You are on page 1of 78

3.

Adam Anlatıyor
MİT CIA İlişkisi

Bu kitabın yayın hakları Analiz Basım Yayın Tasarım Uygulama Ltd. Şti.nindir.
Birinci Basım: 1991 İkinci Basım: Aralık 1996
Kapak: Mehmet Özalp
Teknik Hazırlık: Analiz Basım Yayın
Baskı: Yaylacık Matbaası
ISBN: 975-343-144-9
KAYNAK YAYINLARI: 94

ANALİZ BASIM YAYIN TASARIM UYGULAMA LTD. ŞTİ.


İstiklal Caddesi 184/4 80070 Beyoğlu-İstanbul
Tel ve Faks: (0212) 252 21 56 - 252 21 99
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ 7

I- MİT'İN ÜÇÜNCÜ ADAMI SAVAŞMAN'IN ANILARI


Jimmy'Ie Tanışmamız 11
ClA'yla Temas 16
Teşkilât-İsrail-İran Üçgeni 21
Teşkilât'ın Ordudan istihbarat Elde Etmesini Sağladım 25
Cunta'yla Karşı Karşıya 29
İşkence 33
Yakalanışım 36

II-SAVAŞMAN OLAYI (Mehmet Eymür'ün Anıları) 40


Fabrikatör 54

III-DOĞU PERlNÇEK'lN "EYMÜR'ÜN ANILARI”NA YANITI


Altı Karşılaşma 71
Savaşman, ClA-MlT işbirliğini Sergiledi 72
CÎA'nın "Our Boys"unun Hedefiydik . 73
ABD Tutmazsa İngiltere 74
O da Olmadı, Almanya 75
Olmadı. "FKÖ Casusu" 76
Hep ABD ile Özal'la Birlikte 77
Eymür'ün Doğruları 78
Hiram Bey'in Körfez Politikası 78
Eymür Niçin Piyasaya Sürülüyor? 79
ÖNSÖZ
Elinizdeki kitap üç bölümden oluşuyor, ilk bölümde, eski MİT istihbarat Başkan Yardımcısı
Sabahattin Savaşman'ın anılarını bulacaksınız, ikinci bölüm, eski MİTçi Mehmet Eymür'ün
anılarından aktarılıyor. Üçüncü bölüm de ise, Mehmet Eymür'ün yazdıkları konusunda Doğu
Perinçek tarafından yapılan açıklama yer alıyor.

Mehmet Eymür MİT Güvenlik Dairesi Başkanı'ydı. Adı son yıllarda "MİT Raporu" diye bilinen
skandalla birlikte ünlendi. Eymür, MİT bilgilerini Turgut Özal'ın siyasal hesaplarına uygun
biçimde düzenleyip bir rapor haline getirmişti. Özal raporu kullanarak siyasal rakiplerini
haklayacaktı. Hesap geri tepti. Şubat-Mart 1988 tarihlerinde 2000'e Doğru dergisi raporu ele
geçirip yayımladı. Kenan Evren, Turgut Özal başta olmak üzere MİT'in başındakilerin de taraf
olduğu uzun süreli hesaplaşmalar sonunda Raporcu Eymür ve Patronu Hiram Abas emekli
edilerek MlTten atıldılar. Hiram Abas, o zaman MİT'in Müsteşar Yardımcısı'ydı. Mehmet
Eymür, üç senelik bir suskunluktan sonra I991'de anılarını yazdı. Milliyet gazetesine 150
milyona sattı. Anıların geniş bir özeti Mayıs 1991'de Milliyet'te dizi olarak çıktı. Mehmet Eymür
anılarında Aydınlıkçıları, Türkiye işçi Köylü Partisi'ni (TİKP) ve Doğu Perinçek'i kendisine baş
düşman seçmişti.

Aydınlık gazetesi 1970'li yılların ikinci yansında devletin işkence örgütü Kontrgerillayı açığa
çıkardı, işkenceci Kontrgerilla şefleri, bütün suçları belgelerle kanıtlanmış olarak kamuoyuna
sunuldular. Hiram Abas ve Mehmet Eymür teşhir edilen işkenceciler arasında, önemli
isimlerdi. Eymür, anılarında, Aydınlıkçıları suçlarken sadece Raporu'nun açığa
çıkarılmasından duyduğu kini ortaya koymakla kalmıyordu. Yapabilirse Aydınlık gazetesi
zamanından kalma hesabı da görecekti.

7
Doğu Perinçek, Mehmet Eymür'ün anılarındaki suçlamalara geniş bir açıklamayla yanıt verdi.
Açıklama Milliyet'in 10, 11. 12 Haziran 1991 tarihli sayılarında özetlenerek yayımladı. 2000'e
Doğru, Eymür'ün anılarını henüz Milliyetle, çıkmaya başlamadan elde etmişti. Dergi konuyu
19 Mayıs 1991 tarihli 12. sayısında kapak yaptı. "Belgeleriyle CIA-Özal'ın Perinçek
operasyonu, Eymür'ün anılan provokasyon" başlıklı kapak haberinde dergi, Eymür'ün
Aydınlıkçılara yönelik suçlamalarının tamamını yayımladı; Eymür'ün amacını, anıların siyasal
konjonktür içindeki yerini gerçekler temelinde analiz etti.

Mehmet Eymür'ün anıları, devrimcileri hedef aldığı bölümleriyle bir psikolojik harekâtın
parçasıydı. 2000'e Doğru, güvenilir kaynaklardan aldığı bilgilere dayanarak 24 Aralık 1989'da
Doğu Perinçek'in psikolojik operasyon hedefi içine alındığını duyurmuştu. 1991 Mayıs ayında,
yani Eymür'ün anıları yayımlanırken daha garip gelişmeler yaşandı. Bir gizli el siyasal
partilere, basın organlarına Doğu Perinçek ile Abdullah Öcalan'ın Bekaa'da birlikte çekilmiş
resimlerini postalıyordu. Fotoğraflar gizli değildi ve benzerleri 2000'e Doğru'da çıkmıştı.
Yollayan merkez esrarengiz bir görüntü oluşturmayı amaçlıyordu. Fotoğraflara bir de sahte
mektup eklenmişti. Mektup, "PKK ile Dayanışma Politikasına Karşı Bir Grup Sosyalist Partili"
imzasını taşıyordu. 2000'e Doğru, tertibin TİB kaynaklı olduğunu saptadı. TİB, yani Toplumla
ilişkiler Başkanlığı. Milli Güvenlik Kurulu'na bağlı çalışan ve Kontrgerilla'nın psikolojik harekât
işini yürüten koluydu.

Aynı tarihlerdeki diğer psikolojik harekât uygulamaları ise şöyle sıralanıyordu: Cengiz Çandar,
devlet kurumlarını 2000'e Doğruya karşı göreve çağırdı. Çandar, kendisine danışarak
hazırladığı anlaşılan yazısında devrimciler için aynen Eymür'ün sözleriyle, "Bunlar yabancı
devlet ajanıdır, üzerlerine yürüyün" dedi.

2000'e Doğru; Çandar'ın MİT mensubu olduğunu, Pentagon'a da çalıştığını, Özal'ın özel
kuryesi olduğunu ortaya çıkarmıştı. Çandar, daha sonra Çankaya'ya resmen danışman oldu
ve Özal tarafından Yatırım Finansman Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğine getirildi.

8
Aynı günlerde, Kıdemli MİT'çi Necdet Küçüktaşkıner, Tuzla'daki cinayet suçundan sanık
polislerin avukatı olarak mahkemeye üç sayfalık bir dilekçe verdi. Taşkıner, dilekçesinde
davayla hiçbir bağlantısı yokken Eymür'ün Aydınlıkçıları hedef alan suçlamalarını tekrarladı.
Taşkıner, 12 Mart işkencecisi ve 1 Mayıs 1977 Taksim katliamının tertipçilerinden biri olarak
Aydınlık tarafından tespit edilip açığa çıkanlmıştı.

Yeni Düşünce gazetesi, kampanyaya provokatör Murat Ağartıcı'yı kullanarak katıldı. MÇP'li
Yeni Düşünce, özel harpçi emekli subay Ferruh Sezgin tarafından yönetiliyor. Gazete, Murat
Ağartıcı ile iki yıl önce yaptığı bir söyleşiyi çekmecesinden çıkardı. Manşetten Doğu
Perinçek'e saldırdı. Saldırıda Eymür'ün suçlamaları tekrarlandı.

Yörünge dergisi röportaj tekniğini kullandı. Kadroları içinde eski MHP'lilerin önemli yer
tuttuğu, Türk-İslam sentezci Yörünge, Mehmet Eymür'ün suçlamalarını bu kez soru haline
getirmişti.

Eymür'ün anılarında MİT'in elçilik dinlediği, belgesiyle itiraf ediliyor. Milliyet, anıların bu
bölümünü yayımlamadı. Mehmet Eymür, 2000'e Doğru Ankara Temsilcisi Hasan Yalçın'ın
Büyükelçi Abu Firaz'la Filistin Elçiliği'nde yaptığı bir görüşmenin dinleme kayıtlarına yer
veriyor. Eymür, dinleme kayıtlarını Hiram Abas'ın evinde bulduğunu söylüyor. MİT'in elçilik
dinlemesi uluslararası bir skandaldır. Eymür'ün buna cesaret etmesi, provokasyon ihtiyacının
büyüklüğünü ortaya koyuyordu. Görüşmede Hasan Yalçın, Sayın Abu Firaz'dan Hiram
Abaslarla ilgili bilgilerin yayımlanması için ambargoyu kaldırmasını istiyordu. Eymür, 2000'e
Doğru'yu "FKÖ'nün işbirlikçisi" diye suçlamak için bu ses kayıtlarını delil olarak ileri
sürüyordu. 2000'e Doğru ve Hasan Yalçın, Filistin halkıyla ve FKÖ ile dayanışına içinde
olmaktan şeref duyduklarını, bir CIA'cının devrimciler arası ilişkiye leke süremeyeceğini
açıkladılar. 2000'e Doğru, daima ezilenlerden yana olduğunu, emperyalistlere ve ajanlarına
karşı mücadele ettiğini vurguladı.

Sabahattin Savaşman'ın anıları bu kitabın ana unsurudur. Savaşman MİTte üçüncü adamdı.
Aralık 1977'de ClA'ya bilgi verirken Hiram Abas ekibi tarafından yakalandı. Ekipte Eymür de
vardı. Casuslukla suçlandı, mahkûm oldu.

9
Savaşman, MİT'in istihbarat örgütü olduktan sonra yakaladığı ilk ve tek CIA ajanıdır. Bir de
1983'te Turan Çağlar aynı suçlamayla yakalanmıştır. Çağlar cezaevinde esrarengiz bir
şekilde ölmüştür. Sabahattin Savaşman CIA'ya bilgi sattığını anılarında da kabul ediyor.
Ayrıca bu işin MİT açısından son derece doğal olduğunu kanıtlıyor. MİT'in, CIA'nın bir şubesi
olarak çalıştığı, MİT'in en yüksek görevlilerinin CIA'ye resmen bilgi verdikleri, CIA'ya
yaranarak yükseldikleri ortaya çıkıyor.

CIA, MOSSAD ve MİT arasındaki çok yönlü ilişkilerin birinci elden bilgisi anıların dokusunu
oluşturuyor. Esrarengiz istihbaratçı dünyasının rezaletleri halk için öğrenilebilir hale geliyor.
Aydınlık, Sabahattin Savaşman'ın anılarını, "CIA'nın Ortadoğu zinciri. Teşkilat. Üçüncü
Adam'ın not defteri" başlığıyla 30 Temmuz 1979'dan başlayarak yayımlamıştı.

Mehmet Eymür, Savaşman olayını, Patronu Hiram Abas ve kendisi için bir pay çıkarırım
umuduyla gündeme getirdi. Şimdi amacının tersi bir sonuç ortaya çıkıyor. Savaşman'ın anıları
bütün Abasların, bütün Eymürlerin ipliğini pazara çıkarıyor, istihbarat bağımlılığı, yani MİT'in,
CIA'ya bağlı oluşu. Amerikan emperyalizminin Türkiye'deki denetiminin araçlarından biridir.
Bu kitabın yayına hazırlandığı günlerde, 12 Haziran tarihli Hürriyet. CIA ile MİT arasında
Washington'da yapılan yeni bir işbirliği anlaşmasının haberini veriyordu. 19 Temmuz 1991
tarihli Günaydın, "MİT'in birçok ülkeden para aldığını" dönemin MiT Müsteşarı Hamza
Gürgüç'ün anılarından aktarıyordu. ClA'nın Türkiye topraklarında resmen de faaliyet
göstermesini kararlaştıran anlaşma ve Hamza Gürgüç'ün açıklaması, bir bakıma Savaşman'ın
sergilediği gerçeğin yeni bir itirafı oluyor. Artık ilişkinin gizlisi saklısı da kalmıyor.

Savaşman'ın anıları, halk için bir eğitim malzemesidir. Devlet çarklarının kimler tarafından
kimler hesabına döndürüldüğünü ciltler dolusu teoriden daha çarpıcı biçimde gözler önüne
seriyor. Sol açısından ise. devrimci uyanıklığı öğretiyor ve pekiştiriyor.

KAYNAK YAYINLARI

10
I
MİTİN ÜÇÜNCÜ ADAMI SAVAŞMAN'IN
ANILARI
Jimmy'le Tanışmamız

Bir vakitler komutanlığını yaptığım alayda şimdi cezaevindeyim. Kader... Gerçekten suçlu
muyum, bilemiyorum.

Böyle bir hadise şimdiye kadar vuku bulmuş mudur? Benim seviyemde bulunan bir yönetici
böylesine ağır bir suçtan hüküm giymiş midir? Bu düşünceler içinde, sıkıntılı bir başkent
gecesinde elime kalemi alıyorum.

Ülkenin içinde bulunduğu şartların meydana getirdiği bir olayı yaşadım. Zincirin bir halkası da,
hasbelkader ben oldum, ilahlar, makam ve menfaat kapışmasının bir kurbanı olarak beni
seçtiler. Ve on yıl öncesinin parlak kurmay albayı, şimdi anarşistlerle, asker kaçaklarıyla,
gaspçılarla beraber....

Ben: Teşkilat'ın temel direği, istihbarat Okulu Komutanı, medenî insan, ilmî istihbaratçı burda
demir parmaklıklar arkasındayım. En önemli vazifeleri deruhte ederken, ismim bile
bilinmiyordu. Ama memleket için alçaklık sayılacak bir görünüm içindeyken, gazete
sütunlarına geçtim. Belki de "bu da böylesine bir hadise, bir ajan yakalanmış" deyip
geçilecek. Yüksek Mahkemenin kararı sonucu, belki de ömrüm burada nihayet bulacak.
Bugünlere nasıl geldiğimi yazmak arzusu bende bu tenakuzun yarattığı düşüncelerle doğdu.
Memleketin ve Teşkilat'ın içinde bulunduğu durumu açıklamam, haklı ve haksız yere kurban
edilen insanların iç dünyasına bir nebze olsun ferahlık sağlayabilir fikrindeyim.

11
2 Haziran

Bugün cumartesi. Yıllar önce bir cumartesi gecesi Jimmy'le tanışmamızla başladı hadiselerin
gelişimi. Haddi zatında ona bir CIA ajanı bile demek doğru değildir. Zira kendisi CIA'nın
memleketimizdeki heyetine mensuptur ve bu heyet Amerikan servisinin Teşkilat'taki kolu
mahiyetindedir. Jimmy, bu heyetin Bay Peel'den sonra gelen mühim bir temsilcisidir.
Kendisinin başkentte bir evi, bir arabası ve bir bayan sekreteri mevcuttur. Ailesi de
yanındadır. Diplomatik bir hüviyete sahiptir ve bu hüviyeti dolayısıyla her gittiği yerde saygı
görür, kolaylıklara sahip olur.

CIA'nın Teşkilat'la işbirliği yapan: Teşkilat’ın içinde bir temsilcilik görevi, bir ölçüde de üst
organ misyonu taşıyan 20 küsur kişilik heyeti vardır. Bu heyet en mükemmel
istihbaratçılardan kurulmuştur. Bunlar hem istihbarat alışverişini sağlamakta, hem de ülke
içindeki ve ülke dışındaki olaylarda müşterek operasyonlara katılmaktadırlar. Zaten hiçbir
önemli istihbarat CIA'nın katkısı ya da bilgisi olmadan elde edilememiştir.

Teşkilat. 1950'lerden itibaren Amerikan servisiyle beraber çalışmaktadır. Yani isim


değiştirmeden önce mevcut olan durum, isim değiştikten sonra da aynen süregelmiştir.
Teşkilatın kullandığı bütün teknik malzemeler CIA tarafından temin edilmiştir. Birçok personel
Amerikalılar tarafından yurtdışında kurslarda eğitilmiş. Teşkilat okulu büyük çabalarla CIA
tarafından kurulmuş ve onların tahsis ettiği eğit¬menler sayesinde tedrisat yapmıştır.
Yakından bildiğim ve içinde yaşadığım sorgu odalarındaki teçhizat, en iptidaisinden en
modernine kadar CIA tarafından verilmiştir. Teknik gelişmelere paralel olarak bu teçhizatta
meydana gelen yenilikler her sene CIA kanalıyla takip edilmiş ve aynı kanal vasıtasıyla ihraç
edilmiştir. Her türlü bilgi alışverişi yapılmış, bunların karşılığı olarak senede milyonlarca dolar
akmıştır. Personel, senelerden beri CIA ajanları gibi çalışmakta. Amerikan servisi hesabına
görevler almakta, yurtiçindeki ve yurtdışındaki operasyonlarda ücret kabul etmektedir. Bunu
ben, Teşkilat’ın üçüncü adamı olarak yazıyorum ve her an ispat etmeye hazırım.

Jimmy. işte böyle faaliyetler içinde bulunan kalabalık bir temsilciler heyetinin mensubu olarak
memlekette bulunmaktaydı. Bu durumu Teşkilat tarafından yakınen bilinmekteydi.

12
Teşkilat'ın bütün esas unsurlarının hepsi kendisini tanırlar, severler ve sayarlardı. Dilimizi
gayet iyi bilir, ülkemizin politik konularında hepimizin üstünde malumata sahip olarak sık sık
konuşmalar yapardı. Özellikle dış görev ve geziler konusunda tesirli olduğu yakından bilindiği,
hoş sohbet, centilmen bir kişiliğe sahip olduğu için her çevrede kabul görürdü. Birçok Teşkilat
unsuru kendisiyle temas etmeye can atardı ve zaten temas etmişlerdi de. Teşkilat tarafından
bu derece bilinen, Teşkilat arasında bu kadar tanınan ve adeta bizim camiamızın bir parçası
olan böyle bir zatı, ajan olarak mütalaa etmenin manasını doğrusu hâlâ kavrayamamaktayım.
Ona ajan dediğimiz takdirde, bütün temsilciler heyetinin ve bu heyetle temas halinde bulunan
bütün yöneticilerin ajan sıfatını taşıması gerektiği kanaatine kolaylıkla varırız. Gerçi memleket
ve Teşkilat şartları, ülkemizin içinde bulunduğu ilişkiler ve millî çıkarlarımız göz önünde
tutulduğunda hangi uygulamaların ne şekilde göz önüne alınması gerektiği de tartışılması
yapılabilecek bir konudur.

Jimmy pek çok yöneticiyle olduğu gibi, bana da resmen Teşkilat tarafından tanıtılmıştır.
Kendisiyle resmî temasa geçmem onlar tarafından sağlanmıştır. Bugün, karşımda suçlayıcı
durumda bulunanlar böyle bir temastan dolayı ve temasın içinde ele alınabilecek, usulsüz de
olsa bazı uygulamalar yüzünden sorumlu tutulamaz mı? Dediğim gibi. Jimmy'le ilk bir araya
gelişimiz Teşkilat’ın onun memleketimize gelişi münasebetiyle verdiği kokteylde, o mahut
köşkte olmuştu. Böyle kokteyller verildiği, sadece CIA mensuplarının değil, İngiliz, Al¬man,
Fransız, italyan, israil ve yakın bir geçmişe kadar Iran servislerinin de bu kokteyllerde
bizimkilerle resmî temaslarda bulundukları bilinen bir hakikattir. Her sene böylesine
kokteyllerin sayısı onlarcayı bulur. Sadece köşk değil, büyük şehirlerin ünlü otelleri de öyle
temaslara sahne olmaktadır.

Böyle toplantılarda. Teşkilat mensupları, eşleri, bazen diğer yakınlarıyla beraber yabancı
servis temsilcileriyle samimi sohbetlerde bulunurlar. Teşkilat yöneticilerinin şahsi özellikleri,
ailevi durumları, hayatları, bu şekilde tamamıyla aleni bir durum alır. En yetkili makamlarda
oturanlar bütün özellikleriyle tanınırlar, şahsi üstünlük ve zaafları da istihbarat unsuru olarak
değerlendirilebilecek seviyeye gelir.

13
Teşkilat mensupları, sadece servisler arası değil, dışişleri, asker sivil bürokrasi ve iş aleminin
parlak şahıslanyla da böylesi yerlerde bir araya gelirler. Memleketin politik, iktisadi, sosyal
bütün meseleleri buralar¬da enine boyuna tartışılır. Dış ve iç konjonktürel gelişmeler hep
beraber ele alınarak, muhtemel hadiseler üzerine tahminler yürütülür. Bu derece temasın
olduğu bir muhitte elde edilecek istihbaratın adeta kesin netice vereceğinden şüphe yoktur.

Üç yıl önce başlayan tanışmamı/, karşılıklı görüşmelerle ilerledi. Kendisi daha önceden de
elde ettiği bilgilerle beni yakından tanıyordu. Bence akıllı ve işinin ehli bir istihbarat
kadrosuydu. Ordu kökenli olduğumu, kızım, damadım ve oğlumun istikballe ilgili meselelerini,
ailemizin durumunu, özelliklerini öğrendi. 10 yıl gibi, teşkilatımız için nispeten kısa
sayılabilecek bir süre içinde hemen hemen üçüncü mühim mevkiye kadar yükselmiştim. Belli
bir sosyal çevremiz, alışkanlıklarımız, bu kadar yıl içinde intibak ettiğimiz insanlar mevcuttu.
Bir düğün masrafı, karımın oyun ve geziler için harcaması zaruri olan masraflar, benim
itibarıma sahip bulunan bir idareci için kaçınılması mümkün olmayan şeylerdi. Esasen,
teşkilat içinde kudreti elinde bulunduran, kendi konusunu en iyi bilen, istihbaratçılık alanında
uzman, gayet iyi yabancı dile sahip, kabiliyetli ve zeki bir insanın bu kadar itibara sahip
bulunması normal karşılanmalıydı ve Jimmy de İstihbarat Okulu hakkında duyduklarından
sonra bunu kavrıyordu.

En büyük hizmetleri yapmış, okul yaratmış, reorganizasyon ve modernizasyon faaliyetlerini


tanzim etmiş, inşa edilen okulun müfredatından mefruşatına kadar her şeyiyle yakından
ilgilenmiş, durum odasında gerekli düzenlemeleri sağlamış kişiydim. Bir yığın haberi istihbarat
haline getirmenin, istihbarat mantık metodlannın, politikanın istihbaratta oynadığı rolün,
kıymetlendirme yollarının değerlendirmesini yapmıştım. Bu konu hakkında memleketin en
yetkili şahsı olarak eserler ortaya koymuş ve bu eserleri askerî okullarda tedris ettirerek
ülkenin güvenliğine elimden geldiği kadar katkıda bulunmuştum. Bilhassa dış temaslarda
edindiğim izlenimlerle kendi personelim olduğu kadar, yabancı servis elemanlarının da
takdirini kazanmıştım.

14
Jimmy'le temaslarımızı ilerletmek bütün bu bakımlardan hem bana hem de kendisine yararlı
oluyor, iki müttefik ülkenin istihbaratçıları olarak birbirimize fayda sağlamaya çalışıyorduk.
Kendisiyle birlikte, özel ve yüksek amaçlı birçok toplantılara katıldık. Bu toplantılar bilhassa
bölgesel işbirliği örgütlerinin bünyesinde gerçekleştiriliyor ve karşılıklı istihbarat ve güvenlik
yararlan sağlama amacına yöneliyordu. Gizli ve belli amaçlı bu toplantılar Teşkilat başkanlığı
adına katılıyor Heyetlerde dışişleri ve diğer temsilcilik mensuplarına da rehber ve idareci
rolünü oynuyordum.

Bu temaslar sayesinde ilerlemem elbette ki. Teşkilat içindeki bazı kuvvetlerin nazarî dikkatini
celbetmişti. Makam ve menfaat hevesleriyle benim yerimde gözü olup da, beni bir engel
olarak görenler mevcuttu. Bunların önemli bir bölümünü de kısmen ikbal, kısmen geçmiş
suçların örtbas edilmesi, kısmen de politik amaçlarla hareket eden belli bir grup meydana
getiriyordu. Fakat ben, Teşkilat'ın normal yapısı içinde faaliyetlerime devam ediyor, iç ve dış
planlamaları sürdürüyor, bir yandan da bilgi ve görgümü artırmaya çalışıyordum.

İki yıl önce, bölgesel işbirliği kuruluşunun yine özel bir toplantısı için dış görev almam durumu
ortaya çıktı. Dışişleri temsilcisi ve Teşkilat'tan başka bir personelle beraber Washington'a
girecektik. Heyet başkanlığı görevini üzerime almam bana önemli sorumluluklar yüklü-yordu.
CIA'nın başkentteki misyonu adına Amerika'ya gerecek üye de o günlerde belirlendi. Jimmy
bizimle beraber olacaktı. Heyetimiz Jimmy'le beraber bulunacak, adeta aynı heyetin
mensuplarıymışız gibi davranacaktık.

Bu dış görev dolayısıyla evimde bir parti düzenledik. Jimmy ve ekibi. Entelligance Servis'ten
Hood, İranlı meslektaşlar, Teşkilat'tan arkadaşlar geldiler. Teşkilat'ın imkânlarıyla
gerçekleştirilen, garson, aşçı. uşak gibi hizmetler Teşkilat tarafından karşılanan böyle bir
toplantı çok sonraları benimle CIA ve Entelligance elemanları arasındaki temasın başlangıcı
olarak değerlendirildi. Jimmy ve Hood ile Washington'da yapılacak çalışmaları planlamıştık.
Fakat bundan Teşkilat'ın elbette ki haberi vardı. Tabiî başkan ve daire başkanlığı işin derin
teferruatlarıyla uğraşmıyorlardı, ama bu da icracı bir başkan yardımcısı olarak şüphesiz benim
vazifemdi.

15
Jimmy'le konuşurken, ikide bir gözlerini kaydıran karşı-casusluk mensuplarını görmüyor
değildim, fakat rahat bereket tarzımız herhangi bir suç işlemediğimizden emin olduğumuzu
gösteriyordu.

Toplantıdan bir müddet sonra. Londra üzerinden Washington'a hareket ettik. Jimmy de
beraber biz dört arkadaş bir motele yerleştik. CIA heyeti temsilcisi bize ev sahipliği etti ve
temaslarımızı sağladı.

CIA'yla Temas
Bugün, bütün gün televizyon başında kaldım. Bir yandan da, dün yazdıklarımı düşündüm.
Yakınlarımın çarşamba günü idareye teslim ettikleri yeni Philips'in dün sabah koğuşa
sokulması herkesi memnun etti. içinde haberleşme cihazı olup olmadığını kontrol için bu
kadar bekletmişler. Aslında böyle bir cihaz bulunsa dahi, onların fark edeceklerini
zannetmem, idarede cuntanın bir adamının bulunmasından şüphe ediyorum. Sarışın yüzbaşı
böyle ilişkiler içine girmiş olabilir. Zaten hepsi istenildiği takdirde Teşkilat'a hizmet etmekten
kaçınmayacak kişilerden seçilmiştir. Bana. herşeye rağmen mevkime uygun muamele
ediyorlar. Bu sayede hayatla temasım burada bulunan çocuklara nazaran daha kolay.
Dışardaki sağ kuruluşlarla haberleşmem için, benim imkânlarımdan yararlanmak istiyorlar. Bu
ortamda birbirimize ihtiyacımız bulunduğunu düşünürsek, herhalde bu isteklerini yerine
getirmeye mecbur kalacağım.

Televizyondan sonra dün yazdıklarımı inceledim. Aslında aleyhte delil mahiyetinde pek bir
şey yok. Zaten mahkemede de burada yazdıklarımın bir benzerini ifade etmiştim. Bir genel
arama yahut sadece bana karşı bir tedbir alınsa dahi notların ele geçmeyeceği
kanaatindeyim.

4 Haziran

Washington'da geçen günlerimizi hâlâ tatlı bir hatıra olarak anıyorum. Jimmy, üçümüze de
elinden geldiği kadar yardımcı oluyor, şehrin gece kulüplerini, akşam yemeği yenecek
yerlerini, vakit geçirilecek diğer köşelerini tanıtıyordu. Toplantı dışında birkaç günlük bir
zaman, heyetlerin ağırlanması için ayrılmıştı. CIA ile bu müddet zarfında özel ilişkilerimiz de
oldu. Jimmy'le beraber ilgili bölümdeki meslektaşlarla görüştük.

16
Aradan aylar geçtikten sonra bu görüşmeleri casusluk olarak tarif etlen yetkililer, herhalde
hakikati işlerine geldiği gibi çarpılmanın telaşı içerisindeydiler. Zira. biz Teşkilat olarak
Jimmy'nın başında bulunduğu heyete istihbaratı, kendi ülkemizin başkentinde, düzenli
raporlar halinde takdim ediyorduk. Hatta bununla kalmıyor, konular üzerinde tartışmalı
toplantılar düzenliyor. CIA mensuplarının sorularını cevaplıyorduk. Kendileri akıllarına takılan
bir husus olduğunda, benim mevkime kadar başvurmaya dahi lüzum görmeden istedikleri
elemanı çağırıyor ve bilgi alıyorlardı. Konu üzerine eğilen bir devlet yetkilisi, yapacağı küçük
bir araştırmada CIA'ya istihbarat teminiyle ilgili anlaşmaları görebilir.

Kanıma göre. Teşkilat sadece hükümete, ilgili bakanlıklara ve Genelkurmaya bilgi vermekle
vazifelidir. Oysa yapılan ikili anlaşmalar, buna tamamen aykırıdır.

CIA'ya Jimmy kanalıyla verilen belgeler incelendiğinde bunların sıradan malzemeler olmadığı
da görülecektir. Çoğunun üzerinde TOP SECRET (çok gizli) damgası bulunmakladır. Sadece
rakip istihbarat örgütleriyle ilgili bilgileri değil, bölge durumuyla ilgili bütün bilgileri ve ülke içi
durumla ilgili bilgileri kapsamakladır.

Normal işleyişte, iki bölümümüzden, koordinasyon örgütü vasıtasıyla bilgi toplamayla ilgili
olanı, her türlü neticeyi bize bildirir, biz bunları kıymetlendirip istihbarat haline getirdikten
sonra, bir kopyasını üst yönetime, bir kopyasını da CIA irtibat Heyetine göndeririz. Bu
durumdaki bir yetkilinin Amerikan başkentinde CIA ile görüşmeler, yapmasında mahzur
olmadığı ortadadır.

Ayrıca resmî işleyişte durum böyleyken, uygulamada daha toplama safhasındaki


değerlendirme yapılmamış ham bilgiler doğrudan CIA heyetine ulaştırılır.

Teşkilat'ın üçüncü adamı olarak Washington'daki merkezde Steiger. Peel ve Jimmy'le


görüşürken daha çok politika ve kuruluşumuzun içindeki bazı meseleler üzerinde durduk.
Daha sonra metodlar kararlaştırıldı. Alternatif görüşmeler, mazeret hikayesi, randevu
ortamları belirlenerek, Anny Mary'nin ve subay Owen'in evleri tespit edildi.

17
İstihbarat konusunda talep karşı taraftan. Bay Peel'in vereceği karar üzerine gelecekti. Böyle
bir talep olunca, kararlaştırılmış bir isim söylenerek "Bay X'in evi orası mı?" diye bizim numara
aranacaktı. Ben ise kararlaştırılmış numarayı arayarak mobilyacı olduğumu söyleyecek,
ısmarlanan malların hazır olduğunu belirtecektim. Bunun üzerine randevu yeri olarak
saptanan evlerde ışıkların örtülüp açılmasına göre. belirlenmiş buluşmalar gerçekleştirilecek.
Eğer bunlar gerçekleşemezse alternatif tarihler gündeme gelecekti.

Memlekete döndükten sonra Jimmy'le birçok görüşme yaptık, ilk faaliyetim, memleketimize
sığınan bir Sovyet subayı ve bir Habeş'in ifadeleri hakkında elde ettiğimiz malumatla ilgili
oldu. Jeostratejik durumumuz dolayısıyla bu gibi iltica olaylarına pek sık rastlanmaktadır.
Fakat servisimiz bu hadiseleri kendisiyle ilgili kabul etmemekte ve fazla bilgi edinmek için
çalışmamaktadır.

Yapılan anlaşmalar ve teamül gereği bütün mülteciler. Amerikan ya da Alman servislerine


teslim edilirler. Bunlar ön sorgulamayı memleketimizde yaptıktan sonra, mülteciyi kendi
imkânlarıyla ülkelerine götürürler.

Sovyet subayının ilticasından sonra, bu kişinin ilk ifadesi Teşkilat elemanları tarafından sınırda
alındı. Başkentte tarafınızdan herhangi bir sorgulama yapılmadı.' Hemen Alman servisi ile
temas kurularak subay onlara verilmek istendi. Çünkü. Doğu Almanya'daki rakip kuvvetler
hakkında bilgisi bulunduğu anlaşılıyordu. Fakat nedense Almanlar böyle bir işi üstlenmek
istemediler. Daha sonra Amerikan servisine teklif yapıldı. Onlar teklifi kabul ettiler ve bu şahsı
Amerika'ya götürdüler.

Habeş ise. Emniyete teslim olmuştu ve ifadesi orada alınmıştı. Sonra. Batıya gitti. Sovyet
subayının sınırda alman ifadesi Habeş'in Emniyet ifadesi, bunlarla ilgili kıymetlendirmeler ve
benim elde ettiğim neticeler üzerinde Jimmy'le birlikte çalıştık. Bunu bir casusluk eylemi
olarak mütalaa etmem imkânsızdı, çünkü Teşkilat, adamların bizzat kendilerini Amerikalılara
ve Almanlara teslim etmişti. Benim, bu kişiler hakkında bazı fikirlerimi meslektaşlara iletmem,
olsa olsa kişisel bir girişim ve avantaj arama isteği olarak düşünülebilirdi ve bence, bir
Teşkilat yöneticisinin öyle davranmaya hakkı vardı.

18
Büyük şehirdeki toplama yetkilisinin, konsolosluktaki Amerikan servisi temsilcisi¬ne bilgi
vermesini de aynı .şekilde olağan karşılıyorum. Bu bilgileri önce bizim bölümün başkanına,
ondan da koordinasyon dairesi kanalıyla CIA'ya verdiğimizde bu bir ulusal görev oluyorsa, bu
kademeleri atlayarak yaptığımız bir uygulama en fazla usulsüzlük olarak suçlanabilir. Kaldı ki
benim gibi Teşkilat tarafından sürekli yabancılarla temasla görevlendirilen, istihbarat konulu
konferanslarda ülkesini temsil eden bir kişinin bu kademelere harfi harfine riayet etmesi de
fazla bir hassasiyet olmaktadır.

İngiliz servisinden Hood'la temaslarımız da bence aynı çerçeve içinde düşünülmelidir. Mr.
Hood. İngiliz istihbarat Servisinin Teşkilat'taki temsilcisidir. Yani bir gizli ajan değil, resmî
hüviyete sahip bir Amerikan servisinden farklı olarak İngilizlerin Teşkilat'ta bir temsilciler
heyeti bulunmamaktadır. Mr. Hood. bu vazifeyi "işbirliği düzenleyicisi", istihbarat alışverişi
yürütücüsü ve ortak operasyon koordinatörü olarak tek başına yürütmektedir. Mr. Hood'u tıpkı
Jimmy gibi görevim gereği tanıdım, daha doğrusu Hood bana Teşkilat'ın protokol şubesi
tarafından tanıtıldı. Ortak vazifelerimiz gereği sık sık buluşup konuştuk, istihbarat tealisinde
bulunduk. Okulumuzun reorganizasyon çalışmalarına İngiliz servisinin yardımlarını sağlamak
amacıyla planlar hazırladık. Washington gezimden evvel kendisiyle beraber Londra'ya
gitmiştik. Orada, İngiliz istihbarat Okulunun faaliyetlerini birlikte inceledik. Beraber
toplantılara, kokteyllere katıldık. Birçok temas yaptık. Ülkeye dönünce Mr. Hood ve
İngiltere'nin tüm istihbarat personeli onuruna. Teşkilat, yemek ve kokteyller düzenledi.

Daha sonra bir İngiliz servis personelinin evinde defalarca görüş¬tük. Oxford Üniversitesinde
düzenlenen istihbaratla ilgili ilmi bir toplantıya katılmadan önce, kendisinden bilgiler aldım,
İngiltere'deki temasları ele alarak tartıştık. Dönüşte oradaki izlenimlerim ve ele alınan planlar
üzerinde fikir alışverişi yaptık.

Mr. Hood. ülkesinin menfaat iare gereği daha çok petrol bölgeleriyle ilgileniyordu. Bu yüzden
komşu ülkeler, bu ülkelere yönelik istihbaratımız ve karşı-casusluk faaliyetleri konusunda
araştırmalar yapmaktaydı. Benim durumum, bu konuda kendisine zaten ulaştırılan raporlar
dışında, kıymetlendirmede yardım yapmaktan ibaretti.

19
Çoğu zaman toplama servislerindeki elemanlarımızla direkt temas halinde bulunabildiğim
için. onların raporlarında yeterince ifade edemedikleri hususları netleştiriyor, bu sahada Mr.
Hood'la birlikte çalışıyorduk.

Tüm bu çalışmalardan, bilhassa bilgi ve görgümü artırmak bakımından kendim de şahsi


avantaj ekle etmiş sayılabilirim, ama esas yararlı çıkan Teşkilat olmuştur. Çünkü
kuruluşumuz, sadece CIA'dan değil İngiliz servisinden de her yıl yüklü bir para almaktadır.

Oxford'dan döndükten sonra Jimmy'le olan faaliyetimiz, de belli bir dönüm noktasına geldi.
Amerikan servisi, memleketimizin karşı casusluk çalışmaları konusunda derli toplu bir
belgeye ihtiyaç duyuyordu. O günlerde toplanması beklenen genişletilmiş kurulda böyle bir
rapor ele alınacaktı. Şüphesiz buradaki karşı casusluk faaliyeti sadece bölge¬deki küçük
ülkelere karşı yapılan faaliyetlerdi. Zaten, Sovyetler'e karşı yapılan bütün operasyonlara ve
Çın Halk Cumhuriyeti ile ilgili faaliyete CIA mensupları her zaman katılıyordu.

Harekete geçtik. Teşkilat’ın hazırladığı belgenin bir kopyasını, oturumda ele alınmadan evvel.
Amerikan heyetine ulaştırmak istedim. Fakat şahsi başarıma gölge düşürmek için olacak, bu
raporun hazırlanmasında devreden çıkarıldım. Toplama ile ilgili bölüme dahil olan karşı-
casusluk görevlileri, raporu kendi başkanlarına, oradan da doğrudan üst yönetime intikal
ettirerek hükümete ulaştırmayı planlamışlardı.

Aslında böyle bir uygulama bizim bölümün değerlendirme yapma imkânını da ortadan
kaldırıyordu. Arkadaşlarla işbirliği yaparak, ilgili daireden raporun taslağını temin ettik,
üzerinde yapılacak düzeltmeleri ise kademelerden geçtikçe öğrenecek ve ek raporlar
hazırlayacaktım. Bu alandaki başarımız. Amerikan servisi elemanları tarafından olumlu
karşılandı. Memleketimizin imkânları konusunda yaptığım değerlendirme örnek bir istihbarat
çalışması ve ilmi bir inceleme olarak kabul gördü. Tabiî bunu sağlamak için Jimmy kanalıyla
oldukça yüklü malî imkânlar ve önemli kolaylıklar bulmak zorunda kaldık.

20
Teşkilat-İsrail-İran Üçgeni
Bugün ziyaret günüydü. Damadım geldi. Avukatlar da geldi. Yüksek Mahkeme gelecek ayın
sonuna doğru karar verecek. Hatırat yazarken, geçmişte geleneklere uygun olmayan işler
yaptığımı, usullere riayet etmediğimi, mesleğimde yükselmek ve itibarıma uygun bir tarzda
yaşayabilmek için yabancı desteğine gereğinden fazla başvurduğumu düşünüyorum. Fakat
yine de. birçoklarının böyle yollara başvurması, hele de onların ne yeteneklerinin ne de
bilgilerinin kafi olmadığı halde bunu yapmaları beni bir parça rahatlatıyor. En çok ailemin,
çocukların çevrede karşılaştığı muamele, hakkımızda yapılan dedikodular üzüyor beni.
Onların çeşitli düşüncelerini bir bakıma normal karşılamak gerek, istihbarat faaliyetinin çeşitli
yönlerini, bir istihbaratçının hayat tarzını ve karşılamak zorunda bulunduğu güçlükleri
bilemezler elbette. Neticede bir ceza yesem bile. burada senelerce kalmayacağıma
güveniyorum. Toplama bölümü bir miktar kanıt toplamışsa da. zannımca bunlar beni en fazla
1980'in sonlarına kadar cezaevinde tutabilir. Bu derece yüksek makamlara gelmiş bir kişinin,
böyle ağır ithamlara uğradıktan sonra bir müddet yatıp tahliye olması cemiyete haksızlığa
uğradığımız fikrini kabul ettirebilir.

Zaten hakkımdaki delillerin yeterince kuvvetli olmadığı, mahkeme kararı ve duruşmalar


esnasında izlenen tutumdan da açığa çıkıyor. Ne kadar bir cezayla kurtulacağım konusunda
zihnimde hiçbir tereddüt yok.

Kanunda böyle bir madde olsaydı benim yabancı bir devlet hesabına uzmanlık yapmaktan ve
yaptırmaktan yargılanmam gerekirdi. Mesela. Jimmy'ye verirken yakalattığım dokümanlardan
biri. yabancı ülkelerle iktisadi münasebetlerimizi ele alıyordu ki. bunu personele bizzat ben
hazırlatmıştım. Bu doküman, açık kaynaklara dayanılarak hazırlanmış, basın ve plan
teşkilatının imkânlarından yararlanılmıştı. Bu dokümandaki bilgiler devletin resmî yayın organı
tarafından, çok daha geniş bir şekilde önceden açıklanmıştı.

Bir diğer doküman, Amerika Birleşik Devletlerinin araştırmaya ihtiyaç duyduğu uluslararası bir
konuyla ilgiliydi. Bir devlet yetkilisi olarak, bu konuda Amerikan hükümetinin bir plan
hazırladığını öğrenmiş, bu planın mümkün olduğu kadar bizim yararımıza olmasını sağlamaya
çalışmıştım.

21
Doküman, politik ve sosyal durumu tartışılan bir ülke hakkında çeşitli rakamları ihtiva
etmekteydi, istatistik rakamlarında göçmen işgücü sayıları, iki topluluk arasındaki lisan
problemleri, bazı sosyal problemler, kültür ayrılıkları bunlarla ilgili hükümet tasarılarının
dayandığı temeller mevcuttu.

Bu rakam ve bilgilerin. Birleşik Devletler hükümeti tarafından başka yollarla da rahatça elde
edilebileceği bence açık bir hakikattir. Bunu dikkate alarak, müttefik devletin hükümetini
olumlu yönde enforme etme amacıyla bu dokümanı yine kendi personelime hazırlattım. Bir
kısım bilgileri, ilgili dairelerden temin ettirdim. Konuyla ilgili değerlendirme çalışmasını da
yaptım. Netice olarak, bu da bir uzmanlık çalışmasından ibaretti.

En önemli kabul edilen belge ise, Sovyet ajanıyla ilgilidir. Aslında bu konudaki operasyon da
yine CIA'yla birlikte yapılan müşterek operasyonlardan biridir. Ve tarih bakımından
aktüalitesini kaybetmiştir. Burada benimle Teşkilat arasında bur zıtlık doğmuş, onlar bununla
ilgili bilgilerin silah satışlarının başlamasını teşvik eder mahiyette kullanılmasını istemişler,
ben buna karşı çıkmışımdır. Teşkilat burada bir dezenforme yapmak istemiştir. Yani benim
Jimmy'ye verdiğim belge yine Jimmy'ye verilmek için hazırlanmıştır. Burada, meseleyi hukuki
açıdan ele alırsak, mesele bir devlet faaliyetini zamanından daha önce yapmakla sınırlıdır.
Şüphesiz, bu derece karışık olan istihbarat işlerini çözmeye hukuk yetmemektedir. Olayın
özü. Teşkilatın dezenformasyon denemesinin üçüncü yetkili tarafından boşa çıkarıldığı
iddiasıdır. Demek ki. bilgi vermek durumu mevzubahis bile olamaz, zira onların vermek için
hazırladığı ve benim önceden verdiğim belgede yazılı olanlar, doğru bilgiler değildir.

Bir diğer doküman ise, yine komşu bir ülkenin askerî yöneticisinin başka bir komşu ülkeye
yaptığı ziyaret ve burada elde ettiği askerî menfaatlerle ilgilidir. Bu belgeyi de aleyhimde
önemli bir delil olarak kullanmak istediler. Bunun yabancı servisler tarafından hazırlandığı
şeklindeki itirazım üzerine. Teşkilat bunu resmen reddetti ve belgeyi kendilerinin temin ettiğini
öne sürdü. Fakat belge incelenince İngiliz kaynaklı olduğu açıkça görüldü. Böylece, koskoca
Teşkilat adalet organları önünde yalancı durumuna düşürülmüş oldu.

22
Aslında doküman bize İngiliz Servisinden ulaşan bir haberden çıkarılan bazı bilgi fişlerinden
ibaretti, İngiliz Servisi, haberi bize ulaştırmıştı ve bu konuda bizim bilgimiz olup olmadığını
soruyordu. Yani, normal işleyişte eğer bu konuda bizim bilgimiz varsa, mutlaka İngiliz
Servisine verilecekti, tabiî aynı bilgiler hem doğrudan, hem de İngilizler kanalıyla CIA'ya
ulaştırılacaktı.

Benim meseleye girişim ise. nihayet mesleki bir endişeden oldu. İngilizlerin sorusuna cevap
verecek olan bendim. Birikmiş bilgiler benim kontrolüm ve sorumluluğum altında
bulunuyordu. Bu soruya cevap vermek mesleki bir itibar sorunuydu ve benim kariyerimle
ilgiliydi. Bu bakımdan Jimmy'den yardım istemeyi uygun bulmuştum.

Bu son doküman ne tarafımızdan elde edilmiştir, ne de herhangi bir yerde istihsal edilmiştir.
Yabancı bir ülkenin, başka bir yabancı ülke hakkındaki çalışmalarının sonucudur. Bu gibi
bilgiler bir yana bunlardan çok daha gizlilerini (TOP SECRET dereceli olanlar de dahil).
Teşkilat her zaman CIA'ya, İngiliz. Fransız. Alman, İtalyan, İsrail servislerine ve yıkılışına
kadar SAVAK'a vermiştir. Teşkilat, benim suçlandığım gibi bir suçu sürekli ve resmen
işlemekledir. Bundan özel avantajlar elde etmem suç ise, suçlama da buna göre yapılmalıdır.
Bu gibi bilgilerin beni suçlamak için icat edilen tabirle "yabancı ajanlara" verilmesi. Teşkilat
tarafından sadece rapor ve belgeler halinde değil, karşılıklı konuşmalar ve toplantılarda da
çok sık olmaktadır. Jimmy'nin işini yapmakla görevli, bütün bu ülkelerin temsilcileri var¬dır
başkentte ve büyük şehirlerde.

Biz aslında bütün haberleri bunlara vermekle vazifeli bulunduğumuz için, kendi
başkanlığımıza veya diğer servislere verdiğimiz raporların üzerine daha önce herhangi
servislere verildiğini de kaydederiz.

Herhangi bir devlet yetkilisi, açıklamalarımızı belki de suç farz edecek olan herhangi bir hakim
veya savcı bu tür belgeleri Teşkilat'tan isteyip inceleyebilir. Hatta sadece Teşkilat'a sorması
da yeterlidir. Bu raporların üzerinde CIA'ya verildiği açıkça yazılıdır. SAVAK'a. MOSSAD'a ve
diğerlerine verildiği de yazılıdır. Ve Teşkilat'ın kodlamasında CIA "bayrak" koduyla
adlandırılmıştır, ilgililerin bir tesadüf eseri bu raporları incelediklerinde bahis konusu kodları
anlayabilmeleri mümkündür.

23
CIA'yı bayrak olarak adlandıranlar diğer servisleri de ülkelerinin veya milletlerinin belirgin bazı
özelliklerine bakarak adlandırmışlardır. Bu kodlamalar. bilgilerin bana dahi ulaşmadan
toplama ekipleri tarafından doğrudan doğruya aynı kademedeki yabancı servis temsilcisine
ulaştırıldığını göstermektedir.

Teşkilat'la ilgili kanun gizli değildir. Herkes temin edebilir. Bu kanuna bakıldığında görülecektir
ki. Teşkilat’a mensup herkes, bu uygulamalar ile-her gün. her saat suç işlemektedirler, üstelik
bu suçlar ülkenin temel menfaatlerini ilgilendirdiğinden bir anayasa suçu mahiyetindedir. Bu
anayasa suçunun işlenmesine kaynak teşkil eden hadise, ikili anlaşmalardır. Haddi/atında, bu
ikili anlaşmaları, bilhassa istihbaratla ilgili özel anlaşmaları iptal etmeden aynı uygulamayı
sürdüren hükümetler de bu ağır sorumluluğu paylaşıyorlar. Bu mevzu sadece millî
egemenlikle değil, üzerinde o kadar titizlikle durduğumuz, demokratik hürriyetçi nizamla da
ilgilidir, Zira iç hadiselerle ilgili raporlar da istenildiği zaman yabancı servis tarafından
edinilmektedir.

Yabancı servislerle ilgili vazifemiz. sadece istihbarat alışverişinden de ibaret değildir. Ben
vazifemin başında ve İran’da Şahlık rejimi mevcutken, birkaç ayda bir. SAVAK ve İsrail
Servisi MOSSAD'la periyodik buluşmalar yapmaklaydık.

Bu periyodik görüşmeler sadece idareci makamlar seviyesinde.değildir. Çeşitli seviyelerdeki


Teşkilat kuruluşları müttefik servisin kendi eviyelerindeki organlarıyla görüşürler. Bu
görüşmede, yalnız, uluslararası konular değil, ulusal konular da ele alınır. Her ülkedeki sol
faaliyetler, millî azınlıkların faaliyetleri, tedhişçi Filistin'e karşı önlemler, yıkıcı diğer faaliyetler,
anarşi hakkındaki ikili üçlü temaslar kurulur. Bu görüşmelerde genellikle yol gösterici olan,
üstün tekniğiyle MOSSAD'ın ve MOSSAD'ın memleketimizde hayli geniş imkânları
bulunmaktadır. Şahsi ve politik menfaatlerine engel olduğum için benim ekarte edilmem
operasyonuna katılan karşı-casusluk ekibindeki şahıs Beyrut'ta böyle temaslarda çok
bulunmuştu. Lübnan'da ClA'yla beraber operasyonlara katılan, onlardan yüklü ücret ve
ikramiyeler temin eden, Filistin kamplarındaki bir kısım solcu genci hedef alan faaliyetlerde
gösterdiği başarı sonucu mükafatlandırılan bu kişinin, şimdi kendisini benden daha temiz
olarak göstermesini de şayanı hayret buluyorum.

24
Alman istihbarat Servisi de ayrı bir periyodik görüşme unsurudur. O ülkedeki meslektaşlarla
da, her üç ayda bir Münih'te ve bizim başkentle görüşmeler yapılır ve dahili konular bizim
dahili konularımız, üzerinde durulur. Şüphesiz, çünkü bizim onlara söyleyecek herhangi bir
sözümüz yoktur.

Bu temaslarda, bütün dünya hakkında elde edilmiş askerî veya politik, ekonomik veya sosyal
ne kadar istihbarat varsa hepsi onlara teslim edilir. Zaten, maddi kaynağımız, orasıdır. Sosyal
faaliyetler, kokteyller, eğlence yerlerini ziyaret vesaire arasında ise yazılı raporlarda eksik
kalan unsurlar, kişisel görüşmeler yoluyla tamamlanır.

Teşkilat'ın Ordudan İstihbarat Elde Etmesini Sağladım


Gazetelerde katliam davasından söz ediliyor. Misilleme, silahlı taarruzlar birbiri ardından
devam ediyor. Burası iyice kalabalıklaştı artık. Gençlerle konuşurken istihbarat metodlannın
neredeyse ortaokul çocuklarına kadar yayıldığını hayretle görüyorum. Böyle bir ortamda
meseleyi ilmi olarak ele almanın lüzumu ortaya çıkıyor.

Uluslararası işlerde, herhangi bir ipucunu değerlendirirken metodu tahlil etmek en başta gelir.
Servislerin yıllar yılı uygulayarak ekol haline getirdikleri metodlar vardır. Bir işe bakıldığı
zaman ufak tefek ipuçları bile perde ardından hangi servis bulunduğunu ortaya koyar. O
servise has planlar, damgasını basmıştır bu hadiseye. Çocukların anlattıklarını dinleyince de.
istihbarat okulunda verdiğim dersler aklıma geliyor. Oradakiler, bir mesleği seçtikleri için
oldukça ciddi davranıyorlardı. Şüphesiz. Birçoğu cinayet suçlusu olmasına rağmen, buradaki
çocuklar bir macera filmi yaşıyor gibiler. Bir kısmı tıpkı başıma bu hadiseyi saran Siyasal Okul
mezunu mason gibi macera, şiddet ve konspirasyon heveslisi.

Doğrusu hadise oldukça iyi planlanmıştı. Teşkilat'ın mühim bir yetkilisini bu derece açmaza
düşürmek, ancak o adamın kafasından çıkan bir entrikaya dayanabilirdi. Bütün hareketlerimin
takip edildiğini, beni belli bir noktaya doğru sürüklemek istediklerini, baştan engellemeleri
mümkünken son ana kadar beklediklerini yeni anlıyorum.

25
Bir cumartesi günü Teşkilat merkezine getirilerek gözaltına alındım. Başka zamanlar odamın
yanına yaklaşmaya cesaret edemeyenler, hemen makamıma gidip arama yaptılar. Orada ne
bulacaklarını biliyorlardı şüphesiz. Ordu dairesindeki kader arkadaşları daha önceden
getirilmesini istediğim dokümanların listesini evvelden onların ellerine teslim etmişler.

Bunlar kara, hava ve deniz birliklerimizin durumu, müdahale kuvvetlerimizin dağılımıyla ilgili
bilgiler ve haritalardı. Teşkilat’ta askerî durumla ilgili bilgilerin bulundurulması müdahale
döneminden itibaren başlamıştır. Aslında sivil bir kuruluş olması gereken Teşkilat, uzun yıllar
askerî idare uygulanması yüzünden orduyla yakın bağ içinde gelişmiştir.

Darbe döneminden Teşkilat'la ordunun istihbarat kuruluşu arasında çok sıkı irtibat kuruldu.
Ordu istihbaratıyla ilgili konularda bizlerin yetkisi arttı. Müdahale sırasında ordu istihbaratının
çok yetersiz kaldığı görülünce, devreye tamamen Teşkilat girdi. CIA'yla müşterek çalış¬tığı
için Teşkilat'ın teknik imkânları ve tecrübesi oldukça fazlaydı. Bu dönemde harekâtla ilgili
bütün bilgiler, asker arkadaşlarımızın şahsi temaslarıyla bana geliyor, ben bunların
değerlendirilmesini yaparak brifingler düzenliyordum.

Kendi askerî durumumuzla ilgili bilgileri, yasal olarak almamız mümkün değildi. Fakat
arkadaşlarımızın bunları temin etmelerine kimse mani olmuyordu. O günlerden kalan harita
ve krokiler hâlâ odamızda durmaktadır. Bunlar üzerinde zaman zaman yeni durum
işaretlenmiştir. Rakip kuvvetlerin değerlendirmesini yapabilmemiz için müdahale birliklerimizi,
rakibin yığınağını ölçebilmemiz için bölgedeki ordumuzun durumunu, onların deniz
kuvvetlerini bilmemiz için kendi deniz kuvvetlerimizi bilmemiz gerekirdi. Deniz Kuvvetlerimizin
hareketleri ve denizdeki arama faaliyetlerimiz Teknik Bölümümüz tarafın¬dan günü gününe
dinleniyor: elde edilen bantlardaki bilgiler harita üzerine işaretleniyor ve bana ulaştırılıyordu.

İki sene önce müdahale birliklerimizin personel sayısını öğrenmekte büyük güçlük çektik, ilgili
yerlerdeki asker arkadaşlar, insan sayısıyla ilgili bilginin gizlilik açısından çok önemli
olduğunu sandıklarından belirgin bir tedirginliğe düştüler.

26
Bu konudaki güçlüğü de. Amerikan heyetinden öğrendiğimiz bir yöntemle çözdük. Yine şahsi
temaslarla birliklerimizin masraf çizelgesini elde ettik. Bunun üzerine yaptığımız
hesaplamalarla personel sayısını kesin olarak çıkarttık.

Komşu yöneticinin raporuyla ilgili dokümanı da basında çıkan haberlerin doğru olup
olmadığını tahkik etmek için hazırlatmıştım. Bu rapor hakkında Teşkilat’ın ve istihbarat
bölümünün herhangi bir bilgisi yoktu. Çeşitli ilişkiler bakımından ihtiyaç hissettiğimiz bu
istihbaratı mutlaka elde etmemiz gerekiyordu.

Masamın gözünde ve karteks dolabında bulunanlar bunlardan ibaretti. Ayrıca, pasaportum,


uçak biletlerim ve bir miktar dolarla sterlin vardı. Bu sonuncuları dış gezilerim sırasında temin
etmiştim.

Karşı-casus ve arkadaşı bütün bu belgeler hakkında zabıt tutup, delil olarak savcılığa
vermişler. Mevkileri benden çok düşük olan, biri siyasal diğeri iktisat mezunu bu iki kişi,
okuduklarını değerlendirecek bilgiye sahip değildi hâlbuki.

Teşkilat yönetimi, bu belgeler hakkında görüşü sorulunca bir kısmının delil mahiyetinde
olduğunu ileri sürdü. Oysa görüldüğü üzere, bütün dokümanlar birbiriyle benzerlik ihtiva
etmektedir. Birbirlerini tamamlamaktadır. O halde nasıl oluyor da, bir kısmı delil de diğerleri
değil? Bunun açıklanması kolaydır. Çünkü ben kendilerine defalarca konuyla ilgili
kıymetlendirmeler sunmuşumdur, harita üzerinde duru¬mu arz etmişimdir. Hatta kendisinden
rica ederek eksik olan bilgilerin tamamlanması için yardım istemişimdir. Ve onun gereken
bilgilerin sağlanması için orduya yazdığı bir yazı mevcuttur. Bu yazının altında imzası
bulunmaktadır. Benim, ordumuzun durumuyla ilgili ayrıntılı bilgiye sahip olduğumu
bilmektedir. Yabancı servis mensuplarıyla sürekli temas halinde bulunduğumu da tabiî ki bilir.
Geçmişteki usulsüz durumda kendisinin de sorumluluğu vardır. Bunun için masamın
gözündeki dokümanların delil mahiyetinde olup olmadığı sorusunu yuvarlak cevaplarla
geçiştirmektedir.

Enteresandır, daha yakalanmazdan bir gün önce beni yakalayan şahıslarla birlikte
yöneticilere ortak brifing vermişizdir. Bu brifingde kullandığımız dokümanlarda ordudan şahsi
temaslarla elde edilmiştir. Eğer şahsi temas metodu suç olarak görülüyorsa, bu suçun
sorumlusu hepimiz olmalıyız.

27
En azından, diğerlerinin de suçlu olmadıklarını is¬pat için kesin belirtiler bulunmalıdır. Öyle
gelenekler, öyle kolaylık metotları uygulanmaktadır ki, bu durumda bütün personelin bilgi
satma imkânı ve böyle ihtimaller mevcuttur.

Hakim kararı ve hükümet onayıyla, Teşkilat’ta bir arama yapılacak olsa öyle belgeler
bulunacaktır ki, bunlar kuruluşumuzu da, hükümeti de oldukça /ör bir duruma sokar, iç
güvenlikle ilgili kayıtlar ve kişisel bilgi fişleri bir yana, personel tarafından bilinmesi uygun
olmayan her türlü askerî ve diplomatik bilgi dökük saçık durumda saklanmaktadır. Evrak
bölümünde yetkili olarak çalışan personel, buraya yasal durumu uygun olmamasına rağmen
nüfuz ticareti yoluyla getirilmiştir. Önceden destekleyici eleman olarak kullanılanların personel
statüsüne getirilmeleri yasak olmasına rağmen, böyle kişiler önemli köprübaşlarındadır. Daha
bunun gibi pek çok misal sayılabilir. Bu durumdaki bir kuruluşa değil dost, müttefik ve
anlaşmalara bağlı okluğumu/- CIA. isteyen her istihbarat örgütü kolaylıkla sızabilir. Avrupa
ülkelerinde çok sayıda Doğu Bloku ajanı yakalanırken, aynı türden bir çalışmayı
memleketimizde de gösteren rakip servislerden kimsenin yakalanmaması bu hakikatin bir
ifadesidir.

Netice olarak ben casusluk suçuyla hüküm giymiş bir yöneticiyim. Oysa mesela dışişlerinin
elçilerle kurduğu haberleşmenin şifreleri senelerdir elimdedir. Benden çok daha düşük
mevkidekiler bile bu bilgilere sahiptir. Bütün birliklerimizin haberleşme kodları ve diğer gerekli
anahtarlar da elimizde mevcuttur. Tatbikatların senaryosunu da istediğimiz zaman elde
edebiliriz. Bu kanuni olmayan usuller o kadar gele-ncklcşıniştir ki, askerî makamlar bizden bu
konularda yardım isterler. Askerî istihbarat, stratejik istihbarat ve muharebe istihbaratı olmak
üzere iki dalda mütalaa edilir. Birincisi uzun dönemli askerî bilgileri, ihtiva eder. Silahlı
Kuvvetler, muharebe istihbaratı yapmak için Tcşkilat'tan yardım almıştır. Yaptığımız
hizmetlerin belgeleri ellerinde bulunmaktadır. Bunu müteakip, çabalarım sonucu devletin en
üst yetkilileriyle Teşkilat arasında bir toplantı yapılmış, burada gerekli istihbaratın aramızda
dcğiş-tokuş edilmesi karara bağlanmıştır. Benim de katıldığım bu toplantıyla ilgili protokol de
bir belge olarak her an bulunabilir. Suçlanmayı kabul ederim, fakat suçlama bütün bu
hakikatler de belirtilerek yapılmalıdır.

28
Evet, bu protokol sayesinde bilgi kaynaklarım çoğalmış, bu yüzden yabancı servislerle
ilişkilerim güçlenmiş ve itibarım artmıştır. Fakat üst kademedeki yöneticilerin hala ve
ihmallerinin bu nahoş durumlara yol açtığı da belirtilmelidir.

Uygulamalara getirdiğim başka bir yeniliği daha açıklamak isterim. Tcşkilat'ın yapı ve
görevleriyle ilgili kanun, düşman tarafın imkânlarını ve yeteneklerini bilmemiz için kendi
birliklerimizin durumunu da bilmemiz gerekliğini ortaya koyuyordu. Fakat kanunda, askerî
istihbaratla ilgili herhangi bir kayıt bulunmamaktaydı. Üst yönetimin izniyle, istihbarat
Bölümümüz için bir görev talimatı hazırladım ve buraya askerî istihbaratta bulunabileceğimiz
hakkında bir madde de koydum. Bu durumda, kanun ve görev talimatı birleşince kendi
ordumuz içinde istihbarat yapma hakkımız kendiliğinden doğuyordu. Bir yerde, ordu
istihbaratının yerini almış oluyorduk, halta avantajlı durumumuz nedeniyle onların bir üst
organı rolünü oynamaya başlamıştık.

Böyle bir reorganizasyon yabancı servis elemanlarının şüphesiz takdirini kazandı. Çünkü
anlaşma gereği. Teşkilat'tan rahatça bilgi alabiliyorlardı. Üstelik, bu bilgileri en geniş şekilde
elde etmek için Teşkilat'ımızla yakın temas halindeydiler. Onlar için ilginç olan, Tcşkilat"ın
üçüncü kademesinde bulunan benim gibi bir yetkilinin, pek fazla çaba da göstermeden tüm
istihbarat sistemini değiştirebilmesiydi.

CUNTA'yla Karşı Karşıya


Akşam yemeğinden sonra yeniden kalemi elime aldım. Bizimkiler daha yemeğe
oturmamışlardır bile. Belki salonda güneşin batışını seyrediyorlardır. Karşı kıyıda Amerikan
Okulu'nun sivri çatıları görünür. Öteki Başkanlığın yardımcısının evi de oradadır. Amerikan
karargâhıyla içli dışlıdır ahbabımız. Ama eski dostluk günleri geride kaldı artık.

Evde, büyük ceviz masanın etrafında toplanır, saatlerce oyun oynanır, politikadan
bahsederdik. Karım, yine o masanın abonesi tabii. Uzak bozkır kasabası günlerinden beri hiç
değişmedi. Demir cevherinin yanındaki lokali hatırlarım.

29
Hayatın ilk basamaklarını adımlarken, bizimkiyle neler konuşurduk. Bana hep sonradan
görme zengin kadınlarını anlatırdı. Kolları dirseklerine kadar altında dolu olduğu için bizi
kendileriyle bir tutarlarmış. Hakettiğimiz gibi bir hayat yaşayamasak da. yine de daha
huzurluyduk o zamanlar.

Kurmay oldum. Binbaşı oldum. Albay oldum. Tcşkilat'a girdim. Yükseldim. Kudretli adamdım
artık. Her şeyi. herkesi duyan, bilendim. Ama onun gözünde sadece bir şikayet mercii, maddi
imkân kaynağı... "Kızım ne olacak, damat ne olacak?".. Neticeten buradayız. Her şeyi onlar
için yaptığıma Allah şahittir. Gözaltına alınmadan sonra Teşkilat'tan çıkarılan kızımı,
durumumu etkileyeceğini bile bile Amerikan Elçiliğine yerleştirmekten geri kalmadım. Bu,
hayatını ailesine adamış bir insanın dramıdır.

CIA ve Entelligence'deki meslektaşlarla temasımı bir entrika vesilesi saydılar. Her zaman
kendilerinin de yaptığı artık gelenekselleşmiş temasları cspiyonaj gibi göstermeye kalktılar.
Makam ve menfaat anarşistlerinin diğer kurbanlarına da benzcmiyordum. Teşkilat tarihin¬de
hiç olmamış şekilde kısa zamanda üst kademelere yerleşmiştim. Bu yüzden, en tesirli metodu
kullanmaktan çekinmediler. Ama onlar da, diğerleri gibi değildi, birbirleriyle işbirliği halinde bir
politik klik teşkil ediyorlardı.

Devlet kuruluşlarını, özel teşebbüsü, siyasi hayatı alt üst eden hu makam ve menfaat
zıtlaşmaları ta kuruluşundan beri Teşkilat'ta da görülür. Ama bizdeki, hiçbir yerde görülmeyen
karışık ve karanlık metodlarla doludur. Ve menfaatlerin çok büyük, hareket sahasının son
derece geniş olması, çeşitli çevrelerle ilişkili onlarca ekibin doğmasına neden olmuştur. Bu
ekipler ortak çalışır, kurban ararlar. Bu kurbanlar cemiyet içinde olabileceği gibi Teşkilat
içinde de olabilir. Yükselme hırsının önüne dikilen herkes bir engeldir.

Gizlilik metoduyla çalışılır, kurbanlar savunmasız, delilsiz bırakılır. Gizli yöntemler, hedefi
istenildiği gibi. istenildiği yerde yakalamaya izin verir. Kurban seçilen insanın elinden bütün
araçları alınır. Darbenin nereden geleceğini kimse bilmez. Hele benim gibi, dedektiflik işleriyle
uğraşan ekiplerin karşısında olanlar, inisiyatifi tamamen kaybederler. Ekipler, birbirlerine
emir-kumanda zincirleriyle bağlı kimselerdcn kurulmuştur. Birbirlerinin sözünden çıkmazlar.

30
Teyp montaj, foto montaj, gizlice evlere girme, delil yerleştirme, karanlıkta fotoğraf çekme,
açık veya kapalı dinleme yapma imkânları ellerindedir. Gizli sorgu yerlerinde, en iptidaisinden
en modernine kadar çeşitli araçlar mevcuttur. Devlet yetkililerinin bile giriş izni yoktur
buralara.

Teşkilat'ta en büyük zıtlaşma, geleneksel olarak sivillerle askerler arasındadır. Bu büyük


çekişme çoğu zaman politika sahasında da oturur. Darbe öncesi sivil kesimin hükümet, asker
kesiminin genellikle ihtilalcilerden yana olduğu görülmekteydi. Amerikan Servisinin eğitimiyle
yetişmiş, şirketler ve iş hayatıyla yakın teması bulunan sivil kesim daha çağdaş özellikler
taşımaktaydı.

Darbeden sonra iki büyük şehre karargâh kurmuş ve yönetimin en üst katlarından
kaynaklanan askcr-sivil karması bir ekip doğdu. Cunta adı verilen bu ekip bu dönemde kader
birliği etmiş, birçok kanun dışı olayın sorumlusu olmuştu. Avantajlar elde etmişlerdi. Hem
bunları korumak, hem geçmiş defterlerin açılmasını önlemek, hem depolitik mülahazalarla
devrin hükümetlerini etkilemek için bir arada kaldılar. Personel, büyükşchir ve başkent
yönetimi, toplama bunların elinde kalınca patron ve yardımcısını da etkileme imkânını ele
geçirdiler. Kağıt üzerinde olmasa da fiiliyatta en müessir makamlar bunların güdümünde idi.
Sökrcdite, örtülü ödenek, avantajlar, pozisyonlar mevcut. Bu imkânlarla, on yıl öncesinden
beri en az elli eleman diskalifiye ettiler. Bunların biri sekreter, bir kısmı emekli generaldi.

Bana karşı düzenlenen operasyonun planlarını yapan kişi Cunta'nın karşı casusluk
bölümündeki koludur. Kendisi ile aramda uzunca bir süredir husumet bulunması hadisenin
nedenidir. Bu kişi sivil bir okuldan mezundur. Açık tarafları çoktur. Darbe döneminde yaptığı
işkenceler saymakla bitmez. Şimdi kendisini bir CIA ajanını yakalamış gibi gösteren kişi nasıl
oluyor da, yakın bir tarihte komşu bir ülkede CIA ajanlanyla ortak operasyona katıldığını
gizliyor. Bu komşu ülkede yapılan operasyon sırasında yüklüce bir ücret elde ettiği de
bilinmektedir.

Daha sonraları ben kudret kazanınca. menfaat yolları kapandı tabiî. Aktif görev imkânları
kalmadı. Bir bölgenin başına da gelemedi.

31
Yabancı uyruklu bir kadınla ilişkisini açığa çıkarmam bana olan nefretini daha da artırdı. Bana
yaptıklarını basın ataşesine ve daha önce amirine de uygulamıştı. Şimdi önünde bir engel
teşkil ettiğim için bana çarptı entrika rüzgârı.

Darbe döneminin beşli çclesi içinde yer almıştı bu şahıs. Meşhur köşkte bir araya gelen bu
beş kişi, CIA'ya yaptıkları hizmetlerini örtbas etmek, kanundışı eylemlerini unutturmak için
şimdi de bana karşı birleştiler. Bakanın "CIA içimizde" sözünün etkisi de böyle kırılacaktı,
içlerinden bazıları daha değişik emeller peşinde koşanlara da hizmet ediyorlardı.

Suçlu yalnız ben miyim? Birçok Teşkilat mensubu, kendi memleketimizde de yabancı
istihbarat elemanlarıyla sık sık yalnız temas etmektedirler. Jimmy çok sayıdaki personelin
ahbabı olarak bu tür ilişkiler içindedir. Kendisiyle birçok yönetici başbaşa yemek yemiştir.
Ekarte edilmemden çok kısa bir zaman önce, Jimmy, yeni gelen üç CIA görevlisi. Teşkilat'tan
bir arkadaş ve eşlerimizle beraber bir başkent lokantasında baş başa bir gece geçirmemiz
buna misaldir. Bana dü/.cnlcncn operasyonun önemli adamı Kafkas asıllı kişi, Jimmy'nin
benden de samimi dostudur. Bu kişinin gerek Jimmy'yc. gerek diğer Amerikalılarla içtiği su
ayn gitme/.. Yazın, onların kamplarında bütün ailesini barındırır. Amerikan dostu bir
işadamının yakın ahbabıdır. Üstelik doğrudan doğruya anarşik olayların içinde bulunması
temasının vchamctini artırmaktadır. Ve bana karşı düzenlenen operasyon sırasın¬da, biz
Jimmy'le otururken ekip başı görevini bu kişinin oynaması şüphelerimi çoğaltmıştır. Belki de
Jimmy'nin de dahiliyle başka hesaplar sahneye konmuştur.

Teşkilat'ın İsrail'de, Almanya'da ve İran'da personeli, heyeti vardır. İran'dakiler ne


yapmaktadırlar bilemem ama. diğerlerinin aktif göreve devam ettikleri bir gerçektir. Bu
ülkelerdeki adamlarımız, o ülke istihbarat elemanlarıyla daima yalnız olarak temas eder.
Adamımız o ülkenin casusu mu olmuştur, olmamış mıdır bunu bu faaliyet tarzıyla bilmemiz
mümkün değildir. Bugünkü Teşkilat yöneticilerinden birçoğu yıllarca bu ülkelerde kalmışlardır.
Almanya gibi rejimi bize yakın ülkelerde bulunmaları bir yana, İsrail ve Şah iran'ı gibi
ülkelerde yıllarca kalan ve sıkı işbirliği geliştiren böyle elemanların rejimimiz için birer tehlike
olacakları akla getirilmiş midir?

32
Bizce hayır. Çünkü, Teşkilat zaten eğitim ve kafa yapısıyla özellikle darbe döneminden sonra
oldukça şartlanmıştır ve oralarda kalanlarla burdakilcrin arasında esaslı bir fark
görülmeyecektir.

Sık sık değindiğim gibi. Teşkilat bütün devlet kurumları içinde kendine has bir çalışma şekli
olan, denetlenmesi oldukça güç bir kuruluştur. Hakikaten kanuna göre suç teşkil eden bazı
uygulamalar içindedir. Ama iktidarlar yıllarca süren uygulamalarla bazı gelenekler getirmiştir.
Kanaatimce, örneğin benim gibi bir yöneticinin uygulamalarını kanunsuz bulmak, mahkemede
de belirttiğim gibi Teşkilat'ın öteden beri uyguladığı bilinen sorgu yöntemlerini, telefon
dinlemeyi, izinsiz evlere girmeyi, dinleme cihazları yerleştirmeyi de kanunsuz bulmayı
gerektirir.

İşkence
İstihbarat Okulu'nda verdiğim sorgulama tekniği derslerinin bir gün bana karşı kullanılacağını
hiç düşünmemiştim. Bu konuda, en son Amerikan kaynaklarını tarayarak derlemeler
yapmıştım. Sorgu değerlendirmesi için eski destekleyici elemanlardan bir öğretim kadrosu
hazırlatmıştım. Moral ve psikoloji açısından bilgi unsurunun durumunu gözden geçiren örnek
testler düzenlemiştim. Teşkilat merkezine götürüldüğümde, bana yapılan uygulamaların nasıl
bir seyir izlediğini, adeta dala önce gördüğüm bir filmi tekrar sahne sahne seyreder gibi takip
etlim. Ama apaçık, savunmasız bir şekilde gözaltına alındığım için. dayanacak hiçbir şey
kalmamıştı.

Teşkilat merkezine emrimde bulunan memurlar tarafından götürüldüm. Normal zamanda


yanıma yaklaşmayan insanlar tarafından ağır şekilde dövüldüm. Eşim ve çocuklarım bitişik
odaya getirilmişlerdi. Sorgu odasına daha önce benim yerleştirdiğim elektrikli işkence aletleri
ve ışık verme aparatları bir tehdit aracı olarak bulunduruluyordu. Eşimin yandaki odadan
duyulan çığlıkları, ses araçlarıyla daha da yükseltilmişti. Cunta'nın takip elemanlarından darbe
uzmanı ve yardımcısı, ellerimi yukarı kaldırtarak vücudumun hassas noktalarına karate
vuruşları yaptılar. Yıkıldığım zaman, dayak ve tehditle tekrar kaldırıp vurmaya devam
ediyorlardı.

33
Vücudumda morartı olmaması için, ısıtılmış bir yün kuşak getirdiler, onu iyice sardıktan sonra
vurmaya devam ettiler. Karım ve çocuk¬larıma baskı yapacaklarına dair tehditleri ileri
sürdüler. Ve bütün işkence araçlarını bir bir gösterdiler. Zaten çöküntü içinde bulunduğum
için. her şeyi kabul ettim ve savcı karşısında kabul etmemek elimden gelmedi. Zaten,
kanunda mümkün olmamasına rağmen, savcı ifademi almak için Teşkilat merkezine gelmişti.
Ve bu, gözaltına alınmamdan tam dört gün sonra oluyordu.

Savcı, ifademi alırken, odadaki konuşmalarımızın bir kısmım teypten tekrar dinlettiler.
Savcının ifade aldığı odada da mikrofon tesisatı vardı. Bunu daha önceden biliyordum. Çünkü
sorgu odalarındaki ifadeleri çoğu zaman kendim dinlerdim.

Savcı, daha sonra kendi makamında da ifademi aldı. Ama orada da. Teşkilat'ın gorillerinden
biri vardı. Odamdaki dokümanlarla, yani casusluk suçlamasının kendi memleketim aleyhine
olan kısmıyla ilgili birkaç şey söylemek istediysem de. bunları mahkemeye ertelemem
istenince sustum, ilk mahkemeye yine Teşkilat'tan, Teşkilat'ın aracıyla getirildim. Hadisenin
enteresan olan tarafı, benim daha önce verdiğim derslerde işkencenin maddi ıstırabı üzerine
değil, metodlu bir şekilde beyin yıkanması ve psikolojik etkiler üzerinde sıkça durmamdı.
Hatta birçok meslektaş beni robotlaştırma uzmanı olarak tanırlardı. Sonun¬da, benim
gösterdiğim yöntemlerle ben karşılaştım ve uygulamalar Teşkilat merkezindeki pazarlık
gücümü zayıflattı. Normal bir yetkilinin, kendi aleyhine bu kadar delili bile bile kabul etmesi ve
altlarına imza atması inanılacak gibi değildi oysa.

Bir ara sigara ve su içmemi engelleyerek beni yalnız bıraktılar. Su daha sonra karşıma
konuldu, bir muhafız getirildi ve onun emanetine bir paket sigara bırakıldı, ifademe
başlamadan evvel zorla içirdikleri alkollü içki ve çok tuzlu yiyecekler yüzünden dilim
damağıma yapışmış ve konuşamaz durumdaydım. Daha sonra, dayağın da etkisiyle bayıldım.
Gözlerimi açtığımda Teşkilat'ın doktoru karşımda telaş içindeydi. Bana uyguladıkları
metodların her türlü belirtisini yok etmek istiyorlardı. Tansiyonumu ölçtüler, bazı ilaçlar
verdiler. Teşkilat doktoru beni sık sık muayene etti.

34
Aslında, kendisi beni gerektiğinde muayene etmek için hazır tutuluyordu. Yoksa o gün normal
olarak izinli olması gerekirdi, işkenceler konusunda son derece ileri bir bilgiye sahip olan bu
insan, darbe döneminde büyük bir ihtisas kazanmıştı.

Daha sonra verdiği raporlarda, bu doktor, vücudumda hiçbir iz olmadığını söyledi. Halbuki
beni ilk muayenesi sırasında oldukça kötü durumumu kendi gözleriyle görmüştü.

Cezaevinde de. gelir gelmez bütün tutuklulara yapıldığı gibi muayene edildim. Cezaevi
doktoru, kendisine cesaret edip de hiçbir şikayette bulunmadığım halde yüzümdeki ve
vücudumdaki yara ve bereleri tespit ederek rapor hazırladı. Onların darbe izleri olduğunu
zaten herkes bakar bakmaz anlardı.

Aslında, gözaltına alınmamdan tutuklanmama kadar uzanan safha, bir kısmına benim de
muttali olduğum bazı pazarlıkların bir ifadesiydi. Daha Teşkilat merkezine götürüldüğüm gün,
makamım için arama karan çıkaltılmıştı. Yani savcılık benim durumumdan haberdardı. Ama.
ifademi almaya ancak dört gün sonra gelebildi. Bu dört gün karşılıklı tartışmalar içinde geçti.
Ellerinde çok sayıda fotoğraf, teyp bandı ve takip raporları bulunuyordu. Bunların bir kısmını
mahkemeye vereceklerini, sonunda birkaç yıl ile işin atlatılabileceğini, işi büyütürsem ve
elimdeki imkânları kullanırsam cezanın da büyüyeceğini belirttiler. Ve çizmeyi aştığım
takdirde cezanın akla gelmeyecek ölçülere ulaşacağını söylediler.

İşkenceden de korkuyordum. Üzerinde anlaşmaya vardığımız noktalardan saparsam


metodların kademe kademe şiddetlendirilebileceğinden çekiniyordum. Yıllar önce, bir
sosyalist ülke hesabına casusluk yaptığı iddiasıyla bir görevlimizin ifadesi alınmıştı. Sorgu
sırasında uyguladığımız yöntemler sonunda kendisinin de katkısıyla eşsiz bir senaryo
hazırlandı. Ama mahkeme safhasında, her şeyi inkâr etti ve heyete bir kibrit kutusu uzattı.
Kulunun içinde, sorgu odasında topladığı soyulmuş deri parçaları bulunuyordu. Sonunda,
bizim delillerle görevli ağır bir cezaya çarptırıldı. Ancak, Yüksek Mahkemenin karan sonunda
beraat etti. Fakat biz, yaptığımız uygulamayla kalmış, görevi¬mizi yerine getirmiş ve bir engeli
aşmıştık.

35
Şimdi, düşünüyorum da. işkencenin etkinliği konusunda verdiğim konferanslara kendim de
inanmışım diyorum. Daha soğukkanlı olsam, yaratılmak istenen ortama kapılmasam, kendime
güvenimi yitirmesem ve avantajlarımı kullansam bütün zorlamalara rağmen kurtulabilirdim
diyorum.

Darbe döneminde, yapılan baskılara rağmen moralini yitirmemiş ve tutamaklarını


kaybetmemiş birçok gençle karşılaştık. Aslında, kendinden emin, suç işlemediğine ya da
yaptığı işin suç olmadığına inanan herkes için bu böyledir. Eskiden, füze üssünde görevli bir
subaydan şüphelenilmiş, adam sorguya alınmıştı. Bütün baskılara rağmen, karısının,
çocuklarının istikbalini düşünen ve bizim suçlamalarımızı samimi olarak "vatana ihanet" olarak
görüp de böyle bir şerefsizliği üstlenmek istemeyen subay her şeyi reddetmişti. Daha sonra
biz adalet makamlarına başvurduk. Adamın tutuklanmasını, böylece moralinin bozulmasını ve
tekrar sorguya devam edebilmemizin şartlarının yaratılmasını isledik. Adamın şansı iyi gitti,
mahkeme bunu kabul etmedi ve delil olmadıkça kimseyi tutuklamayacağını söyledi. Biz
tekrar, "istenilen delilleri biz bu şahsın üzerine yerleştiririz bu millî çıkarlarımızla ilgili bir
konudur" dediysek de ine kabul edilmedi. Hatta daha da sertleşti. Tam bu sırada da, üsle ilgili
hiçbir şeyin çalınmadığı ortada hiçbir suçlu bulunmadığı anlaşıldı.

Yakalanışım
Hatıratımı, yakalandığım anı anlatarak bitirmek istiyorum. Yağmurlu bir kış günüydü. Jimmy'le
buluşmak için. oğlumun işlerini örtü olarak kullanmayı kararlaştırmıştık. Odamdaki masanın
gözünden belgeleri alarak eve getirmiştim. Bunlar yabancı bir ülkeyle ilgili olduğu için riski
azdı. Durum odasmdakilcr hakkında ise defterimde notlar bulunuyordu. Evden belirlenmiş
saatte çıktık, kontr-takipçinin peşimde olduğunu sanıyordum. Oğlumu bıraktıktan sonra eve
dönerken. Jimmy'nin evinin bulunduğu bir alt sokakla arabayı park ettim. Bizim takipçiden ses
seda yoktu. Hiçbir şeyden şüphelenmediğim ve ziyaretimi Amerikalıların bayramı vesilesine
bağlayabileceğim için eve girdim. Bizimki, arkadaşı, aileleri hep oradaydı. Daha esas
mevzuya girme imkânı bile bulamadan kapı çalındı. Meslektaşım, sakin bir şekilde yerinden
kalktı, kapıyı açınca beynimden vurulmuşa döndüm.

36
Kafkasyalı ve silahlı adamları karşımdaydı. Demek uzun bir süredir izliyorlardı. Bir anda
şimşek çaktı kafamda; Jimmy'le irtibat halinde miydiler?

Kafkas, hemen masanın üzerinde duran çantama yöneldi. Şapkam, küçük çantam, şemsiyem
oradaydı. Belgeleri eliyle koymuş gibi buldu. Film makineleri çalışmaya başladı, bir memurun
teybin düğmesine bastığını duydum. Sorular yağmaya başladı, zabıt tutuluyordu.

Kafkas. Jimmy'e soruyordu: "İşiniz, kimliğiniz, nerede çalışırsınız, göreviniz, üstünüzdeki


belgeler vs..." Oysa kendisi Jimmy'i benden iyi tanırdı, beraber birçok operasyonlara girmişti,
yemek ve kokteyl arkadaşıydı onun. Heyet Başkanı Peel'in onuruna verilen yemekte onunla
beraber bulunmaları herkesin dikkatini çekmişti. Nasıl sorabiliyordu bu soruları? Ve bu
sorulan sorarken. Jimmy'nin üzerinde bulunan notların kime ait olduğunu neden sormuyordu?
Jimmy. diplomatik durumunu açıklayarak sorulardan kurtulabilirdi. Niçin bunu yapmamıştı?
Not defterini niçin bana ait gibi göstermek istemişti?

Jimmy'nin arkadaşı olan aracı, diplomatik bir hüviyeti bulunmasına rağmen niçin bu davaya
dahil edilmemiştir? Baskını yapan kişinin ClA'yla bu derece yakın ilişkide bulunan bir kişi
olması benim şüphelerimi artırmıştı. Bu kişi, ilişkileri sayesinde iki büyük şehirde de
yükselmişti. Her sone tatilini Amerikalıların imkânlarıyla gerçekleştirdiğini bilmeyen yoktu.
Özellikle, özel konularda Amerikalılara çok şeyler borçluydu.

Bu operasyonda karşıma çıkarılanlar hep o günkü iktidarın, hatta iktidarın bir kanadının
adamlarıydı. Hükümet, bakanın çok eskiden düşünmeden verdiği bir demeç yüzünden
kamuoyunda zor bir durumda kalmış, ayrıca Amerikalılarla da aramızda tatsız bir hava
esmişti. Bakanın bir yakınının da yabancı olması bu tatsız havaya etkide bulunuyordu.
Teşkilat'ın köprübaşlannı ellerinde tutanlar, devlet kuruluşlarını bu gibi ilişkilerden tenzih
etmek ve inandırıcılık sağlamak açısından bir kurban seçtiler. Amerikalılarla ilişki içinde olan
ihtiyatsız ve heyecanlı şahıs, yani ben yuvadan atıldım. Böylece hem hükümete yaranıldı,
hem Teşkilat korundu, itibarı sağlandı, hem operasyonu gerçekleştiren ekip onurlandı, geçmiş
falsoları örtbas edildi, hem de gelecek hükümetin düzenlemelerine set çekildi.

37
Yine bir yardımcı unsur heba edilmişti. Basın ve kamuoyu incelenirse görülecektir, işkence
iddialarından, darbe tezgahlamaya kadar esas sorumluluğu taşıyor gösterilenler, hep
muavinlerdir. Büyük şehrin muavini, başkentin muavini, başkanın muavini, insanın aklına, hiç
sorumluların sorumluluğu yok mu sorusu geliyor.

Benim CIA'ya temin ettiğim bilgilerin önemli olduğunu hakikaten kabul ederim. Fakat
hükümetin bölge meseleleriyle ilgili bütün politikalarının Amerika'ya anında verildiği de bir
hakikattir ve üst katlarda yapılan çalışmalar resmiyet perdesi içinde sürdürüldüğü için günah
ol¬mamaktadır. Bu politik mcvzularla ilgili haritalardan, toplantı tutanaklarına kadar her şeyin
şimdi Amerikalıların ve tabiî bütün müttefiklerimizin elinde olduğu inkâr edilmez bir gerçektir.
Ve bizim devlet büyüklerimiz. Washington'u ziyaret ettiklerinde, karşılarındaki şahısların
kendilerinin bile bilmediği birçok olaydan bahsettiklerini duyunca şaşkına dönmektedirler.
Bunun bir örneği ve buna karşı sorumlu bir askerî yöneticinin gösterdiği tepki daha yakın
zamanda yaşanmıştır.

Jimmy'nin ülkemizde istihbarat yapabilmesi için her türlü şart mevcuttur ve fazla yorulmaya
da ihtiyaç yoktur.

Jimmy. her zaman Teşkilat'Ia beraber çalışan bir eleman gibidir. Teşkilat'ın içindedir.

İstediği insanla, istediği yerde görüşebilir, yemeklere, davetlere, çağrılır, herkesin girdisini-
çıktısını yakından bilir.

Bütün bilgiler çeşitli kademelerde kendisine verildiği gibi, istediği her türlü malumat sağlanır.

Esasen operasyonlar beraber yürütülür.

Teknik araç-gereçler onlardan alınır, onlar tarafından monte edilir, bakımını onlar yapar.

Amerikan Elçiliğinin personeli ikili anlaşmalar gereği her türlü bilgiyi elde eder.

Zaten ordunun birkaç küçük birliği hariç hemen hepsi hakkındaki etraflı malumat,
organizasyon içindeki anlaşma gereği Amerika tarafından alınır.

38
Yakın geçmişte dağılan bölgesel işbirliği kuruluşu da böyle bilgi alışverişlerine müsaitti.

Savunma araç ve gereçlerinin tümü belli yerlerden temin edildiği ve eşitsiz anlaşmalarla
bağıntılı olduğu için, zaaf ve avantajlarımız onların tamamıyla malumudur.

Ekonomik ilişkilerimiz incelendiğinde, yapılan yardım ve krediler karşılığında ayrıntılı bilgi


istendiği ve bütün harcamaların kontrol edildiği unutulmamalıdır.

Command, ordumuzun içinde bir karargaha sahiptir. J bölümü, üst komutanlıkta, özel ve en
önemli servislerle iç içedir. Hava birliklerimiz müttefiklerimizin hava üs ve birlikleriyle iç içe.
yan yanadır. Bu¬ralarda kulaklarını duvara dayayarak dahi her türlü istihbaratı elde
edebilirler.

Amerikan tesisleri. Amerikan askerleri. Amerikan dinleme cihazları, uzmanlar, geniş bir
istihbarat kaynağroluşturmaktadır. Her Amerikalı asker birkaç kişiyle temas etse, çok geniş bir
istihbarat ağı oluşabilir.

Amerikan şirketlerinin gayet geniş imkânları bulunmaktadır ve bu imkânlarla etkili çevreler


içinde faaliyet göstermek gayet kolaydır.

Askerî haritaların dahi birlikte yapıldığı ve birlikte yararlanılacağı düşünülerek üzerine ingilizce
yazılar yazıldığı herkesin malumudur. Kaldı ki, bu haritaların üzerinde "gizli" gizlilik dereceleri
de bulunmaktadır.

Mesleğim gereği, bir memleketin en değerli varlığının "bilgi" olduğunu anlamış


bulunmaktayım. Benim bu seviyeye gelmem de bunun eseridir. Siyaset biliminin bu kadar
geliştiği modern çağda istihbarat, altından da. petrolden de değerlidir ve benim gibi
ihtiyatsızları çarpmaktadır.

39
II
SAVAŞ MAN OLA YI
(Mehmet Eymür'ün Anıları)

1975'te Ankara'ya. Blg. D. Başkanlığı Takip Şube Müdürü oldum. Daire Başkanım YS
Albaydı. Onun emrine layin olmaktan dolayı sevinçliydim. YS Albay, beni şube personeline en
iyi şekilde takdim etti. Çalışkanlığımdan, başarılarımdan bahsederek bana olan yakınlığın¬dan
ve itimadından bahsetti, ilk defa bu kadar kalabalık bir topluluk karşısında konu olmaktan
heyecanlanmıştım. Birkaç kelime de ben konuştum. Konuşurken bacaklarımın titrediğini
hissediyordum.

1970'te yaptığım evlilik iyi gitmemiş, boşanmıştım. Bu evliliğimden olan 3 yaşındaki oğlum
Ankara'da annesinin yanında kaldığı için onu daha sık görebilecektim.

Takip Şubesi kontrolü zor bir şubeydi. Ankara'nın çeşitli bölgelerinde sabahın erken
saatlerinden gece yarılarına kadar sokaklarda görev yapan personeli denetlemek, önemli
işlerde işin başında olmak gerekiyordu.

Personel miktarı ile araç gereç ve telsizlerin artması çalışmayı tersine etkilemişti. Gözetleme
yaptıkları yerin yakınında bir yere takip aracını çekip hep birlikte içinde oturuyor, gazete,
mecmua okuyup, sohbet ediyorlardı. Bu görevi menfi yönde etkiliyor, hem kısa zamanda
çevrenin dikkatini çekiyor, hem de kendi dikkatleri dağıldığından bazan hedefi görmüyor,
kaçırıyorlardı.

Takipçilerin görev bitiminde yazdığı raporlar da tefcrruatsız ve baştan savma idi. Takip edilen
şahısla ilgili diğer Şubeler Takip Şubc-si'nin işine karışıyor, görev yerine gidip müdahalede
bulunuyor, bazen tetkik etmeden Ankara'da olmayan bir şahsın takibini istiyorlardı.

40
YS Albayın da desteği ile zaman içinde bütün bu olumsuzlukları asgari seviyeye indirerek
Takip Şubesini Ankara Bölgesinin en iyi ünitelerinden biri haline getirdik.

Ankara'da Kavaklıdere'de bir çatı katında yalnız oturuyordum. 1976'da Hiram Bey de istanbul
Bölge Daire Başkan Yardımcılığından Ankara'ya Müsteşarlık Karargâhının Kontrespiyonaj
Daire Başkanlığına tayin edildi. Çocukların tahsili nedeniyle ailesi istanbul'da kalmıştı. Benim
oturduğum evde birlikle kalmaya başladık.

Hiram Bey, uyumlu, düşünceli, medeni bir ev arkadaşı idi. Ev kirasına katılma talebini
reddettiğim için habirc eve bir şeyler alıyor, bana masraf ettirmiyordu. Genellikle geç
yattığımdan sabahlan zor uyanıyordum. Bana "Hadi kalk artık tembel adam" diye
seslendiğinde o çoktan sporunu yapmış, çayı demlemiş, kahvaltıyı hazırlamıştı. Zaman
buldukça akşamları birlikte geziyor, dışarıda veya evde yemek yiyorduk. Ona mesai haricinde
"ağabey" diye hitap ediyordum. Yakından tanıdıkça daha çok sevmiş, bir ağabey gibi
benimsemiştim.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra Ağustos ayında Hiram Bey'le birlikte kısa süreli bir
görevle Beyrut'a gönderilmiştik. Orada bazı temaslarda bulunup FKÖ'nün EOKA'cıları
eğittiğine, lastik bollarla Kıbrıs'ın güneyine silah ve mühimmat sevk ettiklerine dair bilgiler
aldık. O tarihler için önemli bilgilerdi.

Bu seyahatte. Beyrut Elçiliği Konsolosu Bilge Erol'la tanıştık. Renkli bir kişiliği olan Dışişlerinin
"Korkunç Yengesi" ile dostluğumuz takip eden yıllarda da devam etti. Onun dostu olmak, her
zaman, düşmanı olmaktan daha iyiydi. Bir kez hışmına uğradım ve birbirimize girdik, ama
sonra ilişkimiz düzeldi.

Herkesin birbirini vurduğu Beyrut'a giderken bize bu kritik görev emrini veren zamanın
Müsteşarı rahmetli Em. Amiral Bahattin Özülker, sanki geri dönmeme ihtimalimiz varmış gibi
sarılıp bizi öpmüş, sırtımızı sıvazlamıştı. Hiram Beyi, babası Abbas Kaptandan, beni ise
Bahriyeli olan dayılarım dolayısıyla tanıyordu. Her ikimizle de şakalaştı. Bana "Ne o bıyıklar
öyle, manavlara dönmüşsün" diye takıldı. Yanından ayrılır ayrılmaz bıyıklarımı kestim.
Dönüşte beni görünce "Yahu sen bayağı doğru dürüst adammışsın" diye yeniden takıldı.

Arnavut Bahattin, sağlık şartları elvermediği halde zamanın Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün
isteğini emir telâkki edip 1974 yılında Müsteşarlığa gelmişti.

41
Aynı yıl Samsun'da Teşkilat'ı denetlerken geçirdiği bir kalp krizi neticesinde öldü. Kısa
Müsteşarlığı zamanında Teşkilat'ta çok sevilmişti, ömrü vefa etseydi, kendisini diğer
Müsteşarlardan ayıran özellikleri ve dünya görüşü ile Teşkilat'ı çok ileriye götürebileceğini
tahmin ediyorum.

Kıbrıs Harekâtından sonra Türk Silahlı Kuvvetlerinin durumu ve hükümetin, askerî ve


diplomatik konularda alacağı kararların gizlilik derecesi artmıştı. Amerika Birleşik Devletleri
Türkiye'ye karşı ambargo kararı almış, karşılık olarak Amerikan üslerinin faaliyetlerini
durdurmayı gündeme getirmiştik.

Dostlarımızla ilişkilerdeki soğukluk istihbarı alandaki işbirliğine de yansımıştı. Hızla silahlanan


Yunanistan'dan saklanması gereken bilgilerin ABD ve İngiliz Habcralma Örgütleri kanalıyla
bu ülkeye sızmaması için gerekli tedbirler alınıyordu. Bilgi teatisi ve işbirliği çok düşük
seviyedeydi. Kıbrıs'taki Türk Silahlı Kuvvetlerinin miklan. faaliyetleri, yabancı istihbarat
kuruluşlarının ilgi odağıydı.

25 Aralık 1977 tarihli gazetelerin manşetlerinde "MİT istihbarat Başkan Yardımcısı Casusluk
iddiası ile Tutuklandı". "Sabahattin Savaşman Amerika ve ingiltere Hesabına Casusluk
Yapmakla Suçlanıyor" ibareleri yer alıyordu.

Bu haberden birkaç ay kadar öncesine gidelim. Ankara Bölge Daire Başkanı YS Albay beni
çağırdı. Verilen çok önemli, hassas bir görevdi. Teşkilat içinden birinin takip ve kontrole
alınması isteniyordu. Hem de istihbarat Başkan Yardımcısı, kuruluşa göre Müsteşarın altında
Başkanlıklar vardı. Birimler; Başkanlık. Daire Başkanlığı, Şube Müdürlüğü gibi sıralanıyordu.
O tarihte istihbarat Başkanlığı teşkilatın fonksiyonel ana ünitelerinden biriydi ve Savaş¬man
da bu Başkanlıkta Yardımcılık görevini deruhte eden emekli bir Kurmay Albaydı. Konu vatana
ihanet şüphesi ile ilgili olduğu için emri alıp hemen harekete geçtim.

Daha önce YS Albayın ilettiği bu tip bir emre, usulüne uygun bir şekilde itiraz etmiş.
Müsteşarlıktan gelen bu emrin tekrar gözden geçirilmesi konusunda kendisini ikna etmiştim.
Konu o tarihte istihbarat Başkanı olan Em. General NY'nin ve Diyarbakır bölgesinin başında
iken Ankara'ya tayin edilen FK ile ilgiliydi. Onların da takibi istenmişti.

42
NY Paşa, istanbul Daire Başkanlığı yapmış, ben de emrinde çalışmıştım. Babamın
yardımcılığını yaptığından, halef-selef olmuştu. Atatürk çizgisinde, sevdiğim, saydığım,
güvendiğim bir âmirimdi.

FK hizmetleri ile teşkilatla efsaneleşmiş, Suriye'de yakalanıp eziyet görmüş, personeli ile
arkadaş ilişkisi içinde olan biriydi. FK'nın Süleyman Demirel'e yakın olduğu herkesçe bilinirdi.
O da bu yakınlığı saklamaz, açık hareket ederdi.

YS Albay'a: Teşkilat içinde kendisinin de bildiği gibi üst kademede çekişmelerin olduğunu,
bizi de alet edip kullanmaya çalıştıklarını, bu insanların inandığımız, sevip saydığımız
âmirlerimiz olduğunu, bir hıyanetleri mcvzubahisse her türlü imkânı kullanıp kendilerini kontrol
allında tutabileceğimizi, ancak bunu tamamen o tarihlerde Personel Daire Başkanı olan Nuri
Bey ile MAH Başkanlığına vekâlet eden Mehmet Ali Bey'in Teşkilat'ın kontrolünü ellerine
geçirmek ve rakiplerini tasviye etmek ar/usundan kaynaklandığını ifade ettim. Müsteşarın da
bu emir için yanlış yönlendirildiği kanaatinde olduğumu: Teşkilat içinde herkesin birbirini takip
ettirmesi halinde başka işlerle uğraşmaya vakit bulamayacağımızı söyledim.

YS Albay'da özel bir yerim vardı. Bana güvenir, oğlu gibi sever, bazen dik kafalı hareketlerimi
ve taşkınlıklarımı hoşgörü ile karşılardı. Babacan yönleri olan bir insandı, istanbul'da en zor
günlerde birlikte çalışmış, kader birliği etmiştik. Bıkmadan, usanmadan yeni bir memur
heyecanı ile çalışırdı. Rütbesini hiçbir zaman bir üstünlük mevzuu yapmadı. Küçüklerinin
önerilerine kulak veriyordu. Ön sezileri kuvvetli idi ve genellikle onu yanıllmazdı.

Müsteşarla bir daha görüşüp, kararın yeniden gözden geçirilmesini önereceğini bildirdi.
Neticede NY Paşa ve FK'nın takip isteğinden vazgeçildi. Zaten FK da bir müddet sonra
emekliliğini isteyip Teşki-lat'tan ayrıldı. Ayrılmadan önce ve sonra Teşkilat'taki rakipleri,
hakkında, özellikle kadın kız ilişkileriyle ilgili birçok çirkin iddiayı yaydılar.

O tarihlerde MAH Başkan Yardımcılığı boşalmıştı. FK, YS Albay, eski istanbul Daire Başkanı
TD en kıdemli Daire Başkanları idi. Nuri Bey. Hiram Bey'den devraldığı Ortadoğudaki
görevinden dönmüş ve Ankara'da Personel Daire Başkanlığına getirilmişti.

43
Nuri Bey. tesir kabiliyetini ustaca kullanarak Müsteşar Hamza Paşa'yı etkisine almış.
Teşkilat'ta rcorganizasyon yapmak bahanesi ile Teşkilat'ın şemasını değiştirerek, kademe
kademe yerini sağlamlaştırmaya başlamıştı.

Personel Daire Başkanlığı İdari tşler Başkanlığına bağlıydı ve başında da Celal Bayar'ın eski
yaveri Kemal Eker vardı. Nuri Bey Kemal Eker ile geçinemiyordu. Kemal Eker'in gelini Sonia.
Belçika asıllıydı. Bir süre sonra, zannedersem Cumhuriyet gazetesinde. Kemal Eker'in
gelininin, makam otomobiline binerken resmi çıktı. Tabiatıyla bu iş için benim başında
bulunduğum Takip Şubesi kullanılmıştı.

Bu olay, Kemal Eker'in Teşkilat'ta sonu oldu. Emekliye sevkedilen Kemal Eker. kendinden
önce MİT Okulunda görevliyken emekli edilen beş kişi gibi Danıştay'da iptal davası açtı. 28
Ekim 1976 tarihli Cumhuriyet gazetesi "Atama ve emeklilik işlemlerinin devam ettiğini ve
örgütte bazı istifalar olduğunu, bu işlemlerin MİT içinde yeni kadrolaşma çalışmalarına yönelik
olduğunun sanıldığını" belirtiyordu.

Temmuz 1990'da gazetelerde Kemal Eker'in 7 yaşındaki oğlu Doruk'u görmek üzere
Belçika'dan gelen eski gelini Sonia Dhont'u tabancayla üç yerinden ağır şekilde yaraladığını
okudum ve üzüldüm. Belçikalı gelin Kemal Eker'in kader çizgisinde şanssız bir rol üstlenmişti.

Kemal Eker'in emeklilik olayı benim de gözümü açtı ve başında bulunduğum ünitenin bir daha
bu tip olaylarda kullanılmamasına gayret ettim.

Neticede Nuri Bey'in Personel Dairesi, idari işlerden koparak Müsteşara bağlı müstakil bir
ünite haline geldi.

MAH Başkan Yardımcılığının boşalması üzerine o tarihte emsalleri arasında en kıdemsiz olan
Konya Bölge Daire Başkanı Mehmet Ali Bey vekâleten bu göreve atandı. Kendisinin FK'nın
maiyetinde çalıştığı söyleniyordu.

Bir-iki kez Konya'dan Ankara'ya geldiğinde YS Albayın odasında görmüştüm. YS Albaya


"Ağabey bence Türkiye'de en büyük tehlike sağcılar. Bir solcu kaçsa tutun desen yüzlerce
kişi tutar, bir din adamı kaçsa kimse yakalamaz" mealinde laflar ediyordu. Bölge Daire
Başkanlığı yapaıı bir kimsenin bu basit benzetmelerle sağ-sol olaylarına teşhisler koymasını
garipsediğimi hatırlıyorum.

44
Savaşman'ın takip ve kontrole alınması istenildiği tarihte Hiram Bey, Kontrespiyonaj yani
Casusluğa Karşı Koruma Daire Başkanıydı. Amiri durumunda olan Savaşman'ın batılılarla
ilgili çalışmalara özel ilgi göstermesi, bu konulardaki evrakları bir müddet elinde alıkoyması
dikkatini çekmiş, şüphelerinin doğruluğunu tespit için birkaç denemede bulunmuştu.
Denemeler neticesinde kanaatleri pcklcşmiş, sonuçta bu tereddütlerini istihbarat Başkanı NY
Paşa'ya açmıştı. NY Paşa da. araştırması sonucunda Savaşman'ın davranışlarında bir
acayipliğin olduğunu anlamış ve konu Müsteşar Hamza Gürgüç'e intikal ettirilmişti.

Teşkilat'ın içinden birinin takibi zordu. Konu önemli olduğundan hedefin 24 saat kontrolde
tutulması, Savaşman'ın Karargâhtan çıkışından itibaren takibe alınması, evinin devamlı
gözetlenerek giriş çıkışının ve gelip gidenlerinin izlenmesi gerekiyordu. Bütün bunlar hem
Karargâhtaki diğer personele hem Savaşman ve çevresine hiç sezdirilmeden yerine
getirilmeliydi. Ayrıca Takirf Şubesinde daha önce Savaşman ile çalışmış ve ona yalan bir-iki
personel de yardı. Onların da ağızlarını sıkj tutmaları gerekiyordu.

Şube personelini toplayarak görev hakkında bilgi verdim. 24 saat faaliyet esasına göre
ekipleri hazırladık. Karargâhta da çalışmamızı yaptık, çalışma sahalarımızın kcysinglerini
(kroki) çıkararak bekleme ve gözetleme noktalarımızı saptadık. Ankara Bölgenin diğer
şubelerini de faaliyetten haberi olmayacak, takip ve gözetleme faaliyetinin yanı sıra her türlü
teknik, tctkik-tahkik işlemlerini biz yürütecektik. Tam bir gizlilik esastı. Bir faaliyete rastlarsak
dökümantc etmemiz, yaııi faaliyeti fotoğraf ve filme almamız gerekiyordu. NY Paşa ve Hiram
Bey ile de koordinc ederek bütün hazırlıkları aynı gün içinde tamamladık. Bölge Daire
Başkanlığından güvenilir 3-4 hanım arkadaşla ekibimizi takviye ederek göreve başladık.
Göreve başlamadan önce Savaşmana yakın olan personelle ayrı ayrı konuşarak ağızlanın sıkı
tutmalarını tembihledim.

Takipçiler; meşakkatli işlere alışık, teşkilatın en fazla yükünü çeken, genellikle lise mezunu
personeldi. Netice alamadıkları, günlerce aylarca beklemeli monoton görevlerden sıkılır, ne
kadar ağır olursa olsun önemli ve hareketli işlerde bütün güçleri ile çalışırlardı.

45
Ben Şube Müdürlüğüne getirilinceye kadar bu şubede hiç kadın personel çalışmamıştı. Israrlı
önerilerim üzerine başarılı olarak şubeye ve Teşkilat'a büyük katkıda bulundular. Çoğunlukla
hedefler arkasından yürüyen, bir arabada bekleyen erkeklerden şüpheleniyor, ancak kadınlar
olduğunda tedirginlik duymuyorlardı.

NY Paşa, Savaşman'ın Karargâhtan çıkışını telsizle bize bildiriyor ve biz Savaşman'ın makam
arabasını Karargâhtan itibaren kontrole alıyorduk, ilk günler genellikle alışverişten sonra evine
soktuk ve sabaha kadar gözetleme devam ettiği halde olağanüstü hiçbir harekete
rastlamadık. Çankaya'da oturduğu apartmana gelip giden herkesi de ayrı ayrı kontrol
ediyorduk. Zamanla apartman sakinlerini tanıdık. Ekipler vardiya halinde çalışıyor, ben bütün
vardiyalarla birlikte çalışıp ekipleri sevk ve idare ediyordum.

Aynı günlerde bir gün Karargâha idari işler Başkanı TT Albay'ın yanına uğramıştım.
Zannedersem öğlen tatili idi. Odada bir iki kişi daha vardı. TT Albay sık sık görüştüğüm, özel
hayatımda da dostluk kurduğum ve sevdiğim bir kişiydi. Görevi sırasında ciddi durduğu, pek
kimselerle samimi ilişki kurmadığı ve fazla eğilip bükülmediği için Teşkilat'ta pek sevilmeyen,
çekimlen bir kimseydi. Halbuki özel ilişkilerinde nüktedan, yaşamayı eğlenmeyi seven,
sözüne güvenilir mert bir insandı. Kendisini sever, sayar, o da bana bir arkadaş gibi
davranırdı.

Odasında otururken Savaşman da geldi. Kendisini bir kez Teşki-lat'tan birinin düğününde
görmüş, aynı masada oturmuştum. Onun da beni fazla tanımadığını sanıyordum.

Takip Şubesi Teşkilal'ta hem her faaliyet ünitesine hizmet verdiği için bu ünitelerce bir nevi
ayak işlerini yapıyormuş gibi hakir görülen, hem de faaliyet açısından Teşkilat'ın en kritik
görevlerinin geçtiği kapalı bir kutuydu. Altlarında telsizli arabaları ile şehrin her yerinde
dolaşan, polis kuvvetlerinin bile girmeye cesaret edemediği kurtarılmış bölgelerde faaliyet
yürüten bu insanlar diğer personelin merakını çeker, onlardan bir parça da ürkerlerdi.

46
TT Albay'ın odasına gelen Savaşman'ın devamlı beni süzdüğünü hissediyor, bundan
rahatsızlık duymama rağmen rahat davranıyordum. Tabiatıyla gizli faaaliyet yürüten birinin
kendisini izleme mevkiinde olan diğerine tedirginlikle bakması doğaldı. TT Albay konuşma
sırasında Savaşman'a takılıyor, onun çay ısmarlamamasından bahisle şaka yollu hasisliğine
değiniyordu.

Bir müddet sonra gitmem gerektiğini söyleyerek ve hepsiyle vedalaşarak ayrıldım.

Savaşman takip ve gözetleme faaliyetinin başlamasından 4-5 gün sonra bir akşamüstü
Karargâhtan elinde büyükçe bir evrak çantası olduğu halde çıktı. Hava erken kararıyordu.
Makam arabası doğrudan doğruya Savaşman'ın Çankaya'daki evine geldi. Savaşman
apartmana girip otomotiğe bastığında makam arabası da civardan uzaklaşıyordu. Merdiven
otomatiği söndüğünde hedefin eve girdiğini düşündük. Fakat kısa bir süre sonra Savaşman
elinde çantası olduğu halde karanlıktan dışarıya süzüldü. Bütün ekipler hareketlenmiş, sinirler
gerilmiş, telsiz konuşmaları sürekli hale gelmişti.

Takipçiler telsizin muhtemel dinlenmesine karşı kodlu konuşur, âdeta yeni bir lisan gibi
rakamları yan yana getirerek cümleler kurarlardı. Bu onlara şubeye yeni başladıklarında ilk
öğretilen işlerden biriydi. Takipçiler hedef hakkında birbirlerine bilgi verir, devamlı olarak hem
takip edilenin, hem de kendilerinin tam yerlerini bildirirlerdi, iyi yapılan bir takibi en tecrübeli
istihbaratçının dahi sezmesi zordu. Ancak böyle çok hassas takip faaliyetleri için bazen en az
6-7 araç ve 15-20 personel kullanılması gerekir, bunlar araçlarla ve yaya olarak takip edilenin
arkasında, önünde ve yanlarında hareket halinde olur, devamlı değişerek hedefi bir top gibi
paslaşarak götürürlerdi. Herhangi bir nedenle hedefin dikkatini çeken ya en geri planda kalır,
ya da faaliyetten çekilirdi. Takip personelinin, fiziği, giyim kuşamı ve davranışları ile dikkat
çekmeyen, her gün rastlanan sıradan insanlardan olması esastır.

"118-52-17. 126-14-161..." Telsizden hedefin yanında çantası olduğu halde evinin yanındaki
merdivenlerden Güvenlik Caddesi istikametinde ilerlediği, çok tedirgin olduğu, sık sık arkasını
kontrol ettiği bildiriliyordu. Hedefin mchtcranlar gibi ikide bir durup arkasını kontrol ederek
yürüyüşü video ve fotoğraf ile dükümante edilmeye başlandı.

47
Savaşman genç yaşta, şoförlük öğrenen ve arabayı acemice kullanan birine benziyordu.
Tecrübeli bir istihbaratçı hiçbir zaman bu şekilde anormal hareketler yapmaz, birtakım ustaca
testlerle kontrolde tutulup tutulmadığını araştırır, en ufak şüphede faaliyetini ertelerdi.

Savaşman arkasını araya araya Güvenlik Caddesinin ortalarında, bahçe içindeki iki katlı villâ
tipi eve gelip girdi. Hemen civarda tertibatımızı aldık. Ben video ve fotoğraf ekibine katıldım.
Eve başka giren çıkan olmadı. Bir-birbuçuk saat kadar sonra Savaşman evden çıktı.
Dönerken gelişine göre daha.rahat bir hali vardı.

Ertesi gün Güvenlik Caddesindeki evde oturan tek kollu. 55-60 yaşlarındaki adamı kontrole
almış, hizmetçi dahil evde oturanların kimliklerini ve resimlerini öğlene kadar tespit etmiştik.
Ev sahibi İngiliz uyruklu A. Denton Thompson'du. Birleşmiş Milletlerde görevliydi. Asker
orijinli olup bir kolunu savaşta kaybetmişti. Savaşman'ın İngilizlerle gizli bir faaliyet içinde
olduğunu kanaat getirmiştik.

Öğleden sonra gerekli ekipmanları alıp Müsteşarın odasına gittik. Fotoğrafları ve videoyu
Hamza Paşa'ya göstererek konu hakkında arzda bulunduk. Savaşman'ın hareketleri o kadar
barizdi ki Hamza Paşa "şimdiye kadar tereddütlerim vardı. Ancak filmi seyrettikten sonra ben
de kanaat getirdim. Faaliyete devam edin" dedi.

Hamza Paşa belli başlı Başkanlarla görüşüp konuyu onlara da açmış, ne yapılması gerektiği
konusunda fikirlerini almıştı. Hiram Bey'in suç üstü yapılması teklifine karşı Mehmet Ali Bey ve
Nuri Bey bir Başkanlar Toplantısında konuyu ortaya alıp Savaşmaıı'ı itirafa zorlamayı telkin
etmişlerdi. Kesin bir karar alınamamıştı. (Esasında bu tip faaliyetlerde Personel Daire
Başkanının opcrasyoncl konularda bilgisi olması ve fikir yürütmesi mutat bir davranış değildi.)

Gizli buluşmalar genellikle muayyen aralıklarla olur. Biz yakın ta¬rihte bir buluşma
beklemiyorduk. Thompson'un evine gidişinden birkaç gün sonra Savaşman yine çantası ile
Karargâh'tan çıktı. Sonradan .yakalandığında o gün çıkarken Mehmet Ali Bey'e rastladığını,
onun kendisine "Sabahattin çantan yeni mi?" diye sorduğunu, bunun kendisine yapılmış bir
ikaz olduğunu o anda anlayamadığını hayıflanarak belirtti.

48
Savaşman o akşam yürüyerek ve yine etrafını kollayarak Çankaya'dan inip Nenchatun
Caddesinin allbaşlarmdaki bir apartmanın birinci katındaki daireye girdi. Bu sefer uzaktan
kontrole aldık, herhangi bir fotoğraf ve video çalışması yapmadık. Ertesi gün daire sahiplerini
tespit edip kontrole aldık, herhangi bir fotoğraf ve video çalışması yapmadık. Resimlerini
temin ettik. ABD uyruklu astsubay Inarae Onsager Tuslog'da görevliydi ve eşi Lyle ile bu
adreste oturuyordu.

İkinci bir adres ve arka arkaya yapılan buluşmalar bizi şaşırtmıştı. Evlerin sahipleri daha önce
Türkiye'de istihbarı faaliyetleri tespit edilmemiş, hiç bilinmeyen kişilerdi. Acaba bu bir ABD-
lııgiliz müşterek operasyonu muydu? Çok önemli bir konu olduğu için mi üst üste gizli
buluşma gerçekleşmişti? Her buluşmada ayrı ayrı evler mi kullanılıyordu? Bu soruların
cevabını bir an önce öğrenmeyi arzuluyorduk.

Neticede Karargâh Savaşman'a suçüstü yapılmasına karar verdi! Savaşman evlerden


herhangi birine, yine aynı şekilde gittiği zaman kapıda bekleyecek ve çıkışında suçüstü
yapacaktık. Evlerin içine girmemiz uygun görülmemişti.

Ben. böyle bir suçüstü yapılmasının Savaşman'a suç yüklemeyeceğini, bunun tek taraflı bir
suçüstü olacağını ve ileride Savaşman'ın her şeyi inkâr ederek kendisini hukuki yönden
kurtaracağım düşünüyordum. Bunu YS Albay'a da söyledim. "Ne yapalım Mehmet, ben de
aynı şeyleri söyledim, ama neticede bu emirde ısrar ettiler" dedi. Hiram Bey de böyle bir
suçüslü yapılmasına köpürmüş, "böyle yapılacaksa hiç yapılmasın daha iyi" diyordu.

Neticede hazırlıklara başladık. YS Albay Ankara Bölgenin teknik ekibini de şubenin emrine
verdi. Ses tespiti yapacak, video ve fotoğraf çekecek, kapıdan çıkar çıkmaz Savaşmaıı'ı
enterne edecek personel toplu halde ve ayrı ayrı, her iki adrese göre talimallandırıldı.
Savaşman alındıktan sonra bindirileceği kapalı minibüs bile hazır durumdaydı. Savaşman
yakalandıktan sonra takipçiler hem her iki adresi, hem de bilinen ABD ve ingiliz
istihbaratçılarını kontrole alarak neler yapacaklarını ve tepkileri tespit edeceklerdi. Ekipler
günlerce hazır bir durumda Savaşman'ın evlerden birine gitmesini beklediler.

Beklenen gün nihayet geldi. O günlerde Karargâhta Savaşman'a, bazı batılılarla ilgili ikinci
derecede hakiki evraklarla birlikte kasıtlı olarak hazırlanmış sözde çok önemli bir faaliyetle
ilgili evrak da arz edilmiş. Savaşman evrakları alıkoymuştu.

49
Her zamanki gibi çantası ile çıkan Savaşman'ın hangi eve gideceğini merak ediyorduk. Bütün
personel doğal olarak çok heyecanlıydı. Savaşman'ın bir başka adrese de gidebileceğini
düşünüyor ve hata yapmamaya çalışıyorduk.

Savaşman. Çankaya'dan aşağıya Nenehatun Caddesinin altındaki eve doğru yürüyor,


tereddütlü adımlarla kaderine doğru gidiyordu. Adres belli olmuştu.

YS Albay heyecanla operasyon ekiplerine katılmıştı. Savaşman Onsager'in evine girdikten bir
müddet sonra YS Albay, ben, teknik ekip. birkaç takip personeli apartmanın içine girdik. YS
Albayla On-sager'in kapısına kadar gelip kulağımı/.ı dayayıp içeriyi dinlemeye çalıştık.
Diğerleri merdivenlerde bekliyordu, içeriden gelen konuşmalar anlaşılmıyordu. Bir ara üst
üste çekilen ve bir fotoğraf makinesinin deklânşör sesine benzeyen bir ses duyduk. Arada
evin içinde gelip gidenlerin ayak sesleri duyuluyordu.

Her şey bir anda oldu. Kader Müsteşarlığın emirlerini dinlememiş ve Savaşman'ın
kurtulmasına imkân vermemişti. Birden kapı açıldı ve Lyle Onsager ile karşı karşıya geldik.
Kocası Inarae de arkasındaydı. Ev sahipleri evi terkcdiyordu ve Savaşman yanlarında yoktu.
Aniden bir hala yapıp yanlış daire tespit edebileceğimizi düşündüm. YS Albay ayağını araya
koyarak kapıyı yüzümüze kapatmak isteyen ev sahiplerine mâni oldu. kapıyı iterek önde biz
arkada ses ve film ekibi ve de diğerleri içeriye girdik.

Koridorun sağında oturma salonu vardı. Salonda Savaşman ve gözlüklü bir şahıs ayakta
duruyorlardı. Bizi gören Savaşman birden paniğe kapılıp sağa sola koşuşmaya başladı.
Takipçiler hemen onu yakaladılar.

Gözlüklü şahıs kanepenin önünde duran birtakım evrakı telaşla ceketinin iç cebine atlı. YS
Albay'ın müdahale edip bunları almak istemesi üzerine şiddetle mukavemet ederek
boğuşmaya başladılar. Sert bir şekilde müdahale etmem üzerine şahıs "Diplomat, diplomat"
diye bağırmaya ve İngilizce olarak dokunulmazlığı olduğunu söylemeye başladı. Kendisine
casusluk faaliyeti ile diplomatlığın bağdaşmadığını, cebindekileri çıkarmadığı takdirde zor
kullanacağımızı söyledim.

50
Bilahare CIA mensubu William Philips olduğunu anladığımız şahıs sakinleşerek cep defterini,
Savaşman'a imzalattığı para makbuzlarını, hüviyetini çıkardı, ceplerini boşalttı.

Kanepenin önündeki sehpada gizlilik dereceli evraklar duruyordu. Evin bir köşesinde çam
ağacı ve altında hediye paketleri vardı. Karı-koca ev sahipleri ise diğer bir köşede tedirgin bir
şekilde duruyor, meraklı gözlerle onları izliyorlardı.

Takipçiler. Savaşman'ı yemek masasının yanına bir sandalyeye oturtturmuşlar ve kollarını


arkaya kıvırmışlardı. Savaşman'ın canının acıdığını söylemesi üzerine kollarını bırakmalarını
söyledim. Takipçiler faaliyet sırasında işe kendilerini kaptırır, hedefe hep hırslanırlar. Ancak
çoğunlukla bu hırslarını gideremezler. Şimdi ellerine fırsat geçmiş, casus yakalanmıştı.
Kollarını kıvırarak hırslarını almak istiyorlardı.

Kapıdan girişimizden itibaren ses ve görüntü tespitleri devamlı yapılıyordu. Evde kısa bir
arama yaptık, zabıt tuttuk. Kapıyı dinlerken duyduğum fotoğraf makinesine benzer bir sesin
kaynağını bulamadık. Halbuki dışarıdayken duyduğum sesten evde gizli belgelerin
resimlerinin çekildiğine bayağı kanaat getirmiştim.

Neticede delilleri ve Savaşman'ı alarak daireyi terk ettik. William Philips başını ellerinin
arasına almış kara kara düşünüyordu.

Savaşman'ı kapalı bir minibüse bindirip Ankara Bölge Daire Başkanlığına getirdik. YS Albay'ın
makam odasının yanında istirahat için ayrılmış banyolu küçük bir bölüm vardı. Savaşman
oraya yerleştirildi ve başına nöbetçi konuldu.

YS Albay telefonla gerekli yerlere bilgi verdi. Savaşman yakalanmış ancak faaliyet bitmemişti.
Takipçiler göreve devam ediyor, teknisyenler olay anında çekilen fotoğrafları tab ediyorlardı.

Olay yerinden diğer evraklarla birlikte William Philips'in ajanda tipi cep defterini de almıştık.
Defterde Savaşmanla kararlaştırılmış randevuları gözüküyordu. Küçük bir şekilde bu tarihlerin
yanına SS diye yazmıştı. Küçük küçük şifreli yazıldığı anlaşılan başka ibareler de vardı.

Gözüme belli tarihlerin yanında aynı şekilde küçücük yazılmış M. Ali yazısı takıldı. YS Albay'a
gösterdim. "Yoksa o da mı?" dedi.

51
Bilahare "Belki resmî randevularla ilgilidir" dedi. Bir müddet sonra Mehmet Ali Bey,
arkasından da Nuri Bey geldi.

Mehmet Ali Bey askerlik arkadaşı Savaşman'a üzülmüştü. Gözyaşlarını tutamadı. Süleyman
Bey kısaca suçüstü faaliyeti hakkında bilgi verdi, bu arada CIA mensubunun defterine ve
randevulara da değindi. Mehmet Ali Bey'e "Defterde sizin de adınız var"dedim. Durakladı,
"Hani nerede bakayım" dedi. Defteri kendisine gösterdik. Hafifçe gülümsedi ve bir yorum
yapmadı. William Philips'in cep defterindeki M. Ali isminin oraya neden yazıldığı, defterdeki
tarihlerin resmî görüş tarihleri olup olmadığı araştırılmadı ve hiçbir zaman öğrenilmedi.

Nuri Bey de Savaşman'a üzüntüsünü gözyaşları ile ifade etti. Konu hakkında konuşuluyordu
ki nöbetçi memuru gelip Hiram Bey'in geldiğini söyledi. Mehmet Ali Bey bana gönüp "Şu herifi
buraya almayın" dedi. Ben tepki gösterdim, "Siz kendiniz söyleyin" diye cevap verdim. O
sırada Hiram Bey'in sesi koridordan duyuldu. YS Albay hemen çıkarak Hiram Bey'i karşıladı
ve yandaki toplantı odasına aldı.

Müsteşarlığın emri üzerine Savaşman'ın sorgusuna Hiram Bey, YS Albay ve ben katıldım.
Savaşman büyük bir moral çöküntüsü içindeydi. Durmadan sigara içiyor, zaman zaman
ağlıyordu. Pişmanlık duyuyordu. Bu utançla yaşamayacağını ve cezaevinde kahrından
öleceğini söylüyordu. Yaşarsa yapacağı en iyi şeyin kitap yazmak olacağını belirtti.

Hiram Bey'in kanaati Savaşman'ın İran'da Askeri Ateşelik yaptığı zaman angaje edildiği idi.
Ancak Savaşman Amerikalılara hizmetinin bir yıl gibi yakın bir tarihte başladığını belirtiyordu,
ilk önceleri İngilizlerle olan ilişkisini de gizledi. Güvenlik Caddesindeki evi bildiğimizi anladığı
zaman, o evde SIS'den (İngiliz Gizli Servisi) Robin Seeley ile buluştuğunu, her iki servise de
birbirinden habersiz hizmet ettiğini bildirdi.

Suçüstü sırasında elde edilen para makbuzlarından Savaşman'a o ayki maaşının yanı. sıra
üstün hizmetleri dolayısıyla bir maaş kadar ikramiye verildiğini anlamıştık. Esasen bu para
dolar olarak Amerika'da bir çöpçünün alabileceği kadar düşüktü. Savaşman ise buna karşılık
Kıbrıs'taki askerî gücümüz, MİT'in kontrol altında tuttuğu batılı istihbaratçılar ve faaliyetleri gibi
yüzlerce önemli konuda bilgi aktarmıştı.

52
Devletin hayati, çok gizli millî bilgileri ucuza satılmıştı.

Sorgusu kısa sürmüştü. Kendisine iyi muamele etmiştik. Akşam yemeklerinde beraber oluyor,
zaman zaman gece dışarıya yürüyüşe çıkarıyorduk. Birçok teferruat karanlıkta kaldığı halde
fazla üzerine gitmedik. Sorgusu bittikten sonra Askerî Mahkemeye giderken gözyaşları içinde
sarılarak veda etti. bizleri yorduğu için özür diledi.

Savaşman'ın avukatlığını sol çevrelerce iyi tanınan meşhur bir hukuk profesörü üstlendi.
Ancak ismi ortaya çıkmadı ve perde arkasında kaldı. Mahkemede Savaşman bir komploya
uğradığını söyleyecek, seneler sonra cezaevinden Genel Kurmay Başkanına yazdığı
mektupla tarafımdan işkenceye tâbi tutulduğunu belirtecekti. Genelkurmay Askerî Mahkemesi
maddi delilleri yeterli görmüş ve Savaşman'ı ağır hapis cezasına mahkûm etmişti.

Olaydan sonra Haraza Gürgüç Paşa, ABD ve ingiliz Servis Başkanlarına ağır bir mektup
yolladı. Her iki servisten de gelen cevapta özür dileniyor, bu tip faaliyetlerin bir daha
yapılmayacağı belirtiliyordu. Savaşman'ı sevk ve idare edenler suçlarını kabulleniyorlardı.
Amerikalılar Savaşman'ın yakınlarına Sefarette görev vererek ona olan vefa borçlarını
ödemeye devam ettiler.

Geçen yıl Hiram Bey ailece gittiği bir restoranda Savaşman'la karşılaşmıştı. Şık giyimli olan
Savaşman ve ailesi kalabalık bir masada yemek yiyorlardı. Sclamlaşmadılar ve birbirlerini
görmemezlikten geldiler. Savaşman yemeğin bitişinde ayağa kalktığında Hiram Bey onun felç
geçirmiş olduğunu anlamıştı. Savaşman restorandan çıkarken Hiram Bey'in arkasına
geldiğinde iki elini omuzlarına koyup "Hiram ne haber?" demiş. Hiram Bey de kısaca "iyiyim"
karşılığını vermişti. Hiram Bey her şeye rağmen Savaşman'ın felç geçirmesine üzülmüştü.

Savaşman olayından sonra âmirleri Hiram Bey için. "Operasyonun planlanmasından


çökertilişine kadar geçen süre zarfında gösterdiği hassasiyet, dikkat, titizlik, gizliliğe riayet ile
kısa zamanda hasıla alınmasına medar olan üstün gayret ve disiplinli çalışmaları, her türlü
takdirin fevkindedir. Bu nedenle, örnek çalışmaları; Üstün Başarı Hizmet Belgesi ile Şilt Beratı
Talimatının 4. maddesinin a, b, c, d, ve g bendlcrine uyan Kontrespiyonaj Daire Başkan Vekili
Hiram Abas'ın, "Üstün Başarı Belgesi" ile, Personel Talimatının 106 ve 107. maddelerine göre
de "Takdirname ve Ödülle" taltifi ve bu durumun Teşkilat içerisinde tamim edilmesi uygun
mütalâa edilmektedir." diyorlardı.

53
Neticede. 19 Aralık 1977 tarihinde Müsteşar tarafından Hiram Bey 1500 TL., ben 500 TL. ödül
ve taltif edildik. Hiram Bey'in sayısını bilmiyorum, ancak bu, benim meslek hayatımın
başlangıcından itibaren aldığım teşekkür, takdirname ve ödüllerin onuncusuydu.

Fabrikatör(24)
Aralık 1977'de Savaşman'a suçüstü yapılmasından hemen sonra Savaşman'a suçüslü
yapanlara karşı taarruz hazırlıkları başladı. Hiram Bcy'in özel evraklarından yararlanarak bu
konuyu inceleyelim.

Hiram Bey'e göre "Covert Action Operation"(25) için kullanılan fabrikatör, başında Doğu
Perinçek'in bulunduğu TİKP’nin yayın organı Aydınlık gazetesiydi.

1968 yılında TİP'nin (27) gençlik örgütü olan Fikir Kulüpleri Federasyonu Başkanlığına gelen
Doğu Perinçek. 1966 yılında Millî Demokratik Devrim konusunda Mihri Belli ile arasında görüş
ayrılığı çıkması üzerine Beyaz Aydınlık isimli grubun liderliğini üstlenmişti.

1971 yılında, Perinçek, Ömer Özerturgut ile birlikte PDA(28) hareketinin illegal partisi olan
TİİKP'ni kurdu. TİKP kendisini Mustafa Suphi ve Şefik Hüsnü dönemindeki TKP’nin (30)
mirasçısı sayıyor, Zeki Baştımar ve İsmail Bilen dönemindeki TKP'yi hain olarak
nitelendiriyordu. SSCB baş düşman olarak ilan edilmişti.

24 Fabrikatör-Amerikan istihbaratı Servisi tarafından kullanılan bir terim olup "siyasi ve şahsi
maksatlar için genellikle hakiki ajan kaynaklarına sahip olmaksızın uydurma veya şişirme haber üreten
şahıs veya grup" anlamındadır. Paper Mili (Kağıt Fabrikası) tabiri de aynı maksatla kullanılmaktadır.
25 Covert Action Operation-Örtülü (Gizli) Faaliyet Operasyonlan: Hakiki organizatörü gizlemek ve
gerektiğinde onun ilişkisini ve sorumluluğunu reddetmek imkânı yaratmak amacıyla planlanan ve
uygulanan operasyonlardır.
26 TİKP - Türkiye İşçi Köylü Partisi
27 TİP - Türkiye İşçi Partisi
28 PDA - Proleter Devrimci Aydınlık
29 TİİKP - Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi
30 TKP - Türkiye Komünist Partisi

54
1978 yılında Perinçek, TİKP'yi kurdu ve Genel Başkanlığını deruhte etti. Parti taktikleri
arasında: fırsat kollamak, uzun süreli bir çalışma ve mücadele yürütmek, düşmanı daraltmak,
birleşebilinecek bütün güçlerle birleşmek gibi yöntemler vardı. Hedef legal olanakları sonuna
kadar kullanarak güçlenmekti. Silahlı eylemler ilerideki aşamada düşünülmeliydi.

12 Eylül'den sonra Perinçek; partisine, yasalara dikkat edilmesini, yönetim aleyhine herhangi
bir tavır alınmamasını, aleyhte söz söylenmemesine özen gösterilmesini tembih etmişti.
Yönetim diğerleri gibi TİKP'yi de kapattı.

Perinçek, 1 Şubat 1988'de SP'yi kurdu. Parti. Millî Demokratik Devrim stratejisini
benimsemekte ve sosyalist bir devlet biçimini amaçlamaktaydı. Parti aynı zamanda bir
zamanlar en büyük düşmanı olan PKK'nın ve Abdullah Öcalan'ın da propagandasını
yapıyordu.

İşte. Hiram Bey'in Fabrikatörün başı olarak nitelendirdiği Perinçek, çizgileri sık sık değişen bu
adamdı...

Fabrikatör, yani Aydınlık, yayınına 1978 Mart aynını ortalarında başladı. "Ne Amerika, Ne
Sovyetler Birliği" sloganları ve sokak afişleri ile birdenbire ortaya çıkan TİKP. proleter
devrimci çizgide, ABD ve Sovyet aleyhtarı tutumda. Maoist düşüncede bir görüntü
sergiliyordu. Ara sıra Amerika'ya ve batı devletlerine de çatıyor gözükmekle birlikte esas
hedefi Emperyalist Sovyetler ve sahte TKP idi.

Hiram Bey Fabrikatör'iin arkasındaki gücün. Savaşman'ın bilgi sattığı ülkeden biri yani ABD
veya İngiltere olduğu kanaatindeydi.

Amerika zaten senelerdir içimizdeydi. Bazen hissettirerek, bazen hissettirmeden Türkiye'nin


kader çizgilerini ellerinde tutuyorlardı. Türkiye Cumhuriyetinin tarihe mal olmuş Başbakanı
İsmet İnönü. 1963 yılında Bakanlar Kurulunda Kıbrıs bunalımı ile ilgili olarak yaptığı bir
konuşmada bu iç içelikten rahatsızlığını açık bir şekilde dile getirmişti.

55
Ordular yönetmiş, savaşlar kazanmış. Cumhuriyetin kurulmasında rol almış olan İsmet Paşa
bu konuda çaresiz kaldığını belirtiyor: "Daha bağımsız ve şahsiyetli dış politika izlenmesini
istiyorsunuz. Herkes aynı şeyden bahsediyor. Nasıl yapacağım ben bunu? Karar vereceğim
ve işi teknisyenlerime havale edeceğim. Onlar etraflı çalışma yapacaklar, teklifler
hazırlayacaklar. Yapabilirler mi bunu? Hepsinin etrafında uzman denilen yabancılar dolu, iğfal
etmeye çalışıyorlar, muvaffak olamazlarsa işi sürüncemede bıraktırmaya çalışıyorlar. O da
olmazsa karşı tedbir alıyorlar. Bir görev veriyorum. Neticesi bana gelmeden Washington'un
haberi oluyor. Sonucu memurumdan önce sefirimden öğreniyorum. Böyle mi teslim ettik biz
devleti? Bana şimdiye kadar bunlar tarafımdan hazırlanmış, derdimize dava bir rapor
göstermediler. Hepsi yasak savma kabilinden şeyler. Ne yaparsak yine biz kendi
elemanlarımız ile yapıyoruz. Peki bu binlerce adam, 'avara kasnak' gibi dolaşmıyor. Elbette
kendileri için önemli marifetleri var. İstiklâl Harbi'nden sonra sulh anlaşmasında esas
mücadele bu uzmanlar konusunda oldu. Yoksa hudutlar meselesi fiilî bir durum idi. Tazminat
işini iki devlet biz aramızda hallederdik. Bütün mücadele, idaremize tasallut yüzünden çıktı.
Bir tek uzman vermek için büyük tavizler vermeye hazırdılar. Dayattık: biz onların niçin ısrar
ettiklerini biliyorduk. Onlar, bizim niçin inatla reddettiğimizi biliyorlardı. Böyledir bu işler.
Peygamber edası ile size dünyaları vaad ederler, imzayı attınız mı ertesi gün gelmişlerdir.
Personeli gelmiştir. Üsleri gelmiştir. Ondan sonra sökebilirsen sök, gitmezler. Ancak bu
meselenin üzerine vakit geçirmeden eğilmek lâzım. Yoksa bağımsız dış politika güdemeyiz.
Fakat zannetmeyiniz ki kolay bir iştir. Savuşturulan iki iç badire bunun yanında çok kolay
kalır. Teşebbüs ettiğimiz zaman başımıza neler geleceğini kestiremem" diyordu.

Bütün dünyada adı çıkmış olan Amerika'nın ve CIA'nın rolünü aşağı yukarı herkes biliyor,
birçok gizli faaliyetin arkasında onlar aranılıyordu ama. yurdumuzda sessiz sedasız faaliyet
gösteren diğer batılı ülkelerden, birçok kimsenin fazla bilgisi olduğunu zannetmiyorum.

Fabrikatör Aydınlık 'in ilk günlerinde "Haber ve Makalelerden Sorumlu Müdürü" S. Aydoğan
Büyüközden eski bir örgüt üyesiydi, İstanbul'da Robert Kolej'de görevli bir İngiliz'e ait
lojmanda telsizlerle ve başında perukla yakalanmıştı, İngiliz'e ait bu ev, örgüt mensuplarının
saklandığı bir barınak haline gelmişti.

56
Olayda İngiliz'in rolü pek irdelenmemişti. Kontrespiyonajla diğer ünitelerin arasındaki çalışma
ve düşünce farkı bir kez daha ortaya çıkmıştı. Bir İgiliz'in evinde faaliyet gösteren
Büyüközen'in şimdi Fabrikatör'de önemli bir mevkide olması ilginçti.

Hiram Bey, Perinçek grubunun aktif bir mensubu olan ve bir basın kuruluşunun temsilcisi
olarak İngiltere'ye yerleşen Nuri Çolakoğlu'ndan da şüphe duyuyordu. Resmî bir toplantıda
ingilizlerden Çolakoğlu ile ilişki derecelerini sordurdu, İngilizler topu Almanlara altılar. "Bazı
İngiliz diplomatlarının Çolakoğlu ile birkaç teması olmuştu ama Çolakoğlu'nün Almanlarla
ilişkili olduğunu zannediyorlardı"

Ortaya birde Almanlar çıkmıştı. Birçok illegal Türk örgütünü bünyesinde barındıran. PKK
faaliyetine destek veren Almanya'nın böyle bir faaliyetin arkasında olması pek de
garipsenecek bir şey değildi. Hatta bu durum Perinçek'in son günlerdeki PKK yanlısı çizgisine
de bayağı uyuyordu. Belki de Fabrikatör, yurdumuzun iplerini ellerinde tutmak isteyen batılı
devletlerce müştereken yürütülen, Türkiye'ye yönelik bir "Liaison Opera!ion"’ın (31) mahsulü
çok babalı bir çocuktu.

Hiram Bey'in şüphelendiği Çolakoğlu hakkında verilen menfi rapora rağmen bir müddet sonra
TRT'de önemli bir mevkiye tayin edildi.

Hiram Bey'e göre Perinçek ve Fabrikatör'ün Türkiye'deki misyonu şöyleydi:

1. Türkiye'de hızla gelişen ve batı dünyası için tehlikeli hale gelen Sovyet yanlısı aşırı
solu. yani bir doktrinle bölmek, birbirine düşürmek, parçalamak, etkisiz hale getirmek.
2. Devlet içinde, Ordu'da. MİT'de. Polis'te. Özel Harp'te tarafsız çizgide olan. düşünce ve
faaliyetleri ile organizatör için tehlikeli hale gelen unsurları çeşitli yöntemlerle tasfiye etmek.
Bu kilit müesseselerde etkinliği artırmak.

31 Liaison Operation-Liyezon opcrasyonları: Bir yabancı servisin mensupları ile ilişkilere dayalı olarak
en basit anlamdaki işbirliğinden başlayıp, ortak operasyonlara kadar yönetebilen her türlü faaliyet.
Deception-Yanıltma (Bir millet, grup veya şahsı, yanlış yola sevk etmek amacıyla düzenlenmiş faaliyet)

57
3. Türkiye'de politik ve ekonomik istikrarsızlığı pompalayan faali¬yetleri devam ettirerek,
ülkenin güçlenip organizatörün emelleri dışın¬da tamamen bağımsız ve millî bir politika
izlemesini engellemek.

Fabrikatör, 1980 yılına kadar misyonu başarılı bir şekilde yerine getirdi. 1980'den sonra
devamı olan 2000'e Doğru ve Yüzyıl dergileri göreve devam ettiler.

Fabrikatör, 7 Ağustos 1978 günü "Koııirgerilla Şeflerini Açıklıyoruz" diye yayına başladı, ilk
hedef istanbul Bölge Daire Başkanlığı eski yardımcısıydı.

Aynı gün. Fabrikalör'dc Pcrinçck'in beyanatı da yer aldı. Perinçck "Kıbrıs'taki Bayraktarlık
Türkiye'deki tertip ve kışkırtmaların ocağı¬dır" diyor. "Bayraktarlığın Özel Harp Dairesinin
Kibns'daki Özel Şubesi olduğunu" söylüyordu. Demek ki Kibns'daki Türk faaliyeti bi¬rilerini
rahatsız etmiş. Özel Harp Dairesinin millî menfaatler doğrultu¬sunda kullanılması bu birilerini
kızdırmıştı. Ay» açıklamada Pcrin-çck'c göre "Hıranı Abas, 12 Marttan bu yana gerçekleştirilen
bütün provokasyon/ardan doğrudan doğruya sorumluydu."

8 Ağustos 1978 tarihli Aydınlık gazetesinin birinci sayfasında manşetten verilen haber
şöyleydi:

"ClA'nın okullarında 4 yıl eğitilen Kontrgerilla şefi


istanbul'daki bütün provokasyon ve tertiplerin ardındaki beyin:
M. Hiram Abas

* Hiram Abas, istanbul'daki bütün provokasyon, tertip ve operasyonları planlayan Kontrgerilla


şefiydi. CIA ve MİT adına Faik Türün'e danışmanlık yapıyor, İstanbul Kontrgerilla Karargâhı ile
CIA ve MİT’in irtibatını sağlıyordu. *Gemi batırma olayları, Elrom olayı, Fırtına Tatbikatları gibi
tertip ve saldırılar Hıram Abas'ın başı altından çıktı. *Hiram Abas, işkence ve operasyon
hastası. Görevli olmadığı halde 12 Mart'taki bütün baskınlara, operasyonlara en önde katıldı.
Provokasyonları yönetti. Yeni işkence yöntemleri geliştirdi ve bu yöntemlerin uygulanmasına
bizzat katıldı"

58
Fabrikatör baş köşeye Hiram Beyin 18x12 cm. ebadında bir fotoğrafını koymuştu. Fotoğrafın
altında şunlar yazıyordu:

"Künyesi
Adı : Mustafa Hiram Abas
Doğum Yılı ve Yeri : 1932-Istanbul
Ana Adı : Fatma
Baba Adı : Hilmi
Bitirdiği Okullar : 1952'de Saint Joseph Fransız Lisesi, 1957'de Siyasal Bilgiler
Fakültesi
12 Murat'ta Görevi : CIA ve MİT adına Faik Türün'e danışmanlık. Kontrgerillanın giriştiği
bütün provokasyon, tertip ve saldırı harekâtlarını planlamak, İstanbul Kontrgerilla Karargâhı
ile CIA ve MİT'in irtibatını sağlamak.
İstanbul'daki Adresi : Cemil Topuzlu Caddesi 32/2 Çiftehavuzlar Tel:554 170"

Bu adres, Hiram Bey'in şehit edildiği tarihe kadar oturduğu evin adresi idi. Fabrikatör.
Batılılara casusluk yapan bir kişinin yakalanmasında önemli rol üstlenen Hiram Abas'ı, ClA'nın
adamı gibi göstererek, karşı güçlerin hedefi haline getirmişti.

12 yıl önce fotoğrafı, adresi, otomobilinin markası verilerek hedef gösterilen, ClA'nın değişik
yerlerdeki okullarında 4 yıl eğilim gördüğü, provokasyon, sabotaj ve işkence yöntemleri
öğrendiği, Mason olduğu, Marmara yolcu gemisi ile Eminönü araba vapurunun batırılması,
İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom'un öldürülmesi gibi provokasyon eylemler düzenlediği,
insan öldürmeye düşkün olduğu, yeni işkence yöntemleri geliştirdiği ve sorgulananlara "cop
soktuğu" iddia edilen Hiram Abas'm bu kadar yaşaması bile mucizeydi.

Fabrikatör'ün esas gayesini bilmeyen ve oyun içinde ne gibi oyunlar olduğunu tahmin
edemeyen normal bir yurttaş bile eline fırsat geçse Hiram Bey'i boğup öldürmek, böyle bir
insan kasabını ortadan kaldırmak islerdi.

Hiram Bey. bu yayınlardan 10 yıl kadar sonra. Müsteşar Yardımcısı olduğu zaman, ilk kez
resmî temaslar için bir haftalığına Amerika'ya gitmişti. ABD'de 4 yıl sabotaj, provokasyon ve
işkence eğitimi gördüğü tamamen yalan ve maksatlıydı.

59
Peki Hiram Bey'in fotoğrafı ve biyografisi ile onun "Batum'a. Atina'ya ve 30.9.1968 ila
1.12.1970 arası Beyrut'a gönderildiği" gibi normal bir basın kuruluşunun ulaşması mümkün
olmayan doğru ve gizli bilgiler Fabrikatör'ün eline nasıl geçmişti? Demek ki organizatör
personelin biyografisine ve çeşitli operasyonel bilgilere ulaşabilecek kadar Teşkilat'a
sızabilmişti.

Fabrikatör ertesi gün. yani 9 Ağustos 1978 günü yine Hiram Beyi manşet etmişti. Hiram
Bey'in evinin ve otomobilinin resimleri bulunan bu yayında şöyle deniliyordu.

"Hükümet neden susuyor?


Halen devlet görevlisi olarak işbaşında.
M. Hiram Abas, Ankara MİT Merkezindeki MAH Başkanlığında görevli.
Casusluk iddiası ile yakalanan MiT İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Sabahattin
Savaşman'ı Hiram Ahas ihbar etti.
Hiram Abas, Sabahattin Savaşman olayında önemli rol oynadı. Bilindiği gibi bu yılın
başlarında, MİT istihbarat Daire Başkan Yardımcısı Sabahattin Savaşman, Kıbrıs
konusundaki bazı gizli karar ve haritaları CIA ve İngiliz Entelijans ajanlarına verirken
yakalandı ve tutuklandı. Yakalanma olayı, MİT'in Gaziosmanpaşa semtindeki "Misafir evi-
Guesthouse"nde (32) meydana geldi. Savaşman burada, belgeleri CIA ajanı William Philips'e
verirken üç MİT ajanı tarafından yakalandı.
Aslında Savaşman, MİT ajanlarının sürekli yaptığı işlerden birini yapıyordu. MİT ajanları
gerekliği zamanlar, gelişmelerden ClA'yı haberdar eder, ClA'nın vardım ve tavsiyelerini alırlar.
Ama bu seferki olayın bilinmeyen ilginç bir yönü de vardı. Savaşman'ı ihbar eden. ClA'nın
okullarından yetişen ve 12 Mart sırasında bütün gelişmelerden ClA'yı haberder eden Hiram
Abas'tı. Hiram Abas, Savaşman'ı yalnızca ihbar etmekle kalmadı. Misafir evine bizzat giderek
onu yakaladı.

32 Halbuki suçüstü daha önce de bahsedildiği gibi Amerikalılara ait bir evde meydana gelmişti. Olayın
MİTe ail bir evde meydana geldiği belirtilerek konu kasıtlı olarak saptırılıyor. MlT’ten bir grup MİT’e ait
bir evde diğer MİT mensubuna tertip yapmış havası veriliyor.

60
ClA'nın adamı Hiram Abas, neden Savaşman'ı CIA ajanı diye ihbar ederek birdenbire
"vatansever" pozuna girmişti? işin aslı şuydu: 12 Mart'tan sonra Hiram Abas'ın ve MİT
içindeki bir kesimin itibarı sarsılmış ve bunlar tasfiye edilme tehlikesiyle karşı karşıya
kalmışlardı. Bir olay yaratarak tekrar itibar kazanmaları gerekiyordu. Bunun için Savaşman
"feda" edildi. Bu görevi de provokasyon ve baskın ustası Hiram Abas yerine gelirdi. Hiram
Abas, Savaşman'ı yakalayarak MiT içindeki bugünkü itibarlı ve etkili yerine ulaştı ve verini
iyice sağlamlaştırdı."

Fabrikatör. Savaşman'ı müdafaa eden yazıları ile hata yapmış, esas amacını belli etmişti.

Fabrikatör bununla da kalmadı. 30 Temmuz 1979 tarihinde "Teşkilat, ClA'nın Ortadoğu


Zinciri. Üçüncü Adamın Not Defteri" başlığı ile cezaevindeki Savaşman'ın kendi ağzından
onun casusluk hikayesini yayınladı. Savaşman nedense bu ilginç hikayesini o kadar büyük
gazete varken belli okuyucusu olan sıradan bir gazeteye vermişti.... 7 gün süren casusluk
hikayesi buram buram kokuyordu. CIA ve ingiliz Gizli Servisinin Ajanı Savaşman masum,
tertibe, işkenceye maruz kalmış ve zavallı gibi gösteriliyordu. Esas hedef Hiram Bey ve
bizlerdik. Yavuz hırsız ev sahibini bastırıyor.

Savaşman'ın İstihbarat Başkanı NY'dcn sonra Fabrikatör'ün 24 Ağustos 1978 tarihli yayınında
manşet bendim. Benden sonra 26 Ağustosta YS Albayla ekip tamamlanmıştı. Var olmayan bir
"Kontrgerilla Örgütü" içinde gösterdikleri diğer kişileri topluca teşhir ederken bizlere özel bir
yer ayırmışlardı:

"Erenköy İşkence Merkezindeki Binbaşı"


"Mehmet Eymür"

Yayında benim fotoğrafım diye. oturduğum evin önünde Renault bir arabaya binen dazlak
başlı bir şahsın resmini basmışlardı. Resmin altında "Mehmet Eymür (Cengiz Abaoğlu):"
başlığı altında hakkımda bilgiler vermişlerdi.

Fabrikatör Hiram Beyle ilgili yayında hata yapmış, açıklar vermiş, kaynaklarını zor duruma
sokmuştu. Bu sefer basit yanlışlıklar yaparak kaynakları kurtarmaya çalışıyordu.

61
O tarihte. Bebek'te oturduğum evin adresine ulaşan, zemin katta oturduğuma kadar bilgi
edinen Fabrikatör nedense yan apartmanın en üst katında oturan bir komşumun fotoğrafını
çekmek yanlışlığını yapmıştı. Ayrıca benim takma ad olarak kullandığımı söylediği" Cengiz
Abaoğlu" ismi de Teşkilat'ta çalışan bir arkadaşıma aitti.

Fabrikatör benimle ilgili yayında şunları ilave etmişti.


"Erenköy'deki işkence merkezinde "Binbaşı" olarak çağrılırdı. Buradaki bütün işkenceleri M.
Eymür yönetti ve uyguladı. Babası eski MlT'çilerden Mazhar Eymür. Babasının himmetiyle
MİT içinde hızla yükseldi. Halen MİT'te önemli bir mevkide bulunuyor. Eymür 35 yaşlarında,
uzun boylu, kumral, soluk benizli ve dazlak. Beşiktaş'ta Resim ve Heykel Müzesinin
yanındaki MİT Merkezinde çalışıyor. Küçük Bebek'te oturuyor. Muhabirlerimiz, Eymür'ün
yukarıdaki fotoğrafını evinden çıkarak turuncu renkli Renault arabasına binerken çektiler.
İstanbul Kontrgerilla Karargahındaki "Beşli Çete"
istanbul Kontrgerillasında fşkence. Provokasyon ve İstihbaratı Yöneten "Beşli Çete"den
Mehmet Eymür, "Cengiz Abaoğlu" Takma ismini de Kullanıyor.
Eymür, Eyüp Özalkuş'un Yardımcısı olarak Erenköy İşkence Merkezindeki Bütün İşkenceleri
Yönetti ve Uyguladı.
Eymür İşkence Merkezinde "Binbaşı" Diye Çağrılırdı.
Eymür MİT İçindeki MC Yanlısı Cuntadan"

Fabrikatörün bizlerle ilgili Deception'ını (33) çözmek bizim için zor değildi. Ancak bizim
çözmemiz bir şey değiştirmedi. Fabrikatör görevini en iyi şekilde yerine getirmiş ve zamanın
başbakanı bile etkilenerek "Kontrgerilla. İşkence" edebiyatına katılmıştı. MİT, Polis pasifize
edildi. MİT sorgulardan çekildi. Özel Harp Dairesi sıkı bir denetim altına alındı. Neticede
1979'da artan iç çatışma ve istikrarsızlık 12 Eylül 1980 ihtilâlini getirdi. Türkiye yine ayağa
kaldırılmamış, ölmemiş ama sürünen bir ülke statüsünü muhafaza etmesi sağlanmıştı.

Savaşman olayından sonra CIA Başkanı. Müsteşar Hamza Gürgüç'e yazdığı mektupta bu tip
olayların tekerrür etmeyeceğine dair teminat vermişti. Ancak bu söz tutulmadı. Fabrikatör yanı
Aydınlık gazetesine el altından bilgi veren ve yazılar hazırlayan Em. Hava Kurmay Albay
Turan Çağlar, 16 Mart 1983 tarihinde İstanbul'da CIA mensubu ile gizli bir buluşma sırasında
suçüstü yakalandı.

33 Deseption: Yanıltma (Bir millet, grup veya şahsı, yanlış, yola sevk etmek amacıyla düzenlenmiş
faaliyet)

62
İstanbul Bölge başarılı bir çalışma yapmış, olay iyi bir şekilde delillendirilmiş ve ayrıca tenha
bir yerde gerçekleşen gizli buluşma görüntülenmişti. Amerikalı John, 34 CA 200 plakalı aracı
kullanıyordu.

İhtilâl faaliyeti ile ilgili "Balon Operasyonu"nda da ismi geçen Orduda, Teşkilat'ta üst düzeyde
ilişkileri bulunan Fethi ve Sabire oğlu 1921 istanbul doğumlu Turan Çağlar, sorgusunda
bugüne kadar kamuoyuna yansımayan ilginç şeyler anlatmıştı.

Turan Çağlar, casusluk faaliyetini on yılı aşkın bir süredir devam ettiriyordu, İngiliz Haberalma
Servisi SIS'den John, Amerikan Merkezi Haberalma Servisinden Nick, Billy, John ve ismini
hatırlayamadığı, "sarhoş" adını taktığı kişiler ile ilişki kurmuştu. "Devletin emniyeti ve dahili
veya beynelmilel siyasî menfaatleri icabından olarak gizli kalması gereken bilgileri" bu kişilere
yazılı olarak veriyordu. Suç sabitti. Ayrıca evinde yapılan aramada da yeni birçok delil elde
edilmişti. Görüleceği üzere Amerikalılarla birlikte bu olayda da İngilizler mevcuttu.

Turan Çağlar tevkif edildi, mahkemesi kamu güvenliği sebebiyle kapalı olarak yapıldı ve yayın
yasağı konuldu. Belki bir gün bu yasak kalkar ve Çağlar'ın anlattığı ilginç olaylar kamuoyuna
yansır.

Çağlar, tutuklu bulunduğu cezaevinden İstanbul Bölge Daire Başkanlığına bir mektup yazdı
ve sorgusu sırasında kendisine gösterilen yumuşak ve nazik muameleye teşekkür etti.

Bir müddet sonra gazeteler Turan Çağlar'ın cezaevinden kalp krizinden öldüğünü yazdılar.
Em. Hava Kur. Alb. Turan Çağlar gazetelerde çıkan birkaç ufak haberle kaldı ve unutulup
hafızalardan silindi.

İlginç olan basın kuruluşlarının hiçbirinin ulaşamadığı bilgilere her nasılsa ulaşabilen
Fabrikatör'ün, bu sefer bu konuda suskun kalmasıydı. Hem Çağlar eski bir kaynakları ve
yazarları olduğu halde....

Fabrikatör tarafından bu kadar hırpalanan Hiram Bey, Amerikalılara ve İngilizlere veya batılı
diğer ülkelere düşman mıydı? Hayır. Bu büyük ülkelere ve onların dünya çapında
operasyonlar yürüten kuvvetli istihbarat teşkilatlarına sempati ile baktığını ve onların Türkiye
ile yakın işbirliğine inandığını rahatlıkla söyleyebilirim.

63
Suçu, yapması gerekeni yapmak, kendi devletinin menfaatlerini ön planda tutup, bu büyük
ülkelerin Türkiye'deki haksız menfaatlerini engellemekti. Bu yüzden hiç affedilmedi.

Fabrikatör, ölümüne kadar ve hatta ölümünden sonra bile onunla uğraşmaya devam etti. Onu
ölümünden sonra "Mafyanın Adamı", "Silah Kaçakçısı", "Uyuşturucu Kaçakçısı" olarak
göstermeye gayret etti. Tanımayan, bilmeyen kişilere "lâyığını bulmuş" dedirtecek cinsten
yayınlar yaptı. Adeta azmettirenin kendileri olduğunu belirtir ve devletin adaletine meydan
okurcasına "Biz zaten gidici olduğunu çok önceden bildirmiştik" diye başlık attı.

Burada, Fabrikatör'ün bütün faaliyetlerine yer verip Hiram Bey gibi vatanına bağlı, başarılı bir
istihbaratçının yükselme ihtimali olduğu tüm devrelerde neler yaptığını anlatmak mümkün
değil. Bunun için birçok belgeler ortaya koyarak ayrı bir kitap yazmak gerekir. Üzücü olan
ciddi haber vermesi ile tanınan birçok gazetenin Fabrikatör'ün yayınlarını kendilerine kaynak
olarak kullanmasıdır. Ölümünden sonra Hiram Bey'in "Amerika'da 4 yıl istihbarat eğitimi
gördüğü" gibi.

Hiram Bey'in, Fabrikatör'ün çalışmalarını dikkatle izlediği belki de Teşkilat'ta bile başkalarının
bilmediği bazı karşı operasyonlarla Fabrikatöre sızdığı muhakkaktı. Aski takdirde, emin olması
sunduğum ve sunacağım kanaatleri açıklamazdı. Onun evrakları arasında bu konuda birçok
ilginç belge çıktı. Şimdi bunlardan, şu anda yayınlanması kabil olan birini aşağıda
açıklayacak, arkasından Hiram Bey'i konuşturup bu konudaki görüşünü aldıktan sonra,
konuya şimdilik son vereceğim.

Belge. Haziran 1987'de dört kişinin bulunduğu bir görüşme ile ilgiliydi. Görüşmenin ağırlığı iki
"Temsilci" arasında geçiyordu. Fabrikatör'ün Ankara Temsilcisi Hasan Yalçın ile Filistin
Kurtuluş Örgütü Türkiye Temsilcisi Abu Firaz. Kaynak, görüşme ile ilgili bazı yorumlarda da
bulunmuştu.

Büyükelçi statüsündeki Abu Firaz, Türkiye'ye, Filistinlilerin An-kara'daki Mısır Sefaretine


yaptığı baskında arabuluculuk yapmak için gelen heyetteydi. Hani şu İçişleri Bakanının
teröristlerle öpüştüğü meşhur olay.

64
Kanaatimce Türkiye'nin böyle bir arabuluculuk için Filistinlileri çağırması yanlış ve
hükümranlık haklarına aykın bir davranıştı. Filistinliler, arabuluculuğu pazarlık konusu yaparak
karşılığında uzun zamandan beri arzuladıkları "Ankara'da Temsilcilik" açılmasını gündeme
getirdiler. Teklifleri kabul edildi.

Olayda bilinmeyen bir yön vardı. Arabuluculuk için gelenlerden Abu Firaz. bizzat bu eylemin
bir parçasıydı. Daha önce bir grupla aynı eylemi gerçekleştirmek için Türkiye'ye gelmiş, alınan
güvenlik tedbirleri nedeniyle eylemi yapamamışlardı. Silah ve patlayıcılar Gebze tarafında bir
çiftlikte muhafaza ediliyordu. Firaz bombalı mektuplar ve sabotaj konusunda deneyimli bir
Filistin gcrillasıydı. Türk teröristlerinden birçok talebesi vardı.

Abu Firaz, Türkiye'de Suriye ve Abu Nidal Örgütüne müteveccih bir çalışmada bu örgüt
mensuplarının yanında yer almış ve MİT'e Emniyete, özellikle- Hiram Bcy'e ateş
püskürmüştü. Bu tutumu bizleri şaşırtmıştı. Zira o tarihle FKÖ, Suriye ve Abu Nidal'e
düşmandı. Hiram Bey FKÖ'ye sempati ile bakıyordu. Hatta FKÖ'de Beyrut'tan tanıdığı üst
düzeyde dostları bile vardı. Olay garipti.

İşte daha sonra Temsilci olan ve Hasan Yalçın'la görüşen kişi bu Abu Firaz'dı. Acaba
aralarında ne gibi müşterek bir konu var bir bakalım:

(Hasan Yalçın. Abu Firaz'a rapor olayı ile ilgili gelişmeleri anlattı)

"Hiram Abas gidecek. Şimdi ambargoları kaldırabiliriz. Hiram Abas gideceği için bu haberler
haber olmaktan çıktı. Bunları bir an evvel yapmamız faydalı olacak. Rapor konusunu
inceleyen komisyonun teftiş neticesine göre Mehmet Eymür MİT'ten atıldı. Atilla Aytek'in
başka yere tayini çıktı. Hiram Abas resmen emekliye ayrıldı. Emekli edilmeye zorladı.
Çeşitli gazeteler Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'ın Mehmet Eymür ve Atilla Aytek'in
hakkında hapsi gerektirecek derecede suç bulunduğuna dair haberler verdiler. Hiram Abas'ın
durumu ise daha kötü. Çünkü artık hükümetin himayesi altında değil. MOSSAD ile ilişkileri
iyice çıktı, afişe edildi. 1-2 ay zarfında tüm ilişkiler iyice ortaya çıkacak ve sonra muhtemelen
unutulacak. Dolayısıyla size konan ambargonun ortadan kalkacağını tahmin edersiniz
herhalde"

65
(Abu Firaz) "Size daha önce söylemiştim. Hiram Abas bu işi yırtma süreci içinde. Biz ona
nasıl darbe indireceğimizi biliyoruz. (Abu Firaz'ın kullandığı 'biz' lafından kimleri kastettiği
anlaşılmadı) Hiram Abasın kendi ulusu çıkarlarına çalışmadığını biliyoruz. Bu da bize bu
adama karsı bir şeyler yapılması için fırsat doğurdu.

Perinçek bana daha önce bu adamın kalıcı olduğunu söylemişti. Fakat ben inatla gidecek
demiştim. Eğer bir iki hafta önce Hiram Abas aleyhine böyle şeyler yayınlasaydık tersine
sonuç alınır ve Hiram Abas lehine kamuoyu oluşurdu ve en az 1-2 yıl daha kalırdı. Bu gün de
bu kanaatimi muhafaza ediyorum. Emekliliğini imzalamadan önce yapılacak bir yayın ona
yardımcı olur. Emekliliğini geciktirir.

Daha önce ben size onun gideceğine dair elimde bilgiler var demiştim. Fakat içeriğini
söylememiştim. Bu hikaye eski ve çok"önemli, Kenan Evren de bu konuyla doğrudan
bağlantılı. Bu konuda bir hata yapılması sayın Cumhurbaşkanı açısından çok yanlış olur.
Çünkü onun samimi olduğuna inanıyoruz.

Gerek israilliler, gerekse ABD'liler bu adamın kalması için uğraşıyorlar. Şimdi biz bir hata
yaparsak bu adanı gitmez. Cumhurbaşkanı bize vaatte bulundu. (Herhalde Hiram Abas
ekibinin tasfiye edileceğine dair bir vaat) Şimdi biz onun vaadini hiçe sayarak bir de basın
yoluyla baskı yapmak islemiyoruz."

(Hasan Yalçın aleyhteki yayınların hemen yapılması konusunda ısrar ediyor.)

"Hiram Abasın gideceğini sizinle birlikle yapılan bir istişareden sonra, bundan 1-2 ay önce
yazmıştık. Nasıl olsa emekliliğini istedi artık. Süreç geri dönmez. Bu nedenle biz sizden
aldığımız hu haberleri başka bir tarzda belirtiriz. Bu haberlerin şimdi kullanılması çok iyi
olacak."

(Abu Firaz düşünceli ve mütereddit. Sözlerini seçerek konuşuyordu. Ağzından çıkanların


kendisini zor duruma düşürmesinden endişeli.)

"Şimdi Cumhurbaşkanı durumu bütün ayrıntılarıyla biliyor. Bizim elimizdeki şeyleri biliyor.
Eğer 2000'e Doğru'dan birtakım şeyler yazılırsa, Cumhurbaşkanı da Başbakan da benden
çıktığını bilirler ve benim hakkımda Yaser Arafat'a şikayette bulunabilirler. Bu nedenle lütfen
benim adımı kullanmayın.
Keza İsrailliler de artık Hiram Abas'ı bıraktılar. (Daha önce kalması için uğraşıyorlar demişti)
ve yerine bir başka şahsın gelmesine çalışıyorlar. Bu adam Rüştü Naiboğlu olabilir. Biz bunu
engellemeye çalışacağız. Onlar da ortalığı sessizce takip ediyorlar. O bakımdan Hiram Abas
hakkında bunları yayınlamanın zamanı değildir."

66
(Hasan Yalçın. Abu Firaz'a tasvip etmediği hususları yazmayacaklarına dair garanti verdi.)
"Bizim istediğimiz, bu haberler ilk kez 2000'e Doğru'da çıksın. Bu haberi kullanacağımız
zaman haberleşelim ve ilk biz verelim. Bu bizim hakkımız değil mi? Biz yazdıklarımız: size
göstereceğiz, işinize gelmezse yazmayız."

(Hasan Yalçın Sabah Gazetesinin Hiram Abas ile yaptığı röportaja değindi.) "Hiram ClA'nın
kurbanı olduğunu ifade ediyormuş Güngör Mengi'ye anlatırken. Hiram Abasın CIA tarafından
harcandığı söyleniyor. Gerekçe olarak Türkiye aleyhine düzenlenen fesatça tertipleri ve
espiyonajfaaliyetleri gösteriliyor. Bu gazete DYP'nin burjuvazi karakterini yansıtıyor.

(Abu Firaz) "Korkarım ki Demirel'in kendisine Hiram Abas tarafından oyun oynanacak. Neden
bu insanlar Hiram Abas'ı korumaya çalışıyorlar"

(Hasan Yalçın) "Geçen hafta Hiram Abasın emekli olacağını söylemiştik, bu gerçekleşti.
Ayrıca Türk burjuvazisi üst kademesi ikiye bölünmüş durumda. Hükümet ve
Cumhurbaşkanlığı. Bölünme şu şekilde Hükümet, Hiram Abas, Mehmet Eymür, Atilla Aytekler
bir tarafta. Yani tasfiye edilenler hükümetin kanadı altında. Öbür tarafta Cumhurbaşkanı ve
onun Servisi var. Savaş bunların arasında cereyan ediyor. Tekrar dönebileceklerini tahmin
etmiyorum. Bu anı kaçırırsak iş soğumuş olacaktır. Çok güzel idare etmek lâzım.
Cumhurbaşkanı ile görüşme imkânı olsaydı kesinlikle darbe vurulmasını isteyecektik. "

(Abu Firaz) "Sahip olduğum malzemenin unsurlarını dikkatli şekilde kullanabilirisiniz. Fakat
lütfen beni karıştırmayın. Bu işin ucu bana dokunmasın. Birinci olarak Hiram Abasın, Arafat'a
gönderdiği 'Abu Firaz'ı buradan alın, size Türkiye olarak her türlü kolaylığı sağlayacağız'
mesajını kullanın. FKÖ'yü Arafat ile beni ismen zikretmeyin. Yoksa anlaşılır. Bir Arap diplomat
ve bağlı olduğu makamlar deyin. Bunu ilgili olan kişiler anlar. Ayrıca Hiram Abas'ın Alia Levin
ile buluşması ve 4 Filistinli genç aleyhine komplo tezgahlamasını yazabilirsiniz.

67
Bunu tamamen özel kaynaklardan aldığınızı söyleyin. Esas hedef FKÖ Temsilciliğinin
kapatılmasını sağlamak ve Türkiye-FKÖ ilişkilerini koparmaktı. Bu tamamen Bay Komplonun
(Hiram Abas'tan 'Bay Komplo' olarak bahsediyor) iş,i idi. Hiram Abas'ın yerine Rüştü
Naiboğlu denilen şahıs gelecek herhalde"

(Hasan Yalçın) "Bu şahsın getirilmesinin muhtemel olduğu söyleniyor. Hiram Abas'ın
MOSSAD ile ilişkisi olduğuna dair başka ilave edecek bir sözünüz var mı?"

(Abu Firaz) "14 Şubat 1987 tarihli Güneş'te Abu Firaz gitti, bir daha Türkiye'ye dönmeyecek
diye bir haber çıkmıştı. Tüm bunları Hiram Abas yazdırmıştı. Bunları kim yazdırdı diye
sorabilirsiniz. Bundan bir gün önce Mehmet Barlas ile Hiram Abas birlikte yemek yemişlerdi.
Mehmet Barlas, Hiram Abas'ın çok yakın arkadaşı"

Her halde bu ilginç görüşme. Fabrikatörün maksatlı yayınlarının yabancılarla birlikte nasıl
hazırladığı hakkında iyi bir fikir vermiştir. Fabrikatörün Ankara Temsilcisi Hiram Bey için
"MOSSAD ile ilişkileri iyice çıktı, afişe edildi. Bir-iki ay zarfında tüm ilişkiler iyice onaya
çıkacak" diye FKÖ temsilcisini provokc ederken. FKÖ temsilcisi de Alia Levin diye hayali bir
isim ortaya atarak Hiram Bey'in bu şahısla komplolar düzenlediğini iddia ediyordu. Keza
Hiram Bey'in gazeteci Mehmet Barlas'la ne yakın arkadaşlığı ne de birlikte yemek yemişliği
vardı.

Yalçın-Firaz görüşmesinden sonra sözü Hiram Beye bırakalım:" (34)

"1978'de Aydınlık Gazetesi yayınları mevcuttur. Bu Aydınlık Gazetesinde benim evimin de


fotoğrafını çıkardılar. Benim talebelik fotoğrafımı çıkardılar. Ben işkenceci olarak gözüktüm.
Ben ruhi bozuklukla köpeklerimi kurşuna dizen bir adam olarak gözüktüm, vs. Bu hemen
Sabahattin Savaşmanın yakalanmasından sonradır. Sabahattin Savaşman olayında
yakaladım ve güzel bir operasyondu ve ondan sonra bu yayın hemen başladı.

SORU: Solcu Perinçek'in Amerika hesabına casusluk yapan bir adamı yakalayan kişiye
hasmane bir tutum alması çelişki değil mi?

Evet... Yalnız Perinçek'in çok iyi etüd edilmesi lâzımdır.

(34) 10 Haziran 1988 tarihli Sabah Gazetesi

68
Başbakanla yaptığım Suriye seyahatinden sonra bu sefer MİT içerisinden bir sivilleşme
hikayesi ortaya atıldı ve aday olarak gösterildim. .. Yine bir odak noktası haline geldiğim anda
da, tekrar 2000'e Doğru'da yayınlar başladı. Suriye seyahatinden sonra aleyhimde yapılan
yayınlarda, bütün Aydınlık hikayelerini tekrarladılar, başka bir şey yok... Ve sonuçta da bu
sivilleşme hikayesi herhalde kendilerini fevkalede rahatsız etti, tekrar üzerimize geldiler.
Bunlar 1978'de MİT hakkındaki yayınlarla MİT'i pasif duruma sokabildiler.

SORU: Başardılar mı?

Evet... Sadece kısa süre için başardılar. Bunu kabul edebilirsiniz, başardılar.... Şimdi 1978-
88'deki benim aktivitemin yöneltmek istediğim yerler, kurduğum daire, çalışmalar,
Güneydoğıı'da biraz terörün azalması.... Ve PKK faaliyetine bakarsanız, PKK faaliyeti
Güneydoğu'da bir eylemdir. Ama esas büyük faaliyet Avrupa'da ... Ermeniler gibi beynelmilel
sahada muvaffak olacaklar. Para bütünüyle Avrupa'dan gelmektedir. Bu çapta bir faaliyetin
tek başına bir Güneydoğu olarak düşünülmesi hatalıdır. Ve ben bunun için çok geniş çapta
bir çalışma gerekliği kanısındayım. PKK sadece bir terör faaliyeti değildir. PKK Türkiye'yi
bölme faaliyetidir. PKK Avrupa'daki Kürtleri, Kürt asıllı Türkleri bölme faaliyetidir. Bunun bir
bütün halinde görülmesi lâzım. Ve ona göre mücadele lâzım. Görev kime düşüyor? Başta
bize... Politik faaliyeti Dışişleri Bakanlığı yapar ama, bize düşüyor yani eski bize. Ben bunu
koruyorum. Yani neticede herhalde yine sıkıntılar başlamıştır malûm yerlerde ve bunun
neticesinde Doğu Perinçek yine üzerime üzerime geldi.

Doğu Perinçek iyi bir kafa, kabul etmek lâzım. Ve bunun yanında 'bazı başka şeyler de
yapıyor. Mesela benim hakkımda yazdıracağı, yazacağı bazı yazılar olursa, öğrendiklerime
göre, dış ülkelerden yayınlattırıyor. Ordan iktibas ediyor, suça da girmiyor. Şimdiye kadar ben
Doğu Perinçek'in yazdıkları üstüne hiç gitmedim. Benim hakkımda yaptığı en büyük suçlama,
ağrıma giden bir suçlama benim CIA ajanı olduğum, CIA tarafından yetiştirildiğim, bunun
yanında MOSSAD'la çok yakın ilişkiler içerisinde olduğum vs. Bu bir iddiaydı, üzerinde
durmadım. Çünkü ben mesleğimle devletime karşı sorumluyum. Kendimi müdafaa etmek için
daha fazla afişe edemem. Aldırmadım da."

69
Bu kitabın yazıldığı, 1990'ın son, 1991'in ilk aylarında. Fabrika-tör'ün yeni tertip ve kışkırtmalar
içine girdiğini, bazı düzmece telefon ihbarlarına dayanarak yayınlar yaptığını. Aydınlık
döneminde yayınlamış oldukları birtakım sansasyonel yalan haberleri aynı resim ve aşağı
yukarı benzer lallar kullanarak yinelediklerini, bir takım insanların ağzından çıkmış gibi
yorumlar vererek tüm dünyanın ve Türkiye'nin kritik günler yaşadığı şu günlerde, ülke
zararına çabaya ve bitmeyen hastalıklı kampanyaya devam ettiklerini ilgi ile izliyorum.

Kanaatimce Fabrikatör basit bir yıkıcı yayın olarak düşünülmemeli, ilgililerce konu bir
cspiyonaj faaliyeti olarak ele alınıp, arkasındaki güçler her kimse, deşifre edilmeli, faaliyet
tamamen bir casusluk faaliyeti olarak dikkate alınmalıdır. Aynca adli makamların da,
Fabrikatör'ün sorumluları hakkında, Hiram Bey ve birçoğunun cinayeti ile ilgili olarak, yayın
yolu ile cinayete azmettirmekten soruşturma açması gerekir düşüncesindeyim.

70
III
DOĞU PERİNÇEK'İN
"EYMÜR'ÜN ANILARF'NA YANITI
Gazetenizde yayımlanan "Mehmet Eymür'ün anılan" dizisinin 25 ve 26 Mayıs 1991 tarihli ,
"Fabrikatör" ve "Fabrikatör açık veriyor" başlıklı bölümleri beni, başında bulunduğum yayın
organlarını ve Sosyalist hareketi hedef alıyor, psikolojik harekât merkezlerinde üretilen
yalanlan içeriyor. Dizide ismim "Güney Sadık" diye değiştirilmiş. Gerek seçilen bu ad.
gerekse öz geçmişim, siyasal kimliğim ve konumumla ilgili her türlü ayrıntının verilişi, isimleri
saklı tutmak gibi düşünceyle hareket edilmediğini yeteri kadar ortaya koyuyor. Böyle bir yola
başvurularak MlT'çi Eymür'ün iftiralarına esrarengiz bir hava verilmiş, suçlama bu yöntemle
ağırlaştırılmıştır. Adımızın mertçe yazılmasını yeğlerdik. CIA'nın ve MiT içindeki adamlarının
iftiralarından korkmayız. Korkmadığırnızı. Eymür'ün bizim hakkımızda yazdıklarını daha
Milliyette çıkmadan 2000'e Doğru'nun 19 Mayıs 1991 tarihli 12. sayısında aynen yayımlayarak
kanıtladık. Şimdi Milliyet okuyucularının gerçekleri öğrenmesine yardımcı olmak üzere bu
açıklamayı yayımlamanızı rica ediyorum.

Altı Karşılaşma
Biz Aydınlıkçılar Hiram Abas-Mehmet Eymürlcrle ilk kez. onların verdiği adla Kontrgerilla
işkencehanelerinde tanıştık. Onlar CIA'dan öğrendiklerini uygulayanlar, biz de operasyonun
hedefleri olarak.

İkinci karşılaşmamız, Lübnan Nahrel Bared'teki FKÖ kampında. Dokuz arkadaşımız,


Savaşman'ın anılarında belirtildiği gibi, Hiram Abas'ın MOSSAD ile işbirliği sonucu bir İsrail
askerî baskınıyla şehit edildiler. Biri de esir edildi.

71
1978, 79, 80 yıllarında Aydınlık gazetesinde Kontrgerilla kampanyalarıyla faaliyetlerini
sergiledik. Hiram Abas. bizi bir süre "pasifize ettiler" diye değerlendirdi bu üçüncü
karşılaşmayı.

Dördüncü karşılaşma, 12 Eylül döneminde. Özellikle Kontrgerilla'yı açığa çıkardığımız için


hapislere atıldık, bir kısım arkadaşımız işkence gördüler.

Beşinci karşılaşma, MİT Raporu'nu açığa çıkarmamız. Abas ve Eymürlerin meslek hayatlarına
hiç olmazsa resmi planda son verdik. Abas, "MİT'i ikinci kez birkaç yıl için felce uğrattılar" diye
değerlendirdi.

Altıncı karşılaşma. Körfez kriziyle başladı ve devam ediyor. Onlar gene ABD'nin Ortadoğu
harekâtının istihbarat elemanları ve biz gene ABD'ye direnen yurtsever güçlerin parçasıyız.
ABD'nin istikbali hiç de parlak görünmüyor.

Savaşman, CIA-MlT işbirliğini Sergiledi


Önce Savaşman olayı. Sabahattin Savaşman MİT'in önde gelen şeflerindendi. CIA'ya bilgi
verirken yakalandı, mahkum oldu. Eyrnür, anılarında bizim. Aydınlık gazetesinde Savaşman'ı
savunduğumuzu söylüyor. Patronu Hiram Abas ile birlikte Savaşman'ı yakalamışlar, biz de
takdir edecek yerde kendilerine saldırmışız! Aydınlık'ın Kontrgerilla yayını Eymür'ün
göstermek istediği gibi Hiram Abas'ın sergilenmesinden ibaret değildir, yayın Hiram Abas'la
da başlamadı. Aydınlık, 1978. 1979. 1980 yıllarında aralıklarla süren kampanya boyunca CIA
işbirlikçisi bir provokasyon ve işkence örgütünü bütün önemli şefleriyle, çalışma tarzıyla ve
suçlarıyla halkın önüne getirdi. Abas ve Eymür bu yayından suçlan oranında yer buldular.

Aydınlık. 9 Ağustos 1978 günlü yayınında Savaşman olayının püf noktasına dokundu. 30
Temmuz 1979 tarihinden başlayarak yedi günlük bir dizi halinde de Savaşman'ın anılarını
yayımladı. Savaşman, CIA ajanı olduğunu inkâr etmek şöyle dursun, anılarında bütün
açıklığıyla itiraf ediyor.

72
Soru şuydu: CIA tarafından örgütlenen, elemanları CIA okullarında eğitilen, CIA'ya resmen ve
en yüksek görevlileri eliyle istihbarat taşıyan, bu iş karşılığında elemanları CIA'dan maaş alan
MİT, nasıl ve niçin bir Amerikan casusu yakalamıştı. CLA ile MİT arasındaki ilişkinin niteliği ve
boyutları hele bugün iddia konusu değil, kitaplar yazılarak kanıtlanmış gerçeklerdir. Eymür de,
anılarında bu olguyu itiraf etmektedir. Aydınlık bir gerçeği ortaya çıkardı: CIA, en sadık, en çok
gelecek vaat eden adamları Hiram Abaslann yolunu açabilmek için Savaşman'ı feda etmiştir.
Savaşman olayı, daha önemli bir CIA ajanının yükseltilmesi için ötekinin harcandığı bir CIA
operasyonuydu. Operasyonla Abas ve adamları itibar kazanacak, birtakım yerlerin gözüne
gireceklerdi. Aydınlık, bu gerçeği saptadı ve yazdı.

Savaşman'ın Aydınlık'ta çıkan anılarını önümüzdeki dönemde kitap olarak da yayımlayacağız.


Herkes CIA ile MİT ilişkilerini somut bilgilerle bir kez daha okuyacak, öğrenecek. Bu anılar,
Eymür'ün iddia ettiği gibi Savaşman'ı masum göstermiyor. Tam tersine MiT'in nasıl bir CIA
şubesi gibi çalıştığını, önde gelen şeflerin CIA'nın gözüne girmek için nerelere kadar
eğildiklerini, Abaslann İsrail Gizli Servisi MOSSAD başta olmak üzere emperyalist ve faşist
istihbarat örgütleriyle hangi ilişkileri geliştirdiklerini sergiliyor. Savaşman, "Hepimizin, her
zaman yaptığımız işi yaptığım sırada beni neden cezalandırıyorlar" diye şaşmaktadır.
Unutulmasın, Savaşman MİT'in üçüncü adamıydı. Bu bile CIA'nın MİT'İ hangi düzeylerde ele
geçirmiş olduğunu kanıtlamaya yeter.

CIA'nın "Our Boys"unun Hedefiydik


Mehmet Eymür, Milliyetle çıkan anılarında, Turan Çağlar'dan da söz ediyor. Turan Çağlar,
Kontrgerilla yayını sırasında Aydınlık 'a bilgi veren yüzlerce kaynaktan biriydi. Belirtildiğine
göre Amerikalılara ve İngilizlere casusluk yaparken yakalandı, mahkûm oldu. Turan Çağlar,
daha sonra arkasında büyük kuşkular bırakan bir şekilde cezaevinde öldü. Eymür, bizim bu
olay karşısında suskun kaldığımızı söylüyor. Suskun kalmadık, susturulmuştuk. Olayın tarihi
1983. Aydınlık generailer tarafından kapatılmış, Aydmlıkçılar ya hapiste, ya aranıyorlar.

73
Aslında bu bile Eymür'ün iftirasını çürütmeye yeter. 12 Eylül'dc CIA'nın "our boys" yani "bizim
oğlanlar" dediği generaller darbe yaptılar, ilk icraatları Aydınlık'ı kapatmak oldu. 12 Eylül, on
sene boyunca bizden Kontrgerilla yayınımızın hesabını sordu. Ben ve arkadaşlarım 12 Eylül
döneminde yıllarca hapis yattık, işkence gördük. CIA ajanı yakalamış kahraman MİTçiler ise
"our boys"un emrinde devrimci avını sürdürdüler.

Bize sorgularda. Başsavcı ve polis şefleri. Kontgcrillaya karşı mücadelemiz nedeniyle 12


Eylül rejiminin hedefi olduğumuzu açıkça söylediler.

Biz. özellikle 1980'e doğru Sovyet sosyal emperyalizmine karşı Batı istediği için değil.
Marksist ve anti-emperyalist olduğumuz için kararlı bir tavır aldık. Sovyetler Birliği gerçeği
bugün herkesçe görülüyor. Yandaşlarının Marksizmi bırakması da görülüyor. Sovyetler
Birliği'ndcki devlet tahakkümü ve yayılmacılığına karşı mücadeleci tavır Marksizm! yaşattı.
Nitekim bugün ABD ile koyun koyuna olan Sovyet yöneticileri ve yandaşlarıdır. Onlar, Hirarn
Abaslar ve Eymür-Ierle buluştular.

ABD Tutmazsa İngiltere


Mehmet Eymür ve arkasındakiler bize Amerikancılık bulaştıramayacaklarını biliyorlar. Bu
nedenle olmalı, bir de İngilizcilik suçlaması ycdeklemişler. Eymür'ün komik bir masalı var.
Sonradan Aydınlık'ın Sorumlu Müdürü olan Aydoğan Büyüközden'in 12 Mart 1971
darbesinde, "Robert Kolej'de görevli bir İngiliz'e ait lojmanda telsizlerle ve başında perukla
yakalandığını" söylüyor. Yalan. Bir kez, Aydoğan Büyüközdcn o lojmanda yakalanmadı,
ikincisi, o lojman İngiliz'e ait değildi. Robcrt Kolej'indi. Öğretmen ve öğrencilere ayrılmıştı, üç
katlıydı. Bizim davamızda yargılanan bir öğrenci, lojmanın bir katında kalıyordu, ingiliz
öğretmene ise. Kolej, lojmanın başka bir katını ver¬mişti. Bütün bunlar. MİT. savcı tarafından
araştırılıp iddianameye geçmiş olaylardır. Aynı suçlamayı, geçtiğimiz günlerde Tuzla
cinayetinin sanıkları olan polislerin avukatı olarak mahkemeye verdiği bir dilekçede Necdet
Küçüktaşkıner yaptı.

74
Taşkıner de Aydınlık'ın açığa çıkarıp teşhir ettiği bir işkencecidir, 1 Mayıs katliamı tertibindcki
rolü Aydınlık'la açıklanmıştır. Eymür'Ie aynı zamanda, aynı iddia ile ortaya çıkması psikolojik
harekâtı ele veriyor. Eski işkenceciler tertibin aleti olarak sahneye sürülüyorlar. Ama ellerinde
malzeme yok.

O da Olmadı, Almanya
Mehmet Eymür. Hiram Abas'a dayandırarak Nuri Çolakoğlu'nun Almanlarla ilişkili olduğunu
öne sürüyor. Çolakoğlu 1980 öncesinde Aydııılık'm bir mensubu olduğuna göre Aydmlıkçılar
Almanlar hesabına çalışıyor olabilirlermiş. Eymür'ün mantığı bu. Suçlamaları işte bu kadar
pervasız ve bu kadar ucuz. Milliyet, bizlere yönelik Almanya suçlamasını veriyor, fakat
Eymür'ün bu suçlamanın kanıtı olarak Çolakoğlu hakkında yazdıklarını garip bir şekilde
yayımlamaktan kaçınmış. Ancak, Eymür'ün iftiralarını sergilemek ve yerine oturtmak için bunu
biz gündeme getiriyoruz.

Çolakoğlu, 1980 öncesinde Aydınlık'ia çalıştı ve TlKP üyesiydi. 12 Mart'ta tutuklandı, işkence
gördü, hapis yattı. 12 Eylül'de bizimle ilişkisini kopardı. 1980 sonrasında ilişkileri konusunda
bilgimiz yoktur. Uzun bir süre Milliyet'lc çalıştı. Daha sonra Özal tarafından TRT'nin Genel
Müdür Yardımcısı yapıldı. O günlerde Bakan Adnan Kahveci. Çolakoğlu'nun MİT'teki
dosyasının "temizlendiğini" açıklamıştı. Biz. Çolakoğlu hakkında şimdi de kesin bir hüküm
belirtmiyoruz. Ancak CIA'ınn ve öteki emperyalist istihbarat örgütlerinin devrimciler arasına
ajan soktuklarını biliyoruz. Bunlardan bazılarını da teşhis edip içimizden almışızdır. Eymür de
patronu Hiram Abas'ın Aydııtlık'a sızmak için nasıl çabalar harcadığını anılarında yazıyor.
Yabancı istihbarat örgütlerinin casuslarını yakalamak devletin görevi. Bu Hiram Abaslar.
Mehmet Eymürlcr de güya böyle görevlerde bulunmuşlardır. Çolakoğlu ile ilgili kuşkuları var
idiyse aydınlatmamış olmak onların suçudur. Arkadaşımız Hasan Yalçın bunu kendisine
söylediğinde Eymür cevap verememiştir.

75
Eymür, Çolakoğlu Aydınlıkta muhabir olarak (yönetici değil) çalıştığı için bizimle Almanya
arasında bağlantı kuruyor. Peki Çolakoğlu hem de 1980'li yıllarda Milliyetle üst düzeyde görev
yaptı. O zaman aynı mantık Milliyet için geçerli olmaz mı? Milliyet pekala Nuri Çolakoğlu'na
da bir kod ismi vererek ilgili bölümleri yayınlayabilirdi. Görüldüğü gibi ipsiz sapsız bir
muhakeme hiç kimseyi masum bırakmaz.

Almanya ile bağlantı suçlamasının bir kanılı da PKK oluyor. Bırakalım bizimle PKK arasında
bir organik bağ bulunmayışını, bu örgütün Avrupa yöneticileri yıllardır Almanya zindanlarında
hücrelerde yatırılıyor.

Olmadı, "FKÖ Casusu"


Bir istihbarat örgütüne sempati duymayı şerefsizlik sayan bir ideolojiye ve pratiğe sahibim.
Bizi suçlamaya kalkanlar ise CIA'ya hayranlıklarını kendi kalemleriyle açıklıyorlar. Mehmet
Eymür Milliyette şunu yazıyor: "Hiram Bey. Amerikalılara, ingilizlere. Fransızlara. Almanlara
veya Batılı diğer ülkelere düşman mıydı? Hayır. Bu büyük ülkelere ve onların dünya çapında
operasyonlar yürüten kuvvetli istihbarat teşkilatlarına sempati ile baktığını ve onların Türkiye
ile yakın işbirliğine inandığını rahatlıkla söyleyebilirim." Bunu rahatlıkla söyleyebilenler,
ömürlerini Amerikan emperyalizmine, CIA'ya onun MİT içindeki adamlarına karşı mücadele ile
geçirmiş olanları nasıl oluyor da suçlayabiliyorlar?

Ben ve arkadaşlarım, 1970, 1980 ve 1990'larda son üç kuşakla iş-kcncchanclcri ve


hapishaneleri paylaşan az sayıda insanlar arasındayız. 25 yıllık çizgisi ve mücadelesi belli bir
hayattır bu.

Hiram Abas ve ekibi CIA'nın adamlarıydılar, ilişkilerini bir "sempati" ve "işbirliği" ilişkisi gibi
göstermeleri yanlıştır. Aydınlık ve 2000'e Doğru birçok haberiyle bu gerçeği kanıtladı. Filistin
devletinin Ankara Büyükelçisi Abu Firaz, Hiram Abas'ın CIA ve MOSSAD ile ilişkilerini
kanıtlarıyla 2000'e Doğruya, bizzat bana anlatmıştı. Bu nedenledir ki Abas ve adamları bizi
"FKÖ'nün casusu" gibi de göstermeye çalıştılar. Aynı şeyi Mehmet Eymür de söylüyor
anılarında.

76
Biz o zaman da söyledik, şimdi de söylüyoruz; casusluktan nefret ederiz. Ezilen halkların
yanındayız, onların mücadelesini desteklemekten şeref duyarız.

Herkes safını açıkça ilan ediyor. Yalnız roller farklı.

Hiram Abas, Mehmet Eymür ve arkadaşları 12 Mart'ta Ziverbey işkencehanesini çalıştırdılar.


Amerikancı 12 Mart darbesi hesabına devrimcileri öldürdüler. Mehmet Eymür anılarında Ulaş
Bardakçılara, Mahir Çayanlara, Ziya Yılmazlara karşı Amerika adına yürüttükleri kanlı
operasyonları kahramanlık öyküsü gibi ballandıra ballandıra anlatıyor. 12 Eylül'den sonra
Hiram Abas ve Mehmet Eymür'ün ülkücü cinayet mahkumlarını örgütleyerek Ortadoğu ve
Avrupa'da karanlık işlere giriştikleri de biliniyor. Beyrut'ta MOSSAD'la birlikte yaptıkları
operasyonları da 2000'e Dogru'üa yazdık.

Hep ABD ile ve Özal'la Birlikte


Hiram Abas ve ekibi, her dönemde Amerika'nın ve Türkiye'deki en Amerikancı takımın adamı
oldular. Son olarak Özal'ın hizmetindeydiler. Özal'ın Amerika karşısındaki konumunu
belirtmeye gerek var mı? Abas ve Eymür, Zcynep-Asım olayında Ö/alların özel "sorunlarını"
bile MiT'in olanaklarıyla çözmeye soyunmuşlardı. Rakiplerini hakla-yabilmcsi için Özal'a ünlü
MiT Raporunu hazırladılar. Bu rapor da 2000'e Doğru tarafından açığa çıkarıldı. Abaslar ödül
olarak MiT'in başına getirilmeyi umuyorlardı. Kaybettiler. Özal bütün çabalarına rağmen Abas
ve Eymür'ün tasfiye edilmesini önleyemedi. Abas. MİT'ten ayrıldıktan sonra da Amerika ve
Özal hesabına çalışmayı sürdürdü. Eymür'ün anılarında, "Yüce Makam" dedikleri Özal'a
raporlar vermeye devam ellikleri, rapor örnekleriyle anlatılıyor. Abas, Özal tarafından çok
önemli bir göreve getirilmeyi ummaktan hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Eymür buna tanıklık
ediyor. Aydınlık ve 2000'e Doğru, bu ekibi her zaman suçüstü yakaladı ve gerçek kimlikleriyle
halkın önüne çıkardı. Bunu Abas, "odak noktası haline geldiğim anda" diye ifade ediyor,
Eymür ise "Hiram Beyin yükselme ihtimali olduğu tüm devrelerde" diyor. Nefretlerinin kişisel
sebebi budur.

77
Eymür'ün Doğruları
Eymür'ün yazdıklarında doğrular da var. Şöyle diyor: "Fabrikatör görevini en iyi şekilde yerine
gelirmiş ve zamanın başbakanı bile etkilenerek 'kontrgerilla işkence' edebiyatına katılmıştı.
MİT, polis pasifize edildi. MİT sorgulardan çekildi. Özel Harp Dairesi sıkı bir denetim altına
alındı." Hiram Abas ise şunları söylüyor: "Bunlar 1978'de MİT hakkındaki yayınlarla MİT'i
pasifize duruma sokabildiler." Gerçeğin önünde şapka çıkarırız! Aydınlık kimi pasifize etmiş?
İşkencecileri. Kimin denetim altına alınmasını sağlamış? Türk Gladiosu'nun. Tüm NATO
ülkelerinde Gladioların CIA'ya bağlı olarak kurulup faaliyet gösterdiğini kanıtlandı. Ama Türk
Gladiosu hâlâ işinin başında. Saflar bir kez daha beliriyor. Aydınlık ve Aydınlıkçılar
Gladio'nun, Kontrgerillanın karşısında: Abaslar Eymürler ise ömürboyu Kontrgerilla! Eymür'ün
bizi kimin adına suçladığını biliyoruz. Eymur anılarında sadece Aydınlıkçıları dinmez bir kinle
karşısına alıyor.

Hiram Bey'in Körfez Politikası


Eymür'ün şu satırları bütün tartışmayı noktalayacak nitelikte: "Körfez Savaşından sonraki
gelişmeleri izlerken onu sık sık andım. Hiram Bey Türkiye'nin Ortadoğu'da aktif politika
izlemesini istiyordu. Onun ölümünden kısa bir süre sonra Türkiye, onun düşündüğünden de
aktif bir politika içine girdi. Hiram Bey, Türkiye'ye karşı düşmanca tutum izleyen komşu
devletlere yönelik olarak onlara karşı olan güçlerin desteklenmesini istiyordu. Son günlerde
Talabani ve diğerleri ile vaki temaslar bu arzusunun da yerine geldiğini gösteren emareler."
Amerika'nın Türkiye'ye vermek istediği ve Özal sayesinde verdiği rol burada net olarak
özetlenmiş bulunuyor. CIA, Hiram Abas vasıtasıyla Özal'a danışmanlık yapmış, yol göstermiş.

Sovyetler Birliği'nin diz çökmesinden sonra Amerika gözünü Ortadoğu'ya dikti. Türkiye'yi
Güney'e yönlendirmek için bütün adamlarını seferber etti. ABD yanlıları, birkaç
yıldır,Türkiye'de bu iş için kolları sıvamış bulunuyorlar. Körfez savaşı ise Türkiye'nin
Israilleştirilmesi planının fırsatını yarattı.

78
Türkiye, kendi kaymakamını ingiliz askerinin tokatlamasına sessiz kalacak duruma
düşürülmüştür. Amerika ile birlikte ve Amerika hesabına bölge ülkelerini tehdit ediyor, komşu
ülkelerin işgalinde köprü rolü oynuyor, işte Hiramlann Türkiye'yi getirmek istedikleri nokta
burasıdır. CIA ile işlevlerin buluştuğu yer de burasıdır.

Eymür Niçin Piyasaya Sürülüyor?


Mehmet Eymür'ün anı yazacağı yoktu. Korktuğunu, adını unutturmak istediğini hem
çevresine, hem de 2000'e Doğru'ya söylemişti. Şimdi belli bir odak Mehmet Eymür'ü
cesaretlendirip piyasaya sürüyor. "Sivilleştirme" adı altında MİT’in daha da CIA'ya bağlanması
planı yürürlükte. Asker kökenli MİT mensuplarına saldırıları göz önüne alındığında Eymür'ün
anıları CIA'nın "sivilleştirme" operasyonunun bir parçasıdır. Eymür, bu planın sonunda tekrar
MİT'te önemli bir yere getirileceğini ummaktadır.

Bize karşı girişilen saldırıya gelince açıkça saptıyoruz: Bölgeye yönelik Amerikan stratejisinin
önündeki engel, öncelikle sosyalistlerdir.

Bu hedefe karşı girişilen psikolojik savaşa bugünlerde hız veriliyor,

Olguları alt alta yazdığımızda bize savaş açan odağın kimliği ve amacı bir kez daha ortaya
çıkıyor.

Cengiz Candar'ın MİT mensubu ve Pentagon'un adamı olduğunu onaya çıkardık. Çandar,
bize Eymür'le aynı temaları kullanarak saldırıya geçti. "Yabancı istihbarat örgütlerinin maşası"
olabileceğimizi söyledi. Güvenlik güçlerini bize saldırmaya davet etti.

Eski MİT işkencecisi Avukat Necdet Küçüktaşkıner, Tuzla cinayetinden sanık polislerin
avukatlığını yaptığı mahkemeye durup dururken bir dilekçe verip Aydinlık'ı ve bizleri suçladı.
Suçlamalar Ey-mür'ünkilerle aynı. Cümleleri bile aynı. Talep de aynı: Devletin balyozu
Aydınlıkçıları ezsin.

Geçtiğimiz aylarda ise benzer suçlamaları bana MÇP'nin Yeni Düşünce gazetesi, provokatör
Murat Ağartıcı'yı kullanarak yöneltti.

79
Eymür'ün Milliyet'teki anılarını kullanarak yeniden, suçladı.

Şu günlerde, aynı merkezin başka bir faaliyetini tespit ettik. Benim Abdullah Öcalan'la
Bekaa'da çekilmiş fotoğraflarım basına ve partilere gönderiliyor. Bir de sunuş yazısı var.
Yazının altındaki imza. "PKK ile Dayanışma Politikasına Karşı Bir Grup Sosyalist Partili." Ben
Öcalan'la çekilmiş resimlerimi 2000'e Dogru'da zaten yayımladım. Provokasyon merkezi
devrimciler arasında düşmanlık yaratacağı ve bizi tecrit edebileceği umuduyla hareket ediyor.

Bütün bu olguların böylesine üst üste gelişini rastlantıyla açıklamak olanaksızdır. Aynı
merkezden yürütülen psikolojik harekâtı teşhis etmek zor değil.

Hiram Abas ve Mehmet Eymür'ün cinayet mahkumu ülkücülerle iç içelikleri sabit.

Yeni Düşünce gazetesindeki Ferruh Sezgin gibi elemanların eski özel Harpçiler oldukları
biliniyor. Son olarak Millî Güvenlik Kurulu'na Bağlı Toplumla İlişkiler Başkanlığı'nın (TİB) bazı
ülkücü subay ve emekli subaylarca nasıl kullanıldığı Fatih Güllapoğlu'nun "Tanksız Topsuz
Harekât" kitabıyla da kamuoyuna açıklandı. TİB daha önce de. beni ve devrimcileri hedef
alan, "2000'e Doğru'nun Yayınları ve Gerçekler", "Muhbirlik. Devrime ihanet ve Doğu
Perinçek" gibi başlıklarla kitapçıklar ve çeşitli provokasyon bildirileri çıkardı. TİB. bu
yayınlarında. "Türkiye Fikir Ajansı" "Doğrudan Eylem" gibi illegal yayınevi isimleri kullanıyor.

Eski MHP'lileri kullanan bir odağın saldırısıyla karşı karşıya olduğumuz görülüyor.

Mehmet Eyınür. bizimle ilgili yazdıklarını tıpkı Çandar. tıpkı Taşkıner gibi devlet terörünü
kışkırtarak bitiriyor. Güvenlik güçlerini, adli makamları göreve çağırıyor.

CIA'nın. CIA'cıların meydan okumalarından yılmayız. Onların nefreti ve düşmanlığı bizim için
en büyük ödüldür. Biz polisin ve MiT'in sorgularından da adli makamların yargılamalarından
da geçtik. Sıkıyönetimi de. Olağanüstü Hali de biliyoruz. Işkencehanede de kaldık,
cezaevinde de. Halka hizmetten bizi kimse döndüremedi. Şunu söylebilirim: Bugüne kadar
olduğu gibi bu kez de komplo, tertipçilerin ayağına dolanacaktır.

80