You are on page 1of 1

Ruh! Demek istiyorum.

Her an her daim dediğim, hep ısrar ettiğim ve hep
savunduğum; bu görünürde kısa, özde devasa kelimeyi anarak başlamak
istiyorum milyon kez yaptığım gibi.
Ruh, efendim ben demesem dahi bilirsiniz ki bir hayli karmaşık bir yapıdır. İlkin
göremezsin insanda ruhu. Seversin, o kişideki ruhu görmeye çalışırsın, uğraşırsın,
her kulaçta daha derine inersin, diplere ulaşırsın, avuç dolusu aldığın kumu
nefesin bitmeden su üstüne çıkarmaya çabalar ve nihayetinde çıkarsın. Çıkarsın
çıkmasına, da.
Diplerde bin bir emek ulaşıp avuç içlerine emanet ettiğin o kumların ufacık bir
kısmı kalmıştır suyun üstünde çünkü ne onca kumu bozulmadan, aynı şekilde
tutmaya gücün vardır ne de suyun akıp onları götürmesine engel olabilecek bir
çözümün.
Diyeceğim o ki, su akar. Su sen istemesen de akacaktır, kendi yolunu çizip
bildiğini okuyacaktır.
İnsanlar var, insanlar yok. Akıllarına danışıp kalplerine indiğimiz, derinliklerine
hapsolduk sandığımız o insanlar birkaç anıda yaşayıp tek fotoğrafla yüzleri
güldürmeye mahkumdurlar.
Ruh dediğin bir düğümden ibarettir, aşk dediğin o düğüme düğüm katmaktır.
Bundan böyle girmesin kimse sularıma, derin bu sular, buralar aşar gücü
olmayanları. Verdiği sözlerde boğulur çırpınır yürekleriniz gelirseniz, bundan böyle
benden ne dalgasız deniz ne küreksiz kayık olur. Dinginliğimi sessizliğimi
çaresizliğimi o banklara o sokaklara bıraktım ben dolaşa dolaşa. Şimdi
konuşmuyorsam saygımdan,
Fakat asla susuzluktan değil.