mülkiye

Konur Sokak No:1 06640 Kızılay / ANKARA Sahibi Mülkiyeliler Birliği Adına Genel Başkan Ali Çolak Genel Yayın Yönetmeni Nazif Ekzen Yazı İşleri Müdürü Metin Özuğurlu Düzelti ve Koordinasyon Hatice Ayrancı Abone İşleri Hikmet Özçınar Reklam Sorumlusu Karemedya Haberleşme Adresi Konur Sokak No:1 06640 Kızılay / ANKARA Tel:(0312) 418 55 72 - 418 82 98 Faks:(0312) 419 13 73 www.mulkiye.org.tr e-posta: dergi@mulkiye.org.tr Gönderilen yazılar yayınlansın yayınlanmasın geri verilmez. Yazılardaki görüşler yazarlarına aittir; Mülkiyeliler Birliğini bağlamaz. Yazılar kaynak gösterilerek aktarılabilir. Tasarım Karemedya Tel:(0312) 425 69 24 Baskı MBR Tanıtım Kapak Fotoğrafı http://www.kcelich.com/kcelich05.htm MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ ŞUBELERİ Adana Şubesi Cemalpaşa Mahallesi 21. Sokak, Park Apt. Zemin Kat ADANA Tel:(0322) 458 83 00 Antalya Şubesi Ulusoy Bulvarı 810 Sokak Kalaycı Apt. No:24/30 ANTALYA Tel:(0242) 243 64 55 Bursa Şubesi Kavaklı Mah. Kavaklı Cad. Kavaklı Sokak No:3 Tophane (Burçüstü) BURSA Tel:(0224) 234 63 33 Çanakkale Şubesi Yalı Caddesi No:5 ÇANAKKALE Tel:(0286) 217 28 16 Datça Şubesi İskele Mah. Ambarcı Cad. Ambarcı Han K:1 DATÇA Tel:(0252) 712 95 93 İstanbul Şubesi İcadiye Cad. No:7/2 81200 Kuzguncuk Üsküdar / İSTANBUL Tel:(0216) 342 30 31 - 342 30 42 e-mail: info@mulkiyeistanbul.org www.mulkiyeistanbul.org İzmir Şubesi 1453. Sokak No:22 Alsancak / İZMİR Tel:(0232) 421 16 84 - 422 09 84 Kayseri Şubesi Konak Sokak No:6 Sahadiye Mahallesi KAYSERİ Tel:(0352) 222 14 81 Mersin Şubesi Palmiye Mahallesi 529. Sokak Olcay Apt. No:11/1 MERSİN Tel:(0324) 327 00 44 Samsun Şubesi Cumhuriyet Caddesi Eski Hükümet Konağı Karşısı SAMSUN Tel:(0362) 431 23 27 Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi’nin yayın organıdır. Üç ayda bir yayınlanır.

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

SAYI:246 - CİLT XXIX ISSN 1300-2775

1

mülkiye (ISSN-1300-2775), Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezince Yılda 4 sayı olarak yayınlanan hakemli bir dergidir. Dergide basılması önerilen yazılar, derginin biçim kurallarına kesinlikle özen gösterilerek hazırlanmalı ve değerlendirme sürecine girmek üzere yazışma adresine gönderilmelidir.

Sina AKŞİN - Nesrin ALGAN - Mustafa AYDIN - Korkut BORATAV - Ahmet Alpay DİKMEN - Meltem Kayıran DİKMEN - Bülent DURU - Seyhan ERDOĞDU - İlter ERTUĞRUL - Zeliha ETÖZ - Cevat GERAY - Birgül ayman GÜLERŞükrü Sina GÜREL - Alpaslan IŞIKLI - Onur KARAHANOĞULLARI - Tuğrul KATOĞLU - Ahmet Haşim KÖSE - Ayla KUTLU - Oğuz OYAN - Ahmet ÖNCÜ - Şennur ÖZDEMİR - Metin ÖZUĞURLU - Abuzer PINAR - Burçak Özoğlu POÇAN - Sinan SÖNMEZ - Serdar ŞAHİNKAYA - Erel TELLAL - Taner TİMUR - Oktar TÜREL - İlhan UZGEL - İşaya ÜŞÜR - Erinç YELDAN - Filiz ZABCI

2

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

İçindekiler
Kent ve Kültür Üzerine ....................................................................................... 9 Ruşen KELEŞ Osmanlı’da Kentsellik ve Kentler: Kent Tarihi Yazımında Kültürelciliklerin Ötesine Geçebilmek .......................................................................................... 19 Sevilay KAYGALAK Alçak Pabuçlar, Yüksek Topuklar: Kent Tüketim ve Ütopya ........................... 37 Ayhan YALÇINKAYA, Zafer YILMAZ AB Kentsel Politikası ve Türkiye Kentleri Üzerine.......................................... 59 Bülent DURU Neo-Liberal Belediyeciliğin Çelik Zırhı: Yerel Kalkınma ............................... 77 Ali Ekber DOĞAN 22 Şubat 2005 gün ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu Üzerine ................ 89 Birgül AYMAN GÜLER Büyükşehirlerde Belediyeler Arası İlişkilerin Yenilenen Yapısı ..................... 121 Arif ERENÇİN Yeni Türk Ceza Kanunu ve Çevreye Karşı Suçlar .......................................... 133 Tuğrul KATOĞLU Ankara’ya Bakmak: Doğu Kenti ve Batı Kenti Kavramları Çerçevesinden Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme Denemesi ................................................. 159 Düşünsel DİKER, Eren TOPRAK

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

3

Antalya’nın Yönetiminde “Kent Vizyonu” Etkili Bir Araç Olabilir ............... 185 Gülser ÖZTUNALI KAYIR Yerel Gündem 21’den Yerel Eylem 21’e: Yerel Gündem 21 Projesinin Temel Hedefleri Açısından Bir Değerlendirme: Malatya Belediyesi Yerel Gündem 21 Uygulamaları................................................................................................... 209 Şenol ADIGÜZEL, Muharrem GÜNEŞ Sömürge Tipi “Demokrasi” ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi .................... 227 Filiz ÇULHA ZABCI Kitabiyat: Yeni Çıkan “Anayasa Yargısı ve Vergi Hukuku” adlı Kitabın Düşündürdükleri ............................................................................................. 249 Aziz KONUKMAN

4

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

Merhaba,

Editörden

Dergimizin Bahar sayısını kentsel politikalara ve yerel yönetimlere ayırdık. “Kent ve Yerel Siyasetin Değişen Yüzü” adını taşıyan bu dosyada, kapsamlı bir yeniden yapılanma sürecinden geçen Türkiye’nin dönüşüm sancılarının mekana yansıması ele alınıyor. Son dönemdeki bütün toplumsal, hukuksal dönüşüm çabalarının odağında bulunan kentler ve yerel yönetimler, bir bakıma yukarıdan alınan soyut nitelikteki kararların uygulamaya geçirildiği, somutlaştırıldığı yerleri oluşturuyor. Bu açıdan yönetsel ve hukuksal yapıyı yeniden düzenleme girişimlerini anlayabilmek için kentlere ve yerel yönetimlere daha yakından bakmak gerekiyor. Bu sayıdaki yazıların ağırlıklı olarak üç ana eksen üzerinde toplandığı söylenebilir: İlk bölümdeki çalışmalar, tarihsel, kültürel ve toplumsal yönleriyle kenti ve kentsel yaşamdaki dönüşümü ele alıyor; izleyen bölüm, Türkiye’de yerel yönetim sistemine ve son dönemde gerçekleştirilen yeniden düzenleme çalışmalarının kente ve doğal çevreye etkisine odaklanıyor; son bölümdeki yazıların ortak özelliği ise kültür, planlama ve katılım açısından kimi kentler üzerine yapılan ayrıntılı çalışmalar olması. “Kent ve Yerel Siyasetin Değişen Yüzü” başlıklı dosyamız Ruşen Keleş’in “Kent ve Kültür Üzerine” başlıklı yazısıyla açılıyor. Kentsel yaşamın, kültür ve demokrasinin gelişimindeki yerini sorgulayan hocamız, özgürleşme ve kentlileşme kavramları etrafında kentsel alanların uygarlık için taşıdığı önem üzerinde duruyor. Yazı, son dönemdeki siyasal gelişmeler ve küreselleşme sürecinin Türkiye kentlerine etkisi üzerine önemli değerlendirmeler içeriyor. Sevilay Kaygalak, Osmanlı kent tarihinin, Weberyen ya da İslam kenti tarihçiliğinin kültürelci yaklaşımlarından farklı biçimde, daha evrensel ve maddeci bir yaklaşımla nasıl yazılabileceği sorusuna yanıtlar arıyor. Yazar, geleneksel yaklaşımların sınırlılıkları üzerine bir tartışma yürüterek Osmanlı kentlerini “Doğu-Batı”, “Batı Avrupa kentlerinin biricikliği”, “İslam kenti” gibi kavramlarla değerlendiren kültürelci yaklaşımlara karşı maddeci bir eleştiri getirmeye çalışıyor
mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

5

1990’lı yıllardan bu yana il özel idareleri için getirilen yeniden yapılanma önerileri sergilendikten sonra. bir yandan kent ve tüketim kültürü arasındaki ilişkilere. Yazarımız Tuğrul Katoğlu çevrehukuk ilişkisine odaklanarak. kent ve yerel siyaset temasına ben de bir çalışmayla katıldım. kent yönetimi. bütçe. anakent yönetim sisteminin gelişimini çözümlediği yazısında odak noktası olarak belediyeler arası ilişkilerin yeniden belirlenmesini alıyor. Yazıda. Sayı editörü kimliğinden sıyrılarak. Arif Erençin. çevrenin korunmasında ceza hukukunun işlevi ile Türk hukukunda çevre ile ilgili ceza hükümlerini etraflıca ele alıyor. Yeniden yapılanma çalışmaları arasında kentsel yaşamı doğrudan ilgilendiren düzenlemelerden biri de yeni Ceza Kanunu.Ayhan Yalçınkaya ve Zafer Yılmaz ise. yönetimi yeniden düzenleme sürecinin “il özel idareleri” boyutuna odaklanıyor. Birgül Ayman Güler yazısında. Yazıda. bu yoksunlukla malul olduğunu göstermeyi deniyorlar. Murathan Mungan’ın Yüksek Topuklar adlı romanından hareketle. bu ilişkinin nasıl bir dönüşüm geçirdiğine odaklanırken. ütopya yoksunluğuna evrindiğini ve Murathan Mungan kahramanlarının tam da. örgüt yapısı. “Çevreye karşı suçlar” için getirilen yeni düzenlemelerin masaya yatırıldığı yazıda yasanın uygulama koşulları tartışmaya açılıyor. Bu sayıda okulumuzdan. Türkiye’de 1980 sonrası belediyeciliğindeki dönüm noktalarını ortaya koyarak bir dönemleştirme girişiminde bulunuyor. neo-liberal belediyecilik anlayışının emekçi sınıfların yaşam koşullarında yol açtığı olumsuzlukların tartışılmasını engelleyen “yerellikler üzerinden kalkınma” anlayışı sorgulanıyor. imar yetkileri ve akçal ilişkiler açısından inceleyen yazar. yeni düzenlemenin ilçe ve ilk kademe belediyelerine ilişkin hükümlerinin eleştiriye açık yönlerine vurguda bulunuyor. personel. iki yüksek lisans 6 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Yazıda. İstanbul üzerinden. diğer yandan bu dönüşümün kendini inşa eden insanın içindeki bir eksikliğe. Ali Ekber Doğan. Yönetimi yeniden düzenleme sürecinin bir parçasını oluşturan büyükşehir belediyeleri ile ilgili yasayı. kentsel yaşam ve planlama açısından Türkiye ve Avrupa’da izlenen politikalar karşılaştırılarak kentlerimizde izlenen politikaların AB ölçütlerine uygunluğu tartışılıyor. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden. özellikle zaman üstüne yaklaşımlarıyla. vesayet gibi temel konularda getirdiği düzenlemelerin kapsamlı bir değerlendirmesine gidiliyor. 2005’de yasalaşan 5302 sayılı “İl Özel İdaresi Kanunu’nun.

ABD’nin Ortadoğu politikasını konu edinen Filiz Çulha Zabcı. Aziz Konukman da bu sayının kitap değerlendirmesinde. Bu sayımızın son yazısıysa dosya dışında bir konuya yönelik. siyasal ve ekolojik değişimler çerçevesinde kenti değerlendirerek geleceğe ilişkin öngörülerini sergiliyor. 1992 Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı metinlerinden biri olan Gündem 21’i ve onun yerel boyutunu simgeleyen “Yerel Gündem 21”in dünyada ve Türkiye’de gelişimini inceleyen yazarlar. kentin. Yazıda. bizde henüz yeterince tanınmayan bir yönetim düzeneğinin ülkemize yansımalarını konu ediniyor. Mevcut toplumsal-ekonomik göstergelerden yola çıkarak Antalya’nın gelişim çizgisini sergilediği yazısında Gülser Öztunalı Kayır. Düşünsel Diker ve Eren Toprak. 2000’li yıllarda gündeme gelen “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi”nden yola çıkarak. uluslararası hukuku hiçe sayarak bölgeyi denetim altına alma çabalarının ilgili ülkeler ve özellikle de Türkiye için doğuracağı sonuçları değerlendiriyor. Şehnaz Gerek ile Ali Rıza Aydın’ın “Anayasa Yargısı ve Vergi Hukuku” adlı çalışmalarını ele alıyor. doğulu niteliğini yitirmesinden ve artık batılı Türkiye’yi simgelemekten uzaklaşmasından kaynaklanan kimlik bunalımı ele alınıyor. Gelecek sayıda görüşmek üzere… Bülent DURU mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 7 . Antalya’nın gereksinimlerinin ve beklentilerinin sergilendiği yazı. Şenol Adıgüzel ve Muharrem Güneş’in yazısı. “Doğu kenti-Batı kenti” ve “geleneksel-modern” kavram çiftleri ekseninde 1923’den günümüze Ankara’nın yaşadığı kentsel dönüşümü değerlendiriyorlar. kentin yönetiminden sorumlu olanlar için bir başucu kitapçığı niteliği taşıyor. Malatya Belediyesi deneyimini kapsamlı biçimde değerlendirerek ülkemizdeki yeni uygulamalara ışık tutuyorlar. son dönemdeki ekonomik.öğrencimizin Ankara üzerine yaptıkları çalışmaya da yer veriyoruz.

8 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .

bağımsız değişken olarak kullanmıştır.Ü. Bu kademelenme içinde. bağlı oldukları ekonomik ve toplumsal dizgelerin birer parçası. Feodal toplumlarda bugünkü anlamında bir kentin varlığından söz edilemez. Feodalitede dinsel ve yönetsel işlevler. kentin burjuvazi ile birlikte doğduğu görülür. bir topluluğun kültürünün ve erkinin yoğunlaştığı yer. Ondan çok önce.. kapitalist ve sosyalist olmak üzere beşe ayırmıştır. istenmeyen öğeler ise çevrede yer almaktadırlar.Kent ve Kültür Üzerine Ruşen KELEŞ* Kent ve Toplum Kentler. yoksullar. Genel yapının tüm özellikleri. Kent . bu kez ekonomiyi bir belirleyici etmen olarak kullanarak. İstanbul’da Türkiye’yi tüm özellikleriyle kolayca bulabilirsiniz. bir başka deyişle. sanayileşmekte olan ve sanayi sonrası kentler olarak sınıflandırırken. “Kent. azınlıklar. toplumları ilkel. Gideon Sjoberg. Karl Marx. teknolojiyi belirleyici etmen. güzellikleri ve hastalıklarıyla birlikte onlara da yansır. zamanın bir ürünü. Jakarta’da Endonezya’yı. Feodal dönemin insan yerleşmelerinde varlıklılar ve seçkinler merkezde. birikimidir” * Prof. Kentlerin Kültürü adlı yapıtında. ekonomik işlevlerin ağırlık kazanmasına olanak bırakmamıştır. köleci.Dr. Roma’da İtalya’yı. minyatürü. A. Siyasal Bilgiler Fakültesi mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 9 . Marksçı öğretide toplumların gelişmişlik düzeyini belirleyen değişken üretim biçimi ve üretim ilişkileri gibi ekonomi ağırlıklı bir ölçüttür. Uygarlık ve Demokrasi Ünlü kentbilimci Lewis Mumford. feodal. Sanayi Öncesi Kent (Pre-Industrial City) adlı yapıtında kentleri sanayi öncesi. Dikkati çeken odur ki. Londra’da İngiltere’yi. aynasıdırlar.

Öte yandan kent. Yunanca’daki kent (polis) sözcüğünün de siyaset (politiae) ile ayni kökten kaynaklandığı bilinmektedir. Kentin insanlara siyasal bilinç kazandıran bir işlevi olduğunu öne sürenler olmuştur. kent doğrudan demokrasinin katılımcı yöntemlerinin de uygulandığı bir ortam olmaktadır. İster negatif.. tarihsel olarak. kentlilik bilinç ve sorumluluğu aşılayan bir olumlu özelliğe de sahiptir. kibarlık (civilité) ve görgü (urbanité) sözcüklerinin de kent kökünden türetilmelerine yol açmıştır. Karl Marx. medeni ve kent (medine) gibi sözcükler arasındaki köken benzerliği uygarlıkların kentlerden kaynaklandığını düşündürmüştür. kimi dillerdeki kent ve uygarlık karşılığı sözcükler arasındaki benzerliği de kanıt olarak kullanma eğilimindedirler. isterse pozitif anlamda olsun. kentsel yaşamla uygarlık arasında yakın bir ilişki olduğunu varsayan görüşler yaygındır. biz asıl belirleyici etmenin toplumdaki göreceli yoksunluk olduğu sonucuna varmıştık. Öte yandan toplu yaşam kentte siyasallaşmakta. kır yoksullarının öncülüğünde gerçekleşeceğini varsaymışlardır. Talip Apaydın’da. hem de kenttaşı (hemşehriyi) anlatmak üzere kullanılıyor. Batı dillerindeki “citizen” sözcüğü. Antik Helen kentlerinin. (Keleş/Ünsal. Gaziosmanpaşa. Kentsel yaşamın uygarlığın beşiği olarak algılanması. her zaman katılımın aracı. Gerçekten de. Adana. farklı değerlendirmelere konu yapıldığı dikkat çeker. Bir başka deyişle. Mao ve Castro gibileriyse. Kentlerdeki siyasal şiddet olaylarını incelediğimiz bir çalışmada. Ümraniye. toplum yapısının özellikleri mi. kimi dillerde. Kadıköy olayları. insana kent ve çevre değerlerine sahip çıkma bilinci kazandıran. tarihsel gelişim süreci içinde kentler özgürlüğün doyasıya 10 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . “kent havası insanı özgür kılar” diyor (Stadtluft macht Man frei).der. yoksa her ikisi mi olduğu konusunda farklı görüşler vardır. devletten daha önce gelen kurumlar olması. Yalvaç ve Adalarda kent yöneticilerine saldırılar bunlardan yalnız birkaçıdır. ortamı olmuştur. temsili demokrasi kurumlarının yanı sıra. Gerçekten. salt kentleşmenin kendisi mi. yani kentlerde görmüştür. devrimin kentlerde değil. bu görüşler. Demirtaş Ceyhun’da.. Latin dillerinde uygarlık (civilization) ve kent (city. kenttaşlık kavramına yurttaşlıktan daha eski bir kavram gözüyle bakılmasına yol açmıştır. kibarlık ve görgü kent insanına özgü özellikler olarak algılanagelmiştir. Yazınımızın tanınmış kalemlerinden Fakir Baykurt’ta. Kentin gösteriler ve sokak hareketleri gibi negatif şiddet olaylarına sahne olmasına verebileceğimiz örnekler o kadar çoktur ki. devrimin itici gücünü kent proletaryasında. O kadar ki. 1982) Kent ve Özgürlükler Alman atasözü. hem yurttaşı. bu sonuçları doğuran bağımsız değişkenin. kentin ve köyün farklı konumlarda tutulduğu. Kuşadası. tam tersine. civitas). Arapçadaki medeniyet. Pozitif ya da negatif anlamda kent.

Gökdelen’in yanıbaşındaki böylesine bir gürültü kaynağını.yaşandığı yerler olarak algılanmışlardır. kent havasının insanı özgür kılması. İnsanın çevresine ve kentsel değerlerine yabancılaşmasının ardındaki temel nedenlerden biri budur. Kent tarihi gösteriyor ki. Türkiye’de kent havasının insanları daha özgür kıldığı söylenebilir mi? Yoksa. unutmamalı ki haklar ve özgürlükler birlikte bir bütün oluştururlar. kent yaşamının kent insanını tutsak yapmakta olduğu daha gerçekçi bir değerlendirme midir? Bu sorunun yanıtlanabilmesi yönünden şu üç saptama önem taşımaktadır: Bir kez. Ankara’da. hangi özgürlükten mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 11 . gelip geçenlere. komşusu olan Barolar Birliği Genel Başkanı’nın. Bu yönden bakıldığında. kentleşme. parçası olduğu toplumun özgürlükçü ve demokratik bir toplum olmasına bağlıdır. insanın kentine ait olduğunu duyumsaması. Kentlerin sahip bulunduğu tarih. İkinci olarak. bir yandan da tahrip edici sonuçlar yaratmaktadır. istekleri olmaksızın. Konut sorunları arsa mafyasının öncülüğünde çözüm bekler durumdadır. günün 24 saatinde. kentlinin özgürlüğü. demokrasi ve özgürlük temalarını çağdaş bir yaklaşımla ele alan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı (1985) ve Avrupa Kentli Hakları Şartı (Mart 1992 ve Mayıs 2004) da bu düşüncelerden esinlenerek hazırlanmış belgelerdir. Özgürlüklerin bir sınırı olduğu. yazması. Kent havası acaba gerçekten insanı özgürleştiriyor mu? Bir kez. kendi tercihleri olan ve gürültü dozu ağır basan sesler sunabilmektedirler. Kent. tahribi ve gaspedilmesi bu dünya görüşünün doğrudan sonucu gibi görünmektedir. demokrasi bilincini geliştirmenin iki ön koşulundan biri. kaldırımları yürünemeyecek biçimde işgal etmeleri bu sorumsuzluğun açık bir örneğidir. 1995) İkinci olarak. (Keleş. Birine saygısızlık ötekine de saygısızlıktır. küreselleşmeyle körüklenen liberalizm ve liberal mantık. Konuşması. rant arayış özlemlerini kamçılıyor. olması gerektiği düşüncesi kentlinin kafasında yer etmemişse. kentin üzerinde fiilen söz sahibi olabilmesidir. sanayileşme ve kapitalist gelişme. Kasetçi dükkanları. İşportacıların belediye kolluk güçlerinin gözü önünde ve çoğu kez de onların koruması altında. susturamadığını kendisinden dinlemiştim. Bu da. örgütlenmesi. gelecek kuşakların hakları gözardı edilerek. kentleşmeyi ve kentlerin oluşumunu bir yandan özendirirken. ikincisi de. insanların bencilliğini. mimarlık ve doğa değerlerinin tüm kentli haklarıyla birlikte. tüm hukuk yollarını kullandığı halde. Devletin hak ve özgürlükler konusunda duyarlı olmadığı bir toplumda kent insanı nasıl özgür olabilir? Son olarak da. herkesin her dilediğini serbestçe yapabileceği yolunda yanlış bir sanı uyandırıyor. tepkilerini dile getirmesi yasaklanmış bir insan kentte oturuyor olsa da özgür sayılamaz. avaz avaz. insanların birbirleriyle ve yaşam ortamlarıyla olan ilişkilerindeki davranışlarını etkilemekten geri kalmıyor. tüketimi.

. Üstelik. paralar trink” gibisinden reklamlardan hoşlananların sayısı hızla artıyor. yabancı uyruklulara toprak satışına izin vermesi. Düpedüz söyleyeyim isterseniz: Kültür kirlendiği için sular kirleniyor. “Bir kez kültür kirlendi mi. şirket ortaklığı. “kente karşı işlenen suçlar” kentlerimizde çok sık rastladığımız olgular arasında yer almaktadır. Son olarak. önyargılı ve sınırsız özelleştirme çabaları.. Kazdağı’nın Kuzey yönünde. tıpkı bir tacir gibi. havaları..... Etik kurallara dayanan eski değer sistemlerinin iş bitiricilik ve köşe dönmecilik gibi kestirme yollardan zengin olmayı öngören yeni değer sistemleriyle hızla yer değiştirdiği alıcı ortamların başında kentler geliyor. yönetenlerin eğitimine öncelik vererek. vergi oyunları gibi işlere giderek daha çok merak sarmaları. . ister ulusal. Görülüyor ki.. Hazine topraklarını satışa çıkarması. Gerçek bir cennetteyim.. daha doğrusu eteğinde yazıyorum. ondan sonra herşey birbirini izliyor. Bu cennete yakışmayan insanlar. Bu çerçevede. factoring. Yoksulluktan ve köylülükten kurtulmaya olanak bulamayan “yarı kentli” yurttaşı kentlileştirebilmek için bilinçli bir eğitim seferberliğini başlatmak zorundayız. Cengiz Bektaş’ın da dediği gibi.. hava kirleniyor. otel. Değer kalıplarımızdaki bu sarsıntılar arasında. villa. para. emlak... kentlerimizi. motel. gerçek anlamda yurttaş olmanın gerekli kıldığı değişiklikler olmaksızın. çürümelere yol açabiliyor. Toprak kirleniyor . insan kişiliğini her yönden geliştirmeye elverişli bir ortam yapmak zorunluluğu var. kent havasının insanı özgür kıldığı gerçeğini toplum yapısının genel koşulları belirliyor.. devlet ormanlarına el atmaları olağan durumlardan (ahval-i adiyeden) sayılır oldu. hükümetlerin. küreselleşme denilen olgu. O halde.Silahlanabilmiş ülkelerin kültürlerini tertemiz sayabilir miyiz? Suları.. 1997) Kentlileşemeden Kentleşmek Üzerine.” (Bektaş. suyun hemen 12 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . boyutları ister yerel. Görüldüğü gibi. yönetimde teftiş ve denetim karşıtlığı.. sağladığı teknolojik olanaklar ve kolaylıklar yanında. devlet ve siyaset adamlarının. İnsan davranışlarında kentli olmanın. arsa. Olguların birbirine bağlılığı burada da kendisini gösteriyor. kent yaşamını doğrudan etkileyen gelişmeler olarak dikkat çekiyor. değer dizgelerinde önemli sarsıntılara. kent kültüründen kim sözedebilir ki! Bu sorunun yanıtını yine Cengiz Bektaş’tan bir alıntıyla aramayı sürdürelim: “Bu yazıyı. Kimi özel radyo istasyonlarının yayınlarındaki “. toprakları tertemiz olsa da. eğiticilerin. ister uluslararası olsun.söz edilebilir? Bu sınır konulamadığı içindir ki. sorun insanlarımızın kentlileşemeden kentleşmekte olmalarındadır.

. parlamentonun bahçesindeki çimler üzerinde et kızartıp transistörlü radyosundan etrafa türküler saçan kimler varsa. trenlerde. Bugün de kimileri öyle sanıyorlar ya!. Antik çağda da bir yerin tiyatrosu. hem de devekuşu da olmayan insanlar var olsaydı. Kent demek. Sivas’ta hem azıcık kentlileşmiş. lokantalarda yüksek. hele de etrafta kadın varsa. kamusal alan gibi. isterse her yanını çağcıl yapılar. ama çok yüksek sesle konuşan. 1996) Batı Avrupa’nın en büyük kentlerinde. yüksek. otobüslerde... en iyi insanı yaratabilecek düzeye gelemedi kent.. Sivas nasıl kent olabilir? Kendinden başka düşünenleri odun yakar gibi yakabilenlerden kentli mi olur? Kentli olmayanların oturdukları bir yer kent olabilir mi? Kentli olmayanların çoğunlukta olmadığı bir yer elbette kent değildir. önce içerdekileri şöyle genelden selamlıyacaktı. insanda boğa güreşi yapılan arenaları çağrıştırmaz mı? Yürüyen merdivenlerin sağını solunu geliş geçişe kapalı tutmalar.. sokaklarda.. başkalarını duyamayacağı.dibinde et kızarttıkları için. Siz gelin de yirminci yüzyılda Sivas’ı kent sayın. ortalık dumana boğulduğu ve çok pis olduğu için. insanlar. Orada olup bitenler ya da kışkırtma var diyebilenler bakan olsalar ne olur ki! İşin temeli bu. güzel yapıları. birikmiş suların üzerinden taşıtla geçerken. neden kenti kurmuşlar? Daha insan olmak için insanın yarattığı en karmaşık araç kent. Köylülük de.. elli altmış metre uzaktayım. orada insanca var olunabilen yer demektir. metroda. Sanki kimse yokmuş gibi bağıra bağıra birşeyler sordu. tapınağı. kent sayıyorlar ya orayı. o kentleşmeyi kent saymıyorlar ya. haklar açısından.” (Bektaş. Ama bugün de. sırtta taşınabilen birşey. caddeleri. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 13 . işleticiye. Bizde de. insanlık açısından.. kitaplığı olmadı mı. mekana bağlı olmayan. Kentteki köylülüğün. daha da. köydeki köylülükten daha ciddi sorunlar doğurmakta olduğuna hiç kuşku yok. Sözcüklerinin arasında yabancılar da var. köyünün terbiyesini bile yitirmiş. sesini. Gitmiş de ne olmuş ki! Kent görmüşlüğü bir yana bırakın.. Geniş yolları. bir yere girince.. Yitirmemiş olsaydı. demek ki. rahatsız olmayacakları denli kısacaktı. koşu. parklar kaplamış olsun.. parkları oldu mu bir yerin. dinleti (konser) yeri. Nasıl kentli olunurdu ki? İnsanlar neden kentli olmuşlar? Nasıl olmuşlar? Gerçekten. gaza basmalar az rastlanan olaylar değil. köylülüğünü orada da sürdüren. okulu. kentlileşmeye karşı direnci yüksek insanlar olduklarını düşünebilirsiniz. otuz beş aydın kişi yakılamazdı... pasaportlarına bakmağa gerek kalmadan. metro istasyonlarında vagonların kapıları açıldığında yaşanan itiş kakışlar.. yarışmalar (stadyum) yeri. İsterse gökdelenleri olsun. uygarlık açısından. Sonra. insanlaşmamış olanlarca. İçeriye bir adam girdi. Besbelli Almanya’ya gitmiş.

San Marco Meydanı Venedik ile. insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü” olarak tanımlanıyor. Bu açıdan bakıldığında. “bir topluma özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü”. dar anlamıyla. Gazimağusa’nın Namık Kemal Meydanı’nda her tarihsel çağdan arta kalan fiziksel. yaşama süreklilik kazandıran ortamlar “ olarak tanımlayanlar da var. Empire State ve Manhattan’ın öteki gökdelenleri New York ile özdeşleşmiş simgelerdir. kültür. “uygun biyolojik koşullarda bir mikrop türünü üretme”. Eiffel Kulesi Paris ile. folklor gösterileri ve benzeri sanat ve kültür etkinlikleri olarak algılanması ve onunla yetinilmesi yanlış ve eksik bir kent kültürü anlayışıdır. “tarihi. toplumsal ve kültürel bir bütün oluşturan. Bu bağlamda. Kuşku yok ki. Aranması gereken temel ölçüt. Burada dikkati çeken özellik. kendine özgü kimlikleri vardır. Chopin ve Tchaikovsky’nin yazınsal ve sanatsal kimlikleri gibi. Bu bağlamda. belediyenin tiyatro temsilleri. kent kültüründen neyi anlamak gerekir? Herhalde. Hem davranış bilimlerinde. kültür. “içinde canlıların geliştiği (neşv ü nema bulduğu). Gogol’ün. hatta “tarım” gibi anlamların verildiği de görülmektedir. Balzac’ın. sanat kültürü gibi). sergileri. Her ikisi arasında çok yakın bir etkileşimin bulunduğu yadsınamayacak bir gerçektir. değerlendirilmesi ve geliştirilmesidir. “Herşey unutulduğu zaman belleklerde ne kalıyorsa. yarısı kilise yarısı minare olan bir yapıtla taçlanmıştır. hem de mikrobiyolojide çok sık kullanılan bir kavram olan kültürü. mekansal. ona verilen isimdir”. Kültür kavramına. kentlerin de. kalıcı kültür öğelerinin korunması. o kentin kimliğidir. darası düşülmüş değerleri temsil etmekte olduğudur. fiziksel. o kentin süreklilik kazanmış olan ayırdedici özellikleri saklıdır. bunları gelecek kuşaklara iletmede kullanılan. Her kentin kimliğinde. Dostoyevski’nin. Kent İmgesi (The Image of the City) adlı yapıtında. çağımızın çok kültürlülük idealini haykırırcasına. zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi”. kitap fuarları. toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerleri yaratmada. “kültür ortamında yetiştirilen inci” çokça duymağa başladığımız kavramlardır. Topkapı Sarayı ve Sinan’ın camileri İstanbul’la. kültürün bir birikimin ürünü olduğu. “muhakeme. görsel ve moral öğelerin oluşturduğu zengin bir kültürel doku. Bu bağlamda. “kültür balıkçılığı. bu birikimin temel öğesi. Bir kentin kimliğini oluşturan onun kültür varlığı.Kültür ve Kent Kültürü Türkçe Sözlük’te. Tolstoy’un. adları bulundukları kentlerin adıyla özdeşleşmiş imgelerden. son 14 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . kent kültürünün. Bir Fransız düşünürüne göre. tarihin ve doğanın kente bırakmış olduğu birikimi. posası atılmış. “bireyin kazandığı bilgi” (tarih. kültürüne katkıda bulunan da kentin kimliğidir. Kevin Lynch. öğelerden söz eder.

gelişme yönü eksik bir kavramın.. kervansaraylar ve sivil mimarlığın en güzel örnekleri. kent kültürünün korunması açısından elverişli. Kuveyt’de. 2003) Devletler. Irak’ta ve başka yerlerde. Arkeolojik Mirasın Korunması Sözleşmesi (1992) bu uluslararası çabaların ürünleridir. ancak değerlendirilip zenginleştirilmesi yönünden yetersiz bir kavram olduğu öne sürülebilir. Köln. Avrupa Kültür Sözleşmesi (1954). Tek tek ülkelere. Uluslararası topluluk. mimarlık ve doğa değerlerine insanlığın ortak kalıtı gözüyle bakılmaktadır. Salt koruma ayağı ağır basan. Vancouver ve İstanbul İnsan Yerleşmeleri (Habitat I ve II) Konferansları (1976 ve 1996). Louvre’u. kuşkusuz. artık insanlık aleminin ortak sahipliğinde ve koruması altındadır. uluslararası tüzede geniş ölçüde benimsenmekte olan bir anlayışı yansıtıyor. Camiler. sürdürülebilir) gelişme kavramının. tarih. uluslara mal edilemiyecek kadar önem taşıyan kültür. Afganistan’da. Stockholm (1972) ve Rio (1992) Çevre ve Kalkınma Dorukları bu etkinliklerden birkaçıdır. Strasbourg. 1998) Kent Kültürünün Aktörleri. Kahire Müzesini süsleyen.. Keleş/Yılmaz. Birleşmiş Milletler Örgütü’nün UNESCO. Kent kültürünün oluşmasında.(Daha fazla bilgi için bkz. toplumsal ve kültürel yönlerden tutucu uygulamalarla sınırlı kalabileceğinden . Akdeniz’in korunması konusundaki Mavi Plan’ın hazırlanmasına çerçeve oluşturan Barcelona Sözleşmesi (1976). bu güvencelere karşın. istekli ve bilinçli mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 15 . hanlar. Bunların silahlı çatışmalarda zarar görmemesi için çıkarılmış uluslararası sözleşmeler vardır. bunlar arasında başta sayılması gerekenlerdendir. UNEP ve UNCHS gibi uzmanlık kuruluşları bu alanda yol gösterici bir işlev görüyorlar. Amsterdam Bildirisi (1975). öğelerinin korunmasında ve geliştirilmesinde türlü aktörlere çeşitli görevler düşer. insanlığın ortak kalıtını korumaya yönelik onlarca uluslararası sözleşme var onaylamış oldukları. kent kültürünün korunup geliştirilmesinde baş rolde oynayan aktörlerdir. Oysa.. Toledo Katedrallerinde. gerçek gereksinmeye yanıt vermeyeceğinden kaygı duyarım. Bu değerlerin ve kentsel simgelerin uluslararası tüzel belgelere geçmiş olan insanlığın ortak kalıtı içinde yer alması. Kent ve çevre değerlerinin evrenselliği. bu ortak kültür değerlerinin ortak çabalarla korunup geliştirilebileceği kabul edilmektedir. insanlığın ortak kalıtı karşısında gereken saygıyı gösterebilmiş değildirler. İspanya’nın Barcelona kentindeki Sagrada Familia da. Ne yazık ki..(TÇSV.yıllarda çok kullanılan sürekli ve dengeli (sustainable. bu başyapıtlardan biridir. zenginleştiren yapıtlarda tüm insanlığın hakkı vardır. Sistini’yi. Prado’yu. Bosna’da. Kosova’da. Bu nedenle de. ulusal egemenlik kavramının bile gücünü o bağlamda yitirmesine yol açmıştır. ekonomik. Yerel yönetimlerin yeterince güçlü. Avrupa Mimarlık Mirasının Korunmasına İlişkin Sözleşme (1984). gözü dönmüş süper güçler.

ödev ve sorumluluğu gözardı edilmiştir. kentinin kültür birikimine karşı suç sayılabilecek eylemlerden kaçınmak yükümlülüğü altındadır da. kentlerimizin mimarlık ve kültür kalıtının korunması gibi konular. 2000) Bu bağlamda. kent kültürü. Oysa. Bu belgelere taraf olmamış olmak. hem de yapmayı ihmal ettikleri işlerden dolayı mali yönden sorumlu olacaklarını belirtmekte.(Brodie. yurttaşın kent ve çevre değerleri karşısında daha çok hak sahibi kimliği üzerinde durulmuş. Avrupa Kentli Hakları Şartı’nın kendilerine tanıdığı sorumlulukların gereğini yerine getirecek ölçüde güç ve bilinç kazanmak zorundadırlar. Ancak. bu sorumluluktan ancak iyi niyetli olduklarını kanıtlayarak kurtulabileceklerini esasa bağlamaktadır. Kentinin değerleri. bugünü ve geleceği üzerinde hak sahibi olan kenttaş. öteki teknik nitelikte olan iki nedeni vardır: Birincisi. edilgin değil. Kent ve çevre değerlerinin asıl sahibi devlet mi. etkin yurttaş türüdür. ötekilerden daha az önemli olmayan. Üçüncü kümede bulunan aktörler yerel yönetimlerdir. hem yaptıkları. sözleşmelere taraf olsalar da olmasalar da. bu konuda. Rio Bildirgesi (1992) ile getirilen bencillikten uzak kalma 16 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Aristoteles’in deyişi ile. öyle olması gerektiğine göre. belediye mi olmalıdır sorusu her zaman gündemde olmuştur. kentlinin kültürü demektir. kentlerin asıl sahiplerinin sorumluluk bilinci gelişmiş kenttaşın kendisi olduğunu varsaymak yanlış olmaz. çok yakında yasalaşmış olan Kamu Yönetimi Temel Yasasındaki düzenleme de bu doğrultudadır. yasaya dayanmayan suç ve ceza olmaz (nullum crimen sine lege. kentine karşı. Demokratik rejimlerde özeksel ve yerel tüm yönetimleri halkın özgür istenci ayakta tuttuğuna. Bugüne değin. Türkiye’de. yurttaş ya da kenttaş oluşturur. o belgelerde yer alan kuralları çiğnemek için bir mazeret sayılamaz. ikincisi de. yerel nitelikteki işgörü alanları gibi görülmekte olsalar da. Son kümeyi ise. yukarıda da belirtildiği gibi. Halka en yakın kuruluşlar olarak yerel yönetimlerin koruma gibi yerel nitelikli konularda asıl yetkili olmaları Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın bir gereğidir. nullum poena sine lege) anlamına gelen genel tüze kuralı yüzünden kente karşı suç oluşturan eylemlerin kovuşturulamamasıdır. Kent yönetimleri ve bu arada belediyeler. toplumsal bilinç düzeyinin eksikliği. Antlaşmalara. bunun biri toplumsal. seçimle göreve gelen yerel yönetim organlarının. devletler bu alanda önemli roller üstlenirler. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 8 No’lu Tavsiye Kararı (1999). yakın geçmişin deneyimleri. Kente karşı suç kavramı eğer kullanılabilir duruma gelmiş değilse.olmadığı durumlarda. Immanuel Kant’ın da vurguladığı gibi. bu konularla ilgili etkinliklerinde yerel yönetimlerin yalnız bırakılmasının doğru olmayacağını düşündürmektedir. kültür kalıtını korumak için etik bir sorumlulukları vardır. haklar ve ödevler bir bütün oluştururlar. Bu yurttaş türü.

devletler için olduğu kadar ve hatta onlardan da çok. ne yazık ki. Dünya Bankası. Oysa. Toplumların yaşamında her alanda dakik. Sermayenin akışımı önündeki tüm engellerin kaldırılması. yurttaş ve kenttaş için de söz konusu olması gereken bir davranış kuralıdır. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 17 . savunmacı. 1972 tarihli Stockholm Bildirisi’nde (ilke 14-18) temel yaklaşımın plan yöntemi olduğu vurgulanıyordu. canlandırma ve geliştirme politikalarının belirlenmesinde. kent ve çevre değerleri üzerinde. Yeryuvarlığın küre biçiminde olduğunu yeni öğreniyor gibiyiz.. Küreselleşme Olgusundan Kentler de Payına Düşeni Alıyor. 2003). Banka’nın son yayınlarından birinin başlığının Planı Bırak. küreselleşme. Ama öte yandan. Ayrıca. olumsuz etkiler yapmaktan da geri kalmıyor. Küreselleşmenin. ince hesaplar hızla kaba kestirimlerin yerini alıyor. Piyasaya Bak (from Plan to Market) olması dikkat çekicidir. Banka’nın uzunca bir süreden beri benimsemiş ve önermekte olduğu bir kalkınma yöntemi olmuştur. Ortada bir çelişki bulunduğu açıktır. Günümüzde dillerden düşmeyen küreselleşmenin elbette olumlu kazanımları var. Çok Taraflı Yatırım Anlaşması (MAI) ve Uluslararası Tahkim bu doğrultudaki çabalardan birkaçıdır. (Bauman. verimli tarım topraklarına ve ormanlık alanlara yapı izni verilmesi. Yanlış yapmaktan kaçınmanın doğru yapmaktan çok daha önemli olduğu unutulmadan. yeryüzünde ülkeler ve bölgeler arasında ticaret özgürlüğünün tam anlamıyla gerçekleştirilmesi için uluslararası finans kuruluşları canla başla çalışıyorlar. orman ve mer’a rejimlerinde değişiklik gibi kent kültüründe mutlak yozlaşmaya yol açabilecek boyutlar kazanmaktadır.. küreselleşmenin olumsuz etkileri günlük politikalara da yansımakta ve örneğin. Robertson. 1999. Teknolojik ve sınai devrimin insanlığa çağ atlatan hamleler yapmayı olanaklı kılan katkıları yadsınabilir mi? İnternet insanlara geniş ufuklar açıyor. çok kültürlülüğü çok kültürsüzlüğe dönüştürücü etkilerinden kurtulmak için elden geleni yapmak zorunda olduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Orum/Chen.ve ihtiyatlı davranış yükümlülüğü. kent ve çevre değerlerinin korunması bağlamında. plandan ve planlamadan kaçış. Hazine topraklarının satışı. Ama bugünkü küresellik anamalın egemenliğiyle ilgili bir küresellik. koruma. Sanki bu buluşu geçen yüzyıllarda Kristof Kolomb yapmamış gibi. Ülkemizde. yabancılara toprak satışına izin verilmesi. 1997. tepkisel ve değişme karşıtı anlayış terkedilmelidir. yıllık yazanaklarında “devleti küçültme” önerisini ısrarla yapmaktadır. değer dizgelerindeki yozlaşmaya koşut olarak.

Routledge. Güzel Sanatlar Fakültesi. R. Kevin (1961). Bektaş. Keleş.. Ruşen (2004). Ruşen ve Meltem Yılmaz (2003).. Ankara Türkiye Çevre Sorunları Vakfı (1999). Press. Keleş. Cogito: Kent ve Kültürü. Küreselleşme: Toplum Kuramı ve Küresel Kültür. London. İmge Yay. Bektaş. “Kültürel ve Güzelduyusal Kirlenme”. Toplum. İstanbul. ve Xiangming Chen (2003). İmge Yay.). Cengiz (1996). Kentleşme ve Düşünce Özgürlüğü”. 18 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Kentli Olmak”. Citizenship and the Global City. 99-112. The World of Cities. İstanbul. Keleş. “Kenti Savunmak. “Kent İnsanı. Cengiz (1997). Bilim ve Sanat Yay. Ulusal Sanat Sempozyumu. Ankara. Ruşen (1995). M.T.I. Brodie. “Doğal Çevre ve Kıyılarımız”. Bası). Democracy. İnsan.. Ruşen ve Artun Ünsal (1982). Küreselleşme. Ankara. Ayrıntı Yay. Robertson.Engin (ed. Janine (2000).). Keleş. Zygmunt (1997). (8. (2.Kaynakça Bauman. “Imagining Democratic Urban Citizenship”. Cambridge. Düşünceye Saygı: Düşünce Özgürlüğü Konuşmaları.Keleş (ed. Blackwell. Sanat ve Çevre: 7.Bası). Siyasal Bilgiler Fakültesi. The Image of the City. Anthony M. Sürdürülebilir Kalkınmanın Uygulanması. Çevre. Lynch. Edebiyatçılar Derneği. Ankara. 110-128. Ankara. I. 24-30.. Ankara. Roland (1992). Kent ve Siyasal Şiddet. Orum. Hacettepe Üniversitesi . Kentleşme Politikası. Ankara. 82-94.

kapitalizmin gelişmesinde bu denli önemli rol oynadığını belirttiği “gerçek kentsel topluluğu” oluşturan elzem unsurları şöyle sıralamıştı: alışveriş ve ticaret ilişkilerinin görece hakimiyeti. Avrupa dışındaki coğrafyalarda Avrupa’dakinin benzeri bir kentsel gelişmenin önünde esrarengiz2 engeller tanımlayan ve kenti. çev. A. 5. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 19 . İstanbul:İletişim.. yerel halkın katılımıyla gerçekleşmiş olan bir yönetsel yapı (2000:91).Ü..”1 Giriş Max Weber’in. Batı Avrupa’ya özgü bir şey olarak kavramsallaştıran Weber’in (2000:114) bu yaklaşımına karşı gelişen İslam kenti tarihçiliği. Türkiye’deki kent tarihçiliği alanındaki Avrupa merkezci-liberal yaklaşımın temellerini de atmış olduğunu söylemek mümkündür.baskı. bu ülkenin dışında ve Batı Avrupa’nın dışında tarihin genişleyen ufkunu hesaba katmama kusurumuzla daha çok ilgileniyorum.H. s.Gör. (1996) Tarih Nedir?. kısmi bir özerklik ve seçimleri. Sosyal Bilimler Enstitüsü 1 Carr..Kent Tarihi Yazımında Kültürelciliklerin Ötesine Geçebilmek. yerel bir mahkeme. kolektif bir kimlik ruhu.176 2 Yazarın kendi sözcüğüdür..Misket Gizem Gürtürk. E. bir pazar. kelimenin tam anlamıyla bir kentsel topluluğun yalnızca Avrupa’da ortaya çıkmış olduğu iddiasının. Sevilay KAYGALAK* Osmanlı’da Kentsellik ve Kentler: “. Osmanlı kentlerinin incelenmesinde yaygın olarak * Araş. batıya özgü bir kapitalizm biçiminin habercileri olarak gören Weber.tarihçiler olarak.. Ortaçağ sonlarının siyasal-tüzel özerkliğe sahip kentsel komünlerini. bunun yanında bir kale.

Cerasi’ye göre de. Stefan Yerasimos. 20 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Osmanlı kentleri üzerine yapılan sonraki araştırmalarda da ‘İslam kenti’ kategorisini reddeden bir yaklaşımla sık olarak karşılaşmıyoruz. Yine yakın zamanda yayımlanmış olan Osmanlı Kenti (Yapı Kredi Yayınları. (ayrıksı bir form olarak) ‘gerçekte’ ne olduğuna odaklanmış çok sayıda çalışmayı barındırır. Mısır. Kuzey Afrika. Selçuklu ve Arap geçmişinin getirdiği değişik kültürleri ve çok geniş bir coğrafyayı barındıran Osmanlı İmparatorluğu’ndaki kentsellik olgusunu anlamaya ve açıklamaya dönük bir çaba için. 1. diğer Müslüman kentlerinden ayırt edilmesini sağlayacak özgün bir biçim ve kendine has bir anlam veren öğelerin sayısı oldukça fazla da olsa. daha evrenselci ve maddeci bir yaklaşımla nasıl yazılabileceği sorusuna yanıtlar arıyor. yüzyıllar arası Suriye ve Mısır’daki kentsel yaşamı incelerken İslam kentine ilişkin ilk genellemeleri yaptı (1969. Anadolu. Kuşkusuz. İslam’ın bir ideoloji ve pratik olarak çeşitli coğrafyalarda kendisini dışa vuran bir kent anlayışına sahip olduğunu iddia etmişti (1989:195). İslam hukuku ve onun kente yönelik bölümünün birleştiriciliğinden yola çıkarak (1996:10). Örneğin. evrensel tarihin bir parçası olarak görmemizi kolaylaştıracak bir bakış açısı geliştirmeye çalışacağım. İslami kentleri3 3 Metin içerisinde “İslami kent” adlandırması yeni bir ideal tipleştirme için değil. Albert Hourani ise. Nitekim Bizans. Bu çerçevede. yüzyıldan günümüzün tekil dünya toplumunun oluşumuna değin (İspanya. Osmanlı kent tarihinin. Bu literatür. 13. Suriye. coğrafi ve kültürel çeşitliliği de ortaya koyacak biçimde.S. sonuçta bir İslam kentidir (2001: 23). 1970). Weber ve İslam Kenti’nin Sınırları 1960’larda Ira Lapidus. Weberci ya da İslam kenti tarihçiliğinin kültürelci yaklaşımlarının ötesinde.başvurulan kuramsal çerçeveyi oluşturur. bu yaklaşımların ne denli sınırlayıcı olduğu ortadadır. kentin içinde şekillendiği kültürel coğrafyayı oluşturan İslam. tarih dışı ve benzersiz bir “İslam Kenti” tanımını temel alan geniş bir literatürün ürünüdür. Osmanlı kentini bir İslam kenti olarak tanımlıyor (1996:17). Osmanlı kenti. Abu-Lughod. Weber’in Avrupa merkezci ve kültürelci bir bakış açısıyla ortaya attığı ‘İslam Kenti’ kategorisini reddetmekten daha çok. gerek mimari gerekse toplumsal düzenlemeler açısından kentsel biçim ve işleyişler üzerinde belirgin bir etkiye sahipti. bir ideal tipleştirmeden uzak durarak daha esnek ve geniş bir çerçeve önermiş de olsa. Irak. ve 16. Fakat bu durum. Elinizdeki çalışma. fakat onun kavramsallaştırmasına pek de karşıt olmayan tarzda. 2001) adlı kitabın yazarı Maurice M. sadece sözü geçen kent ya da kentlerin İslam özelliğine vurgu yapmak üzere kullanılıyor. İran. söz konusu yaklaşımların sınırlılıkları üzerine bir tartışma yürüterek Osmanlı kentini. 7. onun. Orta Asya ve Hindistan gibi coğrafyalarda) varlığını sürdüren bir ‘İslam kenti’nden söz etmekteydi (1970:10-11). başka bir “ideal tip” inşasına dayalı. Weber’e karşı. her ne kadar. M. Söz konusu çerçeve.

açık ya da gizil olarak bu tarz bir bakış açısının ifadesidir. Bu şekilde. ekonomik ve ahlaki gücü elinde tutan Kilise idi (Pirenne. daha 16. İslami bir kimlik altında toplayarak karşılaştırırken. Avrupalılara özgü olarak tanımlanan akılcılığın. O’nun. Weber’in kafası. modern Avrupa’nın akılcı. onu yalnızca Batı’ya özgü bir ideal tip olarak kavramsallaştırmaktan ve Yakındoğu kentlerini ise sadece İslami özellikleriyle. onları aşan bir bakış açısı sergilemekteydi. ‘İslam kenti’ kavramı etrafında dönen tartışmalar. kapitalizm öncesi Yakındoğu’nun (Ortadoğu ve Kuzey Afrika) kentlerini. yüzyılda Osmanlı Anadolu kentlerinden biri olan Bursa’da böyle bir kentlilik bilincinin ortaya çıkmış olduğunu yazar (yayımlanmamış doçentlik tezi. “Din. Toplumun katı hiyerarşik örgütlenmesi içinde en başta gelen. Yakın Çağ Avrupası kentleriyle (ki onun da ancak Batısı ile sınırlı kalmış olan örneklerden yola çıkarak varılmış bir ideal tipleştirme ile). Avrupa’nın bu yönde bir gelişme göstermesini olanaklı kılan özel koşullara sahip olduğunu iddia ediyor ve ‘dini. Aslında. geleneksel değerlerden bağımsız’. ekonomik ve sosyal karakterinin gelişmesinde temel bir rol oynamıştı. 1937:12). Oysa ki. bir modern çağ olgusu olduğu ve Ortaçağ Hıristiyan Avrupası’nda da dinin kentsel toplumsal yaşantı üzerindeki etkisinin görmezden gelinmesi ise başka bir sorun olarak karşımıza çıkar. Hıristiyanlık kentin kurumsal. Hıristiyanlığın. Nitekim Osmanlı kenti tarihçilerinden Özer Ergenç. 1994: 240-241). bu tarz bir yaklaşımın sınırlayıcılıklarının farkında olarak. kabileciliği yıkmak yoluyla. bürokratik. 187). politik bir mekan olarak beliren Ortaçağ kentinin temel düzenleyici ilkesiydi” (Lefebvre. Weber. Bu yüzden Henri Lefebvre.Avrupa’dakilerden “daha az kentli” yapmamaktaydı. Ortaçağ kentinde. İslami kentlerde (geleneksel kolektif düşünme ve eyleme biçimlerinin ötesinde) ayrı bir kentlilik bilincinin gelişmemiş olduğu anlamına gelmiyor. kenti. “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu” başlıklı çalışmasında yer alan şu satırlar. endüstriyel toplumunun nasıl oluştuğu sorusu ile meşguldü. İslamdan farklı olarak. özerk ve kendi kendini yöneten kentsel birliklerin varlığını da bunun en önemli kanıtı olarak görüyordu. Bilindiği üzere. bu. Oysa başka bir çalışmasında. modern (kapitalist) kenti ortaya çıkaran koşulları. Her ne kadar Weber. benzersiz ve değişmez olarak tanımlayan oldukça kültürelci ve aynı zamanda tarihdışı bir yaklaşıma girmekten kaçınmadı. Ortaçağ (ya da feodal) kentsel mekanını tanımlarken en önemli fark olarak dinin bu sistem içindeki belirleyici rolüne dikkat çeker (1994: 236). toplumsal ve iktisadi ilişkiler düzeyinde aramış ve sınıf terimleriyle açıklamaya çalışmış olduğunu göstermesi bakımından ilgi çekicidir: mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 21 . Weber. modern kent kültürünün oluşumundaki katkısından söz etse de. kapitalizmin Batı Avrupa’da ortaya çıkma koşullarını açıklamak üzere kullanırken.

Fark. deniz kredileri. Bu noktada. Avrupa kentini. deniz ticareti ve bunun yol açtığı tür alışveriş ve birlikler sürekli ilişkiler olarak yaygındı (1997: 19) . Tamamen ekonomik açıdan bakıldığında. siyaset. bu kentin varoluş koşulunu. Burada Weber’in.” diyen 4 Vurgu bana ait. Kentselliğin temel niteliklerini araştırmamızı sağlayacak böyle nesnel bir çözümleme düzeyine ulaştıktan sonra ihtiyacımız olan kentsellik ve toplumsal süreçler arasındaki ilişkinin doğasına ilişkin bir öngörümüz olmasıdır. kentsellik olgusunun sadece kültürel farklılıklarla açıklanamayacağının Weber de farkındaydı. yerel ve deniz aşırı ticaret ile uğraşan tüccarlar vardır. kapitalizmin kendini değişen biçimlerde ortaya koymasıdır. O halde. yani maceraperest ya da ticari ya da savaş. bir işletme içinde ussal bir örgütü yoktu (1997: 22)4. belirli bir coğrafyada ortaya çıkan özerk (kendi iç yasalarının ürünü). birlikler..Bütün dünyada toptan ve perakende. durağan bir mekansal biçime indirgeyerek değil. Bunu vurgulamak önemli gözüküyor. üretim kapasitesini geliştirmeye uyumlu bir toplumsal ilişkiler düzeninin kurulması olarak ortaya koyduğuna tanık oluyoruz. kendisinin de bir parçası olduğu tarihsel-toplumsal bağlam ve süreçlerle bir iç ilişkililik içinde kavramaktır.. 2. ayrıca sınıf olarak “proletarya” da yoktu ve olamazdı da çünkü. hiç olmazsa bizim [Batı’nın] 16. Batı dışında hiç bir yerde “burjuva” ve “burjuvazi” kavramları gelişmemişti. özgür emeğin ussal bir biçimde örgütlenmesini içeren ve burjuvaziye dayalı işletme kapitalizminin olmamasıdır (1997: 22-23). diğer başka şeylerin yanında belli bir işbölümüne ve egemen üretim tarzıyla genelde tutarlı belli bir hiyerarşik faaliyet düzenine dayandırılmış bir yaşam tarzıdır. çünkü buradan kentsellik olgusunu anlamamıza ve açıklamamıza yardımcı olacak en uygun yöntem şekillenmeye başlar. evrensel bir kültür tarihi içinde ana sorun. önödemesiz satışın her türü yapılmaktadır. “Kentsellik bir toplumsal biçim.Genişleyen Ufuklar:Kentselliği Tarihsel Bağlam ve Süreçler İçinde Anlamlandırmak Bu yöntem. loncalar ve kent ile köy arasındaki her türlü hukuki fark her yerde ortaya çıktığı halde. sivil pazar olanakları. herşeyden önce özgür emeğin. 22 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . işletme ve kazanç biçimlerine dayalı kapitalizm olarak ortaya koyması değildir. yüzyıldaki bankalarımıza benzer işlevleri yerine getiren çeşitli bankalar vardı. kentselliği. kendisiyle açıklayan (self-refential) ve onu mutlaklaştıran bir açıklama tarzının ötesine geçerek. daha çok. tarihin bir anında.

Sjoberg’in de belirttiği gibi Weber. aynı toplumda çeşitli üretim biçimlerinin bir arada varolduğunu saptıyoruz. Avrupa. bünyelerinde çelişkili unsurlar taşısalar bile. Yazar. Kuzey Afrika ve Asya bölgelerinde yürüttüğü araştırmalar sonucunda buradaki kentsel topluluklar arasında ekonomik. Nitekim diğer hallerde yanyana varolan üretim biçimlerinden birinin. Weber’in modelinden hem ampirik olarak daha değerli hem de kavramsal açıdan daha yararlı olabilecek bir çerçeve koyar. Böyle bir hareket noktası “feodal” ya da “kapitalist” adı verilen üretim ilişkilerinin belli homojenlikler içeren. dinsel ve eğitimle ilgili önemli işlevleri vardı. Düşük nüfus artışı. dilenciler 5 6 Korkut Boratav’ın belirttiği gibi. kentselliğin biçim ve işlemesi arasında can alıcı bir ilişki bulunduğu önermesini (2003:188. Ancak geçiş toplumları için söz konusu olabilecek bu durumu. mekansal hareketliliğin düşüklüğü diğer önemli özelliklerdi. tüccarlar. tek bir üretim ilişkisi yerine. önümüze. kimi yapısal öğelerin bu dönemdeki tüm kentler için geçerli olduğunu gözlemlemiştir. birer üretim odağı olmaktan çok dışarıdan alınan gıda malları ve hammmaddelerin değiş-tokuşunun gerçekleştiği pazar yerleriydi. Bu kentler. tarihsel olarak bakıldığında. kendilerine özgü “egemen bir kentsellik biçimi” yaratmasını varsayabilmemizi mümkün kılar. Bununla birlikte “iş bölgeleri” sanayi kentlerinde olduğu gibi başat bir konuma sahip değildi ve bu konum Ortadoğu’da en büyük cami. mahalleler arası keskin toplumsal farklılaşma. özgül kültürel sapmaların da daha anlamlı biçimde kavranma olanağının yakalanabileceğine olan inanıcını da dile getirir (2002: 53). on yıl süren görgül araştırmaları sonucunda bir “sanayi öncesi kent” tipolojisi oluşturabilecek düzeyde. Batılı ve Batılı olmayan toplum kenti arasındaki farklılıkları vurguladıkları kadar kafa yormamıştır. Tönnies ve diğerleri endüstriyel-kentsel (kapitalist) topluluk ile sanayi öncesi (feodal) kenti arasındaki önemli farklılıklar üzerinde. Batı dışındaki kentsellik olgusunu anlamaya engel pek çok spekülatif (ya da oryantalist) formülasyonun da sorgulanmasına katkıda bulunabilir. Çünkü toplumsal kuruluşun asli unsurlarından olan üst-yapı kurumlarının pekçoğunun (özellikle hukuk ve siyaset). çok uzun bir tarihi ve bütün toplumları kapsayacak biçimde yorumlamak anlamsızdır. sanayi öncesi kentinin genel yapısının pek çok kent toplumbilimcisi tarafından anlaşılmamış olduğunu yazar (2002: 53)6. yani egemen üretim biçimiyle uzlaşma halinde olması zorunludur (1983:37). Oysa Sjoberg. en genel olarak. Bu tür bir sınıflandırmaya gitmek açısından Gideon Sjoberg’in “sanayi öncesi kent” tipleştirmesi. toplumun tümü için geçerli olmak bakımından çeşitli üretim biçimlerinden en az biriyle. eğer bu genel yapısal öğeler anlaşılsa. 198) dikkate alabiliriz. Siyasal. egemen üretim biçimi olması beklenir. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 23 . demografik ve siyasal açıdan önemli benzerlikler saptayan Sjoberg. haklı bir değerlendirmeyle. dinsel değerlerin etkisi altında bir gündelik yaşam. Yerel topluluk sınırları içinde faaliyet gösteren çeşitli meslek örgütleri (“lonca”). yetersiz ulaşım olanakları.David Harvey’in (2003:187) egemen üretim tarzıyla. Ortaçağ Avrupası’ndaysa katedrale aitti.5 Bu tarz bir sınıflandırma bir ideal tip kavramlaştırması olmayacağı gibi. Latin Amerika. zanaatkarlar ve hatta köleler.

ekonomik ve politik yapılar üzerinde gelişmişti7. 2002:39-44). Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı içine alan geniş coğrafyası içinde yer alan kentlerinde. Osmanlı kentlerinin de. Osmanlıların kendilerine özgü bir kentsel düzen oluşturamamış oldukları anlamına gelmiyor. kırsal alana dayalı ve bütünleştirilmiş bir mekan ekonomisinden yoksun bir üretim tarzı içinde yerel ve uzun mesafeli ticarette önemli işlevler edinmiş. bu kentlerin. Ne var ki bu. 14. 2003:228-229) dışında olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Osmanlı kentlerini konu alan monografilerin ve daha genel araştırmaların irdelenmesi. 24 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Osmanlı kentlerinden söz etmeden önce. iki yüzyıl içinde Avrupa ve Arap topraklarına yapılan fetihlerle bir dünya imparatorluğuna dönüşen Osmanlının kent kültürü. birbirinden oldukça farklı etnik. siyasal ve sosyo-mekansal özelliklerin sistematik bir değerlendirmesine geçmeden önce. Sözgelimi. sadece Ortaçağ Macaristanı’nın Osmanlı bölgelerinde 230 şehri bulunuyordu (1999:111). dinsel ve/ veya eğitimle ilgili kurumlarında yer alan seçkinler ile karşılarında. 7 Çok farklı özellikler sergileyen bu kentler sayıca da oldukça yüksekti. 1995:48). oldukça geniş olan imparatorluk coğrafyasını temsil edebilecek (İslam ve Avrupa kenti tanımlamalarının ötesinde) bir kentsel biçim ve işleyişten söz edebilmeyi olanaklı kılmaktadır. kültürel ve hatta hukuki bir tekörnekliğe rastlanamayacağını en baştan saptamak zorundayız. 3. ürettikleri mal ve hizmetleri çoğunlukla onların yararına sunan halk yığınları kentin sınıfsal dokusunu oluşturmaktaydı (Sjoberg. Nitekim. Toplumsal devingenliğin el alt düzeyde gerçekleştiği bu kentte bir orta sınıfa rastlanmamakta ve toplumsal örgütlenmenin yönetimsel. siyasi ve dinsel merkez olma özellikleriyle öne çıkan Ortaçağ kentselliğinin (Harvey. Osmanlı kenti bir sentezdir” (Ergenç. mimari. dini. Geza David’in aktardığına göre. yönetim merkezi olma temel işleviyle ortaya çıkan bu kentlerin genel yönetim sistemi içerisindeki konumlanışları üzerinde durmak anlamlı gözükmektedir. Öyleyse.ve girişimcilerin çalışmalarını düzenleyen birimler olarak kent yaşamının önemli bir bileşeni idi. “Muhakkak ki. Sjoberg’in tanımladığı modele ait pek çok özelliği barındırdığını ortaya koyar. Osmanlı yönetiminin gerek yeni şehirler kurmak gerekse mevcut olanları yeniden düzenlemek yönündeki politikaları. bu toplumun Balkanlar. Anadolu. yüzyılın başlarında Bizans ve Anadolu Selçukluları arasındaki sınır bölgesinde ortaya çıkıp. Genel Hatlarıyla Osmanlı Kentlerinin Ekonomi Politiği Ekonomi politik açıdan Osmanlı kentlerini kavramamıza yardımcı olacak ekonomik.

Salyanenin uygulandığı vilayetlerde vali. bu bölgedeki önemli kentlere bir kadı atar ve bir yeniçeri birliği yerleştirirdi (İnalcık. Sultan. teorik olarak Sultan’a ait olan topraklardaki vergi toplama yetkisinin. bütün askeri ve yönetsel masrafları karşıladıktan sonra salyane denen sabit bir miktar vergiyi merkeze göndermesi biçiminde yapılmaktaydı. Osmanlı yönetiminin. Sancak. özellikle orta büyüklükteki kentlere tam bir özerklik sağladığı görülüyordu (Acun. Ragusa (Dubrovnik). timar sisteminde olduğu gibi devletin askeri yöneticilerine (sipahilere) verilmeyip. 2004:109). kadı ve defterdar gibi devlet yöneticileri bulunmakla birlikte. Gürcistan ve Çerkezistan ve 17. Bağdat.000 akçe arasında olan ve merkezde. Kendi içinde üçe ayrılıyordu:Yıllık gelirleri 20. yüzyılda Kazak Hetmanlığı’yla. 2004:111). timar. Bu. Sultan ve ailesine verilen haslar. sonradan eyalet merkezi olmuş olan Cezayir ve Tunus gibi.000 ile 100. yerel bir yöneticinin. küçük ve orta büyüklükteki kentlerde.000 akçeden fazla gelire sahip olup.3. Timar. Hiyerarşik bir yapılanma içinde devletin tarım gelirlerini denetimi altına aldığı bu sistem (timar)9. Böylece imparatorluk içinde doğrudan doğruya Osmanlı yönetiminde olanlardan ayrı olarak. Hükümetlerin bütün gelirleri.000 akçeyi geçmeyen ve savaşta yararlılık gösteren sipahilere verilen olağan timarlar. Doğu Anadolu’nun bazı yörelerine Hükümet adı altında özel bir statü tanınmıştı. ancak. Kırım Hanlığı. Uzun dönemde bu işleyişin. sancakbeyinin (vali) emrindeki yönetim birimiydi. Nitekim. Salyane eyaletleri ve hükümetlerin yanı sıra Boğdan.1. Mekke Şerifliği ve Geylan gibi tabi Müslüman beylikler de özerk yönetimlere sahipti (İnalcık. Habeşistan. beylerbeyi tarafından yönetilen eyaletlerdi. Eflak. Bizans idaresindeyken önemli yerel ayrıcalıklarla donatılmış ve bu 8 9 1610’a doğru imparatorlukta toplam otuz iki eyalet olduğu belirtiliyor (İnalcık. 2002:262). Ayrıca Doğu Anadolu bölgesindeki sancakların farklı yönetiminden de söz etmek gerekiyor. Sancağın altında yer alan birimler ise kaza ve köylerdi. Bu arada yine İnalcık’ın yazdığına göre “eyalet” terimi 16. Traian Stoianovich de. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 25 . salyane ve hükümet uygulamalarına dahil kentlerin belli bir özerklikten yararlanabilmesi anlamına geliyordu. Eyaletler birkaç sancağın bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştu8. yüzyıl sonlarından itibaren kullanılmıştır (2004:122). devlete askeri hizmet sağlayan yönetici sınıf üyelerine yaşam boyu sürmek üzere verilmesiydi. ‘klasik’ Osmanlı düzeni içinde en büyük yönetsel birim. yıllık gelirleri 20. Bu eyaletlere ait gelirlerin toplanması işi. yüksek mevkilerde bulunan yönetici sınıf üyelerine verilen zeamet ve son olarak da yıllık 100. çoğu zaman yörenin Osmanlı öncesi etkin olan toplumsal grup ve kişileri etkili oluyordu. 2004:111). sultanın buyruğu üzerine orduya asker vermek yükümlülüğü bulunan aşiret beylerine aitti. timar sistemi içinde kalan kentler bağımlı bir konumda bulunurken.Özerklik bakımından yönetsel birimler ve kentlerin konumu Bilindiği gibi. Osmanlı yönetim yapısı. birçok özerk yönetim birimi bulunuyordu. Erdel. Osmanlı yasa ve yönetiminin iyice yerleşmiş olduğu bölgelerde uygulanabildi. Basra ve Elhasa eyaletlerinde bu sistem uygulanmamıştır (İnalcık. Mısır. Özetle. salyane ve hükümet uygulamalarına dayanıyordu. 2004:109).

26 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . timar sistemi içinde kalan (merkezi otoritenin kuvvetle hissedildiği) kentlerde bile.) sınırlı olmayıp bunun ötesine de geçebiliyordu.yüzden belli bir özerkliği bulunan ve savaşmaksızın Osmanlı yönetimine girmiş olan Balkan kentlerinde. 1992: 82). işlerin sıraya konması. aynı zamanda. Osmanlı kent yöneticileri arasında farklı bir konuma sahipti. Kentin yöneticilerinden biri olan ve devlet tarafından reayaya yüklenen parasal ve hizmet görevlerinin yerine getirilmesi. 17. dinlerinin gereğini yerine getirme konusunda tam bir özgürlük tanımıştı. 17. bu dönemde Avrupa’daki mutlakiyetçi devlet de Ortaçağ’ın az-çok özerk. esnafın yaşlı ve güngörmüşlerinden. 16. imam. Örneğin 1430 yılında Sinan Paşa. ve 17. hem reayanın temsilcisi durumunda bulunan hem de devlet emirlerinin uygulanmasında resmi görevlilerin yardımcısı görünen “şehir ileri gelenleri” denilebilecek. yüzyıl kentlerinin aynı dönemin Fransız ve İspanyol kentleriyle karşılaştırılabileceği değerlendirmesini yapar. Stoianovich’in verdiği bu bilgiden yola çıkarak. Yanya piskoposunun hukuki sıfatlarını ve Rumların kale surlarında oturmayı sürdürmelerini kabul etmişti. Özer Ergenç (1995:161). zengin tüccarlardan. ayan ve eşraf denilen bir grup kentlinin. kentlilerin yönetimde söz sahibi olma pratiği. çocuklarını “devşirme” olarak göndermeye ilişkin bir zorunluluk içerisine sokulmamışlardı ve bu ayrıcalıklar. 2000:369). 1982:106-108). kenti ilgilendiren her hususta söz sahibi olduğunu belirtiyor. ulema. kentte yaşayanların iradesinin yönetime yansımadığı varsayımı tartışmalı hale geliyor. Öyleyse. yüzyılın “bağımsız” Osmanlı kentinin giderek yerini yarı-bağımlı bir yapıya bıraktığına işaret eder ve bu bakımdan. Yazar. Bazı araştırmacıların aktardığına göre. devlet ve reaya arasındaki ilişkileri düzenleyen. 16. Halkın isteği ve seçmesiyle atanan şehir kethüdaları. yüzyıl belgelerinde. benzer haklara sahip başka yerlerin de bulunduğunu aktarıyor (Stoianovich. imparatorluğun yönetim sistemindeki farklı uygulamalarla (salyane. Osmanlı kentlerinde. yükümlülüklere karşı reayanın dileklerinin merkeze iletilmesi. hatib gibi tanınmış din adamları ve tarikat şeyhlerinden oluşmuş bir gruptan söz ediyor. kentte darlık ve sıkıntı çekilmemesi gibi görevleri bulunan şehir kethüdası da bu grup içinden atanıyordu (Ergenç. 16. 1611’deki Celali İsyanlarına kadar devam etti. bu ayrıcalıkları sürdürdüğünü yazar. hükümet vb. Nitekim. Suraiya Faroqhi de. Doğu’nun kentlerinde. Yazar. Bu bilgiler gösteriyor ki. yüzyıla kadar Osmanlı coğrafyasının bir kısmında özerk yönetimlere sahip kentlere rastlanabiliyordu. “bağımsız” kentlerini ortadan kaldırmıştı (Faroqhi. Paşa. Yanya’da yaşayanlara. yükümlülüklerin kentliler arasında adil dağılımının yapılması. Ayrıca Yanyalılar. Tarih Vakfı Yurt Yayınları). yüzyıl Osmanlı kentini araştırdığı Osmanlı’da Kentler ve Kentliler adlı kitabında (2000.

Bu alt başlıkla ilgili olarak. esnafın ve üretimi ilgilendiren bir takım standartların uygulanması ve denetimin sağlanması gibi görevleri yerine getiriyordu. Bu durum. Arap toprakları dışındaki Osmanlı kentleri üzerine çalışanların anahtar bir kaynaktan yoksun olduğunu aktarıken bunun söz konusu kentlere ilişkin yanıltıcı bir izlenime yol açmış olabileceğine işaret ederler. Goffman ve Masters. kentsel üretimin örgütlenmesi. Bunlar aynı zamanda kaza denilen ve kadı tarafından yönetilen şer-i idari birimlerine de ayrılıyordu. imparatorluğun Anadolu ve Balkanlar’daki kentlerinden günümüze pek kalmamıştır. yani biyografi geleneğinin yokluğu. özgün ve yerli gelişmeler yerine. Ehl-i şerde denen. Bunun dışında. müderris. 2000: 10). voyvoda. imam ve hatipler bunlar içindedir. Goffman ve Masters. kentin. Anadolu kenti araştırmalarının neredeyse sadece Osmanlı devletinin merkez arşivlerinden elde edilen belgelere ve kadı mahkemesi kayıtlarına bel bağlaması zorunluluğunu beraberinde getirmektedir. muhzırlar. derbentçi-yasakçı-mübaşir ve bekçiden oluşmaktadır. yargı. Yazarlara göre. Bu koşulda yapılan çalışmalar ise. şehir kethüdası. hem umera/örfi yöneticiler (beylerbeyilik ve sancakbeyliğinden en alttaki sipahiye kadar uzanan timar sistemi görevlileri)10 hem de ulema/ilmiye sınıfı olmak üzere (kadıdan imama varan. 3. belli bir kentli kimliği ve literatürünün oluşmasına engel oluşturmuş olabilir. kadı/naib. 2000) adlı çalışmada dile getirilen bir noktaya değinmek yerinde olabilir. fetva11 ve öğretim hizmetlerini yerine getirmekten sorumlu görevliler)12 iki ayrı grup tarafından yönetilmesini beraberinde getirmiştir.” (Eldem.2. Osmanlı devletine siyasi ve iktisadi itaate vurgu yapan değerlendirme ve sonuçlar ortaya koymakta ve Osmanlı kentlerinin özerklik ve kentlilik bilincinden yoksun olduğu konusunda muhtemelen yanıltıcı bir izlenimin daha yaygın biçimde kabul görmesine katkıda bulunmaktadır (Eldem. muhassıl. Edhem Eldem. Kent düzeyinde yönetimsel yapı Bilindiği gibi. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 27 . şeyh. beylerbeyi veya sancakbeyi ya da vali ile mütesellim. çarşı ve pazarda satılan malların fiyatının belirlenmesi. Osmanlı yönetim sistemi içinde yer alan eyalet ve sancak. subaşı. kethüda ve yiğitbaşı gibi) ve muhtesibler de kentin yöneticileri arasında yer alıyordu. ehl-i hirfet denen esnaf ileri gelenleri (ahi. 10 11 12 Bunlar. “Arap topraklarında yerli bir seçkin sınıfın varlığını çok kesin biçimde kanıtlayan kent biyografileri ve vakayinamelerin benzerleri. nakibü’l-eşraf kaymakamı Hz. Bunlar. Anadolu söz konusu olduğunda Osmanlı hakim sınıfından etnik ve dilsel açıdan farklı bir ileri gelenler grubunun olmaması. Örfi ve şer-i ayrımı olarak bilinen bu durum. mahkeme katibi. müftü. askeri birimlerdi. Daniel Goffman ve Bruce Masters’ın birlikte kaleme aldıkları Doğu ile Batı Arasında Osmanlı Kenti (Tarih Vakfı Yurt Yayınları. 2000: 10). Yazarlar. ayan. Peygamberin soyundan geldiklerini belgeleyen kimselere/seyyid ve şeriflere tanınmış olan ayrıcalıkları korurdu-. Sosyal meselelerin şeriat açısından yorumlanması ve çözümlenmesi.

kervansaray. yeme. kent yaşamının çok önemli bir unsuruydu. Bu yüzyıla kadar Osmanlı kenti. yüzyıl ile birlikte. Kalenin içinde. Bütün bu görevleri kendisine yardımcı olan başka görevliler ve kurumlarla beraber yerine getiriyordu. Bedestenler çoğunlukla vakıflar yoluyla kuruluyordu. medrese. kalenin karşısında yerleşik ticaretin yürütüldüğü bedesten denen kapalı çarşılar yaygınlaştı (Tekeli. yüzyılda ayanlığın oluşmasıyla önemini yitirmeye başladığı belirtilmektedir (Özkaya. 3. içme. Çoğunluğu askeri yöneticilerce kurulan ve özerk bir yönetime sahip olan vakıflar. Bu noktada. kent merkezinde yönetim işlevli ayrı binalar yer almıyordu. mülki ve beledi alandaki yetkileriyle kadıya ait olduğunu belirtmekte yarar var. temizlik ve imar düzeninin sağlanmasına. 1982:20. Bedestenin yanı sıra.3. 1985:200). Kadı yargılama yetkisinin yanı sıra kentlerde genel güvenlikten. nasıl bir sosyo-mekansal çevreye karşılık geliyordu? Öncelikle 16. yüzyılda. Yöneticiler kendi konutlarında iş gördüklerinden. pazarlar ve yerleşik olmayan ticari faaliyetler ile tarımla uğraşanlar. Kentsel altyapı hizmetleri. adli. 28 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Kale altında ise. Ancak örfi yöneticiler arasında yer alan ve kentsel topluluk ile devlet arasında aracılık yapan şehir kethüdasının atanmasında kentte yaşayanların isteğinin dikkate alınması. 1996:356). kentin ileri gelenlerinin oturduğu ve zanaat faaliyetlerinin yürütüldüğü kısımlar yer alıyordu. Osmanlı kent yönetimine özyönetimsel bir boyut katıyordu denilebilir13. Fakat kent yönetimi açısından en etkin rolün. bunun dışında ise. kentlere kamu hizmeti sağlayarak gelişmelerinde önemli rol oynayan bir kurum olan vakıflar üzerinde durmak gerekiyor. merkezi yönetimce atanıyor ve kentlerde seçilmiş yönetici bulunmuyordu. dinlenme yerlerinin ve esnafın denetlenmesine kadar pek çok görevin baş sorumlusuydu. hamam. Bu noktada Osmanlı kentlerinde yöneticilerin konutlarından ayrı bir işyerleri olmadığı belirtilmelidir. bazı tekke ve zaviyeler bulunuyordu. değirmen vb.Tüm bu görevliler. Tekeli. içkale ya da hisar denilen yerde yöneticiler oturuyor. cami. dinsel ve sosyal hizmet üreten yapıların inşası vakıflar tarafından görülürdü. kentin yapısında önemli bir dönüşüm meydana getirmiş olduğunu belirtmek gerekiyor (Tekeli. yapılar. hem kırsal hem de kentsel nüfusun % 40-50 oranında artmış olması ve öte yandan dünya ticaretinde gezginci tüccarın önemini kaybedip yerleşik tüccarın ortaya çıkmasının. 17. aşevi. 1996:357).Sosyo-mekansal yapı ve işleyiş Kentlerin bu gelişkin yönetimsel yapısı. Ortadoğu kentlerine benzer biçimde bir kale ve kalenin dışında kalan “kale altı” denen bir kısımdan oluşuyordu. kentin bu yapısı dönüşerek. hastane gibi yapıları içeren külliyeler ile bunların bakımı için gerekli dükkan. mezbaha. 16. vakıflar 13 Şehir kethüdalığının. kervansaraylar. boyahane.

Bugün hala bir çok Anadolu kentinde “Şehre küstü” olarak bilinen mahalleler bulunmaktadır. yüzyılda. Devlet yapılarının Hassa Mimarları Ocağı eliyle gerçekleşmesi. 1999:168)16. 1999:533). inşaat esnafı (lonca içi denetim). 1995:159). gelirinin önemli bir kısmını köylerden elde ettiğinden. farklı sınıflardan da olsalar. 1995:50). Kamu hizmeti sunarak kentlerin gelişmesinde doğrudan rol alan vakıflar ayrıca (özellikle büyük vakıflar) yalnızca kentsel gelire dayanmayıp. devlete karşı yükümlülüklerin yerine getirilebilmesi ve sosyal hizmetlerin daha iyi görülmesini sağlayan temel birimler olarak ortaya çıkmıştır (Ergenç. 1996:358). Vakıflar aracılığıyla kurulan ve Osmanlı kentine özgün bir nitelik kazandıran bu dinsel ve sosyal yapı topluluğu. En erken 15. kalenin karşısında ikinci bir mekansal odak olarak belirmiş ve kentlerin çekirdeğini oluşturmuştur14. Meropi Anastassiadou. dolayısıyla Bizans kültüründen devralınmış olduğunu varsayamayacağımız Saraybosna’da da rastlandığına göre. 16. Bunların çevresinde. bu yüzyıldaki kentsel gelişmeye bağlı olarak artmış ve geleneksel kentin fiziki sınırlarını değiştiren bu ikinci mekansal odak çevresinde kurulan yeni mahalleler için kullanılmış olmalıdır (Baykara. kadı ve şehir mimarnın denetimi altındaydı (Tekeli. etrafı yüksek duvarlarla çevrili. kentlerde homojen bir yapı anlayışının gelişmesine yol açmıştı. kentteki Yahudi ibadethanelerinin çoğunun pazar yerinin hemen yakınında yer aldığını belirtiyor (2001:51). 16. Selanik kentini konu alan araştırmasında. Özel mülkiyere konu olan yapılar da. Osmanlı kentlerinin fiziksel karakteristiğini oluşturduğunu düşünebiliriz (Pinon. onun. Bu mahalleler. 2000:56). dinsel ve etnik gruplar arasında katı bir ayrılma ve içe kapanmanın yaşanmadığının göstergesi olarak değerlendirilebilir (Ergenç. Osmanlı kentinde. 1984:12). Bedesten. Ancak Edirne. aynı inanç ve gelenekten aileler. yüzyıldan sonra. Bursa ve Kahire hariç başkentin dışındaki kentlerde bir mimar görevlisinin bulunduğu yönünde fazlaca bilginin olmadığı da belirtilmektedir (Orhonlu. yüzyılın ilk yarısında Bursa’da rastlanan Şehre küstü adlandırması. aynı mahallelere toplanmıştı. 14 15 16 Osmanlı kentinin farklı dinleri ve etnik grupları barındıran çok inançlı yapısını ihmal etmeden.15 Diğer İslami kentlerde mahalle. çarşı ve hanları içeren bir ekonomik ve sosyal yapılar topluluğu etrafında gelişen ve Arap kentlerinden farklı olan bu kentsel yapıya. bu gelişmeler de. çeşitli etnik ve dinsel grupların kapalı bir bütün olarak yaşadığı savunma bölgesiyken. yeni konut alanlarının/mahallelerin kurulmasını beraberinde getirmiştir (Tekeli. etnik ve dini gruplar temelinde farklılaşmış. 19. 1462 yılında kurulan. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 29 . Mahalleler arasında yüksek duvarlar ve demir kapıların bulunmaması. 1996:358). yüzyılın tahrir defterlerinde birçok kentte görülen bu isim. zaman içinde belirli üretim dallarında ve ticaret ile hizmet faaliyetlerinde uzmanlaşan sokaklar oluşmuş. Kentteki yapılaşma süreçlerinin belli kurallar içinde işlediğini de vurgulamak gerekiyor. kilise ve sinagogların da bu yapılar içinde yerini koruduğunu belirtmek gerekir. geceleri kapanan kapılarıyla dikkat çeken.tarafından inşa edilir ve korunurdu. köyden kente sürekli bir artıkdeğer aktarımının aracı olarak da kent ekonomisine ve dolayısıyla kentleşme süreçlerini hızlandırmaya katkıda bulunmuştur (Faroqhi. külliye.

17. Kentsel pazardaki ürünler ağırlıklı olarak loncalar elinden çıkmış olsa da. ağırlıklı olarak loncalar halinde örgütlenmiş esnaf ve zanaatkar grupları tarafından yapılmaktaydı. Halep. Osmanlı kent ekonomisindeki loncaya bağlı olmayan kentsel üretimin ve kırsal sanayinin rolü de mutlaka vurgulanmalıdır (1999:15) 30 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . 2004:165). artığın toplandığı ve merkeze aktarıldığı yerlerdi. Bursa. Kahire. Tarımsal üretimin gerçekleştirildiği kırla bağımlılık ilişkisi içinde. çoğu gözlemci açısından. lonca dışından gelebilecek rekabete karşı korurken. yüzyılda Bursa’da altmış dolaylarında lonca bulunuyordu. Bunlardan biri. 15. Bazı durumlarda kentliler köylüleri yolda karşılayıp ürünlerini satın alıyor ve kentsel pazara getiriyordu.4. önemli ekonomik işlevler de edinmişlerdi. Tarımsal olmayan mal ve hizmetlerin üretildiği kentin aynı zamanda tarımsal ürün için bir pazaryeri olması. lonca düzeninin de denetleyicisi durumundaydı. 16. kentteki kadı ve diğer yöneticiler aracılığıyla.3. yüzyıldan başlayarak sayıları artan köy pazarlarından. Şer’i hukukun uygulayıcısı kadı. çok haklı olarak. Fakat pek çok kent. kırsal ürünün kentsel tüketicilere aktarılmasında çeşitli yollara başvuruluyordu. Loncaların sayısı. yüzyılda Manisa’da elli lonca vardı (İnalcık. esnaf tarafından seçilmekle beraber. Loncaların işleyişine ilişkin kararları alan örgütün başı ve bu kararların uygulayıcısı olan “kethüda”. Loncalar kentin ekonomik yaşantısının devlet tarafından denetlenmesinin en önemli aracıydı. Üretim ve ticaret. Tokat bunun önde gelen örnekleridir. yakın kırsal çevresiyle sürekli bir alışverişin de temelini oluşturmaktaydı.17. yalnızca kentsel ya da bir lonca örgütlenmesine dayalı olarak yapıldığı zaman görünürlük kazanmasını eleştirir. diğer yandan onların kendi aralarında doğabilecek rekabet koşullarını ortadan kaldırıyordu. mevcut üretim tarzına özgü kısıtlı pazar koşulları altında bir yandan üyelerini. Hammaddenin sağlanmasından fiyatların belirlenmesine dek. lonca dışında kalan bir üretimin (hane/ev ve atölye üretimleri) ve kırsal sanayinin de bu pazara ürün sağladığı belirtilmelidir. özellikle önemli ticaret yolları üzerinde bulunanlar bölgesel ve uzun mesafe ticarette de önemli işlevler edinmişti. Selanik. tüm üretim sürecini ayrıntılı kurallara bağlayan lonca sistemi.Ekonomik yapı Yönetim işleviyle ortaya çıkan kentler. kadı tarafından atanmakta ve karar ve uygulamalarında ona karşı sorumlu tutulmaktaydı (Aktüre. kentin büyüklüğü ve refahının da göstergesiydi. 1981:48). Osmanlı üretim (imalat) sisteminin. ürünlerin satın alınarak kentsel pazara aktarılmasıydı. Özellikle yeniçerilerin ve diğer 17 Quataert. ticaretin ve zanaat üretiminin merkezi olarak beliren kentler. Faroqhi’nin aktardığına göre.

çağdaş bürokrasiden farklı olarak Osmanlı toplumundaki yönetenleri bir toplumsal sınıf olarak tanımlamanın teorik açıdan tutarlı ve mümkün olduğunu belirtir. ürünleri üzerindeki sıkı fiyat denetimi (“narh”) ve ödedikleri çeşitli vergiler nedeniyle sermaye birikimi sağlayamayan bir kesimdi. Yöre ve bölgenin ürünlerini dış pazarlara satan ikinci grup ise. Kentlerdeki sınıfsal yapı da bu genel yapının 18 Boratav. hamallar. bezirgan) servetlerini artırmalarının önündeki önemli bir engeli ortadan kaldırıyordu. Bunlar. 2000:71). ikincisi ise temel üretici toplumsal tabaka olan köylüler ile sınırlı da olsa. imparatorluğun diğer kentlerine ya da dışına pazarlamaktaydı. devletin ihtisab kurallarına bağlı iken. kentte ticaretle uğraşanlar arasında toplumsal farklılaşmalara da yol açıyordu. Çünkü temel üretici sınıf olan köylünün ürettiği artığa vergileme/aşar türü bir mekanizmayla el koyma ilişkisinin yarattığı toplumsal sınıflar düalitesi içinde askeriler/devlet yöneticileri temel sınıflardan biri olarak karşımıza çıkar (1991:9-11). mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 31 . seyyar satıcılar. bir kısmı da kervan ticareti ve denizaşırı ticaret yoluyla. Bu tablo. Buraya kadar anlatılanların gösterdiği kadarıyla kentsel toplum. devlet gelirlerinden pay alan ve vergi ödemeyen askeri yöneticiler ile ulemanın oluşturduğu askeriler. tüccarların kendi aralarında ortaya çıkan bu tabakalaşmadan ibaret değildi. Bilindiği gibi. Osmanlı dönemi öncesinden yerleşik. Osmanlı toplum yapısında yöneten ve yönetilen ayrımı iki farklı sınıf dokusu ortaya çıkarmıştı. Sadece yerel zanaatler ve perakende ticaretle uğraşan. özellikle Arap topraklarındaki kentler için geçerli olmak üzere. büyük tüccara bu kurallar uygulanmazdı. yerli bir seçkin zümre ile tüccar ve zanaatkarlardan oluşmaktadır. kentsel yaşantıda belirgin bir sosyal farklılaşmaya karşılık gelmektedir. doğrudan doğruya Sultan tarafından atanmış yöneticiler (Umera. “tüccar” ya da “bezirgan” olarak adlandırılırdı. tarımsal olmayan mal ve hizmet üreten esnaf ve zanaatkarların oluşturduğu reayadır18. nakit paralarını bu tüccarlar aracılığıyla işlettiği belirtilmektedir (Ergenç. Osmanlı kentlerindeki sosyal farklılaşma. Bunlardan birincisi. yoksul köylüler. ve işsizler de kentsel nüfus içinde yer almaktaydı. İnalcık. 3. Ulema). 1995:128. Ayrıca göçebeler. imalathane ve dükkan sahibi zanaatkarlar “esnaf” olarak bilinmekte ve toplumsal konum olarak daha aşağıda yer almakta idiler. ürünlerini.idari görevlilerin bu ticarette rol oynadığı durumlarda bu satışlar gönüllü değil. 2004:168). Yerel pazarlar kentlilerle köylüler arasında şiddetli bir rekabete konu oluyordu (Faroqhi. dilenciler. Büyük servet sahibi yönetici seçkinlerin ve zengin dini vakıfların. Bu da söz konusu grubun (tüccar. Sultana bağlı (onun otoritesini temsil eden). Kentler ve bölgeler arasında yoğun bir ticari ilişkiler ağının gelişmesini sağlayan bu uzun mesafe ticareti. zorla oluyor ve bazen düpedüz soygun biçimini alıyordu (2000:70). Esnaf.Sosyal yapıdaki farklılaşma ve sınıflar Tüccar loncalarının büyük bir kısmı sadece yerel pazara ürün satarken.5.

yüzyıla değişmez bir nitelik sunmuyor. bu kadar berrak bir görünüm sunmuyordu. Yeri gelmişken toplumun yatay yönde bir farklılaşma gösterdiğini de belirtelim. yüzyıl boyunca. Nitekim bir tüccarın beyler sınıfına katılarak sancakbeyliğine kadar yükseltilebildiğini Ergenç aktarıyor19. ürüne zorla el koymaya kalkışınca da Celali ayaklanmaları diye bilinen olaylar patlak verdi (İslamoğlu-İnan. Osmanlı toplumunu oluşturan milletlerdi. 16. Örneğin Aktüre (1981:65). 19. Fransız ve Hollandalı tüccarların yaşadığını H. Bu gruplar arasında zaman zaman geçişlilikler olduğu da söylenebilir. Artığı denetleme gücünü yitiren askeri yöneticiler. “Tebaa” yı oluşturan bu dört milletin dışında kentlerde ticaretle uğraşan yabancılar da bulunuyordu. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmış olan iltizam usulü. 32 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . 17. Batı ve Orta Anadolu’daki kentleşmeyi uzun dönemde olumsuz etkiledi. 1991:240-241).-19 yüzyıl arasındaki dinamizmi Genel nitelikleri bakımında kısaca betimlemeye çalıştığımız Osmanlı’nın bu ‘klasik’ kent dokusu. Kuşkusuz buraya kadar çizilen resim. (eyalet ve sancakbeyleri. fiilen ortaya çıkan kentsel iktidar yapısı. Müslüman. yüzyılda köklü değişiklikler geçirdi. Artı ürünü denetleyen esas yöneticiler olan askeriler. Van Lennep’ten aktarıyor. Kervan yollarının güvensiz hale gelerek ticaretin işlekliğini yitirmesi ve yiyecek kıtlığı ve toplumsal kargaşanın yol açtığı nüfus 19 20 21 Bknz. yüzyıl ortalarından başlayarak ortaya çıkan bu para darlığı. 3. 16. vergi toplama işini kendisi veya devlet hazinesi adına “mültezim” denen bir başkasına devretmesiydi.Osmanlı kentlerinin 16. 1981:34)20. naib. timar sistemininin çözülmesine ve askeri yöneticilerin gelirler üzerindeki haklarını kaybetmesine yol açtı. müfti. Ergenç. yüzyıl başlarına uzanan bu karışıklıklar. vergi toplama işini ihale yoluyla devletten satın alıyorlardı.bir yansımasıydı.6. bütün 18. Ancak elbette ki. Ermeni ve Museviler. kadı. gümrük gelirleri) yoksun kalması genel bir para darlığının ortaya çıkmasına yol açmış ve dünya ekonomisinin o dönemde içinde bulunduğu bunalım da bu olguyu beslemişti (Aktüre. Mültezimler. Ayrıca savaş teknolojisindeki değişmeler ve ateşli silahların kullanılmaya başlamasıyla timarlı sipahilerin besledikleri atlı askerlerin önemini giderek yitirmesi. Kentler ve büyük kasabalara Celalilere karşı yeniçeriler yerleştirildi. yüzyıldan 19. müderris). J. 16. 1995:128. timar sahiplerinin. 1981:36). Rum-Ortodoks. faizcilik kurumunun karlı bir iş olarak doğuşunu başlatmıştır (Aktüre. 15. yöneten sınıfı içinde yer alan askeri yöneticilerin klasik Osmanlı düzeni içindeki toplumsal gücünü ve konumunu yitirmesiyle sonuçlandı. yüzyıl sonunda devletin ‘fetihler’ döneminin gelirlerinden (savaş gelirleri. 1590’lardan 1610’lara kadar devam eden bu iç savaş hali. yerli seçkin zümre ve uzun mesafe ticareti yapan büyük tüccarlarla beraber kentin egemen bloğunu oluşturuyordu. Ankara’da tiftik ticaretiyle uğraşan İngiliz. dergah-ı ali çavuşları.

19. Buraya kadar söylenenler. Kentlerin politik yapılarında gözlemlenen bu değişme dışında. 1991:241-242). 22 Bu. bu yüzyılda. Osmanlı kentlerini. tarımsal artığın toplanmasının el değiştirmesi. 2000:337). Osmanlının modernleşme ve kapitalistleşme evresine girmesiyle hem yerleşme sisteminde hem de kentlerin işlevlerinde önemli dönüşümlerin yaşandığı bir yüzyıl oldu. genellikle yöre ya da bölge ileri gelenleri/yerel seçkinler. Avrupa merkezciliğe karşı gelişen tepkisel bir tutum olsa bile. Bu durum mültezimlerin ekonomik gücünü artırıp devlet gelirlerinin düşmesine yol açarken. yüzyıllar boyunca kentlerin yapısında önemli bir değişiklik gözlenmedi. Mültezimler. Kuşkusuz dile getirilen bu kaygı. bizi.kayıpları kentsel gelişmeyi kesintiye uğrattı (Faroqhi. yatay ve dikey eksenlerde tabakalaşmış. yüzyıllarda. bu toplumda ortaya çıkması muhtemel eşlenebilir olgu ve süreçlerin çözümleme dışı kalmasına yol açmış olmalıdır. Osmanlı kentine dair egemen tarih yazımı da. monolitik ve durağan yapılar değil. ulema ya da ticaret erbabından gelen mültezimler tarafından gerçekleştirilmeye başlanmasıydı. tarihsel ve toplumsal süreçlerle karşılıklı bir belirlenim ilişkisi içinde kendine özgü sosyo-mekansal bir yapıyı ve kentselliği üreten mekanlar olduğunu gösteriyor. Bu yazı. ve 18. Weber’in açtığı tartışma alanı içinde Doğu-Batı kavram çifti. yüzyıl ise. yüzyılda artan ticari talep karşısında köylülerden daha çok vergi almak ya da devlete daha azını vermek yoluyla artığın daha büyük kısmına el koymaya başladılar (İslamoğlu-İnan. özellikle 19. tarih boyunca. Osmanlı toplumunun batıyı açıklayan kavramsal çerçevelere uymadığında ısrar eder ve kentlerin tarihini. büyük kentsel yerleşimlere sahip olmuş olan doğuyu kentsel gelişme açısından tarihsizleştirirken. 17. bu olgunun. vilayetlerde/kentlerde merkezi yönetimin denetiminden daha özerk politik yapıların oluşmasını da beraberinde getirdi. iltizamın21 egemen vergilendirme biçimi olarak timar sisteminin yerini almasıyla. Bundan başka önemli bir gelişme ise. Son Notlar Avrupa merkezcilik. coğrafi ve kültürel çeşitlilik içinde dinamik. bir olgunun Avrupa tarihinde ortaya çıkmış olmasının. ve 18. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 33 . Osmanlı kentlerinin kendisine has/biricik. İslam Kenti gibi çerçevelerde değerlendiren kültürelci yaklaşımlara karşı maddeci bir eleştiri getirmeye çalıştı. ekonomik-politik gelişme dinamiklerinden çok kültürelci genellemeler içinde anlamlandırmaya yoğunlaşır. Osmanlı tarihini Batı Avrupa çıkışlı genel çerçevelerden ayrı tutma eğilimi22. Osmanlı toplumunu dünya tarihi içinde hak ettiği yere yerleştirmekten alıkoyduğu oranda. Batı Avrupa kentlerinin biricikliği. nihai olarak Avrupa merkezcidir. ekonomik hacmi batıdan daha yüksek ticaret yolları üzerinde. Osmanlı’da da ya da dünyanın başka her yerinde yaşanmış sayılmasını gerektirdiği gibi başka türlü bir Avrupa merkezcilikten kaynaklanmıyor. 17.

Ankara: ODTÜ Mimarlık Fakültesi Basım İşliği Anastassiadou. 105-118 Ergenç. S.yüzyıla kadar geçen süreçte. The Proceeding of International Conference: Urbanism in Islam. D. basit bir şablonculuk adına değil. T.) Middle Eastern Culture Center in Japan. Ö. K.1. (2003) Sosyal Adalet ve Şehir. 2. ve yay. (2000) Osmanlı’da Kentler ve Kentliler. Goffman ve B. Ö. (1982) “Osmanlı Klasik Dönemindeki ‘Eşraf’ ve ‘A’yan’ Üzerine Bazı Bilgiler”.A. N.baskı. Ekonomik ve Sosyal Durumu Üzerine Bir Araştırma. Ö. Osmanlı toplumundaki kentleşme dinamiklerini ve süreçlerini bu şekilde çözümlemeye çalışmak. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları Harvey. 5. Ankara:Ankara Enstitüsü Vakfı Ergenç. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları Baykara. kapitalizm öncesi kent. Yerleşimi.M. (1983) İktisat Politikaları ve Bölüşüm Sorunları. S. Ataöv. (1999) “XVI. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları Ergenç. cilt.baskı. 3. Kaynaklar Abu-Lughod. İstanbul:Gerçek Yayınevi Boratav.baskı. Some Comparative Reflections içinde. III. K. İstanbul:Belge Yayınları Cerasi. 528-535 Boratav. çev. Kalaycıoğlu. basılmamış doçentlik tezi. (1991) Türkiye’de Sosyal Sınıflar ve Bölüşüm. Batı Avrupa tarihi dışındaki deneyimler ışığında yeniden doldurmak ve evrenselleştirmek üzere yeniden düşünmek analitik bir kent tarihçiliği için kaçınılmazdır. Yüzyıl Osmanlı Devri Macaristanı’nda Şehirleşme”. çev. Ankara: Yeni Türkiye Yayınları. kapitalizme geçişin ilk adımlarının atıldığı 19. c. Yüzyıl Sonunda Anadolu Kenti Mekansal Yapı Çözümlemesi. cev. İstanbul:YKY David. Osmanlı Ansiklopedisi. G. feodal kent gibi tarihsel kategoriler içinde. (2002)”A Portrait of the Ottoman Cities”. Acun. (1999) “Osmanlı Devleti Şehirli Bir Devlet midir?”. M. cilt 4.yüzyıldan. F. The Muslim World. (1989) “What is Islamic About a City?”. Yönetimi. bu geçişin çoğu zaman ‘klasik’ yapının bozulması olarak adlandırılan kimi nüveleri ve önkoşullarının kentlerin bağrında nasıl geliştiğini ortaya koymak açısından da oldukça aydınlatıcı olabilir. J. 16.. Faroqhi.Masters (2000) Doğu ile Batı Arasında Osmanlı Kenti. Yüzyılda Ankara ve Konya. I.Yalçın. söz konusu kavramların içini. İstanbul:Metis 34 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Ergüden. Ankara Yeni Türkiye Yayınları. 193-216. D.M. 2. Osmanlı. Yüzyılın Sonlarında Bursa. M. çev. haz. (der. 92 (Fall). (2001) Selanik. XVI. Moralı. 255-285 Aktüre.Bu kentleri sanayi öncesi kent. S. Osmanlı Araştırmaları. (2001) Osmanlı Kenti.. (1981) 19. çev. 111-116 Eldem E. (1995) Osmanlı Klasik Dönemi Kent Tarihçiliğine Katkı:XVI.

Batur (der. Yüzyıl Kenti içinde. (1969). İzmir: Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları no:31 Özkaya.Stern (der. İstanbul: Yem Yayın Pirenne. (2002) “Sanayi Öncesi Kenti”. Pinon. S.H. İ. İstanbul:İlke Yayınları Tekeli. İnalcık.Duru ve A.) 20. Aruoba. (1996) “Tanzimat’ın Kent Reformları Üzerine”.) İslam Geleneğinden Günümüze Şehir ve Yerel Yönetimler içinde. (1970) “Introduction: The Islamic City in the Light of Recent Research”. P. A.Hourani ve S. T.) The Islamic City içinde. (1991) Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Köylü. Neuwirt (yay. (1994) The Production of Space. New York:Harvest Books Quataert. Ünlü (der. Güney. Akyüz ve S.Alkan (der. Berktay. İ. T. Özbaran (der. A. A. (1997) Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu.M.). çev. Lapidus (der. İstanbul:Bakış Yayınları Weber. çev. Y. İstanbul:YKY İslamoğlu-İnan. S. H. “Muslim Cities and Islamic Societies”. Osmanlı Mimarlığının 7 Yüzyılı “Uluslarüstü Bir Miras” içinde. B. (1992) Between East and West. (1982) Türkiye’de Kentleşme Yazıları. G. (1984) “Şehir Mimarları”. New Jersey: Princeton University Press Tekeli. İstanbul: Hil Yayın Yerasimos. I. USA:University of Pennsylvania. (1937) Economic and Social History of Medieval Europe.M.H. M.Hourani. cilt 2. V.H. I. Ceylan. Oxford ve Cambridge:Blackwell Orhonlu. D. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Ankara:Turhan Kitabevi Weber. Sezer.).R. Yüzyılda Osmanlı Kurumları ve Toplum Yaşantısı. ve çev. USA:University of Pennsylvania.Z.Hourani ve S. (2004) Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600).M. The Balkan and Mediterranean Worlds. İstanbul:Tarih Vakfı Yurt Yayınları mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 35 .) Middle Eastern City içinde. H. A. C. İstanbul:İletişim Yayınları Lapidus. çev.. N. çev. H. (1985) 18. D. Akın. (1996) “Osmanlı İmparatorluğu’nda Kent Planlama Pratiğinin Gelişimi ve Kültürel Mirasın Korunmasındaki Etkileri”. (1999) “Anadolu ve Balkanlar’daki Osmanlı Kentlerinde Kentsel Dokular Tipolojisi Üzerine Bir Deneme”.M. P. Ankara:İmge Kitabevi Stoianovich.) The Islamic City içinde. Martindale ve G. I. (1999) Sanayi Devrimi Çağında Osmanlı İmalat Sektörü.) Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri içinde. haz.Stern (der. (2000) Şehir. İstanbul: İletişim Sjoberg.Dumont ve F. Lefebvre.M. (1970) “Muslim Urban Society in Mamluk Syria” A. Georgeon (der. California: University of California Press Lapidus.) Osmanlı İmparatorluğu’nda Şehircilik ve Ulaşım Üzerine Araştırmalar içinde (1-26). M.M. H. çev. Batur ve S.

36 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .

her ne kadar ‘bu kitabı insanlar eğlensinler diye yazdım’ dese de (Akman. belirli okuma biçimleri arasında bir seçim yapmanın yanı sıra doğrudan okurlar arasında da bir seçimi zorlamakta ve hatta dayatmaktadır. A. 2002: 270)1 “Hayat boşala boşala azalıyor. aynı zamanda bir suçluluk ilişkisidir. bir gün yaptığım yanlışı bana söyleyecek diye ödüm kopar” (W/ntvmsnbc. 2002) aslında insanların kitabı nasıl okuması gerektiğine dair bir katılığa sahip görünmektedir. A. Tüketim ve Ütopya Zafer YILMAZ* Ayhan YALÇINKAYA** I..” (Mungan. Bu nedenle.Ü. yalnızca sayfa sayısını belirtmekle yetineceğiz. Ancak. “Her çeşit sınıf ilişkisi.Dr.” (s.Ü. Ve seçtiğim okur. 2005) diyen * Arş. “Ben okurumu kendim seçtim. aksi belirtilmedikçe. yine de romandan hareketle yapılacak olası bir çözümlemenin önündeki en büyük engellerden birinin bizzat Murathan Mungan olduğu da açıkça belirtilmelidir. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 37 . bundan sonra. Daha ötesi.. Siyasal Bilgiler Fakültesi ** Yrd. bu kitaptan yapılan alıntılarda ilgili referans bilgilerinin tümünü vermeksizin.Doç.Gör. Çünkü Mungan. 203) En başta belirtmeliyiz ki bu yazı Murathan Mungan’ın romanı Yüksek Topuklar’dan hareketle bir çözümleme girişimi olsa da Murathan Mungan’ı ya da özel olarak onun romanını çözümleme amacı gütmemektedir. Siyasal Bilgiler Fakültesi 1 Murathan Mungan’dan yapılan bütün alıntılar.Alçak Pabuçlar Yüksek Topuklar: Kent. Yüksek Topuklar adlı romanındandır.

kısmen yoğun kuramsal referanslarla beslenmektedir. yanlış okumak ne demektir? Doğruluk ve yanlışlık neyle kaimdir? Yoksa. Görüleceği gibi. “doğru okur ve doğru okuma” söylemi ölçütlerini yalnızca Mungan’ın öncüllerinden türetmek zorunda kalacak. bir metnin çoğul okumaya açık bir sistem olduğu gözetildiğinde.) Aksi takdirde. İkinci kanal ise. Bu “yeniden okuma girişimini” olabildiğince iki ayrı kanaldan geliştirmeye çalıştık. Eğer bu okur. birinci kanal daha çok kent ve tüketim ilişkisi üzerinden ilerlemekte ve ilkine göre. Aynı şekilde bir metni okumanın da doğru ve yanlış biçimleri vardır ve doğru biçimleri bazıları becerebilir. doğru ve yanlış okumalardan çok. daha baştan yazarın bizatihi kendi metninin potansiyellerine karşı “gard aldığı” gibi bir sonuca götürecektir bizi. kuramsal referanslara yoğunlukla başvurmadan roman karakterlerinden biri olan Nermin örneğinde farklı olduğu savlanan. bazıları beceremez ve Mungan. “Ben kendi kafamdaki ideal okur profili için elimden geleni yaptım. Bunun farkında olarak metne ya da yazara karşı daha baştan “gard almak” yerine. tersine seçtiği okurun. kafasındaki. 2004. olabildiğince sınırlı bir çerçevede. kendi seçtiği ya da inşa ettiği ideal okurun doğru okumayı beceren okur olduğunu varsaymaktadır. bazıları beceremez. bu okurun metnini yalnızca kendi istediği gibi okumasını istemektedir. hayatın kendisine değil. daha açık bir ifadeyle yazarın keyfine (sosyo-politik kendiliğine) bağlı kılacaktır okuru. farklılıktan söz etmenin ve farklılığın da keyfilikten öte okurların kendi içinde farklı sosyo-politik kendilikler olduğunu farketmeyle ilgisi olduğunu söylemek daha “doğru” olmayacak mıdır? (Eagleton. Bu açıdan. II. Çünkü kendi seçtiğini söylediği okuru rahat bırakmaya niyetli olmayan Mungan. Ama ortada ciddi bir sorun vardır: Hayatı ya da Mungan’ın romanını doğru okumak ne demektir. 38 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Mungan’da bir düş kırıklığı oluşacaktır. Mungan’ın sözünün açık anlamı şudur: Hayatı okumanın doğru biçimleri vardır. 1990 sonrası Türk romanında yeni bir kronotop belirdi: Alışveriş Merkezi. (Arman. Bu biçimleri bazıları becerebilir. farklı okumalardan mı söz etmek daha manidardır? Özellikle. bu yazıda yer yer fark edilebilecek biçemsel bir farklılaşmanın varlığı konusunda okuru uyarmak isteriz. daha en başta. kişisel bir kent deneyiminin kendini kurma ve hayatı anlamlandırma biçimiyle karşılıklı ilişkilerini eleştirel bir ters yüz etme girişimi olarak ilerlemektedir. 2002) vurguyu doğrudan hayatın anlaşılması üstüne yapmaktadır. doğruluk ve yanlışlıktan öte.Mungan’ın ödünü koparanın aslında okurun kendisine yanlış yaptığını söylemesi değil. Ama hayatı yanlış anlayan insanların benim kitabımı doğru anlamasını da bekleyemem zaten” diyen Mungan. seçimin kendisine ve yanlışlığına ilişkin bir düş kırıklığı yaratma ihtimali olduğu da söylenebilir. metni yeniden okumayı deneyeceğiz. yanlış okursa. Bu da açıktır ki.

tüketici deneyimlerinin inşa edildiği ve yeniden üretildiği birincil temel bağlamdır (Mikes ve Paddison. Kent bu farklılıklar tarafından inşa edildiği kadar bu farklılıkları da inşa eden bir yer haline gelir3. “edebiyatta sanatsal olarak ifade edilen zamansal ve uzamsal ilişkilerin içkin bağlantılılığına kronotop (harfiyen anlamıyla “zaman-uzam”) adını vermektedir. özelde ise İstanbul’un geçirdiği dönüşüm edebiyata yeni bir malzeme sağladı.. Öncelikle alışveriş merkezinin bir kronotop olarak ortaya çıkışını olanaklı kılan mekansal ve toplumsal dönüşümün. metaların tüketim biçiminin ve metaların içerisinde tüketildiği tüketim alanlarının bizatihi kendisinin. etnik ve cinsel gruplar açısından önemli farlılıklar içerir. Mikes ve Paddison’ın da belirttiği gibi kent. bir tüketim mekanı olarak yeni yaşam tarzlarının içerisinde deneyimlendiği ve kendisi aracılığıyla tüketici kimliğinin inşa edildiği alışveriş merkezi özel bir önem taşır. Şengül’ün belirttiği gibi. yeni yaşam tarzlarını hayata geçirdikleri mekanlar olarak yeniden inşa edildiler. 2000:125). Bu bağlamda bir kronotop olarak alıveriş merkezinin doğuşu tabi ki toplumsal. Kent içerisindeki üretim ve tüketim mekanları. romandaki temel kent göstergeleri ve bu göstergeleri bu iki karakterin deneyimleyiş biçimleri özel olarak ele alınacak.Bakhtin’in belirttiği gibi kronotop kavramı bir yer-zaman bileşkesine işaret eder2. 1988’de ilk alışveriş merkezinin açılmasından sonra. İstanbul’un belirli bölgeleri yeni seçkinlerin. Her ne kadar buradaki tüketici terimi homojenleştirici bir terim olsa da. Bu yazı Murathan Mungan’ın Yüksek Topuklar adlı romanında öncelikle yukarıda bahsettiğimiz kent ve yeni bir tüketim alanı olarak alışveriş merkezi ilişkisini tartışmayı hedefliyor. romanda Tuğde karakterinde karşımıza çıkan tüketim toplumunun yaşam mekanı alışveriş merkezine yoğunlaşılacak. Bu bağlamda. daha sonra. 1998: 815). mekan bu süreç üzerinde bir etki yapma gücüne sahiptir ve bu biçimde sosyal süreçlerin sonuçlarını etkileyebilecek bir fark yaratabilecektir. toplumsal olarak farklı gruplar arasında sınır çizgileri çeken yerler olduğunu ve farklı gruplar tarafından farklı bir biçimde deneyimlendiğini unutmamak gerekiyor. 2 3 Bakhtin. 1980 sonrası. değişik sınıf ve sınıf kesimleri. “.sosyal olanın etkisiyle bir süreç başladığında.” (Şengül. genelde Türkiye’deki büyük kentlerin. iş ve yaşam alanları ile kurulan ilişkinin niteliği. kısa bir açıklaması verilecek. 315 ve devamı. Harvey ve diğer bazı kent bilimciler merkeze alınarak. ekonomik ve mekansal dönüşümden bağımsız değildir. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 39 . Bakhtin (2001). Bu bağlamda. s. Yüksek Topuklar romanının iki temel karakteri olan Tuğde ve Nermin’in kenti ve tüketimi deneyimleyiş biçimleri ve bu deneyimleyiş sırasında öne çıkan mekanlar aynı zamanda 1980 sonrası Türkiye’nin yaşamaya başladığı dönüşüm ve bu dönüşümün kentsel tezahürleri açısından da ipuçları vermektedir. Kronotop kavramı için daha ayrıntılı bilgi için bkz. İstanbul’da birbiri ardına birçok alışveriş merkezi açıldı..

Ütopya yoksunluğundan kastettiğimiz şey. İçinde bulunduğu zamanı ağır bir biçimde eleştirerek kendisini ne kadar farklılaştırmaya çalışırsa çalışsın. Nermin de. özellikle zaman algısı ve kavrayışı bakımından nasıl bir ütopya yoksunluğuyla malül olduğunu ve bu yoksunluğun giderek. gelecek zamanı okuma biçiminden çok. Zaman-dışılık özellikle zamanın ilgasında kendini gösterir. şimdiki zamanı mutlaklaştırmak ve bu zaman içindeki küçük rastlantılar üstüne hayal kurmak ve ummaktan ibarettir. kendini farklı ve yeniden inşa etmekten öte. Rastlantılara bel bağlamaktan öte bir şansı yoktur Nermin’in. yalnızca bir gezginin gidip döndüğü bir coğrafyada yer alır. dönüştürücü etkisi yoktur. aslında farklılaştırma adı altında kendini ve zamanını kutsamaktan başka bir şey yapmamaktadır. bizimle ya da okurla aynı zaman diliminde yaşamaktadır. ütopya ülkesi artık “bizimle” aynı zaman diliminde yer almamakta. gelecek bir zamanda kurulmaktadır.Yazımızın ikinci temel aksını ise. Akla ve iradeye duyulan sonsuz güven ve bu güvenle “insanlığın” “iyiye. güzele” doğru ilerleyeceğine olan inanç bu tutumda üst üste biner. Aydınlanma’yla birlikte “ilerleme” miti ütopyacılığa da damgasını vurur. İncelediğimiz romanın baş karakterlerinden biri olan Nermin’in gençliği bu türden bir ütopyacı çaba ile örülmüştür. bizim zamanımızın çok ötesinde. Oysa. Yapabildiği tek şey. zaman-dışıdır. bu girişim altında. Oysa. Ama okur ile ütopyacı irade arasında mekansal bir farklılık vardır. roman 40 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . “ileride”. Ütopyacı tutumun mekan vurgulu karakterinin zaman vurgulu karaktere doğru evrilmesi. hem de gelecek zamanda kurulan bu ütopya ülkesi ütopyacı akıl ve iradenin en mükemmel gelişmişlik düzeyine tekabül etmektedir. Hem. Çünkü klasik ya da geleneksel anlamda ütopyacılık ya da en genel anlamda ütopyacı yazın daha çok mekan vurguludur. Ama öbür yandan da bu umudun hayatında hiçbir yapıcı. Kurucu bir iradenin ürünü olarak ütopya. Geçmişe yaptığı her atıf buna ilişkindir. terimin serüveninden de rahatlıkla izlenmektedir ki bugün tam karşılığını yer-siz olarak düşünebileceğimiz “ütopya” terimi. Nermin karakteri üzerinden üst-orta sınıf bir entellektüelin kenti deneyimleyişi sırasında açığa çıkan kimi göstergelerle birlikte yeni tüketim mekanları ve kültürünün şekillendirdiği farklı kendini inşa etme biçimlerinden birinin örneği olarak. “u-kroni”ye evrilmiştir: Artık ütopyalar mekan-dışı olmaktan çok. Her iki anlamda da. veri durumla uzlaşmanın ve kendini onaylamanın farklı bir ifadesinden öteye geçemediğini göstermeye çalışmak oluşturacak. kendini inşa girişiminin. Ütopyacılığın tezahür ettiği ütopya ülkesi hiç kimsenin gitmediği. yine tam karşılığı olarak zamansız. Ama “ütopyacı geçmişiyle” hesaplaşmasını bir türlü tamamlayamayan ve tamamlayacak gibi de görünmeyen Nermin. geçmiş zamanı okuma biçimiyle ilgili olarak düşünülmelidir. ütopyacılık denildiğinde genellikle akla gelecek zaman gelmektedir. bu tamamlanmamışlık ölçüsünde aslında geleceği de kuramaz. özellikle günümüzde modern zihniyet biçiminin olağan bir devamı olarak.

devlet destekli borç tarafından finanse edilmiş tüketim etrafında organize edildiğini belirtir (Harvey. bireysel tüketimden öte. Bu bağlamda Keynesyen kent arz yönlü bir kentleşmeden talep yönlü bir kentleşme sürecine geçişe işaret eder. kendilerine biçilmiş olan finans ya da üretim gibi işlevlere yoğunlaşmışlardır. III. Buradaki tüketim. ne kadar zamana ilişkin göndermede bulunursa bulunsun. Keynesyen kentte. kısaca alışveriş merkezlerinin sosyo-mekansal gelişimine değinmek faydalı olacak. Harvey. aşırı birikmiş olan sermaye fiziksel ve sosyal üstyapı yatırımlarına kaymıştır. Keynesci dönem ile birlikte açığa çıkan devlet harcamalarının önemli bir rol oynadığı. Bu dönemde aşırı birikim krizine çözüm bulmak amacıyla. 1994). Bu durum aynı zamanda kentler arasında birbirini bütünleme ilişkisinin yerini rekabete bırakması demektir. tarihten kaçırılarak biricikleştirilmesi. (d) merkezin dağıttığı kaynaklardan daha mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 41 . Akışkan sermayenin dünyasında yarışan kentler için dört olasılıktan söz edebiliriz: (a) Uluslararası işbölümünde bir konum edinmek. 2001) Harvey. Romanda bir kent mekanı olarak alışveriş merkezi belirleyici bir yere sahip olduğu için. 1989). herhangi bir tümelle ilişkisinin kesilmesi. esnekleşme uygulamalarının yaygınlık kazanması gibi nedenlerle 1970 öncesi dönemi karakterize eden kent işletmeciliğinin (urban managerializm) yerini kent girişimciliğine (urban entrepreneurialism) bıraktığını belirtir (Harvey. onun kuşattıklarının. toplumsal. diğerleri ulusal kalkınma plan ya da stratejileri doğrultusunda. 1985: 205-206). herhangi bir tümelden hareketle anlaşılmasının önüne geçilmesidir. Merkez ülke kentlerini temel alarak geliştirilmiş olan bu genel açıklamada vurgulanan bir diğer nokta. Kimi kentler turizm üzerine yoğunlaşırken. tüketim. (c) finansal ya da idari olarak komut merkezi olmayı sağlayacak bir konum edinmek.boyunca. birbirini bütünlemenin karakterize ettiğidir. (b) tüketim merkezi olarak bir konum edinmek. Fordist birikim rejiminin çözülmesi. sınıfsal problemleri hedefleyen sınıf ittifakları değil. onu olabildiğince mekana indirgemeye çalışmaktadır ki bunun pratik sonucu. bölüşüm ve mekanın üretimi ve kontrolünü hedefleyen çıkarlar etrafında örgütlenmiş koalisyonlardır. Harvey’e göre Keynesyen kent kapitalizmin krizinin yüzeysel görünümü olan eksik tüketime bir yanıttır. kentler arası ilişkileri rekabetin değil. Kent girişimciliğinde asıl hedef hareketli finans sermayesini kente çekmektir ve bunun içinde kimi finans ve vergi teşviklerinin yaratılması önem kazanır (Mayer. (Ersoy. Yine bu dönemde kentsel siyasetin etrafında örüldüğü tema ise. David Harvey 1970 öncesi kenti Keynesyen kent olarak tanımlar. tikelleştirilmesi. aslında zamanı “tarihsizleştirmekte”. zamanın kendisinin değil. ekonomik ve siyasi hayatın. topluluğa sağlanan hakların sonucu olarak elde edilen tüketimdir.

1998). burada alışveriş. Kentler bu seçeneklerden sadece biri ile de yetinmek zorunda değildirler. Zukin. göstergelere yönelik tüketim ve tüketimin göstergeleri vardır” (Lefebvre’den alıntılayan Featherstone 1996:172). Bu merkezler otomobil. 1994). Alışveriş merkezi sadece gereksinimlerin giderilmesi anlamında alışverişin ya da bir boş zaman etkinliği olarak alışverişin mekanı değildir. Lefebvre’in belirttiği gibi.” (Featherstone. çağdaş kentte. Featherstone’un da değindiği gibi “bu bölgeler dahilinde alışverişin. 1996: 30). gerek ele alacağımız romanda bir tüketim mekanı olarak öne çıkarılmasından kaynaklı olarak kısaca da olsa alışveriş merkezilerinin gelişimine değinmekte fayda var. tüketimin mekanı haline geldiği vurgulanmaktadır. 1996. 1996: 171). aynı zamanda buralara özel olarak ulaşılabilir olması yüksek bir toplumsal statünün de göstergesidir. kitlesel tüketimin ve tüketici ürünlerinin merkezi olmak için kentler arasında rekabet artmış ve kentler birer tüketim merkezine dönüşmüştür (Featherstone. iş ve aile mahremiyeti üzerine kurulu kültürel bir paketi sunarken. Kent merkezlerinin gösteri alanı olarak yeniden düzenlenmesinde alışveriş merkezi özel bir rol oynar. Zukin. öncelikle insanların savurganlık ve lüksü çağrıştırmak ya da uzaklardaki egzotik yerlerin çağrışımlarını toplamak için tasarlanmış.fazla edinilmesini sağlayacak bir konum edinmek (Harvey. faydayı ençoklaştırmak için yapılan arı bir hesaba dayalı rasyonel iktisadi iş olması enderdir. Bizi burada asıl olarak ilgilendiren ise ikinci seçenek ve kentlerde tüketim mekanlarının gittikçe ön plana çıkmasıdır. Gerek alışveriş merkezlerinin kentlerin gösteri alanına dönüşümünde oynadığı rolden dolayı. “Galleria” ya da “Mall” olarak adlandırılan. 1980 sonrası 42 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . “tüketime yönelik teşhir ve tüketimin teşhiri. banliyölerdeki temiz. görsel olarak homojen alışveriş merkezlerine bıraktığını vurgular. Kentsel tüketim üzerindeki yeni vurgu ile birlikte. Bu alışveriş merkezleri özel ulaşım araçları ile erişilebilen ve kamusal ulaşım ağının uzağında inşa edilmişlerdir. İzlenen bu ikinci strateji dolayısıyla. görülmeye değer hayalin ve geçmişteki duygusal uyumlara duyulan nostaljinin arasında gezinen izleyiciler haline geldikleri bir boş zaman kültür faaliyetidir. Kentleri sadece tüketim ile ilişkilendiren yaklaşımlar sorunlu olmakla birlikte. Bu stratejilerin birkaç tanesinin aynı zamanda uygulamaya konulması da mümkündür. modern kentlerin artık üretimin değil. 1945’ten sonra Amerika’da toplumsal olarak heterojen tüketim mekanlarının yerini. Yeni dönemde kent merkezleri abartılı eğlence merkezleri olarak yeniden canlandırılmakta ve kent dışından gelenler için bir gösteri alanına dönüşmektedirler (Chaney.

Fakat daha sonra da vurgulayacağımız gibi her iki karakteri de ortak kesen nokta aslında tüketimdir. sağlıklı beslenme. taocu seks. telefon ve televizyon aslında 1980 sonrası toplumun geçirdiği dönüşüme göndermede bulunan sembolik çağrışıma sahip olan nesnelerdir. Cheney’in de belirttiği gibi kent merkezlerinde alışveriş ve eğlence olanaklarının bir araya gelmesiyle ortaya çıkan mekanlar başlangıçta sadece orta sınıfa hitap ediyordu. İlki Ataköy Galleria olmak üzere İstanbul’da birbiri ardına alışveriş merkezleri mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 43 . aynı zamanda zevk sahibidir ve tükettikleriyle “farklılık” kurmasını ve yaşam tarzı oluşturmasını bilir. opera plaklarına ve klasik müzik bilgisine sahiptir) özdeşleştirilir. kültürel sermayesinin romanın ileri bölümlerinde tam olduğunu gördüğümüz. ikebena kursları. Roman bu olay örgüsünün anlatıldığı 5 temel bölümden oluşmaktadır.ise alışveriş merkezleri. çevre duyarlılığı. feminizm. homojen bir yerel tüketici kitlesine hitap eden mekanlar olmaktan çok. “Ringin” karşı tarafında ise “sosyalizm. tekrar etnik ve sınıfsal olarak daha karmaşık bir grubu davet eden heterojen tüketim mekanları haline geldiler (Zukin 1998). Nermin sadece lüks için tüketmez. metanın simgesel dilini çözemeyen ve onda sadece kaba statü emareleri gören tüketim toplumunun tüketicisine yönelmiş eleştirisidir. Roman boyunca Tuğde popüler kültür (Tuğde her banyoya girdiğinde 20 pop şarkısı söylemektedir) ve görsel olanla (televizyon ve vitrinler gibi) özdeşleştirilirken. Daha sadece 5 yaşında olmasına rağmen kadınlığın bütün numaralarını öğrenmiş. Tuğde’nin hal ve tavırları ile hayatında en çok yer kaplayan üç nesne tuvalet. Bu bağlamda roman boyunca Nermin’in ağzından ve gözlerinden Tuğde’ye yönelen eleştiri ve şaşkınlık aslında tükettikleriyle kendi hayatını üsluplaştırmayı ve estetize etmeyi bilen yeni üst-orta sınıf entellektüelin. Alışveriş merkezlerinin bu kısa tarihinden sonra romandaki ele alınış biçimine geçebiliriz. karşımıza tüketim toplumunun etkisi altında bir karakter olarak çıkarken. bir reklam şirketinde grafiker olarak çalışan. anarşizm. yoga. feleğin çemberinden geçmiş Nermin durmaktadır. Nermin yüksek kültürle (iyi bir plak ve cd koleksiyonuna. Her ne kadar “yoksulların gözlerinin” içeriye sızmaması için özel güvenlik görevlileri aracılığıyla gerekli önlemler alınmışsa da alışveriş merkezleri bu karşılaşmanın tamamen engellenebildiği steril yerler olmaktan uzak kaldılar. yeşil politika” gibi çok çeşitli şeylere bulaşmış. Yüksek Topuklar Nermin isimli kahramanın sadece 5 gün için kendisine emanet edilen Tuğde adlı 5 yaşındaki bir kız çocuğu ile geçirdiği günlerin kendi ağzından anlatıldığı bir kurguya sahiptir. karşısındaki ile değil de sanki sürekli kameralara karşı konuşan. eski solcu. Uzak Doğu felsefesi. parapsikoloji. Tuğde. tutkulu biçimde televizyona çıkma ve yıldız olma isteği duyan ve bu uğurda yaşı ile karşılaştırılamayacak numaralar sergileyen bir kız çocuğudur Tuğde.

Galleria’yı İstanbul’un seçkin semtlerinden. Bakhtin’in vurguladığı gibi toplumsal topografyayı ters yüz eden temel niteliklerinden sıyrılmıştır.. Nermin için tüketim toplumu kavramı akademik içeriğinin dışına çıkmış. metanın toplumsal yaşamı “tümüyle işgal etmeyi” başardığı andır. Şüphesiz burada karnavalesk öğeler. Karnavalesk öğe devletler ve özel şirketler tarafından gösterişçi tüketime dahil edilmektedir (Featherstone. Nermin alışveriş merkezinden duyduğu huzursuzluğu şu sözlerle dile getirir: “İyi ambalajlanmış olmasının bütün yanıltıcı olanaklarını kullanan bu dünya tüketim sarhoşluğunun alışveriş krizinin yaralayıcılığı.” (s. Nermin’in “vakit geçirmek için nereye gitmek istersin” sorusuna Tuğde “Galleria ya da Akmerkez” diye yanıt verir.33) Featherstone’un belirttiği gibi yeni büyük mağazalar ve alışveriş merkezleri etkili birer rüya alemidir. Capitol. Yüzünde ampul yanmıştı. Featherstone bizi kulturpessimismus perspektifine hapis olmak yerine endüstri öncesi karnavelesk geleneğin kimi unsurlarını tüketim kültürü ve alanları içerisinde keşfetmeye davet etmektedir.. Metanın değişim değerinin çarpıtılıp kullanım değerinin ön plana çıkarıldığı dünya fuarları “adına mal denen fetişin haç yerleridir” ve “ insanın zaman geçirmek için içine daldığı bir fantazmagori oluşturur”.. Burada “gösteri. Bir huşu! Bir huşu! Hemen her vitrinin önünde duruyor. Görülebilir olan sadece meta ile kurulan ilişki olarak kalmaz ondan başka bir şey de görülemez: Görünen dünya metanın dünyasıdır. Roman içerisindeki kent mekanlarının en önemlilerinden biri belirttiğimiz gibi alışveriş merkezidir.açıldı. gözleri ışıyordu. kanırtıcı bir gerçekliğe” dönüşmüştür. Oysa Tuğde için durum bambaşkadır: “Akmerkez’e adım atar atmaz Tuğde’ye bambaşka bir hava gelmiş sanki birkaç yaş birden büyümüştü.Kapıldığı heyecan taşıdığı enerji gözümü korkutmuştu. Akmerkez gibi alışveriş merkezleri izledi. Bunu görmezden gelemezdim. güzel bulduğu her şey için ağlamaklı bir ses kullanan bütün nefret ettiğim kadınlar gibi göğüs geçirerek aynı sesle bana: “Ayy ne güzel diğğ mi?”. öldürücülüğünü perdeliyordu. 1997: 27). Tam da bu mekanda insanoğlu “. Bakırköy Levent Ataşehir gibi semtlerde.” (s. Nermin alışveriş merkezinde iken “bir alışveriş merkezinde değil.. canlanıp hayat bularak soluk alıp veren. Fakat bu fantazmagori dünyası tamamıyla metanın tahakkümü altındaki bir gösteri dünyasıdır. Carrefour. 44 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .34). Kendisini “vitrin narkozu” altında kalmış gibi hisseder.” (Benjamin.kendine ve başkalarına yabancılaşmanın tadını çıkarıp. kendini böyle bir dünyanın yönlendirmesine bırakmış olur. Yaptığım iş bu ambalajın bir parçasıydı. “bir figüre. 1995: 83-84). 1996: 51) Benjamin de Pasajlar isimli bitmemiş çalışmasında dünya fuarlarının benzeri fantazmagorik niteliğini vurgulamıştır. Dışardan bizi görenler kutsal yerleri geziyoruz sanırdı. Mutluluk hapı yutmuş gibiydi. bir bilimkurgu filminde uzay gemisini geziyor” gibidir.” (Debord.

sihirli.. Bu “tüketim katedralleri” tam da Tuğde’yi huşu içerisinde vitrinlerin büyülü gösteri dünyasına çekmek için yapılandırılmışlardır. ortamlar sunmaları ya da en azından sunuyor görünmeleri gerekir. bu büyü ile arasına aklı sokan ve vitrinleri bir çeşit porno sayan Nermin’dir. daha bilinçli bir edim olan “görme” edimini üst-orta sınıf kültürel mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 45 . vitrinlere kendini kaptıran. 61). Yalnızca “bakmaya”. üst sınıflardan insanların alışveriş ettiği bir yer olsa da “ışıkta bir yer” isteyen başkaları da vardır. Buralardan herhangi bir şey almaya asla paraları yetmeyecek. “görüntüler. Vurgulanması gereken bir diğer nokta da. Yazar dikkatimizi tezgahtar kızların yüzlerine çeker.” (Ritzer. “gelip ortalarına oturduğunuzda ve onlarla birlikte belli bir zaman geçirdiğinizde. ama gene de tedirgin ve iğreti duran birkaç gariban delikanlıya takılıyor gözüm. heyecanı. Başkalarında sahip olma hissi uyandıran metalar. üstü başı Anadolu’dan gelmiş olduğunu belli eden. büyülenme ediminin bir disiplin ve denetim ağı içerisinde gerçekleştiğidir. bu gösterinin sergilendiği en önemli tüketim mekanıdır. bir kahve içemeyecek kadar alt sınıftan gelme bu kişiler.” (Featherstone. bir yerde oturup gönül rahatlığıyla karnını doyuramayacak. Her ne kadar alışveriş merkezleri. Fakat solculuğu. buraya yalnızca “bakmaya” geliyorlar. Featherstone’un da vurguladığı gibi.Büyülü bir nesne olmaktan çıkıp herhangi bir şeye dönüşürler. alışveriş merkezinin büyüsü herkesi aynı biçimde etkisi altına almaz. Ritzer bu mekanların insanları tüketime yöneltmek. üst üste yığılmış ya da yan yana duran şeyler. 2000: 26). hazzı.Alışveriş merkezleri. ilgisini bir yere ya da belirli bir metaya yoğunlaştırmayan Tuğde değil. hatta zorlamak üzere yapılandırıldığını ve bu “tüketim katedralleri”nin “bir çok insan için büyülü hatta bazen kutsal. “Sürekli daha da fazla tüketiciyi kendilerine çekmek için bu tüketim katedrallerinin tüketim için daha da büyülü. buraya gelirken kendince temiz pak giyinmeye özen göstermiş. fantastik. 1998: 55).” (s.. Alışveriş merkezlerinin her yanının ileri bir teknolojiyle denetlenmesi bir yana. karnaveleski ve başıboşluğu tahkim edebilir. Nermin buraya alışveriş yapmaya değil de. Solcu duyarlılığı ile rahatsızlık hissetmektedir. Sorunlu olan. ama bunların yaşantılanması öz denetimi gerektirir ve arka fonu denetleyen güvenlik görevlileri ve uzaktan kumandalı kameralar pusuya yatmış özdenetim yoksunlarını beklemektedir. Sahip olunamayan metaların dünyasında gösteri bir mahrumiyet gösterisi halini alır. 52-53). Şüphesiz. Orada öylece duran.”(s. Oysa ki Nermin “görmektedir”. kendilerinin olması mümkün olmayan bu dünyaya gösteriyi izlemeye gelenler için şöyle der: “Nitekim az sonra havuzun çevresini alan kalabalık içinde. dinsel bir karaktere” sahip olduğunu belirtir.

Yoksa. Bu yüzden. öğrenmek. Nermin’in. insanlara yönelmesi onda sonsuz bir yorgunluk hissi uyandırırken (“Zaten yorgunluk benim genel halim. anlamış gibi yapmak. Peki.” (Adorno. Öğrenebildiğimiz tek şey. Hem hayatta. Nermin de sanki bunun farkında bir kahraman olarak karşımıza çıkar önce. anlamak. Adorno zaten öncelikle insanı analizin dışına atma eğilimi gösterir: “Bir makinanın parçalarından başka bir şey olmayan insanlar.16). Bütün sırları dökülmüş bir ayna gibi. Tam da artık bu memlekette hiçbir şey şaşırtamaz beni sanırken. “yanlış yaşam doğru yaşanamaz” (Adorno. (Devrimciyken bile okuyamadığım bir kitaba maşallah ne inanç bendeki) Zaten olmadığım bir o kaldı. “Ben insanlara tahammül edemeyen bir kadınım. Adorno’ya göre. Gerçekte onlara yönelmesi kendini onlardan ayırmak için duyduğu gereksinimden kaynaklanmaktadır. tanımak. Yaşamakla kalmıyor bir de üzerinize üzerinize geliyorlar. Yine Adorno üzerinden devam edersek.” “Malthusçuluk” diye bir şey varsa. gerçekten Nermin görmekte midir ya da neyi görmektedir? IV. arada bir uyanır gibi görünen duyarlılığını da 46 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . 1998: 13). (…) Şu memlekette yaşayıp da yorgun olmamak mümkün mü? (…) Ben aslında vatan yorgunuyum! Ruh yorgunuyum. düşünmek. tanık olmak (…) yorgunuyum. gerçekte onlara ilişkin adeta hiçbir problemi yoktur. Kalabalıktan ne kadar yakınırsa yakınsın.109). Adeta bütün ütopyacı tutumların amentüsüdür bu kabul. Zaten kısıtlı olan sabır rezervasyonum yıllar içinde hepten tükendi. ona bakanda değil.sermayesi ile donanmış olan kendisine. Ancak. Çok fazlalar. Dünya artık onun için tümüyle yanlışa kesmiş bir dünyadır. Yaşama bakışımız.” (s. 1998: 41). hem sokakta çok yer işgal ediyorlar. bizzat bakılandadır. gönül yorgunuyum. Nermin (s. Nüfus en büyük derdim. Sorun. sürekli negatif bir anlamda da olsa insanlara yönelmesidir. bir kalabalık olarak onlara muhtaçtır da. “Bizim çoktan sıkıldığımız bu dünyanın onlara [çocuklara] yeniden ve yeniden açıklanması sinirime dokunuyor” der. Adorno’nun tersine. İnsanların çoğunu lüzumsuz buluyorum.sanki hâlâ onların eylemine bağlı olan bir şey varmış gibi. öbür yandan da sürekli onları dışlar. hiçbir şey göstermemekte. hissetmek. Hele şu İstanbul’da gereğinden fazla insan yaşıyor. hayat yorgunuyum. Nermin bir yandan insanlara yönelirken. bu dünyadan sıkılmanın ne anlama geldiğini hiçbir zaman öğrenemeyiz. her seferinde yeniden şaşırmak yorgunuyum”) (s. artık yaşam olmadığı gerçeğini gizleyen bir ideolojiye dönüşmüştür. (böyle romanlarda) hala özne olarak davranma kapasitesine sahip kişiler gibi sunulmaktadır bize. 82). daha pasif olan “bakma” edinimini ise Anadolulu gençlere atfetmesine engel olmaz. ondan olmak istiyorum. bilmek. yalnızca kendisine yönelende büyük bir esneme duygusu uyandırmaktadır.

sadece tekniktir. geçmiş kuşakların mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 47 . tekrardır. 1998: 257).” (s.” (6162). Herhangi bir kurtuluşçu perspektif içermez. Nermin ise şeyleri “kurtuluşun ışığında” görmekten çoktan vazgeçmiştir zaten. Nermin kimseyi düşünmemektedir aslında. Belki saftık.49). Bir yandan “galiba dünyanın bir tek büyük gerçekliği var: O da dünyada birçok gerçeklik olduğu ve bunların bir arada yan yana yaşayabilme zorunluluğu. yani eşitleştirici eksenler üzerinden değil. Yineleme. İyi. Nermin sürekli kendini yinelemekten öteye gitmemektedir.226) der ama öbür yandan buna dönük en küçük bir çabasına rastlayamayız. Örneğin. Ya da hiçbir biçimde Orta Anadolu’dan gelmiş gibi duran bir genç kızı kabullenmeye yanaşmaz (s.” (Adorno. başka her şey kurgudur. gerçekte tam bir ilgisizlik ve uzak durma çabasıdır. Örneğin alışveriş merkezinde karşılaştığımız Orta Anadolu kökenli olduğu düşündürülen genç kız baştan aşağı aşağılanır. hamdık. Oysa başlangıçta Adorno soyundan bir ütopyacı tutumun. Fakat duyduğu şey. “Geçmiş adaletsizlikler hiçbir zaman geri alınamayacak. şikayet edip durduğu kalabalıkla“yaşamayı” asla denemez. Ama yine de ders almayı bilmez Nermin. Oysa biliyoruz ki “Kurtarılışın dünyaya saçtığı ışıktan başka ışığı yoktur bilginin. herkes üstüne düşünmektedir. farklılaştırıcı eksenler üzerinden bir ütopyacının inşasına uygun bir zemin var gibidir. Hiç kimse onun “eleştirel” gözlerinden kaçamaz. romanda giderek tam da eleştirdiği şeylere dönüşmesinden başka bir sonuç vermemektedir: “Devrimci bir genç kız olduğum zamanlardaki kalbimi özlüyorum. Bir bütünlükten çok bir kütle olarak gördüğü şimdiki zamandan ve bu zamanın insanlarından tek tek seçtiği hiçbir şey yoktur. her çeşit aşağılamanın ince alaycılık sayıldığı bir çağa geldik” (s. Bu ilk elde olumlu bir nokta olarak görülebilirse de herkes üstüne geliştirilen düşünüş tümüyle veri olanı kabullenmeye dönüktür. Nermin’in özellikle geçmişe ilişkin tutumu bu zemini besler bir özellik arzetmektedir. Ama burada Adorno’dan ayrılıp Horkheimer’e yönelmek daha anlamlı olacaktır. toyduk. Bu anlamda da olabildiğince genelleyicidir Nermin’in tutumu. Rüyasında bile bu kız karşısına bir kabus olarak çıkar. kendi zamanından ve ortamından bir tiksinti de değildir. Herkes ne hali varsa görsün! Sosyalizm bize bu kötülüğü yapmıştı işte. Oysa tam da Nermin’in kendisi ince alaycılıkla karıştırılan aşağılamayla malüldür. Üstlerine onca düşünmesine karşın. ama iyiydik.hemen bastırır: “Her neyse yeniden başkalarını düşünecek halim yoktu.134). (…) Şimdi her çeşit kötülüğün zeka oyunu. Bu kalabalıkla arasında en küçük bir ortak nokta olabileceği duygusuna bile katlanamaz. kendi gitmiş ama bize amansız bir hastalık gibi başkalarını kurtarma düşüncesini bırakmıştı.

geçmişi sürekli adeta şanlı bir geçmiş olarak yüceltmekten kendini geri alamaz. hiçbir değeri. Yaşıma göre yıllarımı ve hayatımı bunca ağırlaştıran şeyin. Hatırlayanlar başkadır. bizden on yıl öncesine bile “uzak geçmiş” diyecek kadar genç! İstanbul bizi bekliyordu. Gençtik.acıları giderilemeyecek. hareketi gözetmez. Tarih sevmek. bir gün içinde bizim de olacağımız mutlu bir geleceğin hülyasına dalıyorduk. Kimileri yalnızca hatırlar. Nermin’in kötümserliği de tam bu soydan bir kötümserlik gibi görünür önce. “O ıssızlıkta. İstanbul’u geçmiş zamanlarıyla sevenler arasında önemli bir fark vardır. safiyetini yitirip. 134). Herkesin bir geçmişi vardır sanılıyor. boşa çıksalar bile.” (s. Oysa maddecinin hüznü.”(s. Kitapların başında sabahladığımız gecelerin tansökümlerinde uykusuz gözlerle İstanbul’un çeşitli yerlerindeki sabahçı kahvelerini dolaşarak. İdealist çevrelerde de bir kötümserlik vardır ama. zaman sevmektir. Mazi edinilir. geçmiş olaylarla ilgilidir. bugünü reddeder. aydınlık bir geleceğin de anıları kaldı. Bizler de hatırası az. hayalleri çok çocuklardık. Kimseleri. 272). 274) Yani Nermin’in hayatı! Sözüm ona bütün incelikli savlarına karşın Nermin’in geçmişe ilişkin tavrı kolektif bir geleceğe inanca dönüşemez çünkü bunun için gerekli. Hatırlamak sanıldığı kadar kolay değildir. Ama ne yazık ki. hatırlama gücüm olduğunu düşünüyorum. “Geçmiş kimseye kalmıyor. gelecekle derdi olanların işidir çünkü.. geçmişle bir derdi olanların işi olmasın? Bu anlamda Nermin’in ne geçmişle.” (s. Hayat bizi bekliyordu. halkımızın uyanışını da ümit ediyor. Nermin şöyle devam eder: “İstanbul’u yalnızca şimdiki zamanlarıyla sevenlerle. mazisi olanlar başka. Pus içindeki İstanbul’un uyanışını seyrederken. Nostalji modası deniyor şimdilerde. Bazı hayaller. Yazık ki. Nermin için geçmiş. geçmişten kaynaklanan bütün “kerterizleri” (yön gösterici bütün dayanaklar ve işaretleme noktalarını) reddetmiştir. ideolojiyi. geleceğe inancın yuvalandığı zaman dilimi olduğunca anlamlı ve bir o kadar da hüzünlüdür. yalnızca geçmişin değil. İstanbul’un neredeyse her köşesi. Fakat bu hüzün hiçbir zaman kolektif geleceğe ilişkin bir inanca dönüşemez..” (Horkheimer. “Düşünüyorum da (…) geçmişe hüzünlenmek bile.. 48 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Geçmiş.” Oysa tam burada şunu söylemek mümkün: Gelecek. zamanı sevenlerin hayatları çok daha fazla şeyle doludur. dünyanın bugünü ve geleceğiyle ilgilidir: insanların çoğunluğu için gelecekte dünyevi bir mutluluk olasılığını reddeder. geçmiş bile herkesin değildir. ne gelecekle ilgili bir sorunu var.Geleceği reddeder. günün modası gereği sığ bir mazi yardakçılığıyla üretilip tüketilen “nostalji” arasındaki derin fark ayırt edilemiyor.. gücünü yaşanmışlıktan alan hatıralar kadar canlı ve şiddetli hatırlanabilirler. 1986: 39). zamanı “değer”lerle tartanların sahiden soylu bir iç sızısıyla andıkları geçmişle. Her sümüklü sızlanış nostalji sanılıyor. bizim için bir gelecek ümidi taşırdı. bir “trend” oldu nicedir. Mazi de bir çok şey gibi emek ister insandan.

(…) Mızmız biri sayılmam. kültür dünyasının “in”leri olmaya çalıştı. bir geçmiş duygusuyla anıyorum bir süredir. Aksine sürekli bir farklılaşma arayışındadır: “Farklılaşmak.İnsanları bir kütle olarak kabul ettiği gibi. sonuçta başka bir sürü yaratmaya yarayan her çeşit seri üretimden kendimce uzak durmaya çalışırım. maddi karşılığı ve anlamı nedir diye sorulduğunda ise aslında verilebilecek tek bir yanıt vardır: Nermin’in doğru dediği şey doğrudur! Peki ama Nermin’in diğer insanlardan farkı nedir ki? Nermin kendi farkını olabildiğince “anımsama” üzerinden kurmaya çalışır. Benim erken yaşta ağır bir geçmişim oldu. yalnızca başarmışların kaydını tutar.” (s. başka çeşit birörnekliğe sürüklenmek ne tuhaf. Bu doğruluğun karşılığı. Kaybedenlerin mitolojisinden kendilerine macera ve tarih istiyorlar. Yani kaybeden olmanın kazançlarını istiyorlar. Nicedir başkalarının olmaya başlamış bir şehirde yaşıyoruz. Ben. Ama burada da hemen kendini ayrı bir yere koymayı dener. (s. “Toplumsal hafıza. onlardan biriyim. “Hayat bazı insanların kalbini daha çok kırar. ayrı bir zevk anlayışı ve ayrı bir hayat kurmak için bunca uğraşırken.” (s. Ortalık sahte “kaybeden”lerle kaynıyor.114-115)” Peki ya Nermin’in farkı? Soru hala ortada durmaktadır. hatırlama gücüm olduğunu düşünüyorum. Hayatın kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu. Kaybedenlerin hikayesi hiç saklanmaz. Şimdiye ait olan her şeyi kötü bulup. (…) Bir dolu sahte tutunamayan… Hayatın “out” ettikleri. 173) Açıkça görülmektedir ki aslında Nermin hala bu dünyaya inanmaktadır: Adorno’nun kanısının aksine bu dünyada hala doğru bir şeyin olduğuna inanmaktadır. hiçbir sabit noktaya mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 49 . “Bu şehrin her bir köşesini.” (s. O yalnızca hüzünle anılıp geçilecektir. bir entelektüel statünün simgesi oldu.315). (…) Sürüden ayrılayım derken. kaybeden biri olmak bile bir başka statünün. denediği cümle bağlılıkları da benzer bir biçimde mahkum eder. Hatırlayış onun için bir mutsuzluk kaynağı ve hatta hayatın verdiği bir cezadır çünkü o şimdiki zaman içinde bunun bir karşılığını görmediğini düşünmektedir. (s.272) Bu yüzden mutsuzdur Nermin “Hafızası güçlü olanların mutsuz olmaları da kaçınılmaz.396) Yani Nermin’in! Görüldüğü gibi.” (s. Kendini hiçbir bağlılık ve kolektif içinde tanımlamamaya özen gösterir. Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır. Nermin hatırlayış ile mutsuzluk arasında bir bağlantı kurar.136) Hayattan ne anlamıştır Nermin? Hangi yaşta edinmiştir bu geçmişi? Şimdiki zamanı okuma biçimine dair referansları var mıdır ve nelerdir? “Hatırlamak sanıldığı kadar kolay değildir. Hiçbir biçimde. geçmişteki her şeyi iyi hatırlayanlardan değilim. Bazı insanlar geçmiş duygusunu erken yaşta edinirler. İstanbul bile geçmişimiz oldu. Ona göre. Yaşıma göre yıllarımı ve hayatımı bunca ağırlaştıran şeyin. Yaşla ilgisi yoktur bu duygunun. (…) Günümüzde kaybetmek.

Gürültülerin İstanbul’unda şimdiki zamanı. yeri geldikçe onlara karşı kullanılmak üzere hazır beklettikleri savunma cümleleri ve yanıtlarla doludur. 164). Seyretmesi de gerekmektedir. Nermin’in geçmişe doğru yürüyüşü Benjamin’in deyimiyle “bir kaplanın geriye doğru sıçrayışı” (Akt. Adeta geçmiş orada dondurulmuştur ve gökten zembille bir şimdiki zaman indirilivermiştir. Aksine. Ah. nasıl değerlendirildiğine dair dertleri vardır ve içleri. geçmişin anımsanması. kendi şimdiki zamanının ıssızlığını geriye doğru yürütmekte ve geçmişin İstanbul’unu sessizlikle özdeşleştirmektedir. 1999: 223) değildir. bilmez miyim? “(s.”(s. Bu anlamda. solcular tarafından nasıl görüldüğüne. Her fırsatta bundan payımı almaya bakarım. O. tarihsiz ya da tarihten kaçırılarak inşa edilmiş bir İstanbul mazisidir bu. olanca ağırlığıyla ve çok eskilerden kalma diri bir saadet duygusuyla hissettirir. Solculuktan caymış her kişinin. solculukta o kadar totaldır ve geçmişin bir parçası olarak hiçbir şeyi kurtarılarak bugüne aktarılmamıştır. Lowy. Açtığı yaraları kapatmasını bilir. Görüldüğü gibi. Onlardan hiçbir iz yoktur. 50 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . geçmişteki deneyim de o kadar tikeldir. Türk sol hareketinin en karanlık. bugünle ilgisiz bir şey olarak geride durur ve hiçbir şey yapmadan yalnızca “kamu vicdanı” olarak seyreder. Çünkü bugünün onaylanması için onun hep orada. en yalıtılmış temsilcileriyle gerçekleşir. İstanbul bitmez. “Zaman sessizlikte gövdelenir. Bunun en kritik dönüşüm anı ise geçmişe ilişkin bütün kerterizlerin yadsındığına ilişkin savdır ve bunu Nermin yine kendi üzerindenmiş gibi rol yapsa da başkaları üstünden şöyle ifade eder: “Bir tek solculuktan vazgeçmenin yenisi olmuyor. İstanbullu olmak mutluluktur. İstanbul’un bütün tarihini. içten içe hep onlarla konuşuyorlar.bağlanmaz. bugünkü deneyimi Nermin’in ne kadar tikelse. Tam bağlandığı gibi olduğu yerde ise. Solculuktan vazgeçmek kolay hesaplaşılabilecek bir şey değil çünkü. seyirci olarak kalmasına gereksinim vardır. Tersine. ortak yaşam deneyimiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bu ölçüde de gerçek-dışı. Zaten romanda solculuğun neredeyse somut olarak karşımıza çıktığı tek an. solculuğun zeki gözlerinin onları hep gözetlemeye devam ettiğini düşünüyor ve her an savunmada bir hayat yaşayarak. çeşitli durumlarda. Şimdiki zamanı kabullenmek için kendi çevresindeki dansıdır. Geçmişin deneyiminin bu negatif kullanımının en önemli özelliği geçmiş ile bugün arasında hiçbir bağın bulunmamasıdır. Şimdiki zamandan kopmak üzere bir rol üstlenmez. O İstanbul ki sanki meydanlarında yüz binlerce insan sesini bırakmamıştır. Bu anlamda. en kabasından bir hedonizmden başka bir şey çıkmaz karşımıza. (…) Ne olursa olsun. Nermin için İstanbul ve örneğin Anadolu ne kadar total bir şeyse. Ne olursa olsun. Nereye giderlerse gitsinler. yine Benjamin soyundan bir ütopyacılıkla kolektif deneyimler deposu da değildir. 138) Nermin’in İstanbul’unun herhangi bir kolektifle. sessizliğin İstanbulunda ise geçmişin ağırlığını duyarsınız.

kültür ve sanata bulaşmış. 190). Her ne kadar burjuva halaları tarafından iyi bir burjuva olmak için kendisine öğretilmeye çalışılanlara isyan etse mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 51 . Romandaki iki karakter arasındaki karşıtlık ve bu karşıtlığın tüketim ediminde açığa çıkış biçimi kent mekanını alımlayışlarına dair de ipuçları verir niteliktedir. çok sayıdaki ayakkabıları ve şampuan reklamları özel olarak dikkatini çekmektedir. yeni medyacılar. Tüketim basitçe ihtiyaçların giderilmesi için metaların edinimine denk düşmez. sonunda Ortaköy’de bar sahibi olan Turgay’ın barı. yeni sağcılar”dır (s. Nermin alışveriş yapmayı sevmediği gibi Pierre Cardin ve Christian Dior gibi kullandığı markalarla anılan kadınlara küçümseyerek bakar. Şüphesiz Nermin metaların gizemli diline tüketim toplumunun kurbanından daha vakıftır. Metaların kendisi. tüketimin gitgide önemli bir rol oynamaya başladığı bir yönüne işaret ediyorsa. şimdiki zamanın “solcu” mekanlarıyla tanıştırır. romandaki Tuğde karakteri bize ne kadar 1980 sonrası Türkiye toplumunun geçirdiği dönüşümün. Nermin’in nar çiçeği arabası.” (Bocock. Öncelikle kendi sınıfının kültürel sermayesi ile donanmıştır. yeni reklamcılar. Bizi.Bununla da yetinmez Nermin. görsel olanın televizyon aracılığıyla aşırı şekilde öne çıktığı. aynı zamanda “bir dizi özerk ekonomik etken sonucunda yerleşmiş olan farklılıkları ifade etmeye değil. Sonuçta burjuva olmak aynı zamanda metaların sembolik dilinin de edinilmesini gerektirir. markaları ve onlar etrafında yaratılan gösteri onun özel ilgi alanına girer. gerekse sınıfsal konumundan dolayı. sosyal gruplar arasında farklılıklar oluşturmaya yarayan bir toplumsal ve kültürel uygulamalar dizisidir. az buçuk edebiyata. ki barın müdavimleri de “mazilerinde eski solculuk deneyimleri de bulunan. Nermin karakteri de bir başka yönüne göndermede bulunur: 1980 öncesi solcu olmakla birlikte. Nermin gerek metaların simgesel anlamlarının üretildiği bir sektörde çalıştığı için. restoran vs. yeni televizyoncular. şimdi medya ya da reklam sektöründe çalışan kültürel olarak seçkinci elitler. ne solculukla ne de burjuva kökeni ile tam olarak hesaplaşamamış. yeni borsacılar. Kaktüs Bar. Her iki karakterin de kenti. “ikinci bir Deniz Gezmiş olmaya yola çıkıp”. Daha önce de vurgulandığı gibi romanda öne çıkan mekanlar daha çok tüketimin gerçekleştiği mekanlardır: Tuğde’nin alışveriş merkezi. Tuğde tüketim toplumunun kurbanının romandaki izdüşümüdür. Nermin’in kullandığı her sabun ve temizlik markasını sorar ve bazılarını coşkuyla onaylarken bazılarına dudak büker. burjuva kökenden gelen. 1997: 71). tüketimi ve tüketimin gerçekleştiği kentsel mekanları deneyimleyiş tarzları ve bu deneyim sırasında öne çıkan mekanlar bize 1980 sonrası yaşanan dönüşümün kentsel tezahürlerine dair önemli ipuçları vermektedir. Aslına bakılırsa. metaların simgesel anlamları ve değerleri konusunda bir gösteri toplumu kurbanından daha birikimlidir.

kendi göbeğini keşfetti. halıcılar. Romanda karşımıza Tuğde ve Nermin üzerinden iki farklı zamanmekân deneyimi çıkar. Bodrum’dan sonra İstanbul içinde bir efsane yaratıldı. Aslında reddedilmek istenilen ve metaların farklılık inşa edici sembolik diline vakıf olmayı gerektiren bu kültürel sermayeyi romandaki analizleri sırasında da bol bol sergiler Nermin: Paşmina Şal.” (s. hatta onların bildiklerinden fazlasını öğrenmem gerektiğine inanıyordum. fırında patatesçiler. Nermin karakteri üzerinden üst-orta sınıf entellektüelinin kenti nasıl deneyimlediğine dair önemli ipuçları sunar. Nermin de o kadar sessizliğin İstanbul’una. Tuğde ne kadar şimdiki zamanın bir merkez haline geldiği gürültünün İstanbul’una aitse. Oysa ki Nermin mekânda zamanı görme yetisine sahiptir. yok sayabilmem için. gözlemeciler. yani “zaman göstergelerinin yokluğuyla zamanın bir etken olmadığı. Ortaköy ve Boğaz. çiçek. 408-409). Nermin’in yaşadığı ve romanda adı geçen İstanbul semtleri üst-orta sınıf kesimlerinin yaşadığı semtlerdir: Nişantaşı. geçmişin İstanbul’una aittir. büfeler kapladı birdenbire Şehir. önemli tarihler. onu inkar etmek için bile olsa o kültürü edindiğini belirtir: “Onları ve onların şahsında burjuva sınıfını aşağılayabilmem. 52 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Wenge Masa vs. Nermin’in geçmiş ve şimdi karşısındaki tutumu ve bunun kentsel tezahür biçimine bakışı en iyi Ortaköy’e olan hislerinde açığa çıkar. Biraz ileride değineceğimiz gibi İstiklal Caddesi’ne çıktığında ise kendi sınıfının huzursuzluğu ile birlikte. onlara ilişkin her şeyi. Eşya. Yazar. yadsıyabilmem. kumaş. görgü kuralları. yanlış telaffuz edilen sözcükler. aynı zamanda “kentli olmaya” dair bir ayrıcalık talebini dile getirir (Bali. açık hava tezgâhları. yabancı adlar. Tuğde hedefine kilitlenmiş bir şekilde şimdiki zamanda yaşar. mutlaka bilinmesi gereken tarihteki meşhur şahsiyetler. 2004. yani içeriye zamanın işaretlerinin davet edilmediği. ya da daha az önemli olduğu” bir mekân olan alışveriş merkezinin Tuğde’si vardır (Ritzer. mobilya stilleri. Bir tarafta genellikle pencereleri olmayan. 135). Bodrum bir efsane olduktan sonra. Ortaköy’deki dönüşümü şöyle dile getirir: “Her yanını kafeler. solcu hislerinin karmaşasını dile getirir. Ritzer’in belirttiği gibi tüketim isteğini kışkırtan gösteri mekânında “genel olarak zaman duygusunun yitirilmesi” ve “uzam ve zamanda kaybolmak” önemlidir.” (s. dönem adları. kilimciler. 137) Ardından Nermin. eski eşyacılar.de. nostalji içerisinde eski Ortaköy’ü anlatır ve eski Ortaköy’ün debdebeden uzak halini betimledikten sonra İstanbul sevgisini dile getirir: “Eski İstanbul” nostaljisi. gümüş ve deri satan dükkânlar. Bu kentin deneyimlenme biçimi üzerinden kurulan ayrıcalık talebini zaman ve mekanın deneyimleniş tarzından da çıkarsamak mümkündür. 2000: 197).

kenti gerçekten seven ve onu geçmişi ile birlikte görebilen Nermin’dir. Kalabalık bu caddenin içinden sadece geçip gitmekte iken. köşe yazarları sıkça İstanbul’un taşralaşmasından ve “köylülerin istilası”na uğramasından şikayetçi oldular. kendini bir bireysel tercih biçiminde ortaya koyar. Kenti deneyimlerken şimdiye hapis olana karşı. Bu ayrıcalık talebi aynı zamanda kaçınılmaz olarak seçkincidir de. Üst-orta sınıf entellektüeli için bulvar artık bir karşılaşma yeri olmaktan çıkmıştır. Edebiyat. Üst-orta sınıf kent seçkinciliği en iyi ifadesini bulvar karşısısındaki yeni tutumda bulur.İstiklal Caddesinde yürürken. 1860’ların izlenimcilerinden başlayarak beş kuşak modern ressamlar. Berman Katı Olan Herşey Buharlaşıyor isimli kitabında kent ve modernizm ilişkisini tartışırken. 1990 sonrasında. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 53 . Öncelikle kentin nüfusundan sürekli olarak şikayet eder. kıyıcı ve yağmacı bir” kalabalıktır bu kalabalık. geçmişi de arkasına alarak “kentli” olmaya dair ayrıcalık talebi oluşturmaktadır kahramanımız. kaba. Eski dostlaar” diye şarkı söyleyen kalabalıktan farklıdır Nermin. şehrin tümünü sakinlerine açan Haussmann’ın Paris bulvarlarına değinir. yazar ve fotoğrafçılar. Bali’nin belirttiği gibi. Nermin’in kenti algılayış biçimini olanaklı kılan kültürel sermayesi. hem de caddenin bütün tarihinden bakma imkanını sağlamaktadır. Nermin de İstanbul’a bir geniş zaman büyüsü yaratan edebiyatın dünyasından bakmaktadırlar. Tam da zamanı ve mekânı bu deneyimleyiş nedeniyledir ki. Aslında kentli olan. Nermin üst-orta sınıf entelektüellerin kent mekanını deneyimleyiş biçimlerinin en tipik özelliklerini sergiler. “bulvarlardan akan hayat enerjisi” ile beslenmişlerdir (Berman. bu seçkincilikte aslında “İstanbul sevgisi” ile bir arada giden bir “köylü nefreti”vardır (Bali. cadde tarihe doğru uzayarak farklı bir derinlik kazanır.271). Çiçek Pasajı’nda oturup içkisini içen ve “Eski dostlaar. 1999: 208). Nermin İstiklal Cadde’-si’nde kesintisiz bir yürüyüşün olanaksızlığından şikayet eder: “İstiklal Caddesi’nin eskisinden farklı olarak artık günün her saatinde tıklım tıkış olan kalabalığında konuşa konuşa ilerlemenin zor olduğunu siz de tahmin edersiniz. Aslında Nermin’de ifadesini bulan bu üst-orta sınıf kent seçkinciliği daha kaba ve önyargılı bir şekilde. 2004: 137-139).” (s. Çünkü Sinan da. İstanbul ve Beyoğlu söz konusu olduğunda köşe yazarları tarafından çokça dile getirildi. “Mekânın ve zamanın araçlarından yeni zamanlar ve mekânlar” yaratabilmekte ve Nermin’e üzerinde bulunduğu caddeye hem içinde yaşadığı zamandan. Nermin ve arkadaşı Sinan caddede saklı olan zaman göstergelerini okurlar. Nermin için kalabalık hep negatif bir şeye işaret eder: “Her konuda repertuarı sığ olan.

yoksulları traş eden misyonerler. zalim bir derebeyi havası vardı.Karşısına “anket teröristleri”.. dilenciler.. ancak onları ezerek duyabiliyordu. hayatlardır.126-127) Nermin. Her göz göze gelme anında Nermin suçluluk hisseder. fakat yine de onlar caddenin akışını kesintiye uğratmakta ve kamusal alanda yalnız kalma hakkını gasp etmektedirler. (s. kendinden aşağı sınıf insanlara karşı akıldışı bir nefret duyuyordu.. kendisini kurabilmek için söze dökülmüş ve belirli bir noktadan. öfkesinde ve onlara karşı davranışlarında. farklı bir biçimde kendisi için de geçerlidir: “İnce beğenili. emperyalizmden. Nermin solcu duyarlılıklarını tamamen kaybetmediği için bazılarına sempati ile bakar. “asık suratlı”.180) Nermin. bir burjuvadan çok. Nefretinde. aynı zamanda bir suçluluk ilişkisidir. kağıt mendil satmaya çalışan çocuklar. aslında göz ardı ettiği şey. Mutlu bir tesadüfün kahramanı olmayı hangi kadın istemez?” (s. içe kapanır ve tamamen geri çekilirsiniz. tersine bir suskunluğa muhtaçtır. aslında Nermin’i o büyük kalabalıktan ayırmaya yetmez. iletişimin hâlâ bir olanak olduğunu sanma düşüncesi karşısında yenilmişsinizdir. çevre korumacı gençler. kendisinin bunu bile çoktan kaybetmiş olduğudur.” (s. O.. Nermin’in romanın başka bir karakterine ilişkin olarak yaptığı şu saptama. 270) Ama bu suçluluk ilişkisi bile. an gelir derin bir yorgunlukla susar. çünkü “Her çeşit sınıf ilişkisi. Herkes üstüne düşünen “geveze suskunluğunu” da. her şeyin üstüne çıkmayı başarmış bir eda ile zafere dönüştürmeyi bilir: “Herkesin kendi düşüncesini “nesnelliğin sesi”. Fakat aynı Nermin. kapitalizmden söz ederek çığıra çığıra gazete satmaya çalışan” solcu gençler. en azından farklı kıldığı savıyla zaferini ilan etmektedir. bu karakterin kendini sınıfsal bir varlık olarak nasıl duyabildiğini eleştirirken. Gerçekten yenilmişsinizdir. son sözü söylemiş olmanın o tartışmayı kazanmak sanıldığı bir ortamda. bunlar hiçbir zaman sözcükler ya da fikirler değil. “daha çok bağırırlarsa. özdenetim kodlarının her an kırılabileceği bir kent mekanıdır ve tam da bu özelliğinden dolayıdır ki bir üst-orta sınıf için huzursuzluk vericidir. Tartışmadaki taraflardan biri olarak değil.” (s. uygar görünüşlü. hayatını farklılaştırarak. Tartışmalarda gerçekten kazanan ve kaybeden varsa. bir ölçütten bir değerler sisteminden güç alan bir tutuma değil. aynı zamanda bildik Amerikan filmlerinin en ucuz kalıplarına teslim olmaya da hazırdır: “Amerika’da olsam. daha çok inandırıcı olacaklarmış gibi. opera ve sinema seven bu genç adam. Oysa ki korunaklı alışveriş merkezleri ve etrafı duvarlarla çevrili özel güvenlik görevlilerince korunan banliyöler daha steril ve kontrol edilebilir yerlerdir. rocker görünüşlü modern ve dağınık gençler. karşı tarafın görüşlerini ise “at gözlüğü” ile bakmanın tek yanlı değerlendirmeleri olarak gördüğü. 81-82) 54 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Cadde yine “Yoksulların gözleri” ile karşılaşma görevini yerine getirir. Cadde her zamanki gibi disiplinsizliğin her an boy gösterebileceği. (…) Kendini sınıfsal bir varlık olarak. ben de bilirdim her sabah koşmasını. Cumartesi anneleri çıkar.

Nermin’in bu genellemesidir. Yoksulluk Nermin’in düşmanıdır ama “kimi durumlarda.” (s. mutlak olarak kendisine ve yalnızca kendisine muhtaç bir çocuk aramaktadır. kendisine. yanınızda taşımak iyidir. “her insan. yalnızca kendisine “ait olacak” o çocuğu aramaktan vazgeçemez. Diğerleri hayatın yollarını öğrenmiştir. kendi olması mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 55 . katlanılıp katlanılmaması gibi bir durum ortaya çıkar. Gurbet Hanım’ın nereden ve nasıl yetişerek olumlu bir kişilik olarak karşımıza çıktığı bir sır olarak kalır ya da yanlış olan. 205). İstiklal Caddesi’nde de kendisine. daha sonra Galata Köprüsü’nde dilenen küçük bir kız çocuğu üzerinden neredeyse bütün yoksulları mahkum eder. insanın içinde neler olup bittiğini kim tam olarak bilebilir ki? İçimizde hem çok şey olur.234) Bu küçük kız çoçuğunun dünyayla ilişkisinin dilenmek. mesafeyi kendisi koyduğu sürece ya da üstüne düşünce geliştireceği nesneyi keyfi olarak giydirebileceği sürece hiçbir sorunu yoktur. kim olursa olsun. Dolayısıyla. Diğer olumlu karakter olan Nazlı’ya gelince… “Ah. Yoksulluğun seçilebilir bir şey olduğundan hareketle sevilip sevilmemesi. yoksul ya da zengin. Nermin’in gözünden önce üstüne hiçbir gözün düşmediği bir çocuk. burjuva ya da köylü. bunu yoksulların büyüme tarzlarıyla ilişkilendiriverir. Nermin. Yalnızca onun gözlerinin farkedebileceği. Nermin Gurbet Hanımı sürekli yanında istediği. “Yoksulların başka türlü büyüdüğünü unutmuşum. ondan vazgeçemediği gibi. (s. Bu yüzden keyfince anlatır Gurbet Hanım’ı ve yine bu yüzden Galata Köprüsü’ndeki yoksul çocuğa ilişkin nefretini sakınmaz. kısaca sonuç almak üzerinden olduğunu saptayan Nermin. diyen Nermin adeta yoksulluğu bir tercih nesnesi ya da konusu olarak konumlandırır. Üstünde konuşmaya. Ama Nermin.” (s. Hayat onu pişirmiştir.” (s. Hep bilen. Gurbet Hanım yoksulluk içinden çıkıp gelmiştir. Nermin’i umursamaz gerçekte. ısrar etmek üzerinden olduğunu. Aslında bunun basit bir yanıtı vardır: Nermin. henüz yolun başında çaresiz bir çocuktur. 269) “Sınıfsal vicdan insana sınıfsal bir utanç da yükler.Roman boyunca karşımıza yalnızca iki olumlu kadın karakter çıkar. Böyle konumlandırıldığı sürece de elbette “seçilebilir” yoksulluktan.313). bütün hayatınız boyunca suçluluğunu duyacağınız bir utanç…Yoksulluğun hiçbir çeşidine katlanamayacağıma da o zaman karar vermiş olsam gerek. Oysa Nermin’in iflah olmaz bir biçimde umursanmaya gereksinimi vardır. hayatta kalabilmektedir ama onun aradığı ve kaçırmaktan korktuğu çocuk. istemek. öğretmeye gereksinimi. başka hiçbir gözün. Bunlardan biri Nermin’e temizliğe gelen Alevi kökenli Gurbet Hanım’dır.” (s. Nermin hep biliyor. aynı ölçüde “seçilebilir” bir nefrete kolaylıkla sıçranabilmektedir. Çünkü o küçük çocuk buna izin vermez. Diğeri ise Nazlı. hem de hiçbir şey olmaz.330). O. Beyoğlu’nda ders vermeye hazırlandığı. düşmanınızı uzak tutmaktansa. Gurbet Hanım’ı olumlamakla birlikte öbür yandan bu olumlu karakteri ilerde zan altında bırakmaktan da geri kalmayacaktır.

424). nasıl ki dinlenmek için yavaşlığa gereksinim duyarsa. Çünkü Nazlı. Bu bedel çoğu kez yalnızlıktır. Murathan Mungan’la başlamıştık. öne çıkar ve olumlanır. bu alanda da kendisini farklı kılmış. Yüksek topukların hızını kesmediği. fakat olumsuz tipler olarak. Ne yazık ki “beklentisi yüksek kadınların yalnızlığı daha koyu olur. Başka bir hayat. her şey. Kimse bedelsiz kendi olamaz. her ne kadar Nermin ve Tuğde karakterleri birbirine zıt iki dünyanın karakterleri olarak sunulsalar da tüketimin her iki karakteri de birbirine bağlayan ortak nokta olduğunun altını çizmeye çalıştık. Bu tiplerin olumsuzluğu ölçüsünde. bir erkek gibi hızlı hızlı giden bir kadın. V. romanın baş karakteri Nermin. adeta Nermin’in kendini tümüyle onaylaması. Okur. rahat ettiren bir kadındır (181). Ama o. Bu yazıda. Roman içerisinde. dinlenmek için. Nermin’in kent içindeki serüvenini ya da yatay-düşey hareketliliğini izlerken. Az ya da çok ama mutlaka bir bedel. bu bağlam aynı zamanda 1980 sonrası Türkiye’nin yaşamaya başladığı dönüşüm ve bu dönüşümün kentsel tezahürleri açısından da ipuçları vermektedir. gündelik yaşamın adeta çapulcu hızına teslim olmaktansa. geçip gittiğiyle kalıyor zaman. başka bir anlam dünyası yoktur. 235).” (s. yıldızı daha da parlayarak. Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar. kendinden memnuniyetinin meşrulaştırılması ve hatta doğallaştırılmasının bir serüvenidir. aşk. zamanı sızarak deneyimlendiği düşündürülen Nermin’in de zaman zaman hıza gereksinimi vardır. kenti farklı deneyimleyenler aralardan da olsa içeri sızarlar. Yüksek Topuklar tüketim toplumunun bir üyesinin ve bir üst-orta sınıfın kenti deneyimleyişi ile bizi her ne kadar baş başa bırakmakta ise de. Roman. neredeyse uğruna koca bir roman yazılan ve kartvizitini bir kırmızı ışıkta Nermin’e veren “Prensin” bir an önce yeniden Nermin’in yoluna çıkmasını dilemekten başka bir şey değildir. Öyleyse bize düşen. 56 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Hızlı gidenler. yine onunla ilgili bir noktaya değinerek tamamlayabiliriz: Murathan Mungan’ın romanında kenti farklı deneyimleyiş biçimlerinin olanaklılığının izinin sürülüp sürülemeyeceği meşru ve yanıt aranması gereken bir sorudur. aynı zamanda bunun biricik seçilebilir (en başta bunun bir seçim konusu olduğuna inanarak) yol olduğuna da ikna olur.karşılığında topluma bir bedel öder. hızına belirli bir “irade” atfetmeyi başarmış Nazlı’nın hızını seçmiştir. bizzat kocasının deyişiyle insanı bir metres gibi dinlendiren.” (s. Yukarda da değindiğimiz gibi. bir yandan Yüksek Topuklar romanının iki temel karakteri olan Tuğde ve Nermin’in kenti ve tüketimi deneyimleyiş biçimleri ve bu deneyimleyiş sırasında öne çıkan mekanlar üzerine yoğunlaşılırken. öbür yandan özellikle Nermin karakteri üzerinden kent-tüketim-mekan bağlamında bir yeniden inşa çalışmasının kimi özelliklerini göstermeyi denedik. Hep bedel ödeyen Nermin için Nazlı bir mola yeridir adeta. Denebilir ki. bir daha iflah olmuyor.

(2002). M. İrem Kutluk. S. A. Post-Fordism A Reader. Yerelcilik. (1998) “Urban Consumption: An Historiographical Note”.A. (2001) Sanayisizleşme Süreci ve Kentler . İstanbul: Ayrıntı Yayınları. “Hayat Kızlara Bir Güzellik Yarışması Olarak Sunuluyor”. Ahmet Cemal. İstanbul: Ayrıntı Yayınları. Harvey.05. Doğukan. Çev. Minima Moralia. Çev. (1998) “Urban Lifestyles: Diversity and Standardisation in Spaces of Consumption. Bocok. (1998). www. M. O. Ankara: Dost Yayınları. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 57 . Çev. Ümit Altuğ ve Bülent Peker. G. Şengül. D. İstanbul: YKY Yayınları. İstanbul: Ayrıntı Yayınları. Amin (der). Zukin S.05. 19. Mayer.asp. Harvey. Harvey D. A.05. Eagleton. W. Benjamin. M. R. İstanbul: İletişim Yayınları. Akıl Tutulması. Y. Karnavaldan Romana. Emperyalizm. Mungan’la söyleşi. İşci Sınıfı (ed) by A. Tonak. 17. w/ntvmsnbc. T. Vol: 35 No: 5-6. Ersoy. Çev. (2000) Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek. (2000b) ”Siyaset ve Mekansal Ölçek Sorunu” in Küreselleşme. Horkheimer Max. Çev. T. Praksis sayı:2 32-53. Postmodern Tüketim Toplumu. İstanbul: Ayrıntı Yayınları. Mungan’la Söyleşi. Küçük İstanbul: Ayrıntı Yayınları. D. İstanbul: Metis Yayınları.cm/news/152715.ntvmsnbc. Çev. A. R. M. Urban Studies. O. (2002). (1999) Katı Olan Her şey Buharlaşıyor. (2002) Yüksek Topuklar. (1996) Gösteri Toplumu. Şen Süer Kaya. (2004) Edebiyat Kuramı Giriş. Hürriyet Pazar. Çev. İmge Yayınları.2002. ve Paddison. İstanbul: Metis Yayınları. (1989) “From Managerialism to Entrepreneurialism: the Transformation in Urban governance in Late Capitalism in Geografiska Anneler 71 B pp3-17. Çev. ( 1997) Tüketim. Miles. 06. Mungan. (1994) “Flexible Accumulation through Urbanizaiton Reflections on ‘Post-Fordism’ in the American City”. Urban Studies. (1986). Bali. S. Çev. Çev. Alogan. Ankara: Dost Yayınları. Birkan. İstanbul: İletişim Yayınları. Berman. Featherstone.2002. Zaman. Çev. M. M.Kaynakça Adorno T. Oxford: Blackwell. Post-Fordism A Reader. R. (1999). M. Lowy M. İstanbul: Metis Yayınları. Bakhtin (2001). Maryland: The John Hopkins University Press. Baltimore. Dünyayı Değiştirmek Üzerine.2005. Irzık. Amin (der). İstanbul: Ayrıntı Yayınları. (1994) “Post-Fordist City Politics” in A. Arman. Çev. G. Chaney D. (1996) Yaşam Tarzları.com. Koçak. (1985) The Urbanization of Capital. Akman. N. Vol: 35 No: 5-6. Debord. Oxford: Blackwell. İrem Kutluk. (1995) Pasajlar. M. Koçak. Ekmekçi ve Okşan Taşkent. “Elimi Hafifçe Sokup Kadınların Kalplerine Dokundum”. T. (2004) Tarz-ı Hayattan Life Style’a. Ritzer.

58 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .

her türlü ortak ve toplumsal gereksinimlerin karşılandığı. AB’ye giriş sürecinde kentsel politika ve kentsel yaşamın masaya yatırılması iki açıdan önem taşıyor: Öncelikle. kent ve uygarlık sözcüklerinin aynı kökten gelmesinin de gösterdiği gibi. can bulduğu alanlardır. Kamuoyuna daha çok “kokorecin yasaklanması” ya da “dolmuşların kaldırılması” gibi yüzeydeki değişikliklerle yansıyan bu uyum sürecinde gözlerden kaçırılan bir alan var ki aslında AB’ye uyum tartışmalarında başı çekmesi beklenirdi: Kentler. Birleşik Avrupa tasarımında en önemli birleştirici unsurlardan birini oluşturuyor. Türkiye’nin kentsel alanda AB ölçütlerini yakalamasının. Türlü dillerde.Avrupa Birliği Kentsel Politikası ve Türkiye Kentleri Üzerine Bülent DURU* Giriş Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığının gündeme geldiği bugünlerde hemen hergün bir konunun AB ölçütlerine uygunluğu tartışmaya açılıyor. Çünkü. İkinci olarak kentler. bir anlamda yukarıdan alınan soyut nitelikteki kararların uygulamaya geçirildiği. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 59 .Ü. gündelik yaşamın kalbinin attığı kentler..1 * Dr. kentlerde etkisini göstermeyen hiçbir politika kararına rastlanamaz. uygar bir yaşam düzeyine erişmede ilk adımların kentten atılması gerekmektedir. Bir uygarlık projesi olarak nitelendirilen AB’nin öncelikle uygarlığın yaratıcısı ve taşıyıcısı olan bu alanlarda somutlaşmasının beklenmesi boşuna değil. A. bütün politika alanlarında uyum sağlaması anlamına geleceğini söylemek gerekir. Siyasal Bilgiler Fakültesi 1 Kent ve uygarlığın türlü dillerde aynı kökten türediğini gösteren örnekler için Ruşen Keleş’in bu sayıdaki “Kent ve Kültür Üzerine” adlı yazısına bakılabilir.

Nüfusunun yaklaşık %80’i kentsel alanlarda yaşayan bir örgütlenmenin kentsel politikaları ilgi alanı dışında görmesi beklenemezdi. Avrupalılık ruhu ancak kentlerde yaşatılabileceği. trafik gibi yerel sorunların ağırlaşması da eklenebilir. gündelik yaşamın giderek zorlaşması ve su. denebilir. AB-Türkiye ilişkilerini kentsel politikalar çerçevesinde inceleyen çalışmaların azlığı. 2000: 13) Ancak. kentlerin tarih boyunca Avrupa uygarlığı için taşıdığı önem de rol oynamaktadır. Kentsel sorunların giderek yoğun biçimde ilgi görmesinin bir diğer nedeni toplumsaldır. AB’nin kenti ilgi alanı içinde görmesinde. kanalizasyon. bir anlamda “kentsel alan”ın gözardı edilmesi olmuştur. 2001: 386). AB’de başlı başına kentsel politikaları ele alan kapsamlı tüzel belgelerin yokluğuna bağlanabilir. kent ve kent planlamasının Birliğin ana politika alanlarından biri olarak görülmeyip kapsamlı ve bağlayıcı düzenlemelere gidilmemesi olacaktır. AB politikalarını ortaya koyan belgelerdeki bölüm başlıklarından da anlaşılabilir.AB’de benimsenen temel politikalar çerçevesinde Türkiye kentlerinin ve izlenen kentsel politikaların değerlendirildiği bu yazının kaleme alınmasında ilk etmen yerleşim yerlerine ilişkin tartışmaların daha çok “AB-yerel yönetimler” ya da “AB-çevre sorunları”na odaklanması. AB Kentsel Politikası AB’nin kentsel politikasını serimlerken en başta söylenmesi gereken şey. Çizelge I-II) Kentsel konuların sürekli Birlik gündeminde yer almasında. işsizlik ve konut gibi toplumsal sorunların ağırlaşması Birlik çapında ortak düzenlemeler gerçekleştirilmesini zorunlu kılmıştır. AB ve Kentler AB’nin kentsel yaşamı ilgi alanı içinde görmesinin ve kentsel politikaların gelişim doğrultusunu belirleyecek yol gösterici metinler ortaya koymasının en önemli nedeni. (Bkz. Bir anlamda. aynı çabayı kentsel politikalar için gerekli görmemiştir. Avrupa zenginliğinin 2/3 ile ¾’ü arasındaki bir bölümünün gerçekleştiği (Atkinson. Avrupa’nın dünyanın en kentleşmiş bölgelerinden birini oluşturmasıdır. büyümenin itici gücünü oluşturan ve küresel ekonomiyle bağlantı kanalları konumunda bulunan kentler için özel düzenlemelere gitme gereksiniminin bu anlamda en önemli etmen olduğu söylenebilir. Birlik. ekonomik güdülerin payı yadsınamaz. Bu durum. Gerçekten de. (Aldskogius. Bir bakıma. 60 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Son dönemde izlenen ekonomik ve siyasal politikaların bir sonucu olarak kentsel alanlarda göç. çevre ve yerel yönetim politikalarını bağımsız bir sorun alanı olarak görüp bu alanlar için bağlayıcı metinler hazırlarken. bütün bunların yanı sıra. (Atkinson. 2001:385) Kuşkusuz bunlara. tarihi birikim ve uygarlık ancak kentler aracılığıyla aktarılabileceği için kentler özel bir ilgi alanı oluşturmuştur. doğal kaynaklar üzerindeki baskının artışı.

6 41.8 50.6 Asya 16.6 85. İngiltere.0 31.9 74.7 70.1 71.3 68.2 71.3 70.4 59.9 78.4 74. 2005) Buna benzer biçimde.6 57.4 54.2 62. Birlik.9 73.9 23.3 53. yerleşim yerlerine ilişkin sorunları bütünüyle ilgi alanı dışında gördüğü sonucunu da çıkarmamak gerekir.6 55. (EC.0 73.7 53.0 53.1 64.9 42.1 64.4 41.4 45.3 77.7 72.9 51.2 19. bölümde birlik çapında yasal düzenlemeye gidilip çerçeve yasalar çıkarılacak alanlar listesinde “kent ve ülke planlaması”na da değinilmektedir.3 74.5 73.3 60.3 39.8 66.3 84. daha sonraki uygulamalar için birer örnek oluşturabilmektedir.7 45.7 24.1 72. Almanya.1 43.1 49.1 71.1 47.2 45.5 Okya.9 73. Fransa ve Hollanda gibi ülkelerin belli kentsel bölgelere özgü izlediği politikalar.5 22.9 34.9 56.5 74.3 29.9 32.8 21.9 68.3 74.3 27.2 83.un.2 79.2 41. “kent” ya da “kentsel politikalar” başlıklı bir bölüme yer verilmemiştir.2 75.7 29.0 86.5 68.org/unpp) Örneğin. AB Anayasası’nda kentsel politikaya ilişkin herhangi bir hükme rastlamak olanak dışıdır. World Population Prospects: The 2004 Revision Population Database (http://esa.7 80.9 63.3 82.8 73.0 75.3 25.1 30.3 45.8 52.1 39.3 72.9 74.7 75.5 65.7 42.7 61.7 36. Birliğin kentsel politikalarının oluşmasında önemli bir kaynağın da kimi ülkelerin uygulamaları olduğunu söylemek gerekir.Amerika Karayipler 60. tam tersine.9 16.6 73.1 70.9 49.5 77.9 34. L.4 73.1 39.2 67.6 18.9 34.4 71.6 Türkiye 21.3 53.0 59.6 31.3 69.0 26. yalnızca çevreye ayrılan 5.7 67.Çizelge I: Dünyada Kentsel Nüfus Yıl 1950 1955 1960 1965 1970 1975 1980 1985 1990 1995 2000 2005 2010 2015 2020 2025 2030 Dünya 29.7 79.1 38.5 Kuzey Avrupa Amerika 63.5 37.8 76.2 82.6 37. (EU.5 29.0 80. aday ülkelerin AB’ye giriş sürecinde attığı adımların değerlendirildiği ilerleme raporlarında yerleşim yerleri ile ilgili konular.8 62. AB’nin.9 79.7 71.5 51.5 83.9 77. kent ve kentsel politikalara ilişkin çok sayıda yol gösterici belgeyi kabul etmiş durumdadır.9 70.8 Afrika 14.9 84.6 20.1 47.3 72.9 58.0 37. 1996: 5) mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 61 .4 71.6 75.7 34.2 25.6 74. çevre sorunları ve bölgesel gelişme açısından ayrı bir başlık altında incelendiği halde.6 43. Ancak bütün bunlardan.5 48.9 69.2 51.6 18.7 Kaynak: United Nations Population Division.

AB’de kentsel sorunların bağımsız bir politika alanı olarak ele alınmayışının sonucu. yeri geldiğinde ele alınmıştır. enerji gibi alanlarda yaşanan sıkıntılar aynı zamanda bir kentsel sorun olarak karşımıza çıkacaktır. yerleşim yerlerini ilgilendiren sorunlar ağırlıklı olarak yerel yönetimler ve çevre ile ilgili tüzel çerçevede değerlendirilmiştir. AB Kentsel Belgeleri Yukarıda da değinildiği gibi. bütün uğraşların odağında bulunan sorunlardır. ulusal ya da bölgesel politikalardan bağımsız kalma olanağı bulunmamaktadır. bu konular diğer başlıklar altında. Sözgelimi. Bundan dolayı. Örneğin. yalnızca kentsel politikayı ilgilendiren türlü sorun alanları ile ilgili esnek. bağlayıcılığı olmayan. Birliğin kentsel politikasının başlangıcı. 1957 Roma Antlaşması’nda değişiklik yaparak ilk kez çevre sorunlarına bağımsız bir bölümde yer veren Avrupa Tek Şartı’nın AB kentsel politikası için de bir dönüm noktası olduğu söylenebilir. Birlik çapında. kentler ayrı bir sorun alanı olarak algılanmadığı için yakın zamanlara değin kentsel politikayı belirleyecek kapsamlı bir düzenlemeye gidilmemiş. sağlık. kent ve bölge planlaması ile ilgili yönlendirici belgelerin yanı sıra yerleşim yerlerini başka açılardan etkileyen çevre. altyapı. kente ve kentsel politikaya yer verilmemesini. Daha çok. söz konusu sorun alanının Birliğin ilgi alanının dışında kalmasına değil tam tersine sorunun oldukça önemsenmiş olmasına bağlamak gerekir. öngörülen önerilerin diğer politikaların içine yedirilmesi olmuştur. Birlik çapında çevre 62 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . ulaştırma. eğitim. Bir anlamda. bu alanlarda izlenen politikaların.AB belgelerinde “yerel yönetimler” ve “çevre sorunları”nda olduğu gibi başlı başına. yaptırımı olan. bütün ekonomik sektörleri etkileyen. yerel yönetimler gibi alanlardaki politika kararlarını da göz önünde bulundurmak gerekecektir. 1986 Avrupa Tek Şartı’na kadar götürülebilir. bu açıdan. kent ve bölgelerin genel gelişim doğrultusunu belirlemeye yönelik olarak tasarlanan ve ayrıntılı hükümler taşımayan bu metinlere. 2001) Bundan dolayı AB’nin kente ve kentsel sorunlara bakış açısını doğru değerlendirebilmek için. çevre sorunları konusunda AB’ye üye ülkelerin izleyeceği ortak politikaları belirleyen 6. Çevre sorunlarını düzenleyen kimi belge ve girişimlerin ortak kentsel politikaların oluşturulmasında önemli etkisinin bulunduğundan söz edilmişti. Avrupa Konseyi’nin kentsel yaşam sorunlarına ve kent kültürüne odaklanan belgelerini de eklemek gerekir. bu sorunlara kayıtsız kalınması değil. İlk başta bir çelişki gibi görünebilecek bu durum şöyle açıklanabilir: Kentsel yaşamda karşılaşılan sorunlar nitelikleri gereği. yönlendirici belgelerle yetinilmiştir. Üye ülkelerin kentsel politikaları arasında uyum sağlamayı amaçlayan belgelerin ortaya konmasıysa 2000’li yıllara denk gelir. turizm. Çevre Eylem Programı’nda kent planlamasına ve kentsel politikalara özel bir yer ayrılmamış. (CEC. konuları ayrıntılı biçimde ele alan düzenlemelere gidilmemiş.

4 65.0 67.3 41.9 68.0 57.3 97.3 1955 74.0 94.9 56.2 71.4 91. Lit.9 41.7 43.9 59.9 83.9 56.0 90.1 63.7 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 1960 76.1 86.0 93.8 69.6 58.2 30.0 81.0 43.3 58.9 88.6 66.2 92.8 54. Kıb.1 79.8 52.3 61.7 64.1 33.7 56.5 65.6 60.9 22.0 53.3 75. İtl.4 67.7 61.8 50.2 60.3 69.5 90.9 50.7 66.7 64.6 59.8 61.6 58.8 76.2 78.0 55.0 58.2 63.6 86.4 61.2 83.9 32.6 56.9 61.5 65.9 65.2 84.2 59. Tür.8 83.8 56.4 67.7 53.1 64.8 58.7 82.9 74.3 74.4 45.2 1995 86.7 76.3 83.7 64.4 95.6 31.4 81.8 96.1 85.9 95.4 77.1 48.0 87.1 76.6 79.9 75.1 66.6 65.6 51.8 93. Avs.3 68.4 67.4 1975 81.1 84.8 69.8 72.7 63 Kaynak: United Nations Population Division.1 57.1 62.6 60.9 63.8 40.4 51.5 69.0 62.8 96.7 73.4 94.4 89.7 83.6 56.6 45.7 32.5 69.8 80.0 52.1 39.1 61.3 21.9 68.6 48.8 80.9 70.6 40. Fra.7 66.8 65.6 43.4 83.5 94.3 94.4 60.9 83.1 1970 79.8 59.8 50.4 52.1 60.9 61.4 62.5 85.5 28.7 2015 90.0 49.7 59. Let.8 97.8 78.8 67.2 49.7 65.3 77.6 1980 82.9 83.5 75.6 31.0 88.3 89.3 29.0 77.9 50.4 95.8 47.9 37.0 70.7 23.9 29.1 69.5 47.4 51.7 46.2 84.9 70.2 54. Hol.3 62. Mac.6 56.0 2025 91.4 75.9 77.8 71.0 56.1 62.0 62.5 67.1 69.7 74.8 66.0 89.2 61.4 75.0 93. Bel.2 54.2 69.6 95.1 81.4 85.2 65.6 66.1 55. İng.9 75.7 68.7 59.3 61.7 69.4 74.0 23.3 50.8 88.1 66.1 25.8 59.9 65.0 40.3 69.0 65.8 91.1 75.8 68.9 69.8 97.1 70. Lux.0 50.6 67.5 73.4 27.3 59.7 1965 77.0 71.1 68.7 57.1 64.5 80.3 97.5 72.6 69.6 73.1 64.4 52.4 55.9 68.7 57.2 66.9 72.1 61.8 58.1 67.9 82.6 53.5 65.6 72.0 72.6 82.8 38.7 84.8 71. Por.3 56.5 44.8 51.6 65.6 54.5 34. İsp.4 65. Yun.6 69.9 63.9 60.2 89.6 92.6 69.2 74.8 52.2 68.7 52.8 62.1 63.7 63.0 69.3 72.1 59. Est.7 58.0 91.4 55.2 70.9 37.8 60.6 72.1 37.3 42.1 51.7 61.9 59.9 77.0 64.0 61.5 50.4 79.6 78.9 61.1 42.8 73.2 77. World Population Prospects: The 2004 Revision Population Database (http://esa.3 40.6 65.0 54.0 70.6 67.1 67.2 65.1 94.8 1985 84.9 77.9 40.1 64.3 88.3 71.3 67.0 32.5 77.2 54.3 37.6 92.8 73.3 72.3 65.5 45. Yıl Alm.4 74.9 68.9 59.9 54.3 87.4 76.1 82.2 20.3 83.4 1990 85.6 83.8 59.4 74.9 77.1 78.1 74.2 65.1 66.9 2020 90. İsv.2 92.0 87.3 76.9 76.1 75.9 92.8 65.0 19.5 72.4 70.0 79.7 19. Mal.7 75.3 54.3 67. Çek Dan.7 86.5 38.un. Fin. Pol.7 65.7 74.8 73.8 89.8 48.8 74.4 61.0 93.7 66.7 64.5 97.9 65.3 73.4 56.5 63.7 2005 88.3 74.3 67.2 93.0 45.8 68.4 63.5 85.8 65.5 62.3 43.9 66.9 2030 91.9 55.9 67.4 67.2 38.2 35.6 67.9 75.0 49.0 88.7 53. Slv.6 35.7 46.3 74.5 38.7 94.9 70.2 42.0 76.2 71.1 2000 87.4 35.9 77.2 62. 1950 71. Sly.7 56.3 2010 89.3 25.2 84.5 40.3 70.1 54.7 86.9 29.org/unpp) .5 59.6 63.Çizelge II: Avrupa Birliği Ülkelerinde Kentsel Nüfus (%) İrl.3 66.3 97.4 55.2 97.8 48.1 70.7 58.9 51.0 60.5 65.4 90.8 72.7 43.

2003: 161) Bu dönemde. diğer politikaların içine yedirilerek bütünleşik bir politika izleneceğini açık biçimde ortaya koyan “White Paper”dır. AB’nin ortak mekan politikasının belirlenmesi sürecinde en önemli aşama ise 1999’da. 2003: 159) Bu dönemde AB’nin kentsel politikaları için söz edilebilecek kaynaklardan biri de. 1996: 18) ve ardından üç yıl sonra. 2002: 782) Kapsamlı bir mekan politikası ilkelerinin belirlenmediği bu dönemde. 1997a) ve 1998’de “Sustainable Urban Development in the European Union: A Framework for Action”5 (CEC. mekan planlamadan sorumlu Bakanlar Konseyi 2 Avrupa Sürdürülebilir Kentler Raporu. (Aldskogius. “Eurocities Network” gibi girişimleri AB kentsel politikasının ilk adımlarından saymak gerekir. 1990) kentsel politikanın genel çerçevesini belirleyen öncü metinlerden biri olmuştur. 1996: 18) Avrupa çapında giderek ağırlaşan kentsel sorunlara karşı alınacak önlemler konusunda daha geniş kapsamlı girişimler ise 1990’ların son döneminde gerçekleştirilmiştir. daha çok. sanayinin gelişmemiş olduğu alanlara ve işsizliğe odaklanmıştı. (Newman ve Thornley. (Newman/Thornley. ekonomileri için yapısal dönüşüm öngörülen geri kalmış bölgelere. 6 Avrupa Kentsel Forumu. 1990 yılında yayımlanan “Green Paper” (CEC. ESDP AB’nin kentsel politikalarından söz edildiğinde belki de üzerinde en çok durulması gereken düzenleme. rapor gibi etkinliklerle kentsel sorunlar ve politikalar ele alınmıştır. 1998) adıyla yayınlanan raporlardan ve yine aynı yıl 1998’de Viyana’da toplanan “European Urban Forum”dan6 söz etmek gerekir. 64 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .sorunları alanında gerçekleştirilen çok sayıda düzenlemeyi ve 1986’da başlatılan. Bu açıdan. en somut proje ise 1994-1999 yılları arasında. 5 AB’de Sürdürülebilir Kentsel Gelişme: Eylem İçin Bir Çerçeve. 1994) adlı raporlar bu dönemin ürünüdür. AB düzeyinde mekansal politikaya ise ilk kez 1992 Maastricht Antlaşması (m130s) ile yer verilmiştir. kentsel politikaya ayrı bir başlık altında yer verilmeyeceğini. Örneğin. 1996: 19) 4 AB’de Kentsel Gündeme Doğru. (Delladetsima. birbirini izleyen çok sayıda konferans. (Atkinson. 3 Örneğin bu girişim kapsamında 600 milyon Ecu az gelişmiş bölgeler için. 1993 tarihli. toplumsal uyum gibi konulara odaklanan ve ilk kez bölgesel ve kentsel planlama için ortak çerçeve oluşturma girişimi olan 1991 tarihli “Europe 2000” (Newman/Thornley. 1994’de yayınlanan “Europe 2000+” (EC. ekonomik bütünleşme. (Delladetsima. Almanya’da. yapısal fonlarca gerçekleştirilen “Community Initiatives Urban”3 ve “Urban Pilot Projects”tir. Aynı yıl hazırlanan “European Sustainable Cities Report”u2 da anmak gerekir. 2000: 8) Bu deneme projeleri daha çok. 7 Avrupa Mekansal Gelişme Perspektifi. Postdam’da benimsenen “European Spatial Development Perspective-ESDP”7dir. 1997’de “Towards an Urban Agenda in the European Union”4 (CEC. 200 milyon Ecu ise büyük kentlerdeki deneysel projeler için kullanılmıştır.

2000: 506) Fiziksel planlamayı oldukça ayrıntılı biçimde ele alan ESDP üç temel ilke üzerine kuruludur: Ekonomik ve sosyal uyum. 1999) Diğer politika önerileri de kentlerin ekonomik temellerini güçlendirmeye. Bir anlamda kentler. (CLRAE. Avrupa’da küresel ekonomi ile bütünleşme bölgelerini yüksek kalitede küresel işlev ve hizmetlerle donatmaktır. kentsel altyapıyı geliştirmenin. 1999) Her ne kadar. Avrupa’nın küresel ekonomiye açılan kapısı olarak görülmektedir. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 65 . 2005) Örgüt’ün ürünü olan “Avrupa Kentsel Şartı” (CLRAE. rekabetin daha dengeli hale getirilmesi. kentsel politikayı da ilgi alanı içinde görerek. (EC.toplantısında kabul edilen (Aldskogius. doğal kaynakların ve kültürel mirasın korunması. yaşam kalitesini artırmayı amaçlasa. kentsel yaşam sorunlarına yeni bir bakış açısı getiren ve bir anlamda geleceğin kentini tasarlayan belgeleri hazırlayan Avrupa Konseyi’ne de başvurmak gerekiyor. AB’ye üye ülkelerin mekan politikaları arasında bir bağ kurmak için hazırlanan ESDP’nin birlik çapında bir planlama aracı olarak tasarlanmadığını. ESDP’nin ilk politika önerisi. hukuk devletini geliştirmek ve bireylerin toplumsal-hukuksal durumlarını birörnekleştirerek bir Avrupalılık bilinci yaratmak bulunmaktadır. insan haklarını. 2005a) Bu amaç doğrultusunda Konsey. Amaç Avrupa kent ekonomilerinin rekabetçi bir ortamda gelişmelerini sağlamak ve küresel ekonominin gerekleri doğrultusunda biçimlendirmektir. kentin fiziksel gelişimini sağlamanın. Avrupa’da kentsel yaşamın ve kentsel politikaların gelişim doğrultusunu belirleyen temel belgelerden olduğu söylenebilir. Avrupa Konseyi Düzenlemeleri AB’nin kentsel politikasının gelişim çizgisini incelerken zorunlu olarak bir başka kaynağa. (EC. 2000: 9) ve izlenecek politikaları somut olarak ortaya koyan belgelerden biri olan Avrupa Mekansal Gelişme Perspektifi’dir. (Richardson/Jensen. hizmet altyapısını geliştirmeye. 1992) ve “Avrupa Kentsel Haklar Bildirgesi”nin. 2001: 106) tüzel açıdan bağlayıcılığı bulunmadığını. 1949’da kurulan ve bugün 46 üyeye ulaşan örgütün amaçları arasında Avrupa’da. (Kratke. Örneğin. doğayı koruma yönünde önlemler almanın hep son kertede ekonomik gelişme için olduğu görülecektir. Metin incelendiğinde. kentsel yaşam koşulları ile ilgili sorunları insan hakları kavramı ile birlikte ele almıştır. parlamenter demokrasiyi. (CE. tarihsel değerleri koruma altına alacak düzenlemeleri öngörse ve doğal dengenin korunmasını öncelikli hedef olarak alıyor görünse de ESDP son tahlilde ekonomik gelişme için kentsel yaşamı pazarın isterlerine göre düzenlemeyi öngören bir üründür. yalnızca gönüllü eylemler için bir yol gösterici olduğunu en başta belirtmek gerekmektedir. ekonomik etkinlikleri çeşitlendirmeye yöneliktir. ESDP’nin yukarıda belirtilen üç amacında da bir biçimde ekonomik gelişmeyi sağlama güdüsü baskındır.

konut. kentsel gelişmeye ve kentin ekonomik bir araç olarak düzenlenmesine odaklanırken. merkezi yönetimle ilişkiler. istihdam. yayınlar gibi etkinlikler Avrupa Kentsel Şartı’nın oluşmasına dayanak oluşturmuştur. Bu noktada. yerel birimler arası işbirliği. bireysel gelişim. AB organlarınca hazırlanan ESDP kent planlamasına. sürdürülebilir kalkınma. konferanslar. Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse. altyapının geliştirilmesine. Şart ise yurttaşa. Yerel yönetimlerle ilgili bir düzenlemeye gidilmesinin ardında. (Yerelnet. 17-19 Mart 1992 tarihleri arasında gerçekleşen Avrupa Konseyi Avrupa Yerel Yönetimler Konferansı’nda kabul edilmiştir. sağlıklı çevre. geleceğin Avrupası’na giden yolda. Avrupa’da kentsel politikanın başat ilkelerini belirleyen iki temel belge olan Avrupa Kentsel Şartı ve ESDP’nin. Şart insan odaklıdır.Avrupa Kentsel Şartı. 1980-1982 arasında Avrupa Konseyi’nce düzenlenen “European Campaign for Urban Renaissance”8 çalışmaları sonucunda oluşturulmuş bir metindir. Şart’ın ulusal hükümetlerin değil de yerel yönetimlerin imzasına açıldığını da vurgulamak gerekir. belediyelerarası işbirliği. kentsel gelişimi farklı açılardan ele aldıkları söylenebilir. 66 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . 2005b) Avrupa Kentsel Şartı. Avrupa Konseyi’nce hazırlanan Avrupa Kentsel Şartı daha çok kentsel gündelik yaşamı geliştirmeye ve kent kültürünü düzenlemeye yöneliktir. Güvenlik. 2005) Avrupa Kentsel Şartı çerçevesinde hazırlanan “Avrupa Kentsel Haklar Bildirgesi” de. eşitlik gibi konuların ele alındığı belge. Bu kapsamda düzenlenen kongreler. ESDP ekonomi. demokrasi ve yerel özerkliğin ortak bir toplumsal değer olarak kabul edilmesi bulunmaktadır. trafik. akçal kaynaklar. ESDP plancılar ve yöneticilere. kentliye dönüktür denebilir. nitelikleri gereği. katılım. 8 Kentsel Rönesans için Avrupa Kampanyası. 1993: 50) 1985’te Yerel Yönetimlerden Sorumlu Avrupa Bakanlar Konferansı’nda kabul edilen ve kent yönetimlerinin özerkliğine odaklanarak kentsel gelişmenin yönetsel ve tüzel boyutlarını ele alan Şart. (Keleş. kentte yaşayan bireylerin gündelik yaşamlarında karşılaştığı sorunlar konusundaki haklarını biraraya getiren bir belge niteliğini taşımaktadır. Kentsel fiziksel çevrenin geliştirilmesine. Avrupa kentleri yerel yönetimlerinin. mevcut konut alanlarının iyileştirilmesine. yetki ve sorumluluklar. nitelikli mimari ve fiziksel çevre. Avrupa Kentsel Şartı’nda ortaya konan ilkelere dayanmaktadır. kültürlerarası kaynaşma. kentlerde toplumsal ve kültürel olanakların yaratılmasına ve toplumsal kalkınma ile halk katılımına dayanan bu kampanya için çalışmalar 1986’dan sonra Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Sürekli Konferansı çerçevesinde sürdürülmüştür. “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”ndan da söz etmek gerekecektir. doğal kaynaklar ve değerler. yerel özerklik. sağlık. akçal kaynak. Bir anlamda. ekonomik kalkınma. (CE. yargı güvencesi gibi konularda dayanacağı kuralları ortaya koymaktadır. spor.

yerel siyasal kararlar da. Kent Yönetimi. Konut. kent plancıları. kentin yerel özellikleri dikkate alınarak ve yeterli bilgiye başvurularak hazırlanır. köken. Güvenlik. kentin geleceğini etkileyecek önemli projelerde halka danışılır ve gençlerin toplum yaşamına etkin katılımı sağlanır. Türkiye kentlerinin genel fiziksel. kent merkezlerinin Avrupa’nın kültür ve tarihi mirasının simgeleri olarak koruma altına alınmasına önem verilir. özgür ve demokratik olarak belirleme hakkına sahip olduğu bu yaşam alanında katılım kağıt üstünde kalmaz. Türkiye kentleri için de ulaşılması arzulanan düzeyi göstermektedir. Koruma. Dezavantajlı Gruplar.Geleceğin Avrupa Kenti Sağlık. Yurttaşların yönetime gerçek anlamda katılımını sağlamak için yerel yönetim organları ve halk arasında güçlü iletişim kanalları kurulmuştur. Kentsel Çevre. karar verme sürecinin sonucunda ortaya çıkan politikalar açık ve anlaşılırdır. ekonomik durumuna bakıldığında Şart’ın öngördüğü ilkelerin hemen hiçbirine uyulmadığı açıkça görülecektir. yönetsel ve akçal özerkliğe sahip yerel yönetimler tarafından yönetilen Avrupa kenti. Koruma düşüncesi ve bilgisi. Kültür-Sanat ve Kültürlerarası Kaynaşma gibi alt başlıklarda ele alınabilir: Kent Yönetimi Yerel demokrasiye ve insan haklarına saygılı. arkeologlar ve tarihçiler arasında kalmaz. güvenilir verilere göre uzmanlarca hazırlanacak kent ve bölge planları çerçevesinde alınır. Bu açıdan Türkiye’de izlenen kentsel politikaların Şarta uygunluğunu madde madde incelemek çok da anlamlı olmayacaktır. temsilcilerini. müteahhitler ve iş dünyası da bu bilinci paylaşır. Yerel yönetimler bu konuda öncü rol oynar ve kentsel mirasın korunmasını temel bir planlama amacı olarak belirler. politikacılar. Kent planları. konut. ulaşım. Halkın. buna koşut olarak. Sokak-Mimari. bir anlamda Avrupa kenti ütopyasını kuran Avrupa Kentsel Şartı. yalnızca mimarlar. Burada yurttaşlar. Şartın belirlediği ilkelerden yola çıkarak geleceğin Avrupa kentine bakmak yeterli görülmektedir: Geleceğin Avrupa kenti. toplumsal konum gibi herhangi bir ayrıma bağlı olmaksızın yerel temsilcilerini özgürce seçebilir. Ulaşım. kentin kendine özgü niteliklerinin ve tarihi özelliklerinin korunmasına dayanılarak sürdürülür. Korunması öncelikli olan yerler için kent mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 67 . katılım gibi bütün yaşamsal konularda geleceğin Avrupa kentinin gelişim doğrultusunu belirleyen. bireyler siyasal ve yönetsel yapının bütün düzeylerinde belirleyicidir. “Türkiye kentleri bir bütün olarak Şart’ın gereklerini yerine getirmekten uzaktır” biçiminde bir değerlendirmeyle sonuçlanacağına kuşku yok. Bundan ötürü. Ayrı bir yazının konusunu oluşturabilecek kadar kapsamlı olan bu çabanın. Koruma Kentsel gelişim. bireylerin yerel siyasal yaşama etkin biçimde katıldığı bir yerleşim yeridir. Bu yolda.

Ulaşım Gürültü. çevre estetiğinin ve toplumsal alanların yok olması gibi sorunları beraberinde getiren özel araçların kentleri ve doğal çevreyi yavaşça öldürdüğünün farkına varılmıştır. Sokağın toplumsal bir alan olarak yeniden kazanılmasına özellikle önem verilir. Bunun için atık yönetimi. özel iyelikte bulunan ve tarihi mimari değerlerin korunması için. çeşmeler ve diğer tarihi ve kültürel anıtlar geliştirilip korunur. su. güvenli ve güzel bir çevrede yaşamasına olanak tanıyacak biçimde düzenlenmiştir. hava.içinde tarihi koruma bölgeleri ve koruma alanları oluşturulur. Eski el sanatları ve yapı tekniklerinin yaşatılmasına. yol gösterme işaretleri. bisikletlere ve yayalara öncelik tanınmış. Kentsel Çevre Kentler. Bunun için yaya kaldırımları geniş tutulur. Bundan dolayı. bu alanları çağdaş yaşamın bir parçası haline getirmektir. temel gereksinim maddeleri güvenilir ve sağlıklı biçimde sunulmuştur. türlü seçenekler oluşturulmuştur. heykeller. sokaklar iyileştirilir ve trafik akımı denetim altına alınır. Ancak. 68 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Sağlık konusunda halk girişimleri ve katılım desteklenmektedir. Bundan dolayı. bireylerin sağlıklı. bireylerin haklarını ve sorumluluklarını belirleyen düzenlemeler gerçekleştirilir. Toplumsal ve yaşayan bir yer olarak sokağın öneminin azalmasının dolaylı sonuçlarından birinin güvenlik sorunlarının giderek ağırlaşması olduğu düşünülür. hava kirliliği. Gerektiğinde zaman ya da mekan açısından trafiği kısıtlayıcı önlemler alınmıştır. Sokak-Mimari Kentsel görünümü güzelleştirmek için mimari yaratıcılık özendirilir ve yeterince açık alan oluşturulur. özel yaya ve bisiklet yolları oluşturulmuştur. Ancak bütün bunlara karşılık asıl çözümün. doğal felaketler gibi konularda etkili ve kapsamlı bir kentsel çevre siyaseti izlenir. tehlikeli atıklar. Enerji kaynakları ussal biçimde kullanılmakta. ruhsal ve fiziksel tehlikeler. Spor. toprak kirliliği. yerleşim ve çalışma alanlarını birlikte ele alan toplu yerleşimlerde olduğu da unutulmaz. doğa ve yeşil alanların korunması için programlar uygulanmaktadır. canlandırılması önem verilir. gürültü kirliliği. Bütün kentlilere sağlıklı ve iyi bir çevre koşulu sağlanmış. eğlenme ve dinlenme etkinliklerine katılma hakkı herkese tanınmış. spor alanları sağlıklı ve güvenlikli biçimde tasarlanmıştır. toplu taşıma araçlarına. yaya bölgeleri oluşturulur. Ulaşım tek bir araç türüne bağımlı değildir. rahatsızlık. koruma çalışmalarının amacı koruma alanını bir açık hava müzesine çevirmek değil. kentteki açık ve yeşil alanlar. kent mobilyaları. Koruma için özel akçal kaynaklar yaratılıp. bir anlamda ekonomik gelişmenin kentsel mirasın korunmasıyla yoluyla canlandırılmasına çalışılır.

toplumsal-kültürel. ulus. kamusal alanlar. alınan önlemler aşırı korumacı değildir. Mimarlık. fiziksel yetersizlik gibi bir ayrıma bağlı kalmadan herkes bütün kentsel hizmetlerden yararlanıp toplumsal etkinliklere katılabilmektedir. yaş. Dezavantajlı Gruplar Cinsiyet. Yerel yönetimler bu konuda öncü rol oynayarak konut sunumunda seçenekleri çoğaltarak ulaşılabilirliği artırmıştır. Kadın. yönetsel ve kamusal yapılar. Bu kurumlar.Konut Her birey ve aileye güvenli ve sağlıklı bir konut sağlanmıştır. Suçların cezalandırılmasından çok önlenmesine yönelik önlemlere öncelik verilmiş. bu işlemin maliyeti burada oturan düşük gelirli gruplara yüklenmemiştir. Engelli ve dezavantajlı gruplara ilişkin politikalar onları toplumla bütünleştirici yönde düzenlenir. Toplumsal ve ekonomik olanakları kısıtlı olan kişilerin konut haklarının gerçekleşmesi pazar düzeneklerine terk edilmemiş. caddeler. kentin kültürel geleneği ve nüfuslarının kültürel özellikleri ışığında bir kültür politikası belirleme ve uygulama hakkına sahiptir. Engelliler ve azınlıkları temsil eden derneklerle işbirliğine gidilir ve dayanışma sağlanır. tuvalet. Bunun için kent. herkese açıktır. konut ve işyerleri. müzik ve yazının kentin tarihi ve toplu hafızasını oluşturduğuna. sanat. çocuk. hasta ve engelli gibi kümelerin kentsel yaşama etkin biçimde katılımını sağlamak için özel önlemler alınmıştır. bu kümeler için özel önlemler alınmıştır. içinde bulunduğu fiziksel ve toplumsal sorunlar ne olursa olsun. Özel sorunu olan bu gruplar için gereken düzenlemeler yapılır. Kültür-Sanat Kültür ve sanat etkinliklerinin gerçekleştirilmesinde ve kültürel demokrasinin oluşmasında yerel ve bölgesel yönetimler yaşamsal bir rol oynar. Kentin kimi bölümlerindeki eski konut bölgelerinin yenilenmesi için özel programlar geliştirilmiş. Yaşı ve sağlık durumu ne olursa olsun herkes kamusal alanlarda kendini ev ve işyerinde olduğu gibi güvenli ve rahat hisseder. Güvenlik güçleri ve yerel halk arasında işbirliği ve güven duygusu sağlanmıştır. toplumsal davranış kalıplarındaki ve kültürel mirasın mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 69 . örneğin hapis cezasının yerini alacak. Güvenlik Kentte güvenliğin sağlanması için gerekli yasal. kültürel ve toplumsal etkinlikler. sportif ve dinsel etkinlikler. ulaşım ve teknik araçlar engelliler göz önünde bulundurularak tasarlanır. yaşlı. herkesin her yere erişmesini sağlayabilecek biçimde tasarlanmıştır. Bütün ticari. dil. suçun yinelenmesini önleyici programlar ve almaşık çözümler geliştirilmiştir. örneğin. akçal ve teknik önlemler alınmıştır. bunların aynı zamanda yaşam biçimlerindeki.

yerel yönetimler. bölgeler ve halklar arasında güçlü bir bağ olarak algılanır. Kültürel gelişim ve gerçek bir kültürel demokrasiyi sağlamak için. dezavantajlı gruplar. Çok kültürlülüğe dayanan kültür ve eğitim politikaları ayrımcı değildir. okullara. AB ve Türkiye arasındaki ekonomik.oluşumundaki değişiklikleri gösterdiğine inanılır. teknolojik gelişmelerle ya da AB’den gelecek akçal destekle bir biçimde ilerleme sağlamak olanaklıyken. yukarıda ana hatlarıyla çizilmeye çalışılan geleceğin Avrupa kenti’nden oldukça uzakta olduğunu söylemek güç olmayacaktır. azınlık gruplarının kültürel gereksinimlerini. Yerel yönetimler bütün vatandaşların kamusal alanlara. Kentlerin kültürel açıdan gelişiminin ekonomik ve toplumsal gelişmeye de katkıda bulunacağı düşünülür. ırkçılık karşıtıdır. ulaşım. sağlık gibi alanlardan çok. kültürel ve toplumsal farklılaşmanın mekana yansıması olan bu dengesizlik durumunu bütün öğeleriyle ortaya koyup çözümlemek daha ayrıntılı bir çabayı gerektirse de. En başta. teknolojik 70 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . gençler ve göçmen grupları gibi belli özel nüfus gruplarının katkılarını sağlamak ve gereksinimlerini karşılamak için çaba gösterilir. birtakım genel değerlendirmelerde bulunmak olanaksız değil. kültür. topluluklar. Farklı kültürlere mensup olanlar iş olanaklarından eşit biçimde yararlanır. gönüllü kuruluşlar ve özel sektör dayanışma içindedir. konutlara. kültürel alışveriş farklı ulus. Bir başka anlatımla. kentin toplumsal ve fiziksel çevresiyle bütünleşmesi için önlemler alınmıştır. değişik kültürler ve dinler arasında iletişim ve değişimi dikkate alır. Kültürlerarası kaynaşmayı sağlamak için göçmenlerin yerel siyasal yaşama etkin biçimde katılımı sağlanmış. kanalizasyon. Kültürlerarası Kaynaşma Ayrımcılık karşıtlığı kent politikalarının temel öğesi olarak alınır. kültürel etkinliklere katılma ayrıcalıklı ya da seçkin bir kümenin tekelinde değildir. Türkiye kentlerinin ideal Avrupa kentinden en fazla uzaklaştığı alanların fiziksel ya da ekonomik değil kültürel ve toplumsal olduğunu belirtmek gerekir. bu amaç doğrultusunda. kültürlerarası çeşitlilik. ikinci kümedekiler için belli bir ekonomik. Bütün kent sakinleri kültürel etkinliklerden serbestçe yararlanır. meslek edindirme kurslarına. dil ve dine sahip olan yerel toplulukların uyumlulaştırılmasına önem verilir. enerji. düşünülenin tersine. kentsel koruma. Diğer ülkelerden gelen göçmen topluluklarıyla değişik gelenek. Türkiye Kentleri ve Avrupa Birliği Türkiye kentlerinin bugünkü durumu göz önüne getirildiğinde. Çünkü ilk kümedeki sorun alanlarında ekonomik. kültürel etkinliklere ve kentsel yaşamın diğer yönlerine eşit biçimde katılmaları için uğraş verir. kültürel etkinlikler gibi konularda Avrupa düzeyine erişmesi önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. su. kentlerimizin yol.

düzeyin yanı sıra kentlileşme bilinci ve kültürünün de oluşmasını beklemek gerekiyor. Türkiye kentlerinin geleceğin Avrupa kenti ölçütlerine uygunluğunu sağlıklı biçimde çözümleyebilmek her sorun alanına ilişkin ayrıntılı çalışmalar yapılmasını gerektirse de, kentsel alanları fiziksel ve ekonomik açıdan geliştirmek için son dönemde yürütülen çabaları somut verilere dayanarak inceleyen kimi raporlar bir ön değerlendirme yapmaya yardımcı olabilir. Örneğin, AB uyum sürecinde Türkiye’de izlenen kentsel politikaları çözümlerken adaylık döneminde ortaya çıkan iki temel metin, katılım ortaklığı belgesi ve ilerleme raporu, bu niteliktedir. Daha önce de belirtildiği gibi AB’nin temel politikalarını ortaya koyan düzenlemelerde doğrudan doğruya kentsel politikayı ilgilendiren bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumun doğal bir sonucu olarak Türkiye’nin katılım ortaklığı belgesinde ve düzenli olarak yayınlanan ilerleme raporlarında kentsel politikalar ayrı bir başlık altında ele alınmamıştır. Buna karşılık çevre, enerji, ulaşım gibi konulara ilişkin bölümlerde kentsel yaşamın türlü yönlerine ilişkin değerlendirmeler bulmak olanaklıdır. 2003 yılı “Türkiye İçin Katılım Ortaklığı Belgesi”ne bakıldığında, kentsel politikaları ilgilendiren konuların, “ulaştırma”, “enerji”, “çevre”, “tüketicilerin korunması ve sağlık” başlıkları altında düzenlendiği görülmektedir. (DPT, 2003a) Belge’de, çevre politikasına ilişkin genel gözlemler bir yana bırakılacak olursa, doğa koruma, su kalitesi, kirlilik denetimi ve atık yönetimi konusundaki düzenlemelerin iç hukuka aktarılıp yaşama geçirilmesi; ÇED yönergesinin etkili biçimde uygulanması ve sürdürülebilir kalkınma ilkelerinin diğer bütün sektörel politikalara egemen olmasından söz edilmektedir. Ulaştırma alanının bir bütün olarak AB ölçünlerine getirilmesi, yarışmacı bir enerji pazarının oluşturulması, enerji tasarrufu uygulamalarının güçlendirilmesi, enerji bağımlılığını azaltacak, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını artıracak bir programın oluşturulması ve yabancı yatırımların özendirilmesi de Belge’de ele alınan diğer konuları oluşturmaktadır. AB’nin Türkiye için hazırladığı 2004 yılı ilerleme raporunda (ATK, 2004) ise kentsel politika kapsamında, hava kalitesi, atık yönetimi, gürültü, su kalitesi gibi konulara yer verilmektedir. Raporda, çevresel konuların diğer politikalarla uyumlulaştırılması gibi genel sorunların dışında, hava kirliliği, kara taşıtlarının yakıt kaliteleri ve atık yönetimi konusunda, önemli yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesine karşın, uygulamada yeterince ilerleme sağlanamadığı belirtilmektedir. Buna benzer biçimde, su kalitesi ve gürültü konusunda henüz yeteri oranda gelişme kaydedilmediği saptamasında bulunulmaktadır. AB uyum sürecinde gündeme gelen bu belgelerin kentleri yalnızca ekonomik sektörler açısından ele aldığını, kentsel yaşama ve kent kültürüne ilişkin bir
mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

71

değerlendirmede bulunmadığını belirtmek gerekir. Bundan ötürü, yukarıda da değinildiği gibi, raporların çözümlemelerinden yola çıkarak Türkiye kentleri için genel değerlendirmelerde bulunma olanağına sahip değiliz. Bu noktada, kentlerin fiziksel gelişimi, altyapı, çevre sorunları ve yaşam düzeyinin yükseltilmesine ilişkin düzenlemelerin ardında, sermaye birikimini sağlamak, serbest pazar oluşumu için gerekli ortamı yaratmak ve ekonomik gelişmeyi sürdürme güdüsünün bulunduğunu bir kez daha vurgulamak gerekir. Bu bakış açısını kentsel alana ilişkin bütün belge ve çalışmalarda bulmak olanaklıdır; bu açıdan, sözü edilen belgelerde kentsel yaşamın toplumsal-kültürel yönlerinin dışarıda bırakılması şaşırtıcı değildir.

Sonuç
AB’nin kentleri ilgi alanı içinde görmesinde ve bu alana özgü yeni düzenlemeler getirmesinde kentlerin yeni ekonomik düzen içinde kazandığı göreli önemin yeri yadsınamaz. Son dönemde ekonomi, teknoloji ve iletişim alanında yaşanan köklü değişimlerle mal, hizmet ve sermaye akımına yönelik ulusal denetimlerin zayıflaması sonucunu doğuran küreselleşme süreci Avrupa’da kentlerin yeniden ele alınması zorunluluğunu doğurmuştur denebilir. Bir anlamda, ulusal devletlerin ekonomi ve yönetimdeki ağırlığının bir bölümünü yerel, bölgesel ve uluslararası düzeneklerle sermaye güçlerine bırakması ve Birliğin, ekonomik alanda bütünleşmek, tek bir ortak pazara varmak amacıyla türlü önlemler alması kentleri ekonomik yarışmanın önemli aktörleri haline getirmiştir. Küresel sermaye birikimi için yaşamsal öneme sahip olan akçal güce, yönetici kümeye, nitelikli işgücüne ve pazara ev sahipliği yapan “dünya kenti” olarak anılan yerleşim yerlerinin arasında Zürih, Frankfurt, Roterdam, Paris ve Londra’nın yanı sıra Brüksel, Milan, Viyana ve Madrid’in adının geçmesi boşa değildir. Avrupa çapında pazar birliği ve ekonomik bütünlüğü sağlama çabalarının ilk etkilerini kentsel alanda göstermesi de şaşırtıcı olmayacaktır. Çünkü kentsel politikalarda türdeşlik sağlanması üretim ve dağıtımın bütün aşamalarında Avrupa’nın her yerinde birörnek koşulların yaratılmasına katkıda bulunacaktır. Ancak, “sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması”, “yaşam kalitesinin artırılması”, “küresel ekonomiye eklemlenme” gibi şık sloganlar eşliğinde gündeme gelen yeni politika önerilerinin uygulamada yarattığı sorunların çoğunlukla gözardı edildiği bilinmektedir. Örneğin, her ne kadar AB kentsel politikasını ortaya koyan belgelerde, katılımdan, saydamlıktan, hesap verebilirlikten söz edilse de, bunlar genelde kağıt üstünde kalabilmektedir. Bunun gibi, yönetişim ya da çok ortaklı yönetim çoğunlukla özelleştirme anlamına gelebilmekte; katılım yalnızca belli
9 Bu politikaların eleştirisi için Bkz. (Atkinson, 2002)

72

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

bir ekonomik-toplumsal kesimin görüş ve istemlerini yansıtan gönüllü örgütlerle sınırlı kalabilmekte; bu karmaşık ağ yapısı içindeki karar alma süreçleri gerçekte kamuya yeterince açık olmayabilmektedir.9 Türkiye’de son dönemde AB’ye giriş süreci çerçevesinde gündeme gelen yönetimi yeniden düzenleme çalışmalarında da kentsel alan daha çok ekonomik açıdan değerlendirilmekte, kentleri küresel ekonomiye eklemleyecek önlemler alınmaya çalışılmaktadır. Devletin küçültülmesi, kamu hizmetinin pazar düzenekleri içinde özel sektör ve sivil toplum örgütlerinin denetimine bırakılması, yerel yönetimlerde özelleştirme uygulamalarının hızlandırılması, yurtiçi ve yurtdışından borçlanmanın kolaylaştırılması, kamunun özel sektör yönetim biçimlerini kullanmaya başlaması bunlardan ilk akla gelenleri. Kentsel alanları yakından ilgilendiren son dönemdeki çevre ve yerel yönetimlerle ilgili düzeltim çalışmalarına genel olarak bakıldığında, görünürde daha iyi bir yaşam düzeyine ulaşmaya, daha demokratik bir yönetim düzenini sağlamaya yönelik düzenlemeler getirse de, bütün bu çabaların son aşamada sermayenin büyüme gereksinimine yanıt vermeye yönelik olduğu görülecektir.10 Bir bakıma, kentler daha çok ekonomik gelişmeye katkıları oranında ele alınmakta, enerji, ulaşım, altyapı, sanayi gibi alanlarda AB ölçütlerini yakalamak için büyük çaba harcanırken, kentsel yaşam ve kent kültürü ile ilgili sorunlar ya yerel yönetimlerin kendi çabalarına bırakılmakta ya da ekonomik gerekçelerle ertelenmektedir. Kentsel mirasın korunması, herkese yeterli konut sağlanması, sağlık olanaklarının geliştirilmesi, engelliler gibi özel kümeler için gereken düzenlemelerin yapılması, kent içinde özel araçların egemenliğine son verilmesi, farklı kültürlerin bir zenginlik olarak tanınması gibi konularda henüz başlangıç düzeyinde de olsa adımların atıldığını söylemeye olanak yok. Türkiye kentlerinden hiçbirinin henüz Avrupa Kentsel Şartı’nı onaylamamış olması boşuna değil.

Kaynakça Aldskogius, Göran (2000), “Urban Policy in the Structural Policy of the European Union”, Umea University Cerum, Centre for Regional Science, Cerum Working Paper, No. 21, 2000. Avrupa Kentsel Şartı (AKŞ) (1996), Çev. Zerrin Yener ve Kumru Arapkirlioğlu, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Yayını, Ankara. Avrupa Toplulukları Komisyonu (ATK) (2004), Türkiye’nin Katılım Yönünde İlerlemesi Hakkında 2004 Yılı Düzenli Raporu, [COM (204) 656 Final].

10 Türkiye’de AB uyum süreci çerçevesinde sürdürülen yeniden düzenleme çalışmalarının çevresel değerlere etkisi için Bkz. (Duru, 2005)

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

73

Atkinson, Rob (2001), “The Emerging ‘Urban Agenda’ and the European Spatial Development Perspective: Towards an EU Urban Policy”, European Planning Studies, Vol.9, No.3, 2001, s. 385-406. Atkinson, Rob, (2002), “The White Paper on European Governance: Implications for Urban Policy”, European Planning Studies, Vol.10, No 6, 2002.,S.781-792. CLRAE (1992), The European Urban Charter, Standing Conference of Local and Regional Authorities of Europe, Council of Europe, Strasbourg. Commission of the European Communities (CEC) (1990), Green Paper on the Urban Environment, Brussels. Commission of the European Communities (CEC) (1997a) Towards an Urban Agenda in the European Union, Communication from the Commission, Brussels. Commission of the European Communities (CEC) (1997b) Communication from the Commission on Promoting the Role of Voluntary Organisations and Foundations in Europe, Brussels. Commission of the European Communities (CEC) (1998) Sustainable Urban Development in the European Union: A Framework for Action, Communication from the Commission, Brussels. Commission of the European Communities (CEC) (2001), Environment 2010: Our Future, Our Choice: The Sixth Environment Action Programme, Luxembourg. Congress of Local and Regional Authorities of the Council of Europe (CLRAE) (2005), “European Urban Charter”, (http://www.coe.int/T/E/Clrae/_5._Texts/5._Conventions_and _charters/urban.asp). Council of Europe (CE) (2005a), “About the Council of Europe”, (http://www.coe.int/T/e/Com/about_coe). Council of Europe (CE) (2005b), “Congress of Local and Regional Authorities of the Council of Europe, European Urban Charter” ,(http://www.coe.int/T/E/Clrae/_5._Texts/5. _Conventions_and_charters/ urban. asp#P49_1425). Delladetsima, Pavlos M. (2003), “What Prospects for Urban Policy in Europe?”, City, Vol. 7, No.2, July 2003. s.153-166. DPT (2003a), Türkiye İçin Katılım Ortaklığı Belgesi, Ankara, 2003. DPT (2003b), Türkiye’nin Avrupa Birliğine Katılım Sürecine İlişkin 2003 Yılı İlerleme Raporu, Ankara, 2003. Duru, Bülent (2005), “Küreselleşme, Avrupa Birliği ve Türkiye Çevresi”, Birikim, S.191, s. 63-72. European Commission (EC) (1994), Europe 2000 + Cooperation for European Territorial Development, Luxembourg. European Commission (EC) (1996), European Sustainable Cities, Brussels. European Commission (EC) (1999), ESDP-European Spatial Development Perspective: Towards Balanced and Sustainable Development of the Territory of the European Union, Postdam. European Union (EU) (2005), Treaty Establishing Constitution for Europe, Official for Official Publications of the European Communities, Luxembourg. Keleş, Ruşen (1993), “Yerel Yönetimlerde Avrupalı Olmak”, Kent ve Siyaset Üzerine Yazılar, IULAEMME, İstanbul, s.50-53. Keleş, Ruşen (2002), Kentleşme Politikası, 7. Baskı, İmge, Ankara. Kratke, Stefan (2001), “Strengthening the Polycentric Urban System in Europe: Conclusions from the ESDP”, European Briefing, Vol. 9, No. 1, s.105-116.

74

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

Newman, Peter / Thornley, Andy (1996), Urban Planning in Europe, Routledge, London and New York. Richardson, Tim / Jensen, Ole B. (2000), “Discourses of Mobility and Polycentric Development: A Contested View of European Spatial Planning”, European Planning Studies, Vol. 8. No. 4, s.503-520. United Nations Population Division (2004), World Population Prospects: The 2004 Revision Population Database (http://esa.un.org/unpp). Williams, Richard H. (2000), “Constructing the European Spatial Development Perspective-for Whom?”, European Planning Studies, Vol.8, No: 3, s. 357-365. Yerelnet (2005), “Avrupa Konseyi”, (http://www.yerelnet.org.tr/uluslararasi/avrupakonseyi anlasma7.php).

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

75

76 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .

kentlerdeki toplumsal aktörlerin mücadelelerinin yol açtığı ittifaklar. kent mekanının sermaye birikiminin bir aracı olarak kullanılmasını sağlayarak ekonomik gelişmenin ileri götürülmesini desteklemek ve onu şekillendirmektir. baskınlaşacağı sermaye birikim süreçleri ve özellikle de bu süreçlerde etkili olan siyasal-toplumsal aktörlerin mücadeleleriyle belirlenir. bu farklardan kaynaklı işbölümleri. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 77 . dinlenme. her yerellikteki sosyo-mekansal gelişmeler de. Ekber DOĞAN* Giriş Kent ölçeğinde siyasetin ekonomik ve toplumsal olmak üzere iki ana ekseni bulunuyor. Kentler arasındaki mekansal-eşitsiz gelişme dinamiklerinin yarattığı farklar. yani toplumsal refahın arttırılmasıyla ilgilidir.Ü. A.Neo-Liberal Belediyeciliğin Çelik Zırhı: Yerel Kalkınma A. * Arş. Bunlardan ekonomik olanı. ona direnen hatta onun tersi yönde giden (kentsel) gelişme doğrultularına da neden olabilir1. mekanik olarak birikim süreçleri doğrultusunda yaşanan değişiklikler biçiminde somutlaşmaz.Gör. Bunlardan hangisinin ön plana çıkacağı. kolektif tüketim ve hizmet gereksinimlerinin karşılanmasıyla. Ancak. Sosyal Bilimler Enstitüsü 1 Bu durum ya sistem içi muhafazakar bir direniş ya da radikal ve reformist bir ittifakın direnişi olarak ortaya çıkabilir ama her iki gelişme doğrultusu herhangi bir tekil kentin birikim sürecinin çeperlerinde bir yerlere düşmesine hatta sistem açısından sorun yaratan bir özellik taşımasına yol açar.. Kentsel siyasetin bu ekonomik amacıyla çokça çelişen ikinci ekseni (toplumsal işlev) ise başta ücretli emekçiler olmak üzere kentsel alan içinde yaşayan nüfusun barınma. toplum kesimlerinin mekanı deneyimleme biçimleri. kentlerin içinde barındırdığı ekonomik ve toplumsal ilişki biçimleri. ulusal düzeyde birikim sürecindeki değişikliklere paralel sosyo-mekansal gelişmelere yol açabileceği gibi.

toplumsal ilişkilerde yaptığı etkiler. Bu strateji 2 Bu arada. ‘küçültülmesi’ çabalarının bir parçası olarak değerlendirmek gerekiyor. ulusal ve uluslararası sermaye birikim süreçleri içindeki anlamı. 1984’ten bugüne Türkiye belediyeciliğine hakim olan neo-liberal belediyecilik anlayışının birinci ekseni baskınlaştırdığı. 1990’lardan bugüne bu stratejiyle geliştikleri söylenen Anadolu kentlerinin yaşadığı değişimler gibi çeşitli boyutlarda analiz edilmeye çalışılacaktır. ülke yönetim sisteminde yerinden yönetimin ağırlığının arttırılması temelinde bir yeniden yapılanmanın gerekli olduğu fikrinin de sermaye çevrelerince ısrarla vurgulandığı dönemdir. 78 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . SHP’li belediyeler döneminin sonlarında (büyük kentlerde) yeniden uç vermeye başladığı ve 1994’ten sonra başa geçen RP-FP çizgisinden yönetimlerle birlikte daha kararlı biçimde uygulanma olanağı bulduğu görülmüştür. büyük sermayenin kentselleşmesine hizmet eden. yerellikler üzerinden kalkınma stratejisi. kendisini emek ilişkilerinden soyutlamaya çalışan. Yerellikler üzerinden kalkınma konusu bu makalede. neo-liberalizmin yerel siyasette ne kadar köklü bir egemenlik kurduğunu göstermek ve bu egemenliğe bütünsel bir karşı çıkışın neleri atlamaması gerektiğini ortaya koymak bakımından yararlı bilgiler sunacağını varsaymaktayız. Söz konusu yıllar aynı zamanda. Bu yüzden. yerel ölçeklerde karşımıza çoğunlukla “yerel kalkınma” diye çıktığı için çalışmamızın kimi yerlerinde bu stratejinin yerel kalkınma olarak da anılacağını belirtmek gerekir. inşaat sektörünün spekülatif taleplerine odaklanmış. kentsel siyaset açısından alternatifi sosyal (demokrat) belediyeciliğin. sözü konusu stratejiyi incelemeden günümüzün egemen yerel yönetim siyasalarını anlamak mümkün değildir. Uzunca bir süredir gündemde olan bu yerelleşmenin şekillenmesinde aslan payı ise ulusal ve uluslararası üretim örgütlenmelerinde meydana gelen değişikliklerin ürünü olarak gündeme getirilen “yerellikler üzerinden kalkınma” stratejisine2 aittir. merkezi devlet aygıtının ithal ikameci birikimin bütünleyeni olarak benimsediği ulusal kalkınmacı anlayışla yüklendiği ekonomik-toplumsal etkinliklerden arındırılarak. kolektif tüketim hizmetlerini budayan ve piyasalaştıran çizginin adı olduğunu söyleyebiliriz. personel giderlerini düşürmeye. Hatta denilebilir ki. ikinciyi ise yalnızca bir riskin kontrol altında tutulması ve belli kamusal mekanların. ulusal kalkınmacılıktan farkları. vaatlerini yerine getiremeyerek geri çekildiği 1990’lı yılların ikinci yarısına neo-liberal belediyeciliğin ikinci dönemi diyebiliriz.1980’lerin sonu 1990’ların başındaki birkaç yılı bir kenara bırakırsak. yerel güç dengelerinde. Söz konusu yerelleşmeyi. 1984-1989 arasında ANAP’lı belediyelerle başlayan bu çizginin. kent parçalarının bir temsil projesi çerçevesinde estetik biçimde sunulması düzeyinde dikkate aldığı ortadadır. Çizilen çerçevede yapılacak bir analizin. bu yüzden de pek popüler olmayan neo-liberal belediyecilik anlayışını biraz daha açmak gerekirse. Literatürün üzerinde fazla durmaya gerek görmediği.

1988-1992 arasında yükselen işçi hareketinin etkisi altında sosyal demokrat vaatlerle 1989’da işbaşına gelen SHP’li belediye yönetimleriyle bir kesintiye uğradığını görmek gerekiyor. sermayenin büyütülmesine hizmet ettiği ve kamusal hizmet kurumu niteliğinden uzaklaşıp. yerel sermayenin kentsel siyasette adeta mutlak bir hegemonyaya sahip bir toplumsal aktör konumuna mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 79 . inşaat. 1989-1994 yılları arasında geçen süreyi. insan ve çevre sağlığı gibi konuları aklına getirmemesine rağmen. kimi önemli hizmet kurumları şirketleştirilmiştir. söz konusu stratejiden kazançlı çıkacak olanları (şirketler ve burjuva katmanları). İslamcı kadroların birçok büyük ve orta ölçekteki kentte işbaşında olması. tüketim gibi kentsel alanlarda üretilen rantlara yönelme eğilimine hizmet eden uygulamalara ağırlık verilmiş. belediye hizmetleri piyasalaştırılmış. Türkiye’de Neo-Liberal Belediyeciliğin Satırbaşları Belediyelerin 1980’li yıllardan başlayarak işgücünün yeniden üretimine yönelik hizmetlerden çok. yerel altyapı finansmanında dış borçlanmanın gelişmesi. yereldeki bütün toplumsal ve ekonomik dinamiklerin aynı amaca koşulmasını dayatması nedeniyle otoriter-korporatist bir muhtevaya sahip olduğu da söylenebilir. Bu dönemi karakterize eden ve bir kısmı da ilkiyle süreklilik içinde düşünülmesi gerekenbelli başlı özelliklerini. İzmir ve Adana’nın yeniden ANAP’ın eline geçtiği 1994 sonrasını ise rahatlıkla neo-liberal belediyeciliğin ikinci dönemi diye adlandırabiliriz. konumuzun esas çıkış noktası olan neo-liberal belediyeciliğin ne olduğunu satırbaşlarıyla özetlemek gerekiyor. Yine de bu sürecin 1980 sonrasında geçilen birikim modeliyle bakışımlı işleyişinin düz bir çizgide ilerlemediğini. sermayenin arsa. ANAP’lı belediyelerle başlayan ve 1984-1989 arasını kapsayan ilk dönemde. büyük kentsel projelerin gelişmesiyle belediyelerin büyük harcama kapasitelerine ulaşmaları. yerel yönetimlerle bir araya getirerek bahsettiğimiz kentsel korporatizmi üretecek esnek müzakere zeminleri olarak değerlendirmek gerekir. birer hizmet şirketi kimliğine büründükleri biliniyor. personel giderlerinin azaltılması. toplu tüketim ve işgücünün yeniden üretimine yönelik iş ve hizmetler yerine. konut. yerel hizmetlerin özelleştirilmesi. Sosyal adalet. Refah Parti’li kadroların Ankara. neo-liberal belediyeciliği iki donemde incelememizi gerektiren bir ara dönem olarak değerlendirmemiz gerekir.yerelliklerde o denli etkilidir ki. Bu anlamda. Yerellikler üzerinden kalkınmanın saydığımız boyutlarına geçmeden önce. İstanbul dahil 4 büyükşehir ve 12 kent merkezi belediyesini kazandığı. ticaret. Habitat II Zirvesi’nden (1996) sonra gelişen “Yerel Gündem 21”ler ve onların arkasındaki yerel yönetişim modelini de bu çerçevede. ona yöneltilecek bir eleştiri ya da karşı koyuş kolaylıkla “yerelliğine/kentine ihanet” olarak damgalanabilir gibi gözükmektedir. çalışanların hakları. kendisini bu şekilde her türlü eleştiriye kapalı tutmayı bilen yerel kalkınma stratejisinin.

belediyeleri kentsel hizmet üretiminde emek ilişkilerinden ve bu ilişkilerin yüklediği kamusal sorumluluklardan soyutlamayı getiren bir stratejiye denk düştüğünü söyleyebiliriz. Refah Partili yönetimlerce. Türkiye’deki işçi hareketinin 1990’ların ikinci yarısında yaşadığı gerilemede ve emek piyasasındaki dengelerin emekçiler aleyhine bozulmasıyla. Sakarya.yükselmesi. çalışanların maaşlarının yüksekliğiyle adeta ayrıcalıklı bir kesime dönüştüğü. personel giderleri 1997’de 1960’lardan beri tarihinde gördüğü en düşük seviyelerden biri olan % 29. özelleştirme ve taşeronlaştırmayla da birleşerek. Başlarda Kağıthane. Bu ölçüde önemli bir ‘başarı’ya imza atan neo-liberal belediyecilik. 80 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . istifaya zorlama gibi yollarla toplam personel sayısını hızla azaltma olmuştur. belediye bütçesindeki personel giderlerinin oranını 1994’te % 35. ilk olarak. Bir yıl sonra ise bu oran hafif bir yükselişle % 30.9’a çıkmıştır (http://www. Bu nedenle.gov. yoksula yardım faaliyetleriyle yapılan bir ‘hayırsever”lik motifi eklenerek yeniden hız kazandırılan neo-liberal belediyecilikle birlikte yaşanan süreci daha ayrıntılı biçimde özetlemek gerekirse. doğrudan işten atma.die.xls). Mersin gibi pek çok kentte ciddi bir dirençle karşılaşsa da işten atılanlar. hizmet üretimi süreci özel ellere verilmiş olsa da belediye bünyesinde kalan kimi işlerin yürütülmesi için gerek duyulan yeni elemanların kadrolu değil. Belediye emekçilerinin bu strateji karşısında uğradığı yenilginin. ücretlerin gerilemesinde önemli ölçüde pay sahibi olduğu söylenebilir. direnenlerin önceki dönemde partizanca işe alınan siyasi insanlar olduğu ve bunların çoğunun çalışmadığı halde belediyeden maaş aldığı yönündeki olumsuz propagandaların bunda ciddi payı bulunmaktadır Belediyelerin kesin hesaplarına göre.tr/ IstTablolar/24ml395t. işçi sendikalarının hatalarının yanında. çeşitli nedenlerle3 arkalarındaki toplumsal desteği genişletemedikleri için başarıyla uygulanan bu siyasanın. belediyelerin öncelikleri arasında yerelliğe para ve sermaye çekmenin ön plana geçmesi biçiminde sıralamak mümkündür.5’ye gerilemiştir -benzer bir durum 1985’te % 28. RP’li ve ANAP’lı belediye yönetimlerinin 1994 sonrasında izledikleri söz konusu personel siyasasının. Bu stratejiyle.5’ten 3-4 yıl gibi kısa bir sürede %30 seviyesine4 çekerken bütçede dışarıdan mal ve hizmet 3 4 Bunlar arasında. geçici veyahut sözleşmeli personel statüsünde işe alındıkları ve personelin siyaseten işverene (belediye yönetimine) yakın işçi ve memur sendikalarına üye olmaya zorlandıkları görülmüştür.5’a düşmesiyle yaşanmıştır-. daha sonra özelleştirme ve taşerona iş yaptırma gibi daha teknik denilebilecek piyasacı neoliberal araçlarla sürdürüldüğü görülmüştür. belediye personel yapısında meydana gelen değişimden söz etmek gerekir. “Yüksek personel giderlerinin yarattığı yüklerden kurtulma” diye ifade edilen siyasanın yaşama geçirilmesinde atılan ilk adım. emekliye ayırma. Ankara. Bunun yanında. 1989-1994 arası dönemde ülkedeki genel ücret artışlarında birer motor işlevi de görmüş belediye emekçilerinin kazanım ve örgütlülüklerine ciddi darbeler vurulduğu görülmektedir. Gebze. yeni belediye yönetiminin seçim başarısının verdiği moral üstünlüğü de kullanarak.

Yanı sıra.9’una çıkmıştır. Bu avantajlar da yenilerde kendi çapında önemli bir sanayileşme 5 6 Dışarıdan veya özel sektörden ihale ve altsözleşme ilişkileri (taşerona iş gördürme) yoluyla mal ve hizmet alımlarının belediye giderleri içindeki payı 1994’te % 12. ulusal ve uluslararası büyük sermayeyi yörelerine çekme çabası anlamına geldiğini söyleyebiliriz. Türkiye ve Mersin ölçeklerinde ayrıntılı biçimde ele alındığı bir çalışma olarak.satın alımlarına ve ihale yoluyla müteahhitlere yaptırılan büyük altyapı projelerine ayırdığı payları arttırmıştır5 (DİE).4’ünden % 30. Belediye yönetimlerinin bir hizmet şirketinin işletmecisi gibi hareket ettiği söz konusu dönemde. Yerellikler Üzerinden Kalkınma Türkiye’de “24 Ocak Kararları”ndan (1980) beri geçerli olan dışa açık. özetlediğimiz neo-liberal belediyecilik anlayışının.5’tan %34. 1994-1998 arasında %22. sunulanlar da birer piyasa malı gibi fiyatlandırılmıştır. yalnızca Türkiye’de değil. 1998’de % 14. sermaye açısından sahip oldukları avantaj ve potansiyellerini harekete geçirerek. Ekber Doğan 2002’ye bakılabilir. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 81 . kent halkının gündelik yaşantısını önemli biçimde etkileyen kolektif tüketim mal ve hizmetlerinin çeşitleri azaltılmış (yani belediyece sunulmamaya başlanmış). onun yerelliklerin gelişmek için toprak. tesis ve onarım giderleri’nin oranı da aynı süreçte belediye giderlerinin %18. emek. 1990’larda mekansal farklılıkları önemli kılan yeni bir rota üzerine oturtulmaya çalışıldığı görüldü. Yerel sermayenin de kendi yerelliğinin sınırlarını yeni bağımlılık ilişkilerine girerek aşmasını sağlayan bu sürecin arkasında. sermayenin yeni uluslararasılaşma biçimi olan neo-liberal küreselleşmenin yattığı biliniyor. orta ve büyük sermayenin arayışına yanıt vermeye endekslenmiş. değişik biçim ve derecelerde olmak üzere.8’e yükselmiş. Bu artışın yalnızca oransal bir değişim anlamına gelmediğini.9’a yükselen yatırım giderlerinin geleneksel olarak en büyük kalemi olan ‘yapı. Kısa bir literatür taraması. Böyle bir genel çerçeve içine oturtabileceğimiz “yerellikler üzerinden kalkınma” stratejisini tanımlamak gerekirse. Neo-liberalizmin kentsel siyasalar düzlemindeki izdüşümlerinin dünya. ihracatı teşvik eden birikim modelinin. dünyanın pek çok ülkesinde 1980’lerden bu yana hakim anlayış olduğunu göstermektedir6. kolaylaştırılan dış borçlanma yoluyla artan harcama kapasitesiyle de parasal değer açısından da ciddi bir artış yaşandığını belirtmek gerekmektedir. söz konusu neo-liberal belediyelerin. ülkeye yabancı sermaye çekmek ve ihracatı arttırmak için ekonomik gelişme potansiyeli taşıyan yerelliklerin (kent ve bölgelerin) önünün açılması biçiminde özetlenebilir. kenti ulusal ve küresel sermaye için bir cazibe merkezi yapmaya dönük yatırım ve hizmetlere öncelik veren bir kentsel gelişme siyasasını izledikleri de görülmüştür.2 iken. kentsel toprak rantını aşırı kâr biçimi altında mülk edinme arayışı içinde olan. Bu rota. A.

hem de uluslararası sermaye çevreleri arasında oldukça güçlü olan bir siyasa tercihi olduğunu göstermektedir.sürecine girmiş kent ve bölgelerin sahip olduğu. ulusal ve uluslararası sermayeye adeta sözleşmeli üreticilik yapan yerelliklerin krizler karşısındaki aşırı kırılganlıklarını anlamak bakımından önemlidir. dünya ekonomisinin yeni bir büyüme evresine girememesi. en düşük ücretlerle. ulusal kalkınmacılığın ithal ikameciliğin tıkanmasıyla terki. en ağır çalışma koşullarının hüküm sürdüğü. 7 Alt sözleşme ilişkilerinin. insan sağlığı ve çevre korumaya dönük düzenlemelerin bulunmadığı. anti-demokratik rejimler ve ekonomik bağımlılığın yol açtığı onca insani ve çevresel sorunun. Bu stratejinin model mekanı (coğrafyası) ise. sosyal güvenlik. ya da düşük kiralar. yerelin önünü açarak “küresel rekabet ortamında” başarılı olmasını kurumsal olarak teşvik etmeye çalışmaktı. Pierre Bourdieu’nun “sonsuz sömürme ütopyası” dediği neo-liberalizmin egemenliği koşullarında yerel kalkınma adına daha da vahim biçimde. birleşmeler ortamının büyük sermaye açısından sunduğu mülksüzleştirme yoluyla birikim olanakları. ekonomik ve toplumsal boyutlarını törpüleyecek biçimde yeniden yapılandırılmasını savunan piyasacı.azgelişmişlikle bağlantılı şeylerdir. yerel dinamikler. 82 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . toplumsal güçler de devreye sokularak yaşandığı görülmektedir. ulusal kalkınmacılık söylemi ardında azgelişmiş ülkelerin bir çoğunda söz konusu olan baskıcı. Bu. yerellikler veya kentler üzerinden kalkınmanın. yerel zatüre olmaktadır”. Bu kırılganlık durumunun yol açtığı iflaslar. fason üretimin. hem tek tek kapitalist devletler. üretim sürecinin parçalanması ve bazı kısımlarının azgelişmişlikten dolayı ucuz emek ve hammadde havuzları olan yerelliklere kaydırılması gibi günümüz sermaye birikim süreciyle ilişkili nedenleri olduğundan daha makro ölçeklerdeki sermayelerin kimi talepleriyle örtüşmeleri bulunduğu görülmektedir7. kadın ve çocuk emeğinin umarsızca sömürüldüğü terleme atölyeleriyle karakterize olan Çin’dir. Dünya kentinden başlayarak her mekansal ölçeğin altındakini daha yoğun biçimde sömürmesini getiren bu mülksüzleşme yoluyla birikim oyununun ne kadar tekrarlanacağı. Bu da esasen devletin küçültülmesi. Yani. 1970’lerin krizinin sürekliliği. Yerellikler üzerinden kalkınmanın. çoğunlukla -ucuz. Bütün bunlar. “küresel ve ulusal büyük sermaye hapşırdığında. dünya (kapitalist) ekonomisinin ve uluslararası sermayenin birikim sorunlarına ne kadar deva olacağı tartışmalıdır. ucuz hammadde gibi. Bu yüzden de Dünya Bankası gibi önemli bir kredi kurumu kentleri kalkınmanın günümüzdeki yeni motor güçleri olarak lanse etmektedir. yerelliklerde yaşanan ilkel birikimden alınan değerlerle 1970’lerden beri içinden çıkamadığı uzun vadeli krizin etkilerini hafifletmesi anlamına geldiği de söylenebilir. çevre standartları ve denetiminin göz ardı edilmesi. 1994 Yılından bu yana yaşanan ulusal ve uluslararası krizlerin arkasından yaşanan yoğun iflasların ortaya koyduğu bu kırılganlıktan kalkarak denebilir ki. yutma operasyonları. Bu doğrultuda merkezi devletin temel yönelimlerinden biri. parça başı işin önemli yer tuttuğu yerel kalkınmada. itaatkar ve örgütsüz emek. ulusal kalkınmacılık döneminden daha sıkılaşmış bağımlılık ilişkileri çerçevesinin geçerli olduğunu da belirtmek gerekir.

uluslararasılaşma olanağı yakalayan “yabancı” sermayeyi kendilerine çekebilmek için yarışacaklardır. Dolayısıyla. dokumacılık başta olmak üzere emek yoğun işkollarında alt sözleşme ilişkileri içerisinde parça başı. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 83 . Cumhurbaşkanı geri çevirdiği için parça parça çıkartılan yasalarla devam etmektedir. Kalkınmaya ne ölçüde katkısı olduğu tartışmalıysa da kentler/yerellikler bu strateji çerçevesinde dünyada neo-liberal politikalarla daha rahat dolaşma. fason işler yaparak sanayiye yöneldiler. The Economist dergisi editörü Tim Hindle’nin yakın dönemde yayımlanan 1990’lar Türkiye’siyle ilgili raporunda ekonominin performansıyla ilgili yaptığı “yo-yo büyüme” tanımlamasına çok daha fazla uyduğunu10 düşündürtmektedir (2005: 14). gelişkin sanayi altyapısını hinterlandına yayarak göreli anlamda sanayisizleşen. ucuz emek havuzları niteliğindeki organize sanayi bölgelerinde. karanlık yüzünde ağır çalışma koşulları. 2004 sonbaharında çok daha kapsamlı bir değişim (yeniden yapılandırma) paketi olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu’nun içinde TBMM gündemine getirilmiştir8. yönetsel açıdan da bir yerelleşmenin yaşanmasının gerekli olduğu fikridir. çocuk emeği. Kentlerin turistik niteliklerini öne çıkararak gelişen turizm pastasından pay alarak refahını arttırma çabaları da sosyal ve kültürel hizmetlerin ve altyapının gelişmesine hizmet ettiği için hayırlı da denebilecek. yerellikler üzerinden kalkınma stratejisinin mantıksal sonucu. Bu işin parlak yüzünde. Daha da ötesi. Bu fikir doğrultusunda 1990’ların ikinci yarısından beri gündemde olan yerel yönetim reformu. tüm ana akım kentleşme uzmanlarının öve öve bitiremediği yerel kalkınmanın. Bu. kimi kentlerin yerel sermayesi kamusal yatırım teşvikleriyle de desteklenerek. 8 9 10 Paketin yasalaşma süreci. bir yandan da uluslararası tekeller için gelişkin finans ve hizmet altyapısı sunarak yeni sermaye çekmeye çalışan “dünya kentleri” bulunurken. Aslında yerellikler üzerinden kalkınma gibi özelde uluslararası sermayeyi genel olarak da büyük sermayeyi güçlendiren stratejinin bağımlılık ve kırılganlıkları arttırdığı için ulusal düzeyde geçerli olan yo-yo büyümenin müsebbiplerinden biri olup olmadığı da dikkatle araştırılması gereken bir konudur. sermayenin uluslararası dolaşımı hızlandığı koşullarda azgelişmiş ülkelerde yeni sanayi odakları olarak gösterilen belli yerelliklerde kimi dönemlerde yakalanan büyümeyle sağlanan değerlerin krizler sonrasında büyük ölçüde dışarıya aktarıldığı da çok sık rastlanan bir durumdur.neo-liberal yaklaşımın 1970’lerden beri süren kriz koşulları ve kapitalizmin reel sosyalizm karşısında kazandığı zaferle kurduğu hegemonyanın sonucunda gelişen bir stratejiydi.yereldeki emekçiler için daha fazla sömürü ve yoksulluk getirici kalkınmanın elma şekerleri gibi görünmektedir. düşük ücret. Anadolu’da Yerel Kalkınma Stratejisiyle Geçen 10 Yıl (?) “Yarışan kentler” söylemiyle desteklenen “yerellikler üzerinden kalkınma” stratejisi sayesinde. işgücünün parçası olan kesimleri yoksullaştırma ve yoksula yardımı içeren enformalitenin gelişmesi bulunmaktadır9.

en önemli avantajı ucuz işgücü olan üretim kolları üzerinden ihracata yönelen neo-liberal ekonomi siyasalarına paralel bir durumdur ve bu yerelliklerin uluslararası bağlantıları da zaten bu tür “ucuzluklar” sayesinde mümkün olabilmiştir. sermaye birikim süreçlerini. Krizin etkileri azalmaya başlayınca. aslında emek maliyetlerini. Kayseri. Bu zaten ucuz emeğe dayalı. işçi mücadeleleri ve eylemlerinin yarattığı maliyet risklerini sırtından alan sıkı bir emek kontrol rejimi geliştirmek anlamına gelmiştir. yakın dönemli ve makro nedenleri de bulunmaktadır. Yozgat gibi kentlere İslami Bankacılık. konjonktürel ekonomik kriz dönemlerinin maliyetlerini bu taşeronların üstlenmiş olmalarıdır. Yerel sermayeyi güçlendiren söz konusu süreç. sermayenin darbe 84 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . 1980’lere kadar. 1999). eski fabrika sisteminde ustabaşı ve formenlerin yaptığı işi küçük üretici taşeronlara yaptırmak.Ulusal ve uluslararası büyük sermaye açısından meta üretiminde ara aşamaları Türkiye sanayi yapısında nicel olarak ağırlık taşıyan küçük üreticilere yaptırmak. Yerelliğin kimi orta ve büyük sermayedarları ve/veya büyük toprak sahiplerinin de bu üretim örgütlenmesinden büyüme yönünde yararlandıkları ve ulusal ölçekteki holdinglere dönüştükleri görülmüştür (Sanko. Bunun. Bu süreçte. yurtdışından Konya. aşırı güçlenmesine izin verilmeyen geleneksel yerel küçük sermayenin önünün 12 Eylül darbesi sonrasında çok çeşitli siyasal ve ekonomik gerekçelerle açılmasıdır. yeni küçük girişimciler üzerinden yeni alt sözleşmeler yapılmakta ve döngü yeniden başlamaktadır. Boydak. daha da ötesi modernleşme ve kapitalistleşme süreçlerini tıkayacağı düşüncesiyle kentsel siyasetteki etkinliği hep kontrol altında tutulmaya çalışılan. Türkiye’deki sermaye birikimi süreçleri ve her kent ya da bölgeye özgü tarihsel birikimler (yerelliklerdeki kapitalist gelişmenin özgüllükleri. sermaye ve işçi sınıflarının oluşum süreçleri. Yimpaş. Yerellikler Üzerinden Kalkınma Kimlerin Çıkarına?: Yerel Sermaye ve İslamcılığın Kentsel Siyasette Güçlenen Hegemonyası Türkiye kentlerinin sosyal ve ekonomik yaşantısında yerel sermayenin egemenliğiyle. Bir yanıyla. sınıfsal ve daha genel olarak toplumsal mücadeleler geçmişi) kadar önemli. emekçi sınıfların güçsüzlüğü bugün için üzerinde fazla bir araştırma yapılmadan görülebilecek bir husus. Bu nedenlerden ilki. Büyük şirketlerin artı değere el koyma sürecinde bir dolayım olarak taşeronları kullandığı alt sözleşmeli üretimin en önemli avantajlarından biri. işçi sınıfının örgütlenme geleneği güçlü olmadığı yerelliklere kaydırılması biçiminde yaşanmıştı. Kombassan). 1950-1960 dönemi dışında. aynı zamanda işgücünün görece ucuz olduğu. siyasal merkezle ve ekonomik merkezlerle ilişkiler. “faiz yerine kar payı” sistemiyle giren önemli miktardaki gurbetçi dövizinin payını da vurgulamak gerekmektedir (Bulut.

kamunun emek ilişkilerinden ve onun getirdiği sorumluluklardan uzaklaşmasının başlangıcı sayılmalıdır.öncesindeki güçlü radikal sol muhalefetle ve işçi hareketinin gelişmesinde sorumlu tuttuğu 1960 sonrası müttefiki reformist bürokrasiyi dışlaması. MSP) arasında yaşanan yakınlaşmayla (yerel sermaye de bu iki siyasal grup arasında bir yerde durmaktadır) başlamış. neo-liberalizmin piyasacılığı doğrultusunda izlenen özelleştirme ve kamuya yeni sanayi yatırımı (KİT) yaptırmama siyasalarının. 2005. gerekse de hükümetler nezdinde bir yaklaşım olarak uzunca bir süredir kabul görmesinde önemli ölçüde pay sahibi olduğu söylenebilir. Bunlar: Yeni sanayi yatırımı yapılmaması. yan sanayi ve tamir bakım ağlarıyla kendisine bağlaması gibi gelişmelerle ete kemiğe bürünmüştür. Bu anlamda. yerelleşmenin bugünkü anlamını almasında da önemli pay sahibi olduğu görülmektedir12. sermayenin kentsel rant alanlarına yüzünü dönmesinin ortaklaşa ürünü olan 1980 sonrasının yerel yönetimler alanındaki yasal düzenlemelerinin de mali ve yönetsel anlamda güçlendirdiği belediyeler üzerinden yerel sermayeyi güçlendiren gelişmeler olarak değerlendirilmelidir11. mülksüzleşme tehlikesiyle karşı karşıya bıraktıkları anılan küçük burjuva katmanı bayilikler. İç pazar genişlemesiyle çeliştiği için işçi sınıfı ve tarımdaki yaygın küçük üreticiliği karşısına alan ihracatı teşvik eden bir birikim modeline geçilmesinin de büyük sanayi sermayesiyle-geleneksel küçük burjuvazi-yerel sermaye (ağırlıkla tüccar ve KOBİ sahipleri) arasında 1980 sonrasında oluşan sınıfsal ittifakın harcında çimento işlevi gördüğü ortadadır. kar eden KİT’lerin özelleştirilmesi. 1970 ve 1980’lerde kentsel siyasette sınıf ittifaklarının gelişimi konusunun daha geniş ele alındığı bir yazı için bakınız Doğan. yerel yönetimleri merkeze göre güçlendirme eğiliminin. Tersinden. Yerel sermayenin bunlarla. emek piyasasının esnetilerek. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 85 . Yerellikte bu süreçte en önemli kamu kurumu durumuna 11 12 Burada kısaca anlatılan. Yerel sermayenin kentsel siyasetteki hegemonyasının artışının ardındaki ikinci önemli gelişme ise. gerek sermaye kesimleri tarafından bu denli arzulanan bir şey olmasında. Devletin. kamuda istihdamın düşürülmesi. devletin meta üretimi ve emek ilişkilerinden önemli ölçüde çekilmesi anlamında yaşadığı küçülmenin. yerelliklerin ekonomik ve toplumsal yaşamında merkezi bir konum kazanmasının. bu dışlamanın habercisi olan Milliyetçi Cephe hükümetleri sırasında büyük sermaye (AP) ve geleneksel küçük burjuvazinin siyasal temsilcileri (MHP. kamusal girişimleri geriletirken yerellikteki özel sermayeyi kent ve bölgelerin sosyo-ekonomik gelişiminde daha merkezi bir konuma getirmesidir. Bu sınıfsal ittifakla. sanayi üretiminden aşamalı biçimde çekilmesi daha önce belediyeler özelinde sözünü ettiğimiz. işçi sınıfının pazarlık gücünün geriletilmesi ve 1990’ların ikinci yarısında derinleşecek yoksullaşma sürecinin zeminini döşeyen söz konusu uzaklaşma bir takım özel uygulamalarla geliştirilmiştir. zarar edenlerin kapatılmasıyla devletin ekonomideki ağırlığının düşürülmesi olarak sıralanabilir. büyük sanayi sermayesinin ulaştığı büyüklükle meta üretimi açısından gerilettiği.

Bu durumdan da Türkiye gibi halkın çoğunluğunun Müslüman olduğu azgelişmiş ülkelerde en karlı çıkanlar toplumsal boyutta dini ve etnik cemaatler. geçmişte halktan yanaymış gibi yapılan popülist müştericiliğin yerini. özellikle geri kalmış/azgelişmiş yerelliklerde kapitalist-modernleşme süreçlerinin. İslamcıların bu süreçteki en belirgin katkıları ise. yerel kalkınmanın ideolojik gıdası da yerel kültür ve kimlikler olmaktadır. dernek. İslamcı siyasetçiler bu dönemde. Bu arada. hem geleneksel-kültürel ilişki ve değerleri popülerleştirdiği için sözünü ettiğimiz kalkınma stratejisinin yerellikteki en önemli aktörü olan yerel sermayenin kentsel siyasette sahip olduğu hegemonyayı kültürel-ideolojik boyutta güçlendirmesi. tasfiye edemediği bilakis büyük kentlerin kenar mahallelerinde geçerli olan geleneksel-kültürel ilişki ağlarının güçlenmesiyle sahip oldukları işyeri (OSB’ler ve Sanayi Siteleri bunun temel ölçekleridir) ve mahalle düzeyinde sahip oldukları taban ilişkilerini ve örgütlülüklerini geliştirmeyi bilmişlerdir. bir ulusalcılık barındırıyorduysa.yoksula yardım 13 14 Gelir dağılımı adaletsizliğinin 1994’ten beri yaşanan krizlerle ciddi anlamda derinleştiği Türkiye’nin büyük kentlerinde aynı zamanda müreffeh bir Belçika da barındırdığı için etnik ve dini azınlıklara yönelik neo-faşist bir siyasal çizginin de kolay alıcı bulabildiği görülmektedir. daha sağcı bir ideolojik içerik taşıyan “yoksulların hayırsever hamileri” olarak doldurmaya çalıştıkları. İlişkinin dışsallığına ilişkin vurgumuz. bütçe ve mal-hizmet üretimi-sunumu bakımından neo-liberalizmin gerekleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmasını tamamlamıştır. siyasal düzlemde ise değişen toplumsal kodu en kolay çözen. emekçi kesimlerden gelen kimsenin bulunmadığı. etkisini zaman zaman törpülese de çok fazla dönüştüremediği.Organize Sanayi Bölgelerinde yoğunlaşan ve devletçe etkin biçimde desteklenen kısmi sanayileşme süreçlerinin yol açtığı kabuk değişiminin de yerel sermayeyi güçlendiren önemli bir dinamik olarak kaydetmek gerekiyor. merkez sağ ve solun yoksul mahallelerde bugüne dek kullana geldiği popülist söylemin günümüz koşullarına göre işlevsel kullanılmasıdır. onun diline kendisini kolaylıkla uyarlayabilen İslamcılar olmaktadır13. belediye. 86 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . -dışsal bir ilişki14 olarak ördüğü. Nasıl ulusal kalkınmacılık kimi sosyal adaletçi vaatler de içermekle birlikte. yine aynı şehirlerde -1990’larda ulusal ve uluslararası sermayeyle kurulan çeşitli alt sözleşme ilişkileri içinde. Bunların da bugünkü AKP’nin de yönetici kadrolarında yoksul. radikal veya reformcu olmaları fark etmeden. İslamcı siyasetin aktörlerinin dayandığı toplumsal tabanın burjuva ve daha ziyade küçük burjuva kesimler olduğuna vurgu yapmak ve İslamcıların varoşlara nüfuz ettiği yönündeki entelektüel dünyada oldukça yaygın olan kabulün bir aşırı yorum olduğuna dikkat çekmek içindir. vakıf gibi çok çeşitli örgütlenmelerle.gelen belediyeler de bu süreçte personel. Yoksulluk ve Dinsellik başlıklı yazısında (2002: 134-163) bu görüşümüzü destekleyen şu tespiti yapmıştır: Milli Nizam Partisi’nden beri bir “orta sınıf” hareketi olan Milli Görüş çizgisinin yaptığı iş. yani yoksulların mobilize edilse de hala bu siyasi harekete eklemlenmiş ötekiler oldukları ortadadır. tarımın 1980’lerde yaşadığı gerilemenin kimi Anadolu kentlerinde tarıma dayalı ticaret ve küçük üretimin önemini azalmasıyla. Örneğin Ahmet Çiğdem. hem de sahip oldukları ilişkiler ve parti. Yerel sermayenin en önemli müttefiki ise bu süreçte siyasal İslam olmuştur.

“sosyal riski azaltmalarıdır”. yoksul. emekçi sınıfların sosyo-ekonomik hakları üzerinde yarattığı baskıcılığın sorgulanması anlamına gelmektedir. sosyal adalet ve bölüşüm konularını yerel ve ulusal ölçeklerin toplumsal gündeminden çıkaran bir yerelleşmeyi ortaya çıkaran yerellikler üzerinden kalkınma anlayışı ve onun korporatizm talebiyle örtüşen yerel yönetişim modeli. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 87 . yerelliğin kolektif kapitalisti kimliğine sıkıştırılan belediyelerin aynı süreçte. Sonuç Yerine: Yerel Kalkınmayı Sorgulamanın Zorunluluğu Yerellikler üzerinden kalkınma stratejisi belediyelerin görevlerinin en başına. bugünkü tarihsel süreçte nereye oturduğunu. Bu şekilde. Makalemiz bu doğrultuda yapılacak yeni çalışmalar için gerekli olan akademik ve/veya siyasal ilgiyi uyarabilmişse amacına ulaşmış olacaktır. Yerelliklere ekonomik kalkınma vaadinde bulunan yerellikler üzerinden kalkınma stratejisi. Bu aynı zamanda.çalışmalarıyla neo-liberalizmin ulusal ve yerel ölçekteki uygulamalarına karşı işçi sınıfının işsiz. yerelliğin kalkınması için ihtiyaç duyulan sermaye veyahut yatırımın çekilme işine öncülük yazılıyor. Halbuki Latin Amerika’dan Avrupa’ya pek çok ülkede neo-liberal belediyeciliğe. yerelliklerde bugün yeterince sorgulanmadan kabul edilen ve adeta birer tabuya dönüştürülmüş olan yerellikler üzerinde kalkınma ve (yerel) yönetişimin. yerellikteki bütün maddi ve toplumsal güçlerin yerel sermaye ve onun bağımlı olduğu sermayelerin karları için birer kalite çemberi öbeğine dönüştürüldüğü korporatist yerelleşmecilik anlayışının. yerel özerklik ve demokrasinin gelişmesini vaat eden yerel yönetişim modellerinin parıltısından da yararlanarak. yaşanan değişim süreçlerine cepheden karşı çıkıldığı görülmektedir (Stahre. Sonuç olarak. Dünya Bankası’nın diliyle. onun uygulamalarına karşı büyük eylemler yapılıp. neoliberalizmin kent yaşamında emekçi kesimler aleyhine yol açtığı yıkımları tartışma dışı bıraktığı görülüyor. hatta Stokholm gibi kimi kentlerde belediyelerin yarışmacı yerellik doğrultusundaki siyasalarına. Bu nedenle. araştırma projelerini hak eden bir konudur. kime ve neye hizmet ettiğini ve bir bütün olarak neo-liberal belediyecilikle ilişkisini eleştirel biçimde sorgulamanın vakti gelmiştir. neo-liberal belediyeciliğin 1990’lardaki gelişimi ve yerel sermayenin kentsel siyasette neredeyse mutlaklaşan hegemonyasında oynadığı rolden dolayı daha ayrıntılı büyük ölçekli çalışmaları. diğer toplumsal ve ekonomik yönlerinin neo-liberal siyasalarla kısmen budandığı kısmen de talileştiği konuya ilişkin literatürde çokça üzerinde durulmayan bir husus. dışlanan alt kesimlerinde yükselecek hoşnutsuzlukları kontrol edebilmeleri. 2004).

International Journal of Urban and Regional Research. local politics and urban movements in contemporary Stockholm”. Neo-liberalizm ve Kent. N. Praksis. 12. Su Yayınları: İstanbul. F. içinde (Der. 88 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Çiğdem. 28. A. A.xls Doğan. Ekber (2004). http://www. T. Donkişot Yayınları: İstanbul. Doğan. (2002). DİE.tr/IstTablolar/24ml395t. “Yoksulluk ve dinsellik”.gov.die. (1999). Birikimin Hamalları: Kriz. A. “City in change: globalization. Stahre. U.Kaynakça Bulut. “Sosyal demokrat vaatlerden neo-liberal rövanşçılığa: 1990’lar Ankara’sında belediyecilik”. Yeşil Sermaye Nereye?. Erdoğan) Yoksulluk Halleri.1. WALD-Demokrasi Kitaplığı: İstanbul. Hindle. 19 Mart 2005 Sayısı. The Economist. (2004). (2005). “A promising start”. 134-163. 103-128. Ekber (2001). 68-85.

22 Şubat 2005 gün ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu Üzerine Birgül Ayman GÜLER* İl özel idarelerini yeni baştan düzenleyen AKP yasa taslağı. Cumhurbaşkanlığı’nın itirazları. etkisini ilk bir ay içinde. il özel idaresi yasasında 1987 yılında yapılan kapsamlı sayılabilecek değişiklikle gündeme gelmiştir. Siyasal Bilgiler Fakültesi mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 89 . 24 Haziran 2004 günü TBMM tarafından kabul edildi. Bu yasa yürürlüğe girdiğinde. özel idare organları arasında güç dağılımındaki bu değişikliğe göre saf tutmaktadırlar. Ancak bu * Prof. 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu anayasal ilkelere aykırılığı hemen her hükmünden belli olarak yargı sürecine girdi. Cumhurbaşkanı tarafından 10 Temmuz 2004 günü.. Metin çok az değişiklikle yeniden görüşüldü ve 22 Şubat 2005 günü yeniden kabul edilerek bu kez 5302 sayıyla yasalaştırıldı. maddeleri durdukça. il özel idaresi yasasıyla kurulan mantığın yasal geçerliğe sahip olamayacağını göstermektedir. Yasanın can alıcı özelliği bu düzenlemedir. A. gerçekte ilk olarak. vali il genel meclisi dengesindeki değişiklikte gösterecektir. yeniden görüşülmek üzere parlamentoya geri gönderildi. yürürlükteki Anayasa’nın başlangıç bölümünde yer alan temel maddeler ile genel olarak yönetimi. Yasanın hedefleri. 5197 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu. merkezi yönetimi ve yerel yönetimleri düzenleyen 123.Dr. İl genel meclisleri kendi başkanlarını seçecek ve (geçici madde-1) valinin meclis başkanlığı unvanı düşecektir. il özel idarelerinde ‘subsidiarite’ olarak bilinen yerellik ilkesi uygulamasının diğer mekanizmaları. Cumhurbaşkanlığı Anayasa Mahkemesi’ne başvurma yetkisini kullandı.Ü. 126 ve 127.

Sayısı: 583. 73 ana madde ve geçici 2 maddesiyle toplam 75 maddeli bir metin olarak. Cumhurbaşkanlığı’nın veto yazısına karşı iktidar sözcüleri. 1 2 Bu metnin adı. Net olan nokta. Dönem 22 Yasama Yılı: 2. Bu duruma karşı.değişikliğin başlıca hükümlerinin Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesi. Haziran 2004 ortasında TBMM Genel Kurul görüşmesi aşamasına gelmiştir. TBMM Genel Kurul görüşmelerinde Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun olarak değiştirilmiştir. İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri. 119 sf. Bakanlar Kurulu’nca 25 Şubat 2004 günü kabul edilerek 3 Mart 2004 günü TBMM Başkanlığı’na sunulmuştur. 2000 Merkezi idare ile mahalli idareler arasında görev bölüşümü ve hizmet ilişkilerinin esaslarının düzenlenmesi hakkında kanun hükmünde kararname taslağı * 2002 Mahalli İdareler Kanunu Tasarısı (Taslağı) * 2003 a) Yerel Yönetim Yasa Tasarıları (H. S. Buna karşın girişimler kesilmemiş. 1998 Merkezi idare ile mahalli idareler arasında görev bölüşümü ve hizmet ilişkilerinin esaslarının düzenlenmesi kanun tasarısı. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı1 temelinde ilerleyen devlet reformu çerçevesinde. TBMM’nin Ekim 2004’te açılmasıyla birlikte yasayı “aynen kabul ederek” onaya göndereceklerini açıklamaktadırlar. Yasanın yürürlük süreci. iki gün içinde Cumhurbaşkanlığı’na gönderilmiştir. Plan ve Bütçe Komisyonları tarafından görüşülen tasarı. 1990’lı yıllar. yerellik esasına dayalı sürecin hızını kesmişti. İl Özel İdaresi Kanun Tasarısı Taslağı adını taşıyan metin.2 Genel Kurul görüşmelerinde 24 Haziran 2004 günü geçici madde sayısı üçe yükseltilen tasarı. kurulmak istenen düzenin en temel özellikleri bakımından Anayasa’ya açık aykırılıklar taşımaktadır. Avrupa Birliği ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/767). İçişleri. iktidar yetkililerinin “anayasayı değiştirmek” formülü üzerinde duracakları tahmin edilebilir. kamuoyuna 7 Kasım 2003 tarihli taslak olarak malolmuştur. 1987 yılında verilmiş numarasıyla 3360 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nda topyekun değişiklik amaçlayan çeşitli girişimlere sahne olmuştur. 90 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Avrupa Birliği. Ürün Taslakları) İl Özel İdaresi Kanun Tasarısı * 2003 b) İl Özel İdaresi Kanunu Tasarısı Taslağı * 2004 İl Özel İdareleri Kanun Tasarısı (2003-b taslağının tasarılaşmış hali) 2004 Tasarısı. iptal işlemiyle karşı karşıya kalınarak önemli ölçüde gecikecek görünmektedir. yasanın Anayasa Mahkemesi’nin gündemine gireceğidir. TBMM. Yasa.

4 1876 yılında ortaya çıkan Kanuni Esasi.5. Yayımlanmamış Çalışma.1987. 1913 yılında Osmanlı döneminde çıkarılmış kanun hükmünde kararnameyle varlık kazanmış bir kamu idaresidir. yılda bir kere 40 gün süreyle toplanacak. defterdar. İllerde “Vilayet İdare Meclisi” ile “Vilayet Umumi Meclisi” olmak üzere iki meclis kurulmuştur. İl özel idaresi. Kabul Tarihi: 16. Osmanlı Devleti’nin sömürgeleşme sürecinde.5. Cenk Reyhan. Ankara Ekim 2003. düzenleme “İl Özel İdaresi Kanunu”na dönüştürülmüştür. Her ilde vali başkanlığında müslüman ve müslüman olmayan kesimlerin temsil edildikleri meclisli yapı. diğeri “özel” (yerel) ikili bir yapının temeli atılmıştır. illerde biri “genel”.Yasanın Tarihsel Temeli İl özel idaresi. Meclisi Vala’da görüşülüp öngörülen işlerin yapılıp yapılmayacağına karar verilecektir. il özel idaresi yapısı. mektupçu. ikisi müslüman olmayan dörder temsilciden oluşacak. Sancak. İl düzeyindeki meclislerden ikincisi. sanayi. ticaret alanlarında görüşmeler yapacak. 1987 yılında çıkarılan 3360 sayılı yasayla3 düzenlemenin hem adı hem türü değiştirilmiş. modernleşme odaklı Tanzimat reformlarıyla birlikte belirmiş bir yapıdır. 19471. sancaklardan gelen ikisi müslüman. köylerde muhtarın yanısıra 3-10 kişilik bir ihtiyar meclisi kurulacaktır. 1871 yılında “İdare-i Umumiye-i Vilâyet Nizamnamesi”yle Vilayet Umumi Meclisi’nin görüşme konuları genişletilerek yeniden düzenlenmiştir. 13 Mart 1913 tarihli İdarei Umumiyei Vilayet Kanunu Muvakkati adlı bu kararname günümüze dek önemli değişikliklere uğramışsa da. RG: 26. adından hukuksal türüne kadar değişmeden yürürlükte kalmıştır.1987. Bu düzenlemeyle illerin yönetimi “tevsii mezuniyet” ve “tefriki vezaif” ilkelerine bağlanınca. il bayındırlığı. Yönetim İlkelerinin Gelişimi Araştırması. 1842’de ‘Memleket Meclisleri’yle başlayan süreç. hariciye müdürü ile iki müslüman ve iki müslüman olmayan temsilciden oluşmuştur. 1864 yılında eyalet örgütlenmesinden vilayet örgütlenmesine geçişi düzenleyen “Teşkil-i Vilâyet Nizamnamesi” ile birlikte. bu görüşler hükümete bildirilecek. 1840 yılında ‘Muhassıllık Meclisleri’yle. Gülhane Fermanı’nın hemen ardından. Nizam Önen. illerin yönetimine anayasal ilkeler getirmiştir. Bunlardan ilki sekiz üyesiyle bir kurul görünümündedir ve bir müfettiş. kaza merkezlerinde de buna birer idare meclisi oluşturulacak. 1849’da ‘Eyalet Meclisi’ ve ‘Sancak Meclisi’ uygulamasından sonra 1856 Islahat Fermanı’nın itmesiyle daha köklü bir yönetim değişikliğine uzanmıştır. bugünkü yapıya benzer özellikleriyle belirmeye başlamıştır. No: 3360. 1877 Berlin Anlaşmasıyla vilayetlerde uygulanacak 3 4 13 Mart 1913 Tarihli İdarei Umumiyei Vilayet Kanunu Muvakkatinin Adının ve Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 91 . Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun.

1910 yılında hazırlıkları hemen hemen tamamlanan bir tasarı. 5197 sayılı yeni yasanın hükümlerini anlama bakımından son derece yararlıdır. . 3360 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nu değiştirmek anlamına gelmektedir. Osmanlı Tarihi 8. en kapsamlı değişikliği 1987 yılında. Bu tasarıların irdelenmesi. ancak bazı temel hükümlerin değiştirilmesiyle yetinilmiştir. 1998’den Bu Yana Tasarılar 1998 yılından bu yana kamuoyuna malolan çeşitli taslak ya da tasarılar olmuştur. İlk bölüm 1929 yılında yürürlükten kaldırılmış. “mevcutları esasından değiştiren bu layiha tatbik olunmadığından” 1871 Tüzüğü 1864 düzenlemesinin bazı hükümleriyle birlikte değişmeden yürürlükte kalmıştır. Sonuçta. Günümüzde il özel idaresini yeniden düzenlemek. Vilayet İdare Meclisi’nde. 1921’den günümüze 30 kez değişikliğe uğrayan bu bölüm. ancak 1913 yılında bir Hükümet kararnamesi olarak yürürlüğe koyulmuştur. Cilt. Ama Berlin Anlaşması imtiyazlı eyaletlerin özerk. 19. 1913 tarihli kararnamenin ilk 74 maddesi ilin genel yönetimini (idarei umumiyei vilayet). Vilayet Umumi Meclisi’nde. genel meclis ise tefriki vezaif kavramının organları olarak biçimlenmiştir. bugünkü deyişle il genel meclisinde temsilin müslimgayrımüslim olarak ayrılmasına bu tarihte son verilirken. illerin genel yönetimi 1426 sayılı Vilâyet İdaresi Kanunu ile baştan sona yeniden yapılandırılmıştır. yüzyılda tek bünyede varlıklarını sürdüren iki organ birbirlerinden ayrılmış. metnin adını “İl Özel İdaresi Kanunu” olarak değiştiren 3360 sayılı yasayla yaşamıştır. son 75 maddesi ise ilin yerel yönetim örgütü olan (idarei hususiyei vilayet) il özel idaresine ilişkin hükümleri içeriyordu. 1864-1871 yapısı. s. bir başka deyişle il ve ilçelerdeki mülki sistemi düzenliyor. 5 Enver Ziya Karal. bugünkü deyişle valilik sistemi içinde yer alan il idare kurulunda ruhani reislerin temsiline hukuken 1926 yılında son verilmiştir. İkinci bölüm için ise böyle bir yola başvurulmamış.5 Anayasa ile birlikte. Vilayet İdare Meclisi genel yönetimin “il idare heyeti”ne dönüşürken. 324. Vilayet Umumi Meclisi yerel yönetimin (özel idarenin) “il genel meclisi” olarak yaşamını sürdürmüştür. 92 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .yasaları inceleyip yeniden yapacak bir komisyon kurulmuş. merkeze bağlı eyaletlerin de imtiyazlı duruma getirilmesini sağlamayı başarmıştır. İkinci Meşrutiyet döneminde tasarı taslaklarına konu olmuş. bu komisyon “idari ademimerkeziyet” esası dairesinde bir tasarı hazırlamış. illerdeki kurul tipli meclis tevsii mezuniyet kavramının.

avukatlık hizmetlerinde sözleşmeli istihdam yapılabilecektir. Tarım. Çevre bakanlıkları ile Köy hizmetleri ve Gençlik ve Spor genel müdürlüklerince yürütülen “mahalli ve müşterek nitelikteki hizmetler”in personel. TBMM Dönem : 20. (ek madde 2) Bu hüküm. g) İl özel idarelerinin ulusal bütçeden aldıkları (%1. (ek madde 14-a) e) Üst düzey yöneticiler ile sağlık. merkezi mülki yönetim karar ve onayıyla değil. Sayısı 719. etüd. özel idare payı %25’e kadar yükseltilebilir. ödenekleri il özel idarelerine devredilir. d) Memur ve işçi kadro ihdası ve istihdam. dördüncü bölümde büyükşehirler ile belediyeler ele alınmış. teknik. Merkezi idare ile mahalli idareler arasında görev bölüşümü ve hizmet ilişkilerinin esaslarının düzenlenmesi ve çeşitli kanunlarda mahalli idarelerle ilgili değişiklikler yapılması hakkında kanun tasarısı.70 olan) pay %5’e çıkarılmıştır. S. taslağın günümüzde ‘kamu yönetimi temel kanunu taslağı’ için söylendiği üzere bir “çerçeve” düzenleme olarak tasarlandığı görülmektedir. Bu tasarı. temizlik ve benzeri hizmetler ihale yoluyla gördürülebilir. Devir işlemleri 1 Ocak 2000’e kadar tamamlanmış olacaktır. Yasama Yılı: 3. (geçici madde-1) b) c) İl genel meclisi’nin adı “il meclisi” olmuştur. Tasarı toplam 35 maddeden oluşmaktadır. (ek madde 14-b) f) Süresi mali yılla sınırlı olmak üzere meclisçe uygun görülecek imalat. bakım. Turizm. TBMM’ne 24 Mart 1998 günü Başbakan Mesut Yılmaz imzasıyla gönderilmiş ve İçişleri ile Plan ve Bütçe komisyonlarında görüşülmesi tamamlanmıştır. taşınmaz. doğrudan il meclisi kararıyla yapılacaktır. Sanayi ve Ticaret. plan. Bu kısa gövde içinde merkezi yerel yönetim görev bölüşümü yapılmış. Kültür. İl özel idare müdürlüğü sistemi “genel sekreterlik” ile değiştirilmiştir. (madde 26) h) Kıyı Yasası’yla valiliklere/il idare kurullarına verilen yetkiler il özel idarelerine devredilmiştir.1998 Tasarısı. 1998 Tasarısı ile getirilen başlıca hükümler şunlar olmuştur: a) Milli Eğitim. üçüncü bölümde il özel idareleri. Sağlık. Bayındırlık. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 93 . İçeriğin genişliğine ve madde sayısının azlığına bakılarak. ancak her yıl bütçe yasalarıyla bu birimlere devredilecek görevler gözönünde tutularak. taşıma. beşinci bölümde mali bölüşüme ilişkin temel hükümler getirilmiştir. il idare kurulu yetkilerinin özel idarelere devredileceğini temsil etmesi nedeniyle önemlidir.

bu nedenle yerel demokrasi hedefinden uzak olduğu. Ancak. 3046 sayılı bakanlıklar yasasının da değiştirilmesini ve merkezi yönetimi düzenlemeyi gerektirir. 2000 yılının ikinci yarısında bir kanun hükmünde kararname hazırlamıştır. Hükümet. beklenen. 1998 Tasarısı’nın merkezi yönetime verdiği görevleri olduğu gibi korumuştur. il özel idarelerini güçlendirerek aslında atanmışları güçlendirdiği. özgelirlere ilişkin olarak yerel yönetimlerin özerkliklerini genişletici değişiklikler yapılmalıdır. özlenen düzeyde bir yerinden yönetim”e yol açacak güçte devretmediği görüşüne dayanmaktadır. (6) Yerele ayrılan payların artırılması yeterli değildir. RP’den gelen muhalefet şerhi ise. koruyucu hizmetler de yerele bırakılmalıdır. Buna göre “1950 yılına kadar devam eden devletçi ve baskıcı anlayış”a karşı “1950 sonrası demokratik gelişmeler çerçevesinde hak ve hürriyetler genişlerken mahalli idare ve sivil kuruluşların da güçlen”miştir. 29 Haziran 2000 tarih ve 4588 sayılı yetki yasasına dayanarak. “Bugün gelinen merhale itibariyle mahalli idarelerin güçlendirilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir” Tasarı yetersiz. (5) Yerel yönetime görev devri. Metnin tam adı şöyledir: Merkezi idare ile mahalli idareler arasında görev bölüşümü ve hizmet ilişkilerinin esasları ile mahalli idarelerle ilgili çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun hükmünde kararname.Bu Tasarı’ya CHP karşıoyu belediyeleri gözardı ettiği. 2000 Tarihli Kanun Hükmünde Kararname. (4) Din hizmetleri yerele bırakılmalıdır. yasalaşamamıştır. (2) Eğitimde yalnızca müfredat merkeze bırakılmalı. önceki metinlerden 94 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Tasarı’nın merkezi yetkileri “yeterince. yirmi maddede sıralanan öneriler arasında şunlar vardır. eğitimin planlama ve yönetimi devredilmelidir. Tasarı Genel Kurul’da görüşülemeyerek düşmüş. Toplam 52 ana maddeden oluşan bu metin. (1) Vali özel idarelerin başında olmamalı. ama önemli bir adımdır. (3) Sağlıkta yalnızca teşhis ve tedavi hizmetleri değil. Yeterli bir Tasarı haline gelmesi için. İçişleri Bakanlığı’nı süper bakanlığa dönüştürdüğü noktalarında toplanmıştır. il meclisleri il parlamentosu haline getirilmelidir.

hizmetlerin devir süreci boşlukta bırakılmıştır. Birinci grupta. İl özel idaresi yapısı genel olarak korunmuştur. 2. TMMOB Mimarlar Odası tarafından. Üçüncüsü. tapu gibi işler merkezi yönetim tarafından yerine getirilecektir. savunma. 2002 Tasarısı. kararlar kendiliğinden yürürlüğe girer güçte sayılmıştır. önce merkezi yerel yönetim görev bölüşümünü yapmış. bu kez görevlerin Almanya Federal Anayasası’ndaki mantığa benzer bir mantıkla paylaştırmış olmasıdır. il özel idaresinin organları ve bunların vali encümen meclis ilişkileri bakımından hiçbir değinmede bulunmamıştır. ilçe köy birlikleri örgütlenmesine ilişkin ayrıntılı hükümlerle donatılmıştır. hukuksal varlık kazanamamıştır. ancak bunlar sorumluluk merkezi idarede kalmak üzere belirli koşullarla yerel yönetimlere devredilecektir. sağlık. 1998 Tasarısı’na benzer biçimde. 6 TMMOB Mimarlar Odası. 60 sf. hem meclisin hem encümenin başkanı validir.bazı farklılıkları vardır: Birincisi. Kararname.2. Metin. altyapı. görüşleri toplamak üzere odalara gönderilen bu taslağın “resmi olmayan kanallardan temin edilmiş” olduğu belirtilerek. sonra tüm yerel yönetimleri ayrı bölümlerde ayrıntılı biçimde düzenlemiştir. Mahalli İdareler Kanunu (Tasarısı) adıyla toplam 240 maddeli bir metin ortaya çıkmıştır. hangi hizmetin ve hangi kadroların devredileceği konusunu adeta uygulamaya terk etmiş görünmektedir. İkincisi. meclis-encümen-vali çalışma sistemi ve ilişkileri. Ancak. Değişmeyen taraf özelleştirme ve sözleşmeli personel istihdamı maddeleridir denebilir. Dördüncüsü. bunlar yasalarıyla yerel yönetimlere verilen imar. çevre sağlığı gibi hizmetlerdir. Üçüncü grupta doğrudan yerel yönetimlerce görülecek hizmetler vardır. vali meclis karşısında daha güçsüz bir konuma çekilmiştir. toplu konut. Kararname taslak olarak kalmış. İkinci gruptaki tarım.6 2002 Mahalli İdareler Kanunu Tasarısı. merkezi yönetimin adalet. 2002 yılı sonunda. “il gelişim planı” adını verdiği bir çalışma aracına ısrarlı vurgu taşımaktadır. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 95 . bu durum “iktidarca reform olarak nitelendirilen bir çalışmadan ancak bu şekilde bilgileniyor olmamız başlı başına bir olumsuzluktur” diye eleştirilmektedir.2003 gün ve 04/120 sayılı üstyazı eki olarak Mahalli İdareler Kanunu (Taslağı). din hizmetleri gibi “münhasıran” yerine getireceği görevleri vardır. Tasarı’da farklı olan. Sonuçta. Meclis kararlarının yürürlüğe girmesi için vali onayı gereği kaldırılmış. eğitim. belediye organlarının çalışma sistemine benzer bir yapıya dönüştürülmüştür.

(madde 2) İl özel idarelerinde valilik kaldırılmıştır. il encümeninin de başkanıdır. Bürokrasi. Bu metin üzerinde kim yada hangi kurum tarafından hazırlandığına ilişkin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. her il özel idaresinin kendi ihtiyaçlarına uygun genişlikte kendinin karar vereceği bir personel ve örgütlenme sistemi öngörülmektedir. “il encümeni” ve “il meclisi”nden ibaret iki organ bırakılmıştır. Başkan ile encümen arasında bir uyuşmazlık çıkarsa. 30’ar gün süreyle toplanması öngörülen meclisin bu taslakta düzenlenmeyen diğer çalışma ilkeleri. büyükşehir belediyesi sınırları ile ilin sınırları aynı olmayan yerlerde. Yılda iki kez. doğrudan il özel idaresine bırakılmıştır. il meclisi tarafından gensoru ile görevden düşürülebilir hale getirilmiştir. Organlar ikiye indirilmiş. Meclis kendi içinden bir başkan ile iki başkan vekili seçecek. ama şimdi olduğundan farklı olarak. Bu metin. meclis yetki alanında karar alma ve bunların uygulamasını sağlama amaçlı yaptırımları kullanabilecektir. bu hüküm göstermektedir ki. meclisin doğal üyesi sayılan il ve ilçe merkezindeki belediyelerin başkanları eliyle sağlanacaktır. 2003 ‘Ürün Taslakları’. belediye meclisleri için öngörülen hükümler doğrultusunda gerçekleştirilecektir. büyükşehir. Taslak İstanbul ilini büyükşehir belediyesinin yönetimine terk etmiştir. önsözde yapılan açıklamalar temel alınarak kamuoyunda kısaca “Halil Ürün Taslakları” olarak adlandırılmıştır. (madde 3) İl meclisi. seçmenler belediye sınırları dışında oturan il halkı olacaktır. Bunlardan il özel idaresi ile ilgili olan taslak toplam 20 maddeli ve madde gerekçeleri de yazılmış olan metindir. meclis tarafından ve kendi içinden enaz 5 ençok 7 üyeli olmak üzere seçilecektir. 2003 yılında spiral cilt olarak bir araya getirilmiş belediye. 96 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . il özel idaresi ve gelirler ile ilgili yasa tasarısı hazırlıkları. şimdi olduğu gibi ilçeleri temsil eden üyelerden oluşacak. sorun meclis tarafından kesin karara bağlanacaktır. Ayrıca düzenlenmemiş olmakla birlikte. İl meclisinin başkanı. başta ‘genel sekreter’ bulunan ve örgütlenme biçimine il meclisince karar verilen bir yapı olarak kurulacaktır. Belediye halkının katılımı. Encümen. Güçlü bir genel sekreterlik. personel kadrolarının yaratımı ve istihdam koşullarına karar vermek.Vali. Personel sistemi yerelleştirilmiştir. somut olarak İstanbul dışındaki illerde kurulacaktır.

toplam 73 maddeden oluşmaktadır. Aşağıda. bu örgütlerin başına kaymakam getirilmemektedir. bu taslakların yürürlüğe giremese de yasalaşmış olan biçimleri ele alınmaktadır. Yürürlüğe Giremeyen Yasalar: 5197 ve 5302. ilçelerde birer ilçe özel idare örgütü kurulmasını öngörmektedir. onaylanması ve yayımlanması için 26 Haziran 2004 günü Cumhurbaşkanlığı’na gönderilmiş. bu kurulların kararları “tavsiye” niteliği taşıyacaktır. 5197 sayılı yasa. CHP milletvekillerinin red ve yalnızca iktidar milletvekillerinin kabul oyuyla 5197 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu haline gelmiştir. Ancak yasama süreci. Avrupa Birliği Uyum Komisyonu 9 maddede. ayrıca bu kurumların doğal ve kültürel alanlarla sit alanlarında görevlendirmek üzere özel güvenlik örgütü kurabilecekleri hükmünü getirmektedir. Plan-Bütçe Komisyonu ise 21 maddede değişiklik yapmıştır. Tasarı önce 5197 sayıyla yasalaşmıştır. yasama organı kararlarına dönüştüğü için üzerinde ayrıca durmaya gerek yoktur. Taslak il özel idaresine. TBMM Başkanlığı’na 3 Mart 2004 günü gönderilen İl Özel İdareleri Kanun Tasarısı.Taslak. ancak Cumhurbaşkanlığı 13 ana maddeyle mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 97 . Valilik kaymakamlık hizmetleri ile il-ilçe özel idare hizmetleri arasındaki eşgüdüm gereği. İl özel idaresinde valinin varlığını ortadan kaldırmasına koşut olarak. Kurulun sekretaryası ilde özel idare genel sekreteri. Bu taslaklar. TBMM Genel Kurulu’nda 24 Haziran 2004 günü. İl özel idarelerinin ulusal bütçeden aldıkları pay %20’ye çıkarılmaktadır. Yasalaşma sürecine giren taslaklar. 2003 Taslakları. İlçe özel idare birimlerinde çalıştırılacak personel kadroları ise il meclisi tarafından karara bağlanacaktır. Ürün Taslakları’ndan farklı metinler olarak ortaya çıkmış ve hazırlıklar Mart 2004’te TBMM gündemine girmiştir. 2004 yılı Mart ayında yasama aşamasına ulaştırılmıştır. bugün var olmayan bir yetki tanıyarak zabıta örgütlenmesi yetkisi vermekte. üç ayda bir toplanacak olan “İl-ilçe Koordinasyon Kurulu” tarafından karşılanacaktır. Tasarı. İlçe özel idaresi örgütlenmesinin başına il encümeni tarafından atanacak bir müdür getirilmektedir. Tasarı’yı görüşen İçişleri Komisyonu 6 maddede. İl özel idaresi sistemini değiştirmeyi hedefleyen adımlar. ilçede özel idare müdürü tarafından yapılacak. gerek toplumsal gerek parlamento içi ve gerekse Cumhurbaşkanlığı muhalefeti karşısında uzun ve tartışmalı bir süreç olmuştur.

yasayı bütün olarak uygulanamaz hale getirecektir. 13.. 7.. 5302 sayılı yasanın doğrudan bütününü etkileyen temel maddelerdir.bir geçici maddede (md: 3. 98 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .. 25. devletin hemen tüm görevleri kaydırılan özel idareler bütçe ve kesin hesap bakımından bağımsız hale getirilmektedir.. 15. “devletin ve hükümetin temsilcisi” sıfatından doğan ağırlığı ortadan kaldırılmakta. geri gönderilen metni çok az sayıda değişiklik yaparak TBMM sürecine yeniden sokmuş ve metin 22 Şubat 2005 günü Genel Kurul’da yeniden kabul edilmiştir. Cumhurbaşkanlığı bu kez Anayasa Mahkemesi’ne başvurma yoluna gitmiştir. 45 ve 47.. 6. 10. 51. 51. İkinci kabulde metin 5302 sayısını almıştır. valide bulunan il encümeni başkanlığı vali yardımcılarından genel sekretere kaydırılarak böylece il özel idaresi valiliğin -mülki amirlik sisteminin... İptali istenen maddelerin konuları kısaca şöyledir: 3.tümüyle dışına kaydırılmıştır. Anayasa Mahkemesi’nden toplam 13 madde için (md: 3. ve 52. 35. madde: il özel idaresinin örgütsel yapısına ilişkin kuralları konu almakta. 7. Cumhurbaşkanlığı’nın Anayasa Mahkemesi’ne başvurusuna konu olan maddeler. Valinin il genel meclisi başkanlığı sıfatına son verilmekte. 18. 7. 47. imtiyazları “yerellik ilkesi”ne göre düzenlenmekte. ve 10. 25. maddeler: bütçe ve kesin hesapların kesinleşmesinde vesayet kurumunu kaldırmakta. 11. vesayet sisteminin dışına çıkarılmıştır. madde: il özel idarelerini “yerellik ilkesi”ne göre tanımlamakta ve Anayasa dışı bir statüye oturtmaktadır. maddeler: il genel meclisi sistemiyle. borçlanmaya getirilen sınırlamalar. 45. idari vesayet kurumuna son vermektedir. 11. borçların asıl kısmını oluşturan dış kredili büyük yatırım projeleri hesap dışı bırakılarak denetlenemez kılınmaktadır. il genel meclisi valilik encümen arasındaki ilişkilerde ağırlık sıralaması değiştirilmektedir. Örgütsel kuruluş.. 47. 10.) yürütmenin durdurulması ve iptali istenmiştir... 15. il genel meclisinin denetiminde çalışan üst düzey yönetici haline getirilmektedir. madde: serbestçe borçlanma hükümlerini içermekte.. 25. 52 ve geçici 1. 11. 35. 18. 35. 13. yetki. Bu maddelerin iptali. maddeler: statüye bağlı olarak biçimlenen il özel idaresi tüzelkişiliği ile bunun tek karar organı il genel meclisinin görev. 15. 18. Hükümet. 45. 13.) yeniden görüşme isteğinde bulunarak metni 10 Temmuz 2004 günü geri göndermiştir.

yerel birime tanınan özgürlük alanından hareket eder. il özel idaresine verilen görevler arasında “eğitim” görevine de yer vermişti. Bu görüşte belirleyici nokta. Sınırlar. itiraz maddeleri arasında bunlara ek olarak 6. yerinden yönetimi kabul eder. Kurulan sistem. Anayasa Mahkemesi’ne başvuruya konu olan maddeler arasında bulunmuyorsa da. “idari desantralizasyon”dur. İlkenin uygulamaya geçiriliş yöntemi. İdarenin bütünlüğü ilkesi. aşağıdan yukarıya yetki paylaşma yoluyla gerçekleşen “idari federalizm”dir. bunun birincil olma özelliği kendisine “idari ve mali özerklik” tanınarak gerçekleştirilir. bu özgürlük alanına göre çizilir. 5302 sayılı metnin 6. Cumhurbaşkanlığı. gerekli sayar. ilkeyi uygulamaya geçirme yöntemi görevleri sayma-sınırlandırmadır. İdarenin bütünlüğü ilkesi. Ancak bu usulün idarede bütünlüğün sağlanması bakımından yarattığı sakıncaları önemli görür. bu sözcük 5302 sayılı metinde maddeden çıkarılmıştır. kurar. bu birimlerin konumunu merkezi yönetimle ilişkisine. konum belirleme işleminde tam tersine. bir başka deyişle ‘sınırları’na göre tanımlamayı gerektirir. Madde. yukarıdan aşağıya yetki salma yoluyla gerçekleşen “idari ademi merkeziyet”. Bu görüşte belirleyici yada birincil olan yerel parçadır. yerel alandaki görevlerin genelliğidir. STATÜ: Subsidiarite yerellik yada idari federalizm İl özel idaresinin tanımlanışı. Ancak. yasanın 5197 sayılı metnini TBMM’ne yeniden görüşülmek üzere gönderdiğinde. görevi sayılıp sınırlandıran ise merkezi yönetimdir. maddesi. Buna göre Cumhurbaşkanlığı. 5197-5302 sayılı yeni yasaların tanımları arasındaki farklılık. bu iki sistemin hukuk mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 99 . görevlerin “hizmet alanları” biçiminde işaret edilmesini doğru bulmamıştır. mevcut anayasal sistemin yerel yönetim görevlerinin sayılmasını gerekli görmüş. yerel özgürlük alanıdır. madde: özel idareleri birer ticari kişiye dönüştürmenin başlıca aracı olan şirketleşme yetkisini onay ve denetim dışı bağımsız yetkiye dönüştürmektedir. Yerellik (subsidiarite) ilkesi ise. bu nedenle sistemi yerel özgürlüklerin sınırlarını belirleyen vesayet kurumu yardımıyla kurar. Kurulan sistem. maddeye dönük genel itiraz dikkate alınmamıştır. bu birimin ne tür bir bütünün hangi özelliklere sahip parçası olduğunu ortaya koyar. Bu görüşte belirleyici nokta. Türkiye’de 1913 doğumlu ve 3360 sayılı il özel idaresi yasasındaki tanım ile. Genel yetkili olan yerel birimdir. anayasaya aykırı konumunu sürdürmektedir. İl özel idarelerinin görevlerini düzenleyen bu maddeye bir genel bir de doğrudan maddeye özel iki itirazda bulunulmuştu. “idari yerinden yönetim”. madde de bulunuyordu.52. merkezi yönetimin durumu ve yetkileridir.

yerel’ diye ayrıştırılamaz.” kurulacak birimlerdir. Emvali hususiyei vilayet mahfuziyet ve masuniyet itibariyle emvali umumiyei devletten maduttur. Bilindiği gibi Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile taşra genel yönetimi.. Gerçekte bu alan ikibuçuk bakanlıkla sınırlı bırakılacaktır: Altı bakanlıktan ikisi. Adalet ve Milli Savunma Bakanlıkları “idare dışı”ndadır. halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere. ilin ve il sınırları içindeki halkın mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan. ülke yönetiminde taşra genel yönetiminin kaldırılmasını amaçlamaktadır. Anayasa’nın 127. il encümenini ve valiyi ifade eder. “Bu Kanunun uygulanmasında. altı bakanlıklı dar bir alana sıkıştırılmıştır..Vilayet. “il.” 5197’de yer alan. yürütülmeye çalışılan kamu reformlarının gerçek hedefini açığa koyması bakımından önemlidir. il encümenini ve valiyi ifade eder.. merkezi yönetimin taşra kademesidir.” 5302’de: “Madde 3. bu altı bakanlıktan biri olan Maliye Balanlığı’nın defterdarlık sisteminin gelir 100 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . 2004 sonbaharında yasalaştırılması tasarlanan Gelirler İdaresi Başkanlığı ile. Tasarı bu ifade ile. idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini. [sayılır] 5197’de: “Madde 3/a) İl özel idaresi. İl. b) İl özel idaresinin organları: İl genel meclisini. Anayasa’nın 126. Böyle bir ayrıştırma yapılıp illerin yönetimi özel idare kapsamında sayılırsa. maddesi gereğince. ilin ihtiyaçlarını karşılayacak yönetim işlevleri. emvali menkule ve gayrimenkuleye mutasarrıf ve işbu kanun ile muayyen ve mahdut [bu yasa ile belirlenmiş ve sınırlanmış] vezaifi hususiye [yerel görevler] ile mükellef bir şahsı manevidir. son derece önemli bir ifadedir. 3360’da: “Vilayet : Madde 75. özel idareleri “hem il hem il halkı” için iş görmekle yetkili kılma tercihi. “illerin yönetimi yetki genişliğine dayanır” hükmüyle il genel yönetimine verilmiştir. somut olarak valilik sistemine aittir. hüküm açıkça “illerin idaresi özerklik yada idari vesayet esasına dayanır” denmiş olur. il ve ilin halkının ayrı ayrı belirtilmesi. Milli Eğitim Bakanlığı taşra örgütünün özel idarelere devredilmek istendiği bilinmektedir. Bu yazım biçimi. Bu açıdan yerel yönetimler. idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi”ni b) İl özel idaresinin organları: İl genel meclisini. Buna göre il yönetimi merkezi yönetimin taşra örgütüne.dilinde ifade edilişini açık biçimde göstermektedir.. maddesinde. a) İl özel idaresi: İl halkının mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan. il genel yönetimi sistemini il yerel yönetimi sistemine kaydırmış ve Anayasa’ya aykırı bir düzenleme yapmıştır. Yürürlükteki politika. dolayısıyla illerin yönetimi işlevi ‘genel .

merkezi yönetimin herhangi bir onay ya da denetimine bağlanmadan kullanma gücü kazanmaktadır. defterdarlıktan gelir boyutu çekilip alınmışsa bu bakanlığın da il örgütü erimiş sayılır. (md. öbür kısımları aynıdır. merkezin izni ve onayı gerekmeksizin. aldığı tepkiler ve Cumhurbaşkanlığı itirazı karşısında geri çekilmiştir. il düzeyinde yönetim yetkisinin merkezi yönetimden alınması ve il meclislerine devredilmesidir. Çalışma Bakanlığı’nın tüm illerde örgütü yoktur. Özerklik vurgulu tanım sayesinde il özel idareleri. yalnızca “il halkının yerel ortak ihtiyaçları” için değil aynı zamanda “ilin yönetimi” için yetkili kılarak reformların hedefini açığa vurmuştur. İl özel idareleri. yerele ve yerel olanın ayrıcalıklarına göre gerçekleştirilmektedir. personel alımı-istihdamını.45-47) mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 101 ..” sözcüğü metinden çıkarılmıştır. * Bütçe-kesin hesabını. birimlerin kendilerine ait özelliği ve bu özelliğin içeriği bakımından tanımlayarak yerel yönetimleri “subsidiarite” olarak bilinen yerellik ilkesine göre kurmaktadır. devlet örgütlenmesinde merkeziyetçilik esasının ortadan kaldırılması ve devlet kuruluşunun yerellik idari federalizm esasına göre gerçekleştirilmesidir. yasa-benzeri kurallar koyma ve uygulama yetkilerini. bu hedefi açığa vuran 5197. 5197 sayılı yasa. ildeki yerel yönetim birimini. varlıkları sınırları bakımından değil ayrıcalıkları bakımından tanımlanan il özel idaresi. Böylece Türk yerel yönetim sisteminde ve Anayasa’da tanımlama.boyutu bölge düzeyine çekilecektir. bir başka deyişle sınırları bakımından değil. özerklik değil vesayet kavramı üzerinden yapılmıştır.Ticarilik İdari ve mali özerkliğe sahip kılınan.. İçişleri ve gelirlerden değil harcamalardan sorumlu bir alana sıkışmış Maliye Bakanlığı’ndan ibarettir. örgütsel yapılanmasını yapabilir. Bu. Böylece. “yasa ile belirlenmiş ve sınırlı özel görevler ile yükümlü” tüzelkişilik özelliğinin “idari ve mali özerklik” niteliğiyle değiştirilmiş olmasıdır. yerel yönetim özerkliğini merkezi yönetimle ilişkileri. İçişleri Bakanlığı valilik bünyesinde erimiş yada valiliği oluşturan ana çekirdektir. Bunların yürürlükteki tanımdan en önemli farkı. Son iki tanımın. İl genel yönetimi emrinde kalacak bakanlık örgütleri Çalışma. Yasa. il genel yönetiminin eritildiği bir zeminde. ÇALIŞMA USULÜ: Piyasacılık . TBMM’nce yapılan ikinci görüşmede “ilin. kamu idaresi olma niteliğini piyasa aktörü olarak kullanacak biçimde yetkilendirilmiştir. sistemin kuruluşu merkeze ve merkezin yetkilerine göre değil. Değişikliklerin hedefi idari federalizmdir. Hedef.

ilgili bakan “şirket kurmanın ilgili mevzuat gereğince Bakanlar Kurulu kararına bağlı olduğu”nu dile getirmiştir.. (m. bunun ne yerel yönetimler ne de şirketler konusunda temel yasa olmadığını. kiralaması. (m. TBMM. “fiilen kamu hizmetlerinde kullanılmayan mallar” da haciz işlemine açık tutulmaktadır. cezalar. ücret gelirleri. İçişleri Bakanlığı iznine bağlı tutulmuştur. şartlı bağış gelirleri dışında kalan her türlü geliri haczedilebilecektir. piyasa mantığını güvence altına alan iki önemli düzenlemeyle güçlendirilmiştir: Malların devlet malı sayılmaması. yalnızca suç işlenmesi durumunda özel idare mallarını devlet malı sayarak. Buna göre işletme gelirleri. üzerinde ayni hak tesis edilmesi işlemlerini yapabilir. (m. (m. tarifelendirmeyle elde edilen gelirler.10-n) * Yurtiçi ve yurt dışı kamu ve özel kesim ile sivil toplum örgütleriyle ortak hizmet ve projeler yürütebilir (m. emir verebilir. konunun burada açıkça belirtilmesi gerektiğini. TBMM Genel Kurul görüşmelerinde Milletvekili Mustafa GAZALCI sorunu gündeme getirdiğinde. (m. yasaklar koyup bunları uygulatabilir. Ne var ki önerge. Yasa. (m. Özel idarelerin vergi.7-son prgrf) İl özel idaresi.43-l) İl özel idaresinin doğrudan kendi organlarınn kararlarıyla kullanabilecekleri bu yetkiler.10-i) * Yurtdışı yerel yönetim ve birlikleriyle ilişki kurabilir (m. Kamu idaresini göreli olarak kamu mantığı ile çalışmaya yakın tutan bu esneklikten yararlanma.7-c) * İç ve dış borç alabilir. (m. (m.7-b) * Taşınır-taşınmaz mal alım-satımı. bu durumda özerklik sınırlanmaktadır. (m. Belediye Kanunu madde 70-71 görüşme tutanakları. takası.52) * İmtiyaz verebilir. gerçek ve tüzelkişilere izin ruhsat verebilir. (m. hacze açıktır.7-a) * Yönetmelik çıkarabilir. piyasa sistemi kurallarına göre hareket etme ve şirket gibi piyasa araçları kullanma bakımından özerktir. (m.* Her türlü faaliyette bulunabilir.10-i) * Özelleştirmeye karar verebilir. bu yönde verdiği önergenin desteklenmesini istemiştir..52) Buna karşın. ceza kurallarını öngörmekle yetinmiştir. bir kamu mekanizması kurmak anlamına gelen bütçe içi işletme kurmak sözkonusu olursa. Özel idare mallarının devlet malı sayılması hükmü tanım cümlesinden çıkarılmış ve başka bir yerde de düzenlenmemiştir. 102 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .7-sondan bir önceki prgf) Haciz sisteminin tanınması. bu tür hareketinde merkez ile hiçbir teması sözkonusu değildir. Belediye Yasası’nda da vardır.7 7 Şirket ve bütçe içi işletme kurmada farklı tutum.53) Yasa açısından özel idarenin özerkliği piyasaya açıklık koşuluna uygunluk sağlandığı sürece değerlidir. projeye bağlı borç. iktidar milletvekillerince reddedilmiştir. yap-işlet ve yap-işlet-devret kararları verebilir. Bu açıklamaya karşı anılan milletvekili ilgili mevzuatın Özelleştirme Kanunu olduğunu. Benzer biçimde.7-d) * Şirket kurabilir. idarenin kamusal genişlemesi söz konusu ise özerklik feda edilen ilkelerdendir.

(4) Bayındırlık ve İskan. Sayılan hizmet alanları (1) Sağlık. (5) Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu. İl çapındaki işlerin genel yetkilisi olan bu birim. İl geneli hizmet alanları: Belediye sınırları dışında hizmet alanları [Eğitim Cumh. (7) Orman Genel müdürlüğü gibi büyük yatırımcı kuruluşların da tümüyle yada kısmen yerelleştirme işlemine tabi tutulmaktadırlar. (6) Kültür ve Turizm olmak üzere altı bakanlığın yerelleştirilmesi anlamına gelmektedir. (2) DSİ. onarımı ile Park ve bahçe tesisi diğer ihtiyaçlarının karşılanması hizmetleri Bakanlıkların yerelleştirilmesi. il özel idaresi. bir piyasa unsuru olarak inşa edilmektedir. kanalizasyon İl çevre düzeni plânı Katı atık (çöp) Bayındırlık ve iskân Çevre Toprağın korunması Acil yardım ve kurtarma Erozyonun önlenmesi Kültür Sosyal hizmet ve yardımlar Turizm Yoksullara mikro kredi verilmesi Gençlik ve spor Çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları Orman köylerinin desteklenmesi İlk ve orta öğretim kurumlarının arsa temini Ağaçlandırma binalarının yapım. (5) Çevre ve Orman. Bu unsurun tek eksiği. “yerel işlerden sayılıp sınırlandırılmış olanları yapan” bir idare olmaktan çıkarılmıştır. 5302/m. iflas sistemi içine çekilmemiş olmasıdır. (4) Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü. (6) Gençlik ve Spor. (3) İller Bankası. GÖREV SAYIMI YERİNE “HİZMET ALANLARI” Yerellik idari federalizm ilkesinin gereği olarak. bakım. Bunlar “yerel işlerin genel yetkilisi” haline getirilmiştir. malları devlet malı sayılmayan ve hem gelirleri hem malları üzerinde haciz işlemine açık tutulan yapısıyla. 6’ya göre. İtirazıyla listeden çıktı] Sağlık İmar Tarım Yol Sanayi ve ticaret Su. önümüzdeki yıllarda bu düzenlemenin de gündeme geleceği beklenmelidir. (3) Sanayi ve ticaret. (2) Tarım.Özel sektör unsuru gibi çalışma bakımından merkezin denetimi dışında ve her türlü karar ve faaliyetinde ‘idari-mali özerklik’ sahibi bulunan özel idare. (1) Karayolları. “mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla” iki tür görev alanına sahiptir. Bunlara ek olarak. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 103 .

Hizmet alanlarının genelliğine tek istisna vardır. her belediyenin kendi sınırları içinde hizmet-harcama dağılımı bakımından il genel meclisi. bundan böyle karşılarında. İl özel idarelerinin “tüm il” ve “belediye hariç il” alanında hizmet görmesi. yeni sistemde. Bu durumda il özel idaresi. yerel yönetim kademeleri arasında şimdiye dek yaşanmamış yeni bir ilişki zemini açmaktadır. önceliklerin bu amaca göre örneğin alt gelir gruplarının gereksinmelerine tanınması gibi bağlayıcı ilkeler getirmemektedir. Görevlerin karara bağlanması ve yerine getirilmesinde. bu kesime ilişkin hassasiyet “hizmet sunumunda özürlü. yaşlı. madde 6’da düzenlenen şu fıkrayla.” İl çevre düzeni planı yapma görevi il özel idarelerine verilmiştir. il içindeki tüm belediyeler ve köylerin konumlarına yön verme 104 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Hiç kuşkusuz bu güç. kendisi de seçilmiş olan bir hizmet dağıtım mercii bulacaklardır. İl özel idarelerine örneğin hizmetlerin il çapında eşitsizlikleri giderme amacına odaklanması. sayılan hizmet alanlarında hangi belediye ve köyün ne miktar kaynak ve hizmet alacağına karar verme gücü kazanmaktadırlar. İl özel idaresi belediye ilişkisi sorunu. Nüfusun dezavantajlı kesimleri hizmetlerde öncelik unsuru değildir. iller düzeyinde yerleşmeler arası dengeleri doğrudan etkileyecek büyüklüktedir. İl çevre düzeni planı belediye meclisi ile il genel meclisi tarafından onaylanır. üzerinde pek durulmamış zorlu konulardan biri olacaktır: “İl çevre düzeni planı. uyulması istenen ilkelere gelince. yasa bu konuda da bir hayli özgürlükçüdür. diğer illerde il belediyesi ve il özel idaresiyle birlikte yapılır. Yasa “hizmetlerin yerine getirilmesinde öncelik sırası. İlçeleri temsil eden il genel meclisi üyeleri. il encümeni ve özel idare bürokrasisiyle şimdiye kadar hiç tanımadıkları ve alışkın olmadıkları bir siyasal-yönetsel pazarlık çatışma işbirliği sistemi içine gireceklerdir. il özel idaresinin malî durumu. il özel idareleri organize sanayi bölgelerine ait konularda hiçbir görev ve yetkiye sahip kılınmamıştır. valinin koordinasyonunda. Yalnızca merkezi yönetimin başkenti ve taşra müdürlükleriyle ilişki içinde olan belediyeler. Z partisinden belediye yönetimine sahip bir kente karşı kaynak tahsisinde hasis davranması durumunda sorunun nasıl çözüleceği oldukça ilginç bir sorudur. Ağırlığı A partisinde olan bir il genel meclisinin. büyükşehirlerde büyükşehir belediyeleri. Hizmet öncelikleri kuralı. Belediyeler. düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler” uygulanmasıyla sınırlıdır. hizmetin ivediliği ve verildiği yerin gelişmişlik düzeyi dikkate alınarak” belirlenmesini istemektedir.OSB istisnası. İki seçilmiş idare ilişkisi.

konuyla ilgili hükümler farklı maddelere dağınık yerleştirilerek tanınmıştır. ilçelerin merkezindeki kentlerin belediyeleri ve belde yada kasaba belediyesi olarak bilinen belediyeler yer alır. belde ve ilçe merkezi belediyeler kendilerine yer bulamayacaklardır. il içindeki yerleşmeler arası eşgüdüm işini ne denli etkili yapabileceği soru işareti yaratan bir durumdur. il özel idarelerinin yurtdışı ilişki ve etkinlikleri genişletilmiş ve her türlü izin-onaydan bağışık tutulmuştur. Çevre düzeni planında. il genel meclisinin kararına bağlı olarak görev alanıyla ilgili konularda faaliyet gösteren uluslararası teşekkül ve organizasyonlara. il çevre düzeni planlarının komşu illerin planlarına uygunluğunu sağlama sorunu da ortada kalmış görünmektedir. bu teşekkül ve organizasyonlarla ortak faaliyet ve hizmet projeleri gerçekleştirebilir.. Birinci ve ikinci fıkra gereğince yapılacak faaliyetlerin. İDARİ-MALİ ÖZERKLİK: YABANCI DÜNYA İLE İLİŞKİLERE KOLAYLIK İl özel idareleri. kendi geleceklerine yön verecek olan köyler. Oysa bir ilin içinde il merkezi kentin belediyesinden başka. Bu geniş yetki. önemli bir çatışma alanı yaratacaktır. il genel meclisinin emrine verilmiş bir valilik kurumunun. kurucu üye veya üye olabilir.İl özel idaresi. İl özel idaresi. ayrıntılar için başka bir yasaya gönderme yapılmamış. uluslararası teşekkül ve organizasyonlara üyelik. Burada. ilk planın yürürlüğe girmesi konusu için geçici maddelerde yapılabilecek bir yön gösterme hükmü öngörülmemiştir. Yurtdışı ilişkiler. taşra genel yöneticisi olarak örgüt. ayrı bir maddede (m. Bu düzenleme. doğrudan “yurtdışı ilişkiler”i içeren bir madde vardır. il genel meclisiyle illerde oldukça küçük bir coğrafyayı kaplayan il merkezi belediyelerine verilmiştir. Nihayet. Belirtilen örgütlere hem üyelik hem de bunlarla işbirliği. bunlarla ortak iş yapma sözkonusudur. ancak yetkinin gerçek kapsamı bu madde ile sınırlı değildir. Güç. yurtdışı ilişkiler maddesinde belirtilmeyen ve iki farklı maddede yer alan hükümlerle. Öte yandan. dış politikaya ve uluslararası anlaşmalara uygun olarak yürütülmesi ve önceden İçişleri Bakanlığının izninin alınması zorunludur. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 105 . Ayrı bir maddede tanımlanmamış. Gerçekte. “Yurt dışı ilişkileri Madde 62.62) düzenlenmiştir.” Ne var ki. kaynak ve yetkilerini yitirmiş.gücü kazanmaktadır. İçişleri Bakanlığı iznine bağlanmıştır. Gerçekte il çevre düzeni planı bu maddede sıkışıp kalmıştır. yurtdışında çeşitli taraflarla anlaşma ve ortak iş yapabilir hale getirilmişlerdir.

106 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .. kalkınma planlarına bağlılık benzeri başka bir ölçüt sözkonusu değildir. Yine merkezi yönetimden izin-onay yoktur. doğrudan yurtdışı ilişkilere ayrılmış maddede adı geçmeyen yeni yabancı aktörlerle ortak iş yapma mümkün hale getirilmiştir. yerel yönetimlerin ulusal sınırları aşan varlık ve rolüne ilişkin politika değişikliğinin gizlenmesinden başka bir sonuç yaratmaz. dış dünyanın dernek. Bunlar m. ABD yada Ermenistan..” denerek merkezi yönetim izni gerekli sayılmıştır. Örneğin Almanya. yurtdışı kamu ve özel kesim ile sivil toplum örgütleriyle birlikte yapılan hizmetler ve diğer proje giderleri” için ödenek ayırmaya yetkilidirler. Irak’ın illeri yada birlikleri ile işbirliği sözkonusudur. Eğer bu durum “kötü yasama örneği” olarak unutkanlık eseri değilse. başka bir devletin merkezi yada yerel her kademeden kamu kurumuyla birlikte iş yapabilir hale getirmiştir. sıralamadaki bu farklılaşmaya koşut olarak değişmiştir.62’de yer alan ‘uluslararası teşekkül ve organizasyonlar’ değildir.. özel idareler “. oda. yeni yasa bu sıralamayı değiştirmiştir.İl genel meclisinin görevleri ile ilgili madde 10’da (n) fıkrasına göre. gibi her türlü sivil toplum kurumuyla. Böyle işbirlikleri için il genel meclislerinin kararı yeterli olacaktır.yurt dışındaki mahalli idareler ve mahalli idare birlikleriyle karşılıklı işbirliği yapılmasına karar vermek” yetkisine sahiptir. Bu tür bağlantılar ve ortaklıklar için de izin-onay gerekmemekte... dış dünyanın özel sektör şirketleri ve para kurumlarıyla.18-p) belediye meclisinin görevleri başlığı altında yapılan aynı düzenlemede. bu tür ortaklıklarda dış politikaya uygunluk koşulu yoktur. sonra meclis. ilin yönetiminden genel sorumlu olacak kadar görev ve yetkiyle donattığı il özel idarelerini. İdari Özerklik: VALİLİK MECLİS DENGESİ Yürürlükte bulunan yasada önce vali. İl özel idaresinin giderleri ile ilgili madde 43’ün (l) fıkrasına göre. Kullanılan “dağıtıcı” yasama tekniğiyle. il genel meclisi “. Böyle bir güçlüğün yaratılması. ulaşılması gereken sonuç... vakıf. ‘think-thank’. dış dünyayla “bütünleşme” bakımından il özel idarelerinin belediyelere oranla daha özgür bırakıldıklarıdır. dış politika vb… ölçütler gerekli görülmemektedir. Yeni yasa. Önce meclisi. Oysa Belediye Kanunu Tasarısı’nda (m. enstitü . en son valiyi işlemiştir.. Organların önem ve ağırlıkları. sonra encümeni. sonra encümen düzenlenirken. özel idarenin yurtdışı ilişkiler bakımından gerçek boyutlarını bir bütün olarak görmek oldukça güç bir hale gelmiştir. Harcamaları düzenleyen bu madde ile. eğer dağınıklık özensizlikten kaynaklanmamışsa. merkez. “İçişleri Bakanlığı’nın izniyle yurt dışındaki belediyeler ve mahalli idare birlikleriyle karşılıklı işbirliği yapılmasına.

13) * Günümüzde meclis yılda iki kez 40 gün süreyle toplanırken.(Değişik: 16/5/1987 . ve yürütme işlevi vali tarafından.3360/7 md. Anayasa Mahkemesi bu eklemeyi yerinden yönetim ilkesine aykırı bulmuş. şimdi olduğu gibi. Günümüzde vali meclisin bir kararını uygun görmüyorsa Danıştay’a başvurarak iptalini ister.12) * Meclis gündemini hazırlama yetkisi validen alınarak meclis başkanına verilmiştir.Yürürlükteki 3360 sayılı yasaya göre. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 107 . valinin [özel idarenin başı sıfatıyla değil. Yargı yeri Danıştay değil “idari yargı” olarak belirlenmiş.11) * “Meclis başkanlığı” kurumu getirilmiştir. meclis kendi kararında tamsayının salt çoğunluğuyla ısrar ederse vali kararı “idari yargı”ya gönderir. meclis ve encümen kararlarını özel idare örgütü eliyle görecektir. Getirilen tanım oldukça güçsüzdür: Yeni yasa m. (m. valinin öbür organlar karşısındaki konumu aşağıdaki gibi değiştirilmiştir: * İl genel meclisi başkanlığı validen alınmıştır. yeni yasa il genel meclisini her ay toplanan sürekli organa dönüştürmektedir.12) Meclis kararları. (m. il özel idaresinin başı ve tüzel kişiliğinin temsilcisidir. toplantıda hazır bulunanların çoğunluğu (şimdiki durumda tam sayının çoğunluğudur) kabul ederse önerilen konu gündeme alınabilir.” Ve elbette yeni sistemde vali. uyuşmazlık çözümü de yerelleştirilmiştir. (m. (m. (madde 11. özel idare müdürlüğü ile merkezi idarenin ildeki örgütleri eliyle yürütülür. valinin yürütme organı olarak konumunu belirleyen bu güçlü vurguyu ortadan kaldırmıştır. “yıllık program dışında yapılacak işler valinin teklifi ve ilgili bakanın onayı ile yürürlüğe girer” hükmü eklenmişti. Ancak süreç ve denge meclisten yana değişmiştir.) bu hükme bir de. “Madde 77-Vilayete mevdu bilcümle umur ve vezaifi hususiyede selahiyeti icraiye münhasıran valiye aittir”. il genel meclisi tarafından ve kendi içinden seçilecektir. Yeni düzenlemeye göre ise. Meclis başkanı.15) 8 1987 yılında Madde 87 . Bu tanıma ek olarak. vali hukuka aykırı bulduğu kararı yeniden görüşmek üzere meclise gönderir. (m. program dışı işlerin genişletilmesiyle genel yönetimin il özel idaresinin yerine geçme anlamına gelebileceği görüşüyle hükmü iptal etmiştir. Danıştay kararı kesindir. mülki amir sıfatıyla] kabulü ile kesinleşecektir.8 Yeni yasa ise.29: “Vali.13) * Her üye gündeme alınması için madde önerebilir.

genel sekreterlik örgütlenmesiyle birlikte. meclis üyelerinin içinde bir yıllığına görevlendirilenlerden oluştur. (m. üye tamsayısının ¾’ü yetersizlik verirse kararın İçişleri Bakanlığı’na ‘gereği yapılmak üzere’ gönderilmesini öngörmektedir.10 Tasarı. özel idarelerde vali yardımcılığı kurumuna hiç yer vermemiştir. Kasım taslağı9 encümeni tümüyle atanmışlardan kurarken.25/2) Bugünkü düzenlemeye göre valinin yokluğunda bu görev. Buna karşın.“ “Madde 141. Yeni yasa bu işleyişi korumakta. meclis bunu kabul etmiyorsa durum İçişleri Bakanlığı’na bildirilmektedir. valiye il genel meclisine başkanlık yapma yetkisi verilmemiştir. profesyonel yöneticilik sistemi lehine güçten düşürülmüştür. Kamu Yönetimi Temel Kanun Tasarısı. Önceki tarihlerde hazırlanan taslaklar göz önünde bulundurulursa. valilik kurumunun gerçek gücünü kazandığı taşra genel yönetiminin başı olma niteliğindeki zayıflama nedeniyle açıktır.” 108 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . bayındırlık ve iskan. büyükşehir belediye başkanı statüsüne benzer bir konuma çekilmiştir. Yürütme gücünün temsili niteliği. diğer üyelere aylık ödeme yapılır. belediye başkanlarına göre meclis karşısında daha geri bir konuma çekilmiştir. vali tarafından görevlendirilen bir vali yardımcısı tarafından üstlenilmektedir.25) Encümenin başkanı validir. “vali düşer/istifa etmiş sayılır” diye düzenlenmiştir) (m.(Değişik: 16/5/1987-3360/16 md. insan kaynakları birim başkanından oluşur. Atanmışlar arasında mali işler birimi amiri sayılmış. hesap işleri. valinin bulunmadığı zamanlarda bu konum. (m. diğerlerinin hangi birim yöneticileri olacağı özel idarenin kendisine bırakılmıştır. sağlık.) İl daimi encümenine vali veya yerine görevlendireceği vali yardımcısı başkanlık eder. Kadro karşılığı sözleşmeli üyeler ödenek almaz. meclis tarafından. yeni yasanın valiyi il özel idaresinin başı olarak görmeme tercihini şimdilik ertelemiş bir metin olarak değerlendirmek gerçekçi bir bakış olur. İl daimi encümeni başkan tarafından havale edilmeyen konuları görüşemez. Olağan toplantılar dışında encümen. il genel yönetiminin üzerinde yükseldiği bakanlık il müdürlüklerinin çoğunu ortadan 9 10 Kasım 2003 Taslağı’nda encümenin yapısı şöyle tanımlanmıştı: “Vali yada görevlendirirse genel sekreter başkanlığında. (Önceki taslaklarda bu süreç. belediyelerde başkanlar meclise de başkanlık ederken. Vali. tarım. meclis lehine ve vali aleyhine bir dengeye yerleştirilmiştir. yeni yasa ile yaratılan özel idare genel sekreterince yürütülecektir. gerek görüldükçe vali tarafından toplantıya çağırılabilir.18) Günümüzde il encümeni tümüyle seçilmişlerden. meclise sunduğu ‘yıllık faaliyet raporu’nun görüşülmesi yoluyla denetlenmekte. yeni yasada encümen beş seçilmiş beş atanmıştan oluşturulmaktadır. Valinin il özel idaresinin başı olarak etkisiz bir konuma sahip olacağı. eğitim. Bu özelliği ile vali.Şimdiki durumda vali (özel idarenin başı sıfatıyla). Organlar arasındaki ilişkiler. Geçerli hükme göre ‘İçişleri gereğini yapar’.

Merkezi yönetimin rolü yalnızca. mali işler.kaldırmış ve özel idarelere devretmiştir.” mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 109 . amaçladığımız yerelleşme ilkesinden uzaklaşarak belki de daha fazla merkezileşme sonucu doğurabilecektir. iptal ve değişikliği yetkisi il genel meclisine. vali adına çalışan genel sekreter olacaktır. İdari Özerklik: BÜROKRASİ ve PERSONEL İl özel idaresinin örgütlenmesi madde 35.11 11 Personel atamasının vali tarafından yapılması. (1) Örgütün en üst yöneticisi. istihdam planlaması yerel birime bırakılmış yetkilerden biridir. Dolayısıyla. Örgütlenme. Yasal kurallar çok sınırlı bırakılmış. Tasarı’da belirtilen kurallara göre.dört arasında yardımcı ile güçlendirilebileceklerdir. gerçekte il genel yönetiminin sorumlusu olma konumunu fiilen yitirmektedir. İçişleri Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı’nca hazırlanacak “norm kadro ilke ve standartları”nı belirlemekten ibaret olacaktır. İlde. Karar gücünün özünü oluşturan kadro ihdas. il genel yönetiminde kalan defterdarlık işlevleri harcamalara dönüktür. sağlık. Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi Emin Bilgiç (Isparta) tarafından itiraz edilen bir düzenlemedir. ortaya çıkan sonuç “illerin yönetimi yetki genişliğine dayanır” biçimindeki anayasal ilkenin yerini. tarım. Bu ayrışık oya göre. Öte yandan Haziran 2004’te ortaya çıkan “Gelir İdaresi Başkanlığı Kanun Taslağı” da defterdarlık sistemini değiştirmekte. insan kaynakları.. Genel sekreterler bir . örgütlenme yapısına ilişkin kararlarda merkezin onayı öngörülmemiştir. büyükşehir olan illerde “daire başkanlığı-müdürlük”.. imar. bu kurumun asıl anlamını veren gelir yönetimini içermemektedir. il genel meclisi kararına bırakılmış konulardandır. “illerin yönetimi yerel özerklik ilkesine dayanır” ilkesine bırakmasından ibarettir. (2) Genel sekreterlik. personel sistemi ise madde 36’da düzenlenmiştir. hukuk işleri kurulması zorunlu birimlerdir. öbür illerde “müdürlük” kademeleri biçiminde kurulacaktır. (3) Birimler. Bu durumda. devletin ve hükümetin temsilcisi olarak valilik. Özellikle yönetici daire müdürlerinin atanmasının tümüyle valiye bırakılması. Taşra genel yöneticisi yetkilerinde doğan erozyon valinin özel idare içinde zayıflayan konumuyla birleşince. bu kurumun gelir tahakkuk ve tahsilat işlemlerini ilden bölge kademesine çekmektedir. Personel sistemi bakımından her özel idare kendi norm kadro çalışmasını kendisi yapacaktır. bu kararın yürütülmesi anlamına gelen atama işlemi yetkisi valiye verilmiştir. özellikle anahizmet birim yöneticilerini atama yetkisinin “kendisi de atanmış ve siyaseten sorumsuz valiye bırakılması çok yerinde bir uygulama olmayacaktır. diğer birimlerin kurulması kaldırılması il genel meclisi kararıyla yapılacaktır.

sınırlar Bakanlar Kurulu’nca tayin edilecek. “Yorgan”. devlet olmanın gereğidir. gelirlerin [olanakların] belirlenmesidir. Bu. bu işlere ilişkin memur kadrolarına atama yapılamayacaktır. bir başka deyişle kamu hizmeti ve çalışan yararına olabilecek konularda “özerklik” savunusundan hemen vazgeçmektedir. kamu hizmeti üretmeye olanak tanıyan bütçe içi işletmelerde olduğu gibi. merkezi sınav sistemiyle gerçekleştirilmektedir. yerel yönetimlerin bütçe sistemlerine özgü geleneksel bir ilkedir. 110 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan memurların il özel idaresinde görevlendirilmesi yolu açılmışken. Sözleşmeli ücretlerinin tavanı her yıl bütçe yasalarında belirlenecek. Plan-Bütçe komisyonunda bu düzenleme “il özel idarelerinin birim müdürü ve üst yönetici kadroları”nda görevlendirme ile sınırlanmıştır. Önceki taslaklarda yer bulan “performans değerlendirme”. Hükümet tasarısı sözleşmeyi “yıllık idari hizmet sözleşmesi” olarak tanımlamışken. tüm çalışanlar için atama yetkisinin il özel idaresine valiye.Yeni yasaya göre özel idareler uzman ve teknik personeli sözleşmeli çalıştırabilecektir. açık bir hüküm olarak belirtilmemişse de. Tasarı. Pekçok tartışma yaratan bu tür hükümler. ayrıca hazırlanmakta olan personel rejimi taslağına havale edilmiş görünmektedir Mali Özerklik: BÜTÇE ve KESİN HESAP Madde 45.bırakılmış olmasıdır. istihdam türü ne olursa olsun. Açık olan. devlet hizmetleri olanaklara göre değil toplumun ve ülkenin ihtiyaçları neyse ona göre verilmek zorundadır. “bütçe denkliği” ilkesinin geçerli sayıldığına ilişkin bir hüküm içermektedir. Oysa devlet bütçesi yada merkezi yönetimin odakta olduğu ulusal bütçenin ilkesi tam tersine işler. ücretleri dışında ayni-nakdi hiçbir ek ödeme yapılamayacaktır. Önce giderler [ihtiyaçlar] belirlenir. Türkiye’de memur ve işçi istihdamı. Bunlara. Anlamı. bütçe hazırlanırken önce giderlerin [ihtiyaçların] değil. Yeni yasada bu konuda herhangi bir hüküm yoktur. hüküm Plan-Bütçe komisyonunca süreden kurtarılmış ve bu sözleşmelerin 657 4-B sözleşme statüsü olacağı hükme bağlanmıştır. personele yapılacak ödemelerde de tabana değil tavana duyarlık göstererek personel giderlerinin düşük tutulması için önlem almakta. görevlendirme gerekçesiyle uygulanabilecek ‘sürgün etme’ uygulamaları olasılığı görece azaltılmıştır. Bu hüküm. “kadro karşılığı sözleşmeliler” ve “diğer sözleşmeliler” gibi ayrıntı hükümler temizlenmiştir. Böylece. sonra gelirler [olanaklar]. tam tutar il genel meclislerince kararlaştırılacaktır. vergilendirmeyle yada devlet zoru uygulanarak uygun görülen herhangi bir meşru yolla “ayaklara göre uzatılacaktır”. Sözleşmeli istihdamı yapılmışsa. Hükümet tasarısında.

onay yetkisinin kaldırılması birşey değiştirmez” türü bir yargıya varılabilir. mali disiplin peşinde koşan istikrar programlarına uygun olarak. Bu süre içerisinde onaylanmayan bütçe kendiliğinden onaylanmış sayılır.Bütçedeki mevzuata aykırı madde ve deyimleri düzeltmeye. sosyal devlet hizmetlerini kısıtlamak için elverişli bir araç oluşturmaktadır. 2. Oysa günümüzde bütçe. İçişleri Bakanlığı.İl özel idaresinin tahsile yetkili olduğu halde bütçeye konmamış gelirlerini koymaya ve noksan konulanları kanuni hadde çıkarmaya. İçişleri Bakanlığı onayıyla kesinleşmektedir. Ancak.” mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 111 . özel idare bütçesinin ise yine valilik harcamaları için serbest kumbara işlevi görmesi olmuştur. anlaşma ve sözleşme hükümlerine göre anapara ve faiz ödemelerini karşılamaya yetecek kadar ödenek koymaya. tahvil kredi. Yani bütçe ilde kesinleşir.): İl genel meclisince görüşülüp kabul edilen bütçe o yıla ait program da eklenerek. Merkezde bu iş için düzenli ve sürekli bir uzman işleyiş kurulabilmiş değildir. Yerel yönetim olarak il özel idaresi. 1.Yapılması il özel idaresi görevlerinden olmayan hizmetler için konulmuş ödenekleri çıkarmaya. Bu sebepler dışında İçişleri Bakanlığınca bütçede değişiklik yapılamaz. eğitim ve sağlık gibi başlıca ‘devlet hizmetleri’ni. kanuni yetki ve tarife üstündeki gelir tahminlerini kanuni hadde indirmeye. ne İçişleri Bakanlığı’na ne de başka bir makama gönderilecektir.Başlıca kamu hizmetlerinin yerel yönetimlere devredilmesinde belki de en can alıcı sorun burada kendini ele vermektedir. Bütçe İçişleri Bakanlığınca 30 gün içinde onaylanır. Sistem 1913 yılında kurulduğunda özel idare bütçelerinin onayı Padişah iradesine bağlanmış. il özel idarelerinin yapısını ve yönetim sistemindeki ağırlığını tümüyle değiştirmiştir. 6. Cumhuriyet’in ilanıyla yetki Cumhurbaşkanı’na verilmiş. yeni yasa. nihayet İçişleri Bakanlığı’na bırakılmıştı. 4.Bütçeye konulması kanunen zorunlu iken konulmamış ödenekleri koymaya veya kanuni hadde indirmeye.Kesinleşmiş ilam. İl özel idaresi bütçeleri İçişleri Bakanlığı’nın onayı ile kesinlik kazanmakla birlikte. Bu esnek yaklaşımın nedeni. il genel meclislerinin valilik kurumunun çalışmaları için adeta bir danışma meclisi. Böylece yerel bütçe sistemi.12 Daha geriye gidersek. merkezi yönetimi tümüyle devreden çıkarmıştır. mevcutları bu amaçla yeteri kadar artırmaya yetkilidir. bütçe onaylama yetkisinin sürekli bir rütbe aşımı yaşadığını görürüz. Yeni yasa bu süreci ilerleterek. İl özel idaresinin tahsile yetkili olmadığı gelirleri tahakkuk etmemiş taşınır ve taşınmaz malların satış gelirleriyle gerçekleşmemiş borçlanma gelirlerini çıkarmaya. yasada tek tek sayılmış olan altı konuda düzeltme yapma yetkisiyle sınırlı olarak. Bütçe de kesin hesap da il genel meclisi kararıyla kesinleşecektir. istikraz. daha sonra Bakanlar Kurulu’na. uygulamada bakanlığın onama yetkisini kullandığını ileri sürmek güçtür. bütçe gelirlerinin hacmine göre tanımlamak zorundadır. 5. Uygulamaya bakılarak “zaten İçişleri Bakanlığı bütçeler üzerinde inceleme dahi yapmıyordu. 12 Yürürlükteki durum şöyledir: “Madde 86-(Değişik: 16/5/1987-3360/6 md. Üç yıllık bir dilim için hazırlanacak bütçenin ita amiri validir. 3. vali tarafından toplantının sona ermesinden itibaren en geç 15 gün içinde İçişleri Bakanlığına gönderilir.

Böyle bir sistemde bütçe ve kesin hesabın kesinleşme sürecini tümüyle ve yalnızca yerel meclise bırakmak. yalnızca Yıllık Yatırım Programı’nda yer alan projeler için yapılabilecektir. il özel idareleri için önemli bir sorun alanı değildir. özel idareleri mali yönetimi bakımından değerlendirebilmek. Dış borçlanma. Ancak. Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile devlet cari ve yatırım harcamalarının büyük bölümü il özel idarelerine kaydırılmakta. Ancak yeni yasa. İller Bankası’ndan yatırım kredisi ile nakit kredi kullanabilirler. Borçlanmayı il özel idaresi yapabileceği gibi. Kısacası. Tahvil ihracı da. 112 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . yeni yasa İller Bankası’nı “her isteyen özel idareye kredi vermeme” ilkesiyle donatmış. özel idareler iç-dış borçlanma bakımından serbestleştirildiği için borç ödemelerini içeren transfer harcamalarının da alışılagelmiş yapıdan çok farklı büyüklüklere erişmesi gündeme gelmiş bulunmaktadır. il özel idareleri iç ve dış borçlanmaya gidebilirler. tahvil ihraç ederek borçlanabilirler. il özel idarelerini bu sorunla yüzyüze getirmeye hazırlık niteliği taşımaktadır. “mali yönetimi bakımından kurucu yasa” olma özelliği taşımaktadır. 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Kanunu’dur. il genelinde harcama gücü valilikten özel idareye kaydırılmıştır. sözü edilen yönetmelik çıkarılmadıkça olanak dışıdır. yerel(ci)lik ilkesinin somut göstergelerinden biridir. Bütçe ve muhasebe işlemleriyle ilgili konularda. özel idarelerde mali yönetimin nasıl düzenleneceğini anlamak için özel idare yasası ile yetinmemk gerektiğini göstermektedir.Bu yasaya göre il genel meclisi sürekli bir karar organına dönüştürülmüş. valiliğin özel idare işlerini doğrudan idare personeli eliyle yürütmesi öngörülmüş. Ek olarak. diğer kamu kurumları gibi il özel idareleri için de. yalnızca Yıllık Yatırım Programı’nda yer alan projeler için yapılabilecektir. Kamu Mali Yönetimi ve Kontrolü Kanunu’na gönderme yapmamıştır. bütçenin üç yıllık yapısı. Öbür yerel yönetim yasaları gibi. Yeni yasanın 51. bunun bağlı kuruluşları ve şirketleri de gerçekleştirebilir. Kamu Mali Yönetimi ve Kontrolü Kanunu. Bu yasadaki hükümlerin il özel idarelerinde nasıl uygulanacağı ise yönetmelik konusu sayılmış durumdadır. yeni yasa. “mali kontrol yetkilisi” unvanının anılması ve anılan yasanın kapsam maddesinde il özel idarelerinin de sayılmış olması. Özel idarelerin kamu kredisi kullanabileceği tek kaynak İller Bankası’dır. Dış kaynak gerektiren projeler için Hazine görüşü alınması gerekli sayılmıştır. maddesine göre. özel idare yasasının da en karanlık yönü gelir yapısı ve mali yönetim sistemi olmaya devam etmektedir. Dış borçlanmada uyulacak ilkeler farklı bir yasaya bağlılıkla olacaktır: Bu. Mali Özerklik: BORÇLANMA Borçlanma.

bu sınıra iki önemli istisna getirilmiştir: Birincisi. ileri teknolojiye dayalı ve çok kaynak gerektiren bir işse. çöp su kanalizasyon yatırımlarında belirecek il ölçekli yap-işlet imtiyazlarına tanık olacağımız şimdiden belirtilmelidir. bu borçlanma üst sınır hesabına alınmayacaktır. dış kaynaklı olanlara verilmiştir. merkezi yönetimin idari vesayet denetimi yetkisini kaldırmıştır. %10’luk bir baraja göre. Yüzde 10. borçlanacak birimin en son kesinleşen bütçe gelirinin yeniden değerlemesiyle belirlenen tutarının yüzde 10’udur. Trabzon . su kaynağı.Alaçatı su ve kanal imtiyazı sorununu. Bu hükümler. İller Bankası’nın piyasa faiz oranlarıyla çalıştığı son on yıllık uygulamaları göz önünde bulundurulunca. görev ve özerklik yetkisiyle güçlendirilen özel idareler için. İzmit baraj imtiyazıyla doğan zararı. farklı maddelerde yer alan düzenlemelerle bu denetim türü geçersiz hale getirilmiştir: mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 113 .Rize Katı Atık Birliği öyküsünü.5 kat olabilecektir. son kesinleşen bütçe gelirinin yeniden değerlemeye tabi tutulmuş tutarı büyüklüğünde olacaktır. Özel idarenin iç ve dış borç toplamı. İkincisi. DENETİM YAPISI: Vesayet Denetiminin Kaldırılması Vesayet denetimi kalkmıştır 5197 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu. Vesayet denetimine hiçbir maddede yer verilmemiş. Borçlanmada ağırlık. Kırsal ve kentsel alanlarda su kanal çöp çevre şirketleri üzerinden yaşanacak toprak. il genelinde özellikle çöp yatırımlarıyla ortaya çıkacak yabancı para hareketine. Bandırma katı atık imtiyazı sürecini şimdiden incelemeye başlamalarında ve bu deneyimden yararlanarak hem il halkını hem ülkeyi kapıdaki büyük tehlikeden koruma basireti göstermeye hazırlanmalarında büyük yarar vardır. tehlikeli atık ticareti ve eski teknolojili işletimi güç işletme sorunları. tutar bundan azsa il genel meclisinin kararıyla. İç borçlanma kararı. Ancak. yakın geleceğin başlıca sorunları olacaktır. borçlanmanın temel finansman biçimi olarak geliştirildiğini yeterince açık biçimde göstermektedir. il özel idarelerinin gerçek anlamda bir kamu kredi kaynağına sahip olmadıklarını söylemek daha doğru olur. İl özel idarelerinde görev yapacak olanların Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin su imtiyazı skandalı. Önümüzdeki günlerde. çoksa meclis üye tamsayısının saltçoğunluklu kararı ve İçişleri Baknalığı onayı ile alınabilecektir. proje DPT önerisiyle Bakanlar Kurulunca kabul edilmiş. ençok.Banka ödeme planını doyurucu bulmazsa kredi isteğini reddetme yetkisine sahip kılınmıştır. ilde büyükşehir belediyesi varsa sınır 1. Çeşme .

meclisin bürokratik mali hesapları denetlemesi olarak. yalnızca “hizmetlerde aksama durumu” (m. Ancak bu.44-49) merkezin onay yetkisine son verilerek. Rehberlik amaçlı raporlama 114 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . veto sistemi ve valinin yerel yargıya başvurusu ile zayıflatılmıştır. bir önceki yılın gelir gider hesaplarını incelemek. özerkliğin sınırlarını belirleyen vesayet yetkisine ise yer verilmemiştir. kısacası öngörülen işlev teftiş olarak tanımlanmamaktadır. istisna olarak kalmıştır. Ancak bu müdahale de. Böylece yeni yasa.36) merkezi yönetimin izin-onay yetkisine son verilerek personel üzerinden vesayet denetimi ortadan kaldırılmıştır. madde 17’de konu edilmiştir. (6) Merkezi yönetimin denetiminde en uç nokta olan müdahale yetkisi. Komisyon. (3) Personel alımı ve istihdamında (m. Raporda suç unsuru saptanmışsa. yetkili makamlara suç duyurusu yaparak harekete geçme yetkisi meclis başkanlığına tanınmıştır. Meclis komisyonuyla mali denetim İç denetim. Sayılan etkinlikler arasında inceleme ve soruşturma fiilleri yer almamakta. yetkili yerel mahkeme “hizmetler aksamaktadır” kararı verirse mümkün olabilecektir. raporunu Mart ayının onbeşine kadar meclis başkanlığına sunmak ile yükümlüdür. İç ve dış denetim için ayrı yasa İl özel idareleri açısından denetim rehberlik etmek.(1) Tanım (m. yargı denetimi koşuluna bağlayarak kısıtlamıştır. merkezi yönetimin idari denetim yetkisini.37) tanımlanmıştır. raporlamak işlerinden ibaret bir süreç olarak (m. ölçmek. (4) Özel idarenin iş ve işlemleri üzerinde gerçekleştirilen merkezi izin-onay yetkileri [bütçe içi işletme kurmak ve uluslararası örgütlere üye olmak için İçişleri izni gibi] çok az sayıda. vesayet denetimini özerkliğin sınırları olarak kabul etmekten tümüyle uzaklaşma anlamına gelmektedir. İdari ve mali özerklik odaklı yeni tanım.15) gerçekleşen kararlar üzerinden vesayet denetimi. bütçe üzerinden vesayet denetimi ortadan kaldırılmıştır. meclisin idareyi denetlemesidir.3-a) maddesinde il özel idareleri özerkliği bakımından tanımlanmış. (2) Bütçe ve kesin hesap üzerinde (m. değerlendirmek. 40) ile ilgili olarak geçerli sayılmıştır. iç idari denetim niteliği taşımamaktadır. (5) İl özel idaresinin meclis kararlarının vali onayı ile yürürlüğe girmesiyle (m. Buna göre il genel meclisi her yıl kendi içinden enaz üç ençok beş üyeli bir “denetim komisyonu” kuracaktır.

bu raporlar ile rapor üzerine yapılan işlemleri içeren bilgi üst yönetici tarafından anılan İç Denetim Koordinasyon Kurulu’na gönderilecektir. (m. Bu denetimde de genel kabul görmüş uluslararası standartlara dayalılık temel sayılacaktır.” İç denetçiler raporlarını üst yöneticiye (valiye?) sunacaklar. gider ve mallara ilişkin mali denetim. Bu raporda il özel idarelerinin yer alıp almayacağı. İç denetçi olarak çalışan personelin görev ve etik kurallarını belirlemek ve üst yönetici ile düşülebilecek uzlaşmazlıkları çözüme bağlamak.” Bu. İşleyiş.olarak denetim iç ve dış olarak ikiye ayrılmıştır.64) “İç Denetim Koordinasyon Kurulu14 tarafından belirlenen ve uluslararası kabul görmüş kontrol ve denetim standartlarına uygun şekilde yerine getirir.63) “iç denetim iç denetçiler tarafından yapılır. Resmi Gazete’de 24 Aralık 2003’te yayımlanmıştır. Eğitimin nasıl yapılacağı Kurul’ca hazırlanıp Maliye Bakanlığı’nca çıkarılacak. Tüm devlet yönetimi için getirilmiş olan bu sistemin. yeni yasada düzenlenmemiştir. Sayıştay Kanunu ile bu kurumun mevzuatında düzenlenecektir. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 115 . performans denetimi olarak yürütüleceği belirtilen iç ve dış denetim işlevi. Günümüzde Kurul’un çalışmalara başlamış olması gerekir. Bu yasanın Geçici Madde 8 düzenlemesi. Koordinasyon Kurulu’na verilmiş görevlerdir. İç denetimin nasıl bir örgütlenmeyle yapılacağı. iç denetçi sayılarıyla çalışma usul ve esaslarına ilişkin konular ise Kurul’un hazırlayacağı. Yasanın 13 14 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu. mali denetim. Dış denetim 5018’e göre dış denetim harcama sonrası Sayıştay tarafından yapılan mali denetimdir. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu13 hükümlerine gönderme yapılarak düzenlenmiştir. RG. 35’te. İç denetçiler görevlerini (m.68) başka bir mekanizma öngörülmemiştir. eğitimi başarıyla tamamlamış sertifika sahipleri arasından üst yönetici (vali?) tarafından atanacaktır. il özel idareleri için nasıl kurulacağı da henüz karanlıktadır. Kurul tarafından eğitime alınmış. 25326. İç Denetim Koordinasyon Kurulu başkan ve üyelerinin iki ay içinde atanmasını öngörmüştür. Bu yönetmeliklerde il özel idareleri ile ilgili ayrı düzenlemeler olup olmayacağı belirsizdir. performans denetimi ile mali denetim içerikli bir danışmanlık faaliyetidir. İç denetçiler. hukuka uygunluk ve performans ölçümü temelinde yapılacaktır. Maliye Bakanlığı’nın önereceği ve Bakanlar Kurulu’nun çıkaracağı yönetmelikle belirlenecektir. 24 Aralık 2003. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu. bunun hangi ayrıntı düzeyinde olacağı belirsizdir. Hukuka uygunluk denetimi. denetim işlevine ilişkin herhangi bir birimden söz edilmemektedir. özel idare bürokrasisini konu edinen m. Sayıştay raporunu TBMM’ne sunacaktır. Örneğin. Gelir. İç denetim 5018’e göre (m.

büyük ölçüde de gözlerden uzak kalmıştır. ilgileri itibariyle üniversitelere. birlikleri. bir yandan da ölçek büyüterek bölgeselleşmeye hizmet edecek araçlardan biri olarak görülmüştür. (geçici m. oldukça gel-gitli bir süreç içinde ilerlemiş. kendilerine ait hizmetlerden yetkili organlarının kararı ile uygun görülenleri.” ‘Ürün Taslakları’ arasında yer alan Belediyeler Kanun Tasarısı Taslağı’nın ise sekizinci bölümü “Yerel Yönetim Birlikleri”ne ayrılmış ve bu maddede birlikler bölgeselleşme aracı haline getirilmiştir: 116 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . noterlere. Örneğin tarım.hizmet ölçeğinde büyüme sağlayacak formül arayışlarıdır. hangi mekanizmalarla taşıyacakları konusu boşlukta kalmıştır.bu hükmü.16 Örneğin. “Birlikler” formülü ise. özel sektöre ve alanında uzmanlaşmış sivil toplum örgütlerine gördürebilir. Bu arayışın bir ucu bölge yönetimi kademesi yaratma niyetine uzanırken. Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile taşra örgütleri kaldırılarak il özel idaresi yada belediyelere devredilmiş olan bakanlıklar. hizmet birliklerine. sağlık gibi bakanlıkların.11: “Kamu hizmetlerinin daha etkili ve verimli olarak yerine getirilebilmesi amacıyla. Hizmetler bakımından ulusal ve yerel düzeyler birbirinden kopmuş durumdadır. Kamu Yönetimi Temel Kanunu metninde. hizmet alanlarıyla ilgili ulusal politika ve ilkeleri il özel idaresi ve belediyelere nasıl. Ölçek Zorlamaları Üzerine Bir Not: Birlikleşme Son yılların yerel yönetim yasa değişikliği girişimlerinde göze çarpan ortak özelliklerden biri de. il özel idareleri üzerinde herhangi bir yönlendirme gücüne sahip görünmemektedirler. Bu durumda idarenin sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır. günümüzde “Bölge Kalkınma Ajansları” kurmayı amaçlayan yasa tasarısının TBMM gündemine girmesiyle epeyce yol almıştır. kendi görev alanları ile ilgili konularda. bayındırlık. madde. yerel yönetim sisteminin yapılanmasında bir yandan özelleştirmeye.15 Oysa “birlik” kurumu. kamu hizmetlerini topluca özelleştirmeyi sağlayan ünlü 11. kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına. merkezi idare ile mahalli idareler. Bölge yönetimi formülü. bir ucu da yerel yönetimlerce yürütülen hizmetlerin “birlikler” yoluyla daha büyük ölçeğe taşınmasına yönelik gayretlere açılmıştır. yönetim . kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesi için etkili araçlardan biri olarak değerlendirmiştir: KYTK m.10) yerel yönetimlerde ve bu arada il özel idarelerinde Ocak 2006 yılından başlayarak yürürlüğe girecektir.

kendi aralarında Bakanlar Kurulunun izni ile birlik kurmaları. yap işlet devret uygulamalarına konu edilmesine. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 117 . köy-.138 “Birlikler hükmi şahsiyeti haiz amme müesseseleridir. TMMOB İMO Ankara Bülten.” . Sayısı: 819). Bu konuda kararı il genel meclisi verecektir. üç yerel yönetim türünün il özel idaresi. son dönem tasarılarında beliren genel eğilim.Ürün/Belediyeler Kanun TT. 1580/md 133 -“Belde ve köyler.” Anayasal ve yasal yapıya karşın. yalnızca yerel ölçekte değil aynı zamanda bölge ve ülke ölçeğinde. kanalizasyon ve çöp hizmetleri başta olmak üzere [örneğin TRAB-Rİ-KAB. kurulmuş olanlara katılabilirler. il özel idarelerine “diğer mahallî idarelerle birlik kurulmasına.. 5302 İl Özel İdaresi Kanunu. ortak sorunlarına çözüm bulmak.03. Trabzon-Rize Katı Atık Birliği gibi] kuracakları yada katılacakları altyapı birlikleri eliyle bu sektörlerin imtiyaza verilmesine. bölge ve yerel düzeyde üzerlerine düşen bir veya birden çok hizmeti ortaklaşa yerine getirmek.. maddesine göre “mahallî idarelerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile. belediye. Birlikler konusu ayrı bir yasal hazırlığa konu edilmiştir. “bir yada birkaç [belirli]” hizmeti görmek üzere verilmiştir. kendi aralarında yada birbirleriyle.” Anayasal hüküm. ortak hak ve yararlarını korumak amacı ile kendi aralarında birlik kurabilir. kısaca özelleştirilmesine zemin oluşturacaklarına işaret etmek gerekir.. Bu yasa ayrıca incelenmelidir. bu nedenle yerel yönetim birlikleriyle ilgili hükümler toplu olarak konuya ilişkin yasada yer almaktadır.17 15 16 Mahalli İdare Birlikleri Kanunu Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/798) (S.Madde 95: -“Belediyeler ve diğer yerel yönetimler ülke. Ancak burada. s. “Kamu yönetiminde Yeniden Yapılanma”... kanunla düzenlenir. Md. 1580 sayılı yasada düzenlenmiş. il özel idareleri de ilgilendiren bu yapıya göre yerel yönetimlere birlik kurma yetkisi “bir yada birden çok” hizmeti değil.” Oysa. 1982 Anayasasının 127. kurulmuş birliklere katılmaya” tam yetki vermiştir. 2003/12. il özel idarelerinin su. (5302/10-n) Karar üzerinde ayrıca bir onay izin mekanizması öngörülmemiştir. 20-27. Deniz Sayın. kendilerine kanunlarla verilen mecburi veya ihtiyari vazifelerin bir veya birkaçını müşterek tesisat ve idare ile ifa için birlik tesis edebilirler.2005. yalnızca bir değil birden çok hizmeti görmek üzere (demek ki özel amaçlı değil aynı zamanda genel amaçlı) birlikler kurmalarına olanak vermek ve bunların kuruluşu için merkezi yönetim iznini kaldırmak olmuştur. Dağıtma tarihi: 02.. vilayet idarei hususiyeleri.

Buna göre. mahalli idare birlikleri tarafından kurulmuş yüzlerce şirket olduğunu belirterek. İçişleri Komisyonu. 118 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Tunceli). Malatya. Sivas. Hizmet birlikleri. 19 Ocak 2005 günü TBMM Başkanlığı’na gelmiş. Konya). ülkede 26 ayrı Bölge Kalkınma Ajansı’nın öncüleri işlevi görmektedirler. Mahalli İdare Birlikleri Kanunu. 28 Ocak 2005 günü AB Uyum Komisyonu. Ardahan. tarım ürünlerinin üretim ve pazarlanması hariç. ilgili mahalli idarelerin. Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu. hükümet temsilcisinin karşı görüş bildirmesine rağmen. bu amaçla kurulmuş birliğe katılmasına karar verebilecektir. ilçelerde köylere ait hizmetlerin yürütülmesinde yardımcı olmak. mahalli idare birliklerinin şirket kuramayacağı ve kurulmuş ticari ortaklara katılamayacaklarına ilişkin maddenin tasarıdan çıkarılmasını istediler. ilçe yönetimlerinin kaymakamlık örgütlenmesini tam bir çöküntüye uğratacaktır. köylere kurulacak birliklere katılma zorunluluğu getirilmektedir. Elazığ. Marmara ve Ege Mahalli İdare Birliklerinin temsilcileri. Yozgat). Valilik ve kaymakamlığın geri çekildiği yeni sistemde.20 Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun TBMM İçişleri Komisyonu görüşmelerine ilişkin şu haber ilgiye değerdir: “Komisyon toplantısında. örneğin büyük özel süt şirketlerinin köylüden süt toplamasına aracılık etme işlevine sıkıştırılmış yapılardır. atık su. Şirket kurulacaksa belediyeler veya il özel idareleri kursun`` dedi. Iğdır. ``Şirket kurmak için mahalli idare birlikleri kuruluyor. bunların bölgesel ölçekte yapılması. Komisyonda. gerektiğinde bu hizmetleri bizzat yapmak ve kırsal kalkınmayı sağlamak üzere.19 Kalkınma birlikleri. Milletvekilleri de mahalli idarelerin bazı hizmetlerinin bu şirketler tarafından yapıldığını belirttiler. kimi yörelerde. katı atık ve benzeri alt yapı hizmetleriyle çevre ve ekolojik dengenin korunmasına ilişkin projelerin zorunlu kılması durumunda. eğer yerel yönetimler bundan uzak duruyorsa katılımları Bakanlar Kurulu’nca zorunlu hale getirilebilecektir. Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı.Valilik sistemini boşluğa düşüren reformlar. Özelleştirmenin gerektirdiği ölçeğin sağlanması sözkonusu olunca. İçişleri Bakanlığı temsilcisi Kayhan Kavas. köy hizmetlerinde de ölçek büyütmektedir. yerel yönetim birliği modeli eliyle yürütülmektedir. tüm köylerin katılımıyla o ilçenin adını taşıyan köy birliği kurulabilecektir. Konya ve Karaman İlleri Kalkınma Birliği (Karaman. günümüzde sayıca çok ve kullandıkları kaynaklar bakımından hatırı sayılır bir varlık sahibi olan köylere hizmet götürme birlikleri biçimindeki yapıların hızla nitelik değiştireceklerini görmek gerekir. Kars). Su. Doğu Anadolu Kalkınma Birliği (Bingöl. Bakanlar Kurulu. altyapı yatırımları sözkonusu olunca. Bu tür dört birlik vardır: Orta Anadolu Kalkınma Birliği (Kayseri. Bu işlevi yüklenen birlikler. milletvekillerinin 17 18 19 20 Yapılan Mahalli İdare Birlikleri Kanunu düzenlemesine göre. Adalet Komisyonu ve esas komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonu’nun listesine girmiştir. Serhat İlleri Kalkınma Birliği (Ağrı. günümüzde Avrupa Birliği isteği gereğince yürütülen “bölge programları”.18 Bunlar daha şimdiden. kalkınma birlikleri adı altında belirmişlerdir. yeni sağ anlayışın dokunulmaz yerel yönetimciliği hızla geri çekilebilmektedir. il özel idarelerinin sanayi-ticaret kesimini kırsal alana taşıyacak ve taşımanın aliyetini de kamudan karşılayacak araçları olmaya aday haldedir. Bu nedenle. Kaldı ki.

güçlü bir merkez .aspx?ID=39196&Type=0 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 119 . yönetim sisteminde merkeziyetçilik sistemini kurmak ve güçlendirmekten geçmektedir. 16 Şubat 2005. http://www. Değerlendirme 24 Haziran 2004 günü 5197 sayıyla ve daha sonra 22 Şubat 2005 günü 5302 sayılı yasayla TBMM’nden çıkan İl Özel İdaresi Kanunu. 5302 sayılı yasayla “yerellik” yada “idari federalizm” esasına yerleştirilen il özel idarelerinin. bir üst kademe bölgeleşme bakımından ‘bereketli’ bir zemin oluşturduklarını görmek mümkündür. Özellikle günümüzde. 5302 ile ortaya çıkan model. küreselleşmenin parçalayıcı ve zayıflatıcı etkilerini bertaraf ederek kalkınabilmenin. tasarıdan bu birliklere şirket kurma yasağı getiren madde tasarıdan çıkarıldı. Kurulan yapı yönetsel federalizmdir. kurduğu borçlanmaya ve ihale-imtiyaza dayalı çalışma sistemiyle küresel mali merkezlere ve imtiyaz arayıcılara bağımlı kılmaktadır. görülmüş kötü uygulama örnekleriyle bir saymaktan vazgeçmek ve ulusun toplumsal birliğini sağlayacak biricik mekanizma olarak devlet örgütlenmesinin temeline yerleştirmek gerekmektedir. devlet sisteminde yetki genişliğinde somutlanan merkeziyetçilik ilkesi yerine yerel(ci)lik ilkesini uygulamaya geçirmektedir. kalkınma ve demokrasi yolunda geliştirerek kullanmanın başka yolu yoktur. 5302 sayılı yasa. yönetim ve denetimi il genel yönetiminden il özel yönetimine aktararak. küreselleşme sürecinin ancak yerelleşme ile yürüyebileceğini çoktan ilan etmiş olan küreselci reform transfercileri tarafından çoktan açıklanmış özelliklerden biridir. Prens Sabahattin’in ademi merkeziyet ve hür teşebbüs felsefesinin. Merkeziyetçilik. “yerel halka güven modeli” değildir. küresel mali odaklara güven ve güvence verme modelidir. il özel idarelerini merkezi sisteme karşı özerk kılarken.verdiği bir önergeyle. Bu ‘bereket’ birlik sisteminin şirketleşme ve ticarileşme bakımından sunduğu olanaklardan güç almaktadır.taşra ve güçlü bir yerel yönetim gerektirir. Kıt ülke kaynaklarını. İl kademesinde yönetsel federalizm.tr/channels/haber/ allnewsdetail.”21 Yerel yönetim birlikleri boyutundan bakılınca. İttihat Terakki çizgisiyle Cumhuriyet felsefesine karşı zafer ilanıdır. Bu özellik. Merkeziyetçilik ilkesini.net.is. Türkiye gibi azgelişmişlik çemberini kıramamış ülkelerin tek çıkış yolu. 21 “Mahalli İdare Birliği Şirketleri Direkten Döndü”.

standart kalite kontrol araçlarıyla her alt. Bunlar. Kendileri dünya ölçeğinde merkezileşen yapıların yerelleşme baskıları. küresel iktidarı kurabilmeleri için yükselttikleri taleplerdir. Merkeziyetçi yapıları sayesinde dünya ticaretine hükmetme gücüne erişmişler. Ancak iktidar bu uyarıları dikkate alıp değerlendirmek yerine. il özel idaresi düzenlemesini ve öbür kamu reformu taslak. Cumhurbaşkanlığı’nın 5197 sayılı yasayı geri göndermesi. tüm yerelleşme ve esnekleşme çağrılarının ortasında. Mahkeme’nin yapacağı değerlendirme. 5302 sayılı metin Anayasa Mahkemesi’ndedir. 120 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .Dünya genelinde ticaretin dörtte üçünü elinde tutan ulus-ötesi şirketlere bakmakta yarar vardır. ulusal ve toplumsal varlığı koruyacak iktidardan uzaklaşmak anlamına gelecektir. küçük. dünyada bir örneği daha çok güç bulunabilecek merkeziyetçi yapılardır. yasa metinlerini gözden geçirmek için bir fırsattı. ülke yönetim yapısının ve elbette ülkenin geleceği bakımından kritik öneme sahip hale gelmiştir. aynı metni birkaç değişiklikle yetinerek TBMM’ne yeniden sunmayı uygun gördü. Şimdi. tasarı. yerel unsuru kendi parçalarına dönüştürebilmişlerdir. Bu baskı karşısında yerel(ci)lik ilkesine sarılarak yerelleşmek.

1993: 134). yönetimin seçilen unsurlarının metropoliten alanda merkezileştirildiği.B. Metropoliten alan genişleyip daha karmaşık hale gelirken. 1985: 82). farklı tercihler çerçevesinde biçimlenirken. başlangıçta büyükşehir belediyelerine önemli gelir kaynakları sağlanması ve kent planlaması ile ilgili yetkilerin merkezden bu yönetimlere aktarılması nedeniyle yerinden yönetimci bir yaklaşım olarak nitelenmiştir (Keleş. 1984’ten günümüze metropoliten alan yönetimi incelendiğinde.Büyükşehirlerde Belediyeler Arası İlişkilerin Yenilenen Yapısı Arif ERENÇİN* I. * Yrd.Dr.F.. Böylece. İ.İ. merkezileşme ve yerinden yönetim arasında bir dengeleme çabası olarak iki kademeli yönetim öne çıkmaktadır. Bu çerçevede. işlevsel ve alansal olarak bütünleşme güçlenmektedir. iki kademeli yapının üst kademesinin yetki alanını.Doç. diğerlerinin yerel ölçekte kaldığı bir yapı oluşmaktadır. İki kademeli büyükşehir belediye sistemi. Giriş Metropoliten yönetim süreçleri. Türkiye’de de iki kademeli metropoliten yönetim modelinin tercih edildiği görülmektedir. Kamu Yönetimi Bölümü mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 121 . Abant İzzet Baysal Üniversitesi. ulusal siyasi ve kurumsal sistemlerin etkisi altında. işlevlerini ve sorumluluklarını artırdığı gözlenmekte (Barlow.

1999: 344) ve büyükşehir belediyesine metropoliten nitelikte görev ve yetkilerin yanı sıra ayrıntıya inen ve alt kademe belediyeleri tarafından yürütülebilecek görevlerin yüklenmesi (Eke vd. Metropoliten Yönetim Metropoliten yönetimle ilgili siyasi-kurumsal tartışmalar. sorunun tercih edilen modelin yapısından değil de.2004 tarih ve 25531 sayılı Resmi Gazete) yürürlüğe girmesiyle. Önceden belirlenmiş bazı ölçütler çerçevesinde metropoliten sayılan bir coğrafi alanda. önemli sayılabilecek değişikliklerle yeniden düzenlenmiştir. kaynakların eşit biçimde tahsisi. Özellikle. büyükşehir yönetiminin “güçlü başkan-yetkileri kısıtlı meclis” modeli olarak adlandırılmasına neden olmuştur (TOBB. esas itibariyle. 1984 gün ve 18603 sayılı Resmi Gazete) ile belediyeler arası ilişkileri düzenlemede büyükşehir belediye başkanına verilen yetkiler. özellikle uygulamanın sonuçlarının gözlenmeye başlamasıyla. bunların büyükşehir belediyesi tarafından üstlenilmesi ve alt kademe belediyelerin yürütecekleri bu tür hizmetler üzerinde büyükşehir belediyesinin vesayet yetkisini kullanması modelin bir özelliğidir (TÜSİAD. Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında 3030 Sayılı Kanun’un Uygulanması ile İlgili Yönetmelik (12. yetki ve kaynak paylaşımında göreli bir denge sağlama arayışından uzaklaşılarak.Ancak. 1999: 8) iki kademeli yönetim modelinin özüne aykırıdır. 122 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Ancak. Ancak. Bu çalışmada.7. metropoliten alanda merkeziyetçi ya da yerinden yönetimci yaklaşımların tercih edilmesinin yaratacağı sonuçlar bakımından ortaya çıkmaktadır. II. genel olarak görev ve yetkilerin paylaşımı ve belediyeler arası ilişkileri açıklamak üzere özel örnekler olan imar ve bütçe konusundaki yetkiler çerçevesinde değerlendirilecektir. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun (23. Bu konudaki tartışmalarda. kamu hizmetlerinin eşit biçimde sunulması. 5216 sayılı Kanun ile aldığı yeni biçim. 1995: 78).1984 tarih ve 18453 sayılı Resmi Gazete) ile oluşturulan ve yirmi yıllık bir deneyim ile 16 büyükşehirde uygulanır durumda bulunan sistem.. 2000: 374).7. Büyük şehirlerde metropoliten nitelikli hizmetlerin yerine getirilmesi söz konusu olduğunda. Türkiye’nin büyükşehir belediye sisteminin temel sorunlarından bir tanesi olan belediyeler arası ilişkilerin. hizmet sorumluluklarının büyükşehir belediyesi ve alt kademe belediyeler arasında paylaşımında izlenen yöntemin. büyükşehir yönetiminde belediyeler arasında görev.12. 1984 yılında 3030 sayılı Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun (9. büyük şehirlerde etkili bir yönetimi gerçekleştiremediği görülmüştür (Erkip. öncelikle metropoliten yönetimle ilgili genel bir değerlendirme yapılacaktır. 1996: 124). modelin düzenleniş biçiminden kaynaklandığı yönünde bir fikir birliği bulunmaktadır. büyükşehir belediyesinin üstünlüğünün esas alınması ve bir tür hiyerarşik ilişkinin öngörülmesi (Kalabalık.

her bir vatandaş için kendi ihtiyaçlarına en uygun vergi ve hizmet paketi tercih etme olanağını gerçekleştirmek üzere. ABD’de metropoliten alanların örgütlenmesi ile ilgili olarak. 1970: 532). mümkünse bire indirilmesi gerekmektedir (Lyons ve Lowery. Metropoliten alanda bölünmüş sistemler. Sonuç olarak. Bu sorunun üstesinden gelmek için. İlk seçenek. ölçek ekonomilerini sağlayan ve kamusal hizmetlerde üretim ve sunumun birbirinden ayrı birimlerce gönüllü işbirliği içinde gerçekleştirildiği farklı bir kent örgütlenmesi önermektedir (Lefévre. başta merkezi kenti çevreleyen yeni kentsel gelişmeyi ve inşa mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 123 . önemli ölçüde farklı niteliklere sahip olan nüfusun ihtiyaçlarına ve tercihlerine cevap verebilme ve yerel topluluğun çıkarlarını koruma ise. 1998: 11). yerel demokrasiyi öne çıkaran. Böylece. nispeten küçük yerel yönetimlerin temel dayanaklarıdır (Barlow. kentsel gelişme ve hizmet ihtiyaçları nedeniyle. mevcut belediye sınırlarının ve hizmet üretme imkanlarının yetersiz kalması durumunda metropoliten alanların yönetiminde seçenekler (mevcut sistemin sürdürülmesi. Bu genel tartışma çerçevesinde. yerel hizmetlerde tasarruf ve etkinlik ile birlikte siyasi sorumluluk da gerçekleşebilecektir (Zimmerman. 1989: 533-534). halka yakınlık. her bir metropoliten alanda idari birim sayısının azaltılması.. bu konunun en bilinen örneğidir. Çözüm. her bir kentsel alanda çok sayıda yerel yönetim birimi olmasını sağlamaktır. hizmetlerin etkin yönetimi ve metropoliten toprakların planlanması ile kamu politikalarının oluşturulmasında bütünsellik ihtiyacı merkezi bir yönetimin gerekçeleridir. Tiebout. yeni reform yaklaşımı. mevcut yerel yönetime. metropoliten alanın bütünü yönetmek üzere oluşturulmuş tek birimin vatandaşa daha uzak ve daha bürokratik olduğunu. bu durumun vatandaşların yerel yönetimin vergi ve hizmet paketi hakkında yeterli bilgi sahibi olmasını engellediğini ve bu yönetimde hakim olan bürokratik sorumsuzluğun vatandaş için güvensizlik yarattığını ileri sürmektedir (Ostrom vd.ölçek ekonomilerinin yakalanması. yerel yönetimin ölçek olarak büyüklüğü ile vatandaş katılımı ve sunulan hizmetlerin vatandaşın beklentilerini karşılama düzeyi arasında olumsuz bir ilişki vardır. Vatandaş katılımının sağlanması. yani hiçbir şey yapmama ile belediye sınırlarını aşan işlevlerin tümünün ya da bir kısmının özelleştirilmesi seçeneklerini tartışmanın dışında bırakırsak) altı başlık altında özetlenebilir (Bourne. 1961. 1993: 133). daha sorumlu ve daha etkin hizmet üretmeyi sağlayacak bir rekabet ortamı yaratma gücüne sahiptir. ABD’nin metropoliten alanlarında idari sistem aşırı parçalanmış bir yapıya sahiptir. Kamusal tercih okuluna dayanan yeni reform yaklaşımı ise. 1956). 1999: 12). çok sayıda yönetim biriminden oluşan. 1900’lerin başlarında geliştirilen klasik kentsel reform yaklaşımına göre. Buna göre. klasik kentsel reform yaklaşımı ve yeni reform yaklaşımı arasında yaşanan tartışma.

Ayrıca. CDDK. özellikle politik koşullar nedeniyle. onu çevreleyen bölgeleri katma uygulamasıdır. 124 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . yetkinin ve hizmet sunumunun merkezileştirilmesidir. metropoliten olarak kabul edilen kentsel alanda. işlevler ya orta kademe yönetimlerin sorumluluğuna ya da yerel yönetim sisteminin dışında yer alan hizmet birimlerine verilir. üst kademenin yetkileri geniş tutulduğunda ve alt kademeler üzerinde üst kademenin “dış idari denetim” ya da “iç idari vesayet” olarak adlandırılacak biçimde (Dönmez. Beşinci seçenek. 1996: 53. belediyeler arasında sürtüşmelere ve kaynak israfına neden olduğuna işaret edilmiş. 1994: 115. seçimle de oluşabilir. Üçüncü seçenek. mümkün olamadığı durumlarda başvurulan bir çözüm yolu olarak görülmektedir. hizmet sunumu için bölgesel idarelerin. kent ve kenti çevreleyen yeni kentsel gelişmenin veya iki ya da daha fazla komşu kentin birleştirilmesidir. doğrudan veya dolaylı biçimde.edilmiş alanları olmak üzere. Dördüncü seçenek. kurulan bölgesel yapıya bölge içindeki yerel yönetimlerin katılımı gönüllü olabileceği gibi. bir çok çalışmada bu sorunun. III. zorunlu da kılınabilir. 2000b: 37. kurulların ya da birimlerin oluşturulmasıdır. Bu durumda. Başbakanlık. DPT. 1993: 47) yetkilere sahip olması öngörüldüğünde konunun önemi daha da artmaktadır. büyükşehir belediyesi ile ilçe ve alt kademe belediyeleri arasındaki görev ve yetki paylaşımında hizmet etkililiğini kısıtlayan konuların yeniden düzenlenmesi. hizmetlerin hızlı ve etkin biçimde yerine getirilmesini engellediğine. her iki kademe. üst kademenin karar organları atama ile göreve gelebildiği gibi. Altıncı seçenek ise. yerel yönetimler arasında. Bu yapıda. kurulan bölgesel yapı çok işlevli tek bir idare ya da her bir işlev için özel amaçlı çeşitli idareler biçiminde düzenlenebilir. alt kademe yerel yönetim biriminin karar organları yerel seçimle. yerel yönetim ve varsa orta kademe yönetimler (örneğin. bölgesel hizmetlerin yerine getirilmesi için birlik biçiminde örgütlenmedir. iki kademeli bir yönetim biçimi oluşturulması halinde ortaya çıkabilecek sorunların başında gelmektedir. 2003: 93). Bu seçenekte. önerilmiştir (DPT. alanın bütünü için tek bir yönetim oluşturulmasının. Bu durumda bazı işlevler üst kademe ve alt kademe yönetimler arasında paylaştırılırken. bazı işlevler ise iki kademe tarafından ortaklaşa yerine getirilir. Birlik. eyalet yönetimi) arasında ya da yerel yönetimler ve özel kuruluşlar arasında gerçekleştirilebilir. iki kademeli bir yönetim yapısının kurulmasıdır. Türkiye’de. Görev ve Yetkilerin Paylaşılması Büyükşehir belediyesi ile ilçe ve alt kademe belediyeleri arasında görev ve yetkilerin paylaşımında belirsizlik. İkinci seçenek. Metropoliten alanlarda iki kademeli yönetim uygulaması. Özellikle. metropoliten sorunlarla ilgili olarak.

bu belediyelerin meclislerinin almış olduğu kararların mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 125 . Bu düzenleme. Böylece. maddede. büyükşehir belediyelerinin yetki ve görevlerinin genişletilmesinin tercih edildiği görülmektedir. yasalarla büyükşehir belediyesine verilen görev ve yetkiler dışında kalan görevleri yapabilmekte ve yetkileri kullanabilmektedir. yıllık hedefleri. yatırım programını ve bütçeyi hazırlarken. Aynı düzenlemede. büyükşehir belediyesinin kendisine verilmiş görevleri. maddede 23 bent halinde sayılmıştır. büyükşehir belediye meclisinin kararı ve büyükşehir belediye başkanının uygun görmesi üzerine ilçe ve ilk kademe belediyelerine devredebilecek veya onlarla birlikte yapabilecektir. yetkiler tek elde toplanmakta ve bu merkezileşme eğilimini frenleyecek demokratik açılımlara yer verilmemektedir (TMMOB Şehir Plancıları Odası. 5216 sayılı Kanun’da da büyükşehir belediyesi. madde). madde). 3030 sayılı Kanun’da büyükşehir belediye meclisinin bu tip kararlarının ilgili belediyeleri bağlayıcı olduğu öngörülmüştü (24. metropoliten alanlarda yaşanan temel hizmet üretme sorunlarının ölçeğine ve vatandaşların beklentilerine cevap vermek yerine. maddeler). Yetki ve görev paylaşımına büyükşehir belediyesinin bakış açısıyla yaklaşılmakta. Büyükşehir sınırları içinde yer alan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerkliklerini koruyucu nitelikte bir başka düzenleme de. mali ve teknik imkanları çerçevesinde. büyükşehir belediyesinin stratejik planı. Bunun yanında. büyükşehir belediyesinin görevleri detaylandırılmış ve çeşitli eklemeler yapılmıştır. diğer belediyeler arasında dengeli olarak yürütmek zorunda olduğu öngörülmüştür (27. ve 27. maddesindeki düzenlemeyle karşılaştırıldığında. büyükşehir belediyelerine 5216 sayılı Kanun ile verilmiş olan görevlerden bir kısmını. Büyükşehir sınırları içinde belediyeler arasında görev ve yetki paylaşımını düzenleyen 7. 5216 sayılı Kanun’un düzenlemesinde ise. 3030 sayılı Kanun’da olduğu gibi.5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda büyükşehir belediyesinin görevleri 7. nüfus ve hizmet alanlarını dikkate alarak. Görev ve yetki paylaşımı konusu ile bağlantılı olarak. sınırları içinde bulunan belediyeler arasında uyumu ve eşgüdümü sağlamakla görevli kılınmış (3. 2004a: 2). büyükşehir kapsamındaki belediyeler arasında hizmetlerin yürütülmesi sırasında ortaya çıkacak ihtilafların. İlçe ve ilk kademe belediyeleri ise. alt kademe belediyeleri ile ilgili önemli bir değişiklik söz konusu değilken. 3030 sayılı Kanun’un 6. ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görüşlerini alacağı öngörülmüştür. büyükşehir belediye meclisinin yönlendirici ve düzenleyici kararlarıyla giderilmeye çalışılacağı da belirtilmiştir. büyükşehir belediyesi ile ilçe ve ilk kademe belediyeleri arasında görev ve yetki paylaşımında sorunlar önlenmeye çalışılırken. ayrıca. büyükşehir belediye meclisinin hizmetlerde eşgüdüm ve bütünlüğü sağlamaya yönelik kararlarına uyma zorunluluğu öngörülmeyerek alt kademe belediyelerinin özerklikleri bir ölçüde korunmuştur.

3030 sayılı Kanun’da da olduğu gibi (14. kamu kurum ve kuruluşları. kararlar. Denetimin ardından saptanan eksiklik ve aykırılıklar ilgili belediyece üç ay içinde giderilmediği takdirde. İmar Yetkileri Büyükşehir belediyesinin. büyükşehir belediyesi eksiklik ve aykırılıkları gidermeye yetkili olacaktır. 5216 sayılı Kanun’un. konu ile ilgili her türlü bilgi ve belgeyi istemeyi. bu olumlu düzenlemelere rağmen. ilçe ve ilk kademe belediye meclislerinin imara ilişkin kararlarının kesinleşmesinde görülmektedir (14. geri gönderilen kararların kesinleşmesi için ilgili belediye meclisinin üye tam sayısının mutlak çoğunluğunca aynen kabul edilmesi yeterli olacaktır.kesinleşmesi konusunu düzenleyen hükümdür (14. Bu yetki. üye tam sayısının mutlak çoğunluğuna indirilmiştir. Buna göre. büyükşehir belediyesi tarafından hazırlanan nazım imar planına uygun olarak yapmak zorunda oldukları uygulama imar planlarını ve plan değişikliklerini aynen ya da değiştirerek onaylama ve uygulamasını denetleme yetkisi 5216 sayılı Kanun’da da (7. büyükşehir belediyesi ile ilçe ve ilk kademe belediyeleri arasındaki ilişkiler bakımından 5216 sayılı Kanun’un getirdiği ilk değişiklik. 126 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . ilçe ve ilk kademe belediyeleri bakımından olumlu sayılabilecek biçimde. madde). büyükşehir belediye başkanına gönderilecek. Buna göre. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. İmar konusunda kararın geri gönderilmesi ve kararda ısrar edilerek aynen kabul edilip yürürlüğe girmesi sistemi kabul edilmemiştir. IV. Ancak. Buna göre. Böylece. incelemeyi ve bunların örneklerini almayı içermektedir. denetim yetkisi. büyükşehir belediye başkanı bu kararlardan ancak hukuka aykırı gördüklerinin (3030 sayılı Kanun’da böyle bir sınırlama söz konusu değildir) ilgili meclislerde tekrar görüşülmesini isteyebilecek. üniversiteler ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından yardım alınabilecektir. madde). alt kademe belediyelerinin özerkliğini koruma yerine. büyükşehir belediyesinin alt kademe belediyeleri yok sayacak düzeyde üstünlüğünün hedeflendiği görülmektedir. imar konusunda. madde) düzenlenmiştir. madde) ilçe ve ilk kademe belediyelerinin. madde) yer almaktadır. 3030 sayılı Kanun’da düzenlenen (6. ilçe ve ilk kademe belediye meclislerinin imara ilişkin kararları büyükşehir belediye meclisince üç ay içinde nazım imar planına uygunluğu yönünden incelenecek ve aynen veya değiştirilerek onaylanabilecektir. madde). belediye işlevleri üzerinde temel bir belirleyiciliğe sahip olan imar ve bütçe ile ilgili ilçe ve ilk kademe belediye meclisi kararları ve büyükşehir belediyesinin ilçe ve ilk kademe belediyelerinin imar uygulamalarını denetleme yetkisi konularında getirdiği hükümler incelendiğinde. ilgili belediye meclisinin kararında ısrar edebilmesi için 3030 sayılı Kanun’da aranan üçte iki çoğunluk şartı. Bu genel kuralın ardından. Büyükşehir belediyesinin ilçe ve ilk kademe belediyelerinin imar uygulamalarını denetleme yetkisi ise ayrı bir maddede (11. Denetim yetkisi kullanılırken.

3.2004’te Başbakanlık tarafından TBMM’ne gönderilen “Büyükşehir Belediyeleri Kanun Tasarısı ve Gerekçesi”de (TBMM. Dolayısıyla. Türkiye’de metropoliten alan planlamasının kurumsallaşamadığı.maddesinde düzenlenen inşaatın durdurulması. imar mevzuatına aykırı iş ve işlemlerin ortadan kaldırılması. 2000a: 146-147). imara aykırı işlemlerin giderilmesinin zorlaştıran ve imar bütünlüğünün zedeleyen durum şu şekilde belirtilmektedir: “Büyükşehir belediyelerinin ilçe ve alt kademe belediyelerinin imar uygulamalarının mevzuata uygunluğunu denetleme. 3. geri alınması ve değiştirilmesini isteme yetkisi bulunmamaktadır” (İçişleri Bakanlığı. usulsüz işlemler dolayısıyla ilgililer hakkında kanuni takibatta bulunma yetkileri bulunmasına rağmen. bu işlemlere ilişkin her türlü bilgi ve belgeyi isteme. metropoliten alan içinde büyükşehir belediyesinin ana plan kararlarının uygulanmasını etkisiz kıldığı gözlenmiştir (DPT. Ayrıca büyükşehir belediyesinin. uygulama imar planlarını ve parselasyon planlarını yapmayan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin bu planlarını yapmak veya yaptırmak yetkisi de vardır (7. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 127 . nazım imar planı yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde. maddesinde düzenlenen para cezası verme konularını da içermektedir. 1984’ten günümüze imarla ilgili olarak gündeme taşınmış eleştirilerin önemli bir rolü bulunmaktadır. ruhsatın iptali veya yıkım ile 42. Büyükşehir yönetiminde belediyeler arası ilişkilerde. imar konusunun böylesine sıkı bir denetim yetkisine konu olmasında. büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde üst plan yapma ve onama yetkisi büyükşehir belediyesinde olmasına rağmen. kontrol etme. büyükşehir sınırları içinde belediyeler arasında imar yetkilerinin paylaşımında açıklık bulunmaması ve büyükşehir belediyelerine kaçak yapılaşma ile mücadele konusunda etkin ve uygulanabilir yetkiler verilmemiş olması nedeniyle ortaya çıkan imar sorunlarının çözümünü sağlayacağı vurgulanmaktadır. 5216 sayılı Kanun’da getirilen düzenlemelerle. 1996 yılında İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan Mahalli İdarelerin Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun Tasarısında büyükşehir belediyesi ile ilçe ve alt kademe belediyeleri arasında yaşanan imara dayalı ilişkilerde. uygulamada sorunlara neden olan. ilçe ve ilk kademe belediyelerinin imar ile ilgili kararları ve uygulamaları üzerinde hiyerarşik bir ilişki olarak nitelendirilebilecek düzeyde denetim yetkisi ile büyükşehir belediyesinin mutlak belirleyiciliğinin imarla ilgili sorunları çözebileceği varsayılmaktadır. madde). denetim sırasında tespit edilen usulsüzlüklerin giderilmesi. 1996: 141-142). Bu yetki de 3030 sayılı Kanun’da bulunmamakta idi. 3030 sayılı Kanun çerçevesinde. 2004) bu düzenlemenin. ilçe belediyeleri ve belde belediyelerinin üst plana uymadan plan yapma ve onama yetkisinin bulunmasının.

şehrin altyapı ve ulaşım ile ilgili kararlarında ancak kendi belediyeleri ile ilgisi oranında söz sahibi olabilmektedir. yapım. madde) ilçe ve ilk kademe belediyelerinden gelen bütçeler. ilçe ve ilk kademe belediyeleri üzerinde büyükşehir belediye meclisinin denetimi sürmektedir. büyükşehir belediyesinin gelirlerini düzenleyen 23. yalnızca kendi belediyelerini ilgilendiren konuların görüşülmesinde bu merkezlere üye olarak katılacağı öngörülmüştür. madde) olduğu gibi.Büyükşehir belediyelerine imarla ilgili olarak verilen bir başka yetki ise. mevzuata uygunluk ve kesinleşmiş borçlar ile ortak yatırımlar için bütçeye konulması gerekli ödenekler bakımından denetlemektedir. madde). 3030 sayılı Kanun’da (20. ilçe ve ilk kademe belediyeleri. 3030 sayılı Kanun’da büyükşehir belediyesinin bütçesinin denetlenmesinde valinin yetkisi 5216 sayılı Kanun ile kaldırılırken. büyükşehir belediyelerinin ilçe ve ilk kademe belediyelerinin bütçeleri üzerindeki vesayet denetimi sürdürülmektedir. esasen bir uygulama birimi olmayan büyükşehir belediyelerine uygulama planı niteliğinde plan yapım yetkisi verilmekte. Bu durumun önemli bir katılım eksikliği anlamına geldiğinin de gözden kaçırılmaması gerekmektedir. 2004b: 2). genel bütçe vergi gelirleri tahsilatı toplamı üzerinden ilçe ve ilk kademe belediyelerine verilen paylardan. 5216 sayılı Kanun’da. Dolayısıyla. parselasyon planlarını ve her türlü imar uygulamasını yapabilmesi ve ruhsatlandırabilmesi ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nda belediyelere verilen yetkileri kullanabilmesidir (7. Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek orandaki kısmının büyükşehir 128 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . madde). Son olarak. 3030 sayılı Kanun’un aynı konuyla ilgili düzenlemesinde olduğu gibi (7. yatırım ve hizmetler arasında bütünlük sağlayacak biçimde aynen veya değiştirilerek kabul edilmektedir. maddeler) ilçe ve ilk kademe belediye başkanlarının. Dolayısıyla. 5216 sayılı Kanun’da. Bütçe ve Mali İşler Büyükşehir ile ilçe ve ilk kademe belediyelerinin bütçeleri üzerindeki denetim konusunda. ve 9. büyükşehir belediyesinin bütçesi ile birlikte büyükşehir belediye meclisine sunulmakta ve büyükşehir belediye meclisinde. görev ve hizmet alanlarına dahil olan proje. büyükşehir belediyesi ilçe ve ilk kademe belediyelerinin yerine geçmekte. ilçe ve ilk kademe belediyeleri açısından bütçe üzerindeki denetimde 5216 sayılı Kanun herhangi bir değişiklik getirmemekte. V. 5216 sayılı Kanun’da da (25. Alt Yapı ve Ulaşım Koordinasyon merkezlerini düzenleyen hükümlerde (8. madde). ilçe ve ilk kademe belediyelerinin bütçelerini. Büyükşehir belediye meclisi. bakım ve onarım faaliyetleriyle ilgili her ölçekteki imar planlarını. maddede ise. Böylece. 3030 sayılı Kanun’da olduğu gibi (18. büyükşehir belediyesi temel işlevlerinden uzaklaşmaktadır (TMMOB Şehir Plancıları Odası.

bu yaklaşımlar. büyükşehir belediyesi tarafından tahsil edilen ve müşterek bahislerden gelen eğlence vergisinin yüzde ellisinin büyükşehir belediyesine. Buna göre. yönetsel yapı üzerindeki değerlendirmelerin bütünüyle ulusal ötesi gelişmeler çerçevesinde ele alınmasını zorunlu kılmaz. 5216 sayılı Kanun bu konuyu bazı koşullara bağlamaktadır (27. büyükşehir belediyesinin ilçe ve ilk kademe belediyelerine mali ve ayni yardımı. madde). dış kaynaklı başarılı uygulamalardan etkilenmekle birlikte. Ayrıca. aynı maddede. yönetsel etkinlik ve demokrasi bağlamının ötesine uzanan. yardım miktarının bütçe gelirinin yüzde üçünü aşmaması. VI. Kurumsal yeniden düzenlemeler. kentsel alanların mekansal genişlemesi. Avrupa’nın bütünleşmesi ve küreselleşme gibi farklı süreçlerin etkisi altında. Türkiye’de büyükşehir belediyelerinin yeniden düzenlenmesi sonucunda ortaya çıkan yapıyı da. büyükşehir belediyesinin alt kademe belediyelerine mali yardımı 3030 sayılı Kanun’da genel bir biçimde düzenlenmişken (7. otoparkların işletilmesinden elde edilecek gelirin yüzde ellisinin büyükşehir belediyesine. içsel dinamiklerden soyutlamadan değerlendirmek gerekir. esas itibariyle. yüzde yirmisinin müşterek bahse konu olan yarışların yapıldığı yerin belediyesine ve yüzde otuzunun da diğer ilçe ve ilk kademe belediyelerine nüfuslarına göre dağıtılacağı belirtilmektedir. Türkiye’de de artık metropoliten gelişmeleri sadece metropoliten alan sınırları içinde kalarak açıklamak ve yorumlamak mümkün gözükmemektedir. yardım için bütçede ödenek ayrılması ve yardımın ilgili belediyenin yatırım programında yer alan projelerin finansmanında kullanılması halinde mümkün olacaktır. tarihi birikimin yarattığı yönetsel-siyasal kültürün çizdiği sınırlar içinde oluşmaktadır. yeni bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişimi. Benzer bir yaklaşım. Bu çalışmanın kapsamı içerisinde ele alınan büyükşehir ile ilçe ve ilk kademe belediyeleri arasındaki ilişkilerin düzenleniş biçiminde ise öne çıkan temel olumsuzluk. bölgesel olarak eşgüdümlenmiş iktisadi kalkınma ve küresel mekanlar arası şiddetli rekabet üzerinedir. Son olarak. 5216 sayılı Kanun ile getirilen yeni büyükşehir belediyesi sisteminin belediyeler arası ilişkilerin düzenleniş biçimi yanında eleştiriye açık bir çok yanı bulunmaktadır. Sonuç 1980’lerin sonundan günümüze. daha çok idari esneklik ihtiyacı. madde). Kamu Yönetimi Reformunu oluşturan kanun ve tasarılarda mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 129 . metropoliten kurumlarla ilgili tartışmalar.belediyesi için ayrılacağı öngörülmüştür. kalan yüzde ellinin de nüfuslarına göre ilçe ve ilk kademe belediyeler arasında paylaşılmasında görülmektedir. Ancak.

s. Bennett (ed. “Large City Reforms”. içinde Hüseyin Cengiz (Der. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Kamu Yönetiminin İyileştirilmesi ve Yeniden Yapılandırılması Özel İhtisas Komisyonu Raporu.07. YTÜ Mimarlık Fakültesi. Eke. Sempozyum Bildirileri. Cities. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Bölgesel Gelişme Özel İhtisas Komisyonu Raporu. Şehir-Bölge Planlama Bölümü. 322-345.2. S. Başbakanlık (2003). DPT (2000b). 371-377. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Başkanlığı.1-34. Santa Cruz. içinde Robert J. International Forum on Metropolization. s. Kaynakça Barlow. Ulusal düzeyde yetki. Local Government in the New Europe. Yerel Yönetimlerin Sorunları. DPT: 2507 ÖİK: 527. Demet ve Armatlı. metropoliten alanlarda işlevler üstlenen farklı aktörler arasında işbirliği.utoronto. s. Sempozyum Bildirileri. “3030 Sayılı Kanuna Tabi Belediyelerin İşlemleri Üzerinde İdari Vesayet”. gerçek yerel yönetim dışlanmakta. DPT: 2502 ÖİK: 523. 130 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . YTÜ Basım Yayın Merkezi. CDDK (1996). Çözüm Önerileri. “Metropolitan Alan Yönetim Modelleri İçerisinde Türkiye Metropolitan Yönetimlerinin Yeri ve Yasal Çerçevesi”. Metropolitan Alanlar: Planlama Sorunları.ca/pdf/metro-bourne. Erkip. Erişim Tarihi: 30. 1-13. Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma 1. İstanbul. Çağdaş Yerel Yönetimler. Bilge (1999). Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Özel İhtisas Komisyonu Raporu: Mahalli İdareler ve Büyükşehir Yönetimi. Kalabalık. 130-143.). Feral. görev ve sorumluluklar merkezden yerele aktarılırken. (1999). Bolivia. “Alternative Models for Managing Metropolitan Regions: The Challenge for North American Cities”. Dönmez. 47-53. I. Mahalli İdarelerin Yeniden Yapılandırılmasına ve Bu İdarelerle İlgili Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Gerekçeleri. DPT (1994).6. C. Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü. Zuhal (1993). İçişleri Bakanlığı (1996).). London and New York. büyükşehirlerde ilçe ve ilk kademe belediyelerini kapsamamasıdır. s. YTÜ Basım Yayın Merkezi. YTÜ Mimarlık Fakültesi.temel vurgulardan birisi olan yerinden yönetimin güçlendirilmesi iddiasının. büyükşehir statüsü tanınan alanlarda yerel yönetimler üzerinde oluşturulmuş olan farklı merkezin daha da güçlendirilmesiyle. Şehir-Bölge Planlama Bölümü. Ankara. Değişimin Yönetimi İçin Yönetimde Değişim. Larry S. içinde Hüseyin Cengiz (Der. İstanbul. 17(5). 15-16 Ekim 1998. Ankara. Halil (1999). Ankara. March 11-12. 15-16 Ekim 1998. Feyzan (2000). s. Erol. Max (1993). “Global Transformations Versus Local Dynamics in Istanbul: Planning in a Metropolis”. Belhaven Press. Yayın No:8. Ankara. Ankara. DPT: 2364 ÖİK: 431. Bourne.urbaninternational.2004. s. “Metropoliten Planlama ve Yönetim Deneyimleri”. www. DPT (2000a). Ankara. I. Kasım. Metropolitan Alanlar: Planlama Sorunları.). paylaşım ve katılım mekanizmalarının geliştirilmesi yerine gelişmeler büyükşehir yöneticilerinin inisiyatifine bırakılmaktadır.

Ostrom. C.htm. s. spo. s. Ruşen (1985).gov.2004. Tiebout.07. Amme İdaresi. Joseph (1970). International Journal of Urban and Regional Research. Public Administration Review. www2. s. American Political Science Review. Nov/Dec. Lefévre. David (1989). 69-82. Public Administration Review. Aydoğdu. Involved and Happy Citizens”.org. ve Lowery. Haziran. “Metropolitan Government and Governance in Western Countries: A Critical Review”. Erişim tarihi: 10. Journal of Political Economy.tr/5216_Sayili_Yasa_Hakkinda_Oda_Gorusler. Erişim tarihi: 10.2004. 30. 416-435.. 831-842.08. Charles ve Warren. Yerel Yönetimler: Sorunlar. “A Pure Theory of Local Expenditure”. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 131 .E. 55. s. Lyons. 22(2). Charles (1956). 533-543..www. 64. “The Organization of Government in Metropolitan Areas: A Theoretical Inquiry”. Tiebout. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği.S.11. “Büyükşehir Belediyesi Kanunu Hakkında TMMOB Şehir Plancıları Odası Görüşleri”. TOBB (1996). S. TBMM (2004).Keleş.tr/5216_Sayili_Yasa_Hakkinda_Basın_Açiklamasi.08. “Governmental Fragmentation Versus Consolidation: Five PublicChoice Myths About How to Create Informed.spo. Robert (1961). TMMOB Şehir Plancıları Odası (2004b).2.tbmm. W. www.: An Overwiev”. s.org.2004. Çözümler. Ankara. 49(6). s. Zimmerman. “Türkiye’de Anakent Yönetimi”. 531-543. Christian (1998). Erişim Tarihi: 09. 9-25. “5216 Sayılı Yasa Hakkında Basın Açıklaması”. TMMOB Şehir Plancıları Odası (2004a).26. 26.18.07. “Büyükşehir Belediyeleri Kanun Tasarısı ve Gerekçesi”. İstanbul. htm. Vincent. Oct. TÜSİAD (1995).tr/d22/1/1-0768.2004. “Metropolitan Reform in the U. Sept/Oct. Mahalli İdarelerin Yeniden Yapılandırılması. Dec. Ajans Medya Reklamcılık.2004. pdf.

132 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .

ceza hukukunun çevrenin korunması bakımından işlevi ve önemi konusu kısaca değerlendirilecek. Yazının başlığında yer alan çevreye karşı suç deyimi. tarihsel çevrenin korunmasına yönelik cezai düzenlemeler bu yazıda ele alınmamıştır.. ardından yeni kanunun konuyla ilgili düzenlemeleri açıklanmaya çalışılacak son olarak da ceza müeyyideleri ile idari yaptırımların bir arada uygulanmasına ilişkin kimi tartışmalar aktarılmaya gayret edilecektir. Dolayısıyla sadece doğal çevrenin cezaen korunduğunu söylemek mümkün değildir. Kanun’da cezai koruma konusu yapılan doğal. Bu tartışmalar ceza kanunu üzerinde yoğunlaşmış. kentsel çevre kavramlarını kapsar biçimde geniş anlaşılmalıdır. ceza hukuku alanında toplumsal sorunlar ile koşut olarak önemli tartışmalar yaşanmıştır. 5237 * Yrd. Özel kanunlarda yer alan ve doğal. Dr. kentsel.Yeni Türk Ceza Kanunu ve Çevreye Karşı Suçlar Tuğrul KATOĞLU* Giriş Sadece kapsamı değil yürürlük tarihine ilişkin değişikliklerle de gündemi işgal eden 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu doğal ve kentsel çevreyi koruyan. Çalışmanın konusu yeni Türk Ceza Kanunu’nda yer verilen çevre suçları ile sınırlanmıştır. Bu kapsamda. gürültü kirliliğini ceza müeyyidesi tehdidi ile yasaklayan yeni suç tanımlarını içermektedir. yeni bir ceza kanunu hazırlanması konusu daima gündemde olmuştur. Doç. Son birkaç on yıldır. Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 133 .

1999 yılında seçimlerin yenilenmesi üzerine Tasarı. maddesi yine Kanun’un yayın tarihi olan 12 Ekim 2004 tarihinden itibaren yürürlüktedir. 1993: 3. Çevre suçlarına 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu’nun ikinci kitabının topluma karşı suçlar başlıklı üçüncü kısmında yer verilmiştir. kentsel çevre. Toroslu. Öncelikle bu metin ilgili kuruluşlar ve üniversitelere gönderilerek görüş istenmiştir. maddeler ise.04. Kısaca çevre suçları ya da çevreye karşı suçlar olarak adlandırılabilecek bu fiiller düzenlenmekle. Kanun’un yayımı tarihinden itibaren iki yıl sonra yürürlüğe girecektir. 1989 tasarısında yer alan kimi hükümler 1990 yılında 765 sayılı TCK’na alınmıştır. Daha sonra ilk tasarı metni ikinci komisyon tarafından. Çevrenin Korunmasında Ceza Hukukunun İşlevi Bugün gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler özellikle insan davranışlarının doğrudan sonucu olan çevresel zararlarla mücadele etmektedir (Alvazzi del Frate. 1997.2003 tarihinde karara bağlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na 12. Norberry.2003 tarihinde gönderilmiştir. yöneltilen eleştiriler doğrultusunda tekrar ele alınmış ve 1997 Tasarısı oluşturularak yasama organına gönderilmiştir. 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecekken yürürlük tarihi ani bir tasarruf ile 1 Haziran 2005 tarihine ertelendi. Temel Kanunlarda Çalışmalar Yapmak Üzere Kurulacak Komisyonların Kuruluş ve Çalışma Usullerine İlişkin Yönetmelik gereğince 1985 yılından itibaren üç ayrı komisyon kurulmuştur. 1. ruhsat iptali gibi zengin ve çeşitli idari yaptırım kataloglarının mevcudiyetinin yanı sıra 134 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .sayılı kanunun kısa gelişim serüveni ana hatlarıyla şöylece özetlenebilir. Doğal çevre. 1997 Tasarısı’nın ayrıntılarına girmeden bu Tasarı’ya yönelik görüş ve eleştirilerin esasen 24 gün içinde değerlendirilmesiyle oluşturulduğu anlaşılan 2001 Tasarısı’na yapılan değişiklik ve eklemelerle son ceza kanunu tasarısı Bakanlar Kurulu tarafından 14. Genel Kurul’un kabul ettiği biçimiyle 5237 sayılı Kanun 12 Ekim 2004 tarihli resmi gazetede yayınlanmıştır. 1989. Bununla birlikte Kanun’un imar suçları ile igili 184. tarihsel çevrenin artan tehdit ile karşı karşıya olduğu son birkaç on yılda kamunun ve ceza hukukunun müdahalesi giderek yoğunlaşmıştır. 2001 Türk Ceza Kanunu Tasarılarını hazırlayan komisyonlar. Bu yazı kaleme alınırken Kanun henüz yürürlüğe girmemişti. Hükümet tarafından yeniden gözden geçirilmek üzere geri çekilmiştir. Sanayileşmiş ülkeler arasında Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkeleri bakımından gerçekleştirilen bir karşılaştırmalı çalışmada bu ülkelerde çevre koruma amacıyla benimsenmiş para cezaları. 1982: 9). 2001 Tasarısı’nın genel gerekçesinden anlaşıldığı kadarıyle 24 günlük bir çalışma ile bu görüşler değerlendirilerek 2001 Tasarısı oluşturulmuş ve Adalet Bakanlığı’na sunulmuştur.05. Doğal çevrenin korunması amacıyla sevkedilen 181 ve 182. sadece doğal çevrenin değil kentsel çevrenin de cezaen korunması amaçlanmaktadır.

mevcut ceza müeyyidelerinin ağırlaştırılması. kirletmeyi önlemeye yönelik tedbir kurallarının ihlalini dikkate alan ikinci aşama ve nihayet kirletme fiillerini bastırmaya yönelik üçünü aşamada ceza hukukunun devreye irdiği görülmektedir (Toroslu. sanayileşmenin doğal. 1994: 82). Ancak yirminci yüzyılın ikinci yarısından sonra sanayi faaliyetleri sonucu kirliliğin giderek büyük bir tehdit oluşturması ile birlikte doğrudan çevresel varlıkları esas alan bir koruma anlayışının güçlendiği görülmektedir (Alvazzi del Frate. Norberry. idarenin idari yaptırımları uygulamakta yeterince kararlı davranmaması da bu alanda ceza hukuku aygıtlarına yönelme nedenlerinden bir başkasını oluşturmuştur (Turgut. Gerçekten de ceza hukukunun başkaca kollektif varlıklar bakımından sağladığı koruma. Nuhoğlu. Bugün dünyada genel eğilim çevrenin korunmasında ceza hukukundan yararlanılması. Şen. 26). 2001: 614 vd. Bu çerçevede ilk başlarda kirliliğin. 2001: 613). Doğal çevre bakımından hukuksal koruma öncelikle insan merkezli bir görünüm sergilemiştir. 5-7. doğal çevre söz konusu olduğunda sahneye biraz gecikerek çıkmıştır (Toroslu. 1993: 1). Doğal çevre bakımından ceza hukuku üç farklı aşamada koruma sağlayabilir. iktisadi yaşamın sürdürülebilmesi bakımından kaynakların korunması dolayısıyla çevre de bir ölçüde korunabilmiştir. 1993:. saklanması gibi faaliyetleri kapsayan ilk aşamada.. Bu çerçevede daha çok bir dolaylı koruma söz konusu olmaktadır. Norberry. 1982: 13. Norberry. Öte yandan. 2001: 613). Daha çok insanın yaşam hakkı ve sağlığın korunması açılarından soruna yaklaşıldığı için hukuksal ve özel olarak cezai koruma da insan merkezli bir anlayış üzerine yerleşmiştir. Şen. Almanya Federal Cumhuriyeti bakımından Ünver. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 135 . 1994: 137. bu konuda ayrıca Turgut. Bu alanda gerekli ulusal ve uluslararası hukuksal düzenlemelerin yapılmasını öneren ya da taraf devletlere yükleyen farklı niteliklerde uluslararası metinler bulunmaktadır (Turgut. 2001: 622 vd. 1999: 25. bununla birlikte zaman içinde çevresel zararın bir trajediye dönüşmesi karşısında hukuksal değerlendirmelerin de değiştiği tespit edilmektedir. 1993: 1).ceza ve ceza muhakemesi hukuku aygıtlarından da etkin biçimde yararlanıldığına dikkat çekilmektedir (Seerden. Deketelaere. 14. Önceleri idare hukuku ile özel hukuk aygıtlarının bu alandaki temel hukuksal korumayı oluşturduğu görülmektedir (Turgut. 1982: 9). Doğal çevrenin korunmasından çok insanın korunması esas alınmıştır. Farklı gelişmişlik düzeyinde ve farklı kıtalardaki çeşitli ülkelerdeki doğal çevre koruma aygıtlarını inceleyen bir çalışmada çevrenin cezaen korunması anlayışına ancak bir sürecin sonunda ulaşılabildiği dile getirilmektedir (Alvazzi del Frate. 138). 2002: 577-580). kaçınılmaz bir sonucu olarak kabul edildiği yani kanıksandığı. Özellikle gelişmiş ülkeler ceza hukukunun bu alana müdahalesini ilk kabul edenler arasında olmuşlardır (Alvazzi del Frate. Heldeweg. Sağlığın ve toplumsal. daha da ileri giderek tüzel kişilerin ceza sorumluluğunun kabul edilmesi yolundadır. Kirletici madde üretimi.

Ceza müeyyidesinin son seçenek olarak nitelendirilmesi. 619). başkaca hukuk dallarının müeyyidelendirilmesi amacı ile sevkedilmez. İlk eğilim çerçevesinde değerlendirilebilecek ve ceza hukukuna idari yaptırımlara göre tamamlayıcı bir işlev tanınması yolunda görüşler mevcuttur. Turgut. Bkz. Ceza hukukunun hiç müdahale etmemesini savunanlar. 2001.). yani ceza müeyyidelerine başvurulmalıdır (Bkz. ancak bunların belirlediği koşul ve zeminde ceza hukukunun yardımından yararlanılmalı. daha ziyade idari para cezaları ile yetinilmesi gerektiği kanısındadırlar. Antolisei. Bununla birlikte ceza hukuku bakımından idare hukukuna bağımlılık “mutlak olmayıp göreceli bir nitelik taşımaktadır” (Turgut. Çağdaş ceza hukukları bakımından ceza müeyyidesinin son seçenek olarak kabul edildiği. 618)1. ceza hukukunun özerk olduğunu ve salt müeyyidelendirici ceza hukuku anlayışının geçmişte kaldığını savunmaktadırlar. 2001: 616 vd. Bu çerçevede. 1981: 78). Gerçekten bugün ceza hukukçuları.Kimi yazarların çevrenin korunması bakımından ceza hukuku aygıtlarına yer verilmemesini savundukları görülmektedir (Bkz. Turgut. Ceza normları. Ceza normları ayrıca özerk ve özgün bir değerlendirme de içerir. 2001: 617). İkinci eğilim ceza hukukunun özerkliği tartışması ile yakından ilgilidir. 2001: 617. s. 1994: 49. Öte yandan ceza müeyyidesinin son seçenek olması mutlaka ceza hukukunun ikincil. tamamlayıcı ya da salt müeeyidelendirici bir işlevle tanımlanması sonucunu doğurmayacaktır. 1994: 73 vd. 75. Ülkemizde de bir zamanlar sıkça dile getirilen ve aslında anlamı da bir türlü berraklaşamayan “ekonomik suça ekonomik ceza” sloganında olduğu gibi daha çok iş çevrelerine yakın olanlar bu görüşten yana olmuşlardır (Görüş için bkz. 136 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . çevresel idari düzenlemelerin ceza müeyyidesi güvencesine bağlandığı durumlarda. 2001: 616). 1981 yılında yayınlanan bir makalesinde ceza hukukunun çevrenin korunması bakımından ikincil ya da tamamlayıcı bir işleve sahip olması gerektiğinin savunmuştur. 1994:7 3. Bununla birlikte. 2001: 619). 1994: 74. herhangi bir idari tasarrufa gerek kalmaksızın. Ceza hukuku aygıtlarından yararlanılması konusunda da iki genel eğilim mevcuttur: Bir yanda çevre alanında ceza müeyyidelerine son seçenek (extrema ratio-ultima ratio-ultimum remedium) olarak başvurulması. Bayraktar. sadece çevrenin korunması ile ilgili bir tartışma değildir. makalenin yazıldığı ve yayınlandığı dönem üzerinden uzun zaman geçtiği ve bu konudaki genel değerlendirmelerin zaman içinde değiştiği unutulmamalıdır (Bkz. yani sadece çevrenin 1 Türk öğretisinde Bayraktar. Çevrenin korunması öncelikle önleyici nitelikteki idari düzenleme ve tedbirler ile sağlanmalı. öbür yanda ceza hukukunun bu alana bağımsız olarak müdahalesinin kabulü (Şen. Şen. örneğin uyarıda bulunmaksızın ceza müeyyidelerinin uygulanabilmesi söz konusu olacaktır (Turgut. Turgut. 50). Turgut. Şen. Emir ve yasakların bünyesinde bu değerlendirme erimiştir (Bkz.

Fransız Ceza Kanunu’nun yanı sıra özel kanunlarda da çevre suçlarına yer verilmiştir (Auby/ Seerden. Deketelaere. Heldeweg. Deketelaere. Anayasal bir ceza hukuku. anayasada güvence altına alınan varlık ve menfaatlerin koruyucusu olmalıdır. ceza hukukunun sosyalleştirilmesidir (Mantovani. Alvazzi del Frate. 2002: 76. Esasen genel olarak ceza müeyyidesine ancak zorunlu durumlarda başvurulmalıdır. sadece son seçenek olarak ceza müeyyidesine başvurulması. 169). 2002: 168. 1994: 91. genel olarak ceza müeyyidesinden yararlanılması ile ilgili olarak son seçenek anlayışının etkili olduğu görülmektedir.korunması bakımından değil. Bu yapılırken elbette hukuk düzeninin bütünü dikkate alınacak. Faure/ Seerden. 92). ceza hukukunun özerkliğine de kanımızca bir sınırlama getirmeyecektir. Heldeweg. iş güvenliği gibi topluma ait kollektif varlık ve menfaatlerin korunması bakımından ceza müeyyidesine başvurulması mümkündür. Ceza hukuku aygıtlarının mesih gibi kabul edilmesi elbette yanlıştır. 2002: 579-581. bu durumun çevrenin korunması bakımından eskisi kadar belirgin olmadığı da görülmektedir. Heldeweg. Heldeweg. Avrupa Birliği üyesi kimi ülkelerde önceleri yetinilen görece hafif ceza müeyyideleri (hafif para cezaları ve kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar) çevresel zararın önüne geçilmesinde zaaf olarak değerlendirilmektedir (Deketelaere. 2001: 621). Deketelaere. Norberry. Çağdaş ve özgürlükçü ceza hukukunun temel bir ilkesi. Deketelaere. hukuki. Şen. Sağlık. Doksanların başlarından itibaren Belçika’da ceza miktarları ağırlaştırılmıştır (Deketelaere/ Seerden. Bu çerçevede çevrenin korunması bakımından ceza hukukuna başvurulması yerindedir (Toroslu. Fransa’da çevrenin korunması bakımından ceza hukukunun önemini artırdığı ve çevresel varlıkların korunmasında en etkili aracın ceza müeyyidesi olarak kabul edildiği görülmektedir. örneğin idari. kültür ve tabiat varlıkları. Deketelaere. 2002: 196). 77). 1999: 105). Bazı yazarlara göre. mesleki müeyyideler ile koruma sağlanamayan durumlarda bu zorunluluğun bulunduğu kabul edilmelidir (Mantovani. 1982: 9. çevrenin korunması amacıyla ceza hukuku özel bir öneme sahip olup neredeyse ilk adresi oluşturmaktadır (Seerden. Ceza müeyyidesi uygulanması suretiyle feda edilecek varlık veya menfaat ile cezaen korunan varlık ve menfaat arasında oran bulunan ve ceza müeyyidesi dışında kalan. Almanya Federal Cumhuriyeti Ceza Kanunu’nda 1980 yılında yapılan değişiklikle mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 137 . 1993: 1). Ceza müeyyidesine başvurulması ilkesel olarak son seçenek kabul edilmekteyse de (Turgut. Yine Fransız Ceza Kanunu’nda tüzel kişilerin ceza sorumluluğu da kabul edilmiştir. Ceza müeyyidesinin ancak son seçenek olarak kabul edilmesi çağdaş ceza hukuklarının genel ve temel bir ilkesi olarak anlaşılmalıdır. Doksanlı yılların ortasında Finlandiya’da ceza kanununa çevre suçları eklenmiştir (Vihervuori/ Seerden. 2001: XXXVII-XLVI). Çağdaş bir hukuk düzeni ceza müeyyidesini son seçenek olarak görmekle birlikte özellikle kollektif varlık ve menfaatler ile insan hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması bakımından ceza müeyyidesine başvurabilir hatta başvurmalıdır. Heldeweg. 2001: XXXVII-XLVI).

Aksi taktirde. 2002: 242. Para cezalarının caydırıcı güce sahip olması ayrıca önemlidir. 2002: 307). Deketelaere. Heldeweg. Heldeweg. İtalya’da 349/86 sayılı Kanun’un 18. 799). 2000: 798. Gerçekten de çevre söz konusu olduğunda diğer bastırıcı hukuk dalları ile önlemlerin yanında mutlaka ceza hukukunun korumasından yararlanılmalıdır (Toroslu. Çevrenin korunmasında ancak ağır ve özel bazı fiiller için ceza müeyyidesine başvurulması bunlar dışında kural olarak idari müeyyideler ile yetinilmesi yolundaki eğilimler bugün ağırlığını yitiriyor görünmektedir (Seerden. 2002: 579). Japonya ve Güney Kore’de de tüzel kişilerin ceza sorumluluğu kabul edilmiştir (Karşılaştırmalı bir genel değerlendirme için bkz. 1999: 18). Deketelaere. Deketelaere. 2001: 626-634. Heldeweg. Öte yandan çevre suçları bakımından özel hukuk tüzel kişilerinin ceza sorumluluğu kabul edilmiştir (Seerden. Ünver. 2002: 390). Turgut. Amerika Birleşik Devletleri. 391). İngiltere. Amerika Birleşik Devletleri ve İspanya’da çevre suçları bakımından özel savcılık teşkilatı kurulmuştur (Seerden. Yine farklı hukuk düzenleri dikkate alındığında çevre suçları bakımından para cezalarının yanı sıra hürriyeti bağlayıcı cezalara da yer verilmekte olduğu dikkat çekmektedir. Heldeweg. 2002: 390. Deketelaere. genel ceza kanunlarının yanı sıra özel çevre kanunlarında da yer verilebildiği görülmektedir. 1993: 1). Norberry. Şen. Danimarka ve İsveç. 1994: 134-137). suça 138 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Heldeweg/ Seerden. Belçika’da çevre örgütlerine bu yönde yetkiler tanınmış. Hollanda’da Ekonomik Suçlar Kanunu’nda çevre suçlarına da yer verilmiştir. bir çok ihlal aslında idari müeyyidelerle karşılanmakla birlikte mahkumiyet kararının teşhir edici özelliğinin çevrenin korunması bakımından çok önemli olduğu dile getirilmektedir (Morrison. Farklı hukuk düzenleri incelendiğinde doğal çevrenin korunmasına ilişkin ceza hükümlerine. Belçika ve İspanya’da çevre suçlarında özel kişilerin ceza koğuşturmalarını tahrik edebilmelerine yönelik özel düzenlemelere yer verilmiş.çevre suçları metne dahil edilmiş. Amerika Birleşik Devletleri çevre ceza hukukuna ilişkin bir değerlendirmede bu alanda ceza müeyyidelerinin özel bir yeri bulunduğu. İngiltere. girişimcilerin maliyet fayda analizi yaparak rahatlıkla göze alabilecekleri bir riskten ibaret kalmaması gereklidir (Alvazzi del Frate. Nuhoğlu. Özgürlükçü ve çağdaş bakışla son seçenek olarak değerlendirilen ceza müeyyidesi. Para cezalarının miktarları belirlenirken. çevre söz konusu olduğunda akla ilk gelen adreslerden biri olmak üzeredir. Deketelaere. maddesi çevre örgütlerine çevre suçları dolayısıyla açılan ceza davalarına müdahil olarak katılma yetkisi vermektedir (Montini/ Seerden. 1994 yılında bunların kapsamı genişletilmiş 1998 yılında kısmi değişiklikler söz konusu olmuştur. 1982: 13). Heldeweg. Heldeweg/ Seerden. 243. bunların. Bu ülke bakımından da ceza müeyyidesinin son seçenek olarak vurgulanmasına karşın cezai düzenlemelerdeki artış dikkat çekicidir (Rodi/ Seerden.

Doğal. maddesinde yer alan binaları. 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’nun 36. 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 282. 344). 1927: 53.ve suçluya soyut olarak yaklaşan ve fiilin ihlal ediciliğini. Çevrenin kasten ve taksirli kirletilmesini cezalandıran 181 ve 182. Etkili para cezalarının yanı sıra hürriyeti bağlayıcı cezaların da yaygın olarak kullanıldığı tespit edilmektedir. kentsel çevrenin korunması amacına yönelik idari yaptırımlar öngörülmüş olduğu da anımsanmalıdır. 1993: 10). maddede yer verilen 394. maddesinde düzenlenen halkın içeçeği sular ile yiyeceği veya içeceği şeylere zehir katma suçu ve 399. Fiilin tehlikeliliğine ya da ihlalin vehametine göre ömürboyu hapis cezası da dahil olmak üzere farklı düzenlemeler benimsenmektedir (Alvazzi del Frate. 2001: 625) bir koruma söz konusu olup yine kanımızca çevresel varlıkların hukuki konu olarak değerlendirilmesi zordur. Norberry. ceza kanunlarını faillerin adeta maliyet fayda analizi yapabilecekleri suç tarifenamelerine çevirmiştir (Saleilles. maddedeki cezai korumanın çevre bakımından ancak çok dolaylı bir etkisi olduğu düşünülebilir. mahsullleri. Özellikle 369.. maddeler ise. 5237 sayılı kanunun yürürlüğe giren ya da girecek hükümleri dışında Türk hukuk düzeninde doğal ve kentsel çevrenin korunmasına hizmet eden cezai düzenlemeler arasında. Yine bu çerçevede 765 sayılı TCK’nun 369. 765 sayılı TCK’nun söz konusu hükümleri ile ilgili bu değerlendirmeye katılmak güçtür. 1994: 97. Çevre bakımından çok dolaylı bir koruma getrimekte olan bu hükmün çevre suçu olarak değerlendirilemeyeceği kanısındayız. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 26. 2. tarihsel. maddesinin Kanun’un yayımı tarihinde yürürlüğe girdiği söylenmişti. 1994: 97). 98). Kanımızca bu hükümler ile farklı hukuki konular yani hukuki varlık ya da menfaatler korunmaktadır. tehlikeliliğini dikkate almayan Klasik Okul’a 19. Gerçekten de Klasik Okul. sair inşaat. Cezalarda biçimsel eşitlik. 394. maddedeki fiilin taksirli biçimi bu kanunda çevrenin korunmasına hizmet eden fiiller olarak değerlendirilmiştir (Şen.. maddeleri sayılmıştır (Şen. 54). suç ve suçluya tamamen masa başından ve önsel olarak yaklaşmıştır. aynı kanunun 394. erzak yığın ve ambarlarını kasten yakmak suçu. k. m. hububatı. daha önce de değinildiği gibi Kanun’un yayımı tarihinden itibaren iki yıl sonra yürürlüğe girecektir (5237 s. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yöneltilen eleştirilerin bir hayalet gibi aramızda gezinmesi kaçınılmazdır. Bu çerçevede özellikle yukarıda mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 139 . maddede ise genel sağlık merkezli (Turgut. tarihsel çevre ve kültür mirasının korunması bakımından 2863 sayılı Kültür ve Tabiat varlıklarını Koruma Kanunu da ayrıca zikredilmelidir. Bunlara 6381 sayılı Orman Kanunu’nun ceza hükümlerini eklemek yararlı olur.Türk Hukukunda 5237 sayılı kanun dışında kalan ve çevrenin korunması ile ilgili ceza hükümleri 5237 sayılı kanunun kentsel çevreyi korumaya yönelik 184. Doğal çevre.

615). maddesindeki ilgili düzenlemenin çağdaş eğilimlere bu yönüyle uygun olduğu belirtilmelidir. Uyrukluğuna bakılmaksızın devletin deniz. 2001: 659) a. Nitekim insanlık bakımından özel önemi nedeniyle çevre suçlarının faillerinin yargılanması için bir uluslararası çevre mahkemesi kurulması yolundaki eğilimler de dikkat çekicidir (Turgut. kara. kimi kasıtlı çevre suçlarının uluslararası kamu düzenini ihlal ettiğinin kabulü ile evrensellik ilkesi uyarınca mutlaka cezalandırılması önerileri yer almaktadır (Turgut. Ceza Kanunlarının Yer İtibariyle Uygulanmasında Evrensellik İlkesi ve Çevre Suçları Kural. Bununla birlikte cezai korumanın yeterli ölçüde sağlanabilmesi için yer itibariyle uygulama bakımından kimi tamamlayıcı ve istisnai ilkelere yer verilmektedir. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde aynı kanunun 181. yabancı ülkede işlenmesi halinde Türk kanunları(nın)” uygulanacağı yolundaki hükmün evrensellik ilkesi kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. maddesinde düzenlenen çevrenin kasten kirletilmesi fiillerinin “vatandaş veya yabancı tarafından. fiilin ülkede işlenip işlenmediğine bakılmaksızın her halde cezalandırılmasını öngörmektedir. İnsanlığın önemli ortak varlık ve menfaatlerinin cezaen korunması söz konusu olmaktadır. 5237 sayılı Kanun’un 13. insanlığa karşı suçlar arasında yer verilmesinin isabetli olacağı yolunda görüşler de dikkat çekmektedir (Öztürel. Bunlar içinde evrensellik ilkesi failin uyrukluğuna. Bu çerçevede. Kişisellik. Buna göre bir Türk ya da yabancı Türkiye Cumhuriyeti Devleti ülkesi dışında çevrenin kasten kirletilmesi suçunu işledikleri taktirde Türk Kanunları uyarınca cezalandırılabilecektir. 3. 5237 Sayılı Kanun ile Getirilen Düzenlemeler Çevre suçları 5237 sayılı yeni TCK’nda ikinci kitabın üçüncü kısmını oluşturan topluma karşı suçlar arasında yer verilmiştir. hava ülkesinde suç işleyen herkes ülkesellik ilkesi gereği ceza kanunlarının muhatabı olacaktır.değindiğimiz Çevre Kanunu’nun yanı sıra. 2001: 614. 3194 sayılı İmar Kanunu. Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu. 2004: 108). Çeşitli uluslararası kuruluşların ve öğretinin değerlendirmeleri arasında. 140 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Bu nedenle 5237 sayılı Kanun’un 13. Umumi Hıfzısıhha Kanunu bu alandaki başlıca düzenlemeler arasında sayılabilir. ceza kanunlarının devletin ülkesinde işlenen fiiller bakımından uygulanmasıdır. Çevreye karşı suçlar bu durumda topluma karşı suç olarak kabul edilmekte. doğal ve kentsel çevre toplum dolayısıyla korunmaktadır. Bununla birlikte özel önemi dolayısıyla bu suçların ayrı bir kısım altında düzenlenmesi savunulabildiği gibi. koruma ve evrensellik ilkeleri kural olan ülkesellik ilkesine göre tamamlayıcı niteliktedir.

Atık veya artıkların toprağa. insan ve diğer canlılarda tedavisi güç hastalıklara yol açması gibi durumlar cezayı ağırlatıcı nedenler olarak kabul edilmiştir. Ayrıca fail tarafından çevresel zararın gerçekleşmesi amacıyla hareket edilmesi aranmamıştır. maddenin birinci fıkrasında “İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde. atıkların ya da artıkların doğada kalıcı özellik gösterdiği durumlar ile birinci fıkrada yasaklanan fiillerin neslin devamını tehlikeye sokması. yeni ceza kanunu ile getirilen yeni suç tiplerindendir. Öte yandan birinci fıkrada yasaklanan davranışların çevreye zarar vermeye elverişli davranışlar olduğu unutulmamalıdır. Düzenleme. Genel kastın varlığı yeterlidir. Çevrenin Kasten Kirletilmesi Suçu Çevrenin kasten kirletilmesi suçu. Çevrenin Kasten Kirletilmesi Suçu (m. Çevreye karşı suçlar arasında yer alan çevrenin kasten kirletilmesi suçu. suya veya havaya verilmesi ile maddi unsur gerçekleşmektedir. 181) Çevrenin kasten kirletilmesi kenar başlığı altında “çevrenin kasten kirletilmesi” ve “atık veya artıkların izinsiz olarak ülkeye sokulması” olmak üzere esasen iki farklı suç tipine yer verilmiştir. Kirletme fiillerinin bastırılmasına yönelik olan üçüncü aşamada ceza müeyyidesinin devreye girdiği görülmektedir. Tüketilen bir gıda maddesi ambalajının çöp yerine doğaya atıldığı örneklerin sayısı ne yazık ki fazladır. fıkrasına göre. altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” dendikten sonra üç ve dördüncü fıkralarda cezanın ağırlatıldığı hallere yer verilmiştir. 5237 sayılı kanunun 181. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 141 . maddenin 1. atık veya artıkları toprağa. suya veya havaya bilerek ve istenerek verilmesi ile kasıt oluşur. aa. doğal çevre bakımından ceza hukukunun müdahalesinin söz konusu olduğu üçüncü aşamaya karşılık gelmektedir. maddesinin ilk fıkrasında düzenlenmiştir. Çevrenin kasten kirletilmesi. 765 sayılı kanunda böyle bir suç tipi bulunmamaktaydı. suya veya havaya kasten veren kişi. atık veya artıkların ilgili mevzuat hükümlerine aykırı biçimde toprağa. fıkrasında yer alan suçun işlendiğinden bahsedilmesi mümkün olmayacaktır. maddenin 1.b. 181. 181. kanunun benimsediği ifadeden de anlaşılacağı üzere kasıtlı bir suçtur. Fiil suç sayılmakla çevrenin kasten kirletilmesi cezalandırılmaktadır. Bununla birlikte madde ile yasaklanan fiillerin çevresel zarar yaratmaya elverişli fiiller olduğunu kabul etmek gerekir. maddenin 3 ve 4. fıkralarına göre. 181. O halde çevre koruma mevzuatına uygun biçimde atıkların örneğin temizlenip işlenerek doğaya verilmesi durumunda 181.

Failin başkaca amaçlarla hareket etmesi aranmamıştır. Ayrıca çevresel bir zararın doğmuş olması gerekli değildir. havada kalıcı özellik göstermesi durumunda. aynı maddenin iki. deniz ülkesinin bütünü anlaşılmalıdır. hava. izinsiz olarak ülkeye atık sokulması cezalandırılmaktadır. 181. Ağırlatıcı Nedenler Biraz yukarıda belirtildiği gibi. atıkların bu niteliği gereği ceza artırılacaktır. Fıkrada “Atık veya artıkları izinsiz olarak ülkeye sokan kişi. depolanması gibi faaliyetlere ilişkin ilk aşamada devreye girmesini sonuçlamaktadır. Ülkeye İzinsiz Atık Sokulması Suçu 181. maddenin 5. Ülke deyiminden devletin kara. Hükmün ihlal edilmesi ancak ülkeye izinsiz ve hukuka aykırı biçimde atık sokulmasına bağlıdır. cezai korumanın. fıkrasında ise.bb. atığın bu tür bir neticeyi doğurmaya elverişli olduğunun tespit edildiği durumlarda cezanın artırılması yoluna gidilecektir. suda. insan ve hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına. birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen atıkların üçüncü fıkra uyarınca toprakta. fıkrasında ise. Yani bu tür bir zararlı netice ortaya çıkmamış olsa dahi. bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmüne yer verilmiştir. Suçun tamamlanması için atıkların ülkeye izinsiz olarak sokulması yeterlidir. canlıların doğal özelliklerini değiştirmeye elverişli atıkların verilmesi suretiyle işlenmesi durumunda ceza ağırlatılmaktadır. maddesinde düzenlenmiş bulunan tüzel kişilere 142 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Yine dördüncü fıkra uyarınca birinci fıkrada belirtilen türde fiillerin. kirletici maddelerin saklanması. Maddenin düzenlenişi. İlgili mevzuat çerçevesinde ülkeye atık sokulması durumunda bu hükmün uygulanamayacağı açıktır. Ülkeye izinsiz atık sokulması suçunun işlenebilmesi için genel kastın varlığı yeterlidir. Önemli olan atığın niteliklerinin bu tür bir zararlı neticeyi oluşturmaya elverişli kabul edilebilmesidir. maddenin 2. Failin örneğin ayrıca çevresel zarar yaratmak ya da maddi yarar sağlamak gibi amaçlarla hareket etmesi aranmamaktadır. üreme yeteneğinin körelmesine. üç ve dördüncü fıkralarındaki fiiller bakımından Kanun’un 60. cc. Burada dikkat edilmesi gereken nokta bu tür bir zararlı neticenin ortaya çıkmasının gerekli olmadığıdır. Bu çerçevede ilgili mevzuat hükümlerine aykırı ve izinsiz biçimde ülkeye atık sokulmasının cezalandırılması söz konusu olmaktadır.

suya veya havaya verilmesine taksirle neden olan kişi. 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlük ile ilgili 344. maddenin ilk fıkrası hükmü. Çevrenin Kirletilmesinden Taksirli Sorumluluk (m. 182. Dolayısıyla 5237 sayılı kanunun 22. “İnsan ve hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına. 181. Bu konuya tüzel kişilerle ile ilgili alt başlıkta değinilecektir. bununla birlikte taksirli sorumluluğu tanımlayan herhangi bir ifadeye yer verilmemiştir. 765 sayılı TCK’nda bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemişti. maddesinde düzenlenen çevrenin kirletilmesi suçunun bu sefer taksirli biçimi cezalandırılmış olmaktadır. 183) Çevreye karşı suçlar arasında yer alan bir başka düzenleme gürültü kirliliği ile mücadeleye yöneliktir. maddesinde çevrenin taksirli biçimde kirletilmesi ceza müeyyidesine bağlanmaktadır. atık ya da artıkların niteliği dolayısıyla cezanın ağırlatılması yoluna gidilmektedir. maddede olduğu gibi. maddenin birinci fıkrasında “Çevreye zarar verecek şekilde. hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip atık veya artıkların” çevreye bırakılması durumunda bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmedilebileceği belirtilmekle ceza ağırlatılmaktadır.özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı belirtilmektedir. 182) 5237 sayılı kanunun 182. 5237 sayılı kanunun 181. maddenin 2. 181. maddenin ilk fıkrasının yürürlük tarihi bakımından ayrı bir düzenleme yapılmıştır. fıkrasında ise bir başka ağırlatıcı neden öngörülmüştür. Gürültüye Neden Olma Suçu (m. c. atık veya artıkları toprağa. 5237 sayılı TCK’nun 183. ç. Çevrenin kirletilmesinde taksirli sorumluluğu kabul eden 182. kanunu yayım tarihinden itibaren iki yıl sonra yürürlüğe girecektir. Öte yandan aynı fıkra hükmünün son cümlesinde atık veya artıkların çevreye taksirli olarak verilmesinin ayrıca çevrede kalıcı olumsuz etkiler bırakması durumunda adli para cezası yerine hürriyeti bağlayıcı ceza verilmesi öngörülmektedir. üreme yeteneğinin körelmesine. 5237 sayılı kanunun 344. adli para cezası ile cezalandırılır” denmek suretiyle sadece çevrenin taksirli olarak kirletilmesinden bahsedilmiş. maddesi uyarınca. maddenin ilk fıkrası. Kanun’un yayımı tarihinden itibaren iki yıl içinde yürürlüğe girecektir. 182. maddesi uyarınca 181. maddesinde “İlgili kanunlarla mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 143 . maddesi ve taksirli sorumluluğa ilişkin genel ilkelerden hareketle taksirli sorumluluğun kapsamı ve unsurları tayin olunacaktır.

maddesi bir yenilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Özgenç. başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi. iki aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır” hükmüne yer verilmiştir. 144 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . d. fıkrasında ise. Genel kasıtla işlenen bir suçtur. İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu (m. 2004: 288. Rahatlıkla görüleceği gibi burada insan sağlığının korunması temel kaygıyı oluşturmaktadır. Aynı maddenin 3. Önemli olan sağlığı bozmaya elverişli düzeyde gürültü yapılmasıdır. O halde zarar gerçekleşmese dahi cezalandırma mümkündür. ilgili gürültü kirliliğini önleyici mevzuat hükümlerine aykırı biçimde gürültü yayılmasıdır. Gece evinde yüksek sesle televizyon seyreden bir kimsenin fiilinin herhalde bu madde kapsamında ele alınması yanlış olacaktır.). maddesi çevreye karşı suçlar arasında düzenlenmiştir. 184) 5237 sayılı yeni TCK’nun. Kentsel çevrenin korunması amacına yönelik maddenin birinci fıkrasında “Yapı ruhsatiyesi almadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi. 184.belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak. Suçun tamamlanması için belli bir kimsenin ya da kimselerin sağlığının zarara uğraması gerekli değildir. Bununla birlikte bu hükmün ihlal edildiğinden bahsedilebilmesi için gürültünün insan sağlığını bozmaya elverişli düzeyde olması gerekmektedir. Yeni Türk Ceza Kanunu’nun Adalet Alt 2 TBMM Genel Kurulu’nda madde metnin görüşülürken verilen değişiklik önergesi ile Adalet Alt Komisyonu metninde iki yıl olarak kabul edilen hapis cezasına ilişkin alt sınır bir yıla indirilmiştir (Bu konuda bkz. yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyet yürütülmesine izin veren yetkililer cezalandırılmaktadır. Gürültü kirliliğinin cezaen önlenmesi amacına yönelik hükümde ilgili mevzuat hükümlerine aykırı biçimde kişilerin sağlıklarını bozmaya elverişli yükseklikte gürültü yayanların cezalandırılması öngörülmektedir. yayımı tarihinde yürürlüğe giren 184. bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmüne yer verilmiştir2. Failin ayrıca sağlığa zarar verme amacıyla hareket etmesi gerekli değildir. Suçun maddi unsuru. maddenin 2. Yeni ceza kanununun 184. su ya da telefon bağlantısı yapılmasına izin veren yetkililerin cezalandırılması yoluna gidilmektedir. fıkrasında imar mevzuatına aykırı biçimde başlatılan inşaat şantiyelerine elektrik. 765 sayılı kanunda böyle bir suç tipine yer verilmemişti. İnsan sağlığını bozmaya elverişli gürültü yayıldığının bilinmesi ve istenmesi yeterlidir.

” (Özgenç. madde metninden çıkarılmıştır. açılmış olan kamu davası düşer. Ruhsat olmaksızın ya da ruhsat bulunsa bile imar mevzuatında 3 Bu değişikle ilgili olarak Özgenç şu bilgileri vermektedir: “TBMM Genel Kurulunda madde hakkında yapılan görüşmeler sırasında (26. Kentsel çevrenin korunması bakımından kaçak binalara hizmet götürülmesinin engellenmesi düşüncesi hiç de yabana atılır bir değerlendirme değildir. Kamu hizmet binaları da dahil. su.. iktidar Partisine mensup Milletvekilleri tarafından. bu binalarda elektrik. söz konusu madde ile ilgili olarak bir değişiklik önergesi verilmiştir. ancak belediye sınırları içinde ya da organize sanayi bölgeleri gibi özel imar rejimine tabi bölgeler ile köy sınırları içinde kalsa dahi “sınai ürünlerin üretiminin yapıldığı tesisler açısından da bu madde hükümleri uygulanabilecektir. 184. tekrir-i müzakere yöntemiyle.2004).. Böyle bir seçimin sadece suç politikası tercihi ile açıklanması pek de kolay değildir. fıkrada. Bu önerge üzerine. Birden bire birilerinin suçlu konumuna düşürülmemesi için pekala geçici hükümler sevkedilebilirdi. Bu hükmün madde metninde muhafazası. söz konusu fıkra hükmünün madde metninden çıkarılmasında etkili olmuştur. bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz. maddenin 3. ve sonuncu fıkrasında “Kişinin. maddenin 1. 2004: 288. fıkrası ile bir etkin pişmanlık hükmü olarak nitelenen (Özgenç. Gerekçe metnine göre. (22) numaralı dipnot) Genel Kurul’da yapılan değerlendirmeler hiç kuşkusuz tartışmaya açıktır. Şimdiki haliyle Kanun kaçak şantiyeye hizmet götürülmesini yasaklamış ancak binalar bakımındandan hiçbir ceza müeyyidesi getirmemiştir.Komisyonu tarafından kabul edilen metninde söz konusu fiiller 186. Gerekçede belirtildiğine göre 184. ülkemizdeki binaların büyük kısmıyla ilgili olarak henüz yapı kullanma izni alınmamıştır. Söz konusu maddenin yapı ruhsatı alınmaksızın ya da ruhsata aykırı bina inşa etmek veya ettirmek suçunu düzenleyen 1. Genel Kurul tarafından kabul edilen metinde bu suç tipine yer verilmemiştir3. su. TBMM Adalet Komisyonunda Kabul edilen üçüncü fıkra hükmü.9. Bu durum. 4. telefon veya gaz bağlantısı yapan” ya da bunlara izin veren kişiler de cezalandırılmaktaydı. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 145 . ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde.” Maddenin 5. maddede düzenlenmişti. Yerel siyasetin bu konuda etkili olduğu izlenimi doğmaktadır. fıkrasında düzenlenen suç. Siyasal kazançlar sağlama olanağı veren ve kaçak binalarda yaşayan seçmenleri hoşnut etmeye yönelik “hizmet götürülmesi”nin de önüne geçmeye elverişli bir hükmün metinden çıkarıldığı düşünülmelidir. O haliyle 186. fıkrasında ayrıca “Yapı kullanma izni alınmamış binalara elektrik. yapı ruhsatı alınmaksızın ya da ruhsata aykırı bina inşa etmek veya ettirmek ile oluşacaktır. 2004: 288) sonuncu fıkrası ele alınmalıdır. mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar” denmektedir. maddede düzenlenen hükümlerin uygulama sınırlarına yer verilmektedir. telefon veya gaz gibi hizmetlerden yararlanılmasına müsaade eden herkesin bir anda suçlu konumuna getirecekti. bu maddede düzenlenmiş hükümler.

1965: XIII). İmar kirliliğine neden olma fiillerinin Adalet Alt Komisyonu tarafından hazırlanan metnin 186. Suçun kasıtlı bir suç olarak düzenlendiği açıktır. 2004: 288). yukarıda imar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin genel bilgiler ve (2) numaralı dipnot. Genel kastın varlığı yeterlidir.” ifadesi yer almaktadır. fıkrasında fıkrada “. İmar kirliliğine neden olma fiiline topluma karşı suçlar arasında yer verilmiştir. O haliyle metinde etkin pişmanlık hükmüne yer verilmemişti. TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeler sırasında böyle bir hükmün madde metnine eklendiği anlaşılmaktadır (Özgenç.bina yapan ya da yaptıran. Suçun unsurları fail tarafından bilinmeli ve istenmelidir. Maddenin son fıkrasında ruhsatsız ya da imar mevzuatında yer alan esaslara aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planı ya da ruhsata uygun hale getirmesi durumunda bir ve ikinci fıkra hükümlerine göre kamu davası açılmayacağı. Af siyasi değerlendirmelerin egemen olduğu bir tasarruf olarak karşımıza çıkmaktadır.. Kentsel çevre ve yerleşim alanlarının imar hükümlerine uygun gelişmesine ilişkin toplumsal menfaat korunmaktadır. binayı inşa eden yüklenici. açılmış olan kamu davalarının düşürüleceği. Ayrıca bir yüklenici. maddesinde yer aldığı daha önce söylenmişti4. mahkum olunan cezaların ise tüm sonuçları ile kalkacağı hükme bağlanmaktadır. Bunlar ancak böyle bir inşaatı. herhangi bir yüklenici ile ilişki içinde olmaksızın tek başlarına inşa ettikleri zaman fail olarak kabul edilebilmelidir.öngörülen koşul ve usullere aykırı bina inşa etmek ya da ettirmek fiillerinden birinin gerçekleştirilmesi suçun maddi unsurunun oluşması için yeterlidir. alt yüklenici (taşeron). Bu düzenlemenin af niteliği taşıyıp taşımadığı tartışılmış ve kentsel çevrenin korunması bakımından zaaf yaratacağı yönünde kaygılar kamuoyuna yansımıştı. usta veya kalfanın yanı sıra inşaatın sahibinin de anlaşılması gerektiği belirtilmektedir. 184. Bu çerçevede af kurumu ile etkin ya da eylemli pişmanlık kurumuna ilişkin özelliklerin ortaya konması ve bu iki arasındaki farkların belirlenmesi yararlı olacaktır (Keyman. alt yüklenici ve inşaat sahibi bakımından ceza sorumluluğunun kabulü anlaşılabilirken bunların yanı sıra ve bunlarla birlikte ayrıca herhangi bir ruhsat araştırması yapmamış ustaların da bu suçun faili olarak kabul edilmesi kanımızca adil olamayacak kadar ağırdır.. Yine bu tür inşa faaliyetlerine kontrol ve denetim hizmeti verenlerin dahi suçun faili olarak kabul edileceği belirtilmektedir. “Atıfet muamele”lerine hemen bütün hukuk 4 Bkz. 146 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . maddenin 1. Gerekçede yapan ya da yaptıran deyimlerinden. Madde gerekçesinde bu fiilin faili olabilecekler sayılırken usta ya da kalfaya da yer verildiği görülmektedir.

kanundaki tanıma göre. maddenin 2 ve 3. Etkin ya da eylemli pişmanlık kurumuna gelince. maddenin 1. Bu yönüyle etkin pişmanlık. 1965: XIII). Suçun tamamlanmasının ardından gerçekleştirilen ve etkin pişmanlık olarak değerlendirilebilecek olan davranışlar yeni kanunda kimi zaman cezayı azaltan kimi zaman ise. cezaya bağlı olan ya da hükümde belirtilen hak yoksunluklarına engel oluşturmayacaktır (Toroslu. maddesinde iki tür af kabul edilmiştir: Genel ve özel af. Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 65. 274. Bu çerçevede. Yeni Türk Ceza Kanununun 36. Genel af. İkinci fıkra hükmüne göre. 65. 2005: 302.düzenlerinde yer verilmiştir (Keyman. 2005: 198). Bu tartışmaları bir yana bırakarak sadece konumuz bakımından gerekli olduğu ölçüde af kurumunun ayırdedici özelliklerinin sıralanması yoluna gidilecektir. 2005: 300) af kurumunun lehinde ya da aleyhinde değerlendirmeler bulunmaktadır. 2005: 612). O halde kesin hüküm öncesi yürürlüğe giren genel af kanunu hükmün yerine getirilmesine engel olmakla kalmaz ceza mahkumiyetinin tüm sonuçlarıyla ortadan kalkmasına yol açar (Toroslu. fıkralarında düzenlenmiştir. maddesinde düzenlenen imar kirliliğine neden olma suçu bakımından kabul edilen etkin pişmanlık ipotezlerinde cezanın. cezayı tamamen ortadan kaldıran hüküm ve sonuçlar doğurmaktadır. Özel af ise. Toroslu. hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son veren ya da infaz kurumlarında çektirilecek ceza süresini kısaltan veya hapis cezasını para cezasına çeviren af özel aftır. suçun tamamlanmasından sonra bu suçun zararlı ya da tehlikeli etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla gerçekleştirilen davranışlar etkin pişmanlık olarak değerlendirilmektedir. etkin pişmanlık düzenlemesine yer verdiği 110 ve 293. maddelerde sadece ceza indirimini kabul ederken. 5237 sayılı TCK’nun 184. 1965: XIII. fıkrasında hiç ceza verilmemesi yoluna mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 147 . Demirbaş. Buna göre özel af. Devletin cezalandırma yetkisini kullanmaktan ya da cezanın infazından vazgeçmesi olarak da değerlendirilen (Keyman. Üçüncü fıkrada ise. hükmolunmuş cezaları da tüm sonuçları ile ortadan kaldıran aftır. tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması yoluna gidilmektedir. devam etmekte olan bir kamu davası varsa bu davanın düşmesi sonucunu doğuran. maddesinde de tanımlanan ve suçun tamamlanması ya da neticenin gerçekleşmesini önlemek amacıyla icra hareketlerinden vazgeçilmesini ifade eden gönüllü vazgeçmeden ayrılır (Toroslu. fıkrasında ve 316. özel affın ceza mahkumiyetinin sonuçları bakımından etkisi hükme bağlanmıştır. 2005: 198). Kanunkoyucu. Bilindiği gibi. maddenin 2. Genel af ceza mahkumiyetini tüm neticeleriyle ortadan kaldırdığı için kişinin daha sonra işlediği fiil bakımından diğer koşulların da varlığı halinde erteleme ehliyeti geri kazanılır. Genel affa uğraması dolayısıyla mahkumiyet hükmü tekerrüre esas oluşturmaz.

imar kirliliğine neden olma suçunu düzenleyen 184. maddesinin iki üç ve dördüncü fıkralarında düzenlenen fiiller bakımından güvenlik tedbirine yer verildiği görülmektedir.. ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde. açılmış olan kamu davası düşer. 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlük konusunu düzenleyen 344. maddenin 1. 2004: 289). imar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin hükümlerin ancak bu maddenin yürürlük tarihinden sonra işlenen fiillere uygulanabilmesi dolayısıyla bu tarihe kadar işlenmiş fiillerden ötürü cezalandırma yoluna zaten gidilemeyecektir (Özgenç. mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar” denmekle genel affın hüküm ve sonuçlarından farksız bir düzenleme yapılmış olmaktadır. 4. Ceza kanunlarının zaman itibariyle uygulanması ile ilgili söylenenlere katılmakla birlikte. fıkrasında ise. Buna karşılık 184. Aksi taktirde ceza kanunlarının geçmişe uygulanması ve anayasal güvence altında bulunan suç ve cezalarda kanunilik ilkesinin ihlali söz konusu olacaktır.mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar” hükmüne yer verilmiştir. maddenin 2. Hiç ceza verilmemesi yolu açılan 274. bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz. 316. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 12 Ekim 2004 tarih ve 25611 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde 184. maddenin son fıkrasında etkin pişmanlık kurumunun sınırlarının dışına taşıp taşmadığı sorgulanabilecek bir biçimde “. bu kanunların yürürlüğünden önce işlenmiş bulunan fiillere uygulanabilecektir. Anımsanacağı gibi. sadece “. Af kanunları. Buna göre. ceza kanunlarının zaman itibariyle uygulanmasına ilişkin esaslardan hareket etmektedirler. “. 148 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Nihayet belirtilmesi gereken önemli bir nokta da 184. “Kişinin.. Buna karşılık.gitmiştir (Toroslu.cezaya hükmolunmaz” denmekle yetinilmiştir. maddenin son fıkrasında yer verilen etkin pişmanlık düzenlemesinin hüküm ve sonuçlarının genel affın hüküm ve sonuçlarına eş etkiler doğurduğu belirtilmelidir.. Maddenin son fıkrasında yer alan hükmü af olarak nitelendirmeyenler. maddenin yürürlüğe giriş tarihine ilişkindir. maddenin bu kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğine hükmedilmiştir. madde hükümlerinin yürürlüğe gireceği tarihten sonra işlenecek fiillere uygulanacak olması karşısında son fıkradaki düzenlemenin af olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. 2005: 198).ceza verilmez” ifadesi tercih edilmiştir. 5237 Sayılı Kanun ve Çevrenin Kasten Kirletilmesi Suçlarında Tüzel Kişiliğin Hukuksal Konumu 5237 sayılı Kanun’un 181.

Türk hukukunda son durum bu olmakla birlikte tüzel kişilerin ceza sorumluluğu konusu çevre sorunlarının yanı sıra yolsuzlukla mücadele bakımından da hep gündemde olmuştur. Kanun’un 20. 1994: 137). Bu çerçevede Alman Düzene Aykırılıklar Kanunu’nda ticaret şirketi yönetici ya da temsilcisinin işlediği suçtan ötürü bu kişiye yönelik olarak verilen müsadere kararının şirkete doğru genişletilebileceğinin düzenlendiği dile getirilmektedir (Ünver. Bu yazının asıl konusu tüzel kişilerin ceza sorumluluğuna ilişkin tartışmaların aktarılması olmamakla birlikte Anayasa Mahkemesi’nin 16. Sermaye Piyasası Kanunu gibi çeşitli özel kanunlarda tüzel kişilerin ceza müeyyidelerinin muhatabı olarak kabul edildiği görülmektedir. Yukarıda “1. maddesinin birinci fıkrasında ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine yer verildikten sonra ikinci fıkrada tüzel kişilere ceza müeyyidesi uygulanamayacağı. Genel Olarak Karşılaştırmalı hukukta tüzel kişilerin ceza sorumluluğunun kabulü konusunda giderek güçlenmiş bir eğilim olduğu yukarıda çeşitli kereler dile getirildi5. Şen.06. 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu’nda ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinden hareketle tüzel kişilerin ceza sorumluluğunun kabul edilmediği görülmektedir. 1994: 136. 137). Türk hukukunda tüzel kişilerin ceza sorumluluğunun genel bir ilke altında kabul edilmemiş olmasına karşın 765 sayılı TCK’nun 220. Yeni Türk Ceza Kanunu’na ilişkin tasarı metni hükümet tarafından Meclis’e sunulduğu biçimiyle tüzel kişilerin ceza sorumluluğunu belli hallerde kabul etmişti. Uluslararası örgütler bünyesinde hazırlanan sözleşmelerin 5 6 Bkz.1964 tarihli kararında tüzel kişilerin ceza sorumluluğunun şahsi sorumluluk ilkesi ile çatışmadığı yolunda karar verdiğinin anımsanmasında yarar vardır. Hatta tüzel kişilerin ceza sorumluluğunun katı biçimde reddedildiği düzenlerde dahi bu konuların tartışıldığı anlaşılmaktadır. Nihayet uluslararası toplantılarda. maddesinin yanı sıra Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu. madde ile ilgili uygulama olasılıklarına aşağıda değinilecektir. uluslararası örgütlerin metin ve kararlarında çevrenin korunması bakımından tüzel kişilerin durumuna dikkat çekilmiştir (Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz.Kanun’un tüzel kişiler bakımından temel felsefesi ve 181. 2001: 627 vd. ancak Kanunda öngörülen fiiller bakımından güvenlik tedbirlerine başvurulabileceği hükme bağlanmaktadır6. Nuhoğlu.. Alt komisyonda bu düzenlemelerin çıkarıldığı ve tüzel kişilerin ceza sorumluluğunun benimsenmediği görülmektedir. 1999: 19. Çevrenin Korunmasında Ceza Hukukunun İşlevi” başlığı altındaki açıklamalar. a. Turgut. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 149 . Şen.

211. 27. Maddesi ve Tüzel Kişilik Daha önce de belirtildiği gibi 5237 sayılı TCK’nun çevrenin kasten kirletilmesi fiillerini düzenleyen 181.09. fıkrada 7 (Strazburg. fıkrasında “Ceza sorumluluğu şahsidir. 5065 sayı ve 14.01. Taraf olunan bir uluslararası sözleşme ile tüzel kişilerin ceza sorumluluğunu kabul yükümlülüğü altına girildikten sonra bu tür bir düzenlemenin yapılmasının çeşitli gerekçeleri olabilir. Ancak Türkiye’nin uluslararası taahhütleri bakımından bu düzenlemenin. Kanun kapsamına giren suçlar bakımından. tüzel kişiliği temsile. b. 4782 sayılı Ulusalararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi İçin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yapılan bu değişiklikler sonucunda yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesi suç sayılmış.2001 tarihinde imzalamış.yanı sıra yine bu örgütlerin ilgili organları tarafından saptanan ilkelerde de tüzel kişilere dikkat çekilmiştir. tüzel kişilik adına karar almaya ya da denetim yetkisini icra etmeye yetkili kişiler tarafından ve tüzel kişilik yararına işlendiği taktirde tüzel kişinin de cezaen sorumlu tutulması hükme bağlanmaktayadı. ancak söz konusu fiillerin. rüşvet suçları bakımından tüzel kişilerin ceza sorumluluğu da kabul edilmiştir.1999) Türkiye 27. Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa Konseyi Yolsuzlukla Mücadeleye Dair Ceza Hukuku Sözleşmesi’nde7 belirlenen yükümlülükler arasında tüzel kişilerin ceza sorumluluğunun kabulü ve bu yönde düzenlemeler yapılması da yer almaktadır. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz” dendikten sonra 2.01. 5237 sayılı kanunun 20. maddesinin 1. maddesinde çevreye karşı suçlar bakımından tüzel kişileri ilgilendiren bir düzenleme bulunmaktadır.2004 tarihli kanun ile kabul etmiştir. Sözleşme’de yer verilen bu yükümlülükler dolayısıyla hazırlanan Yolsuzlukla Mücadele Kanunu Tasarısı’nın üçüncü maddesinde özel hukuk tüzel kişilerinin cezai sorumluluğuna yer verilmişti. maddelerinde ve 4208 sayılı Karaparanin Aklanmasının Önlenmesi Kanunu’nda gerekli değişiklikler yapılmıştır. 213 ve 220. 150 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Bu çerçevede OECD bünyesinde hazırlanan Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi’nin öngördüğü yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla 4782 sayılı kanun ile TCK’nun 4. 5237 Sayılı TCK’nun 181. hem de Sözleşme’nin uygun bulunmasından sonra yapılmasının sıkıntılar yaratmayacağını söylemek mümkün değildir.

suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır” hükmüne yer verilmiştir. üçüncü fıkrada atık ya da artıkların suda. “özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suç” ifadesinin başka türlü anlaşılması mümkün değildir. 5237 sayılı kanunun 181. Öte yandan iznin kötüye kullanılması koşulu bir faaliyetin icrası için resmi makamlarca verilecek izne gereksinimi olmayan tüzel kişiler yararına işlenen suçlarla mücadelede de zaaf yaratacaktır. fıkrasında. 5237 sayılı kanunun 60. O halde iznin iptali tedbirinin uygulanabilmesi için sadece tüzel kişiye hukuka aykırı menfaat sağlanması yeterli değildir. 60/f. Tüzel kişilere güvenlik tedbiri uygulanması konusu 181. Halbuki 60. Öncelikle tüzel kişiye kamu kurumunca verilmiş faaliyet izni bulunmalıdır. maddenin ilk fıkrasındaki “iznin kötüye kullanılması suretiyle” ifadesi sıkıntı yaratmaya elverişlidir. maddenin ikinci mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 151 . Nihayet bu suç kamu kurumunun verdiği iznin kötüye kullanılması suretiyle işlenmelidir. Ancak. maddenin 1. İşte bu fıkralardaki fiiller bakımından tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine de başvurulabileceği anlaşılmaktadır. Ayrıca bunun. maddenin ilk fıkrasında iznin iptali tedbirinin uygulanabilmesi bazı koşullara bağlanmıştır. 60. 60. aynı maddenin iki ilâ dördüncü fıkralarında yer alan fiiller bakımından tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmedileceği öngörülmüştür. fıkrasında tüzel kişi lehine işlenen suçtan bahsedilmektedir. Örnekte ise tüzel kişi lehine işlenen bir fiil yoktur. maddesi uyarınca tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri izin iptali ve müsadere ile sınırlıdır. çevrenin kasten kirletilmesi fiillerinin insan ve hayvan nesli bakımından vahim sonuçlar yaratmaya elverişli olduğu durumların cezalandırıldığı yukarıda belirtilmişti. 4). maddesinin 5. havada kalıcı özellik göstermesi. iznin kötüye kullanılması suretiyle sağlanması gerekir. Sonra tüzel kişinin organ ya da temsilcisinin iştiraki ile tüzel kişi yararına kasıtlı bir suç işlenmiş olmalıdır.“Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Öte yandan bu güvenlik tedbirleri ancak kanunda açıkça öngörülen durumlarda tüzel kişilere uygulanabilecektir (m. maddenin gerekçesinde işlenen suçla verilen iznin kullanılması arasında nedensellik bağı bulunması gerektiği belirtilerek. uyuşturucu parasının peçelenmesi için döviz bürosu işletilmesi örnek olarak verilmektedir. İkinci fıkrada atıkların izinsiz olarak ülkeye sokulması fiillerinin cezalandırılması. Gerçekten de “60. tüzel kişi paravan kılınarak işlenen bir suç vardır. dördüncü fıkrada ise.

bir yargı kararına gerek olmaksızın yasaların açıkça verdiği bir yetkiye dayanarak İdare Hukukuna özgü yöntemlerle. Yeni ceza kanununda tüzel kişilerin ceza sorumluluğu kabul edilmediğine göre. E. 2004: 707). maddenin 2. 1996/41 Bkz.fıkrasında yer alan ülkeye izinsiz atık sokulması fiili ile bu fiilin nitelikli halleri bakımından ayrı. fıkrasındaki tanıma uygun olarak bir tüzel kişi tarafından ülkeye izinsiz olara atık sokulan ve bundan bir menfaat sağlanan hallerde 60. Bu fıkra ile ancak çevreye atık verilmesinin paravanı olarak kurulacak ve ancak kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişilerine tedbir uygulanması mümkün olabilecektir. İlk olarak çevrenin kasten kirletilmesi suçunun nitelikli biçimde işlendiği hallerde tüzel kişiye güvenlik tedbiri uygulanması ipotezleri ele alınacaktır. Bir iznin kötüye kullanılması. maddede belirtilen güvenlik tedbirlerinin uygulanması sorunu gündeme gelebilecektir. hiç değilse güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını sağlamak bakımından bu konudaki düzenlemelerin gözden geçirilmesi zorunludur. Zira iznin kötüye kullanılması koşulu başka türlü gerçekleşmeyecektir. maddede yer alan tedbirlerin uygulanması yolu açıktır.10. Buna göre 181. Tan. 1997: 191). verdiği cezalar” olarak tanımlamıştır (23. Ceza Müeyyideleri ile İdari Yaptırımların Birlikte Uygulanması Sorunu Kamu düzenini korumak. Atıkların ülkeye izinsiz olarak sokulduğu durumlarda güvenlik tedbiri uygulanması daha kolay görünmektedir. çevrenin kasten kirletilmesi suçunun nitelikli halleri bakımından ayrı değerlendirilmelidir. topluluk halinde yaşamın huzurlu ve güvenli biçimde devamını sağlamak amacıyla idarenin yürüttüğü faaliyetler kolluk faaliyetleri olarak adlandırılmaktadır. Gözübüyük. 5. Anayasa Mahkemesi idari yaptırımları “idarenin. 1996/48-K. Anayasa Mahkemesi başka bir kararında. Tedbir uygulamasının söz konusu olabilmesi için 60. maddede belirtilen iznin kötüye kullanılması koşulunun gerçekleşmesi zorunludur. Bir tüzel kişinin çevre mevzuatına aykırı biçimde atıklarını örneğin denize vermesi ve bu atıkların kalıcı özellik göstermesi durumunda 60. idari para 152 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . İdarenin kolluk işlemlerine uyulması ise. bu iznin veriliş amacı dışında kalan amaçlar için kullanılmasıdır.1996. doğrudan doğruya bir işlemi ile uyguladığı yaptırımlarla. Öte yandan bunun dışında kalan ipotezlerde müsadereye konu herhangi bir değer de bulunmadığından bu tedbirin de uygulanması yolu kapalı olacaktır. adli cezaların yanı sıra idari yaptırımlarla karşılanabilir (Günday.

Moderne. 2004: 714. Ribs. maddesinde “Bu kanunda yazılı fiiller hakkında verilecek idari nitelikteki cezalar. geçmişe uygulanmazlık ve orantılılık ilk bakışta dikkat çeken temel ilkelerdir (Gözübüyük. cezai düzenlemelerin hukuk düzenleri bakımından çeşitli sıkıntılara yol açtığı da tespit edilegelmiştir. 2000: 2. Bununla birlikte özel kanunlarda yer verilen idari para cezalarının yüksek meblağlara karşılık gelen adli para cezaları ile birlikte uygulanması olasılığı gerçekleşirse. Ne bis in idem kuralı ile ilişkili olarak aynı fiil dolayısıyla hem idari para cezası hem de adli para cezası mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 153 . 1996/48-K. kimi fiiller bakımından hem bu kanunda öngörülen ceza müeyyidesi ya da müeyyideleri hem de ilgili özel kanunlardan kaynaklanan idari yaptırımların uygulanması söz konusu olabilecektir.. 1997: 12. 2004: 713. Tan. 5237 sayılı TCK’nun çevrenin korunması ile ilgili hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle birlikte. Konu.1996/41Bkz. bu yöndeki Anayasa Konseyi Kararı bakımından ayrıca Brisson. Tan. aslında idari yaptırımların belirlenmesi ve uygulanmasında dikkate alınması gereken temel ilkelerin saptanmasına ilişkindir. İmar Kanunu uygulaması bakımından da benzer olasılıklar dikkate alınmalıdır. Brisson. İdari yaptırım içeren kanunların biribirini izlemesi durumunda sonraki lehe kanunun geçmişe uygulanması da kabul edilmektedir (Moderne. 1993: 11). Bu çerçevede özellikle aynı fiillerle ilgil olarak hem idari hem de cezai müeyyidelerin öngörüldüğü durumlarda gerek yetkili makamların ilişkileri gerekse aynı türdeki müeyyidelere birden çok başvurulması dolayısıyla sıkıntılar doğduğu. Ribs. bu fiiller için diğer kanunlarda yazılı cezaların uygulanmasına engel olmaz” hükmüne yer verilmiştir. 1999: 848).cezaları için “toplumsal düzene aykırılık oluşturan eylemler nedeni ile yasanın açıkça izin verdiği durumlarda idarenin yargı organına başvurmadan kendisinin bizzat uyguladığı ve bir miktar paranın alınması biçiminde gerçekleştirilen mali nitelikli yaptırımlar” tanımına yer vermiştir (23. Norberry. 1999: 854). Gözübüyük. devlet hazinesine çok yüklü bir miktarın ödenmesi gündeme gelebilecektir. Bu çerçevede Fransa’nın da dahil olduğu çeşitli ülkelerde idari yaptırımların belirlenmesi ve uygulanmasında temel ceza hukuku ve ceza muhakemesi hukuku ilkelerine uyulması gerektiği kabul edilmektedir (Gözübüyük. 2000: 2).10. Çevrenin korunması bakımından ceza hukukunun müdahalesi gerekli görülmekle birlikte. E. Hukukumuzda. Moderne. idari yaptırımların ceza müeyyidesi ile birlikte uygulanmasına engel oluşturan bir düzenleme bulunmamaktadır. Tam aksine birlikte uygulamayı güvence altına alacak kanuni düzenlemeler bulunmaktadır. para cezalarının çok ağırlaştığı dile getirilmiştir (Alvazzi del Frate. Fransa’da. Çevre Kanunu’nun 27. 1997: 10 vd. 2000: 2. Ribs. 2004: 708). 1997: 10. Tan. idari yaptırımların kanuniliği.1996.

uygulanamayacağı ilkesi Fransız Anayasa Konseyi’nin bu yönde karar verdiği 1996 yılından beri etkisini sürdürmektedir (Moderne. Brisson. Sözleşme’nin 6. 1999: 847 vd. 142). Sözleşme’deki diğer kavramlarda olduğu gibi (Gölcüklü. Eğilimin. fail ile uzlaşmaya gitmek yetkisi tanınmıştır. 2002: 30. maddesindeki suç ithamı kavramını.. Heldeweg. 2001: 18 vd. Ceza müeeyidelerine. Hollanda’da 2000’lerin başında yeni bir uygulamanın denenmeye başlandığı görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin âdil yargılanma hakkını düzenleyen 6. bu iki para cezasının birlikte uygulanamayacağı yolundaki ilkenin (non cumul) anayasal bir ilke olarak kabul edilmesi yönünde olduğu anlaşılmaktadır (Moderne. Pauliat. Deketelaere. (Gözübüyük. 1997: 5) Bu noktada Avusturya idari mevzuatının ceza hukuku ile “yakınlaşma” içinde olduğu belirtilmiştir (Moderne. Karara göre. 2002: 392). Deketelaere. Ribs. Bu değerlendirme Fransız Danıştayı’nın aynı yöndeki kararları ile pekişmiştir. Moderne. Kimi çevre suçlarında idari mercilere ve özellikle belediyelere.. İnsan Hakları Mahkemesi. 2002: 427). idari para cezaları ile akçalı ceza hukuku müeyyidelerinin aynı fiil dolayısıyla bir arada uygulanmasına engel teşkil etmektedir. Avusturya’da çevre hukuku hükümlerinin ihlali durumunda mahkemeler ya da idari merciler “ceza karar”’ları verebilmektedir (Weber/ Seerden. 1997: 5). Heldeweg. Sadece ağır müeyyideler söz konusu olduğunda müeyyide tayin yetkisi mahkemelerin tekelindedir. Deketelaere. Deketelaere. Heldeweg. ceza yargılamasının sağladığı güvenceleri zaafa uğratacağı yolunda kaygılar dile getirilmiştir (Seerden. 1994: 154 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Heldeweg. İspanya’da 30/1992 sayılı kanun ile ceza müeyyidesi tayin olunan bir fiil için ayrıca idari yaptırımlara da karar verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. maddesinin idari yaptırımların tayini bakımından da uygulama alanı bulduğu görüşündedir. İdari merciler tarafından müeyyide tayin olunan hallerde ayrıca mahkemelerin bu yönde bir hüküm tesis etmesine gerek kalmamakla birlikte idarenin bu tür kararlarına karşı başvuru ve yargısal denetim yollları bulunmaktadır (Weber/ Seerden. 2000: 2. Delvolvé. ilke bakımından Ribs. idari müeyyidelere göre üstünlük tanınmaktadır (Aguilera Vaqués/ Seerden. Öğretide bu uygulamanın. Tan. Heldeweg/ Seerden. Hollanda ceza muhakemesinde esasen ceza davası açılmasının önüne geçmek amacıyla savcılık makamına tanınan bu yetki deneme amaçlı olarak bazı çevre suçları için söz konusu idari mercilere verilmiş olmaktadır. 1997: 15. 2002: 30). 16). temel hak ve özgürlükleri güvence altına almaya yönelik anayasal hükümler. 1997: 15. 1998: 141. 2000: 5). Aynı fiillere yönelik idari para cezaları ile adli para cezalarının mevcudiyeti konusunda yetkili organların belirlenmesi bakımından çeşitli örneklere bakılabilir. eski düzenlemeye göre İnsan Hakları Divanı. 2004: 713.

203) ulusal değerlendirmeler ve nitelemelerden otonom biçimde tanımlamış. Türk hukukunda idari yaptırımların kanuniliği bakımından temel bir sorun bulunmamakla birlikte dari para cezaları ile adli para cezalarının bir arada uygulanmaları konusunda bir kaygı duyulmadığı görülmektedir. Bu yönüyle. Tan. Sonuç Ceza kanunlarında doğrudan çevrenin korunması amacına yönelik özel suç tiplerine yer veren ülkeler arasına Türkiye Cumhuriyeti de katılmıştır. Tüzel kişilere ilişkin düzenlemelerin ise. 2004: 31) Danıştay da adil yargılanma hakkının gözetilmesini aramaktadır8. maddesinde yer verilmiş olan ceza müeyyideleri ise. aksi taktirde adil yargılanma hakkının ihlal edileceği yolunda 1997 yılında verdiği karar için bkz. Çevresel varlıkların korunması. kuşaklararası ve zaman boyutunda bir dayanışma anlayışı çerçevesinde düşünülmektedir. Çevre Kanunu’nun 26. Bununla birlikte 181. Henüz doğmamış olanların dahi çevre 8 İdarenin yaptırım uygulamasından önce sanığın isnadı öğrenme hakkının gereği yerine getirilerek savunma yapmasına fırsat verilmesi gerektiği. cezai korumanın söz konusu olabildiği üç aşamadan sonuncusu olan kirletme fiillerinin bastırılmasının öngörüldüğü düzeyde ceza hukuku müdahale edecektir. esasen idari tedbir kurallarının ihlalini oluşturan fiillerin cezalandırılmasına yöneliktir. idari ihlaller bakımından da 6. Bu çerçevede ceza hukuku ve ceza muhakemesi hukukundan kaynaklanan temel güvencelerin idari yaptırımların belirlenmesi ve uygulanmasında da dikkate alınması gerekecektir. Bununla birlikte ceza muhakemesinin temel bir ilkesi olan ne bis in idem kuralının idari para cezaları bakımından da dikkate alınması konusu er ya da geç gündeme oturacaktır. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 155 . Yeni Türk Ceza Kanunu’nda özellikle doğal çevrenin korunması amacına yönelik olarak düzenlenen suç tanımları esasen kirletme fiillerini bastırmaya yöneliktir. Gözübüyük. maddenin uygulanabileceğini hükme bağlamıştır (Costa. 2004: 717. maddenin 2. fıkrasında kirletici maddelerin izinsiz ülkeye sokulmasını cezalandıran hükmün kirletici maddelerin depolanması ya da saklanması gibi faaliyetlerin izlendiği ilk aşamaya ilişkin olduğu düşünülebilir. Mevcut haliyle güvenlik tedbiri uygulaması öngörülen hükümlerin de elden geçirilmesi ayrıca güvenlik tedbiri türlerinin artırılması zorunludur. karşılaştırmalı çalışmaların işaret ettiği genel eğilimlere uygun olduğunu söylemek güçtür. Öte yandan ceza kanunlarının yer itibariyle uygulanması bakımından tamamlayıcı özellikteki evrensellik ilkesinin kapsamına çevrenin kasten kirletilmesi fiilleri de dahil edilerek bu konuda uluslararası toplumun duyarlılıklarına uygun bir düzenleme yapılmıştır.

Jennifer Norbery (1993). Environmental Crime. Ankara. Seha L.. 17 Septembre 2001. İdare Hukuku. Gölcüklü. Ankara. Güncelleştirilmiş 3. ss. 49. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını. Ferrando (2001). b..J. C. Padova. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını. 1997. ss. ss. 4. 185. Costa. Ankara. Feyyaz (1994). Prof. “Le pouvoir de sanction administrative au confluent du droit interne et des droits européens”. The Hague. CEDAM. “Çevrenin Korunması ve Türk Hukuku”. Ankara. Şeref. Deketelaere. Anna. (ed. KAYNAKÇA Alvazzi del Frate. No. International. 29-33. C. ss. Kurt. Parte Generale. Delvolvé.üzerinde menfaati vardır.-févr. LPA. “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde “Adil Yargılama””. Morrison. Metin (1997). ed. 156 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Öte yandan çevrenin ceza müeyyidesi sevkedilerek korunmasında ceza hukuku ve ceza muhakemesi hukukunun güvence sağlayan temel ilkeleri gözetilmeli.S. 13(1). London. Gözübüyük. janv. çevre suçları ile mücadele sırasında da temel hak ve özgürlüklerle ilgili genel esaslara gereken saygı gösterilmelidir. Pierre (2001). Türk Hukukunda Af. N. 199-234. Ankara. Franck (1997). Jean-François (1999). Ceza müeyyidesine başvurulması bakımından çağdaş düzenlerde kabul gören orantılılık ve cezanın son seçenek olması gibi temel ölçütler dikkate alınarak ceza hukukunun korumasından yararlanılmalıdır. Genel Esaslar. Moderne. Fred L. AJDA. Fred L. Mantovani. Jean-Paul (2001). 803-819. Kluwer. Bayraktar. “Les pouvoirs de sanction des autorités de régulation et l’article 6/1 de la Convention européenne des droits de l’homme”. 20 Novembre 1999. Özgenç. İzzet (2004). Bu çerçevede ceza hukukunun çevrenin korunmasındaki rolü son derece önemlidir. 68-78. ss. Selahattin (1965). Diritto Penale. Turhan Kitabevi. Rome/Canberra. ss. “Changing Approaches to Environmental Law”. Dr. Michael G. Ankara. “Environmental Law in Belgium”. İmaj. Turgut Tan (2004). RFDA. Faure (1999). (ed. Köksal (1981). Regional and National Environmental Law. 65-114. 846-860. Rüdiger Wolfrum). No. “Le pouvoir de sanction et le controle du juge”. Meray’a Armağan. Morrison. 1. Environmental Law in Europe. Brisson. Seçkin. LPA. 18-28. Sanctioning Strategies and Sustainable Development.. Günday. Kluwer. United Nations Interregional Crime and Justice Research Institute-Australian Institute of Criminology. Gözden geçirilmiş ve genişletilmiş 2. ss. Keyman. 1-2. Gerekçeli Türk Ceza Kanunu. ss. b. (2000). 1-43. İlhan Öztrak’ Armağan. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi. Koeman). İdare Hukuku. “Le point de vue de la Cour Européenne des Droits de L’Homme”.

Public Environmental Law in the European Union and the United States. ss. (Ceza Hukuku Açısından Sağlıklı ve Düzenli Bir Çevrede Yaşama Hakkı). Deketelaere (Eds. A Comparative Analysis.Öztürel. “Tasarıdaki Çevreye ilişkin Düzenleme Hakkında”. Turgut. Ankara. Kurumsal Raporlar-Toplantılara Sunulan Raporlar-Bilimsel Raporlar. Nükhet (2001). İstanbul. “Le pouvoir de sanction des autorités administratives indépendantes”.) (2002). Nevzat (2005). Beta Yayınevi. Kurt R. Gazette du Palais. The Hague. Federal Almanya Çevre Ceza Hukuku. Türkiye Çevre Sorunları Vakfı Yayını. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 157 . Ersan (1994). ss. Paris. Jacques (2000). ss. 107-113. Saleilles. Nevzat (1982). Ankara. Yenilenmiş ikinci bası. Savaş Yayınevi. Toroslu. 135-144. Ankara. René J. İstanbul. Yener. İstanbul. İstanbul Barosu-Galatasaray Üniversitesi ortak yayını. Seerden. Çevre Hukuku. Şen. Ceza Hukuku. Savaş Yayınevi. Raymond (1927). Önder (2004). 517-581. Pauliat. Individualisation de la Peine. Alkım Yayınları. İstanbul.H. Félix Alcan. Ceza Hukuku ve Çevre. Türk Ceza Kanunu Tasarısı. Hélène (1998). Çevre Ceza Hukuku. 28-29 juillet 2000. Ünver. Ayşe Nuhoğlu (1999).G. Türk Ceza Hukuku Derneği Toplantısı. “L’actualité des sanctions administratives infligées par les autorités administratives indépendantes”. Toroslu. Ribs. Bağımsız İdari Otoriteler. Kazancı Hukuk Yayınları. Michel Heldeweg.

158 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .

kısır bir yaşam ve çeşnisiz bir toprak olduğu bir yana bırakılırsa…” Ali Cengizkan1 Giriş. “memurin” ve hesaplıdır. kentin bugün ne anlam ifade ettiği üzerine gerek tarihsel.** Eren TOPRAK*** Ankara’ya Bakmak. *** A. 198). Çünkü ilişkiler köhnemiş. Can Hamamcı’ya teşekkür ederler. göğsümüzde yüreğimiz bir çağlayana kaynak oluşturmuyorsa. Onun için özellikle günümüzde yapılacak bir analizin. Çünkü kale terkedilmiş gözükür uzaktan. yüksek lisans öğrencisi.Doğu Kenti ve Batı Kenti Kavramları Çerçevesinden Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme Denemesi* Düşünsel DİKER.Cengizkan 1998.Ü. Ya yönetimle ilgili bir düşünüz olmalı. ya mutlulukla ilgili. tozlu bir kent. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 159 . Onun için de Ankara bir düşler yatağıdır. yüksek lisans öğrencisi. 1 Bkz. Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi (Siyaset Bilimi). bakan öznenin bulunduğu konuma ve zaman dilimine göre farklılık gösterecektir. gerekse yapısal * Yazarlar. Kavramlar ve Yöntem Herhangi bir kent üzerine sosyal bilimler referanslı bir bakış açısının elde edeceği sonuçlar. Kentin kendisi insanları düşler dünyasına taşıdığından değil: insan Ankara’da düş kurmadan yaşayamaz da ondan. içimizde taht kuran / hüküm süren astığı astık / kestiği kestik.Ü. Dr. çalışmanın ilk halini okuyup hata payının azalmasına katkıda bulunan. onun çorak bir ülke. SBE. “Ankara bir düşler kentidir. Prof. Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi (Kent ve Çevre Bilimleri). (Atabaş . geniş bir ufuk düşümüz yoksa: çünkü dereler sığdır ve “denetim altındadır”. Düşlersiz yaşanamaz Ankara’da: çünkü ufuklar sınırlıdır dağlarla. ** A. SBE. yaptığınız her şeyi karşılıksız yapmıyorsanız. ya iyi insanlıkla ilgili bir düşünüz olmalı ya da iyi sanatçılıkla ilgili. ama sırasında kendisini de kesen bir yönetim yoksa.

Bunun için çelişkiyi anlamlandıracak iki kanat olarak doğu ve batı kavram çifti kullanılacaktır. Tarihsel sürekliliğin sonucunda varılan noktada incelenen nesnenin ne anlam ifade ettiği o konjonktürdeki yapı üzerinden değerlendirilebilir. Bu çalışmada da tarihsel gelişimi göz ardı etmeyen yapısal bir bakış açısıyla Ankara kenti incelendiğinde karşılaşılabilecek olan görünümler ifade edilmeye çalışılacaktır. Özellikle Türkiye’de modernliğin çeşitli ikili karşıtlıklar üzerinden ilerlediği düşünüldüğünde Ankara özelinde bu ikili karşıtlıkların doğu-batı üzerinden ilerlediği ifade edilebilir. Doğu ile geleneği. Türkiye ve Kentleşme Üzerinden Değerlendirme Genel çerçevesi yukarıdaki gibi ifade edilen bir düşünce pratiğinde baştan koyulan bir ihtiyatın yinelenmesinde fayda bulunmaktadır. Aslında burada batı-modern ile doğu-gelenek kavram setleri üzerinden konuşulduğunda doğu ve batı arasında ayrımın veri olarak kabul edildiği ortadadır fakat olaya zaman ve mekan boyutu dahil edildiğinde yukarıdaki ikili setler daha net biçimde kavranabilir. Kaldı ki modernlik tecrübeleri de bu çerçevede farklılaşmaktadır. Dolayısıyla bu tespiti. Başta ifade edilen tespiti sağlamlaştırmak adına devam edilirse. öncelikle doğu ile gelenek. Türkiye’de modernliğin tarihinin bu kentle varolan koşutluğunun bir düzlem teşkil edeceği çalışmada.anlamda karşılaştırmalı bir bakış açısı sergileme şansı bulunmaktadır. ardından da teorik karşıtlıkla. Öte yandan mekan çerçevesinden düşünüldüğü anda neye ve kime göre modern veya geleneksel soruları ön plana çıkmaktadır. daha sonra kentleşme üzerinden Ankara’yı ifade edecek. kentin modernliğin örgütlü yüzünün çözülmeye başlaması ile birlikte çelişik bir ifade arz ettiği ve dolayısıyla bu durumun “net olmayan” bir niteliği anlamlandırdığı iddia edilecektir. pratik nesne olan bu kenti karşılaştırmalı bir analize tabi tutacaktır. batı ile modernliği eş tutmak farklı kültürlere olumlu ve olumsuz bir anlam yüklemek çerçevesinden değerlendirilmemelidir. Bu noktadan bakıldığında ise gerek doğunun gerekse batının geleneği farklıdır. yüzyıl için farklı eklektik süreçlere adapte olmaya çalışan coğrafyalarda ortaya çıkan birtakım çelişik durumların kuramsal ifadesi olarak sunmak daha doğru görünmektedir. Daha doğrusu. Öncelikle belirtmekte fayda var ki modern olan bizatihi geleneksel olan ile bir farklılık üzerine bina edilmiştir. ilerleme ve rasyonalite üzerinden kurulan bir düşüncenin zamanla toplumsal ve siyasal formasyonlara sirayet etmesiyle birlikte farklılaşan durumu ve kullanım yerindeyse klasik ile yeni olan arasındaki ayrımı ifade etmek üzere gelenek ve modern arasındaki ayrımın ilk tohumları atılmıştır. Doğu-Gelenek ve Batı-Modernlik Koşutlukları ve Farklılaşmaları Üzerine: Kavramlar. batı ile modernlik arasında bir koşutluk olduğunu anlamlandıracak. Zira erken modernizmin ortaya çıktığı zamanlar öncesinde zaten modern ve gelenek arasında bir ayrımın söz konusu olmadığı belirgindir. özellikle 20. belirtilen 160 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . yukarıdaki ikili setleri. Bu ifadeyi güçlendirmek adına çalışma.

2 3 Avrupa fikrinin diğer kıtalar ile karşılaştırarak coğrafi anlamda nasıl oluştuğunun bir derlemesi için bkz. feodalitenin batıya özgü bir kavram olduğu sıkça vurgulanmıştır.3 Ancak. Tarihsel olarak düşünüldüğünde genelde üç kıta üzerinden hareket edilmiş ve Asya ile Afrika’nın yanında oluşan bir Avrupa kurgusu ayrımın ilk temellerini oluşturmuştur. Yani coğrafi sınır da politik ve kültürel anlamdan farklı düşünülemez. Bu noktaya gelindiğinde ise kavramların anlam dünyalarının tanımlanması sorunu oluşmaktadır.4753). Örnek vermek gerekirse. (Boer. Bu anlamda doğu daha merkeziyetçi olarak kurgulanmıştır.2 Yani batının Avrupa kıtası ile coğrafi anlamda örtüştüğünü söylemek mümkündür ancak Avrupa’nın kendi konumlanışı da tartışmaya açık noktadır. Tarihsel olarak çeşitli farklılaşmalar gösterse de Avrupa’nın belirgin olarak düşünülmesi Hıristiyanlık ile yakın bir ilişki içerisinde olmuştur. Özellikle “11 Eylül” olarak kavramsallaştırılan süreç sonrası doğu ve batının politik ayrımında bu duruma batılı siyasal aktörler tarafından sıkça atıf yapılmaktadır. Bu konuda çeşitli ayrımlar olduğu belirgin ise de bu ayrımları üç temel kategoride incelemek daha uygundur. Zira.2000. Bu fikirler de oryantalist yanılgılara düşmeye son derece müsait duran tespitlerdir. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 161 . batılı Avrupa tarihçilerinin çoğu Türklerle Bizans arasında Ortaçağ boyunca oluşan çizgiyi Avrupa sınırı olarak tanıtmışlardır. Bu çerçevede ilk olarak coğrafi ayrımlar ifade edilebilir. Doğu ve batının politik anlamda ayrımının tarihsel arka planı fazlaca tartışmaya yol açabilecek noktalardan bir tanesidir. totalitarizmin kökenlerini açıklamak adına doğu devletlerine ve düşüncesine atıf yapmak başvurulan yöntemlerden bir tanesidir. Hıristiyanlığın ve daha laik dönemde batının modern kavramlarla tanımlanmaya başlanması kültürel olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle özneye atfedilen önem. Fakat diğer tarafta duran doğu ile batı arasındaki ayrım modern ile gelenek arasındaki ayrım kadar net değildir ya da modern gelenek ayrımı kadar sosyal bilimler çerçevesinde üzerine çok söz söylenmemiştir. Son olarak vurgulanan bu nokta politik ayrıma giden yolda önemli bir farklılık olarak göze çarpmaktadır. Sonraki dönemlerde doğuyu daha toplumcul batıyı ise bireysel çerçevelerde tanımlamak sıkça başvurulan bir yöntem olmuştur. 2001. doğu ile batı arasındaki ayrımı belirginleştirmek adına önemlidir (Çotuksöken. 22 34). Örneğin. Yani gerek doğu-batı gerekse gelenek-modern ayrımı konusunda kısa bir aydınlatma gereklidir. 18. doğu ve batı arasında coğrafi ve kültürel anlamda çizilen çizgilerin politik anlam çerçevesinde diğer iki düzlem kadar belirgin olmadığının da ifade edilmesi gerekir. Modern olma konusunda kavramsal anlamda çok derine inmenin pek gereği yoktur. Özellikle rasyonel kapitalizmin kurgulanması sürecinin öncesinde üretim biçimlerinin karşılaştırılması ve iktisadi farklılıkların politik karşılıklarının yorumlanma biçimi temel ayrım noktasıdır. Hatta.zaman diliminin ötesine götürmek de çeşitli sorunlara yola açabilmektedir.yüzyılda Avrupa’daki toplumsal değişimin öncelerinde özellikle sanatla başlayan ve daha sonra makro ölçekli boyutlara ulaşan klasik ile yeni olan arasındaki ayrımın anlamlandırdığı bir durum söz konusudur.

Çünkü özellikle Türkiye çerçevesinde gelenek doğudan beslenmekteyken modernlik fikri batı merkezlidir. edebi yazına. (1993). 162 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .4 Tam da bu politik yorumların temelinde başta vurgulanan doğugelenek ve batı-modern koşutluğunun yattığını ifade etmek mümkündür. ortaya çıkan muhafazakarlık temelli batıcılık eleştirileri veya daha sonraki dönemde ulus kavramının soyut duruşuna atıfla yapılan eleştiriler Türkiye’nin tarihsel anlamda doğulu bir toplum olduğunu veri kabul etmektedir. bir ilerleme metaforu üzerine 4 Modernleşme tarihinin başlangıcı ve erken cumhuriyet döneminin düşünsel ve siyasal analizi için bkz. Bu tip muhafazakar-islami akımlar her zaman batılılaşmanın tam karşısında yer almışlardır. bu düşünce sonsuz bir eklektisizme açık bir noktada konumlanmaktadır ve eklektik yapı sonraki süreçte çeşitli çelişkiler yumağı üzerinden politik yorumların yapılmasını doğurmuştur. Garplılaşmak mümkünken garba teslim olmamak gerek Gökalp gerekse modern Türkiye devletinin resmi ideolojisinde belirgin bir damardır. Dolayısıyla. yani modernleşmenin bir politik kurucu iktidar tarafından kurumsallaştırılması sonrasında batı ve doğu arasında düşünsel anlamda bir ‘ortayol’ bulma düşüncesinin hakim olmaya başladığı gözlemlenmektedir. Özellikle ilk batılılaşma hareketleriyle birlikte doğal olarak muhafazakar bir tepki ortaya çıkmış ve bunun sonrasında doğu ve batı kültürlerinin bir çatışmasından sıkça söz edilmiştir. bürokrasi de patrimonyalizmi ve siyasal anlamda hükümetin hikmetini çağrıştırmaktadır. Dikkat edilirse. Osmanlı modernleşmesinde. merkeziyetçiliği. Türkiye için sıkça üzerine düşünülmüş bir ikiliktir. 1996). Özellikle Abdullah Cevdet gibi salt batıcı görüşler. gelenek ve modernlik arasındaki çelişkiyi yorumlamaktan geçmektedir. ve Faroz Ahmad. Doğulu bir toplumun özelliklerini barındırmanın artık çok da gerekli olmadığı ve batılılaşmanın Türkiye’nin önündeki en ciddi ve rasyonel hedef olduğu dile getirilen bir görüştür. Türkiye’nin modernlik tahayyülü. Bu çerçevede en uygun örneklerden bir tanesi Ziya Gökalp düşüncesidir. politik durumlardan ziyade. Keza bu durum batılılaşma taraftarları tarafından gerek zımni gerekse doğrudan dile getirilen bir durumdur. Madalyonun öteki yüzüne ise daha çok islami motifler taşıyan görüşleri yerleştirmek mümkündür.Bu çalışma çerçevesinde daha özele inmek gerektiğinde yukarıdaki durumun Türkiye özelinde değerlendirilmesi de gereklidir. (Mardin. Öyle ki bu durum. Belki de doğu ve batının genel kuramsal ayrımına benzer biçimde Türkiye’de gelenek güçlülüğü. gündelik hayata kadar modern Türkiye’nin her alanında kendini hissettirmiştir. doğu kültürünün memlekete artık hiçbir şey veremeyeceğinden ve daha müreffeh bir toplumun yolunun sadece garplılaşmaktan geçtiğinden bahsetmişlerdir. özellikle 1923. Jön Türk hareketinin batıcı karakteristiği bunu en ciddi biçimde ifade eden ilk düşüncelerden bir tanesidir. gerek kültürel gerekse ideolojik olarak geleneğin biçimlenmesinde merkezi öneme sahiptir. Bu anlamda da Türkiye’de doğu ve batı arasındaki çelişkiyi yorumlamak. Din. Öte yandan. Ancak. Doğu ve batı arasındaki gerilimli ilişki.

Ancak öyle ya da böyle yeni yapının birçok farklılık getirdiğini ifade etmek gereklidir. modernlik gelenek ile kurucu değil yıkıcı bir bağ kurmuştur. Eskinin yerine yeni bir durumu inşa çabası kendisini belli etmektedir. Geleneği ve moderni kendi içinde ve dışında yaşayıp içselleyici bir eklektisizm kurmak.31). modernitenin teorisinin de ifade ettiği bir durumdur. sosyalist. Bu çerçevenin dışı her zaman vatan hainliği ve benzeri ithaflara maruz kalmıştır. Bu bahisle ilgili genel bir değerlendirme yapmadan önce belirtmek gerekir ki. ‘soğrulma’ ilişkisidir. 1999. toplumsal pratikler kümesini dışlama eğiliminin içerisine girilmesi en başta pratikte daha sonraki süreçte yapısal olarak çeşitli sorunların baş göstermesini doğuracaktır. 2002. Dolayısıyla herhangi bir yapısal değişimin ardından bu. Örneğin cumhuriyet tarihi boyunca resmi ideoloji ancak Kemalizm çerçevesinde bir muhalefete sıcak bakmıştır.kurulmuştur. Ancak. gerek Kahraman’ın bu kuramsal açıklamaları gerekse Şerif Mardin’in (2000) tarihsel perspektiften yaptığı merkez-çevre ilişkileri kökenli çözümlemeler. bu durumun en önemli ayaklarından bir tanesi yukarıda bahsedilen saptamadır. modernlik ve gelenek arasındaki geçişlilik Türkiye’de asıl çelişik-karşıtlık çerçevesinde yorumlanan durumdur. Türkiye modernleşmesinde. Oysa Türkiye’de cumhuriyetçilik düşüncesinde yüzünü yalnızca batıya çeviren doğu kültürünün muhakemeci anlayışını pozitivist bir rasyonalizmle aşmaya çalışan bir tutum söz konusudur. Bu durumun sonuçları başlığında kısaca birkaç noktaya önem verilebilir. 125-144) ve (Kahraman. Ulus devletin inşası sürecinde resmi ideoloji tarhiyatının yapılması ve kemalizmin 5 Bu konuyla ilgili özellikle bkz. koparıcı ve dışlayıcı bir modernlik tasavvuru baskındır. 30-58). 258). Dolayısıyla tartışmalı olsa da Kemalizmin hegemonik bir yapıya kapı açması ve zaman zaman tarihsel olarak bunu doğrular şekilde pratik eylemlere girmesinin altında bu gibi nedenlerin yattığından bahsedilebilir. bireye önem atfedilmesi ve bunların üst görünümü olarak hukuk devletine sıkça atıf yapılmaya başlanması söz konusu modernlik görünümlerindendir. Yeni yapı kuşkusuz modernite kaynaklıdır ve batılılaşma ekseninde gelişmektedir. 1999. Yani daha ziyade gelenek ile kurulan. faşist ve Kemalist siyasetler geleneksel olanı sürekli dışlama eğilimindedirler ve bu durumu somutlaştırmak için de her üç siyaset de geleneksel olanı klasik ve tarihsel olanla aşmaya çalışmıştır (2002. yüzyılın estetik modernizmi geleneksel olanla ‘kurucu’ bir ilişki oluştururken. başta da belirtildiği üzere. Batılı anlamda bürokrasi örgütlenmesi. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 163 . tanımı gereği belirli davranışsal norm ve değerleri benimseyip aşılayan gerçek ya da hayali bir geçmişle süreklilik gösteren ve genellikle yaygın biçimde benimsenen ritüeller ya da başka sembolik davranış biçimleriyle ilişkili toplumsal pratik kümesi olarak ifade edilir (Marshall. Gelenek. Ancak. bu durumun ciddi gerilimler yarattığını göstermektedir.5 Kahraman’a göre erken 20. Böyle bir modernleşme projesinin de kendi geleneğini dışlaması son derece normal görülmektedir. Dolayısıyla Türkiye ve Batı arasında modernleşme anlamında bir deneyim farklılığından söz ediliyorsa eğer. (Kahraman. Bu eklemlenmenin olağanı.

modern anlamda endüstriyel üretimin merkezi olan ve sosyal ilişkilerin de buna göre düzenlendiği ve ilk kökenlerini 19. Ancak burada ve bu çalışmanın bütününde atıf yapılan kent kavramı daha ziyade kentleşme kavramının inceleme alanı olarak kenttir. batılılaşma düşüncesini özümsemiş ama batının tutsağı olmamış. Öte yandan kentin otonom bir kavram olarak Mezopotamya bölgesinde ilk kez ortaya çıktığı ve ilkel toplumdan uygar topluma geçişle birlikte asıl işlevini kazanmaya başladığı. Tanzimatla birlikte başlayan ‘hukuk devleti’ kullanımı modernlik çerçevesinde en önemli değişimlerden bir tanesidir. Bkz. modern olan kentle geleneksel olan kentin geriliminden bahsetmenin mümkün olduğu söylenebilir. toplum-birey ikileminde bireye ağırlık verilmesidir. Dolayısıyla. Ancak hemen bir çekince koymak gerekirse batının modern öncesinde yaşadığı geleneksel kent ile bugünkü doğuyu ifade etmek üzere kullanılan geleneksel kent farklıdır. Ancak kentleşme denildiği anda batılı bir kavramdan bahsedildiğinin öncelikli olarak belirilmesi gerekir. geleneksel kent ile modern kent arasında birtakım farklılıklar olduğunu vurgulamak gerekir. Hatta. Öte yandan buradaki tercih. toplumsal artığın üretilip. Gerçekten de modern Türkiye devletinin üzerinde en çok politika yürüttüğü meselelerden bir tanesi yurttaş yaratma projesidir. bu yeni bireyin bir başka özelliği ülkede yalnız olmadığının bilincinde olmasıdır. özellikle başta ifade edilen koşutluklar ekseninde. Öte yandan bu iktisadi-politik gelişmelerin yanı sıra özellikle Antik Yunan kent devletlerinin düşüncenin yayılmasında ne denli önemli olduğu vurgulanmalıdır. Burada ifade edilen hukuk devleti kullanımından birey yaratma projesine bütün alanlarda doğu . ilerlemeci bir kimlik atfı çerçevesine oturtulabilir. Örneğin. Belirtildiği gibi modern kenti batılı anlamda okumak. Türkiye özelinde tartışılan bu gerilimli durumun kentleşme çerçevesinden yorumlanması gerektiğinde.6 Dolayısıyla.batı karşıtlığı üzerine kurulan gerilim kendisini hissettirmektedir.doktrinleşmesi ve doğal olarak cumhuriyetçilik düşüncesinin yerleşmesi dile getirilebilir. milliyetçi. daha çok kültüralist veya politik bir ifade için kullanılmaktadır. (Keleş 2002.bireylerle mücadele cumhuriyet yurttaşının en önemli edimlerinden bir tanesidir. hukuk devleti batılı anlamda kendisini gösterse de hikmet-i hükümet düşüncesi siyaset tarihinde sürekli yer bulmuştur veya yurttaş resmi ideolojiye eklemlendiği sürece o sıfatı kaldırabilecektir. doğu kenti ile gelenekseli özdeşleştirmeyi mümkün kılmaktadır. Bu birey. yüzyılda almaya başlayan kenttir. 21-85) 164 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . bu farklılaşma yeni bir vatandaş yaratma projesini birlikte getirmiştir. Bu yeni birey üzerine yapılacak en temel tanımlama. Bir diğer farklılaşma ise burada doğu-batı farklılaşması çerçevesinde sıkça dile getirilen. bu artının politik güçler arası mücadeleye neden olduğu bir yeri anlamlandığı da belirtilmelidir.sosyal alanın ağırlık merkezini ifade etmesi anlamında. cumhuriyetin yurttaşı olabilme yolundaki yeniden üretim sürecidir. Atatürk ilke ve devrimlerinin bilincinde ve onu yayma-yaşama azminde. Yani yukarıda sayılan özellikleri barındırmayan bireylere yurttaş sıfatının yüklenmesi mümkün değildir ve bu dış kategoriye yerleştirilen eski. Aksi takdirde özellikle küreselleşme ile 6 Bu nokta tartışmalı görünmekle birlikte kastedilen.

geleneksel doğu kentinde toplumsal ilişkiler daha birincildir. geleneksel değerlerin bu topluluk mantığı içersinde daha fazla baskın durmasıdır.7 Özellikle demografik anlamda batı kentinden ayrıştığı bağlamlarda doğu kenti üzerine konuşmak gerekirse. yüzyıl başında genel itibariyle kültürel ve bunun biçimlendirdiği politik çerçeveden yorumlanacaktır.birlikte gerek Ortadoğu gerekse Uzakdoğu kentlerinin iktisadi dönüşümü göz ardı etmiş olunur. Tam da bu noktada batı ve doğu kenti arasındaki farkı vurgulamak için gecekondu kavramı ile batıdaki “slum” kavramı karşılaştırılabilir. en azından batılı örneklerle kıyaslandığında. Doğal olarak slumlarda yaşayanların kente adapte olması daha kolaydır. (Goode. Örneğin batı Afrika kentleri üzerine yapılan bir alan araştırmasında ortaya çıkan sonuçlar bu açıdan ilgiye değerdir. Böylelikle kentsoyluluktan ziyade üst tabakalarda toprak soyluluk daha yaygındır. aile yapıları geleneksel değerleri yansıtmaya devam etmektedir. Kent kavramının anlatılmaya başlanması ve üzerine düşünülmesinin genel itibariyle batılı bir eylem olduğu düşünüldüğünde doğu kentinin özellikleri konusunda. Burada dile getirilen doğu ve batı kentleri arasındaki ayrımın daha çok kapitalist dönüşüme entegrasyon ile yakından ilişkili olduğunu vurgulamak gerekir. 1968) Bu durum şüphesiz ki yaşanan yer ne olursa olsun kültürel aidiyetle de yakından bağlantılıdır. Zira klasik modernizasyon paradigmaları. üzerinde dikkatle eğilmeyi gerektirecek kadar büyüktür. öncelikli olarak kent merkezinin çevresinde daha fazla kırsal nüfus barındırdığı söylenebilir. çok fazla belgenin bulunmadığını söylemek mümkündür. Özellikle 19. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 165 . aslında doğu toplumlarına hasredilen toplumculuk. Onun için doğu ve batı kenti üzerine yapılan bir ayrımda sosyolojik boyutun önemi. Yani doğu ve batı kenti arasında ayrım 21. Yani.1969). Toplumsal tabakalaşmanın alt kesimleri için ise durum farklı değildir. 542) bu iki kavram arasındaki en önemli koşutluk ikisinde de dar gelirli kişilerin ikamet etmesidir ancak “slum”larda yaşayan kişiler kentli olarak nitelendirmeye daha açıktır. modernleşme ile birlikte geleneğin lineer tarih içerisinde aşama 7 8 Bu genelleme için bazı Arap ve özellikle 19. (Hanna-Hanna. Kentsoyluluk batılılığa atfedilirse doğu gelenekselliğinin daha fazla topraksoylu olduğu söylenebilir. bir aradalık. Orada da geleneksel değerlerin batılı alt tabakaya göre daha fazla sahiplenilmesi söz konusudur. kentin kenarlarında değil merkezlerinde yaşarlar ve yaşadıkları yerler çok katlı mekanlardır. yüzyılın ikinci yarısından başlanarak tutulmuş olan salnameler (resmi yıllıklar) doğu kentinin tanımlanması adına önemli kaynaklardır. Kentleşme düzeyi ne olursa olsun ve bu amaca yönelik kamu politikaları nasıl şekillenirse şekillensin. akrabalık ilişkilerine atıf modern batılı ve kapitalist değerleri içselleme konusundaki adaptasyonları çerçevesinde değerlendirilmektedir. Buradan hareketle. yüzyıl Osmanlı kentleri istisna oluşturmaktadır. Bireyden ziyade topluma daha fazla atıf yapılmaktadır ve insanlar sosyal gruplarına daha fazla bağlılık bilinci göstermektedirler. Belki de doğu-gelenek koşutluğunun kurulmasına olanak veren en önemli öğelerden bir tanesi de budur. Dolayısıyla kentleşme sonucunda oluşan göç hareketleri merkeze doğru gelen nüfusu da buralardan çekmektedir. Bkz.8 Bunun ortaya çıkardığı bir diğer sonuç da. Keleş’in tespitlerinden hareketle (2002.

aşama kalkacağını ve zamanla gündelik yaşamdan bile çekileceğini savunmuştur. Oysa doğu toplumunda geleneksel değerlerin halen belirleyiciliğini koruması, klasik modernleşme anlayışı çerçevesinde açıklanamayacak bir durumdur. Aslında geleneksel doğu kentine bakmanın daha kolay bir yöntemi batı kentinden ayrıldığı noktaları ifade ederek bulunabilir. Batı kenti, daha önce de ifade edildiği üzere, sanayi devrimi ile yakın ilişki içersindedir. Üretimin daha seri ve batının modern aklına uygun hale gelmesi ile birlikte insanların kent merkezlerinde toplanma ihtiyacının doğması ilk dile getirilmesi gereken durumdur. Yani iş bulma ve istihdam olanaklarının cazipliği kente doğru akmanın en önemli gerekçesidir. Ancak azgelişmiş ülkelerde bu durum batıda olduğu gibi sonuçlar doğurmamış ve özellikle 20. yüzyılın ortalarında batılı kentleşme adına birçok olumsuz durum ortaya çıkmıştır.9 Sonraki süreçte batılı kent, küreselleşme ile farklı bir dönüşüme girmiştir. Özellikle, finans merkezli kapitalizmin küresel ölçekte yapısal farklılaşmaya gidip, pazar büyüklüğünü arttırma çabaları kenti doğrudan etkilemiştir. Bu bağlamda ortaya atılan kavramlardan bir tanesi de dünya kentidir. Bu kavram ilk defa 70’lerde gündeme gelmiştir ve özellikle Tokyo, Paris, Londra ve New York’un dünyanın iktisadi dönüşümündeki aldığı yeni rol ve bu kentlerin konumunun yeniden tanımlanması sorununa atfedilen önem kavramsallaştırmayı doğurmuştur.10 Şüphesiz ki kentin bu dönüşümü, sosyolojik anlamda da çok farklı görünümler ortaya çıkarmıştır. Dünya üzerindeki kentlerin çoğunun sözü edilen nüfus toplanmasına beklenildiği biçimde yanıt verememesi özellikle kent sosyolojisi bağlamında düşünüldüğünde birçok olumsuz sonuç ortaya koymuştur. Örneğin kentlerde marjinal sektör11 olarak nitelendirilen bir kategorinin ortaya çıkması tam da bu döneme tekabül etmektedir. Dolayısıyla olağan yaşamın öğeleri de bu durumdan sıkça etkilenmektedirler.12 Türkiye’nin kentleşme sürecinin ise yukarıda belirtilen genel kuramsal açıklamalarla yakından bağlantılı olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Geleneksel anlamda Türkiye kentlerinin, diğer alanlarda olduğu gibi, batılılaşma ile birlikte modern dönüşüme girdiğini belirtmek gerekmektedir. Hatta, Türkiye’deki
9 10

11

12

Bu tarihsel süreçle ilgili kısa bir özet için bkz. (Doğan, 2002; 67-81). Dünya kenti kavramının ne anlam ifade ettiğinin tarihsel ve güncel değerlendirmeleri için bkz. (AldersonBeckfield, 2004; 811-851). Marjinal sektör veya daha genel bir ifadeyle marjinal sosyal gruplar olarak nitelenebilecek olan toplumsal kategori, aslında ileri kapitalist toplumun kentsel gelişim sırasında ortaya çıkmasını sağladığı bir olgudur. Bu kesim; topraktan yeni kopmuş, kentsel mekana entegre olmaya çalışan veya üretimin yapısal bir değişime girmeye başlamasıyla birlikte ekonomik olarak kırsal alanda gereksinim duyulmayan ve sosyal kategoriler bağlamında net olarak hiç biryere dahil bir toplumsal grup olarak da ifade edilebilir. Bu durum üzerine derin analizler yapmaktan ziyade kastedilenin günümüz Türkiye’sinde de kendisini sıkça özellikle büyük kentlerde hissettiren ve kapkaç ve benzeri olarak nitelendirilen suç kategorilerdir. Salt Türkiye özelinde değil bütün dünya kentlerinde buna benzer sorunların olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Bkz. (Ruggierro, 2003; 45-55).

166

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

modernleşme hareketinin en önemli ayaklarından bir tanesini kentleşme oluşturmaktadır. Kamusal mekanın yeniden üretilmesi diğer bütün ülkelerdeki değişimler gibi Türkiye’de de kentleşme sürecinin en önemli uzantılarından birisidir.13 Öte yandan tarihsel olarak kentleşmeyi farklı dönemlere ayırıp incelemek mümkündür. Bu dönemselleştirmeler farklılaşsa da tek parti dönemi, 50-60, 60-80 ve 80 sonrası dönemselleştirme de kullanılacak en ideal ölçütler olarak durmaktadır. Türkiye’nin kentleşme tarihi ve dinamikleri üzerine konuşmak ayrı bir çalışmanın konusu olacak kadar uzundur ancak adı geçen bu süreci Ankara kenti üzerinden okumak hem özellikle Türkiye’de ki modernleşme sürecinin getirilerini kavramak adına yararlı görünmektedir.

Ankara Üzerine; Kent, Sosyal, Siyasal Yapı Hakkında
Ankara kentinin yerleşim yeri olarak varlığı tarih öncesi dönemlere kadar gider (Alemdar, 1984;97). Uzun bir toplumsal ve kültürel geçmişi bulunan Ankara kenti, pek çok devletin egemenliğine girmiş; çok kereler yıkılarak yeniden imar görmüştür. Anadolu’nun en eski kentlerinden birisi olarak, coğrafi konumu gereği pek çok kavmin, topluluğun ya da devletin geçiş yolları üzerinde yer almıştır (Çınar, 2002; 133). Ankara’nın tarihi Osmanlı İmparatorluğu’ndan bu yana alıp incelenirse, kentin 16. yüzyıldan 19. yüzyıl sonlarına kadar önceleri “sancak” sonraları ise “eyalet merkezi” olarak bölgenin yönetiminde önemli bir yer tuttuğu görülebilir. İmparatorluğun geçirdiği evrelere uygun biçimde zaman zaman ekonomik ve siyasal üstünlüğünü kaybetmekle beraber, her dönemde geniş bir bölgeye merkezlik yapmıştır (Çadırcı, 1984; 94). İmparatorluğun son yıllarında da Ankara, mütevazı bir kent olarak değerlendirilebilir. Selçuklular ve Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş devrindeki ticari rolünü yitirmiş, bir ticaret merkezi olmaktan çıkmıştır (Akgün, 1984, 224). Cumhuriyet öncesinin Ankara’sına bir göz atıldığında görülmektedir ki; şehrin fiziksel yapısı demiryolu (şehre 1892’de gelmiştir), su (şehre 1890’da ulaşmıştır) ve civardaki bağ evleriyle sınırlıdır. Halkın örgütlenmesi loncalar, ahilik ve Hacı Bayram Veli Tarikatı çevresinde oluşmuştur.
13

Mekanın kamusal anlamda yeniden üretilmesi, özellikle modernite bağlamında üzerine sıkça konuşulan bir konudur. Ancak belirtilmesi gerekir ki, mekanın bu dönüşüm çerçevesinde ele alınması çok eski bir eylem değildir. Liberal söylem, bu duruma hiç eğilmemiştir. Genelde Marksist çevrelerin araştırma nesnesi olan kamusal mekan genelde 1960’lar sonrasının alan araştırmalarına konu olmuştur. Özellikle 19. yüzyılda mekanın dönüşümünün batı kapitalizminin gelişimi ile yakından ilgili olduğu vurgulanmaya başlanmıştır. Emek sermaye çelişkisi, toplumsal artığın eşitsiz paylaşımı gibi meselelerin meşrulaştırma yeri ve aracı olarak modern mekanlar görülmeye başlanmıştır. Bu gibi iktisadi-politik çözümlemelerin dışında sosyolojik anlamda Tonnies’in yaptığı cemaat-cemiyet dönüşümünde kentsel mekanın değişimine de atıf yapılmıştır. Buradaki en önemli çıkarsanacak yön, sanayileşmiş toplumda kentsoyluların (burjuvalar) yanında kentlilerin de ayrı bir grup olarak oluşmaya başlamasıdır. İşte bu kentli kimliği, modern kentin ve mekanın anlamlandırdığı bir kimliktir. Dolayısıyla, modern kent üzerine düşünürken bu dönüşüm(ler)e atıf yapmak son derece önemlidir.

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

167

Nüfusu az ve ekonomisi kendine özgüdür. Sıtma, yangınlar ve harap kentsel çevre şehrin görüntüsünü çirkinleştirmektedir (Cantek, 2003; 41-42). Kurtuluş Savaşı yılları Ankara’sının konutlarının çoğu da köy evleri tipinde, damları düz, toprak ve tuğladır.14 Yarı ahşap evler de bulunmaktaysa da, taş binalar, ancak birkaç resmi yapıdır. Sokaklar dar ve ağaçsızdır (Akgün, 1984; 225). Ancak yine bu yıllarda, bir taşra kasabası olarak Ankara’nın 20’ler ve 30’ların ortalarına değin, cumhuriyetin kurucu kadrosuna sunabileceği pek fazla bir zenginliği yoktur. Fakat, kentin sadakat ve bakirliği buna istisna sayılabilir (Cantek, 2003; 49). Belki de sırf bu iki sebepten dolayı Ankara genel ordu karargahı konumuna gelmiştir ve savaşın sonunda da belki de bu sadakat ödüllendirilmiştir bir anlamda. Ama elbette ki Ankara’nın başkent oluşunun ardında başka sebepler de vardır. Zaten tarihsel olarak da endüstri devrimi sonrasında dünyanın birçok ülkesinde yeni başkentlerin imarı gündeme gelmiştir15 ve Ankara da kimilerince bu rüzgarın bir parçası olarak kabul edilir. Bu yeni başkentlerin imarı girişimlerinin ortak noktalarından birisi, çağcıl ilkeler doğrultusunda yeni bir devlet düzeninin kurulması sürecinde ülke halkını ortak değerler çerçevesinde bir araya getirecek politik ve ekonomik iklimi yaratabilecek mekansal ortamı sağlayabilme çabasıdır. Uluslaşma sürecinde, yeni bir başkentin yeni ilkeler doğrultusunda imarıyla simgesel bütünleşmenin sağlanması amaçlanmıştır (Çınar, 2002; 102). 20. yüzyılda başkent değiştirme girişimlerinde ortak olan noktalardan bir başkası ise yeni başkentlerin kıyıda yer alan eski başkentlerin aksine ülkenin daha içerilerinde, iç pazar oluşumuna olanak verecek bir konumda imar edilmeleridir (Çınar, 2002; 103). İşte tüm bu ve benzeri sebeplerden dolayı Ankara; o köy görünümlü, kasaba benzeri Ankara, öncesinde de fiili başkentlik ettiği bu ülkeye 13 Ekim 1923 tarihinde resmen başkent olmuştur. Bu tarihten itibaren de görünümüyle, insanlarıyla, mekanıyla, sokak isimleriyle, hijyeni simgeleyen fıskiyeleri, havuzlarıyla, havasıyla, yeşiliyle bambaşka bir Ankara imarı başladığı söylenebilir. Ankara, bu anlamda, sadece bir başkent değil bütün Anadolu’nun imarı için bir okuldur. Yapılaşması, alt yapısı ve ağaçlandırması ile öncü bir örnektir
14

15

Ancak burada göz önünde bulundurulması gereken bir nokta da Ankara ve çevresinin kendine özgü bir “ev yapısı” olduğu ve dönemin diğer mimari yapılarından bu kendine özgülükten dolayı ayrıldığıdır. Geleneksel Ankara evleri iklim ve sosyal yaşam koşullarına göre uzun yılların deneyim ve gereksinimleriyle oluşmuş plan ve yapı özellikleri taşırlar. Ağaç ve kerpiç gibi kısa ömürlü malzemelerden yapıldıklarından günümüzde çok fazla örneği kalmamıştır. Ankara evleri ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için T.C. Kültür Bakanlığı internet adresinden bkz. http:// www.discoverturkey.com/yeni/ankara/ankara.html (05.02.2005). 20. yüzyılda özellikle gelişmekte olan ülkeler olarak tanımlanan bazı ülkelerde başkentlerin yerleri değiştirilmiştir. 20. yüzyılda sırasıyla Avustralya, Türkiye, Brezilya, Pakistan, Belize, Nijerya, Tanzanya, Malawi, Fildişi Sahili ve Arjantin’de hükümet yeni bir başkent kurup bunu finanse etmiştir. (Çınar, 2002; 83). ABD’de Washington, Avustralya’da Canberra, Brezilya’da Brasilia ve Pakistan’da Islamabad 20. yüzyılın bahsi geçen yeni başkentlerine örnek olarak verilebilir.

168

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

(Tankut, 1984; 303). Batılı kent kültürü, ekonomisi, yaşam tarzı bir anlamda önce başkente, sonrasında da tüm ülkeye taşınmaya, yayılmaya çalışılır. Bu dönemde “yaratıcı yıkım” niteliğinde bir inşa hamlesi mevcuttur. Temsil edilen değerler; yenilenme, modernleşme ve ilerlemedir.16 Aslında Ankara’nın başkent olması her şeyden önce sembolik bir karardır. Dönemin siyasetçileri için ülkenin kurtuluşu ya da Mustafa Kemal’in hedef olarak belirlediği “çağdaş medeniyet seviyesine ulaşma” ideali yeni oluşturulacak kültür ile mümkündür. Bu kültür şüphesiz ki, İstanbul’dakinden farklı olacaktır. İşte başkent Ankara, cumhuriyet açısından bu kültürün yaratılacağı ve diğer kentlere yayılacağı bir merkez özelliği taşımaktadır ve bir ilim, irfan ve kültür merkezi olarak tasarlanmıştır (Sarıoğlu, 2001; 31). Kimilerine göre ise Ankara, cumhuriyetin modernite projesinin ütopyası olarak, baskıcı ve tepede inmeci bir modernleşmenin göstergesidir.17 Ancak farklı yorumlar olsa da Ankara başkent oluşundan itibaren tamamen bir modernleşme akımına kendisini kaptırmıştır. Başkentin Ankara olarak kabul edilmesini izleyen aylarda ve yıllarda, bakanlıklar, önemli devlet daireleri birbiri ardı sıra yönetici elitin batılı anlamda bir başkent yaratmak için tüm güçlerini harcadıkları bir Ankara’ya taşınmışlardır (Çınar, 2002; 205). Bu da tahmin edilebileceği üzere Ankara’ya yönelik ani ve hızlı bir nüfus artışı anlamı taşımaktadır.18 Tabii ki bu nüfus artışının kimi farklı alanlarda farklı yansımalarının olması da kaçınılmazdır. Ancak ilk olarak, şehre yeni göç edenlerin barınak sorunu ortaya çıkmıştır. Bir de ilk göç edenlerin büyük çoğunlukla İstanbul gibi bir dönemin en güçlü imparatorluklarından birisine başkentlik yapmış, bir dönemin sanat ve kültürünün merkezi sayılmış bir kentten geldikleri düşünüldüğünde yeni başkentin kurucularının karşılaştıkları sorun daha rahat anlaşılabilir. Bu nedenledir ki Ankara’nın başkent kararının hemen ardından kentte hummalı bir şantiye süreci başlamış ve hem resmi kurumların, hem yabancı ülkelerin elçilik binalarının hem de İstanbul’dan getirilen asker ve bürokratlar ile ailelerinin barınabileceği konutların yapımı “modern” bir şehrin inşası anlamında başlamıştır. Bu ilk konutlarda ki çoğunluğu eski Ankara’nın alışık olduğu köy evleri tipinin ötesinde çok katlı apartmanlardır- oluşturulmak istenen kimi nitelikler vardır. Örneğin bu “mekan”lar en başta “modern” bir ailenin barınabileceği bir nitelikte olmalıdır. İstanbul kökenli devlet memurlarının ve yine İstanbul kökenli eşlerinin, ailelerinin Batı anlayışıyla paralel giden yaşam
16 17 18

Sayılan bu değerlere istendiği kadar ekleme yapılabilir ancak göze çarpan ilk özellik bu değerlerin cumhuriyetin kuruluşunda ve halen günümüzde birebir Batı’yla özdeşleşmiş olarak algılanmasıdır. (Cantek, (2003; 128). 1927’de tarım kesimi dışında Ankara’da çalışan nüfusun yaklaşık %50’sini cumhuriyetten sonra tayin edilen askeri ve sivil bürokratlar oluşturuyordu. 1920’lerin sonunda Ankara nüfusunun hemen yarısını oluşturan asker sivil bürokratlar dönemin göreli olarak iyi kazanan bir kesimi oluşturuyorlardı (Nalbantoğlu, 1984; 258).

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

169

tarzları bu apartman katlarına yansıtılmalıdır. Ancak amaç İstanbul’un silik bir kopyasının inşası olmadığı için Ankara’nın tamamen kendine has bir karakter edinmesi gerekmektedir. Bu da “bütünüyle modern, işlevsel ve Batılı bir kent imajı yaratılması”nı gerektirmektedir ki bu imajın gereği olarak artık “apartman hayatı, Noel partileri, dansingler, klasik Batı müziği konserleri, kübik üsluplu banka binaları, at yarışları İstanbullu Ankara sakinlerinin çoğunun bile ilk kez karşılaştığı yenilikler” (Cantek, 2003; 88 - 89) olarak göze çarpmaktadır. Yani döneme egemen olan “çağdaşlaşma ideolojisi” günlük yaşantıda daha çok Batının tüketim normlarını benimseme biçiminde kendini göstermekte, batıda eğitim görmüş aydınlar ve İstanbul ticaret burjuvazisinin yaşam kalıpları yeni bir yaşam biçiminin öncüleri olmaktadır (Nalbantoğlu, 1984; 359). Bu arada elbette ki bu “yeniden başlama”nın plansız programsız olması düşünülemez. Çünkü “Yenişehir’in kendisi her şeyden önce siyasi bir iddia”19, bir meydan okumadır ve böyle bir meydan okumanın temelsiz, üstünkörü olması beklenemez. Bu nedenle cumhuriyetin kuruluşunun ardından Ankara için bir imar planı yapılması kararlaştırılmıştır ve Ankara’nın ilk imar planı İstanbul İmar Komisyonu üyesi Berlin’li mimar Dr. Carl Ch. Lörcher tarafından yapılmıştır. Lörcher ilki 1924 yılında eski Ankara kesimi için, diğeri 1925’te Yenişehir kesimi için olmak üzere iki plan yapmıştır. Bu planlar “Löhler planları”20 olarak bilinir. 1927 yılına gelindiğinde ise Ankara imar planını yapmak üzere yarışma için üç yabancı mimar21 Ankara’ya davet edilir. Yarışmayı Berlin’in yeniden imarı sürecine de imzasını atan H. Jansen kazanır. Jansen’in raporu “kentsel estetik, ekonomi ve sağlık, kent arazisinin kullanımı ve ulaşım, şehrin büyümesi için yedek alan ve yoğunluklar” içermektedir (Sarıoğlu, 2001; 58). Jansen, aslında apartman türü konut yapımına karşıydı ve yapıların en fazla 3 katlı olmasını istiyordu.22
19 20

21

22

Bu siyasi iddia bahsiyle ilgili olarak özelikle bkz. (Batuman,, 2002; 42). Löhler planları yapılış itibariyle ayrı ayrı düşünülmüşlerdir. Başlangıçta Ankara’nın gelişmesinin eski şehrin etrafında olması istenmiş, ilk planın ortaya çıkmasından kısa bir süre sonra muhtemelen siyasi verilerin ve kararların değişmesiyle Yenişehir için, özellikle yeni konut ve yönetim yapılarının gelişimini yönlendirmek üzere ek bir plan yapılmıştır. Bkz. Mehmet Sarıoğlu, (2001; 31). Planların tarihlerinin bu denli erken oluşu da bize cumhuriyetin kurucularının, siyasi kadroların Ankara’nın ulus inşasının simgesi olmasına ne kadar önem verdiklerinin bir göstergesidir. Berlin’deki Mühendislik Yüksek Okulları’nın hocaları olan J. Brix ve daha önceden de Berlin İmar Planı Yarışmasını kazanmış olan H. Jansen ile Fransa hükümeti baş mimarı L. Jausseley yarışmaya çağrılan isimlerdir. İlk iki isim Prof. Ludwig Hoffman’ın tavsiyesi üzerine çağrılmıştır. Ankara’nın imarı konusunda öncelikle yabancı mimarlara planın yaptırılabilmesi için yarışma düzenlenmesi bir anlamda Türkiye’nin batıya açılımının da bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Ankara’daki apartmanlaşma olgusunun önce kullanıcılar için “modern” cumhuriyet yaşantısının simgesi iken daha sonra kaçınılmaz bir süreç haline dönüştüğü söylenebilir. Nitekim, 1920’lerde Ulus bölgesindeki ilk apartmanlar prestij simgesi iken daha sonra Yenişehir “villa”ları gözde konut biçimleri olmuştu (Nalbantoğlu, 1984; 64). Bu açıdan değerlendirildiğinde Jansen’in gerçekten işinin uzmanı ve ileri görüşlü bir plancı olduğunu da rahatça söyleyebiliriz.

170

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

zaten Ankara’nın başkent seçilmesi. fiziksel ve görsel bir merkezle yetinmekte ve fonksiyonel bir şehir merkezini adeta dışlamaktaydı. Bursa. Zira. eğlenme ve dinlenme ihtiyacına verdiği önem ile dönemin siyasi çevrelerinin modernist eğilimlerine denk düşmektedir (Sarıoğlu. hem de yeni kent kesimlerine doğru genişlemesi. Örneğin Ankara’nın hem kentsel hem de siyasal dönüşümünü Sakarya Savaşı öncesinden itibaren ele alan Yakup Kadri Karaosmanoğlu. kaynak yoksunu olarak görülmektedir. Ancak son seçim Ankara üzerinedir. Bu anlamda da Ankara’nın “yeniden imarı” çok büyük önem taşımaktadır. cisimleştirme. bütün bu dertleri başımıza kendi elimizle açmışızdır. Jansen. harap. seçeneklerin içinde dönemin siyasi ve ekonomik konjonktürüne en uygun imar planı olarak değerlendirilmiştir.[buluşudur] Melankoli. sanayi kesimine. Başkent seçildiği tarihte25 Ankara. 2001. Ankara eserinde “yeni insan”ı şöyle tanımlar: …yeni insan. cumhuriyet muhaliflerince özellikle de muhafazakar kesimce . Fakat biz. Aslında tüm bu çabaların tek bir amacı vardır: Modern Türkiye’ye yaraşır modern “aydın”ı. İstanbul. Başkent kararının tartışıldığı dönemde İstanbul. bir anlamda “yeni insan”ı ortaya çıkarmak24. İstanbul gibi bir kentin ikinci plana atılması hata olarak görülmektedir. (2004). hem Kale’yi23 ve eski kent kesimini merkez alarak muhafazakar bir yaklaşımı. Sevimsiz. Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte amaçlanan “yeni insan”ın yaratılmasının vurgusunu dönemin edebi eserlerinde de görmek mümkündür. devlet mahallesine. modern bir metropolde olması gereken sağlık koşullarına. tamah. Yeni planla başkent. Yani bir anlamda cumhuriyetin kurucuların esas gereksinimi. tavrı. 46 . 2001. “kendi ruhumuz üstünde hakim olamak kudreti”ni daima aksine kullanmış. 64). kıskançlık. Amaç yepyeni bir kent yaratmaktır ve bu yeni 23 24 25 Jansen. Ankara kalesini “şehrin tacı” olarak nitelendiriyor ve Kale’nin şehrin her yerinden görülebilmesine ayrı bir önem veriyordu (Sarıoğlu. Eski insanın çektiği ıstırapların büyük bir kısmı bizzat kendi icat ve ihtiraıdır. iptila gibi şeylerin tahakkümünden kurtulmak bizim daima elimizde olan bir kudrettir. Çünkü cumhuriyet aydını “belli bir kamu için ve o kamu adına bir mesajı. Ancak Jansen’in planının uygulanmasının ardından otuzların ortasında Ulus ikinci plana düşürülür. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu. 2003. hırs.) Aynı vurguyu Adalet Ağaoğlu (Ölmeye Yatmak). işçi mahallesine. Ayrıca. ilerici bir sınıfın yeni toplumsal düzeni örgütlemek için ihtiyaç duyduğu kitle aydınlardır (Cantek. İletişim. modern Türkiye’yi temsil edebilecek bir görünüm arz etmemektedir. şehrin merkezini Ankara kalesi olarak görmek. felsefeyi ya da kanıyı temsil etme. iç sıkıntısı.Jansen planı. eski insan gibi kendi eliyle kendine işkence yapmayacak kadar şuura ve hadiselerin tesirine esir yaşamayacak kadar hürriyete ermiştir. Ankara. 58 . Eskişehir gibi farklı kentlerin üzerinde de düşünülmüştür. Sevgi Soysal (Yenişehir’de Bir Öğle Vakti) gibi dönemi anlatan diğer eserlerde de görmemiz mümkündür.49). bir aydın kimliği yaratmaktır. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 171 . Plan öncesinde başkent Ankara’nın en önemli mekanı Ulus’tur.ifade etme yetisine sahip birey” demektir ve imparatorluktan cumhuriyete geçişte çok doğaldır ki ilk araç olarak kullanılacak olan da bu cumhuriyet aydınıdır ve ilk aşamada cumhuriyet aydınının yaratılması gerekmektedir. hatta bazen. Plan. görüşü.60). Doğu Batı aksında bölünür ve kent omurgası ile kesiştiği noktada kavşak meydanlardan biri yani Kızılay ortaya çıkar.

43). müteşebbisleri de bu yöne sevk etmiştir (Kongar. başkent olmanın getirdiği yükümlülükle bakanlıkların. 79). Bunun belki bir sebebi de ilk göç dalgasının İstanbul’dan gelmesi ve bir anlamda orta ve üst sınıfı temsil etmesidir. İlk başta bu görünüm tahmin edilebileceği üzere. Kır “itmekte” ama kent 26 Kentleşmenin itici ve çekici kavramları için bkz. amaçlandığı şekildeydi. Bu ikinci göç dalgası olarak nitelendirebileceğimiz artan nüfus da aslında bir çeşit orta sınıftır ve doğal olarak şehrin “memur şehri” sıfatı devam etmektedir. arzı çok aştığı için. 2002. Bankacılar. başkentin diğer tüm kentlere ve hatta İstanbul’a göre ekonomik güç olarak lanse edilmesi kente sadece kentle işi olanların değil “işsiz”lerin de göç etmesine sebep olmuştur. 1923 yılından itibaren Ankara Türkiye Cumhuriyetinin siyasi başkenti olması ve devlet kadrolarında görevli memur kesiminin hızla artması neticesinde bir “memur şehri” görünümünü almaya başlamaktadır (Sarıoğlu. 1945 1950 yıllarındaki yapı değişikliğinin emek yoğun işleme düzenindeki nüfusun önemli bir kesimini kente itmesine karşın. Bunun da iki ayrı sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Ancak tahmin edilebileceği üzere. özel sektörün işe girmesi fiyatların yükselmesi anlamına gelmektedir ve konut arz edenlerin tamamının bu yüksek fiyatları karşılayamaması ise dengesiz kentleşme ve kaçak yapılaşma ekseninde gecekondu sorunun ortaya çıkması sonucunu doğurmuştur. meclisin. Konut talebi. savaş ekonomisine göre dağılan yatırımlardan fazla bir pay alamayan kentler bu işgücünü kabule hazır değildir. konut alanı özel kesim yatırımcıları aşısından da önemli bir yatırım konusu olarak algılanmış ve yüksek kar oranları. Kentin ekonomik yapısına bakıldığında da 1920 öncesinde tarıma ve bir miktar da ticarete dayanan bu yapının yani kentin sosyal ve iktisadi bünyesinin başkent oluşuyla ve özellikle de yeni imar planıyla hızlı bir biçimde değişmeye başladığı görülmektedir. (Keleş.3 kat arttığı düşünüldüğünde (Sarıoğlu. 2002). Ankara nüfusunun 32 senede (1918 1950) 14. genel müdürlüklerin. 2001. gazeteciler. 79) yaşanan konut sorununun niteliği daha rahat anlaşılabilir. Dünya Savaşı döneminde. elçiliklerin ve daha birçok özel ve tüzel teşekkülün başkente taşınması beraberinde bu teşkilatlarda çalışan büyük bir memur kitlesinin de Ankara’ya gelmesine sebep olmuştur.şehrin odağı olarak görülen Yenişehir genç ulusun iradesini ve ideallerini temsil etmektedir (Batuman. Ancak zamanla. 74). öğretmenler ve yüksek okulların açılmasıyla öğretim üyeleri ve değişik mesleklerden birçok kişi Ankara’ya göç etmiştir (Sarıoğlu. Ancak şehrin zamanla bir çekim merkezi olması her yerden büyük bir nüfus akımına yol açmıştır. cumhurbaşkanlığının. 172 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Ancak özellikle de II. Yukarıda da kısmen değinildiği gibi. 560). 2002. 2001. Bu da doğal olarak en başta mevcut konut arzının talebi karşılayamamasına yol açmıştır. 2001.

özellikle “çekmemektedir”.26 Kırdan göçen bu deneyimsiz ve becerisiz tarımsal işgücünü istihdam edebilecek iş kolları yoktur. Bu nedenle, gelen gruplar hem ekonomik hem de fiziksel açıdan kentlerin marjinlerinde kaldı. Beceri ve deneyim istemeyen marjinal iş kolları ile inşaat işleri onlara açık tek istihdam alanlarıdır (Şenyapılı, 2004; 124). Yani artık nüfus artışının yarattığı tek sorun konut yetersizliği değildir. Kentteki tüm nüfusu barındırabilecek kadar çok sayıda sağlıklı konut yapılabilse bile kente göçen marjinal kesim bu konutların maddi bedelini sağlayamayacak ve yine kendi “konut”larının yapımını gerçekleştirecektir. Hatta bazen kente göçenlerden uzun bir müddet iş bulamayan ve dolayısıyla gecekonduyu dahi karşılayamayan kişiler ve aileler olabilmektedir. Bu durumda bu ailelerin/ kişilerin kentin çöküntü mekanlarında yaşadığı ya da 3 4 ailenin bir hanede yaşadığı görülmektedir. Şenyapılı, kente göçen ve gecekondu nüfusunu oluşturan kesimi üç grupta değerlendirmektedir: Birinci grupta kentin alt gelir kesimi memurları, ülkenin farklı yörelerinden savaş, doğal afetler ya da imar işlemleri nedeniyle göçenler ve kent çevresindeki köylerden göçen ve kentin içinde imar ya da afet gibi nedenlerle yerinden oynatılan nüfus vardır. Bu grubun özelliği konut için çok az da olsa belirli bir ödeme gücüne sahip olmalarıdır. İkinci grupta ise civar köylerde yaşayan ve belirli zamanlarda kente çalışmaya gelenler vardır. Bu kesimin konutları, birinci gurubun konutlarına oranla daha “derme çatma”, genelde toplama malzeme ve konut sahibinin emeğini koyması ile gerçekleşen yapılardır. Üçüncü grupta ise kırdan, toplumdaki yapısal değişiklikler sonucu gelenler vardır. Bu kesim kentte işsiz ve parasız kaldığı için kendisine para ödemeden barınak bulmak zorundadır. Tüm bu gelişmeler sonucunda ve toplumsal tepkimeler nedeniyle hükümetin de sonuçta gecekondulaşma olgusu ile yüz yüze olduğunu kabul etmesi gerekiyordu ki bu da 1948 yılında çıkarılan bir yasa ile gerçekleşmiştir. 5218 sayılı ilk yasanın ardından aynı yıl 5228 sayılı ikinci yasa da çıkarılmıştır. Bu iki yasaya yönelik ciddi eleştiriler vardır ancak bunların en önemlisi iki yasanın da varolan gecekonduları yasallaştırmaktan öteye gidememesi ve gecekondu sorununa kalıcı bir çözüm bulamamasıdır. 1950 1960 dönemine bakıldığında ise göç alma sıralamasında birinciliği bu sefer İstanbul’un kaptığı görülmektedir. Bu dönemde Ankara kenti, İstanbul’dan sonra ikinci büyük göç çekim merkezini oluşturmaktadır. Ankara’nın hem başkent hem de metropol özelliği taşıması istihdam olanaklarını ve bu olanaklara ilişkin beklentileri arttırmakta, aynı oranda gelen göç de yaygınlaşmaktadır. İstatistikler Ankara kenti nüfus artış hızının 1975 yılına dek Türkiye ortalamaları üzerinde olduğunu göstermektedir. Bu oranın en fazla arttığı yıllar 1950 1955 dönemidir (Şenyapılı, 2004; 126 - 179). Sonuçta, cumhuriyetin kuruluşunun mekansal boyutta temel kaygısı olan “aydın”ı yaratma ideali amacından sapmak zorunda kalmıştır. Zaten arsa
mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

173

spekülasyonu sebebiyle Jansen’in planının bir anlamda artık uygulanabilir bir yanı da kalmamıştır. Jansen’in amaçladığının tersine kentin neredeyse tamamı çok katlı apartmanlarla çevrilmiştir. Önceleri, kent merkezi orta ve üst sınıfın cazip gördüğü mekan iken; artık orta ve üst sınıf daha ziyade kentin yanlara doğru genişlemesi sonucu ortaya çıkan “uydu” kentleri tercih etmeye başlamıştır. Yani, cumhuriyet döneminin toplumun geneline örnek ve öncü olması beklenen ve üzerine düşen bu görevi layıkıyla gerçekleştiren “aydın” kesim artık halkı düşük, ucuz, basit görmekte ve ülke küreselleşip batıya kapılarını açtıkça orta ve üst sınıf kendi kapılarını toplumun geri kalanına kapatmakta ve kentin merkezi ise giderek marjinal iş sektörlerinin mekanı haline gelmektedir. 80’li yıllardan itibaren ise, Türkiye ulusal devletin yapısal dönüşümüne sahne olur. Devletin, yapısal, siyasal, kurumsal ve mekansal örgütlenmesindeki değişim süreci ulusal devletin özelliklerini ortadan kaldıran bir çerçevede gerçekleşir. Bu süreçte, başkent Ankara, ulusal devlet çerçevesinde geçerli değerleri kökten ortadan kaldırmaya girişen siyaset adamlarının özeği haline gelir (Çınar, 2002; 223). 80’li yıllarla birlikte Ankara, ulusal ve küresel düzey dışında kentsel düzeyde de, Batılı ülkelerde ortaya konan politikaların etkisinde kalır. Modern Türkiye’nin simgesi olan modern Ankara ailesi ve modern Ankara aydını, bireyinden geriye pek de bir şey kalmaz. Kalanlar ise yukarıda bahsedildiği üzere, şehrin dışındaki kendilerince daha güvenlikli ve dışa kapalı, alışveriş merkezlerinden sinemalarına, pastanelerine dek ve hatta eğitim ile sağlık sektörlerine dek tam teşekküllü bir kent kimliğine bürünen yeni yerleşim alanlarında kent merkezine inmeden ve kentle bütünleşmeye gerek duymadan yaşamaya başlarlar. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında gelişen, Ankaralılık olarak simgeleştirilen değerler, yerel ve merkezi yönetim düzeyinde siyasetçiler tarafından küresel sermayenin ve onun ulusal düzeydeki eklemlenicisi olan sermaye sınıflarının istemleri doğrultusunda kökten biçimde ortadan kaldırılmaya çalışılır (Çınar, 2002; 224). Günümüzdeki Ankara’ya bakıldığında da tablonun değişmediği görülmektedir. Kentin merkezi artık güvenli olarak addedilmemektedir. Toplumun farklı kesimlerince farklı sebeplerle kent merkezi terk edilmekte ve kentin dışa doğru açılımı böylece devam etmektedir. Kente bakış açısı öncesinin eğitim ve kültür merkezi olma niteliğinin ötesine geçmiş ve şehrin bürokratik oyunların merkezi olarak algılanmasına yol açmıştır. Eskinin kibar Ankara beyleri, şık Ankara hanımları sadece romanlarda kalan karakterlerdir. Artık mekansal düzenlemeler insanların birbirinin yüzüne bakmamasını sağlamak amaçlıdır. Herkesin acelesi vardır. Herkesin yetişmesi gereken bir yeri ya da yetiştirmesi gereken bir işi vardır. Ulaşım da buna bağlı olarak hızlandırılmıştır. Ancak ilginç bir biçimde saat tam da gece yarısını vurduğunda kent merkezinin diğer semtlerle, özellikle de yukarıda 174
mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

bahsi geçen uzak semtlerle ulaşımı kopmaktadır. Belki de bu, o yerlerin ancak kişisel imkanlarla gidilebilecek, maddi gücü gerektiren yerler olduğunu hatırlatmak amaçlıdır ya da belli bir saatten sonra eskisi gibi sokaklarda dolaşmanın yerine güvenlik adına insanların eve hapsedilmesi gerektiği insanlara hatırlatılmaktadır. Şehrin amblemi yani simgesi bile 1923’ten bu yana çok değişmiştir. Eskinin Hitit Güneşi yerini yeni bir ambleme bırakmıştır. Ama Ankara’da 1923’ten beri değişmeyen bir nitelik vardır ki Ankara her zaman ki gibi belki de her zamankinden çok bir “memur şehri”dir çünkü Ankara halen başkenttir.

Doğu ile Batı Arasında Ankara’yı Tanımlamak
Ankara’yı tanımlamak kendi tarihi, kültürü ve kentsel örgütlenmesi anlamında farklı nitelikler yüklenebilecek bir eylem olsa da, üst bölümlerde ifade edilen kavram setleri üzerinden hareket etmek, özellikle Türkiye Cumhuriyeti tarihi içerisindeki Ankara’yı anlamak için daha isabetli bir eylemdir. Bu anlamda, doğu-gelenek ve batı-modernlik koşutlukları model alınarak yapılacak bir analiz daha berrak sonuçlar ortaya koyabilir. Doğu ve Batı arasında Ankara çerçevesinde bu modeli referans alan bir tartışma yapılacaktır. Bunun için, üç temel eksen gösterilebilir. İlk olarak siyasal, daha sonra sosyo - kültürel ve en son olarak da kentbilimsel anlamda Ankara’ya yönelik olarak “doğu kenti” veya “batı kenti” kavramları çerçevesinde bir değerlendirme yapılacaktır. İlk analiz düzeyi olan Ankara’nın siyasal konumlanışı açısından 1950’li yılları bir değişim sürecinin başlangıcı olarak alırsak; bu tarih öncesinde Ankara’nın Türkiye için bir anlamda “tek büyük kent”27 kuramını akla getiren bir kent olduğu söylenebilir. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte başkent olan Ankara’nın hem siyasal hem ekonomik hem de kültürel anlamda ülkenin geneli için bir merkez ve bir model olması amaçlanmıştır. 1950 ise Türkiye’de resmi ideolojinin otoriter pragmatizminin kırıldığı bir dönemecin başlangıcı olarak kabul edilebilir. Bu durumun Ankara bağlamında kentleşmeye yansıması ise ülkede sıra büyüklük kent kuramının ortaya çıkmasında kendisini gösterir. Örneğin 1950 sonrasında İstanbul üzerinden bir “dünya kenti” vurgusu yaratılır. Öte yandan Ankara’da başkent olduktan sonra kentleşmenin gerçekleşmesinden dolayı, yani “memur kenti” olmanın getirdiği bir özellik olarak, sanayi gelişiminden ziyade yönetsel-bürokratik anlamda gelişmenin olduğu söylenebilir. Klasik batı kentlerinin finans merkezli
27

Tek büyük kent kuramı kısaca ülkede nüfusun bir ya da iki merkezde toplanması, ülkenin kaynaklarının bu merkezlerce emilmekte olması gözlemine dayanır. Mark Jefferson, John Friedman gibi kentbilimcilerin üzerine düşündüğü bu kuram daha ziyade gelişmekte olan ülkeler için teorize edilmiştir. Öte yandan bu teorinin koşutu olarak sıra büyüklük kuralı da kullanılmaktadır. Bu kural, kentlerin büyüklüğü ile büyüklük sıraları arasında bir bağıntı bulunduğunu varsayar. Ayrıntı için bkz. (Keleş, 2002; 129 130).

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

175

kapitalizmin gelişimine koşut değişim gösterdiği düşünüldüğünde Ankara’nın bu özelliği bünyesinde barındırmadığı yorumu yapılabilir. Ankara’da daha ziyade göze çarpan mimari yapıdan kentsel mekanın kurgulanışına ve kullanılışına dek bürokratik örgütlenme farkedilmektedir. Gerçi bu durum batılı başkentlerin çoğunda da böyledir ancak Ankara’nın özellikle katı merkeziyetçiliği vurgulayan bir havasının olması önemlidir. Her ne kadar 80 sonrasında kentin dışına doğru büyük alışveriş merkezleri ve birtakım sanayi yapıları yer almaya başlasa da bu durum hiçbir şekilde Marmara bölgesiyle kıyaslanacak duruma gelememiştir. Ekonomik çerçevede yapılabilecek bu yorumların yanı sıra salt siyasal bağlamda düşünüldüğünde Ankara’nın bürokrasinin merkezi olması anlamında kazandığı itibar, üzerine düşünülmesi gereken bir noktadadır. Özellikle erken cumhuriyet döneminde Türkiye’de gelenek-modernlik eklemlenmesinin kurucu değil yıkıcı bir bağ üzerine inşa edildiği düşünüldüğünde modernliğin yani batılılaşmanın siyasal bir hedef olarak Türkiye’nin en önemli hedefi olduğu iddia edilebilir. Tam da bu anlamda yeni Türkiye’nin Osmanlı mirasını reddettiği kolaylıkla söylenebilir. Bu anlamda Ankara’nın özellikle erken cumhuriyet dönemindeki kentsel yapıları hiçbir şekilde Osmanlı’yı yansıtmaması anlamında önemlidir. Özellikle devletin batılılaşmasını ifade eden bir diğer kavram olan hukuk devleti fikri (ki bunun sonuçları devlet iktidarının sınırlandırılmasını anlamlandırır) Ankara bürokrasisi için önemli bir konumdadır. 1923 sonrasındaki kentsel planlamanın hukuksal temellere dayanması ve planların dönemin bürokratları tarafından gerçekleştirilmesi yukarıdaki çerçevede değerlendirilebilir. Öte yandan cumhuriyetle birlikte kentin çeşitli yerlerine yerleştirilen heykeller ve kentin merkezini oluşturması amaçlanan Kızılay meydanının inşası bir anlamda kenti paylaşan insanlara devletin her yerde olduğunun hatırlatılması amacıyladır. Bu durum da aslında bir nevi cumhuriyetin otoriter yapısının kentsel mekana yansımasıdır.28 Burada bir diğer örnek olarak şehre 1892’de gelen demiryollarının bir siyasal proje olarak kullanılması da verilebilir. Demiryolları zaten şehrin başkent seçilmesi için de bir artı değer taşımaktaydı ve cumhuriyetin kuruluşuyla beraber başkentin bir bütün olarak demiryoluyla kuşatılması amaçlanmaktaydı. Bu, dönemin ilkelerinden devletçilik ile de doğrudan bağlantılıdır. Demiryollarının yaygınlaştırılması tamamen ülkenin kendi iç ekonomisine yönelik bir uygulamadır. Ancak 1950 sonrasına baktığımızda ülkenin genelinde demiryollarının bir anlamda kaderine terk edildiği söylenebilir. İkinci plana atılan demiryollarının yerini karayolu alır ve karayolu yapımı doğal
28

Devletin otoriter olması anlamında 1950 öncesi ve özellikle 30’lu yıllar önemlidir. Özellikle cumhuriyetin yurttaş yaratma projesi, hukuk devletinin devletin hukuku şeklinde yaygınlık kazanması ve kentleşmenin kimi ayakları bu anlamda değerlendirilebilir. Burada kast edilen kamusal otoritenin siyasal tercihlerinin zorunlu olarak toplum nezdinde kabul görmesidir. Örneğin, dönemin bireylerinin kemalist doktrinle yetişmiş ve o eğitimi almış cumhuriyet bireyi olmaktan başka alternatifleri yoktur. Yukarıda ifade edilen otoriterlik sıfatı da bu durumu ifade etmektedir. Ayrıntı için bkz. (İnsel, 2001).

176

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

olarak da ülkeyi dışa bağımlı hale getirir. Bu uygulamanın kentsel mekana yansıması ise taşıt sayısının hem bireysel hem de toplu taşıma anlamında artması ve şehrin merkezlerinin de buna bağlı olarak taşıt trafiğinin akışına uygun olarak düzenlenmesi olarak karşımıza çıkar. Jansen planının Kızılay’ı ile 2005 yılının Kızılay’ı29 kuşbakışı olarak karşılaştırıldığında da bu değişim kendini gösterir. Sosyo-kültürel eksende Doğu ile Batı arasında Ankara’yı konumlandırmaya çalıştığımızda da ilk göze çarpan özelliğin göç olgusunun doğurduğu olumsuzluklardan biri olan gecekondulaşma olduğunu görürüz. Gecekondunun gelişmekte olan ülkelerin ortak bir özelliği olduğu ve gecekondu bölgelerinde yaşayanların genellikle tolumun dar gelirli ve yoksul kesimini oluşturduğu kabul edilir.30 Ankara açısından incelendiğinde de başkent olmanın getirdiği bir çekim merkezi olmanın sonucunda kent 1923’ten itibaren yoğun bir nüfus akımına sahne olmuştur. İlk gelenlerin merkezi teşkilatın gerektirdiği insan kaynağını oluşturduğunu iddia edebilsek de daha sonraki göç dalgasının bu denli kaliteli olduğunu söyleyemeyiz. Şehre iş bulma amacıyla göç eden bu insanlar kentte bir anlamda umduklarını bulamadıklarından dolayı kentte kendilerine özgü bir yaşam biçimi oluşturmak durumunda kalmışlardır. Şehrin aynı zamanda enformel hizmet ihtiyacını da karşılayan bu insanlar yani marjinal sektörün çalışanları kentin mekansal kullanımında da marjinal bir tutum sergilemişlerdir. Bu nedenle kentte gecekondu ve gecekondulu insan sayısında hızlı bir artış yaşanmıştır.31 Ancak burada sosyo - kültürel açıdan önem taşıyan nokta, Batılı yurttaşı yaratmayı amaçlayan cumhuriyetin başkentinin insanları arasında kırsaldan kente göç eden ancak kırsalla olan bağını koparamadığı için bir türlü kentlileşemeyen yurttaşların varlığıdır. Aslında kırsalla bağını koparamama konusunu sadece gecekondu bölgeleri ile sınırlamak yanlış bir değerlendirmedir. Şehrin orta sınıfını oluşturan nüfusta da kırsalla irtibatını maddi anlamda devam ettirenler bulunmaktadır. Bunun sebebi manevi aidiyet duygusunun oluşturulmasının yanında ekonomik açıdan da ayakta durabilmektir. Ankara’da halen birçok hane kırsaldan en azından erzak anlamında destek görmektedir. Kırsala karşı duyulan bu bağımlılık hissiyatı, kişilere tam da kentlilik kültürünün istediği birey kimliğini kazandıramamaktadır. Kişi kendini tek başına yeterli görmemekte ve ait olabileceği bir sosyal grup arayışına gitmektedir. Gerçi bu durum Türkiye’deki kentleşme olgusunun genel problematiği olsa da Ankara’nın coğrafi konumu gereği bunu daha net yaşayan kentlerden bir tanesi
29

30 31

Burada hatırlatılması gereken bir ayrıntı da Kızılay Meydanı’nın 1923’ten bu yana üç kez tamamıyla yıkılıp yeniden inşa edilmesidir. Her seferinde Meydan biraz daha insana yani yurttaşa kapatılmış ve her seferinde kentsel rant sebebiyle kat yükseltisi kullanılmıştır. Gecekondu ile ilgili daha ayrıntılı bir analiz için bkz. (Karpat, 2003). Özellikle Ankara’daki gecekondulaşma olgusunun tarihsel gelişimi üzerine ayrıntılı bir analiz için bkz. (Şenyapılı, 2004).

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

177

Bireylerin siyasal tercihlerinin belirlenmesinde daha çok kendisini gösteren bu tespit Ankara’da özellikle yerel siyaset açısından önemli sonuçlar doğuran bir olgudur. en azından hedeflenen bir amaç olduğu göz önüne alındığında. müzeler. htm. 1926’da şimdiki Gazi Üniversitesi’nin temeli olan Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü’nün ve 1945’te de Kız Teknik Öğretim Olgunlaşma Enstitüsü’nün kurulması yukarıdaki yargıyı destekler niteliktedir. Gerçi burada dile getirilmesi gereken bir başka nokta da. http://www.2005) 178 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . 2004). Daha önce ifade edildiği üzere cumhuriyet bir yurttaş yaratma projesini de içermektedir ve Ankara’nın batılı anlamda bir kültür ve sanat kenti haline gelmesinin hitap ettiği kitlenin tam da bu cumhuriyet yurttaşları olması önemlidir. barajlar. Ardından. Ankara’daki kültürel gelişimin kronolojisi için bkz. Bu anlamda Ankara’da ilk olarak ekonomik bir girişim olarak İş Bankası kurulur. cumhuriyetin ilk başlarındaki klasik çizginin dışına çıkıldığının bir göstergesidir. batı tipi aile portresine yakışır bir mesire yeri olarak ve bir anlamda da başarılamaz denilen hedeflerin başarıldığının göstergesi olan Atatürk Orman Çiftliği açılır. Zira. Klasik batı kentlerinde bireylerin daha özgür siyasal tercih yapabilmesinin. (Kurtoğlu. bahsi geçen bu modernleşme politikalarının Ankara’da hitap ettiği kitlenin niteliğidir.olduğu iddia edilebilir. Ankara Radyosu’nun faaliyete geçmesinin yanı sıra fabrikalar. Aslında Ankara’nın genel itibariyle bir memur ve öğrenci kenti olması da yukarıdaki tespitlerden bağımsız düşünülemez. son yıllarda. Ankara’nın bu özelliği. cumhuriyetin ilanını takiben kurulan çeşitli kamusal nitelikli kurumlar Ankara’nın batılı anlamda bir kentin barındırması gereken kültürel öğeleri içermesi anlamında önemlidir.02. Özellik hemşehrilik çerçevesinde oluşan bu sosyal grup olgusu siyasal tercihler alanına da sirayet etmektedir. Genel itibariyle burada belirtilen politikalar klasik batı demokrasilerinde kentin siyasal anlamda örgütlenmesinde ifade edilen argümanlarla koşutluk içermektedir. okullar. Öte yandan cumhuriyetin kuruluşunda amaçlanan batı tipi toplumun yaratılmasında kullanılacak araçlardan birisi de kültür olarak karşımıza çıkmaktadır. Ankara’yı anlamlandıran bu yeni kesim.32 Yukarıda belirtilen özellikler Ankara’nın modernden ziyade gelenekselin anlamlandırdığı unsurları olarak değerlendirilebilir. hastanelerin de yapımı bütünlükçü bir politikaya hizmet eder.tr/ankara/kronoloji.33 Öte yandan 1936’da da Osmanlı modernleşmesinde kilit rol oynayan eğitim kurumlarından bir tanesi olan Mülkiye Mektebi’nin adı Siyasal Bilgiler Okulu’na dönüştürülerek Ankara’ya Atatürk’ün isteği ile taşınması Ankara’nın bürokrasinin merkezi olması anlamında da önemlidir. eğitim ve kültür politikalarının yöneldiği 32 33 Yerel sosyalleşme ağlarının siyasal tercihleri belirlemesi anlamında Ankara örneğinde tespitler yapmanın mümkün olduğunu gösteren. yakın zamanlarda yayımlanmış bir çalışma için bkz. Ayrıca 1925’te Hukuk Mektebi’nin ve Ankara Tıp Fakültesi’nin. Tüm bunlar cumhuriyetin temel iddiası olan yurttaş yaratma projesini destekler niteliktedir. (05.ankara-bld.gov. Bu açıdan düşünüldüğünde.

Batıkent gibi bölgelerde oyların dengeli dağılımı yukarıdaki yargıyı destekler niteliktedir. Batıkent ve Portakal Çiçeği Vadisi gibi yerleşim birimleri bu örneğe dahil edilebilir. Ülkede genel anlamda II. Türkiye’deki bu sorunlu kentleşmenin sebebini sanayileşme ile arasında kurulmaya çalışılan ancak kurulamayan ilişkide aramak mümkündür. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 179 . siyasal tercihleri ve şüphesiz ki bunların belirleyicisi olan ekonomik düzeyi ile Mamak’taki bir ailenin bu özellikleri benzer değildir. burada sınıflandırmanın ara bölümü olarak ifade edilen Eryaman. Yani. Ankara’da halen enformel sektörlerde bulunmasa bile sosyal anlamda kırsalla bağını aidiyet ihtiyacından dolayı devam ettiren hanelerden söz etmek de mümkündür. Dolayısıyla bu durum. Ankara’da gecekondu bölgeleri şehrin özeğinin bir parçası niteliğindedir ve batının tam aksi bir durum olarak Türkiye’nin genelinde olduğu gibi Ankara’da da giderek artan bir biçimde. bu durumun 1980 sonrası aynı şekilde varlığını koruduğunu söylemek pek mümkün değildir. Dünyadaki 34 Bu duruma bir örnek olarak Ankara ilçelerindeki yerel seçim sonuçları bir fikir vermesi açısından önemlidir. bu iki grup arasında bir farklılaşma oluşturduğunu söylemeyi olanaklı kılmaktadır. Örneğin Çankaya’daki bir ailenin sosyal yaşamı. Daha önce dile getirilen gecekondulaşma süreçleri ve bunun doğurduğu sosyal sonuçlar Ankara’nın homojen anlamda bir “memur ve öğrenci” kenti olmaktan çıkmaya başladığını göstermektedir. Özellikle kamu sektörü tarafından 80 sonrasında sınıflandırmanın ikinci ayağını oluşturan gecekonduları önleme adına oluşturulan Eryaman. Öte yandan. Dünya Savaşı sıralarında ortaya çıkan gecekondu bölgeleri plansız yapılaşmalar olarak değerlendirilebilir. Örneğin uzun yıllar Mamak ve Altındağ’ın sağ görüşlü belediye örgütleri tarafından yönetilmesi ama buna rağmen Çankaya ilçesinin Türkiye’nin en önemli sosyal demokrat bölgesi olması gösterilebilir. Bu farklılaşmayı mekansal boyutta da gözlemlemek mümkündür. Bu yerleşim yerlerine Mamak.kitledir. Bu tespiti. Fatih. Altındağ gibi bölgeler örnek teşkil edebilir. İkinci olarak yukarıda bahsi geçen göç dalgaları sonucu oluşan kırsalla bağını devam ettiren hanelerin yer aldığı gecekondu bölgelerinden bahsedilebilir. özellikle göç sonrası kente gelen ama kırsal kimliğini de yanında getiren grupların kendi sosyal örgütlenmelerini yaratmaları da desteklemektedir. kent merkezinin uzağına doğru yayılan bir planlı kentleşme çabası mevcuttur. Bunun için ikili bir ayrıma gidilebilir. Dolayısıyla bu durumun toplumsal anlamda da bir ikiliğe yol açtığı söylenebilir. Ancak bu gecekondu bölgelerinin batının slumları gibi şehrin merkezini çevrelediğini öne sürmek mümkün değildir. Bunun birinci ayağında Ankara’nın nispeten erken kentleşmiş bölümleri olan Çankaya gibi ilçelerin içinde bulunduğu ve memurların. Ancak. Ancak her ikili sınıflandırmada olduğu gibi burada da ara bir ayak olduğu söylenebilir.34 Bu ikilik kentbilimsel anlamda da ortaya çıkmaktadır. Bu sınıflandırmanın Ankara örneğinde topluma etkisi bir farklılaşma yaratması çerçevesinde değerlendirilebilir. öğrencilerin veya batılı anlamda kent yaşantısını sürdüren bireylerin yaşadığı yerler sayılabilir.

Bkz. (Kongar. (Boratav. Bir anlamda doğu batı ve gelenek ile modernlik arasında bir koşutluk olduğu önkabulüyle Ankara’nın Löhler planlarından itibaren yaşadığı kentsel dönüşüm değerlendirmeye alınmıştır. 35 36 Gecekondulaşma. 564) Anadolu köyleri ile İstanbul’daki bireylerin sınıfsal bakış açıları üzerine yapılmış bir alan araştırması Türkiye’deki yukarıda değinilen karşıtlığı ifade etmesi açısından önemlidir. Yine de bu planlı kentleşme çabaları başkentin aldığı göçün konut sorunu çözebilmek için yeterli olmamıştır. Ankara’nın 1923 itibariyle gelişimi ele alınmıştır. birbirini destekleyen ve güçlendiren üç süreç olarak. arsa spekülasyonu ve siyasal yozlaşma. Bu sektör kendi alanında büyük bir rant yaratmıştır.36 Bu farklılaşmanın Ankara özelindeki oluşumu ve niteliği ile günümüzdeki durumu çalışmanın ana amacıdır. Ankara kentleşmesi incelendiğinde de açık bir ikilik göz çarpar. 180 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . akrabalık gibi bağlarla oluşturdukları yerleşim yerleri de mevcuttur. geniş güvenlik çemberi içinde inşa edilen “site”lerin yanında aynı kentte düşük gelir gruplarının hemşehrilik. Çalışmanın geneli boyunca “doğu” ve “batı” kavramlarının coğrafi bağlarından kopuk bir şeklide ele alındığı bir eksende. Göç eden nüfusun planlı bir şekilde emilememesi de Ankara özelinde en başta konut sorununu yaratmıştır.genel tarihsel gelişmenin aksine Türkiye’de ve tabii Ankara’da göç eden işgücünü emebilecek büyüklükte ve yeterlilikte bir sanayi sektörü olmadığı için göç edenler yukarıda da değinildiği gibi öncelikli olarak hizmet sektöründe yer almaya çalışmış ve en son aşamada da değnekçilik. Yüksek gelir düzeyine sahip gruplara hitap eden. Özellikle de son bölümde Ankara’nın yaşadığı tarihsel deneyimin günümüzdeki yansımaları incelenmiştir. Sonuç Yerine: Ankara’nın “İki Arada. bugün artık ülkenin genel kentsel dokusunu. Yani marjinal sektör eskisi gibi kente akan işgücünün geçici istihdam alanı olmaktan çıkmış ve yeni bir işgücü kolu yaratılmıştır. 2002. Bu sorunu çözmek amacıyla da daha cumhuriyetin ilk yıllarında konut kooperatifçiliğinin temeli atılmıştır.35 Konut sorununun yarattığı bu gelişmelerin günümüzdeki yansımalarını Ankara ekseninde incelediğimizde kentin bir anlamda “gettolaştığını” öne sürebiliriz. Bu anlamda 1923 1945 yılları arasında Bahçelievler Konut Kooperatifi gerçekleştirilmiştir ve bu deneyim daha sonraki yıllarda da örnek olarak ele alınmıştır. Kısacası. 1995). işportacılık olarak örneklendirilebilecek olan marjinal sektör yaratılmıştır. Günümüzde ise bu sektör eskisine oranla daha da büyümesinden öteye bir anlamda “yerel bir mafya” niteliğine bürünmüştür denilebilir. Bir Deredeliği” Üzerine Bir Sonsöz Türkiye coğrafyasının geneline bakıldığında kır ve kent arasında geniş bir kültürel farklılaşma olduğu göze çarpmaktadır. Marjinal sektörün “çalışanları” kendilerine yine marjinal yerleşim yerleri yaratmışlardır ve bu gecekondulaşma beraberinde “kentsel arsa spekülasyonu” ve “siyasal yozlaşma” olgularını getirmiştir. bu doku aracılığıyla da genel yapısını etkiler duruma gelmiştir.

37 Bu amaçla kentin eski dokusu. Ankara’nın özel bir yere sahip olduğunu görürüz. 1923 1945 yılları Ankara ve Ankaralılar için tam bir “şantiye havası” taşır. “batılı” Türkiye’yi simgelemekten uzaklaşmış. yanında kültür ve eğitim politikalarının da uygulanmasındaki kararlılığı güçlendirmektedir. Eski Ankara’nın çehresi aydınlanırken.Çalışmanın başında da belirtildiği gibi Ankara tamamen “yeni” bir kent iddiasıyla kurulmuştur. aksine hemşehrilik bağları kentsel yerleşim yerlerinin seçilmesinden iş imkanlarının bulunmasına dek gücünü hissettirmiştir. 37 38 Ankara’nın bu iddiasına atıf yapan “Ankara Marşı”nda da “Yoktan var edilmiş ilk şehir sensin/Varolsun toprağın taşın Ankara” denirken burada Ankara’nın planlı imar süreci vurgulanmakla beraber kente paralel olarak inşa edilmeye çalışılan modern insana yani yurttaşa da bu yeni şehrin benimsetilmesi çabası göze çarpmaktadır. Yine de kentsel mekanların özellikle yerleşim yeri olarak değerlendirilmesinde karşımıza çıkan ikili durum. Günümüz Ankara’sının gecekondu bölgelerinin çekirdeğini oluşturan bu göç dalgalarının kente özellikle de modern Ankara’ya . Ancak salt bu hemşehrilik bağlarının gücünden dolayı Ankara’yı “doğu” eksenine oturtmak da mümkün değildir. Ayrıca Ankara memur kenti olmakla beraber ülkenin geneli için bir “öğrenci şehri” olarak da değerlendirilmektedir ki bu nitelendirme.38 Buraya kadar bahsedilen tarihsel gelişim tam da cumhuriyetin kurucu kadrosunun amaçladığı gibi “batılı” bir gelişmedir. Burada yeni iddiası sadece kentle sınırlı değildir. ancak cumhuriyet öncesi Ankara gibi “doğulu” bir niteliğe de bürünmemiştir. Özellikle köy temelli göçlerde memleketle olan bağlar hiçbir zaman kopmamış. çalışma boyunca ele alınan bulgular ışığında Ankara’yı değerlendirdiğimizde ilk başta ortaya konan doğu batı ve gelenek ile modernlik koşutluğunda. yani bir anlamda yüksek ve düşük düzeydeki kent gruplarının kendi gettolarını yaratması iki kutbun ancak kamusal mekanlarda ve ikincil ilişkilerde etkileşime geçmesine yol açmıştır. Bu nedenledir ki. Bu değerlendirme çerçevesinde Ankara’nın artık bir “iki arada bir derede kalmışlığı” simgelemeye başladığı öne sürülebilir. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 181 . elit kadro da cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte hızla “teknik kadro” ile beraber Ankara’ya taşınır. Ancak göç eden nüfusun ilk iki dalgası olmasa da daha sonraki dalgaları gelişmeye başlayan her kentin yaşadığı bir deneyim olarak “vasıfsız” insanlardan oluşur. Sonuçta. amaçlanan modern cumhuriyeti. Bu durum da başkentin amaçlandığı gibi batılılık özelliğini yavaş yavaş eriten bir olgu olarak çalışmada ele alınmıştır. Sonuçta bir başkent olmanın getirdiği “memurin kenti” olma niteliği özellikle kentin batılı değerlerinin korunmasında etkili olmuştur.eklemlenmesi amaçlandığı gibi kolay olmamış aksine günümüzde de halen devam eden sancılı bir süreç başlamıştır. Oluşturulmaya çalışılan olgulardan birisi de modern insanın yani yurttaşın yaratılmasıdır. örneğin Ulus’ta tamamen korunmaya çalışılmış ancak Kızılay’dan itibaren yeni kent dokusu hızla inşa edilmeye başlanmıştır. Bir anlamda Ankara.

Ankara. ATABAŞ. Crowell Publications. Bülent. Kimlik ve Sosyal Çatışma: Cumhuriyet’in Kamusal Mekanı Olarak Kızılay Meydanı”. Sayı14. Kemal. (2002). “Power and Position in World City System. İktisadi Bir Bütün Olarak Devletçilik”.. Daland. Hasan Bülent. Tarih İçinde Ankara Eylül 1981 Seminer Bildirileri. KELEŞ. İstanbul. “Kurtuluş Savaşının Mekansal Stratejisi ve Ankara’nın Başkent Seçilmesi Kararının İçeriği”. Ali Ekber. KAHRAMAN. (1996). ODTÜ Mimarlık Fakültesi Basım İşliği. (2001). Don Kişot Yayınları. 182 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Ankara. Feroz. The History of the Idea of Europe (içinde). Çankaya Belediyesi Kültür Yayınları BATUMAN. Pim. California. William J. Türkiye’de Toplumsal Dönüşüm. Ankara. İletişim. “Polyethnicity and Political Integration in Umuahia and Mbale”. London-New York. İNSEL. DEN BOER. (1998). İletişim Yayınları. İstanbul. “Europe to 1914. “World Revolution and Family Patterns”. İ. Zihinsel. Birikimin Hamalları: Kriz. İstanbul. ed. Betül. ÇOTUKSÖKEN. Funda Şenol. Seçil. İstanbul. Tayfun. “Avrupa: Öznenin Doğum Yeri”. New York. ÇINAR. Routledge. (2002). (1968). The Condition of Postmodernism. İmge Kitabevi Yayınları. Neo-Liberalizm ve Kent. (2002). Hasan Bülent. Yakup Kadri. (1999). David. (2002). (2000). AÜ SBE Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi (Kent ve Çevre Bilimleri) ABD Yayımlanmamış Doktora Tezi. Arthur S. (2001). (1993). “Siyasal. “Türkiye’de Kültürel Söylem Kurguları. DOĞAN. “Yönetim Merkezi Olarak Ankara’nın Geçirdiği Evrim”. Ankara. Hüseyin-CENGİZKAN Ali. The Making of Modern Turkey. The Making of an Idea”. AHMAD. Number: 4. (1984). KAHRAMAN. Ankara’nın Kamusal Yüzleri. William John HANNA Judith Lynne. AKGÜN. İstanbul. İstanbul. (2004). Everest Yayınları. KARAOSMANOĞLU. Korkut (1995). Türkiye Toplumunun Bunalımı (içinde). London-NewYork. Ankara. HARVEY. Comperative Urban Research: The Administration and Politics of Cities (içinde). Kentleşme Politikası. İletişim Yayınları.” American Journal of Sociology. (1984). Sayı:9. Doğu Batı. Robert T. Kopuştan Eklemlenmeye ve Geleneksizliğin Geleneği”. CANTEK. Doğu Batı. (2003). İstanbul. Volume: 9. Blackwell. Urbanism in World Perspective (içinde). Siyasal Dönüşüm. Modernite ve Postmodernite Arasında Türkiye: 1980 Sonrası Türkiye’de Yapısal. (2004). Oxford. Tarih Vakfı Yurt Yayınları. İmge Kitabevi Yayınları. Ahmet. KARPAT. Musa. ed. Sylvia Flevis Flava. GOODE. Routledge. (2002). BORATAV. (1969). “Mekan. Ankara. Ankara Rüzgarı. Tarih İçinde Ankara Eylül 1981 Seminer Bildirileri. İstanbul ve Anadolu’dan Sınıf Profilleri. Dünyada ve Türkiye’de Başkentlik Sorunu. “Yaban”lar ve Yerliler Başkent olma Sürecinde Ankara.Kaynakça ALDERSON. Ruşen. Sage Publications.-BECKFIELD Jason. ODTÜ Mimarlık Fakültesi Basım İşliği. HANNA. (2003). Birikim Yayınları. Ankara. ÇADIRCI.

(2004). Gülsüm.KONGAR.ankara-bld. (1999). SAID. “Seyahatnamelerde Ankara”. “Türk Siyasasını Açıklayabilecek Bir Anahtar: Merkez Çevre İlişkileri”. (2000). İletişim Yayınları. TANKUT.htm http://www. Çev: Osman Akınhay-Derya Kömürcü.ankara-bld. İletişim Yayınları.tr/ankara/anktarih. (2002). Vicenzo.discoverturkey. “Jansen Planı Uygulama sorunları ve Cumhuriyet Demokrasisinin Kent Planına Yaklaşımı”. 21. ODTÜ Mimarlık Fakültesi Basım İşliği. Edward. Tarih İçinde Ankara (Eylül 1981 Seminer Bildirileri). MARSHALL. KURTOĞLU. KORKMAZ. Elektronik Kaynaklar http://www. Türkiye’de Toplum ve Siyaset (içinde). ODTÜ Mimarlık Fakültesi Basım İşliği. İstanbul. Şerif. Vol:7. Tarih İçinde Ankara (Eylül 1981 Seminer Bildirileri). “Baraka”dan Gecekonduya Ankara’da Kentsel Mekanın Dönüşümü: 1923 1960.htm http://www.tr/ankara/kronoloji.gov. NALBANTOĞLU. Yüzyılda Türkiye: 2000’li Yıllarda Türkiye’nin Toplumsal Yapısı. Remzi Kitabevi.C. Tarih İçinde Ankara (Eylül 1981 Seminer Bildirileri). RUGGIERRO. Şehir.gov. Şerif. Gordon. (1995). Gönül. Hemşehrilik ve Şehirde Siyaset: Keçiören Örneği. City.com/yeni/ankara/ankara. Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu. (2003).html mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 183 . ODTÜ Mimarlık Fakültesi Basım İşliği. İletişim Yayınları. Max. (2004). (1984). “Ankara”: Bir Modernleşme Öyküsü (1919 1945). İstanbul. Alemdar. Emre. Bakış Yayınları. İstanbul. “Fear and Change in the City”. MARDİN. Ankara. Sosyoloji Sözlüğü. Ankara. ŞENYAPILI. İletişim Yayınları. (1984). (1984). T. (2001). (2000). Kültür Bakanlığı. WEBER. SARIOĞLU. İstanbul. İstanbul. No:1. Modern Kentin Oluşumu. Orientalism: Western Conceptions of the Orient. Ayça. MARDİN. “1928 1946 Döneminde Ankara’da Yapılan Konutların Mimari Değerlendirmesi”. Tansı. Ankara. (1996). Bilim ve Sanat Yayınevi. Ankara. Mehmet. İstanbul. Ankara. London-New York Routledge.

184 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .

Küresel ölçekte gelişmiş ya da gelişmekte geri bıraktırılmış tüm ülkeler. siyasal. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 185 . teknolojik.B.. yıllar itibariyle. diğer kentler ve farklı göstergeler arası ilişki kıyaslamaları yapılamamış ve öncelikli olarak ulusal kaynaklar dikkate alınarak Antalya kentine özgü dinamikler değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırmayı AB kentsel göstergelerine yönelik yapmaya çalıştıysak da sağlıklı verilere ulaşılamamıştır. Akdeniz Üniversitesi İ.İ.F. ekolojik ve demografik değişimler giderek daha da önem kazanmaktadır. Kamu Yönetimi Bölümü. ulusal ve yerel değişim dinamiklerini dikkate almak gerekmektedir.Antalya’nın Yönetiminde “Kent Vizyonu” Etkili Bir Araç Olabilir Gülser ÖZTUNALI KAYIR* Değişim yaşamın temel ve zorunlu koşulu. ülkemizi ve kentlerimizi de yakından etkilemektedir. sosyal. Bir kentin vizyonu belirlenmeye çalışılırken küresel. Antalya kenti üzerine araştırma yapmak için öncelikle kente ait sağlıklı verilere ulaşabilme sorunuyla karşılaşılmıştır. * Doç. nasıl yoğunlaşabileceği ve neleri dikkate alabileceği irdelenmeye çalışılmıştır. zaman zaman da farklı kaynaklarda aynı ölçüm veya kategoriler için çok farklı veri ve kavramlarla karşılaşılmıştır. alanlarda. Dolayısıyla her yenilik değişim ve dönüşüm. Bu çalışmada kent vizyonu kavramı bağlamında Antalya kenti yönetiminin gelecekte hangi konularda. Bilimsel açıdan sakıncaların da bilincinde olarak kentsel genel hatlar çizilmiş ve genel verilere yer verilmiş. Araştırmanın sınırlılıkları açısından birkaç noktanın belirtilmesi önem taşımaktadır. Kullanılan veriler çeşitli kaynaklardan derlenerek elde edilebilmiş.Dr. son derece köklü değişim süreçleri içine girmiş bulunmaktadır. Kentler de bu koşulun dinamiklerinin yaratıldığı alanlardır. Ekonomik.

Bu taahhütler Avrupa kentlerinin gelecekte birbirlerine bağlı ve bağımlı. İşlevler ve içerikler açısından birçok ağ ile birbirlerine bağlanacaklar. güvenli ve hakkaniyet içinde yaşamasını güvence altına almak amacıyla. ekonomide. küresel. geliştirici. eşitlikçi. kentlerin. ekolojik alanda. yeni dinamikleri ve gelecek kuşakları dikkate alan. topluluğun kaynakları ve hizmetlerini birlikte kullanmak. yerel ölçekte değişimleri. denetlenebilmesi ve kentin genel yönetimi için etkili bir araç olabilir. “kentin geleceğinin kurgulanması yolunda geliştirilecek olan.org/f): Kentler. sosyal. esnek ve yaratıcı politikalar. birbirine bağlı ve uyumlu olmasını hedeflemektedir. zamanda. ortak hareket edebilen.Kent Vizyonu Kavramı ve Küresel Dönüşüm “Kent Vizyonu” kentsel değişimin izlenebilmesi. her alanda dayanışma içinde olabilme çabalarını göstermekte ve gelecekte kentlerin tek başlarına kalmamaları gerektiğini de vurgulamaktadır. 3. Kanada’nın Ottawa Kenti Yaşayanları “Bizlerin yeni kent ideali: kadın ve erkek hepimizin sağlıklı. geleceğe yönelik gelişme stratejilerinin saptanması. programlar. Avrupa Şehirciler Konseyi tarafından ortak bir “Avrupa Kentleri Ağı Vizyonu” geliştirilmiş ve 20 Kasım 2003 tarihinde “Yeni Atina Şart’”ı oluşturulmuştur. geliştirmek ve işletmek için çalışma kapasitesine sahip olmak ve her tür fırsattan en iyi şekilde yararlanmaktır”(ottawa. Tarihten gelen çeşitliliği ve kültürel zenginliği koruyacaklar. ulusal.ca/2020) diyerek. uzamda. kenttaşlar başta olmak üzere tüm ortakların bir araya gelerek ortak amaçlarda birleşmeleriyle oluşturacakları. 2. projeler. 4.I . Kent sakinlerinin ve genel olarak da kentten yararlananların refahını kararlı bir şekilde sağlayacaklardır. temel kentsel ihtiyaçların karşılanmasının yanı sıra yaşam kalitesinin yükseltilmesi. 1. sosyal alanda. Bağlaşık Kentler Vizyonu’nda dile getirilen taahhütler şunlardır (ceu-ectp. önlemler ve yatırımlar bütünü” olarak tanımlayabiliriz. kültürel. 186 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . ekonomik ve ekolojik zenginliklerin yaratılması ve bunların adil dağılımının sağlanması. Her alanda ve her düzeyde eşgüdüm ve tamamlayıcılığı yakalamaya çalışırken yaratıcı ve rekabetçi kalacaklar. adil ve toplumsal cinsiyet duyarlılığına sahip kenttaşlar olarak taleplerini iletmektedirler. Kent vizyonunu. Bu vizyon “Bağlaşık Kentler” düşüncesine dayanmakta.

dayanışmacı ilişkilerin yerini asosyal. hastalık. İnsani Alanda Değişim: Toplumlar. insanın yarattığı yapılar yığınını değil de. Kent. bakış açısına göre farklı boyutlarda ele almak olanaklıdır. Ekonomik Alanda Değişim: Dünya küreselleşirken. ulus-devletleşme. gelecek yokluğu ve verimsizlik gibi boyutları da olan bir durumdur (Bauman. Öte yandan. Aktan’ın (1999:79-81) sınıflandırmasından yola çıkarak oluşturduğumuz küresel değişimin Antalya kenti için de geçerli olabilecek içeriklerini şöyle özetleyebiliriz: 1. Kentsel yoksulluğun artması makro ekonomik ağırlıklı kent ve tarım politikalarına bağlıdır. sivilleşme. yoksulluk. 2. buna bağlı olarak kentlerin vizyonlarının. bürokratikleşme ve kapitalistleşme süreçlerinin temel faktörü iken. özelleşme. kanalizasyon gibi temel hizmetlere ulaşamadığı. rollerinin ve işlevlerinin değişmesi de kaçınılmaz hale gelmektedir. sosyal. bölgeselleşme. İnsanların sağlık. bugün kentler küreselleşme. cehalet. hem de kentler arası farklılık alanlarını değiştirmekte. ussallaşma. rekabetçi. yabancılaşma.1996:181). dolayısıyla da kentsel yaşam insan haklarına saygılı olmayan. bireyselleşme. kentleri ve onların geleceklerini derinden etkileyen küreselleşme. duygusal. resmi sosyal politikalar tek çözüm olamamakta. demokratikleşme.Alkan. açlık. sosyal devlet anlayışından uzaklaşıldığı. Kentler karşıt süreçlerin eş zamanlı olarak işlediği alanlar olarak tarih içinde. eğitim.Dünyadaki yeni değişim dinamikleri küreselleşme süreciyle paralel gitmekte.2002:77-106) “kentlileşme” gibi hem olumlu. saldırganlık. sosyal ve siyasal bir sistem hüküm sürmektedir.1998:153). zenginlerin daha zengin. Küresel düzeyde değişimin dinamiklerini. egemenlik ilişkilerinin aldığı. Yoksulluğun açlıkla eş anlamlı kullanıldığı ve bir çok boyutunun görmezden gelindiği bir dönemi yaşıyoruz. Yoksulluk kötü yaşama ve barınma koşulları. insanidışılaşma. hem de yoksullaşma. su. bilinçlenme-kültürlenmeörgütlenme süreci ve bir yaşam biçimi veya toplumsal örgütlenme modeli olarak da kabul edilen (Duru. saldırganlaşma gibi sayılarını arttırabileceğimiz olumsuz süreçlerin itici gücü haline gelmiştir. gönüllüleşme ve nüfusun büyük bir mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 187 . derinlikli.1999:85). özgürlük ve özbilinç olarak insanlığın potansiyelleriyle ilgili en ileri kavramlarımızı hayata geçirebilen yeni bir “İnsan Kent” kavrayışını ortaya çıkarmalıdır (Bookchin. ekolojik bozulma. ekonomide serbestleşme. Başka deyişle. fakirlerin daha fakir olduğu bir ekonomik. yerelleşme. konut. zayıflayan toplumsal bağlar. para ve birikim mantığıyla işleyen bir küreselleşme süreci içindedir. yerel düzeyde de insani çözümlere gereksinim göstermektedir. susuzluk gibi insan yaşamının temel gereksinimlerinin karşılanmadığı ve görmezlikten gelindiği. parçalanmış aileler. parçalanmayı yoğunlaştırıcı bir rol oynamaktadır (Aslanoğlu. evsizlik. hem kent içi.

Devlet karşısında bireyin güçlenmesiyle dünya vatandaşı olma eğilimi yükselmekte. İletişim ve bilgisayar teknolojilerindeki gelişmeler insan ilişkilerini ve kentin kullanımını da derinden etkilemektedir. katılımcı bütçe ve geleceğe yönelik vizyon oluşturulmaktadır (WALD. robotlaşma. Dünyada ticaret ve sermaye. yerel milliyetçilikler ortaya çıkmaktadır. kentsel yerel katılım sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda kentler önemli ve yeni işlevler yüklenmektedirler. Her türlü iş için sokağa çıkmak zorunda olmayan. Küreselleşme bir yandan. 1998:37). Nüfusun homojenliği daha da azalmış. hızlı haberleşme. kentin sokaklarını. eğitimi ön plana çıkarmaktadır. bilginin birikiminin. Porto Alegre ve Lyon kentleri örneklerinde olduğu gibi. Kentlerde sosyal soyutlanmanın. benzeşme yerini farklılaşmaya bırakmıştır. Ulus devlet sınırları ortadan kalkmakta. yerelleşme ve dinselleşme özellikleri göstermektedir. yoksulluk.1997:80. kenttaşların kendilerini komşularından uzak tuttuğu. sosyal devlet zayıflamaktadır. birlikte karar verme.1998:62-63). Dünya nüfusu artmış. 3. denetiminin ve dağıtımının yapıldığı ve kayıtsız ekonominin yerleştiği merkezlere dönüşmektedir. Teknolojik Alanda Değişim: Bilgi toplumu. sahilini. bilgi. bilim ve teknoloji. bankasını. genel gelişme şemaları oluşturulurken halkla beraber kentin geleceği konusunda ortak çalışmalar gerçekleştirilmekte. sanallaşma. bilgili. eğitimli. 188 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . standartlaşma özellikleri göstermekte ve insan faktörünün önemi sorgulanmakta. Giderek daha fazla sayıda insan kentlerde yaşamaktadır. Sosyo-kültürel Alanda Değişim : Bu değişim kentleşme. şiddetin ve suçun arttığı. işsizlik ve göç gibi değişkenler temel belirleyiciler olmaya başlamıştır. kendini soyutladığı gözlemlenmektedir.çoğunluğu için yoksullaşma. yeni olanaklar yaratırken diğer yandan yoksulluk açısından ciddi yıkımlara neden olmaktadır (Aslanoğlu. 4. Dünya ekonomisinde ulusaşırı şirketler hakimiyetlerini kurmaktadır. Dünya kentleri küresel sermayenin. müzesini artık evlerinde ekran karşısında bir tuşla gezen insanların çoğalması sanal kentlerin ortaya çıkışının göstergeleri olmaktadır (Arıt. 5. mekan ve zaman daralması gibi süreçlerle ulus-devlet sınırları aşılmaktadır. malların. 2025 yılında dünya nüfusunun % 70’nin kentlerde yaşayacağı tahmin edilmektedir.1998:124). Siyasal Alanda Değişim: Demokrasinin içeriği yeni haklarla sürekli genişlemektedir. maddi sermayeden çok. bilgisayar. becerili ve tecrübeli insanlara olan gereksinim. küçük bir kesimi için de zenginleşme söz konusu olmaktadır. Dünya bir yandan demokratik katılım ilkelerinin geçerli olduğu süreçleri yaşarken diğer yandan ulus-devletten uluslararasılaşan çoğulcu bir devlete geçiş gündeme gelmekte. bireyselleşme. öğrenme. bireyin rekabet dünyasında yerini alabilmek kaygısıyla sosyal bağlarının zayıfladığı.

II Antalya Kenti Değişim Dinamikleri ve Sorun Alanları Antalya Kent Vizyonu değerlendirmelerini bu küresel değişimler çerçevesinde yaptığımızda kent için yanıtlanması gereken sorulardan birkaçı şunlardır: Antalya’nın değişim dinamikleri ve kentin öncelikleri nelerdir? Kent için gelecekte ulaşılması hedeflenenler nelerdir ve nasıl elde edilebilir? 1. su. Artık ekolojik bakış açısıyla kent ve kır ayrımı yapılmamakta. aynı zamanda sosyal doku. gibi kavramlar gündeme gelmektedir.6. “kentsel yaşam kalitesi”. toprak. madde ve enerji akımlarını ölçen “kentsel metabolizma”. iklim değişikliği. flora. plan ve şemaların sadece kalkınma temelli ekonomik verilerinden yola çıkmak yerine onlara paralel olarak. değişimi de içermektedir. Bugün artık. biyolojik çeşitliliğin tahribi. Aşağıdaki tabloda da görüleceği mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 189 . küresel ölçekte değişimlerin izlenmesi ve yerel ölçekte kentsel dinamiklerin. doğanın ve çevrenin kirlenmesi. Antalya Kenti Değişim Dinamikleri : a) Nüfus Dinamikleri: Antalya kentinin bugün için değişim dinamiklerinin başında demografik özellikler gelmektedir. sırada yer almaktaysa da. Ekolojik Alanda Değişim: Bugün. peyzaj. “ekolojik etki”. erozyon. çevre kirlenmesi ve bunların yaratacağı olası zararlar ve diğer çevre faktörlerinin hesaba katılarak kentsel arazi düzenlemelerinde biyofiziksel çevre öğeleri arasında entegrasyonu sağlama kaygısı” olarak tanımlamaktadır (Tarlet. çölleşme. mekansal yerleşimler ve göçler gibi birçok . atıkları. Antalya’nın yönetiminde kentin kendine özgü dinamikleri. iklim. kentler arası büyüklük sıralamasında 7. Kentlerin sürdürülebilir hale dönüştürülmesi insanlığın birincil önceliği olarak görülmekte ve “Sürdürülebilir Kentler Simülasyon Programları” geliştirilmektedir. sorunları ve önceliklerini belirlemek kent vizyonu için temel olacaktır. fauna. bir yöntem olmanın yanı sıra yeni bir yönetim anlayışını ifade etmekte ve Tarlet tarafından “Belirli bir teknikten çok bir düşünce biçimi olarak. “sürdürülebilir kentler”. dolayısıyla da beslenme güvenliğinin giderek azalması yapılan araştırmaların ortaya koyduğu gerçeklerden bir kaçıdır. Antalya. Ekolojik değişim yalnızca doğal süreçlerdeki değişim değildir. ürünleriyle Londra Metropolü’nün metabolizmasını sayısal olarak hesaplamıştır (1996:43). Örneğin Herbert Girardet hava kirliliği. Kent vizyonunun belirlenmesinde.1985:33). tersine kırla kentin özelliklerinin birleştirilmesiyle kentlerde ekolojik planlama öne çıkmaktadır. toplam kent ve kent merkezi nüfus artış hızı açısından birinci sırada bulunmaktadır. Ekolojik planlama. küresel ısınma. kentin biokimyasal değişimlerini. sorunların ve gereksinimlerin saptanarak bu değişimlerle birlikte değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

y 2000 Nüfus Artış Hızı (binde) 1. yönetsel eksikliklerin yüksek olduğunu ve kentin önemli değişimlere açık bulunduğunu göstermektedir.339 — 38. Küreselleşme sürecinde bilgi ve teknolojik gelişme olanaklarına ulaşabilmek.066 konutun olması turizm kenti Antalya için kentsel yaşam kalitesini yakından ilgilendirmektedir.2002:107). hem de sosyal doku ve ilişkiler açısından gereksinimlerin sayısının çok.07 714. Nüfusun sürekli ve hızla değişeceği Antalya’da alınacak önlemlerin de uzun erimli olmasını gerektirmektedir. 1990 ve 2000 Genel Nüfus Sayımları b) Sosyo-ekonomik Dinamikler : “Irkların Ülkesi” anlamını taşıyan Pamfilya antik kenti ile Antalya’nın tarih içinde de farklı etnik gruplara barınak olduğu ve ortak tarihi oluşturduğunu görmekteyiz (Töre.79 936. Konutlar yaşanabilir barınma koşullarına açısından olumsuzluklar içermektedir. 2000 yılında hala tuvaleti konutun dışında olan 383.017 448.y 225.13 783. Bugün de Antalya’da çeşitli toplulukların varlığı sürmektedir. Türkiye ortalaması olan binde 26. aile yapısındaki değişimler sosyal yardıma olan gereksinimi artırmakta.98’in çok üzerinde yıllık binde 42’lere varan nüfus artış hızına ulaşmaktadır.066 — Kaynak: DİE.330 44. Özgün sağlık ve kentsel hizmet gereksinimleri olan engelliler 29. alt yapı.211 602.339 ve hiç tuvaleti bulunmayan 2.y v.625 — 2.154 ile azımsanamayacak sayıdadır.773 55 v. sağlık. hoşgörülü. demokratik bir toplum olabilmek için eğitim düzeyinin arttırılması birincil derecede önem taşımaktadır. son yıllarda Bağımsız Cumhuriyet’lerden yasal ve yasal olmayan yollarla nüfus almakta.gibi 10 yıllık sürede kentsel kırsal nüfus oranı kentsel nüfus lehine yükselmiştir.719. sosyal güvenlikten yoksun nüfusun 190 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . güvenlik gibi temel kentsel hizmetler.421 39. İç göç olarak büyük şehirlerden. İşsizlik ve gelir dağılımı dengesizlikleri.129 46.44 72 — 29. güney doğu ve iç kesimlerden. Tablo 1: Antalya İli Demografik Verileri 1990 Genel Toplam Şehir toplam Köy toplam Merkez toplam Nüfus yoğunluğu Engelliler toplamı Hane halkı Sayısı Tuvalet konutun dışında Tuvalet yok 1. konut. Bu tür demografik veriler hem.154 — 383. dış göç olarak Almanya başta olmak üzere.132.016 v.751 41.194 530.

Yerel ekonomik düzen böylece yaşam için gerekli olan mal ve hizmetlere özgür ve demokratik bir biçimde erişebilmeyi. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken ulusötesi şirketlerdir ve yerel düzeyde alan kazanma çabaları kentsel ekonomiyi olumsuz etkilemektedir. ekonomik yönden daha verimli. sosyal yönden sorumlu olan “eko-turizm”e yönelmesi. Büyük arazi sahipliğinden 10-15 katlı apartman sahipliğine geçiş toplumsal ilişki parametrelerini değiştirmektedir. tehlikeli ve sakıncalı olabilmektedir. Bu durum. sınıflar arası farklılıkların ve eşitsiz dağılımın keskin olduğunun göstergesidir. E. tehlikeli sürücüler. başka kentlerde eğitim almış veya büyük kentlerden gelerek yerleşmiş olanlar tarafından sağlanmaktadır. Mishan tarafından getirilen eleştirilerin başında kitle turizminin yayılmasının gerçekte bir seyahat mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 191 . sokak çocukları. seks işçileri. Bazı grupların kamusal mekandaki varoluşları ile eylemleri. kentlilerin ortaklaşa paylaşımlarını sağlayacak bir sisteme dönüşümü getirebilir. c) Ekonomik Dinamikler : Ekonomik açıdan refahımız ulus-devlete değil kentlere bağlı gelişmiştir. uyuşturucu kullananlar. Apartman sahipliği tek başına kentlileşme göstergesi olmadığı halde öyle algılanmaktadır. Antalya kenti turizm ve tarım sektöründeki uzmanlığı yakalamıştır. Turizmin “her şey dahil sistem” gibi salt kitlesel biçimden çıkarılıp. ihtiyaçları ve kullanımları doğrultusunda oluşturulabilir. ürün çeşitliğini sağlayarak dünya ekonomisi içinde karşılaştırmalı üstünlükler elde edebilir. Üretim ve refahı geliştirme kamu alanının bir parçası haline gelebilir ve ekonomik politikalar yerel halk tarafından kentlilerin genel çıkarları. çeteler vb. Antalya’da kırlı ve kentli ayrımları çok kesin çizgilerle gözlemlenebilmektedir. yerel özgün ürünlerin. sarhoşlar. hem turistler için hem de kenttaşlar için güvensizlik kaynağı olmaktadır. suç oranlarını artmasına neden olmaktadır. yerel düzeyde istihdam yaratıcı. yankesiciler. tarihsel kültürel zenginliklerin değer artışını sağlayıcı özellikleriyle daha yüksek gelir ve kültürel birikime sahip turiste hizmet verebilir hale gelmesi sağlanabilir. Yeniliklerin getirilmesi ve kentlilik bilincinin geliştirilmesi. doğaya karşı yumuşak. evsizler. olumsuzlukların sayılarının artması sosyal açıdan olumsuz dinamikler yaratabilmekte. Antalya’da suyun ulusaşırı yabancı işletmeler tarafından dağıtımı ve satışı buna bir örnektir.artması da demografik ve ekonomik dinamiklerle paralel gitmektedir. Tinerciler. maddi yokluğa karşı bir garantiyi. Küreselleşme sürecinin bir yandan da yerel ekonomilerin küresel ekonomiyle etkileşimini sağlamakta olduğu ve karşılaştırmalı üstünlükler temelinde rekabetin yerel uzmanlaşmayı artırdığı gözlenmektedir. Antalya’ya özgü yeni toplumsal tabakalaşma biçimleri ortaya çıkmakta.

Tablo 2: Antalya Kenti Genel Sosyo-Ekonomik Verilerinden Bazı Örnekler
Eğitim * Okuma yazma bilmeyen toplamı* Bilen toplamı* İlkokul bitirmeyen toplamı İlkokul bitiren toplamı İstihdam * 12 yaş ve üzeri işgücü toplamı İstihdamda olan toplam İşgücünde olmayan toplam İşsiz Ücretsiz aile işçisi Ziraatte istihdam Ticarette istihdam Toplum,sosyal, kişisel hizme.istihdamı Sosyal güvenliği olan nüfus ** Suç Oranları**** Yaralama toplamı Gasp soygun toplamı Hırsızlık toplamı Öldürme toplamı Kültürel Antalya Müzesi Faaliyetler ve Kütüphane Halkın Katılımı** Sinema 4 Tiyatro,opera ve bale Sanatsal sergi Arazi ** Kentin Yüzölçümü Toplam tarım arazisi Toplam Örtülü alan İşletme sayısı(1991) Turizm** Toplam Tesis sayısı Toplam Yatak Kapasitesi Turist girişleri Serbest Bölge Net Parsel Alanı Faaliyetleri ** İşletme Sayısı ve İstihdam Ticaret hacmi toplamı Boşaltma faaliyeti Yükleme faaliyeti Yabancı bayraklı gemi TC bayraklı gemi GSYİH cari fiyatlarla (1987 fiyatlarıyla)*** GSYH Kişi Başına (1987 fiyatlarıyla)*** 122.653 Kişi 1.321.367 Kişi 284.105 Kişi 611.250 Kişi 1.372.668 Kişi 760.514 Kişi 543.704 Kişi 64.845 Kişi 251.239 Kişi 377.656 Kişi 131.276 Kişi 109.519 Kişi 439.212 Kişi 456 Kişi 138 Kişi 5.646 Kişi 42 Kişi 238.925 Ziyaretçi 485.418 Okuyucu 1.800.000 izleyici H”80.000 İzleyici 4.997 İzleyici 20.591 km2 4.150.160 Dekar 133.366 Dekar 105.676 Adet 803 Adet 203.987 Adet 1.758.732 Kişi 371.025 m² 94 firma 1266 Kişi 176.152.652 Dolar 19.221 Ton 29.080 Ton 30 Adet 12 Adet 2.814.530.000 TL. 1.757.983 TL.

192

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

İhracat , İthalat, İhracat Toplam 137.273.000 Dolar Yabancı Sermaye ** Sebze Meyve 55.148.503 Dolar Teksil, Deri, Halı 54.927.896 Dolar Çiçek 13.052.140 Dolar İthalat Toplam 205.930.000 (sanayi ürünleri payı %93.4) Dolar Yatırım Teşvikli Yabancı Sermayeli 241 Adet Firma Toplam Yatırım tutarı 54.137.000 Dolar İstihdam 479 Kişi İlin Mali Verileri** İl Konsolide Bütçe Gelirleri 158.224 Milyar TL. İl Konsolide Bütçe Giderleri 188.639 Milyar TL. İl Özel İdaresi Konsolide Bütçe Gelirleri 14.016 Milyar TL. İl Özel İdaresi Konsolide Bütçe Giderleri 12.776 Milyar TL. Toplam Vergi Tahsilatı 153.850 Milyar TL. 114.865 mükellef Tüm Belediyelerin Gelirler Toplamı 57.735 Milyar TL. Tüm Belediyeler Giderler Toplamı 61.303 Milyar TL.
* DIE 2000 Genel Nüfus Sayımı verilerinden derlenmiştir. ** ATSO 1999 Ekonomik Rapor’dan 1999 yılı verileri alınarak derlenmiştir. ***İllere ve Bölgelere Göre Çeşitli Göstergeler, DPT, Ağustos 2002, s.6-12., **** www.egm.gov.tr/asayis/istatistik 2000

demokratikleşmesi yaratmaması ve ziyaret edilen yerleri yok eden bir yanılsama olduğu yönündedir (aktaran Urry,1999:184). Tarihsel perspektifte Antalya karadan ve denizden dışa açılan bir liman kentidir. Deniz ticareti ile kentin tarihteki yerini tekrar kazanmasını sağlayacak yatırımların yapılması ekonomik dinamikleri değiştirerek geliri artırabilir. A.B. üyeliği ve Akdeniz ekonomilerine entegrasyon sürecinde Antalya kenti, havza bazında da önemli hale gelmiştir. Serbest Bölge aracılığıyla Akdeniz’de bölgeselleşmenin bir gereği olarak, diğer Akdeniz ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesi, liman kenti özelliklerinin yeniden kazandırılması yeni dinamikler yaratacaktır. Balıkçılık ve deniz ürünleri üretimi de ayrı bir ekonomik katkı sağlayabilecek bir alandır. Enerji teknolojilerinin geliştirilmesi ve uluslar arası arenada yerini alması, kent ekonomisinin önemli bir öğesi haline gelmesi sağlanabilir. Bu çalışmanın amacı kentler arası ve ulusal düzeyde karşılaştırmalı üstünlükler saptamak olmadığı için Tablo 2’de yer alan sayısal veriler Antalya kentinin farklı, zayıf ya da güçlü olabileceği alanlardan bazı verilere göz atmak amacıyla oluşturulmuş ve 1999-2000 yılları arasında kalmaya özen gösterilmiştir.
mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

193

DPT tarafından 2003 yılında yapılmış olan araştırmadan bazı veriler de Tablo 3’te verilmiştir. İllerin sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında Antalya 10. sırada ve 2. derecede gelişmiş iller içinde bulunmaktadır. Sağlık sıralamasında 8. sırada ve eğitim sektörü gelişmişlik endeksi sıralamasında ise 9. sırada yer almaktadır. Ayrıca Tablo 3’te Antalya ili Ekonomik ve Sosyal göstergelerin Tablo 2’de verdiğimiz verilerle kıyaslanabilmesi açısından birkaçına dikkat çekmek yararlı olacaktır. Tablo 2’de eğitim açısından 2000 yılında Antalya kenti eğitim düzeyinin; nüfusunun yarısından çoğu hiç okul bitirmeyen, hiç okuma yazma bilmeyen ya da sadece ilk okul bitirenler açısından dahi değerlendirildiğinde son derece düşük olduğu görülmektedir. Oysaki Tablo 3’e bakıldığında kentlerin gelişmişlik göstergelerinde Antalya kenti eğitim açısından olumlu yansıtılmıştır. İstihdam yönünden, ziraatın 377.656 ile önde gittiği her iki tabloda da görülmektedir. Sosyal güvenliğe ise istihdamda olan kesimin tamamı yerine, yaklaşık yarısından biraz fazlası sahiptir. Bu araştırmada sosyal güvenlik, göstergelerden biri olmadığı gibi, ücretsiz aile işçisi 250 binin üzerindedir, işsiz sayısı ise 65 bine yaklaşmaktadır. Kültürel faaliyetler ve halkın katılımı da sınırlı kalmakta sinema seyircisi en yüksek düzeydedir. Sanat sergi izleyicisi ise 5 bine dahi varamamaktadır. Diğer büyük kentlerle kıyaslandığında geniş bir araziye sahip olan Antalya kenti giderek artan oranda tarım arazilerini imara açmaktadır. Turizm tarımla birlikte en önemli gelir kaynağıdır azımsanamayacak oranda, 200 binin üzerinde yatak kapasitesine, 800’ü aşan tesis sayısına ve 2 milyon civarında turist girişine sahiptir. Serbest bölge ise sınırlı bir kapasite ile çok yüksek olmayan gelir getirisiyle ancak gelişmeye açık gözükmektedir. Narenciye, çiçek, tekstil ihracatı ile 137 milyon doların üzerinde gelir sağlamakta ise de ithalatın en yüksek payı sanayi ürünlerine ayrılmakta ve 206 milyon dolara yaklaşmaktadır. Mali açıdan ise pek parlak bir durum sergilememekte, vergi gelirleri 153 trilyon 850 milyar TL. tahsilat ile düşük kalmaktadır, zira bir çok turizm işletmesinin merkezi kent dışında büyük şehirlerde olduğundan vergisini Antalya’ya yatırmamaktadır. Yabancı sermayeli firma sayısı da 241 ile azımsanamayacak bir düzeydedir ve yerel değerlerin yabancıların yararına ve kullanımına açıldığını göstermektedir. Yabancılara mülk edindirme yasasının da bu kullanımı hızla yükseltmesi kaçınılmazdır. Antalya İli Ekonomik ve Sosyal Göstergelerj Türkiye ortalaması ile kıyaslandığında şehirleşme oranı, sanayide çalışan oranı, bebek ölüm oranı, onbin kişiye düşen hastane sayısı, kişi başına düşen gelir, yeşil karta sahiplik oranı, kişi başına elektrik tüketimi açılarından düşük kalmaktadır. Tarımsal üretim değeri Türkiye ortalamasına yaklaşmakta, asfalt oranı, otomobil sayısı, tarım iş kolunda çalışanların oranı, yıllık ortalama nüfus artış hızı ortalamanın üzerindedir. Kentlerin sosyo-ekonomik gelişmişlikleri açısından suç oranları, kadın erkek cinsiyet farklılığına dayalı göstergeler, gelir dağılımı eşitsizlikleri, yoksulluklar gibi sayılarını çoğaltabileceğimiz göstergelerin de yer alması kent vizyonunu belirlemede önemli ölçütlerdir. 194
mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

Tablo 3 : 2000 Yılı Antalya İli Ekonomik ve Sosyal Göstergeleri*
Birim Kişi Yüzde Yüzde Yüzde Yüzde Yüzde Yüzde Değişken Antalya Türkiye Demografik göstergeler Toplam nüfus 1.719.751 67.803.27 Şehirleşme oranı 54.45 64.90 İstihdam Göstergeleri Tarımda çalışanların toplam istihdama oranı 49.66 48.38 Sanayide çalışanların toplam istihdama oranı 5.50 13.35 Ticarette çalışanların toplam istihdama oranı 18.May 9.67 Eğitim Göstergeleri Okur-yazar nüfus oranı 91.86 87.30 Üniversite bitirenlerin 22 üzeri yaş nüfusa oranı Kas.72 8.42 İkokullar okullaşma oranı 99.29 98.01 Lliseler okullaşma oranı 40.09 36.92 Sağlık Göstergeleri Bebek ölüm oranı 32.00 43.00 Onbin kişiye düşen hekim sayısı Ara.83 Ara.70 Onbin kişiye düşen hastane yatağı sayısı 16.42 23.Nis Tarım Göstergeleri Kırsal nüfus başına tarımsal üretim değeri 1.040 1.124 Tarımsal üretim değerinin Türkiye içindeki payı 03.May 100 İnşaat Göstergeleri Daire Sayısı 456.371 16.235.830 Borulu su tesisatı bulunan daire oranı 97.54 96.60 Mali Göstergeler GSYİH içindeki pay Şub.50 100 Fert başına GSYİH 1.813 1.837 Fert başına genel bütçe gelirleri 178 464 Fert başına sinai, ticari ve turizm kredileri miktarı 216 392 Altyapı göstergeleri Kırsal kesimde asfalt yol oranı 54.38 45.23 Yeterli içmesuyu götürülen nüfus oranı 86.16 84.98 Diğer Refah Göstergeleri Onbin kişiye düşen özel otomobil sayısı 885 652 Fert başına elektrik tüketim miktarı Oca.41 Oca.43 Yeşil karta sahip nüfus oranı Kas.17 14.93

Binde

Milyon TL. Yüzde Adet Yüzde Yüzde Milyon TL. Milyon TL Milyon TL. Yüzde Yüzde Adet Mws Yüzde

* Kaynak : DPT, İllerin ve Bölgelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (2003), Yayın No. DPT: 2671,Ankara, Mayıs 2003, s.161 göstergelerden önemli birkaçı seçilmiştir.

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

195

Tablo 4 : Antalya’nın Şehirlerin Fonksiyonel Sınıflandırılmasındaki Yeri
Ülke Yerleşme Merkezleri Sistemindeki Değerlendirme sonucu Hizmet 28.5 İnşaat Merkezi İnşaat 28.7 İnşaat+Ziraat Merkezi Ticaret 36.5 Şehir(Sanayi 9.0) Hizmet 33.7 Şehir (Ziraat 12.6) Hizmet 32.5 Hizmet Ticaret Merkezi Ziraat 53.4 Ziraat Merkezi Ziraat 66.2 Ziraat Merkezi Ziraat 56.6 Ziraat Merkezi Ziraat 81.2 Ziraat Merkezi Ticaret 35.3 Ticaret-Hizmet Merkezi Ticaret 47.7 Ticaret Merkezi Hizmet 28.9 Şehir (Sanayi 13.0) Ziraat 67.3 Ziraat Merkezi Ticaret 37.7 Şehir (Hizmet 13.5 Sanayi Ziraat 28.2 Şehir (sanayi 13.0)

196

Nüfus1990Ziraat Dışında kalan nüfusun toplam çalışanlara oranı kademelenmesiBirinci sırada çıkan fonksiyon ve oranı % Merkez 378.207 89.6 Yöresel Merkez Akseki 11.023 75.9 İlk Kademe Kentsel Merkez Alanya 52.460 93.4 İlk Kademe Kentsel Merkez Elmalı 12.384 87.4 İlk Kademe Kentsel Merkez Finike 6.700 82.0 İlk Kademe Kentsel Merkez Gazipaşa 13.697 46.6 İlk Kademe Kentsel Merkez Gündoğmuş 4.554 33.8 Köy Grubunda Ticaret ve Hizmet Merkezi İbradı 4.215 43.4 Köy Grubu Ticaret ve Hizmet Merkezi Kale 13.793 18.8 İlk Kademe Kentsel Merkez Kaş 4.560 89.9 İlk Kademe Kentsel Merkez Kemer 8.449 92.7 Köy Grubunda Ticaret Merkezi Korkuteli 13.381 78.0 İlk Kademe Kentsel Merkez Kumluca 17.166 32.7 İlk Kademe Kentsel Merkez Manavgat 38.498 84.0 İlk Kademe Kentsel Merkez 7) Serik 23.106 76.9 İlk Kademe Kentsel Merkez

mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246

Kaynak : Türkiye’deki Şehirlerin Fonksiyonel Sınıflandırılması, DPT, 2000, s.81-107 *Nüfusu 10.000 ve üzeri yerler şehir kabul edilmiştir. **Parantez içindeki oranlar ilk 3 sıradaki fonksiyondan başka 4.fonksiyonun oranlarıdır.

ulaşım.156-193 tablolarından oluşturulmuştur. Kentlerin işlevleri . Tablo 5: Şehirlerin Fonksiyonel Sınıflaması Açısından Antalya Kenti Sınıflama Ticaret Şehirleri Şehrin adı Manavgat Alanya Ziraat ve Hizmet Şeh. Ticaret işlevinde ise çalışanların oranı ve ticaret merkezi olarak Köy Grubunda Kemer % 47. alt yapı sorunları.7 çalışan oranıyla birinci sıradadır. Kentsel toprakların oluşumunda siyasal kaygılar. bilgilendirmeler. tarihsel karakteristikleri olan bir kenttir. Şehirsel fonksiyon olarak “şehrin varlığını ve gelişimini mümkün kılan. hayatiyeti için gerekli kaynakları sağlayan faaliyetler” esas alınmıştır (DPT. sırada 7. folklorik özellikleri. Sanatsal gösteriler. öne çıkan üretim alanlarıyla belirlenmekte ve bu bağlamda farklı merkezler oluşmaktadır. tiyatro etkinlikleri ile uluslar arası kültürel yeni açılımlara olan taleplerin arttığı gözlemlenmektedir. gecekondulaşma. Antalya Merkez Hizmet Şehri Elmalı Sıralamadaki Yeri sırada sırada 2. planlama. sırada Çalışanların Toplam Nüfusa Çalışanlara oranı% 38 Ticaret 37 Ticaret 61 Ziraat 51 Ziraat 50 Hizmet ve Ticaret 38 Hizmet Kaynak : Türkiye’deki Şehirlerin Fonksiyonel Sınıflandırılması. yemekleri.2000:8). 2000. Antalya kentinin işlevsel sınıflandırılmasında ülke yerleşim merkezleri açısından yerini ve öne çıkan uzmanlaşmış olduğu işlevlerini aşağıdaki tablolarda görmekteyiz. Konya gibi komşu kentlere de sunulan bir çok hizmet göz önüne alındığında bölgesel gelişim süreci içindedir. sergiler. DPT. sanatsal. Akseki ise inşaat çalışanları oranıyla önde gelmektedir. kentsel mekansal yenilikler. sinema. s. Tablo 4’ü değerlendirdiğimizde.2 ile Kale birinci sıradadır. Son yıllarda yapılan. Korkuteli Serik Hizmet ve Ticaret Şeh. Burdur. konferanslar.3 oranıyla Kumluca’nın izlediği görülmektedir. müzikleri. jazz müziği konserleri. metropol ve yerel özellikteki hizmetlerin ayrılmasını ve eşgüdüm içinde fakat ayrı yönetilmesini de gerektirmektedir. doğal afetler ve bu konulardaki yasal değişiklikler kentsel dinamiklerin bir kaçıdır.d) Kültürel Dinamikler : Antalya kenti kendine özgü. uluslar arası resim festivali ve kongreler gibi örneklerin çoğalmasına gereksinim vardır. Kentsel rantın toplumsal tabakalar arasındaki dağılım ve paylaşım biçimi de kentsel dinamikler açısından olumlu yada olumsuz etki yapabilmektedir. Ziraat fonksiyonunda % 81. Hizmet işlevinde Elmalı % 33.7 oranıyla ülke çapında birinci sıradadır. e) Kentsel Dinamikler : Antalya metropolitenleşme süreci içindedir ve metropoliten planlamanın yapılması gerekmektedir. kütüphane. sırada 76. kıyıların değişimi. Ancak metropoliten alan olarak planlanması. farklı dilleri. Isparta. tarım alanlarının imara açılması. müze. sırada 12. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 197 . onu % 67.

akarsuları.591 kilometrekarelik yüzölçümüne sahip olan Antalya. sırada yer alan (Şen. Antalya. Pamfilya. ulusal düzeyde Antalya kentinin kentsel işlevsel sıralamasında a) ziraat ve hizmet b) ticaret şehirleri içinde ilk sıralarda olduğu görülmektedir. spor alanları. flora ve faunasıyla Antalya kenti çeşitli ekosistemlerin bir arada bulunduğu. Likya. Psidya bunların en önemlileridir. sosyal ve kişisel hizmetlerini. şelaleleri. travertenleri. farklılıklarını. kültürel. sigorta.2000:17). 40 metre yüksekliğinde kıyı falezlerine sahip olan Antalya’nın uluslar arası ekolojik değerini koruması gerekir. Doğal. Kentler yaşayan organizmalardır ve dokularında. banka. Belediyeler. kumsalı. Sosyal boyutu da yok sayılan çöplerin geri dönüşümü. Dağları. tarihsel değerlerin korunması. toplum hizmetleri. Rüzgar enerjisi açısından 3. Hizmet şehirleri. çalışmışlıklarının ve kişisel tarihlerinin izlerini de taşırlar. f) Ekolojik Dinamikler : 20. yapılar. ticaret şehirleri kategorisi ise. güneş alma süresi en yüksek olan kentlerden biri olan Antalya güneş ve rüzgar enerjisinden yararlanarak “otoenerjetik” olarak adlandırılan kendi enerjisini üreten bir kent haline gelebilir. “İlkçağ kentlerinin hemen hepsinde günümüzde bile hayranlık uyandıran kentsel mimari yapılarla birlikte. Sanayi ve Hizmet Şehirleri içinde yer almamakta.1996:26). yalnızca Hizmet Şehirleri içinde 76. toplam ve perakende ticaret. ağaçlar.Tablo 4 ve 5 birlikte değerlendirildiğinde ise. tarihsel değerleri. oteller ve restoranları kapsamaktadır. Sanayi Şehirleri. sırada Elmalı bulunmaktadır. ilk çağlardan bu yana ikiyüzü aşkın kente sahipti. Bu özelliğini korumayabilmesi gelecekte özgünlüğünü. Dolayısıyla turizm ticaret işlevine dahil edilmekte sosyal ve hizmet boyutu dışlanmaktadır. ekolojik zenginliği çok yüksek kentlerden biridir. merkezi idarenin veya özel sektörün 198 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . müzeler. yenilenebilir enerjilerin kullanımı Antalya kenti için de hem ekonomik hem de ekolojik değerlerin korunmasını sağlayacaktır. kent planlamasının geleneksel yöntemlerini kullanarak yönetilemediği kaçınılmaz bir gerçekliktir. g) Siyasal-Yönetsel Dinamikler : Mevcut olumsuz koşullar bugünkü kent ve yerleşim kavramlarının yeniden gözden geçirilmesi için uyarıcı niteliktedir. insanların yaşamışlıklarının. yeşil alanlar ve sayılarını çoğaltabileceğimiz bir çok varlığın yanı sıra. Sanayi ve Ziraat Şehirleri. Kentlerin artık yalnızca finansal mekanizmalarla ve basit sorunlara indirgenerek. Ziraat şehirleri. 2000’li yıllarda dahi kentsel su hizmetleri yönetimi milattan önceyi yakalayabilmiş değildir. su sorununun da şaşılacak bir teknik ve ustalıkla ele alınıp çözüldüğünü gösteren su yapıları kalıntıları görülebilmektedir” (Büyükyıldırım. gayrimenkul satışı. Maden Şehirleri. kütüphaneler. eşsiz değerlerini gelecek nesillere aktarabildiğini ortaya koyabilen bir dünya kenti olmasında çok önemli bir rol oynayacaktır. kültürel.

016 ha · 15. Kekova. demirtaş. 2001 Yılı Program ve Bütçe Raporu..9 ha · 205. 2000.591 km² · 2.430 ton · 2. Akbiyom. aliminyum. DSI VIII.090.207.272 ha alan içinde ¹ ² ³ Antalya İli Çevre Durum Raporu 2000.299Gwh/yıl · 8 saat 35 dakika/gün · 12 saat 41 dakika/gün · 2. Akdeniz Üniversitesi Biyolojik Çeşitlilik Araştırma ve Uygulama Merkezi verileri. Antalya Valiliği Çevre İl Md.056.163. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 199 .956 ha · 4. Patara · Güllük Dağı (Termossos) · Beydağları (Olimpos) · Köprülü Kanyon · Altınbeşik · 114.240 ton Flora ve Fauna³ endemik Antalya Özel Çevre Koruma Alanları¹ Milli Parklar¹ · 4 adet Kentsel sit · 80 adet Arkeolojik ve Tarihsel sit · 23 adet Doğal sit Ülke genelinde yaklaşık 3000 bitki türünden ortalama 500’ü sınırları içindedir.846 hm³/yıl · 365 hm³/yıl · 5. Antalya 2000 verilerinden derlenmiştir..Antalya.s. gümüş. kurşun.1-8 verilerinden derlenmiştir.Tablo 6 : Antalya’nın Genel Ekolojik Değerleri Yüzölçümü¹ Orman kaynakları¹ Tarıma elverişli toprak¹ Su Kaynakları² Yer üstü Yer altı toplam kapasite Toplam su yüzeyi Sulama alanı toplamı Hidrolik enerji potansiyeli Güneşlenme süresi¹ Yıllık ortalama Yaz ayları yıllık ortalama Maden kaynakları ¹ Barium Sülfat rezervi -görünür -muhtemel (çinko. Belek.Bölge Md. kurşun yataklarına da sahiptir) Sit alanları ¹ · 20.427 ha · 415.1-4.

sosyal. kişiliğin sürekli olarak geliştirilmesini.Alkan. siyasal ve stratejik anlamda Antalya’nın dünya kentleri arasında yer almasını hızlandıracağı açıktır.güdümünde olarak kenti yönetemezler. Bu anlamda Antalya için yönetsel açıdan Avrupa Kentsel Şartı’nın önerdiği kentli hakları yol gösterici olabilir (Avrupa Konseyi. 3.(Keleş. “bir kentte doğmuş.1999). toplumsallaşma sorunları 200 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Antalya’ya kurulmasına karar verilmiş olan “NASA Robotik Radyoteleskop Sistemi” kente yeni jeopolitik bir ayrıcalık sağlayacaktır. Günümüzde kenttaş. Bu açıdan bakıldığında kentli yurttaş. tarihsel. eğitimsel. kamusal yaşamı güçlendiren niteliklerle ve insan ölçeğinde olmalıdır. yalnızca seçmen anlamına gelmez. birlikte yaşamı ve insan topluluğunu oluşturan etkin yurttaşlığı anlamlı kılan bu özelliklerdir. Yerel yönetimler özellikle de belediyeler. kıyı alanlarının yanlış yönetimi. Kentsel alt yapı Ulaşım 4. Konuşan. o kentle kişiliği arasında.1999:37). “vergi mükellefi seçmen” statüsüne yerleştirilmiştir (Bookchin.1996). kamu sorumluluğu duygusunun güçlendirilmesini gerektirir. Kent Ekolojisi : Kentsel yaşam kalitesi. İmar: Planlama.2002). kültürel ve çevresel yıkımlar 5. ekonomik. nüfusun örgütlendiği bir alan olan kentte yaşayan bireylerle ortak yaşam ilişkisiyle varolmaktadırlar (Duru. Toplumsal : Demokratikleşme. Oysaki kenttaş.1998:84). Bu gelişmenin de uluslararası boyutta bilimsel. ekonomik. sağlanan mal ve hizmetlerin edilgen alıcıları konumuna. duyusal bağlar bulunan. İklimle uyumlu olmayan kentleşme. eğitimini. gecekondulaşma. düşünen bireylerden oluşan bir toplumun varlığı ve görüş alışverişine dayalı hassas bir kamu alanına gereksinim duyan özgür bir toplumun bileşenleri bireysel değil toplumsal nitelik taşır (Bookchin. Kentler sadece yaşamı maddi olarak kuran değil. 2) Antalya Kentinin Sorun Alanları Sorun alanlarını kısaca aşağıdaki başlıklarda toplamak mümkündür: 1. bu kimlikle kimi kent haklarından yararlanmaya hak kazanmış olan ve aynı zamanda kentine karşı kimi toplumsal sorumlulukluk ve yükümlülükler altında olan kişi”dir. yerleşim ve imar hataları. kentleşme ve kentlileşme. büyümüş ya da yaşamış olan. ekinsel. tarihsel. topraktan yararlanma biçimlerindeki sorunlar 2. göç. Gerçek anlamda kenttaşlık.

demokrasiyi içselleştirmiş. uzmanlıklar kazanmış. 7. Yönetsel : Çoğulcu. tarım alanlarının hızla imara açılmasının önlenmesi. 1) Antalya Kentinin Öncelikleri : a)Eğitim önceliği: Önceliklerin saptanmasında temel ilke geleceğe yönelik ve sürekliliğin sağlanması olmalıdır. kentsel ve kırsal alanları iç içe geçmiş bir kenttir. sportif etkinlikler Küresel: Özgün bir dünya kenti niteliği kazanma Kentin sorun alanlarının saptanması kent vizyonunun çözümler üretme. Sorunlara getirilecek çözümler için de öncelik sıralaması gerekmektedir. Antalya. kültürel ve ekolojik zenginliklerine sahip çıkılması. Antalya eğitim düzeyinin en düşük olduğu kentlerden biridir. Antalya’nın yıl boyu yüksek oranda güneşlenme süresine sahip olması nedeniyle “Güneş Kent” e dönüştürülmesi mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 201 . tarım alanları yer almaktadır ve yeni kent planlamalarında kentsel alanların tarım alanlarıyla birlikte içiçe planlanması. sosyal bütünleşmenin. yeşilini korumuş. demokratik yönetim Sosyo-kültürel : Bilimsel. tarihsel. ekolojik ve ekonomik öncelikler biçiminde yapabiliriz. kentsel gelişmeyi sağlama ve katılımı arttırma yolunda temel alması gereken verilerdir. katılımcı. Kuşkusuz farklı öncelik sıralamaları yapılabilir ancak bir kentin olmazsa olmazları olarak insan. ekonomik kalkınmanın temel kaynağıdır. 8. Eğitimli.Antalya Kentinin Öncelikleri ve Yönetimden Beklentiler Kent vizyonu geliştirmenin temel koşullarından biri kent için önceliklerin ve beklentilerin saptanmasıdır. Nüfusun yarıya yakını ilkokul mezunudur. Kentsel ekolojik niteliğini kaybetmemesi. gelecekte Antalya’yı diğer kentlerden farklı olarak besin güvenliğini sağlamış ve hatta ihracatıyla öne geçmiş. şeffaf. kentsel gelişmenin. eğitim. geleceği göz önüne alan bir koruma olmalıdır. ekolojik planlama yaklaşımına uygun düşen bir özelliktir. Bunun için de Antalya kentinde birincil öncelik eğitime verilmelidir. III .2 de görüldüğü gibi eğitim düzeyi yetersizdir. Kentsel yapılanmanın yanında seralar. bilgi çağına ayak uydurabilen. kır-kent bütünleşmesini sağlamış hale getirecektir. kentlileşmiş. Öncelikler neye veriliyorsa kentin gelişimi ve değişimi de o yönde olacak ve gelecek kuşakları da derinden etkiyecektir. önceliklerden biri olmalıdır. toprak ve üretim tarzı temel alındığında Antalya kenti için sıralamayı. katılımcı bir nüfus. Tarihi yıkmayan bir yenileşme. b)Ekolojik öncelikler: Antalya kendine özgü ekolojik zenginliklere sahiptir ve bu değerlerin yıkıma uğraması tehlikesiyle karşı karşıyadır. Dolayısıyla.6. sanatsal. Güneş kentleri kurma çabaları tüm ülkelerin gündemindedir. Tablo no.

Ancak doğal sınırların. imara açılması düşünülen alanların toprak verimlilik özelliklerine dikkat edilmesi önem taşır. orta ve kısa vadede geliştirmek için tarihsel. Jeolojik özellikleri açısından çok farklı özelliklere sahip olan Antalya’da yapı yapma sınırlamalarının getirilmesi. su kaynaklarının koruma alanı sınırları. mimari.1990. Bu denli büyük ve hızlı bir ekonomik gelişmeye açık olan çevresel hizmet sektöründe Antalya’nın yer edinebilmesi için gerekli ekolojik alt yapıya sahip olduğu söylenebilir. Kentsel yoksulluğun azaltılması yerel ekonominin ihtiyacı olan işgücünün sağlanmasında önemli bir rol oynayacaktır. Kentin tarihsel kimliğinde şelaleler. için ticari engellerin kaldırılmasını önermektedir(WTO. c) Ekonomik öncelikler : Ekonomik önceliklerin saptanması kentsel yönetimin temel koşuludur. Kentler kendine özgü. GATS 2000 çerçevesinde Dünya Ticaret ÖrgütüHizmetler Ticareti Konseyi’ne.18). 2) Antalya Kent Yönetiminden Beklentiler : Ortaya koymaya çalışılan tüm dinamikler çerçevesinde kentin öncelikleri belirlendikten sonra kent vizyonunu uzun. amaçlar kümesi.B. bilgi teknolojileri ve ilaç sanayi seviyesine geleceğini.2000:4). içme suyu kaynakları ve taşkın alanları sınırlarının kesinlikle aşılmaması yaşamsal zorunluluktur. Avrupa Birliği üyesi ülkeler. kültürel. dolayısıyla A. diğer yenilenebilir enerji kullanım biçimleriyle kent. Tarım. Oysaki idari. falezler. öne çıkan karakterleriyle bu kimliği uzun bir süreçte kazanırlar. dut ağaçları ve ipek böcekçiliği belirginken. 2010 yılında çevre hizmetleri piyasasının 640 milyar Dolara çıkarak. Tarihsel ve kültürel mirasın korunması ve geliştirilmesi ekonomik ve ekolojik zenginliğe katkı getirecek öğelerdir.öncelikli bir hedef olabilmeli. gereksinim duyduğu enerjiyi kendi üretir hale gelebilmelidir. 202 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . turizmle birlikte düşünülmesi gereken bir sektördür ve gıda ihracatına daha fazla yönelerek geliştirilmelidir. Kent kimliği bu noktada önemli bir işlev görür ve tarihsel. ekonomik ve ekolojik sınırlar. kıyının özgünlüğü nedeniyle ekolojik taşıma kapasitesi sınırlarının denetlenmesi ve aşılmaması. kenttaşların kentte buldukları değerler. portakal bahçeleri. folklorik özellikleriyle. kentin genel karakterini değiştirmeye ve yok etmeye yönelmeyen bir değişim olmalıdır (Güvenç. güneş ve rüzgar enerjisini kullanan mimarisiyle. Kentlerin gelişmesinde dikkat edilmesi gereken bazı kısıtlılıklar vardır ve bu sınırların aşılmaması önem taşır. görüntüsel (peyzaj). sosyolojik. Antalya kenti için siyasal ve ekonomik riskler taşıyan bir sektör olarak turizm tek ekonomik araç olarak görülmemelidir. Kent kimliğinin zaman içinde değişmesi doğaldır ancak bu. kültürel. bugün Antalya çok farklı niteliklerle gündeme gelmektedir. siyasi tercihler ve ekonomik zorlamalar sonucunda aşılabilmektedir. ekolojik özellikleri dikkate alan bir değerlendirmeye gereksinim vardır. kente yükledikleri idealleştirmeler gündeme gelir.

çevrebilimciler. psikologlar. Avrupa Komisyonu’nun 1998 yılında kentlerin durumları hakkında bir değerlendirme yapmak ve şehirler arasında bilgi alışverişini kolaylaştırmak. Kentliler ve kent yöneticilerinin uymaları gereken ilkelerin saptanması. bütünü elden kaçırmadan. Bir başka örnek. diğer Avrupa kentleri hakkında karşılaştırmalı bilgi edinmek amacıyla kentsel göstergeler oluşturmuş olmasıdır. · Antalya Kent Anayasası’nın oluşturulması: Çoğulcu demokratik katılım için kent anayasası etkin bir yol olabilir ve metropoller için bu kaçınılmaz hale gelmiştir. istatistik programlarının hazırlanması. nüfus bilimciler. çalışma ve dinlenmenin uyumlaştırıldığı ortamların oluşturulması. Antalya kentinin liman kenti olarak gelişiminin sağlanması ve denizden yararlanarak ekonomisinin yönlendirilmesi. mimarlar. Birleşmiş Milletler İnsani Kuruluşlar Merkezi’nin Göstergeler Programı (CNUEH) tarafından belirlenen 46 gösterge “Yaşanabilir Kentler” için sosyal. · Kentsel Göstergelerin saptanması : Antalya Kenti’nin gelişiminin izlenebilmesinin temel koşulu kendine özgü kentsel göstergelerinin saptanmasıdır. 3) Antalya Kentsel Gelişim ve Değişiminde Ortaya Çıkabilecek İhtiyaçlar : · Antalya kenti bilgilerinin toplanması. parçacı yaklaşımların terk edilmesi ile olanaklıdır (DPT. jeologlar. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 203 . coğrafyacılar gibi disiplinler arası çalışmalara yer verilmesi.2001:121). siyaset bilimciler. duygusal ve sosyal gereksinimlerinin karşılandığı. Ancak. Kent Anayasası. · Antalya’nın yalnızca bir turizm kenti olduğu saplantısından çıkarak tarımıyla da öne çıkması gerektiğinin kabulü. Tablo 7’deki kentsel göstergelerin Antalya kent yönetiminde dikkate alınarak gelecek vizyonu için yol gösterici olabilmesi. sağlıklı arşivlenmesi. · Kent veri tabanlarının ve envanter modelinin oluşturulması. kenttaşların bilinçli hareket etmelerini sağlar. amaçlar ve sorumluluklar bütünüdür.Antalya’da kenttaşların kent yönetiminden talep ve beklentileri Gündem 21 Kent Konseyi çalışma gruplarının toplantılarda aldıkları kararlarla iletilmektedir. ne derece dikkate alındığı ve karar mekanizmalarına yansıtıldığı tartışmalıdır. kentlilerin ve yönetimlerin karşılıklı yerine getirmek zorunda oldukları ilkeler. Kenttaşların haklarının korunduğu. sunulması ve değerlendirilmesi için. ekonomik ve çevresel ölçütler belirlemiştir. Antalya aynı zamanda bir liman kentidir ve tarihinde bu özelliği ile yer almıştır. sosyologlar. kentbilimciler. ekonomistler. bedensel. kent bilgi sisteminin kurulması. Bu aynı zamanda kentsel ve kırsal bağlaşıklık özelliğine sahip olan Antalya için bir şanstır ve sosyal bütünleşmeyi sağlayıcı bir işlev de görür.

nüfusun eğitim düzeyi 23. üniversitelere ve\veya yüksek eğitim kurumlarına yakınlık 24. yabancı uyrukluların. gürültü düzeyi 26.int/urban/audit/. endüstri sektöründen kazanç sağlayan aktif nüfusun yapısı 14.eu.katı ve sıvı atık geri dönüşümü 28. cinsiyetlere ayırarak.trafik .enerji ve su kaynakları tüketimi 27. en son yapılan yerel seçimlere katılım oranı 19. ev halkının yapısı 3. AB üyesi olan ve AB üyesi olmayan ülke vatandaşlarının oranı 11. europa.Tablo 7: Avrupa Birliği Kentsel Göstergeleri Sosyo. (yolcu seyahatleri) özel ve kamusal taşıma 29. suç oranı 13.nüfus yoğunluğu 31. ulusal yoksulluk sınıfının altında yaşayan nüfus 6. cinsiyet ve yaş dağılımıyla toplam nüfus 2. çalışan ve işsiz olanlar dışında kalanların sayısı 17. barınma ücretleri: gelirlerle karşılaştırmalı olarak kiralar 9. iş gelişme oranı 16. emek piyasasına kadınların katılım derecesi 18. ev sahibi. çalışan nüfusun toplam nüfusa oranı 15.eu.int/comm/regional_policy 204 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .kiracı oranı 10. sosyal güvenliği olanların sayısı 8.spor alanlarının ve binalarının sayısı Yurttaşlık Görevlerine Katılım Göstergeleri Eğitim Düzeyi Göstergeleri Çevre Göstergeleri Kültür ve Aktivite Göstergeleri Kaynak: Avrupa Komisyonu. oy kullanma yeterliliği olmayan sakinlerin oranı 20.Ekonomik Göstergeler 1.cec. okul öncesi eğitimin kapasite oranı 25. inforegio.Avrupa standartlarına göre hava ve su kalitesi. kişi başına GSMH 4. yerel bazda seçilen kadın temsilcilerin derecesi 21.ilk ve orta düzeyde okul terk oranı 22. doğumda yaşama şansı 12.yeşil alanların oranı 30.bir yıldaki tiyatro temsillerinin ve film gösterimlerinin sayısı 32. evsiz insan sayısı 7. göçmenlerin. ev halkının gelirleri ve aralarındaki farklar 5.müzelerin ve bir yıl içinde gelen müze ziyaretçilerinin sayısı 33.

su. program ve planlamanın uygulanmasında etkin olan bir yönetim sisteminin geliştirilmesi gereksinimi vardır. eğitim ve sağlık gibi temel sosyal hizmetlere ulaşamama gibi olumsuzlukların ortadan kaldırılmasının yanı sıra. atık yönetiminin planlanması ve geliştirilmesi. ekonomik fırsatlardan eşit olarak yararlanamama.M. Kentin “canlı bir sistem” bir “metabolizma” olarak kabul edilmesi. b) İzlenebilecek Yöntem: Yukarıdaki 3 temel ilkeye dayalı olarak mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 205 . Habitat Zirvesi (B. saydamlık ve hesap verebilme kapasitesi. . 2. kaynakların seferberliğinde. yönetimlerin öncelikli konularıdır. sosyal ve çevresel etki değerlendirmesi yapmak. yasal hakların kullanılmasında.. ekonomik birçok değişimi kapsadığının iyi kavranması ve bunun kamuoyu tarafından da anlaşılmasının sağlanması. Konut stratejilerini saptama. kaynaklardan zamanında yararlanma. kaynaklara. fırsatların arttırılması. politika. arazi kullanım planlaması ve yönetiminin sağlanması. sorunların ve önceliklerin belirlenmesi. sosyal. 3. sosyal açıdan olanaklı ve istikrarlı insan yerleşimlerinin özendirilmesi. Antalya’nın gereksinimlerini tanımlayarak yaş ve cinsiyete duyarlı analizler. ekonomik ve çevresel kalitesi ile tüm insanların. Yoksulluk. istihdama ve gelir kaynaklarına erişebilme. kadınların kentsel alandaki gereksinimlerinin karşılanması ve becerilerinin tanınmasına ihtiyaç vardır. herkes için yeterli barınma. kentsel ve kırsal kesimdeki yoksulların yaşam ve çalışma koşullarını iyileştirmek.· İnsan yerleşimleri planlama ve yönetimi : İnsan yerleşimlerinin sosyal. Antalya kentinin kendine özgü özelliklerinden yola çıkarak kentsel göstergelerinin saptanması ve ortak kent vizyonunun oluşturularak kentin yönetimi için bir araç olarak kullanılır hale getirilmesi. evsizlik ve yetersiz konut dahil olmak üzere.1996) ilkeleriyle. kentsel yönetimin temel öğeleri haline gelmiştir. hakça. hedeflerin konması. hizmet standartlarının tespitinde. yerel ekonomik büyümeyi ve istihdam yaratılmasını içeren araştırmalar yapmak ve bulguları yönetim sistemlerine dahil etmek gerekmektedir. Kentsel gelişimin mekan üzerinde siyasal. çevre sağlığı. geçim olanakları. istihdam. kendilerine bakamayacak olanlara sosyal koruma sağlanması. insan yerleşimleri gelişmesinde kaynak oluşturma. 4) Antalya Kent Yönetiminde Nasıl ve Neler Yapılabilir? a) Temel İlkeler : 1.

12. 5. Planlama çemberleri. Kentleşme. 3. 6. Kentsel gelişme potansiyellerinin belirlenmesi. Kenttaşlardan gelecekte kentlerini nasıl görmek istediklerini belirleyecek çalışmaların belirli aralıklarla yapılması ve değerlendirmeye alınması.. Yerel yenilik ihtiyaçlarının analizinin yapılması. izlenebilecek yöntemler içinde öncelikli olanlarıdır. 2. Bütün bu bilgiler çerçevesinde Antalya Kent Logosu’nun yeniden gözden geçirilmesi. Eylem planlarının oluşturulması ve uygulamaya konulmasının sağlanması. kentin özgünlüklerinin ortaya 206 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . kent gelişme planlarının hazırlanması. sığınmacı. 4. 10. gelecek atölyeleri gibi kenttaşların gerçek katılımını sağlayacak örgütlenmelerin desteklenmesi. Ekolojik değerlerin ve biyolojik çeşitliliğin korunması için sınırlılıkların belirlenmesi. Antalya kent vizyonu oluşturulurken. Kentsel değişim dinamiklerinin saptanması. kent yönetiminin denetiminde ve gözetiminde çalışan yurttaş kurulları. Kenttaşların kendilerini ifade edebilecekleri yalnızca protesto için değil gösteri. 9. yaşlıların. kadınların ve gençlerin yönetime katılımlarının teşvik edilmesi. 8. kaçak işçi gibi nüfusun tespiti ve sosyo-ekonomik özelliklerinin takibini sağlayacak bir kayıt sisteminin oluşturularak kent bilgi sistemine dahil edilmesi. kentlileşme. Gelecek için hedeflerin ve sınırlılıkların çizilmesi. Yerel düzeyde gerçek bir çoğulcu demokratik katılımı kolaylaştırmak üzere. taşıma kapasite ölçütlerinin oluşturulması. bunun için gerekli kurumsal ve yasal çerçevenin oluşturulması. 11. dezavantajlı grupların.1. Kente göç eden yasal ve/veya yasal olmayan göçmen. ekonomik ve ekolojik gelişme süreçleri arasındaki geçişlilikleri ve örtüşmeleri dikkate alan kent bilgi sistemlerinin kurulması. sosyal bütünleşme. 7. sergi gibi kültürel ve sanatsal etkinliklerde de bulunabilecekleri yeterli genişlikte kentsel meydanların oluşturulması. festival. 13.

Bookchin. Tarihsel Su Yapıları”. Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi. Habitat Gündemi ve İstanbul Deklarasyonu.P. Ayten. D.eu. Ankara. Hedef ve İlkeler. Türkiye’deki Şehirlerin Fonksiyonel Sınıflandırılması.No. İstanbul. Taahhütler ve Küresel Eylem Planı. Bauman.M. Çünkü Antalya yalnızca turizm açısından değil ekolojik. “Geleceğin Kentleri”. Avrupa Kentsel Şartı.T. Ankara.. WALD. (1998). geleceğinin doğru ve yaratıcı bir şekilde kurgulanmasına ihtiyaç vardır. 20. Avrupa Komisyonu..10. Sayı 712. Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi. D.İstanbu.( 1996). DPT:2671.Yüzyıl Kenti. Küreselleşme. Yerel Yönetimler. (1998). Asa. İnsan Yerleşimleri Konferansı (1996). Zygmunt. Bülent. Ayrıntı Yayınları. Istanbulİstanbul. Ayrıntı Yayınları. WALD. (1997). Sayı 362. (1999).. Kentsiz Kentleşme. WALD (1997).cec. http://inforegio. Ankara. Çoşkun Can. sosyal ve tarihsel açıdan da zenginlikler kentidir. B. Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi. Türkiye Günlüğü. “GATS 2000 Environmental Services”.P. 22 December. İllerin ve Bölgelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması. Alkan. “Antalya Bölgesi Suları. Selda. Murray. Duru. (1996).56. D. Bookchin. (1999). Ankara. Cumhuriyet Bilim Teknik. Özgün Bir Belediyecilik Deneyimi. Ekolojik Bir Topluma Doğru. Ankara. Kaynaklar : Aktan.2. Council for Trade in Services Special Session. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 207 . No. Aslanoğlu. “Yeni Değişim Dinamikleri ve Devletin Rolü”. Bilim Teknik. Yayın No. Girardet. “Revisiting Carrying Capacity: Area-based Indicators of Sustainability”.(2001). Kent vizyonunun kenttaşlarla birlikte oluşturulması ve uygulamaya konması kentin yönetim araçlarından biri haline getirilmesi çoğulcu demokratik yönetimin bir gereğidir.T. Istanbul. Bursa. Yayın No.int/comm/regional_policy Galip Büyükyıldırım. Arıt. World Trade Organization (WTO) (2000).eu. İmge Kitabevi. İstanbul. 2000 Genel Nüfus Sayımı. (1996). S/CSS/W/38.Md. Istanbul.int/urban/audit/ Avrupa Konseyi. Özel İhtisas Komisyonu Raporu. DIE (2003). bu da insani olana öncelik verilmesiyle olanaklıdır. europa. Murray. “Yerel” Üzerine Bir Tartışma.(2000). Population and Environnement..P. Porto Alegre. Dünya Ticaret Örgütü.(2002). Yerel Üzerine Bir Tartışma.T. İstanbul. Herbert. Kent Kimlik Küreselleşme.. Rana. (1998). (1999).çıkarılabilmesine.(2003). Mayıs. Antalya bir “İnsan Kent”e dönüştürülebilir.(2000). Ayrıntı Yayınları. Mahalli İdareler Gn.

Ankara. La Planification Ecologique. Ville Ottawa Ottawa (2004). Zekai. (1990). Şen. Töre. İmge Kitabevi. Ruşen. Conseil de Planification Sociale d’Ottawa-Carleton. Birey. Economica. Bozkurt. www. Jean. İstanbul. Istanbul. Alan Yayıncılık. Paris. Teslim. Ankara. Tekeli. Ayrıntı Yayınları. Antalya. Tarlet. “Kentlerin Kimliği ve Antalya Örneği Üzerine Notlar. İlhan. Mekanları Tüketmek. (1996). (1999). Öneriler. John. Toplum. Urry. Modernite Aşılırken Kent Planlaması.ca/2020/bb. Sayı 18. İmge Kitabevi.tr/asayis/istatistik 2000 208 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . “Enerji Meteorolojisi ve Yenilenebilir Kaynakları”. Kentbilim Terimleri Sözlüğü.gov. Antalya Belediyesi.egm. Örnekler”. (1985).İTÜ Vakıf Dergisi. (2002). (1998). ottawa. Keleş.Güvenç.Sistem ve Globalizm.Antalya Kent Merkezi içinde Kalekapısı ve Çevresi Kentsel Tasarım Yarışması Bilgi Kitabı. (2000).

Dünya Çevre Doruğu olarak da adlandırılan konferansta benimsenen Gündem 21 Bildirgesi ile çevresel ve kentsel değerlerin korunup geliştirilmesinde yurttaşa ya da kenttaşa düşen görevler önemle vurgulanmıştır (Geray. “sürdürülebilir gelişme” ye yönelik bir eylem planıdır. Gündem 21 ile benimsenen temel hedefleri gerçekleştirebilmek amacıyla Dünyadaki tüm yerel yönetimlere. İnönü Üniversitesi. beldelerinde katılımcı bir süreci başlatmaları ve kendi kentlerinin Yerel Gündem 21(YG 21)’ini oluşturmaları yönünde küresel bir çağrı yapılmıştır. tüm insanların temel gereksinimlerinin karşılanmasını.Gör. İİBF Kamu Yönetimi Bölümü. Dünya Çevre Doruğu’nda. yaşam standartlarının iyileştirilmesini. Mustafa Kemal Üniversitesi..Dr. yüzyılın gündemi”ni oluşturmayı amaçlayan Gündem 21. Yine bu Bildirge ile ülkelerin çevre ve insan yerleşmeleri sorunlarıyla * Arş.Doç.1998:15).. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 209 . Giriş 1992 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı’nın bir ürünü olan Gündem 21.Yerel Gündem 21’den Yerel Eylem 21’e: Yerel Gündem 21 Projesi’nin Temel Hedefleri Açısından Bir Değerlendirme Malatya Belediyesi Yerel Gündem 21 Uygulamaları Şenol ADIGÜZEL* Muharrem GÜNEŞ** 1. ** Yrd. ekosistemlerin korunmasını ve daha güvenli bir geleceğe giden yolun yapı taşlarının döşenmesini hedeflemiştir. İİBF Kamu Yönetimi Bölümü. Yani öncelikli hedeflerinden birisi de “çevre ve yaşam kalitesi”nin geliştirilmesidir. “21.

dünya nüfusunun aşırı bir şekilde artışı.ilgili olarak Ulusal Eylem Planları hazırlamaları istenmiştir. Sorunsalın irdelenmesi göstermiştir ki. ilk küresel çevre toplantısı olan ve 113 ülkeyi bir araya getiren BM Stockholm Çevre Konferansı’nda atılmıştır. 210 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . dünya çapında çevrebilimsel döngülerin bozulduğu. yok olma ile karşılaşılmaz. bu sorun dünyanın tümünü aynı anda ve aynı ölçüde ilgilendirir. enerji ve doğal kaynakların yönetimi de yer almaktadır (Hamamcı. 2. İnsan-doğa ilişkilerinin ulaştığı nokta 20. Çevre sorunlarının yerellikten küreselliğe geçmesi süreci sonrasında ortaya çıkan uluslararası oluşumları kısaca irdelemekte yarar vardır. yerlerde ve bölgelerde bozulma.2002b:2). çevre sorunlarının yerellikten küreselliğe geçmesi ve bu sorunların çözüm aracı olan çevre yöneltilerinin de ulusallıktan uluslararası boyuta doğru kayması süreci sonrasında ortaya çıkan ilk somut oluşumdur. Çalışmamız. Rio Zirvesi’nden bu yana geride kalan on yıllık süre içerisindeki YG 21 uygulamalarının değerlendirmesi Johannesburg Zirvesi’nde yapılmış ve YG 21’in daha etkin olarak uygulanması amacıyla başlatılması öngörülen “Yerel Eylem 21” süreci tartışmaya açılmıştır (IULA. kısa bir süre içerisinde dünyanın en tanınmış belgelerinden biri durumuna gelen Gündem 21. Bilindiği gibi Stockholm Konferansı. yani çevre kirliliğinin arttığı gözlenmektedir. Ayrıca bu eylem planlarının uygulanabilirliğinin sağlanabilmesi için de yerel ölçeklerde YG 21 Eylem Planları’nın hazırlanarak. Yerel Sorunların Uluslararasılaşması ve Küreselleşmesi Gündem 21. YG 21’in temel hedefleri çerçevesinde Malatya Belediyesi YG 21 uygulamalarını irdelemeyi ve değerlendirmeyi amaçlamıştır. on yıllık YG 21 uygulamaları sonrasında Yerel Eylem 21 (YE 21) uygulamalarının başlatıldığı süreçte. eğer bir çevre sorunu varsa. yukarıda da vurgulandığı gibi 1992 yılında Rio’da toplanmış olan BM Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı’nın bir ürünüdür ve Rio’nun temelleri 1972 yılında. 1997:398). 1992 Rio Zirvesi sırasında kabul edildikten sonra.2002a:2).2002b:4). yüzyıl insanını çevre sorunları konusunda yeniden düşünmeye yöneltmiştir.EMME. Sanayi Devrimi sonrasında özellikle de 1900’lü yılların başından bu yana endüstrinin yaygınlaşması ve teknolojinin gelişmesine koşut olarak. (IULAEMME. dünyada yalnızca belli noktalarda. aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 170 ülke tarafından benimsenmiştir. Çevre kirliliğinin yanı sıra. Dünyanın tümü aynı çevrebilimsel koşullara bağlıdır. yaşama geçirilmesi öngörülmüştür (IULAEMME. uluslararası topluluk açısından önem taşıyan bütüncül çevre sorunları arasında. beslenme sorunları.

Yazanağa göre. dünyanın tek bir geleceği vardır ve tüm insanlar bu ortak geleceği birbirleriyle paylaşacaklardır (Keleş ve Hamamcı. Konferans sonunda yayımlanan bildirgede insan-çevre ilişkilerine. yalnızca bireylerin. Korunmasına ve Sürdürülebilirliğine İlişkin Bildiri. devletlerin malı olmaktan çıkmış. kalkınmayı sürdürülebilir kılma özelliğine sahiptir.1997:147. 2) Biyolojik Çeşitlilik Anlaşması. 1983 yılı BM genel kurulu kararı ile de Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu kurulmuştur. yaşam koşullarının geliştirilmesine.Bu nedenle. 5) Gündem 21 (Keleş. 1992 Rio Zirvesi’nde kabul edildikten sonra. uluslararası örgütlere ve hukuka değinilmiş ve özellikle uluslararası işbirliği ve dayanışmanın altı çizilmiştir (Hamamcı. 1996:452). insanlık. “Ortak Geleceğimiz”. insanların iş ve günlük yaşamlarında birçok şeyi değiştirmeleri gerektiği. gönüllü kuruluşlar.11). çözüm yolunun da küresel olmasını gerektirmiş. eğitim. sürdürülebilir kalkınmaya nasıl ulaşılacağını tartışmak amacıyla. aksi taktirde dünyanın kabul edilemeyecek ölçüde sefalet ve çevre tahribatı ile karşı karşıya kalacağı yönünde uyarıda bulunmuştur. 3. İşte bu aşamada uluslararası topluluğun tümünü kapsamaya yönelik ilk ve en önemli adım BM tarafından atılmış ve 5 Haziran 1972 yılında aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 113 ülkenin bir araya gelmesi ile BM Çevre Konferansı toplanmıştır. yoksul mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 211 . bu sorunların çözüm aracı olan çevre yöneltileri de ulusallıktan uluslararası boyuta doğru kaymıştır. iki bildiri ve bir ana eylem gündemi ortaya çıkarmıştır. Sorunun küreselliği. çevre sorunları yerellikten küreselliğe geçerken. Bu aşamada çevre. çevre ve kalkınma konusunda bir konferans planlamaya başladı. ülkelerin ekonomik gelişme sorunlarına. Yine bu Konferans ile birlikte BM’in doğrudan çevre işlerini yönetmekten sorumlu kurumu. 3) Çevre ve Kalkınma Rio Bildirgesi. 1996:453). BM Çevre Programı (UNEP) yaşama geçirilmiş. 1997:147). uluslararası kuruluşların ve uluslararası uzmanlık kuruluşlarının temel uğraşı alanına dönüşmüştür (Keleş ve Hamamcı. 1989 yılında BM. 4) Ormanların Yönetimine. Bu beş belge şunlardır: 1) BM İklim Değişikliği Çerçeve Anlaşması. kadın grupları ve diğer kesimlerden binlerce insan 1992 yılında Rio’da toplanacak olan Çevre ve Kalkınma Konferansı hazırlıklarına katıldılar (Keating. 1993:10. Bu komisyon “Ortak Geleceğimiz” adlı bir yazanak hazırlamıştır (Keleş. kısa bir süre içerisinde dünyanın en tanınmış belgelerinden biri durumuna gelen Gündem 21’in ana teması. iş. Gündem 21’den Yerel Gündem 21’e 1992 yılında Rio’da toplanan (BM) Çevre ve Kalkınma Konferansı dünya çapında sürdürülebilir kalkınma konusunda iki uluslararası anlaşma. Bu kapsamda. 1997:401).148).

EMME. topluluk üyelerinin.org. Bu ülkelerin yüzden fazlasında Gündem 21’in önerileri doğrultusunda. yaşam standartlarının iyileştirilmesini. “küresel ortaklık” ilkelerinin yerel izdüşümleri olan YG 21’lerin tüm dünyada kabul görmesini ve yaygınlaştırılmasını sağlamış ve bu sürecin güçlü uluslararası dayanaklarını oluşturmuştur (yerelgundem21. zengin ülkeler. 2000: 206). 170 ülke tarafından benimsenen Gündem 21’i kabul eden sanayileşmiş.tr/tur. 2001:2). öncelikle yaşam çevrelerinden başlamak üzere tüm toplumsal çevre ve sorunlar konusunda siyasal bilinç. Ulusal Eylem Planlarının oluşturulmasında temel teşkil edecek olan yerel eylem planlarının hazırlanmasıdır (Karaman. İşte bu nedenle Gündem 21’in en önemli önerisi. 1992 Rio Zirvesi’nden başlayarak.2002b:2). Rio Zirvesi sonrasında Gündem 21. tüm insanların temel gereksinimlerinin karşılanmasını. İşte bu gizilgücün Gündem 21’in önerileri doğrultusunda ortaya çıkarılması Ulusal Eylem Planları kapsamında hazırlanacak yerel eylem planları ile gerçekleşecektir. 1996 İstanbul Habitat II “Kent Zirvesi”ne uzanan küresel BM konferansları ve diğer zirveler. 1993:12). Ayrıca Gündem 21 ile dünyadaki tüm yerel yönetimlere. Ayrıca bu zengin ülkeler. örgüt ve “çevreleri” arasına sıkışmış yerel yöneticileri de (Güneş. YG 21. 2000) eylem sürecinin bir parçası yapacaktır.1998: 348).2002a:2). aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 170 ülke tarafından benimsenmiştir (IULA. ihtiyaç duydukları kaynaklara daha çok ulaşmalarını sağlayarak. çevre kirliliğini giderme konusunda. beldelerinde ve kentlerinde katılımcı bir süreç içeren YG 21 uygulamaları başlatmışlardır. beldelerinde katılımca bir süreç başlatmaları ve kendi kentlerinin YG 21’lerini oluşturmaları yönünde küresel bir çağrı yapılmıştır (IULA-EMME. Hiç şüphe yok ki böyle bir öneri.insanların sürdürülebilir şekilde kalkınmaları için. on yıldan bu yana başta Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok ülkenin binlerce kentinde uygulanmaktadır (IULA. çevreyi daha az tahrip eden diğer ülkelere daha fazla ekonomik kaynak sağlama sözü vermişlerdir (Keating. Yerel yönetimlerin demokrasi ve demokratikleşme çerçevesinde bir araç işlevi görebilmeleri. yoksulluğu ortadan kaldırmaya çalışmaktır. 2003). siyasal olgunlaşma ve etkin siyasal katılma davranışı gösterebilmelerine önemli ölçüde katkı yapabilme gizil güçlerinin olduğu düşünüldüğü içindir (Varol. Ulusal Eylem Planları’nın oluşturulması süreci içerisinde yerel yönetimler.EMME. ekosistemlerin daha iyi korunmasını ve daha güvenli bir geleceğe giden yolun yapı taşlarının döşenmesini hedeflemektedir. “21 yüzyılın gündemi”ni oluşturmayı amaçlayan Gündem 21. 212 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . nispeten daha az kirliliğe yol açan yoksul ülkelerden daha büyük bir rol sahibi olduklarını fark etmişlerdir.

Zirve’den beklentilerin düşük tutulmasına yol açan bir görünüm sergilemiş. Bu Zirve’de. içermekte olduğu 40 bölüm ile 21. 1992 Rio Zirvesi’nden günümüze kadar geçen on yıllık sürenin değerlendirildiği BM Dünya Sürdürülebilir Gelişme Zirvesi. ulusal. 26 Ağustos-4 Eylül tarihleri arasında Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde düzenlenmiştir. “Rio+10” İzleme Konferansı adıyla da anılmaktadır.2002b:2). Zirve boyunca süren sancılı müzakereler sonrasında.2002b:2.2002b:2).4. neredeyse son dakikada sağlanan uzlaşma ile önemli çıktılar sağlanmıştır (IULA. Johannesburg Zirvesi’nde iki temel çıktı olarak. “Uygulama mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 213 . Zirve’de. ilk üçü New York’ta. yüzyılın gündemini oluşturmayı hedefleyen Gündem 21. Oysa Rio+10 hazırlık süreci.EMME. “sürdürülebilir gelişme” konusundaki taahhütlerin yenilenmesine ve uygulama düzeneklerine işlerlik kazandırılmasına yönelik bir eylem planı üzerinde uzlaşma sağlanması hedeflenmekteydi. Rio’nun ana çıktısı olan Gündem 21’in sorgulanması yerine. “Sürdürülebilir Gelişme” başlığının ilk kez bir konferansta kullanıldığı bu Zirve. Rio Zirvesi’nden bu yana geride kalan on yıllık süre içerisinde dünyada Gündem 21 uygulamalarının değerlendirildiği Johannesburg Zirvesi’nin temel belgeleri arasında yer alan Yerel Yönetimler Diyalog Raporu. Johannesburg Zirvesi’nin sonuçsuz kalacağı endişesi oldukça yaygınlaşmıştı. “Sürdürülebilir Gelişmeyi” tüm dünyada yerel. YG 21 hareketinin dünya ölçeğinde kazandığı ivmeyi ve sağladığı başarıları ortaya koymuş bulunmaktadır. Rio Zirvesi’nin çıktısı olan Gündem 21 başlıklı eylem planının uluslararası ve ulusal ölçeklerde ne ölçüde yaşama geçirildiği değerlendirilmiş ve alınan kararlar ile “sürdürülebilir gelişme” hedefine ulaşılmasında tüm aktörlerin rollerinin güçlendirilmesi amaçlanmıştır (IULA. “Sürdürülebilir Gelişmenin Hızlandırılması: Dünyayı Yerel Hareket Sürüklüyor!” başlığıyla. Zirve’de. sürdürülebilir gelişmeye nasıl ulaşılabileceği konusunda somut bir adım atılmış ve “Gündem 21” başlıklı küresel bir eylem planı benimsenmiştir. Gündem’den Eylem’e “Yerel Gündem 21” Bilindiği gibi 1992 yılında Rio’da düzenlenen BM Dünya Çevre ve Kalkınma Konferansı.EMME. sonuncusu da Bali’de yapılan Hazırlık Komitesi toplantılarında temel metinler üzerinde uzlaşma sağlanamaması nedeniyle.EMME. Buna karşılık. bölgesel ve uluslararası düzeylerde ulaşılması gereken temel hedef olarak belirlemiştir. yüzyılda çevre ve kalkınma sorunlarıyla başa çıkılmasına ve sürdürülebilir gelişmenin gerçekleştirmesine yönelik eylem planlarını tanımlamaktadır (IULA. 21. “Uygulama Planı” ile “Johannesburg Sürdürülebilir Gelişme Bildirgesi” benimsenmiştir.3).

Ayrıca çok-taraflılığın ve ortaklıkların önemi dile getirilerek. çevre ve kentsel sorunlara en yakın yönetimsel birimler olarak belediyeler. 1992 Rio Doruğu’nda benimsenen kararlar doğrultusunda Ulusal Çevre Stratejisi ve Eylem Planı’nı. 1999 yılı Aralık ayı içerisinde sona ermiştir.EMME. 2001:2 ). 2) Yeni proje ortağı kentlerde eylem planları hazırlanmasının sağlanması.2002b:3). C. Rio’da kabul edilen temel konuların yaşama geçirilmesini kolaylaştıracak bir eylem çerçevesi sunmaktadır. Türkiye’de Yerel Gündem 21 Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de toplumun kentsel ve çevresel sorunlarına duyarlı kesimleri. Bu proje doğrultusunda. Böylece. Buna karşın. Zirve’nin diğer temel çıktısı olan “Johannesburg Sürdürülebilir Gelişme Bildirgesi” ise 6 bölümden oluşmakta ve Bildirge’de. 5. uygulamanın güçlendirilmesi gereği vurgulanmaktadır (IULA. 3) Halkın 214 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . yoksulluğun azaltılması başta olmak üzere. Resmi Gazete’de yayımlanan ikinci aşamanın beş temel hedefi bulunmaktadır. Bu projenin ikinci aşaması olan “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Uygulanması” Projesi.EMME.Planı”. 1998 yılı Ekim ayı içerisinde anlaşması yapılan ve 8 Şubat 1999 tarihli T. bu sorunlardan en çok etkilenen yerel halkın “duyarlılıkları”nı da arkalarına alarak. yerel topluluklardan. 2000 yılı Ocak ayı içerisinde başlatılmıştır (IULA. IULAEMME’nin koordinatörlüğü ve UNDP’nin desteğiyle yürütülen “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Teşviki ve Geliştirilmesi” Projesi 1997 yılında başladı (IULAEMME. Bu beş temel hedef şunlardır: 1) Yerel Gündem 21 projesine katılan yerel yönetimlerin sayılarında artış sağlanması ve yeni proje ortağı kentlerde katılımcı süreçlerin oluşturulması. Rio’dan Johannesburg’a uzanan süreç özetlendikten sonra. sorunlarla mücadele konusunda yeni yöntemler geliştirmişlerdir. 2001:2). Bu küresel çağrıya Türkiye’de ilk yanıtlar kamu kesiminden önce. uzun hazırlıklar sonucunda ancak 1998 yılı Mayıs ayında yayımlayabilmiştir. 1992 Rio Doruğu’nda ülkelere yapılan Yerel Gündem 21 oluşturmaları yönündeki küresel çağrı doğrultusunda. Rio’dan yükselen küresel çağrı doğrultusunda harekete geçmişlerdir. sağlık. Yerel Gündem 21 çalışmalarını. UNDP’nin 50’den fazla ülkede desteklemekte olduğu benzer programlar arasında en kapsamlısı ve en başarılısı seçilen “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Teşviki ve Geliştirilmesi” Projesi. Zirve’ye katılan tüm hükümetlerin imzaladığı. Türkiye. Çanakkale ve Urla gibi çevre duyarlı kimi belediyeler. doğal kaynaklar. tüketim. 11 bölümden oluşan “Uygulama Planı”. yerel yönetimlerden gelmiştir. uygulama araçları ve kurumsal çerçeve gibi konuları kapsamaktadır. Ulusal Eylem Planı hazırlanmadan çok zaman önce başlatmışlardır (Geray. karşılaşılan sıkıntılara ve darboğazlara dikkat çekilmekte ve “sürdürülebilir gelişme”ye olan küresel taahhüt yinelenmektedir. 1998:15). Bursa ve İzmit Büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere.

org/tur. Yerel demokrasinin yaşama geçirilmesi. Ayrıca proje ortağı 48 kentin yanı sıra 6 belediye birliği de projenin diğer ortaklarıdırlar. Projenin başlangıcından bu yana hiçbir çaba göstermeyen ya da çalışmalarını durduran 8 Belediye ile 1 İl Özel İdaresi’nin ortaklığının. katılımcı süreçler. değerlerinin ve önceliklerinin sergilendiği yapılar ve yöntemlerle yürütülmektedir. Proje ortağı kentlerde katılımcı süreçler. değişik kurumların temsilcilerini ve kent sorunlarına duyarlı kenttaşları ortak amaçlar doğrultusunda. Farklı büyüklükteki ve özellikteki birçok proje ortağı kentte oluşturulan “Kent Konseyleri”. düzenli olarak bir araya getiren etkin ve katılımcı mekanizmalar olarak işlev görmektedirler. 2002b:15). düzenli olarak bir araya getiren etkin ve katılımcı mekanizmalar olarak işlev görmektedirler (yerelgundem21. 2003). bu amacı gerçekleştirmek bağlamında. YG 21 sürecinin temel amaçlarından birisi olduğundan. askıya alınması kararlaştırılmıştır (IULA-EMME. ilgili etkinliklerin başlatılmasına kadar. 2000: 242). Bu amacı gerçekleştirmede bir araç olan “Kent Kurultayı”. her kentin kendine özgü koşullarının.bilgilendirilmesine ve uluslararası tanıtıma yönelik kampanyalar düzenlenmesi. 10’u büyükşehir belediyesi olmak üzere 45 belediye ve 3 il özel idaresi olmak üzere toplam 48 yerel yönetim örgütünün katılımıyla yürütülmektedir. Proje ortağı kentlerde. bir sivil inisiyatif hareketidir ve hiçbir resmi kuruma bağlı değildir. üye belediyelerin kendi eylem planlarını geliştirmeleri yönünde teşvik edilmesi ve desteklenmesi açısından eşsiz bir konumda bulunmaktadırlar (yerelgundem21. YG 21 ile ilgili çalışmalar tüm kentlilere açıktır.2002: 48). “Kent Konseyi” gibi örgütlenmeler. Uygulamada “Yerel Gündem 21” Süreci Nasıl İşlemektedir? YG 21 süreci.org. “gönüllülük” ilkesi doğrultusunda gevşek bir yapılanma içerisinde örgütlenmiş. Ayrıca bu toplantılar. 6. bütün vatandaşlara açık olarak yapılmaktadır (Adıgüzel.tr/tur. “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Uygulanması” Projesi. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 215 . 5) Marmara depremi sonrasının yeniden yapılanma sürecinde YG 21’in önemli bir işlev görmesi (Göktürk ve Kavili. 2003). Farklı büyüklükteki ve özellikteki birçok proje ortağı kentte oluşturulan “Kent Konseyleri”. kentte bulunan tüm kamu kurum ve sivil toplum örgütleri temsilcilerinin ve Kurultaya üye olan tüm kentlilerin katılımlarıyla gerçekleştirilmektedir. 4) Yerel Gündem 21 sürecinin uzun dönemli sürdürülebilir destek görmesinin sağlanması. değerlerinin ve önceliklerinin sergilendiği yapılar ve yöntemlerle yürütülmektedir. değişik kurumların temsilcilerini ve kent sorunlarına duyarlı kentlileri ortak amaçlar doğrultusunda. “Kent Kurultayları” ya da benzeri sivil örgütlenmeler. “Kent Kurultayları” ya da benzeri örgütlenmeler.. her kentin kendine özgü koşullarının. Proje ortağı belediye birlikleri.

7. oluşturulan bu Çalışma Kozaları’nda kendi ilgi alanları doğrultusunda öbeklenirler. YG 21 sürecine katkı yapmak için “gönüllülük” ilkesi çerçevesinde bir araya gelirler. YG 21 içerisinde kentin tüm sorunlarını kapsayıcı nitelikte Çalışma Kozaları (Grupları) oluşturulur. çağdaş bir kent oluşumu ve çevre sorunlarının en aza indirilmesi anlamında katkı sağlayabilirliği ve uygulanabilirliği Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nca (UNDP) da uygun görülen projeler. Kurultayca da uygun bulunacak projeler. bu doğrultuda Malatya Kent Kurultayı bileşimini 216 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . UNDP’nin kredi desteğini de sağlayacaktır. kamu kurumlarında gördüğümüz türden ast-üst ilişkisi görülmez. çalışmalar genellikle şu dizge içerisinde yürütülür: Kentle ilgili sorunlara duyarlı her kesimden kenttaş. Yine bu çerçevede Malatya Belediyesi. bu çalışmalara yardımcı olacak personelle birlikte hizmete sunulmuştur. Malatya Belediyesi bu kapsamda. 2001 yılı Ocak ayında YG 21 Projesine ortak olmakla. çalışmalarını daha verimli olabilecek bir yöntemle ve eşgüdüm içerisinde yürütme yolunu seçmektedirler (Adıgüzel. Yapılan çalışmalar sonucunda öncelikle. Çalışma ve Alt Çalışma Gruplarından. somut projeler üretmeleri beklenmektedir. Kent Kurultayı’na kimlerin üye olabileceği konusunda Bursa Belediyesi uygulamaları örnek alınmış. Öncelikle. Ancak her kozada çalışmaların verimli ve eşgüdüm içerisinde yürütülmesini sağlayan bir eşgüdümcü vardır. 2003a). yerel demokrasinin yaşama geçirilmesi anlamında bölgesindeki diğer kentlere örnek oluşturabilecek bir yapılanma içerisine girmiştir. Malatya Belediyesi Yerel Gündem 21 Uygulamaları Malatya Belediyesi. kentin çağdaş bir kent olması anlamında katkı sağlayıcı. kenti ilgilendiren tüm sorunlarla ilgili olarak. Ortaya çıkacak somut ve uygulanabilir projeler. Malatya ile ilgili öncelikli sorunları tartışmaya açabilecekleri bir platform olan Kent Kurultayları’nı toplamıştır (Adıgüzel. Bu projelerden. Gönüllü olarak bir araya gelen kenttaşlar. Uygulamalar göstermektedir ki bu Çalışma Grupları’ndan bazıları kendi içerisinde de Alt Çalışma Öbekleri oluşturarak. Malatya’daki kurumların ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin ve üye olmaları durumunda kentlilerin. Çalışma Kozaları’nda çalışan kenttaşlar arasında. belirli aralıklarla toplanan Kent Kurultayları (ya da Kent Konseyleri) gündemine getirilip görüşülür ve tartışılır. 2002: 48). projeyi yerel kamuoyuna tanıtmıştır. öncelikle tüm çalışmaları eşgüdümleyecek olan YG 21 Sekreterliğini oluşturmuş ve 19 Nisan 2001 tarihinde de Yerel Gündem Tanıtım Toplantısı’nı gerçekleştirerek. sorunları giderici ya da en aza indirgeyici. öncelikle çalışma grubunda kabul gördükten sonra.YG 21 sürecinde. Belediye Meclisi kararı ile hayata geçme ve uygulanma olanağına kavuşurlar. YG 21 Projesi kapsamında gönüllü olarak çalışmak isteyen duyarlı kenttaşların çalışmalarını yapabilecekleri mekanlar.

18) Şehircilik ve İmar. 10) Alternatif İş Olanakları. Malatya Milletvekilleri. 4) Engelliler. 14) Dinlenme Alanları. Eski Belediye Başkanları. 2003). 7) Katı Atık. İnönü Üniversitesi Fakülte Dekanları. 8) Sağlık. ikincisi 6 Nisan 2002. toplantılar düzenleyerek. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 217 . Baro Başkanı. 61’i üniversite öğrencisi. 9) Tüketici Hakları. 11) Emekliler. Bu kurultayların ilki 17 Ocak 2002. Siyasi Parti İl Başkanları. 2003a).2002b: 2). bir yandan kendi alanlarıyla ilgili çalışmalara girişmişler. Malatya Belediyesi Daire Müdürleri. Sivil Toplum Örgütlerinin Temsilcileri. bir yandan da açık oturumlar.2001: 2). 6) Spor. İnönü Üniversitesi Rektörü. Araştırma Merkezleri Müdürleri. YG 21 sürecine katkı yapmak için “gönüllülük” ilkesi çerçevesinde bir araya gelmişler. 3) Kadın. Halkın da katılımına açık olan Kent Kurultayları bugüne dek beş defa toplanmışlardır. 12) Çocuk. Meslek Kuruluşları Başkanları. 5) Gençlik. Kayısı Birlik Genel Müdürü. Malatya’da YG 21 Projesi çerçevesinde oluşturulmuş olan Çalışma Kozaları’na son rakamlara göre toplam 300 kişi üye olmuştur.1. kitapçık gibi tanıtım araçlarından yararlanma yoluna giderek. Belediye Meclisi Üyeleri. Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Bölge ve İl Müdürleri. üçüncüsü de 4 Temmuz 2002. 13) Arama Kurtarma.Malatya Valisi.net. Sendika Temsilcileri.. 20) Eğitim-Öğretim (malatya 21. 16) Tanıtım. Kısa süre içerisinde Malatya ile ilgili sorunlara duyarlı her kesimden kenttaş. 18’i lise öğrencisi ve 36’sı da ilköğretim mezunudur ( Adıgüzel. Bu çalışma kozaları şunlardır: 1) İletişim ve Paylaşım. beşincisi de 31 Ocak 2003 tarihinde Belediye Konferans Salonu’nda toplanmıştır. kendi çalışma alanlarına giren konularda yapmış oldukları etkinlikleri halka duyurabilme çabası içerisine girmişlerdir. 19) Nemrut Turizmini Geliştirme. 72’si lise mezunu. 15) Tarihi Eserler. Bu üyelerden 108’i üniversite mezunu. Malatya Belediyesi Uygulamaları Sürecinde Yürütülmekte Olan Çalışmalar Malatya Belediyesi uygulamalarında Çalışma Kozaları. Mecliste Grubu Bulunan Partilerin Merkez İlçe Başkanları. (Malatya Belediyesi. Malatya Belediye Başkanı. 2) Sağlıklı Çevre. Eski Milletvekilleri. öncelikle Malatya YG 21 içerisinde Malatya’nın tüm sorunlarını kapsayıcı nitelikte on dokuz Çalışma Kozası oluşturulmuş. Enstitü ve Yüksek Okul Müdürleri. 7. 17) Zararlı Alışkanlıklar. Çalışma Grupları Temsilcileri ve Kent Kurultayı Yürütme Kurulunca üyeliği kabul edilen kenttaşlar oluşturmaktadır (Malatya Belediyesi. Mahalle Muhtarları. afiş. Eski Valiler. dördüncüsü 10 Ekim 2002. daha sonra Eğitim-Öğretim Kozası’nın da oluşturulmasıyla. toplam Çalışma Kozası sayısı yirmiye ulaşmıştır.

kenar semtlerde yaşayan kadınlara. 700’e yakın öğrenciye de gıda yardımı yapılmıştır. Malatya’daki tüketicilerin bilinçlendirilmesi anlamında katkı sağlamayı amaçlamışlardır. ortaklaşa. 6) Arama Kurtarma Çalışma Kozası üyeleri yaklaşık olarak dört ay süren Sivil Savunma. “Ağaçlandırmaya Uygun Boş Alanların 218 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . 2) Gençlik. 03. 3) Çocuk Kozası tarafından başlatılan eğitim çalışmaları çerçevesinde pilot bölge olarak seçilen Yeşiltepe semtinde maddi durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarına hafta sonlarında Türkçe ve Matematik derslerini içeren kurslar verilmiştir. 5) Engelliler Çalışma Kozasının desteği ile “Ruhsal Hastalıklar”la ilgili bir konferans düzenlenmiştir. Çocuk ve Kadın Çalışma Kozaları.YG 21 çerçevesinde Malatya’da yapılmış ve yapılmakta olan çalışmaları özetle şu şekilde sıralayabiliriz (Malatya Belediyesi. bu projelerin Kent Kurultayları’nın gündemine de alınmasını sağlamıştır. Yangın Söndürme gibi konuları kapsayan bir kursa tabi tutulmuşlardır. Depremden Korunma. 200 öğrenciye ayakkabı. 8) Sağlıklı Çevre Kozası. 7) Gençlik Çalışma Kozası tiyatro ve müzik grupları oluşturularak. “İhtiyaç Fazlası Giyecek Toplama Kampanyası” başlatmışlar. 15. “Okul Eşyası ve Kırtasiye Toplama Kampanyası” başlatılmış ve kampanya kapsamında 334 öğrenciye okul eşyası. Daha sonra. eğitim çalışmalarına başlamışlardır. toplanan giysi ve ayakkabıların gerekli temizliği ve ütüleme işlemleri yapılarak ihtiyacı olan ailelere sunulmuştur.3): 1) Tüketicileri Bilinçlendirme Çalışma Kozası.2002a: 2. özellikle de annelere ve çocuklara yönelik “Anne ve Çocuk Sağlığı” ile ilgili çalışmalar başlatmışlardır. 4) İl Sağlık Müdürlüğü ile yakın işbirliği içerisine giren Çocuk ve Kadın Çalışma Kozaları. Bu projelerden ikisi üzerinde çalışmalarını yoğunlaştıran Koza. İlk Yardım. Sağlıklı Çevre Kozası. Koza daha sonra da olası bir doğal yıkım olayı karşısında anında müdahalede bulanabilecek bir Arama-Kurtarma Ekibi oluşturmuştur. Malatya’nın daha yaşanabilir bir kent ve çevre ortamına kavuşabilmesine yönelik olarak projeler geliştirmiş ve bu projeler üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir. bu kampanyanın kapsamı genişletilerek kentin kenar semtlerinde yaşayan insanlara yönelik olarak. 2002 tarihinde “Avrupa Birliği Sürecinde Tüketicinin Korunması” konulu bir açık oturum düzenleyerek.

“Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Teşviki ve Geliştirilmesi” Projesi. Bu proje kapsamında. Yeşillendirilmesi ve Dinlenme Alanlarının Oluşturulması Projesi. 7. Kent Kurultayı’nca oluşturulan Çalışma Komitesi kararı ile 2003 yılı Mart ayından itibaren yıl içerisinde iki yüz bin ağaç dikilmesi planlanmıştır. e) Kapalı Çarşı Üst Mekanının Toplumsal Kullanım Amaçlı Düzenlenmesi Projesi. Proje’nin ikinci aşamanın beş temel hedefi bulunmaktadır. En az iki trilyonluk bir yatırım gerektiren proje ile ilgili olarak.Ağaçlandırılarak Değerlendirilmesi Projesi”ni 10 Ekim 2002 tarihinde yapılan dördüncü Kent Kurultayı gündemine alınmasını sağlamıştır. b) Kent Merkezinde İnsan Sağlığını ve Can Güvenliğini Tehdit Eden Akaryakıt İstasyonlarının Kent Dışına Taşınması Projesi. YG 21’in başvurusu Belediye Meclisine teklif olarak götürülmüş. 2) Yeni proje ortağı kentlerde eylem planları hazırlanmasının sağlanması. 3) Halkın bilgilendirilmesine ve uluslararası tanıtıma mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 219 . 1999 yılı Aralık ayı içerisinde sona ermiş. Sağlıklı Çevre Kozası. f) Kent İçinde Trafiğe Kapalı Toplumsal Alanlar Oluşturulması Projesi. projenin ikinci aşaması olan “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Uygulanması” Projesi. Yerel Gündem 21’in Temel Hedefleri Açısından Değerlendirilmesi Daha önce de vurgulandığı gibi. d) Malatya İlinin Su Varlıkları Envanterinin Oluşturulması Projesi. Bu projelerden bazıları şunlardır: a) Akpınar Meydanı’nın Yeniden Düzenlenmesi.2. Belediye Encümeninin olumlu kararı sonrasında restorasyon çalışmalarına başlanılacaktır. geliştirmiş olduğu “İş Yeri İsimlerinin Türkçeleştirilmesi Projesi” kapsamında yapmış olduğu çalışmalar ile projenin. Bu konuda YG 21 olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne başvurulmuş ve başvuru olumlu karşılanmıştır. Bu beş temel hedef şunlardır: 1) Yerel Gündem 21 projesine katılan yerel yönetimlerin sayılarında artış sağlanması ve yeni proje ortağı kentlerde katılımcı süreçlerin oluşturulması. Malatya Belediyesi Yerel Gündem 21 Uygulamalarının. 31 Ocak 2003 tarihinde yapılmış olan beşinci Kent Kurultayı gündemine alınmasına katkı sağlamıştır. Meclis de bu konuda Belediye Encümenine yetki verilmesini kararlaştırmıştır. Sağlıklı Çevre Kozası. Genişletilmesi. c) Malatya Kent Mimarisinde Özel Yeri Olan Cami ve Anıtların Ön Görünüm ve Çevre Düzenlemesi Projesi. 9) Tarihi Eserler ve Kervansarayı Kurtarma Çalışma Kozası’nın başlatmış olduğu bir çalışma ile Battalgazi ilçesinde bulunan ve 1637 yılında yapıldığı sanılan Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı turizme kazandırılacaktır. Kurultay’da tartışılan proje genişletilerek “Beydağı’nın Ağaçlandırılması Projesi” adı altında geliştirilmiş ve uygulanması sürecine girilmiştir. 2000 yılı Ocak ayı içerisinde başlatılmıştır. Malatya’nın kent ve çevre sorunlarıyla ilgili olarak geliştirmiş olduğu farklı projeler üzerindeki çalışmalarını sürdürmektedir.

org/tur. Son rakamlara göre. “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Uygulanması” Projesi’nin temel hedeflerine ulaşılması açısından istendik başarıyı yakalayabilmiş midir? YG 21 ile ilgili olarak Malatya Belediyesi’nin iki yılı bulan uygulamaları döneminde. Proje Yönetim Kurulu kararı ile askıya alınması kararlaştırılmıştır (IULA-EMME. Proje’nin ikinci aşamasına da destek vermiş ve Proje’ye üye olan yerel yönetim sayısı gittikçe artmıştır. Katılımcı süreçlerin oluşturulması amacıyla Malatya Belediyesi YG 21 uygulamaları çerçevesinde de sayıları 300’ü bulan gönüllü kenttaşın katılımıyla 20 Çalışma Kozası oluşturulmuş 220 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . 10’u büyükşehir belediyesi olmak üzere 45 belediye ve 3 il özel idaresi olmak üzere toplam 48 yerel yönetim örgütünün katılımıyla yürütülmektedir. YG 21’in uygulamalarının başarısı üzerine UNDP. 5) Marmara depremi sonrasının yeniden yapılanma sürecinde YG 21’in önemli bir işlev görmesi. Bu süre içerisinde. bu yönde çaba göstermeyen yerel yönetimlerin ortaklıkları askıya alınmıştır. yerel yönetim uygulamalarına ve karar alma süreçlerine katılımı ve bu katılım dizgeleriyle sürdürülebilir kentsel yaşama katkı sağlamayı amaçlayan YG 21 uygulamaları. “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Teşviki ve Geliştirilmesi” Projesi ile ivme kazanmıştır. YG 21 Projesi’nde Malatya Belediyesi uygulamalarının başlangıç tarihinden bu yana yaklaşık olarak iki yıllık bir süre geçmiştir.. “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Uygulanması” Proje’si. Proje’nin temel hedeflerini gerçekleştirebilmesi çerçevesinde ulaşılan sonuçları ve bu süreçte karşılaşılan sorunları şu şekilde özetlemek mümkündür: 1) Projenin birinci hedefi olan. Ayrıca Proje doğrultusunda proje ortağı kentlerde katılımcı süreçlerin başlatılması sağlanmış. Ayrıca Proje’nin başlangıcından bu yana hiçbir çaba göstermeyen ya da çalışmalarını durduran 8 Belediye ile 1 İl Özel İdaresi’nin ortaklığının. Birinci yılın sonunda alınan başarılı sonuçlar üzerine yapılan proje revizyonu ile kent sayısı 23’e çıkarılmıştır.yönelik kampanyalar düzenlenmesi. IULA-EMME’nin koordinatörlüğünde ve UNDP’nin desteği ile yürütülen Proje. birinci hedefi doğrultusunda proje ortağı yerel yönetim sayısını sürekli olarak artırmış ve Proje’nin ülke ölçeğinde yaygınlaştırılması sağlanmıştır. Ayrıca proje ortağı 48 kentin yanı sıra 6 belediye birliği de Proje’nin diğer ortaklarıdırlar (yerelgundem21. 4) Yerel Gündem 21 sürecinin uzun dönemli sürdürülebilir destek görmesinin sağlanması. ilgili etkinliklerin başlatılmasına kadar. uygulamaların içerisinde olan bir kenttaş gözüyle. başlangıçta yalnızca 9 kenti kapsamaktaydı. “Yerel Gündem 21 projesine katılan yerel yönetimlerin sayılarında artış sağlanması ve yeni proje ortağı kentlerde katılımcı süreçlerin oluşturulması” hedefi çerçevesinde Türkiye ve Malatya YG 21 uygulamalarını değerlendirdiğimizde şöyle bir sonuç ortaya çıkar: Türkiye’de YG 21 uygulamaları 1997 yılı sonunda. Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Uygulanması” Projesi. 2002b:15).2003).

Proje ortağı kentlerde. 3) Proje’nin üçüncü hedefi olan. Malatya Belediyesi YG 21 uygulamaları için aynı şeyleri söylemek mümkün değildir. “Yeni proje ortağı kentlerde eylem planları hazırlanmasının sağlanması” çerçevesinde. Türkiye ölçeğinde Proje’ye ulusal ve uluslararası çeşitli kurumlar tarafından uzun dönemli sürdürülebilir destekler verildiği gözlemlenmektedir. broşür. “Yerel Gündem 21 sürecinin uzun dönemli sürdürülebilir destek görmesinin sağlanması” çerçevesinde. Ancak sayıları 20’yi bulan Çalışma Kozaları’nda Malatya’nın yerel sorunları konusunda emek veren gönüllü sayısı 300’de kalıyorsa ve iki yıllık süreç içerisinde yapılmış olan beş Kent Kurultayı’nda da katılım sorunu yaşanıyorsa. Proje’nin üçüncü hedefi doğrultusunda Malatya Belediyesi YG 21 uygulamalarının istendik başarıyı yakalayamadığı gerçeği ortaya çıkar. bu yönde çaba göstermeyen üyelerin ortaklıkları askıya alınmıştır. Malatya Belediyesi YG 21 uygulamaları çerçevesinde de bülten.ve iki yılı bulan uygulama dönemi içerisinde 5 Kent Kurultayı’nın toplanması sağlanmıştır. Gerçekten de “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Uygulanması” Proje’si çerçevesinde Türkiye ölçeğinde yapılan çalışmalar IULA-EMME’nin öncülüğünde hazırlanmış geniş kapsamlı bültenler ile halka duyurulmaya çalışılmakta ve internet ortamında verilen hizmetler ile de tanıtım sorunu aşılmaya çalışılmaktadır. Malatya Belediyesi YG 21 uygulamaları süreci içerisinde oluşturulmuş olan 20 Çalışma Kozası çalışmalarını sürdürmekle ve 5 kez Kent Kurultayı toplanmakla birlikte. afiş ve posterlerle uygulamaların tanıtılmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Malatya Belediyesi YG 21 uygulamalarını yönlendirecek geleceğe yönelik kapsamlı bir “eylem planı”nın eksikliği hissedilmektedir. Cumhurbaşkanlığı makamı ve uygulanmakta olduğu yerel yönetim mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 221 . poster ve çeşitli tanıtım ve promosyon malzemesi hazırlanmıştır. Ayrıca Johannesburg Zirvesi’nde Türkiye’deki YG 21 Programları’nın uluslararası tanıtımı kapsamında çok başarılı çalışmalar yapılmış. bu kapsamda Türkiye’deki “en iyi uygulamalar”ı tanıtmaya yönelik kitapçıklar ve Proje’yi çeşitli yönleriyle tanıtan CD. hükümetlerden. Bu anlamda Malatya Belediyesi YG 21 uygulamaları. Türkiye ölçeğinde başarılı uygulamalar içerisine girilmekle birlikte. 2) Proje’nin ikinci hedefi olan. Proje’nin ikinci hedefinin gerçekleştirilmesi kapsamında istendik başarıyı sağlayamamıştır. Proje ulusal ölçekte. Ayrıca Malatya YG 21 uygulamalarının internet ortamında da tanıtımı çalışmaları yürütülmektedir. 4) Proje’nin dördüncü hedefi olan. “Halkın bilgilendirilmesine ve uluslararası tanıtıma yönelik kampanyalar düzenlenmesi” hedefi çerçevesinde. kentlerin daha yaşanabilir kılınmasını sağlamak amacıyla geleceğe yönelik eylem planlarının hazırlanması sağlanmış.

Uluslararası ölçekte ise IULA-EMME ve UNDP’nin Proje’ye sürdürülebilir destekleri vardır. “Marmara depremi sonrasının yeniden yapılanma sürecinde YG 21’in önemli bir işlev görmesi” hedefi Malatya Belediyesi YG 21 uygulamaları kapsamında da yankı bulmuş ve bu hedefe ulaşılmaya çalışılmaktadır. Malatya Belediyesi YG 21 uygulamaları içerisinde ise Belediye’nin kurumsal desteği ile Proje uygulamaları yürütülmeye çalışılmaktadır. “Marmara depremi sonrasının yeniden yapılanma sürecinde YG 21’in önemli bir işlev görmesi” hedefi deprem bölgesi kapsamı içerisinde değerlendirildiğinde. Dolayısıyla. “Yerel Gündem 21 sürecinin uzun dönemli sürdürülebilir destek görmesinin sağlanması” konusunda Malatya Belediyesi YG 21 uygulamaları beklenilen başarıyı yakalayamamıştır. YG 21 uygulamaları kapsamında. “Depremden Korunma”. Ancak gerek Malatya YG 21 uygulamaları kapsamında tanıtım sorununun aşılamaması. gerekse STÖ’nin kendilerinden kaynaklanan nedenlerle Proje’nin henüz yerel kamuoyuna mal olamadığı gözlemlenmektedir. YG 21’lerin önemli bir işlevi olduğunun bilinci ile bu Proje’ye ortak oldukları açıktır. “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin 222 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Bu doğrultuda Arama Kurtarma Çalışma Kozası. Deprem yıkımı ile karşı karşıya kalmış bölgedeki yerel yönetimlerden 4’ü büyükşehir belediyesi olmak üzere toplam 10 belediyenin ve ayrıca Marmara ve Boğazları Belediyeleri Birliği’nin “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Uygulanması” Proje’sine ortak oldukları görülmektedir (IULA-EMME. Bu noktada. Malatya YG 21 uygulamaları içerisinde oluşturulan Çalışma Kozaları’na katılım. 8. 5) Proje’nin beşinci hedefi olan. Koza. deprem sonrası yeniden yapılanma süreci içerisinde bölge yerel yönetimlerinin. kendi üyelerine yönelik olarak yaklaşık dört ay süren “Sivil Savunma”. Bu nedenle Proje’nin dördüncü hedefi olan. “Yangın Söndürme” gibi konuları kapsayan bir kurs açmıştır.örgütlerinden önemli destekler görmektedir. deprem yıkımı ile karşı karşıya kalan bölgeden Proje’ye ortak olma noktasında yoğun talepler gelmiş olduğu gözlemlenmektedir. daha sonra da olası bir doğal yıkım olayı karşısında anında müdahalede bulanabilecek bir Arama-Kurtarma Ekibi oluşturmuştur. Proje’nin beşinci hedefi olan. Malatya Belediyesi Yerel Gündem 21 Uygulamalarının Genel Değerlendirmesi Yerel düzeyde yönetim uygulamalarına ve karar alma süreçlerine katılımı ve bu katılım dizgeleriyle sürdürülebilir kentsel yaşama katkı sağlamayı amaçlayan Malatya Belediyesi YG 21 uygulamaları. “İlk Yardım”. Malatya Belediyesi YG 21 uygulamaları içerisinde de yansımasını bulmuştur. 2002b:15). Marmara depremi sonrası yeniden yapılanma süreci içerisinde YG 21’in önemli bir işlev görmesi. ortaklaşa çalışma ve Kent Kurultayları’na katılım konularında STÖ’nden istendik destekler sağlanamamıştır.

2003b). Çalışma Kozaları içerisinde emek veren kenttaşların içerisinde kent ve çevre sorunlarıyla ilgili uzman sayısının çok az olması gerçeği ile açıklanabilirken. Çalışma Kozaları’nın bir çoğunda. Malatya Belediyesi YG 21 uygulamalarında Çalışma Kozaları’nın yöntemli bir çalışma dizgesi oluşturamadıkları gözlenmiştir. Gözlemler ve YG 21 Sekreterliği personeli ile yapılan görüşmeler (Adıgüzel. İki yılı bulan çalışma süreci boyunca Malatya YG 21 uygulamaları içerisinde etkinliklerde bulunan Çalışma Kozaları’nda kentin yaşam kalitesini iyileştirici yönde kent ve çevre sorunlarıyla doğrudan ilişkili somut projeler üretilememiştir. Ayrıca iki yıllık uygulama süreci içerisinde beş kez toplanmış olan Kent Kurultayları da katılım sorunu ile karşı karşıyadır. 9. Sonuç Yerine Sürdürülebilir gelişme ve katılımı sağlama hedefine ulaşabilmek yönündeki en önemli mekanizmalardan biri olarak kabul edilen YG 21 sürecinin daha etkin olarak mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 223 .Uygulanması” Projesi’nin temel hedeflerine ulaşılması açısından henüz istendik başarıyı yakalayamamıştır. Katılımın istendik düzeyleri yakalayamamasında. Çalışma Kozaları’nda bu yönde projeler üretilememiş olması. Bu eksiklik. YG 21 sürecinin tüm kent ölçeğinde yeterince tanıtılamamış olmasını ve özeksel yönetimin ildeki uzantıları olan birimlerin ve STÖ’nin konuya gereken ilgiyi göstermedeki çekingen tutumlarını temel nedenler olarak ortaya koyabiliriz. yürütülmekte olan etkinlikler ve yapılması gereken işler genellikle birkaç kişinin üzerine yıkılmış durumdadır ki bu durum. Proje kapsamında oluşturulmuş olan 20 Çalışma Kozası içerisindeki gönüllü katılımı sayısı 300 kadardır. Malatya Belediyesi YG 21 uygulamaları süreci içerisinde katılımın hem sayısal olarak yeterli olmadığını hem de varolan katılımın işlevsel bir katılım olmadığını ortaya koymaktadır. öncelikle Kurultay’ın kentsel sorunların çözümü konusunda bir baskı grubu olarak katkı sağlama ve yerel kamuoyunu yönlendirme işlevini gerçekleştirme olanağını ortadan kaldırmaktadır. Çalışma Kozaları içerisinde iş bölümü ve eşgüdümü sağlayacak olan bir çalışma dizgesi noksanlığının bir belirtisidir. “Dünya Bankası Kredileri” ve bu kredi sürecinin ulus-devlet dizgesini zayıflatan unsurlar içerdiği tartışmalarının sürmesi ve bu konuda oydaşımın olmaması somut projelerin ortaya çıkarılması sürecini zayıflatmaktadır. Toplam 398 üyesi olan Malatya Kent Kurultayı içerisinde yaşanmakta olan katılım sorunu. Çalışma Kozaları’nın hem verimli çalışmasını ve somut projeler üretmelerini engellemekte hem de varolan üye sayısının da erozyona uğramasına neden olmakta ve Malatya Belediyesi YG 21 uygulamalarının işlevlerini zayıflatmaktadır.

Türkiye’de 1997 yılında başlatılmış olan “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Uygulanması” Projesi. YG 21 sürecinin uygulandığı yörelerde ve kentlerde sorumluluk yüklenen yurttaşlar ve kenttaşlar.uygulanabilmesi amacıyla başlatılması öngörülen “Yerel Eylem 21” kampanyasının gündemde olduğu günümüzde. Başlangıçta çok büyük istek ve beklentiler çerçevesinde yürütülmeye çalışılan Malatya Belediyesi YG 21 uygulamaları sürecinde beş kez de Kent Kurultayı toplanmış ve bu platformlarda Malatya’nın yerel sorunları tartışmaya açılmış. sorunların sahiplenilmesi ve çözümü yolunda uygulanabilir projelerin ortaya konulması çerçevesinde umut verici çabalar içerisine girmişlerdir. YG 21 uygulamalarını yönlendirecek geleceğe yönelik kapsamlı bir eylem planı hazırlanamamıştır. YG 21 uygulamalarının istendik 224 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . yerel halka benimsetilmesi ve daha işlevsel hale getirilmesi noktasında çok büyük görevler düşmektedir. Ancak bu sayı nüfusu yarım milyonu geçmiş. UNDP’nin 50’den fazla ülkede desteklemekte olduğu benzer programlar arasında en kapsamlısı ve en başarılısı seçilmiştir. il özel yönetimi ve belediye birliklerinde STÖ’nin ve kenttaşların yönetimsel karar süreçlerine katılımlarını sağlayıcı “bir yerel yönetim dizgesi”nin oluşması yönünde çok büyük katkılar sağlamaktadır. yaygınlaştırılması. STÖ’ne ve tüm duyarlı kenttaşlara. çözüm yollarının üretilmesi konusunda STÖ’nin ve halkın görüşleri alınmaya çalışılmıştır. Malatya Belediyesi de “beldelerinde katılımcı bir süreci başlatmaları ve kendi kentlerinin YG 21’lerini oluşturmaları” yönünde yapılan küresel çağrıya 2001 yılı Ocak ayında yanıt vermiş ve YG 21 Projesine ortak olmuştur. Gündem 21’in temel amaçlarından en önemlisi olan “katılımcı ve çok ortaklı bir yönetim anlayışı”nın. yerel yönetimsel dizgede eksikliği hissedilen “katılımcılık sorunu” konusunda yeni açılımlar sağlamaktadır. uygulama süreçlerinde gerçekleşmesi yolunda çarpıcı adımlar atıldığı da bir gerçektir. uygulandığı belediye. projenin tanıtılması. Diğer yandan Malatya Belediyesi YG 21 uygulamaları süreci içerisinde. Malatya Belediyesi YG 21 uygulamalarında. başta kent ve çevre sorunları olmak üzere tüm sorunlara duyarlı ve yerel demokrasiye inanan kenttaşların öbeklendiği Çalışma Kozaları’nda gönüllü üye sayısı 300’e ulaşmıştır. Bu nedenle başta bu projeye Malatya Belediyesi’ni ortak etmekle büyük bir yerel demokrasi atılımı yapmış ve Malatya’ya prestij kazandırmış olan Malatya Belediyesi’ne. yerel kamu kurumlarına. “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Uygulanması” Projesi’nin temel hedeflerine ulaşılması çerçevesinde Türkiye ölçeğinde istendik başarı düzeyi yakalanmıştır ki bu nedenle Türkiye uygulamaları. on yılı bulan uygulamalar süreci göstermiştir ki dünyadaki ve Türkiye’deki YG 21 uygulamaları. YG 21 uygulamaları süreci içerisinde katımın arttırılamadığı. Çalışma Kozaları’nda varolan katılımcıların işlevsel bir güç haline getirilemediği ve Çalışma Kozaları ve Kozalar içerisinde eşgüdüm eksikliği gibi sorunlar da su yüzüne çıkmıştır. büyükşehir belediyesi adayı bir kent için yeterli değildir.

Ayrıca. Ankara.. 44-57. s. “Yerel Gündem 21 ve Katılım. İnsan Çevre Toplum. Bu konuda en ussal çözüm. GÖKTÜRK.2003 Tarihinde Malatya Yerel Gündem Genel Sekreterliği Personeli ile Yapılan Görüşme. Sayı: 3-4.. s. Tanıtım sorunu YG 21 Sekreterliği. “Belediyeler ve Çevre”. 20. ADIGÜZEL. Temmuz 2000.net. İmge Kitabevi. s.//www. (2002). Esen Basın Yayıncılık. Bülten 9. GERAY. sayı 3. KAYNAKÇA ADIGÜZEL. Yerel Basın ve STÖ’nin yapacakları eşgüdümlü bir işbirliği ile aşılabilir. daha fazla gönüllü yurttaşın ve kenttaşın yerel sorunların çözümü sürecine katılımlarını. “Belediye Örgütü “Çevre” ve Belediye Başkanları”. Cilt 9.EMME. (Der. GÜNEŞ. s. Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği. Ankara. HAMAMCI. “Çevrenin Uluslararası Boyutları”. Malatya21. 15.102. Can.01.46-51. Malatya Belediyesi’nin borç ödeme kapasitesini zorlamayacak ölçekte projelerin üretilmesi ya da yerel kaynaklarla ve yerel kaynakların bir araya getirilmesi sonucu oluşturulacak olan akçalı olanaklarla üstesinden gelinebilecek projelerin gündeme alınmasıdır. 237-249. Üniversite. katılımcı bir yerel demokrasinin yerleşmesinde ve gelişmesinde hızlandırıcı bir işlev görecektir.2003). Muharrem (2000).!”. Cevat. Belediye Dergisi. bir tartışma konusu olan “Çalışma Kozaları’nda geliştirilerek. Şenol. Malatya YG 21 süreci uygulamalarında özellikle eksikliği hissedilen “sürecin tanıtımı” sorunu aşıldığında çok daha başarılı uygulamalar içerisinde olunacaktır. Cilt:7. 22. “Projenin Tanıtımı”. (1998). Bu sorunun aşılması. Ayrıca Malatya Belediyesi’nin mahalle muhtarlıklarında kurmuş olduğu “Belediye İrtibat Büroları”nda YG 21 sürecini tanıtıcı “masa”lar oluşturulabilir. Türkiye Kent Kooperatifleri Merkez Birliği Yayınları. Çağdaş Yerel Yönetimler. (2000). IULA..01. Ruşen Keleş). Şenol. TODAİE Yerel Yönetimler Araştırma ve Eğitim Merkezi. s. yerel kamuoyunun sorunları sahiplenmesini sağlayacak ve bu gelişmeler.2003 Tarihinde Malatya Yerel Gündem Genel Sekreteri ile Yapılan Görüşme. (2003a). (1997). “Yerel Gündem 21 ve Yerel Yönetimler”.394 412.başarıyı yakalayabilmesi için öncelikle bu sürecin yerel halka tanıtılması sorunu aşılmalıdır. Kent Kooperatifçiliği. Doğu Akdeniz ve Ortadoğu Bölge Teşkilatı Yayını. Ankara. 15-20. (2001). (2003b). Atilla ve Kavili Sultan. olgunlaştırılacak olan somut projelere Dünya Bankası kredisi sağlanması” konusunda bir oydaşım sağlanması amacıyla bu sorunun Kent Kurultayı gündemine alınarak tartışılması gereklidir. Ankara.01. Sayı: 99. Şenol. (http. ADIGÜZEL. Yerel Yönetimler Sempozyumu Bildirileri. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 225 . Ankara.

Gündem 21 ve Diğer Rio Anlaşmalarının Popüler Metinleri. Ankara. “Dünya Zirvesi Gündem’den Eylem’e”. İmge Kitabevi. Ankara. Kentleşme Politikası. Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği. UNEP Türkiye Komitesi Yayını. Zerrin. VAROL. Doğu Akdeniz ve Ortadoğu Bölge Teşkilatı Yayını. “Yerel Temsilden Katılıma: Kuram ve Gerçeklik”. 226 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . İçişleri Bakanlığı Yayınları. 107-119. Çevrebilim. Ankara. KARAMAN. Ruşen. Malatya Yerel Gündem 21 Tanıtım Bülteni. KEATING. s.htm. Ankara. Kent Kurultayı Toplantı Tutanakları.01. (1997). KELEŞ. (2002b). MALATYA BELEDİYESİ. MALATYA BELEDİYESİ. Malatya 3. MALATYA BELEDİYESİ. TOPRAK. Yerel Gündem Sekreterliği. (1998). Ankara. Malatya.2003). Yerel Gündem Sekreterliği. KELEŞ. Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği.org/tur/yg21/yg21. TODAİE Yerel Yönetimler Araştırma ve Eğitim Merkezi. (2002b). (1993). Ankara. Malatya. “Dünyada Yerel Gündem 21”. Yerel Yönetimler Sempozyumu Bildirileri. Kent Kurultayı Toplantı Tutanakları. Doğu Akdeniz ve Ortadoğu Bölge Teşkilatı Yayını. IULA-EMME. Malatya. Muharrem (2000). Sayı:1. Michael. (1996). Türk İdare Dergisi. 21. Ankara. Sayı: 426. 205-209. (yerelgundem21.IULA-EMME. Bülten 12. s. Ruşen ve Hamamcı Can. Bülten 13. (2002a). İmge Kitabevi. Yeryüzü Zirvesinde Değişimin Gündemi. (2001). Malatya 4. (2002a). “HABİTAT II ve Yerel Gündem 21 Sorumluluğu”.

Ve yine çok iyi biliniyor ki 11 Eylül 2001 tarihi. istihbaratın Irak’taki nükleer silahlarla ilgili raporunu abartarak basına yansıtmıştı. Bush’un deyimiyle “bütün özgür dünyayı tehdit eden terörizm” tehdidine karşı koymaktadır. kitle imha silahlarının yarattığı tehdittir. 25 Eylül 2003). Bu ülkeler ise başlarına gelecekler konusunda öngörüsüz değiller. İkincisi. İngiliz hükümeti.Sömürge Tipi “Demokrasi” ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi Filiz ÇULHA ZABCI* Giriş ABD’nin 2000’li yıllarda geliştirdiği ulusal güvenlik stratejisi doğrultusunda. ABD bu ülkelerle kendini sınırlamayacak. Irak ve en nihayetinde İran’a yönelmiş “diplomatik” tehditler.Dr. Afganistan ile başlayan askeri işgal. Kuşkusuz. ABD’li uzmanların yaptığı araştırma ise. silahlı güce dayanarak. Neden Ortadoğu ya da daha çok yinelenen bir soru ile neden Irak? ABD’nin kendi gerekçelerinden yola çıkacak olursak. Siyasal Bilgiler Fakültesi 1 Bunun bir yalan olduğu gerek İngiltere’de yaşanan Dr.. tek taraflı ve uluslararası hukuk alanında meşru bir gerekçeye sığınmaksızın Ortadoğu’yu denetimi altına almaya çalıştığı bilinen bir gerçek.Ü. A. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 227 . bunlardan birincisi. ABD’nin belirlemiş olduğu kendi deyimleriyle “yol haritası”nın başlangıç noktasını Ortadoğu oluşturdu ve hâlâ oluşturmaya devam ediyor. uzanmak istediği bir Suriye var ve belki de Suudi Arabistan.1 Üçüncüsü ve en çok kullanılan gerekçe * Yrd. Kelly olayından sonra gerekse ABD’li uzmanların yapmış oldukları araştırmalar ile birlikte ortaya çıktı. New York Times. Bush ve etrafındaki yeni muhafazakâr klik tarafından “önleyici savaş” stratejisini başlatmak için eşsiz bir fırsat yarattı. Irak’ta konvansiyonel olmayan silahların varlığına rastlanmadığını gösteriyordu (Douglas ve Miller.Doç.

Soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği ve “sosyalizm tehdidi”ni dengeleyecek bir “yeşil kuşak” projesi bulunuyordu. Ortadoğu’da demokrasinin kurulması ve yaygınlaştırılmasıdır. ortaya çıkan daha karmaşık bir dünyayı yönetebilmek ve yeni ittifakları. farklı jeopolitik teoriler için bkz. ABD’nin bölgeyi tek taraflı ve askeri olarak elinde tutma isteğinin net bir ifadesiydi (Harvey. Birinci Körfez savaşı. ABD bölgenin denetimini İngilizlerden almıştır. İngilizler artık daha aza razı olmak durumunda kalmışlardır. güç kazanan ve Ortadoğu’daki iktidarlara tek gerçek muhalefet potansiyeli taşıyan siyasal İslam’a bir çözüm üretmektir. 2003: 18-19). Soğuk savaşın sona ermesinden sonra ABD. ABD’nin soğuk savaş sonrasında izleyeceği “ana planları” dahi bulunmuyordu (Barnett. İngiliz hâkimiyetinin Ortadoğu’da kırıldığı 1950’lerden sonra. 2003:18-19) “Neden Ortadoğu?”2 sorusunu yanıtlarken. Gerek Irak işgali boyunca gerekse işgalden sonra yaşanan sancılı süreçte hem Irak halkı hem de Arap ve dünya halkları bu gerekçelerin “gerçek niyetler”le ilgisi bulunmadığını biliyordu. Türkcan. Sorunun bir yönü. Ancak senaryoları ya da yeni emperyalizme ilişkin yaklaşımları gözden geçirmek bile başlı başına bir yazı konusu olabilir. Hiç kuşkusuz ABD’nin Ortadoğu’ya ilişkin politikalarının başlangıç tarihi ne Irak işgalidir ne de Genişletilmiş Ortadoğu Politikasıdır. Panitch ve Gindin. özellikle de 1960’larda. 2001). tarih. Amerikan şirketleri petrol rezervleri üzerindeki denetimlerini arttırmışlar. bu bölgenin “küresel kapitalist sistem” içindeki yerini ve jeopolitik konumunu gözden geçirmek gerekir.ise. 2004). ABD’nin bölgeye askeri olarak hâkim olmasını da beraberinde getirdi. bu tarihten sonra askeri varlığı ile de bölgeye hâkim olmuştur (Arı. 2005: 9-10). bölgesel güçleri dengeleyebilmek sorunuyla karşı karşıya kalmıştır. Aynı şey Ortadoğu politikaları için de söylenebilir. Bu proje ile ABD İslamcı akımlara ve örgütlere parasal ve askeri destekte bulundu hatta bazılarını bizatihi kendi yarattı. Elbette ki. Ancak. Harkavy. 70’e kadar ekonomik ağırlığını bölgeye koyan ABD. Belki de bazılarının iddia ettiği gibi. Foster 2002. Sovyetler’in çökmesi bu projeyi geçersiz bir hale getirdi ve ABD bir süre sonra kendisine yönelmiş bir “yeşil silah” ile karşı karşıya kaldı. 228 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına kadar gitmektedir. kendisine yönelmiş olan bu silaha. 2004. 90’lı yıllar boyunca da ABD bölgeye askeri yığınak yapmaya devam etti. Harvey. konunun daha geniş bir çerçeve içinde “yeni emperyalizm” çözümlemesinin bir boyutu olarak ele alınması daha iyi olurdu (Yeni emperyalizme ilişkin bakış açıları için bkz. Irak işgali. 2004: 179-181. Ancak 2 Aslında Irak’ın işgalinin ve Ortadoğu’da hedeflenen kontrolün gerçek nedenleri konusunda birbiriyle uyuşmayan pek çok senaryo söz konusudur (Bunun için bkz.

Ayrıca. siyasi ve ideolojik bir yayılma ve belirleyiciliğin söz konusu olması gerekir ki. http://www. ama en azından bölgesel bir güç olacağı konusunda kimsenin kuşkusu yok. Çin olabilir. dünyada petrol rezervlerinin gitgide azaldığını ve yirmi otuz yıl içerisinde birçok rezervin tükeneceğini belirtiyor. ABD’nin gelecekte en büyük rakibinin Çin olacağı konusunda görüş birliği içindeler.4 ABD’nin Ortadoğu üzerinde bu denli gayretli olmasının nedenlerinden biri de (bir diğeri kuşkusuz ekonomik nedenlerdir) hegemonik gücünü sarsıntıya uğratıcı yeni bölgesel ittifakları engellemektir. Bu koalisyonun dışında Brzezinski (1998) Çin-Japon ya da Avrupa-Rusya ittifakları olasılığından söz etmektedir. ABD’nin ünlü devlet danışmanı Brzezinski. 26 Şubat 2005). Yapılan bazı çalışmalar. ABD’nin sağ entelektüelleri tarafından hazırlanan “Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi”nde de Amerika’nın şu an için küresel bir rakibinin olmadığı. 2003: 19). Rusya ve “belki de” İran koalisyonu bunların en tehlikelilerinden biri olabilirdi. Bkz. Güney ve Doğu Asya’yı etkilemek ve hegemonyayı onlara kaptırmamak açısından da önemli bir hale geliyor. örneğin Japonya. ABD bu alanlarda bir “süper güç” olarak son zamanlarda düşüşe geçmiş olmasına rağmen. Uluslararası dengelerin ve küresel kapitalist ekonominin gidişatı konusunda çalışma yapanlar. “Rebuilding America’s Defense: Strategy. Forces and Resources For a New Century (September 2000). Bununla da kalmaz.org/RebuildingAmericasDefenses.newamericancentury. Uluslararası düzlemde hegemonik bir güç olmak için ekonomik.5 Bu nedenle 3 4 5 Çin’in askeri olarak Rusya’dan daha güçsüz olmasının ve ekonomik genişlemesini sosyal alana yayma becerisini gösterememesinin küresel bir güç olmasını engellediğini ve kısa dönemde böyle bir olasılığın söz konusu olmadığını göz önünde bulundurmak gerekir. Washington Post. karşısında hâlihazırda başka bir rakip bulunmamaktadır. bilinen petrol rezervlerinin en bol olduğu bölgedir. Sadece şu noktaları belirtmekle yetinelim: Ortadoğu.3 Çin. 1997’de yazmış olduğu Büyük Satranç Tahtası adlı kitapta ABD’nin dünya çapında soyunduğu liderlik arzusunu yıkıma uğratacak ya da “süper güç statüsünü” tehlikeye sokacak bölgesel ittifakların ortaya çıkabileceğini ve ABD’nin öncelikli sorununun bu bölgesel koalisyonlara nasıl cevap verebileceği olduğunu vurguluyordu.4 trilyonluk ekonomisiyle bölgede pek çok alanda yükselen bir lider (Cody. Ortadoğu’daki petrol rezervlerini denetlemek.3 milyar nüfusu ve 1. Ortadoğu’yu denetlemek demek petrol dağıtım hattını da büyük ölçüde elde tutmak demektir ki bu da en az petrol rezervleri kadar önemlidir (Harvey. ABD’ye rakip güç olabilecek ve Ortadoğu’nun petrolüne belli ölçülerde bağımlı bölgeleri. Çin. yükselen bölgesel bir güç.burada genişçe yapabileceğimiz bir şey değil bu. Belki Çin küresel bir güç olma özelliği kazanamayacak. askeri. Bir başka etken. ABD’nin son zamanlarda Çin’deki insan hakları ihlallerini bu denli gündeme getirmesini herhalde bu ülkenin ekonomik olarak yükselmesi gerçeği ile birlikte değerlendirmek gerekir.pdf mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 229 . 1. güvenlik ve savunma stratejisinin asıl amacının bu durumu “olabildiği kadar ileri bir tarihe kadar” sürdürmek olduğu ifade ediliyordu.

İşte. Ama sonuçta aralarında büyük bir ortaklık vardır: Şu veya bu yöntemle olsa da sömürgeleştirme devam etmelidir. M.Irak’tan sonra İran’ı hedef tahtası yapmaya başlamasını göz önüne getirirsek. T. ABD. Sadece Türkiye’nin yeni politikalar içindeki yerini görebilmek açısından değil.7 Ortadoğu politikalarını ele aldığımızda. ABD soğuk savaş sonrasında nasıl bir plan ya da strateji ile olursa olsun Batı dünyasının ve en sonunda da dünya kapitalist sisteminin lider ülkesi konumuna soyunmuştur ve Ortadoğu’ya doğru uzanmak bu amacın önemli bir parçasıdır. Akad (2004). Avrupa’yı Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’ne ve Ortadoğu’daki gelecek düzenlemelere ortak etmek istemektedir.6 İkinci önemli parçası ise. aynı zamanda kısa zaman aralıkları içinde değişen ve hep yeniden biçimlenen ülkeler arası ittifak ve cepheleşmeye dayalı dengeleri görebilmek ve hatta öngörebilmek için… Bu soru. Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin en önemli ayağı. sanıldığının aksine yeni dünya düzeninin kurulması noktasında. Ancak. ABD’nin şahin ve güvercin kanatları arasında enikonu bir ayrım olmadan gözettiği genel politik kaygı. ABD’nin bu ülkelerdeki yönetimleri değiştirme isteğidir. Brzezinski (1998: 54). AB ise uzun erimli değişimleri ve daha yumuşak. iknaya dayalı girişimleri benimsemektedir. Bkz. ABD. 6 7 ABD’nin amacı “petrol” sorunu ile sınırlı olsaydı. herhalde. ABD. yani ABD’nin jeopolitik stratejisinde bir değişiklik ve yeni ittifak arayışları var mı sorusu bizi hemen yeni ABD hükümetinin son dönemde. hangi yeni ortaklıkların ve ittifakların gündeme geldiği konusunda düşünmek bizim için çok önemli. ABD’nin Irak işgalinde yaşadığı çıkmaz ile birlikte ne gibi politik ve stratejik tercihler üzerinde durduğu ve bunun belli bir süreklilik gösteren politikalarında ne gibi değişikliklere yol açtığı. Orta Asya ve Kafkaslara kadar denetimi yayma ve bu amaçla Rusya’nın çevrelenmesi girişimidir. ABD hükümetinin önce Dışişleri Bakanı C. yöntem olarak bir farklılık bulunduğunu kolayca sezinleyebiliriz. Atlantik’in bu her iki yakasındaki siyasi güçler için amaç açısından değil. ABD’nin yeni güç bloklarının oluşmasını kaba şiddete dayanarak önlemeye çalışmaktan vazgeçmeyeceğini söyleyebiliriz. yani en geniş ve en temel amaç içerisinde ABD ile AB arasında bir çatışma söz konusu değildir. Aslında şunu hemen belirtmek gerekir ki. 230 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Avrupa’nın birleşmesini desteklemiştir ve küresel liderliğini paylaşabileceği tek güç olarak görmüştür. özellikle de Bush’un ikinci kez iktidara gelmesinden sonra Avrupa ile geliştirdiği ilişkilere götürecektir. ya da başka bir adlandırmayla “rejim değişikliği”dir. Bush’un başa geçmesinden sonra daha kestirme ve silahlı müdahaleye dayalı yöntemleri tercih etmeye başlamıştır. Irak’a kadar gitmek yerine yanı başındaki Venezuela’ya askeri müdahaleyi yeğlerdi. Ve yine bu en genel amaç içerisinde ABD ile AB arasında da ciddi bir farklılık yoktur. kendisinin liderliğini yaptığı bir Batı cephesinin ve tabii ki küresel kapitalizmin dünyayı olabildiğince fethetmesidir.

İlk olarak. A. gerek NATO’nun Ortadoğu’daki varlığının artırılması gerekse İran ve Suriye’ye yapılacak “diplomatik” baskılar için Avrupa’nın desteğini aldığını söyleyebiliriz. Avrupalıların en azından bir kısmının ABD’ye karşı sıcak duygular beslemediğini göstermiştir. ABD. Hatta Türkiye’de Amerikan karşıtlığının gittikçe yükselişe geçtiğini söyleyebiliriz. Bush’un Avrupa gezisinde yapılan protesto gösterileri. öte yandan Türkiye’yi kıskaç altına alma politikası gütmektedir. Bunun. ABD. Avrupa’nın da desteğini sağlayarak Ortadoğu’yu denetleme ve düzenleme programı mı? GOP’un her ikisini birden kapsadığını söyleyebiliriz. özellikle de Ortadoğu’daki halkları için ikna edici değildir. ABD. Üstelik BBC’nin yapmış olduğu araştırmanın ve pek çok kamuoyu yoklamasının da gösterdiği gibi. Bunu. Ama anlaşılan odur ki. Başta Almanya ve Fransa olmak üzere Avrupa Birliği. yöntemsel olarak da bir uzlaşmaya varıldığını. Genişletilmiş Ortadoğu Politikası. ABD’den bulduğu desteğin ve bunun tattırdığı siyasi. Ayrıca. ABD’nin Ortadoğu’da “güdümlü bir demokrasi” yaratma ve İran ile Suriye üzerinde baskı kurma konusunda anlaşmış gözükmektedir. Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede sevilmeyen “devlet” konumundadır. ABD ve Türkiye ilişkileri de yeni bir rotaya doğru kaymaktadır: AKP hükümeti. yoksa uzun dönemli hedefler gözetilerek girişilmiş. İkinci olarak. ABD. ABD’nin mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 231 . Ortadoğu’da darboğaza giren ABD’nin. ABD’nin Irak işgali ile birlikte sözde demokrasiyi getirme misyonunu yüklenmiş olduğu lafzı artık kimse için. bir yandan Avrupa’ya birleşme ve “tek ses olma” çağrısı yaparken. Avrupa’nın karşı çıkışını ve Asya’daki ülkelerin tepkilerini dikkate almak istemeyen ve dikkate almayacak kadar güçlü olduğunu zanneden Bush ve etrafındaki şahinler de yeterince anlamış gözükmektedir.Rise ardından Bush’un kendisinin başlattığı Avrupa ile temaslarından. dünyada gittikçe batmakta olan gücünü silahlı zora dayalı olarak yenileyecek ve sürdürecek olanağı olmadığını anlamıştır. Ortadoğu’yu. Avrupa’nın da çıkarını gerçekleştirecek biçimde denetim altında tutmaya niyetli ve bu konuda Avrupa’yı ikna etmiş görünüyor. Değişmeyen Taktik: Güdümlü Demokrasi ve Genişletilmiş Ortadoğu Politikası ABD’nin Genişletilmiş Ortadoğu Politikasını (GOP) nasıl anlamlandırabiliriz: Bir meşruluk sağlama girişimi mi sadece. AKP’nin Amerika’dan bağımsız politika üretme gibi bir hava içerisine girmesinden Türkiye’de ivme kaydeden Amerikan karşıtlığına veya ABD’nin Türkiye’deki üsleri kullanmaya acil ihtiyaç duyuşundan Türkiye’nin İran ve Suriye ile ilişkilerine kadar birçok nedeni vardır. ekonomik rahatlığın son demlerini yaşıyor gibi görünmektedir.

“Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi” adıyla. (Achcar. ABD’nin önünde.yeni teknikler ve ittifaklar içinde hegemonik liderliğini sürdürebilme senaryosudur. Kasım 2003’te Başkan Bush yapmış olduğu bir konuşmada “ileri bir özgürlük stratejisi” başlatıldığını ve bunun Orta Doğu’daki ülkelerde ciddi reformları beraberinde getireceğini duyuruyordu. 22 ülkeyi kapsayan ve “genişletilmiş” olarak adlandırdığı bu bölgeye ilişkin planlarını ve yerleştirmeye çalıştığı ekonomik ve siyasal sistemleri en başından belirlemişti. 2004). ABD’nin kısa sürede çok adım atma ihtirasının bir ürünü de olarak. Söz konusu ülkelerde gelir dağılımındaki bozukluk. Georgia’da bir zirvede buluşacak olan G8 liderlerine daha önce yollanmıştı. yıkılan Sovyetler Birliği’ni ve Balkanlar’ı “yeni dünya düzeni” ile bütünleştiren. ABD’nin liderliğindeki serbest pazarın yayılmasının önünde pek bir engel kalmamıştı. Şimdi bu henüz bitmemiş senaryonun ayrıntılarına geçebiliriz. ABD. ABD için geri çıkışı hiç kolay olmayan bir ülke haline geldi. Genişletilmiş Ortadoğu Politikası Başlatılıyor GOP. göçler ve suç oranları hızlı bir biçimde 232 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . yabancı sermaye girişine açık. Ancak. Aslında söz konusu çalışma Afsed (Arab Fund for Social and Economic Development) ve UNDP’nin (United Nations Development Programme) bölgesel bürosunca hazırlanmış olan 2002 ve 2003 Arap İnsani Gelişme Raporları’na dayanıyordu. Şubat 2004) 13 Şubat 2004 tarihinde. bunun hangi yollarla yapılacağına karar vermekteydi: Avrupa’nın benimsediği “yumuşak güç” politikasıyla mı yoksa askeri güce dayalı bir “zor” politikasıyla mı? Kuşkusuz. Irak. ikincisi tercih edildi. Arap ülkelerinde ekonomik ve sosyal tehlike çanlarının çalmakta olduğunu haber veriyordu. işsizlik. ancak ABD yanlısı parti ve liderlerin iktidara getirildiği yapay bir siyasal liberalizm. siyasal sistem olarak ise görünüşte serbest seçimlere dayalı. GOP. Raporlar. 1. okuma yazma bilmeyenlerin oranı. uluslararası finans merkezleriyle eklemlenmiş bir ekonomi. aslında Amerika’nın Afganistan işgali ile başlamıştı. ABD’deki başkanlık seçimlerinden önce dile getirilmeye başlandı.(Whitehouse. Londra’da çıkan ve liberal Arap’ların görüşlerinin yansımasını bulduğu günlük yayın Al-Hayat “G8-Genişletilmiş Ortadoğu Ortaklığı” [G8-Greater Middle East Partnership] başlıklı bir “working paper”ı yayımladı. 11 Eylül’den öncesine kadar gidiyordu. beklenen gerçekleşmedi. Bu çalışma Washington tarafından. Aslında bu plan. Artık sorun. Sovyetler Birliği’nin ve Doğu Avrupa’daki “reel” sosyalist rejimlerin çökmesinden sonra. Ekonomik sistem açısından serbest pazara dayalı. Haziran ayında Sea Island. Doğu Avrupa ülkelerini. yoksulluk. bu ülkelerin kapitalist dünya sistemine ve dolayısıyla AB’nin etki alanına çekildiği Helsinki süreci duruyordu.

ABD’nin NATO’nun Ortadoğu’ya müdahil olmasını talep etmesi anlamına geliyordu. 2004: 85). 15 Mart 2004). birbirlerine rakip demokratikleşme stratejileri izlemelerinin Avrupa ve ABD için gerçek bir tehlike oluşturacağı vurgulanmaktaydı. Haziran 2004’te gerçekleşecek G8 zirvesi için bir tür ön hazırlık niteliğini taşıyordu. Georgia’daki G8 zirvesi. “Genişletilmiş Ortadoğu Girişimi” için Avrupa Birliği ve NATO üyesi ülkelerden “resmi” bir onay alma girişimi olarak görülebilir. German Marshall Fund of United States tarafından desteklenen ve kendilerini “bir trans-Atlantik grubu” olarak adlandıran yazarların International Herald Tribune’de. (Achcar. ekonomi ve diğer bakanlıklarını. zirvenin yapılmış olması dahi.artmaktaydı. Yeni girişimlere yardımcı olacak bir “Destek Planı”nın benimsenmesi. ABD çıkışlı veya eksenli düşünce kuruluşlarının bu konuda güçlü bir “kamuoyu” çalışması yapmış olduklarını da burada eklemek gerekir. Ortadoğu konusunda trans-Atlantik ittifakının gerekliliğini vurgulayan raporlar ve gazetelerde yayımlanan makaleler. sadece söz konusu Rapor’da belirtilmiyordu. “diplomatik bir ton” taşıyordu ve tümüyle ABD perspektifini benimsemiş gibi gözükmüyordu. ABD’nin Irak’ta karşılaştığı durum. Aynı makalede. içinde demokratik değişimin kolaylıkla gerçekleşeceği dış güvenlik çevresi ve bölgesel ortamı yaratmaya yardım etmeleri gerektiği” belirtilerek. Demokratik kurumları güçlendirmek. yerel hükümet dışı örgütlere ve demokrasi taraftarlarına daha fazla mali destek ayırmak öneriliyordu. sivil toplum örgütleri ve iş dünyasının temsilcileriyle düzenli olarak biraraya getirecek bir “Gelecek İçin Forum”un kurulması. Bildirge özet olarak şu noktaları ele alıyor ve yapılacakları belirtiyordu: G8 ülkelerini ve bölgenin (Orta Doğu’nun) dış işleri. Aslında bu görüş. Bu zirve sonunda açıklanan bildirge şu adı taşıyordu: “Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile İlerleme ve Ortak Gelecek İçin Ortaklık”. Bu. askeri olarak Avrupa’nın desteğine gereksinimi olduğunu gösteriyordu. (Ahlin ve diğerleri. taraflara ve basına sunulan belgede. Rapor’da ayrıca birbirinden farklı gibi gözüken Avrupa-Akdeniz Ortaklığı (Barcelona süreci) ve ABD’nin Ortadoğu Ortaklık Girişimi birbirini tamamlayıcı yaklaşımlar olarak sunuluyordu. Örneğin. International Herald Tribune. 15 Mart 2004’te yayımlanan makalelerinde “Birleşik Devletler’in ve onun Avrupalı müttefiklerinin. NATO ya da güvenlik sorunu yer almıyordu. en pratik yollardan biri olarak. Bildirge. gelecekte Ortadoğu bölgesi ve sorununun uluslararası jeo-politika açısından vazgeçilmez bir öneme sahip olacağını ve Amerika ile Avrupa arasındaki ilişkileri derinden etkileyeceğini gösteriyordu (Perthes. Ancak. demokrasi programlarını koordine mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 233 . 2004). Ancak.

10 Mart 2004). Mayıs ayında 234 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Küçük ve orta ölçekli girişimleri desteklemek üzere verilecek 100 milyon dolar için Uluslararası Finans Şirketi’nde “Özel Girişimi Geliştirme Olanakları”nın oluşturulması. Arap liderlerini en fazla rahatsız eden konulardan biri de. Cezayir. Hem de Avrupa ülkelerinin ve NATO’ya üye ülkelerin onayı dahilinde… Bekleneceği gibi bazı Arap ülkeleri. askeri yayılmanın elbette yeterli olmadığının bilincindedir ve bu program ile ekonomik. (Whitehouse. bölgenin ekonomik ve siyasal açıdan liberalleştirilerek küresel kapitalizme bağlanması programı olarak ortaya çıkıyordu. İsrail’in bu planın tamamen dışında tutulmasıydı. Yoksulluk sorunu çerçevesinde iki milyon girişimciye mikro finans girişim kredisi verilmesi. Ürdün. bu projeyi. Bu düşünceler.(Steele. Mart ayında Avrupa turuna başlamış ve Avrupa liderlerine Amerika’yı desteklememesi çağrısında bulunmuşlardı. Özellikle kadınları kapsayan 250 bin genç girişimciye yardım amacıyla “İş ve Girişimcilik Eğitimi” projesi. Afganistan ve Türkiye zirveye katılmış olmakla birlikte planı tümüyle onayladıkları söylenemez. zirvede. Ortadoğu için bunun “yeni ve ileri bir politika” olduğunu belirtiyordu. Haziran 2004) Bush. Haziran 2004) Genel olarak ele alındığında. zirveden hemen önce Genişletilmiş Ortadoğu Girişiminin metninin basına sızdırılması üzerine Mısır ve Ürdün. ABD. [Türkiye. siyasi ve ideolojik bir “genişleme” stratejisi uygulamaya geçirilmektedir.etmek ve paylaşmak. Yemen ve İtalya’nın “Demokrasi Yardım Diyalogu’nun destekleyicileri olacağı belirtilmektedir]. Yemen.(Whitehouse. Bahran. Üstelik Arap liderler. 2009’a kadar 100 bin öğretmenin eğitilmesini içeren bir okuma-yazma girişimi. Filistin ve İsrail sorunun çözülmeksizin “liberalleşmenin” olanaklı olmadığını öne sürüyorlardı (Washigton Post. Irak. yeni demokrasi programlarını ve destekleyicilerin değişimini gerçekleştirmek için demokrasi vakıflarını. Aslında. sivil toplum gruplarını ve hükümetleri bir araya getirecek “Demokrasi Yardım Diyalogu”nun oluşturulması. özellikle Mısır ve Suudi Arabistan. The Guardian. 29 Mart 2004). ABD’nin Batı değerlerini kendilerine dayatmaya çalıştığını dile getirerek protesto ettiler. 9 Haziran’da yapmış olduğu konuşmada. Kalkınma enstitülerinin ve uluslararası finans kuruluşlarının çalışmalarını eşgüdümlemek için “Fonlar Ağı”nın oluşturulması. Dünya Bankası’nın herhangi bir kalkınma raporunu çağrıştıran bu bildirge.

Aslında. bir kültür olduğunu. hukuk devleti ve kadın haklarını gerçekleştirmek. GOP. eğitimde. Hem ABD hem de Avrupa. yönetim politikalarında ya da ekonomik politikalarda gerçekleştirilen küçük reformlar yoluyla adım adım ilerlemektir.Tunus’ta gerçekleştirilen Arap Birliği’nde güçlü bir biçimde dile getirilmişti. maddi destek ve diyalog yoluyla. Arap liderlerinin bu plana tepkilerinin sadece yöntemsel olarak ABD’nin stratejisini yanlış ve Arap onuruna aykırı bulmuş olmalarından kaynaklanmıyordu. Zaten. (Perthes. yeni güçler ve ittifaklar arayışı içindeki ABD’nin yaptığının bu plana yaklaşmak olduğunu söyleyebiliriz. eğer Arap ülkelerinde demokrasi kurulacaksa bunun bir Arap demokrasisi olacağını” vurguluyordu. Avrupa’nın (AB’nin ve ülkelerinin) GOP’tan epeyce önceki bir tarihte 1995’te başlattıkları bir “dönüşüm programı” bulunmaktaydı. ABD ile görüş ayrılığının tamamen ortadan kalkmış olduğu söylenemezdi. Tıpkı Arap ülkeleri gibi Avrupa’nın özellikle Fransa ve Almanya gibi iki güçlü ülkesi Amerika’nın dünyanın hâkimi rolünden rahatsızlık duymaktaydı ve planı kendi açılarından bir dayatma olarak algılamaktaydılar. ülke içindeki reform yanlısı güçlerin desteklenmesi ya da var olan rejimlerin reforma yöneltilmesidir. Amaç. demokrasinin bir yöntem değil. Arap dünyasının kendi ifadeleriyle “demokratik bir dönüşüm” geçirmelerinden yana olduklarını açık bir biçimde ifade etmekteydiler. sivil toplumu desteklemek. ancak tarihi daha eskilere dayanan bir Ortadoğu planı vardı. Yani belli önkoşullar. 2004: 86) “Amaç” açısından ABD ile AB arasında bir farklılık yoktur. Ancak daha çok ince ayrımlarda ortaya çıkan farklı yaklaşımlar söz konusudur. George Bush’un açıkladığı GOP’la büyük bir benzerlik taşımaktadır: Demokrasiyi inşa etmek. (Elliott ve Teather. 10 Haziran 2004). ABD’nin Avrupa’daki ittifak arayışlarının bir ürünü olarak Barcelona yaklaşımını şu ya da bu şekilde değişikliğe uğratarak Avrupa’nın önüne yeniden sürmesiydi. Aslında Avrupa’nın 2003 Barcelona süreci ile daha net bir biçimde ortaya koyduğu. ABD’nin Ortadoğu politikasına genellikle Fransa’nın ses yükseltmesi diğer ülkelerin bu politikayı bütünüyle benimsedikleri anlamını taşımamaktadır. Avrupa açısından bakacak olursak. Avrupa için bir siyasi ve güvenlik çerçevesi oluşturmayı hedefleyen Barcelona sürecinin de asıl amacı Ortadoğu olarak tanımladıkları belgede “içten” reformlar yoluyla demokrasinin gerçekleştirilmesidir. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 235 . GOP’un “reform” olarak adlandırdığı sürecin siyasal ayağında. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac. The Guardian. güçlü yerel liderlerin ve siyasi elitlerin kapı dışarı edilmesi amacı vardı. Kısa adıyla Barcelona süreci ya da Avrupa Akdeniz Ortaklığı olarak bilinen bu program. Farklı bir açıdan bakıldığında. “NATO’nun Irak’a müdahil olmasının” ne zamanlama açısından uygun olduğunu ne de makul olduğunu belirterek Arap ülkelerinin projeyi protesto etmelerinden haklı olduklarını açıkça ifade ediyordu. “diğer ülkelerde demokrasiyi gerçekleştirmek için hazır formüller olmadığını. Chirac ısrarla.

Örneğin. Türkiye. Ayrıca. ABD’nin bir G8 zirvesi için 2004 yılında hazırladığı bir ön çalışma metninde Ortadoğu. Avrupa’yı daha fazla. Arap ülkeleri. Avrupa. 2004: 88). terörizme karşı yürütülen mücadelede NATO askerlerinin kullanılabileceği ve NATO’nun istihbarat yapılarının güçlendirileceği yer almaktaydı. değişen ve birbirleriyle bağlantılı birçok program setine sahiptir. Bir NATO üyesi ve belki de “potansiyel” bir AB üyesi olan Türkiye nasıl olur da Ortadoğu coğrafyasının içine girer? Avrupa’ya göre Ortadoğu. GOP Devam Ediyor: Bu Kez Avrupa ile… 2829 Haziran 2004’te İstanbul’da yapılan NATO zirvesinde ABD bu kez. diyaloga dayalı ve adım adım ilerleyen yöntemleri yeğlemektedir. Arap ülkeleri yanında İsrail. Genişletilmiş Ortadoğu projesine koyduğu “şerh” daha çok şu anlama gelmektedir: Bu paylaşımda Avrupa’ya da iyi bir hisse ayrılsın. İsrail. Batı kapitalizminin ya da başka bir ifadeyle küresel kapitalist dünya düzeninin yaygınlaştırılmasında ABD’nin liderliğini kabul etmiştir. ABD’nin cezalandırıcı ve çoğu zaman şiddete dayanan yöntemleri yerine ikna edici. Avrupa ve G8 ülkeleriyle daha fazla işbirliğine dayanan bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Avrupa ise. Üçüncüsü. İkincisi. 2003 yılında şekillendirilen “Genişletilmiş Avrupa Komşuluk Programı” (Wider Europe-Neighbourhood Programme) ve Avrupa Güvenlik Stratejisi’dir (European Security Strategy) (Perthes. Bunlardan ikisi. İran ve Afganistan ile sınırlıdır (Perthes. 2. 90) GOP ile ABD. Bununla bağlantılı olarak Avrupa tek taraflılık yerine çok taraflılığı önemsemektedir. İran. Zaten Amerika’nın öteden beri müttefiki olan ve askeri açıdan ABD’ye bağımlı olan Avrupa’nın Ortadoğu konusunda farklı bir tavra sahip olduğunu söylemek doğru olmaz. belirlenmiş tek ve yekpare bir Ortadoğu programı bulunmamaktadır. Irak’taki işgal yönetiminin yeni kabineye devrinin gerçekleştiği günlere denk getirilen zirveden ABD’nin 236 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . 2004. askeri boyutunu gündeme getirdi. Hatta zaman zaman Orta Asya ve Kafkaslar da bu coğrafyanın içine sokulmaktadır. Zirvenin sonuç bildirgesinde. Yeni Bush kabinesi. Avrupa. Ortadoğu’daki tüm ülkeleri kapsayacak tek bir reform programının olamayacağı. kuşkusuz Avrupa’nın hâlâ birbirleriyle çıkarları çoğu zaman çelişen farklı ülkelerden oluşan bir bölge olmasından. Görünen odur ki. ABD “klasik” coğrafi tanımı değiştirmiş ve Ortadoğu’nun sınırlarını genişletmiştir. Avrupa ise. ülkelere kendi renklerine göre farklı modellerin uygulanması gerekliliği öne çıkarılmaktadır. Ancak. örneğin Türkiye’nin Ortadoğu içinde olup olmadığı konusunda soru işaretleri taşımaktadır. kendi müdahalelerine ve düzenlemelerine ortak etme amacı içindedir. “Ortadoğu Bölgesi”nin tanımlanması konusunda. GOP’un ekonomik ve sosyal boyutlarından çok. ABD bu zirvede Ortadoğu’ya NATO’yu sokma konusunda ısrarlıydı ve istediklerini az da olsa koparabilmişti. Pakistan ve Afganistan’ı da içine alacak bir şekilde tanımlanmıştır. küresel jeopolitik çıkarları gereği.

Ancak bu kez Amerika’nın içinden sesler yükselmektedir. Kendisiyle yapılan bir görüşmede Bush. Avrupa ile ortak değerleri paylaştıklarını. ABD’nin Irak’ta önünde duran en önemli sorunlardan biri güvenliktir. İkinci Bush yönetiminin de en önemli gündem maddeleri arasında Avrupa’nın Ortadoğu politikalarına daha fazla dâhil edilmesi gelmektedir. Suriye ve Lübnan gibi bunlardan mahrum ve sorun içindeki ülkelere yaymanın temel misyonları olduğunu belirtmektedir (Borger ve Watt. Fransa. 10 Ocak 2005). Bunu gerçekleştirmek için Bush. üstelik sadece savaşa karşı olan kesimlerden değil bizatihi Amerikalı siyasetçilerden… Irak’taki seçimlerden üç hafta önce. şubat ayında gerçekleştirdiği Avrupa gezisinde. The Guardian. Bununla bağlantılı olarak. bütün bu nedenlerle. Almanya ve Rusya olmak üzere ilişkilerinin en kötü olduğu ülkelerle görüşmeleri öne aldı. özellikle Fransa ile yapılan görüşmelerde önemli konu başlıklarından mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 237 . Chirac’ın Georgia’daki G8 zirvesinde NATO’yu Ortadoğu’ya bulaştırmama konusunda sergilediği tutum İstanbul zirvesinde de belirleyici oldu ve ABD istediğini tam olarak alamadan zirve son buldu. Bush’un gezisine Brüksel ile başlamasının sembolik bir anlamı da vardı: Brüksel. Irak’taki güvenlik güçlerinin eğitimi. Kongre’de. Avrupa Birliği’nin ve NATO’nun kurumsal merkezi. Irak Fransa ve Almanya’nın Irak işgaline gösterdikleri tepki ve askeri destek vermemesi. Bu sözler. Bush’un bu tartışmalara katılmamak için özen göstermesinin ardında. bu değerlerin insan hakları. özellikle de İran.almak istediği sonuçlardan biri de Irak ordusunun eğitimine NATO’nun katkısını sağlamaktı.5 milyar dolar. Irak’ın ABD’ye bir aylık maliyeti 4. ABD’nin amacı Irak işgaline karşı çıkan ve bu yüzden ABD’li muhafazakârlar ve Bush tarafından “yaşlı Avrupa” olarak adlandırılan Fransa ve Almanya’nın direncini kırmaktı. hukuk devleti. ABD’nin kısa vadede kendi yararına belli adımlar atılmasını istediği üç temel konu vardı Ortadoğu ile ilgili olarak.19 Şubat 2005). bu değerleri birlikte (Avrupa ile birlikte) dünyaya yaymanın. insan onuru. NATO’nun Irak ordusunun eğitimine katkı sağlanması konusunda görüş birliğine varılmış olmasına karşın. burada hem yeniden yapılanma sürecini hem de Irak güvenlik güçlerinin eğitimini zorlaştırmıştır. New York Times. azınlık hakları ve kadına saygı olduğunu. (Sanger ve Schmitt. Pentagon’da hatta Beyaz Saray’da Amerikan güçlerinin nasıl ve ne zaman Irak’tan çekileceklerine dair hararetli bir tartışma başladı. ABD askerlerinin yerlerini bırakacakları Iraklı güvenlik güçlerinin henüz eğitilmemiş olması yatıyordu kuşkusuz. ABD askerlerini Irak’tan çekmekte son derece yavaş ve isteksiz davranmaktadır. Bush’un gezisindeki en kritik noktanın Ortadoğu sorunu olduğunu göstermektedir.

22 Şubat’ta gerçekleştirilen Brüksel’de gerçekleşen NATO zirvesinde. 26 Şubat 2005). Suriye’ye de hava savunma füzeleri satmamasını istedi” (Cumhuriyet. Fransa’nın. Bush’un yoğun lobiciliği meyvelerini verdi ve 26 ülkenin hepsi de şu veya bu şekilde Iraklı güvenlik güçlerinin eğitimine katkıda bulunmayı kabul ettiler. Çünkü AB. 23 Şubat 2005) Bush. birçok ülke de askerlerini Iraklı güçleri eğitmek için olsa da göndermek istemiyor.birini oluşturdu. Fransa. Ancak sonuç olarak NATO’nun Irak’ta gerçekleştireceği asker ve para yardımlarına AB’nin katılımı Avrupa Konseyi’nde de kabul edilmiş oldu. Putin’den Rusya’nın İran’a nükleer yakıt. 238 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Independent. Yunanistan ve İspanya. ancak bunun gündemlerinde hiç olmadığı yönünde açık bir ifade kullanmadı. Bu desteği almış görünüyor. İran’ı ABD’nin kucağına atmak gibi bir tavır içinde değildi ve her zamanki gibi “yumuşak” yöntemleri kullanmaktan yana bir tavır sergiledi. Bush 8 9 Örneğin zirveye katılan Erdoğan. daha sonra (11 Mart ) İran nükleer silahlanmayı durdurması halinde Dünya Ticaret Örgütü’ne girmesi yönündeki itirazını kaldıracağını açıkladı. Bu konudaki anlaşma. Tistall. İran’a askeri bir müdahalenin şimdilik gündemlerinde olmadığı belirtti. Bush ve Putin görüşmesinin öncelikli konusu. Irak’ın içinde askeri eğitime katılmayacaklarını belirtmiş durumdalar. “Bush. 9 Bush öncelikle “diplomatik” baskılarla İran’ın nükleer silahlanmasının engellenmesi için Avrupa’dan destek istedi. İran Bush. İran konusunda ABD’yi destekleyici bir tavır sergilemedi. 23 Şubat 2005). Avrupa’nın İran ve Suriye ile ticari ilişkileri bulunuyor ve hatta AB. Fransa. Almanya. (Sciolino. 25 Şubat 2005). Belçika. Türkiye’nin 100 bin Euro vereceğini açıkladı (Cumhuriyet. New York Times. Hemen şunu belirtmek gerekir ki 22 Şubat’ta gerçekleşen zirvede her ülke az ya da çok katkı yapmayı taahhüt etmiş olsa da8 altı NATO ülkesi. İran’ın Dünya Ticaret Örgütü’ne katılması konusunu müzakereye açmak için ABD’nin itirazını kaldırmasını istiyordu (Cornwell ve Castle. Lüksemburg. Irak’ta 150 bin asker bulunduran ve bunların en azından bir kısmını çekmek zorunda olan ABD için bu sonuç pek de doyurucu olmasa gerek. Suriye ve Irak konuları oldu. Çünkü parasal katkılar “sembolik” olarak kalıyor. İran’ın uluslararası toplumdan izole edilmesi yönünde ABD ile ortak davranacak. Avrupa gezisinde liderlerle yaptığı görüşmelerde. 19 Şubat 2005. Rus lideri Putin ise. Avrupa. İran’ın nükleer programı. The Guardian. Irak’taki asker ve polis eğitimi için 660 bin dolar fon ayırmayı taahhüt etti. NATO şemsiyesi altında yer almayı reddetmekten vazgeçmesinden sonra ortaya çıkabildi.

Sadece bununla kalınmadı. bilindiği gibi. Avrupa. Kyoto Protokolü konusunda ise. ancak bu silahları sadece ABD ve Rusya ürettiği için her iki ülke birbirini bilgilendirecek (Walsh ve Borger. 28 Şubat. “İran. Putin ile yaptığı görüşmede Bush’un gündeme getirdiği bir diğer konu ise.toplantı sonrasında yapmış olduğu açıklamada. nükleer santralin açılışının 2006’nın Ocak ayına ertelenmesi ise İranlıları kızdırmış durumda (Radikal. Rusya’dan alıp santralde kullanacağı yakıtın atığını. ABD. Anlaşma. Bu anlaşma gereği. ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli müttefiki. Rusya’nın Buşehr’de inşa ettiği nükleer santralin üretimi için gerekli olan nükleer yakıt iadesi üzerine. Rusya’nın Suriye’ye uçak savar füzesi satmaması gerektiği yolunda “nazik” uyarılarda bulundu. 19 Şubat 2005). The Guardian. İran’da nükleer tesisler kurmakla kalmıyor. her iki ülke arasında uçaksavar füzelerin yayılmasının denetlenmesi konusunda bir anlaşma imzalandı. Protokolün sonlanacağı 2012 tarihinden sonra neler olabileceği konusunda ABD ile bir diyaloga girmek istemektedir (Cornwell ve Castle. Şimdiye kadar her iki taraf da Çin konusunda uzlaşmaya hazır olmadıklarını gösterdiler. 19 Şubat 2005) Ancak Putin’in Bush’la görüşmesinin hemen ardından. füzelerin satışına bir yasak getirilmesi söz konusu değil. Çünkü Rusya. Avrupa Birliği. 26 Şubat 2005) Ancak. Rusya’nın İran’la nükleer programa ilişkin imzaladığı anlaşmanın hem gecikmeli olarak gerçekleşmesi hem de İran’ın beklentilerini karşılamamış olması önemli ve Putin’in daha ihtiyatlı davrandığının bir göstergesi. ABD’nin itirazlarına rağmen Çin’e uyguladığı silah ambargosunu kaldırmak istiyor. Ayrıca. Rusya’nın Suriye’ye yaptığı uçak savar satışlarını engellemek idi. Rusya’nın İran’a bundan sonra soğuk bir tutum almasının pek gerçekçi olmadığı söylenebilir. yüzlerce İran’lı bilim insanını ülkesinde eğitiyor ve İran’a materyal ve bilgi transferi yapıyor (Walsh ve Borger. İsrail’in bir an önce Gazze’den çekilmesini ve uluslararası alanda belirlenmiş “yol haritası”nı izlemesini istemektedir. 19 Şubat 2005. Independent. İsrail’dir ve ABD’nin Ortadoğu politikasının önemli bir ayağı da İsrail’in Ortadoğu’daki varlığının mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 239 . Avrupa. 26 Şubat 2005) Görüşmelerde ele alınan Çin ve Kyoto Protokolü konularında ABD ve Avrupa Birliği arasında görüş ayrığı sürüyor. Suriye’nin Lübnan’dan askerlerini çekme konusunda Avrupa’nın baskı yapmasını istedi. 2005). Ancak. Cumhuriyet. “İran’ın ve Kuzey Kore’nin nükleer silahlara sahip olmaması konusunda Putin’le anlaştıklarını belirtti (Cumhuriyet. İran’ın yanında Suriye’nin de uluslar arası topluluktan dışlanmasını amaçlıyor. Suriye Bush. The Guardian. nükleer silaha dönüştürme olanağı kalmadan geri yollayacak”. İsrail konusuna gelince. Bush.

bölgenin daha karanlık bir geleceğe doğru sürükleneceği öngörülerini güçlendirmektedir. Kimilerine göre bu ABD’nin Türkiye üzerine gizli niyetlerini açığa çıkarıyordu ve bu yüzden de büyük bir tepkiyle karşılanmıştı. Avrupa. Graham Fuller (2004) 240 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Bush’un bu gezideki temel amacı. Rusya’dan Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olması için destek vermesi karşılığında İran ve Suriye konusunda ödünler koparabilmiştir. bu son gelişmelerin dışında kalmış gözükmektedir. eski Başkan Yardımcısı Colin Powell 2004 Nisan ayında yaptığı bir konuşmada Türkiye’yi “İslami Cumhuriyet” biçiminde tanımlamıştı. Türkiye’ye Biçilen Rol ABD. iktidar partisi olarak AKP’nin politik İslam’a dayanan geçmişi ve hâlâ İslamcı bir tabana dayanıyor olmasıydı. Avrupa ve ABD arasında görüş birliğinin sağlanması zor bir olasılık olarak görünüyor. ABD ile Ortadoğu konusunda işbirliği yapmak için anlaşmış gözükmektedir. AB ve Rusya ile sağlanan bu göreli “işbirliği” Ortadoğu’daki dengeleri belirleyecek gibi gözükmektedir. Henüz tam netlik kazanmamış olsa da. Kuşkusuz. Bush. ABD Ortadoğu’daki gücünü ve varlığını bu görüşmelerden sonra daha sağlamlaştırmıştır. İran ve Suriye’nin üzerindeki baskılar-askeri bir müdahale şimdilik söz konusu olmasa da. Hatırlanacağı üzere. Genişletilmiş Ortadoğu Projesinin temel iddiasını oluşturan Ortadoğu’nun “demokratikleştirmesi” programı için Türkiye’yi “Müslüman dünyaya bir model” olarak sundu. Ancak.güçlendirilmesi ve güvenliğinin sağlanmasıdır.10 Elbette. Bu konuda da. Her şeyden önce ABD. Bu işbirliği ise özellikle “demokratikleşme” olarak adlandırdıkları süreç ya da “rejim değişikliği” konusunda gerçekleşecek gibi görünüyor. Ancak. Bu sadece Amerikalı siyasal karar alıcıların ya da stratejistlerinin bir düşüncesi olmakla kalmadı. daha önce belirtildiği gibi. bundan Türkiye’nin ABD için taşıdığı jeopolitik öneminin ortadan kalktığı varsayımını geliştirmek doğru olmayacaktır. Ortadoğu sorunu ile ilgili görüşmelerde bulunmak ve AB’yi diplomatik planda gelişecek baskılar için yanına almaktı. Bunun için kısaca Bush’un Avrupa gezisi öncesinde ve bu gezi sırasında Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin nasıl geliştiğine bakmak gerekir. ABD’nin Ortadoğu politikasında ve elbette ki GOP içerisinde önemli bir yeri olan Türkiye. En azından görünen sonuç odur ki. Türkiye’nin bu tür bir “model” olarak işaret edilmesini kolaylaştıran etmenlerden biri. ABD’nin kendisini sağlama alması. 10 Bkz. B. bu gezileri içinde Türkiye’ye fazla yer vermemiş hatta Erdoğan ile görüşmeye bile gerek görmemiştir. akademisyenlerin de içinde olduğu belirli bir çevrenin yaklaşımıydı.artacaktır. Her şeyden önce. Özellikle Rusya ile İran ve Suriye arasındaki ilişkilerin bundan sonra eskisi gibi olamayacağı bir gerçek.

Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grubu Başkanı Martin Schulz. İsrail’in yanında ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli müttefiki olmuştur. AB. Avrupa. Türkiye’deki üsleri Körfez’e ve Ortadoğu’ya yapacağı operasyonlar için vazgeçilmez önemde görmüştür ve bugün de böyle görmeye devam etmektedir. Söz gelimi Bush’un son Avrupa ziyaretinde. ABD’ye uluslararası ilişkilerde “zor” yerine “ikna” ve “razı etme” yöntemlerinin daha etkili olduğunu göstermek istemektedir (Center for European Reform. ABD’nin uzun erimli jeopolitik çıkarları açısından önemlidir. Tüm bu ziyaretleri yeni Dışişleri Bakanı Rice’ın ziyareti taçlandırdı. Rise’ın gezisinden önce Amerika’nın üst düzey görevlileri bir bir Türkiye’yi ziyaret ettiler. “Önce. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye uyguladığı “yumuşak güç” politikasını.Avrupa ya da AB açısından bakıldığında. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne adaylık tartışması. Cumhuriyet. hatta bu yönde Avrupa’ya baskı yapmaktan geri durmamıştır. özellikle Amerika’nın Irak’taki yöntemlerini eleştirirken ve kendi “yumuşak güç” (soft power) yönteminin geçerliliğini göstermeye çalışırken Türkiye’yi işaret etmekte ve Türkiye’nin AB’ye adaylık sürecinde yapmış olduğu reformların bu yöntemle gerçekleştirildiğini vurgulamaktadır. ABD. ABD Dışişleri Bakanı C. 2004). ABD’nin Irak’ta uygulaması gerektiğini ifade etmektedir (Hürriyet. 22 Şubat 2005). savaş sonrasında Kuzey Irak üzerinde uçuş olup olmadığını izlemek için de buradan yararlanmıştır. Türkiye. AKP iktidarı ne kadar tersini iddia ediyor olsa da son zamanlarda ABD ve Türkiye arasında ilişkilerin incelme noktasına gelmiş olduğuna dair birtakım işaretler bulunuyor. Onu ABD Avrupa güçleri ve NATO komutanı General Jones. arkasından da Büyük Ortadoğu’dan sorumlu Merkez Kuvvetleri Komutanı General Abizaid izledi. Türkiye’nin AB adaylığını desteklemiştir. Kuşkusuz ABD. İlk Körfez savaşında ABD İncirlik üssünü kullanmakla kalmamış. ABD Dışişleri Bakanı Powell’ın yardımcısı Armitage geldi. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 241 . Türkiye’nin AB yoluyla Batı ile ya da başka bir ifadeyle küresel kapitalizm ile bütünleşmesi. Irak işgalinden sonra ABD ile AB ilişkilerinin kan kaybetmeye başladığı bir dönemde gündeme gelmiştir. Kolunda Pollack ile birlikte” (Yıldızoğlu. Bu arada Irak savaşına giderken sahte istihbaratı üreten bölümün başkanı. sonra da bir danışmanı hakkında devlet sırlarını İsrail’e verdiği için soruşturma açılan. Türkiye örneğinden hareket ederek. Türkiye yine bir model olarak gösterilmektedir: Bu kez Avrupa’nın Ortadoğu’ya yaklaşımındaki yöntem farkını doğrulayacak bir örnek olarak. bu yüzden görevi bırakmak zorunda kalan Douglas-JINSA-Feith de geldi. ABD’nin sadık ortağı. 23 Şubat 2005). ya da hükümetin deyimiyle “stratejik ortağı” Türkiye son aylarda hem birkaç yerden baskı altına alındı hem de artık eskisi kadar ABD için önem taşımadığı izlenimi verilmeye çalışıldı.

ancak Türkiye-Rusya yakınlaşmasının ABD için büyük bir tehlike oluşturduğunu belirtmekten uzak durmuyordu. Yazıda. daha doğrusu. bu düşünceler ABD’nin Türkiye’nin karmaşık tavrından duyduğu rahatsızlığın bir işareti olarak da okunabilir. Türkiye’nin AB’ye girebilmesinin İran konusunda geliştirdiği tavra bağlı olacağını vurgulamasıydı. hatta iç çatışmanın doğabileceğini belirtiyordu. Bunlardan en fazla etki ve “kaygı”11 yaratanı Wall Street Journal’da (16 Şubat 2005) Robert Pollack imzasıyla yayımlanan “Avrupa’nın Hasta Adamı-Tekrar” başlıklı yazıydı. Milliyet. AKP’nin iktidara gelmesinden ve Türkiye’nin Irak’a asker göndermemesinden sonra bir darboğaza girdiği belirtiliyor ve Türk basınının. Hürriyet. ABD Hava Kuvvetleri istihbarat uzmanı Jonathan Fisher. (Cumhuriyet. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İran’a saldırması gibi “safdil” bir düşünceyi dile getiriyor ve sözlerini “fantastik” senaryolarla bitiriyor olsa da. 242 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . 23 Şubat 2005) sayfalarında yer aldı. Yine aynı günlerde. bilindiği üzere 1 Mart tezkeresi ile başlamıştı. Diğer bir yazı ise Washington Post’tan (16 Şubat 2005) geldi. Ayrıca belirtilmesi gereken önemli bir nokta da. Irak’a karşı ikinci bir cephe açmak için birliklerini Türkiye topraklarına yerleştirme isteğinin Mecliste reddedilmesi ABD’nin muhtemelen 11 Kimi gazeteciler ve köşe yazarları bu yazıyı yorumlarken ABD’nin artık Türkiye’ye yeterince ilgi göstermeyeceği korkusuna kapılıverdiler. Her ne kadar Feiser. ancak Türkiye hükümetinin nükleer silahlarla donanmış bir İran karşısında nasıl tepki vereceğinin bilinmediğini ve bu konuda MGK ile AKP arasında ileride derin bir görüş ayrılığının. 17 Şubat 2005). Türkiye’deki ABD karşıtlığının ve İran konusundaki kafa karışıklığının ABD’yi rahatsız etmesinden dolayı bayağı üzüntü içine girmiş olacak ki. Feiser’in. Bush ve Erdoğan arasındaki 8 dakikalık Erdoğan’ın oğlu hakkında yaptıkları sohbet bir muştu olarak büyük basının (bkz. Richard Holbrooke’un “Romantizmin Sonu” başlıklı yazısı esasen ABD-Rusya ilişkilerini çözümlüyor. Avrupa’nın önemli liderleri ve Rusya ile görüşen Bush’un Türkiye’yi atlamış olması da ilişkilerin kırılganlığının başka bir belirtisi olarak görülebilir.İlginç olan gelişmelerden biri de. Türk basını da. Brüksel’de 22 Şubat’ta düzenlenen NATO Transatlantik doruğu’na katılan Erdoğan ile Bush arasında görüşmenin olmaması. Aslında ABD ile Türkiye ilişkilerinin gerilmesi. İran’ın nükleer bir güç haline gelmesinin en fazla Suudi Arabistan’ı ve Türkiye’yi etkileyeceğini. Bush’un Avrupa ziyareti öncesinde Amerika’nın hem sağ hem de güçlü gazetelerinde Türkiye hakkında “korkutucu” ya da “sopa gösteren” yazıların yayımlanmasıydı. özellikle de İslamcı ve sol çevrelerin son zamanlardaki Amerikan karşıtı havası eleştiriliyordu.

üst düzey ABD yetkililerinin son ziyaretleriyle yaratılan baskı. Ancak ABD. Pentagonun ana unsurlarını “hız ve esneklik” olarak tanımladığı yeni stratejisinde. Feith’in ele aldığı bir diğer konu ise. Rice. Ancak 12 Bu kararı ABD o kadar kaldıramamış olmalı ki Şubat ayının başında bir açıklama yapan Rumsfeld. ABD’nin yeni küresel savunma stratejisinin “mimarlarından” Feith. (Hürriyet. Irak topraklarının bölünmeyeceği konusunda güvence verirken. burada temel odak İran’a nükleer silahlanmayı bahane ederek yapılan baskıydı. Piyade Tümeni’nin Türkiye üzerinden Irak’a girememiş olmasının. ABD’deki yeni muhafazakârların seçimlerden önce destek vermeye başladığı AKP’ye karşı ihtiyatlı bir tutum sergilemeye başladığı şeklinde yorumlanabilmektedir13. İncirlik hava üssüne ilişkin yasal bir düzenleme gerçekleştirmek gerekiyor. ABD Türkiye’den istediklerinin gerçekleşmesini beklerken. 3 Şubat 2005) her iki tarafın Irak konusunda birbirini anlayamadığı [ya da anlamamak istediği] görüşü çok da gerçek dışı değildi. Feith’in Türkiye’nin beklentilerinin karşılanmayacağını açığa çıkartan ifadeleriyle birleşiyordu. ABD Savunma Bakanlığı’nın üç numaralı ismi Douglas Feith’in Türkiye’ye ziyaretinde yaptığı bir açıklamada. Irak’taki direnişi yaratanların da bu kişiler olduğunu belirterek. Feith açıkça. ABD’nin Türkiye’nin bölgedeki çıkarlarına ilgisizliği. ABD ve Türkiye ilişkilerinin karmaşık hale gelmesinin bir nedeni de. 6 Şubat 2005). Türkiye’yi sorumlu tutuyordu (Cumhuriyet. Amerikan Dışişleri bakanı C. Aynı gün aynı gazetede (Hürriyet. 4. 2 Şubat 2005). Kerkük konusunda Türkiye’nin görüşlerini duymazlıktan geldi ve PKK konusunda ise “çalışıyoruz” gibi belirsiz bir ifade kullandı (Hürriyet.12 Bu gelişmenin yarattığı “hayal kırıklığı” ABD’yi “cezalandırıcı” bir tutuma yöneltmiş olmalı ki Süleymaniye baskını yapılmakla kalmadı bir de Irak’ta Türk askerlerinin başına çuval geçirildi. Bir ABD yetkilisinin “Türkiye Irak’ın sahibi değildir” ifadesi. İran ve İncirlik hava üssünün kullanılması ile PKK/Kongra-Gel’in tasfiyesi ve Kerkük’teki Kürt yapılanmasıydı. Rise’ın Türkiye ziyaretinde de ele alınan başlıca konular. Kuşkusuz. Türkiye ziyaretinde bunu açıkça talep ediyordu. Türkiye de Irak’taki PKK’nın varlığı konusunda ABD’nin parmağını oynatmadığından yakınıyordu. 6 Şubat 2005). PPK sorununun kolay çözülemeyeceğini belirtiyordu. kitle imha silahlarının önlenmesinde “Türkiye’nin öncü bir rol oynaması”ydı. (Cumhuriyet. mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 243 . Kuzey Irak’taki Sunilerin savaştan etkilenmemesi sonucunu doğurduğunu. Irak’taki Kürt varlığı ve PKK konusunda ABD’nin hem cezalandırıcı bir tutuma girmesinden hem de İsrail’in çıkarları açısından Türkiye’nin isteklerini dikkate almamasından kaynaklanmaktadır.beklemediği bir gelişmeydi. 3 Şubat 2005) başka bir haber yer alıyordu. Erdoğan’ın son zamanlarda İsrail’in politikasını eleştiren demeçler vermesi de işin tuzu biberi oldu. Son dönemde ABD basınında Türkiye hakkında yazılan olumsuz ve “göz korkutan” yazılar. İncirlik hava üssünü lojistik merkez olarak “bildirimsiz” kullanma konusundaki isteğini Türkiye’ye açıkça bildiriyordu.

başkentlerde toplanmaya. 22 Şubat 2005) Bu sözler kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi Bush’a ait. daha doğrusu Bush’un dillendirdiği bir konu oldu. Akayev’in iktidardan düşürülmesi ile durulmadı. Feith’in görüşmesinde açıkça belirttiği gibi. Bu yazı bitirildiği sırada (2005 Mart ayının ortalarında) Kırgızistan’da bir “devrim” patlak verdi. “Neo-Con’lar AKP’yi Çizdi mi?”. 9 Mart 2005. Irak’takine “mor” devrim adlarının takılması gibi. Ukrayna’dakine “turuncu”. devrim havariliği de yapmaya başladı. güçler ayrılığı ve hukuk devletini sürekli hatırlatmalıyız-ve Birleşik Devletler ile Avrupa ülkeleri. hep Ekim devrimini çağrıştırdığı için devrimlerden korkmuş olan ABD ve Pentagon şimdi sadece demokrasi değil. Rusya ile kurdukları diyalogun merkezine demokratik reformu yerleştirmelidir” (Bumiller. Tarihin garip tecellisi.14 Şimdi bakalım Putin ne yapacak? 13 14 Bkz. New York Times. Bush’un Putin ile görüşmesinde de “Rusya’da demokrasiyi yerleştirme” konusu ağırlıklı olarak konuşuldu. serbest seçimlerin yapılması için parlamentoya bir önerge sundu (MacFarquhar. “Sarı” mı yoksa “pembe”mi (limon mu ya da lale mi)şeklinde adlandırılacağı konusunda bir türlü karar verilemeyen ayaklanma. Çetinkaya. gösteri yapmaya ve hükümet binalarını kuşatmaya başladılar. H. anlaşılan bir “halk hareketi”nin ardından gelen bir “pembe” ya da “sümbül” devrimiyle birlikte gitmek istemedi. Amerikan karşıtlığının gitgide yerleştiği Türkiye’ye “sopa” göstermek gibi bir niyeti var görünüyor. 27 Şubat 2005) Bilindiği üzere. Hemen arkasından (27-28 Mart) Moğolistan ve Belarus’ta da kıpırdanmalar oldu. 28 Şubat 2005. Tıpkı Gürcistan’dakine “Gül”. 244 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . New York Times. Bu yüzden de üzerinde Amerikan Baskısı’nın yoğunlaştığı Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesi ve Suriye yanlısı hükümetin istifası gündeme geldi. Unutmamak gerekir ki. İncirlik üssünü kullanmak istiyor ve bunun için yasal bir düzenleme yapılmasını bekliyor. gerçek bir muhalefeti. Cumhuriyet. Suriye askerlerinin ise çekilmesini istemeye başladı. Hariri suikastından sonra muhalefet birden (nasıl olduysa!) harekete geçti ve hükümetin istifasını. Mısır 50 yıldır tek parti ile yönetiliyor. Buna ise “Sedir Devrimi” adını taktı ABD. ABD. Ortadoğu’nun bir başka ülkesinde. “AKP’yle Nereye Kadar?”. Muhalifler. İsmet Berkan. Yine Gürcistan’da ve Ukrayna’da olduğu gibi Lübnan’da da bir “halk hareketi” ortaya çıktı. Hüsnü Mübarek. ABD’nin bir daha “1 Mart olayı” yaşamak istemediği çok açık. Mısır’dan ise artık pek şaşırtıcı olmayan bir haber var: Yirmi dört yıldır iktidarda bulunan Hüsnü Mübarek. ABD’nin çıkarlarının körüklediği pervasızlıkla coğrafi alanını genişleterek Kafkaslar’a kadar uzattığı Ortadoğu için ve pek tabii ki Rusya için temel sorun demokratikleşmek Bush’a bakarsınız. Radikal.ABD’nin sadece AKP iktidarına değil. Sonuç “Reformun bir gecede gerçekleşmeyeceğini biz de kabul ediyoruz… Yine de Rusya’ya özgür bir basını. 1 Mart’ta Mecliste alınan kararda CHP’nin de büyük bir etkisi vardı.

Suriye’nin Lübnan’daki askerlerini Lübnan-Suriye sınırına doğru aşamalı olarak çekmeyi kabul etmesinden sonra. Üstelik farklı dinsel ve etnik gruplar arasında tarihten gelen düşmanlıklar bulunuyor. Lübnan’daki son gelişmeler ise bizi çok daha farklı bir boyuta çekiyor. Suudi Arabistan’daki yönetimin gelecek yerel seçimlere kadınların katılımının sağlanacağı yönündeki açıklamasını ve Arafat’ın ölümünden sonra Filistin’de Ocak ayında yapılan seçimlerle Mahmut Abbas’ın Başkanlığa gelmesini ve İsrail-Filistin anlaşmazlığının yeni rotaya çekilmek istenmesini eklemek gerekir. Mısır’da ise Müslüman Kardeşler iktidara muhalefet odaklarını oluşturuyor. (Örneğin. Sonuçlar ve yeni oluşan hükümet diğer gruplar için acaba kabul edilebilir olacak 15 16 http://www. genç ve işsiz nüfusun nasıl radikal İslam’a kaymadan ABD yanlısı siyasal liderlere ve partilere yönlendirileceğidir. Şiiler ve Dürziler. Diyelim ki bu gerçekleşti ve ABD’nin istediği türden seçimler yapıldı.7 milyon nüfusu olan ülkenin yaklaşık yüzde 10’unu oluşturan Filistinli sığınmacıları da eklemek gerekir.tr/news/312791. 7 Mart 2005). Irak’ta niteliği sorgulanabilir olsa da yapılan seçimleri. Amerika ve pek tabii ki İsrail Lübnan nüfusunun kolaylıkla Suriye’ye karşı olanlar ve onu destekleyenler biçiminde iki kampa bölünebileceğini düşünüyor.15 Hizbullah örgütü gerek İsrail’e karşı giriştiği mücadele gerekse halka sağladığı birçok sağlık ve sosyal hizmetler sayesinde geniş bir kitle tabanına sahip (Fattah. 7 Mart 2005). Bu durumda. Suriye karşıtı muhalefetin yanında yer almayan Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrullah sessizliğini bozdu ve “yabancı güçlerin müdahalesine karşı çıkmak için” bütün Lübnanlılar’ı gösteri yapmaya çağırdı. bu ülkede dört etnik ve dinsel grup yaşıyor: Hıristiyanlar. 8 Mart’ta yapılan gösteriye yarım milyon kişi katıldı ve ABD karşıtı sloganlar atıldı. Hıristiyan topluluk içinde ise Maronitler ile diğer Hıristiyan mezhepler arasında düşmanlığa varan ayrılıklar var. Lübnan’da silahlı 25 bin militana sahip olan Hizbullah Şiilerin desteğini arkasına almış durumda. bu yüzden Müslüman Kardeşler’in başkanlık seçimlerinden aday çıkarmasına izin verilemeyeceğini belirtmişti) Suudi Arabistan monarşisine tek muhalefet ise “El Kaide ve benzeri cinsten örgütler” (Yıldızoğlu. Filistin’de Hamas örgütü. 3.com. Cumhuriyet. Ortadoğu kuşkusuz Gürcistan ya da Ukrayna’ya benzemiyor.asp#BODY. Sadece Lübnan’a baktığımızda. Mübarek. nüfusun yaklaşık yüzde kırkını oluşturan Şiilerin iktidara gelme olasılıkları çok yüksek. ABD’nin. Bu rakamın 25 yıl sonra 450 milyona yükseleceği öngörülüyor (Uzgel.16 ABD’yi Ortadoğu’da bekleyen en önemli sorunlardan biri de. Bunlara.Bütün bunlara. bilinen sınırlarını genişleterek “Ortadoğu” olarak nitelendirdiği bölgedeki toplam nüfus 280 milyon. Tek tek ülkeler açısından bakıldığında dinsel ve etnik yapı oldukça parçalı ve gittikçe artan genç bir nüfus var. Suniler. 2004: 15-17) mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 245 . New York Times. (8 Mart 2005) Ortadoğu’nun demografik özelliği pek çok ABD’li araştırmacının çalışmalarına konu olmuş durumda.ntvmsnbc.

Thomas P. Popüler Tarih. Şti. 15 Mart 2004. “A Joint Plan to Help the Greater Middle East”. Morton ve Burt. C. Akad. Birleşik Devletler’in Amerikan karşıtı. 56-62.mı yoksa çok daha fazla düşmanlık ve çatışmayı körükleyecek yeni bir iç savaşı mı peşi sıra getirecek? Ayrıca. ABD. ancak ABD’nin “istikrar” ve “demokrasi” adına giriştiği müdahalelerle. Suudi Arabistan. Tayyar (2004) Irak. Washington Post. Gilbert (2004) “Greater Middle East: The US Plan”. radikal milliyetçi ya da anti-emperyalist bir partinin seçimleri kazanması durumunda iktidarı onlara bırakacak mı? Hemen arkasından şu soruyu sorabiliriz: ABD. Şimdi Avrupa’nın da icazetini almış olan Genişletilmiş Ortadoğu Projesinin ana hattı olan “rejim değişikliği” ve “demokratik” mekanizmaların oluşturulması ABD’nin hegemonik amaçlarından biri olan “ılımlı İslam”ın reçetesi gibi durmaktadır. Nisan. Achcar. Petrol ve Hegemonya.com/2004/04/04world. Richard (20 Ağustos 2004) “High Stakes for Turkey and the West”. Urban ve diğerleri. Kaynakça Abramowitz. Le monde diplomatique (İngilizce). ss. Ahlin.M. diktatörlükleri işbaşına getirdiği ve desteklediği biliniyor. kendi çıkarları açısından uygun olmayan. genel olarak Arap kesiminin ifade ettiği gibi. yumuşatılması gibi bir amaç güttüğü söylenebilir. daha yakıcı sorunları ve çatışmaları yerleştireceği öngörüsünde bulunmak zor değil. Arı. Irak’ta bir rejim değişikliği gerçekleştirseydi ve istediği türden bir kişi ya da parti iktidara gelseydi işgalden vazgeçer miydi? ABD’nin Ortadoğu’da ve dünyanın diğer bölgelerinde şimdiye kadar genellikle otoriter rejimleri. Ortadoğu’da olabilecekleri şimdiden öngörmek zor. Tanju (2004) “Sovyetler Birliği Karşısında CIA Avrupa’da Ne Yaptı?”. diyelim ki. İran ve ABD: Önleyici Savaş. 246 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . International Herald Tribune. AKP’nin iktidarda olduğu Türkiye’nin “ılımlı İslam” modeli olarak gösterilmesi bu açıdan bakınca boşuna değildir. Tunus ve Mısır gibi ülkeleri “henüz” çok fazla zorlamamaktadır. http://mondediplo. Kasım. M. Ayrıca. Filistinlilerin haklarının sağlanması söz konusu olmadan Ortadoğu’da demokrasinin gölgesinden bile söz etmek mümkün olamayacaktır. bölgede daha derin. Bütün bu iç içe geçmiş ve karmaşıklaşmış sorunlar üzerinden bakıldığında. İstanbul: Alfa Basım Yayım Dağıtım Ltd. (2005) Pentagon’un Yeni Haritası: Yirmi Birinci Yüzyılda Savaş ve Barış (çev. Söz gelimi. radikal İslamcı hareketin “ılımlı” bir mecraya akıtılması. Bush yönetimi de demokrasiyi umursamamaktadır. Barnett.

Cornwell. Graham (2004) “Turkey’s Strategic Model: Myths and Realities”. Center for European Reform (2004) “An Asset But not a Model : Turkey. Rubert ve Castle Stephen (19 Şubat 2005) “Bush’s Visit to Brussels is Vital Opportunity for Reconciliation”. The Guardian. Stephen “American Perspectives on Turkey and Turkish-EU Relations” www. Independent. Washington Post.cer. Völker (2004) “America’s ‘Greater Middle East’ and Europe: Key Issues for Dialogue”. Hikmet ( 9 Mart 2005) “AKP’yle Nereye Kadar?”.Küçük). John B. Challening Lebanese Opposition”. Larrebee. Vol.shtml (erişim tarihi 20 Ocak 2005). mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 247 . Leo ve Gindin. Kasım 2002. Holbrooke. the EU and the Wider Middle East”. Çetinkaya. Elisabeth (22 Şubat 2005) “Bush Says Russia Must Make Good on Democracy”. 13-55. Borger. Cody. Richard (16 Şubat 2005) “The End of Romance”. Nicholas (19 Şubat 2005) “His Father Went to Germany to Topple a Wall-Now Bush Arrives to Mend Fences”. The Washington Quarterely. İstanbul: 1001 Kitap. Brzezinski.org/c/ larabee-turkey. Fattah. Panitch ve C. XI. Socialist Register 2004 (Türkçe Baskısı). Cumhuriyet. 51-64. Washington Post. New York Times. Yeni Emperyal Tehdit.org. ss. Günümüzde Emperyalizm. globalpolicy. New York Times. ss.htm (erişim tarihi 17 Şubat 2005) Fuller. Naval War College Review. ss. The Guardian. David (10 Haziran 2004) “Bush Opens New Rift Over Middle East Plan”. ss. Sayı 3.pdf (erişim tarihi Ocak 2005). 85-97. Larry ve TEATHER. Paton. H. www. Güldü). Julian (19 Şubat 2005) “Putin Defends Iran and Eyes up Nuclear Fuel Deal”. 37-58. İstanbul: Everest Yayınları. Haris.aicgs. Edward. MacFarquhar. Foster. Harkavy. Robert (2001) “Strategic Geography and the Greater Middle East”. Middle East Policy. Bahar Sayısı. Pollock. Robert L. (ed. L. Perthes. Elliott. (2002) “The Rediscovery of Imperialism”.uk/pdf/essay_turk_everts. New York Times. Cilt 27. Zbıgniew (1998) Büyük Satranç Tahtası. Panitch. Monthly Review. Julian ve Watt. Leys). http://www. The Guardian.org/empire/analysis/2002/02rediscovery. Neil (6 Mart 2005) “Unexpected Whiff of Freedom Proves Baracing fort he Mideast”. (26 Şubat 2005) “China’s Quiet Rise Casts Wide Shadow”. (7 mart 2005) “Hezbollah Backs Syria. İsmet (28 Şubat 2005) “Neo-Con’lar AKP’yi Çizdi mi?”. Nick ve Borger. New York Times. Bumiller. Berkan. Hassan M. Sam (2004) “Küresel Kapitalizm ve Amerikan İmparatorluğu”. David (2003) Yeni Emperyalizm. The Wall Street Journal. Ankara: Türk Dünyasında Demokrasiyi Geliştirme Vakfı Yay. (çev. Neil (27 Şubat 2005) “Mubarek Pushes Egypt to Allow Freer Election”. Harvey. Radikal. (16 Şubat 2005) “The Sick Man of Europe-Again”. MacFarquhar. The Observer. Paul (20 Şubat 2005) “Bush Calls for Europe and Akerica to Unite”. No: 3.

Forces and Resources For a New Century (September 2000). Sciolino. Mülkiye.S. ss. Ergun (2004) “Komplo Teorileriyle Stratejik Modellerin Güvenilirlikleri Hakkında Bir Deneme”.gov/news/release/2004/02/20040204-4. Cumhuriyet. David E. Sanger. Jonathan (29 Mart 2004) “The Middle East Needs Its Democracy Home-grown”. Ve Schmitt E.pdf. White House ( 4 Şubat 2004) “President Bush Discusses Importance of Democracy in Middle East”. Cilt 28.59-89. Ergin (7 Mart 2005) “Demokrasi Baharı’ Üzerine Çeşitlemeler”. Mülkiye. The Guardian. Ortadoğu ve NATO”. Tisdall.gov/news/release/2004/06/20040609-32. Steele. ss.“Rebuilding America’s Defense: Strategy. Türkcan.7-21. whitehouse. Yıldızoğlu. Simon (25 Şubat 2005) “The Good Luck of Traumatised Afghanistan”.html (erişim tarihi Ocak 2005).org/RebuildingAmericasDefenses. Washington Post (10 Mart 2004). http://www. Uzgel. Ergin (23 Şubat 2005) “Haydi Hayırlısı”. The Guardian.whitehouse.newamericancentury. Cilt 28. New York Times. Sayı 243. Might Disangage in Iraq”. Cumhuriyet. www. İlhan (2004) “ABD Hegemonyasının Yeniden İnşası. www. “Hot Topic: How U.html (erişim tarihi Ocak 2005). Editörün yazısı. Yıldızoğlu. 248 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . 10 Ocak 2005. White House (9 Haziran 2004) “Fact Sheet: Broader Middle East and North Africa Initiative”. Sayı 244. Elaine (23 Şubat 2005) “NATO Agrees on Modest Plan for Training Iraqi Forces”. New York Times.

Kitapta . resim. vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı. resim. Maliye Bakanlığı yetkisi. Kitap iki bölümden oluşuyor. Gazi Üniversitesi. istisna ve indirimler. vergi affı. Ankara 2005 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 249 . Anayasa Yargısı ve Vergi Hukuku. genellik ve eşitlik. vergi ve bütçe yasaları ve sayamadığımız daha çok sayıda konu ayrıntılı bir şekilde değerlendiriliyor.Kitabiyat Yeni Çıkan “Anayasa Yargısı ve Vergi Hukuku” Adlı Kitabın Düşündürdükleri Aziz KONUKMAN* Yazımızın konusu geçtiğimiz günlerde yayımlanan Anayasa Mahkemesi raportörleri Şehnaz Gerek ile Ali Rıza Aydın tarafından hazırlanan “Anayasa Yargısı ve Vergi Hukuku” adlı kitap1. Seçkin Yayıncılık. tüm kararların “Esas Sayısı”na göre sıralandığı. hukuk devleti. sosyal devlet. anayasal denetime tabi tutulan yasaları ve maddeleri. “Esas sayısı” olarak seçilmiş. her konunun sonunda konuyla ilgili Anayasa Mahkemesi kararlarının gösteren tablolar yer alıyor. Çalışmanın karar arama ve kararlara gönderme kılavuzu. harç benzeri mali yükümlülük sayılan kamu gelirleri ile sayılmayan gelirler de ayrıca inceleniyor.Dr. Böylece.. İİBF İktisat Bölümü 1 Şahnaz GEREK-Ali Rıza AYDIN. vergi yönetimi ve denetimi. * Doç. Kitabın ikinci bölümünde ise. verginin kanuniliği. Anayasa Mahkemesi tarafından vergi. kamu yararı. Bakanlar Kurulu yetkisi. muaflık. kamu giderlerinin karşılanması. Vergi. incelenen konu ile kararlar arasında bağlantı kurularak. karar gün ve sayılarını. kararlar konulara göre sınıflandırılıyor. mali güç. harç ve benzeri mali yükümlülük kavramlarının anlam ve kapsamlarıyla başlayan birinci bölümde. ekonomik koşullar ve haklı neden.

Bu tercihin sonucunda fonlanabilir kaynaklar hızla erimiş ve kamu hizmetlerinin gerçekleştirilmesine 250 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . aynı kavramların Anayasa Mahkemesi’nin hangi kararlarında yer aldığını gösterir şekilde hazırlanmış. vergi oranları düşürülerek vergi gelirlerinin artırılacağı öngörülür. gerekçeli kararın yayınladığı Resmi Gazete ve Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergilerinin gün. Kitapta iki ayrı kavram dizini yer alıyor. hem vergiyi öderken hem de bu verginin karşılığını kamu hizmeti olarak alırken. Araştırma kolaylığı bakımından. Kitap ele aldığı konular itibariyle hem bir ders kitabı hem de yeni çalışmalara kaynak olabilecek bir araştırma raporu niteliğinde. diğer yasaların vergi ile ilgili kurallarının. Kitapta. sahip olduğu egemenliğin el değiştirmesine engel olamayabilir. yasa adına göre denetimin yapıldığı tablolarda da. Ardından ekleniyor: “Aksi halde. yasaların kitap içindeki yerleri de. yürütme ve yargı organlarının denetimlerinin “toplumsal denetim” ile tamamlanması gerektiğine dikkat çekiliyor. kitap dizinlerindeki klasik yöntem kullanılarak. bu kitabı farklı kılan bir diğer özellik seçenek de sunabilmiş olmasıdır. Okuyucu. karar nisabını. İkinci dizin ise. yasalara göre ayrı ayrı tablolaştırılmış. diğer tüm alanlarda olduğu gibi. varsa yürürlüğün durdurulması bilgilerini. Ayrıca. Ancak bu beklenti. Bu politikalar setinin en önemli ayağını oluşturan vergi politikası anlayışında. sayı ve sayfalarını gösteren genel bir tablo veriliyor. ne ABD’de ne İlgiltere’de. ortaya çıkan adaletsizlik ve dengesizlikler giderilemeyebilir. kavramların kitap içindeki sayfalarına yer veriliyor. okuyucuya başka kaynaklara başvurmadan araştırma kolaylığı sağlıyor. Anayasa’nın hangi maddeleri yönünden yapıldığını ve sonucunu. Birinci dizinde.anayasal denetimin. Aynı kavramlar. Temel vergi yasalarıyla birlikte. anayasal denetimi ve bu denetimin sonuçları.” Ne dersiniz? Toplumsal denetimden yoksun bir ekonominin başına neler gelebileceği bundan daha veciz bir şekilde nasıl ifade edilebilir. okuyucuya arama kolaylığı sağlamak amacıyla “Karar Sayısı”na göre bir yardımcı tablo da hazırlanmış. Ayrıca. yasa adı ve sayılarına göre ayrı ayrı gösterilmiş. egemenliğin sahibi olan ulus. vergi alma yerine borçlanma tercihine dayalı bir kamu harcama modeli ortaya çıkmıştır. ne de Türkiye’de gerçekleşmiş ve sonuçta adeta sermaye kesimlerinin ulufe gibi dağıtılan istisna ve muafiyetler nedeniyle vergi sistemi mali fonksiyonunu yerine getiremez hale gelmiştir. vergi alanında da yasama. O dönemde IMF-DB patentli “arz yönlü iktisat” politikaları izlenmiştir. Yazarların sözünü ettiği tehlikeleri bu toplum yaşamadı mı? 80’li yılları hatırlayınız. Sonuçta. denetimi yapılan kuralların metinlerde de yer verilmesi. Vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin asıl kaynağının toplumun kendisinin olduğu unutulmamalıdır. Bu tablolarda. bu tablolardan anayasal denetime tabi tutulan yasalar ve maddeler bazında araştırma yapabilecek. incelenen her bir kural için ayrı ayrı gösteriliyor.

bütçeyle ilgili olmayan diğer konularda olduğu gibi. Bunların kimilerinde adeta hukuk dersi (vergi yükümlülüğünün. doyurucu hukuksal bilgiler (vergide kanunilik. oluşturulması düşünülen özerk gelir idaresi ile vergi politikası da devre dışı bırakılmaya çalışılıyor. daha çok sayıda önemli sayılabilecek saptamalar yapılmaktadır. elektrik vb. Aksi halde ne mi olur? Söylemeye gerek yok. mutlaka toplumsal denetimin her alanda olduğu gibi vergi alanında da oluşturulması gerekiyor. kimilerinde ise. emekçiler ve onun örgütlü temsilcileridir. devletin bu asli görevini bu özerk kuruma devretmesi anlamına gelir. hukuk güvenliği. Yazarların kendi incelemelerinin sonuçları (vergi konusu sadece Anayasa’nın 73. genellik ve eşitlik.yönelik kamu harcamaları giderek daralmıştır. Yazarlarımızın fotoğrafını verdiği mevcut yapı böyle sürüp gider. Türkiye’de vatandaşlar ödedikleri vergilerin kendilerine kamu hizmeti olarak geri dönmediğini yaşayarak öğrenmiştir. hukukla birlikte şekillendirilerek meşrululaştırılması ve kurumsallaştırılmasının temelinde Anayasa’nın bulunduğunun hatırlatılması) verilmekte. hukuk devleti. Kitapta toplumsal denetim örneğinde olduğu gibi. eşitlik. Gelir idaresinin özerk hale getirilmesi. Bu süreç hala devam etmektedir. vergi politikasının oluşturulması ve gelir idaresi aracılığıyla vergi toplanması devletin temel (asli) görevlerinden biridir. kaynağını toplumdan ve Anayasa’dan alan bir yükümlülüktür. Şimdi. daha önce para politikası Merkez Bankası’nın özerk hale getirilmesiyle devre dışı kalmıştı. vergiyle ilgili konuların da bütçe yasalarıyla düzenlemeye devam edilmesi nedeniyle) yöneltilmekte ve ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin bizzat kendi kararlarına yönelik eleştiriler (Anayasa Mahkemesi’nin vergi ve mali yükümlülüklerle ilgili bakışındaki farklı ve çelişkili yaklaşımlarının göz önüne serilmesi nedeniyle) de yapılmaktadır. hizmetler olarak geri dönecektir” ifadesinin boş bir slogandan öteye gitmediği anlaşılmıştır. hükümetlere ve Meclis’e örtük bir şekilde eleştiriler (Anayasa Mahkemesi’nin yıllardır iptal ederek uyarmasına rağmen. mali güç. geriye yürümezlik. Vergi. bütçe yasalarına. Gelir idaresinin yeniden yapılandırılması ve özerk bir idare kurulması çalışmalarının yapıldığı bugünlerde. Bu sürecin durdurulması isteniyorsa. vergi affı. su. vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı gibi konulara ilişkin) sunulmakta. Böylece. maddesindeki ilkeler doğrultusunda değil. Hatırlanacaktır. vergi yönetim ve denetimi. vergi cezası. Kitapta ayrıca Anayasa’ya göre nasıl bir gelir idaresi olması gerektiği konusunda önemli bilgiler sunulmaktadır. devletin temel amaç ve görevleri. bütçe yasaları ve vergi gibi değişik konular yönünden de incelenmekte ve ayrıca vergi düzeniyle sıkça oynamanın sonuçlarına değinilmekte) ortaya konmakta. Vergi haftalarında asılan dövizlerde (pankartlarda) yer alan “ey vatandaş ödediğin her kuruş vergi sana yol. Böyle bir oluşumun gerçekleştirilmesini hükümetler nezdinde zorlayabilecek biricik güç ise. Bu bağlamda. bu oluşuma karşı çıkanlara Kitapta sunulan mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 251 .

özgün katkılarından dolayı kutluyoruz. 252 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 . Kitapta bir yandan bu saptamalar sıralanırken. yeni çalışmaların bu Kitabı örnek alarak tez elden başlatılmasını bekliyoruz. Danıştay Üçüncü Dairesi ve Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu Tetkik Hakimliği (Şahnaz GEREK) ve Sayıştay Uzman Denetçiliği (Ali RIZA AYDIN) deneyiminden gelen ve bu deneyimlerini Anayasa Mahkemesi Raportörlüğü ve araştırmacılık deneyimlerinde birleştirerek. Biz de bu önerilere katılarak. bir yandan da hem ele alınan konularda yeni araştırma alanlarına işaret edilmekte hem de ele alınan bazı konuların sosyal bilimlerin başka alt disiplinlerince ( kamu yönetimi ve sosyal politikalar gibi) de ayrıca incelenmesi önerisi yapılmaktadır. kaynakçası Anayasa ve Anayasa Mahkemesi kararları olan bu çalışmayı gerçekleştiren Yazarları.konuya ilişkin bilgiler alternatif bir gelir idaresi önerisi için önemli ipuçları vermektedir.

Dokuzuncu Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’ni 07-09 Aralık 2005’de. Ankara’da. her zaman olduğu gibi. uzak ve yakın geçmişi sorgulayan.Dokuzuncu Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’ne Çağrı Türk Sosyal Bilimler Derneği. Bu temel ilkeyle birlikte. Dokuzuncu Kongre’nin ülkemizdeki sosyal bilim düşünce geleneğine katkı sağlayacak biçimde yine yoğun bir katılımla gerçekleşeceğine inanıyor ve tüm bilim insanlarının katkılarını bekliyoruz. Kongre Düzenleme Kurulu tarafından yapılacak değerlendirilmenin sonuçları bildiri sahiplerine elektronik postayla bildirilecek ve TSBD’nin web sayfasında da duyurulacaktır. Dokuzuncu Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’ne. olası gelecek çizgileri üzerine tasarımlar geliştiren bildirilerin de sunulması arzu edilmektedir. ekonomisinin ve içinde bulunduğu uluslararası ortamın gelişme dinamiklerine tarihsel bir perspektiften bakan. Türk Sosyal Bilimler Derneği mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 253 . TSBD tarafından düzenlenen Ulusal Sosyal Bilimler Kongreleri bilimsel tartışma ve iletişim ortamını zenginleştirmek amacıyla oluşturulmuş ve özellikle gelişmekte olan üniversitelerimizdeki genç öğretim elemanlarının bilimsel ürünlerini sunmalarına olanak sağlamıştır. Dokuzuncu Kongre’de Türkiye toplumunun.b.com adresine elektronik postayla göndermeleri gerekmektedir. sosyal bilimlerin çeşitli disiplinlerinde bildiriler sunulabilecektir. Dokuzuncu Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’ne bildiri sunmak isteyenlerin en çok 250 kelimelik bildiri özetlerini en geç 1 Haziran 2005’e kadar Derneğimizin t. Katılımcılar kendi uzmanlık alanları içinde herhangi bir konuyu seçmekte serbesttirler.d@superonline. Bilindiği gibi. ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlemeyi kararlaştırmıştır.s.

com adresine elektronik postayla göndermeleri gerekmektedir.org.Dokuzuncu Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’ne sunulması kararlaştırılan bildiri metinlerinin 30 Eylül 2005’e kadar. Türk Sosyal Bilimler Derneği Yönetim Kurulu 254 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .b. Dokuzuncu Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’ne yaygın bir katılımın sağlanması için ilgi ve desteğinizi bekler.s. Derneğimizin t.d@superonline. Dokuzuncu Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi ile ilgili güncellenmiş bilgilere http://www. Tüm sosyal bilimcilere duyurur.tsbd. saygılarımızı sunarız.tr adresinden ulaşılabilir.

Yazıda diğer kaynaklara yapılacak göndermeler. ilk yazarın soyadından sonra “vd” ibaresi kullanılmalıdır. yazarın adı ve yayın tarihinden sonra iki nokta üst üste konulmalı ve sayfa numarası ya da numaraları yazılmalıdır. Eğer yazarın adı metin içinde geçiyorsa. örneğin (Işıklı. örneğin (Dornbusch ve Fischer. Eğer atıfta bulunulan kaynak iki yazar tarafından kaleme alınmış ise. Keynes. 1999 yılından başlayarak “Hakemli Dergi” statüsünde ve yılda 4 sayı (Kış. Bahar. iletişim kurulacak yazarın adı. Güz) olarak yayınlanmaktadır. Eğer yazılar ikiden fazla ise. Metin içinde kaynaklara tekrar gönderme yapıldığında da aynı yöntem uygulanmalıdır. Eğer yazarın adı metin içinde geçmiyorsa. bütün yayın haklarına sahiptir. Eğer sayfa numarası vermek gerekli ise. 1986. 1998). örneğin (Akşin. yalnızca yayın yılını parantez içinde vermek yeterlidir.. Yazılar yayınlanmak üzere kabul edildiği takdirde. 1999). Üşür. (b) yazar(lar)ı. Yazarlara Duyuru mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 255 . mülkiye. yazar soyadının alfabetik dizinini esas almalıdır. ana metin içinde uygun yerlere parantez içinde yazarın soyadı. Yaz. Eğer atıf yapılan eserler birden fazla ise yazarların soyadları ve yayın tarihleri. hem yazarın hem de atıfta bulunulan kaynağın yayın tarihi parantez içinde verilmelidir.. telefon ve faks numaraları ve e-posta adresi belirtilmelidir. hakem/hakemlerden gelen rapor ışığında işlemler yapılmaktadır. Yazının ilk sayfasında şu bilgiler olmalıdır: (a) yazının başlığı. 1936. adresi. 1993:45). başlıklar tablo ve şekillerin üzerinde yer almalı.1966 yılından bu yana düzenli olarak çıkmakta olan milkiye dergisi. kaynakları ise altına yazılmalıdır. (c) yazarların bağlı bulundukları kuruluşlar. aralarında noktalı virgül olacak şekilde sıralanmalıdır. her ikisinin de soyadları kullanılmalıdır. Dergimizin yayın çizgisi ve ilgi alanları çerçevesinde Yayın Kurulu’nca ön değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Burada yapılacak sıralama. örneğin (Boratav vd. Ön değerlendirmesi yapılan yazılar hakeme/hakemlere gönderilmekte. Aynı sayfadaki bir dipnotunda. mülkiye’ye gönderilen yazılar başka bir dergide yayınlanmamış ya da yayınlanması için başka bir yayına iletilmemiş olmalıdır. yayın tarihi ve sayfa numarası belirtilerek yapılmalıdır. Gönderilen yazılar. örneğin (Berksoy. 1987:36-39). Tablo ve şekiller başlık ve sıra numarası verilmeli. örneğin Boratav’ın (1988) belirttiği gibi. 1987:51-57).

06440 Kızılay / ANKARA Gelecek sayıların temaları: 247.0 ya da 7. mülkiye’ye yayınlanmak üzere gönderilen yazılar. Kaynakçada yer alan yabancı dildeki eserler Türkçe olarak da yayınlanmış ise parantez içinde mutlaka gösterilmelidir.5 aralıkla yazılmalı ve en az iki kopya ve bir bilgisayar disketi (Word 6.0 formatında) ile birlikte aşağıdaki adrese gönderilmelidir.Ana metinde ve dipnotlarda atıfta bulunulan tüm eserler. yukarıdaki standartlara uygun olarak A4 kağıtlara 1. yazının sonuna eklenecek “Kaynakça”da yer almalıdır. Kaynakça’da sadece yazı bütününde atıfta bulunulan eserler yer almalı ve bu eserler yazarların soyadına göre alfabetin olarak sıralanmalıdır. mülkiye dergisi: Konur Sokak No:1. sayı: Siyasal egemenlik ve meşruiyet 256 mülkiye Cilt: XXIX Sayı:246 .

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful