You are on page 1of 3

Sevginin Gül Kokusu − Gülsüm Güven

——————————————————————
SEVGİNİN GÜL KOKUSU

Gülsüm Güven

20 Ocak 2001

Yaşlı kadın "Neden sanki Hayatıma giren tüm insanlar bende bu kadar derin izler bıraktı?" diye fısıldadı,
başını yasladığı buğulu cama doğru.

Gençliğinde yaptığı çılgınlıları düşündü. İşe yaramış mıydı? Belki.. "Yine dönsem, yine yapar mıydım
acaba? " diye sordu kendine... Yapardı. Yine yapardı aynılarını. Deli dolu aşklar yaşamıştı. Yüreğini ilk
fetheden erkek on yedisinde girmişti hayatına. Çok hoş bir çocuktu. Uzunca boylu, masum yeşil bakışlı,
sıcacık elleri olan şirin mi şirin bir çocuktu. Ne büyük bir sevgi göstermiş, daha da ötesi inanılmaz bir değer
vermişti ona. Öğrenciydi daha. Yoksul bir ailenin ikisi kız, dört çocuğundan biriydi. Yoksulluğu
umursamadan, ne yapar eder sevdiğini asla belediye otobüslerine bindirmez ve ucuz yerlere götürmezdi. Ne
hoş bir insandı o.

"Sonra" diye düşündü yaşlı kadın" ben üniversiteyi kazanıp yepyeni bir dünyaya adım attım.Farklı bir kent,
rengarenk bir yaşam biçimi, çevremde dolaşan onlarca yakışıklı.. Onun etkisinden kurtulmama yetti de arttı.
Onu terkettim. Hem de hiç gözünün yaşına bakmadan. Hatta üzülüp üzülmediğini bile bilmeden." Kırk yıl
geçmişti aradan ve onu bir daha hiç görmemişti. Yaşıyor muydu acaba?

Üniversitenin ilk yılıydı. O lunapark benzeri cıvıl cıvıl dünyada başına gelebilecek binbir türlü tehlikeden
habersiz, yurtta kalan diğer kızlar kadar yalnız olmayı, özgür olmayı istedi. Ama pek uzun sürmedi bu
özgürlük. Üst sınıflardan yaşı otuza ulaşmış, baba parasıyla hayat tüketen bir adamın oltasına kolayca
yakalandı. Yine deli sevdalara uçtu yüreği. Yine doludizgin sevdi onu. Bir çok genç kızın hayatına girip çıkan
bu adama, hayli karaktersiz olmasına karşın, tutulmasının nedeni o kadar açıktı ki.. Ona hükmetmiş, onu çekip
çevirmiş, tüm sorumluluğunu üstlenmişti. Olağanüstü bir şefkat görüyordu ondan. Ve kendini güvende
hissediyordu.

"İlk terkedilişi onda yaşadım. Doğrusu o denli acı çekmiştim ki.. Dayanılmaz kabuslar içindeydim. Etme
bulma dünyası. O yeşil bakışlı şirin insanın ahı bir biçimde çıkacaktı. Çıkmalıydı" diye geçirdi içinden. Ve
sonrasını düşünüp muzipçe gülümsedi. Boşuna "Çivi çiviyi söker" dememişler. "Bu acı da fazla uzun sürmedi.
Bir ilkbahar sabahı, evlenip yıllarımı aynı yastığa baş koyacağım insanı gördüğüm an gerçek sevdayı
tanımıştım. İşte o inanılmaz çılgın aşkı belki de hiç tüketmeden neredeyse çeyrek asır yaşattım içimde. O çok
özel bir insandı. Hala da yüreğimin en derin güzelliklerinde yaşar. Çok zor, çok karmaşık ve fırtınalarla dolu
bir birliktelikti onunla yaşadığım. Ama tüm ilişkiler gibi bu da yıprandı. Ve hatta kendi ellerimizle ölüme
yolladık yaşadığımız tüm güzellikleri. Hiç birimiz diğerinden daha az sorumlu değildik yaşanan sondan. Belki
de ömrümün en büyük pişmanlığıdır o."

Geçmiş gözlerinin önünden hızla gelip geçiyordu. Yaşadığı bu koskoca ömrü sorgular gibi bir hali vardı.
Olması gerektiği gibi miydi? Doğru mu yaşamıştı hayatı. Becerikliydi. Ellerini her alanda kolayca
kullanabiliyordu. İğneden, fırçaya, müzik aletlerinden tamir aletlerine kadar eline ne aldıysa kendi başına
öğrenebilmiş ve kendine yetecek kadar kullanmıştı herşeyi. Yazarak bir çok insandan daha iyi anlatabiliyordu
istediklerini. Hayli lirik hoş bir sesi vardı. Güçlüydü belleği gençlik yıllarında. Yarışmayı severdi oldum olası.
Yarışacak hiçbir ortam yoksa bile kendisi ile yarışırdı. Anları dolu dolu yaşadı içinkileri asla gizlemeden. Ne
gözyaşını ne kahkahasını hatta ne de öfkesini susturmadı hiç. Denemedi bile. "Saydam yaşadım ben" diyerek

1
gülümsedi Oysa dolu dolu yaşadıklarını bir kefeye koyup tartsa kaç gram gelirdi acaba? Ne bırakıyordu
ardından şimdi. Becerilerinin hiç birini değerlendirmemiş, yalnızca kendisine yetecek kadar kullanmıştı
yeteneklerini. İyi bir müzisyen, iyi bir ressam, iyi bir modacı ya da edebiyatçı olabilirdi. Oysa hiçbir şeyde
"İyi" olamadı. Ne mesleğinde, ne eş, ne de anneliğinde..

Yaklaştı.. Artık çok yaklaştı finiş çizgisi. Yarışı sonlarda bitirmek için miydi bunca çaba? Nerede hata
yaptığını düşünmek neye yarar ki..? Hangisi düzeltilebilir? Yine buruk, yine telaşsız ve sabit bir gülümseme
yayıldı yüzüne " Ben çok iyi HİÇBİR ŞEY oldum" dedi. En iyi yaptığım şey ‘hiçbir şey’ olmaktı.

Oysa neler yapılabilirdi şimdi kıpkısa kalan koca ömürde. Her zaman ki alışkanlığıyla sol elindeki incecik
gümüş yüzüğü çevirip duruyordu. Ondokuz yıl önceydi. Apansızın girmişti hayatına ve takıp yüzüğü, yine
birdenbire kaybolmuştu. O yaşlarında kendini ‘yaşı geçmişler’ arasında saymış olduğuna da gülümsedi.
Yaşadığı en hoyrat, en fırtınalı aşkı bu yüzüğün sahibine duymuştu. İlk zamanlar içindeki taşkın duygularla
başedememişti. Çılgın gibiydi. İhmal edildiğini, önemsenmediğini hissediyor ve bu korkularla sevdiği insanı
hırpalıyordu durmadan. İlişkinin saygınlığı kaybolmuş, kışkırtanın ve kışkırtılanın kim olduğu, bu şiddetli
kavgayı kimin başlattığı bilinemez hale gelmiş, zaman zaman telefonlarda yapılan karşılıklı tartışmalar
hakaret boyutlarına ulaşmıştı. Aşık olduğu insana hayatı boyunca içinden geçirmeye bile utandığı sözcükleri
söylemişti. Ve sonunda bu aşkı yaşamaması gerektiğine inandı. Bunu yüreğine kabul ettiremese bile, onunla
bir daha görüşmemeyi başarabileceğini biliyordu. Belki bir gün bir başka sevgi ile karşılaşıp bu fırtınadan da
kurtulabilirdi. Oysa bu kez başkaydı. Bu kez asla unutamayacaktı. Yüreğinde sımsıkı sakladığı, dahası
efsaneleştirdiği tek aşktı bu.

Yavaşça yazı masasının başına yürüdü. Üzerinde "CANIMSIN" yazan dosyayı açtı. Gelen mektuplar içinden
birini seçti. "Ama, canımcım" diye başlıyordu bir çok mektubunda ki gibi...Ondan gelen bütün mektupları
neredeyse ezberlemişti zaten.. Bu mektupta da unutamadığı ; "Canım, yazma böyle şeyler ya... Kıyamam
sana. Canımsın, iyisin. Gözyaşı dökmüşsün belli.İçin üşümüş.Ne yapabilirim acaba senin için, bir
bilebilsem?"diyen sevgi dolu sözlerdi

Yeniden yeniden okudu. Hep iki dudağının arasında sıkışmış, çığlık dolu, sessiz bir aşkı ondokuz yıldır
yaşıyor olmanın mantığı var mıydı? Umudunu hiç kesmeden, bir gün yeniden ellerine dokunacağına
inanmıştı. Ama ne yazık ki öldüğünden bile çok geç haberi oldu. Sadece, o günlerde ateşte dolaşır gibiydi
bedeni. Rüyalarında hep kendisini çağırıyordu. Bütün canlılığıyla, bütün hatlarıyla gülümseyen yüzünü
görüyordu düşlerinde. Her uyanışında bir ölüm sessizliği kaplıyordu yüreğini. Aslında anlamıştı onu
kaybettiğini ama gerçekle yüz yüze gelmek istemiyordu.

Bir küçük araştırma yapsa, bir iki yere telefon etse sevdiği insanın nerede olduğunu kolayca bulabilirdi. Ama
durmadan erteliyor ve hissettiği gerçeği öğrenmekten sürekli kaçıyordu. Sonunda cesaretini toplayıp ölüm
ayrılığının acısıyla yüzleştiğinde içinde karşı konmaz bir itiliş hissetti. İstanbul’a gitmeliydi.

İstanbul

Dışarıda deli bir Temmuz sıcağı vardı.Tıpkı onu tanıdığı günkü gibi.Tiyatro salonunun boş ve tozlu
koltuklarından birine oturdu. Kulaklarında sadece kendisinin duyduğu bir müzik vardı. Ay ışığı sonatı.
Sahnede, hiç ama hiç oynarken görmediği sevgilisi son oyununu oynuyordu. Oysa tiyatronun yeşil kadife
perdesi sımsıkı kapalıydı.

Tek kişilik son oyundu bu, sadece yaşlı kadın için oynanan. Ve yazılan ilk, ama okunan son şiir sevdalıya....

Salaş akşamların yeni yetme sevdalarında bir akrep çığlığı Uzaklara üflenmiş mısralar yarım , yarı çıplak
soluklar Martı beyazlarında, yukarıya doğru akan bir yokoluş çılgınlığı Sabahlarım yarım.

Yarınlarımda, dünlerimde cam bulanık çalmakta neyler efkârı Felekten çalınan bir avuç sevdanın sarhoş

2
bakışlarında boşluklar Bir iç kanama ölümcül, elde var sıfır, birde küskünlüklerin kârı. Anlarım yarım.

Basamaklarda sürünen yırtık şehirler ayaklarıma dolanıyor Terelelli ağarışlar yapış yapış saçlarımda,
saçlarım birazda ahlaksız Alakasız heceler cümlelerime tırmanıp mânâları karalıyor Anlamlarım yarım.

Bir akrep çığlığının yankısı sersem gecelerde hiç gereksiz. Ödlek başkaldırışlar volta atmakta paslı
karolarında yılların Günahlara susmuş sesler, gümüş gülümsemeler öylesi yüreksiz Yıllarım yarım.

Oysa. bir tutam martı sesi, hasrete mahkum ruhuma nasıl da iyi gelecek Hasretin haritası yok, ne de hayatın
pusulası ya da aşkın rotası Bir tek çaresi var uzak bekleyişlerin, hırçın saatlere inat sevdam gelecek. Onsuz
anlarım, anlamlarım, yıllarım yarım.

Kaç dakika oturdu orada, ya da kaç saat, belki de gün... bilmiyordu yaşlı kadın. Şiir bitti.. müzik sustu. Bir
acı çığlık, bir kocaman pişmanlık yankılandı tiyatronun duvarlarında.

Yerinden yavaşça kalktı.. ağır adımlarla sahneye doğru yürüdü. Elindeki iri beyaz gülü uzattı sevdiğine.
Elleri dokundu bir kez daha eline. Bir küçük ama deli öpücük aldı dudaklarından son kez. Sonra bedeni ve
adımları hiç yokmuşçasına, sessizliği sarsmadan döndü ve bir gölge gibi terketti salonu..

Tiyatronun bekçisi, yaşlı kadını bulduğunda beyaz gül hayli solmuştu ama sevginin gül kokusu tüm salonu
kaplamıştı.

Gülsüm Güven.
20 Ocak 2001

Kaynak:
http://ekitap.kolayweb.com/
ekitap@kolaymail.com