You are on page 1of 313

Alevilik Ve Alevi Hareketi Üzerine Yaz ılar

Demir Küçükayd ı n

Alevilik ve Alevi Hareketi Üzerine Yazılar

İçindekiler

Önsöz

5

Birinci Bölüm - 1998’de Yazı lmı ş Yazı lar

7

Alevilik Üzerine Başka Bir Bak ı ş

8

1) Alevilik Tan ı mlar ı

8

2) İlkel Sosyalizm, Uygarl ı klar ve Ezilenler

13

3) İslam'ı n Doğuşu Sı ras ı nda Sı n ı f Mücadelesi

15

4) Aleviler ve Sünniler

16

Tarih, Sı nı flar, Uluslar, Dinler, Eklektisizm ve Politika

19

Jön Türklerden Bön Türklere

26

Alevilik Tan ı mları ve Alevi Hareketi

30

Alevi Hareketinin Tarihi ve Doğuşu Üzerine Notlar

34

Kader Ortakl ı ğ ı

34

Sosyalist Hareketin Rahmindeki Embriyon Dönemi

35

Bağ ı ms ı zlaşma ve Tarihsel İklim

36

Tarihsel Deneyin Dersleri

36

Bat ı ve Politik İslam’ı n Bat ı Karşı tl ı ğ ı

41

İkinci Bölüm - Tersinden Kemalizm (İsmail Beşikçi’nin Eleştirisi) Alevilik,

Din, Ulus, Bilim ve Politika Üzerine

43

GİRİŞ

44

YÖNTEMSEL SORUNLAR

47

Eleştirinin Yöntem Sorunları

47

Temel ve Gizli Varsayımlar

52

BÜTÜNSEL ANLAM ELEŞTİRİLERİ

56

Epistemolojik Eleştiri

56

Teolojik Eleştiri

60

Sosyolojik Değil, Teolojik Bir Tartışma

60

Sosyolojik Deliller Getiren Bir Teolog

63

Teolog Olarak Birici Sonuç: Tutarsızl ı ğa Çağr ı

64

Teolog olarak ikinci sonuç: Engizisyon Yargı çlı ğı

65

Teolog olarak üçüncü sonuç: Sünni Teologlara Silah

66

Sonuç

66

İNANÇ OLARAK ALEVİLK

81

Giriş

81

Sosyologluk ve Sosyoloji Nedir?

82

Dinler İnanç mı d ı r?

87

Dinlere İnanç Demenin Anlamı

90

Özel (Politik Olmayan) Niçin ve Nas ı l Vardı r?

93

MARKSİST DİN, ULUS ve ÜSTYAPILAR TEORİSİ

99

Marksist Bir Din Teorisi Yokluğunun Dolayl ı İtiraflar ı

99

Marksizm’in Doğuştan Günahı

109

Marks Sonras ı Din Teorisi

115

Kı v ı lcı ml ı ’da Din teorisi

122

Frankfurt Okulu: Akı lc ı lı ğ ı n Ak ı ldı ş ıl ı ğ ı

132

Burjuvazinin Dininin (Ulusçuluğun) İki Aşamas ı

138

Luxemburg, Lenin, Troçki: Marksizmin Ölümü

145

Din, Ulus, Üstyap ılar Teorisi ve Programatik Sonuçlar

151

OTANTİK YA DA TARİHSEL OLARAK DİN VE ALEVİLİK

168

Giriş

168

Üç Farkl ı Alevilik

169

Tarih, Toplumlar ve “Din”ler

173

Komünün Üstyap ı sı Olarak Alevilik

175

Dersim “Ayaklanması ”: Aleviliğin Bir İnanç Olmayı ş ı nı n Kanı t ı

177

Diktatörlük Kavramı n ı n Anlamı

179

İslam ve Diğer Uygarlı k Dinleri Bir İnanç mı d ı r?

181

Burjuva Uygarlı ğ ı n ı n Devrimci ve Gerici Biçimi

183

Alevilik, İslam ve Diğer Dinler

185

Bir Politik Parti Olarak Alevilik

187

Komünün Kendini Savunma Aracı Olarak Alevilik

193

İslam’ ı n Yayı lmas ı n ı n Bir Aracı Olarak Alevlik

196

Alevilik ve Şiilik, Sünnilik, Şafilik, Hanefilik

199

MODERN SOSYAL HAREKET OLARAK ALEVİLİK

204

Giriş

204

Bir Yeni Sosyal Hareket Olarak Alevilik Nedir?

206

Yeni Sosyal Hareketler ve Marksizm

210

Sermayenin Gerçek Tarihsel Hareketi ve Yeni Sosyal Hareketler

213

“Yeni Sosyal Hareketler”in Sorunları ve Dersleri

217

Beşikçi’nin Görüşlerinin Alevi Hareketi İçindeki Anlamı

225

BEŞİİ’NİN TRAJEDİSİ

232

Beşikçi’nin Dayandı ğ ı Ulus Teorisi

232

Beşikçi ve Öcalan

234

Dostları n Günah ı ve Özeleştiri

235

BEŞİİNİN METNİNE KENAR NOTLARI

240

Sunuş

240

ALEVİLERDE KAFA KARIŞIKLIĞI

241

ALEVİLER-KÜRTLER

249

ALEVİLİKTE ELEŞTİRİ ÖZGÜRLÜĞÜ

255

TÜRKİYE LAİK BİR DEVLET MİDİR?

260

Üçüncü Bölüm - Son zamanlarda Yazı lmı ş Politik Yazı lar

266

Türklerin Müslümanlaşmas ı m ı ? Müslümanlar ı n Türkleşmesi mi?

267

Türban’ ı n Diyalektiği

274

“Kürt Sorunu”nun Çözümü Gerçek Bir Laiklikten Geçer

283

Ramazan Vesilesiyle İftar Yemeği Vermeli Önerisi Üzerine

288

Alevi Mitingi’nin Düşündürdükleri

302

Alevilerden Çocuksu Beklentiler

306

Önsöz

Alevilik ve Alevi Hareketi Üzerine Yazı lar başl ıkl ı bu derleme esas olarak iki bölümden oluşuyor.

İlk bölüm 1998 y ı l ı nda henüz internet ve tartı şma forumları nı n yeni yaygı nlaşmaya başladı ğ ı ve benim de ilk kez İnternet aracıl ı ğıyla nihayet görüşlerimi ifade edecek bir imkân bulduğum bir döneme aittir. Buradaki yazı lar internette ilk yazı lar ı m aras ı nda sayı labilir.

O dönemde, Tarih ve Demokrasi başlı kl ı bir forum açı lmı şt ı . Bu forumu İbrahim Seven’in arkadaşı Özcan Soysal adl ı bir kişi yönetiyordu.

Özcan Soysal adı yla daha önce Usenet yazı şma grubunda Ermeni katliamı n ı sorun etmesi ve Ermenilerden özür dilemesi esnası nda karş ılaşmı ş ve kendisini bu konuyu gündeme getirdiği için tebrik etmiştim.

Daha sonra Tarih ve Demokrasi tartışma forumunu keşfettiğimde, oradaki Aleviler ve Alevilik üzerine yürüyen tart ı şma ilgimi çekmiş ve bu derlemede yer alan yaz ı larla ben de tart ı şmaya kat ılmı şt ı m. (Hatta o sı rada Aleviler ve Alevilik üzerine derli toplu bir broşür bile haz ı rlamaya niyetlenmiş bu düşünceyle bazı denemeler yapmı şt ı m. Bu yarı m kalmı ş taslaklar da bu derlemede yer al ıyor)

Sonra “Kürt sorunu” hayati bir önem kazanı p da onun üzerine yoğunlaş ı nca Aleviler ve Alevilik konusu gündemimden uzaklaşmı şt ı .

Daha sonra 2000’li yı llar ı n ortalar ı nda İsmail Beşikçi’nin Alevilerde Kafa Karı ş ı klı ğ ı yaz ı sı nı eleştirmeye başladı ğ ı mda başlangı çta niyetim kı sa bir eleştirisini yapmakt ı . Asl ı nda konuya ve Beşikçi eleştirisine yönelmemin nedeni Kürt hareketi ve içinde bulunduğu zor durumdu. Amerika’nı n Irak’ı işgali, Barzani ve Talabani’ye verdiği destek ve akan petrol gelirleri, Kürtler arasında bir savrulma yaratmı şt ı ve Beşikçi de bu savrulmaya uygun bir teori sunuyordu.

Ne var ki, eleştiriyi parça parça yazarken, dinin ne olduğu sorusuna girince, birden bire dinin ne olduğu sorusunun cevab ı n ı n Burjuva toplumunun din tanımı olduğunu bunun sosyolojik bir tanı m olmadı ğ ı n ı ve dinin asl ı nda Marks’ ı n Üstyapı olarak kavramsallaşt ırd ı ğ ı şeyin ta kendisi, somut ifadesi olduğunu keşfettim.

Bu alt üst edici, muazzam bir keşifti.

Yani bu derlemedeki ikinci bölüm bu keşfi yapı şı m ve ilk sonuçları n ı yazı ş ı mdı r da ayn ı zamanda.

Elbette 1990’ları n ortasında, Sosyalizmin Sorunları dergisini ç ı karı rken, modern bir hareket olarak dinler üzerine, özellikle politik İslam üzerine yoğunlaşmı şt ı m. Bu bakı mdan modern bir sosyal hareket olarak dinsel hareketler konusunda belli bir netliğim vardı .

Elbette bir Marksist olarak da bir inanç olarak din konusunda klasik görüşlere sahiptim.

Ama inanç olarak ve bir sosyal hareket olarak dinden tamamen farklı , dinin kendisinin sosyolojik olarak ne olduğu sorusunu hiç sormamı şt ı m ve daha doğrusu bu ayr ı mı n fark ı nda değildim ve inanç ve sosyal hareket olarak dinin, dinden tamamen farklı olduğunun farkı nda değildim. Asl ı nda birbirinden tamamen farklı üç toplumsal fenomen bir tek kavramla ifade ediliyordu.

Bu ayr ı mı yapt ı ğı m an zaten gerisi bir çorap söküğü gibi geldi ve modern toplumun dininin ne olduğu da otomatik olarak ortaya ç ı ktı . Özel ve politik ayrı mı n ı n bizzat kendisi bu modern toplumun diniydi.

Bu keşfin bir yan ürünü ulusun da bu sosyolojik anlamı yla modern toplumun dininin gerici biçimi olduğunu ortaya ç ı karmak oldu. Modern toplumun dini Özel ve Politik ayrı mı idi politik olanı da ulusla ve ulusu da bir dil, soy, din, etni, tarih, ırk vs. ile tanı mlamak da bu dinin gerici biçimiydi.

Ne var ki, bu keşifler henüz bilinmiyor ve tartı ş ılmı ş değil. Daha uzun bir süre de tart ış ı lmas ı oldukça zor görünüyor.

İşte Alevilik üzerine bu derleme bir bakı ma bu en modern ve gelişmiş kavramsal araçlara dayanmaktadı r ve bu araçları n ilk kullanı mı d ı rlar.

Bu derlemeyi şimdi yapmamı z ı n nedeni şudur. Alevilik ve ne olduğu üzerine derli toplu bir kitap bulunmuyor; Alevilik ve Alevi hareketi üzerine bir kitap yazmam konusunda bir çok arkadaş önerilerde bulunuyordu. Elbet ben de yazmayı önüme bir görev olarak koymuştum.

Ama bu kitabı n yaz ılmas ı zaman alabilir. Şimdi ise Alevler ve Alevilik toplumun gündeminde tart ı şı lan bir konu oldu.

Ayr ı ca Kürt sorunu ve Alevi sorunu birbiriyle kader ortaklı ğ ı içindedir. Kürt sorunu çözülmeden Alevi sorunu, Alevi Sorunu çözülmeden de Kürt sorunu çözülemez.

Bu nedenle Alevilik ve Alevi hareketi konusunda kı sa vadeli bir çözüm olarak, böyle bir derlemeyi yapmak şart oldu.

İkinci bölümü oluşturan kitap Aleviliği Beşikçi ile polemik içinde ele aldı ğ ı ndan; kitabı n adı Beşikçiyi içerdiğinden ve de Beşikçi adı hep Kürtlerle anı ldı ğı ndan Aleviler tarafı ndan pek okunmadı ve tart ı şı lmadı .

Şimdi Alevilik ve Alevi Hareketi Üzerine Yaz ılar başl ı ğı yla bu derleme belki Alevilerin kitabı okumalar ı nı ve tart ı şmalar ı nı sağlayabilir.

Aleviler bu kitabı okudukları nda piyasadaki kitapları n ve tartı şmalar ı n gerek sosyolojik, gerek politik olarak nası l geri bir düzeyde bulunduğunu daha iyi görebilirler.

Derlemenin son bölümünde ise politik bağlamda son zamanlarda yazdı ğ ımı z yaz ı lar yer al ı yor.

21 Kas ı m 2009 Cumartesi

Demir Küçükaydı n

Birinci Bölüm - 1998’de Yaz ılmış Yaz ılar

Alevilik Üzerine Başka Bir Bakı ş

1) Alevilik Tan ımları

Say ı n A.R. Sakl ı Alevilik üzerine bir değerlendirme yapt ı 1 . Bu değerlendirmenin temel tezlerinden biri onun şu sözlerinde ifade edilmektedir:

1 Ali Rıza Sakl ı’nı n yazıs ı şöyleydi:

“Alevilik Nedir? Ne Degildir?

Daha onceki tartismalarda ozellikle Sayin Ali Ihsan YILDIRIM'in Alevilik konusundaki sorularina muhatap olmus ve bu konuyu sonra ele almak istedigimi ifade etmistim. Simdi bu sozumu yerine getirmeye calisacagim.

Oncelikle Alevilik konusunda hangi baglamda soz soyleyecegimi beyan etmek istiyorum. Ben Alevi olmayan (Sunni-Hanefi) bir Musluman olarak Alevilige objektif bir bakis acisi ile bakmaya calisacagim. Esasen objektif olan veya objektif olma gayreti gosteren herkesin, bilgisi nisbetinde, her konuda soz soyleme hakkina sahip olmasi gerektigini ve yadirganmamasi gerektigini dusunuyorum.

Burada dikkat edilmesi gereken Alevilik veya Aleviler "adina" soz soyleme hakkinin sadece onun inananlarina ve baglilarina ait olmasi gerektigidir. Bu noktada bir Sunni gibi bir ateistin de (isterse eskiden Alevi olmus olsun) bagli olmadigi bir inanc "adina" soz soylememesi gerektigini anlatmak istiyorum. Kendi adina soz soyleme hakki ise "ifade hurriyeti" cercevesinde bir hak olarak herkese taninmalidir.

Alevi Denince Kimler Anlasilir

Genis anlamda Alevi; Hz. Ali'yi seven ve ona baglilik gosteren kimse anlamina gelmektedir. T.D.V. Islam Ansiklopedisi'nin "Alevi" maddesinde: "Fakat cagimizda Aleviler olarak taninan iki itikadi mezhep vardir. Bunlardan biri bugun genellikle Lubnan, Suriye, Hatay yorelerinde varligini surduren Nusayrilik, digeri ise XIII. Yuzyilda Anadolu'daki etnik ve sosyal-dini kaynasmalarin bir sonucu olarak ortaya cikan ve XVI. Yuzyilda Safeviler'in propagandasi ile gelisen Kizilbaslik'tir" denmektedir.

Nusayrilik, "Kitabu'l-mecmu" adinda onalti sureden tesekkul eden bir kutsal kitaba sahiptir. "Goruslerinin temelini

Hz. Ali'nin ilahlastirilmasi teskil eder. Nusayrilerin butun kollarina gore, Ali, mabuddur, tanridir. Ali, ne dogurdu ne

imam ise de, batini olarak O, Allah'tir. Bu, Nusayriligin

temel inanci oldugu icin, onlara gore sehadet kelimesi, 'Ben Ali'den baska ilah bulunmadigina sehadet ederim' seklindedir." (Prof. Ethem Ruhi Figlali, Cagimizda Itikadi Islam Mezhepleri, s.185)

Prof. Figlali, "Nusayrilik, Muhammed b. Nusayr en Nemiri (883) tarafindan kurulmus asiri bir Sii firkasidir" demektedir. Gorusleri ne kadar asiri olursa olsun Islam'dan kaynaklandigindan bir Islam mezhebi olarak degerlendirilen Nusayriligin kendine ozgu 5 vakit namazi gibi ibadetleri de vardir. Bizim ele almak istedigimiz Alevilik bu degildir.

Bizim konu edinecegimiz Alevilik; yukarida Islam Ansiklopedisinden naklen "XIII. Yuzyilda Anadolu'daki etnik ve sosyal-dini kaynasmalarin bir sonucu olarak ortaya cikan ve XVI. Yuzyilda Safeviler'in propagandasi ile gelisen Kizilbaslik" seklinde ifade edilen ve "Anadolu Aleviligi " diye adlandirabilecegimiz bir anlayistir ve bundan sonra onu anlatmaya calisacagiz.

Anadolu Aleviliginin Kokeni

Bilimsellik ve objektiflik ilkesine azami riayet icin Prof. Figlali'yi takibe devam edelim:

"

kisaca yayla ve kislaklarda yasayan gocebe Turk asiretleri, esasen fevkalade samimi Musluman olmakla beraber, dinin itikad ve muamelati ile ilgili meselelerin inceliklerini butunuyle idrak edemeyecek derecede 'ummi' olduklarindan, Muslumanliklari, eski geleneklerinin zahiren Islamlastirilmis tezahurleriyle devam ediyordu. Daha baslangicindan itibaren sehir merkezlerinde butun sartlari ile benimsenip yerine getirilen Islam dini, eski gelenek ve goreneklerin henuz canliligini kaybetmemis oldugu gocebe Turk topluluklarinda, eski din ve inanislarla bir arada yogrularak kabul edilmisti." (sayfa 238)

de doguruldu. Olumsuzdur. Her zaman vardir

Gorunuste

aslinda

Hanefi mezhebinde bir fakih" olan "

Yesevi

ocagina mensup Turkmenler, Horasan erleri ve erenleri,

Anlasilacagi uzere Anadolu Aleviligi koken olarak Sii'likten degil Sunni-Hanefi mezhebinin ogretildigi Ahmet Yesevi ocagindan kaynaklanmistir. Bu ortamda Aleviligin ortaya cikmasinda en onemli etken gocebe asiretlerin, dini, butun emirleri ile ogrenip yasama imkanindan mahrum olmalari ve onu gelenekleri ile karistirarak yasamalaridir.

Hz. Ali'nin, "Allah'in Aslani" sifati ile kahramanligi on plana cikarilmis bir din buyugu olarak Turkler arasinda (simdi de oldugu gibi) zaten itibari cok buyuktu. Boylece gelisen sozlu dinde Allah ve Peygamber inancinin yaninda, "Hz. Ali" merkezi bir konum elde etmis olmaktaydi.

Osmanli Devleti'nin kurulus ve muteakip devirlerinden sonra muntazam idari teskilata kavusarak dini muesseseler olusturulup kucuk sehirlere kadar yayginlasinca din genis kitlelerce daha "kitabi" olarak yasanmaya baslandi.

"Boylece, o zamanlara kadar, eski Turk dininin (Samanizm) Kamlari gibi vazife goren Turkmen "Baba"lari ve "Dede"lerinin nufuzlari ve siyasi onemleri gittikce azalmakla kalmadi, ayni zamanda bunlarin temsil ettigi Alevilik - Bektasilik inanislarina, okumus kutlenin hakim oldugu buyuk merkezlerde pek hakli gorulemeyecek bir anlayisin eseri olarak "kotu" gozle bakilir oldu. Neticede Turklukle Islamligi kendi nefislerinde mezcetmis genis Turkmen asiretleri "Alevi", "Bektasi", "Kizilbas" ve daha bir suru sifatla merkezden muhite yani daha kucuk yerlesme merkezlerine itilerek, sanki farkli bir inanisin mensubu imiscesine ayri bir tasnife tabi tutuldular." (Figlali, s.238-

239)

Boylece baski altina alinarak itilen Turkmen kitleleri bir taraftan inanclarini kitabi temelde ilerletme imkanini toptan kaybederken, diger taraftan kendi aralarindaki Hz. Ali sevgisi ve hayranliginin da etkisiyle Siiligin etkisine kapildilar.

Inanc Temelleri

Bazi asiri gorusleri bir yana birakirsak, Sii'ligin temel yaklasimi; Hz. Muhammed'den sonra halifeligin veya imametin Hz. Ali'nin hakki oldugu halde ona verilmedigi seklindedir. Hz. Ali'den sonra da onun cocuklari Hz.Hasan ve Hz.Huseyin ve daha sonra babadan-ogula bir silsile ile devam edecegi yolundadir. Burada ilki Hz.Ali olan 12 imam inanci, Sii Caferiyye mezhebi ile Alevilikte ortaktir.

Peygamberimizin "ev halki" anlamina gelen ve Hz. Ali, Hz. Fatima, cocuklari Hz. Hasan ve Hz. Huseyin ve onlarin cocuklari anlamina gelen "Ehl-i Beyt" (Peygamberin ev halki) sevgisi Aleviligin temelini teskil eder.

Bu sekilde ifade edildiginde, yani; 12 Imam, Ehl-i Beyt ve Hz. Peygamber'den sonra Hz. Ali'nin imam olmasi gerektigi seklindeki gorusleri sebebiyle, Aleviligi Siiligin bir kolu saymak mecburiyetindeyiz. Ancak uygulamada Siiligin ana mezhepleri ile uyum gostermeyen Aleviligin "mesreben batini" oldugu Alevi yazarlarca ifade edilmektedir.

Bu inanclara sahip bir anlayisin Islam'in disinda gosterilmesi asla mumkun degildir. Ancak Aleviligin kendine has bir Islami anlayisa sahip oldugu bellidir.

Aleviligin Bazi Ozellikleri

- Alevilik "batini" ozellik gostermektedir. Yani yazili kaynaklarin otesindeki bir kisim gerceklerin Alevi din bilginlerine bildirilmis oldugu ve bununda babadan ogula devam ettigine inanilmaktadir.

- Bir kimsenin sonradan Alevi olmasi mumkun degildir, Alevi ana-babadan olmak gerekmektedir.

- Peygamberimizin "Ehl-i Beyt"i seven cennete gidecektir" seklinde bir hadis-i serifi bulundugu ve Alevilerin "Ehl-i Beyt"i cok sevmeleri sebebiyle cennete gidecekleri, baskaca bir ibadete gerek olmadigi inanci. (Bu inancin Istanbul'daki bir Cemevinde bir Alevi dedesi tarafindan ifade edilisine TV'de bizzat sahit oldum.)

- Tevella: Ehl-i Beyt'i sevenleri sevme.

- Teberra: Ehl-i Beyt'i sevmeyenleri sevmeme.

- "Eline, diline, beline sahip olma" dusturu.

Bektasilik ve Haci Bektasi Veli

Bu konuda da Prof. Figlali'ya muracaat edecegiz:

"Aslinda Bektasilik, Haci Bektas-i Veli tarafindan kurulduguna inanilan bir tarikattir. Ancak Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi, tevella ve teberra gibi Aleviligin temel esaslarina bagli oluslari yuzunden Bektasilige Alevilik denebilir. Ne var ki bu Alevilik, Sunnilerin Ehl-i Beyt'e olan sevgilerini ifade eder manadan oteye gecemez. Cunku Turkiye'de her Bektasi Alevi oldugu halde her Alevi Haci Bektas'i Horasan Ereni sayip hurmet etmesine ragmen, Bektasi degildir. Bu yuzden Koy Bektasisi, Sehir Bektasisi ayirimi yapilmaktadir. Koy Bektasilerine Alevi denildigi halde Sehir Bektasilerine Bektasi denir." (Sayfa 235)

Alevi ve Sunnilerde Ortak Degerler

Buna göre Alevilik: "gocebe hayatin imkansizliklari sebebiyle sozlu seviyede kalan, sonra ise Siiligin etkisine giren, Islam Dininin temel kabullerine sahip, batini ozellik gosteren kendine has bir Islami anlayis"tır.

Ama bu tanı m, sadece Alevilikle göçebe hayatı , yani uygarlaşmamı şl ı k aras ı ndaki bir ilişkiyi ifade etmekten başka bir anlam taş ı mı yor pek. (Diğer yandan "göçebe Hayat ı " denen şeyin bu bağlamdaki özgüllüğü de anlamı n ı yitiriyor.) Onun özünü örtüyor. Çünkü bu sözü edilen bağlamda Alevilik şöyle de tanı mlanabilir ve bu Sakl ı 'n ı n tanı mı ndan daha da doğru olurdu:

Alevilik, Şamanizm’in İslami bir görünüm altı nda varlı ğ ı nı sürdürmesidir. Diğer bir ifadeyle, Alevilik, Şamanizm’in bir biçimidir. Sünnilerin ifadesiyle: Kitapsı zl ı ğ ı n bir biçimidir. Bilinir, Sünniler, çok yerinde olarak, derler ki, bir Alevinin Müslüman olmas ı için önce Hı ristiyan olmas ı gerekir. Bununla anlatmak istedikleri, Hıristiyanlı ğ ı n bile İslam’a Alevilikten daha yakı n olduğudur. Ve bu doğrudur da.

Peki, neden bugün birçok Sünni birdenbire Alevileri örneğin, İslamiyet’in bir biçimi gibi tanı mlamaya başlamı şlardı r?

ı k ki burada objektif olma kayg ı s ı ndan öte politik kaygı lar bulunmaktadı r. Böylece Alevilikle bir yakı nl ı k kurulmaya, dolayı s ı yla Sünnilerdeki, katliamlara varan alevi düşmanl ı ğ ı biraz olsun törpülenmeye çalı ş ılmaktadı r diye de düşünülebilir. Elbet böyle şünen iyi niyetli Sünniler de vardır. Ama kan ı mca, Aleviliği İslam’ ı n bir biçimi olarak tanı mlayarak, resmi Sünni İslam güçlendirilmeye çalış ı lmaktadı r. Eh aleviler Müslüman ise,

- Allah : Her iki anlayista da ayni Allah inanci mevcuttur.

- Peygamber: Her iki anlayis da Hz. Muhammed'i Peygamber kabul eder ve ona baglidir.

- Kur'an : Her iki anlayis da Kur'ani kutsal kitap olarak esas alir. (Peygamberin naklettigi Allah(CC) sozleri sadece

Kur'an'dan ibaret degildir. Kutsi Hadisler de Allah(CC)'in sozu oldugu halde Kur'an ayeti degildirler. Bazi anlayislar

bu sozlerin de Kur'an ayeti olmasi gerektigini savunmaktadirlar.)

- Hz. Ali : Her iki anlayis da Hz. Ali'yi cok sever ve O'na baglidir. Hz.Peygamberin "Ali ilmin kapisidir" seklindeki hadisi sebebiyle Hz Ali'nin sozlerine Sunniler de buyuk onem verirler. (Alevi anlayis ayrica Hz. Peygamber'den sonra O'nun Imam olmasi gerektigine inanir.)

- Ehl-i Beyt : Her iki anlayis da Ehl-i Beyt'i cok sever. Gerek Kur'an'daki ilgili ayetler, gerekse Peygamberimizin hadisleri sebebiyle Ehl-i Beyt'i sevmek hem Aleviler hem de Sunniler icin iman ve ibadet hukmundedir. (Anadolu'da Sunnilerin ibadet ettikleri bir cok camilerde Hz.Hasan ve Hz.Huseyin isimleri Dort Halife ile ayni buyuklukte ve yan yana konulmustur.)

- Ahmet Yesevi, Horasan Erenleri, Haci Bektas-i Veli, Mevlana, Yunus Emre gibi Turk-Islam ululari her iki anlayis tarafindan da benimsenir.

Sonuc

Sonuc olarak Aleviligin basta Sunni gelenekten kaynaklanan ve gocebe hayatin imkansizliklari sebebiyle sozlu seviyede kalan, sonra ise Siiligin etkisine giren, Islam Dininin temel kabullerine sahip, batini ozellik gosteren kendine has bir Islami anlayis oldugu ortaya cikmaktadir. Aleviligin Islam'in disinda oldugunu soylemek asla mumkun degildir ve kesinlikle zorlama bir tezdir.

Bizim bu calismamiz, "Aleviligi anlama cabasi" olarak degerlendirilmelidir. Bunun disinda bir niyetimiz yoktur. Var olan musterek noktalara dikkat cekmemizin sebebi, Anadolu topraklarinda toplumsal barisa hizmet etmek icindir. Yoksa kimseyi yonlendirmek gibi bir niyetimiz yoktur.

Ali Riza SAKLI

arsakli@ihlas.net.tr”

onları n köylerine imam atayabilirsiniz; cami yapabilirsiniz; askerde dua okumak zorunda

b ı rakabilirsiniz. Bu Müslümanl ı ğ ı yanl ı ş bilen Müslümanlara doğru Müslümanlı ğ ı öğretmeye kalkabilirsiniz. Ve şu an akla gelmeyen daha bir sürü şeyler.

Yani Alevileri Müslüman olarak tanımlamak, Kürtlerin bir tür Dağ Türkü olduklar ı n ı söylemeye benzer politik sonuçları itibariyle. Onun baskı alt ı nda olduğunu gizlemeye yöneliktir. Ama örneğin, Aleviliğin Müslümanl ı kla ilgisi olmayan, sadece daha fazla Sünni terörüne uğramamak için Müslüman gibi görünen, Şamanizm ya da benzeri bir inançlar sistemi olduğunu kabul ederseniz, o zaman yüzde doksan dokuzu Müslüman olan Türkiye edebiyat ı yapmanı z, dolayı s ı yla şeriat istemeniz veya Kemalist ve devlet taraftarı iseniz, hele o devlet sözüm ona kağ ı t üstünde bir de kendini Laik olarak tan ı ml ı yorsa, epey zorlaş ır.

Demek ki, Tarih gibi tan ımlar da, gerçeklikle ilgisi olmayan, asl ı nda tanımı yapanlar ın şu veya bu ç ı karları na hizmet eden formlardı r. İslam Ansiklopedileri de, A.R. Sakl ı 'n ı n objektif olma iddialar ı da bu kural ı n d ı şı nda değildir. Aleviliğin değil ama Alevilik konusundaki tavırlar ı n ne olduğunu anlamak istiyorsanı z, onunla ilgili tanımlara bakı n.

Bunlar içinde yalnız bir tanesi, yani iflah olmaz sı n ı ı bakı ş ı sı , ç ı karlar ve tanı mlar aras ı ndaki bu bağlantı y ı ı kça vurgular ve o tanı mlar ı n çokluğunun nedenlerini araşt ı rarak

asl ı nda Aleviliğin ne olduğu konusunda çok daha öze değin bir anlayı şa ulaşabilir. Çünkü bu

çeşitli tanı mları n hemen hepsinin ortak bir özelliği vardı r. Aleviliğin asl ında eski çağları n devlete, şeriata karş ı olan yoksullar ın bir partisi olduğunu gizlerler. Bu konuda ortalığ ı zindan sessizliği kaplar.

Alevilerin yapt ı ğı birçok tanı mda da sonuç değişmez

Müslüman ve Sünnilere karş ı , Müslümanl ı ğ ı ya da Allah’ı vurgulamaları n ın Sünniler karş ı sı nda az ı nlı k olarak baskı ve terörün hedefi olmaktan kurtulmakla ilgisi dolayı sıyla fazla bir önemi yok. Onun için bunu bir yana bı rakı rsak, onlar da kendi içlerinde Aleviliği farklı biçimlerde tanı yorlar. Kimi onu bir kültür gibi al ıyor. Kimi ayr ı bir din gibi. Kimi Şamanizmle bağları üzerinde duruyor. Bunlar da elbet, yine Alevilerin içindeki farkl ı eğilimlerin politik kaygıları ndan doğmaktadı r.

Aleviliğin gerçek ayı rı c ı niteliğini gizlemekte Alevi zenginler, Sünnilerle tam bir işbirliği içinde bulunuyorlar. Çünkü Aleviler artı k eskisi gibi büyük ölçüde eşit konumda bulunan köy üretmenlerinden ibaret değiller. Onlar ı n içinde burjuvalar, küçük burjuvalar, işçiler de var. Bu temel toplumsal sı n ı flar, Alevi olarak baskı alt ı na uğrayı şlar ına farkl ı biçimde tepkiler gösteriyorlar. Ve sı n ı fsal kayg ı lar, Alevi olarak gerçek bir çözüme yönelmenin önüne bir engel çı karıyor. Bir Alevi zengininden Aleviliğin, bir ezilenler partisi olma niteliğini vurgulaması beklenemez.

O halde, özetle, Aleviliğin şu veya bu şekilde tanımı n ı n daima politik bir anlamı , o tan ımı

besleyen politik kayg ı lar vardı r. Hele bu günün Türkiye'sinde bu kayg ı lar ı n büyük bir önemi vardı r.

Ama gerek Sünnilerin tamamı n ı n, gerekse Alevilerin önemli bir kı smı n ı n tan ı mlar ı nda Aleviliğin gizlenen özü şudur: Alevilik kapitalizm öncesinin, İslam ülkelerinin bir ezilenler partisidir.

Bir toplumda ezen ve ezilenler var ise, bu sı n ı fları n farkl ı ç ı karları , dolayı sı yla bu çı kar ve konumlar ı ifade edecek örgüt biçimleri ve ideolojiler de daima var olurlar. Modern partiler topu topu son iki yüz yı lda ortaya çıkmı şlardı r. (Hatta bugünkü evrenselleşmiş biçimiyle modern partiler Fransı z ihtilalı nda bile henüz yoktular. Bugünkü modern biçimi Alman İşçileri Alman sosyal Demokrat Partisi ile ilk kez kurmuşlardır denebilir.)

Peki, kapitalizm öncesinde, İlk Sümer kenti kurulduğundan beri, yedi bin y ı ldır, uygarl ı k, yani devlet, yani s ı n ı flar var olduğuna göre, eski çağlarda, ezilenler eğilimlerini nasıl ifade ediyorlardı?

Eski çağlar ın politik partileri Dinler ve Tarikatlar idi. Kı saca bütün dinler, Resmi dinler (Hı ristiyanl ık da başlangı çta ihtilalcı bir tarikat idi. Sonra resmi devlet dini olup doğuşundaki özüyle ilgisi kalmadı ktan sonra kendi içindeki ihtilalcı tarikatlar ı engizisyon ateşinde yakmı şt ı r) Bezirgan uygarlı klar ı n egemen s ı n ı flar ı n ı n ideolojisini oluşturur.

Bu dinler içindeki Raf ı zi, Bat ı ni, Heretik denen tarikatlar ve sektler de buna karş ı direnen ezilenlerin partileri olmuşlardı r. Bunlar daima resmi dinler tarafı ndan kovuşturulmuş, terörün hedefi olmuşlardı r. Alevilik de bunda bir istisna teşkil etmez.

Sünnilerin bir özelliği de (Birçok Alevi burjuvası da) Şiilik ve Alevilik arası nda görünümlerden hareketle bir bağlantı kurup onlar ı n özdeki z ıt niteliklerini gizlemektir.

Şiilik de bir Devlet dinidir. İran Araplardan önce bir uygarl ı ğa sahip olduğu için, Arap uygarlı ğ ı , varolduğu biçimiyle oraya yerleşemezdi. Perslerin, Sasanilerin egemen olduğu alanlar Şiiliğin egemen olduğu alanlar olmuşlardı r, Şiilik İslam’ ı n İran uygarlı ğ ı na adapte olmuş biçimidir denilebilir. Ama Aleviliğin ne uygarlı kla ne de devletle ilişkisi yoktur.

Bir tarihte, İran'daki Şii hanedanlar, tı pk ı Sovyetlerin bir zamanlar çeşitli ülkelerdeki işçi hareketlerini kendi diş politikası n ı n araçları olarak kullanmaya kalkması ; benzer bir terminolojiyi kullanması gibi, örneğin Osmanl ı egemenliği altı ndaki Alevileri kendi araçlar ı olarak kullanmayı denemiş, bunun yol açtı ğ ı yakı nl ı klar bile olmuş olabilir. Ama nas ı l kapitalist bir ülkede direnen işçiler ile Sovyetlere egemen olan devlet s ı n ıflar ı arası nda hiç bir bağlantı yoksa; biri baskı ve sömürüye karş ı , diğeri bunu başka bir biçim altı nda sürdürmekten yanaysa; ayn ı şekilde, aleviler ve Şii hanedanlar arası nda da bir özcül bağlantı yoktur. Sünnilerin bunu var gibi gösterip vurgulaması , Türkiye faşistlerinin bir zamanlar, "komünistler Moskova'ya" demesine benzer. Onlar ı sanki bir başka devletin ajanı gibi göstermeye, onları n üzerinde terör estirmeye yarar. Alevi zenginler açıs ı ndan da, onun gerçek özünü gizlemeye.

2) İlkel Sosyalizm, Uygarl ıklar ve Ezilenler

Aleviliği, sadece Türkiye ve Kürdistan'daki biçimleri ve adlandı rmalar ı yla değil, Devlet'e ve Uygarl ı ğa z ıtl ı ğı , ezilenlerin nispeten demokratik gelenekleri; heretik niteliği ile ele alı nı rsa şu görülür. İslam âleminin dağları "Alevi"dir. Arnavutluk dağlar ı Alevidir, Deliormanlar alevidir (Bedrettin boşuna orayı seçmemiştir Huruç eylemek için. Orada Sarı Saltuk tarikatı vardı ), Bütün Bat ı Anadolu dağları (Tahtac ı lar, Yörükler, Çepniler vs.) Alevidir. Kürdistan'ın en Dağl ı k bölgeleri, en bilineni Dersim (Eskiden ve doğal olarak Dersim bugünkü Tunceli değildi sadece, Sivas, Adı yaman, Bingöl, Elazı ğ'ı n da bir kı smı n ı içine alan büyük bir bölgeydi), Lübnan Dağlar ı alevidir (Dürzüler), Atlas Dağları bir tür Alevi'dir, Yemen Dağlar ı ha keza. Hindistan tarafı nda da dağlık bölgeler büyük ölçüde İsmaili, yani heretikdir, bir tür Alevidir.

Niye böyledir?

İnsanlı ğ ı n geçtiği üç ana aşamadan söz edilebilir: 1) Göçebeliğin, bahçeciliğin veya toplayı c ıl ı ğın, kapal ı köy ekonomisinin egemen olduğu; ilkel sosyalizm denebilecek, nispeten eşitlikçi ve demokratik, devletin bilinmediği aşama; 2) Irmak boyları nda doğup, 7000 y ı l boyunca yavaş yavaş genişleyen; tefeci bezirgân sermayeye dayanan; sı n ı fları n ve devletin olduğu aşama; 3) Son 500 yı lda ortaya ç ı kmı ş, modern kapitalist, ticaret ve sanayi uygarlı ğ ı . Bunda da s ın ı fl ı toplum ve devlet vardı r. Modern uygarlı kla antik tefeci bezirgan uygarlı klar ı ayı ran en önemli fark onları n sermayelerinin karı elde ediş mekanizmalar ındadı r. Tefeci ya da bezirgan sermayenin kar ı n ı n kaynağı; zenginliklerin transferidir. Yani işlem sonunda, toplumda toplam bir zenginleşme olmaz. Sadece bazı lar ı fakirleşmiş, diğerleri zenginleşmiştir. Ama Modern kapitalizmde, kar ın kaynağ ı , işçinin üretimidir. İşlem sonunda, işçi mutlak veya nisbi olarak fakirleşse veya zenginleşse bile, toplum toplam olarak zenginleşmiş olur. Bunun içindir ki, kapitalizmde her şey hı zlanan bir hı zla değişmektedir.

Bu üç aşama, sadece mant ı ki ve tarihsel olarak birbirini izlemek durumunda değildirler. Bunlar ayn ı zaman ve mekan içinde de birbirleriyle yan yana ve karş ıl ı kl ı etki tepkiler içinde bulunurlar. Bugün bile, kabaca, Türkiye'yi ele alı n: Köyler bir bakı ma hala İlkel sosyalizmi yaşar. Kasabalar ve kasaba benzeri Anadolu şehirleri Antik uygarlı klar çağı nda donmuş gibidir. Kasaba Eşrafı denen şey, o 7000 y ı llı k tefeci bezirgan taifesidir. Büyük şehirler de modern kapitalizmdir.

Ama bunlar sadece aynı zaman ve mekan içinde bir arada değildirler; karş ı l ı kl ı etki ve tepki içindedirler de. Türkiye'nin orijinalliği denen şeyler de aslı nda bunun ürünü olarak ortaya ç ı karlar. Örneğin Bat ı 'da modern kapitalizm derebeylik ve tefecilikle kavga vererek yükselmesine rağmen, Türkiye'de onunla etle tı rnak gibi kaynaş ı r. Bu da Türkiye'nin geriliğini ve gericiliğini besler. Bunun mekanizmaları ve sonuçları ayrı bir konu.

Bugün bile böyleyken, eski tarihte durum çok daha böyleydi. Uygarl ı k, bir an için Akdeniz ve çevresini göz önüne getirin, sadece ovalarda ve sahillerde vardı r. O ovaları n yan ı baş ı ndaki dağlarda biraz yükseldiniz mi birden bire bir zaman tünelinden geçmiş gibi, ilkel sosyalist geleneklerin güçlü izlerine her adı mda rastladı ğ ın ı z, eşitlikçi, demokratik, toleranslı bir dünyanı n kapı s ı ndan içeri girersiniz. O dünyada art ı k resmi İslam, uygarl ı ğ ı n dini yoktur.

İlkel sosyalizm gelenekleri resmi dinin görünümü altı nda capcanl ı yaşamaktadırlar. Bu dünya şimdi hı zla yok oluyor, ama gören göz için hala vardı r ve çok yakı n zamana kadar da güçlü bir biçimde vardı . Alevi olmayan Sünni dağlı lar bile, ovalı Sünni’den başkadı rlar.

Diğer yandan dağ kavramı n ı da mutlak olarak ele almamak, daha ziyade, uygarlı ğa, devlete, tefeci bezirganlı ğa bulaşmamı şl ı k ve z ı tl ı k anlamı nda bir metafor olarak almak durumunda, bu kuralı n bütün dünya ve dinlerde egemen olduğu görülür. Örneğin Tuaregler, çölde yaş ı yorlar ama uygarlı ğa uzaklı kta dağl ı sayı labilirler ve onlar ı n İslam’ ı şehir İslam’ ından ziyade Alevilik gibi bir şeydir.

Daha ilginç bir örneği Avrupa sunar. Aç ı n bak ı n bir Avrupa haritası nı , Kuzey'i Protestan, Güney'i Katolik’tir. Roma imparatorluğunun s ı nı rlar ı sanki ayn ı zamanda bu ayr ı mı n s ı n ı rlar ı gibidir. Bu şu demektir. Daha çok uygarlı ğa bulaşmı ş bölgeler; yani daha Akdeniz’e yak ı n bölgeler Katolik’tir; yani papalı ğı n en bağnaz Hıristiyanl ı ğ ı n kontrolü alt ındadı r; (Türkiye'de kasabalar ı n en bağnaz Müslümanl ı ğ ı gibi); bir türlü yeterince uygarlaştı rı lamamı ş; tam uygarlaşı r gibi olurken Norman akı nlar ı yla tekrar ilkel sosyalist dalgaları n etkisi alt ı na girmiş kuzey Protestan'dı r. Aç ık ki, Kuzey'in Hı ristiyanlı ğ ı , Protestanl ı ğ ı n ortaya çı kmas ı ndan önce de güneyin Hı ristiyanl ı ğı gibi değildi, İslam’ ı n Aleviliği gibi bir şeydi. Bu nedenledir ki, Kuzey hemen Protestanlığ ı benimsemiştir.

Bu köklü farkı , bu genel eğilimi bizzat Sünniler ve Aleviler içinde bile görmek mümkündür. Köylü Sünni, kasabalı Sünni’den çok başkadı r; dağl ı Aleviler de kasabalı lardan, şehirlilerden. Ama genel bir eğilim daima ortadadı r. Uygarl ı ğa uzakl ı k ile demokratik gelenekler ve eşitlikçilik arası nda bir ilişki vardır. Uygarl ı ğa yaklaşı ldı kça, bağnazlı k ve sı n ı f farklar ı artar ve şaşmaz bir şekilde kadı n ı n toplumdaki yeri aşağ ı lara düşer.

İşte Sünniliğin Alevi düşmanl ı ğ ı n ı n ardı nda bu vardı r. Bu yaşam tarz ı , bu varoluş, Devlet'i tanı maz, egemen ideolojiyi reddeder, onun için var oluşuyla bile bir ölümcül tehlike, potansiyel bir düşmandı r. Baz ı bakteriler vardı r, oksijen onlara öldürücü etki yapar, onlar ancak çürümüşlük içinde, oksijensiz ortamlarda yaşayabilirler; tefeci bezirganlı k da öyledir; dağları n özgür havası onun en büyük düşmanı d ı r.

Ama sadece bu kadar da değil; Alevilik sadece güçlü bir şekilde ilkel sosyalist yaşam tarz ı nı yans ı tmaz; sermayeye ve devlete karşı bir muhalefettir de aynı zamanda. İdeolojisi, İslam tarihinin bütün muhalif tarikatlar ı yla ortakt ı r, yani onda aynı zamanda devlete, sömürüye, ezilmeye karş ı bir parti özelliği de vardı r. O Türkiye'ye has biçimiyle, Eski çağda Köy üretmenlerinin partisi olarak tanı mlanabilir. Dolayı s ı yla, şehir üretmenlerinin muhalif gelenek ve partileriyle ortak ideolojisi ve çı karları vardı r: Şehir üretmenlerinin partisi de: kı saca Bektaşiliktir.

Gerek Alevi Bektaşi geleneğinin, gerek diğer Rafı zi, Bat ı ni (Sı rr ı karnı nda gizli), Heretik mezheplerin İslam’da hep Ali geleneğine dayanmaları nas ı l izah edilebilir? Elbet bunun da yine bir yanılsama olmadı ğ ı ; İslam'ı n ilk doğuş yı lları ndaki sı nı f mücadelesiyle ilişkili olduğu aç ı ktı r.

3) İslam'ın Doğuşu S ırasında S ın ıf Mücadelesi

İslam, sadece bir bezirgân dini değildir, o belli s ı nı f ilişkilerini de yansıt ı r. Muhammet Kureyş kabilesinden olmas ı na ve Kureyş Mekkeli zenginlerin kabilesi, adeta Mekke'ye egemen kabile olmas ı na rağmen, Kureyşliler Muhammet'e epey direnmişlerdir. Muhammet taraftarları nı Kureyş'li asillere dâhil olmayan yoksul ve orta halli insanlar arası nda bulmuştur daha çok. Bu ayr ı m, bütün eski tarih boyunca her kentte aşağ ı yukar ı görülebilir.

Kent, ilkel Sosyalist Barbar kurdunun Medeniyet kelebeği haline dönüşğü bir kozadı r. Yani bir geçiş toplumudur. Orada s ı nı fs ı z bir toplumdan sı n ı flı bir topluma geçilir. Eşit ve fakir insanlar topluluğundan, zengin ve fakir insanlar toplumuna geçilir. Kenti kuran kandaşlar, Kent demokrasisinin ve kentli olman ı n imtiyazları n ı paylaş ırlar. Bunlar Roma'da Patrici'lerdir, yani gerçek Romalı lar.

Ama Kent demek, aynı zamanda ticaret ve zenginleşme demektir. Ticaret demek, o kente ilk kurucu kandaşlar topluluğuna dâhil olmayan başka insanları n da gelmesi demektir. Bu sonradan gelenler genellikle kentlilerin imtiyazlarından yoksun olmakla kalmazlar ama aynı zamanda çoğunlukla daha da yoksuldurlar. Bunlara da Plepler denir Roma tarihinde.

İşte, Mekke Kentinin Patrici'leri Kureyşliler, Plepleri Müsimler idi. Müslümanl ı k, kandaşl ı k imtiyazları n ı sürdüren ve korumak isteyen Kureyş'lilere karş ı , Pleblerin Müslümanl ı k adl ı partisidir de aynı zamanda.

Ancak Müslümanlı ğ ı n zafer yürüyüşü s ı rası nda, Muhammet, Pratik uzlaşmalar da yapmak zorunda kalmı şt ı r. Mekke'li zenginleri İslam'la kaynaştı rmak için sat ı n almı şt ı r. (Bunlara islam tarihinde: Gönülleri uzlaşt ır ılmı şlar denilir). Bu Mekke eşrafı , Ayşe aracı l ı ğı yla, belli ki İslam’ ı n plebiyen yanı nı iğdiş etmek, İslam’ ı içinden fethetmek için epey güç harcamı şt ı r.

Asl ı nda bu bütün yeni din ve devlet kurucusu barbarlarda görülür. Erkek en zay ı f yerinden kadı n aracıl ığ ı yla yakalanı p bezirganl ı ğ ı n kontrolü altı na alı n ır. Selçuk, Osman, Atilla, hatta M. Kemal bile bir istisna oluşturmaz. İzmir'i feth ettiğinde en büyük bezirgan, Ege hinterlandı n ın malları n ı İzmir'e taş ı yan Uşakl ı ğillerin evinde kalmı ş ve onları n k ı zı yla evlenmiştir. Burada bu kad ı nlar ı n bilinçli bir komplonun aracı oldukları nı söylemek istemiyoruz. Onlar da belki kadı n olarak başka kaygı larla hareket ederler. Egemen sı n ı flar da sezgileriyle, içgüdüleriyle öyle davranı rlar.)

İşte bu bağlamda düşünülünce Ali ve diğerleri aras ı ndaki gerilimin, daha sonra da iki partinin varoluş nedenleri daha iyi anlaş ı lı r. Ali yoksul ve yetim bir insand ı r. Çı kar gözetmeden, davaya en başta; katı lmanı n en zor, en tehlikeli olduğu zamanda kat ılmı şt ır. Mekke eşrafı ise çok daha sonra: gönlü uzlaşt ı rı larak.

Bu bağlamda düşünülünce, "Hz. Ebubekir'in halife seçilmesinde, belki Hz.Peygamber'in kabilesinin defin islemleri ile mesgul olmasinin da etkisiyle dar bir zümre seçime katilabilmisti." türünden zarars ı z ifadelerin nası l bir gerçeği gizledikleri daha iyi anlaş ı labilir. Bilindiği gibi, Ali Peygamberi yı kama ve gömme işlemleriyle meşgulken ve bütün Müslümanlar adeta Ali'ye halife gözüyle bakarken, Mekke eşrafı , son derece bilinçli bir biçimde, yine bir bezirgan olan ancak ilk Müslümanlardan olduğu için, Ali'nin

seçilmemesinin yaratacağ ı tepkileri yumuşatacak olan Ebubekir'i alelacele halife seçivermiştir.

Bu tarihte ne ilk kez olmuştur ne de son kez. Egemen sı n ı flar binlerce yı llı k gelenekleri, bilgileri, sezgileriyle hep böyle darbeleri, başlangı çta hiç dikkati bile çekmeyecek biçimlerde başarmı şlardı r.

Hatta aynı senaryoyu Lenin'in ölümünde, Rusya'da görmek mümkündür. Rusya'da da Troçki örneğin Lenin'in halefi olarak görülüyordu. Lenin zaten ölmeden önce, çevresini saran bürokratik kasta karş ı savaş açmı ş ve Troçki ile bir ittifak bile kurmuştur. Ama o kast, Tı pk ı Ali'ye yapı ldı ğ ı gibi, o sı rada tedavi olan Troçki'ye, cenazenin kaldır ı ldı ğı n ı , gelmesine gerek olmadı ğ ı yolunda bir telgraf iletir. Böylece onun cenazeye gelmesini bir şekilde engellerler ama daha sonra gösterişli bir biçimde onsuz cenazeyi kaldı rarak, örneğin onun Lenin'e saygı s ı olmadı ğ ı şeklinde bir mesaj verirler.

Paralellikler korkunç boyutlardadır. İlk üç halife, Zinovyev, Kamanev ve Buharin gibidir. Muaviye Stalin'dir. Ali de Troçki. Ali ile Troçki'nin stilleri bile aynı dı r. Troçki, Kı zı l Ordu'nun kurucusu olduğu halde bunu iktidar için kullanmayı aklı ndan bile geçirmez, amaç ile aracı n uyuşmayacağ ı n ı şünür. Ali de kendini eleştiren taraftarları na benzer şeyler söyler.

İşte bu nedenledir ki, rastlant ı sal değildir bütün bat ı ni-rafı zi tarikatlar ı n, yani devletin resmi İslam’ ı na, şeriata karş ı direnen halk muhalefeti ve onun partilerinin tamamı kendilerinin şeceresini daima Ali'ye bağlamalar ı .

Bugün Sünniler Ali'ye iğdiş edilmiş biçimiyle sahip ç ı kı yorlar ve Muaviye'yi reddediyorlar sözümona, ama bu bugünkü Komünist ve Sosyalist partilerin, artı k savunulacak yanı ve savunmanı n bir anlamı kalmadı ğ ı için Stalin'i reddetmelerine, hatta Troçki'yi, daha düne kadar Faşizmin Ajanı dedikleri adamı (Sünniler de Ali ve yedi sülalesinin kökünü kurutmuşlardı ) sosyalist olarak iğdiş edilmiş bir biçimde kabul etmelerine benzer. Aslında aynı tarihsel eğilimin bir diğer görünüşüdür.

Sünni İslam’ ı n kendisi bütünüyle Tarihin tahrifatları na dayanmaktad ı r. Stalin'in Sovyetler Birliği Komünist Partisi Tarihi, Atatürk'ün Nutuk'u ne ise, İslam aleminde bir sürü uygulamaya esas teşkil eden hadisler de ayn ı şekilde uydurma ve gerçeği gizleyen bir tarih yaratmaya yönelik olmuştur. Mekke bezirganl ı ğı adı m adı m, İlk İslam’ ı n kurucular ı ve ilişkileri hakkı ndaki gerçeği sonraki kuşakları n kafası ndan silecek bir tarih yaratmı şt ır.

4) Aleviler ve Sünniler

Aleviler daima Sünni çoğunluk ve Sünni devletler tarafı ndan ezilmişler ve kovuşturulmuşlardı r. Buna karş ı aleviler elbette Alevi olarak, bu özgül baskı ya uğrayan insanlar olarak elbette kendi öz örgütlenmelerini geliştirmelidirler, ancak Alevilik bu baskı ya en az ı ndan siyasi ve hukuki düzeyde son verebilmek için, diğer ezilenlerin direnişiyle kendi direnişini birleştirmek zorundadı r. Ama bunun için de, önce kendi içinde bir savaş vermelidir. Her dı ş savaş ayn ı zamanda bir iç savaşt ır da.

Bugün Alevilerin baskı altı nda olmas ı na karş ı ortaya çı kan direniş içinde çeşitli sı n ı fları n eğilimleri de yansı maktadı r.

Alevi burjuvazisi, yalvar ışlar ve bayağ ı uzlaşmalarla, birkaç kır ı ntı karş ı lı ğı nda bu yükselen direnişi satmaktad ı r. Şimdiden onu Genel Kurmay'ı n zafer arabas ı na bağlamı ş gibi görünmektedir.

Henüz çok küçük ve daha ziyade gençler arası nda etkili sekter bir radikalizm, radikalliğini daha ziyade direniş formları konusunda yoğunlaşarak ifade etmeye çalı şmakta ama bununla sekter bir eğilimin ifadesi olmaktadı r.

Ama bir de üçüncü bir eğilim mümkündür. İçerikte, yani taleplerde radikal, yani sadece Alevilerin değil, ezilen sı n ı fları n ve uluslar ı n ve cinslerin de taleplerine sahip ç ı kan ama taktiklerde son derece esnek ve gerçekçi bir biçim de mümkündür. Alevi direnişinde bugün eksik olan budur.

Bu başar ıl ı rsa, Sünnilerin büyük bir bölümü, ya işçi ya da ezilen bir ulus veya azı nl ı ktan olduğu için birlikte mücadeleye kazanı labilir. Yani Aleviler sadece Alevilerin sorunları içine kas ı lı p kalmamal ı d ı rlar.

Sünnilere gelince, Sünniler Sünni oldukları için radikalleşme ve direniş eğilimi göstermezler çünkü bundan dolayı bir bask ı ya uğramazlar, aksine baskı y ı yapandı rlar. Yani problemin bir parçası d ırlar. Bir Sünni çoğu kez, s ı nıfsal ya da ulusal baskı lara uğradı ğı için radikalleşir. Bu radikallik de aynı şekilde diğer baskı lara uğrayanları n taleplerine sahip çı kmal ı d ı r.

Sünnilikten politik İslam’ ı kastediyorum yoksa anamı n inand ı ğ ı İslam’la bu İslam bambaşka şeylerdir.

Politik İslam modern ve modernist batı cı bir partidir. Aslı nda çok karşı çı kar göründüğü Kemalizm’le ve Bat ı uygarlı ğ ı yla aynı varsayı mlar ı paylaşı r. Kültür, k ı yafet sorunlar ında bu kadar yoğunlaşmas ı n ı n nedeni de budur. Kemalizm, Batı ile giyimi ve diğer sözde devrimleriyle her şeyi görünüşte aynı yaparak, Osmanl ı imparatorluğunun az ı nlı klardan oluşan ve dolayı sı yla iyot gibi aç ı kta kalan burjuvazisinin durumundan kurtarmak istemişti cumhuriyet burjuvazisini. Herkes şapka giyerse, kimin gâvur olduğu belli olmazdı .

Ancak ne Kemalizm ne de Cumhuriyet burjuvazisi Türkiye'nin ezilenlerine nispi bir refah sağlayamadı . Ezilenler içgüdüleri ve s ı n ı fsal sezişleriyle buna bir şekilde direndiler de. Politik İslam, asl ı nda bu sorunlar ı problem ederek, tı pk ı Kemalizm gibi bir gardı rop doğuculuğu ya da İslamı yla, Kemalizm’le aynı soydan geldiğini itiraf etmiş oluyor.

Böylece, Kemalizm adl ı sahte bir düşman da yaratarak, ezilenlerin tepkisini burjuvazinin kanal ı na akıt ı yor. Ve burjuvaziye diyor ki, sömürdüklerinizden daha farkl ı bir yaşam, kültür, giyinişiniz olmas ı n.

Sı n ı f mücadelesinin kural ı , ordular mücadelesinden farkl ı olarak, sı nı rları karı ştı rmakta yatar. Ordular savaş ı nda her ordu kendi üniformaları , bayraklar ı , parolaları yla kendini diğerinden ayı rı r. Sı nı flar savaşı nda ise, ezenler küçük bir azı nl ı k olduğu için egemenliği sürdürmenin

tek yolu ezilenlerin tepkilerinin sembollerini benimsemektir. Onlar neyin ne olduğunu anlayı ncaya kadar zaten atı alan Üsküdar’a geçer.

Gerçekten inanmı ş bir Sünni olamaz mı , olabilir. Ama bu inanmı ş Sünni, gerçekten sömürü ve bask ı ya karş ı ise, çok daha esasl ı konulara girmek zorundad ı r.

O şunu demelidir, sözüm ona politik İslam’a karş ı .

İslam’ ı mı örnek gösteriyorsunuz? Hem de peygamber ve ilk dört halife dönemini mi? Peki. Bu İslam’ ı n özelliği nedir. Birincisi, bütün herkes silahl ı dı r. Daha sonra Muaviye döneminde olduğu gibi, özel silahl ı adamlardan oluşan alaylar ve silahs ı z bir çoğunluk yoktur. Yani düzenli ordu ve polis lağvedilmeli. Bütün çalı şan insanlar İsviçre'de olduğu gibi, ya da ilk İslam döneminde olduğu gibi, silahl ı olmal ı .

Biat mı dediniz yani o zamana göre bir tür seçim. O halde silahlı ezilenler kendi yöneticilerini kendi seçmeli, tayinlerle oluşan bütün memurluklar iptal edilmeli.

Kad ı nlar o dönemde erkeklerin yanında savaşa gidiyorlardı . Bütün alanlarda kadı nlar erkeklerle eşit olmal ı .

İlk dönem İslam’ ı pek öyle özel mülkiyet takmı yordu. Osmanl ı lar bilinir, o çağ ı n en büyük zenginlik kaynağ ı olan toprak üzerinde özel mülkiyeti tanı mı yor ve kabul etmiyordu. O Fatih Sultan Mehmet Han'dan söz edenler. Ayasofya yerine niye bunu problem etmezler?

İlk halifelerin kı t kanaatkârlı ğ ı anlatıl ı r. O halde, Paris komünarlar ı nı n şu ilkeleri de İslam’ ı n ilkeleri kabul edilebilir: Bütün memurları n maaş ı ortalama işçi ücretinden yüksek olmamal ı d ı r.

Daha böyle nice talep sı ralanabilir.

Böyle bir Sünni’ye karş ı en büyük düşman yine sözüm ona politik İslam olacaktı r.

Ve bu Sünni, dostunu işçiler, Kürtler, Aleviler ve gerçekten inanmı ş ve yoksul Sünniler aras ı nda bulacaktı r.

Tarih, S ı n ı flar, Uluslar, Dinler, Eklektisizm ve Politika

(Say ı n A. Rı za Sakl ı'ya Cevap Biçiminde bir Tarih ve Toplum Anlayı ş ın ı n Aç ı klamas ı )

Say ı n A.R. Sakl ı , Alevilik üzerine yazdı ğ ı mı z yaz ı ya olgular ve ç ı karsamalar düzeyinde bir eleştiri yoluna girmeyip, yaklaşı mı mı z ı metodolojik olarak ele alan, dolayı s ı yla "metodolojik olarak yanl ışsa içeriği de yanlışt ır" diyen bir yöntemle çürütmeyi denedi. Elbette bu metot çok verimli olabilir bir tartışmada; olgular ve olgulardan yapı lan ç ı karsamalar konusunda bir sorun yoksa. Ayr ı nt ılarda uğraşmaktansa temel sorunlara yönelmek doğrudur. Ne var ki, ayr ı nt ı lar arası nda boğulmaktan çekinmek başkadı r, olguları ve olgulara dayanan ç ı karsamalar ı tart ı