You are on page 1of 14

KATLİAM DOSYASI AÇILSIN: Belgelerle 'Onların çocukları' (1)

İNCİ HEKİMOĞLU
Maraş katliamından bu yana geçen 28 yıl içinde, o gün "gizli" kaydıyla halktan kaçırılan bilgi
ve belgeler günışığına çıkmaya, mağdurların, tanıkların ve emniyet görevlilerin ifadeleriyle
olayın bütün aktörleri belirlenmeye başladı. ABD'nin "bizim çocuklar" dediği aktörlerin
gerçekleştirdiği katliam, tüyler ürperten ayrıntıları içeriyor

İnsanlık tarihi, iktidarların hedefleri ve çıkarları için kendi yurttaşlarını katlet-melerinin trajik
örnekleriyle doludur.

Hatta iktidarlar, hedeflerine ulaşmaya engel olabilecek güçte bir halk muhalefetiyle karşı
karşıya olduklarını düşünüyorlarsa, resmi, gayri resmi ya da sivil tetikçilerle
gerçekleştirdikleri katliamların başarısı için "dış mihrak"larla da işbirliği yapmaktan
çekinmezler.

Bu noktada hatırlamakta yarar var; i Mayıs 1977 kıyımında, halkın üzerine en yoğun ateş
açılan merkezlerden biri olan intercontinental Oteli, bir grup Amerikalı subayı konuk etmiş,
katliam sonrası ise konuklar, tanıkların gözü önünde ellerini kollarını sallayarak
memleketlerine dönmüşlerdi.

12 Eylül darbesinin önemli kilometre taşlarından biri olan i Mayıs 1977'den bir yıl sonra
Maraş'ta yaşananlar ise; 1 Mayıs kıyımını adeta "küçük" bir provaya dönüştüren darbenin son
kilometre taşı, "olgunlaşan koşullar"ın zirvesi, "dış mihraklar"la güç birliği yapan,
"vatansever", "milliyetçi" darbecilerin en önemli "başarı"sıydı. Bu kez mezhep ayrımcılığını
provoke ederek, aylar öncesinden hazırladıkları stratejiyi uygulamaya koymuşlar, ABD'nin
bugün netleşen BOP dahilinde Türkiye'ye biçtiği rolü yerine getirebilmek için, Alevi
yurttaşları kadın, çocuk, yaşlı demeden kurban etmişler, ülkücü/dinci "milliyetçi'leri ise birer
cellat, hatta kiralık katile dönüştürmüşlerdi. Nitekim bazılarının sonradan ödüllendirildikle-
rine tanık olduk.

Katliam sanıklarından Ökkeş Kenger sonraki soyadıyla Şendiller MHP milletvekili, Haluk
Kırcı işadamı oldu. Ünal Osman Ağaoğlu ise 12 Eylül öncesinin çok önemli katliamlarında,
cinayetlerinde başrol oynamasına rağmen hiçbirinden cezalandırıla-madı. Yurt dışına kaçırılıp,
kurtarılan Ağaoğlu'nun yakın zamanda geldiği Türkiye'de tutuksuz yargılandığı tek dava ise
Kemal Türkler cinayeti.

'MİT, CİA, KONTRGERİLLA'


Amerika ve "milliyetçi" işbirlikçileri, istedikleri rejimi hayata geçirmek, gerekli bütün
ekonomik ve siyasi kararları engelsiz uygulamaya koymakta kararlıydılar. Bu uğurda yalnız
kitleleri imha etmekten değil, olup bitenlerin farkında olan herkesi de birer birer ortadan
kaldırmaktan çekinmiyorlardı. Nitekim, Milliyet gazetesi yayın yönetmeni, gazeteci Abdi
İpekçi'nin öldürülmesi önemli bir örnekti. Hala tam olarak aydınlatıla-mamış olmasını da
açıklayacak bilgilere göre; İpekçi ülkenin CIA planı çerçevesinde adım adım askeri darbeye
sürüklendiğini görüyordu. Türkiye'de görev yapan CIA ajanı Paul Henze'nin talebi üzerine
yapılan görüşmede, İpekçi bildiklerini ve değerlendirmelerini aktarmaktan çekinmedi, ancak
13 Ocak'ta yapılan görüşmenin hemen ardından 1 Şubat 1979'da öldürüldü.
Gazeteciler Kürşat Yılmaz ve Cihan Çe-lik'e göre; İpekçi, Maraş katliamının "Kont-rgerilla"
adlı CIA bağlantılı NATO kuruluşu tarafından örgütlendiğini, katliama bir CİA ajanının
karıştığını belirlemiş, 'Özel Harp Dairesi" veya "Kontrgerilla" olarak adlandırılan NATO
kuruluşunun MHP ile iç içe çalıştığına dair ise kanıtlar elde etmişti.

Yazar Çetin Altan da, İpekçi'nin ölümünden hemen sonra emekli Amiral Seza-i Orkunt ile
karşılaştığını söylüyor ve Ami-ral'in kendisine "Abdi, askerlerin arazide bazı sivillere
kontrgerilla eğitimi verdiğini öğrenmiş. CIA şefi ile bunu konuşmuş. Ardından vuruldu.
Halbuki Genelkurmay'ın haberi olmadan böyle talimler yaptırılmayacağım bilmesi lazımdı"
dediğini aktarıyordu. Katliam hedefe ulaştı ve Alevi vatandaşların kanı üzerinden kurulan
hakimiyet, önce 13 ilde sıkıyönetim ilan edilerek, 12 Eylül'de de "son darbe"yle generallerin,
yani Kenan Evren ve arkadaşlarının eline geçti.

Bir kez daha hafıza tazelemekte yarar var; 12 Eylül darbesinin başarıyla gerçekleştiğini
"merkez"e yani Washington'a haber veren CIA'nın Türkiye Temsilcisi Richard Perle "our boys
did it" diyordu. Yani "Bizim çocuklar başardı." ABD Dışişleri Bakanı Muskie ise Türkiye'den
aldığı bu "müjde"yi, dönemin ABD Başkanı Carter'a şu sözlerle iletiyordu:

"Mr President, Türk ordusunun komuta heyeti Ankara'da yönetime el koydu. Herhangi bir
kaygıya gerek yok. Kimlerin müdahale etmesi gerekiyorsa onlar müdahale etti."

İşte Maraş katliamının siyasal zemini, stratejik ortakları ve hedefleri bunlardı. Böylece,
Türkiye'de yeni bir düzen için ayarlar yapılmış, iktidarı ele geçiren iç ve dış güçler çıkarlarına
uygun yeni bir toplumun inşası için her şeyi yerle bir etmişlerdi. Bugün ortaya çıkan bunca
bilgi, MİT'in artık gün ışığına çıkan raporları, yani resmi belge ve bilgiler dahil bütün
tanıklıklar bu dosyanın yeniden açılmasını gerektiriyor. 78'liler Girişimi, hazırladıkları "Maraş
Dosyası"yla, katillerin ve azmettiricilerin yeniden yargılanabilmesini, hukuken olamasa da
toplum vicdanında mahkum edilmelerini sağlamaya çalışıyor.

78'liler Girişimi: Katliamı Unutmadık!


KAHRAMANMARAŞ katliamının 28. yılında 78'liler Girişimi kanlı tarihin bir daha
yaşanmaması amacıyla Maraş dosyasını yeniden açtığını ifade etti. Kahramanmaraş'ta
yaşanan katliamın 28'inci yılında 78'liler Girişimi Taksim Gezi Park'ın da bir basın açıklaması
yaparak, Maraş dosyasını tekrar açtığını belirtti. Demokratik Toplum Partisi (DTP), Özgürlük
ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), İnsan Hakları Derneği
(İHD), Demokratik Alevi İnisiyatifi'nin de katıldığı açıklamada bir konuşma yapan 78'liler
Girşimi Sözcüsü Celalettin Can, Maraş katliamında yaşanan süreci anlatarak, 1991'de çıkan
Terörle Mücadele Yasası'nda yapılan değişiklikle katliam sorumlularının hepsinin
salıverildiğini, katliam

dosyasının sessiz sedası kapatıldığını söyledi. Dosyanın bir daha hiç açılmadığını söyleyen
Can, tarihe kara bir leke olarak geçen katliamın unutulmaya bırakıldığını ifade etti. Celalettin
Can, "Bu kanlı tarihin bir daha yaşanmaması için 78'liler Girişimi olarak Maraş dosyasını
yeniden açıyoruz" dedi.

DTP İstanbul İl Başkanı Doğan Erbaş'ta katliamların sorumlularını bulmaya yönelik çabaları
anlamlı bulduğunu söyleyerek, Türkiye'nin Maraş katliamı ile yüzleşmemesi yüzünden
Sivas'ta da buna benzer bir başka katliamın gerçekleştiğini ifade etti. Açıklamanın ardından
Bilgi Edinme Yasası kapsamında İçişleri Bakanlığına katliamla ilgi mektup gönderildi. UFUK
KOŞAR
Dönemin Emniyet Müdürü Abdülkadir Aksu
DÖNEMİN bürokratları ve yöneticileri arasında en önemlisi Maraş Emniyet Müdürü'ydü.
Günler önce hazırlığı yapılan, 4 gün boyunca da oluk oluk kan dökülen Maraş'ta, güvenlikten
sorumlu en yetkili kişi, yani Emniyet Müdürü Abdülkadir Aksu'ydu. Olaylar sırasında İçişleri
Bakanlığı koltuğunda oturan İrfan Özaydınlı ise istifa etti ve yerine Hasan Fehmi Güneş
getirildi.

Ancak İrfan Özaydınlı, Maraş katliamının açığa çıkarılması için kurdurduğu özel bir ekibe
yaptırdığı incelemede oldukça önemli bilgilere ulaştı. Bugüne dek gizli tutulan raporun bir
bölümü Özgür Gündem gazetesinde yayınlandı. Katliamın planlamasını Türkeş'in dünürü
MİT hukuk müşavirinin de içinde olduğu 4 MİT mensubu yapmıştı. Dolayısıyla dönemin
CHP hükümeti MİT'e hakim olamamış ve katliamı ancak olduktan sonra araştı rabilmişti.

Dönemin önemli aktörleri arasında AP İl Başkanı ve Kadıoğlu Çiftlikleri sahibi Faruk


KADIOĞLU ile katliamın başlama vuruşunu yapan belediyenin Başkanı Ahmet UNCU da
vardı.

Dava dosyası sessizce kapatıldı


22 Aralık 1978 cjünü başlayıp, yayılarak devam eden Alem yurttaşlara yönelik katliamda,
23.12.1978 Cumartesi günü Yörükselim, Madaralı, Serintepe, Yusuflar, Dumlupınar,
Yenimahalle ve Sakarya mahalleleri ve şehrin ticaret merkezinde; 24.12.1978 Pazar cjünü
Isadiuanh, Sakarya ve Namık Kemal mahallelerinde 24-25 Aralık 1978 günlerinde bu
mahallelerde deuam eden ayrıca köylerde tam bir kıyım yapıldı. Saldırganlar, dinamit
lokumları, av tüfekleri, uzun namlulu silahlar, tabancalar, tahtalar, baltalar, balyozlar,
zincirler, demir sopalar, tahta sopalar, kürekler, et satırları, benzin ve gaz bidonları ile oldukça
donanımlı ve hazırlıklıydılar.

Günlerce devam eden katliamda 200'den fazla kişi öldürülürken, binlerce kişi yaralandı.
Olaylardan sonra, Alevilerin yüzde 8o'e ulaşan bir bölümü kenti terk etti.

Olay sanıklarının sıkıyönetim mahkemelerindeki yargılamaları ıggı yılına kadar sürdü. Sanık
olarak yargılanan 804 kişiden 2g'u hakkında idam, 7 kişi hakkında müebbet hapis, 7'si 15-24
yıl, 29'u 10-15 yıl, 259'u da 5-10 yıl, 26'sı ise 1-5 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldı. 379
kişi davadan beraat ederken 68 kişi Jırarda olduğu veya dava sırasında ölmüş olduğu için
davadan düştü.

Öte yandan ölüm ve müebbet hapis cezalan dışındakilere 1/6 oranında cezai indirim
uygulanarak cezalan indirildi. Ardından mahkemenin karan Yargıtay tarafından bozulurken
yeni yargılama sonucunda idam cezalan uygulanmadı. Haklarında ceza verilenlerin cezalan,
Nisan 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu nedeniyle, ertelendi ve serbest
bırakıldılar. Böylece kanlı olaylarla dolu Maraş dosyası sessizce kapatılmış oldu.

»Tepkiler
MARAŞ Katliamın yıldönümü dolayısıyla açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği
(PSAKD) Başkanı Kazım Genç, 27 yıl önce gerçekleşen katliamın tüm Alevi katliamlarında
kullanılan "dinin elden gittiği ve Alevilerin camilere saldırdığı" provakosyonuyla başladığını
hatırlattı. Alevilerin "72 millete bir nazarla" baktığını vurgulayan Genç, "Aleviler hiç
kimsenin inanç mekanlarına ve hele de, yüzlerce yıldır aynı topraklar üzerinde birlikte
yaşadıkları Sünni yurttaşlarımızın inanç merkezleri olan Camilere olumsuz bir yaklaşımları
söz konusu olmamıştır" dedi.
Dönemin Başbakam'nın ölümünün ardından çekmecesinden "Katliam MİT'in içindeki MHP
kanadı tarafından organize edildi" yönündeki bilgi notunu çıktığını hatırlatan Genç, bu notla
somut gerçeklerin su yüzüne çıktığını vurguladı. Dev Maden Sen Genel Başkan Vekili Tayfun
Görgün yaptığı açıklamada, katliamı unutmanın mümkün olmadığını belirterek, "0 dönemde
görev alan siyasiler ve bürokratlar, bugün devletin önemli yerlerinde adeta ödüllendirilmiş
gibi görevlerine devam ediyorlar. Katliamın sanığı olarak yargılanan birçok kişinin daha sonra
milletvekili olarak ödüllendirildiğini hatırlamakta yarar var" dedi. İNAN GEDİK
YARIN: GİZLENEN BELGELERDEKİ TANIKLIKLAR

KATLİAM DOSYASI AÇILSIN: Savcı 'provokasyon' dedi

"... ellerinde Alman tüfeği, mavzer, makineli tüfekler vardı. Kadınlarımızın memeleri kesildi.
Altı aylık çocuğumuza kurşun sıkıldı. Kolları kesildi, kafaları ezildi. Kadınlarımızın hem
ölüsüne hakaret ettiler, hem dirisine. Kocasının yanında yaptılar. Kocası dedi 'Allah'tan
korkun'. Kocasını çektiler öldürdüler. Ardından kadını öldürdüler. 20 yaşında bir babayı
oğluyla birlikte öldürdüler. Gözlerine şiş soktular insanların. Seyrantepe'de Kaşanlı (...)ün
karısının ırzına geçip, kurşuna dizdiler. Daha sonra külotunu çıkarıp sokağa attılar. Kalaycı
Şah İsmail'e de baltayla vurup beynini parçaladılar..."

Anlatılan bu vahşet, ne Hitler Almanyası'nda ne Pinoşe dönemi Şili'de yaşandı. Bu vahşetin


yaşandığı yer Maraş, tarihi ise 1978'in aralık ayıydı. Üstelik bu anlatılanlar, yıllar boyu "gizli"
kaydıyla devletin "karanlık" mahzenlerinde saklanan resmi bir raporun içerdiği tüyler
ürpertici kayıtlardan sadece biriydi.

Dönemin Savcısı Dündar Saner'in hazırladığı ama geniş kitlelerden saklanan raporun
içerdikleri, dönemin İçişleri Bakanı İrfan Özaydın-h'nın, Kahramanmaraş katliamının gün
ışığına çıkarılması için kurduğu özel ekibin hazırladığı raporla da birebir örtüşüyordu. Ancak
bu rapor da saklananlar arasında yerini almıştı. Raporu ele geçiren Gündem Dergisi'nin bazı
bölümleri yayınlaması üzerine katliama ilişkin önemli bilgilerin bir kısmı daha kamuoyuna
yansıyordu.

Yavaş yavaş birleşen parçalara göre; katliamın startı 18 Aralık'ta verilir. Olayların
başlangıcından 15 gün önce, Çiçek sinemasının programında "Zeynel ile Veysel" adlı film
varken, 16 Aralık'ta aniden "Güneş Ne zaman Doğacak" adlı film gösterime sokulur.

Bu filmin program dışı gösterime girmesinin nedenini resmi raporlar şöyle açıklar:

"18.12.1978 günü, ÜGD Maraş Şubesi İkinci Başkanı Mustafa Kanlıdere, Ökkeş Kenger ve
üçüncü başkan Mustafa Tecirli'ye 'Halkı kışkırtmak, tahrik etmek ve isyanını sağlamak için
solcuların attığı süsü verilmek kaydıyla, tahrip gücü az bir dinamit atılmasını' emretmiştir.
Atılacak dinamitin Başkan Mehmet Leblebici ile görüşür ve bir köye gelir, aynı gün birinci
Başkan Leblebici Ankara'ya hareket eder..."

ZANLI POLİS MEMURU

Patlamadan sonra bombayı atanı tanıyacağını belirten Cuma Avcı karakola getirilerek teşhis
yapması istenir. Avcı polis memura Hasan Ay-dın'ı gösterir. Tanık Avcı iki kez yapılan teşhisin
ikisinde de aynı polis memurunu göstermesine rağmen zabıt tutulmaz. Ancak, ısrar etmesi
üzerine Emniyet Müdürü Kâmuran Korkmaz'ın emriyle teşhis zaptı düzenlenir.

Aynı rapor, katliamın organizatörlerini, günler önce başlayan hazırlığın bütün kanıtlarını da
tek tek sıralar: "Ankara İli Bahçelievler, Karşıyaka ve Keçiören semtlerinde oturdukları
bilinen Hüseyin Yıldız, Ünal Aağaoğlu, Haluk Kırcı, Mustafa Özmen, Mustafa Dülger, Remzi
Çayır, Mustafa Demir, Bünyamin Adanalı, Ahmet Ercüment Gedikli, Mustafa Korkmaz ve
İsmail Ufuk ile Mehmet Gürses isimli şahısların Kahramanmaraş iline gittikleri öğrenilmiştir.
Yine İskenderun Demir Çelik İşletmesinde Fabrika Stok Kontrol Müdür Muavini olan Hayri
KUŞÇU, Çelik-İş Sendikası yeddlilerinden Tuncay TEREKLİ ... isimli şahısların olaylardan
önce ve olaylar sırasında Maraş'a gittikleri öğrenilmiştir."

Rapordaki ilginç tespitlerden biri ise, kadi-amın bir gün öncesi ile son gününü içeren 19-25
Aralık tarihleri arasında Maraş'taki otellerde kalanların kayıtlardaki isimlerinin her seferinde
mesleklerini farklı bildirmeleriydi. Dikkat çeken bir başka nokta da aynı günlerde Maraş'a,
görülmedik fazlalıkta milli piyangocu akını olmasıydı. Oysa yapılan araştırmada bu kişilerin
hiçbirinin bayii olmadığı ortaya çıkmıştı. Rapor bu durumu "olaylardan haberdar olarak
gelmiş militanlar oldukları kanısı uyanmaktadır" cümleleriyle yorumluyor ve şunları
ekliyordu:

"Milli piyangocuların Kahramanmaraş'a doluştuğu bu günlerde bazı evler ve işyerleri üç hilal


çizilerek, bazıları ise üzerlerine çarpı konularak işaretleniyor, şehirde çeşidi yerlerde solcular,
Aleviler ve hükümet aleyhine slogan yazılıyordu."

ADETA TURİSTİK KENT GİBİ

Çiçek sinemasındaki padama ı.perde, tetikçilerin belirledikleri merkezlere saldırıları 2.


perdedir. Son perde ise 12 Eylül'e saklanmıştır. Tahrip gücü oldukça düşük padayıcının
atılmasından sonra sinemadaki bir grup ülkücünün "Bunu komünistler yaptı" sözleriyle
kışkırtılan kalabalık, CHP, PTT gibi binalara saldırır.

20 Aralık'ta akşam saaderinde Alevilerin yaşadığı Yeni Mahalle'deki Akın kıraathanesine


padayıcı madde atılır ve iki kişi yaralanır. Bir sonraki akşam ise Maraş Meslek Lisesi
öğretmenlerinden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğ-lu okuldan evlerine giderken silahlı
saldırıya uğrarlar. Öğretmenlerin cenazesine katılmak üzere Maraş'a gidenler arasında Celal
Beşikte-pe de vardır.

Beşiktepe, "kılpayı kurtulduk" dediği o günü ve yaşadıklarını; Maraş'ın o günlerde adeta bir
turizm kenti gibi bütün kahve ve otellerinin tıklım tıklım dolu olduğunun altını çizerek
anlatıyor:

"O günlerde Harita Mühendisleri Odası Genel Başkanı olarak Elbistan'daydım. Elbistan'da
bile müthiş bir gerilim vardı. Öğretmen arkadaşların cenazesine katılmak üzere Maraş'a iki
arkadaşla gittik. Bir otelde zor bela oda bulduk. Her yer doluydu. Cenazenin kalkacağı sabah
erken uyandık. Ekmek alıp bulduğumuz bir kahveye çay içmek için gittik. Ama oturacak yer
yoktu, o kadar kalabalıktı. Görünümlerinden ülkücü oldukları anlaşılıyordu ama artık geri de
dönemezdik. O sırada bir masadan kalktılar ve bize yer verdiler. Muhtemelen bizi de dışardan
gelenlerden sandılar. Oturup çayımızı içtik ve hemen çıktık."
Camiye doğru yürürken, tam belediyenin önüne geldiklerinde bir anons yapılmaya başlanır:
"Bütün milliyetçi kardeşler, hat boyuna! Bugün komünistlerle hesaplaşma günüdür!" Bunun
üzerine tekrar otele döner ve ulaşılabilecek herkesi aramaya başlarlar. Milliyet gazetesine
bıraktığı not, aynen yayınlanır. CHP İstanbul milletvekili Ali Nejat Ölçer de aradıkları
arasındadır. Nitekim daha sonra soru önergesiyle olayı gruba getirip sorgulayan Ölçer de
tatmin edici yanıtlar alamaz.

Öğretmenlerin cenazesi anonsla işaret verilen kadiamın başlamasıyla kaldırılamaz ve askerler


tarafından hastaneye götürülür. Beşiktepe ve arkadaşları kentten çıkmak üzere arabalarını
sürerken, Vilayet binasının sarıldığını görürler:

"Görünüm gerçekten çok ilginçti. 1000 kişilik bir grup, ellerinde balta, kazma, kürek yürüyor
ve sloganlar atıyordu. Bizi gördüler ve arabanın içini iyice incelediler. Ama akıllarına
elimizdeki gazetelere bakmak gelmediği için, geçmemize izin verdiler. İlerlediğimizde Vilayet
binasının askerlerce çevrili olduğunu, askerlerin de ülkücüler tarafından kuşatıldığını gördük.
Ama askere müdahale emri verilmiyordu. "Zorlukla Pazarcık'a ulaşan Beşiktepe'yle aynı gün
İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı da helikopterle Pazarcık'a gelir. Oradan Maraş'a geçen Bakan
da vilayette mahsur kalanlar arasındadır. Vilayete sığınanlar arasında Vali'nin eşinden polis ve
memur aileleri ile çoluk çocuk kaçabilen halkın sığındığı binadakilerin sayısı bazı kayıtlara
göre 10 bine yakındır.

Saldırganlar binadakileri de ister. Kahramanmaraş Emniyet Müdür Yardımcısı Hüsnü Işıklı


tutanaklardaki ifadesinde "Saldırgan gruplar, tekbir getirerek 'Müslüman Türkiye' sloganıyla
hükümet konağına saldırı düzenleyerek ele geçirmeye çalıştılar. Hükümet konağına sığınan
bazı memurlar ve bunların aileleri ile bir kısım yurttaşın askeri araçlarla buradan alınarak
şehir dışına nakledilmesini istediler. Askeri birlikle çatışan saldırganlardan 6 kişi yaralandı"
diye anlatır.

YARIN: RESMİ AĞIZLARDAN KATLİAM

Yurtaslan itiraf etmişti

"MARAŞ olayları sırasında, Kahramanmaraş ile genel merkez arasında sürekli telefon
görüşmesi yapılıyordu. Buradan konuşanlar Şevket Çetin ve Burhan Kavuncu idi. Bu
konuşmalarda Maraş'ta cihadın açıldığı, inşallah ülküdaşlarımızın başaracağı söyleniyordu."
(MHP itirafçısı Ali Yurtaslan, 'İtiraflar' kitabı, sayfa:143)

Özaydınlı'nın raporundan

İÇİŞLERİ BAKANI Özaydınlı'nın yaptırdığı incelemede tespit edilen telefon konuşmaları


'organizasyon'un boyudarını ortaya koyar. 22 Aralık 1978 günü Maraş'ta olaylar padak
verdiğinde iki ayrı telefon görüşmesi yapılır. Yapılan araştırmalarda Adana ilinden bir şahıs,
Malatya Özel Doğu Kliniği Doktoru Muhittin Turgut'u telefonla arayarak;
'Kahramanmaraş'tan oraya yaralılar gelecek, dikkatli olun' der. Muhittin Turgut ise; 'Orasını
bana bırakın. Malatya olaylarında bir açık verdim mi ki bunda vereyim. Malatya olaylarında
ne şekilde çalıştığımı siz de bilirsiniz' karşılığını verir..

Yurtaslan itiraf etmişti


"MARAŞ olayları sırasında, Kahramanmaraş ile genel merkez arasında sürekli telefon
görüşmesi yapılıyordu. Buradan konuşanlar Şevket Çetin ve Burhan Kavuncu idi. Bu
konuşmalarda Maraş'ta cihadın açıldığı, inşallah ülküdaşlarımızın başaracağı söyleniyordu."
(MHP itirafçısı Ali Yurtaslan, 'İtiraflar' kitabı, sayfa:143)

Özaydınlı'nın raporundan

İÇİŞLERİ BAKANI Özaydınlı'nın yaptırdığı incelemede tespit edilen telefon konuşmaları


'organizasyon'un boyudarını ortaya koyar. 22 Aralık 1978 günü Maraş'ta olaylar padak
verdiğinde iki ayrı telefon görüşmesi yapılır. Yapılan araştırmalarda Adana ilinden bir şahıs,
Malatya Özel Doğu Kliniği Doktoru Muhittin Turgut'u telefonla arayarak;
'Kahramanmaraş'tan oraya yaralılar gelecek, dikkatli olun' der. Muhittin Turgut ise; 'Orasını
bana bırakın. Malatya olaylarında bir açık verdim mi ki bunda vereyim. Malatya olaylarında
ne şekilde çalıştığımı siz de bilirsiniz' karşılığını verir..

SAVCI DÜNDAR SANER'İN RAPORUNDAN

Vahşetin 'gizli' tanıkları anlatıyor

"..UZUN süreden beri tezgahlanan plan bu şekilde tatbikat safhasına konuldu. 14-15
yaşlarındaki çocuklar, 20-25 yaşında şartlandırılmış kişiler tarafından Yörükse-lim, Şeyhadil
ve dünden itibaren sırayla Kümbet, Yeni Mahalle'ye sevk edilerek burada cinayetler
işletilmiştir. Olayların başlangıcında 20 kişiye otopsi yapabilme imkanı bulduk. Bunlar uzun
menzilli silahlarla öldürülmüş idi. Daha sonra gelen ceset fazlalığından değil otopsi, kimlik
tespiti bile yapmaya imkân kalmamıştır. Nitekim çukurlar içerisinde, çatışma gerçeklesen
mahallelerde, öğretmen evleri civarında üçer, dörder ceset bulunmaktadır.

Olayları bizzat yasayan bazı mağdurların vahşete dair hatırladıkları söyle:

"...mağdur Kemal Yıldız'ı bir tepeye çıkarttılar. İşin zevkine varmak ve nişancı olduklarını
göstermek için önce bıraktılar,biraz uzaklaşınca arkasından

ateş ettiler.."

"...müfettiş Süleyman Metin'i öldürenler, karısının ve çocuklarının cezetin üzerine atılıp


ağlamalarına el çırparak, kahkahalar atıyorlardı.."

"..öğleden sonra yeniden geldiler. Benzin şişeleri vardı ellerinde,evlerimize saldırdılar, gazlı
bezleri ateşleyerek içeri attılar. Evleri ateşe verdiler. 'Maraş size mezar olur, vatan olmaz;
Yaşasın Türkeş, Yaşasın MHP' diye bağırıyorlardı. Ellerindeki uzun menzilli silahlarla
evlerimize ateş etmeye başladılar. Korkudan kaçıp kurtulmak isteyenlere arkadan ateş edip
öldürüyorlardı..."

".. Gazipaşa semtinde, iki kişi saldırganların elinden kurtularak, yakınında bulunan askeri
birliğe sığınmış. Saldırganlar, bu iki kişiyi, askerlerin elinden alarak kurşuna dizdiler. Sağlık
ocağında görevli iki yaralıyı da zorla dışarı çıkararak kurşuna dizdiler. Devlet Hastanesinin
yolunu ve et-

rafını çeviren saldırganlar, hastaneye getirilen yaralılara silahla ateş ediyor,öldürü-yorlardı.


Yaralıları hastaneye taşıyan cankurtaranın şoförünü de silahla öldürdü-ler.Yüzleri maskeli bir
grup, yurttaşların korkudan sığındıkları bir apartmanı yaylım ateşine tutarak bazılarını
yaraladılar..."

"...babam kanlar içinde yerde yatıyordu. Saldırganlar, küçük kız kardeşim Hür-riyet'in,
babama sarılarak ağlamasıyla alay ederek gülüşüyorlardı. Sonra evin her tarafına gaz, benzin
dökerek ateşe verdiler. Odalar ve salon alev alev yanıyordu. Babamın cesedini yanmaması
için dışarı çıkarmaya çalışıyorduk. Saldırganlar ise 'Bırakın kafir yansın' diye bağırıyorlardı.
Sonra cesedi ateşe doğru çektiler. Bizi de sopayla dövmeye başladılar...

"...kocamı, gözlerimin önünde işkence ederek öldürdüler. Öldürülürken kocama sarıldım,


üstüm başım hep kan oldu..."
KATLİAM DOSYASI AÇILSIN:Bu vahşet unutulamaz!

Hükümet konağında mahsur kalanlar arasında bulunan İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı bir
"emeldi orgeneral"di. Onun perspektifinden olaylar "solcuların tahrikleri" sonucu çıktığı gibi,
güvenlik önlemleri ise ancak Türkeş'in "önerileri" çerçevesinde alınabilirdi.

MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş ise "Ülkücüler güvenlik güçlerinin yardımcılarıdır"
diyordu ama "merkezi" karardan habersiz asker ve subayların, katliamı önlemeye çalışırken
gördükleri, yaşadıkları Türkeş'in sözlerinin tam tersiydi.

Savcı Dündar Saner'in hazırladığı dosyaya geçen "kamu tanıkları"nın ifadelerine göre, olayda
ne solcuların parmağı vardı, ne de ülkücüler güvenlik kuwetierine yardımcıydı.

Örneğin, hükümet binasını korumakla görevli askeri birliğin komutanı Yüzbaşı Mustafa
Peker, 24 aralık gününü şu cümlelerle anlatıyordu:

"...Kıbrıs Meydanından vilayet binasına doğru 2000 kişinin üzerinde bir kalabalığın önünde
ve yanında yürüyen bazı kişilerin par-dösülerinin altında tabancalar olduğunu, topluluğun
'Kahrolsun komünisder, Müslüman Türkiye, din elden gidiyor, Vali istifa, İçişleri Bakanının
kellesini istiyoruz' şeklinde sloganlar attığını.."

"Merkez"den aldıkları emirlerin rahatlığı ile Jandarma İl Alay Binasına bile saldıracak gücü
bulan ülkücülerin cüreti ise görevli jandarma astsubay Ali Köşnek ve Ramazan Ünal'ın
ifadeleriyle tutanaklara geçiyordu:

SUBAYLAR SİPERE YATIYOR

"Alay binasının etrafında bulunan eli sopalı, baltalı, silahlı şahısları yakalamaya
başladıklarını, bundan sonra Alay binasına otomatik tüfeklerle hedef gözetmeksizin ateş
edildiğini"

" 'Siper al' diye talimat verildiğini, bunun üzerine gizlendiğini, o sırada elinde fotoğraf
makinesi olan bir kişinin kendisini görünce kaçarak yakındaki bir eve girdiğini, bu şahsı
elinde fotoğraf makinesi, tabanca ve dinamit lokumu ile yakaladığını, bu şahsın kendisine
gazeteci süsü verdiğini ve amacının Jandarma Alay Komutanlığı binasına dinamit koyarak
hadise çıkarmak olduğunu..."
Ancak görevli asker ve subayların anlattıkları elbette bununla sınırlı değildi. Resmi
görevlilerin ağzından, katliamın bütün dehşeti kayıtlara geçiyordu.

Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adıyaman, Hatay İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı 1


numaralı Askeri Mahkemesi'nde ifade veren Yüzbaşı Timur Şen, belediyeden yapılan anonsu
da doğruluyordu:

"Gün yeni ışımaya başlarken Belediye hoparlöründen, 'Dünkü olaylarda şehit edilen 2 din
kardeşimizin bugün cenazesi kaldırılacaktır. Bütün din kardeşlerimiz buna katılsınlar, din
kardeşlerimiz son görevinizi yapın' şeklinde ve genel mahiyeti itibarıyla sağ görüşlü kişileri
toplamayı amaçlayan anonsların yapıldığını; anonsların arkasından da anonsu yapan dernek
veya partinin isminin söylendiğini; bu anonsların 08.00'e kadar devam ettiğini; durumu
telsizle Tabur Komutanına bildirerek anonsların önlenmesini istediğini, Tabur Komutanının
Vali ile temasa geçtiğini söylediğini; bu anonslar üzerine köşe başını tuttuğu yollardan şehir
merkezine doğru şahısların birer ikişer inmeye başladığını..

Saat 09.00 civarında Uzunoluk Caddesinden yukarıya tertibat aldığı yere doğru ellerinde kalın
sopalar ve taşlar olan, 'Kahrolsun komünistler, Şehitlerimizin kanını yerde bırakmayacağız,
hesap soracağız' diye bağıran, yol üzerindeki işyerlerini tahrip ederek ilerleyen 15.000 kişi
civarında bir topluluğun gelmekte olduğunu; grubun hareketlerini devamlı olarak Tabur
Komutanına rapor ettiğini; yolun ortasına bir makineli tüfek yerleştirerek beklemeye
başladığını; grupla arasında 100 metre kalınca gruba doğru giderek daha fazla
ilerlememelerini, bağırmamalarını, aksi halde ateş açacağını söylediğini; grubun bu ihtar
üzerine durduğunu; liderleri kimse onun gelip konuşmasını söyleyince, grubun önünde lider
pozisyonundaki 3 kişinin gayet küstahça ve ellerindeki sopalarla kendisine doğru ilerleyerek,
'Söyle biziz' dediklerini; bu 3 kişiyi bir gün önceki cenaze töreni olayları sırasında Ulucami
önündeki sağ grubun en ön saflarında görmüş olduğunu ve tahrik edici davranışlarda
bulunduklarını fark ettiğini; bu 3 kişiden birisinin olaylardan sonra yakalandığında teşhis
ederek hakkında ifade verdiğini ve isminin Şaban Denizdolduran olduğunu.."

ATEŞ ALTINDAKİ TABUR KOMUTANI

Jandarma Önyüzbaşı Günay Güneri ise saldırganların yakıp yıktığı mahallerden Yörük-
selim'de tanık olduğu vahşeti anlatırken, güvenlik görevlilerinin aczini de beraberinde
anlatmış oluyordu:

"Bu sırada büyük bir grubun hemen aşağılarında ve Yörükselim Mahallesindeki evlere
saldırdığını, içindeki insanları çıkarıp yaktıklarını görerek, erleri tepede bırakarak olay yerine
yalnız gittiğini, orada bulunan piyade taburuna ait bir miktar erle beraber havaya ihtar atışı
yaparak topluluğun üzerine yürüyüp 50 metre kadar gerilettiklerini; topluluğun hemen hemen
hepsinin elinde sopa, demir, nacak gibi şeyler olduğunu; bu toplulukla uğraştığı sırada Yzb.
Teoman Saraç'ı da bir kariyerin üzerine çıkmış toplulukları dağıtmaya çalışırken gördüğünü;
kariyerlerin gelmesiyle topluluğun saldırılarının o bölgede durduğunu ve topluluğun başka bir
yere gittiğini; öğle vakti yolların kapalı ve ateş altında olması nedeniyle, tabur arazisinden
geçerek alaya geldiğini; alaya giderken Piyade Tabur Komutanı Bnb. Kemal Gündüz'ün ve
yanındakile-rin Yörükselim Mahallesinde ateş altında olduklarını, kendilerini gizleyecek birer
siper seçtiklerini gördüğünü"

Piyade Yüzbaşı Sedat Kiper'in tanıklığı ise Yörükselim mahallesindeki kıyım tablosuna
şunları ekliyordu: "Evlerin yanmakta olduğunu ve bazı sivil şahısların evlerini söndürmeye
çalışmakta olduğunu, bir grup insanın toplu olarak kışlaya gelmekte olduklarını; mahallede
yanan evlerin bahçelerinde cesetler gördüğünü; saat ıg.oo'a kadar mahallede görev
yaptıklarını; itfaiyenin görev yapmasına engel olmak isteyen grupların olduğunu; dar bir
sokak içinde yanmakta olan bir eve karşısındaki elektrik direğinin yatırılmış olduğunu ve bu
evi yakanların direği kullanarak içeriye girmiş olduklarını; evin önünde yerde biri kadın ikisi
erkek üç ceset olduğunu; bu yangını söndürdüklerini; bazı işyerlerinde büyük Türk
bayraklarının asılı olduğunu..."

Saldırıların hız kesmesi ve amacına ulaşmasından sonra Maraş, Nazi dönemindeki Yahudi
soykırımını gösteren karelerle tıpa tıp aynıydı. Alevi mahallelerine hâkim olan duman, barut
ve is kokusuna, kan ve yanık ceset kokusu eşlik ediyordu. Birbiri üzerine yığılmış cesetier
tanınmaz haldeydi. İnsanlık tarihine, tüyler ürperten bir vahşet, bir kıyım daha eklenmiş, ama
kanlı ellerin asıl sahipleri bir kez daha ustaca yaptıkları "kamuflaj"la araziye uymuşlardı.

Mağdurların tüyler ürperten ifadeleri

"BENİ ATEŞİN ÜSTÜNE ATTILAR"

"Aşağıdan dunları yakarak evi ateşe verdiler. Taşlarla camları kırarak içeriye ateş ettiler,
dinamit attılar. Şişelere gaz doldurup attılar. Evin içi yanmaya başladı. Dumandan duramaz
hale geldik. Balkona çıkmak zorunda kaldık. 0 sırada damın üstünde bulunan Recep
ESENCELİ, 'Gelin sizi kurtaracağım' diyerek Ali BİLMEZ'i ve beni elimizden tutarak damın
üstüne çekti. Ali BİLMEZ, dama çıkar çıkmaz vuruldu. Ben de yaralandım ve tekrar balkona
düştüm. 0 sırada saldırganlar, 'Siz kadınlar aşağıya inin, erkekleri öldüreceğiz' diye bize
bağırdılar. Teyzem Fatma BİLMEZ; 'Kocamı da öldürdünüz, oğlumu da öldürdünüz, daha ne
istiyorsunuz?' diyerek saçını başını yoluyordu. İçerideki ateş biraz sönmüştü, tekrar içeri
girdik. 0 sırada, damda bulunan Hasan ILDIRCAN'ı da vurdular. Evin içine yine dinamit
atmaya başladılar. Saldırı sabahtan akşama kadar devam etti. Mecburen balkona çıktım ve
'Teslim oluyoruz' diye bağırdım. Evde erkek olarak yalnız Hasan BİLMEZ sağ kalmıştı. Onu
da silahla yaraladılar. Teyzem Fatma BİLMEZ ile Selda BİLMEZ, yaralı olan Hasan'ı dama
çıkardılar. Saldırganlar pencereye demir direk dayadılar ve eve bir sürü saldırgan doldu. Birisi
beni merdivenlerden, yanan odunların üstüne attı. Ağzım ve yüzüm yandı. Biri 'kız yanıyor'
diyerek beni ateşten aldı.."

"YAVRULARIMI GÖSTERİN"

"Babam, bizi banyoya sokarak saklamaya çalışıyordu. Evin iç kapısını zorluyorlardı ki,
babam kapıyı açtı. 'Tamam, ben sizinle geliyorum, çocuklarımı ellemeyin, ne yapacaksanız
bana yapın' dedi. Babamın kollarından tutarak aralarına aldılar. Bize de, 'Anneniz var mı?'
diye sordular, 'Yok' dedik. Bize dokunmadılar. Karşımızdaki komşumuz Gülizar bizi evlerine
götürdü. 0 sırada saldırganlardan bir kısmı arkadan bize saldırdılar. Gülizar kapıyı zorla örttü.
Pencereden baktık; evimizin önünde babamın alnı kan içindeydi. İki saldırganın arasında
dışarıya çıkardılar. Babam, 'Yavrularımı, çocuklarımı gösterin' diye bağırıyordu.
Dayanamadık ve balkona çıktık, babam bize bakıyor ve ağlıyordu. 0 sırada babamızın
kolundan çekerek ileriye doğru götürdüler. Saldırganların hepsinin elinde gaz şişesi, sopa,
torbalar, silah vardı. Biz Gülizar'ın evinde hep ağlıyorduk. Akşam karanlığı çöktüğünde
babamızı aramaya çıktık. Evimizin 30 metre uzağında bulunan sokakta cesediyle karşılaştık.
Göğsünden vurmuşlardı. Kafasının ve yüzünün yaraları daha kötüydü. Korkuyorduk, kaçarak
askeri birliklere sığındık. Orası yaralı, çocuk ve kadınlarla doluydu. Babalarını, kardeşlerini
ve evlerini kayıp etmişlerdi."
"ATEŞ EDİN KAÇIYOR"

"5. katta oturan annesini sırtına alarak aşağıya indiğini; o sırada çevreden, 'Komünist kaçıyor
ateş edin' diye bağırdıklarını; üzerine ateş edilince bir römorkun altına girdiğini; o sırada
kariyerlerin gittiğini ve kendisinin sırtında annesi ile kaldığını; yanındaki bir askerin, 'Dayı
ben seni korurum' dediğini, fakat Cuma SEVİM'in evinden ateş açılması sonucu askerin
vurulduğunu, apartmanın etrafındaki komşuların hepsinin saldırıya katıldıklarını ve
saldırganlara yardım ettiklerini..."

"OĞLUM KAZANDA YAKILMIŞTI"

"Oğlum Ali ile afet evlerine doğru kaçmaya başladık. Yolda bir saldırgan grup oğlum Ali'yi
yakaladı. Ben Karamaraş'a kaçtım. Öğleden sonra dayanamadım, oğlumu aramaya çıktım.
Mahalleye geliyordum, Kalender TOKLU ve Hüseyin TOKLU'nun cesetlerini evlerinin
önünde gördüm. Tüm aramalarıma rağmen oğlumu göremedim. Askerlere sığındım, olaydan
dört gün sonra askerlerle birlikte oğlumu aramaya çıktık. Mahalleye geldiğimde oğlum Ali'nin
cesedini, Dilber YILMAZ'ın evinin bodrum katında bulunan bir kazan içinde yakılmış bir
vaziyette buldum.

YARIN: Hasan Fehmi Güneş

KATLİAM DOSYASI AÇILSIN: Yetkililerin 28 yıllık suskunluğu artık bitmeli

İNCİ HEKİMOĞLU
Kararda, katliamı planlayanlar olarak MHP, Ülkücü Gençlik Derneği ve MİSK gibi parti ve
örgütler ile ETKO, Kontr-Gerilla gibi illegal örgütlerin adının geçmesine rağmen, mahkeme
soruşturmanın genişletilmesine ilişkin talepleri reddetti

Avukat Nusret Senem, eksiklerle dolu soruşturma ve gizlenen bilgiler nedeniyle adaletin
yerine gelmediğini söylerken, Ökkeş Kenger'in kendisini kullandıklarını söylediği kişilerin
kimler olduğunun hiç sorulmadığına dikkat çekiyor

Dava 1979 yılının Haziran ayında başlar. Haftanın 5 günü yapılan duruşmalar, 8 Ağustos 1980
günü sonuçlanır. Yargılananlar arasında olan MHP milletvekili Mehmet Yusuf Özsaş'ın oğlu,
avukat Edip Özbaş'ın tutuklanması ise yargıçların hedef olmasına neden olur. Saldırı
Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet Gazeteleri'nin 22 Nisan 1978 tarihli baskılarında geniş yer alır.

Tutuklama haberini alan MHP Milletvekili Özbaş ve yandaşları Adliye binasını basıp; I.
Asliye Ceza Yargıcı Kazım Demir-su ve 2. Asliye Ceza Yargıcı Ertop Kan-maz'a saldırarak,
"Sizi mahvedeceğim, pezevenkler..." diye küfreder. I. Asliye Ceza Yargıcı Kazım Demirsu,
yediği yumruklar üzerine 5 günlük rapor alır. Saldırıya tanık olan Savcı Nuri Mimaroğlu
şunları anlatır:

"Saat 08.40 sıralarıydı. Makam odamda, ceza hâkimlerimiz Kazim Demirsu ile Ertop Kanmaz
arkadaşlar beni bekliyorlardı.. Odacı gelerek hakim beylerin beni makam odamda
beklediklerini söyledi. Odaya girdiğimde her iki hakimlerimizin ayakta olduklarını, polis
memuru ile MHP'li Milletvekilinin de içeride bulunduğunu gördüm. Milletvekilinin bana ilk
sözü 'Pezevenk' oldu. Çeşitli hakaretler yağdırıyordu. Polisler milletvekilini dışarı çıkardılar.."
ÜÇ AVUKAT ÖLDÜRÜLDÜ
Saldırganların yargıyı işlevsiz kılmaya yönelik saldırıları bununla sınırlı kalmaz. Davanın
müdahil avukatlarından Av. Ahmet Albay, Av. Ceyhun Can, Av. Halil Güllüoğlu peş peşe
katledilirler.

Müdahil avukatlardan Nusret Senem, dava arkadaşı Güllüoğlu'nu şu cümlelerle tanımlar:


"Adana'da herkesin, efendiliği ve bilgisi ile üzerinde saygı uyandırmış olan Av. Halil Sıtkı
GÜLLÜOGLU öldürüldü. Adana Kapalı Spor Salonunda süren duruşmalar sırasında, sanıklar
tarafından linç edilmekten son anda kendi çabası ile kurtulmayı başaran Halil abi, evinin
önünde, arabasına bindiği sırada, ülkücü saldırganların kurşunlarına hedef olarak yasama veda
etti. Onu asla unutamam."

Bunca ağır bedel ödeyerek adaletin yerine gelmesi için uğraşan avukatlara rağmen, tetikçi ve
faillerinin tümünün açığa çıkarıldığı, cezalandırıldığı söylenemez.

DOSYADAKİ ÖRGÜTLENME
Avukat Senem, sanık ifadelerinde, tanık beyanlarında, devletin güvenlik görevlilerinin
raporlarında, basının olaylara ilişkin haber ve fotoğraflarında, iddianame ve yargılamayı
yapan Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi Gerekçeli Karar'n-da, katliamı planlayıp
uygulayanlar olarak MHP, Ülkücü Gençlik Derneği ve MİSK gibi yasal olarak kurulmuş parti
ve örgütler ile ETKO, Kontr-Gerilla gibi illegal örgütlerin adının geçtiğini vurgulayarak,
davaya ilişkin şu değerlendirmeleri yapar:

"Yapılan yargılamalar neticesinde MHP ve diğer ülkücü kuruluşlar hakkında suç duyuruları
reddedildi. Sıkıyönetim Mahkemesi ortaya çıkan kanıtları görmezden geldi. Yeterli kanıt
bulunmadığını ileri sürdü. Mahkeme, sanıkların olay tarihlerinde MHP'ye kayıtlı olduğu
konusunda araştırma yapılması taleplerini reddettiği halde, 'sanıkların üye olduklarına dair
dava dosyasında herhangi bir bilgi bulunmadığından; müdahil vekillerinin adı geçen parti
hakkında C. Başsavcılığına başvurması konusunda istemlerinin reddine' karar verdi."

Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adıyaman, Hatay İlleri Sıkıyönetim Askeri Komutanlığı


1. Nolu Askeri Mahkemesi'nde görülen davada yargılanan 804 kişinin 29'u ölüm cezasına, 7'si
müebbet hapse; 7'si 15-24 yıl arasında, 29'u 10-15 Yıl 259'u da 5"10 yıl arasında, 26'sı ise 1-5
yıl arasında hapis cezası aldılar. 379 kişi davadan beraat ederken 68 kişi firarda olduğu, veya
dava sırasında ölmüş olduğu için davadan düştü. Öte yandan ölüm ve müebbet hapis cezaları
dışındakilere 1/6 oranında cezai indirim uygulanarak cezaları azaltıldı. Ardından mahkemenin
kararı Yargıtayca bozulmuştur. Yeni yargılama sonucunda da idam cezaları uygulanmadı. Ve
büyük kısmının Nisan 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu nedeniyle cezaları
ertelendi ve serbest bırakıldılar.

Maraş dosyası hukuken kapansa da toplum vicdanında asla kapanmadı. "Topluma karşı
işlenen suçlar" ve "insanlık suçu" olarak tanımlanıp, yeniden soruşturulması gereken
olaylardan olan Maraş katliamının, cinayetlerin, faili meçhullerin hüküm sürdüğü bu düzende
üzerimize düşen görevin tanımını ise; 10 Mart 2003 yılında yitirdiğimiz, yaşamını hukuka,
adalete ve "insan hakları"na adamış, "Emil Abi"mize bırakarak sonlandıralım:

"Eğer insansanız, Hitlerleri, Himlerleri kıskandıracak Kahramanmaraş kıyımının yapıldığı bu


ülkede şovenizmin karşısına dikileceksiniz..."
» AVUKAT NUSRET SENEM: "Güneş önce hesap versin"
KAHRAMANMARAŞ davasının müdahil avukatı Nusret Senem, Hasan Fehmi Güneş'i
yalanlayarak, Güneş'in bütün ilgili kurumlara yolladığı ve dava dosyasında da bulunduğunu
söylediği rapora ilişkin sorumuza "dosyada öyle bir rapor falan yok, Güneş de bu olayla ilgili
hiçbir şey yapmadı" dedi.

Hükümet Konağı'na girmeye çalışanları askerlerin ateş açarak durdurduğu olaylar sırasında
yaralanan 8 saldırgan olduğunu belirten Senem, bu saldırganların tedavi edildikleri
hastaneden kaçtıklarına dikkat çekerek, katliamın önemli aktörlerinden Ökkeş Kenger'e ilişkin
de şu bilgiyi verdi: "Ökkeş Kenger, yakalandıktan sonra Tugay Komutanı Tuğgeneral
Mahmut Boğuşlu'ya ağlayarak 'beni kullandılar' dedi. Bu tutanaklarda var. Kimse sormadı,
kimin kullandığını.

Güneş önce bunların hesabını versin."

»İçişleri ve Adalet Bakanlığına sorular:


» Savcı Saner'in gizlenen raporunu açıklayın

» Özaydınlı'nın hazırlattığı raporu açıklayın

» Katliamı organize eden 4 MİT görevlisi kim?

» Katliamda yer alan ve hastaneden kaçan 8 kişi kim?

» Dönemin Maraş Emniyet Müdürü kimdi ve olaylardan sonra kendini nasıl savundu?

» Güneş'in devletin içinde yer aldığını söylediği "örtülü örgütlenme"nin bağlı olduğu makam
neresi?

» Ökkeş Kenger'i kimler kullandı?

» Ünal Osmanağaoğlu hakkında Mamak katliamından soruşturma açıldı mı?

» Soruşturmada hangi sonuçlara ulaşıldı?

»"Kadrolu tetikçiler
KAHRAMANMARAŞ katliamının "ünlü" tetikçileri Haluk Kırcı ve Ünal
Osmanağaoğlu'nun sanığı oldukları tek dava bu değildi. Osmanağaoğlu, Kemal Türkler
davasından halen tutuksuz yargı-lansa da Haluk Kırcı ve arkadaşları ile 7 TİP'linin
katledildiği Bahçeli-evler katliamı davasında 7 kez müebbet hapis cezasına mahkûm oldu.
Türkler davasının müdahil avukatı Rasim Öz'ün verdiği bilgilere göre, halen Bandırma
Cezaevinde bulunan Osmanağaoğlu'nun karıştığı bir başka katliam ise 3 kişinin öldüğü, 14
kişinin yaralandığı Mamak'ta belediye otobüsünün taranması olayı. Ancak "yaptığım
araştırmalarda bu olayla ilgili hakkında dava açılmadığını ve zaman aşımına uğratıldığını
öğrendim" diyen Rasim Öz, bununla ilgili bir soruşturma açılıp açılmadığını, açıldıysa nasıl
sonuçlandığını ise bir türlü öğreneme-diğini belirtiyor.
BİTTİ