You are on page 1of 8

Belge başlığı

Kronik obstrüktif akciğer hastalığında oküler arteryel akımı değişiklikleri ve Renkli Doppler değerlendirilmesi
Auteur (s) / Yazar (lar)
Tülay ÖZER (1); ALTIN Remzi (2); HAYRİ UGURBAS Suat (3); ÖZER Yetkin (4); MAHMUTYAZICIOGLU Kamran (1); KART Levent (2);
(1)
Department of Radiology, Karaelmas Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Tıp Fakültesi, Radyoloji AD, 67600-Kozlu, Zonguldak, Turkey ile
(2)
Department of Pulmonary Medicine, Karaelmas Üniversitesi, Tıp, Kozlu, Zonguldak, Turkey of
(3)
Göz Hastalıkları Anabilim Dalı, Karaelmas Üniversitesi, Tıp, Kozlu, Zonguldak, Turkey of
(4)
Bölümü Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Karaelmas Üniversitesi, Tıp, Kozlu, Zonguldak, Radyoloji Avrupa dergi ISSN 0720-048X
CODEN EJRADR
Kaynak / Kaynak
Elsevier, Shannon, Irlande (1981) (Tr)

Kronik obstrüktif akciğer hastalığında oküler arteryel akımı değişiklikleri


ve Renkli Doppler değerlendirilmesi

Giriş
Amaç :
Kronik obstrüktif akciğer hastalığında ekstraoküler damarların akım değişiklikleri ve
Renkli Doppler tekniği ile değerlendirilmesi ve sonuçların sağlıklı olan kontrol grubu ile
karşılaştırılması.
Method : Çalışmaya KOAH lı 45 hasta ve sağlıklı 17 kişi dahil edildi.KOAH lı hastalar
Ulusal KOAH kriterlerine göre değerlendirilerek seçildi (GOLD).15 hasta 1.evre KOAH
(hafif hava akımı kısıtlılığı) seviyesindeyken,stage II (riskli hava yolu kısıtlılığı(kötüleşme))
ve stage III (ciddi hava yolu kısıtlılığı(şiddetli) ) dahilinde bulunan hastalar Grup I,II ve III
olarak sırasıyla sınıflandırıldı.
. Tüm hastalarda End tidal karbon dioksit (EtCO 2), periferik oksijen saturasyonu (SPO 2),
nabız (PR) ve solunum oranı (RR) capnograph/ nabız oksimetresi kullanılarak
ölçüldü.Ölçümler rastgele seçilen bir çalışan tarafından yapıldı. . Oftalmik arterde
(OA),sentral retinal arterde (CRA),lateral kısa posterior silier arterde ve medial kısa posterior
siliar arterde(MPCA) ;Pik sistolik hızı (PSV), diyastol sonu hızı (EDV) ve direnç indeksi
(RI), CDU (renkli doppler ultrasonografi ) tekniği aracılığıyla ölçüldü.

Sonuçlar:

Oküler arterin PSV (Pik sistolik hız) ölçümleri grup II ve III de kontrol grubu ile
karşılaştırıldığında kayda değer bir şekilde yüksek bulundu.(p <0,01 p<0,001). Okuler arterin
ve CRA (sentral retinal arter )RI (direnç indeksi) değerleri ,Grup II ve III de kontrol grubu ile
kıyaslandığında elbette daha yüksek oranlardaydı (p<0,05).LPCA (lateral post.siliar arter) ve
MPCA (median posteriar silier arter ) in RI (direnç indeksi) ,GRUP II de, kontrol
grubundakilere oranla belirgin olarak yüksekti.(p<0,05).MPCA ve LPCA nın RI değerleri ise
Grup III de ,II. Gruba oranla daha düşüktü(p<0,05).I. grup ve kontrol grubu arasında ise PSV
değerleri açısından belirgin bir fark bulunmamaktaydı.Tüm arterlerin EDV (end diyastolik
volüm) ve RI değerlerindeki istatistiksel olarak kabul görmüş end tidal CO2 korelasyonunda
olduğu gibi , oküler arterdeki EDV ve PSV değerlerinde de bir bağıntı mevcuttu. (PSV r
=0,53 p<0,01 ve EDV r = 0,51 ve p<0,01). Ayrıca OA incelemelerinde periferik oksijen
saturasyonu ve RI arasında da göze çarpan bir korelasyon elde ettik.

Tartışma
Bizler bu çalışmada ,özellikle oftalmik arterde bozulan retrobulbar hemodinaminin
KOAH ile ilişkili olduğuna kara verdik.Dahası, sentral retinal ve posterior siliyer arterdeki
artmış direncin sağlıklı kişilerle karşılaştırıldığında etkilenmil olduğunu bulduk.
Kronik obstiktif akciğer hastalığı, havayollarının ,akciğer parankiminin ,pulmoner
damar yatağının kronik inflamasyonu ile karakterize bir hastalıkltır. Hastalığın patogenezi ve
klinik belirtileri yalnızca pulmoner arter inflamasyonu ile sınırlı değil, ayrıca biyokimyasal
değişiklikler ve organ fonksiyonları ile de ilişkilidir.Sistemik etkileri Oksidatif stresten ,
değişik inflamatuvar mediatörlerinin salınımından akuz faz proteinlerine kadar geniş bir
yelpazeyi barındırır.Dahası önceki çalışmalarda plazma ve idrarda artmış endotelin-1
konsantrasyonları gösterilmiş olup,bu mediatör ; bir vazokonstriktör olarak bilinir ve sistemik
vasküler etkilere neden olabilir.KOAH hastalarındaki esas patoloji pulmoner vasküler
yataklardadır şeklinde tanımlanmış olsa da , bizler bu hastalarda okuler sirkülasyonun da
etkilenebileceğini kabul ediyoruz.

Sağlıklı kişilerde oksijen ve karbondioksitin farklı miktarlarının retinal kan akımı


üzerindeki çeşitli etkileri gösterilmiştir. Bununla birlikte KOAH hastalarında kronik hipoksi
ve hiperkapninin oküler arter üzerindeki etkilerini ele alan fazla sayıda çalışma
bulunmamaktadır.Bildiğimz kadarıyla da KOAH hastalarında oküler dolaşım üzerine yapılmış
bir Doppler USG çalışması bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı okuler vasküler yatakta
akım hızını ölçmek ve farklı evrelerdeki KOAH lı hastaların doppler sonuçlarını sağlıklı olan
kontrol grubu ile karşılaştırmaktır.

Denekler ve Methodlar

Bu çalışmanın protokolü kendi etik komitemiz tarafından uygun bulunmuştur. Katılımcıların


yazılı izinleri bulunmaktadır.45 KOAH hastası ve 17 sağlıklı ve yaş ve cinsiyet olarak birbiri
ile uyumlu şahısların bilgileri çalışma etiği dahilinde korunmuştur.

Pulmunolojistler dışındaki çalışmaya katılan tüm hekimler, hastaların sınıf dağılımdan


habersizdi.FVC (zorlu vital kapasite) ,FEV1(ilk saniyedeki zorlu ekspratuvar volum) ve
FEV1/FVC oranlarını elde edebilmek amacıyla solunum fonksiyon testleri
uygulandı.FEV1/FVC nin <%70 olduğu durumlarda kronik hava yolu obstriksiyonu vardır
şeklinde tanımlama yapıldı.ULUSAL KRONİK AKCİĞER HASTALIKLARINA KARŞI
KÜRESEL GİRİŞİM (GOLD) ışığında : evre I KOAH (hafif hava yolu kısıtlılığı:FEV1/FVC
<%70 ve FEV1<%80) ,evre II KOAH orta hava yolu kısıtlılığı (FEV1/FVC <%70,%50 ve
FEV1 <% 80 tahmini değer) ,evre III KOAH ağır hava yolu kısıtlılığı (FEV1/FVC<%80,30
FEV1 <%50.) ya da evre IV KOAH FEV1/FVC <%70 FEV1<%30 şiddetli hava yolu
kısıtlılığı olarak tanımlanmıştır.Evre I,II,III ten her grupta 15 er hastamız vardı ve grup IVün
sorunla multiple kaynaklı olduğu için ve çalışmanın gidişatını değiştirebileceği için çalışmaya
dahil edilmedi.

Kayıtları yapılmadan önce tüm adaylar altta yatan herhangi başka bir sistemik hastalık
olup olmama riskine karşın ,teker teker kan basıncı ölçümüne, kan kimyası profiline , ve
nörolojik muayeneye tabii tutuldular. Brakial arterden yapılan kan basıncı ölçümü tüm
değerlendiriciler için doppler uygulamasından hemen önce yapıldı.150 mmHg nın altı
İstirahat sistolik basıncı ve 90 mmHg nın altı diyastolik basıncı normotansif olarak
nitelendirdik.görme keskinliğini,anterior segment ve fundus muayenesini intraoküler basınç
ölçümünü kapsayan rutin oftalmolojik muayene de yapıldı.kan akımını etkileyecek ;polisitemi
,temporal arteritis,diyabet ,sistemik vasküler hastalıkları olanlar,oral olarak kalsiyum kanal
blokörleri,ace inhibitörleri gibi anti hipertansif ilaç kullananlar ve 2 diyopterden büyük
astigmatı olanlar ve intra oküler basınc (IOP) > 21 mm Hg olanlar çalışmaya dahil
edilmedi.Ayrıca CDU da yanıltıcı olabilecek lens ya da vitröz opasite gösterenler de
çalışmaya alınmadı.
Yaşları birbirine yakın 17 sağlıklı birey kontrol grubu olarak seçildi.Bu katılımcıların
daha önce oftalmik bir patolojilerinin olmamasına, intra okluler basıncın 21 mm Hg ve altında
olmasına ve ayrıca normal bir optik disklerinin olmasına özellikle dikkat edildi.hastalardan
hiçbirinin ya da kontrol grubundakilerin ,sol kalp yetmezliği, arterial hipertansiyon ya da
diabetes mellitus gibi sistemik hastalık öyküsü yoktu.çalışmada sigarayı bırakalı bir sene ve
daha uzun zaman olmuş kişilerle hiç içmeyenler tercih edilirken,sigaranın çalışma üzerindeki
etkilerini minimize etmek amacıyla sigara içenler çalışmanın dışında tutuldu.katılımcılar,
CDU (renkli doppler ) incelemesinden en az 24 saat önce kafein ve benzeri vazokonstriktif
bileşenlerden uzak durmaları konusunda bilgilendirildi. Denekler daha önce B2 agonistler
olan salbutamol,salmaterol,formoterol den ve metilksantinlerden en az bir ya da bir kaçını
daha önce kullanmışlardı.

Renkli doppler incelemesinden önce end tidal karbondioksit,periferal oksijen


saturasyonu,nabız ve respiratuvar değerleri 15 dakikalık istirahat testi ile ve kapnograf/nabız
oksimetre si aracılıgıyla ölçüldü.Kolor doppler değerlendirmeleri 5-12 MHzlık linner bir
transduser bağlı bir ATL HDI 5000 sonografik (bothell,WA,USA) cihaz aracılıgı ile
ölculdu.ultrason jeli gözkapaklarının dış yüzeyine sürüldü.sadece tek gözde ölçüm
yapıldığında ölçüm sırasında göze herhangi bir basınç uygulanmadı.renkli doppler
incelemesinin başlangıcında gözün anatomik yapısı ve kan damarları tanımlandı.muayene
Retrobulbar damarların bulunmasına yönlendirici olan optik sinirin lokalizasyon tespiti ile
başladı.transdusere doğru olan akım kırmızı , ve transduserden uzaklasan akım ise mavi
olarak kodlandı.her denekte oftalmik arteri,sentral retinal arteri ve posterior siliar arteri de
kapsayan tüm retrobulbar damarlar incelendi.oftalmik arter göz küresinin yaklaşık olarak 20
mm arkasında optik sinirin yukarısına ya da aşağısına uzanır şeklinde tespit edildi.devamında
damarlar nazal orbitada optik sinirin hafif üst tarafında horizontal bir hat çiziyorlardı.oftalmik
arter değerlendirilirken , sol oftalmik arter değerlendirmesi açısından katılımcılara sola
bakmaları söylendi,daha sonra aynı işlem sağ tarafa tekrarlandı.bu bölgede sentral retinal arter
optik sinirin retrolaminar kısmının yaklaşık olarak 10 mm yakınlarında düz bir rota çizdiği
pratik olarak kolayca saptandı.göz küresinin yaklaşık olarak 10-20mm arkasında medial ve
lateral kısa posterior siliar arter hattı başlamakta olup,retrobulbar bölgede optik siniri sararak
dallara ayrılmaktaydı.ortalama değer 1 mm olrak kabul edildi.açı düzelme kürsörü akıma
direk olarak paralel olmakla beraber, daima 60 dereceden düşüktü.Pik sistolik hız ,end
diyastolik hız ve direnç indeksi tüm arterlerde ölçüldü.

Gruplar arasında kan akım hızları arasındaki farklılıklar, teker teker varyasyon
analizine tabi tutuldu. Kayda değer bir sonuç elde edildiğinde çoklu karşılaştırma yapabilmek
amacıyla veriler bonferroni düzenlemesinden geçirildi.istatistiksel farklılık değeri p<0,05 in
altında idi.

Sonuçlar
Totalde 45 KOAH lı ve 17 sağlıklı hastayı inceledik. Tüm hastalar ve kontrol grubu üyeleri
erkekti: ve ortalama standart sapma değeri ile grup I yaş ortalaması 55,3± 11,6 ;Grup II 59,2 ±
8,2 ve Grup III ortalaması 59,0 ± 13 olmakla beraber kontrol grubunun yaş ortalaması
yaklaşık olarak 56,8± 7,9 dur.ortalama nabız ve solunum hızı kontrol ve çalışma grupları
arasında önemli farklılıklar göstermedi.etCO2 değerleri karşılaştırıldığında ortalama değerler
Grup II ve III KOAH lı hastalarda kontrol vakalarına göre göze çarpar biçimde daha
yüksekti(p<0,05 ve p<0,001). Katılımcıların kapnografik ve nabız oksimetrik vital bulguları
tablo 1de özetlenmiştir.Tüm arterlerdeki PSV ,EDV ölçüm değerleri Grup I de kontrol grubu
kıyaslandığında belirgin bir farklılık görülmedi.(p>0,05) OA (oftalmik arter) deki PSV Grup
II ve Grup IIIde,kontrol grubuna nazaran daha yüksekti(p<0,01_ p<0,001
sırasıyla).CRA,LPCA ve MPCA daki PSV değerleri ise Gup II ve III de kontrol grubuna göre
çok az yüksekti,fakat farklıklık istatistiksel olarak belirgin değildi.OA,CRA.LPCA ve MPCA
daki EDV değerlerinde çalışma ve kontrol grupları arasında belirgin bir farklılık yoktu. Tüm
arterlerdeki RI (direnç insidansı ) değerlerinde Grup I ve kontrol grubu arasında ciddi bir
farklılık yokken, OA ve CRA daki Grup II ve III değerleri ise kontrol grubuna göre daha
yüksekti.(p<0,05).Grup II deki MPCA,LPCA RI değerleri kontrol grubundaki değerlerden
belirgin olarak daha yüksek olduğu bulundu.(p<0,05).LPCA ve MPCA daki RI değerleri de
Grup III ve kontrol grubu arasında kıyaslanabilir durumdaydı.Bununla birlikte , LPCA ve
MPCA RI değerleri , Grup III KOAH hastalarında Grup II ye göre belirgin olarak daha
düşüktü(p<0,05).Arterial kan akım hızının Doppler ultrasonografik ölçümlerinin
karşılaştırılmalı özeti Tablo 2 de özetlenmiştir.KOAH hastalarındaki OA ve CRA zaman /hız
dalga grafiği şekil 1 ve 2 de sırasıyla görülmektedir.Kapnografik değerleri ve Doppler
parametreleri arasındaki korelasyonu araştırdık. İstatistiksel olarak belirgin olan korelasyonlar
PSV (r=0,53,p<0,01) ile et CO2 ve OA daki EDV (r=0,51 ve p<0,01) için tespit edildi .OA da
RI ile SpO2 için istatistiksel olarak önemli korelasyonlar bulundu (r = -0,34 p< 0,05).

Tartışma

Mevcut çalışmada bizler KOAH lı hastalarda normal kişilerle karşılaştırıldığında


gözdeki anormal retrobulbar bozuklukları değerlendirdik.Koah hastalarının çoğunda oftalmik
arterdeki pik sistolik akım ve direnç insidans değerleri daha yüksekti. Diğer yandan şiddetli
KOAHta,kontrol grubuna kıyasla oftalmik arterlerde istatistiksel olarak belirgin bir özellik
taşımasa bile , artmış kan akım hızına bir eğilim olduğu da söylenebilir.

KOAH taki hava kısıtlılığı tamamen geri döndürülebilir bir durum değildir.Hava
kısıtlılığı progresyonu genelde ilerleyicidir ve akciğerlerin anormal inflamatuvar yanıtıyla
yakından ilişkilidir. İlerlemiş KOAH vakalarında periferal hava yolu obstiksiyonu,parankimal
destrüksiyon ve pulmoner vasküler anormallikler önce sistemik hioksiye ve ardondan
hiperkapniye neden olarak akciğerlerin gaz değişim kapasitesini azaltır.Bundan dolayı relatif
oksijen açığının metabolik talebi karşılamak için kan akım hızını artırarak kompansatuvar
sistemi provoke ettiği akla oldukça yatkın bir durumdur.KOAHlı hastalarımızdaki artmış PSV
değerlerinin nedeni muhtemelen bu düzenleyici mekanizmadır.Bununla birlikte oftalmik
arterdeki artmış PSV değerlerinin, retinal ve posterior silier arterde artmadığını gözlemledik.
retinal ve posterior silier arterde değişmeyen PSV değerlerinin muhtemel nedeni oftalmik
arterin terminal organla (retina ve koroid) direk ilişkili olmasından kaynaklanmaktadır.Dahası
retinal sirkülasyon otonomik innervasyondan bağımsız olduğu için ,lokal faktörler otonomik
regülasyonda etkilidir.retinal endotelial hücrelerden salınan local mediatörlerin ve çevre
dokunun retinal sirkülasyonun düzenlenmesinde önemli rolleri bulunmaktadır.Bu etkili
otoregülasyon ; retinayı,sistemik dolaşımdaki değişikliklerden kaynaklanan kan akım hızı
varyasyonlarından korur.Geeraters sevofluranenın oftalmik arter ve central retinal arter
üzerindeki etkilerini Doppler USG ile değerlendirmiştir.Artan sevoflurane konsantrasyonunun
oftalmik arter kan akımında azalmaya ,ve buna karşın retinal sentral arterde ya da middle
serebral arterde aynı etkiyi göstermediğine dikkat çekmişlerdir.Bu bulguları ise ,bu arterlerin
otoregülasyon mekanizmasındaki farklılıklardan kaynaklandığını öne sürmüşlerdir.Optik
sinirin kan ihtiyacının kabul gören mekanizması posterior silier arterden beslendiği
yönündedir. Retina ise kendi kan ihtiyacını sentral retinal arterden ve posterior silier arterden
karşılar.bundan dolayı posterior silier arterin ve sentral silier arterin Renkli Doppler ile kan
akım hızı ölçümleri ,optik sinir başının ve retinanın kanlanmasını belirleme hususunda iyi bir
indikatördür.Çalışmalarımızın KOAH hastalarındaki retina ve optik sinir kan akımına
herhangi bir zararı bulunmamaktadır.bununla beraber kan akım hızı ölçümü zaten kan akım
volümü ile direkt olarak korele değildir.Kan akım volümü ,eğer damar çapı biliniyorsa ,kan
akım hızının cross-sectional alanı ile çarpılarak bulunabilir.bu çalışmamızda oküler
arterlerdeki kan akım volümünü ölçmedik çünkü damarların çapları cross-sectional damar
alanını ölçemeyecek kadar küçüktü.

Bu çalışmada KOAH hastalarının orbital arterlerinin çoğunda,kontrol gurbuna oranla


direnç insidanslarının artmış olduğunu bulduk.Vasküler endotelial hasar Endotelin 1 salınımı
için önemli bir stimulustur ve sıklıkla akciğer hastalıklarıyla seyreden pulmoner yataktaki
artmış vazokonstriksiyona katkıda bulunur.Artmış plazmadaki düzeyleri ET1 olarak gösterilir
ve KOAH hastalarında kontrol grubu ile karşılaştırıldığında 24 saatlik idrarda
artmıştır.KOAH lı hastalarda ayrıca nokturnal oksihemoglobin desaturasyonu süresince de
ET-1 değerleri artmaktadır.Polaka göre doza bağımlı olarak ortaya çıkan vazokonstriktör etki
retinanın mikro damarları ile olur.Plazma seviyesindeki artmış kritik ET-1 değerinin,KOAH lı
hastalarda okuler arter rezistansındaki artışa bağımlı olarak vazospazma yol açmaktadır
şeklinde bir görüş vardır. Biz bu çalışmada KOAH lı hastaların belki de oküler arter
direncindeki artışa bağımlı olarak RI değerlerinin oldukça artmış olduğunu gördük.PSV ve
EDV nin her ikisi de Doppler açısına bağımlıdır.Direnç indeksi ise doppler açısından
bağımsız bir parametredir ve ölçüm yerinin periferindeki vasküler rezistansa
bağımlıdır.bununla birlikte sentral retinal ve posterior silier arterden RI ölçümü, retinal micro
damarların (kılcallardaki) vasküler rezistansındaki artışı her zaman göstermek için yeterli
değildir.

Diğer yandan Grup III de PCA nin RI değerlerini II’ye oranla daha düşük olarak tespit
ettik. Hayvan çalışmalarında, altta yatan herhangi bir oküler patoloji bulunmaksızın
hipoksinin retinada anjiogeneze yol açtığı gösterilmiştir.Bu vasküler remodellenme retinayı
hiposiden kurtarmak için meydana gelmiş bir mekanizma olabilir.Bununla beraber insanlarda
kronik sistemik hipoksi durumlarında retina vaskülaritesinin adaptif cevapları hakkında
bilinen şeyler kısıtlıdır.Arterial oksijen içeriğindeki akut bir azalışın ya da parsiyel arterial
karbondioksit miktarındaki ani bir artışın,retinal ve koroidal damarlarda dilatasyona yol
açarak kan akımının artmasına neden olduğu gösterilmiştir.Ayrıca iyi bilinen bir konu da
koroidal kan akım hızı pCO2 ile kuvvetle ilişkili olup,O2 deki değişikliklerden daha az
oranda etkilenmektedir.Karbondioksitin vazodilatör etkisi primer olarak periferal arterial
vasküler yatak ve küçük damarlar için değerlendirildiğinde sınırlı bir etki gücüne
sahiptir.PCA lar, OA den ve CRA lardan daha küçük damarlardır.Bundan dolayı bu arterlerin
pCO2 ye daha duyarlı oldukları söylenebilir.Şiddetli KOAHı olan hastalarımızdaki
vazospazmı azaltma mekanizması ;artmış parsiyel karbondioksit düzeyinin vazodilatör
etkisiyle açıklanabilir.

KOAH taki hasarlı (harap) akciğer fonksiyonundan; kolinerjik vagal


bronkokonstriksiyon tonusu ve azalmış elastik yapılarla kombine olarak; havayollarındaki
yapısal daralma sorumludur.beta 2 agonistler ,antikolinerjikler , ve metilksantinler gibi
bronkodilatörler, KOAH lı hastalarda hava yollarındaki düz kas relaksasyonunu sağlayarak
hava akımında artışa neden olmaktadır .(solunumu kolaylaştırmaktadır.). Antikolinerjik
bronkodilatörler (örnk ; tiotropium) düz kas hücrelerindeki M 3 muskarinik reseptörlerine
etkiyen asetilkolin antagonizması ile havayolundaki düz kas hücrelerini gevşetirken ,beta 2
agonistler siklik adenozin monofosfat artışı ile beta 2 reseptörlerini stümüle ederek
bronkodilatasyonu indükler(ayrıca bu oral metilksantinler gibi fosfodiesteraz inhibitörleri
aracılığıyla da olur.) Tremor ve taşikardi beta 2 agonist kullanımındaki yan etkiler olup doz
aşımında meydana gelebilen problemlerdir. İlaç üreticileri tiotropium kullanımında ,özellikle
benign prostat hiperplazisi ya da glukom gibi rahatsızlığı olup ,antikolinerjik ajan kullanan
hastaların, durumu daha da şiddetlendirme ihtimali açısından dikkatli olmaları gerektiğini
salık vermektedirler.Glokom lu hastalarda antikolinerjik bir ajan iridokorneal görüş açısının
kapanmasına yol açabilir.Bununla birlikte literatürde beta 2 agonistlerin, antikolinerjikler ya
da metilxantinler gibi gözdeki kan akımı üzerinde etkileri olduğunu kanıtlayan bir çalışma
henüz bulunmamaktadır.

Tüm bu bilgilerimizin ışığında KOAH hastalarındaki retrobulbar hemodinami


Renkli doppler aracılığı ile değerlendirilmiştir. Evre II ve III deki KOAH hastalarında
Oftalmik arterin RI ve PSV değerlerinde kayda değer bir artış söz konusudur. CRA nın
,LPCA nın ve MPCA nın RI artışı KOAH hastalarında periferal küçük göz arterlerindeki (göz
kılcalları) vazospazmın bir yansıması olarak ortaya çıkmaktadır.Bu durum KOAH
etyolojisinde yatan vasküler mediatörlerin salınımının etkilerinin bir sonucu olabilir.

Przc