P. 1
Siyasal İslam’ın Türkiye’deki Evrimi - Bariş Çetin

Siyasal İslam’ın Türkiye’deki Evrimi - Bariş Çetin

|Views: 36|Likes:
Published by GuncelYorum
Siyasal İslam’ın Türkiye’deki Evrimi
Barış Çetin ODTÜ-ADT Makine Mühendisi 2003 Mezunu
Bu araştırmanın yapılmasındaki temel amaç, ülkemizde bir kısım aydın tarafından ileri sürülen “ Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri süregelen bazı hayali korkuları ( büyük ölçüde siyasal İslam kastediliyor) olduğu ve Türkiye’nin çağdaşlaşmasının yegane yolunun bu saplantıların bir kenara atılmasından geçtiği” görüşünün incelenmesidir. Gerçekten Atatürkçü çevreler hayali canavarlarla mı savaşmaktadırlar y
Siyasal İslam’ın Türkiye’deki Evrimi
Barış Çetin ODTÜ-ADT Makine Mühendisi 2003 Mezunu
Bu araştırmanın yapılmasındaki temel amaç, ülkemizde bir kısım aydın tarafından ileri sürülen “ Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri süregelen bazı hayali korkuları ( büyük ölçüde siyasal İslam kastediliyor) olduğu ve Türkiye’nin çağdaşlaşmasının yegane yolunun bu saplantıların bir kenara atılmasından geçtiği” görüşünün incelenmesidir. Gerçekten Atatürkçü çevreler hayali canavarlarla mı savaşmaktadırlar y

More info:

Published by: GuncelYorum on May 24, 2010
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/12/2014

pdf

text

original

Siyasal İslam’ın Türkiye’deki Evrimi

Barış Çetin ODTÜ-ADT Makine Mühendisi 2003 Mezunu
Bu araştırmanın yapılmasındaki temel amaç, ülkemizde bir kısım aydın tarafından ileri sürülen “ Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri süregelen bazı hayali korkuları ( büyük ölçüde siyasal İslam kastediliyor) olduğu ve Türkiye’nin çağdaşlaşmasının yegane yolunun bu saplantıların bir kenara atılmasından geçtiği” görüşünün incelenmesidir. Gerçekten Atatürkçü çevreler hayali canavarlarla mı savaşmaktadırlar yoksa tam aksine bu iddianın sahipleri mi tarihi bir yanılgı içindedirler? Bu noktayı aydınlatmak istiyoruz. Bu araştırmada öncelikle Soğuk Savaş dönemi ve bu dönemin ülkemize dayattığı kalıplar incelenecek daha sonra ülkemizde siyasal İslam kavramı teorik bir bakışla özetlendikten sonra son olarak da varolan tehdidin boyutlarını kanıtlayabilmek için ülkemiz yakın tarihinden somut belgeler sunulacaktır. düşün grubu olarak, 21. yy’da dünyanın ve Türkiye’nin gideceği yönü kavrayabilmek, dünyamızın içinde bulunduğu baş döndürücü bilişim devrimi sürecini anlayabilmek için Soğuk Savaş döneminin düşünce kalıplarından ve terminolojisinden uzak durmamız gerektiğini defalarca dile getirdik. Fakat, bu yazının konusu olan siyasal İslam’ı anlayabilmek için Soğuk Savaş yıllarını ve ülkemizin Soğuk Savaş süreci içindeki konumu göz ardı etmememiz gerekir. Bu nedenle çok önemli bulduğumuz bu dönemi ve sonuçlarını özetlemek zorunluluğundayız.

Soğuk Savaş
Bilindiği gibi II. Dünya Savaşı henüz bitmemişken ABD, İngiltere ve SSCB bloğu (Büyük Üçlü) savaş sonrası dönemin kurgulanması çalışmalarına başlamışlardır. 1942 San Francisco Konferansı ile Birleşmiş Milletler örgütü yine aynı yılda Bretton Woods Konferansı ile IMF ve Dünya Bankası örgütü oluşturulmuştur.. Savaş sonrası dünya düzenini görüşmek üzere toplanan 1943 Tahran ve 1945 Yalta konferansları da oldukça önemlidir. Fakat 1945 yılında bu güçlü işbirliği yavaş yavaş zedelenmeye başlamıştır. ABD ve müttefiklerinin bir tehlike olarak görmediği SSCB’nin (hatta bu nedenle kendisine Güvenlik Konseyinde daimi üyelik verilmiştir) üzerindeki algılamalar ciddi şekilde değişmiştir. Bu değişimde 1945 temmuzunda düzenlenen Potsdam Konferansı oldukça kritik bir öneme sahiptir. “Doğu ile Batı arasındaki çekişme (non-cooperation), Churchill tarafından Truman’a 12 Mayıs 1945’te gönderilen özel telgrafta “Demir Perde” olarak tanımlanmıştır.”1 Bu değişimin diğer bir kanıtı olması açısından: “Riga’daki Amerikan Elçiliği’nde diplomat olan Kennan* tüm bu korkuyu, Bolşevikleri askeri güçlerini arttırmak için ülkesini zorlayan acımasız ve kanlı Rus liderlerinin en sonuncusu olarak nitelediği, şubat 1946’daki “Long Telegram” ında açıklamıştır.”2 Son olarak 194748 döneminde Doğu Avrupa’da gerçekleştirilen genel seçimlerde hep Sovyet Rusya yanlısı partilerin başarılı olmasıyla iki büyük güç SSCB ve ABD karşı karşıya gelecek ve artık Soğuk Savaş başlayacaktır.

Çevreleme Politikası (Containment Policy)

*

George KENNAN, ABD dışişlerindeki en önemli Sovyet uzmanlarından

Soğuk savaş psikolojisinin dünyaya hakim olmasıyla birlikte ülkeler kendilerine bir taraf seçmek zorunda kaldılar. Özellikle üçüncü dünyanın 1945’lerden itibaren yaşamaya başladığı bağımsızlaşma süreci (dekolonizasyon) Doğu ve Batı bloklarının yakından takip ettiği bir olgu haline gelmiştir. Bu yeni bağımsızlaşmış ülkeleri her iki blokta kendi tarafına çekmek istemiştir. Bunu sağlamanın en kolay yolu olarak da bu ülkelere hatırı sayılır miktarlarda maddi destek sağlaması yolu seçilmiştir. Bu pozisyonda Batı Bloğu’nun güttüğü çevreleme politikasındaki amaçları: “ Sovyetleri pazarlıkta köşeye sıkıştıracak direnç noktaları yaratmaktı. Sovyet liderlerinin, alternatif politikaların yararsızlığı görüldüğünde barışçı politikalar izleme kapasitesine sahip olduklarına önemli ve destekleyici delillerle inandılar bu çevreleme politikasının tamamen saldırgan olmayan, vurgulanan umuduydu ve bu umut sözü edilen politikanın yerleşme olasılığındaki inanca dayanıyordu.”3 G. Kennan’ın bu politikaya bakışı biraz daha farlıdır. Kennan için: “Endüstri güç için anahtar bileşendi. (endüstri gücün hammaddesiydi.) Ve ABD endüstri merkezlerinin çoğunu kontrol ediyordu. Dünyada beş tane merkez vardı, bunlar; Birleşik Devletler, İngiltere, Batı Almanya, Japonya ve Sovyetler Birliğiydi. Birleşik devletler ve gelecekteki müttefikleri bunlardan dördüne sahipti ve Sovyetler tek başınaydı. Çevreleme politikası, Sovyetleri kendi bölgesine hapsetmekti.”4 Şu da vurgulanmalıdır ki; J. Stalin’in güttüğü eş zamanlı dış politika Batı Bloğu’nun işini oldukça kolaylaştırmaktaydı. “Stalin, Sovyetler Birliği’ni fiziksel ve ideolojik olarak dünyanın geri kalanlarından izole etti; Ruslar komünist bloğun dışında pek az görülebildi ve çok az sayıdaki komünist olmayanların ülkeye girişine izin verildi. Resmi politikaya göre bir ülke ya Sovyetlerin yanındaydı ya da karşısında.”5

Truman Doktrini
Truman Doktrini, Türkiye’nin Soğuk Savaş içindeki konumunu belirleyen en temel gelişme olması bakımından önemlidir. (Bu doktrin çevreleme politikasının bir parçası olarak düşünülmelidir.) Bu noktada ayrıntılarına fazla girmeden şu saptama yapılabilir: SSCB ve Türkiye arasında kaynağını Boğazlar sorunun oluşturduğu bir anlaşmazlık süregelmiştir. Savaş bittikten sonra bu gerilim daha da artmıştır. “19 mart 1945’te Molotov* Türkiye ve Sovyetler arasında 1925’te imzalanan saldırmazlık paktının geçersiz olduğunu açıklamıştır.”6 1947’ye geldiğimizde içinde bulunduğu ekonomik zorluklardan ötürü Balkanlarda savaş sonrasında önemli bir güç olması planlanan İngiltere bölgeden çekilme karar almıştır. (“1946 yılında İngiltere’nin ödemeler dengesi açığı 380 milyon sterline ulaşmıştır.”7) Sovyetlerin Balkanlar üzerindeki baskıları ve İngiltere’nin çekilme kararı üzerine ABD Başkanı Harry Truman kongrede kendi adıyla anılacak doktrini açıklamıştır:” İnanıyorum ki; Birleşik Devletlerin politikası, silahlanmış azınlıkların baskısına veya dış baskılara direnen özgür insanlara destek vermek olmalı. İnanıyorum ki; kendi kaderlerini, kendi yollarıyla belirlemek isteyen insanlara yardım etmeliyiz. İnanıyorum ki; yardımlarımız öncelikle ekonomik ve politik istikrarı sağlamak için gerekli olan finansal yardım şeklinde olmalı.”8 Bu bağlamda “bunun bir başlangıç olduğunun anlaşılması şartıyla Türkiye’ye 150 milyon dolarlık bir yardım için kongreden istekte bulunmuştur.”9 Bu noktadan sonra rahatlıkla Türkiye Soğuk Savaşta tarafını belli etmiştir denebilir. Ve bu noktadan sonra bir çok şey ülkemizde eskisi gibi olmayacaktır.

*

Dönemin SSCB Dışişleri bakanı

Modernizasyon Projesi
(Modernizasyon projesi başlı başına bir araştırma konusu olabilecek boyutlarda bir olgudur. Bulunduğumuz noktada modernizasyon oryantalizm ilişkisine veya modernizasyon ve bağımlılık (modernization and dependency) kavramına değinilmeyecek ve olgu kısa bir şekilde açıklanmaya çalışılacaktır.) Bu proje 1955’lerden başlamak üzere ABD’li bazı bilim adamları tarafından ortaya atılmıştır, W. Rustow, D. Bell gibi. Hatta W. Rostow’un ülkemize gelip bazı kırsal bölgelerde araştırmalar yaptığı bilinmektedir. Sözü edilen projenin amacı kendi başlarına kalkınamayacak, çağdaşlaşamayacak olan üçüncü dünya ülkelerinin bu hedeflere ulaşmasını sağlayıcı programlar oluşturmaktır. Tabi ki; sağlanacak gelişme Batının çıkarlarına ters düşmemelidir.(Bir örnek vermek gerekirse, sözü edilen azgelişmiş ülkeler sanayileşirken gelişmiş ülkeler için ulaşılabilir bir pazar olma niteliğini kaybetmemelidirler.) Üçüncü dünya üzerindeki algılamaların daha iyi kavranması konusunda W. Rostow’ın “How it all began?” isimli kitabının ilk sayfasındaki şu tespitin yararlı olabileceğini düşünüyoruz. “Modernite öncesi (premodern) dünya birçok sebepten dolayı çalışmaya değer. Bunlar merakımızı gidermek, insanlığın durumu ve yaratıcılığı konusundaki bilgimizi genişletmek, modernleşememiş dünyanın modern medeniyet ve kültürleri gölgelemesini anlamamıza yardım etmektedir. Bu kitabın amacı, dar anlamda, modernleşememiş dünyayla başlamanın matematiksel nedeni: bu dünyanın kendi kendine kalkınmasını gerçekleştirememiş olması. Eğer şu an modern dünyanın aksine hangi faktörlerin olduğunu veya olmadığını tespit edersek; bu, 18. yüzyılda başlayan kalkınmayı iki yüzyıldır sürdüren özgün elementleri belirlememize yardımcı olur.” 10

Soğuk Savaşın Türkiye’ye “Armağanları”!
• Türkiye Cumhuriyeti 1947 Truman Doktrini’nin uygulamaya konulması ve 1952 yılında NATO’ya kabul edilmesiyle tarafını net bir şekilde ortaya koymuştur. Bunun ardından bütün batı dünyasında olduğu gibi ülkede kirli bir propaganda yürütülecek ve komünizmin panzehiri olarak kabul edilen (Komünizmin reddettiği iki kavram olan) DİN ve MİLLYETÇİLİK kavramları ülke içinden ve ülke dışından kışkırtılmaya başlanacaktır. Sözü edilen dönemdeki hükümetler bu sürece hiçbir müdahale de bulunmadıkları gibi bu süreci hukuka aykırı olmasına rağmen beslemişlerdir. (Türkiye bu süreçte Özel Harp Dairesi, akıncı gençlik kampları, ülkücü gençlik kampları gibi yapılanmalarla tanışacaktır.) 6 Haziran 1964 tarihli “Johnson Mektubu” şokunun ardından Türkiye; Endonezya, Mısır ve Hindistan’ın başını çektiği, 1955 Bandung Konferansı ile ortaya çıkan Bağlantısızlar Hareketi!ni çağrıştıran bir politika gütmüştür. 1963 ve 1964 yıllarında çeşitli diplomatik yakınlaşmalardan sonra Kasım 1967’de dönemin başbakanı Süleyman Demirel on günlük resmi bir ziyaret için SSCB’ye gitmiştir. Görüşmelerde şu konuların konuşulduğu belirtilmiştir: “Hükümet başkanları, Sovyetlerle Türkiye arasında Türkiye’de birçok girişimin kurulması konusunda kurulan birlikteliğin iki tarafı da tatmin edecek şekilde olduğunu not ettiler. İki tarafta bu çabaların sürmesi ve bağların kuvvetlendirilmesi konusunda tam kararlıdırlar.”11 Bu gelişmelerin ardından yukarıda bahsedilen müdahale ve kışkırtma daha da hız kazanmış ve Türkiye çalkantılı bir döneme sürüklenmiştir. Dini duyguların kışkırtılması ve istismarı ile köktencilik hareketlerin ülkemizde tekrardan canlanmasına yol açmıştır. Planlı olarak uygulanan bu politikanın gölgesinde büyüyen köktenci İslam anlayışı gün gelmiş yine ABD tarafından uygulanan modernizasyon projesiyle çatışır duruma gelmiştir. Bu çelişkinin aşılması için hepimizin bugünlerde duymaya alıştığı “ılımlı İslam” projesi oluşturulmuştur. (Bu kavrama modern İslam adlandırmasını kullanan çevreler de vardır fakat biz bu tanımlamaya katılmıyoruz.)

Soğuk Savaş sürecinin sonuçları ortaya konulduğunda bu sürecin ne kadar önemli olduğu konusundaki savımızın daha iyi anlaşıldığı düşüncesindeyiz. Çalışmamızın “Türkiye” başlıklı bölümde de diğer faktörlere değinilecektir.

Türkiye
Bu bölümde siyasal İslam’ı destekleyen, güçlendiren olaylar ve durumlar incelenecektir. Fakat, Düşün grubu olarak ilk başta irticanın 1950’li yıllardan sonra ortaya çıkan bir tehdit olduğu görüşüne katılmadığımızı belirtmek isteriz. Zaten yaklaşık altı yüz yıldır yarı teokratik bir monarşiyle yönetilmiş bir toplum için bunu söylemek imkansızdır. Siyasal İslam, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri var olmuştur. Belirli dönemlerde etkinliğini yitirmiş olması ülkemizde dinsel gericiliğin yol olduğu anlamına gelmez. Somut bir örnek olarak 20 Kasım 1921’de Milli Eğitim Bakanlığı’na getirilen Mehmet Vehbi Efendi’nin hazırlattığı eğitim programı gösterilebilir. Bu programa göre: “Okullarda din dersleri artırılacaktır. Sultanilere (örneğin, Galatasaray Lisesi’ne), idadilere de artık ‘Yeni Medrese’ adı verilecek ve bunlar medreselerle birleştirilecektir. Öğretmen okulu öğrencileri de bundan böyle sarık saracaklardır. Okullardaki müzik derslerinin adı ‘ilahi’ olarak değiştirilecek bu derslerde öğrencilere uygun ilahiler öğretilecektir. Resim derslerine de bundan böyle ‘hat’ dersi denilecek ve canlı mahlukların resimlerinin yapılması zinhar yasak edilecektir.”12. Görüldüğü gibi 1950’yi bir milat olarak kabul etmek pek mümkün değildir. Soğuk Savaş uygulamaları dışında bu tehdidi besleyen etkenler olarak; siyasetle iç içe girmiş tarikat yapılanmaları, oy avcılığı için Kemalist Devrimlerden verilen ödünler, 12 mart ve 12 Eylül müdahalelerinden sonraki süreçte dönemin yönetim kadroları tarafından irticai kesimlere verilen destekler, İran İslam Cumhuriyeti’nin ülkemize kendi rejimini ithal etme girişimleri, 12 mart ve 12 Eylül müdahalelerinden sonraki süreçte dönemin yönetim kadroları tarafından irticai kesimlere verilen destekler ve tabiki bu kesimlere çoğu zaman müttefiklerimiz(!) tarafından sağlanan yardımlar sayılabilir. “Her ne kadar irtica planları gütmekle suçlanıp 1925’de yasaklamışlarsa da, tarikatlar Cumhuriyet Türkiye’sinde de varlılarını gizli ve fakat başarılı bir şekilde sürdürmeyi başarmışlardır.”13 Ve tarikatlar Demokrat Parti iktidarıyla (1950) birlikte siyasetin bir unsuru haline gelmeye başlamıştır. Türkiye bu tarihten sonra oy avcılığı uğruna tarikat şeyhlerinin ellerini öpen politikacılarla tanışmıştır. Fakat 1950 tarihinden önce diğer bir önemli gelişme de 1947 CHP kurultayında yaşanmıştır. “CHP’nin 1947’deki Kurultayı’nda laiklik yeniden tanımlanırken “dinin siyasetten ayrılması” hükmü metinden çıkartılmıştır. Bundan sonra da kavram, yalnızca “din ve devlet işlerinin ayrılması” na indirgenmiştir. Öte yandan yalnızca devletlerin laik olabileceği, müslüman kişinin laik olamayacağı öne sürülmüştür.”14 Öte yandan şu da açıklıkla ifade edilmelidir ki; 12 Mart ve 12 Eylül yönetimleri sol ideolojiye karşı İslam’ı kullanmışlardır. Bu dönemlerde muhafazakar bir İslam anlayışı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. “Eylül 1980 askeri darbesinden sonra generallerin dine karşı tutumu belirsizdir, bir yandan İslamcı radikalizme karşı çıkmışlardır; bir yandan da dinsel aktiviteleri teşvik etmişlerdir. Her ne kadar irtica, darbenin nedenlerinden biri idiyse de ironik olarak İslamı tanıyan ve devlet ideolojisinin parçası olarak benimseyen yine darbeyi yapan generallerdi.”15 1979 İran İslam Devrimi’ni de ülkemiz için önemli bir olaydır. İran bu devrimden sonra açıkça ülkemizdeki irticai örgütlere destek vermiştir. Hatta bazı terör örgütü liderlerinin bizzat İran istihbaratı tarafından eğitildiği resmi kayıtlara da geçmiştir. İran İslam Cumhuriyeti’nin özellikle ülkemizdeki Hizbullah örgütü ile sıkı ilişkileri olduğu bilinmektedir. Son olarak da batılı dostlarımızın şeriat özlemcilerine önemli derecede destek verdikleri açıktır. Özellikle ABD yönetimi Ilımlı İslam’ın Türkiye için en doğru yol olduğu görüşünü defalarca dile getirmiştir. Alman yönetiminin Milli Görüş, Karases gibi gerici örgütlere sağladığı destek gözler önündedir.

Gelinen Nokta

• • • • •

Siyasal İslam temeline dayanan örgütler siyasi arenada hala önemli bir yere sahiptirler. Tarikatlar hiç küçümsenemeyecek oranda güçlü ve politika ile bağlantılıdırlar. 1980 sonrasında ekonomik alandaki kontrolsüzlüğün getirdiği boşluklardan gayet iyi yararlanmışlar ve kayda değer bir finansal güce ulaşmışlardır. ABD tarafından desteklenen ılımlı İslam projesinin uygulayıcısı Fethullah Gülen cemaati arkasındaki büyük gücün sayesinde devlet kadrolarında önemli mevkileri kontrolü altında tutmaktadır. Bu cemaat özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sızma çabası içindedir. Hizbullah, İBDA-C, Hizbul Tahrir gibi terrör örgütleri rejim açısından ciddi tehdit olma özelliklerini sürdürüyorlardır. 1947’den başlamak üzere Kemalist eğitim sistemine karşı bilinçli olarak geçekleştirilen müdahalelerle bugün eğitimin laik kimliği oldukça zedelenmiştir. İdeolojik gerekçelerle imam hatip okullarının sayısı arttırılmış adeta Öğretim Birliği yok edilmiştir.( Ayrıntılı rakamlar için tabloyu inceleyebilirsiniz.)

Belgeler
Bu bölümde öne sürdüğümüz savların dayanakları ortaya konulacatır. Mümkün olduğu kadar sadece belgelere yer verilecek ve öznel değerlendirmeler yapılmayacaktır. Çünkü elde edilen bulguların herhangi bir yoruma gerek bırakmayacak kadar açık olduğu düşüncesindeyiz. (Tahmin edilebileceği gibi bu yazının kağıda dökülmesi sürecinde elde edilen belgeleri kısıtlamamız gerekti. Daha ayrıntılı bilgi için kaynakçada adı geçen kitaplar tümüyle gözden geçirilebilir. Alıntılar kaynaklardan aynen aktarılmış var olan anlatım bozuklukları dahi değiştirilmemiştir.)

Milli Görüşçülerin Açıklamaları
1“Erbakan ‘MNP’nin herkesin anladığı bir manada bir parti olmadığını, teşkilatlanmak ve maksatlara ulaşabilmek için amacı ile parti adını aldıklarını, kanuni mecburiyetle parti adı altında toplandıklarını fakat hakikata parti olmadıklarını, Avrupa ve Avrupalılığın Batılılık, Avrupalılığın taharet dahi bilmeyen hippiler olduğunu, elli yıllık batıl devreden kurtulup bin yıllık hakka teslimiyet devrine geçeceklerini’ belirtiyordu. (19 Eylül 1970 Bafra Cumhuriyet Meydanı)”16 “31 Ekim 1971 günü Samsun İl Kongresi’nde (N. Erbakan), Milli Nizam’dan başka zihniyete hizmet etmenin Yahudi askerliği olduğunu, Türkiye’de manevi harpte hak cephesinin bir batıl cephesinin 72 fırka olduğunu, tek hak cephesinin MNP olduğunu belirtmişti”17 “N. Erbakan: Çok aziz ve muhterem Urfalı kardeşlerim imam hatip okulları biz iktidara geldiğimiz zaman orta kısımları kapatılmış, lise kısımları kapatılmak üzereydi. Elinde dini kitap olan, okuyan, alınıp hapse atılıyordu. Beraberce dua ettin diye insanlar ağır ceza mahkemelerine sevk ediliyorlardı. MSP’ye oy vermek demek ‘biz din düşmanlığı istemiyoruz’ demektir. ‘Biz insan haklarına saygı istiyoruz demektir’ her izanlı insan Milli Selamet’e oyunu bir tane fazla arttırmasını en mukaddes vazife bilir, aksi takdirde Allah vermesin, EĞER MİLLİ SELAMET’TE BİR ZAYIFLAMA OLURSA BU CAMİLERİ TEKRAR AHIR YAPARLAR, ALLAH VERMESİN HAYVAN DEPOSU YAPARLAR. ( 4 Aralık 1977 Şanlıurfa)”18 “N. Erbakan: Sen RP’ye hizmet etmezsen hiçbir ibadetin kabul olmaz. Çünkü başka türlü müslümanlık olmaz. Başka kurtuluşun yok. Bütün gücünle Refah ordusunun büyümesi için çalışacaksın. Refah Partisi için çalışmazsan patates dinindensin. BU PARTİ İSLAMİ CİHAD ORDUSUDUR. (13 Ocak 1991 Sivas)”19 “8 Mayıs 1997 günü Refah Partisi Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Halil Çelik, Meclis kulisinde; “Refah Partisi iktidarında imam hatipleri kapatmaya kalkarsanız kan dökülür, Cezayir’den beter olur. Ben de kan dökülmesini istiyorum. Demokrasi böyle gelecek. Fıstık gibi olacak. Ordu, 3500 PKK’lı ile başedemedi. Altı milyon İslamcıyla nasıl başedecek? Rüzgara karşı işerlerse yüzlerine gelir. Bana vurana ben de vururum. Ben sapına kadar şeriatçıyım. Şeriatın gelmesini istiyorum” demiştir.”20

2-

3-

4-

5-

6-

7-

89-

“Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, 10 Kasım 1996 günü Atatürk’ün hatırasını anmak için yapılan törenden sonra; ‘Hakim güçler ‘ya bizim gibi yaşarsınız, ya da her türlü fitneyi, fesadı içinize sokarız’ diyorlar. Bu yüzden de Refah Partili bakanlar kendi dünya görüşlerini bakanlıklarına yansıtamıyorlar. Bu sabah ben de , resmi görevim, sıfatım nedeniyle bir törene katıldım. Süslü püslü görünüşüme bakıp da laik olduğumu sakın sanmayın. İnancımıza saygı duyulmadığı, sövüldüğü bir dönemde, içim kan ağlayarak, bugünkü törenlerde katıldım. Belki Başbakanın, bakanların, milletvekillerinin bazı mecburiyetleri vardır. Ancak sizin hiçbir mecburiyetiniz yok. Bu düzen değişmeli. Bekledik, biraz daha bekleyeceğiz. Gün ola, harman ola, Müslümanlar içlerindeki hırsı, kini, nefreti eksik etmesin’ demiştir”21 “Şevket Kazan, Ocak 1993’te Bayrampaşa Cezaevi’nde yatmakta olan İBDA-C üyelerinden Kazım Albayrak’a bir telgraf gönderdi: “İstanbul Milletvekili avukat Ali Oğuz bugün ziyaretinize gelecektir. Sizleri dinleyecek ve haklarınızın korunması için gerekli girişimleri yapacaktır. Geçmiş olsun dileklerimi iletir, selam ve sevgilerimi sunarım. Şevket Kazan Refah Partisi Grup Başkanvekili Kocaeli Milletvekili”22 “İslamcı hareketin Lübnan’daki önde gelen liderlerinden Hüseyin Musevi, 14 Kasım 1985’te şöyle diyordu: Biz düşman bizi tanısın ve bazı şeyler versin diye savaşmıyoruz. Düşmanı yok etmek için savaşıyoruz.”23 “Şu sözler, Davos’ta İran Dışişleri Bakan Vekili Mohammad Jaraf Zarif’e ait: İran’a İslami düzen ihtilalle gelmişti, Türkiye’ye de seçim sandığıyla geliyor...Refah’ın programı bizimkinden daha köktencidir.”24

Fethullah Gülen’in Misyonu
10Clinton Endonezya’da bir camiyi ziyaretinden sonra şu açıklamayı yapmıştır: ”Batı dünyası ile İslam arasında bir barış ve diyalog kurulmasına engel olan şey, bir kanal eksikliğidir. İslam dünyasının bir başı (halifesi) yok. Hıristiyanlığın Papalık gibi bir kuruluşu var. (...) İslam dininin gerçek lideri (halifesi) olsa onu çağırır diyalog başlatırdık.”25 ABD başkanı B. Clinton’un bu açıklamasından dört yıl sonra 9 Şubat 1998’de F. Gülen Vatikan’da papa ile görüşecektir. “Devlet Fethullah Hoca ile kolkola. Diyanet İşleri Başbakanı, Papa ile görüşebilmek için üç yıldır bekliyor. Ama devlet Hoca-Papa görüşmesinde başrolde. Dışişleri, Roma’da Hoca’ya “devlet büyüğü” muamelesi yapıyor.”26 F. Gülen’e ABD tarafından sağlanan bu desteğin tek taraflı olmadığı açıktır. F. Gülen:“Dünyanın hali hazır durumuyla, şu çerçevesiyle, Amerika da şu andaki konum ve gücüyle bütün dünyada kumanda edebilir bütün dünyada yapılacak işleri, buradan idare edilebilir ve hatta denilebilir ki, şöyle veya böyle Amerika ile dostça geçinmeden, Amerikalılar istemezlerse, kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar”27 “1970’li yıllarda Fethullah Gülen, Darvinizm’e ve evrime karşı konferanslar vererek yoğun bir proraganda etkinliğine girmiştir. Bu konferanslara ait kasetlerde Fethullah Gülen, bütün kutsal kitapların evrimin olmadığını belgelediğini söyleyerek şöyle demektedir: ... liselerde okutulacak biyoloji kitaplarının, biyokimya kitaplarının, Allah’ın adıyla bizim adamlarımız, dinimize, kökenimize inanmış, bağlı kimseler hazırlasınlar...”28

1112-

13-

Fethullah Gülen ve Örgütü
14“Fethullah Gülen: Adliyede, Mülkiyede veya başka bir hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, öyle ferdi mecburiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir....Anayasal müesseselerdeki kuvveti cephenize çekmeden her adım erken. Kirama ereceğiniz ana kadar dünyayı sırtınıza alıp, taşıyabilecek güce ulaşacak ana kadar,

15-

1617-

o kuvveti temsil edeceğiniz şeyler elinizde olacağına ana kadar , Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır.”29 “Jandarma Genel Komutanlığının Hizbullah Terör Örgütü ve Diğer İrticai Faaliyetler adlı raporundan, Fethullah Gülen’le ilgili bir bölüm aşağıya aynen alınmıştır: Unutulmamalı ki F. Gülen’in nihai hedefi ve rüyası, Türkiye liderliğinde İslam Birliği ve tanrının sözünü topluma egemen almasını sağlamaktır. (....)Harp okullarına ve askeri liselere sokulacak çocuklar gizlilik içerisinde eğitilir. Bu çocuklar özel evlere giderler. Cemaat içindeki sorumlular dışında inanlar bu evlerin ne yaptığını bilmezler. Çünkü cemaatın örgütlenemediği tek kurum askeriyedir. Son olarak İzmir Maltepe Askeri Lisesinden 3, Balıkesir Astsubay Okulundan 2 öğrencinin Işık evlerinde Nur eğitimi aldıkları, okulda dikkat çekmemek için abdest yerine teyemmüm etmeleri, namazı gözle kılmaları, oruç tutmamaları, konusunda talimat aldıkları okul bitene kadar kendilerinden bir şey beklenmediği tespit edilmiştir.”30 “Fethullahçı olarak bilinen yurt içinde 103 okul, 460 dershane, 500 yurt; Orta Asaya cumhuriyetlerinde 126 lise, Azerbaycan, Moğolistan, Gürcistan, Kazakistan, Dağıstan ve Türkmenistan’da birer üniversite bulunmaktadır”31 “1992 tarihinde, Emniyet içindeki, Gülen örgütlenmesinin genel görüntüsünü sergileyen yazı aynen şöyle: Türkiye Cumhuriyeti anayasasının demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliklerini değiştirerek yerine şeriat düzenini getirmeyi amaçlayan, illegal “Fethullah Hoca’nın Talebeleri” adlı örgütün, tüm Türkiye genelinde olduğu gibi, teşkilatımız içinde de örgütlendiği, özellikle hareket noktası olarak seçtiği Polis Kolejleri, Pois akademisi ve Polis okulları içindeki faaliyetlerini, Teftiş Kurulu’ndan gelen yazıya bağlı olarak askıya aldıkları, buna rağmen sempatizan kadroları ile bağlarını zayıflatmamak için toplantı ve çalışmalarını yoğun olarak sürdürdükleri ve illegaliteye son derece bağlı kaldıkları gözlenmiştir. Elde edilen bilgiler doğrultusunun yapılan takiptarassut ve tahkikatlarda, Ankara Polis Koleji öğrencilerinin yüzde 50’sine yakın bir kesimi ile çeşitli şekillerde temas kuran örgüt elemanları, kendilerine yakın olanlar üzerindeki ajitasyon çalışmalarını sistemli olarak yürütmektedirler.”32

Rabıta ve Bağlantıları
18“1982 yılından 1984 yılına kadar, Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle yurt dışına atanan imamların aylıkları “Rabıta Örgütü”nce ödenmiş. Ne yazık ne acı ki böyle olmuş. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, yurt dışında görevlendirdiği imamlara para bulamamış da bu parayı bir şeriat örgütü olan “Rabıtat-al-alam al-İslami”ye ödetmiş. Atatürk hakkında hakaret dolusu “Sanem adam – Put Adam” kitabını basan ve dağıtan bu şeriat örgütüne”33 “3-14 Mart 1976 tarihleri arasında Pakistan’ın Hevalpini, İslamabad, Azad Kesmir, Peşaver ve Karaçi şehirlerinde toplanan “Uluslar arası Seerat Kongresi”nin öncülüğünü yine “Rabıta Örgütü” yapmaktaydı”34 “Kongre sonunda şu kararlar kabul ediliyordu: Kongreye katılan taraflar, İslami öğretiyi ilkokullardan üniversite seviyesine kadar ders olarak okutmalıdırlar. Arapça öğrenimi, bilhassa Arapçacın ana lisan olmadığı ülkelerde mecburi olmalıdır. Kutsal Kur’an’ın asgari beş bölümünün ezberlenmesi ilköğretim süresince ve bütün ülkelerde mecburi olmalıdır. Kur’an-ı Kerim’in tamamının öğretilmesi ortaöğretimde zorunlu olmalıdır. Bütün İslam ülkelerinde azami sayıda İslam öğretileri enstitüleri kurulmalı ve enstitüler İslami çalışmalar yapmalıdırlar. İslamın önemli emir ve öğütleri takrir şeklinde kaydedilerek her türlü vasıta ile yayımlanması tavsiye edilir. İslami ahlak ve değerlerin propagandasınına özel bir dikkat sarfedilmelidir. İslam ülkelerindeki anayasal müesseseler İslami esaslara uydurulmalı ve Arapça halka indirilmelidir. İslami olmayan kanunlar kaldırılmalı ve şeriata uygun kanunlar güçlendirilmelidir.

1920-

-

21-

22-

23-

Bütün daire ve işyerlerinde anlaşma ve nizamlar dua ile birlikte takdim edilmeli ve bu yerlerde bir imam bulunmalı ve mescit açılmalıdır. Dünyadaki kadınlar İslami yasaklara uymalıdır Tamamen şeriata dayalı modern İslam devleti kurabilmek için gerekli girişimlerde bulunulmalıdır. İslam Birliği’nin yeniden kurulması ve daha sonra da bütün Müslüman devletlerin birbirini izleyerek birer “İslam Devleti” olduklarını ilan etmeleri ve bir federasyon teşkil ederek halifeliği ortaklaşa yürütmeleri. Demirel hükümetinin MSP’li Devlet Bakanı Hasan Aksay’ın bu “şeriat toplantısı”na katılması o günlerde bir tartışma konusu olmuş, Cumhuriyet Başsavcılığı MSP hakkında bir soruşturma açmış, ancak konu daha sonra unutulmuştu”35 “Rabıta ile 12 Eylül ilişkisini dönemin Emniyet Müdürü Mustafa Yiğit Nokta dergisine (29.7.1990) şöyle anlatıyordu: ABD komünizm düşmanı olan her akımı destekler. Bu konuda tarikatların kullanılması ko0nusunda en büyük yardımcısı da Suudi Arabistan’dı. Türkiye’yi komünizmden kurtarmanın yolunun dine yönelme olduğunun düşünüldüğü ve bu şekilde tedbirler alındığını bizzat Kenan Evren tarafından ifade edilmiştir. İfade etmedikleri, bu telkini Konsey döneminde İstanbul’a gelen Amerikalıların bir toplantıda yaptığı ve bu önerinin Konsey tarafından benimsendiğidir. Aynı zamanda Batı karşıtı Humeyniciliğe karşı da öteki dinci akımların desteklenmesine karar verildi. ABD tıpkı komünizme karşı ittifaklar aradığı gibi İran’a karşı da ittifak arayışına girdi. Bu nedenle Türkiye’deki tarikatlara çok destek veriliyor. Bunun için Rabıta kullanıyor.”36 “Rabıta’nın Türkiye’de işbirliği içinde bulunduğu kuruluşlardan İstanbul Üniversitesi İslam Araştırmaları Enstitüsü’nün de “hamiler listesi”nde yer aldığı kitapta “Mustafa Kemal Paşa’nın İslam’a yönelik en erken ve en zarar verici saldırılarından öncüsü olduğu” ileri sürüldü”37 “Rabıta’nın ekonomik kaynağı olan Suudi-ABD ortak petrol şirketi Aramco, İslam ülkelerindeki köktendinci her hareketi destekliyordu.”38

Ilımlı İslam Nasihatları
24“AET Komisyonu Akdeniz Ülkeleri Sorumlusu Claude Cheysson 16 Şubat 1987 tarihinde Siyasi Komisyon toplantısında, Türkiye’deki İslamcı akımların güçlendiğini belirterek ‘Türkiye de bu akımlara karşı en iyi çözüm laiklik değil, ılımlı bir dini uygulamadır. Ortadoğu ülkeleri ile iyi ilişkileri bulunan Türkiye bizim için de önemlidir. AET ülkeleri de Türkiye ile iyi ilişkiler içinde olmalıdır.”39 “CIA İstasyon Şefi” Paul Henze’nin –Türkiye ile ilgili- 1993 raporunda şu “sav”lar savunuluyor: Atatürk ilkeleri “Yeni Dünya Düzeni” ile birlikte ölmüştür. Aydınların imam-hatip okulları konusundaki endişleri yersizdir. İran ve Arap parası ile desteklenen köktendincilik Trükiye için ciddi bir tehlike değildir. Nurcular ilericidir, Nakşibendiler geriye dönük değildir.”40

25-

Almanya ile Bağlantılar
26“1996 yılı itibariyle; Almanya’daki çeşitli Türk-İslam kuruluşlarına bağlı 2000’in üzerinde cami ve namaz kılma yerleri bulunan cemiyetler var. Bu camiler Alman dernekler yasasına göre, dernek adı altında kurulmuş, çok yönlü çalışmaları olan kuruluşlardır. Örneğin, ibadet yapılan yerler, para toplayan, ticaret yapılan dernekler ve en önemlisi bir çoğu, önce Türkiye’de sonra dünyada şeriat devletlerinin kurulması için uğraşı veren örgütlerdir.”41 “AMGT’nin üst düzey yöneticilerinden biri ile ikili görüşmemizde (görüşmeyi gerçekleştiren gazeteci H. Çetinkaya’dır.), ‘Türkiye’de yasalar elvermediği için ‘Adil Düzen’ diyoruz. Aslında söylemek istediğimiz bu değildir, şeriat düzenidir. Bunu sadece Türkiye için değil, tüm dünya için savunuyoruz’ diyordu.”42 “Alman RTL televizyonu: Almanya köktendinci terör örgütlerinin sığınağıdır.”43

27-

28-

12 Mart ve 12 Eylül’ün Desteği
29“1960’lı yılların ortalarında İsmet Paşa “irticai gelişmelerden” kaygılıdır. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a Milli Birlik Komitesi üyelerinden Osman Köksal aracılığıyla görüşlerini iletir. Aldığı yanıt ne yazıktır ki, bugünkü Türkiye’yi anlatmaktadır. Laik okulların anarşi yuvasına dönüştüğünü belirten Sunay Paşa, “Ülkenin geleceğinin imam hatip okullarından yetişecek kadrolara teslim edileceğini” söylemektedir”44 “Güven Karakaya: Evren sola karşı maalesef dini kullandı... Anayasamızın vicdan ve din özgürlüğü maddesine aykırı hareket etti.”45

30-

Devletteki Uzantılar
313233“Hürriyet gazetesi, MİT Müsteşarı Teoman Koman’ın hükümete verdiği brifingde, “İrtica, Emniyet teşkilatını bloke etti. Sızmalar var. Şeriatçı örgütler karakollara kadar sızdılar. Bu örgütler büyük mali güce kavuştular” dediğini yazıyordu.(1990)”46 “NATO Genel Sekreteri Luns Brüksel’de “İrticanın Evren’in yakın çevresine kadar sızdığını” söylüyordu (1990).”47 “Mili Eğitim Bakanlığı Din Öğretim Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan Din Öğretimi Dergisi’nde yer alan Çanakkale savaşlarıyla ilgili yazıda (yazıyı yazan Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma Görevlisi Hakkı Yadsıman şu anda Mısır’dadır ve niçin gittiği ise bilinmemektedir) Atatürk’ten hiç söz edilmemiştir48” “MGK gündeminin ana maddesini Hizbullah terör örgütü oluşturdu. Toplantıda MİT ve Emniyet'in raporları ele alındı. Örgütün yüzde 80'inin çökertildiği belirtilen raporlara göre, devlet kadrolarında 150 militan bulunuyor.”49 “1985’in ortalarında hükümet binalarının içinde ve parlamentoda mescitler inşa edildi. “50

3435-

SONUÇ
Ortaya koyduğumuz bütün görüşlerimiz ve belgeler ışığında tekrar açıklığa kavuşmuştur ki; irticai oluşumlar ülkemiz için bugün de önemli bir tehdit unsurudur. Günümüzde hala Türkiye’yi bir şeriat devleti haline getirmek isteyenlerin varlıkları tartışma götürmezdir. Diğer bir değişle iddia edildiği gibi Atatürkçüler hayali canavarlarla savaşmamaktadırlar. Fakat trajikomik bir durum olarak belirtmek isteriz ki; ülkemizdeki şeriat özlemcileri art niyetleri ortaya çıktığında yine Mustafa Kemal’e sığınmaktadırlar. Bir anda Cumhuriyet ve Atatürk savunucusu kimliğine bürünmektedirler. düşün grubu olarak belirtmek isteriz ki; bu aldatmacalara kanmayacak ve laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin savunucusu olmaya sonuna kadar devam edeceğiz. Açıklamalar 1- Bu yazıda şeriat kavramı dini inançlara göre devlet yönetimi (teokrasi) anlamıyla kullanılmıştır. 2- Kaynakların incelenmesi ve Türkçe’ye çevrilmesi süresince değerli yardımlarını benden esirgemeyen Kıymet Aktaş’a çok teşekkür ederim.

Öğretim yılı 1951-52 1953-54 1954-55 1956-57 1958-59 1962-63 1965-66 1966-67 1967-68 1968-69 1969-70 1970-71 1974-75 1975-76 1976-77 1977-78 1978-79 1979-80 1980-81 1984-85 1985-86 1987-88 1991-92 1992-93 1995-96 1996-97

Açılan okul sayısı 7 8 1 1 2 7 4 10 18 11 2 1 29 70 77 86 1 5 34 1 1 7 6 1 3 70

Toplam aktif okul sayısı 7 15 16 17 19 26 30 40 58 69 71 72 101 171 248 334 335 340 374 375 376 383 389 390 394 464

Tablo: Açılış yıllarına göre imamhatip okulları

Kaynak: SHANKLAND, David, Islam And Society In Turkey, sf. 27 Kaynakça 1- LIGHTBODY, Bradley, The Cold War, sf. 4 2- LIGHTBODY, Bradley, age, sf. 5 3- WARD, Barbara, Policy For The West, sf. 35 4- SPANIER, John, American Foreign Policy Since World War II, sf.29 5- GOLDMAN, I. Marshall, Soviet Foreign Aid Since The Death Of Stalin, sf. 29 6- FONTAINE, Andre, History Of The Cold War From The October Revolution ToThe Korean War, sf. 288 7- FONTAINE, Andre, age, sf. 324 8- FONTAINE, Andre, age, sf. 292 9- FONTAINE, Andre, age, sf. 293 10- ROSTOW, W., W., How It All Began, sf. 1

11- YELLON, R., A., Soviet Policy In Developing Countries, edited by DUNCAN, Raymond, sf. 263 12- CEYHUN, Demirtaş, Aydınlarımız ve Laisizm, sf. 87 13- VERGİN, Nur, Din Toplum Ve Siyasal Sistem, sf. 52 14- TURAN, Şerafettin, düşün derrgisi, sayı 11, sf.45 15- LAPIDOT, Anat, Religious Radicalism In The Greater Middle East, edited by Weitzman, Bruce, Inbar, Efraim, sf.68 16- YALÇIN, Soner, Hangi Erbakan, sf. 69 17- YALÇIN, Soner, age, sf. 70 18- YALÇIN, Soner, age, sf. 164 19- YALÇIN, Soner, age, sf. 293 20- SAVAŞ, Vural, İrtica Ve Bölücülüğe Karşı Militan Demokrasi, sf. 230 21- SAVAŞ, Vural, age, sf. 230 22- POYRAZ, Ergün, MNP’den FP’ye İhanet Belgeleri, sf. 196 23- ÖKE, Mim Kemal, Din Ordu Gerilimi, sf. 22 24- KIŞLALI, Ahmet Taner, Ben Demokrat Değilim, sf. 13 25- IŞIKLI, Alpaslan, Said Nursi Fethullah Gülen Ve Laik Sempatizanları, sf. 8 26- SAVAŞ, Vural, age, sf. 51 27- SAVAŞ, Vural, age, sf. 53 28- KENCE,Aykut, düşün dergisi, 14. sayı, 13 29- KIŞLALI, Ahmet Taner, Ben Demokrat Değilim, sf. 33 30- IŞIKLI, Alpaslan, age, sf. 82 31- DEĞER, M. Emin, Bir Cumhuriyet Düşmanının Portresi, sf. 173 32- KINDIRA, Zübeyir, Fethullah’ın Copları, sf.145 33- MUMCU, Uğur, Rabıta, sf. 173 34- MUMCU, Uğur, age, sf. 174 35- MUMCU, Uğur, age, sf. 174 36- YALÇIN, Soner, age, sf. 358 37- MUMCU, Uğur, age, sf. 303 38- MUMCU, Uğur, age, sf. 164 39- YALÇIN, Soner, age, sf. 303 40- KIŞLALI, Ahmet Taner, age, sf. 81 41- ÇETİNKAYA, Hikmet, İrticanın Kara Yüzü, sf. 20 42- ÇETİNKAYA, Hikmet, age, sf. 30 43- ÇETİNKAYA, Hikmet, age, sf. 152 44- TUŞALP, Erbil, İslam Faşizmi, sf.28 45- KIŞLALI, Ahmet Taner, age, sf. 24 46- TUŞALP, Erbil, age, sf. 49 47- TUŞALP, Erbil, age, sf. 50 48- ÇETİNKAYA, Hikmet, Zambak Sana Da Bulaştı Kan, sf. 67 49- 2 Şubat 2000, Hürriyet gazetesi 50- LAPIDOT, Anat, age, sf.63

* Bu yazı ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu yayın organı düşün dergisinin 16.sayısının 13-22 sayfalarında yayımlanmıştır.

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->