde. sabah namazıdır. oyun sahaları ve hamamlar. O der: – Nerelisin? Bediüzzaman: – Bitlisliyim. dil ile ve kalb ile zikredin! Beni hiç unutmayın” buyurdu. Onun zamanına yetişecek olanların. Dikkatle etrafı temaşa ederken yanına bir Rus polisi gelir ve sorar: – Niye böyle dikkat ediyorsun? Bediüzzaman der: – Medresemin plânını yapıyorum. “Dururken. kâhinler. Rus polisi: – Bu Tiflis'dir! Bediüzzaman: – Bitlis. Aklı gideren.Bu sûre. kalbleri karartan gıdaların da. içilen şeyler ve sarhoş eden içkilerdir. İkindi ve öğle vakitlerinde yapılan hamdler. ben de gelip burada medresemi yapacağım. Cehennemi yaratmazdım. “Beni zikredin! Ben de sizi zikrederim!” buyuruldu. takallüs edecek. Ona îmân etmeleri için de ümmetine emret! Muhammed aleyhisselâm olmasaydı. Peygamberlerin. Medîne’ye gelince. büyücülerdir. Bunun için bir sınır ve özür tanımamıştır. Muhammed aleyhisselâm olmasaydı. Nasîhatların. Allahü teâlâ içindir. Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah yazınca durdu. evin. Cenneti. yalan.” Abdullah bin Abbâs buyurdu ki: . çıplak gezen kızlar. Yalnız. Allahı tesbîh edin! Göklerde ve yeryüzünde olanların yaptıkları ve ikindi ve öğle vakitlerinde yapılan hamdler. Üzerine. Abdullah bin Abbâs anlatır: “Birkaç Sahâbî yolculukta bir çadır kurduk. Birisinin Mülk sûresini başından sonuna kadar okuduğunu işittik. Âdem Peygamberi yaratmazdım. Buyurdular ki: . özür saymıştır.Rûm sûresinin onyedinci ve onsekizinci âyetlerini oku! Bu iki âyet-i kerîmede meâlen buyuruldu ki: (Akşam ve sabah vakitlerinde. akşam ve yatsı namazlarıdır. Bakara sûresinin yüzelliikinci âyetinde meâlen. Arşı su üzerinde yarattım. bu sınırı aşınca. Rus polisi: 108 . otururken ve yatarken de zikrediniz! Her yerde. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacakdır. falcılar. Şu perde-i müstebidane yırtılacak. fısk meclisleridir.GÜNÜN HİKAYESİ : BİTLİS-TİFLİS (…) Van'a gitmek üzere İstanbul'dan ayrılır. Batum yoliyle Van'a giderken Tiflis'e uğrar. Sabah yapılan tesbîh. Bu âyet-i kerîmeler. Hareket etti. Burada kabir olduğunu bilmiyorduk.) Akşam yapılan tesbîh.Allahü teâlâ bütün emirleri için bir sınır koymuş. Kur’ân-ı kerîmin neresindedir? Cevâbında buyurdu ki: . nefsi azdıran şiirler ve mûsikîdir. ikindi ve öğle namazlarıdır. Rus polisi: – Ne demek? Bediüzzaman: – Asya'da Âlem-i İslâmda üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Hiçbir özür ile zikir terkedilmez.Yâ Îsâ! Muhammed aleyhisselâma îmân et! Senin ümmetinden.Senin kitâbın. bunu Resûlullaha arz ettik. Çünkü O. böyle değildir. Besmelesiz yenilen. Şeyh San'an Tepesine çıkar.” Bir gün Abdullah bin Abbâs hazretlerine sordular: . Tiflis birbirinin kardeşidir. mescidlerin. 6. Abdullah bin Abbâs buyurdu ki: “Allahü teâlâ Îsâ aleyhisselâma buyurdu: .

Zamanla çok defa şahit olduk ki. nehirden su içmek isteyen hayvanları engelliyorlardı. O zat da vaiz ve hoca idi. ancak kamil ve bilge insanlarda rastlanabilecek bir vakar ve ciddiyete sahipti. Bu meselenin ırk ve dini de yoktur. nehir kenarından itibaren bütün ova yeşillenmeye başladı. ama çok farklı konuşuyordu. Sonra yavaş yavaş. Onun zihninde büyük bir eğitim projesi ile beraber cihan sulhu vardı. Vaaz ve sohbetlerinde bunları işledi. Yaşayışı da bambaşka idi. Bana Erzurum'dan geldiğini söylediler. Çobanlar da iznin geldiğini söyleyerek koyunları suya salmaya başladılar. Sonra bir nehir akarak geldi. herbiri bir kıt'a başına geçecek. Fıtri istidatları itibariyle de hiç karşılaştıklarımıza benzemiyordu. camide namaz kıldırır ve hutbeleri okurdu. Nereli olduğunu sorduğumda Erzurumlu olduğunu söylediler. Bu mesele ile ilgili olarak yakın çevresi pek çok hissiyatına ve önceden anlattığı rüyalarına şahittir. Azerbaycan ve benzeri olaylar sonrasında. ona halkımızın % 95'inin sevgi ve sempati 109 . şehadetnamelerini aldıktan sonra. O zaman rüyamı hatırladım. İşte Hindistan. İbrahim Çetin. Henüz izin gelmediğini söylediler. Kafkas ve Türkistan. nev-i beşerdeki hikmet-i ezeliyyenin sırrını ilân edecektir. Bu rüyamdan birkaç ay sonra bu camiye bir vaiz geldi.. Kur'an-ı Kerim'i ezberlemeye çok küçük yaşta başlamıştı. Rus polisi: – İslâm. her gecenin bir neharı vardır. Yahu. Sonbaharda bir yaprağın düşmesi bile ona tesir eder. Bu manada kötü bir oluşum başlayınca. Tatlı sesiyle. anında vicdanında duyuyordu. Pek çok hadis-i şerif de hafızasındaydı. gözüne haram değmemesi için değneğinin ucuna bakarak yürürdü. Şaşarım senin ümidine? Bediüzzaman: – Ben de şaşarım senin aklına! Bu kışın devamına ihtimâl verebilir misin? Her kışın bir baharı. biz öğrenciydik. kader-i ezelînin nazarında feleğin inadına. önce vatanımızda sonra bütün cihanda bunlar yankısını buldu. sezgileri de çok derindi. – Heyhat!. Yerinde kullanılan bir hassasiyet meziyetinin böylece Cenab-ı Hakk tarafından ihsan edilmesinin sır ve hikmeti de tezahür ediyordu. Mehmet Akif'in o büyük Safahat kitabından mühim bir kısmı da ezberindeydi. İslâmın zeki bir mahdumudur. Örnek bir hali vardı. Camiye. patlamadan önce sezer ve bunu iyice anlamak için sağa sola 'Bir yaramazlık var mı?' diye sorardı. bazı katliamlar karşısında şefkatinden bayılacak hale geldiğine hatta bayıldığına vaaz kasetleri bile şahittir. Bizim Kur'an-ı Kerim ve tecvid hocamızdı.. bilhassa İslamiyet'e indirilen her darbeyi. İslâmın iki bahâdır oğullarıdır. Evet. Allah rahmet eylesin çok takva bir hafızdı. Rus mekteb-i harbiyesinde talim ediyorlar." nazarı ile bakar ve hallerine çok hayret ederdi. insanlığa. Arkadaşlarımızdan birisine şöyle bir rüyasını anlatmış: "Kendimi Ege Ovası'nda görüyorum. ikinci yollardan gelir. Onun için bütün hücumlardan sonra bile yapılan anketler. şu asilzade evlâd. parça parça olmuş? Bediüzzaman: – Tahsile gitmişler. Koyunlar ve çobanlar vardı. İslâmın müstaid bir veledidir.. Uyuşuk. Bu hassasiyet her zaman hissedilirdi. Onlara niye böyle yaptıklarını sordum. Elbette bu hassasiyetin ayet ve hadislerdeki ince ve derin manaları -derinliklerden inci ve mercan çıkaran bir mücevher avcısı gibi- kavrama ve yakalamada çok büyük önemi vardı. İsmi. muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyetin bayrağını âfâk-ı kemalâtta temevvüç ettirmekle. İngiliz mekteb-i idadisinde çalışıyor. Tuvalete düşen bir karıncayı kurtarmak için kollarını sıvayıp uzun zaman uğraştığını biliyoruz. Her taraf kupkuru. Böylece herhangi bir meseleye bir anda birkaç yönden bakabilme imkanına da sahip oluyordu. İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor. Ben 'Acaba bu nehir nereden geliyor?' diye sordum. Hislerinin keskinliği yanında. Mısır. O zaman 28 yaşlarındaydı. Çok hassas bir yapıya sahipti. İlâ âhir. Bosna. Ama. ULU BİR RÜYA… Kestane Pazarı Camii'nin bir hatibi vardı. tembel ve kaygısızlara "Havadan nem kapanlar yanında bunlar da yağmur altında ıslandığını fark etmeyenler." Şimdi ben de 35 sene öncesini hatırladım. Çobanlar. Bu mükemmel kavrayış aynı zamanda muazzam bir yorumlama kabiliyetini de devamlı besliyordu.

kendisine inananların desteği ile gençleri çağdaş dünyaya hazırlamak ve Türk ulusunu muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak için mücadele veren ilerici bir ekolün başlatıcısı. Fakat kendimle yetinmeyip neslin de terbiye ve ıslahı istikametinde gayret gösterse idim. Cenabı Hakk'ın esmâsını. Yapılan bütün işler. şirketi ve benzeri yatırımları yok. Ferdlerden bir ferd olsaydım. Kendisine ait mal varlığı. Ne kadar da sık dokuyorum. GÜNÜN 2. az uyusa.. dünya gençliğine de eğitim hizmeti sunuyor. Fakat çok Kur'an okusa. Keşke kendimi büyük görmeseydim ve büyüklere ait tavırlara girmeseydim.. Keşke sadece şahsî noksan ve kusurlarımı görseydim ve onların telâfisi için çalışsaydım. Fakat benden gayri hiç kimsenin noksan ve kusurlarına bakmasa idim. Keşke başta kendi nefsimi terbiye etse idim. çok hadis öğrense ve çok fıkıhla uğraşsaydım ve öğrendiklerimi hem tatbik etseydim. Gülen ekolü. Öğrendiklerimi hemen gidip çevremdekilere anlatsa ve etrafa tebliğ etseydim. 110 . ömrünü insanlığın hayrı için harcamış. Bunun dışında hep sükut etseydim. hem de etrafıma neşretseydim. Millet vicdanından onu. Hatta görmese ve düşünmese idim. Ancak sorulunca veya müsaade edilince konuşsaydım. onu silmek isteyenlerin de silineceği pek çok olayla anlaşıldı. Allah'ın izniyle hiç kimsenin silemeyeceği. Keşke iman esaslarını. Kur'an hakikatlerini ve İLERİCİ FETHULLAH GÜLEN Sayın Fethullah Gülen. Bir gönül eri. Kur'anı Kerim'i ve Sünneti Nebeviye'yi her haliyle anlatan bir dil kesilseydim. az yese ve az içse idim.. Sayın Gülen'e inanmış işadamlarının girişimleriyle oluyor.beslediğini ortaya koydu. yurtları açmış. başta kendi ülkesi olmak üzere. Bir mecliste kavlen ve fiilen hakim ben olmasaydım. dünyanın dört bir yanındaki 40'ı aşkın ülkede Türk okulları. Keşke bunu kendi nefsim için yapsaydım da başkaları için çok müsamahalı davransaydım. O kadar ki. 6.HİKAYESİ : Keşke! Keşke az konuşsa. Sadece Türk değil. Keşke kimseye karşı içimde gıllü gış (iç dedikodusu) olmasa idi. Ama Türkiye'de son günlerde koparılan fırtınaya bakarsanız Sayın Fethullah Gülen tehlikeli bir gerici. kimseye kin beslemeseydim ve hiçbir Müslüman'la münakaşa etmeseydim..

kaç öğrenci banka soydu. Izdırâb çekmiş belli. sanayici ve benzeri mevkilere gelmek Müslüman'ın haddine mi düşmüş?!. Yüreği dertle ezgin. cumhurbaşkanı. "Ye aşı. kaç öğrenci devletin ve milletin malına zarar verdi. dünyanın dört bir yanında ilim tahsil ediyor.. Ve her dinin. Allah’ın sâdık kulu.. Kalmadı başka sevdâm. Bakanlar anlayacak. İşte şimdi sıkıntı buradan kaynaklanıyor.. Camiye gidip gelen. kıl beşi. Ey metâı nûr adam! Yok fevt edecek zaman. hep.! 111 . profesör. İstediği noktaya ulaşınca gerçek yüzünü gösterecekmiş. Ve bunun adı gericilik oluyor. Sür atını durmadan. uluslararası bilgi yarışmalarında birinci olmak ve Türkiye'nin hayal bile edemediği başarılara ulaşmak. kaç öğrenci uyuşturucu komasına girerek intihar etti? Tek suçları. 6. Sayın Gülen'in veya Gülen ekolünün gerici olmasından değil. vali.... ayıptır. Müslüman kabuğunu kırmış. şalvar giyeni. Sayın Fethullah Gülen 60 yaşına gelmiş bir insan.. Yapmayın yahu. Başı gözü polatlı. Duyguları pek engîn.. Müslümanlar. doktor.. Bir gariblik sesinde.. avukat. günahtır. Ululardan bir ulu. etliye sütlüye karışmayan insanlar olarak görülmüş Müslümanlar. başka işe karışma" mantığı ile yönlendirilmiş. zikir edeni gerici yaptınız anladık da okul kuran nasıl gerici oluyor? Efendim takiyye yapıyormuş. Ağar ufkumda ağar. Gözler buğulu. Dokunsan ağlayacak. kaç öğrenci paşalara uzun menzilli tüfekle suikast düzenledi. Hadi sarık takanı. Sakın geç kalma zinhâr! İçim hasretle yanar. Geliyor dolu dizgin. Okuyup. başbakan.Allah Allah. Daha kaç yıl yaşayacak ki takiyye yapsın?. Bazı çevreler Müslümanları yıllardır ikinci sınıf vatandaş olarak görmeye alışmış. Gülen ekolünün eğitim kuruluşlarında bulunan kaç öğrenci polis vurdu. Işık var çevresinde. hakim. grubun içinde bulunan marjinal bazı insanlar örnek gösterilerek Türk kültürünü ve bayrağını dünyaya tanıtan bir ekol gerici ilan ediliyor... partinin. tam tersine ilerici olmasındandır. Üveyk gibi kanatlı.GÜNÜN ŞİİRİ IŞIK ADAM Belirdi bir kır atlı. Yalan yok çehresinde. mühendis. Kalmadı bende derman. Heyecanla dopdolu. Koparılan gürültü. kaymakam. nemli. sadece Türkiye'de değil.

Vaz geçdim cân u tenden.. Sorma kim olduğumu! Düşüp-doğrulduğumu. Ayrılmam asla senden! Al beni de yanına. Unuttum boğulduğumu… EBEDA Yarab haberin nereden alalım Bir kamil mürşide varalım Hakkın yoluna kurban olalım Bir anda sabah olmaz ebeda Gözüme uyku girmez ebeda Gönlüm teselli bulmaz ebeda Gönül kuşunu eyleyemedim Dünyaya mesken bağlayamadım Yandı yüreğim ağlayamadım Bir anda sabah olmaz ebeda Gözüme uyku girmez ebeda Gönlüm teselli bulmaz ebeda 112 .Artık bende’nim bende’n.. Eriştim ummanına.

Tazedir solmaz Hakkın gülleri Mestane gezer saadet kulları Gayet incedir Hakkın yolları Bir anda sabah olmaz ebeda Gözüme uyku girmez ebeda Gönlüm teselli bulmaz ebeda Yarabberrahim Ey lütfü Kerim Yoluna kurban canım var benim Yarab sen varken kime gideyim Bir anda sabah olmaz ebeda Gözüme uyku girmez ebeda Gönlüm teselli bulmaz ebeda YEDİ GÜN DAHİ OLSA KAMPA KATILINIZ. MEVLANA GİBİ Mesneviden ders aldım Oldum Mevlana gibi Uçsuz ummana daldım Yüzdüm Mevlana gibi Sağ elimi kaldırdım Sol elimi daldırdım Dilim kalbe indirdim Döndüm Mevlana gibi Yüceldim döne döne Umudum hep o güne Giderken o düğüne Gülsem Mevlan gibi 113 . AZ KAMP ÇOK İLİM ÖĞRETİR.

KİTAPTA. ARKADAŞTA SANA EMANET ARAYU ARAYU Arayu arayu bulsam izini İzinin tozuna sürsem yüzüm Hak nasip eylese görsem yüzünü Ya Muhammed canım arzular seni Bir mübarek sefer olsada gitsem Kabe yollarında kumlara bassam Hak nasip eylese yüzünü görsem Can Muhammed canım arzular seni 114 . Sağ elimi kaldırdım Sol elimi daldırdım Dilim kalbe indirdim Döndüm Mevlana gibi Hayranı der aşk versin Şems gibi yoldaş versin Canlar kemale ersin Ersem Mevlana gibi Sağ elimi kaldırdım Sol elimi daldırdım Dilim kalbe indirdim Döndüm Mevlana gibi HEY ARKADAŞ! ŞU KARŞIDAKİ KAMP ŞU YANINDAKİ OKUMAYI BEKLEYEN KİTAP ŞU İLERDEKİ İLGİLENDİĞİN ARKADAŞ KAMPTA.

115 .