ŞEHİDLER GAZİLER

AYETLER, HADİSLER, İBRET LEVHALARI
Hazırlayan ENES TESLİM

ve

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın ! Bilakis onlar diridirler Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiç bir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. (Al-i İmran 169) ''Cennete giren hiç bir kimse yoktur ki, bütün dünyaya mâlik olacak olsa dahi tekrar dünyaya dönmeyi arzu etsin. Yalnız şehitlerdir ki, kendilerine yapılan hürmet ve kerameti yahud şehitliğin faziletini gördüklerinden dünyaya dönüp de tekrar on defa şehid olmayı arzu ederler' (Buhâri ve Müslim)

"Allah yolunda öldürülenlere (şehidlere) "Ölüler" demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz onu hissedemez, anlayamazsınız."
(Bakara: 154)

Bunun üzerine, kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan, Allah'ın nimet ve keremiyle geri geldiler. Böylece Allah'ın rızasına uymuş oldular. Allah, büyük kerem sahibidir.
(Hz. Peygamber'in komutasındaki birlik, Ebu Süfyân ile bir yıl önce sözleşilen yerde onları bir hafta kadar bekledi, ancak bir miktar asker ile yola çıkan Ebu Süfyân'ın savaşmaktan korkarak geri dönmesi üzerine Müslümanlar da kârlı alış verişler yaparak tekrar Medine'ye geldiler).

İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın; benden korkun.
(Al-İmrân:

169-175)

Ey müminler! Toplu halde kafirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönmeyin. (Korkup kaçmayın.)
(Enfal: 15)

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın! Bilakis onlar diridirler: Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiç bir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. Onlar, Allah'tan gelen nimet ve keremin; Allah'ın, mü'minlerin ecrini zâyi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler. Yara aldıktan sonra, yine Allah'ın ve Peygamber'in çağrısına uyanlar (özellikle) bunların içlerinden iyilik yapanlar ve takva sahibi olanlar için pek büyük bir mükâfaat vardır. Bir kısım insanlar mü'minlere, "Düşmanlarınız size karşı toplandılar; aman sakının onlardan!" dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha artırmış ve "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!" demişlerdir.
(Rivayete göre Uhud savaşında, müslümanların bir ara bozulduktan sonra tekrar toparlanmaları üzerine önemli bir sonuca ulaşamayan düşman ordusunun kumandanı Ebu Süfyân, savaş alanını terkederken Hz. Peygamber'e, "Ey Muhammed! Önümüzdeki yıl Bedir'de seninle tekrar karşılaşacağız!" tehdidini savurmuş; Hz. Peygamber de, "İnşaallah" demişti. Ertesi yıl, Ebu Süfyân'ın böyle bir hazırlık içinde bulunduğu haberi Medine'ye ulaşınca, Hz. Peygamber, bir süvari birliği ile düşmanı karşılamaya çıkmıştı. İşte yukarıdaki âyet, düşman tarafından gelen bu haber karşısında müslümanların azim ve kararlılığını, onların yüksek moral gücünü takdir ile ifade etmektedir.)

(İlk zamanlarda Müslümanların sayısı azdı, bir kişi on kişiye karşı savaşmak mecburiyetinde idi. Sayıları çoğalınca Allah Taâlâ yüklerini hafifletti, bir müslümanın iki kâfire karşı savaşması emrolundu ve sabır gösterdiği takdirde galip olanın da müslüman olacağı ifade edildi).

"Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısında) sebat gösterin; (cihad için) hazırlıklı ve uyanık bulunun (cihad için gerekli hazırlığı yapıp tedbirli olun) ve Allah'dan korkun ki başarıya erişebilesiniz."
(Al-i İmrân: 200)

Ey mü'minler! verdikleri sözü bozan, Peygamber'i (yurdundan) çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız, yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer (gerçek) mü'minler iseniz, korkmanız gereken yalnızca Allah'tır. Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, sizi onlara galip kılsın ve mü'min toplumun kalblerini ferahlatsın. Ve onların (mü'minlerin) kalblerinden öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Çünkü Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir. Yoksa siz, Allah sizden cihad edenlerle Allah, Peygamber ve mü'minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri bilmedene (siz böyle bir imtihan geçirip, iyiler ve kötüler müstehakını almadan başı boş) bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
(Tevbe: 13-16)

Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, çünkü onunla Allah'ın düşmanını, s i z i n düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.
(Bu âyette Allah Teâlâ düşmana karşı kuvvet hazırlamamızı emretmektedir. Bu kuvvetten maksat, savaşta düşmana üstünlük sağlayacak her çeşit vasıtadır. Kara, hava ve deniz kuvvetlerine ait bütün vasıta ve silahlar, kara ve demir yolları, ekonomik güç ve savaş tekniği gibi şeyler bu kuvvet mefhumuna dahildir).

Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et, çünkü O, çok iyi işiten,pek iyi bilendir.

(Enfal: 60-61)

Ey Peygamber! Sana ve sana tabi olan mü'minlere Allah yeter. Ey Peygamber! Mü'minleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi (kişi) bulunursa, (onlar) ikiyüz kâfire galip gelirler. Eğer sizden yüz (kişi) olursa, kâfir olanlardan bine galip gelirler. Çünkü onlar, kavraması olmayan bir millettir. Şimdi sizde (savaşa karşı) bir zaaf olduğunu bildiği için Allah sizden (yükü) hafifletti. O halde sizden sabırlı yüz (kişi) bulunursa, (onlardan) ikiyüzüne galip gelir. Ve eğer sizden bin (kişi) olursa, Allah'ın izniyle (onlardan) iki bin (kişiye) gâlip gelirler. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
(Enfal: 64-66)

"Sîz bütün müşriklerle savaşınız. Nasıl ki, onlar sîzin hepinizle harp ediyorlar. Şunu de bilin ki, Allah kendisinden korkanlar (günahtan çekinenler) le beraberdir."

"Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin hoş görmediğiniz bir şey hakkınızda hayırlı ve sevdiğiniz bir şey de hakkınızda fena olabilir. (Fayda ve zararı) Allah bilir, siz bilemezsiniz."
(Bakara; 216)

"Mü'minler için özürlülerden başka oturup kalanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaş edenler müsâvî olamazlar. Allâhu Teâlâ mallarıyla canlarıyla cihâd edenlerin derecelerini evde oturup kalanlardan yüce kıldı. Bununla beraber Allâhu Teâlâ hepsine iyilikler va'detti. Mücâhitlerin ecir ve savâbını savaşa iştirak etmiyenlerden üstün kıldı. Onlara Allah tarafından dereceler, mağfiret ve rahmetler vardır. Allah Gafur ve Rahîm'dir."
(Nisa: 95-96)

"Ey Mü'minler! Sizi çetin azaptan kurtaracak bir ticarete kılavuzluk edeyim mi? O da şudur: Allah'a ve Resûlü'ne İmân eder ve Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla savaşırsınız. Bir bilseniz bu iş sizin için ne kadar hayırlıdır. Bu takdirde Allah sizin günahlarınızı mağfiret eder, altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki çok güzel evlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur. Hoşunuza giden diğer bir nimet daha vardır ki, o da Allah tarafından yardım ve yakında vukua gelecek fütuhattır. Bunları mü'minlere müjdele."
(Saf: 10-13)

Allah'a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla canlarıyla savaşmaktan (geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini pek iyi bilir. Ancak Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp, kuşkular içinde bocalayanlar savaştan geri kalmak için senden izin isterler. Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların davranışlarını çirkin gördü ve onları böyle cihad gibi güzel bir amelden geri koydu, onlara, "Oturanlarla kadın ve çocuklarla beraber oturun!" denildi.
(Tevbe: 44-46)

Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir!

(Tevbe: 73}

"Bir gün bir gece hudud boyunda nöbet tutmak, gündüzleri oruçla, geceleri de ibâdetle geçirilen bir aydan daha hayırlıdır. Vazife başında da ölürse, yapmakta olduğu amelinin sevabı ve (şehidlere olduğu gibi) rızkı devam eder ve kabir fitnesinden kurtulur."
(Müslim )

"Her ölenin amel defteri kapanır. Yalnız Allah rızâsı için yurd sınırında nöbet bekleyenler müstesnadır. Bunların amel defteri kapanmaz; Kıyamete kadar amellerinin sevabı yazılır ve kabir fitnesinden emin olur."
(Ebû Dâvud ve Tirmizî)

"Bir kimse Allah'a inanır, Peygamberlerini tasdik e der ve ancak Allah yolunda cihâd ederse, Allah o kimseyi şehid olursa Cen net'e koymak, gâzî olursa ecir ve sevaba ve ganimete nail olarak evine döndürmeye kefildir.

( Buharı ve Müslim )

Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve selleme: - "Hangi amel daha efdaldir?" diye soruldu: - "Allah'a ve Peygamber'e imân etmektir." dedi. - "Sonra hangisi efdaldir?" denildi. - "Allah yolunda cihâddır." cevabını verdi. - "Sonra hangisidir?" suâline karşı: - "Makbul olan hac'tır." buyurdu.

(Buharı ve Müslim )

- Ebû Zer radiya'llahu anh'den: "Yâ Resûlallah! Hangi amel daha faziletlidir?" dedim: "Al'ah'a imân etmek ve onun yolunda savaşmaktır." buyurdu.
(Buhari ve Müslim)

"Allah rızâsı için sınırda bir gece nöbet beklemek dünya ve dünyadakilerden hayırlıdır. Sizden birinizin kamçısının Cennet'te işgal ettiği yer, dünya ve dünyadaki eşyadan hayırlıdır. Bir kulun Allah yolunda sabah veya akşam üstü geçirdiği bir s a a t vakit dünyâdan ve üzerindekilerden hayırlıdır."

(Buharı ve Müslim )

- Ebû Bekr b. Ebû Mûsâ el-Eş'ari radiya'llâhu anh'den: Babamdan işittim. Düşman karşısında duruyor ye şöyle diyordu: - Rasûlullâh salla'llâhualeyhi ve sellem, "Cennet kapıları kılınçların gölgeleri altındadır." buyurdu. "Perîşân halde birisi: "Ey Ebû! Musâ Peygamber aleyhi's-selâm'ın böyle dediğini sen mi işittin?" dedi. Ebû Musâ: "Evet" cevâbını verdi. Bunun üzerine o adam arkadaşlarının yanına döndü, "Sizi selâmlarım." dedi ve kılıcının kınını kırıp attı. Elinde yalın kılınç olduğu halde düşmana doğru yürüdü; ölünceye kadar onlarla savaştı.

"Allah yolunda ayağı tozlanan kimseye Cehennem ateşi dokunmaz."

"Sağılan süt nasıl tekrar memeye girmezse,, Allah korkusundan ağlayan bir kimse de Cehennem'e girmez, bir kimsenin üzerinde, Allah yolundaki cihâdın tozu ile Cehennem dumanı birleşmez."

- İbn-î Abbâs radiya'llâhu anhumâ'dan: Peygamber salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Biri Allah, korkusundan ağlayan, diğeri Allah rızâsı için gece nöbet bekleyen iki gözü, Cehennem ateşi yakmaz." buyurmuştur. (Tirmizî)

"İnsanların maişetçe en hayırlısı, Allah yolunda atının yularına yapışıp da harp haberini işittiğinde yâhud korkunç bir hal duyduğunda öldürmeyi veya ölmeyi göze alarak bunların bulunması muhtemel yerlere, at üzerinde uçarcasına saldırmaya hazır duran, yâhud dağ tepelerinde veya derelerde koyuncağızlarının peşinde koşup namaz kılan, zekâtını veren, ölünceye kadar Rabbine ibâdet eden kimsedir. Her iki surette de insan hayırdan hâli değildir."

"Allah yolunda savaşanlar için Allahu Teâlâ, Cen-. nette yüz derece hazırlamıştır ki, her derecenin arası yerle gök arası kadardır.''

- Ebû Said el-Hudrî radiyallâhu anh'den: Resûl-î Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz: "Allah'ı Rab, ve İslâm'ı hak din ve Muhammedi Peygamber olarak kabul eden ve buna razı olan, Cennet'i hak eder." buyurdu. Bu söz Ebû Said'in hoşuna gitti ve: "Yâ Resûla'llâh? Bu sözü bana tekrarlayınız.'' diye rica etti. Resûl-i Ekrem de tekrarladı ve: "İyi amellerden birisi daha var ki, Allah o amel yüzünden Cennette kulunu yüz derece yükseltir. Her derece yerle gök arası kadardır." buyurdu. Ebû Saîd: "O hangi ameldir yâ Resûlallâh diye sordu. Peygamber aleyhi'sselâm: "Allah yolunda savaş etmektir." diye iki defa tekrarladı.
(Muslim)

- Câbir radiya'llâhu anh'den: Bir adam: "Yâ Resûla'llâh! Allah yolunda katl olunursam, yerim neresidir?" diye sordu. Resûl-i Ekrem: "Cennet'dedir" buyurdu. Bunun üzerine o kimse elindeki hurmaları bırakıp savaştı ve nihayet şehid oldu.
(Müslim )

- Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh'den: Resûl-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz: "Sizden biriniz karınca ısırdığı zaman ne kadar acı duyarsa, şehid olan kimse de ölüm acısını ancak o kadar duyar." buyurdu.
(Tirmizî)

-Sehl b. Sa'd radiya'llâhu anh'den: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: "İki duâ reddolunmaz yâhud pek nâdir olarak reddolunur. (Bu iki duânın biri) Ezân okunurken yapılan duâ, diğeri de savaş şiddetlendiği zamanda harp esnasında süngü süngüye, yapılan duâdır." buyurdu.
(Ebû Dâvud)

- Enes radiya'llâhu anh'den: Resûl-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem gazâya çıktığında şöyle duâ ederdi: "İlâhî! Bana yardımcı ancak Sen'sin. Sayende hareket ediyorum. Sen'in yardımınla düşmana saldırıyor ve Sen'in verdiğin kuvvetle savaş ediyorum."
(Ebû Dâvud ve Tirmizî)

"Allah yolunda cihâd edecek olanı techîz eden kimse, bizzat gazâ etmiş gibidir. gazâya giden kimsenin ailesini görüp gözeten kimse de bizzat gazâ etmiş gibi ecre mazhar olur."
(Buharı ve Müslim )

-Birâ' radiya'llâhu anh'den: Tepeden tırnağa kadar silâhlı bir adam Resûlullâh'a geldi: "Ya Resûla'llâh! Size yardımcı olarak muharebe mi edeyim? Yoksa müslüman mı olayım?" dedi. Resûl-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz: "Müslüman ol da sonra savaş." buyurdu. O adam müslüman oldu, sonra savaştı ve şehîd oldu. Bunun üzerine Nebiyy-i Muhterem salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Az iş yaptı, çok ecir kazandı." buyurdu.
(Buharı ve Müslim )

- Enes radiya'llâhu anh'den: Nebiyy-i Muhterem salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Cennet'e giren hiç bir kimse yoktur ki, bütün dünyaya mâlik olacak olsa dahi tekrar dünyaya dönmeyi arzu etsin. Yalnız şehitlerdir ki, kendilerine yapılan hürmet ve kerameti yâhud şehitliğin faziletini gördüklerinden dünyaya dönüp de tekrar on defa şehid olmayı arzu ederler." buyurmuştur. (Buharı ve Müslim )

İBRET LEVHALARI

DÖRT OĞLU İLE SAVAŞA KATILAN KADIN
Hz. Hansa (r.a) ünlü bir şairdir. Kabilesinden bazıları ile Medine'ye gelerek müslüman olmuştur. İbn-i Esîr diyor ki: "Bütün bilginler ondan önce veya sonra hiçbir kadının ondan daha güzel şiir yazmadığı konusunda ittifak etmişlerdir." Hz. Ömer (r.a)'in halifeliği sırasında, Hicretin on altıncı yılında Kadisiye savaşı oldu. Bu savaşa Hansa (r.a) dört oğlunun yanına alarak katıldı. Çocuklarına bir gün önce öğütler verdi, onları savaşa girmeye teşvik ederek şöyle konuştu:

Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh'den: Resûl-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Bir kimse Allah'a inanarak ve O'ndan ecir bekliyerek O'nun rızâsı için at beslerse, onun yediği, içtiği, tersi, bevli kıyamet gününde o kimsenin mizanına konur." buyurmuştur.
(Buhâri)

Bir adam yularlı bir deve ile Resûlullâh'ın yanına geldi ve: "İşte bunu Allah yoluna vakfettim." dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz: "Bunun karşılığı olarak kıyamet gününde sana yularlı yediyüz deve verilecektir." buyurdu.
(Müslim)

"Allahu Teâlâ, bir ok yüzünden üç kimseyi Cennetlik eder: Allah rızâsı için o oku yapan, Allah yolunda onu kullanan ve atan, Ok vermek suretiyle yardım eden. Atıcılık ve binicilik öğreniniz. Binicilik öğrenmenizden ziyâde atıcılık öğrenmeniz benim hoşuma gider. Bir kimse, (dînin ve yurdun muhafazasına yarar büyük) bir nimet olan atıcılığı öğrenir de onu hiçe sayarak bırakırsa, o nimeti elden kaçırmış veyâhud nankörlük etmiş olur."
( Ebû Dâvud)

ONU MELEKLER GUSLETTİRİR
Hanzala (r.a) Hazretleri Uhud savaşma başlangıçta katılmamıştı. Derler ki yeni evlenmiş ve ailesi ile yatmıştı. Gusûl abdesti alırken müslümanların yenildiğini haykıran bir ses duydu. Dayanamadı, o vaziyette guslü tamamlamadan hemen giyinip kılıcını kaptığı gibi savaş yerine koştu. Yalın kılıç kafirlerin arasına daldı. Durmadan ilerliyor ve düşmanı yarıp gidiyordu. Derken şehid oldu. Şehidler yıkanmadan defnedildikleri için onu da öyle defnettiler. Fakat Peygamberimiz meleklerin onu yıkadıklarını gördü. Sahabe-i kirama da durumu haber verdi. Ebu Sâidi diyor ki: Ben Peygamberimizin sözlerini işitince Hanzala'nın yanına gittim, saçlarından suların damladığını gördüm. Medine'ye dönünce Peygamberimiz durumu araştırdı ve onun gusletmeye fırsat bulamadan savaşa koştuğunu öğrendi. Bu olay da üstün bir kahramanlık örneğidir. Kahraman insanlar kararlarını uygulamayı geciktirmezler. Bu bakımdan Hanzala(r.a) guslünü tamamlamayı beklemeye bile tahammül edemedi.

MUSAB'IN SOYLU TERCİHİ
Umeyr oğlu Mus'ab hazretleri bolluk içinde, nazlı büyütülen gençlerdendi. Babası ona iki yüz dirhemlik kıyafetler alarak giydirirdi. Gençti, aşın bir servet ve nimet içinde yüzüyordu. İslam'ın ilk yıllarında gizlice müslüman oldu, fakat biri ailesine durumu haber verdi. Bunun üzerine ailesi elini kolunu bağlayarak onu eve hapsetti. Bir müddet evde kapalı kaldı. Daha sonra oradan Me-

"Ey çocuklarım! Siz kendi isteğinizle müslüman oldunuz, kendi isteğinizle hicret ettiniz, kendisinden başka tanrı olmayan Allah'a yemin ederim ki aynı anadan doğduğunuz gibi aynı babadan olmasınız. Ben ne babanıza ihanet etmişim, ne dayınızın yüzünü kızartmışım. Sizin şeref ve haysiyetinize kara leke sürdürmedim. Sizin beklentilerinizi de mahvetmedim. Allahu Tealanın kafirlerle savaşana ne mükafatlar vereceğini biliyorsunuz. Şunu da hatırınızdan çıkarmayınız ki ahiretin sonsuz hayatı, dünyanın geçici kısa hayatından, ölçülemeyecek kadar, güzeldir. Allah şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Zorluklara karşı sabredin, birbirinize sabır tavsiye edin, düşman karşısında birbirinize kenetlenin. Allah'a bel bağlayın, umulur ki kurtulursunuz" (Âl-i İmran, 200). Yarın sabah sağ salim yerinizden kalktığınızda, akıllıca davranın ve savaşa katılın. Düşmanla çarpışmada Allah'dan yardım isteyerek ilerleyin. Savaşın kızıştığını çetin bir noktaya gelip de iyice alevlendiğini gördüğünüzde onun alevleri arasına korkmadan dalın, kafirlerin komutanını bulup onunla vuruşun, inşaallah muvaffak olup mükafat elde edeceksiniz." Nitekim sabah olup da savaş başlayınca dört oğul savaşa girdiler, annelerinin sözlerini şiirlerle dile getirerek milleti coşturuyorlardı. Biri şehid olunca diğeri ileri fırlıyor şehid oluncaya kadar çarpışıyordu. Nihayet dördü de şehid oldu. Dördünün de şehid olduğunu anneleri öğrendiğinde: "Onlara şehidliği nasib ederek bana şeref kazandıran Allah'a şükür olsun. Allah'dan ümid ediyorum ki, onun rahmet gölgesinde dördü ile beraber bulunacağım" dedi. İslam tarihinde dört oğlunu birden savaşın amansız dalgaları arasına atılmaya teşvik eden, dördü de şehid olunca Allah'a şükreden böyle yüce, mübarek anneler de olmuştur.

ŞEHİD OLMAK İSTİYORUM!
Şiddetli bir çarpışma sonunda Hayber Kalesi fethedilmiş gaziler ganimet almak için sıraya dizilmişlerdi. Sıra bir çobana gelince, kendisi için ayrılan maaşı ve erzakı bir kenara itti ve şöyle dedi: "- Yâ Resûlallah, ben sadece din uğruna cihad ederken şu boğazımdan değecek bir ok ile şehid olmaktan başka bir şey istemiyorum, bana ayrılan bu maaşı başka fakirlere veriniz." Resûlullah Efendimiz: "Bu isteğinde samimi isen, dileğin olacaktır" buyurması üzerine, Ashabı Kiram bu zatı takib etmeye başladı. Nihayet şehadet haberini işitince gidip baktılar, aynen Resûlullah Efendimize gösterdiği yerden bir okla şehid olmuş. İnsan îmânda kemâle ererse, korkacağı bir felâket veya yapamayacağı fedakârlık yoktur; işte Asr-ı Saadet bunun en canlı delilidir.

RUHUM GÖKLERE ÇIKAR!
Sultan Alparslan Malazgirt'te, Bizans ordusu ile savaşa tutuşmadan önce inanç ve kahramanlığının yüceliğini gösteren bir konuşma yaptı. Herbiri canını Allah'a adamış yiğit askerlerine şöyle dedi: - "Burada Allah'dan başka bir sultan yoktur. Emîr ve kudret tamamiyle O'nun elindedir. Bu se-

dine'ye geçti. Takva içinde yoksul bir hayat yaşamaya başladı. Öyle fakir bir hayat sürüyordu ki, bir gün Hz. Peygamberimiz bir yerde otururken Hz. Mus'ab önünden geçti. Üzerinde lime lime olmuş bir elbise vardı. Rasulullah onun önceki halini hatırlayarak, gözlerinden yaşlar boşanıp ağladı. Uhud savaşında muhacir sahabe grubunun bayraktan o idi. İslam ordusunun safları dağılmaya başladığında bile Mus'ab dimdik ayakta duruyordu. Bir kafir ona saldırdı; bayrak düşsün de müslümanların yenilgisi gözler önüne serilsin diye kılıcıyla onun elini kesti. O sancağı derhal diğer eline aldı. O kâfir diğer elini de kesti. Mus'ab sancak düşmesin diye iki koluyla göğsüne dayayarak tutmaya çalıştı. Bunun üzerine kafir ona mızrağını sapladı. Bu darbeden sonra şehid oldu ama canlı kaldıkça sancağı yere düşürmedi. Onun ölümüyle yere düşen sancağı derhal başka bir sahabi aldı. Defnedileceği zaman üzerinde sadece bütün vücudunu örtmeye yetişmeyen bir bez vardı. Baş tarafını östseler ayakları açılıyor, ayakları örtülse başı açılıyordu. Peygamberimiz baş tarafını bezle ayaklarını da otlarla örtün, buyurdu. İki yüz dirhemlik elbiseler giyen, naz içinde büyütülmüş bir kişinin İslam'dan sonraki hayatı işte bu. Öldüğü gün üzerinde kefen olmaya yetecek bir elbise bile yok. Çok büyük bir ihtimam içinde büyümüştü ama o, hayatı bilinçli bir şekilde terketti. Ebedi saadeti, İslamı seçti.

OĞLUM BU KURŞUNU ÜÇ ETSİN!
Sultan Mecid zamanında, Kırım Seferi esnasında Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa kumandasındaki kuvvetlerimiz Varna'dan gemilerle Oportoya şehrine çıkarılmıştı. Burada talim ve terbiye ile meşgul olan askerlerimiz ansızın Rus ordusunun taarruzuna mâruz kalmış ve çetin bir muharebe başlamıştı. Düşmanın kuvveti bizimkinden kat kat üstün olduğu halde Cenâb-ı Hakk'ın inâyetiyle imanlı askerimiz onları mağlûp etmişti. Fakat bu zafer öyle sanıldığı kadar kolay kazanılmamış din-ü devlet uğrunda şehid olmak, müslümanın şeref ve haysiyetini bir kez daha kurtarmak ve Kur'ân'a inanan bir irfan ordusunun yenilmiyeceğini bütün cihana duyurmak arzusuyla düşmana saldıran erlerimizin ölümü küçümseyen gayret ve şecaatleri ile elde edilmiştir. İşte bu muharebede yararlık gösteren ve şehidlik mertebesini kazanan topçu erlerinden Ispartalı Koca Halil de o bahtiyarlardan biridir. Koca Halil sabahtan akşama kadar düşmanın toplarını, tabyalarını dövmüş, ona göz açtırmamış ve nihayet düşmanı geri dönmeye mecbur eylemişti. Fakat bu esnada düşman tarafından gelen bir gülleden fırlayan şarapnel Koca Halil'in karnına isabet ederek onu yere devirmiş ve kahraman Halil'in bağırsakları dışarı fırlamıştı. Koca Halil asla metanetini kaybetmeden bir eliyle bağırsaklarını karnının içine itiyor, diğer eliyle de koynundan bir kurşun parçası çıkararak siper arkadaşı, hemşehrisi Memiş'e şöyle hitap ediyordu: - Hemşehrim, gördüğün bu kurşun geçen Moskof muharebesinde babamı şehid etmiş. Ben o zaman henüz çocuktum. Babam bu kurşunu bana yadigâr olarak bırakmış. Şimdi sen bu kurşunu al, sağ olur da köyüne dönersen benim ka-

beple benimle birlikte savaşmakta veya savaşmamak için uzaklaşmakta serbestsiniz". Bu imanlı ve heyecanlı sözlerden sonra bütün askerler: "Asla emrinden ayrılmayacağız" cevabını verince hep birlikte ağlaştılar ve muharebenin akıbetinden endişeli oldukları için de son ayrılış olması ihtimali ile vedalaştılar. Sultan beyazlar giydi, atının kulaklarını sıktı, kuyruğunu bağladı. Elindeki ok ve yayını bırakıp kılıç ve topuzunu aldı. Bütün askerleri de aynı şeyi yapıp kader gününe hazırlandılar. Atına binen bu büyük ve kahraman sultan şu son vasiyet hitabesinde bulundu: - "Ey askerlerim! Eğer şehid olursam bu beyaz el-: bise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır. Melikşâh'ı yerime tahta çıkarınız ve ona bağlı kalınız. Zaferi kazanırsak önümüzde çok hayırlı günler olacaktır." Netice malûm... Allah Müslümanları muzaffer kıldı: düşmanlarını büyük bir hezimete uğrattı. Bizans imparatoru Diogenes esir düştü. Böylece ruhun şekle, imanın küfre karşı üstünlüğü belirmiş oldu. Demek ki, yalnız maddi güç ve kuvvet kâfi değildir. Onun yambaşında imân ve ruh gücüne büyük ihtiyaç vardır.

nımla boyanan bu demir parçasını oğluma teslim et ve ona de ki: "Allah yolunda, vatan uğrunda ben nasıl biri iki yapmağa çalıştıysam, o da üç yapmağa gayret etsin. Haydi hemşehrim Cennette kavuşuruz inşaallah" diyerek kelime-i şehâdet getirmek suretiyle son nefesini vermişti.

TEK GÖZLE İLERİYE BAKMAK
Osmanlının büyük akıncı beylerinden birisi savaş esnasında sol gözüne saplanan bir okla sendeledi. Bir an durdu ve gözüne saplanan hain oku çekip çıkarttı. Yanındakiler, "yaralandınız, geri dönseniz iyi olur" dediler. Yiğit akıncı beyi onlara şu unutulmaz cevabı verdi: - İki gözle geriye bakmaktansa tek gözle ileriye bakmak daha iyidir!... Yürüyün arslanlarım...

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful