You are on page 1of 46

10.

BÖLÜM

REFAH DÖNEMİ
(19 TEMMUZ 1983 -16 OCAK 1998)
RP İLE İLGİLİ BİR TESBİT
(BÎR TESBİT)
"Refah Partisi'nin Batõda anlaşõldõğõ anlamda fundamentalist bir parti olarak nitelenmesi
bir teşhis noksanlõğõ sayõlmaktadõr. Nitekim RP'nin stratejistleri kendilerini diğer islam
ülkelerindeki İslami hareketlerden ayõrmaya özen göstermektedir.." (120)
Konrad Adenauer Vakfõ

REFAH PARTİSİ'NİN KURULMASI


Kuruluşundan itibaren Türk siyasi yaşamõnda 14 yõl faaliyet gösteren Refah Partisi, 19
Temmuz 1983'te kuruldu. İlk Genel Başkanõ Avukat Ali Türkmen idi. Ancak ilk kurucular
listesinde veto edilince, MKYK toplantõsõnda yapõlan seçimde Genel Başkanlõğa Ahmet
Tekdal getirildi.
Refah Partisi, kuruluşunu takiben bütün yurt genelinde teşkilatlanmaya başladõ. 6
Kasõm'da yapõlan Milletvekili Genel Seçimlerine katõlabilmek için 24 Ağustos 1983'e
kadar, yasalarõn öngördüğü sayõdaki il ve Üçlerde teşkilat kurma barajõ aşõldõ. Ancak
malum sebeplerden ötürü Refah Partisi 6 Kasõm seçimlerine sokulmadõ.
Bu seçim, 12 Eylül ihtilalinden sonra yapõlacak olan ilk seçim idi. Dolayõsõyla bu
seçimlere Calp, Sunalp ve Özal'õn kurduklarõ partilerin katõlmalarõna müsaade edildi.
Konsey Başkanõ Kenan Evren asker kökenli Sunalp Paşa'nõn partisine oy verilmesi
hususunda imada bulunduğu için halk buna tepki göstererek Turgut Özal'õn ANAP'õnõ tek
başõna iktidar yaptõ.
6 Kasõm 1983 seçimlerine giremeyen Refah Partisi, 25 Mart 1984'de yapõlan mahalli
idareler seçimine katõlma imkanõ buldu. Bu seçimde Refah Partisi Şanlõurfa, Van illeri ile 5
ilçenin belediye başkanlõğõnõ kazandõ.
Bu tarihte, yurt sathõnda 64 il ve 59 ilçede teşkilatlanmasõnõ tamamlayan Refah Partisi, 30
Haziran 1985'de ilk olağan büyük kongresini yaptõ.
Refah Partisi'nde bu gelişmeler yaşanõrken Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan
siyasi yasaklõ idi.
ERBAKAN ÜÇÜNCÜ KEZ GENEL BAŞKAN OLUYOR
19 Temmuz 1983'te kurulan Refah Partisi 11 Ekim 1987 tarihine kadar Avukat Ahmet
Tekdal'õn Genel Başkanlõğõnda siyasi faaliyetlerine devam etti. Erbakan diğer siyasi parti
liderleri Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş (merhum) gibi siyasi yasaklõ
olduğu için Milli Görüş çizgisinde kurulmuş olan Refah Partisi'nin başõna geçme olanağõ
yoktu.
Rahmetli Turgut Özal'õn başbakanlõğõ döneminde bu yasaklõ liderlerin durumu sürekli olarak
gündeme getiriliyor ve eleştiri konusu yapõlõyordu. Bunun üzerine Özal Hükümeti bir karar
alarak konuyla ilgili bir referandum yapõlmasõnõ istedi. Nitekim 1987'de yapõlan referandumda
Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan'õn siyasi yasaklarõ
kaldõrõldõ. Bunun üzerine Hüsamettin Cindoruk'un Genel Başkanlõğõnõ yaptõğõ Doğru Yol
Partisi'nin Genel Başkanlõğõna Süleyman Demirel getirildi. Erbakan ise 11 Ekim 1987'de
yapõlan RP 2. Genel Kongresinde oy çokluğuyla Refah Partisi Genel Başkanlõğõna seçildi.
Ankara Atatürk Kapalõ Spor Salonunda yapõlan kongrede salonu hõnca hõnç dolduran ve yedi
yõldõr liderlerine hasret kalmõş olan Milli Görüş Mensuplarõ
"Mücahid Erbakan, Erbakan Başbakan" sloganlarõyla tezahürat yaparak özlem
gideriyorlardõ. Milli Görüş lideri Erbakan ise siyasi özgürlüğüne kavuşmuş olmanõn
mutluluğuyla davasõna hizmet etme şeref ve bahtiyarlõğõnõ salondaki taraftarlarõyla
paylaşõyordu.
Erbakan'õn Refah Partisi'nin başõna geçmesini istemeyen çevreler, yeni seçim yasaklarõ
çõkartarak il ve % 10'luk ülke barajlarõ engeline başvurdular.
Bu sebeple 1987 milletvekili genel seçimlerine giren Refah Partisi, yüzde 7,2 oy aldõğõ
için ülke barajõnõ aşamadõğõndan Meclis'e giremedi.
Fakat O partinin başõnda olduğu müddetçe, meclise girmenin yolunu bulacaktõ.

YEDİ YIL ARADAN SONRA

Saniyeler, dakikalar, saatler, günler, haftalar, aylar, mevsimler ve yõllar bir birini kovaladõ. Çok şey
gibi isimler de değişmişti, ama O'nun azmi, gayreti, davasõ ve hedefi değişmedi. Çünkü O'nun
inancõna göre, iki kere iki yüz yõl önce dört ederdi, yüz yõl sonra da dört eder.

HASAN HÜSEYİN CEYLAN ERBAKAN İÇİN NE DİYOR


(Ankara, 1997)
"Sayõn Erbakan'õn yanõnda büyümüş bir insanõm. Gerçekten de, o bir fikir ortaya attõğõ zaman
yanõndakiler bile ilk önce "Bu olur mu?" derler, ama Erbakan, "bu olur mu?" denilen
konularõn nasõl olacağõnõ uyguladõğõ politika ve gerçekleştirdikleriyle hep ortaya koymuştur."
(121)
Hasan Hüseyin Ceylan Ankara Eski Milletvekili

ERBAKAN BARAJ ENGELİNİ AŞMAYI BAŞARIYOR


1987 milletvekili genel seçimlerinde baraja takõldõğõ için Meclis'e giremeyen Erbakan,
partisinin 3. Büyük Kongresini 7 Ekim 1990'da yaptõktan sonra büyük bir gayret ve
çalõşmayla 1991 seçimlerine hazõrlandõ.
Tabandan gelen yoğun istek doğrultusunda Milliyetçi Çalõşma Partisi (MÇP) ve Islahatçõ
Demokrasi Partisi (IDP) ile ittifak yaparak 1991 milletvekili genel seçimlerine girdi.
Böyle bir ittifak kararõ almak Erbakan için kolay olmadõ. Zira bir taraftan Güneydoğu
oylarõnõn kaybõ ihtimali, diğer taraftan gelen yoğun talep saatlerce süren istişari
toplantõlardan sonra listelerin içeri verilmesine az bir süre kala ittifak kararõ alõndõ.
Seçimler sonucunda bu ittifak, 62 milletvekili çõkardõ. Ancak daha sonra Milliyetçi
Çalõşma Partisi ve Islahatçõ Demokrasi Partisine Mensup 23 milletvekilinin ayrõlmasõyla
Refah Partisi'nin milletvekili sayõsõ 38'e düştü.
38 milletvekiliyle Meclis'te grup kuran Erbakan, baraj engelini aşma başarõsõnõn hakkõnõ,
ciddi ve etkili bir muhalefet yaparak ödedi.

ERBAKAN'IN YEREL YÖNETİM SEÇİMLERİNDEKİ BAŞARISI


1991 milletvekili genel seçimlerinde baraj engelini aşmayõ başaran Erbakan ve kadrosu, bu
başarõyõ 27 Mart 1994 Mahalli Yönetim Genel Seçimlerine taşõdõlar.
Erbakan'õn başkanlõğõnda hazõrlanan çalõşma, plan ve programlarõnõn uygulanmasõyla kapõ
kapõ dolaşan ye yoğun bir çalõşma sergileyen Refahlõlar (özellikle Refahlõ hanõmlar), 27 Mart
1994 Yerel Yönetim Seçimlerinde, başta İstanbul, Ankara, Konya, Kayseri, Erzurum,
Diyarbakõr gibi büyükşehirler olmak üzere 28 il ve 400'e yakõn ilçe ve belde belediye
başkanlõğõnõ kazandõlar.
Mahalli İdare seçimlerindeki bu büyük başarõ, başta Erbakan Hoca olmak üzere tüm
Refahlõlarõ sevince boğdu. Bu sevinç, kutlamalarda, şükürlerde, devir teslim esnasõnda yapõlan
konuşmalardaki seslerde
görülüyordu. Öyle ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin devir teslimi sõrasõnda "Refah'õn
vakti geldi" müzikli marşõnõn eşliğinde mikrofona gelen Refah Partisi Lideri Prof. Dr.
Necmettin Erbakan, Allah'a şürkederek başladõğõ konuşmasõ esnasõnda "Refah Partisi"
sözcüklerini ifade ederken ses titreşimlerinden ta kalbinin derinliğinden söylediğini ve
bunun sevincinden kaynaklandõğõnõ anlamamak mümkün değildi.
Bu başarõ sevinilmeyecek bir başarõ değildi. Çünkü iki il, beş ilçe belediyesinden 400
belediyeye ulaşõlmõştõ. Üstelik de Dünya'nõn başkenti sayõlan İstanbul ve Türkiye'nin
başkenti Ankara belediyelerini de kazanarak...

İSTANBUL'U ERBAKAN'IN PARTİSİ KAZANIYOR


27 Mart 1994'te yapõlan Mahalli idareler Seçimlerinde Türkiye'nin en büyük şehri olan İstanbul'u
Erbakan'õn ifadesiyle "Dünya'nõn başkenti"ni Refah Partili Recep Tayyip Erdoğan kazandõ.
Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlõğõ sõrasõnda büyük hizmetler yaptõ. Ancak daha
sonra Siirt'te okuduğu bir şiir yüzünden 10 ay hapse mahkum edildiği için görevi bõrakmak
zorunda kaldõ.

ANKARA'YI DA ERBAKAN'IN PARTİSİ KAZANIYOR

27 Mart 1994'te yapõlan Mahalli idareler Seçiminde Türkiye'nin Başkenti Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanlõğõnõ Melih Gökçek kazandõ. Belediye başkanlõğõ sõrasõnda büyük hizmetler
yapan Gökçek'in hakkõnda yüze yakõn soruşturma ve dava açõlmasõna rağmen 18 Nisan 1999'da
yapõlan seçimlerde tekrar başkan seçildi.

ERBAKAN KAZANDIĞI BAŞARIYI NASIL DEĞERLENDİRİYOR?

(Ankara, 18/11/1995)
"Yerel seçimlerde bize Ankara ve İstanbul 'u nasip eden Allah, 24Arahk'ta Türkiye'yi nasip
edecek" (122)
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
RP Genel Başkanõ

ERBAKAN'I HALK DİKKAT VE ÖZLEMLE DİNLİYOR

Refah Partisi Genel Başkanõ Prof. Dr. Necmettin Erbakan, çõktõğõ 1995 seçim gezilerinde yõğõn
yõğõn kalabalõklar tarafõndan büyük bir ilgi ve muhteşem bir coşkuyla karşõlanõyordu. Bu durum,
Refah Partisi'nin Türkiye'nin en büyük partisi olacağõnõ gösteriyordu.

ERBAKAN'IN PARTİSİ TÜRKİYE'NİN BİRİNCİ PARTİSİ OLUYOR


1994 Mahalli İdareler Seçimlerinde kazanmõş olduğu belediyelerde takriben bir yõllõk
zaman içerisinde göstermiş olduklarõ güzel ve başarõlõ hizmetlerin etkisiyle Erbakan'õn
partisi 24 Aralõk 1995'te yapõlan milletvekili Genel Seçimlerine girdi. Bu seçimlerde
Aydõn Menderes'i de yanõna alarak il il dolaşan ve mitinglerde etkili söylemlerle güzel,
akõcõ, anlaşõlõr üslupla konuşmalar yapan Erbakan, seçmenin büyük kõsmõnõ
etkileyerek sandõktan partisini birinci parti olarak çõkarmayõ başardõ.
Karizmatik bir kişiliğe sahip olan Erbakan, ihtilallerin yaşandõğõ dönemlerde bile
teşkilatlarõnõ her zaman birarada tutabildi. Bu dönemlerde diğer partilerin büyük bir
çoğunluğu yeni durum karşõsõnda tuz-buz olup tarihe karõşõrlarken, Milli Görüş
düşüncesi ve hareketi hiçbir zaman kaybolmadõ, kendisini hep koruyabildi. Hatta, bu kötü
dönemlerin arkasõndan daha da büyümüş olarak siyaset sahnesine yeniden çõktõ. Refah
Partisi'nin % 4'lerden % 21'lere ulaşarak Türkiye'nin birinci partisi olmasõ da bunun en
somut delili olmuştur.
Evet, 24 Aralõk 1995 Pazar günü yapõlan seçimlerin ardõndan sandõklar bir bir açõldõkça;
Refahlõlarõn yüzü gülüyor ve başbakan olarak görmek istedikleri liderleri Erbakan artõk
Türkiye'nin başbakanõ olacak gibi görünüyordu.
Bu başarõ, Erbakan için bir zafer idi. Hem de tarihe geçecek büyük bir demokratik ve
siyasi zafer..

ZAFER SEVİNCİ ERBAKAN'IN YÜZÜNDEN OKUNUYOR


Refah Partisi Genel Başkanõ Prof. Dr. Necmettin Erbakan eşi Nermin Hanõm'la birlikte çok neşeli
görülüyor. Bu neşe, zaferin verdiği neşedir.
Çalõşan kazanõr, kazanan sevinir...

ERBAKAN MESUT YILMAZ'LA HÜKÜMET KURMAK İSTİYOR


Refah Partisi Genel Başkanõ Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Cumhurbaşkanõ Süleyman
Demirci'den ikinci kez hükümet kurma görevini aldõktan sonra yani hükümet kurmak için,
hiç zaman kaybetmeden siyasi partilerin liderleriyle görüşmeye başladõ.
"Erbakan, ANAP Genel Başkanõ Mesut Yõlmaz ile yaptõğõ görüşmeler ilk başlarda sonuç
verir gibi oldu ve RP-ANAP koalisyonunun çok yakõnda kurulacağõ ilan edildi. Ancak
hükümetin açõklanacağõ gün, ANAP lideri Mesut Yõlmaz son anda yaptõğõ bir
açõklamayla, "sudan" bahaneler göstererek, hükümette yer almaktan vazgeçtiklerini
açõkladõ. Yõlmaz'daki tavõr değişikliğinin nedeni, hükümetin kurulacağõnõn ilan
edilmesinden hemen sonra bazõ üst düzey askeri yetkililerin, Yõlmaz'a yaptõğõ ziyarete
bağlandõ. Kabul gören görüşe göre, birileri, sonradan sõk kullanõlan deyimle "derin devlet"
Yõlmaz'õn kulağõnõ sert bir şekilde çekmişti." (123)
Bu olaydan sonra Refah Lideri Erbakan, Doğru Yol Partisi Genel Başkanõ Tansu Çiller ile
hükümet kurma görüşmelerine başladõ. Tansu Çiller'in kulağõnõ sert değil, hafif bir şekilde
çeken olmadõ. Olduysa da o aldõrmadõ. Çünkü o daha demokrat ve daha kararlõ bir yapõya
sahipti.

ERBAKAN BAŞBAKAN OLUYOR


24 Aralõk 1995'te yapõlan seçimlerde sandõktan birinci parti olarak çõkan Refah Partisi'nin
iktidara gelmemesi için her türlü yola başvuruldu ama, nafile, Refahsõz hükümet arayõşlarõnõn
eseri olarak ortaya çõkan Anayol Azõnlõk Hükümeti, üç ayõn sonunda beyaz bayrak çekti.
Parlemento aritmetiği ve yurtta esen rüzgarlar Refah'sõz bir hükümet alternatifine yol
vermiyordu.
Dolayõsõyla 7 Haziran 1996'da Cumhurbaşkanõ Süleyman Demirel 54. Cumhuriyet
Hükümetini kurma görevini Refah Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan'a verdi. Erbakan 54.
Hükümeti kurma çalõşmalarõna büyük bir anlayõş, nezaket ve yumuşak tavõrla başladõ.
Bu çalõşmalarõnõ yürütürken demokratik teamüllere de son derece bağlõ kalmaya çalõştõ. Bu
çerçevede Haziran 1996'da, Tansu Çiller liderliğindeki Doğru Yol Partisi ile ortaklõk yapõp
54. Cumhuriyet Hükümetini kurarak başbakan oldu.
Erbakan'õn kurduğu 54. Hükümet, 28 Haziran 1996'da Cumhurbaşkanõ Süleyman Demirel
tarafõndan onaylandõ, 29 Haziran'da protokolü açõklandõ, 4 Temmuz'da program mecliste
okundu ve 8 Temmuz'da güven oyu aldõ.
Artõk Erbakan, yorulmak bilmeyen, tükenmeyen bir gücün ortaya koyduğu azimle yaptõğõ 30
yõllõk bir mücadelenin neticesinde başbakan olmuştu.

VE ERBAKAN BAŞBAKAN

Türkiye Cumhuriyeti 54. hükümeti Başbakanõ Prof. Dr. Necmettin Erbakan


Refahyol iktidarõyla Türkiye'nin önünü açan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, geniş vizyonu ve hizmet aşkõyla bu
milletin refaha ermesi için gece-gündüz çalõşmõş ve bir yõllõk Başbakanlõğõnda toplumun her kesimini % 50'lik
maaş zammõyla memnun etmişti.

ERBAKAN'IN BAŞBAKANLIĞI DÖNEMİNDE YAPTIĞI HİZMETLER

Erbakan başbakanlõğõnda kurulan Refahyol hükümetiyle önceki hükümetler arasõnda bir


mukayese yapõldõğõnda, Refahyol hükümeti'nin, özellikle ekonomi alanõnda diğer
hükümetlere göre daha başarõlõ olduğunu söylemek mümkün. Refahyol'un işbaşõnda
olduğu bir yõllõk sürenin sonunda, ortaya çõkan ekonomik göstergeler, bunu ortaya
koyuyor. İktidarda kalõnan sürenin neredeyse yarõsõnõn "darbe" söylentileri ve tartõşmalarõ
ile geçirilmesine rağmen, enflasyonda yüzde 6lõk gibi bir düşüşün sağlanmasõnõ, yabana
atmamak gerekir. Erbakan iktidarõ devraldõğõnda ekonomik veriler gerçekten de kötüydü
ancak, bazõ Refah Partililerin de ifade ettiği gibi enkaz edebiyatõ yapmanõn bir anlamõ da
yoktu. Her şey ortadaydõ ve madem iktidara talip olunmuştu, bu yolda yürünmesi
gerekiyordu.
Erbakan'õn iktidarda, "enkaz edebiyatõ" yapmanõn yerine gerçekten de bir çok hizmet
yaptõğõ bilinmektedir.
Bu hizmetleri şu şekilde sõralamak mümkün:
1- 1996 yõlõ sonunda 20 milyar dolar olmasõ beklenen bütçe açõğõ 15 milyar
dolara, 30 milyar dolar olmasõ beklenen iç borç ise 22 milyar dolara düşürüldü.
2- Hükümeti devraldõğõnda yüzde 76'lar seviyesinde olan repo oranõ, Şubat '97'de yüzde
50'ler seviyesine kadar çekilebildi. Bu durum, mevduat ve Interbank
faizlerinde de yaşandõ.
3- Yüzde 170 seviyesinde devralõnan Hazine borçlanma faizi Şubat 1997 tarihinde,
yüzde 83'ler seviyesine kadar düşürüldü.
4- Devralõndõğõnda sadece 155 gün olan ortalama borçlanma vadesi, Şubat 1997'de 400
güne, bu tarihten sonra yaşanan olumsuzluklara rağmen, Nisan 1997'de ise 730 güne
çõkarõldõ.
5- Enflasyonla mücadelede başarõ sağlandõ. Emekliler, işçiler, memurlar ve
köylüler dahil, toplumun tüm gelir gruplarõna enflasyonun üzerinde, 40-50 puanlõk bir
reel gelir artõşõ sağlanmasõna karşõn bu reel gelir artõşõnõn finansmanõnda alternatif gelir
kaynaklarõ devreye alõnarak enflasyonun azmasõna meydan verilmedi, gerginliklere
rağmen enflasyon sabit tutulmaya çalõşõldõ.
6- 28 Haziran 1996 tarihlerinde 550 puan olan borsa endeksi, Şubat 1997'de 1700 puana
kadar yükselerek yeni rekorlar kõrdõ.
7- Kaynak paketlerinden Ocak 1997 itibariyle 11,78 milyar dolar, Nisan 97 itibariyle
ise 13,33 milyar dolarlõk bir gelir sağlandõ.
8- Bir yõllõk bu dönemde döviz rezervlerinde Şubat 1997 itibariyle yaklaşõk l Milyar
dolarlõk bir artõş kaydedildi.
9- 1995 yõlõnda bütçeden tarõmsal desteklemeye ayrõlan pay sadece 19 trilyon, 1996 yõlõ
içinse önceki hükümet tarafõndan öngörülen destekleme fonu sadece 38 trilyon TL.
idi. Refahyol, 1996 yõlõ ikinci yarõsõnda yaptõğõ hamle ile 1996'daki desteklemeyi 60
trilyon TL.'ye çõkarttõğõ gibi, 1997 yõlõ için de 95 trilyon TL'yi tarõmsal desteklemeye
ayõrdõ.
10- Zirai ürünler karşõlõğõ köylülere 1996'da sadece 43,5 trilyon toplam ödeme yapõldõğõ
halde, Refahyol döneminde 136 trilyon TL ödeme yapõldõ ve böylece, bir yõlda yüzde
312 oranõnda büyük bir artõş sağlanarak köylüler azami derecede desteklendi.
11- İMO 1995 yõlõnda 48 milyon dolarlõk hububat alõmõ yaptõğõ halde, Refahyol
döneminde, 329 milyon dolarlõk alõm yaparak köylüye 7 misli fazla para ödendi.
12- Köylülere yüzde 50 gübre sübvansiyonunun alõmda derhal ödenmesi esasõ getirildi.
Ayrõca, gübre alõmõnda formaliteler azaltõldõ.
13- Et ithalindeki fon, önce yüzde 3'ten yüzde 30'a çõkarõldõ, daha sonra da canlõ hayvan
ve et ithalatõ yasaklandõ.
15- Hayvancõlõğõn ihyasõ için büyük önem taşõyan çayõr ve mera alanlarõnõn õslahõ
ve artõrõlmasõ hususunda, 1996 yõlõnda 5000 hektar saha artõrõlmasõ yapõlmõştõr. Böylece
artõş yüzde 175 oldu.
16- Yem bitkileri alanlarõnõn artõrõlmasõna da çok büyük önem verildi. 1996'da 7650
hektar yeni bitki alanõ geliştirildi. 1997'de ise 22.000 hektar yeni bitki alanõ geliştirilmesi
programlandõ, artõş yüzde 187 civarõnda gerçekleşti.
17- Amerika buğdayõnõn fiyatõ 21.000 TL. iken, bunun muadili kõrmõzõ sert
buğdaya dört ayõn ortalamasõ dikkate alõndõğõnda 36.000 TL. fiyat verildi.
18- 1997 dünya yaş çay alõm fiyatõnõn 30.000 TL. olduğu dikkate alõndõğõnda, çay
üreticisine 1997 yõlõnda dünya fiyatlarõnõn çok üstünde bir fiyat verildiğini söylemek
mümkün.
19- Bağ-Kur emeklilerinin maaşlarõ yüzde 300'e kadar artõrõldõ.
20- Esnafa verilen krediler 1996'nõn 2. yarõsõnda 57 trilyondan 80 trilyon TL.'ye çõkarõldõ.
21- Fon kredisi imkanõ tanõnan Teşvik Belgesi verilmesine başlandõ. Böylece
Fon Kredisinden yararlanmak üzere, 8 bin 36 KOBİ sahibi müracaatta bulundu ve 2.5
trilyon TL. tutarõnda kredi kullanõma açõldõ.
22- Asgari ücrette yüzde 100'den fazla artõş sağlandõ.
23- Ortalama memur maaş artõşõ yüzde 230,1, buna mukabil enflasyon yüzde 165.,
dolayõsõyla reel artõş takriben yüzde 65 olarak gerçekleşti.
24- Son yõllardaki memur maaşlarõndaki reel değişime bir göz atõldõğõnda, Refahyol
hükümetinden önceki dönemde, genellikle memur maaşlarõndaki reel değişim enflasyonun
altõnda kaldõğõ görülür. 1993'de reel değişim + yüzde 2.2 iken, 1994'de - yüzde 22,
1995'de - yüzde 4,8 olmuştur. Refahyol döneminde, memur maaşlarõnõn enflasyon
üzerindeki reel artõşõ + yüzde 65 oldu.
25- Refahyol iktidarõ, 1996 yõlõnda asgari ücret 210 dolar olarak tesbit etmekle bugüne
kadar işçilere reel olarak verilen en yüksek asgari ücreti vermiş oldu.
26- Kamu toplu iş sözleşmelerinde ilk defa Refahyol döneminde üç ay gibi kõsa bir
zamanda sağlandõ. Kamu kesimi ortalama giydirilmiş aylõk ücretlerinde büyük bir artõş
sağlanarak, ücretler 53 milyon TL.'den 107 milyon TL.'ye, dolar olarak da 655 dolardan
993 dolara çõkarõldõ.
27- Bütçeden Bağ-Kur emeklilerine 866 milyar TL., memur emeklilerine 985 milyar ve
işçi emeklilerine 2.64 milyar TL. destek sağlandõ.
28- Memur emeklilerinin maaşlarõnda enflasyonun üstünde yüzde 51 reel artõş sağlandõ.
29- Sosyal Yardõmlaşma ve Dayanõşma Teşvik Fonu'nun bütün geliri, kamu
maksadõna uygun sekide, tamamen yoksullara tahsil edildi.
30- ihtiyaç sahibi öğrencilere de, geniş bir program halinde hibe yoluyla karşõlõksõz
destekte bulunuldu. 1994-95 yõlõnda kişi başõna burs 750 in TL., burs verilen öğrenci
sayõsõ 78 bin 815, verilen toplam burs 710 milyar TL. iken 1995-96'da aylõk burs miktarõ l
milyon TL, burs verilen öğrenci sayõsõ 100 bin 525, verilen toplam burs l trilyon TL'ye
çõkarõlmõş, 1996-97'de ise aylõk burs 4 milyon TL, burs verilen öğrenci sayõsõ 200 bin,
verilen toplam burs 6 trilyon TL. olmuştur. (124)
31- Refahyol, özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgeleri başta olmak üzere ihtiyaç
içinde bulunan Acil Destek Programõ çerçevesinde toplam 3 trilyon 947 milyar 559
milyon TL. tahsil etti. Bu programdan toplam 57 il, 96 ilçe, 52 belde ve 90 köy
yararlandõ.
32- Refahyol iktidarõ, Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri'nin ekonomik ve sosyal
göstergelerini dikkate alarak bazõ tesbitlerde bulundu ve bu sorunlarõn çözümüne
yönelik olarak, bir "icra anlaşma programõ" hazõrladõ. Ancak bu program da, sõradan
program olarak kaldõ. Yani, Doğu ve Güneydoğu için pek bir şey yapõlamadõ.
33- Körfez Savaşõ'ndan bu yana Irak'a uygulanan ambargo sonucu kapalõ tutulan ve
Türkiye'ye milyonlarca dolar zarara yol açan Kerkük-Yumurtalõk Boru hattõ, Refahyol
döneminde açõlarak ülke ekonomisine katkõsõ sağlandõ. (125)
34- Yõllardan beri Bölge'deki terör sorununun kaynaklarõndan biri olduğu
gözlenen Çekiç Güç, Refahyol Hükümeti'nin kararlõlõğõ sonucu
gönderilmiştir.
35- D-8'lerin kurulmasõ. Bu, Başbakan Erbakan'õn yaptõğõ en önemli hizmetlerden biridir.
Bilindiği gibi, Amerika Birleşik Devletleri'nin başõnõ çektiği Almanya, İngiltere, italya,
Fransa, Japonya ve Kanada'dan oluşan G-7'ler var. Bu ülkelerden oluşan grup,
aralarõndaki ticari ve sõnai işbirliğinin devamõ için siyasi diyaloga önem vermekte makro
planda hedef belirleyerek politikalarõnõ sürdürmektedirler.
D-8'ler ise TC. 54. Hükümeti Başbakanõ Prof. Dr. Necmettin Erbakan tarafõndan ortaya
konmuş ve fiiliyata geçirilmiştir. D-8'ler grubu, Türkiye, îran, Pakistan, Bangladeş,
Endonezya, Malezya, Mõsõr ve Nijerya'dan oluşmaktadõr.
D-8'ler zirvesi 14 Haziran 1997'de Cumartesi günü bu ülkelerin devlet veya hükümet
başkanlarõnõn katõlõmõyla Başbakan Erbakan'õn öncülüğünde İstanbul'da yapõlmõştõr. (126)

SİYASET YILDIZI ERBAKAN'IN HİZMET FARKI


"Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan'õn insiyatifiyle kurulan ve 8 ülkenin üye olduğu global
işbirliği forumunun koordinasyonu yapõlmõştõr. Bu forumun kuruluş aşamasõ sõrasõnda dört kez
yüksek düzeyli memurlar, üç kez dõşişler bakanlarõ ve bir kez de devlet başkanlarõ/başbakanlar
düzeyinde toplantõlar yapõlmõştõr. D-8'ler, Haziran ayõnda istanbul'da yapõlan zirve toplantõsõyla
resmen kurulmuştur. Bu toplantõda alõnan karar gereği İstanbul'da sekreterya hizmetlerinde
kullanõlmak üzere bir bina D-8 Genel Sekreterliği için tahsis edilmiş ve ayrõca D-8 faaliyetlerini
koordine edecek "Genel Sekreter, 54. Hükümet döneminde atanmõştõr." (127)

ERBAKAN VE PARTİSİ İLE İLGİLİ YAYGARALAR BAŞLIYOR

Refah; inanca karşõ uygulanan baskõlar, gelir dağõlõmõndaki adaletsizlik, yolsuzluk, rüşvet
ve terör gibi temel problemlerin kabarttõğõ öfke birikimini arkasõna alarak 24 Aralõk
seçimlerinde Türkiye'nin birinci partisi olmuştu. Seçimlerden en büyük parti olarak Refah
Partisi'nin çõkmasõ, diğer siyasi partiler ve azõnlõkta olan bir takõm çevreler üzerinde adeta
"şok" etkisi yaptõ. Siyasi teamül ve demokratik yönetim gereği, hükümeti kurma
görevinin, seçimden birinci parti olarak çõkan Refah Partisi'ne verilmesi gerekirken, bu
konu bile siyasi yaygara ve tartõşma konusu yapõldõ ve RP'siz hükümet arayõşlarõ gündeme
getirildi. Neticede, sadece üç ay sürebilen ANAYOL azõnlõk hükümeti kuruldu.
Daha sonra 27 Haziran 1996 Perşembe günü koalisyon anlaşmasõ yapõlan, 28 Haziran
1996 Cuma günü Cumhurbaşkanõ Süleyman Demirel tarafõndan onaylanan, 29 Haziran
1996 Cumartesi günü protokolü açõklanan, 4 Temmuz 1996 Pazartesi günü Türkiye
Büyük Millet Meclisi'nde 265 "red" oyuna karşõ 278 "kabul" oyuyla güven oyu alan 54.
Hükümet Refah Partisi Genel Başkanõ Prof. Dr. Necmettin Erbakan tarafõndan kuruldu.
Yapõlan bunca yaygaralara ve tartõşmalara rağmen Erbakan 54. Hükümeti kurmayõ
başardõ. Bu başarõyla ortaya konulacak diğer başarõlar, nelere sebep olacak, kimleri
rahatsõz edecek ve hangi yaygaralar kopartõlacaktõ? Bunu o gün tahmin etmek çok zordu.
Tam bir yõl süren Erbakan'õn başbakanlõğõnõn ilk yarõsõ normal denecek şekilde geçti.
Ancak ikinci yarõsõ yaygaralarla dopdolu bir şekilde geçti. Bu yaygara fõrtõnalarõnõn nedeni
ne idi? Ve nasõl başladõ?
Başbakan Erbakan 24 Ocak 1997'de yaptõğõ bir açõklamada, ekonomide adeta bahar havasõ
estirmişti. Erbakan yaptõğõ açõklamada, kaynak paketlerinde hedeflerin tutturulmasõyla
1997 için öngörülen yüzde 65 enflasyonun altõna inileceğim, iç borçlarõn daha önce
beklenen rakamlarõn altõnda gerçekleştiğini ve sonraki üç ayda da, 9 milyar dolarõn
hükümetin kasasõna girmesini istiyordu. Ayrõca Başbakan Erbakan, partisinin Meclis
Grubunda yaptõğõ bir konuşmasõnda, "Devlet borçlanmaktan kurtulacak, faiz ve enflasyon
düşecektir. Durum böyle olunca elde fazla para kalacaktõr. Bunun da dövize yönelmeden
reel ekonomiye kazandõrõlmasõ gerekmektedir. Dövizin fazla kazanç getirmeyeceği
anlaşõlõnca para reel ekonomiye gelecektir." diyordu. Erbakan, bu sözleriyle bazõ
kesimlerin, özellikle de rantçõlarõn adeta damarõna basõyordu. Bunun içindir ki, oturduklarõ
yerden büyük paralar kazanan rantiyecilerin bir kõsõm medya ile işbirliği içine girerek,
sun-i bir karõşõklõkla yaygara düğmesine basõyorlardõ.
Yaygara düğmesine basõldõktan sonra kartel medyasõ gazetelerinin manşetlerini, isminin
açõklanmasõnõ istemeyen (ve asla açõklanmayacak olan) bazõ üst düzey askeri yetkililere
ait olduğu belirtilen beyanatlarõn süslemesi dikkat çekiyordu. 28 Ocak 1997'de Hürriyet
gazetesinde "Bostan korkuluğu değiliz", Milliyet gazetesinde "MGK'dan uyarõ", Yeni
Yüzyõl gazetesinde ise "Refah gerdi" manşetleri birinci sayfalarõ süslüyordu. Böylece
yaygara düğmesine basõlmõş olmasõnõn adõmlarõ atõlmõş oluyordu.
Bu tür yaygaralar tarihte ilk defa olmuyordu. Bundan önce de çokça vuku bulduğu,
sağlam kaynaklardaki kesin delillerle tesbit edilmiştir.
"İnkâr edenler: Bu Kur'an'õ dinlemeyin, okunurken gürültü (yaygara) yapõn. Umulur ki
bastõrõrsõnõz, (üstün gelirsiniz" (128)

YAPILAN YAYGARALAR
Refahyol iktidarõnõn yedinci ayõnõn sonuna doğru çok ilginç gelişmeler yaşanmaya
başladõ. Koalisyon hükümetinin büyük ortağõ olan Refah Partisi'nin Taksim ve Çankaya'ya
cami, başörtüsü özgürlüğü, karayoluyla hac, Ramazan mesaisi ve yõllardõr Türk Hava
Kurumu'nun adeta tekelinde olan kurban derilerinin toplanmasõ konularõnõ gündeme
getirmesine paralel olarak yaygaralarda gündemin bir numaralõ konusu haline geldi.
Yapõlan yaygaralara özetle bir göz atarak birlikte hatõrlayalõm. Bu yayagaralar şunlardõ:

1- "Asker rahatsõz" yaygarasõ


2- "Darbe geliyor" yaygarasõ
3- "Laiklik elden gidiyor" yaygarasõ
4- "Genel Kurmay'da ilginç toplantõ" yaygarasõ
5- "Sincan Kudüs Gecesi" yaygarasõ
6- "Demokrasiye balans ayarõ" yaygarasõ
7- "Aczimendi Tarikatõ" yaygarasõ
8- "Mõsõr ziyareti bayrak" yaygarasõ
9- "Libya ziyareti" yaygarasõ
10- "iftar yemeği" yaygarasõ
11- "Taksim ve Çankaya'ya cami" yaygarasõ
12- "Başörtüsüne özgürlük" yaygarasõ
13- "Kurban derileri" yaygarasõ
14- "Karayoluyla hac" yaygarasõ
15- "Ramazan mesaisi" yaygarasõ
16- "Siyasal İslam" yaygarasõ
17- "İrtica" yaygarasõ
18- "28 Şubat" yaygarasõ
19- "Kapatma" yaygarasõ

YAYGARALAR İLE İLGİLİ KISA AÇIKLAMALAR

l- ASKER RAHATSIZ YAYGARASI


"Askeri kesimin, Erbakan'õn ekonomide attõğõ adõmlarõ olumlu bulduklarõnõn kamuoyuna
sõzmasõ" (129) bir kõsõm çõkar çevrelerinin hoşuna gitmemiş olduğu içindir ki böyle bir
yaygarayõ ortaya atmõşlardõr. Bundan maksatlarõ askerle bir partiyi (RP) karşõ karşõya
getirmekse, çok yanlõş bir maksattõr. Bunun böyle olmasõ da mümkün değildir. Çünkü
ilgili partinin mensuplarõnõn evlatlarõ askere gitmektedir, askerlerin akrabalarõndan da o
partili olanlar vardõr. Böyle bir hal varken askerle bir partinin karşõ karşõya gelmesi
sözkonusu değildir.
Şayet askerlerden bir kaçõ gerçekten rahatsõzlõk duyuyorlarsa, gider ilgili partinin
yöneticileriyle konuşur ve rahatsõzlõk veren konuyu izale ederler. Böyle insani anlaşma
unsurlarõ varken, birilerinin "Asker rahatsõz" haberini yaygara haline getirmesinin,
milletimize ve memleketimize ne faydasõ var?
Hem askerlerimizin hem de tüm partilerin yöneticilirenin ve de aziz milletimizin bu tür
yaygaralardan olumsuz etkilenmemeleri, millet ve memleketini sevenlerin en büyük
temenni ve arzularõndan olmalõdõr.
2- DARBE GELİYOR YAYGARASI
Bu yaygaradan da birilerinin birşeyler umduğu açõkça anlaşõlmaktadõr. Gözenin başõnda
oturup çõkan suyu korumak ve onu insanlar arasõnda adil bir şekilde dağõmõtõm sağlamakla
görevli olanlarõ korkutmak, ürkütmek, böylece gözenin başõndan uzaklaşmalarõnõ temin
ederek kendi havuzlarõna musluklarõ bağlayacak olanlarõn gelmesi için "darbe geliyor"
yaygarasõ yapõlmõştõr. Halbuki askerlerimizin demokratik çözümden yana olduklarõnõ
defalarca açõklamõşlardõr. Buna rağmen, bu yaygaralarõn niçin yapõldõğõnõ anlamamak
mümkün mü?
Türkiye'de herkes iyi biliyor ki, darbeler ciddi, kalõcõ, etkili ve faydalõ bir çözüm
olmamõştõr. 1960 darbesi neticesinde dönemin Başbakanõ merhum Adnan Menderes
asõlmõştõr. Ancak daha sonra bu yapõlmõş olan bir hatadõr denilerek, naşõ Topkapõ'da
yaptõrõlan anõt mezara nakledilmiştir. Bu tarihi örnekte gösteriyor ki darbeler çözüm
değildir. Kalõcõ ve etkili çözüm, demokratik çözümdür, Çözüm ortadayken darbe
yaygaralarõna ne gerek var?
3- LAİKLİK ELDEN GİDİYOR YAYGARASI
Laiklik, din işleriyle devlet işlerinin birbirinden ayrõlmasõ şeklindeki bir uygulama,
devletin vazgeçilmez niteliklerinden ve anayasanõn değiştirilemez maddelerinden birisi ise
niçin elden gitsin? Anayasa'nõn ilgili maddesini değiştirmek isteyen mi oldu ki laiklik
elden gitsin?

Taksim ve Çankaya'ya cami yapõlmasõyla laikliğin ne ilgisi var? Türkiye'de onbinlerce


cami var, laiklik elden gitmiyor, Taksim'e ve Çankaya'ya cami yapõlõrsa laiklik elden
gider. Böyle mantõk olur mu?
Kaldõ ki kendisiyle ve partisiyle ilgili yaygara yapõlan dönemin başbakanõ Erbakan,
laikliğe karşõ olan bir lider değildir. O laikliğin din düşmanlõğõ şeklindeki uygulamasõna
karşõdõr. Erbakan'õn, ta Millî Nizam Partisi döneminde, laiklikle ilgili ortaya koyduğu
görüş ve düşünceleri, hiç değişmeden devam ede gelmiştir, işte Erbakan'õn Milli Nizam
döneminde laiklikle ilgili ortaya koyduğu görüş ve düşünceleri:
"Biz laikliğe karşõ değiliz. Biz asõl laikliği ortadan kaldõran bugünkü laiklik tatbikatõna
karşõyõz. Bugün memleketimizde bütün batõ medeni memleketi ile asla mukayese
edilemeyecek bir laiklik anlayõşõ, Anayasa'ya aykõrõ olarak tatbikatta hüküm sürmektedir.
Bugün "Allah'a şükür" diyen insan ağõr ceza mahkemelerinde inlemektedir." (130)
Gerçek böyle iken, Erbakan laikliği götürmeyeceğine, kendisi küsüp gitmeyeceğine,
Taksim'e ve Çankaya'ya yapõlacak olan camiler koyamayacaklarõna göre laiklik elden
niçin gitsin?
Almanya'da kubbeli minareli cami yapõlõyor, Belçika'da kesilen kurbanlarõn derilerini
kesen istedikleri yerlere veriyor, Hollanda'da başörtülü hanõmlar devlet dairelerinde
memur olarak çalõştõrõlõyor, laikliğin anasõ, babasõ ve beşiği olan Fransa'da kõzlar başörtülü
okullarda okuyorlar. Bu ülkelerde laiklik elden gtimiyorsa, Türkiye'de hiç elden gitmez.
Korkmaya ve yaygara yapmaya gerek yok!
"Laiklik elden gidiyor." diyerek halkõn dikkatini başka taraflara çekerek hõrsõzlõk ve
yolsuzluk yapanlara ve milletimizi bölmeye çalõşanlara dikkat edin yeter.
4- GENEL KURMAY'DA İLGİNÇ TOPLANTI YAYGARASI
Türk Silahlõ Kuvvetleri'nin Genel Merkez Karargahõ Genel Kurmay Başkanlõğõ'dõr.
Yurdumuzu korumak ve kollamakla görevli olan Türk Silahlõ Kuvvetleri üst düzey idare
kademesi, ilginç olsun ilginç olmasõn elbette toplantõlarõnõ Genel Kurmay Başkanlõğõnda
yaparlar. Bundan daha tabii ne olabilir!
Ancak, birilerinin bu tür toplantõlarõ yaygara haline getirmesi, toplum üzerinde olumsuz
etkiler meydana getirmektedir. Bu bakõmdan toplumu endişelere, korkulara, paniklere
sevk edecek yazõ ve çiziden uzak kalõnmalõdõr. Bir toplantõ haberini yaygara haline
getirmek, hiç kimseye fayda sağlamaz.

5- SİNCAN KUDÜS GECESİ YAYGARASI


Refahyol hükümeti döneminde yapõlan en büyük yaygaralardan birisi de "Sincan Kudüs
Gecesi" yaygarasõdõr. Çok ilginçtir, bir kaç yõldan beri her yõl geleneksel olarak
Ankara'nõn Sincan ilçesinde aynõ şekilde kutlanan Kudüs Gecesi, daha önceleri medyada
haber olarak bile yer almamõştõ. (131) Ancak bu sefer durum çok farklõydõ. Bu fark ise
Türkiye'nin, Refah Partisi'nin büyük ortak olduğu bir koalisyon hükümetiyle
yönetilmesiydi. Yani Refah Partisi'nin hükümette olmasõydõ. RP hükümette olunca
Sincan'daki Kudüs Gecesi, kartel medyasõnda bu sefer inanõlmaz bir şekilde yaygara
haline getirilerek işlendi. Öyle oldu ki Türkiye'nin iç politikasõnõ olumsuz etkilediği gibi
dõş politikasõnõ da etkiledi. İran'õn Ankara Büyükelçisi Bağheri, ardõndan da aynõ ülkenin
konsoloslarõ Türkiye'den ayrõlmak zorunda kaldõlar. Ve belki de, Türkiye'nin tarihinde ilk
defa komşu ülke İran ile ilişkileri bu kadar bozuldu, onarõlmasõ zor derin yaralarõn
açõlmasõna neden oldu.
Bu tür olumsuzluklara neden olan unsur, bir haberi, hoş olmayan niyetlerle maksadõnõn
dõşõnda taşõmak için yaygara haline dönüştürmektir. Bu da zarardan başka bir şey
getirmez.

6- DEMOKRASİYE BALANS AYARI YAYGARASI


30 Ocak 1997 tarihinde RP'li Sincan Belediye'sinin düzenlediği Kudüs Gecesi'nde, Sincan
Belediye Başkanõ Bekir Yõldõz ile İran Büyükelçisi Muhammed Rõza Bagheri'nin yaptõğõ
konuşmalar ve yapõlan tiyatro gösterisi büyük bir olay haline getirilmiş ve günlerce
yaygarasõ yapõlmõştõ. Bundan birkaç gün sonra 4 Şubat 1997 günü Etimesgut Zõrhlõ
Birlikler Okulu ve Eğitim tümen Komutanlõğõ'na bağlõ tank ve kariyerler ile bazõ askeri
araçlar, "motorlu yürüyüş" çerçevesinde Sincan Atatürk Caddesi'nden geçerek Akõncõlar
Üssü'ne intikal ettiler. Bundan bir müddet sonra Amerikan-Türk Konseyi'nin yõllõk
toplantõlarõ çerçevesinde ABD'ye giden ve orada Amerikan-Türk Konseyi Balosunda,
Sincan'da tanklarõn yürütülmesi ile ilgili sorulan bir soru üzerine "demokrasiye balans
ayarõ yapõldõ" (132) diyen Genel Kurmay ikinci Başkanõ Çevik Bir'in bu sözleri günlerce
yazõldõ ve okundu.
Aslõnda demokrasiye, demokratik kurallarla ayar yapõlõr, şayet ayarõ bozulmuşsa. Ancak,
kabul edelim ki bir paşamõz böyle bir şey dedi, bunu yaygara haline getirmenin ne anlamõ
var? Bu ifadeyi, kartel medya iyi değerlendirerek maksadõna alet etmeyi başarabilmiştir.
Tanklar Sincan'da değil, Altõndağ'da yürümüş olsalardõ, bozuk maksatlõlar bunu yine
yaygara konusu yaparlardõ.

7- ACZİMENDİ (TARİKAT) YAYGARASI


Aczimendi Tarikatõ Şeyhi Müslüm Gündüz olayõ patlak vermeden bir müddet önce, tarikat
mensubu müritlerin yaptõklarõ zikirler, giydikleri kõlõk kõyafetleri defalarca gündeme
getirilerek televizyon ekranlarõna ve gazete sütunlarõna taşõndõ. Adeta hazõrlanmõş bir
senaryo oynanõyordu. Zamanlamasõ da iyi ayarlanmõştõ. Çünkü Refah Partisi hükümette
idi.
28 aralõk 1997 Cumartesi günü Aczimendi Tarikatõ lideri Müslüm Gündüz dini nikahlõ eşi
Fadime Şahin ile birlikte Kadõköy'deki bir evde polis tarafõndan baskõna uğradõ. Tabiiki
televizyon kamerasõ da hazõr idi. Böylece kartel medyanõn eline çok yağlõ bir konu
geçmişti. Bunu çok iyi değerlendireceklerdi, bitmek tükenmek bilmeyen arzularõ
doğrultusunda...
Nitekim uzun bir süre bunun yaygarasõ yapõldõ. Öyle oldu ki, toplum tarafõndan din
adamlarõna karşõ duyulan güven ve saygõ zedelenir hale geldi. Kaldõ ki bu kişi din adamõ
da değildi.
Bir kişinin yaptõğõ bir yanlõşõ, bu kadar abartmanõn ve gündemde tutmanõn Türkiye'nin
ekonomisine faydasõ mõ oldu?
8- MISIR ZİYARETİ BAYRAK YAYGARASI
Başbakan Erbakan 2 Ekim 1997'de bir haftalõk Afrika gezisine çõktõ. Bu ziyaret
programõnda Başbakan, Mõsõr, Libya ve Nijerya'yõ ziyaret edecekti.
Gezinin ilk durağõ olan Mõsõr'a, Mõsõr'õn isteği üzerine dört saat geç gidilmesi ve karşõlama
töreninde Türk bayrağõnõn göklere çekilmemesi büyük bir yaygara konusu yapõldõ. Öyle
bir duruma getirildi ki olay, "laiklik elden gidiyor" yaygarasõyla bütünleşti ve hatta
diplomatik krize neden oldu.
Konuyla ilgili Başbakan Yardõmcõsõ ve DYP Genel Başkanõ Tansu Çiller şöyle bir
açõklamada bulundu:
"Gezi zamansõz olabilir, ama bütün bunlarõ "Aman laiklik elden gidiyor" havasõna
sokmanõn akõlla, mantõkla bağdaşõr tarafõ var mõ?"
Çiller çok haklõydõ. Bayrağõn asõlõp asõlmamasõyla laikliğin ne alakasõ var? Bu yaygara
değildir, bunda art niyet yoktur denebilir mi?

9- LİBYA ZİYARETİ YAYGARASI


Başbakan Erbakan bir haftalõk Afrika ziyareti programõ gereği 5 Ekim 1997 tarihinde
Libya'ya gitti. Libya lideri Muammer Kaddafi ile iki kardeş ülkeyi ilgilendiren çeşitli
konularda görüşmeler yaptõktan sonra iki lider müşterek bir basõn toplantõsõ düzenlediler.
Basõn toplantõsõnda ilk sözü Kaddafi aldõ ve konuşmasõnda, Türkiye'nin dõş politikasõndan
memnun olmadõğõnõ, Türkiye'deki Kürt sorununun çözümlenmesi gerektiğini söyledi.
Kaddafi'yi hoşnutsuz bir tavõrla dinleyen Erbakan ise konuşmasõnda şöyle dedi:
"Türkiye'de kurt sorunu değil, terör sorunu vardõr." (133)
Başbakan Erbakan Kaddafi'ye gereken cevabõ verdiği halde ertesi gün kartel medya
yaygaraya başladõ. Neredeyse Erbakan'õ vatan haini ilan edeceklerdi. Başbakan Erbakan'õn
başarõlarõnõ gölgelemek ve önünü kesmek için diğerleri gibi çok iyi bir fõrsattõ bu. Elbette
amaçlarõ doğrultusunda yaygara yaparak değerlendireceklerdi!
Bu yaygara neticesinde Başbakanlõğa vekâlet eden Tansu Çiller, Türkiye'nin Libya
büyükelçisini geri çekti.
İşte yaygaralarõn Türkiye'deki etkileri ve neticeleri!
10- İFTAR YEMEĞİ YAYGARASI
Yõllardõr devlet tarafõndan itibar görmemiş, ilgi bulmamõş olan din adamlarõ, toplumda
sevginin, saygõnõn, hoşgörünün, barõşõn sağlanmasõnda etkili olduklarõ için, onlarõn bu
etkinliğini yeniden harekete geçirmek maksadõyla Başbakan Erbakan tarafõndan 11 Ocak
1997'de Başbakanlõk Konutunda din adamlarõna bir iftar yemeği verildi.
Bu iftar yemeğine, başta Diyanet İşleri Başkam Mehmet Nuri Yõlmaz olmak üzere çok
sayõda tanõnmõş din adamõ katõldõ. Bunu tam fõrsat bilen kartel medya yaygarayõ bastõ.
"Laiklik elden gidiyor!" günlerce bu yaygara devam etti.
Başbakan, papazlara ve hahamlara bir yemek vermiş olsaydõ "Laiklik elden gidiyor" diye
yaygara yapõlõr mõydõ?
Laikliğin elden gitmesiyle, iftar yemeğinin, iftar yemeğiyle laikliğin elden gitmesinin ne
alakasõ var?
Tabiiki yaygara yapan kartel medya, bu hadiseye bir de kõlõf bulmuş; tarikat şeyhleri.
Tarikat şeyhleri dedikleri zatlardan birisi Ecevit'le görüşse, Çillerle görüşse laiklik elden
gitmiyor da, Erbakan'la görüştüğü zaman neden elden gidiyor? Yoksa bunu laiklik mi
böyle istiyor?
Yaygaracõlarõn kendi ifadeleriyle "Nurculuk Tarikatõ" liderlerinden Fethullah Gülen Hoca
Efendi Ecevit'le ve Çillerle görüşmedi mi? Görüştü. Bu görüşmeyi Ecevit ve Çiller
yaptõğõna göre, başbakanlõk yapmõş olan bu iki lider laikliğe karşõdõrlar diyebilir miyiz?
Öyleyse yaygaraya ne gerek?
11- TAKSİM VE ÇANKAYA'YA CAMİ YAYGARASI
"Taksim Camii" 47 yõldõr gündemde olan bir konudur. Hatta Taksim'de cami yapõlmasõna
dair Bakanlar Kurulu kararõ vardõr." (134) Buna rağmen Taksim"e cami yapõlmamõştõr. Çünkü
Taksim'e cami yapõlmasõna karşõ olanlar var. Kimdir bunlar ki İslam ülkesinde bir caminin
yapõlmasõna karşõ çõkõyorlar?
Taksim'e cami yapõlmasõna yalnõzca Türkiye'deki niçin inandõğõm, nasõl inandõğõnõ bilmeyen
adõ müslüman bir kaç kişi karşõ çõkmõyor. Bunlarõn yanõsõra Hõristiyan Kiliseler Birliği,
Amerika, Avrupa Birliği, Ortadoks Kilisesi, Vatikan ve Yunanistan da karşõ çõkõyor. Bunun
sebebi ise Hõristiyan Batõ Dünyasõ, Taksim Meydanõ'nõ, Hõristiyanlõğõn sembolü olarak
görüyor. Bunun içindir ki; "Taksim'de, Taksim (Topçu) Kõşlasõnda 1893 yõlõnda restore edilen
şahane ve sanat değerlerinde yüksek bir cami bulunuyordu, İsmet İnönü bu camiyi, Lozan'da
verdiği taviz gereği 1940'da yõktõrmõştõr. Ve yine Süleyman Demirel ve Turgut Özal'da
Taksim Camiini yaptõramamõşlardõr." (135)
Birilerinin hatõrõ için yapõlmasõ gereken caminin yapõlmasõnõn tehir edilmesi ya da
engellenmesi kabul edilecek şey değildir. Dolayõsõyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanõ
Recep Tayyip Erdoğan Taksim Camiini yapacaklarõm açõkladõ. Başbakan Erbakan da aynõ
doğrultuda görüş belirtti. Çankaya'ya da cami yaptõrõcağõz deyince yaygara başladõ "Laiklik
elden gidiyor..."
Taksim'e cami yapõlsõn diye Bakanlar Kurulu karar alõyor, Süleyman Demirel ve Turgut Özal
imza atõyorlar laiklik tehlikeye girmiyor, Erbakan ve Erdoğan Taksim'e cami yapõlacak
diyorlar laiklik tehlikeye giriyor! Bu nasõl mantõk? camiyle laikliğin ne alakasõ
var? Eğer laiklik camilerle alakalõ olsaydõ, Türkiye'de 10 binlerce cami var laikliğin
bugüne kadar kalma şansõ hiç olmazdõ. O halde bu yaygaralar niçin?
12- BAŞÖRTÜSÜNE ÖZGÜRLÜK YAYGARASI
Türkiye'de Atatürkçülük ve Laiklik adõna yõllardõr üniversitelerde okuyan kõz öğrencilere
uygulanan başörtüsü yasağõ önemli bir sorun haline gelmişti. Bu sorunu kökten çözmek
için koalisyon'un büyük ortağõ Refah Partisi tarafõndan "başörtüsüne özgürlük" düşüncesi
ortaya konunca, yine yaygara başladõ. "Laiklik elden gidiyor.", "Çağdõşõ kõyafet", "ortaçağ
karanlõğõ" vb...
Başörtüsüyle laikliğin ne alakasõ var? Laikliğin beşiği Fransa'da, Almanya'da,
Hollanda'da, Belçika'da, İngiltere'de ve Amerika'da müslüman kõz öğrenciler, başörtülü
üniversitelere gidiyorlar. Bu ülkelerde laiklik tehlikede değil ve elden gitmiyor. Kimse de
rahatsõz olmuyor, tam tersine, saygõ duyuyorlar. Çünkü Avrupalõlar kafanõn dõşõnda ne
olduğuna değil, içinde ne olduğuna önem veriyorlar.
Başörtüsünü tehlike olarak gören bir zihniyetle kalkõnmak, büyümek mümkün değildir.
Ne gariptir ki başörtüsüne karşõ olanlar, onu (bir metrelik kumaşõ) tehlike olarak görenler
ve yasaklayanlar bunu, laiklik adõna ve laikliği Türkiye'ye getiren Atatürk adõna
yapõyorlar. Böylece Atatürk'e muhalefet ediyorlar. Ancak bunun farkõnda değiller galiba.
1938'lere kadar olan Atatürk'ün sağlõğõ döneminde, kadõnlarõn; bõrakõn başörtüsünü,
giydikleri çarşaf veya taktõklarõ peçe konusunda çõkardõğõ bir tek kanun maddesi, ya da bir
tek genelge yoktur. Ayrõca Anayasa, kanun ve İç tüzük'te başörtüsünü yasaklayan bir
hüküm de yoktur.
Buna rağmen Türkiye'de başörtüsü hep yasaklanmak istenmiş, başörtülü öğertmenler
görevlerinden alõnmõş, üniversite öğrencileri okula alõnmamõş, hatta İmam-Hatip
okullarõnda bile bu yasak uygulanmõştõr. 18 Nisan 1999 Genel Seçimlerinde İstanbuldan
Milletvekili seçilen Merve Kavakcõ başörtülü olduğu için 2 Mayõs 1999 tarihinde
TBMM'de yapõlan yemin merasiminde, yemin etmesi engellenmiştir. Bunlar da
Atatürkçülük ve laiklik adõna yapõlõyor. Gerekçe, başörtüsü laikliğe aykõrõdõr. Başörtüsü,
Allah'õn emridir denildiğinde, kõlõf hazõr; "Başörtüsü başka şey, türban başka şey, türban
siyasi simgedir."
"Mü'min kadõnlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar, namus ve
iffetlerini esirgesinler. Görünen kõsõmlarõ müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir
etmesinler. Başörtülerini, yakalarõnõn üzerine (kadar) örtsünler..." (136)
Allah'õn emrine rağmen, Atatürk'ün TBMM zabõtlarõ Cilt: l, Sayfa: 3'deki sözüne rağmen,
insan hak ve özgürlüklerine rağmen, hala başörtüsüne karşõ çõkanlar varsa, bunlar,
laikliği, Atatürkçülüğü istismar eden, dayatmacõ, zorbacõ olmaz mõ?
Atatürk'ü sevip laikliği istediği halde, başörtüsüne karşõ çõkan akõllõ, basiretli ve samimi
olan herkesin, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözlerini
dikkatle okumasõ, annesi Zübeyde Hanõm'õn ve eşi Latife Hanõm'õn fotoğraflardaki
örtülerine dikkatle bakmasõ gerekmez mi?
BAŞÖRTÜSÜ İLE İLGİLİ ATATÜRK NE DİYOR?
(Ankara, 03/04/1923)
"Dinimizin tavsiye ettiği tesettür, hem hayata, hem fazilete uygundur." (137)
"Eğer kadõnlarõmõz Şeriat'õn tavsiye ve dinin emrettiği bir kõyafetle, faziletin icap ettiği
tavr-u hareketle içimizde bulunur, milletin ilim, sanat içtimai hareketlerine iştirak ederse,
bu hali, emin olun, milletin en muteassõblarõ dahi takdir eder...
Bilakis, o halin aleyhinde söylenecek sözlere karşõ belki onun müteşebbislerinden daha
fazla müdafii olur.''(138)
M. Kemal Atatürk
İŞTE ATATÜRK'ÜN EŞİ LATİFE HANIM VE...
"Herkes özel yaşamõnda istediği kõyafeti giyebilir. Ama burasõ hiç kimsenin özel yaşamõnõ sergilediği ve
devlete meydan okuduğu bir yer değildir. Bu hanõma haddini bildiriniz!" (139)
Bülent Ecevit Başbakan
Mustafa Kemal Atatürk'ün Eşi Latife Hanõm (140)
İstanbul Milletvekili Merve Kavakçõ Hanõm
Atatürk ve laiklik adõna başörtüsüne karşõ zorbalõk, dayatma ve yaygara yapanlar, Atatürk'ün
Eşi Latife Hanõm'õn başörtüsüne bakmõyorlar mõ?
"Biz başörtüsüne değil, türbana karşõyõz" diyenler, Atatürk'ün Eşi Latife Hanõm'õn
başörtüsüyle Milletvekili Merve Kavakçõ Hanõm'õn başörtüsü arasõnda nasõl bir fark görürler?
Yoksa bunlar, Latife Hanõm'õn başörtüsüne de mi karsõlar?
YAYGARACILARIN MANTIĞI BU

Bir müslüman Türk kadõnõ ve asker oğlu (141)


Bu hanõmefendi, oğlunu vatanõ korumak için askere gönderdiğinde,
Oğlu askerde şehit olursa, "şehit annesi", CİCİ KADIN olur!
Kõzõnõ okutmak için üniversiteye gönderdiğinde kõzõ başõm örterse, "gerici annesi", "ÖCÜ
KADIN" olur.!
Bir kadõn, aynõ anda hem şehit annesi, hem de "gerici annesi" olur mu?
GERÇEK OLAN BU

3. Kolordu Komutanõ Korgeneral Edip Başer, şehit annesi Mezgun Dağder ile
akrabalarõna başsağlõğõ dileyerek acõlarõnõ paylaşõyor. (142)
Türk Silahlõ Kuvvetleri'nin PKK ile yaptõğõ mücadelede şehit düşen Onbaşõ Ertaç
Dağder'in annesinin ve akrabalarõnõn çarşaf ve türbanlarõ, onun şehitlik rütbesine ermesine
engel olmuyor mu?
Bu vatan uğruna kan veren, can veren bu hanõmlarõn kendi vatanlarõnda özgürce yaşama
haklarõ yok mu?
Bu hanõmlara sõrf kõyafetlerinden dolayõ gerici, öcü, çağdõşõ, örümcek kafalõ, yobaz
diyenler, annesine hakaret edilen şehit onbaşõ Ertaç Dağder'in ruhunu incitmiş olmazlar
mõ?
13- KURBAN DERİLERİ YAYGARASI
Hür, mukim, müslim, zengin olan kimse için vacip olan kurban, Allah Teâlâ'ya tekerrüp
için kurban niyetiyle kesilen hususi hayvandõr. Kurban bayramõnda böyle Hak rõzasõ için
kesilen kurbana "udhiye" bunu kesmeğe de "tezhiye" denir. (143)
İbadet maksadõyla kesilen kurbanlarõn derilerim, yõllardõr Türk Hava Kurumu (THK)
topluyordu. Hem de konuyla ilgili bir kanun maddesi varmõş gibi.
Kurban derilerinin toplanmasõ konusu Refahyol hükümeti döneminde gündeme gelince,
yeryerinden oynadõ adeta, ve yaygara başladõ: "Asker rahatsõz" Allah aşkõna kurbanla
askerin rahatsõzlõğõnõn ne alakasõ var? Vatandaş, kurbanõnõ kesmek için askerden izin
almasõ mõ gerekiyor? Böyle bir izin alma gereği olmadõğõna göre, kurbanõnõn derisini
istediği yere vermek isterken asker niçin rahatsõz olsun?
Anlaşõlan odur ki, asker rahatsõz değil, yaygara yapan çõkarcõlar rahatsõz...
Kurban derilerinin Türk Hava Kurumu'na verilmesine dair ne dinde ne de kanunda bir
hüküm vardõr. Kurban derileriyle ilgili dinde şöyle bir hüküm vardõr: "Kurbanõn postu
(derisi) tasadduk olunur veya ondan seccade veya sofra gibi evde kullanõlacak bir şey
yapõlõr." (144)
Madem ki kurbanõn derisi tasadduk edilmelidir, öyle ise tasadduka kimse mecburiyet
getiremez. Demek oluyor ki yaygaralar maksatlõdõr.
14- KARAYOLUYLA HAC YAYGARASI
1976 yõlõnda Erbakan Başbakan Yardõmcõsõ iken karayoluyla hac serbest idi. Bu sebeple
Türkiye, o yõl en çok hacõ göndererek dünya birincisi oldu. Tam 135 bin hacõ göndermişti.
1997'de 21 yõl aradan sonra, Erbakan bu sefer Başbakan ve karayoluyla hac yine gündeme
geliyor. Çünkü karayoluyla hac daha ucuz oluyor. Karayoluyla hac gündeme gelince, yine
irtica hortluyor ve laiklik elden gidiyor" Havayoluyla hacca gidilince bir şey yok, ama
karayoluyla hacca gitmek gündeme gelince yer yerinden oynuyor!
Erbakan Başbakan iken "Cumhuriyet tarihinde ilk kez rekor sayõda milletvekili hacõ
olmak için Suudi Arabistan'a gitti." (145) İşte asõl yaygaranõn sebebi de bu...
15- RAMAZAN MESAİSİ YAYGARASI
Refahyol hükümeti, 1997 Ramazan'õnda oruç tutan memurlarõn iftar saati, mesai saatine
rastladõğõ için bir düzenleme yaparak evlerinde iftar edebilmelerini amaçladõ. Bu yönde
bir düzenlemeye giden hükümet, yaygara taşlarõna hedef oldu. Yaygara üstüne yaygara.
Yine hep aynõ şeyler, "irtica hortladõ", "Laiklik elden gidiyor" "Darbe geliyor..."
Ramazanla laikliğin ne alakasõ var?
Bu yaygaralardan sonra "Bartõn Adliyesi Yazõ İşleri Müdürü Abdurrahman Güzelgün,
memurlarõn mesai saatlerinin Ramazan'a göre düzenlenmesini öngören
Bakanlar Kurulu kararõnõn iptali istemiyle Danõştay'a dava açtõ." (146) Danõştay 28
Ocak'ta "Yürütmenin durdurulmasõna" karar verdi.
16- SİYASAL İSLAM YAYGARASI
Refah Partisi'nin hükümette olduğu sõrada en çok tartõşõlan konulardan birisi de "Siyasal
İslam'a" konusu olmuştur. Refah Partisi'nin kimliğini, imajõnõ ilgilendiren bu konu niçin
gündeme getirildi ve kim getirdi? Bunu anlamamak mümkün değil.
"Refah iktidara gelirse Türkiye Cezayir'e döner" düşüncesi kime aitse konuyu gündeme
getirenler de onlardõr. İşte Refah iktidara geldi ve gitti ama Türkiye Cezayir'e dönmedi ve
asla dönmeyecektir.
Bu konuyu yaygara yaparak gündeme getirenlerin amaçlarõndan biri de İslam'õ ve
müslümanlarõ bölmektir. Zira siyasal İslam denince, arkasõndan iktisadi İslam,
matematiksel İslam, astronomiksel İslam, coğrafyasal İslam, tõpsel İslam, Felsefesel
İslam, biolojisel İslam, ekonomisel İslam gelir. Bu ise çok tehlikeli ve yanlõş olur.
Ayrõca "Siyasal İslam'cõ" sözünün altõnda, din istismarõ ve dinin siyasete alet edilmesi
yatmaktadõr. İşte yaygaracõlar, önce Refah Partisi'ne "Siyasal İslam'a" kimliğini
yakõştõrõyor arkasõndan da "dini siyasete alet ediyorlar" yaygarasõyla karalamaya
çalõşõyorlardõ.
RP'liler, kendilerinin siyasal İslamcõ olmadõklarõ, mevcut yasalar doğrultusunda kurulan
bir siyasi parti olduklarõnõ defalarca söylemelerine rağmen,
yaygaracõlara kâr etmedi ve RP "Siyasal îslamcõ"dõr yaygarasõna devam ettiler ta ki "İrtica
hortladõ"
17- İRTİCA YAYGARASI
Türkiye'mizi siyasi, iktisadi, sosyal, sõnai ve ahlaki sahalarda geri bõrakan irtica tartõşmalarõ
olmuştur, irtica ile uğraşmaktan, memleket meseleleriyle uğraşmaya fazla vakit bulunamadõ.
Memleketimizi yõllardõr geri bõrakan bu irtica nedir, kimdir, nerden gelmiş, kim getirmiş,
boynuzlu mu, boynuzsuz mu, erkek mi, dişi mi, kuyruklu mu, kuyruksuz mu, Amerikalõ mõ,
Avrupalõ mõ, Rusyalõ mõ, Afrikalõ mõ, Asyalõ mõ, Ortadoğulu mu, Türkiyeli mi? Nedir bu
irtica? Kimin işine yarõyor, kimi sevindiriyor, kime çõkar sağlõyor?
İrtica kelimesinin lügat manasõ; geri dönmek, eski hayat tarzõna dönmektir. (147) Bu manaya
göre, Türkiye'de gerici var mõ? Uçakla, otobüsle, trenle, taksiyle değil, merkeple, katõrla, atla,
deveyle yolculuk yapmak isteyen, televizyon, teleks, faks, telefon, bilgisayar kullanmak
istemeyen var mõ? Yoksa, Türkiye'de gerici kim?
Kur'an okuyan, namaz kõlan, oruç tutan, zekât veren, hacca giden, çocuğunu Kur'an kursuna,
imam Hatip Okuluna gönderen, Allah'õ zikreden, dini için çalõşan, inancõ gereği başõnõ örten,
hizmet için cami yaptõran, vatanõnõ savunan, milletini seven gerici ise, ilerici kim? İlerici ise
gerici kim?
Erbakan'õn başbakanlõğõ döneminde ne yapõldõ ki "irtica" yaygaralarõ koparõldõ? Yapõlanlar
şunlardõ:
Memurlara yüzde 50 zam, Büyük Türkiye projesi, denk bütçe, ekonomik paketler, Asya ve
Afrika'ya ziyaret, din adamlarõna iftar yemeği, hacca gitmek, başörtüsü özgürlüğüne teşebbüs,
Taksim ve Çankaya'ya cami yaptõrma fikrini açõklamak, kurban derileri üzerindeki tekeli
giderme fikri, Ramazan mesai düzenlemesi vs.
Şimdi ilim ve mantõk çerçevesinde akõl, şuur ve idrak sahibi olanlara soruyorum; Şu
yapõlanlarla gericiliğin (irtica) ne alakasõ var?
Akõl, şuur, idrak sahibi olanlar için hiç bir alakasõ olmayabilir. Ancak çõkar sahipleri için çok
alakasõ var!
Bu alakanõn gereğidir ki, hiçten sebeplerle yaygara yapõyorlar.
Uzun bir süre yapõlan "irtica" yaygaralarõ ile ilgili bazõ örnekler:
— MGK İrtica'ya kilitlendi
— Cumhurbaşkanõ Süleyman Demirel Çanakkale'de irticaya ve Avrupa'ya 2 önemli uyarõda
bulundu.
— İrticaya sõkõ takip
— Çocuklarõmõzõ irticadan kurtaracağõz. — İrtica çok organize
— SÇG'den irtica avõ
— İrtica kõskaçta
— MGK, irticayõ "içerden" vuracak
— Üniversite'de irtica operasyonu
— Alevi binbaşõ "irticacõ" diye ordudan atõldõ
— 8. maddeye irtica rötuşu
— Asker irticanõn peşinde
— İrtica takibine hõz verildi
— İrtica ile mücadelede Başbakanlõk tek merkez
— İrticai vakõflar, mercek altõna alõndõ
— En büyük tehlike irtica ve çeteler
— İrticai sermaye için teşvik musluğu kapandõ
— İrticaya geçit yok
— İlticanõn hedefi kadõn
— İrticaya geniş kapsamlõ rapor
— Çiller: İslamiyet irtica değildir. (148)
Yine akõl, şuur, idrak, insaf, vicdan, basiret, bilgi, beceri, kabiliyet, cesaret, samimiyet sahibi
olan
kimselere soruyorum: Peki ya irtica nedir?
Yaygara yapanlarõn "irtica"dan maksatlarõ, İslam dini ise, bunlar ya müslüman değildirler ya
da gerici müslümandõrlar! Müslüman değildirler, çünkü, inanmõş olsalardõ, inandõklarõ dine
"irtica" gericilik demezlerdi. Gerici müslümandõrlar, çünkü, inandõklarõ dinin "irtica" gericilik
olduğunu kabul ediyorlar, bir din "irtica" gericilik ise, o dine inananlar da gerici olurlar.
İRTİCA İLE İLGİLİ MİLLİ ŞAİRİMİZ NE DİYOR?
(ŞİİR)
"Üçbuçuk soysuzun ardõnda zağarlõk yapamam; Hele hak namõna haksõzlõğa ölsem tapamam
Doğduğumdan beri aşõğõm istiklâle
Bana hiç tasmalõk etmiş değil altõn lâle
Yumuşak başlõ isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, Fakat çekilmeye gelmez boynum.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçõ yerim, çifte yerim
Adam aldõrma da geç git, diyemem aldõrõrõm.
Zalimin hasmõyõm amma severim mazlumu...
iRTiCA 'nõn, şu sizin lehçede manasõ bu mu?
— Yok canõm!
Yok deme
— ifrat ediyorsun Köse...
İşte ben MÜRTECİ 'im, gelsin işitsin dünya!
Hem de baş MÜRTECİ'yim, patlasanõz, çatlasanõz
Hadi kanununuz assõn beni, yahud yasanõz!
Bana anlat bakayõm şimdi; biçare Ocak,
Zorbalar saltanatõndan ne zaman kurtulacak?
Hiç bu mantõkla, a divane, hükümet mi yürür?
Bir cemaat ki erenler işi yumrukla görür "(149)
Mehmet Akif Ersoy Milli Şair

İRTİCA İLE İLGİLİ BAŞKA BİR ŞAİRİMİZ NE DİYOR?


(ŞİİR)
"Zamanõ kokutanlar, mürteci diyor bana
Yükseldik sanõyorlar, alçaldõkça tabana "(150)
N. Fazõl Kõsakürek
18- 28 ŞUBAT YAYGARASI
Buraya kadar saydõğõmõz ve sayamadõğõmõz yaygaralar, o kadar lüzumsuz, mesnetsiz,
insafsõz ve çokça yapõldõ ki, önce küçük sonra da büyük sancõlar oluştu. Bu sancõlarõn
peşinde "28 Şubat" Türkiye'nin gündemine balon gibi düştü.
Refah iktidarõnõ yõkan, yõktõktan sonra da kapatmaya kadar götüren 28 Şubat
"Postmodern" darbesi öncesi ve sonrasõnda yaşanõlan bir dizi olay, günlerce, hatta
aylarca, medya kuruluşlarõnõn bir numaralõ gündemi oldu. Tüm Türkiye, bu tarihten sonra
Erbakan'õn partisiyle yatõp Erbakan'õn partisiyle kalkmaya başladõ.
Kartel medyanõn acõmasõz atõşlarõnõn peş peşe geldiği günlerde ilerlerken 9,5 saat süren
meşhur 28 Şubat Milil Güvenlik Kurulu Toplantõsõ ise "niyeti faş" ediyordu. Artõk Türkiye
Cumhuriyeti Başbakanõ Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve onun partisi RP, hükümette
istenmez oldular.
Milli Güvenlik Kurulu'nun 28 Şubat'ta yaptõğõ 9,5 saatlik toplantõsõnõn ardõndan, meşhur
bildiri yayõnlanõnca, "niyetin" boyutu, genişliği iyice ortaya çõkõyor ve kartel medya
amacõna ulaşmaya az kaldõğõnõn sevincini yaşõyordu.
Meşhur bildiriden sonra Başbakan Erbakan, o her zamanki nezaketiyle, orduyla
hükümetin uyum içerisinde olduğunu söylemeye çalõştõysa da, muhatabõn bu nezaketi,
"kös dinler gibi" dinlediğine ilişkin birçok emare kendisini gösteriyordu.
Genel Kurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkaynak, "Türk Silahlõ Kuvvetleri,
Atatürk ilkelerine bağlõ olmayanlarla uyum içerisinde değildir." (151) diyerek, ipleri daha da
geriyordu.
Kartel medya bu olan hadiseleri günlerce işledi, evirdi, çevirdi, õsõttõ, soğuttu, anlattõ ve yazdõ
ta 21 Mayõs 1997'ye kadar. Bu tarihten sonra ise yaygara temposunu değiştirerek devam etti..
O, NEZAKETİNİ HİÇ BOZMAYAN BAŞBAKANDI

RP Genel Başkanõ ve Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve Kuvvet Komutanlarõ.


"Haziran 1997'de, başõna, iş dünyasõna, bürokrasiye, hatta hakimler ve yargõçlara Genel Kurmay
Genel Sekreterliği tarafõndan peş peşe verilen "irtica ile mücadele" brifingleri ile Refahyol iktidarõna
resmen savaş açõldõğõ" (152) halde, o yine Başbakan olduğunu ve nezaket kurallarõna uymasõ
gerektiğini unutmadõ.
Milleti, milletin bölünmez bütünlüğünün bir parçasõ olan Orduyla karşõ karşõya getirmemek için azami
gayret ve titizliği nazik tavrõyla gösterdi.

BU YAYGARALAR NÎÇİN YAPILDI?


Erbakan başkanlõğõnda kurulan Refahyol Hükümet döneminde yapõlan bunca yaygaralar
elbette boşuna ve sebepsiz yapõlmadõ. Ayrõca bu yaygaralar sadece bir kõsõm medya
tarafõndan da yapõlmadõ. Bunun yamsõra başka çevrelerden de yaygara yapanlar oldu.
Hangi çevrelerce yapõlõrsa yapõlsõn yaygara yaygaradõr. Önemli olan yapõlan bu
yaygaralarõn sebepleridir.
işte Erbakan dönemindeki yapõlan yaygaralarõn sebepleri:
1- Refahyol Hükümeti'nin, kendi köylümüzü düşünerek, yabancõ et ithalatõnõ
yasaklamasõ.
''10 aylõk zaman içerisinde Türkiye'ye bir gram yabancõ ithal et sokulmadõ. Bu nedenle et
mafyasõ Refahyol Hükümeti'ne savaş açtõ. Nitekim 54. Hükümeti yõktõran çevrelerin bu
günkü CHP destekli Anasol-D hükümetine dikte ettirdikleri ilk kararlardan biri, yabancõ et
ithalatõnõn serbest bõrakõlmasõ oldu." (153)
2- Refahyol Hükümeti'nin, Eşel-Mobil sistemiyle ve adil
sözleşmelerle çalõşanlarõn emeklerini korumak istemesi.
Refahyol Hükümeti tarafõndan 1997'de yürürlüğe
girmesi planlanan Eşel-Mobil sistemiyle işçi, memur ve emeklinin maaşlarõ enflasyon
canavarõndan korunacak ve böylece çalõşanlar, sendikalarõn kapõlarõnõn önünde
beklemekten korunmuş olacaklardõ.
Bu durum, bazõ sendika ağalarõnõ rahatsõz ettiği için, bu sendikalarõn yetkilileri birleşerek
Refahyol Hükümetine karşõ tavõr aldõlar. Ve daha sonra işbaşõna gelen 55. Hükümet'e
(Anasol-D) baskõ yaparak emekçinin lehine olan Eşel-Mobil sistemini yürürlükten
kaldõrttõlar.
3- Refahyol Hükümeti'nin, devlet arazilerini peşkeş çektirmemesi.
Bazõ çõkar çevreleri, devletin kõymetli arazilerini üniversite, otel ve turizm tesisleri
kurmak bahanesiyle yağmalamalarõna müsade edilmediği için, bu çevreler tarafõndan
Refahyol Hükümetine karşõ cephe alõndõ.
Mesut Yõlmaz Başkanlõğõnda kurulan 55. Anasol-D Hükümeti gelir gelmez devlet
arazilerinin yağmalanmasõna destek verdi. İstanbul Boğazõ'ndaki yeşil alanlarõ otele
çevirecek kararnameler çõkarõldõ.
4- Refahyol Hükümeti tarafõndan Türkiye'de kumarõn tamamen
yasaklanmasõ.
Refahyol Hükümeti tarafõndan Türkiye'de kumarõn yasaklanmasõ, kumardan çõkar elde
edenleri fevkalade rahatsõz etti. Bu durumdan rahatsõz olanlar Refahyol'un bir an önce
gitmesi için harekete geçti.
Kumarõn yasaklandõğõ günlerde, gazetelerde çõkan haberlerde, "Kumar mafyasõnõn
Refahyol hükümetini yõkmak üzere seksen trilyon para ayõrdõğõ" iddialarõna yer
veriliyordu.
5 - Refahyol hükümeti' nin tüm devlet ihalelerini şeffaflaştõrmasõ.
Yõllardõr Türkiye'de bütün ihalelere tekelci sermaye girmekteydi. İhalelerin
şeffaflaştõrõlmasõyla, tekelci sermayeden başkasõ da ihalelere katõlõnca, sözkonusu sermaye
çevreleri büyük bir rahatsõzlõk duydular. Bu rahatsõzlõklarõnõn gereği olarak Refahyol
Hükümeti'nin yõkõlmasõ için gerekeni yapmaya başladõlar. Bunun en bariz örneği şudur:
"Etibank bir devlet bankasõdõr. Bu banka Refahyol Hükümeti tarafõndan 185 milyon
dolara satõlmõşken, 54. hükümetten kurtulan çevreler derhal teminat mektuplarõnõ yakarak
Etibank'õ geri verdiler. Daha sonra Etibank, CHP destekli Anasol-D Hükümeti döneminde,
devletten alõnan kredi ile Cavit Çağlar ve Dinç Bilgin grubuna 155 milyon dolara satõldõ."
(154) Otuz milyonluk fark kimin cebinden çõkmõş oldu?
6- Refahyol Hükümeti'nin, özel bankalardan faizle borç alma soygununa son
vermesi.
Tekelci sermaye çevrelerine ait özel bankalar, devlet bankalarõndan yüzde yetmiş faizle
kredi alõyor, aynõ parayõ birkaç gün sonra devlete yüzde yüz otuz faizle kredi olarak verip
devletin parasõyla devleti dolandõrõyordu.
Refahyol Hükümeti, Havuz Sistemi'yle bu soygunun önüne geçince, çõkarõ kesilenler,
Erbakan Başkanlõğõndaki hükümete karşõ taarruza geçtiler.
7- Refahyol Hükümeti'nin, kartel medya'nõn haksõz kazanç hortumlarõnõ kesmesi.
Refahyol Hükümeti, kartel medya'nõn devletin malõnõ hortumlayan üç musluğunu kesti.
Musluklarõ kesilen kartel medya yaygara hareketine başladõ.
Neydi bu kesilen musluklar?
a) Kredi Musluğu
Refahyol Hükümeti, medya da dahil hiçbir yere ve kimseye, haksõz bir şekilde tek kuruş
kredi vermedi. Ancak bu hükümetten sonra kurulan Mesut Yõlmaz Hükümetinin ilk icraatõ
bu kredi musluklarõnõ açmak oldu.
b) Reklam Musluğu
"Refahyol Hükümeti, devlet bankalarõnõn ihtiyaç dõşõ reklam vermelerini yasakladõ.
Sadece Emlakbank'm bir kõsõm medya'ya 1995 yõlõnda verdiği reklamlarõn bedeli takriben
(o günkü parayla) 620 milyar TL.'dir." (155)
c) Promosyon Musluğu
Refahyol Hükümeti, bir kõsõm medya'nõn çatal-kaşõk satma bahanesiyle halkõ
dolandõrmasõnõ ve esnafõn iflasõnõ önlemek için promosyon yasasõnõ çõkardõ.
Görüldüğü gibi, Refahyol Hükümeti'ne ve özellikle de bu hükümetin Başbakanõ Erbakan'a
karşõ yapõlan saldõrõlarõn, yaygaralarõn sebebi çõkar ve menfaatlerdir.
SİYONİSTLER HAREKETE GEÇİYOR - 3
14 Şubat 1997 tarihinde Fransa Yüce Mason Konseyi, Fransa'nõn başkenti Paris'te önemli
bir toplantõ yapmõştõr. Bu toplantõ Türkiye'ye yönelik dokuz maddelik denebilecek öneme
haiz kararlar alõnmõştõr.
Bu kararlarõn niçin alõndõğõnõ ve bizim anlatmaya çalõştõğõmõz konularla ne gibi
bağlantõsõnõn olduğunu, Fransa Yüce Konseyi vasõtasõyla Türkiye Büyük Mason locasõ
Üstadõ Necip Anduru'ya gönderilen aşağõdaki şu mektup göstermektedir:
"Üstadõ bulunduğunuz Türkiye Büyük Mason Locasõ'nda meydana gelen skandallar,
endişe verici ve talihsiz olaylardõr. Büyük Locanõz'da irşad edilmiş bazõ masonlar,
masonluğun vakarõna ve yeminlerine ihanet etmişlerdir. Bu kişiler, en gizli toplantõlara
kadar bütün faaliyetlerimizi mikro kameralar aracõlõğõyla kaydetmiş bulunmaktadõr, bu
affedilmez dikkatsizlik, çok ciddi neticeler doğurmuştur. Mason olmayan milyonlarca kişi
eski ve kabul edilmiş iskoç Riti'nin törenlerine ve sõrlarõna şahit olmuş durumdadõr.
Ayrõca tapõnaklarõnõzda başõboş dolaşan bu dönek masonlar, 33'ncü derecedeki kutsal ayin
ve törenleri kaydetmişlerdir, bu filmlerin, gerici ve islamcõ bir televizyon kanalõ
aracõlõğõyla yayõnlanmasõ sonucunda milyonlarca Türk seyircisi, aşağõ derecelerdeki
biraderlerimiz tarafõndan bile bilinmemesi gereken kutsal ayini, ne yazõk ki izlemiştir.
İsrail Yüce Konseyi bu skandalla ilgili tahkikat yapmaya yetkili tek otorite olan İsrail
Yüce Konseyi, olayõn müsebbiplerini açõklama, gerekli önlemleri alma ve 27 Mart
1997'ye kadar geniş bir tutanak fezlekesi hazõrlama görevini bize tevdi etmiştir. Tebliğ
tezkeresinde Refah Partisi Yönetimindeki hükümetin cemiyetimize karşõ bir tavõr koyduğu
belirtiliyor, biz de aynõ düşünceyi paylaşõyoruz. Türk hükümeti başlangõçtan itibaren
dincilerin zorlamalarõna boyun eğmiştir. Bilhassa Refah Partisi ve yöneticileri, bir TV
vasõtasõyla masonluk ilkelerine aykõrõ yayõnlara hoşgörü göstermişlerdir. Hükümet
localarõmõza baskõ uygulayarak, adli tahkikat açarak ve polisi arşivlerimizi aşamayla
görevlendirerek, düşmanca tavrõnõ belli etmiştir. Bu baskõyõ derhal ortadan kaldõrmak
kaçõnõlmaz görünmektedir." (156)
Bu mektubun ne manaya geldiğini anlamamak mümkün değildir. Şimdi hep birlikte
mektubun devamõnda yer alan önemli kararlarõ okuyalõm:

REFAHYOL HÜKÜMETİNİ YIKIN EMRİNİ KİM VERİYOR?


"REFAHYOL 'U YIKIN " EMRİ WEIZMAN'DAN MI, FRANSIZ LOCASINDAN MI?
"... Geçen yõl Habitat (1996) dolayõsõyõla Türkiye'ye gelen İsrail Cumhurbaşkanõ Ezer Weizman'in o günlerde, RP için
söylediği (İslamiyeti de yeren) düşmanca sözler beni düşündürmüştür. Onun Sayõn Demirel'i ve Türk ordusunu, RP'ye resmen
husumet, kötülük yapmaya kõşkõrtan sözler de, devlet adamõ ağzõna hiç yakõşmamõştõr; halkõmõzõ da çok rahatsõz etmişti. Daha
endişeli olan nokta ise:
Refahyol iktidara geldiğinden ve hele Susurluk sahtekarlõklarõndan beri o bizim medyanõn Yõlmaz, Ecevit mahalefetler-nin
silahlõ kuvvetlerden bazõlarõnõn ve ABD 'den gelen, zorlama seslerin Weizman 'õn beyanlar ile garip bir beraberlik içinde
olmasõdõr. Nitekim Weizman'õn 18 Haziran I996'da gazetelerde çõkan aşağõdaki sözleri, bahsi geçenlerce harfiyyen
uygulanmõştõr.
Weizman; demokrasi, bağõmsõzlõk ve dõş siyasetimize, şu dört noktadan resmen saldõrmõştõr:
a) Sayõn Demirel 'den Refah 'õ ezmesini buyurmuştu.
b) Ordunundu RP iktidarõna razõ olamayacağõnõ söylemişti.
c) RP karşõsõnda Laiklerin husumet cephesi kurmalarõnõ istemişti.
d) İran düşmanlõğõm, devletimize resmen buyurmuştu.
Habitat 2 Konferansõ'na katõlmak üzere Türkiye 'ye gelen İsrail Cumhurbaşkanõ Ezer Weizman, uçakta başladõğõ pervasõz
konuşmalarõnõ, İstanbul 'a ayak bastõktan sonra da sürdürdü. Türkiye 'deki Laik güçlerin bir an önce toparlanõp, halkõn
desteğini arkalarõna almasõ gerektiğine işaret eden Weizman, aksi takdirde RP 'nin iktidara geleceğini ve bunun İsrail 'i
rahatsõz edeceğini belirti. Weizman; yakõn dostum Demirel, RP'ye engellemek için elinden geleni yapacak" dedi....(157)
Amhet Kabaklõ

14 ŞUBATTA HANGİ KARARLAR ALINIYOR?


(Paris, 14 Şubat 1997)
"... Refah partisi'nin tutumu kafi derecede açõk olduğundan, Fransa Yüce Konseyi õlõmlõ bir hükümetin teşkil
edilmesinin elzem olduğuna hükmetmektedir. Buna binaen Fransa Yüce Konseyi kardeşçe şunlarõ tavsiye eder:
1-Türk basõnõndaki ve İlgili kuruluşlardaki biraderleri Örgütleyin ve Refah Partisi'ni iktidarõ bõrakmaya mecbur etmek
için gerekli diğer bütün tedbirleri alõnõz.
2- Refah Partisi'nin itibarõnõn tamamen yok olmasõ ve seçmenlerinin ümidini kaybetmesi İle neticelenecek siyasi bir
konjuktür oluşturun.
3- Her çeşit belgeyi, tutanağõ, sirküleri ve sirkli mektuplarõ Büyük Sekreterlikten uzak tutun.
4-Localarõn toplantõlarõnõ belli bir zamana kadar alõşõlmõş merkezlerde gerçekleştirmekten kaçõnõnõz.
5- Size ikinci bir talimat ulaştõrõlõncaya kadar müracaat edenler konusunda son derece dikkatli işlemler yapõn; aynõ
yanlõşlõklara düşmeyin.
6- Mason olmayanlarõn ve mason cemiyetinden çõkarõlmõş eski masonlarõn tapõnaklara girişine kesin bir şekilde mani
olun.
7- Masonluğa ihanet etme suçunu, işlemiş olanlara karşõ tahkikatlara devam edin. Dönekleri, iskoç Riti'nin
prensiplerine, adaletlerine ve geleneklerine uygun bîr se-kilde cezalandõrõn.
8-Masonluk aleyhindeki radyo, gazete, televizyon, kitap, dergi gibi yayõnlarõ izleyip bunlara mani olun. Refah
Partisi'ne mensup islamcõ basõnõ ekonomik, siyasi ve adli baskõ yoluyla görevini yapamaz hale getirin.
9- Bağõmsõz Büyük Komitemize bu skandala yol açan belirsizlikle ilgili ayrõntõlõ bir tutanak fezlekesi hazõrlamakla
görevlendirin ve neticeleri Fransa Yüce Konseyine bildirin." (158)
Fransa Yüksek Konseyi Poul Veysel
28 ŞUBAT MGK'DA HANGİ KARARLAR ALINIYOR?
"İRTİCAYA KARŞI ÖNLEM PAKETİ"
MGK'da kabul edilen rejim aleyhdarõ "irticai faaliyetlere karşõ alõnmasõ gereken
önlemler", Bakanlar Kurulunda aynen kabul edildi.
Bunlar şöyle:
1- Anayasamõzda cumhuriyetin temel nitelikleri arasõnda yer alan ve yine
Anayasanõn 4. maddesi ile teminat altõna alõnan laiklik ilkesi bir titizlik ve
hassasiyetle korunmalõ, bunun karunmasõ için mevcut yasalar hiç bir ayõrõm
gözetmeksizin uygulanmalõ, mevcut yasalar uygulamada yetersiz görülüyorsa yeni
düzenlemeler yapõlmalõdõr.
2- Tarikatlarla bağlantõlõ özel yurt, vakõf ve okullar, devletin yetkili organlarõnca
denetim altõna alõnarak Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği Milli Eğitim
Bakanlõğõ'na devri sağlanmalõdõr.
3- Genç nesillerin körpe dimağlarõnõn öncelikle Cumhuriyet, Atatürk, vatan ve
millet sevgisi, Türk milletini çağdaş uygarlõk düzeyine çõkarma ülkü ve amacõ
doğrultusunda bilinçlendirilmesi ve çeşitli mihraklarõ etkisinden korunmasõ
bakõmõndan:
a) Sekiz yõllõk kesintisiz eğitim, tüm yurtta uygulanmaya konulmalõ
b) Temel eğitimi almõş çocuklarõn ailelerin isteğine bağlõ olarak, devam edebileceği
Kur'an kurslarõnõ Milli Eğitim Bakanlõğõ sorumluluğu ve kontrolünde faaliyet göstermeleri
için gerekli idari ve yasal düzenlemeler yapõlmalõdõr.
4- Cumhuriyet rejimine ve Atatürk ilke ve inklaplarõna sadõk, aydõn din
adamlarõ yetiştirmekle yükümlü milli eğitim kuruluşlarõmõz, Tevhid-i Tedrisat
Kanunu'nun özüne uygun ihtiyaç düzeyinde tutulmalõdõr.
5- Yurdun çeşitli yerlerinde yapõlan dini tesisler belli çevrelere mesaj vermek amacõyla
gündemde tutularak siyasi istismar konusu yapõlmamalõ, bu tesislere ihtiyaç varsa, bunlar
Diyanet İşleri Başkanlõğõnca incelenerek mahalli yönetimler ve ilgili makamlar
arasõnda koordine edilerek gerçekleştirilmelidir.
6- Mevcudiyetleri 677 sayõlõ yasa ile men edilmiş tarikatlarõn ve bu kanunda belirtilen
tüm unsurlarõn faaliyetlerine son verilmeli, toplumun demokratik, siyasi ve sosyal
hukuk düzeninin zedelenmesi önlenmelidir.
7- İrticai faaliyetleri nedeniyle Yüksek Askeri Şura kararlarõyla Türk Silahlõ
Kuvvetleri'nden (TSK) ilişkileri kesilen personel konusu istismar edilerek TSK'yõ dine
karşõymõş gibi göstermeye çalõşan bazõ medya gruplarõnõn silahlõ kuvvetler ve
mensuplarõ aleyhindeki yayõnlarõ kontrol altõna alõnmalõdõr.
8- İrticai faaliyetleri, disiplinsizlikleri veya yasa dõşõ örgütlerle irtibatlarõ nedeniyle
TSK'dan ilişkileri kesilen personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarõnda istihdamõ
ile teşvik unsuruna imkan verilmemelidir.
9- TSK'ya aşõrõ dinci kesimden sõzmalarõ önlemek için mevcut mevzuat çerçevesinde
alman tedbirler; diğer kamu kurum ve kuruluşlarõn, özellikle üniversite ve diğer eğitim
kurumlarõ ile bürokrasinin her kademesinde ve yargõ kuruluşlarõnda uygulanmalõdõr.
10- Bu maddenin tam metnini Türkiye'nin uluslararasõ ilişkilerini
ilgilendirdiği için yayõnlamõyoruz.
11- Aşõrõ dinci kesimin Türkiye'de mezhep ayrõlõklarõnõ körüklemek
suretiyle toplumda kutuplaşmalara neden olacak ve dolayõsõyla milletimizin
düşmanca kamplara ayrõlmasõna yol açacak çok tehlikeli faaliyetler yasal ve idari
yollarla mutlaka önlenmelidir.
12- TC Anayasasõ, Siyasi Partiler Yasasõ, Türk Ceza Yasasõ ve bilhassa Belediyeler
Yasasõ'na aykõrõ olarak sergilenen olaylarõn sorumluluğu hakkõnda gerekli yasal ve
idari işlemler kõsa zamanda sonuçlandõrõlmalõ ve bu tür olaylarõn tekrarlanmamasõ için her
kademede kesin önlemler alõnmalõdõr.
13- Kõyafetle ilgili kanuna aykõrõ olarak ortaya çõkan ve Türkiye'yi çağ dõşõ bir
görünüme yöneltecek uygulamalara mani olunmalõ, bu konudaki kanun ve Anayasa
Mahkemesi kararlarõ taviz verilmeden öncelik ve özellikle kamu kurum ve kuruluşlarõnda
titizlikle uygulanmalõ
14- Çeşitli nedenlerle verilen, kõsa ve uzun namlulu
silahlara ait ruhsat işlemleri polis ve jandarma bölgeleri esas alõnarak yeniden
düzenlenmeli, bu konuda kõsõtlamalar getirilmeli, özellikle pompalõ tüfeklere olan talep
dikkatle değerlendirilmelidir.
15- Kurban derilerinin mali kaynak sağlamayõ amaçlayan ve denetimden uzak rejim
alehtarõ örgüt ve kuruluşlar tarafõndan toplanmasõna mani olunmalõ, kanunla
verilmiş yetki dõşõnda kurban derisi toplattõrõlmamalõdõr.
16- Özel üniforma giydirilmiş korumalar ve buna neden olan sorumlular hakkõnda
yasal işlemler ivedilikle sonuçlandõrõlmalõ ve bu yasa dõşõ uygulamalarõn
ulaşabileceği vahim boyutlar dikkate alõnarak, yasa ile öngörülmemiş bütün özel
korumalar kaldõrõlmalõdõr.
17- Ülke sorunlarõnõn çözümünü "millet kavramõ yerine ümmet kavramõ"
bazõnda ele alarak sonuçlandõrmayõ amaçlayan ve bölücü terör örgütüne de aynõ
bazda yaklaşarak onlarõn cesaretlendiren girişimler yasal ve idari yollardan
önlenmelidir.
18- Büyük kurtarõcõ Atatürk'e karşõ yapõlan saygõsõzlõklar ve Atatürk aleyhine
işlenen suçlar hakkõndaki 58/6 sayõlõ kanunun istismar edilmesine fõrsat verilmemelidir.
(159)

BATI ÇALIŞMA GRUBU (BÇG) NÎÇÎN KURULUYOR?


28 Şubat Milli Güvenlik Kurulu toplantõsõndan sonra anormal siyasi bir sürecin
yaşanmaya başladõğõ Türkiye'de, Genel Kurmay Genel Sekreterliği'nin 10-11 Haziran
tarihlerinde yargõ mensuplarõna verdiği "iç tehdit: irtica brifingleri sõrasõnda komuoyu
"Batõ Çalõşma Grubu" isimli bir grubun varlõğõndan haberdar oldu. O dönemde yapõlan
açõklamalarda, Deniz Kuvvetleri Komutanlõğõ bünyesinde mi yoksa Genel Kurmay
Başkanlõğõ bünyesinde mi oluşturulduğu tam olarak anlaşõlamayan (bugün de öyle) BÇG,
Türkiye gündemine bir bomba gibi düştü.
İlgili komutanlarõn yaptõğõ açõklamalara göre, BÇG, Genel Kurmay Başkanlõğõna bağlõ bir
kuruluştu. Kuruluş gerekçesi olarak da, MGK'nm 28 Şubat tarihli toplantõsõnda Refahyol
Hükümetine bildirilen 18 maddelik "trticaya karşõ önlem paketinin ardõndan, Genel
Kurmay Başkanlõğõ bunlarõn takibi için böyle bir grubun kurulmasõnõ kendine "vazife"
saymasõ gösterilmiştir. Askerler, kendi ifadeleri ile "durumdan vazife" çõkartmõşlardõ.
"Durumdan vazife" çõkartmaya gerekçe olarak da, TSK iç hizmet Kanunu'nun 35.
maddesinde yer alan "TSK'nin görevinin Türk Yurdu'nu ve Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak
ve kollamak" hükmü getirildi. Genel Kurmay bu maddeye dayanarak, BÇG'nin yasal
olduğunu ispatlamaya çalõştõ. Ancak, hükümete göre, Batõ Çalõşma Grubu yasal değildi.
28 Şubat MGK toplantõsõnda alõnan kararlardan sonra "Mili Askeri strateji Konseptisini
yeniden düzenleyen Genel Kurmay, yargõ mensuplarõna verdiği birifingler sõrasõnda yeni bir
konseptten bahsediyordu: "Batõ Harekâtõ Konsepti". Milli Asker Strateji Konsepti içinde
oluşturulan Batõ Çalõşma Grubu'nun, işte bu konsept'in icra organõ vazifesini yerine getiriyor.
"Gerek Deniz Kuvvetleri eski komutanõ Güven Erkaya'nõn yaptõğõ açõklamalar, gerek İçişleri
Eski Bakanõ Meral Akşener'in basõn toplantõlarõ gerekse basõnda yer alan bilgiler Batõ Çalõşma
Grubu'nun faaliyetlerini açõğa çõkardõ." (160)
5 Mayõs 1997 tarihli "GİZLİ" ve "KiŞiYE ÖZEL", isth. 34293, 97/İKK. Ş. numaralõ ve Batõ
Çalõşma Grubu bilgi ihtiyaçlarõ konulu belgede yer aldõğõ şekliyle işte Batõ Çalõşma Grubu:
BATI ÇALIŞMA GRUBU NEDiR?
(5 Mayõs 2997 İsth. 34293, 97/lKK.Ş.)
"l- Batõ Çalõşma Grubu faaliyetlerine yönelik olarak, ilgi ile gönderilmesi istenen bilgi ve raporlara ilave olarak aşağõda belirtilen
bilgilerin de değerlenmesi ihtiyacõ doğmuştur,
a) Tüm demekler, vakõflar, meslek kuruluşlarõ, işçi ve işveren sendikalarõ ve konfederasyonlarõ,
b) Yüksek öğrenim kurumlarõ (Fakülte, yüksekokul ve enstitüleri,
c) Yurtlar (Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlõ kurum ve kuruluşlarõna bağlõ özel yurtlar),
d) Üst düzey yöneticiler (vali, kaymakam, büyükşehir belediye başkanlarõ, belediye başkanlarõ, müdür, daire başkanlarõ) na ait
biyografiler, anõlarõ, siyasi görüşleri,
e) İl genel meclisi ve belediye meclisi üyeleri,
f) Siyasi parti il ve ilçe teşkilatlarõ yönetim kurullarõ,
g) Yerel tv, radyo, gazete, dergi ve diğer basõn yayõn kuruluşlarõ
2- Alõnan bilgilerin derlenmesinde gizliliğe azami dikkat gösterilmek, gerektiğinde diğer askeri makamlar ile işbirliği
yapõlabilecektir. Temin olunan bilgiler 12 Mayõs 1997 tarihine kadar Ek'te belirtilen formatlara uygun olarak, bilgisayar ortamõnda
hazõrlanarak, yazõlõ ve disketlere kayõtlõ olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlõğõna GİZLİ/KİŞİYE ÖZEL gizlilik derecesinde
gönderilecektir.
Arz/rica ederim. (161)
Deniz Kuvvetleri Komutanõ namõna/Emriyle Aydan Erol, Koramiral, Kurmay Başkanõ imza
Not: İhtilal dönemlerinde üst düzey komutanlar tarafõndan kurulan "Yüksek Komuta Konseyi" gibi bir grup atan BÇGyi
bunlardan ayõran en önemli özellik, darbeden önce ortaya çõkarõlmõş olmasõdõr.
REFAH PARTİSİ'NİN KAPATILMASI İÇİN DAVA AÇILIYOR
17 Ocak 1997 tarihinde Cumhurbaşkanõ Süleyman Demirci tarafõndan, Yargõtay
Cumhuriyet Başsavcõlõğõna Yargõtay Birinci Ceza Dairesi üyesi Vural Savaş getirildi.
Göreve geldiğinden yaklaşõk dört ay sonra takvimler 21 Mayõs'õ gösterdiğinde Yargõtay
Cumhuriyet Başsavcõsõ Vural Savaş, tutarsõz ithamlarla dolu iddianamesini basõna
açõklõyor, gazete patronlarõndan, "iddianamenin promosyonu"nun yapõlmasõnõ istiyor,
Refah Partisi'nin kapatõlmasõnda "Allah'õn yardõmcõ olmasõnõ" diledikten sonra o her
zamanki sinirli edasõyla ve hõzlõ adõmlarla tek bir soru bile sorulmasõna fõrsat vermeden
odadan ayrõlõyordu. (162)
Böylece Vural Savaş, Türkiye'nin en büyük ve iktidardaki partisinin kapatõlmasõ için dava
açan savcõlarõn ilki oluyordu.
Refah Partisi Genel Başkanõ ve Başbakan Erbakan ile milletvekilleri, Yargõtay
Başsavcõsõnõn kapatma istemiyle dava açtõğõ haberini 21 Mayõs 1997 Çarşamba günü (aynõ
günkü) Meclis Grup Toplantõsõnda haber alõyor ve hemen orada Kapattõrmama
Komisyonu'nu kuruyorlardõ. Komisyon üyeleri arasõnda Süleyman Arif Emre gibi 1952
yõlõnda Millet Partisi'nin kapatõlma davasõnda avukatlõk yapmõş, Şevket Kazan gibi iki kez
Adalet Bakanlõğõ yapmõş Şeref Malkoç, Mustafa Kamalak gibi hukuk formasyonunda
haklõ bir yer yapmõş isimler yer alõyordu.
Davanõn açõlmasõnõn ardõndan, konuyla ilgili çok tartõşmalar yapõlmasõnõn yanõ sõra
spekülasyonlar da yapõldõ, "iddianamenin, Savcõ Vural Savaş, Anayasa Mahkemesi
Başkanõ Özden ve CHP'li bazõ hukukçular tarafõndan ortaklaşa hazõrlandõğõ" (163) ileri
sürülüyordu.
Bu spekülasyonlar doğru olmasa bile, yaygaracõlarõn ulaşmak istedikleri hedefe doğru
önemli bir adõm daha atõlmõş oluyordu.
Bu dava tarihi bir dava olarak, tarihteki önemli yerini alõyordu.
BAŞSAVCI VURAL SAVAŞ ALLAH'DAN YARDIM İSTİYOR

Yargõtay Cumhuriyet Başsavcõsõ Vural Savaş


Başsavcõ Vural Savaş'õn Refah Partisi hakkõnda kapatma istemiyle açtõğõ dava ile ilgili en
ilginç tavrõ; "Allah'õn yardõmcõ olmasõnõ" istemesidir.
Başsavcõ'nõn görevini yaparken, Allah'tan yardõm istemesi laikliğe aykõrõ olmaz mõ?
Diğer bir ilginç tavrõ ise "Refah'õ kapattõrmaktan şeref duyacağõm!" (164) sözüdür. Bu
yüzden iki soru akla geliyor:
1- Vural Savaş'a Allah yardõmcõ oldu mu?
2- Vural Savaş şeref duydu mu?

PAZARDA PARA NASIL KONUŞTU?


Yapõlan tüm yaygaralara rağmen ve bu yaygaralarõn körüklediği olumsuz hadiselere
rağmen, Refahyol Hükümeti devanõ etmek istiyordu. Ancak artan olaylar ve baskõlar
sebebiyle DYP lideri Tansu Ciller'den "Başbakanlõğõ bana devret" teklifi sözkonusu oldu.
Çiller, bu teklifle hem tansiyonu düşürmek istiyordu, hem de vaktinden önce Başbakanlõk
mührünü ele geçirmek istiyordu. Başbakan Erbakan, Cumhurbaşkanõ DemireFi iyi
tanõdõğõ için "Hükümeti kurma görevini sana vermez" dediyse de Çiller çok õsrar ettiği için
teklif Erbakan tarafõndan kabul gördü. Yine de 'tedbir olmasõ bakõmõndan, Çiller
Başbakanlõğõnda kurulacak hükümete güven oyu vereceklerine dair her iki partinin tüm
milletvekillerinden imza alõp Cumhurbaşkanõna sunuyordu.
İşte tam bu sõrada transferler hareketlendi. Çillerin partisine mensup bazõ milletvekilleri
tek tek partilerinden ayrõldõ diğer partilere geçmeye başladõ.
"Mayõs'õn (1997) son haftasõ ile Haziran'õn ilk haftasõnda, Ankara, tarihinde hiç olmadõğõ
kadar milletvekili transferi haberleriyle çalkalanõyordu." (165)
"Hilton'a getirilen üç bavulun esrarõ" başlõklõ haberde, "içinde ne olduğu bilinmeyen
bavullarõn otele gelmesinin ardõndan bir çok milletevekilinin otelde görüldüğü ve birkaç
gün içinde de partilerinden istifa ettikleri..." (166) belirtiliyordu. Bu arada, o günlerde
ANAP milletvekili olan Korkut Özal da, "Şer cephesi büyük maddi menfaatler sağlõyor"
şeklinde sözleriyle dikkat çekiyordu. YDP Lideri Hasan Celal Güzel ise aynõ gün yaptõğõ
basõn toplantõsõnda, "Milletvekilleri bir mal gibi alõnõp satõlõyorlar" diyordu.
İşte kötü pazar da, çirkin pazarlõkda paranõn böyle konuştuğu iddia ediliyordu.
ERBAKAN BAŞBAKANLIK GÖREVİNDEN İSTİFA EDİYOR
14 Şubat, 28 Şubat, 21 Mayõs derken, yaygaralar olaylarõ körükledi, olaylar yaygaralara
sebebiyet verdi. Ve arkasõndan dayatmalar, baskõlar, zorbalõklar olduğu iddiasõ sözkonusu
oldu, Ama öyle ama böyle ülke geneline yayõlmaya çalõşõlan gerginliği, hoş olmayan
gidişatõ fark eden Başbakan Erbakan, ülkesi ve milletinin geleceği için Başbakanlõk
görevinden istifa etmeye karar verdi.
18 Nisan 1999'da yapõlan seçimlerin arkasõndan DSP Genel Başkan Yardõmcõsõ Rahşan
Ecevit'in MHP ile ilgili söylediği birtakõm olumsuz sözlerden ötürü "MHP
dõşlanmamalõdõr" tavsiyesinde bulunan Cumhurbaşkanõ Süleyman Demirel, Refahyol
Hükümeti döneminde RP'yi dõşlayõcõ söylem ve olaylarõn önüne geçip "Refah
dõşlanmamalõdõr" diyemez miydi? Demedi. Neden?
"Başkanlõk sisteminin gündeme getirildiği 1993'de Cumhurbaşkanõ Süleyman Demirel'in
yaptõrdõğõ bir araştõrma muhtemel bir başkanlõk yarõşõnda, -onca yõpratma kampanyasõna
rağmen- Erbakan'la başbaşa kalacağõnõ ortaya koyuyordu." (l67)
Eski İçişleri bakanlarõndan Abdülkadir Aksu'nun "Ortada siyasi mezar kazõcõlarõ var" sözü
çok düşündürücüdür.
TBMM'de verilen onca gensoruya rağmen, Erbakan hükümetini düşürememişlerdi. Ancak
Mayõs 97'nin sonuna doğru demokrasi cephesi ile antidemokrasi cephesi belli olunca,
ANAP lideri Yõlmaz, DSP Lideri Ecevit ve CHP lideri Baykal antidemokrasi cephesinden
yana olunca, Erbakan hükümetini istifaya zorladõlar.
Darbe söylentilerinin zirveye çõktõğõ ya da çõkarõldõğõ sõrada Erbakan kurmaylarõyla gece
geç saatlere kadar yaptõğõ toplantõda erken seçime gitmek şartõyla Başbakanlõktan
çekileceğini açõklamõştõ. Takvimler 17 Haziran'õ gösterdiğinde ise Başbakanlõk
görevinden, Başbakanlõğõn Çiller'e verilmesi için istifa etti. Millet Erbakan'õn
başbakanlõğõna doyamadan yeni bir başbakanla karşõlaştõ. Erbakan'õn yerine Mesut Yõlmaz
başkanlõğõnda transfer azõnlõk hükümeti geldi.

SAVUNAN ADAM YİNE SAVUNUYOR


Refah Partisi Genel Başkanõ Erbakan, Başbakanlõk görevinden ayrõldõktan sonra 97'nin
yazõnõ, savunma hazõrlõklarõyla geçirdi. Erbakan'õn denetiminde çalõşmalarõnõ yürüten
Hukuk Komisyonu önce 215 sayfalõk ön savunmayõ, ardõndan da 415 sayfalõk esasa ilişkin
savunmayõ Anayasa Mahkemesi'ne verdi.
Hukuk Komisyonu, gerçekten başarõlõ ve tarihe geçecek bir savunma metni hazõrlamõştõ.
Savunma, ekleriyle birlikte, 5 bin sayfayõ aşõyordu. Savunmanõn çatõsõnõ oluşturacak ön ve
esasa ilişkin savunma tam 982 bin 829 harften oluşuyordu. Ön savunma, 40 bin 118
sözcük, 3 bin 36 paragraf, 8 bin 172 satõrla toplam 215 sayfa meydana getirirken, esasa
ilişkin savunma ise 670 bin harf 86 bin 459 sözcük, 12 bin 705 satõr ve 9 bin 141
paragrafla toplam 415 sayfaya ulaşõyordu.
Savunma sürecinde Almanca, İngilizce ve Fransõzca 50'nin üzerinde yabancõ kaynak
taranõrken, Türkçe olarak ise 500'ü aşkõn esere ulaşõldõ. Ayrõca 50 kişilik bir grup, ABD ve
Batõ ülkelerine gidip kaynak tarama ve görüşme yapmaktan sekreterya hizmetlerine kadar
bir dizi görevi yerine getirmişti.
Yargõtay Cumhuriyet Başsavcõsõ Vural Savaş, RP'nin Anayasa'nõn 68/4, ve 69/6.
maddelerine göre "Laiklik karşõtõ eylemlerin odağõ haline geldiğinin" kapatõlma istemiyle
açõldõğõ davanõn Anayasa Mahkemesi'nde, 11 Kasõm 1997'de sözlü açõklamalarõm
tamamladõktan sonra savunma sõrasõ Erbakan'a gelmişti. Erbakan 18 Kasõm'da başlayõp 20
Kasõm'da tamamladõğõ sözlü savunmalarõnda tam 11 saat konuştu.
Başsavcõnõn ve Erbakan'õn yaptõklarõ sözlü açõklamalarõn deşifresi yapõlõp taraflara tebliğ
edildikten sonra, davanõn açõldõğõ günden beri Roportörlük yapan Yusuf Öztürk,
Başsavcõ'nõn ve Erbakan'õn açõklamalarõnõ da dikkate alarak 471 sayfalõk raporunu
hazõrladõ, Röportor raporunda, RP'nin kapatõlmasõ yönünde görüş bildirdi.

SENİ SEVİYORUZ SAVUNAN ADAM


(İstanbul, 20 Kasõm 1997)
"Genç adam seher vakti kalktõ. Gecenin derinliği her yerde hissediliyordu. Abdest aldõ. İki rekat namaz kõldõ. Yasin-i Şerifi okudu.
Sonra dua etti.
"Rabbim, dedi, onun göğsüne inşirah ver, göğsünü genişlet... işini kolaylaştõr. Dilindeki düğümü çöz, ta ki sözleri doğru anlasõnlar."
O güne kadar pek kere eleştirmişti. Zaman zaman "Acaba gerçekten samimi mi?yoksa..." diye sorular ve ihtimaller arasõnda
bocaladõğõ bile olmuştu. Ama işte şu tercih noktasõnda aklõna duadan ve muhabbetten başka bir şey gelmiyordu.
71 yaşõnda yüzüne tevekkülün ince izleri sinmiş bir adam, hiçbir şekilde yõkõlmadõğõnõ ifade edercesine zarif bir tebessümle
basamaklarõ tõrmanõyordu.
Savunacaktõ...
Savunmasõ gereken ne varsa hepsini... Üstüne yürünen her şeyi... Ezilen her insanõ... Horlananlarõ.
71 yaşõndan sonra insan, kendi "dünya'sõnõ soyunmazdõ. O savunma bir gelecek savunmasõydõ. Dünyadan sonra gelecek olana
yönelik bir savunmaydõ.
"Her adõmõ bir keffaret olmalõ geçmişte hata olarak görülenlere..." diye düşündü. Sabah güneş doğarken, o hâlâ dua ikliminde
yaşõyordu.
Herşey bitecekti bu dünyada... Tarihe düşülen notlar kalacaktõ... Onlar gidecekti ebediyet alemine... Her yapõlanõn yazõldõğõ bir tarih
kütüğü vardõ, o taşõnacaktõ en yüce mahkemeye... Yargõ adamlarõnõn da yargõlandõğõ bir mahkeme daha kurulacaktõ... önemli olan
oraya taşõnacak zabõttõ... Onun için savunan adam adõna hiçbir şeye üzülmek doğru olmazdõ. Dünyevî üzüntü ve sevinçler hep geçici
idi... Önemli olan, dünyada "ebedîyyen kalõcõ olan"õn sõrrõnõ yakalamaktõ. Savunan adam. belki en kalõcõ eylemini, orada dururken
gerçekleştirmiş olmaktaydõ..." (168)
Ahmet Taşgetiren
Gazeteci Yazar

REFAH PARTİSİ DE KAPATILIYOR


Yargõtay Cumhuriyet Başsavcõsõ Vural Savaş'õn PR'nin kapatõlmasõ istemiyle Anayasa
Mahkemesi'nde açtõğõ dava, 7 ay 25 gün 53 saat süren karar oturumlarõnõn ardõndan Anayasa
Mahkemesi, RP'yi, "Laik Cumhuriyet karşõtõ ...leri tespit edildiği" gerekçesiyle kapattõ. Karar
2'ye karşõ 9 oy ile alõndõ, üyelerden Haşim Kõlõç ve Sacit Adalõ karşõ oy kulandõ. Başkan
Ahmet Necdet Sözer ile üyeler Yalçõn Acergun, Ali Hüner, Güven Dinçer, Selçuk Tuzun,
Lütfi F. Turcel, Samia Akbulut, Mustafa Burmin ve Fulya Kantarcõoğlu ise, RP'nin
kapatõlmasõ için "Evet" oyu kulandõlar.
Anayasa Mahkemesi'nin 16 Ocak 1998 tarihinde saat l4:30'de başlayan ve 15:15'te sona eren
karar oturumunun ardõndan, alõnan karar, Anayasa Mahkemesi Başkanõ Ahmet Necdet Sezer
ile üyelerin katõldõğõ basõn toplantõsõyla açõklandõ.
Karara göre, Genel Başkan Necmettin Erbakan, Milletvekilleri Şevket Kazan, Ahmet Tekdal
ile RP'den istifa eden Şevki Yõlmaz, Hasan Hüseyin Ceylan ve İbrahim Halil Çelik'in
milletvekillikleri, kararõn resmi gazetede yayõnlanmasõyla birlikte sona erecek. Bu
milletvekilleri ve Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanõ Şükrü Karatepe 5 yõl boyunca siyasi
yasaklõ olacaklar. (169)
Erbakan, kararõ büyük bir soğukkanlõlõkla karşõladõ ve halkõ sükun ve teenniye çağõrdõ. Bu
davranõş, herhangi bir olayõn meydana gelmemesine sebep oldu. Tüm RP'liler de liderleri
gibi kapatma kararõnõ soğukkanlõlõkla karşõladõlar. Bu durum, hiç kimsenin etkilenmediği
manasõna gelmez. Kõzanlar, üzülenler ve hatta ağlayanlar bile oldu. Çünkü kapatõlan parti,
14 yõllõk emekleri, hizmetleri, sevgileri, gayretleri ve ümitleriyle büyütülmüş Türkiye'nin
en büyük partisiydi. Kolay değil,
RP'liler, kararõn kapatmadan yana verileceğini beklemiyorlardõ. Başta RP'li Anayasa
Hukuk Profesörü Mustafa Kamalak olmak üzere tüm RP'liler "Hukuk çõldõrmadõysa parti
kapatõlmaz" diyorlardõ. Ama kapatõldõ.
Genel Başkan Erbakan ve diğer partililer, gerekçeli karar Resmi Gazete'de yayõnlanõncaya
kadar Refah Partisi'ndeki hizmetlerine devam ettiler. Bu arada "Gerekçeli kararõ" da
merak ediyorlardõ.
İŞTE GEREKÇELİ KARAR
Anayasa Mahkemesi'nin 16 Ocak 1998'de kapatma karan aldõğõ Refah Partisi'nin tüzel
kişiliği, 22 Şubat 1998 tarihli Resmi Gazete'nin mükerrer sayõsõnda gerekçeli kararõn
yayõnlanmasõ ile resmen son buldu.
Anayasa Mahkemesi'nin RP'nin kapatõlmasõna ilişkin gerekçeli kararõ toplam 329
sayfadan oluştu. RP'nin kapatõlmamasõnõ isteyen Anayasa Mahkemesi üyeleri Haşim Kõlõç
ve Sacit Adalõ'nõn karşõ oy gerekçeleri, kapatma gerekçesinin iki katõ uzunluğunda oldu.
Bu kadar uzun olan gerekçeleri, bu kitap'ta anlatma imkanõ olmadõğõnõ takdir edersiniz. Bu
sebepten ötürü bazõ bölümlerini aktarmaya çalõşacağõz.
Anayasa mahkemesi, laikliğe aykõrõ eylemleri nedeniyle kapattõğõ RP'nin Lideri, Prof. Dr.
Necmettin Erbakan'õ, "28 YILLIK KARARLI ŞERİATÇI" olarak ilan etti.
Kararda, Erbakan'õn, "1970 yõlõnda Milli Nizam Partisi'nin kuruluşundan beri, dine dayalõ
hukuku devlete egemen kõlma düşüncesini kararlõlõkla sürdürdüğü" ifade edildi.
Gerekçenin 20 sayfalõk bölümünde delillerin değerlendirilmesi yapõldõ. İlk olarak
Erbakan'õn ve diğer RP'lilerin Türban konusundaki tutumlarõ halkõ kõşkõrtmak olarak
gösterildi ve şöyle denildi:
"Erbakan'õn ve partinin tüm yöneticilerinin kendilerine oy getirdiği inancõyla hemen her
konuşmalarõnda okullarda, hatta devlet dairelerinde başörtüyle öğrenim görme ve
çalõşmanõn anayasal bir hak olduğnu iddia ederek halkõ kõşkõrttõklarõ, eylemler
düzenledikleri ve hatta Erbakan'õn iktidar olduklarõnda rektörlerin başörtüsüne selam
duracaklarõnõ söylediği belirlenmiştir. Kamusal kuruluşlarda, öğrenim kurumlarõnda
başörtüsü ve onunla birlikte kullanõlan belli biçimdeki giysi ayrõm niteliğindedir. Dinsel
kaynaklõ düzenlemelerle girişimler anayasanõn laiklik ilkesine aykõrõlõk oluşturur. Erbakan
"Anayasa Mahkemesi'nin kararlarõnõ gözardõ ederek, üniversitelerde türbanõ teşvik eden
konuşmalarõ, laik düzen karşõtlarõ için bir mesaj oluşturmuştur. Nitekim ülkenin çeşitli
yerlerindeki üniversite ve cami önlerinde kamu düzeninin bozulmasõna yol açan birçok
eylem yapõlmõştõr."
Erbakan'õn bir konuşmasõndaki, "Tahakkümün ortadan kalkmasõnõ istiyoruz. Çok hukuklu
sistem olmalõ. Biz geldiğimizde isteyen müslüman nikahõnõ müftüye kõydõracak isteyen
Hõristiyan nikahõnõ kilisede kõydõracak" sözleri, ulusal bütünlüğü bozmaya yönelik, sözler
olarak kabul edilerek, kapatmaya gerekçe yapõldõ.
Din ve vicdan özgürlüğünün kamu güvenliğinin gerektirmesi halinde yasayla
sõnõrlandõrõlabileceğine ilişkin İnsan Haklarõ Avrupa Sözleşmesine atõfta bulunulan karar
da şu ifadelere yer verildi:
"Hukuku, inançlara göre ayõrmak vatandaşlarõn birbiriyle hukuksal bağlantõlar kurmalarõnõ
zorlaştõrõr. İnanç farklõlõklarõna dayanan değişik hukuklarõn uygulanmasõ sosyal gelişmeyi
önleyeceği gibi ulusal bütünlüğü de bozar. Çok hukukluluk, din ayrõmcõlõğõna neden
olacağõ gibi akõl ve çağdaş bilime dayalõ laik düzeni de sarsar. Erbakan kendilerinin imanlõ
Müslüman olduklarõnõ, Avrupalõlaşmanõn anlamõnõ bulamadõğõnõ, bir kadõnõn boşanmasõ
için iki şahidin kafi geldiğini, "dediği Milli Nizam Partisi'nin kapatõlma gerekçesinde de
yer almaktadõr. Böylece Erbakan'õn 1970'te MNP'nin kuruluşundan beri dine dayalõ
hukuku devlete egemen kõlma düşüncesini kararlõlõkla sürdürdüğü anlaşõlmaktadõr. Bu
düşüncenin laiklik ilkesine aykõrõ olduğu tartõşmasõzdõr."
Erbakan'õn Meclis Grubundaki konuşmasõnda yer alan, "RP iktidara gelecek, adil düzen
kurulacak, sorun ne, geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mõ olacak, kansõz mõ olacak.
60 milyon buna karar verecek" sözleri de kapatma gerekçeleri arasõnda yer alõrken,
"Erbakan'õn konuşmasõndaki adil düzen ile anlatõlmak istenen dini kurallara dayalõ devlet
düzenidir." denildi.
Erbakan'õn olay yaratan ve "Bu parti İslami cihat ordusudur. Bütün gücünle bu ordu için
çalõşacaksõn. Çalõşmazsan patates dinindensin" sözleri "saptanamamõştõr." gerekçesiyle
kapatmaya dayanak yapõlmazken, Başbakanlõk Komutunda yemek verilmesi kapatma
gerekçeleri arasõnda sayõldõ. Bu suçlamayla ilgili yapõlan değerlendirme ise şöyle:
"İktidar partisinin genel başkanõ sõfatõnõ taşõyan bir kimsenin laiklik karşõtõ söz ve
eylemlerden kaçõnmada herkesten daha dikkatli ve özenli olmasõ gerekir. Başbakan olan
bir kimsenin TC'nin kuruluşundan sonra laiklik ilkesinin gerçekleştirilmesine yönelik
anayasada belirtilen devrim yasalarõna aykõrõ kõyafetler içindeki kişiler", Başbakanlõk
konutuna davet ederek bunlarõn devlet katõnda kabul gören kişiler olduğu görüntüsü
vermesi laik hukuk düzeninin reddi anlamõna gelmektedir. Parti Genel Başkanõnõn dini
görüntü ve anlayõşa laik devlet düzenini oluşturan kurallardan daha üstün bir yer verdiğini
gösteren, açõkça siyasi çõkar ve nüfus sağlanmaya yönelik olduğu bu davranõşõn laikliğe
aykõrõlõk oluşturmaktadõr."
RP'nin kapatõlmasõnda Erbakan'la ilgili gerekçelerden bir kõsmõnõ buraya yazdõk. Ancak
gerekçede Şevki Yõlmaz, Hasan Hüseyin Ceylan, ibrahim Halil Çelik ve Şükrü
Karatepe'yle ilgili gerekçelerde var. Her halükârda gerekçenin özünde laikliğe aykõrõlõk"
olduğu açõkça görülmektedir.
KARŞI OY KULLANAN ÜYELERİN GEREKÇELERİ
l- ÜYE HAŞİM KILIÇ'IN GEREKÇELERİ
RP'nin kapatõlma kararma muhalif kalan Anayasa Mahkemesi üyesi Haşim Kõlõç, karşõ oy
gerekçesinde düşünce özgürlüğünün yalnõzca olumlu karşõlanan, zararsõz veya önemsiz
sayõlan görüşler için değil, şoke eden, şaşõrtan, endişe verici görüşler için de geçerli
tutulmasõnõ istedi.
Kõlõç, Avrupa İnsan Haklan Komisyonu'nun daha önce Anayasa Mahkemesince kapatõlan
TBKP, Sosyalist Parti, HEP ve DEP'in başvurularõnõ kabul ettiğini belirterek,
mahkemenin de vereceği kararlarda bunu dikkate almasõ gerektiğini kaydetti. Kõlõç'õn
görüşlerini dayandõrdõğõ Divan kararlan şöyle:
"Düşünceyi açõklama özgürlüğü, demokratik toplumun önemli temellerinden birini
oluşturur. Sözleşmenin onuncu maddesi, yalnõz uygun ve iyi olarak düşünülen veya
zararsõz veya önemsiz sayõlabilecek haber veya düşünceler için değil, aynõ zamanda
devleti veya toplumun herhangi bir bölümünü şoke eden, güçlendiren veya rahatsõz eden
düşünceler ve haberler için de geçerlidir ve uygulanmalõdõr. Bunlar çoğulculuk, hoşgörü
ve açõk fikirli olmanõn gerekleri olup bu özellikler olmadan herhangi bir demokratik
toplum düşünülemez."
Haşim Kõlõç, 1995 yõlõnda anayasada yapõlan değişikliklerin parti kapatmayõ
zorlaştõrdõğõnõ kaydederek, genel başkanõn konuşmasõ esas alõnarak bir partinin
kapatõlamayacağõnõ belirtti.
Kõlõç, RP'nin kapatõlmasõ kararõna "Savunmalar alõnmadan, tanõklar dinlenmeden
yargõlama yapõlmõş, anayasada öngörülen herkes meşru savunma ve yollardan
faydalanarak yargõ mercileri önünde davacõ ve davalõ olarak iddia ve savunma hakkõna
sahiptir, kuralõndaki hak arama özgürlüğünün ihlal edildiği" görüşüne vurgu yaparak
partilerin 'suç odağõ' olma gerekçesiyle kapatõlmasõnõn kolaylaştõrõldõğõnõ belirterek bu
durumu eleştiren Kõlõç, bu durumun diğer partiler için de bir tehdit oluşturduğuna dikkat
çekti.
Erbakan'õn TBMM'de parti liderleriyle anayasa değişikliği konusunda yapõlan zirvedeki
konuşmasõ ile partisinin TBMM grubunda yaptõğõ konuşmanõn "yasama sorumluluğu"
kapsamõnda görülmesi gerektiğini savunan Kõlõç, şu görüşlere yer verdi:
"Anayasa kuralõ gayet açõktõr. Milletvekilleri Meclis çalõşmalarõ sõrasõnda kullandõklarõ oy
ve ileri sürdükleri söz ve düşüncelerden dolayõ sorumlu olmayacaktõr."
Haşim Kõlõç, Anayasa Mahkemesi'nin Erbakan ve diğer RP'lilerin türban ve başörtüsü
konusundaki õsrarlarõnõ kapatma gerekçesi yapmasõna da muhalefet etti. Bununla ilgili
yasalar hakkõnda ayrõntõlõ açõklamalarda bulunan Kõlõç, sözlerini şöyle sürdürdü.
"Yüksek öğretim kurumlarõnda kõlõk ve kõyafet biçimi sosyal, kültürel, kişisel görüşler,
gelenekler ve inançlarõn gereğ gibi olgu ve değerlere bõrakõlmõştõr. Zira üniversiteler
evrensel ve özerk kuruluşlardõr. Bu özellikleri sebebiyle bünyesinde özgür düşüncenin,
özgür araştõrmanõn ve özgür tavrõn biçimlenmesi esas alõnmõştõr. Böyle genel bir
düzenleme için de "inançlarõ gereği" giyinebilecek bazõ kimselerin de olabileceği gerçeği
düzenlemenin 'dine göre' yapõldõğõ anlamõna gelmez, inançlarõ gereği giyinmek
isteyenlerin bu yasa kapsamõ dõşõnda tutulmasõ esasen eşitlik ilkesine aykõrõ bir davranõş
olur."
Herhangi bir inanç grubunun hak ve özgürlüğün önünde bulunan engellerin kaldõrõlmasõ
için bir siyasal parti ya da üyesinin düşüncesini açõklamasõnõn, çözüm önermesinin dinsel
inancõ istismar olarak yorumlanmasõna karşõ çõkan Kõlõç şöyle devam etti.
"Demokratik devlet, farklõlõklarõn bir arada bulunduğu ancak insanlarõn barõş içinde bir
arada yaşayabildiği ülke demektir. Herkesin aynõ şeyleri düşündüğü, aynõ görüşü ifade
ettiği farklõlõklarõn bulunmadõğõ tekçi düşüncelerin dayatõldõğõ bir ülkede demokratiklikten
bahsedilemez."
Erbakan'õn Başbakanlõk Konutu'nda tarikat liderlerine verdiği yemeği "toplumsal barõş ve
kaynaşmanõn amaçlandõğõ sosyal etkinlik" olarak değerlendiren Kõlõç, yemeğe katõlanlarõn
RP ile herhangi bir organik bağlarõnõn olmadõğõna da dikkat çekti. Kõlõç, "Kõyafetlerinden
dolayõ siyasi parti liderinin sorumlu tutulmasõ, neticede partisinin kapatõlmasõ,
milletvekilliğinin düşmesi ve siyasi yasaklõ durumuna gelmesi, ne ulusal, ne de
uluslararasõ hukukun kabul edebileceği hukuk anlayõşõ olamaz; böylesij başka bir ülkede
gösterilemez." dedi.
2- ÜYE SACİT ADALININ GEREKÇELERİ
RP'nin kapatõlma kararõna muhalif kalan üyelerden birisi de Sacit Adalõ oldu. Adalõ karşõ
oy gerekçesinde, laikliğin perçinlenmesi için RP gibi partilerin varlõğõnõn zorunlu
olduğunu dile getirdi.
Adalõ, karşõ oy yazõsõnda Eric Fromm'dan Andre Cide'ye, Dostoyevski'den Ortega
Gasset'ye kadar geniş bir referans kullandõ. Partilerin odak olma nedeniyle kapatõlabilmesi
için "tekrar-devamlõlõk-yaygõnlaşma" koşullarõnõn gerçekleşmesi şartõnõn aranmasõ
gerektiğine işaret eden Adalõ, bunlarõn partiyi bağlamayan bireysel suçlar olarak
görülmesi gerektiğini belirtti.
Türkiye'de her hata işleyen kişi veya kuruluşlara yaptõrõm uygulanmadõğõna işaret eden
Adalõ, "Çõkartõlan kanunlar herkes için geçerli olmamaktadõr. Beklenmekte, istenmeyen
kişi ve kuruluş geldiğinde "elek" sõklaştõnlõp, mesele yargõ darboğazõnda çözülmektedir.
Bu hem kanunlarõn genelliği ilkesine aykõrõdõr, hem de siyasetin kendi yükünü yargõya
devretmesine yol açmaktadõr. Siyasetin esnek kurallarõ yerine yargõnõn sert kaideleri ile
mesele çözümlenecek sanõlmaktadõr. Oysa, her iş kendi ortamõ içinde çözülmeli, yargõ son
aşamada müdahale etmelidir" görüşünü dile getirdi.
"Çoğunluğu alan ve iktidar olan parti, hâlâ yöneten statüsünde değilse nerededir?"
sorusunu ortaya atan Adalõ, demokrasinin "bölme ve parçalama, susturma ve bastõrma,
gocundurma ve kaçõrma sanatõ" olmadõğõnõ kaydetti. Adalõ, demokrasilerde, bir partinin
kolayca elimile edilemiyeceğini belirtirken, "Onu ortadan kaldõrmanõn şartlarõ
kolaylaştõrõlamaz" dedi.
Adalõ, düşünce üretiminin engellenmesi halinde demokrasinin gelişemeyeceğini
belirtirken, RP'nin kapatõlmasõ ile ilgili "Adõ geçen parti müesses nizamõn ve rejimin bir
parçasõdõr. Aldõğõ oylarla kitle partisi düzeyine gelmiştir. Laikliği zedelemek değil,
pekiştirmek için, belki, varlõğõnõn zorunluluğu bile düşünebilir. Şu 'gökkubbe altõnda'
bugüne kadar zaten söylenmedik hiçbir söz kalmamõşken, hem de TBMM çatõsõ altõnda
söylenenleri bugünkü ortamda suç saymak, ancak geriye dönüş, hak ve özgürlükleri
askõya almak olur" dedi.
Karşõ oy yazõsõnda uluslararasõ sözleşmelere de yer veren Adalõ, muhalefet yazõsõnõ şu
cümlelerle tamamladõ:
"TC devleti güçlüdür. Vatandaşlarõna, sivil toplum örgütlerine, partilere karşõ kendini özel
bir korumaya almasõna, resmi söylemlere sõğõnmasõna ihtiyacõ yoktur. Laiklik oturmuştur.
Devlet, taraf olmaktan çõkartõlmalõdõr. Belki devletin tanõmõ bile değişmelidir. Kimse
devlet değildir veya tam tersine devlettir. Çünkü herkes bir kişinin hizmetindedir; ama ne
varki bugünkü sistemde bir kaç kişinin devlet olmasõ onlara ayrõcalõk sağlamakta, elindeki
gücü bildiği gibi kullanma tehlikesi doğurmakta, asõl çekişme ve çatõşmalarõn kaynağõ da
çoğu zaman bu olmaktadõr. Siyasi mücadele eşit yürütülmelidir; partiler dahil herkesin
şansõ her zaman ve her yerde eşittir."

TEBESSÜM ONUN YÜZÜNDEN EKSİK OLMAZ


Erbakan, 29 Ekim 1997'de Cumhuriyet törenlerinde partisi ile İlgili kapatma
görüşmelerinin devam ettiği Anayasa Mahkemesi Başkanõ Yekta Güngör Özdenle sohbet
ediyor. Hem de kin ve nefret duymadan tebessümle...
Anayasa Mahkemesi Başkanõ Yekta Güngör Özden, RP davasõ karara bağlanmadan az bir
süre önce yaş haddinden emekli oldu. Yerine Ahmet Necdet Sezer getirildi. Böylece
RP'nin kapatõlmasõ ile ilgili kararõn altõna imza atmak, Yekta Güngör Özden'e nasip
olmadõ.

RP'NİN KAPATILMASI ÎLE İLGİLİ VAHİM HATALAR


"Refah Partisi'nin kapatõlmasõ ile ilgili kararõn Avrupa İnsan Haklarõ Mahkemesinden
döneceğine kesin gözüyle bakõlõrken, böylesine vahim hukuki hatalarõ içeren bu kararõn
Anayasa Mahkemesinden nasõl çõktõğõ ise hala merak ediliyor. Asrõn en önemli davasõ
olarak nitelendirilen ve sert eleştirilere sebeb olan RP'nin kapatõlmasõ ile ilgili karardaki
vahim hukuk hatalarõ şu şekilde sõralanõyor.
1- Bu davada, hiçbir eyleme odak olmadõğõ halde Refah Partisi tüzel kişiliği
yargõlanmõştõr.
2- Suç ve ceza şahsidir. Halbuki tüzel kişiliği yargõlanmõş fakat gerçek kişilere de
ceza verilmiştir.
3- Gerçek kişilere, tabii hakim önünde yargõlama yapõlmadan ceza verilmiştir.
4- Gerçek kişilere savunmalarõ alõnmadan ceza verilmiştir.
5- Hiç kimsenin suçu subut bulmamõştõr.
6- Bu davada sorumsuzluk hiçe sayõlmõştõr.
7- Bu davada dokunulmazlõk hiçe sayõlmõştõr.
8- Türkiye'nin imzaladõğõ Avrupa insan Haklan Sözleşmesi'nin 5-, 6., 10. ve 11.
maddelerine aykõrõ davranõlmõştõr.
9- 2820 sayõlõ Siyasi Partiler Kanunu'nun 103-
maddesi Anayasa'ya uygun olduğu halde keyfi bir biçimde iptal edilmiştir.
10- 103. madde Anayasa'mn geçici 15. maddesinin korumasõ altõnda olduğu halde iptal
edilmiştir.
11- Siyasi Partilen Kanunu'nun Anayasa'ya uygun olan 103- maddesi iptal edilmiş,
buna karşõlõk Anayasa'ya tamamen aykõrõ olan 101/6 maddesi uygulanmõştõr.
12- Anayasa'mn 100. maddesine göre hükümet icraatlarõnõ TBMM denetler.
Denetlenen icraatlar hiçbir şekilde yargõ konusu yapõlamaz. Oysa bu davada yargõ konusu
yapõlmõştõr.
13- Hakkõnda takipsizlik karan verilen konular yargõ konusu yapõlmõştõr. (Kanal 7)
14- Anayasa Mahkemesi'nin benzer konuda daha önce verdiği kararlarõn hepsi inkar
edilmiştir."(l63)
15- Bu dava ceza davasõdõr. Siyasi Partiler Kanunu'nun 103- maddesinin
tatbiki gerekirdi. Bunun tam aksi olmuştur.
16- 2820 sayõlõ SPK'nun 103. maddesinin iptali düşünülse bile bunun makable
şamil olmamasõ, geçmişe yürümemesi gerekirdi. Bunun tam aksi olmuştur.
17- 2820 sayõlõ Siyasi Partiler Kanunu'nun 103-maddesi iptal edilebilir olsa bile
Anayasa'mn 153-maddesine göre "Resmi Gazete'de yayõmlanmadan yürürlüğe
giremez" hükmüne aykõrõ davran il mistir.
18- 1995'den önceki olaylar delil olamaz. Zira Anayasa'ya odaklaşma kavramõ
1995 yõlõnda girmiştir: Alehteki davalar geçmişe yürümez.
19- Bantlar delil olamaz.
20- Bu dava ceza davasõ olduğu için cezai unsurlarõn tamamõnõn aranmasõ
gerekirdi, ancak aranmamõştõr.
21- Laikliğe aykõrõ unsurlarõn tamamõnõn aranmasõ gerekirdi. Hiçbiri aranmamõştõr.
22- Siyasi Partiler Kanunu m.lOl/d'ye göre, ihraç edilenlerin eylemleri delil olamaz,
karara esas alõnamaz. Bu hüküm uygulanmamõştõr.
23- Bu davada piramit tersine çevrilmiştir. Önce karar verilmiş sonra yargõlama
yapõlmõştõr.
24- Siyasi Partiler Kanunu'nun 101/b maddesinin tatbik edilmesi için ek savunma
alõnmamõştõr. Zira CMUK'a göre iddianõn değişmesi bunu gerektirir.
25- Başsavcõ TBMM'ne yazdõğõ yazõda Siyasi Partiler Kanunu'nun 103. maddesine göre
dava açamõyorum demiştir.
26- Kanunsuz suç ve ceza olmaz.
27- Bir suçtan dolayõ iki defa ceza verilmez. (Ş. Karatepe'ye verilmiştir)
28- Bu davayla birlikte kuvvetler ayrõmõ prensibi çiğnenmiştir. Demokrasi alt üst
edilmiştir, milletin iradesi hiçe sayõlmõştõr." (171)
Bu vahim hatalarõn ortaya konmasõnõn yanõsõra birçok gazeteci-yazar, fikir adamõ, siyasi,
aydõn RP'nin kapatõlmasõna tepki gösterdiler. İşte bu tepkilerden bazõlarõ:

CENGİZ ÇANDAR'IN TEPKi VE YORUMU


TÜRKİYE'YE "KÜME DÜŞÜRTMEK"...
"Önce Anayasa 'nõn 68. ve 69. maddelerine ve Siyasi Partiler Kanunu 'na göz atmayõ
tasarladõm. Ardõndan vazgeçtim. Zira, hukuk, ortada "şekil" olarak sözkonusuydu, Olan-
biten, herkesin bildiği ya da farketiği gibi tümüyle "siyasi" idi...
Zaten, yargõ organlarõnõn balkanlarõ, Türkiye'de "yargõnõn bağõmsõz olmadõğõnõ" defalarca
vurguladõlar. Türkiye 'de yargõ da, yasama gibi yürütmenin denetiminde. Yürütmeden
kastõmõz, hükümet falan değil. Hükümet, toplumun önüne konulan sahnede, yürütmenin
figüranlõk görevini yerine getiriyor. Yürütme, günün moda deyimiyle "derin devlet"
...Değişime direnen, hukuk devleti olmamaya adeta azmetmiş ve köhneliği derinlere kök
salmõş devlet, Türkiye'ye küme düşürtüyor "(172)
Cengiz Çandar Gazeteci-Yazar
ABDURRAHMAN DİLİPAKIN TEPKİ VE YORUMU
REFAH PARTİSİ KAPATILDI
"Ben bu kararõ beklemiyordum. Ama beklenmeyen oldu ve Türkiye'nin en büyük siyasi
partisinin kapõsõna kilit vuruldu.
Aslõnda mahkum edilen RP değil, Türkiye 'dir. Bu karar, İnsan Haklarõ Mahkemesi 'nde
mahkum edilecektir,
RP misyonu çok daha güçlü bir şekilde siyaset sahnesinde en kõsa zamanda yerini alacaktõr.
Bu kararõ veren yargõçlar, bu kararlarõm savunamayacaklardõr..." (173)
Abdõõrrahman Dîlipak
ALİ BAYRAMOĞLUNUN TEPKİ VE YORUMU
ZOR DÖNEMEÇ
"Beklenen oldu. Aylar Önce, 28 Şubat kararlarõyla başlayan süreç en kritik noktasõna ulaştõ.
Ve Refah Partisi kapatõldõ.
Bir siyasi partinin kapatõlmasõnõn demokrasi adõna üzücü olduğuna şüphe yok...
RP, bu ülkedeki tüm diğer partiler gibi, temsil ettiği toplumsal duyarlõlõkla, teşkilatõ arasõnda
popülist ilişki kuran bir partiydi. Ve yine tüm diğer partiler gibi RP 'nin de hatalarõ siyasiydi.
Ve siyasi hatalarõn telafisi, teşhiri, hatta yapanõn eritilmesi, bir diğeri ila ikna edilmesi,
asayiş yöntemleriyle değil, örselenmeye başlayan toplumsal mutabakatõn yenilenmesiyle
aşõlmalõydõ.
Demokrasi bunu gerektirirdi..."(J74)
Ali Bayramoğlu
Gazeteci - Yazar

HAKAN ALBAYRAK'IN TEPKİ VE YORUMU


YEPYENi, BEMBEYAZ BİR SAYFA
"Velhasõl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim " diyor şair, işte öyle bir şey... Milli Nizam
Partisi kapatõldõğõnda üç-beş divane hariç herkes "Bu iş bitti" demişti. Fakat Milli Görüş "Bu
iş bittikten " bir sene sonra hükümet ortağõ oldu. MNP'nin yerine kurulan MSP'nin kurulmasõ
ve MSP'nin yerini alan RP'nin önüne yüzde 10luk bir baraj konulmasõ da Milli Görüş'ü
safdõşõ bõrakmaya yetmedi. "Vira Bismillah " demekten usanmayan Erbakan ve arkadaşlarõ
Refah Partisi 'ni sõfõrdan %4'e, %4'den %20'lere taşõyõp Türkiye'nin en büyük partisi haline
getirdiler.
Dünya dönmeye devam ediyor. Ve dünya döndükçe Milli Görüş büyüyor. Cuntanõn, derin
devletin, oligarşinin en baba beyinleri toplantõ üstüne toplantõ yapõp bu duruma bir son
vermenin yollarõnõ arõyorlar, fakat nafile; Tabiatõn akõşõyla baş edemiyorlar..." (175)
Hakan Albayrak Gazeteci – Yazar

NAZLI ILICAK'IN TEPKİ VE YORUMU


TÜRKiYE BUNALIYOR
"Refah Partisi 'nin kapatõlmasõ üzerinde daha çok yorum yapacağõz. Şimdilik ilk izlenimlerimi
aktarmak isterim: Öncelikle, Anayasa Mahkemesi'nin iki cesur üyesini, karara katõlmayan
Haşim Kõlõç ve Sacit Adalõ'yõ kutlarõm. Gerçekten alim olduklarõnõ ve esen havaya göre
yollarõnõ çizmediklerini gösterdiler..." (l 76)
Nazlõ Ilõcak
Gazeteci – Yazar

MEHMET Y. YILMAZ'IN TEPKİ VE YORUMU


REFAH PARTİSİ 'NİN ASIL GÜNAHI
"Beklenen oldu ve Türkiye bir kez daha bir siyasõ partinin kapatõlõşõna tanõklõk etti. Anayasa
Mahkemesi 'nin kararõ ileriki yõllarda da çok tartõşõlacak. Bu kararda "28 Şubat süreci"nin ve
"askerlerin" rolü üzerinde çok spekülasyon yapõlacak..."(l77)
Mehmet Y. Yõlmaz
Gazeteci – Yazar

GÜLAY GÖKTÜRK'ÜN TEPKİ VE YORUMU


SIRLAR AYDINLANIRSA
"Politikada son yõllarõn en tartõşmalõ olayõ olarak değerlendirilen "Refah Olayõ" siyasi
tarihimize "Refah Utancõ" olarak geçecek bir utanca dönüştü bu gün.
28 Şubat'la birlikte başlayan süreçte bir adõm daha atõldõ.
Böyle bir günde bu kapatma kararõyla ilgili birşeyler yazmasõ beklenir bir köşe yazarõndan.
Ama ben yazmayacağõm.
Çünkü artõk yazacak birşey bulamõyorum.
Sadece Refah Partisi 'ni yöneticilerine üyelerine ve bu partiye oy verenlere sabõr dilemek ve
üzüntülerimi iletmek istiyorum." (l 78)
Gülay Göktürk
Gazeteci – Yazar
, REFAH PARTiSi KAPATILINCA...
Refah Partisi Anayasa Mahkemesi tarafõndan 16 Ocak 1998 tarihinde kapatõlõnca, Refah
Partili milletvekilleri ve belediye başkanlarõ, Avukat İsmail Alptekin'in Genel
Başkanlõğõnõ yaptõğõ Fazilet Partisi'ne geçtiler. Bazõlarõ da bağõmsõz kalmayõ ya da diğer
partilere geçmeyi tercih ettiler.
18 Nisan 1999 seçimlerinden az bir süre önce DGM Savcõsõ Nuh Mete Yüksel Yargõtay
Cumhuriyet Başsavcõlõğmõna Fazilet Partisi hakkõnda suç duyurusunda bulundu.
Seçimlerden sonra ise, Yargõtay Cumhuriyet Başsavcõsõ Vural Savaş, Fazilet Partisi'nin
laikliğe aykõrõ eylemlerin odağõ haline geldiğni, kapatõlan Refah Partisi'nin devamõ
olduğunu savunarak partinin kapatõlmasõnõ Aydõn Menderes hariç FP mensubu tüm
milletvekillerinin de siyasetten beş yõl yasaklanmasõ istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde
dava açtõ.
Başsavcõ Anayasa Mahkemesine gönderdiği kasetlerin incelenmesinden başörtüsü ile
yemin etme eylemi yapmak için FP İstanbul Milletvekili Nazlõ Ilõcak'õn refakatinde
Meclis'e gelen Merve Kavakcõ için yapõlan tezahürat ve yemin töreninin sonuna doğru
salonda bulunmadõğõ halde Kavakcõ'nõn ismi okununca FP milletvekillerinin tümünün
katõldõğõ tezahürata da dikkat çeken Savaş, bir çok iddiada bulundu.
"RP'ni kapattõrmaktan şeref duyacağõm" diyen Vural Savaş, acaba Fazilet Partisi'ni de
kapattõrarak bir şerefe daha nail olacak mõ?
Fazilet Partisi de kapatõlacak mõ?

11. BÖLÜM

YEPYENİ DÖNEM
(2000)
HUKUKÎ VAHİM HATALARA RAĞMEN
Anayasa Mahkemesi RP'yi kapatõrken Necmettin Erbakan'õn 29 yõllõk aktif siyasi yaşamõna da
üçüncü kez nokta koydu. Siyaset sahnesine çõktõğõ 1969 yõlõndan bu yana, Türkiye'nin en çok
tartõşõlan siyasetçilerinden biri haline gelen Erbakan'õn liderliğini üstlendiği üç partisi de
kapatõldõ.
Partilerin ikisinin (MNP ve RP) kapõsõna Anayasa Mahkemesi birinin (MSP) kapõsõna da 12
Eylül Askeri müdahalesinin ardõndan Milli Güvenlik Konseyi kararõyla kilit vuruldu. Gerekçe
hep aynõ; "Laikliğe aykõrõlõk."
Erbakan bu kapatma kararlarõnõn ardõndan da toplam 9,5 yõl süreyle siyasi yasaklõ oldu. Refah
Partisinin kapatõlmasõ, Erbakan'õ bir kez daha, hem de beş yõl süreyle siyasi yasaklõ hale
getirdi.
Bununla da yetinilmedi. Devlet Güvenlik Mahkemesi savcõsõ Nuh Mete Yüksel, Erbakan
ve Şevket Kazan hakkõnda "Anayasal düzeni dini esaslara göre zorla değiştirmeye
kalkõştõklarõ" gerekçesiyle soruşturma yürütüyor. Soruşturma sonucunda, Erbakan ve
Kazan'õn idam istemiyle Yüce Divan'da yargõlanmalarõ için fezleke düzenleneceği
bildiriliyor." (179)
Bununla birlikte Erbakan hakkõnda yedi ayrõ dava açõldõğõ kamuoyu tarafõndan
bilinmektedir.
ERBAKAN'A 1 YIL HAPİS CEZASI VERİLİYOR
Erbakan hakkõnda açõlan yedi ayrõ davadan biri de düşünce suçlarõnõ içeren Türk Ceza
Kanunu'nun 312. Maddesine muhalefetten idi. Bu davaya Diyarbakõr Devlet Güvenlik
Mahkemesi bakõyordu. Mahkeme, Erbakan Hoca'nõn 25 Şubat 1994 tarihinde Bingöl'de
yapõlan mitingde yapmõş olduğu konuşmada, halkõ din, dil, õrk ve mezhep ayrõmõ
gözeterek kin ve nefrete tahrik ettiği gerekçesiyle bir video kasetini delil göstererek 10
Mart 2000 tarihinde hakkõnda l yõl hapis cezasõ verdi.
Verilen cezanõn Yargõtay tarafõndan onaylanmasõ durumunda ceza kesinleşmiş olacak.
Ancak, bu cezanõn Yargõtaydan döneceği sanõlõyor.
Eski Adalet Bakanlarõndan Şevket Kazan şöyle diyor: " ...Bizde en azõndan mahkemenin
adli hataya düştüğü kanaati hasõl olmuştur, inanõyoruz ki, Yargõtay aşamasõnda Yüksek
Mahkeme esasen dosyaya ibraz edilen içtihatlarõ gözönünde bulundurarak bu kararõ
bozacak ve Türk Yargõsõnõ her nasõlsa verilen böyle bir kararõn töhmetinden
kurtaracaktõr." (180)
ERBAKAN'A VERİLEN CEZA ÎLE İLGİLİ HUKUKİ HATALAR
Diyarbakõr Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafõndan TC 54. Hükümet'in Başbakanõ Prof. Dr.
Necmettin Er-bakan hakkõnda verilen l yõl hapis cezasõ kararõnda hukuki hatalar bulunduğu,
bazõ hukukçular ve bilim adamlarõ tarafõndan ortaya kondu.
Bu hukuki hatalar şu belgelere dayandõrõlõyor:
1- " Konuşmanõn yapõldõğõ mitingde Hükümet Komiseri olarak görev yapan Sabri Gürbüz,
aynõ gün tuttuğu ve Emniyet Müdürlüğüne verdiği raporda, gerek Erbakan'õn gerek diğer
konuşmacõlarõn sözlerinin "kanuna uygun" olduğu bildirilmiştir.
2- Bingöl Valiliği tarafõndan 22 Mart 1999'da Diyarbakõr l Nolu DGM başkanlõğõna
gönderilen yakõda, iddia edilen konuşmanõn yapõldõğõ bir video kasetin kendi arşivlerinde
bulunmadõğõ ifade edilmiştir.
3- Raks firmasõ tarafõndan 9 Mart 1999'da Diyarbakõr DGM'ye gönderilen yazõda, E-90
rnetrajõndaki VHS video kasetin 31 Ekim 1997 tarihinde ve saat 15.00-23.00 saatleri arasõnda
üretildiği bildirilmiştir.
4- Ankara DGM Savcõsõ Nuh Mete Yüksel, 5 Mayõs 1999'da Diyarbakõr DGM'ye gönderdiği
daha önceki yazõlardaki ifadelerin "zuhulen" yazõldõğõnõ belirterek şöyle demiştir:
"Sözkonusu kasetin aslõ olmayõp üretilen kasetlerden olduğu, bilgilerinize rica olunur."
5- Hukuken, seçim konuşmalarõyla ilgili olarak 3 ay içinde dava açõlmasõ gerekirken, 3,5 yõl
sonra dava açõlmõştõr." (181)
ERBAKAN'A VERİLEN CEZA İLE İLGİLİ TÜRKİYE YAZARLAR BİRIİĞİ'NİN
TEPKİ VE YORUMU
(TEPKi VE YORUM)
" Dünyanõn hiçbir yerinde böyle bir ceza yok. Maalesef Türkiye 'de düşünce suç sayõlõ-
yor..."(183)
Türkiye Yazarlar Birliği
ERBAKAN'A VERİLEN CEZA İLE İLGİLİ HASAN CEMAL'IN TEPKİ VE
YORUMU
(TEPKi VE YORUM)
" Erbakan Hoca 'mn cezasõ Demokrasiye sõğ-mõyor...Ömürboyu siyaset yasağõ
demokrasilerde var mõ? Yok..."(l82)
Hasan Cemal Gazeteci-Yazar
ERBAKAN'A VERİLEN CEZA İLE İLGİLİ DR. HİKMET AYDEV'EV TEPKİ VE
YORUMU
(TEPKİ VE YORUM)
" Erbakan 'a haksõzlõk ettiler. Onun kõymetini bilemedik. Erbakan'a haksõzlõk edildi.
Erbakan 'õn hayata geçirdiği Havuz Sistemi Türkiye dengelerini, D-8 oluşumu ise dünya
dengelerini alt üst edecek en önemli iki büyük projeydi. Erbakan 'm iki en büyük sevabõ
günah gibi gösterildi." (l 85)
Dr. Hikmet Aydõn DSP Çanakkale Eski Milletvekili
ERBAKAN'A VERİLEN CEZA İLE İLGİLİ MUSTAFA BAŞOĞLU'NUN
TEPKİ VE YORUMU

"Avrupa Birliği 'ne girmek üzere olan bir ülkede bunlar olmamalõ. Türkiye 'de hiçbir
şekilde, vatana ihanet dõşõnda, hiçbir vatandaş düşüncelerinden dolayõ
cezalandõrõlmamalõ...(184)
Mustafa Başoğlu Sağlõk- iş Sendikasõ Genel Başkanõ
(TEPKİ VE YORUM)

ERBAKAN'A VERİLEN CEZA İLE İLGİLİ ECEVİT'İN TEPKİ VE


YORUMU
(TEPKİ VE YORUM)
" Erbakan 'm yaptõğõ bir konuşmadan dolayõ l yõl hapis cezasõ almasõnõ içime sindiremiyo-
rum."(186)
Bülent Ecevit Başbakan

ERBAKAN HAKKINDA VERİLEN CEZA KESİNLEŞİRSE


Hukuki hatalara rağmen Erbakan hakkõnda verilmiş olan hapis cezasõ kesinleşecek olursa
kaybeden kim olur?
Memleketimizin seçkin bir ailesine mensup, babasõ Ağõr Ceza Hakimliği yapmõş, ilk, orta, lise
tahsilinin yanõ sõra Türkiye'nin en gözde üniversitesini birincilikle bitirmiş, genç yaşta
profesör olmuş, Türkiye'de ve yurt dõşõnda önemli projelere imza atmõş, Odalar Birliği
Başkanlõğõ'nda bulunmuş, 30 yõldõr siyasi mücadelede üç defa başbakan yardõmcõlõğõ, bir yõl
başbakanlõk yapmõş olan zeki, çalõşkan, üretken ve vatan aşõğõ olan Erbakan mõ?
Yoksa, bu değer ve birikimlere şiddetle ihtiyacõ olan ve kendi yetiştirdiği Büyük Devlet
Adamõ 'nõn kõymetini bilmeyen Türkiye mi?
Bunu tarih gösterecek...
Önceki kararlar ve bu karar, 74 yaşõndaki sağlõklõ, dinç, azimli, gayretli, birikimli, cesur,
basiretli, istikrarlõ, çalõşkan ve sabõrlõ olan Erbakan için belkide yepyeni bir döneme açõlan
hayõr ve hizmet kapõsõ olacak...
O yine ilerlemede, yükselmede ve savunmada...

ÇANKAYA'NIN KAPISI ERBAKAN'A MI AÇILIYOR?


ERBAKAN ÇANKAYA 'YA MI?
"Türkiye 'nin son 30 yõllõk kaderinde üç İTÜ (İstanbul Teknik Üniversitelinin adõ var.
Zaman zaman aynõ derslere de devam eden bu üçlünün "elektrik bölümü öğrencisi en
küçüğü" devletin zirvesinde öldü. (Turgut Özal). Makam ve görevi "inşaat bölümünün
vasat öğrenci "si (Süleyman Demirel) devraldõ. Şimdi sanki sõra ilk ikisine İTÜ
mescidinde imamlõk yapan "okulun en parlağõ makineci" (Prof. Dr. Necmettin Erbakan)
de..."(190)
Necdet Açan Gazeteci - Yazar

ERBAKAN CUMHURBAŞKANI MI OLACAK?

SAVUNULMASI GEREKENİ SAVUNAN ADAM Prof. Dr. Necmettin Erbakan


ERBAKAN'IN BAZI ÖZELLİKLERİ
Prof. Dr. Necmettin Erbakan'm bilinen bir çok özelliği var. Bunlardan bazõlarõnõ şu şekilde
özetlemek mümkündür.
1- Erbakan'm boyu: 1,86, kilosu ise 90-110 kilo arasõnda değişiyor.
2- Dindardõr. Çocukluğundan beri namazõm kõlar.
3- Zararlõ şeyleri sevmez ve kullanmaz.
4- Çok zekidir. Okuduğu okullarõ hep takdirle bitirmiştir.
5- Yüzünde tebessüm hiç eksik olmaz. Güleryüzlüdür.
6- Basiretlidir. Hadiselerin neticelerini zamanõnda tesbit eder.
7- Sabõrlõdõr. Acõlarõ, sõkõntõlarõ yutarak yoluna devam eder.
8- Azimlidir.
9- Gayretlidir.
10- Çalõşkandõr. Tembellik en çok sevmediği şeylerdendir.
11- Yoruldum dediği duyulmamõştõr.
12- Cesurdur.
13- Cömerttir. Zekât ve sadakalarõnõ hesaplayarak verir.
14- Yumuşak huyludur.
15- Tatlõ sözlüdür.
16- Güzel hatiptir. Sade ve net konuşur, konuştuklarõ, dinleyiciler tarafõndan kolayca
anlaşõlõr.

17- İkna edicidir. Muhatabõnõ hareket ve ifadeleriyle ikna edinceye kadar uğraşõr ve
konuşur.
18- Boş zamanlarõnda hadis-i şerif ve tefsir kitaplarõ okur. (187)
19- Heybetlidir.
20- İstikrarlõdõr. 30. yõl önce savunduğu fikirleri, bugün yine savunuyor.
21- Çok bilgi ve birikim sahibidir. Tõp ilminden bahsettiğinde doktor, felsefe ilminden
bahsettiğinde filozof, matematikten bahsettiğinde matematikçi, astronomi ilminden
bahsettiğinde astronot, dinden bahsettiğinde din adamõ zannedersin.
22- Gözleri sürekli hareket halindedir. Ön tarafõ gördüğü anda yan taraflarõ da
görebiliyor. Gözünden birşey kaçmaz.
23- Çok naziktir. Emrinde çalõşanlara "getir" "götür" şeklinde değil "getirir misin"
"götürür müsün" şeklinde talimat verir.
24- En çok sevdiği şairler, Mehmet Akif Ersoy ve Necip Fazõl Kõsakürek'tir.
25- Politikacõlardan, ilk Meclis'te bulunan Konyalõ Vehbi Efendi, Hasan Basrõ Çantay ile
Adnan Menderes, Mereşal Fevzi Çakmak ve Ali Fuat Başgil'i çok beğenir. Bu sõralamada
Atatürk'ü saymaz, 'O'nun yeri başka' der. (188)
26- Sürati çok sever. Bunun sebebi ise zaman tasarrufudur. (189)
27- Seyahat etmeyi sever. En çok sevdiği seyahat, Hac seyahatidir.
28- Önceden giyiminde lacivert takõm elbise ve beyaz gömleği tercih ederdi. Ancak 1991
seçimleri sõrasõnda giyim tarzõnõ bir anda değiştirdi. Dünyanõn önde gelen markalarõndan
Versace ile Türkiye'nin önde gelen isimlerinden Faruk Saraç'õn kõyafetlerini tercih etmeye
başladõ.
29- Denizler kadar engin, gökyüzü kadar yüksek bir hoşgörüye sahiptir.
30- İlme, ilim adamlarõna ve din alimlerine büyük sevgi ve saygõ duyar.
31- Ne pahasõna olursa olsun doğru bildiğini ve karar verdiğini yapar.
32- Dava adamõdõr. Kökü ezelde, dalõ ebedde olan bir düşünceyi kendisine dava
edinmiştir.
33- Vatanõna, milletine ve tüm insanlara hizmet etmeyi, en hayõrlõ ve faydalõ amel olarak
görür.
34- İyiyi, güzeli, hakkõ, hukuku, doğruyu, dürüstlüğü hakim kõlmayõ kendisine gaye
edindi. Bu gayeye ulaşmamasõ için önü hep kesilmek istendi. Ama o yine hep iyiyi,
güzeli, hakkõ, hukuku, doğruyu, dürüstlüğü, inanç ve fikir özgürlüğünü, mağduru,
mazlumu, muhtacõ, yetimi, dulu, esnafõ, emekliyi, memuru, amiri, genci, kõzõ, çocuğu,
kadõnõ, vatanõ, milleti savunmaya devam etti, ediyor ve edecek..

SENİ SEVİYORUZ SABIRLI ADAM


Anadolu onun için değerli herşeydi
Çağlar üstü bir noktaya getirmekdi derd
Çocukluğunda bile çok hesaplarõ vardõ
Hedefi Dünya idi, Anadolu ona dardõ
Çalõştõ hep yõlmadan, usanadan, bõkmadan
Yaradanõndan başka hiç kimseden korkmadaõ
En büyük arzusu aziz millete hizmetti
Sabõrla bilinmeyen, zor işleri çözmekti

Sabõr ki en büyük dayanaktõ onun için


Bunca toplantõ, kanvoy, miting ve seçim niçin?
Esas gaye, arzu halka ve hakka hizmetti
Tek suçu yurdunu, milletini çok sevmekti

Yaş yetmişi aşmõş koskoca ulu bir çõnar


Vatanõ için yorulmadan hesaplar yapar
Profesör olup patentlere imzalar attõ
Dünya çapõnda Müslüman Halk'a onur kattõ

Onu anlatmaya, izaha yetmez duygular


Boşuna, beyhude ondan duyulan korkular
Çünkü insanlõğa hizmettir onun gayesi
İşte o hakkõn ve sessiz çoğunluğun sesi

Boş durmadan daim heybetli, manalõ bakan


Tek başõna çõktõğõ yolda oldu başbakan
O suçlanan, sabreden, hakkõ savunan adam
O gönülleri feth eden Necmettin Erbakan

Mustafa Macit
Almanya

SENİ SEVİYORUZ SAVUNAN ADAM


Ufkumuz oldun davada Lider oldun vatanda Huzur bulduk sevdanda Seni seviyoruz İmanlõ Adam!
Gözlerin sonsuza bakar Milyonlarca kalp seninle çarpar Davanõ sevmeyen haktan kopar Seni seviyoruz Mücahit
Adam!
Fikirlerin hakka götürü Sözlerin batõla kök söktürür Bu inanç gemiyi karada yürütür Seni seviyoruz Sabõrlõ
Adanõ!
Vatan-millet için kükredin Din-iman için söyledin Sevgi, barõşdõr senin derdin Seni seviyoruz Kahraman Adam!
Zekanla sen bir örneksin Gittiğin gibi birgün gelirsin Sen en tepede görülmeye değersin Seni seviyoruz Savunan
Adam!
M. Akif Çalõşkan
Almanya

SONUÇ

(İstanbul, 1998)
Biz maraton koşucularõyõz..."
Recep Tayyip Erdoğan İst, Büyükşehir Belediye Bşk.
Maraton koşucularõ asla yorulmaz, bõkmaz, yõlmaz ve usanmazlar. Hep birlikte hedefe
doğru koşarlar...
Sonu olmayan sonsuza doğru koşan maraton koşucularõna selam olsun!
DİPNOTLAR
1- Hürriyet, 18 Ocak 1998, Turan Yõlmaz
2- Muhterem Başkan Erbakan, Sayfa 12, Mehmet Cemal
4- Hürriyet, 18 Ocak 1998, Turan Yõlmaz
5- Erbakan Devrimi, Sayfa 14, Ahmet Akgül
6- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
7- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
8- Muhterem Başkan Erbakan, Sayfa 19, Mehmet Cemal
9- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
10- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
11- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
12- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
13- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
14- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
15- Hürriyet, 18 Ocak 1998, Turan Yõlmaz
16- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
17- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
18- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
19- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
20- Hürriyet, 18 Ocak 1998, Turan Yõlmaz
21- El-Bakare Suresi, Ayet:3
22- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
23- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
24- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
25- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
26- Milliyet, 23 Şubat 1998
27- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
28- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
29- Hürriyet, 18 Ocak 1998, Turan Yõlmaz
30- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
31- Muhterem Başkan Erbakan, Sayfa 41, Mehmet Cemal
66- Siyasette 35 Yõl, C.l Sayfa 26, S. Arif Emre
67- Siyasette 35 Yõl, C. 2, Sayfa 44, S. Arif Emre
68- MSP Olayõ, Sayfa 64, Sadõk Albayrak
69- MSP Olayõ, Sayfa 165, Sadõk Albayrak
70- S. Arif Emre, Siyasette 35 Yõl
71- Ağõr Sanayi, Sayfa 13, Sanayi ve Teknoloji Bakanlõğõ, 1977
72- Ağõr Sanayi, Sayfa 13, Sanayi ve Teknoloji Bakanlõğõ, 1977
73- Ağõr Sanayi, Sayfa 20, Sanayi ve Teknoloji Bakanlõğõ, 1977
74- Ağõr Sanayi, Sayfa 124, Sanayi ve Teknoloji Bakanlõğõ, 1977
75- Ağõr Sanayi, Sayfa 89, Sanayi ve Teknoloji Bakanlõğõ, 1977
76- Ağõr Sanayi, Sayfa 92, Sanayi ve Teknoloji Bakanlõğõ, 1977
77- Ağõr Sanayi, Sayfa 315, Sanayi ve Teknoloji Bakanlõğõ, 1977
78- Ağõr Sanayi, Sayfa 95, Sanayi ve Teknoloji Bakanlõğõ, 1977
79- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 230, S. Arif Emre
80- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 231, S. Arif Emre
81- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 156, S. Arif Emre
82- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 152, S. Arif Emre
83- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 153, S. Arif Emre
84- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 153, S. Arif Emre
85- K. Evren'in Anõlarõndaki Yanõlgõlar, Sayfa 16, N. Erbakan
86- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 155, S. Arif Emre
87- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 155, S. Arif Emre
88- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 166, S. Arif Emre
89- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 166, S. Arif Emre
90- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 172, S. Arif Emre
91- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 172-173, S. Arif Emre
92- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 175, S. Arif Emre
93- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 176, S. Arif Emre
94- Anõlar, Sayfa 168, Kenan Evren
95- Milli Gazete, ( ...... )
96- K. Evren'in Anõlarõndaki Yanõlgõlar, Sayfa 15-16, N. Erbakan
97- Siyasette 35 Yõl, C. 2, Sayfa 105, S. Arif Emre
98- Yahudilik ve Masonluk, Sayfa: 394, Bilim Araştõrma Yayõnlan
99- Sabah, Sayfa 15, 27 Ekim 1996, Necdet Açan-Haşim Akman
100- Siyasette 35 Yõl, C.3 Sayfa: 30, S. Arif Emre
101- Siyasette 35 Yõl, C.2, Sayfa 63, S. Arif Emre
395

32- Milli Gazete, Kasõm 1997

33- Muhterem Başkan Erbakan, Sayfa 42, Mehmet Cemal


34- Milli Gazete, Kasõm 1997
35- Gündüz Sevilgen, MSP'de Dört Yõl, Sayfa 12
36- Şeniz Yurtman, Günaydõn, 7 Ocak 1993
37- İşte Hayatõnõz, TRT, Uğur Dündar
38- Siyasette 35 Yõl, C.l, Sayfa 175, S. Arif Emre
39- Siyasette 35 Yõl, C. 1 Sayfa 176, S. Arif Emre
40- Siyasette 35 Yõl C.l, Sayfa 177 S. Arif Emre
42- Erbakan Devrimi, Sayfa 21, Ahmet Akgül
43- muhterem Başkan Erbakan, Sayfa 48, Mehmet Cemal
44- İstanbul, Aralõk 1995
45- Orhan Fişek, Erbakan: "Laikliğe karşõ değiliz" Devir, Sayõ: 54,
Kasõm 1973
46- TRT Seçim Konuşmasõ, Mart 1989
47- MSP Olayõ, Sayfa 92, Sadõk Albayrak
48- Siyasette 35 Yõl, C. 1, Sayfa 1983, S. Arif Emre
49- Refah Partisi üzerine bir Araştõrma, Konrad Adenauer Vakfõ,
10.9.1996
50- siyasette 35 Yõl, C.l, Sayfa 173, S. Arif Emre
51- MSP Olayõ, Sayfa: 257, Sadõk Albayrak
52- Gazeteler, Ocak 1970
53- Gazeteler, 1970
54- Siyasette 35 Yõl, C.l, Sayfa 203, S. Arif Emre
55- Siyasette 35 Yõl, C.l, Sayfa: 216, S. Arif Emre
56- Yahudilik ve Masonluk (....) Bilim Araştõrma Yayõnlarõ
57- Milli Nizam Davasõ İddianamesi Sayfa 6
58- Milli Nizam Davasõ İddianamesi Sayfa 10
59- Milli Nizam Davasõ İddianamesi Sayfa 7
60- Milli Nizam Davasõ İddianamesi Sayfa 4
6l- Milli Nizam Davasõ İddianamesi Sayfa 21
62- Milli Nizam Davasõ İddianamesi Sayfa 28
63- Bitmeyen Mücadele, Sayfa 39, Metin Hasõrcõ
64- Refah Partisi Üzerine Bir Araştõrma, Konrad Adenauer VAkfõ,
10.09.1996
65- MSP Olayõ ( ....... ) Sadõk Albayrak

132- Ali Akel, Erbakan ve Genaraller, Sayfa 110


133- Gazeteler, 6 Ekim 1997 Pazar
134- M. Necati Özfatura, Türkiye, 3 Mart 1997
135- M. Necati Özfatura, Türkiye, 3 Mart 1997
136- Nur Sûresi, Ayet 31
137- Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C. 2 Sayfa 150
138- TBMM Zabõtlarõ, 3 Nisan 1923, C.l, Sayfa 3
139- Bülent Ecevit, TBMM Konuşmasõ, 2 Mayõs 1999
140- Atatürk, Sayfa 199, Kültür Bakanlõğõ, Güzel Sanatlar Genel
Müdürlüğü
141- Akit, Mayõs 1999
142- Türkiye, 13 Haziran 1997
143- Büyük İslam ilmihali, Sayfa 409, Ömer Nasuhi Bilmen
144- Büyük İslam İlmihali, Sayfa 414, Ömer Nasuhi Bilmen
145- Gazeteler, 12 Nisan 1997
146- Gazeteler, 23 Ocak 1997
147- Osmanlõca-Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat
148- Zaman, 2 Kasõm 1997
149- Safahat, Mehmet Akif Ersoy
150- Çile, Necip Fazõl Kõsakürek
151- Gazeteler, 2 Mart 1997
152- Erbakan ve Genaraller, Sayfa 116, Ali Akel
153- Niçin Yargõlanõyorlar? Sayfa 24, Ş. Yõlmaz
154- Niçin Yargõlanõyorlar, Sayfa 28, Ş. Yõlmaz
155- Niçin Yargõlanõyorlar, Sayfa 39, Ş. Yõlmaz
156- Yeni Şafak, 27 Ağustos 1997
157- Türkiye Gazetesi, 20.03.1997
158- Yeni Şafak, 27 Ağustos 1997
159- Sabah, 19 Mart 1997
160- Erbakan ve Generaller, Sayfa 342, Ali Akel
161- Erbakan ve Generaller, Sayfa 342-343, Ali Akel
162- Erbakan ve Generaller, Sayfa 27-28 Ali Akel
163- Yeni Şafak, 23 Mayõs 1997
164- Gözcü, 7 Ağustos 1997
165- Akşam, 26 Mayõs 1997
166- Gazeteler, Mayõs 1997
102- Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Ağõr Sanayi, Sayfa 37-39
103- Gazeteler, 19 Ocak 1978
104- Bitmeyen Mücadele, Sayfa 61, Metin Hasõrcõ
105- K. Evren'in anõlarmdaki Yanõlgõlar, Sayfa 83,84, N. Erbakan
106- Kanat operasyonu, Ufuk Güldemir
107- Kenan Evren'in Anõlarmdaki Yanõlgõlar, Sayfa 63, N. Erbakan
108- Bitmeyen Mücadele, Sayfa 293, Metin Hasõrcõ
109- Siyasette 35 Yõl, C. 2, Sayfa 255 S. Arif Emre
110- Siyasette 35 Yõl, C. 2, Sayfa 302, S. Arif Emre
111-12 Eylül, Sayfa 108, Recai Kutan
112- Siyasette 35 Yõl, C. 2, Sayfa 287, S. Arif Emre
113- 12 Eylüpden Mamak Hücrelerine, Sayfa 67, Ahmet Oğuz
114- 12 Eylül'den Mamak Hücrelerine, Sayfa 75, Ahmet Oğuz
115- S. Arif Emre, Siyasette 35 Yõl, C. 3, Sayfa 316
116- Sõkõyönetim Askeri Savcõsõ' mn iddinamesi, 1981
117-Bitmeyen Mücadele, Sayfa 117, Metin Hasõrcõ
118- Ahmet Oğuz, 12 Eylül'den Mamak Hücrelerine, Sayfa 65
119- Ankara Sõkõyönetim Mahkemesi, MSP Davasõ Kararõ
120- Refah Partisi üzerine Bir Araştõrma, Konrad Adenauer Vakfõ,
12 Eylül 1996
121- Ali Akel, Erbakan ve Genaraller, Sayfa 178
122- Sabah, 18 Kasõm 1995
123- Erbakan ve Genaraller Sayfa 48, Ali Akel
124- iktidarda 1 Yõl, RP-DYP koalisyonu İcraatlarõ, Sayfa 12/15
(96-97)
125- İktidarda 1 Yõl, RP-DYP Koalisyonu İcraatlarõ, Sayfa: 12/15
(96-97)
126- Kerim Aytekin, Müslüman Ülkelerle Münasebetler ve
İşbirliği, Sayfa 11
127- İktidarda 1 Yõl RP-DYP Koalisyonu İcraatlarõ, Sayfa 145/146
(1996-97)
128- Fussilet Suresi, Ayet 26
129- Erbakan ve Genaraller, Sayfa 103, Ali Akel
130- Sadõk Albayrak, MSP Olayõ, Sayfa: 74
131- Ali Akel, Erbakan ve Genaraller, Sayfa 111
167- Erbakan ve Genaraller, Sayfa 31, Ali Akel
168- Yeni Şafak, 20 Kasõm 1997
169- Gazeteler, 17 Ocak 1998
170- Milli Gazete, Ocak 1998
171- Milli Gazete, Ocak 1998
172- Sabah, 17 Ocak 1998
173- Akit, 18 Ocak 1998
174- Yeni Yüzyõl, 17 Ocak 1998
175- Yeni Şafak, 18 Ocak 1998
176- Akşam, 17 Ocak 1998
177- Radikal, 17 Ocak 1998
178- Yeni Yüzyõl, 17 Ocak 1999
179- Milliyet, 24 Mayõs 1999
180- Basõn Toplantõsõ, 14 Mart 2000
181- Akit, 16 Mart 2000
182- Milliyet, 11 Mart 2000
183- Milli Gazete, 1 Nisan 2000
184- Milli Gazete, 1 Nisan 2000
185- Milli Gazete, 11 Mart 2000
186- Gazeteler, 11 Mart 2000
187- Hürriyet, 18 Ocak 1998, Turan Yõlmaz
188- Turan Yõlmaz, Hürriyet, 18 Ocak 1998
189- Turan Yõlmaz, Hürriyet, 18 Ocak 1998
190- Sabah, 27 Ekim 1996, Necdet Açan