You are on page 1of 78

BEYAZ KALE

Orhan PAMUK

G
Bu elyazmas n , 1982 y l nda, içinde her yaz bir hafta e k edindi im Gebze
Kaymakaml na ba l o döküntü " "de, fermanlar, tapu kay tlar , mahkeme sicilleri ve resmi
defterlerle t k k zlu bir sand n dibinde buldum. Rüyalar hat rlatan mavi
ebrulu zarif bir ciltle ciltlendi i, okunakl bir yaz yla yaz ld ve soluk devlet belgelerinin
aras nda p r lp r l parlad için hemen dikkatimi çekti. San r m, yabanc bir el, kitab n birinci
sayfas na, sanki beni daha da merakland rmak için, bir ba k yazm . "Yorganc n n Üvey
Evlâd " k yoktu. Kenarlar na bir çocuk elinin bol dü meli
elbiseler giyen küçük kafal insanlar çizdi i kitab hemen, büyük bir keyifle okudum. Çok
ho m, ama bir deftere dekopye etmeye ü im için, elyazmas n , genç kaymakam n
bile " " diyemedi i o mezbeleden, beni gözalt nda tutmayacak kadar sayg l hademenin
güvenini kötüye kullanarak, ka la göz aras nda çantama t k p çald m.
lk zamanlarda kitab m bilmiyordum pek.
kum hâlâ sürdü ü için, elyazmas n n bilimsel, kültürel, antropolojik,ya da,
"tarihsel" de erinden çok, anlatt hikâyenin kendisiyle ilgilenmek, istedim. Bu da beni, hikâye
yazar n n kendisine götürüyordu. Arkada mla birlikte üniversiteden ayr lmak zorunda
kald m z için, dede mesle i olan ansiklopedicili e dönmü tüm: Tarih k sm ndansorumlu
oldu um bir " " ansiklopedisine kitab n yazar üzerine bir madde koyma dü üncesi bu
s rada akl ma geldi.
Böylece, ansiklopediden ve içkiden artan vakitlerimi bu i e verdim. Dönemin temel kaynaklar na
vurunca hikâyede anlat lan kimi olaylar n pek de gerçe i yans tmad n hemen gördüm.-
Sözgelimi, Köprülünün be ll i s ras nda stanbul' da büyük bir yang n ç km ,
ama kayda de er bir hastal n n n hiçbir kan t yoktu.
Dönemin baz vezirlerinin ad yanl lm , baz lar birbiriyle kar r lm lar da
de ti!Müneccimba lar n adlar ise saray kay tlar nda gösterilenleri tutmuyordu, ama bu
noktan n kitapta özel bir yeri oldu unu dü ündü üm için üzerinde durmad m. Öte yandan
kitaptaki olaylar tarihsel "bilgilerimiz" genellikle do ruluyordu. Küçük ayr nt larda bile,bazan
bu "do rulu u" gördüm.-Müneccimba Hüseyin Efendinin katlini, IV. Mehmet'inMirahor
Kö kü'ndeki tav n ,Naima'n n da benzeri biçimde anlatmas gibi. Okumaktan ve
dü lan yazar n hikâyesi için bu tür kaynaklar n kitab
elden geçirmi i de akl ma geldi. Tan d n söyledi i Evliya
Çelebi'nin belki yaln zca kitaplar n ka örneklerde de görülebilece i gibi bunun
tersi de do ru olabilir diye dü ünüyor, hikâyemin yazar n n izini bulmaktan umudu kesmemeye
çal yordum, ama stanbul Kütüphanelerinde yapt rmalar umutlar m n ço unu suya
dü ürdü. 1652 ile 1680 aras nda IV. Mehmet'e sunulan bütün o risalelerin, kitaplar n hiçbirini
neTopkap Saray Kütüphanesinde, ne de oradan da lm ini dü ündü üm ba
kütüphanelerde bulabildim. Bir tek ipucuna rastlad m: Hikâyede sözü geçen "solak hattat" nbu
kütüphanelerde ba . Bir süre onlar n p km k art k, mektup
ya muruna tuttu um talyan üniversitelerinden umut h nc cevaplar geliyordu:
Gebze,Cennethisar ve Üsküdarmezarl klannda yazar n kitab n kendisinden, ç kan, ama üzerinde
yazmayan ad na dayanarak yapt rma s z ç km .- z sürmeyi b rakt m,
ansiklopedi maddesini hikâyenin kendisine dayanarak yazd m. Korktu um gibi, basmad lar bu
maddeyi, ama bilimsel kan t yoklu undan de il, anlatt i yeterince ünlü bulunmad için.
Hikâyeye olan tutkum belki de bu yüzden, daha da artt . Bir ara istifa etmeyi bile dü ündüm,
ama i m seviyordum. Böylece, bir dönem, önüme gelen herkese, hikâyemi,
sanki onu bulmu il de, yazm m. Onu ilgi çekici k lmak için
simgesel de erinden, asl nda,bugünki gerçeklerimize de indi inden, günümüzü bu hikâye ile
anlad mdan, vb. densözettim . Bu sözlerim üzerine, daha çok politika, u-Bat ,
demokrasi gibi konulara merakl gençler ilgilendiler, ama onlar da, içki arkada lar m gibi, k sa
sürede hikâyemi unuttular. Bir profesör arkada m, srar m üzerine kar rd elyazmas n bana
geri verirken, stanbul'un arka sokaklar ap evlerde, içinde bu tür hikâyelerin kayna
elyazmalar ndan on binlerce oldu unu söyledi. E er ev sakinleri, onlar Kuran san p yüksekçe bir
dolab n üstüne kald rm yorlarsa, sobalar n yakmak için sayfasayfa y rt yorlarm
Böylece, yeniden, yeniden dönüp okudu um hikâyeyi, elinden sigara dü meyen gözlüklü bir
k z n da yüreklendirmesiyle yay mlamaya karar verdim. Kitab günümüzTürkçesine çevirirken
hiçbir üslup kayg s gütmedi imi okuyanlar göreceklerdir; Bir masan n üzerine koydu um
elyazmas ndan bir iki cümle okuduktan sonra, kâ tlar m n durdu ka bir odadaki öteki bir
masayageçiyor , akl mda kalan anlam günümüz kelimeleriyle anlatmaya çal yordum. Kitab n
ad n , ben de il, yay mlamaya raz olan yay görenler, belki, bunun özel
bir anlam olup olmad n soracaklard eyi birbiriyle ilgili görmek, san r m günümüzün
hastal d r. Bu hastal a ben de kap ld m için bu hikâyeyi yay ml yorum.
FarukDarv no lu

1
Venedik'ten Napoli'ye gidiyorduk, Türk gemileri yolumuzu kesti. Biz toputopu üç gemiydik,
onlar n ise sisin içinden ç kan kad rgalar n n arkas gelmiyordu bir türlü. Gemimizde bir anda
korku ve telâ ; ço unlu u Türk veMa ripli olan kürekçilerimiz sevinç ç l klar at yordu;
sinirlerimiz bozuldu. Gemimiz burnunu öteki iki gemi gibi, karaya, bat ya çevirdi, ama öteki
gemiler gibi h zlanamad k biz. Esir dü r lmaktan korkan kaptan m z kürek
kölelerini rbaçlatmak için bir türlü emir veremiyordu. Sonralar , bütün hayat m n
kaptan n bu korkakl yüzünden de ini çok dü ündüm.

m z k sa süren o korkakl a kap lmasayd hayat m as l o zaman de irdi, diye


dü ünüyorum. Önceden belirlenmi n , bütün hikâyelerin asl nda birer
rastlant lar zinciri oldu unu birçoklar bilir. Ama gene de, bu gerçe i bilenler bile, hayatlar n n
bir döneminde, geri dönüp ona bakt klar nda, rastlant klar
oldu una karar verirler. Benim de öyle bir dönemim oldu.- imdi, sisin içinde hayalet gibi beliren
Türk gemilerinin renklerini dü n üzerinde kitab m yazmaya çal rken, öyle
bir dönemin, bir hikâyeye ba p onu bitirmek için en uygun zaman oldu unu dü ünüyorum.

Öteki iki geminin Türk gemilerinin aras ndan s yr l p sisin içinde kayboldu unu görünce
kaptan m z umutland , bizim de zorumuzla esirleri s k rmayacesaret edebildi, ama geç
kalm k art k; üstelik özgürlük tutkusuyla heyecanlanan kölelere k rbaçlar da söz
geçiremiyordu. Sisin sinir bozucu duvar n rengârenk aralayan ondan fazla Türk kad rgas bir
anda üzerimize geldi. Kaptan m z, bu sefer, dü de il, san r m kendi korkakl n ve utanc n
yenmek için sava mas zca k rbaçlat rken toplar n haz rlanmas n
emretti, ama geç alevlenen sava sa sürede söndü gitti.
k, hemen teslim olmazsak gemimiz batacakt , teslim bayra çekmeye karar verdik.

Durgun denizin ortas nda Türk gemilerini beklerken kamarama indim, bütün hayat m
de tirecek dü m de il de, konuklu a gelen baz dostlar ma
çekidüzen verdim, küçük sand m aç p dalg ndalg n kitaplar m kar rd m. Floransa'dan büyük
paralar vererek ald m bir cildin sayfalar n çevirirken gözlerim nemlendi; d dan gelen
ba r , telâ ayak seslerini, gürültüleri duyuyordum, az sonra elimdeki kitaptan
uzakla r laca m akl mdayd , ama bunu de il, kitab n sayfalar nda yaz lanlar dü ünmek
istiyordum. Sanki kitaptaki dü ünceler, cümleler, denklemler aras nda kaybetmek istemedi im
bütün geçmi ; gözümerastgele tak l veren sat rlar dua eder gibi m r ldanarak okurken
bütün kitab akl ma kaz mak istiyordum ki, onlar gelince, onlar ve bana çektireceklerini de il,
n sevgili kelimelerini hat rlar gibi geçmi
renklerinihat rl yay m .

O zamanlar annes s n n ve dostlar n ka bir adla ça rd klar m.


imdi öyle sand iyi arada bir hâlâ rüyalar mda görüyorum
ve terle uykudan uyan yorum. Soluk renkleri, sonralar y llarca uydurdu umuz o olmayan
ülkelerin, hiç ya n, inan lmaz silâhlar n dü rlatan bu insan
yirmi üç ya ndayd , Floransa'da, Venedik'te "bilim ve sanat"
matematikten, fizikten ve resimden anlad na inan yordu; tabiî kendini be in tekiydi,
kendinden önce yap eylerin ço tu, hepsine de dudak büküyordu; daha iyilerini
yapaca ll ve yarat c oldu unu biliyordu: K saca,
s radan bir gençti. Sevgilisiyle tutkular , tasar lar , dünyay snn
kendisine hayran olmas n do layan bu gencin s ks k yapt m gibi, kendime bir geçmi
uydurmam gerekti i zamanlarda, ben oldu una inanmak gücüme gidiyor. Ama, bir gün bu
yazd klar m sab rla sonuna kadar okuyan birkaç ki m anlayacaklard r,
diye kendimi teselli ediyorum. Belki de o sab rl imdi dü ündü üm gibi,
hayat na sevgili kitaplar m okurken ara veren o gencin hikâyesine kald yerden bir gün devam
etti ini de dü üneceklerdir.

Rampac lar gemimize ayak basarlarken kitaplar m sand ma koyup d ç kt m. Gemi ana-
baba günüydü.D lar ç r lç plak soyuyorlard . Bir ara akl mdan o
kar kl kta denize atlamak geçti, ama arkamdanoklarlar , yakalay p hemen öldürürler diye
dü ündüm, zaten karaya ne kadar yak n oldu umuzu da bilmiyordum. Önce bana ili mediler.
Zincirlerinden çözülen Müslüman köleler sevinç ç l klar at yordu, baz lar
k rbaçç lardan intikam alman ine dü mü tü. Az sonra beni kamaramda buldular, içeri
girdiler, e m ya malad lar. Alt n arayarak sand klar m kar rd lar, kitaplar m n baz lar n ,
bütün e ald , elde kalan bir iki kitab dalg ndalg n kar r rken beni
tutup kaptanlardan birine götürdü.

Sonradan Ceneviz dönmesi oldu unu ö rendi im Reis iyi davrand bana; neden anlad m
sordu. Küre e verilmemek için hemen astronomi bilgimden, geceleri yön
bulabilece imdensözettim , ama ilgilenmediler. Bunun üzerine, bende b rakt klar anatomi cildine
güvenerek hekim oldu umu ileri sürdüm. Az sonra gösterdikleri kolu kopmu birini görünce
cerrah olmad m söyledim. Öfkelendiler, beni küre e vereceklerdi ki, kitaplar m gören Reis
sordu: drardan ve nab zdan anl yor muydum hiç? Anlad m söyleyince hem küre e
verilmekten kurtuldum, hem de bir iki kitab m kurtarm

Ama bu ayr cal m da bana pahal ya patlad . Küre e verilen öteki H ristiyanlar hemen benden
nefret ettiler. Ellerinden gelse geceleri birlikte kapat ld m z ambarda öldürürlerdi beni, ama
Türklerle hemen ili um için korkuyorlard da. Kaz a oturtulan korkak kaptan m z yeni
ölmü tü, k rbaçç lar , burnunu kula n kesip ibret olsun diye bir sala koyup denize b rakm .
Anatomi bilgimi de il de, akl m kullanarak tedavi etti im birkaç Türk'ün yaras kendili inden
kapan nca herkes hekim oldu uma inand . Türklere hekim olmad m söyleyen baz k skanç
dü m bile geceleri ambarda bana yaralar n gösterdiler.

stanbul'a gösteri li bir törenle girdik. Çocuk padi . Bütün direklerin


tepesine sancaklar çektiler, altlar na da bizim bayraklar , Meryem Ana tasvirlerini, haçlar
tersinden as p külhanbeylerine a danoklatt lar . Derken toplar yeri gö ü inletmeye ba .
Sonralar , bir ço unu karadan hüzün, b kk nl im tören çok uzun sürdü,
güne ru Kas ah'a ç karmak
için zincire vurdular, askerlerimizi gülünç göstermek için z rhlar n ters giydirdiler, kaptanlar n
ve subaylar n boyunlar na demir çemberler takt lar, gemimizden ald klar borular m z ,
trampetlerimizi alayla ve keyifle çalarak e lenee lene bizi saraya götürdüler. Yollara dizilmi
ah, biz onu göremeden, hakk na dü en esirleri seçip
ay rtt . Bizi deGalata'ya geçirip Sad n zindan na t kt lar.

Zindan berbat bir yerdi, küçük izbe hücrelerinde yüzlerce esir pislik içinde çürüyordu. Yeni
mesle imi uygulamak için bolbol insan buldum orada, baz lar n rt , bacaklar
a r yan gardiyanlar için reçeteler yazd m. Böylece beni gene ötekilerdenay rd lar , güne
alan iyi bir hücre verdiler. Ötekilerin halini görüp kendi durumuma ükretmeye çal yordum ki,
bir sabah beni onlarla birlikte kald rd lar, çal imi söylediler. Hekim oldu umu
t ptan, bilimden anlad m söyleyince güldüler bana: Pa n bahçesinin duvarlar
yükseltiliyormu mm , güne na
ç kar l yorduk. Bütün gün ta gene zincirlerle birbirimize ba l
zindan m za dönerken stanbul'un güzel unu, ama insan n burada köle de il, efendi
olmas gerekti ini dü ünürdüm.

Gene de s radan bir köle de ildim. Yaln z zindanda çürüyen kölelere de il, hekim oldu umu
na da bak yordum art k. Hekimlik ücreti olarak ald m paran n büyük bir k sm n
beni gizlice d ç karan köle kâhyalar na ve gardiyanlara vermek zorundayd m. Onlardan
kaç rabildi im parayla Türkçe dersleri al
, iyi bir adamca zd .Türkçeyi h zla ö rendi imi gördükçe sevinir, benim k sa zamanda
Müslüman olaca m da söylerdi. Ders ücretini her seferinde s k las k la al yordu. Bana yiyecek
getirmesi için de ona para veriyordum, kendime iyi bakmaya kararl yd m çünkü.

am hücreme kâhya geldi, Pa a beni görmek istiyormu rd m, heyecanland m,


hemen haz rland m. Yurdumdaki becerikli akrabalar mdan biri, belki babam, belki gelecekteki
kay npederim kurtarmal k göndermi tir, diye dü ünüyordum. Sisin içinde, kargac k burgac k dar
sokaklarda yürürken birden evimize geliverece imizi,ya da onlar , bir rüyadan uyan r gibi
mda buluverece imi san yordum.Bazan da, birisini, bir yolunu bulup arac l k etmek için
yollam r, diye dü ünüyordum, hemen ayn sisin içinde bir gemiye koyup beni
ülkemeyoll yacaklard n kona na girince, öyle kolaykolaykurtulam yaca m
anlad m. nsanlar parmaklar n n ucuna basarak yürüyorlard .

Önce bir sofaya ald lar beni, orada beklerken bir odaya soktular. Küçük bir sedirde küçük,
sevimli bir adam, üzerine bir battaniye çekmi yordu. Yan nda iriyar vard .
na ça rd u: Asl nda, astronomi, matematik ve
biraz da mühendislik okudu umu, ama t ptan da anlad m , birçoklar n imi söyledim.
Soruyordu, daha da anlatacakt m ki,Türkçeyi bu kadar çabuk ö rendi ime göre ak ll biri olmam
gerekti ini söyleyerek ekledi: Bir derdi varm , öteki hekimlerin hiçbiri çare bulamam
i için bir denemek istemi

a derdini anlatmaya öyle bir ba ki, bunun, dü iftiralar yla Allah' kand rd klar
için yeryüzünde bir tek Pa n yakaland özel bir hastal k oldu unu dü ünmek zorunda
kald m. Oysa, derdi, bildi imiz nefes darl yd . turdum, öksürü ünü dinledim,
sonra, mutfa na inip orada bulduklar m; bir de öksürük
haz rlad korktu u için göstererek uruptan bir yudum içip haplardan bir
tane yuttum. Kimseciklere görünmeden konaktan dikkatlice ç k p zindana dönmemi söyledi.
Kâhya sonra aç klad a öteki hekimler k skans . Ertesi gün de gittim,
öksürü ünü dinleyip ayn ilâçlar verdim. Avucuna b rakt m renkli haplar çocuk gibi
seviyordu. Hücreme dönünce iyile mesi için dua ediyordum. Sonraki gün poyraz ç kt ,
püfürpüfür bir hava, insan istemese de bu havada iyile ir, diye dü ünüyordum, ama kimse beni
aramad .

Bir ay sonra, gene bir gece yar s ça rd klar


birilerini azarlad n itince sevindim. Beni görünce memnun oldu, hastal n imi,
benim iyi bir hekim oldu umu söyledi. Ondan ne istiyormu
edipyollam yaca n biliyordum; hücremden, zincirlerimden ikâyet ettim; t pla, astronomiyle,
bilimle u p onlara yard m edebilece imi söyledim, a n
anlatt m. Ne kadar n dinledi, ne kadar n dinlemedi bilmiyorum. Kese içinde verdi i paralar n
büyük bir ço unu da gardiyanlar elimden ald lar.

Bir hafta sonra bir gece gelen kâhya,kaçm yaca ma yemin ettirdikten sonra zincirlerimi çözdü.
Gene i e ç kar l art k kay r yorlard beni. Üç gün sonra kâhya bana
giyecek yeni e n beni kollad n anlad m.

Geceleri gene konaklardan ça r yorlard . Romatizmalar tutan ihtiyar korsanlara, mideleri yanan
genç askerlere ilâçlar veriyor, ka nt s olanlardan, rengi r s tutanlardan kan
al n kekeme o lu içirdi uruplardan bir hafta sonra aç l p
K böyle geçti. Bahar ba nda, beni aylard n donanmayla Akdeniz'e
aç ld n ö rendim. S cak yaz günleri boyunca, umutsuzlu uma ve öfkeme tan
ikâyetçi olmamam gerekti ini, hekimlikten iyi para kazand m söylediler. Çok
seneler önce Müslümanl ageçip evlenen bir eski köle de bana kaçmam ö ütledi. lerine
yarayan köleyi, bana yapt klar gibi oyalarlar, ülkesine dönmesine hiçbir zaman izin
vermezlermi gibi Müslüman olursam azat ettirirmi ,
belki de a z m aramak için söyledi ini dü ündü ümden kaçmaya hiç niyetim olmad n
söyledim. Niyetim de il, cesaretim yoktu. Kaçanlar n hepsini pek uza a gitmeden yakal yorlard .
Sonra dayaktan geçirilen bu talihsizlerin yaralar na, geceleri hücrelerinde merhemi ben sürerdim.

Sonbahara do a donanmayla seferden döndü; top at selâmlad , geçen y l


yapt elendirmeye çal ama, besbelli, bu sefer mevsimi hiç de iyi
geçirmemi lerdi. Zindana da pek az esir getirebildiler. Sonradan ö rendik: Venedikliler alt tane
gemiyi yakm m, belki ülkemden haber al r m,
diyordum, ço u: Sessiz, cahil, ürkek mdan ve yiyecek dilenmekten
zca bir tanesi ilgimi çekti: Kolu kopmu unun,
ama umutluydu; ayn serüvenlerin atalar ndangeçti ini , sonra kurtulup
övalye roman yazd n , kendisinin de ayn eyi yapmak için
kurtulaca na inand n söylüyordu. Sonralar amak için hikâyeler uydurdu um y llarda,
hikâyeler uydurmak için ya dü hat rlad m. Çokgeçmeden zindanda
bula c bir hastal , gardiyanlar rü arak kendimi sak nd m bu u ursuz salg n,
kölelerin yar s ndan fazlas n öldürüp uzakla .

Sa kalanlar lere götürmeye ba söylüyorlard :Taa


Haliç'in ucuna gidiyorlarm n n, terzilerin, boyac lar n emrine verilip el
lerindeçal nl yorlarm : mukavvadan gemiler, kaleler, kuleler yapmak için. Sonra ö rendik:
z n al , gösteri li bir dü ün yapacakm

n kona ndan ça rd lar. Nefes darl n n dü ünerek gittim.


Pa gulmü lar, oturdum. Az sonra odan n öteki kap s
aç ld , içeri bendenbe büyük biri girdi, yüzüne bak rd m, korktum birden!

Odaya giren inan lmayacak kadar bana benziyordu. Ben oradaym m! lk anda böyle
dü ünmü tüm. Sanki bana oyun etmek isteyen biri, benim girdi im kap n s ndaki
kap dan içeri beni bir daha sokuyor ve öyle diyordu: Bak, asl nda böyle olmal yd n sen, kap dan
içeri böyle girmeliydin, elini kolunu böyle oynatmal , odada oturan öteki sene böyle
bakmal yd n!Gözgöze gelince selâmla rm a benzemiyordu pek. O zaman bana
öyle çok benzemedi ine kararvördim , sakal vard onun; hem kendi yüzümün de, ben, neye
benzedi mda otururken akl ma bir y ld r aynaya bakmad m geldi.

Az sonra benim girdi im kap aç ld ve onu içeri ça rd lar. Beklerken bunun ustaca düzenlenmi
il, benim s k nt l akl m n kurgusu oldu unu dü ündüm. O günlerde sürekli hayâl
görüyordum çünkü: Eve dönüyormu l rak yorlarm
asl nda hâlâ gemide kamaramda uyuyormu um, bütün bunlar bir rüyaym türünden teselli
masallar . Bunun da o masallardan biri oldu unu, ama gerçekle
de ip eski düzenine dönece inin bir belirtisi oldu unu dü ünmek üzereydim ki, kap aç ld ,
beni ça rd lar.

a, benzerimin az ötesinde, ayaktayd . Ete ini öptürdü,hat nm sorunca hücrede çekti im


s k nt lardan, ülkeme dönmek istedi imdensözedeyim , diyordum, beni dinlemedi bile. Pa
hat rl , ona bilimden, astronomiden, mühendislikten anlad m söylemi im, pekiya
gökyüzüne f rlat um hiç? Hemen anlad m söyledim,
ama bir an ötekiylegözgöze gelince bana bir tuzak haz rlad klar m.

dü ünün e n söylüyordu, bir de fi ek gösterisi haz rlatacakm , ama


bundan öncekilere hiç benzememeliymi ey. Bundan önce, Sultan' n do umunda,
sonradan ölen birMaltal 'n rlad gösteride, Pa n yaln zca "Hoca" dedi i
benzerim de çal m edebilece imi
dü ünmü z! yi bir gösteri yaparsak Pa
S ras d r diye, istedi imin ülkeme geri dönmek oldu unu söylemeye kalkt imden
beri hiç kad nlarla yat p yatmad m sordu bana, cevab m ö i yapmayacaksam
özgürlü ün neye yarayaca n söyledi. Gardiyanlar n kulland
aptalaptal bakm y m, bir kahkaha att . "Hoca" dedi i benzerime döndü sonra: Sorumluluk
ondaym . Ç kt k.

Sabah benzerimin evine giderken ona ö retilebilecek hiçbir n dü ünüyordum.


Ama onun da bilgisi benden fazla de . Üstelik bilgilerimiz birbirini tutuyordu da: Bütün
sorun iyi birkâfuri kar m elde etmekti. Bunun için yap ey terazi ve ölçeklerle tart p
dikkatle haz rlad m z kar mlar lemek ve gördüklerimizden sonuç
ç karmakt . Haz rlad m ekleri, bizi seyreden çocuklar n hayran olduklar adamlar m za
letirken, biz, çok sonralar , gün nda o inan lmaz silâh için çal rken yapt m z gibi,
karanl k a açlar n alt nda dikilir merak ve heyecanla sonucu beklerdik. Sonra, kimi zaman ay
nda, kimi zaman kör karanl kta, küçük bir deftere ben gördüklerimizi yazmaya çal rd m.
Gece ayr lmadan önce Hoca'n n Haliç'e bakan evine dönüyor,ve sonuçlar üzerine uzunuzun
konu

Evi küçük, s k nt l ve sevimsizdi. Nereden akt n hiçbir zaman ö renemeyece im pis bir
suyun çamurla rd kargac k burgac k bir sokaktan giriliyordu. çerde neredeyse hiç e
imde içim daral r tuhaf bir s k nt ya kap l rd m. Belki bu duyguyu bana,
dedesinden kalan ad n sevmedi i için, kendisine "Hoca" dememi isteyen bu adam veriyordu:
Beni gözetliyordu, benden bir ey ö renmek ister gibiydi, ama o s unu
bilmiyordu. Duvar diplerine serdi i sedirlere oturmaya al m için, deneylerimizi
tart rken, ben ayakta durur, kimi zaman da bir yukar yürürdüm.
San r rd bundan, O oturuyordu, böylece soluk bir lâmban n nda da olsa beni
doyadoya seyrederdi.

Bak n üzerimde hissederken aram zdaki benzerli ifarketmemesi beni tedirgin ederdi. Bir iki
kere de benzerli i sezdi ini, ama bunun fark nda de n dü ündüm. Sanki
bana bir oyun oynuyordu; beni küçük bir deneyden geçiriyor, benim anlayamad m baz bilgiler
ediniyordu. Çünkü, ilk günlerde hep öyle bakard ey ö , ö rendikçe
meraklan tirmek için bir ad m daha atmaya sanki
çekiniyordu. Bana s k nt veren, evin içini bo te! Gerçi çekingenli i
beni cesaretlendiriyordu, ama rahatlatm yordu. Bir keresinde, deneylerimiz üzerine konu
ka seferinde, bana niye hâlâ Müslüman olmad m sorarken, beni, belli belirsiz, bir
tart maya çekmek istedi ini anlay nca kendimi tuttum. Bu çekingenli imi hissetti; beni
küçümsedi ini anlad m, bu da öfkelendirdi beni. O günlerde üzerinde anla m z tek konu belki
de buydu: kimiz de birbirimizi küçümsüyorduk. ek gösterisini kazas z belâs z
yladüzenlersek, belki ülkeme dönmeme izin verirler, diye dü ünüyor, kendimi tutuyordum.

Bir gece ola anüstü bir yüksekli e t in verdi i zafer heyecan yla Hoca söyledi:
Bir gün, ta Ay'a kadar gidecek bir fi zca gerekli barut
kar m n yabilecek hazneyi dökebilmekmi n çok uzakta oldu unu
söylüyordum, sözümü kesti, o da biliyormu n çok uzakta oldu unu, ama Dünya'ya en yak n
y ld z da o de m gibi rahatlamad , daha da huzursuz oldu,
ey de söylemedi.

ki gün sonra, birgeceyar s yeniden sordu: Ay' n en yak n y ld z oldu undan nas l bu kadar emin
um? Belki de bir göz yan lsamas na kapt r uz kendimizi. O zaman, ona,
gördü üm astronomi e itiminden ilk defasözettim ,Ptoleme kozmo rafyas n n temel kurallar n
k saca anlatt m. Merakla dinledi ini görüyordum, ama merak n aç ey
söylemekten çekiniyordu. Bir süre sonra, ben susunca,Batlamyus hakk nda kendisinin de bilgisi
oldu unu, ama bunun Ay'dan daha yak nlarda bir y ld z olabilece i konus
de ini söyledi. Sabaha do ru, o y ld zdan, varl n n kan tlar n
gibisözediyordu .

Ertesi gün, elime kötü bir el yaz s yla yaz lm turdu. YetersizTürkçeme ra men
sökebildim:Almageist'in , san r m, kendisinden de ka bir özetinden ç kar lm ikinci bir
özetiydi; beni yaln zca gezegenlerin Arapçalar ilgilendirdi, onlara da, o s rada s nacak gibi
de ildim. Hoca, bir kenara b rak verdi im kitab n beni heyecanland rmad n görünce öfkelendi.
Yedi alt i b rak p, sayfalar n çevirip birgözatmam do ru
. Uslu bir ö renci gibi, sab rla yeniden açt m kitab nsayfalann çevirirken,ilkel bir
m. Dünya'ya göre gezegenler, basit çizgilerle çizilmi kürelere yerle ti.
Gerçi kürelerin yerleri do ruydu, ama aralar ndaki düzen konusunda ressam n hiçbir dü üncesi
yoktu. Sonra, Ay'la yeryüzü aras nda, küçük bir gezegen çarpt gözüme; biraz dikkat edince,
bunun elyazmas na sonradan eklendi i, mürekkebinin tazeli l yordu. Yazmay
sonuna kadar kar rd ktan sonra, Hoca'ya geri verdim. Bana, o küçük y ld z bulaca n söyledi;
aka yapar hali yoktu hiç. Bir ey söylemedim, benim kadar onun da sinirlerini bozan, bir
sessizlik oldu. Ba ka hiçbir fi i, sözü astronomiye getirebilecek kadar yukar
t rmand ramad m z için, bu konu bir daha aç lmad . Kendi küçük ba m z, s rr n elde
edemedi imiz bir rastlant olarak kald .

Ama konusunda çok iyi sonuçlar al m z n s rr n


da biliyorduk: Hoca tektek gezdi i stanbul aktarlar n n birinde, dükkânc n n da ad n bilmedi i
tu; mükemmel bir parlakl k veren bu sar ms tozun kükürtle gözta kar m
oldu una karar verdik. Sonralar , parlakl a renk versin diye toza akla gelebilecek her maddeyi
kar rd k, ama birbirine yak
Hoca'n n dedi ine göre, bu kadar stanbul'da yap lanlar n en iyisiy

Dü ünün ikinci gecesi yapt m z gösteri de öyleymi , herkes öyle söyledi bunu, arkam zdan
dolaplar çevirerek i imizi elimizden almak isteyen dü m z bile. Haliç'in kar k y s ndan,
n bizi seyretmeye geldi ini söyledikleri zaman çok heyecanland
y llarca ülkemedönemiyece im diye ödüm kopuyordu; ba n, dedikleri zaman dua ettim.
Önce, konuklan selâmlamak ve gösteriye haz rlamak için dimdik t
ndan Hoca'yla "de irmen" dedi imiz çemberli düzeni harekete geçirdik;
gök bir anda k rm z , sar il oldu, korkunç da bir gürültü, bekledi imizden de güzeldi;
fi rlad kça çember h zlanarak döndü, döndü ve birden etraf gün gibi ayd nlatarak durdu.
Bir an kendimi Venedik'te sand ndayd m, böyle bir gösteriyi ilk defa seyrediyordum
ve imdiki gibi mutsuzdum, çünkü yeni k rm z elbisemi bana de il, önceki gün üstü ba
kavgada y rt lan a im ve bir daha
giymemeye yemin etti im bol dü meli elbisemin k rm z s yla patl yorlard , dü meler de
a abeyime dar gelen elbiseyle ayn renkti.

Sonra çe imiz düzeni harekete geçirdik; be adam boyu yüksekli indeki bir çat n n
a z ndan alevler dökülmeye ba ;k k y dakiler alev oluklar n daha iyi görüyor
olmal yd lar; sonra, çe z nca bizim kadar heyecanlanm
olmal lar, ama heyecanlar n n yat n istemiyorduk: Haliç üzerindeki sallar k p rdad lar.
Önce, mukavva kuleler ve hisarlar, burçlar ekler salarak geçerken yan tular; bunlar
geçmi llardaki zaferleri temsil ediyorlarm ! Benim esir dü tü üm y l n gemilerini geçirirken,
öteki gemiler yelkenlimizi fi muruna tuttu, böylece, ben, esir dü tü üm günü bir daha
ya m. Mukavva gemiler yan p batarlarken iki k y dan dar"Allah, Allah!" diye ba rd lar.
Sonra, a ra r ejderhalar m z geçirdik; burun deliklerinden, a zlar ndan, kulaklar ndan alevler
f r yordu. Birbirleriyle dövü lar ; tasarlad m z gibi, önceyeni
k y dan att m daha da k z rd k, sonra gök biraz karar nca, sallar n içindeki
adamlar m z çarklar harekete geçirdiler ve ejderhalar a ra r gö e do ru yükselmeye ba lar;
retle, korkuylaba r yorlard ;ejderhalar gürültüyle yeniden birbirlerine girince
sallardaki bütün fi klar n gövdesine yerle imiz fitiller de tam
zaman nda yak lm ki, ortal k istedi imiz gibi, tam bir cehennem yerine döndü.
Ba m z yak n m zdaki bir çocu un ba raba ra a lad n m; babas o lan
z aç k, korkunç gö e bak yordu. Art k ülkeme dönerim, diye dü ünüyordum.
Derken, cehennemin içine, benim " " dedi im yarat k, alt nda kimsenin göremedi i küçük
kara sal lam k ki ona, adamlar m zla birlikte bütün sal
havaya uçacak diye korkuyorduk, ama i ler yolunda gitti; dövü en ejderhalar alevlerini tüketerek
kaybolurlarken ekleriyle birlikte gökyüzüne f rlad ; sonra, bütün
gövdesinden, havadatarrakalarla patlayan alev toplar saçt . Bir an bütün stanbul'u terör ve
korkuya bo du umuzu dü ünerek heyecanland
yapmak istedi umun o s rada
hiçbir önemi yoktu: n, orada, hepsinin üstünde alevlerini saçarak bütün gece as l
kalmas n istiyordum. Biraz sa a sola sal nd y daki herkesi
rtarak, Haliç'e indi. Suya batarken hâlâ üzerinden alevler saç yordu.

n yollam . Gösteriden çok


memnun kald n n zaferini yad rgad n söylemi . Gösteriye on gece daha devam
ettik. Gündüzleri yan k maketleri onartt r yor, yeni oyunlar tasarl yor ve zindandan getirtti imiz
n da yakan bir köle kör oldu.

Dü ün göremez oldum. Bütün gün beni gözetleyen bu merakl adam n


k skanç gözlerinden kurtuldu um için rahatlam m, ama akl m onunla geçirdi imiz hareketli
günlere de tak lm yor de ildi. Ülkeme dönünce, bana bu kadar benzemesine ra men bu
benzerlikten hiçsözetmeyen bu adam herkese anlatacakt m. Hücremde oturuyor, vakit geçirmek
için hastalara bak n beni ça rd n duyunca heyecanla, neredeyse mutlulukla
arak gittim. Önce aceleacele övdü beni, fi ek gösterisi herkesi memnun etmi , çok
e ler, ben çok yetenekliymi im, filân. Sonra, birdenbire söyleyiverdi: Müslüman olursam
beni hemen azat edecekmi rd m, ülkeme dönmek istedi imi söyledim, o
aptall mdansözetmek gibi bir küçüklük bile yapt a, beni
hiç i eyi söyledi. Biraz sustum. Akl ma nedense tembel ve haylaz
çocukluk arkada m; babalar na el kald ran ve nefret edilen çocuklar geliyordu. Din
de imi söyleyince, Pa a bana öfkelendi. Hücreme döndüm.

Üç gün sonra Pa a bir daha ça rd . Bu sefer keyifliydi. Din de tirmemin kaçmama yaray p
yaramayaca n ç kartamad m için bir karara varamam a dü üncemi sordu, burada
beni güzel bir k larak, dinimi de imi
söyleyince, Pa rd biraz, sonra, aptal oldu umu söyledi. Dinimi de tirdim diye yüzüne
bakamayaca ki çevremde. Sonra, biraz slâmiyet hakk tu. Susunca
hücreme geri yollad beni.

Üçüncü gidi n n huzuruna ç kartmad lar. Bir kâhya karar m sordu. Belki karar m
de tirirdim, ama bana bunu bir kâhya sordu diye de rada din de rl kl
olmad m söyledim. Kâhya kolumdan tutup a na teslim etti. Uzun
boylu, rüyalar mda s ks k gördüklerim kadar ince bir adamd bu,koluma girdi, bir yatala a
yard efkatle, beni bahçenin bir kö esine götürürken, yan m za rüyalara girmeyecek
kadar gerçek bir ba geldi, iriyar yd bu. kisi, bir duvar dibinde durup ellerimi ba lad lar,
pek de büyük olmayan bir balta vard ellerinde: Müslüman olmazsam, Pa
vurulmas n m.

Bu kadar çabuk de il, diye dü ünüyordum. Bana ac yarak bak yorlard ey söylemedim.
Bari, bir daha sormas nlar diyordum, biraz sonra sordular. Böylece dinim gözümde u runa
ey oluverdi; kendimi önemsiyor, bir yandan da soru sordukça
dinimden dönmemi zorla ran o ikisi gibi kendime ac ey dü ünmek için
kendimi zorlay nca, gözümün önünde, evimizin arka bahçesine bakan bir pencereden
gördüklerim canland : Bir masan n üstündeki sedef kakmal tepsinin içinde
duruyordu, masan n arkas nda has rdan örülmü , üzerine pencerenin ye il
çerçevesiyle ayn tüyü yast na bir serçenin kondu u
kuyuyla zeytin ve kiraz a açlar n görüyordum. Onlar n aras ndaki ceviz a ac n n yüksekçe bir
dal na uzun iplerle ba lanm ncak, belli belirsiz bir rüzgârda, hafifhafif k p rdan yordu.
Bir daha sorduklar zaman, dinimi de imi söyledim. Orada bu kütük varm , diz
çökertip ba m dayad lar. Önce gözlerimi kapad m, ama sonra açt m. Biri baltay ald . Öbürü,
belki de pi umu söyledi; beni do rulttular. Biraz daha dü ünmeliymi

Dü ünürken, kütü ün hemen yan nda topra lar. Beni hemen oraya
gömeceklerini dü ündüm, içimde ölümden ba ka, bir de, ölmeden gömülme korkusu uyand .
Onlar mezar kazana kadar karar m veririm diyordum ki, küçük bir çukur kaz p yan ma geldiler.
O zaman, burada ölmenin çokaptalca olaca n dü ündüm. Müslüman olmaya niyetlendim, ama
vakit yoktu buna. Zindana, art k al m sevgili hücreme dönersem, bütün gece oturup dü ünür,
sabaha kadar din de il.

Hemen tutup götürdüler, çöktürdüler. Ba m kütü e dayamadan önce a açlar n aras ndan uçar
gibi geçen birini görerek rd m: Ben, sakallar m uzam m topra a de meden
sessizce yürüyormu A açlar aras ndangeçip giden kendi görüntüme sesleneyim dedim,
sesim ç kmad m kütü e yaslanm z olaca n
dü ünerek kendimikoyverdim , bekledim, ensem ve s rt m ü üyordu, dü ünmek istemiyor, ama
ü üyerek dü ünüyordum. Sonra beni kald rd lar ve söylendiler: Pa a çok k zacakm ! Orada,
ellerimi çözerlerken azarlad lar beni: Allah, Muhammet dü ym m. Yukar , kona a
ç kard lar.

ini öptürdükten sonra gönlümü ald ; dinimden hayat m pahas na dönmedi im için beni
sevdi ini söyledi, ama az sonra at slâmiyet
daha yüce bir dinmi filân. Söylenesöylene daha da öfkelendi; beni cezaland rmaya kararl ym .
Sonra birisine söz verdi , bu sözün ba ma gelecek baz kötülüklerden beni
kurtard n anl yordum, sonunda söz verdi i ve anlatt klar ndan tuhaf biri oldu unu anlad m
adam n Hoca oldu unu ç kard m. O s ini söyleyiverdi. Pek
bir yordum önce; Pa a aç klad : Art k Hoca'n n kölesiymi im, ona bir kâ t da

a odadan ç k p gitti.

Hoca da konaktaym . Bahçede, a açlar aras nda gördü ümün o


oldu unuo zaman anlad m. Yürüyerek evine gittik. Benim dinimden dönmeyece
bildi ini söyledi. Evin bir odas n benim için haz rlam bile. Aç olup olmad m sordu. Hâlâ
ölüm korkusu vard üzerimde, bir ey yiyecek halim yoktu. Gene de önüme koydu u ekmekle
yo urttan birkaç lokma yiyebildim. Lokmalar m çi nerken, Hoca da keyifle beni seyrediyordu.
Pazardan yeni ald güzel at n beslerken ona ileride yapt raca leri dü ünerek keyiflenen
köylü gibi bak yordu bana. Hoca'n saatin ve kozmo rafya kuram n n
ayr nt lar na gömülüp beni unuttu u zamana kadar bu bak n s ks k hat rlad m.

eyi ö retece imi söyledi; Pa a' dan beni bunun için istemi
Bu " "in ne oldu unu ö renebilmem için aylargeçmesi gerekti.
Okullarda, medreselerde ö " "; orada, benim ülkemde ö retilen bütün
astronomi, t p, mühendislik, bilim! Sonra hücremde duran ve ertesi gün getirtti i kitaplarda
yaz lanlar da, bütün duyduklar m ve gördüklerim de, nehirler, göller ve bulutlar ve denizler
hakk ndaki dü üncelerim de, zelzelelerin vegökgürültüsünün nedenleri de...Geceyar s na do ru
y ld zlar ve gezegenleri en çok merak etti ini ekledi. Aç k pencereden içeriay giriyordu,
bana, Ay ile Dünya aras ndaki o y ld z n varl ,ya da yoklu u konusunda hiç olmazsa kesin bir
kan t bulmam z gerekti ini söyledi. Ben, ölümle ha um bir günün korkulu
gözleriyle, aram zdaki sinir bozucu benzerli i yeniden, hiç de istemeden gözlerken, Hoca, art k,
"ö retmek" kelimesini kullanm racakt k, birlikte bulacakt k, birlikte
yürüyecektik.

Böylece, kap aral ndan kendilerini dinleyen büyükleri evde olmad zamanlarda da derslerini
inançla çal an iki iyi ö gibi çal k. larda, ben daha çok,
tembel karde sin diye eski bildiklerini gözden geçirmeye raz olan iyi niyetli
a abey gibi hissediyordum kendimi; Hoca ise, a abeyinin bildiklerinin
olmad n kan tlamaya çal yordu. Aram zdaki bilgi fark , ona göre,
yaln zca, hücremden getirip bir göze dizdi i ve benim hat rlad m ciltlerin say s kadard .
Ola anüstü çal ve zekâs yla, sonralar daha da ilerletece i talyanca'y söküp, alt ay
içinde bütün kitaplar m okuyup, bütün hat rlad klar m da bana tekrarlatt zaman hiçbir
üstünlü üm kalmam benim. Oysa kendisinde, ço unun de ersizli ini kendisinin de kabul
etti i kitaplar n an, ö r al ve daha derinden gelen bir bilgi varm
gibi davran yordu. ktan alt ay sonra, art k birlikte ö renen, birlikte ilerleyen bir çift
de ildik. O dü ünüyor, ben ise yaln zca, onun öyle yapmas için baz ayr nt lar ona
hat rlat yor,ya da bildiklerini yeniden gözden geçirmesine yard m ediyordum.

Ço unu unuttu um bu "dü ünceler"! daha çok geceleri buluyordu, ak imiz uydurma bir
yemekten, mahallede bütün lâmbalar söndükten ve etraf sessizli e büründükten çok sonra.
Sabahlar iki mahalle ötedeki caminin sübyan okuluna hocal a gidiyor, haftada iki gün de, benim
ad m m hiç atmad m, uzak bir mahalle camiininmuvakkithanesine u ruyordu. Geri kalan
zaman ,ya bu gece "dü ünceler"ine haz rlanmakla,ya da onlar inden sürüklenmekle
geçiriyorduk. O s ralarda, yak n bir zamanda ülkeme dönece ime umutla inan yordum, Hoca'yla,
ayr nt lar n pek de merakla dinlemedi im "dü ünceler"ini tart n, dönü ümü, olsaolsa
geciktirece ini dü ündü üm için ona hiç kar ç kmazd m.

Böylece ilk y l dü ld z n n varl n n,ya dayoklu unun kan tlar n aramak için içine
gömüldü ümüz astronomiyle u arak geçirdik. Büyük paralar dökerekFlemenk'ten mercekler
getirtip yapt rd teleskoplarla, rasat aletleri ve cetvelleriyle çal rken dü ld z sorununu
unuttu Hoca; daha derin bir soruna girdi ini,Batlamyus'un dizgesini tart n
söyledi, ama tart yorduk; o söylüyor ben dinliyordum: Y ld zlar n as l durduklar saydam
kürelerin saçmal n anlat yordu; belki de onlar , sözgelimi,
görülmeyen bir güç, bir çekim gücü, belki; sonra, belki de Güne gibi, Dünya'n
eyin çevresinde döndü ünü ileri sürdü, belki bütün y ld zlar, bizim varl m zdan haberdar
olmad m ka bir merkezin çevresinde dönüyorlard . Daha sonraBatlamyus'tan çok daha
kapsaml dü ünece ini ileri sürerek, çok daha geni rafya için yeni bir y n y ld z
inceledi, yeni bir dizge için ortaya kuramlar att ; belki de Ay, Dünya'n n, Dünya da Güne 'in
çevresinde dönüyordu; belki de merkez Zühre'ydi; ama bunlardan da çabuk b kt . Sonralar ,
imdiki sorununun, bu yeni dü ünceleri ortaya atmak de il, y ld zlar ve hareketlerini
buradakilere tan tmak oldu n söylüyordu ki, Sad n
Erzurum'a sürüldü ünü ö s z bir kumpasa kat ld söyleniyormu n
sürgünden dönü ünü bekledi imiz y llarda Bo az'daki ak nt n n nedenleri üzerine yazaca bir
risale için aylarca Bo az s rtlar nda, iliklerimize i leyen bir rüzgâr içinde, denizin ak n
seyrederek ve vadilerde, ellerimizdeki kaplarla Bo az'a dökülen derelerin s s n ve ak nt s n
ölçmeye çal

n ricas üzerine, bir i ini görmek için gidip üç ay kald m z Gebze'de camiler aras ndaki
namaz vakitlerindeki tutars zl ka bir dü ünce verdi: Namaz vakitlerini gösteren
kusursuz bir saat yapacakt rada ö rettim, ölçülerini vererek bir
marangoza yapt rd eve getirince, Hoca önce ho nmad musalla
na benzetiyordu, u ursuz oldu unu söylüyordu, ama sonralar sandalyelere de, masaya da
al ; böyle daha iyi dü ündü ünü ve yazd n da söyledi. Namaz saatleri için, güne in dönü
çemberine ko liler döktürmek için stanbul'a dönerken, masam in s rt nda,
arkam zdan geliyordu.

l kl oturup çal m z o ilk aylarda, Hoca, dünyan n yuvarlakl yüzünden,


gündüzle gece aras nda büyük zaman farkl l klar olan so uk ülkelerde, namaz ve oruç
vakitlerinin nas l belirlenece ini anlamaya çal ka, ne
yana dönerse dönsün insan n k bleye bakabilece yd . çten içe
küçümsedi im bu sorunlarla ilgilenmedi imi gördükçe, Hoca beni hor görürdü, ama benim
"üstünlü ümü ve farkl l m " sezdi ini dü ünüyordum o s ralar, o da benim bunu sezdi imi
dü ündü ü için öfkeleniyordu belki: Uzunuzun bilimdensözetti i kadar zekâdan dasözederdi ;
Pa , stanbul'a döndü ü zaman tasar lar yla, dah lr
k laca yeni kozmo rafya kuram n,
kendi içindeki merak rarak atacakt : kimiz de bekliyorduk.

O günlerde, saatin her hafta de il de, en az ndan her ay kurulup ayarlanmas n sa layacak daha
büyük bir di nas tirilebilir, diye dü ünüyordu; böyle bir di mn
lda bir kere ayarlanan bir namaz saati yapmak vard akl nda; bütün sorunun
bu büyük saatin kurma aral klar uzad kça artan ve a lilerini harekete geçirebilecek
kuvveti bulmakta oldu unu dü ünüyordu ki,muvakkithanedeki dostlar n
Erzurum'dan döndü ünü ö rendi.

kutlamaya gitti. Misafir kalabal içinde, Pa


. O gece saati söküpsöküp yeniden kurduk, evren
modelinin na buras rçalarla y ld zlara boya sürdük. Hoca,
dinleyicilerini etkilemek için gösteri p ezberledi i metinden bana
parçalar okudu. Sabaha do ru y ld zlar n dönü n
yat rmak için bir de tersinden okudu. Sonra, ça rtt bir arabaya araçlar m z yükletip
Pa n kona na gitti. Aylard r evi dolduran saatin ve modelin tek atl araban n yüklü ünde
küçücük kalmas am çok geç döndü.

Araçlar bahçesine indirdikten ve Pa ts z bir


ihtiyar n so uklu uyla inceledikten hemen sonra, Hoca ezberledi
da beni hat rlam n da söyleyece u sözü söylemi "O mu ö retti sana
bunlar ?" lk tepkisi yaln da rtan bir tepki göstermi
"Kim?" Sonra, ama hemen anlam sözkonusu olan n ben oldu
aptal oldu umu söylemi rken benimle ilgilenmiyordu, akl ndaki
olup bitenlerdeydi hâlâ. Sonra srarla, unu söylemi
inanmam , bir suçlu arar gibi hâli varm ve o suçlunun da çok sevdi i Hoca olmas na sanki
gönlü bir türlü raz

Böylece y ld zlardansözedeceklerine bendensözetmi n bu konuda


n anl yordum. Böylece bir sessizlik olmu n da dikkati çevresindeki
di er konuklara kaym inde Hoca y ld ndansözetmek için bir
giri a, benim yüzümü hat rlamaya çal n , ama akl na Hoca'n n yüzü
geldi ini söylemi da varm n çift yarat ld konusunda bir
lm örnekler hat rlanm rd
lerden, birbirlerini görünce korkan, ama büyülenmi gibi birbirlerinden bir
dahaaynlamayan benzerlerden, suçsuzlar n yerine geçen haydutlardansözetmi
konuk kalabal da l n

nda, P a önce pek e lr


gözükmeyen birtak m kar k bilgilerle keyfi yeniden kaç r ld için memnun da de
sonra, Hoca'n n ezberden okudu u metni üçüncü defa dinledikten ve modelimizdeki dünyan n ve
y ld zlar n birkaç kere f ld rf ld r gözünün önünde döndü ünü gördükten sonra, bir
ndan, belli belirsiz bir merak duyup Hoca'n n anlatt klar n dikkatle dinlemeye
ld zlar n herkesin sand gibi öyle de il, böyle döndü ünü heyecanla
tekrarlam "Peki," "anlad m, öyle de olabilirler, niye olmas nlar sanki." O

tur diye dü ündüm. Pencereden d ya, Haliç'in karanl na bakan


Hoca söylendi. "Neden duraklad , neden daha ileri gitmedi?" Bir soruysa bu, cevab n ben de
onun gibi bilmiyordum: Belki ilerideki gidilecek o yer konusunda Hoca'n n bir dü üncesi vard r,
yordum gerçi, ama o da bir ey söylemedi. Herkesin kendisine benzememesinden
huzursuzluk duyuyordu sanki. Pa , içini açt r
mekanizman n, a rl n neye yarad n k ve ürpertici bir y lan deli ini
kar r r gibi, korkakorka parma n t k rdayan aletin içine sokmu ve çekmi . Bu s rada Hoca
saat kulelerini anlat kusursuz anda k laca namaz n
gücündensözediyormu "Kurtul ondan!" " stersen zehirle,
istersen azat et. Rahatlars n." Bir an korku ve umutla Hoca'ya bakm olmal y
fark na var ncaya kadar beni azat etmeyece ini söyledi.

Fark na var unu sormad m. Belki de, Hoca'n n da bunu bilmedi ini
ö renmekten, bir önseziyle korkuyordum. Sonra, ba eylerdensözetmi a somurtup
önündeki araçlara küçümseyerek bak n yeniden ilgilenece ini umutla bekleyen
Hoca, art k pek de istenilmedi ini bilebile geç saatlere kadar konakta oturmu . Sonra araçlar n
arabaya yüklettirmi n karanl k ve sessiz dönü evde, yata nda
uyuyamayan birini dü ledim ben: Tekerleklerin gürültüsü aras ndan iri saatin t k rt s n duyuyor
ve meraklan yordu.

Hoca gün ayd nlanana kadar ayakta kald . Sönen mumun yenisini yakacakt m, yakt rmad . Bir
eysöylememi istedi ini bildi im için: " r," dedim. Karanl ktayken söylemi
bunu, belki o da biliyordu inanmad m l k verdi: Bütün i n
duraklad o an n s rr n çözmekteymi

lk f rsatta bu s rr çözmek için Pa lam


biteni,ya da niyetlerini anlad n söylemi n gönlünü ald ktan sonra bir silâh için
çal n ö ütlemi "Dü m za dünyay zindan edecek bir silâh!" Böyle demi , ama
bu silâh n nas n söylememi n bu yöne ak t
. Tabii, bekledi imiz dirlikten hiçsözetmemi zca Hoca'ya içi akçe
dolu bir kese vermi . Evde aç p sayd , Hoca'y
dinlemeye kand raca n bu keseyi verdikten sonra söylemi . Çocu un "böyle " merakl
oldu unu anlatm ld k bu sözden, ama bir
hafta sonra bir haber getirdiler. Pa a bizi, beni de, evet, iftardan sonra Sultan'a ç karacakm

Haz rl ndaki bir çocu un anlayaca


de n neden
duraklad nda. Bunun s rr n bir gün ke n yap lmas n istedi i silâh nas l bir
ey olabilirdi? Benim söyleyecek pek bir , kendi kendine çal yordu.
Hocageceyar lar na kadar odas na kapan rken, ben art k ülkeme ne zaman dönece imi bile
dü ünmeden, aptal bir çocuk gibi, penceremin önünde bo oturur hayâl kurard m: Masan n
nda çal im zaman istedi

amüstü araçlar m z bir arabaya yükleyip saraya gittik. stanbul sokaklar n seviyordum art k,
görünmeyen adam oldu umu, onlar aras ndan, bahçelerdeki iri ç nar, kestane ve erguvan a açlar
aras ndan hayâl gibigeçti imi dü lerdim. Araçlar n n da yard m yla, gösterdikleri yere,
ikinci avluya kurduk.

na göre k sa, k rm z yanakl sevimli bir çocuktu. Araçlar , kendi


oyuncaklar ym imi o zaman m , yoksa çok
sonra, on be m z zaman m dü ündü ümü ç karam
ama ona haks zl k etmemek gerekti ini hemen hissettim. O s rada Hoca bir tutukluk geçiriyor,
Padi n çevresindeki kalabal layabildi; hikâyesine
yepyeni ld zlardan ak llar olan canl yarat klar gibisözetti , geometri ve
aritmetik bilen ve bildiklerine göre uyumla dönen, çekici esrarl yarat klara benzetti onlar . Arada
n kald rarak gö e hayranl kla bakan çocu un etkilendi ini gördükçe co te,
üzerinde as l durarak y ld zlar n döndü ü saydam küreleri burada göstermi te Zühre
ve böyle dönüyordu ve ve o da, demek ki, yerini
ka türlü de ld zlar döndürdükçe modele tak l sesiyle çal yor,
küçük padi m geriliyor, sonra cesaretini toplay p ç nlayan arac ; sihirli bir
arak anlamaya çal yordu.
lar m toparlay p kendime bir geçmi uydurmaya çal rken, bunun tam çocuklu umda
dinledi im masallara, o masallar resimleyen ressamlara uygun bir mutluluk tablosu oldu unu
dü ünüyorum. Pastaya benzeyen k rm z daml evlerle, tersine çevrilince kar ya d ran o camdan
küreler eksikti bir tek. Sonra çocuk sormaya, Hoca da cevap yeti .

Bu y ld zlar havada öyle nas l duruyorlard ? Saydam kürelere as l yd lar! O küreler neden
yap lm ? Kendilerini saydam yapan saydam bir maddeden! Birbirlerine çarpm yor muydular?
Hay r, maketteki gibi kat katt lar! O kadar y ld z vard , niye o kadar küre yoktu? Çünkü onlar çok
uzaklardayd lar! Ne kadar çok? Çok, çok! Öteki y ld zlar n da, döndükçe çalan zilleri var m yd ?
Hay r, zili y ld zlar n bir tam dönü klar ls tuk!Gökgürültüsünün
bununla ilgisi var m yd ? Yoktu! Neyle ilgisi vard ? Ya murla! Yar n ya acak m yd ? Gö e
bak l rsa ya mayacakt ! Gök, Padi n hasta aslan için ne diyordu? ini, ama sab rl
olmak gerekti ini; vb. vb.

Hasta aslan hakk nda dü üncesini belirtirken, Hoca, y ld zlar hakk gibi,
gene gö e bakm . Eve döndükten sonra bu ayr nt dan küçümseyereksözetti . Önemli olan
çocu un bilim ile safsatay birbirindenay rmas de na varmas ym
kelimeyi kullan yordu, üstelik fark na var
yap yordu bunu. Ben ise art k Müslüman olsam da bir, Müslüman olmasam da diye
dü ünüyordum. Saraydan ç n ç km n
y ld zlarda olup bitenlerin arkas nda bir mant k oldu unu sezdi ini söyledi. Ah Padi ah, sonra,
çok sonra, tan d m onu! Ayn Ay' n, bizim evin penceresinden gözükmesi rtt beni, çocuk
olmak istiyordum! Hoca kendini tutamay p ayn konuya döndü: Aslan sorunu önemli de ,
çocuk hayvanlar

Ertesi gün odas na kapan p çal : Birkaç gün sonra saati ve y ld zlan gene arabaya
yükletti, pencere kafeslerinin arkas ndaki o merakl bak nda sübyan okuluna gittiler bu
sefer. Ak am döndü ünde can s kk nd , ama susacak kadar de il: "Çocuklar n da Sultan gibi
anlayacaklar n dü ündüm, ama yan ld m." dedi. Yaln ktan sonra,
sorunca, bir çocuk gökyüzünün öte taraf nda cehennem oldu unu söylemi

Ondan sonraki haftay n anlay na olan inanc n tirmekle geçirdi; ikinci avluda
geçirdi imiz dakikalar bana tektek hat rlat yor, kan tlar n onaylat yordu: Çocuk zekiydi evet;
dü ünmesini imdiden biliyordu, evet; çevresinin bask s
, Sultan bizim için rüyalar görmeye ba lamadan önce, biz onun
için rüya görmeye böyle ba te. Hoca, saat için de çal yordu bu arada; silâh için de bir
eyler dü ündü ünü san yordum, çünkü ça r ld a'ya öyle demi
umudunu kesti ini seziyordum. "Ötekiler gibi oldu," dedi onun için. "Bilmedi ini bilmek
istemiyor art k!" ah gene ça rd , gitti.

Sultan, Hoca'y lam "Aslan " "dedi in ç kt ." Sonra,


çevresindeki kalabal kla birlikte avluya ç km klar göstermi
nas l buldu rken. "K rm z yd lar," dedi Hoca, " ka söyleyecek bir
ma gelmiyordu." Bal klar n hareketlerinde bir düzen sezmi nda
up bu düzeni kusursuzla rmaya çal yorlarm klar ak ll buldu unu söylemi
ah'a durmadan annesinin ö ütlerini hat rlatan harema alar n n birinin yan ndaki bir cüce, bu
söze gülünce, Sultan onu azarlam rm z saçl cüceyi
yan na almam

Arabalarla At Meydan ler,aslanhaneye . Eski bir kilisenin sütunlar n


Hoca'ya tekerteker gösterdi i aslanlar, leoparlar, kaplanlarzincirlerle ba l ym n
ini bildi i aslan n önünde durmu lar, çocuk konu Hoca'ya tan tm .
Sonra bir kö n yan ler, ötekiler gibi pis kokmayan bu hayvan
gebeymi ah, gözleri parlayarak sormu "Bu aslan kaç tane do urur, kaç erkek kaç
olur?"

Siniri bozulan Hoca sonradan bana, "hata ettim," dedi n,


ama müneccim olmad n ah'a söylemi "AmaMüneccimba Hüseyin Efendi'den daha iyi
biliyorsun!" çocuk. Hoca cevap vermemi , çevredekilerden i iten olur da Hüseyin
Efendi'ye yeti sk ah üstelemi : Yoksa Hoca hiçbir
ld

Bunun üzerine Hoca, çok daha sonralar söylemeyi tasarlad


kalm Y ld zlardan çok eyler ö rendi ini, bu ö rendiklerinden çok yararl sonuçlar ç kard n
söylemi . Gözlerini açarak dinleyen Padi n suskunlu unu iyiye yorarak y ld zlar gözleyecek
bir rasathane yap lmas gerekti ini söylemi pk rahmetli dedesi I. Ahmet'in dedesi III.
Murat' ntaa doksan y l önce buyurup rahmetliTakiyüddin Efendi'ye yapt rtt ve sonradan
ilgisizlikten y k ey: Birbilimlerevi
ki, içinde yaln z y ld zlar de il, bütün âlemi, nehirleri ve denizleri, bulutlar ve da lar , çiçekleri
ve a açlar ve tabii, hayvanlar da,gözlemliyen bilginleryanyana gelsinler ve gözledikleri
m

Hoca'dan, benim de ilk defa duydu um bu tasar y , tatl ah.


Arabalarla saraya dönerlerken bir daha sormu "Aslan nas l do uracak dersin?" Hoca, daha önce
dü ündü ü için söylemi "Do an yavrular birbirlerine denk olacak!" Bana evde bu
sözün hiçbir tehlikesi olmad n söyledi. "O aptal çocu u avucumun içine alaca m," diyordu,
"Müneccimba Hüseyin Efendi'den daha becerikliyim!" ah'tansözederken bu kelimeyi
kullanmas rtm ; dahas nedense al nm m da. O s ralarda, iç s k nt s leriyle
u yordum.

Sonra, o kelimeyi bütün kilitlere uyan sihirli bir anahtar gibi kullanmaya ba : Aptal olduklar
için ba n n üstünde gezinen y ld zlara bak p dü ünmüyorlard , aptal olduklar için
ö eyin önce neye yarayaca n soruyorlard , aptal olduklar için ayr nt lara de il
özetlere merakl yd lar, aptal olduklar için birbirlerine benziyorlard vb. Birkaç y l önce,
ülkemde, bu tür aç klamalar yapmaktan ben de çok ho ey
söylemezdim. O s ralarda benimle de il aptallar yla ilgiliydi zaten. Benim aptall ka
türlüymü . Gördü üm bir rüyay o günlerdeki bo azl mla ona anlatm m: Benim
yerimegeçip ülkeme gidiyor, ni mla evleniyor, dü ünde kimse onun ben
olmad n farketmiyordu , bense bir Türk k yafetiyle bir kö im e lencenin
ortas yor, beni uykudan uyand rangözya ma ra men
ikisi de kim oldu umu anlamadan bana s rt n dönüp uzakla yorlard .

Os n kona na g n, kendi denetimi d nda


nl k kurmas yordu; sorguya çekmi unu, hakk mda
rma yapt rd n çok sonra, Pa stanbul'dan sürüldükten sonra bana söyledi; yoksa
günlerimi zehirlenme korkusuyla geçirecektim. Gene de, Pa n, Hoca'dan çok bana ilgi
duydu unu seziyordum; Hoca'yla aram zdaki benzerlikten, benden daha çok Pa n tedirgin
olmas . O s ralarda, sankibu benzerlik, Hoca'n n hiçbir zaman ö renmek
istemeyece i ve varl bana tuhaf bir cesaret veren bir s rd : Kimi zamanlar, s rf bu benzerlik
yüzünden Hoca ya umu dü ünürdüm. Belki de bu yüzden Pa n da
o aptallardan biri oldu unu söyledi ç kard m; o zaman sinirlenirdi. Benden
hem vazgeçemedi ini, hem de utand n sezmek, al m bir ars zl a iterdi beni:
n ikimiz için dediklerini sorar, Hoca'y , nedeni galiba kendisine de
aç k olmayan bir öfkeye bo ard m. O zaman, inatla tekrarlayarak söylerdi: Pa n da aya n
kayd racaklarm nda Yeniçeriler bir n içinde de bir eyler
tezgâhland n . Bu yüzden, Pa n dedi i gibi, silâh için çal acaksa, bunu gelip
geçici bir vezir için de ah'a sunmak için yapmal ym

Bir ara, yaln zca bu belirsiz silâh tasar s yla u n dü ündüm; u yor ama ilerletemiyor,
diyordum. lerletseydi çünkü, bana aç laca ndan, beni küçümsemeye çal arak da olsa, ne
dü ündü ümü ö renmek için kurduklar n bana anlataca am, iki-üç
haftada bir yapt m , müzik dinledikten sonra kad nlarla yatm ,
eve dönüyorduk. Hoca, bana, sabaha kadar çal n söyledi, sonra, kad nlar sordu, hiç
yapmad m z bir nlardansözetmek , "dü ünüyorum," dedi sonra birden, ama neyi
dü ündü ünü söylemeden eve gelir gelmez odas na kapand . Ben de, art k sayfalar n bile
çevirmeye ü im kitaplar n aras nda kald m ve onu dü ündüm: ilerletemedi ine inand m
herhangi bir tasar y ,ya da dü üncesini, kapand odada hâlâ bütünüyle al masaya
oturup önündeki bo kâ tlara bakt n , masan nda saatlerce utanç ve öfkeyle bombo
oturdu unu...

Geceyar s ndançok sonra odas ndan ç kt , küçükbir soruna tak ld için yard m isteyen
ö rencinin alçakgönüllü utangaçl yla beni içeri ça rd , masas n na. Hiç çekinmeden,
"Yard m et," dedi bana. "Beraber onlar dü ünelim, tek ba mailerliyemiyorum ." Bir an, bunun
kad unu dü ünerek sustum. Bo m görünce, "aptallar üzerine
dü ünüyorum," dedi ciddiyetle. "Niye o kadar aptallar?" Sonra, benim cevab m
ekledi: "Peki, aptal de iller, ama kafalar " "Onlar n," kim oldu unu sormad m.
"O bilgiyi kafalar n n içinde tutabilecekleri bir yer yok mu?" dedi, sanki bir kelime ar yordu,
çevresine bak nd . "Kafalar n n içinde bir kutu, kutular, n gözleri gibi, kar eyleri
içine yerle tirebilecekleri bir kö gerekir, ama sanki yok öyle bir yor
musun?" ma kendimi inand yordum bunu.
Uzun bir süre kar l kl sustuk. " nsan n niye öyle,ya da böyle oldu unu kim bilebilir ki zaten?"
dedi sonunda. " ke gerçek bir hekim olsayd n da bana ö retseydin," dedi sonra,
"gövdelerimizi, gövdelerimiz ve kafalar m z n içini." Sanki biraz utand . Beni korkutmak
istemedi i için tak nd m sand m sa l kl bir tav rla aç klad : Teslim olacak de
diye merak etti i için, hem de yap
olmad için. Anlam yordum, ama bütün bunlar benden ö rendi ini dü ünmek ho
gidiyordu.

Sonralar , ne anlama geldi uz gibi, bu sözünü s ks k tekrarlad . Ama


tak nd bu kararl l kta daha çok soru soran hülyal bir ö rencinin edas vard ; sonuna kadar
gidece ini her söyleyi na gelenlerin nedenlerini soran çaresiz birâ k n hüzünlü ve
öfkeli ilenmelerine tan k oldu umu san rd m. O s ralarda çok da s k söylüyordu bu sözü;
yeniçerilerin bir isyan haz rl içinde oldu unu ö rendi i zaman söylüyordu, sübyan okulundaki
ö rencilerin y ld zlardan çok melekleri merak etti ini bana anlatt ktan sonra söylüyordu, çok
paralar vererek ald bir elyazmas n daha yar s na gelmeden öfkeyle bir kenara att ktan sonra ve
art k s rf al k yüzündenmuvakkithanede bulu up söyle ndan ayr ld ktan sonra
söylüyordu ve iyi s t lmam hamamda ü üttükten sonra ve çevresine ve çiçekli yorgan n n
üstüne serdi i sevgili kitaplar yla yata na uzand ktan sonra ve cami avlusundaabdest alanlar n
n dinledikten sonra söylüyordu ve donanman n Venediklilere yenildi ini
ö n ngeçmekte oldu unu söyleyerek onu evlendirmek için ziyarete gelen
mahallelileri sab rla dinledikten sonra, gene tekrarl

imdi dü ünüyorum: Bu yazd klar m sonuna kadar okuyan kim, olup biteni,ya da, hayâl edip
anlatabildi rla izleyen hangi okuyucu, Hoca'n n bu sözünü tutmad n
söyleyebilir?

Yaz sonuna do ru bir gün,Müneccimba Hüseyin Efendi'nin cesedinin stinye k y s nda


bulundu a katli için fetvay en sonunda alm yerde rahat
durmay p, Sad nda ölecek, belirtisi var, diye sa a sola kâ tlar yollad ndan yerini
. Anadolu'yageçmek isterken cellâtlar sandal na mülküne el
konuldu unu ö renince HocaMüneccimba n n kâ tlar n , kitaplar n , defterlerini ele geçirmek
için harekete geçti; bunun için, birikmi varsa rü
koca bir sand k içinde getirdi i binlerce sayfay bir hafta içinde yuttuktan sonra, öfkeyle bundan
çok daha iyisini yapabilece ini söyledi.

Dedi ini yaparken ben de ona yard i Hayat-ül-Hayvan


veAcaib -ül-Mahlûkat adl iki risale için onaEmpoli'deki evimizin geni bahçelerinde,
çay rlar nda gördü üm güzel atlar , kertenkeleleri anlatt m.
Hoca’n n,hayalgücümün ne kadar s n rl oldu unu söylemesi üzerine, nilüferli havuzumuzdaki
b y kl frenk kurba alar n , Sicilya lehçesiyle konu anlar ve çiftle meden önce
kar l kl oturup birbirlerinin tüylerini temizleyen sincaplar hat rlayarak anlatt m. Sultan' n çok
ilgilendi i, ama Saray' r temizli i yüzünden yeterince bilgi sahibi
olamad bir konu olan, kar ncalar n hayat , üzerinde uzunuzun dikkatle çal m z bir bölüm
oldu.
Hoca, kar ncalar n düzenli, mant kl hayat n kaleme al rken çocuk padi e itece imizi de
dü lüyordu. Bu amaç için, bildi imiz kara kar ncalar yetersiz bulunca, Amerika'daki k rm z
kar ncalar n düzenini anlatt . Bu da ona, Amerika denilen y lanl ülkede ya klar
hayat hiç de rmeyen h mb na gelenler üzerine, hem ac kl , hem de hisseli
bir kitap yazma dü üncesini verdi: Bana ayr nt lar n anlat rken, hayvanlara ve ava dü kün bir
çocuk kral n bilimle ilgilenmedi i için, sonunda nas l spanyol gâvurlar taraf ndan kaz a
oturtuldu unu da yazaca n söyledi i bu kitab , san r m bitirmeye cesaret edemedi hiç. Kanatl
mandalar , alt bacakl öküzleri, iki ba y lanlar l r k lmak için ça rd m z
minyatür ustas n n çizdikleri ikimizi de memnun etmedi. "Gerçek eskiden böyleydi," dedi Hoca.
" ey üç boyutlu, gerçek gölgeli, baksana; en s radan kar nca bile gölgesini,
arkas r gibi sab yor."

Sultan hiç sordurtmad için, risaleleri Padi n arac l ti,


ama sonra çok pi ld z ilminin safsata oldu unu,Müneccimba Hüseyin
Efendi'nin boyundan büyük i n , siyasi dolaplar çevirdi ini, Hoca'n
kalan yerinde gözü olmas nda n n , ama bunun
y ld zlarla de il silâhlarla ilgisi oldu unu,Müneccimba l n u unu, bunun o
göreve gelenlerin hepsinin sonunda öldürülmelerinden,ya da, daha da kötüsü, günün birinde s rra
kadem bas p yok olmalar ld n , çok sevdi i ve bilimine güvendi i Hoca'n n da bu
yüzden, bu görevi almas n hiç istemedi ini, zaten yeniMüneccimba n ince
yapabilecek kadar aptal ve saf olan S tk Efendi olaca n , Hoca'n n eskiMüneccimba n n
kitaplar n elde etti ini duydu ini söylemi
ini söyleyerek, Padi rmas n istedi i risaleleri
e ini, ama bu bilimi yapabilmek için
gerekli her n söyledi; ilk i

Sonraki ay, hayâl gücümüzün renkli hayvanlar na çocu un nas l bir tepki gösterece ini merak
ederken, Hoca, hâlâ saraydan neden ça r lmad n dü ünüyordu. Ava ça rd lar sonunda; o
n yan na, ben, uzaktan seyretmeye, Kâ thane deresi k y s ndakiMirahor kö küne gittik;
kalabal kt .Bostanc rlam ve tilkileri koyuverip arkas ndan taz lar
sald lar, seyrett ndan ayr l p kendini suya at nca herkes onu izledi;
yüzeyüze kar k y ya geçince bostanc lar oraya da köpek salmak istediler, ama biz uzaktakiler de
duyuyorduk. Padi " " diye izin vermedi. Ama yabanc bir köpek öte
yakadaym , ama köpek yeti onu, bostanc lar hemen
ü ü üp köpe in a z ald n huzuruna getirdiler. Çocuk hemen hayvan
inceletti, üzerinde ciddî bir yara olmad n görünce sevindi; da na götürülüp tav n
sal nda Hoca'y ve k rm z saçl cüceyi de gördü üm
kalabal n çevresinde topland .

ra
kendisine geldi inde, Hoca, Sultan' n hiç beklenmedik yerden dü ç kaca n , ama
tehlikeyi kazas z belâs z atlataca n söylemi . Dü , ölüm tehlikesindensözeden , hattâ
Padi bir tutan bu yorumu kötülemeye kalkm nda yeniMüneccimba
S tk Efendi de olan kalabal n sözlerinin kula na küpe olaca n
söylemi anlar na ü ü tükleri karaku n ve
ars z taz lar n küçük parçalaraay rd klar bir tilkinin ac kl sonunu seyrederlerken, Sultan,
aslan n urdu unu, hayvanlar kitaplar n çok
sevdi ini söylemi ,Nil çevresindeki çay rlarda rastlanan mavi kanatl bo alar ve pembe kedileri
u ve korku içindeydi.

unun haberini bundan çok sonra ald k: Kösem Sultan, yeniçeri


a alar ve annesini öldürtüp yerine ehzade Süleyman' geçirmek için bir
düzen kurmu , ama sökmemi . Kösem Sultan' a z ndan burnundan kan gelene kadar bo up
öldürmü n n dedikodular ndan
ö ka hiçbir yere ç km yordu.

Sonbaharda, bir ara kozmo rafya kuram n yeniden ele almay dü ündü, ama umutsuzlu a
kap ld : Rasathane gerekiyordu; üstelik aptallar n y ld zlara metelik vermemesi gibi, y ld zlar da
aptallara metelik vermiyordu. K günler ba , bir gün Pa n azledildi ini
ö rendik. Onu da bo duracaklarm olmam n mülkünü al p
Erzincan'a sürmü ler. Bir daha da ölümünden ba k. Hoca, art k kimseden
korkmad n söyledi, kimseye de on paral , bunu söylerken benden bir
ey ö renip ö renmedi ti, bilmiyorum. Çocuktan da, anas ndan da
çekinmiyormu k. " " diyecek gibiydi, ama evimizde, kitaplar
aras nda kuzukuzu oturuyor, Amerika'daki k rm z kar ncalardansözederek yeni
birkar ncanamenin dü

Ondan öncekiler ve ondan sonraki birçoklar gibi o k evde geçirdik; hiçbir . So uk


gecelerde, poyraz n kap s ndan bacas ndan girdi i evin alt kat nda sabaha kadar oturur
urduk. Beniküçümsemiyordu art k,ya da küçümser gibi yapmaya ü nl ,
ne saraydan, ne de saraya yak n bir çevreden kimsenin onu aramamas na ba l yordum.Bazan da,
aram zdaki benzerli i benim kadar gördü ünü dü ünürdüm, bana bakarken kendini görüyor art k,
diye meraklan rd m: Neydi dü ündü ü? Hayvanlar üzerine uzun bir risale daha bitirmi
a sürgün edildi i, Hoca, saraya girip ç kan uzak tan d klar n hiçbirinin a z kokusunu
çekmeye haz r olmad n söyledi i için masan n üzerinde duruyordu. Arada bir, bo geçirdi im
günlerin s k nt s yla, sayfalar n açar, çizdi im mor çekirgelere, uçan bal n
bu sat rlar okuyunca ne dü ünece ini merak ederdim.

Hoca'y nda ça rd lar. Çocuk onu görünce çok sevinmi n dedi ine
göre, her hareketinden, her sözünden kendisini uzun zamand r dü ündü ü, ama çevresindeki
aptallar n bask s yla aramad l ah, hemen sözü babaannesinin kumpas na
n bu tehlikeyi öngördü ünü söylemi n bu tehlikedensa salim
kurtulaca n da öngörmü mü na kastedenlerin ç l klar n itirken
hiç korkmam çocuk, akl lemeyen hain köpek gelmi çünkü. Padi ah, övgü
sözlerinden sonra, Hoca'ya uygun bir yerde bir dirlik verilmesini buyurmu kehanete
kalmadan, Hoca ç kmak zorunda kalm için yaz sonunu beklemesini söylemi

Beklerken, Hoca dirli in gelirine güvenerek bahçeye küçük çapta bir rasathane kurmay
tasarlad ; kaz lacak kuyunun boyutlar n i araçlar n maliyetini hesaplad , ama bu
sefer çabuk b kt : O s rada bir sahaftaTakiyüddin'in yapt rasatlar n sonuçlar n toplayan
kitab n, kötü bir el yaz s yla ç kar lm bir nüshas n ki ay n , rasatlar n do rulu unu
denetlemeye harcad , ama sonunda,hangi yanl n kendi ucuz araçlar ndan,
hangisininTakiyüddin'den , hangisinin deelyaz s kötü kâtibin dikkatsizli inden kaynakland n ,
ç karamad için, i i öfkeyle b rakt
trigonometrik çizgi cetvellerinin aras na, kitab n önceki sahiplerinden birinin s k rd vezinli
kafiyeli m sralard . Kitap sahibi,ebced hesab ka yöntemler kullanarak dünyan n gelece i
konusunda alçakgönüllü gözlemlerde bulunmu tu: En sonunda, dört k zdan sonra, bir erkek
çocu u olacak, günahs z günahkârdanay ran bir veba ç usuBahattin Efendi
ölecekmi . Hoca, bu kehânetleri okurken önce e lendiyse de, sonra umutsuzlu a kap ld .
Kafalar m z n içinden, tuhaf ve korkutucu bir kararl l klasözediyordu art k: Kapa n aç p içine
bakabilece imiz sand klardan, odan n içindeki dolaplardansözeder gibi konu

n sözünü verdi i dirlik, ne yaz sonunda ba lanabildi, ne de k ru. Ertesi bahar ise,
Hoca'ya, yeni bir tahrir yap ld n söylemi . Bu arada, az da olsa saraya
ça r l yor, çatlayan bir aynan n,Yass ada aç klar na dü ld r m n, durup dururken
ne suyuyla dolu kan rengindeki bir sürahinin neye yorulmas gerekti i ve en son
yazd m z risaledeki hayvanlar üzerine, Padi n sordu u sorular cevapl yordu. Eve
döndü ünde, çocu un bulu ça na girdi ini söylerdi; insan n en kolay etkilenece i ça m
avucunun içine alacakm

Bu amaçla yepyeni bir kitaba ba . BendenAztek'lerin sonunu,Cortez'in an lar n


akl nda, bilime ald rmad için kaz a oturtulan zavall bir çocuk kral n hikâyesi önceden de
vard . yi insanlar uyaklarken toplar yla, araçlar yla ve masallar ve silâhlar yla onlar yenip kendi
düzenlerine boyun e diren namussuzlardansözediyordu o s ralar; ama kapan p yazd eyleri
uzun bir süre saklad benden. Hissediyordum, önce benim ilgilenmemi bekliyordu, ama o
günlerde birden beni ola anüstü bir mutsuzlu a iten yurt özlemim, ona duydu um kini artt rm ;
merak m bast rd m, ucuza buldu u için okudu u ciltleri y rt k kötü kitaplardan ve benim
anlatt klar mdan yola ç karak yarat c zekâs n n vard sonuçlar merak etmez görünmeyi
ba m. Böylece, önce kendine, sonra da o s rada yazmaya çal eye olan güvenini
yava ini, gün be gün keyifle seyrettim.

Kendi çal haline getirdi i, yukar daki küçük odaya ç k yordu, yapt rd n masam za
oturuyordu, hatta dü ünüyordu da, ama yazam yordu, seziyor, dahas biliyordum yazamad n ;
dü ündüklerini, benim nas l buldu umu ö renmeden yazabilecek cesareti olmad n biliyordum.
Onu kendine inanmaktan al koyan, küçümser gözüktü ü benim basit dü üncelerimin eksikli i de
tam de ildi: Benim gibilerin, "onlar n", bana bütün o bilgileri ö reten, kafam n içine o kutular , o
bilgi gözlerini yerle tiren ötekilerin dü üncelerini ö renmek istiyordu as l. Onlar bu durumda ne
dü ünür acaba? Bana sormak için can att , ama soramad na
al p, bu soruyu bana cesaretle sormas n ne kadar çok bekledim! Ama sormad . Bitirip
bitirmedi ini bilemedi im bu kitab , bir süre sonra b rak p, yeniden o "aptallar" nakarat na
döndü. Yap lmas gereken as l bilim, onlar n neden öyle aptal olduklar n anlamaktangeçiyormu
; kafalar n n içinin neden öyle oldu unu bilip ona göre dü ünmekten! Ayn
tekrarl yor diye dü ünürdüm, saraydan bekledi için. Zaman bo
n bulu ça yordu.

Ama Köprülü Mehmet Pa ndan önceki yaz, sonunda Hoca dirli


hem de kendi istedi i yeri seçerek: Gebze yak nlar ndaki iki de irmenle, kasabaya bir saatlik
yoldaki iki köyün gelirini birle Gebze'ye gittik, bir rastlant
olan eski evi tuttuk, ama Hoca burada geçirdi imiz aylar , marangozdan getirdi im masaya
nefretle bakt günleri unutmu lar , çirkinle ti; üzerinde
geçmi te kalan hiçbir rs zl k vard zaten. Köylere birkaç kere gidip
denetledi; bundan önceki y llar n gelirini ö rendi, dedikodusunumuvakkithanedeki dostlar ndan
duydu n etkisiyle de, dirli in hesaplar n çok daha basit ve anla labilir
bir biçimde gösteren bir defter tutma usulü buldu unu ilân etti.

Ama özgünlü üne ve yararl l na kendisinin de inanamad uyla yetinemedi: Eski evin
arka bahçesinde gö e bak geçirdi i geceler içindeki astronomi tutkusunu
yeniden alevlendirmi ti çünkü. Dü üncelerini bir ad m daha ileri götürece ini sanarak, bir ara ben
de cesaretlendirdim onu; ama niyeti, gözlem yapmak,ya da ak l yürütmek de : Köyde ve
Gebze'de tan d en ak ll gençleri, çocuklar , en yüksek ilmi ö retece ini duyurarak eve ça rd ,
beni yollay p stanbul'dan getirtti i modeli, zillerini tamir edip, ya lay p, arka bahçeye onlar için
kurdu ve bir ak n anlayamad m bir umut ve güçle, y llar önce Pa
o gök kuram n hiçbir rmadan heyecanla
tekrarlad .Geceyar s , tek bir soru bile sormadan evlerine dönen kalabal ktan ve astronomiden
umudunu son defa kesebilmesi için, ertesi sabah kap m z n önünde, içinden halâ l k bir kan s zan
bir koyun yüre i bulmam z yetti.

Ama bu yenilgisini de fazla büyütmedi: Elbette, dünyan n ve y ld zlar n nas l döndü ünü
anlayacakolan onlar de n anlamalar da gerekmiyordu; anlamas gereken art k
bulu ça n bitirmek üzereydi; belki de yoklu umuzda bizi aram da o, burada, hasattan sonra
elimizegeçecek üç-be için bo rsat kaç r yorduk biz.
ak ll gençlerin en ak ll gözükenini de kâhya tuttuktan hemen sonra, stanbul'a döndük.

Ondan sonraki üç y l en kötü y llar m z oldu. Her gün, bir öncekinin, her ay, geçirdi imiz ay n,
m kt r c , sinir bozucu bir tekrar yd : Ayn
ve umutsuzlukla yeniden görüyor ve adland ramad m yere bekliyorduk
sanki. Gene, arada bir saraydan ça r yorlar, suya sabuna dokunmayan yorumlar yapmas n
bekliyorlard embe ö leden sonramuvakkithanede bilim dostlar
uyor, eskisi kadar düzenli olmasa da, gene sabahlar ö rencileri görüyor ve dövüyor, gene
arada bir kendisini evlendirmeye gelenlere, bu sefer az c k karars zl k geçirirse de, direniyor,
gene kad nlarla yatmak için, art k sevmedi ini söyledi i o müzi i dinlemek zorunda kal yor, gene
aptallar na duydu u nefrettenbazan bo ulacak gibi oluyor, gene odas na kapan yor, serdi i
yata na uzan p çevresindeki elyazmalar n , baya kitaplar oras ndan buras ndan öfkeyle
kar rd ktan sonra, saatlerce tavana bakarak bekliyordu.

Mutsuzlu unu daha da artt dostlar ndan ayr nt lar n


ö rendi i Köprülü Mehmet Pa n zaferleriydi. Donanman n Venediklileri yendi ini, Bozcaada
veLimni 'nin geri al nd n ,ya da isyanc n ezildi ini bana söylerken,
bunlar n en son ve geçici ba lar oldu unu ekliyordu; yak nda ahmakl n ve beceriksizli in
çamuruna gömülecek olan sakat n son k p rdan yd bunlar: Birbirini tekrarlayarak bizi daha
da çok yoran günleri de tirecek bir kötülük bekliyordu sanki. Üstelik, bilim diye tutturdu u
eyin de uzun boylu üzerinde duracak sabr ve umudu kalmad için oyalanam yordu da: Yeni
bir dü üncenin heyecan na bir haftadan fazla dayanam yor, k sa bir süre içinde aptallar n
hat imdiye kadar dü ündükleri yetmez miydi onlar için?
Üzerlerinde bu kadar kafa yormaya de er miydi? Bu kadar öfkelenmeye? Belki de, o zamanlar
kendini onlardanay rmay daha yeniyeni ö rendi i için, bu ilmin ayr nt lar na inecek gücü ve
iste i toplayam una da inanma .
Ayd nlat c olan ilk heyecan, düpedüziçs k nt s ndan do du. Art k, kafas n hiçbir konuya uzun
uzad ya veremedi i için, o günlerde vaktini, t pk kendi kendilerine oyalanamayan bencil ve aptal
çocuklar gibi, evin içinde bir odadan ötekine girip ç karak, bir kattan öbürüne ç k p inerek,
bakarak geçiriyordu. Ah k rt k r t k rdatan bu sonu gelmeyen sinir
bozucu gezintilerin aras nda bana u rad zaman, benden oyalanacak bir e lence, bir dü ünce ve
umut sözü bekledi ini bilirdim. Ama, y lg nl ma ra men ona duydu um öfke ve nefret
gücünden hiçbir i için bekledi i sözü söylemezdim. Benden bir cevap alabilmek
için gururunu k r p, alttan alarak birkaç cümle söyledi i zamanlar da söylemezdim istedi i sözü;
saraydan ald iyiye yorulabilecek bir haberi,ya da direnip arkas
rabilece i yeni bir dü üncesini i imde,ya duymazl ktan gelirdim,ya da söyledi i
yan n hemen ortaya ç kararak heyecan n söndürürdüm. Bo lukta, umutsuzluk
içinde k vran n

Ama, sonralar , kendini oyalayacak yeni dü ünceyi de bu bo un içinde buldu; kendi kendine
kalabildi i için belki, belki de hiçbir eyin üzerinde ayr nt lar yla duramayan akl kendi
sab rs zl n n d için. O zaman, ona cevap da verdim, cesaretlendirmek
istiyordum çünkü; akl ey benim de ilgimi çekmi ti; belki, bu arada, beni defarkeder
diye dü ünüyordum. Bir ak amüstü evi t k rdatarak gezinen ayak sesleri odama girip, Hoca,
günlük ve ola eydensözeder gibi bana, "Niye benim ben?" dedi i zaman, onu
cesaretlendirmek isteyerek cevap verdim.

Niye kendisi oldu unu bilmedi imi söyledikten sonra, bu sorunun, orada, onlar aras nda, çok
soruldu unu, her gün daha çok soruldu unu ekleyiverdim. Bunu söylerken akl mda bu sözümü
dayand raca m hiçbir örnek, hiçbir dü ünce yoktu, hiçbir zca, soruyu istedi i
tim, belki, basit bir içgüdüyle, oyundan ho n sezdi im için.
rd . Bana merakla bak yordu, devam etmemi istiyordu; ben susunca sabredemedi,
tekrarlamam istedi: Demek onlar bu soruyu soruyorlard ? Gülümseyerek kendisini onaylad m
görünce hemen öfkelendi: Onlar soruyor diye sormuyormu n bunu sordu unu
n ne yapt da kendisine v "Sanki
kulaklar m n içinde bir ses, sürekli bana söylüyor," dedi sonra tuhaf bir edayla. Kula n
c ona rahmetli babas n hat rlatm , ölümünden önce onun da öyle bir cs
varm , ama onun türküleri ba "Benimki hep ayn nakarat söylüyor," dedi, biraz utan r
gibi oldu, söyleyiverdi: "Ben benim, ben benim, ah!"

Az daha bir kahkaha atacakt akaysa bu, onun da gülmesi gerekirdi;


gülmüyordu; ama gülünçlü ün e inde oldu unun da fark ndayd . Bana dü en, hem bu
gülünçlü ün,hemde nakarat n anlatt nda oldu umu göstermekti; çünkü devam etsin
istiyordum bu sefer. Nakarat n ciddiye al nmas gerekti ini söyledim; tabii, kula n n dibinde o
türküyü söyleyen kendisinden ba ildi. Bu sözümde bir alayc l olacak ki,
öfkelendi: O da biliyormu i o sesin bu sözü neden söyleyip durdu

Cans k nt s ndan, demedim tabii, ama, aç kças , öyle dü ünüyordum: Bencil çocuklarda görülen
can s k nt s n n böyle verimli,ya da saçma sonuçlar oldu unu yaln z kendimden de il,
n nedenini de il, anlam n dü ünmesi gerekti ini
söyledim. O zaman, akl i geldi; ben de umutsuzluk ve
korkakl ncans kmt smdan onu izleyerek kurtulurdum. Belki, bu sefer, gerçekten hayran da
olurdum ona; bunu yaparsa, ikimizin de hayat nda, bu sefer, gerçek bir "Ne yapay m
yani?" dedi sonunda çaresizlikle. Niye ben oldu unu dü ünmesini söyledim, ama ö üt verir gibi
demedim bunu; ben ona bu konuda yard m edemeyece im için i yordu da ondan. "Yani
ne yapay m, aynaya m bakay m?" dedi alayc l kla. Ama rahatlam gözükmüyordu. Dü ünmesi
için sustum. Tekrarlad : "Aynaya m bakay m?" Birden öfkelendim, Hoca'n n kendi kendine
hiçbir yere varamayaca n dü ündüm. Bunufarketmesini istedim, bensiz hiçbir ey
dü ünemeyece ini yüzüne söylemek geldi içimden, ama cesaretim yoktu; uyu rla
aynaya bakmas n söyledim. Hay r, cesaretim de . Öfkelendi, kap y vurup
ç karken ba rd : Ben aptalm m.

Üç gün sonra, konuyu yeniden açt mda, sözü gene "onlara" getirmek istedi ini görünce oyunu
sürdürmek istedim; çünkü, nas in üzerinde durmas bile, o s rada umut vericiydi.
Onlar n aynaya bakt klar n , hem de, buradakilerin yapt klar ndan çok daha fazla aynaya
bakt klar n söyledim. Yaln z krallar n, prenseslerin, soylular n saraylar de il, s radan insanlar n
evleri de, özenle çerçevelenip, duvarlara dikkatle as lm
de il, durupdurup kendilerini dü ündükleri için de bu i " " diye sordu
rtan bir merak ve safl kla. Söylediklerime kelimesi kelimesine inand n dü ündüm,
ama sonra gülümsedi: " yorlar!" Ülkemde
b rakt klar mla ilk defa alay ediyordu. Öfkeyle can n yakacak bir söz arad m, dü ünmeden,
inanmadan hemen söyledim: Ne oldu unu insan ancak kendisi dü ünebilirdi, ama Hoca'da bu i
yapacak cesaret yoktu. Surat n n istedi im gibi ac yla çarp ld n görünce keyiflendim.

Ama bu keyif bana pahal ya patlad . Beni zehirleyip öldürmekle tehdit etti i için de il; onun
gösteremedi im söyledi im cesareti, birkaç gün sonra, göstermemi benden istedi i için. Önce, i
n ne oldu unun kendisinin dü ünebilmesi de
bir ; o sözleri onu k zd rmak için öfkeyle söylemi tim; ama bu dediklerime inanmaz
gözüküyordu: Cesaretimi kan tlamazsam yiyece imi azaltmakla, dahas , odaya kilitlemekle tehdit
etti beni: Dü ünüp, ne oldu umu bir kâ da yazmal ym l yap ld n , ne kadar
cesur oldu umu görecekmi

Önce, karde lerim, annem ve anneannemle birlikte,Empoli'deki çiftli imizde geçirdi imiz o
güzel günleri anlatan birkaç sayfa yazd m. Benim niye ben oldu umu anlamak için, bunlar
anlatmay neden seçti imi aç kça bilmiyordum; belki de yitirdi im o güzel günlere duymam
gereken özlemdendi; üstelik, öfkeyle söyledi im o gereksiz sözlerden sonra, Hoca beni öyle bir
zorlam ki, t pk m gibi, ayr nt lar sevdirmeye çal
inand raca eyleri hayâl edip yazmak zorundayd m. Ama, önce be enmedi Hoca o
yazd klar m ; herkesin dü ünüp yazabilece larak dü ünürken
yap lanlar n bu oldu unu sanm ini gördü üm cesaret de bu
olamazm çünkü. Babam ve karde lerimle ç kt m z bir av s ras n ma ç kan bir Alp
ay s ylagözgöze gelip nas l uzunuzun bak m z ve kendi atlar taraf ndan gözümüz önünde
çi nendikten sonra yata nda ölen sevgili arabac m z için hissettiklerimi okuyunca da ayn
l .

Bunun üzerine, orada herkesin yapt n n da bundan ileri olmad m söyledim, ilk sözüm öfkeyle
söylenmi , bundan fazlas n Hoca benden beklememeliydi. Ama beni
dinlemiyordu; odaya kilitlenmekten korktu um için hayâllerimi yazmaya devam ettim. Böylece,
iki ay içinde, bu türden, küçük, ama hat rlanmas n an y keyif ve ac yla yeniden
kurdum ve gözden geçirdim; esir dü olmam gereken iyi kötü ne varsa
dü m farkettim . Art k yazmak için, Hoca’n n
beni zorlamas da gerekmiyordu; istedi inin bunlar olmad n her söyleyi inde, daha önceden
yazmay rd ka hikâyeyegeçiyordum .

Uzun bir süre sonra, Hoca’n n da yazd klar m okumaktan keyif ald n görünce onu bu i e
çekmek için uygun bir zaman m. Onu haz rlamak için, çocuklu umdaki baz
deneyimlerimdensözettim : Hiç sonu gelmeyen uykusuz bir gecenin korkusunu, ayn anda ayn
eyleri dü ünme al n imiz bir gençlik arkada ma duydu um yak nl , sonra,
onun ölümünü ve benim öldü san l p onunla birlikte diridiri gömülme korkumu anlatt m:
n biliyordum! K sa bir süre sonra, bir rüyam anlatmaya cesaret ettim:
Gövdem benden ayr larak, karanl kta, yüzü gözükmeyen bir benzerimle anla yor ve ikisi bana
ine gidiyorlard . Hoca da, o günlerde, o gülünç nakarat yeniden ve daha yo un
ini söylüyordu. Rüyadan istedi im gibi etkilendi ini görünce, bu tür yaz n n onun da
unu srarla söyledim. Hem bu bitip tükenmeyen bekleyi
hem de aptallar yla kendisiniay ran gerçek s n r çizgisini bulurdu. Saraydan ça r yorlard arada
me yoktu hiç. Önce, biraz nazland , ama ben üsteleyince merakla ve
utana s k la deneyece ini söyledi. Gülünç bulunmaktan korktu u için, bir : Birlikte
yazd m z gibi birlikte aynaya da bakacak m yd k?

Birlikte yazmak, derken, benimle ayn masaya oturmak isteyece i akl mda yoktu hiç. O yazmaya
ba nca, tembel kölenin aylak özgürlü üne yeniden dönece imi san yordum ben; yan lm m.
Masan l kl yazmam z gerekti ini söyledi: Bu tehlikeli konular kar s nda
llar m z ancak öyle yola girermi , çal ma ve düzen duygusunu
birbirimize ancak böyle verebilirmi z kalmaktan,
dü ünürken tek ba na oldu kâ tlayüzyüze gelince bana
duyuracak r lamas ndan da anlad
onaylamam bekliyordu. Birkaç cümleçizi tirdikten sonra çocuksu bir alçakgönüllülü ü hat rlatan
bir gurur eksikli i ve merakla yazd klar n bana göstermeye ba : Yazmaya de er miydi acaba
bunlar? Tabii ki onu onayl yordum.

Böylece, iki ay içinde, hayat hakk nda on bir y lda ö renemedi ey ö rendim.
yorlard . Babas çok erken ölmü tü,
surat n ya hat rl yor,ya hat rlam yordu. Annesi çal nd
lk kocas ndan biri k z biri erkek iki çocu u vard . Öteki kocas ndan ise dört tane erkek çocu u
ym
aras nda en ak ll , en becerikli, en çal kan ve en güçlü olan n da kendisi oldu unu ö rendim; en
dürüstleri de oymu yordu, ama bütün bunlar n
yazmaya deyip deymeyece inden emin de ildi pek. Belki de, sonralar , bu üslubu ve hayat
hikâyesini kendimin k laca m o zamandan sezdi im için onu cesaretlendirdim. Dilinde ve
tutumunda sevdi im ve ö renmek istedi . nsan, seçti i hayat sonradan
in aptal oldu unu
dü ünüyordu; yaln zca para istemek için ar yorlard
ram . Bu soruna bir daha
dönmedi, kad nlardan da hiçsözetmedi . ta, bir kere evlenmek üzere oldu unu yazd , sonra,
öfkeyle yazd klar n n hepsini y rtt .D mur vard o gece. Sonralar bir ço unu
m o korkunç gecelerden ilkiydi. Bana hakaretler etti, yazd klar n n yalan oldu unu
söyledikten sonra, hepsini yeniden yazmaya kalk s nda oturup yazmam
istedi i için, iki günü uykusuz geçirdim. Benim yazd klar ma art k bir göz bile atm yordu;
masan n öbür ucunda oturuyordü gücümü bile zorlamadan ayn p gözümün
ucuyla onu izliyordum.

Birkaç gün sonra Do u'dan getirtilen o pahal ve temiz kâ tlar n üstüne, her sabah, "niye benim
ben" n alt na ötekilerin neden o kadar a l k ve ahmak
oldu yordu. Gene de, annesinin ölümünden sonra ona haks zl k
edildi ini, eline geçen parayla stanbul'a geldi ini, bir ara bir tekkeye dadand n , ama
oradakilerin hepsinin alçak ve sahtekâr oldu unu gördükten sonra ayr ld n ö rendim. Bu tekke
maceras n biraz daha anlatt rmak istedim; onlardan kurtulmas n n, Hoca'n n gerçek bir ba s
oldu unu dü ünmü tüm: Kendiniay ti . Bunu ona söyledi imde öfkelendi, çirkin
ayr nt lar bir gün ona kar kullanmak için merak etti imi söyledi; zaten imdiye kadar
ö rendiklerim fazlaym , bir de üstüne o tür —kaba denilen cinsel kelimelerden birini kulland
burada— ayr nt lar ö üphelendiriyormu
Semra'y anlatt , onun iyili ini ve kocas n n kötülü ünü; onu y llard r göremedi i için duydu u
üzüntüdensözetti , ama ben bu konuyu merak edince üphelendi, bir ba na geçti: Elinde kalan
son paray kitaplara verdikten sonra uzun bir süre nas n,
sonra, sa da solda küçük kâtiplik i unu, ama insanlar n ne kadar namussuz olduklar n
anlat yordu ki, k sa bir süre önce Erzincan'dan ölüm haberini ald m z Sad hat rlad . O
s rada tan m yla hemen gözüne girmi , sübyan okulunda hocal
ona, ama, asl nda aptal . Bir ay süren bu yaz a
kap l p bütün yazd klar n y rtt . Bu yüzden o yazd klar n ve kendi geçmi imdi, hayâl
gücüme dayanarak yeniden kurarken sevdi im ayr nt lara kap lmaktan korkmuyorum hiç. Son bir
heyecanla, "Yak ndan Tan d m Aptallar" kla s n fland rd klar üzerine bir
yazd , ama öfkelendi: Bütün bu yaz lar hiçbir yere ula rmam ey ö
niye ben oldu rlamak istem yere
yeniden dü ündürtmü tüm. Beni cezaland racakm

Onunla geçirdi imiz ilk günleri hat rlatan bu ceza sözü, o günlerde akl na neden tak ld
bilmiyorum.Bazan , söz dinleyen uslu bir korkak oldu um için onu cesaretlendirdi imi
dü ünürdüm. Gene de, cezadan ilksözedi rlamaktan iyice
b k nca, bir süre evin içinde a yukar gezindi. Sonra, yeniden bana geldi ve as l dü ünceyi
yazmam z gerekti ini söyledi: Aynaya bakarken nas l görünü ünü seyrediyorsa insan, kendi
dü üncesinin içine bakarak da özünü seyredebilirdi.
rd . Hemen masan n iki ucuna oturduk.
Bu sefer, ben de, yan alayc l kla da olsa sayfan na "niye benim ben" diye yazd m. Hemen, o
s rada akl ilik özelli im diye o geldi i için, çekingenli imi anlatan bir çocukluk an s n
n n kötülü ünden yak nan Hoca'n n yazd klar n okuyunca,
akl ma, o an önemli oldu una inand m bir dü ünce geldi ve söyledim: Hoca da kendi
kötülüklerini yazmal yd . O s rada, benim yazd klar m okudu u için, bana korkak olmad n
söyledi. Kar koydum; evet, korkak de ildi, ama her insan gibi elbette onda da olumsuz bir
, onlar n üzerine giderse as l kendini bulacakt . Ben öyle yapm m, o da benim gibi
olmak istiyordu; bunu sezdi imi söyleyince öfkelendi ini gördüm, ama kendini tuttu, ölçülü
olmaya çal arak söyledi: Ba yd kötü olan, herkes de il elbet, ama, ötekilerin ço u eksik
ve olumsuz oldu u için böyle yanl ey. Bunun üzerine, kötü, çok kötü yanlar oldu unu,
bunu kendisinin de bilmesi gerekti ini söyleyerek ona kar ç kt m. Küstahça ekledim: Hoca
benden de kötüydü.

Böylece, o gülünç ve korkunç kötülük günleri ba ! Beni sandalyeye ba lay p masama


mageçiyor , bana istedi emrediyordu, ama bunun ne
oldu unu kendisi de bilmiyordu art k. Akl pk aynada
d n seyretti i gibi, insan dü ünerek beyninin içini de gözlemleyebilmeliymi
, ama s rr n ondan sakl ma oturup bu s rr
yazmam beklerken, ben önümdeki kâ tlar kendi kötülü ümün abart lm hikayeleriyle
dolduruyordum: Çocuklu umun küçük h rs zl klar n , k skançl k yalanlar n , kendimi
lerimden daha çok sevdirmek için kurnazca çevirdi im dolaplar , gençli imin cinsel
suçlar n abartaabarta ve keyifle yaz yordum. Hoca onlar rtan tuhaf bir haz
ve korkuyla okuduktan sonra bana daha da öfkeleniyor, art k ölçüsünü kaç rd eziyeti
artt r yordu. Belki de sahiplenece ini sezdi i bu geçmi in kötülü üne katlanamad için isyan
ediyordu. Düpedüz vurmaya ba . Bir günah m okuduktan sonra "seni namussuz," derken
an bir öfkeyle s rt ma yumruk indiriyordu; kendini tutamay p tokat att da oldu.
Saraydan daha da az arand na
art k kendisini inand rd için, düpedüzcans k nt s ndan yap yordu belki de bunlar . Ama,
kötülüklerimi okudukça ve küçük çocuksu cezalar n artt rd kça tuhaf bir güvene kap l yordum
ben: lk defa onu avucumun içine ald m dü ünmeye ba m.

Bir keresinde, iyice can m yakt ktan sonra, bana ac d n gördüm. nsan n kendisiyle hiç mi hiç
e it görmedi i birine duydu u tiksintiyle kar k kötü bir duyguydu bu; öyle oldu unu art k bana
nefret etmeden bakabilmesinden de anl yordum. "Art m," dedi. "Yazman
istemiyorum," diye düzeltti sonra, çünkü, haftalard r ben kötülüklerimi yazarken, o yaln zca
seyrediyordu. Gittikçe daha derin bir kasvete gömülen evden ç k p bir geziye, belki de Gebze'ye
gitmemiz gerekti ini söyledi. Astronomi çal na yeniden dönecekti, kar ncalar n hayat
üzerine daha ciddi bir risale yazmay dü ünüyordu. Bana olan sayg s n bütünüyle kaybetmek
üzere oldu unu görerek korktum ve ilgisini ayakta tutmak için kendimi en a layan
bir hikâye daha uydurdum. Yazd m tutku ve keyifle okuduktan sonra Hoca öfkelenmedi bile;
yaln zca, bu kadar kötü bir insan olmaya nas l katlanabildi imi merak etti ini seziyordum. Belki
de, o s rada, sonuna kadar kendi olarak kalmaya raz yd . Elbette, bunda bir oyun pay oldu unu
çok iyi biliyordu. O gün, onunla adam yerine konmad n bilen bir saray soytar s gibi
tum; gittikçe artan merak n dürtüklemeye çal m: Benim nas l öyle biri olabildi imi
anlamak için Gebze'ye gitmeden, son bir kere, kendi de kendi kötülüklerine ili eyler
yazarsa ne kaybederdi ki! Üstelik yazd klar n n do ru olmas na,ya da onlara kimsenin
inanmas na gerek de yoktu. Bunu yaparsa benim ve benzerlerimin nas l birileri oldu unu
anlayacakt ; bir gün i na ve benim gevezeli ime
direnemeyip, ertesi gün deneyece ini söyledi. Tabii, bunu benim aptal oyunlar ma kand için
de il, kendisi öyle istedi i için yapt n eklemeyi unutmad .

Ertesi gün, köleli imin en keyifli günü oldu. Art k beni sandalyeye de ba lam yordu, ama bütün
günü yava unu keyifle gözlemek için, kar s nda oturarak geçirdim.
Yapt eye önce o kadar inan yordu ki, o gülünç "ben niye benim" sözünü sayfan n üzerine
yazmaya bile ü lenceli bir yalan arayan küçük çocu un güvenini tak nd ;
hâlâ kendi sa lam dünyas nda oldu unu gözümün ucuyla görüyordum. Ama, bu bo güven çok
sürmedi; bana yönelik bir gösteri nd o yapmac kl suçluluk duygusu da çok sürmedi.
K sa bir süre içinde, tak n lm l eye, oyun gerçe e donuverdi; yalanc ktan da olsa
kendini suçlar gibi yapmak Hoca'y lacak kadar korkutuyordu. Yazd eyi, bana
göstermeden karalad hemen! Ama merak da içine girmi yordu
san r m, devam etti. Oysa, akl p masadan hemen kalksayd , belki de
huzurunu bozmadan kurtulurdu.

Sonraki saatlerde a ra r çözülü ünü seyrettim. Kendini suçlayan bir yor, sonra,
yazd klar m bana göstermeden y rt yor, her seferinde kendine olan güven ve sayg s n daha da
yordu.Sözümona , bana
gösterecekti o kötülük itiraflar n ; karanl k çöktü ü zaman okumak için can att m o yaz lar n
tek kelimesini görememi rt l p at lm n da gücü tükenmi ti. Bunun çirkin
bir gavur oyunu oldu unu, bana hakaretle ba r p söylerken, kendine olan güveni o kadar zay ft
ki, ona küstahça cevap bile verdim: O kadar üzülmemesini, kötü olmaya al n söyledim.
Belki de benim bak ma katlanamad için evden ç kt gitti, gece çok geç döndü, üzerine
sinen kokudan anlad m, tahmin etti im gibi, o eve, o baya kad

Ertesi ö rtmak için, Hoca'ya, böyle küçük oyunlarla


yaralanmayacak kadar güçlü oldu unu söyledim. Hem, bu i i vakit geçirmek için de il ey
ö renmek için yap in ucunda, aptal dediklerinin neden öyle oldu unu anlamak vard .
Birbirimizi sonuna kadar tan mak yeterince çekici bir i il miydi? nsan n, en küçük
ayr nt s na kadar tan d birisinin büyüsüne, korkulu bir rüyay sever gibi kap laca n ileri
sürdüm.

Bir saray cücesinin soytar l klar kadar ciddiye ald bu sözlerim yüzünden de il,güm n n
verdi i güvenle yeniden masaya oturdu. Ak nda, kendine önceki günden de
az güveniyordu. Gece gene kad nlara gitti ini görünce ac d m ona.

Böylece, her sabah, kendini o gün yazaca kötülüklerin üzerine ç karabilece ini sanarak, bir
gün önce kaybettiklerini kazanma umuduyla masaya oturuyor ve ak n
biraz n daha masaya b rakarak kalk yordu. Kendini hor gördü ü için beni hor göremiyordu art k;
onunla geçen ilk günlerimde bir yan lsamayla varsayd
buldu umu dü ünüyordum; çok memnundum. Benden tedirgin oldu u için masan n ucuna
oturmam gerekmedi ini de söylemi llard r biriken öfkem,
heyecanla gemi az ya alm . ntikam m almak, sald r yageçmek istiyordum; onun gibi, ben de
kantar n topuzunu kaç rm m: Hoca'y üpheye dü ürebilsem, benden
dikkatle saklad o itiraflar ndan biraz n lasam, bana öyle geliyordu
ki, art k köle ben de il deo, evin kötü insan ben de il de o olacakt . Bunun belirtileri de vard
zaten: Arada bir kendisiyle alay edip etmedi imden emin olmak istedi ini seziyordum; kendine
güvenemeyen bütün o zay ; küçük gündelik
konularda benim dü üncemi daha çok soruyordu art k: K yafeti yerinde miydi, birisine verdi i
cevap iyi miydi,elyaz s n güzel buluyor muydum, ne dü ünüyordum? Umutsuzlu a kap l p
oyunu b rakmas l yordum ki, rahatlas n. "Seniseni ," diyen o bak
bak yordu, ama yumruk vuram yordu art k; kendisinin de bir yumru uhaketti ini dü ündü ünden
emindim.

Kendisini bu kadar hor görmesine yol açan o itiraflar n neler oldu unu çok merak ediyordum. O
günlerde, kendi kendime de olsa, onu a lamay al k edindi im için itiraflar n bir tak m
basit, sudan kötülüklerden olu unu dü ünürdüm. imdi, geçmi l r k lmak için, tek bir
sat r n okuyamad m bu itiraflardan bir-ikisini ayr nt lar yla kuray m, dedi imde, hikâyemin ve
dü im hayat m n dengesini" bozmayacak kadar Hoca'ya yak acak kötülü ü bulam yorum
bir türlü. Ama, benim durumumdaki birinin kendisine yeniden güven duyaca n tahmin
edebiliyorum: Hoca'ya fark na vard rd m , kendisinin ve benzerlerinin
pek kesin ve aç k olmasa da zay f noktalar n ortaya ç kard m söylemi y m! Yaln z
onun de il, ötekilerin de can na okuyaca m günlerin uzak olmad n dü ünmü tüm herhalde;
kötü olduklar n kan tlayarak onlar y kacakt m: San r m, hikâyemi okuyanlar Hoca'n n benden
ö rendi i kadar benim de ondan ö ini anl yorlard r art k! Belki de, insan
l nda, simetriyi, hikâyelerde bile daha çok arad için böyle dü ünüyorum llarca
y m. Hoca'ya" latt ktan sonra,
kendi üstünlü ümü hiç olmazsa, özgürlü ümü kabul ettirecek, sonra da, azat kâ d m küstahça
isteyecektim. M r n k r n bile edemeden beni serbest b rakaca n dü lüyor, ülkeme dönünce
serüvenlerim ve Türkler üzerine yazaca m kitaplar n ayr nt lar n dü ünüyordum. Ölçüyü ne
kadar kolay kaç

ehirde veba ç km stanbul'dan de ehirdensözeder gibi söyledi i


için inanamad m önce; haberi nas l duydu unu sordum, ayr nt lar ö renmek istedim. Bakm lar
ki, durup dururken ölüverenler ço al yor, bir hastal k oldu unu anlam ildir
diye dü ündüm, hastal k belirtilerini sordum. Hoca bana güldü: Merak etmemeliymi
yakalan rsam hiç üphelenmeden anlarm m yakaland m , bunu anlamak için hastal n
iyle geçirdi i üç günü oluyormu nsan n. Kiminin kulaklar n n alt nda, koltuk altlar nda,
karn yarc klar ç k r
da patl , veremli gibi öksürerek ölenler de
varm . Her mahalleden üçer be ini ekledi. Heyecanla bizim mahalleyi sordum:
Duymam y m, çocuklar bahçesindeki elmalar yiyor, tavuklar da duvar ndan içeri giriyor
diye bütün mahalleliyle kavgal olan duvar ustas , bir hafta önce ate ler içinde ba raba ra
ölmü . Herkes onun vebadan öldü ünü yeni anlam

Gene de inanmak istemiyordum; d an, pencerenin önünden geçen


insanlar o kadar sakindi ki, veban n varl na inanmam için telâ m
bulmam gerekiyordu sanki. Ertesi sabah, Hoca okuluna gidince, sokaklara f rlad m. On bir y l
boyunca burada tan yabildi im talyan dönmelerini arad m. Biri, yeni ad yla Mustafa Reis,
; öteki Osman Efendi kap s n yumruklar gibi çalmama ra men önce içeri almad
na evde olmad n söylettirdi ama dayanamay p arkamdan seslendi. Nas l oluyor da,
hâlâ, hastal k gerçek mi diye sürüyormu nan o tabutlar hiç görmüyor muymu
Sonra, korktu umu söyledi bana, surat mdan anlam , halâ H ristiyanl kta direndi im için
korkuyormu ; burada mutlu olmak istiyorsa Müslüman olmal ym
kendi evinin nemli karanl na kapanmadan önce, ne elimi s kt , ne de dokundu bana. Namaz
vaktiydi, camiavlulanndaki kalabal klar görünce korkuya kap larak h zl h zl eve döndüm.
Felâket anlar nda insan n üzerine sinen o aptall nl k vard üzerimde. Geçmi
m. Mahallede tabutunu yüklenmi
bir topluluk görünce sinirlerim iyice bozuldu.

Hoca okuldan dönmü , halimi görünce sevindi ini sezdim. Beni korkak buldu u için kendine
olan güveninin artt n görüyor, sinirleniyordum. Korkusuzlu
istedim: Heyecan m denetlemeye çal arak bütün t bbi ve edebi bilgimi ortaya
döktüm;Hipokrat'dan ,Thukidides'den ,Boccacio'dan akl mda kalan veba sahnelerini anlatt m,
hastal c oldu una inan ld n söyledim, ama sözlerim beni daha da hor görmesinden
ba : Vebadankorkmuyörmü , çünkü hastal k Allah' n
ölece ; bu yüzden de benim korkakça saçmalad m gibi, eve kapan p d yla
stanbul'dan kaçmaya çal z-m lm sa orada da gelir
ölüm bizi bulurmu um? Günlerdir kâ tlara yazd m o kötülüklerim
yüzünden mi? Bunu söylerken gülümsedi; gözleri umutla parl yordu.

Bu söylediklerine inan p inanmad n birbirimizi kaybedene kadar anlayamad m.


Pervas zl nda ko m z, o korkulu
oyunlar akl m da. Dönüpdönüp sözü kar l kl yazd m z kötülüklere
getiriyor ve beni öfkeden çileden ç karan bir kendini be akl yürütüyordu:
Ölümden bunca korktu uma göre, ben, cesaretle yazar göründü üm kötülüklerimin üstüne ç km
de ildim hiç. Suçlar m ortaya dökerken gösterdi im cesaret basit bir ars zl ktan ileri geliyordu!
Oysa, Hoca'n n bu günlerde geçirdi i o karars zl k en küçük kötülü ün üzerinde k l k rk yararak
dikkatle durmas ndand art s nda duydu u derin korkusuzluk,
suçsuz oldu una onu gönül rahatl yla inand rm .

Aptalca inand m, bu aç klamadan tiksinerek onunla mücadele etmeye karar verdim.


Korkusuzlu unun, gönül rahatl ndan de il, ölümün yak nl n bilmemesinden ileri geldi ini
safsaf söyledim. Ölümden sak nabilece imizi anlatt m, vebaya yakalananlara dokunulmamas ,
ölülerin kireçli kuyulara gömülmesi, insanlar na indirmesi, Hoca'n n
da o kalabal k okula gitmemesi gerekti ini söyledim.

Bu son dedi im, akl na vebadan da korkunç ! Ertesi ö le üstü çocuklar n hepsine
tektek dokundu unu söyleyerek ellerini bana do ru uzatt ; korktu umu, dokunmak istemedi imi
görünce keyifle yakla p sar ld bana; ba rmak geliyordu içimden, ama bir rüyadaki gibi
ba ram yordum. Hocaysa, çok sonralar im bir alayc l kla bana korkusuzlu u
ö retece ini söylüyordu.
6

Veba h zla yay l yordu ama, Hoca'n n korkusuzluk dedi i eyi ö renemiyordum bir türlü. Gerçi
ilk günlerdeki kadar da sak nm yordum kendimi. Yatalak bir kad n gibi bir odaya t k l p günlerce
pencereden d ya bakmak sabr m rm . Arada bir evden f rlay gibi sokaklara
ç k yor, çar pazar al nlara, dükkânlar gören esnafa, yak nlar m
gömdükten sonra kahvelerde toplananlara bak p vebaya al maya çal yordum. Birazc k
al m da belki, ama Hoca üzerimeüzerime geliyordu.

Bütün gün boyunca insanlara de dirdi ini söyledi i ellerini, geceleri bana do ru uzat yordu. Hiç
k p rdamadan beklerdim. Uykudan uyan r da akrebin üzerinizde gezindi ini görüp ta
kesilirsinizya , öyle i benimkilere benzemezdi; onlar so ukso uk üzerimde
gezdirirken Hoca sorard : "Korkuyor musun?" K p rdamazd m. "Korkuyorsun. Neden
korkuyorsun?"Bazan elini itip dövü mek gelirdi içimden, ama bunun, öfkesini daha da
artt raca n bilirdim. "Ben söyleyeyim neden korktu unu. Suçlu oldu un için korkuyorsun.
Burana kadar günaha batt n için korkuyorsun. Benim sana inand mdan çok, sen bana
inand n için korkuyorsun."

Masan z gerekti ini de o söyledi. Niye ben oldu umuzu,


as ym z. Ama sonunda, gene ötekilerin neden öyle oldu ey
yazmad . Yazd klar n bana ilk defa gururla gösteriyordu. Nedense, okuduklar mdan utanmam
bekledi ini dü ününce tiksintimi saklayamad m ve Hoca'ya, kendini aptallar yla ayn kefeye
koydu unu ve benden önce kendisinin ölece ini söyledim.

En etkili silâh m n bu söz oldu una, o s ralarda, karar verdim. Bunun üzerine, ona on y ll k
çal n hat rlatt m, kozmo rafya kuram için harcad y llardan, gözlerini bozma pahas na
saatlerce gökyüzünü izleyi inden, burnunu kitaplardan ç karmad günlerdensözettim ; bu sefer,
ben onun üzerine gittim; vebadan sak n una ölüvermenin ne kadar
saçma olaca n söyledim. Sözlerim, üpheleriyle birlikte cezalar m daartt nyordu . O s rada
yazd klar m s n yeniden istemeyeistemeye bulur gibi
oldu unu sezdim.

Bahts zl m unutmak için, o günlerde, yaln z geceleri de il, ö le uykular mda da s ks k


gördü üm mutluluk rüyalar u o dü
uyand ktan sonra, her eyi unutmak için, iirli bir dille özene bezene kaleme al yorum: Evimizin
indeki orman n a açlar aras nda y llard r ö renmek istedi imiz s rlar bilen insanlar vard ,
orman n karanl na girmeye cesaret etti iniz zaman onlarla dost oluyordunuz; gölgelerimiz
güne nca yok olmuyor, biz, temiz ve serin yataklar m zda huzurla uyurken, ö renilmesi ve
yan lmas gereken binlerce küçük eyi birbir elden geçiriyor ve hiç de yorulmadan, tekerteker
bunlar n fark na var yorduk; rüyalarda yapt n resimlerdeki insanlar, üç boyutlu güzel insanlar
olmakla kalm yor, çevrelerinden ç k p aram za da kar yorlard ; annem, babam ve ben, arka
bahçemizde i leri bizim yerimize gören çelik araçlar kuruyorduk...
Hoca, bu rüyalar n kendisini ölümsüz bilginin karanl na çekecek eytanî tuzaklar oldu unu
sezmiyor de unda kendisineolan güveninin biraz n yitirdi ini bilebile
, bana soruyordu: Ne anlama geliyordu bu saçma rüyalar, ben onlar gerçekten görüyor muydum?
Böylece, y llar sonra birl m eyi, ilk önce ben ona yapt m;
rüyalar m zdan ikimizin gelece i için sonuçlar ç kard m: Hastal m , t pk
vebada oldu u gibi, insan n bilimden de kaçamayaca aç n Hoca'ya
n da söylemek zor de ildi, ama gene de Hoca'n n rüyalar n merak ediyordu insan!
Aç kça alay ederek dinliyordu beni, ama soruyu soracak kadar gururunu k rd için de pek
üzerime varam yordu; hem, anlat rken görüyordum, söylediklerim onu merakland r yordu.
Hoca'n n vebayla birlikte tak nd huzurun sars ld n gördükçe, kendi ölüm korkum
azalm yordu ama, hiç olmazsa, korkunun yaln zl ndan kurtuldu umu san yordum. Tabii, bunu
gece eziyetleriyle ödüyordum, ama bo una mücadele etmedi imi anlam m bir kere: Ellerini
rd kça, Hoca'ya, benden önce kendisinin ölece ini, korkmayanlar n bilgisizli ini,
yar da b rakt yaz lar n , o gün okudu u benim mutluluk rüyalar n hat rlat yordum.

Ama bu söylediklerini de il, barda rd . Bir gün, okuldaki ö rencilerinden


birinin babas , eve geldi. Kendi halinde bir adamca za benziyordu, bizim mahallede
uk kedisi gibi bir kenara çekilip dinliyordum,
a z ndan ç kard : Halas n n k z , kocas geçen
yaz sonunda aktard damdan dü ünce dul kalm . Bir çok isteyeni varm
konu umuzun akl , çünkü mahalleliden biliyormu
isteyenleri kabul etti ini. Hoca, beklemedi im kadar kaba bir tepki gösterdi: Evlenmek
istemedi ini, ama istese bile dul kad n almayaca n söyledi. Bunun üzerine, misafirimiz
Muhammed'in, Hatice'yi dullu una bakmadan, hem de ilk kar olarak ald n hat rlatt . Hoca, o
dul kad n ini, onun Hazreti Hatice'nin t rna bile olamayaca n söyledi. Bunun üzerine,
tuhaf burunlu kom n sezdirmek istedi: O
inanm n düpedüz keçileri kaç rd n söylüyormu ld zlara
bakmas n , merceklerle oynay p tuhaf saatler yapmas n umuz,
alaca mal kötüleyen tüccar n h rs yla ekledi: Hoca’n n, yeme ini çömelip ba
de il, gavurlar gibi masaya oturarak yedi ini; kitaplara keselerle para verdikten sonra onlar yere
at p içinde peygamberin ad olan sayfalar n üstüne bast n ; gökyüzünü saatlerce seyretmekle
içindeki yat ramad için, gün nda yata na yat p evinin kirli tavan n seyretti ini,
kad nlardan de il, yaln zca o n umu,
ramazanda oruç yedi ini ve veban n da onun yüzünden yolland n söylüyormu

Misafiri savd ktan sonra, Hoca bir öfke buhran geçirdi. Ötekilerle ayn duygular
maktan,ya da öyle görünmekten duydu u huzurun sonuna geldi ine karar verdim. Ona son
bir darbe vurmak için, vebadan korkmayanlar n bu herif gibi aptal olduklar n söyledim. Tedirgin
oldu, ama kendisinin de vebadan korkmad n belirtti. Nedense, bunu içtenlikle söyledi ine
karar verdim. Çok sinirliydi, elini kolunu koyacak yer bulam yor, son zamanlarda unuttu u
"aptallar" nakarat n tekrarlay p duruyordu. Karanl k çöktükten sonra, lâmbay yak p ortas na
i masaya oturmam z ym z.

T pk , bitip tükenmeyen k gecelerini geçirmek için fal bakan iki bekâr erkek gibi, masan n iki
l kl , önümüzdeki bo kâ eyler çiziktiriyorduk. Gülünç buluyordum
kendimizi! Sabah, rüya diye Hoca'n n yazd klar n okuyunca onu kendimden de gülünç buldum.
Benim rüyalar ma özenerek bir rüya da o yazm , ama görülmedi lan
uydurma bir rüyayd abeylik etmeyi yak rm ; ben de
usluuslu onun bilimsel sözlerini dinliyormu lt ederken, mahallelinin,
umuz yolundaki dedikodusu için ne dü ündü ümü sordu. Ho
ey söylemedim. ki gün sonra, yazd o
rüyay , bu sefer gerçekten gördü ünü söyleyerekgeceyar s beni uyand rd . Belki de do ruydu,
ama nedense ald rmad m. Ertesi gece vebadan ölmekten korktu unu söyledi.

Eve kapanmaktan s k ld m için, ak amüstü sokaklara ç km m: Bir bahçede çocuklar,


a açlara ç km lar n da b rakm ; çe nda kuyruk olan
geveze kad nlar, ben geçerken art k susmuyorlard ; çar pazar al ip
dövü ay ranlar keyifle seyredenler vard . Salg n n gücünü yitirdi ine kendimi
inand rmaya çal yordum, ama Beyaz t Camii avlusundan arka arkaya ç kan tabutlar görünce
sinirlerim bozuldu, aceleacele eve döndüm. Odama girerken, Hoca seslendi: "Gelip bir baksana
" Mintan n n dü melerini çözmü göbe inin alt ndaki küçük bir i, k rm z bir lekeyi
"Her yeri böcek sard ." p dikkatle bakt m, küçük, k rm z bir lekeydi,
ik , büyükçe bir böcek s r gibi, ama niye gösteriyordu bana? Yüzümü daha fazla
yakla rmaktan korktum. "Böcek s r ," dedi Hoca. "Öyle de il mi?" Parma n e
dokundu. "Yoksa pire mi?" Sustum, hiç öyle pire s r görmedi imi söylemedim.

Bir bahane bulup güne batana kadar bahçede kald m. Art k evde durmamam gerekti ini
seziyordum, ama akl mda gidilecek bir yer yoktu. Hem, gerçekten de böcek s r na benziyordu
o leke, veba h yarc kadar büyük ve geni ma geldi:
belki de bahçede h nda gezindi im için, k zar kl n iki gün içinde erek
bir çiçek gibi aç p patlayaca n , Hoca'n n ac lar içinde ölece ini dü ünüyordum. Belki de bir
haz ms zl k ç ban d r, diyordum, ama öyle de ildi, böcek s r na benziyordu, ne böce i oldu u
akl ma hemen gelecekti, dü ünüyordum, geceleri gezen, iri bir s cak ülke böce i olmal yd , ama
hayâletimsi hayvan n ad dilimin ucuna bile gelmiyordu.

ine oturdu eli gözükmeye çal , bana tak ld , ama


çok sürmedi bu. Sessizce yedi imiz yemekten kalkt ktan ve rüzgârs z ve sakin bir karanl k
çöktükten çok sonra Hoca: "Can m s k l yor," dedi. "Efkâr bast . Masaya otural
yazal m." Ancak böyle oyalanabiliyormu

Ama yazamad . Ben gönül rahatl oturuyor gözünün ucuyla bana


bak yordu. "Ne yaz yorsun?" Mühendislik okulunun ilk y l nda tek atl bir
arabayla evime dönerken nas l sab rs zland m yazm m, okudum. Ama okulu ve
m da çok seviyordum; tatilde yan ma ald m kitaplar ma
okurken, onlar nas l dü ünüp özledi imi okudum. K sa bir sessizlikten sonra, Hoca, birden bir s r
verir gibif s ld yarak sordu: "Hep öyle mutlu mu ya yorlar orada?"
olaca n sand m, ama hâlâ çocuksu bir merakla bana bak yordu. Ben de f s ldad m: "Ben
mutluydum!" Yüzünde hafif bir k skançl k belirdi, ama korkutucu de ildi. Çekineçekine anlatt :

ndayken, bir ara, annesi ve k t CamiiDarü na


midesinden hasta oldu u için. Sabah, annesi, daha yürüyemeyen
öteki karde rak r, Hoca'ylak rlad muhallebi kab n
al r, birlikte yola ç karlarm açlar n n gölgeledi i k sa, ama e lenceli bir yoldan
. Dedesi onlara hikâyeler anlat rm o hikâyeleri, amahastahaneyi
daha çok sevdi i için yanlar ndan kaç p etraf l hastalar için
çal nan müzi k alan büyük bir kubbenin alt , akar
suyun sesi; sonra, içinde tuhaf ve renkli n p r lp r l parlad da
n
buluncaya kadar bütünhastahaneyi odaoda gezdirmi larm z yla
birlikte dedenin hikâyesini dinlermi al p dönerlermi , ama eve
gelmeden önce, annesi onlara helva al rm , kimse görmeden yiyelim, dermi y s ndaki
kavaklar n aras nda bir yerleri varm , üçü ayaklar n suya do ru uzatarak oturur, kimse
görmeden yerlermi

ran bir
sessizlik oldu. Hoca uzun bir süre bu tedirginli e dayand . Sonra, yak ndaki bir evin kaba kap s
dü üncesizce ve gürültüyle kapand ktan sonra söyledi: Bilime ilgiyi ilk defa o zaman duymu
eler, kaplar, teraziler yüzünden. Ama dedesi ölünce oraya
bir daha gidememi ler. Hoca da hep, büyüyüp tek ba na gidece ini dü lüyormu ama bir y l,
ndan ç kar lm n dolduran kirli
vebulan k su, uzun bir süre çekilmemi , çekildikten sonra da, güzelimhastahane y llarca
temizlenemeyen pis kokulu lanet bir çamurun içinde kalm

Hoca gene sustu unda birbirimize yak n de ildik art k. Masadan kalkm , gözümün ucuyla
odan n içinde gezinen gölgesini görüyordum, sonra, masan n ortas nda duran lâmbay ald ,
arkama geçti, ne gölgeyi görebiliyordum ne Hoca'y ; dönüp bakmak istiyordum da bakam yor, bir
kötülük bekleyerek endi eleniyordum sanki. Az sonra, ç kar lan bir elbisenin h rt s n duyarak
korkuyla döndüm. Belden yukar s ç plakt , aynan s na geçmi , üzerine lâmban n
vuran gö sünü ve karn n dikkatle inceliyordu. "Allah m," dedi, "ne ç ban bu?" sustum. "Gelip
" Yerimden k p rdam yordum, ba rd : "Gelsene diyorum!" Cezaland raca bir
ö m.

Ç plak gövdesine bu kadar yakla m hiç; ho yordum bu yak nl ktan. Önce, ona bu
yüzden yakla ma inanmak istedim, ama ç bandan korktu umu biliyordum. O da anlad .
Oysa, anlamas m rm yla gözlerimi o e, k zar kl a
r ldan yordum. "Korkuyorsun, de il mi?" dedi sonunda Hoca. Korkmad m
kan tlamak için ba m rm m. "Veba h yarc diye korkuyorsun." O kelimeyi
duymazl ktan geldim, bir böce in s rd n söyleyecektim, daha önceden beni de bir kere bir
yerde s ran tuhaf bir böcek olmal yd , ama ad akl ma hâlâ gelmiyordu yarat n. "Dokunsana!"
dedi Hoca. "Dokunmadan nas l anlars n, bana dokunsana!"

Dokunmad m görünce ne in üzerinde gezdirdi i parmaklar n yüzüme


yakla rd . Tiksintiyle irkildi imi görünce bir kahkaha att , basit bir böcek s r ndan korktu um
için alay etti benimle, ama çok sürmedi bu ne "Ölümden korkuyorum,"
eylerdensözediyordu ; üzerinde utançtan çok öfke vard ; haks zl a u ram birinin öfkesi.
"Sende yok mu bu ç bandan, emin misin, ç karsana üstünü!" Üsteleyince, y kanmaktan nefret
eden çocuk gibi gömle imi ç kard m. Oda s cakt , pencere kapal yd , ama bir yerden serin bir
esinti geldi; bilmiyorum, belki de beni ürperten aynan n so uklu uydu. Görüntümden utand m
için bir ad m att m, çerçevenin d na ç kt m. Bu sefer, aynada benim gövdeme ba n ran
Hoca'n n yüzünü yandan görüyordum; benimkine benzedi ini herkesin söyledi i o kocaman kafa
gövdeme do ru e ti. Ruhumu zehirlemek için, diye dü ündüm birden; oysa tam tersini
yap yorum, ben ona ö retiyorum diye, y llard r gururlan yordum ben. Akl ma gelmesi bile
gülünçtü, ama lâmban n nda ars kafan n kan m emmek üzere oldu unu
dü ündüm bir an! Demek ki, çocuklu umda dinledi im o korkulu hikâyeleri severmi im. Böyle
dü ünürken,parmaklann karn mda hissettim; kaçmak istiyordum, kafas
istiyordum. "Yok sende," dedi. Arkamageçip , koltuk altlar m , boynumu, kulaklar m n arkas n
"Burada da yok, böcek seni s rmam "

Eliniomuzuma koyarak yan ma geçti. Dertle i bir çocukluk arkada yd m sanki. Parmaklar yla
ensemi iki yan ndan s k rd , beni çekti. "Gel birlikte aynaya bakal m." Bakt m ve lâmban n çi
alt nda, bir daha gördüm ne kadar çok benze imizi. Sad n kap s nda beklerken
onu ilk gördü ümde de bu duyguya kap lm m, hat rlad m. O zaman, olmam gereken birini
görmü tüm; gerekti ini dü ünüyordum. kimiz
imdi, bu bana çok aç k bir gerçekmi i geliyordu. Elim kolum ba lanm
kalm m sanki. Kurtulmak için bir hareket yapt m, sanki benim, ben oldu umu anlamak için:

Aceleyle elimi saçlar m n içinde gezdirdim. Ama, o da yap yordu ayn eyi, üstelik ustal kla,
aynan n içindeki simetriyi hiç bozmadan. Bak m da taklit ediyordu, kafam unu, aynada
görmeye katlanamad n , ama korkunun merak yla gözümü alamad
tekrarl n n sözlerini ve hareketlerini taklit ederek onu sinirlendiren bir çocuk gibi
ne ndi sonra. Ba rd ! Birlikte ölecekmi iz! Ne saçma, diye dü ündüm. Ama korktum da.
Onunla geçirdi im gecelerin en korkuncuydu.

unu ileri sürdü, her eyi beni denemek için yap k


n cellâtlar beni öldürmek için götürdüklerinde de öyleymi bizi birbirimize
benzetirken de: Ruhumu ele geçirdi ini söyledi sonra; t pk , az önce hareketlerimi taklit ederken
yapt gibi, art k ne dü ünüyorsam o biliyormu , ne biliyorsam o dü ünüyormu ! Sonra, o an ne
dü ündü ümü sordu bana, akl ey yoktu, hiçbir ey dü ünmedi imi
söyledim, ama beni dinlemiyordu, ö renmek için de il, yaln zca korkutmak için konu uyordu
çünkü, kendi korkusuyla oynamak için, o korkudan ben de pay m alay m diye. Yaln zl n
hissettikçe kötülük yapmak istedi ini seziyordum; elini yüzlerimizin üzerinde gezdirirken, o
tuhaf benzerli in büyüsüyle beni deh ete dü ürmek isterken ve benden çok kendisi heyecanlan p
arken, kötülük etmek istedi ini dü ünüyordum: Kötülü ü bir anda yapmaya gönlü bir türlü
raz olmad için de, ensemi s k rarak aynan s nda beni tutuyor, diyordum, ama
büsbütün saçma ve çaresiz bulmuyordum onu: Hakl yd , söylediklerini ve yapt klar n ben de
söylemek ve yapmak istiyordum, benden önce davran p veban n ve aynan n içindeki korkuyla
oynayabildi i için onu k skan yordum.

kin dahaönceden dü ünmedi imi


dü ünmeme ra men, bu oyun duygusundan da kurtulamad m bir türlü. Ensemi s kan parmaklar
ge s ndan çekilmiyordum. "Senin gibi oldum ben," dedi sonra Hoca.
"Nas l korktu unu biliyorum art k. Ben sen oldum!" Anlad m dedi ini, ama bugün yar s n n
do rulu kum olmayan bu kehâneti saçma ve çocuksu bulmaya çal m. Dünyay
benim gibi görebildi ini ileri sürdü; "onlar" diyordu gene, "onlar" nas l dü ünüyor, duyuyor en
sonunda anl n aynan n d rarak lâmban n ayd nlatt yar karanl k
masaya, bardaklar, sandalyelere, nesnelere bak tu biraz. Sonra, daha önce göremedi i için
söyleyemedi imdi söyleyebildi ini ileri sürdü, ama yan ld n dü ünüyordum ben:
Kelimeler de ayn yd ama
biçimi; ama nas imdi de aç kça yazamayaca m bu biçimin de, aynan n
s nda tak nd unu dü ünüyordum. Sanki, kendi iste i d nda,
bu oyunu da bir yana b rakarak, dönüpdönüp o k rm z ç bana akl tak l yordu ve böcek mi, veba
m oldu unu soruyordu.

m yerden devam etmek istedi ini söyledi. Hâlâ yar ç plakt k ve


aynan s ndan çekilmemi tik. O benim yerimegeçecekmi yafetlerimizi
de n keserken benimkoyvermem y bunun için. Bu dü ünce,
aynadaki benzerli imizi daha da korkunç yapt , sinirlerim iyice gerildi, dinledim: O zaman, ben
im: Benim yerime geçen onun, ülkeme dönünce yapacaklar n keyifle anlatt .
Çocuklu um ve gençli im konusunda ona anlatt klar m n hepsini, en küçük ayr nt s na kadar
akl nda tuttu unu, o ayr nt lardan, kendine göre, tuhaf ve gerçekd bir dü sel ülke kurdu unu
görerek m. Hayat m kendi denetimimden ç km ka yerlere sürükleniyor,
benim de, ba ma gelenleri rüya görür gibi uzaktan seyretmekten ba
gelmiyordu sanki. Ama, ben olarak ülkeme yapaca yolculu hayat n
gülünç bir tuhafl ve safl vard ki, beni ona büsbütün inanmaktan al koyuyordu. Bir yandan
da dü nt lardaki tutarl l demek geliyordu
içimden, böyle de ya n hayat
imi anlad m, ama bunun ne oldu unu söyleyebilecek gibi de ildim. Yaln zca,
y llard r özlemle dü ündü üm eski dünyamda yapt klar m nl kla dinleyerek, veban n
korkusunu unuttum. Ama bu çok sürmedi. Hoca, bu sefer, onun yerine geçince benim ne
yapaca m söylememi istedi. Benze imize ve ç ban n böcek s r oldu una inanmaya
çal tu ki, hiçbir ma.
Üsteleyince, bir zamanlar, ülkeme dönünce an lar m yazmay kurdu umu hat rlad m, söyledim:
O zaman, belki bir gün, ba ndan geçenleri iyi bir hikâye yap p yazan n dedi imde, tiksintiyle
küçümsedi beni. Onun beni tan d kadar, ben onu tan m um ki hiç! Beni itip aynan n
s na geçti: Yerime geçince benim ba ma gelecekleri o söyleyecekmi ! Önce
ç ban n veba h yarc oldu unu söyledi; ölecekmi im. Sonra, ölümden önce nas l ac lar içinde
k vranaca m anlatt na varmad m için haz rl ks z oldu um korku,
ölümden de betermi n ac lar yla nas l bo m söylerken Hoca aynan n
s ndan çekilmi mda, yere serili da n k yata na uzanm , çekece im
ac lar ve a r lar anlat yordu. Eli karn n n üzerindeydi, sanki anlatt o a r n n da üzerinde, diye
dü ündüm. Tam o s rada, seslendi, korkuyla yan man oldum hemen; elini gene
bana sürmeye kalk . Nedense, art k onun yaln zca bir böcek s r oldu unu
dü ünüyordum, ama, gene de korkuyordum.

Bütün gece böyle sürdü. Hastal rmaya çal rken benim o, onun da
ben oldu umu tekrarlay p durdu. Kendi d na ç k p kendisini seyretmenin zevkini al yor da
ondan, diye dü ünüyordum, rüyadan uyanmak isteyen biri gibi kendi kendime tekrarl yordum:
Oyun oynuyor; çünkü kendi de söylüyordu bu "oyun" sözcü ünü, ama öte yandan da a ra r
terliyordu; s cak bir odada bo ucu sözlerinin korkusuyla bunalan biri gibi de il, gövdesinde
sakatl k olan hasta biri gibi.

Güne arken y ld zlardan ve ölümdensözediyordu , uydurma kehânetlerinden, Padi n


aptall ndan, dahas nankörlü ünden, kendi sevgili aptallar ndan, "bizlerden" ve "onlardan", bir
olmak istedi inden! Art k dinlemiyordum, bahçeye ç kt m. Nedense akl ma, ölümsüzlük
üzerine eski bir kitapta okudu um dü ünceler tak lm . Ihlamur a açlar n n içinde öterek h zla
yer de tiren serçelerden ba da hiçbir hareket yoktu. rt c bir durgunluk!
stanbul'daki öteki odalar ve vebal lar dü ündüm. Hoca'n nki vebaysa, ölene kadar böyle
sürecekti, de ilse, o k rm z ik kaybolana kadar, diye dü ündüm. Bu evde daha fazla
kalamayaca m seziyordum art k. Eve girerken nereye kaçabilece im, nerede gizlenece im
akl mda hiç yoktu. Hoca'dan, vebadan uzak bir yer dü lüyordum. Birkaç parça elbisemi bir
torbaya s k r rken, bu yerin, yakalanmadan kaçabilece im kadar yak n olmas gerekti ini
biliyordum, o kadar.

Zaman nda, Hoca'dan ufak tefek çalarak biraz para biriktirmi klar m
da vard . Evden ç kmadan önce onlar saklad m yerden, art k hiç okumad kitaplar n durdu u
sand ktaki çorab mdan ald m. Meraka kap ld m için Hoca'n n odas na gittim sonra, lâmba
yan yordu, ter içinde uyuyakalm . Hiçbir zaman bütünüyle inanamad m o sihirli benzerlikle
beni bütün gece korkutan aynan n küçüklü üne m. Hiçbir eye dokunmadan aceleacele
evden ç kt nda yürürken hafif bir rüzgâr esti, içimden ellerimi
y kamak geliyordu, nereye gidece imi biliyordum, memnundum. Sabah sessizli inde sokaklarda
yürümek, denize do lardan inmek, çe kamak, Haliç'i seyretmek
ho

Heybeliada'y ilk, oradan genç bir rahipten duymu


m n güzelli ini anlatm . Akl ki,
mahalleden ç karken biliyordum oraya gidece um sandalc lar ve bal kç lar beni
adaya götürmek için korkunç paralar istediler, can m s k ld , kaçak oldu umu anlad lar, diye
dü ünüyordum, Hoca’n adamlara da yerimi söyleyeceklerdir! Sonradan
bunun, vebadan korktuklar için küçümsedikleri H ristiyanlara verdikleri bir gözda oldu una
karar verdim. Fazla dikkati çekmemek için, konu um ikinci kay kç m. Güçlü
kuvvetli bir adam de ildi, küreklere as laca n hangi suçlar n cezas
oldu unu anlat yordu. Vebadan kaçmak için adaya s nman n para etmeyece ini de ekledi.
unu anlad m. Yol alt saat sürdü.

Adada mutlu günler geçirdi imi sonralar dü ündüm. Az bir paraya, kimsesiz bir Rum bal kç n n
evinde kal yordum, ortal kta görünmemeye çal rd m, huzursuzdum. Kimi zaman, Hoca'n n
öldü ünü dü ünürdüm, kimi zaman da pe adamlar . Benim gibi vebadan kaçan çok
H ristiyan vard adalarda, ama onlara görünmek istemezdim.

Sabahlar bal kç yla birlikte denize aç l amüstü dönüyordum. Bir ara z pk nla stakoz ve
pavurya av na merak sard m. Hava bal a ç k lmayacak kadar kötüyse adan n çevresinde
yürürdüm, manast r n ba na girip asmalar n alt nda tatl tatl uyudu um olurdu. Bir de incir
a ac na yaslanm çardak vard , havan n aç k oldu u günlerde,taaAyasofya gözükürdü oradan,
alt na oturur, stanbul'a bakarak saatlerce hayâl görürdüm. Bir seferinde, rüyamda adaya gelirken
sandala e görmü tüm, onlarla dosttu, beni soruyordu, pe ime
dü mü tü demek; ba pl yorlard , neden geç
kald m soruyorlard . Yüzüme vuran güne ktan sonra, bu rüyalara yeniden
dönmek ister, dönemeyince kendimi zorlayarak dü ünürdüm: Hoca'n n öldü ünü
dü ünürdümbazan ,terketti evin içindeki ölüyü, cesedi kald rmaya gelenleri, kimsesiz
cenazenin sessizli ini: sonra kehânetlerini dü ünürdüm, ne uoe eyleri ve
nefret ve öfkeyle uydurduklar n n hayvanlar n da; z pk n m
s rtlar ndan sokup kar nlar ndan ç kard m stakozlarla pavuryalar, bu gündüz dü
k skaçlar n a ra

ülkeme kaçabilece ime kendimi nand rmaya çal yordum. Bunun için, adan n
kap s bacas aç k evlerinden para çalmam yeterliydi; ama daha önce Hoca'y .
ma gelenlerin büyüsüne, an lar n çekicili ine kap l yordum çünkü: Bana o kadar
benzeyen bir insana ölümeterkettim diye neredeyse kendimi suçlayacakt imdiki gibi onu
tutkuyla özlüyordum; bana gerçekten an lar mdaki kadar benziyor muydu, yoksa kendimi
aldat yor muydum; sonra, bu on bir y lda bir kere olsun yüzüne doyadoya bakmad ma karar
veriyordum; oysa çok yapm çimden s ip cesedine son bir kere daha
bakmak bile geldi. Özgürle ebilmek için aram zdaki benzerli in yanl rlanan bir an ,
unutulmas gereken tats z bir yan lsama oldu una kendimi inand rmam, buna al
gerekti ine karar verdim.

yi ki al mam m. Bir gün Hoca'y mda görüverdim çünkü! Bal kç n n arka bahçesinde
uzanm gözlerimi güne e çevirmi , hayâl kuruyordum, gölgesini, hissettim, kar mdayd
gülümsüyordu, oyunu kazanm il sanki beni sevdi i için! Ola anüstü bir güven
vard üzerimde, beni korkutacak kadar. Belki de gizliden gizliye bunu bekliyormu um: Çünkü
hemen tembel kölenin, boyun e n suçluluk duygusuna bürünüverdim. Ç k n m
haz rlarken Hoca'dan nefret edece ime kendimi hor görüyordum. Bal kç ya olan borcumu da o
ödedi. Yan na iki adam alm , çift kürekle gelmi ler, çabuk döndük. Hava kararmadan evdeydik,
ev kokusunu özlemi

s na al p söyledi: Suçum çok a rm z kaçt m için de il, bir


böcek s r n veba h yarc san p onu ölüm yata nda b rakt m için de beni cezaland rmaya
can at ah, bir hafta önce, en sonunda, Hoca'y
ça rm n ne zaman bitece ini, daha kaç can alaca n , kendi hayat n n tehlikede olup
olmad n . Çok heyecanlanan Hoca, haz rl ks z oldu u için yuvarlak cevaplar vermi
y ld zlarla çal gerekti ini söyleyerek vakit istemi . Etekleri zil çalarak eve dönmü
n merak n nas l yönlendirmesi gerekti . Böylece beni getirmeye
karar vermi

Adada oldu umu çoktan beri biliyormu ; ben kaçt ktan sonra bir so uk alg nl geçirmi , üç
gün sonra pe ime dü mü kç lar n orada izime rastlam z n biraz aç nca geveze
kay kç beniHeybeli'ye götürdü ünü söylemi ka bir yere kaçamayaca m
bildi i için arkamdan gelmemi n n en önemli f rsat
oldu unu söyleyince ona hak verdim. Benim bilgime ihtiyac oldu unu da aç kça söyledi.

Hemen çal k. Hoca'da ne istedi ini bilen insanlar n kararl vard , onda daha önce
pek görmedi uma gidiyordu. Ertesi gün gene ça r laca n bildi imiz
için vakit kazanmaya karar verdik. Üzerinde hemen anla m z ilke, çok fazla bilgi vermemek,
ama verdi imizi hemen do rulatmakt . Sevdi im o ak l keskinli i Hoca'y , "kehânet bir
kt r, ama aptall klar etkilemekte güzelgüzel kullan labilir" görü üne getirmi
Anlatt klar m dinlerken Hoca, veban n ancak sa l k önlemleriyle geriletilebilecek bir felâket
oldu unu do rular gözüküyordu. O da benim gibi, Allah' n felâketle olan ili kisini inkâr
etmiyordu, ama dolayl yd ki; bu yüzden, biz ölümlüler de, paçalar s vay p felâkete kar
n gururunu hiç incitmezdi. Hazreti Ömer de,EbuÜbeyde'yi ,
ordusunu vebadan korumak için, Suriye'den Medine'ye ça rmam yd
korumak için, ba kisini en aza indirmesini isteyecekti. Bu önlemleri almaya
zorlamak için Padi n yüre ine ölüm korkusu salmak akl m zdangeçmedi de il, ama
iirsel bir ölüm tasviriyle korkutulabilecek kadar yaln z kalm yordu;
Hoca'n n gevezeliklerinden etkilense bile, çevresinde korkusunu aç p yenebilece i bir aptal
kalabal vard ; sonra, bu yüzsüz aptallar, her an, Hoca'y dinsizlikle suçlayabilirlerdi. Bu
yüzden benim edebî bilgime dayanarak bir hikâye uydurduk.

Hocan n gözünü en çok korkutan n ne zaman bitece ini kestirmekti. Günlük


ölümrakkamlar üzerinde çal z gerekti ini seziyordum; bunu Hoca'ya söyledi imde çok
etkilenmedi, bu konuda say lar elde edebilmek için Padi m isteyecekti, ama bu da
ka bir hikâyeyle maskelenecekti. Matemati e o kadar çok inanmam, ama elimiz kolumuz da
ba l yd .

n içine. Eskisi gibi gene korkuyordum


vebadan, ama hareketin ve hayat iddeti, dünyay biraz olsun ele geçirmek iste m
döndürmü tü. Rüzgârl serin bir yaz günüydü; ölenlerin ve ölülerin aras nda gezinirken y llard r
hayat bu kadar sevemedi imi dü ündüm. Cami avlular na giriyor, bir kâ da tabut say s n
yaz yor, sonra, mahallede gezinerek gördüklerimle ölü say s aras ki kurmaya
çal yordum: Bütün evleri, insanlar , kalabal rmak
kolay de ildi. Üstelik tuhaf bir açl kla gözüm yaln zca ayr nt lara tak l nn
hayatlar na, bir ev içinde kendi yak nl klar n yan insanlar n
mutluluklar na, çaresizliklerine, kay ts zl klar na.

Ö leye do ru, kalabal n ve ölülerin sarho k y ya,Galata'ya geçtim, tersane


çevresindeki i çi kahvelerinde gezindim, çekineçekine tütün içtim, s rf anlama tutkusuyla bir
a evinde yemek yedim, pazarlara, dükkânlara girdim. Her mak
istiyordum ki, bir sonuç ç ndan sonra, yorgun arg n eve döndüm,
saraydan gelen Hoca'y dinledim.

umuz hikâye Padi n içine i n, t pk


insan k l na bürünüp onu kand rmak isteyece n akl yatm nn
sarayasokulmamas çk k bir denetim alt na al nm n ne
zaman ve nas l bitece i soruldu unda Hoca öyle bir dil dökmü ehrin içinde sarho
gibi gezinen Azrail'i gözlerinin önünde canland rabildi ini korkuyla söylemi gözüne kestirdi ini
elinden tutup çekiyormu . Hemen telâ la düzeltmi il, insan ölüme ayartan
il, çok kurnazm m
gerekti rakaca n anlamak için nerelerde
gezindi ini görmek gerekiyormu . Çevresindekilerden, vebayla u r gelmek
oldu unu söyleyenler ç km rmam n
anlar na, aslanlar na, maymunlar
n insanlara insan k l nda, hayvanlara da fare k l nda geldi ini söylemi n
u ramad yüz kedi getirilmesini, Hoca'ya da, istedi i kadar adam

stanbul'un dört bir yan na da tt k, mahallemahalle


yor, gördüklerini ve ölü say s n bize bildiriyorlard . Masam z n üzerine, benim ba ka
kitaplardan düzelterek çizdi im kaba bir stanbul haritas yaym k. Geceleri, veban n nerelerde
gezindi ini haritan n üzerine korku ve keyifle i aretler, Sultan'a söylememiz gerekenleri
tasarlard k.

il, amaçs z bir serseri gibi


geziniyordu. Bir gün Aksaray'dan k rk can al yor, sonra oray rahat b rak p öteki gün Fatih'e
u k y da, Tophane'de, Cihangir'de gezindi l yor, ertesi gün de bir
bak yorduk, oralara da pek az u ram , Haliç'e bakan bizim mahallemizin içine
girip yirmi ki iyi öldürüvermi . Ölü say lar ey ç karam yorduk; bir gün be yüz ki i
gidiyordu, ertesi gün yüz. Veba'n n kurban n nerede öldürdü üne de il, ilk nerede yakalay p
içine girdi ine bakmam z gerekti ini anlad m zda, çok vakit geçmi
ça r yordu. Dü ündük ta nd n kalabal k çar yerlerinde, insanlar n
birbirlerini kaz klad pazarlarda, kucak kuca a oturup dedikodu yapt klar kahvelerde
gezindi ini söylesin, dedik. Gitti, ak

Söylemi "ne yapal m?" . Hoca, çar pazar ehir içindeki gidi
zoruyla k s tlanmas n söylemi n çevresindeki o ukalâlar hemen kar ç km
n insan k l nda gezindi i,
itenlerin ödünü patlat rm yametin geldi ine inan p gemi az ya alanlar ç karm ; sonra,
kimse içinde veba n n gezindi i bir mahallede s k , isyan
ç karm "Hakl yd lar," dedi Hoca. Bu s rada, bir aptal da halk bu kadar s kacak adam nereden
bulaca n sordu ah öfkelenmi ; gücünden üpheye dü raca n
söyleyerek korkutmu herkesi. Bu öfkeyle de, Hoca’n n dediklerinin yap lmas n , ama
çevresine dan da unutmam .Müneccimba S tk i için, veban n
stanbul'u ne zamanterkedece ini halâ söyleyemedi ini hat rlatm n ona hak
ini söylemi

Masan n üzerindeki haritay n hangi akla


uya ini ç karam yorduk bir türlü. Bu arada, Padi da uyguland ve üç
günden de fazla sürdü. Çar lerini, ana caddeleri, sandal iskelelerini kesen yeniçeriler gelip
geçeni s k r p: "Kimsin? Nereye gidiyorsun? Neden gidiyorsun?" lar.
Ürkek, n yolcular
kand rmas n.Kapal çar da , Unkapan 'nda hayat n ö rendi imizde son bir ayd r
toplad m z ölüm rakamlar n kâ tlara yazm , dü ünüyorduk. Hoca'ya göre,
veban n bir mant a göre hareket etmesini bo una bekliyorduk, kelleyi kurtarmak için bir
oyalamal yd k.
zin kâ d usulü de bu s rada ç kt . Yeniçeri A as ticaret durmas n ve ehir beslensin diye
gerekli gördüklerine izin kâ tlar da t . Bundan çok para kazand n ve haraca
ba lanmak istemeyen küçük esnaf n da isyan haz rl ini ö rendi imizde, ben, ilk defa
ölüm rakamlar nda bir mant m. vezirKöprülü'nün esnafla birlik olup
kuraca düzenleri anlatan Hoca'ya söyledim bunu, veban kenar mahallelerden,
yoksul semtlerinden çekildi ine onu inand rmaya çal m.

Anlatt klar ma pek akl yatmad , ama takvimi haz b rakt oyalamak
için hiçbir anlam olmayan ve okuduktan sonra kimsenin hiçbir sonuç ç karamayaca bir hikâye
yazd n söyledi. Ba ka hiçbir
sonucu ve anlam olmayan bir hikâye uydurabilir miydi insan? "Müzik gibi mi?" deyiverdim,
rd Hoca. Sonra, iyi birhikâyenin ba masal gibi çocuksu olmal , diye dü ündük, ortas
korkulu rüya gibi korkutucu, sonu da ayr l k hikâyesi gibi ac kl olmal yd . Saraya
gitmesinden önceki gece oturmu eyle gevezelik ediyor, telâ la çal yorduk. Yan odada
Hoca'n n halâ sonunu getiremedi i hikâyesinin ba s mlar n temize çeken dostumuz solak
hattat vard . Sabaha do ru ben, elimdeki k s tl rakamlarla, günlerdir kurmaya çal m
denklemlerden, veban n en son kurbanlar n çar yerlerinden al p, yirmi gün sonra
i sonucunu ç karm m. Hoca, bu sonucu neye dayand rd m sormad , yaln zca
gününün fazla uzak. oldu unu söyleyip, takvimi iki haftaya göre yeniden düzenlememi
ve süreyi de ba ildim, ama dedi ini yapt m.
Hoca, hemen orac kta takvimin baz tarihlerine m sralar düzüp, i n eline
sralar n n baz lar n resimlememi istedi. Ö leye do ru, ebrulu, mavi bir
kapakla alelacele ciltlettirdi i risaleyi yan na al k nt l yd , korkuyordu.
Bana, takvimden çok, hikâyesine t k k na, kanatl bo alara,
k rm z kar nc an maymunlara güvendi ini söyledi.

am döndü ünde heyecan içindeydi, kehânetinin do rulu ah'a bütünüyle kabul


ettirebildi i o üç hafta boyunca sürdü bu heyecan: Ba çta, " " diyordu, ilk
gün hiç umutlu de ildi; güzel sesli genç bir o lana okutturulan hikâyelerini dinlerken, Padi n
çevresinde toplanan kalabal ktan gülenler bile ç km küçümsemek, Sultan' n
gözünden dü ürmek için kendilerini zorlayarak yapm susturup
azarlam zca, veban n iki hafta sonra bitece ini hangi belirtilere dayand rd n
hikâyenin içinde oldu unu söylemi
göstermek için, Trabzon'dan gemilerle getirilen ve yaln zca iç avlular de il, odalar
da k p rk p r dolduran renkrenk kedilere sevgi göstermi

kinci gün geldi inde, saray n ikiye ayr ld n söyledi: Aralar müneccim S tk Efendi'nin
de bulundu u bir tak ehirdeki bütün önlemlerin kald r lmas n isterken; Hocayla birlikte
di erleri, " rmayal m ki, içinde gezinen veba da alamas n," diyorlarm .
Ben, günbegün ölüm rakamlar n n dü yordum ama, Hoca hâlâ heyecan
içindeydi, ilk tak m n,Köprülü'yle anla p bir isyan haz rl i söyleniyormu
vebay önlemek de il, dü ndan kurtulmakm

Birinci haftan n sonunda ölüm say s nda gözle görülür bir dü ü , ama hastal n bir hafta
sonra bitmeyece i de benim hesaplar ma göre ortaya ç km . Haz rlad m takvimi de i
için Hoca'ya söyleniyordum, ama o umutlanm art nda
söylenenlerin arkas n n gelmedi ini anlatt . Bunun üzerine, onlar da,Köprülü'nün kendileriyle
birlik oldu unu yaym lar. Bütün bu dolaplardan iyice y
ar

ehir vebadan çok, al nan önlemlerden bo uluyordu; her geçen gün daha az
insan ölüyordu, ama bunu bizim gibi i nda olanlar biliyordu yaln zca. Açl k söylentileri
ç km , korkunç bir ç kmad m için, bana
Hoca anlat yordu: Bütün o kapal pencerelerin ve avlu kap lar n n arkas nda vebayla bo
insanlar n çaresizli ini ve vebadan ve ölümden ba
bu beklenti, yere bir fincan dü tü mü, birisi.gürültüyle öksürdü mü,
birden f s rf s an ve Sultan bugün bakal m ne karar verecek, diyerek bekleyen o ukalâ
kalabal n n ödü patl yor ey olsun da, ne olursa olsun, diyen çaresizler gibi de,
hemen heyecanlan veriyorlarm l yordu bu heyecana; Sultan'a veban
geriledi ini, kehânetlerinin do ru ç kt n anlatmaya çal , ama çok fazla etkileyememi onu,
sonunda, gene hayvanlardansözetmek zorunda kalm

ki gün sonra, camilerde yap lan bir say mdan hastal n iyice geriledi i sonucunu ç karm ,
ama o cuma günü Hoca'n n sevinci bundan de ildi: Umutsuzlu a kap lan küçük esnaftan
birtak m, yollar tutan yeniçerilerle çat nan önlemlerden huzursuz olan ba
bir k s m yeniçeriyi, mahalle camilerinde vaaz veren bir iki aptal imam , ya ma heveslisi baz
siz güçsüzleri yanlar na çekmi n Allah' unu, ona kar lmamas
gerekti ini söylüyorlarm , ama olaylar büyümeden hemen bast r lm eyhülislâmdan fetva
al n nca, belki de olaylar oldu undan daha büyük göstermek için, yirmi ki i hemen öldürülmü
Hoca hayat ndan çok memnundu.

am zaferini ilân etti. Art k sarayda, önlemlerin kald r lmas ndansözedemiyormu


kimseYeniçeria as davet edildi inde isyanc lar ndan dasözetmi ; Sultan
öfkelenmi ; dü klar yla Hoca'ya zor günler ya m da çil yavrusu gibi da lm Bir
zamanlar, onlardan yana oldu u söylenenKöprülü'nün , isyanc sert önlemler alaca
söyleniyormu bu yolda kendisinin de etkiledi ini Hoca keyifle söyledi. syan
bast ranlar da, Sultan' ikna etmek için veban n geriledi ini anlat yorlarm . Üstelik, do ruydu da
bu söz. Padi imdiya kadar hiç söylemedi i övgü sözlerini söylemi
getirtti i maymunlar n göstermek için, yapt rtt kafesin yan na götürmü
edepsizlikleri Hoca'y tiksindiren maymunlar n papa anlar gibi
ma ö renip ö . Sonra, çevresindekilere dönerek, art k Hoca'y
daha çok yan nda görmek istedi ini, haz rlad takvimin do ru ç kt n söylemi

Bir ay sonra, bir cuma günü HocaBa müneccimdi ; hattâ ondan ba eydi de: Sultan veba
bitti diye bütün ld Ayasofya'daki cuma namaz na giderken, Hoca onun
birazarkas ndaydi ; önlemler kald r lm ükreden o c v lc v l kalabal k
aras nda ben de vard yla önümüzden geçerken çevremdekiler bütün gücüyle
ba r yordu; sonra kendilerinden geçtiler, bir iti k dalgaland , yeniçeriler geri
ittiler bizi, bir ara, bir a açla üstüme y lanlar n aras na s k m, kalabal dirsekleyerek
kendimi öne att mda, dört be m ötemde memnun mesut yürüyen Hoca'ylagözgöze geldik.
Gözlerini benden kaç rd , sanki beni tan mam . O korkunç gürültü içerisinde birden budalaca
bir co ld m, Hoca'n n o an beni görmedi ine inand m, bütün gücümle ba rarak ona
seslendim, benim varl mdan haberdar olsun istiyordum, benifarkederse kalabal n içinden
sanki çekip kurtaracakt da, ben de, zaferi ve gücü ellerinde tutanlar n o mutlu yürüyü üne
kat lacakt m! Ama bunu, zaferden bir pay koparmak,ya da yapt klar m l n almak için
istemiyordum; içimde bamba : Ben orada olmal yd m, çünkü ben Hoca'n n
kendisiydim! T pk , s ks k gördü üm korkulu rüyalarda oldu u gibi, d ardan gördü üm
kendimden ayr dü mü tüm; kendimi d dan gözleyebildi im için, demek ki, bir ba yd m;
kimli ine büründü üm bu ba n n kim oldu unu ö renmek bileistem yor , önümden beni
tan madan geçen kendime korkuyla bakarken, bir an önce kat lmak istiyordum ona. Ama, hayvan
gibi bir asker bütün gücüyle beni geriye, kalabal n içine itti.

Vebadan sonraki haftalar içinde, Hoca yaln zcaMüneccimba l a getirilmekle kalmad , Sultanla,
y llard r umutla bekledi imizden de s k bir yak nl vezir , o küçük ve ba s z isyan
n çevresine toplad o maskaralardan art k kurtulmas gerekti ini
; esnaf da, yeniçeriler de, Sultan' yla kötü yola çeken ukalâ
kalabal n felâketlerin sorumlusu olarak görüyorlarm çünkü. Böylece,kumpasda parma
oldu u söylenen eskiMüneccimba S tk Efendi'nin tak m , sürgün ve görevle saraydan
kovuluncaonlann i .

Art k her gün, padi n konaklad saraylardan birine gidiyor, kendisine düzenle vakitay ran
uyordu. Eve döndü ünde heyecan ve zafer duygusuyla bana anlat rd : Her sabah,
önce Padi n gece gördü ü rüyay ona yorumluyordu. Devrald nda belki de en çok
bunu seviyordu: Padi n rüya görmedi ini hüzünle itiraf etti i nn
rüyas n yorumlamay önermi , Sultan da, merakla bu dü ünceyi benimseyince, Bostanc lar
hemen iyi rüya gören birini aray ler, böylece, her sabah bir rüyan n
yorumlanmas vazgeçilmez bir al tu. Geri kalanvakitde avlularda, iri ç nar ve
erguvan a açlar n n gölgeledi i bahçelerde yürürlerken, kimi zaman Bo az'da sandallarla
gezerlerken, tabii ki, Sultan' n sevgili hayvanlar ndan, bizim hayâli hayvanlar m zdan
dasözederlerdi . Ama bana co anlatt ah'a aç yordu: Bo azdaki
ak nt lar n nedeni neydi? Kar ncalar n düzenlihayatlannda ö renip anlamaya de er ne vard ?
M knat s gücünü Allah'tan ba yordu? Y ld zlar öyleya da böyle dönmesinin önemi
neydi? Gâvurlar n hayat nda gâvurluklar
Onlar önümüze kat p kovalayacak bir silâh yapmak mümkün müydü? Bunlar , Sultan' n ilgiyle
dinledi ini söyledikten sonra, heyecanla masan na geçer, o silâh tasar s için pahal ve iri
kâ tlara, uzun namlulu toplar, kendi kendini harekete geçiren ate , görünü ü
and ran silâh biçimleri karalar, beni de masan na ça r p, gerçekle tirme
vaktinin çok yak n oldu unu söyledi i bu hayâllerin kl k etmemi isterdi.
Oysa ben, onlar mak da istiyordum. Belki de bu yüzden, akl m hâlâ bize o
korkulu karde lik günlerimizi ya ndan kurtulduk diyeAyasofya'da
ükrederek namaz k lm , ama hastal ehri büsbütün b rakmam . Hoca
sabahlar Sultan' n saray ehirde gezinir, güdük minareli mahalle
camilerinden, kiremitleri yosun tutmu yoksul mescitlerinden hâlâ kald r lan cenazelerin say s n
tutar, nedenini pek deanl yamad m bir dürtüyle, hastal rak p gitmemesini
isterdim.

nas l etkiledi inden, zaferindensözederken ben ona, hastal


b rakmad n , önlemler kald r ld için de yeniden alevlenebilece ini anlat yordum. Beni
öfkeyle susturup zaferini k skand m söylerdi. Ona hak veriyordum,Müneccimba olmas ,
n ona her sabah rüyalar n anlatmas , bütün o ahmak kalabal çevresinde de ilken
ld r bekledi
onlardan niye yaln gibisözediyordu ? Vebaya kar önlemleri benim
önerdi imi, pek de do ru ç kmayan, ama öyleymi lanan takvimi benim haz rlad m
gözüküyordu; daha da gücüme giden ey, beni telâ içersinde adadan nas l apar topar
getirdi ini de il, yaln zca benim oraya nas l gitti imi hat rlamas yd .

Belki de hakl yd , belki de duydu skançl k denebilirdi, ama onunfarketmedi i


çe bir duyguydu bu. Bunu anlas n diye vebadan önceki günlerde bir masan n iki ucuna,
yaln zl k gecelerinin s k nt s n unutmak isteyen iki bekâr erkek gibi nas l oturdu umuzu
hat rlatt mda, kimi zaman onun, kimi zaman da benim nas l korkulara kap ld m z , ama bu
korkulardan ne çok ey ö rendi imizi, hatta Ada'da tek bas mayken o geceleri ölesiye özledi imi
hat rlatt mda, bütün bu söylediklerimi, kendisinin hiç kat lmad bir oyunda benim su yüzüne
ç kan sahtekârl ma ibretle tan k olur gibi, küçümseyerek dinler, o karde lik günlerine geri
dönece kin hiçbir umut ve söz vermezdi bana.

Mahallemahalle gezdikçe görüyordum art k: Önlemlerin kald r lmas na ra men, sanki Hoca'n n
zafer dedi eye gölge dü ürmek istemedi i için, veba, yava ehirden çekiliyordu.Bazan
ölümün karanl k korkusu aram zdan çekilip gidiyor diye niye yaln zl k duydu umu merak
n rüyalar ndan,ya da Hoca'n n ona anlatt tasar lardan de il de, gene
bunlardansözedelim isterdim: Duvardan indirdi i korkutucu aynan s na,yan mda ölüm
korkusu bile olsa onunla birliktegeçmeye çoktan haz rd m! Ama Hoca uzun zamand r
küçümsüyordu art k beni,ya da kendini öyle gösteriyordu; daha da kötüsü, kimi zaman bunu bile
yapmaya ü ini san yordum.

Onu tekrar o eski mutlu hayat m za çekmek içinbazan , art k yeniden birlikte masan n
nageçmemiz gerekti ini söylerdim. Bu i te ona örnek olmakiçin, bir iki kere, gene, kâ tlar
doldurmay da denedim; veban i o kötülük yapma iste ine,
yar da kalm kötülüklerime ili lm m ona okumaya kalkt mda beni
dinlemedi bile. Belki de, kendi zaferinden çok, benim çaresizli imden ald bir güçle küstahça
söyledi: Bütün o yaz lar n saçmal n n o günlerde de fark ndaym
zaman nda o oyunlar sonu nereye varacak diyeiçs k nt s ndan oynam , biraz da, beni denemek
için: Vebaya yakaland n san p kaçt m gün, benim nas l biri oldu umu anlam zaten.
Suçluymu nsanlar ikiye ayr l yorlarm lar benim gibi suçlular.
una yormaya çal m bu sözlerine cevap vermedim. Gerçi zekâm eskisi gibi
parlakt , küçük günlük olaylara hiddetlendi imi gördü ümde gerekti inde öfke duymaya haz r
oldu umu da anlard m, ama Hoca'n sald r y ça ran o sözlerine duyaca m tepkiyle, onu
nereye sürece imi, nereye s k raca m bilmiyordum sanki. Ondan kaç p Heybeliada'da
geçirdi im günlerde hedefimin bulan n tim. Venedik'e dönsem ne olacakt ? Bu on
lda annemin öldü üne, ni m n da evlenip çoluk çocu a kar na akl m çoktan
yatm ; onlar dü ünmek içimden gelmiyordu, rüyalar ma da gittikçe seyrekle ,
üstelik kendimi, o ilk y llarda oldu u gibi, Venedik'te onlar n aras nda de il, rüyalar mda, onlar ,
stanbul'da, bizim aram zda görüyordum. Venedik'e dönersem, yar da b rakt m bir hayata
kald m yerden devam edemeyece
layabilecektim. Bir zamanlar Türkler ve kölelik y llar m üzerine yazmay tasarlad mbiriki
kitap d nda, o hayat n da ayr nt lar beni heyecanland rm yordu art k.

BazanHoca'n n bendeki bu yurtsuzluk ve amaçs zl sezdi i, zay fl m anlad için, beni


küçümsedi ini dü ünürdüm,bazan da bunlar bile sezdi rd m. Her gün, Padi
anlatt hikâyelerinden, ayr nt lar n dü i ve Sultan' mutlaka etkileyece ini söyledi i o
inan lmaz silâh n hayallerinden ve zaferinden öyle sarho tu ki, benim neler dü ündü ümün belki
de fark na bile varm yordu. Kendi kendisiyle dopdolu olan Hoca’n n bu mutlulu unu g ptayla
izlerken yakalard m kendimi. Seviyordum onu, abartt zaferinden ald o yapmac kl kuyu,
bitip tükenmeyen tasar lar n avucunun içine alaca n söylerken avucunun içine
bak n seviyordum. Böyle dü ündü ümü kendime itiraf bile edemezdim, ama hareketlerini,
günlük davran n l rd m.
nsanbazan bir çocu un, bir gencin davran nda kendi çocuklu u ve gençli ini görür de sevgi
ve merakla onu izler: Korkum ve merak m öyleydi; beni ensemden tutup, "ben sen oldum,"
dedi i s ks k akl ma geliyordu, ama o günleri ona hat rlatt mda Hoca beni susturur,ya Sultan'a o
gün inan lmaz silâh inan l r k lmak için neler söyledi ini anlat r,ya da o sabah rüyas n
n akl n nas l çeldi ini ayr nt lar yla hikâye ederdi.

Balland rarak anlatt lar n parlakl na ben de inanabileyim isterdim.Bazan


hayallerimin s n rs zl na kap l p kendimi mutlulukla onun yerine koyup inand m da olurdu. O
zaman, onu ve kendimi, bizi daha çok sever, ho k gibi a z m aç k,
anlatt klar na dal p giderken, gelecekteki o güzel günlerden ikimizin hedefiymi gibisözetti ini
san rd m.

Sultan' n rüyalar n yorumlarken ona böyle kat ld , iktidar


daha çok sahiplenmeye k ti. Böylece, Padi n rüyalar nda s ks k
gördü ü dörtnala ko z atlar n, sahipsiz olduklar için mutsuz; hain di leriyle
dü n n g rtlaklar na sald ran kurtlar lerini kendileri gördükleri için mutlu
olduklar ; a kad nlarla güzel kör k zlar n ve karanl k ya murda yapraklar n h zla
döken a açlar n onu yard ma ça rd klar n ; kutsal örümceklerle, gururlu zl n
ini ona anlatt . ktidar sahiplendikten sonra, Sultan bizim bilimimize ilgi
duysun istiyorduk; bunun için kâbuslar ndan bile yararland k. Av merakl lar n n ço u gibi, uzun
nan n kendisi oldu unu dü inde, taht
kaybetme korkusuyla, rüyas nda, kendi taht nda kendi çocuklu unu oturur gördü ünde, Hoca
ona, taht nda hep genç kalaca n , ama hiç uyumayan dü m z n tuzaklar ndan ancak onlar
kadar üstün silâhlar yaparak kurtulaca n anlat rd . Dedesi Sultan Murat' n kol gücünü
kan tlamak için, bir k l ç vuru uyla ikiye böldü ü e in iki yar s n
klar n ; babaannesi olacak Kösem Sultan denen cadalozun kendisi ve annesini bo mak
için dirilip ç r lç plak üzerine geldi ini; At Meydan 'ndaki ç nar a açlar n n yerine biten incir
a açlar ndan incir yerine kanl cesetler sarkt n ; yüzü kendi yüzüne benzeyen kötü adamlar n
onu ellerindeki çuval,lara sokup bo mak için kovalad n ,ya da Üsküdar'dan denize giren bir
kaplumba aordjusunun s rt!lanndaki mumlar n rüzgârdan bir türlü sönmeyen! alevleriyle saraya
do ru yürüdü ünü, Padi ah dü rakt n , avdan ve
hayvanlar n söyleyenlerin ne kadar haks z oldu unu dü ü'
nur, benim sab r ve keyifle bir deftere yazarak s n fland rd m bu rüyalar da, bilimin ve
yap lmas gereken inan lmaz bir silâh n yararlar na yormaya çal rd k.

Hoca'ya göre, yava m za inanm yordum art k. Bir


rasathaneya dabilimevi kurmak için, yeni bir silâh yapmak için ondan söz al kuyla hayâl
kurdu u gecelerin arkas ndan, bu konular
aylargeçiyordu . Vebadan bir y l sonra, Köprülü ölünce, Hoca umutlanmak için bir bahane daha
buldu:Köprülü'nün gücü ve ki inden korktu u için Sultan kafas ndakileri uygulamaktan
çekiniyordu, vezir öldü üne, yerine de babas kadar güçlü olmayan o lugeçti ine göre,
Padi an cesur kararlar beklemenin s ras yd .

Ondan sonraki üç y l , bu cesur kararlar beklemekle geçirdik. Art ey, dü


avlar aras n hareketsizli i de il, Hoca’n n halâ umutlar n ona
ba l yabilmesiydi. Bütün bu y llar boyunca, umutlar n kaybedip bana benzeyece i günü
bekliyordum ben! Art k, zafer dedi eyden eskisi kadarsözedemiyor , vebadan sonraki aylarda
duydu yordu gerçi, ama Sultan' büyük bir tasar dedi rabilece i
günün hayâlini de halâ canl tutabiliyordu. Her zaman bir bahane buluyordu: stanbul'u kas p
kavuran o büyük yang ndan hemen sonra, Sultan' n büyük tasar lara para dökmesi karde ini tahta
geçirmek isteyen dü na f yordu, çünkü, ordu
Macaristan'a sefere ç km ; ertesi y bir sald r yageçtikleri için bekliyorduk;
sonra bitirilmesi için büyük paralar harcanan ve Turhan Sultan ve Padi n da
s ks k gitti i, Haliç k y s ndaki o Ye vard daha, benim kat lmad m o
bitip tükenmez av seferleri vard sonra. Ben, Hoca’n n avdan dönü ünü evde beklerken ö üdünü
tutmaya çal r, "büyük tasar ,"ya da "bilim" dedi ey için parlak dü ünceler arartembeltembel
pinekleyerek sayfalar çevirirdim.

Uygulansa da verece i sonuca pek ald rmad m bu tasar lar n hayâlleri bile beni
e lendirmiyordu art k. Tan kl m z n ilk y llar nda astronomi, co rafya,ya da do a bilimleri
konusunda dü ündü ümüz r yan olmad n Hoca da benim kadar
biliyordu; saatler, araçlar, modeller bir kenarda unutulup çoktan paslanm
"bilim," dedi m z güne ertelemi
y k mdan kurtaracak büyük bir tasar dan çok bu tasar n n hayâli vard . Beni hiç kand rmayan bu
renksiz hayâle inanabilmek ve Hoca'yla beraber olabilmek için,bazan çevirdi im sayfalara,ya da
akl igüzel tak l veren dü üncelere onun gözüyle bakmaya, kendimi onun yerine koymaya
çal rd m. Avdan dönü lerinde, bana üzerinde kafa yormam için b rakt , herhangi bir konuda,
yeni bir gerçe i ortaya ç karm m:
"Denizin yükselip çekilmesinin nedeni ona dökülen rmaklar n s s yla ilgilidir," dedi imde;ya
da: "Veba havan n içindeki taneciklerle bula yor, hava de ince çekip gidiyor";ya da: "Büyük
bir silâh yap p uzun namlusu ve tekerlekleriyle herkesi önümüze kat p kovalamam z
mümkündür";ya da: "Dünya güne in çevresinde dönüyor, Güne n çevresinde," dedi imde
üzerindeki tozlu av elbiselerini de tiren Hoca beni sevgiyle gülümseten ayn cevab verirdi hep:
"Ve bizim ahmaklar bu gerçe in fark nda bile de iller!"

inden sürükleyen bir öfke buhran na kap l n


inden saatlerce at sürmesinin,ya da taz lar na yakalatt ana gözya dökmesinin
saçmal ndansözeder , av boyunca sözlerinin Sultan' n bir kula ndan girip ötekinden ç kt n
istemeyeistemeye itiraf eder ve nefretle tekrarlard : Bu ahmaklargerçeklerin fark na ne zaman
varacaklard ? Bu kadar aptal n birbirini bulmas bir rastlant m yd zorunluluk mu? Niye bu kadar
aptald lar?

Böylece, yava "bilim" dedi n kafalar n n içini anlamak için,


yeniden ba gerekti ini seziyordu. Bir masan na oturup, birbirimizden nefret ederek,
birbirimize benzedi imiz o güzel günleri akl ma getirdi i için, bu "bilim"
hevesliydim, ama ilk deneylerden sonra anlad k, art k ildi.

Bir defa, onu nereye, neden sürüp s k raca m bilemedi im için üstüneüstüne gidemiyordum
bir türlü. Daha önemlisi, hissediyordum, ac lan ve yenilgileri sanki benim ac lar m ve
yenilgilerimdi. Bir seferinde, inanmad m halde, buradakilerin aptall n abart lm örneklerle
ona hat rlatt ktan, onlar kadar, kendisinin de yenilgiye mahkûm oldu unu sezdirdikten sonra onu
gözledim: Gerçi bana hiddetle kar ç k yor, yenilginin bir zorunluluk olmad n , onlardan önce
davran p ken lere verirsek, sözgelimi, u silâh tasar s n gerçekle tirebilirsek
üzerimizeüzerimize akarak bizi gerisin geriye iten bu rma n ak n , gene, istedi imiz yöne
çevirebilece imizi söylüyordu, gerçi tasar lar ndan de il, umutsuzluk zamanlar nda yapt gibi
"tasar lar m zdan"sözederek beni de sevindiriyordu, ama yakla an kaç n lmaz bir yenilginin
lm : Kimsesiz bir çocu a benzetiyordum onu, bana köleli imin ilk y llar n
hat rlatan öfkesini ve hüznünü seviyordum; ben de onun gibi olmak istiyordum. Odan n içinde
a yukar gezinirken, karanl k bir ya mur alt ndaki çamurlu pis soka a,ya da Haliç
k y s ndakibiriki evin hâlâ yanan soluk ve titrek lâmbalar na, sanki orada umut ba layabilece i
yeni bir belirtinin izlerini arar gibi, bakarken, bir ara odan n içinde k vranarak gezinenin Hoca
de il de kendigençligim oldu unu dü ünürdüm. Bir zamanlar, ben olan ki rak ti
de, bir kö im heyecan yeniden bulmak için ona
özeniyordum.

Bitip tükenmeden kendini tekrarlayan bu heyecandan da b km m art k.Müneccimba olduktan


sonra, Gebze'deki topraklar büyümü ahla gevezelik edip vakit
geçirmesinin d na da gerek yoktu. Arada bir, Gebze'ye gidip k r k
dökük de irmenleri ve herkesten önce bizi toraman çoban köpeklerinin kar lad köyleri
gezerek gelirlerini denetliyor, kay tlar kar rarak Kâhya'n n bizi ne kadar aldatt n anlamaya
çal yor, kimi zaman gülü erek, ço u zaman da s k nt yla iç çekerek Padi ah için e lenceli
risaleler yaz yorduk. Ben ça vakit geçirip
sonunda, güzel kokulu kad nlarla yatt m z o alemleri de düzenletmeyecekti belki.

y, Almanya seferiydi, Girit kalesiydi, diye, ordular n


rakmas ndan ve annesinin de ona söz geçirememesinden cesaretlenen
Padi n, saraydan kovulan bütün o çenebaz ukalalar , maskaralar , taklitçileri çevresine
toplamas yd . Nefretle tiksindi i bu sahtekârlardan kendiniay rmak , üstünlü ünü onlara kabul
ettirmek için, Hoca aralar na hiç girmemeye kararl yd n srar üzerine, bir iki kere
konu klar .Hayvanlann ruhu olabilir mi, hangisinin
vard i midir erkek mi, her sabah ç kan
güne yeni bir güne am batan eski güne p sabah öte
taraftan gene ba n m ç kar u bu toplant lardan gelecekten
umudunu keserek ç n elden gidece ini söylerdi.

"Bizim" tasar lar m zdan, "bizim" gelece imizdensözetti i için sevinçle ona kat l yordum. Bir
seferinde Sultan' n akl n n içinde ne oldu unu anlamak için, benim y llard r tuttu um defterleri,
rüyalar , an lar m z ortaya döktük. Bir dolab n çekmecelerinden ç kan v rz v r n dökümünü
yapar gibi, . Padi n akl n n çetelesini tutmaya çal k; sonuç umut verici de ildi hiç: Hoca
halâ bizi kurtaracak olan o inan lmaz silâhlardan,ya da akl m z n içinin bir an önce çözülmesi
gereken s rlar ndansözedebiliyordu gerçi, ama yakla makta olan korkunç bir y k m n da fark nda
de yordu art k. Bu konuda aylarca çene yorduk.

Y k mdan imparatorlu un elindeki ülkeleri birbir kaybetmesini mi anl yorduk? Haritalar m z


masan n üzerine yayar, önce hangi ülkenin, sonra hangi da larla hangi nehirlerin elden ç kaca n
hüzünle saptard k. Yoksa, y k m, insanlar n ve inançlar n fark na varmadan de na
m geliyordu? Bütün stanbullular n bir sabah s cak yataklar
kalkt klar n dü l giyeceklerini bilemiyorlar, minarelerin neye yarad n
hat rlam yorlard . Belki de y k m, ötekilerin üstünlü ünü görerek onlara benzemeye çal
demekti: O zaman, bana Venedik'teki hayat mdan bir parça anlatt r r, sonra, buradaki
tan d klardan baz lar n nda pantolonlarla benim an lar m yeniden
klar n dü

Kurarken vaktin nas lgeçti ini anlayamad m z bu dü çaresi olarak


Padi ah'a sunmaya karar verdik. Dü r lan bütün bu y k m sahneleri,
belki onu da telâ r r, diyorduk. Böylece, sessiz ve karanl k geceler boyunca, aylarca hüzün
ve umutsuz bir ne m z o yenilgi ve y k nt dü ran, bütün o boynu
bükük fukaralar , çamurlu yollar , yar m kalm lar , karanl k ve tuhaf sokaklar
eskisi gibi olsun diye anlamad klar dualar okuyanlar , dertli analarla zavall babalar ka
ülkelerde yap lan ve yaz lanlar bize aktarmaya ömürleri yetmeyen mutsuzlar ,
çal , o eski güzel günlere a tlar yakan gözü ya lar , bir deri bir kemik sokak
köpeklerini, topraks z köylüleri, sizleri, okuyup yazamayan
pantolonlu Müslümanlar ve sonu yenilgiyle biten bütün sava bir kitaba doldurduk. Kitab n
sm na benim soluk an lar m
Venedik'teyken ve okul y llar s ras mdan geçen mutlu ve ö retici olaylardan renklibiriki
sahne: Bizi yenecek olan ötekiler böyle ya yorlard te, bizim de onlardan önce davran p öyle
yapmam z gerekiyordu! Solak hattat m z n temize çekti i sonuç k sm nda ise, Hoca’n n pek
bay ld o yüklü dolap benzetmesiyle beyinlerimizin kara bilmecesinin kar k s rlar
say labilecek ölçülü bir . Gururlu ve .sessiz diyebilece
Hoca'yla birlikte yazd m z kitap ve risalelerin en iyisini hüzünle bitiriyordu.

Hoca, kitab lmaz silâh n yap m mesi


için emir ald nl k içindeydik, ba m z n ne kadar n bu kitaba borçlu oldu umuza bir
türlü karar veremedik.
9

"Dü mz lmaz silâh yap da görelim," derken, belki de Sultan,


Hoca'y s n yordu, belki Hoca'dan saklad bir rüyas vard , belki üzerine varan annesine ve
pa alara, çevresine toplad o ukalâlar klar n göstermek istiyordu, belki de,
vebadan sonra, Hoca'n ini dü ünüyordu, belki de
kitab m za doldurdu umuz o y k nt dü lerinden gerçekten etkilenmi k nt dan çok,
birkaç askeri ba ar s zl ktan sonra, korktu ini geçirmek isteyenlerin onu
tahttan indireceklerini dü ünerek telâ . Bütün bunlar n silâh
gelirlerini bize b rakt köylerden, hanlardan, zeytinliklerden gelecek korkunç paralar
n hesaplarken dü ünürdük.

nl m z oldu unu söyledi: Y llard r Sultan'a


anlatt bütün o hikâyeler, yazd m z risaleler ve kitaplar do ru de il miydi ki, onlara inan nca
yorduk. Dahas da vard ah, beyinlerimizin içindeki o karanl kta da neler
döndü ünü merak etmeye ba . Hoca heyecanla bana soruyordu: Y llard r bekledi imiz
zafer de il miydi bu?

Öyleydi; üstelik bu sefer onu payla n kadar merak da


etmedi im için, ben de mutluydum. Silâh tirmeye çal , ondan sonraki alt y l, en
tehlikeli y llar m z oldu. Barutla çal m z için de il, k skanç dü m z nhasetini
üzerimize çekti imiz için; herkessab rs zlanarak zaferimizi,ya da yenilgimizi bekledi i için; biz
de ayn imiz için. tehlikedeydik.

Önce, masa ba nda çal m z bir k geçirdik. Heyecanl yd k,


hevesliydik,, ama silâh n dü üncesinden ve dü m z önüne nas l kat p kovalayaca n
hayâl ederken akl m za tak nt ka hiçbir ey yoktu elimizde.
Sonra, barutla çal maya, aç k havaya ç kmaya karar verdik. T pk ek gösterisi
haz rlad m z haftalardaki gibi, biz yüksek a açlar n alt ndaki serin gölgeli e çekilirken,
adamlar m z, bizim reçetelerini haz rlad m z kar mlar lerlerdi. Kopan türlü çe itli
gürültüyle, ç kan renkrenk dumanlar izlemeye, stanbul'un dört bir yan ndan merakl lar
geliyordu. Daha sonra, döktürdü ümüz toplar n, uzun namlular n, hedeflerimizin ve
çad rlar m z i çay r n çevresi merakl kalabal ndan bir bayram yerine döndü. Yaz
sonunda bir gün de ans z n Sultan' n kendisi geldi.

Onun için bir gösteri yapt k, yeri gö ü inlettik; iyi s k r lm mlar için
haz rlatt m z kovanlar , gülleleri, yeni toplar ve daha dökülmemi n kal p plânlar n ,
kendi kendine harekete geçen ate n n taslaklar n tektek gösterdik. Onlardan
çok, benimle ilgilendi. Önce, Hoca beni Padi ti, ama gösteri
ba nca, emirleri onun kadar benim de verdi imi, adamlar m z n, Hoca kadar, bana da
sorduklar n görünce merak etmi

l sonra, ikinci defa huzuruna ç k ah bana önceden tan d


oldu unu ç karamad ; gözü kapal tatt meyvan n hangisi oldu unu
ç karmaya çal ini öptüm. Yirmi senedir burada oldu umu, ama halâ Müslüman
olmad m ö renince öfkelenmedi. Akl lm : "Demek yirmi y l?" dedi.
" " Sonra, bana o soruyu soruverdi: "Sen mi ö retiyorsun bunlar ona?" Ama benim
cevab m ö renmek için sormam bunu, barut ve güherçile kokan h rpani çad r m zdan ç km
güzel beyaz at na do ru yürüyordu; birden durdu, tam o s rada,yanyana dikilen bize, ikimize
döndü ve Allah' n insan soyunun gururunu k rmak, saçmal n duyurmak için yaratt siz
harikalardan birini, kusursuz bir cüceyi,ya da t pat leri görmü gibi
gülümseyiverdi.

Gece onu dü ündüm, ama Hoca’n n istedi i gibi de il. Hoca hâlâ nefretlesözediyordu ondan,
bense ona nefret duyamayaca m , onu küçümseyemeyece imi anlam m: Rahatl , sevimlili i,
akl eyi söyleyiveren o mart lm çocuk hali ho
olmak isterdim,ya da dost olmak isterdim onunla. Hoca’n n öfke buhran ndan sonra, yata mda
uyumaya çal rken dü ündüm: Sanki aldat lmay hak eden biri de eyi
söylemek istiyordum. Ama neydi her

l ks z de . Bir gün Hoca, Padi n, sabah kendisiyle birlikte beni de bekledi ini
istemeyeistemeye söyleyince, ben de onunla gittim. Deniz ve yosun kokan o güzel sonbahar
günlerinden biriydi. Bütün sabah , dökülen k rm z yapraklarla kapl büyük bir koruda, erguvan
ve ç nar a açlar n n alt ndaki nilüferli bir havuzun çevresinde geçirdik. Sultan havuzu k p rk p r
dolduran kurba alardansözedelim istedi. Hoca ona yüz vermedi, hayâlden ve renkten yoksun
basmakal p bir iki lâf etti. Beni çok mar kl a Sultan ald rmad bile. Daha çok
benimle ilgiliydi.

Böylece, kurba alar n s çrama mekani mlar , gövdeden dikkatleaynl rsa uzun bir
süre atan yürekleri, yedikleri sinek ve böcekler üzerineuzunuzun konu Bir yumurtan n
alara benzemek için geçirdi i evrimi daha iyi göstermek için kâ t
kalem istedim. Yakut kak lm gümü bir divit içinde getirilen kam m yla resimleri çizerken
Padi ah çok ilgilendi. Akl mda kalan kurba al masallar e lenerek dinledi, s ra kurba a öpen
prensese gelince ö ürerek yüzünü ek n sözünü etti i aptal delikanl ya
benzemiyordu hiç; daha çok güne bilim ve sanatla ba
gibiydi. Hoca’n n somurtarak geçirdi i o güzelim saatlerin sonunda Padi a
öyle dedi: "Hikâyeleri senin uydurdu üpheleniyordum.
Demek resimleri de sen çiziyormu " Sonra bana b y kl kurba alar sordu.

te böyle ba . Art k her seferinde, Hoca'yla birlikte ben de saraya


gidiyordum. lk zamanlarda Hoca suskundu, daha çok Padi urduk. Sultanla
rüyalar ndan, heyecanlar ndan, korkular ndan ve geçmi indensözederken , kar mdaki
, akl nda adam n, y llard r Hoca’n n bana anlatt ah'a ne ölçüde benzedi ini
dü ünürdüm ben. Ustaca sordu u sorulardan, küçük kurnazl klar n, kendisine
sunulan kitaplardan yola ç karak, Hoca’n n ne kadar Hoca, ne kadar ben, benim de ne kadar ben,
ne kadar Hoca oldu umuzu merak etti ini anlard m. Hocaysa, budalaca buldu u bu meraklarla
ilgilenmeyecek kadar toplar ve döktürmeye çal uzun namlular guldü o s rada.

Toplarla çal zdan alt burnumuzu sokmam z nTopçuba n


öfkelendirdi ini, adam n,ya kendisinin görevden al nmas n ,ya da yenilik yapaca m diye
topçulu u aya a dü üren biz delilerin stanbul'dan kovulmas n istedi ini ö renince Hoca
telâ r gözükenTopçuba mak için de bir ara yol aramad . Bir
ah, bize silâh tirmek için toplardan ba ka araçlar bulmam z buyurunca, Hoca
çok üzülmedi. Döktürdü ümüz yeni toplar n, namlular n, y llard r kullan lan eskilerden üstün
olmad n ikimiz de biliyorduk art k.

Böylece, Hoca'ya göre her tan kurup dü imiz bir yeni döneme daha
girmi tik, ama öfkesine ve hayâllerine art k al m için, bana yeni gelen
tan makt uttu.Bilyalar n kar
kaidesi, "bu senin, bu da senin", diyerek birbirindenay ran dikkatli bir baba gibi, o da, sözlerimiz
ve davran m z gözleyerek, bizi birbirimizdenay r yordu . Kimi zaman çocukça, kimi zaman
da zekice buldu um bu gözlemler beni merakland r rd imin benden ayr l p
Hoca’n nkiyle, Hoca'n inin de benimkiyle biz fark n
da, bu dü d nainanas m
geliyordu.

Rüyalar n yorumlarken,ya da o s ralarda yaln zca hayalleriyle u m z yeni


silâhtansözederken , padi ah birden durup ikimizden birine dönerek, "Hay r, bu senin de il, onun
dü üncesi," deyiverirdi.Bazan da hareketlerimizi birbirindenay r rd : "
bak yorsun, kendin gibi bak!" nl kla gülümserken de eklerdi. " te böyle, aferin. Siz hiç
birlikte aynaya bakt n z m ?" Aynaya bakarken, hangimizin kendisi olmaya ne kadar
dayanabildi ini sorard . Bir keresinde de, y llard r ona yaz p verdi imiz bütün o risaleleri, hayvan
kitaplar n , takvimleri getirtti, sayfasayfa çevirip okurken neresini kimin yazd n , neresini kimin
kendisini ötekinin yerine koyarak dü ini söyledi. Ama Hoca'y as l öfkelendiren, beni de
büyüleyerek na çeviren ndayken huzuruna ça rtt o taklitçi oldu.

Ne yüzü ne de gövdesi bize benziyordu bu adam n, k , k yafeti de


nca korktum: Sanki o de un
gibi, bir s n kula na e iliyor, onun gibi dikkatli dü ünceli bir tav rla
ayr nt lara girerken sesini a r yor, derken, t pk onun gibi, söylediklerinin heyecan na
kap l s ndakini inand rmak için ate a kal yordu,
ama Hoca'n n vurgular ld zlara,, inan lmaz silâhlara ili yor,
yaln zca, saray mutfa ndan ö rendi i yemeklerin ve onlar irmek için gerekli v rz v r n ve
baharat n adlar n say ah gülümserken, taklitçi, Hoca'n n yüzünü allak bullak eden
i stanbul Halep aras
n a z aç k bana bakan o adam bendim: A m.
Hoca, yar s ben olan birisini taklit etmesini istedi inde, büyülendim. Adam n
hareketlerini izlerken, t pk ah gibi, benim de içimden "bu benim, bu da Hoca" demek
geliyordu, ama mukallit parma kendi yap
edip adam savd ktan sonra, bize bu yolda dü ünüp ta nmam z buyurdu.

Ne anlama geliyordu bu söz? Ak n bana y llard r anlatt insandan çok


daha zeki oldu unu söylüyordum, onu çekmek istedi i yöne Sultan art k kendi iste iyle geliyor
diyordum, Hoca gene bir öfke buhran na kap ld . Bu sefer ona hak da verdim, taklitçinin hüneri
dayan lacak gibi de ildi. Hoca bundan sonra, zorda kalmad kça saraya ayak atmayaca n
söyledi. Y llard r bekledi i f rsat, en sonunda, eline geçmi na sokup
h rpalatmaya hiç niyeti yokmu n meraklar n bildi im, o maskaral klar yapacak
i için saraya onun yerine ben gidecekmi

Hoca’n n hastaland n söyleyince Sultan bana inanmad . "Silâh için çal n bakal m," dedi.
Böylece Hoca’n n silâh tasarlay p harekete geçirebildi i o dört y lda ben saraya gittim, o da
eskiden benim yapt m gibi evde hayalleriyle kald .

Hayat il de, tat al nab ini bu dört y lda ö rendim.


n, Hoca gibi, bana da de er verdi ini görenler, neredeyse her gün yap lan o törenlere,
e lencelere beni de ça r yorlard . Bir gün vezirin k z ka gün Padi n bir
çocu u daha do uyor, sonra o ullar sünnet ediliyor, ertesi gün Macarlardan geri al nan bir kale
için e diye törenler düzenleniyor, derken ramazan ve
bayram yordu. Ço u günlerce süren bu l et ve pilâv t k nmaktan,
st ktan yap lm ndan, denizk zlar ndan at rmaktan k sa
m. Günlerimin ço u, bay lana kadar güre l güre çileri, caminin
minareleri aras na gerdikleri ipe ç k p s rt na ald n k ran,
oras na buras na b çaklar, ran cambazlar , cüppelerinin içinden y lanlar, güvercinler,
maymunlar ç karan, ellerimizdeki fincanlar , ceplerimizdeki paralar la göz aras nda yok eden
hokkabazlar , küfürlerine bay ld m KaragözleHacivat seyretmeklegeçiyordu . Geceleri fi ek
gösterisi yoksa, herkesin da ld o saraylardan, konaklardan birine, ço unu o gün tan d m
yeni dostlar mla birlikte gider, saatlerce rak arap içerek müzik dinledikten sonra, uykulu
geyikleri taklit eden güzel dansözlerle, su üstünde yürüyerek oynayan yak kl köçeklerle, yan k
sesleriyle içli ve ne lar söyleyen c lenirdim.

Beni çok merak ettikleri o elçi konaklar na da s ks k gidiyor, sevimli k zlarla o lanlar n
bir müzik toplulu unun en son
züppeliklerini dinledikten sonra, yava artan ünümün tad n ç kar yordum. Elçiliklerde
toplanan Avrupal lar, ba mdan geçen o korkunç maceralar sorarlard bana, ne kadar ac
çekti imi, nas l direndi imi, hâlâ nas l katlanabildi imi merak ederlerdi. Bütün hayat m dört
duvar aras nda pineklemek vesaçmasapan kitaplar yazmakla geçirdi imi saklar, tan mak
istedikleri bu ilginç diyar hakk nda, t pk Sultan'a yapt m gibi, al kla uyduruverdi im
inan lmaz hikâyeler anlat rd m. Yaln z, evlenmeden önce babalar n görmeye gelen genç k zlar,ya
da benimle k r ran elçi kar lar de il bütün o kellifelli elçiler, kâtipler uydurdu um kanl din ve
et hikâyelerini, harem ve a n bana hayran olarak dinlerlerdi. Çok üstüme
var rlarsa, hemen orac kta uydurdu umbiriki devlet s rr n kulaklar na f s ldar, Sultan'a kimsenin
bilemeyece i tuhaf al klaryak nrd m . Daha çok bilgi almak istedikleri zaman, kendime
esrarl rd eyi söyleyemeyecekmi n
bizleri benzetmeye çal bu budalalar daha da merakland ran bir sessizli e bürünürdüm. Ama
bilim gerektiren büyük ve esrarl bir tasar yla, korkunç paralar gerektiren belirsiz bir silâh n
dü üncesiyle ilgili oldu umu da aralar nda f s klar n biliyordum.

Gördü üm güzel vücutlar n hayalleriyle, içti im içkilerin dumanlar yla kafam bulutlu, bu
konaklard am eve dönünce Hoca'y , yirmi y ll k masam z nda çal rken
imdiye kadar hiç görmedi im bir çal z na kapt rm kendini, masan n
üstü anlam n çözemedi ekillerle, resimlerle, asabî el yaz s yla doldurdu u kâ tlarla
tk k . Benden gün boyunca yapt klar m , gördüklerimi anlatmam ister, biraz sonra ars zca
ve ahmakça buldu u bütün bu e lencelerden tiksinerek sözümü keser, ve "bizlerden ve
"onlar"dansözederek bana tasar s n .

m z n içiyle ilgili oldu unu söylüyordu, bütün tasar s n


buna dayand rm , beyin dedi imiz, v rz v rla dolu dolab n simetrisinden,ya da
kl ndan heyecanlasözediyordu , ama buradan yola ç karak, bütün umutlar n ,
umutlar m z ba lad o silâh nas l biçimlendirebilece ini anlayam ka bir
kimsenin, ne de kimi zamanlar dü ündü üm gibi, kendisinin bile anlayabilece ini sanm yordum.
Bir gün, birisinin kafalar m z n içini açarak bütün bu dü ündüklerini do rulayaca n söylüyordu
bana. Veba günleri s ras nda, aynaya birlikte bakarken, sezdi i büyük bir gerçektensözediyordu ,
nda aç kl te silâh bu gerçekten yola ç k yordu! Sonra, bu
heyecanl sözlerden pek de bir n n ucuyla
kâ tlar n üzerindeki tuhaf ve belirsiz bir biçimi gösterirdi.

Her gösteri ini gördü üm bu biçim, sanki bana, bir rlat rd .


Resmin " ", diyebilece im o karanl k lekesine bakarken, bir an, gördü üm
benzetti imi hemen söyleyiverece im san rd m, ama bir tutukluk geçirerek,ya da akl m n bana
bir oyun oynad n dü ünerek susard m. Ayr nt lar kâ tlar n n aras na da lan, her seferinde
biraz daha gel erek kesinlik kazanan bu biçimi, en sonunda, y llarca biriken bütün o paralar ve
insan eme ini yutarak gerçekle i o dört y l boyunca, hep böyle gördüm. Kimi zaman
günlük hayatta, kimi zaman rüyalar m zda, bir iki kere de birbirimize an lar m z anlatt m z eski
y llarda gördü ümüzya da sözünü etti im de oluyordu onu, ama akl mdan
geçenlere aç kl k kazand racak bir ad m daha atamaz, dü üncelerimin belirsizli ine boyun
e erek, silâh n kendi s rr n bana kendisinin açmas n una beklerdim. Dört y l sonra, o
küçük leke, bütün stanbul'un sözünü etti i koca bir cami boyundaki o tuhaf yarat a, o korkunç
görüntüye, Hoca'ya göre de gerçek bir silâha dönü tü ü zaman bile, herkes onu bir
benzetirken, ben Hoca'n n silâh n gelecekteki zaferi üzerine geçmi ayr nt lar aras nda
kayboluyordum.

Saraya gitti im zamanlarda, bu parlak ve korkutucu ayr nt lar , t pk belle in sabah inatla
unutmak istedi i bir rüyay , insan n hat rlamaya çal gibi, Sultan'a tekrarlamaya çal r,
Hoca’n n banakimbilir kaç kere anlatt o tekerleklerden, çarklardan, kubbeden, barut ve
kald raçlardansözederdim . Kelimeler benim kelimelerim de ildi, söylediklerimde Hoca’n n
li sözlerinin s cakl n etkilendi ini görürdüm. Akl nda
buldu um bu adam n, bu belirsiz söz y n ndan, benim yaln rarak aktarabildi im
Hoca’n beni de etkilerdi. Evde kalan
Hoca’n n, ben oldu unu söylerdi Padi m iyice kar ran bu zekâ oyunlar n
kan ksam m art k. Benim Hoca oldu umu söyledi inde, hiçbir ey anlamamak daha iyi, diye
dü ünürdüm, çünkü az sonra bütün bunlar Hoca'ya benim ö retti imi ileri sürerdi.
unu yapan, eskiden de ! O günkü e lencelerden,
rl klar yap lan esnaf alay ndansözetsekya , diye
dü ünürdüm ben. Sonra, herkesin bu silâh tasar s n n arkas nda benim oldu umu bildi ini söyledi
Padi
Beni en çok korkutan da buydu i llard r ortal kta gözükmüyordu, onu neredeyse
unutmu ehrin içinde, Padi nyan nda s ks k gördükleri hep
bendim; beni k skan yorlard art k! Yaln zca, dedikodusuhergün daha da artan bu belirsiz silâh
tasar s na onca köyün, zeytinli in, han n geliri ba land diye de il, Sultan'a bu kadar yak n m
diye de il, bu silâhla ba n lerine burnumuzu sokuyoruz diye de, ben, gâvura di
biliyorlard . ftiralar na kulaklar m t k yamad elerimi Hoca'ya da Sultan'a
da açard m.

Ama pek oral olmazlard . Hoca tasar s na sonuna kadar gömülmü tü! Bir gencin tutkusuna
imrenen ihtiyarlar gibi öfkesine imreniyordum. Kâ tlar n üstündeki o belirsiz ve karanl k lekeyi
ayr nt p plânlar na dönü türdü ü,
kal plara da inan lmaz paralar dökerek, hiçbir güllenin i i kadar kal n çelikler
döktürdü ü o son aylarda, aktard m kötü söylentileri dinlemezdi bile; yaln zca bunlar n
u elçi konaklar yla ilgilenirdi: Bu elçiler nas linsanlard lar , kafalar nas l çal yordu,
bu silâh için bir ey dü ünüyor muydular? Ve en önemlisi: Sultan niye devleti o ülkelerde sürekli
temsil edecek elçiler yollamay dü ünmüyordu hiç? Kendisinin bu görevi istedi ini, onlar
aras ini sezerdim, ama tasar s n
gerçekle tirmekte zorluk çekti i, döktürdü ü çeliklerin çatlad ,ya da paran ini
sand umutsuzluk günlerinde bile, bu iste inden aç kçasözetmedi . Yaln zca, bir iki kere,
"onlar n" ini a z ndan kaç rd ; kafalar m z n
içine ili u gerçekleri onlar anlard belki; Venedikli,Flemenkli ,ya da o s rada hangi
ülke geliyorsa akl te o uzak ülkelerin bilim adamlar
onlar l yaz l r, bunlar elçilerden ö renebilir
miydim? Kendimi e lenceye b rakt m ve gerçekle mekte olan silâhla pek ilgilenmedi im o son
günlerde, dü m z keyiflendirecek bir karamsarl yan bu ricay
unutuverdim.

Dü m z n dedikodular n t kam . Hoca'n n silâh denemek


içinokorkunç çelik y n n n içine girip, geniz yakan pas ve demir kokusu içinde çarklar
çevirecek cesur adamlar arad günlerde, ben söylentilerden yak n nca, Sultan beni dinlemedi
bile. Her zaman yapt gibi, bana Hoca'n n anlatt klar n tekrarlatt . Ona inan
memnundu, ona bel ba lad için pi ildi hiç: Bütün bunlar için bana te ekkür ediyordu.
Tabiî, gene ayn eyi ben ö retti im için. O da Hoca gibi kafalar n n
içindensözediyordu ; bu ilgisine ko ut olarak, sonra, öteki sorunu hat rlat yordu; t pk Hoca'n n
bana bir zamanlar sordu u gibi, Sultan da, orada, o ülkede, benim eski ülkemde nas l
klar n sorard bana.

Ona bir y n hayal anlat rd m. Tekrarl yatekrarl ya bugün ço una inand m bu hayallerin,
gençli imde gerçekten ya unu, yoksa kitab m yazmak için her masaya
oturu umda kalemimin ucuna geliveren dü sel hikâyeler mi oldu unu ç karam
Kimi zaman, o s rada akl ma gelen bir iki e lenceli yalan at veriyordum, uydurauydura
im baz masallar n vard nt ya merak etti i için, hepsinin elbiselerinde
çok say da dü me oldu unu hep tekrarlard m, ayr nt lar n an lar mdan m , rüyalar mdan m
ç kard m kestiremedi im hikâyeler de söylerdim. Ama yirmi be lda hâlâ unutamad m bir
iki gerçek de vard hlamur a açlar alt nda kahvalt ederken
aile sofras m nda
bütün hayatlar n birbirine benzedi ini söylemi tum bu sözden, Sultan' n
yüzünde onda, daha önce hiç görmedi eytanî bir anlat m vard , ona bu sözün ne anlama
geldi ini sormak istedim. Sonra, yüzüne korkuyla bakarken, içimden "ben benim," demek geldi.
Sanki bu saçma sözü söylemeye cesaret edebilseydim, beni ba ka biri yapmak için dolaplar
çeviren bütün o dedikoducular n, Hoca'n n oyunlar n a ç karacak ve kendi
varl m içinde huzurla ya m tehlikeye atabilecek her türlü
belirsizli in sözünden bile ürkenler gibi korkuyla sustum.

n silâh bitirdi i, ama çal racak adamlar toplayamad için daha


deneyemedi i günlerde. K sa bir süre sonra, Padi ah orduyla birlikte Lehistan'a sefere ç k nca
rd k. Dü lar m z önüne kat p kovalayacak silâh niye sefere götürmemi
yan na almam , bize güvenmiyor muydu? stanbul'da kalanlar gibi, biz de, Sultan' n asl nda
için de il, av için sefere ç kt na inan yorduk. Hoca, bir y l daha kazand için
memnundu; benim ba lencem de yoktu; birlikte silâh için çal k.

Arac harekete geçirecek adamlar bulmak için çok u k. Korkunç görünü lü, ne oldu u
belirsiz aletin içine girmeye yana yordu kimse. Hoca, çok para verece ini söylüyordu, ehire
tellâllar ç kartt k, tersane çevresine, Tophane'ye adamlar sald
macerac lar aras nda adam arad k. Bulabildiklerimizin ço u korkuyu yenip, demir y n n n içine
girseler bile, o tuhaf böce in içinde t k k k ps erek çark çevirmeye dayanamay p
kaç yorlard . Yaz sonunda, arac harekete geçirebildi imiz zaman, y llard için biriken
paran lar n ve korkulu bak ve zafer ç l klar aras nda silâh
hantalhantal k p rdand , hayâli bir kaleye sald r p sars lasars la toplar etti ve durdu.
Köylerden, zeytinliklerden para akmaya devam ediyordu, ama Hoca masrafl olaca
gerekçesiyle zorlukla toplad m z tak m da da tt .

K beklemekle geçti. Padi ah seferden döndükten sonra, çok sevdi i Edirne'de kalm ; bizi
aray p soran yoktu, yaln zd k. Sabahlar saray na gidip hikâyelerimizle e lendirece imiz ve
geceleri konaklar nda e lenece im kimse olmad için, i siz güçsüzdük de. Ben Venedik'ten
gelen bir ressama portremi yapt rarak, ut dersleri alarak günlerimi geçirmeye çal yordum; Hoca
nda bir bekçi b rakt silâh n görmeye gidiyordu. Arac , oras na,
buras da de il, ama çabuk s k ld bundan. Birlikte
geçirdi imiz son k n gecelerinde, bana silâhtan ve onunla yapacaklar ndan dasözetmedi .
Üzerine bir durgunluk çökmü tü, ama tutkusunu kaybetti i için de il, ben onda heyecan
uyand rmad m için böyleydi.

Geceleri, vaktimizin ço unu beklemekle geçirirdik, rüzgâr nya da kar n dinmesini bekliyorduk,
geç vakit bozac n n son defageçmesini , sobaya odun atmak için ate in küllenmesini bekliyorduk,
Haliç'in kar k y s ndaki son titrek lâmban n sönmesini ve bir türlü gelmeyen uykumuzun
gelmesini ve sabah ezan n bekliyorduk. Çok az konu ks k hayâllere dald m z o k
gecelerinden birinde, Hoca, birden bana, çok de imi, art umu
söyleyiverdi. Midem ac yla yand , s rt m ter bast koymak istedim ona, haks z oldu unu,
eskisi gibi oldu imizi, benimle eskiden ilgilendi i gibi gene ilgilenmesi
gerekti acak daha çok, çok unu ona söylemek istedim, ama hakl yd ;
gözüm, ressamdan o sabah al p eve getirerek, bir duvara dayad m portreme tak lm ;
de k d m sarkm
hareketlerim a ; daha da kötüsü yüzüm de bamba ; o âlemlerde içip öpü
dudaklar m n kenar na bir ars zl , yerli yersiz uyku çekmekten, s z p kalmaktan
gözlerim mahmurla ndan, dünyadan ve kendilerinden memnun o aptallar gibi,
bak ma baya

Sonralar n bizi silâhla birlikte Edirne'ye sefere ça rd n ö renene kadar, s ks k ayn


rüyay gördüm: Kar kl stanbul'daki e lenceleri hat rlatan bir e lencede, Venedik'te bir
maskeli balodaym z: Yüzlerindeki "baya kad n" maskelerini indirince kalabal kta gördü üm
annemle ni m tan yarak umutlan yor, ben de, beni art k tan s nlar diye, .kendi maskemi
indiriyordum, ama onlar benim ben oldu umu anlam yorlard bir türlü, sap ndan tuttuklar
maskeleriyle, arkamdaki birini gösteriyorlard ; dönüp bakt mda, benim ben oldu umu
anlayacak bu adam n Hoca oldu unu görüyordum. Beni tan mas için, bu sefer de ona umutla
yakla nca, Hoca olan adam, bana hiçbir ey söylemeden maskesini indiriyor ve alt ndan, beni
suçluluk duygusuyla korkutarak rüyamdan uyand ran gençli im ç k yordu.

10

n bizi ve silâh Edirne'de bekledi ini ö renir ö renmez Hoca harekete


geçti. Her r tuttu unu, da tt silâh tak m boyunca sürdürdü ünü o
zaman anlad m. Üç gün sonra sefere haz rd k. Hoca son günün gecesini, yeni bir eve
ta n rt k eski kitaplar , yar m kalm müsveddeleri,
e n , v rz v r kar rarak geçirdi. Paslanm namaz saatinin zilini çal rd , astronomi
araçlar n n tozunu ald ld r yazd m z kitaplar n, haz rlad m z araçlar n taslaklar ,
karalamalar aras elendi. Gün do arken, düzenledi ek gösterisi
için yapt m z deneylerin gözlemleriyle doldurdu um küçük defterin y rt l n
kar r rken gördüm onu; çekinerek sordu: Bunlar yan m za almal m yd yd
m görünce, öfkelenip elindekileri bir kö .

Ama gene de, on gün süren bu Edirne yolculu unda, geçmi llardaki kadar olmasa bile,
birbirimize yak nd eyden önce, Hoca umutluydu; korkunç g c rt lar, tuhaf gürültülerle
a ra r yol alan ve ucube, böcek, a, yürüyen hisar, kara demir, toraman,
tekerlekli kazan, dev, tepegöz, canavar, domuz huylu,karao lan , gök bak garabet, diye an lan
silâh m z, Hoca'n n istedi i gibi, görenleri deh ete dü ürerek, tahmin etti inden daha süratle,
ilerliyordu. Yol boyunca, çevre köylerden gelen merakl lar n kenar tepelere dizilip
korkudansokulamad klan arac heyecanla seyrettiklerini görünce Hoca keyiflenirdi. Geceleri, gün
boyunca kan ter içinde kalan adamlar m z çad rlar nda derin bir uykuya dal nca c rc r
böceklerinin böldü ü bir sessizlikte, Hoca bana, toraman n n dü m za yapaca
anlat rd . Gerçi eski heyecan n çevresinin ve ordunun, silâha nas l bir tepki
gösterece ini, ordunun sald r düzeninde araca nas l bir yer verilece ini, o da benim gibi
"son talihimiz "den, rma n ak n istedi imiz yöne
çevirebilece imizden ve daha önemlisi, heyecan n her zaman canl tutan "onlardan ve bizlerden"
gönül rahatl yla ve inanaraksözedebiliyordu hâlâ.

Silâh, Edirne'ye, Padi ah'tan ve çevresindeki birkaç kat ks


sevgi lamad bir gösteriyle girdi. Padi lam
Hoca'y ihtimalindensözediliyordu , ama pek fazla haz rl k ve telâ yoktu; günlerini
birlikte geçirmeye ba lar. Onlara ben de kat l yordum; atlar na binip çevredeki karanl k
v lt s dinlemeye, Tunca ve Meriç'te sandal gezintisi yap p kurba alar
gözlemeye, kartallarla sava rken yaralan p Selimiye avlusuna inen leylekleri sevmeye ve
marifetlerini bir daha görmek için silâh incelemeye gittiklerinde yanlar nda hep ben de olurdum.
Ama ac im, ilgiyle dinleyecekleri ve onlara
içtenlikle söyleyebilece im hiçbir sözüm yoktu. Belki yak nl klar n k skan yordum. Ama
b kt m biliyordum art k: Hoca hâlâ ayn iiri okuyordu: Zaferden, ötekilerin üstünlüklerinden,
silkinip art k, hareketegeçmemiz gerekti inden, gelecekten ve kafalar m z n içindensözeden ayn
hikâyeye Padi n kanmas yordum art k.

söylentilerinin yo yaz ortas nda, bir gün, Hoca, güçlü kuvvetli birine ihtiyac
oldu unu söyleyerek, beni yan na ald . Edirne'nin içinde h zl h zl yürüdük, Çingene ve Yahudi
mahallelerinden, daha önceden decans k nt s yla gezindi im külrengi baz sokaklardan, ço u
birbirine benzeyen yoksul Müslüman evleri aras ndan geçtik. Solumda gördü üm sarma kl
evlerin sa mageçti inifarkedince ayn sokaklarda doland m z anlad m, sordum;Fildam
s n çald il gözlü, sekiz ya nda bir
çocuk açt kap y . "Aslanlar," dedi Hoca ona, " n saray ndan aslanlar kaçm yoruz."
Çocu u iterek evin içine girince ben de arkas ap ve sabun kokuyordu
içerisi,yankaranl kta , g c rdayan merdivenden aceleyle, yukar ya, bir sofaya ç kt k; Hoca önüne
gelen kap lar açmaya ba z aç k, uyukluyordu, ona
ey sormak için sakal eli çocuk kap n n aç ld n görünce korktular. Hoca
kap y kapad s n açt ; içeride bir y n yorgan ve yorganl . Üçüncü
odan n kap s n , sokak kap s n açan çocuk Hoca'dan önce tuttu: "Burdaaslan yok, annemle
yengem var," Hoca gene de açt kap y , s rtlan bize dönük iki kad n soluk bir n içinde namaz
k l yorlard . Dördüncü odada yorgan diken bir adam vard , sakals z oldu u için daha çok bana
benziyordu, Hoca'y görünce kalkt . "Niye geldin, deli herif?" dedi. "Bizden ne istiyorsun?"
"Semra nerede?" dedi Hoca. "On y l önce stanbul'a gitti," dedi adam. "Vebadan ölmü
geberemedin?" Hoca, hiçbir ey söylemeden merdivenden inip evden ç kt inden giderken,
arkamdan çocu un ba rd n ve bir kad n n ona cevap verdi ini duydum: "
anne!" "Hay "

Belki olup biteni bir türlü unutamad m için, belki yeni hayat ma ve hâlâ sab rla okudu unuz bu
kitaba haz rl k olsun diye iki hafta sonra, bir sabaherkenden gene ayn k beni
aldatt ndan olacak soka ve evi bulmakta zorland m önce; bulunca da daha önceden yönünü
kestirdi im Beyaz t CamiiDarü 'na gidecek en kestirme yolu ç karmaya çal m. Belki de,
en kestirme yolu seçeceklerini dü ünerek yan ld m için köprüye ula açlar n n
gölgeledi i k sa yolu bulamad m bir türlü; buldu um kavakl yolun k y s nda ise, insan n
kenar na oturup seyrederek helva yiyece i bir nehir yoktu.Hastahanedeyse dü lediklerimizin
hiçbiri yoktu, çamurlu de ildi, tertemizdi belki, ama ne su sesi vard
bir hasta görünce dayanamay p bir hekime sordum: Â ,
ço san , dinlemeden döndüm.

Art k ç kmayaca n sand m z sefer karar yaz sonunda, hiç de beklemedi imiz bir gün al nd :
Geçen y lki yenilgiye ve ondan çok vergiye dayanamayan Lehliler, "vergiyi gelin de k l çlar n zla
al n," diye haber yollam lar. Ondan sonraki günlerde Hoca öfkeden bo ulacak gibiydi; ordu
yürüyü düzenine haz rlan rken kimse silâh için bir yer dü ünmüyordu; kimse sava rken bu kara
demir y n n yan nda görmek istemiyordu; kimse bu dev kazandan bir marifet de beklemiyordu;
dahas , u ursuz da buluyorlarm onu! Hoca, seferden bir gün önce sava n gelece i için ahkâm
keserken dü m z sözü buraya getirmi ler, silâh n, zafer kadar lanet de getirebilece ini
aç kça söylemi nda, Hoca'dan çok, benim oldu umu da dü ündüklerini,
Hoca bana anlat rken korkuya kap ld ah Hoca'ya ve silâha güvendi
tart ma ç kmas n diye de, silâh s ras nda do rudan kendine, kendi kuvvetlerine ba l
olaca n söylemi . Eylül ba nda, s cak bir gün Edirne'den ayr ld k.

Herkes sefere ç kmak için geç bir mevsim oldu unu dü ünüyordu, ama pek konu
konu. Sefer s ras nda askerin dü man kadar, kimi zaman dü mandan da çok, u ursuzluktan
korktu unu, u n yeni ö reniyordum. Bak ml , zengin köylerden,
silâh m z n zeminini inletti i köprülerdengeçerek kuzeye gitti imiz ilk günün gecesi, Sultan' n
çad r ndan ça r l rd k. Askerleri gibi çocukla ah, üzerinde yeni bir oyuna
ba layan çocu un merak ve heyecan vard , t pk askerleri gibi Hoca'ya gün boyunca olup
bitenleri nelere yordu unu sordu: Batan güne in önündeki k z l bir bulut, alçaktan uçan ahinler,
bir köy evinin k r k bacas , güneye inen leylekler, ne anlama geliyordu bunlar? Tabii ki Hoca
hepsini iyiye yordu.

n sefer gecelerinde korkulu, merakl hikâyeler dinlemeye pek


dü kün oldu unu ikimiz de yeni ö reniyorduk. Hoca y llar önce Sultan'a verdi imiz, o en
sevdi im kitab m iirden yola ç karak karanl k bir resim çizdi, ölüler, kanl
s zl p rk p r çirkin bir resim, ama zaferin
alevi Padi n korkulu bak n n görebilece i bir kö yordu da: Onu körüklemek için
akl m z , kullanmal yd k, "onlar n ve bizlerin", sonra, kafalar m z n içlerinin, Hoca’n n y llard r
bana anlatt ve art k unutmak istedi im bütün öteki eylerin, bir an önce fark na varmal ,
n da art k kan ksad n dü ündü ü için, bana b kk nl k veren
bu tats z hikâyenin karanl n , çirkinli r yordu. Gene
de kafalar m z n içindensözedilirken Padi ah’ n keyifle ürperdi ini hissederdim.

Av seferleri, yürüyü ümüzün haftas .S için orduyla gelen bir tak m önden
gidiyor, bölgede ke li araziyi seçtikten, köylüleri harekete geçirdikten sonra,
Padi lar , yürüyü larak, ceylânlar yla ünlü bir koruya, yaban
domuzlar n u bir da n yamaçlar bir ormana
gidiyorduk. Saatler süren, bu küçük ve e lenceli av seferlerinden sonra yürüyü zaferle
bitirdi tan döner gibi tantanayla döner, ordu Padi selâmlarken bizler de onu
hemen arkas ndan izlerdik. Hoca'nm öfke ve nefretle kar lad bu törenleri ben seviyordum;
ak yürüyü ten, ordunungeçti i köylerin ve kasabalar n halinden,ya da dü mandan gelen
son haberlerden çok, Padi ahla birlikte avdansözetmekten ho rd m. Sonra, Hoca'n n ahmakça
ve budalaca buldu u bu gevezeli in öfkesiyle ran hikâyeler ve
kehânetleri ba n, korkutucu olmaya çal an bu hikâyelere, kafalar m z n içiyle
ilgili bu masallara inanmas çevresindekiler gibi, art k beni de üzüyordu.
Ama daha da kötüsüne tan k olacakm m! Gene avlan yorduk; ona yak n köy bo lm , ahalisi
ellerindeki tenekelere vurarak ç kartt klar yaygarayla domuzlan ve geyikleri, bizlerin atlar m z
ve silâhlar m zla bekledi imiz kö eye sürsün diye, ormana yay lm , ama ö lene kadar hiçbir
hayvana rastlayamam k. Biraz da ö le s ca n n etkisiyle, üzerimize çöken s k nt y
hafifletmek için, Padi ah, Hoca'dan geceleri kendisini ürperten o hikâyeleri anlatmas n ti.
Çok uzaklardan gelen, belli belirsiz duyulan teneke u ultusunu dinleyerek a ra r ilerliyorduk
ki, bir H ristiyan köyüne gelince durduk. Hoca'yla Padi köy evlerinden birini i
ettiklerini, kap aral uzanan c l z bir ihtiyar nld n o
s rada gördüm. Az önce, gene, onlardan", kafalar n.içlerindensözetmi ndaki
merak , ve Hoca'n n ihtiyara çevirmen arac l unu görünce, akl ma gelen
m.

Hoca, hiç dü ünmeden, hemen cevap vermesini isteyerek ihtiyara soruyordu: Hayat ndaki en
büyük günah, i i en büyük kötülük neydi? Çevirmenin bize a ra r aktard bozuk bir Slav
diliyle m r ldan yordu köylü: suçsuz, günahs z zavall bir ihtiyarm ; ama Hoca, tuhaf bir hiddetle
üsteliyor, ihtiyardan kendindensözetmesini istiyordu. htiyar ancak, Sultan' n da Hoca kadar
merakl oldu unu gördükten sonra suçunu kabul etti: Evet, suçluydu, o da bütün köyle birlikte
evinden ç kmal , o da hayvanlar lmal yd , ama
hastayd ,özürü vard , bütün bir gün boyunca ormanda ko l kl de ildi, eliyle
yüre ini gösteriyor, af diliyordu ki, Hoca öfkelendi; ba rd : Onu de il, gerçek günahlar n
soruyordu as l; ama köylü, çevirmenimizin tekrarlay p durdu u soruyu anlayacak gibi de ildi,
elini yüre inin üzerine ac yla bast r p, tutulup kalm . htiyar götürdüler. Getirdikleri bir
ba da ayn eyleri söyleyince Hoca k pk rm z kesildi. Bu ikincisine kolayl k olacak kötülük
ve günah örnekleri diye benim çocuklu umun suçlar n lerimden daha çok
sevdirmek için att m yalanlar; üniversitede okurken i im cinsel günahlar , Hoca, köylüye,
ads z bir günahkâr n kötülüklerini anlat r gibi anlat rken, ben, bu kitab yazarken özlemle
and m o veba günlerimizi tiksinti ve utançla hat rl yordum. En son getirilen bir topal köylü,
derede y kanan kad nlar gizlice seyretti ini f s ldayarak itiraf edince Hoca yat
"onlar" kötülükleri kar s nda böyleydiler, onu yüzleyebiliyorlard ; ama kafalar n içinde olup
biteni art n pek de fazla etkilenmedi ine inanmak
istiyordum.

Amameraklanm ti ; iki gün sonra, geyiklerin pe ras nda, belki


Hoca’n n srar na dayanamad için, belki de sorgulamadan sand mdan daha çok ho
için, ayn hikâyenin gene ba na göz yumdu.Tuna'y geçmi ristiyan
köyündeydik, ama Lâtin kökenli bir dille konu . Hoca'n n sordu u sorulardaysa pek
fazla bir de iklik yoktu. Veba gecelerinin, ona kötülüklerini yazd rmay
bana hat rlatan bu sorulardan ve onlar soran, kim oldu u belirsiz yarg çla, onu sessizce
destekleyen Sultan'dan korkan köylülerin cevaplar n önce dinlemek bile istemedim. Tuhaf bir
tiksintiye kap lm m; Hoca'dan çok, ona kanan,ya da çirkin oyunun çekicili
ah'a içerliyordum. Ama bu çirkin meraka benim de kap lmam çok da sürmedi;
dinlemekle bir ey kaybetmez insan, diye dü ündüm, onlara yakla m. Kula ma daha zarif ve
lan günahlar n ve suçlar n ço u birbirine benziyordu: Basit yalanlar,
küçük aldatmacalar; bir iki kalle zl k; en fazlas da, birkaç küçük h rs zl k!

am Hoca, köylülerin her klar n , gerçe i saklad klar n söyledi; zaman nda,
ben çok daha ileri gitmi , bizlerdenay ran çok daha derin, çok daha gerçek günahlar
olmal yd kand racak, bu gerçekleri elde etmek, "onlar n", sonra da "bizlerin" nas l
oldu unu gösterebilmek için gerekirse .

Ondan sonraki günler, gittikçe daha artan, gittikçe daha saçmala an bu çirkin iddetle geçti. lk
ey daha basitti; o günlerde, oyunlar n görülebilecek bir iki kaba
k r veren çocuklar gibiydik; sorgulama saatleri uzun ve e lenceli av seferlerimizin
ortas nda düzenlenmi küçük birer ortaoyunu gibiydiler; ama sonrasonra, bütün istemimizi,
dayan kl l m z , sinir gücümüzü tüketen ve nedense bir türlü vazgeçemedi imiz törenlere
dönü tü. Hoca’n n sorular n lmayan öfkesinin deh nla köylüleri
görüyordum; kendilerinden istenilenin ne oldu unu tam bilseler, belki de anlatacaklard ; köy
alan nda toplatt r lm görüyordum; günahlar n ya da sahte
günahlar n kekeleyerek anlatmadan önce, umutsuz gözlerle çevrelerinden, bizlerden yard m
dilenirlerdi; itiraflar ve kötülükleri yeterli bulunmayarak h rpalanan, itilip kak lan gençleri
görüyordum: Masa ba nda yazd klar n okuduktan sonra, "seniseni ," diyerek s rt ma bir yumruk
indirdi ini, nas l öyle biri oldu umu anlayamad için öfkeyle söylenerek kendi kendini yedi ini
hat rlad m. Ama, pek de kesin olmasa bile, art k neyi arad n ini
ka yöntemler de denedi: kide bir itirafç n n .sözünü kesip yalan
söyledi ini ileri sürerdi; o zaman adamlar m z suçluyu h rpalarlard .Bazan da itirafç n n sözünü
ba n n onu yakalad n belirterek keserdi. Bir ara, onlar er huzura
ça rmay denedi. O zaman gerçeklerin pek de derine inmedi ini, adamlar m z n kararl l kla
uygulad men, köylülerin birbirlerinden utand klar n görünce öfkelenirdi.

Bir türlü dinmeyen ya nda olup bitene art k ben de al gibiydim. Çamurlu
bir köy alan ey söyleyemeyen, pek bir ey söylemeye de niyeti olmayan köylülerin
saatlerce bo yere dövülerek s r ls klam bekletildiklerini hat rl yorum. Av seferleri de gittikçe
sönükle sal hüzünlendiren, güzel gözlü bir ceylan ,ya da iri bir
yaban domuzunu vuruyorduk gerçi, ama hepimizin akl nda art k av n ayr nt lar de il, t pk av
gibi, haz rl klar na çok daha önceden ba . Geceleri, gün boyunca
yapt klar ndan suçluluk duyar gibi, Hoca bana iç döküyordu. Olup bitenden, en, kendi de
huzursuzdu, ama bir bilgiyi kan tlamak istiyordu, hepimize yarayacak bir bilgi: Sultan'a da
göstermek istiyordu; sonra, o köylüler gerçe i niye sakl yorlard sanki? Sonra, bir Müslüman
köyünde de ayn z gerekti ini söyledi; ama ba l olamad bunda: Pek de
sk na ra men, onlar da, H gibi, üç a
ayn itiraflar hikâyeleri anlatm . Ya murun bir türlü dinmedi i o berbat
günlerden biriydi, Hoca onlar n gerçek Müslümanlar olmad r ldand , ama
görüyordum, ak am olup biteni yorumlarken, bu gerçe in Sultan' n da gözünden
kaçmad n

Bu da öfkesini daha da artt rmaktan, art k Sultan' n da tan , ama,


belki de benim gibi, s inden sürüklendi iddeti son bir umutla daha çok
kullanmas . Kuzeye ilerleyeilerleye , yeniden, köylülerin bir Slav
diliyle konu u ormanl k bir yöreye gelmi tik; küçük irin bir köyde, bir çocukluk yalan ndan
rlamayan yak kl bir delikanl y kendi elleriyle dövdü ünü gördük. Bir daha
bunu hiç yapmayaca n söyledi; ak inden de fazla buldu um tuhaf bir suçluluk
duygusuna kap ld ms bir ya murun içinde köylü kad nlar n,
na gelenlere uzaktan a lad klar n görmü
adamlar m z da b km olup bitenden;bazan bizden önce gözlerine kestirdikleri itirafç y
onlar seçip getirirler, hiddetinden yorgun gözüken Hoca'dan önce ilk sorulan çevirmenimizin
kendisi sorard . Hikâyesinin köyden köye efsanele n duydu
da s rr n çözemedikleri, yüce bir adaletin korkusu ve yla y llard r, bu sorgu gününü
içten içe bekliyormu n uzunuzun anlatan ilginç kurbanlarla da hiç kar k
de il; ama birbirlerini aldatan kar kocalar skanan fakir köylülerin
hikâyeleri ilgilendirmiyordu art k Hoca'y Daha derin bir gerçek oldu unu sürekli tekrarl yordu,
ama kendisi de, san r m üpheye dü üyordu. En
az kumuzu sezerek öfkeye kap l rd , ama b rakmaya niyeti olmad n , biz de,
ah da seziyorduk. Belki de bu yüzden, ipleri bütünüyle eline almas na seyirci kald k. Bir
keresinde, annesine kötü davranan üvey babas ndan ve üvey karde
delikanl y , bir çat alt na çekilerek korundu umuz bir sa ana n alt nda, s r ls klam slanarak
saatlerce sorguya çekti ini görünce umutland er
s radan bir delikanl oldu unu söyleyerek konuyu kapad .

Kuzeye, daha kuzeye ç km k; yürüyü kolu yüksek da lar n aras nda k vr larak derin ve
karanl k ormanlar içindeki çamurlu yollarda çok yava ilerliyordu. Çam ve kay n a açlar yla
kapl ormanlardan gelen o serin ve karanl k havay üphe uyand ran sisli sessizlikleri, belirsizli i
severdim. Kimse bu ad kullanm yordu ama san r m, çocuklu umda babam n elinde gördü üm
kötü bir ressam n yapt Avrupa haritas ato resimleriyle
süslenmi n eteklerindeydik. Ya murlarda ü üten Hoca hastayd , ama gene de, sanki
hedefine daha geç varmak için k vr lan yoldan, her sabah ayr l p, ormanlar n içine giriyorduk. Av
seferleri unutulmu k; bir su k y s nda, bir uçurumunkenannda geyik vurmak için
de il, sanki, bizler için haz rlanan köylüleri bekletmek için oyalan yorduk! Sonra, vaktin
geldi ine karar vererek, köylerden birine girer, yapaca m z yapt ktan sonra da, her seferinde,
arad cevheri bulamayan, ama h rpalay p dövdüklerini ve umutsuzlu unu unutmak için, hemen,
ba ka bir köye ko z isteyen Hoca'n inden sürüklenirdik. Bir keresinde, bir deney
yapmak istedi; sabr ve merak ah, onun için yirmi yeniçeri getirtti; ayn
sorular bir onlara, bir de evlerinin önünde n bekleyen sar n köylülere sordu. Bir ba ka
seferinde, köylüleri yürüyü koluna götürdü, onlara çamurlu yollarda Sultan' n askerlerine
mek için tuhaf g c rt larla zorlanan arac m z gösterdi, ne dü ündüklerini sordu, cevaplar n
kâtiplere yazd rtt , ama belki de, dedi i gibi, biz gerçekten anlamad m z için, belki bo
ld için, belki geceleri kap ld suçluluk duygusundan, belki ordunun ve
pa n silâh ve ormanda olup bitenler konusundaki homurdanmalar ndan usand için, belki
yaln zca hastal ktan, bilmiyorum; gücü tükenmi k: Öksürüklü sesi eskisi gibi gür
ç km yordu; cevaplar n ezberledi i sorular eski heyecan yla soram yordu; geceleri zaferden,
gelecekten, silkinip kurtulmam z gerekti indensözederken , söylediklerine, sanki gittikçe k s lan
kendi sesi de inanm layan, soluk bir kükürt duman rengindeki
ya murun içinde, n birkaç Slav köylüsünü inançs zca sorguya çekerken gördü ümüzü
hat rl yorum. Biz, art k dinlemek istemedi imiz için uzaktayd k; onlar, ya i
hayâletsi bir n içinde, Hoca'n rd yald z çerçeveli koskoca bir aynan n
slak yüzüne bo yorlard .

Bir daha bu "av" seferlerine ç kmad k; rma geçip Leh topraklar tik. Gittikçe artan
berbat ya murun çamurla rd yollarda ilerleyemeyen silâh m z, art k süratle hareket etmesi
gereken yürüyü z n kesiyor n zaten sevmedi i arac m z n u ursuzlu una,
lanet getirece kin söylentiler bu s rada daha da artt ; Hoca'n n yapt deneylere kat lan
yeniçerilerin dedikodular da tuz biber ekiyordu buna. Her zamanki gibi, Hoca'y de il, daha çok
ben gâvuru suçluyorlard . Hoca, art bile b kt p, silâh n
gereklili inden, dü n gücünden, silkinip hareketegeçmemiz gerekti indensözetti i zaman,
n çad r alar, bizim sahtekârl m za ve silâh n u ursuzlu una daha
çok inan rlard . Hoca'ya yoldan ç km , ama büsbütün de umut kesilmeyecek bir hasta gözüyle
bak yorlard ; as l tehlikeli olan, as l suçlu, Hoca'yla Padi kand rarak bu u ursuzluklar
tezgâhlayan bendim. Geceleri çad r m za çekildi imiz zaman, Hoca hastal kl sesiyle onlardan,
eski y llarda aptallar ndansözetti i gibi, tiksinti ve öfkeylesözederdi , ama, o y llarda ayakta
tutabildi imize inand art k.

Gene de, görüyordum, ipin ucunu öyle pek kolay b rakacak gibi de ildi. ki gün sonra, silâh m z
ya murdan balç bir çamura saplanarak yürüyü verince, ben
bütün umutlar m . Kimse adam vermiyordu bize. at bile
vermiyorlard ; Sultan'a ç k p k rka yak n at buldu, toplar n zincirlerini söktürttü, adam toplad ;
bütün gün u ru, çamura bat p kalmas için dua edenlerin bak
alt nda, atlar öfkeyle k rbaçlayarak dev böce imizi k p rdatt am da, silâh n yaln z
u ursuzluk de il, askerî güçlükler de getirdi ini söyleyerek bizlerden kurtulmak isteyen Pa
, ama art k zafere inanmad n da hissediyordum.

Gece çad r m zdayd k, elimde sefere giderken yan ma al verdi im ut vard eyler
ç karmaya çal yordum, elimden al p bir kenara att . Benim kellemi istediklerini söyledi, sordu,
biliyor muymu
t m ki, beni tuttu, oray ,
ülkemi anlatmam m gibi bir iki küçük uydurulmu hikâye anlat nca,
öfkelendi. Gerçe , gerçek ayr nt lar m
"gerçek" ayr nt lar anlat rken araya girdi, benden ö rendi i talyancas yla , anlam n pek de
ç karamad m bo uk kelimeler, k sa ve kesik cümleler m r ldand .

Ertesi günlerde, öncü kuvvetlerin ele geçirdi i yak p y k lm dü n görünce, son


bir umutla, baz tuhaf ve çirkin dü üncelere kap ld n bir köyün
içinden a ra rgeçiyorduk , bir duvar n dibinde can çeki lar görünce at ndan inip
yanlar tu. Önce onlara yard m etmek istedi ini sand m, yan nda çevirmen olsayd , sanki,
onlara dertlerini soracakt ld n anlad m,
. Ertesi gün, Padi
birlikte, yolun sa , küçük hisarlar görmeye gitti imizde de
ayn heyecan içindeydi: Yerle bir edilmi lar
duvarlar n aras nda, kafas hâlâ kopart lmam gördü ü zaman yan
benim kand rd m dü üneceklerini bilebile , çirkin bir n diye, belki de düpedüz
baya inden gidiyordum. Gövdeleri mermilerle, gülle delikleriyle parçalanm
yaral lar, ölümün maskesini yüzlerine geçirmeden önce, ona bir ey söyleyeceklerdi sanki; Hoca
söylesinler diye onlara sormaya haz rlan tirecek o derin gerçe i
onlardan ö renecekti, ama ölümleha o yüzlerdeki umutsuzlu u hemen kendi
umutsuzlu uyla özde ini görürdüm, onlara yakla kça tutulup kal yordu.

O gün ak amüstü bir türlü ele geçirilemeyenDoppio kalesinin Padi öfkelendirdi ini
ö renince gene ayn larak Sultan'a ç kt . Döndü ünde ku
unu bilmiyor gibiydi de. Sultan'a silâh n a sürmek istedi ini,
arac y llard r bugün için haz rlad n söylemi m n tersine, bunun
vaktinin geldi ini, ama daha önce ayn için görevlendirdi i Sar Hüseyin Pa beklemesi
gerekti . Niye söylemi llard r bana m , kendisine mi sordu unu
anlayamad m sorulardan biriydi; nedense ona art k yak nl k duymad m , huzursuzluktan
usand m dü ünüyordum; kendi cevap verdi: Çünkü zaferden pay almas ndan korkuyorlarm

Bu cevaba, Sar Hüseyin Pa n kaleyi hâlâ alamad n ö rendi imiz ertesi ö leye kadar
kendini inand rmak için bütün gücünü harcad . U ursuz ve casus oldu um söylentileri çok
yay ld için, Padi n çad r na ben gitmiyordum art k. Gece, günün olaylar n yorumlamaya
gitti n inan r gözüktü ü zafer ve mutluluk hikâyeleri anlatmay .
Çad r m za döndü ünde, en sonunda n baca n k raca na inanan birinin iyimserli ini
tak nm . yimserli ini de il, onu ayakta tutmak için gösterdi i çabay izleyerek onu dinledim.

O eski hikâyeden, bizlerden ve onlardansözetti gene, gelecekteki zaferden, ama sesinde bu


hikâyelere e ine hiç tan k olmad m bir hüzün vard m z için ikimizin
de pek iyi bildi i bir çocukluk an m zdansözediyordu sanki.Utumu elime al nca da ses ç karmad ,
onu acemice t ng rdat nca da: Gelecekte, rma n ak n istedi imiz yöne çevirince
ya m z güzel günlerdensözediyordu , ama ikimiz de biliyorduk geçmi tensözetti ini :
Gözümün önünde sakin bir arka bahçenin huzurlu a açlar , l l ayd nlat lm cak odalar,
akraba kalabal vard . Y llard r, ilk defa bana huzur veriyordu;
buradakileri sevdi ini, ayr l n zor gelece ini söyledi inde ona hak verdim. Bu insanlar üzerine
biraz dü ündükten sonra, aptallar n hat rlayarak öfkelenince de hak verdim ona. Sanki
iyimserli i tak n lm ildi; belki çok yak ndaki yeni hayat ikimiz de sezdi imiz için,
belki onun yerinde olsam ayn m dü ündü üm için, bilmiyorum.

Ertesi sabah, silâh m z denemek için yolumuzun yak n ndaki küçük dü man palankalardan
birinin üzerine yollad m zda, ikimiz de arac ini tuhaf bir önseziyle
biliyorduk. Padi n bizi desteklesinler diye verdi i yüze yak n adam, silâh n ilk sald r s nda
da l p gitti. Baz lar n silâh n kendisi ezerek parçalad , baz lar birkaç isabetsiz at tan sonra
çamura budalaca saplanan arac n korumas d nda kal nca vuruldular. U ursuzluk korkusuyla
kaç p çekilen ço unlu unu ise toparlay p yeni bir sald r ya haz rlayamad k. kimiz de ayn eyi
dü ünüyor olmal yd k.

n adamlar , palankay pek de kay p vermeden, bir saatte al verince,


Hoca o derin bilgiyi, yeniden, bu sefer, benim de pek iyi anlad m sand m bir umutla
kan tlamak istedi, ama palankan n bütün nüfusu k l çtan geçirilmi p y k lan duvarlar
aras nda can çeki ah'a götürülmek için bir kenarda toplanan kafalar görünce
de, ne dü ündü ünü hemen anlad m; dahas , merak na hak da verdim, ama bu kadar na tan k
olmak istemiyordum art k: Ona s rt m döndüm. Az sonra, meraka yenilerek yeniden bakt mda,
kafalar n yan yordu; ne kadar ileri gitti ini ö renemedim hiç.

Ö le vakti yürüyü koluna döndü ümüzde,Doppio'nun hâlâ al namad n söylediler. Sultan öfke
içindeymi Hüseyin Pa cezaland rmaktansözediyormu : Bütün ordu oraya
gidiyormu ama kadar kale dü r ya arac m z n da kat laca n
söylemi ah. O arada küçük bir palankay , bütün bir günde alamayan beceriksiz bir
komutan n . Yürüyü m z n palanka önündeki
ba s zl ,ya da u ursuzluk dedikodular k, zaferden
al nacak paydansözetmiyordu ; söylemiyordu, ama biliyordum ne dü ündü ünü: Bundan
öncekimüneccimba lar n sonunu;ya da çocuklu umu ve çiftli imizdeki hayvanlar dü
onun da kafas ndan ayn eyleri geçirdi ini biliyordum; onun da, kaleden gelecek zafer haberinin
son talihimiz olaca n dü ündü ünü, ama bu talihe asl nda inanmad n , onu istemedi ini, bir
türlü ele geçirilemeyen kalenin öfkesiyle yak p y k lm bir köyün alevler içindeki küçük bir
kilisenin ve yanan çan kulesinin, sonra, cesur papaz n m r ldand duan n yeni bir hayat
ça r rd n ; kuzeye ç karken solumuzdaki ormanl k tepelerin arkas ndan batan güne

uyand rd n biliyordum.

Güne ktan ve yaln z Sar Hüseyin Pa s zl n de il,Doppio'ya , Lehlilerden


lar n, Macar ve Kazaklar n da yard ini ö rendikten sonra, kalenin
kendisini gördük. Yüksekçe bir tepenin üzerindeydi, bayrakl kulelerine batan güne
belirsiz k z ll ; bembeyaz ve güzel. Nedense, insan n böyle güzel ve
eri eyi ancak rüyas nda görebilece ini dü ündüm. O rüyada, karanl k bir orman n
içinde k vr lan bir yolda, tepedeki ayd nl k, beyaz yap mek için telâ n z;
sankiorada, sizin de kat lmak istedi iniz bir e lence, kaç rmak istemedi iniz bir mutluluk vard r,
ama her an bitiverece ini sand n z yol bir türlü bitmez. Karanl k ormanla, yamac n etekleri
aras ndaki düzlükte, s ks rma n yapt pis bir batakl k oldu abilen
piyadelerin, topçu ate ine ra men, yamac bir türlügeçemediklerini ö rendi imde, bizi
buraya getiren yolu dü ünüyordum ben. Sanki her ey, üzerinde ku n uçu u beyaz kalenin,
gittikçe kararan kayal k yamac n ve durgun ve karanl k orman n görüntüsü gibi kusursuzdu:
Y llard r rastlant m birçok unu, askerlerimizin,
kalenin beyaz kulelerine hiçbir zaman eri n da benim gibi dü ündü ünü
biliyordum. Sabah sald r yageçti imizde , arac m z n, içindeki ve yan ndaki adamlar
ölümeterkederek , batakl a yat verece ini, sonra, u ursuzluk söylentisini, korkuyu, ve askeri
yat rmak için onlar n önüne benim kellemi atmak isteyeceklerini de, Hoca'n n da benim kadar
gördü ünü çok iyi biliyordum. Y llar önce, bir kere, onu kendisini anlatmaya k rtmak için,
ayn anda ayn eyleri dü ünme al n imiz bir çocukluk
arkada mdansözetti imi hat rlad m. Onun da ayn eyleri dü ündü ünden hiç ku

Gece geç vakit gitti i Sultan' n çad r ndan bir türlü dönmedi. Çad alara, günü ve
gelece i yorumlamas n ah'a ne söyleyece ini çok iyi tahmin etti im için, bir ara,
hemen orac kta öldürüldü ünü ve cellatlar n, az sonra da bana gelece ini akl mdan geçirdim.
Sonra, çad rdan ç k p, bana haber vermeden, do ru, karanl kta beyaz duvarlar par ldayan kaleye
gitti ini, nöbetçileri, batakl ve orman arak oraya çoktan ula n dü
heyecan duyamadan, yeni hayat m dü ünerek sabah bekliyordum ki, geldi. Çad rdakilere,
tahmin etti eyleri söyledi ini, çok sonra; y llar sonra, onlarla dikkatle ve uzunuzun
tuktan sonra ö , yolculu a ç kmadan önce telâ
gibi acele ediyordu. D da yo un bir sis oldu unu söyledi, anlad m.

Gün yana kadar, ona, ülkemde b rakt klar m , evimi nas l bulabilece ini,Empoli'de Floransa'da
nas l tan nd m z , annemi, babam n anlatt m. nsanlar birbirindenay ran
baz küçük, özel ayr nt lardansözettim . Bütün bunlar , ta küçük karde rt ndaki iri bene
kadar, ona daha önce de anlatm umu, anlatt kça hat rl
anlat yazarken, kimi zaman, gerçe i de il, yaln zca hayallerimi
yans tt n sand m bu hikâyelere, o s rada inan yordum da: K
oldu u da do ruydu, elbiselerimizin çok dü meli oldu u,ya da evimizin arka bahçesine bakan
pencereden gördüklerim de. Sabaha do ru, bu hikâyelere, belki de kald klar yerden, geç de olsa,
süreceklerine inand m için kand m dü ündüm. Hoca'n n da ayn eyi dü ündü ünü, kendi
hikâyesine sevinçle inand n biliyordum.

Elbiselerimizi, telâ tirdik. Ona yüzü ümü ve y llarca ondan


saklamay rd m madalyonumu verdim. çinde anneannemin annesinin resmi ve ni mn
an saçlar vard ; san r m sevdi onu, boynuna takt . Sonra çad rdan ç k p
gitti. Sessiz sisin içinde a ra k ayd nlan yordu, çok uykum
vard , onun yata na girip huzurla uyudum.

11

Kitab m n sonuna geldim art k. Belki de ak ll okuyucular m asl nda hikayemin çoktan bitti ine
karar vererek onu ellerinden atm r bile. Bir zamanlar ben de ayn eyi dü ünüyordum, y llar
önce yazd m bu sayfalar bir daha okumamak üzere bir kö km m. O s ralarda akl m ,
ah için de il, kendim için keyifle uydurdu um öteki hikâyelere, kurt olup onlar aras na
kar an bir tacirle, hiç görmedi im ülkelerde ss z çöller ve buzlu ormanlarda geçen a k
hikâyelerine vermek niyetindeydim; bu kitab , bu hikâyeyi unutmak istiyordum. Duydu um onca
söylentiden, ya n bildi
m da belki, ama iki hafta önce beni görmeye gelen bir konu umun sözlerine kan nca
kitab m yeniden ortaya ç kard m. Bugün, en sevdi im kitab m n bu oldu unu biliyorum art k;
onu gerekti i gibi, istedi im gibi, dü im gibi bitirece im.

Kitab m bitirmek için ba nageçti im eski masam zdan,Cennethisar'dan kalk p stanbul'a giden
küçük bir yelkenliyi, uzaktaki zeytinlikler içindeki bir de irmeni, bahçenin a lar nda, incir
a açlar aras erek oynayan çocuklar , stanbul'dan Gebze'ye giren tozlu yolu
görüyordum. Yoldan karda k ta pek geçen olmaz, baharlarda ve yazlar , do uya, Anadolu'ya, ta
Ba görürüm; en çok, a ra r ilerleyen o k r k dökük ka n lar
geçer,bazan da uzaktan k yafetini seçemedi im bir atl y görerek heyecanlan r nca
yolcunun bana gelmedi ini anlar m: Sonzamanlarda kimse gelmiyor, gelmeyeceklerini de
biliyorum art k.

ikâyetçi de ilim; yaln zl k diye bir derdim yok:Müneccimba l k yapt m y llarda çok
para biriktirdim, evlendim, dört çocu um var; belki de, mesle imin bana kazand rd bir
makta olan felâketleri öngörerek i nda b rakt m: Sultan’ n ordular
Viyana'ya gitmeden, yenilgilerin öfkesiyle çevresindeki soytar lar n, benden [
sonrakimüneccimba n n boynu vurulmadan, hayvanlara dü kün Padi m z tahttan
indirilmeden çok önce, buraya Gebze'ye kaçt m; bu kona yapt r p, sevdi im kitaplar m,
çocuklar m ve bir iki adam tim.Müneccimba yken evlendi im kar m benden çok
küçük, ev i lerinden çok iyi anl yor, bütün evi, ba lerimi o çekip çeviriyor,
yetmi m yazay m, hayal kuray m diye bütün gün bu
odada yaln z b rak yor. Böylece hikâyeme ve hayat ma uygun bir son bulmak için doyadoya O'nu
dü ünüyorum.

Oysa ilk y llarda bunu hiç yapmamaya çal rd ah, O'ndansözetmek


istedi inde, benim bu konudan hiç ho m görmü tü. San r m o da memnundu
bundan; yaln zca merak ediyordu; ama neyi, ne kadar merak etti ini hiçbir zaman ç karamad m.
Bana O'ndan etkilendi im, O'ndan ö rendi im için utanmamam gerekti larda
söylemi llarca sundu um bütün o kitaplar , takvimleri, kehânetleri O'nun yazd n
a saplanarak kalan silâh m z n tasar lar yla u rken
de, O'na söylemi pk eyi söyledi im gibi, bunu
anlatt n rada, ikimiz de ipin ucunu daha tam kaç rmam k, ama
Sultan' n ayaklar n n yere daha iyi bast n n benden daha zeki oldu unu,
ini beni avucunun içine iyice almak için oyun oynad n o
s ralarda dü ünürdüm. Belki de, batakl kta biten o bozgundan ve u ursuzluk söylentisine kuduran
askerlerinin öfkesinden beni kurtard için ona duydu um minnetin etkisi de vard bunda.
Gâvurun kaçt n ö rendiklerinde askerlerinden baz lar lerdi çünkü. lk
y llarda aç kça sorsayd , san r rd m. O zamanlar daha benim ben
olmad m yolundaki söylentiler de ç kmam mak istiyordum,
O'nu özlüyordum.

Y llarca birlikte oturdu


para doluydu, esir pazar na aya m o s rada al ; arad m bulana kadar aylarca oraya gittim
geldim. Sonunda, bana da, O'na da, asl nda pek de fazla benzemeyen bir zavall y sat n al p eve
eyi bana ö retmesini, ülkesini, geçmi n , dahas
kötülüklerini ortaya dökmesini söyledi imde, aynan s na geçirdi imde korktu benden.
Berbat bir geceydi, ac d m zavall ya, sabah azat edecektim, pintili im tuttu, götürüp köle
pazar na geri satt m. Sonra, evlenmeye karar vererek mahalleye haber sald m. En sonunda beni
de kendilerine benzeteceklerini, soka a huzur gelece ini dü ündükleri için sevinçle geldiler. Ben
de onlara benzemekten memnundum, iyimserdim, söylentilerin bitti im, y ma
hikâyeler uydurup huzurla ya m dü ünüyordum. Kar m dikkatle seçtim; geceleri bana ut
da çalard .

Söylentiler yeniden ba nda, önce, bunun Padi n bir oyunu oldu unu sand m, çünkü
endi emi gözlemekten, beni n san yordum.
bana durupdurup , "kendimizi tan yor muyuz, insan kim oldu unu iyi bilmeli," gibi sözler
etti inde çok da fazlatelâ m; bu sinir bozucu sorular , çevresine yeniden toplamaya
ba o soytar lar aras ndaki Yunan felsefesine merakl ukalâdan ö renip inand n
dü ünürdüm. Bu konuda bir istedi inde, ona, kendileri üzerinde hiç durmad klar
ve kim olduklar n hiç bilmedikleri için mutlu olan ceylanlardan ve serçelerdensözeden en son
kitab m sundum. Kitab ciddiye alarak keyifle okudu unu ö renince rahatlad m biraz, ama
söylentiler benim kulaklar ma da geliyordu. Sultan' um, çünkü
yerinegeçti
m; O'nun bildi imi söyledi im zaman yalan söyledi imi
anlam lar; bir gün, bir sava ras nda ben de u ursuzluk saçt ktan sonra kaçacak, O'nun yapt
rlar n da dü racakm m, vb. vb! Sultan' n
ç kard n sand m bu söylentilerden korunmak için elimi aya m e lenceden çektim, ortal kta
pek görünmez oldum, zay flad n çad r dikkatle
turarak ö rendim. Kar m birbiri ard ndan çocuklar do uruyordu, gelirim iyiydi, söylentileri,
O'nu, geçmi

Yedi y la yak n da dayand m; belki sinirlerim daha sa lam olsayd , dahas , Sultan’ n çevresinde
yeni bir temizlik yap laca n sezmeseydim, sonuna kadar da giderdim; çünkü Padi n bana
açt kap lardan geçegeçe unutmak istedi im eski kimli ime, onu unutarak bürünüvermi lk
zamanlar da beni tedirgin eden kimlik sorular k: " nsan n
kim oldu unun ne önemi var," derdim, "önemli olan yapt klar m z ve yapacaklar m zd r."
m n dolab na san r m bu kap dan girdi! Benden, O'nun kaçt ülkeyi, talya'y
anlatmam istedi inde, pek fazla bilgimolmad n söyleyince öfkelendi: O, bana her
anlatt n Sultan'a da söylemi klar n hat rlamam
bunun için. Böylece O'nun çocuklu unu ve bir k sm n bu kitab ma ald m güzel
an lar n , Sultan'a birbir yeniden anlatt m. , Sultan
beni gerekti ndan dinledi ini anlatan birini dinler gibi dinliyordu, ama sonraki
y llarda daha ileri gitti; anlatt klar m O'nu dinler gibi dinliyordu art k: Ancak O'nun bilebilece i
ayr nt lar sorduktan sonra benden korkmamam , akl ma hemen geliveren cevab söylememi
isterdi:K ,Padua Üniversitesine niye
al nmam , Venedik'te seyretti ek gösterisinde a abeyi hangi renk elbise giyiyordu? Bu
ayr nt lar mdan geçmi rken,ya bir sandal gezintisinde,ya
kurba an nilüferli bir havuzun ba nda,ya edepsiz maymunlar n gümü kafesinin
önünde,ya da bir zamanlar birlikte gezdikleri için ortak an lar an o bahçelerden birinde
olurduk. O zaman, hikâyelerden ve belleklerimizin bahçesinde açan çiçeklerin oyunundan
ho r, bize iha arar gibi
O'ndansözederdi : O'nun kaçmas n n iyi oldu unu, yoksa kendisini o kadar e lendirmesine
ra men küstahl na dayanamay p onu öldürtmeyi çok dü ündü ünü bu s ralarda söyledi. Sonra,
hangimizdensözetti ini pek kestiremedi im için, beni korkutan baz aç klamalar yapt , ama
hiddetle de ine dayanamay p öfkeyle onu
öldürtece im diye korktu u günler olmu , son gece de az daha cellâtlar ça r ! Sonra,
benim küstah olmad m söyledi; kendimi dünyan n en ak ll , en becerikli insan da
sanm etini kendi ç kar m için yorumlamayakalkmazm m; kaz a
oturtulan çocuk krallar n hikayeleriyle geceleri kimsenin uykusunu kaç rmazm m; Sultan’ n
rüyalar n dinledikten son anlataca
kand rmak için birlikte saçma ve e lenceli hikâyeler yazaca m kimsem de! Bunlar dinlerken,
bir rüyadaki gibi kendimi ve ikimizi d ardan gördü ümü san r, ipin ucunu kaç rd m z
korkuyla sezerdim, ama son aylarda Sultan sanki beni delirtmek için daha da anlat rd : Ben O'nun
gibi de m , onlarla bizleriay ran safsatalara da kapt rmam m! Ta y llar
önce, birlikte düzenledi nda, bizleri tan madan önce, kar k y dan
seyretti ek gösterisinde, O'na karanl kgöltteki m,
n sand ülkeye gitmi ! Sonra,
birbirini tekrar eden o bahçe gezilerimizin ortas nda Sultan dikkatle sorard : nsanlar n, dört iklim
yedi bucakta, hep birbirlerine benzedi ini anlamak için acaba Padi
Korkuyla susard m; sanki son direncimi de k rmak için bir daha sorard ; insanlar n her yerde
birbirinin ayn oldu unun en iyi kan t onlar n birbirlerinin yerinegeçebilmesi de in
çivisi ç km art k.

Bir gün, Sultan' n, benimle birlikte O'nu unutmay n umdu um, daha çok para
biriktirmeyi dü ündü üm için belki bunlara da sab rla katlanacakt m; belirsizli in korkusuna
al m çünkü; ama Sultan bir tav inden at sürerken yolumuzu kaybetti imiz bir
igüzel gezinir gibi, akl m n kap lar n ac mas zca aç p kap yordu; üstelik, herkesin
önünde yap yordu art k bunu; çevresine gene o soytar lar
yap laca n , hepimizin mal na mülküne el konulaca n dü ündü üm, yakla an felâketleri
sezdi im için korktum. Bana Venedik'teki köprüleri, O'nun çocuklu unda kahvalt etti i masan n
örtüsündeki dantelleri, Müslüman olsun diye, az daha kafas n n vurulaca s rada hat rlad ,
evinin arka bahçesine bakan pencereden gördüklerini anlatt rd gün, bütün bunlar , sanki kendi
mdan geçmi kendi hikâyelerim gibi, bir kitapta yazmam buyurdu unda, en k sa zamanda
stanbul'dan kaçmaya karar verdim.

O'nu unutmak için Gebze'de ba lk zamanlarda Saray'dan adamlar n gelip


beni götürmelerinden korkard m, ama arayan soran olmad
ah' n gizli gözetimi alt ndayd m. Ald rmad
bu evi yapt rd m, arka bahçeyi içimden gelen dürtülere uyarak, istedi im gibi düzenledim;
vaktimi kitaplar m okumakla, kendi keyfim için e lenceli hikâyeler yazmak ve eski
birMüneccimba oldu umu ö renip dan m , daha çok paras için de il,
e lencesi için, dinlemekle geçiriyordum. Çocuklu umdan beri içinde ya m ülkemi, belki de
en çok bu s rada tan d m: Sakatlara, o nlara, çaresiz hastalara,
evde kalm zlar n babalar na, boyu bir türlü uzamayanlara, k skanç kocalara, körlere,
gemicilere, gözü dönmü lara geleceklerini söylemeden önce, uzunuzun hayatlar n
anlatt r r, geceleri, t pk bu kitapta yapt m gibi, sonralar hikâyelerime sokmak için
dinlediklerimi defterlere yazard m.

Odama, kendisiyle birlikte derin bir hüzün getiren o ihtiyar da o y llarda tamd m. Benden on, on
büyük olmal yd . Evliya'ym , yüzündeki kederi görür görmez derdinin yaln zl k
oldu una karar verdim, ama öyle demedi: Bütün ömrünü gezilere ve bitirmek üzere oldu u on
, ölmeden önce, Allah'a en yak n yer olan Mekke'ye ve
Medine'ye gidecek, oralar da yazacakm nda onu huzursuz eden bir eksiklik varm ,
çe melerinin ve köprülerinin güzelli ini çok duydu u talya'y da okuyucular na anlatmak
stanbul'da ününü duydu u için görmeye geldi i ben, ona anlatabilir
talya'y hiç görmedi imi söyledi imde, bunu herkes gibi kendisinin de bildi ini
bir kölem varm
anlat l nda bana e rm
hikâyeler uydurup ho hikâyeler dinlemek de il ? Çantas ndan çekineçekine bir harita
ç karm , gördü üm en berbat talya haritas yd , anlatmaya karar verdim.

Bir çocu unkini and ran tombul eliyle haritas n heceleyerek


okuduktan sonra, anlatt m dü lerimi dikkatle kâ da geçiriyordu. Her ehir için, bir de, tuhaf
hikâye istiyordu. Böylece, kuzeyden güneye on üç gece, on üç mda ilk defa
gördü üm bütün bu ülkeyi geçtik. Bütün bir sabah
stanbul'a döndü. Anlatt klar mdan çok memnun oldu u için o da beni sevindirmeye karar
vererek,Akka göklerinde kaybolan cambazlar , Konya'daki fil do uran kad nla o lunu,Nil
k y s ndaki mavi kanatl bo alar , pembe kedileri, Viyana'daki saat kulesini, orada yapt r p bana
gülümseyerek gösterdi i ön di ys aray , Amerika'daki k rm z
kar ncalar anlatt . Nedense, bende tuhaf bir hüzün uyand r yordu bu hikâyeler, içimden a lamak
da geliyordu: Bütün güne z ll tu; Evliya, bende de böyle rt c hikâyeler
olup olmad n sordu unda, onu gerçekten rtmak isteyerek, adamlar yla gece yat s na
kalmas n söyledim: Birbirinin yerine geçen iki insan üzerine sevebilece i bir hikâyem vard .

Gece, herkes odas na çekildikten, eve ikimizin de bekledi i o sessizlik çöktükten sonra, yeniden
odaya döndük. Bitirmekte oldu unuz bu hikâyeyi ilk o zaman dü m, sanki
bir hikâyeymi gibi, sanki bütün bu kelimeleri bana ba
usulca f s ld gibi, cümleler birbiri ard ndan a ra r diziliyordu: "Venedik'ten Napoli'ye
gidiyorduk, Türk gemileri yolumuzu kesti..."

Geceyar s ndançok sonra, hikâyem bitti inde, uzun bir sessizlik oldu. seziyordum, konu um da,
ben de, O'nu dü ünüyorduk, ama benimkinden bamba Evliya'n n kafas nda. Kendi
hayat n dü ündü ünden hiç ku m , O'nu, hikâyemi sevdi imi
dü ünüyordum; ya m ve dü çinde oturdu umuz
oda, ikimizin de bir zamanlar olmak istedi imiz ve oldu eylerin hüzünlü an lar yla
dopdoluydu; O'nu bir daha unutamayaca m , bunun da beni hayat m n sonuna kadar mutsuz
edece ini de o zaman aç k seçik anlad m; hiçbir zaman tek ba m biliyordum
art k: Hikâyemle birlikte, sanki,geceyar s odan n içine, ikimizi de merakland rarak tedirgin eden
çekici bir hayaletin gölgesi vurmu ru, konu um hikâyemi çok sevdi ini
söyleyerek beni mutlu ettikten sonra, baz ç kaca n da ekledi. Belki de, ikimizin
sinir bozucu an s ndan kurtulmak, bir an önce yeni hayat ma dönmek için ilgiyle dinledim onu.

Hikâyemdeki gibi tuhaf ve rt c olan aramal ym z; evet, dünyan n bu b kk nl k verici


skcl yapabilece
o çocukluk ve okul y llar ndan beri bildi i için, hayatta dört duvar aras na kapanmay akl na bile
; bu yüzden bütün ömrünü gezilerde, bitip tükenmeyenyollarda hikâyeler arayarak
geçirmi rt c olan , dünyada aramal ym z, kendi içimizde de il! Kendi
içimizdekini aramak, kendi üzerimizde o kadar uzun boylu dü ünmek mutsuz edermi bizleri.
Benim hikâyemde insanlar te: Bu yüzden kahramanlar kendileri
olmaya bir türlü katlanam yor, bu yüzden hep bir ba olmak istiyorlarm
"Bu hikâyede olup bitenin gerçek oldu unu dü ünelim," dedi. "Birbirlerinin yerine geçen o
insanlar n yeni hayatlar nda mutlu olabileceklerine, ben, inan um? Sustum. Sonra,
nedense bana hikâyemdeki bir ayr nt y hat rlatt : Kolu kopuk bir spanyol kölesinin umutlar na
kendimizi kapt rmamal ym z! O zaman, o tür hikâyeleri yazayaza , tuhafl kendi içimizde
arayaaraya , bizler de ba n, okuyucular m z da. nsanlar n hep
kendilerinden, kendi tuhafl klar ndansözetti i , kitaplar n ve hikâyelerin de hep bunu anlatt o
korkunç dünyay dü ünmek bile istemiyormu

Ben istiyordum! Bu yüzden, bir günde seviverdi im bu ufak tefek ihtiyar, Mekke'ye gitmek için,
gün do arken adamlar n toplay p, tüy gibi, yola ç k nca, hemen oturup kitab m yazd m. Belki
de, gelece in o korkunç dünyas n n insanlar n daha iyi dü leyebilmek için, kitab ma kendimi ve
kendimdenay ramad m O'nu elimden geldi i kadar çok koydum. Ama elimden çok da
gelmedi ini, on alt y l önce bir kenara at verdi im bu kitab , bu günlerde yeniden okurken
dü ündüm. Bunun için, insan n kendisinden — nl klar na kap larak— söz
etmesinden ho mdan özür dileyerek bu sayfay kitab ma ekliyorum:

Seviyordum O'nu, O'nu rüyamda gördü üm kendi çaresiz, açmas görüntümü sevdi im gibi, bu
görüntünün utanc , öfkesi, suçu ve hüznüyle bo ulur gibi, kederle ölen yabani bir hayvan
kar s nda utanca kap l r gibi, kendi o lumun ars zl na öfkelenir gibi, kendimi aptalca bir
tiksinti ve aptalca bir sevinçle tan r gibi seviyordum; belki de, en çok böyle: Elimin kolumun bir
böcek gibibo p rdan na al m, akl m n duvarlar nda her gün yank lanarak sönen
dü üncelerimi bildi im, açmas gövdemden ç kan nemin benzersiz kokusunu, bitkin saçlar m ,
çirkin a z m , kalemimi tutan pembe elimi tan d m gibi: Bunun için aldatamad lar beni.
Kitab m yaz p O'nu unutmak için bir kenara att ktan sonra, ç kan bütün o söylentilere, ünümüzü
duyup, bundan yararlanmak isteyenlerin oyunlar na kanmad m hiç! Kahire'de bir Pa n
koruyucu kanatlar alt nda yeni bir silâh n tasar lar n yap ehrin
içindeymi , bir an önce yenilmemiz için dü l veriy l içinde
görmü rtt bir esnaf kavgas nda bir yorganc y b çaklay p kay plara
kar nda mahalle camiinde imaml k yap
, bunu anlatan yeminler ediyordu; bir de saat kulesi için para toplamaya
ba i
m z tahttan indiren siyasî dolaplar O'nun çevirdi ini bile söylediler! Slav köylerinde, en
sonunda ula i gerçek itiraflar dinleyedinleye , saral efsane bir papaz gibi el üstünde
tutularak bunal ml kitaplar yaz
edece ini söyleyerek, kehanetleri ve iirleriyle büyüledi i bir güruhu pe inden sürüklüyor, yanma
beni de ça r ! O'nu unutmak, gelecekteki o korkunç insanlar n, o korkunç dünyalar yla
oyalanabilmek, hayallerimin tad n ç karmak için hikâyeler yazd m o on alt y lda bu
söylentilerin daha ba n da duydum, ama hiçbirine inanmad m. Bilmi na da
oluyor mu.Bazan , Haliç s rtlar ndaki o dört duvar birbirimize zindan ederken,bazan , bir
konaktan,ya da saraydan bir türlü gelmeyen bir ça r y beklerken,bazan birbirimizden keyifle
l kl gülü ah m z için bir risale daha yazarken, günlük
hayat içinde, bir an, ikimiz de, bir küçük ayr nt ya tak l verirdik: Sabah birlikte gördü ümüz slak
bir köpek, iki a aç aras na as lm çama r dizisinin renk ve biçimlerindeki gizli geometri,
hayat n simetrisini ortaya ç kar veren bir dil sürçmesi! imdi en çok bunlar özlüyorum i te!
Ölümünden y llar, belki de yüzy llar sonra bir merakl n n bizden çok kendi hayat n dü
okuyaca n sand m, asl nda, kimse okumasa da pek fazla ald rmayaca m ve bunun için de
O'nun ad n çok da derine olmasa da gizleyerek gömdü üm gölgemin kitab na bunun için
döndüm: Veba gecelerini, Edirne'deki çocuklu n bahçelerinde geçirdi im güzel
saatleri, O'nu o sakals n kap s nda ilk gördü üm zaman s rt mda duydu umu
sand m ürpertiyi yeniden dü lemek için. Kaybetti imiz hayat ve dü leri yeniden ele geçirmek
için, onlar yeniden dü ini herkes bilir: Ben hikâyeme inand m!

Kitab m , onu bitirmeye karar verdi im günü anlatarak bitirece im: ki hafta önce, gene
masam ka bir hikâye dü lemeye çal rken stanbul taraf ndan gelen bir atl y
gördüm. Son zamanlarda O'ndan haber getirmek için kimse gelmiyordu bana, belki de onlara
ketum davrand m için, bundan sonra geleceklerini de pek sanm yordum, ama o tuhaf pelerinli,
emsiyeli yolcuyu görür görmez bana geldi ini anlad m. Odama girmeden önce duymu
O'nun kadar olmasa bile, O'nun yanl yla Türkçe konu
talyanca'ya çevirdi. Yüzümü ek ti imi, hiç cevap vermedi imi görünce, bozukTürkçesiyle ,
benim, biraz olsun talyanca bildi imi sand n söyledi. Sonra anlatt : Ad m , kim oldu umu
O'ndan ö . Ülkesine döndükten sonra O, Türkler aras nda geçirdi i inan lmaz serüvenleri
üzerine, Türklerin hayvanlar ve rüyalar üzerine, Türkler ve veba üzerine,
saray ve sava m z üzerine bir y n kitap yazm . Aristokratlar ve özellikle kibar
han mefendiler aras nda yeniyeni yayg an o büyülü Do u merak yüzünden, yazd klar ilgiyle
lanm çok okunmu ,
yazd klar n n romantizmine kap s na bakmadan kocas ndan ayr lm
l p sat lan eski aile evini yeniden al ler, evi, bahçeyi, eski hâline
sokmu lar. Bütün bunlar um, çünkü kitaplar na hayran oldu u için O'nu evinde
ziyaret etmi . Çok nazikmi uma bütün bir gününü vererek, sorular n cevaplam
kitaplar nda yazd serüvenleri bir daha anlatm radasözetmi
"Yak ndan Tan d m Bir Türk" yla, benim üzerime bir kitap yaz ; Edirne'deki
çocuklu umdan, ayr l gününe kadar, benim bütün hayat m, O'nun Türklerin özellikleri üzerine
zekice yazd yla desteklenerek merakl talyan okuyucusuna sunulmak
üzereymi "Kendinizi ne kadar da çok anlatm n z O'na!" dedi konu rtmak
için, baz sayfalar n okudu u kitaptan ayr nt lar hat rlad : Çocuklu umda, mahalle
mdan birini ac mas zca dövdükten sonra, yapt mdan utanarak üzüntüyle a lam m,
ak ll ym m, O'nun bana ö retti i bütün astronomiyi alt ayda kavram m, k imi çok
severmi im, dinime dü künmü üm, hep namaz k larm ne reçeline bay l rm m, üvey
babam n mesle i olan yorganc l a özel merak m varm , bütün Türkler gibi insanlar çok
severmi im vb. vb. Bana gösterdi i bunca ilgiden sonra, bu budalaya so uk davranamayaca m
veböylelerinin merakl olduklar n bildi im için ona, odaoda evimizi gösterdim. Sonra bahçede
arkada yla oynayan küçük o ullar m n oyunlar yla ilgilendi; yaln zca çelik çoma n de il,
onlara anlatt rd körebe, birdirbir ve pek de sevemedi in kurallar n bir deftere
yazd . Bir Türk dostu oldu unu o s rada söyledi. Ba için, ö leden
sonra ona bahçemizi, sonra Gebze'yi veO'nunla y llar önce kald m z evi gösterirken de ayn
eyi söyledi. Pek merak etti i kilerimizde reçel ve tur , zeytinya ve sirke
gü ümleri aras nda dikkatle yürürken, Venedikli bir ressama yapt rd m ya l boya portremi
görünce, biraz daha ileri giderek, asl nda, O'nun gerçek bir Türk dostu olmad n , Türkler için
çirkin n s r verir gibi söyledi: Bizim art mz
yaz m z n içinden eskipüsküyle dolu pis bir dolaptansözeder gibisözediyormu
iflah olmazm z, kurtulmam z için bir an önce onlara boyun e ka çaremiz yokmu ,
bundan sonra, yüzy llarca, boyun e mz
söylüyormu n diye, "Ama O bizleri kurtarmak istiyordu," deyiverdim,
hemen söyledi: Evet, bunun için bir de silâh yapm z biz O'nu; araç sisli bir
sabah, t pk f rt nada kayalara oturan korkunç bir korsan gemisinin le i renç bir
batakl kta kal çok, ama çok istemi
eytanî bir kötülük olmad anlam . Bütün dâhiler böyleymi
alm ndan dikkatle bak yor, bir yandan da deha üzerine bir r ldan yordu: Bizlere
esir dü meyip de ömrünü ülkesinde geçirseymi on yedinci yüzy l
Sonra, gene o pek sevdi i kötülük konusuna döndü. O'nun için söylenen ve akl mda
kalmayanbiriki çirkin parasal dedikoduyu anlatt . "Tuhaf olan," dedi sonra, "sizin O'ndan hiç
etkilenmemeniz!" Beni tan m l
um gibi, resmimi istemedi;
ald yere b rakt ktan sonra, bana sordu: Yorganlar da görebilir miymi "Hangi yorganlar ?"
nl vakitlerimi yorgan dikerek geçirmiyor muymu
alt y ld r elime almad m kitab ona göstermeye o s rada karar verdim.

Çok heyecanland , Türkçe okuyabildi ini,O'nunla ilgili bir kitab , tabii ki, çok merak etti ini
belirtti. Yukar ya, arka bahçeye bakan çal ma odama ç kt k. Masam za oturdu, on alt y l sonra,
kitab m onu dün b rakm m gibi t kt m yerde buldum; önüne aç p koydum.Türkçeyi , a r da
olsa okuyabiliyordu. Bütün gezginlerde gördü üm ve beni öfkelendiren, kendi sa lam ve güvenli
dünyas ndan ayr rt lmak iste iyle, kitab ma gömüldü. Onu yaln z b rakt m, bahçeye
ç kt m, aç k pencereden onu görebilece im bir yere, has r sedire oturdum. Önce ne
pencereden bana seslendi: " talya'ya ad m n z atmad n z nas l da belli oluyor!" Sonra ama,
unuttu beni; arada bir gözümün ucuyla onu süzerek, orada, üç saat bahçenin içinde oturup kitab
bitirmesini bekledim. Bitirirken anlam ; yüzü allakbullakti ; bir iki kere, silâh m z yutan
batakl n arkas ndaki beyaz kalenin ad n söyledi ba talyanca
. Sonra, okuduklar n nl n hazmetmek, dinlenmek için dönüp
pencereden d dalg ndalg n bakt . Keyifle görüyordum, ilk ba ta, böyle durumlarda insanlar n
hep yapt klar a bak yordu, ama sonrasonra ,
bekledi im gibi, gördü de: Pencerenin çerçevesi içinden gördüklerine bak yordu bu sefer. Hay r,
ak ll okuyucular m anlam r, sand m kadar aptal de im gibi, h rsla
kitab m n sayfalar n çevirmeye ba , ar yordu, ben de keyifle bulmas n bekliyordum,
sonunda arad m bulup okudu. Sonra yeniden, evimin arka bahçesine bakan o pencereden
görebileceklerine bakt . Ne gördü ünü, tabii ki çok iyi biliyordum:

Bir masan n üstündeki sedef kakmal tepsinin içinde n


arkas nda has rdan örülmü , üzerinde pencerenin ye il çerçevesiyle ayn renkte
tüyü yast
kenar na bir serçenin kondu u kuyuyla zeytin ve kiraz a açlar n görüyordu. Onlar n arkas ndaki
ceviz a ac n n yüksekçe bir dal na uzun iplerle ba lanm ncak, belli belirsiz bir rüzgârda,
hafifhafif k p rdan yordu.

1984 85

SON

BEYAZ KALE
ÜZER NE

ORHAN PAMUK

n , onlar ll yazarlar bilirler: Kimi


romanlar vard r, yazarlar n ne kadar mutlu eden, yerli yerinde bir 'son'la biterlerse bitsinler,
kahramanlar , yay mlanan kitap d nda serüvenlerine yazar n hayallerinde devam ederler. 19.
yüzy l yazarlar ndan baz lar bu hayalleri 2. ve 3. ciltlerde anlatmay bir
dünyay yeniden kurman n tuzaklar na dü ysa, sanki kitab n sürüp
gidebilecek bu yeni ve tehlikeli ya n bitirmek için, romanlar n n sonuna kahramanlar n n
olas geleceklerini aceleacele tüketen bir bölüm eklerler, okuruz: "Y llar sonraDorethea iki
k z ylaAlkingstone'daki çiftli e geri döndü..." " leri sonunda düzeldi, art k iyi bir
geliri var, vb." ka tür kitaplar vard r, bunlar yazarlar n n hayalindek n
kahramanlar n n yeni serüvenleri arac l yla de il, düpedüzkitaplann kendi hikâyeleri yüzünden
sürdürürler. Kitap, yazar n akl an yeni dü ünceler, imgeler, sorular, kaç r lm
f rsatlar,okuyuculann , yak n dostlar n tepkileri, an tasar lar yüzünden yazar n
kafas nda de n kafas ndaki kitap imgesi, kitapç dükkânlar nda sat lan
ve yazar n niyet etti nca, yazar elinden kaç p gitmekte
olan bu yeni ucubeye onu nas l ortaya ç kartt n hat rlatmak ister.

Beyaz Kale'nin hayâletimsi ilk hayâli, san r m Cevdet Bey ve O ullar bitti i zaman akl mda
vard : Birgeceyans , mavi sokaklardan ça r l oldu u saraya yürüyen bir kâhin. Kitab n ad da
buydu o zamanlar. layan Kâhin'im, pek bir heyecanla kar lanmayan
bu bilgisini Saray'a kabul ettirebilmek için hiç de sevmedi i, ama astronomi merak yüzünden
kolayca ö rendi i müneccimlik sanat n önce istemeyerek uyguluyor, sonra da kehânetlerinin
getirdi i güç ve iktidarla ba dönünce dolaplar çevirmeye ba yordu. Gerisini bilmiyordum. O
s ralarda, akl ma gelip duran bu 'tarihî' konulardan çekindi n n da
s ks k sordu um için, dü ünceyle onu harekete geçirebilecek kadar
ilgilenmedim: Niye tarihî romanlar yaz yorsunuz?

Daha önce, 23 ya mdayken, üç tarihî hikâye yazm m, Cevdet Bey için de 'tarihî' diyorlard ;
bu sorunun cevab sanki benim edebî zevklerimle de il de ruhsal e ilimlerimle ilgili olmal yd :
Küçükken, sekiz ya ndayken, diye sanki aç i
ve radyonun hep ayn z r lt lar çald bizim kattan karanl k mobilyalar n karartt babaannemin
kat na ç kt m bir gün, Amerika'dan hiç dönmeyen doktor amcam n tozlu t p kitaplar ve
sararm at Ekrem Koçu'nun haz rlad büyük ve resimli bir kitap
geçti elime. Böylece her gün saatlerce tozu al nan karanl k apartman kat nda tozlar gölgeler gibi
gene birikirken, ben, fuh dü ünüldü ü içinAzapkap 'daki maymuncu
dükkânlar ndan al narak a açlara as lan biçare maymunlar n hikâyesini okurdum. Öfkeli
çama rmakinas yla birlikte herkesin bir kaynar su ve arapsabunu öfkesine kap ld çama r
günlerinde bir deli e s k r, vebaya yakalanarak cezalanan Melek Girmez Soka 'n n
m. Koridordaki sarkaçl n
sab rla beklerken, ben sab rs z bir korkuyla, kollar bacaklar k r larak bir topun a z na
tirilip bir gülle gibi gö e f rlat larak idam edilen suçlunun hikâyesine dalard m. Yazd m
ilk tarihî hikâyelerden birini okuyan bir ele tirmen, benim günün önemli sorunlar ndan kaçmak
için tarihe s nd m söylemi

Do rusu bu dü ünce, Sessiz Ev'i bitirdikten sonra, gene gözümün önünde tarihî hayaller cirit
atmaya ba nca, bana do ru gözüktü. Uzun romanlar aras nda k m, diyordum,
hikâyenin ön plânda oldu u, yazarken beni dinlendirecek, e lendirecek birnuvel . Böylece
Kâhin'im için bilim ve astronomi kitaplar na keyifle gömüldüm. AdnanAd var' n o e lenceli ve
Türklerinde lim'i bana arad m atmosferin renklerini verdi (Evliya Çelebi'nin de
bay ld tuhaf hayvan hikâyelerini anlatanAcaibül Mahlûkat türünden kitaplar, ba
de rafya risalelerinin olmayan ülkeleri
vb.)ArthurKoestler'inUykudagezerler'deki Kepler yorumu (Niye benim ben?), Leonardo da
Vinci'ninçocuksulu u ve inan lmaz bir silâh yapma tutkusu (ötekilere yeti mek ve onlara
derslerini vermek için yan n vazgeçilmez hayâli), Kâtip Çelebi'nin çaresiz kitap
kurtlu u (çevrelerinde ac lar n ve nazlar zamanlar daha da hüzünlü
bir güzelli e bürünen bu hastalar sevgiyle selâml yorum), kahramanlar .
Ünlü Osmanl astronomuTakiyüddin'i bana tan tan Prof. SüheylÜnver'in stanbul Rasathanesi
adl kitab nda varl n ö rendi imTakiyüddin'in kuyruklu y ld z hakk
etti i, bugün kay p olanmuht rai ilmiyeyi kahraman ma buldurup yorumlatmay tasarlarken
astronomiyle astroloji aras ndaki s n r n belirsizli
öyle yaz yordu: "Bir düzenin y k laca tahminini yürütmek o düzeni devirmek için
fena bir yol say lmaz." Bütün siyasetçiler gibiBa müneccim Hüseyin Efendi'nin de bu kehânet
ilkesini can havliyle uygulamaya çal n , daha sonralar Naima tarihinde okudum.

Hikâyemin renklerini bir yanda biriktirmekten ba mac olmayan bu


okumalardan yoruldu umda elimde, dünya edebiyat nda, özellikle bizim edebiyat ve hayat m zda
çok görülen bir tema vard : na yararl olmak için yan
kahraman! Okuyucular n kahramanlar n yar s erek, yar s na da hayranl kla gözya
dökerek okuduklar o romanlardaiyilik dolu bu iyi kahraman kötüler haince engeller. Daha iyi
romanlardaysa iyilerin, yava ç kt klar kötülükler taraf ndan yutuldu unu,
de ini okuruz.Kimbilir , be m, ama 'iyili in',
kahraman harekete geçiren bütün o bilgi ve bulu n n kayna n bulam yordum bir türlü.
Belki de, insanlar n kendilerini, okuduklar kitaplarla de ittikleri sözler ve ba na
duyduklar hayranl klarla de i bir ülkede ya m z için, kâhinimin, bilimi 'Bat 'dan
gelen birisinden ö renmesine karar verdim. O uzak ülkelerden gemiler dolusu gelen köleler bu i
için biçilmi .Hegel'i hat rlatan o efendi köle ili te böyle ç kt ortaya. Hocamla,
kölesinin birbirlerine her n , birbirlerini e iteceklerini dü ünüyordum, uzunuzun
konu gerekiyordu, onlar karanl ehrin içinde, bir odadaba
aras ki ve gerilim bir anda hikâyemin temel noktas oluverdi. Biriktirdi im
renklerle allay p pullad m bu hayâl ve hikâye parçac klar n n kahramanlar na, kitab mdaki
dünyan n sayfalar aras nda onlar gezindirecek birer gövde de bulmaya karar verdi im zaman
Hoca ile talyan kölesini görsel olarak öyle pek fazla birbirlerindenay ramad m farkettim .
Belki de hayâl gücümün bir anl k tutuklu undan, böylece, bir özde lik dü üncesi do du. Bu
noktadan sonra edebiyat tarihi denilen hazinenin o ünlü, ikizler, benzerler, birbirlerinin yerine
geçen çiftler temas na atlayabilmek için benim öyle çok fazla hayâl kurmam gerekmedi ini,
edebiyat severek tan yan okuyucular m hemen karar vereceklerdir.
Böylece hikâyem, kendi iç mant n n zorlamalar n nya da benim hayâl gücümün tembelli i
yüzünden beni de heyecanland ka bir biçim al ,
müzisyen olmak istedi i için öykündü ü Mozart' n ad n kendi ad na ekleyiveren
E.T.A.Hoffmann' n çift temas üzerine kurulu kitaplar n n fark ndayd m tabii, Edgar Ailen
Poe'nun sinir bozucu hikâyelerinin de, son bölümde, Slav köylerindeki saral papaz efsanesiyle
selâmlad m Dostoyevski'nin Öteki ad yla çevrilen isyan ettirici roman n n da. Beyaz Kale
yay mland ktan sonra bu listeyi daha ne kadar uza im bir Amerikan
Üniversitesinin Kütüphanesinde, edebiyatta, buikizbenzer temas yla kimlerin neler yapt m biraz
okuduktan sonra bo ulur gibi oldum. Böyle durumlarda ferahlamak için insan n kendinden
ç kard klar n hat rlamas belki en iyisidir. Ortaokuldayken biyoloji hocam z s n f m z n çirkin
ikizlerini birbirindenay rtetmekle övünürdü, ama sözlü s navlarda biri ötekinin yerine geçerdi
onlar n. Önce arlo'nun Büyük Diktatör filminin taklitlerini görüp sevdim, sonraysa asl n görüp
sevmedim. Küçükken, bir resimli roman n sürekli k l k de kahraman na
hayrand m: Benim yerimegeçseydi ne yapard acaba? Amatör bir psikologun yerinegeçerek belki
de söylerdi: Asl nda bütün yazarlar bir ba olmak isterler; Dr.Jekyll veMr .Hyde '
daHoffmann'dan çok Robert LouisStevenson'un kendi ruhsal durumunun yans malar vard r:

Gündüz vatanda , gece yazar! Belki yerime geçen benzerim okurlar ma benim ikizler burcundan
oldu umu hat rlatmaya da kalk rd , ama böyle mad n bir yerde okudu umu
söyleyerek onu sustururdum ben. Bu kar kl n kitab m bulup ona önsöz yazan Faruk' tan
sonra, kitab mamdan ç kan kar kl a benzedi ini
hakl olarak baz okuyucular m söyleyeceklerdir. Amac m z aç kl k oldu una göre, aç klamaya
çal m.

Beyaz Kale'nin elyazmas n , talyan kölenin mi, Osmanl Hoca'n n m yazd n ben de
bilmiyorum. Sessiz Ev'in kahramanlar ndan tarihçi Faruk'a duydu um yak nl , Beyaz Kale'yi
ma ç kan baz teknik zorluklardan (okuyucu için gerekli baz aç klamalar, zorunlu
baz tarihsel bilgileri aktarmak vb.) sak nmak için kullanmaya karar verdim. Onun arac l yla
çözdü üm bir üslûp ve teknik sorunu : Kahramanlardan birinin ö üdünü tutarak kitab sonuna
kadar okumayan baz okuyucular, (yazardan çok kahraman na inanmak bizim roman
gelene imizin önemlihalkalarmdand r ) bir Türk'ün bir talyan' n a z ndan kitap yazmas n n
sak ncalar ndansözettiler . Kitab m n ilk ve son bölümlerinde selâmlad m Cervantes de
zaman nda ayn lm ki, Arap tarihçi CideHameteBenengeli
(SeyyitHamitbin Engeli )'ninbir elyazmas ndan yararlanarak yazd ot'u
kendisinemaletmek için bo rlayaca
u elyazmas n Faruk da t pk n n diline
aktar . Bu arada t pk Faruk gibi benim
ivlerde çal m , kütüphanelerin tozlu raflar nda elyazmalar aras imi
dü ünen okurlar ma, Faruk'un yapt leri üzerime almak istemedi imi belirtmek isterim. Benim
yapt m, yaln zca Faruk'un buldu u baz ayr nt lardan yararlanmak oldu. Onlar , ilk tarihî
hikâyelerimi yazarken severek okudu umStendhal'in talya Hikâyeleri'nden ö rendi im o eski,
yöntemiyle Faruk'a yazd rd bölümüne serpi tirdim. Böylece hem
belki, bir ba m öteki tarihî hikâyelerim için Faruk'u —t pk dedesiSelâhattin
Bey'e yapt rd m gibi— hizmetimde çal rmaya al r yordum, hem de okuyucuyu damdan
dü er gibi bir kostümlü baloya sokman n —tarihî roman n en zor yeri— tehlikelerinden
kurtuluyordum.
Hikâyemi, yaln zca tarihsel olarak uygun dü tü üya da renkli ve civcivli bir dönem oldu u için
de il, ayn zamanda kahramanlar n Naima , Evliya Çelebi ve Kâtip Çelebi'nin yazd klar ndan
yararlanabilsinler diye 17. yüzy l n ortalar na oturtmaya karar verdim, ama daha önceki ve
sonraki yüzy birçok küçük hayat parçac da, seyahatnameler arac l yla
kitab ma s zd . yi niyetli, iyimser talyan' m Hoca'n n kölesi yapabilmek için (gemiyle esir
dü me ve sahte hekimlik günleri) bir yüzy l önce t pk Cervantes gibi Türklere esir dü z
bir spanyol'un kinciFilip'e sundu u bir kitaptan yararland m. Cervantes'le ayn y llarda Osmanl
gemilerinde kürek köleli i yapan Baron W.Wratislaw' n zindan günleri kölemin hücre hayat na
örneklik etti. stanbul'a onlardan k rk y l önce gelen bir Frans z' n,Busbecq'in mektuplar ndan
veba günlerini (alelade bir ç ban bile veba korkusu verirdi!) ve stanbul adalar na s nan
H ristiyanlar yazarken yararland ek gösterisine, kimi stanbul manzaralar ve gece
e n sevgili aslanlar na
veaslanhanesine (Ahmet Refik), ordunun Lehistan seferine (Ahmet A a'n
Günlü ü, çocuk padi n kimi rüyalar na (Babaannemin evindeki kütüphanede okudu at
Ekrem Koçu'nun ayn malzemeyle yazd ihimizde Garip Vakalar),
köpeklerine, vebaya kar al nabilecek önlemlere
(HelmutvonMoltke'ninTürkiye Mektuplar ), kitaba ad n veren Beyaz Kale'ye
(TadeutzTrevanian' nTransilvanya'daYolculuklar adl gravürlü kitab nda kalenin tarihçesinden
ba ka kütüphanesindeki, bir barbarla bir Frans z romanc s n n yer de kin bir
romandan da söz ediliyor) ili ayr nt lar da hikâyemingeçti i dönemin de
devirlerin tan klar ndan derledim.

Üzerlerine ölü topra s nice uykulu ülkeyi ya l r k lan kitap kurtlar n n


i ve kitab bir ikizimin yazabilece i bir kitap olmaktan ç karan noktalardan bir
ikisi: Edirne'deki Beyaz t Camii külliyesindeki t marhanenin ve hastalar için çal nan sihirli
müzi in tan tabiî ki Evliya Çelebi'dir,ama bu güzelim yap y basan çamuru, bulutlu ve
kimsesiz bir bahar sabah kar mla ben ürpererek ve hüzünle gördük. Padi heyecanland ran
leyle i de. Avc Mehmet'in gördü ü ve kahramanlar m n yorumlad rüyalardan baz lar n
asl nda ben dü ledim (eli çuvall karanl k adamlar). T pk talyan köleme çocuklu unda yap ld
gibi benim de yeni elbisemi, üstünü ba n paralad içina bime giydirdiler, ama kitaptaki gibi
k rm z de il, mavi beyazd . So uk k nda imi götürdü ü bir gezintinin
dönü ünde annem bize bir yiyecek al rsa (helva de il, ac badem kurabiyesi) Hoca'n n annesi gibi
söylerdi: "Kimse görmeden yiyiverelim." Kitaptaki k rm z saçl cücenin,
çocuklu umuzun klâsi i K rm z Saçl Çocuk'laya da yazd n ve yazaca m kitaplar n
cüceleriyle ilgisi yoktur: 1972 y l çar s nda gördüm. Hoca'n n tasarlad , uzun bir
süre kurulup ayarlanmadan namaz saatlerini gösterecek bir saat yapma dü üncesinin benim
ergenlik hayâllerimden biri oldu unu san rd m, yan lm m. Hâlâ gerçekle m
bu tasar yla çok ilgilenen ç kt ; birisi de Japonlar n böyle bir kol saati yapt klar n söyledi, ama
görmedim.

Belki s ras nsano lunu, kültürleri birbirlerindenay rmak için yap lm


yap labilecek olas s n flamalardan biri olanDo uBat ay r m n n gerçekli e ne kadar uygun
dü tü ü, tabiî ki Beyaz Kale'nin konusu de ildir. Kötü bir üslûp ve s radan gözlem ve
heyecanlarla kaleme ald s yla Faruk'un hiçbir okuyucuyu kand ramayaca
dü ünüldü ünde, yaln z kitap kahramanlar n n de il, kitap okuyucular n n daDo uBat ayr m yla
ilgilenir görünmeleri rt c d r. Tabiî m n heyecan yla
yüzy llard r yap lm onca gözlem, yaz lm onca sayfa ve inan lm bu
hikâye de kendini ayakta tutacak renklerin birço unu bulamazd . Veban n,Do uBat ayr m için
bir turnusol kâ d gibi kullan lmas da eski bir dü üncedir. Baron deTott , an lar n n bir yerinde
öyle der: "Veba bir Türk'ü öldürür, birfrenge st rap çektirir!" Böyle bir gözlem, benim için bir
saçmal kya da bir bilgelik k r nt s de il, yaln zca, s rlar n n biraz n vermeye çal m bir kurgu
serüveni s ras nda yararlan labilecek bir renktir. Belki yazar na sevdi i bir geçmi
hat rlatmaya yarayabilir, ama renklerin nas l bulundu u vebiraraya getirildi i anlatmakla bitmez.
Temmuz 1986