You are on page 1of 325

ONSOZ

MYTHOS VE MYTH0L0G1A
İlkin Söz vardı, der Kitap. Bunu Platon duysa, söz m ü , hangi söz, diye sorar.
Çünkü eski Yunan dilinde söz kavramını vermek için bir değil, üç sözcük vardır:
Biri "mythos", öbürü "epos", üçüncüsü "logos". Mythos söylenen veya duyulan
sözdür, masal, öykü, efsane anlamına gelir. Ama mythos'a pek güven olmaz,
çünkü insanlar gördüklerini, duyduklarını anlatırken birçok yalanlarla süslerler.
Bu yüzdendir ki Herodot gibi bir tarihçi mythos'a tarih değeri olmayan güvenil­
mez söylenti der, Platon gibi bir filozof da mythos'u gerçeklerle ilişkisiz, uydur­
m a , boş ve gülünç bir masal diye tanımlar. Epos daha değişik bir anlam taşır:
Belli bir düzen ve ölçüye göre söylenen, okunan sözdür, epos insana tanrı ar­
mağanıdır, güzelim süslü sözleri bir araya getirerek büyüler dinleyicilerini bir
ozan. Ozanın sözünü tanımlayan epos böylece şiir, destan, ezgi anlamına gel­
miş ve o gün bugün epik ve e p o p e diye Batılı dillerin hepsinde yerini almıştır.
Mythos'la epos arasında ilkinden bir yakınlık vardır, mythos söylenen sözün,
anlatılan öykünün içeriği ise, epos da o n u n doğal olarak aldığı ölçülü, süslü ve
dengeli biçimidir. Epos ne kadar güzelse, mythos o kadar etkili olur, epos'la
mythos'un bu başarılı evlenmesidir ki, ilkçağdan kalma efsanelerin ürün vere ve­
re günümüze dek yaşamasını ve mythos kavramının çağlar ve uluslararası bir ni­
telik kazanarak ölmezliğe kavuşmasını sağlamıştır.
Ama bir de logos vardı. O n u n sözcüğünü başta Herakleitos olmak üzere lon-
ya düşünürleri eski deyimiyle "physiologoi", yani doğa bilginleri yapmıştır. O n ­
lara göre logos gerçeğin insan sözüyle dile gelmesidir. Logos bir yasal düzeni
yansıtır, insanın bedeninde ve ruhunda bir logos bulunduğu gibi, evrenin ve d o ­
ğanın da logos'u vardır. Logos insanda düşünce, doğada kanundur, her yerde
ve her şeyde vardır, ortaklaşa ve tanrısaldır. Logos'u bulmak, sırlarını göz ö n ü n e
sermek, insan sözüyle dile getirmek düşünürün asıl ödevidir. Logos kavramıyla
açılan bu çığır dosdoğru bilime varmış, öyle ki logos-logia bugün herhangi bir
araştırma dalında bilgini ve bilimi dile getirmek için kullanılan birer ek olmuştur.
Mythos'la epos uyumlu bir bütün içinde birleştikleri halde, onlarla logos ara­
sında ilkinden ve gün geçtikçe kesinleşen bir karşıtlık baş göstermiştir. Birbirine
zıt iki akım almış yürümüştür. Ege kıyılarında filiz veren destanlar, övgüler, ezgi­
lerin yanında, gene tonya'da doğup gelişen bilim kolları: Fizik Tiatematik, yer
ve gök bilimi, tarih ve coğrafya. Bilginler mythos'un uydurduğu epos'un dile ge­
tirdiği tanrı masallarını hor görür, yerdikçe yerer, evreni ve insanı anlatmakta
bu türün yalancı ve zararlı yollara saptığını ileri sürer dururlar. Ne var ki evren
tanımını dile getirmek için bu bilginlerin çoğu da epos biçimine, yani destana
özgü heksametron ölçüsüne başvurmaktan alamazlar kendilerini. Yalnız Herak-
leitos düzyazıyla dile getirir düşüncesini.
Platon'un tutumu daha da ibret vericidir. Homeros'u tanrılar üstüne yalanlar
uydurdu, topluma zararlı efsaneler düzdü-diye suçlamakla başımızı şişiren bu fi­
lozof "Devlet", ya da "Gorgias" gibi en önemli dialoglannın sonunda gerçeğin
gerçeğini, tanrılar katındaki hakikati gözümüzün ö n ü n e sermek, fiziküstü kanıt­
larla tanımlamak istedi m i , bir mythos uydurur. Ne yapsın ki mythos'tan ayrı
düşünemez, düşüncesi mythos kalıbına kendiliğinden girer. Mythos Yunan dü­
şüncesiyle özdeştir denebilir h e m yalnız Yunan m ı , insan düşüncesi ve o n u n
ürettiği dille özdeş olsa gerek ki, H o m e r o s ' t a n bugüne dünya sanatçıları
mythos'u kendilerine tükenmez bir esin kaynağı olarak almışlardır.
Ama "mythologia" sözcüğünde mythos'la logos'un, karşıt bu iki kavramın
birleştiğini görmüyor muyuz? Mythologia efsaneler bilimi anlamına gelmez mi?
H e m gelir, h e m de gelmez. Erken ilkçağda "mythologein" diye bir f i i l vardır,
masal anlatmak demektir, sözlü gelenekle dilden dile aktarılan efsanelerin ozan-
larca sürdürülmesini de belirtir. Mythologia kavramı da aynı anlama gelir. H e m
masal ve efsanelerin toplandığı kitap için, h e m de ilkçağın sonlarında "mytho-
graphos", yani mythos yazarı denilen derleyicilerin yaptığı iş için kullanılır. Ama
mythologia bugün taşıdığı geniş ve kapsayıcı anlama gelmemiştir ilkçağın hiçbir
d ö n e m i n d e . Mythos, çok tanrılı bir dinin tanrıları üstüne anlatılan efsane,
mythologia da bu efsanelerin bir araya geldiği kitap olduğuna göre, mythologia
ilkçağın din kitabı olmak gerek, oysa değildir ve hiçbir zaman olmamıştır. Ç ü n ­
kü bu efsaneler İnanç - tek tanrılı dinlerde söz konusu edilen inanç - düzeyine
yükselmemiştir. Sözlü ya da yazılı yazın ve sanat kollarının hepsinde durmadan
konu edinilip işlenen ve işlendikçe değişen mythos'lar ne kadar ozan, yazar, sa­
natçı varsa, o kadar biçim almış, bu nedenle hiçbir zaman belli bir dinin tek kita­
bı halinde toplanamamıştır. Böyle bir çeşitlilik, böylesine öğreti ve yöntem yok­
luğu, bu tür başıboşluk, özgürlük ve özerklik başka hiçbir din ve efsanelerinde
görülmemiştir. İlkçağ mythos'u layiktir, din adamının değil, sanatçının uğraşıdır,
o n u n anlamı, yön ve biçimi din alanında verilmez, sanat alanında verilir. Asıl ya­
ratıcısı da sözdür ve söz ustasıdır. Mythos, epos, giderek logos bile birleşmişler­
dir o n u n doğup gelişmesine. Gerçekle ilişkisi olup olmadığına gelince,
mythos'un gerçeğini sözün dışında aramak boşunadır. Asıl gerçek insan sözü­
nün içinde, özünde, şiirindedir. Bunu anladığı içindir ki, ilkçağ insanı sözle birbi­
rinden renkli, büyüleyici ve inandırıcı yapıtlar yaratabilmiş ve sözün bir kitap
içinde donmasını önleyerek, çağdan çağa, insan kanı gibi sıcak sıcak akmasını,
böylece canlılığını sonsuzluğa dek aktarmasını sağlamıştır.

MYTHOS YARATICILARI

H e r o d o t der ki, tanrı soylarını sayıp döken, tanrılara adlarını veren, niteliklerini
tanımlayan ve efsanelerini anlatan, Homeros'la Hesiodos'tur. Yani çok tanrılı
ilkçağ dininin yaratıcıları, peygamberleridir onlar demeye getirir. Ne var ki bu
yaratıcılığın neye yarayacağını bilmez, bilemez H e r o d o t . Yunan mythos'unun
yazına vurulması, evet, H o m e r o s ve Hesiodos'la başlar, a m a orada kalmaz, H o -
meros'la Hesiodos'un yarattıkları tanrı soylarına ve efsanelerine - ki bu konuda
ilk iki yaratıcının bile söyledikleri birbirini tutmaz - ekler, katkılar yapılır, yazın
türleri çoğaldıkça mythoslar da yeni anlatımlar ve yorumlarla zenginleşir. Des­
t a n çağını îonya'da d a , Yunanistan'da da "melos" denilen lirik şiir türleri izler,
çalgı eşliğiyle Irk klflnln, ya da bir koronun söylediği bu ezgilerde de mythos
önemli bir yer hıl<ır, "hymnos" denilen övgülerde başlıca konudur. Hele traged­
ya ile mythos yeniden doğar, tragedya yazarlarının elinde bir daha yitiremeye-
cegi bir öz ve anlamla yüklenir: İnsanlık dramının aynası, simgesi oluverir. K o ­
nusunu gerçek olaylardan alan bir iki tragedya dışında - ki bunlar da büyük t e p ­
kiyle karşılanmış ve tutunamamıştır - tragedyanın tek kaynağı mythos'tur. D e s ­
t a n d a n tragedyaya tür ve görüş ayrılığının gerektirdiği büyük bir farklılık vardır.
Destanda başrolü oynayan tanrılar arka plana itilir, yeni tanrılar, yeni kahra­
manlar ön plana alınıp tragedya yazarının seyircilerine yaşatmak istediği dra­
mın gereklerine göre aydınlanır. D r a m insan dramıdır a m a İpleri gene de tanrı­
ların elindedir, onları destanda olduğu gibi bir dağın tepesinden savaşı yönetir
ya da bir insanın ölüm kalımını tartıya vurur görmeyiz, a m a ç ve eylemleri saklı
kalır, anlaşılmadığı oranda da korkuçtur; tragedya tanrıları, bilerek ya da bilme­
yerek işlediği bir suç için insanı yıkıma götüren amansız yazgıyı, lanete uğramış
bütün bir soyun zincirleme suç ve cezasını simgeler.

Tragedyanın bu açıdan aydınlattığı mythos böylece alabildiğine zenginleşir,


a m a iş bununla da bitmez: Bin bir kent devletine ayrılmış olan Yunanistan'ın
her bölgesi yerli mythos'unu yaratmak ve yaşatmak hevesindedir. Koruyucu
olarak seçtiği bir tanrı üstüne kendi bölgesiyle İlgili efsaneler uydurmakta ya da
olan efsaneleri kendi din ve devlet politikasına göre yorumlayıp değiştirmekte­
dir. Efsane çemberleri böylece genişledikçe genişler: Troya savaşı çemberine
Atina, Thebai, Korinthos çemberleri katılır, Odysseus'un serüvenleri destanına
Argonaut'lar destanı eklenir, Dor ırklı boylar lon mythos'unun kişileriyle boy öl­
çüşecek bir destan kahramanı yaratıp bütün efsanelerini Herakles diye bir yarı
tanrının çevresinde toplarlar. Mythos böylece İçinden çıkılmaz girift ve karmaşık
bir toplam oluverir. Bu çokluğu aydınlığa kavuşturmak için gerçekten bir
mythos bilimine gerek vardır: O sırada, yani Yunan'ın klasik denilen parlak çağı
sona erip de yaratıcılığı azaldığı, sanat gücünün tükenmeye yüz tuttuğu Helle-
nistik denilen d ö n e m d e efsaneleri toplama ve derleme işine girişilir. İskenderiye
ve Bergama kitaplıklarının kurulup çalışmaya açıldığı elyazmalarının alabildiğine
çoğaltılıp eleştirildiği dönemdir. Bu d ö n e m d e türeyen mythos yazarları bir yan­
dan başta H o m e r o s olmak üzere büyük yazın yapıtlarını şerhler, notlar ve açık­
lamalarla kopya etmeye, bir yandan da efsaneler toplayıp kitaplar yazmaya ko­
yulurlar. Bunların efsane derlemeleri bizim için önemli bir kaynaktır. R o m a im­
paratorluğu döneminde de efsane düzme süreci canlıdır. R o m a , Yunan
mythos'undan esinlenerek kendi din ve mitolojisini kurmak hevesine kapılır.
Yunan tanrılarını kendi yerli tanrılarıyla bir tutarak adlarını değiştirir, efsanele­
rin kimini benimser, kimini atar, kimini yerli efsaneleriyle karşıtım. Ta ilkçağın
sonuna kadar bu böyle gider. Yunan-Roma mitolojisi dediğimiz bütün bu kay­
naklardan ve daha sayamadığımız başkalarından alınmış, toplanmış, özetlenmiş
efsane, masal ve öykülerin toplamıdır.

AKDENİZ MİTOLOJİSİ

Şimdi sorarım size: Mitoloji diye bir kitap yazmaya girişince bu bin bir kaynak
arasından hangisini seçip de anlatsın çağdaş bir yazar? Kaldı ki mitoloji deyince
başta Yunan-Roma mitolojisi diye bir kavram akla gelir. Bu anlayış da hatalıdır.
Aslında bir Akdeniz çevresi efsaneler topluluğu vardır, onu Yunanistan ve R o -
ma'ya mal etmemiz, bu efsanelerin Yunanistan ve R o m a uyruklu yazarların ka­
lemiyle Yunanca ve Latince olarak yazılmış olmasından ileri gelir. Oysa bu efsa­
nelerin çıkış yeri ne Yunanistandır, ne de İtalya, Anadolu'dur, Girit'tir, Mezopo­
tamya'dır, Fenike, Mısır'dır, ya da bütün bu yerlerdeki sözlü geleneklerin karışı­
mından ortaya çıkmış bir bütündür. Yunanlı ya da Romalı kaynak yazarlar a n ­
lattıkları efsanenin asıl kaynağını araştırmazlar, onu bilseler bile kimi zaman si­
yasal amaçlar güderek saklarlar, bile bile değiştirirler. H e m ozanlar ve yazarlar
özgür müdürler? Kimin için yazdıkları, kime hizmet ettikleri belli olur. En büyük
iki destan yazarı buna örnektir: H o m e r o s lonya'lıdır, gönlü Troya'dan yanadır,
a m a efendileri Troya savaşını kazanmış, Anadolu'nun kilit noktası olan Darda-
nos kalesini yıkmış Akhalardır, onları kahraman göstermek zorundadır, oysa
asıl insan-kahraman Hektor'dur Ilyada'da. Vergilius ise Augustus çağının kültür
politikasına hizmet etmekle görevlidir, Roma'ya bir kahramanlık geçmişi yarat­
mak amacıyla yazar Aeneis destanını ve H o m e r o s ' u n t a m tersine asıl gücü kuv­
veti Troyalılarda göstermeye çalışır. Bu açı ve erek farkları mythos anlatımında
da farklılıklara yol açar.
İkinci bir güçlük mythos anlayışında gün geçtikçe artan değişik görüşlerdir.
S o n yıllara dek "Yunan mucizesi" diye bir balon uçup dururdu. Batı dünyası in­
san değerlerinin dile geldiği ve büyük sanat yapıtlarıyla ölümsüzlük kazandığı
tek kaynağın Yunan-Roma uygarlığı ve kültürü olduğuna inanırdı. Bu dar görüş­
lü açıdan bakılınca Yunan mucizesini yaratan asıl kaynak ve etkenlerin ne oldu­
ğu araştırılmaz, görmezlikten gelinir, bu inancı sarsacak bir bulut ortaya çıktı
m ı , bile bile ve bilimselliğe aykırı bir tek yönlülükle tartışmaya, giderek kavgaya
girişilirdi. Troya'nın Çanakkale yöresinde olmadığını, Schliemann-Dörpfeld-
Blegen üçlüsünün gün ışığına çıkardıkları koca uygarlık merkezinin H o m e r o s ' u n
llyada'sıyla bir ilişkisi bulunmadığını ileri sürmekte direnen sözüm ona bilginler
bugün bile ortalıkta dolaşır ve kör görüşlerini kitaplara aktarmak yolunu bulur­
lar. Arkeolojinin son buluşları tarihle ilgili bilim kollarını göz kamaştırıcı bir ışıkla
aydınlatmaktadır ama Anadolu arkeolojisi daha yenidir, Hititlere ancak son o n ,
on beş yıl içinde yazılmış kitaplarda yer verilir, yüzyılımızın başlangıcında yayım­
lanmış bir mitoljide bakarsınız ki Ana Tanrıça Kybele'ye ancak yarım sütunluk
bir yer ayrılmıştır. Apollon ya da Artemis'i Türkiye'nin Ege bölgesinde toprak­
t a n çıkarılan anıtların ışığında yorumlamak, değerlendirmek daha hiçbir derli
toplu mitoloji kitabına erek ve görev olmamıştır. Kısacası ilkçağın yazılı kaynak­
larıyla günümüzün buluşlarını bir araya getirerek çok yönlü bir görüşle toplama­
ya daha pek az bilgin girişmektedir. Bu yolda Halikarnas Balıkçısı çığır açıcı, yol
göstericidir, yani Yunan'ı, Türk'ü olmayan, uluslararası tek bilimsel gerçeği ara­
maya koyulan gerçek bir bilgindir. O n u n açtığı yoldan gitmekle birlikte eski ya­
zın kaynaklarına da hakkını vermek "Mitoloji Sözlüğü" adıyla okuyucuya sundu­
ğumuz bu kitabın tek amacıdır. H e m e n söyleyelim ki bu kitap bir denemedir,
eksiklerini, yetersizliklerini bile bile yayımlamaya giriştiğimiz bir d e n e m e .

Yukarda sözünü ettiğimiz sorunları bir dereceye kadar çözümleyebilmek için


bu "Mitoloji Sözlügü"nü h e m bir sözlük, h e m de bir antoloji olarak düzenlemek
yolunu seçtik. Efsanelik kişilerden kim söz ediyorsa H o m e r o s mu, Hesiodos
m u , tragedya yazarları mı, onların anlatımını elden geldiği kadar kendi metinle­
rinden vermeyi denedik. Burada Türkiye'de Türkçe olarak bulunan kaynakların

H
çokluğu bizi sevindirdi Tercüme Bürosunun açtığı çığır ve M i l l i Egitim Bakanlığı
nın yayımladığı İ l k klasikleri çevirilerinden bu yana çok çalışılmış v e ; Yunan-
Latin yazınının ana yapıtları bugün okunur bir dille kazandırılmış bulunmakta­
dır. D a h a öteye gidilmiş, mitolojik öyküler ve kişiler Batı yazınına olduğu gibi bi­
zim de şiirimize konu olmuştur. Bizden önce Türkçe mitolojiler de yayımlanmış­
tır. Elimize geçenleri çalışmamıza ortak ettik. Bu çapta bir mitoloji sözlüğü bir
tek kişinin yapacağı iş değildi. Batı kaynaklı bir tek mitoloji kitabını çevirmek-
tense, kendi olanaklarımızla, kendi yazılı kaynaklarımızdan faydalanarak özgün
bir d e n e m e yapmayı yeg gördük. Hangi kaynaklardan nasıl faydalandığımızı, bu
kitabı nasıl hazırlayıp hangi yöntemlere göre dizdiğimizi kitabın sonuna eklediği­
miz Sonsöz'de belirtmekteyiz. Okuyucu bu bölümde, sözlüğü nasıl kullanacağını
da bulabilecektir.
Sözün kısası ben burada tek başıma değil, yapıtları ve çalışmaları elime ge­
çen birçok yazarlarla birlikte ortaya çıkmak istedim. Bu kaynakları bulmada ve
değerlendirmede ister istemez kişisel eğilimlerime göre bir seçme yaptım. Oku­
yucu bunu bana bağışlasın ve eleştirilerini, yergilerini, önerilerini benden esirge­
mesin. Çabamın tek ödülü bu olabilir.
Borcum büyüktür: En başta h o c a m Prof. D r . Georg Rohde'yi anmak isterim.
Mythos ve mythologia'nm ne olduğunu, böyle bir çalışmanın bilimsel yollardan
nasıl sürdürüleceğini de göstermiştir. Bu kitaptaki "Kybele" maddesini o n u n
1937'deki Türk Tarih Kongresinde verdiği tebliğe borçluyum. Ama asıl esin
kaynağım sevgili ustam ve dostum Halikarnas Balıkçısı'dır. Yurdumuzun eşsiz
değerlerine saygıyı ve sevgiyi o aşıladı bana. Çok borçlu olduğum bir kişi d e ,
birlikte çevirdiğimiz llyada ve Odysseia'yı güzelim şiir diliyle Türkçeye kazandı­
ran arkadaşım A. Kadir'dir. Bu kitap Homeros'la doludur, nasıl olmasın ki Batı
uygarlığının ilk ve en büyük ozanı yurttaşımız H o m e r o s burcu burucu Anadolu
kokar.

Azra Erhat
İstanbul, 1972
gonaut'lar seferine katılmış. Kyklop'ları öl­

A dürdü diye bir yıl Olympos'tan sürülen Apol-


lon'u sığırtmaç olarak kullanmış (Apotlon,
Kyklop'lar). Pelias'ın kızı Alkestis'e gönül ve­
Abas. (1) İlyada'da adı geçen Abant'lar bo­ ren Admetos onu elde etmek için arabasına
yuna adını veren kahraman. Poseidon ile su bir aslan; bir de yaban domuzu koşmak zo­
perisi Arethusa'nun oğlu. runda kalınca Apollon tanrı o n a yardım et­
(2) Aigyptos oğullan amcaları Danaos'un miş ve Admetos Alkestis'i almış, ne var ki dü­
kızlarıyla zorla evlenince, gerdeğe girdikleri ğün günü Artemis'e kurban kesmeyi unuttu­
gece kanları tarafından öldürülürler. Yalnız ğu için, tanrıça gerdeğini yılanlarla doldur­
Hypermestra kocası Lynkeus'u esirger, ikisi­ muş. Apollon Admetos'u bu beladan kurtar­
nin birleşmesinden Abas adlı bir erkek çocuk mış, bununla da kalmayıp Admetos'un kade­
doğar (Tab. 10). Abas Argos'ta kral olur, ev­ rini de değiştirmeyi başarmış: Kader Adme-
lenerek Akrisios'la Proitos'u meydana getirir. tos'un ölümü için saptadığı gün Pherai kralı
yerine ölecek başka birini bulursa ertelemeye
Akrisios'tan D a n a e , Danae'den Perseus do­
razı olmuş. Ama o gün gelince Admetos yeri­
ğar.
ni alacak kimseyi bulamamış: Ne anası, ne
Acca Larentia. (1) Roma'nın kuruluş efsa- babası, ne uşağı, kimse ölmek istememiş, yal­
nesi'nde sözü geçen çoban Faustulus'un karı­ nız genç karısı Alkestis kendisini feda etmiş.
sı. Kocasının dağda bulduğu Romulus ve Re- Alkestis Hades'e indikten sonra Herakles ta­
mus bebeklerini benimser ve kendi on iki ço­ rafından kurtarılır (Herakles). D e l i Dumrul e f -
cuğuyla birlikte büyütür (Romulus). sanesine de konu olan bu motifi Euripides
(2) Roma'nın kuruluş dönemlerinde güzelli­ "Alkestis" adlı tragedyasında işlemiştir (Al-
ğiyle ün salmış bir kız. Bir bayram günü Her­ kestis).
cules tapınağında tanrı ile tapınak bekçisi
bahse girişirler, zar oyununda kim kazana-' Adonis. Köken ve kaynakları güney Akde­
caksa "ötekine bir ziyafet çekecek ve bu güzel niz çevresine uzanan tipik bir Anadolu efsa­
kızla yatmasını sağlayacaktır. Oyunu Hercu­ nesi. Kybele-Attis mythos'unun bir başka an­
les kazanır ve Acca ile sevişir. K ı z sonraları latımını veren Adonis efsanesi bir toprak-be-
zengin bir Etrüsk'le evlenir ve yaşlı kocası reket öyküsüdür. Birçok şiir ve masal yazarla­
ölünce bütün varlığını Roma halkına bağışlar. rının özene bezene işledikleri bu öykü şöyle
özetlenebilir:
Admete. Bir Samos (Sisam) efsanesine gö­
Suriye kralı Theias, ya da Kıbrıs kralı Kiny-
re, Perseus soyundan olan Admete Argos'ta
ras'ın Myrrha ya da Smyma adında bir kızı
tanrıça Hera tapınağının rahibesiymiş. E l l i
varmış, tanrıça Aphrodite'in lanetine uğra­
sekiz yıl bu tapınağa hizmet ettikten sonra,
yan bu kız babasına tutulmuş, onunla seviş­
babası Eurystheus ölünce Argos'tan kaçmak
mek istemiş. Dadısının kurduğu bir düzenle
zorunda kalmış. Tanrıçanın heykelini yanına
babasının yatağına girmiş ve on iki gece
alarak Sisam adasına sığınmış. Bir süre sonra
onunla sevişmiş, son gecesi de gebe kalmış.
Argos'luların parayla tuttukları korsanlar H e -
O gece babası, yanında yatan kadının kendi
ra heykelini kaçırmaya kalkışmışlar, ama ge­
kızı olduğunu anlamış ve bu korkunç günahı
miye bindirilen heykel yelkenlerin açılmasına
temizlemek için, kılıcıyla kızının üstüne yürü­
engel olmuş, tanrıça böylelikle Samos'ta kal­
yüp onu öldürmek istemiş. Ama tanrılar
mak istediğini belli etmiş. Samos Hera'sı diye
Myrrha'ya acımışlar ve onu babasının elinden
anılan ünlü bir heykel İlkçağ arkaik sanatının
kurtarmak için bir mersin ağacına çevirmiş­
en önemli yapıtlanndan sayılır. Sisamlılar
ler. On ay kadar sonra ağacın kabuğu çatla­
Hera ve Admete adına yılda bir bayram ya­
mış, gövdesinden dünya güzeli bir bebek çık­
parlardı.
mış. Çocuğun güzelliğine vurulan Aphrodite
Admetos. Pherai (bugün Elestino) şehrinin onu büyütsün diye yeraltı tanrıçası Persepho-
kralı. Delikanlı olarak Kalydon avına ve Ar- ne'ye vermiş. Ama Persephone de çocuğa
tutulmuş, onu Aphrodite'ye bir daha geri ver­ Argos'a sığınırlar. Adrastos kızlarından birini
meye yaraşmamış. Tanrıçalar arasında ko­ Polyneikes'e, öbürü Deipyle'yi de Tydeus'a
pan kavgaya yargıçlık eden Zeus, Adonis'in verir ve Polyneikes'le birlikte Thebai'ye karşı
yılın dört ayını Persephone'nin, dört ayını da Yediler seferine önayak olur. Falcı ve bilici
Aphrodite'nin yanında geçireceğine, geri ka­ olan Amphiaraos bu savaşta bütün önderle­
lan zamanda da istediği yerde yaşayabileceği­ rin öleceğini, bir Adrastos'un sağ kalacağını
ne karar vermiş. Adonis sekiz ay Aphrodi- öngörmüştü. Gerçekten de öyle olur, büyük
te'nin yanında kalmayı seçince, tanrıçanın yenilgiden sonra, Adrastos ölümsüz atına bi­
güzel delikanlıya olan aşkını kıskanan öbür nerek Argos'a kaçar. Sonra, ölen önderlerin
tanrılar (Ares ya da Artemis) Adonis'in üstü­ oğullarıyla Thebai'ye karşı Epikon'lar seferi­
ne bir yaban domuzu salmışlar, kasığından ne katılır ve bu kez zaferi kazanır, ama savaş­
yaralanan Adonis'de kanaya kanaya can ver­ ta yitirdiği ogulunun yasına dayanamayıp
miş. Toprağı sulayan kanından Manisa lalesi ölür.
denilen bahar çiçekleri bitmiş, öte yandan
sevgilisinin yardımına koşan Aphrodite'nin Aedon. (Yun. Bülbül). (1) İlkçağ yazarlarını
ayağına diken batmış, sıyrığından akan bir çok etkileyen bu efsaneye ilkin Homeros'ta
damla kan tanrıçanın çiçeği olan beyaz gülü rastlanır. Odysseia'da ( X I X , 518) anlatıldığı­
kırmızıya boyamış. na göre, Aedon Pandareos'un kızı ve Thebai-
li Zethos'un karışıdır. Zethos'un kardeşi
Kışın yeraltında saklanan, baharla birlikte
Amphion Niobe ile evlenip çok çocuğu oldu­
yeryüzüne dönen ve aşk cümbüşü içinde fış-
ğu halde, Aedon'la Zethos'un yalnız bir ç o ­
kırıp gelişen bitkisel varlığı simgeleyen Ado-
cukları olur: Itylos. Aedon eltisini kıskanır ve
nis'e Suriye'de özellikle kadınlar tapınırlardi:
bir gece en büyük oğlunu uykusunda öldür­
Yılda bir bahar bayramları yaparlar, saksıla­
meye kalkışır, ne var ki yanılır, karanlıkta Ni-
ra, sepetlere tohum dikerler, onları sıcak su­
obe'nin oğlunu değil de kendi çocuğunu öl­
larla sularlardı, böylece hızla büyüyen bu bit­
dürür. Tanrılar Aedon'a acıyıp onu bir bülbü­
kiler kısa zamanda solup ölürlerdi. Adonis
le dönüştürürler.
bahçeleri denilen bu çiçeklerin karşısında ka­
dınlar yas tutar ve "O ton Odonin" (Vah (2) Miletos efsanesi şöyledir: Aedon Milet'li
Adonis!) çığlıklarıyle dövünürlerdi. Pandareos'un kızı ve Polytekhnos adlı sanat­
Adonis efsanesi Sümer ve Hitit kaynakla­ çının karışıdır. Kocasıyla birlikte Kolophon'
rından gelmedir. Adonis İbranîce "efendi" da mutlu günler yaşarlar, İtys adında bir oğul­
anlamına gelen Tammuz (Türkçe Temmuz) ları olur. Ama mutlulukları başlarına vurur,
adının yunancalaştırılmış karşılığıdır. Tam- gurura kapılırlar-. Zeus ile Hera'dan daha
muz-Adonis efsanesiyle Hitit bereket tanrısı mutlu bir çift olmakla övündükleri için, Hera
Telepinu efsanesi arasında ilişki ve benzerlik ceza olarak kavga tanrıçası Eris'i sokar arala­
göze çarpmaktadır (Kinyas). rına. Karı koca birbirleriyle yarışmaya girişir­
ler, Polytekhnos araba yapmakta, Aedon ku­
Adrastos. Talos'un oğlu, Argos kralı (Tab. maş dokumakta. K i m daha çabuk bitirecek-
23). Efsanesi Thebai'ye karşı Yediler seferiy­ se, öbürüne bir hizmetçi bulup getirecektir.
le ilgilidir. Bir aile kavgası yüzünden yurdunu Yarışmayı Aedon kazanır, kocası da gider
bırakıp, dedesi Sikyon kralı Polybos'un yanı­ Efes'ten onun kız kardeşi Khelidon'u (Yun.
na sığınmak zorunda kalır. Bir süre sonra da Kırlangıç) alır, yolda onu kirletir, saçlarını ke­
onun vârisi olarak tahta çıkar, ama babasını sip köle kılığına sokar ve kız kardeşine kim
öldüren Amphiarâos'la görünüşte banşarak, olduğunu bildirirse, onu öldüreceğini söyleye­
kız kardeşi Eriphyle'yi ona verir ve Argos rek Aedon'a verir. Aedon kız kardeşinin bir
krallığına döner (Amphiaraos, Eriphylej. gün çeşme başında dert yandığını duyunca,
Bu arada Oidipus oğullarından Eteokles, onu tanır. İki kız kardeş öç almaya karar ve­
kardeşi Polyneikes'i Thebai'den sürünce, bir rirler, İtys'i öldürüp pişirirler ve babasına ye-
yandan Polyneikes, öte yandan da adam öl­ dirirler. Polytekhnos işin farkına varınca çılgı­
dürdüğü için Kalydon'dan sürülen Tydeus, na döner, iki kız kardeşi öldürmek ister. Zeus
araya girer ve birini bülbül, öbürünü kırlangıç hazine odasını, bir taşını yerinden oynatıp
haline sokar. kolayca çıkarabilecekleri biçimde yapmışlar
(3) Atina efsanesi: Tragedya yazarlarının ve Geceleri buraya girer, hazineden bir şeyler
özellikle Sophokles'in yitik "Tereus" traged araklarlarmış. Varlığının gün geçtikçe eksildi­
yasında anlatıldığı gibi, Prokne ile Philomela ğini gören kral Girit'ten ünlü mimar Daida-
Atina kralı Pandion'un kızlarıdır. Prokne los'u çağırmış. Bir tuzak kurmuşlar ve iki hır­
Trakya kralı Tereus'la evlenir ve İtys adlı bir sızı tam yakalayacakken, Trophonios Aga-
oğulları olur. Ama Tereus Philomela ile de medes'in kafasını keserek kaçmış.
sevişir ve olup biteni kız kardeşine anlatma­ Başka bir anlatıma göre, Agamedes ile
sın diye dilini koparır. İki kız kardeş İtys'i ke­ Trophonios Delphoi tapınağını bitirince, tan­
sip babasına yedirmekle öç alırlar. Tanrılar rıdan ücretlerini istemişler, Apollon da altı
Prokne'yi bülbül, Philomela'yı kırlangıç (baş­ gün yiyip içip eğlenmelerini, yedinci günü
ka bir anlatıma göre adı güzel sesli anlamına emeklerinin karşılığını alacaklarını bildirmiş.
gelen Philomela bülbül olur), Tereus'u da Öyle olmuş, yedinci gece uykuya dalınca iki
hüthüt kuşuna dönüştürürler. Aristophanes mimar bir daha uyanmamışlar. T a n n onlara
"Kuşlar" komedyasında bu dramı Hüthüt'ün en büyük ödül diye tatlı bir ölüm bağışlamış.
ağzından şöyle anlatır:
Agamemnon. Agamemnon Yunan myt-
yan garip bülbülüm, uyan, hos'unda tektir, eşsiz bir tiptir, yalnız İlya-
Çöz tanrısal dilini, da'da değil, efsaneler boyunca onun simgele­
Dök yüreğindeki acılan, diği kavramı onun kadar etkin ve belirgin ni­
Anlat o kutsal ağıtlarınla teliklerle canlandıran başka bir kişi yoktur.
Oğlumuz ffys'in başına gelenleri. Agamemnon kraldır, krallar kralıdır, her biri
Kızıl boynundan su gibi aksın
Oğlumuzun adını inleyen sesin, bir bölgenin yönetimini elinde tutan birçok
Sık fundalıklardan göklere yükselsin, derebeylerinin başında, onları ordularıyla bir­
A p o l l o n , altın saçlı t a n r ı likte yöneten başkomutandır. Buyruğuna tek
Duyup bu acı yankıları, sınır, bölgesel kralların toplantısında çizilir,
Alsın fildişi çalgısını, bu kurultayda da başlıca kural danışmadır.
Karşılık versin sana, Yunan mythos'u tanrılar tanrısı Zeus'un üs­
Tanrı koroları kursun yukarda, tünde, ondan üstün bir güç bulunduğunu gös­
Ve ölümsüz dudaklarından çıkan ezgiler terdiği gibi, krallar kralı Agamemnon'un kişi­
Karışsın sesine mutlu yüceliklerde. liğinde de krallığın hem erdemlerim, hem de
Aello. Harpya'lardan biri. Adı Kasırga anla­ eksik ve zayıf yönlerini önümüze serer. Bu
mına gelir (Harpyalar). bakımdan destana olduu kadar, tragedyaya
da esin konusu olmuştur Agamemnon.
Aerope. Girit kralı Katreus'un kızı (Tab.
15). Girit'ten sürülüp Argos'a gelir ve ilkin İlyada'nın üçüncü bölümünde Helene surla­
Pleisthenes ile evlenir, sonra Atreus'un karısı rın üstüne dizilmiş, savaş alanına bakan Tro-
olur. Aerope, Agamemnon ve Menelaos'un yalı ihtiyarlara en başta eski eniştesi Aga-
anaları olarak gösterilir. Atreus'la Thyestes memnon'u "hem iyi bir kral, hem güçlü bir
arasındaki kardeş kavgasında ölür (Atreus). savaşçı" olarak tanıtır. Agamemnon'un kral­
lık yetkisi Zeus'tan gelmiştir. Homeros onun
Agamedes. Agamedes üvey oğlu Trophoni- asasının, kral değneğinin tarihçesini çizerken
os'la birlikte Yunanistan'ın en ünlü mimarla- (İl. 1 1 , 100 vd.), soyunu Pelops'a kadar götü­
rındanmış. Delphoi ve Thebai şehirlerinde rür, başka bir efsane koluna göre Agamem-
yaptıkları anıtlar parmakla gösterilirmiş: non'un ilk atası Tantalos'tu. (Tab. 14 ve 15).
Delphoi'de Apollon, Arkadya'da Poseidon İlyada'da Pelops oğullarının kan davasından
tapınakları ve Thebai'de Alkmene'nin yatak söz edilmez, krallık normal yoldan Pelops'tan
odası ellerinden çıkmış. Boiotia kralı da onla­ Atreus'a, Atreus'tan Thyestes'e ve ondan
ra hazinesini saklamak için sağlam bir yapı ıs­ Agamemnon'a aktarılır; Atreus ile Thyestes
marlamış. Para hırsına kapılan iki mimar da arasındaki kardeş düşmanlığı ve onun sonu

I !
c u n d a İşlenen k o r k u n ç suçlar d a h a çok t r a ­ ması (Thersitesj. Bu eleştiri yalnız kralı degil,
gedyaya k o n u olmuştur (Atreus). A m a d e s t a n feodal Akha d ü z e n i n i n t ü m ü n ü k a p s a m a k t a ­
A g a m e m n o n ' u bir krala özgü b ü t ü n nitelikle­ dır (İl. II, 2 2 5 vd.).
riyle canlandırır. Bu kral portresi ü s t ü n d e
Gene mi bir fisteğin var, Atreus oğlu?
d u r m a y a değer.
Barakaların tunçla, kadınla dolu.
tlyada'nın k o n u s u , A g a m e m n o r i ile Akhille- Bir şehri alır almaz biz Akha 'lar
ııs arasındaki kavga A g a m e m n o n y ü z ü n d e n onları sana verdiydik ilk peşin.
k o p a r . Ve bu kavgada krallar kralının t u t u ­ Bir de altın mı istiyor canın şimdi?
m u , karakteri ve kişiliği b ü t ü n açıklığıyla o r t a ­ Tutup getirelim Troya'Mardan birini,
ya serilir. A g a m e m n o n kraldır ve h e r kral gi­ gelsin babası kurtulmalık versin sana,
altınla versin sana, öyle mi?
di kendi çıkarını, istek ve buyruklarını e m r i n ­
Taze bir kadın mı istiyorsun yoksa, düşüp
deki i n s a n l a n n k i n d e n üstün g ö r m e k t e ve bu
kalkmaya,
İnanışa g ö r e d a v r a n m a k t a d ı r . Tutsağı Khry-
bütün gözlerden uzakta, kapatmaya
sels'i geri v e r m e k i s t e m e m e s i , vermek z o r u n ­ kendine?
da kalınca Akhilleus'unkini a l m a k t a hiçbir sa­ Başbuğsun, yakışık almaz Akha oğullarını
kınca g ö r m e m e s i kavganın asıl n e d e n i d i r . Bu yıkıma sürüklemen.
olayda karşısına çıkan kim olursa olsun pay­ Size diyorum Akha oğulları, hey,
lar, tersler, h i ç e sayar (İl. I, 1 0 2 vd.). Akha oğulları denmez size artık,
Akha kadınları demeli,
... Kalktı hırsla sizi aşağılık herifler sizi,
gücü yaygın Agamemnon, yiğit Atreus oğlu, Hadi yurda dönelim gemilerimizle,
kapkara bir öfkeyle doluydu yüreği, tek başına bırakalım Troya'da onu,
yanıyordu iki gözü yalım yalım... otursun onur payının üstüne.
A p o l l o n ' u n Akha'lara gönderdiği salgının Yardım etmeyelim de görsün sonunu,
Saygısızlık etti Akhllleus'a, en üstün
n e d e n i n i bilen Kalkhas bu öfke karşısında ç e ­
yiğidimize,
kinir gerçeği söylemeye (İl. I, 78 vd.).
aldı onur payını, yoksun bıraktı onu.
Kızdıracağım biliyorum Akha'lartn
saydığı Akhilleus'un içinde büyük bir kin yok
adamı, gene de;
o adamın b ü t ü n Argos'lulara her yerde sözü hem gevşek davranmasaydı sana, Atreus
geçer. oğlu,
Kral azgın olur kızınca ayak takımından bu senin son küfrün olurdu ona.
birine,
bir zaman öfkesini yenerse de, unutamaz Bu s o r u n u Akha o r d u s u n u n nasıl ç ö z ü m l e ­
kinini, diği de ilginçtir. A t h e n a ' n ı n verdiği esinle
dışarı vurana dek taşır yüreğinde onu. Odysseus sıraları dolaşıp şöyle yatıştırır h e r ­
kesi (İl. I I , 1 9 3 vd.):
A m a A g a m e m n o n n e Kalkhas'ı dinler, n e
de o n u n sözlerine uyulmasını salık veren Ak- ...bilemezsin Atreus oğlunun niyeti ne?
hilleus'u, bildiğini y a p a r . Bu davranışı tepki Akha oğullarını yokluyor şimdi o,
uyandırır. T e p k i n i n , yalnız kavgaya tutuştuğu ama ezecek yakında başlarını...
Öfkelenip de Akha'lara yıkım getirmesin
Akhilleus'tan gelmemesi, o r d u n u n alt tabaka­
sakın,
sını simgeleyen bir askerin de kralı en ağır
Zeus'un beslediği kralların amansızdır
sözlerle kınaması dikkati ç e k e r . Halkın y ö n e ­
öfkesi...
ticisini eleştirmesi d ü n y a yazınında ilk kez gö­ daha güçlüdür onlar senden.
rülmektedir b u r a d a . Bu eleştiri Akhilleus'un Sense savaştan anlamaz korkağın birisin.
a ğ z ı n d a n şöyle dile gelir. Ne kurultayda geçer sözün, ne savaşta
geçer.
"Ey doymak bilmek adam... Seni gidi edep­
Hem biz burada hepimiz kral değiliz ki.
siz, çıkarma düşkün yürek... Seni şarap fıçısı,
Her taraftan bir ses çıkarsa iyi olmaz,
seni it gözlü, seni geyik yürekli... Halkını ke­
bir tek baş olmalı, bir tek kral.
miren bir kralsın s e n " . ( İ l . I, 1 2 2 , vd.).
Kurnaz Kronis oğlu şu değnekle bütün
A m a yiğidin sözlerinden d a h a da şaşırtıcıdır yetkileri
T h e r s i t e s ' i n , halktan bir a d a m ı n kralı kına- size krallık etsin diye verdi Agamemnon'al

14
At ıi >r .1 r .

Agamemnon gene de bir zorba olarak gös­ ki Attes Agdistls'ten kaçmak İ ç i n Pesslnus'a
terilmez llyada'da, aslında talihsiz bir adam­ gider ve orada kralın kızıyla evlenmeye k.ılkı
dır: Akhilleus'u kırdığına bin pişman olur, ba­ şır. Tam düğün gecesi düğün ezgileri söylen­
rışmak için ödün vermeye razıdır. Yiğidin mektedir ki Agdistis birdenbire çıkagelir. At-
olumsuz tepkisiyle karşılaştıktan sonra, bir tes onu görünce çıldırır ve erkekliğini keser,
daha aynı uysallığı gösterir ve özür dileyerek Pessİnus kralı da aynı şeyi yapar. Attes ölür,
barışır (İl. XIX, 85 vd.). Her davranışında Agdistis de sevgilisinin bedeninin bozulma­
sanki bir sakarlık vardır Agamemnon'uh: Au- masını sağlar.
lis'te avlanırken Artemis'i kızdırması, bu yüz­ Bu efsanenin başka bir anlatımı da şöyle­
den kızı İphigeneia'yı kurban etmek zorunda dir: Phyrgia ilinin sınırlarında Agdos adlı ıssız
kalışı bu kralın hatalarını ne kadar pahalıya bir kaya varmış, orada Kybele tanrıçaya bir
ödediğini gösterir (İphigeneia). Karısının ve taş biçiminde tapılırmış. Zeus tanrıçaya tutul­
onun âşığı olan kendi amcaoglunun elinden muş, onunla birleşmeyi başaramayınca tohu­
öldürülmesi bile aynı yarı komik, yarı trajik munu bir kayanın üstüne bırakmış. Bu t o ­
kaderin belirtisidir (Klytaimestra, Aigisthos). humdan Agdistis doğmuş, hünsa imiş, Agdis-
tis'i Dionysos sarhoş ederek erkekliğinden et­
İlyada onun kahramanlıkları ve öldürdüğü
miş; uzvundan bir badem ağacı çıkmış, bu­
Troyalı yiğitlerin adıyla doludur, ama Aga-
nun meyvesini Sangarios ırmağının kızı Nana
memnon burada da tam başarılı değildir, ne
göğsüne almış, gebe kalıp Attes'i doğurmuş.
savaşta bir Akhilleus ya da bir Aias olabilir,
Sangarios Nana'ya çocuğu dağa bırakmasını
ne de kurultayda bir Nestor ya da Odysseus
buyurmuş. Bebek gelen geçenin ilgisini çek­
gibi üstün bir akıl gösterebilir. Onun kişiliğin­
miş, onu bir tekenin sütüyle beslemişler, t e ­
de Homeros ve yolunu izleyen bütün ozanlar
kenin sütü olamayacağı halde, adının Phrygi
krallık kurumunun kusur ve eksikliklerini or­
a dilinde teke anlamına gelen "artagus" teke
taya sermek istemişlerdir sanki.
ile ilişkisini göstermektedir. Ne var ki bu arta-
gus sözcüğü "güzel" anlamına da gelebilir.
Agaue. Kadmos ile Harmonia'nın kızı, Jno
Her neyse Agdistis ile Kybele ikisi birden gö­
ile Semele'nin kardeşi, Pentheus'un anası
nül vermişler bu güzel delikanlıya, ama
(Tab. 18). Zeus'la Semele'nin aşkı üstüne de­
Phrygia kralı Midas onu kendi kızına almak
dikodu yaptığı için, Semele'nin oğlu tanrı Di-
istiyormuş. Derken Agdistis Attes'i çıldırtmış,
onysos anasının öcünü almış. Bakhalar sürü­
delikanlı bir çam ağacının dibinde erkekliğini
süne katılan Agaue, oğlu Pentheus'u bir vah­
keserek can vermiş. Kybele tanrıça onu göm­
şi hayvan sanarak kendi eliyle parçalamış. Bu
müş, toprağa akan kanından biten menekşe­
konu Euripides'in "Bakkha'lar" tragedyasın­
ler dibinde öldüğü çamı çepeçevre sarmışlar.
da işlenmiştir (Pentheus, Bakkha'lar).
Midas'ın kızı da umutsuzluğa düşerek canına
kıymış, Kybele onu da gömmüş ve onun me­
Agdistis. Pausanias'ın anlattığı Agdistis e f -
zarı üstünde de menekşeler bitmiş. Ayrıca
sanesi ana tanrıça Kybele'nin Pessinus'taki
mezarı üstünde bir badem ağacı büyümüş.
kültüne ilişkin bir efsanedir. Zeus bir gece
Agdistis Zeus'a yalvarmış Attis'in bedeni hiç
düş görerek tohumunu yeryüzüne döker.
bozulmadan kalsın, çürümesin diye, Zeus da
Bundan hünsa bir varlık doğar: Agdistis.
bu dileğini yerine getirmiş. Attis'in saçları bü­
Hem kadın, hem erkek olan bu yaratığı tanrı­
yümeye, küçük parmağı da oynamaya de­
lar ele geçirir ve erkeklik uzvunu kesip atar­
vam edecekmiş. Bu sözü aldıktan sonra Ag-
lar, uzuvdan bir badem ağacı meydana gelir,
disüs sevgilisinin ölüsünü Pessinus'a götür­
ırmak tanrı Sangarios'un (Sakarya) kızı bu
müş, orada gömmüş ve anısına bir bayram
ağaçtan bir badem koparıp göğsüne saklar,
ile bir rahip heyeti kurmuş.
bundan gebe kalarak Attes (başka kaynaklara
göre Attis) adlı bir oğlan doğurur. Onu dağa Bu efsanelerde Agdistis ile ana tanrıça
bırakır. Attes büyüyünce öyle yakışıklı, öyle Kybele birbirine karışmaktadır. Motifleri t o p ­
eşsiz güzellikte bir delikanlı olur ki o zaman rak bereketini ve bitkinin öldükten sonra ye­
salt kadın olan Agdistis ona âşık olur. Ne var niden dirilmesini simgeleyen bu efsaneler da-
ha çok alegorik birer anlam taşır. Bunlardan Aia. Yun. "aia" veya "gaia" toprak demek­
amaç, Pessinus'taki Kybele kültünde rahiple­ tir. Aia, Kolkhis ülkesinin eski adıdır (Argo-
rin belli zamanlarda ve törenlerde erkeklik naut'lar).
uzuvlarını kesmelerinin nedenini ve kaynağı­
Aiaie. Odysseia'da büyücü tanrıça Kirke'nin
nı anlatmaktadır. Kybele tanrıçanın ise Ana­
adasına verilen ad (Kirke).
dolu'da ve çevrede tarih öncesi çağlardan
Roma devrine değin çeşitli adlarla tapım gör­ Aiakos. Yunanlıların en dürüstü, en dindarı
düğü herkesçe bilinmektedir (Kybele). diye anılan Aiakos, Zeus'la su perisi Aigi-
na'nın oğludur (Tab. 21). Anasının adını alan
Agenor. Epaphos'un oğlu, lo'nun torunu Aigina adasında kral iken uyruklarının hepsi
olan Agenor tanrı Zeus'un soyundandır (Tab. vebadan ölmüş, Aiakos da babası Zeus'a yal­
10). Io inek kılığında dünyayı dolaştıktan son­ varmış ki adada bol sayıda bulunan karıncala­
ra Mısır'a gelir, orada Zeus'tan olan oğlu
rı insana dönüştürsün. Baştanrı oğlunun bu
Epaphos'u doğurur, Epaphos da Nil tanrısı
dileğini yerine getirmiş. Karıncalardan dog­
Neilos'un kızı Memphis'le evlenir ve Libya
ma bu adamlara Myrmidon'lar (Yunanca
adında bir kızları olur. Afrika'nın bir bölgesi­
"myrmeks" karınca demektir) denmiş. Aia-
ne adını veren bu kız tanrı Poseidon'la birle­
kos'un torunu Akhilleus sonraları Myrmi-
şerek ikiz doğurur: Agenor ile Belos. Belos
don'ları kendi ordusu olarak Troya seferine
Mısır'a, Agenor ise Fenike'ye yerleşir. Tyr ile
götürmüştür.
Sidon kentlerinin kralı olur. K ı z ı Europe tanrı
Tanrıların çok sevdiği Aiakos'tan Yunanlı­
Zeus tarafından kaçırılınca Agenor oğulları
lar bir dilekte bulunmuşlar: Ülkelerini kasıp
Kadmos, Phoiniks ve K i l i k s ' i k ı z kardeşlerini
kavuran kuraklığa son vermesi için Zeus'a ya­
aramaya gönderir, bulup getirmedikçe dön­
karmasını istemişler ve Zeus bu dileği de yeri­
memelerini buyurur. Hiç biri de geri gelmez,
Akdeniz çevresinde kentler kurup yerleşirler ne getirmiş.
(îo, Epaphos, Belos, Europe). Aiakos'un Aigina'dan Telamon ile Peleus,
bir denizkızı olan Psamathe'den (Yun. Kum)
Phokos (Yun. Fok balığı) adlı bir 03lu olmuş.
Aglaie. Adı parlak anlamına gelen Aglaie
Phokos'un atletik yarışmalarda başarılarını
Zeus ile Eurynome'den doğmuş üç Kharit
kıskanan ağabeyleri Telamon ile Peleus kafa­
tanrıçanın biridir (Kharit'ler). Hesiodos'a gö­
sına bir disk atarak öldürmüşlejr onu. Aiakos
re Aglaie Kharit'lerin en gencidir ve tanrı
da hak yerine gelsin diye sürmüş oğullarını
Hephaistos'la evlenmiştir.
Aigina'dan.
Aglauros (yahut Agraulos). Atina kralı Bu hakseverliği ona öldükten sonra Hades
Kekrops'un üç kızından biri. Tanrıça Athena, ülkesinde yargıç olmayı sağlamış. Gerçi H o -
içinde Erikthonoios'u sakladığı sepeti ona ve­ meros destanlarında Aiakos'un böyle bir sıfa­
rip sakın açmamasını söyler. Ama kardeşleri tı yoktur, ama Platon onu ölüler yargıcı ola­
Herse ve Pandrosos'la birlikte Aglauros m e ­ rak gösterir ve Asya'lı Minos ile Rhada-
rakını yenemez ve sepeti açarlar, içinde yı­ manthys'in yanıbaşında Avrupa'dan gelen
lanlarla sarılı bir bebek görünce korkudan çıl- ruhları yargıladığını ileri sürer (Gorgias,
dırarak Atina Akropolünden aşağıya atarlar 524a).
kendilerini (Erikhthonios). Aiakosoğlu. llyada'da Akhilleus'a verilen
soyadı (Tab. 21).
Agron. Kos (Istanköy) adasında Byssa ve
Meropis adlı iki kız kardeşiyle yaşayan ve yal­ Aias. İlyada'da iki Aias'ın adı geçer, biri,
nız toprak işleriyle uğraşan bir delikanlı. Bu "küçük Aias" Oileus'un oğludur ve Lok-
üç kardeş toprak tanrıçasından başka hiçbir ris'lilerin önderi olarak gelmiştir Troya sava­
tanrıya saygı göstermedikleri için ceza olarak şına, öteki, "büyük Aias" Telamon'un oğlu,
kuş biçimine sokuldular: Meropis baykuş ol­ Akhilleus'un amca çocuğu ve Salamis adası­
du, Byssa martı oldu, Agron da yagmurkuşu nın kralıdır (Tab. 14 ve 21). Bu iki Aias birbi­
haline dönüştürüldü. rinden çok ayrı kişilerdir, ama h e p omuz om-

16
za savaşırlar. Bu dayanışmayı şöyle tanımlar Aralarını s o n u n d a Akhilleus bulur, yatıştırır
H o m e r o s (İl. XIII, 7 0 2 vd.). Aias'ı bu kötü huyu Aias'm başına bela
olacaktır. llyada'daki olaylardan sonrasını an
Oileus'un çevik oğlu Alas hiç, ama hiç
ayrılamaz Telamon'un oğlu Aias'tan, talan destanlarda A i a s ı n m İşlediği büyük bir
yeni sürülen tarlada şarap rengi İki öküz suç söz k o n u s u d u r : Troya şehrinin düştüğü,
nasıl Akha'lann eline geçtiği sırada P r i a m o s ' u n kı­
gönüldeş olur da çekerlerse sabanı; zı Kassandra A t h e n a t a p ı n a ğ ı n a sığınmış,
boynuzlarının kökü bol bol ter döker, tanrıçanın heykeline sımsıkı sarılmıştır. Aias
gittikleri zaman yarık boyunca uca doğru kızı sığınağından ayırmak, dışarı çekmek ister
yalnız cilalı boyunduruk ayırır onları
ve dinsel töreleri hiçe sayarak bu işi başarır.
birbirinden,
Akha'lar bu günahı kendisine ö d e t m e k için
işte Aias'lar da tıpkı öyle,
omuz omza destek oluyordu birbirine. Aias'ı taşlamaya koyulurlar. Ne var ki bu kez
kendi de A t h e n a sunağına sığınıp yalvarır.
Bu iki yiğit Akha o r d u s u n u n canı ciğeridir, Tanrıça yiğidi böylece ö l ü m d e n korumuş
katılmadıkları hiçbir savaş, başaramayacakla­ olur, a m a cezasız bırakmaz: D ö n ü ş yolculu­
rı hiçbir yiğitlik yoktur. ğunda Akha'lar k o r k u n ç bir fırtınaya tutulur­
Aias'lar arasındaki bu birlik, beraberliğin lar, Aias'm gemisi batar, Poseidon yiğidi kur­
asıl n e d e n i n i , bu iki yiğidin nitelikleri ve ka­ tarır, a m a bu kez Aias A t h e n a ' n ı n öfkesine
derleriyle birbirinden çok değişik olmalarında karşın kurtulduğuna böbürlendiği için tanrıça
aramalı. Bunu d a h a iyi anlamak için h e r biri­ Zeus'un yıldırımını alarak kendi öldürür akıl­
ni ayrı ayrı incelemeliyiz. sız yiğidi.
(1) AİAS O İ L E U S O Ğ L U . Aias'ın işlediği günahların cezasını yurdu da
Aias İlyada'da şöyle çıkar karşımıza (İl. I I , çeker: Yiğit öldükten sonra bile uzun bir süre
5 2 6 vd.). Lokris toprağı verimsiz kalır, ikide bir salgın­
lar baş gösterir. Delphoi'ye çare sorulduğun­
Lokris'lilere Oileus oğlu çevik Aias komuta
da, tanrı sözcüsü şu cevabı verir: Kassand
eder,
Telamon'un oğlu Aias'mki kadar değil boyu r a ' n ı n kaçırılıp ırzına geçilmesinin kefareti
boşu olarak her yıl Lokris'ten Troya'ya iki genç ki/
ondan ufak, hem çok ufak, gönderilmeli ve Athena tapınağına kurban
'kendirden bir zırh giymiş küçümencik bir edilmelidir. Bu t ö r e de bin yıl sürdürülmelidir.
adamdır ama, Lokris'liler b u n u yapmışlar, ikinci yılından
bütün Hellen'leri, Akha'ları kargı atmakta sonra kızlar kurban edilmeyip Athena rahibe­
, geçer.
si olarak T r o y a ' d a alıkonulmuşlar.
Aias kırk t a n e kara gemiyle gelmiştir T r o -
(2) AİAS TELAMON O Ğ L U
ya'ya, a m a o n u n k o m u t a ettiği bölükler hiç
b e n z e m e z öbür savaşçılara: Okçular Lok- T e l a m o n ' u n oğlu Salamis'li Aias Troya sa­
ris'liler, hafif silahları kullanmakta ustadırlar, vaşına yalnız on iki gemi getirdiği h a l d e , Ak-
öteye de hiç gidemezler (İl. XIII, 7 1 2 vd.). h a ' l a n n , Akhilleus'tan sonra en yiğit savaşçı-
Aias H e k t o r ' a karşı teke tek savaşa da h a ­ sıdır. G ö r ü n ü ş ü , boyu bosuyla küçük Aias'ın
zırdır, gemilerin yanındaki çetin boğuşmaya t a m karşıtıdır. Akha'lann kalesi diye anılan
katılır. Patroklos'un ölüsünü Troyalıların elin­ Aias'ı P r i a m o s surların ü s t ü n d e n g ö r ü n c e ,
d e n kurtarmaya da yardım e d e r . Ama sert, yanındaki H e l e n e ' y e sorar (İl. III, 2 2 6 vd.).
kavgacı ve kimi z a m a n kabadır; Patroklos'un
Kim o, öbür Akha'lı, soylu, Irlyarı yiğit,
ölüsü için yapılan araba yarışmasında Aias Argos'luları başıyla, geniş omuzlarıyla
İ d o m e n e u s ' l a kavgaya tutuşur, Girit'lilerin aşan?
ö n d e r i de şöyle tanımlar o n u (İl. XXIII, 4 8 3
vd.). H e l e n e de bu yiğidin "eşi görülmedik Aias"
olduğunu söyler.
Aias, kavgacı başı, akılsız adam,
Akha'lardan geri kalırsın her İşte, Savaşa hazırlanırken şöyle tanımlanır Alas
senin aklında hiç çeviklik yok. (İl. VII, 2 0 6 vd.).

M1.;' 17
I \U l\ / I I I İ U O

Aias giydi ısıldayım tunç zırhını, rete uğramıştır. O sırada bir bunalım geçirir,
silahlarla sarıp sarmaladı bedenini, fırladı, bizim bugünkü deyimlerimizle bir şizofreni ya
tıpkı dev yapılı Ares gibi yürüdü, da paronaya krizi, bir gece pusu kurar, elinde
Kronos oğlunun, yürek kemiren savaş
kılıcıyla Akha ordusunu yok edeceğim diye
gücüyle
bir sığır sürüsüne saldırır, hayvanların hepsini
birbirleri üstüne saldırttığı erler arasında
savaşa giden Ares gibi tıpkı. bir bir öldürür, soykaları çadırına taşır, öç al­
İşte böyle atıldı öne o, dım diye şenlik yapar. Bu işte tanrı parmağı
dev yapılı Aias, Akha'larm kalesi. vardır, Aias'ı tanrıça Athena bu korkunç ya­
Korkunç yüzünde bir gülümseme. nılgıya düşürür. Aias kendine gelip ne yaptı­
Geniş adımlar atıyordu altında ayakları, ğını, kimleri öldürdüğünü görünce düşmanla­
uzun gölgeli kargısı sallanıyordu. rının karşısında rezil olmaya dayanamaz.
Aias kalkanıyla dikkati çeker Akha'lar ara­ Çektiği acı korkunçtur. Bunca büyük bir kah­
sında. Korkunç diye nitelenen bu kalkan yedi ramanın böyle gülünç bir duruma düşmesi
kat deri, bir kat da tunçtan yapılmıştır. Hek- Aias'ın katlanacağı bir çöküntü değildir: Kılı­
tor'la savaşta Troya'lı yiğidin kargısı altı kat cının üstüne atar kendini ve canına kıyar.
deriyi geçer, son katına saplanır kalır, derken Sophokles'in bu tragedyasında ününü ömrü­
Hektor, "ovada duran, kara, pürtüklü, iri" bir nün sonuna kadar koruyamayan büyük ada­
kaya parçası alır ve Aias'ın kalkanını tam gö­ mın dramı dile getirilmiştir.
beğinden vurur. Ama Aias daha büyük bir ka­
yayla onu s a f dışı eder ( İ l . V I I , 268 vd.). Aidoneus. Yeraltı tanrısı Hades'in başka bir
adı (Hades).
Aias Hektor'u alt etmekle kalmaz, Tro-
ya'nın sayısız yiğidini tepeler, öldürür; saldırı­ Aietes. Güneş tanrı Helios ile Okeanos kızı
da da, savunmada da hep başta gelir, önde Perseis'in oğlu (Tab. 8). Önce Korinthos tah­
yürür, Akra'ların gevşediğini gördü mü, he­ tına çıkar, sonra Karadeniz'in güney-dogu kı-
men koşar, kışkırtır onları, güçlerine güç ka­ yılannda, Kafkas dağının eteklerinde bulunan
tar. Aias kendi çıkarını hiç düşünmeyen ülkü­ Kolkhis (bugünkü Gürcistan) ülkesine kral
cü bir kahramandır, savaşın en çetin anların­
olur. Büyücü Kirke'nin ve Minos'un karısı
da aslan gibi dövüşür, sorumluluk duygusu
Pasiphae'nin kardeşi ve Medeia ile Apsyr-
Agamemnon'unkinden daha üstündür, Akhil-
tos'un babasıdır.
leus'un bir kız uğruna savaştan çekilmesini,
Kız kardeşi Helle ile Asya'ya kaçan Phrik-
savaş arkadaşlarını hiçe saymasını sert sözler­
sos Kolkhis'e sığınmış ve üstünde uçtuğu ka­
le kınar. Öyle ki tanrılar bile derin bir saygı
natlı koçu Zeus'a kurban ettikten sonra, altın
beslerler Aias'a, Akha'lara söz geçirmek için
ona baş vururlar. postunu Aietes'e armağan etmiş. Kral da onu
tanrı Ares'e adanmış ormandaki bir meşe
İlyada'da en erdemli yiğit olarak karşımıza ağacına asmış ve bekçi olarak önüne korkunç
çıkan Telamon oğlu Aias'ın adına birçok ef­
bir ejder dikmiş, lason Argonaut'larla birlikte
saneler daha kurulmuştur. Bunların arasında
altın postu almaya gelince, Aietes ona birçok
şair Sophokles'in "Aias" adlı tragedyasında
sınamaları başarırsa postu vereceğini söyle­
ele aldığı yürekler acısı dramı üstünde dura­
miş. Medeia'nın yardımıyla altın postu çalıp
lım:
kaçan Argonaut'ların peşine takılmışsa da
Akhilleus öldükten, Troya savaşı da bittik­ oğlu Apsyrtos'un, Medeia'nın kesip denize
ten sonra, Thetis'in tanrı Hephaistos'a yaptı­
serptiği parçalarını toplamakla vakit geçirmiş
rıp oğluna getirdiği silahlar kime kalacak diye
ve umutsuzluğa kapılarak Kolkhis'e dönmüş.
kavga kopar Akha komutanları arasında.
Orada da tahtından olmuş, yıllar sonra yurdu­
Thetis ister ki Akhilleus'tan sonra en yaman
na dönen kızı Medeia'nın yardımıyla tacını
savaşçı kimse o alsın silahları. O adam da Te-
yeni baştan elde edebilmiş (Argonaut'lar).
lamon oğlu Aias'tır, ama Agamemnon ile
Menelaos ne yapıp yapıp silahlan Odysse- Aigeus. Atina kralı Pandion'un oğlu, These-
us'a verirler. Aias çileden çıkmış, küçük düşü­ us'un babası (Tab. 24). Pandion bir devrim
rülmüş, ünü, değeri hiçe sayılıp ağır bir haka- sonucu Atina'dan sürülünce, Aigreus onu

1 «
AİGYPTOS

kardeşleriyle birlikte yeniden tahta çıkarmayı Aigisthos. Thyestes'ln oğlu (Tab. 14 ve


başarır. 15). Atreus ile Thyestes arasındaki kardeş
Aigeus iki kez evlendiği halde çocuğu ol­ kavgasını sürdürür. Atreus Thyestes'ln oğul
maz. Bunun nedenini Delphoi tapınağında larını öldürüp kendisini Mykenai'den kovun
tanrı sözcüsüne sormaya gider. Aldığı cevabı ca, Thyestes kardeşinden öç almak çarelerini
pek anlamaz ama, dönüş yolunda Troizen'de arar. B i r tanrı sözcüsü ona ancak öz kızından
kalır ve ora kralının kızı Aithra ile birleşir. bir oğlu olursa, Atreus'u öldürebileceğini bil­
Aithra'ya, bir oğlu olursa, babasının adını bil­ dirir. Thyestes de bir gece gizlice kızı Pelope-
dirmeden büyütmesini söyler. Aithra bir ço­ ia'nın koynuna girer ve onu gebe bıraktıktan
cuk doğurur. Bu çocuk kahraman These- sonra kaçar. Pelopeia Aigisthos'u doğurur.
us'tur. Delikanlılık çağına gelince, Theseus Kimden olduğunu bilmediği bu çocuğu kırla­
Atina'ya döner ve amcası Pallas'ın tahta göz ra bırakır, bir süre sonra da kendisini tanıma­
dikmiş elli oğlunu alt edip babasına kendini yan amcası Atreus'la evlenir. Çobanların keçi
tanıtır (Aithra). sütüyle besleyip büyüttükleri Aigisthos (adı
Ama Aigeus mutsuz bir kraldır. Bunca dert­ Yun. keçi anlamındaki "aix"ten türemedir)
ten sonra, Panathenaia bayramında yarışan Mykenai sarayına gelir. Atreus onu iyi karşı­
Girit atleti Androgeos'u öldürttüğü için kral lar, kendi ogluymuş gibi benimseyerek yetiş­
Minos'un korkunç isteklerine uymak zorunda tirir. Sonra da Thyestes'i öldürmekle görev­
kalır: Her yıl Atina gençliğinden yedi erkek lendirir. Ama Aigisthos Thyestes'in kendi öz
ve yedi kız Minotauros'a yedirilmek üzere Gi- babası olduğunu anlar ve onun yerine Atre-
rit'e gönderilmektedir. Theseus bu duruma us'u öldürür. Bir süre baba-ogul Mykenai'clc
bir son vermek üzere canavarı öldürmeye gi­ hüküm sürerler, sonra Atreus'un oğlu Aga
der. Yola çıkmadan önce babasına söz verir memnon tarafından kovulurlar. Agamemnorı
ki zaferle dönerse, gemisine bir beyaz yelken Troya seferine çıkınca Aigisthos Mykenai'ye
çekecektir. Dönüşte bu sözünü unutur ve ge­ döner, kralın karısı Klytaimestra'yı baştan çı­
misi kara yelkenleriyle girer limana. These- karır. Agamemnon Troya'dan dönünce ikisi
us'un yolunu gözleyen Aigeus kara yelkenleri birden kahpece vururlar onu. Aigisthos, yedi
görünce oğlunu öldü sanarak kendini denize yıl hüküm sürdükten sonra Agamemnon'un
atar. İçinde boğulduğu denize adı verilerek oğlu Orestes tarafından öldürülür.
Aigaios Pontos (Ege denizi) denmiştir. Kuşaktan kuşağa süregiden bu kan davası
tragedya şairlerine tükenmez bir esin kaynağı
Aigina. Irmak tanrı Asopos'un kızı (Tab. olmuştur. Aiskhylos'un "Agamemnon" ile
21). Aigina'ya tutulan Zeus onu Oinone ada­ başlayan "Oresteia" üçlüsü, Sophokles'in
sına kaçırır. Aigina bu adada Aiakos'u doğu­ "Elektra", Euripides'in "Elektra" ve "Ores-
rur. Sonradan Aktor'la evlenip, Patroklos'un tes" adlı tragedyaları bu aile dramını çeşitli
babası olacak Menoitios'u dünyaya getirir. ayrıntılarıyla ve başka başka açılardan ele ala­
Aiakos bir süre sonra adaya bir Pelasg soyu rak canlandırırlar. Aigisthos adının "Odyssei-
yerleştirip Oinone'ye anasının adını vererek a" da da sık sık geçmesi, Atreus oğulları efsa­
Aigina der (Aiakos). nesinin Homeros destanları kadar eski oldu­
ğunu gösterir. (Od. I, 32-43; I I I , 256-275;
Aigis. Homeros destanlarında tanrı Zeus ve IV, 518-537).
Athena'nın kalıp sıfatlarından biri de "aigis
taşıyan"dır. Aigis, Zeus'un Girit mağarasında Aigyptos. Belos'la Ankhinoe'nin oğlu (Tab.
kendisini emziren keçi Amaltheia'nın derisiy- 10). Aigyptos ile ikiz kardeşi Danaos'un de­
le yaptığı bir kalkandır. Yılanlarla çevrili, or­ deleri tann Poseidon, ataları da Zeus'la lo'
tasında bir Gorgo kafası bulunan aigis kalka­ dan doğma Epaphos'tur. Afrika kıtasına ege­
nı korku salarak orduları bozguna ugratırmış. men olan Belos o ğ l u Danaos'a Libya'yı, A l -
Zeus'un Titanlara karşı savaşında kullandığı gyptos'a da Arabistan'ı verir, ama Aigyptos
ve kendisinden başka yalnız Athena'ya verdi­ gider, "Melampodes" (kara ayaklar) üiktllnl,
ği bu kalkan kudretin bir simgesi olmuştur. yani Mısır'ı fetheder ve oraya adını varlı
Aigyptos'un elli oğlu, Danaos'un da elli kızı de bir tanrı korur, kurtarır onu. Savaş meyda­
olmuş. Aigyptos bu kızları oğullarına almak nında görelim onu (İl. V, 296 vd.).
istemiş. Bu konuda iki kardeşin arası açılmış
Kocaman kargısı, kalkanımla Aineias yere
ve Danaos elli kızıyla birlikte Afrika'dan ka­ atladı,
çıp, soylarının kaynağı olan Argos'a sıgın- Akhalar alıp götürmesin/er diye ölüyü
nuş. Danaos kızları, kendilerini kovalayan gücüne güuenen aslan gibi dolaştı
Aigyptos oğullarıyla evlenmek zorunda kal­ çevresinde,
mışlar, ama düğün gecesi kocalarını öldür­ önünde kargısını, yuvarlak kalkanını
müşler. Tek başına desteksiz kalan Aigyptos tutuyordu,
da üzüntüden ölmüş (Danaos, Danaos Kızla­ öldürmek için yanıyordu karşısına çıkanı,
rı). korkunç çığlıklar atıyordu.

Derken Diomedes kocaman bir taş atar üs­


Aineias (Lat. Aeneas). Tanrıça Aphrodite
tüne, Aineias'ı kalçasından vurur, yiğit düşer,
ile Troya'lı prens Ankhises'in oğlu Aineias
o sırada anası Aphrodite'nin telaşını görmeli
Homeros'un İlyada destanında önemli bir rol
(İI.V, 311 vd.).
oynamakla kalmamış, klasik Latin şairlerinin
en büyüğü olan Vergilius'a da bir destan esin- Aphrodite bu yüzden yaralanır. Aineias'ı
lemiştir. "Aeneis", yani Aeneas destanı Tro- Apollon Troya kalesindeki tapınağa kaçıra­
ya'lı yiğidin Troya yangınından sonra Anado­ rak kurtarır. Öbür tanrılar da katılırlar bu ça­
lu'dan göçmesi ve İtalya'ya yerleşerek Roma baya. Aineias'ın Troya önünde ölmeyeceği,
_ şehrine temel olacak yeni bir yurt kurmasını Dardanos soyunu sürdürmekle görevli olduğu
anlatır. Aineias'ın bu iki destanda da beliren tanrı Poseidon'un ağzından söylenir İlya-
çok yönlü kişiliğini incelemek gerekir: da'da (İl. XX, 292 vd.).
Soy ağaçlarından da belli olduğu gibi (Tab. ... Kaderi kurtulmaktır Aineias'ın
17) Troya kral soyunun ilk atası Zeus ile tohum ekmeden, iz bırakmadan ölmemeli,
Elektra'nın oğlu Dardanos'tur, Troya'nın ku­ yok olmamalı Dardanos soyu,
rucusu Tros ile kral soyu iki dala ayrılır: İlos ölümlü kadınların verdiği çocuklar arasında
ile Assarakos, İlos'un torunu olan Priamos Kronos oğlu Dardanos'u seuerdi en çok.
Troya kralı, Assarakos'tan üreme Ankhises İğreniyordu artık Priamos'un soyundan,
ise Dardanie şehrinin yöneticisidir. Ankhises güçlü Aineias kral olacak Troya'lılara,
ile Priamos ve Hektor ile Aineias aynı kuşak­ kral olacak çocuklarının çocukları.
tan amcaogullarıdır. Ama Aineias'ın Priamos Bu sözler, bizi dosdoğru Vergilius'un Aene-
oğullarından üstünlüğü bir tanrıçanın oğlu ol­ is'ine götürür. Aineias İlyada'da pek rol oy­
masından gelir (İl. II, 819 vd.).
namaz artık, Troya'nın yıkımından sonraki
Dandanie'İllerin başında Aineias var, olaylardaki rolü bütün ayrıntılarıyla Aeneis'te
Ankhises'in oğlu, anlatılır.
tanrısal Aphrodite doğurdu onu İlyada sonrası efsanelerinin çoğu bu destan­
Ankhises'ten;
da anlatılmıştır: Tahta atın şehre alınması ve
bakmadı tanrıçalığtna, birleşti lda
Laokoon faciasından sonra (Laokoon), Aine-
eteklerinde bir ölümlüyle.
ias babası Ankhises'i omuzlarına alarak ve
Babası nasıl tda dağının eteklerinde yaşa­ oğlu Askanios'u da elinden tutarak İda dağı­
mışsa (Ankhises), Aineias'ın çocukluğu, deli­ na kaçar. Troya'nın kutsal heykellerinden
kanlılığı da oralarda geçer, AkhiUeus'la ilk ça­ Palladion'u da yüklenerek yola koyulur, karısı
tışması da orada olur ( İ l . X X , 90 vd.). Kreusa arkalarından gelirken birden ana tan­
Troya savaşında Aineias Priamos oğulların­ rıça Kaybele tarafından kaçırılır (Kreusa,). Eşi
dan hiç geri kalmaz, Hektor'la denk gider, ki­ de, düşünde gördüğü Hektor'un tayfı da Ae-
mi zaman Hektor'u bile aşıp ona öğüt ver­ neas'a batıda Hesperia ülkesine gidip Troya'
mek durumuna gelir ( İ l . X V I I , 335 vd.). yi orada yaşatmasını buyururlar. Odysseia'
nın serüvenleri örnek alınarak anlatılan bu
Hektor kadar yiğitçe savaşır Akha'ların en
yolculuk Trakya, Girit ve kuzeybatı Yunanis-
güçlü kahramanlarına karşı, ama her kezinde

20
A l ( )| ( )S

tan kıyılarından Sicilya'ya geçişle başlar, Önce lulius Caesar, sonra Augustus'un da
Ankhises orada ölür, sonra korkunç bir fırtı­ soyu olan lulü'lerin Troyalı Aeneas ve Ankhi-
na Aeneas'ı Libya kıyılarına atar. Kartaca ses'le tanrıça Aphrodite'de kaynak buldukla
kraliçesi Dido epizodu Odysseus'un Alkino- rını, Roma'nın Akdeniz'in en soylu haneda
os'un sarayında yaptığı gibi, Aeneas'ın o gü­ nınca kurulduktan sonra düşman olarak b i l i
ne kadar olan serüvenlerini anlatmasına f ı r - nen batı ile doğuyu büyük bir birlik içinde ba­
sat verir. Aeneas'a gönlünü kaptıran Dido rıştırmış olmasını göstermek, kendisinin de
onu Afrika'da alıkoymak istediği halde, tanrı­ Homeros gibi ozanların ozanına dayanıp
lar Aeneas'ın bir an önce yeni Troya'yı kur­ onun yolunda, ondan esinlenerek destan yaz­
mak görevine dönmesini buyururlar. Yiğit ar­ dığını dile getirmekle Aeneis destanı gerçek­
kadaşlarıyla yola koyulur, Dido canına kıyar ten çığır açmış, ilkçağla ortaçağ arasında
(Dido). Güney İtalya'da Cumae şehrine vanr- köprü kurmuştur. Aeneas'ı da yeni bir tip in­
lar, Romalıların inançlarına göre burada yer­ san olarak canlandırmış olması üstünde dur­
altı ülkesine açılan Avernus gölü vardır. Cu- maya değer. "Pius Aenas" (dindar Aenas) di­
mae'nin tanrı sözcüsü Sibylla Aeneas'ı ölüler ye anılan kahramanın tutum ve davranışı H o -
ülkesine götürür. Burada Aeneas, babası An- meros destanlarındaki yiğitlerinkinden farklı­
khises'le görüşür ve kendisini bekleyen par­ dır. "Pietas" diye tanımlanan kavram dine
lak kaderi onun ağzından öğrenir. H o m e - saygıyı da aşan bir erdemdir, Augustus'un ve
ros'la Dante'nin yeraltı dünyası anlatımı ara­ Augustus çağı insanının ülkü bildiği geçmişe,
sında yer alan bu parça ilkçağ yazınının en geçmişin değerlerine bağlılık, ulusal tarih ve
belirgin, en ünlü sayfalarmdandır. Bütün bu
kültüre sonsuz saygı ile onu soylulaştırmak
bilgileri edindikten sonra Aeneas yeryüzüne
için başka, yabancı da olsa benimsenen k a y -
döner, İtalya kıyılarını kuzeybatıya doğru iz­
naklara bağlama çabası, kültüre hizmet için
leyip Tiber ırmağının arzına varır. Oranın
en büyük örnekleri göz önünde tutarak yarat
yerlileri, Rutul'larla savaşa girişir ve arkadaş­
alıkta onlara ulaşma amacı ve bu uğurda
larını ırmak ağzında bırakıp içeriye doğru
sonsuz bir sorumluluk duygusu, bütün bunlar
Pallantea şehrinin bulunduğu yere varır. Bu­
"pietas" denilen kavramın içerdiği ve Aeneis
rası Palantinus tepesiyle Roma şehrinin iler­
destanında canlandırılan Aeneas tipinin tam
de kurulacağı yerdir. Yunanistan'dan göçme
bir başarıyla simgelediği erdemlerdir.
olan kral Evandrus Aeneas'ı iyi karşılar, ba­
şında oğlu Pallas'ın bulunduğu bir bölük as­
Aîolos. (1) Yunan ulusunun efsanelik atası
kerle arkadaşlannın yanına gönderir. Bu ara­
sayılan Hellen ile Orseis adlı Nympha'nın oğ­
da Rutul'ların kralı Turnus Troya'lılara saldır­
lu, Tufan kahramanları Deukalion ile Pyrrha'
mıştır. Aeneas Turnus'u teke tek savaşta öl­
nın torunu, Doros ile Ksuthos'un kardeşi ve
dürür. Destan Aeneas'ın bu zaferiyle kapa­
Sisyphos, Arthamas, Kretheus ile Salmone-
nır.
us'un babası (Tab. 20).
On iki bölümlük Aeneis destanı bitmiş de­ Aiolos, Çanakkale yarımadasından Mende
ğildir. Vergilius onu sona erdiremeden öl­ res ırmağına kadar uzanıp, M i d i l l i adasını d . ı
müş, eserini bitiremediği için onun yakılması­ içine alan Aiolis kıyı bölgesine ve onlarda
nı da buyurmuştu. Roma'nm kuruluşuna ka­ oturan soyla, onun konuştuğu Aiol diline adı­
dar olan olaylarla efsaneler tarihçilere konu nı vermiştir.
olmuş ve uzun uzadıya anlatılmıştır. Vergili-
us'un Aeneis destanıyla en büyük' başarısı (2) Deniz tanrı Poseidon'un oğlu, yellerin
kendi çağının ulusal kültürüne bir kaynak bul­ yöneticisi, Aiolos Notos, Boreas, Euros ile
muş olması, Roma'nın geçmişini ta Anado­ Zephyros adlı dört büyük yeli bir tulum içinde
lu'nun büyük uygarlık merkezi Troya'ya ka­ kapalı tutar ve ancak Zeus'tan aldığı buyruk­
dar götürmekle ona uluslararası bir derinlik larla ortaya salar.
vermiş bulunmasıdır. Büyük Latin şairinin Odysseia destanında Odysseus'un Aio-
amacı Augustus'un damgasını bastığı çağının los'un adasına varışı anlatılır, bu ada şöyle ni-
dünya ve İnsan görülün* bir ufuk açmasıydı. Irlrniî:
Yıkılmaz tunçtan bir duvarla çevriliydi bu boyu şölen yaparlar. Bu yüzden de Zeus, P o -
yüzden ada, seidon ve İris gibi Olympos tanrıları ülkeleri­
şehir oturtulmuştu göğe yükselen bir ne sık sık uğrar, şölenlerine katılırlar.
kayanın üzerine. Troya savaşının İlyada'dan sonraki bölüm­
Aiolos konağında bir düzine çocuğu ile yi­ lerini anlatan "Aithiopis" destanı (kayıptır)
yip içmekte, şölen yapıp gönül eğlendirmek­ adını bu ulustan aldığı gibi, baş kahramanı da
tedir. Yeller tanrısı, Odysseus'u i y i karşılar, Eos'la Tithonos'tan doğma Aithiopia kralı
tam bir ay konukladıktan sonra içine azgın Memnon'dur (Memnon).
yelleri sımsıkı bağladığı sığır derisinden bir tu­
lum verir ona ve arkasından tatlı bir Zephy- Aithra. Troizen kralı Pittheus'un kızı. Aige-
ros yeli salarak uğurlar gemisini. Böylece do­ us kısırlığı konusunda kâhine danışmaya gitti­
kuz gün dokuz gece giderler, İthaka toprakla­ ği Delphoi'den dönerken Troizen'de bir gece
rına yaklaşırlar ki, Odysseus uykuya dalar, kalmış ve tanrının cevabını doğru yorumla­
onu kıskanan yoldaşları da teknenin dibinde­ yan Pittheus onun kızıyla yatmasını sağlamış,
ki tulumu alıp çözerler. Yeller hep birden dı­ bu birleşmeden de Theseus doğmuştu. Ne
şarıya fırlar, korkunç bir fırtına kopar. Fırtına var ki o gün Aithra tanrılara sunu sunarken
Odysseus'un gemisini gerisin geri Aiolia ada­ Posddion'a rastlamış ve deniz tanrı ile sevi­
sına atar, ama bu kez tanrı onu sert sözlerle şip kızlığını yitirmişti. Bu yüzden Theseus'un
kovar, tanrıların lanetine uğramış bir adamı tanrı oğlu mu, insan oğlu mu olduğu belli de­
tutmaktan çekinir. Odysseia'nın X. bölümün­ ğildir.
de (1-79) anlatılan bu serüven destanın en Aithra'yı Aigeus'la birlikte yaşadığı Atti-
renkli öykülerinden biridir. ka'dan Dioskur'lar kaçırmışlar ve kardeşleri
güzel Helena'nın yanına hizmetçi olarak ver­
Aison. Kretheus'la Tyro'nun oğlu, İason'un
mişler. Bir söylentiye göre Helena'yı Paris'le
babası (Tab. 22). Kretheus'un Tesalya'da
kaçmaya iten bu kadınmış. Troya düştükten
kurduğu İolkos şehri kendisine miras kalır,
sonra torunları Aithra'yı kurtarmışlar, ama
ama üvey kardeşi Pelias onu tahtından atıp
Theseus'un ölüm haberini alınca Aithra canı­
tutuklar, üstelik de oğlu İason'u Kolkhis'e al­
na kıymış (Aigeus, Theseus).
tın postu almaya gönderir, bu tehlikeli sefer­
den sağ dönmeyeceğine inanarak (Argona- Aius Locutius. Lat. " a i o " ve "loquor" söz
ut'lar). Gerçekten de bir süre sonra lason'un söylemek, "aius locutus" ise söylenmiş söz
öldüğü haberi gelir. Pelias artık kardeşini kor­ anlamına gelir.
kusuzca öldürmeyi göze alır. Ancak, A i - Galya orduları Brennus komutanlığında Ro-
son'un boğa kanı içerek kendi kendini zehir­ ma'ya doğru ilerlerken (İ.Ö. 390) gökten ge­
lemesine izin verir. Latin şairi Ovidius'a göre, len bir ses, şehrin yaban ellerin saldırısına uğ­
İason Medeia ile birlikte Yunanistan'a dönün­ rayacağını bildirmiş. Kimse bu sese kulak ver­
ce, büyücü kadın Aison'u diriltmekle kalma­ memiş, ama sesin dediği doğru çıkmış: Gal-
mış, onu bir iksirle gençleştirmiş de. yalılar Roma'ya saldırmış, şehri yakıp yıkmış­
Aithcr. Esir, yani dünyayı saran hava taba­ lar, yağma etmişler. Romalılar düşmanı kov­
kasının üstündeki arı ve ışıklı gök. Hesio- duktan sonra, diktatör Camülus tanrı sesinin
dos'a göre Aither, Erebos ile Nyks, yani yer­ duyulduğu yerde bir tapınak yapılmasını bu­
altı karanlığıyla, yeryüzü karanlığından dog­ yurmuş ve Palatinus tepesinin kuzey eteğinde
madır. 'Aius Locutius" denilen tanrısal varlığa tapı­
nak dikilmişti.
Aithiopcs. (Yun. yüzü yanıklar demek). H o -
meros destanlarında sık sık adı geçen bu efV Akademos. Attika'lı kahraman. Akademos,
sanelik ulus Okeanos kıyılarında, güneşin do­ Theseus güzel Helena'yı kaçırıp Afrika'da alı­
ğup battığı uçsuz bucaksız bir ülkede oturur. koyunca, kız kardeşlerini aramaya gelen Di-
Güneşe böyle yakın oldukları için yüzleri yan­ oskur'lara kızın saklandığı yeri bildirmiş.
mış ve esmerleşmiştir. Sonsuz bir mutluluk Akademos'un mezarı Atina'nın dolayların­
içinde yaşarlar, tanrılara kurbanlar kesip gün da, Kerameikos denilen bölgenin ötesindey-

99
AKI I I I ( ) ( IS

di. Kutsal bir ormanla çevrili bu bölge de Pla­ ce av yorgunluguyla uykuya dalmış olan ko-
ton "Akademeia" a d ı y l a anılan ü n l u okulunu nugunu dag başında silahsız olarak vahşi hay
kurmuştu. "Akademi" oradan gelir. vanlara yem olsun diye bırakır. Ama at adam
Kheiron Peleus'u kurtarır. Peleus da öfkesine
Akakallis. Kral Minos'un kızlarından biri.
kapılıp gider, Akastos'la karısını öldürür.
Tanrı Apollon ile sevişmiş ve Miletos'u d o ­
ğurmuş (Miletos). Akhalar. Homeros destanlarında ve özellik­
le İlyada'da Yunanistan yarımadasından gelip
Akamas. (1) Antenor'la Theano'nun oğlu,
Troya seferine katılan savaşçıların hepsine
İlyada'da adı geçen Troya'lı yiğit. Akha'ların
birden "Akhaioi", "Danaoi" ya da "Argeioi"
kampına saldırıda önemli bir rol oynar. Meri-
denmektedir. İ l k i k i isim bir ülke adına dayan-
ones tarafından öldürülür.
mayıp, yalnız bir ırk ya da ulus adı olarak kul­
(2) Gene İlyada'da adı geçen ve Troya'lılar lanıldığından, İlyada çevirisinde "Akhalar" ve
safında dövüşen Trakya'lı önder. Telamon "Danaolar" diye karşılanmış, Argos diye bir
oğlu Aias tarafından vurulur. kent bulunduğundan, Argos adı da genellikle
(3) Theseus'la Phaidra'nm oğlu, Troya sa­ bütün Peloponez'e verildiğinden, "Argeioi"
vaşında rol oynayan, ama İlyada'da adı geç­ deyimi "Argoslular" diye verilmiştir. Bu konu
meyen Akha yiğidi. Paris Helena'yı kaçırın­ için İlyada çevirisinin önsözünde daha ayrıntı­
ca, Akamas güzel kadını geri istemek için lı bilgi bulunabilir (s. 25).
Troya'ya elçi olarak gönderilir. Sonuç verme­
Akhates. Aineias'ın kara gün dostu. Troya
yen görüşmeler sırasında Priamos'un kızı La-
yangınından kaçan Aineias'ın yanından ayrıl­
odikeia ile tanışır ve sevişir, bir oğulları bile
mamış, onunla birlikte İtalya'ya kadar gitmiş
olur. Troya'nın düşmesine yol açan tahta atla
ve bütün serüvenlerini paylaşmış. Latince
giren sekiz Akha yiğidinden biridir.
"Fidus Achtes" diye anılan adı, sadık, vefalı
Akarnan. Alkmaion ile su perisi Kallirho- dost anlamına gelen bir deyim olmuştur.
e'nin oğlu, ünlü kâhin Amphiaraos'un torunu
Akheloos. Batı Yunanistan'ın Akarnania ile
(Tab. 23). Kendisi daha çocukken, babası,
Aitolia bölgeleri arasında akan en uzun ırma­
Arkadya kralı Phegeus tarafından öldürülün­
ğı. Hesiodos'ta (Theog. 340) ve Homeros'ta
ce, anası tanrı Zeus'tan oğlunun çabuk büyü­
( İ l . XII, 84) adı geçen Akheloos Okeanos'la
mesini dilemiş, Akarnan birkaç ay içinde er­
Tethys'ten dogma üç bin ırmağın en büyüğü
ginlik çağına ermiş ve Phegeus'la çocuklarını
ve ırmak tannlann kralı imiş.
öldürerek öç almış. Sonra da batı Yunanis­
Akheloos'un birçok öyküleri vardır: Herak-
tan'da adını taşıyan Akarnania ülkesini kur­
les destanıyla ilgili bir efsaneye göre, Akhelo-
muş.
os Kalydon kralının kızı Deianeira'ya aşık­
Akastos. İolkos kralı Pelias'ın oğlu (Tab. mış, ama ırmak tanrının biçimden biçime gir­
22). Argonaut'lar seferine ve Kalydon avına m e , kimi zaman boğa, kimi zaman ejder ol­
katılır. Pelias'ın kızları Medeia'nın öğütlerine ma yetisinden ürken kız Herakles'Ie evlenme­
uyarak babalarını kesip kazanda kaynatınca, yi yeg görmüş. Bu yüzden güçlü yiğitle ırmak
Akastos kral olur ve İason'la Medeia'yı İol- tanrı arasında yaman bir güreş başlamış. İ l k
kos'tan sürer (Pelias). karşılaşmada yenilen Akheloos koca bir yılan
Kalydon avı sırasında Akastos'un başı der­ kılığına girmiş, Herakles onu tam boğacak­
de girer: Arkadaşı Peleus kaza ile kaynatası ken de azgın bir boğa oluvermiş. Bu kez yiğit
Eurytion'u öldürür ve bu suçtan kendini arın­ boğanın bir boynuzunu kopararak alt etmiş
dırmak için Akastos'un sarayına sığınır. Akheloos'u. Irmak tanrı Deianeira'dan vaz­
Akastos'un karısı Peleus'a tutulur, onu baş­ geçmiş, ama boynuzu geri almak için Herak-
tan çıkarmaya uğraşır, başaramayınca, yiğidi les'e Zeus'un keçisi Amaltheia'nın çiçek ve
namusuna göz dikmiş olmakla suçlar. Akas- yemiş saçan bolluk boynuzunu vermiş; başka
tos konukluk yasalarını çiğnememek İ ç i n P e - bir öyküye göre, ünlü bereket boynuzu ırmak
leus'u kendi eliyle öldürmek İstemez. Bir ge- tanrının kendi boynuzuymus, çünkü yaygın
AM-ltKUlN

toprakları sulayan ırmaklar bereketin simge­ ( 1 ) S O Y U V E D O Ğ U Ş U . Soy ağaçlarından


sidir (Deianeira, Herakles). (Tab. 21) belli olduğu gibi Akhilleus, Pele-
us'la Thetis'in oğludur. Thetis, bir Nereus kı­
Akheron. Yeraltı dünyasını, ölüler ülkesini
zı, yani bir deniz tanrıçasıdır (Tab. 6), ama
bize ilk anlatan Homeros'tur. Onun ardın­
Akhilleus ana tarafından olduğu kadar baba
dan Vergilius gelir ilkçağda, sonra da ortaça­
tarafından da tanrılara ve en büyük tanrılara
ğın en büyük şiiriyle Dante. Ama H o m e -
bağlıdır: Dedesi Aiakos, Zeus'la Aigina'nın
ros'un taslağı, adları kavramlarıyla o gün bu­
oğludur, Aigina ise ırmak tanrı Asopos'un kı­
gün hep yeni f i l i z veren bir ağaç gibi yaşar.
zı ve Okeanos ile Tethys'in torunudur.
Yeraltında akan ırmakları şöyle tanımlar H o -
Akhilleus'un. doğuşu üstüne anlatılan efsa­
meros (Od. X, 508):
ne şudur: Nereus kızı Thetis'e tanrılar tanrısı
Ama geçtiğin zaman Okeanos'u geminle, Zeus da, deniz tanrı Poseidon da âşıktırlar, o
Orada alçak kıpı var ve Persephone'nin kadar ki Zeus onunla evlenmeyi bile düşünür,
koruluğu, ama bir kâhin ( b i r anlatıma göre tanrıça The-
uzun uzun kavaklar göreceksin, kısır mis, bir başkasına göre Prometheus) Zeus'a
söğütler,
haber verirler ki, Thetis'ten doğacak olan ço­
derin anaforlu Okeanos'un kıyısında çek
karaya gemini, cuk kaderin buyruğuna göre babasından da­
sonra çık yola, Hades bataklığına doğru, ha güçlü olacaktır; bunun üzerine tanrılar
orada Akheron'a Pyriphlegeton ve Kokytos Thetis'i bir ölümlü ile evlendirmekten başka
akar, çare bulamazlar ve kendisine koca olarak
Styks'ten gelen sular da dökülür oraya. Phthia kralı Peleus'u seçerler. Thetis bu ev­
lenmeyi oğlu Akhilleus için silah istemeye git­
Aeneas destanında da (Aen. VI, 295) anla­
tiği Hephaistos'a yana yakıla şöyle anlatır (İl.
tılan Akheron çamurlu suların kaynayıp- bur-
XVIII, 429 vd.):
gaçlandıgı dipsiz bir bataktır. Kharon'un ka-
yıgıyla bu çamur ırmağını geçtikten sonradır Söyle, Hephaistos, Olympos'taki tanrıçalar
ki varılır asıl Hades'e (Hades). arasında,
Akheron Yunanistan'ın Epir bölgesinde yüreği benim gibi acılı biri var mı?
Zeus bunlar arasında bir bana verdi acıları,
akan bir ırmağın da adıdır. Belki ıssız bir böl­
bunca deniz tanrıçalarından bir beni verdi
gede derin bir yarın içine dalıp kapkara bir ba­
ölümlü kocaya, Aiakos oğlu Peleus'a,
tak olarak denize döküldüğü içindir ki, ilkçağ katlandım bir adamın yatağına girmeye,
bu ırmağın yeraltı dünyasına aktığına inan­ istemeye istemeye, tiksine tiksine.
mıştı. Yanlış bir etimoloji adını "Acılar Irma­
ğı" (akhos, Yun. acı demek) diye tanımlardı. Thetis ile Peleus'un düğünü Tesalya'da Pe-
lion dağının tepesinde kutlanır, tanrıların
Efsaneye göre Akheron Helios'la Gaia'nın
hepsi de hazır bulunurlar. Kavga tanrıçası
(güneşle toprağın) oğludur. Olympos tanrıla-
Eris'in düğüne çağrılmadı diye kızıp masanın
rıyla Titan'lar arasındaki savaşta susuzluktan
üstüne bir altın elma atması üç tanrıça arasın­
yanan devlere su içirdiği için Zeus'un laneti­
daki güzellik yarışmasına yol açar (Paris).
ne uğramış ve yeraltı ülkesine kapatılmıştır.
Uğursuz başlayan bu evlilik uğursuz gider.
Akhilleus. Akhilleus Yunan mythos'una en Gerçi Thetis'in birçok çocukları olur, ama bir
çok konu olmuş kişidir. Homeros'un büyük ölümlü ile evlendiğine üzülen ve çocuklarını
İlyada destanı aslında İlyon, yani Troya şehri­ kendisi gibi ölümsüz kılmak isteyen Thetis
nin destanı değil, Akhilleus'un destanıdır, bu geceleri kalkar, onları ateşin üstüne tutarmış,
kahramanın bir eylemiyle başlar, bir eylemiy­ bundan amaç gövdelerindeki ölümlülük t o ­
le biter. Ne var ki İlyada'da anlatılan olaylar humlarını yok etmekmiş. Birçok çocuğu böy­
Akhilleus efsanesinin ancak çok kısa bir bölü­ lece yanarak öldükten sonra, bir gece Peleus
müdür. Bu kahraman üstüne ilkçağın başın­ uyanmış, bakmış ki karısı olacak deniz kızı
dan sonuna dek uydurulan efsane ve masal­ küçük Akhilleus'u topuğundan tutmuş, aleve
lar o kadar çoktur ki, onları kapsayarak özet­ vermiş. Tepesi atmış, çocuğu kaptığı gibi,
lemek için, bölüm bölüm ayırmak gerekir. Thetis'i evinden kovmuş, bir ölümlüyle düşüp
kalkmaktan hoşlanmayan tanrıça da denizin başarısızlık şanslarını elinde tutan o yenilnez
dibine dalmış, bir daha varmamış kocasının savaşçının trajik bir yazgısı vardır, bunu ken­
yanına. Peleus yedinci çocuğu olan Akhille- disi de, anası Thetis de şöyle dile getirirler ( İ l
us'u böylece kurtarmış, ama çocuğun dudak­ I, 352 ve 414):
ları ve sağ ayağının aşık kemiği yanmış, Pele-
"Anaml Kısacık bir ömür sürmek için
us hekimlikte usta olan at adam Kheiron'a
doğurdunsa beni..."
vermiş Akhilleus'u, o da yanan kemiği, koş­
"Uzun değil, kısacık bir ömür verdi kader
makta üstüne olmayan bir devin iskeletinden sana."
aldığı bir kemikle değiştirmiş (Kheiron), A-
khilleus da bu yüzden böyle hızlı bir koşucu Akhilleus gerçi kaderini kendi seçebilir,
olmuş. Başka bir efsaneye göre Thetis oğlu­ Thetis iki şıkkı şöyle dile getirmişti oğluna (Il..
nu ateş üstüne tutmamış da, Styks ırmağına IX, 4 1 1 vd.):
batırmış, böylece gövdesini silah işlemez hale İki ayrı kader götürecek beni ölüme:
getirmiş, ama topuğundan tuttuğu için bir Burada kalır, savaşırsam Troya çevresinde,
orasından yara alabilirmiş. Nitekim Akhilleus tükenmez bir ün var, dönüş yok.
sonradan bu yerinden vurulup öldürülmüş. Dönersem yurduma, sevgili baba toprağına,
ünüm olmasa da çok yaşayacağım,
( 2 ) ÇOCUKLUĞU. At adamın yanında A- ölüm öyle çabucak gelip çatmayacak.
khilleus büyütülür ve eğitilir. Kheiron'un ana­
Akhilleus az yaşasa da ünlü yaşamayı seç­
sı da, karısı da çocuğa bakmışlar, biraz yeti­
miş ve bunun için Troya savaşına katılmaya
şince at adam ona öğretmediğini bırakma­
karar vermişti, ama anası ( y a da babası) onun
mış: At yetiştirmesini, saz çalıp ezgi söyleme­
ölmesini önlemek için bazı düzenler kurum
sini, güzel konuşmasını ve her şeyden önce
lardı. Bu konuda anlatılan ve İlyada'da izine
de kargı atmakta, savaşmakta, dövüşmekte,
rastlanmayan efsane şöyledir: Akha öndetL
araba sürmekte ve koşmakta kimseden geri
ri Troya seferine gitmek üzere hazırlığa baş­
kalmamasını, çağın yiğitlerinin hepsinden üs­
layınca, o zaman genç bir delikanlı olan
tün olmasını. Erdemlerin her çeşidine de alış­
Akhilleus sefere katılmamak İçin Yunanis­
tırmış: Acıya dayanmayı, yalan söylememeyi,
tan'ın karşısındaki Skyros adasına gönderilir
ölçülü ve dayanıklı olmayı h e p Kheiron'dan
ve orada kral Lykomedes'in sarayında ko­
öğrenmiş. Akhilleus Kheiron'dan öğrendiği
nuklanır. Ne var ki Akhilleus kız kılığına gir­
hekimliği ve edindiği ilaçlan Troya savaşında
miş ve kralın kızları arasına karışmıştır. H a ­
yaralılar üstünde kullanır. Kheiron'un yanın­
remde yaşayan Akhilleus'a Pyrrha ( k ı z ı l saçlı)
da Pelion dağında ne kadar kaldığı belli değil­
adı verilmiş, bir söylentiye göre de Lykome-
dir, İlyada'da Kheiron'dan eğitim gördüğü
des'in kızlarının biriyle sevişmiş ve ileride adı
gerçi söylenir, ama Troya'ya kendisiyle gelen
geçecek oğlu Neoptolemos (Pyrrhus) da o n ­
lalası Phoiniks onu nasıl büyüttüğünü şöyle
dan doğmuştu. Öte yandan Akhaların kâhini
anlatmaktadır (İl. XI, 485 vd.):
Kalkhas'ın Akhilleus sefere katılmazsa Tro-
Tanrıya benzer Akhilleus, seni b e n getirdim ya'nın alınamayacağını bildirmesi üzerine,
bu hale, Odysseus yiğidi aramaya çıkar, Skyros'a va­
canım gibi sevdim, yetiştirdim seni rınca kurnazca bir düzen tasarlar, gezgin satı­
bensiz ne şölene gitmek isterdi canın, cı kılığına girip Lykomedes'in haremine so­
ne de evde yemek yemek isterdi, kulur ve kızların, kadınların önünde bohçası­
oturturdum seni dizlerimin üstüne,
nı açıp bir sürü kumaş dokuma ve işleme se­
etini keser, ağzına verir, dudaklarına
rer önlerine, ama bohçanın dibinde birkaç
uzatırdım şarabı,
göğsümde gömleğimi ıslatırdm boyuna, kıymetli silah da vardır, Pyrrha kılığındakl
arsızlık eder, şarabı püskürtürdün Akhilleus bunları görünce dayanamaz, onları
ağzından, almaya, kullanmaya can atar, böylece kimli
senin yüzünden neler çektim ben, neler. ğini açığa vurur. Odysseus da onu peşine ta­
kı)) Akha ordusunun toplandığı Aulls'e geti­
( 3 ) A L İ N Y A Z İ S İ . Akhaların en büyük kahra­
rir.
manı Akhllleus'un, Troya savaşının başarı ve
AKHİLLEUS

(4) T R O Y A SEFERİ. İlk çıkarmanın Tro- (5) AKHİLLEUS'UN D R A M I . AkhiUeus, H o -


ya'nın çok güneyinde Mysia bölgesine oldu­ meros destanının baş kahramanı, kolların­
ğu anlatılır. Akhalar Troas'a vardıklannı sa­ dan, bacaklarından güç ve canlılık fışkıran,
narak hemen yağmaya koyulurlar. Mysia'ya tanrıça oğlu ve tanrılara denk AkhiUeus yal­
yerleşmiş olan Herakles'in oğlu Telephos on­ nız kaba kuvveti mi simgeler? Kimsenin karşı
ları karşılar, aralarında savaş başlar. A k h i U e - gelemediği, düşmanlarını titreten, insafsızca
us kargısıyla Telephos'u yaralar. Sonra da kesip biçen, saldırıya geçti mi "ovada bir yıl­
saldırganlar yanlış bölgeye çıktıklarını anlaya­ dız gibi parlayan" Akhillus yalnız üstün bir
rak denize açılırlar, ama bir fırtına onları geri­ savaşçı ve üstünlüğünü bildiği için de gururlu,
singeri Yunanistan kıyılarına atar. Bu kez Au- onurlu, inatçı v e alıngan, çetin, hırslı, z a U m
lis'ten değil, Argos'tan yola çıkmaya hazırla­ ve duygusuz bir adam gibi mi gösterilir İlya-
nırken, Telephos çıkagelir, Akhilleus'tan aldı­ da'da? Homeros yiğitlerin yiğidini gerçi bu
ğı yara iyileşmiş değildir, tanrı sözcüğü bu ya­ vasıflarla donatmış, bize hem olumlu, hem
rayı ancak Akhilleus'un iyi edebileceğini bil­ olumsuz görünen bu nitelikleri en parlak ve
dirmiştir (Telephos). çarpıcı renklerle belirtmiştir, çünkü sanatı on­
Akha donanması Argos'tan Aulis'e varır. dan yanadır, ama yüreği ondan yana değil,
Burada rüzgârların esmesini sağlamak için yüreği yurdunu savunan durgun, ölçülü, er­
İphigeneia'nın kurban edilmesine karar veri­ demli kahraman insan Hektor'dan yanadır
lir. Akhillus bilmeden bu işe alet olur, Aga- Homeros'un. G e n e de, tıpkı bir romancı gibi
memnon kızını güya Akhilleus'a nişanlamak Akhilleus'u bir insan olarak canlandırmayı
için getirtir Aulis'e. Akhlleus durumu anla­ amaç edinir ve akla karayı gereğince karıştı­
yınca, önlemeye çalışır, ama başaramaz (Ip- rarak, eşine az rastlanır bir ustalık ve dünya­
higeneia). nın başka hiçbir destanında görülmeyen eleş­
Akhilleus'un iyileştirdiği Telephos'un kıla­ tirici bir anlayışla onu hem iyi, hem kötü bir
vuzluğunda gene Anadolu kıyılarına doğru adam olarak çıkarır karşımıza. Akhillus böy­
yola çıkılır ve Tenedos adasında durak yapıhr. lece içinde karşıt eğilimlerin çarpıştığı gerçek
Bir efsaneye göre, Akhillus orada Agamem- bir insan oluverir, yaşantısı da gerçek bir
non'la i l k kez kavgaya tutuşur ve Apollon'un dram olarak canlanır gözümüzde.
oğlu Tenes'i öldürür (Tenes). Anası Thetis'in Akhilleus'un Agamemnon'a karşı öfkesinin
bildirdiği bir tanrı buyaıguna göre, Akhillus asıl nedeni sömürüye karşı ayaklanmadır:
Apollon oğlunu Öldürürse Troya önünde si­ Kendisi hiçbir çıkar gütmeden savaşır, didi­
lahla öldürülmekten kurtulamayacaktır. nir, payı başkomutan alır (İl. I, 165 vd.):
Troya önünde dokuz yıl kalınır. Bu sırada
K ı y a s ı y a savaşta benim kollarım görür en
Akhilleus'un komşu bölgelere yaptığı çapul­
büyük işi,
culuk seferleri İlyada'da ayrıntılarıyle anlatılır: ama bölüşmede payın en okkalısı sana
Mysia'nın Thebe şehrinde Andromakhe'nin gider,
babası Eetion'u öldürüp, şehri yağma eder,
Lyrnessos'tan Briseis'i, Khryse'den Khryse- Hem onur payımdan olayım, hem burada
is'i tutsak olarak alır, getirir, bu arada Patrok- kalayım, ha,
los ile birükte Ida dağındaki Troyalı sürülere mal, mülk sahibi edeyim diye seni?
saldırır, çobanları Aineis'le kavgaya tutuşur. Agamemnon özür dileyip eünden aldığı Bri-
Bu dokuz yıl böyle geçtikten sonra, savaşın seis'i geri vermeye razı olunca, Akhillus
onuncu yılında Ilyada destanına konu olacak dönmek istemez, erkektir, yapılan haksızlığı
olaylar baş gösterir. İlyada'nın konusu, bilin­ unutamaz. Bu kırgınlığını da şu basit, insanca
diği gibi, Akhilleus'un öfkesi, küsüp savaştan sözlerle dile getirir (İl. IX, 340 vd.):
çekilmesi ve Patrokolos'un ölümünden sonra
gene savaşa dönüp Hektor'u öldürmesidir. Bir Atreus oğulları mı sever karılarım?
Sever, korur karısını duygulu, akıllı her
Bu olayların birbirini nasıl izlediği İlyada mad­
adam.
desinde anlatılmıştır. Biz burada Akhilleus'un
Ben de yürekten seviyorum benimkini,
kişiliği ve karakteri üstünde duralım. kazanmışım onu ben kendi kargımla.
AKKIMt )!

Agarnemnon oyun oynadı bana, aldı onur Hadi gel, otur üstüne şu iskemlenin,
payımı, ko uyusun bağrında acılar.
beni bir daha kandırmaya kalkmasın sakml Ne yapalım yasımız çok büyükse,
ne çıkar yürek donduran iniltilerden!
Acı ağır basınca bir çocuk gibi ağlar dövü­
Talihsiz ölümlülere tanrılar şu kaderi
nür Akhilleus, anasına yalvarır gelsin kurtar­ dokudu:
sın, çare bulsun, avutsun diye. Briseis götürü- Yaşayacak insanlar acı içinde".
lünce çağırır onu, Patroklos ölünce çağırır
Priamos'u avutmak, konuklamakla kalmaz,
onu. Yırtınır canından çok sevdiği dostunu
gider, Hektor'un ölüsünü kendi yıkar, hazır­
koruyamadı diye.
lar ve babasına verir. G e n ç , yiğit ve ihtiyar
Bin pişman olur insanın aklını başından
baba bakarlar birbirlerine doya doya, sevgiyle
alan öfkeye, insanları birbirine düşüren kav­
diyeceğim, çünkü ihtiyar, genç adamda kendi
gaya. Ama bu kez Patroklos'un öcünü alaca­
oğlunu, genç adam da ihtiyarda kendi babası­
ğım diye kudurür, ırmak başında doğradığı
nı görür gibi olur. Savaş, düşmanlık, kin ve
yüzlerce düşmanın kanından kara toprak kızıl
öfke yok olup gitmiştir, iki insandır karşı kar­
ırmağa döner, tanrılar bile dayanamaz bu şıya.
manzaranın dehşetine (İl. XXI).
Aynı acımak bilmez azgınlıkla canını almak­ ( 6 ) A K H İ L L E U S 'U N Ö L Ü M Ü . bk. Memnon,
tadır yere serdiği Hektor'un, yalvarmalarına Pentbesileia.
şöyle karşılık verir (İl. X X I I , 345 vd.): Akontios. Keos adasında yaşayan çok yakı­
Dizlerime sarılma, köpek, yalvarma bana şıklı bir delikanltymış. Günün birinde Artemis
anan, baban admal şenliklerine Delos'a gitmiş ve yolda Atina'nın
Gönlüm, yüreğim kışkırtıyor beni, en soylu ailelerinden birinin kızı olan Kydip-
diyor, şunun etini parçala, çiğ çiğ ye, pe'ye rastlamış. Görür görmez de tutulmuş
senin bana bu yaptıklarından sonra, ona. Ama soylu olmadığı için kızı kendisine
kimse uzaklaştırmaz başından köpekleri, vermeyeceklerini bilen Akontios bir düzene
getirseler bana kurtulmalığın on katını,
baş vurmuş, bir ayva alıp üstüne şu sözleri
yirmi katını,
kazmış: "Artemis tapınağı üzerine ant içiyo­
tartsalar şurada, daha çok veririz deseler,
Dardanos oğlu altın koşa teraziye senin rum ki ben Akontios'a varacağım!" ve ayvayı
ağırlığınca, kızın önüne atmış. Ayvayı eline alan Kydippe
döşeğine yatırıp ağlamayacak sana seni üstündeki yazıları yüksek sesle okumuş, mey­
doğuran, veyi sonra da fırlatmış atmış, ama yemini ye­
köpekler, kuşlar yiyecek bütün bedenini, min sayılmış. Atina'ya döndükten sonra ba­
bası kızını üç kez nişanlamış, ama tanrıça Ar-
Ama tutmaz sözünü, bir tanrının barakası­
temis hep bir hastalık çıkararak kızın evlen­
na getirdiği ihtiyar Priamos'u görünce şaşırır, mesine engel olmuş. Delphoi tanrı sözcüsü
yüreği dayanamaz bahtsız kralın ağlamaları­ Akontios'un düzenini açığa vurunca Kydip-
n a , kendi babasını hatırlar, Patroklos'a ağlar, pe'yi Akontios'a vermekten başka çare kal­
iki düşman hıçkıra hıçkıra dövünürler karşı mamış.
karşıya, sonra (İl. X X I V , 514 vd.):
Akhilleus oturduğu yerden birdenbire Akrisios. Abas'ın Proitos ile Akrisios adın­
kalktı, da ikiz oğullan olmuştu (Tab. 10). Ataları
tuttu elinden kaldırdı ihtiyarı, Aigyptos ile Danaos'un düşmanlığını özlerin­
acımıştı ak sakalına, ağarmış başına. de taşıyan bu ikizler daha ana karnındayken
Kanatlı sözlerle seslendi ona dedi ki: dövüşmeye başlamışlar. Babalan ölünce Ar-
"Talihsiz adam, ne acılar çekmiş yüreğin! gos'ta kimin kral olacağı konusunda birbirle­
Nasıl göze aldın gemilere gelmeyi tek rine girmişler. Uzun bir savaştan sonra üstün
başına, gelen Akrisios Proitos'u Lykia'ya sürerek
nasıl göze aldın benim gözüme görünmeyi? tahta oturmuş. Proitos da Anadolu kıyıların­
Ben ki öldürdüm nice soylu oğullarını da kral lobates'in kızı Anteia ile evlenmiş,
senin. k.ıyn.il,ısından aldığı bir ordu ile Yunanis-
Demirden bir yürek varmış göğsünde,
tan'a dönmüş ve Kyklop'ların koca taşlardan Alkaios. Perseus ile Andromeda'nın oğlu,
bir surla çevirdikleri Tiryns'e kral olmuş. İkiz Amphitryon'un babası (Tab. 13). Amphitr-
kardeşler de bir anlaşmaya varmışlar. Argos yon yiğit Herakles'in ölümlü babası olduğun­
ilini ikiye bölerek hüküm sürmüşler. dan, Herakles'e ilkin Alkaios oğlu anlamına
Akrisios'un Danae adlı bir kızı vardı, bir oğ­ gelen Alkides adı verilmiş, sonra değiştirilmiş­
lu da olsun diye Delphoi tapınağına başvur­ ti (Herakles). Yiğit birçok şiirlerde bu isimle
duğunda, tanrı sözcüsü Danae'nin bir erkek anılır.
çocuk doğuracağını, ama torununun kendisi­
Alkathoos. Pelops ile Hippodameia'nın oğ­
ni öldüreceğini bildirmiş Akrisios'a. Telaşa
lu. Atreus ile Thyestes'in kardeşi (Tab. 14).
düşen kral, kızının herhangi bir erkekle ilişki
Oğullarından biri bir aslan tarafından par­
kurmasını önlemek için çepeçevre tunçla ör­
çalanan kral Megareus kızını canavarın hak­
tülü bir odaya kapatmış onu. Ama Zeus gö­
kından gelecek adama vereceğini bildirince.
nül vermişmiş Danae'ye, çarasini bulmuş, al­
Alkathoos bu işe talip olmuş ve aslanı öldür­
tın yağmuru halinde akmış çatı aralığından
müş. Böylece kızla birlikte krallığı da elde et­
Danae'nin içine kadar. Danae Perseus'u do­
miş. Kaynatası Megareus'un kurduğu Megai-
ğurmuş. Olup bitene akıl erdiremeyen Akrisi-
ra şehri Girit'lilerin saldırısına uğrayınca, yıkı­
os kızıyla torununu bir sandığa kapatarak de­
lan surları yeniden yapmakta tanrı Apollon
nize atmış. Ana-oğul Seriphos adasında kara­
Alkathoos'a yardım etmiş. Tanrı bu işi yapar­
ya çıkmışlar. Perseus binbir kahramanlık yap­
ken lyra'sını bir taşa dayamış, o taş tarihsel
tıktan sonra Argos'a dönmek istemiş. Haberi
çağlarda da, üstüne vurulduğu zaman ses çı­
alan kral Tesalya'da Larissa şehrine kaçmış.
karılmış.
Kader gene de yakasını bırakmamış: Bir rast­
lantıyla Larissa'da düzenlenen yarışmalara
Alkestis. Pelias'ın kızı, Admetos'un karısı
katılan Perseus disk atarken, yel almış attığı
(Tab. 22). Kadınlar arasında yiğitlik ve feda­
diski Akrisios'un kafasına indirmiş, Argos
kârlık örneği olarak gösterilen Alkestis Euri-
kralı da böylece ölmüş (Danae, Perseus).
pides'e en güzel tragedyalarından birini esin-
lemiştir.
Aktaion. Çoban Aristaios'la Autonoe'nin
Genç ve güzel Alkestis kocası Admetos uğ­
oğlu, Thebai'li bir avcı (Tab. 18). At adam
runa ölmeye razı olur (Admetos). Zehri iç­
Kheiron'un Kithairon dağlarında yetiştirdiği
miş, can vermiş ve cenazesi mezara indiril­
Aktaion öyle yaman bir avcı olmuş ki, onun
miştir ki, ağıtlarla, iniltilerle çınlayan saraya
üstüne yokmuş bütün bölgede. Gurura kapıl­
Admetos'un dostu Herakles çıkagelir. Alkes-
mış Aktaion, tanrıça Artemis'ten de usta avcı
tis'in öldüğünü duyunca, ölüm tanrı Thana-
olmakla övünmüş, bununla da kalmayıp gü­ tos'un peşine düşer, onunla boğuşur ve Al-
nün birinde tanrıçayı derede yıkanırken çıp­ kestis'i kolları arasından koparıp Admetos'a
lak görmüş. Bu küstahlığa içerleyen tanrıça geri getirir. Bir başka anlatıma göre, ölüler
Aktaion'u bir geyik haline dönüştürmüş ve el­ ülkesinin acıma nedir bilmeyen tanrıçası Per-
li köpeğini de üstüne salmış. Parçaladıkları sephone Alkestis'i görünce yumuşamış ve
geyiğin kendi efendileri olduğunu anlamayan onu daha genç ve daha güzel olarak yeryüzü­
köpekler uluyarak Aktaion'u aramaya koyul­ n e , diriler araşma geri göndermiş.
muşlar, böylece Kheiron'un mağarasına ka­
dar gelmişler. At adam da hayvanları avut­ Alkides. Herakles'e verilen bir addır (Alkai-
mak için Aktaion'a benzer bir heykel yapıp os, Herakles).
önlerine dikmiş (Kheiron). Alkidike. Salmoneus'un karısı, Aison ile îa-
Aleksandros. Priamos'un oğlu Paris'in baş­ son'un ataları (Tab. 22).
ka bir adı (Paris). Alkimede. Aison'un karısı, lason'un anası
(Tab. 22).
Alekto. Öç tanrıçaları Erinys'lerin biri. Adı
"öfkesi dinmez, barışmak bilmez" anlamına Alkinoos. Agamemnon İlyada'nın sevimsiz
gelir (Erinys), kralıysa, Alkinoos Odysseia'nın sevimli, ko-

28
nuksever, uygar ve halkseveı kratıdıı Bugün Alkinoos sarayinin iç düzeni daha az parlak
Korfu adası olduğu genellikle benimsenen değildir: Şiir, oyun, yarışma Phalak'lann ya­
Sklıerie'ye yerleşmiş, denizci blı ulus olan şamında büyük yer tutan uğraşlardı Ozan
Phaiak'ların başıdır. Alkinoos, ülkesinin ön­ Demodokos'un Troya savaşından söz açması
derleri, danışmanları ile birlikte yönetir ulusu­ üzerinedir ki, Odysseus kimliğini açığa vur
nu, on iki kralın on üçüncüsü sayar kendini. mak zorunda kalır ve serüvenlerini anlatmaya
Ama biz Alkinoos'u Homeros'un arzından girişir (Demodokos). Ama Alkinoos'un dün­
dinleyelim, Odysseia'da bundan daha güzel, ya görüşü ve insanlık anlayışı sanata saygı İ l e
daha cana yakın, tadına doyulmaz bir parça de bitmez. Özgürlüğe olan eğilimi ilk ve orta
yoktur. Phaiak'ları şöyle anlatır (Od. VI, 4 çağlan çok aşan modern denebilecek bir nite­
vd.): lik taşır. Konukluk kurallarına uyarak Odysse-
us'u hemen, kim olduğunu, nereden geldiğini
Eskiden Phaiak'lar engin Hypereia'da
sormadan benimser, istediği an gemileriyle
otururdu,
güçte üstün, zorba Tepegözlere yakın, onu yurduna göndermeye hazır olduğunu bil­
Tepegözler onların topraklarım boyuna dirir ve bu sözünü hiç gecikmeden yerine ge­
yağma ederlerdi. tirir. Odysseus'u öyle beğenmiştir ki, kendisi­
Tanrı yüzlü Nausithoos on/arı kaldırdı, ne damat edinmeyi özler, ama en ufak bir
götürdü, yerleştirdi Skherie'ye, baskıda bulunmaz, giderek, konuğuna kıla­
alın teriyle yaşayan insanlardan uzağa. vuzluk etmedi diye kızı Nausikaa'yı kınar (Od.
Dört yandan surla çevirmişti kenti,
VII, 299 vd.):
evler kurmuş, tapınaklar yapmıştı tanrılara,
tekmil toprakları dağıtmıştı. Benim kızım ödevini tam yapmamış,
Ama o çoktan boylamıştı Hades ülkesini, konuğum,
düşünceleri tanrılardan gelen Alkinoos madem hizmetçileri vardı yanında,
kraldı şimdi. ve madem sen yalvardtydm ona ilkin,
ne diye evimize getirmedi alıp seni?
(Od. VII, 11):
Karısı Arete'ye saygısı da Homeros destan­
Tekmil Phaiak'ları yönetirdi Alkinoos
larında görülen kadına değer vermenin daha
halkı sayardı onu bir tanrı gibi.
yüksek bir aşamasını yansıtır. Kadın, adı üs­
Ama bu saygının asıl nedeni Arete ile ev­ tünde Erdem'in kendisidir ve erkeğin başara­
lenmiş olmasıdır. Arete erdem demek, bakın madığı bazı edimleri daha bir incelikle, duyar­
Alkinoos eşini nasıl baş tacı eder (Od. VII, 67 lıkla, insanseverlikle yerine getirebilir diye
vd.): saymakta, sevmektedir onu. Phaiak'ların sa­
rayında asıl onun sözü geçmektedir. Nausika-
Alkinoos kendine karı aldı onu. a da bunu bildiği içindir ki, Odysseus'un sara­
Arete'yi öyle saydı, öyle saydı ki, ya varınca dosdoğru Arete'nin dizlerine ka­
hiçbir kadın böyle sayılmadı yeryüzünde, panmasını salık verir ona (Od. VI, 310 vd.).
erkeğinin buyruğunda, evinde yaşayan
hiçbir kadın, Konukseverlikte de, cömertlikte de ilk iş­
hem kocası, hem çocukları saydı onu marı veren Arete'dir, yalnız Alkinoos değil,
yürekten, bütün Phaiak önderleri de danışmanları da
halk da bir tanrıça gibi baktı ona, uyarlar sözüne. Yatağı o yapar, sandığı o ha­
tatlı sözlerle selam verirlerdi şehre inince o,
zırlar, rahatını o sağlar konuğun. Anasının kı­
çok akıllıydı, iyi yürekliydi de ondan,
yatıştırırdt bütün kavgalarını erkeklerin! zı olan Nausikaa da kurtarmamış mıydı Ody-
sseus'u ölümden? (Nausikaa). Erkeği kadın­
Öyle bir cennettir ki Alkinoos'un ülkesi, sız olarak düşünmek olanaksızdır Homeros
Batı yazınında ilk "ütopya" diye tanımlayabi­ destanlarında. Kadın erkeğin mutluluğudur.
liriz onu. İç ve dış düzeni Odysseus'a bile par­ Odysseia'ya üstün uygarlık havasını veren ki­
mak ısırtacak gibidir. Homeros bir mimarlık şiler Arete, Nausikaa, Penelope gibi insanlı
baş eseri olan bu sarayı anlatmakla bitiremez gın daha ince, daha duyarlı ve becerikli yönü
(Od. V I , 263 vd.). nü simgeleyen kadınlardır.

•M,
ALKMAİON

Alkmaion. Argos'lu kâhin. Amphiaraos. ile Alkmene. Mykene kralı Elektryon'un kızı
Eriphyle'nin oğlu (Tab. 23). Amphiaraos, (Tab. 13). Kaza ile babasını öldüren amca
öleceğini bildiği Thebai seferine katılmadan oğlu Amphitryon'la evlenmeye razı olur,
önce, oğullarına analarını cezalandırmak gö­ ama önce, kardeşlerini öldüren Taphos'luları
revini yüklemişti. Epigon'lar diye anılan Ye- cezalandırmasını ister ondan. Amphitryon bu
diler'in oğulları ikinci Thebai seferine önder işi yapmaya gitmişken, Zeus Amphitryon kılı­
olarak Alkmaion'u seçmişlerdi, bir tanrı sö­ ğında Alkmene'nin yatağına girer, birleşir
zü Alkmaion başlarına geçerse zafer kazana­ onunla. Söylentiye göre, bu sevişme üç tam
caklarını bildirmişti çünkü. Gene de ikircik­ gün sürmüş, Zeus güneşe bu süre dolmadan
liydi. Alkmaion, babasının can verdiği kente görünmemesini buyurmuşmuş çünkü. Tanrı
gitmekten çekiniyordu. Bu kez de Eriphyle bu süre içinde Herakles'i ana rahmine yerleş­
işe karıştı: Harmonia'nın gerdanlığından tirmiş. Aynı gece sabaha karşı seferden dö­
sonra, tanrı armağanı ünlü "peplos"unu da nen Amphitryon da güzel karısına kavuşur.
rüşvet alarak oğlunun sefere çıkmasını sağla­ Ne var ki kocasının biraz önce boş bıraktığı
dı. Savaşta Epigon'lar üstün geldiler. A l k - yatağa gene döndüğünü görünce Alkmene
maion Eteokles'in oğlu Thebai kralı Laoda- de, karısından fazla bir iltifat görmeyince
mas'ı kendi eliyle öldürdü ve Polyneikes'in Amphitryon da şaşmışlar. Daha sonra aldatıl­
oğlu Thersandros'u tahta oturttu (Epigon' dığını öğrenen Amphitryon Alkene' yi diri di­
lar). ri yakmak istemiş, ama Zeus odun yığınını,
Dönüşte Alkmaion Delphoi'ye uğradı, ana­ üstüne yağmur yağdırarak söndürmüş. Am-
sını öldürmek görevini yerine getirmenin ge­ phitryon da tanrı buyruğuna boyun eğerek,
rekli olup olmadığını sordu, tanrıdan olumlu karısının bir gece aralıkla doğurduğu Herak-
cevap alınca Argos'a döndü ve Eriphyle'yi öl­ les'le İphikles'i bağrına basmış. Kocası ölün­
dürdü. Ama öç perisi Erinys'ler hemen takıl­ ce, Alkmene oğullarının izinden gitmiş. H e -
dılar peşine, ülkeden ülkeye kovaladılar onu. rakles tanrılara karışınca, Eurystheus'un hış­
Önce Arkadya'da Oikles'in yanına sığınır, mından kurtulmak için Atina'ya sığınmış,
orada da rahat bulamayınca, Psophis kralı sonra da oğluna bunca eziyet yapan o kral da
Phegeus'un sarayına varır. Phegeus onu su­ can verince, gözlerini oymuş. Ömrünün son
çundan arındırır ve kızı Arsinoe'yle evlendi­ günlerini gene Thebai'de geçirmiş, çok yaşlı
rir. Ne var ki Psophis topraklarında korkunç olarak ölen sevgilisini Zeus Mutlular Adasına
bir kuraklık baş gösterir, gene Delphoi tapı­ götürüp, yeraltı yargıcı Rhadamanthys'le ev­
nağına baş vurulur ve tanrı sözcüsü Alkrnai- lendirmiş. Onun üstüne hiçbir ölümlü kadınla
on'un ikinci bir kez arındırılması gerektiğini da ilişki kurmamış Zeus (Amphitryon, He-
bildirir. Gene yollara düşen ana katili ırmak rakies).
tanrı Akheloos'un yanına varır. Orada, ırmak
ağzında anasının ölümünden sonra meydana Alkyone. Rüzgârlar kralı Aiolos'un kızı Alk-
gelmiş bir toprak üstünde ırmak tanrı Alkma- yone Sabah Yıldızının oğlu Keyks'le evlen­
ion'u bir daha arındırır. Akheloos da ona kızı miş. Karı-koca öyle mutluymuşlar ki Zeus ile
Kallirhoe'yi verir, ama kız ona varmak için Hera'ya benzetirlermiş kendilerini. Tanrılar
Harmonia'nın gerdanlığı ile peplos'unu şart kıskanmış bu mutlu yuvayı, Alkyone ile
koşar. Alkmaion gene Psophis'e dönüp Phe- Keyks'i birer deniz kuşu haline getirmişler.
geus'tan ister bunları, Apollon'un tapınağına Alkyon denilen bu masal kuşu, yuvasını dal­
adayacağını söyler. Yalan meydana çıkınca galar üstünde kuran bir çeşit martı imiş. Ovi-
Phegeus konukluk kurallarını bozmamak için dius bu öyküyü biraz değişik biçimde anlatır:
Alkmaion'u kendi eliyle değil, oğullarının Günün birinde Keyks denizaşırı bir tapınağa
eliyle öldürür. Kallirhoe'nin yakarması üzeri­ gidecek olmuş. Alkyone yalvarmış gitmesin
ne çabuk yetişen oğlu Akarnan kan davasını diye, ama dinletememiş. Yolda Keyks kor­
sürdürerek Phegeus'un oğullarını öldürür, kunç bir fırtınaya tutulmuş, gemisi batmış,
Harmonia'nın uğursuz süslerini de Apollon'a kendisi de boğulmuş. Dalgalar ölüsünü kıyı­
adak olarak Delphoi tapmağına verirler. ya, dönüşünü gözleyen Alkyone'nin önüne
Al II IAIA

atmış. Alkyone de kendini dalgalara bırakın­ anlatıma göre Zeus yıldırımla çarpar, İ M ş k . ı
ca tanrılar acımış bu karı-kocaya, ikisini de bir anlatıma göre Apollon okl.ırıyl.ı öldürül
deniz kuşu yapmışlar. Dişisinin de denizde onları. Cezalan Hades'te de sürdürülür! Y ı -
kuluçkaya yatabilmesi için Zeus Aiolos'a kış lanlarla bir sütuna bağlı oldukları halde bir
dönümünden yedi gün önce ve sonra yelleri baykuşun durmadan ulayarak ötmesini dinle­
dindirmesini buyurmuş. mek zorundadırlar.
Alkyoneus. (1) Gök ile Toprak tanrıların Alpheios. Peloponez'de, Elis ile Arkadya
meydana getirdikleri devler arasında en güç­ bölgeleri arasında akan bir ırmak. Bütün ır­
lülerinden biri. Hesiodos'un Theogonia'sında maklar gibi Okeanos ile Tethys'in oğlu sayı­
adı geçmez, Makedonya'daki devler savaşına lır. Artemis ve nympha'lara saldırıları masal
katılmış, ama onu yere sermek olanaksızmış, konusu olmuştur: Günün birinde Artemis
çünkü anası Toprağın üstüne düştükçe doğ­ nympha'larla ırmak ağzında şenlik yaparken,
rulur, kalkarmış. Herakles bu yüzden onu Alpheios onlara yaklaşmak istemiş, periler
sırtlanıp başka bir ülkeye götürmüş ve bir ok­ de yüzlerine çamur sürerek kendilerini tanın­
la öldürmüş (Herakles). maz hale getirmişler. Alpheios su perisi Are-
(2) Delphoi'li güzel bir delikanlı. Ülkeyi ka­ thusa'ya da tutkunmuş, onu Sicilya'ya dek
na boyayan Lamia canavarına yem olmak kovalamış (Arethusa).
üzere seçilmiş. Yolda rastladığı bir başka deli­
kanlı onun yerine kurban olmayı kabul etmiş, Alphesiboia. Dionysos'un tutkun olduğu
canavarın mağarasına girmiş, onu kafasın­ Asya'lı nympha. Tanrı onu elde etmek için
dan yakalayarak yere çalmış ve ezmiş (La- binbir çare düşünmüş, sonunda bir kaplan
mia). olup kızı kovalamaya başlamış. Koşa koşa bir
ırmağın kıyısına gelmişler, kız ırmağı geçebil
Aloeusoğulları. Aloeus'un karısı İphimede- mek için tanrının kollan arasına girmeye razı
ia tanrı Poseidon'a aşıkmış, her gün deniz kı­ olmuş. Dionysos'tan gebe kalıp Medos'u do­
yısına gider, eliyle su alıp göğsüne dökermiş. ğurmuş. Medos, Med'ler boyuna adını verdiği
Sonunda tanrı birleşmiş onunla, iki oğulları gibi, geçilen ırmağa da Tıgris (Dicle) yani
olmuş: Otos ile Ephialtes. Ölümlü babaları Kaplan ırmağı denmiş.
Aloeus olduğu için Aloeusoğulları deniyor
bunlara. Devmiş her ikiside: Her yıl bir karış Alpos. Sicilya'da yaşayan korkunç bir dev.
enine, bir kulaç da boyuna giderlermiş, öyle Yolcuları pusuya düşürür, kayalar altında
ki dokuz yaşına vardıkları zaman tanrılara ezer, sonra yermiş. Bu devi tanrı Dionysos
savaş açmaya karar vermişler. Bunun için de öldürmüş: Thyrsos değneğini boynuna atın­
Ossa dağını Olympos'un üstüne bindirip te­ ca, dev çarpılıp denize, altında Typhon devi­
pesine de Pelion dağını oturtarak göğe tır­ nin bulunduğu adanın yanına düşmüş.
manacaklarını, denizleri topraklarla örtüp
Althaia. Kalydon kralı Oineus'un karısı, Me-
kurutacaklarını, denizle karanın yerini değiş­
leagros ve Deianeira'nın anası. Oğlu Meleag-
tireceklerini bildirmişler. Üstelik de âşık ol­
ros yedi günlük iken Kader tanrıçaları Althai-
dukları Hera ile Artemis'i kaçırmayı tasarla­
a'ya gelmişler ve ocaktaki bir odunu göstere­
mışlar. Tanrıların başına açtıkları dertlerden
rek, bu odun yanıp kül olunca Meleagros da
birini Homeros şöyle anlatır Ilyada'da ( V ,
ölecek demişler. Bunu duyunca Althaia ocağı
385):
hemen söndürmüş ve odunu alarak bir sandı­
Ares de bu yüzden çok acılar çekti, ğa saklamış. Ne var ki Meleagros Kalydon
Otos'ia güçlü Ephialtes, Aloeus'un iki oğlu, avı sırasında Althaia'nın kardeşleri olan dayı
vurdular onu kalın zincirlere, larını öldürmüş. Anası da öfkeye kapılarak
tunç bir küpte kapalı kaldı tam on üç ay!
sakladığı yarı yanmış odunu alıp ateşin içine
Hermes kurtarır Ares'i, ama savaş tanrı bit­ atmış. Odun çabucak tutuşup kül olmuş, Mr
kin durumdadır. Tanrıların canına tak der so­ leagros da o saat ölmüş. Althaia yaptığına
nunda, cezalarını verirler bu azmanların. Rlı bin pişman olup canına kıymış (Melcautoa).
/\ı ı r.
Altis. Olympia şehrinin yöresinde Zeus'a Yunan mythos'unu bu kadar etkilemiş olma­
adanmış kutsal orman. Ünlü yontucu Pheidi- ları da ondandır.
as'ın atelyesi bu korulukta imiş. Amazon'lardan dem vuran en eski kaynak
Homeros'tur: "Erkek gibi Amazon'lar" der
Amaltheia. Birçok efsanelere göre, Amal- ve Bellerophontes'in onları yendiğini belirtir
theia Rheia'nın, çocuklannı doğar doğmaz (Bellerophontes). Troya'nın önündeki bir t e ­
yutan Kronos'tan kurtulup Girit'e kaçırdığı pede mezarı bulunan Myrrhine ise tanrılaş-
Zeus'a dadılık eden nymphanın adıdır. Amal- mış bir kahramana benzer, çünkü halk ara­
theia çocuğu İda dağındaki bir mağaraya gö­ sında adı başka, tanrılarca başkadır (Myrina).
türmüş ve orada bir keçinin sütüyle beslemiş. Efsaneye göre Amazon'lar savaş tanrı Ares
Bu keçi Helios'tan dogma korkunç bir yara- i l e Harmonia'nın ( y a da Aphrodite'nin) k ı z l a -
tıkmış, Titanlar ondan öylesine korkarlarmış rı sayılır. Savaşçı karakterleri böylece kay­
ki Gaia onu Girit mağaralarında saklamak zo­ naklarından da belli olan bu kadınlar ok ve
runda kalmış. Zeus sonradan bu keçinin pos­ yaydan başka bir de "labrys" denilen iki ağızlı
tu ile Aigis kalkanını yapmış. Başka bir gele­ baltayı silah olarak kullanırlar. Bu baltaya
neğe göre Amaltheia asıl bu keçinin adıdır. hem Girit'te, hem Hitit kabartmalarında rast­
Tanrı çocuk o kadar güçlüymüş ki sütnine- lanır. Amazon'ların at üstünde savaşmaları,
sinin bir boynuzunu kırmış ve bunu kendisine atı yalnız arabaya koşmak için kullanan ilk
bakan nympha'lara verip içini diledikleri gibi Yunanlıları özellikle etkilemiş olsa gerek. H o -
doldurabileceklerini söylemiş. Böylece her meros'ta Myrina'ya "çok zıplayan, yüksek at­
türlü yemişle dolan boynuz "Bolluk Boynuzu" layan" denmesi acaba atlı bir tanrıça olma­
oluvermiş. sından mıdır? Amazon'ların yayıldığı bölge­
lerle Hitit'lerin bulunduğu bölgelerin birbirini
Amata. Latium kralı Latinus'un eşi. K ı z ı L a -
tutması da dikkati çekmekte. Amazon'ların
vinia'yı Rutul'lar kralı Turnus'a vermek isti­ Anadolu topraklarında bir Hitit kalıntısı, ya
yordu. Ne var ki Aeneas İtalya'ya ayak basın­ da Hitit'lerle ilgili bir anı olabileceği varsayı­
ca kral Latinus kızını onunla evlendirmeye mını bazı bilginlerde, özellikle Halikarnas Ba-
karar verdi. Troya'lılara düşman olan Amata lıkçısı'nda uyandırmıştır.
Turnus'u Aeneas'a savaş açmaya itti. Savaş
Rutul'lar için korkunç bir yenilgi ile sonuçla­ Amazon adının kökeni de yazarlarca şöyle
nıp Turnus da ölünce, Amata kendi canına açıklanır: A-mazon, yani memesiz demek­
kıydı. miş, adın nedeni de bu savaşçı kadınların ya­
yı göğüslerine rahatça dayayabilmek için bir
Roma'da Vesta rahibeleri, başrahip Ponti-
memelerini kesip çıkarmaları imiş. Ama­
fex Maximus tarafından görev başına getiril­
zon'ların erkek gibi oluşu, savaşçı bir kadın
dikleri gün Amata adıyla anılırlardı.
topluluğu olmalarından ileri gelir. Başlarında
Amazon. Anadolu'nun mythos'a katkıları hiçbir erkek bulunmadan kendi kendilerini
salt efsane, uydurulmuş masal değildir. Ana­ yöneten Amazon'lar önder olarak bir kraliçe
dolu kaynaklı efsanelerin hemen hepsi olmuş tanırlar, nitekim birçok kraliçelerinin adı ge­
olayları yansıtır, yaşamış kişileri konu alır. Bu çer efsanede. Erkekleri yanlarında köle ya da
yüzdendir ki bir gerçek payı ve tarihsel bir ni­ uşak olarak bulundururlar, onlarla cinsel alış­
telik taşırlar. İzlerine destanlarda olduğu ka­ veriş kurup çocuk doğururlar, ama erkek ço­
dar, tarihçilerin ve coğrafyacıların eserlerinde cuklarını sakat eder ya da öldürürler, yalnız
rastlamamız bunu kanıtlar. Amazon'lar bu kız çocuklarını yetiştirip aralarına alırlar. Bu
gerçeğin en belirgin örneğidir, çünkü efsane­ tutum Anadolu'ya gelen Yunanlıları çok şa­
leri yalnız bir olayı değil, bütün bir düzeni dile şırttığı içindir ki, Amazon'ları anlatmakla biti­
getirir. Anadolu bin yıllarca anaerkil bir top­ remezler.
lum düzeni içinde yaşamış ve bu düzenin sim­ Yurtlan üstüne kaynaklar birbirlerini pek
gesi olan Ana Tanrıça'ya değişik adlarla ta- tutmaz. Çoğu efsanelerde Amazon'lar Kara­
pınmıştır. Amazon'lar işte bu düzenin kalıntı­ deniz'de Thermodon (Terme) çayının kıyısın­
larıdır, babaerkil özellikte ve nitelikte olan da Themiskyra şehrini kurmuşlar ve orada
oturmaktadırlar. Bu şehir bugünkü Fatsa ya Amores. Latince aşk anlamına gelen Amor
da Ordu yakınında olsa gerek Argonaut'lar (yahut Cupido) Roma imparatorluğu döne­
Kolkhis'e varmadan onlarla karşılaşırlar. Baş minde, elinde yayla okluk bulunan tombul,
ka kaynaklar onları Kafkas eteklerine, Trak­ kanatlı bir çocuk olarak canlandırılmıştır. Sa­
ya'ya ya da güney İskitya'da Tuna ağzına natta çoğaltılan bu figür Venüs'ün çevresinde
yerleştirirler. Anadolu'da hemen her yerde uçuşur gösterilir. Pompei fresklerinin mitolo­
adlarına rastlanması bu kaynaklan yalancı çı­ jik sahnelerinde çok geçen Amores figürleri
karmaktadır. Batı sanatına Rönesans'la girmiş ve Rokoko
Amazon'ların tarih öncesi çağlarda Batı üslubunun bir özelliği olarak XIX. yüzyıla ka­
Anadolu'ya yayıldıktan sonra Yunanistan'a dar tutunmuştur.
dek sokuldukları ve Atina önünde savaştıklan
Ampelos. Adı üzüm kütüğü anlamına gelen
anlaşılmaktadır. Ege kıyılarında Amazon kra­
Ampelos bir satyr'le bir nympha'dan doğma
liçeleri tarafından kuruldukları söylenen şe­
imiş. Tanrı Dionysos bu güzel delikanlıya gö­
hirler şunlardır: Pitane, Myrina, Kyme,
nül vermiş ve bir karaağaç dalından salkım
Gryneion, Smyrna. Ephesos ve Ptiene'nin ilk
salkım sarkan asmayı ona armağan etmiş.
yerleşme yeri. Bir tanrıça sayılan Myrina'nın
Ampelos ağaca tırmanıp bir salkım üzüm ko­
Lesbos ( M i d i l l i ) adasına göçüp oranın başken­
paracakken düşmüş ve ölmüş. Dionysos sev­
ti Mytilene'yi de kurduğu söylenir.
gilisini gökte bir yıldız haline dönüştürmüş.
Birçok Amazon'un büyük efsane yiğitleriyle
ilişkisi olmuştur: Hippolyte'nin Herakles, an- Amphiaraos. Öyküsü Thebai efsaneler zin­
tiope'nin Theseus, Penthesileia'nın Akhilleus cirine bağlı Melampus soyundan ünlü bir kâ­
efsanesinde adı geçer (bkz. bu adlar). hin. Oikles ile Hypermestra'nın oğlu, Alkma-
Ephesos ve Smyrna şehirlerinin birer Ama­ ion ile Amphilokhos'un babası (Tab. 23).
zon tarafından kurulduğu anlatılır. Bu savaşçı Geleceği bilen, her edimin doğuracağı so­
kadınlar kimi ozanların ezgilerinde Efes Arte- nucu önceden gören tanrı sözcülerinin hayatı
mis'i ile ilişkili olarak gösterilir: İskenderiye yürekler acısıdır çokluk. Amphiaraos'un da
şairi Kallimakhos Artemis tanrıçaya övgüsün­ öyle, anlayışsız kimselerin çıkarlarına kurban
de cenkçi Amazon'ların Ephesos kıyısında gitmiştir.
tanrıçaya bir heykel diktiklerini ve çevresinde
Argos ili, kral Proitos zamanında üçe bö­
savaş raksı yaptıklarını, birbirine vuran kal­
lünmüştü: Bir bölümünü kendisi alır, öbürünü
kanlarının ta Sardes'te dek yankılandığını ya­
aynı soydan olan Bias ile Melampus arasında
zar. Amazon'lar Ephesos'taki ünlü Artemis
böler. Bu soyların vârisleri arasında kavga çı­
tapınağı ile de ilişkilidirler. Dünyanın yedi ha­
kar günün birinde: Melampus soyundan
rikasından biri olan bu tapınağı Amazon'ların
Amphiaraos, Bias soyundan Adrastos'un ba­
yaptığı ya da orada rahibelik ettikleri anlatılır.
bası Talaos'u öldürür. Adrastos Sikyon'a,
Anadolu'nun ana tanrıçası Kybele ile sıkı sıkı­
ana tarafından dedesi Polybos'un yanına sığı­
ya ilişkili oldukları apaçık belli olan Ama­
nır (Adrastos) ve o ölünce kral olur. Bir süre
zon'ların efsaneleri de, tarihsel kimlik ve kişi­
sonra Amphiaraos ile Adrastos barışırlar,
likleri de ana tanrıça üstüne olan bilgilerimiz
Amphiaraos bu barışı candan ister, Adrastos
değerlendirildikçe açıklık ve kesinlik kazana­
ise art düşüncelerle karşılar. Amphiaraos'un
caktır (Artemis, Kybele).
kendisine karı olarak verdiği Eriphyle'yi bir
şartla alır: Kaynatasıyla arasında bir anlaş­
Ambrosia. Homeros destanlarında Olym-
mazlık çıkacak olursa, yargıçlığını Eriphyle
pos tanrıları "ambrosia" ve "nektar" ile bes­
yapacaktır. Amphiaraos bu şartı da kabul
lenirler. Ölümsüz anlamına gelen ambrosia
eder.
birçok çiçek özlerinin katıldığı bir çeşit bal-
mış. Ambrosia ile beslenen tanrılar yaralan­ Amphiaraos Kalydon avına ve Argona-
maz olurlar, bu büyülü bal insanlara da içirildi ut'lar seferine katıldıktan sonra, Adrastos
mi, onlara gençlik, mutluluk ve ölümsüzlük onun Thebai'ye savaş açan Yediler'den ol­
sağlarmış, masını İster. O sırada Thebal'den kaidesi
Eteokles'in sürdüğü Polyneikes Adrastos'un hasımlar göndermelisin derim ben:
konuğudur ve kardeşinden öç almak için yar­ Tanrılara saygılı olandan korkulur.
dım istemektedir. Amphiaraos bu seferin yı­
Düşman kardeşler Eteokles ile Polyneikes
kımla sonuçlanacağını, kendisinin de sağ
birbirlerini öldürünce, şehir kurtulur, ama
dönmeyeceğini bilir, hem katılmak istemez,
korkunç bir bozgun başlamıştır. Amphiaraos
hem de Adrastos'u vazgeçirmeye çalışır.
tsmenos ırmağının kıyılarına doğru kaçar ve
Ama Polyneikes Eriphyle'yi baştan çıkarır:
tam düşmanı Periklymenos ona yetişecek­
Kadmos'la evlenirken Harmonia'ya tanrıların
ken, Zeus'un saldığı bir şimşekle toprak yarı­
düğün hediyesi olarak verdikleri gerdanlığı
lır ve ünlü kâhini atları, arabasıyla yutar.
armağan eder o n a . Kadın büsbütün Polynei-
kes'le Adrastos'tan yana döner, kocasını zor­ Amphiaraos'un toprağa gömüldüğü yer Pa-
lar sefere katılmaya. Amphiaraos verdiği sö­ usanias zamanında da gösterilirmiş. Zeus bu
zü tutmak zorundadır, sefere çıkar. Ama git­ tanrı sözcüsüne ölümsüzlük bağışlamış: Atti-
meden önce oğullarına yemin ettirir: Anala­ ka'da Oropos denilen bir yerde kâhinliğini
rından öç alacaklardır. sürdürürmüş.

Yolda başlarına gelen bazı olaylardan Amphiktyon. Deukalion ile Pyrrha'nın oğ­
(Hypsipyle, Ophettes) sonra, Yedilerin dü­ lu, Hellen'in kardeşi (Tab. 20). Kızıyla evlen­
zenledikleri Nemea yarışmalarında Amphia- diği Atina'lı kral Kranaos'u tahtından atarak
raos atlama ve disk atmada birinci gelir. The- yerine geçmiş, on yıl krallık ettikten sonra
bai'ye varınca önderlerin her biri şehrin bir kendisi de Erikhthonios tarafından sürülmüş.
kapısına dayanır. Aiskhylos'un ölmez eseri Efsaneye göre Attika başkentini tanrıça A-
"Thebai'ye Karşı Yediler" tragedyasında Am- thena'ya adayıp ona Atina adını veren ve
phiaraos hem akıllı, hem yiğit bir adam ola­ Dionysos'u Attika'da ilk konuklayan bu kral­
rak tanımlanır (576 vd.): dır.

Yunan kentleri arasında dinsel birlikler ha­


Sonra kardeşine, güçlü Polyneikes'e
çevirir bakışlarını; linde kurulup, belli zamanlarda bütün kentle­
iki kez çağırır onu adını heceleyerek rin elçilerini bir araya getiren "amphiktyoni-
ve şu sözler dökülür ağzından: a"lara adını veren de oymuş.
"Güzel iş doğrusu bu yaptığın,
tanrıların seveceği, torunlarının Amphilokhos. Ünlü kâhin Amphiaraos ile
övünecekleri Eriphyle'nin oğlu, Aikmaion'un küçük karde­
şanlı şerefli bir iş: şi (Tab. 23). Epigon'lar seferine katıldığı,
Bir yabancı orduyu üstlerine salıp ama anası Eriphyle'nin öldürülmesinde bir
atalarının yurdunu, soyunun tanrılarını rol oynamadığı sanılır, çünkü Alkmaion gibi
perişan etmek! Erinys'lerin saldırısına uğramaz (Alkmaion).
Hangi dava insana ana sütünü kurutma Adı Ilyada'da geçmediği halde, Troya seferi­
hakkını verir? ne katıldığı ve özellikle dönüş efsanelerinde
Kılıçla fethedeceğin yurt toprağı mı
rol oynadığı görülür: Troya düştükten sonra,
destek olacak senin davana?
Bana gelince, ben düşman ülkesinde saklı babası gibi tanrı sözcüsü ve falcı olan Amphi-
kâhin, lokhos Anadolu'da kalır, Kalkhas'la birlikte
ben bu toprağı besleyeceğim ölü bedenimle. birçok kehanet merkezleri kurarlar (Kalkhas).
Çarpışalım: Şerefsiz olmayacak beni . Efsaneye göre Amphilokhos Kilikya'da (Sey­
bekleyen ölüm!" han bölgesinde) Mallos şehrini kurar, ama
Böyle söyledi kâhin, kalın tunç kalkanını oranın krallığını kendisi gibi kâhin olan M o p -
kaldırıp göğsüne. sos ile paylaşamadığından, onunla kavgaya
Hiçbir arma yoktu kalkanında; tutuşur. Bu çarpışmada her ikisi de can verir
çünkü o kahraman görünmek değil, (Mopsos).
kahraman olmak istiyordu.
Derin kazıyor yüreğinin
derin düşünceler yetiştiren toprağını. Amphinomos. Penelopeia'nın talipleri ara­
Böylesi bir insana hem akıllı, hem yiğit sında en aklı başında olanıdır. Durgun ve öl-

34
v
/ U l l I II I I \ I » ' I I

çülü bir adamdır, Telemakhos'un öldürülme­ kardeşleriyle oynarken görmüş ve g ü z e l l i ğ i n e


sine karşı çıkar (Od. X V I , 394 vd ) vurulmuş. Ama kız çok utangaçmış tanrıdan
Öbür talipler gibi dilenci kılığındaki Odysse- kaçmış ve Atlas'ın dünyayı omuzlarında taşı­
us'a kötü davranmaz, dövülmesine karşı ge­ dığı uzak ülkelere varmış. Poseidon da bir yu
lir, talipleri yatıştırmaya çalışır ( X V I I I , 121 nus balığı göndermiş peşinden, yunus Anı
vd.). Gene de taliplerin kaderini paylaşmak­ phitrite'yi sırtladığı gibi, getirmiş deniz kralı­
tan kurtulamaz ve Telemakhos'un kargısıyla na vermiş. Evlenmişler ve o gün bugün mutlu
vurulur (Od. X X I I , 90 vd.). bir ç i f t olarak yaşamışlar. Denizden olma bir
sürü yaratığın başında, köpükler arasında ka­
Amphion. Zeus ile Antiope'nin oğlu, Zet- yan bir arabada oturur gösterilen denizler
hos'un ikiz kardeşi (Tab. 9). kraliçesi Poseidon'a vefalı bir eş olmuş, kimi
Antiope ikiz çocuklarını doğurunca, amcası efsaneciye göre çocuğu olmamış, ama Hesio-
Lykos onları Kithairon dağına bırakıp, Antio- dos onun Triton'u doğurduğunu şöyle anlatır
pe'yi de karısı Dirke'ye köle olarak verir. İkiz­ (Theog. 230 vd.):
ler dağda çobanlar arasında büyür, Amphi-
Toprağı sarsıp gümbürdeten Poseidon
on'un müziğe yeteneğini fark eden tanrı Apol-
Amphitrite .tanrıçayla eulendi
lon (ya da Hermes) ona bir lyra armağan et­ ve onların sevişmelerinden
mişti. Günün birinde Dirke'nin yanından ka­ büyük Triton doğdu, gücü kuvveti sonsuz,
çan Antiope gelir, dağda oğullarını bulur ve o Triton ki dalgaların dibinde,
öcünü almaya iter onları. İkizler Thebai'ye anasının ve soylu babasının yanında
dönerler, Lykos'u öldürüp, Dirke'yi azgın bir altından bir sarayda oturur
korkular saçarak çevreye.
boğanın boynuzlarına saçlarıyla bağlayarak
salıverirler hayvanı. Dirke kayalar üstünde Amphitryon. Tirnys kralı Alkaios'un oğlu
parçalanıp can verir. Ölüsü bir ırmağa atılır, (Tab. 13). Kaza ile amcası Elektryon'u öldü
o ırmağa Dirke adı verilmiştir sonradan. Ze- rür. Yurdundan sürülüp Thebai'ye sığınır,
us'un buyruğuyla Thebai şehrinin yönetimi ora kralı Kreon onu bu suçundan arındırır.
bundan sonra Amphion'la Zethos'a geçer. Amphitryon kendisiyle birlikte Thebai'ye ge­
İkizler kentin surlarını kurmaya koyulurlar. len amcakızı güzel Alkmene'ye talip olur,
İkizler birbirlerine hiç benzemiyorlar, sert ya- ama Alkmene bu evlenme için bir şart koşar:
ratışlı Zethos avcı ve savaşçı idi, Amphion ise Amphitryon, bir zamanlar kral Pterelaos'un
tam tersine yumuşak, sevimli bir sanatçıydı. oğullarınca öldürülen kardeşlerinin öcünü al­
Surları yaparken Zethos sırtında kocaman malıdır. Kreon da bu işe yardım etmeye söz
kaya parçalan taşıyor, Amphion ise lyra çalı­ verir, yeter ki Dionysos'un Thebai ülkesine
yor, çalgının güzel ve büyüleyici seslerine saldığı Teumessos tilkisinden kurtarsın bölge­
kendilerini kaptıran taşlar yerlerinden kımıldı­ yi. Amphitryon bu işi başarır, sonra da A l k -
yor, istenilen sıraya girip yan yana diziliyor­ mene'nin isteğini yerine getirmek için yola
lardı. çıkar.
Amphion Tantalos'un kızı Niobe ile evlen­ Alkmene'nin kardeşlerini Taphos adasın­
miş, Apollon'la Artemis Niobe'nin çocukları­ dan gelme bir ordu öldürmüştü, bu adanın
nı oklarıyla vururken Amphios'u da küstah kentini almak ise kralı Pterelaos'u öldürmeye
bir soy yarattı diye öldürmüşler (Niobe). bağlıydı, o da olanaksız, çünkü kralın saçında
onu ölümsüz kılan bir altın tel varmış. Am-
Amphissos. Bkz. Dryope.
phitryon'a tutulan kral kızı Komaitho babası­
Amphitrite. Okeanos kızı Doris'in deniz nın başından altın teli koparmış. Pterelaos
tanrı Nereus'la birleşmesinden Nereides diye ölünce, Amphitryon da Taphos'u ele geçir­
anılan elli kız doğar. Ahenkli isimlerini dize miş ve krallığını sefere kaülan arkadaşı Atl-
dize saymakla bitiremez Hesiodos (Theog. na'lı Kephalos'a vermiş. Ama Komaitho'ya
240 vd.). Amphitrite de bunlardan biridir, şükran beslemek şöyle dursun, onu öldürmüş
öyküsü, macerası yoktur her nedense. G t l ve Taphos'u yağma ettikten sonra Thllpti'yi
inin birinde Poseldon onu bir kumsalda kız (Inıımüş (Alkmene).

V,
J U » 1 I I\> » l

Ne var ki o sırada Zeus Amphitryon kılığın­ Amymone. Danaos'un elli kızından biri.
da Alkmene'nin koynuna girer, onu yiğit H e - Amymone babasıyla birlikte Argos iline gelir.
rakles'e gebe bırakır. O gece sabaha karşı Orada korkunç bir kuraklıkla karşılaşırlar,
Amphitryon da savaştan döner ve karısına nedeni de Poseidon'un öfkesidir: Göz koydu­
kavuşup Iphikles'i üretir. Amphitryon Alkme- ğu Argos'un Hera'ya verilmesine kızmıştır.
ne'nin macerasını öğrenince, ona ceza ver­ Danaos, kızlarını su aramaya gönderir. Amy-
meyi düşünür önce, ama Zeus buna engel mone bütün bir gün kırlarda dolaştıktan son­
olur. Alkmene bir gün arayla Herakles'i, son­ ra yorgun düşüp uykuya dalar. O sırada bir
ra da Iphikles'i doğurur. Amphitryon hangisi­ satyr'in saldırısına uğrar, kız uyanır, avazı
nin kendi oğlu olduğunu bilmek için çocukla­ çıktığı kadar bağırır ve Poseidon'a yakarır.
rın odasına iki koca yılan koyar, İphikles ür­ Tanrı çıkagelir, satyr'i kovar, yabasını kaya­
ker, sekiz aylık Herakles ise oynayarak boğar ya vurup bir kaynak fışkırtır. Bu kaynak son­
canavarları. Amphitryon böylece ölümsüz ço­ radan Amymone adını alır. Güzel kıza gö­
cuğun hangisi, ölümlünün hangisi olduğunu nül veren Poseidon onunla birleşir ve N a u p -
anlar. Başka bir anlatıma göre, bu işi Am- lios adlı bir oğulları olur. Nauplios Argos ili­
phitryon değil de Zeus'u kıskanan Hera yap­ nin güneyinde Nauplia şehrinin kurucusu­
mış. Amphitryon iki çocuğu birlikte yetiştir­ dur.
miş ve Herakles'in yanıbaşında Minyen'lere "Amymone" Aiskhylos'un "Yalvarıcı Ka­
karşı bir savaşta can vermiş. dınlar" ile başlayan ve Danaos kızları ile Ai-
Amphitryon Batı yazınında ilk aldatılan ko­ gyptosogullarının dramını anlatan trilogia'ya
ca olarak yaşar. Ne var ki adı Homeros des­ eklenmiş bir satyr oyununun (kayıp) adı olsa
tanlarında geçtikçe, çok saygıdeğer, giderek gerek.
mutlu bir kişi olarak tanımlanır, çünkü büyük
Anadyomene. Tanrıça Aphrodite'ye veri­
tanrı Zeus tarafından aldatılmak zül değil, şe­
len bir sıfat. "Su yüzüne çıkan, dalgalardan
ref sayılır Homerik çağlarda. Sonraları görüş­
doğan" anlamına gelir. Tanrıçanın, Ura-
ler değişmiş: Yunan ilkçağında Euripides'in
nos'un denize savrulan atmıgıyla meydana
"Alkmene" (kayıp) adlı bir tragedyası olduğu­
gelmiş köpüklü dalgalardan doğduğunu belir­
na göre, konu komik sayılmamıştı daha, yeni
tir (Uranos, Aphrodite).
komedya denilen Hellenistik çag tiyatrosu
Amphitryon-Alkmene serüvenini işlemeye Anaksarete. Kıbrıs'lı bir kız: Güze', ama
başlar, Latin komedya yazan Plautus "Am- duygusuz ve kalpsizmlş. İphis adlı bir delikan­
phitruo" adlı oyununda aldatılmış koca moti­ lı ona delice âşık olmuş, karşılık görmeyince,
fini bütün çıplaklığıyla ele alır, Amphitr- kızın kapısına asmış kendini. Anaksarete bu­
yon'un benzeri Sosias tipini de yaratarak M o - na da aldırmamış, delikanlının cenazesi evi­
liere'in tadına doyulmaz "Amphitryon" ko­ nin önünden geçerken pencereye çıkıp kay­
medyasına örnek olur. gısızca seyretmiş. Tanrıça Aphrodite de bu
kadar katı yürekliliğe kızarak Anaksarete'yi
Amykos. Poseidon'un oğullarından bir dev. bir heykele dönüştürmüş.
Bursa'dan Karadeniz'e uzanan Bithynia böl­
gesinde Bebrykes adlı bir boyun kralıymış. Androgeos. Minos ile Pasiphae'nin oğlu,
Yumruk dövüşünde pek usta olan bu dev ünlü bir atlet. Atina'da Panathenaia bayram­
hem çıplak yumrukla, hem de kestos denilen larında düzenlenen bütün yarışmaları kazan­
kurşunlu bir eldivenle yarışırmış, ülkesine her dığı için kral Aigeus onu kıskanmış ve Mara-
geleni kendisiyle boy ölçüşmeye zorlar, çoğu thon ovasında korku salan bir boğayı öldür­
zaman yener ve öldürürmüş. Argonaut'lar meye göndermiş. Androgeos bu işi başara-
Bebryk'lerin ilinde Khalkedon'a (Kadıköy) mayıp ölmüş. Minos da öç alması için tanrı
vardıkları zaman, Zeus oğlu Polydeukes Zeus'a yalvarmış. Tanrı Afrika'ya kıtlık sal­
onunla güreşmeyi göze almış ve korkunç de­ mış, kıtlığı önlemek için Aigeus her yıl Girit'e
vi yenerek yolculara karşı bu insafsızca dav­ Atina'dan yedi delikanlı ile yedi genç kız gön­
ranmasına son vermiş (Argonaut'lar). dermek zorunda kalmış. Minotauros'a yem

u.
olan bu gençleri kurtarmak İ ş i n i Theseus ba­ ti. Kral Eetion'un sarayında yapmadığını bı­
Şarmış (Aigeus, Theseus). rakmamış, yaşlı başlı kralı öldürmüş, yedi Oğ
lunun insafsızca canlarına kıymıştı. Andro-
Androklos. Atina kralı Kodros'un oğlu. E f -
makhe'nin anasını da esirgememişti. "Or­
saneye göre Efes bölgesine yerleşmiş Le-
manlık Plakos daginın eteğinde kraliçeydi
leg'lerle Karia'lıları kovan lon göçmenlerinin
anam" diyor Andromakhe yana yakıla; krali­
önderi olan Androklos Ephesos şehrinin ku­
çeyi de Akhilleus esir sürüsüne katmış, Tro-
rucusudur. Samos (Sisam) adasını da o ele
ya'ya getirmiş, sonra büyük bir kurtulmalık
geçirmiş. İon göçmenlerine bir t a n n sözcüsü
karşılığında serbest bırakmıştı, ama zavallı
kuracakları şehrin yerini kendilerine bir ya­
kadın, Homeros'un dediği gibi,"hür gününü"
ban domuzunun göstereceğini bildirmiş. Bir
görür görmez ölmüştü.
gece İon'lar ormanda balık kızartırken, balık
Andromakhe Troya sarayında kadınlar dai­
sıçramış, bir ateş kıvılcımı da koruluğa düş­
resinde, hizmetçileri arasında nakış işlemek­
müş, ağaçların arasından bir yaban domuzu
le, mekik dokumakla vakit geçirir. Her geçen
çıkmış. Androklos hayvanı oracıkta öldürmüş
gün bir işkencedir, çünkü korku kaplamıştır
ve tanrı buyruğunun gerçekleştiğini anlaya­
yüreğini, ne kadar yiğit de olsa Hektor'un bir
rak Ephesos şehrini o korulukta kurmuş.
gün düşman kargısı altında can vereceğinden
Andromakhe. Andromakhe, Mysia bölge­ korkar. Troya ovasında yiğitler boğuşurken,
sinde Thebai şehrinin kralı olan Eetion'un kı­ rahat durmaz, dört duvar arasında. İkide bir
zıdır. Eetion kral Priamos'a dostluk bağlarıyla savaşı gözlemek için çocuğunu dadıya verip
bağlıdır. Sarayında yedi oğlu ile büyüttüğü batı kapısının üstündeki kuleye çıkar. B i r g ü n
tek kızı sevimli, uslu, akıllı Adromakhe'yi Pri- Hektor savaştan ara bulup şehre gelir, karısı­
amos'un en değerli oğlu Hektor'a verir. Dü­ nı evde arar, yok, yiğit, batı kapılarına koşar,
ğün dernek nasıl olmuş? Andromakhe, Pria- uzaktan Andromakhe'yi ve yavrusunu görün
mos'un oğulları ve gelinleri için yapılmış önü ce, gülümser. Andromakhe gözyaşları döke
revaklı evlerin birine nasıl gelin girmiş? Bunu rek ellerine sarılır (İl. 407 vd.).
şairler bize anlatmaz. Mutlu günlerini bilme­
Ah kocacığım, bu hırs yiyecek seni,
yiz bu güzel karı-kocanın. Hektor'la Andro-
yavruna, talihsiz karına acıma yok sende,
makhe ancak yıkım gelip çattığı zaman, İlya- dul kalmama, biliyorum , az gün var,
da'da anlatılan savaşın dokuzuncu yılında Akha'lar üstüne saldırıp öldürecekler seni.
Troya sahnesine çıkarlar. Arada, bir çocukla­ Sensiz kalmaktansa toprak yutsun beni
rı olmuştur: Astyanaks. Troya'lılar Hektor'un daha iyi
oğluna "şehrin efendisi anlamına gelen bu Benim senden başka dayanağım yok,
adı, çocuk büyür de bir gün Troya'ya kral alıp götürdüğü zaman ölüm seni
olur umuduyla takmışlardır. Ama Hektor'un yalnız acılar kalacak bana,
Ne babam var benim, ne ulu anam...
ölümünden birkaç gün önce Astyanaks dadı­
Sen bana bir babasın, Hektor,
sının kollarında dolaştırılan bir bebektir. Ulu anamsm benim, kardeşimsin,
Andromakhe'nin anadan, babadan, kardeş­ arkadaşısın sıcak döşeğimin.
ten yüzü gülmemişti. Uğursuz savaş Anadolu Burada, kalede kal, acı bana,
yetim koma yavrumuzu, karını dul koma.
kıyılarına gelip çatınca, Troya yöresinde ra­
hat kalmamıştı. Akha ordusu dokuz yıldır Hektor acır kansına, ne yapsın, bir korkak
Troya kapıları önünde pinekliyor, düşüremi- gibi çekilecek değil ya savaştan Troya ordu­
yorlardı bir türlü Anadolu'nun kutsal kalesini. sunun desteği, dayanağıdır.
Hele içi içine sığmayan genç ve atılgan Akhil- Günler geçer, Hektor ile Akhilleus arasında
leus çok sabırsızlanıyordu. Şehirden çıkıp, teke tek savaş başlar. Ölüm-kalım savaşı, İ I -
dağda, bayırda davarlarını otlamaya giden, yada destanının en dramatik sahnesi. Hek-
atların çeşmeye süren tek tük Troya'lıları her tor'un ölümüne karar vermiştir tanrılar. Yiğit
fırsatta kovalayıp öldürmekle bile duyuramı­ çe dövüşerek can verir. Troya surlarından bir
yordu kana susamışlıgını. Bölgede çapulculuk çığlıktır kopar, Andromakhe odasında mekik
seferlerine çıkmış Aklıllleııs, Mysia'ya varmış dokurken duyar bu vaveylayı, delı gibi fırlar
ruvun\jmcuf\

dışarıya; Akhillus'un arabasına bağlayıp toz Andromeda. Aithiopia kralı Kepheus'la


toprak içinde sürüklediği Hektor'un ölüsünü Kassiepeia'nın kızı. Anası, Nereus kızlarının
görünce, düşer, bayılır. hepsinden daha güzel olmakla övünmüş. N e -
Bu işkence dokuz gün sürecektir: Her sa­ reus kızları da Poseidon'a dert yanmışlar, öç
bah Akhilleus ölüyü arabasına bağlayıp sü­ almasını istemişler. Tanrı korkunç bir ejder
rükler. Onuncu günü akşam kral Priatnos A k - salmış Kepheus'un ülkesine, kasıp kavuru-
hiUeus'un barakasına gider, yumuşatır yüreği­ yormuş ortalığı. Zeus-Ammon tapınağının
ni ve ölüyü alır, getirir. Hektor'un cenaze t ö ­ kâhinine başvuran kral kızını canavara kur­
reninde görürüz şimdi de Andromakhe'yi. ban ederse ülkesinin ejderden kurtulacağı ce­
Ozanlar arasında ağıda başlar, şöyle der (İl. vabını almış. Halk da Kepheus'u kızını feda
XXIV, 7 2 5 vd.): etmeye zorlamış. Sonunda Andromeda'yı bir
kayaya bağlamışlar. Canavar da onu parçala­
Erkeğim benim, göçüp gittin genç yaşında, mak üzere yaklaşırken, birden yiğit Perseus
gittin, evimizde dul bıraktın beni, gökten inmiş atı Pergasos üstünde, Gor-
çocuğumuz da ufacık, körpecik, go'yu öldürmüş, kafasını eline almış, dönü-
bizden olan, kara talihli ikimizden,
yormuş ki, kayaya bağlı güzel kızı görmüş.
bilmem, gençlik çağma erer mi ki,
bu şehir yerle bir olacak baştan aşağı, Tutulmuş da hemen ona, babasına gitmiş,
sen öldün, onun koruyucusu bekçisi, demiş ki, kızını bana verirsen, canavardan
sen, soylu analarını, çocukları ayakta tutan. kurtarır, canavarı da öldürürüm. Öyle olmuş,
Dile gelmez acılar bıraktın, Hektor, anana, Perseus ejderi öldürüp kızı almış. Sonra da
babana, evlenmişler, ne var ki Andromeda amcasına
ama bana kaldı gene en büyük acı. Pliineus'a sözlüyrnüş, Phineus adamlarını
Ölüm döşeğinde uzatmadın ellerini bana, toplamış, düğün gecesi saldırmış Perseus'a.
şöyle güzel bir söz söylemedin ki, Ama yiğit Gorgo kafasını tutmuş karşılarına,
gözyaşı döke döke gece gündüz anayım onu
hepsi birden taştan adam olmuşlar (Perse-
us).
Gerçekten de çilesi bitmez Androma-
khe'nin. Euripides'in "Andromakhe" adlı tra­
gedyasında, AkhiUeus'un oğlu Neoptole- Ankhises. Troya kral soyundan olan Asra-
mos'un sarayında görürüz onu, Neoptole- kos'un oğlu Ankhises tanrıça Aphrodite ile
mos kızı Hermione ile evlenmiştir, ama çocu­ sevişmiş ve Aineias'ın babası olmuştur (Tab.
ğu olmamıştır, oysa tutsak olarak konağına 17). Homerik denilen övgülerden Aphrodite'
getirdiği Andromakhe ona üç oğulla bir kız ye ayrılmış olanı, bu sevişmeyi en ufak ayrın­
vermiştir. Hermione bu Troya'lı kadını fena tılarına dek anlatır: Tanrıça Ankhises'i 1da ya­
kıskanır, Neoptolemos'un Delphoi'ye gidişin­ maçlarında sığırlarını otlatırken görür, deli­
den faydalanarak, Andromakhe ile oğlunu öl­ kanlının güzelliğine vurulur ve dağa iner. Öv­
dürmek ister, Themis tapınağına sığındıkları güde "canavarların anası, binbir pınarlı" diye
tanımlanan İda dağına Aphrodite'nin inişi,
halde, onlara kıyacaklardır ki, son dakikada
peşinde vahşi hayvanlar sürükleyen ana tan­
kurtulurlar.
rıçanın gelişine benzetilmiş, tanrıçanın büyü­
Euripides'ten çok daha güzel, çok daha in­
süne kapılan hayvanların ormanlarda, funda­
sanca bir Andromakhe tipi yaratan şair X V I I .
lıklarda sevişmesi gösterilmiştir. Tanrıça P h -
yüzyıl Fransız şairi Racine'dir. Hektor'u bir
rygialı bir genç kız kılığına girer de öyle görü­
türlü unutamayan, Neoptolemos'un (Fransız
nür Ankhises'e. Troyalı prens arzu ile yanıp
tragedyasında adı Pyrrhus'tur) aşkına karşılık
tutuşarak tanrıçaya yaklaşır. Sevişmelerinin
vermeyen ve Hermione'nin kıskançlığını bo­
sonunda gülümser tanrıça, sevgilisine şöyle
şa çıkaran, yiğit ve bilinçli bir kadın, şefkatli
seslenir:
bir ana tipidir.
Jean Anouilh'in "La Guerre de Troie n'aura
Senin bir oğlun doğacak, Troya'Iılara kral
pas lieu" (Troya savaşı olmayacaktır) piyesin­ olacaktır o
de de Andromakhe ilginç, çekici bir tip ola­ Ve çocuklarına çocuklar doğacaktır
rak canlanır gözümüzün önünde. sonsuzluğa dek!

Q8
A I N I I II 1 K

Tanrıça doğuracağı oğlanı büyütmek için Anteia. Homeros'un Antela ( İ l . V I , 1 6 4 ) , tra­


nympha'lara vereceğini, onu beş yaşında ha gedya yazarlarının Sthenelıoia diye adlandır-
basına tanıtacağını ve çocuğun kimin okluğu dikları bu kadın Lykia kralı lobates'ln kızıdır
sorulursa sakın Aphrodite'nin oğlu olduğunu Kardeşi Akrisios tarafından Korinthos'tan sü­
lıildirmernesini, yoksa Zeus'un yıldırımına rülüp Lykia'ya sığınan Proitos'la evlidir. An-
çarpılacağını söyler ve Ankhises'i bırakıp gi­ teia Tiryns'e gelen Bellerophontes'e tutulur
der. ve ondan yüz görmeyince yıkımını kurar (Bel-
Bir efsaneye göre Ankhises tanrıçanın sö­ lerophontes).
zünü tutmaz, fazlaca içtiği bir gün Aphrodite
Antenor. Troya'lı ihtiyar, Priamos'un arka­
ile sevişmiş olmakla övünür ve çarpılır. Bu­
daşı ve danışmanı, Batı kapısında ihtiyarlar
nun sonucunda topal - ya da kör - kaldığı,
derneğinde bulunur ve Troya savaşından ön­
Troya'dan kaçarken Aineias'ın onu sırtına al­
ce kaçırılan Helene'yi geri almak için elçi
masının nedeni bu olduğu anlatılır. Troya'
gönderilen Odysseus'la Menelaos'u evinde
dan ayrılırken seksen yaşında olduğu da söy­ nasıl konukladığını anlatır. Antenor savaş sı­
lenir. Vergilius'un Aeneis'inde Ankhises'in rasında da işi tatlıya bağlamaktan, Helena'yı
Sicilya'da Drepanon burnunda öldüğü ve Ae- mallarıyla Akha'lara geri vermekten yanadır.
neas'ın babası şerefine oyunlar tertiplendiği Menelos'la Paris arasındaki teke tek çarpış­
söylenir. Roma'da tarihsel çağlara dek oyna­ mada yargıçlık eder. Troya düştükten sonra
nan Troya oyunları Aenas'ın kurduğu bu ya­ Antenor ve oğulları Akha'larca korunur. Söy­
rışmalara dayanırmış (Aineias), lentiye göre Antenor'un evinin kapısına bir
pars postu konmuş, böylece bir zamanlar Ak
Ankhuros. Phrygia kralı Midas'ın oğlu. Baş­
ha'lara konukluk eden bu soy esirgenmiştir.
kentinin yanıbaşında büyük bir toprak kay­
ması olmuş, derin bir yarık açılmış, öyle ki şe­ Troya efsanelerinden sonra meydan gelen
hir de içine yuvarlanıp yıkılacağa benzediğin­ efsanelerde Antenor vatanını satan bir hain
den Ankhuros bir tanrı sözcüsüne ne yapaca­ olarak görünür: Tahta atın şehre alınmasına,
ğını sormuş. Uçuruma en değerli nen varsa, Palladion'un çalınmasına yardım ettiği söyle­
onu atacaksın, demiş sözcü. Kral da tutmuş, nir. Sonra da Antenor Trakya yoluyla ve
altın, elmas, en kıymetli eşyalarını atmış, oğullarıyla birlikte kuzey İtalya'ya göçmüş ve
ama yarık bir türlü kapanmamış. Ankhuros Po vadisine yerleşmiş. Venet'ler boyunun
sonunda kendini atmış uçuruma, atar atmaz atası sayılırdı.
da yarık kapanmış.
Anteros. Eros tanrıya karşılık olarak göste­
Anna Perenna. Roma'nın biraz kuzeyinde rilen tanrısal varlık. Daha çok erkekler ara­
Via Fiaminia'ya açılan kutsal bir koruluk var­ sındaki sevgide adı geçer ve "seveni bahtlı
dı. Bu koruluk çok eski bir tanrıçaya adan­ eden, sevgiye karşılık veren" anlamına gelir.
mıştı. İhtiyar bir kadın olarak canlandırılan Bir başka yoruma göre Anteros Eros'un kar­
Anna Perenna üstüne çeşitli efsaneler anlatı­ şıtıdır, katı yürekli ve duygusuzdur, ama doğa
lırdı. Biri şu: Roma'da çıkan bir iç savaş so­ dışı sevgileri önleyerek bir düzen öğesi olarak
nunda sınıflar arasında bir bölünme olmuş ve rol oynar.
Plebs, yani halk Mons Sacer denilen kutsal
tepeye çekilmişti. Halkın orada aç kalmaması Antheus. Antheus, Halikarnassos'un (Bod­
için Anna adlı bir kadın her gün kendi eliyle rum) kral soyundan bir gençmiş, Miletos zor­
yaptığı çörekleri getirir, ucuz ucuz sararmış bası Phobios'un sarayında yaşıyormuş ki,
halka. Anlaşmazlık sona erip halk şehre dön­ Phobios'un karısı, ona gönül vermiş, ama de-
dükten sonra Roma halkı kurtarıcısı saydığı likankyı kandırarriamış bir türlü. Yakalana­
bu kadını tanrılaştırmış. caklarından korktuğunu, ya da konukluk ku­
rallarına karşı gelmekten çekindiğini İleri sü­
Antaios. Poseidon İ l e Gaia'dan doğma b i r rerek kraliçeyi oyalıyor, buluşmalarını ertell-
dev, Efsanesi Alkyoneus efsanesinin tıpkısıdır. yorrnuş. Günün birinde kraliçenin sabrı tü­
(Alkyoneus). kenmiş öç almaya karaı vermiş. Bir altın tası
ANTİCSONL

derin bir kuyunun içine atarak,. Antheus'a Sophokles'in ölümsüz "Antigone"sinin ko­
inip tası çıkarmasını buyurmuş, delikanlı ku­ nusu işte budur. Antigone Kreon'un bu emri­
yunun dibine varınca üstüne kocaman bir taş ne karşı gelir, kardeşini gömer ve eyleminin
atıp onu ezmiş. Sonra da ne büyük bir suç iş­ suç değil, tersine borç olduğunu ileri sürerek,
lediğini anlamış ve pişmanlık duyarak kendini yönetmene baş kaldırır, bununla da kalmaz,
asmış. suç ve devlet yönetimi konularında yönetme­
nin kendisiyle tartışmaya kalkışır. Sophok-
Antigone. Oidipus'un kendi anası İokas- les'in erişilmez bir başarıyla dile getirdiği bu
te'den dogma k ı z ı (Tab. 1 9 ) . Antigone traged­ tartışmadan bazı parçaları aşağıya alıyoruz
ya kahramanlarının en cana yakını, hayat hi­ (M.Eg.B. Yayınları, S. Ali çevirisi):
kâyesi bize en çok dokunanıdır. Davranışı,
eylemiyle bugün bile çözümlenememiş bir Antigone — Ben yaptığımı itiraf ediyorum,
toplum sorununu dile getirdiği içindir ki, çağ­ hiçbir şeyi inkâr etmiyorum.
daş insanı derin derin etkileyen, sonsuzca dü­ Kreon — B u işi yasak eden emrimi bilmiyor
şündüren bir kişilik taşır. Sophokles'ie işlen­ muydun?
meye başlayan Antigone dramı canlılığını bu­ A n t i g o n e —Biliyordum. Nasıl bilmem?Her-
güne dek yitirmemiş ve Anouilh gibi Batının kese ilan edildi.
en seçkin tiyatro yazarlarına konu olmuş ve Kreon — Demek buna rağmen benim emri­
olmaktadır. me karşı gelmeye cüret ettin?
Antigone — Fakat bana bu emri veren Zeus
Kâhin Teiresias'ın açıklamalarından ne kor­ değildi, Hades'te hüküm süren Dike de biz fa­
kunç bir suç işlediğini anlayınca, Oidipus göz­ nilere böyle bir nizam yüklememişti. Ve senin
lerini kör ettikten sonra, Thebai'den ayrılır, emirlerinde, insan sözlerini tanrıların yazıl­
yollara düşer. Yurdu da, oğulları da lanet mamış, değişmez kanunlarından daha üstün
okumuşlardır ona. Yalnız kız Antigone baht­ yapacak bir kudret bulunduğunu zannetmiyo­
sız kahramanı elinden tutup, ona hem des­ rum. Çünkü bu kanunlar yalnız dün ve bugün
tek, hem de kılavuz olur. Kentten kente sürü­ yaşamıyorlar, bunlar ebediyen menidirler ve
ne zamandan beri mevcut olduklarını bilen
nüp dilenen babasıyla birlikte Attika ilçesi
yoktur.
Kolonos'a varır, orada halkı acındırmayı ve
kral Theseus karşısında babasını savunmayı Kreon — Thebai'liler arasında bunu böyle
başarır. Böylece Oidipus'a bir sığınak bulup, gören yalnız sensin.
onun öç perileri Erinys'lerden kurtularak ra­ Antigone — Hepsi böyle görüyorlar, fakat
hat bir ölüme kavuşmasını sağlar. Sophok- korkudan dillerini tutuyorlar.
les'in "Oidipus Kolonos'ta" adlı bu tragedya­ Kreon — Bunlardan ayrı düşündüğün için
sında Antigone'nin güçlü kişiliği belirmekte, utanmıyor musun?
ilerde ne korkusuz bir yürekle ne yaman bir A n t i g o n e — Öz kardeşime saygı göstermek­
eyleme girişeceği sezilmektedir. te utanacak ne var?
Krneon — Onunla dövüşüp ölen de bir kar­
Oidipus'un ölümünden sonra Antigone deşin değil miydi?
Thebai'ye döner. Thebai'de krallığı paylaşa- Antigone —• Aynı ananın ve aynı babanın
mayan kardeşleri Eteokles ile Polyneikes bir­ oğluydu.
birlerine karşı amansız bir savaş açmışlardır. Kreon — Ötekine karşı alâka göstermekle
Aiskhylos'un "Thebai'ye Karşı Yediler" tra­ buna karşı günaha girmiyor musun
gedyasına konu olan bu savaşta iki düşman A n t i g o n e —• Mezarında yatan ölü böyle hü­
kardeş birbirleriyle dövüşürken can verirler. küm vermeyecektir.
Bu kez tahta çıkan Kreon Eteokles'in yurdu­ K r e o n —Fakat sen bir günahkâra karşı aynı
nu savunurken öldüğü için kahraman sayılıp hürmeti gösteriyorsun.
törenle gömülmesini, yurduna yabancıların Antigone — Onunla beraber ölen bir kardeş­
ti, bir köle değil.
yardımıyla saldıran Polyneikes'in de mezarsız
Kreon — Birinin koruduğu bu memleketi
kalarak, ölüsünün üstüne toprak serpmeyi bi­
öbürü harap ediyordu.
le yasaklandırarak böyle bir işe girişecek ola­ Antigone — Olsun, Hades ikisi için de aynı
nı ölümle cezalandıracağını bildirir. mezar hakkını tanır.
MIN I UN» » ' I

K r e o n — Ama orada da İ y i o d a m , kötü O böyle konuştu, benim gönlümse bir tek


adamla müsavi muamele görmeyi istemez. şey istiyordu
A n t i g o n e — Ölüm diyarında da böyle bir ka­ Kucaklamak geçmiş, göçmüş anamın
ide olduğunu bana kim söyleyebilir? ruhunu,
Kreon — Düşmanımız b i z i m İ ç i n hiçbir za­ Üç sefer atıldım üstüne, ah dedim anama
man, hatta ölümünden sonra bile, dost değil­ bir sarılsam,
dir. üç seferinde de uçtu, gitti kollarımın
Antigone — Ben dünyaya kin değil, sevgi arasından,
paylaşmaya geldim. üç seferinde de bir gölge oldu, düş gibi,
yüreğimdeki keskin acı her seferinde
Devletin baskısına karşı kişi özgürlüğünü büyüdü.
savunan Antigone sonunda tam bir zafer ka­
zanır. Gerçi Kreon ceza olarak onu kayalıkla­ Antilokhos. Nestor'un oğullarından biri.
ra diri diri kapatır, ama Kreon'un oğlu ve An- Troya savaşına katılır ve çevikliği, yigitligiyle
tigone'nin nişanlısı Haimon babasını sert söz­ dikkati çeker. Akhilleus ile Patrolos'un en ya­
lerle kınadıktan sonra, nişanlısını kurtarmaya kın arkadaşıdır. Patroklos ölünce çok üzülür
koşar, Antigone'nin kendini asmış olduğunu ve acı haberi Akhilleus'a verme görevini üstü­
görünce, kederinden Haimon da canına kı­ ne alır. Antilokhos'un İlyada'da sonuna ka­
yar. Anası Eurydike buna dayanamaz, kendi­ dar savaştığı görülür, ama Odysseia'da şafak
ni öldürür. Devlet yasağında ve cezasında ka­ tanrıça Eos'un oğlu Memnon'un eliyle öldü­
yıtsız, şartsız, sertliği simgeleyen Kreon artık rüldüğünü öğreniriz.
yıkılmış, çökmüş bir adamdır (Kreon, Hai-
mon). Antinoos. Eupeithes'in oğlu Antinoos şıma
rık, tembel, gözü doymaz, Odysseus'un malı
Antikleia. İthaka kralı Laertes'in karısı,
nı, mülkünü vur patlasın, çal oynasın tükcl
Odysseus'un anası. İnsanların en kurnazı Au-
meye kararlı taliplerin başta geleni, en küs­
tolykos'un kızıdır. Autolykos Sisyphos'un sü­
tah, en terbiyesiz ve en ahlaksız olanıdır. Sal­
rülerini çalmış, Sisyphos da bu yüzden gel­
dırgandır, yüksekten atarak konuşur, ona,
miş, Autolykos'un sarayına yerleşmişti. Bir
buna çatar, asıl çekemediği kimse de amaçla­
söylentiye göre, Antikleia bu sırada onunla
rının gerçekleşmesini önleyen Telemakhos'
ilişki kurmuş, sonra evlenmiş Laertes'le.
tur. Ona karşı kurulan kumpasların, pusula­
Odysseus'u Sisyphos'un oğlu sayan efsaneler
rın fikir babası hep Antinoos'tur: Pylos'tan
vardır. Antikleia oğlu Odysseus Troya seferi­
dönüşünde Telemakhos'u öldürmek için pu­
ne çıkıp dönmeyince, hasretine dayanama­
suya yatmaya önayak olur (Od. VI, 669 vd.),
yıp canına kıymış. Odysseia'da anlatılan ( X I ,
bu plan gerçekleşmeyince, çok içerler ve da­
85 vd.) ana oğlun buluşması destanın en gü­
ha kötü şeyler kurmaya başlar ( X V I , 362
zel parçalarından biridir. Bazı bölümlerini bu­
vd.). Penelopeia tiksinir ondan, şöyle der
raya alıyoruz:
(XVII, 499):
Birde baktım geçmiş, göçmüş anamın ruhu
çıkageldi, İğrenirim bunlardan, dadı, hep kötülük
ulu yürekli Autolykos'un kızı Antikleia'nın kurarlar,
ruhu, ama Antinoos hepsinden beter,
oysa kutsal llyon 'a giderken sağ bu adam kara ölüm cadısına benzer.
bırakmıştım onu, Kavgacı, sert, kaba ve zalim bir adamdır:
görünce bir acıdım, bir ağladım... Odysseus'un başına ilk tokmağı atan, dilenci­
Odysseus ölü ruhları diriltip konuşturacak yi galiz küfürlerle kovan odur. İros'la Odys-
kandan önce Teiresias'a içirir. seus'u güreştirmek ve iki dilencinin çilesin­
Sonra Odysseus olanı biteni ve Hades'e n e ­ den eğlenmek fikri de ondan gelmedir. Anti-
den indisini bildirir, Antikleia da Ithake sara­ noos'un tutum ve davranışı talipler arasında
yındaki durumu anlatır. Aralarında içli bir ko­ bile tepki ile karşılanır. Yay germe oyununu
nuşma olur. Sonunda Odysseus anasına sarıl­ önce kabul eder, yarışmanın yapılması için
mak ister.(Od X I , Z03vd)i önayak olur, sonra kimsenin başaramadığını
görünce, bugün bayram, kutsal günde yarış­ tırpan verir, Kronos da o tırpanla babasının
ma olmaz diye vazgeçirmeye çalışır, Odysse- hayalarını keser ve denize atar (Theog. 160
us denemek isteyince, sert sözlerle çıkıştı -206):
ona, ama Penelopeia ile Telemakhos araya Dalgalı denize atar atmaz onları
girince, önleyemez yayı almasını (Od. X X I ) . Gittiler engine doğru uzun zaman,
Ölüm okunu Odysseus ilkin Antinoos'a karşı Ak köpükler çıktı/ordu tanrısal uzuvdan-.
yöneltir ve bütün talipleri sıra ile öldürür. Her Bir kız türeyiverdi, bu ak köpükten,
şey olup bittikten sonra İthake'lileri ayaklan­ Önce kutsal Kythera'ya uğradı bu kız
dıran, öç almaya kışkırtan Antinoos'un baba­ Oradan da denizle çevrili Kıbrıs'a gitti,
Orada karaya çıktı güzeller güzeli tanrıça,
sı Eupeithes'tir. Ne var ki karşılarına tanrıça
Yürüdükçe yeşil çimenler fışkırıyordu
Athena çıkınca, İthake'liler korku ile kaçışır­ Narin ayaklarının bastığı yerden.
lar ( X X I V , 421-547). Aphrodîte dediler ona tanrılar ve İnsanlar,
Antiope. Irmak tanrı Asopos ya da Thebai Bir köpükten doğmuş olduğu için.
kralı Nykteus'un kızı. Antiope çok güzel oldu­
Homeros'a göre, Aphrodite Zeus ile Okea-
ğu için Zeus ona âşık olup bir satyr biçiminde
nos kızı Dione'den dogmadır. İlyada'da yiğit
yanaşır (Tab. 9). Amphion ile Zethos'a gebe
Diomedes'le çarpışıp yaralanan Aphrodite'yi
kalan Antiope babasının öfkesinden korkup
anası Dione kollarına alır, sever, okşar ve bi­
evden kaçar ve Sikyon kralı Epopeus'un ya­
leğinden akan özü silerek yarasını iyileştirir,
nına sığınır, sonra da onunla evlenir. Babası
acılarını dindirir ( İ l . V.370 vd.). Dert yanan
Nykteus üzüntüsünden canına kıymış, ama
kızını da şöyle avutur Zeus:
ölmeden kardeşi Lykos'a Antiope'yi bulup
cezalandırmasını buyurmuş. Lykos Sikyon'a Böyle dedi o, gülümsedi insanların,
saldırır, Epopeus'u öldürür ve Antiope'yi tu­ tanrıların babası,
tuklu olarak Thebai'ye geri getirir. Antiope çağırdı yanma altın Aphrodite'yi, dedi ki: .
Amphion'la Zethos'u yolda doğurur. Amca­ "Cenk işleri sana vergi değil, yavrum,
sen evliliğin gönül açan işlerine ver kendini,
larının buyruğu üzerine dağa bırakılan ikizler
Çevik Ares'le Athena uğraşacak savaşla. "
çobanlarca yetiştirilirler (Amphion). Theba-
i'de Lykos'la karısı Dirke'nin zincire vurup ( 2 ) K İ Ş İ L İ Ğ İ . A l t ı n Aphrodite diyor H o m e -
eziyet ettikleri Antiope tanrıların yardımıyla ros bu tanrıçaya, altın bir değer ölçüsü olmak
zincirlerini çözer ve kaçıp ikizlerinin yanına üzere. Daha başka sıfatlarla niteler onu şair­
sığınır. Ne var ki Amphion'la Zethos önceleri ler: Bu güzeller güzeli tanrıça hep "gülüm-
analarını tanımazlar, onu Dirke'ye gerir verir­ ser"dir, işveli, cilveli ve gönül alıcıdır. Bunun
ler, sonra çobanlardan kim olduğunu öğre­ sırrını Homeros tanrıçanın ak köpüklerden
nince analarını kurtarırlar ve Dirke ile Lykos' olma bedeninde taşıdığı bir büyülü mernelikte
tan da öç alırlar. Sonralar» Antiope Diony- görür. Zeus'un aklını çelmeyi aklına koyan
sos'ın öfkesine uğrayarak çıldırır, Yunanis­ Hera bu memeligl ister günün birinde Aph-
tan !da bir yerden bir yere atar kendini, ama rodite'den, şöyle seslenir ona (İl. XIV, 197
günün birinde aklı başına gelir ve Phokos'a vd.):
karı olur (Phokos).
Sende şu sevgi, şu alım var ya,
yani şu ölümsüzleri, ölümlüleri alt ettiğin,
Aphroditc. (1) DOĞUŞU. Aşk ve güzellik
işte onları bana ver bugünlük.
tanrıçası Aphrodite'nin doğuşu üzerine iki
... çözdü göğsünden nakışlı memeliğini,
ayrı kaynağımız vardır: Biri Hesiodos, öbürü
alacalı bulacak bir kurdeleydi bu,
Homeros. Hesiodos Thegonia'da bu tanrıça­
alımlı ne varsa hepsi onun içindeydi,
nın denizin köpüklü dalgalarından doğduğu­
sevgi onun içindeydi, istek onun içinde,
nu anlatır (Yun. Aphros köpük demek): Ura-
cilveleşme, şakalaşma onun içinde,
nos, Gaia'dan doğan çocuklarını, doğar doğ­
en akıllı insanı ayartan aşk onun içinde.
maz toprağın bağrına soktuğu için Toprak
Sevgiyi, sevişmeyi simgeleyen bu tanrıça
Ana şişmekte ve korkunç sancılarla kıvran­
bu büyüyü kendi kendine değil, çevresini sa­
maktadır, bu yüzden son oğlu Kronos'a bir
ran başka tanrısal varlıkların aracılığıyla ger-

42
çekleştirir. Eros bazı efsanelere göre onun ballandıra anlatırlar. Bu öykülerin başında
oğludur, ama Theogonia'da Eros Aphrodi- Homeros'un Odysseia'sındaki serüven gelir
te'den çok önce doğmuş evıeır.el bil güçtür, Bu serüveni kör ozan Demodokos anlatır Al
sonradan katılır Aphrodite'nin alayına (The- kineos'un sarayında toplanmış konuklara
og. 201 vd.): Ares'le Aphrodite'nin seviştiklerini güneş
tanrı görür ve Hephaistos'a haber verir, ünlü
Doğup da yürüyünce tanrılara doğru
Eros'la Himeros (arzu) takıldılar hemen demirci tanrı da kırılmaz, çözülmez zincirler­
peşine. den büyülü bir ağ örer, yerleştirir onu yatağı­
İlk günden bu oldu onun tanrılık payı nın altına, sonra da yalancıktan Lemnos ada­
İnsanlar arasında da, ölümsüzler sına gider. İ k i tanrı sevişirlerken demir ağın
arasında da; içinde tutklu kalırlar, onları suçüstü yakala­
Ona düştü kız cilveleri, gülüşmeleri yan Hephaistos da acı acı bağırır, sahneye
oynaşmaları. seyirci olan tanrılar arasında da dinmez bir
Sevmenin, sevişmenin tadı, büyüsü.
kahkaha kopar (Od. V I I I , 295 vd.).
Güzelliği, zarafeti ve bereketi simgeleyen Aphrodite'nin başka sevgilileri de olur,
Kharit'ler, Hora'lar ve düğün alaylarının ba­ bunlardan biri Adonis (Adonis), öbürü Troya
şında giden Hymenaios da Aphrodite'nin kral soyundan Aineias'm babası Ankhises'tlr
çevresindeki tanrılardır. Ne var ki aşk tanrıça­ (Ankhises, Aineias). Tanrı Hermes ile sevi­
sının kişiliği çelişkili ve belirsiz olarak canlan­ şen Aphrodite'nin Hermaphroditos diye bir
dırılmaktadır efsanede. Savaş tanrı Ares'le oğlu olur, efsane yazarlarının kimine göre i k i
birleşmesinden ( k i bu birleşme de anlamlıdır) tanrı îda, yani Kazdagının tepesinde seviş
Phobos (bozgun) ve Deimos (korku), bir de misler, orada doğup ikisinin de adını alan ço­
Harmonia doğar. Ahenk, uyum anlamına ge­ cuğu dağ nympha'ları büyütmüş, başka bir
len Harmonia'nın yanıbaşında korku ve boz­ anlatıma göre Halikarnassos kentinin batısın
gun Aphrodite'nin kişiligindeki olumlu ve daki bir yarda biri Hermes'in öteki Aphrodl
olumsuz yanları ve çelişkileri simgelerler. Bu te'nin birer tapmağı varmış, tanrılar orada se­
ikiliği en kesin bir tanımlama ile Platon "Şö­ vişip birleşmiş ve orada doğup büyüyen ço­
len" adlı diyalogunda dile getirir. Sokrates'in cukları Hermaphroditos'un başına Salmakls
de bulunduğu bu şölene katılanlardan Pausa- adlı su perisi ile olan serüveni gelmiş (Her-
nias şöyle der (Plat. Şöl. 1 8 0 d - e ) : maphroditos, Salmakis).

"Herkes bilir ki, sevgi (Eros) Aphrodite'den Aphrodite'nin öfkeleri, öç almaları kor­
ayrılmaz. Aphrodite tek olsaydı, sevgi de tek kunçtur: Şafak tanrıça Eos'a, Phaidra ve Pa-
olurdu, ama madem ki iki Aphrodite var, Sev­ siphae'ya belalı aşklar esinler, kendilerine ye­
ginin de iki olması gerek. Hem bu tanrının terince tapınmayan Lemnos kadınlarına ceza
ikiliği nasıl inkâr edilebilir? Biri, yani en eski­
olarak kocalarının bile dayanamadıgı bir ko­
si, göksel dediğimiz Aphrodite ana karının-
dan doğmuş değil, göğün kızıdır. Daha sonra ku verir, Kinyras'ın kızlarını kendilerini ya­
gelen bir başkası var ki, Zeus'la Dione'nin kı­ bancılara satmaya zorlar. Üç Güzeller yarış­
zıdır, ona orta malı Aphrodite diyoruz. Bu masında oynadığı rol ve Paris'le Helena'nın
tanrılarla ilgili iki türlü sevgi de olacak ister başına getirdiği bela, dillere destan olmuştur.
istemez, birine orta malı, öbürüne göksel di­ İlyada destanında oğlu Aineias'm koruyucusu
yeceğiz" olarak oynadığı rol bu kişi ile ilgili bölümde
(3) E F S A N E L E R İ . Kişiliği ile tanrılar arasın­ anlatılır. Roma'da Venüs Genetrix olarak Ae-
da bunca önemli bir yer tutan Aphrodite'nin neas destanıyla ilgili rolü Venüs bölümünde
efsaneleri azdır, daha doğrusu kendine özgü açıklanır. Eros ile Psykhe masalında da adı
öyküler az da, başkalarının baş kahraman ol­ geçer. Kişiliği Hellenistik çağdan sonra Röne­
dukları öykülerde kendisine ikinci derecede sans sanatına da tükenmez bir konu olmuş,
bir rol düşmektedir. resim ve heykelde işlendikçe işlenmiştir.
Aphrodite topal tanrı Hephaistos'la evlen­ Kuşlardan güvercin ve serçe, çiçeklerden
dirilir, nasıl ve nedeni belli değil, ama şairler gül ve mersin tanrıçaya adanmış sayılır
onun çirkin kocasını aldatmasını ballandıra (inim kadar şairleri esinleyen bir tanrıça da
APOLLON

ha yoktur, ama hiçbir şair de Aphrodite'yi lık iki tanrının simgelediği iki karşıt varlığın
Midilli'li kadın şair Sappho kadar güzel dile birleşmesinden doğmuştur. Bu iki tanrı da
getirmemiştir. Apollon'la Dionysos'tur. Apollon aydın, dur­
gun, ölçülü gücü simgeler, ışıktır, doğayı gör­
Apollon. İlkçağda Yunan denilen varlıkla m e , varlığı akılla algılama ve akıl yetisine da­
Akdeniz çevresindeki uygarlık topluluğuna yanan yöntemlerle biçimlendirme gücü ve ye­
bir yenilik gelmiş olduğu su götürmez bir ger­ teneğidir, Apollon plastik sanattır, ama aynı
çektir. Bu olaya geçen yüzyılda bir ad da ta­ zamanda da öngörmedir, anlama ve kavra­
kıldı, Yunan mucizesi dendi. Mucize gibi ger­ madır, ışığın doğayı bir projektör gibi aydın­
çeküstü bir terim kullanılması, bu olayın n e ­ latıp karanlık kalan sırlarını çözümlemesidir.
denlerinin de, kökenlerinin de o zamanlar Ama bu güç, insanı bir seyirci ve bir taklitçi
pek aydınlanamamış olmasından, kısacası bil­ olmaktan da ileri götüremez, yaratıcılık insa­
gi yoksulluğundan gelmekteydi. Yunandan nın doğaya bir başka türlü coşkuyla karışma­
kalma yapıtların, özellikle yazı tanıtlarının sını şart koşar, karanlık güçlerin gizemine er­
çokluğu, bunların Batı uygarlığının bir başlan­ mesini. İşte bu gücü de Dionysos, şarap tanrı
gıcı diye karşımıza çıkması ve gerek doğa, simgeler. Dionysos doğanın kendisi değil, bir
gerekse insan üstüne düşüncesinin o günden ana tanrıça değil de, insana doğayla birleş­
bugüne kesintisiz olarak süregelmesi bu ola­ meyi sağlayan bir araçtır sanki. İnsan için dü­
yın bir başlangıç sayılmasına yol açmış, bilimi şünülmüş, yaratılmış bir tanrıdır. Nitekim in­
bir çeşit yetinmeye götürmüş, bir çeşit coşku san dişisinden doğmadır, insana karışır ve in­
ile asıl yolu olan inceleme, daha öncesini ara­ san çilesini çeker, ta ki taşkın gücünün ne
ma ve anlama çabasından saptırmıştır. Ne denli bir nimet olduğunu anlatabilsin insana.
var ki o gün bugün çok ileri gidilmiş ve elde Dionysos'un doğudan geldiğini, Anadolu'dan
edilen bulgularla olayın hiç de mucize olmadı­ çıkıp Yunanistan'a güç bela girebildiğini efsa­
ğı, akılla algılanabilecek tutarlı tarihsel bir sü­ ne bağıra bağıra dile getirir. Nietzsche'nin
reç olduğu anlaşılmaya başlanmıştır. Bilimin Yunan varlığına özgü en şaşırtıcı yapıtı saydı­
de bugün asıl coşkusunu yaratan neden, mu­ ğı tragedyayı bağışlayana kadar akla karayı
cizeyi aydınlatmak yolunda sayısız ipuçlarının seçmiştir bu tanrı. Ama Apollon, durgun akıl
hemen hepsinin Anadolu topraklarında bu­ gücü, bütün dallan ve bunları esinleyen pe-
lunması, aydınlığın bir kez daha "Anadolu" rileriyle Apollon öz Hellen varlığı sayılırdı,
denilen güneşin doğduğu ülkeden gelmiş ol­ Nietzsche'nin de bundan şüphesi yoktur her­
duğunu gösterir. İpuçlarını izlemek, bulguları halde. Delphoi tanrısı Apollon bunca bilicilik
çoğaltmak ve değerlendirmek durumundayız merkezleri, tapınakları ve efsaneleriyle özbe­
bugün. Bundan ötürüdür ki yeni bilimsel ger­ öz Yunan, yani Yunanistan kökenliydi. Bu
çeklerin ışığında yeni yorumlar yaparak de­ yanlışlığı bilim Homeros'tan başlamak üzere
nemelerimizi önermekten daha ileri gideme­ metinleri iyice okumamış olduğu için işlemiş­
yiz. Ama bu da az çekici bir iş değildir. tir. Arkeolojinin katkıları da eklenirse, gerçe­
Böyle bir denemeyi bu sözlükte Apollon ğin gün ışığına yakında çıkacağı umulur. Bi­
tanrının kökenleri ve kişiliği üstüne yapmak zimkisi yalnız bir deneme.
istiyoruz. Bu tür denemelere bizden önce gi­
rişenlerden esinlenerek ve elimizdeki bilgi ve ' ( 1 ) A D I V E E K A D L A R I . Apollon adının Y u -
görgülerden faydalanarak Apollon'un bir nanca olmadığı artık herkesçe bilinir. Ama
Anadolu tanrısı olduğunu tanıtlamaya çalışa­ asıl kaynağı bugüne kadar açıklanamamıştır.
cağız. Acaba bu ad, kimi Hitit yazıtlarında rasgeli-
Friedrich Nietzsche'nin "Tragedyanın D o ­ nen Apulunas tanrının adıyla bir olmasın? İlk­
ğuşu" adlı eserinde yaptığı Yunan varlığı üs­ çağdan beri bu adın köken ve anlamını açık­
tüne yorum bugün de geçerlidir sanıyo­ lamak için boşuna çabalar gösterilmiş: "Apol-
ruz. Yalnız tragedyada değil, ilkçağın Yunan lon" yani cezalandırmak, ya da "apello" de­
denilen yaratıcılığında birbirinden ayrı iki fetmek, kötülüğü önleyip korumak anlamına
öğeyi ayırmak doğru olsa gerek: Bu yaratıcı- gelen fiillerden, ya da başka kökenlerden tü-
remlş oldugiı ileri sürülmüştür, Ne var ki Yu bu yüzden de merkezi Anadolu'da, özellikli
nanlılar bile bu adı anlamamış olacaklar ki, Troya'da olan bir tanrı olarak çıkar karşımı
tanrının özünü belirtmek için bir ek ad tak­ za.
mışlar ona: Phoibos demişler. Phoibos'un
( 2 ) A N A D O L U L U T A N R İ . İlyada'da Lykia
anlamı belli, parlak demektir ve tanrının ışık
sözü geçince, iki yer dile getirilir: Biri "ana­
saçan aydınlık varlığını dile getirir. Kaldı ki bu
forlu Ksanthos'un kıyılarında, uzak ve semiz
adın Apollon tanrının büyük annesi olarak
Lykia toprakları" öteki Troas bölgesine, özel­
gösterilen dişi Titan Phoibe (Tab. 4) ile de bir
likle Pandaros'un yurdu olan Zeleie'ye yerleş­
ilişkisi vardır. Yalnız şuna da dikkat edilsin ki
miş Lykia'lıların ili. Sarpedon'la Glaukos
hiçbir kaynak ya da efsanede Phoibos Apol-
Ksonthos Lykia'sından, Pandaros ise Alse-
lon asıl güneşi simgeleyen Helios tanrı ve
pos Lykia'sından gelmişlerdir. Tanrının Tro-
onun soyundan gelen tanrısal varlıklarla ilişki­
ya çevresindeki şehirlerde de önemi büyük­
de gösterilmemektedir. Bunun nedeni de
tür, nitekim rahibi Khryses İlyasa'nın başında
Apollon'un güneş olmadığı, güneşi simgele-
şöyle seslenir tanrısına (İl. I , - 37 vd.):
medigidir. Apollon güneş tanrı değildir, ne
adı, ne de nitelikleri Yunan mythos'unda G ü ­ EyKhryse'yi, kutsalKilla'yı,
koruya
neş tanrı ile bir tutulduğunu belli etmez. gümüş yaylı,
Apollon kaynağında ve özünde bambaşka bir Tenedos'un güçlü kralı, Srnintheus,
varlıktır. Bu varlığı bize ilk niteleyen metin de dinle beni...
Homeros'un İlyada'sidir. Yerleri bugün kesinlikle belli değilse de, Ze-
İlyada'da tanrının adı Apollon ya da Phoi- leie, Killa, Khryse İda dağının eteğindi-ki
bos Apollon diye geçer, bu ada eklenen sıfat kentlerdir, Tenedos ise Bozcaada. SmlntheUl
çokluk okçu, hedefi vuran ya da gümüş, yay­ adı bu bölgede tanrının bambaşka bir isimle
lıdır, bir, iki yerde de kendisine "Lykegenes" de anıldığını gösterir. Bunun dışında Apollon
denmektedir. Bizim "Lykiâlı" diye çevirdimiz Troya şehrinin içine yerleşmiş gibidir.Troy.ı
İni sıfat başka metinlerde geçen "Lykios" ve kalesi Pergamos tepesinden seslenir ovada
"Lykeios" sıfatları da göz önünde tutulursa, dövüşenlere ( İ l . I V , 507 vd.):
lanrının Lykia bölgesiyle ilişkisini dile getir­ Öfkelendi Apollon, Pergamos tepesinden
mektedir. Lykia'lı oldukları bilinen Sarpedon, bağırdı Troya'hlara, dedi ki:
Glaukos ve Pandaros'la ilgili metinlerde şöyle Atları i y i süren Troya'lılar, atılın ileri,
bir deyim geçer tanrı i ç i n ( İ l . IV,101,119): haydi, kalmayın Argos'lulardan aşağı,
" Ü n salmış okçu Lykia'lı Apollon" (Panda- onların derileri ne taş, ne demir,
ros). Tanrının Lykia ile yakın ilişkisi bilindiği dayanamazlar et delen tunç kargılara.
halde bu sıfatın ışık ya da kurt anlamına ge­ Diomedes tanrıça Aphrodite'yi yaraladık­
len - l y k kökünden türeme olup olmayacağı tan sonra, Apollon'un koruduğu Aineias'a
tartışma konusu edilmiştir. Böyle bir tartış­ da saldırmaktan alamaz kendini (İl. V, 432
manın yersizliği şuradan belli ki Lykia bölge­ vd.).
sinin adı da - l y k kökünden gelme, bu kök ise Apollon da, anası ve kardeşi de Troya kale­
Latince "lux"ta görülen ışık anlamlı köken sinin iç tapmağında oturur gibidirler. Zelei-
olarak alınırsa bu anlam tanrının sıfatında da, e'den Pandaros'u savaşa götürmek, Sarpe-
Lykia ilinin adında da vardır. Kaldı ki "Lyke- don'un ölüsünü yurdu Lykia'ya taşımak hep
genes" sıfatındaki -gen- eki soyu yansıtır, Apollon'a düşer. Troya ile ilişkisi çok eskidir
Lykia soylu, Lykia'da doğmuş anlamına gelir Apollon tanrının, Laomedon'a ünlü İlyon su­
İster istemez. Ama bu da Hitit çivi yazıtların­ runu yapıp da Poseidon'la birlikte ücret al­
dı geçen "Lukka" bölgesiyle bir tutulabilir mayarak çekildikleri günden başlar (Laome-
mi ve tutulursa Lykia'nın adındaki L u k - kö­ don), ne var ki deniz tanrı k i n tuttuğu halde,
keni Yunancada olduğu gibi ışık anlamını Apollon bütün yüreğiyle Troya'lılardan yana
İçerir mi, o başka bir sorundur. Lykia'nın adı dır. Bunu açık açık söyler, tartışmaya da gi­
nereden geline olursa olsun, Apollon I İnme rer Alhena Olympos'tan llyon'a fırlayıp gelir
ros destanlarında I.ykla'ya s ı k ı s ı k ı y a bağlı, (İl. V I I , 20 vd.):
Apollon birden onu karşıladı. onu görmesin mi karısı, anası, çocuğu,
Görmüştü tanrıçayı Pergamos kalesinden, görmesin mi babası Priamos, Troya halkı,
istiyordu zafer Troya'lıların olsun. alıp saygı göstermesinler mi ölüsüne,
yakmasınlar, ateş payını vermesinler mi?
Karşıladı meşe ağacı altında.
Siz şu uğursuz Akhilleus'u
ÖnceZeus'un oğlu kral Apollon dedi ki:
tutuyorsunuz demek
Ne diye geldin Olympos'tan ulu Zeus'un Oysa bilmez o töresince düşünmesini,
kızı, yumuşar bir yürek taşımaz göğsünde,
Söyle hadi, niyetin ne, a z g ı n bir aslan gibidir tıpkı,
nereye götürür seni ulu yüreğin? bir güzel doyurmak için karnını,
Oymak zaferi mi vermek istersin gelir saldırır insan kuzusuna.
Danaolara? Akhilleus da sıyrıldı tıpkı onun gibi
Kırılan Troya'lılara acımazsın, bilirim, her türlü acıma duygusundan,
Gel,dinle beni, en hayırlısı bu: insanlara saygıdan çekti kendini...
Gel de günlük savaşa ara verelim... İyi bir şey mi bu, güzel bir şey mi?
Aklınıza esmiş, ölümsüz tanrıçalar, belli,
Gönlünüz bu şehri yok etmek ister. Bu güzelim uygarca sözlere Hera gene bir
Apollon Hektor'a gönülden kılavuz ve ko­ sürü safsata ile karşılık verir: "Oymak tanrı,
ruyucu olur, Athena'nın Troya'lı yiğidi alda­ kötülerin dostu" der. Tanrılar arasında bu eşi­
tarak öldürmek için kurduğu pis düzen karşı­ ne rastlanmaz iyilik, kötülük tartışması da ışık
sında Apollon'un tutumu öyle isnacadır ki, tanrının yenilgisiyle biter. Apollon ne yapsın,
bayağı dokunur insana. Hektor'Ia yüz yüze Aphrodite İle birlikte Hektor'un ölüsünü ko­
gelir, başka kılığa girmek, kendini saklamak rumaktan başka çare bulamaz ( I I . X X I I , 185
gereksinmesini duymaz. Hektor güvenle so­ vd.):
rar ona (İl. V, 247 vd.):
Aphrodite kovuyordu köpekleri yanından,
Kimsin sen, sevgili tanrı, k i m s i n sen?..
Zeus 'un kızı, gece, gündüz,
İda'dan bir savaş ortağı gönderdi sana
gül kokulu tanrısal bir yağ sürmüştü
Kronos oğlu,
ölünün bedenine,
yanında durup seni koruyacak, kendine Akhilleus onu sürüklerken yüzülmesin
gel hadi,
diye derisi.
Altın kılıçlı Phoibos Apollon 'u gönderdi, Phoibos Apollon, gökten ovaya
na buradayım, gör, bak işte, onun için kara bir bulut indirmişti,
öteden beri korurum seni de, yüksek gözden kaçırmıştı ölünün kapladığı yeri,
kentini de. güneşin gücü, gövdesini saran deriyi
Hektor'Ia Akhilleus arasındaki son ve kor­ vakitsiz kurutsun İstemiyordu.
kunç çarpışma başlayınca dört döner Hek-
tor'un çevresinde, onu kurtarmak için (İl. Apollon'un llyada'da oynadığı bu rol onu
XX,443vd.): OIympos tanrılarından büsbütün ayırmakta,
bambaşka bir ahlak görüşü olan bir dünya­
Akhileus korkunç çığlıklarla atıldı öne,
nın, yani Anadolu'nun tanrısı olarak karşımı­
Hektor'u öldürmek için yanıp tutuşuyordu.
Ama Phoibos Apollon kaçırdı Hektor'u, za çıkarmaktadır.
sakladı koyu bir bulutun arkasına, Lykia'da sürdürülen arkeolojik araştırmalar
bir tanrı için işten bile değildi bu. bu tezi gün geçtikçe pekiştirmektedir. Ksan-
Zeus Akhilleus'la Hektor'un ecelini tartıya thos, Patara ve birçok anıtları gün ışığına ye­
koyup Hektor'un ölümü ağır basınca, Apol- ni çıkarılıp, Apollon'la Artemis'in anası Le-
lon da Hektor'u kaderine bırakmak zorunda to'nun bölgede büyük bir yer tuttuğunu açığa
kalır ve tanrılara karşı bir tanrı ağzından hiç vuran Letoon kutsal merkezi bu üç tanrının
duyulmamış bu eşsiz eleştiriyi dile getirir ( İ l Anadolu topraklarına ne denli kök saldığını
X X I V , 3 3 vd.): kanıtlar. Lykia yazısının çözümü de bir gün
Phoibos Apollon ölümsüzlere şöyle dedi: başarılırsa, varsayımlarımızın hepsinin somut
Amansız tanrılar, işiniz gücünüz kötülükte, birer gerçek olacağı umulabilir. Ama bir baş­
Ölüyken bile yüreğiniz varmıyor onu ka yönden de bakılınca ışık tanrı Apollon'la
kurtarmaya, Lykia arasında sıkı sıkıya bağlantı kurulabilir.
Apollon Musa'ların yöneticisi, çalgı ve ezgiyi, nidir ve sonradan eklenmiştir birincisine. Av
şiir ve dansı, kısacası her türden sanatı esinle­ rıntıya girmeden şunu söyleyelim ki araştır
yen büyük yaratıcı tanrıdır. İlkçağdan bugüne maların verdiği sonuç ş u .- Apollon tanrının
lirik şiirlerin hepsinde belli bir hava içinde asıl doğuş yeri Anadolu kıyıları, yani Lykia ve
canlandırılır. İşte bu hava Lykia'da sezilir, özellikle Lykia'da tanrının doğduğu kent sayı­
ışıkla dokunmuş, müzikle yoğrulmuş gibi bir lan Patara'dır, ama sonradan önce adalarda,
şiir havasıdır bu. Gündüz gümüş yaylı tanrıya sonra Yunanistan'da kültü yayılınca birçok
bir altın taht kuran, gece çatır çatır yıldızlarla yerler (tıpkı Homeros için olduğu gibi) tanrıya
birlikte kız kardeşi Aya doğru yükselen yalçın beşik olma şerefini elde etmek için efsaneler
dorukları bu hava sarar, ak çöller gibi mavi düzdürmüşlerdir, bunların arasında başta ge­
engine kadar yayılan dalga dalga kumların len ve en çok da tutunan Delos efsanesi. Ze-
arasından süzülerek, renk renk çakıllar üstün­ us'tan gebe kalan Leto tanrıçanın çocuğunu
de çağlayan dereler de satyr'lere, nympha' doğurmak için yer araması, Hera'nın hışmı­
lara yemyeşil birer yunak olmaktadır. Kıyıla­ na uğradığı için hiçbir yerde sığınak bulama­
rında dolaştınız mı, Debussy'nin müziğini du­ ması bu övgünün konusudur ve Leto madde­
yar, ağzında kavalıyla bir Pan ya da Mars- sinde ayrıntılı olarak incelenecektir (Leto).
yas'ın korularda hoplaya hoplaya oynadığını Burada şu noktaya dikkat edelim ki Apol-
görür gibi olursunuz. Hele Fethiye'nin gör­ lo'nun doğumu bir "kral tanrı"nın doğumu
kemli kral mezarlarından başlayıp, Kekova, sayılmakta, Homeros destanlarında da
Kaş, Demre, Olympos ve hepsi Anadolu'ya
"anaks" efendi, kral diye nitelenir Apollon,
özgü adar taşıyan daha nice kentler boyunca,
övgüdeyse şöyle deniyor-.
her biri birer tapınak gibi karşımıza çıkan, ka­
yalara oyulu ya da denizde yüzen o eşsiz ... Titrer tanrılar tepeden tırnağa
mezarları, lahitleri gördük mü, burası Apol- Zeus'un sarayında o bir yürüdü mü,
yaklaşıp parlak yayını bir gerdi mi o,
lon'un ülkesidir demekten alamayız kendimi­
bütün tanrılar fırlar ayağa.,.
zi. Buralarda akla kara, ışıkla karanlık arasın­
da yaman bir savaş verilmekte ve bin yıllar­ Delos adacığı da korkar böyle güçlü bir tan­
dan beri süregelen bu savaşı insan aklı ve sa­ rıya sığınak olduktan sonra, Apollon onu hor
natı kazanmaktadır. Anadolu bu zaferi Apol- görüp denizin içine gömer diye. Doğum şöy­
lon tanrı ile simgelemiş. Apollon Lykia deni­ le anlatılır:
len o ışık ülkesinde de yaşar, ta uzak doğuda (Letoj İki koluyla Fenike ağacına sarılarak
Nemrut dağının tepesindeki sivri külâhlı dev dayadı çimenlere dizlerini,
tanrı heykelleri arasında da baş yeri tutar. ve çocuk gün ışığına çıkıverdi,
Homeros'tan Roma çağından sonraki Kom- Sevinç çığlıkları kopardı tanrıçalar hep bir
magene krallarının zamanına dek hep aynı ağızdan.
Anadolu'lu tanrıdır Apollon. İşte o zaman, ey Phoibos, yıkadı seni
tanrıçalar
kutsal elleriyle arı, duru bir suda,
( 3 ) DOĞUŞU. İlyada'nm ilk dizelerinde şöy­ yepyeni bir kundağa sardılar,
le tanıtılır Apollon (İl. 1 , 9 ve 36): "Lete ile Ze- incecik, kar gibi ak bir kundağa,
us'un oğlu", "güzel saçlı Leto'nun doğurdu­ sonra başına altın şeritler doladılar,
anası emzirmedi altın kılıçlı Apollon'u,
ğu". Titan kızı Leto ile baştanrı Zeus'un bir­
Themis tanrıça nektar sundu ona
leşmesinden doğmuştur Apollon ve onun kız ve bal gibi ambrosia sundu ölümsüz
kardeşi Artemis (Tab. 5), ama bu doğum öyle elleriyle.
olağan bir doğum değildir, anlatmakla bitire­ Dile gelmez bir sevinç kapladı yüreğini
mez onu şairler. Homerik denilen hymnos, Leto'nun.
yani övgüler arasında Apollon'a ayrılmış iki ... Çiçekler içindeydi şimdi, çiçekler içinde
övgü vardır, biri Delos'lu Apollon'a, öteki Delos,
Delphoi tanrısına. Bilim bu iki övgü arasında tıpkı ormanlarla kaplı bir dağ doruğu gibi.
Ey uzağı vuran Apollon, ey gümüş yaylı,
bir zaman ayrımı saptamış, besbelli ki Delos
kimi vakit çıkarsın kayalı Kynthos'un
övgüsü daha eski, Delphoi'ninki çok daha ye-
doruğuna,
AI'OI I .ON

atkılarda dolaşırsın, İnsanlar arasında kimi rek göz kamaştırıcı bir zenginlik toplamış,
vakit, öbür bilicilik merkezlerini zamanla gölgede
sensin efendisi Lykia'nın, sevimli bırakmıştır. Ne var ki bu sonradan olmuş, ilk
Maionia'nın efendisi ve en eski bilicilik merkezleriyse Anadolu'da­
Miletos da senindi, kıyıdaki o büyülü şehir
dır.
senin malın,
nice tapınakların oldu senin, nice kutsal Boğazlardan başlayarak bütün Ege ve A k -
koruların oldu; deniz kıyıları Apollon'un bilicilik merkezlerin­
yüce dağ başları şenin oldu, ovalara bakan den bir çelenkle çevrilmiş gibidir. Bunların ki­
dağ başları, minin izi silinmiş, Didyma tapınağı gibi, kimi­
senin oldu denize dökülen nice ırmaklar; si de akıllara durgunluk veren koca bir anıt
ama gönlünü sevindiren yer, ey tanrı, gibi dikilir karşımızda. Ama bunları saymakla
Delos'tu.asıl. bitiremeyiz; Troya'nın yanıbaşında Thymbra'
Bu övgüde Yunanistan'la tanrı arasında lı Apollon tapınağı vardır ki, tanrı orada H e -
bağlantı kuracak bir tek söz yok. Olympos lenos'la Kassandra'ya esinlemiş biliciligi, La-
doruğunda tanrılar toplantısına varıp da aşırı okoon o tapınağın rahibidir (Helenos, Kas-
bir saygıyla karşılandığı zaman bile Apollon sandra, Laokoon). Biraz ötede Khryse, Killa,
sanki başka bir diyardan gelmektedir Olym- Zeleia var, yerleri pek bilinmeyen bu merkez­
pos'lu tanrılar arasına. Bu güçlü tanrının Le- lerin de önemli olduğu anlaşılır İlyada'dan.
to'nun oğlu olduğu, Leto'nun da Lykia'da Le- Sonra sırayla bugün de bilinen merkezler:
da yahut Lat adıyla anılan Anadolu'nun Ana Gryneion, Erythrai, Klaros, Didyma ve tanrı­
Tanrıçasından başkası olmadığı göz önüne nın asıl doğum yeri ve yurdu sayılan Patara,
alınırsa, Yunan tanrı dünyasına sonradan ka­ bunların arasında daha bir sürü kutsaklar ve
tılan ve adı bile Yunanca olmayan Apol- Ksanthos (Kocaçay) vadisiyle Pamphylia'ya
lon'un Kybele'nin oğlu Attis'le bir tutulması kadar uzanan bütün Lykia kıyıları vardır. Bili-
gerekmez mi? Bu konuda Halikarnas Balıkçı­ ciligin de bu merkezlerden çıkıp Yunanis­
sının kılavuzluğuna dayandığımı ve Z. Taşlık- tan'a yayıldığı hem efsane, hem de arkeolo­
lıoglu'nun "Tanrı Apollon ve Anadolu ile M ü - jik bulgularla kanıtlanır. Helenos'la Kassand-
nasebeti" (İstanbul 1954) adlı araştırmasından ra bir yana, Milletos'un kurduğu büyük Didy-
faydalandığımı belirtmek isterim. ma tapınağı ve onu işleten Brankhos oğulları
(Brankhos) da bir yana, Erythrai (ildir) bilicisi
(4) BİLÎCİLİK MERKEZLERİ. Apollon'un Sibylla adıyla dünyaya ün salmıştı. Bu bilicile­
esinlediği öngörme yetisiyle insanlar, kadın rin en ünlüsü Herophile, tıpkı İlyada'nın i l k
ya da erkek "mantis" yani bilici, falcı, kâhin dizelerinde adı geçen Khryses gibi Srnintheus
olur. Biliciligm ilkçağda nail geliştiğini ve ne Apollon'un tapıcısı bir kadındır. Srnintheus
büyük bir rol oynadığını tarihçiler anlatmakla ek adı, fare ve sıçan kovan anlamına gelir ve
bitiremez. Bu sanat, bilicilik merkezlerine tü­ Apollon tanrının "aleksikakos", yani kötülük­
kenmez bir gelir kaynağı olmuş. Delos övgü­ leri defetme gücünü dile getirir. Erythrai bili-
sünde Leto kurak ve kayalık adacığa parlak cisiyse, Anadolu'dan Güney İtalya'ya göçüp
bir gelecek müjdeler: orada kent kuran Kyme'lilerin Sibylla'sıyla
Senin olursa okçu tanrı Apollon'un birlikte ilkçağ dünyasının en ünlü dört kadın
tapmağı, bilicilerinden biri sayılırdı. O kadar ki Rapha-
görürsün, insanlar yüzlük kurbanlarla nasıl el Vatikan'daki Sixtina kilisesinin tavanına
buraya gelir, yaptığı freskin bir köşesine Erythrai, bir köşe­
nasıl toplanır insanlar burada ve dumanlar sine de Cumae Sibylla'sını oturtmuştur. H e -
tüter rophile adlı Sibylla, Pausanias'a göre, İda'lı
yanan yağlı etlerden, hiç durmadan; bir nympha'nın kızıymış. Bütün bunlardan
madem si'nin toprağında hiç bereket yok, anlaşılan şu ki, Apollon tanrıyla ilgili bilicilik
sen de beslenir semirirsin başka elden.
Anadolu'dan çıkmış ve yayılmıştır. Kalkhas
Bir tanrıçanın ağzından dile gelen bu m o ­ ve Mopsos gibi efsanelik kişilerin serüveni de
dern turizm anlayışı Yunanistan'da pek tu­ aynı gerçeği kanıtlar (Kalkhas, Mopsos).
tunmuş ve Delphoi bu politikayı benimseye-
t M ^ >ı ı v

Yunanistan'da Delphol merkezinin kurulu­ Apollon'la Anadolu'lu Ana Tanrıça ile bir
şuna değgin efsaneden de aynı sonuç çıkarı­ bağ kurmayı esinler. Kaldı ki anası Leto ve
labilir. Delos'lu Apollon övgüsünden epey kız kardeşi Artemis de doğrudan doğruya
sonra ve onun örneği üzerine kaleme alınmış Kybele ile bağlantılıdırlar ('Artemis, Leto).
Delphoi'li Apollon övgüsünde şu efsane anla­
( 5 ) N İ T E L İ Ğ İ VE E F S A N E L E R İ . Apollon İlya-
tılır: Apollon doğar doğmaz, başının üstünde
da'nın ilk dizelerinde okçu tanrı olarak çıkar
kuğu kuşları uçuşmaya başlamış, tanrı Zeus
karşımıza. Okçu ve yaman okçu oluşu onun
da oğluna kuğuların çektiği bir araba, başına
doğu ile ilişkisini daha da pekiştirir; Olym-
bir altın külah ve eline de bir rebap vermiş,
pos'a ilk ayak bastığı gün öbür tanrıların kor­
gidip Yunanistan'da bir tapınak kurmasını
kuyla yerlerinden fırlamaları da bundan, kar-
buyurmuş. Ama kuğular onu Hyperbore'liler
gıcı Yunanlıların ödleri kopardı çünkü Doğu­
ülkesine uçurmuşlar (Hyperboreoi). Orada
lu okçulardan. İlyada'nın konusu Agamem-
bayram ve şenlikler içinde yaşamış, sonra
non'la Akhilleus arasındaki kavga ise, bu kav­
Yunanistan'a gelmiş. Önce Boiotia'da Tel-
ganın nedeni de Apollon'un öfkesidir. Tanrı­
phusa pınarının yanıbaşında kurmak istemiş
nın asıl niteliğini açığa vuran bu dizeleri aşa­
tapınağını, periden izin alamayınca (Telphu-
ğıya alalım ( İ l . 1 , 4 5 vd.):
sa), Korintos körfezinin kuzeyinde, Parnas-
sos dağının eteğinde yer yer ormanlarla örtü­ ... İndi Olympos'un doruklarından,
lü yemyeşil bir ovaya inmiş, burada tanrıça köpürmüş, öfkeli.
Themis'e adanmış bir sunak varmış, tanrıça Omuzlarında y a y ı , i l c i u c u ( ç a p a l ı okluğu.
kehanet verirmiş o sunakta. Ne var ki bölgeyi Kımıldandı mı, oklar omzunda
bir ejder kasıp kavurmakta, Python denilen şangırdıyordu,
bir canavar ekinlerin hepsini yok etmektey- k ı z g ı n tanrı yürüyordu gece gibi.
miş. Efsaneye göre bu ejderi Hera salmışmış Yerleşti gemilerin ardına, saldı okunu,
bin vınlama çıktı gümüş yaydan,
Leto ile çocuklarının başına. Apollon Py-
korkunç, acı.
thon'u öldürür ve büyük bilicilik merkezini de
Önce katırların, köpeklerin düştü peşine,
ejderi öldürdüğü yerde kurar. Pytho diye anı­ sonra saldı birsiuri o l c insanların üstüne.
lan bu merkez sonradan Delphoi adını almış­ Kavruluyordu birbiri peşi sıra bir yığın ölü.
tır. Tanrı canavar da olsa bir cana kıydığı için Ordu içine tanrının okları yağdı tam dokuz
arınmak zorunda kalmış, bir süre Tesalya'da gün.
Admetos'a sığırtmaçlık etmiş (Admetos);
Kız kardeşi Artemis'le paylaştığı bu yetenek
başka bir anlatıma göre Admetos'un yanın­
tanrıya büyük bir üstünlük sağlar. Apollon ya
daki uşaklığı Kyklops'u öldürdüğünden dola­
da Artemis'in okuyla ölmek ansızın tatlı bir
yıdır (Kyklop'lar); dönüşünde de Pytho yarış­
ölüme kavuşmak anlamına gelir. Leto'dan
malarını kurmuş. Delphoi tapınağında dünya­
doğma iki okçu tanrı bu yetilerinden birçok
nın göbeği (Yun. Omphalos) sayılan bir çuku­
efsanelerde faydalanırlar (Niobe).
run üstüne bir üçayak yerleştirilmiş, tanrının
Apollon'un sanat ve müzik yeteneği üzeri­
bilici kadını Pythia bu üçayak üstüne oturarak
ve çukurdan yükselen gazlarla kendinden ge­ ne de birçok efsaneler anlatılır. Musa'ların
çerek fal verirmiş. Bu falcılık, bilicilik sanatıy­ yöneticisi olarak ünü Yunan-Latin şiirinden
la Delphoi tapınağının ne hazineler topladığı başlamak üzere Batı şiirinde bugüne dek gök­
dillere destan olmuştu. lere ağmıştır (Musa'lar). Müzik alanında baş­
ka tanrılar ve ölümlülerle giriştiği yarışmalar
Pythia tıpkı Sibylla gibi tanrı sözlerini ya da da birçok efsanelere konu olmuştur (Her-
buyruklarını insanlara Homerik destanların mes, Pan, Marsyas).
vezni olan hexametron ile aktarır. Bu vezin Işıklı tanrının aşkları da önemli bir rol oy­
ise Daktyl'ler ve Kybele kültüyle ilişki görün­ nar efsanelerinde. Güzel delikanlılara olduğu
mektedir (Daktyl'ler). Bu nokta bir de Del- kadar, doğayı simgeleyen perilere de yönel­
phoi'nin dünyanın göbeği sayılması ve o m p - miş bu aşkların çoğu sonuç vermeyen bahtsız
halos kavramıyla Kybele kültüne özgü bir sevgiler diye nitelenir (Daphne, Kassandra,
motifi benimsemesi (Kybele), Andolu'lu Marpessa, Hyakinthos).

/I'I
Apollon birçok ozanların babası sayılır (Li- Ares. Savaş tanrı Ares'in Roma'da karşılığı
nos, Orpheus, Aristaios). Mars'tır. Roma devleti bu tanrıya ne kadar
Hekim tanrı olarak adı genellikle oğlu Ask- değer vermiş, saygı göstermişse, Yunan dün­
lepios'unkiyle birlikte anılır (Asklepios, Pai- yası onu o kadar hor görmüş, sevimsiz, gide­
an). Adının geçtiği sayısız efsaneler için yukar­ rek gülünç bir kişi olarak canlandırmıştır. H e ­
da gösterilen adlarla ilgili maddelere bakınız. le Homeros destanlarında kaba kuvveti sim­
geleyen Ares'e eklenmedik aşağılayıcı sıfat
Apsyrtos. Bkz. Argonaut'lar. kalmamıştır. Azgın, çılgın deli, uğursuz ola­
rak nitelendirilen Ares insanların baş belası,
Ara. Lanet, beddua, ilenme anlamına gelen
elleri kanlı, kaleler yıkan olumsuz bir varlıktır.
yunanca kelime. Tragedyalarda bu kavramla­
Doğuşunu üç dizede şöyle anlatan Hesiodos
rı simgeleyen tanrıça. Kimi zaman çoğul ola­
(Theog. 921) bir daha pek söz etmez bu tan­
rak gösterilip öç perileri Erinys'lerle bir tutu­
rıdan (Tab.5):
lur (Erinys).
Hera görkemli son eşi oldu Zeus'un
Arakhne. El sanatlarında Anadolu'nun Yu­ Sevişti tanrıların ve insanların kralıyla
nanistan üzerine üstünlüğünü dile getiren bir Hebe'yi, Ares'i ve Eileithya'yı doğurdu
efsanedir Arakhne efsanesi. Hera
Arakhne Lydia'lı bir kızmış, babası İdmon
Ares'in anası Hera ile herhangi bir ilişkisi­
Kolophon kentinde kumaş boyacılığı yapar­
ne pek rastlanmaz destanlarda, hele babası
mış, kızı da iş işlemede, nakış yapmada, kilim
Zeus'un ondan hoşlanmadığı besbellidir. Tro-
dokumada öylesine usta, öyle becerikliymiş
ya savaşında yiğit Diomedes Athena'nın yar­
ki, yokmuş onun üstüne bütün bölgede. Dağ­
dımıyla karnından yaralar Ares'i, o da Ze-
dan, ormandan periler bile gelir, şaşakalırlar-
us'un yanına sığınıp ağlaşır. Tanrılar babası­
mış yaptığı işlere. Lydia kızları, kadınları bi­
nın bu sızlanmalara verdiği karşılık şudur (İl.
linçli, giderek gururlu olurmuş. Arakhne de
V, 889 vd.) :
ölümlülere elişlerinin hepsini öğretmiş ol­
makla geçinen Atina'nın baş tanrıçası Athe- Böyle ağlaşıp durma dizimin dibinde,dönek
na ile gergefte boy ölçüşebileceğini ileri sü­ Olympos'ta oturan tanrılar arasında
rer dururmuş. Tanrıça buna kızmış, bir koca­ • benim iğrendiğim tanrısın sen,
karı kılığına girip çıkmış Arakhne'nin karşısı­ hep hırgür, kavga, savaş işin gücün,
na. Öğütler vermiş, daha alçakgönüllü olma­ eleavuca sığmaz huysuzluğun, biliyorum,
sını, tanrılarla boy ölçüşmekten sakınmasını anadan gelme sana, Hera'dan
ben de ona zorla dinletirim sözümü.
salık vermiş. Ama Arakhne hiç oralı olmamış,
Atheria isterse gelsin nakışta yarışalım de­ Apollon'la Athena Ares'i şöyle kınarlar (İl.
miş. Tanrıça da o zaman kim olduğunu açık­ V, 30; 830):
layarak başlamışlar gergef başında yarışma­
Ares, insanların baş belası Ares,
ya. Athena Olympos'un on iki büyük tanrısı­ ey kaleler yıkan, ellerin kanlı.
nı işlemiş nakısına, Arakhne ise tanrıların
pek şanlı olmayan serüvenlerini canlandır­ Yaklaş ona, saldırgan Ares'ten çekinme,
mış:' delinin biridir, kötünün kötüsüdür o,
bir o yana döner, bir bu yana.
Zeus'un Europe'yi kaçırmasını, Danae'ye
yaklaşmasını filan. İşlerini bitirince Athena Asıl çekişmesi de Athena iledir, çünkü A-
bakmış ki kızın nakısı kusursuz, kendininkin- thena aklın yönettiği savaşı, Ares ise akılsız­
den aşağı kalmıyor, geçiyor bile. Derken bü­ ca, körü körüne çarpışmayı simgeler. B u ça­
yük bir öfkeye kapılıp kırmış Arakhne'nin tışmada elbette ki akıl üstün gelecek. Zeus'un
gergefini, yırtmış nakısını. Lydia'lı kız üzüntü­ kafasından çıkma, Zeus'un kalkanıyla dövü­
sünden kendini asmış. Ama tanrıça hamarat şen Athena zaferi kazanacaktır. İlyada'nm
sanatçıyı bir örümcek kılığına sokmuş ki, son­ beşinci bölümünde tanrılar da Akha'larla
suzluğa dek tozlu duvar köşelerinde ag örsün Troya'lılar arasındaki kıyasıya savaşa katılın­
de hiçbir faydasını görmesin. ca, Apollon önce Ares'in işe karışmaması
için onu Skamandros ırmağınınkıyısına otur­ nin eteğinde bir kaynak fışkırır, bu kaynağın
tur, ama işler çatallaşıp Aphrodite de yarala­ dibinde de günün birinde Ares, Aglauros tan
nınca, Ares çıkagelir; savaşı şöyle anlatılır ( İ l . olma kızı Alkippe'ye Poseidon'un oğlu H a -
V, 855 vd.): lirrhotios'un saldırdığını görmüş ve öfkeye
kapılarak öldürmüş saldıranı. Derken Posel-
Gür narah Diomedes de atıldı tunç
kargısınla, don Olympos tanrılarını tepede toplamış ve
Palias Athene tutup yöneltti kargıyı Ares'in bu suçunu yargılamalarını istemiş.
tam Ares'in göbeği altına, Tanrılar mahkemede Ares'in beraatına karar
karmlığm bağlandığı yere tam; vermiş.
vurdu onu, yaraladı karnından,
sonra derisini yırtıp kargıyı çekti çıkardı. Arete. Bkz. Alkinoos.
Ares kavgasına tutuşmuş dokuz, on bin kişi,
savaşta nasıl bağırır çağırırsa, Arethusa. Artemis'in çevresindeki avcı kız­
tunç Ares de öyle bağırdı. lardan Arethusa günün birinde ay yorgunlu­
Akha'larla Troya'lıları yakaladı bir titreme. ğunu gidermek için ırmağa girmiş, yıkanıyor-
Savaşa doymaz Ares öylesine bağırmıştı. muş. Çırılçıplak yüzerken birdenbire ırmak­
tan yükselen bir erkek sesi duymuş. Kıza tu­
Bu dev tanrı Homeros destanlarında yürek­
tulan ırmak tanrı Alpheios'un sesiymiş bu.
li ve yiğit olarak bile gösterilmiyor. Dönekliği
Kız sudan dışarıya fırlayıp olduğu gibi koşma­
zaferi kimi zaman ona, kimi zaman buna ver­
ya başlamış. O koşmuş, ırmak kovalamış, so­
mesinden ileri gelmiyorsa da, baş konusu sa­
nunda gücü tükenen Arethusa Artemis'e ya-
vaş olan bir destanda savaş tanrının bu kadar
karmış onu kurtarsın diye. Tanrıça da önce
hor görülmesi şaşılacak bir şeydir.
kızı bir buluta sarmış, sonra bir kaynağa dö
Ares'in Aphrodite ile birleşmesinden P h o -
nüştürmüş, ama Alpheios gelip sularını sula
bos (Bozgun), Deimos (Korku) ve bir de Har-
rina karıştırmasın diye, Arethusa yerallın.ı
monia doğar. Phobos'la Deimos ayrılmazlar
dalmış ve ancak Sicilya'da Ortyga adasınd.ı
babalarının yanından, Enyo adındaki kızı da
gene yeryüzüne çıkmış (Alpheios).
tanrı neredeyse oradadır. Ona kimi zaman
Bu efsane, biri Elis'te, öbürü Sicilya'da
Eriş (Kavga) de katılır.
Arethusa adlı iki kaynağın varlığını açıklamak
Odysseia'da anlatılan aşk macerasında
için uydurulmuş olsa gerek.
(Aphrodite) Ares Hephaistos'un ağına düşüp
yakalandıktan sonra hiç ses çıkarmaz, süklüm Argcs. Uranos (Gök) ile Gaia'nın (Toprak)
püklüm Trakya'ya doğru yol alır (Od. V I I I , birleşmesinden doğan tek gözlü devlerden bi­
359 vd.). Ares'in yabani Trakya boylarının ri. Adı "ışık saçan" anlamına gelen Arges Ze-
yanında oturmaktan hoşlandığı ve bir gelene­ us'a yıldırım armağan eden Kyklops'tur.
ğe göre kızları olan Amazonların da oradan (Kyklopes).
kaynak bulduğu söylenir. Thebai'de de Kad-
Argonaut'lar (Argo Gemicileri). İlkçağın
mos'un atası olarak tapım gördüğünü, bir ej­
büyük destansal öykülerinden biri olan Argo-
derin beklediği bir suyun kendisine adanmış
naut'lar serüvenini bize bir tüm olarak R o -
olduğunu anlatır (Kadmos).
doslu Apollonios anlatmıştır. İ.Ö. III. yüzyılda
Herakles destanında Ares, oğlu Kyknos'u
yaşayan Apollonios ünlü bir mythos yazarı­
yiğitle olan savaşında korumak ister, Athena
dır. Bu konuyu kendisinden sonra Apollodo-
araya girip Kaderin Kyknos'un yenilmesine
ros ve önce de büyük Dor şairi Pindaros işle­
karar verdiğini, buna karşı gelmenin akıl kârı
miştir. Medeia ile İason efsaneleri ise traged­
olmayacağını söyler, ama Ares akıl ve man­
ya yazarlarına ve özellikle Euripides'le Sene
tık dinlemez, gene atılır körü körüne savaşa
ca'ya konu olmuştur.
ve Herakles'ten yara alarak gene utana uta­
Bu uzun öyküyü, çeşitli bölümlerini başlık­
na döner Olympos'a.
larla göstererek özetlemeye çalışalım.
Atina'da adam öldürmelerin ve dinsel suç­
ların yargılandığı Areopagos, yani Ares tepe­ A R G O G E M İ S İ . Adı "hızlı" anlamına gelen
si diye bir yer vardır. Efsaneye göre, bu tepe- Argo gemisi Karadeniz'in Kolkhis ülkesinde

fil
Altın Postu aramaya giden kahramanlar için onlarla sevişerek gebe kaldılar (Thoas, Hyp-
yapılmış elli beş kürekli bir gemiymiş. Onu sipyle).
yapan ustanın adı da Argos imiş.
S E M E N D İ R E K , K Y Z l K O S . Çanakkale Boga-
ARGONAUTLAR KİMLERDİR? Sefere katı­ zı'na girmeden Samothrake (Semendirek)
lanlar Troya efsanesi kahramanlarından ön­ adasına vardılar ve ozan Orpheus'un öğüdü­
ceki kuşaktan kişilerdir. Mythos yazarlarının ne uyarak adadaki gizemlere erdirildiler. Ora­
bunlar üstüne verdikleri listeler birbirini tut­ dan da Marmara denizine girdiler ve Kapıdag
maz, ama genellikle en ünlü kahramanlar yarımadasına vardılar. Delion'Iar kralı K y z i -
şunlardır: İason, gemi ustası Argos, dümenci kos'u yanlışlıkla öldürdüler (Kyzikos).
Tiphys, ozan Orpheus, İdmon, Amphiaraos
MYSİA'DA HYLAS'IN K A Y B O L M A S I .
ve Mopsos adlı biliciler, Boreas'ın oğulları
Mysia kıyılarına vardıklarında (Mudanya lima­
Kalais'le Zetes, Kastor'la Polydeukes, Pele-
nına çıkmış olacaklar) Herakles ormana dalıp
us'la Telamon, Meleagros, Herakles ve daha
kırdığı küreğinin yerine yenisini kesmeye git­
başkaları.
ti, yanında Hylas adlı çok sevdiği bir genç
ALTIN POST. Altın Post, bir zamanlar A- vardı. Delikanlıyı tatlı su aramaya göndermiş­
thamas'ın çocukları Phriksos'la Helle'yi sırtı­ lerdi. Geri gelmeyince Herakles onu arama­
na alıp Yunanistan'dan Karadeniz'deki Kol- ya koyuldu ve şafak sökerken hâlâ dönmedik­
khis ülkesine kaçıran kanatlı koçun pöstekisi- lerinden gemi Herakles'i Mysia'da bırakarak
dir. K ı z kardeşi Helle Boğazları geçerken de­ yoluna devam etti (Hylas, Herakles).
nize düştükten sonra, Phriksos tek başına
AMYKOS, PHİNEUS. Kadıköy'e yerleşmiş
Kolkhis'e varır ve kendisini iyi karşılayan Ale-
dev Amykos'u Polydeukes'in yenmesi üzeri­
tes'e Zeus'a kurban ettiği koçun altından
ne yelken açan Argo gemisini fırtına Boğaz­
olan postunu verir. Aietes de bu eşsiz postu
dan uzaklara Trakya kıyılarına atar. Orada
tanrı Ares'e adanmış bir korulukta saklar
Poseidon'un oğlu kör kral Phineus'a rastlar­
(Athamas, Phriksos, Helle, Aietes).
lar. Bu kral Harpya'lar belasına uğramıştır.
S E F E R t N N E D E N İ . lolkos kralı Aison tahtını Kanatlı, kadın yüzlü canavarlar olan H a r p -
üvey kardeşi Pelias'a kaptırmıştı. Aison'un ya'ları rüzgâr tanrı Boreas'ın oğulları Kalais
oğlu İason delikanlılık çağına gelince Peli- ile Zetes yener ve kovarlar. Bu iyiliğe karşılık
as'm karşısına çıkıp tahtını geri ister. Pelias Phineus Argonaut'lara ilerde karşılarına çıka­
da ondan kurtulmak için önce Kolkhis'e gi­ cak tehlikeleri nasıl atlatabileceklerini bildirir
dip Phriksos'un orada bıraktığı altın postu (Amykos, Harpya'lar, Kalais ile Zetes).
getirmesini buyurur. İason bu sefere çıkmak ÇARPIŞAN KAYALAR. Karadeniz'e çıkma-
zorunda kalır, Yunanistan'da ne kadar gözü dana Symplegad'lar yani çarpışan kayalar­
pek, atılgan yiğit varsa hepsini toplar ve dan geçmeleri gerektiğini Phineus söyler Ar-
Phriksos'un oğlu ünlü usta Argos'a bir gemi gonaut'lara. M a v i Kayalar diye de tanımla­
yaptırdıktan, bu işte tanrıça Athena'dan da nan bu iki kaya aralarından bir gemi geçti mi,
yardım gördükten sonra yola çıkar (Aison, yerlerinden oynar ve birleşerek kapanır, ara­
Pelias, iason). larında ne varsa paramparça olurmuş. Phine-
us Argonaut'lara şöyle bir denemede bulun­
YOLCULUK. Argo gemisi Tesalya'daki bir
malarını salık verir: Bir güvercin uçursunlar
limandan denize indirildi. Tanrı Apollon'a ya­
kayaların arasından, güvercin geçebilirse,
pılan kurbanlar bilici İdmon tarafından iyiye
kendileri de arkasından geçmeye kalkışsınlar,
yorumlandı: İdmon'un kendisinden başka
yoksa vazgeçip gerisin geri Yunanistan'a
yolcuların hepsi geri dönecekti.
dönsünler. İason kuyruğundan birkaç tüyünü
L E M N O S ADASI. Birinci durak Lemnos yitirerek karşı yöne geçer, arkasından Argo
adaşıydı. Adanın kadınları kocalannı öldür­ gemisi Symplegad'ların arasına girer ve kuş
müşlerdi. Adada erkek olmadığından Lem- gibi ancak pupası biraz zedelenerek geçer.
nos kadınları Argonaut'ları iyi karşıladılar ve Bundan sonra da Çarpışan Kayaların çarpış-
maktan vazgeçtikleri ve yerlerine mıhlandık- leyen ejderi uyutmuş ve koçun pöstekislnl
lan anlatılır. İstanbul Boğazında akıntı yüzün­ alıp Argo gemisine kaçırmışlardır. Ertesi sa­
den oynak kayalar mı vardı, yoksa Boğazın bah Argo gemisi şafak sökmeden yola çıkar.
olağanüstü anafor ve akıntıları efsaneye böy­ Medeia babasının kendilerine yetişememesi
le bir imgeyle mi yansıtıldı? Her neyse bu en­ için korkunç bir çareye başvurmuştu: Yanına
geli de aştıktan sonra Argonaut'lar Yunanlıla­ aldığı küçük kardeşi Apsyrtos'u kesip doğradı
rın Pontos Eukseinos yani konuksever deniz ve parçalarını yol boyunca serperek uzaklaş­
dedikleri Karadeniz'e çıkarlar. tılar, arkalarından gelen Aietes'le adamları
Apsyrtos'un parçalarını toplamakla vakit kay­
A M A Z O N L A R VE KOLKHİS'E VARIŞ. İlk bettiler, bu yüzden Argonaut'lara yetişemedi­
durak Maryandyn'lerin ülkesidir. Kral Lykos ler.
onları iyi karşılar, ama bir yaban domuzu
avında bilici İdmon ve dümenci Tiphys ölür­ DÖNÜŞ YOLCULUĞU. Destanın bu bölü­
ler. Argonaut'lar daha öteye gidip Ama­ mü de karışıktır. Bir anlatıma göre Argo Ka­
zon'lar ülkesine çıkarlar. Amazon'ların ülke­ radeniz'de İstros (Tuna) ırmağının ağzına va­
si Thermodon (Terme çayı) ve Themiskyra rır ve ırmak yoluyla Adriyatik denizine çıkar
(Terme) şehriyle merkezlenir efsanede. Du­ (o zamanki coğrafya görüşlerine göre Tuna
rak yapmadan Kafkas dağlarının göründüğü Karadeniz'i Adriyatik denizine bağlayan bir
kıyılara doğru ilerler ve Phasis ırmağına (Pa- su yoluydu) , ama Zeus'un öfkesine uğrayıp
sinus) yani Kolkhis (Gürcistan) ülkesine varır­ fırtınaya tutulurlar, Medeia'nın halası olan
lar (Amazon 'lar). büyücü Kirke'yi bulmaya giderler, Kirke Me-
deia'yı kardeşini öldürmüş olma suçundan
M E D E İ A , A L T I N POST'UN ALINMASI. Ar- arındırır ama, İason'u konuklamak istemez;
gonaut'lar Altın Post'u geri istemek için kral Argonaut'lar Seiren'ler adasının önünden ge­
Aietes'in karşısına çıktıklarında, kralın kızı çerken ozan Orpheus canavarları büyüler,
Medeia iason'u görür ve büyük bir aşkla ona söylediği ezgi o kadar güzeldir ki gemiciler
tutulur. Güçlü bir büyücü olan Medeia bun­ Seiren'lerin sesine kulak vermezler. Hera'nın
dan böyle Argonaut'ların ve İason'un bütün koruyuculuğu altında Kharybdis'le Skylla uçu­
işlerini eline alır ve dilegince yönetir. Kral Ai- rumlarını da geçerler. Bu kez fırtına onları
etes görünüşte Altın Post'u vermeye razıdır, Libya kıyılarına atar, oradan Girit'e geçerler.
ama bir ejderi öldürmesini, ateş püsküren, Girit'te eski tunç soyundan kalma Talos adın­
tunç ayaklı iki boğayı boyunduruğa koşup öl­ da bir dev yaşar, Talos tepeden tırnağa tunç­
dürülen ejderin dişlerini ekmesini şart koşar, tandır, yalnız ayak bileklerinden biri etten
fason ister istemez bu koşullara evet der. Me- olup içinde bir kan damarı bulunmaktaydı.
deia araya girer, İason'a kendisini eş olarak Hephaistos'un yaptığı bu robot adama Girit
almaya söz verirse yardım edeceğini bildirir. kralı Minos adayı koruma görevini vermişti.
Sonra da yiğide büyülü bir merhem hazırlar. Argonaut'lar Girit'e yaklaşınca Talos koca
Bedene sürüldü mü bu merhem deriyi silah bir kaya alıp Argo gemisinin üstüne fırlatacak
geçmez hale sokar, bir gün boyunca ne yara­ oldu, ama Medeia onu büyüledi, dev birden
lanır, ne de ölür. Ejderhanın dişlerini toprağa ayağını burkarak bileğini sıyırdı ve damann-
ektikten sonra silahlı adamlar biteceğini, ara­ dan akmaya başlayan kan bir daha durmadı,
larına bir taş atarsa, bunların kavgaya tutu­ Talos böylece can verdi (Talos).
şup birbirlerini öldüreceklerini de söyler. Me-
deia'nın dediği gibi olur, İason boğaları bo­
Y U N A N İ S T A N ' A V A R I Ş . İason Altın Post'u
yunduruk altına sokmayı ejderin dişlerini tar­
amcası Pelias'a vermek üzere İolkos'a döner.
laya ekip üstünde fışkıran silahlı adamları bir­
Babası Aison'un öldüğü haberini alır. Peli-
birlerine öldürtmeyi başırır. Ne var ki Aietes
as'm da tahtı geri vermeye hiç de yanaşmadı­
gene de Altın Post'u vermeye razı olmaz. Ar­
ğını görür. Burada Medeia'nın tüyler ürperti­
go gemisini yakmaya ve Argonaut'ları öldür­
ci bir oyunu yer almaktadır: Pelias'ın kızlarıy­
meye kalkar, ama Medeia daha hızlı davran­
la arkadaşlık kurar, ihtiyarlamakta olan baba
mış, İason'la el ele vererek Altın Post'u bek-
larını gençleştirmenin çaresini kendilerine
öğreteceğini söyler ve örnek vermek üzere kafasının önünde, ikisi arkasında yalnız dört
yaşlı bir koç alarak keser, büyülü otlarla kay­ gözü varmış. Üstün bir gücü olan bu dev Ar-
nayan bir kazana atar, birden körpe bir kuzu kadya bölgesini yabani bir boğadan kurtar­
çıktığını gösterir. Pelias'ın kızları bu düzene mış, Tartaros'la Gaia'dan dogma Ekhidna ca­
kanarak babalannı öldürüp kazana atarlar. navarını öldürmüş, sonra da Zeus'un inek bi­
Dirilmedigini görünce çılgına dönerler ve çimine soktuğu sevgilisi lo'nun başına Hera
yurtlarından sürülürler (Pelias). tarafından bekçi olarak dikilmiş. Argos ineği
bir ağaca bağlayarak gece, gündüz gözlüyor-
MEDElA'NIN SONU. îason'la Medeia bu su­ muş, uyuduğu zaman bile gözlerinin hepsi
çu işledikten sonra Pelias'ın oğlu tarafından kapanmaz, ne kadarı kapanırsa, o kadarı
İolkos'tan kovulurlar. Korinthos kralı Kreon açık kalıp bakarmış. Ama Zeus Hermes'e
onları iyi karşılar, ama bir süre sarayında alı­ İo'yu kurtarmayı buyurmuş ve Hermes de Ar-
koyduktan sonra, Medeia'yı uzaklaştırmak gos'u öldürmeyi başarmış. Bunu nasıl yaptığı
çarelerini arar. lason da korkunç karısından konusunda söylentiler çeşitlidir: Kimine göre
bıkmışa benzer, Kreon'un kızı Kreusa ile ev­ uzaktan attığı bir taşla yere sermiş Argos'u,
lenmek üzere Medeia'yı boşamaya ve Kol- kimine göre Pan'ın kavalını çalarak devi bü­
khis'e geri göndermeye kalkar. O sırada bü­ yülemiş ve bütün gözlerinin birden kapanma­
yücü kadın ömrünün en korkunç suçunu iş­ sını sağlamış, ya da büyülü bir değnekle Ar-
ler: Kreusa'ya güya düğün hediyesi olarak bir gos'u bir daha uyanmayacağı bir uykuya dal­
elbise gönderir, kız onu giyer giymez yanma­ dırmış. Nasıl olmuşsa olmuş ama Argos öl­
ya başlar, bu işler olup biterken İason'dan müş, Hera da gözlerini kendisine özgü ve çok
olan iki oğlunu boğar ve babalarına ölülerini sevdiği tavus kuşunun tüylerine yerleştirmiş.
gösterir. Bundan sonra atası Helios'un kendi­
sine gönderdiği bir uçan arabayla Atina'ya Ariadne. Minos'la Pasiphae'nin kızı (Tab.
uçar. Orada Aigeus'a kendisiyle evlenirse ço­ 11). Theseus Girit'e Minotauros'la çarpışma­
cuk doğuracağını söyler, Theseus'u öldürme­ ya geldiğinde Ariadne yiğidi görmüş ve görür
ye çalışır, Atina'dan da sürülür. Kolkhis'e görmez de ona tutulmuştu. Minotauros'un
döndüğü ve daha birçok suç ve serüvenler­ bulunduğu bin bir dehlizli Labyrinthos mağa­
den sonra babası Aietes'le barıştığı bazı efsa­ rasında kaybolmaması için eline bir yumak
nelerde anlatılır (Medeia). iplik vermişti. Theseus da karışık ve karanlık
dehlizlerden ilerledikçe yumağı açıp ipliği ye­
Argos. (1) Zeus ile Niobe'nin oğlu. Niobe re bırakıyormuş. Canavarı öldürdükten sonra
Zeus'un sevdiği ilk ölümlü kadındır. Argos'a çıkış yolunu ona bu iplik göstermiş. Sonra da
Zeus Peloponez krallığını vermiş, bu yüzden Ariadne'yi kaçırıp Naksos adasına varmışlar.
de Argos denmiş bütün yarımadaya. Sonrala­ Ama Theseus kızı o adada bırakıp gitmiş, bir
rı Argos adı yalnız batısındaki Argos kentine gece kız uyurken gizlice kaçmış. Ariadne uya­
ve Argolis denilen bölgeye ayrılmış. Argos 1 1 - nıp bakmış ki adada yapayalnız, ama üzülme­
yada destanında Yunanistan'dan gelip Tro- ye vakit kalmadan tanrı Dionysos gelmiş, kı­
ya'ya saldıranların tümünün yurdu olarak zın güzelliğine vurulmuş ve onu alıp Olym-
gösterilir, Argos'lu ise Akha'ların hepsine ve­ pos'a götürmüş. Düğün hediyesi olarak Ari-
rilen genel bir sıfattır. adne'ye Hephaistos'un yaptığı altın bir taç
vermiş, sonra da taç gökte bir yıldız olmuş
(2) Argonaut'ların gemisi Argo'yu (argos,
(Theseus, Dionysos).
hızlı demek) yapan ve ona adını veren usta.
(3) Homeros destanlarında tanrı Hermes Arima. Güneydoğu Anadolu'nun Kilikya
"Argos u öldüren" "Argeiphontes" ek adıyla bölgesinde bulunan dağlık bölgenin adı. Efsa­
anılır. Tartışmalı yorumlara yol açan bu sıfa­ neye göre bu dağların altında iki ejder yat­
tın anlamında bilginler karar kılmış gibidir. maktadır: Homeros'a göre Typhoeus'un ini
Çünkü böyle bir efsane vardır: Hermes'in öl­ buradadır (İl. II, 782), Hesiodos da Ekhidna
dürdüğü Argos yüz gözlü bir devdir. Başka canavarının orada kapalı olduğunu anlatır
bir anlatıma göre, Argos'un yüz değil de, ikisi (Typhon, Ekhidna).

ı,/I
ARKAS

Arion. Herodotos'un anlattığı masallar ara­ Apollon görmüş ve sevmiş, alıp onu Libya'ya
sında Arion'un masalı kadar sevimlisi yoktur. kaçırmış ve orada Aristaios adlı bir çocukları
H e m tarihçi onu bir masal diye değil, gerçek­ olmuş. Çocuğu kırlarda at adam Kheiron ve
ten olmuş şaşılacak bir olay diye anlatır: Şair­ nympha'lar büyütmüş. Aristaios tarım ve
ler anası Lesbos'ta Arion adlı bir ozan yaşar­ hayvancılıkla ilgili bilgilerin hepsini öğrenmiş,
mış. Dili öyle tatlı, çalgısı öyle dokunaklı ki, zeytincilik, hayvancılık ve özellikle arıcılıkta
ünü Midilli'den çok ötelere yayılmış. Günün ondan üstünü yokmuş.
birinde adası dar gelmiş Arion'a dünya göre­ Aristaios sonradan Kadmos'un kızı Auto-
yim deyip Korinthos'a göçmüş. Ora halkını noe ile evlenir ve Aktaoin adlı bir oğlu olur.
da büyülemiş, üstelik Korinthos'un yöneticisi Babası gibi dağda, bayırda yetişen Ataion us­
Periandros'u da dost edinmiş kendine. "Gitar ta bir avcıdır.
çalmakta eşi yoktu, diyor Herodot hemşeri-
Aristaios'a Vergilius "Georgica" adlı tarım­
miz, duyduğuma göre de, Dithyrambosu ilk
sal konuları ele alan eserinde uzun bir parça
söyleyen odur". Dithyrambos, tanrı Diony-
ayırmıştır. Serüvenini şöyle anlatır: Dag ve su
sos'a bir övgüdür, bu tür, tragedyanın kayna­
perilerini kovalamaktan hoşlanan Aristaios
ğı sayılır. Arion onu yarattıysa, tragedyanın
günün birinde ozan Orpheus'un karısı Eury-
babası odur demek (Dionysos).
dike'nin peşine takılır, kaçarken Eurydike'nin
Her neyse, Arion sanatıyla yalnız ün değil, ayağını yılan sokar, güzel kadın düşüp ölür.
çok para da kazanmış, İtalya'yı, Sicilya'yı Tanrılar da Aristaios'u cezalandırmak için
gezmek hevesine kapılmış. Orada da bir süre salgın düşürürler arı kovanlarına, arılarının
kalıp, servetler topladıktan sonra, dost Peri- hepsi ölür. Bu yıkım karşısında Aristaios ana­
andros'un yanına dönecek olmuş. Taran- sı Kyrene'ye dert yanar, Kyrene oğluna deniz
to'dan gemiye binmiş, yolculuk için Korin- ihtiyarı diye anılan kâhin Proteus'a baş vur­
thos'lu bir geminin tayfasıyla pazarlığa giriş­ masını salık verir. Aristaios da Odysseia'da
miş, çünkü en çok bu şehir adamlarına güve- Meneloas'un yaptığı gibi (Od. IV, 365 vd.) gi­
nirmiş. Ne var ki denize açılınca, gemiciler dip Mısır'da fok balıkları arasında yaşayan
onu suya atıp paralarının üstüne oturmayı Proteus'u bulur ve onu sımsıkı bağlayarak ke­
kurmuşlar. Arion fiskoslarını duymuş ve varı­ hanetini ağzından alır: Dört boğa ile dört dü­
mı yoğumu alın, bana hayatımı bağışlayın di­ ve kurban edecek, sonra derdine çare bula­
ye yalvarmış. Bir gece önce düşünde Apol- caktır. Aristaios kâhinin dediğini yapar, kesti­
lon'u görmüşmüş Arion. Güvenmiş tanrıya ve ği kurbanları dokuz gün sonra yoklayınca,
bakmış ki başka kurtuluş yok, en güzel rubala­ leşlerinden binlerce arı çıktığını görür. Bağış­
rını giyip son bir kez güvertede denize karşı landığını anlar.
saz çalmayı dilemiş. Sonra da denize atacak-
Yunanistan'ın bazı bölgelerinde, özellikle
mış kendini. Öyle güzel çalmış, öyle dokunak­
Tesalya, Boiotia ve Arkadya'da Aristaios bir
lı söylemiş ki, Apollon'un kutsal hayvanları
kır tanrısı olarak saygı görürdü (Eurydike,
yunus balıkları belirmiş çevrede: Toplanmış,
Orpheus).
dinliyorlarmış ozanı. Arion ezgisini bitirince
denize atlamış, hemen yunus balığının biri Arkas. Zeus'la Artemis'in avcı kızlarından
onu sırtına almış ve Yunanistan'a kadar gö­ Kallisto'nun oğlu, Arkadya bölgesinin efsane-
türmüş. Hain gemiciler Korinthos'a varınca, lik atası.
Periandros şairin ne olduğunu sormuş, deni­ Zeus'un gebe bıraktığı Kallisto doğurup da
ze düşüp boğulduğunu söylemişler. O sıra öldükten yahut ayı kılığına sokulduktan son­
Arion birdenbire çıkagelmez mi! Periandros ra, Zeus Arkas'ı büyütmek üzere Hermes'in
gemicileri çarmıha gerdirmiş, tanrı Apollon anası Maia'ya vermiş. Arkas ana tarafından
da Arion'un sazıyla üstünde yolculuk ettiği yu­ Lykaon'un torunuydu. Bu kral Zeus'u sına­
nus balığını gökte birer burca dönüştürmüş. mak istemiş, torununu doğrayıp parçalarını
tanrının sofrasına çıkarmış. Ama Zeus aldan-
Aristaios. Tesalya'lı ırmak tanrı Peneus'un mamış, sofrayı devirdiği gibi, Lykaon'un ko­
tonınu olan Kyrene adlı nympha'yı tanrı nağına yıldırım yağdırmış, kralın kendisini de
bir kurt haline sokmuş. Arkas'ın parçalarını Yunanla ilgili çağlarında bu tanrıçanın aldığı
bir araya getirip çocuğu yeni baştan diriltmiş. biçimi ortaya sermekle erken taş çağında
Arkas delikanlılık çağma gelmiş, avlanıyor- başlayıp Roma imparatorluğunun putperest­
muş ki, ayı olan anasına rastlamış, başlamış likten Hıristiyanlığa geçişine kadar olan süre­
onu kovalamaya ve hayvanın sığındığı Zeus de tutarlı bir gelişmeyi izlemek olanağını ver­
tapınağına onun arkasından girmiş. Ülkenin mektedir. Adı ne olursa olsun toprak ve bere­
yasalarına göre, tapınağa giren ölüm cezası­ ket tanrıçası ancak uzun ve yaygın bir geliş­
na çarptırılmış. Ama Zeus acımış ana oğla ve me süreci içindeki aşamaların sayım ve dökü­
ikisini de göğe alarak birer yıldız yapmış.- Kal- münü Ana Tanrıçanın Anadolu'daki başlıca
listo Büyükayı, ya da yunanca bir deyimle simgesi olan Kybele'ye ayırdığımız bölüme
"Araba" olmuş, Arkas da Arkturos yani ara­ bırakarak, burada yalnız Artemis'i tanıtma
banın sürücüsü. çabasına girişelim. Yunan kaynaklarında adı­
na rastlanan Artemis de zaman ve mekân
Arkas Lykaon'un oğlundan kendisine miras
içinde bir gelişmenin ürünüdür. Homeros
kalan krallığa adını vermiş, Arkadya denmiş
metinlerinde sözü geçen Artemis'ten Latin
bu bölgeye. Çok yararlı bir kral olmuş: Uy­
yazınındaki Diana'ya varmak için nice nice
ruklarına buğday ekmesini, ekmek yoğurma­
değişimlere uğramıştır bu tanrısal figür. Bun­
sını ve yün eğirmesini öğretmiş. Ölünce Ar-
ları özetlemek için yazılı kaynaklardan, Efes'li
kadya üç oğlu arasında paylaşılmış.
Artemis'i tanımlamak için de Selçuk müze­
Artemis. Artemis, Akdeniz çevresinde bin sinde gözümüzle görmek mutluluğuna erişti­
yıllarca tutunmuş bir tanrıçaya belli bir süre ğimiz eşsiz heykellerden faydalanacağız. Ana
içinde ve belli bir bölgede verilen addır. K a y - Tanrıçanın gerek Kybele, gerekse Artemis
nağı Orta Anadolu'da bulunduğu en son ar­ adıyla tam anlamına varmak bugüne bugün
keoloji kazılarından kesinlikle anlaşılan ve ge­ pek az bilginin başarabildiği bir iştir. Bu işte
nel olarak Ana Tanrıça diye tanımlanabilen öncülük, bizim tarih ve din tarihi bilginimiz
bu tanrısal varlık Yunan din ve efsanelerinde Halikarnas Balıkçısı'ndadır. Aşağıdaki incele­
Artemis adıyla anılır. Bu tanrıçanın kültü m e , onun bulgularının, tanımlarının ve şaşır­
Anadolu'dan Mezopotamya'ya, Suriye, Lüb­ tıcı bir kavrama ve bağlantı kurma gücüyle
nan ve Filistin yoluyla Mısır'a ve Ege adala­ aydınlatıp canlandırdığı gerçeklerin bir derle­
rıyla Girit'e kadar bütün Akdeniz kıyılarını mesi sayılabilir.
kapladığı gibi, Yunanistan ve İtalya'ya da ya­
yılmış, ayrıca kuzeyde İskandinav ülkelerine ( 1 ) A D I V E E K A D L A R I . Artemis'in adı tıpkı
dek sokularak iz bırakmıştır. Toprak ve bere­ Apollon'unki gibi Yunanca değildir. Dokunul­
keti simgeleyen bu tanrıçaya her çağ ve her mamış, bozulmamış anlamına yakın gelen
bölgede başka başka adlarla ve ayrı ayrı bi­ "artemes" sıfatından üreme olduğunu kanıt­
çimlerde tapınıldığı, bütün bu değişik ad ve lamak güçtür. Artemis'in Apollon'un olduğu
biçimlerin ardında h e p aynı görüş ve inanç gibi parlaklık gösteren bir ek adı da yoktur.
özüne rastlandığı artık yadsınmaz bir gerçek Adına takılan yüzlerce yersel sıfatı ise onun
olmuştur. Ne var ki isim ve biçim bolluğu tan­ tapınıldığı çeşitli ülke ve bölgeleri açığa vur­
rıçanın geçirdiği evreyi izlemeyi güçleştirmek­ maktan başka bir işe yaramaz. Tek üstünde
t e , bu karmaşık varlığı bir bütün olarak görüp durulması gereken ve kişiliğinin özünü yansı­
incelemeyi bilimin daha iyice çözümleyeme­ tan sıfatları ilkin Homeros destanlarında,
diği bir sorun haline getirmektedir. Çatalhö- sonra ilkçağ yazını boyunca rastlanan okçu­
yük ve Hacılar kazılarında elde edilen bulgu­ lukla ilgili sıfatlarıdır. İlyada'da bu tanrıçaya
lar ise Ana Tanrıçanın gelişmesinde başlan­ çokluk "ok taşıyan, ok saçan, okçu tanrıça"
gıç noktasını İsa'dan önce 6100 yıllarına ka­ denir, kardeşi Apollön gümüş yaylı olduğu
dar indirmekle bu evreye ışık tutmakta ve da­ halde, Artemis için Altın sıfatının kullanılması
ha sonraki aşamaların belli bir açıdan ince­ dikkati çeker. İlyada'da Artemis için "altın
lenmesini kolaylaştırmaktadır. Efes'te bulu­ yaylı, altın tahtlı ve dizginleri altın kakmalı"
nan Artemis heykelleri de Anadolu'nun deyimlerine rastlanır, oysa ayla ilişkili bir tan-

r.t.
nçaya altını biz daha çok yakıştırabiliri*. Baş Yabani hayvanlar tanrıçası diye çevrilen
ka bir sıfatı ise onun Apollon'l.ı lı.ıglcinl ısını "potnia theron" Ana Tanrıça Kybele'nln w
daha açıkça belirtmektedir. Delos'lu Apol- ona özgü bir sıfattır, llyada'da Artemis'in bu
lon'un bir tıpkısı olan Artemis'e övgüde şöyle nitelikle adlandırılması dikkati çeker, Arte-
deniyor: mis'in Anadolu'yla ilişkisini bir daha açıklar,
Efes'li Artemis'le ilişkiyi kurar. Hele bundan
Artemis'i övelim, Musa, okçu tanrının kız
sonra Hera'nın tartışmaya karışıp Troya'dan
kardeşini
Apollon 'la birlikte büyümüştür ok atan o yana olduğu için Artemis'e karşı öfkelenmesi
kız oğlan kız, büsbütün anlamlıdır (İl. XXI, 3 8 1 vd.):
atlarına yoğun sazlı Meles ırmağından su
Bana karşı komak mı şimdi niyetin,
içirir utanmaz köpek?
ve Smyrna'dan hızla geçerek istersen yay taşıyıcısı ol sen,
sürer altın arabasını bağlık Klaros'a doğru, kadınlara karşı aslan yapmışsa da seni
ki orada taht kurmuştur gümüş yaylı tanrı-,
Zeus
orada bekler hedefi vuran tanrı
istediğini öldürmek gücünü vermişsede
kardeşi okçu tanrıçanın gelmesini.
sana,
zor ölçersin gücünü benim gücümle.
Homerik denilen bu övgünün başlangıcın­
Git dağlara, yaban keçilerini öldür,
daki bu dizeler iki bakımdan ilgi çekicidir: Biri kendinden güçlüyle savaşmaktansa bu
Artemis'in İzmir, Klaros ve Homeros'un atası daha iyi.
sayılan İzmir'deki Meles suyuyla ilişkisini açı­
ğa vurur, burada her iki tanrının da Ege böl­ Aşağıda tanrıçanın niteliklerini ele alırken
gesinden oldukları, oradan kaynak alıp oraya incelediğimiz bu parçalar Artemis'in adı, sa­
yerleştikleri anlaşılır; ikincisi Apollon için kul­ nıyla bir Anadolu'lu tanrıça olarak karşımıza
lanılan "Hekatos" ve "Hekatebolos" ek adla­ çıktığını belirler.
rıdır ki bunları "okçu, okuyla hedefi vuran" (2) DOĞUŞU. Delos'lu Apollon'a övgüde
diye çevirdiğimiz halde tam anlam ve kaynak­ şöyle denir:
larını bilmemekteyiz. İlerde görüleceği gibi
Selam sana, ey ulu Leto,
Artemis'le Helios soyundan bir ay ve büyü
Bu parlak çocukların anası, mutlu ana,
tanrıçası olan Hekate arasında yakınlık, ben­
sensin kral Apollon'u, okçu Artemis'i
zerlik vardır, o kadar ki bu iki tanrıça kimi doğuran,
yerde birbirine karışır. Hekate'nin adı da H e - kayalı Delos'ta doğurduydun oğlunu,
katos gibi çözümlenmemiş bir kökendendir. vermiştin sırtını koca dağa, Kynthos'un
Bu aydınlanmamış köken Apollon, Artemis, sarp eteklerine,
Hekate üçlüsünün Anadolu ile daha bir ilişki­ kızını Ortygie'de doğurduydun,
sini mi dile getirir acaba? tnopos akıntılarının orada,
bir Fenike ağacı dibinde.
Ilyada'nın XXI. bölümünde Akhilleus'un eli
atanda can veren Hektor'u savunup savun­ Bu metinden açıkça anlaşılan şu ki Leto ön­
mamak konusunda tanrılar arasında tartışma ce Apollon'u Delos'ta, sonra da Artemis'i
vardır. Apollon bezmiştir, insanları kendi ka­ Ortygie, ya da Ortygia denilen yerde doğur­
derlerine bırakmak düşüncesindedir. Derken du. "Ortyks" Yunanca bıldırcın demek oldu­
ğuna göre, bu bıldırcın yeri, ya da adası nere­
Artemis, kardeşine sertçe ç ı k ı ş ı r ( İ l . X X I , 470
deydi? Bu da tartışma konusu. İlkçağda bir­
vd.):
çok yerler Ortygia adıyla anılmakta, hepsi de
Ama kız kardeşi, yabani hayvanlar Artemis'e yurt olmak hevesini gütmekteydi.
tanrıçası, çıkıştı ona, Bir açıklamaya göre Ortygia Delos adasının
konuştu avcı Artemis, küçük düşürdü onu: eski adıymış, üstünde doğduktan sonra Apol-
"Kaçıyorsun demek, okçu tanrı, lon adını Delos, yani Parlak Ada olarak de­
Poseidon'a bırakıyorsun zaferi büsbütün,
ğiştirmiş. Ne var ki bu açıklama övgüde söy 1
hak etmediği bir ün veriyorsun ona,
Ne diye bir yayın var sentn, aptal, lenene uymuyor, övgüde Delos'la Ortygia ay­
yaramadıktan sonra o yay İşine?". rı yerler olarak gösteriliyor, şu farkla ki Ino

','/
pos deresi, sözlüklerde Delos adasının bir su­ de bu yerle ilgili bulunması Ortygia denilen
yudur deniyor. Ortygia adlı Sicilya'da bir ada yerin bu olduğu görüşünü pekiştirir. Yunanis­
var, ama o söz konusu olamayacağına göre, tan'da birçok yerler kendilerine özgü bir Ar-
kalıyor Efes yöresindeki Ortygia. Bu konuda temis kültü edindikleri ve tanrıçaya bölgesel
Halikamas Balıkçısı'nın tanıklığına başvur­ adlar verdikleri halde, hiç biri doğum yerini
malıyız (Hey Koca Yurt, s. 219): değiştirmek yoluna gitmemiş, veya gitmişse
de başaramamıştır. Artemis'lerin çokluğu
... İmparator Tiberius zamanında Anadolu'
da, her iki adımda bir, kutsal yerler ve tapı­ tanrıçanın asıl kaynağını unutursa bile, Efes'li
naklar varmış. Katili olsun, hırsızı olsun, bu Artemis'in bu adlı bütün tanrısal imgelere
yerlerin dokunulmazlığına kolayca sığınabil­ kaynak ve örnek olduğu apaçıktır.
diklerinden, ülkede güvenlik kalmamıştı.
Onun için, Anadolu'daki kutsal yerlerin tem­ (3) N İ T E L İ K L E R İ VE EFSANELERİ. Home-
silcileri Roma'ya senatoya çağrılmışlar ki, bu ros destanlarında Artemis'in rolü Apol-
yerlerin gerçeğiyle yalancısı ayrılabilsin... lon'unki kadar büyük değildir. Anası Leto,
Herkesten önce Efesliler huzura çıktılar ve kardeşi Apollon, Ares, Aphrodite ve ırmak
şunları söylediler: Apollon'la Artemis genel­
tanrı Ksanthos'la birlikte Troya'lıları tutar,
likle sanıldığı gibi Delos'ta doğmuş değiller­
dir. Kendi ülkelerinde Kenkreios adlı bir su onları savunmada gevşeyen Apollon'u azar­
varmış ve bir de Ortygia denilen bir koruluk, lar. İlyada'da Artemis'e verilen sıfatlar tanrı­
Leto doğum sancılarıyla kıvranınca oraya gel­ çanın değişmez nitelikleri olarak kalır. Arte-
miş ve bugüne bugün orada duran bir zeytin mis ok, yay, at ve arabayla yakından ilgilidir,
ağacına dayanarak doğurmuş bu iki tanrıyı. ama bu araç ve silahları sonraki yazında oldu­
Bunun üzerine o koru tanrı buyruğuyla kut- ğu gibi av ve avlanma amacıyla değil, çok da­
sallanmış, öyle ki Apollon bile Kyklop'ları öl­
ha önemli bir iş için kullanır: Apollon gibi Ar-
dürdükten sonra Zeus'un öfkesinden orada
korunmuş, yine orada Liber baba (tanrı Bacc- temis de insanları oklarıyla vurup öldürür.
hus) savaşta başarı kazanınca tapmak çevresi­ Ansızın ölüm erkekler için Apollon'un, kadın­
ne sığman Amazon'ları bağışlamış. Tapmağın lar için Artemis'in oklarıyla olur, bu çeşit
kutsallığı Hercules'in Lydia'ya egemen oldu­ ölüm ise tatlı bir ölüm sayılır. Andromakhe'
ğu zamanda bu yiğidin izniyle daha da artmış nin anası, Niobe'nin kızları, daha başka ka­
ve bu hak Perslerin zamanında bile kaldırıl­ dınlar hep bu oklarla can verir, kimi zaman
mamış.
Artemis öldürücü okunu öç ya da ceza ama­
Bu Kenkreios denilen su, suyun yanıbaşın- cıyla atar (Niobe), ne var ki destanlarda kar­
daki Kırkınca (köyün bugün adı Şirince'dir) deşiyle paylaştığı bu üstün güç başka hiç bir
denilen köyün suyudur. Kırkınca'lılar sularını tanrıya vergi değildir. Çocuk doğururken
oradan alırlar (s.221): ölen kadınların ölümü de Artemis'ten gelme­
Ortygia denilen yer, Solmissos (Bülbül) da­ dir. Bu yüzdendir ki doğumla doğrudan doğ­
ğının kuzeyinde, Arvaliya vadisindedir. O yer ruya ilgili bir tanrıça olarak Hera Artemis'e
şimdi Meryemana'nm evi olmuştur. Kenkrei- "Sen kadınlar i ç i n bir aslansın" der ( İ l . X X I
os suyu da Meryemana'nm kutsal suyu oldu. 483) ve Zeus babanın kızına bu yetkiyi verdi­
Anadolu kurak olduğundan, su başları eski­ ğine yakınır.
den beri kutsal sayılırdı. Prof. J. Garstang
"Hitit İmparatorluğu" adlı yapıtında, Hitit ka­ İlyada'da sözü edilen başka efsanelerde de
bartmalarının su başlarında olduklarını ya­ Artemis doğa güçlerini ve özellikle hayvanları
zar. Nitekim Sipylos (Manisa) dağının kuzey elinde tutan "potnia theron" olarak gösterilir,
eteklerindeki Hitit tanrıçası Hepa, yani Hav­ Meleagros'un babası Oineus'a kızdığı için ül­
va'nın önünde de su akar. Bizans çağında, su kesine korkunç bir yaban domuzu salar (Me-
kaynaklarının, ayazma olarak kutsal sayılma­ leagros), Agamemnon avlanırken kutsal bir
sı sürdürülmüştür.
geyiğini öldürüp böbürlendiği için İphigeneia
Bu tez her bakımdan tutarlıdır: Artemis öv­ kurbanını şart koşar, böylece Troya savaşının
güsünde tanrıçanın İzmir ve Klaros'la ilişkisi, da, Akha'ların başkomutanı Agamemnon'un
Efes'li Artemis'e yurt olarak Efes'e çok yakın da kaderini dilegirice saptar (Agamemnon,
bir yerin seçilmesi, Meryem Ana efsanesinin İphigeneia).
( l I V I I I- I I r

Artemis'in avcı kız ve kesinlikle kiz oğlan din tarihinde de çığır açmıştır, Çünkü çok
kız olarak nitelikleri Homeros destanlarında memeli Artemis figürlerinden daha önce or­
pek belirtilmiş değildir. Yalnız Odysseia'da taya çıkıp Avrupa müzelerinde korunan tek
denizden kurtulan Odysseus Phaiak'lar kralı­ tük örnekler var idiyse de, bu tanrıça tipinin
nın kızı Nausikaa'yı hizmetçilerinin arasında Efes'e özgü olduğu ve Efes'te yapıldığı kesin­
görürken şöyle seslenir (Od. VI, 149 vd.): likle bilinmiyor, yahut bilinse bile Ege tarih ve
sanatına ışık tutmak amacıyla değerlendiril
Yalvarırım, kraliçem sana, miyordu. Bugün bu Artemis heykellerini canlı
ister tanrı ol, ister insan.
canlı karşımızda görmekle, yalnız bu tanrıça­
Y a y g ı n göklerdeki tanrılardansın.
u / u Zeus'un kızı Artemis olmalısın, yı değil, onunla ilgili bütün bir tanrı dünyası­
görünüşün, b o y u n bosun,dipdiri nı, arkasında da koca bir tarih çağım aydınla­
bedeninle tıpkı osun. tabiliyor, gizli ya da karanlık kalmış birçok bi­
limsel sorunun çözümüne gidebiliyoruz. Da­
Burada Odysseus'un demek istediği şu: hası var, değeri paha biçilmez, güzelliği dille­
Tanrıçaların da, kadınların da en güzelisin. re destan Artemis Ege'nin şanını dünyaya ya­
Nitekim birçok yerlerde Artemis "Kalliste" yarak Türkiye turizmine çok önemli bir ileri
(en güzeli) adıyla anılır. Doğada egemen, adım artırmıştır. Halikarnas Balıkçısı Cevat
canlıların ölüm, kalımını elinde tutan güçlü Şakir'in İngilizce olarak yazdığı ve İzmir Ter­
tanrıça kavramından doğanın içinde hayvan­ cüman Rehber Derneğince 1971'de yayımla­
larla birlikte yaşayan, ormanlarda derelerde nan "Asia Minör" adlı broşür Efes'li Artemis
ağaç ve su perileriyle dolaşıp eğlenen avcı kız üstüne bütün bilgileri toplamakta ve tanrıça­
ve özellikle kız oğlan kız tanrıça kavramına nın bugüne dek yapılmamış bir tanımını yap­
geçiş, yani Efes'li Artemis'ten Hellenistik ve maktadır. Aşağıdaki yazıda bu broşürden fay
Latin şiirindeki Diana'ya geçiş kolayca anlaşı­ dalanılmıştır:
lır doğal ve olağan bir geçiştir. Sürekli bir ev­
re içinde gördüğümüz Artemis figürü böylece a) Kaynağı. Efes'li Artemis'in kaynağı hiç
avcılık ve bakirelikle ilgili efsane ve masallar­ şüphe yok ki Anadolulu Ana Tanrıçadır. Sü­
da rol almış (Aktaion) ve ay tanrıçası Selene, mer'lerden önce var olduğu Çatalhöyük kazı­
gecenin karanlık güçlerine egemen Hekate larından anlaşılan ve Sümer'lerce Mâ ya da
ile bir tutulmuştur. Biz yalnız şunu belirtmek Marienna, Hitti'lerce Kupapa, Kubaba ya da
isteriz ki, mythos'un kaynağı sayılan H o m e - Hepa, Suriye'den Arabistan'a kadar olan böl­
ros destanlarında karşımıza çıkan Artemis gede Lat, Girit'te Rhea, Phrygia'da Kybele,
sonraki yazının avcı tanrıçasından çok kişili­ Lykia'da Leto olarak adlandırılan bu büyük
ğinde dişi yaratığın üç aşamasını, yani kızlık, bereket tanrıçasının Efes'e ne zaman geldiği,
kadınlık ve analık aşamalarını da birleştiren orada Artemis adıyla kültünün ne zaman baş­
büyük Efes'li tanrıçaya benzemektedir. Bur- ladığı kesinlikle saptanamazsa da, bu tanrıça­
dan çıkan sonuç da şu ki, Yunan din ve efsa- nın Phrygia, Lydia ve Minoen Girit kültleri­
nesindeki Artemis kaynağını Anadolulu tan­ nin etkisi altında çeşitli evreler geçirerek yu­
rıçadan almaktadır-, birçok mythos yazarları­ karda adları sayılan tanrıçalardan ayrıldığı ve
nın bugüne dek ileri sürdükleri tezin tersine bugün Efes'li Artemis biçmine girdiği apaçık­
Yunan asıllı olan Artemis sonradan Asia'lı tır. Bu evreyi çağı çağına izleyemezsek de,
Ana Tanrıça ile birleştirilmiş değildir. Bu tan­ arkeolojik bulgularla yazılı metinlerin karşılaş­
rıçanın başka önemli bir kaynağı da Girit'tir. tırılmasından Efes'li Artemis'in İsa'dan önce
Britomartis ve Diktynna diye anılan Girit' li II. bin yılda Efes yöresine yerleşmiş olduğu
Artemis'ten bu adlar altında söz edilecek, kanısına varılabilir.
Efes'li Artemis ise ayrı bir bölüme konu ola­
caktır. b) İmgesi. Ana Tanrıça'nın bütün Akdeniz
çevresinde ve özellikle Orta Anadolu'da bu­
( 4 ) E F E S L İ A R T E M İ S . Ephesos kazıları sıra­lunmuş çeşitli imgeleri, idol, figürin ve küçük
sında bulunan biri büyük, ikisi küçük üç Arte heykelleri arasında Efes'li Artemis apayrı bir
mis heykeli arkeolojide olduğu kadar, dünya yer tutar. Efes'teki Artemislon adlı tapınağın-

)
da çok memeli, başı taçlı, gövdesi birçok f i - rekli değişim halinde olan ayı etkisi altında
gürlerle örtülü, ayakta duran, büyük boy hey­ tutar, doğum yeri çok doğurgan diye bilinen
keli herhalde çok eski, ilkel bir imgenin geliş­ bıldırcınla ilgilidir, arıların kraliçesi, uygarlığın
tirilmiş biçimidir. Bu ilkel imge ise bir "ksoa- koruyucusudur, gökte ve yeryüzündeki ger­
n o n " , yani hemen de hiç yontulmamış bir çek ve gerçeküstü bütün yaratıklar onun buy-
tahta heykel, ya da Pessinus'taki Kybele için rugundadır. İnsanların da, hayvanların da
olduğu gibi bir "diopetes" yani gökten düş­ ecesi, bütün doğanın yöneticisidir.
müş sayılan bir taştı. Zamanla tanrıçanın im­ Efes'li Artemis'in Ana Tanrıça ile paylaştığı
gesi zengileşerek, Artemis'in bütün nitelikle­ bu nitelikleri İonya'ya özgü bir biçimde ve
rini dile getiren yüklü ve süslü bir heykel ol­ Prygia'da tapınılan Kybele'ninkilerden ayrı
muştur. motif ve simgelerle dile getirrriesi, üstünde
Bu haliyle Artemis heykeli tanrıçanın doğa­ durulması gereken bir özellikti/, lonya, düşü­
ya egemenliğini de, uygarlığın her türlüsünde nürleri ve sanatçılarıyla uygarlık dünyasına
yöneticiliğini de simgeler: Başının üstünde üç nasıl öncülük etmişse, Ana Tanrıça imgesini
kat kule biçiminde üç tapınak taşır, bununla yaratmakta da başka hiçbir ülke ve yörede
kırları olduğu kadar şehirleri de koruduğu erişilemeyen bir yetkinliğe ulaşmış, göz ka­
gösterilir; derin ve ciddi bakışları sonsuzluğa maştırıcı bir başarı ortaya çıkarmıştır. Bu eş­
dikilidir, tanrıçanın ulu gücünü yansıtır, ense­ siz sanat anıtıyla çığır açıcı eşsiz bir düşünce­
si dolunay biçiminde bir diskle çevrilidir, al­ nin taşıyıcısı olan Efes'li Herakleitos arasında
nında hilâl taşır, böylece ay tanrıçası olduğu ilişki kurmamak için kör olmalı. Kaldı ki do­
belirlenir, diskin her i k i yanında beşer g r i f - ğada akışı görüp evreyi ilk dile getiren büyük
fon, yani kartal başlı aslan vardır ve boynun­ filozofun düşüncesini Artemis tapınağında
da zodiak işaretlerinden örülmüş kalın bir tanrıçanın imgesine baka baka geliştirdiğini
gerdanlık sarkar. Onun altında da dört kat de biliyoruz.
meme görülür. "Polymastos" yani çok m e ­
meli diye tanımlanan heykelin meme sayısı c) Tapmağı. Artemis'in Efes'teki tapınağı
17 ile 40 arasında değişir. Ama bu memele­ Artemision dünyanın yedi harikalarından bi­
rin ucu olmadığından kimi bilginler bunları riydi. İlkçağ yazarları onu anlatmakla bitire­
hurma ya da erkek arı gövdeleri diye yorum­ mezler. 190 metre boyunda, 55 metre enin­
lamak yoluna gitmişlerdir. Tanrıçanın An deki yapı İonya üslubunda 127 sütun üstüne
Kraliçesi unvanıyla ilgili görülen bu sarkıntılar kurulmuştu. 15 metre yükseklikteki bu sütun­
ne olursa olsun, Artemis'in bolluk ve bereket ların 36'sı kabartmalarla süslüydü, bunların
simgeleridir. Eteği altı kat dörtgen biçiminde biri ünlü heykeltıraş Skopas'ın elinden çık­
plaklara bölünmüştür, her dörtgenin içinde mıştı. Sunağı Praksiteles'in eseriydi, içinde
kabartma aslanlar, keçiler, boğalar, g r i f - bulunan Amazon'lar anıtının heykellerinin
fon'lar, sfenks'ler ve arılar görülür, bunların yapılmasında Polykleitos, Pheidias, Kresilas,
ortada olanları üçer üçer dizilmiştir. Gövdesi­ Kydon gibi Yunan ilkçağının en büyük sanat­
ni saran bütün bu simgesel süsler tanrıçanın çıları çalışmış, resimleri Efes yurttaşı olan
kutsal tahta yonutuna zaman zaman giydiri­ Apelles'in elinden çıkmıştı. En parlak çağın­
len birer giysi niteliğinde olsa gerek. Nitekim da Artemision Atina'daki Parthenon'dan
Efes'te tanrıçanın giysilerini korumakla gö­ dört kat büyük olup akıllara durgunluk veren
revli soylu genç kızlar bulunduğu, bunların kız bir yapıydı.
oğlan kız oldukları sürece hizmet gördükleri,
evlenince ayrılıp yerlerini başka kızlara bırak­ Artemis'e adanmış kutsal bir alanda I.Ö.
tıkları bilinir. Tanrıça heykelinin değişmez 652 yılında bitirilen ilk taş tapınak Kim-
kutsal simgelerinden biri de üç sayısıdır. Bu mer'lerin Anadolu'ya saldırısında yıkılmış ve
sayı ile Artemis'in üçlü karakteri dile gelmek­ İ.Ö. 564-546 yıllarında, bir dünya harikası
t e , hem kız, hem evli kadın, hem de ana ola­ sayılan asıl Artemision kurulmuştu. Büyük İs­
rak yaşam sürecinin bütününe egemenliği kender zamanına kadar tapınak olduğu gibi
simgelenmektedir. Tanrıça evrenseldir: Sü- kalmış ve Ege yöresini ele geçiren yabancı
idarelerce de saygı görmüştü. İskender'in
doğduğu t . Ö . 356 yılında l.ıpın.ık lli'iostr.ı tiyatrosunda dinledikten sonra ilkin direçle
tos denilen ve bir deli olduğu iter! ıtirüten bir karşılayan ve isa ya da Meryem'den bize n e ,
Efes'imin eliyle yakılmış. Bu kadar koca bir bizim tanrıçamız büyük Artemis'tir diyen
yapının bir adam tarafından nasıl yok edilebi­ Efes'liler zamanla gevşemişler, denemez. O n ­
leceği bir sır olarak kaldığı gibi, bu işte tapı­ lar, kültür süreçlerinde eşi az görülen bir
nağın paha biçilmez hazinelerini ele geçirme­ transposition örneği vermişler, yani inandık­
yi düşünen rahiplerin parmağı olduğu sanılır. ları, tapındıkları büyük tanrıça kendilerine ya­
30 yıl sonra tapınağın yeniden yapılmasına sak edilince, inançları yüzünden akla, hayale
başlanmış ve Lydia kralları gibi iskender de sığmaz İşkence ve saldırılara uğrayınca Mer­
yapımına büyük bağışlarla katılmıştır. Yunan yem diye karşılarına çıkarılan ve zorla kabul
ve Roma ilkçağı boyunca uygar dünyanın ettirilen tanrısal varlığa Artemis'in bütün nite­
hayranlığını üstüne çeken Artemision barın­ liklerini aktarmışlar, böylece inançlarının özü
dırdığı sayısız rahip ve görevli heyetleriyle korunduğu gibi Meryem Ana'yı yüceltmişler,
başlı başına bir idare haline gelmiş, para bası­ onu da büyük bir ana, büyük bir tanrıça nite­
mı, kredi ve bankacılık işlemlerine önayak ol­ likleriyle dünyada tutulabilen bir varlık olarak
muş ve bu yolda uluslararası bir alışveriş ku­ yaratmışlardır. Onun içindir ki Meryem Ana'
rumu meydana getirmiştir. nın Efes'e getirilmesi, Efes'te Bülbül dağında­
ki tapı yerinde yaşayıp ölmesi olayı bir ger­
Bu dünya harikasının yerinde yeller esmesi,
çek olsun ya da olmasın, Meryem Ana imge­
İngiliz çukuru denilen bir bataklık haline dön­
si Efes'le yakından ilgilidir, Meryem Ana
mesi Hıristiyanlıkla başlayan korkunç bir ça­
Anadolu'nun ve özellikle Efes'in bir yaratısı,
pulculuk hareketinin sonucudur. Aziz Pau-
bir başarısıdır denebilir. Tarihte bir kültür sü­
lus'un Efes'e gelişinde yeni dine karşı dire­ recinin kesintisizce korunmasını başarmak,
nen Efes'tiler Bizans imparatorluğunun yağ­ insanlığa kök salmış birkaç inancın çağlar bo­
macılığına karşı koyamamışlar, zamanla dün­ yunca ve gelip geçen sayısız uluslar, yönetim­
ya harikasının taşları bir bir sökülerek Aya- ler, değişmelere karşın sürdürülmesini sağla­
sofya'nın yapımına yaramıştır. Eşsiz mermer mak uygarlık denilen büyük kavramın bir be­
ve taşların geri kalanı da Efes'teki Sen J a n ki­ lirtisidir. Bu yüzdendir ki Efesli Artemis bu­
lisesinde kullanılmıştır. İki üç yüzyıl önce Bri- gün karşımızda olanca canlılığıyla yaşamakta­
tLh Museum'un Efes'e yolladığı bir arkeolog dır.
grubu da ne bulduysa İngiltere'ye aktarmış,
böylece Artemis'in dillere destan tapınağı bo­ Asia. Okeanos'la Tethys'in sayısız kızların­
yuna taşıp şehri sular altında bırakan Kays- dan biri. Bir kaynağa göre, Asia Titan İape-
tros'un (Küçük Menderes) da yardımıyla kur­ tos'la evlenip Atlas, Prometheus, Epimethe-
bağaların ötüşüp oynaştığı bir batak haline us ve Menoitios'u doğurmuştur. Başka kay­
gelmiştir. naklar bunun Asia değil, Klymene olduğunu
Artemision'da görevli bulunan çeşitli rahip ileri sürerler (Tab. 3).
heyetleri ve tapınağın Ege'nin yaşamındaki Bu Okeanos kızı adını Asya kıtasına ver­
engin rolü üstüne burada daha çok ayrıntıya miştir. Ne var ki Homeros destanlarında Asia
gidemeyeceğimizden Halikarnas Balıkçısı'nın bütün kıtanın değil, yalnız Batı Anadolu'nun
yukarda sözü geçen "Asia Minör" adlı kitabı­ adıdır. Özellikle, İlyada'nın ünlü dizeleri (İl. II,
na başvurulmasını salık veririz. Bu heyetler­ 459 vd.) eski Maionia, yani Gediz ovası için
den Kybele bölümünde de söz edilecektir. kullanılmaktadır.

d) Etkisi. Ana Tanrıçanın bir simgesi olan A s k a l a p h o s . (1) Ares'in oğlu. İtalya'da an­
Efes'li Artemis'in Phrygia'lı tanrıça Kybele latıldığına göre, Aktor'un kızı Astyokhe savaş
kadar etkisi olduğu ve adı ortadan silindikten tanrıyla gizlice sevişir ve Askalaphos'la İalme-
sonra da başka tanrısal varlıkların arkasında nos'u doğurur. Boiotia'da Orkhomenos şeh­
gizli bir yaşam sürdürdüğü bir gerçektir. Arte- rinde hüküm süren bu iki kardeş Troya sava­
mis'i sürdüren en belirli tanrı kişiliği hiç şüp­ şına otuz gemiyle katılırlar (İl. 1 1 , 512-516).
hesiz ki Meryem Ana'dır. A z i z Paulus'u Efes Savaş bitince İalmenos Yunanistan'a dön-

(.1
rnez, Karadeniz kıyılarında bir şehir kurup lır. Destanlar boyunca adı geçen hekimlerin
oraya yerleşir. Askalaphos'la lalmenos Argo- hepsi (İlyada'da Makhaon ve Podaleiros) bu
naut'lar seferine de katılırlar. lalmenos Hele- Paian tanrının oğulları ve öğrencileri sayıldı­
ne'nin talipleri arasında yer alır. ğına göre, Asklepios'un da karışık bir serü­
ven sonucunda Apollon tanrıdan doğmuş ol­
(2) Yeraltı ırmaklarından Akheron'un oğlu.
ması bir rastlantı değildir.
Persephone ölüler ülkesine indiği zaman H a -
des tanrıçaya oruç tutup hiçbir şey yemezse
(1) DOĞUŞU. Thessalia kralı Phlegyas'm
gene yeryüzüne dönebileceğini söylemişti.
Koronis adlı bir kızı vardır. Apollon'la sevişir
Ama Persephone dayanamayıp bir nar ısır­
ve ondan gebe kalır, ne var ki tanrının dölü­
mış, Askalaphos da bunu görmüş, gitmiş,
nü karnında taşırken Arkadya'dan gelme bir
Hades'e haber vermiş, Persephone'nin anası
yabancıyı da yatağına alır Koronis. Bu olayı
Demeter de öfkesinden onu gece kuşuna çe­
tanrıya kutsal kuşu kuzgun haber verir, tanrı
virmiş. Başka bir anlatıma göre, Demeter As-
da öfkesinden bembeyaz olan bu kuşun tüyle­
kalaphos'u kocaman bir kaya ile ezmiş de,
rini karaya boyar. Şair Pindaros bu masalı
Herakles Hades'e indiği zaman bu kayayı
benimsemez, ışık tanrı Phoibos Apollon'un
kaldırmış. Askalaphos o zaman bir gece kuşu
olayı kendi gözüyle gördüğünü ile süreri Ko-
oluvermiş.
ronis korkunç bir cezaya çarptırılır: Bir odun
Askanios. Aineias'la Kreusa'nın oğlu (Tab. yığınının üstünde diri diri yanacaktır. Alevler
17). Başka bir kaynağa göre, Askanios Tro- Koronis'i yalamaya başlar, kadın can vermek
ya'da doğmamış, babası İtalya'ya göçtükten üzeredir ki, Apollon kanından olan çocuğun
sonra Lavinia'dan olmuştu. Oysa efsanelerin yok olmasına katlanamaz, ölünün karnından
çoğu Aineias'ın Troya yangını sırasında ba­ dölünü çıkarır ve büyümesi için at adam Khe-
iron'a teslim eder. Bu olay hekim tanrının
bası Ankhises'i omuzlarına alarak ve Askani-
son anda kurtarıcı olarak yetişmesinin simge­
os'u elinden tutarak kaçtığını anlatırlar.
sidir. Asklepios'a hekimlik sanatını öğreten
Vergilius'un "Aeneis" destanında Askanios
Kheiron doğanın içinde yaşayan, doğanın sır­
(Lat. Ascanius)'tan uzun boylu söz edilir. As-
larına ermiş bir varlıktır. Sağlığın kaynağı da
canius babasının biricik umudu, büyükannesi doğada olduğuna göre Kheiron'un açık hava­
tanrıça Aphrodite'nin gözbebeği, sevimli bir da, güneşin altında, şifalı sulardan ve otlar­
delikanlıdır. Aeneas öldükten sonra Ascanius dan faydalanma yollarını bilmesi şaşılacak bir
Latin'lere kral olur, Etrüsk'lere karşı savaşa şey değildir.
girişir ve babası Lavinium şehrini kurduktan
otuz yıl sonra kendisi Alba Longa'yı kurar.
Lavinia'nın kurduğu bir düzen sonucunda As- ( 2 ) E F S A N E S İ VE S A N A T I . Asklepios böyle­
canius Latin'lerin hışmına uğrar ve Alba kral­ ce usta bir hekim olarak yetişir, hekimliğin ve
lığı Lavinia'nin oğlu Silvius'a kalır. cerrahlığın bütün bilgilerin edinir, ama bu­
nunla da kalmaz ölüleri diriltmek yoluna bile
Aeneis'te Ascanius'un başka bir adı lu-
sapar. Bunun sırrını efsane şöyle açıklar:
lus'tur. Roma'ya imparatorlar veren İulii so­
Tanrıça Athena Gorgo canavarı öldüğü za­
yu (İulius Caesar da bu soydandır) Aeneas'ın
man bedeninden akan kanı toplamış ve Ask-
oğlundan ve dolayısıyla tanrıça Venus'tan
lepios'a vermiş. Gorgo'nun sağ tarafındaki
gelmekle övünürdü.
damarlarda dolaşan kan zehirli, sol tarafında­
Asklepios. Yunan dünyasında hekim tanrı ki damarlardaki ise faydalıymış. Bu şifalı kanı
olarak büyük bir ünü olan ve Roma'lıların da Asklepios ölüleri diriltmek için kullanırmış.
Aesculapius adıyla benimseyip tapındıkları Epey adam da diriltmiş, bunların arasında
Asklepios, Apollon'un oğludur (Tab. 5). H o - Kapaneus, Lykurgos, Minos'un oğlu Glaukos
meros destanlarında Apollon ordulara veba, ve Theseus'un oğlu Hippolytos da varmış
kıran salan olumsuz, korkunç bir güç diye (Phaidra). Zeus doğal düzeni bozan hekim
canlandırıldığı gibi, iyileştirici, derde deva bu­ tanrının bu aşırı gücünden kuşku duymaya
lan tanrı anlamındaki Paian ek adıyla da anı- başlamış, bu haddini bilmezliği cezasız bırak-

d'A
mamış, Asklepios'un üstüne bir yıldırım sal­ vermiş, yağmur yağmış, yazının özü böylece
mış, yakmış, yok etmiş onu. Ama Apollon da ota karışmış ve her derde deva sarmısak
oğlunun öcünü almış, Zeus'a yıldırımı bağış­ meydana gelmiş.
layan Kyklop'ları öldürmüş, sonra da oğlu
Asopos. Korinthos körfezine dökülen Pelo^
Asklepios'u gökte burçlar arasına yerleştir­
ponez ırmağı; bütün ırmaklar gibi Okea-
miş. Bir süre de ayrılmış Olympos'tan (Ad-
nos'la Tethys'in oğlu sayılır. Metope adlı bir
metos).
ırmak kızıyla evlenip iki oğluyla yirmi kızı
Asklepios sanatını kızı Hygieia (Yun. sağlık olur. Bunlardan Aiginia'yı (Tab. 21) Zeus
anlamına gelir) ve Asklepiades (yani Asklepi- kartal biçimine girerek kaçırır. Korinthos kra­
os oğulları) diye sıkı bir lonca düzeni içinde lı Sisyphos olayı Asopos'a haber verir, o da
birleşen hekimlerin aracıyla ilkçağ sonuna öfkesinden taşıp bölgeyi altüst eder. Zeus ce­
dek sürdürmüş bir tanrıdır. Öyle ki, hepsi ha­ za olarak Sisyphos'u Hades'e atar, ırmak
lefleri, rahipleri, oğulları sayılan yaşamış h e ­ tanrının üstüne de yıldırım salıp sularını geri
kimler bile onun efsanelik kişiliğinden fayda­ çekmeye zorlar (Sisyphos).
lanmışlardır. Örneğin Kos (Istanköy) adasın­
da hekimlik yapan Hippokrates'in bile haya­ Asterie. Titan çifti Koios'Ia Phoibe'nin kızı,
tının ne kadarı gerçek, ne kadarı masal bilin­ Perses'in eşi ve Hekate'nin anası (Tab. 4).
mez bugün. Zeus Asterie'ye âşık olup onu kovalamaya
başlar. K ı z da bıldırcın biçimine girip habire
( 3 ) T A P I N A K L A R I . Asklepios tanrının tapı­kaçar, sonunda kendini denize atıp kayalı bir
naklarına " Asklepieion" denir. Bunlardan en ada haline gelir. Bıldırcın anlamına gelen Yu­
ünlü birinin eski Pergamon, bugünkü Berga­ nanca ortyks kelimesinden bu adaya Ortygl.ı
ma'da bulunuşu hekim tanrıya adanmış bu denmiş. Sonraları Asterie'nin kız kardeşi Le
tapınak hastanelerin ne biçim yerler olduğu­ to Apollon'la Artemis'i bu adada doğurmuş
nu bize açık açık göstermektedir. Ortygia adasının Delos'un eski adı olduğu ile­
Yunanistan'da en ünlü Asklepios tapınağı ri sürülür (Artemis).
Epidauros'tadır. Bugün bile kullanılmakta
olan tiyatrosu büyük heykeltıraş Polyklei- Astraia. Bazı mythos yazarlarına göre Ze-
tos'un planlarına göre yapılmış. Hiçbir Askle- us'la Themis'in kızı. Namuslu ve erdemli bir
pieion Bergama'nınki kadar yaygın ve çok bakire olan Astraia dünyanın altın çağlar ya­
yönlü değildir. Hellenistik çağda kurulmuş şadığı dönemde insanlar arasında kalırmış.
olan bu kutsal alan Asklepios'tan başka tanrı­ Ama ahlaksızlık yeryüzünde artınca, Astraia
ça Hygieia'yı ve herhalde Asklepios kültün­ kız kardeşi Pudicitia (Utanç) ile birlikte gökyü­
züne çıkmış ve Bakire burcu olmuş. Daha
den önce Anadolu'da bulunan Telesphoros'u
çok Latin yazarlarında adı geçer.
bir araya getirmekte, ilkçağda şifalı su, iyi ha­
va, kaplıca gibi f i z i k tedavilerin yanıbaşında Astyanaks. Hektor'la Andromakhe'nin oğ­
telkin, eğlence ve kültür yoluyla hekimliğin lu. Adını Homeros, ünlü çiftin batı kapıların­
ne kadar ileri gittiğini göz önüne sermekte­ da buluştukları sırada şöyle açıklar (İl. VI,
dir. Anadolu'ya özgü bir nitelik taşıyan bu 399 vd.):
Asklepieion'un başka hiçbir yerde benzeri ol­
Andromakhe karşıladı Hektor'u
madığı gibi, ne hazineler sakladığı da büsbü­ dadı da arkasından geliyordu,
tün ortaya çıkmış değildir. Simgelediği tüm memedeki yavrucağızı taşıyordu kucağında,
tedavi anlayışının ve yönteminin izlerine olsa Hektor'un gözbebeğiydi o,
olsa Selçuk ve Osmanlı çaglarındaki benzeri ışıldayan yıldıza benziyordu,
yapıtlarda rastlanır. Hektor Skamandros'lu derdi ona,
Anadolu Asklepios efsanesine de bir katkı­ başkaları Astyanaks, şehrin kralı, derdi,
îlyon'u tek başına koruyan Hektor'du da
da bulunmuştur: İnsanları i y i ede de ölüme
ondan
meydan okuyan Asklepios'u Zeus yıldırımıyla
yere serince, ünlü hekimin son deminde yaz­ Bebek babasının sorguçlu tunç tolgasnıdan
dığı bir reçete oradaki bir otun üstüne ditft) ürküp ağlamaya başlayınca, Hektor onu kol

ı.l
kollarına aılır ve bir gün babası kadar ünlü olması kavram Türkçemizde en iyi "gaflet" sözcü­
İçin yakarır. ğüyle karşılanabilir, ne var ki derin dinsel a n ­
Hektor'un ölümünden sonra, Andromakhe lamı ve insanlık dramında bu kavramın oyna­
sevgili kocasına yaktığı ağıtta Astyanaks'm dığı büyük rol gene de yansıtılmış olmaz. En
yetim olarak çekeceği çileyi tasarlayıp dile iyisi Yunan kaynaklarının kavramı nasıl ta­
getirir. Oysa onunla bile kalmaz, Akha'lar nımladıklarına bakmaktır. İlkin Homeros'u
Troya'yı yangına verdikleri gece yiğitlerden alalım. İlyada destanının asıl konusu Akhille-
biri (Odysseus ya da Akhilleus) Hektor'un ço­ us'la Agamemnon arasındaki kavga sona
cuğunu surlardan aşağı atıp öldürür (Andro- erince, krallar kralı hata ettiğini kabul eder ve
makhe). şöyle der (İl. XIX, 85):

At-Adam. Bkz. Kentauros. Akhalar sık sık söylediler bana bunu,


bana çıkıştılar, ama suçlu değilim ben,
Atalante. Arkadya (ya da Boiotia) bölgele­ Zeus, Kader, karanlıkta yürüyen Erinys
rinde Artemis'i simgeleyen bir avcı kız. Ar- o toplantıda çeldiler aklımı,
düşürdüler kötü bir çılgınlığa (Ate)
kas'm torunu, Lykurgos'un oğlu olan babası
aldığım gün Akhilleus'un onur payını,
lasos erkek çocuğu olsun istermiş, Atalante benim elimden ne gelirdi ki?
kız olarak doğunca, onu bir dag başına bırak­ Tanrı getirir her şeyin sonunu.
mış. Bebeği bir dişi ayı emzirmiş, sonra da İnsanları şaşırtan çılgınlık büyük kızıdır
avcılar alıp büyütmüşler, yaman bir avcı ola­ Zeus'un,
rak yetişmiş Atalante, koşuda kimse geçe- uğursuzun inceciktir ayakları, basmaz yere,
mezmiş o n u . Ama kız oğlan kız kalmak iste­ konar insanların kafalarına, bela olur,
diği içindir ki, ırzına geçmeye yeltenen iki at onu bunu alır ağının içine.
adamı öldürdükten sonra, taliplerini kendisiy­ Bir gün Zeus'u bile şaşırttı o,
insanlardan, tanrılardan üstün Zeus'u
le koşuda yarışmaya zorlar, hepsini geçer ve
sonra da kargısıyla vurur öldürürmüş. Kaly- Ate Zeus'u bile aldatmıştır: Tanrı Mykene
don avına da katılıp orada büyük bir başarı krallığını Perseus'un ilk doğacak olan torunu­
kazanmış olan Atalante'yi Melanion ( y a da na vereceğini söyledi ve bunun Herakles ola­
Hippomenes) yenmiş, koşuya başlamadan cağını sandı, oysa Hera'nın bir oyunuyla H e -
önce yanına üç altın elma almış (bunlar Aph- rakles'ten önce Eurystheus doğdu ve yiğit
rodite'nin Kıbrıs'taki tapınağından, ya da Ba­ böylece bu akrabasına kul, köle olmak zorun­
tı Kızlarının bahçesinden gelmeymiş), Atalan- da kaldı. Zeus Ate'nin bu düzenine kızarak
te'nin yaklaştığını görünce elmalardan birini onu saçlarından tutup tiksintiyle atar Olym-
yere düşürür, kız da dayanamaz, eğilip top­ pos'tan aşağı, Ate de gelir yerleşir insanların
lar, böylece geri kalırmış. Melanion yarışı ka­ arasına.
zandıktan sonra, Atalante'yle evlenmiş, ama Ate Kader'in elinde bir oyuncaktır ve insa­
bir gün av dönüşü karı-koca Zeus'un (ya da na kendi eliyle bilmeden, istemeden nice ni­
Kybele'nin) tapınağına girmişler, orada seviş­ ce suçlar işletir. Yunan tragedyasının başlıca
mişler. Bu saygısızlığa içerleyen tanrılar ikisi­ yürütücüsü bu amansız tanrıçadır. Oidipus
ni de aslana çevirmişler (Meleagros). babası Laios'u öldürüp anasıyla evlendiğini
bilmez, Kaderce bile bile aldatılmış, şaşırtıl-
Ate. Eski Yunan düşününe özgü soyut bir mıştır. Aiskhylos'un "Persler" tragedyasında
kavram ve onu simgeleyen dişi cinsten tanrı­ Kserkses de Ate'nin kurbanı olur. Ate kralı
sal bir varlık. Hesiodos'a göre Ate, kavga bütün ordusuyla Boğazları geçmeye kandırır,
tanrıça Eris'ten doğmuştur. Akıl, insanın ger­ Salamis'te ordu kırılınca imparatorluk çöker,
çeği olduğu gibi görmesini, iyiyi kötüden suç işlenmiştir, geri dönüş yoktur. Ate böyle­
ayırt etmesini sağlayan yetidir. Aklı başından ce gözü kararıp suç ve günah işlemiş bahtsız
alınır, gözü karartılırsa, aldanır, basireti bağ­ - çoğu kez tanrıların lanetine uğramış - kişiyi
lanır ve gaflete düşüp hata işler, suç işler, gü­ öç tanrıçaları Erinys'Ierin eline bırakır. Kişi
nah işler. Bunun sonucunda da cezaya çarpı­ kurtulacağına, daha beter batar. Çıldırır ya
lır. Çağdaş dillerde karşılığı zor bulunan bu da canına kıyar. Bir tanrı onu suçundan arın-

<rl
dırmak yolunu bulamazsa, yeraltında da kur­ lamamakta, ürünleri de ancak onun kafalın
tuluş yoktur onun için. İşle böyle zalim olarak dan çıkabilmektedir. Bu kavram ve düşünceyi
canlandırılmıştır Kader ve onun yardımcısı şöyle dile getirir Hesiodos (Theog. 886 vd.):
Ate Yunan efsanesinde (Erinys'ler).
Tanrı/arın kralı Zeus ilk eş olarak
Bir efsaneye göre, tanrı Zeus'un öfkelene­
Metis'i, bilge tanrıçayı seçti kendine.
rek yeryüzüne attığı belalı tanrıça Anado­
Metis en çok şey bilendir
lu'nun Phrygia bölgesindeki bir tepeye düş­
bütün tanrılar ve ölümlüler arasında.
müştür. Ate tepesi (Gaflettepe) adı verilen bu
Ama bu tanrıça tam doğuracağı sırada
tepenin üstüne sonraları İlos İlion kentini kur­
çakır gözlü Athena'yt.
muştur. İlion (Troya)'un başına gelen bütün
Zeus Toprağın ve Göğün öğütlerine uyarak
belalar bundandır (îlos, Palladion).
sevdalı sözlerle aldatıp eşini
Athamas. Yeller tanrısı Aiolos'un oğlu Boi- yuttu, gövdesinin içine aldı onu.
otia kralı Athamas bulut tanrıça Nephele ile İkinci süreç olarak Athena'nın Zeus'un ka­
evlenir, Phriksos'la Helle adlı biri oğlan, öbü­ fasından çıkması şöyle anlatılır (Theog. 924
rü kız iki çocuğu olur. Athamas Nephele'yi vd.):
boşar, Kadmos'un kızı İno Nephele'nin ço­
Ve Zeus çıkardı bir gün kendi kafasından
cuklarını kıskanır, ülkede meydana gelen bir
çakır gözlü yaman Athena'yi
kıtlığa son vermek için kocasını Phriksos'u o dünyayı birbirine katan tanrıçayı,
kurban etmeye zorlar. Nephele bunu önler o hiç yorulmadan orduları yöneten,
ve çocuklarını altın postlu bir koç üstünde o cenk ve savaş bağrışmalarından hoşlanan
Karadeniz'in Kolkhis ülkesine kaçırır. Ama yüceler yücesi sayılan tanrıçayı.
yolda Helle denize düştüğünden Boğazlara
( 2 ) A D İ V E E K A D L A R I . Zeus'un kızı v e ı » n
Hellespontos (Helle denizi) denmiştir (Phrik-
iki, Olympos tanrısının biri olan Athena
sos, Helle).
(Tab. 5) çoğu zaman ik adla, yani Pallas A
Bir anlatıma göre, Athamas'a karşı büyük
thena diye anılır. Athena adinin kökeni bilin
bir hınç besleyen tanrıça Hera onu delirtmiş.
medigi gibi, Pallas'm kaynağı da tartışma ko­
Deliren Athamas kendi oğullarından birini öl­
nusudur. Pallas adlı bir Titan vardır, adının
dürmüş ve karısı tno'yu da öldürmek için ko­
Yunanca; "pallo", kargı sallamak, atmak an­
valamaya başlamış. İno kaçarak deniz kıyısı­
lamına gelen bir kökenden türemiş olduğu
na varmış ve öbür çocuğuyla birlikte denize
sanılır; ayrıca bir efsanede tanrıça Athe-
atlamış. Sulara karışan İno sonradan bütün na'nın Pallas adında Attika'lı bir devi öldür­
gemicilerin fırtınaya tutulunca imdadına ko­ düğü de anlatılır (Pallas); Athena'nın ek adı
şan bir deniz tanrıçası olmuş. Odysseus'u bu devlerle ve kargı sallamakla ilgili midir? B i -
kurtarmakta da büyük bir rol oynayan (Od. lindiği gibi, bir efsaneye göre, tanrıça Athena
V, 333 v d . ) İno'ya Leukothea ( A k tanrıça) da babası Zeus'un kafasından silahlı ve elinde
denir (İno). Athamas, İno, Phriksos tragedya­ kargısı olarak çıkmıştır. Yoksa Pallas ek adı,
lara konu olmuşlar ne var ki bu tragedyalar kız oğlan kız anlamına gelen bir sıfattan mı
yitik olduğundan, hangi efsaneleri nasıl işle­ türemedir ve Pallas Athena mı anlaşılmakta­
dikleri belli değildir (Argonaut'lar). dır? Bunu bugün kesinlikle saptamak güçtür.
İlyada'da Zeus sevgili kızına "Tritogeneia" di­
Athena. ( 1 ) D O Ğ U Ş U . Zeus Olympos tanrı­
ye seslenir, Triton'dan dogma anlamına gele­
larının egemenliğini kurduktan sonra ilkin
bilen bu ad da açık değildir, deniz tanrısı Tri-
Okeanos kızı Metis tanrıçayla birleşir (Tab.
ton'la Athena'nın bir ilişkisi yoktur görünür­
9). Metis Yunanca akıl, us, düşünme gücü
de, Amphitrite ve Triton adlarında geçen bu
demektir. Tanrılar tanrısının kendine ilk eş
"trit" kökeni denizin uğultusunu yansıtan bir
olarak Metis'i seçmesi anlamlıdır, ama onu
ses benzetmesi olabilir, ama Athena'nın de
gebe bıraktıktan sonra dölüyle birlikte kendi
nizle tek ilişkisi, anası Metis'in bir Okeanos
gövdesine alması daha da derin bir anlam ta­
kızı oluşundandır. Acaba Tritogeneia adı bu
şır: Akıl gücü ve ancak onun aracıyla elde
na mı çağrışımdır?
edilebilen dünya egemenliği baştanrıdan ayrı-
Sıfatları daha belirgin anlamlıdır: Aigis kal­ nelope'ye, Nausikaa'ya yapacağı işi, benim­
kanını taşıyan "aigiokhos" (Aigis), gök gözlü, seyeceği davranışı esinlemek için bin bir kılı­
çakır gözlü "glaukopis" sıfatı tanrıçanın en ğa girer, Mentes olur, Mentor olur, bir genç
sevdiği kuş olan "glauks", baykuşla ilgili gö­ kız, bir küçük çocuk olur, ama her an varlı­
rülmüştür, olabilir; son olarak "obrimopatre" ğıyla oluşu etkiler yönetir. Odysseus'a karşı
babası güçlü olan sıfatı doğrudan doğruya davranışında da tutarlı bir duygusu belirir tan­
baştanrı Zeus'un kızı oluşundandır. rıçanın: Çok çile çekmiş yiğide acır, bunca
akıl ve dirayetin boşa gitmesini istemez, İlya-
( 3 ) N İ T E L İ Ğ İ VE E F S A N E L E R İ . îlyada'dada'daki
A- tutumunun tam tersine hakkın üstün
thena bir savaş tanrıçası olarak çıkar karşımı­ gelmesini ister. Onun içindir ki destan boyun­
za, ama taraf tutar, Akha'lardan yanadır, A- ca Athena'nın kılavuz rolündeki eylem ve
khilleus, Diomedes, Odysseus ve Menelaos'u davranışlarının, konuşmalarının anlatımına
her fırsatta korur, Troya'lı yiğitlere karşı pis doyum olmaz, tanrıça bu sevimli rolüyle baş­
pis düzenler kurmaktan hiç çekinmez. Aslın­ ka destanlara, şiirlere girmiş, denebilir ki H o -
da çirkin bir rol oynar îlyada'da, bu erdem meros Odysseia'da Odysseus tipini yarattığı
tanrıçası hiç haktan yana görünmez, davra­ gibi Athena tipini de yaratmış ve ölümsüzleş-
nışları hep hırs ve tutkuların etkisiyle olur: At- tirmiştir.
hena'nın Hera ve Poseidon'la birlikte babası
Zeus'u nasıl zincire vurmak istediği anlatılır (I, Pallas Athena'nın efsaneleri o kadar çok
400), sevmediği, kendisine rakip gördüğü değildir, kız oğlan kız oluşu ve bu niteliğini yi­
Aphrodite ve Ares'e karşı turumu insafsızdır, tirmekten çekinmesi, huylanması tuhaf bazı
yenilip yaralanmalarına yardım eder, sonra masalların dogmasına yol açmıştır (Erikhto-
da yüksekten bakar onlara, babası Zeus karşı­ nios, Aglauros). Odysseus'u tuttuğu gibi Ar-
sında da atıp tutar, onu eleştirmekten çekin­ gonaut'ları da tutar ve Argo gemisinin yapıl­
mez: Akhilleus'Ia Hektor arasındaki savaşta masına yardım eder (Argonaut'lar). El işçili­
ölüm kur'asını çekecek olan Zeus'u şöyle et­ ğini ve el sanatlarını koruyan tanrıça olarak
kiler ( İ l . X X I I , 127 vd.): Arakhne efsanesinde rol oynar (Arakhne).
Atina'nın kurucusu ve koruyucusu olarak tan­
Ne diyorsun kara bulutlu babam, ak rıçanın oynadığı rol de ilginçtir; Attika ilinin
yıldınmlı! ve Atina şehrinin tanrıçası olma hakkını şöy­
Kaderi çoktan belli, ölümlü bir adamdır b u , le kazanmış diye anlatılır: Poseidon tanrıyla
kaçırmak mı istersin onu canlara kıyan Pallas Athena bu yetkiyi kazanmak için yarış­
ölümden?
maya girmişler, Olympos tanrılarını da yargıç
Yap yapacağını ama, biz tanrılar
olarak almışlar: Poseidon Atina akropolünün
onaylamayız yaptığını.
üstünde tuzlu bir göl meydana getirmiş, A-
Kızının bu sert çıkışlarına yumuşakça karşı­
thena ise bir zeytin ağacı. Tanrılar, zeytin
lık verir tanrıların babası, uyar isteklerine, gü­
ağacını tuz gölünden daha yararlı bularak yet­
ler, okşar onu. Ve burada Athena Deiphobos
kiyi Athena'ya bağışlamışlar, böylece Athena
kılığına girerek aldatır Hektor'u ölüme sürük­
bölge ve kentin yönetimini elde etmiş.
ler(Hektor, Deiphobos).
Odysseia'da Athena'nın rolü bir başkadır Başka şehirler de Athena'yı koruyucu tanrı­
ve anlamlıdır: Zeus'un kendi ağzından duyu­ ça olarak benimsemişlerdir, bunların başında
yoruz ki Odysseus "ölümlülerin en üstünüdür Troya gelir. Troya'nın en büyük, en eski ve
akıldan yana", bu akıllı adamı akıl ve erdem kutsal tapmağı bugün de kalıntıları görülen
tanrıçası Athena tutar, tutması da doğal gö­ Athena tapınağı olduğu gibi, tanrıçanın tah­
rünür, îlyada'da Zeus'un oynadığı yönetici tadan yapılmış ve Pallaidon diye anılan hey­
rolü, Odysseia'da Athena oynar: Odysse- keli şehir varlığının simgesi sayılırdı. Bundan
us'un da, bütün ailesinin de kaderi onun elin­ ötürüdür ki Palladion'un kaçırılmasıyla ilgili
dedir, ne kadar olay, eylem ve konuşma var­ birçok efsaneler doğmuştur (Palladion).
sa, hepsi Athena'nın buyruğu, kılavuzluguyla Pallas Athena'nın kültü en ilginç biçimiyle
olur, tanrıça Odysseus'a Telemakhos'a, Pe- Atina'nın klasik çağında kendini göstermiştir.
Tanrıçanın onuruna düzenlenen Panathenai miş, onu merkez adaya bir kaleye yerleştir
bayramı Hellen dünyasında hem din, hem de miş ve beş kuşak erkek çocuk yetiştirimiş
kültür ve sanat bakımından büyük bir yer tut­ onunla birlikte. Tanrı sonra adayı on bölgeye
muş, Parthenon ve onun kabartmaları gibi bölmüş, en büyük oğlu Atlas'ı hepsinin kralı
ilkçağın en değerli yapıtlarının bazılarını esin­ olarak öbür oğulları arasında dağıttığı bölge­
lenmiştir. lerin başına getirmiş. Atlantis bitkileri, hay­
vanları ve özellikle madenleriyle çok zengin
Atlantis. Yunan ilkçağında mythos yaratma bir ülkeymiş: altın, bakır, demir ve "oreikhal-
işine koyulmamış hiçbir yazar yoktur. Filozof­ kos" (yani dag bakırı) diye ateş gibi parlak bir
lar bile bu çabaya katılırlar, en başta da Pla­ madeni varmış; yöneticiler surlar, köprüler,
t o n . Bazı diyologlarınm sonunda, gerçekdışı kanallar ve tünellerle bezenmiş kentler, li­
ve gerçeküstü bir düzeni örnek olarak göster­ manlar kurarak ülkeyi son derecede uygar bir
mek için canlandırdığı öbür dünya efsaneleri hale sokmuşlar. Ülkenin sosyal yapısı, asker­
bir yana, Timaios ve Kritias diyaloglarında, lik durumu üstünde durup, başkentte yılda bir
başka hiçbir kaynakta izine rastlanmayan bir yapılan bir törene ve bu tören sırasında kesi­
yitik ülke masalı uydurur. Bunu niçin yapar? len boğa kurbanlarına değindikten sonra,
Timaios'ta Atina'lı devlet adamı ve şair So- Kritias diyalogu birdenbire kesilir. Ancak Ti-
lon'un Mısır'a gidişi anlatılır, Nil deltasında maios diyalogunda Mısırlı rahibin ağzından
bulunan Sais kentinin rahipleriyle konuşur öğrenilen Atina'nın dokuz, on bin yıl önce
Solon, biri ona şöyle der (Tim. 22 b): bu ülkeyle savaşa giriştiğidir. Atlantis fazla
güç kazanmış ve Akdeniz'in büyük uluslarını
— Ey Solon, Solon, siz Hellen'ler hep ço­ köle durumuna sokacak bir saldırıya geçmiş
cuk kalırsınız, yaslanmış bir tek Hellen yok­ de, Atina hem kenefini, hem de bütün kom­
tur. şularını tek başına kurtarmış bu afetten. Ne
T- Ne demek istiyorsun? var ki, bir gece deprem Atlantis'i haritadan
— Ruhunuz genç hepinizin, çünkü eski bir şilince, Atina'nın oraya gönderdiği ordu At-
geleneğe dayanan ne bir görüsünüz var, ne de lant'larla birlikte yok olur. Atina'nın bu eski
zamanla kocalmış bir bilginiz. tarihi üstünde hiçbir bilgisi olmayışı, bu ünlü
Bu sözün doğruluğu en iyi mythos'ta görü­ olayı bir Mısır'lı rahibin ağzından öğrenmesi
lür, zaman kavramı bilmez mythos, tarih dışı bütün öyküyü Platon'un uydurduğu kanısını
insan gerçeklerini yansıtmak, canlandırmak uyandırmakla beraber, insanda tuhaf bir izle­
ve Atina devletine dokuz bin yıl öncesine ka­ nim bırakmaktadır. Hiçbir zaman çözüleme­
dar uzanan bir tarih yaratmak hevesine kapıl­ miş bu gizdir ki, Timaios ile Kritias diyalogla­
mış olsa gerek. Her neyse, günümüze dek ro­ rının ütopya, yani hayal beldeleri anlatan öy­
manlara, filmlere konu olan ve tarihçilerle küler arasında özlü bir yer tutmasına yol
coğrafyacıların üstünde kafa patlattıkları At- açar.
lantis efsanesi, Timaios diyalogunda başla­
yıp, bitmemiş Kritias diyalogunda yanda kalı­
yorsa da, şöyle özetlenebilir: Atlas. (1) Titan lapetos Okeanos kızı Klyme-
Atlantis, Batıda Herakles sütunları (Cebeli­ ne (başka bir kaynağa göre Asia) ile evlenir
tarık) yoluyla Akdeniz'den Okeanos'a çıkıldı­ ve Atlas, Menoitios, Prometheus, Epimen-
ğı yerde karşılaşılan büyük bir ada ve çevre­ theus diye dört oğlu olur (Tab.3). İki tanrı ku­
sindeki takımadalara verilen admış. Korkunç şağı arasında bulunup Olympos'lulara baş
depremler sonucunda suların altına gömülen kaldıran bu dev yapılı yaratıklara eserlerinde
bu ada bir zamanlar Libya ile Asya'nın bir özel bir yer ayıran Hesiodos Theogonia'da
arada kapladıkları alandan daha yaygınmış. (Theog. 507 vd.) onları şöyle tanımlar-.
Dünyanın kuruluşunda tanrılar yeryüzünü
lapetos aldı Klymene 'yi,
aralarında paylaşırken, Atina, tanrılardan A-
güzel topuklu Okeanos kızını,
thena ve Hephaistos'a, Atlantis de Posei- girdi onunla gerdeğe ve bir oğlu oldu:
don'a düşmüş. Atlantis yerlilerinden Eue- Azgın yürekli Atlas tanrı.
nor'un bir kızı varmış. Poseidon, bu kızı sev- Çılgınlığı ve aşırı gücü yüzünden
Atlas zorlu bir baskı altında kaldı: Belli ki Homeros Atreusogullarının başına
Dünyanın bittiği bir yerlerde, kuşaktan kuşağa süregelen laneti bilmiyor,
güzel sesli akşam perilerinin karşısında daha doğrusu tragedyanın vazgeçilmez konu­
dimdik durup ayakta tutuyor göğü
su olan suç ve lanet zincirlemesi destandan
başı ve yorulmaz kolları üstünde.
Akıllı Zeus'un ona ayırdığı kader bu. sonra efsaneye katılmış bir motiftir. Atreuso-
gulları efsanesi bu ilenme sürecinin en parlak
Homeros'a göre, Atlas göğü değil d e , "ye­
örneklerinden biridir. İ l k lanetleme Pelops'la
ri, göğü birbirinden ayıran direkleri" taşır
başlar: Atreus'la Thyestes babaları Pelops'un
omuzlarında (Od. 1,54). Herodotos Atlas'ın
bir nympha'dan olan oğlu Khrysippos'u ana­
K u z e y Afrika'da bir dag olduğunu söyler ( I V ,
ları Hippodameia'nın yardımıyla öldürürler.
184). Bu dag şöyle meydana gelmiş: Perseus
Pelops iki oğluna lanet okur, onları sürer. At-
Gorgo'yu öldürdükten sonra, Atlas'a canava­
reus'la Thyestes Mykene'de kral Sthene-
rın kafasını göstererek onu bir kayaya çevir­
los'un yanına sığınırlar. Sthenelos'un oğlu
miş.
Eurystheus döl bırakmadan ölünce, bir tanrı
Atlas'ın çok çocuğu olmuş: Pleione'den sözü Mykene'lilere Pelopsogullarından birini
Pleiade's ve Hyades kızları, Hesperis'ten Hes- kral olarak seçmeyi buyurur. İşte o andadır
perid'ler, yani akşam perileri. Dione ve Kaly- ki, iki kardeş arasında rekabetten doğan kor­
pso da onun kızları olarak gösterilir. kunç bir kin ve nefret başlar. Her biri ötekini
Atlas Herakles efsanesinde de rol oynar ortadan kaldırıp yerine geçebilmek için iğ­
(Herakles). renç düzenler kurar. Atreus'un sürüsünde
(2) Atlantis'in yöneticisi. İapetos oğlu Atlas egemenlik simgesi altın postlu bir koyun var­
ile hiçbir ilişkisi olmasa gerek (Atlantis). dır, bu hayvanı Artemis'e kurban etmeye ant
içtiği halde, sözünde durmaz ve pöstekiyi
Atreus. Pelops'la Hippodameia'nın oğlu, kendine saklar. Ne var ki Thyestes Atreus'un
Thyestes'in kardeşi, Homeros destanlarında karısı Aerope'yi ayartır, kadın da altın postu
Atreusogulları diye anıları Agamemnon'la gizlice kocasından aşırıp âşığına verir. Myke-
Menelaos'un babası (Tab. 14 ve 15). Atreus ne'liler kardeşlerden hangisini kral seçecekle­
ve Atreuso§ullarının hayat hikâyesi destanla­ rini tartışınca, Thyestes hangisi altın postu çı­
ra da, tragedyalara da sonsuz bir konu kay­ karabilirse diye öneride bulunur. Pöstekinin
nağı olmuştur. İnsanlık dışı eylem ve tüyler çalındığını bilmeyen Atreus şartı kabul eder.
ürpertici faciaları canlandıran bu öyküler Y u - Thyestes altın postu ortaya koyup kral seçi­
nan mythos'unun başlıca efsane çemberlerin­ lir. Ama Zeus Atreus'a düşünde Hermes'i
den biridir. gönderir; gerçek kralın başka bir tanrı işma-
Atreus'a değgin i l k kaynağımız H o m e - rıyla seçilmesi konusunda Thyestes'le anlaş­
ros'tur. llyada'da (İl. II, 100 vd.) Agamem- masını buyurur; güneş yolunu değiştirirse At-
non'un kral değneği şöyle tanımlanır: reus'un kral olacağını, yoksa Thyestes'in
tahtta kalacağını bildirir Hermes. Bu kez de
Güçlü Agamemnon, elinde değneği, kalktı.
Hephaistos yapmıştı didine didine o Thyestes şartı kabul eder, ama o akşam gü­
değneği, neş doğuda batacak olur. Tanrıların Atreus'u
vermişti onu Kronos oğlu kral Zeus'a, tuttukları, krallığı ona verdikleri besbellidir.
Zeus da Argos'u öldüren yol gösterici Atreus tahta çıkar çıkmaz, Thyestes'i kovar.
Hermes'e vermişti, Ama daha sonra karısı Aerope ile kardeşi
atları kamçılayan kralPelops'a vermişti o arasındaki gönül macerasını öğrenince büs­
da, bütün çileden çıkar, kardeşiyle barışır gibi
Pelops da erlerin güdücüsü Atreus'a olur, onu Mykene'ye çağırır. Tyestes'in üç
vermişti,
çocuğunu doğrar, pişirir ve babalarının önü­
Atreus da bol sürüsü olan Thyestes'e
bırakmıştı ölürken, ne koyar. Tyestes farkına varmadan kendi"
Thyestes de onu, taşısın diye, çocuklarını yer. Derken Atreus çocukların ke­
Agamemnon 'a bırakmıştı, sik kafalarını getirir, gösterir babalarına.
Bunca adalarda, Argos'ta boydan boya Thyestes korkunç lanetler savurarak masayı
sözünü geçirsin diye.

68
devirmiş, söylentiye göre de güneş o güln öy oynar. Augias'ın büyük, zengin sürüleri var­
leşine ürkmüş, öylesine tiksinmiş ki gökteki mış, ama ağıllarını temizlemeyi ihmal eltlği
yolunu tamamlamadan geri dönmüş. Dipsiz için, davarları barınamaz olmuş. Augias yiğil
bir karanlığa bozulmuş ortalık. Thyestes bu Herakles'i çağırıp ağıllarının temizlenmesini
kez Sikyon'a sığınır. Suç ve günahların iyice istemiş, Herakles de bu işi bir günde yapaca­
izine dalar: Kendi kızı Pelopeia ile kızın habe­ ğını, ama karşılığında sürünün onda birini
ri olmadan birleşir ve Aigisthos adlı oğlunu alacağını bildirmiş. Pazarlıkta uyuşmuşlar. Y i -
üretir. Sonra Pelopeia'yı oğluyla birlikte At- ğit de Alpheios'la Peneus ırmaklarını yatakla­
reus'un sarayına yollar, kral kadının kim ol­ rını değiştirerek sularını ağıllardan geçirmiş
duğunu bilmeden onunla evlenir ve Aigis- ve bir günde hepsini temizlemiş. Ne var ki
thos'u da benimser. Ona gidip Thyestes'i öl­ Augias verdiği sözde durmamış, Herakles'e
dürmek görevini verir, ama Aigisthos son da­ işin karşılığını ödemek istememiş, ayrıca da
kikada bu düzenin farkına varır ve kendi ba­ onu kendi oğlu, Herakles'in arkadaşı Phyle-
basını değil, Atreus'u öldürür. os'la birlikte mahkemeye vermiş. Yargıç her
Atreus'un Aerope'den iki oğlu olmuştu: ikisini de suçlu bularak ülkeden sürmüş. Bir
Agamemnon'la Menelaos, Atreusoğulları di­ orduyla geri gelen Herakles Augias'ı öldür­
ye anılan bu iki kahraman Homeros destan- müş, kentini ele geçirip Phyleos'u babasının
rında baş rolü oynarlar. Atreusoğullarının la­ tahtına oturtmuş (Herakles).
neti süregider. Aigisthos, amcası Atreus'un
Aurora. Şafak tanrıça Eos'un Latince adı
babasına karşı işlediği suçun öcünü Agamem-
(Eos).
non'dan alır (Agarnemnon, Aigisthos).
Autolykos. Antikleia'nın babası, Odysse-
Atropos. Kaderi simgeleyen tanrıçalar üç­ us'un dedesi. Autolykos Hermes'in oğludur
tür. Üçüne birden verilen ad. Moira ya da ve yakalanmadan hırsızlık yapma yeteneğini
t Ker'dir. Hesiodos Theogonia'nın bir yerinde babasından almıştır. Odysseia'da şöyle tanıtı­
bu tanrıçaların Gece'den (Theog. 218), baş­ l ı r (Od. XIX, 395):
ka bir yerinde de Zeus'la Themis'ten doğmuş
Anasının soylu babasıydı Autolykos,
olduklarını söyler (Theog. 902 vd.). Adı "geri
hırsızlıkta ve yalan yere yeminde üstüne
dönülmez" anlamına gelen Atropos ömür ip­ yoktu.
liğini büken Moira'lar arasında eceli, ölümü Hermeias tanrının kendisi vermişti bu yetiyi
simgeler (Moira). ona,
yaktığı kuzu ve oğlak butlarından
Attis. Bkz. Agdistis ueKybele. hoşlanmıştı çok,
hep yoldaş olurdu ona, bu yüzden isterdi
Auge. Tegeia kralı Aleos'un kızı. Del- iyliğini.
phoi'deki tanrı sözcüsü Aleos'a kızının doğu­
racağı bir çocuğun amcalarını öldüreceğini Odyseus'un sütninesi Eurykleia'nın anlattı­
bildirince, Aleos Auge'yi tanrıça Athena'nın ğına göre, Odysseus'a adını koyan dedesiy-
miş. Odysseus büyüyüp de Autolykos'un ko­
tapınağına adamış. Ama yiğit Herakles kızı
nağına misafir gidince, dedesi ve amcalarıyla
görüp sevmiş. Auge bir süre sonra Tele-
birlikte Parnesos dağında bir yaban domuzu
phos'u doğurmuş. Babası bunu öğrenince
avına katılmış, canavarı vurmuş, ama bir yara
Auge'yle Telephos'u bir sandığa kapatıp de­
almıştı. Yarasını iyileştiren de Autolykos ol­
nize atmış, ya da köle olarak satmış. Anado­
muş, sonraları bu yara izi Odysseus'un sütni-
lu'nun Mysia kıyılarına çıkmışlar. Auge kral
nesi tarafından tanınmasına yol açar (Od.
Teuthras'la evlenmiş. Telephos gerçekten bir
386-407).
süre sonra amcalarını kaza ile öldürmüş (Te-
lephos). Başka anlatımlara göre, Autolykos Amyn-
tor'un öküz derisinden yapılmış sağlam tolga­
Augias. Helios'un oğlu, Aktor'un kardeşi, sını aşırmış ve Odysseus'a vermişti. ( İ l . I X ,
Elis kralı (Tab. 8). Argonaut'lar seferine katıl­ 261 vd.), Eurytos'un sürülerini çalmış, Sisy
mıştır. Herakles efsanesinde önemli bir rol phos'a da aynı şeyi yapmak istemiş, ama ba-
AUTOMEDON

saramamış. Sisyphos davarlarını geri almak yıp onları tanınmaz hale getirmesini başardı­
için konağına gelince, Autolykos Laertes'e ğı anlatılır.
nişanladığı kızı Antikleia'yı önce Sisyphos'la
birleştirmiş, bundan da amacı doğacak toru­ Automedon. İlyada'da AkhiUeus'un araba­
nunun Sisyphos gibi kurnaz olmasıymış. Bu sını süren yiğit. Ege denizindeki adaların bi­
anlatıma göre, Odysseus Laertes'in değil de, rinden Troya savaşına katılmaya gelmiş, son­
Sisyphos'un oğluymuş. Homeros bu görüşe radan Akhilleus'ın seyisi olmuştur: Ölümsüz
katılmaz. atları Ksanthos'la Balios'a bakar.
Başka kaynaklarda Autolykos'un Herak- Patroklos'un ölüsünü elde etmek için yiğit­
les'e güreş öğrettiği, Argonaut'lar seferine çe savaşan Automedon Akhilleus'un en vefalı
katıldığı ve çaldığı hayvanların postunu boya- arkadaşlarından sayılır (Balios).
raklarının üstüne koymuş; uslu, edepli yat

B
mışlardı-, hiç de, senin dediğin gibi, şarapla ve
kaval sesleriyle sarhoş olmuş, ıssız ormanlar
da Kypris'in peşine düşmüş değillerdi. Anan,
boynuzlu öküzlerin böğürdüğünü duyar duy­
B a b y s . T a n n Apollon'la flüt yarışmasına gi­
maz Bakkha'ların ortasından ayağa kalktı; vü­
rişen satyr Marsyas'ın kardeşi. Babys de ka­ cutlarını saran uykuyu kovmak için keskin bir
val çalarmış, a m a o n u n kavalı tek borulu ilkel çığlık kopardı. Bakkha'lar derin uykularını
bir kaval o l d u ğ u n d a n Apollon Babys'e ö n e m gözlerinden sildiler; genç, ihtiyar, bakire, hep­
v e r m e m i ş , böylece Babys Marsyas'ın uğradı­ si birden, görülmedik bir düzenle fırlayıp
ğı cezaya u ğ r a m a m ı ş (Marsyas). kalktılar. Önce saçlarını omuzlarına döktüler;
çözülmüş nebris'lerini bağlayıp sıkıştırdılar;
B a c c h u s . D i o n y s o s ' u n L a t i n c e a d ı . Bkz. Di- sonra yanaklarını yalayan yılanları benekli
onysos. postlarına kemer gibi sardılar. Bazıları, kolla­
rında taşıdıkları geyik, kurt yavrularına bem­
Bakkha'lar. Tanrı Dionysos-Bakkhos'un beyaz bir süt veriyordu; bunlar çocuklarını ye­
dinsel t ö r e n l e r i n i kutlayan kadınlar alayı. T ı p ­ ni doğurup bırakmış, memeleri süt dolu ka­
dınlardı. Nihayet hepsi sarmaşık, meşe ve çi­
kı t a n r ı n ı n kendisi gibi çıplak bedenlerini n e b -
çekli saparna dallarından çelenklerini başları­
ris d e n i l e n benekli ceylan postlarıyla ö r t e r ,
na geçirdiler, içlerinden biri thyrsos'unu ya­
başlarına sarmaşık çelenkleri sarar ve ellerin­ kalayıp bir kayaya vurdu: Kayadan sabahın çi-
d e t h y r s o s , u c u n d a bir ç a m kozalağı b u l u n a n yi kadar duru bir su fışkırdı. Başka biri
sarmaşık ve a s m a yaprakları sarılı u z u n değ­ nartheks'ini toprağa dokundurdu: Tanrı top­
nekleri ve P r o m e t h e u s ' u n insanlara ateşi taşı­ raktan bir şarap gözesi kaynattı. Canı isteyen
dığı n a r t h e k s karnışıyla t a n r ı n ı n p e ş i n d e n k o ­ de süt içiyordu: Parmaklarıyla toprağı kazın­
ca, topraktan oluk oluk süt akıyordu. Sarma­
şarlar, geceleri d a ğ d a , bayırda, o r m a n l a r d a
şıktı thyrsos'lardan bal damlıyordu. Ah, ora­
k e n d i l e r i n d e n geçerek tanrıya karışırlar. O sı­ da olup da bu mucizeleri göreydin, inanmadı­
r a d a d o ğ a ile birlik o l a n Bakkha'lar ü s t ü n bir ğın bu tanrıya şükürler ederdin. Biz, öküz ve
güçle ö n l e r i n e gelen vahşi hayvanları p a r ç a ­ koyun çobanları, hep bir araya gelip gördüğü­
larlar. D i o n y s o s dinini b e n i m s e m i ş bu kadın­ müz garip şeyler üzerinde konuştuk. İçimiz­
lara olgun ermişlik a n l a r ı n d a T h y a s ( t h y o , ve­ den, ş e h r e gidip gelen ve k o n u ş m a s ı n ı bilen
cit h a l i n d e o l m a k ) , çılgınca kendilerinden biri dedi ki: "Ey, yüce dağ başlarında yaşayan­
lar, gelin, Pentheus'un anası Agaue'nin ardı­
geçtikleri z a m a n da M a i n a s ( m a i n o m a i , çıldır­
na düşelim; onu Bakkha'lardan ayırıp kralı­
m a k , taşkın bir coşkuya kapılmak) d e n i r . mızın gönlünü hoş edelim". Bu düşünceyi
H e r iki hallerini ve özlerindeki niteliği c a n ­ doğru bulduk; çalılıkların arasına saklanıp
l a n d ı r m a k için Euripides'in " B a k k h a ' l a r " t r a ­ pusu kurduk. Bakkha'lar, vakit gelince,
gedyasından bir p a r ç a y ı buraya almayı en uy­ thyrsos'larını sallayarak ayinlerine başladılar;
g u n bulduk. Euripides'in s o n eserlerinden biri hep bir ağızdan "lakkhos, Zeus'un oğlu Bro-
mios" diye bağırdılar. O zaman dağlar, taşlar
olan bu oyunda koro h e m Bakkha'lardan
Bakkha'larla bir olup coştu; vahşi hayvanlar
m e y d a n a g e l m e k t e , h e m d e bir Bakkha olan
bile cümbüşe katıldı; yer yerinden oynadı.
Agaue'nin k o r k u n ç d r a m ı canlandırılmakta­ Ansızın Agaue'nin sıçrayarak yanımdan geçti­
dır. Bakkha'ları g ö r e n bir h a b e r c i o n l a r ı , D i - ğini gördüm; saklandğım çalılıktan fırlayıp
onysos dinini T h e b a i ' d e n sürmeye kararlı onu yakalamak istedim. O zaman Agaue
kral P e n t h e u s ' a şöyle anlatır ( M . E g . B. Ya­ Bakkha'lara: "Hey, benim rüzgâr kanatlı dişi
yınları, S. Eyuboglu çevirisi, s. 4 6 ) : tazılarım; erkekler bize pusu kurmuş. Gelin,
gelin ardımdan, thyrsos'larınızı sallayıp ko­
G ü n e ş ışıklarıyla toprağı ısıtmaya başlar­ şun!" diye bağırdı. Kendimizi güç kurtardık;
ken, otlattığım öküz sürüsüyle yüksek dağla­ kaçmasaydık Bakkha'lar bizi parçalayacaklar­
rın başında düz ve kayalık bir yere varmıştım. dı. Bizi tutamaymca, taze çayırlarda otlayan
Üç alay kadın, üç koro gördüm; birinin başın­ sürülere saldırdılar; ellerinde bıçak mıçak
da Autonoe, birinin başında Agaue, senin yoktu. Görmeliydin, Bakkha'lardan biri, na­
anan, birinin başında da lno vardı. Hepsi se­ zik elleriyle, memeleri süt dolu bir azgın iniği
rilmiş uyuyordu. Kimi sırtını bir çam kütüğü­ nasıl zaptedtyordu. Genç danaları parça pal
ne dayamış, kimi başını toprağa, meşe yap-
BAKKHOS

ça ettiler. Kaburga kemikleri, tırnaklı ayaklar Z e u s acır o n l a r a ve şöyle seslenir yüreğin­


havada uçuşuyor; bazen çamlara takılıp kalı­ de:
yor; dallardan kan damlıyordu. Bakkha'lara
Zavallıcıklar, ne diye verdim sizi kral
öfkeyle saldıran azgın boğalar bir anda yere
Peleus'a,
seriliyor; binlerce genç kadın eli boğaları boy­
ne diye bir ölümlü insana verdim sizi.
nuzlarından tutup sürüklüyordu. Kralımın
siz ki bilmezsiniz ölüm ne, yas ne,
kirpikleri şöyle bir defa açılıp kapanmadan
bahtı kara insanlarla acı çekmeniz için mi?
Bakkha'lar hayvanların derilerini yüzüp hep­
Şu dünyada soluk alan, yürüyen
sini didik didik ettiler; sonra, havalanıp giden
kuş sürüleri gibi dalgalardan sarmaş dolaş in­ yaratıklar arasında
diler; Asopos ırmağının kıyılarına, Theba- insandan daha acınacak bir yaratık yok.
i'lilere bereketli başaklar veren ovalara rüzgâr Z e u s böylece yüreklendirir atları ve katılır­
gibi atıldılar. Kithairon kayalıklarının etekle­
lar Akhilleus'un Hektor'la olan savaşına
rindeki Hysia ve Erythra şehirlerine düşman
orduları gibi girdiler; her şevin a/tını üstüne (Ksanthos).
getirdiler. Evlerden çocukları alıp kaçtılar. (2) A k t e o n ' u n bir köpeğinin a d ı .
Omuzlarına attıkları hiçbir şey artık kara top­
rağa düşmüyor; tunç ve demir bile bellerini Batieia. Bkz. Myrina.
bükmüyordu. Alev alev yanan saçları vücutla­
B a t t o s . (1) T a n r ı H e r m e s A p o l l o n ' d a n aşır­
rını yakmıyordu. Nihayet şehirlerin erkekleri
Bakkha'larm her şeyi alıp götürdüklerini gö­ dığı sığırları s ü r e r k e n dağda Battos adlı bir ih­
rünce öfkeyle silahlarına sarıldılar ve işte o tiyara rastlamış, kendisini ele verir korkusuy­
zaman, kralım, hiç görülmedik bir sahne gör­ la o n a d e m i ş ki, kimseye bir şey söylemezsen
dük: Demir uçlu oklar Bakkha'lardan bir sana bir düve a r m a ğ a n e d e c e ğ i m . S o n r a d a
damla kan akıtmadı; mutlak bir tanrıdan yar­ hayvanları saklamış ve kılık değiştirerek ihti­
dım gören bu kadınlar thyros'larıyla erkekleri
yarın karşısına çıkmış, yitirdiği sürüleri a r a r
yaraladılar ve önlerine katıp kovaladılar. Son­
gibi o l m u ş . B a t t o s da sözünü t u t m a y ı p hay­
ra geldikleri yere döndüler; tanrının onlar
için yerden kaynattığı sulara koştular; orada vanların saklandığı yeri g ö s t e r m i ş . T a n r ı öf­
kana bulanmış vücutlarını yıkadılar. Yılanlar, kesinden kayaya çevirmiş o n u (Hermes).
yanaklarından damlayan kanları yaladı; gü­ (2) Battos Libya'nın Kyrene k e n t i n i n kuru­
neş de vücutlarını kurutup parlattı. Kralım,
cusu sayılır. Asıl a d ı , Aristoteles ya da Aristai-
bu tanrı kim olursa olsun, bırak bu şehre gir­
os imiş de k e k e m e olduğu için B a t t o s d e n m i ş
sin; büyük bir tanrı bu. Dediklerine göre,
ölümlülere keder dağıtan şarabı veren oymuş. o n a . Ama t a r i h ç i H e r o d o t o s ' a g ö r e B a t t o s
Şarap olmazsa insanlar için ne aşk kalır, ne Libya dilinde "kral" d e m e k m i ş . P a u s a n i a s
de başka bir şey. B a t t o s ' u n Kyrene'yi k u r d u k t a n s o n r a , d ü z ­
gün k o n u ş m a y a başladığını anlatır.
Bakkhos. Bkz. Dionysos.
Baukis. Bkz. Philemon.
B a l i o s . (1) Yel t a n r ı Z e p h y r o s ' l a H a r p y a P o -
d a r g e ' d e n d o g m a iki a t t a n biri. K s a n t h o s ' l a Bebryk'ler. Anadolu'nun Bithynia bölge­
Balios'u P o s e i d o n P e l e u s ' a Thetis'le evlendi­ sinde yaşayan bir boy (Amykos).
ği g ü n d ü ğ ü n hediyesi olarak vermiş. Akhille-
Bellerophontes. Bellerophontes efsanesi
us da bu ö l ü m s ü z atları T r o y a savaşına getir­
bugün de yaşar bizim için. Ateş nasıl y a n a r ,
mişti. H o m e r o s İlyada'da onları şöyle anlatır
alev nasıl kızıllık saçarsa öyle yaşar. Mavi yol­
(İl. XVI, 1 4 8 vd.):
culukta geceyi korsanlar yatağı Ceneviz kör­
Automedon koştu tez giden
atları
fezinde geçirdikten s o n r a , gemimiz m a s m a v i
boyunduruğa,
bir denizin yarlarla kesilmiş koyu yeşil kıyıları
Yel gibi uçan atları, Ksanthos'la Balios'u,
onları Zephyros yeline kasırga Podarge boyunca gide gide O l y m p o s k e n t i n e varır.
doğurmuştu, Çıralı derler b u g ü n o r a y a . Alacalı taşlar ü s ­
otlarken bir çayırda, Okeanos ırmağı t ü n d e g ü m b ü r d e y e n bir çayın d e n i z e dökül­
kıyısında. düğü bu lahitler kentinin ö n ü ak bir kumsal­
P a t r o k l o s ö l ü n c e , Akhilleus'un atları ağlar dır, ardı da girift çalılıklarla yükselen k o c a bir
(İl. XVII, 4 2 6 vd.): dağ. İşte bu dağda a t e ş y a n a r , t o p r a k yer yer
BtLLtKumurN ı to
gazlar s a ç ı p kendiliğinden t u t u ş u r . Yanar T a ş t a n r ı s o y u n d a n d ı o, insan değildi.
dedikleri bu yer Lykia'nın en eski, en güzel Önü aslan, arkası yılan, ortası keçiydi,
efsanesini b u g ü n de c a n l a n d ı r ı r . Bu efsaneyi yalımlı nefesiyle kötü soluyordu.
Bellerophontes uydu tanrıların isteğine,
H o m e r o s ' u n a ğ z ı n d a n d u y a l ı m : İlyada'nın
onu bir anda yere serdi.
VI. b ö l ü m ü n d e Y u n a n i s t a n ' k D i o m e d e s ' l e Çarpıştı sonra ünlü Solymo'larla.
A n a d o l u ' l u G l a u k o s çarpışırken savaşa a r a Girdiği savaşların bu en çetiniydi.
verip soylarını s o r a c a k olurlar birbirlerine, Erkek gibi Amazon'ları öldürdü sonra. ,
G l a u k o s ' u n anlattığı öykü Lykia'nın en ö n e m - Dönüşünde kral ona zorlu bir tuzak kurdu:
li efsanesini dile getirmekle kalmaz, iki d ü ş ­ Yaygın Lykia'dan en iyi yiğitleri
seçti gönderdi p u s u y a ,
m a n savaşçıyı k o n u k ve dost olarak da birleş­
ama onlar bir daha dönmediler evlerine,
tirir (İl. VI. 1 5 2 - 2 1 1 ) :
kusursuz Bellerophontes öldürmüştü

At besleyen Argos'un
bir bucağında Ephyre hepsini.
İli uardır, Kral da anladı onun tanrı soyundan
Aiolos oğlu Sisyphos yaşardı orada, olduğunu,
insanların en kurnazıydı o, alıkoydu orada, verdi kızını,
bir oğlu oldu, Glaukos'tu adi; bütün krallık onurlarını bölüştü
Bellerophontes doğdu ondan sonra, Lykia'lılar da ayırdılar bahçelik, buğdaylık
Glaukos'un kusursuz oğlu. bir tarla,
Erkeklik, güzellik bağışladı tanrılar ona. ayırdılar en büyük, en güzel bir toprağı.
Ama Proitos geçirdi gönlünden kötü şeyler, Karısı üç çocuk doğurdu bilgili
kendisi ondan çok daha güçlüydü, Bellerophontes'e:
sürdü onu Argos'lular arasından; Isandros, Hippolokhos, Laodamela.
Zeus almıştı Bellerophontes'I Akıllı Zeus, koynuna girdi Laodameia'nın.
Laodamela, doğurdu tanrıya denk tunç
Proitos'un eli altına.
Tanrısal Anteia, Proitos'un karısı, yanıp silahlı Sarpedon'u.
tutuşuyordu, Ama bir gün tanrılar tiksindi
Belterophontes'le, diyordu, gizlice bir Bellerophontes'ten,
sarmaş dolaş olsam, Aleion ovasında kaldı o tek başına,
ama birazcık olsun kandıramadı onu, insan uğrağından uzakta yedi kendi
o sıra aklı başındaydı Bellerophontes'in. kendini.
Kadın bir yalan attı kral Proitos'a, dedi ki: Savaşa doymayan Ares öldürdü oğlu
"Bellerophontes'i öldürmezsen lanet sana, îsandros'u,
o benim zorla koynuma girmek istedi". çarpışırken ünlü Solymo'larla.
Böyle dedi o, kralı birden öfke kapladı. Kızdı dizginleri altın kakmalı Artemis,
Ama saygı besliyordu yüreğinde, aldı Laodameia'nın c a n ı n ı .
Bellerophontes'e kıyamadı. Hippolokhos da baba oldu bana,
Gönderdi onu Lykia'ya, ben övünürüm onun oğlu olduğum için.
Eline uğursuz işaretler verdi, Troya'ya gönderdi beni o,
üst üste katlanan bir levhaya sıkı sıkı salık verdi bana:
yazdı bir sürü ölüm yazıları. Hep yiğitçe dövüşeyim,
Kaynatasına göstermesini buyurdu, üstün olayım b a ş k a l a r ı n d a n ,
böylece yok olacaktı o. utandırmayayım atalarımın soyunu,
Bellerophontes tanrıların eliyle vardı oraya. onlar ki Ephyra'da, yaygın Lykia'da
Gelince Lykia'ya, Ksanthos nehrine, en iyi, en ünlü kişilerdi.
yaygın Lykia'nın kralı onu saydı. Övünürüm işte, bu soydan, bu kandan
Ağırladı onu tam dokuz gün, olmakla.
dokuz t a n e öküz kurban e t t i .
B u p a r ç a d a n öğrendiğimize g ö r e , Bellero-
Gül parmaklı şafak görününce onuncu
p h o n t e s Korinthos (Ephyra K o r i n t h o s ' u n es­
günü.
ki adıdır) kral ailesinden ve ü n l ü S i s y p h o s ' u n
Bellerophontes'e sordu,
t o r u n u d u r ( T a b . 2 5 ) . N e var k i G l a u k o s Belle-
damadımdan getirdiğin işaret hani? dedi.
Alır almaz damadının işaretini, r o p h o n t e s ' i n " ö l ü m l ü " babasıdır, yiğit aslında
buyurdu önce azgın Khimaira'yı P o s e i d o n ' u n dölündendir. Tanrısal nitelikleri
öldürmesini; d e o r a d a n g e l m e . H o m e r o s ' u n bize açıkla-
madıgı Bellerophontes'in adı ve niçin Tiryns Bendis. Trakya'lıların ay tanrıçası. Kültü,
kralı Proitos'un yanına sığındığıdır. Bellero- Perikles zamanında Atina'ya yayılmıştı.
phontes Belleros'u öldüren demek. Birçok yi­
ğitler gibi Bellerophontes de kaza ile adam Berckynthia. Ana tanrıça Kybele'nin ek
öldürmüş, öldürdüğü bu Belleros'un kim oldu­ adlarından biri. Berekynthes Phrygia'da otu­
ğu da pek bilinmiyor, ne var ki bu yüzden yur­ ran bir boya verilen isimdir (Kybele).
dundan ayrılıp kendisini suçundan arındıra­
Bia. Güç, kuvvet anlamına gelen Kratos'la
cak birinin yanına gitmesi gerekiyor. Bu
zor, zorbalık, şiddet anlamına gelen Bia ( y a
adam da Proitos'tur. Anteia kocasına Belle-
da Bie) tanrı ve kral yetkilerini simgeleyen bi­
rophontes'i suçlayınca, Proitos konuğunu
rer kavramdır. Hesiodos bunların doğuşunu
kendi eliyle cezalandırmaktan çekinir ve onun
şöyle anlatır (Theog. 383 vd.):
içindir ki eline katlanmış tabletler, yani bir
mektup verip kaynatası lobates'e gönderir. Okeanos kızı Styks Pallas'la sevişti,
Lykia kralı da konukluk kurallarına saygılıdır Zetos'la Nike'yi doğurdu, güzel topuklu,
ve ancak zorunlu kaldığı zaman ağır işlere ko­ Sonra Kratos'la Bie'yl, o yaman çocukları;
şar Bellerophontes'i. Yiğidin ağzı ateş saçan Zeus nerede oturursa, onlar oradadır,
Khimaira'yı nasıl öldürdüğü Homeros'ta anla­ Zeus nerede yürürse, ardındadır onlar,
tılmamıştır. Hesiodos'a göre (Theog. 324): ayrılmazlar gümbürtülü Zeus'tan.

Kratos'la Bie Aiskhylos'un "Zincire Vurul­


Pegaros hakkından geldi bu Khimaira'nın muş Prometheus" tragedyasında önemli bir
koca yiğit Bellerophontes'le birlikte. rol oynarlar: Oyunun başında Prometheus'u
kollarından tutarak Kafkas dağına sürüklerler
Bir anlatıma göre, yiğit kanatlı atı Korin-
ve arkalarından gelen Hephaistos Zeus'a baş
thos'ta bir çeşmede su içerken bulmuş, sağrı­
kaldıran insansever tanrıyı bir kayaya mıhlar.
sına binip doğru Khimaira'yı öldürmeye git­
Bu sahnede Bie sessiz bir kişi olarak bulunur.
miş onunla (Pegasos). Bellerophontes'in tan­
Hephaistos'la konuşmayı Kratos yapar (Kra-
rıların öfkesine uğramasının nedeni şöyle
tos).
açıklanır: Gurura kapılan yiğit kanatlı atının
sırtında Olympos'a kadar yükselmek istemiş,
Bias. Kâhin Melampus'un kardeşi, onun se­
Zeus da kızarak atmış onu gökten aşağı yer­
rüvenlerine katılır (Melampus).
yüzüne. Düştüğü Aleion ovası da Kilikya'da
bir bölgedir. Bellerophontes'in kızı Laodame- Biton. Kydippe'nin oğlu, Kleobis'in kardeşi
ia, İlyada'da Lykia'lıların başında savaşan Ze- (Kleobis).
us oğlu Sarpedon'un anasıdır (Proitos, Ante-
ia, Khimaira, Sarpedon). Bona Dea. "İyi tanrıça" anlamına gelen es­
ki bir Latium tanrıçası. Kültü kır tanrısı Fau-
Bellona. Romalıların savaş tanrıçası olarak nus'Ia ilgilidir. Bu tanrının kızı ya da karısı sa­
simgelendirdikleri Bellona (Lat. Bellum savaş yılan Bona Dea'nın Roma'da Aventinus t e ­
demek) zamanla Yunanlıların Enyo tanrıça- pesinde bir tapınağı vardı, orada belli günler­
sıyla bir tutulmuştur. Mars'ın eşi olarak da de gizli ayinler yapılır, bunlara yalnız kadınlar
gösterilir. Bir savaş arabasında, elinde bir kı­ katılırdı (Faunus).
lıç, bir kargı ya da yanan bir çırağı ile canlan­
dırılır, korku saçan bakışlarıyla Furia'ları an­ Bona Fides. Verilen sözü ve içilen andı
dırır (Furia). simgeleyen tanrıça, Roma tanrıları arasında
çok eskiden beri yer alan bu kavramsal yaşlı­
Bellos. Libya adlı nympha'nın tanrl Pösei- lığın Palatinus tepesinde bir tapınağı vardı.
don'dan doğurduğu ikiz kardeşlerden biri Orada bulunan resmi dünya kadar yaşlı bir
(Tab. 10). Öteki Agenor'dur. Agenor Suri­ kocakarı olarak gösterilir ve rahipleri de içi­
ye'ye yerleşiği halde, Belos Mısır'da kalmış len andı simgelemek üzere ellerine beyaz
ve Nil ırmağının kızı Ankhihoe ile evlenmiş; bezler sararlardı. Bona Fides, Roma'lıların,
Aigyptos'Ia Danaos adlı ikiz çocukları olmuş adına yemin ettikleri Dius Fidius'un dişi karşı­
(Algyptos, Danaos). lığıdır.
Boreas. Adı Türkçeye poyraz diye geçen Didyma'ya da bağışladığını söyler. Tapınak o
kuzey rüzgârı, esiş yönüne göre bugün bizim kadar zenginmiş ki, Milet Pers savaşlarına gi­
yıldız dediğimiz yele karşılıktır. Hesiodos'a rişecekken, Didyma'nın hazinesiyle bir d o ­
göre, şafak tanrıçanın oğlu olan Boreas, N o - nanma kurmayı düşünmüş.
tos ve Zephyros'un kardeşidir. Şairler Bore- Karadeniz'den Mısır'a kadar doksana yakın
as'ı kara bulutlarla gökten sağanak sağanak sömürge kuran Miletos işlek bir liman, bolluk
kopan ve engin dalgalarla denizi allak bullak içinde yaşayan bir şehirdi. Milet'ten Didy-
eden azgın bir yel, buz gibi esen bir kasırga ma'nın limanı Panormos'a gemiyle - karayo­
olarak nitelerler. Odysseia'da önemli bir rol lu yokmuş o zaman - oradan da kutsal yol
oynayan Boreas kimi zaman da arkadan pü­ boyunca Didyma'ya fal baktırmaya gelen
für püfür esince, gemicileri dosdoğru ereğe devlet adamları, işadamları bilicileri elbette ki
ulaştıran güzelim bir yel sayılır (Rüzgârlar). memnun ediyorlardı, ama her müşterinin
Efsaneye göre, Boreas Trakya'da oturan nabzına göre şerbet vermek, yani falını arzu­
gür sakallı, engin kanatlı, güçlü kuvvetli bir ladığı sonuca yöneltmek de biliciye düşen gö­
yaratıkmış. Titanlar soyundan olduğu için, revdi. Kolay iş değildi bu. Nitekim Lade yenil­
onlar gibi sert, dizginsiz ve azgınmış. Bir gün gisiyle Milet, Pers'lerin eline düşünce, şehir­
Atina kralı Erekhtheus'un kızı Oreithya'yı ar­ de ne kadar erkek varsa hepsi öldürülüp, ka­
kadaşlarıyla ırmak kıyısında oynarken gör­ dınlar ve çocuklar köleliğe sürüklenince, Di-
müş, ona vurulmuş ve tozu dumana katarak dyma tapınağı da yağmaya uğramış. Bran-
üstüne yürümüş, onu kızıl kanatlarıyla sardığı khosogulları bu durumda Pers kralıyla anlaş­
gibi doğru soğuk Trakya'ya kaçırmış ve Kala- mayı yeg görmüş olacaklar ki, tapınak hazi­
is ile Zetes'e gebe bırakmış. Boreas bir at kılı­ nesini ve daha önemlisi, Apollon'un dev hey­
ğına girerek Erikhthonis'in kısraklarına aşmış kelini Serhas'a verip onunla birlikte İran'ın
ve on iki tay üretmiş, bu taylar öyle hafif, öy­ Susa şehrine göçmüşler. Bir gün İskender'in
le çevikmiş ki, buğday tarlaları üstünden ge­ çıkagelecegini bilememiş Brankhosogulları.
çerken başaklar eğilmez ve denizin üstünden İssos savaşından sonra B ü y ü k İskender'in i l k
en ufak bir kırışık yapmadan uçarmış. işi Miletos'a gelmek olmuş. Emeli, Anado­
lu'da Yunan uygarlığını kalkındırmaktı. İon
Brankhos-Brankhosoğulları. Brankhos' şehirlerinin öcünü alacaktı. Bu amaçla M i -
un kişiliği ve efsanesi, Didyma'da kurulmuş let'te kalmış ne kadar Brankhosoglu varsa
Apollon tapınağı ve bilicilik merkezinin ünü­ hepsini kesmiş. İşin tuhafı, Milet'in başına
nü ve yaygınlığını sağlamak için uydurulmuş­ gelecek yıkımı Delfi bilicileri önceden haber
tur. vermişti, hem Milet'lilerin kendilerine değil
de, Argos şehrinin geleceğini öğrenmeye ge­
Brankhos Miletos'lu bir delikanlıymış. Ana­
len Argos'lulara. Tarihçilerin bize sakladığı
sı onu doğurmadan önce bir düş görmüş: G ü ­
aşağıdaki dizelerden - kehanetler her zaman
neş ışınları ağzından, boğazından girip karnı­
heksametron dizeleriyle dile getirilirdi - fışkı­
na varıyor ve bedenini dolaştıktan sonra gö­
ran sevinç Delfi'nin Anadolu'daki zengin ra­
beğinden çıkıyormuş. Bu düşü hayra yoran
kibi Didyma'yı ne kadar kıskandığını belli et­
biliciler doğan çocuğa "Brankhos" yani bo­
miyor mu?
ğaz adını vermişler. Brankhos çok güzel bir
delikanlı olarak yetişmiş, ovada sürülerini ot­
Ve o gün, Miletos, işte o gün, sen ey kötü
latırken bir gün tanrı Apollon onu görmüş ve
düzenli kent,
sevmiş, b i l i c i l i k yetisini bağışlamış ona. M i l e -
bereketli bir av olacaksın düşmanlara,
tos'un güneyinde kurduğu tapınakta bu usta­ bir şölen sofrası sürü sürü insanlara!
lığından faydalandığı gibi, soyu sopu da Saçlı, sakallı savaşçıların
Brankhidai, yani Brankhosogulları adıyla fal­ ayaklarım yıkayacak kadınların.
cılığı sürdürmüşler. Didyma Yunanistan'da Ve senin de, ey Didyma,
Delfi'ye rakip bir bilicilik merkezi olmuş. Ta­ yabancılar el koyacak tapmağına.
rihçi Herodotos, Lydia kralı Kroisos'un Del- Pers savaşlanndan sonra yeni baştan kum
fi'ye verdiği kadar bol ve zengin armağanları lan Didyma tapınağı Roma imparatorluğu za­

m
manına kadar önemini sürdürmüş ve orta­ madıkça Akha'lara zaferi vermesin diye. Ze-
çağda bir depremle yıkıldıktan sonra dev ka­ us sözünü tutar, öyle ki, Agamemnon bile
lıntıları bugüne kadar korunabilmiştir (Didy- yaptığına pişman olur ve Akhilleus'la barış­
ma, Didymeion). mak için elçiler gönderir ona. Birçok arma­
ğanlarla birlikte Briseis'i geri vereceğini, za­
Briareus. Uranos'la Gaia'nın yüzer kollu ve ten o kadına hiç dokunmadığını söyletir. A k -
ellişer başlı dev oğullarından biri, Kottos'la h i U e u s gene de yumuşamaz (İl. IX, 336 vd.).
Gyes'in kardeşi (Tab. 2), (Yüz Kollular).
Patroklos öldüğü gün Briseis, Akhilleus'un
Briseis. Akhilleus'un Ege bölgesine yaptığı yanına döner. İki sevgiliyi ölünün üstünde ağ­
çapulculuk seferlerinden getirdiği en değerli lar görürüz. Sonra İlyada'da pek sözü geç­
tutsak Briseis'tir. Asıl adı Hippodameia olan mez Briseis'in. Yalnız son bölümde AkhiUeus
Briseis Lyrnessos'a Apollon rahibi Brises'in insanlık duygularına uyarak Hektor'un ölüsü­
kızıdır. Brises'le, Khryse'nin Apollon rahibi nü babası Priamos'a verdikten sonra, gece
Khryses kardeştirler. Briseis evli barklı bir ka­ döşeğine uzanınca, uğruna çok acı çektiği ka­
dındı, AkhiUeus kocasını öldürdükten sonra rısı Briseis de gelir, yanına yatar.
ele geçirir onu. Briseis de acısına katlanır, Homeros'tan sonraki öykülerde Briseis
çünkü yıkılan yuvasına, yanan şehrine ağlar­ uzun boylu, esmer, kalın kaşlı, parlak bakışlı
ken, Akhilleus'un temiz yürekli arkadaşı Pat- bir kadın olarak tanımlanır. AkhiUeus öldük­
roklos onu tatlı sözlerle avutmuş, Akhilleus'a ten sonra, ona son görevleri Briseis yapmış
karı olacağına söz vermişti. Akhilleus'un ba­ (Khryseis, AkhiUeus).
rakasında sessiz, sedasız yaşamaktadır ki, gü­
Brises. Lyrnessos'ta Apollon tanrının rahi­
nün birinde Akhilleus'la Agamemnon arasın­
bi, Briseis'in babası. AkhiUeus kentini yağma
da kopan kavga altüst eder hayatını. Apollon
edip kızını götürünce Brises canına kıymış
tanrının öfkesini ve salgını önlemek için
(Briseis).
Khryseis'i babasına geri vermeye razı olunca
Agamemnon şöyle konuşur (İl. I, 183 vd.): Britomartis. Zeus'un kızı olduğu söylenen
bir Girit tanrıçası. Adı "atlı bakire" anlamına
Phoibos Apollon istiyorsa Khryseis'i ille de,
şu gemimle, yoldaşlarımla göndereceğim gelen Britomartis Girit'in Gortyn şehrinde
onu. Artemis alayına katılırmış. Kral Minos ona
Ama barakandan alacağım kendim gelip vurulup peşine takılmış ve dokuz ay süresince
senin onur payını, güzel yanaklı Briseis'i. kovalamış kızı Girit'in dağlarında, ovalarında.
Senden ne güçlü olduğumu o zaman anla, Sonunda yakalanacağını gören Britomartis
gör. kendini denize atmış, ama bir balıkçı ağına
Korksun boy ölçüşmekten, ibret alsın
takılıp kurtulmuş. Bu yüzden de ona Diktyn-
kim benimle eşit görmek isterse kendini.
na, yani ağdan çıkma kız adı verilmiş.
AkhiUeus bu sözlere çok öfkelenir, kılıcını Artemis gibi o da avcı kılığında, köpeklerle
kınından çıkarmak, Agamemnon'un üstüne dağda, bayırda yalnız başına dolaşır ve erkek­
yürümek üzeredir ki, tanrıça Athena elini tu­ lerden kaçar bir kız tanrıça olarak canlandırı­
tar. AkhiUeus da krallar kralına sövüp saydık­ lır (A rtemis).,
tan sonra, bir daha ne olursa olsun savaşa
Bromios. Tanrı Dionysos'a takılmış bir ad.
katılmamaya ant içip çadırına çekilir. Bu ara­
da Agamemnon, Khryses'i bir gemiye bindi­ "Gümbürtülü" anlamına gelen bu ek ad tanrı­
rip, babasına gönderir, tanrı Apollon'un ö f - ya yıldırımlar arasında doğduğu için verilmiş
kesini yatıştırmak için yüz sıgırlık kurbanlar olacak (Dionysos).
kestirir. Ama bununla da kalmaz, iki haberci­ Brontes. Uranos (gök) ile Gaia'nın (toprak)
sini Akhilleus'un çadınna yollar ve kadını al­ birleşmesinden doğan tek gözlü devlerden bi­
dırır. ri (Tab. 2). Adı "gürleyen" anlamına gelen
Akhilleus'un dileği üzerine anası Thetis gi­ Brontes Zeus'a gök gürültüsünü armağan
der, Zeus'tan yalvarır Akhilleus savaşa katıl- eden Kyklops olsa gerek (Kyklops).
Busiris. Yunan efsanesine göre, Busiris çok Lykia sınırında Kaunos kentini kurar. Byblis
zalim bir Mısır kralıdır. Öyle insafsız bir zorba çıldırır, o da düşer yollara, deli gibi dolaşır
imiş ki, Nil bölgesine yerleşmiş deniz tanrı Anadolu'yu boydan boya, rahat bulamaz hiç­
Proteus bile ondan kaçmak zorunda kalmış. bir yerde. Sonunda yüksek bir kayadan aşağı­
Busiris Batı kızlarını kaçırmak için bir haydut ya atar kendini, ama nympha'lar acır ona, kı­
çetesi kurmuş, altın elmaları almaya gittiği zı bir pınara çevirirler, pınar Byblis'in çağla­
zaman Herakles bu çeteye rastlamış ve hay­ yan gözyaşları gibi akar durur. Bu Ovidius'un
dutların hepsini öldürmüş. Günün birinde M ı - anlatımı.
sır'da kıtlık olmuş. Busiris Kıbrıs'tan gelme Başka bir anlatım işi tersine çeviriyor: D o -
Phrasios adlı bir biliciye ne yapmak gerektiği­ gadışı aşka kapılan Byblis değil, Kaunos'muş.
ni sormuş, bilici de demiş ki, yılda bir Ze- Kaunos bu yüzden sürülmüş, Byblis de bu
us'un öfkesini yatıştırmak için, ona bir insan yüzden çıldırmış ve asmış kendini. Adını iki
kurban kesmeli. Busiris de işe hemen Phrasi- kente vermişler: Biri Karia'da Byblis, öteki
os'u kurban etmekle başlamış. Herakles M ı - Fenike'de Byblos.
sır'a uğrayınca, Busiris onun başına çiçek çe­
Bu öyküleri anlatanlar Kaunos şehrini gör­
lenkleri koymuş, kutsal sargılarla sarmış kol­
memişlerdi herhalde, yoksa öykünün sonunu
larını ve sunağa götürüp kurban etmek iste­
bambaşka biçimde getirirlerdi: Eski Kaunos
miş. Ama yiğit sargıları çözerek, Busiris'i de,
şehrinin (bugünkü Köyceğiz Dalyanı'nın)
oğlunu da, orada kim var, kim yok herkesi öl­
önünde göz alabildiğine uzanan ve ancak
dürmüş.
oraları iyi bilen gemicilerin şaşırmadan aşa
Bir anlatıma göre, Busiris Poseidon'un og-
bildikleri bir sazlık vardır. Bu bataklık nasıl
luymuş ve onu Mısır tahtına dünya seferine
meydana geldi belli, Ege kıyılarındaki bütün
çıkan Osiris oturtmuş. Belki Busiris Osiris
limanlar gibi bir ırmağın taşıdığı millerle dol
adının bozulmuş bir biçimidir.
muştur, ama şair görüşüyle bu yol yol b a t < ı
Byblis. Miletos'un kızıymış Byblis, Mile- gın Byblis'in tükenmez gözyaşlarıyla meyda­
tos'un kızı olmakla da Apollon'un torunu. na geldiği düşünülemez mi? (Kaunos).
Anasının kim olduğu konusunda söylentiler
çeşitli, en akla yakını şu: Anası Maiandros, Byzas. Bizans'ın kurucusu Byzas, tanrı P o -
yani Büyükmenderes ırmağının k ı z ı K y a - seidon'la Keroessa'nın oğludur. Keroessa da
ne'dir. Masmavi, koyu mavi anlamına gelen Zeus'un İo'dan olan bir kızı. İo onu Bizans'a
Kyane, bir ırmak kızı için güzel bir ad. Ama yakın bir yerde dünyaya getirmişti. Oğlu da
Byblis'in serüveni acı: Bir ikiz kardeşi var şehri orada kurmuş ve Apollon ve Poseidon
Kaunos adında. Byblis ikizini öyle sever, öyle tanrılardan yardım görerek surlarla çevirmiş­
beğenirmiş ki, doyamazmış okşamaya, ö p ­ ti. Günün birinde Trakya kralı Haimos şehre
meye. Bu sevginin kardeş sevgisinden öte bir saldırınca, Byzas onu teke tek savaşta yenmiş
şey olduğunun nasıl farkına vardığını uzun ve Trakya'nın içine kadar kovalamış. Kral
uzadıya anlatıyor bize Ovidius (Met. 4 5 1 vd.). yokken de Bizans İskitlerin saldırısına uğra­
Byblis anlar sevgisinin dogadışı olduğunu, ge­ mış, kuşatılmış boydan boya. Bu kez de
ne de dayanamaz, bir mektupla bildirir aşkını Byzas'm karısı Phidaleia kurtarmış şehri:
Kaunos'a. O da öfkeyle, tiksintiyle kınar bu Öbür kadınlarla birlik olup sürüyle yılan at­
aşkı, ikizini bir daha görmemek için kaçar mışlar düşman karargâhına, böylece çekilme­
yurdu Miletos'tan, gider, gider de Karia ile lerini sağlamışlar.
Aeneas'a karşı kahramanca savaştıktan son­
ra öldürülmüş.

c
Cacus. Vulcanus'un oğlu, ağzı ateş saçan üç
Carna. Roma'nın kurulduğu kırsal bölgede
yaşayan bir nympha. Roma'lılar Augustus ça­
ğına kadar Carna'ya kutsal bir ormanda tapı-
başlı dev. Aventinus tepesinin bir mağarasın­ nırlardı. Efsanesi şöyledir: K ı z oğlan k ı z olan
da oturup komşu bölgeleri yağma ediyormuş. Carna, gününü avlanmakla geçirir, yanma er­
Herakles Geyoneus'u öldürüp sığırlarına el kek yaklaştırmazmış. Bir gönüllü çıktı mı,
koyduktan sonra İtalya'ya gelince, Tiber neh­ onu peşinden ormana sürükler, yolunu şaşır-
rinin kıyısında uzanmış, kestiriyormuş. Yiğit tırmış. Bir gün iki yüzlü tanrı İanus takılmış
uyurken, Cacus gelmiş, birkaç hayvanını aşır­ peşine ve saklandığı kayanın arkasında onu
mış, iz bırakmamak için de sığırları kuyrukla­ yakalayarak bozmuş kızlığını. Karşılık olarak
rından çekerek geri geri götürmüş. Herakles da tanrısal bir güç vermiş ona: Evlerden her
uyanınca işin farkına varmış. Mağaradaki türlü uğursuzluğu defeder, özellikle yeni doğ­
hayvanların böğürmesinden, ya da başka bir muş bebekleri beşikte kanlarını emen kuşlar­
anlatıma göre, kız kardeşinin Cacus'u ele dan korurmuş.
vermesinden, Herakles mağaraya girmiş ve
ateş alev saçan Cacus'u boğazlamış. Ccrcs. Yunan bereket tanrıçası Demeter'in
CamUla. Vergilius'un Aeneis destanında an­ Latince karşılığı. "Topraktan bitmek" anlamı­
latılan Camilla efsanesi İtalya'nın halk masal­ na gelen bir kökten türemiş olan Ceres adı
larından esinlenmiş olsa gerek. Camilla Latin'lerin de bu çeşit bir tanrısal varlığa çok
Volsk'lar kralı Metabus'un kızıymış. Düşman- eskiden beri tapındıklarını gösteriyorsa da,
larınca tahtından kovulan Metabus bebek Yunanistan'dan gelme tanrıça onun izlerini
yaşta olan kızını alarak kaçıyormuş ki, Lati j silmiştir. Efsaneye göre, Etrüsk'ler yeni kurul­
um'da küçük bir ırmağın kenarına gelmişler. muş olan Roma cumhuriyetine saldırınca,
Düşman da arkalarında ha yetişti ha yetişe­ şehirde kıtlık baş göstermiş, Roma'lılar da
cek. Metabus çocuğu kalın kargısının ucuna Sibylla kitaplarına danışınca, Demeter ve Dio-
bağlayıp karşı kıyıya atmayı düşündü, ama nysos kültünün Roma'ya alınması gerektiğini
Diana'ya yakararak, bu işi başarırsa kızını öğrenmişler. İ.Ö. 496 yılında bu iş olmuş ve
ona adamaya söz verdi. Camilla'yı attıktan Ceres tapınağı Aventinus tepesine kurulmuş
sonra kendi de yüzerek geçmiş ırmağı. İkisi (Demeter).
de kurtulmuşlar. Kırlarda büyüyen Camilla
güçlü kuvvetli bir genç kız olup Yunan Ama­ Cupido. Yunan aşk tanrısı Eros'un Latince
zon'ları gibi avcı ve savaşçı olarak yetişmiş ve karşılığı. Adı, arzu anlamına gelir (Eros).
gösterilirler. Efsaneye göre, Daktyl'ler beşltir

D ve doğuşları şöyle olmuştur.- Tanrıça Rhea,


Girit'in Diktys mağarasında Zeus'u doğur­
mak için sancı çekerken, ellerini toprağa da­
D a i d a l o s . Kekrops, yani Attika'nın kral so­ yayarak ıkınmış ve topraktan doğum sancıla­
yundan gelme olduğu söyleyen Atina'lı sanat­ rını hafifletecek güç almış. Sağ elinin toprak
çı. "Ustaca işlenmiş ya da işleyen" anlamına üstünde bıraktığı izden beş cin doğuvermiş,
gelen adı, eli her sanata yatkın olduğu için bunlar tepeden tırnağa silahlı olarak çıkmış­
kendisine verilmiş. Gerçekten de Daidalos lar ortaya ve çıkar çıkmaz da yeni doğan Ze-
hem mimar, hem heykeltıraş, hem de her us tanrının şerefine hora tepmeye başlamış­
türlü mekanik araçlar yapan ve Platon'un lar. Daktyller sonraları tanrıça Kybele'nin hiz­
Menon adlı diyalogunda sözü geçen canlı metine girerek, onun kültünde rol oynamış­
heykelleri (Men. 97d) bile meydana getiren lar. Kaynaklarda bu cinler çeşitli alanlarda ya­
çok yönlü bir yaratıcıdır. Atina'daki işliğinde rarlı olarak gösterilirler: Kureta'lar ya da
yeğeni Talos'la birlikte çalışırmış. Ne var ki Korybant'lar gibi baştanrı ve anasının tapım
günün birinde Talos ölü bir yılanın dişlerin­ ve gizemlerinde gürültülü rakslarıyla yer alır­
lar, ayrıca, adlarından da belli olduğu gibi
den esinlenerek testereyi icat etmiş, bunu fe­
elişlerinde yaratıcı olurlar; Daktyl'ler bir efsa­
na kıskanan Daidalos çırağını Akropol'den
neye göre madenlerin ve maden işlemeciliği­
aşağı atarak öldürmüş. Davaya bakan Areo-
nin bulucularıdır, bunun ötesinde de, çok
pagos mahkemesi de Daidalos'u sürgüne
önemli bir çığır açarak "heksametron" deni­
mahkûm etmiş. Usta sanatçı Girit'e gidip
len vezni kurmuş olmakla ün salmışlardır. Bi­
kral Minos'un emrine girmiş ve onun İçin tür­
lindiği gibi, altı ölçülü destan vezni Home-
lü işler görmüş: Bir boğaya âşık olan Pasl-
ros'un İlyada ve Odysseia'sında kullanılmakla
phae'ye içine girebileceği tahtadan bir inek
Yunan şiirinin doğuşuna yol açmıştır, bu ve-
yapmış (Pasiphae), Minotauros'u barındıra­
zinse daktylos denilen bir uzun, İki kısa heceli
cak Labyrinthos'u kurmuş, Theseus'un bura­
ayak, yani ölçülerden meydana gelir. Bu vez­
ya girip çıkması için de Ariadne'ye bir yumak
ne parmak vezni denmesi parmaklardaki bir
iplik kullaması fikrini vermiş. Theseus'un ba­ uzun ve iki kısa boğumdan ileri gelmektedir.
şarısında Daidalos'un parmağı olduğunu öğ­ Ne var ki Ege'de meydana geldiği apaçık an­
renince Minos çok kızmış ve ustasını oğlu laşılan ve Yunan dilinin yapısına pek de uy­
İkaros'la birlikte Labyrinthos'a kapatmış. gun olmadığı gözle görülen bu vezin efsane­
Ama Daidalos oradan çıkmak çaresini de bul­ den de, arkeolojik buluntulardan da anlaşıldı­
muş: İkaros'la kendisine birer çift kanat yap­ ğı gibi Ana Tanrıça kültüyle sıkı sıkıya bağlıy­
mış, ikisi de böylece uçup gitmişler. Ikaros dı. Elin en ilkel insanlarda da büyü aracı ola­
babasının sözünü dinlemediği için denize düş­ rak ne büyük bir değer taşıdığı öteden beri bi­
tüğü halde, (îkaros) babası sağ salim Sicil­ linirdi, ama Çatalhöyük'te meydana çıkarılan
ya'nın Cumae şehrine inmiş ve kral Koka- fresklerden bu simgenin ne kadar geriye gitti­
los'un yanında saklanmış. Daidalos'u Sicil­ ği, eski taş çağını bulduğu görülmüştür. Bu
ya'ya kadar kovalayan ve sonunda da bulan inanç ve simgesi kesintisiz bir evrimle Phrygi-
Minos gene usta sanatçının uydurduğu bir a'lı Kybele ve Efes'li Artemis kültüne gelmiş
düzenle öldürüldükten sonra, Daidalos Koka- ve orada hem tapımın temeli olan raks ve
los'a olan şükran borcunu ona birbirinden müziğin doğup gelişmesine, hem de dünyada
güzel yapılar yapmakla ödemiş. çığır açacak bir şiir ölçüsünün yaratımına yol
açmış olabilir. Halikarnas Balıkçısı'nın birçok
D a k t y l ' l e r . "Daktylos" Yunanca parmak eserlerinde önerdiği bu görüş bugüne bugün
dernektir. Mitolojide ise bu adla anılan ve sa­ büsbütün kanıtlanmış değilse de, din tarihine
yısı değişik olan birtakım cinlerin sözü geçer. de, yazın tarihine de ışık tutacak bir buluş
Daktyloi, yani parmak cinleri çokluk İda'lı di­ olarak değerlendirilebilir. Buluşun doğruluğu
ye vasıflandırılıp Girit'li Zeus, anası Rhea, ya nu pekleştiren kanıtlardan biri de bu vezinde
da Phrygia'lı tanrıça Kybele'yle ilişkili olarak
u t\r ıı IN ı : 3

Ben ne bir dağlı ne bir çobanım Sürülerini otlatırken Daphnis ya kaval çalar,
Oklarından sakınılmaz tanrıyım ya da kendi uydurduğu türküleri çagırırmış.
Koca Zeus'tur babam Ama genç yaşında canına kıymış. Nedeni de
Geçmişi, bugünü, geleceği şu: Daphnis Nomia adlı bir çoban kızıyla sevi-
Benimle bildi herkes, benimle bilir şirmiş. Nomla'ya ömrü oldukça sadık kalaca­
Saz tellerine ben verdim seslerini ğına söz vermiş, ama kral kızı güzel çobanı
ilaçlar yaptım yabanıl otlardan bir gece sarhoş edip baştan çıkarmış, yatmış
Ama bana çare değil şimdi hiçbiri onunla. Öfkeye kapılan Nomia sevgilisinin iki
Kimden kaçıyorsun öyle sen gözünü kör etmiş. Daphnis de bir sürü doku­
Asıl sensin benim avcım naklı yas türküleri çağırır, güzel dünyayı göre­
Beni sen vurdun can evimden". mediğine bir türlü katlanamazmtş. Öyle ki,
Tavşan koşuyor, durmadan koşuyordu sonunda bir uçuruma atmış kendini ve öl­
Ardında av köpeği ter içinde müş. Söylentiye göre, babası Hermes bir ka­
Boynunu uzatmış, yetişmek üzere yaya ya da bir pınara döndürmüş onu. Her
Birinde umut vardı, birinde korku yıl bu pınarın önünde sunular sunulurmuş bu
Tavşan ensesinde nefesler duyuyordu çoban tanrıya.
Çünkü ışık gibi saran tanrıyı Vergilius'un Beşinci Sığırtmaç türküsünde
Sevinin kanatlarıydı. iki çoban Mopsus'la Menalcas şöyle anarlar
Gücü kalmamıştı artık Defne'nin Daphnis'i (Çan yayınları, 1. Z. Eyuboglu çevi­
Koşamıyordu kaçamıyordu risi):
Sapsarı, yalvardı babasına
Pene'nin suları üstünde gezdirip gözlerini Yok olmuş artık Daphnis, nympha'lar
"Cezasını çekiyorum güzelliğimin Onun yürekler acısı ölümüne ağlamışlar,
Bir tek güdücü bile o acı günlerde
Irmakların gücü de sen gibi tanrısalsa
Sürmemiş boğalarını ırmaklara,
Ne yap yap değiştir beni Soğuk sulara, ey Daphnis.
Başka bir biçime koy baba". Evet, o günler ırmaktan ne bir yudum su
Yalvarması daha bitmemişti ki içen,
Bir gevşeklik sardı her yerini Ne de bir tutam ot yiyen sürü olmuş
Örtüldü göğüs yaprakla Otlaklardan.
Kolları, saçları dal oluverdi. Ey Daphnis, inlemiş o gün senin ölümüne
Avcı kollarına aldığı zaman Afrika'nın aslanları bile.
Kalbi çarpıyordu Defne'nin
Dardanos. Atlas'ın kızı Elektra ile Zeus'un
Taze yaprakların altından.
oğlu (Tab. 16). Dardanos Samothrake (Se-
Yazık dedi tanrı çok yazık
mendirek) adasında kardeşi lasion'la birlikte
Saramadan yitirdim seni
yaşarmış, ama lasion ölüp adayı da su basın­
Bari benim ağacım ol da
ca, bir sal üstünde karşıki kıyıya, yani Anado­
Yaprakların çelenk olsun kahramanlara
lu toprağına göçmek zorunda kalmış. Orada
Ezgilerde, türkülerde anılsın bundan sonra
kral olan Teuker iyi karşılamış onu. Teuker
Yan yana adlarımız
bölgenin en büyük ırmağı Skamandros'la en
Yazık dedi tanrı çok yazık.
Daphnis. Öldükten sonra tannlaştırılan Si­ büyük dağı İdaia'nın ogluymuş. Dardanos'a
cilyalı sığırtmaç. Çoban şiirinin kurucusu sa­ Teuker kızı Batieia'yı vermiş ve öldükten son­
yıldığı için, Theokritos da, Vergilius da onun ra da tahtını. Dardanos kendi adını taşıyan
adına şiirler yazdıkları gibi, Daphnis adını bu bir şehir kurmuş - bugün Çanakkale'nin bi­
türün bir simgesi olarak da kullanırlar. Öykü­ raz ötesinde Troya yolunda Dardanos tepesi
sü şudur: Daphnis tanrı Hermes'le bir diye bu tepe gösterilir - ve ülkeye kral olduk­
nympha'nın ogluymuş. Doğar doğmaz anası tan sonra bütün bölgeye Dardanos adı veril­
onu defne ağaçlarından bir koruluğa bırak­ miş. Dardanos böylece Troya kral soyunun
mış, periler de alıp büyütmüşler, çoban ola­ atası olmuştur. Ayrıca Samothrake'den Ka-
rak yetiştirmişler. Daphnis öyle güzel, öyle bir'ler (Kabirler) myster'lerini, giderek Kybe-
yakışıklıymış ki, nympha'lar da, kır tanrıları le kültünü Phrygia'ya getirmiş olduğu söyle-
da tutkunmuş ona. Pan Daphnis'e kaval çal-
mw>asını öğretmiş, Apollon da şiir düzmesini.
nir. Pallas heykeli olan Palladion'u Arkad- Herakles Hades'e inişinde Meleagros'un
ya'dan çalarak Troya'ya yerleştiren de oy­ gölgesine rastlar, Kalydon avında can veren
muş derler. Dardanos soyunun gelişmesi İlya- yiğit ona kız kardeşi Deianeira ile evlenmesi­
da'da Aineias'ın ağzından şöyle anlatılır ( İ l . ni salık verir. Herakles de yeryüzüne döndü­
XX, 215 vd.): ğünde güzel kıza gönül verir, ama onu alabil­
mek için önce Akheloos ırmağıyla dövüşmek
Bulut devşiren Zeus ilkin baba oldu zorunda kalır (Akheloos). Sonra Deianeira
Dardanos'a,
i l e evlenir ve Hyllos adlı bir çocukları olur. Y i -
Dardanos kurdu Dardanie'yi,
O zamanlar kutsal tlyon yoktu, ğit bir süre sonra karısı ve oğluyla Kaly-
ölümlü insanların büyük şehri don'dan ayrılır. Yolda derin bir ırmağı geç­
yoktu ovada. meleri gerekir, at adam Nessos'a rastlarlar,
Dardanos'lular çokpmarlı lda'nm Nessos ırmağı geçirmek için Daianeira'yı sır­
eteklerinde otururdu. tına alır, o sırada kadına yanaşmak ister.
Dardanos'tan Erikhtonios doğdu, Karısının çığlıklarına koşan Herakles at ada­
kral oldu, mı Lerna canavarının kanına batırdığı zehirli
en varlıklı adamı oldu ölümlü insanların. oklarından biriyle vurur. Nessos can çekiş­
On bin kısrağı otlardı çayırlarda,
mekteyken Deianeira'ya yarasından akan ka­
sevinirlerdi körpe taylarına bakıp.
Boreas, otlarken gördü onları, vuruldu, nı alıp büyü gibi kullanmasını öğütler. Bu ik­
bir at oldu kara yeleli, bindi kısraklara, sirle kocasının sevgisini her zaman için koru­
kısraklar gebe kaldı on iki tay doğurdular, yabileceğini söyler. Trakhis'e varırlar, Herak-
taylar bereketli tarlada hoplayıp zıpladılar, les Deianeira ile Hyllos'u oraya bıraktıktan
koştular başakların tepesinde, başaklara sonra başka işlere koşar. Bir ara Oikhalia
dokunmadılar, kralı Eurytos'u yener, kızı lole'yi tutsak ola­
dört döndüler denizin engin sırtında, rak alır ve Deianeira'nın yanma gönderir. Za­
alacalı köpükler üstünde dört döndüler. ferini kutlamak için de karısından yeni bir
Erikhtonios'tan Tros doğdu, Troya'ltların
gömlek ister. Kocasının tutsağı olan güzel Io-
kralı.
le'ye âşık olduğunu ve kendisini onunla aldat­
Kusursuz üç oğlu oldu Tros'un da:
llos, Assarakos, tanrıya denk Ganymedes. tığını haber alınca Deianeira korkunç bir öf­
En güzeliydi Ganymedes ölümlü insanların, keye kapılır, kıskançlık içini kemirmeye baş­
tanrılar kaçırdı onu Olympos'a, lar, o sırada Nessos'un büyülü kanı aklına ge­
Zeus'a şarap sunan olsun diye, lir, yeni gömleği bu iksire batırarak Herak-
dediler güzelliğiyle yaşasın tanrılar les'e gönderir. Yiğit onu sırtına giyer giymez
arasında, gömlek derisine yapışır ve korkunç acılarla
llos'un oğlu kusursuz Laomedon'du. yakmaya başlar. Gömleği çıkarayım derken,
Tithonos'la Priamos doğdu Laomedon'dan.
derisi de yüzülür. Bu dayanılmaz işkenceye
Lampos, Klytios, Ares'in dölü Hiketaon
son vermek için Herakles Oita dağında bir
doğdu.
Assarakos'un oğlu Kapys, Kapys'in oğlu odun yığını hazırlatır, kendini alevlerin içine
Ankhises'ti. atar. Deianeira da duyduğu pişmanlığa daya­
Ankhises'ten ben doğdum, Priamos'tan namaz, canına kıyar. Trakhis'te mezarı var­
Hektor doğdu. mış, gelen gidene gösterirlermiş (Herakles).
Övünürüm bu soydan, bu kandan olmakla.

D e i a n e i r a . Deianeira Kalydon kralı Oine- D e i m o s . Savaş tanrı Ares'in yanından ayrıl­


us'la Althaia'nın kızı ve Meleagros'un kız kar­ mayan Deimos'la Phobos dehşeti, panik,
deşidir. Asıl babası Oineus değil de, bir ara korku ve onun sonucunda meydana gelen
Kalydon sarayında misafir kalan Diony- bozgunu simgeiendirirler. Hesiodos bu iki
sos'muş. Deianeira kardeşi Meleagros gibi yi­ tanrıyı şöyle tanımlar (Theog. 9 3 3 vd.) (Ares,
ğit bir kızdır, savaş arabasını ve silahlarını Âphrodite):
kullanmasını bilirmiş. Deianeira'nın acı öykü­ Bu arada kalkan delen Ares'le
sünü Sophokles "Trakhis Kadınları" adlı tra­ Kıbrıslı Tanrıça Âphrodite'nln
gedyasına konu etmiştir. birleşmesinden
iki çocuk doğuyodu, Phobos'la Deimos, (2) Troya'nın savaş sonrası efsanelerinde
Bozgun ve korku yaratan tanrılardır bunlar. uydurulan bir kişi. Deipylos, Trakya kralı
Belalı, korkunç savaşlarda bu tanrılar Polymestor'un Priamos'un büyük kızı İlio-
iter kakarlardı ordu birliklerini
ne'den olan ogluymuş. Ama kral Priamos en
Yakıp yıkıcı Ares'in yardımıyla.
küçük oğlu Polydoros'u ablasına emanet et­
Deioneus. îksion'un karısı olan Dia'nın ba­ miş ki, Troya'ya bir şey olursa onu korusun
bası. Deioneus kızını İksion'a verdikten sonra diye. İlione kendi oğlu Deipylos'la kardeşi
kendisine sunulması gereken armağanları is­ Polydoros'u karıştırmış ki, miras Polydoros'a
teyince, İksion onu ateş dolu bir kuyuya atıp değil de Deipylos'a kalsın. Ne var ki, Troya
öldürmüş (İksion). düşünce, Agamemnon Polymestor'dan Poly-
doros'u öldürmesini istemiş, Trakya kralı bu­
Deiphobos. Priamos'la Hekabe'nin oğlu nu yapmış, ama Polydoros'u öldürdüğünü sa­
(Tab. 16). Troya savunmasında yiğitçe çarpı­ narak kendi oğlunu öldürmüş. Bir gün Deipy-
şan savaşçılardan biridir. Gözü pek ve akıllı los, yani Polydoros, Delphoi kehanetine baş­
olduğu için Hektor kardeşleri arasında en vurunca, kâhin ona yurdunun yanıp yok ol­
çok onu sever, ona güvenir ve bunun içindir duğunu, anasıyla babasının da öldüğünü bil­
ki tanrılar, özellikle Athena Hektor'un ölü­ dirmiş, îlione'den gerçeği öğrenen Polydoros
münü sağlamak için onu araç olarak kullanır­ ablasını kocası Polymestor'u kör edip öldür­
lar. Akhilleus'la Hektor ölüm-kabm savaşına meye zorlamış. Polydoros üstüne İlyada'da
girişmişlerdir ki, tanrılar Hektor'un öleceğine bambaşka bir öykü anlatılmaktadır (Polydo-
karar verirler. Athena yeryüzüne iner ve ön­ ros, Polyrnestor, Hekabe).
ce Akhilleus'a görünüp kendisiyle birlikte çar­
pıştığını, Hektor'u gidip kandıracağını söyler, Delos. Efsaneye göre, Poseidon günün bi­
sonra Deiphobos'un kılığına girerek Hek- rinde yabasıyla denize vuracak olmuş, vurdu­
tor'a yaklaşır ( İ l . X X I I , 226 vd.). ğu yerden bir parça toprak, bir ada çıkıver-
Deiphobos kılığında Athena birkaç parlak miş. Ama yalın kayalıkmış bu ada, üstünde
sözle iyice kandırır Hektor'u o da, güvenle bir ot bile bitmezmiş, üstelik de denizlerde
saldırır düşmana, atar kargısını ( İ l . X X I I , 289 yüzer, dalgalarla oradan oraya sürünürmüş.
vd.). Gel zaman, git zaman tanrıça Leto doğura­
Bundan sonraki sahne İlyada'nın en doku­ cak bir yer aramış (Leto, Apollon, Artemis).
naklı, insanca değeri en yüksek olan sahnesi- Zeus'tan gebe kaldığı için, Hera'nın hışmına
dir. Deiphobos'un adı geçmez artık İlya- ugramışmış, bu yüzden de hiçbir yer onu ba­
da'da. Ama sonraki efsaneler Paris öldükten rındırmak istememiş. Trakya'da Athos, Ana­
sonra, onun Helene için Helenos'la yarışma­ dolu'da İda dağlarına, İmbros, Lesbos, Sa-
ya girdiğini, kadını kazanıp aldığını, onunla mos adalarına, Miletos ve Knidos şehirlerine
evlendiğini, sonra da Troya düşünce Odysse- başvurmuş, ama ne dağ, ne ada, ne şehir,
us'la Menelaos'un onun evine birlikte saldır­ hiçbiri almamış Leto'yu Hera korkusundan.
dıklarını, kendisini öldürüp bedenini param­ Derken Leto gitmiş, gitmiş, karşısına bir yü­
parça ettiklerini anlatırlar. Homeros'un en zen ada çıkmış, ona seslenmiş, demiş ki -
güzel, en temiz kişilerinden birini kirletip leke­ Deloslu Apollon'a Homerik hymnos'ta m o ­
lerler böylece. B i z onlara kulak vermeyelim, dern denebilecek turistik bir görüşle diyor ve
bizim için Deiphobos İlyada'nın Deiphobos'u ant içiyor ki - ada doğumuna izin verirse,
kalsın, yani kaderin elinde oyuncak olup en oraya öyle bir tapınak yaptıracak ki, bütün
sevdiği ağabeyisine kıyan trajik bir kişi. geçimini dünyanın dört bucağından bu tapı­
nağa gelecek olan gezginlerden, yakarışlar­
Deipyle. Adrastos'un kızı, Tydeus'un karısı, dan çıkarabilecek. Ve adada doğuyor Apol-
Diomedes'in anası (Tab. 23), (Adrcrstos, lon'la Artemis. Ne var ki dokuz gün, dokuz
Tydeus). gece sancı çekiyor Leto, bütün tanrıçalar ba­
şında bulunduğu halde doğuramıyor bir türlü,
Deipylos. (1) İlyada'da adı bir kere geçen
ta ki Hera'nın Olympos'ta alıkoyduğu kızı
Akha'lı bir savaşçı. Sthenelos'un arkadaşı.
DEMİ I I 1 <

ebe tanrıça Eileithyia yardıma gelsin. O gelin­ Girit'te, Trakya'da ve Peloponnesos'ta rastla­
ce, onuncu günü dünyaya geliyor ikiz tanrı­ nır.
lar. Ondan sonra da Delos'a "parlak" anlamı­ Demeter tapımında da, efsanesinde de kızı
na gelen adı verilir ve Zeus onu toprağın dibi­ Persephone'den ayrılmaz. Kimi zaman "Ko­
ne mıhlar, Kyklad takımadalarından biri olu­ re" (genç kız) adıyla anılan Persephone ile
verir. Ve hymnos dört yılda bir Delos'ta kut­ Demeter'e "iki tanrıça" denir. Persepho-
lanan Apollon törenlerini şöyİe anlatır: ne'nin Aidoneus, yani yeraltı tanrısı Hades
tarafından kaçırılması Demeter kültünün de
Nice tapmakların oldu, nice kutsal
merkezindedir, tanrıçanın Eleusis'te kutlanan
koruların oldu;
yüce dağ başları senin oldu, ovalara bakan myster'lerinde de bu efsanenin derin sırlarına
dağ başları, ermekle Demeter erenleri arasına karışılırdı.
senin oldu denize dökülen nice ırmaklar; Bu efsaneyi E. Peterich'in "Küçük Yunan
ama gönlünü sevindiren ver, ey tanrı Mitologyası"nda (M. Eg. B. yayınları, çeviren
Delos'tu asıl. S. Baydur) anlatıldığı gibi alalım:
Orada toplanırlar uzun etekli tyonya'lılarm
"Persephone bir gün oyun arkadaşlarıyla
senin,
birlikte çayırda çiçek toplarken birdenbire yer
kadınlarını ve çocuklarını getirirler
ilanlarında. yarılmış, tanrı Hades arabasıyla dışarı çıka-
Sonra başlanır oyunlara, gelmiş, kızı yakaladığı gibi kaçıp gitmiş.
sana bağlı olanlar gelirler ziyaretine, Ümitsizlikten ne yapacağını bilmeyen tanrı
yumruk, ezgi, dans yarışmaları sunarlar. ana, kızını araya araya bütün dünyada dolaş­
Onları oyunlarda gören sanır madık yer bırakmamış. Sonunda her şeyi gö­
ölümsüzdürler. ren ve bilen güneş tanrı Helios Kore'nin bu­
Sanki onlar için zaman denen şey yok, yaş lunduğu yeri söylemiş. Bunun üzerine Deme-
yok. ter Olympos'tan kaçmış, yüreği sızlayarak ıs­
Kim görse bu erkekleri, bu güzel kuşaklı
sız bir yere çekilmiş. Onun küsmesiyle topra­
kadınları,
hızlı gemilerini ve bütün varlıklarını kim ğın bereketi kalmamış, insanlar kıtlık tehlike­
görse onların, sine uğramışlar. Zeus boşuna onu barıştırma­
seuinç ve coşkuyla dolar yüreği. ya çalışmış, boşuna Hades'ten kızı geri
vermesini istemiş: Tanrı kadın yalvarmalara
Demeter. Homeros destanlarında "güzel kulak vermiyor, kendisine Hades'in sunduğu
saçlı kraliçe", "güzel örgülü Demeter" diye nar meyvesini yemiş olan Persephone bu
anılan toprak ve bereket tanrıçası Demeter sevgi büyüsüyle yeraltı hakimine bağlanmış
(adını "Ge-meter" toprak ana olarak açıkla­ bulunuyormuş. Bütün yalvarmalarının boşa
yanlar vardır) Hesiodos'a göre Kronos'la gittiğini gören Zeus, Persephone'nin yılın üç­
Rheia'nın kızı, ikinci tanrı kuşagındandır te ikisini yani çiçek açma ve meyve zamanı­
(Tab. 5). Rheia'nın ilk kızı Hestia'dan hemen nı, anası Demeter'in, geri kalan üçte birini,
sonra doğmuştur. Öyküsünü kısaca şöyle an­ yani kışı da kocası Hades'in yanında geçir­
latır Hesiodos (Theog. 9 1 1 vd.): mesini kararlaştırmış. Böylelikle toprağa ye­
niden bereket gelmiş.
Demeter'in de yatağına girdi Zeus.
Canlıları doyuran, tarlalar tanrıçasının. Sıkıntılarla dolu bu dolaşmaları sırasında
Ak kollu Persephone'yi doğurdu Demeter, Demeter bir kocakarı kılığına girmiş olarak
yeraltı tanrısı Aidoneus Eleusis kralı Keleos'un evine uğramış. Kralın
kaçırdı onu anasının koynundan
karısı Metaneira karşısındakinin tanrı olduğu­
ve bilge Zeus bıraktı kızını ona.
nu anlayamamış. Demeter'e oğlu Demo-
Demeter ekinleri ve özellikle buğdayı sim­ phon'u bakmak, büyütmek üzere vermiş. D e -
geler, onun tek efsanesi mevsimleri simgele­ meter bir tanrı besliyormuş gibi çocuğu nek­
yen bir efsanedir. Bu efsane Yunan dünyası­ tar ve ambrosia ile beslemiş. Bir gün Metane-
nın daha çok buğday üreten bölgelerinde ge­ ira sütnineyi çocuğu alevler içine tutarken ya­
lişmiş, tutunmuştur. En çok tapıldıgı yerler kalamış. Çok korkmuş olan kraliçeye tanrıça
Eleusis ve Sicilya ovalarıdır, ama tapımına k i m olduöunu söylemiş, b ü y ü k bir İ ş i bozdu-
[)I:MOIX)KOS

ğunu bildirmiş: Demophon alevler içinde bü­ Odysseus kendisi şöyle tanımlar ozanı (Od.
tün dünya bağlarından kurtulup temizlenerek VIII, 478 vd.):
tanrı olacakmış; şimdiyse bir ölümlü olarak
Ozanlar saygı görürler ve değerli bilinirler
kalmış.
bu yeryüzünde yaşayan tekmil insanlar
Başka masallara göre, Demophon'un er­ arasında,
kek kardeşi Triptolemos tanrının evlatlıgıy- çünkü Musa öğretmiştir onlara ezgi
mış. Triptolemos kanatlan bulunan sihirli bir söylemeyi,
arabayla bütün dünyayı dolaşıyor, insanlara Musa çok sever ozanlar soyunu.
tarla bakımını ve Demeter tapımını ögreti-
Kral Alkinoos da hiçbir şöleninden eksik et­
yormuş. Anlatıldığına göre, tanrı kadının
mez onu, şölene oturulacak mı, hemen çağı­
kendisi Keleos'la oğullarına Eleusis'teki D e -
rır (Od. V I I I , 44 vd.).
meter tapınağını kurmak öğüdünü vermiş.
Bu tapınağın mysteria denilen gizli tapımı Gelince altın çivili bir koltuQa oturturlar
bütün eskiçağ boyunca büyük bir saygı görü­ ozanı, yemek dolu bir masa çekerler ö n ü n e ,
yordu" (Eleusis, Keleos, Metaneira, Tripto- sazını asarlar başının üstünde bir çengele ve
lemos). şölende, oyunda, bedenin de, ruhun da devi-
neklerini yöneten bu ozandır (Od. V I I I , 2 6 1
Demeter'in İasion adlı bir ölümlüyle mace­
vd.).
rası da anlatılır. Bu macera tanrıçaların ölüm­
lü erkeklerle sevişmelerine bir örnek olarak Ozan Demodokos birkaç kez sahneye çıkıp
gösterilir (Od. V. 125) ve İasion'dan zenginli­ ezgi söyler. Odysseia'da, Ares'le Aphrodi-
ği, bolluğu simgeleyen Plutos adlı bir oğlu te'nin aşklarını söyler (Od. V I I I , 267 vd.), ve
olur (İasion, Plutos). Troya savaşını söyler, destanlık yiğitleri anar,
o sıra Odysseus duygulanır, kimliğini açığa
Atina'da her ekim ayında yalnız kadınların
vuracak bir dilekte bulunur, şöyle der ozan
katıldıkları "Thesmophoria" bayramı kutlanır
(Od. V I I I , 487 vd.):
ve iki tanrıçaya da "thesmophoriai" yani ya­
sa getiren, insanlara doğal yasaları öğreten Daha çok sayarım, Demodokos, seni tekmil
tanrıçalar denirdi. Aristophanes "Thesmo- ölümlülerden.
phoria Bayramını Kutlayan Kadınlar" adıyla Sanatı ya Musa öğretti sana, ya da Apollon.
bir komedya yazarak, kadınların nasıl bu gizli Ne güzel söyledin Akha'larm destanını,
olduğu gibi,
törenler sırasında kadın düşmanı Euripides'i
neler yaptıklarını ne güzel söyledin,
suçladıklarını sahneye koymuştur. nelere katlandıklarım, neler çektiklerini.
Roma'lılann tapındıkları Ceres Deme- Haydi şimdi geç başka bir konuya,
ter'den pek farklı değildir. Oysa Demeter'le şu tahta at olayını anlat şimdi bize,
Anadolu'nun bereket tanrıçası Kybele arasın­ Athena'nm yardımıyla Epelos yapmıştı onu
da hemen de hiçbir ilişki kurulamaz. hani,
getirmiş Akropolis'e dayamıştı tanrısal
Demeter'e yazılmış birçok övgüler vardır. Odysseus da kurnazca,
Bunların en önemlilerinden biri Homerik de­ llyon'u yıkacak adamlarla doluydu içi.
nilen bir hymnos'tur, biri de İskenderiye'n şa­ Anlatabilirsen bunları, getirip bir biçimine,
ir Kallimakhos'tandır. bundan böyle tekmil insanlara ben de
diyeceğim ki:
D e m o d o k o s . Bunca bin dizelik Homeros Tanrı sevdi onu, tanrısal bir şiir bağışladı
ona.
destanlarında öylesine usta bir ya da birkaç
Odysseus'un da yiyordu içi içini,
ozanın sesini, sözünü dinler de, bir tekinin yanaklarım ıslatıyordu kirpiklerinden sızan
adını öğreniriz yalnızca, o da Demodo- yaşlar...
kos'tur. Demodokos Phaiak kralı Alkino-
os'un sarayında görevli ozandır. Adından da Yalnız Alkinoos farkına vanr Odysseus'un
belli olduğu gibi demos; halkla ilişkilidir. Bu, ağladığının, susturur ozanı ve sorar konuğu­
ozan, halka söyler, halktan saygı görür; de­ na niçin acı gözyaşları döktüğünü "dinlerken
ğerlidir, halkın saydığı ve sevdiği bir kişidir. Argos'luların ve İlyon'un başına gelenleri".
I »I V I I K VI I A I N K I I AK SAVAŞI

Odysseus da işte o zaman başlar Odysseia' Titan tanrılarla Kronos oğulları


yi, yani geçirdiği bütün serüvenleri anlatma­ ki birileri, mağrur Titanlar, Othrys'de,
ya. öbürleri, tüm nimetleri verenler,
Demodokos Odysseia destanının en sevim­ Olympos'un tepesinde oturanlar,
uzun zamandan beri savaşıyorlardı
li, en ışıklı bir kişisidir. Homeros'un kendisi
güçlü saldırılarla birbirlerine girerek.
midir? Kör ozan üstüne nice söz söylendi, ni­
Yürekleri hınçla dolup taşarak
ce mürekkep döküldü. Homeros kör müydü, tam on y i / cenkleşti durdular,
değil miydi diye tartışıldı. Okuyucu kendi duy­ bitip tükenmek bilmiyordu bu kavga,
gu ve izlenimine göre karar versin, ben bugü­ belli değildi kimin kazanacağı.
ne dek okuduğum bunca yapıtların hiçbirinde Demek ki Zeus Kronos'u yenmekle ege­
şair Homeros'un gözü gibi gören göz görme­ menliği hemen ele alamadı, Olympos' kıların
dim. saltanatı ancak kendilerinden önceki kuşakla
on yıl süren bir savaştan sonra kurulabildi. Bu
D e m o p h o n . Bkz. Demeter. başarının da ancak Y ü z Kollu Devlerin yeral­
tındaki hapislerinden çıkarılmalarıyla sağla­
Deukalion. (1) Soylar mythos'unda Hesio- nabildiği belirtilir. Othrys'le Olympos ikisi de
dos tunç soylu insanların kendi elleriyle yok Thessalia'nın birer yüksek doruğudur. Bu iki
olduklarını, ad bırakmadan öbür dünyaya gö­ dağın tepesinden sürdürülen savaş Theogo-
çüp Hades'in karanlıklarına gömüldüklerini nia'nın en renkli, en devinekli sahnelerinden-
söyler, ama bunun nasıl olduğunu anlatmaz. dir (Theog. 666-735):
Tufan sözü ve kavramına rastlanmaz en eski Ogün tanrı ve tanrıça hepsi
Yunan kaynaklarında. Ne var ki Yunan azgın bir cenk havası estirdiler,
mythos'unun Tufan kahramanları Deukali- Hepsi, Titan tanrıları, Kronos oğulları
on'la Pyrrha'nın, insanlığın başına gelen yı­ ve Zeus'un gün ışığına çıkardığı
kımlarının kaynağında bulunan Prometheus güçlerine dayanılmaz azgın devler,
ve Epimetheus soyundan olmaları (Tab. 3) Her birinin yüz kolu vardı onların
hesiodos'un Sümer, Babil ve Samî kaynakla­ omuzlarında heybetle savrulan,
her birinin elli de kafası vardı
rından bazı efsaneleri alıp, bazılarını almadı­
güçlü bedenlerinin omuz başlarında.
ğını gösterir. Yunanlıların Tufan efsanesi da­
Dikildiler Titan'lara karşı korkunç savaşta
ha sonraki bir çağda, belki Tesalya'da uydu­ koca ellerinde yalçın kayalarla.
rulmuş ve kahramanları Deukalion'la Pyrrha Titan 'lar da atılıyordu şevkle sıra sıra,
Prometheus-Pandora mythos'una bağlanmış her iki taraf gösteriyordu var gücünü.
olabilir. Bu efsane Hellen ırkının atasını kur­ Çevrede sonsuz deniz homurdanıyordu,
ma işine de yaramış, şöyle ki Tufan'dan kur­ Toprak kükredi birden gür sesiyle,
tulan Deukalion'la Pyrrha'nın bir oğlu olur, engin gökler yankılanıp inildedi
adı Hellen, onun da üç oğlu olur: Doros, ölümsüzlerin saldırıları altında,
Ksuthos ve Aiolos. Doros'la Aiolos doğrudan koca Olympos sarsılıyordu temelinden,
doğruya Dor ve Aiol ırklarının atası, Ksuthos ağır bir deprem iniyordu Tartaros'a kadar
ise çocukları Akhaios'la lon yoluyla A k - karışarak gümbürtüsüne korkunç
ha'ların ve İon'ların atası olur (Tab. 20; Tu­
saldırışların
fan, Hellen).
savrulan kayaların, gürzlerin.
(2) îlyada'da adı geçen bir Deukalion daha Haykırışlarla yüklüydü atılan her şey,
iki tarafın birbirine karışan sesleri
vardır: Girit kralı Minos'la Pasiphae'nin oğlu
yükseliyordu yıldızlı göklere kadar,
ve Troya savaşına katılan Meriones'in dedesi- korkunç bir kargaşaya dönerken
dir (Meriones). Theseus'un dostu olan bu D e - boğuşmaları.
ukalion Kalydon avında da bulunmuş. Zeus da artık tutmaz oldu öfkesini.
Yüreği dolar dolmaz öfkesiyle
Devler ve Tanrılar Savaşı (Titanomak- bütün gücünü salıveriyordu ortaya.
ia). Hesiodos Olympos tanrılarına kadar bir­ Şimşekler saçıyordu gökten ve
birini izleyen soyları, kuşakları, saydıktan son­ Olympos'tım.
ra, şöyle der (Theog. 630 v d . ) - . gürbüz elinden fırlayıp uçuyordu yıldırım
gök gürültüleri arasında parıl parıl, dört bir yanda yükselir duvarları.
sallayıp savuruyordu kutsal alevi Kalkan tutan Zeus'un buyruğuyla
gittikçe sıklaşan şimşekleriyle. durur orada sadık birer bekçi gibi
Dört bir yanda, çatır çatır yanıyordu Gyes, Kottos ve coşkun yürekli Briareus.
canlılara can veren Ana Toprak,
bar bar bağırıyordu ateş alan ormanlar, D i a . D e i o n e u s ' u n kızı, İ k s i o n ' u n karısı (îksi-
kaynıyordu karalar ve ekinsiz denizler, on).
yakıcı bir soluk sarıyordu yer oğlu
Titan 'lan D i a n a . E r k e n çağlardan beri Yunan Arte-
koskaca alevler karışırken bulutlara; mis'iyle bir t u t u l a n İtalya'lı bir t a n r ı ç a . D i a -
ne kadar güçlü de olsa Titan tanrılar n a ' n ı n R o m a ' d a anlatılan efsaneleri Yunan
kamaşıyordu gözleri şimşek ve A r t e m i s ' i n d e n esinlidir. O r e s t e s İtalya'ya T a -
yıldırımlardan,
uris Artemis'ini getirmiş ve N e m i ' y e yerleştir­
akıl almaz bir azgınlık sarmıştı evren
m i ş . G e r ç e k t e n d e L a t i u m ' u n b u şehri çevre­
boşluğunu,
sinde bir göl, kutsal bir koru ve D i a n a ' n ı n bir
gözlerin gördüğü, kulakların işittiği
göklerin yerle çarpışmasından doğabilecek tapınağı vardı. T a u r i s ' t e olduğu gibi b u r a d a
görüntülere ve seslere benziyordu. da tanrıçaya i n s a n kurban edilirdi. T a p ı n a ğ a
Daha büyük olamazdı gümbürtü. b a ş r a h i p olabilmek için k e n d i n d e n ö n c e k i
Biri çökerken öteki üstüne düşse onun. başrahibi t a n r ı ç a y a kurban e t m e k gerekirmiş
Böylesine büyüktü gümbürtüsü bu t a p ı n a k t a . Başka bir efsaneye g ö r e , t a n r ı
birbiriyle cenkleşen tanrıların. Asklepios'un dirilttiği H i p p o l y t o s Artemis'e
Rüzgârlar da karışıp bu kaynaşmaya
kaçırılıp İtalya'ya getirilmiş ve Virbius adıyla
savuruyorlardı sarsılan toprağı
t a n r ı ç a n ı n kültüne girmişti.
karıştırıp birbirine tozları,
şimşekleri, yıldırımları, gümbürtüleri, Roma'lıların g ö z ü n d e D i a n a avcı t a n r ı ç a
büyük Zeus'un bu savaş silahlarını.
değil d e , d a h a çok Apollon'un kardeşi bir ışık
Bir yandan öbür yana taşıyorlardı
tanrıçası sayılırdı (Artemis).
savaşların bağırış çağırışlarını.
Yamandı gümbürtüsü bu korkunç savaşın
D i d o . K a r t a c a kraliçesi D i d o ' n u n efsanesi
ve yamandı gözlere sığmayan görüntüleri.
Derken, herkes hışımla birbirine girmişken Vergilius'un " A e n e i s " , d e s t a n ı n a dokunaklı
savaş duraklayıverdi birdenbire. bir sevda r o m a n ı olarak g i r m e z d e n ö n c e de
Ama ön saftaki Kottos, Briareus, Gyes, vardı ve şöyle anlatılırdı: F e n i k e kenti
savaşa doymayan bu yüz kollu devler T y r o s ' u n kralı iki ç o c u k bırakarak ö l m ü ş , biri
azdırdılar yeni baştan savaşı: kızı Elissa, ö b ü r ü oğlu P y g m a l i o n . Babası öl­
Üç yüz taş birden fırladı düğü z a m a n Pygmalion ç o c u k m u ş , a m a halk
bu devlerin güçlü kollarından. o n u krallığa seçmiş, a m c a s ı Sicharbas'ı da
Kapkara saldırılarla ezdiler Titanları,
n a i p olarak s a p t a m ı ş ve Elissa'yı o n u n l a ev­
yol yol toprağın altına tıktılar onları,
lendirmiş. N e var k i Pygmalion a m c a s ı n ı n d e ­
vurdular zincire yendiklerini
ve gökler ne kadar uzaksa topraktan finelerine göz dikerek Sicharbas'ı ö l d ü r t m ü ş .
toprağın o kadar altına gömdüler onları. Bu k o r k u n ç d u r u m karşısında Elissa T y r o s '
Bir örs gökten düşse dokuz gün, dokuz gece t a n g ö ç m e y e karar vermiş ve y a n ı n a k e n t i n
ancak onuncu günü varabilirdi yeryüzüne ileri gelenlerinden bir grupla Sicharbas'ın d e ­
ve tunç bir örs düşse yeryüzünden ancak finesini de alarak denize açılmış. Yolda gider­
dokuz gün, dokuz gece sonra varabilir k e n g e m i d e n ağzına kadar dolu t o r b a l a r atı-
Tartaros'a. yorlarmış d e n i z e . D i d o b u torbaların içinde
Tunçtan bir duvar çevirmiştir orayı, Sicharbas'ın altınları olduğu kanısıyla kardeşi­
üç kat karanlık sarar dar boğazını, ni a l d a t m a y a girişmiş, oysa torbalar kumla
üstünde kökleri bitegelmiştir toprağın, d o l u y m u ş . G ö ç m e n l e r , gide gide Afrika'nın
ve ekinsiz, uçsuz bucaksız denizin. Libya kıyılarına varmışlar ve o r a d a karaya
İşte orada saklıdır Titan lar karanlıkta çıkmışlar. Ö n c e Kıbrıs'a uğrayıp A p h r o d i t e
bulutları toplayan Zeus'un istemiyle.
t a p ı n a ğ ı n d a n seksen g e n ç kız kaçırarak k e n ­
Güçleri yetmez çıkmaya oradan
dilerine eş edinmişler. Libya yerlileri Elissa ile
Poseidon kapamıştır tunç kapıları,
adamlarını iyi karşılamış, bir öküzün pösteki- atılarak kendini öldürür. Böylece hazırlanan
sine sığacak kadar toprağı seçip oraya yerle­ odun yığını ölüsünün yakıldığı odun yıgmı
şebileceklerini söylemişler. Elissa da bir öküz olacaktır. Uzaklaşan Aeneas ufukta sevgilisi-
derisini öyle ince şeritler halinde kesmiş ki, ninin yanan mezarından yükselen dumanları
epey bir toprağı elde edip oraya bir kent kur­ görür. Bu serüven Latin şairinin en güzel, en
maya koyulmuş. Bu kent sonradan Kartaca içli dizeleriyle dile gelmiştir. Anna diye anılan
diye anılacak Roma'nın düşmanı, büyük Afri­ kız kardeşi belki de ilerde Anna Perenna
ka kentidir. Elissa orada kraliçe olur, ne var adıyla tapılan Roma tanrıçasıyla bir tutulabilir
ki yöre krallarından biri ona talip çıkar, ev­ (Aineias, Anna Perenna).
lenmek ister. Elissa bu isteği tiksintiyle karşı­
lar, ama komşu krala karşı koyamayacağını Didyma-Didymeion. İonya'nın en büyük
bildiği için, üç aylık bir düşünme süresi ister, kenti Miletos'un Didyma denilen yerde kur­
o sırada ölen kocasının ruhunu yatıştıracağını duğu Apollon tapınağına "Didymeion" denir­
söyler. Üç ay sonra da bir odun yığınının üs­ di. İlkçağ yazarları bu adın kaynağım vermi­
tüne çıkarak kendini diri diri yakar. yorlar; ikiz tapınak, ya da ikizler tapınağı a n ­
Vergilius'un bu efsaneyi kullanarak yarattı­ lamına gelen bu ad, iki doruklu bir dağdan,
ğı öykü şöyledir: Elissa'nın adı Dido'ya çevri­ ya da tanrı Apollon'un sevdiği ikizlerden gel­
lir, Sicharbas Sychaeus olur. Destan, Aene- medir diyenler var. Oysa Didym-kökü Y u -
as'm Kartaca topraklarına ayak basmasıyla nanca değil, Anadolu'nun yer adlannın çoğu
başlar, kentini kurmakta olan kraliçe Troya'lı gibi, Yunan öncesi bir zamandan kalma olsa
kahramanı görür görmez çarpılır, tanrıça gerek. Nitekim Apollon'a - Apollon adı da
Aphrodite'nin düzenlerine kurban gider. Aşkı Yunanca değil, onu Yunan diline bağlamak
ona her şeyi unutturur, Vergilius kraliçenin amacıyla yapılan bütün açıklamalar yetersiz­
Aeneas'a Troya savaşını nasıl anlattırdığını dir - Greklerin Anadolu'ya gelmesinden ö n ­
uzun uzadıya gözümüzün önüne serdikten ce tapındırdı herhalde Didyma'da.
sonra, bir av sırasında fırtına ve doludan ka­ Pers savaşlarından sonra İonya'nın yeniden
çan Troya'lı kahramanla Kartaca'lı kraliçenin kalkınmasıyla Miletos Didyma tapınağını bir
nasıl bir mağaraya sığınıp orda Eros'un okla­ daha kurmak ve bilicilik merkezini canlandır­
rına dayanamadıklarını, büyük bir aşk harla- mak yoluna gider. Bu iş çok büyük çapta tu­
yışıyla birbirinin olduklarını anlatır. Hemen tulur: Mimar olarak, Efes'te yanan Artemisi-
Fama diye bir tanrıça çıkar ortaya, dedikodu­ on'u yeniden yapan Panionios'la Milet'li mi­
yu simgeleyen, bu Fama gider dünyanın dört mar Daphnis seçilir. Bitince Didyma tapınağı
bir yanına yayar haberi, Dido'nun Aeneas'la dünyanın sekizinci harikası olacaktır. Ne var
seviştiği haberini; Zaman geçer, Dido aşkını ki yeni Didymeion 150 yıl boyunca Milet'in
kız kardeşi Anna'ya açar, bu sırada komşu hazinesini yıprattığı halde, bir türlü tamamla­
kral İarbas Dido'nun bir yabancıyla sevişme­ namamış, tapınak hiçbir zaman doğru dürüst
sini rezalet sayarak Dido'yı sıkıştırır. Tanrılar bir çatıyla örtülememiştir. Hıristiyan ortaça­
da Odysseia misali araya girerler ve Aene- ğında Didyma' nın hâlâ orada durduğu ve bel­
as'a haberci gönderirler ki, kaderi Dido'nun ki de canlılığını sürdürdüğü tapınağın taba­
yanında keyif sürmek değil, İtalya'ya gidip nında çizili görülen haçlardan belli. Işık tanrı
yeni bir kent, bir devlet kurmaktır. Aeneas Apollon'un gücünü Hıristiyanlar da kolay ko­
boyun eğer, gizlice kaçmaya hazırlanır, Dido lay söndürememiş olacaklar ki, hemen arka­
farkına vanr, aralarında sert bir tartışma, bü­ larından gelen puta tapanlar haçları birer dai­
yük bir kavga kopar, kraliçe sevgilisini alıko- reyle çevirmişler.
yamayacagını anlar ve canına kıymayı göze
Didymeion'a gelen duacılar, Panormos l i -
alır; bir odun yığını hazırlatır, Aeneas'la bir­
manında karaya iner ve dört Idlometrelik, as­
lik, beraberliklerini yansıtan ne varsa hepsini
lanlarla süslü yolu yürüyerek varırlardı tapına­
oraya yığar, gece yarısı gene tanrıların dürtü­
ğa. Delphoi'de olduğu gibi Didyma'da da fal­
sü üzerine Troya'lılar yelken açtıklarında, Di-
cılar kadınmış. Ellerinde kutsal bir değnek,
do gidişlerini gözler, sonra kılıcının üstüne
bir kuyunun üstünde oturur, kara sularda gör-
dükleri ışıltıları yorumlarlar ve bilicilere f ı s ı l - arasına almak, onu her işte uygulamakla gör­
darlarmış. Tanrı sarhoşluğuna kapılmış kadı­ mek ve salık vermek Hesiodos'un Yunan dü­
nın ağzından gelişigüzel dökülen sözleri ve­ şüncesine en büyük katkısıdır. Kratos'la
zinli dizeler halinde dile getirmek de bilici ra­ Bia'yı kendine başlıca yardımcı eden Zeus
hiplerin göreviydi (Brankhos, Brankhosoğul- burada bir zorba olmaktan çıkıyor, insanlığa
ları). yarar ve iyilik getiren tanrı, gerçek bir tanrı
oluveriyor. Yeryüzü de yeni baştan bir altın
Dike. Dike, Themis'le Zeus'un kızı ve Euno- çağa, bir cennete dönüyor. Doğruluk üzerine
mia ve Eirene'yle birlikte Hora'ların biridir. kurulu bir insan cenneti.
Adı Yunan dilinde birçok anlamlara gelir; Hesiodos'un bu yüce görüşünü tragedya
simgelediği başlıca soyut kavram hak, doğru­ yazarları da benimser, benimseyenlerin, dile
luk ve adalettir. Dike sözcüğü, adaletin uygu­ getirenlerin başında da Aiskhylos gelir. Ahla­
landığı mahkeme için de kullanılır, mahke­ kı her şeyden üstün tutan bu şair, doğruların
mede verilen hüküm için de; "diken didonai" ocaklarında mutluluğun ürünleri bulunduğu­
deyimiyse ceza görmek anlamına gelir. nu söyler (Ağam. 750 vd.); Sophokles de
Dike insanlar arasında yaşar, onun içindir Elektra tragedyasında, işlenen suçun hemen
ki, şiirde de, düzyazıda da çok adı geçer. Di­ peşinden Dike'nin öç tanrıları Erinys'lerle bir­
ke kavramından Yunanlıların ne anladığını likte geldiğini ileri sürer (Elekt. 472 vd.).
iyice kavramak için başlıca kaynaklarımız H e - Şiirde bir tanrısal varlık olarak canlandırılan
siodos ve tragedya yazarları olsun. Bu kavra­ Doğruluk gitgide soyutlaşır Yunan düzyazısın­
mı incelemeye değer. da ve sonunda Platon'un bunca diyalogunda,
Hesiodos'un ikinci büyük eseri "İşler ve özünün nitelikleri, toplum içinde yeri ve etkisi
Günler"de Dike'ye 180 dizeye yakın uzun bir araştırılan "to dikaion" diye cinsiz bir felsefe
bölüm ayrılmıştır. Bu bölüm Hesiodos'un bü­ kavramına döner.
tün hayat felsefesini verir. Yalnız Hesiodos'u
tanımak bakımından değil de, orta halli bir Diktynna. Bkz. Britomartis.
insanın toplum içinde Dike tanrısal kavramını Diktys. Bkz. Danae.
nasıl görüp, nereye yerleştirdiği açısından in­
celemek istiyoruz bu parçayı. Bölüm bir hay­ Diomedes. (1) Bir Trakya kralı. Ülkesine ge­
van masalıyla başlar (İşi. 202 vd.); "krallara" len yabancıları atlarına yem olarak verirmiş.
yani kadılara, yargıçlara seslenen şair hay­ Herakles, Diomedes'i kendi atlarına yedire-
vanlar dünyasında kaba kuvvetin hüküm sür­ rek bu vahşi töreye son vermiş (Herakles).
düğünü, ama insanlar dünyasında öyle olma­ (2) Tydeus'la Deipyle'nin oğlu, Troya
dığını söyler. İnsanlar arasında Dike vardır. önünde savaşan Argos'lu yiğitlerin en yama­
Dike tanrı Zeus'tan gelir, Dike yani doğruluk nı (Tab. 23). Diomedes'e verilen sıfatlar hep
toplulukların varlığını ve mutluluğunu sağlar. savaşta üstünlük gösterir niteliktedir. Babası
Hesiodos burada tanrıça Dike'ye uzun bir öv­ gibi ünlü, güçlü bir at sürücüsü olmaya özenir
gü yazar. Kardeşi Perses'ten haksızlık gören Diomedes. Diomedes'e bütün bir bölüm ay­
ve yargıçlarca korunmayıp hakkını alamayan rılmıştır Ilyada'da, orada tanrıça Athena ona
Hesiodos'un Dike'ye bu övgüsü patetik ol­ destek olup, her türlü yiğitle, giderek tanrılar­
makla kalmaz, kendilerine yargıç deyip de la bile boy ölçüşmeye kışkırtır onu. İki ben­
rüşvet alarak eğrilik yoluna sapan krallara da zetmeyle Diomedes'in atılganlığı dile getirilir
etkin bir derstir. (İl. V, 142):

Soylar mythos'u dünyayı bir cehenneme Tıpkı bir aslan gibi kudurmuştu işte
çevirmekle bitmişti. Yoksulluk, umutsuzluk dev yapılı Diomedes, Troyahlara
sarmıştı ortalığı, insan Pandora'nın işlediği saldırınca.
suç ( k i buna da suç denmez ya, bir tedbirsiz­ (İl. V, 87 vd.):
likti sadece) yüzünden ne kadar kötülük var­ Eriyen karlarla beslenip taşan bir ırmak gibi
sa, hepsini başlarına bela etmişlerdi. Bundan köpürüyordu Diomedes ovada.
kurtuluşu adalete güvenle, Dike'yi insanların Zeus'un yağmuru yağınca sağanak sağanak,
DİONYSOS

birdenbire kabarır, taşar o ırmak, sında sayar (Theog. 253). Homeros destanla­
akar hızla, yıkar sınırlarını, rında bu tanrıça Zeus'Ia evlenerek Aphrodi-
tutamaz onu üst üste yığılı toprak, te'nin anası olur. Güzellik tanrıçası oğlu Al-
bol çiçekli bahçelerin duvarları tutamaz
neias'i korumak için savaşa karışıp da Dio-
onu,
medes'in kargısıyla yaralanınca, Dione onu
gelir, yok eder insanların el emeğini.
Troya'hlarm sıraları Tydeus oğlunun elinde tam bir ana şefkatiyle sarar, öğütler verir, ya­
oluyordu iste böyle darmadağın, rasını i y i eder ( İ l . V, 370 vd.):
çok kalabalıktılar, ama dayanamıyorlardt.
Aphrodite, anası Dione'nin kapandı
Diomedes, Lykia'k yiğit Pandaros tarafın­ dizlerine.
dan yaralanınca büsbütün kudurur, art arda Dione kollarıyla sardı kızını, okşadı diller
altı Troya'h öldürür, iki esir aldıktan sonra döktü:
"Hangi tanrı kıydı sana, yavrucuğum,
Pandaros'u da tepeler ( V , 290 vd.), Ainei-
göz göre göre bir kötülük mü işledin ki?"
as'ı, iki insanın kaldıramayacağı kadar ağır Karşılık verdi cilveli Aphrodite, dedi ki:
bir taşla yaralar, o sırada oğlunun yardımına "Tydeus oğlu, taşkın canlı Diomedes vurdu
koşan Aphrodite ile çarpışır. beni,
Aphrodite ile yetinmez, Ares'i de yaralar sevgili oğlumu, Alneias'ı çekiyordum
Diomedes ( V , 855 vd.). Destan boyunca sa­ savaştan;
vaşta da, karada da ön planda görürüz Dio- tekmil insanlar arasında onu severim en
medes'i. Odysseus'la birlikte gece keşfe çı­ çok.
Kavga Troya'Ularla Akha'lar arasında değil
kar, Troya'h gözcü Dolon'u öldürürler ( X ,
artık,
272-279), öldürmeden önce de birçok sırlar
Danao'lar başladı ölümsüzlerle
alırlar ağzından. Sonra Trakya'lıların kam­ çarpışmaya".
pından geçerken, korkunç bir katliam yapar­ Karşılık verdi yüce tanrıça Dione, dedi ki:
lar, önderlerleri Rhesos'u öldürüp, atlarını "Aldırma kızım, sık dişini, bağrına taş bas.
alıp götürürler. Biz Olympos'ta saray kurmuş tanrılar
Diomedes, taşkın canlı da olsa, yasa, töre çok çektik insanlardan,
epey de çektirdik birbirimize...
bilmez bir yiğit değildir. Glaukos'la çarpış­
Diomedes'i de gök gözlü Athena saldı senin
maktan vazgeçmekle konukluk kurallarına
üstüne.
saygısını belirtir ( İ l . VI, 12 vd.) (Glaukos, Bel- Ama şunu bilmiyor Tydeus'un o çılgın oğlu:
lerophontes). llyada'dan sonraki destanlarda Ölümsüzlerle savaşan insan çok yaşamaz".
Odysseus'la birlikte Lemnos'a gidip Philokte- Böyle dedi, sildi iki eliyle
'tes'i aradıkları anlatılır (Philoktetes). Troya Aphrodite'nin bileğindeki özü,
savaşı bitip de Argos'a dönünce kendisini al­ yara iyi oldu, ağır acılar dindi.
datan karısı Aigialeia'nın kurduğu tuzaktan
zor kurtulmuş. Bu ceza ona yaraladığı Aph- D i o n y s o s . Dionysos adındaki tanrının i l k -
rodite'den gelmeymiş. çağ din, efsane, sanat ve yazınında ne denli
bir yer tuttuğunu Apollon'a ayırdığımız bölü­
Diorfiedes "Thebai'ye Karşı Yediler" desta­
mün girişinde tanımlamaya çalıştık. Sabahat­
nında da rol oynar. Babası Tydeus Adras-
tin Eyuboglu'nun Fransız bilgini Mario Meu-
tos'un damadı olmak bakımından bu seferde
nier'nin çevirisinden dilimize aktardığı "Bak-
ön planda savaşmış ve büyük bir ün kazan­
kha'lar" kitabının önsözünde söylediği gibi,
mıştı. At adam Kheiron tarafından yetiştirilen
"Euripides'in bu tragedyası eski Yunanistan'
Diomedes de dedesi Adrastos'tan Argos tah­
da Dionysos dininin İncil'i yerinde" idi. Biz
tını miras aldıktan sonra, babasının öcünü al­
de, dinsel kişiliği dal budak salmış, tapımı çe­
mak üzere Epigon'lar seferine katılır. Diome-
şitli ve ayrıntılı inanç ve görüşleri, insanlığın
des gücü kuvveti ve gözüpekligiyle Yunan ef­
derine giden birçok düşüncelerini bir araya
sanesinde Herakles'ten hemen sonra gelen
toplayıp yansıtan bu tanrının incelenmesine
üstün bir yiğit sayılır.
"Bakkha'lar" oyunundan aldığımız bir par­
D i o n e . Hesiodos Dione'yi Okeanos'la çayla başlamak istiyoruz. İnanıyoruz ki, bu
Tethys'ten dogma üç bin Okeanos kızı ara- parçanın gereğince yorumlanması bize Di-
o n y s o s tanrıyı b ü t ü n ü y l e k a v r a m a k ve d o ğ r u Hellen ülkesinin mutlu şehirlerine.
yolda a n l a m a k olanağını verecektir: O tanrılar ki bu, anası, eski bir zamanda,
doğum sancıları içinde,
T r a g e d y a ' n ı n açılışında D i o n y s o s s a h n e y e
çarpıldı Zeus'un yıldırımlarına;
çıkarak şöyle k o n u ş u r :
can verdi düşürüp karnındakini.
Dionysos — İşte ben, Zeus'un oğlu Diony- O zaman Kronos'un oğlu Zeus
sos, Kadmos'un kızı Semele'nin yıldırım dolu aldı düşen çocuğu,
şimşekler içinde doğurduğu tanrı, Thebai top­ görmesin diye karısı Hera,
rağına ayak basıyorum. Tanrılığımdan soyu­ sokup kendi baldırına
nup insan suretine girdim... Ben Lydia'nm al­ altın kancalarla kancaladı.
tın ovalarından geliyorum. İran'ın güneşten Sonra, Moira'lar vakti doldurunca
kavrulan kırlarını, Baktrla'nm uzun surlarım; Zeus doğurdu boğa boynuzlu tanrıyı;
Media'nm buzlarla örtülü topraklarını, saadet başına bir çelenk taktı yılanlardan.
diyarı Arabistan'ı, tuzlu denizin kıyılarında Onun için Mainad'lar
uzanan bütün Asya ülkesini, Barbarlarla Hel- yılanları toplar, saçlarına örerler.
len'lerin karışık yaşadığı, güzel hisarlarla süs­
Ey Thebai, Semele'yi besleyen toprak,
lü şehirleri dolaştım. Oralarda korolarımı top­
takın artık sarmaşık çelenklerini
ladım; dinimi, ayinlerimi öğrettim; şimdi ken­
Açılsın çiçekleri, açılsın
dimi Hellen'lere tanıtmak istiyorum. Hellen
toprağında Bakkha'ların keskin çığlıklarıyla güzel meyveli yeşil saparnanın!
çınlattığım, kadınlarının çıplak vücutlarını Bürün yapraklarına meşelerin, çamların!
ceylan postlarıyla sarıp ellerine thyrsos'u, sar­ Giyin benek benek ceylan postunu,
maşıktı asayı verdiğim ilk şehir Thebai oldu. süslen ak koyunların yününden örgülerle,
yansın elinde narteks'lerin sönmez ateşi!
T a n r ı T h e b a i ' d e gerçekleştirmek istediği Yakındır yeryüzünün korolarla coşup
amacı da anlattıktan sonra, Bakkha'lar k o r o ­ taşması.
su girer ve aşağıdaki ezgiye başlar: Bromios geliyor, olaylarıyla, dağdan dağa,
Dionysos delisi kadınların
Bakkhalar korosu:
gergeflerini, mekiklerini bırakıp
Asya topraklarından geldim, kaçtıkları dağlara.
yüce Tmolos'u aştım,
tanrımız Bromios uğrunda Ey karanlık diyarı Kureta'larm,
durmadan, yorulmadan koşuyorum. Girit'te Zeus'un doğduğu kutsal mağaralar,
Euhoi diye bağırarak orada icat ettiler, benim için,
Bakkhos'un şerefine. üç sorguçtu miğfer giyen Korybant'lar
Kim o, yolda gezen? çembere gerilen deriyi,
Kim o, kim o, yolda gezen? Orada karıştı coşkun davul sesleri
Çekilsin herkes damının altına, Phrygia kavallarının tatlı nefeslerine.
temizleyip kapansın bütün ağızlar; Korybant'lar davulu Rhea anamıza verdiler
şimdi ben, Euhoi sesleriyle Bakkha'ların çığlıkları arasında
Dionysos'u kutluyorum. gümbürdesin diye.
Onu coşkun Satryr'ler Ana Tanrıçadan
Ne mutlu bahtı açık olana,
aldılar,
ne mutlu tanrıların sırlarına erene!
sesini korolara karıştırdılar,
Hayatını temizleyip günahlardan
Dionysos'a hoş gelen Trieterit
ruhunu Bakkhos'a verene!
bayramlarında
Yıkayıp bütün kirlerini dağlarda
Tanrının delisi olana! Koşmak ne güzel, dağlarda
Ne mutlu, yoluyla kutlayana Bakkhos alaylarının ardından!
Kybele anamızın cümbüşlerini; Sarılıp gezmek benekli ceylan postuna,
ne mutlu, tyrsos'u sallayarak serilip yatmak toprağa!
başına sarmaşıktı çelengi takarak Yakalayıp boğazlamak yaban tekelerini.
Dionysos'un ardından gidene! Kanlarını içmek, çiğ çiğ yemek etlerini!
Haydi, Bakkha'lar, durmayın, Euhoi! diye bağırınca Bromios.
indirin Bromios'u Phrygia dağlarından; atılmak Lydia'nm, Phrygia'nın dağlarına!
getirin Dionysos'u, tanrı babanın tanrı O zaman yeryüzünde derelerde süt akar,
oğlunu, derelerde şarap akar, bal akar;

>J'>
yükselir sanki yerden, adı taşıyan birkaç dag ve Aydın yöresinde
Lübnan buhurunun dumanları. Nysa (Sultanhisar) adlı bir kentin yıkıntıları
Bakkhoş, elinde kızıl alev saçan narteks, da görülür. Dionysos'un baştanrısı olduğu
sihirli gür saçları rüzgârda, dağ hangisidir? Herhalde özellikle hiçbiri, bu
koşturur peşinden dağlara düşmüş koroları. Nysa adı Olympos ve İda gibi yüksek dağla­
Ve haykırır ruhları coşturan sesiyle: ra verilen bir genel ad olsa gerek, tanrı da
''HeyBakkha'lar, koşun, bir doğa tanrısı olarak yüksek bir dağın do­
koşun Bakkha'larl ruğunda doğmuş ve o dağla simgelenmekte-
Irmağından altın akan Tmolos'u dir.
şenlendiren kadınlar!
Dionysos adının etimolojisi böylece açıklan­
Kutlaym Dionysos'u
madığı gibi (kimi mitograflar bu adın iki kez
derin gümbürtülü davullarınızla;
doğan anlamına geldiğini ileri sürerler, ne
Euhoi sesleriyle çağırın Euhios tanrıyı!
var ki bu açıklama Yunancada desteksiz kalır)
Phrygia'dan kopup gelen güzel çığlıklar
tanrıya verilen öbür adlar da anlamsızdır.
karışsın, sizi dağdan dağa koşturan
Bakkhos ne demek? "Bakkheuo" diye bir f i i l ,
kavalların tatlı seslerine".
"bakkheion" diye bir isim geçer sözlüklerde,
O zaman Bakkha, sevinç içinde,
bunlar Bakkhos coşkusuna kapılmak, Bakk-
sıçrar, çayıra giden bir tay gibi
hos gizemlerini kutlamak anlamını taşır ve
anasının ardından;
Bakkhos adının kendisini açıklamaz. Bakk-
atılır bir ok gibi ileri.
hos adının Trakya kaynaklı olduğu ileri sürül­
( 1 ) A D L A R I . Bu metinde de görüldüğü g i b i
se de, İobakkhos olarak da karşımıza çıkması
tanrıya bir adla değil, birçok adlarla seslenil-
mektedir: Dionysos, Bakkhos, Bromios ve düşündürücüdür ve Bromios, Euhios ve îakk-
Euhios, biraz ötede Dithyrambos ve başka hos gibi, tanrının öbür adları gibi bir ses ben­
metinlerde de îakkhos ve lobakkhos. Hiçbir zetmesi, bir ünlemden türediği kanısını uyan­
Olympos tanrısı bu kadar çok adla anılmaz, dırır. Gerçekten de Euhios, Bakkha'lar alayı
çok adlılık olsa olsa Anadolu Ana Tanrıçası nın kırda, bayırda kendinden geçmiş olarak
Kybele ve onun benzeri Artemis'te görülür. tanrı coşkusu içinde koşunca bağırdığı "Eu-
Aynı kaynaktan olduğu yukarda okunan par­ hoy" ya da "Euhay" seslerinden türemedir,'
ça boyunca da anlaşılan Dionysos'un adları İakkhos ise çığlık anlamına gelen "iakkhe"
anlamlıdır. Birincisi yani Dionysos adı bugü­ sözcüğünün erkek adına çevrilmesidir. Bro-
ne bugün büsbütün açıklanmış değildir. Dio- mios'a gelince, açıkça bir ses benzetmesidir
ve -nysos diye iki kökenden katışıktır, Dio- ve gürleyen, gümbürtülü anlamındaki bu sıfa­
Zeus'un özneden gayrı hallerinde görülen tın ve ondan türeme su, ateş, fırtına ve davul
(Dios, Dia, D i i ) kökeni taşımakta, ki bu kö­ gürültüsünü yansıttığı görülür. Dionysos do­
ken Latince Deus'ta görüldüğü gibi tanrı an­ ğayla karışan, doğayı simgeleyen ve tanrı ol­
lamına gelmektedir, buna Nysa eklenince, duğuna göre, adları da insanın doğa karşısın­
Dionysos Nysa tanrısı, giderek Nysa Ze- da çıkardığı ses ve ünlemlerle dile getirilir. Bu
us'udur demek. Neymiş bu Nysa? "Vahşi adlarının ardında ya da kaynağında insan dü­
hayvanlar yatağı Nysa dağı" deniyor Bakk- şüncesi ve mantığıyla kurulmuş bir kavramsal
ha'larda, tıpkı İda dağı için Homeros metinle­ sözcük arama boşunadır. Dionysos coşkusu,
rinde söylendiği gibi. Ama Nysa İda ile bir tu­ yani şarap ve sarhoşluk insanları içinde yaşa­
tulmuyor, açıklamalarda Nysa, efsanelik bir dıkları kalıpların baskısından da kurtardığı
dağ diye gösteriliyor: Hermes, Zeus'un buy­ içindir ki, bu tanrıya Yunanca "Eleutheros",
ruğuyla Dionysos'u çocukken bu dağın peri­ hür, özgür, özgürlük veren sıfatı takılmış, Ro­
lerine emanet etmiş (tıpkı Zeus'un Girit ma­ ma dininde de Dionysos'un Latince adı, tam
ğaralarında nympha'larca büyütüldüğü gibi), bu anlama gelen Liber olmuştur.
bu dag ise Homeros'un İlyada'sında Trak­
ya'da gösterilir (İl. VI, 133), ama Tesalya'da,
Makedonya'da, giderek Hindistan ve Arabis­ (2) DOĞUŞU. Dionysos dışardan gelme İm
tan'da da Nysa dağları vardır, Anadolıı'd.ı İm tanrıdır, hem yabancı, hem de Hellen pan-
tlıeon'una aykırı düşen bir tanrıdır. Bu tanrıyı
benimsemekte Yunanistan'ın güçlük çektiği, ne oluyor? Çelişki şöyle çözümlenmiş: Yuna­
ona karşı direndiği Dionysos üstüne anlatılan nistan'da doğduğu halde tanrının Uzakdogu-
efsane ve masallarda dile gelir. Denebilir ki, ya bir yolculuk yaptığı - turistik bir gezi gibi
bütün efsaneleri bir tek motif üstüne kurulu­ bir şey - sonra da asma kütüğü, şarap ve
dur: Tepki ve direnç. kendisine tapınanların alayıyla birlikte yurda
Doğuş efsanesi buna örnektir: Anası Kad- döndüğü ve dışardan getirdiği bu armağanları
mos kızı Semele Zeus'la birleşir, ama sevişti­ kendi yurttaşlarına (Pentheus Dionysos'un
ği tanrının gücüne tam inanmamıştır ki, onu teyze çocuğu olur) bin zorla benimsettiği an­
bütün araç ve gereçleriyle görmek ister, böy­ latılıyor. Oysa Euripides'in tragedyasından da
lece yıldırımla çarpılıp ölür. Karnındaki yedi Dionysos'un asıl kaynağı açıkça ve bütün ay­
aylık çocuğu da Zeus alıp baldırına koyar ve rıntılarıyla belli olmaktadır. Dionysos bir
ikinci bir doğumla meydana çıkarır. Bu ikinci Lydia-Phrygia tanrısıdır, Homeros destanla­
doğum motifini Athena'da da görmüştük, şu rında düpedüz Asia diye anılan yöreden gel­
farkla ki Athena Zeus'un kafasından, Diony- medir. Bakkha'lar korosunun İ l k sözü "Asia
sos ise baldırından doğar. Efsanenin anlam topraklarından geliyorum" ve "Tmolos'u aş­
ve simgesi de şudur: Hellen'lerin baştannsı tım" deyimi, tanrının kendini tanıtlamasına
Zeus'tur, dışardan gelme bir tanrısal varlığı da tıpatıp uygundur: "Ben Lydia'nın altın
ne yapıp yapıp onun buyruğuna sokmak, on­ ovalarından geliyorum". Daha sonra da Pen-
dan çıkmış olarak göstermek gerekiyordu. theus'la konuşurken, "Vatanım Lydia'dır"
Semele efsanesi işte bu amaçla uydurulmuş, der Dionysos. Kılığı kıyafeti; tavırlarıyla bu
böyle bir bağlantı kurma çabasının ürünüdür. bölgenin özelliklerini taşır da ondandır ki ka­
Bu efsanenin merkezi olarak gösterilen bölge dınca gördüğü bu tutumu yadırgar Pentheus.
de önemli: Boiotia ve başkenti Thebai Yuna­ Şöyle der: "Yabancı bir sihirbazdan da bah­
nistan'da en tutucu ve gerici bir yöre sayılır­ sediyorlar; Lydia'dan gelmiş; kokulu saçları,
dı, nitekim Semele'yle doğum efsanesinden sarı perçemleri, mor yanakları varmış; siyah
sonra, Pentheus tipi de buradan çıkmıştır gözlerinde Aphrodite'nin sihri parlıyormuş".
(Semele, Pentheus). D a v u l , dümbelek, t e f ve f l ü t de Asya denilen
bölgenin törelerindendir. Dionysos'un Mani-
Homeros destanlarında adı bir tek kez ge­ sa-Bozdag-Sarde yöresiyle ilişkisi dram bo­
çen Dionysos için aynı tepkiyi dile getiren bir yunca sık sık belirtilir: Dionysos şöyle der
başka efsane anlatılır: Lykurgos efsanesi. Bakkha'lara: "... Alın Phrygia'dan getirdiği­
Lykurgos Trakya'lıdır, ama o da Pentheus gi­ miz davulları, anamız Rhea ile benim için icat
bi kovalamaya kalkar "Dionysos'un sütnine- edilmiş olan davulları...", bu Rhea denilen
lerini", yani Bakkha'ları, bu yüzden de ceza tanrıça Manisa dağı eteklerinde kayaya oyul­
görür, kör edilir (Lykurgos). Ne var ki İlya- muş heykeli bulunan Ana Tanrıçadan başkası
da'daki bu parçada Dionysos insandan kor­ değildir. Dionysos cümbüşleriyle Kybele'nin-
kup kaçan ve denizin içindeki tanrılara sığı­ kilerin bir olduğunu Bakkha'lar da söyler
nan bir ödlek gibi gösterilir. Homeros des­ (yuk. "Ne mutlu yoluyla kutlayana/Kybele
tanlarının zamanından Euripides'in "Bak- anamızın cümbüşlerini). Kybele ve Dionysos
kha'lar"ı yazdığı çağa kadar çok şey değiş­ dinlerinin özünde bulunan orgiastik coşku,
miş ve Dionysos, dışardan gelme bu güçlü kendinden geçme, vect karakteri her iki ta­
tanrı Yunanistan'da epey tutunmuştur bes­ pımda aynı simgelere, aynı davranışlara,
belli. araç ve gereçlere başvurulmasıyla da belirir,
Bakkha'ların çılgınlığı Kybele törelerinde
(3) K A Y N A K VE NİTELİKLERİ. Sonradan ve kendilerini hadım eden Pessinus rahiplerinin
bir amaçla uydurulduğu besbelli olan Semele tutumunu andırır. Kaldı ki gene aynı yukar-
ve Thebai hanedanından doğuş efsanesi, tan­ daki parçada geçen Korybant ve Kureta gibi
rının kaynaklarını açığa vuran anlatımlarda deyimler Dionysos kültünü hem Kybele,
da tutarsız değişiklikler yapılmasına yol aç­ hem de Girit'li Zeus kültüne bağlamaktadır.
mıştır. Dionysos Thebai'de Semele'den doğ­ Her üçünün de Anadolu-Girit kaynağından
muşsa, ta Hindistan ve Arabistan'dan gelişi

<)/l
fışkırdıgına hiç şüphe kalmamıştır (Kybele, sanın beden ve ruhu aracıyla yansıyıp oluş
Zeus). maşıdır. Bakkha'lar tragedyasında bu halin
Dionysos tanrının niteliklerini ele alacak parlak bir belirtisi dile getirilmiştir: Dionysos
olursak, iki büyük alan ve akımı kavradığı gö­ hem tanrıdır, hem insan. Bakkha'lar yerine
ze çarpar. İlkin bir doğa tanrısıdır, topraktan ve anına göre kadın kişiliğinden vahşi hayva­
fışkıran bitkileri ve bu bitkiler arasında insanı n a , yırtıcı azmana dönüşür, böylece gerçeğin
en çok etkileyenleri, yaşamına yön verenleri gerçeküstüne ulaşması ve gerçeğe gerisin ge­
simgeler. Kybele ve öbür doğa tanrıları gibi, ri inmesiyle doğal bir kasırga olan hayatın
doğayı en belirgin biçimlerle yansıtan dağlar­ dalgalan yansıtılmış olur. Bu dalgalanmanın
da, ormanlarda, yabani hayvanlar ve yaratık­ insanlık dünyasında açtığı yaralar, yarattığı
larla bir arada yaşar ve coşar gösterilir. Osi- korkunç dramlar, facialar, afetler tragedya
ris, Adonis, Attis gibi doğanın mevsim mev­ denilen o şaşırtıcı, tüyler ürpertici hayat ay­
sim değişmelerini de kişiliğinde simgeler. Di- nasında görülür. Kişinin bilinçüstü ve bilinçal­
onysos her bakımdan doğaya çevriktir, ama tına dek erişebilmesi bu tanrının etkisiyle ol­
onun simgelediği asıl büyük kuvvet doğanın muştur. Dionysos tanrının insana verdiği bu
kendisi değil, insanla doğa arasında bir ilişki, gücü akıl ölçüsüne vurup değerlendirmek Eu-
insanı doğanın sırlarına erdiren büyülü bir ripides'in "Bakkha'lar" oyununun belli başlı
güçtür. Yunan dili bu güce eren insanın duru­ bir konusudur. Kaba aklı simgeleyen Penthe-
munu iki sözcükle yansıtmıştır: "Mainomai" us Bakkha'ların çılgınlığını bir ayıp, törelere
ve "enthousiasmos". Doğa sırlarına ve gücü­ ve ahlaka karşı işlenmiş bir suç sayar. Oysa
ne ermek, yani tanrılaşmak, insan için ulaşı­ tam tersine bu coşku insanı doğayla birleşti­
mı en çok özlenen bir aşamadır. Dionysos bu ren, ona cenneti yeryüzünde yaratan bir mut­
ereğe varmanın yolunu herkes için ve kolay luluktur. Asıl akıl yolu da bu mutluluğa eriş­
kolay açar: Bu yol şarap ve sarhoşluktur. As­ menin çarelerini arayıp bulmaktır. Bu gerçek
ma kütüğünün yeryüzüne yayılmasıyla uygar­ "Bakkha'lar" tragedyasında kimi kez kâhin
lığın buğdaydan sonraki aşaması gerçekleşti­ Teiresias'ın, kimi kez de Bakkha'ların ağzın­
rilmiş, ama insanlığın evresinde de yalnız ta­ dan şöyle dile getirilir:
rımla açılamayan bir çığır açılmıştır, insan an­
cak şarabı elde ettikten sonradır ki, yaratıcılı­ Teiresias — Yalnız ikimiz doğru düşünüyo­
ğın kökeninde bulunan değişim yapma gücü­ ruz; ötekilerin akılları başlarında değil... En
ne kavuşmuştur. "Mainomai" de "enthousias- yüksek zekâların varacağı hikmet bile onlar
mos" da işte bu tanrıya erme, tanrıyla karşısında âcizdir... Senin (Pentheus'un) sözle­
karışma ve tanrılaşma yetisini dile getirir. Ad­ rinde sağduyudan eser yok... Senin alaya aldı­
lan "mainomafden türemiş olan Mainad'lar ğın bu yeni tanrının Yunan dünyasında ne bü­
bir çeşit çılgınlık içinde doğayı dolaşırlar, yük bir yer tutacağını anlatmaya benim gü­
cüm yetmez. Delikanlı, insanlar için en başta
ama yaratıcılığın bu tanrısal soluğun dışarıya
gelen iki tanrı vardır: Biri Demeter tanrıça ya­
vurmasıyla elde edilebileceğini anlamıştır in­ hut toprak; ona dilediğin adı verebilirsin;
san. Dionysos işte bu gerçeği, hem doğal, ölümlülerin kuru yiyeceklerini veren odur.
hem de doğaüstü bir olayı dile getirip simge­ Öteki de Semele'nin oğludur ve Demeter ka­
ler. dar kudretlidir: Üzüm suyunu bulup insana
veren odur. Bu içki dertlilerin derdini avutur;
Dionysos'un öbür doğa tanrılarından daha onu içenleri tanrı uykuya kavuşturur, onlara
etkili, dininin öbür sanat kollarından daha üs­ günlük üzüntülerini unuttutur. İnsanların
tün, şiirin en insancası sayılacak bir yazın tü­ dertlerine başka deva yoktur. Bu tanrı, insan­
rü olan tragedyayı esinlemiş olmak bu tanrı­ ların tanrıları memnun etmek için içtikleri şa­
rabın kendisidir; bundan ötürü saadetimizi
nın bir tek tanrısal güç olarak değil de, kolek­
ona borçluyuz... Bakkhos'un sarhoşluğunda
tif bir güç olarak gerçekleşmesinden ileri ge­ da, çılgınlığında da geleceği görme kudreti
lir. Adından ya da adlarından da belli ki Di- saklıdır... Azgın kadınları Aphrodite'ye iten
onysos bir değil, bütün bir insanlık halidir. Bu Dionysos değildir. Bu itiliş onların tabiatında
yüzden durgun değil, sürekli devinim, deği­ vardır; insanın tabiatında olan her şeydeyse,
şim halindedir, evrensel yaşamın özellikle in- bir hikmet saklıdır".
Bakkha'lar korosu da şöyle ünler: digi için büsbütün gün ışığına çıkmamış bir
gerçektir. Halikamas Balıkçısı'nın ortaya at­
Bromios, mutlu tanrıların en mutlusu,
güzel çelenkli şölenlerin baş tacil tığı bir görüşe göre zeybekler, ilkçağdan kal­
Odur koroların başında koşan, ma "İobakkhi" adlı bir topluluktan türeme­
kaval sesleriyle sevinip coşan; dir.
odur tanrı sofralarında,
kederleri dağıtan, Dioskur'lar. "Dioskuroi" Zeus'un delikanlı­
akınca şarap testilerinden ları anlamına gelir. Bu isim, Leda'nın oğulları
pırıl pırı! özü salkımın, Kastor'la Polydeuskes'e (yahut Polluks) veri­
dağılınca insanlara uyku lir. Tanrı Zeus'un Leda'ya yaklaştığı gece,
sarmaşıkla bezenmiş şölenlerde. Leda ölümlü kocası Tyndareos'la da yatmış.
Zeus'tan Helena ile Polydeukes'i, Tyndare-
Zeus'un oğlu Dionysos os'tan da Kastor ile Klytaimestra'yı doğur­
düşkündür sevincine şölenlerin!
muş (Tab. 12). Birbirinden hiç ayrılmayan
Sever Dionysos Barış'ı,
insanları rahata kavuşturan, Kastor'la Polydeukes kardeşliğin ve dostlu­
çocukları besleyip büyüten tanrıçayı. ğun simgesi olmuşlardır. Efsane, omuz omza
Odur veren zengine de, fakire de vererek yaptıkları kahramanlıkları anlatır:
keder dağıtan şarabın ferahlığını. Theseus kız kardeşleri Helena'yı kaçırınca,
Sevmez Dionysos, Atina'ya karşı sefere çıkmışlar ve Theseus'un
cömert günlerin, gecelerin
Hades ülkesine indiği bir sırada onu geri al­
sevincine varamayan insanı.
Uyaklın dediklerine, mışlar, ayrıca da Theseus'un anası Aithra'yı
kapılma gurura ve derin düşüncelere; kaçırıp Sparta'ya getirmişler (Aithra); Kaly-
inan en basit halkın inandığına don avına da, Argonaut'lar seferine de katıl­
onun yaşadığı gibi yaşa. mışlar (Argonaut'lar, Amykos) ve her iki se­
ferde yararlık göstermişler. Ne var ki Helena
Bu sözlerden Dionysos dininin Euripides'in uğruna açılan Troya savaşında bulunamamış­
bu son tragedyasını yazdığı İ. Ö. V. yüzyılın lardı, çünkü daha önce talihsiz bir macerada
sonlarında Yunanistan'da ne kadar yaygın ve can vermişlerdi: Dioskur'lar Leukippos'un iki
tutunmuş olduğunu gösterir. Bütün insanlara kızı Phoibe ile Hilaira'yı kendilerine eş olma­
seslenen Dionysos tapımı bir halk dini olmuş­ ları için kaçırmak istemişler, ama bu kızların
tur. Kara kafalıların, Pentheus gibi yarım akıl­ hem amca oğulları, hem de nişanlıları olan
lı yobazların kovmaya uğraştıkları bu tanrı, Lynkeus'la İdas Dioskur'ların peşine takılmış­
bin bir işkenceyle daha da yücelttikleri bu er­ lar, aralarında çıkan kavgada Kastor can ver­
miş ilkçağda İsa dinine örnek olmuştur ve tıp­ miş, ölümsüz olan Polydeukes de yaralanmış­
kı Meryem Ana nasıl Artemis'in ve Kybe- tı. Zeus bu iki kardeşi birbirinden ayırmamak
le'nin özelliklerini benimseyip tutunabilmişse, için, ikisini de göğe alıp yıldızlar arasına yer­
İsa da ancak Dionysos dinine sırtını dayaya­ leştirmiş (İkizler burcu).
rak yayılabilmiştir geniş halk kitleleri arasına. Sparta'nın Taygetos dağında dünyaya gel­
dikleri söylenen Dioskur'lar Dor ırkının tem­
( 4 ) E T K İ S İ . Dionysos dininden tragedyanın
silcileridir, Dor uygarlığının merkezi Spar-
nasıl doğduğu, Dithyrambos denilen bu tanrı­
ta'nın Atina'ya karşı olan ezeli düşmanlığını
ya övgünün nasıl gelişip de akıllara durgunluk
simgelerler.
verecek bu şiir türünü ortaya çıkardığını an­
latmak bu s ö z l ü m ü n sınırlarını aşmak olur. B i z Dirke. Thebai kralı Lykos'un karısı. Amphi-
Dionysos tanrının mistik akımlar, tarikatlar on ile Zetos'a eziyet eder ve cezasını bulur
üstündeki etkisi ve özellikle bunun Anado­ (Amphionj.
lu'da gelişen biçimi üstünde durmak istiyo­
ruz. Bektaşiliğin ve günümüze dek yaygınlığı­ Dithyrambos. Dithyrambos, tanrı Diony-
sos'a verilen bir addır. "Bakkha'lar" traged­
nı yitirmeyen başka tarikatların kaynağında
yasının bir korosunda baştanrı Zeus'un ağzın­
ilkçağın Dionysos dini bulunduğu artık her­
dan şu sözler söylenir:
kesçe görülen, ama daha etraflıca incelenme­
ce
DRYOPE

Gel, Dithyrambos, baldırıma gir, çıkmaktadır. Dithyrambos türüne gelince,


bir erkeğin rahminde büyü. çalgı, oyun ve sözü bir arada birleştirdiği, bu
İstiyorum ki, ey Bakkhos, Thebai seni terimle üçünün de dile geldiği bellidir.
iki kere doğmuş tanrı diye
ansın ve kutlasın.
Dolios. Odysseia'da, Laertes'in bağına,
Kaynağının ne olduğu bilinmeyen bu sözcü­ bahçesine bakan ihtiyar ve sadık bahçıvan.
ğün, yukardaki Euripides dizelerine dayana­ Odysseus Troya savaşına gidince, bağlarına
rak ve başındaki di- ekine bakarak iki kez çeki)en yaşlı Laertes'e bekçilik eden odur.
doğmuş anlamına geldiği sanılmış ve bilgin- Odysseia'nın son bölümünde Odysseus talip­
lerce ileri sürülmüştür. Ama hiçbir çaba söz­ leri öldürüp babası Laertes'i bulmaya gelince,
cüğün doğru dürüst bir açıklanmasını sağla­ onu Dolios ve altı oğlu sevinçle karşılarlar ve
yamamış, Dithyrambos Yunancada Anadolu ağırlarlar. Öldürülen taliplerin öcünü almaya
kökenli sayılan birçok sözcük gibi karanlık gelen İthaka'lıları püskürtmeye yardım eder­
kalmıştır. Ne var ki dithyrambos'un hem kul­ ler (Od. X X I V ) .
lanılışından, hem "iambos" ve "thriambos"
gibi müzik terimleriyle ilişkisinden, Dionysos Dolon. Troyalı haberci Eumedes'in oğlu D o -
dinine özgü bir terim olduğu anlaşılmaktadır. lon çirkin, ama tez ayaklı bir adamdır. Hek-
İambos, Yunan şiirinde ve özellikle tragedya­ tor onu Akha'lıların gemilerine gözcü olarak
da konuşma bölümleri için kullanılan bir ölçü­ gönderir, bu işi başarırsa ona Akhilleus'un at­
dür, Yunan şiirine ilkin hiciv türüyle girmiş, larıyla arabasını vereceğine ant içer. Ama
sonra da en yaygın bir vezin olmuştur. Thri- Dolon, gece keşfe çıkan Odysseus'la Diome-
ambos'a gelince, bu da Bakkhos alaylarında des'in tuzağına düşer ve yakalanır. Öldürül­
tanrı şerefine söylenen bir ezginin, bir övgü­ memek için yalvarmaları yakarmaları, Tro-
nün adıdır. Dithyrambos gibi bu sözcüklerin ya'lıları ele vermeleri boşunadır. Akha yiğitle­
de Dionysos diniyle birlikte Anadolu'dan, ri onu amansızca öldürtükten sonra, ölüsünü
özellikle Lydia-Phrygia'dan geldiği şüphe gö­ bir ılgın ağacına asarlar (İl. X, 314-464) (Dio-
türmez (Dionysos). Bakkhos tanrının bir ses medesj.
ve çalgı cümbüşü içinde kendisini kutlamak
için kullanılan ünlem ve çağrıları kendi adları Doris. Okeanos'un kızı Doris, Pontos'un
olarak benimsediği görülür. Dithyrambos'un oğlu Nereus'la evlenir ve Nereus kızları diye
kökenindeki anlam ne olursa olsun, tanrı D i - anılan elli kızı olur (Tab. 6). Hesiodos Theo-
onysos'u övmeye, kutlamaya yarayan bir söz­ gonia'da bu kızların bazılarının adlarını sayar
cük olduğu anlaşılır. (Theog. 233-264).

Terim şu bakımdan önemli ki, dithyrambos Dryades. "Drys" Yunanca ağaç ve özellikle
bir yazın türü ve özellikle tragedyaya doğru­ meşe ağacı anlamına gelir. Dryad da ağaç
dan doğruya kaynak olmuş bir tür olarak gös­ perilerine verilen addır. Bunların kimi ağaçla
terilir. İ l k tiyatro denemeleri dithyrambos şa­ birlikte biter ve onunla ölür, kimi de ölümsüz­
irlerinden doğmuştur denir. Elimizde dithy- dür. Kardeşleri Hamadryad'lar gibi Dryad'lar
rambos türünden birkaç örnek vardır, en il­ da bitkileri korur, ağaç sağlıklı ve canlı oldu­
ginci Dor şairi Pindaros'tan bilinen birkaç di­ ğu zaman sevinir, yapraklarını yitirip kuru­
zedir; bunların en dikkati çeken yönü de şu maya yüz tuttuğu zaman derin bir yasa kapı­
ki, tanrı Dionysos için Olympos'ta Zeus'un lır. Orpheus'un eşi Eurydike bir Dryad'dır
bir şenlik hazırladığı anlatılır, büyük Ana Tan­ (Hamadryades).
rıçanın yanı başında davul ve dümbeleklerin
çalındığı, bu arada vahşi hayvanlarıyla birlikte Dryope. Dryöpe, kral Dryops'un biricik kızı­
tanrıça Artemis'in de gelip raksa katıldığı, dır. Oita dağının yamaçlarında babasının sü­
çam ağaçlarının altında meşaleler yanarak rülerini otlatırken, ağaç perileri hamadr-
cümbüş yapıldığı belirtilir. Bu dithyram- yad'lar onu aralarına almışlar, türkü söyleme
bos'tan da Dionysos dininin Anadolu'lu ana . u n , hora tepmesini öğretmişler. K ı z ı gören
l.ııırıç.ıLırın ikisiyle de ilişkide olduğu ortaya Apollon da ona tutulmuş. Dryope'ye yaklaş
mak için bir kaplumbağa biçimine girmiş. K ı z de bir kavak ağacıyla bir kaynak ortaya çık­
kaplumbağa ile oynamaya başlamış, onu ku­ mış.
cağına almış, derken tanrı bir yılan olup kızla
birleşmiş. Dryope korkmuş, kaçmış, olup bi­ Dryops. Adı ağaç, meşe anlamına gelen ke­
teni kimseye bildirmemiş. Bir süre sonra da limeyi andıran Dryops, Yunanistan'da ilk yer­
Andraimon adlı bir adamla evlenmiş ve Am- leşmiş Dryops boyunun atası sayılır. Kendisi
phissos adlı bir çocuğu olmuş. Amphissos Oi- Apollon'un oğluymuş derler. Önce Parnas-
ta'nın eteğinde aynı adı taşıyan bir şehir kur­ sos dağının eteklerine yerleşmiş olan soyu,
muş. Bir gün Dryope oğlunun kurduğu Apol- Dorların saldırısına uğrayınca, dört bir yana
lon tapınağının yanında eski oyun arkadaşlan dağılmış, kimi Euboia'ya, kimi Thessalia'ya,
hamadryadlara sunu sunuybrmuş ki, perileri kimi Peloponessos'a yerleşmişler. Kıbrıs ada­
onu kapıp aralarına almışlar. Kaçırıldığı yer- sına göçenler bile olmuş.

< )H
yarı bedeniyse koskoca bir yılandı korkunç,

E
her yanı benek benek amansız bir yılan.

Typhon'la çiftleştiği ve yeraltında, yeryü­


zünde ne kadar korkunç köpek ve canavar
Eetion. Mysia'da Thebe şehrinin kralı, And- varsa hepsini ürettiği anlatılır: Geryon'un kö­
romakhe'nin babası. Akhilleus onu çok saydı­ peği diye anılan Orthos, Hades bekçisi Ker-
ğı için, öldürdüğü halde silahlarını almamış, beros, bataklıklar canavarı Hydra, ağzı ateş
törenle gömmüştür. Nympha'lar mezarı üstü­ saçan Khimaira ve sonra da kendi dölü Or-
ne bir karaağaç fidanı dikmişler (Androma- thos'la birleşerek Phiks'i ve Nemeia aslanını
khe). da doğurmuş. Ekhidna'nın ini efsaneye göre
Arima dağları denen Kilikia'dadır. Kendi
Egeria. Romalı su perisi. Egeria dindar kral
ölümsüz olduğu için yeraltında hep yaşar,
Numa Pompilius'un karısı ya da dostu olarak
ama dölleri Herakles ve Bellerophontes gibi
gösterilir. Geceleri onu ziyaret eder, din ve
yiğitlerin elinden can vermişlerdir (Typhon,
devlet yönetimi konusunda ona öğütler verir,
Herakles, Bellerophontes).
yol gösterirmiş. Numa öldüğü zaman Egeria
o kadar gözyaşı dökmüş ki bir pınar oluver­ Ekhion. Kadmos'un Thebai şehrini kurar­
miş. Nemi'deki Diana kültüyle ilgili olarak, ken toprağa diktiği ejder dişlerinden doğup
Caelius tepesinin eteğinde bir tapınağı var­ da sag kalan beş adamdan biridir. Kad-
mış. mos'un kızı Agaue ile evlenir ve Pentheus'un
babası olur (Kadmos, Pentheus).
Eileithyia. Zeus'la Hera'nın kızı, Ares,
Hephaistos ve Hebe'nin kız kardeşi. Eileithyi- Ekho. Yankıyı simgeleyen nympha (Narkis-
a doğumlara bakan ebe tanrıçadır. Hera'nın sos).
sözünden ayrılmaz, onun buyruklarını harfi
Elektra. "Parlak" anlamına gelen bu ad, bir­
harfine yerine getirirmiş. Nitekim Hera'nın
çok efsanelik kişilerin adı olmuştur.
hışmına uğramış Leto ile Alkmene'nin do­
ğumlarında bulunmamakla Zeus'un evlilik dı­ (1) Okeanos'la Tethys'in kızı Elektra, Pon-
şı çocuklarının dogmasına engel olmaya ça­ tos'la Gaia'nın oğlu Thaumas'a eş olur (Tab.
lışmış (Leto, Alkmene). 6). Birleşmelerinden şu tanrısal varlıklar mey­
dana gelir: İris (Gökkuşağı), Harpya'lar ve
Ekhetos. Epeiros bölgesinin efsanelik kralı Aello (Bora) ile Okypetes (Kasırga) diye ka­
Ekhetos kötülüğü, zalimligiyle ün salmıştı. natlı iki yaratık (Hesiodos, Theog. 266).
Bu kral, sevgilisiyle yattı diye kızını gözüne (2) Atlas'la Pleione'nin "Pleiades" adlı yedi
tunçtan iğneleri sokarak kör etmiş ve bir ku­ kızlarından biri (Pleiades). Efsaneye göre Se-
leye kapatmış, gene tunçtan arpa taneleri mendirek adasında oturan Elektra, Zeus'la
vermiş, bunları öğütür ve un yaparsa, gözleri­ birleşerek Dardanos'u İasion'u ve Harmoni-
nin açılacağını söylemiş. a'yı doğurmuş (Tab. 7). Adı Palladion efsane­
sine de karışmıştır: Zeus Elektra'yı elde et­
Ekhidna. Ejderler soyunu sayarken Hesio-
mek isteyince, genç kız kutsal Palladion hey­
dos Ekhidna'ya uzun bir parça ayırmıştır. Bu
keline sığınarak tanrıdan korunabileceğini
azman yaratık, Pontos'la Gaia'nın dölünden
sanmış, oysa Zeus buna çok kızmış ve heyke­
Khrysaor'la Kallirhoe'den dogmadır (Tab. 6).
li tuttuğu gibi gökten aşağıya atmış. Troya
Ekhidna şöyle tanımlanır (Theog. 295 vd.):
ovasına düşen Palladion Troya'daki tapınak­
Kallirhoe yenilmez bir ejderha da yarattı ta saklanmış. Başka bir anlatıma göre, Palla-
ne ölümlülere, ne de ölümsüzlere dion'u Elektra, Troya şehrini korusun diye
benzeyen. kendi vermiş Dardanos'a (Palladion).
Bir mağarada doğdu bu azgm yürekli
Ekhidna. (3) Bu adı taşıyan en ünlü kişi, Agamem-
Yarı bedeni bir genç kızdı onun, non'la KIytaimestra'nın k ı z ı Elektra'dır (Tab.
güzel yanaklı ve gözleri fıldır fıldır, 15). I lomeros destanlarında adı geçmeyen
Elektra, tragedyanın en ünlü, en çok sözü mos'u ölümsüz kılmak için ateşe daldırırken,
edilen bir kahramanıdır. Aiskhylos'un "Aga- Eleusis olaya tanık olup bir çığlık atacak ol­
m e m n o n " üçlüsünde, Sophokles'in "Elekt- muş, Demeter de buna kızarak onu öldürmüş
ra", Euripides'in de hem "Elektra" hem de (Triptolemos).
"Orestes" tragedyalarında rol alır. Antigone
Elpenor. Odysseus'un arkadaşlarından biri­
gibi insanlarüstü bazı yasaları korumayı, bazı
dir. Büyücü Kirke'nin konağında yiyip içer,
ilkeler adına kendi kendine eyleme geçmeyi
keyfeder ve Odysseus ölüler ülkesine gitmek
göze alan yiğit bir kızdır. Ne var ki, eli kana
üzere yola çıkacağı gece fazla şarap içmiş
bulandıgı, anasını öldürmek gibi korkunç ve
olan Elpenor sızdığı damdan aşağı düşer ve
dogadışı bir suça karıştığı içindir ki, Elektra -
ölür. Ruhu Hades'te Odysseus'a yalvarır ken­
adının tersine - karanlık ve karmaşık bir kişi­
disini gömsün diye.
likle canlanır gözümüzün önünde. Hamlet so­
rununu ilkçağ tragedyasında dile getiren kişi­ Empusa. Tanrıça Hekate'nin çevresinde bu­
dir. Bu bakımdan tragedya yazarlarını çek­ lunan korkunç bir görüntü. Hekate'nin insan­
mesi, büyülemesi, karakterini çeşitli açılardan ları korkutmak için yarattığı bu canavar her
ele almayı esinlemesi şaşılacak bir şey değil­ çeşit kılığa girerek daha çok kadınlara ve ço­
dir. cuklara görünürmüş. Bir ayağı tunçtanmış,
Öyküsü kısaca şöyledir-. Agamemnon T r o - insan etiyle beslenir ve kurbanlarını avlamak
ya savaşına çıktığı zaman, Elis'te rüzgârların için çok güzel bir kadın kılığma girermiş.
esmesini sağlamak zorunda kalmıştır. Bunu
kocasına affedemeyen karısı Klytaimestra, Endymion.
Atreusogullarının baş düşmanı Aigisthos'la Parlak ayın çevresinde sapışız yıldız
kocasını aldatır ve yıllar geçip Agamemnon rüzgarsızken duru gökyüzü
dönünce iki âşık onu alçakça bıçaklarlar. G e ­ nasıl yanarsa ışıl ışıl.
ne yıllar geçer, bu kez Elektra delikanlılık ça­ Bütün doruklar, sivri kayalar ve çayırlar
ğına gelen kardeşi Orestes'i babalarının öcü­ nasıl serilirse göz önüne,
nü almak üzere yetiştirir. Kardeşinin önce Ai- gökler yırtılıp da açılır,
gisthos'u, sonra da Klytaimestra'yi öldürme­ tekmil yıldızlar görünür,
sine yardım eder. Ana katili olduktan sonra, ferahlar yüreği çobanın...
Orestes'in peşine Erinys'ler takılır. Elekt- Endymion efsanesi Homeros'un bu birkaç
ra'nın rolüyse burada biter. Herhangi bir piş­ dizesinden doğmuş gibidir. Ama bu efsane­
manlık duyduğu tragedyada söz konusu değil­ nin asıl kahramanı eski adıyla Latmos, bugün
dir. Elektra kan davasının en belirgin simge­ Beşparmak diye anılan dağdır. Beşparmak
lerinden biridir (Orestes). dağının eteğinde Menderes ırmağı kendi ova-
sınca akarak bin bir dolanışla gümüşten aylar
Elektryon. Perseus'la Andromeda'nın oğlu, çizer. Koca ırmak Bafa gölüne ve batıda Ada­
Alkmene'nin babası (Alkmene). lar denizine pırıl pırıl boşanır. Geceleri Bafa
gölü tepsi dolusu gümüştür.
Elephenor. llyada'da adı geçen Abant ön­
deri. Abant'lar Euboia yarımadasına yerleş­ Beşparmakların görkemi insan hayalini
miş bir kavimdir. Elephenor, Helena'nın eski uzak geçmişlere, kıtaları sarsıp dağlan birbiri­
taliplerinden olduğu için otuz gemiyle katılır nin üzerine yığan büyük yersarsıntılan çağına
Troya savaşına. Homeros'a göre Agenor'la götürür. Beş doruğunu bir elin beş parmağı
savaşırken öldürülür ( İ l . I V , 463-472). Başka gibi göğe uzatan bu dağa bakarken o dep­
bir efsane onun Troya'dan döndüğü ve önce remlerin gürleyişini duyar gibi olur insan.
Sicilya açıklarında, sonra da Epir'de şehir Ama ay ışığı bu dağların sertliğini şeker gibi
kurduğunu anlatır. eritir ve çatık kaşlarını çözer. O zaman insan
bir dünya manzarası değil, yeryüzüne paldır
Eleusis. Eleusis şehrine adını veren efsane- küldür yıkılmış bir cennet görmüş gibi olur.
lik kişi. Hermes'in oğlu ve Triptolemos'un Endymion efsanesi işte bu dekor içinde
babası olduğu söylenir. Demeter Triptole- doğdu. Endymion, Beşparmak dağında sürü-

10(1
I.OS

lerini otlatan bir çobanmış. Kavalından başka ne dilesin, ölümsüz bir uykuyla uyumayı dile­
bir varlığı olmayan yoksul bir çoban. Gündüz miş.
kayadan kayaya hoplayan boynuzlu, sakallı O gün bugün Beşparmak dorukları ay ışı­
kara keçilerini gözler, yamacın mis kokulu ğında karlı gibi ağarır. Ulu çamları uyuyan ve
kekiklerini yiyen sürünün titrek meleyişlerine ışıklı düşler gören insanlara benzer. Nereden
kulak kabartırdı. Kavalı Endymion'un biricik geldiği belirsiz bir esintiyle yaprakları ürperir,
dostu, sırdaşıydı. Dağlarda yapayalnız yaşa­ fısıldaşır zaman zaman. Ay ışığı göklere par­
manın verdiği hürlük, açıklık duygusunu da, mak uzatan doruklardan aşağı şu şırıltısı gibi
kalabalık şehirlerde oturan hemcinslerine öz­ şarıl şarıl akar. Yamaçlarda çobanların yaktı­
lemini de hep bu kavala söylerdi. Endymi- ğı ateşler mavi mavi tellenen ince dumanlar
on'un kavalı yalnız çobanın sevincini, özlemi­ salar. Endymion'un kavalı yankılanır kayadan
ni söylemekle kalmaz, kara dorukların, yeşil kayaya. H e p aynı sestir o, dağların ıssızlığını,
çimenlerin, bulut bulut yapraklarıyla sağa, so­ insanların özlemini söyler. Ayın çevresinde
la serpilmiş ağaçların, cıvıl cıvıl akan suların yıldızlar kıpırdaşır. Gökler sanki yırtılmış, açıl­
da seslerini duyururdu. mıştır. Beşparmak'ların çobanı Endymion'un
Bu ıssız dağlarda Endymion'u ne gündüz ışıklı, ölümsüz mutluluğunu gözümüzle göre­
kavalını üflerken, ne gece taze çayırın üstüne biliriz.
uzanıp sere serpe uyurken kimsecikler gör­
mezdi. Yalnız, ay ışığı görürdü onun gürbüz Entoria. Roma'da Saturnus tapınağının ku­
bedenini, erkekçe güzelliğini. Ay tanrıçası Se­ ruluş nedenini açıklamak için Erigone örneği
lene, Endymion'a baka baka, gönül vermiş üzerine uydurulmuş bir efsane (Erigone).
ona. Her gece üzerine eğilir, gümüş ışığıyla Tanrı Saturnus, İtalya'da bulunduğu Altın
onu sarıp çayırın üstüne yatınca kollarını sev­ Çağda İkarios adlı bir köylünün kızı Entorlii
gilisine açardı. Selene de gökte ne zaman do­ ile birleşmiş, biri lanus, dört oğlu olmuş. İka-
ğarsa, nerede doğarsa, hemen çobanına ko­ rios'a da üzüm kütügüyle şarabı bağışlamış.
şar, gövdesini ışınlanyla sarar, öperdi. Ama Roma köylüleri bunun kıymetini bilme
Ne var ki, Selene bazı gece daha çok, bazı dikleri için, tanrı veba salmış ortalığa, sonun
gece daha az kalırdı sevgilisinin yanında. da Roma'lılar Capitolium tepesinin eteğinde
Ayın Endymion'la hiç birleşmedigi karanlık Saturnus'a bir tapınak kurmakla yatıştırmış­
geceler de vardı. Onlar Beşparmakların do­ lar tanrıyı (Saturnus, lanus).
rukları gibi kara, korkulu bir bekleyiş içinde Enyalios. Savaş tanrı Ares'in ek adlarından
geçerdi. Ama bu bekleyiş uzun sürmez, ilk ay
biri.
gökte gözüktü mü, Endymion'la Selene gene
kavuşurlar, denizden yeni çıkmış balıklar ka­ Enyo. Savaş tanrı Ares'in çevresinde bulu­
dar serin, diri, parıltılı gövdelerini birbirlerine nan bir tanrıça. Çokluk, onun Ares'in kızı ol­
degdirirlerdi. Her buluşmada ilk defa buluşu- duğu söylenir, Hesiodos, Phorkys'le Ke-
yormuş gibi olurlar, hiç tatmadıkları bir tadı to'nun kızları Graia (Kocakarı)'lardan biri sa­
dudaklarında eme eme duyamazlardı. Her yar onu (Theog. 273). Homeros ise Ares'
öpüşte gövdeleri daha da aydınlanır, tepeden in yanından ayrılmayan ve "iller yıkan" bir
tırnağa nur kesilirdi, Endymion'la Selene için tanrıça olarak tanımlar ve şöyle der (İl. V,
sevgi, ışığın ta kendisiydi. 592):
Ölümsüz tanrılar kimi zaman kıskanır in­
... Başlarında Ares vardı, bir de ulu Enyo,
sanların mutluluğunu. Sevgiyle insanların bir amansız kavganın dizginini elinde tutardı o.
çeşit ölümsüzlüğe ermelerini, tanrılara denk
gelmelerini istemezler de ondan. Ama tanrı­ Eos. Homeros'un "gül parmaklı" diye ta­
ların tanrısı Zeus, Selene ile Endymion'un nımlayıp destanlarının hemen her bölümü­
bu h e p yenilenen bitimsiz sevgilerinden hoş­ nün başında andığı şafak tanrıça Eos'u, Hesi-
lanmış, Beşparmak dağlarının yoksul çobanı­ odos Titan soylu Theia ile Hyperion'un bir­
na bir armağan vermeyi kurmuş. Dile ben­ leşmesinden doğmuş ve Helios (Güneş) ile
den ne dilersen, demiş ona. Endymion da Selene ( A y ) tanrıların kardeşi olarak gösterir
ı . r n r ı ıcxs

(Tab. 4). Eos'un evliliklerini şöyle anlatır H e - iki kral soyunun atası olacak Epaphos da
siodos (Theog. 378 vd.): anası lo gibi tanrıça Hera'nın hıncına uğrar
(lo). Çocuk doğar doğmaz Hera'nın buyru­
Şafak tanrıça Astraios'la birleşip
coşku yürekli rüzgârları doğurdu, ğuyla Kureta'lar onu alıp kaçırır. İo bu kez
gökleri arıtan Zephyros'u, oğlunu aramaya çıkar. Ama Zeus Kureta'ları
azgın esişti Boreas'ı ve Notos'u. öldürür ve İo'yu Suriye'ye Epaphos'un bulun­
Rüzgârlardan sonra Şafak tanrıça duğu Byblos'a yöneltir. lo Epaphos'u alıp M ı -
günün müjdecisi Şafak yıldızını doğurdu sır'a döner. Epaphos manevi babası Telego-
ve göklerin çelenk çelenk yıldızlarını. nos'tan sonra M ı s ı r tahtına konar ve N i l ı r -
Sonra Tithonos'la birleşip Habeşistan kralı mağının k ı z ı Memphis'le evlenir. K ı z ı Libya,
Memnon'u, Kephalos'la birleşip Phaeton'u torunları da Agenor'la Belos'tur (Agenor).
doğurur. Efsaneye göre, Eos bir sabah Hellen'ler Epaphos adının "dokunma, üstü­
Ares'le de sevişmişti, onu kıskanan Aphrodi- ne el değdirme" anlamına geldiğini ileri sürer­
te gül parmaklı tanrıçayı durmadan âşık ol­ lerdi. İo Mısır'a gelince Zeus elini sırtına deg-
makla cezalandırmış. Eos sevgililerini kaçırır- dirmiş ve böylece gene kadın olmasını ve oğ­
mış: Dev Orion'u Delos adasına kaçırmış, lunu doğurmasını sağlamış. Oğluna da bu n e ­
Kephalos'u Suriye'ye, İlos'un oğlu, yani Tro- denle Epaphos adı konmuş. Aslında Epha-
ya soyundan olan Tithonos'u da Habeşis­ phos bazı ilkçağ yazarlarının da belirttiği gibi
tan'a kaçırmış; Güneş'in ülkesi sayılan Y ü z ü Mısır'ın öküz biçiminde simgeiendirilen Apis
Yanıklara Eos'un oğlu Memnon kral olmuş, tanrının Yunancalaştırılmış biçimidir.
Memnon Troya savaşından bir sonuç alınma­
dığını görünce, gelmiş Akhilleus'a karşı çar­ Epeios. Troya savaşına otuz gemilik bir filo
pışmış ve onun elinden vurulmuş (Memnon). ile gelen Akha önderi. Savaşta pek başarılı
Tithonos'a gelince, Eos onun için ölümsüzlük olmayan Epeios, bazı alanlarda üstün yararlık
istemiş Zeus'tan, tanrı da bağışlamış ona bu­ göstermiştir: Patroklos için düzenlenen yarış­
nu, ne var ki Eos sürekli olarak genç kalması­ malarda yumruk dövüşü birinciliğini alır.
nı istemeyi unutmuş, bu yüzden yıllar geçince Epeios'un başka bir yararlığı Troya'ya so­
Tithonos buruştukça buruşuyor, küçüldükçe kulacak olan tahta atı yapmış olmasıdır.
küçülüyormuş, Eos onu bir saraya kapatıp Onun sözü Odysseia'da geçer (Od. V I I I , 4 9 3
kimselere göstermez olmuş, ta ki sonunda vd.).
onu bir çekirge haline sokmuş (Tithonos). Troya dönüşünde önderi Nestor'dan ayrı
düşen Epeios Güney İtalya'ya varır ve orada
Epaphos. Epaphos, io'nun tanrı Zeus'tan bir şehir kurar. Orada yaptırdığı bir Athena
olan çocuğudur (Tab. 10). inek biçiminde tapınağına tahta atı yapmak için kullandığı
dünyayı dolaştıktan sonra lo Mısır'a varır ve bütün avadanlıkları tanrıçaya adamış derler.
oğlunu orada doğurur. "Zincire Vurulmuş
Ephialtes. Bkz. Aloeusoğulları.
Prometheus"ta İo'ya geleceği şöyle bildirir
(Aisk. P r o m . 846 vd.): Epigon'lar. Thebai'ye karşı Yediler'in sefe­
ri başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bu kez Epi-
O ülkede, karanın bittiği yerde,
Nil'in tam ağzında, bir set üstünde gon'lar, yani birinci sefere katılan önderlerin
Kanobos adında bir şehir vardır. oğulları ikinci bir saldırıya kalkışmayı düşü­
Zeus orada akıl sağlığını geri verecek nürler. Delphoi bilicilerinden aldıkları bilgi şu­
barışçı elinin dokunuşuyla. dur: Başlarında Amphiaraos'un oğlu Alkmai-
Doğuracağın çocuğun adı kara Epaphos on bulunursa, zaferi kazanacaklardır. Ne var
olacak ki Alkmaion ikirciklidir. Anası Eriphyle, nasıl
Zeus'un bir dokunuşuyla doğacağı için. bir zamanlar kocası Amphiaraos'u kandırmış-
İşte o toplayacak ürünlerini
sa, Polyneikes'in oğlu Thersandros'tan arma­
taşkın Nil'in suladığı toprakların.
ğanlar alarak Alkmaion'u da kandırır (Eri-
Ondan sonraki beşinci kuşaktan elli kız
Argos'a istemeye istemeye dönecekler phyle). Sefere katılanlar şunlardır: Amphia-
Yakınlarıyla evlenmekten kurtulmak için. raos'un iki oğlu Alkmaion'la Amphilokhos,
Adrastos'un oğlu Aigialeus, Tydeus'un oğlu birçok çocukları olmuş, bunlardan yedi k ı / ı
yiğit Diomedes, Parthenopaios'un oğlu P r o - birbirini o kadar çok severlermiş ki, biri ölür
makhos, Kapaneus'un oğlu Sthenelos, Poly- se, öbürleri de canlarına kıyacaklarına ant iç­
neikes'in oğlu Thersandros ve Mekisteus'un mişler. Günün birinde Atina Eleusis'le savacı
oğlu Euryalos. Epigon'lar saldırıya Thebai girmiş ve Eleusis'e yardım eden Trakya kralı
çevresindeki köy ve kasabaları yok etmekle Eumolpos'a karşı koymak zorunda kalmış.
başlarlar. Thebai'liler, Eteokles'in oğlu Lao- Bu savaşı nasıl iyi bir sonuca eriştirebilecegl
damas'in önderliğinde şehirden çıkıp saldırı­ sorusunu Delphoi bilicisine sormuş. Aldığı
ya girişirler, ama Laodamas Alkmaion'un cevap şu: Kral yedi kızından birini kurban
kargısı altında can verir, Thebai'liler de püs­ ederse zaferi kazanacaktır. Erekhteus bir kızı­
kürtülür. O gece, bilici Teiresias'ın verdiği nı kurban eder, öbür altısı da intihar ederler.
öğüt üzerine Thebai'liler şehri boşaltırlar, er­ Savaşta, Poseidon'un bir oğlu olan Eumol-
tesi sabah Epigon'lar girer ve Thebai'yi yağ­ pos'u yenince deniz tanrı öfkelenir ve Ze-
ma ederler, aldıkları doyumluğun bir bölü­ us'tan Erekhteus'u öldürmesini ister. Zeus
münü Delphoi'deki Apollon tapınağına adar­ bahtsız kralın üstüne yıldırımını salar.
lar.
Erigonc. İkarios adlı bir Atina'lının kızı.
Epimetheus. Titan İapetos'la Klymene'nin Tanrı Dionysos Yunanistan'a ilk geldiğinde
oğlu, Atlas, Menoitios ve Prometheus'un kar­ İkarios'un evinde konuk kalmış, buna karşılık
deşi (Tab. 3). Epimetheus îapetos oğullarının ona asma kütügüyle şarabı armağan etmiş.
en akılsızı ve bu bakımdan Prometheus'un K ı z ı Erigone'yle sevişmiş ve Staphylos ( ü z ü m )
tam karşıtıdır. Zeus onu Prometheus'a karşı adlı bir oğulları olmuş. Bir gün tanrı İkarios'a
kullanır: Prometheus'u ve onunla birlikte, bir tulum dolusu şarap vererek, komşularını
desteklediği insan soyunu yok etmek için ya­ şölene çağırmasını ve onlara şarabı tattırm.ı
rattığı kadını Epimetheus'a armağan olarak s i n i söylemiş. A m a sarhoş olan komşular İ k a
yollar (Hes. İşi. 84 vd.), o da Prometheus'un rios'un kendilerini zehirlediğini sanmışlar,
Zeus'tan armağan alma dediğini unutur ve onu sopalarıyla vurup öldürdükten sonra,
tanrıların özene bezene yarattıkları Pando- ölüsünü götürüp bir yere atmışlar. Köpeği,
ra'yı alır, onunla evlenir (Pandora). Erigone'ye babasının atıldığı yeri göstermiş,
kız da üzüntüsünden oradaki bir ağaca asmış
Epimetheus Yunan mythos'unda Adem'in kendini. Tanrı Atinalıları şöyle cezalandır­
rolünü oynar, ne var ki ondan çok daha silik mış: Bir delilik salgını baş göstermiş şehirde,
bir tip olarak çıkar karşımıza. Prometheus'la genç kızlar çıldırıp asıyorlarmış kendilerini.
Pandora'nın kişilikleri onu büsbütün siler. Delphoi bilicisi bu olayı İkarios ve Erigo-
Epimetheus'la Pandora'dan, Deukalion'un ne'nin ölümleriyle ilgili gösterince, Atina'lılar
karısı olacak Pyrrha doğar. Erigone için bir bayram düzenlemişler. Bu
bayramın bir benzeri de Roma'da vardı (En-
Erato. Zeus'la Mnemosyne'den dogma do­ toria).
kuz Musa'lardan biri. Sanatlardan lirik şiiri ve
özellikle aşk şiirini simgeler ve esinler (Mu­ Erikhthonios. Atina'nın ilk krallarından biri
sa'lar). (Tab. 24). Adı "yün" ve "toprak" anlamına
gelen iki kökten türemedir. Efsaneye göre,
Erebos. Yeraltı karanlığını simgeler. Ere-
Erikhthonios tanrı Hephaistos'tan dogmadır.
bos, yeryüzünde karanlık saçan Nyks gibi
Günün birinde tanrıça Athena Hephaistos'un
Khaos'tan dogmadır. Erebos'la Nyks birleşir­
işliğine silah ısmarlamaya gelmiş. Topal tanrı
ler ve ışıklı varlıklar meydana getirirler: Ai-
birdenbire tutulmuş ona, dayanılmaz bir istek
ther (Esîr) ve Hemera (Gün, Gündüz).
duymuş ve başlamış kaçan tannçayı kovala
Erekhteus. Atina kralı, Pandion'un oğlu, maya. Topal olduğu halde, yetişmiş ona ve
Erikhthonios'un torunu (Tab 24). Dedesinin sarılırken, spermasını bacağına akıtmış. Ki/
efsanesinden ayrılmayan efsanesi sonradan oğlan kız tanrıça bir yün bezle spermayı silip,
başka katkılarla değiştirilmiştir. Erekhteus'uıı likslnerek yere atmış. Toprak ana döllenmiş,
ERİNYS'I ı R

bundan, bir erkek çocuk çıkarmış ortaya. A- dır, ne var ki Yunanlıların sık sık başvurdu­
thena da çocuğu Kekrops'un kızlarına ema­ ğu "euphemismos" denilen bir dil çaresiyle
net etmiş (Aglauros). Bebeği sepette iki yılan Erinys'lere "Eumenides" yani "iyi niyetliler"
arasında gören Kekrops kızları çıldırarak ken­ adı takılmıştır. Bundan amaç, amansız tanrı­
dilerini Akropolis'ten aşağıya attıktan sonra, çaları yatıştırmak, kötülüğü iyiliğe çevirmele­
Erikhthonios - ki topraktan dogma bütün ya­ rini sağlamaktır. Aynı görüşle, sert ve tehlike­
ratıklar gibi yılan kuyrukluymuş - Athena'nın li olarak bilinen Karadeniz'e "Pontos Euksei-
tapınağına kadar sürünmüş ve kalkanının altı­ nos" yani konuksever deniz denirdi. Eumeni-
na girerek büyümüş. Kutsal alanda yetişen bu des tragedyasında babası Agamemnon'u öl­
gence kral Kekrops sonradan Atina krallığını düren anası Klytaimestra'dan öç alan Ores-
vermiş. Bir Nympha ile evlenen Erikhthonios tes'in peşine takılan Erinys'ler sonunda birer
Pandion'u yaratmış, Pandion'dan da Erekh- af tanrıçasına dönüşürler, Orestes de böylece
teus dolmuş (Erekhteus). suçundan ve çektiği vicdan azabından arın­
Erikhthonios'un dört atlı arabayı keşfettiği mış, kurtulmuş olur. Bu sürecin nasıl sahneye
ve Atina'ya para ve Panathenaia bayramı gi­ konduğu üzerinde durmadan "suç" kavramını
bi yenilikler getirdiği söylenir. incelememiz gerek.
İnsan ne zaman suç işler, yani adam öldü­
Erinys'ler. Kimi zaman bir, kimi zaman bir­ rür? Yunan efsanesinde adam öldürme çok­
çok, kimi zaman da üç olarak gösterilen öç luk bir yanılgı sonucunda olur: Ate tanrıça in­
alma tanrıçaları Erinys'lerin doğumunu Hesi- sanı gaflete düşürür ve insan istemeyerek, ki­
odos şöyle anlatır: Kronos anası Gaia'nın mi zaman bilmeyerek öldürür, kan döker. Bir
verdiği tırpanla Uranos'un hayalarını keser de kan davası güderek, kısas kurallarını uygu­
(Theog.276vd.): layarak adam öldürür. Her iki halde de su­
çundan arınmak için çareler vardır, insan
Koca Uranos geldi kara geceyle,
tanrılara yakarmak, kurbanlar kesmekle a f f ı -
indi yere arzudan yanıp tutuşarak,
yaklaşıp sardı toprağı boydan boya.
nı sağlayabilir. Zeus'un kızları sayılan Litai
Ama pusuda bekleyen oğlu (Yalvan) tanrıçalar suçlular adına aracı olur­
uzattı sol elini ve sağ elindeki tırpanla lar, Zeus'tan bağışlamayı elde ederler (Yalva­
koskoca, upuzun, sivri dişli tırpanla rırlar). Suçtan arınma yalnız tanrılar katında
biranda kesti babasının hayalarını değil, insanlar arasında da mümkün olmalıy­
ve kaldırıp attı arkasından bir yere. dı; Homeros dünyasında bu suçun cezası bi­
Ama boş değildi elinden savrulup giden: zim hak ve hukuk anlayışımıza göre hafiftir:
Kanlar fışkırıp saçıldı içinden Yurdunda adam öldüren yurdu için bir pislik,
ve hepsi gömüldü kaldı toprağın bağrında, bir uğursuzluk sayılır, bu yüzden de sürülür,
ve bunlardan gebe kalan toprak yıllar sonra
kendisi gidip sığınacak bir yer bulmalı, kendi­
doğurdu yaman Erinys'leri, öç tanrıçalarını.
sini arındırmayı göze alan bir temiz adam
Bu tanrıçalarla birlikte Devlet ve Orman bulmalı ve ona hizmet etmelidir. Homeros
perileri doğmuştur, der Hesiodos. Sayılarını destanlarında adı geçen birçok ünlü yiğitler
ve isimlerini vermez. Sonraları Erinys'lerin üç suç işlemiş kişilerdir. Sürgünde yaşarlar, ama
kadın ve adlarının da Alekto, Tisiphone, M e - konuklan seven ve koruyan Zeus tanrının ko­
gaira olduğu kabul edilmiştir. lu kanadı altında bulunduklarından sürgünleri
tatlı gelir onlara. Bunlardan biri Patroklos,
Erinys'ler suçu işleyenin ve özellikle adam
öbürü de AkhiUeus'un lalası Phoiniks'tir. Her
öldürenin peşine takılan köpekler diye düşü­
ikisi de yurtlarından kovulmuş, Peleus'un ya­
nülür; bu köpekler dişidir, kan kokusunu he­
nına sığınmış kişilerdir (Patroklos, Phoiniks).
men alıp koşarlar ve peşine takıldıkları suçlu­
Ne var ki işledikleri suçlar Erinys'lerin kovala­
yu sonsuzca kovalayarak çıldırtırlar. Erinys'
masını gerektirmez. Öç köpekleri herhangi
lerin en çok rol oynadıkları şiir eseri Aiskhy-
bir adamı öldürenlerin peşine takılmaz, onlar
los'un "Agamemnon", "Khoephoroi" ve "Eu-
babasını ve özellikle anasını öldüren suçluyu
menldes" trilogia'sıdır. Bu eşsiz tragedya anı-
kovalarlar. Yunan mythos'unda ünlü bir ba-
tinda son oyun Erinys'lerin adını taşımakta-
I.UİNYS'l.l.K

ba, bir de ana katili vardır: Oidipus'la Ores- Orestes anasını öldürür, daha önce Algis
tes. Oidipus babası Laios'u bilmeyerek öldü­ thos'u da vurmuştu, sahnedeki kapı açılıp ge
rür, gördüğü ceza korkunçtur, oysa Orestes ne ikisinin ölüsü görülür. Orestes eylemini
bile bile öldürür anası Klytaimestra'yı. A l k - haklı gösterir: Evet, der, anamı öldürdüm,
maion gibi o da babasının kanına giren anası­ ama o da babamı öldürmüştü, tanrıların tik­
nı öldürür, ama suçu Alkmaion'unkinden da­ sindiği pis bir kadındı anam, oysa benim eli­
ha da ağırdır, çünkü daha hesapb, daha bi­ me güç katan, Pytho tanrısı Loksias'tır, yani
linçlidir (Alkmaion). Apollon'dur. Böyle konuşurken, birdenbire
Agamemnon tragedyasında Mykene kralıy­ yanı başında kara urbalı kadınlar belirir, bakar
la birlikte Troya'dan dönen bilici Kassandra, ki Gorgo yüzlü, saçları yılanlarla örülmüş
Aigisthos'la Klytaimestra'nın cinayet hazırla­ Erinys'ler bunlar. Ellerinden taptaze kan dam­
dıklarını sezer ve bu sezgiyi şu sözlerle dile lamakta. Orestes bağırır, çağırır ve deli gibi
getirir (Ağam. 1186 vd.): atar kendini dışarıya. Koro yakınır. Atreus'
tan bu yana üçüncü ölüm kasırgasıdır bu. So­
Bir koro var ki, hiç ayrılmıyor bu evden, nu nereye varacak? Ate'nin öfkesi dinecek
tek sesli söylüyor ezgilerini, mi?
ama sesi kulağa hoş gelmiyor, Üçüncü "Eumenides" tragedyası Delphoi
övgü değil çünkü söyledikleri, tapınağının önündeki bir sahneye açılır:
insan kanı içmiş yüreklenmek için, Apollon'a sığınmış olan Orestes evrenin gö­
evet, insan kanı içmiş beği sayılan taşın üstüne yıkılmış, yalvar­
bu evde oyalanan koro. maktadır. Erinys'ler korkunç hırıltılarla dört
Zoratarsm onu bu konaktan: dönmektedir çevresinde. Apollon gelir, onla
Aynı s o y u n Erinys'leri bunlar. rı uyutur, derken Klytaimestra'nın tayfı dür­
Piyesin sonunda sahnede Agamemnon'la ter, uyandırır köpekleri, Apollon oklarıyl.ı
Kassandra'nın yan yana yatırılmış ölüleri gö­ onları kovduktan sonra sahne değişir ve Ati-
rülür. Mykene'de yönetimi ele alan çift kendi na'daki Akropolis görülür. Orestes'in davası
ölülerinin öcünü almak için kralı ve Troyalı Athena'nın tapınağı önünde görülecektir bu
tutsağını öldürmüşlerdir. Bunların öcünü ala­ kez. Tam bir mahkeme sahnesidir bu. İ k i
cak kuşak da yetişmekte, yedi yıl sonrasını hak ve hukuk anlayışının çarpıştığı bir mah­
gösteren "Khoephoroi" (Sunu taşıyan kızlar) keme: Geleneksel kısas kurallarını simgele­
adlı tragedyada Orestes öç alıcı olarak anası­ yen Erinys'ler, kendini ve eylemini savunan
nın karşısına dikilmektedir. Klytaimestra oğ­ bir insanla karşı karşıya gelip tartışmaktadır­
lunun ne amaçla geldiğini anlayınca, urbası­ lar, sonuç mahkemenin vereceği oylara bağ­
nı yırtıp memesini gösterir ve Orestes'in lıdır. Orestes Athena tanrıçanın verdiği bir
ayaklarına kapanarak yalvarır. Ana oğul ara­ oy fazlasıyla beraat eder. Böylece tanrı kara­
sında şöyle bir konuşma geçer (Khoe. 922 rı, kader ağırlığı yerine insanların mahkeme­
vd.): si, yani Areopagos kurulmuş olur. Traged­
yanın sonunda yenilgiye uğrayan Erinys'ler
K l y t . —Ananı mı öldüreceksin, yavrum korosu öfkeyle çekilmek üzeredir ki, Athena
benim? onları Atina'nın koruyucuları olarak şehirde
Or. — S e n i ben değil, kendin öldüreceksin. kalmaya çağırır, buna karşılık Atina halkın­
K l y t . — A m a bak, ananın kinli dan sonsuz saygı göreceklerdir. Erinys'ler
köpeklerinden sakın değişir, iyi niyetliler diye çıkarlar ortaya, bu­
Or. — Ya babamınkilerden nasıl kaçarım nun simgesi eski hukukla yeni hukuk anlayı­
senden sakınırsam? şının birleşmesi olsa gerek. Erinys'ler bun­
K l y t . —Diriyken boşuna mı yakarıyorum dan böyle Atina'ya bet bereket saçacak tan­
rıçalar olarak intikamı değil, adaleti gerçek­
bir mezara karşı?
leştireceklerdir. Aiskhylos'un, Atina din ve
Or. — Babamı öldürdün ya, senin de ölmen
devlet anlayışını yüceltmekte ve yeni yeni
gerek. kavramlar kurup, onları canlandırmaktaki
K l y t . — Demek bir yılan doğurmuş,
büyütmüşüm ben.
ustalığı bu üçlüde en yüksek zirvesine eriş­ ği kararı Paris'in yargısına bırakılır (Paris).
miştir. Bu kavga Troya savaşı gibi yüce bir çatışma­
Zaman geçince, Erinys'ler, insanları yeral­ nın kaynağıdır.
tında cezalandıran tanrıçalar olarak görülme­
Eros. Eros, ilkçağın en eski metinlerinden
ye başlar. Eski metinlerde beliren bu inanış
beri evrende birleşme ve üretmeyi sağlayan
Vergilius'un "Aeneis" destanında dile gelmek­
doğal bir güç olarak karşımıza çıkar. Hesio-
tedir: Erinys'leri Tartaros'un dibinde ruhlara
dos yaratılışı anlatırken Khaos'tan hemen
ellerindeki kamçılar ve yılanlarla korku salıp
sonra Eros'u sayar, onun etkisini insan dün­
eziyet eder görürüz. Cehennem kavramına
yasında açıkça gördügü'halde, ilk tanrılar ara­
yaklaşan bu görüşler Roma mythos ve şiirin­
sına nasıl yerleştireceğini iyice bilemez, ama
de Etrüsk etkisiyle gelişmiş olabilir.
bu evrensel ilkeyi gene de saymış olmak için
Eriphylc. Argos kralı Talaos'un kızı ve Ad- şöyle der (Theog. 116 vd.):
rastos'un kızkardeşi. Thebai efsane çembe­
Khaos'tu hepsinden önce var olan,
riyle ilgili öyküsü Adrastos, Amphiaraos ve
sonra geniş göğüslü Caia, Ana Toprak...
Alkmaion adları altında anlatılmıştır. Ve sonra Eros, en güzeli ölümsüz tanrıların,
o Eros ki elini, ayağını çözer tanrıların,
Eriş. Ne kadar belalı tanrı ve tanrıça varsa,
ve insanların da, tanrıların da ellerinden
ölüm ve yıkım getiren ne kadar varlık varsa
alır
hepsi Nyks (Gece)'ten dogmadır. Kavga tan­ yüreklerini, akıl ve istem güçlerini.
rıça Eriş, İhanet, Karasevda ve İhtiyarlık gibi
tanrılaşmış kavramlardan hemen sonra gelir Ama daha sonra, Eros'un devler, Titanlar
doğum sırasında. Hesiodos ona "azgın yürek­ gibi azman yaratıkların birleşmesinde ne gibi
li" der ve kendi doğurduğu varlıkları sayar bir rol oynadığını tanımlamakta güçlük çeker,
(Theog. 226 vd.). giderek "parthenogenesis", yani kendi kendi­
Sonra da ikinci eseri "İşler ve Günler" de liğinden doğurma ilkesini bazı tanrısal varlık­
iki kavga ayırır, biri insana zararlı, biri faydalı lar için sürdürür. İlkçağın en içli ve bilinçli aşk
ve şöyle tanımlar ikisini de (İşi. 11 vd.): şairi Sappho da Hesiodos'a benzer bir tanım­
lama verir:
İki türlü kavga vardır bu dünyada,
biri övülmeye değer, öteki kötülemeye. Gene Eros, elimi, kolumu çözen,
Özden apayrıdır bu iki kavga, hem tatlı hem acı Eros,
insanı kanlı savaşa götürür birisi, o karşı gelinmez yaratık
kötüsü, hiçbir ölümlü sevmez onu. sarsıyor beni.
Zorla girer bu kör dövüşüne
ölümsüzlerin zoruyla, buyruğuyla. Hesiodos'tan başka theogonia ve kosmo-
Öteki kavgayı daha önce doğurdu yüce gonia'larda da Eros'a yer ayrılır. Orfizm deni­
Karanlık. len ve şair Orpheus'tan geldiği ileri sürülen
Göklerdeki tahtında oturan Kronos oğlu mistik akımda da Eros'un dünyayla birlikte
toprağın özüne kattı onu. kaos'tan çıktığına, yahut da Gece'den dog­
İnsanlara yararlıdır o kavga, ma evren yumurtası ikiye bölünüp yarı kabu­
O kavga ki eli tutmaz insanları bile işe ğundan gök, yarı kabuğundan toprak ortaya
sürükler. çıkınca, Eros'un da doğduğuna inanılmakta­
Hesiodos'un bu kavgasına rekabet ya da dır.
ekmek kavgası demeli. Yaşamın özünde gö­ Platon'un "Şölen" adlı diyalogunda herkes
rür onu Hesiodos ve kardeşine kötü değil de kendine göre sevginin tanımlamasını yaptık­
iyi kavgadan yana gitmesini öğütler. tan sonra, Sokrates bir kadın bilici, Mantinei-
Eriş, Üç Güzeller yarışmasında da bir rol a'lı Diotima'nın görüşlerini anlatır. Dioti-
oynar, Peleus'la Thetis'in düğününe hır çı­ ma'ya göre Eros bir tanrı bile değildir, ölüm­
karmasın diye çağrılmadığı için altın elmayı lüyle ölümsüz arası bir varlık, Yunanlıların
tanrıların dügtin sofrasına atar da, üstüne "en "daimon", bizim "cin" diyeceğimiz bir yara­
güzeline" yazdığı altın elmanın kime verilece- tıktır. Eros'un doğuşunu anlatmak için yepye-
ni bir efsane uydurulur: Yoksulluk tanrıça bolik bir anlam taşıyan bu masal Psykhr bal
(Penia) ile Bolluk tanrı diye çevirdiğimiz, as­ ligi altında anlatılmıştır.
lında her derde deva, hüner anlamına gelen
Poros'un ogluymuş. Sevgi'nin karakterini Eryks. Üstünde ünlü bir Aphrodite tapınatjı
anasıyla babası arasındaki karşıtlığın sonucu bulunan Sicilya dağına adını veren efsanelik
olarak şöyle anlatır: "BoUuk'la Yoksul- kral. Aphrodite ile Poseidon'un oğlu olduğu
luk'tan doğan Sevgi'nin talihi de ona göre da söylenir. Adı Herakles efsanesine karış­
olmuş. Sevgi her şeyden önce her zaman mıştır: Geryoneus'tan aşırdığı sürüleri götü­
yoksuldur, çoklarının sandığı gibi hiç de öy­ rürken Herakles bu Eryks'e rastlamış. Eryks
le ince ve zarif değildir, tersine kabadır, yiğide meydan okumuş, güreşmişler ve H e -
pistir, evsiz barksız, yalınayaktır, açıkta, rakles Eryks'i öldürmüş, ama krallığına el
dağda, bayırda, kapı önlerinde,' yol köşele­ koymayıp akrabalarından birinin günün birin­
rinde yatar, kalkar. Ne yapsın, anasına çek­ de oraya yerleşeceğini söylemiş ve öyle ol­
miş, yoksulluktan kurtulamaz. Babasına muş: Tarihsel çağlarda Dor'lardan bir grup
çeken tarafıyla da hep güzelin, iyinin peşin­ Eryks dagma yerleşmişler.
dedir, yürekli, atılgan, dayanıklıdır, yaman
Erymanthos. (1) Apollon tanrının oğlu.
avcıdır, hep tuzaklar kurar, fikirlere, buluş­
lara düşkündür, büyücülükte eşsizdir. As­ Adonis'le seviştikten sonra Aphrodite'yi ha­
lında ne ölümlü, ne ölümsüzdür. Bakarsın mama girer görmüş, bu yüzden gözleri kör
aynı günde bolluk içinde gelişir, yaşar, bir­ olmuş. Oğlunun öcünü almak için Apollon
denbire de ölür, sonra yine babasının tabia­ da bir yaban domuzu olup Adonis'i vurup öl
tı gereği bir çaresini bulup dirilir. Bir şeyin dürmüş.
eline geçmesiyle elinden kaçması bir olur. (2) Arkadya'da akan bir ırmakla aynı bölge
Öylece Sevgi her zaman ne yokluk içinde­ deki bir dağın adı. Yaban domuzlarının çok
dir, ne de varlık içinde" (Şöl. 203c, d). Sev- olduğu bu bölgede Artemis avlanmayı sevrı
gi'nin hiçbir zaman kanmadığı, hep arayan, (Od. VI, 103). Herakles de efsanelik yaban
arzulayan bir duygu olduğu dile getirilmiş olu­ domuzunu öldürmüş (Herakles).
yor bu parçada.
Erysikhton. ( 1 ) Thessalia kralı Triopas'ın
Başka efsanelerde Eros'un Aphrodite ile oQlu, ya da kardeşi. Tanrılardan korkmaz,
Hermes'in oğlu, ya da Eileithyia veya İris'in taşkın bir adammış. Günün birinde Deme-
çocuğu olduğu söylenir. Uranos'lu Aphrodi- ter'e adanmış bir koruluğu kesmeye kalkış­
te'nin Hermes'le birleşmesinden Eros doğ­ mış, tanrılar işmarlarla onu alıkoymaya çalış­
muş, Dione'nin kızı Aphrodite'den de Ante- tıkları halde, Erysikhton hiç aldırmamış,
ros (karşılık aşk). Bu efsaneler Eros'un özün­ ağaçları bir bir kesmiş. Demeter de onu din­
deki çok yönlülüğü dile getirmek için sonra­ meyen bir açlığa çarpmış. Erysikhton ne ye­
dan uydurulmuştur. Ne var ki hiçbir tanrı se doymuyormuş, varını yoğunu yiyip bitir­
Eros gibi zaman ve mekâna göre değişik bi­ dikten sonra, kendi kendini de yemiş.
çimlerde yansıtılmamıştır, hiçbir tanrı Eros
(2) Kekrops'la Aglauros'un oğlu, Atina'lı
kadar şairlere konu olmamıştır. Böylece Eros
kahraman. Delos'taki Apollon tapmağına git­
tanrı evrensel bir ilkeden, insanları oklarıyla
miş, Eileithyia' nın eski bir heykeliyle döner­
kovalayan ve yaralayan kanatlı, alaycı ve ya­
ken, yolda ölmüş.
ramaz, giderek tehlikeli bir çocuk biçimine
girmiş, bu biçimle de günümüze kadar gel­ Erythion. Geryon'un öküzlerini bekleyen sı­
miştir. İskenderiye sanatıyla başlayan bu Eros ğırtmaç. Herakles bu sürüleri çalmak için
simgesi Roma'da Amor-Amores diye epey Erythion'u da, sürülerin bekçisi köpek Or-
tutunmuş, şiirde olduğu kadar resimde de iz thos'u da öldürür (Hes. Theog. 292).
bırakmış ve Rönesans'ta ikinci ve çok canlı
bir gelişme görmüştür. Esîr. Bkz. Aither.

Eros'u ele alan en güzel efsanelerden biri Eteokles. Oidipus'la lokaste'nin oğlu, Poli-
Apuleius'un "Eros ile Psyklıc" masalıdır. Sem- neikes'in kardeşi (Tab. 19). Kral Oldlpu
Thebal'dcn kovulunca, Eteokles'le Polynei- Odysseus domuz çobanının kulübesine ge­
kes aralarında bir anlaşma yaparlar: Her yıl lince, Eumaios onu saygıyla karşılar, ona bir
biri kral olacaktır. İlkin tahta oturan Eteok- döşek serer, yemek verir ve dilenci pozunda
les'tir. Polyneikes de şehirden ayrılır. Bir yıl olan efendisinin uydurduğu hayat hikâyesini
sonra hakkını aramaya gelince, Eteokles yö­ dinledikten sonra, kendisinin de bir kral oğ­
netimi ona vermeye razı olmaz. Bunun üzeri­ luyken nasıl kaçırılıp İthake'ye getirildiğini
ne Polyneikes Argos kralı Adrastos'a başvu­ anlatmaya koyulur. Eumaios'un anlattığı bu
rur (Adrastos). Thebai'ye karşı sefere hazırla­ öykü ilginç bir roman ve o zamanki Akdeniz
nan Yediler ordusu saldırıya başlamadan ara­ çevresinde ise yoğun bir gidiş geliş olduğunu
larından Tydeus'u elçi olarak gönderirler, açığa vurur (Od. X V , 389 vd.j.
ama Eteokles gene anlaşmaya yanaşmaz.
Bunun üzerine saldırı başlar. Eteokles Poly- E u m o l p o s . Poseidon'un oğlu, Trakya kralı.
neikes'le teke tek savaşta can verdikten son­ Atina ile Eleusis arasında kopan savaşa karı­
ra, Thebai'de törenle gömülür, oysa Polynei- şır, bu savaşta Atina kralı Erekhteus elinden
kes mezardan yoksun bırakılır (Antigone). öldürülür (Erekhteus). Eumolpos Eleusis
Epigon'ların Thebai'ye saldırısı sırasında Ete- myster'lerinin kurucusu olarak tanınır. Eleu-
okles'in oğlu Laodamas kraldır. sis başrahipleri "Eumolpides" adını benimse­
miş ve atalarının Eumolpos olduğunu kabul
Euadne. İphis'in k ı z ı Kapaneus'un karısı, ederlerdi.
kocasının odun yığınına atılarak, onunla bir­ E u n e o s . Euneos, lason'un Argonaut'lar se­
likte yanar (Kapaneus). ferinde Lemnos adasına varınca Hypsipy-
le'den olan oğludur (Argonaut'lar, Hypsipp-
Euenor. Atlantis'in yerlisi (Atlantis).
le). Troya savaşına kendi katılmadığı halde,
Euenos. Tanrı Ares'in oğlu, Aitolia kralı. K ı - Akha'lara Lemnos şarabı gönderir (İl. VII,
zı Marpessa'ya bir talip çıktıkça babası onu 467 72). Akhilleus esir aldığı Priamos oğlu
öldürür ve kafasını Poseidon tapınağına asar- Lykaon'u Euneos'a satar (Lykaon).
mış. Sonunda Marpessa'yı İdas kaçırır, Eue- Eunomia. Themis'le Zeus'un kızı, Horalar­
nos da peşine takılır, ama İdas tanrı Posei- dan biri (Themis, Hora'lar).
don'dan kanatlı bir araba aldığı için onu ya­
kalayamaz. Euenos atlarını vurduktan sonra Eunomos. Kalydon kralı Oineus'un sarayın­
kendini orada akan bir ırmağa atar. Irmak da şarap sunan delikanlı. Herakles'in ellerini
Euneos adını alır (idas, Marpessa). yıkarken Eunomos yanlışlıkla suyu yiğidin
ayaklarına dökmüş, Herakles de çocuğa bir
E u m a i o s . Eumaios, Odysseia'da önemli bir tokat atacak olmuş. Ama tokadı o kadar sert
rol oynayan İthake'li bir domuz çobanıdır. indirmiş ki çocuk ölmüş. Babası yiğidi bağış­
Odysseus uzun serüvenlerinden sonra yurdu­ ladığı halde, Herakles kendi kendine ceza
na ilk ayak bastığında Eumaios'un yaptığı ve vermiş, karısı Deianeira ve oğlu Hyllos'la bir­
yönettiği ahırlara gider ve babasının sadık likte Kalydon'dan göçüp Trakhis'e yerleşmiş.
uşağı olan bu "tanrısal" çobanbaşı ile bulu­
Euphrates. Fırat nehrinin adını açıklamak
şur. Eumaios ihtiyar bir dilenci kılığında olan
Odysseus'u konuklamak, ağırlamakla kal­ için uydurulmuş bir efsane: Euphrates adlı bir
maz, konuğunun özlemini çektiği efendisi ol­ adam varmış, günün birinde oğlunu karısının
duğunu anladıktan sonra da talipleri öldür­ yanında uyur görmüş ve onu bir yabancı sa­
mekte, malını, mülkünü yeni baştan ele ge­ narak öldürmüş, sonra da yanlışlığını anlaya­
çirmekte yardımcı olur ona. Odysseus'un süt- rak kendini nehre atmış. O zamana kadar
ninesi Eurykleia kadar sevimli, cömert ve Medos adını taşıyan nehre, içinde boğulan
akıllı bir kişidir. Odysseus'la aralarındaki ko­ Euphrates'in adı verilmiş.
nuşmalar Odysseia romanının gerçekçi yanı­ Euphrosyne. Adı sevinç, neşe anlamına ge­
nı ve zamanın yaşama koşullarını açığa vurup len Euphrosyne üç Kharit'lerden biridir (Kha-
yansıtan değerli belgelerdir. rit'ler).


Europa. Poseidon'la Libya'nın oğlu, Fenike yerinde gümüş yaylar çizili, boynuzları yeni
kralı Agenor'un kızı Europa tanrılar tanrısı ayın görünüşüne benzeyen güzel, çekici bir
Zeus'un sevgisini kazanmakla ölmez bir ün boğa olup çıktı. Çiçek toplayan kızların arası­
salmış, bütün bir kıtaya adını vermiştir (Tab. na indi. Yaşıtları gibi, Europa da boğayı gö­
11). Io'nun serüvenine benzer bir serüven ya­ rünce dayanamayıp yanına geldi. Onu sevdi,
şayan Europa'nın öyküsünü Edith Hamil- okşadı.
ton'un Ülkü Tamer'ce yapılmış çevirisinden Hemen eğildi boğa. Sanki Europa'nın, sırtı­
okuyalım (Varlık yayınları, s. 53). na binmesini ister gibiydi:
( B u öykü, III. yüzyılda yaşamış İskenderi­
S ı r t ı n a bindirip gezdirecek bizi,
ye'n bir şairin, Moskhos'un şiirinde anlatılır).
Öv/e tatlı, öyle güzel bir boğa ki bu,
Zeus'la sevişmesi yüzünden adı coğrafyaya Hiç boğaya benzemiyor, iyi bir insan gibi
geçen tek kadın İo değildir; Europa'nın ünü Yalnız konuşmuyor.
daha da yaygındır. İo'nun yıllarca acı çekme­
sine karşılık Europa, bir boğa sırtında deniz­ Europa, gülümseyerek, boğanın sırtına
ler aşıvermenin yarattığı birkaç saniyelik şaş­ oturdu. Ötekilerin de binmesine fırsat verme­
kınlık ve korku bir yana bırakılırsa, hiç üzül- di Zeus fırlattığı yıldırımların hızıyla denize
merniştir denebilir. Europa'nın Zeus'la seviş­ daldı. O ilerledikçe dalgalar iki yana açılıyor­
tiği sıralarda Hera nerelerdeydi, bilinmiyor. du. Yanlarında, önlerinde, arkalarında garip
Bilinen bir şey var: Tanrılar tanrısı, gamsız, deniz tanrıları Nereid'ler, borulannı öttürerek
tasasız, gönlü ne dilerse onu yapıyordu. Tritonlar ve Zeus'un kardeşi Poseidon gidi­
yordu.
Zeus bir ilkbahar sabahı gökteki sarayında
oturmuş, tembel tembel yeryüzünü gözetli­ Sulardan, gördüğü yaratıklardan korkan
yordu. Gözleri, ansızın, kendisi için çok ilgi Europa, düşmemek için bir eliyle boğanın ko­
çekici bir yaratığa ilişti. Güzel Europa, uyku­ caman boynuzunu tutarken, öteki eliyle de,
dan uyanmış, gördüğü düşü yorumlamaya ıslanmasın diye mor eteğini topluyordu. "Bu
çalışıyordu. İ k i kıta, kadın kılığında, kendisini boğa olsa olsa bir tanrıdır" diye düşünüyor­
paylaşmak istemişlerdi düşünde. Europa'yı du. Sonunda dayanamadı; kendisini ıssız bir
doğurduğunu ileri süren Asya, onu kendisi al­ yerde tek başına bırakmaması için boğaya
mak istemişti. Öteki kıta ise, Zeus'un Euro- yalvardı. Boğa, cevap vererek kendisinin tan­
pa'yı kendisine verdiğini söylemişti. rılar tanrısı Zeus olduğunu, ona tutulduğunu,
Girit adasına gittiklerini söyledi.
Gördüğü bu garip düşü yorumlayamadı Eu-
ropa; kendi yaşındaki kız arkadaşlarını topla­ Bir süre sonra Girit'e ayak bastılar. Orada
dı; deniz kıyısındaki çiçek tarlasına gittiler. Mevsim'ler karşıladı kendilerini. Seviştiler;
Orada oyunlar oynarlar, sepetlerini çiçeklerle çocukları oldu. Europa'nın oğullarından ikisi,
doldururlardı. Hepsi de bilirdi ki, en güzel se­ Minos ve Rhadamanthys, yeryüzünde öyle
pet Europa'nın sepetidir... Hephaistos yap­ tarafsız davrandılar ki, ölümlerinden sonra
mıştı o sepeti. Üstünde İo'nun öyküsü, inek ölüler ülkesine yargıç yapıldılar. Ama Euro-
oluşu, Argos'un öldürülüşü, sonra Zeus'un pa, mitologya'da oğullarından daha önemli
İo'yu yeniden kadın kılığına sokusu çiziliydi. bir yer tutar.
Yalnız sepetler mi, içlerini dolduran çiçek­ Euros. Şafak tanrıça Eos'la Astraios, ya da
ler de ne kadar güzeldir... Nergisler, sümbül­ Typhon'dan doğduğu söylenen dört ana rüz­
ler, menekşeler, kırmızı yaban gülleri... Aşk
gârdan biri. Güneybatıdan eser, bizim keşiş­
tanrıçası, Kharit'lerin arasında nasıl ışıldarsa,
leme dediğimiz rüzgârdır.
Europa da yaşıtları arasında öyle ışıldıyordu.
Zeus onu görünce dayanamadı. Zaten aşk Eurybie. Hesiodos'un Theogonia'sında
tanrıçası Aphrodite, oğlu Eros'a söylemiş, o Pontos'la Gaia'dan, yani denizle topraktan
da oklarından birini Zeus'un kalbine sapla- doğmuş,Eurybie, Nereus, Phorkys, Thaurnas
mıştı. Hera uzaklardaydı o sırada; ama Zeus ile Keto'nun kız kardeşidir (Tab. 6). Tl
yine de ne olur, ne olmaz diye korktu. Bir tan'lardan Krios'la birleşip, Astraios, Pallas
boğa k ı l ı ğ ı n a girdi, K o y u kahverengi, kaşları ve Perses 'i doğurur.
EURYDİKE

Eurydike. Orpheus'un karısı, ağaç perisi. Eurymakhos. Polybos'un oğlu Euryma-


Serüveni için bkz. Orpheus. khos, Odysseus'un karısı Penelopeia'nın ta­
lipleri arasında başta gelenlerdendir. Şöyle
Eurykleia. Odysseus'un sütninesi. Odyssei- tanımlanır (Od. XV, 519 vd.):
a'nın başında Telemakhos'u yatak odasına
götürürken şöyle tanıtılır bize (Od. I, 425 Eurymakhos'tu adı, yiğit Polybos'un parlak
oğlu,
vd.):
lthake'liler şimdiden bir tanrı gözüyle
bakarlar ona,
Telemakhos gidiyordu yatmaya, düşüne taliplerin en iyisidir gene de.
düşüne.
Eurykleia, Peisenor oğlu Ops'un kızı, Antinoos'la birlikte Eurymakhos taliplerin
çevresinde onun dört döne döne, en ciddiye alınması gerekenidir (Od. X V ,
çerağlar tuttu yoluna pırıl pırıl,
Onu Laertes parasıyla satın almıştı çok 17):
eskiden, Penelopeia'yı babası ve kardeşleri
körpecik bir kızken almıştı yirmi sığıra kışkırtırlar Eurymakhos'a varsın diye,
karşılık, ağırlığı en çok talipler arasında o artırır
sayardı onu sarayında asıl karısı gibi, çünkü.
ama yatağına almamıştı bir kere olsun,
ödü kopuyordu karısının öfkesinden. Antinoos'a kıyasla biraz daha efendi, daha
İşte bu Eurykleia'ydı çerağı tutan, nazik ve terbiyeli bir adam gibi davranır: Pe-
Telemakhos'u en çok seven de oydu, nelopeia'yı yatıştırır, oğlunun canına kıyılma­
bebekken dadılığa başlamıştı Telemakhos'a
bakmıştı ta çocukluğundan kocaman yacağım söyler (Od. X V I , 434 vd.), onu poh­
oluncaya dek. pohlar, en güzel armağanlardan birini verir
(XVIII, 295 vd.) ama bütün bunlar yalan ve
yapmacıktır, o da Odysseus'un varlığını sö-
Eurykleia, Odysseia'da günlük hayatı yansı­
mürmeyebakar, Telemakhos'u ilk fırsatta öl­
tan en canlı bazı sahnelerin kahramanıdır:
dürmeye ve Penelopeia'nın hizmetçisi Me-
Telemakhos'un yolculuğunu o hazırlar, gitti­ lantho ile seviştiği halde, bir an önce krali­
ğini o bilir ve Penelopeia'dan saklar (Od. II, çeyle evlenmeye. Dilenci kılığında saraya ge­
347-380); dilenci kılığında İthake sarayına len Odysseus'a o da kötü davranır, kafasına
gelen Odysseus'un ayaklarını yıkarken eski bir tokmak atar ( X V I I I , 396). Yay germe ya­
bir yara izinden onu tanır (Od. X I X , 350- rışmasında Antinoos'la ikisi en sona kalırlar,
507); taliplerin ve özellikle hizmetçilerin ce­ ama başaramazlar ( X X I , 186 vd.); Odysseus
zalandırılmasında önemli bir rol oynar (Od. kendini belli edip meydan okuyunca, Eury-
XXII, 391-492). Evin kâhyası, bekçisi, büyü­ makhos önce bütün suçu Antinoos'a yükle­
ğüdür, Odysseus'un sarayında oynayan dra­ yip pazarlığa girişmek ister (Od. X X I I , 60
mın en sevimli kişisidir. vd.), Odysseus onu da bir okla yere serer ve
öldürür.
Eurylokhos. Odysseus'un yoldaşlarından
biri. Kirke'nin konağına gidecek grubun başı­ Eurymedon. İlyada'da iki Eurymedon'un
na seçilir, ama büyücü kadının kurduğu tuza­ sözü edilir, biri Agamemnon'un seyisi, öbürü
ğa düşmez ve geri gelip Odysseus'a Kirke'nin Nestor'un seyisidir.
arkadaşlarını domuza çevirdiğini haber verir
(Od. X, 205 vd.); ölüler ülkesinin açıldığı çu­ Eurynome. (1) Okeanos'la Tethys'in sayısı
kur başında kurban keser ( X I , 23 vd.); gemi­ üç bini bulan kızlarından biri. Hesiodos'un
leri Seiren'lerin önünden geçerken Odysse- "Theogonia"sında anlatıldığına göre (Theog.
us'u direğe i k i kat bağlar ( X I I , 95 vd.), ama 906-910):
Güneş'in ineklerini yemeyi o salık verir arka­
Okeanos kızı Eurynome ile evlendi
daşlarına ve bu yüzden de tanrıların lanetine Zeus
uğrayarak Odysseus'un bütün tayfasıyla bir­ güzelliği, görenleri büyüleyen uyum
likte can verir ( X I I , 339 vd.). tanrıçayla;
Üç k ı z ı oldu ondan, Kharit'ler, Üç Güzeller: aman vermez kral yiğide eziyet etmekten
Aglaie, Euphrosyne ve sevimli Thalia, hoşlanmaktadır. Herakles öldükten sonra,
(Kharit'ler). Eurystheus soyunu Mykene'den kovar. Bir
(2) Penelopeia'nın yanında bulunan kâhya süre sonra Herakles oğullarının savaş ortağı
kadın. İthake kraliçesi onu yanından ayırmaz, olan Atina'ya karşı sefere çıkar, ama Ioalos
onunla konuşur, ona dert döker, kendine tarafından öldürülür. Zalim kralın kafası A l k -
bakması için öğütler verir. Penelopeia'nın mene'ye getirilince, gözlerini oymuş (Herak-
çevresinde asıl hizmet gören odur, dilenci kı­ les, Alkmene).
lığında uykuya yattığı zaman Odysseus'un üs­
Eurythion. (1) Kentaur, yani at adamlardan
tünü örter (Od. X X , 4), kendini tanıttıktan
biri. Lapith'lerden Peirithoos'un nişanlısını
sonra yiğidi yıkayan, giydiren, Penelopeia ile
kaçırdığından, Kentaur'larla Lapith'ler sava­
gerdeğe girmeye hazırlayan odur (Od. X X I I I .
şına yol açmıştı (Kentaur'lar).
154 vd.).
(2) Kalydon savaşına katılan yiğitlerden bi­
Eurypylos. (1) Troya'da Akha'lardan yana ri. Kardeşi Phokos'u öldürdükten sonra Pele-
savaşan Thessalia'lı önder. Troya'lılardan us Eurythion'un yanına sığınmış, onun eliyle
Hypsenor, Melanthos ve Apisaon'u öldürür. arınmıştı, ama Kalydon avı sırasında kaynata­
Paris'in kargısı altında yaralanır, ama Patrok- sını da kaza ile öldürünce, başka yere göç­
los yardımına koşar. mek zorunda kalır (Peleus, Aiakos).
(2) Kos (Istanköy) adasının kralı. Posei-
Eurytos. (1) Nerede olduğu iyice bilinmeyen
don'un ogluymuş. Troya dönüşünde Herak-
Oikhalia şehrinin kralı, Herakles efsanesinde
les adaya uğrayınca Eurypylos ona karşı gel­
önemli bir rol oynayan kişi. Ok atmakta çok
miş, bu yüzden de öldürülmüş.
usta olan Eurytos'un dört oğlu, bir de İole ad­
(3) Telephos'un oğlu. Telephos, yarası i y i - lı kızı varmış. Ok atmakta kendisini yenecek
leşince, ne kendinin, ne de oğlunun A k - olana kızını vermeye ant içmiş. Herakles
ra'lara karşı savaşmayacağına söz vermişti. onunla boy ölçüşüp onu yenmiş, ama Eury
Ama Priamos'un kız kardeşi olan karısı, oğlu tos sözünde durmamış, yiğidin, sürülerini çal­
Eurypylos'u Troya'ya gitmeye kandırmıştı. dığını ileri sürmüş. Yalnız oğlu İphitos Herak-
Bunu bir armağan karşılığı yaptığı söylenir. les'ten yana çıkmış. Ne var ki birden çıldıran
Eurypylos, Akhilleus'un oğlu Neoptolemos'a Herakles İphitos'u öldürmüş. Bunun cezası
karşı savaşır ve onun eliyle öldürülür. Bu çar­ olarak da esir diye satılmış ve Omphale'nin
pışmanın haberini, Odysseus ölüler ülkesinde sarayına düşmüş. Özgürlüğüne kavuşunca,
karşılaştığı Akhilleus'un ruhuna iletir (Od. XI, Eurytos'un sarayına dönüp onu öldürmüş ve
519 vd.). lole'yi ele geçirmiş (Herakles, İphitos, İole).

Eurystheus. Argos kralı Sthenelos'un oğlu. (2) Bir devin adı (Gigant'lar).
Herakles efsanesinde büyük bir rol oynayan
Euterpc. Musa'lardan biri, başı çelenkli,
kötü kişi. Eurystheus, Amphitryon'un amca
elinde bir flütle şenliklere, bayramlara katılır,
oğlu ve onun gibi Perseus'un torunudur. Ze-
neşe getirirmiş. Dionysos alaylarında da yeri
us, Alkmene'yi Herakles'ten gebe bırakınca,
vardır. Dithyrambos'u onun esinlediği söyle­
Perseus torunlarından i l k doğacak olanın
nir (Musa'lar).
krallık elde edeceğini bildirir. Hera da doğa­
cağını bildiği Herakles'in kral olmasını önle­ Evandrus. Vergilius'un "Aeneis" destanın­
mek için, Eurystheus'un yedi aylık doğmasını da adı geçen kahraman. Ro'mulus tepesinde
sağlar. Böylece Eurystheus Tiryns, Mykene Roma şehrini kurmadan orada Evandrus'un
ve Argolis bölgesine kral olur ve Herakles'i kurduğu Pallantea kasabası vardı. Burayı da
buyruğu altına alarak, onu bir sürü güç işler Yunanistan'ın Arkadya bölgesinden gelme
başarmaya zorlar. Herakles büyük kahra­ Evandrus (Yun. Euandros, iyi adam anlamına
manlıklarını hep Eurystheus'un emriyle ve gelir) kurmuştu. Bölgeye uygarlık getirmiş,
Eurystheus'un çık.ırına yapar. Onu kıskanan yerlilere okuma yazmayı öğretmiş, müzik ve
yararlı bazı sanatları da yaymıştı. Ayrıca Latl- için, bu sunak sonraları da Ara Maxima ola­
um Yunanistan'dan bazı tanrı kültlerini de rak gösterilirdi (Cacus). Evandrus Aeneas'ı,
getirmişti. Hercules buralara gelince, Evand- babası Ankhises'le konukluk bağları kurmuş
rus onu Cacus'u öldürmüş olma suçundan olduklarını hatırlayarak, iyi karşılar ve oğlunu
arındırmış, tanrı oğlu olduğunu anlayarak bir bölük askerle birlikte emrine verip Ru-
Roma'nın yedi tepesinden Aventinus'la Pala- tul'lere karşı savaşta yardımcı olmalarını sağ­
tinus arasında büyük bir sunak kurmuş. Onun lar (Aeneas).

112
muş, öte yandan adı Roma'nın kuruluş efsa­

F nelerine karışmıştır.
Arkadya'daki Euandros'un İtalya'ya gelişiy­
le ilgili efsanelerde rol oynadığı için (Evand-
Fama. Roma mitolojisinde ünü, halk sesini rus), kültü Roma şehrinin en eski tepelerin­
ve dedikoduyu simgeleyen tanrıça. Fama, den biri sayılan Palatinus'a yerleşmiş ve L u -
Vergilius'un "Aeneis" destanında yarattığı bir percalia bayramı (15 şubat) ile ün kazanmış­
simgesel varlıktır. Dido'nun Aeneas'a olan
tır. Faunus'un rahipleri Luperci'lerin kutla­
g i z l i aşkını açığa vurur (Aen. I V , 173-188).
dıkları bu bahar ve bereket bayramında deli­
Fames. Açlığı simgeleyen Fames Hesio- kanlılar çırılçıplak olarak dolaşır ve önlerine
dos'un Eris'ten dogma olarak gösterdiği L i - gelen kadınlara kamçılarıyla vururlardı. Kısır­
mos'un Latince karşılığıdır. Vergilius bu sim­ lığı defetmek, toprağın verimliliğini sağlamak
gesel varlığı Ölüler Ülkesi'nde Yoksulluk'la ve halkı kötü güçlerin etkisinden kurtarmak
yan yana gösterir. Ovidius'a göre, Açlık İskit- amacı güdülürdü. Klasik çağlarda Faunus bir
ya'da kurak bir toprak üstünde oturmaktadır. tanrı olmaktan çıkmış ve Yunan Satyr'leri gi­
Erysikhton'a dinmez açlığı veren odur (Ery- bi keçi ayaklı, sakallı, boynuzlu yaratıklar ola­
sikhthon). rak dağda, ormanda, su kenarlarında nym-
pha'ları kovalar gösterilmişlerdir.
Fatutn. Roma mitolojisinde Kader'i simgele­
Roma kuruluş efsanesinde bir tanrı olarak
yen tanrısal varlık. Fatum, söz söylemek, ko­
değil de, Latium'un ilk krallarından biri ola­
nuşmak anlamına gelen "fari"den türeme
rak gösterilir.
olup, aslında "tanrı sözü" demektir. Sonraları
Yunan dinsel görüşlerinin etkisiyle Fatum, Faustulus. Alba kralı Amulius'un çobanı
Kader, tanrıçalarıyla bir tutulmuş ve Fatum Faustulus Romulus'la Remus efsanesinde
sözcüğü dişi cinse dönerek Fata olmuştur. önemli bir rol oynar. Amulius kızlarının do­
Roma'da üç Fata tanrıçasının heykeli görü­ ğurduğu ikiz çocukları Tiber kenarına bırak­
lürdü ki bu heykeller Sibylla'lan simgelerdi mayı buyurunca, Faustulus bir dişi kurdun
(Parça, Stbylla). emzirdiği ikizleri bulmuş ve karısı Acca La-
Fransızca peri anlamına gelen "fee" bu Fa- rentia'ya büyütülmek üzere götürüp vermiştir
ta'dan gelmiştir. Halk arasında dişi cinsten (Acca Larentia). Sonradan Faustulus çocuk­
Fata olduğu gibi, erkek Fatus'ların da varlığı lara kim olduklarını bildirmiş, Romulus da
tasarlandı ve herkesin kendi cinsine göre ka­ tanrı ve kral soyundan olduğunu anlayınca,
deri, alın yazısı bir genius, bir cin olarak sim­ gidip Amulius'u öldürmüş. İkiz kardeşler kav­
gelendi (Genius). gaya tutuştukları zaman, Faustulus araya gir­
miş ve öldürülmüş derler. Adı "faveo" fiilin­
Fauna. Roma tanrısı Faunus'un hem kız kar­ den "uğurlu, verimli" anlamına gelen Faustu-
deşi, hem de eşi. Falcı bir tanrıça olarak gös­ lus'un Forum'da mezarı, Palatinus tepesinde
terilir ve Bona Dea ile bir tutulur (Bona Dea). de kulübesi gösterilirdi. Roma tanrıları arasın­
Latin Hercules efsanesinde rol oynar; Fauna, da saygı görürdü (Romulus, Remus).
kral Faunus'un eşi, Hercules'le sevişmiş ve
Latium'a adını verecek olan kral Latinus'u Feronia. Etrüsk asıllı bir tanrıça. Ormanları
doğurmuş. Faunus gibi Fauna'nın adı da ve kaynakları koruyan bu tanrıçanın kültü or­
"quae favet" (iyilik eden, lütuf gösteren) anla­ ta İtalya'ya ve Etruria'ya yayılmıştı. Terraci-
mına gelir. Kadınları kısırlıktan korurmuş. na'da bulunan tapınağında köleler azat edildi­
ği için, Libertas, yani özgürlüğü simgeleyen
Faunus. Roma dininin en eski tanrılarından tanrıça ile bir tutulmuştur.
biri. Ficus'un oğlu ve Saturnus'un torunu ola­
rak gösterilir. Adı "qui favet" ( i y i l i k eden, lü­ Fides. Andı, yemini simgeleyen tanrıça. İu-
tuf gösteren) anlamına gelen bu tanrı bir yan­ piter'den daha yaşlı, ak saçlı bir kocakarı ola­
dan sürülerin, tarlaların koruyucusu olarak rak simgelendirilmesi, verilen söze saygının
Yunan etkisi .ıllııııl.ı l.ınn Pan ile bir tutul- her türlü toplum düzeninin temelinde olduğu
anlamına gelir. Aeneas soyu ona Palatinus bu şenlikler büyük bir coşkunlukla kutlanır­
üzerinde bir tapınak yaptırmış. Fides'e kur­ dı.
ban keser, sunu sunarken rahipleri sag elleri­
Fors. Rastlantı, talih anlamına gelen Fors,
ne bir beyaz sargı sararlardı.
Fortuna tanrıçanın erkeğidir. Roma'lılar çok
Flora. Çiçek ve bahar tanrıçası Flora, Ro- önem verdikleri bu tanrıları bir çift olarak gö­
ma'ya Sabin'lerden gelme bir tanrıçadır. Çi­ rür ve Fors'la Fortuna'ya birlikte tapınırlar,
çek açan her bitkinin yönetimi onun elinde­ yakınırlardı.
dir. Şair Ovidius Flora üstüne Yunan my-
Fortuna. Roma'lıların en çok korktukları,
thos s 'undan esinli bir öykü anlatır (Fast. V.
en çok tapındıkları tanrıçalardan biri kör tali­
20 vd.): Flora aslında Khloris adlı bir Nym-
hi simgeleyen Fortuna'dır. Yunan Tykhe tan-
pha imiş, rüzgâr tanrı onu görüp kaçırmış
rıçasıyla bir tutulan Fortuna elinde bir dümen
ve evlenmiş onunla. Her türlü bitki ve çiçek
(insanların hayatını yönetir çünkü) ve bereket
üstünde egemenliği bağışlamış Flora'ya.
boynuzuyla, çoğu zaman da kör olarak can­
Ama Flora'nın gücü bununla da kalmamış,
tanrı Mars'ın dogmasına önemli bir etken ol­ landırılır. Tapımını Roma'ya getiren kral Ser-
muş: Jüpiter'in Minerva'yı kendi kafasından vius Tullius imiş. Fortuna o kralı o kadar se­
çıkarmasına içerleyen İuno erkek araya gir­ ver ki, geceleri evine girermiş. Fortuna'nın
meden bir çocuk doğurmak istemiş tek başı­ tapınağında Servius Tullius'un bir heykeli bu-
na, bunun için Flora'ya başvurmuş. Flora da Iunurmuş. Yunan etkisi altında Fortuna za­
bir kadına dokununca onu gebe bırakan bir manla başka tanrıçalarla, özellikle İsis'le bir
çiçek vermiş îuno'ya, tanrıça da kendi kendi­ tutulmuştur (Tykhe).
ne Mars tanrıyı getirmiş meydana. Rö- Furia'lar. Roma'nın ilkel din görüşlerinde
ma'lılar yılın ilk ayına Mars (mart) adını vere­ Furia'lar yeraltından çıkıp insanların peşine
rek onun Flora ve baharla ilişkisini belli et­ takılan kötü cinlerdir. En erken çağlardan be­
mek istemişlerdir. Flora'nın onuruna Ro- ri Furia'lar Yunan mythos'unun Erinys'leriyle
ma'da Floralia şenlikleri düzenlenirdi. Nisan bir tutulmuş ve efsaneleri birbirine karışmıştır
sonunda başlayıp mayıs ayma kadar süren (Erinys'ler).

IM
kaynaklarda adı geçen Nereus'tan deniz var­

G lıklarını meydana getirir. Ama Gaia'nın öbür


çocukları da aralarında birleşerek yersel ve
göksel birçok varlıkların dogmasını sağlarlar;
Gaia. Homeros'ta hiç adı geçmeyen Gaia, Bunların kimisi yıldız, yel ve gökkuşağı gibi
Hesiodos'un Theogonia'smda dünyayı, yeri, görülen varlıklardır, kimisi de evrenin mito­
evrensel bir öge olarak toprağı simgeler. Bir lojik yorumunun yarattığı simgesel tanrılar
tanrıdan çok kozmik bir varlıktır Gaia, bütün dır.
öğelerin kaynağında bulunan ana ilkedir. H e -
siodos bu yolda doğada ana ilkenin ne oldu­ Gaia Uranos'un devrilmesini sağladığı gibi,
ğunu tanımlamaya çalışan îonya düşünürleri tahta çıkardığı oğlu Kronos'un da devrilmesi­
gibi davranır. "Bütün ölümsüzlerin sürekli, ni sağlar. Çünkü Kronos babası Uranos gibi
sağlam tabanı" saydığı Gaia, evreni bir düzen zorbaca davranır ve çocuklarını doğar doğ­
yöntemine göre meydana getiren ve düzen­ maz yutar. Karısı Rheia Zeus'a gebe kalınca
siz boşluktan çıktıktan sonra dişi-erkek birleş­ Gaia ile Uranos'tan doğuracağı çocuğu kur­
me yoluyla evrenin kendisini ve tanrılarını ya­ tarma çarelerini sorar. Bu kez de Gaia kızına
ratır. Tab. l'de gösterildiği gibi Gaia "parthe- kaderi bildirmekle kalmaz - kader Uranos'un
nogenesis" (kendi kendine doğurma) prensi­ oğluna yenildiği gibi, Kronos'un da Zeus eliy­
bine göre Gök'ü, Dağ'ları ve Deniz'i yaratır; le devrilmesidir - Kronos'u aldatmak çareleri­
bu süreci şöyle anlatır Hesiodos (Theog. 126 ni de gösterir ve Zeus'un Girit'te bir mağara­
vd.): da gizlice doğmasını sağlar, Kronos'a da bir
taş yutturulur (Kronos, Zeus). Gaia birinci kıı
Toprak bir varlık yarattı kendine eşit: şak devrimini hazırladıktan sonra, i k i n c i k ı ı
Dört bir yanını saran Uranos, yıldızlı, şak devrimini de yürütür: Zeus'a ne yokl.ın
Gök'ü, egemenliği elde edebileceğini o öğretir; çara
mutlu tanrıların sürekli, sağlam yurdunu Kronos kuşağından Titan'ları yenmek için
yüksek dağları yarattı sonra,
Kyklop'ları ve Hekatonkheir'leri kurtarıp y a r -
koyaklarında tanrılar oturan dağları.
Sonra denizi yarattı, ekin vermez denizi: dıma çağırmaktır. Zeus Gaia'nın dediğini y.ı
Azgın dalgalarıyla şişen Pontos'u. parak devlere karşı savaşı gerçekleştirir ve Ti-
Kimseyle sevişip birleşmeden yaptı bunu. tan'ları devirerek dünya egemenliğini ele ge­
çirir.
Sonra ilkin Uranos'la birleşip erkek ve dişi Gaia son olarak Tartaros'la birlikte
Titan'ları, Kyklop'ları ve Hekatonkheir'leri Typhon'u doğurur (Typhon). Başka Theogo-
doğurur (Tab. 2). Bu doğurma sürecinden nia'lara göre Tartaros'tan Ekhidna adlı bir kı­
hemen sonra evrene egemenlik savaşının ilk zı olmuş ve Poseidon'la da birleşerek Antaios
belirtisi Uranos tanrının doğan çocuklarını devini doğurmuş (Antaios). Genellikle devler,
Gaia'nın karnına gerisin geri tıkmasıyla baş azmanlar, canavarlar hep Gaia'dan doğma
gösterir (Theog. 154 vd.): sayılır.
Böylesine korkunçtu Toprakla
Gök'ün Zamanla Gaia'nın mythos'ta yeri ve önemi
oğulları. değişmiş, kozmik nitelikteki Ana Toprak,
Babalan ilk günden iğrenmişti onlardan, dinde daha belirli birer tanrıça olarak görü­
doğar doğmaz gün ışınına çıkaracak yerde len, bir yandan Demeter, öte yandan Kybele
toprağın bağrına saklamıştı onları,
gibi toprak ve bereket tanrıçalarına yer ver­
ve Uranos sürdürürken bu korkunç oyunu
miştir. Gaia böylece daha kişisel ve insansal
koca Toprak inim inim inliyordu zorundan.
tanrıçalarla ya birleşmiş, ya da kozmik öğe
Son Titan oğlu Kronos'a babasının erkeklik olarak felsefe alanına girmiştir. Gaia Yuna­
uzvunu kestirdikten sonra Gaia bu kez kendi nistan'da birçok kehanet merkezlerinin esin-
doğurduğu Pontos'la birleşir ve ondan Nere- leyicisi sayılır, örneğin Delphoi'ye Apol-
us, Thaumas, Phorkys, Keto ve Eurybie'yi lon'dan çok daha önce yerleşmiş bilimi
meydana gelini (Tab. 6). Hesiodos'tan gayrı (Apollon, Delphoi).
Galateia. (1) Homeros ve Hesiodos'da adı dağının yamaçlarında sürülerini otlatırken
geçen Nereus kızlarından biri. Adı sütbeyaz görmüş de kuşu kartalı göndermiş delikanlıyı
anlamına gelir. Çoban şiirlerinin ustası The- kaçırıp Olympos'a getirsin diye. Ya da kendi
okritos'un XI. şiirinde sözü geçen bu Nereus kartal biçimine girmiş ve oğlanı pençelerinin
kızına Sicilya'lı Kyklops Polyphemos vurgun­ arasına alıp kaçırmış. Her neyse, karşılık ola­
dur. Ama çirkinliğinden ötürü yanaşmaz Ga- rak Zeus çocuğun babasına ölmez atlar arma­
lateia ona, Tepegöz de şiirde bu güzel kıza ğan etmiş, Ganymedes'i de tanrılar sofrasın­
olan aşkını ve aşkının karşılıksız kalmasından da Hebe yerine şarap sunucusu olarak kul­
duyduğu acıyı dile getirir. Galateia'nın öykü­ lanmıştır.
sü şudur: Polyphemos'tan kaçan Nereus kızı
tanrı Pan'ın (ya da Faunus'un) oğlu Akis'i se­ G e c e . Bkz. Nyks.
ver, onunla buluşup konuşurlar. Bir gün Te­
pegöz Galateia'yı sevgilisinin kollarında uyur Genius. Türkçe "cin" sözcüğünün kaynağın­
bulur, deliye döner, Akis'e kaçma fırsatını da bulunan Latince "genius" kavramı kişinin
vermeden koca bir kaya kaldırıp kafasına in­ içinde doğup gelişen tinsel varlıktır. Doğum
dirir. Akis ölür. Galateia da sevgilisinin bir ır­ günü, Genius'un bayramıdır. Ama yalnız in­
mak haline gelmesini sağlar. sanın değil, bir yerin, bir topluluğun da geni-
us'u olabilir. Örneğin z i f a f yatağının da geni-
(2) Lampros adlı bir adamla evli olan bir Gi- us'u vardır, görevi gerdeğe giren çiftin üret­
rit'li kadın. Lampros çok fakirmiş, karısının me gücünü artırmaktır. İnsandaki genius onu
gebe olduğunu anlayınca, ona yalnız bir oğlu canlı, neşeli ve iyimser tutan güçtür. İnsan
olursa besleyebileceğini, yoksa dağa bırak­ kendi ya da başkasının genius'u üstüne ye­
mak zorunda kalacağını bildirmiş. Kocası min eder. İmparatorluk çağında, imparato­
yokken bir kız çocuk doğuran Galateia çocu­ run genius'u korkulur, güçlü bir varlık sayılır
ğunun cinsini kocasından saklamış ve kızı er­ ve imparator nasıl öbür insanlar üzerine ege-
kek kılığına sokarak büyütmüş. Adına da Le- mense, bu genius'un da bütün öbür geni-
ukippos demişler. Ne var ki genç kız olunca us'lara hükmettiğine inanılırdı. Zamanla geni­
Leukippos o kadar güzelmiş ki kız olduğunu us insanda ölmeyen, ölümden sonra var ka­
saklamak elden gelmezmiş artık. Büyük bir lan tinsel varlık sayıldı (Manes).
korkuya kapılan annesi onu Leto tapınağına
bırakmış ve tanrıçadan kızını erkek yapması­ Geryoneus. Hesiodos Theogonia'nın iki
nı yalvarmış. Tanrıça dileği yerine getirmiş yerinde (Theog. 285-90; 280-85) üç kafalı
ve Leukippos'un cinsiyetini değiştirmiş (î- bu devden söz eder. Geryoneus, Posei-
phis). don'un oğlu Khrysaor'la Okeanos kızı Kal-
lirhoe'den doğmadır. Herakles Eurystheus'
Ganymedes. Ölümlülerin en güzeli sayılan un buyruğu üzerine gelip onu adasında öldü­
Ganymedes Dardanos soyundan, Troya kral rür.
ailesindendir (Tab. 17). Homeros onun serü­ Erytheia adasının nerede olduğu tartışma
venini şöyle anlatır ( İ l . 230 vd.): konusu olmuştu. K ı z ı l toprak anlamına gelen
bu ada Batı kızlarının birinin adını taşıyan İs­
Erikhthonios'tan Tros doğdu,Troya'lıların panya kıyılarında bir ada olsa gerek (Herak-
kralı. les).
Kusursuz üç oğlu oldu Tros'un da:
îlos, Assarakos, tanrılara denk Ganymedes. Gigant'lar. Gigant'lan, yani Devleri, Ura-
En güzeliydi Ganymedes ölümlü insanların, nos'la Gaia'nın birleşmesinden doğan Ti-
tanrılar kaçırdı onu Olympos'a
tan'lardan ayırmalı. Theogonia'da Hesiodos,
Zeus'a şarap sunan olsun diye,
dediler güzelliğiyle yaşasın tanrılar Uranos'un kesilen hayalanndan akan kanın
arasında. toprağa damladığını ve bir süre sonra Gaia'
nm devleti "parlak zırhlı ve uzun kargılı" ola­
Ganymedes'e vurulup onu asıl kaçıran, ya rak meydana çıkardığını yazar, sonra da söz
da kaçırtan tanrı Zeus'tur. Ganymedes'I 1da etmez artık onlardan. Ama başka mythos ya-
GLAUKOS

zarları ve özellikle plastik sanatlar, görülme­ maviliğini, parlaklığını yansıtan bu yigit ne


miş boyda ve güçte olup, bedenleri birer yı­ kadar da sevimli! Anadolu insanı sanki o gün­
lan kuyruguyla biten bu azmanlan konu edin­ den kendini bulmuş, yansıtmıştır onun kişili­
mişlerdir. Titan'lan yendikten sonra Olym- ğinde.
pos tanrıları bu yaratıklara karşı koymak zo­ Anadolu'nun dört bir yanından Troya'yı sa­
runda kalmışlar. Çünkü Gigant'lar dağları üst vunmaya gelenlerin listesi şöyle biter (İl. II,
üste yığarak Olympos'a saldırmışlar. Bu kez 876 vd.):
de devleri yalnız bir ölümlü insanın yenebile­ Lykia'ltlara Sarpedon'la
kusursuz Glaukos
ceğini bildiren bir kehanet var olduğundan, komuta eder,
tanrılar Herakles'e başvurmuşlar. Herakles gelmişler uzak Lykia ülkelerinden,
de başta Zeus ve Aigis kalkanıyla Athena ol­ anaforlu Ksanthos'tan gelmişler.
mak üzere, tanrıların yardımıyla Gigant'ları
öldürmüş. Alkyoneus'u Herakles kendi öldür­ Altıncı bölüme kadar Glaukos'un adı geç­
müş (Alkyoneus), Ephialtes'i Apollon'un bir mez, sonra birdenbire Akha yiğidi Diomedes
oku, Eurytos'u Dionysos'un thyrsos'u, Enke- ile karşı karşıya görürüz onu. Diomedes saldı­
lados'a gelince, o kaçabilmiş, ama Athena rır, ama birden durur, içine bir kuşku girer bu
üstüne Sicilya adasını atmış. Tanrıça da Pal- parlak yiğit bir tanrı olmasın diye, korkar tan­
las'm derisini yüzüp savaşta zırh olarak kul­ rılarla boy ölçüşmekten. Kimsin? diye sorar.
lanmış. Gigantomakhia, yani devler savaşı Glaukos'un verdiği karşılık şu (İl. VI, 145
bir söylentiye göre Trakya'da, bir başka söy­ Vd.): \
lentiye göre Arkadya'da olmuş. Ulu canlı Tydeus oğlu, soyumu ne sorarsın?
Yapraklar gibidir insan soyu.
Bu konu Bergama'nın Zeus Sunağında en
Bir yandan rüzgâr bakarsın onları döker
parlak bir biçimde işlenmişti. Bergama'dan
yere,
alınıp Berlin Müzesine taşınan ve orada yeni
bir yandan bakarsın bahar gelir,
baştan kurulan Zeus Sunağının frizi dev boy­
yenilerini yetiştirir, yeşerir orman,
da 118 kabartmadan meydana gelir; bu ka­
böylece soyların biri göçer, biri doğar,
bartmaların her birinde Olympos tanrılarıyla
iyicene bilmek istersen soyumuzu
Gigant'lar arasındaki savaş canlandırılır. Dev­ - bilir onu birçok kişiler-
ler aslan ya da boğa kafalı ve yılan kuyruklu Ve başlar Bellerophontes'in eşsiz serüveni­
azmanlardır. Olympos tanrılarında Zeus, A- ni, Lykia'ya göçüşünü anlatmaya (Bellero-
thena, Leto, Apollon, Artemis, Dione, Aph- phontes). Diomedes'te şafak atar, anlar düş­
rodite ve Nyks ile Moira'Iar savaşa katılır. manının eski bir dost olduğunu (İl. VI, 214
Devlerden Otos, Alkyoneus, Porphyrion ve vd.). Birbirleriyle dövüşmemeye karar verirler
daha adları belirtilmeyen başkaları görülür. ve silahlarını değişirler (İl. VI, 229 vd.):
Kabartmalarda devlerin tanrıların gücü altın­
da ezildikleri, gövdeleri paramparça edilip Değişelim gel silahlarımızı,
korkunç acılar içinde kıvrandıkları an canlan- bellesin Akkha'larla Troya'lılar
atalarımızın konuk kardeşi olmasıyla
dırılmıştır. Bergama'ya özgü patetik üslupta
övündüğümüzü.
işlenmiş olan bu kabartmalar hellenistik deni­
Böyle konuşup atladılar arabalarından,
len sanatın en görkemli örneği ve akıllara el sıkışıp ant içtiler,
durgunluk veren bir anıttır. Ama Kronos oğlu Zeus, tam o sıra,
Glaukos'un aklını başından aldı,
Glaukos. (1) Glaukos II (Tab. 25). Bellero- Tydeus oğlu Diomedes'le değişti silahlarını:
phontes'in torunu, Hippolokhos'un oğlu Gla- Altını tunçla değişti,
yüz öküzlük silahı dokuz öküzlük silahla.
ukos, İlyada'da parlak bir rol oynar. H o m e -
ros, dünya görüşü üstüne en güzel sözlerin­ Cömertlik Anadolu'da kalır. Diomedes çe­
den birkaçını onun ağzına vermiş, Bellero- kilir, gider, Glaukos da Lykialı önder Sarpe-
phontes efsanesiyle Lykia'lıların Troya sava­ don'la birlikte savaşa döner. "Kapkara fi »t ı
şındaki serüvenini onun kişlllflinde < aııl.ıııdıı n a " gibi saldırırlar ve "zorlu savaşta bek"
iniştir. I ş ı k ülkesinden delen ve adı ç ı o f l ü n olurlar Akha'lara. Glaukos yaralanır. O sır
da Sarpedon Patroklos'un kargısıyla vurulup Phorkys'le Keton'un kızlarıdır (Tab. 6). Ara­
can vermek üzereyken, Lykia'lıların kaderini larında Medusa'nın en çok ün saldığı bu ca­
Glaukos'un eline verir (Sarpedon). navar kızları Hesiodos şöyle tanımlar (Theog.
Ne yapsın Glaukos, yaralıdır, eli, ayağı tut­ 274 vd.):
maz, işte o zaman tanrısı gelir aklına, Lyki- Gorgo'ları da doğuran Keto'dur
a'lıların büyük tanrısı, ışık tanrı Apollon, ona ünü büyük Okeanos'un ötesinde,
yakarır (İl. XV, 515 vd.). geceyle gündüzün sınırlarında otururlar
ince sesli Batı kızlarının yurdunda;
Apollon dinler onu, iyi eder yarasını. Glau-
Sthenno, Euryale ve bahtsız Medusa;
kos da aslan gibi dövüşmeye koyulur yeni Medusa ölümlüydü, oysaki kız kardeşi
baştan. Hektor'u bile kınar, savaş ortaklarını ne ölüm bileceklerdi, ne ihtiyarlık.
korumuyor diye. Engin bir yas kaplar Tro- Buna karşılık yalnız Medusa girdi
ya'lıları, Hektor utanır uzak illerden gelen cö­ masmavi yeleli tanrının koynuna
mert dostunu kurtaramadı diye, o güçle saldı­ Bahar çiçekleriyle dolu taze çimenlerde.
rır Patroklos'a ve öldürür onu, Glaukos'un da Aiskhylos da şöyle tanımlar onları (Prom.
sözü edilmez bir daha İlyada'da (Hektor). 800):
(2) Glaukos I (Tab. 25). Sisyphos'un oğlu Ejderha kanatlı Gorgo'lar,
Glaukos, yukarda sözü geçen Glaukos'un o, insanları korkudan korkuya salan,
atasıdır. Sisyphos'un kurduğu Ephyra (sonra­ görenlerin soluğunu kesen Gorgo'lar.
dan Korinthos olur) kentinde kraldır. Ölü­ Saçları yılanlarla örülü, alınlarında yaban
müyle ün salmıştır bu Glaukos: Pelias'ın ölü­ domuzu dişleri fışkıran, tunç elleri ve uçmak
mü için düzenlenen yarışmalarda araba yarı­ için altın kanatları bulunan bu yaratıkların
şına katılır ve yenilir, arabası devrilince de at­ başlıca niteliği korku salmaktı. Adları bile
ları parçalar, yer onu. Nedeni de Glaukos'un korku veren bir ses benzetmesi olsa gerek.
atlarına büyülü bir pınardan su içirmiş, ya da Üç oldukları halde, efsaneye adı karışan yal­
Aphrodite'nin hışmına uğramış olmasıdır. nız Medusa'dır. Onun Perseus'la serüvenini
Çünkü daha hızlı olsunlar diye hayvanlarının bu yiğidin adı altında okuyalım (Perseus).
çiftleşmesine engel oluyormuş Glaukos. Bir Sicilya'lı Diodoros Gorgo'lar üstüne başka
başka anlatıma göre Glaukos ölümsüzlük ve­ bir yorum verir: Gorgo'lar Amazon'lar gibi
ren bir pınardan su içmiş, ölümsüz olduğuna savaşçı bir soymuş, Atlant'lara (Atlantis) ya­
kimseyi inandıramadığı için de kendini deni­ kın bir uzak ülkede otururlarmış. Amazon'lar,
ze atmış ve bir deniz tanrısı olmuş. Ama kraliçeleri Myrina'nın (Myrina) yönetimi al­
uğursuz bir tanrıymış, onu gören denizcinin tında Atlant'lan yendikten sonra, bunlar
teknesi batar, kendisi bogulurmuş. Amazon'ları Gorgo'lara saldırmaya itmiş.
Gorgo'lar yenildikleri halde, kısa zamanda
Gordias. Efsanelik Phrygia kralı. Gordias
davranabilmişler, ama sonra Perseus ve H e -
Gordion şehrini kurmakla ün salmıştı. Şehrin
rakles eliyle alt edilmişler (Herakles).
kalesine Gordias bir araba yerleştirmiş, o ara­
banın oku öyle çapraşık bir düğümle baglıy- Graia'lar. Pontos'la Gaia'nın oğlu Phorkys
mış ki, kimse çözememiş bu düğümü. Oysa ve kızları Keto birbirleriyle evlenirler ve ola­
tanrı sözcüsü bu düğümü kim çözerse, Asya ğanüstü yaratıklar meydana getirirler (Tab.
krallığını onun elde edeceğini söylemişmiş 6): Graia'lar, yani Kocakarı'ları ve Gorgo'lar.
Gordias'a. Bunu bilen Büyük İskender Gordi- Hesiodos Graia'ları şöyle tanımlar (Theog.
on'a gelince, kılıcını kınından çıkarmış ve dü­ 270 vd.):
ğümü keşivermiş.
Phorkys'le birleşen Keto Graia'ları
Bir efsaneye göre, Ana Tanrıça Kybele doğurdu,
Gordias'ı sevmiş, ondan gebe kalarak kral güzel yüzlü, doğuştan ak saçlıdır onlar,
Midas'ı doğurmuş (Midas). ölümsüz tanrılar da Kocakarı der onlara,
yeryüzünde dolaşan insanlar da.
Gorgo'lar. Plastik sanatların alabildiğine Pemphredo'nun güzel, Enyo'nun san
faydalandıkları Gorgo'lar, Graia'lar gibi tülleri vardı.

1 IH
Üçüncü Graia'nın adını söylemez, başka Griffonlar. Aiskhylos'un Prometheus'unda
mythos yazıcılarına göre Dino imiş. Grai- (804) ve Herodot tarihinde ( I I I , 116 ve I V ,
a'ları iki değil de üç diye kabul eden bu efsa­ 13) sözü geçen efsanelik kuşlara yun.
nelere göre, Kocakarıların bir tek dişi, bir "Gryps", batı dillerinde de "Griffon" adı veri­
tek de gözü varmış ve aralarında değiş tokuş lir. Aiskhylos bu yaratıkları "havlamaz, uzun
ederlermiş bunları. Graia'lar hiç güneş gör­ gagalı, kanatlı köpekler" olarak tanımlar.
meyen batıda yaşarlarmış. Başka bir söylenceye göre, gövdeleri aslan
gövdesidir. Bu yaratıklar Hyperboreliler ülke­
Graia'lann rol oynadıkları tek efsane Perse-
sinde, İskitlerin elinde bulunan kutsal altınla­
us efsanesidir. Bu yiğit Medusa'yı öldürmeye
ra bekçilik etmektedirler. Oralarda bulunan
gidince, önce yol üstünde bekçilik eden Ko-
tek gözlü Arimaspes adlı boy bu altınlan al­
cakan'lara rastlamış. Gorgo'ların oldukları
mak için Griffon'lara saldırırlar. Aiskhylos'a
yere varmasını önlemekmiş görevleri. Ama
göre Griffon'lar Zeus'un kutsal yaratıkları,
bir tek gözleri olduğu için, kim bekçilik ede­
başka bir geleneğe göre Apollon'un bekçi kö­
cekse o gözü takar ve yol ağzına dikilirmiş. O
pekleridir. Başka bir efsaneye göre G r i f -
sırada öbürleri gider, uyurmuş. Perseus bu
fon'lar Hindistan'ın kuzeyinde bulunan çöl­
tek gözü çalmak ve Graia'ların üçünü de
lerde altın arayıcılarına karşı koymaktadırlar,
uyutmak yolunu bulmuş. Böylece Gorgo'lara
çünkü yuvalarını altın madenlerinin bulundu­
yaklaşıp Medusa'yı öldürmeyi başarmış. G ö ­
ğu dağların eteklerine kurmuşturlar.
zü de bir göle atmış (Perseus).
Güneş. Bkz. Helios.
G r a n i k o s . Phrygia'da Adramyttion (Edre­
Gün Işığı. Bkz. Hemera.
mit) şehrinin kurucusu. Herakles Phrygia'ya
geldiğinde kızı Thebe'yi yiğide vermiş, o da Gycs. Uranos'la Gaia'nın yüzer kollu ve elli­
karısının adına Mysia'da Thebe şehrini kur­ şer başlı dev oğullarından biri (Yüz Kollu­
muş (Herakles). lar).
( 3 ) E F S A N E S İ . Hades üstüne anlatılan tek

H efsane, Demeter'in kızı Persephone'yi kaçır-


masıdır. Mevsim dönümünü, toprağın ve bit­
kisel doğanın yazın canlanmasını, kışın ölme­
Hades. ( 1 ) A D I . Yeraltındaki ölüler ülkesinin sini simgeleyen bu efsanede Hades'in rolü,
tanrısı Hades, Aidoneus ve Plüton (zengin) âşık olduğu Persephone'yi kaçırdıktan sonra,
adlarıyla da anılır. "Görünmez" anlamına ge­ bir daha yeryüzüne çıkmasını önlemek için
len Hades adı hem tanrının kendisi, hem de bir nar tanesi yedirmesinden ileri gitmez. İna­
egemen olduğu ölüler ülkesi için kullanılır. nışa göre, Hades ülkesinde bir şey ağzına ko­
Hades tanrının bir özelliği kendisini görün­ yan bir daha oradan ayrılamazdı. Kızın kaçı­
mez kılan başlığıdır. Kuzey mitolojilerinde rılmasında payı olan Zeus Demeter'in yalvar­
geçen ve Alman masallarında "Tarnkappe" maları üzerine kızın altı ay yeraltında, altı ay
diye anılan bu başlığı Hades'ten başka Athe- yeryüzünde kalmasını buyurur (Demeter,
na, Hermes ve Perşeus'la Herakles de tak­ Persephone).
mıştır.
( 4 ) HADES Ü L K E S İ . Yunanca "Hadou do-
(2) DOĞUŞU. Hades, Kronos'la Rheia'nın mos" yani Hades'in evi, konağı deyiminde,
oğludur (Tab. 5). Hesiodos doğuşunu söyle domos sözcüğünün düşmesiyle Hades, tanrı
anlatır (Theog. 4 5 3 vd.): Hades'in yönettiği ölüler ülkesinin de adı ol­
muştur. İlkçağ yazınında yeraltında, ölü ruh­
Rheia Kronos'un yatağına girince ların oturduğu tasarlanan karanlıklar ülkesini
şanlı evlatlar doğurdu ona: anlatmayan, canlandırmaya çalışmayan şair
Hestia, Demeter, altın sandallı Hera
ve yazar pek yoktur. Homeros'la başlayan bu
ve güçlü Hades, perin altında oturan,
yüreği acımak nedir bilmeyen tanrı. gelenek, Latin şiirinde Vergilius'un Aeneis
destanında sürdürülüp en yüksek aşamasına
Olympos'lular, yani üçüncü kuşak tanrıları çıkarılmış ve o yoldan ortaçağda Dante'nin
egemenliği ele alınca, dünya yetkilerinin pay­ büyük eserini etkilemiştir. Yunan mythos'un-
laşılmasında Hades yeraltını alır (Hom. İl. da canlı oldukları halde Hades'e inip de dö­
XV, 189 vd.): nen kahramanlar şunlardır: Odysseus, Or-
pheus, Theseus ve Herakles. Sonradan Ver-
(Poseidon konuşur): gilius, Homeros'un Odysseia'sını örnek ala­
Dünya üçe bölündü, üçümüz de aldık rak, Aeneis destanında kahraman Aeneas'ın
payımızı, da yeraltına gidiş ve dönüşünü anlatmıştır
kura çekildi, köpüklü deniz düştü bana...
(Aen. VI), (Ölüler Ülkesi). Hades ülkesinin
Sisli karanlıklar ülkesi düştü Hades'ln
en kısa tanımlanmasını Hesiodos yapar (The-
payına...
og. 767 vd.):
Hades ve karısı Persephone amansız, insaf­
sız, yürekleri hiçbir yakarış, hiçbir sunu ya da Orada yükselir yankılı konağı
kurbanla yumuşamayan korkunç tanrılar sa­ Güçlü Hades'le korkunç Persephone'nin.
yılar. Kendilerinden de, ülkelerinden de tanrı­ Azgın bir köpek bekler kapısını,
lar ve insanlar nefret eder (Theog. 810): amansız, sinsilikler ustası bir köpek,
girenlere yaltaklanır kuyruğu kulaklarıyla
"Tanrılar sevmez o k ü f l ü puslu yerleri" der ama gireni bir daha bırakmaz dışarı,
Hesiodos, Homeros da "tanrıların bile tiksin­ pusuda bekleyip paramparça eder
diği çirkef dolu ülke" diye tanımlar Hades'i çıkmak için kapıya gelenleri.
(İl. XX, 65). Tanrı Hades ise gün ışığının Bu köpek Kerberos'tur (Kerberos). Hesio-
sızmadığı karanlık ülkesinden hiç ayrılmaz, dos sonra yeraltı ırmağı Styks'in adını da sa­
Olympos'lu tanrılar kuşağından olduğu hal­ yar (Styks), ne var ki Hades'le Tartaros'u bir
de, onların arasına karışmaz, şölenlerine ka­ tutar ve geceyle gündüzün, ölümle uykunun
tılmaz. Yalnız kendisini Paian tanrıya baktır­ bulundukları bu karanlık ülkesini Hades'i an­
mak üzere bir kez Olympos'a çıkmak zorun­ lattığından daha canlı renklerle anlatır (Tarta-
da kalır ( İ l . V, 395-404). ros).
Odysseia'daki H a d e s a n l a t ı m ı : g ö n e " adlı tragedyasında büyük bir rolü olan
H o m e r o s ' u n H a d e s anlatımı ilkçağ yazını­ H a i m o n A n t i g o n e ' n i n nişanlısıdır. K r e o n An-
n ı n ilki ve en canlısıdır. U z u n bir süre büyücü tigone'yi m e z a r a diri diri k a p a t t ı k t a n sonra
Kirke t a n r ı ç a n ı n adasında kaldıktan s o n r a , H a i m o n k e n d i n i öldürür. T r a g e d y a d a K r e -
Odysseus artık İ t h a k e ' y e nasıl varabileceğini o n ' l a H a i m o n arasında devlet y ö n e t i m i k o n u ­
yeraltı ülkesinde b u l u n a n bilici Teiresias'a s u n d a ilginç bir t a r t ı ş m a yer alır: T e k kişinin
s o r m a k ister, Kirke d e o n a H a d e s ülkesine buyruğuna boyun eğmeyi y ö n e t i m i n kaçınıl­
g i t m e n i n yolunu gösterir ( O d . X , 5 1 2 vd.): m a z koşulu sayan K r e o n ' a karşın H a i m o n
akıl ve sağduyuya d a y a n a n h a l k o y u n u savu­
Geçtiğin zaman Okeanos'u geminle, n u r . Ö n e m v e canlılığını b u g ü n d e yitirmemiş
orada Alçak Kıyı var ve Persephone'nin
olan bu t a r t ı ş m a d a n birkaç parçayı aşağıya
koruluğu,
alıyoruz (Çev. G ü n g ö r D i l m e n ) :
uzun uzun kavaklar göreceksin, kısır
söğütler,
Kreon — Yakın akrabamın
derin anaforlu Okeanos'un kıpısında çek
kanunsuz davranışlarına göz yumacak
karaya gemini,
sonra çık yola, Hades bataklarına doğru, olursam
orada Akheron, Pyriphlegeton veKokytos başkaları büsbütün azar... Hayır,
devlet kimi getirmişse başa ona boyun
akar,
Styks'ten gelen sular da dökülür oraya. eğmek,
küçük, büyük konularda ve haklı olsun
Kirke'nin saydığı bu dört yeraltı ırmağına olmasın,
bir de L e t h e katılır. Odysseus, Kirke'nin d e d i ­ onu dinlemek gerekir. Yürekten
ği gibi gemisiyle b ü t ü n bir gün gittikten s o n r a söylüyorum şunu:
( O d . XI, 8 vd.): İtaat etmesini bilen iyi yönetici olur ilerde,
iyi başbuğ iyi yurttaştan yetişir...
G ü n e ş batarken ve kararırken tekmil yollar, Anarşiden dahabüyük bir kötülük yoktur,
vardık sınırlarına derin akışh Okeanos'un, devleti göçürür, ocakları söndürür.
oradadırKimmer'lerin ülkesi ve kenti, Anarşi parçalar müttefikleri,
oldum olası bol sisle ve bulutlarla örtülü, hazırlar kaçınılmaz bozgunu.
parlak güneş onları ışınlarıyla.göremez Oysa buyruklara boyun eğmek güvenliğini
hiçbir vakit, sağlar çoğunluğun.
ne yükseldiği vakit yıldızlı göğe, Öyleyse kurulu düzeni destekleyelim
ne de gökten toprağa döndüğü vakit. ve hiçbir zaman kadına yenilmeyelim...
Öylece serili durur bir uğursuz gece H a i m o n — Tanrı/arın en büyük bağışı
bu zavallı ölülerin üstünde. akıldır insanlara...
Halkın gözünü yıldırmışsm, işitmek
D ü n y a n ı n kuzeybatı u c u n d a bulunduğu sa­
istemediğin sözler
nılan H a d e s ülkesinin a n c a k kapılarına varır
kulağına gelmiyor, ama gizliden gizliye
Odysseus ve o r a d a Kirke'nin buyruğuna uya­ konuşuyorlar,
rak bir çukur kazar, içine ballı süt, tatlı ş a r a p , işitiyorum fısıltılarını, ülkede
su ve un d ö k e r ve kurbanlar kesip kanlarını bu kıza acımayan yok, en haksız bir cezaya
çukura damlatır, işte o sırada ölülerin ruhları çarpıldı diye,
büyük bir kalabalık h a l i n d e kan içmeye gelir­ oysa bütün kadınlar içinde en az layık böyle
ler. Teiresias k a n içtikten ve Odysseus'a gele­ bir ölüme
eyleminin ne soylu olduğu düşünülürse.
ceği açıkladıktan sonradır ki, ö b ü r ruhlar da
Bu kız savaşta ö/en kardeşinin cesedini
k a n d a n paylarını alırlar. Bu H a d e s anlatımı -
kurda, kuşa kaptırmamak için gömmüş
d a h a doğrusu bu k a n i ç m e t ö r e n i - başka h i ç ­
onu,
bir m e t i n d e söz k o n u s u edilmediğine g ö r e , altın bir şeref tacı hak etmiştir bu kız,
H o m e r o s ' t a izi kalmış çok eski ve ilkel bir ölümü değil.
yeraltı tasarısının kalıntısı olsa gerek. Böyle karanlık söylentiler dolaşıyor
kentte...
H a i m o n . Bu adı taşıyan birçok efsanelik ki­ Kreon — Şaşıyorum, bozguncuları el
şi k - r arasında en önemlisi, T h e b a i kralı Kre- '- üstünde tutmak
o n ' u n oglu H a l m o n ' d u r . Sophokles'in "Anti- erdem sayılıyor demek?
Haimon — Suçluları el üstünde tut rü ünlü bir gerdanlıktır. Bu armağanlar T h e -
demiyorum sana. bai şehrinin başına bela olmuş, şehre karşı iki
Kreon — B u kız suçlu değil mi şimdi? saldırıya yol açmıştır (Ehphyle, Amphiaraos,
Haimon — Bütün Thebai bir ağızdan hayır, Alkmaion). Efsaneye göre uğursuzluğun n e ­
suçlu değil diyor.
deni, Athena ile Hephaistos'un Harmonia'ya
Kreon — Vereceğim buyrukları bana halk
mı öğretecek? karşı, Ares'le Aphrodite'nin kızı olduğundan
Haimon — Çocukça konuştuğunun ötürü, hınç beslemeleridir. Thebai kral soyu­
farkında mısın? nun kaynağında bulunan Kadmos'la Harmo-
Kreon — Ben miyim bu devleti yöneten, nia'nın beş çocuğu olur, hepsinin de kaderi
halk mı? olağanüstüdür, bunlar İno, Semele, Agaue,
Haimon — Tek kişiyle devlet mi olurmuş, Autonoe ve Oidipus soyunun atası Polydo-
despotluk bu seninki. ros'tur (İno, Semele, Agaue, Aktaion, Lab-
Kreon — Devlet ona hâkim olanındır,
dakos).
anlaşıldı mı?
Haimon — Sen ıssız bir çölün hâkimi Dardanos'la lasion'un kız kardeşi olarak
olmalıymışsm... gösterilen Harmonia Semendirek efsanele­
Kreon — Yasaları yürütmek mi suçum? rinde rol oynar. Kadmos ona Zeus'un kaçır­
Haimon — Tanrısal yasaları çiğnemekle dığı kız kardeşi Europe'yi ararken Semendi-
kendi iktidarını gölgeliyorsun! rek adasında rastlamış ve sevmiştir. Düğünü
Hamadryades. Adlarından da belli olduğu de gene aynı görkemle Semendirek'te yapıl­
gibi (hama+dryas, ağaçla birlikte demek) H a - mıştır.
madryad perileri, kardeşleri Dryad'lar gibi Kadmos'un karısı Harmonia, bazı efsane­
ağaçları ve ormanları koruyan nympha'lar- lerde uyum, denge anlamına gelen adıyla
dır. Ağaçların yeşermesinden, canlı canlı bi­ Kharit'lerin biri sayılan Harmonia ile karıştı­
tip büyümesinden zevk, kesilmesinden ya da rılmıştır.
kurumasından sonsuz bir yas duyarlar. K i m i
Harpya'lar. Adları "kapıp kaçanlar" anla­
zaman da ağaçla birlikte ölürler. Böylece
mına gelen Harpya'lar, kadın yüzlü, yaygın
ölümsüzle ölümlü arası varlıklar sayılırlar. K i -
kanatlı, sivri pençeli bir çeşit yırtıcı kuşlardır.
misi uzun ömürlü olur, "on palmiye ömrü"
Okeanos kızı Elektra'nın Thaumas'la birleş­
yani dokuz bin yedi yüz yirmi yıl yaşarmış.
mesinden doğan Harpya'lar çokluk iki olarak
Ağaçların kesilmesini önlemeye çalışan, ba­ gösterilir: Birinin adı Aello (Kasırga), öbürü­
şaramayınca da keseni korkunç cezalara nün Okypete (Hızlı uçan, Bora) dir; bazı kay­
çarptıran ağaç perilerinin öyküsü anlatılır. naklarda sözü geçen Kelaino da fırtınadan
Bunlardan biri meşe ağacını kestiği için din­ önceki gök kararmasını simgeler. Harpya'lar
meyen bir açlıkla cezalandırılan Erysikh- çocukları kaçırırlar ve ölülerin ruhlarını alıp
ton'un öyküsüdür (Erysikhton). Hades'e götürürler diye bir inanç vardı. Bu
inancı en iyi canlandıran anıt, eski Lykia'nın
Harmonia. Harmonia ile ilgili iki efsane
Ksanthos (bugün Kınık) şehrinde bulunan ün­
vardır, biri Thebai efsaneler zincirine, öbürü
lü mezardır. Bu mezarın iki yanındaki kabart­
Dardanos soyuna bağlıdır. Birinde Harmonia,
maların her birinde bir Harpya bebek gibi
Aphrodite ile Ares'in kızı, ikincisinde Zeus ile
kundaklanmış bir ruhu kollarında taşır görü­
Elektra'nın kızı olarak gösterilir. Ama her iki­
nür.
sinde de Kadmos'un karışıdır (Tab. 18).
Thebai efsanesinde Kadmos ile Harmonia' Harpya'lar asıl Phineus efsanesinde rol oy­
nın düğünü üstünde durulur: Zeus Harmonia' narlar (Phineus). Trakya kralı Phineus işledi­
yi kendi eliyle verir Kadmos'a ve Thebai kale­ ği bir suçun cezası olarak kör olmuştur, tanrı­
sinde düğününü yapar. Bütün tanrıların hazır lar bir de bela salmışlardır başına; tabağında
bulundukları bu düğünde geline olağanüstü ne varsa, hepsini Harpya'lara kaptırır, yeme­
armağanlar verilir; biri Kharit'lerin dokuyup ğe oturur oturmaz Harpya'lar uçagelir ve ta­
işledikleri bir elbisedir, bunu Harmonia'ya baklarını boşalttıktan sonra, pisliklerini bıra­
Athena ( y a da Aphrodite) vermiş derler, öbü- karak uçarlar. Argonaut'lar Trakya'ya uğra-

ı 00
dıklarında Phineus Harpya'lardan kurtarılma­ pek ö n e m l i b i r rol oynamayan Hebe'nin Y u -
sını dilemiş onlardan. Aralarında Boreasogul- nan öncesi bir tanrıça olduğu sonucuna varı­
ları Kalais ile Zetes vardı ve bilici olan Phine- labilir. Hebe, Hitit yazıtlarında H e p a , Hepat
us Harpya'lann ancak Boreas'ın oğullarınca ya da Hepatu diye adlandırılan büyük güneş
yakalanabileceklerini biliyordu. Bana karşılık, tanrıça Arinna'nın Yunancalaştırılmış adı ol­
Boreasogulları Harpya'ları yakalayamazlarsa, sa gerek. Hitit yazıtlarında bu tanrıçaya "se­
kendileri ölecekti. Kovalamaca sırasında dir ağaçlarının ülkesinde" tapınıldıgı belirtilir.
Harpya'lann biri Peloponez'de bir ırmağa Sedir ağaçlarının ülkesi Lübnan, Filistin'dir,
düşer, öteki Ege denizinin bir adasına sığınır, Hepa-Hebe ise Tevrat'ta ilk insanın, yani
ama tam yakalanacakken kız kardeşleri İris Âdem'in eşi ve bütün insanların anası olarak
Boreasogullarının önüne geçer ve "Zeus'un gösterilen Havva'nın ta kendisidir. Bu bakım­
hizmetçileri" Harpya'ları öldürmelerini önler. dan Hepa-Hebe ile Ana Tanrıça arasında
Buna karşılık Phineus'a rahat vermeye ve Gi­ doğrudan bir ilişki kurulabilir ve Hepa-Hebe
rit'te bir mağaraya saklanıp bir daha görün­ adının Kybele'nin çeşitli adlarından biri oldu­
memeye söz verirler. ğu anlaşılır (Kybele).
Harpya'lar Pandareos efsanesinde de rol
Heilebie. Karia'da Kaunos şehri kralının kı­
oynarlar (Pandareos).
zı. Dolaylı olarak İo efsanesine adı karışır:
Bir efsaneye göre Harpya'lar rüzgâr tanrı Zeus İo'yu kaçırınca, babası İnakhos kızının
Zephryros'la birleşip, Akhilleus'un ölümsüz taliplerinden Lyrkos'a İo'yu aramasını buyu­
atları Ksanthos'la Balios'u meydana getirmiş­ rur. Lyrkos dünyayı dolaşıp kızı bulamayınca,
ler (Ksanthos, Balios). Argos'a boş dönmekten çekinir ve Karia'da
Hcbe. Hebe, Yunanca gençlik demektir. Ze- Kaunos şehrine yerleşir. Orada kral kızı Hei-
us'la Hera'nın bu adı taşıyan kızları (Tab. 5) lebie ile evlenir. Çocuğu olmaz. Kocası kısırlı­
Olympos'ta eli her işe yatkın bir çeşit ev kızı­ ğının nedenini anlamak için tanrı sözcüsüne
dır. Asıl görevi tanrılara içki sunmaktır (İl. IV, başvurmak üzere Kaunos'tan ayrılır ve yolcu­
1 vd.) : luğu sırasında karısını aldatır. Kaunos kralı
onu dönüşünde ülkeden kovmak ister, ama
Tanrılar toplanmıştı Zeus'unçevresinde,
Heilebie kocasından yana çıkıp babasını alt
altın avluda.
Ulu Hebe tanrı balı döküyordu herbirine, etmesine yardım eder.
onlarda Troya'lıların şehrine bakıyorlardı Hekabe (Latince Hecuba). Hekabe Troya
tepeden,
kralı Priamos'un karısı, Hektor, Paris, Kas-
kaldırıyorlardı altın tasları birbirlerinin
sandra ve daha birçok çocukların anasıdır
şerefine.
(Tab. 16). Priamos Hektor'un ölüsünü geri
Ama İlyada'da onu Athena ile Hera'nın almak için Akhilleus'un barakasına gittiğinde
arabasını hazırlarken (İl. V, 722-731) ya da kraliçeyi on dokuz çocuğunun anası diye tanı­
savaş dönüşü kardeşi Ares'i yıkarken (İl. V, tır (İl. X X V I , 4 9 2 vd.): ;
905) görürüz. Daha sonraki kaynaklarda H e -
O y s a benim bahtım ne kadar kara,
be'nin nektar sunucusu olarak görevi Ze-
yiğit oğullar yetiştirdim y a y g ı n Troya'da,
us'un kaçırdığı güzel delikanlı Ganymedes'e ama kalmadı bana onların hiçbiri.
verilir (Ganymedes). Geldiği gün Akhaoğulları buraya
Hebe'nin kendine özgü bir efsanesi yoktur, oğullarım vardı benim elli tane,
yalnız Herakles efsanesinde adı geçer: Güçlü on dokuzu bir ana karnından doğmuştu,
yiğit öldükten sonra Olympos'a varıp ölüm­ ötekileri saray kadınları vermişti bana. .
süzlüğe kavuşunca Hebe ile evlendirilir. Hekabe ilkçağ yazınında doğurgan ve baht­
Hebe ile Herakles'in evlenmesi simgesel bir sız ana tipini canlandırır. Homeros destanla­
anlam taşıyan bir "hieros gamos", yani kutsal rında beliren bu karakteri sonraları tragedya-
evlenmedir. Çokluk en büyük tanrılar arasın­ larca daha da abartılmış ve Hekabe çocukları­
da ve Anadolu'lu kaynaklarda görülen bu kut­ nı bir bir yitirdikten, korkunç yıkım ve lşken-
sal evlenme motifinden, Yunan efsanesinde celerine tanık olduktan sonra, gözü dönmüş,
köpek gibi kudurup saldıran anaç varlığın Troyalı kadınların, erkeklerin gücü, desteği,
simgesi olmuştur. Kimi efsanelerde onun ev­ bir tanrı gibi selamladı yavrum onlar seni,
lat acısına dayanamayarak gece, gündüz ulu­ sen onların büyük şanıydın sağken,
ama yavrum, kaderle ölümün elindesin
yan bir dişi köpek haline dönüştüğü de ileri
şimdi".
sürülür. İlyada'da ilk karşımıza çıktığında H e -
kabe tatlı dilli, cömert ve dini bütün bir ana Aradan birkaç bin yıl geçti, ama Anadolu
olarak gösterilir ( İ l . VI, 253 vd.). Savaştan kadınları gene bu sözlerle ağıt yakar ölen ana
şehre dönen Hektor'un biraz dinlenmesini, kuzularına.
şarap içip serinlemesini ister, ama oğlu buna Hekabe düşmana gidip yalvarmaya kalkı­
yanaşmayınca, onun dileğini yerine getirir: şan kral Priamos'u akıl ve sağduyu adına alı­
Athena tapınağına sunu sunmaya gider. Son­ koymaya çalışır, başaramayınca gene tanrıla­
ra bölümler boyunca Hekabe'nin sözü geç­ ra yakarış ve sunu sunma yoluna gider, katla­
mez, ta ki Batı kapılarının üstünden Hek- nır ve bekler. Gözünün bebeği, yiğit oğlu
tor'la Akhilleus'un savaşını gözlemeye gelir. Hektor'un ölüsü karşısına serilince de bagır-
O zaman da surlar dışında kalıp tek başına maz çağırmaz, bir köpek gibi havlamaz da
düşmana karşı koyan oğlunu içeri almak için Anadolu kadınına özgü bir ağırbaşlılık ve ha­
şöyle seslenir ( İ l . X X I I , 83 vd.): yal gücüyle canlandırır onu gözünde ( İ l . X X I V ,
575 vd.):
"Hektor, yavrucuğum, saygı göster bu
memeye, Şimdi sen, sözümü duyarmış gibi,
onu ağzına uzattığım günleri getir aklına, yatıyorsun evinde taptaze,
unuturdun koynumda bütün dertlerini, benzersin Apollon'un tatlı okuyla vurduğu
surlarımızın içinde yenmeye bak şu insanlara.
domuzu,
İzmir'li şair Homeros böyle canlandırıyor
gir içeri, canım oğlum, dışarda dikilme
Hekabe'yi, Atina'Iı tragedya yazarı Euripides
karşısına.
Öldürürse seni bu adam, ey katı yürekli, ise onu "Troya'lı Kadınlar" ve "Hekabe" adlı
bir döşek üstüne koymayacağız ölünü, tragedyalarının baş kişisi yapmış, dramını de­
ne ben ağlayacağım senin önünde, seni rinliğine işlemiştir. Bu oyunlarda Hekabe'yi
doğuran, Troya yıkıldıktan sonra köle olarak orada,
ne cömert karın ağlayacak, gözümün burada sürünür görürüz. Kraliçe görkemini
bebeği, ve erdemini sürdürür, ama kızı Polyksene'nin
yiyecek seni çevik köpekler, gözleri önünde Akhilleus'un ruhuna kurban
bizden uzak, gemilerin orada".
edilmesini, üstelik de Trakya kralı Polymes-
tor'a emanet edilen oğlu Polydoros'un da al­
Hektor anasının, babasının yalvarmalarını çakça öldürülüp denize atıldığını görünce,
dinlemeyip de Akhilleus'la savaşta can verin­ korkunç bir öç alma eylemine girer ve Poly-
ce, Troya'da bir çığlıktır kopar, kral, kraliçe mestor'u kör edip, çocuklarını da öldürür. Ne
ve bütün halk dövünmeye, ağlaşmaya başlar, var ki Euripides de Hekabe'yi akıl ve hak yo­
Priamos yas belirtisi olarak başını toza, t o p ­ lundan ayrılmayan ulu bir kişi olarak gösterir.
rağa bular (İl. X X I I . 406 vd.): Bu tragedyalarda Hekabe yalnız değildir,
Troya'lı kadınların topluluğu içinde direnci
... Anası da saçlarını yolup duruyordu, yansıtan büyük bir varlık, doğal analık gücü­
fırlatıp atmıştı parlak başörtüsünü,
nün simgesidir. Atina'Iı şairin ona tragedya
dövünüyor, oğluna baka baka
haykırıyordu... boyunca "Phrygia'lı" demesi boşuna değil,
Başladı Hekabe kadınlar arasında uzun bir Phrygia'ü Ana Tanrıça Kybele'nin bütün ni­
ağıda: teliklerini içinde taşır ve dile getirir Hekabe
"Bak anana yavrum, talihsiz anana, (Polydoros, Polyksene, Polymestor).
senin acını göreyim, öldüğünü göreyim de,
bundan böyle nasil yaşayayım ben, nasıl? Hekabe'nin en küçük oğlu Paris'le ilişkisi
Gece, gündüz yüreğimin ışığıydın bu ve onu karnında taşırken gördüğü düş için
şehirde, bkz. Paris.
Hekamede. Güzel saçlı Hekamede Troya Kurultaylarda saygın kralların yanındadır,
savaşı sırasında Akha'ların Tenedos'a (Boz­ İnsanlar arasındaki yarışmalarda
caada) yaptıkları bir baskın sırasında esir al­ Tanrısal gücüyle işe karışır,
Zaferi kazanan alır güzel ödülü
dıkları kızdır. Akha'lar bu kızı Nestor'a köle
Ve şeref kazandırır yakınlarına.
olarak verirler ve İlyada'da onu Nestor'un ba­ Binicilerden de dilediğine yardım eder.
rakasında hizmet eder görürüz (il. XI, 624; Belalı engin denize açılanlar da
XIV, 6). Başvururlar Hekate'ye ve yeri sarsan
tanrıya,
Hekate. Hekate, Olympos tanrılarıyla ilişkili Bereketli av sağlar onlara soylu tanrıça,
olmayan, hiçbir efsaneye adı karışmamış, ki­ Ya da tam başaracakları sırada
şiliği epey gizemli bir tanrıçadır. Aslında H e - Avlarını alır elinden canı isterse.
kate, Anadolu'ya özgü bir tanrıça ve Efes'li Hermes'le sürüleri üretir ağıllarda:
Öküzleri, keçileri, ak yünlü koyunları
Artemis'in belli bir niteliğini yansıtan ve baş­
Azaltır ya da çoğaltır gönlünce.
ka adla anılan bir tıpkısıdır (Artemis). H o m e - Ölümsüzler arasında yeri büyüktür
ros destanlarında hiç adı geçmez, buna karşı­ Hekate'nin
lık Hesiodos'un Theogonia'sında büyük bir Zeus gençliğin besleyicisi yapmıştır onu.
yer tutar. Hekate, Titanlar arasında Güneş
Soylular diye anılan tanrılar soyundandır Hekate'ye Hesiodos pantheon'unda tanı­
(Tab. 8). Koios ile Phoibe'nin iki kızları olur: n a n ayrıcalığın nedeni bilginleri epey düşün­
Biri Leto ( k i Zeus Leto'yu eş edinip onunla dürmüştür. Homeros destanlarında sözü bile
iki büyük Olympos tanrısını, Apollon ile Arte- edilmeyen bu tanrıça Theogonia'da ancak
mis'i üretir), öbürü Asterie'dir (Leto, Asteri- Ana Tanrıça Kybele ile kıyaslanabilecek ev­
e). Asterie Perses ile birleşip Hekate'yi doğu­ rensel bir nitelik taşımaktadır. Burada yücelti­
rur. Hekate'nin Titanlar kuşağında ne denli len tanrıçanın kimi yerde Artemis, kimi yerde
ayrı bir yer tuttuğunu Hesiodos'un Theogonl- Diktynna ya da Britomartis diye anılan Ana
a'sından öğrenmekteyiz. Ozan, Titanlar ku­ Tanrıça'yı bu denli andırması Hesiodos'un
şağını saydığı parçanın sonunda Hekate'ye ana yurdu ile ilgili görülmektedir. Bilindiği gi­
kırk altı dizelik uzun bir övgü düzmektedir bi, eski Karia'da Stratonikeia'nm (Eskihisar)
(Theog. 404-450). Theogonia'nın başlangı­ kuzeyinde, bugünkü Yatağan'a yakın olan
cındaki Musa'lara Övgü'yü andıran bu parça­ Lagina'da (Lagina örenine en yakın ilçe Tur­
da, Zeus, deniyor, Hekate'yi "herkeslerden gut'tur) Hekate'nin çok ünlü bir tapınağı bu­
lunmaktaydı. Görkemli bir yapı olan bu tapı­
üstün tuttu" ve evrende onur paylarını tanrı­
nağın kalıntılarından birkaçı, özellikle bazı
lar arasında paylaşırken, bu tanrıçaya kara­
kabartmalar İstanbul Arkeoloji Müzesinde
larda, denizlerde ve göklerde bir yetki payı
korunmaktadır. Hesiodos ise babasının Ege
ayırdı. Metinde şöyle denir (415-450):
kentlerinden Kyme'den Yunanistan'a göç­
Ölümsüzlerin saygısı büyüktür ona, müş bir göçmenin oğludur. Yunanistan'a
Bugün yeryüzünde kurban kesen her yerleştiği Askra kasabasının yakınında ise
ölümlü Thespiai'da bir Hekate kültü bulunduğunu
Hekate'nin adını anar yakarışlarında, biliyoruz. Acaba ozanın yücelttiği bu Hekate
Kimin dileğini iyi karşılarsa o tanrıça tapımını Hesiodos soyu Lagina'dan mı Y u -
Onun elde etmeyeceği şey yoktur, nanistan'a getirmişlerdir? Bu konu daha bi­
Ona bütün mutlulukları vermek elindedir.
limce aydınlanması gereken ve doğrudan
Ünlü Gaia ile Uranos'un bütün çocukları
doğruya Anadolu kültleriyle ilişkisi olan bir
Kendi paylarından pay vermişlerdir ona...
Kim hoşuna giderse Hekate'nin sorundur. Bu konu için bkz/ "Hesiodos, eseri
Yardım görür ondan, destek bulur onda. ve kaynakları" adlı kitabın s. 53 ve 1. notu­
Meydanlarda, kalabalıklar içinde na.
Kimi isterse onu parlatır Hekate.
Ölüm-kalım savaşlarında Hekate Bu tanrıçanın karmaşık kişiliğini açıklamak­
Dilediği savaşçıya yardım eder. ta bugünkü bilim de zorluk çekmektedir. Dik­
Dilediğine verir hıynıvı, sanı, şerefi. kati çeken bir nokta da tanrıçanın adıdır.He-
kate, Apollon'la Artemis'in başlıca sıfatların­ ve Hektor'u Mustafa Kemal'in atası olarak
dan olan hekatos-hekatebolos, yani hedefi görmek yanlış bir yorum değil, tersine tarihi
vuran anlamındaki kelimeyle ilgilidir (Apol- doğru değerlendirmenin bir örneği, bir belir­
lon). Leto'nun kardeşi olması da onun Y u - tisi sayılabilir. Troya'nın orta direği olan Hek-
nan din ve efsanesine sonradan gelme bir tor'un kişiliğini incelemeye girişmeden önce,
tanrıça olduğunu belli eder. Hekate Yunan Troya savaşı denilen büyük çatışmaya bütün
varlığına sonuna dek yabancı kalmıştır, asıl Anadolu'nun katıldığını metinlere dayanarak
tapımma Roma'da rastlanır, burada ay tanrı­ göstermeliyiz.
çası, geceye ve karanlığa egemen bir varlık, İlyada'nın ikinci bölümünde "Gemiler Kata­
büyük ve sihri elinde tutan bir kara güçler logu" denilen bir parça vardır ki, burada Tro-
ecesi olarak karşımıza çıkar. Vergilius'un ya'ya saldıran orduların da, Troya'yı savunan
"Aeneis" destanında Dido Aeneas'ı yanında kuvvetlerin de sayımı, dökümü yapılır. Desta­
alıkoyamayacagını anlayınca, onu kendine na sonradan katılmış, özellikle İlyada Ati­
büyü yoluyla bağlamaya çalışır (Aen. I V , 5 1 1 na'da ulusal destan olarak benimsenip de
vd.): Üstünde kendi ölüsünün yanacağı odun Atina'yı yüceleştirme amacıyla kaleme alındı­
yığınını hazırlattıktan sonra, bir Hekate rahi­ ğı sanılan bu listede Yunanistan'dan gelme
besine büyü formülleri okutur; saçları darma­ kuvvetlere çok yer verilip, Troya'nın savaş
dağın olan bu kadın yüz tanrılar, Erebos, ortakları kısa geçildiği halde, savunmaya
Khaos, üç biçimli Hekate ve üç yüzlü bakire Anadolu'nun hemen her tarafından güçler
Diana adına başlar yakarışa (Dido). Hekate' katıldığı anlaşılır, llyada'da altmış kadar dize
nin bu üç kılığı acaba kısrak, dişi köpek ve di­ tutan bu parçada (İl. II, 819-878) önce Toros
şi kurt biçimleri midir? Diana'nın kız, kadın bölgesindeki kentler ve ordu komutanları sa­
ve ay tanrıçası olarak üç biçimde canlandırıl­ yılır, sonra da Trakya'dan başka Mysia,
dığını da biliriz. Hekate kimi bölgelerde üç Paphlagonia, Maionia ve Lykia'ya kadar bir
gövdeli bir heykel olarak imgelenir. Bu üçlü yandan Karadeniz kıyılarına, öte yandan Ak­
karakteriyle Efesli Artemis'e ne kadar yakın­ deniz'e kadar uzanan yaygın bir bölgenin ad:
dan bağlı olduğu, onun başka bir yan ve yö­ geçer. Yunanistan'ı yüceltmek, Anadolu'yı
nünü simgelediği apaçıktır. küçümsemek amacıyla d ü z ü l d ü g T ı açıkça belli
olan bu metin bile Troya savaşının Anadolu
Hekatonkheir'ler. Bkz. Yüz Kollular. boylarınca ne denli benimsendiğini açığa vur­
maktadır. Daha sonraki bölümlerde de örne­
Hektor. Troya kralı Priamos'la kraliçe H e -
ğin Lykia'lı önderlerin savunmada ne büyük
kabe'nin en büyük oğlu Hektor (Tab. 16)
bir yer tuttukları, giderek Hektor'u eleştirip
Anadolu'nun ilk ulusal kahramanıdır, çünkü
ona yol gösterdikleri görülür (Sarpedon,
Troya savaşı Homeros'un llyada destanından
Pandaros). Troya'nın kaderini elinde tutan
da anlaşıldığı gibi bölgesel bir karşılaşma de­
Hektor bu savaş ortaklarına karşı sorumlu­
ğil, Batı dünyasının Çanakkale Boğazından
dur, onların istek ve öğütlerine saygı göster­
Mezopotamya'ya kadar uzanan Asya (bugün
mek, kendi çıkarlarını düşündüğü kadar onla­
Küçük Asya deniyor) kıtasına ilk saldırışı, uy­
rın da görüşlerini hesaba katmak zorundadır.
garlık ve zenginlikte Batıyı çok aşmış olan
Bütün bu sorumluluk ve yükümlülüklerdi ki
Anadolu'yu ele geçirmek için ilk denemesi,
onu Anadolu'nun ulusal savunucusu olarak
girişimidir. Bunu ancak böyle anladıktan son­
diker gözlerimizin önüne. Bu görevi sonuna
radır ki, Homeros destanını gereğince değer­
dek nasıl yerine getirdiği, üstünde durulmaya
lendirebilir, Troya savaşının gerçek niteliğini
değer bir konudur.
anlayabilir ve Boğazların kilit noktasında çar­
pışan güçlerin asıl amacı açığa vurulduktan İlyada Hektor'u hem savaşta bir kahraman,
sonra, savaşçılarının karakterine ışık tutarak hem de günlük hayatında bir insan olarak
onları tarihteki benzerleriyle karşılaştırabiliriz. canlandırır gözümüzün önünde. Destanda
H e m e n söyleyelim ki ü ç , dört bin yıl önceki onun kadar derinliğine işlenmiş bir tip daha
Troya savaşıyla yakın tarihin Çanakkale sa­ yoktur. Onun kişiliği Akhilleus'unkinin tam
vaşı arasında göze çarpan bir benzerlik vardır karşıtıdır: Duygularını dışarıya vurmak, esin-
tilerine kapılıp davranmak şöyle dursun, dra­ dan ele alınmaya değer. Anasını da babasını
mı kendi içinde sessizce oluşur ve bu dram da çok sever ve sayar Hektor, ne var ki onl.ıt
tek bir kişinin değil de, bütün bir ailenin, gi­ duygusal nedenlerle onu görevinden alıkoy
derek bütün bir toplumun sorunlarını içerdiği maya çalıştıkları zaman, sessizce karşılar
için, dallı budaklı, karmaşık ve çetrefildir. önerilerini, ya da sözlerini niçin dinlemediği­
Hektor Troya savunmasının omuzlarına yük­ ni anlatır onlara. Surlar önündeki sahnede
lediği ağır sorumlulukla kendi kişisel ve duy­ cevap bile vermez yalvarmalarına ( İ l . X X I I ,
gusal eğilimlerini birbirleriyle bağdaştırmakta 38-90), şehre gelince dinlenip şarap içmek
öylesine güçlük çeker ki, açığa vurmaktan şöyle dursun, herkese görevini hatırlatmakla
çekindiği bu çatışma kendisinin modern an­ yetinir (İl. VI, 264 vd.) Baba ve koca olarak
lamda bir tip, bir roman kişisi olarak karşımı­ Hektor'un eşsiz bir davranışı vardır, bu denli
za çıkmasına, iç bunalımlarının da destanda ince, sevimli, çok yönlü bir insana rastlanmaz
şaşılacak bir belirti olan sessiz monologlarla hiçbir destanda. Eşine hem baba, hem ana,
dile gelmesine yol açar. Hektor'un eşsiz kişi­ hem kardeş, hem de sevgili olduğunu Andro-
liğini kavrayabilmek için onu hem insan, makhe'nin kendi ağzından duyarız şaşa şaşa
hem de kahraman olarak ele almalı, incele­ (İl. VI, 429 vd.), (Andr'omakhe). En ince ay­
meliyiz. rıntısına kadar anladığı karısının üzüntüsünü
nasıl paylaştığını da bir görelim (İl. V I , 4 4 1
( 1 ) İ N S A N H E K T O R . Destan kahramanları­ vd.):
nın hepsi gibi Hektor da belli niteliklerle ta­
Ben de düşünüyorum bunları, karıcığım,
nımlanır: Çevik ayaklı, oynak tolgalıdır, tanrı­
ama savaştan çekilirsem bir korkak gibi,
sal, Ares'in dengi, Zeus'un sevdiği, giderek
Troya erkeklerinden utanırım,
Zeus gibi akıllıdır. Tolgası ışıldar, silahları da
bakamam uzun entarili kadınların yüzüne,
şöyle anlatılır (İl. VI, 319, X I I I , 802 vd):
içimden de gelmez, ne yapayım;
.... On bir dirsek boyunda kargısı elindeydi, ün kazanmak için hem babama, hem
tunç temren dolanmıştı altın bir halkayla, kendime,
önünde dört bir yana ışıklar saçıyordu. öğrenmişim atılgan olmayı,
Troya'lılarla en önde dövüşmeyi
Ares'e benzeyen Priamos oğlu Hektor öğrenmişim.
başlarındaydı, Kafama, yüreğime, komuşum ben şunu:
yusyuvarlak kalkanını tutuyordu önünde, Elbet bir gün yok olacak kutsal llyon,
kaim tunçla örülmüş, sık deridendi bu Priamos ve onun iyi kargı kullanan halkı.
kalkan. O vakit ne Troya'lılann acısı umurumda
Parlak tolgası sallanıyordu şakaklarında, olacak,
sıralar boyunca bir gidip bir geliyordu. ne Hekabe'nin, ne kral Priamos'un acısı,
ne de kardeşlerimin acısı umurumda
Troya şehrinin koruyucusudur Hektor, olacak.
Benim üzüntüm sensin asıl,
onun içindir ki oğluna "Astyanaks" (şehrin
tunç zırhlı Akha'lılardan biri alacak hür
efendisi) adını takmıştır halk (Astyanaks). gününü,
Güçlü ve merttir, öyle ki o yaşadıkça, savaş­ götürecek seni gözyaşları içinde,
tıkça güven duyar kadın olsun, erkek olsun düşünüyorum o zaman çekeceğin acıyı,
Troya'lılann hepsi, o ölecek olursa şehrin de bu yüzden arkada kalacak gözüm...
tutunamayıp düşeceğine inanırlar. Bu güven Köleliğe sürüklenirken çığlığını
ve bu inançtır ki, Hektor'a karşı büyük bir duymaktansa
sevgi uyandırmıştır Troya 'ularda, topluca s e v - dağlar gibi toprak örtsün beni daha iyi.
gi gösterilerinin de yalnız Hektor için yapıldı­ Tolgasından Ü r k e n yavrusunu gülerek kolla­
ğını görürüz destanda. Bu sevgiyi Hektor rına alıp öperken de şu dilekte bulunur koca
davranışlarıyla kazanmıştır. Büyüğünü de, kü­ Hektor, yurt içinde ölmeyi göze almış bit
çüğünü de öyle sayar ve sever ki, örnek bir kahramanın ağzından böyle alçakgönüllü, do­
insan, çağdaş anlamda olgun ve yetkin bir in­ kunaklı sözler duyunca gözyaşlarını tutamaz
san sayabiliriz Hektor'u İlişkileri bu bakım- olur insan (İl. VI, 476 vd.):
Ey Zeus, ey öbür tanrılar, gözbebeği bu k a h r a m a n kaderiyle pençeleşir
benim oğlumun, Troya'lılar arasında, durur, ö l ü m ü n ü n yakın olduğunu bilir. T a n r ı ­
babası gibi kendini göstermesini nasip edin, lara güvenmenin de ne kadar yersiz olduğu­
babası gibi güçlü, mert olmasını, nu sezer, nitekim o n u yalnız Apollon korur,
llyon'da bütün gücüyle hüküm sürmesini.
a m a Z e u s ' u n buyruğuyla o da kaderine bırak­
Kanlı silahlarla savaştan dönerken o,
mak zorundadır H e k t o r ' u , ö b ü r t a n n l a r s a pis
babasından çok daha üstün bu desinler, •
mutlu olsun anasının yüreği. pis düzenlerle H e k t o r ' u a l d a t m a k t a yarışırlar
â d e t a . Ama b u konuyu H e k t o r ' u n k a h r a m a n ­
H e k t o r herkese karşı yumuşak davranır, bir
lığını inceleyeceğimiz bölüme bırakalım.
kızdığı, azarladığı Paris'tir, kafasızlıgıyla şeh­
rin yıkımına s e b e p olan a d a m . Şöyle çıkışır (2) KAHRAMAN H E K T O R . Ne kadar n a n ­
o n a (İl. III, 3 8 vd.): kör bir görevi vardır H e k t o r ' u n Troya sava­
şında! Ordulara yön vermek, güven aşılamak,
Seni alçak, seni parlak oğlan, seni çapkın,
seni ırz düşmanı seni! güç esinlemek h e p o n a düşer. Karar o n u n ,
Hiç doğmaz olaydın keşke, sorumluluk ve yükümlülük h e p o n u n omuzla-
ya da kalaydın ölümüne dek evlenmeden, rındadır, buna karşılık da d u r m a d a n eleştiriye
ne baş belası kesilirdin o zaman, uğrar, herkesi dinlemek, yatıştırmak, avut­
ne de yüz karası olurdun başkalarına. m a k , savaş ortaklarını h o ş t u t m a k , gücendir­
m e m e k o n u n tek başına görevidir. Oysa k e n ­
H e k t o r H e l e n e ' y e karşı uygarca ve centil­
disi için savaşmaz H e k t o r , bir çapkın a d a m ı n ,
m e n c e davranır. Öbür Troyalılar gibi o da ka­
soyunun ve kentinin başına getirdiği belayı
dını ayıplamaz, suçlamaz, güzel kadın da o n u
savmak için dövüşür, bu belayı sayamayaca­
herkesten çok sayar ve sever. Paris'i savaşa
ğını, b ü t ü n soyuyla birlikte c a n ı m kentinin de
çağırmak için şehre geldiğinde H e l e n e o n u yok olacağını bile bile. Buna karşın g e n e de
alıkoymak ister, o n u n l a dertleşmeye c a n yiğitçe dövüşür H e k t o r . Yiğitliği Akhilleus'un
a t a r , a m a H e k t o r güzel kadının uzattığı is­ bireyci, bencil, inatçı yiğitliğinden ne k a d a r
kemleye o t u r m a z , bir an ö n c e karısını ve ç o ­ üstün, ne kadar bilinçli ve insancadır!
cuğunu bulmaya gider, çünkü girişeceği sa­
vaştan bir d a h a d ö n ü p dönmeyeceğini bilmez H e k t o r ' u n kahramanlık dramı S a r p e d o n ' u n
(İl. VI, 3 4 4 vd.): ö l ü m ü n d e n sonra başlar asıl. Patroklos Akhil-
leus'un silahlarını kuşanıp da ö l ü m saçmaya
Ah kayınım benim,
başlayınca, H e k t o r başına gelecekleri anlar,
dayanılmaz kötülükler yapmış bir köpeğim
ben. savaşa atılsın m ı , atılmasın mı diye ikircikli­
Anamın beni doğurduğu gün, keşke, dir, bir an arabasına binip kaçmaya bile k o ­
bir korkunç kasırga gelseydi, yulur. O z a m a n da ortaklarının en ağır ve in­
alsaydı beni, bir dağın tepesine atsaydı, safsız eleştirilerine uğrar. Lykia'lıların ö n d e r i
ya da bıraksaydı uğuldayan denizin içine... Glaukos Patroklos ile S a r p e d o n arasındaki
Gel, kaymağım, otur şu iskemleye, savaşta H e k t o r S a r p e d o n ' u n öldürülmesini
biliyorum, derdin en büyüğü senin önleyemedi diye o n u kınar, Troya'lıları küçük
başında...
düşürür ve ortaklarının artık bıkıp gitmeye
Büyük H e k t o r karşılık verdi, dedi ki: hazır olduklarını bildirir (İl. XVII, 1 4 0 vd.).
Oturtma beni, Helene, Bu sözler üzerine H e k t o r savaşa d ö n e r ,
beni çok sevsen de dinlemem seni,
Patroklos'u öldürür, korkunç bir b o ğ u ş m a
Troyalılara yardım etmek istiyor yüreğim.
içinde o n u n ölüsünü kaçırmak, silahlarını
Onlar benim yokluğumdan yakınmışlar...
soymak ve kendisi kuşandıktan s o n r a Akhil-
Ben gidip göreceğim evdekiler!,
sevgili karımı göreceğim, yavrumu, bir leus'un karşısına çıkmak yürekliliğini gösterir.
tanemi, Oysa bu savaş başka türlü bir savaştır. Akhil-
bir daha da ya dönerim, ya dönmem. Ieus t a n r ı H e p h a i s t o s ' u n kendisine yaptığı
Akha'ların eliyle tanrılar belki de yok yeni silahlarla O r i o n yıldızı gibi alev alev ışın­
ederler beni. lar saçarak ilerlemektedir d ü ş m a n ı n a karşı.
Bu ölüm düşüncesi bir an olsun H e k t o r ' u n Ve H e k t o r ' u biraz ö n c e ağır yergilerle kına­
aklından çıkmaz. T r o y a ' n ı n ışığı, halkı yan savaş ortakları, yardımcıları, kardeşleri,
Troya'lı savaşçıların h e p s i çil yavrusu gibi d a ­ bakalım acıyacak mı bana, saygı gösterecek
ğılmış, h e p s i sığınmışlardır T r o y a surlarının mi?
içine (İl. XXII, 5 vd.) : Silahsız gidersem böyle çırılçıplak,
bir kadın gibi öldürebilir beni o.
Bir Hektor duruyordu olduğu yerde, Böyle e n i n e , boyuna düşünmek de ne.
uğursuz bir kader rmhlamıştı onu En iyisi tez elden paylaşmak kozumuzu.
l/yon'un dışında Batı kapılarının ö n ü n e . Bakalım Olympos'lu kime bağışlar ünü".

Surların ü s t ü n d e n ihtiyar P r i a m o s , p e r i ş a n H e k t o r böyle d ü ş ü n ü r k e n Akhilleus yakla­


H e k a b e b o ş u n a yalvarır dururlar bu kez H e k - şır. O n u g ö r ü n c e bir titremedir alır H e k t o r ' u ,
t o r ' a ö l ü m e m e y d a n o k u m a m a s ı , k e n t i n i kur­ başlar k o ş m a y a . İlyada'nın e n ü n l ü s a h n e l e ­
t a r m a k için c a n ı n ı kurtarması için. Ama ses r i n d e n biri d e açılır g ö z ü m ü z ü n ö n ü n e : H e k -
t o r ö n d e , Akhilleus a r k a d a ü ç kez dolaşırlar
çıkmaz artık H e k t o r ' d a n , kendi içinde y a p ­
Troya ş e h r i n i , binlerce korkulu göz ö n ü n d e
m a k t a d ı r artık tartışmayı, h e s a p l a ş m a y ı . Ve
oluşan bir ölüm-kalım yarışı. O sırada İ d a d a ­
en a z ı n d a n iki bin yıl s o n r a doğacak o l a n r o ­
ğının t e p e s i n d e tanrılar d e r n e k k u r m u ş , göz­
m a n t ü r ü n ü n belli başlı bir öğesine ö r n e k ola­
lerler ve tartışırlar olayı. Z e u s altın terazisini
c a k m o n o l o g u n a şöyle başlar H e k t o r (İl. XXII,
kurar, bir kefesine H e k t o r ' u n , bir kefesine
9 9 vd.):
Akhilleus'un ö l ü m ü n ü koyar, kaldırır teraziyi,
"Yazık bana, girersem surların içine, bakarız ki H e k t o r ' u n kurası ağır basıyor.
ilkin Pulydamas yağdırır ayıbı başıma, H e k t o r ölecektir. Tanrılar işte o a n d a el ç e ­
tanrısal Akhilleus'un baş kaldırdığı o
kerler H e k t o r ' d a n , yalnız A t h e n a H e k t o r ' u n
uğursuz gece
kardeşi D e i p h o b o s ' u n kılığına girerek yiğide
buyurmuştu bana, Troyalılan şehrin içine
al, demişti, yanaşır, kendisini destekleyecekmiş gibi ya­
dinlememiştim onu, dinleseydim keşke. p a r . H e k t o r i n a n ı r , karşı durur d ü ş m a n a ,
Çılgınlık ettim de ne oldu, yok ettim ' a m a bir a n t l a ş m a yapılmasını ister ki kim öl
halkımı, d ü r e c e k s e , ölenin b e d e n i n i geri versin yakın­
Troya'nm erkeklerinden, kadınlarından larına. H a k k a , yasaya, insan saygısına güveni
utanıyorum. vardır H e k t o r ' u n son d e m i n e d e k . Oysa n e ­
Benden değersiz biri bir gün ya derse ki: r e d e Akhilleus, y a n a ş m a z hiçbir a n t l a ş m a y a .
Gücüne çok güvendi Hektor, kıydı halkına. Aslan gibi saldırır, H e k t o r D e i p h o b o s ' u çağı­
Çok daha iyi olur karşı durmak Akhilleus'a,
rır, bakar ki yok, anlar aldatıldığını (İl. XXII,
ya öldürüp onu dönerim geri,
ya da onun elinden şanla ölürüm şehrin 3 0 3 vd.):
önünde.
Kaderim beni kıskıvrak bağladı işte.
Yoksa göbekli kalkanımı, güçlü tolgamı
Gene de kıyasıya dövüşmek düşer bana,
bırakıp bir yana,
bir yiğitlik göstereyim de öyle öleyim, '
kargımı da duvara dayayıp,
duysun gelecekteki insanlar bile.
dosdoğru çıksam mı kusursuz Akhilleus'un
önüne, C a n verirken bir d a h a yalvarır H e k t o r Ak-
söz versem, desem ki geri vereceğiz hilleus'a ölüsünü Troya'lılara geri versin diye.
Helene'yi de, tekmil mallarını da, Ama Akhilleus'un r e t cevabıyla karşılaşır (Ak-
vereceğiz, koca karınlı gemileriyle hilleus).
Aleksandros'un Troya'ya getirdiği her şeyi.
-Bunlar kavgamızın başı değil mi?- H e k t o r ' u n s o n sözü d e ş u d u r :
Alın, diyeceğim, götürün bunları Atreus "Senin ne olduğun yüzünden belli,
oğullarına. demirden bir yüreğin var göğsünde.
Bir de desem mi paylaşalım hepsini Ama uyanık ol, uğramayasm tanrı lanetine,
bu şehirde nemiz var, nemiz yok. yiğit de olsan, Paris'le Apollon bir gün seni,
Ant içireceğim, desem, Troyalı ihtiyarlara, öldürecekler Batı kapılarının önünde".
desem saklamayacaklar şehirde hiçbir şeyi, Söyler söylemez Hektor bu sözleri,
ikiye bölecekler, desem, bütün malı, mülkü. her şeye son veren ölüm kapladı bedenini.
Ama yüreğim ne diye oyalanır böyle Uçtu canı gövdesinden, yollandı Hades'e,
şeylerle? gücünden, gençliğinden koptu, kaderine
Ona karşı olduğum gibi gidersem ağlaya ağlaya
Akhilleus'un, H e k t o r ' u n ölüsüne ve seyirci suz tartışmalara yol açarak, çeşitli görüş ve
kalan bahtsız Troya şehrine yaptığı işkence yönlerden yorumlanmıştır. H e l e n a ' n ı n kişili­
dillere destan olmuştur: H e k t o r ' u arabasına ğinde ilkçağ Yunan dünyasının güzele düş­
bağlar, yedi kez dolaştırır Troya şehrinin çev­ künlüğü dile geldiği gibi, güzel ve iyi, yani es­
resinde, t o z , t o p r a k içinde. B u k o r k u n ç m a n ­ tetik değerlerle etik, ahlak değerleri arasında­
zaraya tanrılar bile d a y a n a m a z , Apollon, ki karşıtlık da yansımaktadır. Nitekim H o m e -
Aphrodite yağlar sürerler b e d e n i n e , gece, ros'tan sonraki şair ve yazarlar (aralarında
gündüz bekçilik ederler ölüsüne, s o n u n d a Pri- Platon da vardır) bir kadının bunca savaşlara,
a m o s ' u elinden t u t a r a k götürürler Akhille- Doğuyla Batı arasındaki bu ç a p t a bir çatışma­
ııs'a, azgın yiğit de geri verir ölüyü babasına ya etken olabilmesini ahlakdışı g ö r ü p , H e l e -
(Apollon, Akhilleus, Priamos). n a ' n ı n kaçırılması olayını olduğundan başka
H e k t o r ' a yakılan ağıtlar ve H e k t o r ' u n c e n a ­ türlü a n l a t m a k yoluna gitmişlerdir. Helena'yi
ze töreniyle kapanır İlyada. Dinleyin bakın, yaratan H o m e r o s ' t u r , bu tip en d u r u , en arı
Boğazlara karşı yükselen Anadolu kalesine ve en canlı olarak destanlarında c a n l a n m a k ­
nasıl gömmüşler A n a d o l u ' n u n bu ilk özgürlük tadır, öyle ki sonraki yorumlar bile h e p İlyada
k a h r a m a n ı n ı (İl. XXIV, 7 8 4 vd.): ve Odysseia'da atılmış anlatım temellerine
Dokuz gün odun taşıdılar yığın yığın. dayanır. O n u n içindir ki, H e l e n a ' n ı n öyküle­
Ölümlülere parlak şafak sökünce onuncu r i n e , efsanelerine girişmeden, bu güzelin H o -
günü, m e r o s destanlarında nasıl karşımıza çıktığını
gözyaşı içinde götürdüler Hektor'un bir görelim.
ölüsünü,
Troya ovasındaki savaşın en kızgın bir a n ı ­
koydular yığınların tepesine, verdiler ateşe.
Gül parmaklı şafak sabah erken parlaymca, dır-. Menelaos'la Paris teke tek savaşa girişe­
ünlü Hektor'un ölüsü çevresinde toplandı cekler ve k a z a n a n Helena'yı alıp götürecek­
bütün halk. tir, böylece bu bitmez t ü k e n m e z savaş kendi­
Hepsi geldi bir araya, topluluk kuruldu, liğinden sona erecektir. Başlarında Troya
parıldayan şarapla söndürdüler odun kralı P r i a m o s olmak üzere ihtiyarlar Batı ka­
yığınını, pısının üstündeki kulede savaşı seyretmekte­
söndürdüler ateş gücünün sardığı her şeyi, dir. Birden H e l e n e görünür (İl. 1 1 1 , 1 5 4 vd.):
sonra tapladı kardeşleri, dostları ak
kemikleri, Helene'nin görünce çıktığını kuleye
hepsinin yanaklarından iri yaşlar şu kanatlı sözleri söylediler usulcacık:
dökülüyordu. "Troya'lılarla Akha'lartn, böyle bir kadın
Kemikleri alıp kodular bir altın kutuya,
için
erguvan rengi yumuşak örtülerle sardılar
yıllardır acı çekmeleri hiç de ayıp değil.
kutuyu.
Yüzüne bakan ölümsüz tanrıçalara benzetir
Sarar sarmaz indirdiler derin bir çukura,
onu.
ekli kocaman taşlarla ördüler üstünü.
Ama gene de binse gemiye keşke gitse,
Sonra bir mezar tümseği yapmaya
gitse de, bizi, çocuklarımızı belaya
başladılar,
sokmasa".
gözcüler diktiler çepeçevre, dört bir yana,
mezar bitmeden Akha'lar saldırmasın diye. P r i a m o s da tatlı tatlı konuşur H e l e n e ile,
Bir mezar tümseği olunca toprak kabara şöyle seslenir:
kabara,
gerisin geri döndü hepsi şehre, Buraya, yanıma gel kızım, otur şöyle,
toplanıp bir güzel kutladılar çok ünlü şöleni gör bak işte, eski kocan, hısım, akraban,
Zeusoğlu kral Priamos'un sarayında. dostların.
İşte böyle yapıldı atları iyi süren Hektor'un Bence suçlu sen değilsin, tanrılar asıl,
cenaze töreni. onlar yığdı başıma kan ağlatan savaşı.

H e l e n a . Yunan efsanelik kişilerinin en ünlü­ B u n d a n d a h a uygarca, d a h a insanca bir gö­


sü, güzeller güzeli H e l e n a (ya da H o m e r o s ' u n rüş, bir davranış akla gelmez ve böylesini
deyimiyle H e l e n e ) bin bir masal ve öyküye yaklaşık üç bin yıl önceki bir m e t i n d e bulmak
k a h r a m a n olmakla kalmamış, kişiliği de son- şaşırtır insanı. Ne var ki bu uygarlık, bu in-
sanlık yalnız Troya'lılara vergidir, Akha'larsa anı sayar, olayların d a , kendinin de eleştlı
sert, kaba, h o d b i n , Yunan deyimiyle barbar­ meşini yapar ( O d . IV, 2 6 1 vd.).
dırlar. H e l e n e bir Troya'lı gelin olmuştur, Ü s t ü n bir tavrı, T e l e m a k h o s ' u a n l a y a n , acı­
odasında h a n ı m hanımcık kumaş dokuyan, larını paylaşan insanca bir davranışı vardır,
güzelim nakışlar yaparken yurdunu, eski k o ­ o n a tekmil acılarını u n u t t u r a c a k bir ilaç verir,
casını, kızını d ü ş ü n e n ve özlem çeken bir ka­ kendi eliyle işlediği bir yaşmak verir ve so­
dındır. Kendi kendini suçlar. P r i a m o s ' u n söz­ n u n d a büyüler delikanlıyı, T e l e m a k h o s da
lerine şöyle karşılık verir (İl. III, 172 vd.): Helene'ye b u n d a n böyle bir tanrıça gibi t a p a ­
Senden hem korkarım,
hem saparım seni, cağını söyler (Od. XV, 104 vd.).
sevgili kaytnbabam, H o m e r o s H e l e n a ü s t ü n e söylenecek ne var­
oğlunla buraya gelmeseydim keşke
sa hepsini söylemişti, H o m e r o s ' u n çizdiği H e -
evimi barkımı, o nazlı büyüttüğüm kızımı,
lena portresine kimse bir şey ekleyememiştir.
hısım akrabamı, can yoldaşlarımı
bırakmasaydım, Nesnel düşünceyi, halkoyunu ve H e l e n a ' n ı n
kara ölüme razı olsaydım keşke. başkalarınca eleştirilmesini de İ t h a k e çobanı
Böyle olmadı ne yapalım ki, E u m a i o s ' u n ağzından yapar (Od. XIV, 6 8 ) :
bak eriyip gidiyorum gözyaşı döke döke.
Afi şu Helene bütün soyu sopuyla yok
"Köpek gözlü" der k e n d i n e . P r i a m o s ' a ol­ olaydı keşke,
duğu kadar H e k t o r ' a da sevgisi ve saygısı bü­ bunca insanın dizlerini kıran bu kadının
yüktür. O n a da aynı pişmanlıkla yakınır (İl. kökü kurusaydı.
VI, 3 4 2 vd.). İşte Özetle H o m e r o s ' u n H e l e n e ' s i . Ama d e ­
H e l e n e t a m bilinçli bir insandır. Paris'i eleş­ diğimiz gibi, h e r yazar H e l e n a p o r t r e s i n e bir
tirir. Paris'i Menelaos'la teke tek savaştan ka­ şey katmak istemiştir ve efsanesi aşağıd.ı
çıran tanrıça Aphrodite'nin çağrısına uymak özetleneceği gibi büyüdükçe büyümüştür.
istemez, Paris'in yatağına d ö n m e k t e n tiksinir
ve tanrıçaya karşı gelecek kadar yiğit ve yü­ (1) D O Ğ U Ş U . H e l e n e , Zeus'la Leda'nın ki
reklidir, m e y d a n okur o n a (İl. III, 399 vd.): zıdır, "ölümlü" babası T y n d a r e o s ' t u r , Klytai-
mestra kız kardeşi ve Dioskur'lar, yani Kas­
Gene mi sensin, tanrıça,
t o r l a Polydeukes erkek kardeşleridir (Tab.
neden hep baştan çıkarmak istersin beni?
12). En eski metinlerde bu böyledir. Sonrala­
Söylesene, niyetin ne,
beni daha uzaklara, Phrygia'ya, rı efsane değişmiş ve L e d a ' n ı n yerini N e m e -
şirin Meionia'nın bakımlı bir iline götürmek sis almıştır. Z e u s ' t a n kaçan öç tanrıçası N e -
mi? mesis dünyayı dolaşmış ve biçimden biçime
Oralarda, ölümlülerden bir adamın mı var girmiş, g ü n ü n birinde bir kaz oluvermiş, Z e u s
ki?.. da bir kuğu kuşuna d ö n ü ş ü p yaklaşmış o n a .
Paris'in yanına kendin git yerleş hadi. Nemesis'in doğurduğu yumurtayı çobanlar
Çık, ayrıl tanrılar yolundan, bulup Leda'ya getirmişler. Yumurtadan çıkan
bir daha ayak basma Olympos'a,
kızı Leda kendi çocuğu gibi b ü y ü t m ü ş . Efsa­
ona bak, dert edin kendine onu,
n e n i n başka anlatımları vardır: Zeus bir kuğu
sonunda da karısı yapsın seni, ya kölesi.
kuşu biçiminde Leda'nın kendisine yanaşmış­
Tanrıya böylesi h a k a r e t başka hiçbir m e t i n ­ tır, Leda bir (ya da iki) yumurta d o ğ u r m u ş ,
d e görülmemiştir. Ancak H o m e r o s ' u n r o ­ b u n d a n H e l e n e çıkmış, birinden H e l e n e ile
m a n c ı d a n farksız derin psikolojik görüşüyle Polydeukes, ötekinden Klytaimestra ile Kas­
anlaşılabilir. tor çıkmış diyenler de var, bir tek yumurta­
Odysseia'da H e l e n e saygın bir kraliçe, iyi dan H e l e n e , K a s t o r l a Polydeukes'in doğdu­
bir ev kadını ve sevgi dolu bir a n a gibi görü­ ğu, Klytaimestra'nın da tanrıyla bir ilişkisi ol­
lür. T e l e m a k h o s babasını aramaya çıkıp M e - mayıp T y n d a r e o s ' u n kızı olduğu söylentisi de
nelaos'un sarayına varınca, en sıcak, en c a n ­ vardır (Leda, Nemesis, Dioskur'lar).
d a n konukseverliği H e l e n e ' d e n görür. Zeki
kadın o n u kendi çocııgııymuş gibi kucaklar, (2) EFSANELERİ. H o m e r o s destanlarında
sever, okşar, babası Odysseus'la ilgili bir sürü bilinmeyen bir efsane, H e l e n e ' n i n Lekadai-
mon'da Artemis'e sunu sunarken Atina yiğidi lu kıyılarına vardıkları, yok Fenike'de Sidon
Theseus'un saldırısına uğradığı ve kaçırıldığı şehrine uğradıkları, uzun bir süre Kıbrıs'ta
öyküsüdür. Atina'lılar Helene'yi kabul etmek kaldıkları anlatılır. Ama asıl şaşırtıcı bir efsa­
istemedikleri için, Theseus kızı anası Aith- n e , Helene'nin Mısır'da kalışı efsanesidir. Bu­
ra'nın yanına bırakmış (Aithra). Bir süre son­ nu Euripides "Helene" adlı tragedyasında iş­
ra, Theseus'la arkadaşı Peirithoos'un yeraltı lemiştir. Efsanenin amacı Helena'nm namu­
ülkesine inişlerinden faydalanarak Dios- sunu kurtarmaktır. Sözde Hera güzellik yarış­
kur'lar gelip kız kardeşlerini geri almışlar. masında Aphrodite'ye yenilmeyi sindireme-
Theseus'un Helene'yi kirletmediği söylenir, miş, Paris'i Helena'dan yoksun etmek için
bir efsaneye göre ona bir çocuk yapmış ve tıpkı Helena'ya benzeyen bir kadın yaratmış
bu da Agamemnon'la Klytaimestra'nın kızı ve Paris'i bu Helena görüntüsüyle Troya'ya
diye geçinen İphigeneia imiş (îphigeneia). göndererek, gerçek Helena'yı Hermes'in kı­
Yurduna dönünce,, babası Tyndareos başı­ lavuzluğunda Mısır'da kral Proteus'un yanına
na iş açacağa benzeyen kızını evlendirmek is­ yollamış. Helena da Troya savaşının sonuna
temiş. Talipler kalabalık gelmişler, bir söylen­ kadar Mısır'da kalmış da, sonra Menelaos ge­
tiye göre 29, bir başkasına göre 99 kişiymiş- lip onu almış. Tarihçi Herodotos bu anlatımı
ler. Yunanistan'da ne kadar kral oğlu, ne ka­ benimser. Homeros destanlarında böyle bir
dar yiğit varsa hepsi istemişler güzellerin gü­ öykünün izine bile rastlanmaz, yalnız Odysse-
zelini. Yalnız Akhilleus daha evlenecek çağda ia'da Helene'nin dönüş yolunda Menelaos'la
olmadığı için talipler arasında değilmiş. birlikte Mısır'a uğradıklarından söz edilir (Od.
Tyndareos şaşırmış, ne yapacağını bileme­ IV, 219 vd.). Helena'nın Mısır'da kaldığı ma­
miş. Odysseus ona bir öğüt vermiş: Helene salı İ. Ö. VI. yüzyılda yaşayan şair Stesikho-
kocasını kendi seçsin, ama seçmeden önce ros'un "palinodia"sına, yani kendi bir şiirini
bütün talipler seçeceği adamı korumaya, ge­ yalanlamasına dayanmaktadır. Söylentiye gö­
rekirse savunmaya ant içsinler. Öyle olmuş re Stesikhoros Helena'yı kınayan bir şiir yaz­
ve Helene Menelaos'u seçmiş. Odysseus'a mış, sonra da gözleri kör olmuş, anlamış ki
bu hizmetine karşılık İkarios'un kızı Penelo- günah işlemiştir ve ilk şiirini ikinci bir şiirle
peia'yı vermişler (îkarios). düzelttikten sonra gözleri açılmış. Helena bir­
Helene Lakedaimon'da mutlu bir ömür sü­ çok yerlerde tanrıça gibi tapım görürdü.
rerken, Paris Troya'dan konuk gelmiş Yuna­ İlyada'dan sonraki efsanelerde oynadığı rol
nistan'a. Öç Güzeller yarışmasında Aphrodi- onu Homeros destanlarındaki kişiliğinden
te Troya'lı gence Helene'nin aşkını söz ver­ başka bir kişilikle gösterir. Bu efsanelerde
mişti (Paris). Priamos'un en küçük oğlu da Helena Yunanlıların çıkarına yardım eden ve
armağanını almaya gelmişti. Menelaos onu bu uğurda Troya'ya her türlü kötülüğü yapan
bir süre konuklar, sonra kendisi Girit'e, Kat- hain ve belalı bir kadın rolündedir. Paris'ten
reus'un cenaze törenine gitmek zorunda kalır sonra Deiphobos'la evlenir, sonra Menela-
(Katreus), Paris de Helene ile baş başa kalın­ os'u evine alarak Deiphobos'u öldürür, Ak-
ca, güzel kadını kaçırır. Helene'yi kandırdı ha'lara kapıları açar ve Troya katliamını kö­
mı, Helene ona gönül verip kaçırılmaya razı rükler.
oldu mu? Homeros da, öbür yazarlar da bu­
Helena üstüne uydurulan mistik bir efsane­
nu pek açıklamazlar. Paris Helene'yi baştan
de de Helena'nın Akhilleus'la evlendiği ve
çıkarmakta güçlük çekmemiş olacak, çünkü
ölümsüzlüğe kavuşup Karadeniz'de Leuke
arkasında Aphrodite vardı ve tanrıçanın buy­
(Beyaz) denilen bir adada yaşadığı anlatılır.
ruğu, istemiydi bu. Ne var ki Paris Helene'yi
tek başına kaçırmaz, yanında hazineler, göz Bütün bu uydurma efsaneler Homeros'un
kamaştırıcı mallar da alıp götürür. Nitekim çizdiği Helena portresini karıştırmak ve boz­
maktan başka bir işe yaramamıştır.
Helene'yi geri vermek söz konusu olunca
hep bu mallardan da dem vurulmaktadır. Heienos. Priamos'la Hekabe'nin oğlu, Kas-
İki sevgilinin Troya'ya kadar olan yolculuğu sandra'nın ikiz kardeşi (Tab. 16). Kassandra
üstüne kaynaklar çeşitlidir: Üç günde Anado- gibi Heienos da Apollon tanrının gözdesidir,

ı ao
ikisine de tanrı bilicilik yetisini vermiştir. İlya- Heliades (Heliosoğulları). Heliosogulları
da'da "bilicilerin en iyisi" diye sözü geçen Güneş tanrının Rhodos adlı nympha'dan
Helenos, savaşta da, dinsel konularda da olan yedi oğludur (Tab. 8). Hepsi usta gök
Hektor'a öğütler verir ve Hektor yaşadıkça bilginleriymiş, ama günün birinde aralarında
yiğitçe çarpışır. Ama agabeysi öldükten son­ anlaşmazlık çıkıp birbirlerine düştüklerinden,
ra, Priamos onu da öbür oğulları gibi hor gö­ bazıları Midilli, bazıları Istanköy, bazıları da
r ü p tersler ( İ l . V I , 7 6 ; V I I , 4 4 ; X X I V , 249). analarının adını verdiği Rodos adasında kala­
Helenos'a değgin efsaneler asıl İlyada'ya rak orada Lindos, İalysos ve Kamiros şehirle­
konu olan olaylardan sonra başlar. Paris rini kurmuşlar.
ölünce, Helena'ya kimin koca olacağı tartışıl­ Helikaon. Troya'lı önder Antenor'un oğlu,
mış, Helenos'la küçük kardeşi Deiphobos ta­ Priamos'un kızı Laodike'nin kocası. Helika-
lip çıkmışlar. Ama Priamos Deiphobos'u se­ on kardeşleriyle birlikte Troya yıkımından
çince, Helenos küsmüş ve İda dağına çekil­ kurtulur ve Antenor ve Pulydamas'la birlikte
miş. Akha'ların bilicisi Kalkhas, Troya'nın kuzey İtalya'ya göçer (Antenor).
ancak Helenos'un bildireceği koşullar altında
düşeceğini söyleyince, Odysseus onu bulmak Helios. Gaia ile Uranos'un çocukları Hype-
ve ağzından söz almakla görevlendirilmiş. Zo­ rion ve Theia birleşirler, üç göksel varlık
ra ve rüşvete dayanamayan Helenos şu üç meydana getirirler: Helios (Güneş), Selene
koşulu bildirir: Akhilleus'un oğlu Neoptole- ( A y ) ve Eos (Şafak) (Tab. 4 ve 8). Titanlar so­
mos savaşa katılır, Akha'lar Pelops'un ke­ yundan olan Helios, Olympos'lu Apol-
miklerini ve Palladion'u ele geçirirlerse, şehir lon'dan ayrı bir tanrı ya da doğal bir güç, ya­
düşecektir. Başka bir efsaneye göre tahta ni güneşin ta kendisi sayılır. Helios, Okea-
atın yapılıp surlardan içeri alınmasını salık ve­ nos'la Tethys'in kızı Perseis'le evlenir, birçok
ren de Helenos'muş. Bundan sonraki öyküle­ çocuğu olur; herbirinin olağanüstü bir kişiliği
ri de karışıktır: Şehir düştükten sonra ölüm­ ya da talihi var bu çocukların: Büyücü Kirke,
den kurtulmuş. Hekabe ile birlikte Trakya'ya Kolkhis kralı Aietes, Minos'un karısı Pasipha-
gitmiş ve anası acısından bir köpek haline ge­ e, Aietes'i tahtından atan, ama yeğeni Mede-
lince, onu Trakya Khersonnesos'unda (Geli­ ia'nın eliyle öldürülen Perses. Helios'a Rho-
bolu yarımadası) "Köpeğin mezarı" denilen dos adlı nympha Heliosogullarını doğurur.
yerde gömmüş. Sonra Neoptolemos'un yanı­ Klymene de Helios kızlarını. Phaeton da H e -
na sığınmış, o ölünce karısı Andromakhe'yi lios'un oğlu sayılır.
almış da onunla bir oğlu olmuş. Bunlar h e p Helios güçlü kuvvetli ve çok yakışıklı bir de­
sonradan uydurulmuş ve Troya kral soyuna likanlı olarak canlandırılır. Başı, saç biçimin­
leke getirmek için Yunanistan'da düzülmüş de ışınlarla çevrilir. En eski inançlara göre
masallardır. Vergilius "Aeneis" destanında Helios ateş saçan çok hızlı atların çektiği ara­
Helenos'u Epir bölgesinde kral olmuş ve İtal­ basıyla her sabah Şafak'tan hemen sonra
ya'ya gitmek üzere oradan geçen Troya'lıları Hindistan'dan yola çıkıp gökteki yörüngesine
iyi karşılar gösterir. girer ve akşam da Okeanos ırmağına dalar.
Yorgun atlarını Okeanos sularında yıkadıktan
Heliadai (Helios Kızları). Güneş tanrı ile sonra doğudan batıya aynı yolu ertesi günü
Okeanos kızı Klymene'nin çocukları, Phae- gene izler. Yeryüzü Okeanos ırmağı üstünde
ton'un kız kardeşleridir (Tab. 8). Phaeton Ze- yüzen bir tabak gibi tasarlandığı için Heli-
us'un yıldırımıyla vurulunca Helios kızları içi­ os'un gece batıda batıp sabah doğudan dog­
ne düştüğü ırmak kıyısında gözyaşı döke dö­ ması olağan sayılırdı. Gök bilimi ilerledikçe
ke kavak ağacına dönüşmüşlerdir. Gözyaşla- güneşi simgeleyen Helios'un önemi azalmış­
rından amber taneleri meydana gelmiştir. tır. Nitekim Homeros'un Odysseia destanın­
Söylentiye göre Phaeton'a Güneş'in araba­ da bile Helios yardımcı bir tanrı sayılır ve
sıyla atlarını veren, böylece yok olmasına yol Odysseus'un arkadaşları sığırlarını kesince
açan Helios kızlarıymış, dönüşümleri bu so­ kendi öcünü kendi alamaz, Zeus'a başvur
nuçlarının cezaısı olmuş (Phaeton). mak zorunda kalır (bkz. Od. X I I , 260 373)
Helios dünyanın gözü sayılır, o her şeyi gö­ ( 2 ) N İ T E L İ Ğ İ . Hephaistos hem topaldır,
rür, örneğin Aphrodite ile Ares'in gizlice se­ hem çirkin. Bu niteliğiyle Olympos tanrıları
viştiklerini (Od. V I I I , 270), körlerin gözünü arasında tektir, bu yüzden de hor görülür tan-
açar vb. (Orion). rılarca. Topallığının nedenini Ilyada'da kendi
anlatır: Troya savaşı konusunda Zeus'la Hera
Helle. Çanakkale Boğazına adını veren Hel- arasında kopan bir kavgayı yatıştırmaya çalı­
le'nin efsanesi Argonaut'lar bölümünde anla­ şır ve Hera'ya şöyle der ( İ l . I, 586 vd.):
tılmıştır (Argonaut'lar). Bir anlatıma göre
Helle denize düştükten sonra tanrı Poseidon Aldırma anacığım, sık dişini, bağrına taş
bas.
tarafından kurtarılmıştır. Poseidon Helle'yi
Seni çok severim, görmek istemem dayak
sevmiş, onunla birleşerek üç çocuk anası
yediğini.
yapmıştır onu. Tepem atsa bile koşamam yardımına;
ne yapayım, Olympos'luya karşı gelmek çok
Hellen. Hellen'lerin, yani bütün Yunan ırk zor.
ve boylarının atası sayılan efsanelik kişi. Hel- Bir gün sana yardım etmek istedimdi hani,
len, Deukalion'la Pyrrha'nın oğludur. Tufan­ yakaladıydı beni bacağımdan,
dan sonra Tesalya'ya yerleşir ve bir dağ attıydı tanrısal eşikten aşağı,
nympha'sı olan Orseis'le evlenir. Doros, yuvarlandım gittiydim tam bir gün.
Ksuthos ve Aiolos diye üç oğlu olur, bunlar Düştüydüm Lemnos adasına, batan günle,
da Dor, Aiol, İon ve Akha boylarının ataları birazcık canım kalmıştı, ha çıktı ha çıkacak.
sayılır (Tab. 20). Sintiler yerden kaldırdılardı orada beni.
Ama Hephaistos aynı öyküyü başka türlü
Hemera. Gündüzü ve gün ışığını simgele­ anlatır îlyada'nın bir başka bölümünde: The-
yen Hemera, Khaos'tan çıkma Erebos'la tis oğlu Akhilleus için yeni silahlar istemeye
Nyks'in, yani Gece'nin k ı z ı d ı r . Aither ( E s î r ) gelince demirci tanrıdan, topallığı yüzünden
ise onun kardeşidir. Hesiodos'a göre Nyks ile anası Hera'dan neler çektiğini anlatır. Hera
Hemera Tartaros'ta, yani yeraltında buluşur­ topal oğlundan utandığı için onu dokuz yıl
lar (Theog. 748 v d . ) - . Okeanos ırmağının yanında saklamıştı (İl.
Orada buluşup selamladır G e c e ' y / e Gündüz XVIII, 394 vd.).
tunçtan büyük eşiğe ayak basarken, Hephaistos bunun öcünü anasından alır:
Biri konağa girerken öteki çıkar, İçine zincirler sakladığı bir taht yapıp, anası­
ikisi hiç bir arada olmaz içeride: na gönderir, Hera da tahtın üstüne oturur,
Hep biri dışarıda, yeryüzünde, ama oturur oturmaz da zincirler onu kıskıv­
öteki içeride, çıkmayı beklemektedir. rak sarar, kurtulamaz bir daha. Olympos tan­
Biri ellerinde götürür ışığı rıları Hephaistos'u çağırmak zorunda kalır­
sayısız gözlerine insanların, lar. Dionysos'u gönderirler, şarap tanrı da
öteki Uyku'yu taşır kollarında, Hephaistos'u bir eşeğe bindirip öyle getirir
Ölüm 'ün kardeşi Uyku 'yu, Olympos'a,
sisli karanlığa bürülü belalı Gece.
Tanrılar ünlü topalı görünce kahkahayı
Hephaistos. (1) DOĞUŞU. Hephaistos, Ze-
atarlar (İl. I, 599):
us ile Hera'nın oğludur, ama bir efsaneye gö­
re, Hera onu kendi kendine doğurmuştur Kojtu durdu oradan oraya soluya soluya,
(Tab. 5). Zeus'un Athena'yı kafasından çıkar­ tanrılarda gürül gürül bir kahkaha (coptu.
masını kıskanmış da, Hephaistos'u yaratmış. Ama hiçbirinin elinden gelmeyen işler gelir
Hesiodos süreci şöyle-anlatır (Theog. 927 Hephaistos'un elinden: Her türlü madeni iş­
vd.): leyip olağanüstü güzellikte eserler yaratması­
nı başarır topal tanrı. Zeus'la Hera'nın yatak
Hera tanrıça kimseyle sevişmeden,
odası, Olympos tanrılarının evleri onun usta
yalnız öfkeden ve kocasına hıncından
ünlü Hephaistos'u doğurdu kendi kendine. ellerinden çıkmadır. Thetis Hephaistos'un
Ve Hephaistos en usta sanatçısı oldu evine gelince, işliği şöyle tanımlanır demirci
gökler tanrısı Uranos torunlarının. tanrının ( İ l . X V I I I , 369 vd.):
Gümüş ayaklı Thetis Hephaistos'un
evine yapar, L e m n o s ' a gidiyormuş gibi evinden ay­
vardı, rılır ve d ö n ü ş ü n d e Ares'le Aphrodite'yi kıs
yok olmaz, tunçtan, yaldızlı bir evdi bu,
kıvrak bağlı bulur. Ü n l ü topalın avaz avaz ba­
üstündü öbür ölümsüzlerin evlerinden,
ğırarak dile getirdiği öfke o n u n kişiliğini açığa
çarpık bacaklı tanrı yapmıştı bu evi.
Hephalstos'u körükleri arasında çalışır vuracak niteliktedir (Od. XVIII, 3 0 6 vd.):
buldu, Zeus baba ve hep var olan öbür m u t l u
kan ter içinde gidip geliyordu o yandan bu tanrılar
yana, gelin, şu gülünç, bayağı işlere bir bakın!
üçayak yapıyordu tam yirmi tane. Zeus'un kızı Aphrodite hor gördü beni,
Dayayacaktı onları sarayının dik duvarına, topalım diye hor gördü, sevdi Ares'i,
her üçayağın altına altın tekerlekler sevdi onu, yakışıklı, çevik ayaklı diye,
koymuştu, kabahat bende değil, sakat doğmuşsam,
kendi kendilerine girsinler diye tanrıların kabahat anamda, babamda, beni dünyaya
toplantısına, getirmeselerdi!
sonra gene gerisin geri eve dönsünler diye,
Hephaistos Erikhthonios efsanesinde de
görülmeye değer şeylerdi bunlar.
Yirmi tane üçayak bitmiş, hazırdı, rol oynar (Erikhthonios). İlk kadın P a n d o -
bir işli halkaları vardı takılacak, r a ' n ı n bedenini kilden y o n t a n odur (Pando-
onları yapıyordu Hephaistos, dövüyordu ra). P r o m e t h e u s ' u Kafkas dağının tepesine o
bağlarını. çıkartır ( P r o m e t h e u s ) .
H e p h a i s t o s Akhilleus için yeni silahlar y a p ­
H e r a . H o m e r o s destanlarında "inek gözlü",
maya söz verince, işe koyulması şöyle anlatı­
"ak kollu" ya da "altın t a h t t ı " diye nitelenen
lır (XVIII, 4 1 0 vd.):
H e r a (yahut H e r e ) tipik bir G r e k tanrıçasıdır,
Soluyan topal yaratık örsten uzaklaştı, yani Yunanistan yarımadasının ırk, şoy, din
cılız bacakları seğirtiyordu altında.
ve dünya görüşlerini, çıkarlarını d a h a ileri bir
Körük/erin/ateşin içinden çekti,
kültürün simgesi Ege ve Anadolu'ya karşı sa­
topladı tekmil araçları gümüş bir sandıkta.
Bir süngerle sildi iki elini, y ü z ü n ü , vunan, bu yüzden kişiliği ve efsaneleri h e p
güçlü boynunu, kıllı göğsünü sildi, bir kavga, kin, h ı n ç ve geçimsizlik havası yan­
bir entari giydi, aldı eline koca bir değnek, sıtan sevimsiz bir tanrıçadır. Bütün kusurla­
çıktı topallaya topallaya kapıdan dışarı. rıyla kadını canlandırır Hera-. Dırdırcı, kıs­
Değil bir t a n r ı n ı n , hiçbir çalışan insanın k a n ç , hırçın, inatçıdır, düzen kurar, a m a h i ç ­
böyle canlı bir t a n ı m l a n m a s ı b u l u n m a z ilkçağ bir işi açık değildir, hasır altından su yürütür,
yazınında. Bu eşsiz parçayı, d a h a da üstün ve gizli kapaklı yapar ne yaparsa, sevgi ve nef­
şaşırtıcı bir m e t i n olan Akhilleus'un silahları­ retleri hiçbir mantığa d a y a n m a z , silah ve yet­
n ı n anlatılması izler. H e p h a i s t o s mucizeler ya­ kilerini kötüye kullanmaktan ç e k i n m e z , b e n ­
r a t a n bir ustadır. Daidalos insanlar arasında zetmek gerekirse, h e r z a m a n ve özellikle za­
neyse, H e p h a i s t o s tanrılar arasında o d u r : Sa­ manımızda örneklerine çok r a s t l a n a n varlıklı
n a t ı n ve işçiliğin yüceliği simgelenir onlarla. ve benci! burjuva kadınını simgeler. Zeus'un
eşi, tanrıların kraliçesi ulu H e r a ' y a bu damga­
(3) EFSANELERl. Güzellikten hiç n a s i p al­ yı basan H o m e r o s ' t u r , a m a ne tuhaf ki İonya-
m a y a n H e p h a i s t o s aşktan yana da p e k talihli lı koca şairin çizdiği H e r a portresi t u t u n m u ş ,
olmamıştır. İlyada'da Kharit'lerden Kharis, Yunanistan'da yaratılan efsanelerinde aynı
yani Zarafet'in kendisiyle evli olarak gösterilir tiple karşımıza çıkmaktadır. Hera'yı kocası
(İl. XVIII, 3 8 2 ) , H e s i o d o s Kharit'lerin en kü­ Zeus'un ağzından dinleyelim (İl. VIII, 4 0 7 ) :
çüğü Aglaie (parlak a n l a m ı n a gelir) ile evlen­
diğini söyler. H o m e r o s ' u n Odysseia desta­ Çok değil Here'ye öfkem, kinim,
n ı n d a ozan D e m o d o k o s Aphrodite ile evli her işime engel olmak onun huyu.
olan H e p h a i s t o s ' u n başına gelenleri anlatır: Troya savaşını tuttuğu Akha'lardan yana
Ares'le aldatıldığını bilen t o p a l t a n r ı bir za­ çevirebilmek için Zeus'u baştan çıkarıp uyul
m a n l a r anası H e r a ' y a yaptığı t a h t gibi, bu se­ tuktan s o n r a , birden u y a n a n t a n r ı şöyle çıkı
fer de İki sevgiliyi '»fll.il İçine alacak bir yatak şır karısına (ti. XV, 14 vd.):
Amma da düzen kurdun, yola gelmez Here, ya'lılarda olduğunu görür, bunu önlemek
savaş dışı ettin tanrısal Hektor'u, için, gidip dag başında onunla sevişmeyi ge­
uğrattın orduyu bozguna. çirir aklından, gider odasında önce bir güzel
Bu kötülüğün meyvesini sen toplayacaksın
süslenir, sonra Aphrodite'den sevgiyi tutuştu­
önce,
seni bir güzel pataklayayım da gör. ran büyülü memeligini ister, onu da göğsüne
Unuttun mu seni havalarda astığım günü, taktıktan sonra Uyku tanrıyı baştan çıkarır ve
bir örs bağlamıştım iki ayağına, onunla birlikte Gargaros doruğuna varır:
çözülmez bir altın zincir vurmuştum Bulutlar devşiren Zeus onu gördü,
ellerine, görür görmez aşk sardı düşünceli kafasını,
asılı kalmıştın havalarda, bulutlar arasında. öyle bir aşkı ilk birleştikleri gün duymuştu,
Zeus Hera'ya bu cezayı Herakles'e ettiği a n a , babalarından gizli çıktıkları gün
kötülük yüzünden vermiştir. Tanrıların tanrısı yatağa...
oğlu Ares'te anasının kusurlarının tıpkısını Zeus eşine nereye gittiğini sorar, o da ma­
görür (Ares). Öbür tanrılar da aşağı yukarı sum tavırlar takınarak, Okeanos kıyısında de­
Zeus gibi düşünürler. Anasını, babası Zeus'a niz tanrıları çiftini barıştırmaya gittiğini ve ö n ­
karşı korumaya çalışan Hephaistos bile H e - ce kocasına haber vermek, ondan izin almak
ra'dan neler çektiğini unutamaz (Hephais- için buraya geldiğini söyler. Zeus dayana­
tos). maz, savaşı filan unutup açığa vurur duygula­
rını:
( 1 ) DOĞUŞU, H A Y A T Ö Y K Ü S Ü . Hera,
Kronos'la Rheia'nm kızı ve Zeus'la öbür Sonra da gidersin oraya, ne olur Here,
Olympos'lu tanrıların kız kardeşidir (Tab. 5). yatalım gel, sarmaş dolaş olalım yatakta,
Babası Kronos onu da doğar doğmaz yutar, doyasıya,
bugüne dek ne bir tanrıçaya, ne bir kadına
sonra da kusar. Zeus dünya egemenliğini
karşı
paylaştıktan sonra, Hera'yı kendine eş alır.
yüreğime akan aşk böyle altüst etmedi
Hesiodos'a göre, Zeus tanrıçalar arasında
beni...
Hera ile son olarak evlenmiştir.
Sonra sayar bir bir yattığı ölümlü ve ölüm­
Hera çocukluğunun dünyanın ucunda,
süz kadınları, Hera ses çıkarmaz, ama içine
Okeanos'la Tethys tanrılarının yanında geçti­
bal damladığı besbellidir. Epey naz eder,
ğini İlyada'da kendi anlatır (İl. XIV, 200 vd.).
utangaç tavırlar takınır:
Anası Rheia Titan'lar savaşı sırasında inek
gözlü tanrıça Okeanos'la Tethys arasında çı­ Korkunç Kronos oğlu, ne biçim söz çıktı
kan bir kavgayı yatıştırmak için batı kıyılarına ağzından?
gitmek ister. Yatağa yatıp sevişmemizi nasıl istersin
ida dağının tepesinde, göz göre göre?
Zeus'la Hera evlenmeden de sevişmişlerdir, Ya hep var olan bir tanrı görürse bizi,
ama sonra da düğünleri törenle kutlanmıştır. biz uyurken gider, söylerse öbür tanrılara?
En büyük tanrı çifti arasındaki kutsal düğün Bir daha ayak basarnam senin evine,
(hieros gamos) efsanelerde de, kültte de sık ne yüzle çıkarım bu yataktan dışarı?
sık tekrarlanır bir motiftir. Bir efsaneye göre
Hera'nm sıradan bir kadın gibi kendi koca­
bu düğün Batı Kızlarının (Hesperides) bahçe­
sıyla yatmaktan çekinmesini, dedikodudan
sinde olmuştur, o bahçeden gelen altın elma­
korkmasını Zeus gibi biz de hayretle karşıla­
ları da Gaia Hera'ya düğün hediyesi olarak
yalım. Her neyse, Zeus buna da çare bulur:
vermiştir. Hera da Okeanos kıyılarında bu­
lunduğu sırada elmaları kendi eliyle Batı K ı z - Tanrılar, insanlar görecek diye korkma,
larının bahçesine ekmiştir. İlyada'da İda dağı­ altın gibi bir sisle örterim dört bir yanımızı,
nın Gargaros tepesindeki birleşme sahnesi güneş bile onu geçip göremez bizi,
de böyle bir kutsal düğündür. Destanın bu eş­ her şeyi keskin ışıklarıyla gören güneş bile.
Böyle dedi, aldı karısını koynuna, sarıldı,
siz parçasını özetlemeye değer (İl. XIV, 152-
tanrısal toprak yumuşak bir çimen saldı,
353): Hera kocası Zeus'un İda dağından Tro- taptaze lotos bir halı serdi toprakla
y,ı savaşını yönettiği ve basanını] Tro- aralarına,
safranlardan, sümbüllerden, tatlı bir halı, soylara verilmektedir (Tab. 13). Herakles öl­
uzanıverdi ikisi de halının üstüne, dükten sonra, Eurystheusogullarını da ezme­
sardı onları güzel bir altın bulut, ye çalışır. Heraklesoğulları bu yüzden oradan
buluttan ç i y damlaları akıyordu pırıl pırıl.
oraya sürünür, sonunda Atina'da yiğit These-
Bugün de Kazdag'ın tepesine çıkın, arala­ us'tan yardım görürler ve düşmanlarını bir bir
rında otlar fışkıran tepsi gibi serilmiş, koca­ yenerek Yunanistan'da ve özellikle Pelopo-
man, dümdüz taşlar görürsünüz ve bu aklı ye­ nez'de egemenliği ele geçirirler. Herakleso-
şilli halıların üstünde tanrıların seviştiğini ge­ gullarının Yunanistan'da tutunması Dor ırkı­
çirirsiniz aklınızdan. nın Peloponez'i ele geçirmesinin efsane ala­
( 2 ) E F S A N E L E R İ . Hera'nın doğrudan doğ­ nına yankısıdır. Ne var ki yalnız Yunanistan
ruya efsanesi yoktur, ama Zeus'un aşklarında kral aileleri değil, Anadolu ve İtalya'da da ba­
rol oynar, onlara karışır, hele bu aşklardan zı soylar Heraklesoglu adını almışlardı. Örne­
doğan çocukların yakasını bırakmaz, ömürle­ ğin Lydia kralı Kroisos (Karun), soyunun H e -
ri boyunca kini, öfkesiyle i z l e r onları. İ l k ve rakles'in Omphale ile birleşmesinden meyda­
en büyük kurbanı, Alkmene'nin Zeus'tan d o ­ na geldiğini ileri sürer, Roma kralı Tarquinius
ğurduğu Herakles'tir. Güçlü yiğidi üst üste da Herakles'in bir oğlunu atası olarak kabul
kahramanlıklar yapmaya zorlayan Hera'dır. ederdi.
Adı Herakles'in bile "Hera'nm ünü" anlamı­ Herakles. Helene kadın olarak neyse, H e -
na geldiğini ileri sürenler bile vardır (Herak- rakles de erkek olarak odur, yani Yunan ve
les). lo, Epaphos, îno ve Athamas, Diony- Latin mythos yazarlarını sonsuzca esinleyen
sos ve Tityos efsanelerinde, Teiresias'ı kör efsanelik bir kişi. Ne var ki Grek boylarının
etmekte rol oynar. Üç Güzeller yarışmasında ve özellikle Dor'ların kahramanlık görüş ve
birinciliği kazanamaması Paris'e ve Troya'ya anlayışlarını kişiliğinde toplayan Herakles bir
dinmez kinin bir nedenidir, öte yandan Akhil- çeşit ulusal kahraman olmuştur. İnsanın do­
leus'un anası Thetis'i kıskandığı halde, onu ğaya karşı yenilmez saldırma ve dayanma gü­
büyüttüğü için oğlu Akhilleus'u tutar (Thetis). cünü simgeler. Yaptığı işler h e p iyiye dönük­
Bir efsane Menelaos'u ölümsüz kıldığını anla­ tür, doğanın insanın başına saldığı afet ve
tır (Menalaos). musibetleri yok etmekle insanlığa sonsuz iyili­
Devlere karşı savaşa katılmıştır. Bu sırada ği dokunur. Oysa kendisi trajik bir kişidir:
Porphyrion ona tutulmuş ve elbisesinin ucu­ Kahraman olmayı kendi seçmemiştir, tanrı
nu yakalayarak onu kendine çekmek istemiş­ vergisi kuvvetinden de zevk duymaz, tersine
tir, o sıra Zeus devi şimşekle yere sermiş. İ k - onu dizgine vuramadığı için, istemeyerek suç
sion da Hera ile birleşmek istemiş, ama Zeus işler ve dengeyi bir türlü bulamayıp kendin­
Hera'nın buluttan bir görüntüsünü yaparak den geçer, çıldıracak gibi olur. Herakles'e bü­
onu aldatmıştır (Prophyrion, îksion). tün işleri, kahramanlıkları zorla yaptırılır, H e -
Hera Argonaut'lar seferinde Argo gemicile­ rakles köledir, insafsız bir efendinin buyru­
rine yardımda bulunmuş, tehlikeli geçitleri ğunda ömrü boyunca çalışmak onun kara ka­
geçmelerini sağlamıştır (Argonaut'lar). deridir. İ l k doğduğu günden beri peşini bırak­
Kızı Eileithyia ile doğumlara gözcülük eden mayan Hera'nın kin ve öfkesi son demine
tanrıça Hera'nın en sevdiği kuş tavus kuşu­ kadar da rahata kavuşturmaz onu. Tam işleri
dur. Göz göz tüyleri, tanrıçanın lo'ya bekçi bitmişken korkunç bir yanlışlık yüzünden ca­
koyduğu Argos'un yüz gözünü simgelermiş yır cayır yanar ve ölür. Ama böylece büsbü­
(Argos). Yemiş olarak narı, çiçek olarak zam­ tün arınıp ölümsüzlüğe kavuşur.
bağı severmiş.
( 1 ) ADI. Asıl adı Alkides, yani dedesi Alkai-
Roma'da Hera tanrıça İuno ile bir tutuldu
os'tan gelme bir soyadıdır. Sonra Pythia ka­
(tuno).
hini adını değiştirir, Herakles kor. Herakles
Herakleidai, yahut Heraklesoğulları. Bu adının "Hera'nın ünü" anlamına geldiğini İ l e
ad, yalnız Herakles'in oğullarına ve torunları- ri sürerlerse de "heros" yani kahraman söz­
ne değil , yiğidi ata olarak benimseyen birçok cüğü ile ilişkisi daha akla yakındır.
(2) SOYU. Herakles'in anası Alkmene de, theus'un hizmetine girmesini bildirmiş. Suçla­
öiümlü babası Amphitryon da Perseus'la rının kefareti olacak bu on iki yıllık hizmeti
Andromeda soyundandırlar (Tab. 13). Zeus, başarıyla sona erdirirse, ölümsüzlüğe kavuşa-
Alkmene'nin atası Danae ile birleştiği gibi, cakmış.
Alkmene'yi de aldatarak elde eder. Aynı ge­ ( 4 ) H E R A K L E S 'İ N O N İ K İ İŞİ. Aşağıda saya­
ce Alkmene Herakles ve İphikles'e gebe kalır cağımız işleri Herakles yalnız kollarının gücü
(Alkmene, Amphitryon). ve silah olarak elinden hiç ayırmadığı topu-
zuyla başarmıştır:
( 3 ) H A Y A T I . Alkmene gebe kalır kalmaz
tanrıça Hera ona karşı korkunç bir kıskançlık Nemea aslanı. Typhon'la Ekhidna cana­
beslemeye başlar. Zeus'a söz verdirir ki Per- varlarından doğma bu aslan Yunanistan'da
seus soyundan ilk doğacak çocuk, insanlar Nemea bölgesini kasıp kavuruyormuş; yiğit
üzerinde büyük bir egemenlik kuracaktır. O onu okları ve topuzuyla alt edemeyince, kol­
sırada Sthenelos'un karısı yedi aylık gebeydi, ları arasına almış ve elleriyle boğmuş. Bin
Hera kızı ebe tanrıça Eileithyia'ya onu yedi zorla yüzdüğü postunu da kendine zırh etmiş.
aylıkken hemen doğurtur ve Alkmene'nin do­ Lerna ejderi. Dokuz kafalı bir yılan olan
ğumunu geciktirir. Böylece Perseus soyun­ "hydra" adlı ejderi Hera Argos bölgesindeki
dan ilk doğan erkek Herakles değil, Eurysthe- Lerna bataklığına salmıştı. Herakles zehir sa­
us olur (Eurystheus). çan kafalarını bir bir koparmış ve ölümsüz
Hera Herakles'in elinden haklarını almakla olan kafasını da kocaman bir kayanın altına
kalmaz, sekiz aylık olup ikizi İphikles'le birlik­ gömmüş.
te beşiğinde yattığı bir gün iki kocaman yılan Erymanthos yaban domuzu. Arkadia'nın
gönderir çocukları boğmak için. Iphikles avaz Erymanthos dağında korkunç bir yaban do­
avaz bağırdığı halde, Herakles yılanlara sarılır muzu varmış, Eurystheus bu hayvanın kendi­
ve her elinde bir yılanı boğazından sıkıp bo­ sine diri olarak getirilmesini buyurmuş. H e -
ğar. rakles de aylarca izlemiş canavarı; o sırada
Herakles üstün bir eğitim görür: Amphitr- da dağdaki at adam Pholos'un konuğu ol­
yon ona araba kullanmasını, Eurytos ok atma­ muş. Bir gün at adamlarla tartışmaya girip
sını, Linos da güzel saz çalmasını öğretirler. birçoklarını öldürmüş. Sonra yaban domuzu­
Delikanlılık çağına gelince boyu boşu ve gü­ nun peşine düşüp onu bir ağ içinde yakala­
cü olağanüstüdür. On sekiz yaşında Amphitr- mış. Eurystheus hayvanı görünce korkusun­
yon'un sürülerini beklerken, babasının ve dan bir fıçının içine saklanmış.
kral Thespios'un ülkesinde korku salan Kit- Kyreneia geyiği. Altın boynuzlu, tunç ayak­
hairon aslanını öldürür. Thespios da karşılık lı bu geyik Apollon'la Artemis'in koruduğu si­
olarak elli kızıyla yatmasını sağlar yiğide. Ne hirli bir hayvanmış. Herakles onu tam bir yıl
var ki avdan her gece yorgun argın dönen yi­ kovalamış, sonunda okla yaralayarak onu ya­
ğit yatağına giren kızların hep başka olduğu­ kalamış ve omuzlarına yüklenerek götürmüş,
nu anlamamış. Bu kızlardan elli tane oğlu ol­ Eurystheus'a vermiş.
muş (Thespios). Stymphalos gölünün kuşları. G e n e Arka-
Bundan sonra Thebai'lileri haraca kesen dia'da Stymphalos gölünün üstünde gagala­
Orkhomenos kralı Erginos'la dövüşüp onu rıyla pençeleri tunçtan, insan etiyle beslenen
öldürmüş. Thebai kralı Kreon ödül olarak kızı korkunç kartallar varmış; Athena tanrıça H e -
Megara'yı vermiş yiğide. Bu kadından da rakles'e bu kuşları ürkütmek için ziller ver­
epey çocuğu olmuş Herakles'in, ama günün miş, Herakles de oklarıyla canavarları öldür­
birinde Hera yiğidin cinnet getirmesini sağla­ meyi başarmış.
mış, kendi çocuklarını bir bir öldürmüş. Yiğit Augias'm ahırları. Elis kralı Augias'ın ahır­
kendine gelince, Thespios'un yanına sığın­ ları dağ gibi üst üste yığılan gübreden kullanıl­
mış ve kendini bu suçlarından arındırmış, maz olmuş ve gübresiz kalan toprağı da bet
ama Hera bununla da yetinmemiş, Apollon bereketini yitirmişti. Eurystheus yiğidi küçük
kâhini Pyllıi.ı aracılığıyla yiğidin gidip Eurys- düşürmek için bu ağılları temizlemesini bu-
yurmuş. Herakles de Alpheios'la Peneios ır­ Batı kızlarının altın elmaları. Hera'nın
maklarının yataklarını değiştirerek sularını Zeus'la evlenirken düğün hediyesi olarak aldı­
oradan geçirip temizlemiş ortalığı. Ama bu iş ğı bu büyülü meyveleri Batı kızlarının bahçe­
için sürülerinin onda birini vereceğini söyle­ sinde nympha'lar ve bir ejder korumaktaydı.
yen Augias sözünde durmamış, Herakles de Herakles Nereus'tan izlemesi gereken yolu
kralı oğullarıyla birlikte öldürmüş. öğrendikten sonra, Batı kızlarının bahçesini
Girit boğası. Girit kralı Minos bir beyaz b o ­ bulur, orada dünyayı omuzlarında taşıyan At­
ğasını Poseidon'a kurban etmek istememişti, las'ı bir süre bu yükünden kurtarır ve elmaları
tanrı da öç almak için bocayı kudurtmuştu. almaya gönderir. Dev altın elmaları getirir,
Hayvan Girit ekinlerini yok ediyor, ülkeyi aç­ ama dünyanın yükünü bir daha omuzlarına
lıkla karşı karşıya bırakıyordu. Herakles bu almayı istemez. Herakles onu aldatarak ka­
azgın boğayı boynuzlarından yakalayıp Yuna­ çar ve elmaları Athena'ya adar.
nistan'a götürmeyi başarmış. Orada boğa
Kerberos'un ölüler ülkesinden kaçırılma­
serbest bırakıldıktan sonra Marathon kapıla­
sı. Herakles'in başardığı en zor iş budur. Her-
rında Theseus'un eline geçmiş.
mes ve Athena'nın yardımıyla, hiçbir ölümlü­
Diomedes'in atları. Trakya kralı Diome- nün geri gelmediği yeraltı ülkesine iner, ora­
des'in insan eti yiyen atları varmış. Herakles da bağlı bulunan Theseus'u kurtarır ve Ker-
Diomedes'le çarpışır, onu öldürüp ölüsünü beros köpeğini alıp yeryüzüne kaçırır. Eurys-
atlarına yedirir. Sonra da ehlileşen hayvanları theus bu azmanı görünce ödü kopar, yiğit de
Mykenai'ye getirir, ya da başka bir anlatıma köpeği Hades'e geri götürüp bırakır.
göre Olympos dağında vahşi hayvanlara par­
çalatır. Bunlar Herakles'in başlıca on iki işidir, ama
başarıları bununla bitmez, çilesi de tüken
Amazon'lar kraliçesi Hlppotyte. Eurysthe- mez. Thebai'ye dönüşünde birinci karışı Me-
us'un kızı Admete, yiğitten Amazon'lar krali­ gara'yı arkadaşı Ioalos'a verir, sonra kral
çesi Hippolyte'nin büyülü kemerini ister. Eurytos'un düzenlediği bir ok yarışmasını ka­
Ares'in Hippolyte'ye armağanı olan bu ke­ zanır, ama kral bu yarışmanın ödülü olan kızı
meri almak için Herakles Amazon'lar kraliçe­ İole'yi ona vermez. Herakles öfkeye kapıla­
sini öldürmek zorunda kalır. Dönüşte yiğit rak Eurytos'un oğlu İphitos'u öldürür. Bu
Troya'ya uğrar, Laomedon'un kızı Hesio- suçtan arınmak için Lydia kraliçesi Ompha-
ne'yi deniz canavarının elinden kurtarır, ama le'nin hizmetine girer: Bu kadın Herakles'i
Laomedon söz verdiği atları teslim etmeyin­ köle haline getirir, kadın kılığına sokup yün
ce, yiğit öç alacağını söyleyerek Troya'dan eğirmesini sağlar. Ne var ki bu sırada yiğit
ayrılır (Laomedon, Hesione). Kalydon avına ve Argonautlar seferine de ka­
Gervoneus'un sürüleri. Dünyanın batı tılabilir. Omphae'den kurtulunca Troya'ya gi­
ucunda, Okeanos ırmağının bir adasında dip Laomedon'u öldürür. Olympos tanrıları­
Geryoneus büyük sığır sürülerini otlatmaktay­ nın devlere karşı savaşlarına katılır, Augi-
dı. Herakles oralara kadar gelir, Cebelüttarık as'tan öcünü alır, onu arındırmak istemeyen
boğazını geçer ve anı olarak geçit yerine iki kral Neleus'a karşı savaşır, Sparta'ya karşı
sütun diker (Cebelüttarık boğazına Yunanlılar bir saldırıya girişir vb. Sonra Kalydon'a gidip
Herakles sütunları derlerdi). Herakles Okea- Deianeira ile evlenir, ama önce talibi ırmak
nos ırmağını geçmekte güçlük çeker, Libya tanrı Akheloos'Ia dövüşmek zorunda kalır.
çölünü geçerken Helios'a fazla sıcaktan ötü­ Kaynatası Oineus'un şarap sunucusu Euno-
rü kızdığı için tanrıyı oklarıyla tehdit eder, mos'u kaza ile öldürdükten sonra, gene sür­
Güneş de ona Okeanos'u geçmek için altın güne gitmek durumuna düşer, giderken karısı
sandalını verir. Yiğit böylece dev Geryone- Deianeira at adam Nessos'un saldırısına uğ­
us'u, sürülerin bekçilerini öldürür ve sığırlan rar. Yiğit oklarıyla onu yaralayınca Nessos öl
alıp götürür. Galya, İtalya ve Trakya yoluyla meden Deianeira'ya büyülü bir iksir verir
Yunanistan'a döner ve sürüleri Eurystheus'a Trakhis'e yerleşen Herakles Eurytos ve oğul­
verir (Geryoneus.) larını öldürmekle sözünde dıurmayankralı ce-
zalandırmış olur, kızı lole'yi de alır. O sırada şi olduklarını, sonra bu yüzden fazla güç ka­
Deianeira'dan yeni bir gömlek ister. Kıskanç­ zandıkları için tannlarca ikiye bölündüklerini
lık içinde kıvranan Deianeira da ona Nes- anlatır, İ k i cins arasındaki tutku ve birbirleriy­
sos'un kanına bulanmış iksirle ıslattığı gömle­ le birleşme isteği çok eski zamanlardaki bu
ği gönderir. Yiğit gömleği sırtına geçirir ge­ birlikten dogma imiş (Plat. Şölen, 189e-
çirmez korkunç acılarla yanmaya başlar, Dei- 191d.).
aneira haberi alınca kendini asar, oğlu Hyllos
Hermes. Hermes, Titanlar soyundan At­
babasının son buyruklarına uyarak yiğidi Oita
las'la Pleione'nin kızı Maia'nın Zeus'la birleş­
dağının tepesinde kurulmuş bir odun yığının­
mesinden doğmuştur (Tab. 5), Tanrıların ve
da yakar. Zeus'un oğlu Herakles'i kaçırıp
özellikle Zeus'un habercisi olarak görev alan
Olympos'a götürdüğü ve Hebe ile evlendirip
Hermes, Olympos tanrılarının en renkli ve
ölümsüzlüğe kavuşturduğu anlatılır.
özgün kişilerinden biridir.
Fizik ve moral gücün, kahramanlığın sim­
gesi olan Herakles hem kahraman, hem de D O Ğ U Ş U VE E F S A N E L E R İ . Hermes'in asıl
tanrı olarak tapım görmüştür. Çok içen, çok efsanesi doğuşu ve ömrünün ilk günleriyle il­
yiyen canlı ve iyi kalpli bir dev olarak tanım­ gilidir. Bu eşsiz ve şaşırtıcı, bir bakıma da gül­
lanan Herakles Greklerin gözünde kötüleri, dürücü efsane homerik denilen, ama H o m e -
sözünde durmayanları cezalandıran, insanın ros destanlarından birkaç yüzyıl sonra Yuna­
başına gelen afet ve belaları alt edip yenen nistan'ın Peloponez bölgesinde meydana gel­
yiğitlik ve yüreklilik simgesidir. Heraklesogul- diği besbelli "Hermes'e Övgü" adlı şiirde
ları denilen dölleriyle bütün Peloponez'e ege­ uzun uzadıya anlatılmıştır.
men olmuş, böylece Yunanistan yarımadası­ Zeus Maia ile Arkadia'nın güneyinde Kylle-
nın atası sayılmıştır. ne dağının bir mağarasında buluşmakta ve
Herakles'in adı hemen her destan ve şiirde sevişmektedir. Gölgeli mağaraya sığınmış
geçerse de, kişiliğini ozanlardan çok tragedya olan nympha'yı tanrılar tanrısı geceleri karısı
yazarları işlemiştir. Bütün öykülerini buraya Hera uykuya daldıktan sonra gelip bulur. Bir
almamıza olanak bulunmayan Herakles'in süre sonra Maia bir çocuk doğurur. Çocuk
rol oynadığı bütün olaylar, adları başka mad­ kundaklanır, beşiğe yatırılır, ama doğduğu
delerde geçen kişilerle ilgili olarak anlatılmış­ gün Hermes olağanüstü işlere girişmekle ka­
tır. fa gücü ve yetenekleri tanrıların hepsini aşan
üstünlükte olduğunu gösterir. Bebek Hermes
Hercules. Herakles'in Latince adı. Roma
beşiğinde kalmaz, akşam olur olmaz kundağı­
efsanesinde Yunanlıların Herakles tipi oldu­
nı çözer ve ayakları üstüne basıp olmayacak
ğu gibi benimsenmiş, ancak öykülerine yerli
serüvenlere girişmek üzere yola çıkar: Maga-
bazı öğeler katılmıştır. Örneğin Cacus adlı
rının önünde bir kaplumbağa görür, hemen
devi ve ülkesine gelen yabancıların canına kı­
yan kral Faunus'u öldürdüğü anlatılırdı. Ro­ aklına bir cin f i k i r doğar, hayvanı öldürür, ka­
ma kralı Evandrus yiğidi konuklarnış ve şere­ buğunu boşaltır ve koyun bağırsağından yedi
fine bir tapınak kurmuş derlerdi. Hercules tel gererek bir gitar yapar, ondan güzel sesler
Roma efsanelerinde daha yumuşak bir kahra­ çıkarmakla eğlenir, sonra da gider, Güneş
man olarak canlandırılır, elinde bir sazla Mu­ tanrının Pieria ovalarındaki inek sürülerini
sa'lara karıştığı da görülürdü (Evandrus). bulur ve onlardan elli hayvan çalar. Tutar
inekleri Kyllene'ye doğru sürer, ama hırsızlığı
Hermaphroditos. Hermes'Ie Aphrodi- belli olmasın diye inekleri gerisin geri götü­
te'nin oğlu Hermaphroditos'un adı Salmakis rür, kendi de oradaki çalı çırpıdan ayağına tu­
efsanesinde geçmektedir (Salmakis). Erkek haf sandallar örerek izlerini gizler. Yolda bir
ve dişi cinsini kendinde birleştiren Hermaph- ihtiyara rastlar, ona gördüğünü kimseye söy­
roditos tipinden insanların atası olarak Pla­ lememeye yemin ettirir, karşılığında bir düve
ton da söz etmektedir. "Şölen" diyalogunda armağan edeceğine söz verir (Battos). Kutsal
söz alan komedya şairi Aristophanes, insan­ inekleri bir mağaraya kapattıktan sonra, gi­
ların en ilkel çağlarda hem erkek, hem de di- der, gene masum bir bebek gibi kundağına
girer. Sabah Apollon günle birlikte doğunca llyada'da çok güzel bir rolü vardır kllavui
sürülerinin eksikliğinin farkına varır ve ihtiyar tanrının: İhtiyar kral Priamos'u Hektor'un
Battos'ü sorguya çekip gerçeği öğrenir. G e ­ ölüsünü almak için Akhilleus'un barakasına
lip Hermes'i beşiğinde bulur ve inekleri geri götürür ve getirir. Akhilleus'un seyisi genç bir
vermezse Tartaros'a atacağını söyler. Bebek delikanlı kılığına girdiği halde, koruyucu tav­
pozundaki Hermes babası Zeus'un başına rından tanrı olduğunu anlar sonunda Pria-
suçsuz olduğuna ant içer, ama o sırada Apol- mos ( 1 1 . X X I V , 331-469; 679-694).
lon onu kolundan tutup tartaklayınca birden Hermes'in birçok efsanelerde rolü vardır:
yellenir, Apollon buna gülmernezlik edemez, îda dağına Öç Güzeli o götürür, Paris'e altın
konuyu Zeus'un yargıçlığına bırakmaya karar elmayı verip yargıçlık etmesi buyruğunu o
verir. Kararı şudur: Hermes inekleri nerede ulaştırır, Phriksos'la Helle'yi Yunanistan'dan
sakladığını gösterecektir. Apollon mağaraya Anadolu'ya götürerek altın postlu koçu N e -
gelince Hermes'in yaptığı gitarı görür, çıkar­ phele'ye o verir, Odysseus'u Kalypso'nun el­
dığı güzel seslere bayılır, sazı alıp inekleri bı­ lerinden kurtarmak için araya girdiği gibi,
rakmaya razı olur. Bir süre sonra Hermes Kirke'nin büyülerine karşı koyacak bitkiyi de
P a n kavalını icat eder, Apollon syrinks deni­ o verir yiğide (Od. X, 277-307). Adının ka­
len bu güzelim kavalı da ister, karşılığında rıştığı en önemli serüven İo efsanesinde ge­
Hermes'e kerykeion denilen sihirli altın değ­ çer: Hera, Zeus'un İo'ya sevgisini kıskana­
neği verip kavalı alır. Bu değnekle Hermes rak k ı z ı bir ineğe dönüştürmüş, başına d . ı
habercilerin ve hırsızların kralı olur. Oğulları­ bekçi olarak yüz gözlü Argos'u dikmişti. Z e -
nın en sivri akıllısı, en kurnaz ve en canlısı us'un buyruğuyla Hermes Argos'u öldürül
olan Hermes'i Zeus kendine ulak olarak se­ (Argos) ve bu başarısıyla Homeros dest.ınl.ı
çer. Bundan böyle bütün buyruklarını tanrıla­ rında çok geçen, ama tam anlamı çözüleni''
ra da, insanlara da Hermes aracılığıyla ulaştı­ yen Argeiphontes ek adını alır. Gene Hera-
racaktır. Ölülerin ruhlarını Hades'e götürmek nın almak istediği öcü boşa çıkarmak i ç i m d i r
de Hermes'in görevi olacaktır. Bu görevde ki, küçük Dionysos'u kaçırır ve önce Nysa
Hermes'e Psykhopompos, yani ruhlar kılavu­ dağına, sonra da Athamas'ın yanına bırakır
zu adı verilir. (Dionysos). Savaşlarda da yardımı dokunur:
Devler savaşında Hades'in başlığını takıp gö
Homeros destanlarında Hermes'i bu göre­
rünmez hale gelir, böylece dev Hippolytos'u
vinde görürüz: Odysseia'da Odysseus'u yıllar­
öldürür, Zeus'un Typhon'la çarpışmasında
dan beri mağarasında alıkoyan Kalypso'ya
bir düzen kurarak tanrılar tanrısını kurtarır
Zeus haber ulaştırır, yiğide bir sal yapsın da
(Typhon).
onu yurduna göndersin diye. Bu haberi
nympha'ya götürmek için Hermes yola çıkar Hermes hırsızların olduğu kadar, tüccarla­
(Od. V, 42 vd.): rın da koruyucusudur, ama asıl yararı yolcula­
... Güzelim sandallarım bağladı ayaklarına, ra dokunur: Yollara dikilen Hermes heykelle
o altın kakmalı tanrısal sandallar ri - ki bunlar bir tanrı büstü ve phallos simge­
taşırlardı o n u denizin üstünde, sini taşıyan yuvarlak kaidelerdi - çok kutsal
ya da sınırsız topraklar üstünde yel gibi sayılan ilkçağın kilometre taşlarıdır. Hermes
hızlı. çobanların bekçisi olarak omuzlarında bir ko­
Aldı eline değneğini, yun taşıyarak canlandırılırdı.
isterse büyülerdi onunla gözünü insanların,
isterse uyandırırdı onları derin uykudan. Efsaneye göre birçok çocukları olur: Biri
Aldı onu eline güçlü tanrı, uçtu gitti. Odysseus'un kaynatası Autolykos'tur, babası
Pierie'yi geçip indi havadan denize, gibi kurnaz, hırsızlıkta becerikli bir adanı
kaydı dalgaların üstünde bir.martı gibi, (Autolykos).
balık aularken ağır kanatlarını köpüklere
daldırır hani Pek güvenilmeyen bir kaynağa göre de,
dipsiz kıvrımlarında ekin vermez denizin, Hermes çobanlar tanrısı Pan'ın da babasıy-
Hermeias da bin bir dalganın üstünde öyle mış, Arkadia dağlarında Odysseus'un karisi
gidiyordu. Penelope ile birleşip üretmiş onu
Hermione. Menelaos'la Helene'nln kızı kıyısındaymış. Boğazın en dar geçidi, Nara-
(Tab. 15). Odysseia'da adı geçer (Od. IV, 4- burnu yıllar yılı kahramanlık destanlarına sah­
14)-. ne olmuştur gerçi, ama insanlığın kara günle­
rini dile getiren bu olaylar, dalgalarının bir
...Başka çocuk vermemişti tanrılar
Helene'ye,
aşk faciasına da sebep olduğunu unutturmuş­
ilk batında ay parçası bir kız doğurmuştu o, tur bize.
yüzü altın Aphrodite'ye benzeyen Abydos'ta bir kral oğlu yaşarmış, adı Le-
Hermione'yi. andros, Sestos'ta aşk tanrıçası Aphrodite'nin
bir rahibesi varmış, adı H e r o . Hero ile Le-
Telemakhos babasını aramak için yaptığı
andros gönül vermişler birbirlerine. Neden
yolculukta Lakedaimon'a vardığı zaman,
vermişler, nasıl vermişler? Masal açıklamıyor
Hermione'nin düğünü yapılmaktadır, Mene-
bunları. Sevgililer birbirlerini niçin sevdikleri­
laos Troya'da iken kızını Akhilleus'un oğlu
ni, sevgi kıvılcımlarının yüreklerinde ne za­
Neoptolemos'a nişanlamıştır:
man çaktığını bilirler mi? Biz diyelim ki, bir
Tanrılar gerçekleştiriyordu şimdi bu bahar günü Sestos'ta bayram yapılmış, Aph-
düğünü... rodite'nin çok genç ölen sevgilisi Adonis'in
şerefine bir bayrammış bu. Adonis, yahut
deniyor. Oysa tragedya yazarları Hermio-
Temmuz (temmuz ayının âdı oradan gelir)
ne'nin Orestes'le nişanlanıp evlendiğini kabul
ağaç kabuğundan doğmuş, çiçek gibi körpe,
ederler. Bir anlatıma göre Menelaos Tro-
canlı bir çocukmuş. Aphrodite onu görür
ya'da iken bu düğün olup bitmiş de, sonra
görmez, güzelliğine vurulmuş, çocuğu yeraltı
Akhilleus'a verdiği sözü tutmak için babası
tanrıçası Persephone'ye vermiş, büyütsün di­
onu Orestes'ten ayırıp Neoptolemos'a ver­ ye. Ne var ki, karanlık ülkenin tanrıçası da
miş. Hermione ikisi arasında kalmış. Fransız çocuğa tutulmuş. Aphrodite'ye geri vermek
tragedya yazarları, özellikle Racine, Hermio- istememiş. Tanrıların babası Zeus kızlarının
ne'yi Neoptolemos'a nişanlı ve tutkun göste­ arasını bulmak için Adonis yılın üçte birini
rir, oysa Akhilleus'un oğlu "tutsağı Androma- yeryüzünde Aphrodite ile, üçte birini yeraltın­
khe'yi sevmektedir. Orestes ise amca kızı da Persephone ile, geri kalanını da kendi n e ­
Hermione'ye karşılıksız bir aşkla yanmakta­ rede dilerse orada geçirecek diye kesip at­
dır (Orestes, Neoptolemos). mış. Ama Adonis yılın sekiz ayını Aphrodi-
Hero ile Leandros. Şu her gün karşımızda te'nin yanında geçiriyor, yalnız dört ay ini-
gördüğümüz Boğaziçi'nin güzelliğini müjdele­ yormuş karanlık ülkeye, Persephone kıskanç­
yen Kızkulesi var ya, bir zamanlar bu kulede lığından bir yaban domuzu salmış ormanlara,
hayvan Adonis'i avlanırken yaralamış, öldür­
bir kız yaşarmış derler, ona âşık bir delikanlı
müş. Can çekişen sevgilisinin yanına koşar­
her gece Galata'dan kuleye yüzer, sevgilisine
ken Aphrodite'nin ayağına bir gül dikeni bat­
kavuşurmuş... Bir gece fırtına çıkmış, deniz
mış. O güne kadar beyaz olan gül, tanrıçanın
delikanlıyı alıp götürmüş, ölü gövdesini ertesi
kanıyla al renge boyanmış. Tanrıça, Ado-
sabah kulenin dibine atmış. Bu masal K ı z k u -
nis'in gövdesinde ne kadar kan damlası var­
lesi için anlatılır, oysa, Hero ile Leandros'un
sa, o kadar gözyaşı dökmüş, toprağa dökülen
efsanesi aslında Boğaziçi'nde değil, Çanakka­
her damla kandan bir lale, her damla yaştan
le Boğazında geçer. Ama masal bu, sahnesi
bir kırmızı gül fışkırmış. Bundan böyle bahar
nerede olursa olsun, bir hayal, bir de hakikat
bayramında kadınlar, "Ah Adonis! Vah Ado-
payı taşır. İstanbul limanının süsü bugün de
nis!" diye bağırıp dövünürler, tören yaparlar-
dimdik ayakta duran sevimli Kızkulesi bu ma­
mış.
salı kendine yakıştırmış ya, doğru veya yan­
lış, varsın sahibi o olsun bundan böyle. Leandros, Hero'yu bu törenlerin birinde t e ­
Bir varmış, bir yokmuş, Çanakkale Boğazı­ peden tırnağa kırmızı güllerle donanmış ola­
nın en dar olduğu yerde biri Sestos, öbürü rak görmüş belki. Çiçeklerin kadife kırmızısı,
Abydos diye iki şehir varmış. Abydos, Ana­ kızın sütbeyaz güzelliğini daha da belirtiyor­
dolu topraklarında, Sestos da karşıda Trakya du. Abydos'lu kral oğlu Sestos'lu rahibeye ne
pahasına olursa olsun kavuşmak İsledi. Ne yor, yorgunluğunu duymadan varıyordu karşı
yapsın ki, Hero rahibeydi, bir erkeğe vara­ yakaya. Hero korkmaya başlamıştı, denizden
mazdı, rahibe kaldıkça kızlığını korumalıydı. çıkan sevgilisinin buz gibi bedenini sararken
İki sevgili bakışlarıyla mı anlaştılar, yoksa bir tehlike sezinleyerek ürperiyordu. Hızla
mektuplaştılar mı, efsane bunu anlatmıyor, esen bora meşalesini söndürecek gibi oluyor­
ne var ki, Leandros Anadolu kıyısından Ses- du bazı geceler. Yine de gelme diyemiyordu
tos'a geçmek için yanıp tutuşuyordu. Bir ge­ Leandros'a. Öpüşmemek, kavuşmamak, biri
ce dalgalara bakarken, Sestos'taki kulenin te­ boğazın bir kıyısında, öbürü öbür kıyısında
pesinde bir ateşin yandığını gördü. Hero ku­ bütün bir gece ayrı kalmak akla sığmayan, ol­
leye çıkmış, sevgilisine, "Gel, gel!" diye bir mayacak bir şeydi.
meşale sallıyordu. Deniz durgundu, ay suda Bir gece fırtına daha sert esti, Hero'nun
hafifçe dalgalanan ışıltılarıyla Leandros'a bir elindeki meşaleyi söndürdü, dag gibi yükse­
yol çiziyor gibiydi. Leandros dayanıklı bir yü­ len dalgalar Leandros'un çırpınan gövdesini
zücüydü.. Karşı kıyıda Hero'ya varan ışık yolu döve döve Sestos'tan çok ötelere sürdüler.
ise kısa görünüyordu. Dalgacıklar, "Gel, biz Delikanlı bütün gücüyle karşı koymaya çalış­
seni götürürüz" der g i b i f ı ş f ı ş ediyor, kulede­ tı, ama kulenin tepesindeki ışığı görmüyordu
ki meşale çağırıyordu. Leandros suya daldı, ki, nereye doğru yüzeceğini bilsin. Yol göste­
var gücüyle yüzdü. Boğazın serin akıntıları ren ay ışığını kara bulutlar kaplamıştı. Leand-
yanan gönlünün ateşini dindireceğine, sev­ ros'un yüreglndeki ateş yanıyordu daha,
giyle hızlanan gövdesine arttıkça artan bir ama kollarının, bacaklarının gücü tükenmişti.
güç katıyordu. Hero'nun elinde sallanan me­ Buz gibi bir donukluk sarıyordu bedenini. Ne
şale gittikçe yakınlaşıyordu. Adonis bayra­ olduğunu bilmeden bıraktı kendini denize.
mında gördüğü pembe beyaz kız şimdi gü­ Sabaha karşı dalga ölüsünü attı Sestos kıyıl. ı
müş ve altın rengi ışıltılar saçıyordu. Bir ku­ rina. Kurşun gibi bir sabahtı. Hero sönen
laç, bir kulaç daha, ona kavuşacak, ince göv­ meşalesini yine yakmış, bitkin ellerinde tutu­
desini kollarında saracak, dudaklarını dudak­ yordu. Kıyıya çarpan ölüyü görünce, ona
larına alıp sevgisinin yumuşaklığını tadacaktı. ölümde olsun kavuşmak için kendini denize
Leandros artık yüzmüyor, su fırtınası arasın­ attı.
da uçuyordu. Son bir kulaçla karaya ayak
Herophile. Sibylla adlı bilici kadınların ikin­
bastı, soluk bile almadan kumsaldan yukarı
cisi sayılır (Sibylla). Herophile, İda dağının
koştu. Kulenin kapısı açıktı, içeriye daldij
bir nympha'sıyla bir çobanın kızıymış. Troya
merdivenleri tırmandı.
bölgesinde doğmuş. Troya savaşından çok
İlk defa birbirine sarılacak bir kadınla bir er­ önce, şehrin Sparta'dan gelme bir kadın yü­
kek nasıl bir an duraklar, karşılarına çıkan zünden yıkılacağını öngörüp bildirmiş. Pausa-
mutluluğa nasıl şaşkınlıkla inanmadan bakar­ nias'ın anlattığına göre, Herophile tanrı
larsa, Hero ile Leandros da öyle durakladılar, Apollon'a bir övgü yazmış, bu övgüde kendi­
bakıştılar. Meşale söndü, Sestos kulesi kap­ sinin tanrının hem eşi, hem de kızı olduğunu
kara bir taş yığını gibi yükseldi gene ay ışığın­ söylermiş. Herophile gezgin bir biliciymiş,
da. yanında bir taş götürür, tanrı sözcülüğü yaptı­
ğı zaman bu taşın üstüne çıkarmış. Bir süre
Bir gece, bir gece daha, her gece Leandros Samos'ta kalmış, ama Klaros, Delos ve Del-
kulede sallanan meşaleye doğru yüzüyor, her phoi'nin Apollon tapınaklarında da görev al­
gece Hero'ya kavuşuyor ve her sabah doy­ mış. Troya bölgesinde öldüğü halde, Pausa-
madan, yaz gecelerinin kısalırına üzülerek nias, Herophile'nin kullandığı büyülü taşın
dönüş yolunu tutuyordu. Yaz geçmiş, boğaz­ Delphoi'deki Apollon tapınağında saklandığı­
da dondurucu poyrazlar esmeye başlamıştı. nı yazar.
Ne var ki, Sestos kulesinde meşalenin yandı­
ğını gördü mü, ne rüzgâr, ne dalga, ne soğuk Herse. Atina kralı Kekrops'un üç kızından
durdurabiliyordu Leandros'u. Denize dalar biri, Aglauros'la Pandrosos'un kız kardeşi
dalmaz en yüksek dalgalan yara yara yüzü- Bir anlatıma göre, Herse öbür kız kardeşleri
nin Athena'ya karşı İşledikleri suça katılma­ rafya bilgileri artınca, Hesperid'lerin yurdu
mış, bu yüzden de onlar gibi çıldırarak Atina Atlas dağlarının eteğinde bir yer sayıldı.
akropolünden aşağıya atmamış kendini. Tan­ Hesperid'lerin başlıca görevi, altın elmala­
rı Hermes'le birleşip Kephalos diye bir erkek rın bittiği bahçeye bekçilik etmekmiş. Bir za­
çocuk doğurmuş (Aglauros, Erikhtonios, manlar Gaia tanrıçanın Hera'ya düğün hedi­
Kephalos). yesi olarak verdiği bu elmaları dünyanın batı
Hesione. Troya krab Laomedon'un kızı, ucundaki bir bahçeye dikmişler ve başlarına
Priamos'un ablası. Hesione, Telamon'la ev­ bekçi olarak Hesperid'lerden başka bir de ej­
lenir ve Teuker adlı bir oğlu olur. Bu evlenme der koymuşlardı. Batı kızları bu cennet bah­
korkunç bir serüvenle ilgilidir: Laomedon çesinde ezgi söylemekle ve tanrı balı akan pı­
Troya surlarını yapan tanrı Poseidon'la Apol- narların başında hora tepmekle vakit geçirir-
lon'a söz verdiği ücreti ödemekten kaçınınca, lermiş. Altın elmalar ölümsüzlük bağışlayan
deniz tanrı Troya kıyılarına korkunç bir cana­ bir yemiştir. Herakles onları koparmakla
var salar. Halkın kanına giren bu ejderden ölümsüzlüğe hak kazanmış olur (Herakles).
kurtulmanın tek çaresi kralın kızı Hesione'yi Altın elma motifi Üç Güzeller ve Paris efsa­
canavara kurban etmektir, der tanrı sözcüsü. nesinde de geçer.
Leomedon da razı olur, kızını bir kayaya bağ­
layıp bırakır. O sırada oradan geçen Herak- Hesperos. Homeros, adı akşam anlamına
les canavarı öldürüp kızı kurtaracağına söz gelen Hesperos'u şöyle tanımlar ( İ l . X X I I ,
verir, yeter ki Laomedon ona ölümsüz atları­ 317):
nı vermeye ant içsin. Laomedon gene yemin Gecenin karanlığında, başka yıldızlar
eder, ama kızı eline geçince, atları vermek is­ arasında,
temez. Herakles de Troya'ya bir saldırı hazır­ Akşam Yıldızı denen bir yıldız vardır hani,
lar. İlk surları aşıp şehre giren arkadaşı Tela- yıldızların en parlağı, en güzeli.
mon'dur. Herakles ödül olarak kızı Tela- Yıldız olmadan önce Hesperos Atlas'ın oğ­
mon'a verir. Herakles'in bu ilk Troya seferin­ lu ya da kardeşiymiş derler. Atlas dağının t e ­
den aldığı esirler arasında Hesione'nin küçük pesine ilk çıkan oymuş, yıldızlara bakarken
kardeşi Podarkes de vardır, Hesione onun bir fırtına almış götürmüş onu, bir daha in­
serbest bırakılmasını sağlar. Podarkes Tro- memiş yeryüzüne. Gökte bir yıldız olmuş
ya'ya döner ve Priamos adı altında tahta çı­ Hesperos, her akşam insanlara geceyi geti­
kar. Bir anlatıma göre Hesione Yunanistan'a ren yararlı bir yıldızmış o. Atlas üstüne anlatı­
giderken kaçmış ve Anadolu kıyılarına dönüp lan efsanelere göre, Hesperos'un Hesperis
Miletos'a sığınmış (Laomedon). adlı bir kızı olmuş, Hesperis de Atlas'la evle­
nip Hesperos kızlarını doğurmuş (Hespe-
Hesperid'ler. Hesperos, ya da Batı Kızları
rid'ler).
diye anılan Hesperid'ler Hesiodos'a göre Ok­
Hellenistik şairler Hesperos'Ia Phosphoros
yanus ırmağının ötesinde, geceyle gündüzün
yıldızını bir tutmuşlar, Romalılar da bu yıldı­
sınırlarında oturan ince sesli perilerdir (The-
og. 214 ve 275). Nyks, yani Gece tanrıça zın adını Latinceye çevirmişler, Lucifer yani
bunları kendi kendine yaratmıştır. Daha son­ ışık taşıyan demişler ona.
raki efsanelerde Zeus'la Themis'in, ya da Hestia. Ocağı simgeleyen Hestia, Kronos'la
Phorkys'le Keto'nun kızları oldukları söyle­ Rheia'nın birinci kızı, Zeus'la Hera'nın kız
nir. Kimi efsanelerde Hesperid'lere baba ola­ kardeşidir (Tab. 5). Poseidon ve Apollon ona
rak Atlas ya da Hesperos yıldızı verilir. Çok­ talip oldukları halde, Hestia evlenmek iste­
luk üç peri diye bilinirler ve adları Aigle, Ery- memiş ve Zeus'tan ömrü boyunca kız oğlan
thie ve Hesperarethusa'dır, bu son ad kimi kız kalma sözünü almıştır. Ayrıca tanrılar ve
.efsanede Hesperia ve Arethusa diye ikiye bö­ insanlar arasında büyük bir şeref payı elde et­
lünür ve Hesperid'ler dört olur. Hesperid'ler miştir: Her tapmakta ve her evde sunağı var­
dünyanın batı ucunda, Mutlular Adalarının dır. Ocak, tanrıların da, insanların da konut­
dolaylarında otururlarmış, ama zamanla coğ- larında dinsel bir merkez sayılır. Öbür Olym-

144
pos tanrıları gidip geldikleri halde, Hestia kiminde Hippodamela'nın kendisinin Pe-
hep yerinde kalır. Bu yüzden adı hiçbir efsa­ lops'u arabacıyla aldattığı söylenir. Her ney
neye karışmaz. Kişiliği olmayan soyut bir se, Pelops Hippodameia'yı alıp yurduna gö­
kavram olarak canlandırılır. türürken yolda Myrtilos'u denize atmış, ara­
bacı da ölmeden önce Pelops soyuna lanet
Hiera. Mysia'h Telephos'un karısı. Akha'lar
okumuş. Pelops oğullarıyla Atreus oğulları­
ilk Troya seferinde Mysia'ya çıkarma yapın­
nın başına gelen korkunç belaların kaynağın­
ca, Hiera ülkesi kadınlarının başına geçip sal­
da Myrtilos'un bu ilenmesi varmış (Pelops,
dırganlara karşı koymuş ve Nireus'un eliyle
Myrtilos).
öldürülmüş (Telephos, Nireus). Hiera'nın
Efsanelere göre Hippodameia'mn altı oğ­
Helene'den de daha güzel olduğu söylenir.
luyla üç kızı olur. Oğullarının en ünlüleri At-
Himeros. Adı arzu anlamına gelen ve aşk reus, Thyestes, Alkathoos ve Pleisthenes'tir.
isteğini simgeleyen soyut bir kavram. Aphro- Eniştesi Khrysippos'u Hippodameia kendi öl­
dite, Uranos tanrının denize dökülen sperma­ dürmüş de o yüzden Elis'ten kovulmuş derler
sından köpükler arasında doğunca, Eros'la (Khrysippos).
birlikte Himeros da hemen peşine takılır. Pelops karısı onuruna Olympia'da beş yılda
Olympos'ta Musa'lar ve Kharit'lerle birlikte bir kutlanan bir Hera bayramı düzenlemiş
görülen Himeros'un adı hiçbir efsaneye ka­ (Pelops ue Olympia oyunları).
rışmaz. (2) Hippodameia Adrastos'un kızı, Peirit-
Hippodameia. At evcilleştiren ya da alt hoos'un karışıdır. Kentaur'larla Lapith'ler sa­
eden anlamına gelen Hippodameia adlı iki vaşı onun yüzünden olmuştur (Peirithoos).
efsanelik kadın vardır:
Hippokrene. At pınarı anlamına gelen Hip-
(1) Biri ve en ünlüsü Elis bölgesindeki Pisa pokrene Helikon dağında, Musa'ların kutsal
kralı Oinomaos'un kızıdır. Çok güzel olan bu korulugundaki bir pınardır. Kanatlı at Pega-
kızın birçok talipleri varmış, ama onu kıska­ sos'un ayağını yere vurmasından fışkıran
nan, ayrıca damadı yüzünden tahtından ola­ Hippokrene'nin çevresinde Musa'lar topla­
cağını bilen babası kızını ancak araba yarışın­ nır, ezgi söyler, hora teperlermiş. Pınarın su­
da kendisini yenecek olan adama vereceğini yu şairleri esinlermiş.
bildirmişmiş. Böylece talipleri bir bir yener,
Hippolyte. Amazon'ların kraliçesi. Kemeri­
yendiklerinin de kafalarını keser, evinin kapı­
nin alınması Herakles'in dokuzuncu işi olarak
sına asarmış. Yarışta yenilmesine de olanak
anılır (Herakles). Bütün Amazon'lar gibi ken­
yokmuş, çünkü hem atları çok hızlıymış, hem
disi de Ares'in kızı olan Hippolyte'nin These-
de Oinomaos taliplerin arasına Hippodamei-
us efsanesinde adı geçer. Theseus'tan bir oğ­
a'yı bindirir, böylece onların dikkatini çeker,
lu olmuş ve ona kendisi gibi Hippolytos adı
şaşırtır, arabmın da daha ağır olmasını sağ­
verilmiş. Ama çoğu efsanelerde Herakles'in
larmış. Günün birinde Hippodameia'ya Pe-
eli altında can verdiği kabul edilir.
lops talip olmuş. Hippodameia Pelops'u gö­
rünce, ona hemen gönül vermiş ve yarışı ka­ Hippolytos ( 1 ) Hippolytos, Theseus'la bir
zanmasını sağlamış. Bunun için de babasının Amazon'un oğludur, ama Amazon'un Mela-
seyisi Myrtilos'un yardımını istemiş. Bir anla­ nippe mi, Antiope mi, yoksa Hippolyte mi
tıma göre Myrtilos âşık olduğu Hippodameia olduğu konusunda kaynaklar birbirini tutmaz.
ile bir gece yatma sözünü alarak Oinoma- Hippolytos Amazon anasından av ve savaş
os'un arabasının civatalarını gevşetmiş, bir merakını almıştır, Artemis'e saygısı büyüktür,
süre sonra Oinomaos paramparça olan ara­ Aphrodite'yi hor görür. Tanrıça da ondan öç
basından düşerek ölmüş. alır: Üvey anası Phaidra'yı ona âşık eder.
Hippodameia, ya da Pelops'un arabacı Phaidra tutkusunu Hippolytos'a açar, ondan
Myrtilos'a verdikleri söz üzerine efsane kay­ karşılık görmeyince, Theseus'a yakınır, Hip-
nakları çeşitli anlatımlar verir: Kiminde Pe- polytos'un onu kirletmek istediğini söyln
lops'un Myrtiios'u rüşvetle baştan çıkardığı, Theseus öfkeye kapılır, ama oğlunu kendi
eliyle öldürmekten çekindiği için Poseidon'a iyi anlamış oluruz: Birincisi Eunomia düzen
yalvarır oğlunu cezalandırsın diye. These- ve düzensizliği, iyi yasalarla kurulmuş bir t o p ­
us'un her dileğini yerine getirmeye söz ver­ lum düzenini simgeler. Dike hak ve adalet
miş olan tanrı da bir deniz canavarı gönderip anlamına gelir, Themis'in kızları arasında is­
Hippolytos'u parçalatır. Delikanlı Troizen'de ter yazında, ister yaşamda adı en çok geçen
bir araba yarışına katılmışken ejderin saldırısı­ tanrıça odur. Eirene ise insanlara bereket ve
na uğrar ve dizginlerine dolaşarak kayaların mutluluk sağlayan barıştır (Dike, Eirene). Bu
üstünde can verir. Phaidra haberi alınca ken­ tanrıçalar doğal ve insansal toplulukların can
dini asar. Bu konuyu önce Euripides, sonra damarı, denge ve sürekliliğin başlıca etkenle­
da Fransız targedya yazarlarından Racine iş­ ridir.
lemiştir. Hora'ları kimi zaman Aphrodite'nin alayın­
(2) Hippolytos devler savaşına katılan bir da Kharit'lerle birlikte, kimi zaman da Diony-
devin de adıdır. Savaşta Hades'in başlığını ta­ sos alayında, ya da Persephone'nin arkadaş­
kıp görünmez olan Hermes bu devin hakkın­ ları arasında görürüz.
dan gelmiş. Ellerinde birer çiçek, ya da bir yemiş ola­
rak canlandırılırlar, ama çokluk soyut kav­
Hippomedon. Adrastos'la birlikte Thebai'
ramlar olarak tasarlanır ve efsanelerde rol al­
ye karşı ilk saldırıya katılan yedi önderlerden
mazlar.
biri. Dev boylu olan Hippomedon Thebai
önünde Ismarios'un eliyle öldürülmüş, ama Horatius. Horatius adı, Roma'nın üç efsa­
oğlu Polydoros Alkmaion'un yönetimindeki nesinde geçer.
ikinci sefere katılmış ve Epigon'larla birlikte
(1) Roma'lılar Etrüsk'lere karşı savaşırken
Thebai'yi almıştır (Thebai 'ye karşı Yediler).
her iki ordu çok adam yitirmişti, ama kimin
Hipponıenes. Melanlon adıyla da anılan yendiği, kimin yenildiği belli değildi. Bir ge­
Hippomenes Atalante efsanesinde rol oynar çer her iki ordu bir ormanda karşı karşıya or­
(Ata lan te). dugâh kurmuşken, birdenbire ormanda tanrı­
sal bir ses duyuldu, ses şöyle diyordu: "Et-
Hora'lar. Hora'lar doğada düzeni simgele­ rüsk'ler Roma'lılardan bir adam fazla yitirdi­
yen üç tanrıçadır. Hora, Latince saat anlamı­ ler, Roma'lılar zaferi kazanmıştır". Bunu du­
na gelen "hora" ile bir tutulduğu için adları yan Etrüsk'ler paniğe kapılıp kaçmışlar. Se­
"Saatler" diye çevrilir. Bu çeviri hem doğru, siyle düşmanı kaçıran Horatius da o orman­
hem yanlıştır, çünkü bu tanrısal varlıklar bir da tanrılaştırılmış.
ölçü, bir düzeni yansıtmakla zaman ölçülerini
de içerirler, ama etkileri bu insansal kavram­ (2) Gene Etrüsk'lerle savaş sırasında tek
ları çok aşar. Homeros'un îlyada'sında H o - gözlü diye anılan Horatius Cocles Roma'yı
ra'ları Olympos'ta görürüz (İl. V, 749 vd.): Tiber'in karşı kıyısında bulunan düşmana kar­
şı korumak için tek başına bir köprüyü tut­
Gökyüzünün kapıları kendiliğinden muş. Savaş sırasında bir ayağını da yitirmiş,
gıcırdadı. ama Roma'nın düşmesini önlemiş. Horatius
Saatler gözetir o kapıları, Cocles şerefine Capitolium tepesinin eteğin­
yaygın gökle Olympos emanettir onlara, de Roma'lılar bir heykel dikmişler.
kapıları bir açarlar, koyu bulutlarla bir
kaparlar. (3) Roma ile Alba arasındaki savaşta rol
Tanrıçalar arabalarıyla Olympos'a dönünce alan üç Horatius kardeşler üç Curiatius kar­
(İl. VII, 432 vd.): deşlerle teke tek savaşta çarpışmışlar ve zafe­
Saatler güzel yeleli atlan çözdüler ri kazanmışlardı. Tarihsel bir olay sayılan bu
koşumdan, çarpışma herhalde eski bir efsaneye dayan­
çektiler tanrısal ahırlara, maktadır. Tragedyalara konu oluşu şuradan­
ışıldayan bir duvara dayadılar arabayı. dır: Horatius kardeşlerin bir kız kardeşi Curi-
Ama Hora'ların teker teker adlarını ele ala­ atius kardeşlerin biriyle nişanlıdır, nişanlısının
cak olursak, simgeledikleri varlıkları da daha ölümüne ağlayan bu kızı çarpışmadan sag

146
dönen Horatius öldürür, ama bu suçu Ro- Hydra. Yılan ya da ejder anlamına gelen
ma'yı kurtardığı için affedilir. Hydra, Typhon'la Ekhidna'nın kızı ve Kerbe-
ros Khimaira, Phiks gibi canavarların kız kar­
Hyades. Hyad'lar gökte Pleiad yıldızlarına
deşi sayılır. Hesiodos Hydra'yı şöyle tanımlar
yakın bulunan bir takımyıldızdır, baharda
(Theog. 310-315):
yağmur mevsiminin başlamasıyla görünürler,
adları da yağmur yağmak anlamına gelen (Ekhidna) Hydra'yı doğurdu onlardan
"hyein" fiilinden türemedir. Gökte yıldız ol­ sonra,
madan önce Hyad'lar Atlas'la Okeanos kızı Hydra o bataklıklar canavarı ki
Pleione'nin kızları nympha'larmış. Sayıları iki tüyler ürpertir bütün yaptıkları,
o Hydra ki ak kollu Hera tanrıça
ile yedi arasında değişir. "Nysa nympha'ları"
büyütmüştü korkunç hıncım gidermek için
diye anılan bu kızlar Dionysos'a dadılık etmiş­ güçlüler güçlüsü Herakles'e karşı.
ler (Dionysos), ama Hera'dan korktukları için
tanrısal çocuğu İno'ya bırakıp kaçmışlar. Ze- Herakles ikinci iş olarak bu canavarı öldü­
us onları gökte birer yıldız haline getirmiş. rür (Herakles) ve oklarını onun zehirli kanına
Başka bir anlatıma göre, kardeşleri Hyas'ın batırır. At adam Nessos'un Deianeira'ya ver­
ölümüne dayanamayarak canlarına kıymışlar diği iksire de bu canavarın kanı karışmıştır
da sonra yıldız olmuşlar (Hyas). derler, ayrıca bir ırmağa akan kanı ırmak su­
larının zehirlenmesine ve bölgeye leş kokula­
Hyakinthos. Latin şairi Ovidius'un anlattığı
rının yayılmasına yol açmış.
bir çiçek öyküsünün kahramanı. Hyakinthos
tanrı ApoUon'un can ciğer arkadaşıymış, iki Hygieia. Adı sağlık anlamına gelen Hygieia,
dost bir gün disk atmada yarışırken tanrının hekim tanrı Asklepios'un kızı ve yardımcısı-
fırlattığı disk gelmiş, Hyakinthos'un başına dır. Hygieia yalnız hasta insanlara değil, hay­
vurmuş. Delikanlının boynu bir çiçek sapı gi­ vanlara da bakar, dertlerine deva, hastalıkla­
bi kırılmış, çimenler al kana boyanmış. Arka­ rına ilaç bulur. Hekimlikle ilgili bütün tanrılar
daşını kolları arasına alan tanrı da "Ah, senin gibi o da yeraltı simgeleri taşır ve özellikle
yerine ben öleyim!" demiş, o anda çimenler yeraltı yaratıklarının en özgürü olan yılanla
gene gövermiş ve Hyakinthos'un öldüğü yer­ bir arada gösterilir. Hiçbir efsanesi yoktur
de güzelim bir çiçek açmış. Hyakinthos, yani (Asklepios).
sümbül demişler bu çiçeğe. Bir anlatıma göre
yel tanrı Zephyros tanrı ApoUon'un delikanlı­ Hylas. Hylas, kahraman Herakles'in gönül
ya sevgisini kıskandığı için hızla eserek diskin verdiği yakışıklı bir gençtir. Yiğitle birlikte A r -
Hyakinthos'a çarpmasını sağlamış. gonaut'lar seferine katılır. Mysia bölgesinde
karaya çıktıklarında Herakles kırılmış küreği
Hyas. Atlas'la Pleione'nin oğlu, Hyad'lar ve
için bir ağaç keserken, Hylas su bulmak için
Pleiad'ların kardeşi. Libya'da bulunduğu bir
ormana dalar ve kaybolur. Bir söylentiye gö­
sırada bir yılan, bir aslan, ya da bir kaplan ta­
re nympha'lar bu güzel delikanlıya tutulurlar
rafından öldürüldüğü söylenir. Ölümüne ağla­ ve onu ölümsüz kılmak için aralarına alırlar.
yan kız kardeşlerini Zeus'a göre birer burç Hylas'ın kaybolduğunun ilk farkına varan
haline sokmuş (Hyades). Polyphemos'tur. Avazı çıktığı kadar Hylas,
Hybris. Yunan düşüncesinde büyük bir yer Hylas diye bağırır. Herakles de aramaya ko­
tutan soyut bir kavramın simgesi. Hybris in­ yulur, ama delikanlıyı bir türlü bulamazlar. Bu
sanı suç işlemeye iteleyen ölçüsüzlük, hırs ve arada Argonaut'lar onları beklemeyerek de­
kendine aşırı güvendir. Birçok tragedya kişi­ mir alırlar. Polphemos Mysia'da kalır ve ön­
lerinin başlarına gelen belalar hep bu Hybris ce Kios, sonra Prusa adını alan bir şehir ku­
yüzündendir. Hybris, fazla varlık, doygunluk rar. Bu bizim Bursa'dır. Herakles Mysia'lıları
anlamına gelen Koros'un ya anası, ya da kızı Hylas'ı kaçırmış olmakla suçlamış ve onlar­
olarak simgelenir. Koros'u olduğu kadar dan tutsaklar alarak Hylas'ı arayıp bulmaları­
Hybris'i de Yunan düşüncesine özgü birer nı buyurmuş. Hylas'ı arama, bölgede yıllık t ö ­
kavram olarak başka dillere çevirmek güçtür. renler haline gelmiş: Rahipler dağa çıkar
(dağ da Mysia Olympos'u, yani Uludağ olsa len bir boy oturur. Dünyanın kuzey ucundaki
gerek) ve üç kez Hylas diye bağırarak kutsal bu ülkede güneş hiç batmaz, yıl boyunca ılık
alaylar düzenlerlermiş (Argonaut'lar). ve yumuşak bir hava eser, insanlar mutluluk
içinde yaşar, ölüm ve hastalık nedir bilmez­
Hyllos. Herakles'le Deianeira'nın oğlu.
ler. Yemyeşil ormanlarda, çimenli ovalarda
Anası Deianeira Herakles'e sihirli gömleği
ömürlerini türkü söylemek, hora tepmekle
gönderip de yiğit korkunç acılar içinde yan­
geçirirler. Bu yüzdendir ki, tanrı Apollon bu
maya başlayınca Hyllos yanına gelir ve son
cennet ülkesini kendine yurt edinmiş, her fır­
isteklerini dinler. Herakles öldükten sonra da
satta oraya girmeye bakar. Güzün soğuklar
İple ile evlenir ve Herakles oğullarının başına
başlayınca beyaz kuğuların çektiği bir araba­
geçip Pelopenez'de tutunmaları için savaşır.
ya binip Hyperbore'liler ülkesine uçar, kışı
Hymenaios. Düğün tanrısı Hymenaios. orada geçirir. Tarihçi Herodotos bu ülkeyi
Apollon ve bir nympha'nın, ya da Diony- anlatmakla bitiremez (Her. Tar. IV, 32 vd.).
sos'la Aphrodite'nin oğlu sayılır. Düğünlerde Yiğitlerden Perseus'la Herakles'in de Hyper-
hazır bulunan bu tanrı, lirik şiirin ayrı bir türü bore'liler ülkesine gittikleri anlatılır; kimi efsa­
olan düğün türkülerinde de anılır. Düğün tür­ nelerde altın elmaların bulunduğu Batı Kızla­
külerinde bağlama " O , Hymen, Hymenaios" rının bahçesi de bu ülkededir. Pythagoras'ın
diye bu tanrının adıyla biter. mistik inançlarıyla Hyperbore'liler ülkesi da­
ha da süslenmiş, yılda iki kez ekin veren t o p ­
Bu düğün tanrısı üstüne çeşitli efsaneler an­
rağı, çok uzun ömürlü olan iyiliksever ve saf
latılırdı, hepsi de güzelliğini yüceltmek amacı­
insanlarıyla ilkçağın ütopyası haline gelmiştir
nı güderdi. Hymenaios o kadar güzelmiş ki
(Apollon).
kızlar arasına girmiş de erkek olduğu anlaşıl­
mamış, sonra da kızları korsanlar kaçırınca,
Hymenaios korsanların hepsini öldürmüş, Hypcrion. Adı "yukarıda giden, yani dünya­
kızları kurtarmış, ama onları ana ve babaları­ nın üstünde dolaşan" anlamına gelen Hyperi-
na geri vermek için, çok sevdiği halde kendi­ on, Uranos'la Gaia'nın oğludur. K ı z kardeşi
sine yüz vermeyen kızla evlendirilmeyi şart Theia ile evlenerek, Helios, Selene ve Eos'u
koşmuş. Bir efsaneye göre, Hymenaios tanrı meydana getirir (Tab. 8). Hyperion'un efsa­
Dionysos'la Ariadne'nin düğününde sesini yi­ nesi yoktur. Hyperion adı bazı metinlerde
tirmiş, onun için düğün türkülerinde onun Helios'un kendisine bir sıfat olarak takılır.
adını çağırmak töre olmuş. Başka bir efsane­
H y p e r m e s t r a . Danaos kızlarının en küçü­
ye göre Akşam Yıldızı Hesperos Hymenai-
ğü. Aigyptos'un elli oğluyla evlenmek zorun­
os'un güzelliğine vurulmuş, ondan ayrılmaz
da kalan Danaos'un elli kızı babalarından
olmuş. Düğünle gecenin birleşmesini simge­
gerdeğe girerken kocalarını öldürmek emrini
leyen bu efsaneye uygun olarak düğün türkü­
alınca Hypermestra'dan başka hepsi babala­
lerinde Hesperos'un da adı sık sık anılır.
rına uyup kocalarını hançerlemişlerdir, yalnız
Hymenaios elinde düğün meşalesi, kaval ve Hypermestra kocası Lynkeus'u esirgemiş ve
gül çelenkleriyle canlandırılır. onunla birleşerek Abas'ı dünyaya getirmiştir.
Babasına baş kaldırmak suçundan yargılanan
H y m n o s . Phrygia'lı bir çobanın adı.
Hypermestra'nm Argos mahkemesinde bera­
Hymnos Artemis'in yoldaşlarından Nikaia
at ettiği anlatılır. Danaos kızlarının dramını
adlı bir nympha'ya tutkundur, ama Nikaia
"Hiketides" adlı tragedyasında işleyen Aiskh-
aşktan tiksinir, yanına erkek vardırmaz. G ü ­
ylos'un "Hypermestra'nın yargısı" adlı kayıp
nün birinde Hymnos dayanamaz, kıza tutku­
bir tragedya da yazdığı bilinir (Danaos kızla­
sunu bildirir, Nikaia da öfkelenip bir okla v u -
rı, Lynkeus).
rur delikanlıyı. Bütün doğa, giderek Artemis
bile ağlamış derler bu güzel çobanın ölümüne
Hypnos. Hesiodos'a göre Nyks (Gece) ken­
(Nikaia).
di başına Hypnos ( U y k u ) ve Thanatos (Ölüm)
Hyperboreoî. Efsaneye göre, Boreas, yani tanrılarını yaratmıştır. İkisi de Tartaros'ta
kuzey rüzgârının ötesinde Hyperboreoi deni- otururlar (Theog. 758 vd.):

14S
Orada oturur kara Gece' nin çocukları, sürece aşkını açığa vurmamış, günün birinde
Uyku'yla Ölüm, o korkunç tanrılar. Hypsikreon evde yokken konuk gelen P r o -
Güneş onlara hiç çevirmez ışınlarını medon'a açılmış ve onu zorla baştan çıkar­
ne göklere çıkarken, ne inerken,
mış. Sonra da onunla birlikte Naksos adasına
biri dolaşır sırtında toprağın ve denizin
tatlı bir huzur götürerek insanlara, kaçıp oradaki bir tapınağa sığınmış. Hypsik-
ötekinin demirdendir yüreği, tunçtandır reon karısını geri almak için Naksos'a gidin­
canı. ce, adalılar kadını kandırabilirse geri alacağı­
Yakaladığı insan kurtulmaz hiç elinden nı, yoksa zor kullanmasını yasak ettiklerini
kin besler ölümsüz tanrılara bile. söylemiştir. Hypsikreon da kadını kandıra-
madıgı için Haksos'a Miletos'un savaş açma­
Homeros Hypnos'un çok daha sevimli bir sını sağlamış.
portresini çizer; Hera İda dağının doruğunda
Zeus'la sevişmeye karar verince, gelir Lem- Hypsipyle. Lemnos kralı Thoas'la Amazon
nos adasında Uyku'yu bulur, Zeus'u uyutsun Myrina'nın kızı Hypsipyle tanrı Dionysos'un
diye diller döker, armağanlar söz verir. Tatlı torunuymuş. Lemnos adasının kadınları Aph-
Uyku ise bir gün Herakles'i kaçırırken Ze- rodite'ye gereğince tapınmadıkları için tanrı­
us'tan yediği cezayı unutamaz, ama Hera ça onları cezalandırmış: Bedenleri öyle pis
ona Kharit'lerin birini vermeye ant içince da­ kokuyormuş ki, kocaları onlardan kaçıyor,
yanamaz, Hera ile birlikte yola çıkar (İl. XIV, başka kadınlarla sevişmeyi yeg görüyormuş-
283 vd.j: lar. Lemnos kadınları da bir gece adada ne
kadar erkek varsa hepsini öldürmüşler. Yal­
Vardılar canavarlar anası çok pınarlı Ida'ya,
nız Hypsipyle babası Thoas'ı öldürememiş,
Lektos burnunda fırladılar denizden,
onu bir sandığa kapatıp denize bırakmış
ayak bastılar bereketli toprağa.
(Thoas). Kral kızı olduğundan kadınlar onu
Ayakları altında ormanlı doruklar titredi.
Lemnos'a kraliçe seçmişler. Argonaut'lar
Uyku durakladı orada,
adaya çıktıklarında Hypsipyle kraliçeymiş,
görünmeden Zeus'un gözüne
önce Argonaut'lara saldırdıkları halde, erkek­
çok yüksek bir çamın üstüne kondu,
lerin kendileriyle yatmaya razı olduklarını gö­
lda'da büyüyen en ulu çamdı bu,
rünce yumuşamışlar ve Hypsipyle de İason'la
havada yüksele yüksele göğe varıyordu.
birleşerek ona birisi Euneos olmak üzere i k i
Uyku orada, çam dalları arasında,
oğul doğurmuş (Euenos). Argonaut'lar ada­
bir kuş oluvermişti, dağlarda yaşayan, ince
dan ayrıldıktan sonra Lemnos kadınları kral­
sesli,
ları Thoas'ın kurtulmuş olduğunu görmüşler
tanrıların Khalkis, insanların Kymindis
ve kraliçelerini öldürmek istemişler. Hypsipy-
dedikleri.
le bir gece kaçmış ve korsanların eline düşe­
Bir efsaneye göre, Hypnos Latmos dağları­
rek Nemea kralı Lykurgos'a köle olarak satıl­
nın çobanı Endymion'a tutulmuş ve onun
mış. Lykurgos'la karısı Eurydike, Hypsipy-
gözleri açık uyumasını sağlamış ki sevgilisini
le'yi oğulları Opheltes'e dadı olarak vermiş­
gece de doyasıya görebilsin diye.
ler, ama bir gün Hypsipyle oradan geçen Ye­
Hypsikrcon. Hypsikreon'un serüveni Mile-
dilere yol göstermek için çocuğu yalnız bırak­
tos öyküleri adıyla geç ilkçağda yaratılan r o ­ tığında bir yılan gelmiş, Opheltes'i boğmuş.
manların birine konu olmuştur. Öykü şudur: Lykurgos'la kansı Hypsipyle'ye ölüm cezası
Hypsikreon adlı bir Miletos'lu Promedon adlı vermek istemişler, ama Yedilerden Amphia-
bir Naksos'luyu evine konuk edermiş. raos araya girmiş ve Hypsipyle'nin Lemnos'a
Hypsikreon'un karısı Neaira da adalı konuk­ dönmesini sağlamış.
larına tutkunmuş, ama kocası evde olduğu
nus, Yunan tanrılarının Latin dünyasına etki­
I lerinden sonra da Roma'nm başlıca tanrısı
olarak kalmış ve bir yerde İuppiter'den daha
önemli sayılmıştır. Roma şehrinin kuruluşun­
İakkhos. İakkhos, Eleusis myster'lerinde rol da büyük bir rol oynar.
oynayan bir tanrıdır. Başında mersin dalların­ Bazı efsane yazarlarına göre, İanus İtalya'
dan bir çelenk, elinde bir meşale ile kutsal nın yerlisidir, bazılarına göre de İtalya'ya T e -
erenler alayını yöneten genç bir adam olarak salya'dan göçmüş ve Roma'nın yedi tepesin­
gösterilir. Adı Bakkhos'un adı gibi gizli tören­ den birinde İaniculum diye kendi adını taşı­
lerde atılan "İakkhe" çığlıklarından türemiş yan bir şehir kurmuştur. Tiber ırmağına adını
olabilir. Dionysos'la yakından ilişkisi vardır. veren de oğlu Tiber'dir. İuppiter Saturnus'u
Öyle ki İakkhos, Anadolu'dan gelme tanrı Di- kovup da bu tanrı Latium'a sığınınca,, onu kar­
onysos'un Yunanistan'da ve özellikle Eleu- şılayan ve konuklayan İanus'tur (Saturnus).
sis'te yaratılmış bir tıpkısı sayılabilir. Kaynağı İanus'un krallığı İtalya'nın altın çağına rast­
üstüne söylentilerin çeşitliliği bu tanrının ken­ lar. İanus zamanında insanlar hep iyi ve na­
dine özgü bir kişiliği olmadığını gösterir. muslu imiş, tam bir barış ve uyum içinde ya­
Kimi efsanelere göre İakkhos, tanrıça D e - şarlar ve toprak da onlara her şeyi kendiliğin­
meter'in oğlu, ya da kocasıdır. Kimine göre den bagışlarmış. İanus uygarlık yollarının
de Demeter'in değil de, onun kızı Perse- hepsini açmış onlara: Gemiler yapmasını,
phone'nin oğludur. Zeus'la Persephone'nin para basmasını öğretmiş. Şehirler kurdurup
birleşmesinden doğmuştur ve Zagreus'tur, toprağı işlemeyi, yasalar çıkarmayı hep ta-
Zagreus'un başka bir adla anılmasıdır (Zagre- nus'a borçluymuşlar. Saturnus, kendisini ko-
usj. nuklayan İanus'a geçmiş ve geleceği görme
Bambaşka bir efsane onun kaynağını yetisini bağışladığı içindir ki, İanus tanrıyı Ro-
Phrygia'da gösterir: Tanrı Dionysos Phrygia ma'lılar iki çehreli olarak canlandırırlar. Ro-
nympha'sı Aura ile birleşmiş, Aura'nm tanrı­ ma'nın altın paraları üstünde tanrının, biri
dan ikiz çocukları olmuş, biri de İakkhos' sağa, biri sola bakan iki çehreli bir profili gö­
muş, ama Aura günün birinde çıldırmış ve rünürdü. İanus her başlangıcın tanrısı sayılır­
ikizlerinin birini parçalayıp yemiş, o sırada dı, yılın ilk ayına onun adı verilmiş ve İanua-
Zeus'un sevdiği başka bir Nympha İakkhos'u rius denmişti. Kapıları bekleyen tanrı sayılır,
kaçırmış ve Eleusis'teki Bakkha'lara götürüp çünkü kapılar da kendisi gibi iki yana bakar­
bırakmış. Aura da kendini Sangarios (Sakar­ lar.
ya) ırmağına atmış, sonra da bir pınar olarak Roma'nın koruyucu ve kurtarıcısı olarak İa-
gene yeryüzüne çıkmış. Bu motif için bkz. nus üstüne şu efsane de anlatılır: Romulus'un
Agdistis ve Attis efsaneleri. yönetimindeki Roma'lılar şehri kurduktan
sonra Sabin'lerin karılarını kaçırıp kendileri­
İalmenos. Ares'in oğlu. İlyada'da adı geçer ne eş ettikleri zaman, Sabin kralı Titus Tatius
(Askalaphos). bir gece yeni kurulan kente saldırmış, Capito-
lium tepesinin bekçisi Tarpeia da kaleyi Sa-
İambe. Kır tanrısı Pan'la su perisi Ekho'nun
bin'lere teslim etmek üzereymiş ki, İanus tan­
kızı sayılan İambe, Eleusis kralı Keleos'un
rı bir sıcak su kaynağı fışkırtmış, böylece düş­
evinde hizmet ediyormuş ki, kızı Persepho-
manı korkutarak püskürtmüş. Bu mucizeyi
ne'yi aramaya çıkan Demeter oraya uğramış.
anmak için Roma'lılar ondan sonra Forum'
Üzüntüden yüzü gülmeyen tanrıçayı İambe
da yaptıkları İanus tapınağının kapısını savaş
yaptı§ı şakalarla güldürmeyi başarmış. İlkin
sırasında hep açık tutar, tanrının şehri düş­
Yunan taşlamalarının, sonra da tragedya ve
mandan korumasını sağlarmış. İanus kapıları
komedyalarda konuşma vezni olan "iambos"
ancak barış zamanında kapanırmış. İanus ka­
veznine adını veren bu İambe imiş.
pısı imparator Augustus'tan önce ancak bir
İanus. Roma'ya özgü bir tanrı. Efsaneleri kez ( İ . Ö. 237'de), Augustus çağında ise üç
kez kapatılmış.
hep Roma dini ve uygarlığıyla ilişkili olan İa-
tanus su perisi İutuma ile evlenmiş ve on­ dogmadır (Tab. 22). Amcası Pelias'la babası
dan Fons, ya da Fontus adlı pınar tanrı ol­ arasında tahta kimin çıkacağı kavgasında İa-
muş (luturna). son'un İolkos sarayından uzaklaştırıldığı ve
ormanlarda at adam Kheiron tarafından ye­
İapetos. Uranos'la Gaia'nın oğlu Titan İa-
tiştirildiği anlatılır. Yetişkin çağa gelince la-
petos, her biri belalı bir efsanenin kahramanı
son şehre döner. Kılığı Pelias'la arasının açıl­
oğullar meydana getirmiştir (Tab. 3). Hesio-
masına ve sürülmesine yol açar (Pelias). E f -
dos bu Titan'm dölünü şöyle tanımlar (The-
saneye göre Pelias'a bir tanrı sözcüsü tek
og. 507 vd.):
ayakkabılı adamdan korkmasını söylemişmiş,
iapetos aldı Klymene'yi, tanrı Poseidon'a kurban kestiği ve kalabalık
güzel topuklu Okeanos kızını, bir tören kutladığı bir gün lason sırtında bir
girdi gerdeğe ve bir oğlu oldu: pars postu ve her bir elinde bir kargı ile çıka-
Azgın yürekli Atlas tanrı. gelmiş, üstelik Pelion dağının eteklerinde bir
Sonra getirdi dünyaya Menoitios'u,
dereyi geçerken sandallarından birini yitir-
o kendini çok beğenen tanrıyı;
ve kıvrak, cin fikirli Prometheus'u, mişmiş, onu böyle görünce Pelias şaşakal­
sonra da yarım akıllı Epimetheus'u, mış, tanrı sözünü ansımış, üstelik de İason
o ki bela oldu ekmek yiyenlere babasının tahtını isteyince, onu ne pahasına
Zeus'un yoğurduğu bakireyi evine alarak. olursa olsun uzaklaştırmak gerektiği kanımı-
Başka kaynaklara göre İapetos Klymene ile na varmış. Bir anlatıma göre, Pelias İason'a
değil de Asia ile evlenir (Asla). Öbür Titan'Iar tahtı vermem dememiş de yalnız şöyle bir so­
gibi İapetos da Zeus'un eliyle Tartaros'a atı­ ru sormuş: Bir kral kendine kumpas kuran
lıp yeraltına kapatılır. bir uyruğuna ne yapmalı? İason da, onu
uzaklara sürmeli cevabını vermiş de onun
İasion. Zeus'la Elektra'nın oğlu, Harmonia üzerine Pelias İason'a Kolkhis'ten altın postu
ve Dardanos'un kardeşi (Tab. 7). Dardanos gidip almasını buyurmuş. Her neyse, İason
gibi Samothrake'de oturur, bazı kaynaklarda bu serüvene hayır dememiş ve Yunanistan'ın
Giritli olduğu söylenir. Efsanesinin en çarpıcı en seçkin yiğitlerini bir araya getirerek Argo
yanı Demeter'le olan aşkıdır. Tanrıçanın ona gemisini yaptırmış ve ünlü Karadeniz seferi­
gönül verip vermediği konusunda efsaneler­ ne çıkmış. Bu noktadan sonra İason'un kade­
de ayrılık varsa da, Demeter'le birleştiği ve ri Argonaut'ların kaderiyle birleşir (Argona-
aşklarından Plutos'un doğduğunda kaynaklar ut'lar). Yunanistan'a dönüşünde Medeia'nın
birleşir. Odysseia'da Kalypso tanrıçaların büyülerine kurban gider. Karadenizli büyücü­
ölümlülerle olan aşklarından dem vururken den kurtulduktan sonra İason İolkos'a döner,
şöyle der (Od. V, 125 vd.): kendi ya da oğullarından biri bu şehirde kral-
Güzel örgülü Demeter de gönül vermişti l ı ğ ı ele geçirir (Medeia).
İasion 'a
sarmaş dolaş olmuştu ikisi sevgiyle,
yatmışlardı üç kez sürülmüş bir tarlada, İda. (1) Girit kralı Melisseus'un kızı. Rheia
ama Zeus o saat aidiydi bu haberi, yeni doğurduğu Zeus'u Kronos'tan kaçırıp
erkeği tepelediydi göz kamaştırıcı kundakta bebek olarak Girit'e götürünce, İda
yıldırımla. kendi adını taşıyan dağda onu kız kardeşi Ad-
Diodoros'a göre İasion Samothrake adası­ rasteia ile birlikte büyütür, besler (Zeus,
nın gizemlerine ermişti, kardeşi Harmoni- Amaltheia).
a'nın Kadmos'la düğünü sırasında Demeter'e
(2) Korybas'ın kızı, Girit kralı Lykastos'la
rastlamış ve tanrıça ona gönlüyle birlikte buğ­
evlenir ve Minos adlı bir oğlu olur.
day tanelerini de armağan etmiş. Sonra da
İasion Kybele ile sevişmiş ve Korybas diye bir (3) Çanakkale bölgesindeki Kazdağı'nın es­
oğulları olmuş. Korybas Korybant'lara adını ki adı.
vermiş (Korybanl lar).
İdaia. İda'lı anlamına gelen bu ad Troya böl­
tason. Argonautlar seferinin kahramanı İ a - gesindeki İ d a dağı i l e i l i ş k i s i olan i k i efsanelik
son, Kretheus'la Tyro'nun oğlu Aison'dan kadının adıdır:
(1) Skamandros ırmağının tanrısıyla birleşip babası ise, Melampus'un oğlu Abas'tır. Adı
Teuker adlı bir oğul doğuran bir Nympha "gören" anlamına gelen İdmon Argona-
(Teuker). ut'ların yolculuğunu öngörü gücüyle düzenle­
(2) Dardanos'un bir kızı. Trakya kralı Phi- dikten sonra bir anlatıma göre de Mari-
neus'la evlenir. Bir efsaneye göre Phineus'un andyn'ler ülkesindeki duraklarında bir ava ka­
başına bela getiren odur (Phineus). tılarak bir yaban domuzu tarafından öldürül­
müştür (Argonaut'lar).
İdaios. Girit ya da Troas'taki İda dağı ile iliş­
kili birkaç kişinin adi: İdomeneus. Deukalion'un oğlu ve M i -
(1) Priamos'un bir oğlu. nos'un torunu, Troya savaşına katılan Girit
(2) Paris'le Helena'dan dogma bir oğul. kralı. İdomeneus'un Molos diye bir üvey kar­
(3) Priamos'un arabacısı. deşi var, onun oğlu Meriones Troya savaşın­
(4) Dares'in oğlu, Troya'lı savaşçı. da İdomeneus'un hem seyisi, hem de en ya­
(5) Korybant'lardan biri. kın savaş arkadaşıdır.
(6) Dardanos efsanesinin bir anlatımına Homeros'un parlak sıfatlarla nitelendirdiği
göre, Dardanos'un İdaios'la Dimas adlı iki (tanrı gibi, alev gibi saldıran denir İdomene-
oğlu olmuş. İdaios Troya'nın güneyindeki da­ us'a) bu yiğit İlyada'da "saçlarına kır düşmüş"
ğın eteğine yerleşmiş ve tda adını dağa ver­ yaşlıca bir adam olarak gösterilir. Ama kah­
miştir. Troya bölgesine Ana Tanrıça Kybe- ramanlıkları destanda büyük bir yer tutar.
le'nin kültünü getiren de oymuş. Destan bölümleri boyunca İdomeneus en
İdas. Homeros İdas (destanda adı İdes ola­ seçkin Troya yigitleriyle savaşıp, çoğunu alt
rak geçer) üstüne şöyle der ( İ l . I X , 557): eder, Deiphobos'a, Aineias'a, giderek Hek-
tor'a bile karşı çıkar ve çok adam öldürür, öl-
İdes bir zamanlar en güçlüsüydü dünyadaki düremediklerini de yaralar. Bütün bu savaşla­
yiğitlerin,
rında Meriones her zaman yanıbaşındadır ve
ince bilekli gelin Marpessa uğruna o
Phoibos Apollon'a bile kaldırmıştı yayını. onu destekler.

İdas, birçok efsanelerde adı geçen bir kişi­ İlyada'da anlatılan olaylardan sonra, İdo-
dir: Kardeşi Lynkeus'la birlikte Kalydon avı­ meneus'un şehri almak için yapılan tahta at­
na ve Argonaut'lar seferine katılır, Anado­ ta bulunan yiğitlerden biri olduğu ve Akhille-
lu'da Mysia'yı ele geçirecekken Telephos us'un ölü törenlerindeki yumruk yarışında bi­
ona engel olur. Tanrı Apollon ve Dios- rinci geldiği anlatılır.
kur'lara karşı savaşı, efsanesinin en göze çar­ Kaç yoldaşı uarsa savaştan kurtulan
par yanıdır: İdas, Euenos'un kızı Marpessa'ya hepsini Girit'e götürebilmiş İdomeneus,
âşık olur ve onu babasından kaçırır. Evlenir­ deniz yutmamış onların hiçbirini.
ler, ama tanrı Apollon da kadına tutkundur,
Başka efsane yazarları İdomeneus'un dö­
onu İdas'ın elinden almak ister, Apollon'la
nüş serüvenini bambaşka biçimde anlatırlar:
İdas birbirlerine girerler. Zeus çare olarak şu­
Girit'e varmadan donanması büyük bir fırtı­
nu buyurur: Marpessa ikisi arasından seçsin.
naya tutulmuş, İdomeneus da sag salim yur­
Kadın kocasını seçer.
da varırsa ilk karşısına çıkacak olan insanı
İdas bir sürünün paylaşılması konusunda Poseidon'a kurban etmeyi adamış. Karşısına
Dioskur'larla kavgaya tutuşur: İdas bir hileyle i l k çıkan kendi oğlu (ya da kızı) olmuş, İdome-
bütün sürüyü ele geçirdiğinden Kastor'la neus sözünü tutmuş, kanını akıtmış, ama bir
Polydeukes ona ve Lynkeus'a saldırırlar. Çar­ süre sonra Girit adasında çıkan bir salgının
pışma sırasında Kastor öldürülür, Zeus da nedeni bu suçta aranmış ve İdomeneus yur­
Polydeukes'i kurtarmak için araya girmek zo­ dundan sürülmüş. Gitmiş güney İtalya'ya yer­
runda kalıp İdas'ı şimşeğiyle çarpar (Lynke- leşmiş.
us, Marpessa, Dioskur'lar).
İdomeneus üzerine şu masal da anlatılır:
İdmon. Argonaut'lar seferine katılan bilici. Thetis'Ie Medeia bir güzellik yarışmasına gi­
Aslında Apollon tanrının oğlu sayılır, ölümlü rişmişler, İdomeneus'u da yargıç olarak al-
mışlar, Idomeneus ödülü Thetis'e vermiş, mesini ileri sürerler. İkarios'un adı ancak Pe-
Medeia buna çok kızarak bütün Girit'lilerin nelopeia'nın babası olarak geçer (Penelo-
yalancı olduğu söylentisini yaymış. Ayrıca peia).
İdomeneus'la dölüne lanet okuyarak bir daha
İkaros. Girit'li mimar Daidalos'un oğlu ika-
sözlerine güvenilmemesini sağlamış. Bu ma­
ros dünyada ilk uçan adam olarak ün bırak­
sal "Girit'lilerin hepsi yalancıdır" atasözünün
mıştır. Baba-ogul kral Minos'un emriyle
kaynağında olsa gerek.
Labyrinthos'a kapatılınca, Daidalos oradan
İdyia. Okenos kızlarından biri olan Idyia, çıkmak ve kaçıp kurtulmak çarelerini aramış.
Kolkhis kralı Aietes'le evlenip Medeia'yı do­ Uzun uzun çalıştıktan sonra kendisi ve oğlu
ğurmuş. Bazı efsanelerde Aietes'in ikinci ka­ için birer çift kanat yapmış ve onları balmu­
rısı, bazılarında birinci karısı olarak gösterilir muyla omuzlarına yapıştırmış. Uçmadan ön­
(Aietes). ce de İkaros'a ne çok alçaktan uçmasını, ne
de fazla yükselip güneşin ışınlarına yakın gel­
İkadios. Tanrı Apollon'la Lykia adlı mesini salık vermiş. Ne var ki havalandıktan
Nympha'nın oğlu. Anadolu'nun Akdeniz kıyı­ sonra İkaros babasının bu sözünü unutmuş,
larında doğmuş ve doğduğu bölgeye anasının başarısından dolayı gurura kapılmış, ya da
adını vererek Lykia demiş, ayrıca orada Pata- hava sarhoşluğuna tutularak yükseldikçe yük­
ra şehrini kurmuş. Apollon'a adanmış bu şe­ selmiş, güneşin ışınlarına aldırmamış, giderek
hirde yaptırdığı tapmağı bir bilicilik merkezi doğayı yenmek, özgürlüğe kavuşmak sevin­
haline getiren de İkadios'muş. Efsanesi Apol- ciyle Helios'u hor görme suçunu da işlemiş.
lon kültünün Anadolu'lu kaynağını belirtmek Güneş tanrı onun kanatlarını tutan balmumu-
bakımından ilginçtir: İkadios Lykia'da kalma­ nu eritmiş, İkaros da tepetaklak denize düş­
yıp İtalya'ya gidecek olmuş, ama yolda bir f ı r - müş ve boğulmuş. Ege'de Sisam adasının
tınaya tutulan gemisi batmış, kendisini bir yu­ çevresindeki denize İkaros denizi denmiştir
nus balığı kurtarmış da, Parnassos dağının bundan böyle.
eteklerine kadar götürmüş, İkadios orada yu­ İkaros'un eşsiz serüveni her çağda sanatçı­
nus balığını anarak şehre Delphoi (delphis ları esinlemiş, bunların arasında en etkili, il­
yunus demek) adını koymuş (Apollon). ginç eseri yaratan ortaçağ ressamı Brueghel
tkarios. (1) Kral Pandion zamanında Yuna­ olmuştur (Daidalos).
nistan'a üzüm bağını tanıtmış olmakla ün sa­ İksion. İksion cehennemde sonsuzca cezaya
lan Atina'lı kişi, Erigone'nin babası (Erigone). çarpılan büyük suçlulardan biridir. Tesalya'da
(2) Tyndareos'un kardeşi ve özellikle Pene- Lapith'lerin kralı iken, Deioneus'un kızı
lope'nin babası olarak tanınan efsanelik kişi. Dia'ya talip olmuş ve babasına birçok arma­
İkarios, kızı Penelopeia'yı tertiplediği araba ğanlar vermeye ant içmiş, ama evlendikten
yarışında birinci gelene vereceğini söylemiş, sonra sözünü tutmadığı gibi kaynatasını kor
zaferi Odysseus kazanınca ona vermiş. Başka haline gelmiş kömürlerle dolu bir kuyuya atıp
bir anlatıma göre, Odysseus Tyndareos'a H e - öldürmüş. Böylece yemin bozma suçuna bir
lene'nin talipleri arasında seçmek için bir yol de ailesinden bir kişiyi öldürme suçu katılın­
gösterince, Tyndareos ona ödül olarak Pene- ca, kimse İksion'u bu günahlarından arındır­
lopeia'yı verdirmiş İkarios'a. K ı z ı Odysseus'la mak için gereken töreleri yapmaya yanaşma­
evlenince, İkarios çiftin kendisiyle kalmasını mış. Bir gün Zeus ona acımış, tutulduğu çıl­
istemiş, Odysseus da hayır dememek için gınlıktan İksion'u kurtarmış, ne var ki İksion
seçme hakkını Penelopeia'ya vermiş. K ı z d a tanrıya karşı da olağanüstü bir nankörlük
başını örtüp kızarmış, İkarios böylece Ody- göstermiş: Hera'ya vurulup tanrıçayı kirlet­
sseus'la birlikte İthake'ye gitmek istediğini meye uğraşmış, derken Zeus (ya da Hera'nın
anlamış. Odysseia'da taliplerle Telemakhos kendisi) tanrıçaya benzeyen bir görüntü yap­
arasındaki tartışmalarda, talipler Penelopeia' mış, İksion da onu Hera sanarak onunla bir
nın babası Ikarios'un yanına geri gönderilme­ leşmiş. Bu birleşmeden at adam Kentauroi
sini ve Ikarios'un kendine yeni bir damat seç- doğmuş . Bir anlatıma göre bir at adam değil
de, ne kadar at adam varsa hepsi İksion'dan pınağını kurmaktadır ki, gökten düşen Palla-
dogmaymış. Ama Zeus bu korkunç günahı dion yapının açık çatısından içeri girip yerini
cezasız bırakmamış, İksion'u cayır cayır ya­ alır. Daha başka bir efsane de İlos'un bir yan­
nıp alevler saçan bir tekerleğe bağlamış, gın sırasında Palladion'u alıp kurtardığını,
onun sonsuzluğa dek dönüp yanmasını sağla­ ama tanrıçanın yüzünü gördüğü için de kör
mış. Tanrı İksion'a ayrıca ambrosia yani olduğunu anlatır. Athena yakarmalarına yu­
ölümsüzlük şarabı içirdigi içindir ki, İksion'un muşamış da İlos'un gözlerini sonradan açmış.
cezasından ölüm yoluyla kurtulması da ola­ Bir efsaneye göre İlos, oğlu Ganymedes'in
naksızdır. İksion, Theseus'un arkadaşı Peiri- Olympos'a kaçırılmasından sorumlu olan
thoos'un babasıdır. Tantalos'la Pelops'u Anadolu'dan kovmuş
(Tantalos).
İlia. Roma'nın kurucuları Romulus'la Re-
mus'un anaları Rea SiMa'nın başka bir adı İlyada. Homeros'un İlias, ya da İlyada adlı
(Rea). büyük destanı İlyon yani Troya destanı adını
taşıdığı halde, Troya savaşı efsanesinin an­
İlos. Troya kral soyunda bu ada iki kez rast­ cak kısa bir bölümünü yansıtır: Akhilleus'un
lanmaktadır: Birinci İlos, Dardanos'un üç ço­ orduların yöneticisi Agamemnon'a karşı ö f -
cuğundan biridir, ama döl bırakmadan ölür. kesi ve savaştan çekilmesiyle başlar, Akhille-
İkincisi, Tros'la Kallirhoe'nin oğlu, İlyon yani us'un savaşa dönmesi, Hektor'u öldürüp Tro-
Troya şehrinin kurucusu ve Priamos'un dede- ya şehrinin çevresinde sürüklemesi, sonra da
sidir (Tab. 16 ve 17). îlos'un Laomedon adlı ölüsünü babası Priamos'a geri vermesiyle bi­
oğlundan başka Themisthe adında bir de kızı ter. Yirmi dört bölümlü ve 16.000'den fazla
olur, bu kız kendi amca oğlu Kapys'le evlenip dizeli bu destanın bir özetini bölümlere ayıra­
Ankhises'i doğurur, böylece İlos Troya kral rak başlıklarıyla birlikte burada vermeyi fay­
soyunun hem Hektor kolu, hem de Aineias dalı buluyoruz. Destanın 24 bölümü el yaz­
kolunun atasıdır.
malarında Yunan alfabesinin harfleriyle gös­
İlos'un Troya şehrini kurması şöyle anlatı­ terilmiştir, okuyucuların bu saymaya rastla­
lır: Troas bölgesinden olan İlos günün birinde yabilecekleri düşüncesiyle, bölümlerin Y u -
Phrygia'da ora kralının düzenlediği bir yarış­ nanca sayılarını da parantez içinde gösteri­
maya katılır, birinci gelir ve ödül olarak kız ve yoruz:
erkek elli köle ile yurduna döner, ama kral
ona bir de kara benekli bir inek verir ve bilici­ B Ö L Ü M I. ( A ) Sesleniş - Akhilleus 'un Öfkesi.
lerin sözüne uyarak, ineğin ardından gidip Ozan Musa'lara seslenip konusunu belirtir:
duracağı yerde bir şehir kurmasını bildirir. Akhilleus'un öfkesi, bu yüzden Akha'lar ara­
İnek kuzeye doğru yol alır ve Ate tepesi deni­ sında beliren veba salgını.
len bir tepenin üstünde durur. Zeus tarafın­ Akha'ların Troya ovasındaki gemi ordugâ-
dan atılınca Gaflet tanrıçanın düştüğü tepedir hmdaytz. Tanrı ApoUon'un rahibi Khryses
bu (Ate). İlos orada bir şehir kurup ona adını gelir, Agamemnon'un tutsak olarak alıkoydu­
verir. Sonradan Troya adını da alacak olan İ l - ğu kızı Khryseis'i geri ister. Agamemnon kızı
yon Skamandros'la Simoeis ırmaklarının ara­ vermediği için tanrı Apollon Akha ordusuna
sındaki ovada olup, daha önce Dardanos'un veba salar. Dokuz gün, dokuz gece ordu has­
İda dağının eteğinde kurduğu Dardania'dan talıktan kırılır. Bilici Kalkhas kızı geri vermeyi
pek uzak değildir. Bir süre sonra İlos tanrı buyurur. Agamemnon kızı vermeye razı olur,
Zeus'tan girişiminin uğurlu olup olmayacağı­ ama onun yerine Akhilleus'un tutsağı Brise-
nı gösteren bir işmar diler, Zeus da gökten is'i alır, ama Akhilleus da barakasına çekilir:
Palladion'u indirir İlyon üzerine. Palladion, Savaşa artık katılmayacaktır. Anası deniz tan­
tanrıça Pallas Athena'nın, sag elinde kargı, rıçası Thetis'ten öcünü almasını ister. Thetis
sol elinde öreke tutan dev boylu heykelidir. Olympos'a çıkıp Zeus'tan yalvarır: Akhilleus
İlos heykelin düştüğü yere Athena tapınağını savaştan ,uzak durdukça Akha'lar zaferi kaza-
kurar. Başka bir efsaneye göre, İlos şehrin ta- namasınlar. Zeus söz verir, Akha'lardan yana
olan karısı tanrıça Hera ile kavga ederler. B Ö L Ü M VI. ( / .) Hektor'la Andrornakhe'nlıı
Hephaistos tanrı onları yatıştırır. Buluşması.
Hektor şehre gelir, anası Hekabe'ye Athe-
BÖLÜMII. ( B ) Agamemnon'un Düşü. Toplan­ na tapınağına sunular koymasını söyler. Bu
tı. Gemilerin Sayımı. arada Diomedes Lykia'lı Glaukos'la çarpışır­
Zeus Agamemnon'a yalancı bir düş gönde­ ken, aralarında konukluk bağları olduğu anla­
rir: Troya'yı alabileceğini bildirir. Agamem- şılır, savaştan vazgeçip silahlarını değiş tokuş
non Akha'lan toplantıya çağırır, onları dene­ ederler. Bellerophontes efsanesinin anlatıl
mek ister: Herkesin dokuz yıllık savaştan bık­ ması. Hektor batı surlarının önünde karısı
tığını, yurtlarına dönmek istediklerini anlar. Andromakhe ile küçük oğlu Astyanaks'a rast­
Thetis olayı. Ordu savaş düzenine girer. lar. Aralarındaki aile sahnesi.
Ozan bir daha Musa'ya seslenir ve Akha or­
dularının, komutanlarının ve şehirlerinin ad­ B Ö L Ü M VII. (H ) Hektor'la Aias Arasındaki
larını, gemilerinin sayısıyla saymaya koyulur. Çarpışma - Ölülerin Kaldırılması.
Aynı sayım Troya'lılar için de yapılır. Troya Hektor, Akha'ların en seçkin yiğitlerinden
ordusu da safa dizilir. biri Telamonoglu Aias'la teke tek savaşır. Ba­
şa baş gelip ayrılırlar. Ölüleri toplamak için
B Ö L Ü M I I I . (r) Antlar. Surların Üstündeki savaşa ara verilir. Akha'ların ordugâhı bir sur
Sahne - Paris'le Menelaos'un Teke Tek Sa­ ve bir hendekle çevirmeleri. Olympos'ta tan­
vaşı. rılar arasındaki tartışma.
İki ordu karşı karşıyadır: Paris Menelaos'la
teke tek savaşa girişmeyi teklif eder. Savaşı B Ö L Ü M V I I I . (e) Zeus'un 1da Dağından Savası
kazanan, Helena'yı alacaktır. Teklif kabul Yönetmesi.
edilir, Priamos'u çağırmaya giderler. Zeus Troya savaşının yönetimini ele alır,
Sahne değişir: Priamos'la ihtiyarlar heyeti bunun için de gelir, 1 d a dağının doruğun.*
surların üstünde dizilip teke tek savaşı gözet­ yerleşir. Üstünlük Troyalılardadır, Akha'İBl
lerler. Helene gelir, onlara Akha yiğitlerini hendeğe kadar çekilirler.
tanıtır. Teke tek savaş başlar, Menelaos Pa­ B Ö L Ü M K. (\) Akhilleus'a Gönderilen Elçtlm
ris'i alt etmek üzereyken tanrıça Aphrodite - Yiğidin Barakasındakî Tartışma.
araya girip Paris'i kaçırır, Helene'yi de koca­ Akha'lar toplantısında Akhilleus'un savaşa
sının yanına götürür. Helene'nin Aphrodi- dönmesini sağlamak için ona elçiler gönder­
te'ye, sonra da kocasına çıkışması. me kararı verilir. Aias'la Odysseus elçi seçilir­
ler. Akhilleus onları iyi karşılar, ağırlar, ama
B Ö L Ü M IV. (A ) Yeminlerin Bozulması - Aga-
savaşa dönmeme kararını bildirir. Lalası P h o -
memnon'un Orduları Teftişi.
iniks'in bütün yakarmaları boşa gider. Haberi
Olympos'ta: Zeus, Hera ve Athena arasın­
alınca Akha'lar arasındaki üzüntü.
da çatışma. Hera, Lykia'lı Pandaros'un sa­
vaşmama andını bozmasını sağlar. Menela- B Ö L Ü M X . ( K ) Odysseus7a Diomedes'in Keş­
os'un yaralanması. Gene silaha sarılan ordu­ fe Çıkmaları - Dolon.
yu Agamemnon gözden geçirir. Savaş baş­ Gece toplanan kurultay: Akha'ların en yaşlı
lar: Akha yiğitlerinden Antilokhos, Aias ve önderi Nestor Troya'lılar kampına gözcü
Odysseus birçok Troya'lıyı öldürürler. gönderilmesini salık verir. Odysseus'la Dio-
medes görevlendirilirler. Yolda Troya'lıların
B Ö L Ü M V . ( E ) Diomedes'in Kahramanlıkları.
gözcüsü Dolon'a rastlarlar, ağzından birçok
Bütün bölüm Akha yiğidi Diomedes'in kah­
bilgi aldıktan sonra onu öldürüp dönerler.
ramanlıklarına ayrılmıştır: Korkunç bir boğuş­
Trakya'lıların cins atlarını kaçırırlar.
ma başlar, tanrılardan Ares, Athena ve Aph-
rodite de savaşa karışırlar. Aineias'la Diome- B Ö L Ü M X I . (A) Agamemnon'un Kahramanlık­
des arasındaki savaş. Aphrodite'nin araya gi­ ları.
rip yaralanması, Diomedes savaş tanrı Ares'i Destanın yirmi altıncı gününde üçüncü bü
yaralar. yük çatışma. Hektor'la Agamemnon'un kar-
şılaşması, Agamemnon, Diomedes ve daha ama Hektor ölüyü silahlarından soymayı ba­
birçok Akha yiğidinin yaralanması. Akha'lar- şarır. Akhilleus'un ölümsüz atlarının ağlama­
da telaş. Nestor, AkhiUeus'un arkadaşı Pat- sı. Zeus Troya'lılara zaferi müjdeler. Akha'
roklos'a dert yanar. ların bozgunu. Patroklos'un ölüsü alınır ve
kara haber Akhilleus'a götürülür.
B Ö L Ü M X I I . (M ) Duvar Dibindeki Savaş.
Troya'lılar duvara saldırır. Kıyasıya çarpış­ B Ö L Ü M X V I I I . (X ) Akhilleus'a Yeni Silahlar
m a . Lykia'lıların duvarda delik açmaları. Kor­ Yapılması.
kunç boğuşma. Akha'ların gemilere doğru AkhiUeus'un korkunç yası. Deniz tanrıçası
kaçışması. Thetis'i çağırıp yeni silahlar istemesi. T h e -
tis'in demirci tanrı Hephaistos'a başvurması.
B Ö L Ü M X I I I . ( N ) Gemilerin Önündeki Savaş.
Silahlar destanı.
Akha'lardan yana olan tanrı Poseidon sa­
vaşı Semendirek adasından gözler. İ k i Aias'ı B Ö L Ü M XIX. ( T ) Akhilleus'la Agamemnon
Troya saldırısına karşı koymaya kışkırtır. Her Arasındaki Barışma.
iki tarafta da yararlık gösterenler olur, ama Thetis silahlan oğluna götürür. Akha'ların
Troya'lılar gemilere kadar sokulurlar. toplantısında Akhilleus'la Agamemnon barı­
şırlar. Ordular silah kuşanır. Savaş hazırlıkla­
B Ö L Ü M X I V . ( 3 ) Zeus'un Aldatılması...
rı. Akhilleus için kara belirtiler: Hektor'u öl­
Akha'larda şaşkınlık. Hera, Zeus'u baştan
dürdükten sonra kendi ölümü de yakındır.
çıkarmak için bir düzen kurar. Tanrıça Aph-
rodite'den cinsel istek uyandıran memeligini B Ö L Ü M X X . (Y ) Tanrıların Savaşa Karışması.
alır, süslenir püslenir ve 1da dağında Zeus'u Olympos'ta tanrılar toplantısı: Zeus izin ve­
bulup onunla sevişmesini başarır. Tanrı seviş­ rir, her tanrı istediği gibi yardım edebilecek­
meden sonra uykuya dalar, o sırada Posei- tir savaşa. Tanrılar iki cepheye ayrılır: Hera,
don Akha'ların yardımına koşar. Athena, Poseidon, Hermes, Hephaistos A-
B Ö L Ü M X V . ( o ) Duvara İkinci Saldırış. kha'lardan yana, Ares, Apollon, Art emiş, Le-
Zeus uyanır, Hera