köþe yazýlarý

Müzik hayatým baþladý, korkun benden!
Siz bu satýrlarý okurken, inanmayacaksýnýz ama, ben bir kayýt stüdyosunda rap yapýyor olacað
Albüm yapmýyorum, yanlýþ anlaþýlmasýn. O kadar da deðil. Zaten "Törkiþ Kazanova" adlý bestey
Dinçöz kapýnca, ben de müziðe küstüm bir manada. O, benim çýkýþ parçam olabilirdi. Kýsmet.
Dizim baþlayacak ya, onun jenerik müziðinde bir bölümü benim sesimden dinleyeceksiniz. Me
lodik söylemeyeceðim, rap yapacaðým. Korkmayýn yani.
Müziðe olan ilgim, çocukluk yýllarýma dayanýr.
O yýllarda her þýmarýk kýz çocuðu gibi, eve misafir, eþ, dost, akraba geldiðinde, onlarý eð
görevi bana verilirdi.
Sanatçý taklitlerim, gösterimin belkemiðini oluþtururdu. Özellikle Nilüfer'den "Göreceeek g
ceeksiiiin" adlý þarký ve Ajda'dan "Kimler Geldi Kimler Geçti" en çok istek alan parçalarýmdý.
Misafir pek eðlenir pek gülerdi, çýlgýnca da alkýþlarlardý. Ben bunu Tanrý vergisi yeteneði
gösterinin baþarýsýna yorardým. Ama tahmin edebileceðiniz gibi, asýl eðlence "Kimler geldi, ha
týmdan kimler geçti" sözleriyle baþlayan bir

parçanýn dört yaþýnda, göbekli ve ponponlu çoraplý bir kýz çocuðu tarafýndan "en hisli duygula
asýydý.
Ýlkokul hayatým boyunca, sýnýfýn en çalýþkan öðrencilerinden biri olarak, okula gelen müfet
mur, öðretmenimi rezil ettim!
Müfettiþ: Sen, mavi gözlü, kalk bakalým...
Öðretmen: Gülse en baþarýlý öðrencilerimizden, müfettiþ bey, hem de sýnýf baþkaný.
Müfettiþ: Aferin. Büyüyünce ne olacaksýn? Mühendis mi? Doktor mu? Avukat mý?
Gülse: Þarkýcý!
Neyse ki ön sýramda oturan ve yine iyi bir öðrenci olan Serap da dansöz olmak istiyordu
. Oradan kurtarýyorduk.
Sanat müziði denemem
Müzik defterini tamamen kapatmýþ, kalbime gömmüþtüm.
Ta ki...
Geçen yýl, g.a.g.'ýn ellinci programýný kutladýðýmýz o anlamlý güne kadar.
Þov dünyasý böyledir iþte sevgili okuyucular. Her an her þey olabilir. Sanýyordum ki, g.a.g
. korosu esprisini playback falan halledeceðiz.
Ben ne bileyim canlý Türk sanat müziði icra edeceðimi!
Hayýr, hadi biz anýra anýra gülüp eðleniyoruz, sazlara yazýk deðil mi?
Adamlar profesyonel müzisyen. Keman, darbuka, kanun manun, ne varsa kapýp gelmiþler
.
Bana da kabarýk saçlar yapmýþlar, simli bir makyaj, kýrmýzý ruj, ancak kýyafet kot tiþört. Þ
aydedeceðiz, sonra giyinip çekeceðiz.
Ebru Gündeþ'in konser öncesi hâli tadmdayým.
O hâlimle adamlarýn yanma gittim'. Saz ekibi, tam olarak g.a.g.'m hedef kitlesi d
eðil tabii. Zaten geceleri çalýþtýklarýndan, "A, iþte bu g.a.g.'daki kadýn, komedyen yani, hih
ohoh"
gibi bir tepki olmadý. Daha ziyade, tam da korktuðum gibi, "Solist haným böyle buyursun,
La minör'den mi girelim?" biçiminde gergin dakikalar yaþattýlar bana.
"Ben aslýnda þarkýcý deðilim, komedyenim, dalgamýzý geçeceðiz" falan diyorum, kimse beni di
iyor.
Viski için, ses açýlýr
Daha yaþlý ve olgun görünen kemancýyý yakalayýp dedim ki: "Benim sesim kötüdür, siz bana ka
da kaynayayým bari." Bilgelik dolu gözleriyle bana baktý ve dedi ki: "Kötü ses yoktur hanýme
fendi. Herkes güzel sesli doðar. Önemli olan sesi eðitmektir. Bir iki deneme yapalým, bakýn
siz de inanamayacaksýnýz ne güzel okuduðunuza!"
O gazla, demiþim ki: "La minör'ü falan boþverin, girin, ben size yetiþirim!"
Þarký da Türk musikisinin en zor eserlerinden biri: "Dönülmez Akþamýn Ufkundayýz" adlý sega
er. Beste Münir Nurettin Selçuk, söz Yahya Kemal Beyatlý, solist Gülse Birsel!
Daha ilk denemede, ki ben gerçekten ruhumu katarak söylediðime inanýyorum, saz arkadaþl
arým dediler ki: "Viski getirtelim sete, sesinizi hemen açar!"
Prodüksiyon çalýþtý. Üç dakika sonra viskimi içmiþ ve sesimden bir Muazzez Abacý týnýsý bek
girmiþtim.
Dönülmez Akþamýn Ufkundayýz, benim yorumumla post-modern bir biçim kazandý. Neden sonra far
k ettim ki, saz arkadaþlarým viskiden götürüp duruyorlar. Kalbime bir býçak gibi saplanan acýy
, gerçeði kavradým: Sazlar sesime tahammül edebilmek için viski istetmiþlerdi!
Keman çalan iyi niyetli amca, hâlâ umudu kesmemiþ. Bir yandan çalarken, bir yandan kâh ce
saret veren, kâh acýr gözlerle bana bakýp tempo veriyor. Ben, viskinin de etkisiyle, döktürdüð
m ama, bir tane genç kanuni var, o arada, "Öffff" diye fenalýk geçiriyor. Bu sefer bende
"Acaba Muazzez Abacý kadar iyi deðil miyim?" þüpheleri uyanýyor!

Üçüncü denemede sesim kýsýldý. "Diyaframdan söylemedi-niz mi?" gibi bir þeyler gevelediler.
fram nerede bilsem, þimdiye kadar Ebru Gündeþ olurdum, sen ne diyorsun?
Sazlar yýprandý ama o programda hem biz hem g.a.g. seyircisi pek eðlendik.
Þimdiyse kayýt teknolojisinin nimetlerinden yararlanmaya gidiyorum.
Belki de tür yanlýþtý. Belki de çaðlayan gibi sesim Türk musikisine deðil, rap'e daha uygun
Göreceðiz bakalým...
Türkiye'nin "eþortman" sevgisi!
Hiçbir giysi bu kadar rahat ve çok amaçlý olmadý. Hiçbir giysi bir milletin genlerine bu k
adar iyi uyum saðlamadý. Ve hiçbir giysi beni benden bu kadar almadý!
Her þey o perþembe günü baþladý.
Zannederim geçen sene bahar aylarýndaydý.
g.a.g.'ýn çekim günlerinden biriydi ve ben her zamanki gibi, kotumu tiþörtümü, çizmelerimi
ymiþ, evden çýkmak üzereydim.
Birden kendimi yorgun hissettim galiba. "Nasýl olsa stüdyoya girer girmez üstümü deðiþtirip
süsleneceðim" diye düþündüm ve içgüdüsel olarak, giyecek daha rahat bir þeyler aradým. Mesela
an takým.
Beni biraz tanýyanlar sporla aramýn iyi olmadýðýný, hatta hiç aram maram olmadýðýný bilirle
da kendime en son aldýðým spor giysisi, 1988 yýlýnda aniden aerobiðe baþlamaya karar verip edi
ndiðim siyah tayt, siyah mayo ve sarý tozluklardýr.
Þöyle bir aile düþünün: Aðabey eski milli voleybolcu, zamanýnda Galatasaray'ýn takým kaptan
eski milli basket-

bolcu, üstelik bana göre 10 santim dezavantajlý olmasýna raðmen...
Ve kardeþleri, bendeniz!
Aerobik kýyafetim dýþýnda bir de yine ayný yýllardan kalma, aðabeyimin son bir umutla hediy
e ettiði tenis ayakkabýlarýyla tenis eteði vardýr. Hâlâ saklarým. Tenis hayatým da üç ay sürmü
cburi piyano dersi gibi bir þeydi benim için.
Spor yoksa eþofman da yok
Böyle bir insanýn neden eþofmaný olsun? Hangi sporu yapýp terledin de, terin soðumasýn diye
üzerine eþofman giydin?
Ne var ki Türkiye'deki eþofman, daha doðrusu "eþortman" kültüründen haberim yoktu o günlerd
Türk vatandaþý, eþofmana "eþortman" der. Zannederim "þort" takýsý genelde spor kýyafetleri ç
. Zaten tiþört yerine de "tiþört" denir. Hani þortun üzerine giyilen giysi manasýnda! Alakasý
ktur tabii. Týpký "sweats-hirt"ün de aslýnda süet olmamasý gibi.
Uzatmayalým. O gün, çekime giderken, kimbilir ne zamandan kalma bir Adidas eþofman altý
buluverdim. Üzerine de bir "süetþört"!
Aman Allahým o ne rahatlýktý öyle. Çekimde hikâyeleri alelacele anlattým ki, bir an önce "e
manýma" kavuþayým!
Eve ayný kýyafetle döndüm. Ayný kýyafetle yemeðe oturdum, televizyonun karþýsýndaki kanepey
. Hayat buymuþ yahu! Yataða da öyle girecektim ki sýcak gelir diye vazgeçtim.
Türk eþofmansýz olmaz
Türk ailesinde eþofmanýn önemli bir yeri vardýr. Oysa bizim aile robdöþambr-sabahlýk ailesi
i. Kahvaltýya kadar her-
kes giyinmiþ olur ve yatana kadar da öyle giyinik dolaþýrlardý. Her kültür aileden gelir tabii
. Ben de bu yüzden, eþofman zevkinden bu yaþa kadar mahrum kaldýðýmý idrak ettim ve arayý kapa
aya karar verdim.
Ertesi gün gidip kendime rengârenk birkaç eþofman altý aldým. Evde olduðum günler lüzumsuzc
i dirhem bir çekirdek giyinmektense, bunlarla dolaþacaktým.
Yýllarca moda dergisi çýkaran bir iþkadýný olarak sabah kalkýp þýk giyinmek zorundaydým.
Oysa bu televizyon iþinde hiç kýyafet almasanýz da oluyor! Çekimden çekime git. Aralarda d
a evde oturup yazý yaz. Hele þimdi dizi de baþlýyor. Haftada dört gün çekim ediyor.
Tam eþofmanlýk!
Böylece koleksiyonum da yavaþ yavaþ geliþti. Beðendiðim eþofmanlarýn birkaç rengini almaya b
Yazlýk ayrý, ba-harlýk kadife ayrý, kýþlýk polar ayrý. Kimi sadece alt, kimisi takým. Siyahla
embeler, kýrmýzýlar. Yanlarý þeritliler, fermuar-lýlar, sýrtý file olanlar...
Türk eþofmanlarý baþkadýr tabii. Þu ev kadýnlarýnýn giydikleri hani. Bir kere sporla uzakta
kýndan alakalarý yoktur bunlarýn. "Aabiye" modellerdir. Kadife üzerine payet iþlemeler, va
tkalar, fiyonklar, üzerine takýlarla falan tamamlanýr. Altýna, bir de simli, dolgu topuk
terlik, bitti. Ýster evde fasulye ayýkla, ister komþuya git, ister mantonu geçir çarþýya paza
ra çýk. Çok amaçlý yani.
Eþofman Türk insanýnýn genlerine de daha uygun bir giysidir. Dikkat edin, iki üç kuþak önce
Osmanlý olduðu için, takým elbiseler iðreti durur bizim adamlarýn üzerinde. Þalvarla, kaftanl
cübbeyle gezmiþ dedeleri ne de olsa. Mesela kadýnlarýmýz da terlikle çok rahat eder. Yazlýk t
erlikler moda olduðunda en çok uyan ülke Türkiye olmuþtur herhalde.
Eþofman da þalvar benzerliðiyle vatandaþý çok mutlu eder. Mesela beni!
Döpiyes, blucin, elbise hayatým bitmiþtir. Gündüzleri eþof-
mandan baþka bir þey giymeyi düþünmüyorum. Tamamen baðýmlý oldum.
Hele bugün bir de buz mavisi kadife aldým ki. Hatta þu anda üzerimde...
Metroseksüeller "lahmacun kulübü"ne karþý!
Metroseksüelleri kýskanmayýn kardeþim. Evet manikür yaptýrýyorlar, evet alýþveriþe vakit har
, evet cilt bakýmýna gidiyorlar. Ve evet, güzel kadýnlarý onlar kapýyor. Çalýþýn, sizin de olu
Bir metroseksüeldir gidiyor.
Ýki günün birinde, bir dergiden arayýp fikir alýyorlar: "Met-roseksüel erkekler hakkýnda ne
düþünüyorsunuz?", "Türk metroseksüelleri sizce kim?", "Gözlemlerinize göre metro-seksüel erke
nerelere takýlýyor?"
"Gözlemci"yim ya ben. Gittiðim yerlerde gözümü dikip öteki masalara bakacaðým sanki. "Hmm,
k þu herif kesin metroseksüel, yoksa niye kol düðmesi taksýn. Demek ki bu kebapçýya metroseksü
ler de takýlýyor, bir dergiden sorarlarsa söylerim" diye.
Bu sorularý genellikle "Efendim? Duyamýyorum. Dizi çeki-mindeyim, iyi günler" þeklinde
yanýtlýyorum.
Bir kere laf sakat! Bizde bir kelimenin içinde seksüel mek-süel geçiyorsa, insanlarýn a
klýna hemen bir sapýklýk gelir. "Metroseksüel misiniz?" sorusunu bir Türk erkeðine sormak için
mangal gibi yürek lazýmdýr. Zaten onun için benim gibi kadýnlara sorup duruyorlar.

Ne metroseksüeli? Biz Antepliyiz!
"Metroseksüel misiniz?"e, klasik Türk erkeðinin vereceði en ýlýmlý cevap, "Sen ne diyorsun
kardeeeþ, biz Antepliyiz!" falan gibi bir þeydir.
Oysa nedir metroseksüel? Týraþ olan, saçýna baþýna özen gösteren, nazik, havalý, bakýmlý, e
rkek. Ve de asla seksüel bir sapma olmadan. Hatta çok çapkýn bile olabilir. Kendisine ka
lmýþ.
Kadýn ruhundan anlayan, futboldan baþka ilgi alanlarý olan, hediye seçmesini, jestler
yapmasýný, dinlemesini bilen erkektir metroseksüel.
Fakat bildiðiniz gibi, ülkemizde yukarýda anlattýðým erkeklerden pek fazla yoktur. Olanla
r da avam bir tabirle, karaborsadadýrlar.
Oysa öteki grup, yani diþ fýrçalamayý, duþ alýp deodoran kullanmayý vakit kaybý olarak göre
emaya gitmek yerine, evde göbeðini kaþýyarak, eþofmanla maç seyretmeyi tercih eden, çocukluðun
n beri saç kesimini deðiþtirmemiþ, genel olarak parfüm yerine sigara kokan, beslenme düzenin
i lahmacun üzerine kurmuþ arkadaþlar, elbette ki, metroseksüeller-den nefret edeceklerdi
r.
Sebep açýktýr: Kadýnlar metroseksüellerin peþindedir ve "lahmacun kulübü" olarak isimlendir
ileceðim diðer grup, genel olarak havasýný almaktadýr!
(Yanlýþ anlaþýlmasýn, lahmacun, çok sevdiðimiz, beslenmemizin temel taþlarýný oluþturan gýdala
ir! Ben bir yaþam tarzýndan bahsediyorum. Ayriyeten Anteplilere sevgiler!) "Metrosek
süel" kelimesini, müstehzi bir gülüþle, sanki hafiften gay bir içeriði, bir þaibesi varmýþçasý
nlar da, dikkat edin, lahmacun kulübünün açýk veya gizli üyeleridir.
Lahmacun kulübünün oyununa gelmeyiz!
Güya metroseksüellere çamur atýlacak da izi kalacak, biz
de kadýnlar olarak diyeceðiz ki, "Ayy, en iyisi sigara ve soðan kokan, haftada bir gömle
k deðiþtiren, göbekli, zevksiz, týraþ olmayan, kitap okumayan, kaba bir adam bulayým da, 'me
troseksüel' diye dalga geçmesinler!"
Lahmacun kulübü, size sesleniyorum! "O da metroseksüel", "Bunun için de metroseksüel diyol
-lar!" gibilerinden bir "Havalý erkekleri karalama operasyonu", bir "cadý avý" yürütüyorsunu
z, farkýndayýz!
Bu ayaklan yemediðimiz gibi, ideal erkeðe de bir isim bulmuþ oldunuz, sað olun, var ol
un. Bundan sonra kýzlar "Hayalimdeki erkek, kumral, uzun boylu, nazik, baþarýlý, esprili
, se- vecen..." falan diye uzun uzun anlatmak yerine "Kumral, metroseksüel" diyece
kler ve bitecek.
Metroseksüeller, bembeyaz diþleriyle sýrýtarak güzel kadýnlarý kapmaya devam edecekler.
Ve bu esnada siz, yalnýz baþýnýza, gazete kâðýdýnýn üzerinde soðanlý lahmacun yiyor olacak
Hani söyleyeyim dedim. Belki içinizde hâlâ kurtarýlabile-cek olanlar vardýr diye...
For those ofyou who don't know, metrosexual is ihe nevv catchph-rasefor those
guys who youjust can't explain nice, good looking, well-dressed, educated and s
traight.

On derste "ödül töreni adabý"!
Belki bir gün iþinize yarar. Her duruma hazýrlýklý olmak lazým. O gün geldiðinde "Aman plake
düþtü," yok efendim "Konuþmamý þaþýrdým" falan istemem! Yazýyoruz, oturun okuyun.
Arada okuyucuya, seyirciye duyurmak lazým ki, doðru adreste olduklarýný hissetsinler.
Efendim bir iki hafta önce Özel Radyo ve Televizyon Yayýncýlarý Derneði'nin düzenlediði "Yý
Ýyileri" araþtýrmasýnýn sonucunda, g.a.g., deðerli halkýmýzýn oylarýyla, "En iyi eðlence prog
Geçen sene de ayný ödülü biz almýþtýk, ayýptýr söylemesi. Mutluyuz, gururluyuz! Son program
ani çarþamba gecesi, gecenin on ikisinde nefis bir de rating çakmýþýz ki, diziler arayýp bulam
or. "Sað oluuuun" demek istiyorum bu vesileyle!
Geçtiðimiz günlerde benim için çok manalý bir ödül töreni vardý.
g.a.g. programýný sadece iki senedir yapýyoruz.
Oysa on iki yýldýr gazeteciyim!
Ve geçtiðimiz hafta, hayatýmýn ilk gazetecilik ödülünü al-
dým. Kabataþ Lisesi ve Kabataþlýlar Derneði internet oylarý ve öðrenci anketleri sonucunda, be
"2003'ün En Ýyi Kadýn Gazetecisi" seçmiþler.
Ödül törenine gittiðimde öðrendim ki, erkek gazeteci kategorisinde de Hasan Pulur ödül almý
ezildim anlatamam! Bir de Magazin Gazetecileri Ödülü alýnca, bu yazýyý yazmak zorunlu hâle ge
ldi.
Ödül törenlerinin güzel yanlarý: Gurur, mutluluk, coþku.
Ödül törenlerinin zor yanlan: Kalabalýk önüne çýkýp "olgun" konuþma yapma mecburiyeti. Gerç
akýn, delikanlý gibi konuþalým, insan ödül aldýysa, içinden gelen konuþma þu oluyor: "Evet, ge
süperim, haklýsýnýz. Bunu çoktan hak etmiþtim. Kýskananlar çatlasýn. Elemterefiþ, kem gözlere
ideki diðer adaylara da buradan 'nanik' yapmak istiyorum, izninizle. Medya mensupl
arý, çekin arkadaþlar, duymayan kalmasýn. Ödül aldým bea. En büyük benim! Heyt beaaaaa!"
Ýnsan psikolojisi budur kardeþim!
Ama maalesef çýkýp þöyle þeyler söylemen gerekir: "Kategorideki diðer arkadaþlarla yarýþmak,
aþlý baþýna bir gurur. Bu ödül hepimizin. Ayrýca bu ödül aslýnda ekibimin. Ben bir hiçim. Beni
yýk gördünüz ya, siz benden daha büyüksünüz. 2004 güzel olsun, el ele tutuþup dans edelim. Dün
n, falan feþmekan..." E ne anladým ben ödül coþkusundan? Oldu olacak, bir cübbe edinip, dað ba
a çile çekmeye falan gidelim.
Ödül alma trafiðinin asla net olmayýþý: Sahneye çýktýn. Ne yapacaksýn? Önce teþekkür mü? Yo
ra konuþma mý yapacaksýn? Ödülü veren adamýn konuþmasý nereye sýkýþacak? Peki gazetecilere poz
lý konuþmadan önce mi sonra mý? Her zaman karýþýr, Oscar töreninde bile, her zaman sahnede bir
rbede olur. Sinir bir durumdur.
Plaketin sürekli kutunun içine düþmesi: Yahu kim icat etmiþ bu "plaket" denen þeyi? Güya ku
tu açýlacak, plaket kutu-

nun kapaðýna dayanýp duracak, sonra eve götürünce de, tozlanmasýn, ne bileyim yer tutmasýn diy
plaketi yatýrýp, kutunun içinde saklayacaksýn. Olmuyor iþteee! Tam konuþma yaparken plaket
yatýveriyor kutunun içine. Hatta bazen ödülü alýrken oluyor bu. Kaldýrýp düzeltiyorsun, bu sef
urmuyor, yere düþer gibi oluyor. Kapalý tutsan ödül görünmüyor. Plaketi dengede tutacaðým diye
inlikten lafýný unutuyor insan. Kim bakýyor yahu bu plaket iþlerine?
Sevgili okuyucularým, yukarýdaki üç þýk da çarþamba günü baþýma geldi.
Ancak ben yine de, ödül törenlerine zevkten dört köþe gidip, plaketleri almaya devam edeceði
m. Layýk görenlere teþekkürler.
Kategorideki diðer arkadaþlar, sizinle yarýþmak büyük gururdu. Dünya barýþý, vesaire, vesai
Neden yaðlý yiyecekler daha lezzetli?
Bilim baþka þey yalla. Ýnsan aydýnlanýyor, kavrýyor, hayatýn anlamýný çözüyor. Sadece bu kad
terinde bir tuhaflýk bulunmadýðýný, genlerinin kurbaný olduðunu öðrenerek, kendisiyle barýþýyo

Teorimin doðru olduðunu biliyordum!
Bir belgesel seyrettim ve hayatým deðiþti.
Evet sevgili okuyucular, o hiç dizi mizi seyretmeyip, Tele-vole'lere kýzýp, sadece
belgesel seyreden entel Türk var ya, iþte o benim!
Yalan tabii. Ama gerçekten büyük zevk aldým izlerken.
"Human Instinct"ten, yani insan doðasýný konu alan "Ýçgüdü" belgeselinden söz ediyorum.
Gerçeklen aydýnlandým. Kendimle ilgili birçok cevap aldým. Size de tavsiye ederim. Mese
la, yazýya giriþ cümlemden bahsedersek.
Neden patates kýzartmasý, iskender kebap, kaymaklý kadayýf falan haþlanmýþ kabaktan daha le
zzetlidir? Ha? Size soruyorum? Obur musunuz? Saðlýksýz mýsýnýz? Hayýr efendim. Sadece içgüdüle
göre hareket ediyorsunuz.
Yaðlý yiyen kazanýr!
Ýnsanoðlunun varoluþundan itibaren, güçsüzlerin yok olup, güçlülerin kalmasý süresince, bin
u, yüksek ka-

lorili, yaðlý yiyecekleri tercih edenler, yani "kebapçýlar, tatlýcýlar" hayatta kalmýþlar. Çün
ri, hani enginar mengi-nar sevenler, vücutlarýnda yað depolayamadýklarý için, kýtlýklar sýrasý
itmiþler.
Yani hepimiz, yaðlý seven oburlarýn torunlarýyýz ve bunun için bugünlere gelebildik.
Hoþ, bundan sonrasý için doktorlar tam tersini söylüyor, o da ayrý. Yine de artýk kaymaklý k
ayýf yerken daha az vicdan azabý duyacaðým. Genetik iþte kardeþim! Hem yarýn öbür gün bir kýtl
olur, insan neslini biz devam etti-
ririz falan...
Hanýmlar, kalça bölgenizde biriken fazla kilolarýnýz canýnýzý mý sýkýyor? Hiç üzülmeyin, "Ýç
edin!
Basenlere takmayýn, cazibe iþareti!
Hani o bayýldýðýmýz Kate Moss'lar, efendim, sýska mankenler var ya. Onlarý hiçbir erkek beðe
or farkýnda deðiller! Neden? Çünkü erkekler, birlikte olacaklarý kadýnlarý seçerken içgüdüsel
ce belli, ama geniþ kalçalý olanlarý tercih ediyorlar. Çünkü binyýllar, öyle kadýnlarýn daha d
duðunu gösteriyor. Onun için basenlere takýlmayýn, yemenize bakýn!
Eþ seçerken baþka bir ilginç durum daha varmýþ genlerimize yazýlý olan. Newcastle Üniversite
de yapýlan bir araþtýrmada, bir grup kadýndan üç gün boyunca ayný tiþörtü giymeleri istenmiþ.
u tiþörtler farklý erkek deneklere koklatýlmýþ ve hangisinin en güzel koktuðunu düþündüklerini
istenmiþ.
Yüzde yüze yakýn bir oranla, erkekler, kendi baðýþýklýk sistemlerinden en farklý olan sistem
hip kadýnlarýn tiþörtünü seçmiþler. Çünkü farklý baðýþýklýk sistemlerine sahip anne babadan ol
a karþý daha dirençli olurlarmýþ ve insanoðlu farkýnda olmadan, nesillerin geliþimi için, bu s
yaparmýþ.

Üç gün boyunca giyilmiþ yüzlerce tiþörtü koklamak zorunda býrakýlan erkek deneklere ne kadar p
diði araþtýrmada yazmýyor! Ama ben merak ettim.
Böyleyim iþte, abuk subuk þeylere takýlýyorum. Sivriyim. Ama benim hatam deðil.
Küçük çocuk yaramaz, büyük çocuk uslu!
Efendim, ben ailenin küçük çocuðuyum.
Açýklýyorum. "Ýçgüdü" belgeselinin "Kazanma Hýrsý" bölümünde þöyle deniyor: "Çocukken, haya
en faydalý kaynak, yani anne babanýn ilgisi için kardeþlerimizle yarýþýrýz."
Bu yarýþta gözlemlenen de þuymuþ: Küçük çocuklar bunu, çýðlýk atma, aþýrý hareketler, yarama
ya çalýþýrken, aðabey ve ablalarý da silah olarak "Sabýrla beklemek, uslu olmak, yardým etmek
ya sevdiðini söylemek" gibi taktikler kullanýyorlarmýþ. Bunu tamamlayan bir araþtýrmada da, il
k doðan çocuðun radikal düþünceli, çýlgýn, yenilikçi olmasýnýn, küçük kardeþlerine göre daha d
nmuþ.
Böylece benim niye kafadan kontak, aðabey ve ablamýnsa niye aklý baþýnda, sakin, doðru düzgü
sanlar olduðu da ortaya çýkýyor! Her þeyin baþý bilim vallahi.
NTV'de yayýnlanan "Ýçgüdü" sayesinde kendimle barýþtým diyebilirim!
Siz de seyredin, sonra beni hatýrlarsýnýz.
Bakýn orijinal internet sitesinin adresini de veriyorum burada: http://www.bbc.c
o.uk/science/humanbody/tv/huma-ninstinet/
Eh, bu köþe yazýsýnda verdiðim hizmet de, benim, baþka insanlara yardým içgüdümün bir göste
Ki, bu konu internet sitesinde var.
Bir bakýn bakalým.
Tek mi, çift mi?
Yine yer yerinden oynuyor.
Savaþ mavaþ deðil bahsettiðim, Sevgililer Günü!
Belki bu sene unutulur da, þu sinir kýrmýzý kalpli eþyalarla, "I love you'larla süslü ývýr
afrodizyak olduðunu iddia eden mönülerle, çikolatalarla, güllerle muhatap olmayýz diye ümit e
ttim. Ama boþuna!
Ýþin cýlký çýkmýþ bir kere. Son üç yüz yýldýr birbirinin gözünün içine bakmamýþ karý kocala
hamburger yemekten ibaret ergenler, herkes Sevgililer Günü programý peþinde.
Yýlbaþýndan beter.
Restoranlarda þimdiden yer yok, kulüpler týklým týklým, barlar hýncahýnç.
Neyi kutluyorsunuz kardeþim?
Yaptýðýnýz þey, dünya var olduðundan beri yapýlýyor! Özel bir yetenek, sonradan öðrenilen b
gerektirmiyor ki. Bildiðin hormon, herkeste var!
Dünyalýlar ikiye ayrýlýr!
14 Þubat'ta milyonlarca çiftin süslenip püslenip kikirde-
yerek lokalleri doldurmasý yetmiyormuþ gibi, o gece yalnýzlar için de partiler düzenlenmes
i gelenek oldu.
Genç bekâr özgür kadýnlar partileri, genç kalan bekâr özgür kadýnlar partileri, aranan erke
artileri, ümitsiz bekârlar partileri, biz bize yeteriz partileri...
Yani, o gece sevgili deðilsen, illa ki diðer sevgilisizlerle birlikte acý-tatlý, traj
i-komik, ama ne olursa olsun "mutluluðu tam anlamýyla bulamamýþlýk" temalý bir gece geçirmek z
orundasýn.
365 gün þehirlerde çeþit çeþit insan gezerken (bekâr, evli, boþanmýþ, gecelik iliþkiler yaþ
ak üzere, evli ve sýkýlmýþ, âþýk ama mutsuz, iliþkide ama aldatan, taze çift olmuþ, kimseyi bu
seyi istememiþ, monogam, poligam, homoseksüel, heteroseksüel, nemfoman, frijit, her ne
yse...) 14 Þubat günü, sadece ikiye ayrýlýyoruz: Çiftler ve tekler!
Çiftsen, hediye alacaksýn, yemek yiyeceksin, çikolatalara, güllere, internet kartlarýna
; bütçen, kültürün, alýþkanlýklarýn neye uygunsa, bir þeylere para ve/veya zaman harcayýp, ili
lmiþ, herkes aþýkmýþ gibi yapacaksýn. Bu esnada bir yandan da "tek"lere bakýp kendini daha iyi
, daha þanslý, daha "normal" hissedeceksin.
Teksen, hayatýndan çok memnun olsan bile "Acaba kaçýrdýðým bir þeyler var mý? Biri olsaydý
iyi olurdu?" gibi þüphelere düþecek, isteyerek veya mecburen, senin gibi "tek"lerle prog
ramlar yapacaksýn.
Eski sevgilileri anýyoruz!
Halbuki Sevgililer Günü'nün mantýðý en baþýndan yanlýþ kurulmuþ!
Diðer özel günlere bir bakýn: Anneler Günü, Babalar Günü, Öðretmenler Günü...
Üzerimizde hakký olan, bize vakit ve emek harcamýþ, ama artýk eskisi gibi ilgilenemediðim
iz yakýnlarýn hatýrlanmasý, onore edilmesi üzerine kurulmuþ doðru formüller.

Bu mantýða göre, Sevgililer Günü'nde de eski sevgililerin kutlanmasý gerekmez mi?
Kavgalý ayrýlmýþ olabilirsiniz. Öðretmenlerinizle ilgili son anýnýz neydi? Veya annenizle h
i birbirinize girmediniz? Olur böyle þeyler. Ne de olsa eski sevgilidir, hoþ görmek lazým!
Tabii, benim formülümde, bazý skorer arkadaþlar büyük müþküllerle karþýlaþabilirler. "Bir g
i birine hediye alacaksýn, hangisini arayacaksýn. Haftalar yetmez!" diyebilirler.
Burada da ayný prensip geçerli olmalý.
Harcanan emek ve zaman, eski sevgililerin önceliðini belirler.
En uzun beraberlikleri seçtikten sonra, isimleri emek kriterine göre eleyin. Geçmiþte öd
evlerinize yardým etmiþ, size araba kullanmayý öðretmiþ, yemek yapmýþ, evinizi yerleþtirmiþ ve
atýnýza buna benzer katkýlarý olmuþ isimleri, o gün, en azýndan bir demet çiçek veya bir telef
aramanýz hoþ bir jest olacaktýr! Bunlardan kendini en çok helak etmiþ olanýný da bir yemeðe ç
in. 14 Þubat mana kazansýn.
Ayrýca eski sevgiliyle yenen yemeðin, klasik Sevgililer Günü programlarýndan daha heyeca
nlý ve daha dedikodulu olacaðý kesindir.
Bu çözümün en parlak yaný da þu: Eski sevgiliyle program yapmak için tek veya çift olmanýz
etmez.
Çiftseniz ve þimdiki sevgili su koyuverirse, suçu hemen bana atabilirsiniz.
Ama zannetmiyorum. Bu deðiþiklik, onun da iþine gelebilir!
Kahve falýnýn püf noktalarý!
Derslere baþlýyorum. Artýk siz de evde deneyebilirsiniz. Kýsa zamanda daha popüler, sevi
len, aranan bir insan olmanýz iþten bile deðil!
Türk kahvesine olan ve maraz sýnýrlarýný zorlayan merakýmý biliyorsunuz.
Gün içinde Türk kahvesi içmeyi býraktýðým dakikalar, göz seyirmesi, sinirlilik, çarpýntý, t
elirtilerinin baþladýðý anlara denk geliyor! Tadýnda býrakamýyorum yani!
Ne var ki, birçok kahve meraklýsýnýn aksine, kahve falý dendiðinde yüzümde müstehzi bir gül
or!
Bana hep garip gelmiþtir. "Filanca süper kahve falý bakýyormuþ" dediklerinde etrafta bi
r dalgalanma olur, insanlar sýraya girer, ricalar eder, kahve falý konusunda baþarýsý yayýlmýþ
lan arkadaþa türlü yalakalýkla fal baktýrmaya çalýþýrlar! Öteki de kendini bir naza çeker ki..
rgunum", "Arka arkaya bakamam ööyle", "Ancak ben bakmak istediðimde doðru çýkýyor, ýsmarlama o
az" gibilerinden... Kardeþim, yapacaðýn, kahve bulaþýðýna bakarak, kafadan bir þeyler atmak. N
yorgunluðu?!
Fal hakuranlarýn hâli daha da beterdir. Tutup "Biliyor mu-
_
sunuz, her saniye þu kadar yaðmur ormaný yok oluyor" desen "Hadi len" tepkisi verecek
arkadaþlar, nedense kahve telvesinin fincanda býraktýðý izlerin, gelecekleriyle ilgili ipuçl
arý verdiðine, adlarý kadar emindirler!
Zaman zaman havamý bulmak için eþe dosta kahve falý bakmýþlýðým vardýr. Hatta çok isabetli
r yaptýðýmý söyleyip, "medyum" özelliklerime saygý duyan arkadaþlarým bile var. Bundan gurur d
or muyum? (Palavra özelliðimden deðil, böyle arkadaþlarým olmasýndan.) Hayýr!
Derslere baþlýyoruz!
Olay çok basittir aslýnda. Siz de, aþaðýdaki tavsiyelerle, bir kahve falcýsý olup, belli ba
ortamlarda popüler hâle gelebilirsiniz.
Fincana bakýp, "Aaa, senin bir düþmanýn var" diye baþlayýn ve fal meraklýsýný o dakikada ka
"Hatta hemcinsin" diye devam edin. Herkesin gýcýk olduðu bir hemcinsi vardýr mutlaka. Ýþi a
bartýp "Sana yakýn bir çevreden, ya aile, akraba veya iþyerinde" diyebilirsiniz. Baþka ne
olacak ki? Ya iþ arkadaþý, ya patron, ya kayýnvalide, kayýnço, görümce mörümce...
Elbette "Nerede, hani?" falan diyen bazý ukalalar çýkacaktýr. Fincanýn içinde geliþigüzel bi
telvelenmeyi iþaret ederek "E þekerim bak, yýlan çýkmýþ, atmaca kanadý çýkmýþ, kedi çýkmýþ, se
n saçlý kadýn çýkmýþ" gibilerinden þüphe götürmeyecek kanýtlar sunabilirsiniz!
Bekârlarýn, genel olarak, hayatta iki büyük derdi vardýr: Para ve aþk. Evlilerin, genel o
larak, hayatta iki büyük derdi vardýr: Para ve çoluk çocuk.
Bu konularda herkesin sýkýntýlarý ve umutlarý vardýr. Fal meraklýsýnýn medeni durumuna göre,
konusunda sýkýntý var ama aþýlacak" ve/veya "Aþk/çocuklar konusunda ufak tefek dertlerin var,
takma kafana, uzun vadeli deðil, sonradan sevineceksin" deyin, iþi bitirin!
Madem kahve falý biliyor ayaðýna yatýyorsunuz, jargona da
alýþýn. Mesela, ev yerine "hane" kelimesini kullanmak, sizi sýradan insandan "gizli güçlere
sahip geleceði gören yaratýk"a terfi ettirecektir. "Evde ufak tefek dertler var" yerin
e "Hanende ufak tefek sýkýntýlar var" demenizi tavsiye ederim.
"Kalabalýklar içindesin, her kafadan bir ses çýkýyor, hep
sine kulaðýný týka, kendi yolunda yürü" tavsiyesini yapýp, fin
canýn bol telveli, karýþýk desenli bir bölümünü delil olarak
sunmak her zaman iþe yarar. Zira insan sosyal bir hayvandýr
ve ister Ýstanbul borsasýnda çalýþsýn, ister otobüse binsin, ister
apartmanda otursun, illa ki bir "kalabalýklar içinde olma" du
rumu yaþar.
Son olarak "senin yüreðin kabarmýþ" kalýbýndan bahsetmek isterim.
Her kalýp gibi, bu da kliþeleþme tehlikesi olan bir cümledir ve kullanýrken dikkat etme
niz gerekir. Mesela, fala böyle baþlarsanýz, kimse sizi ciddiye almaz. Ama sonlara doðru
, cümleyi evirip çevirip, "Bak, aslýnda kliþe bir laftýr ama, fincanda da görüyorsun, bir yüre
kabarmasý var hakikaten" derseniz daha inandýrýcý olur. Bu numarayý sokak kahvelerinde kul
lanmayýn. Türk kahvesinin kilosu kaç para? Kahveci yürek kabarmasý görüntüsü saðlayacak kadar
koymamýþtýr muhtemelen. O zaman da delil gösteremezsiniz. Evlerde bakýlan kahve fallarýný terc
ih edin.
Artýk kahve falýnýn kralý sizsiniz. Kim tutar sizi?
Yine faydalý bir yazýyla karþýnýzdaydým. Maksat okura hizmet, gerisi dünya malý ve dolayýsýy
da kalýr...

Soðuk algýnlýðýnýn psikolojik izdüþümleri!
Gördüðünüz gibi, ilk týbbi makaleme imza atmak üzereyim. Biraz heyecan var tabii, olmaz mý?
yecana boðaz aðrýsý, çeþme burun, normal aðýrlýðýnýn üç katý bir kafatasý da eþlik ediyor.
Evet efendim, salgýna ben de katýldým. Herkes hasta dediler, biz de geri kalmayalým d
edik.
Böylelikle konuya girmiþ oluyorum. Ýsterseniz, basit bir hastalýðýn (ki mesela Ýngilizcede "
common cold" yani "bayaðý, hep görülen soðukalgýnlýðý" derler, böyle de tapon bir rahatsýzlýkt
indeki etkilerini, baþlýklar halinde inceleyelim.
Sürü psikolojisi karþýsýnda A ve B tipleri
Demin de dediðim gibi, "Hastayým" dediðiniz anda, "Geçmiþ olsun"la birlikte, âdettendir, þö
e cevap verilir: "Salgýn zaten!" Ki genellikle de öyledir. Ancaaak, salgýn gerçeði, iki in
san tipinde farklý algýlanýr:
A tipi: "Salgýn mý? E iyi o zaman. Demek herkes hasta. O zaman endiþelenmeye gerek
yok." Bu tavýr, aslýnda daha geniþ çaplý düþünürsek, dünyayý yok olmaya götürebilecek bir tavý
dýr. Bu tipler sürü psikolojisini severler. "Elle gelen düðün bayram" þeklinde isimlendirebile
ceðimiz bu bakýþ açýsý "Nükleer sýzýntý mý varmýþ? E o zaman herkes ölecek, ben ne yapayým?" v
n mi yarýlmýþ? Bana ne kardeþim, ben deodoranýmý sýkarým, herkes sýkýyor" noktasýna kadar gide
B tipi: "Salgýn mý? Ne? Bu bana özel bir durum deðil mi? Ben sýradan mýyým? Yo, yoooo!" Bu
tiplerse, þiþkin egolarýna ve elitist tavýrlarýna karþýn, dünyanýn geliþmesini saðlamýþ, lider
insanlardýr. Kolektif düþünmezler, bireyseldirler. Mucitler, sanatçýlar, büyük giriþimciler bu
dan çýkar. B tiplerinin ünlüleri arasýnda Einstein, Marilyn Mon-roe... (birisi beni durdur
ur mu lütfen?)
Ev halký ve yakýnlarla iliþkiler
Hasta kiþi, ev içindeki sosyal tavrýný deðiþtirir. Burada "gender" tabir ettiðimiz, sosyal c
insel kimliklerden bahsetmek lazýmdýr (vay be!). Erkekler, soðuk algýnlýðý sýrasýnda, ev içind
eme, þikâyet etme, aþýrý hassasiyet, endiþe, panik, gibi duygular yaþayýp, zaman zaman hastalý
lirtilerini abartma vs. tipi çocukluk yýllarýnýn tavýrlarýný gösterirlerken, kadýnlar farklýdý
siz fedakârlýklar, hasta yataðýndan kalkýp temizlik yapma, "Dur ben getiririm, iyiyim iyiy
im" türü lüzumsuz ataklýklar, tamamen karþý tarafa kendini kötü hissettirmek, vicdan azabý ver
ve nekahat döneminde "Ben hastayken kendi kendime baktým, kimse ilgilenmedi" diyebil
mek için takýlan sosyal maskelerdir. Ev halký, bunlarý yemeyin! Hastayý, gerekirse yataða baðl
ayarak, kendine ve çevresine zarar vermesini engelleyin!
Kararsýzlýk, ikilem ve endiþe
Soðuk algýnlýðý geçiren çoðu þehir insaný, doktora gitmez. Hastalýðýn seyri esnasýnda, sýra
la atlatmaya

çalýþma, hastalýðýn ilerleyiþine bozulma, antibiyotik alýp almama kararsýzlýðý ve bunun getird
görülür. "Antibiyotik alsam, bütün vitaminleri öldürüyormuþ, ama almazsam geçmeyecek" dönemi b
r çýkabilir. Bu noktadan sonra depresyon ve panik baþlar: "Bu hastalýk geçmeyecek galiba!"
Sonsuza kadar süren bir grip týp tarihinde görülmediði gibi, bu psikolojik yan etkiyi geçir
menin tek yolu, efendi gibi doktora gitmektir!
Alýþkanlýk tuzaðý
Birkaç günü geçen rahatsýzlýklarda, kiþi, bütün gün pijamalarla yatýp televizyona bakma, 12
uma, çorbanýn ayaðýna gelmesi gibi, aslýnda mükemmel olan hayat tarzýna alýþabilir. Soðuk algý
i geçtikten sonra bile, bu vicdan azapsýz tembelliðin verdiði rahatlýk duygusu, kiþide alýþkan
yaratabilir. Hasta, iyileþtikten sonra bile, bu güzel yaþam tarzýndan kopmamak için "Yok y
ok, yine baþlýyor galiba, yarýn da iþe gitmeyeyim", "Daha tam iyileþemedim, öksü-rüyorum biraz
tarzýnda yalanlara baþvurabilir, hatta bunlara kendi de inanabilir. Bundan kurtulmanýn
tek yolu kiþinin kendi elindedir. Dýþarýdan yapýlacak ilaç ve psikolojik destek tedavisi ge
nellikle iþe yaramaz!
Gördüðünüz gibi "Bayaðý soðuk algýnlýðý" sanýldýðý kadar bayaðý bir hastalýk deðil! Fizikse
lojik açýdan, bu dönemde destek alýnmasýnda fayda var.
Bu da benim, týp dünyasýna bir katkým olsun. Bak hasta hasta bilimin hizmetindeyim...
ilk ve son savaþ aným!
Üç yaþýndayým. Lambalarýn etrafýna kâðýt sarýyoruz. Acaba yýlbaþý gecesi gibi bir þey mi bu
Annemler "Hatýrlamana imkân yok" diyorlar.
Aslýnda haklýlar, çünkü üç yaþmdaymýþým. Ama bal gibi hatýrlýyorum iþte.
Belki hatýrladýðým bölük pörçük karelerle, sonradan anlatýlanlar bir araya gelip hikâyeyi t
dýr.
Yazlýktaydýk. Akþam üstü, benim pek anlam veremediðim bir hareketlilik baþladý. "Karartma v
" deyip duruyorlardý etraftan. Kâðýtlar alýnýp, balkonun, bahçenin lambalarý kaplandý.
Yýlbaþý gecesi gibi bir þey miydi bu karartma? Etraf kâðýtlarla süslendiðine göre...
Sonra þöyle dediler sanki, hayal meyal hatýrlýyorum: "Bu gece bir oyun oynayacaðýz. Hava
kararýnca ýþýklarý kapatýp, evin içine gireceðiz. Evde de ýþýk yakmayacaðýz. Sanki elektrikler
. Bir de televizyonu açmayacaðýz, gürültü yapmayacaðýz."

Bayýldým bu iþe.
Akþam oldu, evin içine girdik. Salonda oturuyoruz. Benim neþem yerinde, kýkýrdayýp duruyo
rum. Oyun ya bu.
Annem, babam, ablam öyle deðil ama. Gerginlikten patlayacak gibiler.
Meðer aðabeyim gelecekmiþ Bulgaristan'dan o gece.
Aðabeyim arada sakallý, arada sakalsýz, bazen John Lennon gözlükleri takan, Ýspanyol paça p
antolon giyen, gitar çalan, uzun boylu bir adam benim gözümde! Arada ortadan yok olup
sonra yine geliyor. Üstelik de hediyelerle! Nereye gittiðinden çok hediyeler ilgilendi
riyor beni! Dedim ya, üç yaþýndayým.
Her dakika seyahatte. Milli voleybolcu çünkü. Ýkide bir Balkan ülkelerine, oraya buraya
maça gidip duruyorlar.
Ama bu defa, tam da gecesi.
Annem söylenip duruyor: "Tam sýrasýydý maçýn. Havalimaný kimbilir açýk mý deðil mi? Ne olac
klar? Nasýl gelecekler?" diye. Daha kötü ihtimalleri kimse dillendirmiyor.
Meðer benim uzun boylu adam sandýðým aðabeyim de, daha on sekiz yaþýndaymýþ o zaman!
Sonra aniden bahçe kapýsýnýn gýcýrdadýðýný duyuyoruz ve evet, aðabeyim, kapýda, bavulu ve p
e fýrça atýyor: "N'oluyor yahu? Niye kapandýnýz içeri? Amma korkaksýnýz ha!"
Annemlerin rahatlama dozundan anlýyorum ki, büyük badire atlatýlmýþ.
O zaman korkmaya baþlýyorum.
Sessizce çýkýp balkonda oturuyoruz. Yan evlerde karanlýkta bahçelerde oturan komþulardan
bir iki sohbet, karþýlýklý ki-kirdemeler, yavaþtan gevþeme.
Hayatýmdaki ilk, ve umarým, son savaþ aným.
Baðdat'ta yaþananlarý Körfez Savaþý'yla baþlayan bir canlý yayýn eðlencesi havasýnda seyred
O yýllarda bir CNN muhabirinin "Bizden ayrýlmayýn" ama-
cýyla, yanlýþlýkla söylediði gibi: "Bu savaþ reklamlardan sonra da devam edecek!"
Ne gariptir ki 1974'ten beri ne kansere çare bulundu ne Afrika doyuruldu.
Ama artýk karartma falan yetmiyor insanlarý bombardýmandan korumak için.
Artýk istediðin yeri, istediðin zaman bombalayabileceðin uydu resimleri, özel ýþýklar, kame
lar, sýðýnaklarý patlatan geliþtirilmiþ füzeler var.
Öyle lambalarýn etrafýna kâðýt sarmakla kaçamazsýn.
Helal olsun! Dünya medeniyeti kendisiyle ne kadar gurur duysa az!

Assolist dinlemenin püf noktalarý!
Benim gibi rezil olmayýn diye yazýyorum. Yanýnýza yaklaþan her assolistin niyeti kötü deðild
. Sadece "Semra Özal yapmak" istiyor olabiliri
Her þey o ödül töreninde baþýma geldi!
Özel Radyo Televizyon Yayýncýlarý Birliði, internet kullanýcý oylarýyla g.a.g.'ý en iyi eðl
rogramý seçmiþ, sað olasýn halkým!
Güzel de bir yemekli tören hazýrlamýþlar. Gittik, oturduk. Ebru Cündübeyoðlu, garip ama ger
benden imza istedi. Ünlü ünlüden imza ister mi? Kitabý çok beðenmiþ. Hoþ bir andý. Ödülümüzü
Her þey güzel.
Derken son günlerin popüler assolisti çýktý sahneye: Umut Akyürek.
Musiki aþkýmý fazla belli ettim!
g.a.g.'ýn 50. programýný çekiyoruz... Hep "Ben Gülse Birsel ve saz arkadaþlarým" diyorum ya
... Haydi, dedik, Türk Sanat Müziði topluluðu gibi giyinelim. Ben klasik assolist, arkad
a g.a.g. ekibi koro, þarký söyleyelim 50. programda. Hem eðle-
niriz de. Tabii biraz klasik assolist hareketleri çalýþmam lazým. Ara taksimlerde yere,
havaya bakarak kafayý sallama, elleri Emel Sayýn gibi kullanma teknikleri falan...
Umut Akyürek genç ama eski usul bir assolist. Eðitimli, klasik, aðýr... Tam hanýmefendi s
anatçý. Sahneye çýkar çýkmaz g.a.g. ekibi "Haydi Gülse," dedi, "seyret, ezberle, aynýsýný yapa
Diktim gözlerimi Umut Akyürek'in üzerine. Hakikaten mükemmel. "Sahneyi dolduruyor" de
rler ya. Ve fakat ben Umut Akyürek'in televizyon görüntüsü deðil, gerçek olduðunu unutmuþum! B
na bakarken, o da beni görüyor tabii! Salonda benim gibi gözünü alamadan bakan baþka musiki âþ
ok, takdir edersiniz ki! En ilgili dinleyen bile, arada sohbete ve/veya önündeki tan
dýra dalýyor!
Bu alakamý Sayýn Akyürek de fark etmiþ olmalý ki, birkaç defa gülümsedikten sonra bana doðr
ye baþladý! Belki boþ zamanlarýmda Üsküdar Musiki Cemiyeti'ne devam ettiðimi falan düþündü. Ve
bin hem benim endiþeli bakýþlarýmýzýn arasýnda, hoop diye gelip bana elini uzattý! Bir yandan
içinde sürekli "bülbül" kelimesi geçen bir þarký söylüyor.
Assolist beni sahneye çýkaracak! Bittim!
"Semra Özal" yapmak!
Bir kere bende sesin s'si yok. Olsa bile þarkýyý hayatýmda ilk defa duyuyorum. Her þeyi
býrak, sahneye çýkýp assolistle Türk sanat musikimizden bölümler icra etmem, daha doðrusu ede
mem, ve bunun kameralar tarafýndan tespit edilmesi, beni imaj, karizma, kariyer açýsýnda
n ve her açýdan bitirmez mi?
"Söyleyemem, þarkýyý bilmiyorum, sesim yoktur, n'olur, vallahi!" þeklinde gergin yalvarýþla
rým sonunda, Umut Akyürek, playback'e aðzýný uydurmayý býraktý ve fenalýk geçirerek, eli hâlâ
erinin arasýndan:

"Sizi sahneye çýkarmayacaðým, sadece elinizi tutmak istedim," dedi!
Allah beni kahretsin! Racondan bu kadar mý habersiz olunur? Kadýncaðýz bana "Semra Özal
" yapacak. Hani assolistler devlet erkanýnýn, hatýrlý misafirlerin, ne bileyim Semra Özal'ýn
yanýna gidip elini tutarak þarký söylerler, o da kafasýný sallayarak katýlýr ya. Olay bu. On
niyelik, iki kuplelik bir þey. Versene elini, ne korkuyorsun! Jestin karþýsýnda böyle mi y
apýlýr?
"A çok özür dilerim" diye ezildim ve g.a.g. ekibinin masaya kapanarak gülmesi esnasýnda
, Umut Akyürek'le "Semra Özal yaptýk".
Ben kiim, assolist taklidi yapmak kim.
Umut Akyürek'ten huzurunuzda özür diliyor, kendisini kutluyorum!
Alfa alfa filizine doðru adým adým!
Býktým bu beslenme araþtýrmalarýndan. Ne yiyelim kardeþim? Býktým be. Kararýnýzý verin. O gü
en iskenderimi yer, kadayýfýma ekstra kaymak isterim. Bu kadar.

Birisi bana ne yemem gerektiðini söylerse çok mutlu olacaðým!
Þimdi de en son tüyler ürpertici geliþmeyle karþý karþýya-yýz! Hidrojene yaðlar, yani fast
ediðimiz gýdalarý piþirirken kullanýlan, iþlem görmüþ, yüksek ýsýlara dayanýklý yaðlarýn kanse
Buyrun buradan yakýn diyeceðim, ama bu yaðlar yanmý-yormuþ da!
Hamburger köftesinin, patatesin kýzartýldýðý hidrojene bitkisel yaðlar, içinde defalarca ký
ma yapýldýðý halde yanmý-yor, ancak çok yüksek bir ýsýda normal yaðlar gibi davranýyor-larmýþ.
Yani, vücudumuzun 36-37 derece olduðunu düþünürsek, hidrojene yaðlar vücutta, öyle olduklar
takýlarak, obezi-teye, daha sonra da belki kansere yol açabiliyorlarmýþ.
Ah ben bunlarý biliyordum da iþte...
Efendim, 94 yýlýnda New York'a gittim ben. Okulun ilk günü, yeni tanýþýlan arkadaþlarla öðl
ne çýkýldý.
Broadway'in üzerinde, okula birkaç blok uzaktaki bir "Organik Gýda" lokantasýna götürdüler
beni.
O gün þöyle düþündüðümü hatýrlýyorum: "Organik olmayan gýda nasýl bir þey ola ki? Sentetik
pilav, sentetik salata diye yemekler mi var bu Amerika'da?"
9O'lý yýllar Amerika'da organik tarýmýn, hormonsuz, kimya-salsýz sebze meyve yetiþtirmeni
n, doðal gýdalarla hayvancýlýk yapýlmasýnýn baþlayýp popüler olduðu yýllardý.
Organik Gýda Dükkâný adlý lokantaya girdik. Alt katta, hani bizim meyhaneler gibi bir c
amlý buzdolabý var. Oradan bakýp yiyeceði seçiyorsun. Ya satýn alýp paketlettirip gidiyorsun y
a da yukarý katta oturup yiyorsun.
Camlý buzdolabýna bakýldýðýnda, kelimenin tam anlamýyla, "bu lokantada yiyecek bir halt yok
tu"! Tipsiz otlar, kepekli ekmek, birkaç bulamaç görünüþlü karýþým.
Yukarý çýkýp mönüden sipariþ verdik. Yanýmdaki iki kýz "alfa alfa filizli sandviç" istediler
e, herhalde nisuaz salata gibi bir þeydir, hani karýþýk yeþilliðin üzerinde yumurta, ton balýð
tin meytin vardýr diye "ton balýðý salatasý"nda karar kýldým.
Sonuç bir fiyaskoydu! Ben ton balýðýnýn ne idüðü belirsiz (ve dolayýsýyle muhakkak organik)
s içinde ezilip periþan olmuþ halini didiklerken, arkadaþlarým, içine pis kokulu tatsýz tuzsuz
alfa alfa filizi doldurulmuþ kepek ekmeklerine yumuldular!
Hayatýmda bu kadar þaþýrdýðýmý hatýrlamýyorum. Bir insan böyle bir þeyi öðle yemeði olarak
Allah açlýkla terbiye etmesindi, ve daha önemlisi ben bu New York denen yerde nasýl yaþay
acaktým?!
Çýkýþta kendimi bir Çin lokantasýna attým ve Amerika'ya gelmiþ tüm göçmenler için þükredere
.
O dönemde Amerika'da çýkan yazýlarýn birçoðu beslenme
üzerineydi. Konservelenmiþ gýdalarýn çoðunda kanserojen madde bulunmuþtu. Sebze ve meyvelerin
iri yarýlarýna þüpheyle bakýlýyordu. Kýrmýzý et zaten zararlýydý, tavuklar eþelenmeden yapay ç
büyütülüyordu, denizler kirliydi ve görünüþe bakýlýrsa, bu durumda alfa alfa filizli kepek ekm
enli seçenekti!
Bir de tabii, en çok bu hidrojene bitkisel yað hakkýnda konuþuluyordu.
Sadece fast food'da deðil, her yerde hidrojene bitkisel yað vardý. Uzun zaman dayan
abilen bütün gýdalarda: Cipsler, bisküviler, gofretler, çikolatalar, mikrodalgada ýsýtýlýp yen
onmuþ yemekler...
Ve bu hidrojene bitkisel yað, vücut ýsýsýnda yanmadýðý için, hayatýnýn sonuna kadar, tüm anl
le birlikte yaþýyor, ayrýlmaz bir parçan oluyor, sonuçta da seni, þiþman, nedense kilo veremey
en, üstelik kanser olma riski yüksek kalabalýðýn arasýna katýyordu.
Türkiye'ye geldikten sonra, bu tür takýntýlarýmda büyük ölçüde azalma oldu.
Zaten fast food'dan zevk almayan bir insan olarak, "ne olsa yerim" tavrý içindeyd
im bir süredir.
Ancak görüyorum ki hidrojene yaðlar konusunda bir bilinçlenme var. Organik gýda dükkânlarý
ya baþladý. Balýmýzý bile seçerek yiyoruz.
Ben bu gidiþatý biliyorum arkadaþlar. Önce ateþ pahasýna küçük, yampiri domatesler almaya ba
aðýz, yumurtayý köyden getirteceðiz. Ardýndan yediðimiz tavuðun soyaðacýný isteyeceðiz.
Son aþamada da beni Niþantaþý'nda bir kafede alfa alfa filizi doldurulmuþ köy ekmeði yerken
göreceksiniz.
Titrerim mücrim gibi baktýkça istikbalime!
Kýrmýzý halý bizi bozar!
Lüzumsuz bir þey. Takýlýp düþmece var, birbirini itmece var. Paparazzisi var, halký var. Kap
layýn halýfleks, hem dayanýklý, hem bakýmý kolay.
Hamdolsun bu yýlki Oscar'larý da birlik beraberlik ve barýþ içinde teslim ettik. Ne Sean
Penn, ne Susan Sarandon-Tim Robbins ekibi, Bush ve yönetimine küfür etti. Halbuki ben
im bütün gece beklediðim oydu.
Yoksa Oscar'larýn kime gideceði zaten belliydi. Yüzüklerin Efendisi silip süpürecek, Charl
ize Theron ayakta alkýþlanacak, "Soðuk Dað" filmine mutlaka bir ödül gidecekti.
Zaten her Oscar sonrasý, ödüllerden çok, hangi aktrisin ne giydiði, kýrmýzý halý üzerinde n
yaptýðý konuþulur.
Malumunuz, "kýrmýzý halý" olayý ülkemizde de baþladý artýk. Film galalarý, sadece gazetecile
lucinli gençlerin, meraklýlarýn toplandýðý, fosur fosur sigara içilen floresan ýþýklý fuaye or
Çýktý da, kýrmýzý halý olayý öyle basit bir þey deðil ki!
Ýlk bakýþta, muhtemelen en ucuza yaþanacak en büyük lükstür kýrmýzý halý. Sonuçta metrekare
mý, on milyona mý alýrsýn, serersin, bitti. Birden iþin havasý deðiþive-
rýr.

Ancak, önemli olan halýnýn kendisi deðil tabii, üzerinde yürüyenler.
Zamanýnda, havalý bir derginin editörü olduðum için, yurtdýþýnda böyle kýrmýzý hahlý davetl
Hem de öyle Naomi'li, Elizabeth Taylor'lý, Prens Char-les'lý davetler yani, boru deðil.
Bu esnada, kýrmýzý halýnýn üzerinde yürüme usulünü de öðrenmiþ bulunduk.
(Þunu da söylemeden geçemeyeceðim, düþünüyorum da benim ünlü olmadan önce çok daha ýþýltýlý
vrupa'da defileler, böyle havalý davetler... Þimdi bütün gün otur evde, üzerinde eþofmanla yaz
z. Neyse.)
Olay þudur: Kýrmýzý halý, üzerinde rap rap yürümek için deðil, durup fotoðraf çektirmek ve
mek için var olan bir fon. Ünlü, kýrmýzý halýya ayaðýný attýðýn andan itibaren, zaten yanlarda
rca basýn mensubu, ona ismiyle baðýrmaya baþlýyor. Misal, "Charlize" dendiði anda, Charlize'
in, sesin geldiði yana bakýp, vücudunu en fotojenik hale getirerek gülümseyip poz vermesi
lazým. Bunlardan yüz tane olunca yýldýzlarýn iþi zorlaþýyor tabii. On metrelik kýrmýzý halýda
eçirenler var. Bir de en ön sýrada birikmiþ televizyon röportajcýlarýný ekle. Hepsi birer soru
orsa...
Yani film yýldýzýnýn, Oscar gecesi, esas mesaisi bu kýrmýzý halý.
Halbuki bizde ne oluyor? Geçen gün seyrettim, Ýstanbul'da bir gala öyle kalabalýk ki, kýr
mýzý halý üzerinde ünlüler birbirine çarpýyor, birbirinin ayaðýna basýyor. Sonra basýnýmýz da
kim size çarptý, acýdý mý?!" gibi, dünya magazin basýnýnda ilk kez sorulmuþ sorular yöneltiyor
Bu raconu da öðreniriz zamanla diye düþünüyorum.
Fakat ithal ettiðimiz her kültürel olaydaki gibi, bunda da "altyapý eksikliðimiz var"! Y
urtdýþý davetlerde, kýrmýzý halý, her yandan yere sabitlenir ki, topuklu ayakkabýlarla, hanýml
halýnýn kývrýmlarýna takýlýp düþmesinler.

Bizde, yanýlmýyorsam, kendi haline býrakýlan kýrmýzý halýlarýn ilk kurbaný Yeþim Salkým olmu
a galada, net hatýrlamýyorum, daha davetin giriþinde yüksek topuklu ayakkabýlarý bir yere (b
ence halýya!) takýlýnca düþüvermiþti. Nazar mazar dendi ama, gerçek budur!
Fark ettiyseniz, Hülya Avþar Þov'da da kýrmýzý halý hoþluðu yapýlmýþ. Hani konuklar kýrmýzý
neye gelsinler, gibi bir jest.
Fakat bunun þarkýcýsý vaar, dansözü vaaar.
Ýlk halýlý programda, oryantal Tanyeli, göbek atarken, yedi sekiz defa, halýya takýlýp kapa
klanmaktan son anda kurtuldu!
Benim tavsiyem, bir an önce bu Batý taklitçiliðinden kurtulmamýzdýr! Kendimize göre, orijina
l bir çözüm bulalým. Mesela kýrmýzý hah deðil de, kýrmýzý halýfleks kaplatalým gala giriþlerin
düþmez. Ekonomiktir. Ayrýca silinebilir, leke tutmaz.
Çözüm tükenmez, insan yeter ki istesin.
Alýþveriþte "Hayýr" diyebilmenin sýrlarý!
Dolduruþa gelmeyin. "Ayy, çok iyi taþýdýnýz valla caným" kalýbý, her satýþ elemanýna ilk iþ
emeyin bunlarý!
Uzun zamandýr alýþveriþe çýkmamýþtým. Bu yüzden de sanki eðlenceli bir iþmiþ gibi kalmýþ ak
Siz öyle dizilerde, g.a.g.'da falan car car konuþtuðuma bakmayýn.
Aslýnda öyle önüne gelenle sohbetler eden, durduk yerde espriler, komiklikler yapan bi
ri deðilimdir. Mahcup bir insaným yerine göre.
Bu yüzden alýþveriþ esnasýnda da baþýma gelmedik kalmýyor.
Aðzý laf yapan, becerikli satýþ elemanlarý karþýsýnda "Ehi höhö, kem küm" diye kalýveriyoru
Gerçekten ýsrarcý bir eleman bana snowboard, lobut, köpek mamasý kabý ve tenis ayakkabýsýnd
oluþan bir set (nasýl setse o!) satabilir örneðin. Spor yapmak ve evde hayvan beslemekl
e ilgili fikirlerim, malumunuz!
Kýyafet ve kozmetik konusunda ne istediðini bilmeyen, sü-' rekli fikir deðiþtiren biri
olduðumdan, beni ayartmak da çok

kolaydýr. Satýþ elemanýnýn, kopya vermek gibi olmasýn, kiþiselleþmesi yeterli.
-Nemlendirici istiyorum, þu markanýn busu!
-Buyrun.
Normal bir alýþveriþin bu þekilde yürümesi gerekir deðil mi? Oysa bazý tecrübeli elemanlar
p giderler.
-Nemlendirici istiyorum, þu markanýn busu!
-Göz çevreniz için ne kullanýyorsunuz?
-Falancayý.
-Ama o kýrýþýklýk için. Sizde morluk var. Maske yapýyor musunuz?
-Ha?
-Bir de tabii kapatýcý lazým. Bunu televizyona çýkan bütün müþterilerim kullanýyorlar, (bu
yeni baþladý) çok memnunlar. Bitki özlü olduðu için faydalý, içindeki fanfin-fon granülleri d
duðundan, pigmentleri alafortan-foni yapýp yaþý küçültüyor!
-Haaa, hadi ya?
-Tabii, bakýn (sürüyor) görüyor musunuz?
(Aynada sadece tereddütlü bir surat görüyorum ama...)
-Ben bir nemlendirici...
-Bu üçünü bir arada alýrsanýz, yüzde yirmi indirim var, yanýnda da (evde yüz yirmi tane ola
çekmecelerin kapanmasýný engelleyen, ne küçük ne büyük, kullanýþsýz boy) makyaj çantasý veriy
-E o zaman...
-Kasaya götürüyorum, güle güle kullanýn! Saçýnýz için bir þey?
-Hö?
Kýyafet konusunda, idareyi ele alan bir eleman, bana dükkâný satýn aldýrtabilir. Ama zevk
li ve zeki biri olacak. Yani "Þööle bir þalvar ister misin caným? Çok moda bu sene, Gizem Özdi
lli de aldý bundan dün..." gibilerinden bir soruya benim vereceðim cevap, "Haydi Allah
aýsmarladýk" olacaktýr.

Baktýnýz ýsrar ediyor, favori bahanelerim olan, "Acelem var, sonra bakarým", "Çok pahalý, mümk
deðil", "Buna çok benzeyen bir þeyim zaten var", "En nefret ettiðim renk budur", "Bunu
ancak annem/kýzým/kýz kardeþim giyer" den birini seçebilirsiniz.
"Sizi 16 yaþýnda gösterdi", "Gözlerinizin rengine uydu", "Caným bu kadarcýk dekolteden ne
çýkar, herkes giyiyor?" gibilerinden kalýplarý yemiyoruz artýk da...
Þak diye ne istediðimi anlayýp, o tarzda altý tane kýyafet getiren satýþ elemanýndan, sadec
adalet yerini bulsun, iþini iyi yapan insan kazansýn diye alýþveriþ yaparým ben.

Vatikan'ýn neresindensin hemþehrim?!
Buralardan olmak havalý bir þey deðildir pek. Hep bir orijinallik, bir Batýlýlýk, bir "ora
lýlýk" aranýr. Ama tabii bu kadarýný da hiç görmemiþtim.
"Nerelisin hemþehrim?"
En sevdiðim kalýplardan biridir bu. Madem hemþehrin, nereli olduðu belli iþte, senin þehr
inden! Veya, nereli olduðunu bilmediðin adama niye "hemþehrim" diyorsun, hemþehrim?
Ülkemi seviyorum!
Bir ülke düþünün ki, herkes üç aþaðý beþ yukarý ayný topraklardan geliyor, ama, neredeyse he
i farklý, ender bulunan bir kültürden, coðrafyadan geliyormuþ gibi anlatmayý seviyor. "Efend
im benim dedemin annesi Giritli, onun için bizde çok enteresan bir yemek kültürü vardýr!" gi
bilerinden. Yahu dedenin annesi 200 yýl önce yaþamýþ. O kadar zaman. Bunun dedenin Artvinl
i baba tarafý vaar, öteki dedenin, ne bileyim Konyalý annesi var, ötekinin Karadenizli t
eyzesi var, yemek yapmak istemeyen yeni gelinleri var, fast food kültürü vaar... O Gir
it usulü yemek tarifleri 1800'lerden beri ailede kaldýysa, vallahi bravo!
Bir zamanlar sahne ve sanat dünyamýzýn ünlü kadýnlarýn-
da Balkanlar'dan gelmiþ olma modasý vardý. Hepsi ya annenin baba tarafýndan Yugoslav göçmeni
, ya babanýn anneannesinin kuzeninden Bulgar falandý ne hikmetse! Hatta yanlýþ hatýrlamýyors
am, Ajda Pekkan, "Ben göçmen olduðum için bazý Türkçe kelimeleri telaffuzum çok zor, bu açýðý
n araya Fransýzca Ýngilizce serpiþtiriyorum" demiþti, ilginç konuþma tarzýný açýklamak için. B
gazeteciler abartmýþlardý, günahlarý boynuna, ama o yýllarda da uydurma magazin bu kadar yay
gýn deðildi. Bilmem artýk.
"Benim anneannem/babaannem Çerkes/Gürcü" ifadesi de yaygýndýr kadýnlar arasýnda. Çerkeþ ve
arý güzel olur derler ya.
Fakat tabii, bu kadarýný hiç duymamýþtým. Magazin aðzýyla "sosyetenin tanýnmýþ playboy'larý
engi, Pa-pa'yla akraba olduðunu açýklamýþ.
Doðrudur, zaten insan böyle bir þeyi istese de uyduramaz. Ben daha çok bir röportaj sýrasýn
da konu buraya nasýl gelir, onu merak ediyorum!
Ýlker Mengi, gazeteciyi arayýp 'Benim dedem Papa, bunu artýk basýnla paylaþmak istedim,
en beðendiðim gazetesiniz, onun için ilk sizi aradým" mý dedi?
Eðer öyleyse telefonun öbür ucundaki gazeteci, "Tabii tabii, benim amcam da Napolyon"
deyip kapatmadý mý? Neden?
Veya bambaþka bir konu için röportaja gidildi de, "Hobileriniz nelerdir, Ýstanbul gec
e hayatýnda nerelere takýlmak moda?" gibi sorular sorulurken, Ýlker Bey de "Ya, bu ara
da ben Papa'nm akrabasýyým" veya "Ben gece hayatýndan anlamam, bana bunlarla gelmeyin,
Vatikan'la ilgili sorunuz varsa cevaplayayým" gibi bir cümleyle mi bahsi açtý?!
Bana hep "Aslen nerelisiniz?" diye sorup, orijinal bir cevap beklerler. "Çerkes
im, Gürcüyüm, Yugoslav göçmeniyim, þuyum buyum" gibilerinden, "istanbulluyum" deyince de asl
a tatmin olmazlar.

Ben sana nasýl anlatayým þimdi. Bir taraf Egeli. Uþak, Aydýn, falan o civarlardan. Öteki
taraf Ýstanbullu, ama kýsmen Ordulu. Zaten onlarýn da birkaç kuþak gerisine gidersen, ühü-üü.
e, bildiðin Türk.
Zaten o hava atmak ve orijinal/medeni/güzel/f ar klý görünmek için söylenen, genellikle p
alavra veya yüzde yirmi oranýndaki etnik durumlardan da pek hayýr gelmeyeceði geçtiðimiz günle
rde ortaya çýktý.
Bilmiyorum "Aslen Vatikanlý" vatandaþlar da yakýnda bir fiþlenme olayýyla karþý karþýya kalý
Belli olmaz.
Varsayalým ki, ben ekonomistim!
Yatýrýmdan anlamam, ekonomik tahminler yapamam, paramý idare etmeyi bilmem. Ama vars
ayalým ki biliyorum, siz yine de benim yaptýðýmý yapmayýn!

Bazen, yýllarca Boðaziçi'nde ne okudum ben diye düþünmeden edemiyorum.
Ekonometri, matematiksel ekonomi, insan kaynaklarý, istatistik gibi birbirinden
kazýk dersler oku, hepsinden geç...
Ýnsanýn kendisine bir faydasý olur deðil mi?
Çok þükür, "Çok para kazanýyorum, bu kadar büyük bir serveti nereye yatýrsam!" diye dertlen
nsanlardan deðilim. Hani dolardaki yüzde beþlik, onluk düþüþ-çýkýþ, benim birikmiþ paramda çýp
dilmeyecek bir deðiþikliðe sebep oluyor! Anlayýn.
Yýllarýn istatistiklerine dayanarak þunu söyleyebilirim: Ben nereye yatýrým yapýyorsam, tak
ip edin, ve o yatýrým aracýndan kaçýn!
Bir de þöyle bir iddialý hâlim vardýr:
Zaten üç kuruþun var, bu iþten de anlamýyorsun, býrak daðýnýk kalsýn, deðil mi? Yok. Ýlla d
dolarý bozup bono alacaðým, onu ona böleceðim, kafama göre tahmin-

ler yapacaðým, ve sonunda, baþlangýçtakinden daha az param olacak.
Ne yapalým, aracý kurumlar kazansýn!
Gördüðünüz gibi, yatýrým bilgisi feci, fakat bütün ekonomik terimler yerli yerinde. Ýþte ek
imi böyle bir þeydir.
Ekonomi okuyanlar bilir. Kitaplardaki her cümle "Varsayalým ki..." diye baþlar. "Va
rsayalým ki, bir ülkedeki tüm üretimciler eþit rekabet içinde, hammaddeyi ayný fiyattan alýyor
r, fiyatlar tamamen serbest, gelir eþitsizliði yok, devlet kesinlikle iþin dýþýnda. O zaman
bu ülkede..." diye gider mesela. Bulalým o ülkeyi, oturalým o zaman!
Duymuþsunuzdur. Bir fizikçi, bir kimyager, bir ekonomist ýssýz adaya düþerler. Açtýrlar. Bi
fasulye konservesi bulurlar. Ama nasýl açacaklardýr? Kimyager deniz suyu, yosun ve kum
u belli miktarlarda karýþtýrýp bir tür patlayýcý yapmaya çalýþýr. Denerler, patlamaz.
Fizikçi konserve kutusunu bir aðacýn altýna koyar ve aðacýn dallarýndan birine bir taþ baðl
Hesaba göre o taþýn aðýrlýðý ve düþüþ açýsýyla, konserve kutusu açýlacaktýr.
O da olmaz.
Ekonomiste sorarlar: "Senin bir önerin var mý?"
"Tabii," der ekonomist, "varsayalým ki bir konserve açacaðýmýz var..."!
Bizim kuþaðýn ekonomiyle imtihaný kumbaralarla baþlamýþtýr.
70'li yýllarda ve daha önce çocuklara kumbara verip para biriktirmeye teþvik etme âdeti
vardý. Bankalar falan hep kumbaralar hediye ederlerdi.
Kumbaralar biliyorsunuz, böyle alttan anahtarla açýlýrdý. Götürürsün annene. Annen þöyle bi
ve der ki: "A daha hiç para yok ki, dolsun öyle açarýz."
Baþlarsýn kendini paralamaya. Çikolata almazsýn, bayramý beklersin, bahþiþ peþinde angaryal
yaparsýn...

Bir sene geçer, kumbara çýling çýling dolar. Sen o parayla neredeyse ev, olmadý bisiklet fal
an alýrým diye düþünürken, anne anahtarý çevirir, paralar dökülür, sayýlýr. Ve, ayný anne der
azýk, nasýl deðeri düþmüþ, çocuðum bunlarla çikolata al, baþka bir þey alýnmaz"!
Nasýl ya? Çikolatayý daha ta o en baþýnda, "Bekle de para biriktir" dediðin zaman da alab
iliyordum ben? "Ee evladým, enflasyon iþte, böyle..."
Niye para biriktirttiniz kardeþim o zaman?
Zannederim enflasyondan bu kadar korkmamýzýn sebebi, o çocukluk yýllarýna dayanýr. Yoksa
ekonomik bir durumdur yani. Hani "canavar" adý verilmesinin sebebi falan o çocukluk
kâbuslarý derim ben.
Ekonomist dediðin de böyle olur!
Mesleki sorumluluðumun bilincindeyim!
Yine sosyal ve doðasal bir yarayc parmak basarak, sizi bilinçlendirmeyi amaçlýyorum se
vgili okuyucular. Çünkü siz biz gazeteciler olmadan bilinçsiz, þuursuz, öyle etrafta dolaþan b
ir güruhsunuz. Okuyun da biraz kendinize gelin!
Arada olur böyle.
Okuyucunun teki coþup, üþenmeyip, bana uzun uzun bir mektup yazar.
Genellikle kendisi için hayati önem taþýyan bir konuyu anlatmakla baþlar iþe: Mahallede i
marsýz bir bölgeye yapýlan kaçak inþaat, Amerika'nýn Irak politikasý, Medeni Kanun'daki deðiþi
ler...
Kendi hayatýndan da uzuun örnekler vererek konuyu pekiþtirir ve baþlar o sinirle bana
bulaþmaya: "Sen ne biçim gazetecisinden, "O köþeyi iþgal etme"ye, "Vatan haini en-tel"den
, "Sizin gibi parasý bol beyaz Türklerin alayýnýn..." gibi geniþ bir yelpazede fikirlerini
söyleyenler ortaya çýkar tek tük de olsa.
Dertleri þudur: "Neden incir çekirdeðini doldurmayan komik komik yazýlar yazýyorsun da,
memleketin önemli meselelerine deðinip halký bilinçlendirmiyorsun!"

Hepsine kýsaca yanýt vermek istiyorum bu vesileyle: Ben kimseyi bilinçlendirmek istemi
yorum. Tam tersi, þuursuzca gülmelerini istiyorum! Arzu ederseniz sayfayý çevirebilirsin
iz.
Ama bazen de, böyle taa kalbimin derinliklerinden veya baðrýmdan baðrýmdan gelen bir acýy
la, toplumsal konulara eðilmek, onlarý irdelemek istiyorum.
Örneðin mesela...
Geçen gün televizyonda bir belgesel seyrettim. (Malum, ben televizyonda sadece be
lgesel seyreden 70 milyon kiþiden biriyim. O Televole'leri, evlilik programlarýný fala
n kim seyrediyor zaten, hâlâ bulamadýlar! Son zamanlarýn popüler söylemiyle: Tek seyrettiðim d
izi Avrupa Yakasý vallahi! Pardon ne diyorduk?)
Seyrettiðim belgeselde gözlemlediðim kadarýyla, belgesel-ciler, biraz kalpsiz insanlar
. Bunu irdelemek istiyorum bugün!
Hani hep tartýþýlýr ya, gazetecilik ahlâký açýsýndan: Diyelim ki yolda kaza geçirmiþ, ölmekt
adama rastladýn, önce fotoðrafýný mý çekersin, adamý mý kurtarýrsýn, diye.
Tabii, gazetecinin durumu farklý. Önce haberi yapacak ki, baskýya yetiþsin, ne bileyi
m televizyoncuysa haber bültenine koþtursun. Yine de bazen gazeteciler ruhsuz, duyar
sýz olmakla eleþtirilir.
Halbuki belgeselcilerin tuzu kurudur! Kimsenin bir belgeselciyi "Ayol çekeceðine git
kurtar" diye eleþtirdiðini görmedim. Bu görevi ben üstlenmek istiyorum. Hani köþeyi iþgal etm
ek açýsýndan!
Biliyorsunuz iki belgeselin birinde zavallý hayvancýklar telef olur. Ben þimdiye kad
ar en azýndan yüz kere, geyiklerin kaplanlar tarafýndan yendiðini, büyük balýðýn küçük balýðý
dan yeni çýkmýþ, denize ulaþmaya çalýþan su kaplumbaðasý yavrusunun kuþlar tarafýndan akþam ye
im.
E belgeselci kardeþim, elin ayaðýn yok mu? (Belgeselcile-re cevap hakký doðuyor tabii!)

Yazýk deðil mi hayvanlara?
Hani gazeteci gibi bir vakit darlýðýn falan olsa anlayacaðým. Kendin anlatýyorsun: "Üç haft
, su kaplumbaðalarýnýn yumurtadan çýkmasýný bekliyoruz bu adada" falan diye. Haydi kaplaný kov
adýn, tamam, sadece martýlara "kýþt" diyeceksin kardeþim! Seyrederken, gözümüzün önünde gitti
ru kaplumbaða!
Sonra da anlatýyorsun: "Bu mevsimde yumurtadan çýkan yavrularýn yarýsýndan fazlasý martýlar
yem olur" diye. E böyle yaparsan tabii yem olurlar! Katliam olmuþ, sen orada, elinde
kamera, takýlýyorsun!
Belgeselcileri daha duyarlý, daha bilinçli olmaya davet ediyorum. Her þey þan þöhret deðil
arkadaþlar.
Bugün de gazeteci olarak toplumsal görevimi yerine getirdim, artýk rahat rahat sine
maya gidebilirim!
SARS maskeniz ne marka?
Öyle çantayý ayakkabýya uydurmakla olmuyor. Bastýracaksýnýz parayý, son moda bir maske alaca
-

Bu kadarýna pes diyorum!
Uzakdoðulu alýþveriþçiler, Batý ülkelerinde Hermes, Louis Vuitton, Gucci gibi markalarýn ön
Halk Ekmek kuyruðu gibi sýra yaparlar, bilirsiniz.
Bir kere lüks-satýn alýyorsan, kuyruk neyin nesi?
Gideceksin maðazaya, rahat bir koltuða oturacaksýn. Çay, kahve getirecekler. Elli tan
e model çýkarttýracaksýn, bu esnada satýþ elemaný, "Vallahi hepsini çok iyi taþýyorsunuz" gibi
iltifatlarla egonuzu da okþayacak!
Halbuki bunlarýn, o maðazalarda bir ezilip büzülmesi, uslu uslu beklemesi vardýr ki...
Alçakgönüllü tavýrlarýna raðmen, yüksek bütçeleriyle ünlü markalarýn gözbebeði olan Uzakdoðu
kendilerine benzettiler! Bedenler ufaldý, renkler acayipleþti, fiyonklar, çiçekler, bilm
emne. Sebep, üç beþ yýllýk bir trend. 18-35 yaþ arasý Japon kadýnlar, küçücük fosforlu bluzlar
ni etekler, platformlu ayakkabýlar, hap kadar marka çantalar ve sapsarý saçlarýyla bir mod
a yarattýlar. Liseli kýz gibi gi-

yinmiþ pahalý fahiþelere benzeyen, oysa öðrenci veya meslek sahibi zengin kadýnlar bunlar. O
nlara "kogal" deniyor, ve ko-gal stili, yüksek tüketimlerinden ötürü, dünya modasýný çok etkil
.
Þimdilerde, hem kogal'larýn, hem de daha aklý baþýnda giyinen Uzakdoðulu marka meraklýlarýn
eni bir heyecaný var: Dünyayý kasýp kavuran SARS virüsü. Aslýnda savaþtý, mavaþtý çok ciddiye
a, gerçekten büyük tehlike. Ama ben SARS'm (garip ama gerçek) modaya yansýyan yüzünden bahsede
ceðim:
Geçtiðimiz cumartesi günü, Hong Kong'daki Louis Vuit-ton maðazasý, sýnýrlý sayýda grip mask
rdi piyasaya! Maskeler yumuþak deriden yapýlmýþ, üzerinde markanýn monogram deseni var ve kl
ipsleri de gümüþten! Önce sadece 88 adet üretilen maskeler, cumartesi öðlen saatlerinde moda m
eraklýlarý tarafýndan talan edilerek tükendi! Üstelik de tanesi 230 dolardan!
Hemen ardýndan Gucci'nin sözcüsü, kýsa süre içinde, ilk-bahar-yaz koleksiyonlarýna bir grip
askesi ekleyeceklerini açýkladý. Model konusunda detay verilmedi, sadece siyah olacaðý söyle
ndi!
Ayný anda, sýnýrda, Çin'in sahte marka eþyalarla ünlü Shen-zen þehrinde, son günlerin en ço
gören ürünü, sahte Burberry desenli grip maskeleri piyasaya çýktý! Ancak bu ürün halka hitap
or, sadece 1 dolar 25 sent!
Baþka bir açýdan bakýnca, öldürücü hastalýktan korunmak için marka maskeler takmak, çok insa
l düzeltici bir çözüm gibi görülebilir. Malumunuz, Uzakdoðulular eðlence þekilleriyle ünlü bir
opluluðu deðil. Varsa yoksa alýþveriþ ve karaoke. Batýlýnýn savaþtan, hastalýktan gerilen sini
i, içki içip dans ederek gevþetmesine karþýlýk, belki de çekik gözlü insan da Louis Vuitton'da
ske alarak rahatlýyor.
Bu arada Çin'in Ankara Büyükelçiliði Müsteþarý Chuntai:
"Gripten kurtulmak için evinizde bir miktar sirkeyi yakýn!"
önerisini getirmiþ. Bu Uzakdoðulular, Allah bilir, bu amaçla da, balzamik seri sirkeleri
falan alýyorlardýr Fransa'dan. Hatta belki oralarda da kuyruk vardýr!
Allah dünyaya saðlýk, barýþ ve akýl fikir versin...
59
Siz de Þirin'i tanýyýn!
Bazý insanlarla tanýþmak çok þey ifade eder. Ýlginç bir tecrübe, esin kaynaðý, gelecekle ilg
rarlar için referans noktasý... Þirin Devrim bunlardan biridir.
1994'ün kýþ aylarý.
New York'taki ilk senem.
Bir gün telefonum çaldý. Üç beþ ay önce Amerika'ya taþýndýðým için çalýþmayý býraktýðým Aktü
evrim'le röportaj yapacaksýn. Çok ilginç bir hayat. Halikarnas Balýkçýsý'nm yeðeni, ressam Fah
a Zeid'in kýzý. Þu anda New York'ta yaþýyor. Aileyi anlattýðý bir kitap yazmýþ. Röportaj bu ha
zým" dediler ve arkadaþý Tunç Yal-man'ýn telefonunu verip kapattýlar.
Yarým saat sonra telefonun öbür ucunda, Þirin Devrim'i röportaja ikna etmeye çalýþýyorum. Bi
reden su getiriyor, hem de o kadar yýl yurtdýþýnda yaþamýþ birinden beklenmeyecek mükemmel, ak
nsýz bir Türkçeyle:
-Hiç vaktim yok ki benim. Tek kiþilik oyunum var, kitabýn tanýtýmlarý var. Ayrýca, siz kaç
asýnýz bakalým?!
-Yirmi üç yaþýndayým.
-Aaa, daha çocuksunuz! Röportaj yapmayý biliyor musu-
nuz r

Ya sabýr çekerek, "Evet efendim, ben dört yýldýr gazetecilik yapýyorum, merak etmeyin" diyor
um. Sözleþiyoruz.
Siz Çerkez misiniz?
Manhattan'ýn üst kýsmýnda, þýk bir apartman. Ýçeri giriyorum. Chanel aksesuarlarýyla, bakým
yaþlanmýþ bir haným. Tanýþýr tanýþmaz, Devrim, eliyle hafifçe çeneme dokunup dikkatle yüzüme b
-Siz Çerkez misiniz?
Ve cevabý beklemeden, biraz ileride duran kocasý Robert Trainer'a dönüyor: "Bak Bob, O
smanlý'da da haremdeki güzel kadýnlar Çerkezdir"!
iyi mi?
Guetamalalý fotoðrafçý arkadaþým resim çekerken, bir yandan da konuþuyoruz. "A Turkish Tape
ry" adlý, ailesini anlattýðý kitap yeni çýkmýþ. O hikâyeler de ilginç ama beni esas etkileyen
vrim'in hayatý.
Ýstanbul'da, New York'ta, Baðdat'ta, Mihvaukee'de geçmiþ; maceralar, aþklar, dostluklar
, partiler, þýk giysiler, tiyatro ve sanatla dolu, rengârenk bir hayat. Tunç Yalman, Alt
emur Kýlýç, Bülent Ecevit, Fahrünnisa Zeid, Çevat Þakir Kabaaðaçlý, Füreya, Mücap Ofluoðlu, Al
Muhsin Ertuðrul ve daha birçok ünlü ismin rolleri paylaþtýðý bir dönem filmi adeta!
Sohbet uzuyor, ve Þirin Devrim bana evi gezdiriyor.
Rengârenk döþenmiþ yüksek tavanlý bir Manhattan apartmaný. Þirin Devrim, bana dekorasyonda
yazlardan, grilerden nefret ettiðini, Osmanlý'da sarýlarýn, yeþillerin, kýrmýzýlarýn çok kulla
amanlarda Türkiye'deki beyaz merakýný anlamadýðýný söylüyor. Yatak odasýnýn tuvaletine kadar g
! Devrim, "Burasý", diyor, "New York'un en manzaralý tuvaleti!" ve basýyor kahkahayý. Ge
rçekten tuvaletin duvarýnda, yere yakýn küçük bir pencere var ve bu pencere denize bakýyor!

En sonunda istediðim kitap
O günden yaklaþýk dokuz yýl sonra, elime, ne zamandýr yazýlmasýný istediðim kitabý aldým: "
Þirin Devrim, bu defa kendi hayatýný konu etmiþ. Çok içten bir otobiyografi.
Devrim'in kiþiliði gibi renkli ve þaþýrtýcý.
New York'taki röportajdan sonra bir daha Þirin Devrim'le karþýlaþmadýk, ama kitabý okurken,
o çýn çýn sesini, etken, ortama hâkim tavýrlarýný, fotoðrafçýya poz verirkenki profesyonellið
z daha hatýrladým.
Þirin Devrim'le tanýþmýþ olmaktan çok mutluyum. Bence kitabý alýp siz de tanýþýn...
Bodrum'un (bu yazýya kadar) en iyi saklanan sýrlarý!
2003 yazý itibariyle Bodrum ve çevresinde bulunanlara özel hizmetim ve yerel gazetec
ilik konusunda yeni bir adýmdýr. Buyrun.

Tabii böyle baþlýk atarým!
Geçen yýl Bodrum'da gittiðim Gümüþlük'te az bilinen, sessiz, sakin Limon Cafe'yi yazmýþtým.
e söylenenlere göre "Limon Cafe'nin kapýsýnda kuyruk varmýþ, ayrýca da (þikâyetçi eski müþteri
miyle) ortada ellerinde purolarýyla lacivert blazer'lý adamlar dolaþýyormuþ!" Yediden yetm
iþe kültür mozaiði bir hedef kitlem var, ben ne yapayým?
Þunu da söylemeden geçemeyeceðim, ayný hedef kitle dört ay boyunca kitabýmý satýþ listeleri
tmakla kalmadý, korsan kitapçýlar da sayemde birer yazlýk, araba falan edindiler! Zira B
odrum Havaalam'nýn kendi kitapçý dükkânýnda korsan kitabý açýk açýk satýlan baþka yazar var mý
epsine haram olsun, gözlerine dizlerine dursun. Yetkililer hâlâ "Ne var caným, vatandaþ ka
zansýn" zihniyetinde olduðu ve korsan kitapçýlar yakalanýp ihbar edildiðinde 48 saat içinde ha
pisten çýktýklarý sürece, benim de elimden beddua etmekten baþka bir þey gelmiyor. Ayrýca insa
"Ben bir daha niye kitap

yazayým ki, manyak mýyým?!" diye de düþünüyor. Tarkan'la ortak bir problemimiz olacaðýný hiç t
mezdim!
Tabii Bodrum'un en iyi saklanan sýrrý, havaalanýnda korsan kitabýmýn satýlýyor olmasý deðil
Muhtemelen þu anda Bodrum'da in ve cinin plaj voleybolu oynuyor olmasý. O Televol
e'lerin "Bodrum geceleri yýkýlýyooo, ortalýk toz duman" falan demelerine bakmayýn. Restora
nlar boþ, plajlar sakin.
Türkbükü'nün son durumunu açýklýyorum: Deniz kenarý Etiler! Bu yýl belirli yerler dýþýnda b
iraz kaçmýþ kanýmca. Ünlü seyretmeye gelenler, yüksek müzik, çalgýlý malgýlý Türk poplu bir du
i ve nispeten sakince yemek yine Ada Otel'deki Changa'da yeniyor. Bu kýyýdaki restor
anlara teknenin Zodiac botuyla çýkmýyorsanýz yazýk size!
O zaman ne yapacaksýnýz? Gülse'yi takip edeceksiniz. Baþka bölgeler de keþfedeceksiniz. Örn
eðin Bitez-Ortakent bölgesi, ki bendeniz bir süredir yýllýk iznimin zannediyorum bir bölümünü
n deðil, tamamýný burada kullanýp bitirmiþ durumdayým.
Meraklýsý için bu hafta, bu bölgenin en iyi saklanan sýrlarý:
Palavra Balýk, Ortakent: Klasik, yalýn bir balýkçý istiyorsanýz burasý doðru adres. Bildiði
Ege mezeleri, deniz börülcesi, kalamar, kabak çiçeði dolmasý, þudur budur, en basit ama müthiþ
zetli haliyle burada. Denizin neredeyse içinde, kumlarýn üzerinde masalar, ancak amatör
bir servis. (0252 358 62 90)
Tantra, Ortakent: Bali'deki halayýmdan beri bu kadar ihtimam, þýmartýlma, birinci sýnýf s
ervis görmedim. Nefis bir mandalina bahçesi içinde bir taþ ev. Müþteriden çok çalýþan var. Hep
yaz keten kýyafetler giymiþler, tütsüler, mumlar, Doðu temasý anlayacaðýnýz. Yemekler güzel, y
atlarýn azýcýk "fanfinfon" hale getirilmiþi. Karidesli deniz börülcesi, erikli kabak gibi. B
ir taraf restoran, bir taraf gececiler için "lounge". Lounge'da sabah dörde kadar ga
yet lezzetli atýþtýr-
malar da var. Ýsterseniz masaj ve tai chi dersi de cabasý... (0252 358 64 53)
Arþipel, Bitez: Aktur Sitesi'nin içinde bilenin bildiði birinci sýnýf balýk restoraný. Fesle
nli çið balýk favorim, çið karides, kalamar ýzgara mükemmel. Denizi tepeden gören, süssüz ama
Arþipel'e muhakkak rezervasyon yaptýrýn. (0252
343 10 16)
Bitez Dondurmacýsý: Bitez'de yol üstünde, Bitez Plajý ayrýmýna gelmeden saðda göreceðiniz sa
evazý dondurmacý, özel davetlere dondurma yapan, Havana'da satýlan tekilalý dondurmayý imal
eden yer. Aroma kullanýlmýyor, bütün dondurmalar mevsimdeki meyvelerle yapýlýyor. Karadut, köy
lerden toplanýp geliyor mesela. Gerçekten müthiþ.
Daha sonra baþka bölgelere dadanacaðým, araþtýrmacý gazeteci diye buna denir!

Türkbükü'nden bildiriyorum, her þey çok "butik"!
Boncuklar, yemeniler, taþlar, kumlar hepsi çok butik. Eþi benzen yok, acaip bir þeyler
. Yazar bize ne vermek istiyor? Bodrum'da alýþveriþi unutun!
Bodrum izlenimlerim sürüyor. Bu hafta Türkbükü'ndeyim.
Türkbükü'ndeyim dediysek, aslýnda bu yazýyý size Ortaköy dolaylarýndan yazýyorum. Neden der
z, gazeteci adama tatil yok! Bir oradayýz, bir burada sizin anlayacaðýnýz.
Üçer dörder günlük iþ-arkadaþ-aile temaslarý amaçlý Ýstanbul ziyaretlerim sürüyor. Fakat ne
"yazlýkçýlýk" hayalimi bu sene gerçekleþtirdim. Allahýn ve gazetedeki amirlerimin izniyle aðu
os ortasýna kadar köþe yazýlarýma güneyin þirin tatil beldesi Bitez'den devam edeceðim! Yani l
eden beri ilk kez "Akþam mangalda köfte yapalým mý?", "Ay bugün denize inmeyeceðim, bahçede ki
tap okuyayým diyorum", "Selim Bey, sizin begonviller ne güzel açmýþ maaþallah, bizimkilerin
keyfi yok nedense" temalý bir tatil yaþýyorum. Yavaþlarým, gevþerim diye düþünüyordum, ama ne
zlýkçýlýk geçmiþ bizden. Hýz baðýmlýlýðý oluþmuþ yýllardýr. Gevþemeyi atlayýp direkt depresyon

Yine oturup yazmaya baþladým, ki siz bu ürünleri kýþ sezonunda seyredip okuyacaksýnýz diye pla
orum.
Bu vesileyle yýllardýr önünden geçip "Vah vah"ladýðým muhteþem antik tiyatronun Turkcell ta
an toparlanýp daha muhteþem hale getirilmesinin ve bundan sonra orada bir sürü gösteri sey
redecek olmamýzýn, Bodrum'u bana bir kez daha sevdirdiðini söylemem lazým.
Her neyse, ben size Türkbükü'nü anlatacaktým deðil mi?
Her þeyden önce, evet Bodrum tenha. Türkbükü derseniz, o biraz acayip bir durum.
Þunu söyleyebilirim ki, son günlerde Bodrum turizmini Tarkan kurtarýyor! Müþteri mi yok,
dükkân sinek mi avlýyor, patlat bir Dudu Dudu, izdiham olsun. Kesinlikle uydurmuyorum.
Türkbükü'nü bilmiyorsanýz gözünüzün önünde canlandýrayým. Plajsýz bir deniz. Yan yana iskel
lerin yan tarafý yürüme yolu. O yolun iki yanýnda restoranlar, oteller, barlar ve bir bölümd
e de saðlý sollu satýcýlar. Aðýrlýklý olarak kumaþ, incik boncuk, elbise vs. satýlýyor.
Türkbükü'nde yürüyoruz. Ortalýk sakin. Derken lokal bir kalabalýkla karþý karþýya kalýyoruz
mümkün deðil. Herkes birbirinin üstünde. Ya bedava bir þey daðýtýyorlar, ya bir ünlünün üzerin
ir görüntü.
Burasý Ship Ahoy. Türkbükü'nün en eski, en popüler mekânlarýndan biri, ve o esnada Ship Aho
da Dudu çalýyor! Olay bu! Herkes dans ediyor, herkes kendinden geçmiþ. Ship Ahoy bir boy
dan bir boya olsa olsa 10 metredir, ama bizim kalabalýðý yarmamýz, yer yer takýlýp kalmamýz, b
þarkýyý bitirmemize sebep oluyor. Yaklaþýk beþ dakika! Oradan çýkýnca, Bodrum yine tenha!
Türkbükü, bir nevi Etiler demiþtim. Her þeyin þubesi var. Tike, Changa, Mey Restoran, Hav
ana...
Her þeyin þubesi olunca fiyatlar da Etiler-Niþantaþý seviyesine gelmiþ. Butik otellerin y
anýndaki her þey "butik" ol-

muþ! Bahsettiðim sokak tezgâhlarýnda oyalý, pullu yemeniler soruyorsun, cevap: "30 Milyon.
Ýndirim mi? Sizi ailece çok seviyoruz ama olmaz! Bunlar çok butik, hiçbir yerde bulamaz
sýnýz!" Yemeni yahu!
Boncuk bilezik tezgâhýna gidiyorsun: "Tanesi 25 milyon. Bu camlarý bir usta yapýyor, ço
k butik, özel þeyler, aþaðýsý kurtarmaz abla!"
Þimdi siz benden Türkbükü'nün en iyi saklanan sýrlarýný istersiniz! Yaðma yok, tavsiye etti
tez Dondurmacý-sý'nýn önünü kuyruk yapmýþsýnýz! Dondurmacý bana çok müteþekkir, fakat ben size
Karadut dondurmasý stoklarýný bir gecede bitirmiþsiniz yahu! Ýyi ki yazdýk, biz ne yiyeceðiz?
Limon, çikolata ve kayýsý çok kötü, aman sakm yemeyin, gözünüzü seveyim!
Yine de sizi kýrmayayým. Türkbükü'nün en iyi saklanan sýrrý, sahilde, yine kumlarýn üzerine
masalarda müthiþ meze ve balýk yenen Hasan'ýn Yeri'dir.
Bodrum'un neresindensiniz? Ben içindenim!
Sadece ilginç adresler vermekle kalmýyorum, kendi tezlerimle de dimaðlarý zenginleþtiriy
orum. "Bodrum'da tatilde, kafasýna göre yazýyor, maaþý kapýyor" diyenler utansýn!

Hey gidi günler hey. Ýnsanlardan oluþan trafik sýkýþýklýðý kavramýyla ilk tanýþmam, Bodrum
denk gelir. Tee, iki üç sene önce, o Barlar Sokaðý'nda yürüyemezdiniz. Hani böyle kalabalýkla
vücut halinde yürürken yürürken, yolun daraldýðý noktalarda trafik týkanýr, öylece durur bekle
Ve fakat, þimdilerde bu trafikten eser yok. Kavga dövüþ hariç, Barlar Sokaðý cennet gibi.
Hatta benim teorime göre yýllardýr dostluk ve barýþ içinde yaþayan Barlar Sokaðý'nda bu yýl
kavgalarýnýn artmasý da bu tenhalýk yüzünden.
Ýzah edeyim.
Barlar Sokaðý'nda tabiatýyla geçtiðimiz yýllarda da içki içilir, gelen geçene sinir olunur,
a kýza" sarkýlýrdý. Bu olaylar Bodrum'a 2003 yazýnda gelmiþ deðil. Ne var ki, yukarýda anlattý
ik yüzünden ani hareketler yapmak, silah çekmek, hatta eli kolu hareket ettirmek tekni
k olarak imkânsýz-

di. insanlar vücutlarýný birbirlerine yapýþtýrýp sardalya konservesi gibi yekpare yürürlerdi.
en fýrlatma, vurma, çakma gibi hareketler de görülmemiþti.
Oysa artýk ortam Uzakdoðu dövüþ sporlarýna bile müsait.
Bu yýlýn tenhalýktan ve turist kýz azlýðýndan mütevellit can sýkýntýsýný da hesaba katarsak
kavga etmesin de ne yapsýn.
Bu konuya da açýklýk getirdikten sonra, beklediðiniz an geldi çattý, iþte Bodrum'un içinin
iyi saklanan sýrlarý! Lütfen yazdýðým dondurmacýya yaptýðýnýz gibi talan etmeyin! "Halk Gülse
ye ettiði yerleri istila etti, vatandaþ buralardan faydalanamýyor" gibi bir durum olma
sýn!
Dalyancý: Ben ona Bodrum'un Costa Boda'sý diyorum. Hani þu elle boyanan ünlü Ýskandinav c
am eþya markasý var ya.
Engin Dalyancý okullu bir ressam. Adnan Turani'nin öðrencisi. Þimdi Bodrum'a ait bir
marka yaratmýþ. Taklitlerini bile görmüþ olabileceðiniz çeþit çeþit balýk desenli tabaklar, sa
v eþyalarý... Benim favorim fýrçayla boyanmýþ olanlar. Hiçbiri birbirinin ayný deðil. Bir baký
lým. Cumhuriyet Caddesi'ndeki, yani Barlar Sokaðý'ndaki þubesinin önünden geçmiþ bile olabilir
niz. (Tel: 0252 313 02 14)
Sandaletçi Ali Güven: Hâlâ duymadýysanýz, duyun. Ali Güven, bana göre bir tür roman kahrama
li Usta, 1966'dan beri Bodrum'un ünlü sandaletlerini yapýyor. Ama öyle elinizi kolunuzu
sallaya sallaya gidip, sandalet alýp dönemezsiniz. Ali Usta önce bir ayaðýnýza bakacak, ince
leyecek. Size en yakýþan modeli kafasýnda çizecek, ve þanslýysanýz, (bir de tabii bu iþ için i
ir bütçe ayýrdýysanýz!) yedi sekiz ay sonra sandaletiniz hazýr! Ama paranýn satýn alabileceði
yi sandaletler bunlar. Vurdula denen özel köseleyi tek parça olarak dikiyor. O kösele ki
dana derisinin bir yýl palamut ve çam kabuðunun suyunda bekletilmiþ özel bir versiyonu. Y
aþlý ustasý da tek kalmýþ. O kösele ustasý da giderse bu iþ bitecek. Bu kadar özel bir sandale
yeceksiniz yani. Ali Güven'in inanýlmaz
hayatýndan eski Bodrum ve Londra anýlarý dinlemek de bonus. Ali Usta ünlü Türk müþterileriyle
va atmayý sevmiyor. Ama biz yabancýlardan bir iki isim sayalým: Mick Jagger, Bianca Ja
gger, Bette Midler, Donna Karan. (Tel: 0252 313 22 16)
Alýþveriþ yeter, acýktýk, diyorsanýz, madem paranýz bitti, çok hesaplý ve çok lezzetli iki ö
r.
Karadeniz Pidecileri: Bodrum'un içinde, ara sokaklarda birçok balýkçý, birçok meyhane var
dýr. Çoðu da iyidir aslýnda. Ama benim tavsiye edeceðim, aþaðý yukarý on yýldýr, (denedik de s
adýný ve kalitesini deðiþtirmeyen Bodrum içi Karadeniz Pidecileri olacak. Bunlar yine Cumh
uriyet Cadde -si'nin Hilmi Oran Meydaný'nda iki adet olarak karþýlýklý dururlar. Açýk havada a
hþap banklara oturarak birinci sýnýf, süper lezzetli Karadeniz pidesi yersiniz. Gece hay
atýndan önce de, sonra da, tok tutan, enerji veren, mideyi kurtaran bir seçenektir! Kýym
alý, sucuklu, kaþarlý, yumurtalý veya yukarýdaki-lerden hepsi! Size kalmýþ!
Diðer favori dondurmacým: Bitez Dondurmacýsýnýn yeri sapa geliyorsa, iþte ikinci bir adre
s. Bodrum'un içinde, karakolun karþýsýnda, Özsüt'ün yanýndaki dondurmacý tezgâhý, Bodrum'un ço
nen ama reklamý yapýlmayan bir cevheridir. Denerseniz, diðer örneklerine göre farkýný anlarsýn
Burasý da karadutlu deðil de, çikolatalý dondurmanýn kitabýný yazmýþ. Pideden sonra iyi gider.
Ýlla ki bir bitiþ cümlesi yazmak gerekirse, Bodrum, tenhalýðýna raðmen hâlâ ýþýklý, hâlâ re
li okuyucular.
Zl
Bodrum'un "yýkýlan" yerleri!
Bu yýl "Çeþme in,. bodrum out" geyikleri kanýma dokundu doðrusu. Gençlik yýllarýndan beri en
orucu, en sefil, en þahane tatillerimi Bodrum'da geçirdiðim için, bu yazý boynumun borcudu
r!
Yanlýþ anlamayýnýz.
Bodrum'da otura otura kafayý eski Bodrum evlerinin kaybolmasýna, taþ evlerin yýkýlýp yeri
ne site yapýlmasýna, þuna buna takmýþ deðilim. "Remzi Bey, maaþallah semizotlarý coþmuþ, bizim
güllerinin de tam zamaný" ortamýnda kalmaktan, yazlýkçýlýk baþýma vurmadý yani. Ayrýca bildið
Türkiye'nin en istikrarlý mimari yapýlanmalarýndan biri de Bodrum'dadýr. En azýndan "Bodrum
evi" diye bir þey var, uyduruk siteler bile onlara benzetilerek yapýlýyor. Çok þikâyetçi deði
z.
Bu esnada Çeþme'yle Bodrum'un son zamanlardaki lüzumsuz karþýlaþtýrýlmasýndan da gýna geldi
irtmek isterim. Çaným Bodrum'un yanýnda düz renkli, steril, tarihsiz Çeþme'nin lafý bile edilm
ez. Tabii Çeþme'yi tercih edenlerin de orada kalmasýný ve bundan sonra hep orada tatil y
apmasýný tavsiye edeceðim, Bodrum tam kývamýna geldi çünkü.
Konumuza dönüyorum. Benim bahsettiðim "yýkýlma", Ay-
ça Tekindor'un "yýkýlma"sý. Yani "Bodrum'da bi yer var, kýzým, yýkýlýyo.oo" durumu.
Yalnýz, her ne kadar damarýmý kesseniz kaným gazeteci aksa da, kendimi feda edip "elle
r havaya" mekânlarý dolaþtýðým zannedilmesin. Ýnsaf artýk, o kadar da deðil! Araþtýrmacý gazet
bir yere kadar.
Benim "yýkýhyoo"dan anladýðým da kendi tarzýmda bir yýkým!
Þimdi size bahsedeceðim yerler birinci sýnýf yemek, iyi dekorasyon ve "Türkiye'de kim k
imdir" misafirleriyle, þu anda Bodrum'un en kalabalýk, en "trendy", "en bi havalý" yer
leri.
Görmek ve görülmek istiyorsanýz, Tampa'ya gideceksiniz, o kesin. Türkbükü'nün incisi, güzel
e birincisi Tampa, bu sene açýldý. Sahibi Ersoy Çetin. Evet, bilenlerin bileceði gibi de,
ekip Park Þamdan'm ekibi. Alt katta, deniz kýyýsýnda güzel bir bar ve Latin caz, maz, canlý
müzik var. Yukarýda ise restoran. Özellikle restoran iþadamýndan sanatçýya "aðýr isimlerin" me
i. Yer bulursanýz ne âlâ.
Aslý Altan yine yapacaðýný yaptý ve Türkbükü'nde bir Safran açtý. Müzik iyi, insanlar, iþte
Safran'cýlar. Bilmiyorsanýz söyleyeyim, sosyetikler+enteller+sosyetik enteller! Eðlencel
i yani! Yalnýz o uçsuz bucaksýz, kayalarýn üzerinden merdivenlerle teee sahile kadar inen
kocaman Safran nasýl dolacak, onu bilemiyorum. Ha, bu arada, gündüzleri Safran ayný zama
nda bir plaj!
Türkbükü'ndeki Mavi Otel'in barý, yine çýlgýn danslara mý gebe? Aman Allahým. Geçen yýl bur
eþ kiþi gelip, mo-jito'larýn da etkisiyle samba, mambo, meringue etkili, özgün figürlerimizl
e çirkin danslar yaptýðýmýzý hatýrlýyorum! Zira Latin Amerikalý þahane bir grup vardý ve canlý
lardý. Ayrýca da pist týklým týklýmdý ve bizim dehþet figürler bile arada kaynamýþtý yanýlmýyo
grup yine Ma-vi'de ve insanlarý dans ettirmeye devam ediyorlar. Çok eðlenceli.


Geçen senelerde mekâna yakýþmayan uyduruk iþletmeler vardý Karada Marina'da Haný þu Bodrum
rina'nýn oradaki alýþveriþ merkezinin yaný baþýndaki deniz ustu mekânda Þimdiyse Marýna Yacht
dýyla uç ýyý restoran var burada Servis ýyý, yemekler güzel, insanlarsa kâh Türk yatçýlar, kâh
kne sahipleri Hep kalabalýk ve þýk bir ortam Ve-lo'ya giderseniz naneli limonatadan için
ve beni anýn
Ve tabii, Gumuþluk'teký Limon Geçen yýl Lýmon'un lezzetli yemeklerini, elektrik kullanm
adan yapýlan aydýnlatmasýný, yýldýzlarý, muzýðý, her þeyi yazmýþtým zaten Limon yine ayný "Yýk
r Kendi çapýnda "sallanýp yuvarlanýyor" mu demek lazým' Daha sessiz, daha "Bodrum" bir gec
e ýçm Limon bence hâlâ rakipsiz
Çeþme'yi mý tercih ediyorsunuz7 Ay ne kadar sevindim Paparazzý diye bir yer vardýr, pek
güzeldir Dalyan'da da ýyý balýk yenir Baþka tavsiyem de yok Yýkýlýn karþýmdan1
Biz Bodrum'dayýz ve burasý dedikodulara raðmen "yýkýlýyo-oo"!
Doðaya elini ver, kolunu kaptýr!
Bodrum Bodrum, tamam da, bir yere kadar. Sen þehir insanýsýn, ne iþin var bu kadar zam
an bahçede baðda? Baktým iþ çýðýrýndan çýkýyor, döndüm bak, geldim þimdi...

Paçayý zor kurtardým! Biraz daha Bodrum'da kalsaydým Gülse elden gidiyordu haberiniz ol
sun.
Masum belirtilerle baþladý. Deniz kýyýsýna yürürken "Alla-hým bu koku nedir" diye merak ett
bir gün.
Kekik mi? Isýrganotu mu? Pazarda soruyorum, etrafa soruyorum.
Derken evin yan tarafýndaki taþlýk araziyi de bahçe haline getirme projesi geliþtirdim.
Patrick Süskind'in Koku romanýndaki adamýn, kýzýl saçlý kýzýn kokusunu þiþeleme ihtirasý gibi
ayý, illa o otu bulup bahçeye dikeceðim.
Yeni bahçeye toprak, gübre, aðaçlar aldýk. Her dikilen bitkiyle ilgili bir þeyler öðrendikç
endimi botanik ilmine daha bir yakýn hissetmeye baþladým. Bir gün semizotlarýnm nasýl çabucak
yayýlýp büyüdüðüne þaþýrýyorum. Ertesi gün ilgi alaným rozet çiçekleri.

Güneþin altýnda, bahçenin karþýsýna geçip, öylece saatlerce bakýyorum.
Bir gün kendime bir arkadaþ bulduðumu da sandým hatta.
Evin arkasýna geçmiþim, incir aðacýna bakýyorum. Öyle bir süre baktýktan sonra fark ettim k
rkamda bir karaltý var. Genç, yazlýk yerlere göre fazla giyimli, bir adam da benimle bir
likte incir aðacýna bakýyor. On beþ dakikaya yakýn öyle durduk. Sonra ben gülümseyip yürüyünce
an "Ýyi günler" dedi.
Peki, iyi günler, ama sen kimsin?
Müteakip günlerde kendisiyle sürekli karþýlaþmaya baþladýk. Bahçeyi teftiþ saatlerim esnasý
a arka bahçemize bakan taþlýkta ayakta duruyor ve bakýyordu. Bir süre sonra sohbet baþladý, "g
.a.g.'ý çok seviyoruz bu arada, eþim de sizin hayranýnýz!"; "A çok mersi".
Neden sonra doða âþýðý arkadaþýmýn kim olduðu ortaya çýktý. Arkamýzdaki evde bir devlet büyü
m da onun korumasýydý!
Aðustos baþýna doðru doða sevgim ayný o arsýz semizotlarý gibi yayýlýp büyümeye baþladý.
Hafta sonlarý Ýstanbul'dan arkadaþlar geliyor. Ýlla bahçeyi gezdireceðim.
Bu arada dikkatinizi çekerim. Dönüm dönüm dikili arazilerden falan bahsetmiyoruz. Yazlýk
bir evin etrafýnda dönen, toplasan 150 metrekare bahçe.
"Bak", diyorum, "buraya bu karpuzlarý üç hafta önce çekirdekten diktik, nasýl yeþerdiler, g
or musun?"
Karþýmdaki, "Ha iyi. Bana bak, benim yanmam lazým. Ayrýca akþam Tampa'da yer ayýrttýn mý?"
bisinden duyarsýz cevaplar verdiyse, onu zeytin aðacýndan yeni kopmuþ zeytinin nasýl acý old
uðunun demonstrasyonunu yapmayarak cezalandýrýyorum! Býrak cahil kalsýn. Tampa'ymýþ!
Tampa'ya giderken huzur veriyor muyum? Elbette hayýr. Arabanýn camýndan yine o koku
giriyor, ben durulmasýný em-
rediyorum. Topuklu ayakkabýlarla dýþarý çýkýp koklayarak araþtýrmaya baþlýyorum. Ýnþallah gele
se görmemiþtir, gören de tanýmamýþtýr!
Aðustos ortasýna doðru bir gün, kendimi duvardaki karýncalarý, aðzým açýk seyrederken yakal
karýnca üçüncüyü kafa ve ayaklarýndan yakalamýþ çekmeye uðraþýyorlar, kurban ise kâh onlarý üs
rdu. Sokak kavgasý mýydý acaba? Yoksa kabile savaþlarý mý?
Silkinip kendime geldim ve hemen uçakta yer ayýrttým. Bir sonraki aþama Bodrum'a yerl
eþip hayatýmý batik elbiseler içinde resim yaparak geçirmekti çünkü!
Þehre gelir gelmez de yine ruh saðlýðýmý yerine getiren þeyler baþladý. Trafik, acele, topl
iþ, dakikada bir cep telefonu výzýldamasý...
Tatili tadýnda keseceksin. Öyle aylarca doðayla baþ baþa, þehir insanýný bozar.
Bu arada...
O kokulu bitkinin ne olduðunu hâlâ bulabilmiþ deðilim. Ýyileþtiðimi þuradan anlýyorum ki, a
rumda da deðil!

Günaydýn ekibi nasýl telef oldu?!
Reklam sektörüne karþý mýyým? Asla! Reklam oyuncularýna karþý mýyým? Ne münasebet! Kendim bi
ilminde oynamaya sýcak bakar mýyým? Evet, çok sýcak. Sadece sýcak deðil, daha çok sinekler!
Ben size söyleyeyim, artýk bu Günaydýn yazarlarýndan, ben de dahil, hayýr gelmez!
Yazar dediðin tarlada yetiþmiyor ki kardeþim. Biraz ihtimam göstereceksin, pohpohlayac
aksm. Sanatçý ruhlu insan!
Önce çarþamba günü akþam üstüne doðru bir haber geldi: "Günaydýn'ýn bütün yazarlarý, Sabah'
rýn þu saatte Hadýmköy'de olacak!"
Tanýtým mý? Ne filmi? Hadýmköy neresi?
Bu sorulara kimse kesin cevaplar vermedi. "Yahu benim yarýn g.a.g. çekimim var, n
e olacak? Saati deðiþtiremiyor muyuz? Ne giyeceðiz? Konu ne?" gibi detaylarýn hepsine "E
he-heh, evet, yarýn Hadýmköy'de görüþürüz" karþýlýklarýný aldýk!
Ve ertesi gün.
Öðle sýcaðý. Hadýmköy'ün tali yollarýnda ilerliyoruz. Tarif edilen köprüyü, hatta ardýndan
geçmiþiz, ama ortada bahsedilen çiftlik yok. Yine tarif üzerine "sað-
daki toprak yola" girdik. Beþ dakikaya yakýn bir ayçiçeði tarlasýnda ilerledikten sonra, fak
at o da ne, yol bitti!
Uçsuz bucaksýz arazinin ortasýndayýz.
Bu bir komplo muydu? Sabah yönetimi aslýnda bizden kurtulmaya mý çalýþýyordu?
Bu arada bir araþtýrmacý gazeteci olarak þunu da belirtmeliyim. Hadýmköy'de orman vasfýný ka
etmiþ araziler pek çok, hatta her dakika yoðun þekilde vasýflarýný kaybetmeye devam ediyorlar!
Týpký Ýstanbul'un rantý yüksek baþka bölgeleri gibi. Her tarafta yangýn, her tarafta duman.
Sað kalarak çiftlik evine vardýk.
Hani bu yýl Ýstanbul'da sinek yok ya. Hepsi Hadýmköy'de yazlýkta, o yüzden!
Belki çiftlik bir at çiftliði olduðu için, belki belediyenin hayvanseverliðiyle ilgili bir
konu, bu çekimde bizi sýcak deðil, sinekler yendi!
Gider gitmez, sað olsunlar senaryoyu anlattýlar. Günaydýn yazarlarý tek tek bu eve geli
yor ve evin hanýmý tarafýndan karþýlanýyor. Bunu gören komþu çok þaþýrýyor, bu kadar ünlünün (
eve girmesinden iþkillenip kapýyý çalýyor. Evin hanýmý sorular karþýsýnda gülümseyip, "Ýþte bu
bir Günaydýn uzatýyor.
Ben, ünlü modacýmýz Dilek Hanif, ülkeyi zayýflatan Dr. Muzaffer Kuþhan, tüm zamanlarýn en k
ma televizyon yazarý Yüksel Aytuð ve sosyetemizin gözbebeði Bülent Can-kurt!
Kapýda karþýlanma faslý kýsa ve rahattý.
Ama salonda hep birlikte evin hammýyla oturup çay içme bölümü bizi yýprattý.
50 derece sýcakta, bir altýn günü ortamýnda oturmuþuz.
Yönetmenin talimatýna göre "doðal bir þekilde, aramýzda sohbet edeceðiz"! En zoru da budur h
a. Repliklerimiz olsa oynayalým. "Kendiniz gibi olun" denince herkes suspus kesili
r.
Kameralar kayda girdi. Baktým ki ekip bana güveniyor.
"Yok öyle," dedim. "Herkes konuþacak. Günaydýn'da yazýyorsan bedelini ödeyeceksin!"
Ben bunu söyleyince, o "Ben konuþamam, yapamam, edemem" diyen Bülent Cankurt bir açýlsýn! Çe
e, Bodrum, nerelere gidilir, anlatýyor da anlatýyor.
Bu arada vakit öðle yemeði saatini geçmiþ, açlýktan kýrýlýyoruz. Fakat Muzaffer Kuþhan "Þu m
e gördüðünüz kek ve kurabiyeler aslýnda zehir! Þeker insülini ani artýrýr, damarlar büzüþür, i
falan diye anlattýkça kimse elini uzatýp bir þey almaya cesaret edemiyor. Öylece bakýp yutk
unuyoruz.
Zaten bir süre sonra karasinek sürüsü tatlýlarý keþfetti. Onlar erken yaþlanmaktan korkmuyo
ardý görünüþe bakýlýrsa. Sonlara doðru, bizim sohbetler de artýk geyiðe dönüþürken, "Sayýn yön
kekin üstü silme karasinek! Vizörden görünmüyor mu acaba?"
Yönetmenin cevabý Türkiye reklamcýlýk tarihine þu anda geçiyor: "Evet ama sinekler kuru üzüm
i duruyor, problem yok!"
Yaa, Gülse Haným, sen köþende eleþtir eleþtir reklamlarý,
Allah da seni böyle çarpar!
Günaydýn reklamýnýn bitmiþ hâli bakalým nasýl olacak...
Çeþme'ye neler olmuþ?!
Peki, haydi, Bodrum da güzel, Çeþme de iyi. Zaten memleketin her köþesi benim için birdir,
deyip, Çeþme izlenimlerime baþlýyorum.
Hâlâ vaktiniz var. Gidin görün.
"Ýyi geliþme", "dokuyu bozmadan yenileme", "kiþilikli büyüme" konusunda Çeþme'nin Alaçatý's
iye'ye ders olsun.
Alaçatý, sanki Türkiye falan deðil. Güney Ýtalya olabilir, zengin bir Ýspanyol kasabasý ola
lir. Yazlýk yerlerde görmeye alýþtýðýmýz keþmekeþten burada eser yok.
Köy geliþti, protesto edelim!
Yanlýþ anlaþýlmasýn. "Buraya da market açýldý, eylem ya-pahm"cýlardan asla deðilim. Köyler,
ar, geliþsin, zenginleþsin isterim hep. Ama çatýsýz gecekondu apartmanlardan, derme çatma dükk
lardan, çýlgýnlar gibi para getirebilecek tarihi eserlerin yýkýlýp, aptalca binalar, uyduruk
luklar yapýlmasýndan da o kadar sýkýldýk ki.
Çeþme'de de olmuþ bunlar. Mesela Çeþme'nin Aya Yor-
gi'sinde beþ tane tarihi kilise varmýþ. Bir tane kalmýþ. Kimisi ev yapmak için taþlarýný alara
k etmiþ kiliseleri. Kimisi de o bölge sit alaný ilan edilmesin de çok inþaat yapýlsýn diye ese
rleri ortadan kaldýrmýþ.
Ve bence bu yüzden, þu anda Aya Yorgi'nin deðeri uzun vadede daha düþük. Ama bir dakika,
ben Alaçatý'yý anlatacaðým.
En iyisi baþtan baþlamak.
Çeþme'yi nasýl bilirsiniz? Ýzmir'in yazlýðýdýr, denizi rüzgârlýdýr, sosyetiktir, bu yýl pop
um'u sollar gibi oldu, bunlar, deðil mi?
Dalyan'da balýk yenir, Aya Yorgi hem dalgasýz denizi, hem havalý restoranlarý, barlarýy
la iyidir, hoþtur. Çeþme çarþýsýndan sakýz reçeli alýnýr, þudur budur.
Benim bildiklerim bu kadardý.
Bodrum'u hiçbir yere deðiþmem.
Ama Çeþme'nin, yýllardýr sadece üç beþ pansiyonlu bir sörf merkezi ve eski mahalleleri olan
laçatý'sý var ya... Ýþte oraya çarpýldým.
Alaçatý bir film dekoru
Dar, Arnavut kaldýrýmý yollar. Restore edilmiþ, bembeyaz badanalý, eski taþ Rum evleri.
Gürültü yok, pislik yok, curcuna yok. Turist dolu, ama meydandaki kahvede de Çeþme'nin
halký oturuyor. Kapýlarýn önünde hâlâ nineler týð iþi yapýyor.
Adeta bir film dekoru.
O eski evlere girdiðinizde þaþkýnlýktan aðzýnýz açýk kalýyor. Ýçerisi, Ýstanbul'da bile az
zevkle dekore edilmiþ. Kafeler, restoranlar, avlusu havuzlu harikulade butik otell
er.
Ben nereye geldim?!
Agrilia'yý alýn mesela. Yerler çini mozaik, tepede pervaneler. 1800'lerden kalma bi
r üzüm ve tütün deposu burasý. New
York'ta görsen "Vay be," dersin, "ne kadar orijinal"! Yemekler lezzetli, votkalý gel
incik þerbeti bile var!
Ya da Tuval. Taþ ^duvarlar, hoþ atmosfer, çok baþarýlý bir tatlý mönüsü.
Sanat galerili Cafe Çatý. Veya lüksün kitabýný yazmýþ, zey-tinyað meraklýsý restoran La Fol
erinde gördüðüm en özgün butik otellerden ikisi, Taþ Otel ve O Ev. Hangi birini anlatayým? Ve
bunlar ufacýk bir bölgede yan yana.
Alaçatý para basýyor! Gayrimenkul fiyatlarý ona on beþe katlanmýþ. Ýþsizlik bitmiþ. Halk "k
esmen!
Yemek yedik, yemek sonrasý kahve içtik, dolandýk durduk Alaçatý'da. Bir türlü býrakamadýk.
Sonra da ayný mahallede, daha geleneksel, "muhallebici" Ýmren'den birer sakýzlý muhal
lebi aldýk. Kapýnýn önüne sandalyeler attýrdýk ve gelene geçene baka baka muhallebilerimizi ye
k! Þahaneydi.
Bu arada Alaçatý'da hafta sonlarý bir de antika pazarý kuruluyor. O da enteresan.
Yalnýz aklýnýzda bulunsun. Alaçatý gündüzleri çok sýcak. Bu yüzden 14.00 ile 18.00 arasý si
aný, bazý yerler kapalý.
Benim gördüðüm filmi görmek istiyorsanýz Alaçatý'ya akþam saatlerinde gidin. Piþman olmazsý

Kapýnýn önünde oturmak...
Alaçatý'da kapýnýn önüne sandalye atýp, gelene geçene bakarak muhallebi yedik dedim ya.
Hayatýmýn en zevkli anlarý arasýnda ilk yirmiye girebilirdi bu dakikalar!
Bu noktada âcizane teorimden de bahsetmek isterim.
Geliþigüzel seçilmiþ herhangi bir insan için, lezzetli bir þey yiyip içip, ayný anda oyalay
er seyretmekten oluþan eðlencenin yerini çok az þey tutabilir.
Bakýnýz çekirdek-televizyon, patlamýþ mýsýr-sinema, raký-manzara, spagetti-karþýnýzda sohbe
rkadaþlar... Liste uzatýlabilir. Ama çaðdaþ insanýn ideal eðlencesi, bence görme ve tat alma d
ularýný ayný anda beslemenin çeþitlemeleridir.
Diðer duyu kombinasyonlarý asla bunlar olamayacaklardýr.
Bu eðlence türünün en kolay ulaþýlýr, ucuz, dertsiz ve popüler olaný da kapýnýn önünde otur
eni geçeni seyretmektir.
Sýcak iklim insanlarý, daha doðrusu sýcak iklim insanlarýnýn alt ve orta sýnýflarý bunu bil
e doyasýya yaþarlar.
Bizim gibi "kokoþlar" da, burun kývýrarak bu zevki ýskalar!
Ama bu defa biz ýskalamadýk. Uzun yýllardýr özendiðim, ve
ülkemizde sýk rastlanan bu uygulamayý, Ýmren muhallebicisinin plastik sandalyelerinde ge
rçekleþtirdik!
Teee, yýllar önce. Aðýr Roman filmi çekiliyor. Yer Tarlaba-þý. Acar gazeteci Gülse, Mustafa
ltýoklar'la yerinde röportaj yapmak için gecenin bir yarýsý Tarlabaþý'nda yapýlan çekimlerde.
Mustafa "Susturun insanlarý!" diyor. Görevliler kapýlarýn önünde, pencerelerde oturup, çeki
mleri, özellikle de Müjde Ar ve Okan Bayülgen'li sahneleri dikkatle seyreden, ama çekim
aralarýnda hep bir aðýzdan dedikoduya baþlayan halký susturuyorlar. Çýt yok!
Çekim baþlýyor, fakat o da ne?
Çýt yok derken, yüzlerce, binlerce çýt var! Tarlabaþý çýtýrdý-yor. Kimse konuþmuyor, kimse
miyor, ama oyuncularýn konuþmalarýnýn altýnda þöyle bir ses: "Çýtçýtçtýçýtýrçýt-çýt..."!
Tarlabaþý halký gürültü yapmýyor.
Ama kimse onlarý, ünlüleri seyrederken çekirdek çýtlatma zevkinden de mahrum býrakamýyor! M
alle almýþ torba torba çekirdek, oturmuþ kapýlarýn önüne, sahne heyecanlan-dýkça çýtlýyor da ç
Mustafa deliriyor!
Alaçatý'da kapý önü muhallebi keyfi yaptýktan sonra, artýk Tarlabaþý halkýný çok iyi anlýyo
r ne eðlendiler o gecelerde.
Deneyin, siz de býrakamayacaksýnýz!
Komodo ejderi bizim evde!
Þeffaf, gri bir sürüngen. Atalarý kadar büyük deðilse de sinir bir þey. Ve benim peþimde. Hi
iyorum!
Önce Bodrum'da karþýlaþtýk kendisiyle. Malum kýrlýk yer, börtü böcek bayram ediyor. Balkon kap
inde, ahþap çerçevenin birkaç milim yamulduðu bir yer bulmuþ, girmiþ.
Ýþaret parmaðým kadar, þeffaf gri bir sürüngen! Kertenkelelerin iyi özelliði: Zararsýz olmalar
nkelelerle ilgili kötü özellikler listesi: Çirkinlikleri, çok hýzlý hareket etmeleri, her deli
kten geçmeleri, her yere týrmanmalarý, sürüngen olmalarý, böcek öldürücüye bana mýsýn
dememeleri.
Bu son özellik tarafýmdan defalarca denenerek yazýlmýþtýr.
Yani kulaktan dolma deðil, bilimsel bir bulgudur.
"Ejder"le Bodrum'da üç gün birbirimize dünyayý dar ettik.
Kendisinin varlýðýný keþfettiðim akþamdan itibaren yaptýðý
mýz organize av çalýþmalarý baþarýsýzlýkla sonuçlandý.
Suratta meymenet yok!
Bir yerde durmuyor ki herif. Her defasýnda ayrý odada, münasebetsiz yerlerden, ayakk
abýlarýn içinden, perdenin arkasýndan ani çýkýþlar yapýyor. Ayný þeyi bir kedi, bir civciv, ne
sevimli bir hayvan yapsa baþýmýn üstünde yeri var. Ama Ejder'in suratýnda meymenet yok. Bir
de böcek öldürücü kimyasal silahlara verdiði tepkiler var ki, zannedersin üzerimize atlayýp b
sýkacak.
Üçüncü günün sonunda, bir kovalamacanýn finalinde, Ejder, geldiðini tahmin ettiðimiz yerden
temle kývrýla büküle dýþarý çýktý! E kardeþim, madem yolu biliyordun, derdin neydi?
Hikâyenin geri kalaný çok tuhaf.
Toplanýp Ýstanbul'a geldik. Aradan birkaç gün geçti, ve, evet doðru tahmin, banyoda Ejder'
le burun buruna geldim!
Dikkat ediniz. Oturduðum ev Ýstanbul'un göbeðinde, cadde üzeri ve dördüncü katta!
Açýkça anlaþýlýyordu ki, Ejder bizi takip etmiþti! Belki intikam peþindeydi, belki niyeti iy
di ve evcil hayvanýmýz olma ihtiraslarý vardý, bilmiyorum. Merak konusu, denizi nasýl aþtýðýyd
Banyonun tavanýnda öylece durup bana bakarken, çözümün diyalogda olabileceðini düþündüm.
"Bak Ejder," dedim, "biz bu hafta sonu Çeþme'deyiz.' Dönüþümüze kadar ey senin. Gez dolaþ,
nbul'un tadýný çýkar. Ama döndüðümde seni burada görmek istemiyorum!" Sessizce dinledi.
Ne yazýk ki dönüþte Ejder'i yatak odasýna yerleþmiþ buldum. Kýsa bir tartýþmadan sonra iþ bü
takip sonunda, Vogue dergisinin beþ yüz sayfalýk "sezon modasý özel" sayýlarýndan biri Ejder'i
n sonunu getirdi.
Yataðýn altýnda Ejder bir yanda, kopmuþ kuyruðu öteki yanda öyle kalakaldý(lar).

Ejderler ölmez!
Kertenkelelerin bir baþka kötü özelliði: Kopan parçalar tek baþýna hareket ediyor!
Bu manzarayý daha fazla seyretmektense, cesedi ortadan kaldýrma iþlemini zarif eþime
býrakýrým planý yapýp, yetiþmek zorunda olduðum bir randevuya gittim...
Gece yarýsýna yakýn. On bir buçuk sularý. Eve dönmüþüz. Süpürge, faraþ, gazete kâðýdý. Cese
.
Fakat o da ne?
Ejder yok! Kuyruk orada, ama Ejder yok!
Ara, tara, yer yarýlmýþ içine girmiþ. "Yaralý, fazla uzaða gidemez" diye düþündüm ama keyfi
Ertesi sabah Beyrut'ta bir türlü yakalanamayan Komodo Ejder'inin haberi çýktý gazeteler
de. Hani þu kedileri, köpekleri yiyen.
Lübnan yetkililerini aramak istedim: "Yakalarsanýz, sakýn öldü diye ortada býrakmayýn. Bunl
ar korku filmlerindeki gibi tekrar tekrar canlanýyorlar" demek için.
Ejder aramýzda, biliyorum. Karýncalarla, yapraklarla besleniyor, yaralarý iyileþiyor,
onu asla bulamayacaðýmýz bir delikte büyüyor ve güçleniyor. Aklýnda da tek düþünce var: Ýntik
Korkuyorum...
Sezon açýldý, iþte giymeyecekleriniz!
Yýllarca moda dergisi çýkardýk. Artýk gerçekleri söylemenin zamaný: Moda insana yakýþan deði
ir! Zaten eðer öyleyse, bu sezon çýra gibi yandýnýz, ikii!
Bazaar dergisini çýkardýðým günlerdi.
Her sezon baþý bir moda programý arar: "Sezon modasý hakkýnda röportaj yapacaðýz!"
"Aa tabii," diye hiç nazlanmadan kabul edersin. Derginin reklamý olacak bir kere.
Ayrýca da moda dergisi editörü olduðunu kýrk yýlda bir hissedeceksin.
Bizde moda dergileri ofisleri öyle sizin yabancý dizilerde gördüðünüz gibi falan deðildir.
Bir kere en baba derginin kadrosu altý yedi kiþidir! O altý yedi kiþi, özellikle dergin
in hazýrlanmasýna yakýn günlerde, ofiste, bir büyük masanýn etrafýndaki yerlerinde oturup yazý
arlar. Öyle sekreterler, asistanlar, etrafta mankenler, Sex and the City'deki gibi
ünlü markalarýn gönderdiði kýyafetler filan hak getire.
Masanýn etrafýnda toplu halde harýl harýl yazý yazar, birbirine laf atar, dedikodu yapa
rsýn. Öðle yemekleri de vakit ve nakit kýtlýðýndan çoðu zaman sandviç, salata, simit-peynirle
geçiþtirilir.

Yani bilgisayarlarý kaldýr, dikiþ makinesi koy, overlok-son ütü atölyesinden hallicedir o
havalý dergilerin hazýrlanma ortamý!
Onun için bir televizyon programý röportaj falan istediðinde þak diye kabul ederdik.
Röportaj var, mizanseni hazýrlayalým!
Saçlarý yaptýrýr, en moda mesajlý kýyafetleri çeker, genellikle þirketin önde gelenlerinden
inin havalý odasýný ödünç almak ve masanýn üzerine derginin son sayýlarýndan koymak suretiyle
yaparsýn. "Ve iþte Gülse Haným, Bazaar dergisinin filancasý" dediklerinde, en þýk hâlinle, man
ralý "odanda" sanki on binlerce dolar maaþ alýyormuþ ve moda dünyasýný avucunun içinde tutuyor
gibi havalarla demeçler verirsin!
Ve maalesef senin hevesinin aksine, gelen muhabirin modanýn m'siyle ilgisi bile
olmaz!
Bu sezon ne giyeceðiz sohbetinden hemen sonra, muhabirin zekâ ve muziplik pýrýltýlarýyla
dolu yüzünden anlarsýn ki, ebleh soru geliyor: "Moda insana yakýþan mýdýr?"
Hadi n'olur evet de! De ki yüzyýllardýr ayný demode þeyleri giyen insanlar "E ben de ya
kýþaný bulmuþum, o zaman moda budur" desin, mutlu olsun!
Bir gerçeði açýklýyorum!
Moda insana yakýþan deðildir! Gerçekten deðildir!
Bana en çok Ýspanyol paça pantolonlar, dar gömlekler ve platform topuklu ayakkabýlar ya
kýþýr mesela. Ama bu yýl asla moda deðil, giyersem de komik olurum. Ee, moda insana yakýþan mý
ldu þimdi?
Bu kliþe lafý gerçekçi biçimde düzeltiyorum:
Moda bir endüstridir, bir tasarým alanýdýr, ekonominin önemli bir parçasýdýr. Sokaktaki kad
n de, sezonun çizgilerinden kendi vücut tipi, yaþý ve bütçesine en uygun olan
parçalarý edinmeye çalýþmak, bu esnada da Milla Jovovich'e çok benzediðinin hayalini kurarak m
utlu olmaktýr!
Bu yýl ne giyilecek?
Zaten eðer moda insana yakýþansa, bu yýl modaya çok az insan uyabilecek.
Sezon modasýndan örneklerle açýklýyorum: Bu yýl tay t moda!
Üstelik öyle eskiden olduðu gibi üzerine bol kazaklarla falan deðil. Taytý giyiyorsun, üzer
ine kýsa bir bluz vs., beline kemer! Türk kadýnýnýn doðurgan kalçalarý için birebir! Genetik ö
lerden, taytý eliyoruz.
Bu yýl mikronum etekler moda!
Öyle dizin bir karýþ üstü falan deðil. Eteðin kendisi bir karýþ olacak. Birincisi güzel, ka
k lazým, ki yine genetik özellikler, beslenme ve spor alýþkanlýklarýndan azýcýk riskli. Daha d
emlisi, modada Türk erkeði faktörü! Koca, baba, sevgili, niþanlý, aðabey... "Bu eteði giy, sen
bacaklarýný kýra-rým"dan, "Hayatým, senin kalitene uymuyor"a geniþ bir muhafazakâr sahtekârlý
lpazesi. Ya boþverin deðmez, ya da altýna yine çok moda olan kalm mus çoraplardan alacaksýnýz.
Bu yýl dantel moda!
Bir þeyin kenarýnda menarýnda deðilse, hemen vazgeçin. Dantel demek +5 ila 10 yýl demekti
r. Hiç bulaþmayýn. Yaþýnýzdan olgun göstermek istiyorsanýz, baþka!
Bu yýl renkli naylon çoraplar ve renkli ayakkabýlar moda!
Yani pembe çorapla sarý topuklu ayakkabý giyeceksin mesela. Þehirlerimizin þartlarý modayý þ
illendiriyor tabii. Niþantaþý, Etiler, Boðaz dýþýnda, hatta oralarda bile, söylediðimi yap bak
Arabalardan gelen laflarla, teyzelerin "Aa ne giy-miþ"leriyle, selpakçý çocuklarýn alaylarýy
la uðraþ, renkli giyineceðim diye. Bir de yaðmur çamur olsun o pembe çoraplar, sarý ayakkabýla
gör bakalým. Veto!
Bu yýl streç pantolonlarla, dizüstüne kadar gelen yüksek
çizmeler giymek moda! Üzerine de kýsa ceketler. Düz balerin ayakkabýlarý da moda! Ha bir de
saten dar etekler.
Veto, veto, veto! Türk kadýný dar omuzlu, ince belli, geniþ kalçalý ve kýsa bacaklýdýr, yuk
ilerden kaçýnmalýdýr. Öyle deðilseniz dükkân sizin! Ben genele hitap ediyorum tabii.
O zaman ne giyeceðiz?
Topuklu ayakkabýlara, çizmelere dadanacaksýnýz. Yine yýlýn modasý yüksek belli evaze, dizüs
klerden edineceksiniz. Bunlarý dar gömlekler, kazaklar, kýsa ceketlerle giyeceksiniz.
60'larýn çizgisinde dizüstü geometrik desenli ceketler, paltolar da edinebilirsiniz. Ama
desenleri enine olmasýn. Ýlla saten giyeceðim diyorsanýz, siyah saten gömlekler alýn.
Ben daha ne yapayým? Bu kadar laftan sonra sizi 120 santim kalçanýzla tayt giyerken
görürsem yapacaklarýmdan sorumlu olmam, ona göre.
Ýþte moda budur,
iþte okuyucuya hizmet budur!
Kadýn yazar acý çekmeli mi?
Kültür, sanat, edebiyat dergilerini nasýl bilirsiniz?
Picus öyle deðil iþte.
Sadece 300-500 tane satan kitaplarýn okuyucularýna, birbirini tanýyan, ayný kafelerde
ayný sohbetleri yapan küçük bir gruba deðil, genel anlamda "kültür tüketicisine" hitap ediyor
Þimdiye kadarki kültür sanat dergilerinin malzemesine, popüler isimlerle yapýlmýþ eðenceli
rtajlar, keyifli tartýþmalar da eklenmiþ. Picus, renkli bir edebiyat dergisi. Üstelik içer
iðinde müzik, sinema, tiyatro, resim, çizgi roman vs. de var.
Vivet Kanetti, daha önce okumadýðým Colette adlý yazarýn kitaplarýný tekrar çeviriyormuþ me
Vivet'in çevirisi eminim çok güzel olacak, ama öyle cazip anlatmýþ ki Colette'i, eski Azra E
rhat çevirilerinden de alýp hemen okumak istedim.
Colette, 1800'lerin sonunda, 1900'lerin baþýnda Fansa'da yaþamýþ, baskýn bir karakter. Baþa
rýlý bir yazar olmanýn dýþýnda ahlâk kurallarým zorlayan, yaþanabilecek her þeyi yaþayan bir k
Vivet Kanetti, bizde, iyi kadýn yazar mertebesine ulaþmak
için, genel olarak acý, kendini feda etme, mutsuzluk aþamalarýndan geçmek, böyle konulardan
bahsetmek, "insanlýðýn bütün yükünü taþýmak" gerektiðini söylüyor. Colette ise bunlarýn tam te
e sürdürüyor hayatýný, arzu ettiði her þeyi en doðal hakký kabul ediyor, mutlu, eðlenen bir ka
hedonist.
Ha, bakýn, Picus'a da þimdiye kadar çýkmýþ edebiyat dergilerinin Colette'i denebilir bazý a
rdan.
Keyifli, renkli... Acý, aðýrlýk, karamsarlýk yok!
Bakýn bakalým.
Giremezsin hemþehrim, çok kalabalýk!
Önce sanki görgü kurallarý, misafir aðýrlama sanatýndan girer gibi yapýp, sosyo-ekonomik, p
itik mesajlara kadar varacaðým, îþte böyle sað gösterir sol vururum. Korkun benden.

Ýdeal bir partinin davetli sayýsý kaçtýr?
Veya bir yemek davetinin?
Evde misafir aðýrlamayý sevenler bilir. Bunun hassas dengeleri vardýr.
Bir kere, yemek daveti oturmalý mý olacak, açýk büfe mi?
Oturmalý yemek yapacaksanýz, yemek masanýzýn boyu, dost seçiminizde belirleyici olacaktýr
!
Masa uzun, açýlabilir, on iki kiþilik ve siz de kalabalýk bir davet mi istiyorsunuz?
Son beþ yýldýr davet edemediðiniz herkesi çaðýrýp, mecburen "kaynaþtýracaksýnýz"! Ýþyerinizdek
finizle liseden beri beraber "âleme" aktýðýnýz arkadaþýnýz nasýl kaynaþacak, o sohbet yetenekl
e ve alman alkol miktarýna baðlý tabii!
Masa sekiz kiþilik mi? Kuzeninizin, hep onlarda gördüðünüz, size gelmek için can atan komþu
rýný listeden atýn, zaten bir iki kiþi dýþýnda kimse onlarý sevmiyor!
Altý kiþiden yukarý çýkamýyor musunuz? O zaman çaðýrdýðýnýz herkesin çift olmamasýna dikkat
irsiniz !

"Herkes bir anda aradan çýksýn"cýlardansanýz, açýk büfe yapacaksýnýz. Altý çeþit salata, dö
miyorum. Normalde yaptýðýnýz yemekleri daha çok yapýp, bir masanýn üzerine tabaklar ve çatal b
a koyuverin, sonra keyfinize bakýn!
Haným, büfe açýldý, sofrayý kur!
Ne yazýk ki, ev sahibi için hayat kurtarýcý "açýk büfe", Türkler tarafýndan deforme edilmiþ
avramdýr.
Örneðin tatil köylerinde açýk büfe, ailenin kadýnýnýn büfeden herkes için yemek alarak, ekm
atasý, karýþýk ýzgarasýyla sofra kurmasý, bunlarýn hep birlikte yenmesi demektir. Yemeðin sonu
anne yine kalkýp bu sefer de, babanýn "Þekerpareden bol al" gibi talimatlarý eþliðinde orta
ya karýþýk tatlý alýr. Bizde açýk büfe budur!
Davetlerde de, açýk büfeden tabaða bir þeyler alýp ayakta sohbet ederek yemek pek tercih
edilmez. Herkes, gerekirse garsona bahþiþler vererek, ufak bir masa sandalye edinir
ve oturarak yer.
Sizin açýk büfenizde de bu muhtemelen olacaktýr. Ayakta durmak, hatta kanepeler bile
tercih edilmeyecek, davetliler, en uyanýklar baþta olmak üzere, yemeklerin konduðu masanýn
üzerindekileri ufak ufak ittirerek, geceyi bir oturmalý davet haline getireceklerdi
r!
O zaman yapýlacak þey þudur: Masada oturabileceklerin en az iki katý insan çaðýrýlmalýdýr,
na kalanlar salonun oturma bölümünde açýk büfe þövalyeleri olarak kalsýn. Demek ki, açýk büfe
az on beþ kiþiden baþlayacaksýn!
Kimisi de açýk büfe sevmez; ek masalarla, yirmi beþ otuz kiþiyi oturtup yemek verir!
iþte burada iþ hassaslaþýyor!
AB masasýnda yer yok, kusura bakmayýn!
Kafadan uydurmuyoruz, International Herald Tribüne yazmýþ.
Yazar Thomas Fuller þunu tartýþýyor yazýda: Brüksel'deki Avrupa Birliði'nin merkezi renove
ediliyor ve daha kalabalýk bir topluluðun buluþacaðý þekilde tasarlanýyor. Artýk 15 deðil 25 ü
vrupa Birliði'nde, bu kadar büyük bir kalabalýk bir masanýn etrafýnda toplanýp eskisi gibi diy
alog kurabilecek mi?
Yeni AB salonunda her yerde insanlarýn birbirinin yüzünü görmesi için ekranlar var, ve ma
sa, birçoklarýna göre oval olmasý gerekirken dikdörtgen!
Oxford Üniversitesi'nden bir profesör konuyla ilgili "Kâbus gibi, bu Avrupa Birliði'n
in iþleyiþine büyük bir darbe olabilir," diyor! Amerikalý bir politik psikoloji uzmaný ise:
"15 kiþi, genel olarak küçük grup dinamiðinin üst sýnýrýdýr. Bunun üzerine çýktýðýnýzda yüz yü
tartýþmalar çýðýrýndan çýkýp verimsizleþir" fikrinde!
Fuller'a göre eskiden diyalog ve tartýþmanýn olduðu yerde artýk sadece söylevler olabilir!
Aklýmýza hemen ayný þey geldi deðil mi?
Yirmi beþ kiþinin bile diyalog için fazla bulunduðu bir ortama biz ne zaman ve nasýl gir
eriz?
Ya da, Türkiye'yle ilgili görüþmeler yapýlýrken bu kalabalýk, dikdörtgen masa avantaj mý olu
ezavantaj mý?
Kuzenin sevilmeyen komþusuna benzemeyelim?
Açýk büfe mi yapsalar acaba? Belki o zaman geleneksel alýþkanlýkla uyanýk davranýp masaya o
ruverirdik...

Tamamen tesadüf mü? Yoksa...
Bu yazýyý okurken, alta bir de Alacakaranlýk Kuþa-ðý'nýn müziðini koyun! Diu diu diu diu, di
u diu diu!
Bahsetmek istediðim türden olaylarýn konu edildiði haberleri, genellikle Amerikan tabl
oidlerinde okur insanlar.
Maalesef ayný tabloid gazetelerde, "Niþanlýsýnýn uzaylý olduðunu öðrenince, onun antenlerin
n kadýn!" türünden araþtýrmacý gazetecilik örnekleri de olur. Hatta haberin görsel malzemeleri
e beraber. Üstsüz bir kadýnýn "uzaylý adamýn antenlerini sökerkenki robot resmi" gibi!
Bazý haberler de fazla "inanýlmaz ama gerçek" olduklarý için, New York Times'ta falan deði
l ancak böyle gazetelerde yer bulurlar. Evlat edinen bir kadýn, çocuðun, yedi yýl önce kaybo
lan bebeði olduðunu öðrenir. Veya numaralarla ilgili hikâyeler. Yedinci ayýn yedisinde doðmuþ,
edi defa iþ deðiþtirmiþ adamýn yedi çocuðu olur ve yedi katlý bir binadan düþerek 77 yaþýnda ö
Kimi Tanrý'ya baðlar, kimisi þansýnýn açýk olduðunu düþünür. Cevabý bilmiyorum! Ama herkes
ikâyelerim var!
Saat kulesinin esrarý!
1950'ler. Annem ve babam evliliðe giden bir flörtün orta yerinde kavga edip ayrýlýyorla
r. Ciddi ama, bir daha birbirlerini görmemeye kararlýlar! Annem bir gece þöyle bir rüya görüyo
r: Beyazýt'taki Ýstanbul Üniversitesi saat kulesinin önünden geçiyor. Saate bakýyor, bire beþ
r. Derken karþýdan gülerek babam gelmeye baþlýyor. Böyle bir rüya.
Ertesi gün annem baþka bir sebeple Beyazýt'a gidiyor, ve evet, doðru tahmin, bir iþ için
oradan geçmekte olan babamla karþýlaþýyorlar. Annemin gözü ister istemez saate gidiyor ve kaný
onuyor: Saat tam bire beþ var! O gün, o karþýlaþmayla barýþýyorlar ve birlikte 50 yýlý deviriy
Öyle baþkalarýnýn sýrlarýný anlatmakla olmuyor deðil mi? Kendimden de örnek vereyim.
1990 yýlý. Boðaziçi'nde okuyorum. Gazetecilik mazetecilik hiç aklýmda yok. Bir arkadaþým, E
in Aydýn, Sabah Dergi Grubu'nun Boðaziçili stajyerler aradýðýný söylüyor ve bana arkadaþý Eren
ntral numarasýný veriyor. Santrali arýyorum, ve "Ben bu telefonu Elvin'in arkadaþý Eren'de
n", derken, santral yarým kulak dinleyip, beni gazeteci Erel Eryürek zannediyor. "Er
el Haným, sizde Ercan Arýklý'nýn direkt hattý yok muydu?" diyor ve ben cevap veremeden karþýma
Ercan Arýklý çýkýyor! Normal þartlarda büyük ihtimalle tanýþamaya-caðým ustamla böyle karþýla
iþi yapmaya baþlýyorum.
Kitaptaki evde oturuyorum!
Üniversitenin üçüncü yýlý. Master yapmak için Los Ange-les'a gitmeyi planlýyorum. O bölgede
kullara baþvuru yapýyorum. Derken bir arkadaþým bana Paul Auster'ýn Ay Sarayý kitabýný hediye
iyor.
Paul Auster'm hayattaki takýntýlarýndan biri ve en sýk iþlediði konu, zaten hayatýn bu tür
rip rastlantýlarý. Ay Sara-yý'ndaki kahraman New York'ta Columbia Üniversitesi'nde

okuyor. Bir gün hayatýnýn çok kötü bir döneminde, (kitapta adres çok belirgin verilmiþ) 120. S
la Amsterdam Cadde-si'nin köþesindeki apartmana gidiyor ve o ziyaretle hayatý deðiþiyor.
Ayný günlerde bana, istemediðim halde, Columbia Üniver-sitesi'nden bir baþvuru formu ge
liyor! Belki üniversiteler arasý bir iletiþim var, bilmiyorum. Aklýmda soðuk ve tehlikeli
zannettiðim New York'a gitmek asla yok. Üstelik not ortalamam da Columbia'ya tutmuyo
r, ama yine de baþvuruyu yapýyorum.
Columbia beni kabul ediyor! Ve Los Angeles'ta baþvurduðum bütün üniversitelerden iyi ol
duðu için gitmeye karar veriyorum. Üniversite bana bir ev de buluyor. Nerede? 120. So-
kak'la Amsterdam Caddesi'nin köþesinde!
Þu anda çalýþma masamýn üzerinde üç adet vestiyer numarasý var. Farklý restoranlardan cebim
almýþ. Olan þu: Paltomuzu alýp numara vermiþler, çýkýþta, devamlý müþteri/gaze-teci/televizyon
ebeplerden numarayý istemeden paltolarý uzatmýþlar. Biz de vermeyi unutmuþuz.
Önemli olan þu: üç vestiyer numarasý da 25!
Nedir bu 25? Ne olacak bu 25?
Konuyla ilgilenenler, Paul Auster'm Kýrmýzý Defter'ini alýn.
Fazla da kaptýrmamak lazým, ama kabul edelim ki hayat cilveli bir þey!
Dondurun beni, baharda çözersiniz!
Cep telefonunu "Ne?" diye açmaya baþladýysam kýþ gelmiþ demektir! O zaman beni daha fazla
sinirlendirmeyin. Kriyobiyolojiye baþvururum, yazdan yaza görüþürüz!
Bitti iþte!
Güneþ, ýlýk geceler, tiþörtle sokaklarda dolaþma, karpuz, balkonda uyuyakalýp ister istemez
ronzlaþma...
Ve fýrtýnalar baþladý.
Allah aþkýna, sonbahar diye bir mevsim vardý eskiden, ne oldu ona?
Küresel ýsýnma, doðanýn dengesi falan gibi geyiklere girmek istemiyorum ama, sizce de d
aha sert mevsimler, daha tropikal yaðmurlar, daha sevimsiz sýcaklar görmüyor muyuz son yýl
larda?
Ben sevmiyorum kýþý iþte. Üþüyorum kardeþim. Hayýr burasý da Ýsviçre deðil ki havalar soðud
yakýp, sýcak çikolata içelim! Dünyanýn yaðmuru, çamuru sokaklarda. Her yýl bin bir umutla, dol
eya euro üzerinden son moda çizme alýyoruz, üç gün dayanýyor!
Ayrýca benim vücudumda serotonin dengesizliði var. Bi-
Hm adamlarý incelesin. Güneþli günlerde gýcýk bir mutluluk kelebeði oluyorum: "Ne haber þekeri
Kotun ne kadar hoþ, nereden? Ay hava ne güzel. Akþam ne yapýyoruz? Ay müthiþ bir kitap okuy
orum. Ýþimi çok seviyorum! Dünyanýn en þahane baharat kavanozlarý benim mutfaðýmda! Lay lay lo
Güneþ gidiyor, hava kapatýyorsa korkun benden!
Cep telefonunu "Ne?" diye açmaya baþladýysam kýþ gelmiþ demektir!
Tam þu kýþlarý nasýl çabuk atlatsam da, hep yazý yaþasam diye egzotik seyahat planlan yapma
baþlamýþtým ki, bilimin benim için çalýþtýðýný öðrendim.
Tom Cruise'un oynadýðý Vanilla Sky filmini gördüyseniz, anlatacaklarýma aþinasmýzdýr. Efend
son yýllarda çok popüler olan kriyobiyoloji adýnda bir bilim dalý var. Diyelim ki çaresiz bi
r hastalýða yakalandýnýz. Bu kriyobiyoloji ile uðraþan enstitülere baþvuruyorsunuz. Onlar vücu
zu özel yöntemlerle donduruyor ve diyelim ki, 100 yýl sonra "çözüyorlar"! Silkinip kendinize
geldiðinizde, o amansýz hastalýðýnýzýn ilacý bulunmuþ oluyor ve siz tedavinizi yaptýrýp yaþam
n, sadece 100 yýl sonrasýndan devam ediyorsunuz.
Tabii bu iþlemin gerçekleþtirilmesi için hastalanmanýza gerek yok. Birçok zengin iþadamý, þ
den öldükleri anda dondurulmalarý sipariþini vermiþ bile! Böylece ileride çözülüp, ölme sebepl
o zamanýn geliþmiþ týbbý sayesinde ortadan kaldýrarak, sonsuz hayata kavuþmuþ olacaklar.
Sýrýtýp durmayýn, þimdiden bunu yapmýþ ve kendini dondurmuþ 100 kiþi var!
Projenin týbbi yönden mümkün olamayacaðý konusunda da bazý görüþler dolaþýyor tabii. Söylen
kadar düþük ýsý, bazý hücreleri öldürüyormuþ.
Ayrýca her þey baþarýlý olsa bile 2000'lerde yaþamýþ bir insan, diyelim ki 2150 yýlýnda ani
anýnca o hayata nasýl uyum saðlayacak? Uçan arabalar trafiði, uzaylýlarla arkadaþ
olunmuþ, yaz tatillerinde Bodrum'a deðil, Satürn'e gidiliyor... Böyle pratik ve psikoloj
ik problemlerle nasýl baþ edilecek?
Tabii iyi yönünden bakarsanýz torununuzun torununun torunuyla arkadaþ olma imkânýnýz var ama
...
Benim amaçladýðým bu kadar uzun vade deðil. Kepaze olurum valla. Anneannelere dönerim: "Ev
ladým bu alet ne? Nasýl çalýþýyor? Neresine basýyoruz? Oraya nasýl gidiliyor? Çocuðum bir yard
kayým, bunu nasýl þey yapýyoruz?"
Benimki daha mütevazý bir plan.
Ekim-nisan aylarý arasýnda dondurulmak istiyorum! Bahar geldiðinde, güneþ açtýðýnda çözüver
aten hesaplamalarýma göre bütçem de ancak buna müsait. Takdir edersiniz ki kriyobiyoloji m
aliyetli bir dal.
Bir süredir bunun hayaliyle yaþýyorum.
Ancak bu yazýyý yazarken aklýma küçük bir pürüz takýldý.
Kriyobiyolojiye göre, insan sadece bir kere dondurulup eritiliyor. Sebebi de ba
na göre çok açýk. Hani derin dondurucuya koyduðun et, milföy hamuru falan da bir kere çözüldük
nra bir daha dondurulmaz, bozulup kokar ya...
Her sene dondur çöz, dondur çöz, ayný þey bana da olmasýn?
Ben yine sýcak bir yere tatile mi gitsem bayramda nedir?
Evet arkadaþlar, hep birlikte kývýrýyoruz!
Duyduk ki oryantal kurslarý moda olmuþ. Havalý spor kulüplerinde kalça titreten titreten
eymiþ. Üþenmedik, belki yýllardýr aradýðýmýz sporumuz budur diye, gittik, yorulmadan, çekinmed
da denedik! Gazetecilik kolay mý? Düðünlerde bile sadece el çýrpan ben, bu fedakârca gazeteci
lik çabamla Pulitzer bekliyorum.
"Burcu Haným," diyorum, "ben bunu yapamam! Televizyonda yapan dansözleri seyreder
ken bile bakakalýyorum o ne biçim bir kalça kemiðidir diye" þeklinde ýsrar ediyorum. Burcu,
Nuh diyor peygamber demiyor: "Ama bir deneyelim, öyle söylemeyin, gayet yeteneklisin
iz, haydi, kalça titretme hareketi hep birlikte" gibilerinden bir dolduruþ!
Hayýr, arkadaþ arasý altýn gününde deðiliz ki. Bulunduðumuz mekân tüm zamanlarýn en havalý
anet. Elini sallasan ünlüye çarpýyorsun. Dans edilen salonun bir duvarýný da cam yapmýþlar mý
. Öteki taraf da Planet'in haftanýn belirli günleri suþi servisi yapýlan afili kafesi. Yan
i orada ünlüler otursun, suþi yiyerek kaç mekik çektiklerini konuþ-
þunlar, biz burada tam karþýlarýnda, haydi yandan! Olacak þey mi?
Ben sadece el çýrpsam!
Ayrýca karizma mý kalýr bende? Bugüne kadar elimizle besleyip büyüttüðümüz "gazeteci-yazar,
insan, g.a.g. þahsiyeti güzide Gülse Birsel" gitsin, "Biz burada otururken karþýda göbek at
an sarýþýn kýz" olalým Planet taifesinin gözünde. Gerçi bu hafta hepsi birden baþlýyorlar orya
erslerine ama...
Zaten ne iþim var benim burada caným? Sanki bütün sporlarý, danslarý, yogalarý falan yedim
yuttum, kitabýný yazdým, bir oryantal kaldý da, onu deneyeceðim!
Zar zor ikna ediliyorum.
Kafede kimse yok. Bugün suþi günü deðilmiþ. Ayrýca oryantalden o kadar teknik bahsediyor ki
Burcu, beyin ameliyatý yapacakmýþçasýna bir ciddiyet geliyor bana.
-Bu üstü paralý eþarbý, düðümü ve yaný tam kalça kemiklerinin üzerine gelecek þekilde baðlý
-Þu kemikler mi hocam?
-Evet, bravo. Dizler bükük, karýn içeride, üst gövdeyi oynatmadan deneyelim, bir, kiii...
Yanlýþ anlamayýn, olimpiyatlara hazýrlanmýyoruz, kalça vuruyoruz þýkkýdý þýk þýk diye! Aslýn
silerini görüntüden çýkart, aynanýn karþýsýnda göbek atan iki kadýn var ekranda!
Oryantal dansta öyle ýþýltýlý, streç Asena kýyafetleri giyilmiyor. Göbeðin biraz açýkta olm
klar çýplak. Dar eþofman altý veya tayt giyilmeli ki bacak hareketleri görünsün. Bir de üstünü
atshirt deðil de daha dar bir üst giymelisiniz ki omuz hareketleri belli olsun. Kalçay
a da, Ka-palýçarþý'dan bulunabilen para iþlemeli, tek baþýna bile þýngýr þýngýr sesler çýkarta
lciymiþsiniz ilüz-yonu yaratan eþarplardan baðlýyorsunuz.

Þimdilerde oryantal dans, aerobik, Latin danslarý, tango gibi birçok spor ve dans k
ulübünde öðretiliyor ve meraklýsý günden güne artýyor.
Göbek atan spastik Anglosakson turist
Bir kere çok eðlenceli! Özellikle birkaç arkadaþ gidip, oryantal kývraklýðýnýn nasýl yavaþ
imizden yok olmaya baþladýðýný görmek komik olabilir. Vücudu kývýrarak yavaþ yavaþ yürünen "Ca
inde aynada kendime baktým ve bir Anglosakson spastikliðinde olduðumu gördüm! Arka ayak ke
ndi özgürlüðünü ilan etmiþ, kalça ise oynayacaðý yerde bütün vücudu zaptetmeye çalýþýyor! Hani
esyonel dansözler zorla Ýngiliz turistleri kaldýrýp göbek attýrýrlar, onlar da alkolün verdiði
aret ve ýrklarýnýn verdiði yeteneksizlikle, cilveli, sebatkâr, ama odun gibi hareketler ya
parlar. Hah, o benim iþte!
Yalnýz Sinan Çetin nasýl yönetmen olarak sinemada "Bir odun getirin, onu bile oynatýrým" d
iyor, Burcu da öyle çýktý. Konservatuarýn bale bölümünden ve spor akademisinden mezun, Anadolu
teþi'nin eski dansçýlarýndan Burcu, inat etti ve baþardý! Dersin sonuna doðru öðrendiðim birka
ti uç uca ekleyip koreografi bile yaptýk. Tabii düðünlerde göbek atmaya katýlým oranýnýn yüzde
ikiye vardýðý anlarda bile kenardan el çýrpan benim gibi bir ukalanýn ne iþine yarayacak bu be
ceri bilmiyorum ama...
Yalnýz bittim, bittim! Dersin sonunda saçlarým sýrýlsýklamdý ve takip eden üç gün daha önce
u bilmediðim kaslarým sýzladý durdu.
Oryantal, özellikle kadýnlarýn problemli bölgelerini, yani göbeði, kalçalarý, basenleri ve
llarýn sarkan kýsýmlarýný çalýþtýrdýðý için, aslýnda çok faydalý bir spor. Ama yapamayan da ya
zýmmýþ yani.

Sahneye çýkacak hâle gelmek için de benim o bir buçuk saatlik dersimden, haftada dört beþ gün,
ir buçuk iki yýl boyunca almak gerekiyormuþ. Meraklýsý varsa duyurulur!
Ben hâlâ ideal sporumu aramaktayým. Oryantal fena deðildi aslýnda da ona da nefesim yet
medi. Belki yoga gibi oturarak, yavaþ yavaþ yapýlaný falan çýkarsa.
Hem de düðünlerde falan oturduðum yerden, þöyle aðýr aðýr...

Beslenmenin temel taþý: iskender kebap!
iskender kebabýmý asla ihmal etmem. Neden? Ben saðlýðýný düþünen, uzun yaþamayý planlayan, ç
Tereyaðý bol olsun lütfen.
Yaðmurlar ve soðuk baþladýðýnda vücudum iki biyolojik tepki verir.
Birincisi hafif depresyondur: "O filme gitmem. Zaten yorgunum. Çok çalýþýyorum. Göz kenar
larým mý kýrýþtý? Onu sonra ben ararým. Uykum var. Bari sinemaya gidelim! Höfffsssss...."
Ýkincisi ise, bedenimin bütün organlarý ve tüm kimyasýyla, iskender kebaba karþý hissettiði
, hatta maraz sýnýrlarýndaki zaaftýr!
Sokaklarda yürürken, hangi semt olursa olsun, sadece kebapçýlardan gelen iskender kok
ularýný algýlarým. Kebapçýnýn birkaç kilometre uzakta olmasý önemli deðildir, ben varlýðýný hi
Bu iskender zaafýmýn kaynaðýný uzun yýllardýr düþünürüm.
Özellikle kýrmýzý et ve tereyaðýnýn "zehir" olarak nitelendirilmeye baþlandýðý 9O'lý yýllar
itibaren, iskende-ri "býrakma" çabalarým aðýrlýk kazandý.
Acaba yemeðin tadýndan çok servis ediliþ biçimi miydi beni ayartan?

Biliyorsunuz iskender kebap çoðu restoranda önce önünüze sossuz gelir. Bu haliyle öyle ahým þa
r yaný da yoktur.
Kýymanýn sýkýþtýrýlýp ince ince kesilmiþi, bildiðin pide, salça ve yoðurt. Yani tek baþýna
ak þöyle dursun, pek bir þey ifade etmeyen gýdalar.
Daha sonraysa iskenderin heyecanlý anlarý baþlar. Daha uzaktan geldiðini görmeden, cýzýr cý
sesi duyulur. Evet, doðru tahmin, tavanýn içinde yanan tereyaðý!
Garsonlarýn en cesuru, elinde kýzgýn tereyaðý dolu tavayla size yaklaþmaktadýr!
Kader aný baþlamýþtýr! Gelecek saniyeler neler gösterecektir?!
Garsonun tecrübesi ve maharetine göre, ya mis gibi tereyaðlý iskender yeme adayý olacak
sýnýzdýr, ya da bir kaza sonucu, cazýrdayan Bizans askeri!
Ýskender kebap merakýmýn sebebi bu adrenalin olabilir miydi? Sonuçta hayatýnda büyük iniþ çý
ayan, spor bile yapmayan birinden bahsediyoruz. Yaþamýmýn en heyecanlý dakikalarýný tekrar t
ekrar yaþamak istediðimden döner ve tereyað kokusunu takip ediyor olabilir miydim?
Hayýr!
Zira en çok beðendiðim iskenderciler arasýnda Teþvikiye'deki Hacýbey'in de olduðunu, ve bur
ada iskenderin tereyaðý konmuþ olarak servis edildiðini hatýrladým ve teorim çürüdü!
Ýskender yiyin, çok faydalý!
Derken, anti-aging patlamasýyla birlikte her gazete konunun uzmaný doktorlarý sayfa
larýnda konuk etmeye baþladý, ve yýllardýr beklediðim bilimsel gerçekler ortaya çýktý:
Kýrmýzý et, yaðsýz olmasý þartýyla, zehir falan deðil, insan vücudunun ihtiyaç duyduðu fayd
biriydi. Tereyaðý da belli ölçülerde alýnýrsa zarardan çok fayda saðlýyordu ve þu anda tam ol
atamayacaðým tekli-çoklu, doymuþ-

doymamýþ yaðlarla ilgili bir denklem yüzünden, margarine tercih edilmeliydi
Biliyordum, biliyordum!
Yýllardýr beslenmemin temel taþýný oluþturmuþ iskenderin kýymetini, en sonunda týp da anlamý
Bu bilgiyi benden önce, demin bahsettiðim Hacýbey Restoran öðrendi ve hemen mönülerin arkasý
bastýrdý!
Mönülere göre, vejetaryenlerde çinko ve B12 vitamini eksikliði görüldüðü gibi, tereyað da k
alýðýna karþý mücadele veren yað asitleri içermekteydi.
Mönü yýllardýr beklediðim þu vurucu cümleyle final yapýyordu: "Ýskender kebap, döner eti, p
omates sosu, tereyaðý ve yoðurdu bir arada bulunduran saðlýklý ve dengeli bir tertiptir. Pro
tein, karbonhidrat, vitamin ve mineral deðerleri bakýmýndan mükemmel bir yemektir!"
Ne hâle geldiðimize bakar mýsýnýz? Günümüzde, iskender-ci, iskenderinin anti-aging ürünü ol
lamak zorunda býrakýlmýþtýr!
Iskenderi býrakmaktan vazgeçtiðim gibi, yýllarca iskender yerken vicdan azabý duymama y
ol açan ve þimdilerde gerçeði kavrayan týp otoritelerine de tazminat davasý açmayý planlýyorum
Sembolik bir savaþ olacak bu, eðer kazanýrsam tazminatý Hacýbey'e ve ellerinde kýzgýn yað d
u tavalar taþýyan tüm fedakâr iskender emekçilerine baðýþlayacaðým!
Nerede o eski Ramazanlar, efendim!
Artýk 80'li yýllarda doðan arkadaþlarým olduðuna göre, benim de eski Ramazanlardan bahsetme
vaktim gelmiþ demektir efendim. Siz þimdiki gençler, bilmezsiniz o yýllarý.
Ramazan geldi ve gazete sayfalarý eski Ramazan eðlenceleri, yaþýný almýþ ünlülerden Ramazan
rý, nostaljik iftar mönüleriyle dolup taþmaya baþladý.
Herkes anýlarýný döktürürken ben durur muyum?
Üstelik hep 40'lý, 50'li, 60'lý yýllarýn Ramazanlarýný mý dinleyeceðiz.
80'lerdeki Ramazanlarla niye ilgilenmiyoruz?
Benim çocukluk Ramazanlarýyla ilgili aklýmda ilk beliren þey, televizyonda "Hýzla açan çiçe
görüntüsüdür!
Zannederim 70'lerin sonu ve 80'lerin baþýnda, TRT hep ayný görüntüyü kullandý iftar vaktind
Top atýlýr atýlmaz, hareketli bir Islami müzik eþliðinde uçan arýlar, kelebek olan týrtýlla
lalar ve en çok da "görüntüsü hýzlandýrýlmýþ, saniyeler içinde açan çiçekleri" seyrederdik. Ön
üç dört karanfil, sonra bir tarla dolusu papatya...

Ayný yýllarda, zamanýnda Direklerarasý'nda gerçekleþmiþ eðlenceleri bire bir televizyona ak
rma meraký vardý. Oturur, Karagöz, Ortaoyunu falan seyrederdik prime-time'da! Nostalji
ye bak, heyt be!
Bütün bu programlarýn arasýnda favorim, Nurhan Damcý-oðlu ve kantolarýydý! Hayatýmýn ilk da
lerini, 4-5 yaþlarýndayken kendisinden öðrenmiþimdir. Hatta kantolarý da ezberleyerek, eve g
elen misafirlere kendime göre þovlar yap-mýþlýðým da vardýr. "Gösteri dünyasý"na küçük yaþta a
ani!
Ramazan ve bayram, ilginç dönemlerdir aslýnda. Hani "Avrupalý Ýslam" falan diyoruz ya, þi
mdi. O Batýlý Müslüman esasýnda yýllardýr Türk insanýnýn ta kendisidir. Hangi Müslüman ülkede,
ramý'nda, geleneksel olarak, derin yýrtmaçlý bir kadýnýn seksi þarkýlarý dinlenir ve yine gele
el olarak misafire likör ikram edilir, sorarým size?! Tabii burasý bir Müslüman ülke deðil, bi
r laik ülke. Söyleyeyim dedim. Arada hatýrlatmakta yarar görüyorum þu sýralarda!
Pide, güllaç ve akþam yemeðine peynir-zeytinle baþlamak nedense müthiþ bir çýlgýnlýk, büyük
ibi gelirdi bana! Ailede oruç tutulmazdý, mide rahatsýzlýklarý yaygýndý, ama iftar asla atlanm
azdý!
Hayatýmda ilk kez 16 yaþýndayken oruç tutmaya karar verdim. Sýnýfta bir tür "oruç modasý" b
ben de heveslendim.
Ayný dönem, o yýllarýn en çok sevilen gofreti "Barbf'den (Hani "Barbi Barbi Barbi Barbi"
diye reklamý vardý, aah, ah, nostaljiye bak sen!) günde 6-7 adet tükettiðim yaþlara denk ge
lir. Üstelik sýra arkadaþým Ayþe'yle öðle yemeðinde, Beyoð-lu'ndaki, artýk olmayan Þark Muhall
nde (nostaljinin ucu kaçýyoor, dikaaat!) çorba, yarým piliç, pilav, yoðurt, krem þokola falan
yedikten bir saat sonra!
Öyle bir gürbüz dönemimde, hayatýmda ilk defa sahura kalkýp, aþaðý yukarý evdeki tüm yemekl
rerek uyudum.
Ertesi sabah midem kazýnarak kalktým.
Saat 13.00 civarý, öðretmenden izin alýp, okulun jetonlu telefonuna gittim. Annemi ar
ayarak iftar için istediðim mönüyü ýsmarladým: "Yayla çorbasý, hünkar beðendi, domatesli pilav
16.00 sularýnda tahtaya boþ baktýðýmý ve aklýmda sadece yayla çorbasý olduðunu fark ettim!
te yine telefona koþarak, ýsmarladýðým yemeklerin ne âlemde olduðunu sordum!
Akþam eve vardýðýmda önce, þu anda hatýrlamadýðým bir sebepten babamla kavga ettim! Ýftar z
iðinde, önce yayla çorbasýnýn çok sulu olduðundan þikâyet ettim, ardýndan hünkar beðendiye niy
nulduðu konusunda bir tatsýzlýk çýkardým ve sonrasýnda film koptu. Yemek masasýnda hüngür hüng
baþladým: "Ben açým, siz bana yemek yapmýyorsunuz!"
O gün annem "Tamam," dedi, "ailemizin huzuru için, sana oruç yasaklanmýþtýr!"
Hâlâ böyleyim. Kan þekerim düþtü mü gözüm bir þey görmez, öðün atlasam tansiyonum düþer, ba
Onun için toplumun genel huzuru ve ailenin korunmasý açýsýndan, oruca heves etmiyorum!
Ama iftar dersen o baþka...
Medeni cesaret cenneti!
Evet kardeþim, hepiniz süper yeteneklersiniz- Dünyaya parmak ýsýrttýracak sanat devlerisin
iz. Ama herkes size karþý. Türkiye sizi anlamýyor ve harcanýyorsunuz!
Popstar yarýþmasý son aylarýn en çok konuþulan televizyonculuk hadisesi oldu.
En sýk yapýlan yorum da þuydu: "Jüri üyeleri, yarýþmacýlara neden bu kadar sert davranýyorl
niye azarlýyorlar, ne hakla dalga geçiyorlar"
Doðrudur. Gerçekten de zaman zaman jürinin ayarý kaçtý. Rating alýnsýn, orijinal formata uy
sun diye, finale kalan yarýþmacýlar önce birkaç dakika fýrça çekilip, sonra tebrik edilmek sur
iyle aðlatýldýlar, falan filan.
Ama biraz þeytanýn avukatlýðýný yapabilir miyim?
Allah aþkýna, adaylarýn çoðu içler acýsý deðil miydi?
Popstar diyoruz kardeþim! Þarký söyleyemeyen, dans edemeyen, antipatik, tipsiz, þiþman vs
. popstar olur mu? Birini tuttur bari!
Ben bu aptalca kendine güvene þapka çýkarmak zorunda mýyým? Jüri üyelerinin iyi taraflarýnd
alktýklarý günler gibi
mi yapmalýyým: "Üzgünüm olmadý, ama seni medeni cesaretinden dolayý tebrik ederim!"
Bu kadar iyi bir þey mi medeni cesaret?
Hiçbir yeteneðin, özelliðin, tecrüben yok. Ama medeni cesaretin var, bravo vallahi! Önümüzd
i uzun yýllar boyunca hiçbir baltaya sap olamadan, olmayý da hak etmeden, "Ben aslýnda süp
erim, toplum beni anlamýyor" diye gezmeye ve keþfedilmeyi beklemeye devam et.
Türkiye'nin en son ihtiyaç duyduðu þey bu!
Bana günde en az 10 e-mail geliyor, medeni cesaretli arkadaþlardan. "Süper bir rekl
am senaryom var, ama reklam þirketleri kabul etmedi, torpilim yok tabii", "Ben siz
den daha iyi sunuculuk yaparým, arkadaþlar bana hep çok güler, ama baþvurdum, istemediler,
hakkýmý yediler", "Kafamda bir roman fikri var. Kesin bestseller, ama yayýnevleri ilg
ilenmedi. Niye gençlere fýrsat verilmiyor?", "Ben köþe yazarý olmak istiyorum, nereye baþvur
mam gerekiyor?"
Allah müstahakkýnýzý versin!
Bu nasýl bir kendine güvendir?
Türkiye'deki insanlarýn çoðu þuna inandýrýlmýþ bir biçimde: "Sen aslýnda müthiþ birisin, þö
i seni bekliyor. Ama hakkýný yiyorlar!"
Kimse "Ben beyin ameliyatý yapmak istiyorum ama fýrsat vermiyorlar", "Getirin þirke
tinizin defterlerini, eðitimim yok ama, doðuþtan kabiliyetimle kýrk yýllýk muhasebeciden iyi
tutarým" demiyor.
Sanat, gazetecilik, reklamcýlýk gibi sektörlerde "star" olmak isteyenlerden, þikâyet çok!
Çalýþmak, öðrenmek, tecrübe gibi þeylerle ilintili deðil ya bu meslekler! Allah vergisi bir y
eneðin olduðunu zannetmek yetiyor.
Popstar yarýþmasýna katýlýp elenenlerin bazýsý "Eh, saðlýk olsun, ben þansýmý denemiþtim" d
nanmak istemiyor elendiðine: "Nasýl olur? Siz beni beðenmediniz ama ben aslýnda muhteþemim
, ben kendimi popstar olarak görüyorum!"

Yok deve! Evet kardeþim, büyük bir komplonun tam or-tasýndasýn! Jüri üyeleri doðduðundan ber
na kýl! Ender bulunan yeteneklerini toplumdan saklamaya ve Tarkan olmaný engellemeye
çalýþýyorlar!
Dergi çýkarýrken, dönem dönem staj yapmak için gençler gelirdi. Bir konu verirsin, aþaðý yu
istediðini anlatýrsýn. Bazýsý yeteneklidir, çabuk öðrenir, çalýþýr, çabalar ve yavaþ yavaþ der
ur. Bazýsý da daha ilk günden senin istediðinden alakasýz bir þeyler yazar getirir. Ýlkokul ko
mpozisyonunun, daha gözyaþlarýyla dolu versiyonu bir kozmetik yazýsý mesela. Kuþlar ötüyor, pa
tyalar açýyor falan... Olacak iþ deðil. Alýr yazýyý, öðrensin diye, düzeltir öyle gösterirsin,
"Ama benim üslubumu tamamen deðiþtirmiþsiniz!"
Yerim ben senin üslubunu! Yahu, ömrünün ilk yazýsý! Yaþar Kemal misin sen? Hangi üslup?
Belki de ihtiyacýmýz olan medeni cesaret deðil. Medeni cesaretsizlik, azýcýk kendini bi
lmek!
Ben (niye) evleniyorum?!
Önce bu soruyu kendine bir sor bakalým güzel kýzým. Elbette evlilik kutsal bir kurum ama
, geleceðini de düþünmelisin deðil mi? Su yataðýný bulur. Öpüyorum güzel kýzým! Ýmza: Gülse Ab

Son zamanlarda sinirlene sinirlene seyrettiðim iki program var.
Popstar'daki medeni cesaret enflasyonundan bahsetmiþtim. Sað olsunlar, halkýmýzdan büyük
destek aldým!
Þimdi de tüylerim diken diken seyrettiðim ikinci programdan bahsetmek istiyorum.
"Ben evleniyorum'un bütün bölümlerini seyretmiþ deðilim.
Ama takip ettiðim kadarýyla, bana hafakanlar basýyor!
Yanlýþ anlamayýn, yer yer sýkýlsam da, televizyonculuk açýsýndan, en azýndan rating bazýnda
ir program. Eðer bir ölçüyse, Biri Bizi Gözetliyor'u sevdiyseniz, buna bayýlýyor olmanýz lazým
ela.
Ben adaylardan þikâyetçiyim.
O olmazsa öteki olur!
Þu anda en popüler durumda gibi görünen güzel kýzýmýz, son hafta aniden sevgili deðiþtirdi.
Eve ilk girdiði andan itibaren, adýnýn Tanju olduðunu zannettiðim, nispeten efendi ve a
klý baþýnda çocuða mektuplar yazmaya baþladý kýzýmýz. "Ben kararýmý verdim, elektriðimi aldým
du. Hatta iþ arabeske dökülmeye bile baþladý. "Ben onu seçmiþim, olay bitmiþ, onun yanýnda þöy
diyorum, birlikte geleceðe bakabiliyorum" gibi iddialý laflar da duyduk.
Sonra bu "çocuklar" kavga etti. Tam olarak sebebini bilmiyorum ama, bizim kýzý en s
on esas çocuða "Sen erkek olsaydýn, böyle yapmazdýn" gibi, standart Türk erkeðini çok kötü þey
aya sürükleyebilecek laflar ederken seyrettim.
Devamýndaki sahne þuydu...
Efendim, bir tane kel çocuk var evde. Kel mi, kafayý kazýtmýþ mý emin deðilim. Bu biraz BBG
evinin Edi'si gibi, böyle sözünü sakýnmayan, arýza, zor bir arkadaþ. Diðer oðlanlarla da süre
vga içinde.
Bizim kýz, Tanju'yla kavgasýnýn hemen ardýndan, bu arýza çocukla puflarýn üzerinde yan yana
týyordu. Saç okþama, sarýlma gibi masum fingirdeþme durumlarý da var ve bizim bilmiþ kýz "Doku
ak niye bu kadar güzel?" gibi "Kapýldým gidiyorum, bahtýmýn rüzgârýna" gibi sözler de söyledi
ik bir sesle! Anlaþýldý ki, karar deðiþmiþ. Bu sefer de tarama özürlü arkadaþla "geleceðe baký
min edeceðiniz gibi þu sýralar hareketli bir gece hayatým yok, televizyon baþýndayým. Soðuktan
labilir.)
Duygusal ve zihinsel açýdan normal bir insanýn, iki farklý kiþiye, bir hafta arayla, ha
yatýnýn geri kalanýný birlikte geçirecek derecede âþýk olmasý yüzde kaç ihtimaldir sizce?
Bence yarýþmaya katýlan kýzlarýn da derdi baþka. Hayýr hediyeler, paralar, düðün falan da d
lar çoðunluk Türk genç kýzý gibi "ölesiye evlenmek istiyorlar"!

Hatta Tina Turner'ýn þarkýsýndaki gibi, "Aþkýn bununla ne ilgisi var", bizimkiler "elektrik
alsýn" yeter!
Þu ara, anlaþýldýðý kadarýyla memlekette genç kýzlar açýsýndan, "yýrtmak", köþeyi dönmek iç
Ya popstar olacaksýn, ya evleneceksin!
Herhalde bilezik takarlar!
Yýllar önceydi. Lise sonda falandýk galiba. Bir arkadaþýmýzý ortaokul sýralarýnda yazlýktan
arca dalga geçtiði, çok zengin bir ailenin çocuðu istetmiþ ti! Biz bunun aramýzda aylarca süre
k bir þaka olacaðýný zannederken, kýz sevinçle "evet" deyiverdi!
Belki üniversite sýnavlarýndan kaçmak için, belki annenin dolduruþuyla, bilmiyorum.
Ve bir gün, hiçbirimiz mutluluðunu bozmaya kýyamazken, hiç beklenmedik bir anda, alatur
ka bir teyze, gerçekleri kendi kelimeleriyle ifade etti: "Kýzým bu yaþta evlenilir mi? Ýns
an okur, çalýþýr, bir altýn bileziði olur. Hem sevmeden de evlenilmez ki"! Cevap, "þakkadanak"
patlatýlmýþ bir espri olarak, anneyi ve oradaki diðer teyzeleri çok güldürdü, benimse kanýmý
du: "Eh, sevgi evlilikle büyür. Ayrýca herhalde bir bilezik takarlar, hahhayt!"
Ah kýzlar ah! Siz okuyacak meslek sahibi olacaksýnýz da biz göreceðiz!
En büyük hayaliniz evlenmek, en muhteþem baþarýnýz zengin kocalar olduðu sürece, biz popsta
aramaya ve birbirimizden elektrik almaya devam edelim!
Heyecanlý oluyo!
Pilavýný býrak, etini ye!
Beni 38 beden bir kadýn olarak bugünlere getiren eþime, aileme, dostlarýma teþekkürü bir bor
bilirim. Beni sizler var ettiniz!
Siz de yaþadýnýz mý bu terörü?
"O pirinçler arkandan aðlar", "Peki, pilavýný býrak etini ye", "Hiç sebze yemiyorsun, bak
ne güzel, mis gibi bamya (ve/veya kereviz, kabak, pýrasa!)"...
Woody Allen'ýn dediði gibi: "Anne babalarýmýzýn bize iyi dediði birçok þey zararlý çýktý: Ký
rsite bitirmek!"
Çocukluðumun bitmesinin en güzel sonuçlarýndan biri, istediðimi yiyebilmem olmuþtur!
Bizim ev, öyle kuzu etlerinin piþirildiði, ekmek kadayýfý yapýlan, hep börek çörek bulunan
ev deðildi.
Genellikle bol bol sýkýcý sebzeler, tavuk yemekleri, yaðsýz dana eti ve meyve üzerine kur
ulmuþ bir diyetimiz vardý.
Her çocuðun kâbusu yani!
Size annemden bahsetmek istiyorum.
Annem, bir kebapçýya gidip, yanýna pilav ve patates iste-
mediðini de ekleyerek, ýzgara bonfile ýsmarlayan tek insandýr! Balýkçýlarda mezelerin yüzüne b
z. Sadece ýzgara balýk ve salata yer. Eminim gecenin bir saati uykusunda acýkýnca, rüyasýnda
zeytinyaðlý pýrasa, haþlanmýþ havuç, komposto falan görüyordur!
Çocukluðunuzda "kabak karyesi" tabir ettiðimiz, kendini yemek zanneden þeyi yemeye zo
rlandýysanýz, ileride bir iskender tutkunu olacaðýnýz kesindir!
Ne var ki, ben de ailemle yaþadýðým 23 yaþýna kadar, çoðu zaman evde piþen "tesadüfen ayurv
yemekleri yemek zorunda kaldýðým için, kilo problemi nedir bilmedim.
Derken New York'a taþýndým ve yakýn arkadaþlarýmdan biriyle ayný evde oturmaya baþladýk.
Kimbilir neler yiyecektik beraber!
Ne yazýk ki asla öyle olmadý. Ev arkadaþým Ayþe, annemin daha faþisti çýktý!
Kabak soslu makarnanýn, makarnasýný ayýrýp kabaðýný yiyen bir insan tahayyül edebilir misin
Ýki yýl da böyle geçti. Ve ben yemeðe çýkýp coþtuðum veya New York'un sokakta satýlan sosis
içlerine dadandýðým günler dýþýnda, yine hayallerimi gerçekleþtiremedim.
Evlendiðim ilk aylarsa, benim için gastronomik bir cennetti.
Her gün oturup akla hayale gelen en aðýr, en alengirli yemekleri yapýp yeme þansým oldu b
u dönemde. Çeþitli pilavlar, kremalý makarnalar, börekler, kekler...
Evliliðin altýncý ayýnda kendimde deðiþiklikler hissetmeye baþladým. Kýyafetlerim üstümde b
turka görünmeye baþlamýþtý, yüzüm de "ay parçasý" kývamýndaydý niyeyse.
Çok ender yaptýðým bir þeyi yaparak tartýldým, ve acý gerçekle karþýlaþtým: Uzun yýllardýr
oya çýkmýþtým. Osmanlý mutfaðýnýn unutulmayan lezzetleriyle geçen altý ay, bana selülit, basen
ve 4 kilo olarak geri dönmüþtü!

Hemen sýkýyönetim ilan edildi ve mutfakta "kabak kalyesi" çizgisine dönüldü!
Geçtiðimiz hafta okuduðum bir yazýysa beni aileme ve Ayþe'ye karþý bir kez daha minnettar k
dý: ABD ve Fransa'nýn geleneksel yemek kültürlerini inceleyen Amerikalý tarihçilerin araþtýrma
aile ile beraber yenen yemeðin obeziteyi engellediðini ortaya koydu. Anne babalar, y
emek masasýna oturduklarýnda, hem kendilerini hem çocuklarýný denetliyorlardý!
Yani "Ispanaðýný bitir, bacaðýný kýrmayayým", sadece çocuðun demir almasý için deðil, çýkýp
r yemesini engellemek için de iyi bir yöntemdi!
Beni bugünlere kadar 38 beden getiren tüm aile üyelerine, eþ, dost ve akrabalara teþekkür
ler.
Siz olmasaydýnýz vücudum yüzde 75 su, yüzde 25 isken-derden oluþacaktý!
Sanat kimin içindir?
New York'ta çektiðim "sanat sanat içindir" çizgisindeki entel dantel öðrenci filmimde, yet
enekli tiyatro öðrencisi Greg'e baþrol vermiþtim. Yýllar sonra ayný Greg bizim kanallarýn gece
yarýsýndan sonra kýrmýzý noktayla yayýnladýðý baþka tür "sanat" filmlerinden birinde yine baþ

"Ýnþaat" filmini gördüm.
Filmden aklýmda kalan en önemli þey oyunculuk. Emre Ký-nay'ýn, Þevket Çoruh'un, Þeyhsuvar A
aþ'ýn, daha ufak bir rolde olmasýna raðmen özellikle de Binnur Kaya'nýn oyunculuðu muhteþem.
Ýnþaat, tek mekânda geçen, küçük bütçeli baðýmsýz film izlenimi veren bir çalýþma.
Oysa bir buçuk milyon dolar harcanmýþ.
Aklýma New York'ta Hi-8 formatla çektiðimiz 400-500 dolar bütçeli kýsa öðrenci filmleri gel
.
Bir anýmý nakledeyim istedim. Maksat bayram tatilinde neþemizi bulalým.

Ýlk sanat filmimi çekiyorum
Yýl 1995. New York'tayýz. Sinema okulunun birinci yýlýný bitirmek için, herkes bir arkadaþý
senaryosunu alýp film hâline getiriyor.
Heves içindeyiz. Türkiye'de binlerce dolar dökülen dizi projelerinde bile oyuncular göz
kararý bulunurken, biz 7-8 dakikalýk entipüften, çoluk çocuðun doðum günü videosundan hallice
mler için, günler süren oyuncu seçmeleri yapýyoruz! Zannedersin ki eserimizle Cannes Film
Festivali'ne katýlacaðýz.
Bu esnada New York'taki oyunculuk ortamýndan da bahsetmek lazým.
New York'ta her iki kiþiden biri oyuncudur! Sadece ünlü ve zengin olana kadar taksi
cilik, garsonluk, sekreterlik, satýþ elemanlýðý falan yapmaktadýrlar.
Ýþte bu oyuncu olmayý kafaya koymuþ güruhtan her gün onlarcasý okulda önceden ayarladýðýmýz
r. Ben, senaryo yazarý arkadaþým, prodüktörüm (yani etrafta koþturup ekibe yemek memek yapacak
olan Shari!) bir masanýn arkasýna, Popstar jürisi gibi sýra sýra oturmuþuz. Bir yandan vide
o kamera açýk, adaylarý eliyoruz.
Tiyatro öðrencileri, ev kadýnlarý, Broadway'de küçük rolleri olan dansçý kýzlar, garsonluk
oyuncu adaylarý, öðretmenlik yapan oyuncu adaylarý, hýrstan kuduran oyuncu adaylarý, sadece
eðlenmek ve ikram ettiðimiz kurabiyeyle kahve için gelen oyuncu adaylarý... Hatta Sharon
Stone ve Robert de Niro'lu "Casino" filminde basbayaðý orta büyüklükte rolü olan, gerçek haya
tta ufak çapta harbiden mafya bir oyuncu amca (ki ahbaplýðýmýz sayesinde Little Italy maha
llesinde, ismini vererek bedava pizzalar yemiþliðimiz vardýr!) bile seçmelerimize katýlmýþ. Bi
ze "reddedemeyeceðimiz bir teklif yapýnca (hayat boyu bedava Ýtalyan yemeði!), benim fil
mimde deðil, ama Shari'nin yönettiði filmde baþrol vermiþiz! Yaa, iþte film dünyasýnýn perde a
ve mafya baðlantýlarý!
Her neyse...
Benim filmimin baþrolünde 20'lerinin ortalarýnda bir genç adam var. Aþký ve daðýlmýþ ailesi
kalmýþ.
Gerzekliðe bak sen!
Elinde yedi dakika falan var. Anlat hoþ, eðlenceli bir hikâye, deðil mi? Yok! Film öðrenc
isisin ya, illa derin mesajlar, manalar vermek, sanat yapmak, Godard'ýn teknikleri
nden yürütüp araya sinema konusunda fikirler sokuþturmak falan lazým.
Büyük yetenek: Greg
Yirmiye yakýn oyuncu denedik. Sonunda New Jersey'li tiyatro öðrencisi Greg'de karar
kýldýk. Uzun boylu, yakýþýklý, ayný zamanda yüzünde acýklý, masum bir ifade olan, hatta lüzum
a saf görünen, doðal oynayan Greg'de.
Karþýsýnda, sevgilisi rolünde, Fashion Cafe'de garsonluk yapan Erica. Bir lise basket
bol koçundan baba, Ýrlandalý öðretmenden anne oldu.
Birkaç gün çektik filmi. En son hatýrladýðým, bir arkadaþýmýn geniþ banyosuna anneyle babay
etleriyle sokup, küvette, çocuðun mutluluðu üzerine satranç oynadýklarý, inanýlmayacak kadar ö
güya sembolik, gerçeküstü sahnemdi!
Tam dayaklýkmýþým.
Her neyse. Greg'in gerçekten baþarýlý oyunculuðuyla derli toplu bir iþ oldu. Sanat filmimi
montajladým, dersten geçtim, falan filan.
Aradan yýllar geçti. Türkiye'ye dönmüþüm, elimde kumanda, gecenin bir yarýsý kanallarý gezi
Aniden yerimden hopladým! Ekrandaki bizim Greg'di!
Meþhur mu olmuþtu ki?
Sað alt köþedeki kýrmýzý noktayý görünce jeton düþtü. Durduðum kanalda, hafta sonlarý geç s
filmler gösteriliyordu ve Greg de bunlardan birinin baþrolündeydi.

Ýlgiyle seyrettim!
Neyse ki sanat eserimin oyuncusu, aktivitelere bizzat katýlmak yerine daha çok, göz
lemci, bir nevi denetçi rolündey-
di. Evin genç ve salak üvey oðlunu oynuyordu ve en kýrmýzý noktalý sahnelerde rol almasý için
daha çok oyun gücüyle filmin kalitesini yükseltip, bir hikâyesi olduðunu vurgulamak için kadr
oya dahil edilmiþti.
Zannederim hatýrý sayýlýr bir para karþýlýðý, bizim "sanatsal" Greg, bir nevi porno yýldýzý
"Ülkemizde sinemanýn durumu" falan filan diye þikâyet edip duruyoruz ya. Türkiye'deki o
yuncu adaylarý kendilerini çok þanslý saymalýlar.
Hem de çook.
This is Turkish, you know!
Türk gençlerinin Avrupalýnýn kapýsýna dayandýðý reklamý sevdim. Ama benim bildiðim Türk deli
kýzla bara giremeyince arbede çýkarýr! Biz eðlenceden ödün vermeyiz ve bunu en iyi bayram tat
ilinde kanýtladýk. "Teröre inat karnavalý" vesilesiyle Ýstanbul caddeleri ve trafik, aðustos
ayýnda Bodrum Barlar Sokaðý tadýn-daydý!

Son zamanlarda dikkatimi çeken bir reklamdýr.
Onun için ingilizce baþlýk attým. Hani bizim kýzla bizim oðlan Avrupalý gençlerin partisine
itmiþler, "Size katýlabilir miyiz? Biz Türküz," diyorlar. Sarýþýn Brad Pitt'in gençlik yýllarý
çocuk tarafýndan "Burasý Avrupa, biliyor musun?" diye kapýdan çevrileceklerken, bizim çocuk
, (yani DJ ve oyuncu Yunus Günce), "Gömlek iyiymiþ, bu da Türk, biliyor musun?" þeklinde b
ir "madem öyle, iþte böyle" aný yaþatýyor Brad'e. Derken içerideki bütün partici gençlerin giy
, sahiplerini býrakýp bizimkilerin peþinden geliyorlar ve içerideki Avrupalý çýrýlçýplak kalýy
Derin derin konuþulabilir tabii. O parti Avrupa Birliði'ni simgeliyor da, biz tek
stil ürünlerimizle zaten birliðe girdik mi

demek oluyor. Ya da, eðer öyleyse, bizimkilerin Avrupalý gençleri morartýp havalý havalý mekân
rk etmesi, "Bizim Avrupa'ya falan ihtiyacýmýz yok, döner arkamýzý gideriz, olan onlara olu
r, kendileri kaybeder" gibi bir mesaj manasýna mý geliyor?
Ya da o kadar derinlere dalmamak lazým. Güzel reklam, ben sevdim. "Colin's bütün Avru
pa'nýn trendy gençlerini giydiriyor" bilgisi de verilmiþ iþte, tamamdýr.
Yalnýz, benim bildiðim Türk genci, hele yanýnda kýz varsa, olay mahallini bu kadar çabuk
terk etmez. Girmek istediði eðlence mekânýna alýnmamak, delikanlý için ailesine küfretmeye yak
ir hakarettir. Hemen kavga çýkar. Kapýdaki Brad ve arkadaþlarýyla yumruk yumruða giriþilir. So
nra sahte geri çekilme yöntemi uygulanýr. "Tamam aðabey, yok bir þey, anladýk" þeklinde ortada
n kaybolunup, mahalleden amca, kardeþ, arkadaþ, taksici maksici tanýdýk ne varsa toplanýlýp
sopalarla gelinir ve o parti orada biter!
Türk insaný eðlencesinden ödün vermez!
Resmi daireden "Bugün git, yarýn gel" diye geri çevirebilirsin, kimliðini sorup okula
sokmayabilirsin, hatta hasta haliyle hastane kapýsýndan bile vukuatsýz dönebilir... Ama
o bara giremezse arbede çýkar!
Yeri gelmiþken þu tespitimi de paylaþayým.
Bayram boyunca Ýstanbul'daydým ve zannederim bana kimsenin haber vermediði bir karn
aval, þenlik falan vardý: "Teröre inat karnavalý!"
Herkes mi sokaða dökülür? Herkes mi gezer tozar? Trafik kilit, eðlence yerleri, restora
nlar týklým týklým. Normal þartlarda geceleri in cin top atan sokaklarda, yaya trafiði, aðusto
s ayýnda Bodrum Barlar Sokaðý gibi!
Dikbaþlýlýktan mýdýr, yaþama sevinci midir, çýlgýnlýk mýdýr bilmiyorum.
Herkes sokaða dökülüp eðlenmek için bombalarýn patlamasýný bekliyormuþ demek!
Bu Türklerle vallahi baþa çýkýlmaz!
Özellikle Etiler-Levent ve Beyoðlu civarý, nispet yapar gibi kalabalýk.
Son yýllarýn en ilginç pasif direniþi mi desem, en büyük toplu eylemi mi desem, milli daya
nýþmasý mý desem?
Ýsim de koyamýyorum ki. Sadece þunu söyleyebilirim.
This is Turkish, you know!
Yanaðýnda bir beni mutlaka olsun!
Bunu da yaþadým sevgili okuyucular. Sadece sýrtýmdan bir ben aldýrdým, ama "estetik operas
yon geçiren ünlü" psikolojisine artýk vakýfým.
Sýrtýmýn alt kýsmýnda, büyükçe bir ben vardý kendimi bildim bileli. Lüzumsuz bir þey.
Gavurda "beauty mark" derler benli insanlara teselli armaðaný olsun diye. Yani "güz
ellik iþareti".
Benim belimdeki hiç öyle güzel müzel deðildi iþte. Yýllar geçtikçe de büyüdü mü ne... Aldýr
m.
Bu arada mesaj verelim, benlerinizi kontrol ettirin arkadaþlar, ne olur ne olma
z, güneþ eski güneþ deðil.
Her neyse.
iþte o andan itibaren insan estetik ameliyat iþinin ne tür bir illet olduðunu kavrama
ya baþlýyor. Bir kere kestiren bir daha iflah olmuyor ya. Burun ameliyatýný botoks izliy
or, dudaða silikon, sonra kaþ asma, iþ çýðýrýndan çýkýyor...
(Gizlilik de önemli tabii. Herkes Zeynep Özal deðil ki, aslan gibi çýkýp "Þunu þunu yaptýrd
bir de fotoðrafým" diye açýklasýn.)
Ben de baþladým hemen: "Aldýrmýþken þu sýrtýmda, kolu-
mun kenarýndaki ufak olaný da aldýrsam mý?" falan derken, iþ geldi burnumun üzerindeki bene
kadar dayandý.
Dikkatli seyirciler bilecektir. Burnumun sol kanadýnda, tam hýzma olmasý gereken ye
rde bir ben var.
Hayatýmda beni hiç rahatsýz etmemiþ, hatta sað olsun, sevenler tarafýndan "Ne güzel, hýzma
bi, çok egzotik" þeklinde nitelendirilmiþ. Egzotik megzotik olduðuna inanmasam da, Cindy
Crawford'ýn beni muamelesini yemesem de, barýþ içinde yaþadýðým bir parçam olmuþtur...
Ta ki televizyon iþine girene kadar.
Egzotik sevmiyoruz, pürüzsüz olsun!
Bu gösteri dünyasý insaný paralar! Herhangi bir iþte çalýþýrken, fiziðinizle ilgili alacaðý
m: "Sana pantolon, etekten daha çok yakýþýyor" türü bir üstü kapalý "Bacaklarýn çarpýk kardeþ!
Televizyon dünyasýndaysa yapýmcýlar, yönetmenler, mak-yözler açýk konuþurlar: "Bu iþi yapma
n az beþ kilo vereceksin, saçýna bir þey yaptýr böyle olmaz, kaþlar da berbat!" falan gibi.
Bana böyle bir yorum gelmedi açýkçasý. Ama kendimi televizyonda görüp: "Yahu þu beni aldýrs
Örtücü masrafýndan da kurtuluruz! Eeheheh" dediðim bir gün, ekibimden "Valla bir þey kaybetme
zsin!" þeklinde çatlak sesler çýkýnca, "Acaba mý?" dedim!
Muhtelif çap ve ebatlardaki benlerimden kurtulmak için, ünlü estetik cerrah Osman Oym
ak'ýn kapýsýný çaldým.
Oymak, normal þartlarda ben almak falan gibi uyduruk iþlerle uðraþmýyor. Genellikle kapýd
an girenler, doktorun müdahalelerinden sonra, iyi manada, tanýnmaz hâlde çýkýyorlar.
Ancak benim özel bir durumum var: Osman Oymak beni 4 yaþýmdan beri tanýyor, çünkü aðabeyimi
yakýn arkadaþý. Onlar Týp Fakültesi'nde okurken, birlikte ders çalýþtýklarý dö-

nemde kendilerini çok rahatsýz etmiþliðim, mikroskop altýnda inceledikleri preparatlara "O
ne? Bu ne?" þeklinde çok adamýþlýðým vardýr. Hatta birkaç sene önce, kazýk kadar hâlimle, ken
labalýk bir ortamda aðýz alýþkanlýðý "Osman Aðabey" diye hitap ettiðim için, o belimdeki beni
dikmek istiyor da olabilir! Ama Hipokrat yemini var, dolayýsýyle güvendeyim.
Bir estetik cerrahý ziyaret edip, ayný anda, iyi kötü ünlü biri olmanýn en rahatsýz edici t
afý: Size bakýp oraya ne için geldiðinizi tahmin etmeye çalýþan diðer hastalar.
Ameliyathaneye giderken de mecburiymiþ, o ameliyat geceliklerini, kâðýt terlikleri fa
lan giyiyorsun.
Ben o kâðýt gecelikle dolaþtýkça, herkes merakla bana bakýyor. E ben de olsam ben de bakarý
"Yok kardeþim, öyle estetik ameliyat deðil, ben aldýracaðým sadece" desem, kim inanýr o hâlim
?
Operasyon baþarýyla gerçekleþti. Bu esnada burnumdaki benin alýnmasýndan da oybirliðiyle va
zgeçtik. Bir süre hafif iz kalýrmýþ, zaten gerek de yokmuþ. Tabii yahu, egzotik egzotik! Bu
televizyoncular ne anlar!
Kemik eklettim, þimdi moda!
Bir hafta sonra Oymak'ýn ofisindeyim. Bekleme odasý çok eðlenceli. Herkes birbirini k
esiyor. Yüzümde herhangi bir ameliyattan iz olmadýðý için, en çok merak edilen benim. Çok mu b
bir ameliyat acaba? Yoksa vücuttan yað aldýrma falan mý?
Bir an hanýmlarla sohbet açýp azýcýk havamý bulsam mý diye düþünüyorum. "Benimki burun amel
silikondan kemik eklettim. Daha kiþilikli oldu. Osmanlý burnu, çok moda. Egzotik olsun
diye bir de ben koyduk!" falan diye. Ama tanýdýk doktor, ayýp olur.
En sonunda hemþire gelip beklenen soruyu soruyor: "Sizin neydi?"

"Operasyon geçirdim, kontrole geldim" diyorum, esrarengiz bir tavýrla.
Çýt çýkmýyor, herkes bana bakýyor.
Hemþire de meraklý: "Nerenizden?"
Bir es verip "Belimden" diyorum.
Merak artýyor, hissediyorum. "Belinden? Belini mi inceltmiþ? Týraþlatmýþ mý acaba?!" Öyle b
ameliyat var mý, onu da bilmiyorum gerçi.
Hemþire tekrarlýyor: "Belinizden?"
"Bir ben vardý, onu aldýrdým da" diyorum ve hayal kýrýklýðý içinde kalan bütün "artýk güzel
dýmda býrakýp dikiþlerimi aldýrtmak için odaya doðru yürüyorum.
Bu ünlüler, hani kalçadan yað emdirip, "Kist aldýrdým" diyorlar ya. Ben eþ dost üzülmesin d
gerçekten kist aldýrsam, "Kalçamdan yað emdirdim, estetik ayol, ciddi bir þey deðil" falan
diye yalan söylerim.
Ama insan yaþayýnca anlýyor vallahi.
Daktýr Bilal moda dünyasýnda!
Aman hayat ne rahat. Ne boþ, ne hafif. Doktor Bilal'den davetiye gelmiþ. Gül gül gül... Ýl
ahi sevgili okuyucular, vallahi hiç güleceðim yoktu. Ay sus bak, katýlacaðým!
Nasýl gevþek ve gevrek bir günümdeyim anlatamam.
Son birkaç aydýr gün be gün, saat be saat programým belliydi. Otur yaz, git çek, eve gel,
tekrar otur yaz...
Dün, hayatýn böyle geçmeyeceðini anladým ve depresyonla karýþýk bir sürmenajýn eþiðine gelm
ndime tatil verdim.
Bu yazýyý yazdýktan sonra da alýþveriþ, öðle yemeði, arkadaþlarla "dirink" alma, oh ne güze
y lom gibi bir programým var.
Niþantaþý'ndaki Beymen'in kahvesine de gideceðim. "Herkesler" oradaymýþ. "Yýkýlýyomuþ!" Geç
baktým, kapýda kuyruk vardý. Sizin için orada gözlem yapacaðým. Sonra belki yazarým. Ama caný
terse, havamý bulursam. Bugün böyle, keyfimin kâhyasý izin yapýyor.
Öyle bir gevþemiþim ki, sanki dünya da benimle gevþemiþ.
Bir davetiye gelmiþ örneðin. Bir saat ona güldüm. Yeni bir butik açýlýþý. Þýk bir yer gibi
a ev eþyasý da sa-
týyorlar. "Alber Home" adýnda. Firmanýn sahipleri zarfýn içine kartlarýný da koymuþlar. Üstte
ogosu, altta telefonlar, þube adresleri falan, çok profesyonel. Kartlarýn birinde Gülay
Evren ismi var. Ötekinde, "Dr. Bilal" yazýyor!
Hani Bodrum'da yýllardýr sahneye çýkan ünlü þarkýcý Doktor Bilal.
Bilal Bey ortaðý olduðu firmanýn kartýna, zannederim prestij olsun diye soyadýyla moyadýyla
"Bilal Bilmemkim" deðil de, sahne ismini yazmýþ. "Vaaay, bak Doktor Bilal'in dükkânýy-mýþ, kes
açýlýþýna katýlmalýyým" derim diye belki.
Bu arada "Dr. Bilal'in" doktorluðu harbi! Hani "Kuþum Ay-dýn"m kuþ olmamasý gibi bir dur
um deðil. Adam gerçekten týp fakültesi mezunu. Hatta belki doktorluk da yapýyordur. Onun içi
n unvanýný gururla kullanýyor.
Fakat beni asýl kopartan, daha tatil saatlerine girmeden günümü gün eden, "Dr. Bilal" i
baresi. Yani "doktor" deðil de, "Daktýr Bilal" durumu. Bir Amerikan acil servis dizi
si gözümün önüne geliyor, baþrolde Daktýr Bilal.
"Daktýr, çete kavgasý, 16 yaþlarýnda, zenci, hýzla kan kaybediyor, ameliyathaneden beklen
iyorsunuz!"
"Ah caným, yazýk çocuða... Ameliyathanenin de renkleri pek soðukmuþ. Þuraya gülkurusu ipek
ten bir perde, ne bileyim, bizim Alber Home'dan hoþ bir abajur koysak. Al þekerim, b
en hallettim, sen dikiver. Aah, ah, dertleri zevk edindim, haydi efendim, hep be
raber!"
Biliyorsunuz týp okuyup baþka baþka meslekler yapan çok insan var. Birçoðu sanat dünyasýna
riyor, bir daha çýkamýyor örneðin.
Doktor-sanatçýlardan biri de Mustafa Altýoklar. Þimdi Dr. Bilal'den bahsederken, en az o
kartvizit kadar güldüðüm bir fotoðrafý geldi aklýma Mustafa'nýn.
Üç beþ sene önce. Mustafa, Aðýr Roman'ý falan çekmiþ, popülerliðinin tepe noktasýnda. Kendis
j yapmayan kadýn dergisi satmýyor.

Fakat gazetelerden biri, artýk sorutabilecek tüm sorularýn sorulduðuna karar vermiþ ola
cak ki, bir de Dr. Mustafa'yý görmek istemiþler.
Mustafa Altýoklar ciddi ciddi doktorluk yapmaya devam ediyor bir yandan. Fizik
tedavi üzerine uzman üstelik.
Gazete hastaneye gidip Mustafa'yla bir saðlýk röportajý yapmýþ. Boyun aðrýlarý neden olur,
iyileþir, yük taþýrken dikkat edilmesi gerekenler falan, her þey var. Röportajýn göbeðindeki f
fta da, o dönemlerde her gün birbirinden muazzam kadýnlarla resimleri çýkan Mustafa'yý bu de
fa baþka bir durumda görüyoruz.
Bir þelale gibi omuzlarýndan dökülen saçlarý, bu sefer doktor önlüðüne dökülüyor! Karizma t
manki klark bakýþlarla objektife bakýlmýþ ve el, "iyileþtirme anýný" vurgulamak için, sedyede
n haným hastanýn bacaðýnda.
Ancak haným, alýþtýðýmýz amazonlardan deðil! 60'larmda, oldukça kilolu; ve varis çoraplarý
aklarýndan birini Mustafa tutuyor! Yani normal þartlarda hanýmýn yerine bir manken kýzýmýz ols
a, bayaðý seksi bir fotoðraf çýkabilir. Ama Mustafa'nýn o varis çoraplý bacaðý iki parmaðýyla
tutuþunu, objektife bakýþýnýn seksapeliyle ayný anda gördüðünüzde, fotoðrafýn bir mizah baþyap
açmýyor!
Tabii, Allah da benim dilime düþürmesin. Özellikle böyle "rölaks" günlerimde!
Akþam ne yapsam acaba? Dr. Bilal'e falan mý gitsem?..
Balýk burcu kadýnlarý, birleþin!
Ýstemiyorum kardeþim! Balýk burcu olmaktan istifa ediyorum. Ne bu be? Aðzýmla kuþ tutsam k
arizma sýfýr. Bak aðlarým ha!
Yüzlerce zarf, basýn bülteni, mektup vesairenin içinden çýkýp bana sýrýtýverdi. "Burçlar Kit
evinç Aksoy!
Astroloji tuhaf bir þey. Gazetede zaman zaman en sevdiðin köþe yazarýný okumaya üþenirsin d
burcuna illa ki bir bakarsýn.
Hayýr gazeteci olmasam, o burç sayfasýnýn nasýl yazýldýðýný bilmesem tamam da...
Kimi yayýnlar çok ciddidir bu konuda. Mesela zamanýnda, Yasemin Boran, Aktüel dergisi
ne gelir, bir sürü, kalýn, Harry Potter filminden çýkmýþ görünümlü kitap ve tarot kartlarýyla
lýþýp öyle yazardý köþesini.
Ben Bazaar'ý çýkartýrken, yurtdýþýndan, ünlü bir Amerikalý astrologdan gelirdi burç sayfamý
der, koyardýk.
Bir sayýmýzda gecikti. Faks bir türlü gelmiyor. Dergi de erken çýkacak. Hayal gücü ve yaratý
güvendiðim arkadaþýma yükledim o ay burç sayfasýný! Hem de kitap ve/veya tarot kâðýdýna ihtiya
O da dergideki kýzlarý

baz alarak zevkle kaleme aldý. Kova burcu bir arkadaþýmýz sevgilisinden mi ayrýlmýþ mesela. "Ý
inizin bitmesi dünyanýn sonu deðil, ayýn on yedisinden sonra yeni aþklara hazýrlýklý olun" fal
diyordu o ay dergide.
Sohbetlerde de en vakit kaybettirici konudur astroloji konusu. Bir iþ toplantýsýnda
falan, durup dururken mesela hobilerinizden, rahatsýzlýklarýnýzdan, hatta çocuklarýnýzdan bah
setseniz, garip kaçar. Bir iki dakikada sohbet kapatýlýr, konuya dönülür. Ama burç öyle deðild
"Siz hangi burçsunuz?" cümlesiyle baþlayan sohbet sonsuza dek sürebilir.
"Ay ben de lkizler'im."
"Ýnanmýyorum, sen hiç Ýkizler gibi deðilsin, Ýkizler biraz dengesiz olur!"
"Hayýr Terazi dengesiz olur. Benim annem Terazi'dir mesela. Tam yani!"
"Benim kuzenimin karýsý Terazi, hiç dengesiz deðildir
ama!"
Ýþ yükselen burç seviyesine düþtüyse, o toplantýdan hayýr beklemeyin bence. Çýkýn, gezin, ç
alan gidin. Nasýlsa iþ yapýlmayacaktýr artýk.
"Ama o zaman onun yükseleni baþka bir þeydir."
"Biliyor musunuz, benim hem normal burcum, hem yükselenim Baþak!"
"Ay inanmýyoruuum, benim kocam Baþaaaak! Nasýl titiz,
nasýl titiz. Sen titiz misindir?"
Yeteeeeeeerü!
Öfkem sebepsiz deðil tabii.
Burç konusunda azýcýk eziðim.
Balýk burcuyum da.
Böyle sohbetlerde "zavallý" muamelesi görmeye alýþtým artýk. Hani astroloji muhabbetinden ka
ece, g.a.g.'daki mangalda kül býrakmayan, kiþilikli, haha hihi kadýn olarak toplumda yer
im þahane! Gel gör ki, burcumu açýkladýðým an-
da karizma sýfýra iniyor! "Ben hem öksüz, hem yetimim", ne bileyim "bir bacaðým takma" etkis
i yapýyor çevrede. Herkes acýma, þefkat ve hayal kýrýklýðý dolu gözlerle süzüyor beni.
Neredeyse "Olsun, hayat yine de güzel", "Boþveeer, Allah saðlýk versin" falan diyecek
ler.
Bilmeyenler için söyleyeyim, Balýk burcu en enayi burçtur. Güya sanatçý manatçý, hayal gücü
n derler ama, genel olarak tüm uyuþturucu baðýmlýlarý, depresif tipler, psikolojik rahatsýzlýk
rý olanlar, söylenenlere göre bu burçtan çýkar. Duygusal, sulugöz, hatta "bulanýk zekâlý" oldu
le söylenir. Gerçekle hayal dünyasý arasýndaki ayýrýmý yapamayan, kararsýz, içine kapanýk, kýr
ar, astrolojik kaynaklara göre, bu burçtan çýkar.
Burcumla asla hava atamadým. Ýsterdim ki bir Akrep olayým mesela. Onlar da sevilmez
ama bir havalarý vardýr yani. Akrep olduðunu söyleyen insandan, ne kadar salak görünürse görü
bir hinlik cinlik beklersin!
Aslan burcu da olabilirdim örneðin. O daha da iyidir. Lider mider.
Kýsmet deðilmiþ iþte. Ýnsan tahtýný yapýyor, bahtýný yapamýyor. Çalýþ çabala, okullar bitir
, kendini parala, neye yarar? "Balýksýn sen, balýk kal" durumu var bir kere.
Birkaç kez "Benim yükselenim Akrep" diye kafadan atmýþ-lýðým var ama... Yalan tabii. Yüksel
imi bilmiyorum. Çünkü annemler saat kaçta doðduðumu tam olarak hatýrlamýyorlar! "Sabaha karþý
dý neydi" gibi bir ifade kullandý annem geçen gün. Ýlk soruþumda da "Gece yarýsýný biraz geçiy
demiþti. Ama bu ilgisizlik karþýsýnda hassasiyet gösterip burcuma yenik düþmeyeceðim!
Sorun þu ki, yükselen burcum meçhul!
Sevinç Aksoy'un eserinde de Balýk kadým þu cümlelerle anlatýlmýþ: "Burçlarýn içinde en kýrý
n çok aðlayan, gözyaþý döken kadýn bu burçtandýr." Haydaaa!
Devamý daha beter:
"Eþi hissetmeden ona hükmeder, aðlayarak, gözyaþlarý ile ona istediklerini yaptýrýr, en iyi
ilahý çaresizliðidir!"
Ben bu kadýný tanýsam ýslak odunla döverim! En sevmediðim insan tipidir! Kadere bak.
"Balýk kadýný zor mücadeleler veremez. O en iyisi ev kadýný ve annedir. (Hasbinallah!) Ke
ndisinden beklenen eðer yardým ve özveri ise, bu mesleklerde baþarýlýdýr, örneðin yuva hocalýð
Beni yuva hocasý olarak düþünebiliyor musunuz? Güler misin, aðlar mýsýn?
Yok kardeþim, istemiyorum. Balýk burcu olmak istemiyorum. Burcumu deðiþtireceðim.
Bundan sonra ben Akrep burcuyum, yükselenim de Aslan. Böyle biline.
Tek rakibim Ajdar!
Eþsiz sanatçý, büyük usta, dev yaratýcý Ajdar'ý hayranlýkla alkýþlarken bir yandan da düþünü
sektörde miyim?

Ajdar'ýn hayraný, hastasý ve izleyicisiyim.
Biliyorsunuz ünlüler birbirleri için her fýrsatta böyle iyi þeyler söylemezler. Ancak söz k
usu sanatçý Sezen Aksu, Hülya Avþar, Türkan Þoray gibi artýk þöhreti, star'lýk konumu, seni ka
aþmýþ biriyse, övgüler yaðdýrmakta bir sakýnca yoktur.
Demek ki, benim tanýnmýþlýðýmla karþýlaþtýrýlmayacak kadar çok þöhretli biri için, hayranlý
rizmam açýsýndan bir sakýnca yok.
Zira Ajdar, þu anda Türkiye'de benden çok daha meþhur bir televizyon yýldýzýdýr!
Var mý itirazý olan?
Ayný hafta içinde Metin Uca'ya, Güzel ve Çirkin Þov'a, Hülya Avþar'a, Beyaz'a, Seda Sayan'a
, Serdar Ortaç'a çýkabil-dim mi ben?
Daha doðrusu sorumuz þu olmalý: Kim yapabildi bunu?
Tabii benim Ajdar'a olan hayranlýðým müzik konusunda
deðil. Gerçi baþta "Nane Nane, Þahaneyim Þahane" olmak üzere, gerek "Alýrým senden sonraaa, tü
tkimiü" diye giden ismini bilmediðim parçasý, gerek Hülya Avþar için yazýlmýþ eser, bence bir
benzeri yazýlamayacak düzeyde.
Ama Ajdar'ýn þovmenlik yetenekleri, müzik alanýndaki çalýþmalarýný çok geride býrakýyor.
Hani Jennifer Lopez'in aslýnda çok iyi bir dansçý olmasýnýn, oyunculuk ve þarkýcýlýðýyla gö
gibi!
Ben Ajdar'ý mizah ve þovmenlik alanýnda bir ilk olarak görüyorum.
Þimdiye kadar ortaya çýkmýþ bütün televizyon yýldýzlarýnýn þaþýrtýcý özelliklerine ve hatta
Bir kere önceden yazýlmýþ bir metin olmadan, doðaçlama þov yapýyor, ki bu çok az insanda bu
n bir yetenektir. Benim anlattýklarýmýn çoðu, önceden yazdýðým metinlere dayanýr mesela. Elimi
u kadarý geliyor.
Her televizyon yýldýzýnda bir "yegânelik" olmalý. Baþka bir ünlüye benzerseniz, baþtan kayb
niz. Ajdar, gerek sesi, gerek dansý, gerek duruþuyla hiç kimseye benzemiyor! Tamamen o
rijinal!
Ayrýca bir "beklenmediklik", sürprizlerle dolu olma özelliði de var Ajdar'da. Hangi p
rogramda, ne zaman ne yapacaðým bilmiyorsunuz. Programýn evsahibini sevecek mi? Sevmey
ecek mi? Hangi þarkýsýný söyleyecek? Ne diyecek?
Ajdar, ayný zamanda orkestrayla prova yapmadan çýkan ender isimlerden. Þarkýnýn temposu b
ile önceden, hatta þarký devam ederken kestirilemiyor. Her an her þey olabilir.
Seyirci bu adrenalini kimle yaþýyor? Cem Yýlmaz? Yýlmaz Erdoðan? Beyaz? Hiçbiri. Sadece A
jdar! Yaaa, n'aber?
Ajdar'ýn seyirciyle iliþkisi de öyle bizim alýþtýðýmýz "Beni siz var ettiniz" kývamýnda deð
iðinde gülen, alkýþlamayan olursa sertçe azarlýyor. Bazen toptan fýrça çekiyor. Okan Bayülgen'
çýkýþ zamanlarýný andýrsa da, Okan'dan çok daha iniþ çýkýþlý, daha gergin bir tavrý var. Sebe
sinirlenebiliyor, "Þimdi arbede çýkacak" diye zap yapamýyorsunuz.
Ve tabii, bu kadar özelliðin bir araya gelmesinin vazgeçilmez sonucu: Her büyük starda f
arklý ölçülerde olan megalomani. Hülya Avþar'ýn "En güzel benim" demesi, Tarkan'ýn "Ben dünya
açýklamalarý gibi. Ki starýn özelliðidir de, biraz kendini beðenmiþ olmak. Ajdar her fýrsatta
Türkiye'nin popstarýyým, benden büyüðü yok, siz ne derseniz deyin, herkes bana bayýlýyor" þek
konuþuyor. Haklýdýr. Az bile söylemiþtir!
Bir kez daha Ajdar'ý alkýþlarken, bu iþ böyle giderse, televizyon dünyasýndaki yolculuðumda
ereye varýrým, böylesi yeteneklerle nasýl baþ ederim diye de düþünmeden geçemiyorum.
Ýyi olan kazansýn!
g.a.g
metinleri
HAYVANLAR ÂLEMÝ
DOÐAYI KORUYALIM MI?
Doðayý korumak iyi de, doðanýn hangi bölümlerini koruyacaðýmýza kim karar verecek?
Bir hayvanýn neslinin tükenmesi niye o kadar fena, örneðin? Mesela dinozorlarýn nesli tük
enmiþ, çok mu üzgünüz? Yaa, þimdi Taksim meydanýnda Beyazýt'ta falan dolaþsaydý þöyle üç beþ t
halký avuç avuç yiye yiye, deðil mi?
Mesela ben belgesellerde görüyorum bazen, "Ýþte bu kuþun nesli tükenmek üzere" falan deniyo
r acý acý. Görülen kuþ ise, dünyanýn en çirkin yaratýðý! Eciþ bücüþ bir þey ve anladýðým kadar
ok.
Mesela, yarasanýn da nesli tükense, kafamý kaldýrýp suratýna bakmam, sinir þeyler.
Yani bütün hayvanlarý nesilleri tükenmeden kurtaracak-sak, gerçekten bütüüün hayvanlar olmas
sunda kararlý mýyýz?

Mesela kalorifer böcekleri! Doðalgaza ve yavaþ yavaþ yerden ýsýtmaya geçtiðimize göre, kalo
r böcekleri nesillerinin tükenme tehlikesiyle karþý karþýyadýr. Lütfen bunlarý alýp evde besle
büyütelim! (Yaa, tabii böyle iðrenç taraflarý da olacak, doðayý korumak kolay mý, hayvanlar a
a ayýrým yapmak yok.)
Mesela sivrisineklerin nesli tükenmeye yüz tutsa, yakalayýp sivrisinekleri çiftleþtirip
üretme çiftliði mi kuracaðýz? Do-ðasever aileler üçer beþer evlat mý edinecekler sivrisinekle
n kedisi gibi? "Bizde üç tane var, daha dün gece výnn diye böyle sabaha kadar þeyaptýlar. Ýnþa
bunlar gelecek sene 1200 tane falan olacaklar. Banyoda küvetin içinde bataklýk yaptýk,
orada bakýyoruz. Çok tatlýlar, böyle sivri sivri, yazýk. Doðayý çok seviyoruz ailecek."
Dilerseniz bir kural koyalým, doðanýn sadece sempatik unsurlarýný koruyalým, gerisini sal
la gitsin.
MAYMUNLARDAN KORKUN
Maymunlara büyük haksýzlýk ediliyor kanýmca.
Sürekli küfür gibi kullanýyoruz hayvanlarý: "Ay maymun olduk valla", "Maymun suratlý çirkin
bir þey" falan. Kediye köpeðe hiç böyle deðiliz.
Sizce ne var bu düþmanlýðýn altýnda?
Maymunun, biliyorsunuz, karþýsýna geçtiðinde, hayvan sen ne yaparsan aynýsýný yapýyor. Elma
, kafaný kaþý, kulaklarýný tut, aynýsý.
Bununla ilgili bir korkumuz olabilir mi?
Kýsacýk bir eðitimle maymun bizim yaptýðýmýz her þeyi niye yapmasýn? Bir kere seyrettiðini
ha unutmuyor hayvan, çok korkutucu. Aþaðýladýðýmýz gibi, evlerde mevlerde de pek bulundurmuyor
bak.
Diyelim ki saldýk hayvanlarý, aramýzda kediler köpekler gibi yaþýyorlar.
Ne olacak?
"Patron, ben gelecek senenin bütçesini pazartesi çýkar-sam?"
"Gerek kalmadý zaten, Çita halletti!"
"Çýta mý?"
"Evet. Dün seni seyretmiþ öðrenmiþ. Aynýsýný yaptý. Biz de zaten haftaya biraz iþten çýkarm
Biteriz hepimiz. Seyrederler, beyin ameliyatý yaparlar, hiç belli olmaz. Ayrýca da
uzaya giden maymun sayýsý, insan sayýsýndan daha fazla. Yani bizden çok daha görgülü bir cins
yýlabilirler!
Bence maymunlardan ödümüz patlýyor ama farkýnda deðiliz.
HAYVANA BULANMA!
Benim hayalimdeki þehir þudur, hayvan mayvan olmayacak.
Neden dersen, gerek yok. Sanki arýlar bizim balkondaki tozlu sardunyalardan aldýk
larý özlerle süper ballar mý yapacaklar? Kuþlarýn tek yaptýðý zaten arabalarýn üzerine pisleyi
rý bozmak!
Zaten, ben size söyleyeyim, þehre taþman hayvan, kýrsal kesimdeki o saflýðýný, masumiyetini
aybediyor, bir nevi varoþ hayvaný oluyor.
Mesela fareler þehre gelince bir acaip oluyorlar. Hayvan tarladayken fýndýk gibi, þeke
r bir þey. Þehre bir geliyor, kedi kadar oluyor! Neredeyse sana saldýrýp yiyecek. O tatlý ço
ban köpekleri þehirde çete olup sabaha kadar havlýyor, gerekirse insaný ýsýrýyor.
Ýþte köyden kente göç, her canlýyý bazen böyle dejenere ediyor.
Ben þehir hayvanlarýndan þikâyetçiyim arkadaþ. Sorum þu, deðiþtiremiyor muyuz? Mesela, git d
insanlarýn ya-

þamadýðý yerlere, ben Discovery Channel'da seyrediyorum kafadan atmýyorum, penguenler, res
im gibi balýklar, tavuskuþla-rý... Neden sokaklarda salak salak uluyan köpekler deðil de s
mokinleriyle saygýdeðer ve bir metropole yakýþýr biçimde gezinen penguenler yok?
Veya karasinekleri göndersek de, onlarýn yerine renkli kelebeklerden alsak. Yalnýz
kediler kalabilir, onlarý seviyoruz. Penguenleri týrmalamadýklarý sürece bizimle yaþayabilir
ler.
Bunlarýn dýþýnda hayvan dediðin tehlikeli bir þey, fazla haþýr neþir olmayacaksýn.
EVCÝL HAYVANLARDAN KARÝNCA
Evde kedi köpek beslemeye pek meraklýyýz.
Olabilir, normaldir, benim de mesela kedi besleme tecrübem vardýr, kýsa da olsa.
Bunlar bir þey deðil. Evde yýlan besleyen var. Fare besleyen var, ama farkýnda olmada
n, evi temizlemeyerek, peyniri ortada býrakarak falan deðil. Bile bile, kafeste fare
besleyen var! Kanýmca fare, yýlan falan lüzumsuz ve sevimsizdir. Evde olmaz. Balýk ve k
uþ ise çok daha fuzuli hayvanlardýr. Kuþ sürekli gürültü yapar ve halinden mütemadiyen þikâyet
asýl þikâyet etmesin, altýn kafese koymuþlar vataným demiþ, böyle nankör bir hayvandýr. Besle,
an da aman yap, kafesi 14 ayar kaplat, hâlâ "vataným"!
Balýk zaten hayvan deðil. Yani bitkiden biraz daha geliþmiþ bir organizma. 6 saniyede
bir sahip ve ev deðiþtirebilir, çünkü bir öncekini hatýrlamaz. Ne gibi bir sevgi baðý bekliyo
? Kanýmca evde beslemeye en uygun hayvan, bu konuda son derece haksýzlýk edilen karýncal
ardýr.
Karýncalar mevsimlik, devremülk sistemiyle bahar ve yaz aylarýnda aileler halinde g
elir, mutfaða yerleþirler.
Dikkat ediniz cins kedi köpeklerin, hatta balýklarýn bile dolarla satýldýðý bir ortamda kar
ca bedavadýr. Ama her þeyden
önce temiz hayvandýr, yani kediye temiz temiz derler, sonra tuvaletini falan temizle
rsin, iðrenç. Karýnca hakikaten temiz hayvandýr. Tuvaleti kokmaz, hatta görünmez, tüy dökmez,
pýrýldýr.
Son derece de masrafsýzdýr, ortada býraktýðýnýz ekmek kýrýntýlarýyla bütün koloni doyar. Kü
, zekidir, çalýþkandýr. Hastalanmaz, veterinerle uðraþtýrmaz. Çok da düþüncelidir, yanlýþlýkla
öldürülmüþ arkadaþlarýnýn yerine hemen yenilerini koyar ki eksikliðini hissetmeyin diye. Kýþ
de her seviyeli iliþki gibi, iþi tadýnda býrakýr, çeker gider.
Karýncanýn üzerine evcil hayvan tanýmam.
KEDÝYE SAYGI
Yabancý bir atasözü vardýr, merak kediyi öldürür derler.
Ben o þekilde ölen bir kedi görmedim. Benim gördüklerim genellikle araba kazasýnda gittile
r. Ama kedilerin lüzumsuz bir meraký vardýr hakikaten.
Herhangi bir kediyi, bir arkadaþýnýzýn olabilir, ömür boyu bakmak için olabilir, ilk eviniz
e getirdiðiniz günü hatýrlayýn.
Kediler herhangi bir mekâna girdiklerinde ilk iþ olarak her yeri dolaþýrlar. "Birinci
oda, yatak, koltuk, masa altý, bilgisayar, kablolar, dolap arkasý; ikinci oda, kane
pe, kanepe arkasý" þeklinde bir keþif gezisi baþlar. Mutfak, banyo,'balkonlar, balkonlarýn
baktýðý yer...
Ne arýyorsun?
Sen kedi deðil misin?
Tuvaletin burasý, maman burada, bu minderde de uyuyacaksýn bu kadar. Sanki evi tu
tacak, bir havalar, bir þeyler.
Zaten herhangi bir kedi bir eve geldiði anda, orasý artýk kedinin evi olur, siz mis
afir konumuna geçersiniz. Yani artýk kedi sizin ev hayvanmýz deðildir, siz onun ev insanýsýnýz
dýr.
Bir bakýþý vardýr kedinin, kendine bakýldýðýný anladýðýnda
önce gözlerini size çevirir, bir süre iliklerinizi titreten donuk uzun bir bakýþ atar, sonra
hiçbir þey olmamýþ gibi mesela tüylerini yalamaya döner. O esnada herhalde aklýndan "Dikti gö
eni seyrediyor, haddini bilmiyor, þimdi akþam akþam sinirlenmeyeyim, hey Allahým ya" fal
an gibi bir þeyler geçmektedir.
TEST EDÝLMEDÝ
Biliyorsunuz hem yabancý, hem þimdi þimdi yerli olsun, parfüm, sprey, krem vs. gibi ürünl
erin üzerinde, çevrecilerin ve hayvan dostlarýnýn baskýsýyla yazýlmýþ iki ibare bulunur.
Bunlardan bir tanesi "ozonla barýþýk" ibaresidir ki, tamam anladýk, yani ozon delici
spreylerden deðil.
ikinci ibare ise beni hep düþündürmüþtür: "Hayvanlar üzerinde test edilmemiþtir".
Þimdi, yanlýþsam beni düzeltin, bu bilgi bana hep biraz tuhaf gelir. Diyelim ki hayva
nlar üzerinde test edildi. Yani diyelim ki, o ibarenin sembolü olan, (ki hep öyledir,
bir tavþan figürü vardýr yanýnda) o tavþanýn yüzüne, benim nemlendiriciden sürdüler.
Yani tavþana ne zarar verecek benim aloe veralý güneþ korumalý nemlendirici yüz kremim? S
ivilce mi yapar? Cildini mi kurutur hayvanýn? Nedir yani? Nasýl bir test bu? Hayvana
yediriyor musunuz kremi?
"Hayvanlar üzerinde test edilmemiþtir" diyorsa, peki insanlar üzerinde mi test edil
miþtir? Hani "Fakir fukaraya sürelim, bir þey olmazsa satarýz" gibi bir durum mu var? O
zaman da insan haklarý örgütlerinin ayaklanmasý lazým deðil mi, "Bu nemlendiriciyi üçüncü düny
nden fakir insanlar üzerinde test edemezsiniz, hepsi sivilce ve siyah nokta oldu,
tazminat davasý açacaðýz" falan diye?
Demek ki o da yok.

E hayvanlar üzerinde de, insanlar üzerinde de test edilmediyse bu ürün, yani hiç test edil
mediyse, o zaman daha da kötü. Yani ilk kurban ben miyim?!
Bu hayvanlar üzerinde test edilme iþinde aydýnlatýlmak istiyorum. Hangi ürün test ediliyor
, hangisi edilmiyor?

MODERN HAYATIN CÝLVELERÝ
MEDENÎ HÂLLER
Þimdi artýk kart þeklinde nüfus cüzdanlarý var. Ama yakýn zamana kadar böyle deðildi.
Defterler vardý. O defterlerde de "medeni hâli" ibaresi, yanýna yerleþtirilmiþ küçük bir yý
ardýmýyla aþaðýda açýklanýrdý ve þöyle denirdi: "Medeni hâli, yani evli mi bekâr mý, bo-þamýþ
Sana ne?!
Bu kadar özel bir soru var mý? Boþamýþ mý boþanmýþ mý?
Nüfus cüzdaný önüne gelene gösterdiðin bir þey.
Mesela uçakla yolculuk yapacaksýn, polis bakýyor: "Vaay yenge, demek sen boþadýn, helal
olsun gerçekten!"
Baþka öðrenmek istediðiniz bir þey var mý? Çok kavga ettiniz mi? Niye ayrýldýnýz? Düðünde ta
aldý? Kayýnvalide problemi mi? Genellikle iliþkilerde terk eden mi-sinizdir, terk edi
len mi?!
Benzeri ahiret sorularý bazý sokak anketlerinde de vardýr. Tüketici anketleridir ya b
unlar. Zorla durdururlar: "Ýyi gün-
ler, çok kýsa bir anketimiz var, birkaç dakikanýzý alabilir miyiz?"
Kem küm dersin ve kaybedersin. Baþlarlar sormaya: "Çamaþýr yýkarken sabuna ayrý, yumuþatýcýya
an mý harcarsýnýz, evetse, kaçar dakika, hayýrsa, neden? Niye? Ve
nasýl?"
"Ben çamaþýr yýkamýyorum, giyip giyip atýyorum," deyip
kaçmak ister insan!
Halbuki ilkokuldaki anket defterleri ne kadar güzeldi. "En sevdiðiniz renk", "En s
evdiðiniz Türk hafif batý müziði sanatçýsý".
Ben anket diye buna derim. Baþka ankete de cevap vermem!
MARKET KURALLARI
Bütün eðlence þekillerimiz kurallara baðlý.
Spor salonuna git, kartýný göster, havlu al, dolap anahtarý al, içeri gir, aletleri kul
landýktan sonra havlunla kurula, anahtarý geri ver...
Havuzda yüzeceksen daha da beter, "havuz kurallarý" vardýr. Ve bunlar, büyük tabelalara
yazýlýdýr, yüzme zevki önceden kaçsýn diye:
"Havuzun saatleri þunlardýr, girmeden duþ alýnýz, ayaklarýnýzý dezenfektanlý suda yýkayýnýz
, atlamayýnýz, zýplamayýnýz, eðlenmeyiniz, ciddi yüzünüz."
Bazý restoranlarda kravat ve ceket zorunludur. Diskolarýn kapýlarýnda sýra beklenir, ikiþe
r üçer alýrlar, bazen eliniz damgalanýr. Toplama kampý gibi!
Market kurallarý da vardýr. Güvenlikten geçtiðiniz falan yetmiyormuþ gibi, paranýzla rezil
olursunuz. Paketleri aldýnýz, tek boþ kasanýn önündesiniz:
"Burasý ekspres kasa, üç parçadan fazla almýyoruz." Kurala bak.
Ekspres kasa!
Sen bu kasadan da müþteri al, kuyruklar bitsin, hepsi ekspres kasa olsun. Ayrýca ne
kadar çok alýþveriþ yaparsak o kadar iyi müþteri olmaz mýyýz? Niye az alýþveriþ yapaný teþvik
Çok alýþveriþ yapanlara özel "birinci sýnýf kasa", "prestij kasasý", "altýn kasa" falan yapma
rekmiyor mu? Güleryüzlü kasiyer, alýþveriþ sayýlýrken, oturacak yer, çay ikramý, iþi bilmiyorl
Sen orada titriyorsun:
"Bir yoðurt, bir portakal suyu, iki paket cips aldým. Acaba cipsler tek parça mý iki
parça mý sayýlýr?"
Hayatý kim bu hale getirdi? Almanlar mý? Bunu kim baþlattý? Cevap istiyorum.
EHLÝYET SINAVI
Ehliyetini kursa gidip alanlar bilirler. Lüzumsuz bir motor dersi vardýr.
Sýnýfta toplanýrsýn, önünde bir arabanýn motoru, takým taklavatý. Hoca "Bu ne? O ne?" diye
r, sen de hatýrladýðýn kadarýyla, karbüratör, akü falan diye ezberlediklerini söylersin.
Üç beþ soru sorulur, kem küm edilir. Genellikle hoca, kadýn öðrencilerin bu kurstan sonra a
raba tamircisi olmayacaðýný da varsayarak bir geçer not verir, iþ biter. Yani trafik kural
larýný öðrendiysen, arabayý da iyi kullanýyorsan, ehliyeti alýrsýn.
Bu motor kurslarýndan herkesin aklýnda sadece bir tek þey kalýr: Vantilatör kayýþý koparsa,
aylon çorabýný çýkar onu kullan!
ilk bakýþta, çok zekice bir çözüm, adeta bir mucize gibi görünebilir, ama pratiðini merak e
rum.
Diyelim ki TEM'de araba kullanýyorsun. Vantilatör kayýþýn koptu.

Þimdi, bir kere vantilatör kayýþýnýn koptuðunu nasýl anlayacaksýn?
Vantilatör nedir, ne iþe yarar ki?
Arabadan indin, kaputu açtýn, bakýyorsun. Bu kaputu açýp bakma, araba bozulmasýnýn akabinde
bir nevi reflekstir. Yani arabanýn kalem pille çalýþtýðýný düþünecek tipler bile kaputu açýp
caba ne görmeyi bekliyorlar? Sanki açýnca on, off düðmesi olacak, "Ahh, araba off düðmesindeym
iþ, on'a bastým, düzeldi" diye tamir edecekler!
Neyse. Vantilatörü buldun, baktýn kayýþ kopmuþ. Hemen ehliyet kursunu hatýrladýn, çözüm nay
Bu durumda, mesela benim gibi haftanýn altý günü kot giyen nüfusun çoðunluðu ne yapacak? Be
nereden bulayým naylon çorap?
Bu tamir þekli herhalde 50'lerde falan çok yaygýndý, bütün kadýnlar sürekli etek giyerken.
Baþka ne demode önerileriniz olabilir? Buzlanmada aküye korsenizi sarýn, kaza halinde
kabarýk jüponunuzu airbag olarak kullanýn!
2004'teyiz kardeþim, naylon çorap öyle kýrk yýlda bir.
Hadi diyelim ki, naylon çorap da giyiyorsun...
TEM'de arabasý bozulmuþ, yol kenarýnda naylon çorabýný çýkaran bir kadýn biraz risk almýþ o
zce?!
Bence ehliyet kurþundaki tüm tamir derslerini unutun ve araba bozulduysa servisi çaðýrýn.
GARÝP TESADÜFLER
Hayat garip tesadüflerle doludur.
Mesela çanta kaptýranlarýn çantasýnýn içinde muhakkak o gün aldýklarý maaþ ve biriktirdikle
para vardýr. Ben daha "Valla beþ milyon vardý, baþka da bir þey yoktu" diyene rastlamadým.
Önemli bir yere geç kalmýþsanýz muhakkak ya yol çalýþmasý vardýr, ya kaza olmuþtur, iyice g
niz.

Bilgisayarýnýz hayatýnýzýn en önemli dokümanýný yazarken ve nedense o gün kaydetmeyi unutmu
Elektrik, özellikle istediðiniz programý seyretmeye baþladýðýnýzda kesilir.
Kuaförden çýkýp taksi bulamadýðýnýz gün sinsice yaðmur yaðmaya baþlar.
Tatil olarak seçtiðiniz tarihlerde hava bozar. Ve þimdiden söyleyeyim, o piyango asla
size çýkmaz, çýkabilir diyenleri de dinlemeyin, çalýþýp para biriktirmeye uðraþýn.
Bilmiyorum, belki de ben biraz kötümserim. Belki de dünyada garip ama güzel tesadüfler
de oluyor.
KONSERVE AÇMANIN PÜE NOKTASI
Biliyorsunuz dünyada tasarým, teknoloji falan çok geliþti.
Dünyanýn en geliþmiþ aletleri bilgisayarlarda bile artýk "user friendly" yani "kullanýcý do
stu" dediðimiz bir sistem var. Tüketiciye kendini aldýrtmak ve onu memnun etmek amaç. O
karmaþýk bilgisayar iki dakikada kendini sana anlatýyor: "Beni buradan aç, buradan kapa,
þu þekilde dosya kopyalýyorsun, aferin sana akýl küpü", falan diye insaný yönlendiriyor.
Günümüzde kullanýcý düþmaný tek sektör kalmýþtýr: Ambalaj sektörü.
Gerçekten, ben çocukken konserve kavanozlarý açýlmazdý, hâlâ bir geliþme olmadý.
Uçan araba yapmak üzereyiz, konserve kavanozlarý 1930'dan beri ayný rezalet sistem. Zo
rlarsýn, sallarsýn, elini kurularsýn, bezle denersin, hatta evdeki yardým istenen baba,
koca, aðabey gibi güçlü kuvvetli erkekler de arada telef olur. "Getir ben açayým" yapýp bir sü
kývrandýktan sonra, "Yok sýkýþmýþ" falan diye durumu örtbas etmeye çalýþýrlar, bilirsiniz.
En sonunda garanti çözüm olarak kavanozu sýcak suya tutarsýn, ki genellikle bu konuda b
ir hata yapýlýr.

Kavanozun sadece kapaðý sýcak suya tutulmalýdýr ki, cam bölüm eski hacmini korusun, kapak genl
eþsin, böylece geniþlesin ve kolay açýlsýn. Yani bu bakýþ açýsýna göre, bezelye konservesi yem
herkes ýsýnan katýlarýn genleþtiðini bilecek.
Bir de arada öteki þaþýrtmacalý kavanozlar çýkar. Sýcak suya falan tutarsýn, týk yok. Onlar
baþka bir fizik prensibi geçerlidir. Kavanozun içi basýnçlýdýr ve dýþ basýnçla iç basýnç birbi
böyle kenarýndan býçak sokup, býçaðý eðriltme pahasýna plop diye havasýný almazsan kapak açýl
layý. Þimdi bunu bir pilotun bilmesi gerekir ama herhangi bir þeftali kompostosu tüketic
isi niye bilmek zorundadýr?
DÝL ÖÐRENME
Bir lisan bir insan derler, ama niye derler bilinmez.
Yabancý dil bilmenin faydalarý bu atasözümüzde gereksizce abartýlmýþtýr. Olsun, yine de özel
yaz aylarýnda turistlerle iletiþim açýsýndan birçok faydasýný görürsünüz yabancý dilin.
Benim problemim daha çok yabancý dil öðretme alýþkanlýklarýyla.
Bütün dillerde, yabancý dil öðrenme, önce selam kelimeleriyle baþlar. Günaydýn, Merhaba, Na
ibi. Bunu anladýk, çok da yerinde bir seçimdir. Ancak, ikinci üçüncü sayfaya geçtiðinizde heme
at is this, this is a pencil bölümü gelir ki, bu konuda bir çift lafým var. "Bu nedir? Bu
bir kalemdir. Bu bir kitaptýr. Bu bir sandalyedir."
Þimdi ben otuzlu yaþlarýna baþlamýþ biri olarak bugüne kadar böyle bir cümleye gerek duyduð
le bir söz öbeði kullandýðýmý hatýrlamýyorum!
Yani kalemin, defterin, sandalyenin ne olduðunu anlama-yýp, "Bu nedir?" diye sora
n adam varsa, o zaten yabancý dil talan öðrenecek kapasitede deðildir, ona özel eðitim lazým!

Ayný þekilde karþýnýzdaki size bu sorularý sorup, siz de "Bu bir sandalye, gerçekten", "Bu
bir kitap valla billa" gibi cevaplar vermek zorunda býrakýlacaksanýz, turist veya deðil,
o salaðýn dostluðundan ne bir fayda görürsünüz ne de bu sohbet eðlenceli bir yere gider.
Yani ancak çok uçuk bir endüstri tasarýmcýsý olacaksýn, yurtdýþýna hiçbir þeye benzemeyen a
tasarýmlarýný satacaksýn, "Bu ne," diyecek müþteri, "Ýnanýlmasý güç ama, this is a pencil" fal
eksin, ancak böyle bir ortamda mümkündür.
Tabii bu kadar gereksiz bir bilgiyle baþlayýnca, bir sürü insan da dil öðrenmekten vazgeçi
yor, ve dolayýsýyla yabancý dil bilgileri "What is this, this is a pencil"da kalýyor ve
ilerlemiyor. Ondan sonra bir alýþveriþ bile yapamýyorlar. Benim tavsiyem, dil öðrenimi, "En
son kaça olur", "Maksat müþteri olalým", "Al bunu helal et" gibi pratik alýþveriþ kalýplarý, "
uluk ne tarafa", "Burcun ne", "Ben seni nereden tanýyorum?" gibi arkadaþlýk kurma cümlel
eriyle baþlasýn, gençler yüreklendirilsin.
Yoksa her turist ortamýnda rezil olduðumuzla kalacaðýz.
POLÝTÝKACILAR
Ýnsanlar niye politikacý oluyor, anlamak mümkün deðil.
Bir kere erkeksen sürekli takým elbise kravat, kadýnsan etekli döpiyes giymek zorunda
sýn ki çok sýkýcý. Çünkü meclisin "Haydi arkadaþlar, bundan sonra cuma günleri blucinle geliyo
ibi bir sýcak ortamý yok!
Sadece kýlýk kýyafet deðil, zannederim ofis ortamlarýnda olan ve insana nefes aldýran gey
iklerden de yoksun bir iþyeri, meclis. Bir kere önünde bilgisayar yok. Ýnternete bile gi
remiyorsun, ne yapayým ben öyle ofisi! Sürekli bir ciddiyet, bir mesafe. Ne bir doðum günü k
utlayabilirsin, ne bir ofis partisi yapabilirsin.
Bu arada iþ yüzünden sürekli Türkiye'nin çeþitli köy ve ka-
sabalarýný ziyaret etmen lazým, ki böyle çok dolaþman iþlere de pek üþenirim.
Her þeyi býrak, benim gibi sorumluluktan nefret eden biri için, 70 milyonun baþý aðrýsa sor
umluluðu sana atmasý delirtici bir durum olabilir: "Niþanlýmdan ayrýldým, intihar edeceðim, ba
kan gelsin!?", "Halý sahada futbol oynarken bacaðýmý kýrdým, devlet bize yardým etsin!", "Mill
i piyangoyu bir numarayla kaçýrdým, bizi yönetenler uyuyor mu!" þeklinde haklý haksýz, her dur
umun faturasý bana çýkacak. Yok ya. Ben ne yapayým öyle iþi?
Maaþlar iyi ama öyle aman aman bir para da deðil. E bu kadar þey de bir lojman için çekil
mez kardeþim!
Lütfen ýsrar etmeyin, politikaya girmeyeceðim.
HAYATTAN SIKILANLAR
Ýnsanlarýn çýlgýnca eðlenmesi için o kadar çok seçenek var ki.
Mesela sadece þaka ve parti malzemeleri satan þirketler var artýk. Kaynana dilleri,
sahte mürekkep fýþkýrtan kalemler, plastik örümcekler, pýrt yapan minderler... Bu eþyalarý al
8 yaþ üstündekiler, bu eðlence meraklýlarý, aslýnda aramýzda yaþýyorlar ve biz onlarý tanýyoru
daþlar, her normal insan gibi içinde eðlenme ve gülme güdüleri taþýyan fakat iþyerindeki disip
ciddiyet ve sýkýcýlýk yüzünden tüm çýlgýnlýklarýný iþ sonrasýna saklayan tiplerdir.
Bunlar ayný zamanda eller havaya barlarýnýn müdavimleri, arkadaþ arasý kýyafet balolarýnýn
nizatörleri olurlar ve kimisinin evinde karaoke makinesi bulunur.
Bunlarýn arasýnda eðlenceli mesleklerden kimseyi göremezsin. Gazeteciler, tiyatrocula
r, reklamcýlar, böyle insanlar genellikle evlerinde oturup arkadaþlarýyla lak lak ederle
r veya en fazla dýþarý çýkýp içki içerler.
Ama nerede finans müdürü, hesap uzmaný, emlakçý, borsacý falan var, bunlar bir araya gelip
birbirlerinin koltuklarýna

pýrt yapan minderlerden' koyup yerlere düþerek gülerler, birbirlerine plastik örümcek atarla
r, çiðköfte partileri yaparlar falan.
Ýþten çýkýnca, bütün gün biriktirdiði ve harcayamadýðý mutluluk hormonu serotonin, aniden f
deli-riyor tabii. "N'apsam eller havayaya mý gitsem, maske takýp arkadaþý mý korkutsam?" d
iye kopuyor. Zaten o sýkýcý günün sonunda akþamý da sakin geçirse birinci yýlýn sonunda intiha
gelecek!
ACÎL DURUMLAR
Benden duymuþ olmayýn ama önünde sonunda deprem olacak.
Çoðumuz da bu olay için þimdiden deprem çantamýzý hazýrladýk. Deprem çantalarýnýn içinde, b
ilaç, gýda, su, düdük gibi malzemelerin yanýnda, birkaç iç çamaþýr, çorap falan koymak da tav
liyor.
Ben koymam, þimdiden söyleyeyim!
Taþýmam çünkü. Deprem olmuþ, kurtulmuþsun, çorabýný deðiþtirmeyi mi düþüneceksin?
Veya her taraf yýkýlmýþ, sen buzdolabýyla masanýn arasýnda mahsur kalmýþsýn, yaralanma yok,
sküvi falan her þey saðlam, telefonunu etmiþsin, bekliyorsun. Ama bir bakýyorsun "Ayy, çorap
lar eski, görüyor musun bak! Þimdi Akut'çulara rezil olacaðýz, böyle aslan gibi çocuklar. Ya ü
ri gelip kurtarýrsa! Ya Nasuh Mahruki gelirse, inanmýyorum! Ah o deprem çantasýna o ango
ra pembe çoraplarýmý koyacaktým, ah kafa ah kafa!" Böyle bir þey var mý?
Þehir enkaz olmuþ, "Ay iki gündür ayný çorabý giyiyorum". Boþver. On beþ gün de giyebilirsi
katý hale geçene kadar yolu var.
Zaten çorap falan önemli deðil, bizde acil durum demek makarna demektir.

Peprem çantasýna benim bildiðim Türk, önce makarna koyar. Makarnan varsa, hiçbir þeyden korkma
na gerek yok.
Devletle ilgili sakat bir durum mu var, "Makarna alalým". Saðanak yaðmurlar geliyor
muþ, "Aman evde makarna olsun" Deprem sinyalleri varmýþ, "Koþun makarna stoklayýn"!
Deprem çantasýna çorap yerine makarna konmasýný öneriyorum, en azýndan psikolojik olarak ra
hatlamak için.
TRAFÝK KAZALARI
Bazý otoriteler çok iyi niyetli.
Vallahi. Mesela ben bazý nazik uyarý levhalarýna, eðitici hatýrlatmalara bayýlýyorum.
Hani sigara paketlerinin üzerinde de "Sigara saðlýða zararlýdýr" yazýyor ya. Hani sanki tir
yaki, içerken içerken, görecek paketteki yazýyý: "Bir dakka. Ne? Sigara saðlýða zararlýdýr? Þa
Ne zamandan beri? Niye kimse bunu bana söylemedi?" diye o dakika sigarayý býrakacak! O
nun gibi trafik tabelalarý da var.
"Acele giden, ecele gider" var mesela, yine içinde "ecel" lafý geçtiðinden "Adam gibi
kullan geberirisin," mesajý veriliyor, bir nebze etkili olabilir.
Ama iyice kibar olanlar var. "Sayýn sürücü, trafik canavarý olma" diye tabela var mesel
a. Adam kullanýrken, sað sol, zikzak, taciz falan, bir görüyor levhayý: "Sayýn sürücü, trafik
varý olma!"
"Haaa, ayyy, ben ne yaptým? Bak nasýl mahcup oldum þimdi!"
Ýndiriyor camý, "Hanýmefendi, hani deminden beri sizi þarampole yuvarlamaya çalýþýp eðleniy
ya, valla kusura bakmayýn, ben tabelayý görmemiþtim. Çok pardon, iyi seyirler efendim, bu
yrun yol sizin!"
Ben, böyle bir adam varsa tanýmak istiyorum.
Kanýmca þimdiye kadar gördüðüm en etkili trafik uyarýsý,
"Radar kontrolü var" ibaresidir. Yani istersen hýzlý git, ama bizden kaçmaz, hayatýný karartýr
, manasýnda.
Zannederim tüm uyarýlar bu þekilde kararlý olursa, daha az trafik kazasý yaþanýr!
ÝÞ MÜLAKATLARI
Hiç gazete ilanýndan iþ aradýnýz mý?
Çok acýklý bir görüntüdür gerçekten. Oturur, böyle elinde fosforlu kalemle aradýklarýný çiz
ucu vereyim, genellikle de çok parlak bir þey çýkmaz.
Ýþ ilanlarý çok idealist ilanlardýr ve standartlar teoride çok yüksektir.
"Ýyi derecede Ýngilizce bilen, askerliðini yapmýþ, kararlý, sosyal, insan iliþkilerinde baþ
esprili, prezentabl, çalýþkan, sorumluluk alan, ileriyi gören, vizyonu geniþ, liderlik va
sfý bulunan... santral elemanlarý alýnacaktýr."
Haydeee.
Þimdi kardeþim, bu özelliklere sahip birini bulursan bence genel müdür yap! Veya kýzýný ver
Adam telefonlara bakacak-sa, niye liderlik vasfý bulunmasý gerekiyor? Ne yapacak? Ar
kadaþlarýna müdahale mi edecek? "Semra, telefonun çalýyor, lütfen üç çalýþta açalým arkadaþlar
ona mesleðinde yardým eden bir özellik olmayacaktýr, sadece popülaritesini azaltacaktýr.
îþ ilaný kriterlerine baktýðýmýzda bazý gerekliliklerin çok sübjektif konular olduðu da far
. Hani 30 yaþýndan büyük, askerliðini yapmýþ, tamam, onlarda tartýþýlacak bir þey yok. Ama me
elme isteði olan" denir.
Yükselme isteði olmayan var mýdýr?
"Hayýr, ben, hayat boyu bu yardýmcý muhasebeci asistaný pozisyonunda sürünmek istiyorum,
bu iþe uygun deðilim," diyen adayýn hemen psikolojik tedavi görmesi gerekir bence.
Bir de "prezentabl" vardýr.
Biliyorsunuz, prezentabl, tanýþtýrýlabilir demektir sözlük anlamýnda ve Türkçesi, giyinmesi
uþanmasýný, oturmasýný kalkmasýný bilen manasýndadýr.
Neye göre prezentabl? Hangi insan kendisinin prezentabl olmadýðýna inanýr?
"Aa bak bütün kriterleri tutturdum ama pasaklý ve çirkin olduðum için ben baþvurmayayým" di
cek gerçekçi insan zaten hayatta baþarýlý olacaktýr, üzülmesin.

TELEVÝZYON DÜNYASI
YARIÞMALARA KAPTIRANLAR
Bence çoðu insanýn, hayatýnda en korkunç durumlara düþtüðü yerler televizyon yarýþmalarý.
Ünlüler öyle deðil. Bir kere çoðu zaman þans yarýþmalarýna falan baþkalarý adýna giriyorsun
r bir hayýr kurumuna baðýþlanýyor falan. Yani bir iddia söz konusu deðil.
Ama ünlü olmayýp bilgi yarýþmalarýna, kültürüne güvenip girenler, çok tehlikeli bir oyun oy
.
Çünkü o anda televizyon seyreden kimsenin seninle ilgili daha önceden oluþmuþ bir fikri y
ok. Heyecanlanýp salaklaþtý-ðýn anda, Türkiye Cumhuriyeti halkýnýn hafýzasýna o þekilde kazýna
ondan sonra kafan kýzar albüm çýkarýrsýn, ünlü olursun baþka. Ama genellikle böyle olmuyor!
-Kendinizi tanýtýnýz.
-Ben profesör doktor bilmemkim. Mikrobiyoloji dalýnda bir numarayým. Briç ve satranç oy
narým, pipo içerim.
-Çok güzel. Ýlk soru, Ýstanbul'un fethi hangi yýl?
-Bi.. 1354, ah ne dedim?!
-Yanlýþ, 1453, güle güle.
Bütün Türkiye ekran baþýnda "Aptaal dooktor, aptaal doktor," yapacaktýr! Ondan sonra isted
iðin kadar satranç oyna, bittin.
Bir de yarýþmadan hemen önce yarýþmacýnýn yakýnlarýna danýþýlýr.
"Güveniyor musunuz? Sizce baþarýlý olacak mý?" derler.
Akrabalar da çaresiz:
"Evet, kendisi gerçekten çok bilgilidir. Kesinlikle güvenimiz tamdýr yani" falan diye
cevap verir. E böyle deyince, adam yarýþmada rezil olursa sen de rezil oluyorsun!
-"Valla bence gayet orta zekâlý, normal bir insandýr. Heves etmiþ. Ben katýlma dedim, d
inletemedim. Kalktýk geldik. Yani mucize bekliyoruz," de, çekil!
Kazanamazsa, "Ben dediydim" dersin, halk da, "Bak yenge akýllý, dediydi bu salak
kazanamaz diye" þeklinde düþünür, havandan geçilmez.
Televizyon yarýþmalarýna kendinizi kaptýrmayýn.
EUROVÝSÝON
Hatýrlarsanýz Eurovision'a bir meydan savaþý zihniyetiyle giderdik.
Heyecanlýdýr aslýnda Eurovision. Herkes ülkesini tanýtýr, onlarýn klibi çirkin olmuþ, bizim
süper görünmüþ falan dersin. Türk þarkýcýlar çýkýnca herkes nefesini tutar. Aðlayanlar, puanl
e küfredenler, baðýran çaðýran.
Ama her hezimette de bir zafer aranýrdý o yýllarda: "Yani en azýndan, gerçekten, Türk ins
anýnýn böyle çaðdaþ bir kiþi olduðunu, çarþaflý bir insan olmadýðýný dünyaya göstermiþ olduk."
Hiç de bile. Bak o kadar Eurovision yapýldý daha yeni yeni anlýyorlar. Kimse seyretmi
yordu ki Eurovision'u Türklerden baþka. Dünyaymýþ.
Sonra alýþkanlýktan herhalde, San Remo Þarký Yarýþmasý da
çok popülerdi. Ne alakasý varsa. Bütün þarkýcýlar Ýtalyan, bütün þarkýlar italyanca. Sana ne o
belki San Remo-lular bile bu heyecanla seyretmiyordu yarýþmayý. Ayrýca ne heyecaný? Nasýl ol
sa sonucu biliyorsun, Al Bano-Romino Po-wer çifti kazanacak, hep öyle oldu.
73 HAMBURGER REKORU
Çok enteresan tipler görüyorum televizyonda bazen.
Adam kafayý takmýþ, iki gökdelenin arasýna kalas koymuþ, üç gün orada yaþýyor mesela. Veya
araya gelmiþler dünyanýn en büyük puzzle'ýný yapýyorlar, Mona Lisa þeklinde, tarla kadar!
Kimisi kafaya takýp arka arkaya 73 hamburger yiyor, ötekisi kendini tabuta kapatýp
bir gün kalýyor falan. Saçma sapan þeyler.
Sarhoþ olursun, bu tür gariplikler yaparsýn, anlarým. Ama bu insanlar oturup karar ve
riyorlar, çalýþýyorlar, çabalýyorlar, azim ve istekle hedefe kilitlenip baþarýyorlar. Neyi? Me
la 73 hamburger yemeyi.
Kendi kendine bir gece önce ne düþünüyordur acaba bu adam?
"Baþaracaðým, baþaracaðým, bütün dünya için yapacaðým bunu" diye...
O hýrsý alýp, baþka bir yere yönlendirse belki çok baþarýlý bir sporcu, beyin cerrahý, aktö
olur, ama o hamburger yemeyi veya ters takla atarak dört kilometre gitme rekorunu
tercih ediyor.
Amaç Guiness Rekorlar kitabýna geçmek ya.
Ama bir þeyi unutuyorlar.
Guinness Rekorlar kitabýna geçmek önemli deðil ki, neyle geçtiðin önemli.
Ýleride torunlar falan ne düþünecek?
Kitapta alt alta yazýyor:

"Bilmemkimin, dünyanýn en yüksek kulesini tasarlayarak bir mimari þaheser yarattý.
Bilmemkimin, yazdýðý oyun yedi bin üç yüz defa kapalý giþe oynadý.
Sizin dedeniz, 73 hamburger yedi."
Lütfen hýrslarýmýzý kontrol edelim. Saçmasapan þeyler için kendimizi paralamayalým.
"BÝLÝMSEL TESTLER"
Bilim adamlarýnýn da iþi zor gerçekten.
Sen çalýþ, çabala, okullar bitir, araþtýrmalar yap, tezler ver. Sonunda þöhret ve para düþü
l.
Maalesef böyle bir durumda tek þansýn reklamlarda yer almak olabilir.
Ama reklamlarda da takdir edersiniz ki, bazý elementlerin moleküler düzeyde nasýl dav
randýðý falan tanýtýlmýyor. Bir ürünün var, onun baþarýsýný gösteriyorsun doðal olarak.
Mesela deterjan testlerinde muhakkak bir bilim adamý bulundurulur. Çünkü o deterjan o
laboratuvarda geliþtirilmiþtir ve kurumun baþýndaki profesörden de reklamda þahit olarak yer
almasý istenir.
Ben doktor olsam isyan ederim, gerçekten. Senin gözlerin bozulmuþ, kafanda saç kalmamýþ yýl
larca araþtýrma yapmaktan, arýyorlar: "Profesör merhaba, bilimsel bir testimiz var gelir
misiniz?"
"Hmm elbette, ne konuda?"
"99 kirli çorap yýkayacaðýz, gel. Nasýl leþ gibi kokuyorlar valla."
Veya, "Doktor bey bakýn, dinlemiyorsunuz, bak, doktor, þimdi bu iki özel gün ürününe mavi sý
tük! Sizin bilimsel background'unuza güveniyoruz. Sizce hangisi sýzdýrýr?!"
Bilim böyle meþakkatli bir yolculuktur iþte.
SANAT
FÝLM ZENGÝNLERÝ
Eski Türk filmlerinde, zengin ailenin evinde bir sahne geçiyorsa, arka plana bakýn.
Diyelim ki sosyetik bir parti veriliyor. Arkada dans edenleri gözleyiniz. Figüran
larýn kýyafeti köpeklere ziyafet olmakla kalmaz, bunlar stara da hayran hayran bakarla
r.
Mesela, Türkan Þoray, köyden gelen genç akrabayý oynuyor. Sosyetik partide basma elbise
siyle salona iniyor. Evin genç oðlu, ki Göksel Arsoy falandýr, onunla dalga geçmek için dans
a kaldýrýyor.
Þimdi köyden gelmesine raðmen saç ve makyajý en iyi olan Türkan Þoray'dýr!
Çünkü diðer gariban kýzlardan her biri, evinden filmlerde giydiði ucuz lame tuvaletini gi
yip gelmiþtir, saçýnýn dip boyasý bir karýþ çýkmýþtýr, makyajýný da kendi yapmýþtýr.
Ayrýca da öyle bir durur bakar ki Türkan Þoray'a, imza istedi isteyecek!
Kardeþim o köylü kýzý, sen sosyetiksin. Kendine gel!
ÞÝÝR VE KÝTAP
Þiirden anlamadýðým gibi, sevmem de. Beni þiirde tek etkileyen þey kafiyedir. Hakikaten. Sen
hem romantik, manalý bir þeyler yazacaksýn, hem de bunlarýn son heceleri ayný olacak. Ben
im baktýðým yerden imkânsýz gibi görünen bir þey. Bir bilgisayar programý falan geliþtirseler
Ama kafadan bulmak, hakikaten saygý gösterilmesi gereken bir yetenek.
Ancak bazý þiirler de kafiyesiz. Daha çaðdaþ olanlar. Bunlarý çözmüþ bulunuyorum. Size de ký
açýklayayým. Bu reçeteyle siz de evde yapabilirsiniz.
Düzyazý olarak is'tediðin þeyi yaz. Sonra cümleleri devir, baþý sonuna sonu baþýna. Aralard
, üç dört kelime, satýrba-þý, bir kelime, satýrbaþý yap, oldu þiir.
Bir de bir kez söylediðin lafý üç dört satýrda bir geliþigüzel tekrar et.
Bakýnýz, örnek veriyorum:
"Dün akþam, caným çok sýkýldý, bir arkadaþýmý aradým. Sonra çýktýk beraber meyhaneye gittik
i? Hayýr, henüz deðil. Bakýnýz, altta müzik hayal edin.
Caným çok sýkýldý
Dün akþam
Bir arkadaþýmý
Bir arkadaþýmý aradým
Çýktýk beraber
Gittik bir meyhaneye
Dün akþam
Çok sýkýldý caným
Sonra
Dün akþam
Bir arkadaþýmý aradým...
(Alkýþ)
Þu anda pazar yazýlarý ve g.a.g. metinleri dýþýnda bir de þiir kitabý yazmaya karar verdim.
ayýrlý olsun!

ÝLHAM PERÝSÝ
Sanatla uðraþanlar genellikle bir ilham perisinden bahsederler. Yani genel inanýþa göre
muhtemelen uçarak gezen bir kadýn, aniden geliyor ve sana bir sürü fikir veriyor.
Ýþin kötüsü son zamanlarda bana da sormaya baþladýlar: "Esprilerinizi nereden buluyorsunuz,
ilham kaynaðýnýz ne?" falan diye.
Dolayýsýyla metinleri, senaryolarý yazarken bende bir huzursuzluk baþ gösterdi! Ya ilha
m perisi falan gelirse diye.
Bir kere, Allah korusun, ben kalp krizi geçiririm!
Gecenin bir yarýsý, sessizlikte, karanlýk odada, bilgisayar ýþýðýnda yazý yazýyorsun, anide
nde beyazlar giymiþ bir kadýn!
"Merhaba ben ilham perisi!"
Ýstemem öyle þeyler.
Hadi korkunu yendin diyelim. Ýkide bir karýþacak!
Týkýr týkýr yazýyorsun, eðilmiþ, ekraný okuyor (ki delirdiðim bir olaydýr) ve þöyle yapýyor
iç komik olmadý, valla. Bak ben sana bir Nasrettin Hoca fýkrasý anlatayým, onu yaz. Bu kad
ar yýldýr ilham perisiyim, hiç sekmedi, valla güven bana, herkese hitap eder!"
Hiç de beceremem politik reddetmeleri. "Peri Haným, tabii çok muhterem bir insansýnýz a
ma, tabii gençler bir baþka, yani böyle daha deðiþik þeylere gülüyorlar artýk" falan diye hiç
Yaka paça atarým dýþarý. Uçsun gitsin, bana ne!
UZAYLILAR
UZAYLÝ TARKAN
Hep söylüyorum, uzaylýlarla ilgili bir sürü yanlýþýmýz var.
Adamlar bizim hakkýmýzda ne düþünüyor? Camdan top kafalý, þiþman, aðýr hareket eden, gri met
kte canlýlar. Ayrýca da enselerinde kuyruklarý var ve bu kuyruklarla uzay gemilerine b
aðlýlar!
Uzay kýyafetimiz bu çünkü.
Ayný yanýlgýya biz düþüyor olamaz mýyýz?
Þu ana kadarki bilgilerimiz ýþýðýnda adamlar yeþil ve tonlarýnda, kuru ve buruþuk ciltli, s
irpiksiz, kocaman gözlü, uzun parmaklý, göbekli, falan filan.
Ya hepsi kostümse!
Çýplak mý gelecekler? Adamlar dünyanýn ýsý ve gaz ortamýna uyum saðlamak için bizim oraya g
zde yaptýðýmýz gibi özel kýyafetler giyiyorlarsa?
Belki adam gezegenine dönünce, açýyor fermuarý, soyunuyor, atýyor kostümü bir tarafa, "Of b
!" diye bir sigara yakýyor!

Belki yeþil pullu derinin altýndan Tarkan gibi bir þey çýkýyor? Hayýr kýsalar çünkü, onu bi
kostümle alakasý yok!
Bu hipotezim ýþýðýnda bilim adamlarýný araþtýrmaya davet ediyorum.
UZAYLILAR, GELMEYÝN!
Þimdi "Uzaylýlar bir tuhaf diyeceðim, kulaða garip gelecek. Çünkü adý üstünde uzaylý.
Benim en sinirime dokunanlar bunlarýn ziyaret saatleri ve seçtikleri mekânlar. Ýlla
ki gece yarýsý veya sabaha karþý gelecekler ki, bunlarý gören insanlarýn karanlýkta iyi seçeme
yurgezer, içkili, uyku sersemi falan olduðunu da düþünmek zorunda kalacaðýz. Acaba gördüler mi
diler mi?
Delikanlý gibi gündüz gözüyle gelsene kardeþim, niye bizi birbirimize sokuyorsun?
Bir de uzay gemilerinin indikleri mekânlar.
illa ya köy yeridir, ya Arizona çölüdür ya bilmemne!
Ýnsene New York'a, insene Taksim Meydaný'na. Herkes bir kerede görsün, bu iþ bitsin.
Ayrýca biz bu adamlara aðýz tadýyla hava atamayacak mýyýz?
Türkiye'ye gelip en ucubik yerleri çeken turistler, televizyon ekipleri vardýr, sin
ir olursun, bunlar da daða taþa geliyor!
Efendim bizim Eyfel Kulemiz vaar, gökdelenlerimiz var, Hürriyet Heykeli, Ayasofya
, koskoca medeniyet. Sen ne zannediyorsun? Gelirken haber ver gezdirelim.
Ha uzay gemisi þehre inemiyor, illa açýk alan istiyor diyorsan, o da senin beceriks
izliðin. Biz helikopter diye bir þey icat ettik, istersen sana da satalým, her yere in
iyor!
Ben anladým ya. Bunlar memur! Üç beþ yer bellemiþler, düzenli olarak gelip, oralarda duru
p, raporlarýný yazýp, veriyorlar.
Alýþkanlýktan, öyle gidiyor.
ISSIZ ADA
ISSIZ ADADA ÜÇ SEY
En geyik sorudur: Ýssýz adaya düþecek olsanýz, yanýnýzda götüreceðiniz üç þey.
Bu soruya hep çok duygusal cevaplar verilir: "Eþim, kitaplarým ve pipom", "Oyuncak a
yým, makyaj malzemelerim ve battaniyem", "Kýz kardeþim, banyo kesem ve tenis raketim" þe
klinde.
Bence soruyu anlamýyorlar.
Issýz adada otel veya tatil köyü yok.
"Issýz" derken þuý kastediliyor: Aþaðý yukarý üç beþ gün içinde büyük ihtimalle susuzluktan
anlarýn saldýrýsýndan öleceksin.
O zaman "Ýpek kefenim, elyazmasý Kuraný Kerim ve arkadaþýmýn hediyesi antika tabutu götürür
falan demek lazým ki, o da saçma, çünkü ada ýssýz, gömecek kimse de yok.
Bir kere "Issýz adaya düþecek olsan yanýna ne alýrdýn?" sorusunun içinde bir bilmece gizli.
Yani ýssýz adaya düþmeden önce, yanýna bir þeyler alacak vaktin var.

Benim cevabým þudur: Deniz motoru, su, kýtalar arasý cep telefonu!
Amaç mümkün olduðu kadar çabuk, adadan kurtulmak deðil mi kardeþim? Rasyonel olalým lütfen.
Biliyorsunuz bütün ýssýz ada fýkralarýnda, önce adam ýssýz adaya düþer, bir sene sonra sarý
ya da sarýþýn kadýn zaten adada bir erkeðin geliþini beklemektedir.
Halbuki yazýk Robinson Crusoe'ya!
Issýz adaya düþüyorsun, ve adadaki öteki canlý, fýkralardaki gibi bomba bir sarýþýn kadýn d
lla gibi bir zenci!
Robinson tabii, mecburen "Cuma'cým, caným, gel sana Ýngilizce öðreteyim" falan diye ark
adaþ ayaðýna yatýp, kendini kurtarmýþ. Yoksa bu tecrübe iyice çekilmez olabilirmiþ Robinson iç
KÝMÝ YÝYORUZ?
Son günlerde magazin eklerinin en kral sorusu: "Issýz bir adada aç kalsanýz arkadaþýnýzý ye
miydiniz?"
Bir kere bu sorunun cevabý baþka bir sorudur: Arkadaþlarýmdan hangisini?!
Çünkü burada belli kriterler var. Kilo durumu, yaþ, cinsiyet, aramýzdaki manevi iliþkinin
boyutu, onun bu iþe ne kadar gönüllü olduðu gibi.
Bir de bazý tipler vardýr, arkadaþlýk iliþkisinde illa her þeyin karþýlýðýný ister, illa he
olacak: "Geçen sefer ben seni aldým evden, bu sefer sen beni al. Ben seni iki defa a
radým, sen beni bir defa aradýn. Son öðle yemeðini ben ýsmarladým, bunu sen ýsmarla" gibi.
Ki, bu son verdiðim örnek, ýssýz adada, birbirimizi yemek üzereyken benim iþime gelmez! Y
ani bugün benim kolumu yiyelim, yarýn seninkini yeriz, olmaz!
Bir tarafýn, ötekine göre daha fedakâr, daha verici, daha alttan alýcý olmasý gerekir ki il
iþkiler yürüsün. Benim dostluktan anladýðým budur.

Ayrýca, bu "Issýz adada kimi yerdiniz?" sorusunda da çok saçma bir durum var.
Issýz adalarda, daha doðrusu bütün adalarda, her taraf denizle çevrili olduðu için, balýk o
r.
E ben de, balýk varken, niye kýrmýzý et yiyeyim, kolesterolümü niye boþu boþuna yükselteyim
Di mi efenim?
FLÖRT VE MUHALLEBÝ
Geleneklerimize biraz sahip çýkmalýyýz.
Gelenek dediðin, yýllarýn birikimiyle, tecrübesiyle ortaya çýkmýþ alýþkanlýklardýr ve çok i
ilirler. Mesela yýllardýr dalga geçip modern hayatýn bir parçasý olarak görmediðimiz, flört et
yeni baþlamýþ çiftlerin muhallebicide buluþmasý, aslýnda son derece yerinde bir seçimdir.
Siz istediðiniz kadar, dalga geçin, muhallebici, her açýdan iliþkinin geleceðini belirlem
eye yönelik ideal bir mekândýr.
Bir kere muhallebici, insanlarýn birbirini tanýmalarý için tam kararýnda bir vakit verir
. Amerikan usulü kahve içme çok kýsadýr, sohbet baþlamadan bitebilir.
Öðle ve akþam yemekleriyse, eðer iþin olmayacaðý belliyse iþkence haline gelebilir. Yani sa
tanýn sonuna doðru kafalarýn denk olmadýðý anlaþýldýysa, tatlýya gelene kadar karþýlýklý bayað
mektir.
Oysa bir su muhallebisi ýsmarlayýp yeme vakti, tam karardýr!
Eðer iþler iyi gidiyorsa, "Ya muhallebiden benim içim bayýldý, birer de tavuk pilâv yesek
#mi" þeklinde durum uzatýlabilir arzuya göre.
Muhallebiciler, karþýnýzdaki insaný tanýmak için de test mekânlarýdýr. Karþý taraf sizinle
istedi, uyumlu bir insandýr. Siz su muhallebisi yerken o tutup sahanda yumurta mý ýsma
rladý, o zaman olmaz bu iþ. O kadar Türk tatlý-

sýnýn arasýnda krem þokola yiyorsa, bilin ki azýcýk Batý özentisi. Hanýmsa ve duble kaymaklý e
adayýfý istediyse, iliþkiye uzun vadeli bakmayýn, 40'a varmadan 42 bedeni bulur þimdiden söy
leyelim.
Muhallebici ayný zamanda hesaplý fiyatlarýyla da baþarýsýz geçen flörtlerin erkek tarafýna
r yük olarak dönmesini de engeller.
Muhallebiciye genellikle gündüz ve akþam üstü saatleri gidildiðinden, geleceði olmayan flör
er zamanýnda kesilip, hâlâ akþam programýný kurtarmak için vakit de býrakýlmýþ olunur.
Flört kolay bir iþ deðildir, bu konuda geleneksel muhallebicilerden yardým alalým.
EVLENDÝK, MUTLU MUYUZ?
Bazý insanlar evlendiklerine çok sevinirler.
Sevinmekle de kalmazlar, gelin arabasýnýn arkasýna yazarlar: Evlendik mutluyuz!
Bir kere çok sýradan, herkes bunu yazýyor. Bir þey yazýyorsan bir amacý olmalý. Mesela diðe
arabalara hava atma:
"Evleniyoruz, gelin doðal sarýþýn", "Evleniyoruz, düðün Çýraðan'da" gibi ibareler daha etki
bilir!
Veya illa ki duygular ifade edilecekse biraz samimi olunmasýnda fayda görüyorum. "Ev
lendik mutluyuz", ne o öyle?
"Evlendik, tereddütler var, ama yaþ oldu otuz beþ", "Evlendik, zira gelin hamile",
"Evlendik, siz ne dersiniz?" yaz, bari nikâh masasýna gidene kadarki sürede, akýllý bir la
f eden olur. Son anda kurtarýrsýn.
Belki ben çok ruhsuzum, ama yalnýz olmadýðýmý biliyorum.
ÇOCUKLAR
KARMA AÞI
Çocukluðumuzda karma aþý iþkencesi neydi Allah aþkýna?
Aslýnda karma aþý günleri bir þölen havasýnda baþlar "Olley karma aþý varmýþ, ikinci derste
e gidilecek, yarýn tatil!" diye bayram yapýlýr sýnýfta önce.
Fakat yavaþ yavaþ acý gerçek ortaya çýkmaya baþlar.
Bir kere sýraya girersin, en büyük stres budur.
Normalde aþýdan korkmak aklýna gelmez, sýra ilerledikçe öndeki arkadaþýn aðlamaya baþlar, b
yanýklar sýradan ayrýlýp kollarýný ovuþturmaya baþlarlar ki, onlarýn aþýsý yapýldý bitti zanne
Seni de alýr bir düþünce. "Bunlar bu kadar uðraþtýðýna göre bende mi bir salaklýk var, acab
kaçmaya yeltensem mi?" dersin!
Aþý yapýlýr, biter, ve acý baþlar. O kol artýk senin kolun deðildir! Hareket ettikçe acýr.
deceksin, tatil var, bir elde çanta, bir elde beslenme sepeti, hangisini sakat kol
la taþýyacaksýn?

Evde keyfin olmaz.
Karma aþý, yaz tatiline gidip ilk gün ayaðýný kýrmaya benzer! Tembelliðin tadý çýkmaz, sen
e de normal hayata dönülmüþ olur.
Bugün hâlâ bu aþýnýn insaný hangi hastalýklara karþý koruduðunu öðrenmiþ deðilim. Karma old
stalýkla ilgili olduðunu da sonradan anladýk. Biz o yýllarda "karma" diye berbat bir has
talýk olduðunu zannederdik!
"Karma aþýsý", "Hindistan'da karma salgýnýnda 70 kiþi öldü" gibi mesela. Yani karma oluyors
, her tarafýn günlerce acýyor ve aðrýyor, bari aþýsýný ol, bir kolla kurtul, gibilerinden!
SÜRPRÝZ YUMURTA
Çocukluðumun en büyük hayal kýrýklýðý sürpriz yumurtaydý!
Zannediyorum þimdi de çocuklar ayný þeyi yaþýyorlardýr.
Çocuða "sürpriz" demeyeceksin!
Çocuðun hayatý evde geçiyor ve tek dayanaðý hayal gücü. Sen sürpriz deyince, o zannediyor k
arkadaþlarla atlayýp uzay mekiðiyle Disneyland'a gidilecek, orada çikolatadan yapýlmýþ bir ot
elde kalýnacak, Harry Potter da bunun rehberliðini yapacak.
Çýka çýka "sürpriz" diye gofret çýkarsa çocuk boynunu büker.
Bir de zorlarlar "Hadi çocuðum, teþekkür et" diye. Ne teþekkür edecek? O, o gofretin otel
hâline gidip kalacaðýný zannediyor!
Sürpriz yumurta da böyleydi. Ýçinden peri çýkacaðýný zannedip plastik kamyon bulunca yýkýlý
Sonra büyüdük ve yemeklerle ilgili benzer hayal kýrýklýklarý baþladý. Mesela "Þefin Salatas
z yumurtaya çok benzer. Ýnsan ilk defasýnda kendi kendine düþünür: "Vay be, yani þefin kendi s
atasý, adam bütün gün yemeklerin içinde ve bu-
nu yiyor. Kimbilir kendi yemek için ne kadar müthiþ bir þey yapmýþtýr" diye ve genellikle mutf
akta ne varsa doðranýp marulla karýþtýrýlmasý iþlemine Þefin Salatasý denir!
ÇOCUKLU AÝLELER
Çocuklarýn kesinlikle ait olmadýðý yerler vardýr hayatta.
Birincisi düðünlerdir.
Düðünler, tabiat itibariyle ev oturmasý deðil, herkesin þýk giyinip, içki içtiði, dans etti
eriþkin ortamlardýr.
Ama nedense kimisi düðüne çocuk getirmekte ýsrar eder. Aslýnda genellikle tüm arkadaþ, komþ
akrabalarýn da ayný düðünde olma durumu, çocuðu býrakacak yer bulamamýþ olma ihtimalini güçle
lki de sebep budur.
Çocuklara, ne kadar küçük olurlarsa olsunlar, düðünde göze batmasýnlar diye herhalde, büyük
ri giydirilir!
Kýzlara uzun fistolu mistolu rüküþ tuvaletler, topuzlar; oðlanlara minik takým elbiseler,
minik kravatlar, papyonlar. Hani olur da çocuk olduklarý fark edilmez, herkes onlarý
eriþkin küçük insanlar zanneder diye herhalde!
Ama hiçbir zaman iþe yaramaz, çünkü çocuklarýn sabit bir yerde oturma üst sýnýrý on on beþ
En sakin çocuk bile nikâhýn kýyýlmasýnýn sonuna kadar bekler ve ondan sonra hemen ortalýða
iþ olarak kendine yaþýt bulur.
Çocuklarýn böyle bir özelliði vardýr, bir tür hemþehrilik gibi, birbirlerini bir labirentte
ile 30 saniye içinde bulurlar!
Ayrýca amaç, büyükler gibi tanýþmak, birbirini tanýmak, sohbet etmek falan olmadýðý için, b
gelir gelmez esas amacý uygulamaya geçerler: Oyun oynayarak düðünün havasýný bozmak.
Hemen "saklambaç", "kovalamaç", "yakalamaç", "gelinliðin kuyruðuna takýlmaç", "garsonlarý d
irtmeç" gibi oyunlar baþlar!

Düðünün son dakikalarýnda da, genellikle uykusuzluðun verdiði huysuzlukla kavga edip, koro
halinde uluyarak aðlayýp finali yaparlar!
Çocuklar þirindir mirindir, ama bazý ortamlan mahvederler.
ERGEN ÇOCUK PROBLEMÝ
Bazý psikolojik sabýr ve tahammül durumlarý, hep birtakým salgýlara baðlanýr.
Mesela anne adayý kadýnlarýn aniden çok mutlu, neþeli, umursamaz olmalarý gibi.
Çünkü olmazsan bittin!
Karnýnda basket topu, cilt bozulmuþ, ayrýca hayat en az önümüzdeki 20-25 yýl, hiçbir zaman
kisi kadar hafif, sorumsuz ve rahat olmayacak! Bu durumda doðanýn, senin kafayý yememe
n için bir þey bulmasý lazým. Basýyor hormonlarý, ruh saðlýðýný da, çocuðu da kurtarýyor.
Bence bu fenomen sadece o dönemde yaþanmýyor. Üstelik annelerle de sýnýrlý deðil.
Eðer evde bir ergen çocuk varsa, o evde yaþayan herkese, doða, akýl almaz bir sabýr ve te
vekkül veriyor!
Çünkü o zamana kadar gülen, oynayan, otur deyince oturan, problemsiz, sana hayran çocuk
, ergenlik dönemine girince aniden gidiyor ve yerine bir deli geliyor!
Üstelik orijinal bir deli de deðil, bildiðin deli.
Deli dediðin ne yapar? Garip garip giyinir, ona buna gerekli gereksiz baðýrýr, aðlar, k
endini odaya kapatýr, bütün gün gözünü dikip boþluða bakar.
Ergen bir çocuðun deliden hiçbir eksiði yoktur, fazlasý vardýr!
Deli en azýndan haddini bilir.
Delilerle ilgili en çok sevdiðim özellik de budur. Seninle kiþisel tartýþmalara girmez, z
orla bulaþmazsan kendi kendine delirir.

Oysa ergen, sadece þizofreni, depresyon, hatta manik depresyon özellikleriyle yetinm
ez, sana da saldýrýr. Anneyi babayý aþaðýlar, evi aþaðýlar, arabayý aþaðýlar, televizyonda sey
ramý aþaðýlar. Kavgasýný çýkarýr, ortalýðýn tadýný kaçýrýr, sonra gider yine hücresinde açar m
r.
Bu sebeptendir ki, ergen çocuk sahibi aile üyelerine Allah'ýn bir hikmet , salgýlarla
ilgili olabilir, böyle bir sakinlik, bir sabýr gelir.
Yoksa ergen çocuðu kimse çekmez.
OKUMA BAYRAMLARI, MEZUNÝYETLER
Eðitim süresince her basamakta insan kutlamalar yapar.
Mesela okuma bayramý vardýr deðil mi?
Ýlkokul birinci sýnýfýn sonunda, artýk okuma yazmayý öðrendin diye, güya sana eðlence düzen
Palavra, yine bir sürü angarya yüklenir zavallý çoluða çocuða!
Mesela þiir ezberlersin mecburen. Sonra ront yaparsýn. Rontlarý bilir misiniz? Kýzlar
erkekler konulu kýyafetler giyer, mesela bahriyeli, Osmanlý falan gibi ve duruma uy
gun þarkýlar söyleyip, öðretmenin hayal gücünün ürünü olan, içler acýsý koreografilerle dans e
Çoðu çocuk için arkadaþlarýnýn gözünde madara olmaktýr ve iðrenç bir þeydir. Gerçekten.
Bu kadar zahmetin sonunda da ödül olarak bir tane kýytý-rýk kýrmýzý kurdele takarlar sana!
sene deftere birer sayfa harf yap, eðri çizgi, doðru çizgi, bilmemne, fiþlerle uðraþ, ondan so
nra yetmiyormuþ gibi bir de bahriyeli kýyafetiyle, "Gel dans edelim bom traylalom" d
iye kepaze ol, sonra al sana kýrmýzý kurdele!
Ýnsan bir cep telefonu verir, ne bileyim bir bilgisayar oyunu verir, hadi bir çik
olata verir, aðzý tatlansýn çocuðun.

Ayný þey lise mezuniyetinde de vardýr.
Mezuniyet töreninde cübbe ve kep giymeye hak kazanýrsýn.
Ay ne güzel! Ben de yýllarca kimya elementleriyle, trigonometriyle, Divan edebiya
týyla falan bunun için uðraþtým! Kimseye yakýþmayan tas gibi kepi giyeyim, üzerine de bir cübb
man ne güzel, hep isterdim de bak, bugüne kýsmetmiþ!
Bence lise mezuniyetinde de arzuya göre saçý farklý renklere boyatma, kazýtma, küpe takma
, piercing, dövme gibi görünüþ deðiþiklikleri olmalý ki, çocuða bir ödül, ne zamandýr istediði
olsun.
Bu eðitimle ilgili törenler kanýmca yanlýþtýr, eðlence ve kutlama biçimleri tamamen deðiþmel
NÝNNÝLER
Çocuk ninnilerini kim yazmýþsa, kendisiyle tanýþmak istiyorum.
Anonim diye bir adammýþ bu, birçok eseri var, galiba artýk yaþamýyor!
Ve fakat, bence en baþarýsýz çalýþmasý, dandini dandini das-tana diye baþlayan ninnidir.
Ninninin amacý nedir? Çocuðu uyutmak, bir nevi müzikli masal anlatmak.
Dandini dastana diye isimlendirebileceðimiz ninnide ne olur?
Bostana danalar girer! Lahanalara yönelirler. O esnada bostancý bunlarý fark eder, k
ovmaya hazýrlanýr ve ninni biter. Dandini dandini dastana!
Ben çocuk olsam sabaha kadar uyumam!
Bostancý danalara saldýrdý mý? Lahanalarýn kaçta kaçý kurtarýldý? Danalar çok dayak yedi mi?
eniþte bulundular mý? Hikâye nasýl bitti?
Bu sorularýn hiçbiri, ninnide cevaplanmýyor!

Yani çocuðu oturt, Yýldýz Savaþlarý'ný seyrettir, düþmanla yapýlan ýþýn savaþýnýn orta yerinde
erde, kapat televizyonu, çocuðu uyumaya gönder, ayný þey!
Onun için bu ninni asla baþarýlý olamamýþtýr. Çocuk asla uyumadýðý gibi, uluya uluya aðlama
der.
Zannediyorum, Anonim Bey ninniyi bitirmeden öldüðü için, bu yarým kalmýþ bir eseridir! Benc
ninni, bostancý ve danalarýn el sýkýþýp küçük bir miktar lahana karþýlýðýnda anlaþarak, sevgi
lduðu bir finalle bitmeli ve çocuklar artýk daha rahat uyumalýdýr!
MASALLAR
Kimse okumuyor, kitap okunmuyor, herkes þikâyet ediyor.
Sebep çok basit. Çocuklara ilk okuma merakýný aþýlamak için yazýlmýþ kitaplara, yani masall
atalým.
Masala kýlým.
Pamuk Prenses nedir mesela?
Anne ölüyor, dakika bir gol bir!
Üvey anne manyak, "En güzel benim" diye, kýzý bir cadý aracýlýðýyla zehirletiyor! Külkedisi
adece anne kötü deðil, ablalar da ruh hastasý!
Yapýlan iþkencenin, aþaðýlamanýn haddi hesabý yok.
Üstelik sonuç olarak bahtsýz kýzýn bulduðu prens de biraz tuhaf, kafayý ayaklarla bozmuþ! Bü
dýnlara ayakkabý denettiriyor.
Uyuyan Güzel'de yine kurban bir genç kýz! Bu sefer ilaçla uyutuluyor!
Hepsi birer korku filmi.
Yani bir tane mutlu masal ailesi yok mudur? Anne, baba, çoluk çocuk pikniðe gitsinle
r, kelebek avlasýnlar mesela.
Ne ki amaç? Çocuklarý hayatýn zor ve acý yanlarýna da alýþtýrmak mý?

Kardeþim belki çocuðun hayatý güllük gülistanlýk geçecek!
Hadi güllük gülistanlýk geçmesin diyelim. Sýnýfta kalabilir, fakirlik çekebilir, sevgilisi
rk edebilir, ama büyük ihtimalle kendisini elmayla zehirletecek bir üvey annesi olmaya
cak! Hayattaki en büyük problemi o küçükken okuduðu masallarýn psikolojik travmasýndan kurtulm
falan olabilir!
Bu arada genellikle bu masallar da çocuða uyumadan önce okunur. Sýkýyorsa kendin yap, "Þöyl
e bir Omen seyredeyim, sonra mýþýl mýþýl uyurum!"
Derdiniz ne? Ondan sonra insanlar yeteri kadar okumuyor diyorlar. Tabi okumaz
, üvey anneler, cadýlar, bilmenineler, pýstýrdýnýz insanlarý, kitap görünce kaçýyorlar.
ÇOCUKLAR
Hýrsýzlýða karþý alarm, yangýn alarmý, hatta deprem alarmý...
Halbuki ben en sýk görülen kazalar için bir önlem alýndýðýný zannetmiyorum.
Þu sahneyi hepiniz bilirsiniz: Çocuklu aile olarak misafirliðe gidilir. O ev de çocuk
luysa, anne babalar rahat etsinler diye, ilk önlem olarak, yeme içme bittiðinde, çocukla
r oynasýn-lar diye arka odaya gönderilirler.
Þimdi bu hareket, patlamaya hazýr bir bombanýn pimini çekmek gibi bir þeydir!
Çocuðu gözünün önünden ayýrmayacaksýn. Çocuk potansiyel kaza mimarýdýr!
Çocuðun tek baþýna sesi çýkmýyorsa korkun, birkaç çocuðun sesi çýkmýyorsa panikleyebilirsin
Birkaç çocuk, eðer hemen kaynaþtýlarsa, ki genellikle öyle olur, asla sizin tahmin ettiðini
z masum þeyleri yapmazlar.
Özellikle anneler bu konuda çok iyimserdirler çünkü. "Hadi bakalým oynayýn uslu uslu" dedik
ten sonra seçenekleri sayarlar: "Yapboz yapýn, birbirinize bilmeceler sorun, legolar
la ev yapýn, hadi bakalým."

Bir araya gelmiþ birkaç çocuk bunlarýn hiçbirini yapmaz. Bunlarý büyükler yapar.
Anne daha odadan çýkar çýkmaz çocuklardan biri mesela þöyle diyecektir: "Aklýma süper bir fi
geldi, masadan kanepeye tramplenle atlamacýlýk oynayalým."
Çocuklarýn uydurduðu oyunlar, kulaða sanki bu saçmasa-pan aktivitelerden bir ticari kâr e
lde edilecekmiþ, bunlar birer geleneksel iþ koluymuþ gibi gelir. Hayvancýlýk, arýcýlýk gibi, "
sadan kanepeye tramplenle atlamacýlýk," "Çatal býçaklarla savaþçýlýk", "Masanýn etrafýnda kusa
dönmecilik".
Aralarýndan birisi böyle saçma ve tehlikeli bir þey teklif edince ötekiler hemen "Evet,
süpeeer hadi" derler ve baþlanýr. Çünkü çocuklar terörist grup gibidirler. Kimsenin ismi cismi
yakýnlýk derecesi, arkadaþlýðýn eski mi yeni mi olduðu, sohbet, falan önemli deðildir. Hedefle
amaç için çalýþýlýr ve eylem
gerçekleþtirilir!
Ve elbette kaza geliyorum demez. Misafirlik genellikle maddi zayiat, kýrýp dökme, ha
fif yaralanma, birbirini suçlayarak uluya uluya aðlamayla sona erer ve anne babalar
asla ders almaz!
ÇOCUK BESLENMESÝ
Hep söylüyorum, çocukluk, insaný hayatýn zorluklarýna hazýrlayan bir dönemdir ve çocukluðu ö
n de hiçbir sebep yoktur.
Yani bu yaþlarý hafif hasarla atlattýysan bir daha sana hiçbir þey olmaz. Bir tür askerlik
veya daha da iyisi çile dönemleri diyebiliriz bu yýllara.
Bebeklikteki pohpohlanma ve þýmarýklýktan eser yoktur, biraz büyüdüðünde yaþadýðýn özgürlük
amadýðý için, hayatýn berbattýr.
Bu özellikleri'mesela beslenme konusunda da görebiliriz.
Bebeklikte yediðin bisküviler, meyveli pudingler, çikolata-
lý muhallebiler ve binbir çeþit süt tatlýsý türündeki yiyeceklerden çocukluða geçiþte eser kal
Üstelik eriþkin yaþta yapabileceðin çikolata, kahve, ocakba-þý, çiðköfte, meze gibi þýmarýk
u yaþlarda eser yoktur.
Çocukken nedense anne babalar kendi yemeyecekleri þeyleri size yedirmeye uðraþýrlar.
Ýçinde, beyin, karaciðer olan köfteler, ezilmiþ ýspanak yemekleri, kereviz, pýrasa, tatsýz
zsuz sebze çorbalarý.
Ve o anne babalar sanki sebebini bulmak çok zormuþ gibi hep ayný þeyden þikâyet ederler:
"Ay bebekken ne boðazlýydý bu, biraz büyüdü nasýl zor yemek yiyor." Ya, neden acaba?
Koy önüne muzlu muhallebi yine yer, sen kýymalý kabak yemeðini püre yapýp çocuðun boðazýna
ar edersen, üç yaþýndaki ilk anoreksi vakasýný da görebilirsin, þaþýrma!
Lütfen çocuk beslenmesine, en az kendi beslenmemiz kadar özen gösterelim, ama damak t
adý açýsýndan.
BURAK NE YAPIYOR?
Þimdi, daha ziyade, çocuklar deðil anne babalarýn dedikodusunu yapmak istiyorum.
Tamam, anladýk, çok kutsal bir durumunuz var. Aþkýnýzýn meyvesi falan, ve elbette sizin çoc
uðunuz hem çok güzel, hem süper þirin hem de üstün zekâlý.
Fakat sonuçta çocuk.
Anne babalar çocuklarýyla ilgili birkaç konuda çok hassastýrlar. Bir kere çocuðu olan arkad
aþýn varsa, illa her konuþmada çocuðu soracaksýn.
"Burak n'apýyor? Allah aþkýna söyle, Burak n'apýyor?"
Ya Burak ne yapacak?
Burak üç yaþýnda!
Yiyor, altýný kirletiyor, uyuyor ve oynuyor, genel olarak bu.
Ne diyecek anne baba cevap olarak?
"Ay iyi, çok þeker, valla koþturup duruyor". "Ay çok büyüdü, kocaman oldu ablasý, gel gör b
, hatta sana býrakalým, oynarsýn" (Tabii, deliyim çünkü) veya, "Ay hastalandý geçen hafta, ate
falan. Ki bunlarýn hiçbiri de Burak'a özel durumlar deðildir. O esnada dünya üzerinde 2 yýl 1
1 aylýk bütün çocuklar aþaðý yukarý ayný þeyi yaþamaktadýrlar.
"Burak ne yapýyor?"
Sevgilisinden ayrýldý, bunalýma girdi, artýk Bodrum'da yaþýyor! Ýþten atýldý! Kansere çare
tiler'de süper ev aldý! Yogaya baþladý!
Ne yapacak Burak? Üç yaþýnda herif! Nasýl enteresan bir hikâyesi olabilir ki çocuðun?
Yine de anne babalar bir þeyler bulup saatlerce esir alýrlar, anlatýrlar, o da ayrý me
sele.
KONUÞANI TAHTAYA YAZARIM
Ne sinirdi ilkokulda deðil mi? Konuþmak yasak, konuþanlarý da tahtaya yazarlar.
Þimdi, güya eðitim insaný geleceðe hazýrlayan bir þey, ama bu konuþanlarýn ceza almasý insa
mesleðe hazýrlýyor merak içindeyim!
Çünkü benim bildiðim kadarýyla size sustuðunuz için para ödenen bir meslek yok. En azýndan
mki öyle deðil.
Mim sanatçýsý olmadýðýnýz sürece, "Okulda sus dedilerdi, ben de bütün gün susup otururum, g
rý, gelsin þöhret" gibi bir yanýlgýya düþmemek lazým.
Hatta aslýnda tam tersi doðrudur diyebiliriz.
Konuþup tahtaya yazýlan arkadaþlar, sizlerden biriyim ve sizi anlýyorum! Hiç endiþe etmey
iniz. Siz nasýl olsa bir baltaya sap olacaksýnýz. Bu hayatta bir kere bile tahtaya yazýl
mamýþ arkadaþ ise yaþamý boyunca itilip kakýlacak ve büyük ihtimalle 40 yaþýnda hâlâ anne baba
or olacak! Yalnýz tah-

taya yazandan korkacaksýn, onunla iyi geçinin, ne olur ne olmaz!
Aslýnda olay çok nettir.
Tahtaya yazdýðýmýz isimler, þimdiden bir þöhret kazandýlar, buyrun. Bütün sýnýf onlarý taný
Ser-kan. Þimdiden isim yaptýlar, þu veya bu þekilde! Diðerleri ise "diðerleri" olarak kalac
ak.
Ayrýca, o konuþanlar, demek ki söyleyecekleri bir þey var da konuþuyorlar. Ne kadar boþ o
lursa olsun, en kötü ihtimalle, arkadaþýna "Benim çilekli silgim var, bak, senin var mý?" fa
lan bile diyor olsa, demek ki o ileride sosyal bir insan olacak, en azýndan.
Sessiz arkadaþlar, sizlere de teþekkür ediyoruz, belli bir þey ki mesela gazeteci olm
ayacaksýnýz. Avukat, doktor, mümkün deðil. Sahne sanatçýsý, yönetmen, oyuncu, þarkýcý, televiz
. Yani kendinizi bilgisayara vermediðiniz sürece zengin olma ihtimaliniz yok!
ÜSTÜN ÇOCUKLAR
Her anne baba kendi çocuðunun çok üstün özellikleri olduðunu düþünür.
Özellikle son yýllarda, özel okullarla da falan iþ aldý yürüdü: "Benim oðlum satranç þampiy
ikiþ dersi birincisi, benim çocuðum tarihten hep 10 alýr, tiyatroda baþroller hep bizimkin
e, sýnýf beþincisi, voleybol takýmýnda, resmini okul sergisine aldýlar..."
Herkesin çocuðu muhakkak özel bir konuda ender rastlanan bir baþarý göstermiþtir! Hiçbir þe
masa dostluk kulübü üyesi, temizlik kolu baþkaný falandýr.
E okullarda bu kadar aktivite olursa, çocuk elbette bir þeyde dikiþ tutturacak!
Yani 30 kiþilik sýnýf için 25 adet sosyal kulüp açarsan, çocuk muhakkak, istese de istemese
de bir þeylerin baþkaný maþ-kaný olmak zorunda, kadro fazlasý var çünkü.

Geri kalan beþ kiþi de hiçbir aktivite veya derste sivrilme-diyse, anne babalar zaten
"E çok ilginç ve özel bir çocuk, arkadaþlarýndan farklý kendi dünyasýnda, herhalde sanatçý ola
e bir teselli içine girecekler, kaçarý yok.
Yani çocuðun "bundan adam olmayacak" etiketini kazanma ve sonrasýnda sürpriz yapma þansý þim
diki zamanlarda hiç kalmamýþtýr diyebiliriz!
Bu ilk bakýþta iyi bir þey gibi görünse de gelecek yýllarda, çocuk "doðayý koruyanlar kolu"
yardýmcýlýðýndan ayrýlýp, gerçek hayata girdiði zaman hayal kýrýklýðý olabilir.
Yani gerçekten ender bulunan yeteneklerden deðilse, anne babalarýn "Ayy, bu küçükken ne ka
dar parlak bir çocuktu, "Yaþlýlarý karþýdan karþýya geçirelim kolu baþkanýydý", "Bir liderdi.
teyi bile bitirmedi, ola ola özel bir þirkette satýþ elemaný oldu. Ne hata yaptýk? Belki de üs
tün çocuklar için hazýrlanmýþ özel bir eðitim almalýydý" yorumu kesin!
Yani þimdiki çocuklarýn bazýlarý için, 20-25 yaþlarýnda bir hayal kýrýklýðýnýn getireceði de
imal maalesef.
Tabii sözüm özel yetenekler, dahiler için geçerli deðil.
MY NAME IS...
Dil öðrenmek öyle kolay bir iþ deðildir.
Neler çekersin, özellikle de küçükken.
Yabancý dille eðitim yapan kolejlerin, Anadolu liselerinin ilk yýlýnda, daha ilk günden
itibaren Ýngilizce konuþma mecburiyeti gelir. Türkçe konuþmak yasaktýr, yabancý dili çabuk öðr
e. Peki bu yasak gerçek hayata nasýl geçecektir?
Tut ki on iki yaþýndasýn, Ýngilizcede sýfýr kilometresin. Türkçe yasak.
Yanýnda da tanýmadýðýn bir arkadaþýn oturuyor. Ýlk gün "Hello, my name is bilmemne"yi öðrenm
di, every-body, birbirinizle tanýþýn" dendi, ki öyle denir. Birbirine dönüp böyle salak salak
el sýkýþýrsýn:

"Hello my name is Gülse."
"Hello my name is Ayþe."
Eee? Bu arkadaþlýk nereye gidebilir?!
Tanýþma aþamasýný böylece atlattýk tamam, kaynaþma aþamasýnda ne yapacaðýz? Yarýný bekleyip
mi açacaðýz: "Ayþe, this is a pencil!"
Bu mu sohbet? Yanýndaki "Ulan amma mega salaðýn yanýna düþtük daha ilk günden" demez mi?
"Yaa, this is a table" diye cevap mý verecek?
Þubat tatiline kadar söyleyeceklerimiz hep þimdiki zamanda mý geçmek zorunda?
Ýngilizce fiil çekmeyi öðrenmedik diye geçmiþe ve geleceðe ait bir þeyler anlatamayacak mýy
Saçma bir yasaktýr, ayrýca da tekrar ediyorum, yabancý dil öðrenmek bunlara raðmen zordur.
GÜZELLÝK, SAÐLIK
JAPONLAR NÝYE YAÞLANMAZ?
Biliyorsunuz anti aging, yani yaþlanmama, hep genç kalma olayý, aldý yürüdü.
Zeytinyað yiye yiye bir hâl oluyoruz, umarým bir iþe yarar.
Fakat sayýn týp otoriteleri, buradan size bir soru yöneltmek istiyorum:
Hayat boyu tereyað yemeyince ömrüm altý ay falan uzaya-caksa ben yokum! Bana beþ yýllýk gar
anti veriyorsan, iskender, irmik helvasý ve tereyaðlý pilavdan vazgeçeceðim. Mýrýn kýrýn ediyo
, þimdiden söyle, bu iþe hiç girmeyeyim, adam gibi hayatýmý yaþayayým.
Evet. Biliyorsunuz Japonlar uzun yaþýyor. Hatta hani 125 yaþýnda ikiz nineler var meþhu
r, onlar da Japon.
Týp diyor ki, efendim bunlar balýk yiyor, pirinç yiyor, ondan yaþlanmýyor falan.
Aslýnda neden uzun yaþadýklarýnýn cevabý çok basit ve yine ben buldum!

Biliyorsunuz Japonlar bizim gibi deðil. Bir kere minik insanlar, elleri ayaklarý
küçücük, boylarý kýsa. Dolayýsýyla mesela 300 metrelik bir mesafeyi bir Japonla bir Türkün ayn
ir Türk dünyaya bedeldir o ayrý, konumuz dýþý, onu söylemiyorum, ama böyle bir durumda minik a
arýyla Japon, Türkten birkaç dakika sonra hedefe varacaktýr.
Biliyorsunuz Japonlarda çay seremonisi diye bir þey vardýr. Üç Japon kadýný geçiyor tepsini
etrafýna, kimonolarla falan, biri çay yapraðýný koyuyor, öteki yapýyor, öteki servis ediyor, s
am veriyorlar falan, saatlerce.
Biz ne yapýyoruz? "Oðlum 2 tavþan kaný," çocuk tak getiriyor koyuyor.
Bütün bu mantýðý hayata yayýn!
Evet, Japonlarýn her þey için daha çok vakte ihtiyaçlarý var. Doðada her þey böyle adil ve
týlý.
Japon bahçelerini duymuþsunuzdur. El kadar bir kum havuzu, iki üç çalý, adam elli altmýþ yýl
yla uðraþýr. Gelenek böyle.
E þimdi Japonun ömrü senin kadar olsa, her Japon bahçenin yarýsýna gelmeden ölür. 110-125 y
aþayacak ki iþlerini halletsin. Buna zaten en baþtan Japonca öðrenmenin ne kadar zor olduðun
u da ekleyin!
Bu anti aging tespitimi de yine bilim dünyasýyla bedava paylaþýyorum, maksat insanlýða hi
zmet.
KELLÝÐÝN DAYANILMAZ CAZÝBESÝ!
Kellik, erkekler için elbette biraz cazibenin yitirilmesi demek.
Üstelik tam olarak da çaresi bulunmuþ deðil.
Bu yüzden kel erkekler için "Hormonlarý çok fazla, yani çok erkekler, bu yüzden saçlarý dökü
ibi, artýk bilmem doðru mu yalan mý, birtakým laflar ortaya atýlmýþtýr.

Yalnýz hemen eklemem lazým, bu bilgi kel erkekler için çok önemli olabilir, ama kadýnlarý pek
etkilemiyor!
Yani "Bunu on yýl daha yazalým, söyleyelim, bak bakalým kel erkekler kadýnlarýn gözünde saçl
klerden daha seksi ve cazip oluyor mu, olmuyor mu", gibi bir iddiaya giriþmeyin. O
lmayacak!
Bu tür laflar tesellidir arkadaþlar. Kýsa boylu kadýnlar için de hiç yaþlanmaz derler. Hayýr
fendim, yaþlanýrlar. Ama yüzölçümüne vurduðunuzda daha az bir bölge yaþlanýr tabii, onu kast e
baþka!
Þaþýlýk seksidir; büyük burun, güçlü kiþilik göstergesidir. Hayýr efendim, bunlarýn hiçbiri
im!
Sizi de kellik konusunda kendinizi bilmeye ve gerçekleri görmeye davet ediyorum.
EKRAN GÜZELLERÝ
Ünlü ve güzel kadýnlar bütün dünyayý yakýndan ilgilendirir.
Ne giymiþler, ne çýkarmýþlar, vücut ölçüleri kaçmýþ, ne yiyorlarmýþ, herkes pek meraklýdýr.
Zaman zaman da, bu kadýnlarla ilgili, güzelliklerini kaybetmeye baþladýklarý yönünde birtak
haberler çýkar.
Sýradan insanlarýn hayatýna bir nebze olsun mana katma amacýyla yapýlan bu haberlerde,
o ünlü güzel kadýn ya þiþman-lamýþtýr, ya kýrýþmýþtýr, ya da "aman makyajsýz hali ne kadar çir
Claudia Schiffer kýrýþtý, Naomi kilo aldý gibi bu haberlerde, bir de bu muhteþem kadýnlarýn
esadüfen uykusuz bir günlerinde, makyajsýz, kýlýksýz, alýþveriþ merkezinden çýkarken ters açýd
aflarý kullanýlýr.
Normal, ev kadýnlarý falan da bayýlýrlar bu fotoðraflarý birbirlerine göstermeye. "Bak Naom
i'ye, býngýl býngýl olmuþ, ya, e yaþ tabiii, bir de çocuk doðursun görürüm ben onu. Ben de Ali
ce inceciktim, ayný böyle" falan þeklinde.

Tabii sen Alican'dan önce Naomi'ydin, biz farkýnda deðildik!
Bir de ayný kadýnlarýn ünlüyü gerçek hayatta görüp beðenmeme sohbetleri vardýr. "Ben onu so
, hiç güzel deðil, nasýl çirkin nasýl çirkin. Televizyonda tül perdenin arkasýndan çekiyorlarm
bi sohbetleri duymuþsunuzdur.
Bir de dönem dönem selülit tartýþmalarý baþ gösterir bu muhabbetlerde. "Ay o güzel mi ayol?
tarafý selülit, resmini çekmiþler gazetede gördüm" falan diye anlatýr bazý kadýnlar. Kardeþim
in 95 kilosun 1.45 boya! Býyýklarýn da kocandan daha gür! Ne selüliti? Selilüt senin hayatta
baþýna gelen en güzel þey olabilir!
Hep birlikte itiraf edelim ve baðrýmýza taþ basalým, resimlerde, televizyonda falan güzel
görünen kadýnlar çoðunlukla gerçekten güzeldir, nokta!
SOSYAL ÝLÝÞKÝLER
OTLAKÇI KÜLTÜRÜ
Sigaranýn kendisi yeterince kötü bir alýþkanlýk deðilmiþ gibi, tiryakilerde bir de birbirin
n .otlanma alýþkanlýðý vardýr!
O ne tür bir baðýmlýlýksa, sokakta, kafede, hiç tanýmadýðýnýz insanlar bile bazen, "Pardon
ranýz var mý?" gibi lüzumsuz samimi isteklerde bulunurlar.
Sigara otlanmak çok tuhaf bir sosyal davranýþtýr!
Kimse kimseye "Bak cüzdanýndan para aldým, tamam mý? Parfümünü kullanýyorum, fýst fýst fýst
Paltonu giyip gittim, hadi bye bye" gibi laubali "alýverip gidivermeler" yapmaz!
Ama sigara sanki bütün toplumun malýdýr.
Ortada duruyorsa birisinindir ama ayný zamanda herkesindir. Otlakçý izin almaz, sad
ece küstahça bilgilendirir: "Aldým bir tane" þeklinde.
Sigaranýn yan etkilerinden biri anlaþýlýyor ki yüzsüzlüktür!
BURÇ SOHBETLERÝ
Olur da yolda rastlarsýnýz, sohbet açýlýr falan, lütfen benimle astroloji sohbetine girme
yin, rica ediyorum!
Ýþin gücün ortasýnda, veya önemli bir sohbette, durduk yerde baþlar bu iþin meraklýsý:
-Sen Yengeç misin?
-(Hayýr insaným!) Hayýr, Balýk burcuyum.
Bilirkiþi susmaz:
-Tamam iþte, Balýk. Nasýl, ayný. Su grubu. Benim ablam da Balýk...
Ondan sonra iþin yoksa yarým saat dinle!
O ablasýný anlatýr, öteki "Benim bir arkadaþýmýn kardeþi de Balýk, o da böyle çift kiþilikl
vam eder, oradan Oðlak'lara sýçranýr, oradan Baþak'lara... Herkes kendini anlatýr, kendini b
irbirine anlattýrýr, Ýkizler, Boða derken bir sessizlik olur....
Sen tam "Hah" dersin, konuya dönüyoruz. Derkeeeen...
Pat:
-Peki yükselenin ne?
Allahým, bir yarým saat daha!
Astroloji kadar gerzekçe bir þey var mý? (Astrologlar bana e-mail yollamayýn, okumam.
)
Yani ayný 20 gün içinde doðmuþ bütün dünyalýlarýn, hayalperest ve sanatçý ruhlu olma ihtima
Hadi onu býrak, gazetelerin burç köþelerine bakarsak, mesela dünyadaki 24 Þubat -20 Mart
arasý doðmuþ bütün insanlar o gün, "Akþama doðru karþý cinsten biriyle ani bir yakýnlaþma için
ilirler?!
Yani dünyadaki milyonlarca insan ayný gün ayný saatlerde nasýl fingirdeyebilir?!
PARA PUL
LÜKSÜN BEDELÝ
Ucuzluklarý takip eder misiniz, bilmiyorum.
Ben kazýklanmaktan nefret ederim.
Aslýnda kazýklanacaðýnýzý önceden hissedip önlem almanýn yollarý vardýr.
Mesela satýþ elemaný, kravat olsun, peynir olsun, muþamba olsun, ayakkabý olsun, satacaðý üç
utlu objeyi, sað eli arkada, sol eli önde ve ikisi de objenin altýnda kalarak sunuyors
a bittiniz! Kazýklanacaksýnýz demektir.
Hele parmaklarýný zarifçe ve kesik kesik hareketlerle oynatarak malýn özelliklerini anla
týyorsa, arkanýza bakmadan kaçýn.
Ucuzluklarda malýn özelliði anlatýlmaz. Gömlek dokuz milyon beþ yüz, pantolon on iki milyon
beþ yüz falan yazar.
"Eskitilmiþ Çin ipeðinden, el dikiþli, sedef düðmeli, mintan yaka, duble manþetli gömlek" f
an diyorsa, gerisini dinleme, hemen uza! Fazla bilgi veriliyorsa, þüpheleneceksin.
Ayný þey restoranlar için de geçerlidir. Hesaplý yerlerde,
mönü, net ve kýsadýr: Sahanda yumurta þu kadar, þehriye çorbasý bu kadar.
Fazla teferruat, yemeðin geldiði ülke, hazýrlanýþ þekli, rüh durumu, karakter özellikleri a
orsa, bir kola içip kaçýn! "Morel mantarýyla tatlandýrýlmýþ, dereotu püresinde bekletilmiþ, ký
omates yataðýnda körpe piliç göðsü", restoran dilinde, "Domatesli tavuk yiyeceksin, ama isters
en ayný paraya tavuk çiftliði de kurabilirsin" demektir!
Bu kýyaðýmý da unutmayýn!
BORSA, YATIRIM
Borsacýlar, yatýrým uzmanlarý, benim sinirime dokunuyor!
Boðalar, ayýlar gibi garip garip terimler, kýsaltmalar, ADEL, BOLUC, CEMTS falan...
Ýlla bunlarý ezberleyeceksin. Ezberlemekle kalmayýp görünce hemen tanýman lazým, çünkü televi
altýndan hýzlý hýzlý geçiyor! "Borsadan para kazana-caksan bunlarý çözmek zorundasýn" demeye
yorlar. Amaç senin gözün korksun, paraný bunlar alsýn yatýrsýn, sen iþlerine karýþma, bu.
Kendi dilsiz alfabelerini bile yaratmýþlar, hareketlerle anlaþýyorlar, sýrf baþkasý çözemes
iye.
Her meslek böyledir. Dýþarýdan adamlar, olayý anlamasýn da iþlerini tek baþlarýna beceremes
r, bunlar para kazansýn diye mesleki terimler, garip garip laflar bulmuþlardýr. Avukat
lýk, doktorluk, mimarlýk hepsi.
"Rizale-i þüyu davasý, antidot, kontrendikasyon, niþ, yýðma plan" falan derler ki, hani "
Boþuna uðraþma anlamazsýn, biz o kadar yýl okuduk da söylüyoruz, uzmanýna býrak, ver parasýný
manasýnda.
Hatta daha az eðitim gereken iþler bile böyledir: "Kontrol kalemi, balata, buji, soðu
k lehim", gibi terimler, tamamen ustalara bir kariyer ve servet yaratmak için uydu
rulmuþtur!
Bir tek gazeteciler normal konuþur müþterisiyle, yani oku-
yucuyla. Onun için insanlar "Onun yazdýðý yazýyý ben de yazarým" diye boþ boþ konuþurlar.
Yazamazsýn kardeþim!
Kaç sütun santime, kaç puntodan yazacaksýn, spotunu, arabaþlýðýný nasýl atacaksýn, haberini
5N lK'sý eksiksiz mi? Yaa, haydi bakalým, görelim seni.
N'oldu? Yazamýyorsun, n'oldu hayrola?!
Gördüðünüz gibi, bizimki de uzmanlýk, sadece bunlarý uluorta söyleyip hava atmayý sevmiyoru
HAVALI RESTORANLAR
Þýk restoranlara gitmiþliði olanlar bilir. Bilenler bilmeyenlere anlatsýn.
Bu tür restoranlarda akþam yemeðiyle ilgili tuhaf terimler, garip durumlar vardýr.
Mesela ilk yenen yemeðin adý, "iþtah açýcý"dýr. Listede de, iþtah açýcýlar diye yazar.
Ne yazýk ki ben bu yemeklerden hiçbirinin iþtah açýcý bir etkisini görmediðim gibi, genelli
e bu ön yemek beni týkar ve esas yemek için hissettiðim tüm iþtahý öldürür!
Amaç iþtah açmaksa neden bir þurup veya vitamin türü bir yardým alýnmadýðýný hep merak etmi
zýndan bu ilk yemeklerin içine bir parça katýlabilir, böylece müþteri boþ vaatlerle kandýrýlma
Bu restoranlarda gelen hesaba baktýðýnýzda "kuver" adý altýnda bir masraf göreceksiniz ki, l
fen masadakilere dönüp, "Kim yedi lan bu kuveri, hem de dört tane birden yuh!" þeklinde
bir kabalýk yapmayýn.
Kuver, kiralýk evlerdeki hava parasý gibi, aslýnda pek bir karþýlýðý olmayan, ekmek su ve t
ak çanaðýn masada olmasýndan kaynaklanan bir masraf kapýsýdýr, itiraz etmeyiniz.
Baþka bir masraf kapýsý da bu tür yerlerdeki vestiyerdir. Her gün evde kendi baþýnýza bedav
yaptýðýnýz, paltoyu aský-

ya asmak, sonra da alýp giymek eyleminin lüks ve para kapaný hâlidir vestiyer. Ona da se
sinizi çýkarmayýn, beni rezil etmeyin!
Yalnýz tabii böyle lüks yerlerde, yemeðe oturur oturmaz sizi ayartan bir durum olur:
Sanki siz oraya bedava yiyip içmeye gitmiþsiniz gibi, hiçbir þey söylemeden, masanýza ekmek-
tereyaðý, bardaðýnýza su konur, hatta bazen, "þefimizin ikramý" diye ufak tefek ne idüðü belir
yecekler de getirilir.
Bunlara kanýp "Ooh, bizi burada tanýyorlar, torpilliyiz torpilli" gibi bir havaya
girmeyin.
Bir de sakýn uyanýklýk yapýp masadaki bedavalarý yiyip içtikten sonra, "Yok biz doyduk zat
en, sað olun, kalkýyoruz" gibi bir görgüsüzlük de denemeyin.
Bacaklarýnýzý kýrarým!
ÝCAT ÇIKARANLAR
TEMBEL MUCÝTLER
Ýcatlarýn neredeyse hepsi, insanoðlunun tembelliði yüzünden ortaya çýkmýþ.
Hepimiz çok enerjik, çalýþkan, koþuþturan insanlar olsaydýk uzaktan kumanda, internet, diki
makinesi, çamaþýr makinesi, hiçbirine gerek kalmazdý!
"Beyler, bunun adý hesap makinesi. Artýk iþlemleri bu yapacak!"
"Olmaz! Biz kafamýzdan yapmaya devam edelim. Hem beyin jimnastiði oluyor, deðil mi
arkadaþlar. Parçalayýn makine-yi!"
"Haným, bak ne icat ettim. Bulaþýk makinesi! Ýçine bulaþýklarý koyuyorsun, o yýkýyor! Devri
ak devrim!"
"Bilmem. Hiç gerek yok ki. Ben elimde yýkarým. Böylesi daha zevkli, çalýþmak gibisi yok"!
Ýyi ki tembel yaratýklarýz, iyi ki parmaðýmýzý kýmýldatmak istemiyoruz. Böylece her gün yen
at çýkýyor.

TUHAF ÝCATLAR
Tüm zamanlarýn en müthiþ icadý neydi sizce?
Bilgisayar? Hayýr, çünkü kullanmasý zor, herkes öðrenemiyor.
Araba? Hayýr, çünkü tehlikeli bir araç, kazalarý biliyorsunuz.
Çamaþýr, bulaþýk makinesi, mikrodalga fýrýn? Asla. Gayet sýkýcý, banal aletler.
Tüm zamanlarýn en müthiþ icadý, bence, genellikle ofislerde masa üstlerinde süs olarak dura
n, sallanan toplardýr.
Hani bir kaide üzerinde dengede durur, metal çubuðun ucundaki topa bir kere dokundu
ktan sonra saatlerce, sonsuza kadar, sallanýr. Ýþte o.
Neden derseniz kullanmasý kolaydýr, sadece topa dokunuyorsun, bu açýdan gayet kullanýcý d
ostu bir alet denebilir!
Hiçbir tehlikesi yoktur, ayrýca son derece eðlencelidir, kendini kaptýrýrsan saatlerce
seyredebilirsin.
Ama bütün bu sebeplerden en müthiþ icat olduðunu söylemiyorum.
Bir düþünün. Bir kere dokunarak sonsuza kadar, sen durdurana kadar hareket elde ediyor
sun. Al bu prensibi, arabalara, televizyonlara, her þeye uygula. Ne petrol lazým ne
bir þey. Ýþte sonsuz enerji!
Bu icadým da, benim için küçük ama insanlýk için büyük bir adým oldu. Hayýrlý olsun.
SPOR HAYATIMIZ
TEHLÝKELÝ MACERALAR
Tehlikeli doða maceralarý yapanlara çok gülerim.
Bunlar dönüþlerinde, eller paralanmýþ, cilt soyulmuþ, kilo vermiþ þekilde anlatýrlar: "Katm
'ya gittik, orada bir hafta açýkta kampta yattýk. Böcekler falan soktu abi, önceden aþý olmuþt
ama bir arkadaþ hastalandý. Yine de, bir gece, var ya (var ya'ya da düþmammdýr!) böyle bir
kaplan gördük, çocuklarýyla, yedi sekiz metreden, var ya, hepsine deðdi!"
E, ben de gördüm!
Üstelik çiftleþmesini gördüüüm, avlanmasýný gördüüm, yemek yemesini gördüüm, hem de 50 santi
evizyonda!
Hatta bu esnada meyveli yoðurt yedim.
Belgesel dediðimiz þey bunun için var kardeþim. Sen evinde otur, rahat rahat seyret di
ye. Herkes kalkýp Afrika'da, orada burada telef olmasýn diye. Adamlar profesyonel, 5
0 kiþi, araba, ekip, kamera, þudur budur kalkýp gidiyorlar, çekip ge-

tiriyorlar. Sen ekmeðini evde mi yapýyorsun, kýyafetlerini kendin mi dikiyorsun? Ýþi uzmanýn
a býrakacaksýn, bunu bilir bunu söylerim.
ORTAOKUL SPORLARI
Spor yaptýðýmýz ve yapmadýðýmýz dönemlerle ilgili bir dengesizlik var.
Dikkat ediniz, insan bir yaþa kadar mecburi spor yapmak zorundadýr. Ýlkokulda sabah
sabah insana zorla kültür fizik yaptýrýrlar, teneffüste zorla sýnýftan çýkartýlýp, bahçedeki
lý oyunlara katýlmak mecburiyetinde býrakýlýrsýn. Sonra ortaokulda lisede falan beden eðitimi
mecburidir, bir de not verirler. O dönemde sporcu olmayan bir insanýn kâbuslarý baþlar. Li
sede beden eðitiminden doðru düzgün bir not getirmek için doðuþtan dekatloncu olmak lazýmdýr!
sporu yapacaksýn, mecbursun.
Kâh voleybol, kâh basket, kâh takla atacaksýn, köprü kuracaksýn, bir yandan denge tahtasýný
inde ahenkle dans edeceksin.
Bunlarýn hepsini yapabiliyorsam niye bir de üniversiteye hazýrlanýyorum? Niye iþletmeye
girmeye çalýþýyorum? Devlet bize yardým etsin, olimpiyatlara katýlalým, Allah Allah.
Sadece lise böyle atletik biçimde geçmez, daha bebekken bebeklere yaptýrýlan zorunlu ji
mnastikler vardýr biliyorsunuz! Bebeðe her gün zorla kol açma, bacak kapama gibi strechi
ng hareketleri empoze edilir ve asla fikri sorulmaz.
Ondan sonra ne olur? insanýn en atletik, en sýký yaþlarý biter, otuzlara yaklaþýlýr ve mecb
i spor sona erer. Halbuki esas þimdi baþlamalýdýr.
Ofislere mecburi beden hocasý ve denge tahtasý koyulmasýný talep ediyorum. Ben artýk of
iste çalýþmýyorum ya, maksat seyredip eðlenelim.
HAKEM DE OYNASIN AZICIK
Futbol maçlarýyla ilgili anlamadýðým þeyler var.
Bir kere ofsaytýn ne olduðunu sadece ben deðil, dünya üzerindeki birçok kiþi anlamýyor, onda
bahsetmeyeceðim, bir girersek konuya bir daha çýkamayýz.
Çim sahalarýn niye patlýcan gibi kuþak kuþak, böyle açýklý koyulu olduðunu da merak ediyoru
a ama, o da deðil konumuz.
Ben hakemlere büyük haksýzlýk edildiði kanaatindeyim!
Sahaya doðru söylenen sloganlardan söz etmiyorum.
Fark ettim ki futbol hakemi, diðer birçok sporda olduðu gibi tepelerde bir yerde ot
urup seyreden, ahkam kesen bir insan
deðil.
Futbolda o sürekli küfür yiyen hakem futbolcular kadar koþuyor. Çat orada, çat orta sahad
a. Ýnanýlmaz bir performans.
Buna raðmen hakemlerin deðeri bilinmiyor.
Daha bir tane spor spikerinin kalkýp, "Hakem koþuyor, hýzlandý, oyuncularý geçti, topa ya
klaþýyor, ceza sahasýnýn hemen dýþýnda, nefis bir çalýmla takým kaptanýný geçti, ve evet, yanl
arý kartýný çýkardý, bravo hakem!" falan dediðini duymadým.
Adam 90 dakika dili dýþarýda koþuyor, üstelik diðer futbolcular gibi yalandan yere yatýp kýv
narak dinlenme, sinirlenip baðýrýp çaðýrma gibi bir lüksü de yok.
Dakikalarca sakin sakin topun arkasýnda koþacak, üstelik bir kere vuramadan. Verin
azýcýk da o oynasýn, yazýk deðil mi?
Hakemlerin kýymetini bilelim, futbolu sevelim.
'1
SEYAHATLER
UÇAK YEMEÐÝ
Uçak yolculuklarýndaki yemek tepsileri beni intihara sürüklüyor.
Yani endüstri tasarýmý bu kadar geliþmiþ. Rahat koltuklar, kocaman tabaklar, her þey açýlýr
nýr, bilgisayarlar artýk bir gerzeðin bile anlayabileceði kadar kolay. Ama uçak yemeði tepsi
si ve içeriðini kim tasarlamýþsa, herhalde 1900'lerin baþýndan beri ayný!
Bir kere her þey küçük: Küçük þiþeler, küçük çatal býçak, küçük dikdörtgen tabak, küçük fin
n kendiyle gurur duymuþtur ama, bir kere o ahengi bozdun mu, bir daha hiçbir þey yerin
e oturmuyor! Yapboz gibi.
Çatal býçaðýný naylondan çýkardýn, naylonu ne yapacaksýn? Ekmeði fincanýn içine sokmuþlar,
kalacak? O oraya, bu buraya, deðiþtir deðiþtir, hep bir parça artýyor! Delirmek iþten deðil,
kâ testi gibi.
Belki de insanlar yolculukta oyalansýn diye yapýyorlar.
Bir de tepsiyi geri almaya geldiðinde hostesin bakýþý vardýr. Her þey yenmiþ bitmiþ ve yerl
yerindeyse gülümser.
Ama tut ki sen zekâ testini çözemedin ve bardaklar tabak-
lar, naylonlar, çatal býçak, buruþuk peçete, karmakarýþýk, üs-tüste, leþ gibi tepsiye yýðýlmýþ
urat asar!
Çünkü onunda o tepsileri sýðdýrmasý gereken böyle kat kat yapboz arabasý vardýr, ve senin t
ukarý doðru þiþtiðinden, bir kata sýðmaz. O yüzden de "Bitirdin uçaðýn sistemini, insan gibi y
anasýnda iç çeker.
Diyelim ki koridor tarafýnda deðil, cam kenarýnda oturdunuz ve yemekler daðýtýldý. Ama sizi
n tuvalete gitmeniz lazým.
Zamanýnda yapsanýza.
Þimdi sýkýysa tepsiyi al, masayý kapa, yanmdakinden izin iste, o tepsisini alsýn, masasýný
kapasýn, ikiniz birlikte kalkýn, tepsinizi kendi masanýza eðilerek geri koyun, yanýnýzdaki o
tursun, ve artýk özgür müsünüz?
Yooo.
Koridorda yiyecek arabasý var. Servisin bitmesini bekleyeceksiniz.
AYNI BÝZÝM...
Farklý kültürlere alýþmak zor.
Mesela bizde diðer kültürlerin pisliðiyle ilgili bir takýntý vardýr. Ýnsanlar çok sýk yýkan
e tüküren vardýr, umumi tuvaletlerin durumundan bahsetmeyeceðim, ama baþka milletlerin tem
izlik alýþkanlýklarý özellikle ev hanýmlarýný pek iðrendirir.
"Ay Almanya'ya gittik biz, orada eve ayakkabýyla giriyor onlar, âdetleri öyle, nasýl
iðrendim" gibi.
Bize göre bizden baþka herkes biraz pistir, kabul edelim. Öyle bir takýntýmýz vardýr nedense
.
Bizden döðudakiler zaten pistir de bize göre, batýdakiler de o kadar temiz deðildir.
Amerikalý desen hamburgeri elle yiyip, elini kotuna siler, Avrupalý kadýn pedikür yap
týrmaz, onlarda Arap sabunu yok, bunlar nevresim kullanmaz, falan filan...

Bu farklýlýklara raðmen yurtdýþýna gidip gelen herkes de, orayý bizden bir þeye benzeterek
latýr.
"Orada böyle yüksek bir tepe var, Çamlýca Tepesi gibi. Oraya çýktýk! Ravioli yiyin dediler,
bizdeki mantýnýn peynirlisi oluyor! Çok þýk insanlar vardý, biri ünlüymüþ, oranýn Hülya Avþar
Ayný bizim imece sistemi, ayný bizim raký, ayný bizim iç pilav, ayný bizim Bodrum...
Kardeþim orjiinal hiçbir þey görmediniz mi, oraya ait, bizde olmayan mesela?
Yok, her þey, "Aaa ayný bizim bilmemne"!
O zaman niye gittin o kadar yolu?
MUHTEÞEM TATÝLLER
Tatil planlarken dikkat etmeniz gerekenleri sýralýyorum.
Ýlanlara bakarken biliyorsunuz, çeþitli tatil terimleri göze çarpar: Tam pansiyon, 5 ge
ce 4 gün, falan gibi.
Bunlarýn arasýnda bazý baþka terimler vardýr ki, kesinlikle kaçýnmanýz gerekir.
Bunlarýn baþýnda "Animasyon" gelir. "Ay ne eðlenceli" gibi görünse de, aslýnda animasyon, ç
yerde, yumurta atma, garip kýyafetlerle dans etme, ip çekme gibi çocuk oyunlarýnýn büyüklere,
görevliler tarafýndan zorla oynatýlmasý anlamýna gelir. Kaçýnýn!
Otelin özelliklerinde yýldýz mýldýz görünmüyor da, nitelemeler "Þirin, sýcak, aile ortamý,
ibi sýfatlardan oluþuyorsa, anlayýn ki sýcak su, klima, temiz çarþaf tamamen þansa baðlý.
"0-6 yaþ arasý çocuklar bedava!"
Ýþte bu, gördüðünüz anda, arkanýzý dönüp hayatýnýz pahasýna kaçmanýz gereken bir ibaredir.
ssizlik, huzur ve temizlik konusunda standartlarýnýzý bayaðý düþürmeniz lazým ve havuzun da am
k oraný oldukça yüksek olacak!

Bunlarý aklýnýzda tutun. Yaz yaklaþýp tatil planladýðýnýzda bana dua edeceksiniz.
SEYAHAT ARKADAÞI
Yalnýz seyahat etmenin en zor taraflarýndan biri þudur: Yalnýz seyahat eden diðer insan
lar!
Biliyorsunuz insanoðlu çeþit çeþit. Bunun sessizi var, utangacý var, gevezesi var, arkadaþ
canlýsý var Allah korusun, ve özellikle bunlar seyahatte hiç çekilmez.
Otobüste, trende uçakta yan yana düþtüðünde, bu arkadaþlarý bazý özelliklerinden tanýyabili
Bagajýný koydun, oturdun. Yanýnda birisi, ve fakat elinde ne kitap var, ne gazete, n
e walkman, üstelik camdan dýþarý bile bakmýyor. Gözü ümitli bir tebessüm eþliðinde diðer yolcu
ellikle de sende. Bittin! Bence o anda bileti yak ve al çantaný in.
Çünkü bu arkadaþ, vasýta hareket eder etmez, önce zararsýz görünen bir "Ýyi yolculuklar"la
ak...
"Orada mý oturuyorsunuz, burada mý oturuyorsunuz, ne iþ yapýyorsunuz, a benim bir ark
adaþým da o sektörde þöyle böyle" derken, ne geçtiðin yerleri görebileceksin, ne iki dakika hu
içinde kitabýna bakabileceksin!
Bu tipler zoraki üç beþ sohbetten sonra, bu iliþkiyi gerçek bir dostluk zannederek tale
pkâr olmaya da baþlarlar.
"Tatlýnýzý yemeyecekseniz alabilir miyim? Kitabýnýza, (hatta senli benli olduk ya kitabýn
a) bakabilir miyim?"
Derken, birbirini tanýmayan ama yan yana oturan iki yolcu arasýndaki kutsal oturm
a mesafesi, o görünmez fiziksel sýnýr da yavaþ yavaþ kapanmaya baþlar, bir süre sonra bakmýþsý
da uyuyor!
Taþýt araçlarýndaki dar alanlarda ilk uyuyan kazanýr, çünkü sadece bir kiþinin kaykýlabilec
r alan vardýr.
En kötüsü de, yavaþ yavaþ, yolcular ve görevlilerin de sizi bir ikili, yakýn arkadaþ, çift
görmeye baþlamasý olur.

.
Zoraki arkadaþ tuvalete gider, hostes gelip sana sorar, "Arkadaþýnýz kahve veya çay ala
cak mý?"!
"Ne bileyim ben, arkadaþým yok benim, yalnýz seyahat ediyorum, ve keþke etmeseydim"!
Seyahat güzel þeydir ama zaman zaman yorar.
KURUDUM, BÝTTÎM!
Uçak yolculuðu zaten baþlý baþýna zevksiz bir þey.
Biliyorsunuz uçaklar aslýnda bilinmeyen bir ýrka ait, daha 212 minik insanlar için ya
pýlmýþtýr. Pigmelerin daha minyonlarý için falan olabilir!
Uçaklarda her þey olmasý gerekenin yüzde altmýþý boyu-tundadýr. Koltuklar, masa, yemek tepsi
, çantalarýn konduðu "baþ üstü bölmeler".
O uçak yanlardan elliþer santim geniþ olsa uçmayacak mý? Kardeþim yapsanýza þunu azýcýk fer
endi gibi oturalým.
Ayný zamanda uçaklarýn bir Kerbela özelliði de vardýr.
Hem yazlarý hem kýþlarý, uçaklar sýcak ve kurak mekânlardýr. Yemek kuru kuru, karton gibi g
ir, su istersin, plastik bebek bardaklarýnda, yarým verirler. Havadan insanýn cildi ku
rur. Tuvalete gidersin, sanki kuraklýk çýkmýþtýr. Suyu idareli kullanacaksýn. Sývý sabunu elin
sýn, musluða basarsýn, üç saniyen var, ya da sabunlu ellerle tekrar basacaksýn. Ve deneyimle
rime göre üç defadan aza eller durulanmýyor. Nedir bu?
Koyun kardeþim arkaya bir su deposu, kaç kuruþ? Ayýptýr ya, salgýn hastalýk olacak!
Bütün bunlar yetmiyormuþ gibi, her uçakta, zaman zaman koro halinde aðlasýnlar diye, beli
rli aralýklarla serpiþtirilmiþ huysuz çocuklar bulunur.
Çocuklarýnsa kesin uçaklarla bir problemi vardýr.
Uçaða girerken, bakarsýn dünyanýn en þirin çocuðu, etrafa gülüyor, melek gibi. Uçak bir hav
ene kadar çocuðun içine þeytan girer! O ne baðýrmalar, o ne sonsuz aðlamalar, o
özellikle uçak hava boþluðuna girdiðinde sanki kötü bir þey olacakmýþ da onu hissediyormuþ gib
er ürpertici çýðlýklar atmalar!
Nasýl susturacaksýn çocuðu? Normal insan deðil ki, "Bak sakin ol, dünyadaki herhangi bir
insanýn uçak kazasý geçirme ihtimali, araba kazasý geçirme ihtimalinin yüz binde biri bile deð
" desen, "Ha, e iyi o zaman" deyip susacak mý?!
Yine bayram seyran olacak, seyahate gidilecek de, gitme-sek mi n'apsak. Çünkü kötü yolcu
luk da hiç çekilmiyor.
HÝNDÝSTAN'A SEVGÝLERLE
Hindistan, biliyorsunuz, çok egzotik bir ülke.
Ve bana kalýrsa Hint filmleri Hindistan'dan bile daha egzotik. Muhakkak seyretmiþs
inizdir, hiç seyretmediyseniz "Ava-re"yi görmüþsünüzdür, çok eðlenceli ve deðerli eserlerdir b
Bir kere mesela, bu filmlere bakýlýrsa, Hintliler dünyanýn en hýzlý hareket eden ve en hýzlý
oyunup giyinen insanlarýdýr! Bir bakmýþsýn pembe sarili kýzla pembe kaftanlý çocuk çayýrda þar
rkada pembe kýyafetli dansçýlar. Nakarat bitiyor, hop aniden hep birlikte bu sefer neh
ir kýyýsýnda dans ediyorlar hem de mavi elbiselerle! Ayol kostümü ne zaman deðiþtirdin?
Hint filmlerinin ikinci en belirgin özelliði öpüþme sahnesi olmamasýdýr. Þarkýlar söylenir,
an-ý aþk edilir, tam öpüþecekken, Hintli kýz ani ve cilveli bir hareketle fýrt diye kafasýný ö
arafa çevirip, çevik bir hamleyle kaçar!
Bu bir flört yöntemi olarak görünse de, aslýnda kültürün özellikleriyle ilgilidir kanýmca.
rsunuz Hint yemekleri oldukça baharatlý ve sarmýsaklýdýr.
Yani "Gel bir öpeyim", "Hmm, ay öpme þimdi sarmýsak yedim" gibisinden bir durum da ola
bilir!
Bu sahnenin hemen ardýndan, kadýn kaçar, daðlar bayýrlar,
çayýrlar, adam kovalar. Tam öpecekken, tak, yine kadýn kaçmaya baþlar.
Dünyanýn en kalabalýk ülkesinde kadýn mý yok? Býrak kardeþim, belli ki kýz istemiyor! Git d
Ganj Nehri kýyýsýnda sana kýz mý yok?
Hindistan'ý daha gitmeden seviyorum.
Ercan Arýklý'ya
Kaza geçiren Ercan Arýklý deðilmiþ!
Dün çok garip bir þey oldu!
New York'tan bir okul arkadaþým aradý ve eski patronumla þu anda bulunduklarý davette t
anýþtýðýný, dergilerden bahsederken konunun bana geldiðini, onun yanýnda olduðunu söyleyip, gö
ip istemediðimi sordu!
Telefonun diðer ucunda Ercan Arýklý vardý!
Aramýzdaki konuþmayý özetleyerek size de aktarmak istiyorum:
-Hay Allah, ben bu serseme söyledim kimseyle görüþmem diye ama yine aramýþ, getirdi telef
onu, elime tutuþturdu. Ne haberler?
-Nasýl ne haberler? Þok geçiriyorum Ercan Bey! Sizin cenazenize gittik, duman olduk
, siz ölmediniz mi?
-Bak... Peki bak, anlatacaðým ama aramýzda kalsýn ha!
-Tamam, anlatýn, ölmediniz mi?
-Yavrucuðum geçen sene de konuþmuþtuk. Benim niyetim artýk her þeyi býrakýp sýcak, güzel bir
re, Bali'ye maliye yerleþmekti, biliyorsun. Bu son birkaç yýl çok tatsýz geç-

ti. O akþam üstü, baktým yine Ýstanbul'a sýcak basmýþ. Kalkýp Bodrum'a gitsen, artýk o da sýkt
er, ayný insanlar, etraf da yaþlandý! Yarýn öbür gün deprem olacak, bil-memne. Kendi kendime d
edim ki, hayat kýsa, burada hýyar gibi yaþlanacaðýmýza, gidip uzuun bir tatil yapayým, her yýl
aþka bir yerde yaþarým.
-Ölen kimdi pekiyi?
-Sen beni dinle. Tam bunlarý düþünüyorum, bir yandan da yürüyorum, karþýdaki pastanenin önün
. Dur dedim þuradan biraz krokan alayým. Yahu hakikaten nefis yapýyorlar.
-Ercan Bey, kalp krizi geçiriyorum, sadede gelelim.
-Bak þimdi gençsin tahammül ediyorlardýr, ama yaþlanýnca, böyle herkesin sözünü kesersen bay
anlarý söyleyeyim!
-Tamam, pardon, dinliyorum.
-Ben krokan alýrken bir baðýrýþ çaðýrýþ oldu. Adamýn birine otobüs çarpmýþ. Fakat yavrucuðum
z. Tipi, üstü baþý, ayný ben. Dedim ki, bunun gibi fýrsat bir daha ele geçmez. Atla git. Allah
aýsmarladýk seremonisi, her gittiðin yerden eþi dostu ara, geyik yap. Ýkide bir telefon me
sajý denen sinir þeyle, e-maille, derginin, gazetenin tirajýný, kapaðýný susunu busunu göndere
kler, sinirleneceðim, kafanda yine iþ, buradan kopamayacaksm. Hemen karar verdim. Eþya
bile toplamadým, buradan alýyorum.
-Yahu süründürdünüz bizi.
-Bana bak, nasýldý cenaze?
-Kalabalýktý. Herkes oradaydý valla, cenaze deðil parti olsa çok eðlenirdiniz.
-Kýzým, asýl eðlence buralarda vallahi, baþka bir þey. Yeni dergiler falan çýkarmýþlar, muht
aplar aldým. Esas burasý. Bakayým bir süre sonra tatilden sýkýlýrsam yepyeni bir konseptle bur
alarda dergi çýkartmayý düþünüyorum.
-Aþkolsun yahu, nasýl aðladýk.

-Eh tabii, iyice aðlasaydýnýz, ayýp denen bir þey var! Öyle çirkin erkek kalabalýðý falan yokt
mi?
-Yok, hatta daha çok kadýndý galiba!
-Ýyi, aferin! Þýk mýydý herkes?
-Yahu süründük diyorum, ne þýklýðý?
-Kes týraþý Allahaþkýna!
-Þimdi New York'ta mý yaþayacaksýnýz?
-Dur bakalým, araþtýrýyorum þimdi. Önce bir Güney Amerika'ya geçeyim diyorum. Burada hoþ bir
pla tanýþtým, onlarla önce Brezilya'ya gideceðiz. Hep sýcak yerleri gezeceðim. Sen bana þu Mau
tius'da bir restorandan bahsetmiþtin, söyle bakayým onu.
-Alain Ducasse'ýn yeriydi, bir otelin içinde. Ercan Bey, dergiler ne olacak peki?
-Bak ben sana bir þey söyleyeyim, bu kadar zamandýr benimle çalýþan insanlar, hâlâ bensiz bu
yapamýyorlarsa ne hâlleri varsa görsünler zaten! Sizleri yetiþtirdik yavrucuðum, göreceðiz ba
lým o kadar ukalalýðýnýzýn altýnda hakikaten bir þeyler var mý!
-Göreceðiz tabii, merak etmeyin! Üzülerek þunu açýklýyorum, ben bu konuþmayý köþemde yazacað
-Alçaklýk etme!
-Ne yapalým, bu iþi siz öðrettiniz. Yazmazsam çatlarým.
-Ýnanmazlar.
-Olsun.
-Ýyi hadi yaz, peki. Büyük sükse yaparsýn, ben sana söyleyeyim. Parçalý yaz bari, rahat okun
n.
-Soru cevap düþünüyorum.
-O da iyi. Bana bak, usturuplu yaz yalnýz, bir daha dönmeyeceðim diye rezil etme ben
i. Dedikodu bölümlerini falan çýkar.
-Tabii, biraz sansürleyeceðim.
-Hadi yavrucuðum, bu kýzýn telefonu kapanacak. Bir de, bak ben sana bir þey söyleyeyim, þu
g.a.g.'da seni üstten çek-

meþinler, tanýmasam kim bu bastýbacak þey derim. Muhakkak söyle bak. Hadi caným bye bye.
-Bir daha görüþemezsek iyi eðlenceler, iyi tatiller Ercan
Bey. Ama herhalde görüþürüz, hepimizin uzun vadede planý
ayný...
BÝTTÝ

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful