You are on page 1of 7

Bir vakitler Hindistan dan kaynaklandýðý ve Ýran noktasýnda yoðun olarak tasavvuf

hareketlerinin þekillendiði hatta Ýran edebiyatýnýn en parlak dönemini tasavvufi


düþünceye borçlu olduðu bilindiði halde bilhassa 16. asýrda Safevi hakimiyetind
en ve Þii caferiliðin resmen din olarak ilan edilmesinden sonra Ýran kýtasýnda i
nsanlarýn tasavvufi düþünceyi, hele tarikatlarý izlemediði görülmüþtür.

Tarikatlar Selçuklu ve Osmanlý Türkiyesi ne özgün düþünce ve inanç hareketleridir.


Eski devirde, yani Selçuki devirlerde ve bilhassa Selçuki sonrasý, Ýran ve Anad
olu Beylikler döneminde bilhassa Akkoyunlular ve Karakoyunlular zamanýnda birtak
ým dergahlara ve tasavvufi merkezlere soyurgal dediðimiz, bir nevi vergiden muafiy
et beratý verildiði görülürse, ki bu doðrudan doðruya tarikatlarýn ve dergahlarý
n, devletin politikasý, asayiþ ve cemiyet düzeninin devamý konusunda bir desteði
olduðunu gösterir.
Osmanlý toplumunda dergah, ulema ve þeyh bir üçgen teþkil eder. Bunlarýn arasýnd
a her zaman bir armoni, bir uyum yoktur ama bir denge olduðu açýktýr.Þurasý bir
gerçektir, Bursa Osmanlý nýn merkezidir ve Bursa da yoðun bir tasavvufi düþünce ve t
arikat vardýr. Bu tarikatlarýn baþýnda Buhara den gelen Emir Sultaný görürüz. Hala
bugün bile ziyaret edilen ve Osmanlý Devleti nin kuruluþ aþamasýnda rolü olan din
büyüklerindendir. Aslýnda Osmanlý ülkesinin adým adým fethinde bir nevi belgele
me tarikat büyüklerinin, evliyanýn mezarlarý, dergahlarýyla kendini göstermekted
ir.
Þurasý bir gerçektir, medrese ve dergah arasýnda yani meþayih ve ulema arasýnda
gerilim de eksik deðildir. Nitekim 16. asýrda Çivizade Muhiddin tarikatlara olan
düþmanlýðýyla tanýnýr. Hatta o kadar ki, Kanuni Sultan Süleyman bile onun bu aþ
ýrý davranýþýndan dolayý kendisini þeyhülislamlýktan azletmiþtir; baþkent müftül
üðünden daha doðrusu. Ebu Suud Efendi nin tarikatlar konusundaki tutumunu tespit e
tmek güçtür. Taraftar mýdýr, sempati duyar mý, yoksa karþý mýdýr? Herhalde denge
li hukukçu kiþiliðiyle bu gibi problemi büyütmekten çekinmiþtir. 17. asýrda bilh
assa Vani Mehmet Efendi ki, Haceyi Sultani yani tuteur imperial gibi yüksek rütbey
e ulaþan birinin dahi tarikatlar hakkýnda iyi fikirleri olmadýðý bellidir. Ýþ de
vam eder gider.
19. asýrda ünlü hukukçu, ünlü tarihçi ve hiç þüphesiz ki Osmanlý medreselerinin
son güneþi Ahmet Cevdet Paþa tarikatlar için ne diyordu? Hiç de öyle çok yücelti
ci bir tavýr yoktur. Hatta burada çaðdaþ insana bir yaklaþým vardýr.
Bugün bile devir tarikat deðil, hakikat devridir diyenler vardýr. Oysa Osmanlý t
oplumunda tarikat, dergah ve tasavvufi düþüncenin her zaman önemli bir rolü olmu
þtur. Ýnsanlar oraya devam ederler. 600 bin nüfuslu Ýstanbul da, 300 ü aþkýn dergah
olduðunu pekala bazý tarikat, tekaye mecmualarýndan biliyoruz. Bunlardan Mehmet
Serhan Tahþi bir tanesini yayýnlamýþtýr. Diðerleri de, hiç þüphesiz ki Mustafa K
ara dýr. Mustafa Kara üstadýmýzla tarikatlar üzerinde konuþmak istiyoruz. Ve kendi
leriyle bugün hem bu üst konudaki yazýlmýþ kitaplar, hem muhtelif sorunlar, hem
Osmanlý toplumunda tarikatin rolü nedir ben umuyorum ki aydýnlatýcý bilgiler eld
e edebileceðiz.
ÝLBER ORTAYLI: Þimdi çok enteresan bir þey. Bildiðimiz tarihi kayýtlar ve bilgim
iz içinde tarikat geleneði içerisinde, Bursa da Emir Sultan, Buhara kaynaðý Nakþib
endiliði ni, Emir Sultan hayata hakim olmuþ, hükümdara hakim olmuþ, I. Bayezid e. Ço
k ilginç bir þey bu. Bu devam ediyor. Bakýyorsunuz bütün hükümdarlar hatta bizim
en sofu bilmemiz gereken II. Bayezid, onun oðlu bütün orta Þark ýn fatihi Yavuz S
ultan Selim Han bile ehli tarik. Padiþahlar bir iki böyle, hem Nakþibendi hem Me
vlevi, adeta Þeyh Türlü gibi birkaç þeyhe baðlý, ki çok normal bir þey bu.
MUSTAFA KARA: Devlet baþkaný için normal bir þey.
ÝLBER ORTAYLI: Sonra efendim, þeyler var mesela. Besleniyor tarikatlar. Dergahla
r besleniyor. Hep devam ediyor bu. Mesela ben 19. asýrda ilginç bir kayýt biliyo
rum. Ne yaptýlar? Üsküdar daki bir þeyh vefat etti yerine þeyh tayin etmek için oð
lunu buldular. Oðlu memurdu, genç yaþta emekli tayin ettiler onu padiþah iradesi
yle. Bunlar oluyor. Ama öbür taraftan da , bir tarikat ehli Kýrým Muharebesi sýr
asýnda bayrak açýp gönüllü topluyor diye yasak ediliyor. O kadar deðil, aslý ask
er þubesi. Bunlar çok ilginç þeyler. Acaba bunlarýn üzerinde durabilir miyiz?
MUSTAFA KARA: Osmanlý Tarihi boyunca Tasavvuf çok renkli bir alan.
ÝLBER ORTAYLI: Evet
MUSTAFA KARA: Özellikle derviþlerle saray erbabýnýn iliþkileri de oldukça renkli
. Ýsterseniz, Emir Sultan la baþladýnýz, oradan baþlayalým. Emir Sultan gerçekten
Buhara, Bursa, Bosna hattýnýn çok merkezi bir yerinde durmaktadýr. Tabi Emir Sul
tan ýn Buharalý oluþu bir tarafa, Emir Sultan ýn seyyid oluþu da çok önemlidir Osman
lý için. Dolayýsýyla peygamberimizin torunu oluþu ve sadece Buhara ile Bursa deð
il, Buhara, Rauza ve Bursa yý birleþtiren bir üçgenin ortasýndadýr. Gerçekten Fati
h baþta olmak üzere birçok Osmanlý Sultaný Emir Sultan Külliyesi ne vakýflar baðla
mýþ, maddi imkanlar vermiþ ve adeta bu birinci baþkentin gerçekten gönül sultaný
olmuþ. Daha sonraki yüzyýllarda ifade buyurduðunuz gibi, dergahlarla saray aras
ýndaki iliþki genel hatlarýyla müsbettir. Genel hatlarýyla iliþkiler iyidir ve s
ultanlar teknik olarak A tarikatýna, B tarikatýna mensup bir mürid bir derviþ de
ðildir. Ama devlet baþkaný olarak bütün tarikatlara belli bir yakýnlýktan bakan
yöneticidirler. Bütün genel olay, bu sultanlara þu gözle bakýlabilir.
ÝLBER ORTAYLI: Bektaþiliðin durumu ne oluyor mesela? O enteresan.
MUSTAFA KARA: Ama esas olan, devletin özellikle bu yeniçerilikle çok sýký fýký o
luþu sebebiyle. Devletin Bektaþilikle 1826 ya kadar büyük bir derdi yok. 1826 da bu
yeniçerilerle çok içli dýþlý olduðu için devlet þunu görüyor. Bektaþiliði yasakl
amadan Bektaþiliðin hesabýný görmek kolay olmayacak. O kadar iç içedir bunlar. D
olayýsýyla devlet, yeniçerilikle birlikte bektaþiliðin de hesabýný görüyor.
ÝLBER ORTAYLI: Yani dergahýn etrafla kurduðu baðlantý, dedikodu, deðerlendirme,
kanaat önderleri olmalarý çok önemli tabii.
MUSTAFA KARA: Özellikle Yeniçerilerle o kadar güçlü bir bað kuruyor ki; ama onun
dýþýnda devletin çok farklý muamele ettiði bir tarikat yoktur. Aslýnda Tanzimat t
an sonra da olmamýþtýr. Devletin gidiþatýna tavýr koyanlarý da her zaman hesaba
çekmiþtir.
ÝLBER ORTAYLI: Tabii, ama onlar da mesela, daha enteresan bir þey, o da çok çýkm
ýyor. Demin dediðimiz Ýsmaili Maþuki dýþýnda. Yani bir sürü mesela kadýzadeliler
var deðil mi? Üstüvani onlardan. Bunlar dert hükümetin baþýna. Fatih Camii Vaka
sý mesela, Üstüvani takýmýný sürdüler Kýbrýs a. Bu gibi þeyler çok görülmüyor. Dem
ek ki tarikatlar hakikaten Osmanlý toplumunda kendi kabuklarý içinde ve siyasete
de gerçekten çok katýlmýyorlar. Onlardan bekleneni yerine getiriyorlar.
MUSTAFA KARA: Yaptýklarý iþ tabi toplumun ahlak eðitimi, toplumun...
ÝLBER ORTAYLI: Önemli. Herkes geliyor.
MUSTAFA KARA: Ýnsanlarýn gönül dünyalarýna ufuklar veriyorlar. Derinlik kazandýr
ýyorlar.
ÝLBER ORTAYLI: En azýndan zapt-ü rabt altýna alýyorlar. Sokaktan insanlar içerid
e o sayede. Çok enteresan mesela deðil mi? Þurada bir Kont Ostrorog vardý 19. yy d
a. Tamamen yani Osmanlý Ýmparatorluðu nun mali kontrolü dolayýsýyla burada bulunan
beynelmilel bir uzman. Polonya asýllý. O kadar intibak etti ki o dahi oðlunu Me
vlevi dergahýna götürdü. Çok enteresan, Mevlevi yaptý oðlunu bir yerde. Herkes y
ani bütün aristokrasi ayný þeyi yapýyor ama bu bir görünüþ tabii.
MUSTAFA KARA: Siyasi mekanizma ile, saygýdeðer Hocam, dergâhlar arasýnda bu yaký
nlýðýn bir baþka sebebi de dergahlar bir kültür merkezi. Yani bu devletin birinc
i sýnýf þairleri bu dergahlarda yetiþiyor. Bu devletin birinci sýnýf bestekârlar
ý bu dergahlarda yetiþiyor.
ÝLBER ORTAYLI: Evet.
MUSTAFA KARA: Bu devletin birinci sýnýf hattatlarý bu dergâhlarda yetiþiyor. Dol
ayýsýyla devletin kültür merkezi olma hürriyeti de var. Bunlar sýradan bir kurum
deðildir. Devletin çok önemli bir damarýdýr.
ÝLBER ORTAYLI: Geçmiþte. 19, 20 artýk orda da bir çöküntü var herhalde.
MUSTAFA KARA: Þüphesiz. Devletlerin kurumlarý kuruluþta nasýl bir coþku yaþarsa
...
ÝLBER ORTAYLI: Yani mesela bir tipi var, bir þeyh tipi var. Bu böyle, zaman zama
n deli dolu çýkan, tok sözlü çýkan devlet büyüklerini bile zemmeden icabýnda vey
a
MUSTAFA KARA: Muhalif tipler var.
ÝLBER ORTAYLI: Ama öbür tarafta da gerçek bir mualleme deðil bu. Hani anlatýr ya
Abdülbaki Gölpýnarlý Hoca kendi kitabýnda. Abdüllah-i Berki Hazretlerini Adile
Sultan görüyor. Adile Sultan ýn kiþiliði mühim çünkü II. Mahmut un en büyük çocuðu.
Yani sýk sýk Abdülmecit ve Abdülaziz e dahi, en uzun o yaþadý, erkek olsaydým ben
padiþah olacaktým. Ama çok kültürlü, dil bilen ...
MUSTAFA KARA: Divan sahibi
ÝLBER ORTAYLI: Çok iyi þaire, mûsikîden anlýyor. Kandilli Kýz Lisesi de bugün bi
liyorsunuz aslýnda onun sarayý. En önemli prenses sarayý da o. O, intisab etmek
istedi Þeyh e gittiði zaman böyle mutantan bir þekilde saray arabasýyla , halayýkl
arýyla kabul edilmedi. Ne zamanki bunu anladý, basit bir halk kadýný kýyafetiyle
feracesini kuþanýp gitti. Kapýlardan karþýlandý ve Þeyh Efendi ne dedi kendisin
e: Adile Sultan olarak giremezsin buraya, Adile Haným olursan kapýlarda karþýlar
ýz. Çok önemli, böyle bir çýkýþ yapýyor. Bu tabi kimseyi çok rahatsýz etmez. Siyas
i bir ayaklanma deðil, saraya karþý bir tavýr deðil. Halkýn dilinde kulaktan kul
aða bugüne kadar gelmiþ.
MUSTAFA KARA: Adile Sultan saraya mensup olup divaný olan tek kadýn. Divanýnda b
izim tasavvuf kültürüyle ilgili çok ilginç bir þey yapýyor Hocam. Diðer tekke þa
irlerinde bu yoktur. 12 büyük tarikat var. 12 büyük tarikatýn pirlerine ayrý ayr
ý þiirler yazýyor. Gerçekten tasavvuf kültürüyle iç içe olan bir kadýn.
ÝLBER ORTAYLI: Hanedanýn büyük halasý. Fevkalade marifetli biri. Yani 19. asýrda
ki prenses tipini de o çizdi tabi. Hem alaturka kültür var, hem alafranga kültür
var. Hem emansipe, yani kiþilik var. Çünkü yaþayan padiþahlarýn, Sultan Murat,
Sultan Abdülhamit, Sultan Reþat ve Sultan Vahdettin in nesi oluyor, halasý, her ik
i taraftan da halasý. Bunlarýn bazýlarýnýn saltanatýný göremedi ama her ikisinin
de halasýydý.
MUSTAFA KARA: Dolayýsýyla Hocam, bu tip insanlarla, saray ehliyle dergâh mensupl
arý arasýnda bir sevgi, muhabbet baðý oluþuyor.
ÝLBER ORTAYLI: Þeyi düþünüyorum. Genç Sultan Ahmet, I.Ahmet, kaç yaþýnda öldü, 2
3 yaþýnda öldü. Adam akýllý genç, bugün Amerikalýlarýn teenager dediði yani þabb
-ý emred yaþta, genç de bir þeyi var bunun, sevdiði, Kösem Sultan. En mutlu döne
mleri. Devamlý karþýda Üsküdar dalar. Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri ni ziyaret ediyo
rlar. Ve orada tabi bir nasihat, bir telkin alýyorlar. Siz o dergâhýn kazandýðý
otoriteyi düþünün etrafta. Çok tabi bu bir görünüm. Zannediyorum orta þark tarih
inde, bütün Ýslam tarihinde bunun benzeri manzara az. Ýstisnai olarak bazý hüküm
darlarýn var böyle yaklaþýmý; Hindde falan, Humayun un falan. Osmanlý da da bu müess
eseleþmiþ. Hepsi yapýyor bunu.
MUSTAFA KARA: Ve bir de altý asra yayýlmasý var. Babür Þah da da var bu. Fakat ö
mürleri kýsa. Fakat Osmanlý ...
ÝLBER ORTAYLI: Babür Þah ýn yok böyle tasavvufla baðý.
MUSTAFA KARA: Bir muhabbeti var. Mesela Ubeydullah Ahrar ýn bir kitabýný tercüme e
diyor. Osmanlýlar da bu altý asýr oluþu istisnai dir. Ve bu altý asýr boyunca, Þey
h Edeb Ali den Vahdettin e kadar bütün padiþahlarýn böyle bir muhabbeti var. Bu, top
lumun tasavvuf kültürü, vazgeçilmez bir kültürüdür çünkü ilim, irfan ve sanatý t
emsil ediyor ayný zamanda.
ÝLBER ORTAYLI: Ayný zamanda itidal cemiyette, itidal çok önemli, o saðlanýyor.
ÝLBER ORTAYLI:Þimdi biz geldik 19. asýra. Bektaþilik telvin edildi. Ama yeniden
dirildi tabi. Nakþibendilik var. Hükümete çok yakýn. Kayyum durumda adeta. Mevle
vilik hep devam ediyor, o böyle bir entelektüel tarikat adeta. Onun devamý enter
esan. Ecnebilerin bile hayran olduðu ve zaten yapý itibariyle gayrimüslim muhibl
er de var, derviþler de var.
MUSTAFA KARA: Bektaþilik te de var.
ÝLBER ORTAYLI: Bektaþilikte zaten var. Bunlarda böyle bir ecnebi çekme hassasý v
ar. Hatýrlýyorum, Ýsveç in son zaman elçilerinden birisi kendi çok anlattýðý için
söylüyorum, Erik Cornell, Hacýbektaþ ta Pîr Evi ne gitti. Çilehaneye çýktý. Onu derh
al orada benimsediler. O da ondan sonra hayran oldu o takýma. Adeta bir causa ho
noris üye gibi oldu.
MUSTAFA KARA: Gönül iþi diyorlar ya..
ÝLBER ORTAYLI: Bu ne kadar böyle kolay, sarýyor insanlarý. Ve çok tuhaf. Ondan s
onra, en ilginç tarafý, o dergâhlarda kimin neyi ne kadar aldýðý, tasavvufi düþü
nceyi benimsediði de mühim deðil. Kimi neyzen oluyor, kimi neyzeni dinliyor. Kim
i hattat veya müzehhip oluyor ve yahut onlarý seyrediyor. Sanata ilgi duymayý öð
reniyor. Belli ki, Ýstanbul halký, Bursa halký devam etmiþ gitmiþ.
Þimdi ikinci bir safhaya geldik. O çok önemli. 15. asýrda iki tane fütuhat var B
alkanlar da. Bosna ve Arnavutluk. Bu Arnavutluk süratle, Bosna daha yavaþ, Ýslamla
þtý. Yüzde yüz deðil tabi. Þimdi burada baktýðýnýz zaman, Bosna da Bektaþilik yok.
Kim geliyor, Kadiri geliyor. Kim geliyor, Mevlevi tabi baþta. Nakþî de var, Hal
vetî de var. Þimdi Kýrým a bakýyorsun, Osmanlý ülkesiyle 13. asýrdan itibaren zate
n Ýslamlaþma da oluyor Selçukiler devrinde. Yalnýz Memluklarýn da etkisi var ord
aki Ýslamlaþma da. Buna raðmen, orada tarikatlar deyince mesela Bektaþiliði görmüy
oruz. Kadirilik görüyoruz. Mevlevilik görüyoruz. Biraz deðil asýl Mevlevilik. Ve
Nakþilik bile var. Bu niye böyle? Niye mesala Arnavutluk ta bir sürü Bektaþi var.
Niçin 17.asýrda Girit alýnmýþ bir sürü Bektaþi ve Alevi dedesi var. Ýkisi biraz
farklýdýr.
MUSTAFA KARA: Evet ton farký var.
ÝLBER ORTAYLI: Niye orda onlar var da, mesela Mevleviliði ta 19.asýrda Sultan Ab
dülhamit Aydýn Mevlevihanesi ni görevlendirmiþ. Böylelikle Kandiya da kurulmuþ bu il
k dergâh. Niye öyle, bunun bilmek lazým.
MUSTAFA KARA: Þöyle bir durum var Hocam. Bu sadece Osmanlýlar a has bir þey deðil.
Tarikatlarýn tarihleri farklý olduðu gibi coðrafyalarý da farklý oluyor. Yani b
izim Osmanlý da mesela çok yaygýn olan bir tarikat, Türkistan da olmuyor. Mesela Kuz
ey Afrika nýn en yaygýn tarikatý Þazeviye tarikatýdýr. Osmanlý da yok.
ÝLBER ORTAYLI: Evet. Ticanilik yahut. Bize çok geç geldi. Ama ticanilik benim bi
ldiðim 19.yy da bile yok Türkiye de. 20. asýrda Dr. Pilavoðlu getiriyor ilk defa.
MUSTAFA KARA: Mevlana Celaleddin-i Rumi biliyorsunuz Afganistanlý dýr ama Afganist
an da Mevlevilik yoktur.
ÝLBER ORTAYLI: Ama zaten o zaman böyle bir þey kurulamaz ki. Oðluyla çýktý bu de
ðil mi?
MUSTAFA KARA: Çýktý da..
ÝLBER ORTAYLI: Kendi de tutunamadý.
MUSTAFA KARA: Konya dan yayýldý ya Bosna ya gidiyor ama Afganistan a gidemiyor. Niçin?
Burada enteresan manevi þeyler var, sebepler var. Ýnsanlarýn fýtratlarýyla ilgi
li, bu tarikat mensuplarýnýn gayretleriyle ilgili, çok sebepli bir þey. Ýnsan ps
ikolojisiyle ilgili.
ÝLBER ORTAYLI: Evet mesela mederesenin tutulmasý lazým.
MUSTAFA KARA: O da sebeplerden biri olabilir. Mesela bir toplumda medrese kültür
ü çok güçlü ise, orada Bektaþilerin mesela yaygýnlaþmasý tutulmasý zordur. Nitek
im devlet 1826 da Bektaþiliði yasakladýðý zaman, Bektaþi tekkelerini Nakþibendiler
e verdi.
ÝLBER ORTAYLI: Onlarýn kayyumluðuna verdi.
MUSTAFA KARA: Onlara devretti ki onlarýn tesiri azalsýn diye.
ÝLBER ORTAYLI: Ne oldu azaldý mý? Yok.
MUSTAFA KARA: Bir müddet. 20- 30 sene sonra tekrar, ayný þey yeniden devam etti.
ÝLBER ORTAYLI: Þimdi ortada büyük bir sorun var. Medrese, yani ulema, ve dergâh
, yani meþayih ve derviþân arasýndaki gerilim. Bunlar böyle çok hazýr lop genell
emeler. Ýstisnasý olmaz olur mu. Bir sürü müderris var ki birinci sýnýf mutasavv
uf. Hatta öyle müderrisan var ki þeyh. Sonra diyoruz ki Bektaþiler, Nakþiler, Me
vleviler öyleleri var ki Þeyh Türlüt deniyor, deðil mi, hem Bektaþiperest hem Me
vlevi. Bugün de böyle. Bir bakýyorsunuz cerrahiyeden. Yani buna müsait bu ortam.
Bu mecz edilebiliyor. Bunda bir ayýp yok. Bu bir oportünizm deðil. Öyle ulema ü
yesi var ki ilmiye sýnýfýndan, son derece hoþ mutsavvuflar bunlar veya ilmiyeden
ama tekkelerin o kadar da aleyhinde deðiller. Tasavvufi düþünceyse, örneðin Cev
det Paþa tipik örneði. Alakasý olmadýðý belli ama yaþayýþ itibariyla katiyen öyl
e karþý da deðil. Taraftar olaný da çok tabi. Þimdi bunu anlamak lazým. Bu çok ö
nemli bir þey. Ve 19 yy. da modernist dediðimiz bir Ýslam var. Hukuka dayalý. Ýçti
hatlara, içtihatlar arasýndaki birleþtirmelere, Cevdet Paþa onlarýn baþýnda geli
r. Ve yeni bir hayatý, modern bir dünyayý buna göre oturtan ve yorumlayan bunlar
dýþýnda. Bir de böyle Ýttihatçýlar gibi, böyle Melamilik, Bektaþilik, Mevlevili
ðe hayran Muhibban diye gazete çýkaran, ama bir yandan da anayasacýlýk, franc-maç
onnerie üyesi olan böyle bir karmaþa. Deðiþen medrese var, kendini dünyaya uydura
n tarikat ve dergâhlar var ve çökeni var. Ne diyorsunuz bu çökmeye?
MUSTAFA KARA: Bu çökmeye isterseniz sonra gelelim. Önce bu farklý anlayýþlara bi
r temas etmemiz gerekiyor saygýdeðer Hocam, bendeniz bu medrese anlayýþýyla tekk
e anlayýþýný þöyle anlýyorum.Bütün toplumlar için böyle aslýnda, sadece Ýslam to
plumlarý için deðil. Bütün toplumlar kendi mukaddes metinlerini farklý algýlýyor
. Bu, insanýn fýtratýyla ilgili. Herkes kendi mukaddes metnini bazen çok mistik
bir þekilde yorumluyor. Bazen ise çok rasyonel bir þekilde yorumluyor. Bu, Ýslam
kültürü için de söz konusudur ve tasavvuf iþte Kuran ý, Ýslam ýn klasik metinlerini
mistik yorumlara tâbi tutarak kendine bir yol bulan bir anlayýþ. Medrese ise da
ha rasyonel, daha farklý açýlardan bakan bir yolu tercih ediyor, dolayýsýyla ora
da bir çatýþma vardýr doðrudur. Sizin de ifade buyurduðunuz gibi çok genel bir ç
atýþma deðildir. Yani müderrislerin büyük bir kýsmý Cevdet Paþa gibi tasavvufa h
ürmetkârdýr, kendisi bir derviþ deðilse bile. Derviþlerin, mutasavvuflarýn bir k
ýsmý da medreseyi bitirmiþ, iþte Aziz Mahmut Hüdayi gibi, o dönemin kadýsý olmuþ
..
ÝLBER ORTAYLI: Veyahut son dönemde Bayezit Kütüphanesi nin müdürü Ýsmail Sait Efen
di gibi.
MUSTAFA KARA: Ýsmail Sencer gibi.. Yani bunlara biz bu iki ilmi biraraya getiren
büyük þahsiyetler..
ÝLBER ORTAYLI: Yani þeriat ve tarikat veya ilim ve irfan...
MUSTAFA KARA: Hepsini mecz ediyor. Þimdi çöküþe gelirsek. Çöküþte aslýnda Tanzim
at döneminde olsun, özellikle II. Meþrutiyet döneminde olsun , 1909-1919 arasýnd
a çok ciddi bir tartýþma vardýr Osmanlý kroniklerinde. Soru þu : Tekkeleri ne ya
pacaðýz? Dergâhlarý ne yapacaðýz? Tasavvufi hayat ne olacak?
Bütün mecmualarýn ana konularýndan biri budur. Buna deðiþik cevaplar veriliyor a
ma tabi ki Suficiler biraz farklý cevap veriyor, Türkçüler, Batýcýlar, Ýslamcýla
r ... Fakat hepsinin ortak bir kanaati var. Sufiler dahil hepsi þunu söylüyorlar
: Tekkelerde bir çöküþ var, gelin bunun sebeplerine bakalým ve çarelerini bulalý
m. Bu konuda hepsi ittifak halinde, bunu itiraf ediyorlar. Ve çöküþün sebeplerin
i de tartýþýyorlar gayet tabi. Öne hangisi çýkýyor? Birçok sebep var. Sufiler de d
ahil, hepsinde öne çýkan birinci sebep saygýdeðer hocam, tekke þeyhi olan insanl
arýn yetersizliði. Buradan meþhur terim ortaya çýkýyor, beþik þeyhliði . Hani beþik
ulemalýðý var ya, bu, bir dönem sonra beþik þeyhliði diye bir terimle de bizi k
arþýlaþtýrýyor. Yani Þeyh Efendi ölüyor, yerine kim geçecek?
ÝLBER ORTAYLI: Demin verdiðim örnek oðlu mutalaka.
MUSTAFA KARA: Evet tabi..
ÝLBER ORTAYLI: Ama insaný hayrete ve hayranlýða düþürenler de var. Ýþte Hüseyin
Fahrettin Dede. Sadettin Arel gibi , Rauf Yekta gibi insanlarý çekmiþ. Mûsikî bi
lgisi, Batý mûsikîsini de öyle biliyor ki, zaten onlar Almanca, Fransýzca biliyo
r. Çünkü solfej ve mûsikî ilmini takip etmenin baþka ölçüsü yok. Yani mesela þey
hlerden deðildir ama ulemadan Elmalýlý Ahmet Efendi Fransýzca yý kendi fevkalade i
yi öðrenmiþtir. Cevdet Paþa öyleydi..
MUSTAFA KARA: Bir dönem en enteresan Osmanlý son dönemde büyük insanlar var. Hem
mederese ilimlerinde, hem tasavvuf ilimlerinde hem de sanatta . Muhammed Hamdi
Yazýr ayný zamanda hattatmýþ.
ÝLBER ORTAYLI: Ben Ahmet Hamdi Yazýr dedim galiba özür dilerim.
MUSTAFA KARA: Ayný zamanda þair hocam. Bütün ilahiyatçýlar þunda ittifak, 20. yü
zyýlýn en büyük müfessiri.
ÝLBER ORTAYLI: Dirayet tefsiri yapýyor. Yeni bir yoldur.
MUSTAFA KARA: Osmanlýlarýn bu çöküþ asrýna raðmen , Osmanlýnýn son dönemlerinde
çok güçlü kafalar yetiþti.
ÝLBER ORTAYLI: Tabi medreselerin bir kýsmý çöktü, bir kýsmý yeni . Böyle þeyler
var. Hukuk takýmý kendini baþka türlü, muhakkak ki ayrý bir fasýl tartýþmak için
ilerde. Onun üzerinde duracaðýz herhalde.
Türkiye yaþayan bir toplum. Devamlý kendisini yenilemeyi biliyor. Eskiyen þeyi d
eðiþtirmeyi biliyor. devam ediyor tarih yolunda.
MUSTAFA KARA: Tarihi tecrübesi var.
ÝLBER ORTAYLI: Yani düþünce ve inanç dünyasý da bunun pek dýþýnda deðil. Öyle ol
duðu anlaþýlýyor.