EDİ İLE BÜDÜ Bir varmış bir yokmuş bir erkek varmış adı Ediymiş, edinin bir karısı

varmış

onunda adı Büdüymüş günlerden bir gün edi büdüye bakarak büdü ,Büdü; ne var edi? Edi; canım kızımızı görmek istiyor, kalk gidip uğrayalım ona uzun zaman oldu ki görmedik Büdü; tamam ama yön bilmeyiz iz bilmeyiz nereye gidelim? Eli boşta gidilmez. Edi; tamam kalkıp hamur yapalım sabah erken den uyanıp gideriz. O gece Kışın en uzun gecesiydi çok soğuktu ve hava mehtaplı idi . Edi; saygıyla Allahın fırını bize yeter gerisi önemsiz, boşuna tandıra ateş koymayalım. Hamurları topak topak yapıp caddenin mehtaba bakan duvarına yapıştırdılar ve uyumaya gittiler. Sabah olunca uyanıp duvara koydukları hamuru çıkardılar ve heybelerine koydular. Hamurlar soğuktan taş gibi katılaşmışlardı. Tandıra kelle paça koymuşlardı onu da tencerenin içine koydular. Bir kese parayı da kimse çalmasın diye sağlam bir yere koydular daha sonra evden çıkıp kapıyı kilitlediler, kilidi kimse bulmasın diye bir taşın altına gizleyip yola düştüler. Yolda derviş babayla karşılaştılar Edi ile büdü; derviş baba Derviş baba; ne var Büdü ile Edi; biz kızımızın evine gidiyoruz. Evin anahtarını kapı girişindeki taşın altına koyduk, tandırın içinde kelle paça var ve para kesesini de filan yere koyduk. Sen sakın gidip evimize giripte kelle paçayı yeme, sakın şeytana uyup ta filan yerde sakladığımız para kesesini alma. Tamam mı? Baba derviş; benim işim kârım var çocuk olmayın sizin paranız ve kelle paçanızla ne işim olur benim? Kaybolun gözüm görmesin sizi. Ne acayip insanlara çattım. Edi ile büdü günülerli rahat bir şekilde derviş babanın yanından ayrılıp yola düştüler. Onların

uzaklaştığını gören derviş baba aceleyle kendini eve attı kapıyı açıp içeri girdi ,İlk önce kelle paçayı yedi boş tencerenin içine pisledi daha sonra edi ile büdünün sakladıkları para kesesini bulup cebine boşalttı yanında bulunan ibriğide kırıp etrafa pisleyerek dışarı çıktı. Büdü ile Edi kızlarının yaşadıkları şehre ulaştıkları zaman kızlarına haber vermesi için bir haberci gönderdiler. Damatları çevresi geniş saygın bir tüccar idi, şehre geldiklerini duyan kızlarının gönlüne korku düştü işin kötüsü anne ve babasının eski püskü elbiselerle gelip yüzünü kara çıkarsın. Anne ve babasının kendisini kötü duruma düşürebileceğini düşünerek evin hizmetçisini onlara yeni elbise götürmesi için anne ve babasının yanına gönderdi. Hizmetçi onları yolun başında karşıladı. Onların kızları için getirdikleri hediyeyi ellerinden alarak attı ve onları önüne katarak eve doğru yola çıktı. Ama büdü hamur topaklarından birini hizmetçi görmeden alıp koltuk altına gizleyerek yola düştü. Eve ulaşıp selam verip oturdular. Damatları gelene kadar havadan sudan sohbet ettiler. geldi edi Akşam olunca damatları eve

büyük bir çabuklukla koltuğunun altına gizlediği hamur topağını çıkarıp damadına dönerek; Annesinin bir tanesi bu bir tane hamur topağını senin için getirdim. Çok fazla pişirmiştim ama yolda hırsızlar karşımıza çıkıp hepsini çaldılar ama bu bir taneyi kurtarabildim. Kız annesinin daha fazla konuşmasına fırsat vermeden hamur topağını elinden alıp dışarıda bekleyen köpeğin önüne attı. Akşam yemeğini yedikten sonra uyudular. Kızları, evin uşaklarına anne ve babasının yataklarını baharatların olduğu ambara sermesini söyledikten sonra yatmaya gitti. uyuyamadılar. Baharatların güzel kokularından

Büdü ediye dönerek edi; Büdü; ne olduğunu biliyor musun sen? Edi; ne olmuş bakalım?

Edi; söyle canım

Büdü; annesi kurban olsun benim bahtsız kızım bu odadaki kötü kokulu şeyler yüzünden kızımız tuvalete gidemiyor kalk bunları götürüp ırmağa atalım kızımız rahatlasın. Tüm güzel kokulu baharatları toplayıp ırmağa attılar daha sonra gelip rahat uyuyabildiler. Sabah olunca uyanıp evde yaşayan diğer insanların yanına gelerek kahvaltı yaptılar. Büdü kızını görünce; annesini kuzusu meğer bu insafsız adamın evinde gece gündüz çalışıyorsun bir tuvalete gidecek kadar bile sana zaman vermiyor. Gece boyunca o kötü kokulu şeylerin hepsini ırmağa döktük, kocasının ne belaya düştüğünü anlamasın diye kızı büdünün ağzını hemen kapattı. Kocası anlamasın diye Hemen hizmetçilerine para verip aynı baharatlardan aldırıp odayı tekrar doldurdu.

Kızları, ertesi akşam hizmetçilerine anne ve babasının yataklarını aynalı odaya sermelerini söyledi ve uyumaya gitti. Büdü ile Edinün gözlerini bir türlü uyku tutmadı tekrar gece yarısı uyandılar. Sağa sola göz attılar ve karşılarında kendilerine saldıracakmış gibi bakan kadınları ve erkekleri gördüler. Büdü; can edi Edi; buyur canım Büdü; ne olduğunu biliyor musun sen? Edi; ne olmuş bakalım? Büdü; annesi ölsün, görmüyor musun benim bahtsız kızımın ne kadar düşmanı var. Kalk hepsini öldürelim ki kızımız rahat bir nefes alsın. Ellerine iri bir değnek alıp odada bulunan bütün camları kırdılar ve kimsenin artık kendilerine bakmadıklarını gördüler.

Büdü; bak edi hepsi öldü artık kimse bakmıyor bize. Sabah mutlu ve huzurlu bir şekilde uyandılar. Büdü Sabah olunca kahvaltı yapmaya gelen kızlarına dönerek; benim bahtsız kızım ne kadar düşmanın varmış senin ve bize haber vermemişsin sen canını sıkma biz sabaha kadar hepsini öldürdük. Kızları aynalı odaya bakınca anne ve babasının ne kötü bir iş işlediğini anladı ve hemen hizmetçilerini çağırarak çabucak odayı kimse anlamadan eski haline getirmelerini söyledi. O günüde akşam ettiler uykudan önce kız hizmetçilerini çağırarak anne ve babasının yatağını kazların kümesine sermesini isteyip uyumaya gitti. Gecenin bir vakti kazlar bağrışmaya başladılar. Edi ile büdü uykuları kaçıp uyandılar. Büdü; edi Edi; söyle canım Büdü; ne olduğunu biliyor musun sen? Edi; ne olmuş bakalım? Büdü; annesi ölsün benim bahtsız kızım, o kadar iş başına yığılmış ki bu yoğunlukta kazların bitlerini bile temizleyemez hale gelmiş. Kalk gidip suyu ısıtıp getirelim ve kazları yıkayalım ki bitlerinden temizlensinler. Gidip bir kazan buldular kazanı suyla doldurup kaynattılar ve kazları teker teker kaynar suyun içine sokup çıkardılar. Bitlerini temizleyip duvarın önüne dizdiler. Kendinden emin bir şekilde gönül rahatlığı ile uyudular. Büdü ediye dönerek; görüyor musun edi hayvanlar ne kadar mutlu ve sessiz bir şekilde uyuyorlar. Sabah mutlu ve huzurlu bir şekilde uyandılar. Büdü Sabah olunca kahvaltı yapmaya gelen kızlarına dönüp; annen sana kurban olsun bu kötü yerde ne kadar ölesiye çalışıyorsun sen

Kazların bitlerini bile temizleyecek vaktin yok senin. Gece su kaynayıp bitleri gidene kadar hepsini yıkadık. Kızları ellerini başının arasına koyarak “Allah benim canımı alsa da kurtulsam sizden meğer siz bilmiyor musunuz kazlar geceleri bağrışırlar”? Tekrar evin hizmetçilerini çağırdı ki daha kocası olayı anlamadan ölen kazların yerine yeni kazlar alıp kümese koymalarını istedi. Dördüncü gece edi ile büdünün yataklarını gaz yağı odasına serdirdi. Gaz yağlarını testi ve tenekelere doldurarak duvara boylu boyunca dizmişlerdi. Büdü testilere göz atarak; edi Edi; söyle canım Büdü; benim bahtsız kızım bizim banyo yapacağımızı düşünmüş testileri suyla doldurmuş Kalk şu testileri ısıtıp yıkanalım. Kalkıp testileri ısıttılar ve başlarından aşağı dökerek kendilerini gaz yağına buladılar. Başları, yüzleri ve vücutlarının tamamı gaz yağına bulandı tıpkı siyah bir köpeğe döndüler. Sabah kahvaltı yapmaya geldiler kızları onların bu görüntüsünü görünce korktu Büdü kızına dönerek; kurbanın olayım nerden anladın banyo vaktimizin geldiğini ve testileri suyla doldurup ambara koydurdun benim canım kızım. Sen ne kadar latif ve misafirperversin. Kızları; Allah benim canımı alsa da kurtulsam sizden testilerin içi dolu gazyağı idi! Hizmetçilerine dönerek çabuk bunları hamama götürüp bir temiz yıkayıp geri getirin. Dedi Hamamdan geldiklerinden sonra kızları onları eve sokmadı. Onlara bir testi pekmez, birkaç metre kumaş ve bir at verip onlara artık geri dönmemek üzere evlerine yolladı. Edi ile büdü hediyeleri alıp yola koyuldular. Hava o kadar soğuktu ki yere tükürsen donuyordu. Soğuğun az olduğu yere kadar yolda hiç durmadılar.

Büdü yere bakarak acıdı edi ye dönerek edi Edi; buyur canım Büdü; zavallı zemini görüyor musun ayakları çatlamış pekmezi üstüne sürmek istiyorum. Birlikte pekmezi yerin çatlak kısımlarına dökerek yollarına devam ettiler. Çok geçmeden Dikenlerin olduğu bir araziye ulaştılar rüzgâr dikenleri sağa sola savuruyordu. Büdü dikenlere bakarak acıdı ve ediye dönerek edi. Edi; buyur canım, Büdü; zavallı dikenleri görüyor musun rüzgâr ve soğuktan ne hale gelmişler. Şu elimizdeki kumaşla onları saralım ki rüzgârdan ve soğuktan korunsunlar. Kumaşı dikenlere sararak tekrar yola koyuldular. Bir müddet gittikten sonra yolda topallayan bir kargaya rastladılar. Kargayı gören büdü onun bu haline acıdı ediye dönerek edi. Edi; buyur canım, Büdü, şu topal kargayı görüyor musun? Şimdi yavruları evlerinde oturmuş söylüyorlar. “ annemiz nerde kaldı açlıktan öldük” Edi; biz ne yapalım o zaman Büdü; fazla bir şey değil atı verelim ona evine çabuk gitsin. Atı kargaya bırakıp tekrar yola koyuldular. Biraz yol almışlardı ki yolda derviş babayla karşılaştılar ona dönerek “derviş baba”. Derviş baba; evet Sakın eve gidip kelle paçayı yemeyesin sen. Derviş baba; hayır gitmedim benim işim zaten başımdan aşkın bir de sizin eve mi gideceğim. Edile büdü; derviş baba Derviş baba; evet Edile büdü; sakın para kesesini boşaltıp içine kum doldurmayasın. Derviş baba sinirlenerek;

kaybolun gözüm görmesin sizi ne kadar acayip insanlarsınız. Büdüle Edi mutlu bir şekilde; derviş baba

Derviş baba; ölümünüzü mü istiyorsunuz siz Edi ile büdü; sakın gidip kumaşı dikenlerin üstünden ve kargadan da atı almayasın sen! Derviş baba sinirlenerek “mezarınızı mı” sizi. kaybettiniz siz. Kaybolun gözün görmesin

Edi ile büdü evlerine ulaştıkları zaman yemek yemek için tencereyi çıkardılar ki kelle paçadan eser yoktu derviş babanın tencerenin içine pislediğini gördüler. Para kesesinin sakladıkları yerden çıkardılar ve içinin taş parçacıkları ile dolu olduğunu gördüler ve ellerini başlarının arasına alıp kara kara düşünmeye başladılar

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful