You are on page 1of 151

X

ARBA YAYINLARI :73


Tarih/Anı Dizisi :28

BOZKURT
KEMAL ATATÜRK'ÜN
Birinci Baskı: İstanbul, Ağustos, 1996
Altıncı Baskı: İstanbul, Mayıs 1998
YAŞAMI

H.C. ARMSTRONG
Ayyıldız Matbaacılık Ltd. Şti. (0212) 482 15 06
Emil Lengyel'in Sunuşu ile

Çev. Gül ÇAĞALI GÜVEN

ISBN 975-391-034-7 .
ARBA Araştırma Basım Yay. Tic. Mühürdar Cad. Akmar
Pasajı No: 70/29 B Kadıköy-İstanbul Tel: (0216) 349 23 28
TURKEY adlı kitabın yazarı olan Emil Lengyel, en yenisi
THE CHANGING MIDDLE EAST (Değişen Ortadoğu) olmak
Burada kişisel bilgilerini hizmetime sunmak-
üzere Ortadoğu hakkında pek çok yapıta imzasını atmıştır. Uzun tan kaçınmayan, ancak, isimlerini veremeyeceğim
yıllar "The New York Times" gazetesinde muhabirlik yapmıştır. kadar çok sayıdaki dostlarıma ve tanıdıklarıma ol-
Şu anda (1961) Fairlaigh Dickinson Üniversitesi Tarih duğu kadar;
kürsüsünde öğretim üyesidir.
The Times
The Royal Institute of International Affairs
(Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü)
The Oriental School of Languages (Doğu
Dilleri Okulu)
The Royal Central Asian Society (Kraliyet Or-
ta Asya Cemiyeti)'ne
verdikleri çok sayıdaki malzeme ve
gösterdikleri sonsuz iyi niyetten ötürü
teşekkür borçluyum.

H. C. A.
Bu kitabın çevirisi 3. Binyıl'ın şafağında, Bilgiye Erişme
Hakkı ve Özgürlüğüne adanmıştır.

YAZARIN NOTU

Bana BOZKURT'ta yer alan diyalogların gerçek mi, yoksa Sarışın bir kurda benziyordu.
hayal ürünü mü olduğu sorusu defalarca soruldu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
BOZKURT'taki tüm alıntılar ve diyalogların -kanıtların çok Yürüdü uçurumun başına kadar,
kesin olmadığı ve fazla önem taşımayan iki istisna dışında- her bi-
ri ya Mustafa Kemal'in kendi ifadesinden ya da doğruluk ve eğildi, durdu.
değerlerinin titizlikle sınanıp dikkatle tartıldığı belgesel ya da Bıraksalar
sözel kaynaklardan elde edilmiştir.
ince, uzun bacaklarının üstünde yaylanarak
Doğaldır ki, tüm çevirilerde olduğu gibi, sözcüklerin seçi-
minde bir parça serbestiye başvurulması olağan sayılmalıdır. ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak *
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı.
*

VI
Nazım Hikmet
Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan.

ÇEVİRENİN ÖNSÖZÜ

Bozkurt, daha Mustafa Kemal'in sağlığında yayınlanan ilk


Atatürk biyografisidir. 1932'de yayınlandığında bütün dünyada
olduğu gibi Türkiye'de de büyük yankılar uyandırmış, İsmet
İnönü başkanlığındaki bakanlar kurulu kararıyla yurda girişi
yasaklanmıştı. Menderes hükümeti döneminde Atatürk Aleyhine
İşlenen Suçlar Hakkında Kanun'un çıkarılmasından sonra (1951)

Vll
bu yasak adeta katmerlendi. Bu yüzden olsa gerek, aradan geçen herhangi mühim bir hadise zuhur etti mi, onun içkisini de,
bunca zamana karşın Türkçeye çevrilmesi mümkün olmadı. eğlencesini de bir tarafa bırakıp pençesini hadiselerin üzerine
atarak arslan gibi kükrediğini de belirtip yazmayı ihmal
Bütün bunlar kitabın ilgi odağı olmasını önleyemedi; etmiyordu. Atatürk kitabı sonuna kadar dinledikten sonra;
İngilizce bilip de bir şekilde Bozkurt'a ulaşmayı başaranlar kitabı
okudular. Aralarından bazıları Atatürk aleyhinde kulaktan kulağa 'Bunun ithalini menetmekle hükümet hataya düşmüş.
yaygınlaştırmaya çalıştıkları propagandalarına onu basamak Adamcağız yaptığımız sefahati eksik yazmış, bu eksiklerini ben
yaptılar. Böylece geçen yıllar içinde kitabın çevresindeki sır ikmal edeyim de kitaba müsaade edilsin ve memlekette okunsun!'
halesi genişledi, genişledi ve bugünkü boyutlarına vardı. diye latife etmişlerdi." (2)
Çeviri faaliyetini bir sanat olmaktan öte, bir misyon olarak
değerlendirdiğimden, Türkiye'nin hâlâ ilgi odağı olmayı Yalnızca bu sözler bile Bozkurt'un çevirisini haklı kılmaya
sürdüren ölümsüz lideri hakkındaki bir biyografinin, toplumun yeter. Dahası, Mustafa Kemal'in sözünü tutup, kitaba ilişkin kimi
yalnızca ayrıcalıklı kesimine özgü bir oyuncak gibi kalmasının düzeltmeleri yaptığı ve bunların Necmeddin Sadak'ın
haksızlık olacağı inancındaydım. Kimi zaman son derece kaleminden Akşam gazetesinde yayınlandığı (3) gözönüne
tarafgir, öznel değerlendirmeleri barındırsa da, Bozkurt'un alındığında, bu "lâtife"nin adeta "vasiyet" e dönüştüğü
çevresindeki gizem çemberinin kırılmasının Mustafa Kemal söylenebilir. -Elinizdeki kitabın sonunda bu düzeltmeleri
imgesine hiçbir şekilde zarar vermeyeceği gibi, yazarın da teslim bulacaksınız- (4)
ettiği yeteneklerini bir kez daha sergileyeceğine inanıyordum.
Son yıllarda toplumsal dönüşüm eksenin laiklik/şeriatçılık
Bu kitabı yayınlamak konusunda bizi teşvik eden bir başka çatışmasında odaklanması, Milli Mücadele günlerinin ve
etken, Kılıç Ali'nin anılarında Mustafa Kemal'in de bu kitabın Atatürk'ün yeni bir gözle değerlendirilmesi modasını da başlattı.
yayınlanmasında bir sakınca görmediğine ilişkin şu paragraf Özünde olumlu bir gelişmeydi bu. Ancak, söz konusu çatışmanın
oldu: aktörlerinden kimi çevreler, 12 Eylül döneminde doruğuna
ulaşmış içi boş "Atatürkçülük" kampanyası sonucu oluşan
toplumsal bezginliğin beslediği unutkanlıktan yararlanmaya
"Armstrong ismindeki meşhur bir Türk düşmanının yazdığı giriştiler.
kitapta, Atatürk'ün aleyhinde bazı kısımlar vardı ve bunun için de
hükümet tarafından memlekete sokulması menedilmişti. İşte, kitabı yayınlama kararımızdaki bir başka etken de,
Mustafa Kemal Atatürk'ün, sözleri özdeyişleşip kitaplara yazılan,
Atatürk merak etti. Kitabı getirtti. Bir gece sofrada geç vakte heykelleri okul bahçelerini, fotoğrafları resmi dairelerin
kadar tercüme ettirerek okuttu, dinledi. duvarlarını süsleyen siyasal bir kişilik olmaktan öte, etten
Armstrong, Atatürk'ün herkesçe malûm olan içkisinden kemikten yapılmış, zaafları ve hataları da olan bir insan olduğunu
bahsediyor ve bunlara garazkârâne mütalâalarını da ilave anımsatmak. Dokunaklı ağıtlarla çocuk beyinlerine kazınmaya
ediyordu. Fakat bunları sayıp dökerken de, memleketin herhangi çalışılan sahte Atatürk sevgisinin yerini, inanılmaz azmi ve
bir felâketi veyahut memleketini ve milletini alâkadar edecek tartışılmaz cesaretiyle ülkesini içine düştüğü felâketten

VIII IX
kurtarmayı başarmış, günahları ve sevaplarıyla canlı, gerçek bir
Mustafa Kemal Atatürk'e duyulan akılcı bir sevginin alması,
ancak bu şekilde mümkün olabilir. Bozkurt'un bu noktada işlevsel
olacağı, yani ölümünden bu yana içi boşaltılan Atatürk imajının
ete kemiğe bürünmesini sağlayarak, Türkiye'nin önemli
dinamiklerinden birini oluşturan Kemalizm'i tazeleyeceği
inancındayım.
Tam da bu nedenlerden dolayı aslında Bozkurt'un eksiksiz • GİRİŞ
yayınlanmasından yana olmakla birlikte, yazarın Atatürk'ün çok İsa'dan sonra on üçüncü yüzyılda Büyük Kuraklık meydana gel-
özel yaşamına ilişkin, kanıtlanması olanaksız kimi iddialarına yer di. Çin Seddi'nden Orta Asya'ya kadar bütün topraklar susuzluktan
verilmesinin, kitabı çevirmekteki amacıma ters düşeceği kanısına çatlamayıp kavruldu ve bu topraklarda yaşayan kabileler sürüleri için
vardığımdan, yayınevinin bunların çıkarılması yönündeki yeni topraklar aramak üzere yollara düştüler. Bunların arasında, san-
kararını onayladım. Nitekim, Bozkurt'un yayınlandığı günlerde caklarının üzerinde bir Bozkurt başı olan, Süleyman Şah önderliğin-
Sunday Times, "Mr. Armstrong sanki elinde portatif bir mikrofon deki Osmanlı Türkleri de vardı.
olduğu halde, Mustafa Kemal Paşa'yı otel odalarında takip etmiş, Geniş Moğol suratlarındaki çekik gözleri ve hayvanca güçleriy-
hususi mükâlemelerini bile dinlemiştir. Bu kitap müverrihler için le, bu Osmanlı Türkleri zalim ve ilkeldiler. En azından vahşi Orta Asya
mehaz diye kullanılamaz" diye eleştiriyordu. (5) Eksikliği pek bir topraklarının uçsuz bucaksız steplerinde avlanan bozkurtlar kadar
boşluk yaratmasa da, çıkarılarak yerleri boş bırakılan kelimeler - acımasız ve gaddardılar. Gene de, göçebe yaşamlarının sunduğu
toplamı bir paragrafı bulmamakla birlikte- için okuyucudan tehlikeler ve risklere karşı, önderlerine kayıtsız şartsız boyun eğecek
anlayış bekliyorum. kadar disiplinliydiler.
Yüzyıllar boyu Gobi Çölü'ne değin tüm Sungaria (Cungarya,
Zhungaerpendi: Bugünkü Sincan Özerk Bölgesi) ovalarında karakıl
çadırlarını kurdular. Su ve otlakların kıtlığının dayatmasıyle, Süley-
man Şah halkını batıya göç ettirdi. Göç halindeki Tatar kabilelerinin
1 - Kitabın şimdiye kadar yalnızca üçte birinin, kimi bölümleri kuzeyden bastırması sonucu güneye yöneldi ve Ermenistan üzerin-
de den Küçük Asya'ya gelerek Çağdaş Tarih'in kapsamına girdi.
atlanarak yapılan bir çevirisi yayınlanmış durumdadır. Bkz. Bozkurt, Süleyman öldü ve yerine Ertuğrul hükümdar oldu ve onun ardı-
çev. Peyami Safa. İstanbul, 1955. ndan Emir Osman ve Sultan Orhan geldi ve bundan sonra babadan
2 - Kılıç Ali, Atatürk'ün Hususiyetleri. İstanbul, 1955. oğula on sultan kuşağı birbirini izledi. Hemen hepsi gaddar ve kindar,
çoğu da adaletsiz ve vahşi olan bu sultanlar hükümdardılar; halkın
3-Akşam, 7 Aralık 1932. önderleri ve serdarlarıydılar.
4 - Armstrong'dan Bozkurt, Mustafa Kemal ve iftiralara Cevap, Önlerinde can çekişmekte olan imparatorluklar buldular: Yoz-
der. Sadi Borak. İstanbul, 1955. laşmış Selçuklu İmparatorluğu, Bağdad ve Halifelerin yıpranmış
5 -a.g.e., s. 15. Arap İmparatorluğu ile köhnemiş Bizans. Bu imparatorlukları param-
XI
X
parça edip fethettiler. talep etmekteydi.
Süleyman Şah'ın ölümünden sonraki üç yüzyıl içinde, onun Birer akbaba kadar açgözlü olan Hıristiyan Güçler, büyük bir
onuncu halefi olan Kanuni Sultan Süleyman, Adriyatik kıyılarındaki iştahla imparatorluğun sonunu gözlemekteydiler. Birbirlerinden çe-
Arnavutluk'tan İran İmparatorluğu sınırlarına ve Mısır'dan Kafkas- kinerek de olsa, tohumlarını ektikleri akla ziyan Dünya Savaşı felaketi
ya'ya dek uzanan koskoca bir imparatorluğu adalet ve dirayetle öncesinde, her birinin haset dolu gözleri, diğerlerinin üzerindeydi.
yönetmeye başlamıştı bile. Macaristan ve Kırım O'na bağlı prenslik- Bu güçlerden hiçbiri ülkeyi işgale cesaret edemedi. Kızıl Sultan
lerdi. Avrupa hükümdarları getirdikleri değerli armağanlarla huzuru- Abdülhamit Boğaziçi'ndeki sarayından kurnazca bir ulusu diğerine
na çıkarak, aralarındaki anlaşmazlıklar konusunda O’nun hakem- karşı kullanırken, can çekişmekte olan Osmanlı İmparatorluğu da
liğine başvuruyorlardı. Orduları Doğu'ya giden yol üzerinde yer- yaşamını böylece sürdürmekteydi.
leşmişti. Filosu tüm Akdeniz'e egemendi. Kuzey Afrika 1877 'de bütün bunlara bir son vermek kararına varan Rusya, sa-
hükümranlığını tanımıştı. İstanbul O’nundu. Bütün bunlardan sonra vaş ilan etti ve İstanbul'un onbeş kilometre yakınına dek ilerledi.
dünya egemenliğini elde etmek için uğraştı. 15 80'de Viyana kapıları- Disraeli'nin başkanlığındaki Berlin Kongresi'nde tüm Avrupa,
na dayandı ve Hıristiyan alemini kıskıvrak yakalamaya çalıştı. Rusya'dan geri çekilmesini talep etti: Osmanlı İmparatorluğu’nun
Başaramadı ve ölümünden sonra yozlaşma başladı. Halefi Ayyaş toprak bütünlüğü korunmalıydı.
(ikinci) Selim'di. Selim'in bir Ermeni uşağın piçi olduğu ve saltanat Dört yıl sonra Ege Denizi'nin kuzeyindeki Selanik kentinde bir
kanının onunla değiştiği söylenir. Bir istisna dışında, ondan sonra ge- Türk olan Ali Rıza ve karısı Zübeyde'nin Mustafa adını koydukları
len yirmi yedi padişahın her biri bir öncekinden daha da dejenere oğullan dünyaya geldi.
idi. Yönetimi saray haremi, iç oğlanları ve hadım ağaları ele geçirdi.
İyi bir önderden yoksun kalan Türkler, tüm insanlıkla aynı sıraya gir-
di. Yapılarındaki çelik doku yok olmuştu. Enerjilerinden ve canlıl-
ıklarından eser kalmamıştı. Soy ve ahlak açısından çürümüşlerdi.
Egemenlikleri altındaki bağımlı halklar, onlara başkaldırdılar. Yuna-
nistan, Sırbistan ve Bulgaristan birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan
etti.
Muhteşem Süleyman'ın görkemli saltanatından sonraki üç
yüzyıl içinde Osmanlı İmparatorluğu müflis, mefluç ve çürümüş bir
hale gelmişti.
Bu imparatorluğun artık dağıtılması gerektiğine kani olan Hıris-
tiyan güçler, onu baskı altına alıp, cesaret edebildikleri parçalarına el
koymaya başladılar. Kırım'ı ve Kafkasya'yı ele geçiren Rusya,
İstanbul ve Akdeniz'e açılan yolu olan Boğazlar üzerinde hak iddia et-
meye başladı. Fransa, Suriye ve Tunus'a el attı. İngiltere, Mısır ve
Kıbrıs'ı işgal etti. Yeni ve genişlemekte olan Almanya, diğer rakiple-
rini saf dışı eder etmez ülkeyi kendi başına ele geçirme ümidiyle, tüm
Avrupa'ya karşı Sultan'ın , yani II. Abdülhamit’in yanında saf tuttu.
Bu ulusların hepsi Osmanlı'dan özel haklar ve ekonomik ayrıcalıklar

XII XIII
ÖNSÖZ

Emil LENGYEL

Güneşin doğduğu topraklardaki Basra'dan Uzak Batı'da,


Mağrib'deki (Cezayir) Biskra'ya dek tüm topraklar büyük bir dur-
gunluğun pençesinde öylece uzanıyordu. Bugün bu alan Ortadoğu
olarak adlandırılıyor; fakat bir zamanlar adı Osmanlı İmparatorluğu
idi. Halkı çok çeşitli ırklardan -Araplar, Rumlar, Ermeniler, Kartlar
ve Yahudiler- geliyor idiyse de, imparatorluğun egemen sınıfını
Türkler oluşturuyordu. Ataları yüzlerce yıl önce bir öncü grubun karşı
durulmaz enerjisiyle batıya doğru önlerine çıkan her şeyi silip
süpürerek, Orta Asya'nın derinliklerinden çıkıp gelmişlerdi.
Bunlar dünyanın en büyük su yolu olan Boğazlar'ın kıyısına
yerleştiler ve burayı, dünyayı yönetmeye çalışacakları
imparatorluklarının başkenti yaptılar.
Osmanlı Türkleri, Avrupa kıtasının büyük su yolu olan Tuna bo-
yunca batıya doğru coşup taşarak saldırdıklarında, bir afet karşısında
baştan aşağı dehşete kapılmış bir dünya ile karşılaştılar. Buradan
önemli bir stratejik nokta olan Viyana'ya ulaştılar. Bu kent, Akde-
niz'le Baltık Denizi'ni birleştiren kuzey-güney eksenindeki Amber
Yolu’nu doğu-batı ekseninde kesen yol üzerindeydi. Her gittikleri
yerde "Türk" adı nefretle anılıyordu. Artık Batı, dizlerinin üzerine
çökmüş, "Merhametli Tanrım bizi Osmanlı'nın gazabından koru!"
diye yalvarmaya başlamıştı.
Osmanlı İmparatorluğu’nun hükümdarı, Allah'ın yeryüzündeki
gölgesi olan Padişah idi. O aynı zamanda Sultan idi. Son olarak, Pey-
gamber Muhammed'in halefi ve devlet dini olan İslam'ın reisi olarak
XV
Halife unvanını taşıyordu. Böylelikle hem dünyevi hem de ilahi olmayan halkların yaşadığı bölgelere bağımsızlıkları verildi.
güçleri kişiliğinde birleştirmiş durumdaydı. Osmanlı Sevres Antlaşmasıyla Türkler yalnızca Boğazlardan değil, aynı
İmparatorluğu’nun eksenini halkı, ulusu değil, Padişah ile saltanat zamanda Akdeniz ve Ege'den de çıkarılmışlardı. Türklere yalnızca
ailesi oluşturuyordu. Ne ki, milliyetçilik çağının şafağında Osmanlı Anadolu'nun kışın ayazından ve yazın sıcağından kavrulan sarp
İmparatorluğu çağ dışı kaldığından, hanedanlar verimsiz çiçekler dağlık arazisinin küçük bir bölümü bırakılmıştı. Bacakları ve kolları-
üretmeye başladılar. İmparatorluk halkı kendisini kaderciliğe ndan yoksun olarak bu parçalanmış ülke, ne kadar yaşayabilecekti?
kaptırdı ve tüm sefaletinin nedenini kadere yükledi. Lakayd kitleler üç Artık bir ülke olmaktan çıkma yolundaydı.
vahim koşulun pençesinde kıvranıyordu: Hastalık, cehalet ve Bu sarsıcı olaylar karşısında Türkler'in tepkisi ne oldu?Kendi
yoksulluk. Devlet yozlaşıp çürüdükçe, başta kuzeydeki dev ülke Müslüman inançlarının tanrısı olan Allah'ın gözünde insan neydi?
(Rusya) olmak üzere, tüm komşuları ülkeyi tırmalamaya başladılar. İnsan bir toz zerresinden başka bir şey değildi. Yaşam fani bir andan
Rusya'yı sıcak denizlere ve ihtişama ulaştıracak tek stratejik deniz ibaretti; oysa mezar büyük sonsuzluğun eşiği anlamına geliyordu. O
yolu olan Marmara ve Çanakkale boğazlan Türkler'in elindeydi. halde bırakın Allah'ın dediği olsun!
Böylece Osmanlı ve Çarlık imparatorlukları arasındaki çekişmeler, Ne var ki, "Bozkurt"un görüşü bu değildi. Ona Mustafa adını ver-
hemen her kuşakta bir savaş çıkacak şekilde kronik bir hal aldı. Bu mişlerdi: Allah'ın seçtiği (savfet'ten:ıstıfa edilmiş, seçilmiş- çev.).
savaşlar Türk'ü yıpratıp dünyanın "hasta adamı"na dönüştürecekti. Selanik'teki Askeri Okul'da öğrenciyken, matematik öğretmeni onu
Böylesine aç gözlü varislerle çevrili iken, bu adamın cenazesi ne- kendisi kadar parlak olmayan Mustafalar'dan ayırmak için Kemal
den kaldırılmadı? Çünkü bu mirasçılar, kıskançlıktan birbirlerini yi- —Yetkinlik— adını vermişti.
yorlar ve bir diğerinin hasta devden koparacağı parçanın kendisinin- Türkler için tehlikelerle dolu yıllar akıp geçti ve büyük savaşların
kinden büyük olacağından kaygı duyuyorlardı. Böylelikle birbirlerini çağı başladı. Mustafa Kemal adamları arasında büyük bir lider olarak
dengede tutuyorlar ve Osmanlı İmparatorluğu da hayatta kalabiliyor- tanınmış bir asker oldu. 1919'dan itibaren başlayan Türkler'in karanlık
du. yıllarında olanaksız olanı, batmakta olan bir ülkeyi kurtarma hedefini
Ardından yirminci yüzyılın başında, sonraki kuşakların "Birin- gerçekleştirmeye girişti. Eski Osmanlı İmparatorluğu'nun diğer mil-
ci" olarak adlandıracakları Dünya Savaşı patlak verdi. Türkler bu kez liyetlerinden değil, Türkler'den oluşan bir ulustan başka bir şey iste-
kendilerini kurtaracak fırsatı yakaladıklarını düşündüler. Ve kaderle- miyordu. Böylece devrim çağı başladı: Devrim ve hepsinden önemli-
rini olağanüstü bir askeri beceriye sahip olan dinç, mert ve saldırgan si, diriliş çağı.
ulusun -Alman Reich'ının- kaderiyle birleştirdiler. Artık Türkler nef- Hastalık, cehalet ve yoksulluk topraklarının, sağlık, bilgi ve bol-
ret ettikleri Ruslar'dan başka İngilizler ve Fransızlarla da savaş halin- lukla dolup taşan Batılı uluslara karşı üstün gelmesi mümkün müydü?
deydi. Askeri yetkinliklerine karşın Almanlar-savaşı kaybettiler ve Evet, bu mümkündü. Mustafa Kemal kazandı ve mucize gerçekleşti.
Osmanlı İmparatorluğu da onlarla birlikte battı. Minnettar yurttaşları ona Gazi sıfatını verdiler. Bundan sonra
Son saat çalmıştı ve hasta adam ölüyordu. Paris'in banliyölerin- Batı'nın doğruluğu sınanmış yöntemlerini izlemek yönüyle, yeni
den birinde -Sevres'de- Osmanlı İmparatorluğu parçalara bölündü. cumhuriyetin temellerini kurarken, kendini Osmanlı İmparator-
En semiz lokmalar İngiliz ve Fransızlarca paylaşıldı. Diğer değerli luğu'ndan miras kalan süprüntüleri temizleme amacına hasretti. Artık
parçalar İtalyanlar ve Yunanlılar'a dağıtıldı. Gücünü yitiren yurttaşları onu Büyük Önder olarak adlandırıyordu.
Türkler'in elinden sökülüp alınan şanlı İstanbul ve dünyanın en Soyadı kullanmayı benimsemek, Batılılaşma sürecinin bir par-
büyük su yolu olan Boğazlar, uluslararası bir statüye sokuldu. Eski çasıydı ve halkı ondan Atatürk unvanını kabul etmesini diledi. Henüz
Osmanlı İmparatorluğu'nun Araplarca meskun olan kısımları Büyük altmışına bile gelmeden, bu dünyadan ayrıldı ve bedeni toprak altına
Devletler'in vesayeti altına alındı. Ermenistan ve Kürdistan gibi Türk
XVI
xvII
yönünde çabalara girişti. Ancak, ne o liderlik konusunda yeterliydi,
defnedildi; ancak,. O ölmemişti. Halkı o Ebedi Şef yaparak, O'na ne de halkı onu izleyecek beceriye sahipti. Böylece onun kaderi de
ölümsüzlük niteliği tevcih etti. sürgün edilmek oldu.
O'nun yardımıyla uyuşuk Türkler miskinliklerinden silkinip, Arap dünyasının yeni ülkeleri de -Mısır, Suriye, Lübnan, Ürdün
alın yazıları olan bu adamın misyonunu gerçekleştirmesinde, ona ve diğerleri- batılı ufukları taramak üzere gözlerini dört açmışlardı.
yardımcı oldular. Tanrının seçimi (Mustafa), Yetkin kişi (Kemal), Yeni önderlerinin bıraktığı gösterişli izler, bu ülkelerin şemalarında
Gazi, Büyük Önder, Atatürk, Ebedi Şeflerinin yolunu izlediler. Mus- birbirine karıştı. Halkları, "Acaba bizim Atatürkümüz bu mu" diye
tafa Kemal bu yarı mucizeyi nasıl gerçekleştirebilmişti? sordular her defasında. Özellikle Ortadoğu'nun göbeğindeki Suri-
Atatürk tarafından gerçekleştirilen bu büyük dönüşümü ortaya ye'de potansiyel Atatürkler'in yarattığı idiham korkunçtu. Yüzyılın
koyabilmek için izlenecek en doğru yol, Osmanlı İmparatorluğu ile ortasında çok sayıda "ülkenin kaderi olan adam" ortaya çıkmıştı:
onun yarattığı Türkiye Cumhuriyeti'nin düsturlarını karşılaştırmak Hüsnü ez-Zeyn, Edib Çiçekli ve diğerleri. Ancak, hepsi de başarı-
olacaktır. Osmanlı İmparatorluğu'nda halk, "kader" derdi. Kemal'in sızlığa mahkum oldu.
cumhuriyetindeyse, kaderciliğin bu içi geçmiş düsturları pek az işitil- Bundan sonra Nil topraklarında Cemal Abdül Nasır doğdu. Mil-
mekteydi. Nasıl olduklarını sorduğunuzda halk, "Çalışıyoruz" diye yonlar onu "Mısır'ın Atatürk'ü" olarak selamladı ve b da, geniş bir re-
cevap vermekteydi. form hareketi başlattı. Suriye ve Mısır'ı birleştirerek Birleşik Arap
Bağdad Halifesi Harun Reşid zamanından bu yana Yakın Cumhuriyeti'ni yarattı. Birçok Arap bu olayı gelecekteki daha büyük
Doğu'da Atatürk kadar göz kamaştırıcı kariyere sahip bir başka lider gelişmelerin başlangıcı olarak' kabul etti. Nasır da Araplar'ın "Ebedi
çıkmadı. Yaptıkları zaten yeterince muazzam iken, bir de efsaneler Şefi olacak mı? Bu sorunun cevabını tarih verecek .(1)
aracılığıyla iyiden iyiye putlaştırıldı. Yalnızca bir süpermen olmakla Bugün bile Afrika'nın uzun kuzey kıyısı boyunca, uzak Batı
kalmadı, mitolojik bir kişilik de kazandı. Gerçek yaşamda bir çok in- Müslümanları'nın yaşadığı topraklarda aynı soru işitilmekte: "Bu
sani hataları olan biriyken, efsanelerde zaaflarla kirletilemeyen bir in- adam bizim Atatürkümüz mü?" Akdeniz kıyısındaki yeni Müslüman
san haline dönüştürüldü. ülkelerden birinin, Tunus'un batılı zihniyetli cumhurbaşkanı Habib
İsmi öylesine parlıyordu ki, çevresi Ortadoğu'nun her yerinden Burgiba da Kemalist bir program hazırlamakla meşguldür. Onun kur-
gelip O'na, ülkelerindeki reform hareketlerini yönetmesi ricasında duğu ve tam adı Nev Düstur olan Anayasa Partisi, Batı ideolojisinin
bulunan kişilerle sarılmıştı; fakat bütün bunlara karşı O'nun değişmez kokusunu taşımaktadır. Daha da batıda, Akdeniz ve Atlas Okyanusu
cevabı "Ben bir Türk'üm, benim ülkem de Türkiye'dir" oluyordu. sularının birbirine karıştığı noktada yer alan ve bağımsızlığına yeni
Yalnız Ortadoğu'da değil, Sahra'nın kuzeyinde ve güneyinde ol- kavuşmuş ülkelerden biri olan Fas'ta şu sıralarda Mustafa Kemal'in
mak üzere Afrika'nın yeni ülkelerinde de Atatürk’ün taklitçileri reformist siyasalarının uygulanacağı bir girişim başlatıldı. Büyük Af-
çıkmaktadır. İlk havarisi olan İran kralı Şehinşah Rıza Han Pehlevi, rika çölünün güneyinde, özellikle Senegal ve Mali'de de Kemal'in
uyruklarına gözlerini Batı'ya çevirmelerini buyurduğunda, O henüz milliyetçi programı çok yakından gözlenmektedir.
hayattaydı. Şehinşah yorgun İran topraklarının yeni sanayiler, çağdaş Mustafa Kemal'in adı bir darbımesel olmuştur. Bu ad, yalnız
konutlarla donatılmasını, halkının Batılı giysiler giymesini emret- Türkçe'ye değil Arap diline de iyice yerleşmiş durumdadır. Bu ismin
mişti. Ancak, Şehinşah Atatürk'ün güçlü kişiliğinden yoksundu ve tünü, Türkler'in Babası kapsamını da aşmıştır. Kuzey Afrika'daki
başlattığı geniş reform hareketi tökezledi.
İran'ın doğu komşusu olan Afganistan da, Atatürk'den esinlen- l 1970'de ölen Cemal Abdül Nasır, Andre Malroux'un deyişiyle, "Mısır'ın
di. Çağdaş düşüncelere sahip bir kral olan Amanullah da, Afganl- Bonaparte'ı" olarak kabul edildiği gibi, tüm dünyanın gözünde siyasal eylemiyle
arap alemini sarsmış ve etkilemiş büyük bir politikacıdır da(çev.).
ılar'in babası olmaya hak kazanmak için halkını batılılaştırma
XIX
XVIII
tooraklan aracılığıyla Baü Afrika uygarkklanyle kurdukları ılışküer- yucu, sonuç kısmını bu kitabın 75. (LXXV) bölümünde bulacaktır.
de Fransızlar, merhum Mustafa Kemal'in ismini sözlüklerinde Türk Cumhurbaşkanının yaşamının bu son yılları, Türkiye'nin bir-
ölümsüz kılmışlardır. Ortadoğu'da "Herkül'ün zorlu çabasından leşme çağını temsil etmektedir. Atütürk fiziksel rahatsızlıklar ve bazı
bahsederken "C'est un travail d'Atatürk" deyişini kullanmaktadı- başka nedenlerle göz önünden gittikçe uzaklaşmaktaydı; bununla bir-
rlar. likte, neredeyse sonuna dek hükümetin iplerini kendi elinde tutmayı
sürdürdü. Bu kitabın son bölümleri Atütürk'ün dış politikası, ekono-
Ancak bu kısa girişten sonradır ki, Mustafa Kemal'in yapıtını
misi ve özel yaşamına ilişkin gerçekten aydınlatıcı bilgiler sunmak-
kendi tarihsel bağlamı içinde incelemek, ve bunu diğer çağlardaki ve
tadır.
dünyanın diğer yerlerindeki büyük reform hareketleriyle
Bedeni mezarın altına girmesine karşın, Atatürk, ülkenin reisi ol-
karşılaştırmak mümkün olacaktır. Çağımızın ünlü tarihçisi Arnold
mayı sürdürdü. Kurulan yeni partiler ve benimsenen yeni ideolojiler,
Toynbee şu sıralarda Rusya'nın Büyük Petro'su ve Japonya'nın Meıjı
yeni çözümler hazırlamak gereğini doğurdu. Gene de programlan ne
Restorasyonu ile Atatürk'ün yapıtı arasında bir karşılaştırma
olursa olsun, bütün partiler Atütürk'ün mirasının koruyucusu olduk-
çalışması yapmaya girişmiştir.
larını ileri sürdüler.'
Rusya'nın reformist Çar'ı da muazzam bir transformasyon hare-
Kemal'in yerini tarih tayin etmiştir. O, yalnız Türkler'in babası
keti başlatarak halkının gözlerini batıya çevirmelerini sağlamaya
değil, dünyanın geri kalan kısmının büyük bölümü için de temel re-
çalışmıştı. Bununla birlikte, ne o ne de halefleri bu hareketi tamamla-
formların esin kaynağıdır. Gerçekleştirdikleri, başka başarıları
mayı başaramadılar. Aslında geniş reform hareketlerinin uygulan-
ölçmede kullanılan bir gösterge haline'gelmiştir. Yeni Türkiye'nin
masında Rusya'nın Türkiye'ye göre büyük avantajları vardı. Nüfusu,
simgesidir, ama aynı zamanda Doğu'nun kendi kendi yaratan Batı
batı uygarlığının yuvasında, Avrupa'da yoğunlaşmıştı. Türkiye ise
zihniyetli insanının dinamizminin de simgesidir.
doğudaydı. Rusya, doğal kaynaklar açısından zengin olduğundan
böyle bir denemeyi mali olarak karşılayabilecek güce sahipti. Rus
köylüsünün devrim öncesi uyuşukluğu da, Türkler'in yaygın kaderci-
liğine göre daha az köklüydü.
Ondoküzuncu yüzyılın altmışlı yıllarının Japonya'sındaki Meıjı
Re'storasyonu'na gelince; bu hareket durağan bir feodal sistemi dina-
mik,bir sanayi ekonomisine dönüştürmüştü. Ne ki, Türkiye ve Japon-
ya arasındaki farklılıklar da çok fazlaydı. Büyük restorasyon hareketi
başladığında, Japonya yıkılmaya yüz tutmuş bk ülke değildi. Beri
yandan, Osmanlı İmparatorluğu çöküşün pençesine düşmüştü. De-
nizci bir ulus olan Japonlar, batık eğilimlere tamamiyle açıklardı. Öte
yandan, Türkiye'nin dağlık Anadolu arazisi Batılı Dünya'mn iplikle-
riyle örülmemişti. Kemal'in Türkiye'sinin başarısı, Rusya ya da Ja-
ponya'nınkinden çok daha etkileyiciydi.
* * * *
H.C.Armstrong'un "Bozkurf'un yaşamını aktaran yapıtı,
1932'de son bulur. Aslında Atatürk, bir ,altı yıl daha yaşamıştır. Oku-
XXI
XX
BİRİNCİ BÖLÜM
I

Ali Rıza ve Zübeyde Osmanlı Türk'ünün yoksulluğa düşmüş, ge-


ne de onurlu olan basmakalıp yaşamını sürdürüyorlardı.
Evleri Yahudilerle dolu küçük bir ticaret kenti ve Balkanlar'in
dış ticaretini sağlayan bir liman olan Selanik'e tepeden bakan Türk
mahallesinin orta kesiminde, eski kale duvarlarının yanında yer alı-
yordu.
Ali Rıza hiçbir derin inancı ya da dikkat çekici yönü olmayan si-
lik bir adamdı. Küçük bir çocukken Sırbistan sınırındaki Arnavutluk
dağlarından gelmiş, sonraları Selanik limanındaki Osmanlı Düyun-u
Umumiye İdaresi'nde katip olarak bir iş bulmuştu. Türk hükümetinin
diğer bin katibi gibi, o da işini coşku duymaksızın ve özel bir yeteneği
olmadan, öylesine sürdürüyordu. Ücreti yetersizdi ve ödemeler sık
sık gecikiyor ya da yapılmıyordu. Bu yüzden yuva kurmak ve ailesi-
nin geçimini sağlamak için boş zamanında ticaret yapmak zorunda
kalmıştı.
Yaşadıkları sokak, asmaların bir çatı gibi üzerine örttüğü, arna-
vut kaldırımlı bir ara sokaktı. Üst katı sokağa doğru çıkma yapmış
olan ev, oldukça eskiydi. Türk mahallesindeki tüm evler, daima ka-
palı duran kapıları ve dikkatle kafeslenmiş pencereleriyle, kör. ve
sağır gibi dururdu. Ne bir hareket, ne de bir yaşam belirtisi olurdu. Ki-
mi zaman birkaç çocuk ağırbaşlı bir tavırla sokakta oynar, ya da bir-
kaç erkek kahvenin önünde pinekleyip, kahve ve sigara içip laflaya-
rak vakit geçirirlerdi. Bunun dış-ında, sokakta uyuşuk bir sessizlik
hüküm sürerdi. Sık sık camie^giden bir hoca geçer, ya da şekilsiz siyah
çarşafının içinde evinden çıkan bir kadın kapıyı dikkatle kapar, yalnı-
zca tek gözünü açıkta bırakan siyah peçesiyle yüzünü örter ve güneş
ışığı altında siyah bir hayalet gibi çeşmeye doğru süzülürdü. ilk olarak, Arap harflerini öğrenmesi ve Kur'an'dan pasajlar okuya-
Her ev, komşularına karşı demir parmaklıklar ve sürgülerle ko- bilmesi için mahalle mektebine, ardından da öğrenci olarak iyi bk ge-
runmuştu. Ahırdan biraz iyi durumdaki bu evlerde kadınlar, göz ka- lişme göstereceği Şemsi Efendi Okulu'na gönderdiler.
maştırıcı saraylarda yaşayan zengin paşaların, ve hadraıağalarınca
korunan harem ve gözdelerin yaşadığı geçmiş ve ölü bir çağa ait, ka-
palı ve kasvetli bir hayat sürüyorlardı.
Ali Rıza ansızın öldü. Kereste işinden de zaten pek para kazana-.
mamamıştı. Aile beş kuruşsuz vaziyetteydi. Zübeyde evini kapatıp,
Zübeyde de, diğerleri gibi kapalı yaşıyordu. Mustafa doğduğun- Selanik yakınlarındaki Lazasan adlı köyde çiftçilik yapan erkek kar-
da neredeyse otuzunda olmakla birlikte, ta yedi yaşından beri çarşafa deşinin yanına sığındı.
girmişti. Çok seyrek ve ancak yanında biri olursa dışarı çıkardı. Aile- Burada Mustafa'ya ahırları temizlemek, inekleri otlatmak, kar
sinden ve komşu evlerde oturan birkaç kadından başka kimseyle gaları kovalamak ve koyunlara göz kulak olmak gibi görevler veril
görüşmezdi. Oldukça eğitimsizdi, ne okuyabilir, ne de yazabilirdi; mişti. Bu yaşamı sevmişe benziyordu. Açık havada yapılan bu ağır
ayrıca, evi dışındaki dünyada olup biten en sıradan olaylar konusunda işler ona yaramış, güçlenmiş, sağlık ve dayanıklılık kazandırmıştı.
bile tümüyle cahildi. Fakat büyüdükçe daha da çekingen, yalnız ve bağımsız biri oluyor
Bununla birlikte, ailesine hükmeden oydu. Tahrik olunduğunda du. ' .
gazaba dönüşebilen buyurganlığıyle mütehakkim tavırlı bir kadındı. İki yılın sonunda, Mustafa onbk yaşına geldiğinde, Zübeyde
Tam bir köylüydü. Babası Arnavutluk'un güneyinden küçük bir çift- kızkardeşlerinden bkini,oğlunun okul masraflarını karşılaması konu-
çi, annesi de bir Makedonyalı idi. Uzun boyu ve güçlü gövdesiyle, sunda ikna etti. Tarlalarda çalıştığı bu aylar boyunca yabanıl ve dik-
mavi gözleri ve lepiska gibi san saçlanyle, gürbüz bir bedenin tüm ha- başlı olan oğlu üzerindeki denetimini kaybetmiş, ona sözünü geçke-
yatiyetine sahipti. İçinden çıkmış olduğu verimli topraklar gibi, basit mez olmuştu; oğlunun büyüdüğünde sıradan bk çoban ya da çiftlik
ve sağlam bk yaşam anlayışı vardı ve bir köylünün tüm erdemlerine işçisi olmasını da istemiyordu.
sahipti. Derin dindarlığının yanı sıra vatanperver ve tutucuydu. Böylece Mustafa Selanik'teki bk okula gönderildi. Artık büyük
Yaşamın basit gerçeklikleri karşısında keskin bk zekaya ve muhake- bk sıkıntının pençesindeydi. Açık havada geçkdiği özgür günlerin-
meye sahipti. den sonra yeniden disiplinli yaşama hapsedilmişti. Öğretmenlerine
Bütün Türk kadınları gibi bütün yaşamını erkek çocuğuna hasret karşı vahşice davranıyordu. Diğer çocuklarla olan ilişkilerindeyse
mişti —doğarken ölen bir erkek çocuğundan başka, ismi Makbule inatçı ve kendini beğenmişçesine davrandığından, sevilmiyordu. On-
olan bk kız çocuğu daha vardı. Mustafa'yı sınırsızca şımartmasına ların oyunlarına katılmayı reddediyor, kendisine karışmaya kalkan-
karşın, o bundan pek az etkilendi. Açık mavi gözlü, kum rengi saçlı, larla da sürekli dövüşüyordu.
zayıf, kemikli yapıda, sessiz ve vakur bk çocuktu. Annesinin okşama Günün bkinde büyük bk kavgaya karıştı. Öğretmenlerinden bki,
larını doğal bk şey olarak karşılar, sözüne karşı gelk ve her türlü ceza onu sürükleyerek kavgadan ayırırken tekmeler sayurararak kurtulma-
ya şiddetle karşı durarak, ona olan .sevgisini pek ender gösterirdi. Da ya çalıştığından, sıkı bk dayak .yedi. Öfkeden çılgına dönen Mustafa,
ha çok kendi başına, ağır başlı oyunlar oynayan, başka çocuklarla pek okuldan kaçtı ve bk daha oraya dönmeyi kesinlikle reddetti.
ender arkadaşlık eden, anormal denebilecek derecede kendine yeterli
:
olan bk çocuktu.
Ali Rıza, Düyun-u Umumiye'deki memuriyetinden ayrılmış ve
n
kereste ticaretine başlamıştı.M^stafa'nm tüccar olmasını istiyordu. Bk kez daha Mustafa'nın sorumluluğu Zübeyde'nkı omuzlarına
Zübeyde ise, onun bk din adaMı olarak yetişmesininden yanaydı. Onu yüklenmişti. Kızkardeşi, Mustafa'nın başka bk okula gitmesi için pa-
ra vermiyor, Mustafa'ysa aynı okula dönmeyi reddediyordu. Zübey-
de onun aklını başına getirmeye çalıştıkça,o, gitgide inatçılaşıyordu. Okuldaki ikinci yılında öğretmenlerinden Yüzbaşı Mustafa, ona
Öfkelenip oğluna bağırdıkça, o da annesine aynen karşılık veriyor- sevgi ve .yakınlık gösterdi. Onu yardımcı öğretmen yaparak, alt sınıfın
du. sorumluluğunu Mustafa'ya verdi. Onu kendisinden ayırmak için de,
Dayısı da onu asker yapmayı önerdi: Geçimsiz bir çocuk olması ikinci bir isim olarak ona Kemal ismini yakıştırdı. Bu tarihten sonra, 6
ticarette başarılı olmasını engelleyecekti, en iyisi onu Selanik'teki artık Mustafa Kemal olarak tanınacaktı.
Askeri Mekteb'e göndermekti. Devlet okulu olması nedeniyle, para Askeri Rüşdiye'de sınavlarda gösterdiği büyük başarılar ve hatta
ödemek de gerekmeyecekti. Zekasını ortaya koyabilirse subay çıka- diğer çocuklara öğretmenlik yapması sonucu hızlı bir ilerleme gösterdi.
bilirdi; yok eğer koyamazsa da, er olacaktı. Her iki şekilde, geleceği Diğer çocuklara bir şeyler öğretmek, böylece üstünlüğünü onlara
kurtulmuş oluyordu. kabul ettirmekten çok hoşlanıyordu. Ayrıca kendisinden daha başarılı '
Zübeyde bunları dinlemek bile istemedi; ama Mustafa kararım olan herhangi bir çocuğa karşı giderek haince bir nefrete dönüşebilen
vermişti. Dayısının önerisine aklı yatmıştı. Yan komşularının oğlu büyük bir kıskançlık da gösteriyordu. Hiç kimsenin karşısında gölgede
Ahmed daha yeni bir askeri mektebe girmişti ve gösterişli üniforması- kalmaktan hoşlanmıyordu. Herhangi biri onunla rekabete girişse,
yle herkese caka satıp duruyordu. Mustafa'nın hoca (din adamı) ol- hemen kabalaşıyordu. O en dikkat çekici kişi olmalıydı; aksi halde ö
maya niyeti yoktu. Esnaflık ise bir Türk'e değil, Rumlar, Ermeniler, ortamda hiç bulunmamayı tercih ediyordu.
Hıristiyanlar, Yahudiler ve bunun gibi reayaya yaraşır bir işti. O asker Yüzbaşı Mustafa'nın dostluğu ve koruması ona hiçbir şey sağla- •
olmak niyetindeydi; bir subay olmak', üniforma giymek ve adamları- madı. Bu dostluk sağlıksızdı. Bedenen çok gelişmişti. Ondördünden |
na emir vermek istiyordu. önce çocukluk çağını arkasında bıraktı.
Hiç kimseye haber vermeden; babasının arkadaşlarından emekli
bir -subay a gidip askeri okul yöneticileri nezdinde kendisine kefil ol-
masını istedi. Annesinin kendisine engel olmasına fırsat vermeden
sınava girdi ve başarılı oldu.
Askeri okulda kendi yerini bulmuştu. Başarılıydı, fakat hala sevi-
len bir çocuk olamamıştı On yedisinde Askeri
Rüşdiye'yi başanyle bitirdi ve Manastır'daki Askeri İdadi'ye gönde-
Alıngan yaradılışda olduğundan, eleştirildiğinde veya kaba ko- rildi.
nuşmalara muhatap plduğunda hemen kırılıyor, ters davranıyordu.
Bütün bunlar onun içine kapanmasına, kimseyle arkadaşlık kurama-
masına yol açıyordu. Gene de, her zaman dikkat çekmek ve sıradan ol-
mayan biri olarak sivrilmek arzusundaydı.
Kavgaya hazır olması yüzünden hiçbir çocuk onunla dalaşmayı
göze alamıyordu. Kendilerine katılması için uğraştıklarında ya da ne-
den böyle davrandığım sorduklarında, hemen onları tersliyerek:
"Ben sizler gibi olmak niyetinde değilim, ben önemli biri ola-
cağım" diyor ve kendi yoluna gidiyordu.
Matematik ve tüm askeri derslerde gösterdiği üstün zekası, geçit
resmindeki yeteneği okulda başarılı olmasını sağladı.
ateşinin" her zaman sıcaklığını koruduğu, tutuşmaya hazır olduğu
Balkanlar'da ve Manastır'da. Yeni düşünceler burada ortalığa
dökülmüştü.
Mustafa Kemal gençliğinin verdiği büyük tutkuyla bütün bun-
ları özümsedi. Tüm Arnavutlar ya da Makedonyalılar gibi o da içgü-
düsel olarak her türlü otoriteye başkaldırıyordu. Yürekten bir devrim-
ciydi. Kendini bir devrime önderlik eder, despotun egemenliğine son
verir, ülkeyi kurtarır ve temizlerken hayal ediyordu. Bu hayallerin
İKİNCİ BOLÜM hepsinde, kendisini daima herkesin baş eğdiği ve saygı duyduğu bir li-
der olarak, daima merkezde görüyordu.
III
Tatillerinde Selanik'e dönüyor, fakat annesinin evinden olabil-
diğince uzak duruyordu. Annesi Rodoslu hali vakti yerinde bir tüccarla
Manastır yürüyen birliklerin tozlan ve gürültüsü ile silahların evlenmişti. Mustafa Kemal bu evliliğe karşı olduğunu çok kaba bir
gümbürtüsüyle sarsılıyordu. Yunanistan Girit'i ele geçirmişti. Türki- dille annesine söylediğinde aralarında büyük bir tartışma çıkmıştı.
ye savaş ilan etti ve askeri birlikler cepheye koştular. Bundan sonra da üvey babasını tanımayı ve onunla görüşmeyi reddet-
Gün büyük zorlukların ve mücadelelerin yaşandığı, savaşlar ve mişti.
savaş söylentilerinin her yana yayıldığı günlerdi. Osmanlı İmparator- Selanik'deyken zamanının çoğunu ona Fransızca öğreten bir
luğu son nefesini vermek üzereydi. Onun kıvranan bedenine pençele- Dominiken tesisiyle geçiriyordu. O şuralar kendisi gibi Makedonyalı
rinim geçirmiş olan ve birbirlerine hırlayan Hıristiyan güçlerin her biri (Ohrili) hoş ve utangaç bir genç olan Fethi'yle arkadaşlık kurmuştu.
ise, imparatorluğun iri bir parçasını koparabilmek için hazır bekli- Fethi*, Fransızca'yı gayet iyi biliyordu. Ele geçirebildikleri tüm dev-
yorlardı. rimci literatürü birlikte, hırsla ve çabucak okudular. Bunlar Voltaire,
İmparatorluğu yiyip bitiren bir başka güç de hoşnutsuzluktu. Rousseau, tüm Fransız yazarları ve Hobbes'un ekonomi politiği ile
Yönetsel örgütlenmesi tıpkı Osmanhlar'ın onaİtıncı yüzyılda parlak John Stuart Mill'in yapıtlarıydı. Hepsi de yasaklanmış yayınlardı.
günlerindeki gibi Padişah'ın çevresinde toplanmıştı, fakat artık eli Bunlarla yakalanmaları hapse girmeleri anlamına gelecekti. Bu tehli-
ayağı tutmaz, köhne bir hale gelmiş çürümüştü. Her yerde yoksulluk ke, bunları okumayı daha da keyifli hale getiriyordu.
ve yetersizlik, ve bunlarla birlikte hoşnutsuzluk egemendi. Bütün Mustafa Kemal, hitabet sanatı alıştırmaları yapıyor, diğer askeri
genç insanlar reform yapılması için feryad etmekteydi. öğrencilere tumturaklı söylevler veriyordu. Bu söylevler Türki-
Padişah, yani Kızıl Tilki Abdülhamid, yabancılardan olduğu ka- ye'nin, onların Türkiye'sinin yabancıların pençesinden ve Padişah'ın
dar uyruklarından da korkuyordu. Tüm yenilikçi düşünceleri yasak- Jkokuşrhuşluğundan kurtarılması gereğini dile getirmekteydi.
lamıştı; her türlü reformu reddediyordu. Bütün imparatorluğu bir ha- Özgürlük üzerine makaleler ve denemeler kaleme alıyor, uzun ve a-
fiye ağıyle örmüştü; böylece nerede olursa olsun ne zaman üç kişi bir teşli şiirler yazıyordu.
araya gelip konuşsa, konuştuklarım gizlice dinleyip gizli polise rapor Derslerinde Manastır'da Selanik Askeri Rüşdiyesi'nde olduğu
eden biri oluyordu. Ortada ne özgürlük, ne de can güvenliği kalmıştı. kadar başarılıydı. Dosyasına " Zeki fakat asabi ve samimi olunması
Hapishaneleri Türkler'le doldurmuş, Hıristiyanlar'ı toplu kıyıma imkansız bir genç" şeklinde bir not düşülmüştü. İstanbul'daki Genel
uğratmıştı. * Fethi Okyar.
Ülke ayaklanma ve devrim ruhuyle doluydu; özellikle de "fesad
Kurmay Okulu'na (Harbiye) seçildiği resmi gazetede asteğmen madığı gibi, yalnızca babaları başarılı veya soylu olduğu için hiçbk
oluşuyla birlikte duyuruldu ve oraya gönderildi. çocuğa özel ayrıcalıklar verilmiyordu. Bu nedenle yeterü zeka ve uy-
gun karatere sahip olduğu takdkde, köylü bk aileden gelmesi Mustafa
Kemal için bk engel oluşturmamaktaydı.
IV Mustafa Kemal bütün sınavlarını parlak bk başarıyla verdi. Kur-
may Okulu'na seçildi. Bu okuldaki dersleri de başarıyla tamamladı ve
Yirmi yaşına gelmiş olan Mustafa Kemal sağlam yapılı, sağlam 1905 Ocak'ında hızlı bk terfiyle yüzbaşılığa yükseltildi.
karakterli, sınırsız canlılığa sahip bir gençti.
Hiçbir yaşam deneyimi yoktu. Selanik yalnızca küçük bir liman Göreviyle politikayı iyice harman etmişti. Manastır'dayken
kenti, Langaza bk köy, Manastır ise sıkıcı bk taşra kentiydi. Kendisini diğer çocuklar arasından sivrilmişti. Kurmay okulundaysa kendisi gi-
ayakta ve mazbut tutacak ilkelere ya da annesinin derin dinsel inanç- bi özel olarak seçilmiş, yetenekli genç subaylarla çevriliydi.
larına sahip değildi. Bu gençlerin hepsinin de devrimci olduklarını gördü. Gerçekten
değerli her genç subay, Padişah'in manen çökerten bu despotizmine
ve yabancı milletlerin açık müdahalelerine başkaldırıyordu. Onlar
Osmanlı İmparatorluğu'nün mirasçılarıydılar ve bu mkas göz göre
göre yok ediliyordu.
Öğretmenleri kadar, yüksek rütbeli subayların çoğu da onlara
yakınlık duyuyordu. Genç meslektaşlarının yaptıkları işleri görmez-
likten gelmelerine karşın, ne düşüncelerini açıkça ortaya koymaya ne
de onlara önderlik, etmeye cesaret gösterebiliyorlardı.

Erkan-ı Harbiye Mektebi'nde, gizli toplantılarda siyasal


tartışmalar yapan ve elden ele dolaşarak okunan el yazması tek.yap-
rakhk gazeteler dağıtan Vatan adlı devrimci bk cemiyet de bulunu-
Kadınların hiçbirine aşık olmadı. Onlarla ilişkileri duygusal ya yordu. Cemiyet, Türkiye'deki yaşamın tüm yerleşmiş kurumlarına,
da romantik düzeyde değildi. Vicdan azabı duymaksızın çabucak bi- olgularına saldırıyordu. Eski rejime, yani Padişah'ın ehliyetsiz me-
rinden öbürüne geçiyordu. İştahını doyuruyor ve bırakıyordu. Bu ko- murlarına, zorba yönetime ve tüm özgürlükçü düşünceleri bastı-
nuda tam bir doğulu gibi düşünüyordu: Cinsel iştahını doyurmak rmasına karşı şiddetle hücum ediyordu. Hocalardan nefret ediyordu.
dışında, yaşamında kadının yeri yoktu. Böylece kentin şehevi yaşamı- İslam'ın tüm yeniliklerini engelleyen yapışkan elini, halkın kanını
na iyiden iyiye kendini kaptırdı. emen camileri ve tekkeleri; akıl dışı ve köhnemiş yasaları barındıran
Ansızın bütün bu sefahatten tiksindi ve aynı enerjiyle okuldaki Kur'an'a dayalı yasal sistemi lanetliyordu.
çalışmaları üzerinde yoğunlaştı. Üyeleri Padişah'ın zorba yönetimine son vermek ve yerine halk
Başarısı tümüyle kendisine bağlıydı. Türkiye'de her insan en alt tarafından seçilmiş bk parlamentoya dayalı anayasal hükümeti getir-
basamakta başlayarak kendi yeteneğiyle yükselmeliydi. Belirli bir mek; halkı hocaların elinden ve kadım peçe ve haremden kurtarmak
hakim sınıf, zengin ve soylu ailelerin çocuklarına özgü okullar ol- için ant içerek cemiyete giriyorlardı. Türkiye, Padişah ve casuslarının
elleriyle boğuluyordu; damarlarına yenilikçi düşünce kanı akıtılmaz-
sa, Türkiye ölecekti. yeni bir üyenin kabul töreni için tüm üyelerin bir araya geldiği bir
günde polis eve baskın yapıp hepsini yakaladı.
Mustafa Kemal de Vatan'a katıldı. Cemiyetin broşürü için şid-
detli makaleler, galeyana getiren ateşli şiirler yazmaya başladı.
Tartışmalarda olağanüstü keskin bir dille konuşmalar yapıyordu. Vatan'ın diğer üyeleriyle birlikte Mustafa Kemal de İstanbul'un
Cemiyetin çalışmalarından Mektep Kumandam haberdardı, fa- ünlü Kızıl Zindanı'na* kapatıldı. Durumu çok ciddi görünüyordu. Po-
kat başını öbür tarafa çevirmeyi tercih ediyordu. Padişahın casusları lisin elinde ona karşı pek çok kanıt vardı. Diğerlerinden ayrılarak tek
da işin farkına vardılar, hatta saraya jurnal ettiler. Sultan tedirgin ol- başına bir hücreye kapatıldı. Gelecek karanlık görünüyordu. Eğer Pa-
muştu. Büyük bir olasılıkla bu cemiyet fazla gelişmemiş, havai genç- dişah onun tehlikeli olduğuna kanaat getirirse, ortadan kaldırılabilir,
lerin işiydi; ne ki, bu gençler gelecekte ordunun kurmay subayları ve yıllarca hapislerde kalabilir ya da sürgün edilebilrdi. Ondan önce bir
generalleri olacaklardı. Bu yüzden Askeri Mektepler Müfettişi çok kişi Kızıl Zindan'dan arkalarında en ufak bir iz bile bırakmadan
(Zülüflü) îsmail Hakkı Paşa'ya* Vatan adlı bu cemiyete bir son ver- ortadan kaybolmuşlardı.
mesini emretti. İsmail Hakkı, akademi müdürüne uluorta sövüp saya- Zübeyde, kızıyle birlikte Selanik'ten onu görmeye geldi.
rak, cemiyetin okul içinde hiçbir şekilde faaliyet göstermemesini Görüşme iznini alamadılarsa da, ona bir miktar para göndermeyi
sağlamasını istedi. başardılar.
Bunun üzerine öğrenciler Vatan 'ı okul dışına taşıdılar. Ne ki, Haftalarca pis ve böceklerle dolu, dar bir hücrede kapalı kaldı.
bundan sonra cemiyet İstanbul'da pek çok benzerleri gibi, tartışma Tavana yakın bir yerdeki küçük demirli pencere, hücrenin tek ışık ve
yapmaktan öteye geçemeyen gizli cemiyetlerinden birine dönüştü. hava kaynağıydı. Hücre hapsi ruhunu karartmış ve onu adeta
vahşileştirmişti.
Sınavlarım tamamlayan Mustafa Kemal'in tayininin yapılması- Günün birinde hiçbir uyanda bulunulmaksızın, hapishanenin ar-
ndan evvel, birkaç hafta boş vakti kalmıştı. Annesi artık ona düzenli kasındaki Harbiye Nezareti'nde İsmail Hakkı Paşa'nın bürosuna
aylık gönderebildiği için mali durumu sıradan bir subayınkinden götürüldü. Kirli hücrede geçen haftalarına karşın, iki askeri polisin
epeyce iyiydi. Vatan' m yayınlanmasını üstlendi. Arka sokaklardan arasında dimdik bir vücutla hazırolda duruyordu.
birinde gazeteyi hazırlarken büro olarak kullanabileceği bir oda kira- Paşa bir süre oturup onu seyretti. Bu, eski rejimin bir paşasıydı;
ladı. Gizlice gelirken izlenmediklerinden emin olmak için sık sık sakallı, giysileri bol ve biçimsiz, tavırları yavaş ve azametliydi. Pa-
dönüp arkalarına bakan üyelerin katıldığı toplantılar için çeşitli evleri dişahın güvendiği, yakın adamlarındandı.
ve kahvelerin arka odalarını ayarlamayı üstlendi. Uzun süren suskunluğunun ardından, sonunda, "Şimdiye kadar
Gizlilik ve tehlike onu adeta canlandırıyordu. Devrimci büyük yeteneklere sahip olduğunu gösterdin" dedi, "eğer istersen, Pa-
örgütlenme teknikleri, hücre oluşturma, yeni üyelerin sadakatini dişahımız efendimiz hazretlerinin hizmetinde olarak önünde güzel
sınama yöntemlerini, şifreler, parolalar, işaretler ve karşı işaretler ile bir gelecek var. Ama öte yandan, kendinin ve üniformanın şerefini le-
antlar konusunda bilgi edinmeye başladı. kelemiş durumdasın. Şimdiye dek en kötü şöhretli kişilerle birlikte
Polis suçüstü yakalamak için sürekli olarak onları gözetlemek- kumar oynayıp içki içtin, kötü kadınlarla düşüp kalktın. Siyasete ve
teydi. Henüz bu işlere yeni başlamış kişiler olarak bilgiden çok şevke Padişahınıza karşı vatan hainlerinin yıkıcı propagandasına karıştın.
sahip oldukları için, yakalanmaları hiç de güç olmadı. Bir ajan provo- Arkadaşlarını da aynı şeyi yapmaları için teşvik ettin.
katör cemiyetin içine sızmayı başarmıştı. Bu kişi tarafından saptanan "Buna rağmen Efendimiz merhamet göstermeye karar verdi.
* Aslında İsmail Paşa: İkinci Abdülhamid devri Mekatib-i Askeriyye * Bekirağa Bölüğü olmalı (ç.n.).
nazırlanndandır. (çev.)
10 11
Genç ve akılsızsın. Gerçekten kötü olmaktan çok, dikbaşlı ve heye-
' canlısın. - • bilmişti. Ne Tanrı'dan, ne bir kişiden ne de kurumdan çekinmeyen,
"Şam'daki bir süvari alayına gönderileceksiniz. Geleceğin tam bir devrimciydi. Onun için resmi ya da kutsal olan hiçbir şey yok-
tümüyle oradan kendisi hakkında gönderilecek gönderilecek raporlara tu. Hâlâ gençlik ateşiyle yanmakla birlikte, artık şaşmaz bir sakınım
bağlıdır. Artık bütün bu Saçmalıkları ve aptallıkları bir yana bırakıp, ve soğuk kanlı bir hesap yapma gücünü süreç içinde geliştirmişti. Şiir
askeri görevinizle meşgul olacaksın. Dikkat et; ikinci bir şansın olma- yazmayı ve edebiyatı bırakmıştı. Eylem ve edebiyatın bir arda
yacak." yürüyemeyeceğine karar vermişti. Aslında edebiyat, irade ve kararlı-
Aynı gece Mustafa Kemal, polis tarafından Suriye'ye giden bir lığı zaafa uğratıyor, kişiyi yanlış alanlara sürüklüyor, eylem için ge-
rekli olan zihniyetin kişide gelişmesini engelliyordu. Edebiyatı ar-
vapura bindirildi. Annesini ya da arkadaşlarını görmesine izin veril-
kasında bıraktı ve bundan sonra ilgisini tümüyle somut devrimci
memişti. örgütlenme ve pratik ayrıntılar üzerinde yoğunlaştırdı.
Sekiz günlük zorlu bir yoluculuğun ardından Beyrut'a çıktı ve
Lübnan dağlarını atla geçerek, Şam'daki alayına katıldı. Toprağın tohumlanmaya elverişli olduğunu anladı. Tıpkı
İstanbul'da olduğu gibi, buradaki genç subayların da hepsi hoşnutsuz.
ve daha üst rütbeliler ise, konuya yakınlık duyan kişilerdi. Aralarında
Alayım, Şam'ın güneyindeki dağlarda yaşayan ve devamlı isyan Harbiye Mektebi'nden tanıdığı, eski bir arkadaşı olan Müfid
halindeki Dürziler'e karşı bir sefer hazırlığı içinde buldu. Bu sefer, Lütfi'nin* ona yardıma hazır olduğunu gördü. Kurdukları örgüt sayıca
Mustafa Kemal'in faal askerlik yaşamının ilk deneyimi oldu. Ancak, çabucak büyüdü ve bir anda Suriye'deki tüm karargahlara yayıldı.
aslında gerçek bir asker için pek de doyurucu bir görev değildi. Ülke, Mustafa Kemal de önemli bir konuma gelmeye başlamıştı; ancak,
suyu ve yolu olmayan, dar ve'derin derelerle bölünmüş, tümüyle kısa bir süre sonra boşuna bir çaba içinde olduğunu anladı. O, Şam'da
çıplak kayalıklardan ibaret, kıraç bir araziden ibaretti. Dürziler ise, bir devrim hazırlama çabası içindeydi, ama aslında bu mümkün değil-
arazinin her karışını çok iyi tanıyan, son derece vahşi, yola gelmez di: Aslında küçük Türk karargâhlarındaki subaylar devrim için
dağlılardı. hazırdı, ne ki, yerel halk onlara düşmandı.
Türk birlikleri günlerden beri sarp kayalıklarda güçlükle ilerle- Arkadaşları ona devrim olayının merkezinin Balkanlar olduğuna
mekteydi; ancak, ne düşmanı yakalayabiliyor, ne de ona yaklaşabili- dair malumat göndermiş ve kendisini Selanik'e naklettirmenin bir
yordu. Dürziler kesinlikle çatışmaya girmiyor; tehlikeyi hisseder et- yolunu bulmasını tavsiye etmişlerdi.
mez hızla uzaklaşarak dağılıyor; ardından dik kayalıklarda pusuya İzin verilse de, verilmese de, Selanik'e gitmekte, durumu kendi
yatarak, gece gündüz Türk birliklerini avlıyorlardı. gözleriyle görmekte son derece kararlıydı. Suriye kıyılarındaki Yafa
Dürziler'e bir ders vermek üzere, Türkler'in yapabildikleri tek limanın kumandanı Ahmed Bey isminde bir subaydı. Vatan'm üye-
şey, boş ve yoksu-l Dürzi köylerini ve ekinlerini yakmaktan ibaret lerinden olan Ahmed, ona yardım etmeye hazırdı. Gidişinde bir
kaldı. Bundan sonra kışı geçirmek üzere Şam'a döndüler. güçlük çıkmaması konusunda birlikte bir plan hazırladılar.. .
Birkaç günlüğüne izin alarak Yafa'ya gitti. Orada uydurma bir
V ısım ve tüccar giysileriyle sahte kağıtlar edindi ve Mısır'a giden bir
gemiye binmeyi başardı. Buradan Atina'ya, ardından Selanik'e geçti.
Seferden döner dönmez, Mustafa Kemal Vatan'm bir şubesini Lütfi Müfid Bey (sonradan Kırşehir meb'usu). Mustafa Kemal onunla Şam'da
kurmak için işe koyuldu. Hapishanede geçen haftaları ve Hakkı karşılaşmamış, oraya aynı zamanda tayin edilmiş ve birlikte gidip, ortak bir ev
'"tmuşlardı. Aslında, birkaç ay evvel Vatan olayından dolayı birlikte
Paşa'mn tehditleri ne gözünü korkutmuş, ne de onu yılgınlığa düşüre- '"tuklanmışlar ve Zülüflü İsmail Paşa'mn önüne, ikisi birlikte çıkarılmışlardı. (Ç-n.)

12 13
Gittiği her yerde hoşnutsuzluğa, gizli cemiyetlere ve devrim hazırl- Bir yıl boyunca Mustafa Kemal tümüyle sakin durdu. Padişahın
ıklarına tanık oldu. polislerinin onu bir kez ele geçirirlerse, bu defa gün ışığını artık bir da-
Selanik'te doğrudan annesinin evine indi ve bir süre tümüyle ses- ha göremeyeceğinin gayet açık biliyordu. Kendisini işine verdi. Üsleri
siz kaldı. Düşüncelerinde haklı çıkmıştı. Selanik, olayların gerçek oriun mükemmel ve kendini görevine adamış bir subay olduğuna
merkeziydi. En önemli alt rütbeli subaylar burada toplanmaya ilişkin raporlar veriyorlardı. İstanbul'daki yetkililer sonunda Sela-
başlamıştı. Gerçekten büyük bir şey. hazırlanmaktaydı. Annesi ve nik'deki casusların büyük bir hata yapmış olduğuna ve bu genç su-
kızkardeşi aracılığıyle Erkan-ı Harbiye Mektebi'nden kimi arka- bayın aptalca düşüncelerinden ve havailikten vaz geçip aklını başına
daşlarıyle temasa geçerek, onlardan kendisine bir nakil ayarlama- aldığına kanaat getirdiler
larım istedi. Fakat Mustafa Kemal Selanik'e gitmekte en az eskisi kadar ka-
Daha hiçbir şey yapmaya fırsat bulamadan evvel, Padişah'ın ha- rarlıydı. Memleketinde büyük olaylar hazırlanmakta iken, onun Suri-
fiyeleri onu tanımışlardı, istanbul'dan hemen yakalanması için emir ye'de, bir köşede kalması olanaksızdı. Harbiye Nezareti'ndekiler de
geldi. Polis Müdür muavini olan Cemil, Vatan'm İstanbul'daki üye- dahil olmak üzere, Vatan mensubu bütün kurmay subayları tanıyor-
du. Mümkün olan her çareye başvurdu. En sonunda Selanik'e nakline
lerinden biriydi. Birini göndererek tutuklama emrini iki gün sumen ilişkin emirleri aldığında, olabildiğince hızlı bir şekilde, devrimin
altı edebileceğini, ancak elinden daha fazlasının gelemeyeceğini be- merkezine koştu.
lirterek Mustafa Kemal'i uyardı; hemen kentten ayrılması gerekiyor-
du.
Böylece Mustafa Kemal sınırdan kaçak olarak Yunanistan'a ge- VI
çerek oradan da gemiyle Yafa'ya gitti; ne ki, tutuklama emri ondan
önce Yafa'ya gelmişti bile. Gizli polis onu tehlikeli biri olarak mimle- Mustafa Kemâl Üçüncü Ordu kurmay heyetine gönderildi. Göre-
mişti. Bu kez ona merhamet göstermeyeceklerdi. Mustafa Kemal'in vi, kısmen Selanik'de kalmasını, kısmen de teftiş için demiryolu bo-
Kızıl Zindan'da ikinci bir şansı yoktu. yunca yolculuk yapmasını gerektiriyordu.
Görevi emirleri uygulamak olan Ahmed Bey, onu gemide Selanik'teyken annesi ve kızkardeşiyle kalıyordu. Zübeyde'nin
karşıladı. Mustafa Kemal'e belgelerini ve üniformasını getirmişti. durumu şimdi gayet iyiydi; ikinci kocası, ona kentin merkezinde ko-
Hemen sonra onu gizlice gemiden indirdi, kentin dışına çıkararak çok caman bir ev ve bir miktar para bırakarak bir süre önce ölmüştü.
hızlı bir şekilde güneydeki Gazze'ye gönderdi. Bu sınır boyunda Mustafa Kemal karargahta Erkân-ı Harbiye Mektebi'nden tanı-
çatışma vardı ve bölgenin kumandanı Müfid Lütfi'ydi. Osmanlı dığı pek çok subayla karşılaştı. Bunlarla Vatan'm yeni bir şubesini
İmparatorluğu'nun içinde bulunduğu karmaşa ve düzensizlik böyle örgütlemeye çalıştıysa da, fazla bir başarı sağlayamadı. Onun anlattı-
bir aldatmacayı mümkün kılmıştı. klarını, tartışmaya ya da karşı olduklarını söylemeye kalkmaksızın
Ardından Ahmed Bey İstanbul'a ortada bir yanlışlık olması ge- dinlemekle yetiniyorlardı. Ondan kuşkulanıyor gibi bir halleri vardı?
rektiğini, Mustafa Kemal'in bütün bu süre içinde Gazze'de olduğunu Bazan bunlardan birkaçı bir arada konuşarak yürürken, yanlarına git-
ve hiçbir zaman Suriye'den ayrılmadığını bildirerek bu konudaki yeni tiğinde sanki bir hafiye ya da ajanmış gibi, hemen susuyorlardı. Bir
emirleri beklediğini yazdı. şeyler çevirdiklerinden emindi, ama onu aralarına almıyorlardı.
• Haftalar sonra gelen yanıttan sonra Müfid Lütfi de söz konusu En sonunda içlerinden biri sıkı sıkıya gizlilik sözü verdirerek ka-
süre içinde Mustafa Kemal'in kendisiyle birlikte olduğunu teyit etti. palı kapılar ardında, .olanları ona da anlattı. Selanik'te büyük bir dev-
Bu şekilde herikisi de tutuklama emirlerini hasır altı ettiler. rimci örgüt bulunuyordu; ismi de İttihat ve Terakki idi. Şehirde çok
sayıda Yahudi vardı; bunların çoğu İtalyan uyruklu ve İtalyan Mason
14 15
localarına'bağlıydı. İtalyan uyrukları olarak, kapitülasyonlar ve .imti- sa hiçbir şekilde olayın içinde yer almamaktı. Sakin sakin emirlere bo- .«
yaz antlaşmaları uyarınca Padişahın baskısına karşı kprunmaktalardı. yun eğecek biri olmak bir yana, her zaman son derece eleştirel bir
Evleri polis tarafından aranamıyor ve yalnızca kendi konsolosluk kişilikteydi. Eleştirileri son derece şiddetli olduğu gibi, kişiliğe
mahkemeleri önünde yargılanabiliyorlardı. saygıdan da uzaktı. Fikirlerine karşı çıkıldığında, hemen
İçlerinde Makedonyalı Fethi'nin de bulunduğu, Mustafa Ke- vahşileşiyordu. İttihat ve Terakki'yi yüzeysel ve etkisiz bir örgüt olarak
mal'in çoğunu tanıdığı bir grup subay Mason olmuştu. Mason loca- görüyordu: çok fazla konuşuluyordu, eylem ise pek azdı. İstanbul
larının tüm yöntemlerini kullanarak ve koruması altına sığınarak İtti- Kurmay Okulu'ndaki som, dökme bir demir gibi sağlam, hevesli
hat ve Terakki'yi kurmuşlardı. Yahudiler'in evlerinde güvenlik için- öğrenciden, artık çeliğe dönüşerek güçlenen bir devrimci çıkmıştı.
de toplanıyor ve planlar hazırlayabiliyorlardı. Hatırı sayılır bağışlar Kuram değil, gerçek olaylar istiyordu. Titizlikle planlanmış eylem is-
topluyorlardı. Padişahın ülkeden sürgün ettiği ve yabancı ülkelerde tiyordu. İttihat ve Terakki içinde Ona ters gelen, hazmedilemeyecek
yaşayan önemli siyasal mültecilerle sıkı bir temas halindeydiler. kadar fazla teorisyenlik faaliyeti olmasıydı.
İttihat ve Terakki Cemiyeti bir süredir Mustafa Kemal'i izlemek- Liderlere saygı duymuyordu. Hepsiyle tartışıyordu: Enver acele-
te ve sınamaktaydı. Artık onu da kendilerine katılmaya davet et- ci ve savruk bir adamdı; Cavid Selanikli bir Yahudi, bir dönmeydi;
mişlerdi. Niyazi vahşi ve dengesiz bir Arnavut, bir tür Garibaldi'ydi; bir Posta
memuru olan Talat ise, hantal bir ayıydı. İşte, liderler de bunlardı.
Mustafa Kemal Vedata Locası'nda bir birader olarak örgüte Mustafa Kemal onların hepsiyle tenezzülen konuşuyordu. Hep-
katıldı. Kendisini hoşlanmadığı bir atmosfer içinde bulmuştu. siyle sanki onlar dershanedeki çocuklar, kendisi de öğretmenleriy-
Katıldığı loca, uluslararası Nihilist örgütün bir parçasıydı. Üyeleri mişcesine davranıyordu. Bir keresinde Kafe Gnogno (Yonyo)'da
arasında Yahudiler'in ezildiği Rusya hakkında son derece kötü, ama oturmuş, Cemal'in yurtseverliğinden söz ediyorlardı. Mustafa Kemal
bol bol para kazanmalarına izin verilen Viyana hakkında iyi sözler alaycı bir tavırla sözlerini kesip, gerçek büyüklük hakkında bir söylev
söyleyen milliyetsiz kişiler vardı. Bunlar adeta gizli yaşayan, verdi. Ertesi sabah aynı trenle işe giderlerken karşılaştığı Cemal'e
sağlıksız, üstü kapalı sözlerle konuşan, sırlarla dolu kişilerdi. Mustafa onu nasıl popülerlik peşinde koşan biri olarak gördüğünü söyleyip,
Kemal, uluslararası finans ve uluslararası yıkıcı yeraltı örgütlerinin büyüklük hakkındaki tatsız sözlerle dolu vaazini başından sonuna dek
ağına yakalanmış olduğunun bilincindeydi, ama bunların tam olarak ona da tekrarladı.
ne tür insanlar olduklarının tümüyle anlayabilmiş değildi. Diğer "birader" subaylar onun fikirlerinde inatçı ve alaycı biri ol-
Yahudiler'in uluslararası amaçlan ve sorunlarına karşı hiçbir ilgi duğunu düşünüyor, ondan hoşlanmıyorlardı. Eleştirileri daima acı ve
duymuyordu. Masonlar'in ritüellerine daha da az yakınlık duyuyor, keskindi; üstelik eleştirilerini çekilir kılacak mizah duygusundan da
bunlardan alayla söz ediyordu. O, bir Türk'tü; Türk olmaktan gurur yoksundu. Yahudiler ise ona hiç güvenmiyorlardı. Hiçbir zaman Ma-
.duyuyor, Türkiye'yi Padişahın ehliyesizliğinden ve despotizminden sonluğun üst derecelerine yükseltilmedi. Cemiyetin lider çevresinin
olduğu kadar, yabancıların pençelerinden kurtarmakla ilgileniyor- de dışında bırakılmıştı..
du. Evde de aynı derecede sorunlar yaratıyordu. Eleştirilerine açık
Daha kötüsü, bu işte sonradan gelenlerden olmasıydı. İttihat ve olduğu tek insan Zübeyde-'ydi; ancak, bazan gururunu zedelediği an-
Terakki'yi kontrol eden kişiler, kendilerini Mason localarının kar- da ona karşı bile soğuk ve haşin olabiliyordu. .
maşık ritüellerinin perdesi ardına gizlemekteydiler. Henüz yeni Hiç kimsenin, Zübeyde'nin bile kendi hareketlerine karışmasına
başlamış bir "birader" olduğundan, ondan beklenen yalnızca emirleri izin vermiyordu. Bir keresinde örgüt arkadaşlarından birkaçını eve
uygulamasıydı. Oysa, onun yaradılışı, olayı kontrol etmek, bu olmaz- getirmişti. Hizmetçiler konuşmalarım işitmiş ve Zübeyde'ye haber
16 17
vermişlerdi. Bunun üzerine sessizce Mustafa Kemal'in odasına so- Eskisinden de yalnız ve az konuşan biri olmuştu.
kulmuş, anahtar deliğinden konuşulanları dinlemişti.
Gittikleri zaman, oğluna şiddetle çıkıştı. Mustafa Kemal onu ik-
na etmeye çalıştıysa da, bu konuda hiçbir şekilde anlaşamadılar. O, vn
yalınkat inançları ve değişmez sadakatiyle eski kuşağa mensup bir in-
sandı; oğlu ise, çok az şeye inanan ve hiçbir şeye saygı duymayan
genç kuşağa. İkisi de fazlasıyla öfkelenmişlerdi. Sonunda Zübeyde Bunca zamandır konuştukları devrim, hiçbir uyarı işareti ver-
oğluna yardım etmeye karar verdi. Ne de olsa oğlu dünyayı tanıyan bi- meksizin, ansızın çevrelerinde patlayıverdi. Önceden hazırlanmış bir
ri, evin reisiydi; hem kimbilir, belki de düşüncelerinde haklı olduğu plan olmadan, eskisi kadar tez canlı ye yabanıl olan Niyazi, birkaç
yanlar vardı. Aslında onun haksız olduğuna inanıyor, fakat evi terke- adamını toplayıp Resne dışına, Güney Makedonya dağlarına çıkarak
deceğinden korkuyordu. Böylece kendi yargılarına aykırı olmasına hükümete meydan okudu. Enver de hemen bir devrim bildirisi yayı-
karşın,, ona yardım etti. Gene de tüm kadınlar gibi sürekli şikayet edi- nlayarak Doğu Makedonya'da aynı eylemi tekrarladı. Hiçbir şey
yor, hem Padişaha hem de dine karşı komplo kurmanın aptallık ol- hazırlanmış ya da örgütlenmiş değildi. İttihat ve Terakki'nin kendi i-
duğunu söyleyip duruyordu. çindeki faal üyelerin sayısı üçyüzü aşmıyordu bile. Askeri birliklerin
Bu anlaşmazlık Mustafa Kemal'e kararını verdiren etken oldu. alacağı tavır da kesin olarak bilinmiyordu.
Ev yaşantısının kısıtlamaları canını sıkıyordu. Evle olan bağlan, akra- Mustafa Kemal sakin kalıp, askeri görevlerini yerine getirmeyi
baların gevezelikleri,.kadınların sonu gelmez duaları, kaçınılmaz sürdürdü. Böylesine çılgın ve planlanmamış serüvene girecek kadar
baskılar sinirine dokunuyordu. İlişkilerde karşılıklılığı gereksiz bulu- gözü kara bir kumarbaz değildi. Eğer eyleme geçecek olsaydı, bu an-
yordu; her şeyi almalı, ama hiçbir şey vermemeliydi. Özgürlüğü üze- cak belirli bir başarı şansı olan dikkatle hazırlanmış bir planla gerçek-
rinde en küçük bir kısıtlamaya bile gelemiyordu. Bedeli ne olursa ol-. leşirdi.
sun, daima kendi kendisinin efendisi olacaktı. Bir oda kiralayarak ev- Ne ki, "çılgınca serüven" başarıya ulaştı. Bunu izleyen birkaç
den ayrıldı. Annesini sık sık ziyaret ediyordu; artık eskisi kadar birlikte ayın tarihi, fantastik olduğu.kadar karışık bir rüyayı andırıyordu.
olmadıkları için de, onun sözlerini daha çok dinlemeye Başkaldıran birkaç yüz asker dağlardaydı. Bastırmak üzere yollanan
başlamıştı. birlikler de isyancılara katılıyorlardı. Askerler yıllardır ihmal edilmiş
Gündüzleri askeri görevlerini görülmedik bir enerjiyle ve aylıkları ödenmemişti. Subayları tarafından yönlendirilen alaylar,
sürdürüyordu. Akşamları ise, yemek yemek ve diğer örgüt arka- birbiri ardına ayaklanmayı bastırmayı reddediyorlardı. Türkiye'nin
daşlarıyle arka odalarda toplantı yapmak için Kafe Yonyo'ya ya da içlerinden gönderilen özel birlikler de aynı şeyi yaptılar. Herkesin, en
polis hafiyelerinin mütecesşis gözlerine karşı pancurlan sıkıca örtülü, başta da Cemiyet'in şaşkın bakışları önünde, Padişahın kudreti rüzgar
kapıları kilitli bazı evlere gidiyordu. Burada mum ya da gaz lambası önünde sürüklenen yapraklar gibi yok olmuştu.
ışığı altında sigara ve içki içerek gece geç saatlere kadar oturuyor, İstanbul'daki Yaşlı Tilki, aldığı seri bir kararla geri adım attı ve
yaklaşan devrim hakkında planlar kuruyorlardı. geçmişteki kötü yönetimin tüm suçunu çevresindekilere yükleyerek
Mustafa Kemal toplantılara katılıyor ye örgüt içinde kalmaya de- anayasal hükümeti ilan etti, hafiyeliği kaldırdı ve devrimcilere kucak
vam ediyordu. Ancak, zamanla gitgide daha az faal bir rol oynamaya açtı. Niyazi ve Enver, kazandıkları büyük zaferden duydukları büyük
başlamıştı. Liderler hala onu yakın çevrelerine yaklaştırmamaktayd- gururla dağlardan indiler. Türk ve Hıristiyanlar'dan oluşan coşkulu
ılar. Hiçbir zaman alt düzeyde kalamazdı. Ya idare etmeli ya da her kalabalıklar sonunda kutsal kitapta sözü geçen bin yıllık huzur devri-
şeyden vazgeçmeliydi. nin (millenium) geldiğine inanarak, sevinç içinde onları Selanik'de
karşıladılar.
18 19
Devrimde kendisi gibi etkin bir rol oynamamış diğer Cemiyet
mensuplarıyla birlikte Mustafa Kemal de onları karşılayanlar arasın Cemiyet, Makedonya'daki ordunun yardımına başvurdu. Eğer
başarısız olurlarsa, Abdülhamid ve avenesi tüm kötülükleriyle yeni-
daydı. Enver, yeni anayasayı Selanik'in ana meydanında bulunan
den iktidara geleceklerdi. Makedonya'daki ordunun kumandam, bir
Olimpus Palas Oteli'nin balkonundan okudu. Arkasındaki subay gru- Arap ve Abdülhamid'in gözdelerinden olan Mahmud Şevket
bu arasında, alt düzey ve önemsiz bir örgüt üyesi olarak sadece birkaç Paşa'ydı. Bu, uzun boylu, kuru, hadımağası gibi kadavraya benzer bi-
kişiden başka kimsenin tanımadığı ve farketmediği Mustafa Kemal riydi. Asker olarak parlak bir subaydı, ancak, kumandan olarak müte-
de vardı. redditti.
Ne yapması gerektiği konusunda duraksadı. Kurmayları arasında
Trablus'tan yeni dönmüş olan Mustafa Kemal de dahil olmak üzere
Cemiyet mensubu pek çok subay vardı. Neredeyse onun isteğine karşı
Abdülhamid'in son yirmi yıldır sürgüne göndermiş olduğu poli- olarak, Mahmud Şevket'i harekete geçmeye zorladılar. Böylece . İkinci
tikacılar, bulundukları yabancı ülkelerden akın akın dönmeğe ve Üçüncü orduları İstanbul üzerine yürüttü. Öncü kuvvet Birinci
başlamışlardı. Bunlar arasında prensler, eski sadnazamlar, her düzey- Birleşik Fırka'dan oluşuyordu. Fırkada bir süvari birliğinin kumandanı
den nazırlar vardı. Genç subayları dirsekleyip kenara iterek, İttihat ve olarak Berlin'den alelacele dönmüş .olan Enver ve kurmay başkam
Terakki Cemiyeti'nin kontrolünü ele geçirdiler ve iktidardan pay kap- olarak Mustafa Kemal de yer almıştı.
mak ve entrikalar çevirmek üzere İstanbul'a doluştular. Niyazi, Ama- Karşı devrimi ezip Abdülhamid'i tahttan indirdiler, Makedon-
vutluk'a döndü ve orada öldürüldü. Enver, askeri ataşe olarak Ber- yalı Fethi'yi gardiyanı yaparak Selanik'deki Alatini Köşkü'ne hap-
lin'e gönderildi. Mustafa Kemal Trablusgarp'deki Türk karargâ- settiler .* Abdülhamid'in eli ayağı tutmaz ihtiyar kuzenini** tahta
hlarını denetlemek ve haklarında rapor hazırlamak üzere Kuzey Afri- çıkarıp Cemiyet'in iktidarını yeniden perçinlediler.
ka'ya gönderildi.
Kamuoyu, Cemiyet'in içinden en çok Enver'i tanıyordu. Böyle-
Kargaşalıkları kargaşalıklar izliyordu. Hiçbir şey yolunda gitmi- ce Enver bir halk kahramanına dönüştü. Makedonya'da isyan bay-
yordu. Avusturya Bosna-Hersek'i ilhak etti; Yunanistan Girit'i ele rağını açmıştı ve şimdi de işi tamamlamak üzere öncü kuvvetlere ko-
geçirdi; Rusya tarafından desteklenen Bulgaristan bağımsızlığını ilan mutanlık ediyordu.
etti. İçerde tepki başladı. Arnavutluk ve Arabistan'da ayaklanmalar Enver'de bir parıltı, canlılık, göz alıcı bir meydan okuyuş, ünlü
başgösterdi. Hıristiyanlarca Müslümanlar, birbirlerine saldırmaya olma yönünde doğal bir yetenek vardı ki, bunlar onun hemen göze
başladı. batmasını sağlıyordu. Onun yanında asık suratlı, alaycı ve çekingen
Bütün bu karmaşanın ortasında yaşlı Padişahı destekleyenler iş yapıdaki Mustafa Kemal son derece silik kalıyordu.
başına geldi. İstanbul'daki askerleri satın aldılar, hocaları halka
Böylece halk tarafından farkedilmeyen ve liderler tarafından da
gönderip yeni yöneticilerin Paris'ten getirdikleri yeni moda düşünce-
istenmeyen biri olarak kaldı. Cemiyet onu herkesi eleştiren fakat hiç
lerinin dinsizlik olduğunu, bunların Türk ve Müslüman değil, Yahudi
kimseye boyun eğmeyen yetenekli, ancak, huysuz biri olarak mim-
ve Mason olduklannıİslam'ı ve hilafeti yıkmak için işbaşına geldikle-
rini söylettiler. lenmişti: Hiç kimsenin 'sevmediği ve arkadaşsız, tek başına, kendini
beğenmiş, huysuz bir adamdı. Böylece geri plana itildi ve askerlik
Din elden gidiyor kışkırtmasıyle taşkınlaşan İstanbul'daki asker
ayaklandı. Subaylarını öldürüp ya da hapsedip İslam dinine, Padişaha * Abdülhamid'in gözetim subaylığını Fethi (Okyar) den sonra, Salih (Bozok)
ve İslam halifesine bağlılıklarını ilan ederek istanbul'u ele geçirdiler. yapmıştır. Salih, bu göreve Balkan Savaşı öncesinde Selanik'de, savaş sonucu bu
kentin kaybıyla Abdülhamid'in ölümüne dek de, Dolmabahçe Sarayı'nda sürdürmüştür
Cemiyet üyelerini yakalamaya başladılar. (ç.n). ** Sultan Besinci Mehmed Reşat (1909-1918).
20 21
görevine geri gönderildi. yerde, özellikle ordu içinde hoşnutsuzluk vardı: bir şeyler yapıl-
malıydı, hem de derhal!
Mustafa Kemal artık -yüksek rütbeli bir subay olmuştu. Erkânı
VIII Harbiye'de çalışmaktaydı. Yetenekleri ve ehliyeti yönündeki şöhreti
Mustafa Kemal görevine bütün enerjisiyle sarıldı. İçgüdüsel ola- gittikçe büyüyordu. Karargâhta hoşnutsuz olan ve sorun çıkarmaya
rak bir askerdi: Adamları için çevrede atlı tatbikatlar, seminerler hazır durumda çok sayıda subay vardı. Bunlar Mustafa Kemal'i dinle-
düzenliyor, askeri tarih -Moltke ve Napolyon'un seferleri üzerinde- meye, onun çevresinde gruplaşmaya başladılar.
çalışıyordu. Bu, yeni bir heyecan ve yükselme dönemiydi. Otuzundan Artık hali tavrı bile değişmişti. Merkezde olmak, sözlerinin
önce Makedonya'da Üçüncü Ordu'nun kurmay başkanı oldu. önemsenmesi, kendine güvenini artırmıştı. Her zamanki kadar katı ve
1910 da Ali Rıza Paşa'nın Fransa gezisinde yaveri olarak maiye- ezici olmakla birlikte, onu destekleyenlere karşı daha anlayışlı, hatta
tine atandı. Önce birkaç günlüğüne Paris'e gitti ve ardından yıllık ma- güleryüzlü olmuştu. Artık önemli biri ve bir hareketin önderi haline
nevraları izlemek için Picardie'ye geçti. Ali Rıza, onun hakkmda-'üik- gelmeye başlamıştı. •
kate değer yetenek ve muhakemeye sahip olan, "çağdaş yöntemleri Durum artık İstanbul'da Harbiye Nazırı olan Mahmud Şevket
uygulamada etkin ve açık görüşlü bir subay" olduğu raporunu verdi. Paşa'ya bildirildi. Adamını gayet iyi tanıyordu ve Selanik ile Balkan-
Dönüşünde Selanik'deki subay okulunun başına getirildi. lar'daki huzursuzluğun nasıl bir tehlike arzettiğinin farkındaydı.
Okulu büyük bir başarıyla yeniden düzenlediyse de düş Mustafa Kemal'i oradan uzaklaştırması gerekiyordu. Böylece onu
kırıklığına uğramış ve hoşnutsuz bk ruh hali içindeydi. İçgüdüsel ola- Selanik'deki 38 nci Süvari Alayı kumandanlığına getirdi. Ancak, bu
rak bir asker olmakla birlikte Mustafa Kemal daima politikanın özle- atama, durumda hiçbir değişiklik yaratmadı. Çünkü Mustafa Kemal,
mini duymaktaydı; ne ki, politika.içinde kendisine yer yoktu. askeri görevlerini kusursuzca yerine getirmeye devam ediyordu ve
artık eskisinden de çok sayıda subay onu desteklemeye başlamıştı.
Devrim hiçbir şeyi düzeltmemişti. Selanik'de Cemiyet'in adam-
ları olarak tanıdığı Enver, Talat ve Cemal artık yönetici konumuna Mustafa Kemal bir coup d'etat. (darbe) için bir eylem planı hazı-
gelmişlerdi. Dönme bir Yahudi olan Cavid, Maliye Nazırı 'ydı. Mus- rlamaya koyuldu. Bir kez daha akşamlarını kapalı kapılar arkasında
tafa Kemal hepsini kendinden aşağı görüyordu. Onlar aslında yöneti- yapılan gizli toplantılarda geçirmeye başladı. Fakat bu kez denetim
ciliğe layık olmayan küçük adamlardı. Görüşlerini hiç kimseden giz- kendisindeydi; karşıtları ise artık iktidara gelmiş olan Cemiyet men-
lemiyordu da. Hatta bunları okulda ve topluluk arasında savunmaktan subu eski devrimcilerdi. Siyasası, içerde daha etkin bir hükümet ile
çekinmiyordu. Büyük Güçler'in* eskisinden de aç gözlü olduklarını yabancıların kovulmasından oluşuyordu. "Türkiye Türklerindir!"
söylüyordu: Almanya'nın elleri Türkiye'nin gırtlağına sarılmış du- onun savaş çığlığıydı.
rumdaydı. Maliyecileri yeni yeni ayrıcalıklar ve haklar elde etmişler- Hükümet ajanları onun tehlikeli olduğuna ilişkin raporlar verdi-
di; halen Bağdad Demiryolu onların kontrolü altındaydı; çünkü Cavid ler. Cemiyet de onun cezalandırılmasını istedi. Mahmud Şevket Paşa,
büyük bir ihanet içinde, demiryolunu onlara peşkeş çekmişti. En iyi onu askeri birlikleri hükümete karşı ayaklanmaları yolunda teşvik et-
Alman diplomatları İstanbul'da görev yapıyordu. Türkiye yabancıla- mekle suçladı. Mustafa Kemal'in cevaplarını doyurucu bulmamakla
ra, özellikle de Almanlar'a satılıyordu; Türkler kendi kendilerini dış birlikte, tutuklanması için yeterli kanıta sahip olmaması nedeniyle,
yardım ve müdahale olmaksızın yönetmeliydiler. Türkiye'de her şey onu alay kumandanlığından uzaklaştırmakla yetindi ve İstanbul'a ge-
eskisi kadar kötüydü: Maaşlar, idari organizasyon ve genel koşullar tirtip Harbiye Nezareti'ne yerleştirdi.
Abdülhamid döneminde ki kadar kötüydü. Yoksulluk yaygındı; her Ona ne türlü muamele edilmesi gerektiğini hiç kimse kestiremi-
* Düvel-i Muazzama (ç.n.) yordu. Mustafa Kemal'in korkusuzluğu karşısında uyarılar ve tehdit-
22 23
halde, sının kapatarak Türk subaylarının ve birliklerinin Türk toprak-
larında yaşayan Türkler'in yardımına koşmasını engellemek
küstahlığını gösterebilmeleri tam bir rezaletti.
Ancak, yapılabilecek hiçbir şey yoktu: Devam etmek zorun-
daydılar. Üç arkadaş orada ayrılıp, her birinin kendi başının çaresine
bakmasına karar verdiler.
Mustafa Kemal bir Arap kılığına girerek batıya işleyen hafif raylı
demiryolundaki bir trene bindi. Yalnızca birkaç kelime dışında Arapça
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM bilmediği gibi, açık renk saçları ve mavi gözleriyle Arap'a benze-
miyordu da. Sınır karakolundaki subay bir Mısırlı'ydı. iskenderi-
LK ye'deki İngiliz kumandanından Mustafa Kemal'in eşkalini ve onun
tutuklanıp kendisine gönderilmesine ilişkin bir emir almıştı.
Mustafa Kemal politikayı bir yana itti. Artık yapılması ger,eken Mısırlı subay bir Müslümandı ve tüm Hıristiyanlardan olduğu gi-
bir işi vardı. Kuzey Afrika'ya gidip İtalyanlar'la savaşmalıydı. bi İngiliz ve İtalyanlar'dan da -hiç ayrım yapmaksızın- nefret ediyor-
du. Tüm yakınlığı ve sevgisi Türkler'den yanaydı. Gene de aldığı
Suriye ve Mısır'dan geçen uzun kara yolu dışında Türkiye'nin
emirleri tümüyle gözden uzak tutması mümkün değildi. Mustafa Ke-
Kuzey Afrika'yla bağlantısı kesilmişti. İtalyanlar denizin denetimini mal'in bir Türk olduğundan emin olunca, mavi gözlü bir başka yolcu-
ellerinde tutuyorlardı; filoları Çanakkale Boğazı'nın da çok yakın- yu tutuklayarak, Mustafa kemal'i dualarla uğurladı.*
ındaydı. Türk donanması iki savaş gemisi ve birkaç kruvazörden iba-
retti.. Bunların da kazanları paslanmış durumdaydı; mürettebatı orta-
dan kaybolmuştu; gemiler yanyana Halic'in çamurlu sularında öyle- Mustafa Kemal Deme Limanı'ndan 25 kilometre kadar içerde
ce yatıyordu. Askeri birlikleri göndermek olanaksızdı. Gitmek iste- yer alan Ayn el-Mansur'daki Türk karargahına doğru yola koyuldu.
yen subaylar Afrika'ya kendi olanaklarıyla gitmeliydi. Her genç su-
bay gitmeyi planlıyordu. Enver derhal gitmişti bile. Paris'de askeri *Bu Mısırlı zabitle geçen olayı Kılıç Ali (Atatürk'ün Hususiyetleri, İstanbul, 1955)
ataşe olan Fethi de, Marsilya'dan bindiği bir Fransız balıkçı teknesiyle şöyle aktarıyor:
oraya koşmuş ve Tunus'da karaya çıkmıştı. "Hududa yakın ve demiryolunun sonu olan Ahar Terkip istasyonuna yaklaştıkları
• sırada kontrol memuru Mısırlı zabit bunları tevkif etmek istemiş. Mustafa Kemal
Bey, zabitin hissiyatı diniyesini kışkırtacak sözlerle işi açıklamaya mecbur olmuş.
Mustafa Kemal diğer iki arkadaşıyla birlikte kara yolunu seçti: Zabiti ikna etmiş. Fakat Mısırlı zabit gene de:
Demiryolu geçen yerlerde trene binip, yolun kalan büyük bölümünü "Oraya bir an evvel gitmesi lazım gelenler gitsin. Fakat vaziyetiniz o kadar nazarı
at sırtında ya da arabayla aşarak, Küçük Asya'dan aşağıya, Surıze ve dikkat celbetti hiç olmazsa içinizden oraya gitmesine beis olmayanlardan birkaçını
Filistin'e gittiler. İskenderiye'ye vardıklarında İngilizler'in Mısır'ı bize teslim ediniz," diye işi pazarlık mevzuuna sokmuş. Bu görüşmeler neticesinde
çarnaçar kafileye katılan Bingazili topçu zabiti ile tüfekçi ustasının ve bir de
tarafsız ilan edip, sınırı kapattıklarını gördüler. Kahire'den kendilerine yol göstermek için terfik edilen kılavuzu teslime mecbur
Mustafa Kemal öfkeden köpürdü. Mısır Türk egemenlik alam olmuşlar. Fakat Mustafa Kemal bunların ne yapıp yapıp kendilerine iltihak
içinde bulunan bir ülkeydi; İngilizler'in burada hiçbir hakkı olmadığı ettirilmelerini Mısırlı zabitten rica etmiş, Mısırlı zabit de: "Müsterih olun kendi
atım ile onları da mücahedenize yetiştireceğim," cevabını vermiş. Hakikatten de
*Diğer iki subay, her ikisi de yüzbaşı rütbesinde olan Fuat (Bulca) ile Nuri (Con- müddet sonra arkadaşlarını tekrar serbest bırakıp kafileye kavuşturmuş." (s.34).
ker)'di (ç.n.).

26 27
Karargâhta çok iyi karşılandı. Büyük bir subay kıtlığı çekilme-
sinden başka, bir önceki yıl yaptığı incelemelerden ötürü bölgeyi ve
halkını iyi tanıması onu daha değerli yapıyordu. Binbaşı rütbesine İlcisi de gururlu, alıngan ve irade gücüne sahip kişilerdi. İkisinin de
yükseltildi ve kendisine Deme yönündeki bölgenin kumandanlığı ve- muhalefete ya da eleştiriye tahammülleri yoktu. Ve her ikisi de zinin-
rildi. Karargâhı.Ayn-el-Mansur'dâydı. Burada tüm cephenin kuman-
danı olarak Enver de vardı. se[ ve fiziksel olarak korkusuz ve düşündüğünü açıkça söyleyen
jcişilerdi. Ama aralarındaki ortak noktalar bundan ileri gitmiyordu.
Enver daima çok büyük projeler, son derece geniş ihtiraslardan esin
Donanmayı arkalarına alan İtalyanlar, kıyı kentlerini ele geçir- alıyordu. Büyük düşünceler onu adeta büyülüyor, kendine çekiyordu.
miş ancak, içerilere sokulamamışlardı. Türkler İtalyanlar'ın üzerine Ayrıntılar, somut gerçekler ya da rakkamlar onu asla ilgilen-
yürüdüler. Silahlanmış tüm Kuzey Afrika top.yekun Türkler'in ar- dirmiyordu.
kas'ındaydı. Kutsal Savaş, Cihad ilan edilmişti. Hocalar halkı heye- '
canlandıran Vaazlar vermekteydi. Libya'nın her yanından, Sahra Mustafa Kemal ise temkinliydi. Parlaklık onu ihtiyatlı olmaya
Çölü ve Kufrah Vahası'ndan kabileler Hıristiyan işgalcilere karşı sevk ediyordu. Büyük, belirsiz düşünceler onu heyecanlandırmıyor-
Türkler'in, Müslüman kardeşlerinin yanında yer almak üzere toplan- du. Hedefleri sınırlıydı ve bunlan ancak uzun ve dikkatli incelemeler
ve hesaplamalardan sonra belirliyordu. Olguları ve rakkamlan kesin
maktaydılar. Dinsel fanatiklikle tutuşarak, Enver'i görmek üzere ka- olarak saptıyordu. Ne Araplar, ne de başka yabancılarla iyi ilişkiler
rargâha koşuyorlardı. kurma konusunda istekli olmadığı gibi, yeteneksizdi de. O bir i
Enver, ilgi odağı konumundaydı. İstanbul'daki Padişah ve tüm Türk'tü, Türk olmaktan da gurur duyuyordu; dünyanın geri kalanını
Müslümanların halifesinin temsilcisi olarak gelmişti. Sünusi Şeyhi, ise aşağı görmekteydi.
onu "birader" olarak çağırıyor ve savaşçılarını yolluyordu. Uzak
bölgelerdeki Turesler ve Pessaniler bile gönüllülerini göndermektey- Selanik'deki ilk günlerinden beri Enver'den hoşlanmamıştı.
diler. Şimdiyse ona karşı nefret duymaya başlamıştı; bunu açıkça göster- j
mekten de geri durmuyordu. Nefreti kıskançlıkla beslenmiş, acı- j
Ve Enver onlarla nasıl ilişki kurulması gerektiğini iyi biliyordu. laşmıştı. Mustafa Kemal her zaman en iyisi, en iyi asker olduğuna i
Yerleri halılarla, çevresi ipek kumaşlarla süslenmiş büyük bir çadır inandırılmışken, Enver'den daha büyük olmasına karşın, şimdi onun !
kurdurdu. Burada büyük bir debdebeyle şeyhlerle görüşmeler yapıyor peşinden sürükleniyordu. Daima Enver kumandanken Mustafa Ke- i
ve yerde bağdaş kurmuş oturan vahşi Bedeviler'! dinliyordu. Dağınık mal onun astı konumundaydı. ,.. '
durumdaki adamları kırk kişilik gruplar halinde çadırlara koydurup, Şık çadırında maiyetinde dalkavuklarla yaşayan, şevkle parılda-
onlara yemek pişirip işlerini görecek birer kadın tahsis etti. Her gruba üç yan, gösterişli, kibar ve çekici Enver'in gözünde, gri yüzü, alaycı
Türk subayı verdi. Bedeviler'e iyi para veriyor, onları besliyor ve tavırları, ters sözleriyle Mustafa Kemal, adeta ziyafetteki kafatası gi-
ölenlerin dul karılarına armağanlar yolluyordu. Sonsuz bir sabır, şefkat ve biydi. Bedevilerin cesaretini kırıyordu. Her planı eleştiriyordu. Her
tükenmez bir enerjiyle, onlara savaş esini vermeye çalışıyordu. Bütün projeye dudak büküyordu: Tavrı daima kusur bulucu ve eleştireldi,
bunların bir sonucu olarak İtalyanlar.kıyıya çivilendiler ve bir adım bile ama hiçbir zaman işi itaatsizlik noktasına vardırmıyordu.
ilerleyemedîler.
Zaman ilerledikçe ilişkileri daha da güçleşmeye başladı. Aşın
Mustafa Kemal, Enver'le sürekli temas halindeydi. Enver'den sıcak altında kayalarla çevrili arazide pusuya yatma ve atlı saldırılar-
bir yaş büyüktü, ama rütbe olarak onun astıydı. dan ibaret olan bu usanç verici çatışmalar, en güçlü karakteri bile
İki adam bir türlü geçinemiyorlardı. Devamlı olarak kavgalıy- yaratabilirdi. Hepsinin sevimli ve hoş bulduğu Fethi, aralarındaki
dılar. Her ikisinin damarlarında da kavgacı Arnavut kanı dolaşıyordu. açıklığı kapatmaya çalıştıysa da başaramadı.
28 Mustafa Kemal kendi kampında kalmaktaydı. Küçük bir çadı-
rda, adamları kadar zorlu koşullarda, basit bir biçimde yaşıyordu.

29
Eğlencelere gitmeyi ya da Enver'in maiyetinin bir parçası olmayı ke- 10-uvazörüyle Çanakkale Boğazı'nın hemen ağzındaki blokajı aşıp
sinlikle reddetmekteydi. geçmişti. Düşman savaş gemileri peşindeyken, Ege Denizi'nde do-
lanıp şurada ya da burada ortaya çıkarak bir limanı bombalıyor, ya da
Savaşın birinci yılının sonunda, pek az sonuç alınabilmişti. İtal- bir nakliye gemisini batırıyordu. Ulusal bir kahraman haline gelmişti
yanlar kıyıya yeni birlikler çıkartmışlar, kumsalda kendilerine siper- ama bu yiğitlik gösterilerinin genel yenilgi üzerinde hiçbir etkisi ol-
ler kazmışlar, ama daha ileri gidememişlerdi. Türkler ve Araplar da muyordu.
onları siperlerinden söküp atamamışlardı. İstanbul yaralılarla dolup taşmıştı: Hastahaneler, kiliseler, cami-
Ansızın ve yine önceden uyarmaksızın 1912 Ekimi'nde Karadağ ler, evler hep onlarla doluydu. Ülke baştan aşağı düzensiz mülteci ka-
savaş ilan etti. Tüm Hıristiyan Balkan devletleri, tarihlerinde ilk kez labalıklarının oluşturduğu kamplarla dolmuştu. Yiyecek organizas-
olmak üzere, birleştiler ve Türkiye'ye saldırdılar. Türk hükümeti İtal- yonu tamamen ortadan kalkmıştı. Binlerce insan kolera ve tifüsten
ya ile alelacele barış yaparak Trablusgarb'e acil emirler gönderdi: ölüyordu; binlercesi de açlık ve soğuktan. Politikacılar hâlâ iktidarı
Türk birlikleri Mısır'a çekilmeliydi; ülke bağımsız ilan edilmişti. Su- kapmak için aralarında ağız dalaşı yapmakla meşguldüler. Kısacası
bayların hepsi mümkün olduğu kadar çabuk eve dönmeliydi. ortada olayları denetim altına alabilecek ya da yönlendirebilecek is-
Düşman kapıdaydı. Türkiye kendini tümden yok olma tehlike- tikrarlı bir hükümet kalmamıştı.
siyle karşı karşıya bulmuştu. Mustafa Kemal büyük bir kay gıy le ailesinden haber almaya
çalışıyordu. Selanik'den gelen pek çok göçmeni buldu. Ona kentin
büyük bir zorbalığa uğradığını anlattılar: Yunanlılar yakalayabildik-
leri tüm sivil Türkler'i öldürmüşler çevredeki tüm köy ve kasabaları
X da yağmalamışlardı. Sonunda annesini ve kızkardeşi Makbule'yi
mülteci kamplarından birinde buldu.
Kumandayı devreder etmez Mustafa Kemal yola koyuldu. En Bir oda kiralayarak onları İstanbul'a getirdi. Zübeyde altmışının
kısa yol olduğunu düşündüğü için Fransa'ya geçtiyse de, burada daha üstündeydi. Geçen yıllarla şişmanlamıştı, gözleri de iyi görmüyordu.
kısa yolun Avusturya ve Romanya'dan geçtiğine karar vererek Selanik'den kaçışları sırasında Makbule'yle birlikte açlık ve soğuk-
yönünü değiştirdi ve Karadeniz'e indi. Sürekli yardım gördüğü için tan çok acı 'çekmişlerdi. Yaşlı kadın bu süre içinde hızla kocaınıştı.
daha Aralık'ın ilk haftasında İstanbul'a ulaşmıştı bile. Oğlunu görmek onu fazlasıyle memnun etti. Onun kendilerini
Her şeyi karmakarışık bir halde buldu. Türk orduları tüm sınırlar- İstanbul'a götürmesine sessizce boyun eğdi; ama orada hiç huzur bu-
da ezilmişti. Kuzeyden Sırplar kontrolsüz bir biçimde ilerlemişlerdi. lamadı. Bütün gün boyunca odadaki divana bağdaş kurup oturuyor,
Güneyden saldıran Yunanlılar Selanik'i ele geçirmişler, yirmibeş bin öne arkaya sallanarak Allah'a dua ediyordu. Selanik kafir Yunanl-
tutsak almışlardı. Bulgarlar İstanbul'a doğru ilerleyerek, toplarıyle ılar'ın elindeydi, akrabaları katledilmişti; evi elinden gitmişti; sahip
kentin sadece 25 kilometre dışındaki Çatalca'da bulunan istihkâmları olduğu her şeyi kaybetmişti: Tam anlamıyle mahvolmuştu.
dövmeye başlamışlardı. Başkentin birkaç kilometre dışı ve Bulgar- Ailesini yerleştirir yerleştirmez Mustafa Kemal Harbiye Nezare-
lar'ca kuşatılmış olan büyük Edirne istihkamları haricinde Türkler ti'ne durumunu bildiren bir yazryle başvurdu. Gelibolu yarımadasının
Avrupa'dan süpürülüp atılmışlardı. daraldığı boğazda, Anadolu kıyısında yer alan Bolayır önlerindeki
istihkâm hattını tutan tümenin kurmay başkanlığına atandı. Bu çok
Tüm bu felaket ortasında bir tek aydınlık nokta vardı. Rauf* is-
Önemli bir mevkiydi. Bulgarlar buradan hücum edecek olurlarsa
minde genç bir deniz subayı, kumandanı olduğu yaşlı "Hamidiye" Boğazlar'ın kontrolünü ele geçirerek Asya'dakİ topraklara giden yo-
*RaufOrbay(ç.n.) lu açabilir ve İstanbul'un dış dünyayla bağlantısını kesebilirlerdi.
30 31
HARİTA: Balkan devletlerinin 19I2-1913"deki I.Balkan Harbi'ndeki hücum Mustafa Kemal, General Sava Savof komutasındaki Bulgar bir-
hatlarını gösteren harita. lilderinin. saldırısından hemen önce Bolayır'a ulaşabildi.
NOT: AA veBB olarak işaretlenen hatların arası Türkiye'nin Avrupa toprak- Buradaki istihkâmlar elli yıl önceki Kırım Harbi sırasında İngiliz
larının 1911'deki konumunu göstermektedir. CC işaretiyle İstanbul arasındaki küçük
alan ise, savaştan sonra bu topraklardan Türkiye'ye kalan kısmı göstermektedir. mühendislerin inşa ettiği hattın alelacele onardan kalıntılarından iba-
retti. Bulgarlar hatta hiç durmaksızın saldırıyorlar, Türkler'se inatçı
32 bir sabırla bu hattı tamir ediyorlardı. Çatışmalar son derece şiddetli
cereyan eden bu çatışmayı, sadece tüm cephelerde geçerli bir ateşkes
bu çatışmayı durdurabildi. .
Bundan sonra olaylar hızla gelişti. Büyük Devletler bir barış kon-
feransı yapılması çağrısında bulundular. Balkan Devletleri İstanbul
dışında Avrupa'daki tüm Türk topraklarının aralarında bölüşmeleri
için kendilerine verilmesini talep ettiler. Bulgarlar da Edirne'nin der-
hal kendilerine teslim edilmesinde ısrarlıydı.
Türkler kendi aralarında bölünmüşlerdi. Titrek bir ihtiyar olan
Sadnazam Kâmil Paşa'nın önderliğindeki bir grup, her ne pahasına
olursa olsun, barıştan yanaydı. Diğerleri, özellikle de genç subaylar
hiçbir yerin teslim edilmemesini istiyorlardı. Ayaklanmalar, politi-
kacıların entrikalan, kaos almış yürümüştü ve ortada olaylara yön ve-
rebilecek hiçbir güç bulunamıyordu.
Bütün bu kargaşanın ortasında Enver Trablusgarb'den döndü.
Hiç zaman kaybetmedi. İttihat ve Terakki Cemiyetini toplantıya
çağırdı, genç subayları çevresine alarak bir heyet-i vükela toplantısı
.sürerken Bâb-ı Ali'ye girdi.* Kendisini durdurmaya çalışan Harbiye
Nazın Nazım'ı vurdu, Kâmil Paşa ve diğer nazırlan rövolveriyle ko-
valayarak Cemiyet'ten Talat ve Cemal'in yanı sıra Sadnazam yaptı-
kları Mahmud Şevket Paşa ile birlikte kontrolü ele geçirdi.
Hiçbir şekilde zaafa izin vermedi. Politikacıların bir kesimi ona
muhalifti: Onları astı. Ayaklanmaları bastırdı ve Balkan Devletle-
ri'yle banş görüşmelerine girmeyi kesin şekilde reddetti Ancak, Bul-
garların kuşatması altındaki Edirne'yi kurtarmak önündeki temel' so-
run olarak henüz duruyordu. Düşmana mevzi değiştirtmek için büyük
bir manevra planladı. Bu, kendisine göre çok iyi bir plandı: Haliç'ten
donanmayı çıkarıp Ege'ye gönderecek, donanmanın ateş gücünün
desteğindeki Onuncu Ordu birlikleri B olay ir'in biraz kuzeyindeki
*230cakl913: Babıali Baskım (ç.n.)

33
Şah Kuyu'ya* çıkacak; Bolayır birlikleri düşmana hücum edince, patlak verdi. Bulgaristan Sırbistan ve Yunanistan'a saldırdı; ancak,
Şarköy birlikleri de düşmanı sağ cenahtan yakalayacaktı; bundan sonra yenik düşerek sınırlarına dönmeye mecbur oldu. Eski müttefikler
iki kol birleşerek kuzeye doğru en kısa yoldan geçerek Edirne'ye Türkler'i unutmuş, çılgınca birbirlerinin boğazına sarılmışlardı.
gidecekti. Bu harekat düşmanı şaşırtıp bozguna uğratacak ve onları Enver bu fırsatı kaçırmadı. Yerinde bir cesaretle, ve savaş ilan et
Çatalca hatlanyle Edirne'den vazgeçmeye zorlayacaktı. meksizin, bulabildiği tüm kuvvetleri yola çıkarttı. Bunlar geride kalan
Savaş gemilerinden birinde yapılan bir kurmay toplantısında birkaç küçük Bulgar birliğini ezerek ilerlediler ve doğru Edirne'ye
Mustafa Kemal de hazır bulunuyordu. Eleştirilerinde çok acımasız girdiler, öncü birliklerin süvari kumandanı olarak, bando çalınır, bay
davrandı: Askeri istihbarata göre Şarköy'e hakim tepeler Bulgar- raklar dalgalanır ve yerli halk zeytin dallarıyle yolunu süslerken, En-
lar'ca ele geçirilmişti ve bu koşullarda yapılacak bir çıkartma son de- ver at üstünde Edirne'ye "Muzaffer" sıfatıyle girdi.
rece tehlikeli olacaktı. Bolayır birliklerinin Bulgarlar'ı sürüp çıkar-
ması olanaksızdı. Bunu yapacak olurlarsa iç hatlara sahip olan f
düşman, karşılarına son derece üstün kuvvetler çıkarabilirdi. Plan iyi Kente giren asker kollarından birinin kurmay heyetinde Enver'in f
gibi görünüyordu ama, ayrıntılar üzerinde iyi çalışılmamıştı; pratik bu gösterisi yüzünden kapıldığı tiksinti ve öfke içinde, kendi kendine f
geçerliliği yoktu. homurdanan, az tanınmış ve dikkat çekmeyen biri olarak, Mustafa }
Enver'in canı sıkıldı. Komutan kendisiydi. Mustafa Kemal'e da- Kemal de yer almaktaydı.
ha az konuşmasını belirterek, sadece kendisinden isteneni yapmasını
söyledi. ;
Harekat planlandığı şekilde yürütüldü. Bolayır birliklerinden iki
kolordu 8 Şubat'ta şafak vakti .saldırıya geçti. Mustafa Kemal de bu
saldın birliğindeydi. Bir on kilometre kadar ilerlediler ve çok kalın bir
sis tabakası karşısında durmak zorunda kaldılar. Bulgarlar sol yandan
sokularak ateş açtılar. Kolordulardan biri yarıldı ve geri çekilmeye
başladı; Mustafa Kemal'in kurmay başkanı olduğu ikincisi de sa-
vaşarak geri çekilirken güçlerinin yarısını kaybetti. Şarköy'e çıkart-
ma yapmaya başlayan Onuncu Ordu, Bulgarlar'ca yakalandı ve altı
bin askerine kayıp verdirilmiş olarak yeniden gemilerine dönmek zo-
runda kaldı.
Harekat tam bir başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bir ay sonra Edirne
düştü ve Enver'in önderliğindeki hükümet, Kâmil Paşa ve hüküme-
tince önerilen barış şartlarının aynını imzalamak zorunda kaldı.

Mustafa Kemal İstanbul'a döndü. Yenik ve bitkin düşen Türkiye,


yaralarını sarmaya çalışıyordu. Düşmanları onun bıraktığı toprak-
ların paylaşımı konusunda çekişiyorlardı. Ansızın aralarında savaş

* Şarköy olmalı; bundan sonraki yazımlan böyle olacaktır (ç.n.).


Zübeyde: Mustafa Kemal'in annesi

34 35
birleşmeleri gerektiğine ikna etmeye çalıştı.
XI
"Almanlar'ın orduyu, yaşamımızın temelini denetlemelerine
izin vermek çılgınlık olur" diyordu, "Biz Türkler kendi işimizi kendi-
Mustafa Kemal bir kez daha işsiz olarak, annesi ve kızkardeşiyle miz görmeliyiz. Bu iş için bu Prusyah'nın çağrılması milli bir hakaret-
birlikte istanbul'daydı. Edirne'nin alınışından sonra kaymakamlığa tir."
yükseltilmişti. Cemal'le görüşüp konuyu onunla tartıştı. Enver onu görmeyi
Tatmin olmamış, ancak, belirgin hedeflere sahip biri olarak aşağı reddettiğinde de, ona acı bir mektup yazdı.
gördüğü ikinci sınıf politikacılarla yemden ahbabhğa başlamıştı. Fa- Üçlü yönetim onu bir baş belası olarak görüyordu. Tehlikeli
kat artık devir değişmişti. Yeni hükümet güçlü ve sağlamdı. Talat, En- değildi: Hiç kimse ona yardım etmediği gibi, onu dinleyen de yoktu;
ver ve Cemal -Mahmud Şevket öldürülmüştü- üçlü bir bir yönetim
kimsenin onunla yapacak işi yoktu.
kurmuşlardı ve ülkeyi son derece baskılı bir biçimde idare ediyor-
lardı. Eski çeteler ve hizipler tümüyle dağıtılmışlardı. Gene de baş belasının biriydi. En iyisi yoldan çekilmesi ola-
caktı.
Politikacılar Mustafa Kemal'i aralarında görmeyi eskiden ol-
duğundan da az istiyorlardı. Siyaset sahnesinin tümüyle dışında Fethi elçi olarak Sofya'ya gitmişti. Mustafa Kemal'le o, eskiden
bırakılmıştı. Selanik'deki cemiyetten eski arkadaşları onun çok ileri- beri iyi arkadaştılar. Mustafa Kemal de Sofya'ya gitmeliydi. Askeri
sine geçmişlerdi. Talat ve Cemal kabinedeydi. Enver ise uluslararası ataşe olarak atandı ve görevim tanımlayan belgeyi bir an evvel Fet-
bir kişilik haline gelmişti. Harbiye Nazırıydı. Bir sultanla evlenmişti hi'ye götürme emrini aldı.
ve Boğaziçi'ndeki bir sarayda ihtişam içinde yaşıyordu. Tüm
Müslümanları Halife-Sultan'ın bayrağı altında bütünleştirmek; Mustafa Kemal Sofya'daki görevini bir sürgün olarak kabul etti.
Türkçe konuşan bütün halkları Türkiye çevresinde birleştirmek ve İstanbul'daki yaşamla bağlan koparılmıştı; askeri ataşelik mevkii
böylece Osmanlı İmparatorluğu'nün büyük zaferlerini yeniden can- profeyonel bir asker için gerçekten etkin görev 'yapabilme olanağım
landırmak gibi son derece büyük projeleri vardı. Almanlar onu mütte- sağlamıyordu. Yapılacak ne iş varsa hepsini mükemmelen yapıyor-
fikleri olarak görüyorlardı. du. Bulgar Başkumandanı Kitcheff ve Genelkurmayıyla arkadaşlık
Mustafa Kemal ise devamlı homurdanan ve hoş olmayan tavırlar ediyor, tören ve tatbikatlara katılıyor ve gözlemlerini Fethi'ye rapor
sergileyen alt rütbeli bir subaydan başka bir şey değildi. Üçlü yönetim ediyordu.
ve İttihat ye Terakki Cemiyeti'nce sevilmeyen biri olması dolayısıyle En iyi arkadaşının Bolayır'dan. kendi kolordusunu püskürtmüş
son derece kötü bir tanış olarak kabul ediliyordu. general olan Sava Savoff'un olması, Mustafa Kemal'in kendine özgü
Enver'le tartışmıştı. Sadece Cemal onun hakkında iyi şeyler bir yönünü göstermekteydi. Rakip "birader" subaylardan ve politi-
söylüyordu, bunun nedeniyse her ikisinin de Almanlar'a duyduğu or- kacılardan nefret ediyordu; cesur bif düşmana ise saygı duyuyordu.
tak nefretti. Sava Savoff, Bolayır önlerinde eşine az rastlanır bir yiğitlik göster-
Büyük projelerini gerçekleştirmek için Enver ilk adım olarak or- mişti. Bu yüzden Mustafa Kemal Sofya'ya gidince onu arayıp bulmuş
dunun yeniden düzenlenmesi gereğine karar verdi. Bu işi hayata ge- ve onunla yakın arkadaşlık kurmuş'tu.
çirmek üzere Prusyalı General Liman von Sanders'i davet etti. Ancak, yapacak pek az işi vardı, bunlar da sevdiği şeyler değildi.
Haberi duyduğunda Mustafa Kemal, kapıldığı korkunç öfkeyle Hiçbir şey yapmadan oturacak türden bir adam değildi. İşte olsun,
homurdanmaya başladı. Tüm politikacıların başına bela kesildi. eğlencede olsun bir şeyle meşgul olmak, yaptığı işe bütün güç ve dik-
Açıkça ya da gizli olarak, "birader" subaylarını yakalayıp konuşarak, katini vermeliydi. Yapacak çok az iş varsa, bu kez ilgisini eğlencede
gösterişli söylevler vererek, hepsinin durumu protesto etmek üzere yoğunlaştırıyordu. Askeri ataşelik konumu ona bir diplomatın ayr-
'• 37
36
ıcalık ve muafiyetlerinin yanı sıra bir askerin çapkınlıkları için de kadar süren cümbüşler yapıyordu. Karşısına oturacak herhangi biriyle
fırsatlar sağlamaktaydı. Görevinin avantajlarını her iki yönden d<b bol saatler boyunca oyun oynuyor, zar atıyordu. Bütün kötü alışkanlı-
bol kullanmaktaydı. kları üstüste yığmış, boğazına kadar bunlara batmıştı. Sefahatin her
türlüsünü deniyordu. Bunların bedelini ilişkiyle bulaşan bir hastalığa
Bir öğretmenden düzenli olarak aldığı derslerle balo danslarını
yakalanarak ve sağlığını bozarak ödedi. Bütün bunlara tepki olarak
öğrendi ve bundan sonra nerede ve ne zaman fırsat bulursa, ama hep
tüm kadınlara karşı inancını kaybetti ve şimdilik kaydıyle kendi bağlı
resmi geçitteymişcesine, dimdik dans etmeye başladı. Kabul salon-
kaldı.
larına girip çıkmaya da başlamış ve Sofya hanımefendileriyle flört
ederek bir sosyete çapkını olmaya çalışmışsa da bu hanımefendiler Bu arada ağır ağır akan zamanla birlikte Dünya Savaşı da yak-
onu fazlasıyle acemi bulmuşlardı. Mustafa Kemal zeki ve yüksek laşıyordu. Sırbistan sınırında Arşidük öldürüldü. Bütün büyük uluslar
mevkie sahip bir subaydı, ama hepsi o kadar... Türklerden hiçbir za- savaşa girmişti. Bulgaristan tarafsız kaldı ve Sofya bir çöl gibi
man hoşlanmamış olmalarının yanı sıra, Mustafa Kemal ne yakışıldı, ıssızlaştı.
ne de çekici bir erkekti. Tavırları çiğdi: Ya kasvetli ve donmuş gibi bir Mustafa Kemal Sofya'da kendi kendini yemekteydi. Pek çok
yüz takınarak azametli bir tavırla dimdik yürüyor, ya da ters türs ko- Türk gibi o da Türkiye'nin hangi tarafın kazanacağını görene dek bek-
nuşuyordu. Ne havadan sudan sohbet edebilme yeteneğine sahipti, ne leyip daha sonra karar vermek üzere tarafsız kalmasının en akılcı tu-
hoş bir çapkındı, ne de hanımefendilere dalkavukluk etmeyi beceri- tum olacağını düşünüyordu.
yordu. Küçük flört oyunlarının bazlarından pek bir şey anlamıyor- Fakat karar verilmiş ve Türkiye savaşa girmişti. Bütün diğer su-
du.Her hanımdanxtobra dobra kendisiyle yatağa girmesini talep edi- baylar gibi Mustafa Kemal de savaşın birkaç hafta içinde biteceği
yordu; eğer reddedilecek olursa, ona olan ilgisini kaybediyor, fakat kanısındaydı. Bu haftalar da akıp geçmekteydi. Sabırsızlıktan deliye
hemen ardından, yine dobra dobra, bir başka hanıma aynı soruyu soru- dönmüştü. Yıllardır bu iş için eğitimin aldığı ve çalıştığı halde fırsat-
yordu. Kısa bir süre için, ipek gibi yumuşak saçlı bir genç kıza, Gene- lar elinden kayıp gitmekteydi. Enver'e telgraf çekip bir kumandanlık
ral Kovatçev'in kızına aşık olur gibi oldu, ama kız ona hiç yüz verme- istediyse de, nazik fakat kesin bir dille kendisine ihtiyaç duyulduğu
di. yerde, Sofya'da kalması gerektiği emrini aldı. Yine telgraf çekti, an-
Kısa sürede bu hanımlar onu, tatlı dilli, nazik, yumuşak başlı bir cak, bu kez yanıt alamadı. Arkadaşlarına gönderdiği mektup ve me-
Türk olan Fethi'nin tam tersi olarak geleneksel Türk tipinde, kaba bir sajlardan da hiçbir sonuç çıkmıyordu; Fethi de ona yardım edemiyor-
erkek olarak mimlediler. Dans edişine ve salon adabını öğrenme ça- du.
balarına gülüyorlardı. Onu müthiş bir başağrısı olarak kabul edip, he- Haftalar aylara dönüştü. 1915 Şubatı'na gelinmişti bile. Mustafa
men unuttular. Kemal, olayların dışında kalmaktansa izinsiz olarak Sofya'dan ayrı-
Alıngan ve duyarlı biri olan Mustafa Kemal eskisinden de kibirli lıp savaş için görev almaya karar verdi. İstanbul'dan onu göreve
davranmaya, onlardan uzak durmaya başladı. Kendisini tüm kalbiyle çağıran emir geldiğinde, eşyalarını toplamıştı ve yol planlarım hazı-
sevmediği halde arzusundan yararlanarak ona eziyet ve işkence eden, rlamaktaydı.
ona dudak büken ve onu kendi kahramanı olarak kabul etmeyecek
olan bu sosyete hanımlarının nezaket kurallarından ve gevezelikle- XII
rinden nefret etmeye başladı. Enver İstanbul'da değildi. Ruslar'a karşı savaşacak bir orduyu
Mustafa Kemai -özellikle hürmetkar davranan yönetmek üzere Kafkaslar'a gitmişti. Yerine vekaleten Topal Hakkı
- ve başkentin hafifmeşrep kadınlarıyla ilişkilerinde çefc Q<»,a ra- Paşa * bakıyordu. Enver'in özel çekişmeleri, onu hiçbir şekilde ilgi-
hattı. Bunlarla birlikte kahvelerde, ve .evlerde içiyor, sabahlara * Levazım reisi.

38 39
lendirmiyordu. En iyi subaylara, hem de hemen ihtiyacı vardı. İngiliz- anında, "Liman von Sanders'de üst düzey bir askerin bütün özellikleri
var. Çoğu zaman anlaşamıyoruz, fakat bir kere emrini verdiği zaman,
ler iki kez savaş gemileriyle Boğazlar'dan geçmeye çalışmışlardı. onlan en uygun şekilde yerine getirebilmem için beni tümüyle serbest
Alınan tüm istihbarat, Gelibolu'ya çıkarma yapmak üzere Mısır'da bırakıyor" demişti.
büyük bir ordu hazırladıklarını göstermekteydi. Liman von Sanders
de büyük bir hızla bu saldırıya karşı koyacak yeni bir ordu hazırlama
çabasındaydı. Kahire ve Atina'daki tüm haber kaynaklarından, İngilizler'in
Hakkı Paşa, Mustafa Kemal'in politikadan uzak durduğu sürece saldırmak üzere olduğu haberi gelmekteydi. Mısır'da seksen bin
çok yetenekli bir subay olduğu yolundaki sicilini biliyordu. Telgrafla kişilik bir ordu hazırdı; büyük bir filo da harekete hazır bir şekilde
onu çağırdı ve Liman von Sanders'e tavsiye etti. General de Mustafa emirlerini bekliyordu.
Kemal'e Gelibolu yarımadasından güney kesimindeki birliklerin ku- Von Sanders, çözümü çok güç bir sorunla karşı karşıyaydı. Geli-
mandasını verdi. bolu yarımadasının kıyı şeridi yaklaşık seksenbeş kilometre uzun-
luğundaydı. Arazi dağlıktı ve çevrede, tüm mevkie hakim çok sayıda -
tepe vardı. İngilizler seksen bin askerini bu seksenbeş kilometrelik
Von'Sanders'in ortalama Türk subayı konusunda oldukça olum- kıyı şeridinin herhangi bir yerine çıkarabilir, hakim tepelerden birini
suz düşünceleri vardı, ama kısa sürede Mustafa Kemal'in ortalamanın ele geçirip onu yarımadadan sürüp çıkarabilir, böylece İstanbul'a gi-
üstünde olduğunu takdir etti. Hiç kuşku yok ki, geçinilmesi güç biriy- den yolu açabilirlerdi.
di, sözünü sakınmıyordu; düşüncesini dile getirirken ters ve haşindi.
Bir keresinde Alman generale Almanya'nın nihai başarısı hiçbir Von Sanders'in altmış bin askeri vardı. Bunları yirmişer bin
şekilde kesin olmadığına göre, Bulgaristan'ın taraşız kalmakla son kişilik üç gruba ayırdı ve her bir grubu yanmada boyunca yerleştirdi.
derece yerinde davranmış olduğunu söylemişti. Bir başka fırsatta da, İngilizler'in ne zaman ve nereden geleceği tümüyle belirsiz olduğu
Alman genel kurmayının canicesine ağır ve dikkatsiz olduğuna işaret için, oturup beklemekten başka çare yoktu. Hangi grup üstün düşman
etmişti. Fakat bir asker olarak görevini çok iyi yapıyordu. Düşüncele- kuvvetlerinin saldırısına uğrayacak olursa, takviye kuvvetleri onlara
rinde berrak ve kararlarında kesindi. Kanılarını daima somut gerçek- yetişinceye dek, iki üç gün kadar dayanması gerekecekti.
lerle desteklemekteydi. Rusya cephesinden dönen Enver, hiç zaman kaybetmeden Mus-
Her iki erkek de, son derece kibirli olduğu için, von Sanders'le . tafa Kemal'in yerine başkasını koymak üzere emirler göndermişti.
sık sık ve şiddetli fikir ayrılıklarına düşüyorlardı. Bununla birlikte, Emirlere uymak zorunda kalan Von Sanders, duyduğu üzüntüyü
Mustafa Kemal bir Prusyalı bakış açısına ve tavırlarına sahip olduğu Mustafa Kemal'e açıkça belirterek, onun Maydos'daki ihtiyat 19 ncu
için, von Sanders onu gayet iyi anlıyordu. Katı, patavatsız ve mağrur- Tümeni'nin kumandanlığına atandığım bildirdi. Bunun yanı sıra, asıl
du; fakat hepsinin ötesinde, o birinci sınıf bir savaşçıydı. İngiliz hücumunun nerede geleceği belli oluncaya değin, tümenini
Onu "Muhteşem bir asker...bir önder" olarak değerlendiren von yerleştireceği yer konusunda ihtiyatlı olması emrini verdi.
Sanders, Mustafa Kemal'e çok güveniyordu. Enver'in emirlerinden dolayı kızgın olmakla birlikte, Mustafa
Mustafa Kemal de, yabancılara, özellikle de Enver'in getirdiği Kemal, von Sanders'in kendisine güvendiğini anlamıştı. Kendisine
müdahaleci Almanlar'a karşı duyduğu nefrete rağmen, von Sanders'e güvenen, onu destekleyen ve kendisinin de saygı duyduğu bir üstün
saygı duymaktaydı. Alman'ın cesur ve becerikli bir asker olduğunu nezdinde aldığı kumandanlık, Mustafa Kemal'e adeta yeni bir kişilik
kazandırdı. Her zamanki şikayetçi ve huzursuz halinden eser bile kal-
teslim etmişti.
mamıştı. Kendini olanca gücüyle işine verdi. Potansiyel olarak içinde
Onun herhangi biri hakkında pek ender olarak olumlu sözler barındırdığı tüm güç ve yetenek kendilerini ortaya koyuyor-
söylediği gözönüne alınırsa, kendisi için alışılmadık bir cömertlik
41

801
lardı.Tümeni, biri iyi duramdaki Türk, kalanı da son derece zayıf du- Asıl hücum ise merkezden geldi. Saldırı birlikleri Avustralyalı-
rumdaki iki Arap alayından oluşmaktaydı. Birkaç hafta içinde asker- lar'dan oluşmaktaydı. Bu saldırının hedefi Kaba Tepe'ye çıkartma
lerim birinci sınıf bir askeri kuvvete dönüştürdü. Arazi üzerinde ince- yapıp Maydos vadisine doğru ilerlemek ve ardından dönüp, tüm mev-
lemeler yaparak, tümü olasılıklara karşı farklı planlar hazırladı. kie hakim olan ve Mustafa Kemal'in kampının yakınlarındaki, Conk
Bayırı adiyle tanınan tepeleri ele geçirmekti.
Güçlü bir akıntı, çıkarma gemilerini kuzeye doğru sürüklediğin-
25 Nisan Pazar günü, İngiliz saldırısı başladı.Hafif bir sis denizin den, Avustralyalılar, yanlışlıkla Arıburnu'na çıktıklarında, kendileri-
üzerini kaplamıştı. Sisin ötesinde büyük bir dalga halinde -savaş ge- ni Conkbayırı tepesinin sarp uçurumlarına varan eteklerindeki dar
mileri, destroyerler ve nakliye gemilerinden oluşan- çelik bir filo kıyı şeridinde buldular.
kayıp gidiyordu. Bir kesimi yarımadanın kuzeyindeki Bolayır'a
saldırdı. Bu aslında, asıl hücum noktasını saklamak için yapılan bir Mustafa Kemal'in bu olanlardan haberi yoktu. En iyi alayı olan
askeri hileydi; ancak, von Sanders'i yanıltmaya yetti. Bir başka hileli 57nci Alayı'na sabah saat 5:30'da günlük bir alıştırma manevrası
yaptırmak üzere, Conkbayırı yokuşuna gitmesini emretti. Tepeye
saldırı da güneye yapıldı. tırmandığı sırada, tepeden aşağı kaçarcasına inen Türk müfrezelerini
SI
gördü.
42 "Nereye gidiyorsunuz?" diye bağırdı.
"İngilizler çıkarma yaptı. Biz sahil boyunca yerleştirilen öncü
kuvvetleriyiz. Çekilmek zorunda kaldık."
"Nereye çıktılar?"
"Arıburnu'na."
"Süngülerinizi takıp geri dönün!" emrini verdi.
Birkaç dakika sonra sağ yanındaki 9 ncu Tümen'den düşman
hakkındaki haberleri doğrulayan" ve sol cenahlarını kapatmak için bir
tabur isteyen bir haber geldi.
Mustafa Kemal hemen durumun muhasebesini yaptı. Von San-
ders'in saldırının yarımadanın kuzey ucundaki Bolayır yakınlarına
yapılacağına inandığını biliyordu. Fakat tüm mevkie hakim olan asıl
yer, Conkbayırı'ydı. Gelen haberler arttıkça, büyük bir kuvvetin tam
önünde çıkartma yapmakta olduğu, ve hedeflerinin de Conkbayırı'nı
ele geçirmek olduğu açığa çıktı. Ansızın ve adeta içgüdüyle, Conk-
bayırı'nı kendisinin savunması ve derhal harekete geçmesi gerek-
tiğini anladı. Emirleri bekleyemezdi; dakikalar sayılıydı. Napol-
yon'un "Vitesse, vitesse, toujours vitesse'' (Sürat, sürat, daima sürat)
şeklindeki düsturu onun her zaman kullanmaktan hoşlandığı bir deyiş
olmuştu.
.•»«İNGİLİZLERİN İLERLEME SINIRI 1915 GELİBOLU SEFERİ HARİTA-
"Fişekleriniz kurşunlu mu yoksa boş mu?" diye sordu.

43
"Kurşunlu" diye cevap verdi bir kurmay binbaşı. "O halde derhal yola kazanılmasını sağlayabilirdi.
çıkın ve mümkün olduğu kadar çabuk Conk-bayırı'na ulaşmaya Karanlık çöktüğünde, tepe hala Türkler'in elindeydi; Avustral-
bakın." yalılar ise, hemen biraz aşağıda tepenin yamaçlarına tutunmuşlardı.
Elinin altında yalnızca küçük ölçekli bir harita vardı. Üzerinde Ancak, Mustafa Kemal beklemedi. Karargahını doruğun birkaç
Arıburnu bile gösterilmemişti. Bir elinde bu harita, diğerinde bir per- metre gerisindeki kayaların arkasına kurdurtarak bütün gece ve ertesi
gel ve kendisine kılavuzluk eden bir askerin eşliğinde, iki yüz adamı- gün, Avustralyalılar'ı tepeye iyice yerleşmelerine fırsat vermeden de-
yla tepeye koştu. Zemin çamurluydu, bodur çalılarla kaplıydı ve derin nize kadar sürebilmek için durmamacasma hücum üzerine hücum
dere yataklarıyla yarılmıştı. Adamları ona ayak uyduramıyor- düzenledi. Başarısızlığa uğrayan her hücumun ardından, bir yenisini
lardı.Tepeye vardığında, yanında sadece birkaç asker kalmıştı. Tam hazırladı. Adamlarına cesaret vermek üzere sürekli ateş hattında bu-
aşağısında, 400 metreden uzak olmayan son bayırın yarı yolunda, lunuyordu. Onların dinlenmeleri ve sıcak yemek yiyebilmelerini
Avustralyalılar'in öncü kollarının ilerlemekte olduğunu gördü. kişisel olarak ayarlıyor ve sarsılmaz enerjisiyle onlara örnek oluyor-
du. Ne ki, Avustralyalılar'ı durdurmayı başardığı halde, dağın eteğin-
Alay kumandanı adamlarını araziye dikkat etmeleri konusunda den onları denize sürmeyi başarması mümkün olamıyordu.
uyarmak için bir miktar arkada kalmıştı. Mustafa Kemal en yakın-
ındaki üst rütbeli askere seslendi: Conkbayın'mn doruk çizgisi İstanbul'a giden yol üzerinde Ça-
"Bulabildiğin kadar asker topla, ilerle ve düşmana saldır" emrini nakkale Boğazı'na hakim kilit bir mevkiydi. Boğazlar ve İstanbul
verdi. düştüğü takdirde Türkiye'nin Almanya'yla bağlantısı kesilecek ve
barışa zorlanabilecekti. Yunanistan, Romanya ve Bulgaristan büyük
57 nci Alay birlikleri rüzgardan ve sürekli tırmanıştan tükenmiş bir olasılıkla İngilizler'e katılacaklardı. Bunların sağlayacağı psiko-
bir halde tepeye ulaştıkça, hepsini bizzat yeniden düzenledi ve ileriye lojik etki, dünya çapında olacaktı. Rusya yolu açılacak ve Rusya'ya
sürdü. Bir topçu bataryası yetişti. İlk topun yerleştirilmesi işini kendisi silah ve yiyecek gönderilebilecekti.
yaptı. Sürekli ateş altında çılgınca bir enerjiyle çalışmaktaydı. Avustralyalılar'ın saldırıları ile bu dehşet verici olasılıklar arası-
Emirler gelmeden, sorumluluğu kendisi üstlenerek ikinci alayı da nda-asık yüzlü, kararlı hali ve yorgun Türkleri'ni Conkbayırı'nın dar
çağırdı, ateş hattına sürdü. Bunu da yeterli görmedi. Üçüncü ve son zirvesindeki mevkilerinde sadece egemen kişiliğinin gücüyle tutabi-
alayı da ateş hattına gönderdi. len Mustafa Kemal duruyordu.
İhtiyatlı olması konusundaki emirleri hiçe saymıştı.. Sorumlu-
luğu kendi üzerine-alarak, tüm ordu ihtiyatlarını doğrudan savaşın içi-
ne sürmüştü; elde bir tek yedek bile kalmamıştı. Asıl saldırıya karşı XIII
koyduğuna inanıyordu. Eğer yanılmışsa ve'asıl hücum bir başka yer- Hiçbiri diğerini geriletememiş olan Avustralyalılar ve Türkler,
de yapılıyor idiyse, bu hatası büyük bir felakete yol açacaktı. Fakat, siper kazmaya başladılar. Avustralyalılar ilerlemeyi başarıncaya
yanılmamıştı. İçgüdüsü onu haklı çıkartacaktı. Ama onun içgüdüle- değin, o zamana kadar ele geçirdiklerini tutmakta kararlıydılar.
rinden hiçbir zaman kuşkusu olmamıştı. Türkler ise, düşmanı durdurmakta en az onlar kadar kararlıydılar.
O gün çarpışmalar, bazan coşup taşarak, bazan azalarak bütün Bundan sonraki birkaç hafta siper savaşının yol açtığı büyük
gün boyunca sürdü. Avustralyalılar dağ yolunun üçte ikisini katetmiş sıkıntılar ve gerginliklerle dolu geçti: Siper kazma; düşman mevzile-
durumdaydılar. Türkler hızla tükenmeye yüz tuttular; 57 nci Alay'in rine ulaşmak için "sıçan yollan" ve tüneller açma; tehlike karşısında
büyük bir bölümü mıha edilmişti. İki Arap alayı kargaşa halinde ve gergin bir durumda tüm hassalarıyla tutulan nöbetler; bedenin sürekli
her an bozulma eğilimindeydi; ancak, Avustralyalılar da bitap tutulmuş durumda kalmasına yol açan koşullar; düşmanın kafayı pat-
düşmüştü. Her iki taraf için de ekstra beş yüz asker, çatışmanın o anda latan sonu gelmez kurşun sesleri; patlayan şarapnellerin sinirleri bo-
zan patırtıları; karanlıkta iki cephe arasında kalan sahipsiz mıntıkada
44 45
dikenli telleri onarmanın getirdiği büyük korku; saldırmak için grup- olmuyordu. Adamlarına örnek olacak şekilde, üzerinde ince ince
lar halinde bir tünelde beklemenin ızdırabı; düşmanın süngüler ve el çalışılmış bir atılganlıkla hareket ediyordu.
bombalarıyla yapacağı ani dehşet verici saldırının daha da ızdırab ve- Bir keresinde, yeni kazılmış bir siperin dışında oturuyordu. Bir
rici bekleyişi; dar siperlerde ve yeraltında yabanıl, soğuk çelik ve İngiliz bataryası sipere ateş açtı. Toplar menzili buldukça şarapneller
ölüm, uygarlıktan uzak, acı çeken bedenler ve etrafa saçılan şarapnel- gitgide daha yakınlara düşmeye başladı; vurulması matematiksel ola-
lerle gelen ölüm... rak kesindi. Kurmayları sipere girmesi için yalvarmaya başladılar.
Ve bütün bunlarla birlikte kavurucu bir yaz sıcağı geldi. Su son "Hayır" dedi, '.'Saklanmak adamlarım için kötü bir örnek olacakt-
derece kıttı. Güneş kayalık, kıraç tepeleri yakıyor, hepsini sıcaktan ır." İlgisiz ve soğuk kardı bir tavırla kurmaylarıyle konuşurken, bir si-
kıpkırmızı kesilmiş bir toz yığınına dönüştürüyordu. Hatlar arasında gara yakıp gayet sakin onu içti. Bu arada aşağıda siperin güvenliği
ölü bedenler çürüyordu. Kocaman, mavi sinekler havayı doldur- altında duran adamları, büyülenmiş gibi onu seyrediyorlardı.
muştu. Onbinlerce sinek ağır ve sakınımh davranışlarla, bu yiyeceğe Düşman topları bir başka hedefe yöneldiler. Patlayan şarapnellerin
sokulmuştu. Ve sineklerin ardından dizanteri, barsak iltihabı hastalı- tozlarına bulanmış da olsa, Mustafa Kemal'e yine bir şey ol-
kları ile birlikte milyonlarca bit geldi. Her iki tarafın da dayanma •mamıştı.
gücü neredeyse tükenme noktasına gelmişti. Bir başka olayda da, Gelibolu'ya dönerken bir İngiliz uçağı oto-
Bütün bunlar olurken, Mustafa Kemal bir an bile bırakmamıştı. mobilini baştan aşağı taradı. Bombalar arabanın önünde ve arkasında-
Kendini güçlü ve mutlu hissediyordu. Tam yerini bulmuştu: Sa- ki yolda patladı; bir tanesi de ön cama çarpıp şoförü öldürdü, fakat
vaşıyordu! Çok az uyuyordu; uyku ihtiyacı yokmuş gibi görünüyor- Mustafa Kemal'e hiçbir şey olmadı.
du. Adamlarını acımasızca, hatta çılgınca ileri sürüyordu; bununla Zaman zaman eline bir tüfek alıp siperden dışarıya uzanıyor,
birlikte, son derece soğuk kanlıydı. Kararlarını matematiksel bir ke- Avustralya siperlerindeki belirli bir hedefe dikkatli ve telaşsız birkaç
sinlikle alıyor, emirlerini kesin surette veriyordu. atış yapıyordu. Açık alanlarda adamlarına Cesaret vermek için yavaş
Sağındaki 9 ncu Tümen'in kumandanı Alman General Herr Kan- yavaş hareket ediyor, kısa menzilde "bile, düşman avcıları onu vur-
nengeiser, onun yeteneği karşısında şaşkına dönmüştü. Mustafa Ke- mayı başaramıyorlardı.
mal'i "berrak fikirli ve etkin" olarak tanımlıyordu: "Her şeye kendi Kesinlikle ve tümüyle hiçbir kurşunun ona rastlamayacağına
başına karar veriyor. Ne istediğini gerçekten çok iyi biliyor." inanmıştı. Bu inanç, ona olağanüstü bir korkusuzluk aşılamaktaydı.
Sürekli olarak ateş hattındaki diğer subaylar ve askerlerle ko- Haziran'da düşman hatlarında zayıf bir nokta keşfetti. Eğer bu-
nuşuyor, böylece ilk elden bilgiye sahip oluyordu. Araziyi incelemek rayı aşmayı başarırsa, tüm Avustralya siperlerini tahrip edebilir ve
için sık sık siperlerden çıkıyor, hatta daha da tehlikeli olanı yapıp, onları tepeden geri çekilmeye zorlayabilirdi. 28 Haziran günü için bir
öncü kolun da ötesine geçerek, tehlike bölgesine gidiyordu. Mayıs'ta saldın planladı. Saldırıya, cepheye yeni gelen yaman bir birlik olan 18
yapılan bir ateşkeste ölülerin toplanması şurasında, bir çavuş kıyafe- nci Alay öncülük edecek ve tümenin geri kalanı onu destekleyecek-
tiyle toplayıcılar arasına karışmış, böylece Avustralyalılar'ın siperle- ti.
rini bizzat gözetleme imkanını elde etmişti. Hiç ara vermeksizin 26 Haziran günü, artık Harbiye Nazırı ve Başkumandan
küçük saldırılar düzenlemeye devam ediyordu; 'hücum anında adam- yardımcısı olan Enver, Gelibolu cephesine bir ziyaret yaptı. Önerilen
ları harekete geçirmek üzere orada oluyordu; kimi zaman saldırıda bu hücumu işitir işitmez derhal karşı çıktı. Bu saldırıyı akılsızca plan-
bizzat en önde yer alıyordu. Kendisini bir an bırakmadığı gibi, birlik- lanmış bir hücum olarak değerlendiriyordu. Mustafa Kemal'in
lerinin moralinin gevşemesine de izin vermiyordu. yüksek otoritenin onayını almış olması gerektiğini söyledi; çünkü o,
.. • Tekrar tekrar ateş altına girmekten geri durmuyordu. Kendini hiç adamlarını anlamsız hücumlarda harcamaya her zaman hazırdı. Mus-
sakınmıyor, adamlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri onlarla pay- tafa Kemal, iki makineli tüfeğin ele geçirildiğini rapor etmişti, ama
laşıyor, ama çevresindeki tüm adamlar öldüğü halde, ona hiçbir şey kendisi bu rapora inanmamıştı; bu yüzden önce makineli tüfekleri ve
tutsakları görmek istedi.
46 47
Mustafa Kemal tekrar istifa etti. Liman von Sanders de tekrar isti-
fasını geri aldırmaya çalıştıysa da, bu kez kararından döndüremedi.
Kurmay başkanı Kazım'dan Mustafa Kemal'i ikna etmesini istedi.
Kazım telefonla Mustafa Kemal'i aradı.
Kazım nazik bir dille "Durumu nasıl görüyorsunuz? Bu durumda
ne yapmak gerek? Ne düşünüyorsunuz?" diye sordu.
"Size bundan önce durum hakkında ne düşündüğümü ve ne
yapılması gerektiğini defalarca söylemiştim, fakat dinletemedim."
diye sert bir şekilde cevapladı Mustafa Kemal bu soruyu. "Şimdi geri-
ye yapılacak bir tek şey kalıyor."
Bu cevaba kızan Kazım, "Peki, nedir o?" diye sordu.
"Elinizdeki tüm birlikleri benim kumandama verin.
"Hepsi bu kadar mı?" diye alaycı bir karşılık verdi Kazım, "Fakat
hepsi size çok gelmez mi?"
"Az gelir!" cevabını veren Mustafa Kemal telefonu kapattı.

Sonunda Liman von Sanders -Enver de İstanbul'a dönmüş ol-


duğundan- Mustafa Kemal'i kalmaya ikna edebildi.
GELİBOLU SEFERİNDE MUSTAFA KEMAL
XIV
Temmuz'un sonlarında İngilizler'in bir başka büyük saldırıya
Mustafa Kemal büyük bir öfkeye kapıldı. Yine Enver! Ucuz poli- hazırlandıkları öğrenildi. Yeni birlikler ve askerleri karaya çıkartan
tika aracılığıyle iktidarı kapan, işe yaramaz küçük züppe Enver! Her . yeni bir tür çıkarma botu getiren pek çok nakliye gemisi Mısır ve Yu-
şeye burnunu sokan ve her şeyi istismar eden Enver! Hemen istifasını nan adalarındaki casuslar tarafından görülmüştü.
gönderdi.
Türkler ellerindeki tüm kaynaklardan bulabildiklerince askeri
Liman von Sanders onu istifasını geri almaya ikna etti. Alman ge- yarımadayı takviye etmek üzüre bu cepheye gönderdiler. Ancak, Ni-
neral en iyi tümen kumandanını kaybetmek istemiyordu. Mustafa Ke- san'da olduğu gibi, Liman von Sanders yine saldırının tam olarak ne-
mal'i beğeniyordu. Mustafa Kemal gibi, o da profesyonel bir askerdi reden ve ne zaman geleceğini bilemiyordu. Bu nedenle de, birliklerini
ve Enver'in o pırıltılı yetersizliğine karşı derin bir tiksinti duyuyordu. hareket halinde tutmak mecburiyetindeydi. Mevzilerini kesin bir
Enver'in müdahalesinden o da hiç hoşlanmamıştı. şekilde oluşturamıyordu.
Enver vetosunu geri aldı. Hücum başlatıldı. Sonuç tam bir Saldırı 6 Ağustos gecesi başlatıldı. Hedef, Hocaçimen* olarak
başarısızlıktı. 18 nci Alay tümüyle imha olundu. Hazırlıklar tamam- bilinen tepenin doruğuydu. Burası Conkbayırı'nın kuzeyinde ve
lanmamıştı ve kurmay heyetinin çalışmaları son derece kötü yapıl- onunla bağlantılı bir tepeydi. Mustafa Kemal'in elindeki siperlerin
mıştı. sağ cenahının biraz ötesindeydi. Tepenin etekleri ingiliz mevzileriyle
Mustafa Kemal suçu Enver'in müdahalesinde buluyordu. Enver, doluydu, ama doruk alınmamıştı. İngilizler doruğu ele geçirecek olur-
19 ncu Tümen'i ziyaret edip, askerlerini cesaretlerinden dolayı kut- larsa, türn Conkbayırı'm ateş altında tutarak Türk savunmasını ol-
ladı, ancak, başarısızlıktan Mustafa Kemal'i sorumlu tuttuğunu da * Kocaçimen olmalı; metinde bundan sonra yer alan yanlış yazımların tümü düzeltildi
açıkça belirtti. (ç.n.).
49
48
düğü gibi çökertebilir ve bütün yarımadaya egemen olabilirlerdi. Liman von Sanders, düşman saldırı hattını görüp tehlikeyi an-
İngilizler'in planı, Avustralyalılar hattının sol kolunun doğrudan lamıştı. Maydos'daki iki yedek alayını doğru Kocaçimen'e gönderdi
Kocaçimen'e şiddetle saldırması, diğer yirmibeş bin kişilik kuvvetin Bolayır ve Anadolu kıyısındaki her askere Suvla'da İngilizler'e karşı
Suvla Koyu kumsalının sekiz kilometre kadar yukarısından karaya koyma emrini verdi. O sırada Suvla'da yalnızca binbeş yüz kişilik bir
çıkartılarak içerilere sokulması ve hepsinin bir arada yarımadayı en- jandarma taburu mevcuttu.
sesinden yakalayarak Türkler'! püskürtmek yoluyle Çanakkale 7 Ağustos'ta İngilizler bütün gün boyunca Suvla önünde dinlen
Boğazı'nın ve dolayısıyle istanbul yolunun açmaları şeklindeydi. diler. Oysa ilerlemiş olsalardı, hiçbir güçlükle karşılaşmadan, yolları
Bir hafta öncesinden beri büyük bir gizlilik içinde, her gece üzerindeki pek küçük direniş birliklerini kolayca ezecek ve muhare
Avustralyalılar hattının aşağısında, Mustafa Kemal'in mevzilerinin beyi .tümüyle kazanabileceklerdi.
önünde yeni birlikler karaya çıkartılmakta ve büyük bir ustalıkla açı- 8 Ağustos sabahı şafak vaktinde, İngilizler Kocaçimen etekleri
lan derin hendeklerde gizlenmekteydi. ne saldırdılar. İngiliz kuvvetlerinin bir kanadı Kocaçimen'e ve diğer
6 Ağustos gecesi mehtap yoktu. Derin karanlıkta Avustralyalı- kanadı da Conkbayırı'ndaki Mustafa Kemal'in siperlerine saldır
lar'ın arkasından hareket eden altı bin kişilik bir kuvvet, birbuçuk ki- ırken, iki tepe arasındaki boğaz, saldırının odak noktasını oluşturmak
lometre kadar sahilden ilerledikten sonra, içerilere doğru yöneldi ve taydı.. Çatışmalar son derece şiddetli oldu. Yeni Zelandalılar
kuru dere yataklarından yürüyerek, doğrudan Kocaçimen tepesine Conkbayırı'nın doruğunda bir mevzide futundular. Karşı saldırıya
ilerledi. Şafakta, doruğa varmaları bekleniyordu. geçen Mustafa Kemal püskürtüldü. Kurmayları paniğe kapılmıştı; çe
Haberi alan von Sanders, derhal Mustafa Kemal'in tümeninin kilmekten, mevzilerin kaybedildiğinden, yenilginin kaçın
epeyi uzağında, sağ yanında mevzilenen Kannengeiser'e, kumandası ılmazlığından söz ediyorlardı.
altındaki 9 ncı Tümen'le Kocaçimen'e yapılan saldırıyı durdurması Mustafa Kemal soğukkanlılığını korumaktaydı. Hiç telaşsız,
emrini verdi. ateş hattına girdi. Tutumu, sarsılmaz cesareti ve kararlılığıyle çevre-
Kannengeiser, güç arazi koşulları altında olabildiğince hızlı ha- sindekilere ilham verdi. Adeta bir metanet anıtıydı. Adanılan peşin-
reket ederek saat 04:30'da dağın tepesine ulaştı. Solgun sabah den geldiler. İngilizler ne boğazda, ne de Kocaçimen'de daha fazla
ışığında yaklaşık 300 metre aşağıda yavaş yavaş ve zorlukla tepeye ilerleyememişlerdi, fakat Conkbayırı'ndaki mevkilerini korur
tırmanmakta olan düşman kolunun başını gördü. Yanında yalnızca muşlardı.
yirmi adam vardı. Onlara ateş açmaları emrini verdi. İyi hazırlanmış
bir direniş karşısında olduklarını düşünen İngilizler, ilerlemekten vaz O gece geç saatlerde von Sanders Mustafa Kemal'i çağırttı. Mus-
geçtiler. Yorgundular; Türk ileri kollan onlara karşı sağlam bir dire- tafa Kemal gelip Alman'la Anafarta köyünün arkasında buluştu. Ge-
nişe girişmişlerdi: Karanlıkta sendeleyerek yürümüş, kaymış ve son neral gitgide artan şiddetli bir öfke içersindeydi: Bolayır'dan gelmesi-
derece derin, sivri kayalarla, fundalıklar ve taşlarla dolu dere yatak- ni emrettiği birlikler henüz gelmemişti; kumandanları Fevzi uyuşuk
larına yuvarlanmışlardı; bütün gece korkunç sıcakta, susuz yol ve yeteneksizdi; onu görevden almıştı. Suvla cephesi, tam anlamıyle
almışlardı: Dinlenmek onları çok rahatlatacaktı. savunmasız kalmıştı. O gün oraya bizzat gitmiş ve tükenmiş durum-
Bütün gün dinlendiler. Bu arada Türkler de -Kannengeiser ağır daki bir tabur jandarmadan başka kuvvet olmadığını görmüştü. İngi-
yaralanmıştı- istihkâmlarını hazırlayıp siper kazarak mevzilerini lizler'i ilerlemekten ve yarımadanın ülkeyle bağlantısını kesmekten
sağlamlaştırdılar. Sol cenahtan da Mustafa Kemal elindeki kuvvetten alıkoyacak hiçbir engel yoktu. Bütün gün boyunca aracılığıyla yeni
mümkün olduğu kadar çok askeri takviye amacıyle oraya yetiştirme- birliklerin gönderilmesi için telefon ve telgraf mesajlar yollamış, an-
ye çalışıyordu. cak hiçbir sonuç alamamıştı. Suvla'daki İngilizler'in ilerlemeye
Bu arada Suvla'daki pek büyük bir karşı koymayla karşılaşma- başlayacakları yönünde işaretler Vardı; birkaç saat içinde saldırıya
dan karaya çıkartılmış ve çevreye dağıtılmış olan kol da dinlenmek- geçmeleri muhtemeldi. Bunu şimdiye kadar neden yapmadıklarını
teydi. yalnızca Tanrı bilirdi ya! Durum gerçekten kritikti.

50 51
"Bütün birlikleri bu cephede birleştirmeye karar verdim ve
umarım bu yeni birliğin komutasını siz alırsınız" dedi. düşmanın korkunç top ateşinin hiçbirinde moral bırakmadığını ve pa-
nik çıkacağına dair belirtiler bulunduğunu bildirdiler.
Mustafa Kemal duraksamadığı gibi, soru da sormadı. Kendisine
verilen bu sorumluluk ve eline geçen bu büyük fırsat, karakterin.de yer "Endişe etmeyin," cevabını veren Mustafa Kemal'in telefondaki
alan tüm olumlu yönleri açığa çıkarmıştı. Görevi sükunetle devraldı, sakin ve telaşsız sesi kurmay subaylarına cesaret verdi. "Sadece be-
nim burada, Anafarta cephesindeki durumu düzene sokmam için yir-
dikkatle planlarını hazırladı ve hemen ardından müthiş bir enerjiyle mi dört saat dayanın, yeter. Kısa bir süre içinde yanınızda olacağım ve
görev yerine koştu. o zaman her şeyi yoluna koyarım."
Talih her zarrianki gibi onunla birlikteydi. Bolayır'dan beklenen Akşam saat 8:00'de Mustafa Kemal Conkbayırı'na dönmüştü.
birlikler sonunda gelmişlerdi. İyi bir yürüyüşle 45 kilometre yol Keşif amacıyle çevrede bir gezi yaptı. İki kez pusudaki düşman asker-
almışlardı. Fevzi'yi yenik düşüren, zaman ve mesafe olmuştu. Bu leri, üzerine ateş açtı. Adamlarının dikkat etmesi yolundaki ricalarına
adanılan hiç kimsenin daha hızlı getirmesi mümkün değildi; ama par- karşın, hava kararınca Yeni Zelanda mevzilerine iyice yaklaşıp arazi-
sayı toplayan Mustafa Kemal olmuştu! yi dikkatle kontrol etti ve yine hiç acele etmeksizin ve saklanmaya ge-
Yedek kuvvetler gelir gelmez Mustafa Kemal çok kısa bir mola rek Buymadan sakin sakin yürüyerek geri döndü. Bu incelemeden Ye-
yerdirip, ardından saldırı için onları yeniden düzenledi. Bu saldırı, ni Zelandalıiar'in Conkbayırı'ndan atılmamaları halinde, savaşın
îngilizler'in durdurulabilmesinde tek umuttu; savunma mevzileri kaybedileceğini anlamıştı.
hazırlamak için hiç vakit kalmamıştı. Bütün geceyi hazırlıklarla geçirdi. Von Sanders ona Anadolu ya-
O'gece İngilizler de hazırlık yapmaktalardı. İngiliz Başkuman- kasındaki 8 inci Tümen'i göndermişti. Adamlarını siperlerin içine
danı S ir İan Hamilton oraya gelmiş ve derhal ilerlemeleri emrini ver- birbirlerine olabildiğince yakın duracakları şekilde yerleştirdi: Yakın
mişti. İlerleme 9 Ağustos sabahı şafakla birlikte başlatılacaktı. temasın onlara cesaret vereceğini düşünüyordu. Aralarında gülerek,
İki saldırı da aynı anda başlatıldı. İki taraf çarpışmaların durması- neşeli bir şekilde dolaşıp, onlara moral verdi. Yine mutlulukla dol-
na değin boğaz boğaza dövüştüler; fakat Türkler mevzilerini korudu- muştu; savaşıyordu.
lar. İngilizler ilerleyemediler. Suvla önündeki mevkiler korun- • "Telaş etmeyin evlatlarım," dedi, "Hiç acele etmeyin. En doğru
muştu. anı seçeceğiz, o zaman ben en öne çıkacağım. Süngülerinizi takmış ve
keskinleştirmiş olarak siz hazır beklerken elimi kaldırdığımı
Bu arada Conkbayırı ve Kocaçimen tepelerindeki çarpışmamda gördüğünüzde, peşimden gelin."
sürmekte ve şimdi bir taraf diğeri karşısında üstünken, az sonra diğer Yalın Türk askerinin ruhunu.yepyeni bir cesaretle ateşlemişti.
taraf avantajlı .duruma geçmekteydi. Türkler Kocaçimen'de İngiliz- Hepsi de onu cehenneme kadar izlemeye hazır durumdaydı.
ler'i biraz tepenin aşağılarına doğru sürmüşlerdi. İki tepe arasındaki Karşı tarafta, düşman mevzilerindeyse yeni ordunun iki acemi ta-
boğaza süngüleriyle koşan bir Hintli ve İngiliz kolu, Türkler'i kova- buru, yani 6 ncı North Lancashire ile 5 nci Wiltshire taburları yorgun
layıp onları ötedeki tepenin eteğine sürerlerken, İngiliz filosu top- fakat deneyimli Yeni Zelandalıların yerini alıyordu.
larının yanlışlıkla açtığrateş sonucu, kendi adamlarına ağır kayıplar Şafaktan önce kullanılabilecek durumdaki bütün Türk toplan
verdirmiş ve onları geri çekilmeye mecbur etmişti. Yeni Zelandalılar, ateşlenerek düşman mevzileri yoğun bir ateş altına alındı. Sabaha
Conkbayırı'nda ele geçirdikleri mevkii biraz daha genişletmişlerdi. karşı 3:00'de Mustafa Kemal siperlerden çıktı, yürüyerek ilerledi. İn-
Buradan Türk hatlarını ateş altında tutuyorlardı. Onları yerlerinden gilizler ateş açtı. Bir kurşun saatini parçaladı, fakat kendisine gene bir
sökmek için yapılan tüm karşı saldırılar başarısızlıkla sonuç- şey olmadı. Yaralanmış olsaydı, hücum asla gerçekleştirilemeyecekti.
lanmıştı. Adamları o takdirde parmaklarını bile oynatmayı reddedeceklerdi.
Türk 19 uncı Tümeni'nin kurmayları bir kez daha panike ol- Top atışı kesildi. Bir an için Mustafa Kemal, adeta güçlü bir lider
muşlardı. Mustafa Kemal'i telefonla arayarak, adamlarının yorgun figürü olarak, tek başına, ayakta durdu. Hemen sonra bir elini kaldırıp
düştüğünü, onları bir kez daha saldırıya sevkedemeyeceklerini;
53
52
ver'in ulusal bir tehlike oluşturduğunu ve ülkeye zarar vereceğini
söylemişti.
Döndüğünde kamuoyunu kendi görüşlerine doğru yönelmiş ola-
ileriye atıldı. Yabanıl naralar atan Türk piyadesi, karşı, durulmaz bir rak buldu. Savaşa karşı duyulan coşku azalmaya yüz tutmuştu. Al-
süngü denizi halinde dalga dalga onun ardından tırmanmaya başladı. mâfılar'a karşı ise aşırı düzeyde bir nefret belirmişti. Türkler ve Al-
İki ingiliz taburunu ezip geçtiler. North Lancashire taburu bozuldu ve manlar arasında sık sık yinelenen tartışmalar ve tatsız olaylar çıkıyor-
kaçmaya başladı; Wiltshire taburuysa, son askerine kadar süngüden du. Türkiye, dev Alman makinesinin önemsiz bir parçası durumuna
geçirildi. Türkler tepenin eteklerinden aşağıya doğru, denize kadar düşmüştü. Savaşı kim kazanırsa kazansın, faturasını Türkiye'nin
her şeyi ezip geçtiler. İngiliz savaş filosu, üzerlerine bombalar ödeyeceği düşüncesi, yaygın bir kanı haline gelmişti. Bütün Alman
yağdırdı. Dev şarapneller ve demir parçaları sağanağı, toprakta koca- subaylarını kaçırıp, ülke dışına sürmek gibi çılgınca bir komplo bile
man delikler açıyordu. Geri çekildiler ve siper kazdılar, ancak, hazırlanmıştı.
Conkbayırı tepesini temizlemişlerdi. Çarpışma kazanılmıştı. Almanlar'in yardımıyle Enver kendisini diktatör ilan etmişti.
Ona karşı da büyük bir antipati akımı başlamıştı. Kendi yandaşları ve
Artık paşalığa terfi etmiş olan Mustafa Kemal.sonraki üç ay bo- İttihat ve Terakki Cemiyeti ile kavgalıydı. Ona yönelik pek çok entri-
yunca, Anafarta Cephesine kumanda etti: Çarpışmalar temelde siper ka çevriliyordu. Sürekli suikast tehlikesi altındaydı. Yanında güçlü
bir eskort olmadan dışarı çıkmıyordu. Ya da arabasını sçn hızla
savaşı olarak cereyan etmekteydi. sürdürüyordu.
.İngilizler sadece iki kez daha Suvla'dan saldırıya geçtiler. Her Mustafa Kemal görüşlerini gizlemeye gerek görmüyordu. Arka-
ikisinde de çarpışmalar son derece yoğun ve şiddetliydi. Her iki daşı olan Cemal, Suriye'deydi; bu yüzden artık Sadrazam konumuna
çarpışmada da Mustafa Kemal elindeki son ihtiyatları, hatta atsız ka- gelmiş olan Talat'ı görmeye gitti. Mustafa Kemal'i güleryüzle karşla-
lan 'süvarileri ve jandarmaları dahi savaş'a. sürmek zorunda yan Talat, onun Harbiye Nazırı olmak için sahip olduğu niteliklerini
kalmıştı.Her iki çarpışmada da Türkİer'e zaferi kazandıran ve yarı- sıralamasını dikkatle, hatta bu düşünceyi onaylıyormuşcasına dinle-
mada ile İstanbul'u kurtaran, eldeki by bir avuç asker ile Mustafa Ke- di. O gittikten sonraysa, onun bu olağanüstü kendini beğenmişçe ve
mal'in olağanüstü kişiliği olmuştu. garip düşüncesine gürültülü kahkahalar atarak güldü. Birisi Mustafa
Kemal'e Talat'ın ona güldüğünü söyledi. Bu,onun onurunu yaraladı
Aralık 1915'de, İngilizler yarışı terkedip, yarımadayı boşalttılar. ve onu çılgınca öfkelendirdi. Talat'ı hiçbir zaman bağışlamadı.
Türk kuvvetleri sadece devriye görevini yürütecek miktara indirildi Bu kez Sofya'dayken birlikte olduğu* Hariciye Nazırı Vekili**
ve Mustafa Kemal de İstanbul'a döndü. Halil'e gitti. Halil ona, Almanlar'a karşı nefretiyle tanınan Hariciye
Nazırı Nesim*** ile bir görüşme ayarladı.
* Halil Bey, 15.8.1914'de savaşm patlak vermesinden hemen önce, Bulgaristan'ın
Mihver'e katılmasını, Romanya'nın tarafsız kalmasını sağlamak amacıyla, o sırada
XV Dahiliye Nazırı olan Talat Bey'le birlikte Sofya ve Bükreş'e gitmiş, Sofya'da ancak
Mustafa Kemal kendi önemine duyduğu büyük bir inançla dop- birkaç gün kalmıştı. Bu anlamda, Halil Bey'le Mustafa Kemal'in Sofya'dayken
dolu olduğu halde İstanbul'a geldi. Artık o da hesaba katılacak biri ol- birlikte olduğu ifadesi yerine"tanıştığı" sözcüğünü kullanmak daha yerinde
muştu. Gazeteler onu "Boğazların ve Payitahtın Kurtarıcısı" olarak olacaktır, (ç.n.)
** Aslında Meclis-i Meb'usan Reisi olan Halil Bey (Menteşe), bu görevi 24 Ekim
selamlamaktaydı. Askeri bir üne sahip olmuştu. Eskisi gibi görmez: 1915'de aseleten almıştı. Görevi daha önce ve vekaleten Sadrazam Sait Halim Paşa
den gelinemezdi. Politikacılara artık kendisini dinletebilecekti. Bu yürütmekteydi. (Bkz. Halil Menteşe'nin Anılan, s. 55) (ç.n.) *** Giritli Ahmed
aşağılık adamlara kendi görüşlerini benimsetecekti. İktidarda o da söz Nesimi Bey, İttihat ve Terakki'nin hariciye nazırlarındandır. Burada yazar,
sahibi olacaktı. Hâlâ politikacıları aşağılık bulduğunu açıkça belirti- Hariciye Nazın müsteşan olan ve Atatürk'ün anılarında "terbiyeli ve haluk" biri
olarak tanımladığı kişiyle Halil ( Menteşe) Bey'le karıştırmış olmalı. Çünkü
yordu; ancak, politika, karşı koyamadığı bir güçle kendisini çekmeye Mustafa Kemal'in görüştüğü nazır, Nesimi değil, Halil Bey'dir (ç.n.)
devam ediyordu.
Türkiye'yi yalnızcaTürkler'in kontrol etmesi gerektiğini ısrarla 55
savunmuştu; göreve getirilseler bile Almanlar'in sadece hizmet et-
mek üzere kullanılmalarını tavsiye etmişti; bütün o yetersizliğiyle En-
54
Mustafa Kemal görüşmeye gittiğinde, Nesim meşguldü ve işi bi- kaçınmayacağı kesindi; ancak, onun da bu komploya katıldığına
tene değin onu bekleme odasında bir hayli bekletti. Sonunda onu ilişkin hiçbir kanıt yoktu.
çağırttığında, Mustafa Kemal gerçekten oldukça öfkelenmiş bir hal-
.Enver, Mustafa Kemal'i bir başbelası olarak görüyordu. Onun
deydi. Nazıra, Erkan-ı Harbiye'nin hazırladığı iyimser raporların ger-
İstanbul dışında olması en iyisiydi. Böylece onu mümkün olduğu ka-
çekçi olmadığını; her şeyin çok kötü durumda olduğunu, Türkiye'nin
çöküşe doğru hızla ilerlediğini; Enver'in yetersiz olduğunu ve bütün dar uzaklara, Kafkaslar'dakı 16 ncı Kolordu kumandanlığına ve ardı-
bunları bildiği için nazırın kendisinin yaklaşmakta olan sonun sorum- ndan da, merkezi Diyarbekir'de bulunan 2 nci Ordu kumandan vekil-
liğine atadı.
luluğunu bizzat alması gerektiğini dobra dobra söyledi.
Öfkelenen Nesim, en .az onun kadar kaba bir tavırla Mustafa Ke-
mal'in yanlış yere geldiğini belirtti. Bir subay olarak, bu türlü görüşleri XVI
varsa Harbiye Nezareti'ne gitmesi daha uygun olacaktı. İstanbul'dan Ankara'ya üçyüz kilometrelik tek hatlı bir demir-
Mustafa Kemal, buna Harbiye Nezareti'ne gitmesinin Alman- yolu işliyordu. Buradan itibaren Mustafa Kemal Kafkaslar'a kadar bir
lar'a gitmek demek olacağı karşılığını verdi; her şeyi onlar kontrol altıyüz kilometre-daha uzanan yoluna at üstünde ve otomobille devam
ediyorlardı ve esasen bir süre önce kendisinden kurtulmaya etti.
çalışmışlardı. Ve büyük bir öfkeyle nazırın ofisinden çıkıp gitti. Bu uzun ve son derece yorucu bir yolculuktu. Yollar bozulmuş ve
r?
yıllardır onarım görmemişti, pek çok yerde hanlar bile yok ol-
Kendisini tıpkı eskisi gibi dışlanmış hissediyordu.' Hiç kimse on- muştu.
dan hoşlanmıyordu. Öylesine köşeli ve sivriydi ki, hiçbir resmin içine Ankara'nın kendisi Anadolu'nun ortasında çıplak bir yaylanın
. uymuyordu. Her zaman kibirli ve vakurdu; hiç.kimseyle uzlaşmaya üzerinde, küçük ve ilkel bir kır kasabasıydı. Ötesinde, doğuya doğru
yanaşmıyor, herkesin kendisine gelmesini, fikirlerini benimsemesini, birkaç verimli vadi dışında hiç kimsenin yaşamadığı uçsuz bucaksız -
kesinlikle ona boyun eğmesini bekliyordu. Hiç kimseyle uzlaşmak kasvetli, kıraç ve yabanıl- bir arazi uzanıyordu. Yazın sıcaklık son de-
için en ufak bir çaba bile göstermiyordu. rece yüksek, kışınsa soğuk daha da fazla acımasızdı.
Durumdan hoşnut olmayan ve rahatı kaçan Mustafa.Kemal, Mustafa Kemal görev yerine ulaştığında, Türk birliklerini
görüşlerini her fırsatta sert bir dille savunmaktan kaçınmadı. İstanbul, tümüyle darmadağınık bir halde buldu. Bir öncek yıl Enver ünlü dev
küçük adamların yürüttüğü komplo ve entrikalarla çalkalanıyordu. hayallerinden biri olarak'Rus ordusunun kanatlarını çevirerek çekil-
Enver ve Almanlar'm muhalifi olduğundan, ismi muhaliflerin çevir- me yollarına saldırmayı ve onları Kafkaslar'dan geriye sürmeyi plan-
diği işlerde anılmaya başladı. lamıştı. Bunun için Erzurum'da büyük bir ordu toplayarak kendisi de
Ne ki, Mustafa Kemal bu olaylarda görev almayacak kadar zeki kumandayı bizzat almak için İstanbul'dan gelmişti. Teorik olarak
ve ihtiyatlıydı. planı mükemmeldi; ancak, mesafe ve mevsimin pratikteki ayrıntılarını
Bu komplo hazırlıklarından biri iyiden iyiye olgunlaşmıştı bile. görmezlikten gelmişti. Böylece Türk birlikleri yüksek dağ geçitle-
Gürültücü, geveze biri olan Yakup Cemal*adında bir adam, kişisel ki- rinde Ocak ayının şiddetli kar fırtınalarına yakalanmıştı. Birlikte yola
ninden dolayı Enver'i öldürmeyi planlamakta ve yerine Mustafa Ke- çıkan yüzbin kişiden ancak oniki bini geri dönebilmişti. Yalnızca bir
mal'i geçirmekten söz etmekteydi. Aslında alt rütbeli birkaç subayın bölgede Rus devriye kollan biraz ısınabilmek için gruplar halinde bir-
düşüncesiz bir şekilde hazırlamış oldukları bayağı bir komploydu. birlerine sarılmış halde donarak ölmüş otuz bin Türk'ün cesedini bul-
Enver yeterince kanıt elde edinceye değin bekledi; ardından Mustafa muşlardı. Bunlar Anadolu alaylarının askerleri, Türk ordusunun
Kemal'e ve diğerlerine bir uyarı olsun diye, Yakup ve arkadaşlarını gözdesiydiler.
astırdı* Ele geçirebilmiş olsaydı, Mustafa Kemal'i de astırmaktan O zamandan beri de Kafkas cephesi göz ardı edilmişti. Her adam
ve her silah Çanakkale savaşı için gerekliydi. Ruslar kara ve demir-
* Aslında Yakub Cemil olmalı, İttihad ve Terakki'nin en namlı
"silahşor"ndandır. yolları inşa etmek, kazançlarını sağlamlaştırmak ve ülkenin idaresini
ele almak suretiyle yavaş da olsa hiç durmaksızın ilerlemişlerdi. Van,
56 57
Bitlis ve Muş'la birlikte büyük Erzurum kalesini ele geçimişlerdi. Ne ni yeniden düzenledi ve hiç durmaksızın, birlikleri yeni bir ruhla can-
ki, o zamana değin temel çabaları Alman cephesi üzerinde yoğun- landırma mücadelesi verdi.
laşmışken, artık Türkiye'nin kalbine yöneltecekleri büyük bir Kurmay başkanı Albay İsmet* adında biriydi; kumandan muavi-
saldırının hazırlığına girişmişlerdi. Rus başkumandanı Grandük Ni- ni de General Kazını Karabekir'di.
kola, hazırlıklarla bizzat ilgileniyordu. İsmet yetenekli ve deneyimli bir kurmay subaydı: Solgun yüzlü,
Mustafa Kemal, kumandası altındaki Türk birliklerinin pek zayıf kısa boylu, muntazam ve sağlam yapılı bir adamdı; küçük bir kafası ve
bir direnme gücüne sahip olduğunu gördü.Yiyecek, mühimmat, tüfek kanca burnu vardı; biraz sağırdı ve bir sağırın durgun tavrına sahip bir
ve top sıkıntısı içindeydiler. Yırtık pırtık üniformalar giyiyorlardı. adamdı. İstikrarlı davranışları, sınırsız sabrı ve sınırsız da-
Moralleri çok kötüydü. Tüm donanımları çalınıp çırpılmıştı. Ordu yamklılığıyle büro işlerinde, rutin işlerde ve ayrıntılarla başa çıkma-
müteahhitleri sözleşmelerinden yararlanarak çalıp çırpmak ve zengin da bir uzmandı. Emirleri Mustafa Kemal'in her zaman talep ettiği gi-
olmakta subaylarla işbirliği kurmuşlardı. Levazım hizmetleri gibi bi, tam bir etkinlikle yerine getirmekteydi.
sağlık hizmetleri de tam anlamıyle durmuştu. Askerlerin uğradığı bu Kazım Karabekir'se, onun tam anlamıyle zıttıydı: Yavaş çalışan
ihmal, binlercesinin dizanteri, tifüs ve açlıktan ölmesine yol açıyor- bir beyne sahip fakat sadık, gayretli, yetenekli ve adamları tarafından
du. sevilen, uzun boylu ve yapılı bir adamdı.
Mustafa Kemal, bütün bunları o türedi, kendini beğenmiş lafa- Her ikisi de çok dürüst insan, sert ve disiplinli birer amir ve ener-
zanın, Enver'in tehlikeli yetersizliğinin bir başka kanıtı olarak değer- jik kişilerdi; her ikisi de Mustafa Kemal'i reisleri olarak benimsemiş
lendirdi. Bütün bu pisliği temizleme işini kendi üstüne yıktığı için En- ve ona büyük bir hayranlıkla bağlanmışlardı.
ver'e lanet ederek, sarsılmaz enerjisiyle kendisini işine verdi. Gene de, kendisinin ve kurmaylarının bütün çabalarına karşın
Yitirilecek hiç zaman kalmamıştı. Ruslar'm 1917 ilkbaharının Mustafa Kemal, bahar yaklaştığında Ruslar'ın ilerlemesi halinde, on-
sonlarına doğru saldıracağını hesaplıyor ve gerçekten kökten önlem- ları durduramayacağını anlamış durumdaydı.
ler alınmayacak olursa, hiçbir güçlük çekmeksizin Türk mevzilerini Fakat, talih Mustafa Kemal'i bir kez daha kurtaracaktı. Her şey
aşacaklarını görüyordu. tersine dönmüştü. Rusya'da ihtilal yaklaşıyordu. Bu sinsice ilerleyiş,
Acilen İstanbul'daki Genel Kurmay'a durumu betimleyen ve da- Rus ordularını kemirmekteydi. Ordu disiplini gevşemişti. Bozguncu-
ha fazla ihmalin yol açabileceği tehlikelere işaret eden bir telgraf çe- luk ve firar yaygınlaşmıştı. Grandük Nikola, Moskova'ya çağrıldı ve
kerek, donanım, mermi, ilaç ve asker gönderilmesini istedi. bahar saldırısı ertelendi.
Hiçbir cevap alamayınca, doğrudan doğruya Harbiye Nezare- 1917'nin ilkbahar ve yaz ayları boyunca Rus orduları kısım
ti'ne, Enver'e, hem son derece kısa ve ters, hem de rahatsız edecek de- kısım dağıldı. Küçük parçalara ayrılıp, rüzgarın önündeki yaprak mi-
recede açık seçik .bir biçimde durumu bildiren bir telgraf gönderdi. sali, yok olup gitti.
Buna da bir cevap alamamıştı. Kafkas cephesi çok uzaklardaydı; En- Mustafa Kemal, derhal ilerledi; ancak, birliklerinin durumunun
ver ve genel kurmay ise başka planlarla meşguldüler. Mustafa Ke- hala çok zayıf olması ve Ruslar tarafından örgütlenmiş olan Ermeni ve
mal'i ve telgraflarını görmezden geldiler. Gürcülerin topraklan uğruna şiddetle çarpışmayı sürdürmeleri sonu-
cu, çok ağır hareket edebiliyordu. Van, Bitlis ve Muş'u geri alıp Ba-
Korkunç bir öfkeyle, Enver'e, onun yeteneksizliğine ve Alman tum'a doğru yöneldi.
yardımcılarına söverek Mustafa Kemal elindeki malzemeyi en iyi O bölgede tehlike geçmişti. Düşman gitmişti; fakat daha ötede,
şekilde değerlendirebilmek için işe koyuldu. güneyde yeni bir tehlike doğmuştu, ingilizler, Suriye yolundan yeni
Ordu müteahhitlerine ve hırsızlık eden subaylara karşı acımasız- bir saldırı hazırlamaktaydılar.
dı. Onun kişiliğini yanlış değerlendiren bir iki kişi, onu da yağmadan İstanbul'dan gönderilen acil emirler, Mustafa Kemal'in elindeki
pay almaya davet etti. Cevabı, hırsızlık edenleri astırmak ya da falaka- tüm asker ve silahlarıyle birlikte Suriye cephesine atandığını bildiri-
ya yatırmak oldu. Tembel ve yetersiz planlara karşı da, aynı şekilde yordu.
acımasızdı. Alayları yeriîden oluşturup, sağlık ve levazım hizmetleri-
* İsmet İnönü
•58 59
mal'i cezalandırmak niyetindeydi; fakat Enver onu yeniden Diyarbe-
Ermeniler'le görüşmeler yapıp sorunları çözüme bağlaması ve kir'deki eski kumandanlığına atadı. Mustafa Kemal gitmeyi reddetti.
sınırları belirlemesi emirlerini vererek, kumandayı Kazım Karabe- Durumu kurtarmak ve disiplini korumak için, Enver, Mustafa Ke-
kir'e devreden Mustafa Kemal, Suriye'ye gitmeden önce aceleyle mal'e süresiz hastalık izni verdi.* Mustafa Kemal'in parası yoktu;
İstanbul'a geçti. Cemal onun atlarını satın alınca Mustafa Kemal İstanbul'a dönmek
üzere trene binebildi.
XVII
Yeni tehlike kuşaklan Mezopotamya ve Suriye'ydi. Hindis- Enver ile Mustafa Kemal arasındaki çekişme doruğuna ulaşmıştı
tan'dan getirdikleri orduyle İngilizler Bağdad'ı ele geçirmişler, Mu- Mustafa Kemal, güçlü bir konumda olduğunun farkındaydı. Enver
sul'a doğru ilerliyorlardı. Filistin ve Suriye'ye saldırmak üzere ise, hiçbir şekilde yerinden emin değildi artık. ATmanlar'a ve ona karşı
Mısır'da bir ordu hazırlamaktaydılar. İlerlemeleri durdurulmalı, duyulan genel düşmanlık havası her gün biraz daha ağırlaşıyordu.
Bağdad geri alınmalıydı. Mustafa Kemal ise artık büyük bir üne sahip, yüksek rütbeli bir su-
Alman Genel Kurmayı, Enver'in acil ricası üzerine, adına uygun baydı. Eğer Enver -Almanlar tarafından hazırlanan planları uygula-
düşecek "Yıldırım" gibi bir ordu kurmak üzere General von Falken- mayı ve bir Alman'a boyun eğmeyi reddetti diye- Mustafa Kemal'i
hein'i yolladı. Yıldırım ordularının genel merkezi Halep'de olacaktı; cezalandırmaya kalkarsa, bu kamuoyunda bir fırtınaya yol açabilir ve
bu ordular çok büyük ölçüde Alman subaylarıyle pekiştirilecekti. Mustafa Kemal'i milli bir kahramana dönüştürebilirdi.
Mustafa Kemal, 7 nci Ordu'nun kumandanlığına atandı. Mustafa Kemal İstanbul'da bir süre. annesi ve kızkardeşiyle,
Fakat durumdan hoşnut değildi. Denetimin Almanlar'da ol- kentin arkasındaki tepelerde bir banliyö olan Beşiktaş'taki Akaretler
masını şiddetle protesto etti. Liman von Sanders'le çok iyi geçin- Caddesi 76 numaralı evde oturdu; fakat daha önce de olduğu gibi, aile
mişti; fakat bu dik başlı, inatçı ama olağanüstü derecede yetenekli yaşamı ona çekilmez gelmeye başlamıştı. Selanik'dekine bezer
Türk'e nasıl davranacağını hiç bilemeyen von Falkenhein'le an- kaçınılmaz kısıtlamalar onu rahatsız ediyor, boğuyordu. Devamlı dır
laşması olanaksızdı. Diğer yolları deneyip başarısız olan Alman, dır eden, öğüt veren, eleştiren, gevezelik eden, fakat daha da kötüsü,
Mustafa Kemal'e armağan olarak altın paralarla dolu bir kutuyu üzerine titreyip, çevreyi telaşe veren, bütün işlerine burnunu sokan
gönderecek kadar budalaydı. Mustafa Kemal kutu için resmi bir mak- kadınlarla çevrili olmaktan nefret edivordu.
buz hazırlayıp gönderdikten sonra, altınları geri yollayıp makbuzunu Her şeyde,
da geri istedi. yaşamın en küçük ayrıntılarında bile tümüyle özgür, prangasız ol-
Halep'deki ilk kurmay toplantısında Enver ve 4 ncü Ordu ku- malıydı.
mandanı Cemal'le Mustafa Kemal, von Falkenhayn ve bir çok Alman Halic'e ve Fatih yönüne bakan Pera Palas'ta bir oda tuttu. Burada
subayı da hazır bulundu. günlerini daha çok kendi başına, abus bir çehreyle keyifsiz geçiriyor-
Mustafa Kemal eleştirel ve hırçın davranıyordu. Von Falken- du. Bununla birlikte, eskisi gibi, her fırsatta Enver'i ve Alman deneti-
hayn'ın planlarını, özellikle de Bağdad'a yapılacak saldırı ile Süveyş mini kötülemekten geri durmuyordu. Savaş ve Almanlar'a karşı nef-
Kanalı üzerine başlatılacak sefer hakkındaki planlarını hiç yerinde ret gitgide daha da arttıkça, Enver'e karşı olan bir dizi subay ve politi-
bulmuyordu. Her ikisinin de başarısızlığa uğrayacağına inanıyordu. kacı Mustafa Kemal'in çevresinde toplanmaya başladı. Başkentte ve
Alman, Mustafa Kemal'in tutumu ve eleştirilerine içerlemişti. Al- işsiz olarak kalmak için. korkunç ve tehlikeli biriydi. 1918 baharının
manlar'a düşman olan Cemal, burada Mustafa Kemal'e arka çıktı. başlarında, Türk Veliahdı Vahideddin'in Almanya'ya resmi bir ziya-
ret yapması planlanmıştı. Enver, Mustafa Kemal'e de bu heyette
Anlaşmazlıklar öylesine sıklaştı ve derinleşti ki ki, Mustafa Ke- görev verdi. Bu onu başkent dışında tutmanın iyi bir yolu gibi
mal kumandanlıktan istifa etti. Enver ve Falkenhayn onu istifasını geri görünüyordu. Ayrıca büyük Alman makinesini işbaşında görmesi,
alması için ikna etmeye çalıştılar. Reddetti, hatta halefini belirleyerek, * Mustafa Kemal'in izni süresiz değil, bir aylıktı. (Bkz.: Kılıç Ali, Atatürk'ün
kumandasındaki orduya bu konuya ilişkin bir bildiri yayınlayacak Hususiyetleri, s.44) (ç.n.).
kadar ileri gitti. Falkenhayn, itaatsizliği yüzünden Mustafa Ke-
61
60
onu Almanya'nın büyüklüğü ve kaçınılmaz zaferi konusunda da ikna yüze geldi.
edebilirdi. Kendisine adeta alt rütbeli bir subay muamelesi yapılıyordu.
Üstlerine karşı yağcı, alt mevkidekilere karşıyse zorba olan saraydaki
XVIII bütün o üçüncü sınıf parazitlerin sevimsiz halleri onu öfkeye
boğuyordu. Veliahdın boş suratı ve alık gözleriyle, trenin penceresi-
Mustafa Kemal yapacak daha iyi bir şey bulamadığı için bu göre- nin önünde durup çevrede bulunan kalabalığın coşkun tezahüratına
vi kabul etti. Üç aydır görev dışı kalmıştı. Hiçbir şey yapmadan otur- yorgun argın bir tavırla karşılık vermesine baktıkça, böyle bir görevi
mak, onun için işkenceden farksızdı. Şimdilik hiçbir değişiklik umu- kabul etmek budalalığını gösterdiği için esef ediyordu. Bu durum, gu-
du da görünmüyordu. İstanbul, her zamanki entrikalar ve komplolarla rurunu incitiyordu. O, bir Türk'tü ve bir Türk olmaktan gurur duyu-
kaynıyordu, fakat hepsi de ikinci sınıf küçük adamlar tarafından ger- yordu. Türkiye'nin Avrupa'da böyle sarsak bir veliahdın
çekleştirilen değersiz şeylerdi: Onlardan uzak duruyordu. Savaş ma- başkanlığındaki bir heyetle temsil edilmesinden utanç duyuyordu.
kinelerinin denetimini elinde tutan Enver, iktidarını sürdürüyordu. Bununla birlikte, bir yaver gelip Veliahdın onunla kendi vago-
Kendi önünde açılacak bir ufka ilişkin ise, hiçbir belirti yoktu. Alman nunda görüşmek istediğini bildirdiğinde, tren Türk sınırlarım henüz
cephesini görmek ve Alman Genel Kurmayıyla tanışmak ilginç olabi- geçmişti.
lirdi. Mustafa Kemal koridordan geçerken gergin ve sinirli idi. Veli-
Başlangıçta bu kararından dolayı pişman oldu. Heyetin hareke- ahdın vagonuna girdiğinde, sarayda gördüğü bir ayağı çukurdaki sar-
tinden iki gün önce Mustafa Kemal, Veîiahd Vahideddin'e, sarayında sak ihtiyarın yok olduğunu görüp şaşaladı. Onun yerinde, kendisine
resmi olarak takdim edildi. Duvarlarına doğu kilimleri asılmış bir cin gibi zeki gözlerle bakan gayet canlı bir adam oturuyordu.
odada, çevresindeki fraklı saray hizmetkârları ayakta bekleşir ve Altmış yıl boyunca Vahideddin, Abdülhamid'in boyunduruğu
fısıldaşırken, dik arkalıklı rahatsız bir sandalyede Veliahdı bekledi. altında, sarayda oturmuştu. Eski Padişah onu sevdiği ve eğitimini
Vahideddin odaya girdi. Kendisine hiç yakışmamış bonjurunun* üstlendiği halde, Vahideddin'i de hafiyelerine sürekli olarak izlet-
içinde, yorgun yüzlü ve uzun çeneli, kara kuru, sevimsiz bir adamdı. mekten geri kalmamıştı. Bütün bu yıllar boyunca sürekli bir baskı altı-
Brokar kumaşla kaplanmış bir kanapeye oturdu, hizmetkârlarının se- nda yaşamıştı. En küçük bir hatası, politikaya karşı en ufak bir ihtiras
lamlarım kabul ettikten sonra, yorgun bir tavırla gözlerini kapadı. İki ya da ilgisinin olduğunun farkedilmesi halinde, tamamen ortadan
kez gözlerini büyük bir çabayla açıp boş boş baktıktan sonra, uyukla- kaldırılabilir ya da ömrü boyunca kilit altında tutulabilirdi. Böylece
maya başladı. Mustafa Kemal, onun yarım akıllı olduğu sonucuna bir maske olarak miskin, bitkin bir hal-tavır benimsemişti. Bu maske
varmıştı. altında, aslında zeki bir beyin ve ne istediğini gayet iyi bilen bir irade
İstasyonda, sivil giysileri içinde gelen Veîiahd, merasim kıtasını gizliyordu.
doğulu bir'selamla ellerini alnına götürerek teftiş etti. Bütün askeri Tek bir düşüncesi vardı: Padişah olabilmek. Enver, Talat ve Ce-
onur duyguları ayağa kalkan Mustafa Kemal, bu durumdan dolayı miyet onu atlayıp, kuzeni Abdülmecid'i padişah yapmak istiyorlardı.
duyduğu kızgınlığı merasim görevlisine ilettiyse de, kendi işine bak- Enver ve Talat'tan nefret etmesine karşın, eski padişaha karşı olduğu
ması uyarısını aldı. Rütbesinin geçici feriklikten mirlivalığa indiril- gibi, bu ikisine ve çevresine doldurdukları hafiyelere karşı da, son de-
diğini, arabasının trene en uzak bölümde bırakıldığını ve diğer kur- rece ihtiyatlı davranıyordu. İstanbul'dayken Mustafa Kemal'e karşı
mayların kişisel eşyaları ve bavullarıyle doldurulduğunu gördü.** hesaplı bir aldırışsızlık kisvesi takınmıştı.
Durumdan yakınacak olduğunda yine hakaret dolu terslemerle yüz Trendeyse onu içten bir tavırla kabul edip, daha önce yakından
tanıma fırsatı bulamadığı için özür diledi ve kumandan olarak göster-
* Sabah giysileri (ç.n.) diği başarılardan ötürü onu kutladı. Söylediği bu hoş ve nazik sözlerle
** Rütbesi indirilmiş olan Mustafa Kemal değil, Vahideddin'dir; esasen veliahd bu gururunu öylesine okşadı ki, Mustafa Kemal derhal yumuşadı.
nedenle üniformasına giymeyi reddetmiştir. Bakınız Atatürk'ün Hatıraları (Falih
Rıfkı Atay'ın derlemesiyle), s.39 (ç.n.). Çarçabuk yakın ve samimi bir dostluk geliştirdiler ve Mustafa
62 63
Kemal, Veliahda güven duymaya başladı. Her ikisinin Enver ve Ta- Bunu biliyorum, çünkü oradaydım; o gün bahsettiğiniz süvari tümeni
lat'a duydukları nefretten başka da ortak noktaları da vardı. Bütün sadece kağıt üzerinde var. Gene de, aramızda kalmak üzere, tümen var
imiş gibi kabul edersek, planladığınız bu büyük taarruzun hedefinin
yolculuk boyunca süren içtenlikli konuşmaları onları birbirine yak- ne olduğunu söyleme nezaketinde bulunur musunuz?"
laştırmıştı.
Mustafa Kemal sonunda bir fırsat yakalamıştı. Tahttaki Padişah Hindenburg bir süre o iri kıyım vücuduyla bu küstah genç adamı
aşağılayarak süzdü. Onu ve sorusunu duymazlıktan gelerek, Mustafa
hasta bir adamdı ve çok yaşamayacağı kesindi. Vahideddin de zayıf Kemal'i susturmak için ona bir sigara ikram etti.
bir adamdı. Kısa bir zaman içinde tahta çıkarak Padişah ve Başku-
mandan olacağı kuşkusuzdu. Batı cephesinin sadece bir kesimini heyete göstermek için çok
Vahideddin'in üzerinde tesirini şimdiden kurmalıydı. Ancak bu dikkatli bir tur hazırlanmıştı. Vahideddin'i bırakan Mustafa Kemal
şekilde tahtın arkasındaki güç olabilecek, en tepeye tırmanarak iste- kendi başına bir grup Alman subayıyla birlikte siperleri geçip hattın
diği iktidarı ele geçirebilecekti. İlk yapılacak iş, Vahideddin'e Al- önüneki bir ağaçta bulunan izleme mevkiine tırmandı. Geri
döndüğünde Vahideddin'e bu çok dikkatli düzenlenen turdan, Al-
manya'nın savaşı kazanamayacağını, Alman ittifakının budalaca bir manlar'ın çok başarılı gibi görünmesine karşın, kişisel gözlemleri so-
serüven olduğunu ve Enver'le Alman taraftarlarının def edilmesi ge- nucu kötü bir durumda olduklarını anladığını söyledi.
rektiğini kanıtlamaktı.
Bütün Almanya turu boyunca Mustafa Kemal çok dikkatli bir
şekilde eleştiriler yaptı. Genel Karargahta Hindenburg tarafından ka- Mustafa Kemal, Vahideddin'i her fırsatta, hatta Kayzer'in ken-
bul edildiler. Yaşlı Feldmareşal Suriye cephesi de dahil olmak üzere . dişine bile münasebetsiz sorular sormaya teşvik ediyordu. Amacı hep
bütün durumu son derece iyimser bir bakışla yorumladı. Sonradan aynıydı; kendi sözlerini Vahideddin'e teyit ettirmek; Almanlar'in
Mustafa Kemal, Vahideddin'e bütün bunların boş laflardan ibaret^ol- başarısız olduklarını ona kanıtlamak onu Enver ve Alman yardakç-
duğunu, çünkü Suriye cephesine ilişkin ayrıntıların doğru olmadığını ılarını def ederek, Mustafa Kemal'i sağ kolu olarak yanına alıp, idareyi
kişisel olarak bildiğini anlattı. bizzat ele geçirmek gerektiğine ikna etmek.
Daha sonra, onlara özellikle büyük bahar taarruzu hazırlıklarına Almanlar'a duyduğu nefreti hiçbir şekilde gizlemiyordu. Her
ilişkin daha ayrıntılı bilgiler verecek olan Ludendorff u ziyaret ettiler. yanda Türk olmaktan duyduğu gururu ve Türkiye ile Türkler'e duy-
Mustafa Kemal onun sözünü keserek: duğu inancı dile getiriyordu.
"Saldın başarılı olduğu takdirde, ulaşmak istediğiniz hat neresi- Bir keresinde, Türkiye aleyhine konuşan birinin sözlerine kulak
dir?" diye birdenbire sordu. misafiri olup çılgınca bir öfkeye kapılmıştı. Bir başka defa, bir akşam
Feldmareşal, bu genç subayın şaşırtmacalı sorusundan gafil av- yemeğinde, Alsas Valisi Türkler'in Ermeniler'e karşı davranışlarım
eleştiriyordu. Vahideddin eleştiriye cevap vermeyi Mustafa Kemal'e
lanmış bir halde genel geçer bir cevap verdi: bıraktı. O da masada karşısında oturan valiye saldırdı.
"Biz genellikle bizim için kati olan bir noktayı hedefleriz. Bir Gelecekteki Türk padişahıyla bu şekilde konuşmaya nasıl cesa-
sonraki adım, koşullara bağlıdır." ret edebilirdi? Ermeniler hakkında ne biliyordu ki? Türkiye, Alman-
"İşte!"dedi Mustafa Kemal, askerlik konularına tamamen ya- ya'yla ittifakında kendi çıkarlarından bile feragat etmişti; Ermeniler
bancı olan Vahideddin'e, "Alman Genel Kurmayı bile hedefini bilmi- Türkiye'yi mahvetmek için komplolar kurarken, bir Alman vilayeti-
yor ve ilerleyebilmesini şansa bırakıyor. Burada temelden bir nin valisi olarak, Almanya'nın müttefikine karşı Ermeniler'i nasıl sa-
yanlışlık var." vunabilirdi? Zor zaptettiği çılgınca bir öfkeye kapılmıştı.''
Kayzer tarafından verilen bir akşam yemeğinde şampanyayı ol- Bu ani hücumdan sersemleyen vali aceleyle özür diledi. Bununla
dukça fazla kaçırmıştı. Yemekten sonra'bir ara Hindenburg'u yanında tatmin olmayan Mustafa Kemal, bir bozkurt gibi tüylerini kabartarak
görünce, azametle ona döndü: hücumu sürdürdü.
"Ekselans" dedi, "geçen gün Veliahd Vahideddin Efendi Hazret- Acı bir alaycılıkla, "Buraya Ermeniler'i tartışmaya değil, Al-
leri'ne Suriye cephesi hakkında arz ettiğiniz bilgiler oldukça yanlıştı.
65
l 64
manya'nın gerçek durumu hakkında fikir edinmeye geldik" dedi.
"Gördüklerimiz de bizi yeterince fikir sahibi etti." XIX
Seyahatin sonlarına doğru yaklaşıldığında, Mustafa Kemal he- Dönüş yolculuğunda Mustafa Kemal geleceğe ilişkin planlar
define ulaşmak için gittikçe daha fazla baskı yapmaya başlamıştı. So- yapmaya başladı. Veliahd onu dikkatle dinlemişti. Ancak, İstanbul'a
nunda bir gün, Berlin'deki Adlon Oteli'nde Vahideddin'den özellikle henüz varmışlardı ki, Mustafa Kemal ciddi bir biçimde hastalandı.
samimi olarak konuşmasına izin vermesini istedi.
Sofya'da karşılaştığı şarlatan bir hekimin kendisini tedavi etme-
"Eğer siz de uygun görürseniz," dedi Mustafa Kemal, "yaşamımı sine izin vermiş ve henüz iyileşememişti. O zamandan beri de kendisi-
sizinkiyle birleştirecek bir şey önermek istiyorum." ne hiç dikkat etmemişti. Kendisini hiç esirgemeden fiziksel ve zihin-
Vahideddin sözüne devam etmesi için başını salladı. sel çabaya sürmüş, etkin hizmette yorulmak bilmeden çalışmıştı. Bu
"Bir ordunun kumandasını almayı talep edin. Bütün Alman süre içinde zaman zaman kendisini çok fazla içkiye ve çılgınca sefa-
prensleri ordulara kumanda ediyor. Türk veliahdı da kumanda etmeli. hate de vermişti.
Enver'in bunu önermemesi şerefinizi ayaklar altına alması anlamına Hastalık şimdi böbreklerine vurmuştu. Bir ay boyunca tarifsiz
gelen bir hakarettir. Sonra da, beni haşmetmeabın kurmay başkanı acılar içinde yatakta kıvrandı. Sonunda doktorlar onu önce Viya-
yapın." na'ya, ardından bir kür için Karslbad'a gönderdiler.
"Hangi ordunun kumandasını alayım?" diye sordu Vahideddin. Yoğun acıyle birlikte gelen hastalık, içinde bulunduğu duygusal
depresyonla el ele vermiş, böylece Mustafa Kemal'in umutsuzluğun
• "Beşincinin" cevabını verdi Mustafa Kemal; bu ordunun gayya kuyularına batmasına yol açmıştı. Bütün bunlar geçtiğindeyse,
İstanbul ve çevresindeki bölgelerin denetimini elinde bulundur- artık ilgi ve enerjisini yitirmiş durumdaydı. Temmuzda Padişah'ın
duğunu ve herhangi bir siyasal bunalımda belirleyici bir etken ol- öldüğünü ve Vahideddin'in tahta çıkarıldığını duydu. Bu haber bile
duğunu düşünüyordu. eyleme geçmesi yönünde onu güdüleyemedi.
"Beni reddedecekler" dedi Vahideddin. İstanbul'dan geriye dönmesini öğütleyen çok sayıda mektup alı-
"Hiç farketmez! Onlara mücadele edecek bir kişiliğinizin ol- yordu. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin muhaliflerinden olan izzet
duğunu, görmezlikten gelinemeyeceğinizi göstermiş olursunuz" Paşa, Padişah'ın yaver-i ekremi olmuştu; Enver'den başkumandan
karşılığını verdi Mustafa Kemal. vekili unvanı geri alınmıştı; Vahideddin dişlerini göstermeye
"İstanbul"a döner dönmez," dedi Vahideddi, "bunu düşüne- başlıyordu.
ceğiz." Yeni Padişah'a bir kutlama telgrafı göndermek dışında, Mustafa
İhtiyat, Vahideddin'in en belirgin özelliğiydi. Altmış yıllık saray Kemal herhangi bir eyleme girişmek için kendisini çok bitkin hisset-
yaşamından sonra aşırı ihtiyatlı olmaktan doğan bir kas tembelliğin- mekteydi. BM İzzet Paşa'dan olmak üzere, arkadaşlarından daha acil
den nıuzdaripti. Mustafa Kemal'den, onun şiddetli, ısrarcı kişiliğin- mektuplar almaya başladı. Hâlâ çok hasta olduğu halde, olağanüstü
den ürkmüştü. Enver'e karşı kullanmak için ondan yararlanabilirdi, bir çabayla geriye dönme kararı aldı ve İstanbul'a doğru yola çıktı.
ancak, kendisini bu tayfun gibi adamın ellerine bırakmayacaktı. Da- Yolda, o sıralarda çok yaygın bir bulaşıcı hastalık olarak bütün Avru-
hası, saray yaşamı Vahideddin'in iliğini kurutmuştu. Vahideddin bir pa'yı kasıp kavururken binlerce insanı öldüren İspanyol gribine yaka-
korkaktı. landı. 1918 Temmuzunun sonlarında İstabul'a vardığında hâlâ bitkin
ve hastaydı.

Mustafa Kemal cesaretini hiçbir zaman yitirmemiş; soğuk-


kanlılığını ve metanetini korumuştu. Onun itici gücü, inanılmaz ener-
jisiydi. Tekrar İstanbul'a geldiğinde dostları ve düşmanlarının
66 67
arasında kendisini toparladı. Süratle iyileşmeye başladı. Eski tutku-
larıyla birlikte kendisi de canlandı. Artık Padişah olduğuna göre, Va- mişlerdi. Henüz hiçbir riski göze alamayacak kadar temkinliydi.
hideddin'le yapmış oldukları projeleri mutlaka hayata geçirmesinin Mustafa Kemal, dışarıda bırakılmalıydı.
gerekli olduğuna karar verdi. Mustafa Kemal, o an delice bir öfkeyle sarsıldı: Enver yine onu
Yeni Padişah onu büyük samimiyet gösterileriyle kabul etti. Va- yenmişti: Vahideddin onu terketmiş, Enver'e dönmüştü; bütün o
hideddin'in bu tavırda onun sigarasını yakacak kadar -ki, bu Türk güzelim tasarıları boşa gitmişti; o an için yapabileceği hiçbir şey kal-
adetlerine göre neredeyse hürmektarane bir nezaketin belirtisidir- ileri mamıştı artık, fakat rakiplerinden eninde sonunda öcünü alacaktı.
gitmesi, Mustafa Kemal'i'serbestçe konuşmaya teşvik etti.
Eski tasarısını etraflıca açtı. "Felâket tam önümüzdedir," dedi: Enver de hiçbir riske girmiyordu. Mustafa Kemal'i mümkün ol-
Padişah ordunun denetimini ele almalıydı; Enver ve Almanları ikti- duğu kadar çabuk İstanbul dışına çıkarmaya karar verdi. İki hafta son-
darda olduğu sürece, Padişah yalnızca bir ad, bir kukladan ibaret kala- raki Cuma günü selamlık merasiminden sonra, Padişah, Mustafa Ke-
caktı; Enver'i azletmeli ve Almanları ülkelerine göndermeli, Mustafa mal'i çağırttı. İçlerinde birkaç Alman generalinin de bulunduğu
Kemal'i kurmay başkam yapmalı ve Türkiye'yi yüzyüze olduğu adamlarıyle çevrili olarak, onu son derece sıcak bir tavırla kabul etti.
yıkımdan kurtarmalıydı; Alman ittifakından çekilmeli ve -çok geç ol- Onu Almanlar'a "İşte Mustafa Kemal Paşa" diye tanıttı, "kendisi
madan- bir an evvel ayrı bir barış anlaşması yapmalıydı. üstün yetenekli ve güvenimi kazanmış bir subaydır."
"Sizinle aynı görüşleri paylaşan başka subaylar da var mı?" diye Mustafa Kemal'e dönerek, "Zatıalinizi Suriye'ye kumandan ta-
sordu Vahideddin. yin ettim" dedi. "Bu cephe hayati önemi haizdir. Bir an önce oraya git-
"Çok sayıda, efendim" cevabını verdi Mustafa Kemal; bununla menizi istiyorum ve sizi bu eyaletin düşman eline geçmemesini sağla-
birlikte Vahideddin hiçbir sözvermedi. makla görevlendiriyorum. Size verdiğim bu görevi büyük bir başarı-
İkinci görüşmelerinde de Mustafa Kemal daha fazla bir şey elde yla yapacağınızdan eminim." Ve huzurundan çıkması için ona izin
edemedi. Üçüncü görüşmedeyse, görüşlerini daha da şiddetle savun- verdi.
du. Onun huzurundayken kendini bunca zamandır hedeflediği nokta- Bekleme odasında, içlerinde Almanlar'in da bulunduğu bir su-
ya son derece yaklaşmış hissediyordu. Eğer Vahideddin'i ikna etmeyi bay kalabalığı vardı. Mustafa Kemal odadan dışarı çıkarken Enver'le
başarırsa en tepeye ulaşacaktı; tutkuyla istediği güce kavuşacaktı; o karşılaştı. Padişahın emirlerinin arkasında kimin olduğunu gayet iyi
zaman da Enver'i, o lanet olası Enver'le bütün avanesini kova- biliyordu.
caktı. Bir an için durdu, ona baktı.
Sultan'ı ikna etmek için konuştukça heyecanı büyüyor, tutkulu "Bravo Enver" dedi sonunda. "Seni tebrik ederim. Sen kazandın.
hatta meydan okuyan bir hal alıyordu. Vahideddin cevap vermeye Benim bilgilerime göre, Suriye'deki ordu yalnızca ismen vardır. Beni
başladı. Değil protokol, nezaket kurallarını bile bir tarafa bırakan oraya göndermekle benden mükemmel bir intikam almış oluyor-
Mustafa Kemal, konuşmasını sürdürüp Padişah'ın sesini'bastırdı. sun."
Sözlerini tamamladığında Vahideddin biraz öfkeli bir tonda, kelime- İki rakip birbirlerini süzdüler. Neşeyle gülen Enver ufak tefek,
lerin üzerine basarak, şunları söyledi: çevik, göğsü nişanlarla donanmış, çocuk yüzlü, zarif ve küstahtı.
"Ben bütün düzenlemeleri Enver ve Talat Paşa hazretleriyle Mustafa Kemal daha uzun ve olgun, yüzü asık ve esmer renkliydi,
yaptım." Sonra da onun huzurundan çıkmasına izin verdi. kaşları büyük bir öfkeyle dolu olan gözlerinin üzerinde çatılmıştı.
Gerçek şuydu ki, Enver, Pâdişah'ı tehdit etmişti. Vahideddin, • O sırada odanın bir köşesinde duran bir Alman generali yüksek
eniştesi ve başdanışmanı olan Damad Feria Paşa'yla görüşmüş, on- sesle:
dan akıl almıştı. Enver ve İttihat ve Terakki Cemiyeti'yle derhal "Türk birlikleri hiçbir işe yaramaz. Bunlar sadece kaçmasını bi-
mücadeleye girecek kadar güçlü olmadığına ve Mustafa Kemal'in bu len hayvan sürüleridir. Doğrusu onlara kumanda eden hiç kimseye
konuda ona yardım edecek kadar taraftan olmadığına karar ver- gıpta etmem" diyordu.

69
Mustafa Kemal şimşek gibi Alman'a doğru döndü, gözleri Deraa kavşağından batıdaki denize doğru bir yan demiryolu hattı ku-
kızgınlıkla alevlenmişti, tüm vücudu bu öfkeyle titriyordu. rulmuştu. Solda ise, 4 ncü Ordu, Hicaz demiryolunu tutuyordu.
Mustafa Kemal Kafkasya'daki birliklerin durumunu kötü bul-
"Ben de bir askerim" dedi. "'Bu orduya kumanda ediyorum." Sesi muştu. Buradakiler ise, acınacak haldeydiler. Alayların çoğu kağıt
Türkler'e plan tutkulu inancıyla titreyen bir trampet gibi tınlıyordu. üzerindeki mevcudunun yüzde onundan azına sahipti. Tümüyle ih-
"Türk askeri asla kaçmaz. Geri çekilme sözünün ne demek-olduğunu male uğramış, giysileri perişan, bitlenmiş, yiyecek, hatta sık sık su
bile bilmez. Siz, generalim, eğer Türk askerlerinin koştuğunu kıtlığıyla olan askerlerin binlercesi dizanteriden ve çölün kavurucu
görürseniz, bunu ancak kendiniz kaçarken görmüş olmalısınız. Kendi sıcağı altında açlık ve susuzluktan ölüyordu. Maneviyat diye bir şey
korkaklığınızın suçunu Türk askerine yüklemeye nasıl cesaret edersi- kalmamıştı. Sadece zor kullanılarak siperlerinde tutulabiliyorlardı;
niz! makineli tüfekler yerleştirilmiş kamyonlardaki muhafızlar asker ka-
Tam bir ölüm sessizliğine bürünen bekleme odasında bulunan çaklarını gördükleri anda vurmaları emrini almış, devamlı olarak
herkes onun sesindeki tutku ile sarsılmışken Mustafa Kemal dimdik hattın gerisinde devriye geziyorlardı; gene de kaçakların sayısı siper-
.yürüdü, Enver'in yanından geçerek çıktı, sarayı terketti. lerdeki askerlerin sayısından daha çoktu.
İngilizler Türkler'in tam karşısında bir siper hattı kurmuşlardı;
XX büyük bir saldırıya hazırlandıkları belliydi; birlikleri taze, dinç ve is-
tek dolu askerlerden oluşuyordu; örgütlenmeleri, donanımları ve
sıhhiye hizmetleri mükemmeldi; bol miktarda kumanyaları, cephane-
Mustafa Kemal, Suriye cephesine vardığında Ağustosun sonu leri, toplarının yanı sıra mekanize nakliye imkanları ve çok sayıda
yaklaşmıştı. Nablus'daki* karargahında bulunan yüksek kumandan uçakları vardı. Türklerdeyse hepsi hepsi sekiz uçak ve iki uçsavar
Liman Vön Sanders'e -Falkenhein baharda Almanya'ya dönmüştü- vardı.
görevi hakkında rapor sundu. Liman Von Sanders onu tekrar Mekke Emiri Hüseyin'in oğlu Emir Faysal'a bağlı Araplar, İngi-
gördüğüne memnun olmuştu. Sonra bütün cepheyi kapsayan bir ince- lizler'e katılmıştı. "İngiltereli"nin T.E.Lawrence'in kumandası altı-
leme gezisi yaptı. nda, çölden yaptıkları sürekli akınlarla demiryolu, telgraf ve telefon
Türkler'in, Filistin'i boydan boya aşarak, Yafa'nın onbeş kilo- hatlarını kesiyor, köprüleri uçuruyor, Türk konvoylarını ele geçiri-
metre kuzeyinde kalan bir noktadan, kıyı şeridindeki düzlükte bulu- yor, iletişim^ kesintiye uğratıyor ve bütün bu yaptıklanyle Türk'bir-
nan kumsala kadar, Ürdün nehri ve Cüda dağlarından Hicaz demiryo- liklerinde güvensizlik duygusunu yerleştiriyor ve yerel halkı da isya-
lu ile Maan çölü arasında kalan araziye dek uzanan büyük bir hat bo- na kışkırtıyorlardı.
yunca siper içine yerleştirildiklerini gördü. Bu hat, güneyden kuzeye, Mustafa Kemal, bu korkunç keşmekeşi bir tür örgütlenmeye
Suriye'ye uzanan belli başlı bütün yollan kapsıyordu: Hicaz demiryo- dönüştürebilmek için bir kez daha çılgınca işe koyuldu; ama bir arada
lu Medine'den başlayıp Maan çölünden geçerek Deraa'daki kavşağa hastalandı. Böbrek rahatsızlığı nüksetmişti. Her raporun İngilizler'in
ve Şam'a gidiyordu. Rayak'ta yeni açılan bir hattan ikinci bir demir- taarruza hazırlandığını gösterdiği eylülün ilk iki haftası boyunca Nab-
yolu kuzeye, Halep'e gidiyor ve Toros dağlarını aşarak Türkiye'ye lus'daki* karargahında çaresizce yatakta kalmaya mecbur oldu>
dek ulaşıyordu. 17 Eylül'de asker kaçağı bir Hintli çavuş 22 nci Kolordu hattına
Mustafa Kemal, 7 nci Odunun kumandasını Fevzi Paşa'dan dev- sığınarak, büyük taarruzun 19 Eylül günü kıyıdan başlatılacağını ihbar
raldı. Fevzi, Erkan-ı Harbiye reisliğine atandığı için İstanbul'a dönen etti.
güvenilir, yaşlı bir askerdi. 7 nciOrdu, Türk hattının merkezinde yer Refet bu haberi Mustafa Kemal'e iletti. İsmet ve Ali Fuad
almaktaydı: Miralay İsmet ve Miralay Ali Fuad'ın kumandasındaki Çağrıldı. Refet bu ihbarın doğru olduğuna inanıyordu. Bu memlekette
iki kolordusu vardı. Sağda, Miralay Refefın kumandasında kıyıya ÜÇ yıldır İngilizler'le çarpışmaktaydı, artık onların usullerini iyice
kadar uzunan mevzileri tutan 22 nciKolordu ile birlikte 8 nciOrdu yer öğrenmişti.. Deneyimli bir subay olan Ali Fuat da aynı fikirdeydi.
alıyordu. 7 ve 8 nci ordular arasında, bu orduya levazım-sağlamak için
* Rayak olmalı; age., s.66 (ç.n.).
* Baalbek olmalı: a.g.e.., s.66 (ç.n.)
71
70
İsmet ve Mustafa Kemal de onlarla-görüş birliğine varıp, haberi Li-
man von Sanders'e ilettiler.
Ne var ki, Alman, onların fikrine katılmadı. Hintliler'in bir hile
olarak karşılarına yerleştirildiklerine, asıl saldırının batıdan, demir-
yolundan geleceğine inanmaktaydı; ve en iyi birliklerini o yöne
sürdü. Hintli'nin ihbarının doğru olduğuna inanan Mustafa Kemal,
güçlükle yatağından çıktı. Sancıları hala devam ettiği gibi ateşi de
vardı; sıcak boğucuydu: Fakat iradesi hastalıktan bile güçlüydü, sırf
cesaretiyle ayakta durabiliyordu. Elindeki olanaklarla tüm hazırl-
ıkları tamamladı ve bütün kumandanlarını da hazır olmaları için
uyardı.
19 Eylül gece yarısı, İsmet düşmanın yoğun bombardımana
başladığını haber vermek için telefonla onu aradı.-
Şafakta İngilizler saldırıya geçti. 7 nci Ordu'yu güçlü bir cephe
saldırısıyla oyalayıp, asıl taarruzlarını 8 nci Ordu üzerinde yoğun-
laştırdılar. Türk hatlarının sağ kanadını aşıp, kıyıya doğru ilerlediler;
22 nci Kolorduyu ve 8 nci Orduyu tümüyle temizlediler; az kalsın Li-
man von Sanders'i de yakalayacaklardı. Türkler'in yan cenahını geri-
ye püskürtüp, onların kuzeydeki çekilme hattının önünü kestiler.
Mustafa Kemal, ordusunu Ürdün Nehri'ni arkasına ahp çevire-
rek, bu şiddetli hücumdan kurtardı, ama adamları bitmişti. Paniğe
kapılarak dağıldılar.
Beşinci gün toplayabildiği tüm askerlerini kişisel idaresine ala-
rak, Ürdün'e geçirmeye hazırlandı.
Bütün ayrıntılarla bizzat ilgileniyordu. Birliğin büyük bölümü
nehri geçtiğinde, kendisi de onları izledi. Birkaç dakika sonra, artç-
ılarım yakalayan 11 ne. İngiliz süvari tugayı atlarıyla nehre indikle-
rinde, onu çok az zaman farkla ellerinden kaçırmışlardı. 4 ncü Türk
ordusu demiryolunun yukarısına doğru çekiliyordu. Güçlerinden arta
kalanları Deraa istasyonuna ulaşmak üzere ıssız çöle doğru sürdü. ;
Arka ve yan cenahlardan düşman onların peşinden gelmekteydi:
İki kez artçıları tek sıra halinde yürürken düşman tarafından yaka-
lanıp, çoğu imha edildi. Yürüyüş kollarını makineli tüfekle tarayan,
nakliye araçlarıyla toplan bombalayan İngiliz uçakları devamlı ola-
rak üstlerinden geçiyordu. Her tarafta sonsuz bir kargaşa hakimdi; si-
lahlarını, cephaneleri, tüfeklerini, hayvanları ve vagonları terkedip
çılgın bir şekilde kendini güvenceye almaya çalışan askerler, sürüler
halinde koşuşuyorlardı. Uçları tutan Lawrence'in adamları, içlerin-
deki bütün o Arap canavarlığıyla, sürüden ayrılıp dağılan askerleri
öldürüyor, üst başlarını soyup alıyor, askerlerin organlarını kesiyor-
HARiTA (S.83) 1918 SURiYE SEFERİ HARİTASI
73
NOT- BU KARTTA BASKIDAKİ BOZUKLUK NEDENiYLE KIS ALMIŞTIR. HOMS VE HAMA'YI IÇER01
RAYAK VE HALEP ARASINDAKİ BÖLGE, HARİTADA GÖZÜKMEMEKTEDİR. BKZ. GENEL HARB *
"Bütün sorumluluğu ben üzerime alıyorum" dedi Mustafa Ke-
lardı. mal. Ve düşmanla tüm çatışmaların durdurulup, Halep'e doğru genel
Bütün bu keşmekeş içinde, bir avuç adamını, kişiliğinin gücüyle çekilme emrini içeren bir bildiri yayınladı.
bir arada tutan Mustafa Kemal, hemen çevresindeki askerlere cesaret En önden gidip Halep'in on mil kuzeyindeki yeni hattı bizzat
vererek dimdik ilerlemekteydi. hazırlattı. Bu hat, büyük Toros dağlarının arasındaki tek sarp geçitten
Deraa'dan hiç beklemeksizin ayrılarak, Şam demiryoluna doğru doğruca Türkiye',ye uzanan biricik yolun üzerindeydi. Yan tarafları
öylesine hızlı bir şekilde çekildi ki, İngilizler onlarla teması kaybet- güvenliydi. Ne asker kaçakları ne de düşman kolay kolay geçemezdi.
ti. Arabistan, Filistin, Suriye Türkler'in sadece fatih ve idareci olarak el-
Şam'da durdu. Liman von Sanders ona Rayak'ta yeni bir hat kur- lerinde bulundurdukları Arap ülkeleriydi. Buralar kaybedilebilirdi.
ması emrini verdi. İsmet'i Şam'da bırakıp Ali Fuad'ı yanına alarak işe Ama burada, bu yeni hat üzerinde Türk çocuklarını arkalarını kayalara
koyuldu, ancak, hemen sonra kıyı kentleri halkının düşmandan yana vererek, düşmanı kendi ülkelerinden, Türkiye'den uzak tutmaları
oldukları, İngilizler'in Beyrut'a girdiği ve Rayak'ta kurulan bir hattın için savaştıracaktı. Burada anavatan için son nefeslerini verinceye
düşman tarafından çevrildiği haberleri geldi. değin çarpışacaklardı.
Dağılmış birlikler hatta ulaştıkça bunları yeni alaylar halinde
Mustafa Kemal durumu çarçabuk muhakeme etti. Birliklerin örgütlüyor ve askerlere yepyeni bir ruh aşılayarak onları düzene soku-
maneviyatı tamamen çökmüştü. Yalnız Türk askerleri değil, yüksek yordu. Padişaha Enver ve çetesinin uzaklaştırılması, yeni bir hüküme-
rütbeli subaylar bile canlarını kurtarmak için kaçıyorlardı. Paniği dur- tin kurulması ve kendisinin Harbiye Nazırı yapılması taleplerini içe-
durmak için tüm girişimleri boşa çıkmıştı. 4 ncü Ordudan bir kolordu ren bir telgraf çekti.
kumandanını kaçarken'zor durdurmuştu. Telgrafına hiçbir karşılık gelmediyse de, Enver, Talat ve Ce-
Kumandanı karşısına alarak, "Kurşuna dizilmen gerekirdi" dedi, mal'in Karadeniz yoluyle yurtdışına kaçtıkları, Rauf ile Fevzi
"fakat sana ikinci bir fırsat vermek istiyorum. Rayak'taki* Ali Fu- Paşa'nın da içinde yer aldığı yeni bir hükümet kurulduğu haberi
ad'in kumandasında yerinizi alın ve elinden geleni yapın." ulaştı*
Kumandan selam verdi. Ertesi sabah gitmişti. Cepheden yine Lawrence'den, Araplar vasıtasıyla Mustafa Kemal'e ayrı bir
kaçmıştı. barış anlaşmasının ön görüşmelerinin başlatılması için Türk hüküme-
tine ağırlığını koyması yönünde bir öneri geldi. Mustafa Kemal bunu
Yüksek kumanda düzeyindeki bu duygusal çöküntüye tanık ol- reddetti. Savaşacaktı. O tehdit altında kalır kalmaz, diğerleri gibi ka-
duktan sonra, Mustafa Kemal erleri ya da alt rütbeli subayları kurşuna çacak bir korkak değildi. Mevzilerini iyice sağlamlaştırmak için hiç
dizdirmeyi gereksiz gördü. durmaksızın çalışıyordu.
Yapılacak bir yeniden örgütlenme için zamana gereksinim ol- Başlangıçta Halep halkı sakin ve sessizdi. Ama İngiliz öncü bir-
duğunu anlamıştı. İngilizler henüz biraz uzaktaydılar ve hemen gele-
cekleri de yoktu. Tüm Suriye'den vazgeçerek bir an evvel üçyüz kilo- likleri yaklaştıkça düşmanca ve acımasızca davranmaya başladılar.
metre ötedeki Halep'e kadar geri çekilmeli ve kuzeyde Türkiye'ye gi- Mustafa Kemal, kentin merkezindeki Baron Oteli'nde kalıyor-
den yollan kapsayan yeni bir savunma hattı oluşturulmalıydı. du. Birkeresinde yanında .şoföründen başka kimse olmaksızın** oto-
Derhal Liman von Sanders'e gitti. * İzzet Paşa hükümeti (14 Ekim 1918-11 Kasım 1918) Bahriye Kurmay Başkanı
olan Rauf (Okyar) Bey. Bahriye Nazın olarak kabinede yer alıyordu. Ancak,
"Planınız gayet makul" dedi Alman, "ancak, bu emri ben vere- Fevzi Paşa kabinede değildir. Dahiliye vekili olarak eski Sofya Sefiri Feıhi Bey
mem. Ben yalnızca bir misafirim. Büyük bir felaket olmaksızın Os- bulunmakladır. Mütakcre kabineleri iÇin bkz. Sina Aksin, istanbul Hükümetleri
manlı İmparatorluğu'nün en büyük dilimlerinden birini düşmana ve Milli Mücadele, 1976 (ç.n.),
bırakmanın sorumluluğunu üstüme alamam. Bu kararı vermek, siz ** Aslında yanında Tahsin Bey, Yaveri Cevat Abbas Bey de vardır. Yalnız
.Türkler'e, memleketin sahiplerine kalmış bir meseledir." denmesinden kasıt koruyacak askeri bir kuvvet bulupmadığı olmalıdır. Atatürk'ün
Hatıraları., s.69 (ç.n.).
* Baalbek olmalıydı;age., s.67 (ç.n.). 74
75
mobiliyle dairesinden dönerken çevresi bir sokak köpeği sürüsü gibi
hırlayarak ona bağırıp çağıran bir güruh tarafından sarıldı. Elindeki
kırbaçla onları uzaklaştırdı; kendisini izlemeleri üzerine onlara para Türkiye yenilmişti, ancak, artık bu cephenin tek kumandanı ve
eskisi kadar gözüpek ve hırçın olan Mustafa Kemal, düşmanı hattı-
ve silah sözü vermek zorunda kaldı. ndan ileriye geçirmiyordu. Düşmanla yapıları barış görüşmelerinde
Ertesi sabah korkunç bir patırtı duyup oteldeki odasının balkonu- en ufak ayrıntıyı büe uzun uzun tartışıyordu. Her şeyi her fırsatta erte-
na çıktı. Otelin önündeki sokaklar tehditkar bir kalabalıkla dolmuştu. liyordu. İngilizler İskenderun'u işgal etmek isteyince buna karşı koy-
At üstünde doğudaki çölden gelen Araplar kente dbluşmuşlardı. du ve oradaki karargaha direnme emrini vererek saldın tehdidimde b&
Kaybedilecek hiç zaman kalmamıştı. Kenti boşlatarak Kit- lundu.
ma'daki karagahını kaldırıp, kurduğu yeni hattın gerisine nakletti ve Sadnazam İzzet, gönderdiği telgraflarla ona önce ettir sonra rica
yaklaşmakta olan taarruzu karşılamaya hazırlandı. ederek İngilizler'e yolu açmasını istediğinde, "Merhamet dilenme-
26 Ekim günü düşmanla temas kurmak üzere hızla ilerleyen ilk meliyiz. Eğer bunu yaparsak, toptan yok olacağız" karşılığını ver-
İngiliz öncü birlikleri göründüler. İki Hintli alayı olan Jodipore ve di.
Mysore süvari birliği Hari Tan köyü yakınlarında Mustafa Kemal'in Kurduğu hatü güçlendirmeye devam etti. Subaylarını yanlarında
hattına saldırdılar. silah ve cephaneleriye birlikte adam toplayıp çeteler kurmaları için
Mustafa Kemal doğruca köye gidip ateş emrini bizzat verdi. Ce- dağlara gönderdi. Düşmanın Türkiye'ye girmesini bir şekilde engel-
saretlerini yeniden kazanmış olan Türkler çok iyi savaştılar. Hintliler leyecekti: En kötü olasılıkları gözönüne alarak, gerektiği takdirde
ağır kayıplara uğrayıp dağıldılar ve takviye istediler. Türkler yaklaşık dağlarda gerilla savaşı vermek üzere hazırlıklar yapıyordu.
onbeş kilometre kadar kuzeyde önceden hazırlanmış mevzilerine çe- İstanbul'da yeni bir hükümet kurulmuştu *, Fethi, Rauf ve Fevzi
kildiler. Paşa, hepsi kabinedeydiler **. İsmet, Harbiye Nezareti
Her iki taraf da bekleyiş halindeyken, İstanbul'dan hükümetin .müsteşarlığına atanmak için İstanbul'a çağrıldı ***. Mustafa Kemal
Mondros'ta bir ateşkes imzaladığı haberi geldi. terkedilmiş ve bir kenarda unutulmuştu. Buna çok kızıyor, ancak elin-
den hiçbir'şey gelmiyordu.****.
Bütün Almanlar'ın derhal Almanya'ya dönmeleri talimatı veril- Ansızın İzzet telefonla aradı.***** Padişahla tartıştığını ve istifa
di. Adana'daki bir otelde Mustafa Kemal, Liman von Sanders'den etmeye karar verdiğini söyledi. Bir İngiliz dostu olan yaşlı Tevfik
güney Türkiye'deki tüm birliklerin kumandasını devraldı. Paşa Sadnazam olmuştu. İzzet, Mustafa Kemal'in biran önce dönme-
İki erkek bir masada karşılıklık oturmaktaydılar. Devir teslim sini istiyordu. Yardımına ihtiyacı vardı.
merasiminin formalitelerini yerine getirmişlerdi. Mustafa Kemal
artık ev sahibiydi; Liman von Sanders artık onun üstü olma konumunu * Birinci Tevfik Paşa Kabinesi (l l Kasım 1918-12 Ocak 1919). (ç.n.)
** Yeni kabinede bu Uç isim de yer almamıştı. Ilımlı Tevfik Paşa kabinesi,
yitirmişti: O artık Mustafa Kemal'in konuğuydu. Abdülhamid dönemindeki Padişah kabinelerine benzer niteliktedir. Bu nedenle
Bu mutlak yenilgi saatinde, birbirlerine söyleyecek fazla bir şey- dirayetli askerlerin bu kabinede yer alması zaten mümkün değildi. Bu konuda
leri kalmamıştı. Her ikisi de cesur erkekler, metin ve deneyimli asker- ayrıntılı bilgiler için bkz. Sina Aksin, a.g.e. (ç.n.)
lerdi; her ikisi de hassas ve mağrur kişilerdi. Birbirlerine karşı ifade *** Böyle bir çağrının yapıldığını, İzzet Paşa'nın Sadnazamlığı döneminde, Rauf
Bey'e söylediği anlaşılıyor. Sözü geçen mevki, Genel Kurmay İkinci Başkanlığı
etmekte güçlük çektikleri derin bir saygı beslemekteydiler. idi: 3. Ordu kumandanı olan Miralay İsmet Bey, 24 Ekim'de Harbiye Nezareti
Veda ederken "Ekselans," dedi Liman von Sander sonunda, "Sizi müsteşarlığına atandı. Aksin, a.g.e., s.75 (ç.n.).
Anafartalar'daki kumandanlığınızdan beri tanıyorum. Yeteneklerini **** ilk Mütakere kabinesinin Bahriye Nazırı olarak Rauf, Mustafa Kemal'i
zi en baştan beri farkedebildiğim için kendimle gurur duyuyorum. Bu İstanbul'a çağırması için îzzet Paşa'ya sürekli baskı yapıyor, ancak Paşa, büyük bir
olasılıkla Vahideddin'in emriyle bahaneler bulup işi savsaklıyordu; Aksin, a.g.e.,
süre içinde sık sık anlaşmazlığa düştüğümüz oldu, gene de iyi birer s. 74-75 (ç.n.).
dost olduk Şu andaki tek avuntum, kumandayı sizin yetkin ellerinize ***** Atatürk'ün Hatıraları adlı kitapta, İzzet Paşa'nın Mustafa Kemal'i "makine
bırakıyor olmamdır." ' başına çağırdığı", yani telgraf aracılığıyla aradığı ifadesi yer alır (ç.n.).
76
.77
halde, muzaffer Müttefiklerce kendi kaderlerinin kararlaştırılmasını
uysalca bekliyorlardı: Mevcudiyetlerine izin verilmesi için aciz bir
halde yalvarıyorlardı.
Mustafa Kemal doğruca İzzet'e gitti, îzzet'i kızgın ve bunalmış
bir halde buldu. Düşmanın gelmesinden önce Enver ve Talat bir ge-
miyle Karadeniz'e kaçmışlardı; onların gitmesine memnuniyetle izin
DÖRDÜNCÜBÖLÜM vermişti. Padişah onu paylamış, onları yakalayıp İngilizler'e teslim
etmiş olması gerektiğini, İngilizlerle iyi geçinmek zorunda olduk-
larını söylemişti. Kendisi de Enver ve Talat'ın alçak kişiler olabile-
XXI ceğini, ancak, onların birer Türk olduğu cevabını vermişti; Türkler'i
yabancılara teslim etmeye, Padişah'ın emri üzerine bile olsa, ortak
Mustafa Kemal İstanbul'a vardığında, Mütareke birinci ayını olamazdı; bu yüzden de istifa etmişti.
doldurmuştu bile.* Bu süre içinde düşmanın her şeyi sahiplenmiş ol- Mustafa Kemal onu tekrar görevine dönmeye ikna etmeye çalıştı.
duğunu gördü; İngiliz savaş gemileri Boğaz'daydı; payitaht Çanak- Duygularını paylaşıyordu, ancak, onun bir kenarda kalmaya, yenilgiyi
kale Boğazı ve Türkiye'nin bütün elverişli mevkileri baştan aşağı böyle korkakçasına kabul etme fırsatını bu kabineye vermeye hakkı
İngiliz birliklerince ele geçirilmişti. Fransız birlikleri; kentin istanbul yoktu: Bu, Türkiye'nin sonu anlamına gelirdi. İmparatorluğu can-
yakasında, Fransa'nın Sengalli ve Zenci birlikleriyse Galata dayd- landırmaya ya da Arabistan ve Suriye'deki kayıpların herhangi birini
ılar. İtalyan birlikleri Pera'yı ve demiryollarını tutmuşlardı. Muttetık ' bile geri almaya çalışmanın anlamı .yoktu: Osmanlı İmparatorluğu
subayları polisi, jandarmayı, limanı denetliyor, kentlerdeki istihkam- ölmüştü. Bunu böylece kabul etmek gerekiyordu. Şimdi asıl yapı-
ların boşaltılıp silahtan arındırılmasına ve ordunun terhisine onculuk lması gereken, Türkiyelyi kurtarmaktı.
ediyorlardı. Güçlü bir hükümet kurmaları gerekiyordu. İzzet, o yaşlı sarsak
Osmanlı İmparatorluğu un ufak edilmişti: Mısır, Suriye, Filistin, Tevfik'i indirip yeniden Sadnazam olmalıydı. Onu, Mustafa Kemal'i
Arabistan gitmişti; Türkiye'nin kendisi de muzaffer ve kibirli de, Harbiye Nazın yapmalıydı. Beraberce düşmanın karşısına geçip,
düşmanın demir yumruğu altında çaresiz durumdaydı; hükümet çarkı onurlu bir şekilde Türkiye'den geri kalanı kurtarmaya çalışmak gere-
darmadağın edilmişti. kiyordu.
İttihat ve Terakki Cemiyeti yok olmuştu: Enver, Talat ve Cemal Mustafa Kemal, İzzetle birlikte bir parti kurmak için çalışmaya
başka ülkelere kaçmışlardı; Cavid ve diğerleri saklanmıştı. Abdülha- koyuldu. Politikayla birkez daha içli dışlı olmuştu. Siyaset sahnesin-
mid saltanatının yaşlı paşalarından ve İngilizlerle dostluğuyle tanınan de, iktidara ulaşmayı urrian orta düzey isimlerden oluşan birdüzine
Tevfik önderliğinde kurulan, zayıf hükümet, düşmanın emirlerim te- kadar grupla karşılaştı: İngiliz mandası yanlısı bir parti, Amerikan
vekkülle yerine getiriyordu. mandası yanlısı bir diğer parti, İngiliz Muhibleri (dostları) Cemiyeti,
Ne' ki. düşmanın güç gösterisi Mustafa Kemal'i korkutmamıştı. Fransız Muhibleri Cemiyeti, İtalyan Muhibleri Cemiyeti adlarını alan
Düşmana direnmeye "hazırdı, onunla her nokta hakkında tek tek bu, grupların hepsi de, dış yardım olmaksızın hiçbir şey yapılamaya-
münakaşa ve mücadele etmekte kararlıydı; ancak, hiç kimseden destek cağı varsayımından yola çıkılarak kurulmuşlardı.
bulamadı. Her sınıftan Türk, artık tükenmişti, içlerinde direnme veya Çok kısa bir süre boyunca düşündüğü bir Amerikan işbirliği
savaşma isteği kalmamacasına yenik düşmüşlerdi. Moral ve tı-ziksel düşüncesi dışında, Mustafa Kemal'in hiçbir dış yardımın yararına
açıdan çökkün, içlerinde direniş ya da canlılık kalmamış bir * inancı yoktu: Türkler ya kendi kendilerini kurtaracaklar ya da yok ola-
Mustafa Kemal'in istanbul'a varış tarihi 13 Kasım 1918'dir. Mütareke Üzerinden iki caklardı.
hafta geçmiştir. Politikacılar ona kulak vermeye başlamıştı: Artık benzersiz bir
konumdaydı. Enver'in gidişiyle rakipsiz kalmıştı. Türkiye'deki tek
78
79
başanfî kumandan olarak tanınıyordu. İngilizler'! Çanakkale'den dağıtılmalı; mebusların yansı vatan haini, İttihat ve Terakki Cemiyeti
sürüp atmış ve onların İskenderun'u almalarına karşı çıkmıştı. Pa- üyeleri, Enver'in dostlarıdır; kalanlanysa korkaktır. Aralarında güçlü
dişah'ın bir yakını olarak tanınıyordu. Almanlar'a ve İttihat ve Terakki karakterde bir kişi bile yoktur."
Cemiyeti'ne sürekli olarak muhalefet etmişti. Hepsinden de öte, O, Vahideddin onun sözünü keserek, "Sizin ordu üzerinde büyük et-
Enver,Talat, Cemal gibi, kendi başının çaresine bakmak için kaç- kiniz var" dedi. Padişah olduğundan beri gittikçe daha cesur ve müte-
mamıştı. hakkim bir tutum geliştirmişti. "Ordu bana bağlı mı?"
Günlerce politikacılara kendi düşüncelerini benimsetmek için "Döneli çok kısa bir süre oluyor efendim. Bilmiyorum" dedi
çabaladı. Meclis-i Meb'usan'da onlarla tartışarak uzun saatler har- Mustafa Kemal; bu soruya şaşmıştı.
cadı. Çoğu onun görüşlerini benimsemiş gibi görünüyordu. Tevfik Vahideddin sanki uyuyormuş gibi gözleri kapalı oturuyordu. Bu
hükümetine karşı bir güven oylaması yapılması gündeme geldi. gerçek düşüncelerini Abdülhamid'den gizlemek istediği zaman
Tartışmadan önce Mustafa Kemal bir toplantı odasında, kalabalık bir takındığı tavrın aynıydı.
milletvekili topluluğuna cesaretlerini göstermeye ve İngilizperver "Zat-ı şahanenin erinde ordunun sadakatsizliğine dair deliller mi
Tevfik kabinesini indirerek güçlü bir hükümet kurmaya zorlayan var?"
uyarıcı ve tehditkar bir konuşma yaptı.
Kısa bir aradan sonra, sorusunu "Ordu bana bağlı mı ve'gelecekte
Güven oylamasının sonucunda başarılı olacağından emindi. de bağlılığını sürdürecek mi?" diye bezginlikle tekrarladı Vahided-
Şimdiden kendini Harbiye Nazın olarak farz ediyordu. Bundan sonra din.
iktidarı ele geçirmesi oldukça kolay olacaktı.
"Bağlı olmadığına ve olmayacağına inanmak için hiçbir neden
Tartışmayı dinlemek üzere dinleyici locasına gitti. Oylamayı göremiyorum" dedi Mustafa Kemal ihtiyatla.
ezici bir çoğunlukla Tevfik kazandı. Mebuslar Mustafa Kemal'den ve
onun düşüncelerinden ürkmüşlerdi. Mütehakkim paşadan korkuyor- "O halde ordu üzerindeki etkinizi bana sadık kalması yönünde
lardı. Onun ihtiraslarından kuşkulan vardı. Direniş ve başarısızlık so- kullanacağınıza güveniyorum" dedi Vahideddin.
nucu mahvolma konusundaki kararlılığı, onlara saçma görünüyor- Mustafa Kemal hakkındaki kararını çok önceden vermişti: İşe
du. yarar türden, tutkulu ve etkili, ama iktidar verilirse tehlikeli olabile-
cek ve idaresi zor bir adam. Enver'e karşı yararlı olabilirdi; şimdiyse
ordu konusunda yararlı olabilir.
Mustafa Kemal öfkeden bembeyaz bir halde politikacılara lanet-
ler okuyarak telefona koştu ve Padişah'tan bir görüşme talep etti. Ağır göz kapaklarının altındaki ihtiyatlı bakışlarıyle, önündeki
Aslında döndüğünden bu yana Saray'dan uzak kalmaya dikkat et- ince, esmer yüzlü kumandana bakıyor, bağlılığı ve desteğinden nere-
mişti. Bir görüşmenin ayarlanabileceği cevabını.aldı. Bir haftayı bek- ye kadar emin olabileceğini kestirmeye çalışıyordu.
leyerek geçirdi.
Sonunda Vahideddin haftalık resmi tören olan Cuma se- Ertesi gün Vahideddin Meclis-i Meb'usan'ı feshetti ve eniştesi
lamlığından sonra, onu kabul etti. Onu görmekten dolayı memnuniye- ve baş danışmanı olan Damad Ferid'i sadrazam yaparak idareyi biz-
tini ifade ettiyse de tutumu samimi değildi. Bu tutum Mustafa Ke- zat eline aldı.* Bu yaptığı büyük bir fırtına kopardı. Herkes onu lanet-
mal'in gözünü korkutmadı ve doğrudan doğruya konuya girdi: Zat-ı liyordu. Bir gazete onun Abdülhamid'e yazdığı mektuplardan parça-
şahane düşmanın karşısına çıkmak üzere güçlü bir hükümet oluştur- lar yayınladı. Bunlar, Abdülhamid'in hal'i sırasında sarayda bulun-
malı, onlara eşitmişcesine muamele etmeli ve yenilginin böyle kor- muştu ve Vahideddin'in Kızıl Sultan hesabına nasıl alçakça işler ve
kak ve ürkekçe toptan kabulüne bir son vermeliydi; zat-ı şahanenin bir hafiyelik yaptığını kanıtlamaktaydı.
tek sözü bile milli cesareti güçlendirecekti. Yeni hükümette Mustafa Kemal'e hiçbir mevki verilmemişti,
"Güçlü bir hükümette beni Harbiye Nazırı yapın" dedi Mustafa * Söz konusu fesih 21 Aralık 1918'de yapıldı; Damad Ferid'in sadnazam oluşu ise 4
Kemal, "O zaman Türkiye'yi kurtarabilirim. Fakat bu mebusan Nisan 1919 tarihinde gerçekleşti, (ç.n.)

80 81
ama Padişah'm bu eyleminin sorumluluğu ona yükleniyordu. Pa- runlara kafa yormayı,
dişah'ın arkasında onun olduğu söyleniyordu. Tevfik'in güven oyla-
ması yoluyle Mec!is-i Meb'usan'ın dağıtılmasını sağlamaya Mustafa Kemal'in, kolunu omzun atmak ve onu okşayıcı isimler-
çalışmıştı: Vahideddin, hususi dairesinde kendisiyle bir saat boyunca le çağırmak yoluyla, açıkça şefkat gösterdiği tek. insan Arifti. Bu
özel görüşme yapmıştı. Mustafa Kemal sırf kendi çıkarı için yakınlık, Mustafa Kemal'in düşmanlarının, ikisinin birer sevgili ol-
çalışıyordu. Önderlik ..için ona güvenenleri bile çoğu artık ondan duğunu iddia etmesine yol açmıştı. Kimileri de, Arifin Mustafa Ke-
uzaklaşmıştı. O, bir şüpheliydi. " mal'e neredeyse ikizi kadar benzemesi nedeniyle aralarında bir akra-
Ve Vahideddin'in hükümetinde de yeri yoktu. Zayıf, korkak ve balık olduğuna kanilerdi. Gözleri, baş biçimi ve duruşu Mustafa Ke-
inatçı Vahideddin bir sabit fikre saplanmıştı: Taht ve Türkiye bir Ve mal'inkiyle aynıydı. Askeri olan her şeye karşı onunla aynı içgüdüye,
aynı şeydi; yapılması gereken tahtın ve kendisinin emniyetini sağla- aynı alaycı görüşe sahipti; ancak, onun alaycılığı daha az cesur ve ha-
mak olmalıydı, böylece Türkiye'yi de kurtarmış olacaktı. Bunu .yap- karetâmizdi. Dahası, Arif de Mustafa Kemal'in irade gücünden hiç-
mak için düşm.anla ittifak yapmalı ve ona titizlikle itaat ederek iyi^ ni- bir iz bulunmadığı gibi, Mustafa Kemal'e neredeyse köpekçe bir
yetlerini kazanmalıydı. Düşmana .hakim olan İngilizler'di; saygı ve bağlılık gösteriyordu.
Müslümanlar"in halifesini, yanı kendisini müttefikleri olarak kabul O günlerde Mustafa Kemal mahrem duygu ve düşüncelerini
etmek için her türlü nedene sahip olan İngilizler'den destek almalıydı. yalnızca Arife açıyordu. Türkiye'nin alçaltılmasını seyretmek onu
Güçlü bir hükümet ya da herhangi bir direniş girişimi gibi düşüncele- çılgınca öfkelendiriyordu: Payitahtın sokaklarında İngiliz ve Fransı-
rin, çöküşü hızlandırmak anlamına geleceğine inandığından, akıldan zlar'ın âmirâne tutumda dolaştığı,gayri Müslimlerin Türk kadınları-
geçirmenin bile yanlış'olduğunu düşünüyordu. Eniştesi ve en çok na sarkıntılık edebildiği bir Türkiye'ydi bu. Ne yazık ki, tümüyle çare-
güvendiği kişi olan Damad Ferid, bu siyasada onunla sonuna kadar sizdi. Hemen eyleme geçecekti geçmesine, ama nasıl bir eylemin ger-
hemfikirdi. çekleştirilebileceğine ilişkin hiçbir fikri yoktu. Bundan da öte, sürekli
gözetim altındaydı. İngilizler'in her yerde casusları vardı. Mücadele
ruhu gösteren herkesi tutukluyorlardı. Duygularını gizleyip içini ka-
XXII vuran nefretin korkunç ateşini göstermemesi gerekiyordu; aksi halde
o da tutuklanabilirdi
Mustafa Kemal için hiçbir yer kalmamıştı. Her taraftan dirsekle-
nerek kenara itilmişti. Hiçbir taraftan yoktu. Hiç kimseyle çalîsamı-
yordu. Yine öylesine köşeliydi ki, hiçbir tertibin içine sığışumıyor- Ancak, haftalar geçip de, 1919'un ilk ayları geldiğinde bir
du. değişiklik kendisini gösterdi. Düşmanın ülke üzerindeki baskısı
gevşemeye başlamıştı. Orduları terhis edilmiş, geri çekilmeye
İstanbul'un banliyölerinden biri olan Şisli'de küçük bir ev kira- başlamıştı. İtalya'da, Fransa'da ve İngiltere'de ciddi iç bunalımlar
ladı. Burada politikaya ya da toplumsal ilişkilere karışnuıksızın, sakın patlamıştı. Dünya Savaşı'nın olağanüstü gerginliğinden sonra, sa-
bir hayat sürmeye başladı. Sık sık annesini ve kızkardeşini görmeye vaşın galibi olan ülkelerin hepsinde tepki hareketlerinin ilk işaretleri
gidiyordu, ama onlarla, birlikte oturmaya eskiden olduğu gibi reddedi- ortaya çıkmıştı. Paris'te İtilaf devletlerinin temsilcileri Almanya'yla
yordu. Kendi içine kapanmıştı. pazarlığa dalmışlardı; Türkiye'ye ayıracak hiç vakitleri yoktu: Barış
Pek az dosıu ve yalnız bir tane samimi arkadaşı vardı: Miralay anlaşmasının çerçevesi bile henüz çizilmemişti.
Arif. . Danışmanları Lloyd George'a, "Türkiye'yi kendi haline bırakın"
Arif Almanya'da eğitim görmüş, yetenekli bir kurmay subaydı. demişlerdi, "otomatikman parçalanacaktır. Biz de parçalan sonradan
Mustafa Kemal'den daha gençti'. Birbirlerini Selanik ve Manastır'da- bölüşürüz."
ki okul günlerinden bu yana tanıyorlardı; Suriye'de, Balkanlar'da ve İstanbul'da müttefik devletlerin temsilcileri sürekli olarak ve
Gelibolu'da birlikte çarpışmışlardı. Mütareke'den sonra yakın bir açıktan açığa kavgalaşıyor, her biri en gözde mevkii ya da ticari avari-
dostluk geliştirmişlerdi. Ortak zevkleri vardı; her ikisi de asken so-
82 83
tajı ele geçirmeyi tasarlayarak, Türkler'e yaltaklanıyordu. larmdan emin değildi. Gereksiz hiçbir riske girmiyordu. Yüzeyde
Türkler arasında yeni bir umudun ilk zayıf kıpırdanışları yer yer bakıldığında yenilgiyi kabullenmiş ve Padişah ile Damad Ferid'in si-
kendini göstermişti. Bu zayıf umut ışığı, direnişin ve Türkiye'yi par- yasalarına razı olmuş gibi bir hali vardı.
çalanmaktan kurtarmanın belki de mümkün olduğu inancıydı. Bununla birlikte, İngilizler ondan kuşkulanıyorlardı. İsmi, yaka-
İstanbul'un içinden bunu gerçekleştirmek olanaksızdı. Pa- lanıp Malta'da bir tecrit kampına gönderilmesi gereken tehlikeli kim-
dişah'la ittifak halindeki İngilizler son derece şiddetli ve sağlam ve selerden oluşan bir listede yer alıyordu.
baskı oluşturmuşlardı; fakat ülkenin iç bölgelerinde, Anadolu Şişli'deki evinden ayrılıp, Pera Palas'daki Halic'e bakan eski
dağlarında bir şeyler yapmak mümkündü. odasına taşındı. Hâlâ hastaydı. Son derece meyustu. Yüzü çizgilerle
dolmuş, solgun, pek az parası kalmış, üstü başı eskimiş, topukları
Başkentte, düşman denetimi altında bulunan depolardan silah ve aşınmış, Arif haricinde dostu kalmamış, İngilizler gibi Türkler'in de
cephane çalarak Anadolu'ya göndermek ve insanların toplanıp plan- kuşkulandığı bir kişi olarak somurtkan bir çehreyle, dermansız, umut-
ların yapılabileceği gizli merkezler oluşturmak üzere bir sürü yeraltı suz bir halde geleceğe yönelik planlar yapmaksızın, amaçsızca ya so-
örgütü kurulmaya başladı. kaklarda dolaşıyor ya da bir kahvede saatlerce oturup kalıyordu.
Yüksek yerlerdeki devlet memurları bunlara destek veriyorlardı.
İsmet, Harbiyet Nezareti müsteşarıydı. Fevzi Erkan-ı Harbiye Reisiydi.
Fethi Dahiliye Nazırıydı. Balkan savaşında Hamidiye'nin namlı
kumandanı Rauf, Bahriye Nazırı idi*. Hepsi de Mustafa Kemal'in ar- '
kadaşlanydı ve aynı amaç için gizlice çalışmaktaydılar.
Anadolu'nun bir sürü yerinde, birkaç yiğit adam direnişi Örgütle-
yecek komiteler kurdular. Mustafa Kemal'in kumandayı devretme-
den evvel, güneyde kurmuş olduğu örgüt biçimlenmeye başladı. Her
yerde eski ittihat ve Terakki şubeleri tekrar örgütlenmeye başladı.
Yukarda, Kafkasya sınırında, doğu illerinden çok uzakta, emrindeki
altı^yenilgi görmemiş tümeniyle Kazım Karabekir Müttefik denetim
subaylarına engeller çıkarmaya başlamış, ordusunu dağıtmayı ya da
terhis etmeyi reddediyordu.
Ne ki, bütün bunlar İngilizler'üı kendilerini ezip yokedeceği bek-
lentisiyle, çekingenlik içinde yapılan ilk zemin yoklamalarından iba-
ret kalıyordu.
Casuslar ve ajanlar -ki, her Osmanlı gayrimüslimi, Türk
komşularından intikam almak istediği ve bilgi karşılığında para aldığı
için, bunlardan çok sayıda vardı- tehlikeyi İngilizler'e haber verdiler-
se de, onlar tehlikeli olduğuna inandıkları birkaç kişiyi yakalayıp Be-
kirağa'da hapsetmekten başka bir şey yapmadılar. Bunları kurtamak
için yapılan bir komplo açığa çıkarıldı ve durduruldu.
Bu komploda Mustafa Kemal'in de parmağı vardı, fakat açığa
çıkarılamadı. İhtiyatlı ve sakin bir şekilde yeni gizli örgütlerin hepsiyle
ilişki halinde olmakla birlikte, hiçbirine katılmadı. Başarılı olacak-* Bu
nazırlar, Mütareke'nin ilk kabinesi olan İzzet Paşa'nın hükümetinde yer almışlar, bir
daha aynı makama getirilmemişlerdi.(ç.n.) 85
84
canlılığına kavuştu. Amacını saklayarak ve Arif'inkinden başka kim-
senin görüşlerine güvenrrieksizin, Damad Ferid'in kendisine verdiği
talimatı yürekten benimsemiş görünerek, plan yapmaya koyuldu. Pa-
dişah'ın temsilcisi olarak, Anadolu'daki Türkler arasında bir destek
bulacağı kuşku götürmezdi. Onları İngilizler'den kurtarmak için
gönderilmiş olduğunu söyleyerek direnişi örgütleyecekti; sonunda
BEŞİNCİ BÖLÜM Türkiye'yi kurtarma fırsatı elindeydi.
Talimatnamesinin bir nüshasını alması, böylece daha geniş yet-
kiler elde etmesi sağlandı.* Harbiye Nezareti'nde İsmet ve Fevzi'yle
XXIII bir şifre hazırladılar ve ajanlar üzerinde karara vardılar.**
Bundan sonra hiç zaman kaybetmedi. Annesine veda etmek için
Ansızın talih Mustafa Kemal'e bir kez daha güldü.. Liman von Akaretler caddesindeki eve koştu. Zübeyde'nin gözleri neredeyse ta-
Sande'rs'in de belirttiği gibi, büyük bir kumandanın en temel nite- mamen kör olmuştu. Yaşlı parmaklan titreyerek oğlunun yüzünü
liğine sahipti -Talih ve yine talih. Büyük bir kumandanın ikinci önemli okşadı, öptü, kendisinden her ayrılışında yaptığı gibi biraz ağladı ve
niteliği de vardı onda: Talihini yakalayıp kullanma yeteneği. onu dualarla uğurladı. Bu kez Zübeyde'ye bile tasarılarından ve
Padişah ve İngilizler, Anadolu'daki ilk direniş hareketlerinin bir umutlarından söz açmamıştı.***
an önce denetim altına alınması gerektiğine karar vermişlerdi. Pa- Aynı akşam bir yolcu vapuruna bindi; artık Karadeniz sahiline
dişah'ın temsilcisi olarak birinin gidip orduyu silahlarını bırakmaya, gitmek için Boğaz'dan denize açılmaya hazırdı. Yanına Arifi ve 3
birliklerini dağıtmaya ve yer yer harekete geçen yerel- İttihat ve Terak- ncü Kolordu kumandanı olarak Sivas'a atanan Albay Refet'i
ki şubelerinin toplantılarını durdurmaya ikna etmek üzere durumu almıştı.
yerinde ele alması gerekiyordu. Rauf onları yolcu etmek için vapura geldi ve Paris'deki Müttefik
Padişah Mustafa Kemal'i görevlendirmek istiyordu, ingiliz as- konferansında Yunanlılar'ın izmir'i işgal etmek üzere asker çıkar-
keri yetkilileri buna karşı çıktılar; O, tehlikeli ve yetenekli biriydi. masına yönelik bir karar aldıkları haberini verdi.**** Düşmanın
İskenderun konusundaki tutumunu unutmamışlardı. İngiliz Yüksek Türkiye'yi ölüme mahkum ettiği apaçık ortadaydı. Tek umut,
.Komiseri de aynı fikirdeydi. düşmapla barış görüşmelerinde değil, direnmedeydi.
Ne ki, Sadnazam Damad Ferid, ona kefil olmaya hazırdı. "Ana- Aynı gün, gece yansı Sadrıazam İngiliz Yüksek Komiserliğinin
dolu'daki tüm sorunların sebebi" diyordu, "hiçbir şekilde halktan temsilcisine acil bir görüşme talebinde bulundu. Padişah'ın fikrini
kaynaklanan duygular değil, o mel'un İttihat ve Terakki Cemiye-
ti'nin, Enver'in habis çetesinin kurnazca çevirdiği dolaplardır. *Atama kararınde şu ifade yer almaktadır. "Dokuzuncu Ordu Kıtaatı
Türkler barış istemektedirler. Mustafa Kemal, cemiyetin sadece is- Müfettişli«i'ne ait vezaif yalnız askeri olmayıp, müfettişliğin ihtiva eylediği
mıntıka dahilinde aynı zamanda da mülkidir." (a.b.ç.). Mülki yetkilerinin Mustafa
men üyesidir; gerçekte onun en kararlı muhalifi olarak tanınır. Ülke Kemal'in Erkan-ı Harbiye ikinci Reisi Kazım Paşa'dan bizzat istemiş ve elde etmiş
çapında büyük bir şöhreti vardır. Efendi bir adamdır. Kendisine güve- olması nedeniyle vurgulanması gerekiyor, (ç.n.).
** Mustafa Kemal, Harbiye Nezaretinde fsmet'le değil, Fevzi-ve onun.yerine
nilebilir. Gönderilecek en uygun kişi odur." Erkân-ı Harbiye reisliğine tayin olunan Cevat Paşalarla görüşmüştü. İzmir'e
İngilizler'in onun hakkındaki kararı tutuklanıp Malta'ya mı, Yunanlılar'ın çıkarılacağı haberinin alınmasından az sonra gerçekleşen bu
yoksa Padişah'ın temsilcisi olarak Anadolu'ya mı gönderileceği görümede. Mustafa Kemal yeni reisten bazı taleplerde bulunmuş ve aralarında özel
Bir şifre kararlaştırmışlardı. (Atatürk'ün Hatıraları, s.120). İsmet'le ise, bundan
arasında günlerce gitti geldi. Sonunda Damad Ferid, İngilizler'i ikna birkaç gün evvel onun evinde görüşmüştü, (ç.n.).
etti. Mustafa Kemal tutuklanacaklar listesinden çıkartıldı. Padişah'ın *** Kentten ayrılmadan önce yaptığı işlerden biri de, Bekirağa Bölüğü'nde tutuklu
arkadaşlarını ziyaret etmesinin yanı sıra, Padişah'la da sontir görüşme yapmak
yaveri idi. Şimdi de Kuzey Bölgesi (9 ncu Ordu) Umum Müfettişliği olmuştu (ç.n.) •
ile Doğu illeri Umum Valiliği'ne atanıyordu. İçinde bulunduğu tehli- **** Aslında, Rauf Mustafa Kemal'i görmeye evine gitmiş, onun hareketine izin .
kenin farkında olmamakla birlikte, Mustafa Kemal öneriyi aldığı da- verilmeyeceği ya da vapurun batırılacağı haberini vermişti. İzmir'in işgalini
Mustafa Kemal daha önce, Harbiye Nezareti'ndeki temasları sırasında Cevat ve
kikada aradığı fırsatı yakaladığım farketti. İçinde bulunduğu bünah; Fevzi paşalardan öğrenmişti (ç.n.).
mdan, yılanın deri değiştirmesi gibi kurtuldu; sağlığıyle birlikte eski 87

86
Refet, Mustafa Kemal'in tam zıddıydı. Şık, zarif bir süvari zabi-
tiydi. Cesaretiyle büyük bir ün yapmıştı. Selanik devriminde Make-
donya jandarmasına önderlik etmiş ve İngilizler'e karşı Gazze'yi
uzun bir kuşatma süresince başarıyla savunmuştu.Kısa boylu, çevik,
her zaman iyi giyimli, pahalı deriden yapılmış çizmeleri her zaman
88

Refet.

değiştirdiğini söyledi: Mustafa Kemal'in Anadolu'da mesele çıkar-


mak niyetinde olduğunu gösteren yeni bir ihbar alınmıştı. Mustafa
Kemal ne pahasına olursa olsun durdurulmalıydı.

Onun hemen durdurulması ve geriye getirilmesi yolunda bir tali-


mat gönderildi; ancak, Müttefik İşgal örgütü son derece karmaşık
uluslararası kıskançlıklar yüzünden delik deşik bir haldeydi. Yolcu
gemilerini İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar'ın her biri ayrı ayrı de-
netlemekteydiler: Kara ve deniz kuvvetlerinin görevleri son derece
belirsizdi. Emirler önce ertelendi ve sonunda bir kenarda unutuldu.
Mustafa Kemal sadece birkaç saat farkla kurtulmuştu.
Bu yolculukta Mustafa Kemal hiç çekinmeden duygu ve
düşüncelerini ortaya koydu. Hiç durmaksızın konuşuyor, görüşlerini,
tutkularını, planlarını anlatıyor, içini döküyordu. Refet ise dinlemek-
teydi.
parlak cilalı, üniforması iyi kesimliydi. Genellikle konuşurken başını
oynatıp ellerini sallar, gözlerinin içi güler, bu haliyle küçük bir erkek
çocuğunu andırırdı.
Ama bu defa oturmuş dinliyordu. Bu çaresiz serüvende Mustafa
Kemal'in göz alıcı yeteneklerinin, bir önder olarak niteliklerinin
farkına varmıştı. Yabancılara karşı direnişi örgütlemek konusundaki
kararlılığında tamamiyle beraberdi onunla. Ama dinledikçe hepsinin
ardında Mustafa Kemal'in bencilliğinin ve ne pahasına olursa olsun
iktidarı eline geçirme konusundaki kararlılığının da farkına varıyor-
du. Mustafa Kemal'in yanında yer almaya karar verdi, ancak, onu her
zaman gözünün önünde bulunduracaktı.
Zorlu bir yolculuğun ardından, 19 Mayıs 1919'da fırtınalı bir ha-
vada Karadeniz'in Samsun limanına çıktılar.

XXIV

Samsun, İngiliz birliklerinin elindeydi. Bir İngiliz istihbarat su-


bayı, Mustafa Kemal'in tüm yaptıklarını inceden inceye soruşturu-
yordu. Yerel Rum ve Ermeniler, onun her hareketini, temaslarını hat-
ta telefon görüşmelerini bile rapor ediyorlardı. Türkler onunla ko-
nuşmaktan neredeyse korkuyorlardı.
Bir bahane bularak karargahını Havza'ya, ardından da oldukça iç
kesimde ve Türkiye'nin doğusuyle batısını birleştiren anayolun
kavşak noktasında bulunan bir kasabaya, Amasya'ya taşıdı.
Burada hiç değilse o mel'un İngilizler'den kurtulmuştu. Mustafa
Kemal derin bir nefes alıp işe koyuldu.
Altı aydan beri İstanbul, muzaffer müttefiklerin topukları altında
inim inim inlerken, kendini tutmak, hiçbir şey yapmadan oturmak zo-
runda kalması onu son derece kızdırmıştı. Altı aydır, Padişah'ın ye
Damad Ferid'in önderliğinde İngilizler'in ayakları dibinde sürünen
ve onlara yaltaklanan politikacılar ve devlet adamlarını seyretmek zo-
runda kalmıştı. Bir Türk olmaktan duyduğu gurur, derinden örsele-
mişti. Dişlerini bileyerek, büyük nefretini biriktirerek, elinden hiçbir
şey gelmeden oturmuştu.
Artık harekete geçecekti. Kasvetli eylemsizlik aylarından
olağanüstü bir enerjiyle sıyrıldı. Düşmana ve menfur İngilizler'e
karşı direnmek! Evet, direniş'i örgütlemesi gerekiyordu. İlk iş, ordu-
nun desteğini sağlamaktı. Amasya'dan bütün ülkedeki görev
başındaki subaylara, rapor vermeleri için telefonlar edip telgraflar
89
gönderdi.
.darılar. Rauf, Halife-Padişah'â ya da İstanbul'daki merkezi hükümete
Durum oldukça açıktı: Türkiye yenilmiş ve dermansız kalmıştı;
zarar verebilecek her şeye karşıydı. Ali Fuad kurnaz ve ihtiyatlıydı,
askeri direniş için etkin bir gücü kalmamıştı. Anadolu'da dört, Avru- ayrıca Mustafa Kemal'i kendi üstü olarak görmeye henüz hazır değil-
pa'da, İstanbul'un karşı kıyısında bir kolordusu bulunuyordu. Bun- di. Refet, Mustafa Kemal'den kuşku duyuyordu. Mustafa Kemal'in
lardan dördü yalnızca iskelet halindeydi: Karargâhların kurmayları tutkularını, devrimci düşüncelerini, tüm geleneksel bağlılıklara karşı
kalmış arria askerler dağıtılmış ve silahlar depolarda toplanıp İngiliz- mutlak saygısızlığını açığa koyan gemideki konuşmalarını hatı-
ler'e devredilmişti. Sadece doğuda, Diyarbekir'de Kazım Karabe- rlamıştı.
kir'in kumandası altındaki kolordu hala duruyordu. Fakat İzmir yakı- Mustafa Kemal onları kazanmak için tüm ikna gücünü kullandı.
nlarındaki dağlar istilacı Yunanlılar'a direnmek için yemin etrriiş gerilla Onların desteğini alması hayati önem taşıyordu. Rauf ve Ali Fuad
çeteleriyle doluydu. Rauf, Bahriye Nazır lığı'ndan istifa edip bu çeteleri görüşlerini benimsedi. Refet hala duraksıyordu: Anadolu'da ayrı bir
örgütlemeye başladı.* hükümet oluşturulmasında hiçbir yarar görmüyordu. Düşüncelerine
Mustafa Kemal kolordu kumandanlarının desteğini alması ge- aykırı olmakla birlikte, sonunda o da razı oldu.
rektiğini anlamıştı. Refet'i Sivas'tan geri çağırdı. Ankara'daki 20 nci Tüm Türkiye'yi temsil etmek üzere Sivas'a çağrılacak delege-
kolordu kumandanı ise Ali Fuad'tı. Kendisiyle görüşmek üzere Ali lerden oluşacak bir kongrenin.mümkün olduğu kadar çabuk topla-
Fuad'ı da Amasya'ya çağırdı. Ali Fuad gelirken Rauf'u da beraberin- masına karar verdiler. Diyarbekir'den Kazım Karabekir, Edirne'den
de getirdi. Cafer Tayyar ve Konya'daki kumandan* çektikleri telgraflarla bu
Toplantı gizli oldu. Arif konuşulanları kaydetti. Mustafa Kemal kararlara katıldıklarını bildirdiler. Mustafa Kerrial, mücadelenin ilk
görüşlerini açıkladı. Hepsi de tek umudun direnişte olduğunda an- raundunu kazanmıştı. Ordu liderleri artık yanındaydı.
laştılar. Ortaklaşa bir eylem planı tasarısı hazırladılar. İzmir civarında Derhal ülkeyi harekete geçirmeye koyuldu. Köyleri gezdi, me-
Yunanlılar'ı durduracak ve oyalayacak daha fazla sayıda çete kurmaları murlara heyecanlı söylevler verdi, ordu dağıtıldığı için işsiz kalan su-
gerekiyordu. Bunları da kullanarak, eski ordu çerçevesinde yeni bir bayları topladı. Her fırsatta ve her yerde mel'un İngilizler'e karşı dire-
milli ordu teşkil etmeliydiler. Ülkede boydan boya asker ve silah nişi va'z etti: Düşman Türkiye'yi, onların memleketlerini, parçalara
toplayacak yerel merkezler oluşturulmalıydı. Bütün bunlar çok güç bölerek mahvedecekti; Samsun çevresinde bir Rum devleti kurmayı
olacaktı. Çok dikkatli davranmaları gerekiyordu, aksi halde İngilizler planlıyorlardı; çevredeki tüm köyler Rum Patrikliği'nin ajuniarıyle
daha başlangıçta onları ezebilirlerdi. Padişah'tan ve merkezi doluydu; İngilizler'in elinde tutsak olan Padişah çaresizdi: Padişah,
hükümetten hiçbir şekilde yardım alamayacaklardı. Bütün ülkede Mustafa Kemal'i onları kurtarması için göndermişti: Fakat onlar,
halk bitip tükenmişti ve yeniden ayaklandırılmaları kolay olmaya- Türkler, kendi kendilerini kurtarmalıydılar; oturup dışarıdan yardım
caktı. beklemenin hiçbir yararı yoktu; yeni milli orduya silah ve gönüllü as-
Direniş için.kurulan tüm dağınık örgütler bir tek merkezin denetimi ker vermeleri, direnmeleri gerekiyordu; çünkü kendilerini yıkımdan
kurtarmanın ve çoluk çocuklarının namusunu korumanın yegane yolu
altında toplanmalıydı: Batıdakilerin hepsine Ali Fuâd, doğuda-'
buydu.
kilerin hepsine de Kazım Karabekir kumanda edecek, Mustafa Kemal Köylerinde bir komite oluşturmaları ve direniş merkezi haline
de merkezde olacaktı. getirmeleri için her köyde temsilciler atadı.
"Bundan başka" dedi Mustafa Kemal, "Padişah ve merkezi Bu çok zor bir işti. Halk yorgun düşmüş, son derece ezilmiş bir
hükümet düşman elinde bulunduğu için, bizim burada, Anadolu'da haldeydi. Bütün umutlarından vaz geçmişlerdi. Direniş, hatta protesto
geçici bir hükümet kurmamız gerekiyor." düşüncesi bile tümüyle yok olmuştu. Yıkıcı savaşlar ve sürekli yenilgi
Mustafa Kemal, siyasete değinir değinmez, diğerleri durakladı ve yıllarından sonra alıkça bir uyuşukluğa gömülmüşlerdi. Heps'i-nin
ondan kuşkulanmaya başladılar. Devrimci görüşlerinden haber- tek istediği sakin yaşamlarını sürdürmek ve tarlalarını ekmek için
* Rauf askerlikten 27 Şubat'la istifa etmişti. Nazırlığı ise bundan da önce, 11 * Cemal Paşa: Aksin, a.g.e., s.427 (ç.n.).
Kasım'daki kabine değişikliğiyle zaten sona ermişti, (.ç.n.) 91

90
fikler'in Türkiye'yi tümüyle ezmesine yola açacaktı; kendisi, Mustafa
ihtiyaç duydukları tek şey, barışın devamıydı. Kemal'i Anadolu'ya direnişi durdurması için göndermişti ve şimdi
Fakat*Mustafa Kemal'i dinledikçe yavaş yavaş uyanmaya Mustafa Kemal onun ismini kullanarak direnişi körüklemeye
başladılar, izmir'den Yunanhlar'ın köyleri yaktıkları ve Türkler'i başlamıştı. Böyle olacağından kuşkulanmıştı zaten. Hemen Mustafa
toptan katlettikleri haberleri geliyordu. Mustafa Kemal, zavallı dene- Kemal'in durumu açıklayan bir rapor vermek üzere geri dönmesini
bilecek kadar ölgün olan kızgınlık korlarını körükledikçe, adeta emretti.
yaşama döndüler. Bütün köylerde parlayan nefret alevi, halkı yeni bir Mustafa Kemal, emirleri alır almaz telgrafhaneye gidip, Pa-
enerjiyle harekete geçirdi. Memurlar son ferde kadar, onun yanında dişah'a uzun, acil ve kişisel bir telgraf çekti. Telgrafında hükümdar ve
yer aldılar. Mustafa Kemal pnların şevklerini derinleştirip, daha fazla halkının önderi, Padişah olarak gelip, yabancı düşmana karşı halkına
köyü harekete geçirmeleri için çevreye gönderdi. önderlik etmesi için ona yalvardı. Bütün gece boyunca cevap için ma-
Amasya'dan ayrılıp doğuya, Erzurum'a gitti. Burada işi daha ko- kine başında bekledi.
laydı. Kafkaslar'da, ülkelerindeki devrimden sonra Ruslar'ın Şafak vakti, dönmesi için tartışma kabul etmez bir emir geldi.'
boşaltmış olduğu topraklarda İngilizler sınırları Türkiye'ninkiyle Mustafa Kemal bunu kesinlikle reddetti.
çakışan bir Ermeni Cumhuriyeti kurmuşlardı. Yeni cumhuriyete, Telgrafla, "Millet bağımsızlığını kazanmadığı sürece Anado-
barış antlaşması Türkiye'ye kabul ettirildiği zaman Erzurum civarı-
lu'da kalacağım" cevabını verdi.
ndaki doğu vilayetlerinin Ermeni Cumhuriyeti'nin bir parçası ola-
cağına dair söz vermişlerdi. Padişah onu hizmetinden azletti ve ülkedeki tüm askeri ve sivil
Bölgenin Türk ahalisi için bu, yok edilmek anlamını taşıyordu. yetkililere, onun emirlerini uygulamayı reddettiğini bildirdi. Mustafa
Ermeni egemenliği altında yaşamaktansa savaşmaya, yenilgi halinSe Kemal de ordudaki görevinden istifa etti.
ölmeye yemin etmişlerdi. Dahası Kazım Karabekir ve kumandası- Kendisini destekleyenleri ve ordu kumandanlarını yanına
ndaki düzenli ordunun el altında olması, onlara güven veriyordu; çağırdı.
İngilizler ise çok uzaklardaydı. "Artık yollarımız ayrılıyor," dedi. "Eğer daha ileriye gideceksek,
Hevesle Mustafa Kemal'i dinliyorlardı. Gittiği her yerde.halka bunu yalnızca kendimize güvenerek yapacağız. Merkezi hükümet bi-
umut ve eylem konusunda yeni bir heyecan aşılıyordu. Bayrak altında ze karşı. Bu, iç savaş anlamına gelebilir. Büyük tehlikeleri göze almak
toplanan çeşit çeşit insanın oluşturduğu kalabalık, hepsi de yırtık ve büyük özverilerde bulunmak zorundayız. Bir kez başlayınca hiç
pırtık giysiler içindeki bir sefiller topluluğuydu. Bir onbaşı, Ankara kimse geri dönmemeli, hiç kimse geriye bakıp pişmanlık duyma-
dışıdaki bir köyden üç yüz adam toplamış, onları eğiterek Ankara'da- malı.
ki kumandana götürüyordu. Birçok yerde İngiliz ve Fransızlar'ın "Kararınızı vermeniz ve bir lider seçmeniz gerekiyor. Başarı için
elindeki depolara baskınlar yapılıyor, silahlar taşınarak kullanıma bir şey çok önemli, başta bu hareketin önderi olacak bir tek kişi olmalı,
hazır halde dağlarda saklanıyordu. tek bir lider.
Mustafa Kemal, Erzurum'dan ordu kumandanlarına silahların "Eğer beni seçerseniz, benim yazgımı paylaşmak zorunda ola-
İngilizler'e devrini geciktirmelerini ve adamlarını bayrak altına caksınız. Ben, artık bir sivilim. Beni bir asi olarak ilan edecekleri ke-
çağırmaları husununda Padişah adına emirler gönderdi. Sivil yetkili- sin. Tek şartım var, o da emirlerimi sizin askeri kumandanınızmışım
lere de gönüllülerin toplanması, İzmir'in işgaline karşı protesto top- gibi harfiyen uygulamanızdır."
lantılarının düzenlenmesi, vergilerin toplanmasının geciktirilmesi ve Hepsi de yola devam kararı aldı. Önderleri olarak Mustafa Ke-
hali vakti yerinde tüccarlardan müsadereler yapılması hususlarında mal'i seçtiler ve şartını kabul ettiler; kendileri de Padişah'a zarar vere-
talimatlar gönderdi. cek hiçbir şey yapmama şartını koştular.
Bu etkinliklerin haberi İstanbul'a çok çabuk ulaştı. İngilizler mi- O da bunu kabul etti.
silleme yapmakla tehdit ediyorlardı. Padişah büyük bir öfkeye kapıl-
mıştı: Direniş budalalıktı; hiçbir yararı olmadığı gibi, yalnızca Mütte- "Padişah düşmanın elindedir ve kötü kişiler tarafından yönlendi-

93
92
rilmektedir,".dedi. "Bizim Padişah efendimizin çevresindeki kişilerle zulmuş Ruslar'ı önüne katıp Kafkaslar'a dek sürerek ilerlemişti. Tüm
ve düşmanla mücadele etmemiz gerekiyor." diğer Türk orduları yenilirken, o başarısını aynı şekilde
Mustafa Kemal için, verdiği sözler, daima amaca ulaşmak için sürdürmüştü.
kullanılan ve pek az yerine getirilen araçlar olmuştu. İri yapılı, zihinsel ve hareket yeteneği açısından yavaş, son dere-
Böylece eldivenini yabancı düşmanın" ve Padişah'm yüzünde ce disiplinli olmasına karşın nazik, yalın ve dürüst, sözünün eri, içgü-
şaklatmıştı. düsel olarak tutucu ve bir gelenek aşığı olarak eski tip ve askerleri
arasında olağanüstü popüler bir kumandandı. İsteseydi liderliği ele
* * * alabilirdi, fakat bu tür bir hırsı yoktu.
Tereddüt etti. Daha önce Mustafa Kemal'e onu ve Rauf u destek-
Mustafa Kemal kongre için çağrıları göndermişti bile. leyeceğine söz vermişti. Padişah'a ve merkezi hükümete sadakatiyse,
onu tutuklama konusundaki emirleri uygulamaya zorluyordu. Mus-
Tüm bölgelere telgrafla, "Ülke tehdit altındadır," demişti. "Mer- tafa Kemal'den ne aldığı emirleri ne de ikilemini gizledi.
kezi hükümet artık işlevlerini yerine getiremeyecek durumdadır Va-
tanımızın bağımsızlığı, ancak milletin iradesi ve gücüyle korunabilir. Artık mücadele iki kişilik arasındaydı: Metin ve.dürüst Kazım ile
Yollan ye araçları tartışmak üzere Sivas'ta bir kongre toplanması ka- zeki ve karşısında durulamaz Mustafa Kemal arasında. Kazım'ı ikna
ran verilmiştir. Her bölge üç temsilcisini gönderebilir. Tam bir gizli- etmek için Mustafa Kemal tüm yüreğini ortaya koydu. Daha önce hiç
lik içinde hareket edilmelidir." yapmamış olduğu tatlı tatlı dil dökmek ve tartışmak yolunu seçti.
Başarısız olduğu takdirde tümüyle silinecekti. Ne olursa olsun, yaka-
Bununla birlikte, kendi konumu tam olarak belirlenmemişti. Bu lanıp Malta'ya sürülmek, ya da belki asılmak üzere Padişah'a ve İngi-
Kongre toplanıncaya dek, hiçbir resmi görevi yoktu: O şimdi yetkisiz lizler'e gönderilmemekte kararlıydı. Kızıl Zindan'daki o günlerinin
bir sivildi. Geleneklerin ezici ağırlığı ve yasal hükümet, onun anısı gönlünü bulandırıyordu. Ölmek, kuşkusuz bundan iyiydi.
karşısındaydı. Bir çok kentteki sivil yetkililer emirlerini uygulamayı Kazım'ı ikna edemezse, kaçmak üzere Arifle anlaşmıştı; eğer köşeye
reddetti. Ancak, ordu kumandanlan, genel olarak subaylar ve direnişi sıkıştınlırlarsa ölene dek çarpışacaklardı. Hiçbir zaman sağ ele geçiri-
örgütlemekte olan tüm yeni merkezler onun yanında yer alıyordu. lemeyeceklerdi.
Gene de, bir tür resmi dayanağa sahip olması gerekiyordu. Sahip olduğu tüm ikna yeteneğini ortaya koydu ve Kazım'la
Kazım Karabekir'e danışarak, askeri liderleri ve çevre bölgelerdeki diğer tarafın bakış açısını kullanarak tartıştı. Hepsinin sadık olması
delegeleri Erzurum'da bir konferansa davet etti. gerektiğini kabul etti; fakat bu sadakat Türkiye'ye yönelik olmalıydı;
Onu bekleyen görev çok güçtü. Gelenlerden bir çoğu görüşlerine Padişah ve merkezi hükümet yabancı düşmanın elinde rehin durum-
karşı olduğu gibi, onun sahip olduğunu varsaydığı yetkiye de karşı daydı. Bu yüzden iktidar halka geçmişti; bütün güç halkın elindeydi
çıkıyordu. Yüzlerce küçük hesap yüzünden bölünmüş durumdayd- ve halk kendi kendini kurtarmalıydı; İstanbul'dan gelen emirler aslı-
ılar. Sürekli bir sabırla onlann eşitleriymiş gibi aralarına kansan Mus- nda Padişah'tan değil, İngilizler'den geliyordu ve yasal değildi; tek
tafa Kemal, onlara kendi görüşlerini benimsetmek için çabaladı; adım yasal güç, şu anda toplantı halindeki, konferans delegelerinin yetkisin-
adım kişisel liderliğini kurumsallaştırmaya başladı, ancak hala kuşku deydi ve toplanır toplanmaz Sivas'taki Kongre'ye devredilecekti.
ve kötü niyetle karşı karşıyaydı. Vasat zekalı Kazım'ı bir felsefî ve siyasal bir labirentin içine sok-
Tartışmaların ortasında İstanbul'daki merkezi hükümetten tu. Ardından bir yoldaş olarak ona yalvardı ve sonra da kendisine ver-
Kazım Karabekir'e Mustafa Kemal'i tutuklaması ve konferansı dur- diği destek sözünü hatırlattı.
durarak delegeleri evlerine göndermesi yolunda talimat geldi. Kazım Karabekir kararını çok zor verdi, ama bir kez karar^yerdik-
Gelecek, Kazım Karabekir'in ellerinde duruyordu. Türkiye'de ten sonra da ne değiştirecek ne de dönecekti. Mustafa Kemal'in, Ra-
tek düzenli askeri güç onun kumandasındaydı. 1917'de Mustafa Ke- uf'un ve Halk'm yanında yer almayı tercih etmişti.
mal'in Kafkas ordusunu ona teslim edişinden sonra, maneviyatı bo- Mustafa Kemal'in önderliğini kabul eden ve merkezi hükûmet-
94 95
ten kendilerine karşı gelen emirler yüzünden öfkelenen konferans de- Rauf ve Kazım bile Kongre başkanlığına adaylığını koymaması ko-
legeleri, "işgale ve yabancı müdahalesine karşı direnişi örgütlemek; nusunda onu ikna etmeye çalışıyorlardı.
merkezi hükümetin yetersizleşmesi ya da istenmemesi halinde devlet Bütün bunlar hiçbir şeyi değiştirmedi. Son derece kesin ve yu-
işlerini yürütmek üzere geçici bir hükümet kurmak" konusunda görüş muşamak bilmez bir kararlılıkla kendi yoluna devam ediyordu. Ber-
birliğine vardılar. rak fikirlere sahip olduğu için, ne istediğini gayet iyi biliyor ve dolam-
Yaklaşmakta olan Sivas Kongresi'nden önce kararlarını uygula- baçsız şekilde hedefine yürüyordu. Kendisine güvenmeyenler bile
mak ve görüşlerini belirginleştirmek üzere bir yürütme kurulu seçti- büyüsüne kapılmıştı. Kişiliğiyle Kongre'ye egemen olmuştu.
ler. Mustafa Kemal'i başkan ve Rauf'u da onun yardımcısı olarak be- Ve İstanbul'daki düşmanları yine ona yardım etmişlerdi. Oturu-
lirlediler. Mustafa Kemal'i ayrıca Erzurum delegesi seçtiler. mun ortasında Malatya Valisi Ali Galib'e gelen bir telgraf toplantıyı
böldü. Malatya, Sivas'ın tam güneyinde, Kürtler'in yaşadığı bir
XXVI bölgeydi. Gelen emir Ali Galib'e Kürt aşiretlerinden zorunlu olarak
• toplayacağı askerlerden oluşan bir kuvvetle Sivas'ı basıp Kongre de-
legelerini tutuklamasını bildiriyordu. Padişah Kürtler'in dinsel fana-
Sivas'taki kongreye Türkiye'nin her bölgesinden temsilciler tizmine ve bağlılıklarına güvenebileceği kanısındaydı.
katıldı. Delgeler kılık değiştirmiş olarak, dağ yollarından ve gecenin Kongre öfkeyle ayağa kalktı. Kürt aşiretlerine onları tutuklama
örtüsü altında gizlice geldiler. Merkezi hükümet durdurulmaları ko- emrini vermek, bardağı taşıran son saldırganlık örneğiydi! Mustafa
nusunda emniyet kuvvetlerini uyarmıştı. Mustafa Kemal'in kendisi Kemal'den Malatya'ya askeri kuvvet göndermesini istediler. Musta-
bile tutuklanmaktan birkaç saat farkla kurtulabilmişti. Düzenli birlik- fa Kemal bir süvari alayını son süratle Malatya'ya gönderdi. Gönderi-
lerin olduğu Erzurum'da ve Sivas'ta güvendeydi, ancak, bir grup jan- len kuvvet, Kürtler'i hazırlıksız yakalayıp ezdi ve Ali Galib'i tutuk-
darma tutuklamak üzere yolda onu bekliyordu. Zamanında uyarı- ladı.
lması sonucu yolunu değiştirip dağlardan geçerek, güven içinde
Sivas'a ulaşmıştı. Bundan sonra Mustafa Kemal herkesi önüne katıp sürükledi. On-
Delegelerin berrak bir hedefleri yoktu. Hiçbir sonuç vermeyen da, küçük bu: öfkeyi dev bir nefrete dönüştürebilen bir hatibin gücü
vardı. Yakaladığı bu fırsatı çok iyi kullanmıştı. Delegeler, liderliğine
sonsuz tartışmalara giriyorlardı. Çoğu îngilizler'e karşı silahlı müca- olumlu tepki verdiler. Kongrenin halkın sesini dile getirdiğini bildir-
delenin imkansız olduğunu düşünüyordu. Merkezi hükümete karşı diler. Yabancılara karşı direniş için tam ittifakla oy verdiler. Uğruna
koymak ya da iç savaş tehlikesini göze almak taraftan olan pek az kişi savaştıkları barış koşullarının taslağını hazırlayıp "Misak-ı milli"
vardı. adıyla yasalaştırdılar. Misak-ı milli, düşman tarafından kabul edilme-
Mustafa Kemal hiç de karakterinin bir parçası olmayan sonsuz diği sürece, kesinlikle barış yapmayacaklarına dair ant içtiler.
bir sabırla sürekli olarak onları ikna etmek için uğraş veriyordu. İste- İstanbul'daki merkezi hükümetten bağımsız olarak, geçici
diği zaman karşısındakini çeken tatlı ve hoşsohbet biri olabiliyordu. hükümet görevini yapması için aralarından bir yürütme kurulu seçti-
Her şeyin bu kongredeki başarısına bağlı olduğunun farkındaydı. De- ler. Mustafa Kemal'i bu yürütme kurulunun başkanı yaptılar.
legelerin arasında oturup saatlerce onlarla tartıştı, ve konuştu; kâh fel-
sefi tartışmalar yaparak, kâh onları peşisıra sürükleyen müthiş bir Ali Galib'le yapılan yazışmalar ele geçirilmiş ve Kürt hücumu
şevkle konuşarak yorucu muhalefeti sözcüklerinin seli altında boğdu. emrini Damad Ferid'in verdiği kuşkuya yer bırakmayacak şekilde
Türkiye'yi kurtarmak onun göreviydi ve bu misyona duyduğu inanç, kanıtlanmıştı. Kongre, İstanbul'a gönderdiği ültimatomla Damad Fe-
ona olağanüstü bir belagat kazandırmıştı. rid'in azledilerek hiç vakit kaybedilmeksizin Meclis-i Meb'usan se-
Tıpkı Erzurum'da olduğu gibi, yavaş yavaş kişisel önderliğini çimlerinin yapılması gerektiğini bildirdi.
herkese kabul ettirdi. Muhalefet mensupları teker teker onun görüşle- Hiçbir yanıt gelmeyince, Mustafa Kemal işi ele aldı. Askeri yet-
rini benimsemeye başladı; ne ki, büyük çoğunluk hâlâ ona karşı kililere telgrafhaneleri ele geçirip, İstanbul'un ülkenin geri kalan
kuşkuyla bakıyordu. Onun fazlasıyla kendine oynadığını düşünen bölümüyle ilişkisini kesmelerini, vergilerle tüm yazışmaları kendisi-

96 97
ne iletmelerini ve gerekli olan yerlerde sivil memurları güvenilir
kişilerle değiştirmelerini emretti. leşik bir cephe gösterme arzusu kendini göstermişti. Sanki partiyi Pa-
Padişah, Damad Ferid'i azledip, yerine değersiz bir adam olan dişah kazanmış, Mustafa Kemal'se kaybetmiş gibi görünüyordu
Ali Rıza "yi getirmek ve seçimlerin yapılmasını emretmek yoluyle geri Fakat Mustafa Kemal hareketsiz kaldı. Kararını vermişti. Bunu
adım attı. Yapılan seçimler, yeni Meclis-i Meb'usan'da Kongre de- değiştirmediği gibi, ne duraksadı ne de tereddüde düştü. Bildiğinden
legelerinin büyük bir çoğunluk elde etmesini sağladı. şaşmayacaktı. Yabancılara karşı silahlı mücadele tek umuttu: Pa-
Kongrenin kendisi de ülkenin daha merkezi bölgesinde yer alan dişah'ı tanıyordu: Vahideddin İngilizler'e karşı kuvvet kullanmak ce-
Ankara kasabasına taşındı: Mustafa Kemal Erzurum meb'usu seçil- saretini asla bulamayacaktı; dahası, bunun İstanbul'dan başarılması
di. hemen hemen imkansızdı. İngilizler orada tüm denetimi ellerinde tu-
Yeni seçilen meb'usların çoğu, bir ön görüşme için Ankara'ya tuyorlardı.
geldiler. İlk toplantıda, Meciis'in İstanbulda bulunduğuna göre, İstanbul'daki Meclis'in başarısızlığa uğrayacağına inanıyordu.
Kongrenin artık kendisini feshetmesi gerektiği görüşü kendini Meb'uslann hepsinin dönüp geleceğinden öylesine emindi ki, onların
gösterdi. yokluğunda kendisini Meclis başkanı seçtirmeye çalıştı; böylece bu-
Mustafa Kemal, her iki düşünceye de şiddetle karşı çıktı. Kongre, nalım ortaya çıktığında onunla başa çıkma gücüne sahip olabilecekti.
Meclis-i Meb'usan'ın ne halde olacağı iyice anlaşılana kadar varlığını Başaramadı, ama sonsuz bir enerjiyle silahlı direnişi hazırlamak, as-
sürdürmek zorundaydı. İstanbul'a gitmek düşüncesine gelince, bunu ker ve silah toplamak, askeri eğitimi yönetmek ve örgütlemek yoluyla
budalalık olarak değerlendiriyordu. baskısını sürdürdü.
"Yabancıların baskısı altında olacaksınız" dedi. "İngilizler halen
denetimi ellerinde tutuyorlar. Müdahaleler, hatta büyük ihtimalle tu- XXVII
tuklamalarla yüzyüze kalacaksınız. Meclis burada, özgür ve bağımsız
olabileceği Ankara'da kalmalı."
Meb'uslar büyük bir keyif içinde İstanbul'da toplandılar. Pa-
Bu kez yenilgiye uğradı. Meb'usların hepsi de yasal olarak seçil- dişah'a bir bağlılık mesajı yollayarak 1920 Ocak başlarında işe koyul-
miş olmaktan mutlu, artık asi olarak değerlendirilmek yükünden kur- dular. ,
tulmuş bir halde, yasal hükümdarın. Paclişah'ın onayı altında Payi- Fakat hiç de kadirbilir bir ruh hali içide değillerdi. Onlar Türki-
taht'taki görkemli Meclis binasında oturmakta kararlılardı. ye'nin haklarını savunmak için oradaydılar. Eskisi kadar dürüst ve
İstediğini elde edemeyen Mustafa Kemal, meb'usların görevleri yürekli olan Rauf'un önderliğinde Pudişah'ın ya da İngilizler'in dik-
ve eylem çizgilerini etkilemeye çalıştıysa da, onlar Mustafa Kemal'in tatörlük girişimlerini reddettiler. İngilizler tüm emirlere kayıtsız
müdahalesine ve kendilerinin üstü olduğu yolundaki varsayımına şartsız itaati talep ettiler; meb'uslar bu talebi umursamadılar. Mütte-
karşı koydular. Eski kıskançlıklar ve hoşnutsuzluklar canlanmıştı. fik kumandanı Harbiye Nazırı'nın azlini talep etti; Padişah da bu tale-
be katılınca meb'uslar durumu protesto ettiler ve bir tepki olmak üzere
Mustafa Kemal başlarını Rauf'un çektiği meb'usların büyük bir Erzurum Kongresi'nde hazırladıkları Misak-ı milliyi Meclis'ten ge-
sevinç içinde İstanbul'a akın etmelerini alaycı bir gülümsemeyle sey- çirip yayınladılar. Bu belge onların kabul edecekleri barış ilkelerini -
rediyordu. saptanan belirli sınırlar içersinde özgür ve bağımsız bir Türkiye- ortaya
.Konumunu olduğu gibi korumakta kararlıydı. Bu aptalca oyunun koyuyordu. Bu, muzaffer düşmana ve işgal ordusuna düpedüz bir
bir parçası olmayacaktı. Ankara'da hemen hemen yalnız başına kaldı. meydan okuyuştu.
Eylem odağı Ankara'dan İstanbul'a, liderlik de Mustafa Kemal'den İngilizler hiçbir şey yapmayınca, olayların her yerde lehlerine
Rauf'a kaymıştı. Ülkenin her kesiminde, Ankara'da, hatta orduda Pa- gelişmekte olmasından cesaret alan meb'uslar daha da dikbaşh oldu-
dişah'a ve merkezi hükümete karşı bir yakınlaşma, Türk'ün Türk'le lar. Kuzey Suriye'deki Türkler, Fransızlar'a saldırıp onları
savaşmasından kaçınma ve yasal hükümdarın vesayeti altında bir- püskürtmüşlerdi; Antep ve Urfa'daki Fransız karargâhları
98 kuşatılmıştı; İngilizler ordularını terhis ettikçe Kafkaslar'dan,
99
Kırım'dan ve Anadolu'dan tümüyle çekilmeye başlamışlardı.
Bütün memlekette Türkler işgal ordusunun emirlerine boyun Konya'da Padişah'ın adamları Mustafa Kemal'in göndermiş ol-
duğu subayların ayak tırnaklarını söktüler, sonra da onları atların
eğmeyi reddetmeye başlamıştı. Teftiş subayları sözlerinin dinlenme- ayaklarının altında çiğnettiler. Mustafa Kemal'in adamları, Kon-
diği ve kimi yerde saldırıya uğradıklarına ilişkin raporlar yolluypr- ya'daki olayda başı çekeni vurarak öçlerini aldılar.
lardı; silahlar teslim edilmiyor, birlikler çağrılıp eğitime alınıyor,
Mütareke şartlarına uyulmuyordu. Bir grup Türk, Çanakkale'deki * Padişah, Mülicilere yakınlık gösteren tüm memurlarını azlede-
bir cephaneliğe baskın yapıp Fransız muhafızları ve silahları kapıp rek sadık uyruklarına Ankara'daki vatan hainlerine karşı koymaları
götürmüşler, ne ki yakalanıp cezalandırılmaları mümkün ol- için pek çok irade yayınlayarak, ve son olarak da, dinsel bir törenle
mamıştı. yayınladığı iradeyle Mustafa Kemal ve çevresindekileri yasa dışı ilan
İngilizler cezalandırma konusunda şiddetli ve ibretlik bir eylem edip, onları öldüren kişinin kutsal bir görevi yerine getirmiş olacağım
yapmaya karar verdiler; ancak, ülkenin iç kesimlerinden son İngiliz ve hem bu dünyada hem de öteki dünyada ödüllendirileceğini bildire-
birlikleri de çekilmekte olduğundan, askeri eylem olanağı sadece rek onları idama mahkum etti.
İstanbul'da vardı. 16 Mart'ta İstanbul'u resmen işgal ettiler, Rauf,
Fethi ve diğer önde gelen Milliciler -artık onlara bu ad veriliyordu- de Haber Ankara'ya kışın soğuğunun hâlâ hükmünü sürdürdüğü bir
dahil olmak üzere, pek çok meb'usu tutuklayıp Malta'daki bir tecrit bahar akşamının geç saatlerinde ulaştı. Mustafa Kemal kentin
kampına gönderdiler ve Meclis-i Meb'usan'ı kapattılar. dışındaki tepelerden birinde kurulmuş, kasvetli bir bina olan Ziraat
İstanbul'daki önde gelen bütün Türkler saklandılar ya da Anado- Mektebi'nin salonunda oturmaktaydı. Binanın ötesinde örnek bir
lu'ya kaçtılar. Harbiye Nezareti'nde İsmet ve Fevzi, kadın yazar Hali- çiftliğin kalıntıları uzanıyordu, ancak, uzun yılların ihmali sonucu
de ve kocası Adnan derhal kaçıp Ankara'ya koşanlar arasındaydı. çok bakımsız bir haldeydi.
Padişah, darbesini ikinci kez indirdi. Asilerin işini bitirmeye ka- Pencerenin kenarında oturuyordu. Yanında kocası Adnan'la bir-
rarlıydı. Mütareke şartları ve Müttefik kontrolü onun düzenli ordular likte Halide Edib, Ali Fuad vardı. İsmet başka bir pencereye yas-
kullanmasını yasaklıyordu. Harbiye Nazırı Süleyman Şevket lanmış, dışarı bakıyordu.
Paşa'ya** "Hilafet Ordusu" adı altında, gayri resmi bir ordu kur- Güneş batmıştı ve boz bir aydınlık, aşağıda uzanan muazzam,
masını emretmişti. Artık bu orduyu dualarıyle kutsayarak asilerin' çıplak Anadolu ovasını yavaş yavaş örtmekteydi. Mangaldaki
üzerine göndermesinin zamanı gelmişti. kömürlerin üstü küllerle kaplanmıştı ve hiç kimse onları karıştırmaya
Bütün Türkiye'deki din adamlarını halka seslenmeye çağırdı. davranmıyordu. Salonun uzak köşeleri koyu bir karanlığa
Uyruklarının Halife ve Tahtın yanında olmaları için ikna etmek üzere gömülmüştü. - .
köylere bile hafiyelerini gönderdi. Diğerleri alçak sesle haberlerden söz ediyorlardı. Bazan biri, ba-
Halk her tarafta bu çağrıya kulak verdi. Dağınık gruplar halinde zan öteki sanki tehlike -Padişah'ın bir hafiyesi ya da kutsal bir kati
Padişah adına ayaklandılar. Bir ucundan diğer ucuna bütün Türkiye, amacıyle gelen fanatik bir dinci- orada duruyormuşcasına dönüp
korkunç bir iç savaş karabasanına doğru çılgınca koşmaya başlamıştı. ansızın arkalarına bakıyorlardı. Onlar ölüme mahkum edilmiş, top-
Kasabalar kasabalara, aileler ailelere, kardeş kardeşe, baba oğula lum dışına atılmış kişilerdi. Bu düşünce üzerlerine büyük bir ağırlıkla
düşmüştü. Hiçbir uyarı işareti vermeksizin ayaklanmalar kâh orada, çökmüştü.
kâh burada ansızın alevlenmeye başladı. Padişah'ın adamları da bun- Haberlerin hepsi de çok kötüydü. Yunanlılar geçtikleri yerleri
ları körüklüyordu. Mustafa Kemal'in taraftarlarıysa ayaklanmaları yakarak, insanları katlederek ve ülkeyi ele geçirerek ilerlemekteydi-
acımasız bir gaddarlıkla bastırıyordu. Türk Türk'ü öldürüyor, ler. Fransızlar da güneyde hatın sayılır bir basan elde etmişlerdi. Pa-
taşlıyor, kamçılıyor, işkence ediyor, asıyor, hatta kardeş kavgasının dişah'ın ajanları doğuda Kürtler'i başkaldırmaya teşvik ediyorlardı.
çılgın nefretiyle birbirlerini çarmıha geriyorlardı. İç savaş her yanı kuşatmış, onlara doğru yaklaşmaktaydı. İçin için ya-
* Aktaş (ç.n.) nan bir ateş gibiydi: Hiçbir işaret vermeden yeni yeni yerlerde, bir
** Süleyman Şefik Paşa (ç.n.) şurada, bir burada hiç durmaksızın parlıyordu. Bolu'da yeni bir ayak-
100
101
lanma baş göstermişti. Çok hızlı bir şekilde yayılmıştı. Asiler Anka- sert bir'sesle konuştu. Ankara'nın Bozkurf'u homurdanmıştı.
ra'nın hemen birkaç kilometre dışında bulunuyorlardı. Merkez Ku-
mandanlığj'ndaki telgraf bağlantıları sayısız kereler kesilmişti.Halk- Ayağa kalktı. Dövüşecekti. Çaresizliğin pençesinden kurtul-
la görüşmeler yapmak üzere gönderilen iki subay taşlanmış, hapse muştu. Capcanlıydı, içi coşkuyle titriyordu Bu ruh hah butunıcday
atılmış ve sonra da vatan hainleri gibi asılmak üzere istanbul'a yol- sardı ve diğerlerini de yeni umutlarla doldurdu.Oncelıkle derhal
lanmıştı. Ayaklanmayı bastırmak üzere gönderilen bir tümen eölaeleri ortadan kaldıracak bir lamba getirilmesini istedi. Arıt m, '
dağıtılmıştı. Hendek'e gönderilen 24 ncü Tümen pusuya düşürülmüş kurmaylarının, emirlerini uygulayacak birilerinin çağırtılmasın! em-
ve imha edilmişti. retti' Birinin de mangaldaki sönmüş ateşi canlandırmasını emretti.
Hilafet Ordusu başarıya ulaşmak üzereydi. İzmit'in denetimi Döğüşecekti. Türkiye'yi her şeye rağmen kurtaracak, onu büyük ve
elindeydi. Bursa kentinin önündeki BİGHAR (?) işgal edilmişti. Kon- özgür kılacaktı.
ya, Adapazarı ve birçok başka kent, Padişah'tan yana olduklarını ilan
etmişlerdi. Kendi birlikleri ve taraftarları arasında bile muhalefet
vardı. Samsun'daki 15 nci Tümen, Ankara'ya sadık kalmamıştı.
Kazım karabekir tedirgindi ve doğu vilayetleri bağımsız bir eylemden
söz etmeye başlamıştı. İzmir önlerindeki tepelerde bulunan düzensiz
çeteler de son derece gaddardı. Üstelik denetimden çıkmış durum-
daydı. Bunların önderlerinden olan Çerkeş Edhem, bağımsız bir
hükümdarmış gibi davranıyordu. Bir bozgunculuk dalgası her tarafa
yayılmıştı. Daha o. gün Ankaralı hanımlardan oluşan bir heyet mekte-
be, onu görmeye gelmişti.
"Erkeklerimiz öldürüldü," demişlerdi. "İngilizler İstanbul'da di-
ye neden bu kez Ankara'da şehit edilelim. Bırakın İstanbul kendi
başının çaresine baksın. Bu savaş, ümitsiz bir savaş. Bizim savaşa
değil, barışa ihtiyacımız var."
Bir koltuğa gömülmüş olan Mustafa Kemal, kurşuni paltosunu
omuzlarına sarmış, astragan kalpağını alnına eğmiş, çenesi göğsünde,
yüzü kül renginde ve çizgili, bakışları ifadesiz, sessiz ve hareketsiz
oturuyordu. O, ordusu olmayan bir kumandandı: Para, güç ya da ikti-
dar araçlarından başka herhangi birine sahip olmayan bir geçici
hükümetin başkanıydı. Oysa, Türkiye'yi yabancılardan kurtarıp
bağımsız ve büyük bir ülke yapmak için ne güzel planlar yapmıştı.
Ama ülke şimdi iç savaşla parçalanmıştı ve hâlâ yabancıların pençe-
sindeydi. Uğruna mücadele ettiği her şey, bütün o güzel planları küle
dönüşmüştü. Kendisi de, idama mahkum edilmiş ve başına ödül kon-
muş bir asiden başka bir şey değildi.
Dışarıda karanlık bastırmıştı. Akasya ağaçlarının ötesinde, batı-
daki dağların koyu gölgelerinin üzerinde uzanan gökyüzünde, çok al-
çakta yeni ayın gümüş hilali görünüyordu. Aşağıdaki çiftlikte, büyük
boz kurtköpeği, Karabaş aya doğru uluyordu.
Mustafa Kemal bu sesle kendine geldi, bir kurt gibi silkindi ve
102 103
duran İsmet bütün gece boyunca bir aşağı bir yukarı geziniyor, kâh
pencereden dışarı bakıyor, kâh bir konuda akıl danışmak üzere Mus-
tafa Kemal'in masasına gidiyordu. Pek ender oturuyordu. Bir başka
odada da Fevzi bütün ciddiyetiyle iş başındaydı.
Mustafa Kemal köşeye sıkıştırılmış soylu bir kurt gibi
dövüşüyordu. Ne soru sordu, ne de merhamet gösterdi. Padişah'in
ALTINCI BÖLÜM adamlarından her eline geçeni idama mahkum etti. Milliciler başarısız
olursa ne yapacağını soran bir Amerikalı generale sert bir tavırla şu
cevabı vermişti:
XVIII "Yaşamı ve bağımsızlığı için en büyük fedakarlığı yapan bir mil-
let başarısız olmaz. Yenilgi demek, milletin ölümü demektir.
Mustafa Kemal sırtını duvara vererek dövüştü. Sık sık hasta olu- Fakat millet ölmemişti, o, milletin hayatta olduğunu biliyordu.
yordu: Böbreklerindeki sorun zaman zaman büyük acılar çekmesine, Millete duyduğu bu inanç onu sarıyor, sarsıyor, her kelimesinde, her
sık sık ateşlenmesine yol açıyordu. Yaşamı sürekli tehlike altındaydı. emrinde ya da söylevlerinde canlı bir yürek gibi atıyordu. Milliyetçi-
Ankara çevresindeki köyler birer birer Hilafet Ordusu'na katılmaya lerin ruhlarını yepyeni bir şevkle ayaklandırmıştı.
başlamışti. Her an Ankara'da da ayaklanma başlaması ya da Mek- Onlara bu hareketi ya kazanacağız ya da yok olacağız, diyordu ve
tep'e ansızın bir baskın verilmesi olasılığı vardı. Bu durumda kuşku- karşılık olarak önlerindeki tüm engelleri silip süpürmek için kollarını
suz hepsi linç edileceklerdi. Bir nöbetçi, gece çevrede şüpheli birileri- sıvayan milliyetçiler tarafından çılgınca alkışlanıyordu.
nin dolaştığını haber vermişti. Ertesi sabah, büyük bekçi köpeği Kara-
baş zehirlenmiş olarak bulunmuştu. Mustafa Kemal ve Arif, giysilerini Yunanlılar'ın ilerleyişini durdurdular. Padişah taraftarlarının
çıkarmadan uyuyorlardı: Arif akşamlan uyuyor ve Mustafa Ke- birbiriyle bağlantısız başkaldırılarını acımasızca ezip, Ankara'yı teh-
mal'in uyuduğu, sabahın erken saatlerinde nöbet bekliyordu. likeden kurtardılar. Maraş'a büyük bir saldırı yapıp Fransız karar-
Aşağıdaki avluda, dizginleri hazır, eyerlenmiş ve sadece kolanlarının gahındaki askerleri öldürdüler ve ellerine geçirdikleri Ermeniler'i
sıkıştırılmasını bekleyen atları, o an gelecek bir mahmuz darbesiyle yok ettiler. Kürtler'i ezdiler.' Konya yakınlarındaki demiryolu çevre-
Sivas'a doğru yola koyulmak üzere hazır bekliyorlardı. Halide rövol- sindeki İtalyan müfrezelerini temizlediler. Eskişehir'deki ana demir-
ver kullanmayı öğrenmişti; Adnan yanında zehir bulunduruyordu: yolu kavşağında bulunan İngiliz karargahına saldırıp onları denize
Halifenin adamlarının yakaladıkları insanların tümüne yaptığı işken- dökünceye değin kovaladılar. Anadolu'da ellerine geçirebildikleri
ceye maruz kalmaktansa zehiri kullanmayı yeğleyecekti. tüm Müttefik subaylarını tutukladılar ve onları Malta'ya sürgün edi-
len meb'usları kurtarmak için rehine o.larak kullandılar.
İstanbul'un işgali, tutuklamalar, Meclis-i Meb'usanın zor yoluy-
Bir an bile gevşeme fırsatı bulamadan olağanüstü bir gerilimle la kapatılması, Padişah'in ve İstanbul hükümetinin İngilizler'in yanı-
yaşayan yıpranmış, yorgun ve hasta durumdaki Mustafa Kemal, ana nda yer almasına ilişkin haberler köylere dek ulaşmıştı. Padişah ve
salonun bir köşesindeki masasında, bir lambanın san ışığı altında so- merkezi hükümet yanlısı tepki ortadan kalktı; milli gurur kendini or-
runları tartışarak, raporları dinleyerek ve emirler vererek bütün gün taya koydu; kamuoyu minicilerden yana kaydı; bozgunculuk eğilimi,
boyunca ve gecenin geç saatlerine dek çalışıyordu. Gelen telgraflar yerini öfkeli bir şevk dalgasına bıraktı. Her Türk artık İngilizler'in de-
hep aynıydı: Kentlerin birbiri ardına Hilafet Ordusu'nun eline geçtiği; netimi altında olduğu sürece İstanbul'da hiçbir şey yapılamayacağını
her yanda yenilgiye uğrandığı bildiriliyordu. Sık sık koyu bir kahve anlamıştı. Padişah'a ya da merkezi.hükûmete güvenmek yararsızdı.
istiyor ve ardından kültablaları izmarit yığınlarıyla doluncaya dek Mustafa Kemal haklıydı: Kendilerini yalnızca kendileri koruyabilir-
sayısız sigaralarını birbiri ardına yakıp, hırsla içiyordu. lerdi. Silahlı direnişle Türkiye'yi yabancı düşmandan kendileri kur-
Mustafa Kemal'in arkasında siyahlar giyinmiş, elleri arkasında tarmalıydı.
104 105
Her sınıftan ve düzeyden kadın ve erkek gönüllü olarak cepheye ci hükümetinin yeni seçilmiş başkanının berrak bir şekilde dile getir-
koştu: Köylü kadınlar silah ve cephane taşıdılar; iyi ailelere mensup diği küstah ifadeleriydi. Bu küstah sözlerin tek dayanağı büyük bir
inançtı.
kadınlar hemşirelik yapıp üniforma diktiler. Her biri tek tek Mustafa
Kemal'e saygı duyuyor ve güveniyordu. Ve bu büyük inançla birlikte, Mustafa Kemal'de olağanüstü bir
Hilafet Ordusu'ndaki askerlerin çoğu firar etti; kalanları da sa- gurur, Türkiye'den ve Türk olmaktan duyduğu gurur -geçmişindeki
vaşmayı ve kendi önderlerini öldürmeyi reddettiler. İstanbul'dan tu- muazzam tarihiyle hükmedici bir ırktan duyduğu gurur- vardı. Al-
tuklanmadan kaçmayı başarabilen meb'uslar, kurmaylar, paşalar, manya'da yapıldığı gibi Türkler'in küçümsendiğini duymak onu
nazırlar, zengin-yoksul siviller ellerinden geldiği kadar hızla kentin müthiş öfkelendiriyordu. Lord Grey'in Türkler hakkında üstün bir
varlığın, yüksek hoşgörülü korumacılığıyla kaleme alınmış söylevi
çevresindeki ingiliz inzibat hatlarından kılık değiştirerek gizli yollar- ona okunduğunda çılgınca bir öfkeyle patladı; sesi infialle sertleşmiş
dan geçip, Ankara'ya koşuyorlardı. ve yükselmişti.
Mustafa Kemal, Ankara'da yeni bir parlamentonun oluşturul-
masına ilişkin bir bildiriyi yayımlamıştı bile. "Onlar, o İngilizler bizim onlar kadar güçlü olduğumuzu yalanda
öğrenecekler! Bize kendi eşitleri olarak davranacaklar! Onlara asla
Kaçmış olan meb'uslar, Meclis başkanıyle birlikte İstanbul'da boyun eğmeyeceğiz. Uygarlıklarını başlarına geçirinceye dek, son
kapatılan Meclisi Ankara'da yeniden açtılar ve yayınlanan bildiriyi ferdimize kadar onlara karşı koyacağız!"
teyit ettiler.
Bu yeni seçimde meb'us olan kişiler Ankara'ya savaş ruhuyla
dopdolu bir halde koştular. Kendilerine Büyük Millet Meclisi adını XXIX
verdiler ve kendilerinin Türkiye'nin yasal olarak kurulmuş hükümeti
olduğunu ilan edip, Mustafa Kemal'i tam ittifakla Meclis Başkanı Paris dışında, Barış Konferansı masasında memurlarıyla çevril-
seçtiler. miş olarak debdebeyle oturan ve beş yüz gazetecinin günbegün izle-
diği Müttefik devlet adamları -Başkan Wilson. Lloyd George, Cle:
Daha dün yalnız ve terkedilmiş olan Mustafa Kemal artık taraf- menceau: dünyanın geleceğini kararlaştırıyorlar, ağır talimatlarını
tarlarla çevrelenmiş, kabul gören bir lidere dönüşmüştü. sanki birer tanrı imişler gibi tüm dünyaya bildiriyorfardı.
Meclis başkanı olarak, Fransa Cumhurbaşkanından gelen bir Gene de, huzurları kaçmıştı. Türkiye'de alışılmadık bir şeyler
oluyordu.
mesaja gururla şu cevabı verdi:
"Ankara'daki Büyük Millet Meclisi, payitaht yabancıların elinde "Neler oluyor?" diye soruyorlardı birbirlerine tedirgin bir halde.
kaldığı sürece Türkiye'nin kaderine hükmedecektir. "Türkiye, Dünya Savaşfnda yenildi. Türkiye artık bitti?'
"Meclis, ülkenin yönetimini ele alacak olan bir Yürütme Kurulu Mustafa Kemal'in Çanakkale'de biraz varlık göstermiş bir gene-
ralken, artık Türkiye'nin içerlerinde bir yerde, dağlarda yaşayan, Pa-
atamıştır. dişah'a başkaldıran bir asi, tatsız bir serüvenci olduğunu işitmişler-
"Padişah ve hükümet düşmanın elinde olduğundan, oradan gele- di.
cek tüm emirler geçersiz ve hükümsüzdür. Milletin haklarına tecavüz
edilmiştir. Danışmanlarının baskısıyla, Sevr Antlaşması adı altında bir
barış antlaşması hazırlayıp, koşullarını ilan ettiler.
"Türk milleti sakin olmakla birlikte, bağımsız egemen bir devlet
olma hakkını yeniden kazanmakta kararlıdır. Dürüst ve onurlu bir •f

barış yapmayı arzu etmektedir, fakat bunu yalnızca kendi güvenilir Sevr Antlaşması'nın şartlarının ilanı ani bir etki yarattı. Kabul
temsilcileri aracılığıyla yapacaktır." edilecek olursa bu antlaşma, Türkiye'yi ölüme mahkum edecekti.
Bunlar, savaşın daha yeni paramparça ettiği, iç savaşın halen İzmir hariç, Anadolu TürkJer'e bırakılmıştı, ancak, yaşamlarının
yıpratmakta olduğu, düşman tarafından işgal edilmiş bir ülkenin geçi- her ayrıntısı kayıt altına alınmıştı. Gelirleri sıkı bir şekilde denetlene-
107
106
çekti. Türk ordusunu dağıtmak ve yeni gönüllü kuvvet ve jandarmayı
kontrol etmek, vergileri toplamak, gümrükleri, orman korucularını, kendini gösteren tepki hareketlerinin seline kapılmış, sürükleniyor-
polisi denetlemek işlerini üstlenecek komisyonlar kurulacaktı. Sözde lardı. Hepsi ordularını terhis etmişti. İtalya bir Bolşevik devrimi kası-
egemenlik haklan kendilerinde bırakıldığı halde, bu kayıtlarla rgasına sürüklenmişti; Fransa'nın Suriye sorunundan kafasını kald-
Türkler'in elleri ayakları bağlanmış olacaktı. ıracak hali kalmamıştı ve hala Almanya'dan fazlasıyla çekiniyordu;
Helal süt emmiş her Türk derhal milliyetçilerin safına geçti. Beş büyük darbeler yemiş olan Britanya İmparatorluğu İrlanda'daki iç sa-
yüz yıldan beri onlar egemen bir halk olmuşlardı; hiçbir zaman köle vaş, Mezopotamya ve Hindistan'daki ayaklanmalar ve Afganistan'la
olmamışlardı, eski kıskançlıklarını unuttular, saflarım sıklaştırdılar savaş yüzünden temellerinden sarsılıyordu. Amerika bu işe karışmayı
ve bir bütün halinde Mustafa Kemal'in peşine düştüler. Yıllardır ha- reddetmişti. Müttefiklerin Türkiye'ye gönderecek bir tek askeri bile
yal ettiği şeyler sonunda gerçek olmuştu. kalmamıştı. Savaşmalı veya kaçmalıydılar ve savaşacak ne istekleri,
ne de güçleri kalmıştı.
Mustafa Kemal hazırdı. Bir savaş hükümeti kurdu -Bekir Sami, İstanbul'daki müttefik ordusu birkaç bin askere indirilmişti.
Adnan, Fevzi başta cephane .ve levazımı örgütlemek üzere milli Kent, oklan dökülmüş bir kirpi kadar korunmasızdı. Müttefik kuman-
müdafayı organize edeceklerdi. İsmet ise Erkan-ı Harbiye Reisi ol- danı kaçış sırasında gerekli tahliye için tüm hazırlıkları yapmıştı: Bel-
muştu. Rauf, Fethi ve diğer önde gelenler Malta'daki İngiliz hapisha- geler yakılmış, depolar ve cephaneler tahrip edilmiş, köprüler atılma-
nesinde sıkışıp kalmış durumdaydı. ya hazır halde mayınlanmış, nakliye araçları her an harekete hazır
şekilde Haliç'te bekletiliyordu.
Güneydeki yerel halk Pozantı'ya saldırmış ve Fransızlar'ı çekil- Mustafa Kemal zaferi kazanmıştı. O ve Türk milleti galip mütte-
meye ve bir ateşkes imzalamaya mecbur etmişlerdi. fikleri pılı pırtılarıyla birlikte Türkiye'den kapı dışarı etmeyi başar-
Doğuda Kazım Karabekir sınırı Ermeniler'den temizleyip manın çok yakınındalardı.
güvenli hale getirmişti. Eldeki bütün adamların toplanması emrini verdi. İngiliz savaş fi-
O sırada Mustafa Kemal İstanbul'a yaklaşıp çevresini ablukaya losu İzmit önlerinde toplanan Türk birliklerine ateş açtı. Bu onları
alma emrini verdi. İzmir önlerindeki Yunanlılar ile istanbul içi ve çev- durdurmak için yeterli olmadı. Zayıf savunma hattını dağıtıp
resindeki Müttefik güçler dışında, Türkiye'de artık düşman ordusu İstanbul'a yürümeleri ve Müttefik ordusunun önünü kesmeleri yalnı-
kalmamıştı. zca bir gün meselesiydi.
Avrupa yakasından Cafer Tayyar, emrindeki Türk birliklerine i- Paris'deki konferans masasında Başkan Wilson, Lloyd George
lerleme emri verdi. Anadolu yakasındaki Ali Fuad, İzmit'e hücum ve Clemanceau çaresizlikle çevrelerine bakmıyorlardı. Sonunda ne
edip, Padişah taraftarlarının ileri karakollarını önüne katıp kovaladı olduğunu anlayabilmişlerdi: O asi liderin, o tatsız serüvencinin, Mus-
ve ingilizlerle karşılaştı. tafa Kemal'in önderliği altındaki Türkler, Müttefikler'! Türkiye'nin
Sadece güney sahilini tutmuş olduklarını gören Ali Fuad, düzen- dışına atmak üzereydiler.
siz süvarilerini dosdoğru onların Boğaz cenahını sarmaya gönderdi. Bir avuç pejmürde kılıklı Türk, Muzaffer Müttefikler'i kovalı-
Süvariler hücum edip Müttefik Başkumandanının karargâhından yordu!
yalnızca birbuçuk kilometre uzakta, suyun öte yakasındaki köyleri Her ne pahasına olursa olsun, buna bir son verilmeliydi! Böylesi-
yaktılar. İstanbul ve Müttefik İşgal ordusu olarak adlandırılan kuvvet ne bir felaket her şeyi karıştırabilir, başka yerlerde de ayaklanmaları
ve Muzaffer Büyük Devletler'i temsil eden Müttefik Yüksek Komi- kışkırtabilir, dünyanın yeni düzenine ilişkin bütün o güzel planlarını
serliği saldırıya tamamen açık kaldı. İzmit önlerindeki İngiliz birlik- bozabilirdi. Her ne pahasına olursa olsun, durdurulması gerekiyordu!
leri Türk kuvvetlerinin önünü almak için çok zayıftı. Ama nasıl?
Müttefikler aciz içindeydiler. Paris'teki devlet adamları eski zor- Konferans masasının muhteşem dekoru içinde çaresizlikle bir-
lu kararlarını uygulamak için ellerinde hiçbir güç kalmadığını an- birlerine bakıyorlardı.
lamışlardı. Her biri, tüm Avrupa ülkeleri, büyük bir savaşın ertesinde
Yanlarında sessiz, makul, her zamanki sevimliliği içinde Yunan
108
109
Başbakanı Venizelos oturmaktaydı. Yaşamında bir tek temel amacı
vardı: Yunanistan'ı Anadolu'nun zengin sahil şeridini de kapsayan ve gerisine püskürttüler ve İstanbul'a Anadolu yakasından yaklaşabile-
başkenti Konstantinopolis olan bir imparatorluğa dönüştürmek. cek tüm birlikleri uzaklaştırdılar.
. Bir Giritli'ydi, ve bir Giritli'nin inatçılığıyle bu tek amaç uğruna Ana kuvvet ise, Anadolu'yu kuzeyden güneye keserek ilerleyen
yirmi yıldır uğraşıp duruyordu. Sırbistan ve Bulgaristan'la birlikte demiryolu ile Eskişehir ve Afyon'daki ana kavşak noktalarını ele ge-
1913'de Türkiye'ye saldırarak Balkan Birliği'ni kurmuştu. Dünya çirmek hedefiyle, iki koldan ilerlemekteydi. Demiryoluna giden yo-
Savaşı'nda Yunanistan'ı muzaffer müttefiklerin yanında yer almaya lun yarısında durup siper kazmalarına ilişkin emir aldılar: Müttefikler
zorlamıştı. onların daha fazla ilerlemelerini istememişti. Dağların tepesinde,
bağlantı sağlayacak hiçbir yol yokken yeni bir hat kurmak zorunda
Sevimli tavırları, halim selim yüzü, gözlükleri, hepsi ona çocuk- bırakıldılar. Burada altı ay boyunca kalıp, konumlarını pekiştirdi-
su bir yalınlık havası veriyordu, ama o her şeyi kurnazca hesaplayıp ler.
yargılıyor ve öylece ilerliyordu.
izmir'de en iyi Yunan birliklerinden oluşan büyük bir ordu top- 1920 sonbaharı başlarında durum artık belirginleşmişti. İstan-
lamıştı. İngiliz ve Fransızlar'dan savaştan arta kalan cephane ve le- bul'da Padişah ve merkezi hükümet hâlâ asilere karşı tehditler savu-
ruyorsa da oldukça etkisizdi. Müttefikler de kentteki bir avuç birlikle
vazımları satın alıp Yunanlılar'ı silahlar, toplar, kamyonlar, en iyi neredeyse eşit düzeyde etkisizdi. Çevrelerindeyse, onları koruyan,
nakliye araçları ve sıhhi malzemeyle donatmıştı'. En iyi subayları İz- her tarafta tek korunma çareleri olarak Yunan birliklerinden oluşan
mir'e göndermiş ve birlikleri kendi imparatorluk düşlerinin peşine bariyer duruyordu.
düşmeleri yolunda esinlemişti.
Akılcı bir ödüle karşılık - Yunahlann, Türkiye'nin Asya ve Av- Düzensiz birliklerden siper hizmeti görecek bir bölük bırakan
M%ustafa Kemal, tüm düzenli birliklerini İç Anadolu'nun gerisindeki
rupa topraklarından daha fazla pay alması gibi- Yunan ordusunu dağlara çekti.
Müttefiklerin tasarrufuna vermişti. Şimdi Yunanlılar'a ilerleme emri
verecek ve Türkler'i barış antlaşmasını imzalamaya zorlayacaktı.
Wilsön, Lloyd George ve Clemenceau, hiç düşünmeksizin bu
öneriyi kabul ettiler; ona adamlarını çabucak eyleme geçirmesi ve
kendilerini Türkler'den kurtarmasını tenbih ettiler.

Mustafa Kemal adamlarını çağırıp İstanbul'a hücum etmeleri


için topladığında Yunanlılar ilerlemeye başlamıştı. 23 Haziran
1920'de ileri harekat başladı. Bütün cephelerde kolay zaferler kazand-
ılar. Gerçekte Mustafa Kemal'in yalnızca birkaç düzenli birliği vardı;
birkaç alayı yeniden düzenleyecek zamanı ancak bulabilmişti ve bun-
lar da son derece zayıp donanımlı, top ve nakliye araçlarından yoksun,
gıdasız kalmış askerlerden oluşmaktaydı. Elindeki kuvvetlerin geri
kalanı düzensiz çete kuvvetlerinden ibaretti. Gayet iyi durumdaki Yu-
nan ordusuna karşı direnmeleri mümkün değildi.
Bir Yunan ordusu Trakya'ya.yürüdü, l nci Kolordu'yu, kuman-
danı Cafer Tayyar'la birlikte kuşatıp ele geçirdikten sonra Edirne'ye
girdi ve İstanbul'un Avrupa yakasındaki tüm bölgeyi Türk birliklerin-
den temizledi.
Bir diğer ordu, İzmir'in kuzeyinden ilerleyip Türkler'i İzmit'in
110
II»
boğuk ve kısık olan sesi, çınlayan ve berrak bir nitelik kazanmıştı, tut-
ku ve güçle, görevine ve kendisine olan inancıyla dolmuştu.
Meb'uslarla durumu tartıştı. Onları tehdit etti. Mantıksız olduk-
larını söyledi: Türk ordusunun henüz Yunanlılar'a karşı hazır ol-
madığını düşünemiyorlardı; yenilgiden Padişah taraftarlarının suç-
lanması gerekiyordu; onlar eski ordunun dağıtılmasına, silah ve
mühimmatın düşmana teslim edilmesine göz yummuşlardı; iç savaşı
başlatmışlardı; meb'uslar mantıklı ve sabırlı olmalı, ona yeniden
YEDİNCİ BÖLÜM düzenleme yapması için zaman tanımalıydılar.
Böylece içlerindeki gururu uyandırarak onlara yeni bir umut
XXXI aşıladı. Artık dava belirginleşmişti: Yunanlılar'la yapılacak topye-
kun bir savaş. Doğru, Yunanhlar'ın arkasında İngilizler vardı, ama bu
destek sadece manevi düzeydeydi. İngilizler bu savaşta etkin bir rol
Utanılacak bir yenilgiye uğrayıp geriye çekilen Türkler hüzünlü oynamayacaklardı.
bir düş kırıklığına kapılmışlardı. Düzenli ordudaki askerler firar et- "Sizler" diye haykırdı, "Sizler Türksünüz! Daha dün uyruğunuz
meye başladı. Köylerde o bilinen barış çığlıkları yükseliyordu. Anka- ve köleniz olan bu Yunanhlar'ın karşısında boyun mu eğeceksiniz?
ra'da politikacılar sorumluların, yani Batı cephesi kumândanlığında- Buna inanamam! Birleşin ve hazırlanın; o zaman zafer bizim ola-
ki Ali Fuad ile bütün sorunların; sebebi olarak Mustafa Kemal'in caktır."
başını istiyorlardı. Bir karamsarlı| jfalgası ülkeyi baştan aşağı kap-
lamıştı. Kederli, bezgin ve cesaretlerlkınlmış Türkler, yine her ne pa- Muhalefet yavaş yavaş yok oldu. Büyük Millet Meclisi, son
hasına olursa olsun barışı ve kader'e karşı bu işe yaramaz mücadeleye meb'usuna kadar onun yanındaydı.
bir son vermeyi istiyorlardı. Ülkenin her yerine aynı mesajı gönderdi. Dinmek bilmez bir
Mustafa Kemal bu yenilgi ve karamsarlığın karşısında bile soğuk sabırla ordu kumandanlarını daha fazla asker ve silah toplamaya ve
kanlılığını ve> metanetini kaybetmedi. Kendisi de devamlı olarak düzenli orduyu genişletmeye şevketti.
büyük bir şevkle yer değiştiren büyük karamsarlığın arasındaki müca- Bunlardan kendisine çok geç olmadan barış yapmasını tavsiye
deleyle yüzyüzeydi; fakat kendisindeki duygu kasırgaları dış olaylar- edenlere dudak büktü: Onlar birer korkaktı.
dan kaynaklanmıyordu: Bunlar onun içinden gelen duygulardı. Sık Fransız hükümetinin bir temsilcisine oldukça küstah bir tavırla,
sık yolunda giden olaylara bile tepki gösteriyor ve böylece "Suriye ve Arabistan'ı alabilirsiniz" diyordu, "Ancak, Türkiye'den
başarısızlık ona yeni bir güç kazandırıyordu. Şimdiyse yenilgi ona, uzak durun. Biz her ulus gibi kendi sınırlarımızdan bir karış fazlasını
daha büyük bir çaba için gerekli olan cesareti vermişti. istemiyoruz, ama bu sınırlardan bir karış azına da razı olmayız."
Büyük Millet'Meclisi toplantılarını döküntü haldeki-Ziraat mek- Kollarını kavuşturmuş bezginlikle kaderlerine boyun eğmeye
tebi'nin dershanelerinden birinde yapmaktaydı. Mustafa Kemal hiç hazır bekleyen Türkler'i sarsımaz bir inatla yeniden direnişe doğru
duraksamaksızın onun kanını içmek için bağrışan gürültücü meb'us- şahlandırdı.
lann karşısına dikildi.
Önlerinde durduğu sırada, bakmak için hiç de etkileyici biri XXXII
değildi; bir kalabalık içinde dikkati çekmiyordu. Mavi gözleri ve do-
nuk ifadesiyle orta boylu bir adamdı; yüzü yorgun ve kırışıklarla dolu Şimdi de içerden yeni bir tehlike başgöstermişti. O zamana
duygularını belli etmediği zamanlarda oldukça saf ifadeliydi. dek İzmir civarında Yunanlılarla yapılan mücadele, eldeki pek az
Ancak, konuşmaya başlar başlamaz şamata kesildi. O'nün düzenli ordu ihtiyatlarıyle birlikte (kuva-yı seyyare denilen-ç.n.)
kişiliği kendini kabul ettirmişti. Gündelik konuşmalarda bir parça
112 113
düzensiz çeteler tarafından yürütülmüştü.
Bu çeteler her tür toplumsal tabakadan gelen insanlardan -Yu- teleri kendi içlerinde eritmekte ne denli kararlıysalar, çeteler de
nanlılarca evlerinden sürülüp çıkarılmış köylüler, eşkiya, sabıkalılar, bağımsız kalmakta o kadar kararlıydılar.
asker kaçakları, yurtseverler- oluşmaktaydı. Disiplinden, üniforma- Bu çelişki artık hızla doruğuna çıkmaya başlamıştı. Ali Fuad,
dan ya da düzenden yoksun bu kuvvetler, yalnızca belirli kişileri Batı cephesinin kumandanıydı. Tüm planlan ve düzenlemeleri çete-
önderleri olarak kabul ediyordu. Ani baskınlar vermek ve dağlardaki lerin varlığına dayanmaktaydı. Emrindeki düzenli birlikler ancak
karargâhlarına aynı derecede aniden geri çekilmek şeklinde özetlene- zayıf bir birleştirici güç olarak kullanılabilirdi. Askeri bakış açısı bir
bilecek, düşmanı tedirgin eden fakat kalıcı bir askeri zafer sağlama- gerilla savaşçısı, bir çete reisininkine dönüşmüştü. Hatta bir çeteci gibi
yan bir gerilla savaşı veriyorlardı. giyiniyor ve omuzuna asılı tüfekle dolaşıyordu. Edhem'le çok
Çete liderlerinin başı Çerkeş Edhem'di Edhem, hafif top ve ma- yakın bir ilişki halinde çalışıyordu, ama aralarında karakteri güçlü
kineli tüfeklerle donanmış büyük bir kuvveti biraraya getirmişti. Bu olan ve asıl kumandan Edhem'di.
kuvvete "Yeşil Ordu" adını vermişti. Karargâhını Kütahya'da kur- Ekim'de, Erkan-ı Harbiye Reisi olan İsmet'in tavsiyesine karşı
muş, hatta yarı yarıya kavrayabildiği bir Bolşevizm düşüncesinin ifa- Edhem'in tavsiyesine uyan Ali Fuad, Yunanlılar'a. karşı bir hücum
de edildiği makaleleriyle dolu bir gazete bile yayınlamaya başlattı ve şiddetli bir yenilgiye uğradı.
başlamıştı. Mustafa Kemal radikal bir değişiklik için en uygun zamanın gel-
Yunan saldırılarına karşı koyan, iç savaşı ezen, Ankara'yı asiler- diği kararına varmıştı. Çeteler ezilmeli ve düzenli ordu idareyi ele al-
den kurtaran ve Ankara hükümetini kabul ettiren hep bu Yeşil Ordu malıydı. Ali Fuad'ın yanlış zamanlanmış hücumunu bir bahane ola-
idi. rak kullanarak, yerine İsmet ve Refet'i geçirdi. Edhem'e de İsmet'in
Edhem etkisini Kütahya'dan baştan a'şağı bütün ülkeye yaygı- kumandası altına girdiğini bildirdi.
nlaştırmıştı. Ankara'dan bağımsız davranarak vergileri toplamaya, Edhem reddetti. İsmet'i üstü olarak k.abul etmeyecekti. Kendisi-
erzak ve at istemeye, sivil memurlara emirler vermeye ve bunlara ne karışılmasına izin vermeyecekti. Adamlarına Ankara'ya gidecek
uyulmayınca muhatapları cezalandırmaya başladı. İnsanları ölüme olursa, "Mustafa Kemal'i Meclis'in kapısının önünde asacağını"
mahkum ettiği bile o.ldu ve vatan haini olarak kabul ettiği kimselere söyleyip övünecek kadar ileri gitti.
kent dışındaki dağlarda işkence ettirdi. Köylülere insafsızca baskı Mustafa Kemal, Edhem'i Ankara'ya davet etti. Mustafa Ke-
yaptı. Hesap vermek üzere Ankara'ya çağrıldığında, kendisinin mal'in otomobiliyle -kentteki tek otomobil- kente girdi ve bir dövüş
bağımsız eylemde bulunma hakkına sahip olduğunu ileri sürdü. Kısa horozu gibi kabararak Mustafa Kemal'in dairesine çıktı.
zamanda tıpkı ortaçağdaki kimi feodal baronlar gibi, bir haydut dik- Ankara sokakları gibi, dairenin bekleme odası da Edhem'in
tatör haline gelmişti. göğüsleri ve belleri çapraz fişekliklerle kaplanmış, feslerinin üzerine
Düzensiz kuvvetler, bölgedeki tek kuvvet olduğu sürece yapıla- sank sarmış ve tüfeklerini ellerinde, ateşe hazır tutan vahşi suratlı çe-
cak hiçbir.şey yoktu; Edhem gitgide daha kibirli ve dikkafalı oldu. tecileriyle dolmuştu. Ayaklarında yemenileri, kentin sökâklarındaki
Ancak, yeni düzenli ordu İsmet ve Fevzi'nin hünerli ellerinde kaldırım taşlarında yürüyüşleri tıpkı vahşi hayvanların yumuşak pen-
hızla gelişiyordu. Düzensiz kuvvetlerle her noktada çelişki ortaya çelerinin sessiz yürüyüşüne andırıyordu.
çıkmıştı: Subaylar çete reisleriyle anlâşamıyordu; sürekli bir çekişme Mustafa Kemal ve Edhem birbirlerini süzdüler. Ethem iri kıyım,
halindeydiler. Düzenli birimlerdeki askerlere hem az maaş ödeniyor- dev gibi bir adamdı. Onun önünde Mustafa Kemal ufak tefek hatta na-
du, henı de katı bir disiplin uygulanıyordu. Bunlar sürekli olarak Ed- hif görünüyordu; fakat aslında bir çok benzerlikleri de vardı. Her ikisi
hem'in iyi para ödenen ve yağmaya izin verilen hasbelkader oluştu- de aynı solgun beyaz simaya, gün ışığında griye dönüşen aynı soğuk,
rulmuş ordusuna katılmak üzere birliklerinden kaçıyorlardı. Düzenli açık renkli gözlere ve aynı sabit ifadeye sahipti. 'Her ikisi de yürekleri-
birliklerin subaylan bunların geri gönderilmesini talep ettiğinde çete nin derinlerinden tereddüt ve acıma nedir bilmez birer asiydi. Her ikisi
reisleri onları bırakmayı reddediyorlardı: Düzenli ordu önderleri çe- de buyurgan, itaat edilmeye alışkın, iktidar sahibi olmak ve kumanda
etmekte kararlı kişilerdi.
114
115
Konuğu için kahve ve sigara emreden Mustafa Kemal, oldukça
okşayıcı bir muameleyle Edhem'i Türkiye için en iyisinin düzenli or- gittikleri takdirde, İsmet sorumluluğu omuzlayabilirdi; ayrıca Ed-
dunun kontrolü ele alması olacağına ikna etmeye çalıştı. Edhem uz- hem'in siyasal taraftarlarından uzakta olması daha yerinde ola-
caktı.
laşmayı reddetti. O ve adamları mücadelenin en ağır yükünü
taşımışlar, Yunanlılar'a cesaretle karşı koymuşlar, İngilizleri Yolculuk sırasında Edhem daha çok kuşkulanmaya başlamıştı.
yıldırmışlardı. Bu süre boyunca rahat rahat İstanbul'da oturmuş ve Eskişehir'de düzenli birliklerle sarılacaktı. Üzerine kapanmakta olan
şimdi son dakikada mücadeleye katılmış olan İsmet'in ya da Fev- tuzağın çelikten dişlerini hissetti. Kimseye sezdirmeden trenden at-
zi'nin öne çıkmasına izin vermeyecekti. Dahası, bu Türkiye'nin ya- layıp adamlarına katıldı.
rarına da olmazdı: En iyisi çetecilerin savaşmasıydı. İngilizler'in des- Artık bir muhalif olmuştu. Ne şekilde olursa olsun, gücünü mu-
teklediği Yunanlılar'a karşı durabilecek bir düzenli ordunun kurula- hafaza edecekti. Eğer Ankara hükümeti onu istemiyorsa, o da başka
bilmesi imkansızdı. yere giderdi. Önce Padişah'la ardından da Yunan, kumandanlarıyla
Konuştuğu sürece Mustafa Kemal'i seyretmişti; ondan kuşku- görüşmeler yapmaya başladı. Kütahya'daki düzenli orduya mensup
lanıyordu.Tehlikeyi sezinlemede bir vahşi hayvan kadar atik, bir Türk birliklerinin çevresini sarıp onları dağıttı ve evlerine yolladı.
tuzağa düşürülüp düşürülmediğini anlamaya çalışıyordu. Kabzasında Ankara'dan gönderilen memurları azletti ve gelen emirlere uymayı
öldürdüğü her adam için bir çentik attığı, gümüş kakmalı en sevdiği reddetti. Son olarak kendisini Umumi Milli Kuvvetler Kumandanı
tabancası, tetiği çekilmiş, kullanmaya hazır halde elinin altında duru- olarak ilan ederek Büyük Millet Meclisi'ne şu mesajı gönderdi:
yordu. Mustafa Kemal tabancanın üzerindeki elin kıpırdanışını gördü "Ülkenin savaşı sürdürecek hali kalmamıştır ... İzzet Paşa
ve hiç hareket etmeden bekledi. İki adam saldın anını kollayan iki başkanlığındaki heyete barış görüşmelerini sürdürmeleri için gereken
bozkurta benziyordu. şartlar sağlanmaldır.... Ben milletin ve askerlerin arzusunu dile getir-
"Gelin, trene binelim" dedi Mustafa Kemal. "Eskişehir'e gidip mekteyim." *
İsmet'le konuşalım. Hepimiz için uygun olan bir çözüm bulabili- Mustafa Kemal cevaben ona şu mesajı gönderdi: "Şimdiye dek
riz. sizinle hep eski bir dost olarak konuştum. Şimdiden sonraysa bir
Önemli bir güçlükle karşı karşıyaydı. Edhem'in elinin altında du- devlet başkanı olarak davranacağım."
ran tabancanın tehdidi, onu hiç mi hiç etkilemiyordu, ancak, Pa- * Telgrafın aslı şöyledir: Ankara'da Büyük Millet Meclisi Reisliğine Birer kopyesi
dişah'm İzzet Paşa başkanlığında gönderdiği heyetin Yunanlılar'a İcra Vekilleri Heyetine, Afyon'da 12 nci Kolordu Kumandanlığına Eskişehir'de
karşı tüm Türkler'in birleşmesi için İstanbul ve Ankara hükümetleri Garp Cephesi Kumandanlığı'™ Konya'da Cenup Cephesi Kumandanlıği'na: Bu
arasında ateşkes görüşmeleri yapılması konusunda getirdiği öneri ka- israf ve ihtiraslarla dolu şartlar altında millet ve devletin artık harbe tahammülü
fasını karıştırmıştı. Meclis öneriye olumlu bakıyordu ve Padişah le- kalmamıştır. İstanbul'dan gelen ve tevkif edilen Sulh Tavassut Hey'etinin muvafık
hinde bir akımın canlanması söz konusuydu. ve müsait şartlar altında geldikleri muhakkak olduğuna göre, bu heyetin serbest
bırakılarak sulh konuşmalarının çabuklaştırılmasını bütün asker ve millet efradına
Meb'uslar, pek çoğunun desteğini almış olan Edhem'e de çok tercüman olarak bildiririm. ,
olumlu bakıyorlardı. Yaptığı her şey için onu övüyorlar, çete sa-
vaşının tek çözüm yolu olduğuna inanıyorlardı. Mustafa Kemalin Ankara'da toplanan Meclis'in ne şekilde toplandığını tabii hepimiz biliyoruz. İlk
"kurmay subaylarına ve askeri hükümetine" içerlemekteydiler. An- icraati de bu fakir milletin sırtından kendilerine senede Uç yüz bin küsur lira tahsisat
kara'da çok sık kullanılan bir söz vardı: "Mustafa Kemal hepimizin yapmaları olmuştur ki, senede içlerinde yüz lirayı bir arada gören pek azdır. Şimdi
bol bol dalkavuklukla meşguldürler. Gelen yüksek heyetin hemen istanbul'a İadesi
düğmelerini ilikletecek. Ama biz bunu kabul etmeyeceğiz. Biz, Ed- maruzdur.
hem'in üniformasını giyeceğiz." Mustafa Kemal'in kendisini askeri
bir diktatör olarak benimsetmekte kararlı olduğunu, buna engel ola- Seyyar Kuvvetler Kütahya ve Havalisi Kumandanı
cak tek kişinin ise Edhem olduğunu açık açık söylüyorlardı. Edhem
Mustafa Kemal çeteleri üzmenin hoşnutlukla karşılanmaya-
Bkz. Yunus Nadi, Çerkez Ethem Kuvvetlerinin İhaneti, Sel Yay., Atatürk
cağını anlamıştı. O ve Edhem, İsmet'le buluşmak üzere Eskişehir'e
Kütüphanesi, istanbul, 1955, s.91 (ç.n.).
116
117
İsmet'e gezici birlikleri ezme emrini verdi. Refet'in kumandası- ılarla savaşmak üzere Ankara'da, Mustafa Kemal'in önderliği altında
ndaki düzenli ordu Kütahya'yı ele geçirip Edhem'i püskürttü. Çetele- birleştiler.
rin boyunduruğu altında yaşadıkları kabustan kurtulmak için bütün
köylüler gezici birliklerin imhasına katılıp yardım ettiler.
Mustafa Kemal'den öç almaya yemin eden Edhem, adamları- Mustafa Kemal kaybedecek zamanı olmadığını açıkça görüyor-
ndan bazılarıyla birlikte Yunanhlar'â katıldı. Türkler'in kendi ara- du: Yunanlılar büyük bir taarruza hazırlanmaktaydı. Onlara karşı ko-
larında dövüştüklerini gören Yunanlılar hazırlıksız olmalarına karşın yacak bir askeri güç oluşturması gerekiyordu.
taarruz ettiler. Afyon'u ve hemen önlerindeki demiryolunun bir Son hızla çalışmaya başladı. Olağanüstü bir konsantrasyon gücü,
bölümünü ele geçirdiler. İsmet kumandası altındaki düzenli birlikle- ayrıntıları son hızla kavrama ve istediği an onları anımsayıp yerinde
riyle, İnönü'nde karşı hücuma geçti ve Yunanlılar'ı geri püskürttü. Bu kullanabilme yeteneği, temel olgular üzerine de berrak bir muhake-
yeni direniş karşısında şaşalayan Yunanlılar, eski hatlarına çekildiler meye sahipti. Birlikte çalıştığı kimseler yorgunluktan tükeninceye
ve 1921 bahar aylarının tamamı ve yazın ilk ayları boyunca büyük bir değin, hiç dinlenmeden ve uyku uyumadan saatlerce durmaksızın
taarruzun hazırlıklarını tamamlamak üzere burada hareketsiz çalışıyor, gene de yorulmuyordu.
kaldılar. Okumadığı, mektup ya da kurye göndermediği ya da bildiriler
hazırlamadığı zamanlar, yeni ordunun örgütlenmesi konusunda
çalışmak üzere Fevzi'nin yanında oluyordu, iki adam tam birbirleri-
nin zıttıydı: Mustafa Kemal olağanüstü yoğunlaşmış enerjisiyle her-
kesi eyleme geçiren, kah çok neşeli,'kah bunalımlı bir ruh halindeydi.
XXXIII Fevzi ise durgun ve katı, az konuşan, arka planda kalan, genellikle
kötümser, mert ve güvenilir ve diğerinin üzerinde ol'dukça büyük et-
İnönü Meydan Savaşı'nda Kemalistler ilk askeri zaferlerini ka- kisi olan bir kişiliğe sahipti.
zanmışlardı. Umutlan yeniden dirilmeye başlamıştı. Ellerindeki malzeme oldukça zayıf, ikinci sınıf nitelikteydi: Sa-
Haberler iyiydi: Kazım Karabekir Ermenistan'ı işgal etniiş, vaş tutsaklığından dönmüş isteksiz askerler, eski top ve tüfekler, nak-
Kars'ı alarak güçlerini Bolşevikler'le birleştirmişti. Rusya para ve si- liye imkanları olarak da kağnı arabaları ve köylü kadınlar vardı. Bütün
lah gönderiyordu. İngiltere, Rusya ve Türkiye'nin ortak düşmanıy- bunlardan birinci sınıf bir savaş gücü yaratmak zorundaydılar. Bu
dı.Yunanistan hızla orduya sıçramakta olan kıyasıya siyasal tartışma- olağanüstü güçlükler karşısında Mustafa Kemal'in gevşemesi. Bir an
lar yüzünden yıpranmaktaydı. Venizelos ve yandaşları Atina'dan için bile olsa mümkün değildi.
çıkarılmışlardı. Bundan başka politikacılarla da başa çıkması gerekiyordu. Yeni
İngiltere, Fransa ve İtalya, Türk-Yunan Sayaşı'na son vermek ni- seçilmiş mebuslar, kendi hak ve yetkileri konusunda son derece
yetindeydi. Yunanistan ve Türkiye'ye arabuluculuk yapmayı önerdi- kıskançtılar. Kuramsal olarak, asıl yönetici onlardı. Mustafa Kemal,
ler ama Yunanistan'ın bu öneriyi reddetmesi üzerine Müttefikler de onlara tekrar tekrar şunu söylüyordu: "Büyük Millet Meclisi, halkın
bu savaşta tarafsız olduklarını ilan ettiler. Bu savaş doğrudan doğruya vücut bulmuş halidir. Bütün yetkiler yalnızca ve kesinlikle halka ait-
Yunanistan'la Türkiye arasında bir meseleydi. Fransa, Ankara'ya tir." Ne ki, onlar gene de aslında kendilerine ait olan yetkileri Mustafa
yardım sözleri getiren gizli haberciler, gönderiyordu. İtalya da onlara Kemal'in sık sık gasb ettiğini düşünüyorlardı. Ona karşı kuşkuluydu-
silah satmaya başlamıştı. Afganistan ve İran'dan delegeler İttifak lar. Onların kuşkularını gidermek için Mustafa Kemal'in elinde ku-
önerileriyle gelmişti. Hindistan ve Mısır'da Türkiye'ye yardım konu- rumsallaşmış bir devletin içinde yüksek bir konum gibi, yüzyıllık ge-
sunda büyük bir Müslüman propaganda faaliyeti başlatılmıştı. lenek ve adetlerin sağlayabileceği imtiyazlı bir mevkii de yoktu. An-
kara'da her şey henüz çok yeni ve hamdı. Mustafa Kemal'in elindeki
Türkler de birleştiler. İç savaş sona erdi: Hilafet ve Yeşil ordu- tek koz, kendi yeteneği ve kişiliğinden ibaretti.
ların her ikisi de ortadan kaldırıldı. İstanbul'da Padişah'ın çevresin-
deki birkaç yaşlı politikacı dışında, Türkler'in hepsi işgalci Yunanl- En küçük bir şeyi elde edebilmek için bile toplantılarına katı-
118 İ19
iması, onlarla tartışması ve onları ikna etmesi gerekiyordu. Top- ne gömüldüğü bu sefahat alemlerini olduğu kadar, alem arkadaşlarını
lantıları sırasında sabır ve kontrolünü muhafaza ediyordu; yakınları- da onaylamıyorlardı.
na ise zaman zaman önemsiz düzeyde de olsa bu aralıksız muhalefet Özellikle bu dönem, Mustafa Kemal'in şaşırtıcı konuşma kapa-
ve eleştiri selinin onu nasıl çılgınca öfkelendirdiğini yansıtacak şekil- sitesini gösterdiği dönemlerdi. Günlerce kelimeleri yutulmuş, kesik
de sık sık patlıyordu. konuşmalarla sessiz kalıyordu. Ardından hiçbir uyarıda bulunmaksı-
zın, sonu gelmez bir sözcük seliyle hiç aralıksız saatlerce konuşuyor-
Bir akşam Meclis oturumundan sonra geç saatte örnek çiftliğe du.
döndü; meb'uslar o gün her zamankinden.de fazla güçlük Kimi zaman kafasında, çözülmekte olan mineraller gibi müphem
çıkarmışlardı. Kurmayları holde ateşin yanında toplanmışlardı, içeri ve muğlak fikirler oluşuyordu. Konuşmak bu müphem düşünceleri
girer girmez Mustafa Kemal politikacıların fesatlığı yüzünden kası- somut gerçeklere dönüştürüyordu. Dinleyicilerini amaçsızca kar-
rga gibi patladı: Demokrasi çok kişinin, ama zihni karmakarışık, aptal maşık kavramsallaştırmalarla ve saçma sapan sözlerle saatlerce sıkar,
kişilerin yönetimiydi; tek sağlıklı hükümet tarzı tek adamın mutlak onlardan görüşlerini söylemelerini ister, ama daha ağızlarını açar aç-
hükümranlığıydı. maz sözlerini kesip, kendisi devam ederdi.
Ansızın Halide Edib'e dönüp, "Siz ne düşünüyorsunuz?" diye Kimi zamansa, karşıtlarını ikna etmek isterdi. Karşıtlarını pes et-
bağırdı. Onun kuramsal düzeyde bir demokrat olduğunu, tüm dik- tirip bunaltıncaya değin hiç durmamacasına konuşurdu. Böylesi bir
tatörlere karşı olduğunu biliyordu. konuşmaya akşam yemeğinden hemen sonra saat dokuz gibi başlardı.
"Ne demek istediğinizi tam anlayamadım" cevabını verdi Halide Sabah saat beşte karşıtları bezgin bir kabullenişe kendilerini terket-
Edib. mişken o hâlâ dinç ve tartışma heyecanıyla dolu olarak sözünü
"Ne demek istediğimi size açıklayacağım" diyen Mustafa Ke- sürdürüyor olurdu.
mal'in kızgınlıktan gözleri kurşunileşmiş, kaşları aşağı sarkmış, çe- Zaman zaman eğlenmek için konuşurdu. Bir elinde kehribar tes-
nesi sıkılmıştı; tavırları tehdit edici bir hal almıştı. "Demek istiyorum bihiyle oynardı. Ara sıra ama, pek ender olarak bir ağız dolusu altın
ki, herkese ne diyorsam yaptıracağım, herkes emirlerimi yerine geti- dolgusu dişi göstererek alçak sesle kahkahalar atardı. Genellikle bu
recek. Hiçbir şekilde eleştiri ya da öğüt almayacağım. Kendi yolumu ruh hali içindeyken yüzünde alaycı bir gülümseyişle konuşurdu. Ka-
çizeceğim. Herkes, tabii siz de, ben nasıl istersem, hiç soru sormadan, rakterlerin iç yüzünü kavramadaki garip yeteneğiyle, dostlarını ol-
kesinlikle yerine getireceksiniz." duğu kadar düşmanlarını da didik didik eder, onları bütün o gösterişli
elbiselerinden soyup, eksiklerini bayağı çıplaklıkları içinde ortaya se-
rinceye değin bırakmazdı.
Yapacak iş olduğu sürece, bu Mustafa Kemal'in her anını alıyor-
du; hiçbir şey onu işinden alıkoyatnıyordu. İş biraz hafiflediği zaman Bu didiklemeden kimse kurtulamamıştı: Kurumlu kozmopolitan
tedirginliği ve huzursuzluğu büyüyor ve astlanyla uğraşmaya Refet'in kendini beğenmişliği; Halide Edib in iradeden yoksun, laçka
başlıyordu. duygusallığı; Adnan'ın aşırı titizliği bir asker olduğunu sanan Bekir
Sami'nin bir katip masasına daha uygun olacağı; büyük bir adamı oy-
İşte o zamanlar, Arif ve bir iki diğer arkadaşıyle birlikte, kağıt namaya. kalkışan Kazım Karabekir'in sadece keman -onu da ancak
oynuyor sabahlara dek sürecek içki nöbetine girmek üzere ortadan kötü düzeyde- çalabileceği*, hiçbiri elinden kaçamamıştı. Bütün bu
kayboluyor; kadınlarla eğleniyordu.
kişiler, devrimin en zor ilk günlerinden beri onun yanında yer alan
Bu gibi eğlencelere İsmet ve Fevzi asla katılmıyorlardı. Onlar dostlarıydı.
Mustafa Kemal'in yaşamının bu parçasına-ait değillerdi. Her ikisi de O kabul gören bütün ideallere ve ahlak kurallarına hakaretle du-
ahlaki açıdan ağırbaşlı ve gelenekçi aile babalarıydılar. Özellikle dak büküyor ve bunları ayaklar altına alıyordu: Ahlak kuralları ona
Fevzi'nin güçlü, eski moda görüşleri vardı. Karısına çarşaf giydiriyor
ve ailesindeki kadınlara kaç-göç uygulatıyordu. Oldukça sofuydu ve * Yazar burada İngilizce'deki "play" kelimesi ile bir söz oyunu yapmış (ç.n.)
ağzına kesinlikle içki koymazdı. İsmet de, o da Mustafa Kemal'iniçi-
120 121
göre, ikiyüzlülerin maskesinden veya budalaların çılgınlığından nda bir sırada oturmayı tercih ederdi.
başka bir şey değildi; ideallerse ağızdaki çöplerden ibaretti. Çevresindeki kişilere sık sık ve genellikle haksız yere homur-
Bu parlak ama, onu yumuşatacak ılımlı bir mizah unsurundan danır ya da yakınırdı. Astlarına minnettarlığını pek ender olarak, o da
yoksun*olduğu için fazlasıyla keskin bir hiciv yeteneğiydi. Onu iyi istemiye istemiye gösterirdi. İçinde bulunduğu ruh hali, bakış açısını
duygular hissedebüme ve insanlara, ideallere ya da kurumlara sadık belirlediği için uzak durulması gereken bir insandı; nazik olmaktan
kalma yeteneğinden yoksun biri olarak gösteriyordu. Onu insandan çok kırıcıydı ve eğer sinirliyse olağanüstü kırıcı ve çekilmez olurdu.
çok hayvana benzetiyordu: Güçlü, duygu ya da vicdandan yoksun, Görünüşü de son derece değişkendi. Birgün genç ve yaşam dolu iken,
kendi hayvani arzulan dışında tüm ahlak kurallarına veya kılavuz il- ertesi gün on yaş ihtiyarlamış, kırışmış ve yorgun göründüğü olur-
kelere boşveren bir kurt L du.

XXXIV Sonraları yazın sıcak ve tozlu, kışın çamurlu ve ıslak olan Anka-
ra'yı yaşanmaz bulup, kentin yaklaşık altı kilometre dışındaki çıplak
Mustafa Kemal ilk başta bütün kurmaylarıyla birlikte örnek çift- bir yokuşun üzerinde bir köy olan Çankaya'da kagir bir bağevi tuttu.
likte kalmıştı. Sonradan telgrafhaneye yakın olmak için istasyon Evin arkasında Osman Ağa ve Laz muhafızları için bir baraka yaptı-
müdürünün evinde bir odada kajmaya başladı. rdı. Burada eşyadan ve düzenli yemekten yoksun olan bekar bir aske-
rin her türlü konfordan uzak yaşamını sürüyordu.
Diğer insanlar mektup ya da mülakati nasıl kullanıyorsa, o da
telgraftan o şekilde yararlanıyordu. İstanbul'daki sadrıazama gönder Doktoru ona sakin yaşamasını, çalışmayı ve içkiyi azaltmasını ve
diği protesto telgrafında olduğu gibi, Sivas'taki bir kolordu kuman birinin bakımı altında düzenli bir yaşam sürmesi gerektiğini dur-
danına gönderdiği emirlerini içeren telgrafının da üçyüz kelime maksızın yineliyordu. Sadece metaneti sayesinde ayakta durabiliyor-
uzunluğunda olması onun için son derece sıradan bir şeydi. Aldığı ce du: Enerjisi ve temiz bir yaşam sürmüş ailesinden tevarüs ettiği
vap kağıdının arkasına yine üçyüz kelimelik bir başka telgraf yazması sağlam bünyesi bile bu sonsuz zorlanmaya dayanamazdı. Eski böbrek
diı olağandı. . rahatsızlığı onu sürekli yokluyordu. Ankara çevresindeki bataklıklar-
dan kaynaklanan sıtmaya yakalanmıştı.-
Bu evde, Karadeniz kıyısının güneyindeki dağlardan gelen Laz-
lar tarafından korunuyordu. Bunlar uzun bıyıklı ve bir kedi kadar çe- Bedenini tanı bir iflastan kurtaran şey. Fikriye Hanım'ın gelişi
vik, yabanıl, gözü kara adamlardı. Görev esnasında kasılarak evin oldu. Gönüllü hemşire olarak orduya katılıp Ankara'ya gelen Fikriye.
önünde bir aşağı bir yukarı yürürlerdi. Görevleri bitince Mustafa Ke-- İstanbul'dan uzak bir akrabasıydı. Mustafa Kemal onu görür görmez
mal'in onlara vermiş olduğu koyunlara bakmak için dağlara giderlerdi. hemen kendi evine yerleştirdi.
Onlara iyi para veriyor, özel ayrıcalıklar sağlıyordu. Kazakların • Uzun. ihtizazlı kirpikleri: derin kahverengi gözleri ve beyaz, oval
giydiklerine benzeyen yırtmaçlı siyah üstlük ve uzun çizmelerden yüzüyle bu narin, kırılgan, sessiz ve kibar genç kız, haşin dünya
oluşan giysilerini alınış ve onları Osman Ağa adında, tanınmış bir laz görüşü ve çılgınca süren içki alemleriyle bu çetin adanı için oldukça
eşkiyasıriın kumandası altına vermişti. Onların kesin sadakatine garip bir ev arkadaşı olacaktı.
güveniyordu; ayrıca bunlar Mustafa Kemal'in teatral zevklerini de Fakat genç kız ona konforu getirdi. Evin çevresindeki tepelerden
tatmin ediyorlardı. bir bahçe ayırtıp ağaçlar diktirdi ve bir uca da eski zaman paşalarının
Bununla birlikte aslında gözler önünde, aleni bir şekilde, hiç me- yazları Boğaziçi'nde yaşadıklarına benzer ve köşk inşa ettirdi.
rasimsiz yaşıyordu. Evin içinde çalışmıyorsa, ellerini cebine sokup Köşkün dört bir yanında aşağıda uçsuz bucaksız uzanan yeşil ovalara
karşılaştığı'sivil ya da asker herkesle konuşarak yürümek, onun. için bakan pencereleri vardı.
vazgeçilmez bir alışkanlıktı. Meclis'e gittiği zaman Başkan kol- Çatısı olan bir bahçeye benzeyen ortadaki salona, ovaların tozla
tuğunda oturduğu pek enderdi, bunun yerine diğer meb'uslaıin arası- kaplandığı ve keskin ışığın gözleri kamaştırdığı sıcak yaz aylarında
fıskiye çalıştırılan mermerden bir havuz yaptırdı.
122
123
Mustafa Kemal de, pencerelerinden antik çağlardan kalan kale- köyünde İsmet onları bekliyordu. Çalışma odası, duvarları kirli,
nin aşağısında.çıplak bir tepede toplaşmış Ankara'yı uzaktan görebil- döşemesi delik küçük bir odaydı. Bk köşede portatif yatağı duruyor-
diği bir odayı kendisine çalışma odası yaptı. du. Pencerenin kenarında hasır örgülü bk sandalye ile üstü haritayla
Genç kız, çalışma odasını Türk ve İran halılarıyla döşedi. Musta- örtülmüş bk masa duruyordu.
fa Kemal'e Sünusi şeyhinin gönderdiği değerli kılıç ile kamaları du- İsmet genellikle ve bir sağır sükuneti içinde sessiz tavırlarıyla
varlara astı. Mustafa Kemal, bir gün Türkiye'ye hükmedeceğinden düzgün ve istikrarlı davranırdı. Şimdi içinde bulunduğu gerilimse asıl
neredeyse emin olarak, İslam tarihi ve toplumsal sorunlar hakkında kişiliğini ele veriyordu. Yüzü gergin ve kırışmıştı. Her zamanki gibi
kitaplar okumaktaydı. Fikriye, çalışma masasının hemen üzerine bk er üniforması giymişti, sanki kuruyup da çekmiş gibi, daha da ufak
astığı kare şeklindeki yeşil çuhadan bir bezi, birtakım mistik işaretlerle tefek görünüyordu. Günlerdk deliler gibi çalıştığı için son derece yor-
kaplamıştı. Hiçbir inancı olmayan Mustafa Kemal, bu işaretlerin gundu. Mustafa Kemal'deki olağanüstü canlılık bkikimi onda yoktu,
değeri konusunda son derece katı bir batıl inanca kapılmıştı. dolayısıyle bk raporu okurken, ya da bir harita üzerinde çalışırken
Fikriye onun tüm ihtiyaçlarını gözetiyordu. Hasta olduğu za- yorgunluktan sık sık uykuya yenik düşüyordu.
manlarda ona bakıyordu. Türk ve doğulu olduğu için, onun hem met- Hayati bk kararın alınması gerekiyordu. Yunan bklikleri üç kol-
resi, hem de kölesiydi. Kendinden tam bir vazgeçişle her şeyi veriyor, dan Eskişehk'e doğru ilerlemekteydi. Hedefleri kenti ve Türk ordu-
karşılığında hiçbir şey talep etmiyor, sadece onun dizinin dibinde sunun ana bölümünü kuşatmaktı. Yapılmasını emrettiği tüm karşı ta-
oturmak ve ayağının altında çiğnenmek hakkını istiyordu. arruzlar başarısızlığa uğramıştı. Kenti boşaltıp genel bk ricat emri mi
Bir süre için Mustafa Kemal'i adeta zaptetti. Onu tahrik etmişti. vermeliydi, yoksa mevkiinde mi tutunmalıydı?
Ama Mustafa Kemal çok kısa bir zaman içinde ondan da bıktı. Eski Bir türlü karar veremiyordu. Sinirli sinirli elleri arkasında bk
kadınlarına, içki meclisine ve iskambil kartlarına gittikçe daha sık aşağı bk yukarı dolaşıyordu. Ara sıra bir kurmayını çağırıp öfkeyle
koşar oldukça, Fikriye ızdırap veren bir kıskançlıkla kendi kendini haşlıyordu.
yemeye başladı. Kendisine karşı soğuk davrandıkça, Mustafa Ke- Bu bir Herkül çabasıyla toplanıp bk araya getirilebilmiş büyük
mal'i daha da çok seviyordu. silah ve mühimmatın çöpe atılması demekti; bu sivil halkı Yunanl-
ılar'in gaddarlığına terkederek hayati önemdeki stratejik bk noktanın
XXXV düşmana bırakılması anlamına geliyordu; bu, onun birinci sınıf bk
yenilgiyi kabullenmesi demekti.
Mustafa Kemal ve Fevzi, Ankara'da çalışırken, uzakta, cephede Kendi başına karar veremiyordu. Mustafa Kemal'i bekliyordu.
olan İsmet, Yunanlılar'ı durdurabilmek için gücünü son sınırlarına Ankara'dan derhal gelmesi için telgraf çekmişti. Kararı, Mustafa Ke-
dek zorlayarak Afyon ve Eskişehir önlerinde istihkamlar kurduruyor- mal vermeliydi. İsmet'in bk zamanlar söylemiş olduğu şu sözler
du. Yunanlılar birlikler toplamakta, top ve uçak sayısını artırmakta, doğruydu:
sürekli baskın ve keşif uçuşlarıyla onun hattını incelemektelerdi; çok "Asıl patron Mustafa Kçmal'dk. Bizler yalnızca onun yardım-
daha iyi donanımlara ve açık bir sayısal üstünlüğe sahip oldukları ke- cılarıyız."
sindi.
Temmuzun ilk haftasında, İsmet hazırlıklarını daha tamamlâya- Mustafa Kemal hiç vakit kaybetmedi. Aceleyle oraya geldi. So-
madan saldırıya geçtiler. Hepsini önlerine katarak püskürtüp Kütahya rumluluk karşısında ne duraksadı ne de yan çizdi. Derhal idareyi ele
ve Afyon'a değin her yeri zaptettiler ve Eskişehir'e doğru ilerlemeye aldı. Olağanüstü bk akıl ve kişilik sahibiydi, ismet omuzlarından ağır
başladılar. Burada onlara tüm Batı Anadolu'nun anahtarını verecek bir yükün kalktığım hissetti. İsmet'in sahip olmayıp, Mustafa Ke-
olan demiryolu kavşağı vardı. mal'de olan, işler ister iyi, ister kötü gitsin, adamlarına cesarete ve ey-
kn* yeteneği aşılama ve kendilerine güvenmelerini sağlama özelliği
Karargâhından epece uzakta, Eskişehir'in ardındaki Karacabey nedeniyle, hava yepyeni bk cesaret ruhuyla canlanmıştı.

124 125
Raporları dinledi, haritayı inceledi, üzerindeki bayrakların yerle-
rini değiştirdi, hesap yaptı. Yüzü sertleşmişti; ifadesizleşen gözlerin-
den ne. düşündüğü belli olmuyordu. Tamamen önündeki sorun üzerin- .XXXVI
de yoğunlaşmıştı. Liman von Sanders Suriye'den genel ricat kararını
ona bıraktığı zaman Suriyeli Araplar'ın'.yaşadığı, Türk olmayan bu
topraklardan yaz geçmişti. Şimdi geri çekilme emrini verirse, Türle Sakarya Irmağı, tıpkı bir karşı akıntı yüzünden sahilde kınlan ve
topraklarını ve burada yaşayan kadın-erkek Türk nüfusu, oraları kansan büyük dalgalar1 gibi kırılarak karmakanşık düşmüşe benzeyen
yakıp yıkacak, tecavüz edecek olan milli düşmana bırakmış olacaktı. birbiri üstüne dizilmiş bir dağ. silsilesinin bulunduğu dağlık bir bölge
Fakat bunların onun karan üzerinde etkisi olmadı. O, bunu askeri bir arasından akıyordu.
mesele olarak değerlendiriyordu. Eğer Eskişehir'de kalıp savaşacak Yunanlılar, 24 Ağustos 1921 günü şafak vakti, Ankara yolunun
olurlarsa Türk ordusunun ana kuvvetleri yok olabilirdi. iki tarafında yer alan Türkler'in son savunma hattının tam üstünde bu-
Ansızın gayet kısa bir şekilde, "Eskişehir'i boşaltın" dedi. "Ge- lunan bu tepelere ağır bir top ateşiyle ilk hücumu başlattılar.
nel bir geri çekilme emri ver. Üçyüz kilometre geriye, Sakarya nehri- Türkler gibi Yunanlılar da, kendilerini mutlak bir çılgınlığın
ne değin çekil ve oradan Ankara'ya uzanan yeni bir cephe hazırla. Bu, coşkusuna kaptırmış bir halde süngüleri ellerinde, pervasız bir cesa-
düşmanın iletişim hattının uzamasına, pek çok yeni güçlükle retle birbirlerinin üstüne atıldılar. Bu saldırıda, taraflann hiçbirinde
karşılaşmasına yol açacak, bize de toparlanmamız için zaman ka- ahlaki üstünlüğün izi bile yoktu: İki taraf da kalıtsal bir nefretin kiniyle
zandıracaktır." Kararlarını birkaç bayrağın yardımıyla harita üzerin- dopdoluydu. Türkler vatanları uğruna savaşıyorlardı. Yunan ordu-
de açıkladı. sunun yarısı ise, yerel Rumlardan, yani vatan hainleri olarak idama
Yeni bunalımla mücadele etmek üzere derhal Ankara'ya koştu. mahkum edilmiş Türk uyruklarından oluşmaktaydı. Aynı şekilde on-
Kent halkını doğudaki dağlara kaçmak üzere toplanırlarken buldu. lar da, yenildikleri takdirde bütün umutlarım yitireceklerinden,
Meb'uslar da gene büyük bir kargaşalık içinde bağırışıyor, sorumlu- yaşamlan ve ülküleri uğruna tüm yürekleriyle çarpışıyorlardı. Siper-
ların kellesini istiyorlardı. lere girmeyi reddeden bir Yunan alayı, kendilerine yetişen tümen kur-
Bir kez daha onların karşısına dikildi. Bu kez onlardan kendisini maylarıyla birlikte makineli tüfek ateşi altında kalıp yok edildiler. Bir
bir diktatörün bütün yetkileriyle Başkumandan yapmalarını istedi. Türk taburu savaş alanında kararsızlık gösterince, liva kumandanı si-
Ondan kuşku duyan Meclis, duraksadı. Mustafa Kemal pazarlık et- perden çıkmış, tabancasını çekip miralayın kafasını uçurup, kaçmakta
meyi reddetti. Eğer Türkiye'yi kurtaracaksa, yönetimi tümüyle ele al- olan taburu durdurmuştu, ancak, bu arada kendisi de Yunan kurşun-
malıydı. Meclis nihai egemenliğini korumak üzere belli bazı kayıtlar lanyla paramparça olmuştu. Bir tümen askerlerinin dörtte üçünü kay-
koyarak, bu talebi kabul etti. bederken,, bir diğeri tümüyle yok olmuştu. Sekiz tümen kumandanı,
süngü savaşında öldürülmüştü.
Mustafa Kemal derhaİ tüm yönetimi ele aldı. Korkunç bir ener- Birbirini izleyen ondört gün boyunca Ağustos güneşinin kavuru-
jiyle yeni savunma hattını oluşturmak ve ilerlemekte olan Yunanl- cu sıcağı altında, levazım hizmetlerinin de çökmesiyle su kıtlığı
ılar'ı karşılamak üzere tüm hazırlıklarını tamamladı. Bu sırada attan
başlamış ve asker tayını bir avuç danya düşmüş olmasına karşın, Yu-
düşmesi sonucu kaburga kemiklerinin kırılması, iki gün* yatakta kal-
masına neden oldu. Eski böbrek sorunu onu kaygılandırıyordu; Tem- nanlılar hâlâ pervasız bir taşkınlıkla saldırmayı, Türkler de çetin bir
muz sıcağı son derece etkiliydi; fakat onu hiçbir şey durduramazdı- Avunmayla mevkilerine tutunmayı sürdürmüşlerdi.
Büyük bir enerjiyle coşmuş olarak herkesi savaşa sürdü, ardından da Alagöz Köyünün az ötesindeki Türk hattının gerisinde bulunan
Sakarya Irmağının gerisinde hazırlıkları yapılan cepheye yollandı. karargahtaki odasında Mustafa Kemal tedirgin bir tavırla bir aşağı bir
yukan y'iniyordu. Kurşuni kaputu omuzlarında, yüzü kül renginde ve
Sergindi. Kaburga kemikleri ona hâlâ acı verdiği için hafifçe topall-
'yordu.
Giysilerinde üzerinde olarak çok az uyuyordu; ara sıra yemek yi-
yordu. Aralıksız seller halinde akan raporlan dinliyor, masaya ilişti-
126 haritaya dalarak derin derin düşünüyor, gelen son haberleri
197
değerlendirip planlar yapıyordu. koştuğu için kırılmıyordu. Arazinin her santimetre karesini öğren-
mişti; birliklerinin her birinin değerini, hatta her tabur kumandanının
Geceleri bir gaz lambasının ışığı altında, Yunanlıların nereden ve kapasitesini biliyordu. Alagöz'deki odadan muharebeyi yürüten ve
nasıl saldıracakları ve kendisinin nasıl daha evvel harekete geçip on- egemen olan, Mustafa Kemal'di.
ları durduracağına ilişkin tüm olasılıkları yüksek sesle düşünerek ha-
ritadaki bayrakları hareket ettiriyor, böylece savaşın gidişini yeniden
gözden geçiriyordu. Ara sıra Arif'i çağırtıyor ve ona ayrıntılarla ilgili Sürekli dövüşmekle geçen ondört günün ardından, muharebenin
bazı sorular soruyordu. Arif kumandanların çoğunu ve araziyi çok iyi sonucu hala belirsizdi. Fakat Mustafa Kemal, kritik anın çok yakın ol-
tanıyordu. Mustafa Kemal'e ikiz kardeşi kadar benzeyen yüzünü duğunun bilincindeydi. Bir-taraf ya da diğer taraf tükenecekti. Üzerin-
onun omuzunun üstünden eğerek, örneğin "X köyü mü? On kilometre deki baskı çok ağırdı.
kuzeyde. Solunda iki tepecik var" diyordu. Odasında topallayarak bir aşağı bir yukarı geziniyordu. Herkese
"O alayın kumandanı mı? Aptal ama tam bir asker, adamları da ve her şeye küfrediyor, lanetler yağdırıyordu. Yüksek sesle, durumu
deneyimli askerler. Top tüfek eksikliğinden korkulan da yok. Cepha- tekrar tekrar gözden geçiriyordu. Çok geç kalmadan geri çekilmeyi
neleri bittiği zaman kumandan da erler de süngüleriyle savaşacak- mi emretmeliydi? Yoksa mevkide tutunmayı mı?
lardır." Gece yavaş yavaş çöküyordu. Saat iki olmuştu. Telefon acı acı
Sonra Mustafa Kemal yeniden tüm olasılıkları yüksek sesli çaldı. Bir subay içeri girdi, topuklarını hızla vurdu, onu selamladı:
düşünerek hazırlanırken bir aşağı bir yukarı gezinmeye başlıyordu. "Fevzi Paşa sizinle görüşmek istiyor, efendim" dedi ve çıktı.
Durum kritikti. Sakarya'da yenilecek olursa, uzaklara, doğudaki Telefon odasında ahizeyi kulağına koyan Mustafa Kemal, otur-
dağlara kadar geri çekilmesi ve Ankara'dan vazgeçmesi gerekecekti. du. Laz muhafızları ve kurmayları çevresinde toplanmaya başlamış,
Bu, Türkiye'nin sonu demekti. Bu savaş, elde kalan son umuttu. Yu- cesaret edebildikleri kadar yanına sokulmuşlar, kaygıdan beyaz-
nanlılar bir kanat harekatına girişmiş bulunuyorlardı; onları çevirmeyi laşmış yüzlerle konuşlanları dinlemeye çalışıyorlardı.
başarmaları tehlikesi vardı. Yunanlılar'a arkadan saldırmalı mıydı, Mustafa Kemal sesini yükseltmiş, "Ne diyorsun?" diye soruyor-
yoksa geri çekilmesi daha mı iyi olacaktı? Kendisine derhal onbin as- du. "Durum bizim lehimize mi, dedin? Yunanlılar güçlerinin sonun-
kerin gönderilmesini emredebildiği Gelibolu'daki günlerini özlemle dalar. Genel bir ricat hazırlığındalar."
hatırlıyordu. Şimdiyse, her bir askeri çok dikkatli kullanması gereki- Büyük bir keyifle gülerek ahizeyi yerine koydu ve dönüp odasına
yordu. Hiçbir riski göze alamazdı. gitti. Bir süre oturup bayrakların yerlerini değiştirip, yeni baştan
• Dahası, savaşın gerçek yönetimi ondan ü'Diııların, hatta müfre- düzenleyerek oturdu. Lambanın ışığı altında yüzü son birkaç günün
zelerin kumandanlarına geçmişti.Yedekteki bilkaç birlik dışında, gerginliğini ortaya koyuyordu: Yanakları çekilmişti, gözlerinin çev-
şimdilik savaşın sonuçlan üzerinde hiçbir etkide bulunamıyordu. resinde kocaman koyu halkalar oluşmuştu.
Tümüyle parçalanmış haldeki arazide, vadilerin köşelerinde, tepeler- Sonra emirlerini bildirdi. "Yunan saldırısı duraklıyor, geri çeki-
de, dağ geçitlerinde bazan bütün bir alay, bazan sadece bir onbaşıyle lecekler. İnisiyatifi ben alacağım. Bütün yedek birlikler buradan ku-
birkaç askerden ibaret birimler, kâh yenerek, kâh yenilerek bireysel zeye sürülecek"dedi; bahsettiği yeri harita üzerinde göstererek, "ve
savaşlarını sürdürmekteydiler. Karar verme yetkisi yüzbaşıların, ast- burada düşmanın çekilme hattı sıkıştırılacak."
subayların, hatta çavuş ve onbaşıların elinde kalmıştı. Sonra döndü ve kahve getirmeleri için seslendi. Köşeye
Gene de, elinde kalan bir avuç ihtiyatiyle de olsa, muharebeye kıstırılmışlık duygularının yarattığı gerilimle yine -kahveyi getiren
.hâlâ Mustafa Kemal hükmediyordu. O uyaran ve coşku veren çavuş, Lazlar, kurmayları dahil- herkese küfretti ama sesine yeni, yu-
kişiliğiyle, Türk ordusuna dişini sıkma ve mevkiini bırakmama cesa- muşak bir ton yerleşmişti.
reti aşılıyordu. Zaman zaman mevkie hakim bir tepe kaybediliyor, ye- Yunanlılar bir hafta daha dayandılar, fakat artık hızları kesil-
nilgi kesin görünüyor, Türk hattı bozuluyor, çatlıyor, fakat her defası- mişti.
nda en kritik anda ve en kritik noktada Mustafa Kemal yardıma

128 129
Mustafa Kemal cephedeydi. Bir kere daha tam yerini bulmuştu:
Savaşıyordu. Eskisi gibi askerlerin arasında, siperlerdeki zorlu
yaşamı sürüyor, hiçbir önlem almadan, dışarı, ateş hattına çıkıyor,
çevresindeki bütün askerler öldüğü zaman bile yaralanmadan kurtul-
mayı başarıyordu.
Yirmi ikinci gün, Yunanlılar Sakarya Irmağı'nın karşı kıyısına
çekilip dinlenmek için durdular, ilerledikleri hat boyunca önlerine
çıkan her yeri sistemli bir şekilde yakıp .yıkıyorlardı. Böylece arka-
larında ikiyüz elli kilometrelik bir çöl bırakmışlardı. SEKİZİNCİ BÖLÜM
Arkalarından son hızla Mustafa Kemal geliyordu, ancak, kısa XXXVII
sürede durmak zorunda kaldı. Türk ordusu yıpranmış ve bitmiş bir
haldeydi.Etkili bir güç olmaktan çıkmıştı. İnsanüstü bir çabayla bir-
Ankara'da halk sevinçten çılgına dönmüştü. Ev eşyalarını top-
kaç alay toplayıp yeniden düzenledi. Günlerce düşmanla teması kes-
memek için yol aldı'. Yunanlılar'ı temmuzda yola çıkıp ilerledikleri lamış, doğudaki dağlara kaçmaya hazır bir vaziyette, top seslerini din-
ve Eskişehir'le demiryolu hattını kuşatan siperlerinde yakalamayı lemişlerdi. Artık güvendeydiler. Mustafa Kemal'i törenlerle
başardı. Onların karşısında bir hat oluşturup siper kazılmasrve bu- karşıladılar. Ona bir Müslüman için en büyük onur olan Gazi
rasının korunması emrini verdi ve kendisi Ankara'ya koştu. unvanını verdiler. Onun mutlak egemenliğini tanıdılar.
Bu alkış tufanına yabancı ülkeler de katıldılar. Rusya ve Afganis-
tan'dan. Hindistan ve Amerika'dan, hatta Fransa ve İtalya'dan kutla-
ma telgrafları geldi.
Ancak, Mustafa Kemal asla hayallere kapılmadı. Evet, alkışlan-
mayı seviyordu. Kamuoyunun önünde gösterişle geçit yapmaktan,
hayranlık odağı olmaktan, halkın kahramanı haline gelmekten çok
hoşlanıyordu. Egemen ve buyurucu olmakta kararlıydı; ancak, gene
de muhakemelerinde soğukkanlı, pratik, sağlamdı. Gerçeklerin farkı-
ndaydı. Yunanlılar'ın ilerleyişi durdurulmuştu. Türkler, ilk gerçek
zaferlerini kazanmışlardı. Muhtemelen askeri üstünlük tersine
dönmüştü; ancak, Sakarya, kati zafer değildi. Sırtlarını duvara da-
yamış haldeki Türkler, yok edilmekten kıl payı kurtulmuşlardı. Bi-
razcık daha direnebilselerdi, Yunanlılar galip geleceklerdi. Yunan as-
keri, Türk askeri kadar cesur ve yürekli olduğunu göstermişti. Taarru-
zu hemen başlatmak hiç de akılcı olmayacaktı. Türk ordusu bunun
için fazlasıyla hırpalanmış durumdaydı. Kendisi levazım hizmetlerini,
ağır zayiatı telafi etmek, yeni top ve tüfekler bulmak yoluyla bir
bütün olarak orduyu en temelden düzeltinceye değin, Yunanlılar'ın
hücumunu önlemek zorundaydı. Bütün bu işler haftalar, belki de aylar
alacak ve zafer, askeri örgütlenme ve savaşa olduğu kadar sivil halkın
yiğitliği ve dayanma gücüne de bağlı olarak kazanılabilecekti.
SAKARYA SEFERİ SIRASINDA MUSTAFA KEMAL Derhal işe koyuldu. Mustafa Kemal, İsmet ve Fevzi'nin desteği
ve şaşırtıcı bir enerji ve ustalıkla, gece gündüz ordudaki yeniden
düzenlemeyi sürdürdü. Silahlar, toplar, cephane ve makineler bul-
130
131
malıydı. Fransa'yla uzlaştı ve Fransız temsilcisi Franklin-Bouillori'la
gizli bir antlaşma imzaladı. Antlaşma uyarınca Fransa, Suriye cephe- tüm kalpleriyle Mustafa Kemal'i desteklediler, fakat Mustafa Kemal
sindeki seksen bin Türk tutsağı serbest bıraktı ve kırkbin askerlik do- gittikçe daha fazla sertleştikçe, onların hoşnutsuzluğu da arttı. Politi-
nanım verdi. Fakat bu bile yeterli değildi. Moskova'dan ödünç aldığı kacılar Rauf 'un önderliğinde Mustafa Kemal'e muhalefet etmeye
parayla İtalya ve Amerika'dan silah satın aldı. Askere ihtiyacı vardı, başladılar..Onun kinciliğinden ve mutlak iktidar konusundaki tutku-
daha, daha da çok askere! Daha geniş halk tabakalarını askere çağırdı; sundan ürkmekteydiler. Kendilerine karşı takındığı alaycı tutuma ve
adam bulmak için bütün kasaba ve köyleri taradı. açıkça yaptığı tersliklerine içerliyorlardı. Acımasız olduğunu ve eğer
Bu ağır, sıkıcı, çetin bir işti. Hazırlık ayları birbirini kovaladıkça fırsat bulursa içlerinden herhangi birini tereddütsüz asacağını
inanılmaz çabaları ve sevinç patlamasını kaçınılmaz bir tepki izledi. düşünüyorlardı. Bu yüzden onun iktidarını kısıtlamak peşindeydi-
Halk baştan aşağı savaş yorgunuydu. Köylüler topraklarını işlemek ler.
ve sakin yaşamak uğruna barış için yeniden feryat etmeye Onlarla uzlaşmaya yanaşmaksızın, şiddetli bir mücadeleye gi-
başlamışlardı. Yunanlılar görüş menzilinden çıkmıştı ya! Artık kayg- rişti. Bu müdahaleye duyduğu kızgınlık içindeki müstebidi büsbütün
ılanmaya ne gerek vardı? Savaşa son vermenin zamanı gelmişti. Artık ayaklandırmıştı. Hakim olan kendisiydi ve öyle de kalacaktı.
yorulmuşlardı.
Muhalefet de kendini göstermişti. Sakarya önlerindeki tehlike Bu gerilim altında sinirleri yıpranmış ve hırçınlığı artmıştı. Evde
anında^ Büyük Millet Meclisi'ndeki politikacılar Mustafa Kemal'e de huzur bulamıyordu. Annesi İstanbul'dan gelmiş ve,Çankaya'da
diktatör yetkilerini vermişlerdi. Şimdi,.başarı anmdaysa, iktidarlarını onunla birlikte yaşamaya başlamıştı. Çok yaşlı ve hırçındı. Artık
geri istiyorlardı. Her tarafta karışık oyunlar oynanıyordu. Subaylar hi- gözleri neredeyse tamamen görmüyor, bütün gün boyunca bir
zipler oluşturmaya ve siyaset tartışmaya başlamışlardı. Kendisini Bu- köşedeki divana köylü usulü bağdaş kurup oturuyordu. En büyük zev-
haraEmiri ilan etmiş olan Enver,T.ürkiye'ye dönmeyi umut ediyordu. ki ona Arnavutluk'un güneyindeki, doğduğu köyden yeni haberler
Emirin danışmanı olarak Afganistan'da bulunan Cemal de geri verebilen Yunan tutsaklarla konuşmasına izin verilmesiydi. Aksi tak-
dönmek niyetindeydi. Mustafa Kemal'e ittifak önerisinde bulunduğu dirde,, düşünceleri Selanik'e ve Mustafa Kemal'in küçük bir çocuk ol-
bir mektup göndermişti. Bunlarla bağlantı halindeki İttihat ve Terakki duğu günlere doğru kayıyor, dalıp gidiyordu.
Fırkası yeraltından örgütlenmeye başlamıştı. Yunanlılar'a karşı bir Fikriye hâlâ Mustafa Kemal için evi çekip çevirmeye devam edi-
kış taarruzu isteyen orduda huzursuzluk başlamış, hoşnutsuzluk yordu, ama bir süredir oldukça hasta ve sinirliydi. Doktorlar onun ve-
mırıltıları homurtulara dönüşmeye başlamıştı. reme yakalanmış olmasından kaygılanıyorlardı;
En dengeli muhakemeye sahip olan kimseler bile Mustafa Ke- Bir zamanlar Fikriye onu yatıştırabilirdi,'fakat artık onun uşak-
mal'e, henüz şansı varken, elde edebildiği en iyi koşullarla derhal lar, yemekler, saçma sapan konulardaki amaçsızca gevezeliklerinden
barış yapmasını salık veriyordu. iyice gına getirmişti. Bir kadın olarak da onu artık heyecanlandır-
Ne ki, Mustafa Kemal hiçbirine kulak asmadı. Haklı olduğuna mıyordu. Zayıf ve çaresiz olması, onu öfkelendiriyordu. Sık sık hiç
kani olarak, korkusuzca bildiği yolda devam etti. Yunanlılar'ı savaş nedensiz şikayetlere başlıyor ve göz yaşlarına boğuluyordu. Onunsa
alanında yenecekti. Hiç duraksamadı. Canlanması için halkı bu tür şeylere harcayacak ne zamanı ne de duygusu vardı. Çanka-
dürtükleyerek, ülkenin her yerinde çılgınca bir öfkeyle çabaladı. ya'daki evi Fikriye'nin sonu gelmez yorucu öksürükleri ve ondan nef-
Kişiliğindeki gizli kıvılcımın gücüyle, halkı dermansızlığından ve ret eden annesinin tiz ve mütehakkim haykırışlanyla dolmuştu. Mus-
düştüğü derin cansızlıktan kurtarıp .ateşledi. Enver ve Cemal'le ilgili tafa Kemal'in evlenmesini, hem de iyi bir izdivaç yapmasını istiyor-
olarak yapacağı hiçbir şey yoktu. Subaylar arasıdaki hizipleri ve siya- du. Yaşlı kadın, Fikriye'nin hatalarını bulup onu eleştirmek için hiç
seti ezdi: Bir darbe girişimi nedeniyle yirmi beş kişiyi astırdı. Orduyu birfırsatı kaçırmıyordu.
pençesine aldı; efendisini derhal tanıyan ordu, itaat etti. Dahası, en az oğlu kadar mütehakkim ve kibirli olan Zübeyde,
Malta'da.tutsak olan diğer mebuslarla birlikte Rauf ve Fethi de Mustafa Kemal kendisine muhalefetin sözünü ettikçe öfkeden
ingilizlerce serbest bırakılıp Ankara'ya dönmüşlerdi. Başlangıçta kıpkırmızı kesiliyordu. Onun oğlu Seçilmiş kişi değil miydi? Ona
132
133
düzenlenmesini emretti. Finali seyretmek için birlikleri ziyaret etti,
muhalefet eden bu domuzlar da kim oluyordu? Oğlunu yatıştırmak oradaki tüm kumandanlarla tanıştı, emirlerini bildirip kuşku uyandı-
yerine, onu fişekliyor ve karşıtlarına saldırıya geçmesi yönünde rmadan Ankara'ya döndü.
kışkırtıyordu. Belirlediği tarihten bir hafta evvel, Türkiye'nin tüm dünya ile
Mustafa Kemal çok fazla içiyordu. İçki onu kamçılıyor, enerji ilişkisi kesilmiş ve bir devrim olduğu söylentisi yayılmıştı.
veriyor fakat asabiyetini de artırıyordu. Hem özel hem de sosyal Ayın 24'ünde, 26 Ağustos gecesi yapılacak bir çay partisi için da-
yaşantısında alaycı, acımasız ve haşindi. Enküçük bir eleştiri vetiye bastırdı, evinin çevresindekilere meşgul olduğunu bildirip, yeni
karşısında bile alevleniyordu. Onu ikna etme yönündeki.füm çabalan emirlere değin hiç kimsenin eve yaklaşmasına izin verilmemesini
en başından kesip atıyordu. En küçük bir muhalefetle karşılaşsa bile emretti. Gecenin tam ortasında, kurmaylarıyla birlikte cephe hattının
büyük bir hırsa kapılıyordu. Ne hiçbirine güveniyor ne de onlarla gerisindeki karargaha doğru hareket etti. Fikriye'yle annesi bile gi-
işbirliğine yanaşıyordu. Bir keresinde, bir politikacı ona zararsız bir dişinden haberdar olmamışlardı.
tavsiyede bulunduğu zaman, onu kabaca kovmuştu, hükümetin saygı
.değer bir üyesi, onaTürk hanımlarının topluluk içinde dans etmeleri- Türk taarruz kuvvetleri, bir süredir Afyon önünde top-
nin görülmemiş olduğunu söyleyince, Kuran'ı suratına fırlatıp elinde lanmışlardı. Yunanlılar'] kuzey çekmek için birkaç seyyar birlik Es-
bir sopayla onu odasından kovalamıştı. Bununla birlikte, bütün bunlar kişehir'e şaşırtma saldırısı yapmak üzere hazır bekliyordu. Yunan ku-
ona büyük bir askeri taarruz hazırlamak, Yunanlılar'ı ezmek ve ardı- mandanları yaklaşmakta olanın niteliğine dair en ufak bir kuşku bile
ndan barış koşullarını Müttefikler'e dikte ettirmek olan en belirgin duymuyorlardı. Kendi aralarında çekişmekle meşguldüler. Lond-
hedefini unutturmuyordu. Bunda başarısızlığa uğrarsa, Türkiye'nin ra'da görüşmeler ilerliyordu ve Yunan hükümeti, İngiltere'nin
ve kendisinin sonunun geleceği muhakkaktı. yardımıyla savaşmaya gerek kalmadan barışa ulaşacağını umut et-
mekteydi. Yunan Başkumandanı General Hacianestes'ti. Bu adam,
Diğerlerinin barışçıl' ve diplomatik araçları denemesine karşı birtakım garip kuruntulara kapılmıştı: Kendisinin aslında ölü ol-
değildi, fakat sonuç alabileceklerine hiç inanmıyordu. Fethi'nin Paris duğunu ya da camdan yapıldığını, bu yüzden de kolayca kırılabile-
ve Londra'ya gitmesine izin verdi. Başaramadığı, hatta terbiyesizce ceğini düşünüyordu. Bu nedenle bir sabah bacaklarının kırılabileceği
muameleye maruz kaldığı zaman, Mustafa Kemal bu başarısızlığa korkusuyle yataktan çıkmayı reddetmişti. Bir zamanlar iyi bir asker
bıyık altından gülmüştü. olmakla birlikte, artık dengesiz ve kısmen deli olmuştu. Bütün za-
Bu arada insafsızca, bir çelik kadar güçlü olarak hazırlanırken, manını birliklerinden uzakta, İzmir kahvelerinde acıklı bir durumda,
1921 kışı, yerini 1922 baharına bırakmış ve yine yaz gelmişti. bomboş oturarak geçiriyordu. Kumandanlık ona, Atina'da iktidar için
çekişen ve cepheye ayıracak zamanlan olmayan politikacıların entri-
kalarının bir sonucu olarak verilmişti. Memurlar ve subaylar sürekli
XXXVIII olarak değiştirilmişti; gelen her yeni grup, bir öncekinden daha da yoz
•ve işe yaramaz çıkıyordu. Yönetsel hizmetler tümüyle bozulmuştu.
Siperlerdeki Yunan askerleri yiyecek, para, üniforma ve mühimmat
Sonunda, Anadolu yaylasının ovalarında sıcağın hâlâ bu- sıkıntısı içindeydiler. Tıpkı ulustaki r'bi, Yunan askerlerindeki savaş
naltıcılığım sürdürdüğü ve her sokağı ve patikayı tozlara bulamaya coşkusu da tümüyle sönüp gitmişti.
devam ettiği ağustos sonlarında, Mustafa Kemal hücum etmeye karar Sonunda Mustafa Kemal -biri hariç- tüm ayrıntıları planlamış,
verdi. Ayın 26'sını taarruz tarihi olarak belirledi. hazırlanmıştı. , bütün inançlara, bütün tanrılara karşı alaycı
İlk hafta, kurmay başkanı olarak Fevzive muharebe kumandanı olan Mustafa Kemal'in batıl inançlan son derece güçlüydü. Kaderden
olarak İsmet'le birlikte savaş alanındaki ordunun yönetimini doğru- ve Talihten korkuyordu. Maskotu olarak Halide Edib'i yanına al-
dan ele aldı ve derhal safları sıklaştırarak en basit erin bile kendi malıydı; daha önce de sonuç vermişti. Halide Edib şimdi Kon-
kişiliğini hissetmesi ve bir şeylerin çok yakında olduğunun bilincine ya'daydı. Ona telgrafla derhal gelmesini bildirdi. Son zamanlarda pa-
varmasını sağladı. Sınırsız bir özen ve ustalıkla, gizlilik ve bu anlam- sifist sözleriyle ve savaşın kötülüğüne ilişkin sonu gelmez tartışma-
da başarı için her ayrıntıyı tek tek hazırladı. Bir futbol turnuvasının
135
134 ..
larıyla'onu kızdırmıştı. Yine de onun yakınında olmasını istiyordu.
Bilinmeyen'i kızdıracak en ufak bir ihmal ya da hata riskini göze ala- sini kuşatıp onu önüne katıp sürerek, hiç tutsak almadan, bütün o katli-
mazdı. Halide Edib karargâha ulaştığında, artık başarısından emin- amların ve yakıp yıkmaların öcünü almak üzere, düşmanı acımasızca
di. öldürüyorlardı. Süvarileri durduran tek etken, atlarıyla kendilerinin
kan ter içinde bitkin düşmesi sonucu mola verip dinlenme zorunlu-
Muharebe saati yaklaşırken, bir savaş bildirisi yayınladı: luğunda kalmaları oluyordu.
"Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz' dir, İleri!" On gün içinde Yunanlılar denize doğru üç yüz kilometrelik yolu
26 Ağustos sabahı saat dörtte, Türkler Afyon'a ve Yunari mevzi- aşarak gemilerine binip gittiler. Ve Türkler muzafferane, kıyıya
lerinin'anahtarı konumundaki Dumlupınar'a saldırdılar. Akşam ol- ulaştılar. Fakat düşman ile aralarına deniz girmişti.
duğunda, Yunan ordusunu yarıya bölerek ve gerideki güçleriyle irti- Anadolu düşmandan temizlenmişti: Bu bir mucizeydi, ama Yu-
batım keserek, büyük bir şiddetle düşmanı yarıp geçmişlerdi bile. nan ordusu-gene kaçmıştı.
XXXIX XL
Yunan ordusu bozulmuştu. Subayların her biri kendi canının der-
dine düşmüş, canını kurtarmaya bakıyordu. Yiyeceğe ve cephaneye Düşmanın peşindeki Türkler'in ardından başkumandanlık karar-
aç, hoşnutsuz, evini özlemiş, gönülsüz savaşan Yunan askerleri elle- gahı ve düşmanı kaçırmamaları için askerlerini uyaran, planlar yapan
rinden geldiği kadar hızla İzmir'e ve denize doğru kaçmaya başladı. Mustafa Kemal geliyordu. Anadolu yaylasının bittiği ve İzmir'e dek
Tümenler yok olmuş, alaylar bölünmüş ve tüm ordu düzensiz bir ulaşan yumuşak, verimli ovalar ile kıyı boyunca uzanan zengin top-
sürüye dönüşmüştü. Türk süvarilerinin sürekli saldırılarıyla engelle- rakların başladığı yerde durup bekledi.
nen bu geri çekiliş, tam bir bozgun ve korkunç bir kabus haline gel- Burası Yunan ordusunun gelmesinden önce gür ağaçlarla çayı-
mişti. rların, şen ırmakların toprağıydı; üzüm ve incirlerin yetiştiği ve mutlu
Disiplinsiz silahlı yığınlar, yaylanın kayalık ovalarını aşarak, köylerin bulunduğu bir bolluk toprağıydı. Artık her yerde dehşet ege-
peşlerinde siperler ve dikenli teller, tüfekler, cephane, üniformalar, mendi; bir zamanlar köylerin olduğu yerlerde şimdi evlerin yapışkan
toplar, mühimmat ve teçhizat-, çadırlar -ve her yerde gözleri külleri, bağlardaysa çocuklarla tecavüz edilmiş kadınların bedenleri;
gökyüzüne dikilmiş fantastik görünümlü ölü bedenler- bırakarak Türk kadınlarının intikam ateşiyle öldürdüğü, birliğinden uzak
kaçtılar. Sinekler , akbabalar ve sokak köpekleri, ölüleri bulmuşlarth düşmüş Yunan askerlerinin cesetleri; yanıp kül olmuş cesetlerin da-
bile. Yakıcı güneşin altında, büyük toz bulutları içinde ilerleyen as- yanılmaz kokusu; meyve bahçelerinde gömülmeden kalmış ölüler-
kerlerin üzerinde, onları izleyen süvarilerin üzerinde, ölü bedenlerin den yayılan pis kokular vardı.
üzerinde -hareket eden ya da duran her şeyin üzerinde- kırmızı bir toz Fakat bütün bu dehşet verici görüntülerin karşısında Mustafa Ke-
kümesi birikiyor, boğazları yakıyordu. mal tümüyle kör, sağır ve hissiz gibiydi. Ne canlarım kurtarmak için
Bozguna uğramış silahlı sürü, yerel Hıristiyanlarla birlik olmuş, yalvaran Yunanlılar, ne ellerinde zalimlerin listesiyle gelen ya da
kimi zaman geri çekilişini ört bas etmek, daha çok da kayıtsız bir öç al- hakkını almak için ağlaşan Türkler'in hiçbiri ondan yakınlık bulabili-
ma duygusu ve yabanıl, yıkıcı bir nefretin etkisiyle, önlerine çıkan yordu.
bütün Türkler'i yaşlı, erkek, kadın, çocuk demeden öldürüyor, köyleri Ona bir köyün ardından gelen toz bulutunun, Yunan ordusunda
yakıyordu. fahişelik eden bir Türk kızını taşlayarak öldüren Türk kadınlarının ne-
Türk birlikleri onlarla teması kaybetti. Kimi Yunan birlikleri bir- den olduğu, ya da bir Yunanlının çarmıha gerildiği ve bir başkasının
leşip döndükleri ve şiddetle hücuma geçtikleri için Türkler daha ihti- parça parça edildiği söylendiği zaman, yabanıl bir hazla homurdanı-
yatlı ilerlemek zorunda kalıyorlardı. Onlara tek yaklaşabilen kuvvet, yordu. Kesinlikle kendini ne acıma ne de herhangi bir duyguya kaptı-
süvarilerdi. Kâh asker sürülerinin arasına dalarak, kâh yığının çevre- rıyordu. Bunlar savaşın, onun sanatının olağan, kaçınılmaz sonuç-
larıydı. Onun sözlüğünde et, kan ve acı ya da duygular ve insanlar
136
137
değil, gerçekler, coğrafi olgular, haritalar, hücum saatleri, yürüyüşe
geçen kolların sayısı, asker ve tüfeklerin miktarı vardı. İzmir'den her şeyin hazırlandığına ilişkin daha ayrıntılı haberler
geldi. Son birkaç kilometreyi defne dallarıyla süslemiş bir dizi ara-
- Bütün bunların arasında o, kendini olağanüstü derecede seçkin- banın en başında olduğu halde geçti. Bütün cadde ve sokakların ke-
leşmiş olarak görüyordu. Birlikleri artık izmir'deydi. Telgraflar narları sevinçle haykıran, göz yaşı döken, dua eden, dizleri üzerinde
bütün dünyaya onun zaferini, Yunan ordusunu denize döktüğünü ve Yunanlılar'ın korkusundan onları kurtardığı için Tanrı'ya şükreden
onu göndermiş olan Büyük Devletler'in önlerine attığını duyuruyor- insanlarla doluydu.
du. Artık onun olağanüstü zaferinin saati gelmişti. Dünyanın gözleri İzmir'in kapılarında bir süvari alayı kılıçlarını çekerek onun çev-
onun üzerinde odaklanmıştı. İzmir'e Muhteşem Zaferin Kahramanı resini aldılar. Kendisine eşlik eden süvarilerin atlan sıçrayıp oynar ve
olarak girecekti. Şimdi durmuş, sahnenin hazırlandığına dair işareti kaldırım taşlarında kıvılcımlar çıkarırken, belleri kılıçlı adamların te-
gelecek bekliyordu. zahüratıyla birlikte dar sokaklardan, kapalı çarşının sarsılan kemerle-
rinin altından geçerek ağır ağır kente girdi.
Uşak'tan Yunan orduları kumandanı General Tricoupis -Hacia- Düşman! Rıhtımdan bir taş atımı kadar bile uzakta olmayan ce-
nestes bir süre önce görevden alınmıştı- ile yardımcısı Dionis'in ele hennemi toplarıyla dev gibi yükselen fakat hiçbir şey yapamadan ça-
geçirildikleri haberi geldi. Mustafa Kemal onların kentin belediye da- resizce demir atmış bekleyen Müttefik savaş gemileri işte oradayd-
iresindeki karagahına getirilmesini emretti. • ılar.
Onları ayakta, bir yanında İsmet, diğer yarında Fevzi olduğu hal- Karargâh olarak seçilen eve giden Mustafa Kemal'in yüzünde
de, saygıyla karşıladı. Ellerini sıktı, sigara ve kahve ikram etti ve tüm alaycı bir ifade vardı. Onların güçsüzlüğünde kendi gücünün
gereksinimlerinin karşılanıp karşılanmadığını sordu. Bu adamların büyüklüğünü görüyor olmalıydı.
bütün o kitlesel yıkımların ve gaddarlıkların yapılmasını emretmiş ol-
maları hiç önemli değildi; onlar askerdiler, onun askeri rakipleriydiler
ve bu yüzden de saygı görmeleri gerekiyordu. XLI
Soğuk, açık mavi gözleriyle sürekli olarak onları izliyordu. On-
ları tanımak ve mücadele ettiği bu adamları anlamak ve değerlendir- Karargâh binasında büyük bir telaş başlamıştı bile. Kurmaylar
mek istiyordu. bir içeri bir dışarı koşuşturuyor, emir erleri, mesajlar, telgraflar gidi-
Gördüklerinden düş kırıklığına uğradı.Karşısındaki adamlar yor, geliyordu. Yunanlılar Anadolu'dan kovulmuşlardı gerçi, ama,
hasta görünüşlüydü; giyinişleri görgüsüz bir gösterişi ele veriyordu. • Avrupa'nın güneyinde, denizden İstanbul'a saldırmak üzere hazı-
Yazgılarından dolayı söylenip duruyorlardı. Her şeyden yakınıyor- rlanıyorlardı. Türk ordusu derhal yeniden düzenlenerek kuzeydeki
lardı. Hatta bir ara birbirleriyle gürültülü bir ağız dalaşına girişmişlerdi. tehlike noktasına gönderilmeliydi. Düşmanın elinden yeni kur-
tarılmış, harabe halindeki bölge bir düzene sokulmalı ve gereksinim-
Onlarla muharebeyi tartıştı. Tricoupis bir hücumu anlatırken, leri karşılanmalıydı. Yabancı güçlerin -İngiltere, Fransa, Amerika ve
Mustafa Kemal onu karşılamak üzere ne yapmayı düşündüğünü İtalya- temsilcilerinin de icabına bakmak gerekiyordu. Bin bir dert,
göste/di. Fakat Yunan generallerin işlerini, bir asker olarak yeterince onun acil kararlarını bekliyordu.
bilmedikleri anlaşılıyordu. Kendi standardında olmayan adamlarla Mustafa Kemal kendini derhal bu işlere verdi. Amansız bir
savaşmış olduğunu görmesi de onu düş kırıklığına uğratmıştı. coşkuyla, şafaktan gece geç vakitlere dek, çalışma odasının üstündeki
"Her neyse" dedi onlardan ayrılırken, "savaş bir şans oyunudur. bir odada sadece birkaç saatlik uykuyla yetinip, emirler verip bildiri-
Siz eliniz'den geleni yaptınız. Sorumluluk Talih'e aittir. Kendinizi ler hazırlayarak çalıştı.
üzüntüye kaptırmayın." Üçüncü gün, görevli emir subayı gelip Gazi'ye bir hanımın ken-
Onlar gittikten sonra, alaycı bir gülüşle İsmet'e bakıp omuzlarını disini görmek istediğini bildirdi. Bu, genç bir hanımdı; hiçbir açıkla-
silkti. Kötü kumaştan dokunmuşlardı. ma yapmıyor, onu görmek konusunda ısrar ediyordu. Emir subayının
138 konuştuğu sırada hanım içeri,girdi. Kendisini tanıttı; ismi Latife
139
Hanım'di. ritz'den anne ve babasını orada bırakarak henüz dönmüştü. İzmir'in
Mustafa Kemal oturduğu yerde bir an dondu. Kızmıştı. Çalışma güneyindeki Bornova tepelerinde, hizmetçileri de olan büyük bir evi
odasına izin almaksızın girilmesine alışkın değildi. Sonra, gelen hanı- vardı. Kendisine büro olarak seçtiği kent içindeki bu ev çok gürültülü
mı şöyle bir süzüp emir subayını bir işaretle gönderdi ve hanımdan ve konforsuzdu. O ve kurmayları, konuklan olarak onun evine gelir-
oturmasını rica etti. Bu hanımda, onu yerli kadınların ve Anadolu lerse, kendilerine iyi bakıldığından emin olabilecekti.
köylü kadınlarının hepsinden farklı kılan bir yön vardı. Mustafa Kemal kabul etti ve onun evine taşındı. Bu ev onun için
Onu dikkatle inceledi. Son birkaç gündür yaşadığı onca çok uygundu. Her taraf sessizdi. Kentin pis kokusundan, gürültü
güçlükten sonra, bu hanım gözüne pek hoş görünmüştü. Yüzünün patırtısından uzaktı. Bornova tepelerinin en üstünde, bağlar ve bahçe-
şirin yuvarlaklığını belirginleştiren Türk usulü baş tuvaleti istisna edi- lerle çevrili olarak İzmir'e, liman ve denizden oluşan olağanüstü pa-
lirse, üstünde çok şık ve zarif Avrupa tarzı giysiler vardı. Peçesizdi, noramaya tepeden bakıyordu.
koyu renk gözlü; genç ve taze ciltli olan bu kızın kesinlikle ucuz bir Kişisel konforu için her şey sağlanmıştı. Ev bakımlı, hizmetçiler
kadın olmadığı, iyi bir aileye mensup olduğu apaçıktı. Belirgin bir ve yemekler iyiydi. Hepsinden iyisi de, kızın varlığıydı. Çok becerik-
otoriter havası vardı, emir vermeye alışkın olduğu anlaşılıyordu. liydi, emirleri kısa ve kesindi ama bütün otoritesine karşın, o gene de
Mustafa Kemal'in alıştığı gibi, kadınların gizli bir cinsellik zarif ve kadınsı kalabiliyordu. Onu cezbetmişti. Mustafa Kemal bu
çağrıştıran bakışlarıyla değil, bir erkeğin diğerine bakışına benzer kızı arzuluyordu. Bir iki gün içinde ona aşık oldu -siyah saçları, gülen
şekilde, ona dosdoğru bakıyordu. İyi aileye mensub bir Türk kızının siyah gözleriyle, ufak tefek ve narin, kah çok neşeli, kah mağrur,
bu kadar özgürce hareket etmesi ve konuşması son derece olağan müzikal bir Türkçe konuşuyormuşcasına yumuşak sesiyle Latife'ye
dışıydı. Hâlâ ondan bir şeyler istiyordu. Mustafa Kemal'in kafası çılgınca, tutkuyla aşık olmuştu. Kızı olacak yaştaydı, buna karşın
karışmıştı. Bu kız kendisinden ne istiyordu? Onun için ne yapabilirdi? akıllı ve bilgiliydi de.
Son yıllarda, yaşamının gerektirdiği meşakkatlerle-iyice yorul-
Sıcak eylül sabahında çalışma odasının camları açık duruyordu. muş olduğundan, kendini yaşlı hissetmeye başlamıştı. Son birkaç haf-
Ara sıra silah sesleri, adam öldüren askerlerin boğuk, acımasız tadır sinirlerini yatıştırmak için eskisinden çok daha fazla içki içmişti.
haykırışları ve kurbanlarının canhıraş feryatları duyuluyordu. Dışar- Artık bırakmıştı. İçkiye gerek duymuyordu. Gençliği tekrar geri gel--
da, Türk askerlerinin sokaklarda ve rıhtımda gizlenmiş Yunanlılar'ı misti. Kan, gene damarlarında delice akmaya başlamıştı. Canlı ve
aradıkları, tıpkı Yunanlılar'ın kendi işgal günlerinde yaptıklarına yaşama sevinciyle dopdoluydu.
benzer bir sürek avı tüm hızıyla devam ediyordu. Ve Latife de bu duygulara karşılık verdi. Ona duyduğu hayranlık
Mustafa Kemal bir an dinledi. Sonra omuzlarını silkti; Yu- apaçıktı. O bir kahramandı, ülkesinin kurtancısıydı.
nanlılar'ın gitmesi gerekiyordu; artık Türkiye'de bir tane bile Hıristi-
yan va,tan haini kalmamalıydı; bir yol diğeri kadar doğruydu; ölüler Hiç vakit kaybetmedi. Kendi anladığı biçimde dolaysız, şiddetli
sorun yaratamazdı ve eğer İngilizler, Fransızlar ve Amerikalılar savaş ve vahşice seviştiler. Son derece yumuşak ve baştan çıkarıcı davranan
gemilerinden olan biteni görebiliyorlarsa, güzel! Ne farkederdi? Latife, onun okşamalarına karşılık veriyor ama kendisini tümüyle tes-
Efendi kendisiydi. Artık onlar Türkiye'ye karışamazlardı. Bir kur- lim etmiyor, daima Mustafa Kemal'i tatminsiz ve onun aşkından
may, kentin Hıristiyan kesiminin çeşitli yerlerinde yangınların kuşkulu bir halde bırakıp kaçıyordu. Mustafa Kemal onun iradesini
başladığını bildirmek üzere içeri girdi; görünüşe göre bu yangınlar kırmaya çalıştı. Deneyimlerinin'kendisine kazandırdığı tüm kurnazlı-
kundakçıların işiydi; itfaiyeye ait bütün su boruları parça parça edil- kları kullanarak Latife'nin yurtseverliği ve kahramanı hakkındaki fi-
mişti; kiliselerin mahzenlerinde gizlenmiş çok miktarda cephane kirlerinden .yararlanmaya çalışıyor, ancak, deneyimleri yanlış olduğu
vardı; bu yüzden infilak ve yangının yayılması tehlikesi söz konusuy- için bu çaba boşa gidiyordu.
du.
Kurmay çıktı ve Mustafa Kemal dönüp kıza baktı. Ricası, çok
yalındı. Babası İzmir'in en tanınmış armatörüydü. Paris ve Biar-
140 141
bu kaçışları, bir kadının kurnazca oyunlarından ibaretti. Onu derhal, o
gece elde edecekti.

Akşam yemeğinden sonra, üst kattaki salonun verandasında yan-


yana durmuşlar manzarayı seyrediyorlardı. Her biri taşlarla çevrili
setler halinde küçük bahçelere bölünmüş tepeler altlanndanki denize
doğru dik bir yokuş halinde uzanıyordu. Zeytin ağaçlarıyla bağlar
arasında yakılan' kamp ateşlerinin ışıkları yıldızlar gibi parlamaya
başlamıştı.
Aşağılarında İzmir kenti uzanıyordu. Hıristiyan semtlerindeki
yangın yayılmıştı, alevleriyle evleri yalayarak kentin bir ucunu silip
süpürmekle meşguldü. Akşam karanlığında, kent kıpkırmızı bir kor
gibi yanıyordu. Kâh cephane depolarının havaya uçması sonucu infi-
lakler oluyor; kâh rüzgarın alevleri üflemesiyle ahşap bir ev tutuşuyor
, yanıyor ve az sonra da çöküyordu. Yangının gözleri kamaştıran par-
lak ışığında,-limandaki kıtaların dalgalar halinde akışı,ve bunların
ötesinde de, yine göz kamaştırıcı ışıkta kıpkırmızı görünen Avrapalı-
Şimdiyse, yepyeni bir şeyle karşı karşıyaydı: Terbiyeli, özgür, lar'ın savaş gemileri göze çarpıyordu.
kendine hakim, Batı'da öğrenim görmüş, Batılı düşünceleri özümse- "Bu bir işaret" dedi, Mustafa Kemal yangını göstererek; "Türki-
miş, entellektüel düzeyde ilişki kurabilecek yetenekte, geçici bir cin- ye'nin vatan hainlerinden, Hıristiyanlardan ve yabancılardan temiz-
sel ilginin ötesinde onu çeken, bir eş ve yardımcı olacak kapasitede bir lenişinin, Türkiye'nin Türkler'e ait oluşunun bir işareti."
kız vardı karşısında. Ve bütün bunların yanı sıra yumuşacık ve mis ko- Bahçeden gecenin bütün o yumuşak, tatlı sesleri işitiliyor, üik bir
kulu, arzu uyandırıcı, güzel ve baştan çıkarıcıydı. Onu çıldırtmış, rüzgar güllerin ve yaseminlerin baygın kokularını taşıyordu.
ayaklarım yerden kesmişti. Tutuşmuştu adeta, ilk kez aşık oluyor-
du. Latife'yi kendisine çekti ve öptü. Yüzünü öpüşleriyle örtüp onu
neredeyse kucağında taşıyarak, yaverinin yatağını hazırlamış olduğu
Fikriye'nin İzmir'e gelmek üzere yola çıktığı haberini aldı. Bu odaya getirdi.
haber onu öfkelendirmişti; evet, onun bir zamanlar kendisi için önemli
olduğu doğruydu; ama niye hâlâ ona yapışıp kalmıştı? Ondan Kız buna cevaben aniden ondan uzaklaştı. "Anlamıyorsunuz,"
bıktığını anlaması gerekirdi; kendisi ondan nefret ettiğini çok iyi bili- dedi. "Sizi seviyorum, ama metresiniz olamam. Evlenin benimle, o
yordu; o, yolunun üstünde bir engeldi; ne Fikriye'nin ne de bir zaman sizin olacağım."
başkasının yolunun üzerine çıkmasına izin vermeyecekti; eğer huy- "Evlilik nedir ki" diye cevapladı Mustafa Kemal onu, "Sakallı bir
suz ve sadakatsiz bir kadın olsaydı onu kovması çok daha kolay olur- hocanın söylediği birkaç boş söz! Bu çok şey değiştirir mi? Ayrıca
du, ne ki, o her zaman sadık ve iyi huyluydu; ama gene de gitmesi ge- Türkiye için yapacaklarımı bitirmeden evlenmemeye yemin et-
rekiyordu. miştim. Sana ihtiyacım var. Sana şimdi ihtiyacım var."
Ona çok iyi hizmet etmişti; yakınmayacağını biliyordu; onu bol "Ben de yeminliyim" dedi genç kız, "Evlenmeden kendimi kim-
parayla Paris ya da Münih'e gönderecekti; orada tedavi olması, iyi va- seye vermeyeceğim. Benim şartım bu. Ben de yeminime sizin kadar
kit geçirmesi ve iyileşmesini sağlayacaktı. sadığım."
Onu kafasından uzaklaştırdı ve çarçabuk Bomova'daki eve, Lâ- Aşağıdaki büyük yangının pencereleri ve tavanı, kırmızıya bo-
tife'ye döndü. O, kendisine aitti. Daha fazla beklemeyecekti. Bütün yadığı odada, karşı karşıya durmuş birbirlerine bakıyorlardı -erkeğin
parmaklan ona sarılmak üzere uzanmıştı, kız ise mağrur ve mütehak-
142
143
kim, öylece dikiliyordu. Böylesine reddedilmeyeli çok uzun zaman
geçmişti. Gene de, kızda onu zorla almasını engelleyen bir şey vardı.
.Buyurgan, inatçı, kendini arzularının heyecanına terketmeye alışkın
biri olarak, red cevabiyle kız onu çıldırtmıştı. Büyük bir öfkeyle ken-
disini dışarı attı, çıkıp gitti. Sabahleyin odası boştu. Kentteki karar-
gahına geri dönmüştü.

DOKUZUNCU BOLUM

XLI1

Latife'nin heyecanlı bekleyişine karşın, haftalarca bir haber


çıkmadı. O, Mustafa Kemal'e tapıyordu. Onu en küçük bir derdinden
kurtarmak uğruna gözlerini, hatta yaşamını verebilirdi; ancak, İngil-
tere ve Fransa'da öğrenim gördüğü için Batılı dünya görüşünü öğren-
mişti: Erkeğinin, onun sahip olduklarına saygı göstermesi gerekiyor-
du. Gene de yeterince akıllıca davranıp davranmadığından emin
olamıyordu. Yanlış davranmış ve onu sonsuza dek kaybetmiş de ola-
bilirdi. Zaman geçip de hiçbir haber çıkmayınca, eski ilgi alanları olan
hukuk çalışmaları ve Fransız edebiyatı incelemelerine geri döndü ve
İzmir çevresinde sayıları binleri aşan göçmenlere yardım etmeye
başladı.

Mustafa Kemal de çok sıkı çalışıyordu. Bornova tepelerindeki


evi kafasından silip atmıştı. Korkunç bir baskı altında yaşıyordu. Kâh
Bursa'daydı, kâh hayati önemde kararlar almak üzere Ankara'ya gi-
diyordu. Az uyuyordu: sinirlerini gevşetmek için gene aşırı içki içme-
ye başlamıştı.
Ülke, askeri bir bunalımın eşiğindeydi ve o, yaşamının en önemli
kararını almak zorundaydı. Yenilmiş olmakla birlikte, Yunan ordusu
İzmir'den deniz yoluyle savuşmayı başarmıştı. Atina'dan gönderilen
taze kuvvetlerle istanbul'un az ötesinde, Trakya'da yeni bir ordu ku-
ruluyordu.
Mustafa Kemal'in donanması yoktu. Düşmanla karadan temasa
geçmeliydi. Ekliklerini onları yakalamak ve yeniden biçimlendiril-
melerine fırsat vermeden ezmek üzere acilen kuzeye göndermişti.
Yol, Çanakkale Boğazı'ndan geçiyordu. Çanakkale'de birliklerini
Avrupa yakasına bırakmayan ve Yunanlılar'la aralarında bir engel
144 145
olarak duran bir İngiliz kuvvetiyle karşı karşıya gelmişti. Sorun orta- İki kumandanın karakteri de, oynamak zorunda oldukları rollere
daydı: Yunan ordusu Trakya'da tahkimat yapıyordu; İngiliz İşgal or- son derece uygun düşüyordu. Türk, çelik iradeli ve azimliydi. Bu sa-
dusu yolu tutuyor ve aralarında bir duvar gibi dikiliyordu. vaşta ya Türkiye ve kendisini kurtaracak ya da yok olacaktı. Rakibini
Ankara'ya dönen Mustafa Kemal her zaman yaptığı gibi, kararını incelemişti. Londra'ya gönderirken Türk istihbaratının yakalayabil-
vermeden önce bütün olasılıkları tartarak durumu gözden geçirmek- diği çok sayıda telgrafını okumuştu; İstanburdakiTürk gözlemciler-
teydi. Artık bekleyemezdi. Zamanın hayati önemi vardı. Yunanlılar den, gönderdiği mektupları ve hakkındaki raporları almıştı. Harring-
birliklerini düzene koymadan ve siperlerini kazmadan evvel, onları ton'ın bir askerden çok, bir diplomat olduğunu anlamıştı. Birliklerini
ezmesi gerekiyordu. savaşa razı edebilirdi ancak onların cesaretini pekiştiremezdi. İyi bir
Yunanlılar! Onları dövüp hamura dönüştürebilirdi; ama İngiliz- kurmay subaydı; zeki, sağlam görüşlü ve nazikti; fakat ne bir kumar-
ler! Bu bir başka meseleydi. baz, ne de bir bunalım dönemi önderi olamazdı. Hiçbir zaman büyük
Zafer sarhoşhığu ve guruyla dolu olmalarına karşın,Türk birlik- risk gerektiren o büyük kararı alması mümkün değildi.
leri yorgun, paçavraya dönmüş giyssileriyle ve cephane sıkıntısı için- Mustafa Kemal kararını verdi. Danışmanlarından kimisi, yenilgi
de, büyük silahlardan ve mekanize savaş imkanlarından yoksun du- riskine girmeden, derhal bmş yapmasını istediler. Çoğunluksa şid-
rumdaydı. detle derhal saldınya geçip Inglizler'i bir kenara itmesinden, Yunanl-
İngiliz birlikleri ülkeye alışmıştı, subayları deneyimli, mevzile- ılar'a yetişip, onları Atina'ya dek kovalamasından yanaydı. Mustafa
riyse güçlü ve iyi tahkim edilmiş durumdaydı. Arkalarında büyük Kemal, en belirgin değerlerinden biri olan soğukkanlı muhakemesi
toplarla donanmış savaş gemilerinden oluşan muazzam bir armada ve sayesinde, birinin boş övüngenliğini ve diğerinin iradesizliğini dik-
uçaklar, onların da arkasında bütün kudreti ve ihtişamıyle Britanya katle tarttı.
İmparatorluğu duruyordu. Kararı barış aleyhinde oldu. Bu durumda, istediği koşullan elde
İngilizler savaşmaya niyetlenecek olurlarsa, Türklerin yenilgisi etmesi kesinlikle olanaksızdı. Koşullan görüşmek değil, onları kabul
kesindi. Fakat acaba savaşmak niyetinde miydiler? Yoksa blöf mü ettirmek istiyordu. Yunanlılar'ı şimdi yakalayacaktı. Harrington'ın
yapıyorlardı. Bütün sorun bunun anlaşılmamasındaydı. son dakikada metanetinin tükeneceğine ve onun geçmesine izin vere-
Fransız ve .İtalyanlar, İngilizler'in blöf yaptığını söylüyorlardı. ceğine inanıyordu.
Ruslar da öyle; fakat onlara pek güvenilmezdi. İngiliz gazeteleri sa- Bir "yetenek testi" uygulamaya karar verdi. İki bin kişilik bir
vaşa, Lloyd George'a karşı feryat ediyorlardı. Lloyd George sa- süvari birliğinin İngiliz hatlarına doğru ilerlemesini emretti. Süvariler
vaşmakta kararlıydı, ama pek çok kişi artık onun sonunun geldiğini sert bir şekilde durduruldular; durum ciddi görünüyordu.
ve İngilizler'in onun peşinden gitmeyeceğini ileri sürmekteydi. Bura- Şans yıldızına güvenip kumar oynaması gerekiyordu. Zayıf ira-
da durumu belirleyecek etken, İngiliz kumandanı Sir Charles Har- deli bir rakibe karşı işe yaraması mümkün olan bir hile, bir ruse de gu-
rington'ın tutumu olacaktı. Söz konusu olan, onunla kendisi arasında- erre* uygulamayı deneyecekti. Piyadesinin silahları ters çevrilmiş
ki zeka savaşıydı. Uzaklarda, Anadolu dağlarındaki Türk, tam bir dik- halde ve dostça, barışçıl davranarak İngiliz mevzilerine doğru ilerle-
tatördü; elinde kazandığı zaferden çılgına dönmüş , vatanı ve varlığını melerini; eğer mümkün olursa yürüyüp geçerek İngiliz müstahkem
sürdürmek için savaşan bir ulus vardı. İstanbul'daki İrlandalı ise, du- mevkilerini işlevsiz bırakmalarını emretti.
rumundan pek emin değildi; ismen bir Müttefik ordusunun kuman- Tehlike büyüktü. Her iki tarafta da birliklerde sinirler gergindi.
danıydı; kumandası altındaki İngiliz birlikleri de oldukça iyiydi, an- Bir kurşun, bir yanlış anlama, verilecek fevri bir emir savaşı başlata-
cak, Fransız ve İtalyanlar onu desteklemeyeceklerdi. Ayrıca İngilte- cak ve Türkiye İngiltere'yle savaşa girmiş olacaktı.
re'nin de onu destekleyeceğinden emin değildi. Hiçbir büyük ülkü Ancak, bir tek kurşun bile atılmadı. Siperlerdeki İngiliz askerleri
uğruna savaşmıyordu; tek amacı, kendisini ve askerlerini mümkün ne yapacağını bilmez bir halde şaşkın, kalakalmıştı: Aldıklan emirler
olan en az adam ve prestij kaybıyla içinde bulundukları korkunç ve oldukça müphemdi: Ateş etmeksizin ya da güç kullanmaksızın
hatalı çıkmazdan çıkarabilmekti.
* Savaş hilesi (ç.n)
146 147
Türkler'! durdurmaları istenmişti. Türkler'se ne duruyor ne de sa- başarısızlığından hiç kimseye sözetmemişti. Ankara'daki samimi
vaşıyorlar; sadece ilerleyişlerini sürdürüyorlardı. Durum oldukça kri- dostları ve sofra arkadaşları, birbirlerini dürterek kıkırdıyor ve bu ko-
tik bir noktaya gelmişti: Türkler dikenli tele yaklaşmışlardı; İngiliz nuda kaba şakalar yapıyorlardı; Gazi'nin kadınlar üzerindeki başarıs-
kumandana "Dur" emri geldiği zaman, teli aşmaya başlamışlardı bile: ını bir kez daha yinelediğini söylüyorlardı.
Bir ateşkes yapılmıştı. Çankaya'daki ev sessizdi. Fikriye gitmişti. Bir kür için Münih'e
Fransızlar doğruca Mustafa Kemal'e bir temsilci, Mösyö Frank- gitmesi gerektiğini söylediği zaman ağlamış, yalvarmış, gitmemek
lin-Bouillon'u göndermişlerdi: Fransa, ingiltere'yle çıkacak bir sa- için direnmişti. Ona karşı nazik davranmış, onu teskin etmiş, ona para
vaşın, Bolşevik Rusya'nın da Türkiye'ye katılmasıyle yeni bir dünya vermiş, gitmesi için ne mümkünse yapmıştı. Kendisine bir mesaj
savaşı felaketini alevlendirebileceğinden korkmuştu. Franklin-Bou- gönderen genç kadına, cevap vermemişti. Yaşamının bu sayfasını
illon, savaşa yol açabilecek tüm olasılıklara son vermek niyetiyle gel- artık kapatmak niyetindeydi. Geri dönmesini istemiyordu; ancak, ge-
mişti: Müttefikler ve İngilizler adına her sözü vermeye hazırdı: ne de onu özlüyordu.
Müttefikler, Yunan ordusunun Trakya'dan çıkarılması ve Türki- Annesi artık yatağa düşmüştü. Onunla konuşmaya karar ver-
ye'nin Avrupa topraklarının geri verilmesi konusunda tüm sorumlu- di. Yaşlı kadının Latif e'yi nasıl karşılayacağını merak ediyordu. Fik-
luğu üstleneceklerdi: Savaştan değil, savaş tehdidinden bile kaçına- riye'yle olan ilişkisine şiddetle karşı koymuştu. Mustafa Kemal,
bilmek için her şeyi, Mustafa Kemal'in tüm isteklerini yapmaya sağlam bir evlilik ve bir aile kurmak için Latife'yi çok uygun buluyor-
hazırdılar. du.
Ve Mustafa Kemal lütfen, onunla bir anlaşma yaptı. Gerçekte, Her zamanki gibi, kararım tüm olasılıkları tartarak yavaş yavaş
tüm istediklerini elde etmişti. Bu tam bir zaferdi. Bu sonucu elde ede- verdi ve ardından bir kasırganın hızı ve şiddetiyle, geriye bak-
bilmek ona belki elli bin askere ve aylarca sürecek bir savaşa mal ola- maksızın ve pişmanlık duymaksızın harekete geçti. Hiç kimseye ne-
caktı. Ve eğer yenilirse, çok daha kötü şeylere mal olabilirdi. İngiliz- reye'gideceğini söylemeden otomobilini çağırdı, ülkenin yansın boy-
ler'in blöfü başarısızlıkla sonuçlanmıştı. dan boya aşarak,paldır küldür İzmir'e gelip hemen Bornova'ya çıktı.
Birliklerine durmalarını emretti ve İsmet'i General Harring- Latife üst kattaki salondaydı. Merdivenleri koşarak tırmandı.
ton'la görüşmek üzere Mudanya adlı köye gönderdi. "Evleneceğiz" dedi, "Hemen, şimdi!". Geldiğinin bildirilmesini
Mudanya'da Müttefikler Yunanlılar'ın Trakya'dan geri beklememiş, herhangi bir açıklama ya da giriş yapmayı gerekli
döndürülmeleri ve zamanı geldiğinde İstanbul'dan ve tüm Türki- görmemişti. "Derhal, hiç gecikmeden, tören ya da davet yapma-
ye'den ayrılmaları konusunda anlaşmaya vardılar. dan."
Mustafa Kemal galip gelmişti. Sakarya dönüm noktası olmuştu: Bir despot olarak emirler vermişti. Genç kız onu evvelce reddet-
İzmir, gösterişli bir başarıydı: Bu ise, gerçek zaferdi. Onun zaferiydi, mişti. O zaman istediğini elde etmeyi başaramamıştı. Genç kız evlilik
onun cesareti, kararlılığı, hüneri ve muhakemesiyle bu gıdadan, do- hakkındaki duygularını, çekingenliğini kendisine zorla kabul ettir-
nanımdan yoksun perişan, ordu Yunanlılar'ı kovalamış, Britanya mişti, ama artık istediğini elde edecek ve iradesini ona kabul ettirecekti.
İmparatorluğu'na kendi koşullarını kabul ettirmiş ve tüm Avrupa'nın Onun bu ani gelişi ve ani önerisi yüzünden, genç kız bir an şaşkın
gözünü korkutmuştu. kaldı. Birkaç saate ihtiyaç vardı. Mustafa Kemal sabırsızlıkla razı ol-
Artık içerde ve dışarda, kendi koşullarını dikte edecekti. du.
. Şafaktan hemen sonra hazırlanması için uyarmak üzere geri gel-
XLIII di. Onu alelacele sokağa çıkardı, yol üstünde rastladığı ilk sakallı ho-
cayı yakalayarak onları hiç gecikmeden, formaliteye gerek kalma-
dan, hemen orda, sokakta evlendirmesini istedi.
Sonunda huzur bulunca, düşünceleri Latife'ye ve onun İzmir'in
üzerinde, Bornova tepelerindeki bahçelerle çevrili evine kaydı.Her Bundan sonra bile, durumu kimseye açmadı. İzmir çevresindeki
zaman ağzı sıkı ve gizliliğe eğilimli biri olduğundan bu 149
148
harab olmuş bölgeleri Latife'yle birlikte doj^ştı. Arkadaşlan ve yakın
dostları, ancak resmi bir görüşmeye giderken Latife'yi de yanında
götürmesinden sonradır ki, Gazi'nin bir zevce Aldığını anladılar.
Kimisi alayla dudak büktü. Kimisi bu izdivacın başarısızlıkla so-
nuçlanacağı kehanetinde bulundu. Diğerleri evliliğini bir hanedan
kurarak bir kral ya da padişah olma arzusuna yordular. Sadece annesi
ve Türkiye'nin basit köylü halkı bu evliliğe sevinmişti.
• ONUNCU BÖLÜM

XLIV

Olağanüstü saygınlığının yarattığı ışık huzmesinin ortasında,


ününün doruğunda, tek başına Mustafa Kemal duruyordu. Burası ki-
birli yaradılışda bir insan için oldukça tehlikeli bir yerdi. .
Türkler galip gelmişti. Düşmanın -yani İngilizler, Fransızlar,
İtalyanlar ve Yunanlılar'ın- artık onlarla savaşacak gücü tükenmişti.
Kendi aralarında kapışmakla meşguldüler. Aralarındaki ittifak,
düşmanlığa dönüşmüştü. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan halkları-
ndan hiçbiri Türkiye'de neler olduğunu bir nebze bile umursamıyor-
du. Türklerle savaşmak için artık bir adam ya da bir at, hatta bir kuruş
bile harcamaya niyetleri yoktu. Bedeli ne olursa olsun, barış istiyor-
lardı.
Mustafa Kemal yaklaşan barış görüşmelerinde tek etkili silah
olarak, yüzbin perişan, ancak kazananıncaya, ve aksi halde ölünceye
değin savaşmakta kararlı Türk askerinden ibaret küçük ordusunu
görüyordu.
. Evet, İstanbul'da hala birkaç düşman birliği olduğu doğruydu,
ama onların kalmasına şimdilik tahammül edebilirdi. Tedirgin edici
de olsalar, aslında tümüyle etkisizdiler. Sadece göz yumulduğu için
orada kalabiliyorlardı; Trakya da elinde olduğuna göre -Refet'i Yu-
nanlılar'dan teslim alması için acilen bölgeye göndermişti bile- rehi-
ne olarak kullanılmaları bile mümkündü. Uygun bir fırsat bulduğu an-
da onları kuşatabilir veya sıkıştırabilirdi.
Artık Türkiye'nin kabul edebileceği barış şartlarım bildirmesi-
nin zamanı gelmişti. Bu koşullar, Misak-ı Milli'dekilerle aynıydı.
Türkiye, yabancı müdahalesi olmaksızın, kendi sınırları içinde
bağımsız bir egemen devlet olmalıydı.

Daha küçük çaplı bir adam olsaydı, taleplerini rahatça genişlete-


151
150
bilir, yeni tutkularla körüklenebilir, fetih rüyaları görmeye başlayabi- baycan Elçisi, heyet onuruna bir akşam yemeği verdi. Yemekten son-
lirdi. Çünkü tüm îslam ülkelerinden, Hindistan, Afrika, Malay Dev- ra general, Bolşevizm'in Batı'nın baskıcı milletleri ve ezilmiş
letleri, Rusya, Afganistan, İran ve Çin, hatta Hıristiyan Macaris- bağımlı milletler temasını işleyen ve Türkiye'yi kurtuluş mücadelesi-
tan'dan bile kutlama mesajları, onur kılıçları, övgü telgrafları ne katılmaya çağıran uzun bir konuşma yaptı.
yağıyordu: Her insanın başını döndürmeye yetecek kadar aşırı Mustafa Kemal ayağa kalktı. Sözleri kısa, hatta sertti: "Artık ne
övgüler birbirini izliyordu. Dünyadaki tüm bağımlı uluslar yeni bir ezen, ne de ezilen var" dedi. "Sadece kendilerinin ezilmesine izin ve-
umutla kıpırdanmaya başlamıştı. Batı'ya karşı düşmanlığın küme- renler var. Türkler bunların arasında değildir: Türkler kendi kendileri-
leştiği her yerde insanlar kendilerine yeni bir savunucu bulduklarına ni koruyabilirler; bırakın diğerleri de aynını yapsın."
inanarak, yepyeni bir umutla Mustafa Kemal'i görmeye geliyorlardı. Ne Türkiye'yi bu saçmalıklara sürükleyecek, ne de kendisinin
Avrupa'nın tüm kudretine galip gelmiş olan bu Müslüman kuman- Batı karşısında Doğu'nun, Hıristiyanlık karşısında Müslümanlığın,
danı, kendilerinin beyaz adamdan ve Hıristiyandan kurtuluşa doğru efendilerin karşısında ezilen milletlerin şampiyonu yapılmasına izin
ilerleyişlerinin öncüsü olarak görüyorlardı. Sovyetler onu sı- verecekti.
kıştırıyordu. Afganistan, askeri ittifak öneriyordu. Hintliler, Suriyeli-
ler ve Mısırlılar yardımını istiyorlardı. Her taraftan Batı'ya karşı "Bizim bir tek ilkemiz var: Tüm sorunları Türkiye'nin bakış açıs-
Doğu'nun şampiyonluğunu yapması için davetler geliyordu. ından değerlendirmek ve Türk çıkarlarını korumak."
Fakat, her ne kadar övgüye bayılıyor, bütün bu dalkavukluğu ka- Türkiye'yi kendi milli sınırları içinde, küçük, kaynaşmış bir mil-
na kana içiyor, sahnenin en ortasında kurumla geziniyor olsa da, Mus- lete ve^müreffeh bir devlete kavuşturacaktı.
tafa Kemal her zamanki akılcılığını, sağ duyusunu ve berrak hedefler Fakat bu sınırlar içinde tek söz sahibi, kendisi olacaktı. Bu yeni
saptama alışkanlığını korudu. Hiçbir hayale kapılmadı. Türkler'in Türkiye'yi yaratacak ve düzene koyacak, ona başarı ve gönenci geti-
neler yapabiîceğini tam olarak biliyordu. İmparatorluk ya da yeni top- recek tek kişinin kendisi olduğuna inanıyordu.
raklar fethetmek rüyalarını gerçekleştirme'k gibi bir serüvene girme-
yecekti. Osmanlı İmparatorluğu ölmüş ve gömülmüştü. İyi ki de on-
dan kurtulmuşlardı, çünkü gerçek Türkler'in kemiğindeki iliği emi- XLV
yordu. Beş yüz yıldır Türkler Irak'ta, Arabistan'da ve Afrika'da
dövüşmüşler ve ölmüşlerdi; hiçbir kazançları olmaksızın Padişahları
tarafından arsızca sömürülmüşlerdi: Artık yetmişti! Osmanlı İmpara- Büyük askeri başarısı, övgüler ve ordunun alkışlan bile Mustafa
torluğu'nü diriltmeye filan kalkışmayacaktı. Kemal'i İsmet ve Fevzi ile birkaç yakın dostu dışında, onu çevreleyen
Ona gelenlerden bâzılarına, "Hepimiz, bütün Müslüman kar- kumandanların, politikacıların ve eski düşmanlarının onu bir türlü
deşlerimizin özgür olmasını dileriz. Ancak, dileklerimizin ötesinde kendi üstleri olarak benimsemeyişleri gerçeğine kör etmemişti. Pek
onlara hiçbir şekilde yardım edemeyiz" cevabını verdi. çoğu ona karşı kişisel bir nefret duyuyordu. Yabancı düşman yenil-
dikten sonra artık hiçbirinin egemen konumunun sürmesine izin ver-
Meclis'te de şunları söyledi: "Ben ne bütün İslam milletlerinin meyecekti. İktidar için mücadele etmesi gerekiyordu, onlar da kuşku-
birliğine, hatta ne de Türk halklarının birliğine inanıyorum. Her biri- suz karşı koyacaklardı. Meclis onu yaklaşan Barış Konferansı'na
miz kendi ideallerine sahip olma'hakkına sahibiz, ancak, hükümeti- ilişkin durumu ve düzenlemeleri tartışmak üzere iki kez Ankara'ya
miz gerçeklere dayanan belirli bir politika izlemeli ve bir tek amaçla, çağırmıştı. Onu gözlerinin önünde bulundurmak istediklerinin farkı-
doğal sınırları içindeki milletinin bağımsızlığını ve yaşamını koruma ndaydı. Onu, askeri tehlikeyi savuşturmak için geçici olarak diktatör
amacıyla çalışmalıdır. Ne duygusallık ne de yanılsama, siyasamızı et- yapmışlardı. Muzaffer kumandanın sürekli diktatöre dönüşmesine
kilememelidir. Düşleri ve hayaletleri bir yana bırakılım! Geçmişte izin vermemekte kararlıydılar.
bunlar bize çok pahalıya mal olmuştu."
Onlara karşı hazırlıklıydı. Bir akşam her zamanki sakin tavrı,
Bolşevikler'e daha da açıkça red cevabı verdi. Moskova'dan Uk- içinde Halide Edib ona dedi ki:
raynalı General Frunze'nin başkanlığında bir heyet gelmişti. Azer-
152 153
"Banştan sonra dinleneceksiniz Paşam; çok zor bir mücadeleden
çıktınız." Ankara'da bir içki sofrasının çevresinde bir araya geldiler. Refet
"Dinlenmek mi, ne dinlenmesi?" dedi Mustafa Kemal yırtıcı bir eskisi kadar konuşkandı, her zamanki gibi diliyle olduğu kadar kafası
tavırla. "Yunanlılar'dan sonra birbirimizle dövüşeceğiz; birbirimizi ve elleriyle de devamlı gevezelik ediyordu. Moskova'daki bir diplo-
yiyeceğiz." matik görevden henüz dönmüş olan Ali Fuad ve Rauf da oradaydılar.
"Bu, gerçekten gerekiyor mu?" 1919'da Amasya'daki ilk toplantıda Mustafa Kemal'le birlikte olan
aynı kişilerdi. O zaman kendilerinden destek istemişti. Her üçü de
"Muhaliflerime ne buyurulur?" diye bağırdı Mustafa Kemal. önemli şeyler yapmış olan önemli adamlardı.
Gözlerini kızgın olduğu zamanlardaki gibi kısmış, bakışlarına Karşılarında gücünün ve prestijinin fazlasıyla farkında, başarıs-
meşum bir parıltı yerleşmişti. "Onları halka linç ettireceğim. Hayır!
Dinlenmeyeceğiz. Birbirimizi öldüreceğiz" diye sözüne devam etti, ından emin, iradesini zayıflatacak pişmanlık ya da herhangi başka
sesi hafiflemişti, "Dahası, bu mücadele sona erdiği zaman, her şey çok duyguya, kararlarını karmaşıklaştıracak hiçbir bağlantıya yer verme-
sıkıcı olacak. Yeni bir heyecan bulmamız gerekecek." diği için sert ve güçlü olarak, meşum ve kurşuni bakışlariyle Mustafa
Kemal oturmuştu. Kendi muhakemesine, yeteneğine ve talihine duy-
Ankara'ya hemen dönmesinin imkansız olduğu haberini gönder- duğu olağanüstü inancı da çok güçlüydü. Hiçbir tereddüdü yoktu:
di; askeri görevleri onun İzmir'de bulunmasını gerektiriyordu. Planlarını gizlemek için onlara kaçamak cevaplar verecekti. Fakat
Başvekil Rauf ile bir dizi politikacı onun peşinden gitti. Onun hiçbir kuşkuya kapılmadan ve acımasızca ne kadar üzün süre bekle-
görüşlerini öğrenmek niyetindeydiler.Yeni Türkiye'de hükümet ne mesi, hangi silahı kullanması gerekirse gereksin ve bedeli ne olursa
olmalıydı? Ankara'da iktidar sahibi geçici bir hükümet vardı. İstan- olsun, istediğini elde etmekte son derece kararlıydı. Mustafa Kemal
bul'daysa, sadrıazamları ve nazırlarıyla Halife-Sultan, ama bu artık Amasya'da desteklerini rica eden kişiden çok farklı biriydi.
hükümetin sadece ismi kalmıştı. Çoğunluk Padişahın anayasal bir Rauf ve Refet, Mustafa Kemal'in düşüncelerinden haberdard-
hükümdar olarak Mustafa Kemal'in de ilk sadnazam olarak birbirine ılar. Onun tüm bu devrimci görüşlerini işitmişlerdi. Ne ki, geçmişte
kaynaştırılması görüşünden yanaydı. Bu konuda Mustafa Kemal'in bütün bunlar köşeye sıkışmış bir halde savaşan bir adamın teorileri
görüşleri neydi acaba? iken, artık Mustafa Kemal bunları gerçeğe dönüştürebilecek kudrete
Fakat o, düşüncesini bir sır olarak kendisine sakladı. Anayasal sahip durumdaydı. Bunu yapacak mıydı? Yoksa çoğu zaman
Padişah'ın sadnazamı olmak gibi bir niyeti yoktu.Kendi görüşleri son görüldüğü gibi, ateşli devrimci iktidara geldiği zaman, temkinli bir
derece kesin ve devrimci nitelikteydi. Yabancı düşmanlar gider git- yöneticiye mi dönüşecekti?
mez Saltanat, Hilafet, Osmanlı İmparatorluğu'nün bütün fazlalıkları Bunu öğrenmeliydiler; bütün gelecek buna bağlıydı. Rauf hiç za-
gibi, onların peşinden gitmeliydiler. Bütün o eski yararsız debdebe- man kaybetmedi, hiçbir kurnazlığa başvurmaksızın doğrudan doğru-
siyle modası .geçmiş saçmalıklarıyla tarihin derinliklerine gömülme- ya konuya girdi.
liydiler. O, Cumhuriyeti ilan edecek ve bu değişiklik kılıfı altında ken- "Bazıları sizin saltanat ve hilafeti ilga etmeye niyetlendiğinizi
disi tam yetkili yönetici olacaktı. Bundan sonra da Türkiye'yi bütün söylüyorlar. Bu doğru mu Paşam?" diye sordu!
ayrıntılarıyla yeniden biçimlendirecekti. Fakat şimdilik ihtiyatla ha- Mustafa Kemal ihtiyatla, "Öncelikle bu konuda sizin görüşleri-
reket etmek ye niyetlerini gizlemek zorundaydı. Muhalefetin nizi öğrenmek isterdim" dedi.
gücünden henüz emin değildi.Türkler'in hepsi tutucu ve dindardı. Ordu Her ikisi de sağlam karakterli, her ikisi de tutkularınca yönlendi-
ona bağlıydı gerçi, ama Padişah ya da Halife'ye hücum etmesi ha- rilen bu iki kişi arasında, ortak düşmanları olan Yunanlılar'ın gidişiy-
linde, askerler bile ona karşı direnebilirdi. Ordusuz, o bir hiçti. le, kaçınılmaz olan rekabet artık başlamıştı: Hiçbir şeye bağlı olma-
Rauf kuşkuluydu. Sorularında ısrar ediyor, Barış Konferansı'nın yan devrimciye karşı tutucunun; sözde diktatöre karşı anayasal
ayrıntılarında konunun saptırılmasına engel oluyordu. Mustafa Ke- hükümet, y anlısının, her şeyi kökünden söküp atmak ve yok etmekte
mal zaman kazanmak için, onunla Ankara'da görüşmeyi ve düşünce- kararlı kişiye karşı, geleneğe ve istikrarlı gelişme yanlısı arasındaki
lerini ona orada aktarmayı kabul etti. çekişmeydi bu.
154
155
Rauf. XLVI

Mustafa Kemal işleri biraz ağırdan alması gerektiğini farket-


mişti. Muhalefet, beklediğinden de güçlüydü. Ya fırsatı yakalamak
için beklemeli ya da bu fırsatı kendisi yaratmalıydı. Bunun için bek-
lerken, olaylar tam da onun istediği doğrultuda gelişti.
Refet'in evindeki toplantıdan bir hafta sonra İngilizler, Pa-
dişah'ın barış şartlarım tartışmak üzere Lozan'a bir heyet gönderme-
ye, aynı çağrıyı Ankara'daki Meclis'e iletmeye çağırdılar. Bu, çok
düşüncesizce yapılmış bir hataydı:
Sonuçta büyük bir infial yarattı. Birkaç kişisel yandaşı dışında,
artık her gerçek Türk Vahideddin'den nefret ediyordu. O, Türkiye'yi
mahvetmek isteyen İngilizler ve Yunanlılar'ın yanında yer almış olan
bir vatan hainiydi. Vahideddin ve Lloyd George, işte gerçek ulusal
düşmanları bu iki kişiydi. Ve bir vatan haini olması dolayısıyla, Vahi-
deddin'e olan nefretleri iki kat şiddetliydi.
Çağrı gelir gelmez büyük bir öfke çığlığı yükseldi. İstanbul'da
Padişah'ın adamları dövüldü. Padişah'ı desteklemiş olan gazeteci Ali
Kemal, müttefik polis gücünün gözleri önünde güpegündüz kentin
belli başlı klüplerinin birinden sürüklenerek çıkarıldı, İzmit'e
götürüldü ve taşlanarak öldürüldü. Padişah'ın hizmetlileri, nazırları,
"Babam ve ben" dedi Rauf, "Padişah'ın ekmeğini yedik. Şu anda hatta sadrıazamı sokağa adım atmaktan çekinir oldular.
Padişah tahtında oturan vatan haininden, Vahideddin'den söz etmi- Ankara'da Meclis toplanmış, meb'uslar pürhiddet bakışıyor-
yorum elbette. O gitmelidir ve yerini yeni Padişah almalıdır. Fakat be- lardı. Bu İstanbul hükümeti de neydi? Türkiye'yi kurtarmak için ne
nim gibi her gerçek Türk, Halife Padişaha bağlıdır. Biz, hükümdara yapmıştı? O modası geçmiş yaşlı budala, Sadrıazam Tevfik Paşa,
arka çıkmalıyız. Bundan başka, devlet içinde hiçbir uyruğun göz di- çağrıyı imzalama hakkını nereden almıştı? O ve tüm kabinesi köpek-
kemeyeceği kadar yüksek ve ulu bir makamın bulunması da zorunlu- lerden, düşmüş insanlardan, vatan hainlerinden ve İstanbul'daki dal-
dur. O dakikada, bütün Türk halkının duygularını ifade ediyordu. Re- kavuk padişahın çanak yalayıcılarından oluşuyordu. Türkiye'de
fet bu görüşe katıldı. Ali Fuad, Moskova'dan henüz döndüğü ve duru- yalnızca bir tek hükümet vardı, o da kendilerinin Büyük Millet Meclisi
mu yeterince bilmediği mazeretini beyan ederek çekimser kaldı. hükümetiydi.
Mustafa Kemal kaçamak cevap verdi. Eylem zamanının henüz gel- Mustafa Kemal, zamanın geldiğini, hemen harekete geçmesi ge-
mediğini anlamıştı. Beklemesi gerekiyordu.
rektiğini, aksi takdirde hiçbir zaman başaramayacağını anladı.
"Bunu tartışmak için bir neden göremiyorum" dedi; Rauf belir- Meb'uslan Vahideddin'i yurtdışına sürmeye, hatta belki Saltanat'ı
gin bir cevap için baskı yapınca da: "ileri sürdüğünüze benzer bir ni- kaldırmaya ikna edebileceğini gördü. Hilafete saldırma riskini göze
yetim yok. Esasen yarın Meclis'te bu konuya ilişkin bir açıklama ya- almayacaktı: Bu en yoksul köylüye varıncaya değin tüm halkın dinsel
pacağım."
duygularını incitebilirdi, ve bu konuda hiçbir şekilde destek bula-
Diğer üçü tatmin olmuş bir halde konuyu kapattılar ve şafak cağını da sanmıyordu.
sökünceye dek keyifle içki içtiler. Ertesi gün Mustafa Kemal söz ver- Bütün meb'usların öfkeli çığlıklar atarak tartıştıkları bir sırada,
diği gibi, Meclis'te konuşma yaptı. Meclis'teki hengamenin ortasında Mustafa Kemal içeri girdi ve Mec-
157
156
lis'ten kendisini dinlemesini istedi; Saltanat'la Hilafet'in birbirinden ceğiniz iş. Ama ne olursa olsun bu gerçekleşecektir; bu arada bazı-
ayrılmasını ve saltanatın ilga edilerek Vahideddin'in yurtdışına larının kafaları kesilse dahi.."
sürülmesini teklif etti. Diktatör emirlerini vermişti. Saygıdeğer başkan ayağa kalktı ve
Bütün öfkesine rağmen, Meclis son derece hayati bir karara konuştu: "Efendiler," dedi, "Gazi bize meseleyi bizim ele
doğru sürüklendiğini anladı. Meb'usların heyecanı bir anda söndü, aldığımızdan çok farklı bir bakış açısından izah etti."
teklifi tartışmaya başladılar. Meb'uslar tehlikeden kurtulmak için aceleden birbirlerini ite ka-
Mustafa Kemal elindeki kartlarının bir kısmını göstermişti. ka Meclis'e bu önerinin yasalaştırılmasını tavsiye etmeye koştular;
Henüz başarısızlığı kaldırabilecek kadar güçlü değildi. Kişisel taraf- Saltanat kesinlikle Hilafet'ten ayrılmalıydı; Saltanat'ın kesinlikle il-
tarlarından seksen kişinin de desteğiyle, derhal bir oylama yapılması- ga edilmesi ve Vahideddin'in ülkeden çıkarılması şarttı. Uzun giysi-
nda ısrar etti. Meclis teklifi Özel Adalet Komisyonu'na havale etti. lerinin eteklerini kavuşturarak, bu zincirsiz bozkurt üzerlerine atla-
madan önce savuşabilmek için kaçıştılar.
Özel komisyon ertesi gün toplandı. Hukukçularla din adamları
ndan oluşmuştu. Saatlerce tekdüze bir havada, Saltanatın Hilafetten
ayrılması konusunu tartıştılar. Başkan, uçuşan cübbesi ve uzun sakal- Meclis, tasarıyı görüşmek için hemen oturuma geçti. Tartışmaya
lanyla, mağrur bir din adamıydı. Sakallı hocayı bir diğer sakallı hoca, başladılar. Mustafa Kemal, Meclis'in genel havasının kendisine karşı
uzun ve can sıkıcı konuşmalarıyla bir hukukçuyu diğeri izliyordu. Es olduğunu anlamıştı. Bir ah evvel oylamaya geçilmesini sağla-
ki belgelerden, Kur'an ve Şeriat'in çok derin tefsirlerini yapıyorlardı. malıydı.Her ne pahasına olursa olsun kazanması şarttı. Kişisel taraf-
Bağdad ve Kahire halifelerinin geçmişe gömülmüş tarihlerinden tarlarını toplantı salonunun bir tarafına topladı ve derhal açık oylama-
yüzlerce örnek gösterdiler. Arapça kelimelerin anlamlarındaki her bir ya geçilmesini istedi. Kimi meb'uslar tasarının ad okunarak oylan-
nüansı tartışarak uzayıp giden saatler boyunca bu minvalde konuştu
lar, konuştular. Her nokta üzerinde kılı kırk yararcasına durup yalın masını talep etti. Mustafa Kemal buna karşı çıktı. Taraftarları si-
cümleleri karmaşık savlarla dağıttılar ve tartışmanın iyice tadını lahlıydı; içlerinden bazıları her şeyi yapabilecek karakterdeydi; emir
kaçırdılar. - alırlarsa silahlarını hiç duraksamadan kullanacakları kesindit
"Meclis'in oybirliğiyle kabul edeceğinden eminim" dedi. Sesin-
Kurşuni üniforması içindeki Mustafa Kemal, bir köşede, sinirleri den bir tür tehdit seziliyordu ve taraftarları da ellerini bellerine
bozulmuş fakat ses çıkarmadan onları seyrediyor, atılmak üzere olan atmışlardı. "Ellerin kaldırılması yeterlidir."
yabanıl bir bozkurt gibi gergin oturuyordu.
Başkan bir gözü Mustafa Kemal'de, tasarıyı oylamaya koydu.
Komisyon teklifin karşısındaydı. Bir üyesi bile teklifin lehine ko- Birkaç el yükseldi.
nuşmamıştı. Kaybedecekti.
"Oybirliğiyle kabul edildi" dedi Başkan.
. Ne ki, daha ilk raundda kaybetmeyi göze alamazdı. Önemsiz şey- Bir düzine kadar nıeb'us protesto etmek için şuraların üstüne
ler hakkında yapılan bu amaçsız, sonu gelmez tartışma onu
kızdırmıştı. Sinirleri iyice bozulmaya başladı. Bu rnalumat-furuş bu- fırladılar. "Bu doğru değil, ben karşıyım!" Diğerleriyse, "Otur yerine!
dalalar sürüsü, ölü bir kurumun yozlaşmış yapısını destekleyecek ma- Kes sesini! Domuz!" diye bağırıp ıslık çaldılar; birbirlerine sövüp
teryal bulmak için kelimelerle oynarken, Gazi, egemen olarak kendisi saydılar.
bütün gün oturup bekleyecekmiydi? Tam bir velvele çıkmıştı. Mustafa Kemal'den gelen işaret üzeri-
Ansızın bütün kontrolünü kaybetti. Öfkeden titreyerek, homur- ne, Başkan bütün bu gürültüyü bastırmak için bağırarak kararını tek-
rar etti. •
danarak bir masanın üzerine sıçradı ve toplantıyı durdurdu."Efendi-
"Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin oybirliğiyle aldığı karar so-
ler, Osmanlı Sultanı egemenliği halktan zorla almıştır," dedi, "ve halk nucu Saltanat ilga edilmiştir"* diyerek oturumu kapattı. Mustafa Ke-
şimdi zorla onu geriye alıyor. Saltanat Hilafe'ten ayrılmalı ve
kaldırılmalıdır. Bu görüşe katılır ya da katılmazsınız, bu sizin bile- 1 Kasım 1922 (ç.n.)
158 159
mal taraftarlarıyla çevrilmiş olarak Meclis'den ayrıldı. dönmüştü; kendisine bir genç kızınki gibi tiz sesiyle çığlıklar atarak
bir şeyler söyleyen hafem ağasına küfrediyordu; harem ağasının
Bunun arkası çabucak geldi. Beş gün sonra Refet, Harrington'ın taşıdığı valiz ortadan kaybolmuştu; neredeydi?
burnunun dibinde yapılan bir darbe ile İstanbul'un denetimini ele ge- Sonunda valiz motorda bulundu.Vahideddin içini kontrol etti.
çirdi ve Padişah hükümetini fesh etti. Her şey yerli yerindeydi; rahat bir nefes alarak kamarasına döndü; va-
Padişah birkaç gün dayandı. Sonra Harrington'a bir haberci lizde muhteşem altın kahve takımlarıyla toplama fırsatı bulabildiği
gönderdi. Bu adam, Vahideddin'in maiyetinden hâlâ güven duyduğu mücevherleri bulunuyordu.
tek kişi olan Saray orkestrasının şefiydi. Bir saat sonra Vahideddin bir İngiliz savaş gemisinin içinde, ira-
Şef, yaşlı ve sarsak biriydi. İngiliz ordusu karargâhına büyük bir desiz, gevşek ve dehşete kapılmış yaşlı bir adamın sonuna ulaşmak
gizlilik içinde gelmişti. Vahideddin herhangi bir yazılı belge vermeyi üzere, Türkiye'den uzaklaşmış bulunuyordu.
reddettiği için, elinde hiçbir şey yoktu ve Başkumandandan başka hiç Yeğeni Abdülmecid, onun yerine bütün Müminlerin Halifesi ol-
kimseyle görüşmeyeceğini söylüyordu. du, ne varki, elinde hiçbir dünyevi güç ya da makam bırakı-
Sonunda Harrington onu kabul etti. Korkudan titreyen ve kekele- lmamıştı.
yen yaşlı şef, getirdiği mesajı güç bela aktarabildi: Zat-ı Şahane, Pa-
dişah hazretleri iyi kalpli İngiliz generalinin ve İngiliz hükümetinin XLVII
korumasını büyük bir arzuyla istirham etmekteydi: Zat-ı Şahaneleri,
yaşamının tehlikede olduğundan emindi: Zat-ı Şahaneleri mümkün
olduğu kadar çabuk kaçmaya karar vermişti. Mustafa Kemal kazanmıştı, fakat yalnızca dar sınırlar içinde bir
kazançtı bu. Muzaffer kumandan olarak prestiji ve Vahideddin'e
karşı duyulan genel nefret, onu daha yükseklere taşımıştı. Padişah ve
İki gün sonra İngilizler'e ait bir ambulans, sarayın arka kapıları- Saltanat ortadan kalkmıştı.
ndan birinin önünde durdu. Yanında oğlu, bir bavul ve bir çanta
taşıyan bir harem ağası olduğu halde, Vahideddin dışarıya çıktı. Fakat bu arada dersini de almıştı. İktidarı elinde tutabilmesinin
tek yolu, onun her santimetresi için mücadele etmesinden geçiyordu.
O sabah hava oldukça kapalıydı ve hafif yağmur çiseliyordu. Asker ya da politikacı olsunlar, meb'uslar ona karşıydılar. Çoğu ona
Bir İngiliz emir subayı ambulansın arkasındaki ahşap merdiveni güvenmiyor ve ondan çekiniyordu; pek çoğu da ondan kişisel olarak
indirdi. Bir elinde sıkıca kavradığı şemsiyesiyle, Osmanlı İmparator- hoşlanmıyordu.
luğu'nün sonuncu Padişahı, tüm Türkler'in hükümdarı, Grand Seig- Yabancı işgalcilere karşı savaşta, yanında yer almışlardı. Şim-
neur (Büyük Efendi), Dünyanın Dehşeti olan adam, ahşap merdiven- diyse onu yöneten, hatta önder olarak pek azı kabul ediyordu. Pa-
leri tırmanmaya çalıştı. Şemsiye kapıya takılmış, içeri girmemekte di- dişah'm yurt dışına çıkarılmasıyla ülkede yasal bir hükümdar kal-
reniyordu. İhtiyar adam zayıfça şemsiyeyle mücadeleye girişmişti, mamıştı. Yeni Türkiye'nin hükümet biçimine bundan sonraki birkaç
gittikçe hırçınlaşıyor ve huzursuzlanıyordu: Islanacağı için şemsiyeyi hafta içinde karar verilecekti. Halk, yüreğinin derinliğinde tutucuydu.
kapamak ve onu bırakmak istemiyordu. Bir İngiliz subayı şemsiyeyi Meclis bir tür anayasal monarşiden yanaydı. Diktatör olmak gi-
elinden çekip aldı ve yaşlı adamı merdivenlerden çıkarıp kapıyı rişiminde bulunduğu dakikada ona karşı çıkacaklardı. Devrimci re-
üstüne kapattı. Ambulans hareket etti.
formlarının en ılımlısı bile bir fırtına koparacaktı.
İskelelerden birinden bir motor son hızla yola çıktı. Bir İngiliz sa- Kararını ağır ağır verip hazırlandıktan sonra, darbesini ancak
vaş gemisinde, İngiliz Filosu Başkumandanı olan Amiral, Padişah'ı emin olduğu zaman indirmek, onun alışkanlığıydı. Padişah'a karşı
hükümdarlara yaraşır bir törenle karşıladı.* eyleme geçmekte acele etmiş ve henüz hazır olmadan elini göster-
Ansızın bir feryat işitildi: Vahideddin telaşla güverteye mişti. Artık oturmalı ve bu kez planı iyice düşünerek hazırlamalıydı.
* 17 Kasım 1922 (Ç.n.) Rauf'la ittifak yapabilirdi, ne ki, bu en iyi ihtimalle sadece anayasal
hükümetin ismen başkam olması anlamına gelecekti. Bunu deneme-
160 161
ye hiç niyeti yoktu. O, diktatör olacaktı.
ra büyük bir saygıyla davranıyor, fikirlerini ve dileklerini dikkatle
O sırada onları zorlayabilmişti, ama bunun pek bir anlamı yoktu. dinliyordu.
Ordu şimdilik kendisine sadıktı, fakat kısa bir süre sonra, ilerdeki Onlara "Cemiyetinizi dağıtmayın. Yabancı düşman gitti, fakat
barış ve yoksulluk günlerinde zaferleri unutulacaktı. Bir avuç yandaşı savaş henüz sona ermedi.Ülke vatan hainleriyle dolu. Cemiyetinizi
revolverleriyle yanında hazır bekliyorlardı, ama Meclis'i ve milleti genişletin; beni destekleyin bana itaat edin. Birlikte olursak, yeni
sonsuza dek korkutarak durdurması mümkün değildi. Türkiye'yi -kanınız pahasına geri aldığınız Türkiye'nizi- içerdeki ve
Zor'dan başka bir şeye sahip olması gerekiyordu. Silah olarak si- dışardaki tüm düşmanların saldırılarına dayanabilecek kadar sağlam
yasal bir savaş makinesi yaratmalıydı; böyle bir makine elinde hazır temeller üzerine kurabiliriz. Sizler, Halk Fırkası'm oluşturacaksınız.
bekliyordu zaten. Bütün sadık Türkler'i cemiyetinizin çatısı altında toplayın. Türki-
Rauf ve Refet'le birlikte 1919'da yarattığı yerel direniş komiteleri ye'yi yönetecek olan sizler, yani halk, yani Halk Fırkası'dır" şeklinde
(Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri) zamanla tüm açıklamalar yaptı.
ülkeyi saran büyük bir örgütlenmeye dönüşmüştü. Bu cemiyetler, Yu- Kafasındaki devrimci dönüşümlerden söz etmekten özenle
nanlılar'ı ve İngilizler'! sürüp çıkaran ve Türkiye'yi zafere götüren kaçındı: Bu yalın, sadık, tutucu köy halkını, özellikle dine yapılacak
Milliyetçi örgütün belkemiğini oluşturmuştu. bir hücumdan söz etmesi, fazlasıyle ürkütebilirdi. Zaman ve firsatjl-
Cemiyet hâlâ varlığını koruyordu. Bu askeri bir örgüttü. Hâlâ verdiği sürece, bu insanları kamçılayacak konuşmalar yaprnaktâîfgV
ateşli bir yurtseverlikten esinleniyordu. Cemiyet, Başkumandan ola- ri durmadı.
rak doğrudan onun emri alımdaydı. Cemiyetler, onun isteklerini memnuniyetle kabul ettiler.
Bu örgütü sıkı disiplinli ve doğrudan kendi denetimine bağlı bu- Köylüler son ferdine kadar'onun yanındaydı. Ona bağlılık yemini etti-
lunacak ve Türkiye'nin gerçek yöneticisi olacak bir partiye ler. Halk Fırkası'na* katıldılar -ve köylülerin bağlılığı, makul bir
dönüştürmeye karar verdi. Ona "Halk Fırkası"* adım verecekti. Parti ücret ödenmesi şartiyle, sadık bir ordunun varlığı anlamına geliyor-
yöneticilerinin maaşlarından ayrı bir gelirleri olması, kendi alan- du.
larında güç ve memuriyete atama hakkı bulunması gibi özel ayrıcalı- Böylece kişisel nüfuzunu yerleştiren Mustafa Kemal, halkın
kları olacaktı. Bir kasaba ya da köydeki Halk Fırkası komitesi, resmi duygularını sezerek, cemiyetin sağlam desteğini almış.ve temsilcile-
dairelerde görev yapmak üzere kimin belediye başkanı, muhtar, rini de atamış olarak düşmanlarıyla hesaplaşmak üzere Ankara'ya
imam, mal müdürü, polis, cpostacı, çöpçü, gündelikçi kadın olarak döndü.
çalıştırılması gerektiğine karar verecekti. Böylelikle komiteler kişisel
olarak kendisine bağlanmış olacaklardı; kendi başarısı ya da
başarısızlığı onları da doğrudan etkileyecekti. XLVIII

Planlarını yaptı ve bir yurt gezisine çıktı. Her yerde alkışlarla Mustafa Kemal hücumu meb'usların dokunulmazlığının kaldır-
karşılanıyordu: Gazi, Vatanın Kurtarıcısı olarak selamlanıyordu. ılmasına ilişkin bir kanun teklifiyle başlattı. Hemen ardından, gazete-
Kahramanlarım görmekten dolayı halk sevinçten çılgın gibi onu se- ler üzerinde uygulanacak sıkı bir sansür ve toplantıların polis deneti-
lamlıyordu. Bir yönetici olarak idealdi: Güçlü bir erkek ve başarılı bir mi altına alınması yoluyle daha etkili olan ikinci darbeyi indirdi.
kumandan; kaba olması ve sefih bir yaşam sürmesi durumu değiştir- Meb'uslar kanun teklifini öfkeyle kaldırıp attılar ama sansür ya da po-
miyordu, halkı onu anlayışla karşılıyordu. lisiye eylemi engellemek konusunda yapabilecekleri hiçbir şey yok-
tu. Hâlâ savaş hali içindeydiler ve hükümet biçimi henüz karar-
Ülkede dolaştıkça, tasarladığı örgütün kalıntılarını da bir araya laştırılmamıştı; üstelik Mustafa Kemal hâlâ başkan konumundaydı.
getiriyordu. Her yerde duruyor, direniş komitesini çağırtıyor ve onla- Yurt gezisinin önemini anlamışlardı; neyin peşinde olduğunu biliyor-
* M. Kemal Halk Fırkası adında siyasi bir parti kurulması yönündeki
fikrini açıklıyor. 7 Aralık 1922 (ç.n.) * 8 Nisan 1923 Dokuz umdenin belirlenmesi ve Halk Firkası'nın ku
rulması. (c.n.)
162 163
lardı; bir fırsatını bulduğu anda içlerinden ona muhalefet eden herkes- cağını ileri sürdüler. İsmet'e gelince, zavallı sağır İsmet'in diplomasiyi
den intikam alacağının farkındaydılar; onun henüz tabanından emin tam tahmin ettikleri gibi, beceriksizce yürüttüğünü sözlerini sakı-
ve çok şiddetli bir eyleme geçmeye hazır olmadığını, fakat aynı za- nmadan söylediler; kendilerinin onayı alınmadan onun asla Lozan'a
manda onu durdurmayı başaramayacaklarını anladılar. . gönderilmemesi gerekiyordu; ona ne saygıları ne de inançları vardı;
Farklı bir cepheden saldırdılar. Mustafa Kemal, Barış Konfe- bir kumandan olarak iyi olabilirdi, gerçi hayatında hiçbir muharebe
ransı konusundaki tüm düzenlemeleri kendi eliyle yapmıştı. Çok kazanmamış, üstelik Eskişehir'i de Yunanlılar'a terketmişti; bir dip-
kişinin protetosuna karşın, Türk heyetinin başkanı olarak İsmet'i lomat olarak ise tam bir felaketti; her şeyi karmakarışık etmişti. Onun
göndermiş ve ona kişisel olarak talimatlar vermişti. Hükümet ve mec- hakkında bir gensoru hazırlamışlardı ve Konferansı tamamlaması
lis yok sayılmıştı. için bir başkasını göndermek niyetindeydiler.
Konferans kasımda başlamıştı. Başından itibaren işler çok kötü Sahip olduğu tüm feraset ve nüfuzu kullanan Mustafa Kemal,
gitmişti. Müttefik delegasyonlarına Lord Curzon egemen durum- gensoru oylamasını oyalamaya çalıştı. Akıllı da olsa, aptal da olsa,
daydı. O ve İsmet, her noktada ters düşüyorlardı. Curzon mağrur ve ismet onun adamıydı; emirlerini harfiyen yerine getiriyordu. Lozan'a
kibirli, büyük bir yüksek vali, debdebeli bir bürokrat olarak, yanlarına dönmesi ve bu kez başarması gerekiyordu; Lozan bir zafer, onun zaferi
lütfen, geliyor ve Türkler'e şartları dikte etmek istiyordu. İsmet ise, olmalıydı.
dik başlı, sağır ve kalın kafalıydı. Her ikisi de inatçıydı, bütün o kış, Meb'uslardan bazılarını Rauf'un aslında Lozan'a kendisi gitmek
haftalar boyu birbirleriyle tartıştılar ve kavga ettiler. Bu arada diğer istediği için kişisel kırgınlıklardan ötürü istifa ettiğini söyleyerek,
delegeler de bir çözüme ulaşabilmek için uğraşarak çevrelerinde onun aleyhine kışkırttı. Diğerlerine sözler verdi; kimilerini de tehdit
dönüp duruyorlardı. Şubat'ta hiçbir sonuca ulaşmayan konferans ke- etti; kişisel taraftarlarını toplamış, hazır bekliyordu.
sintiye uğradı ve İsmet, Ankara'ya doğru yola çıktı. Gensoru oylaması geri bırakıldı. İsmet bu zor işi başarmaya az-
Mustafa Kemal için, Konferans'ta sağlanacak başarı son derece metmiş olarak Lozan'a döndü. Mutlaka başarmalıydı. Lozan'da
önemliydi. Bir başarısızlık, kendi askeri zaferlerinin değerini gölge- başarısızlık demek, Mustafa Kemal'in prestijinin sonu demekti:
leyebilirdi. İsmet'le buluşmak üzere alelacele Eskişehir'e gitti, ondan Başarısızlık Mustafa Kemal'in yanı sıra kendisinin de sonu demekti.
son haberleri aldı ve geriye birlikte döndüler. Ankara'da Başvekil Rauf
ve meb'usların çoğu protokol kurallarının gerektkdiği gibi, onları Bu arada Mustafa Kemal gece gündüz demeden, Halk, Fırkasının
istasyonda karşılamadılar. örgütlenmesi için uğraşıyordu. Zaman çok azdı. Bir bunalımın eşiğin-
Mustafa Kemal büyük bir öfkeyle Rauf'u çağırtıp, ondan bir açı- deydiler. Meclis tehlikeyi anlamış durumdaydı. Elinin altında böyle
klama yapmasını istedi. Rauf, İsmet'i karşılamak istemediğini söyle- bir aygıtla, Mustafa Kemal bir müstebide dönüşecekti. Ona, yeni par-
di; başvekil olan İsmet değil, kendisiydi. İsmet Lozan'a kendisine hiç tinin başkanlığından istifa etmesi konusunda ricacı olarak bir heyet
danışılmaksızın gönderilmişti. Dahası, Mustafa Kemal vekillere yolladılar; heyet hiçbir siyasal partinin başı olmaması gerektiğini ileri
danışmadan gidip İsmet'i karşılamak hakkında sahip değildi; bu dav- sürdü; Devlet başkanı olarak tarafsız ve partiler üstü kalmalıydı.
ranışı anayasaya aykırıydı; bu davranışla İsmet'in faaliyetleri hakkı- Mustafa Kemal heyete hücum etti. "Size katılmıyorum. Siz siya-
nda Meclis'in kararını önceden etkilemiş oluyordu. Protesto etmek sal fırkaların birinin başkanlığından söz ediyorsunuz. Oysa Devlet
için başvekillikten istifa etti. O andan itibaren, İsmet'in düşmanı ve içinde yalnız bir tek siyasal fırka var. Birleşme esastır. Rakip fırkalar,
Mustafa Kemal'in muhalifi olmuştu. rakip teoriler olmayacaktır. Benim için bu tek fırkanın, Halk
Meclis saldırıya geçmek üzere Rauf'un arkasında toplamaya Fırkası'nın ve Devletin başkanı olarak kalmak bir onur meselesidk.
başladı. Dokuz gün boyunca Barış Konferansı hakkında görüşüldü. Başka hiçbk fırka yok, sadece Halk Fırkası vardır."
Üstü kapalı olarak Mustafa Kemal'in Mudanya'da İngilizler tarafı- Bu cevap, Meclis'e karşı açık bir meydan okuyuştu. Gerilim art-
ndan oyuna getirildiğini, o sırada Ateşkesi kabul etmemesinin ve maya başladı. Mustafa Kemal'in eski yoldaşları, son dört yılın kara
İstanbul'a yürümeye devam ederek koşullarını süngü zoruyle kabul
ettirmesinin, hatta gerekirse Atina'ya kadar gitmesinin daha iyi ola- 165
164
günlerinde onun yanında yer alan kişiler, şimdi ondan uzaklaşıyor ve
Rauf'un önderliğinde ona karşı birleşiyorlardı. Konferansı'ndaki görevini parlak bir başarıyla götürüyordu: Türkler
talep ettikleri hemen her şeyi elde etmiş durumdaydılar. Son düşman
Rahmi, Adnan, dört büyük askeri paşa, yani Kazım Karabekir, birlikleri, Harrington'la birlikte, kuyruklarını toplayıp İstanbul'u
Refet, Ali Fuad ve Nureddin, Türkiye'deki bütün önemli isimler onun
karşısındaydı. Çevresinde yalnızca İsmet ve Fevzi, kişisel taraftarları boşaltmışlardı. Parıltılı basan projektörleri, bir kez daha başarılı ku-
ve sofra arkadaşlarından oluşan] .,; yeni kurulan Halk Fırkası mandana, Mustafa Kemal'e çevrilmişti. Muhalifleri daha da güçlen-
başkanları vardı, ordfl>e halk arasındaki kişisel prestiji de sahip .ol- meden Önce, Yeni Türkiye'nin gelecekteki hükümet biçimine karar
duğu en önemli avantajdı. vermenin tam sırasıydı. Cumhuriyeti ilan edecek, kendisi de cumhur-
başkanı ve yasal önder olarak seçilecekti.
Meclis'teki yıkıcılık arttı. Meb'uslar birbiri ardına Rauf'a katıldılar.
Mustafa Kemal'i açıktan açığa eleştiriyorlardı. Diktatörlüğe, hele
hele Mustafa Kemal'in diktatörlüğüne kesinlikle boyun eğmeye- Ancak, özgür bir oylamada Meclis bunu asla kabul etmeyecekti.
ceklerdi. Onu çok yakından tanıyorlardı. O, yönetmeye uygun biri Meclis'i bu kararlan almaya kendisinin sevk etmesi gerekiyordu.
değildi; onları zafere götürdüğü için diktatör olma hakkına sahip ola- Küçük bir siyasal entrika tasarladı; bir bunalım yaratacak ve bundan
mazdı.Iyi bir asker! Evet ama, bundan öte değil! Güvenilebilecek yararlanacaktı.
türden biri değildi -kindar, gaddar, kötü mizaçlı ve fantastik devrimci Zaman kaybetmedi. Hükümet üyelerim Çankaya'daki evinde bir
düşüncelerle dolu biriydi. Böyle birinin yönetimi altında hiç kimse akşam yemeğine davet etti. Gelecekteki yönetim biçimi hakkında, tek
güvenlikte olamazdı. Ayrıca Mustafa Kemal kimdi ki, böyle bir kudreti tek her bakanın Meclis'e karşı sorumlu olduğu ve sürekli olarak
gasb etmek istiyordu? Zaferi kazanmak için onlar da ellerinden meb'uslann eleştiri sağanağı ile müdahalelerine maruz bulunduğu
geleni yapmamış, mıydı? Ermeniler'i bozguna uğratıp Rusya'yı bir mevcut sistemin yetersizliği hakkında uzun uzadıya tartıştılar.
antlaşma yapmaya zorlayan Kazım Karabekir değil miydi? Mustafa "Meclis'e bir ülkenin bu şekilde yönetilemeyeceğini göstermeli-
Kemal tehlikeden tamamen uzak, Samsun ve Sivas'ta Padişah'ın ya- yiz" dediğinde epeyce içki içmiş bulunuyordu; "Siz Heyet-i Vekile,
veri gibi davranıp, siyaset yaparken, İzmir civarında Yunanlılar'a yöneten siz olmalısınız. Meb'uslar şimdi yaptıklan gibi size rahatça
karşı direnişi örgütleyenler Refet ve Rauf değil miydi? müdahale edememeliler."
Bakanların her biri bu görüşe katıldı. Hepsi de meb'uslann bitip
Mustafa Kemal'in Meclis'te sahip olduğu çoğunluk yavaş yavaş tükenmeyen eleştirilerine ve denetimine karşıydı.
erimeye başladı. Azınlığa düşmeden önce yeni partisinin kuru- "Yarın hepinizin istifa etmenizi istiyorum" diye sözüne devam
luşunun yetişeceği umuduyle Meclis'i feshetti ve yeni seçimleri etti. "Meclis'ten yönetimi devralmasını ve hükümeti kurmasını iste-
yaptırdı.
yeceğim. Teklifleri ne olursa olsun, yeniden görev almayı reddetme-
Yeni Meclis, eski yıkıcılık ve düşmanlıklarla açıldı. Onun emir- niz ve işleri elinizden geldiği kadar güçleştirmeniz gerekiyor. Bundan
leri doğrultusunda oy kullanmıyordu. Meclis'te bir başöğretmenin sonra Meclis'in nasıl bir karışıklık içine düşeceğini birlikte seyrede-
haylaz sınıfıyla konuştuğu tarzda konuştuğu zaman, onu dinlemeyi ceğiz. Göreceksiniz, çok kısa zamanda, hepimizin geri gelmemizi is-
reddediyorlardı. teyeceklerdir."
Kaybedilecek hiç zamanın kalmadığı açıktı. Ajanlarından Halk Ertesi gün hükümet istifa etti ve Meclis yeni bir hükümet kurmak
Fırkası'nın hızla gelişmekte olduğuna ilişkin raporlar alıyordu. Fev- için çalışmalara başladı. Rauf'un muhalefet liderlerinin olmayışı ne-
zi, ordunun son askerine varıncaya değin bir bütün olarak onun yanı- deniyle, meb'uslar kendi aralarında anlaşamıyorlardı. Kulis yapıyor-
nda olduğunu garanti ediyordu; askerler maaşlarını ve tayınlarını lar, tartışıyorlar ve sonuçta her biri kendisi ve arkadaşlarının çıkarları
aldıkları ve iyi muamele gördükleri sürece ne yaptığına aldırmaya- doğrultusunda oy veriyorlardı. Müzakereler yapılıyor, nutuklar çeki-
caklardı. En büyük muhalifleri olan Rauf, Kazım Karabekir, Ali Fuad liyor ve kavgalar sürüyordu. Ortalık tam bir anababa gününe dönmüş
ve Nureddin şu sırada tesadüfen Ankara dışındaydılar. İsmet, Barış ama hükümet hâlâ kurulamamıştı.
İki gün sonra Mustafa Kemal, bu kez birkaç yakın arkadaşını
166
167
akşam yemeğinde sofra başına toplamıştı. Aralarında İsmet, Fevzi ve koşullar altında hükümet kurmanın imkansız olduğunu anlamalısınız: Bu
Kemaleddin de vardı. Bu kargaşayı onlara anlatırken gülümsüyordu.
Planı yürümüştü, hükümet hâlâ kurulamamıştı. Meclis'te entrika ve hükümet değil, kaostur.
kavgadan başka bir şey yoktu. Meb'uslar yumruk yumruğa gelmek "Sistemi değiştirmeliyiz. Türkiye'nin Cumhuriyet olmasına, başında
üzereydiler. bir Cumhurbaşkanı olmasına karar verdim."
Ansızın, "Buna bir son vermenin tam sırası" dedi, "Yarın Cum- Meclis bu ani bildiri karşısında şaşkına döndü. Yetkilerini Mustafa Ke-
huriyeti ilan edeceğim. Bu, bütün güçlüklerin çaresi olacak." mal'e sadece geçici bir bunalımı çözmek üzere bir hükümet kurması için
devretmişlerdi. Oysa yeni bir yönetim biçimi ilan ediyordu. Ne olursa olsun,
Diğerlerinin gitmesinden sonra bütün gece boyunca, şafak onun kararım kabul edeceklerine önceden rıza göstermişlerdi: Artık kabul et-
sökünceye kadar İsmet ve Mustafa Kemal pturup, Türkiye'yi cumhu-
riyete dönüştürecek olan bildirgeyi hazırladılar. mekten başka çareleri kalmamıştı.
Meb'usların yüzde kırkı oylamaya katılmadığı halde Türkiye'yi Cum-
huriyete dönüştürecek olan İsmet ve Mustafa Kemal'in hazırlamış olduğu-
Küçük entrika planladığı gibi yürümüştü. Meclis tam anlamıyla tasan yasalaştı ve Mustafa Kemal ilk cumhurbaşkanı seçildi.*
felç olmuştu. Birbirlerine dik dik bakıp sövgüler yağdıran ve her an
bir diğerinin gırtlağına sarılmaya hazır hale gelen meb'uslar, küçük Bu oylamayla Mustafa Kemal yasal egemen olmuştu. Artık başbakanını
gruplara bölümüşlerdi. Kemaleddin'in yeni kabineyi kurmak yetkisini ve bakanlarını atama yetkisine sahip olan Cumhurbaşkanıydı. Ayrıca Ba-
vermek üzere Mustafa Kemal'in davet edilmesine ilişkin Önergesini kanlar kurulunun, Meclis'in ve Halk Fırkası'nın da başkanıydı. Bundan
sevinçle karşıladılar. başka Başkumandan'dı ve orduyla halkı avucunda tutmaktaydı.
Hükümet yanlısı gazeteler -diğerleri sansürle susturulmuştu- bütün
Mustafa Kemal, Çankaya'daki evindeydi. İlk davete gitmedi; ta Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanından kaynaklanan sevinç konusunda ateşli
ki Meclis kendisine bir hükümet kuramadığını belirtip, genel başkan
olması için ikinci bir çağrıyı gönderinceye dek, yerinden bile kıpırda- makaleler yayınladılar. Gerçekteyse, Türk köylüsü ve kasaba halkı için bu
madı. O zaman dahi, kararlarının tartışılmaması koşuluyle gitmeyi olay kahvelerde bir sohbet konusu olmaktan pek öteye geçmemişti.-Neredey-
kabul etti. se açlık sınırında yaşamaktaydılar. İlgi alanları yaşamın temel güçlükleri,
tarlaları, hayvanları, küçük dükkanları, vergi memurlarının rüşvetçiliği,
Meclis'in giriş bölümünde, yeni kabineyi oluşturmaları için seç- oğullarının askerden sağ dönüp dönmeyeceği ve yaşlılıklarında kendilerine
tiği arkadaşlarını topladı -bütün muhalifleri dışarda bırakmıştı- ve bakıp bakmayacağı, kızlarının iyi bir kocaya varıp varmayacağı gibi konu-
toplantı salonuna girip, kürsüye çıktı. lardı. Kanlarının dırdırı, onlar için Ankara'daki Meclis'in tüm müzakerele-
Bir süre' aşağısında dizilmiş meb'uslara baktı, yüzü gergin, rinden çok daha gerçekti. Kahramanları, Mustafa Kemal ister Padişah ister
meşum ve asıktı, biraz da alaycıydı: Aşağıdaki bu küçük adamlara, Cumhurbaşkanı olsun, barış devam ettiği, yeterli yiyecekleri, yaşayacakları
kendisine dişlerini göstermiş olan bu farelere hükmeden güçlü bir ve uyuyacakları bir yerleri olduğu sürece, onlar için hiç farketmeyecekti.
kişilik. Kendi anlaşmazlıklarının şiddetinden, onunla mücadele ha-
linde olduklarım bile unutmuşlardı. Kafalarını kaldırmış ona bakı-
yorlar, sessizce bekliyorlardı. XLIX
Sonunda, "Bu meseleyi halletmem için beni çağırdınız" dedi.
"Meseleyi aslında kendiniz yarattınız. Bu bunalım, kesinlikle geçici Mustafa Kemal, baştan beri hedeflediği tam yetkili konuma hemen he-
bir sorundan kaynaklanmıyor. Bu, aslında hükümet biçimimizdeki men ulaşmıştı. Siyasal silahı, Halk Fırkası her kasabada, her köyde
temel bir hatadan kaynaklanıyor. Meclis hem yasama hem de örgütleniyordu. Ordu, doğrudan onun emrindeydi. Pençesiyle devle-
yürütmeyi üstlenmiş durumdadır. Her biriniz, her bir meb'us" diye tin tüm mekanizmasını kavramıştı. Ancak, asıl mücadele henüz
sürdürdü sözlerini, "hükümetin her kararım oylamak, her hükümet önündeydi.
dairesine el atmak ve her alanı etkiniz altında tutmak istiyor. Efendi- Arkadaşlarına her zaman Türkiye'den dini söküp atacağını kesin olarak
ler, hiçbir bakan bu koşullar altında görev almayı kabul edemez. Bu
*29Ekiml923(ç.n.)
168
169
L
belirtmişti. Şeriat hakkında konuşurken, ses tonu kesin ve şiddetli bir hal alı-
yordu. Ona göre şeriat, halkın coşkun ruhunun üstünü örterek kabuklaştıran Ne ki, muhalifleri ona bekleyecek zamanı tanımadılar. Oyuna
soğuk ve yapışkan bir lavdı. Kendisi bu kabuğu soyup bir kenara atacak ve
halkın volkanik enerjisini serbest bırakacaktı, şeriat, siyasal yapıya nüfuz et-
gelerek yarı yarıya mağlub edilmiş olduklarından, onun yerine iyiden
miş bir zehirdi. O, devleti bu zehirden temizleyecekti,. Şeriat ortadan kalk- iyiye yerleşmesine izin vermeye cesaret edemezlerdi. Onun eski dost-
madıkça, Türkiye'yi canlı, çağdaş bir ulusa dönüştürmesi mümkün değil- larıydılar ve Mustafa Kemal'i çok iyi tanıyorlardı. Bu iş artık nezaket
di. sınırlarını aşmıştı: Ne parlamenter mücadelelerin ne de sözel siyasal
"Beş yüz yıldır Türkiye'nin medeni ve ceza kanunlarını," diyordu, "bir oyunların bir önemi kalmıştı. Yerine bir kere yerleşir yerleşmez, der-
Arap şeyhinin kuralları ve teorileri ile işe yaramaz hoca nesillerinin tefsirleri hal aralarından bir çoğunu asacağını ya da sürgün edeceğini biliyor-
belirledi." lardı.
"Anayasanın biçimine,-her Türk'ün yaşamının ayrıntılarına, yiye- Mustafa Kemal'in islam'ı yıkacağı ve Halife'yi süreceğine
ceğine, kalkma ve yatma saatlerine, giysilerinin şekline, çocukları doğurtan ilişkin bir söylenti ülkeye yayılmıştı bile. Son birkaç ay boyunca, siya-
ebenin işine, okulda ne öğreneceğine, geleneklerine, düşüncelerine, hatta en sal muhalifleriyle yaptığı mücadelede, elindeki kartları birden fazla
mahrem alışkanlıklarına dek her şeyi belirliyor.
kez ortaya koymuştu. Abdülmecid, Halife olarak seçildiği zaman,
"Şeriat, yani bu ahlak yoksunu Arapların teolojisi, kokmuş bir.
İslam'ın çöldeki Bedeviler'e uygun olması mümkündü. Ancak, çağdaş Ve
Mustafa Kemal törenin tam olarak yapılmasına izin vermemişti. Mec-
ilerici bir Devlet'in onunla hiçbir alışverişi olamazdı. "Allah'ın sözü ha!" lis yeni Halife'nin makamı ve yetkilerini görüşmeye başladığı sırada
Şeriat yoktu ki. Bu, yalnızca din adamlarıyla kötü yöneticilerin halkı bağla Mustafa Kemal tartışmayı kısa kesti. "Halife'nin" dedi, "makam ya
dıkları zincirlerden bir tanesiydi. da yetkisi yoktur, mevkiine sadece ismen sahiptir."
"Dinin yardımına gereksinim duyan bir yönetici zayıf iradeli demektir. Abdülmecid kendisine ayrılan tahsisatın artırılmasına ilişkin bir
Hiç bir korkak, yönetici olamaz." mektup gönderdiğinde, Mustafa Kemal ona acımasızca şu cevabi ver-
Ve hocalar! Onlardan nasıl da nefret ediyordu. Halkın nafakasını -mide- mişti; "Makamınız, Hilafet, tarihsel bir yadigardan başka bir şey
lerine indiren tembel, aylak hocalar. Onları birer erkek gibi çalışmaları için değildir. Varlığını meşrulaştırıcı hiçbir yönü yoktur. Sizin sekreterle-
camilerden ve tekkelerden söküp atacaktı. rimden birine mektup yazmaya cesaret etmeniz münasebetsizlikten
Sağlam bir ağaca dolanan bir sarmaşığa benzeyen şeriatı, Türkiye4 hin başka bir şey değildir."
boğazından çekip alacaktı.
Bunlar devrimci bir tutku ve nefretle savunduğu görüşlerdi. Ama bun-
ları ne dereceye kadar uygulamaya geçirebileceği konusunda kuşkuluydu.
Kasaba ve köylerde yaşayan Türkler, dinlerine hâlâ sıkı sıkıya
bağlıydılar. Dindar ve tutucu olduklarından, her türlü değişime karşıydılar.
Hocalar tarafından kışkırtılırlarsa, fanatikleşebilirlerdi. Din, onların yaşam
kumaşlarının en temel örgüsüydü. O sökme, tüm dokumayı mahvedebilirdi. Karısı peçesiz dolaşıyor, erkek
Dinlerine el uzatıldığı zaman sessizce kabullenecekler miydi, yoksa direne- gibi giyiniyor ve Ankara'daki kadınları erkeklerle eşit haklar talep et-
cekler miydi? meleri için kışkırtıyordu.
Mustafa Kemal bu konuda kuşkuluydu. İhtiyatla hareket etmesi gereki- Ankara'daki yöneticilerin menfur ve dinsiz oldukları söylentisi
yordu. Bir gazeteci kendisine yeni Cumhuriyet'in dini olup olmayacağını
sorduğunda, kesin bir cevap vermekten kaçınmıştı. Halk Fırkası'nın siya- dolaşmaya başladı.
sasının genel çerçevesini hazırlarken, dinden hiç söz etmedi. Konuya ilişkin Camilerde, pazar yerlerinde vaaz veren hocalar ve dervişler,
hiçbir genel tebliği yayınlamadı. Halkın bu eski bağlılığından vaz geçeceğini halkı hükümete karşı uyanyorlardı. Mustafa Kemal'in dinsel kurum
umarak, sırasını beklemeye karar vermişti.
171
170
ve kurallara karşı saygısızca hareket ettiğini, kutsal şeylere hakaret et-
tiğini duyuluyorlardı. Karikatürler ve broşürler okullardan derviş tek- ye'nin meşruti hükümdarı yapmak istiyorlardı, kendileri de onun ba-
kelerine kadar yayılmıştı. kanları olacaklardı. Saygın, güvenilir ve bilgili olan bu zat, bu mevki
Muhalifleri, bu yöndeki propagandayı teşvik ettiler. Kente için idealdi: Hem sivil hem dinsel yetkileri elinde tutacak, ne ki, muh-
adamlarını gönderdiler. Ankara'dan ayrılıp, İstanbul'daki Halife'nin teris ya da güçlü karakterli olmadığı için bakanlarıyla bir çatışmaya
, Abdülmecid'in çevresinde toplandılar. Tabanlarının son derece girmeyecekti.
sağlam olduğunu var sayıyorlardı. Mustafa Kemal'in Halife'ye do- Ve Âbdülmecid, bütün arzularına ve eğilimlerine karşıt olmakla
kunmaya cesaret edebileceğini hiç sanmıyorlardı. birlikte, kendisini bir anda Mustafa Kemal ve Ankara'ya karşı muha-
lefetin merkezi ve maşası olarak buluverdi. Ankara'nın öfkeyle
Ne ki, Abdülmecid hilekâr biri değildi. Elli yaşlarında, resim kürtünün karşısında'sakin, kültürlü, iyi terbiye
öğrenimi almış, kitaplarını ve bahçesini çok seven, yalın, dürüst, almış bir beyefendi vardı. _
güzel görünüşlü,-sakin bir adamdı. Boğaziçi'ndeki sarayında, genç-
liğinden bu yana yalın bir yaşam sürmüştü. Dili uzun İstanbullular bi- LI
le onun-hakkında kötü bir dedikodu çıkaramamışlardı.
Fakat Vahideddin'in kaçışından sonra Meclis tarafından Halife, Mustafa Kemal tehlikeyi görmüştü. Halkı ondan nefret eden
Allah'ın Yeryüzündeki Gölgesi* seçildiğinde, bu görevi son derece İstanbul'un düşmanca ortamında, Halife'nin çevresinde ve en güçlü
ciddiye almıştı. Büyük Padişah-Halife'lerin geleneklerine yeniden muhaliflerinin öncülüğünde kendisine karşı monarşik ve dinci bir ha-
hayat vermişti. Halefi gibi sıradan bir araba kullanmak yerine, her Cu- reket biçimlenmekteydi. Ülkede ona -karşı ve dinsel fanatizm
ma günü bir süvari bölüğünün eşliğinde Fatih Sultan Mehmed'in kine yönünde propaganda gittikçe yaygınlaşıyordu; halk dinsel liderleri
benzer beyaz bir ata binerek ihtişamla Halic'i geçiyor, halkın tezahü- olarak Halife'ye büyük saygı duyuyordu. Bu iki olgu örgütlenir ve
ratı arasında Selamlık merasimi için Ayasofya Camii'ne gidiyordu. birleştirilecek olursa, yenilgisi kaçınılmazdı.
Üsküdar'daki büyük camie gideceği haftalardaysa, muhteşem giysi-
Bu durumla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu. Çok erken hareke-
leri içinde ondört çift kürekçinin çektiği saltanat kayığında, kıyıda bi-
rikmiş büyük kalabalıkları selamlayarak, yüz milyon Müslümanın te geçerse, kendisini havaya uçuracak bir barut fıçısını ateşlemesi
başkam olduğu bilincinin yarattığı vekarla Boğaz'ı geçiyordu. Ziya- mümkündü. Çok bekleyecek olursa da, yenilgiye uğrayabilirdi.
retçileri, elçileri ve diplomatik heyetleri sarayında, bir krala
yakışacak debdebeyle kabul ediyordu. Nasıl harekete geçmesi gerektiği konusunda düşünürken, Talih
Abdülmecid muhteris biri değildi; siyasal iktidar peşinde olma- bir kez daha yardımına koştu: İngiltere onun eline birkez daha silah
masına karşın, Türkiye'deki tüm hoşnutsuz unsurları bir mıknatıs gibi vermişti. İki Hintli Müslüman olan Ağa Han ile yaşlı ve saygın Emir
kendisine çekiyordu. Can vermiş Osmanlı İmparatorluğu'nün bütün Ali, Hindistan Müslümanları adına Halife'nin saygınlığının korun-
döküntüleri, din adamları, hocalar ve ulema, işsiz kalmış saray erkanı, masını talep eden bir protesto mektubu göndermeye karar verdiler.
eski rejimin mazul subayları, artık başkent olmak ayncahğıru yitirmiş Bu mektup Ankara'daki hükümete ulaşmadan önce, İstanbul basın-
İstanbul'un gayri memnun halkı onun çevresine üşüştü. ında yayınlandı.
Son olarak da, Mustafa Kemal'in siyasal muhalifleri olan Rauf, Bu, Mustafa Kemal'in aradığı fırsattı. Ağa Han'ın öyküsünü
keşfetti; Hindistan'da tanınmış bir-Müslüman'dı; İsmailiye mezhebi-
Adnan, Refet ve Kazım Karabekir geldiler. Abdülmecid'i Türki-
rinin lideriydi; İngiltere'de yaşıyor, İngiliz yarış atları yetiştiriyor,
* Zıllullahi fi'eâlem (ç.n.) İngiliz giysileri giyiyor, İngiliz politikacılar ve elçileriyle yakın dost-
172 luk ediyordu; İngilizler Dünya Savaşı boyunca Hindistan Müslüman-
173
larmın lideri olarak sivrilmesi için özenli bir propaganda çalışmasıyla zi'yle sorunu tartıştı, ihtiyatlı soruşturmalar yaptı, alt rütbeli subaylar-
onun saygınlığını yükseltmişlerdi; onu Padişah'a ve Doğu'daki Türk la erlerin duygularını öğrenmeye çalıştı. Halife'yi yurt dışına
propagandasına karşı kullanmışlardı. çıkardığı, dini Devlet'ten ayrıdığı ve Türkiye'yi laik bir Cumhuri-
"Ağa Han" dedi Mustafa Kemal, "bir İngiliz ajanıdır." Bu yet'e dönüştürdüğü takdirde ordu ne yapacaktı? Askerler onu destek-
propagandayı yürütmek kolay oldu. Yunanlılar'la birlikte lemeyi reddedecekler miydi?
Türkiye'yi yıkmayı başaramayan hilekâr ve kurnaz düşman İngiltere, Karar veremiyordu. Bütün gece boyunca sel gibi akan sözcükler-
Hilafet'i desteklemek ve böylece Türkler'i iki düşman kampa bölmek le, bütün olasılıkları teker teker gözden geçirerek, ikircimli, kâh bir
için Hintli Müslümanları ve Ağa Han'ı kullanarak, yeni entrikalara şeye karar vermişken, kâh ötekine yönelerek, fikir değiştirerek, du-
girişmişti. raksayarak konuştuğu geceler birbirini izliyordu. Bu sırada onu gören
Meclis büyük bir öfke kasırgasına kapıldı. Konuşmacılar hocala- bir yabancı, onu rahatlıkla bir geveze ve cesaret ya da iradeden yok-
ra, din adamlarına, muhalefet liderlerine, Hilafet'e, Halife'ye lanetler sun, dirayetsiz bir adam olarak değerlendirebilirdi.
yağdırdılar ve Cumhuriyet'e karşı her türlü muhalefetin, sürgün edil- Ansızın kararını verdi. Harekete geçecekti. Ordu onu destekle-
miş Padişah'a gösterilecek yakınlığın vatana ihanet olarak değerlen- yecekti.
dirileceği ve ölümle cezalandırılacağına ilişkin yasayı geçirdiler.
Bazı meb'usların Hilafet'in Türkiye için diplomatik değerinden, Aynı hızla kelimelerden eylemlere geçiverdi. Daha önce ne ka-
söz etmeleri üzerine, Meclis yuhalayarak onları kürsüden indirdi. Bu- dar gevezeyse, artık o kadar suskundu; hedefi, karar veremediği za-
nu izleyen sessizlikte Mustafa Kemal onlara döndü. "Türk köylüsü manki kadar belirgindi; kendisi zayıf olduğu zamanki kadar zorlu ve
yüzyıllardır Hilafet uğruna, İslam uğruna, hocalar ve benzerleri uğruna güçlüydü. Düşmanlarını amansız bir şiddetle ezdi. Kararsızlık hafta-
savaşıp ölmedi mi?" larının onda yarattığı köşeye kıstırılmışlık duygusu, yıkıcı bir devrimci
"Artık Türkiye'nin Hintliler'i ve Araplar'ı bir yana bırakıp ken- şiddette patlak vermişti.
dine bakmasının, onlarla ilişkiyi kesmesinin, İslam'ın önderliği rolü- Öncelikle muhaliflerinin gözünü korkutacaktı. Karşıtı olan bir
nden kendini kurtarmasının zamanı gelmiştir. Türkiye, kendi kendine meb'us Meclis'te çok fazla konuştu; aynı gece evine dönerken yolda
bakabilecek durumdadır. Hilafet yüzyıllardır kanımızı emmiştir." öldürüldü. Diyanet vekili Halife Jehine bir konuşma yaptı. Mustafa
Bu propagandanın bütün ülke çapında yayılmasını sağladı. Söz Kemal, bunu tekrarladığı takdirde onu asmakla tehdit etti.
konusu mektubu yayınlamış olan İstanbul gazetelerinin baş yazarları Rauf'u Halk Fırkası genel kurulu önüne çıkması için
yargılandı. Dava hakkındaki yazılar, yerel Halk Fırkası şubelerince İstanbul'dan çağırttı ve onu Cumhuriyet'e ve Cumhurbaşkanı'na
ve hükümet yayın organlarınca yayınlandı. Başyazarlarla birlikte bağlılık göstereceğine dair yemin etmeye zorladı; aksi takdirde parti-
Abdülmecid de, kurnaz ve ahlaksız ulusal düşmanın, İngiltere'nin ca- den ihraç edilecekti. İstanbul valisine gönderdiği acil talimatla Abdü-
susu olarak alçaklardan ve vatan hainlerinden biri olarak tanıtıldı. Imecid'in bütün o yararsız debdebesine derhal bir son verilmesini em-
Mustafa Kemal'e karşı başlatılan dinci propaganda ortadan silin- retti; Cuma namazına gitmek istiyorsa,.bunu normal bir arabaya bine-
di. Ülkede büyük bir öfke homurtusu yükselmişti: Mustafa Kemal rek yapmalıydı, muhafız birliği dağıtılacak, saltanat kayığı bir kenara
ulusu kurtarmalıydı. bırakılacak, Halife'nin aylığı minimuma indirilecek ve taraftarlarına
şehirden ayrılmaları uyarısı yapılacaktı. İstanbul'da, Ankara'daki ik-
tidara meydan okuyacak bir dinsel lider olmamalıydı.
Mustafa Kemal güven içinde eyleme geçebileceğinden hala
kuşkuluydu. Ordudan emin olmalıydı. Onsuz çaresizdi. İzmir yakı-
Ilımlılardan bazıları, kendisinin Halife olmasını Mustafa Ke-
nlarında yapılan yıllık tatbikatı izlemeye gitti. Günlerce İsmet ve Fev-
174 175
mal'den rica ettiler; Hindistan ve Mısır'dan gelen heyetler de aynı
sırada bu dileği tekrarlıyorlardı. Bu, büyük bir mevkiydi; arkasında bir devlet haline gelmelidir."
gelenek, saygınlık ve uluslararası bir platform vardı. Mustafa Kemal Tasan hiç tartışılmadan kabul edildi. Bir saat içinde Mustafa Ke-
gereken bütün özelliklere sahipti: Muzaffer bir kumandan, bağımsız mal, eski devletin üzerine kurulmuş olduğu temellerin tümünü söküp
bir Müslüman halkın lideri, Müslüman dünyasında en göze çarpıcı atmıştı.
kişilikti. Bu ricaların onu baştan çıkarması olasılığı vardı. Aynı geçe İstanbul valiliğine Abdülmecid'in şafak sökmeden
önce Türkiye dışına çıkarılması gerektiği emri gönderildi.
Sabırsızlığını gösteren bir jestle bu öneriyi reddetti. Açık Vali bir polis ve askeri birlik eşliğinde gece yansı, protokolü hiçe
görüşlü, belirlenmiş -hedeflere sahip biri olarak büyüklüğü, kendisi- sayarak, Allah'ın Yeryüzündeki Gölgesi'ni, Halife'yi birkaç parça
nin ve ülkesinin sınırlarını bilmesinde yatıyordu. . . eşyasının bulunduğu valiziyle birlikte, yolculuğu için birkaç lira vere-
Heyetten birine soğuk bir ifadeyle, "Benden Halife olmamı isti- rek alel acele bir arabaya bindirip İsviçre'ye geçmesi için sınıra
yorsunuz; Halife olarak emirlerimin dinlenip dinlenmeyeceğini bile- götürdü.
cek durumda mısınız? Çünkü eğer dinlenmezse, bir maskara durumu- Türkiye'nin hiçbir yerinde ne bir gösteri, ne de bir protesto, ya da
na düşeceğim" diyerek, onlara şiddetle arkasını döndü. direniş oldu. Mustafa Kemal galip gelmişti.
Hilafetin Türkiye'ye uluslararası bir güç verdiğine inanan
meb'uslara yanıtını da İsmet aracıhğıyle verdi: "Eğer diğer LII
Müslümanlar bize yardım ettiyse, veya hâlâ yardım etmek istiyorlarsa
bu, hiçbir gücü olmayan çürümüş bir leşe, Hilafet makamına sahip ol- Mustafa Kemal artık egemendi, fakat uğruna onca çaba harcadığı
mamızdan kaynaklanmamaktadır. Bunun tek nedeni, bizim, iktidar eline geçince, onu elinde tutamadı. Bu, kısmen kendisinden,
Türkler'in güçlü olmamızdır." kısmen de koşullardan kaynaklanmıştı.
Başarısı bu açık görüşlülüğünde yatıyordu. Büyüklüğüyse, he- Hasta ve yorgundu. Böbreklerindeki hastalık sürekli olarak
definin sınırları üzerinde temellenmişti. nüksediyordu. Ağrıyı körletmek için, onu hırçın ve sinirli yapan içki-
ye baş vuruyordu. Son altı yıl boyunca, savaşmanın zihinsel
uyarıcılığı onu ayakta tutmuştu. Şimdi, başarı saatindeyse gevşemiş,
Sonunda hazırdı. Meclis öfkeliydi; halk ve ordu yabancı düşmanla adeta sönmüştü. Depresyon nöbetleri onu çaresizliğin kara kuyuları-
onun müttefiki Halife'ye homurdanıyordu. Muhaliflerini şiddet na atıyor, kendine, görevine ve talihine olan inancını tüketiyordu.
yoluyla .yıldırmış, hıyanet-i vataniye kanunuyla ağızlarını "Düşmanı yendim; ülkeyi fethettim; fakat halkı fethedebildim
bağlamıştı. mi? Bu, en güç olanı" diyordu.
3 Mart 1924'de Meclis'e, Devlet'in laikleştirilmesi ve Hâlife'nin Özel yaşamı da ona hiç huzur vermiyordu. Çevresinde güvenebi-
yurtdışına çıkarılmasına ilişkin bir yasa tasarısı sundu. leceği, içindeki gizli ben'i açabileceği, böylece iç huzuruna ka-
.Heyecan içindeki meb'uslara, "Ne pahasına olursa olsun" dedi, vuşmasını sağlayacak bir tek kişi bile yoktu.
"Cumhuriyet korunacaktır. Şu anda tehdid altındadır. Osmanlı İmpa- Annesi ölmüştü. İki yıl Çankaya'da yaşamış ve ardından Anka-
ratorluğu çökmüş temeller üzerine kurulmuş, çatlak bir yapıdır. Yeni ra'nın şiddetli iklimi yüzünden sağlığını yitirmişti. Latife hava
Cumhuriyet sağlam temeller ile sağlıklı, bilimsel bir yapıya sahip ol- * Zübeyde Hanım'ın İzmir'de vefat ettiği doğrudur. Ancak, bu olay, Büyük
malıdır. Halife ve diğer Osmanoğulları gitmelidir. Modası geçmiş Zafer'den sonra Mustafa Kemal'in İzmir'den Ankara'ya dönüşünü izleyen
günlerde Zübeyde'nin hem iklimin yumuşaklığı, hem de büyük olasılıkla
dinsel mahkemeler ve kanunlar, çağdaş bilimsel kanun ve mahkeme- müstakbel gelinini tanımak arzusundan kaynaklanan İzmir yolculuğundan
lerle değiştirilmelidir. Dinsel mektepler yerlerini laik resmi okullara hemen sonra, oraya varışı izleyen birkaç gün içinde olmuştu. Annesinin
bırakmalıdır. Devlet ve din ayrılmalıdır. Son olarak, Cumhuriyet laik ölümü üzerine İzmir'e gelen Mustafa Kemal, cenazeden birkaç gün sonra
Latife Hamm'la evlendi, (ç.n.)
176
177
değişminin iyi geleceği düşüncesiyle onu İzmir'e götürmüştü. Annesi Sürekli kavga ediyorlardı. Latife bir politikacıydı. Devlet içinde
orada ölmüştü.* Mustafa Kemal sonuna dek içini ona dökmüştü. kadının konumu hakkında en belirgin ve gelişkin bağlamda özgür
Ona güvenmiş, onunla dertleşmiş, onun basit, ama hikmet- dolu düşüncelere sahipti. Her iki cinsin eşit hak ve fırsatlara sahip olması
öğütlerini dinlemişti. Kendisini eleştirmesine izin verdiği tek kişi oy- gerektiğine inanıyordu. Mustafa Kemal diktatörlüğe doğru gittikçe
du. Onu, sadece kendisi olduğu için seven tek insanın arınesi olduğunu
daha çok yaklaştıkça, siyasal anlamda anayasaya aykırı edimleri ne-
biliyordu. Başarılı olup olmamasını umursamıyordu. Çok kötü bir
başarısızlığa uğrasaydı bile, onu aynı derecede sevmeye devam eder- deniyle onunla gittikçe daha çok çatışmaya başladı. Muhaliflerine
di. Annesini özlüyordu. yakınlık duyuyordu. Politikada kendi çizgisini oluşturdu ve Mustafa
Kemal'e yönelik muhalefete ilişkin birtakım ihtiraslar geliştirmeye
Ya Latife? Evlilikten sonraki ilk birkaç ay boyunca adeta cennette başladı. Özel yaşamlarında olduğu gibi, sosyal yaşamlarında da onu
yaşamıştı. Ona çılgınca aşıktı. Onu refikası olarak sürekli yanında eleştirmeye başladı. İşine ve kararlarına müdahale etti.
bulundurmaktan büyük zevk alıyordu. Onun kendisi için hazırladığı Kadınlarla yaptığı toplantılarla yetindiği sürece, Mustafa Ke-
düzenli ev yaşamından çok mutluydu.
mal'in bir itirazı yoktu; her ikisi de güçlü, iradeli, sert ve altta kalmaz
Fakat bütün bunlar çabucak geçti. Kadınlar, ona göre sadece kişilerdi. O da, kendisi gibi zeki^ hazır cdvap ve keskin dilliydi. O da
zevk vermeye yarardı. Latife, bir çok kadından yalnızca biriydi/Mus- en az kendisi kadar eleştiriye tahammülsüzdü. Onları yumuşatacak ve
tafa Kemal'in ateşli aşkı sadece şehvetten ibaretti ve hızla sogudu. bir arada tutabilecek bir çocukları da yoktu.
Aşkı soğudukça, bir kez daha bekar yaşamı sürdürmeye başladı. Kavgaları arttı. Ev, anlaşmazlıklarından doğan patırtıyla dol-
Yaşamında kadınlar yalnızca arızi olarak yer alıyordu. Cinsellik du.
dışında onlara gereksinme duymuyordu. Evin düzenli yaşamı onu si- Mustafa Kemal sonunda karar verdi: Latife gitmeliydi, hem de
nirlendiriyordu. Sürekli onunla birlikte olan kadın, onu rahatsız etme-
ye başlıyordu. derhal.
Özel ilişkileri konusunda daima sessiz ve ketum olduğundan, bu
Bir keresinde "Özgür olmak, kendi yaşamımı yalnız başıma süre- sorunu kimseyle tartışmadı. Boşanma belgesini kendisi hazırlayıp
bilmek için," demişti, "daima yalnız yaşamayı istemişimdir." imzaladı; Meclis'e, gazetelere ve elçiliklere bu boşanmayı duyuran
Şen şakrak arkadaşlarıyle sigara dumanıyla dolu odalarda gece kısa bir mesaj gönderdi ve Latife'ye evden, Çankaya'dan derhal ayrı-
boyunca içmelerini, boyalı kadınları arzu ediyordu. lmasını emretti. Ardından-.da, alışkın olduğu yaşama, yani sigara du-
İnsan doğasından'kaçamaz. Geçmişi onu tıpkı çiçek hastalığının manıyla dolu odalarda, lakapları "külhan beyleri" olan içki arka-
bıraktığı iz gibi damgalıyordu. Mustafa Kemal eski arkadaşlarına, daşlarıyla ve boyalı kadınlarıyla uzun gecelerine geri döndü.
kadınlarına ve eğlence ortamına geri döndü.
Kuramsal olarak gelişkin özgür düşünceye sahip, çağdaş bir
kadın olmakla birlikte, Latife bir harem kadını kadar da kıskançtı. Sa-
dakatsiz olduğu için ona bağırdı, içki içmesine karşı koydu, arka-
daşlarını uzaklaştırdı.
Latife'nin ailesi de Ankara'ya gelmişti. Kendileri için özel haklar
ve imtiyazlar talep ettiler, sonunda dayanılmaz bir yük haline geldik-
lerinde, Mustafa Kemal büyük bir öfkeyle onları İzmir'e geri gönder-
di. Latife bu kararına karşı çıktı.

178 179
LIII
Mustafa Kemal'in yaşama dair bütün tavır ve hareketleri
değişmişti. Artık eskiden hep yaptığı gibi ne halkın arasına karışıyor,
ne de elleri ceplerinde, rastladığı herkesle sohbet ederek ağır ağır ge-
bu arkadaşlıkta muh- ziniyordu. Artık içe dönük, kapalı ve ulaşılması zor biri olmuştu.
temelen hiçbir kötü yan yoktu, ancak, insanlar nahoş şeyler söylüyor- Biri beceriksizce hazırlanan ve başarıya ulaşamayan bombalı,
lardı. ikincisi de yemeğine koyulan zehir yoluyle olmak üzere onu
öldürmek için iki girişim ortaya çıkarılmıştı. Zehir onu neredeyse
öldürecekti; bu yüzden şiddetli acılar çekerek, büyük bir çaba sonun-
da yaşama dönebilmişti.
Son derece kuşkucu biri oldu. Yanında Laz muhafızları olmadan
asla dışarı çıkmıyordu. Evini baştan aşağı projektörlerle teçhiz ettirdi
ve özel izni.olmayan hiç kimsenin evin çevresine dahi yaklaştırılma-
Bıkıncaya dek birlikte yaşadığı ve sonra Münih'e gönderdiği ması talimatını verdi. Çankaya'dan Ankara'ya inecek olduğunda, altı
Fikriye, geri döndü. Doğulu ve Türk olan Fikriye, ona her şeyini ver- kilometrelik yolun iki yanı süngülü askerlerle koruma altına alınıyor-
miş, efendisinin dilediği gibi çiğnemesi için kendisini onun ayakları du. Bir lokantaya hatta bir dostunun evine gidecekse, lokanta ya da
altına atmıştı. Mustafa Kemal 'siz yaşamın, onun için hiçbir anlamı eve silahlı sivil ya da resmi elbiseli polisler önceden geliyorlardı.
yoktu. İki yıl boyunca Münih'te kalmıştı. Şimdi sessizce geriye, Çan- İsmet gibi hükümet üyeleri ya da kendisinin birkaç taraftarıyla
kaya'ya dönüyordu. Kalmasına izin vermesi için yalvardı. Oysa Fik- "külhanbeyleri" dışında, pek kimseyle görüşmüyordu.
riye'yi insafsızca kovdu. Ertesi gün genç kadın, kendini vurmuş ola- Her zaman yalnız bir adam olmuş, bir münzevi gibi, tek başına
rak evin aşağısındaki kayalıklardan birinde bulundu. Bütün Türkiye hareket etmişti. Hiç kimseye güvenmemişti. Kendisininkiyle ters
onun ölümüne yas tuttu. olan fikirleri dinlemezdi.
Tüm eylemleri, kişisel çıkarlarının en alçakça itkisiyle değerlendirir-
di. Olağanüstü kıskançtı. Zeki ya da yetenekli bir adam, bertaraf edil-
mesi gereken bir tehlikeydi onun gözünde.

Nadiren iyi ve nazik bir


Şey söylerdi, o zaman bile sözlerinde hafif bir alaycılık sezilirdi. Hiç
kimseye ğüvenmezdi. Hiçbir yakın dostu yoktu. Arkadaşları zevkle-
rine aracılık ederek ve kibirliliğini besleyerek onunla birlikte içki içen
zararlı, küçük adamlardı. Bir bekçi köpeği gibi tehlikelere karşı onu
koruyan İsmet, ordunun ona bağlı kalmasını sağlayan Fevzi ve bir
avuç üçüncü sınıf meb'us -ki bunlar, Meclis'in değersiz ve işe yara-
maz üyeleriydi- dışında, Kurtuluş Savaşı'nın kara günlerinde onu
desteklemiş olan bütün değerli kişiler, artık onun karşısında yer alı-
yorlardı. Bunlardan biri onu desteklese bile, bir bahaneyle onu kendi-

180 181
sinden hemen uzaklaştırıyordu. muş ve ellerinde tohumluk bile kalmamıştı. Yaşam, hayatta kalmak
için sürdürülen çok ağır, meşakkatli bir mücadeleye dönüşmüştü.
Bir fırtına kopmak üzereydi. Mustafa Kemal'in ayağının altında- Bütün Türkiye, küllerin içindeydi: Köyler yanmış, tarlalar ve bağlar
ki zemin yavaş yavaş çöküyordu. Yaklaşan depremin belirsiz mahvolmuş, yollar yıkılmıştı. Bu topraklarda daha önce kimsenin
gümbürtüsü gibi hoşnutsuzlukla inleyen Türk halkının sesi duyulma- görmemiş olduğu bir yoksulluk ve ihtiyaç hüküm sürüyordu. .
ya başlamıştı, îsmet, Fevzi ve casusları onu bu tehlike konusunda
uyardılar. Aslında bunun nedeni, olağanüstü tüketici bir savaşın ardından
Metin, mülayim ve tembel Türk köylüsü ve kasabalısı, pek az sonra kaçınılmaz olan ekonomik gerilemeydi; ancak, Mustafa Ke-
şeye ihtiyaç duyan, yalın bir dünya görüşüne sahip, saygılı, canayakın mal'in muhalifleri, yani politikacılar ve din adamları bunu kulland-
insanlardı. Pek çok yokluğa ve güçlüğe hiç yakınmadan katlanırlardı ılar. Hoşnutsuzluk bayrağım yükselttiler. Halkın öfkesini kışkırttılar.
ama, onların bile bir dayanma sınırı vardı. Bu sınır da^aşılmıştı. "Size yardım etmek için hükümet ne yapıyor?" diye soruyorlardı.
Türkiye yıkıntı halindeydi. Savaşta, geniş alanlar yakılıp "Askerleri taşımak için demiryolu mu? Ankara'yı mamur etme çabası
yıkılmıştı. Her yerde yoksulluk vardı ve halk bunun nedenini bilmek mı? Kendilerine her şeyiri en iyisini ve bol para ayırmaları, aralarında
istiyordu. Savaşlar sırasında onlara düşmandan kurtulur kurtulmaz kavga etmeleri ya da atalarından kalan eski ve güzel gelenekleri
erişilecek refahın altın günlerine ilişkin güzel vaatlerde bulunul- değiştirmek için bildiriler yayınlayıp yasalar çıkartmaları mı? Bun-
muştu. Türkiye'yi kurtarmak için canlarını dişlerine takıp sa- ların size ne yararı var?"
vaşmışlardı. Yunanlılar'ı ve yabancıları ülkeden çıkarmışlar, ingilte- "İnsanlar" diyorlardı, "eski zaferler ya da reformlar ve bildirilerle
re'ye ve kapitalistlerine, haklarında ne düşündüklerini bir güzel geçinemezler. Ekmeğe, tohumluk buğdaya, sığırlara, koyuna, ku-
göstermişlerdi. Artık özgürdüler. Her şeyin çok daha iyi olması gere- raklığa karşı sulama imkanlarına, çiftliklerini işletmek ve dükkanları-
kiyordu; fakat her şey daha kötüydü, onlar da Abdülhamid'in idare- nı doldurmak için paraya ihtiyaçları var. Dinsiz kuramlarıyla, bu Al-
sindeki eski rejim günlerinde olduklarından daha kötü şartlar altında lahsız hükümet ve her şeyi tepe taklak eden değişiklikleri, işte onların
yaşıyorlardı. bütün istedikleri bunlardı."
O günlerde insanın karnı gayet iyi doyar, kendisine tütün ve kah- Homurdanmalar ve inlemeler arttıkça, Mustafa Kemal'in Meclis,
ve, çocuklarına tatlı, karısına yeni bir elbise alacak kadar para kazana- içindeki muhalifleri gene yüreklenmişlerdi. Ordunun hoşnutsuz ol-
bilirdi. Akşamları huzur içinde bir kahvehanenin önündeki meydanda duğu, bazı köylerde Halk Fırkası şubelerinin tahrip edildiği, bir çok
bulunan ağacın altında oturabilir, akşam namazı için camiye gitme yerde köylülerin vergi ödemeyi reddettiği ve vergi memurlarım
zamanı gelene kadar sakin sakin haberleri tartışabilirlerdi. dövdükleri söyleniyordu.
Bugünse yiyecek bulmak bile zordu. Fiyatlar inanılmayacak ka- Bir süredir politikacılar oldukça ihtiyatlı davranıyor, muhalefet-
dar yüksekti. Para çok kıttı ve bulunduğu zaman bile, dükkanlarda lerini gizliyorlardı. Artık eleştirilerini çok daha açıkça dile getirmeye
yalnız lüks mallar değil, zorunlu ihtiyaç maddeleri bile bulunmadığı başladılar. Lozan'dan döndüğünden beri Başvekil olan İsmet'e
için satın alma gücü yoktu. Çocukları yırtık pırtık giysiler içindeydi. hücum ettiler. Bu hücuma misilleme yapılmadığı görülünce,
Karılan yemek yapacak yiyeceği bulmak için köleler gibi çalışıyordu. hükümetin bütün icraatine ilişkin bir gensoru önergesini gündeme
Vergiler daha da ağırlaşmış, vergi memurları daha da aç gözlü ol- aldılar. Önergenin tartışması, îsmet'e ve dolayısıyle efendisi Mustafa
muşlardı. Savaşlar bittiği halde, bütün genç erkekler askere alınmıştı. Kemal'e yönelik şiddetli bir kinin tezahürüne dönüşmüştü. Ko-
Çiftlikler ve evler yıkılmıştı, hâlâ da onarılamıyordu. Saman bulun- nuşmacılar birbiri ardına kürsüye çıkıp "Ülkenin ekonomisi ve mali-
madığından hayvanları ölmüştü. Kuraklık yüzünden ekinleri kuru- yesi cinayet derecesinde bir karmaşa içindedir" diyorlardı. "Bütün
182 183
bunlar İsmet'in hatasıdır." gibi bir ikisi dışında, hepsi siyasal açıdan kuşkulu kişilerdi. Ülkeden
ayrılan Hıristiyanların yerini dolduracak kapasitede tek bir Türk bile
Türk Lirası düşüyordu; kredi kaynakları ortadan kaybolmuştu. yoktu. İsmet ne yabancı uzmanları ülkeye davet ediyor, ne de eğitim
Türkiye'de hiç sermaye kalmamıştı. İsmet de yenisinin gelmesini en- görmek üzere Türkler'i yurtdışına gönderiyordu. Fabrikalar ve sınai
gelliyordu. Sermayeye sahip tek unsur olan yabancı bankerlerle girişimlerle zenginleşmiş Türkiye hakkında konuşup duruyor, ancak,
görüşmeyi reddediyor, onları sövgülerle kovuyordu. İsmet hükümet- hiçbir yapıcı iş üretemiyordu. Yol açacağı etkiyi anlamadan, yasaları
te kaldığı sürece hiç kimse Türkiye'ye borç vermezdi. Büyük İzmir li- Meclis'ten geçiriyor, üstünkörü yapılmış bu yasalar da ülkede ticaret
manı yıkıntı halindeydi ve yeniden inşa etmek için iki yıldır hiçbir şey adına geriye kalmış olan unsurları da bozuyordu. Olağanüstü boyut-
yapılmamıştı. İstanbul, kasıtlı bir iflasın içine sürüklenmişti, nede- lardaki cehaleti içinde, bu sağır, ufak tefek kurmay subay, her şeyi bil-
niyse, geçmişte Ankara'ya karşı olmasıydı; bu yapılan saçmalıktı. diğini düşünüyordu. Bu arada Türkiye can çekişiyordu.
Yeni ticari yasalar, gümrük vergilerine getirilen ek yükler, akla ziyan
yükleme-boşaltma ve liman nizamnameleri bütün ticareti durdur-
muştu. Türkiye'de kalmış olan birkaç tüccarın hepsi de işlerini ka- LIV
patıyordu. İsmet yaratmış olduğu ve aslında sermaye bulmak için ya-
rarlanılabilecek tekelleri armağan olarak, kişisel dostlarına peşkeş İsmet hakkındaki gensoru önergesinin reddedilmesi kıl payıyla
çekmişti. sağlanabildi. İsmet öfkeden çılgına dönmüştü, ne ki, Mustafa Kemal
İsmet'in Türkiye için, sağlıklı bir kola sarılmış ve onu çürütene Çankaya'da kalmış ve gensoru olayına hiç müdahale etmemişti. Mu-
dek kanının akışını durduran bir turnike gibi engelleyici olduğunu be- halefet gittikçe cesaretini artırmıştı. Rauf'un önderliğinde
lirttiler. Görevinden ayrılmalıydı, hem de derhal. İstanbul'da Selanikli Yahudi Cavid'in evinde toplanarak "Terakki-
Hücumlarında büyük haklılık payı vardı. Kendilerininkine ben- perver Cumhuriyet Fırkası" adı altında, yeni bir parti kurdular.
zer savaşlardan sonra yoksulluk kaçınılmazdı, ne ki diktatör, yani Sürgün edilen Halife'nin çevresinde toplanmış olan tüm muhalifler
Mustafa Kemal ile yardakçısı, yani İsmet, bu durumu daha da ile eski İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kalıntıları, onlara katıldı.
kötüleştirmişlerdi. Her ikisi de askerdiler. Ekonomi veya maliye Mustafa Kemal yandaşlarının çoğu da onların tarafına geçti: Parti
^hakkında en ufak bilgileri bile yoktu. Mustafa Kemal gençliğinde Ro- programlarını yayınladılar; burada anayasal bir hükümet ve diktatör-
usseau ve John Stuart Mili okumuştu ama mali konulara ne bir eğilim, lüğün her türüne direnmeyi savundular. Ne ki, Mustafa Kemal hâlâ
ne de yakınlık duymuştu. Bu konu onu sıkıyordu. Bu konularla Çankaya'daki suskunluğunu korumaktaydı.
uğraşmayı memnuniyetle İsmet'e bırakmıştı. Ve İsmet'in konuya Siyasal partilerdeki muhalefet acılaşıyordu. Sinirler en küçük bir
ilişkin bilgi ve eğilimi, Mustafa Kemal'inkinden bile daha azdı. Ko- kışırtmayla alevlenecek kadar gergindi.
nuyu bir İstanbul bankasında çalışan ortalama bir Levanten memur Ankara, kıraç bozkırların ortasında yer alan virane bir köyden
kadar bile bilmiyordu. başka bir şey değildi. Ne eğlence ne de rahatlama imkanlarına sahipti.
Uzaklarda, Anadolu çölünün ortasındaki Ankara'da, Türkiye'yi Ankara'da yaşam, çevredeki arazi kadar kasvetli ve konforsuzdu. Sa-
dünyanın tüm ekonomik yaşamından koparmış olan İsmet, kendi ye- vaş sürerken, meb'us ve subayların cankurtaranı yurtseverlik ateşi ol-
teneğinden oldukça emin bir haldeydi. Mustafa Kemal'e mali konu- muştu. Savaş sona erince hepsi de sürdükleri yaşamın kötü koşullarını
ları kendisinin ele alacağına dair söz vermişti. Maliye Vekaleti'ndeki çok şiddetli hissetmişlerdi. Hepsi de İstanbul'un lüks ve tatlı yaşamı-
odasında konuya kendisi kadar yabancı olan astlanyla maliye ve eko- na alışkındılar. Ankara'da tek yapılacak iş ve tek eğlence yolu, politi-
nomi hakkında çok bilmişçe tartışıyordu. Bu alanda egemen olan kaydı. Politikacılar bütün gün burun burunaydılar. Birbirlerinden
Rumlar ve Ermeniler gitmişlerdi. Selanikli Yahudiler'den olan Cavid uzak durma imkanları yoktu. Sinirler olağanüstü gerilmişti.

184 185
Mustafa Kemal'in taraftarları bir bir elden gidiyordu. Ne mu- kısa bir süre daha onu korumayı sürdürdü. Sonra kenara çekildi.
haliflerini ne de yandaşlarını denetimi altında tutamayan bir dik- Osman muhafızlık binasında polise karşı barikat kurdu. Laz ava-
tatör için bu, tehlikeli bir durumdu. Sokaklarda, tahta kurusu dolu nesi çılgın bir halde ayaklanıp, Mustafa Kemal'i kaçırmaya kalkt-
otellerde, döküntü lokantalarda çekişmeler ve kavgalar oluyordu.
Muhalefet vatan hainleri ve Padişah taraftarları şeklinde ad- ılar.Arka kapıdan bir otomobile binerek doğru Rauf'un istasyon yakı-
landırılıyordu. Onlar da Mustafa Kemal'in yandaşlarından, bir nlarındaki evine sığınan Mustafa Kemal'i birkaç dakika farkla elle-
müstebidi destekleyen kabadayılar çetesi olarak adlandırmak yo- rinden kaçırdılar. Aceleyle Osman'ın yardımına koştular. Çanka-
luyla intikam alıyorlardı. ya'ya askeri birlikler gönderildi; büyük bir çatışma oldu: Osman, ken-
disini ele verdiği için Mustafa Kemal'e söverek öldü ve Laz avanesi
Meclis'te şiddet sahneleriboy göstermişti. Tabancalar çeki-
liyordu. Halil adında bir albay* Ismet'i itham etti. "Külhan- de dağıtıldı. Haberler Karadeniz sahilinde yayıldı ve Lazlar Mustafa
bey"lerden biri tarafından Meclis kürsüsünün önünde vuruldu;** Kemal'den öç almaya yemin ettiler-. Hikaye öğrenildikçe Ankara'da
polis "külhanbeyi"ni yakalamaya cesaret edemedi. ve bütün Türkiye'de Mustafa Kemal aleninde bir kızgınlık baş göster-
di.
Bir başka meb'us, Ali Şükrü, Mustafa Kemal'e yönelik bir
hücuma öncülük etti. Gerçekten son derece güçlü ve kindar bir ko- Bunun üzerine Mustafa Kemal uzlaşma yolunu bulmaya çalıştı.
nuşmacıydı. Laz muhafızların reisi olan Osman Ağa, Ali Kırsal kesimde yaşayan halkı memnun etmek için aşar vergisini
Şükrü'nün icabına bakmaya karar verdi. kaldırdı, fakat bu da halkı yiyip bitiren yoksulluk içinde kısa sürede
unutuldu gitti. Son olarak, İsmet'i azledip yerine Fethi'yi başba-
Osman bir çeteci ve Karadeniz kıyısındaki Giresun kasa-
basının belediye başkanıydı. 1920'de Hıristiyanlar'a karşı kanlığa getirdi.
vahşice muamelesinden dolayı kötü bir şöhret kazanmıştı. Yu- îsmet'ten iyiden iyiye bıkmaya başlamıştı. Küçük adam artık ki-
nanlılar'ın İzmir'deki mezaliminin öcünü almak için, beş yüz birli ve rahatsız edici olmuştu. Davranışlarıyla herkesi kendisinden
kişiyi soğukkanlılıkla kurşuna dizdiği söyleniyordu. Zührevi bir soğutmuştu. OrÜudaki sert amir tavrını Meclis'te de sürdürüyordu.
hastalığa yakalanmıştı. Hastalık beynine sirayet etmiş, bu yüzden Meclis'e, hükümet dairelerine ve astlarına karşı son derece otoriterce
öldürmekten zevk duyar olmuştu. Vahşi ve zalimdi. Cumhur- hükmediyordu. Çok inatçı olmuştu. Mali konularda cahil, siyasette
başkanının muhafızlığını yapması, Ankara'da uzun zamandır yetersiz olduğu anlaşıldığı halde, herhangi bir konuda öğüt almaya bi-
büyük bir skandal olarak değerlendirilmekteydi. le tahammül edemiyordu.
Ona bu emri Mustafa Kemal'in verip vermediği bilinmiyorsa Dahası, Mustafa Kemal'in özel yaşamına karışmaya, arka-
da, Osman Ağa harekete geçmişti. Şükrü'yle dostluk kurdu, Çan- daşlarına karşı çıkmaya ve "külhanbeyler"e düşmanlığını açıkça or-
kaya'nın müştemilatından olan evine yemeğe davet etti, orada taya koymaya başlamıştı. Birkaç kere de, Latife'yle bir olup ona karşı
yardımcılarıyla birlikte Ali Şükrü'yü boğazlayıp cesedini kayalı- cephe almıştı.
klara attılar.
Ülkedeki bütün dertler göz önüne alınırsa, bir değişikliğin herkesi
Ceset bulunduğunda, herkes ayağa kalktı. Meclis Osman 'in rahatlatacağı açıktı. Mahcup, karşısındakini memnun edici tavırları ve
tutuklanmasını istedi. Kendisinin emir kulu olduğunu söyleyen Laz, hiçbir şeyin bozamayacağı mülayimliğiyle Fethi, herkesçe sevilen _ bir
Gazi'nin koruması altında olduğunu iddia etti. Mustafa Kemal sadece
kişilikti. Fethi'yi Başvekil yapmaya karar verdi.
* "Deli" lakaplı Halit Paşa olmalı (ç.n.) ** Sözü Muhalefet bu karan bir ödün olarak değil, kendilerine ait bir zafer
edilen kişi Kel Ali (Çetinkaya) 'dır. (ç.n.). olarak algıladı. Bu kez bizzat Mustafa Kemal'e saldırdılar.
Onu ezmekte ve ülkenin yönetimini kendileriyle paylaşmaya
zorlamakta kararlıydılar. Meclis'e Cumhurbaşkanının yetkilerini
186 187
LV
epeyce kısıtlayan bir yasa tasarısı sundular. Oturum çok hararetli geçti
ve tasarı yalnızca küçük bir farkla reddedildi. Çankaya'daki evinde Mustafa Kemal bezgin, hasta, işrete dalmış
Bu, Mustafa Kemal için kritik bir dönemdi .Bütün memleket sa- ve sarhoş halde, suskun bekliyordu. Halkın düşmanca duygularıyla
vaş sonrası tepkisi içinde ve gücenikti. Lazlar ayaklanmaya hazırlanı- ilişkilerdeki hakimiyeti elinden kayıp gidiyor, dostları onu terkedi-
yorlardı. Halk Fırkası disiplinli yapısını yitirmekteydi. Devranın yor, düşmanları devamlı ona saldırıyordu. Tümüyle tükenmiş gibi
döndüğünü düşünen pek çok yandaşı onu terkederek Rauf'a görünüyordu. Muhalifleri, işinin bittiğinden emindi.
katılmıştı. Ansızın İran sınırındaki yüksek dağlarda yaşayan kabileler,
Bavullarını toplayıp onu terkederek İstanbul'a dönen sevgilile- Kürtler ayaklandı. Nakşibendi dervişlerinin kalıtsal reisi olan Şeyh
rinden birisi, yüzünde alaycı bir gülüşle, "O bitmiştir, foutu, tüken- Said, "Kahrolsun Ankara'nın gavur hükümeti! Yaşasın Padişah ve
miş; artık işe yaramaz" demişti. Halife! "çığlığıyle alışıldık ayaklanmayı başlattı.
Orduya güvenemezdi. Doğu bölgesinde hocalar vaazlarında ona Kürtler ilkel ve aşırı derecede dindar olan yabanıl dağlılardı.
karşı bir kampanyayı kışkırtıyorlardı; Nasturiler^ayaklannıış ve İngil- Başlarında din adamları olduğu halde Peygamberin yeşil sancağını
tere Musul hakkında bütün saygınlığını temelinden sarsmış olan bir açarak İslam'ı kurtarmak ve gavur Türkler'i mahvetmek üzere ilerle-
ültimatom vermişti. meye başladılar.
İki ay içinde Türk karargâhlarını tümüyle yerle bir ettikleri Har-
put ve Mamuretü'1-Aziz bölgesini ellerine geçirdiler ve büyük Diyar-
bekir kentini tehdit etmeye başladılar. Bütün Kürdistan ayaklanmaya
katıldı. Türkiye'nin tüm Doğu vilayetleri tehlikedeydi, Yeni Türkiye,
bu darbenin altında sersemlemiş ve temellerinden sarsılmış haldeydi.
Devlet ve millet, hayati tehlike altındaydı.

İçki şişelerini ve kadınlarını bir kenara iten Mustafa Kemal,insi-


Fethi.
yâki olarak doğruldu. Tehlike ve eylem zorunluluğu onu göreve
çağıran bir trampet gibiydi. Savaş ve idare edilmesi gereken askerler
vardı. İçindeki tüm gizli enerjiyle coşmuştu.
Uyuşukluğunu silkip attı. Hemen işe girişip, egemenliğini yer-
leştirdi. Milletine seslendi: Türkiye tehlikedeydi: büyük dış düşman,
İngiltere para ve silah sağlayarak Kürtler'i desteklemekteydi.
Çağrı üzerine her Türk silaha davrandı. Genel hoşnutsuzluk, si-
yasal muhalefet, dinci direniş tutan bu yurtseverlik ateşinin alevleri
içinde yanıp kül oldu. Türkiye'nin her kesiminden, her sınıftan ve
türden erkekler ve kadınlar yardım önerisi ve bağlılık bildirisi içeren
telgraflar çektiler. Türkiye tehlikedeydi. Onu yalnız Gazi kurtarabi-
lirdi.

189
188
Mustafa Kemal bir kez daha tek egemendi: Emirler veriyor, muhalefet kişisel bir çekişmeydi. Ne hiçbir şeyi unutur, ne de
yönetiyor ve denetliyordu/ bağışlardı. Hepsinden intikamını alacaktı.
Meclis'i toplantıya çağırdı ve meb'uslara hitaben bir konuşma
yaptı. Artık canlanmıştı. Gündelik konuşmasındaki o ağır ve can
sıkıcı hava yok olmuştu. Genellikle boğuk, kısık olan seçildikten uzak
sesi bir trampet kadar belirgin, çınlamaya başlamıştı. Bu adamlarla
nasıl baş edebileceğini iyi biliyordu. Onlara bu yoldan ve istediği gibi
nüfuz edecekti. Kah onları iğneleyerek kızdırıyor, kah son meb'usa
kadar hepsi kendisiyle birlikte bağırmaya başlayıncaya değin onların
yurtseverlik duygularıyla oynuyordu.
Başı çeken kırk altı asi Diyarbe- Muhalefet liderlerini ve özellikle Rauf'la dört askeri kumandam
kir'in büyük meydanımda asıldı. Asılanların sonuncusu asıl elebaşı, itham etti. Elinde hepsinin aleyhinde önemli kanıtlar vardı. İşte,
Şeyh Sait'ti. Kendisini ölüme mahkum eden mahkemenin başkanına Kazım Karabekir'den Şeyh Said'e yazılmış bir mektup erindeydi, bu
döndü: hiç kuşkusuz basit bir mektuptu, ama Türk kumandanıyla bu Kürt asi
"İçimde size karşı bir kin yok" dedi. "Siz ve efendinizi Allah la- arasında başka yazışmalar olup olmadığım bilmeleri mümkün mü di-
netledi. Sizinle olan hesabımızı Kıyamet Günü'nde göreceğiz." ye sordu, mektubu elinde tutarak. Meb'usların şunu unutmaması ge-
Mahkeme başkanı' gülümsedi. Adı Ali'yi: Kel Ali olarak tanın- rekiyordu; Kazım Karabekir've Ali Fuad ayaklanmadan sadece .iki
ıyordu. Adamları darağacma yollarken yüzüne iliştirdiği tebessüm- hafta önce, Kürtler'le çarpışacak olan birliklerin kumandanlığından
üyle dikkati çekiyordu. Tipik bir Mustafa Kemal taraftarıydı: istifa etmişlerdi. Makamlarını terketmişler, Meclis'e dönmüşler, Ra-
İnançsız bir adam, bir sefih, özgür düşünceli ve materyalist bir adam; uf'un önderliği altında muhalefetin geri kalan kısmıyla birlikte
ancak, bunların yanı sıraTürkiye için çalışan bir yurtseverdi de. hükümete karşı büyük bir kampanya başlatmışlardı. Hükûmet,Kürt
Kürtler de memleketleri için ölüyorlardı, fakat mücadeleleri aynı za- isyanına hazırlıksız yakalanmıştı. Bunun sorumlusu da muhalefetti.
manda din ve inanç uğrunaydı ki, bunlar yalnızca çelik gibi bir iradey- Fakat durumu daha da kötüleştiren nokta, diye sürdürdü sözleri-
le başa çıkılabilecek, büyük ülkülerdi. Henüz yüreklerdeki duyguları ni, bütün bunların arkasında İngiltere'nin oluşuydu. İngiltere,
tahrip edememişlerdi. Kürtler'i Türkiye'yi yaralamak için daha önce de kullanmıştı; Dünya
Bir baş işaretiyle cellata görevini yapmasını emretti! "Kıyamet savaşında da Türkiye'yi arkasından vurmaları için kışkırtmak üzere
Günü" ha? Asılmış Kürtler'in seğiren vücutlarını seyrederken omuz- Lawrence ve Noel'i göndermişti; Sevr Antlaşmasında onlara
larını silkti. Ardından telgrafhaneye giderek, Mustafa Kemal'e şey- bağımsız bir devlet sözü vermişti. Bu sefer de bölgede aşiretleri silah-
hin öldüğünü ve ayaklanmanın sona erdiğini bildiren b/r/telgraf çek- landıran ve kışkırtan casusları ele geçirilmişti.
ti. İngiltere Musul'u ve onun petrolünü istiyordu. Musul'un ve Irak
petrolünün anahtarı da Kürtler'di. Bu gizli faaliyetlerle İngiltere,
•LVI Türkiye'nin Musul'dan vazgeçirmeye çalışıyordu. Şeyh Said Pa-
dişah-Halife'nin, vatan haini Vahideddin'in uğruna savaşa girmemiş
miydi? İngiltere'yle o yaşlı dalkavuk arasındaki bağlantıyı herkes.bi-•
Bundan sonra Mustafa Kemal, Türkler'e ve siyasal düşmanları- liyordu. Ve muhalefet liderleri Cumhuriyet'i parçalamak ve, onların
na döndü. Ona göre büyük ya da küçük, -resmi ya özel olsun, her tür Türkiyesi'ni mahvetmek üzere bu çeteye katılmışlardı.
190
191
kurmay subayı, acımasız ve sert anüri, yani İsmet'i geri çağırdı.
Onlar vatan hainiydiler ve ülkenin her yerinde halkı ayaklandı-
rmak için çalışmışlardı. Kürtler, yenilgiye uğratılmıştı, ama Türkiye
hala ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyaydı. Bu tehlike içerden geliyor- Liderleri bu defalığına elinden kaçırmış olabilkdi, ama taraftarları acı
du. Ülkenin bunlardan temizlenmesi gerekiyordu. çekeceklerdi. Bu işle İstiklal Mahkemelerini görevlendirdi. Mahke-
meler kanlı hükümlerle kurdukları dehşet egemenliği altında bütün
Bütün bunlar çoğu hayal ürünü olan zayıf kanıtlardı ve ancak o Türkiye'yi taradılar. Zamansız bk jest, üstü kapalı bk eleştiri ya da ki-
anın coşkusu içinde ve meb'usları ayağa kaldıran Mustafa Kemal'in mi önemsiz kurallara uymama gibi eylemler yüzünden bile insanları
kişiliği sayesinde yeterli olmuştu. Böylece Meclis vatan haini avına darağaçlarına gönderdiler.
başladı, muhalefet partisini dağıttı. Liderlerinden Rauf, Rahmi, Ad- Yargıçlar gevşeyecek olduklarında Mustafa Kemal onları tehditlerle
nan ve Halide Edib gibi bazıları ülkeyi terketmişlerdi bile. uyarıyordu. O, tam yetkili diktatördü ve iktidar, içindeki
Mustafa Kemal'in talebi üzerine Meclis, Türkiye'yi kurtarmak yönü ortaya çıkarmıştı. Ankara'nın Bozkuft'u Öfkeyle ka-
için Takrir-i Sükun Kanunu ile anayasayı askıya alıp tüm iktidarı, tam barmıştı. Türkiye'ye damgasını basmıştı.
yetkili olarak, ona teslim etti. Meb'us dokunulmazlığı kaldırıldı.
Basın sıkı bir sansüre tabi tutuldu. Hükümet aleyhinde bir hareket ya
da sözlü eleştirinin vatana ihanet olacağına karar verildi. İstiklal Mah-
kemeleri Türkiye'yi temizleyeceklerdi, hem de cierhal. LVII
Mustafa Kemal, muhalefet liderlerinin mahkeme önünde yarg-
ılanmalarına karar verdi. Başvekil Fethi, hükümetin diğer üyeleri ile Uygun fırsatı beklemek zorunda kalan Mustafa Kemal, büyük
Gazi'nin taraftarlarından pek çoğu buna karşıydı; muhaliflerin çoğu
muhaliflerini ele geçirmekte hala eskisi kadar kararlıydı. Kendisi
kendi dostlarıydı; aralarından pek çoğu örneğin Rauf, Kazım Karabe-
kir, Türkiye'ye büyük hizmetleri dokunmuş büyük adamlardı; vatana içgüdüsel bir komitacıydı ve komitacıların zihniyetlerini gayet iyi bi-
İhanet ettiklerine dair kanıtlar çok zayıftı, siyasal bk manevra için ye- liyordu. Vatan ile İttihat ve Terakki Cemiyeti'ndeki deneyimleri ona
terliydi belki, ama bk hukuk mahkemesi için yetersizdi; olayları bu devrimlerle karşı devrimlerin araçlarını ve tekniklerini gayet iyi
kadar ileriye vardırmanın hiç de akıllıca bir siyasa olmayacağını öğretmişti.
söylediler. . İşini bitkecek"bir karşı devrimden kıl payı kurtulduğunun farkı-
Mustafa Kemal, Halk Fırkası genel kurulunu bu sorunu tartışmak ndaydı. Yenilmiş olsaydı, Yeni Türkiye'nin tahrip edileceğine inanı-
üzere toplantı yapmaya çağırdı. Genel kurulda karşı görüşler eşit yordu. Karşılaştığı herkesten kuşku duymakla, hepsine hakaret et-
güçteydi. Tartışma bk kavgaya dönüştü, üyeler tabancalarını çekip mekle bklikte, o tanımlanamaz kişiliğe, Türkiye Halkı'na ve ondan
birbklerine doğrulttular; Fethi iradesiz bir vatan haini olarak ad büyük bk ulus yaratma konusundaki görevine olan fanatik, şiddetli
landırılıp muhalefeti çığırından çıkartacak kadar zayıf davranmakla inancı hala korumaktaydı.
suçladıysa da, çoğu kişi de ondan yana çıktı. ^ ~ " Görevi kadar egosu konusunda da tam bk fanatik kesilmişti. "Ben
Mustafa Kemal kendi taraftarları bölünmeden gerçek muhalifle- Türkiye'yim" diyordu. "Ben'i yok etmek, Türkiye'yi yok . etmek
rinin boğazını sıkmasının henüz imkansız olduğunu görmüştü. Daha demektk." Sanki "Ben Tanrı'nın Oğlu'yum" der gibiydi.
uygun bir fırsatı kollamalıydı. En ufak bk karşı devrim ihtimalini yok etmek konusunda son de-
Fakat artık ne tereddütle, ne serbest bırakmakla, ne de yarım ya- rece kararlıydı.
malak önlemlerle oyalanacaktı. Fethi'yi başvekillikten azledip, katı
193
192
Oyundaki bütün unsurlan tanıyordu. Türkiye'de bu hep aynı ol- Mustafa Kemal Padişah'tan miras kalan bu sistemi geliştirmiş ve da-
muştu. Ortada eğitim görmüş bir orta sınıf yoktu. Birkaç yetenekli in- ha da yaygınlaştırmıştı.
san dışında, bütün Türkler cahil ve böndü. Her şeyin kötü olduğu za- Polisi daha da tetik olması konusunda uyardı. Düşmanlarına
manlarda bile sakin sakin otururlar, hiç yakınmadan acı çekerlerdi, karşı daha fazla kanıta ihtiyacı vardı. Bu kanıtlan onlar bulmalıydılar.
ispanyollar ya da İrlandalılar gibi içgüdüsel birer devrimci değillerdi. Mustafa Kemal, ağının ortasında acımasızca avını bekleyen zehirli
Fakat becerikli ve vicdansız liderlerce kolayca kandırılırlar ve gözleri bir tür boz örümcek gibi, muhaliflerini bekliyordu.
kapalı onların ardına düşerlerdi. Bu yüzden dikkatini liderler üzerinde Beklediği fırsatı çok kısa zamanda yakaladı. İzmir'e resmi bir zi-
toplamalı ve onları susturmalıydı.
yaret yapmak üzereydi. Oraya varmasından iki gün önce polis, üç
Ona yönelik tehlike halktan değil, yalnızca önemli muhaliflerin- şüpheli yakaladı. Mustafa Kemal'in geçmesi gereken sokağın üzerin-
den geliyordu. Eğer Fethi'nin gevşekliği olmasaydı, kanıtlar yeterli deki bir evde hazır durumda bombalar, suikast planları ve Meclis'teki
de olsa yetersiz de olsa, hepsini yargılatacak ve astırmış olacaktı. Rauf Sait Hurşid* adh muhalefete mensub meb'uslardan birini suçlamaya
ve bir ikisi kaçmayı başarmışlardı, evet, ama, geri kalanların ona karşı yarayacak mektuplarla birlikte ele geçmişlerdi.
mücadeleyi yeraltında sürdürecekleri kesindi. Son birkaç aydır büyük
kentlerde ve özellikle İstanbul'da gizli cemiyetler kurulmuştu. Eski Mustafa Kemal darbesini indirmekte gecikmedi. Polis, her çeşit
İttihat ve Terakki şubeleri yeniden örgütlenmişti. Eski çeteler iş kötü muameleler, işkence, falaka veya başka yollara başvurarak mu-
başındaydı. halefet liderlerine, yani dört askeri kumandanı ve özellikle Enver'in
çetesine mensup olan eski İttihat ve Terakki liderlerinin herhangi biri-
Hepsinin arkasındaki kişinin Enver ve Talat'ın arkadaşı ve İttihat
ve Terakki'nin eski Maliye Nazırı olan Selanikli Yahudi Cavid ol- ne suç isnat edilmesini sağlayacak yeterli kanıtı bulmak zorun-
duğundan emindi. Doğu Masonlarından dostları ve uluslararası ban- daydı.
kerlerle olan ilişkileriyle bu ufak tefek, tombul Yahudi, en başta he- Polis işini yaptı. Ülkedeki tüm muhalefet liderleri tutuklandı ve
sabı görülmesi gereken kişiydi. Perde arkasındaki beyin, oydu. onları yargılamak üzere bir İstiklal Mahkemesi kuruldu.
Onun işinin bittiğini düşünmüşlerdi. Yanıldıklarını, cellatm il- Mustafa Kemal dişlerini sıkarak yargıçlara "Bu kez hiçbir hata
miğini boyunlarına geçirerek gösterecekti. Hepsini ele geçirmeliydi, istemiyorum. Bu, bir son olmalı" diyordu.
en başta da Cavid'i. Eğer bunu o yapmazsa, onlar kendisini yok ede-
ceklerdi. Onlar öldükten sonra, kendisi artık en büyük ve güven içinde Yargılama iki aşamada yapıldı: İmir'de yapılan ilkinde önemsiz
olabilecekti. tutuklular yargılandı. Mahkeme heyeti muhakeme usullerini ya da
Ne ki, o an için işi ağırdan almalı, vazgeçmeli ve fırsatı kolla- kanıtları hiç umursamadan hepsini astı.
mahydı. İdam müzekkereleri, imzalaması için Çankaya'daki evine
gönderildi. Çıplak'bir tepenin üzerinde kümeleşmiş evlerden oluşan
Yüzündeki boz maskenin gerisinde öfkesini ve gelecekteki ni- Ankara'nın görülebildiği bir masada oturuyordu. Arkasındaki duvar-
yetlerini saklayarak Çankaya'ya geri döndü. Muhalefet/haerlerini da Fikriye'nin onun için astığı garip işaretlerle dolu yeşil örtü duru-
yargılatmak konusundaki niyetinden'vazgeçmiş^gibLgörunüyordu. yordu.
Gerçekteyse iş başkaydı. Eskisi kadar becerikli, usta komplocu, İdam müzekkelerinin arasında Arif'inki de vardı. Mustafa Ke-
acımasız ve inatçı nefretinin bağışlamazhğıyla kendi sırasının gelme-, mal'le münakaşasından sonra muhalefete katılmıştı. Tek dostu,
sini bekliyor, planlarını hazırlıyordu. Türkiye'yi gizli polis, casuslar, Bağımsızlık Savaşı'mn kara günleri boyunca, o Padişah tarafından
sivil polisler, ajan provokatörlerden oluşan geniş bir sistem kapladı. *Ziya Hurşit olmalı (ç.n.)
194 195
ölüme mahkum edilmişken Samsun'da, Amasya'da, Erzurum'da ve Suçlananların, Mustafa Kemal'e karşı oldukları ve onun ölümü halin-
Sakarya'da hep yanında ve ona sadık kalan Arif; bu odada birlikte
kağıt oynadığı ve içki içtiği de iktidarı ele geçirmeye çalışacakları açıktı. Ama suçlandıkları sui-
kast girişiminde hiçbir rol oynamamış oldukları da aynı derecede or-
tadaydı.
İddianame, Türkiye'nin son yirmi yıllık tarihinin bir özetinden
oluşuyordu. Enver ve sanık sandalyesindeki dostlarının ve özellikle
Cavid'in nasıl iktidarı gasb ettikleri ve onu nasıl suistimal ettikleri,
Almanlarla ittifak yaparak Türkiye'yi Dünya Savaşı'na, ve bu anlam-
İçinde. da yıkıma nasıl sürükledikleri; Gazi görevinde kalıp muzaffer düşma-
iradesini yumuşatacak hiçbir anıya ya da duyguya yer yoktu na karşı durmayı seçerken hepsi paçalarını kurtarmak için Mütare-
ke'de nasıl Türkiye'den kaçıp yabancı ülkelere sığındıkları; ve son
olarak da hepsinin Gazi'nin büyük eserine karşı nasıl inatla muhalefet
ettikleri uzun uzun anlatılıyordu.
Hakimlerin ya biri ya öteki, kâh Ah" kâh diğer Ali, birdenbire Ga-
LVIII
zi'nin üstün nitelikleri -onun fevkalade ileri görüşü, derin yurtsever-
liği, olağanüstü dehası, tüm soylu eylemleri, hayret verici cesareti,
Yargılamaların ikinci kısmı Ankara'da gerçekleştirildi. Du- vb.- üzerine tumturaklı söylevler vermeye başlıyorlardı. Ardından
ruşmalar Bolşeviklerden örnek alınarak büyük bir siyasal gösteri gibi bunları, sanık sandalyesinde oturan muhaliflerinin rezil ve alçak ka-
hazırlanıp sahneye kondu. rakterleriyle karşılaştırıyorlardı.
Rauf ve Rahmi gibi kaçmış olanların dışında bütün muhalefet li- Mahkeme işini çok iyi yaptı; gazeteler de duruşmaları yayınladı-
derleri sanık sandalyelerinde oturuyordu. Kaçanlar da gıyaben yarg- lar. Mustafa Kemal göklere çıkartıldı. Sanıklar alçak vatan hainleri
ılandılar. olarak teşhir edildiler. Dört askeri paşanın kişilikleri alenen param-
Mahkeme başkanı Kel Ali'ydi. Yaşlı bir İskoçyalı'nın yumuş'ak parça edildi, dünyanın gözleri önünde karalandılar; ordudaki nüfuz-
vekarına sahip, nazik bir beyefendi görünümündeydi. Gerçekteyse, ları tuzla buz edildi ve toplum yaşamının dışına itildiler. Ardından,
en büyük övünme vesilesi olarak, yedi bin Yeniçeriyi öldürten .Gazi'nin soylu karakterini ve müşfik yüreğini göstermek üzere, bir
II.Mahmud'dan sonra en çok sayıda adamı kendisinin asmış olmasını lütuf olarak, serbest bırakıldılar.
gösteren bir alçak ve kana susamış, ihtiyar bir vicdansızdı. Yardım- Yüzündeki yumuşak tebessümle Kel Ali kalanların hepsini gayet
cıları Kılıç Ali adında terbiyesiz, kabadayı bir zorba ile bir savcıydı. nazik bir tavırla, ölüme mahkum etti.
Her üçü de Mustafa Kemal'inyakın çevresine 'dahildiler ve ondan
idam kararı verme emrini almışlardı.
Kel Ali davayı adalete uymak yönünde en ufak gayre^ğösterme-
den yürüttü. Sanıklara, savunmalarında kendilerinejfaraım edecek LIX
bir avukat bulma izni verilmedi; acımasız bir zorbalığa maruz kald-
ılar; savunmadan çok önce Kel Ali gazetelere sanıkların suçlu olduğu Kel Ali, idam müzekkerelerini Çankaya'ya bizzat götürdü. Mus-
ve darağaçlarının hazırlandığı şeklinde demeçler verdi. Soruşturma tafa Kemal de onları bekliyordu. İdam mahkumlarının tehlikeli ol-
aşamasında kanıtların incelenmesi yönünde hiçbir girişim yapılmadı. duğuna eskisinden de çok inanıyordu. Yargılamanın başından beri
beraatleri için pek çok yönden girişimler yapılmıştı. New York, Paris,
196 197
Berlin'deki güçlü Yahudi örgütleri affedilmeleri için mektuplar ve Bir yandan "Neşelenmeliyiz. Yaşamalıyız, canlı olmalıyız" diye
telgraflar göndermişlerdi. Viyana ve-Berlin'deki Rothchilds banker- bağırırken bir yandan da yakaladığı bir hanımla fokstrot yaparak
lik kurumlan da dahil olmak üzere, bir dizi büyük finans kuruluşu, bütün salonu dolaşıyordu.
İngiliz ve Fransız hükümetleriyle her iki ülkedeki basın, Cavid'i kur- Davetliler teker teker onu. izledi. Dansettiler -etmeyenleri de Ga-
tarmak üzere bütün nüfuzlarını kullanmaları için seferber etmişti. zi kalkmaya zorladı. Birbirlerini sıkıca yakalayıp sallandılar ve
Fransız Sarraut, Cavid için kişisel bir ricada bulunmak üzere Anka- büküldüler, döndüler, fokstrot yaptılar -bu konuda pek de usta ol-
ra'ya gelmişti. Sarraut, Doğu Farmason locasının tanınmış bir ismiy- madıkları için- birbirleriyle bol bol çarpıştılar. Gazi tout a fait civi-
di. Mustafa Kemal'e meslekteki bir mason birader olarak başvur- lises dediği için, zenci müziğine ayak uydurmaya ve kendilerini
muştu. Mustafa Kemal'in çekindiği tüm güçler bu komplocuların ar- göstermeye çalışırken, alışkın olmadıkları bu akşam kıyafetleri için-
kasında olduklarını göstermişlerdi: Haris pençeleriyle yabancı ban- de terlediler ve bunaldılar.
kerler ve yabancı hükümetler, yabancılardan altın alarak el altından Gece ilerledikçe .herkes daha çok eğlenmeye başlamıştı. Bol içki
onun iktidarını parçalamaya çalışan gizli cemiyetler. vardı: rakı, bira ve kibar Türk sosyetesinde de rigueur olan tatlı şam-
Bunları öğrenmek kararlılığını daha da güçlendirmişti. Tutuklu panya.
lar aşılmalıydı, hem de derhal. İdam müzekkerelerini imzaladı. He İsmet ve Gazi Türk hanımlarından oluşan bir et duvarının üzerin-
men Ankara'ya götürülmeli ve idamları aynı gece infaz edilmeliy den eğlenceli bir söz düellosuna girişmişlerdi. Orkestra dinlenmek
di. . . \ için susmuştu. Herkes onların kadının zihin karıştırıcı çıkıntılarının
Her şeyin yerli yerince yapılmasını istiyordu. Aynı gece Çanka- boyutları hakkındaki şakalarına gülmekten yerlere yuvarlanıyordu.
ya'da bir balo verecekti. Herkes orada olmalıydı -Kel Ali, hakimler, Başka bir odada Kazım Paşa'yla mülayim bir tavırla poker oyna-
hükümet üyeleri, elçiler, bütün önemli kişiler, bütün güzel kadınlar yan Kel Ali'nin yanına sendeleyerek gelen bir çift "külhanbeyi" ona
gelmeliydi. Davetiyeler elden veya telefonla son hızla dağıtılmalıydı. bir şeyler söylediler.
Herkes davete icabet etmeliydi. Bütün Ankara bu olayı kutlamalıy- Partnerlerini son hızla salonda döndürerek, dans aralarında onla-
dı. ra içki ikram eden Gazi, performasının doruğundaydı.
Hariciye Vekili Tevfik Rüştü bardaydı. Siyah, yağlı saçlarını
Balo sessizlik içinde başlamıştı. Davetlilerin çoğu gelmişti. başının gerisine yatırmaya çalışıyordu. Ara sıra kalın, zencilerinkine
Mustafa Kemal uzun boylu, zayıf ve sağlıksız görünüşlü bir adam benzeyen dudaklarını şapırdatıyor, kocaman bağa çerçeveli
olan Meclis Başkanı Kazım Paşa'yla birlikte balo salonuna girdi. gözlüğünden tecessüsle etrafı gözetliyor, bir tanıdığı gördüğünde
Londralı bir terzinin onun için diktiği kusursuz akşam giysisinin için- vahşi bir nara eşliğinde elini sallıyordu.
deki Mustafa Kemal, bir köşede bir diplomatla konuşuyordu. "Dans et!" diye seslendi Gazi ona. "Dans et! Herkes dans etmeli."
Davetliler ihtiyatla onu izliyorlardı.' Gazi'nin ruh hali an- Sarsak bir şekilde yürüyen Rüştü, Suphi Bey'i görüp onu öpmeye
laşılıncaya kadar parmaklarının ucuna basarak yürümeleri, alçak sesle çalıştı ve yine sendeleyerek bara döndü.
konuşmaları gerekiyordu; eğer çehresi asık, neşesiz olursaxmların "Dansetmek, ha! Tabii ki, kendisi de dans edebilirdi. Paşa haklı-
neşeli olmaları kendileri için oldukça tehlikeli olacakta Düzgün dav- ydı. Tüm uygar çağdaş uluslar dans ederdi. Dans etmek uygar bir top-
ranmadıkları takdirde, Ankara'nın Bozkurt'u çok tatsızlaşabilirdi. lum olmanın işaretiydi. Dans! Elbette o da dans edebilirdi."
Fakat Gazi çok keyifliydi. Bu ağırbaşlı bir resmi davet olmalıydı. Salon coşkuyla vahşileşmiş, sigara dumanıyla bulutlanmış, sar-
Herkes keyfine bakmalıydı. Bu, büyük bir neşeyle ilerleyen eğlenceli hoş nefeslerden çıkan alkol kokusuyla ağırlaşmıştı.
bir gece olmalıydı.

198 199
lamış, koltukta sızıp kalmıştı. Sovyet Büyükelçisi onu görmüş ve
Altı kilometre ötede, Ankara'da, büyük meydan bir düzine kadar şoförüne gördüklerini unutarak derhal oradan uzaklaşmasını emret-
park lambasının beyaz ışığıyla aydınlatılmıştı. Çevresinde ve sokak- mişti. Bu ülkede, bk adamı hendeğe yuvarlanıp yatarken görünce dur-
larda büyük bir kalabalık toplanmıştı. mak tehlikeliydi. Hızla'uzaklaşırlarken işleri kendi akışına bırak-
Lambaların ışığında, hapishanenin taş duvarlarının aşağısında manın en doğrusu olacağını düşünüyordu.
tahtadan yapılmış on bir üçgen duruyordu. Her birinin altımla papaz- Polis Müdürü infazların tamamlandığını bildirmişti. Darağaç-
ların ayin cübbelerine benzer beyaz elbiseleri içinde, elleri 'arkadan larında sallanan bedenlerin seyirmesi durmuştu.
bağlı, boğazlarının çevresinde bir ip bulunan birer adam duruyordu: '' Mustafa Kemal bkaz yürüdü ve bk pencereden dışarı baktı. Yüzü
Mustafa Kemal'in siyasal muhalifleri ölmek üzereydiler. Bozkurt asık ve donuktu; açık renk gözleri ifadesizdi; hiçbk yorgunluk alame-
dişlerini göstermişti. ti yoktu. Akşam giysileri balonun başlangıcındaki kadar kusursuz-
Ağustos sıcağında gece çok ağırdı. Hiç rüzgar yoktu ve ara sıra du.
çıkan ölgün bir esinti açık Anadolu yaylasının sert, kuru havasını Şafak söküyordu. Güneş, bütün gün boyunca aşağıda uzanan
taşıyordu. Az sonra sabah olacaktı. Tepede, gökyüzünde Samanyolu kavrulmuş, kahverengi ovaların üzerinde kıpkırmızı ve sıcak, öylece
muhteşem pırıltılı'kavisiyle salınıyordu. Orion'un Kılıcı yeryüzünün yerleşip kalacaktı.
siyahlığının hemen üzerine asılmış gibi görünüyordu. Yukarıda antik Hakaret dolu bk ifadeyle balo salonuna, sapsarı kesilmiş kadınla-
kalenin eteklerinde bir iki cırcır böceği ve uzaklarda havlayan bir so- ra, tükürükler saçarak konuşan adamlara baktı.
kak köpeği dışında, büyük bir sessizlik hakimdi.
Onları "kullanılacak köpekler ve araçlar" olarak adlandırıyor-
Büyük sessizlikte her biri ölüme mahkum bu insanlar sırayla hal-
ka hitaben konuşma yapıyorlardı. Biri ezberden bk sik, diğeri bk dua du.
okuyor, bir başkası sadık bk vatan evladı olduğunu haykırıyordu. Ve Sonunda en büyüktü. Düşmanları sürülmüş, dağıtılmış ve
Cavid, yaşamı, gülmeyi ve kadınları olduğu kadar iktidarı da sevmiş asılmışlardı.
olan bu Yahudinin yüzü asılmıştı. Muhakeme sırasında Kel Ali ile /Teklifsiz dostlarına, yakın çevresine seslenerek içki, iskambil
savcının tehditlerine pabuç bırakmamış ve savunmasın sırasında kağıtları istedi. Güneş iyice yükselinceye değin kavga ederek, çe-
uzun bir konuşma yapmıştı. Sonunun iyice yaklaştığı şu anda kork- kişerek onlarla poker oynadı ve kazandı. Artık çalışma odasına gidip
muyordu. Türkiye'sini çağdaşlaştırma ve Türkler'! büyük bir ulus yapma göre-
"Kardeşlerim beni bağışlamanızı istemek zorundayım" dedi. vine başlama zamanı gelmişti.
"Zamanında kimi hatalar yapmış olabileceğimi Jcabul ediyorum; şu
düğümü yanlış üçgene geçirmiş olabilirim. Gerçeği söylemek gere-
kirse, daha önce hiç pratiğim ölmadrbu konuda. Daha önce hiç böyle
bk durumda bulunmamıştım" dedi ve dudaklarında hafif bk gülümse-
meyle yiğitçe öldü.
Çankaya'da davetlilerin çoğu ayrılmıştı. Odalar darmadağınıktı
leş gibi kokuyordu. Yüzleri sapsarı, üstler] başiarTperişan durumdaki/
birkaç kadın hâlâ dans ediyordu. Orada burada kolları birbirlerinin
omuzunda, ağızları salyalı, öpüşerek oturan bkkaç kişi vardı. Tevfik
Rüştü çıkmıştı. Yolun bkaz yukarısında arabasını bk hendeğe yuvar-
200 201
gün bir ödenek de bağlanıyordu.
Karşılığında mutlak bir itaat ve yağlanmış bir makinenin işlek -
liğiyle Mustafa Kemal'in tüm isteklerini yasalaştıracak doğrultuda
oy kullanması bekleniyordu.
Buna karşın, ister meb'us isterse sadece bir köy muhtarı ol SUR.
büyük ya da küçük herhangi bir üyenin itaatsizliği, işini kaybetmesi,
toplum yaşamından dışlanması ve ihtiyaca düşmesi, hatta belki açlı-
ktan ölmesi anlamına gelecek olan, partiden ihraç edilmekle ceza-
ONBİRİNCİ BÖLÜM landırılıyordu.
Parti, yönetimi her yönden denetleyen işgal ordusuna, Meclis'te-
LX ki meb'uslar becerikli, düzenli ve itaatkar kumandanlara, bakanlar ise
yalnız başkumandan olan Mustafa Kemal'e karşı sorumlu olan kur-
Mustafa Kemal artık mutlak diktatördü. Muhalifleri ve düşman- maylara benziyorlardı. Türkiye halkının yönetimde hiçbir söz hakkı
ları asılmışlar ya da sürgün edilmişlerdi. Türk halkı uysal ve ita- yoktu.
atkârdı.
Devletteki bütün iktidar oııun elinde toplanmıştı. Kendisinin ya- Mustafa Kemal, seçimler ve parlamento prosedürüyie halk
rattığı ve başkanı olduğu parti, Halk Fırkası, hem hükümeti hem de hükümeti biçimini seçmişti gerçi, ama yönetim, mutlak bir şekilde
hükümetin yönetim araçlarının tamamını oluşturuyordu. En küçük hükmettiği böylesi bir makine aracıhğıyle gerçekleşiyordu.
köydeki en önemsiz memur ve katipten, başvekile dek Türkiye'de Ayrıntılara karışmıyordu; fakat üç adamı aracılığıyla egemen-
makam sahibi ya da elinde iktidar bulunan herkesin parti üyesi olması liğini kurmuştu. Bu üçü, her gece Çankaya'da durumu ona rapor edi-
gerekiyordu. Şubeleri, her önemli konuda genel merkezle temasını yor ve emirlerini alıyordu. Halk Fırkası genel sekreteri ve yetenekli,
sürdürmek ve emirlerini yerine getirmekle birlikte, temelde zeki bir Yahudi olan Ziya Saffet ona günün önemli olaylarının ve parti
hükümetin yerel dairelerine karşı sorumluydular. Askeri çizgide bir çalışmalarının bir özetini veriyordu. Fevzi ordunun, İsmet de
disiplin ve örgütlenme içinde ve Mustafa Kemal'e karşı tereddütsüz hükümet dairelerinin çalışmalarını bildiriyorlardı.
bir itaat halindeydiler. Saffet bilgi ve haber topluyor, İsmet günlük işleri düzenliyordu,
. Mustafa Kemal bakanları fırkanın içinden seçiyordu;, bir muha- Fevzi ise ordunun hoşnut, sadık ve etkin olmasından sorumluydu.
lefet partisi olmadığından bunlar bakandan çok daimi memurlara ben- Onların üzerinde büyük saygınlığıyla, uyarıcı enerjisi ve güçlü
ziyorlardı. kişiliğiyle Mustafa Kemal yükseliyordu: Cumhurbaşkanı, Meclis
Meclis'e girecek mebusları da fırka içinden seçmekteydi. Başkanı, Halk Fırkası ile Bakanlar Kurulunun başkanı ve Başkuman-
Görünüşte, Meclis halkın özgür oylarıyla seçiliyordu. Gerçekteyse, dandı.
muhalefet adaylarının katılmasına izin verilmiyor, böylece sadece
Mustafa Kemal'in onayladığı kişiler seçilmiş oluyordu. LXI
Meb'uslann maaşları yüksekti. Aylıklanfi3ânl5aşka, soruşturma
komisyonlarında ya da özel kurullarda çalışanlara ayrı bir ödenek de
veriliyordu. Bir meb'usun herhangi bir ticaret işine girmesine de izin
veriliyordu. Her yıl dört beş ay izin yapabiliyor, ayrıca kendisine
doğrudan Mustafa Kemal'in denetimi altındaki parti fonlarından dol- 203
202
öğrencilerinin iyiliğini isteyen bir öğretmen gibi, o da zor kullanıyor-
Güce inanıyordu; "Ancak kılıçlı el, hükümdar asasını tutabilir" du.
şeklindeki Tatar atasözünü şiar edinmişti. Acımasızdı, çünkü kendi- LXH
sine ve görevine bir fanatiğin duyabileceği kadar yoğun bir inanç du-
yuyordu. Öncelikle, başlatmış olduğu yıkım çalışmalarını tamamlamaya
Görevi, Türkiye'yi gönençli, uygar ve zengin bir ülkeye girişti. Türkiye'yi çürümüş geçmişinden koparmalıydı; bütün moloz-
dönüştürmekti. ları temizlemeliydi. Siyasal yapısını tamamen değiştirmişti bile; mo-
"Bu ülkeyi adına lâyık bir hale getirmeliyiz" diyordu. "Kendi uy- narşiyi cumhuriyete dönüştürmüş, bir imparatorluğu küçük bir ülke-
garlığı içinde en iyi olanı vermeliyiz, fakat aynı zamanda tüm diğer ye indirmiş, dinsel bir devleti laikleştirmiş, Halife-Padişah'ı kovmuş
uygarlıklardan en iyi olanı da almalıyız.... Türkiye sözcüğün bütün ve Osmanlı İmparatorluğu'yla bağlantıyı tümüyle reddetmişti.
anlamlarıyla uygar bir ülke olmalıdır." Artık bir bütün olarak halkın zihniyetini -onları geçmişlerine ve
doğulu terbiyelerine bağlayan eski düşüncelerini, ahşkanİıklıklarını,
Derhal işe koyuldu. Halkı geleceğin temeli haline getirmesi gere giyinişlerini, tavırlarını, adetlerini, konuşma tarzlarını, yaşamlarının
kiyordu. \ en mahrem ayrıntılarını- değiştirmeye girişmeliydi. Bu, siyasal
yapıyı yeniden kurmaktan çok daha zor olacaktı. Kendisi de "Düşma-
"Her büyük hareket diyordu, "temelim, bütün güç ve
na galip geldim, ülkeyi feth ettim. Halkı fethedebilir miyim?" şeklin-
büyüklüğün asıl kaynağı olan halkın derin maneviyatında ara- deki sözleriyle, bu güçlüğü dile getirmişti.
malıdır."
Fakat Türkiye halkının maneviyatı büyük bir bedbinliğin altında
ezilmiş ve yüzyıllardır devam eden kötü yönetimin pisliğiyle kap- Fes kaldırılmalıydı. Çünkü fes, Osmanlı ve Müslüman ormanın
lanmıştı. resmi damgasıydı.
Türkler hemen anında tepki vermediler. En başta serbest kalmış Mustafa Kemal'in eylem çizgisi kendine özgüydü. Şiddetli bir
ve gelişme peşinde koşan bir milletin ruh patlaması görülmedi. Ken- muhalefetin doğacağını biliyordu. Doğrudan doğruya her Türk için
dilerini yok olmaktan kurtarmak için kalkıştıkları Bağımsızlık Sa- en derin anlamda kökleşmiş uyum duygusuna darbe indirmekteydi.
vaşı'nda olağandışı bir çaba harcamışlardı. Başarmışlardı. Son dere- İhtiyatla hareket etti. Muhafızlarına siperli kasketler giydirdi. İtiraz
cede yorgun, cahil ve durgun haldeki bu halk, artık barış içinde görmeyince bütün ordunun bunları kullanması için genelge yayımla-
yaşamak ve yönetilmek istiyordu.Kendi kendisini yönetmek ya da yarak, kasketin güneş ve yağmurda eski fese göre ne kadar avantajlı
eğitmek çabasina girmek istemiyordu. olduğunu anlatacak danışmanlar gönderdi. Askerler kaskete itiraz et-
mediler.
Mustafa Kemal görevini başarmak için, halkı eğitmesi ve
güdülendirmesi gerektiğini görmüştü. İyiliksever bir yönetici ol- Artık ordudan emin olarak, halkı da festen döndürmeye girişti.
malıydı. Bir başöğretmen öğrencilerine nasıl davranıyorsa, o da halk- Karadeniz kıyısına bir seyahat yaptı, Kastamonu'da bir halk toplatısı
ına aynen öyle davranmalıydı. Onlar da öğrenciler kadar çocuksu ve düzenledi ve kendisi bu toplantıya bir şapkayla .katıldı.
saftılar. Kendisinin değerli ve kalıcı bir esere dönüştürebileceği kadar Halkın şaşkınlıktan soluğu kesilmişti. Amerika Birleşik Devlet-
yumuşak ve biçimlendirilebirir olduklarına inanıyordu. leri Başkanı ya da İngiltere Kralı mahkum elbisesiyle halk içine
Öğretmekten, bilgi vermekten, açıklamaklar/ öğretmen rolü oy- çıksaydı, ülkelerinde aynı etkiyi yaratırlardı. Sıradan bir Türk için
namaktan zevk alıyordu, ikna etmeyi başaramadığı takdirde, yine şapka, canavarlığın damgası, iğrenç, melun Hıristiyanların ve ya-

204 205
bancıların simgesiydi.
Mustafa Kemal fiziksel anlamda olduğu kadar zihnen de korku-
suzdu. Fes yerine şapka giymek ve halk toplantısına böyle katılmak,
rahatlıkla maskaralık olarak değerlendirilebilirdi. Kalabalık onunla Nureddin Paşa'yı Meclis'ten ihraç etti. Ülkenin dört bir yanına
alay edebilir, ona gülebilirdi. Fiziksel şiddetle karşılaşmaktan kork- askeri birliklerle beraber İstiklal Mahkemeleri gönderdi. Bunlar
madığı gibi, alay edilmekten de çekinmiyordu. yüzlerce Türk'ü astı, kurşuna dizdi ve dayak cezasına çarptırdı.
Direniş söndü. Her Türk kendine bir şapka bulmak için sağa sola
"Eğer uygar bir halk olacaksak" dedi, "uygar, ululararası kabul
görmüş giysileri giymeliyiz. Fes, cehaletin simgesidir." Yolculuk et- koşuşmaya başladı. Evvelce sadece Hıristiyanların kullandığı ve şim-
tiği her yerde, başındaki şapkasıyla aynı sözleri va'z etti. Ama başarılı di onlar da ülkeden çıkartılmış oldukları için, şapka bulmak hiç kolay
olamadı. Kamuoyu şok halindeydi. Şapka giymiş olan birkaç adam olmuyordu.
öylesine seçkin ve •azametli kişilerdi ki, sonunda halk'fesine geri İzmir civarındaki bir köyün halkı, ülke dışına çıkarılmış bir Er-
döndü. meni'nin kapalı duran dükkanında çok büyük miktarda kadın şapkası
» bulunduğunu keşfettiler. Tüyleri, kurdeleleri bütün o süsleriyle bir-
Halkı ikna etmekte başardı olamayan Mustafa Kemal, zora likte, kapıştıkları bu kadın şapkalarını kafalarına geçirdiler.
başvurmaya karar verdi. Eğer şapkayı kendi iradeleriyle giymiyorlar- Eski melon şapkaları, eski moda hasır şapkaları, kanlarının bece-
sa, zorla giyeceklerdi. riksizce diktiği kumaş şapkalan, çarçabuk Avusturya'dan ithal edilen
Emirleri üzerinde parlamento hemen fesi yasaklayan ve fes giy- şapkaları, kısacası tüccarların siperli şapka olarak bulabildikleri, Ga-
menin suç oluşturacağını bildiren bir yasa çıkardı, iki gün sonra her zi'nin emirlerine uyan, onları hapishanelere düşmekten, dayaktan ve
kentte ve her köyde, polis sokaklarda fes giymiş insanların başındaki ceilatın ilineğinden koruyacak olan, kenarlı ne buldularsa başlarına
fesleri topladı. Karşı koyan, hatta sızlananlar hapse atıldı. giydiler.
Bütün ülkeden büyük bir öfke homurtusu yükseldi. Pazara gelen Fes yok olmuştu; tehlikeli fes, ortadan .kaldırılmıştı. Türkiye'de-
köylüler, fesleri kafalarından çekilip alındığında karşı koydular. Eve ki herkes artık şapka giyiyordu.
başı açık, bir Müslüman için utanç verici bir durumda dönmek zorun-
da kalmak - bu çok gurur kinci bir şeydi- istemiyorlarsa, korkunç fi- • Mustafa Kemal, bu gerçeği dünya çapında duyurmak için, yakın
yatlarla o nefret ettikleri şapkalardan satın almaları gerekiyordu. arkadaşı Edib Servet'i delege olarak Mekke'deki İslam Konfe-
ransı'na yolladı. Bu konferansa. Orta Asya'dan, Afrika'dan, Arabis-
Karşı koydular. O melun şapkaları almayacaklardı. Sivas'ta, Er- tan'dan, Hindistan'dan ve Malezya'dan temsilciler katılmıştı. Çoğu
zurum 'da, Maraş'ta ve diğer bir düzine kentte, galeyan halindeki ka- aşırı fanatik Müslümanlardı; hepsi sofu, Peygamberin takipçisi,.
labalıklar memurları taşladılar. Hocalar da onları kışkırtıyorlardı; bu, Kur'an'ın her harfine sadık Müslümanlardı
Ankara'nın şeytani hükümetinin mukaddes dinlerine karşı bir başka
saldırışıydı; Kur'an ve Peygamber kenarlı başlığı yasaklamıştı. Mec- Edib kısa boylu, şişman ve kırmızı yüzlü bir adamdı. Uçuşan ye-
lis'te ünlü kumandan Nureddin Paşa da şapkayı protesto eden bir ko- rel giysili bu yabanıl adamların karşısına günlük bir kostüm ve melon
nuşma yaptı. şapkayla çıktı. Gene de, Mustafa Kemal'in büyük saygınlığı sayesin-
de Edib Servet'i öldürmeye kalkışan olmadığı gibi, saldırıya bile
Mustafa Kemal'in müşfik öğretmen rolünden acımasız despot uğramadı.
rolüne geçmesi pek hızlı oldu. ^--
"Devrimler dökülen kanlar üzerinde yükselmelidir^ dedi.
"Dökülen kanlar üzerinde temellenmeyen bir devrim, kalıcı olmaya Ardından Mustafa Kemal ilgisini din üzerine yoğunlaştırdı. Bu
caktır." ' hâlâ devlet makinesini tıkayan bir unsurdu. İslam, hâlâ devlet dini ko-
numundaydı. "Bütün sorunlar, dinin devlet içinde kötü kullanım-
206 ından kaynaklanmaktadır.... Hükümranlığını desteklemek üzere dine
gereksinim duyan biri, zayıf bir adamdır" dedi ve Devlet'in laikleşti-
. 207
rilmesini emretti. eşlilik ve haremi yasaklayarak eskiden kocalarına ait bir mülk ya da
köle durumundaki kadının konumunda kökten düzenlemeler yapmak
"Dinsel inanç, kişisel bir konudur" diye devam etti; "Cumhuri- yoluyla ailenin yapısında ve mülkiyet haklarında devrimci bir
yetin her vatandaşı kendi inancına kendi karar verir." dönüşüm yarattı: Kadın artık özgür bir vatandaş ve birey olmuştu.
Bununla birlikte açıktan açığa hakaret etmekten geri durmu- Ardından, Türkiye'nin baştan aşağı Türk olması için çalışmaya
• yordu. Onun gözünde gidipi ' ya sahtekâr ya da saf koyuldu. Manastır 'da devrimden bahsettiği günlerden beri,
ve her iki durumda da işe yaramaz olduğunu açıkça ortaya koyuyor-
du. İstanbul'daki Harbiye Mektebi'nde Vatan' ı örgütlendiği zamandan
beri, bu onun hiç vazgeçmediği amacını, düşüncelerinin temelini, ya-
Mustafa Kemal'in görüşleri Halk Fırkası'nın inançlarıydı.
bancılara karşı direnişinin temelini oluşturmuştu: "Türkiye,
Böylece hakaret etmek son moda, kurallarına "uymak ise
Türkler'indir."
akılsızlık hattâ biraz da tehlikeli bir davranış olmaya başladı. Erkek-
ler artık camiye gitmiyordu. Dinin modası geçmişti. Bir gazeteciyle yaptığı görüşmede, "Bizim ilkemiz Asya ve Av-
rupa için de aynıdır: Her ikisinin de en iyi yönlerini alacağız, fakat
bağımsızlığımızı da koruyacağız. Her şeye yalnızca Türk çıkarlarını
Bundan başka derviş tarikatleri ve tekkeler vardı. Bunlar gitme- göz önüne alarak, Türk görüş açısından bakacağız" diyordu.
liydi. Bütün zengin mülkler ve toprak onlara aitti. Bunlar çekirgeydi; Birbirini izleyen bir dizi yasa ve düzenlemeler yardımıyla Türki-
üretken bir toplumun sırtında yük olan tembel kişilerdi. Her şeyden
tehlikeli olanı da, herhangi bir irtica hareketinin belkemiğini oluştur- ye'de her şeyin Türk olmasını emretti.
ma ihtimali olmasıydı; Kürt ayaklanmasıyla olan bağlantıları bilini- Dil Arapça ve Farsça, yabancı kelimelerle doluydu. Bunlar elen-
yordu. meliydi. Tatarca (sic! -ç.) dilin temeliydi. Eski kitaplardan, belgeler-
Meclis'ten bir gece içinde çıkartılan bir yasayla, Mustafa Kemal den ve türkülerden Tatarca sözcükler bulunmalı, canlandırılarak ya-
tekkeleri kapattı, tarikatleri dağıttı, dervişleri sokaklara dökerek bancı kelimelerin yerine geçirilmeliydi.
çalışmak, aksi halde açlıktan ölmek zorunda olan sıradan insanlara İsmet ve Fevzi, Türkçeciliğin Mustafa Kemal'den de ateşli savu-
dönüştürdü ve sahip oldukları tüm zenginlikleri Devlet eliyle müsa nucusu oldular. İsmet bu konuda o kadar ileri gitti ki, Meclis'e sun-
dere ettirdi, ^ duğu yıllık bir raporunda yazılanlardan sadece genel çizgileri çıkarta-
Mustafa Kemal, Türk devletinin tüm dinsel temelini yıkmış, bilen meb' uslar, söylevinin ayrıntılarından hiçbir şey anlayamadı-
halkının inanç çerçevesini değiştirmişti. lar.
Kur'an ve İncil Türkçe'ye çevrildi ve camilerdeki tüm duaların
Türkçe icra edilmesi emri verildi. Eski Türkler'in Bozkurt'unun re-.
LXIII
simleri yer alan pullar bastırıldı.
Yabancı okulların, özellikle misyonerlerin işlettikleri okulların
Kısmen temizlediği bu zemin üzerinde, Mustafa Kemal yeni bir cesaretlerini kırmak gerekiyordu. Bütün ilköğretim Türk okullarında
bina inşa etmeye başladı. İslam dinine dayanan eski yasalar ile Şeri yapılmalıydı. Kalan yabancı okullarda dine yönelik herhangi bir
at'in emirlerine uygun belirlenen toplumsal yaşamı ortadan çalışma yapılmamalıydı. Belirli bir oranda Türk öğretmenleri
kaldırmıştı. ^^' çalıştırmalı ve Türk öğrenci almalılardı.
Bundan sonra Avrupalı uzmanları çağırarak AlmaçrTicaret, İtal- Ticarette de, aynı şekilde, her firma önemli oranda Türk serma-
yan Ceza ve İsviçre Medeni kanunlarını hemen hemen aynen kabul et- yesi, yöneticileri ve memurları bulundurmalı, Türk harflerini kullan-
ti. Bunlar hukuki yapının tamamını değiştirdiler. İsviçre yasası, çok malı, yazışmalarını ve hesaplarını Türkçe yapmalıydı.
209
208
Doktorluk, hukukçuluktan tekerlek imalatçılığı, oyuncak dan bir eğitici, eğilimleri açısından da politikacıydı. Başarılı birer po-
yapımcılığına varıncaya dek pek çok meslek Türkler dışındakilere ka-
litikacı olan diğer askerler gibi, o da çok geçmeden politikayı ve yöne-
patılmalıydı. Ağır ithalat vergileri ve kotalar yabancı malların girişini
azaltacak ve Türk mamullerinin kullanımını özendirecekti. Halkı timin gündelik rutinini son derece sıkıcı bulmaya başlamıştı. Bitmek
Türk mallan satın almaya teşvik etmek, Manchester bezi yerine yerli bilmez konuşmalar ve zayıf birtakım uzlaşmalar, onu kızdırıyordu.
çuha, yabancı çay yerine Bursa'nın papatya çayı kullanımını özendir- Uyarıcı şevk, özgürlük savaşı ve iktidar mücadelesi, başarının ya-
mek için kampanyalar düzenlendi. vanlığına dönüşüvermişti.
"Türkiye yalnız Türkler'indir" sloganı, resmi siyasa haline gel- Dahası, düş kırıklığına uğramıştı. Kendisinin bütün dünyada her
mişti. uygarlığın en iyi yanlarını seçerek, bunları birkaç emirle ve yasayla,
gelişmek ve refaha ulaşmak için hazır bekleyen dipdiri bir ulusa be-
nimseteceğini hayal etmişti.
Bundan başka Mustafa Kemal gündelik yaşam bağlamında bi- Yasaların birkaç zeki adamın çalışmasıyla yerleştirilemeye-
reylerin yaşamına bütün yapısal değişikliklerden de daha şiddetli bir '
ceğini, bir halkın maneviyatından yüzlerce yılın birikiminden
etki yapan yüzlerce önemsiz değişiklik de yaptı. Cuma günü haftanın
süzülen çabalarla evrilerek oluşabileceğini düşünememişti. Kültürün
tek yasal tatil günü yapıldı. Eskiden Müslümanlar için Cuma, Yahudiler
ihtiyaçlardan sonra geldiğim, Doğunun sefaleti ve yoksulluğu içinde
için Cumartesi, Hıristiyanlar jçin de Pazar günü tatil günüydü.
yaşayan bir halkın varlıklarım artırana ve yaşam standardını yükselt-
Konuşma dilinde tanışma, karşılaşma, üstleri selamlama ve ast- me arzusu duyuncaya değin. Batılı düşünceleri ve yöntemleri benim-
lardan selam alma gibi duıumlarda kullanılan ifadeler değiştirildi. semesinin mümkün olmadığını bilmiyordu.
"Selam" yasaklandı; dairelere gelen ziyaretçilere bir saygı işareti ola- Türkler onun zorlayıcı gayretine, beklediği yanıtı vermemişler-
rak kahve ikramı kaldırıldı; selam vermek üzere şapkanın baştan di. Onlara öncülük bile edememişti: Seçmiş olduğu gelişme yolunun
çıkarıldıktan sonra ne kadar kaldırılacağı belirlendi; tokalaşma eski
her santimetresinde onlan dürtelemek zorunda kalmıştı.
üçlü temennanın yerini aldı. "N
Ankara'yı, Türkiye'ye yaraşır bir başkent yapmaya karar ver-
Mustafa Kemal metrik sistemle Gregoryen takvimini kabul etti. mişti. Verilen onca öğüde karşın, başkent olarak bu darmadağınık
Eskiden saatler güneşin durumuna göre değişirken, bundan böyle ge- küçük, kırsal kasabayı seçmişti. Doğal olgular bile ona karşı işbirliği
ceyansından itibaren başlayan değişmez saat kullanılacaktı. halindeydi. Kent, kışın bir balçık yığınıydı, yazınsa kurak ovalar
Bütün bunları Avrupa'dan almış olduğu halde Avrupalılar'dan çölünde kıraç bir kayalık çevresine dağılmış tozlu ve bakımsız birkaç
daha da ileri gitti. Sokaklarda dilenmeyi yasakladı; deliye, sakata ve kulübeden ibaretti. Her yerde sıtma vardı.
garip insanlara gülmeyi cezai müeyyideyi gerektiren bir suç olarak Bütün bunların üstesinden gelebilirdi. Ülkeyi fethedecekti. Bir
belirledi; evlenecek çiftlere evlilik öncesinde sağlık raporu alma zo-j savaşa girer gibi şevkle işe koyuldu. Yabancı uzmanlar çağırttı: Ber-
runluluğu getirdi. Dinsel bir tören ya da ayin olarak evliliğe hiçbir lin'den Profesör lansen ve Viyana'dan Profesör Oerley'den, geniş ve
inancı yoktu, ama onun Devlet'e karşı mukaddes bir fiziksel görev ferah caddeleri, heybetli binalarıyla büyük bir kent planı hazırlama-
olarak işlevine inanıyordu. larını istedi. Onlarla birlikte planlar üzerinde çalıştı. Meclis, emirleri
üzerine, gereken ödeneği çıkarttı. Müteahhitleri ve inşaatçıları hızlı
LXIV çalışmaları konusunda sürekli uyardı. Milyonlarca ağaç'diİctirdi.Yol-
lar yaptı, bataklıkları kuruttu, sıtmayı ortadan kaldırdı. Kısa bir za-
Yetenekleri açısından Mustafa Kemal bir askerdi, içgüdüsel açı- man içinde onüç milyon pound harcamıştı.
Ancak, yeni kent planlandığı gibi büyümedi. Profesör lansen'in
210 211
planladığı ültra modern evler, iklime uygun düşmedi: Bu hasis top- bir lamba misali hızla kayboluyor •; erkek, bir kez daha haşin, müte-
rakta ağaçlar kurudu. Ülkeyi fethedebilseydi bile, halkı fethedebile-
hakkim, mesafeli ve tehditkar görünümüne bürünüyordu.
cek miydi? Türkler de pek az gayret ve coşku gösteriyorlardı. Yerlile-
rin oturduğu semtler ve çevre köylerde insanlar yoksul kulübelerinin Sağlık durumu da çok değişkendi. Bazan geceler boyu uykusuz-
içinde sıkışmış, eskiden olduğu gibi yaşamakta devam ediyorlardı. luk çekiyordu. Depresyon nöbetlerine tutuluyordu; eski böbrek soru-
nu ona şiddetli acılar veriyordu. Ama yine birdenbire canlı ve hayat
Mustafa Kemal'in tasarlamış olduğu kent, kulübeler arasında
birkaç güzel binanın bulunduğu ucuz bir sıra işine dönüşmüştü. dolu olabiliyordu. Bir gün ihtiyar bir adam gibiyken, ertesi gün dinç
ve sağlıklı görünebiliyordu.
İnşaatı sürmekte olan bir otelin, mimarının merdivenleri unut-
Bununla birlikte, sinirsiz canlılığında hiçbir azalma belirtisi yok-
muş olması nedeniyle bir türlü tamamlanamamasına ilişkin bir hikaye
bile anlatılıyordu. Mustafa Kemal burada da halkın iradesini göz tu. Kimi zamanlar raporlar isteyerek, hükümet dairelerinin işlerine
önüne almamıştı. ayrıntılı müdahalelerde bulunarak, bakanları çağırtarak, Meclis top-
lantılarına katılarak, emirler yağdırıp insanları işe sürerek olağanüstü
Mustafa Kemal yavaş yavaş işlerin üzerindeki denetimini bir enerjiyle, durmaksızın çalışıyordu. Bir keresinde Milli inkılap Ta-
gevşetiyordu. Gittikçe daha fazla Çankaya'ya çekildi; kendisini dış rihinin tamamım gözden geçirdiği bir söylev vermişti*. Söylevi hazı-
aleme kapatıp yakın dostları ve kadınları ile birkaç hükümet görevlisi rlaması yedi gecesinin tamamını almıştı; okumasını da altı gün arka
dışında kolay ulaşılmaz ve ender görülebilen biri oldu. Hükümetin arkaya tüm mesai saatleri boyunca tamamlayabilmişti. İçinde gerili-
gündelik işleriyle uğraşmayıJsmet'e bıraktı. mi azaltacak bir satır bile mizah olmayan ve kendisine yardım etmiş
Ve İsmet, bu ufak tefek, sağır kurmay subay, büyük bir hevesle, olan herkese karşı eleştirilerle dolu bu sıkıcı, tatsız hitabe, kendi kari-
eline geçirebildiği kadarıyla iktidarı sıkıca kavradı. Cansıkıcı ve titiz, yerinin bir savunmasıydı. Yalnızca son birkaç saat boyunca, yorgun
diktatörce davranan tipik bir bürokrattı. Kırtasiyeyi ve rutini seviyor meb'uslann uyanık kalma mücadelesi verdikleri sırada, sesini o
ve uzun süre görevde kalan her devlet memuru gibi, sahip olduğu yet- uzayıp giden yeknesaklıktan çıkarıp biraz yükseltmişti.
kiler ve mevkii konusunda gittikçe daha fazla kıskançlaşıyordu.
Ardından dört gün boyunca Çankaya'da inzivaya çekildi; kim-
LXV seyle görüşmeden içki içip, kağıt oynayarak bütün bu süre içinde ge-
ceyi ve günün büyük bölümünü mahrem dostları, yani "yakın çevre-
Çankaya'da Mustafa Kemal hükümdarlığını kurmuştu. Dünya si" ve kadınlarıyla geçirdi.
görüşü Doğuluydu, yaşamı garip ve çılgıncaydı. Böyle gecelerin ardından, ya da uykusuzluktan sapsarı ve rahats-
Artık kırkyedi yaşına gelmişti ve fiziksel olarak orta yaşın bazı ız olduğu zamanlarda, şafak vakti bir ata atlayıp bir vadide inşa ettir-
alametleri görülmeye başlamıştı. Aşırı içki içmekten şişmanlamaya mekte olduğu örnek çiftliğe giderdi.
başlamıştı. Neredeyse renksiz denebilecek açık renkli saçları azalma- Bu çiftlik, yaşamının tadıydı. Onun için son model makineleri, en
ya ve alnından geriye doğru açılmaya başlamıştı. Zaman zaman yor- iyi, ödüllü boğaları ve domuzlan, hayvan yemlerini ve gübreyi getirti-
gunluktan yüzünün sapsarı olduğu, çekildiği ve çizgilerle dolduğu yordu. Toprak sahibi bir soylu rolünden çok büyük tad alıyordu.
oluyordu. Gözlerinde her zaman katı, içe işleyen bir bakış vardı. Bu Fakat aslında örnek çiftliğin ötesinde, üzeri ekinlerle kaplı verimli
bakışı gözlerine yapay olarak devamlı, sabit bir bakış ve bir tehdit ola- bir toprak, tarımla refaha ulaşan Türkiye hayalini görüyordu.
rak yerleştirene kadar epey uğraşmıştı. Pek ender olarak gevşediği za- Kooperatiflerin, köylülere borç verecek tarımsal bankaların kurul-
manlar, yüzünü ender rastlanan bir çekicilikle ışıldatan bir gülümse- ması, tohumların dağıtılması için emirler verdi. Sulama projeleri, ye-*
me beliriyordu. Tebessüm kurşuni bir alacakaranlıkta aniden boğulan 15-20Ekiml927C.H.F. nın İkinci Kurultayı (ç.n)
212 \ 213
verlik üzerine bilgece ve derin anlamlar yüklü söylevler verme
fırsatını bulmalıydı.
ni yollar, yeni demiryolları ve en yeni makinelerin tanıtıldığı sergiler "Marmara Denizi modelinde bir rezervuar yapın" diye emretti,
yapılmasını planladı. "Ve ölçülerin tam olarak doğru olmasına dikkat edin."
Bütün hatalarına ve egoizmine karşın, bu adam bir yurtseverdi. Mösyö Yencke emri yerine getirdi. Bu, çok büyük bir paraya mal
Söylediklerinin ve yaptıklarının çoğu mantıksız, gerçek dışı, hatta ap- oldu. Mustafa Kemal onunla pazarlık etti. Buna rağmen, rezervuar ilk
tallığa varacak bir manasızlıktaydı, ama eserine ve bunun başarısına verilen maliyet fiyatının iki katına çıkmıştı.
ihtirasla inanmaktaydı. Fakat paranın olmayışı, halkının ataietcbn- Bu, gerçeğinin kusursuz bir modeli olmuştu. Buradan inekler ve
lann açlıktan ölme sınırından biraztyukarda sefalet içinde yaşamaları- koyunlar su içiyor, kavun karpuz tarlaları sulanıyor ve kendisi de çoğu
na yol açan yoksulluğu, onu durduran etkenlerdi. Örnek çiftliğinde
günler büyük bir zevkle onu seyrediyordu.
her şeyi istediği gibi tasarlayıp yaratabiliyor ve kendisi başardığı an
bütün Türkiye'nin bir gün ulaşacağı sının gözleyebiliyordu.

Çok değişmişti. Daha azametli ve can sıkıcı olmuştu. LXVI


1921 'de hiçbir şeye sahip olmamakla övünmüştü: Sahip olduğu
her şeyi milletine-vermişti; eli açık davranmıştı. Ama artık cimri- Mustafa Kemal yaşamını adeta su geçirmez bölümlere ayırmıştı.
leşmeye, eli sıkı olmaya başlamıştı. Para konusunda açgözlü davranı- Bir tarafta İsmet, Fevzi, Maliye vekili Abdül Haki* ve çalışanlar
yordu. Çoğunluğu aşın derecede çürük ve güvenilmez nitelikteki ti- vardı. Diğerindeyse yakın çevresiyle kadınları. Bir tanesi çalışma ve
cari işlere katılıyordu. Kötü gecelerinden sonra, kendini kötü hisset- Devlet görevlerine aitti; diğeri eğlence ve kibrini tatmin etmeye yan-
tiği zamanlar hırçın, inatçı davranıyor, fikirleri de çoğunlukla çocuk- yordu.
ça oluyordu. iki tarafı birbirinden ayn tuttuğu sürece çevrede barış hüküm
Sıcak bir yaz sabahı yine çiftliğe gitmişti. O gün aşın derecede sürüyordu. Fakat kısa bir süre sonra hançerler yine çekiliyordu.
hırçındı. Su sıkıntısı çekiliyordu. Bir rezervuara sahip olması gerek- Yakın çevresinden, "Gazi'yi bunalmış, uykusuz, şafağa kadar
tiğine karar verdi, hem de derhal. Mösyö Yencke neredeydi? Yencke, içki içtikten sonra, sapsarı bir yüzle hasta bir halde çiftliğe giderken
Gazi'nin inşaat işlerinin çoğunu yapmış olan Holtzman'ın ajanıydı. görünce korkuyorum. Avrupa'ya gitmekten ya da yolculuktan bah-
Yencke, İstanbul'daydı! Bir an önce'buraya gelmeliydi! settiği zaman da korkuyorum. Onsuz bizi yaşatmazlar" diyordu.
Mösyö Yencke trenle yaptığı yolculuktan sonra, otuz altı saat "Uyurken onu inceliyorum, iyi olduğundan böylece emin olabi-
içinde Ankara'ya ulaştığında, derhal bir rezervuar yapma emrini aldı. liyorum. Çünkü biliyorum ki, o ölürse hepimiz öleceğiz. İsmet!le
Ne kadara mal olacaktı? Fevzi bizi asacaklar."
Yencke bir hesap çıkarttı; bu çok pahalı idi; azaltması gerekiyor
du. Yencke miktarda İsrar etti. Mustafa Kemal öfkelenmeye Ne ki, Mustafa Kemal .onları birbirlerinden uzak tutuyordu.
başlamıştı. -
Büyük Türkiye'ye ilişkin tatkularında,ve hayallerinde mahrem dost-
Daha önce İsviçre'de bu tür bir şey görmüş olan biri "Cenevre larının hiç yeri yoktu.
Gölü şeklinde bir rezervuar yaptırın" dedi.
Mustafa Kemal bu fikri çok tuttu. Hırçınlığı kayboluverdi: .* İsmet İnönü hükümetlerinde' çeşitli kereler Milli Müdafaa ve Maliye ve-
Kuşkusuz, fikir mükemmeldi, fakat, gölet Cenevre Gölü'nün değil, killikleri yapan AbdüBıalik (Renda) Bey olmalı (ç.n.)
Marmara Denizi'nin bir modeli olmalıydı; ve kendisimde'onun 215
karşısında, kızgın yaz güneşi altında, çevresinde bulunanlara yurtse-
214
Bunları birinci sınıf serseriler ve üçüncü sınıf asalakların
sağlıksız karışımı olan kaba ve bayağı bir çevreydi. Aralarında yüzleriyle şafakta sendeleyerek çıkıp gitmelerini tüyleri ürpererek
Ali (Darağaçcı Hakim) ile kabadayı tavırlı Ali; eğlenceli bir seyrederdi; ardından ya işinin başına döner ya da atını isteyip sabah
şivesi olan gürültücü ve zampara bir Çerkeş; tam anlamıyla bir alçak rüzgârında örnek çiftliğine giderdi. .
olan küfürbaz ve hilekar bir gazeteci ile ayık olduğunda iyi bir ticaret Özel yaşamı herkesçe biliniyordu, ama bunun yalnızca onu biraz
kafasına sahip olduğu halde sarhoşken ağzı çok bozuk, zenciye ben- daha popüler yapmaktan öte bir etkisi olmuyordu. Türkler incelikten
zeyen biri vardı. Bunlardan başka, bir dizi önemsiz asker de bulunu- uzak Şarklılardı ve Mustafa Kemal'i çok iyi arılıyorlardı: O, kendile-
yordu: Örneğin, Selanik'de Emniyet Müdür muavini olan ve Suri- rinin ideal lideriydi; zalim, sefih, kaba ve kinci olabilirdi, ama bütün
ye'den geldiği zaman Mustafa Kemal'i Abdülhamid'in hafiyelerin- bunlara rağmen o güçlü ve kararlıydı; o, bir asker-hükümdar ve fatihti.
den kurtaran Cemal; o sırada onunla Suriye'de bulunan Müfit Lütfi; Temel kusuru, bütün ulusun kusuruyla aynıydı. Zamparalık, her za-
Trablusgarb'de ona hizmet eden Nuri* de bu çevrede yer alan kişiler- man atalarının en eski iftihar vesilelerinden biri olmuştu. Onun bu
di. gürbüz, erkekçe kusurunu, kılıbıkça erdemlere tercih ederlerdi.
Kadınlarına gelince, bunlar zavallı ucuz yaratıklardı. Yalnızca Tek adama dayanan bir yönetim daima büyük ölçüde can güven-
onu tatmin etmek için oradaydılar. Latife gittiğinden beri hiçbir kadı- liği tehlikesini de beraberinde getirir. Yakın dostlarının tehlikeli
na bağlanmamıştı. kişiler olması nedeniyle, Mustafa Kemal'in pek de mazbut olmayan
özel yaşamı çerçevesinde bu tehlike daha da büyüyordu; yarı sarhoş
adamların arasında çıkacak bir münakaşada hemen silahlar çekiliyor-
Mustafa Kemal kendisine iltifat edilmesinden hoşlanıyordu. du; bir kaza kurşunu, ani öfkeyle ateşlenebilecek bir silah bir gece Ga-
Yakın dostları da yağdırdıkları övgülerle ona istediğini veriyorlardı.
zi'nin ölmesiyle sonuçlanabilirdi. O zaman Türkiye'ye ne. olacağını
Onların taşkın övgülerinden, kölece hizmetlerinden, kendisine
hiçkimse tahmin bile edemiyordu.
bağımlılıklarından bir tür haz duyuyordu. Karamsar olduğu zamanlar
onların abartılı, tapınmaya benzer saygıları kendisine bir kuvvet ilacı Tehlike bir akşam açıkça kendini gösterdi.
gibi tesir ediyordu. İyi olduğu zamanlar da, onlar kendisini göklere Saat çok geçti. Akşam yemeği sona ermişti. Biri muhafızı iterek
çıkarttıkça, her zaman hazır olan alkışlarıyla eğleniyordu. salona girdiği zaman, Mustafa Kemal, içerdeki odada yakınlarından
Bir tanesi, "O, Dünyanın ve bütün Tarihin En Büyük Askeri'dir" birkaçıyla kağıt oynamaktaydı.
diyordu. Kapı açıldı. ~ Ali içeri girip, şapkasını çıkardı.
Beriki de, "O, bir güneştir" diyordu geri kalmamak için, "Bir Odanın havası sigara dumanıyla ağırlaşmıştı. Alman firmasının
Güneş ki dünyayı doldurur ve yaşamlarımızın en ufak noktasını bile sağladığı elektrik ışığı titrek ve kararsızdı. Ali dikkatle odaya göz gez-
aydınlatır." dirdi; en uzak köşede oturan Mustafa Kemal hala kımıldamamıştı. Bir
Mustafa Kemal onlardan ruh halini sürekli takip etmelerini iste- gözünde eskisinden de belirgin hale gelen kayma, onu daha korkunç
mişti. Eğer kendisi huzursuzsa, onlar üzgün olmalıydılar. ve tehditkâr gösteriyordu. Oturması için bir sandalye gösterdi.
Gülümsüyorsa, neşelenmeliydiler. Onlarla yerde izmaritler, masalar- Oda sessizdi. Ali utanç içindeydi. İsmetle münakaşa etmişti.
da para ve iskambil kağıtları saçılmış, sigara dumanıyla dolu odalarda Kendisi ve bir arkadaşı için hükümette bir görev istemişti. İsmet ise
içki içip kağıt oynardı. reddetmiş, bu külhanbeylerden hiçbirinin kendi işine karışmasına
izin vermeyeceğini açık açık söylemişti.
_C_oğunlukla onların kanlanmış gözleri, solgun * Bu olayı Salih Bozok'un anılarında izlerken, söz konusu kişinin Ali •
* Nuri Conker (ç.n). Çetinkaya, yani Kel Ali olduğunu görüyoraz.,Görülüyür ki, Amstrong iki
Ali'yi sık sık birbirine kariştınyor. (ç.n.).
216 217
Ali, İsmet'in konuşma tarzına içeri emişti. Mustafa Kemal'e,
kendisi ortadan kalkacak'olursa, İsmet'in derhal onun yerine geçe-
sa köşkün aşağısında el değmemiş halde uzayıp giden san ovalan ge-
ceğini ima etti.
risinde bırakarak, yolculuk etmek, yaşamı ve halkı görmek istiyor-
İsmet sağırdı, ama bu sözleri açıkça duydu. Kendi başına Musta du.
fa Kemal'in teklifsiz dostlarının icabına bakamayacağını bildiğin
Hastaydı da. Kalp kriziyle birlikte iki kez baygınlık nöbeti geçir-
den, Mustafa Kemal'e şikayet etti. O da Ali'yi sertçe kendisine gelme
mişti. Sürekli ve çok miktardaki içkinin etkileri ortaya çıkıyordu.-
si için uyardı. <
Doktoru onu artık içkiyi azaltması gerektiği konusunda uyarmış ve
—Ali, cesaretini toplamak için içki içerek gelmişti. Saygısız bir bir hava değişiminin iyi gelebileceğini söylemişti.
tarzda bacaklarını ayırarak oturdu. Birisi ona içki verdi. Odadakilerin
Hepsinden önemlisi, de, etkinliğini yitirmeye başladığını an-
şerefine kadeh kaldırdı ve içkiyi bir dikişte içti. Ardından masanın
lamıştı. Çankaya'da kendisini ülkeden fazlasıyla soyutlamıştı. Halkla
karşısında oturan Mustafa Kemal'e hitap etti. İsmet'ten yakındı.
İsmet'e sövüp saydı. Kendisi ve arkadaşı için kabinede birer bakanlık temasını kaybetmiş durumdaydı; devlet işleri üzerindeki denetimini
istedi. fazlasıyla gevşetmişti; daha önce olduğu gibi kamuoyunun gözünde-
ki saygınlığı sönmeye başlamıştı.
Mustafa Kemal hırsla ona döndü ve kendi işine bakmasını, politi-
Çoğu kişi onun sadece görünüşte lider, saygınlığını yitirmiş biri
kadan uzak durmasını emretti.
olduğunu; Bozkurt'a ağızlık takılarak susturulmuş olduğunu ve Çan-
Ali çok sarhoştu. Eli pantalonunun arka cebine gitti, fakat hızlı kaya'ya zincirlendiğini;-asıl yönetenlerin İsmet ve bakanları ol-
bir atıcı değildi. duğunu bile söylemeye başlamışlardı.
Tabancasını çekmesinden önce, diğerleri onun üstüne atıldılar.
Sandalyesi ile birlikte arkaya devirdiler, onu dışarıya, salona sürükle-
Canlandı ve silkindi: Hiç kimsenin kendi yerini gasp etmesine
diler; haykırarak, homurdanarak onu tekme tokat dövdüler.
izin vermeyecekti. O merkez, denetleyen güç ve bütün herkesin
Bütün bu hengame içinde, bu aşağılık kavganın patırtısı içinde, Üstünde yükselen reis olmalıydı. Hiç kimse onunla yanyana durmayı
Mustafa Kemal kımıldamaksızın oturdu. Sonra aniden kapıya çıktı. bile aklına getirmemeliydi: O, en büyük olmalıydı.
Sesi salonda çınladı:
Sahneye dönmeye karar verdi; tüm dikkatleri toplayacak bir
"Tabancasını alın ve buradan defedin." dönüşle yine sahne ışıklarının altına girecekti: İstanbul'a gidecekti:
Yüzü asık ve vücudu sıçramaya hazırlanmış gibi gergin, ona Burada, Padişah'm sarayından uzun zamandır tasarladığı köklü bir
doğru yürüdü. Ali dehşete kapılmış bir halde sürünerek kapıya kadar reformu başlatacaktı. Türkçede kullanılan Arap harflerini Latin alfa-
ulaştı ve kendini dışarı anı. besiyle değiştirecek, böylece tüm Türk yazınında, Türkler'in birbiri
Mustafa Kemal bütün gece çok keyifliydi. Tehlike, başa arasındaki tüm yazılı iletişimde köklü bir devrim yaratacaktı. Türki-
çıkılması gereken adamlar ve sahnenin tam ortasında egemen bir ye'deki tüm düşünceyi temelinden değiştirecekti.
adam: İşte, yaşam buydu! Milletin yüzde onu bile okuma bilmiyordu. Karmaşık Arap yazısı
öylesine güçtü ki, okuma yazma din adamlarıyla birkaç entellektüe-lin
, LXVII tekelinde kalmıştı; bu, Türkler'in adeta bir duvarla Batı'dan ayrı-
lmasına, karmaşık Arap düşüncesi ve Farça'nın yapaylığıyla ellerinin
kollarının bağlanmasına yol açmıştı; dil öylesine girift bir hale gel-
Mustafa Kemal, Çankaya'daki yaşamdan, bu yaşamın usandırıcı
mişti ki, Türkçeyi öğrenmenin gerektirdiği büyük çabayı, pek az ya-
tek düzeliğinden bıkmaya başlamıştı. Sadece kısa bir süre için bile ol-
bancı göze alabiliyordu; pek az Türk herhangi bir Batı dilini öğrenebi-
218 Mydrdu.
219
Mustafa Kemal'in büyük bir hayali vardı. Kolunun bir hareketiyle yordu. Platformun üzerine konulmuş sandalyelere,. İsmet ve hükümet
bütün bu sorunları yerle bir edebilirdi. Bütün halkını eğitimsizlerle üyeleri ile Meclis Başkanı Kazım ve onun yanında da Mustafa Kemal
eğitimlileri, din adamlarıyla hammallan yeniden okula gönderecekti; dizilmişti. Platformun diğer ucunda bk kara tahta ile bir kutu tebeşir
hepsinin okumayı ve yazmayı öğrenmesi gerekiyordu. Bilginin mu- duruyordu.
azzam giriş kapısını önlerine açacak ve bu kapıdan başarıyla geçme- Mustafa Kemal ayağa kalkü. En iyi giysilerinden birini giymişti;
leri için onlara öncülük edecekti. üzerinde bir redingotla sabah kıyafeti vardı; aynı zamanda en iyi ruh
hali içindeydi. Dinleyicilerine neden hepsini buraya davet ettiğini be-
Hazırlıklara başladı. Özel ve sosyal yaşamında daha mazbut ve lirten kısa bir açıklama yapıt; Arap yazısının güçlükleri ve dezavan-
edebli davranmaya başladı. Yakın çevresiyle kadınlarına daha az va- tajlanyla Latin alfabesinin avantajlarını anlattı. Sonra kara tahtanın
kit harcadı. İçkiyi ve kağıt oynamayı azalttı ve daha fazla uyumaya üzerindeki yeni alfabenin noktalarını, çengellerini ve bağlantılarını
başladı. Sağlığı düzeldi.Yine işbaşında ve yine mutluydu. açıklayarak nasıl kullanılacağını bizzat yazarak gösterdi.
Büyük bir titizlikle Batı dillerinin alfabelerini inceledi: 1924'de Dinleyicilerden rastgele iki kişiyi çağırıp yeni alfabenin nasıl
Baku'deki bir konferansta Sovyet Cumhuriyetleri Orta Asya'daki kullanacağını bk kez daha açıkladı ve tahtaya adlarını yazmalarını is-
tüm Tatarlar'ın kullanması için Latin alfabesini benimsemişti. Mus tedi.
tafa Kemal onların sistemini öğrendi. Dil uzmanı profesörleri getirtti Çok iyi bk öğretmendi: Açık, kesin ve öğrencileri üzerindeki ha-
ve onlarla birlikte Türkiye'nin ihtiyaçlarına uygun Latin harflerinden kimiyetinden emin, onların beceriksiz çabalarına karşı şakacı ve
oluşan bir alfabe hazırladı. Mustafa Kemal bu harfler üzerinde usta-
laşıncaya değin, her gün saatlerce çalıştı. ; alaycı.
.Dinleyiciler bütün dikkatleriyle derse katıldılar. Her birinin
Artık hazırdı. 1928 yılının yaz tatilinde hükümet, Ankara'nın to- güzel bk öğle uykusu çekiyor olacağı bütün o sıcak, uyku verici öğle-
zundan ve sıcağından ayrılıp İstanbul'a Boğaziçi kıyısına taşına-
caktı. den sonra saatleri boyunca hiçbiri ne kestirdi, ne de dikkatinin
dağılmasına izin verdi. Bunu yapanın başı derde gkebilkdi. Gazi'nin
İstanbul halkı Ülkenin Kurtarıcısını, Gazi'yi selamlamak için verdiği talimatları adeta yutarcasına dinlediler; şakalarına ve alayları-
kitleler halinde sokaklara aktı. 1919'dan beri kente gelmemişti. Bay- na gürültülü kahkalar attılar.
rakların dalgalandığı, topların selam atışları ve kalabalığın sevinç
gösterileri yaptığı sokaklardan muhteşem bir törenle ağır ağır geçip,
Boğaziçi'ne indi ve Dolmabahçe'deki Padişah sarayındaki ikamet- Bütün İstanbul, yeni yazıyı öğrenmeye koyuldu. Mustafa Kemal
gahına geldi. kara tahtası ve tebeşkleriyle yolunun üstündeki kentlileri ve köylüleri
çağırtıp açık alanlarda dersler verdiği, daha önce hiç yazı yazmamış
insanlara kendi adlarını yazdırdığı büyük bk ülke turuna çıktı.
Alışıldık çalışma tazını sürdürdü: Dikkatli hazırlıklar, iyi seçil- Çabaları, İstanbul gibi ülkenin her yerinden ses getkdi. Bu fikk,
miş bir fırsat ve tiyatrovari bir başlangıç; ardından öğretmen rolünü tüm ulusun hoşuna gitmişti: Zenginliğin ve refahın altın anahtarı işte
oynayarak ikna çabalan, güzellikle yola getiremediği takdirde in- buydu. Yeni yazının öğrenilmesi her şeyin önüne geçmişti. Büyük bk
safsızca zor kullanarak, dürterek harekete geçirme. heyecan çığı halinde, bütün ülke okullara aktı. Köylüler, çobanlar,
Tüm sosyeteyi sarayda verdiği .bir konferansa davet etti. Balo sa- hammallar, esnaf, gazeteciler, politikacılar, hepsi aynı düzeyden
lonunun bir köşesine bir platform ve sandalyeler konuldu. Dinleyici-' başlayıp Öğrenme çabasına gkişmişlerdi. Genci, yaşlısı camilerde,
ler arasında meb'uslar, memurlar, üst düzey din adamları, gazeteciler, kahvelerde, meydanlarda ellerinde bk taş tahta ve kalem ya da bk par-
yazarlar, öğretmenler, sosyete hanımları ve varjıklı tüccarlar bulunu- ça tahta ve tebeşk, oturmuş büyük A'lar ve B'ler yazıyor, yüksek sesle
220 221
heceliyor ve büyük bir ağır başlılıkla ayrıntıları tartışıyordu.
İsmet'in onu yan istihzayla adlandırdığı gibi, Mustafa Kemal Yüzleri solgunlaşmış ve yorgun düşmüş diplomatlar gitmek
"Baş. öğretmen "di. Halkı teşvik ve sevk etti. En iyi sonucu aldığı üzere ayağa kalktılar. Mustafa Kemal gerindi. Kendini oyuna
kişilere ödüller verdi. Yeni yazıda ustalaşanlara memurluklar vaad etti. öylesine kaptırmıştı ki, gecenin sona erdiğini bile fark etmemişti.
Başaranların önüne açılan muhteşem geleceği anlattı. Dans part- Eski Padişah hareminin bulunduğu odaların üstündeki tirizlerle
nerleri, elindeki dilekçeyle bir meb'us, derdini anlatan bir köy muh- bölünmüş pencereye doğru yürüdü. Yüzünde hiçbir yorgunluk
tarı, kısacası yanına bir vesileyle yaklaşan herkesi sınavdan geçirme belirtisi yoktu. Gözleri her zamanki çatkın ifadesiyle bakıyordu.
fırsatını hiç kaçırmadı. Bir keresinde bir balonun ortasında dansı
Aşağıda, birkaç yıldızın Ölgün ışığıyla beneklenmiş Boğaziçi
bırakıp bir tahta ve tebeşir istedi ve ders verdi. Ondan sonra yeni yazı
simsiyah, pırıltılı akıyordu. Karşıda, Anadolu kıyısı, şafağın aldatıcı
konusundaki başarısızlığın cezaya, mevki kaybına hatta yurttaşlıktan
gri ışığında siyah görünüyordu. Balıkçı filosu Karadeniz'e doğru,
çıkarılıp sürgün edilmeye yol açacağı bir tarih belirledi. Mahkumlar
yoluna gidiyordu. Simsiyah suyun sessizliği içinde küreklerin
cezalarını tamamlasaiar bileLatin harfleriyle okuma ve yazmayı
ıskarmozlarda çıkardığı gıcırtıyı, adamların konuşmalarını rahatça
öğrenmedikleri sürece serbest bırakılmayacaklardı.
işitebiliyordu. Bir halatı çekerken hep birlikte bağıran adamların
Ülkeyi bir baştan diğerine gezerek, her gün ve her gece uzun saat- sesini duyabiliyordu.
ler boyunca şaşırtıcı enerjisiyle halkına ders vererek çalıştı. Bir kere
daha toplumun odak noktası olmuştu. Her göz yine onun üzerine di- Masaya döndü. Bir süre kazandığı paralara baktı. Bir el
kilmişti. Sahneyi ele geçirmişti. hareketiyle hepsini bir araya yığıp, masanın ortasına getirdi.
"Size ait olardan ayınn" dedi, "ve geri alın."
Bu Boğaz'daki Padişah sarayındaki Doğulu hükümdarın
jestiydi.
Lxvra
Diplomatlara iyi geceler dileyip çalışma odasına geçti.
Bu sürekli çabalama sıradan bir insanı yıpratabilir^!, ama Programda erkenden çıkılacak bir eğitim turu ve daha önce de
Mustafa Kemal kesinlikle gevşemedi, îşi biter bitmez, derhal mahrem tamamlaması gereken bir sürü iş vardı. .
dostlarını toplayıp eskisi kadar çılgınca olmasa bile yine içki ve oyunlu
yaşamına başladı.
Sarayda resepsiyon verildiği geceydi. Dinleyicilerine üç saatlik
ders fazla gelmişti, fakat Mustafa Kemal yaşam doluydu. Akşam LXDC
yemeği ve oyun oynamak için iki diplomatı davet etti.
Bir masada onlarla oyun oynuyordu, mahrem dostları çevrelerini Mustafa Kemal yan yarıya iş başına geçerek, ülkeyi gittikçe* daha
almış, içki ve sigara içerek oturuyorlardı. Ara sıra kadınlardan biri fazla reformlara doğru sürüyordu. Bütün sanatlar
içeri giriyordu. Mustafa Kemal olanların farkına bile varmıyordu. çağdaşlaştınlmalıydı. Din adamları, ihsanın resmedilmesin! dört yüz
Kendini oyuna kaptırmıştı. yıldır yasaklamışlardı. Kendi heykellerinin yapılmasını emretti.
Her zamanki gibi kazanıyordu. Ortaya sürülen para yüksekti; Ankara'da çıplak modellerle çalışacak karma bir sanat okulu açtı.
kazanç yığını hızla yükseliyordu. Siyah gece, günün ilk ışıklarında Batı müziğini yerleştirmek istiyordu. Türkler'in Araplar'dan
erirken hâlâ oynuyorlar ve hâlâ Mustafa Kemal kazanıyordu. öğrendikleri genizden gelen, kedi sesine benzer yüksek sesten
vazgeçilmeliydi. En son çıkan Viyana valslerini, son moda zenci
222 cazını ve fokstrotu ülkeye getirtti.
223
Herkesi -bakanları, meb'usları ve bürokratları- bunlarla dans yasası hazırladılar. Her yıl bir haftalığına her hükümet görevlisinin
etmeye mecbur etti. Dans etmek, uygarlığın Ölçütüydü. Eğer genç yerini bir çocuğun aldığı ve devletin çocuklar tarafından yönetildiği
adamlar mahcup bîrlftalde bir kenarda duracak olurlarsa, onlara bir Çocuk Bayramı tesis ettiler.
partnerler buluyor ve dansı bizzat açıyordu. İyi ailelere mensup genç
adamlara nasıl iyi bir kavalye olacaklarını öğreten; ritm duygusuna
sahip olan ve kekelemeyen genç kızlara da dans partneri olmayı ve Mustafa Kemal, bir kez daha Halk Fırkası'nın ve devletin faal
sohbet etmeyi öğreten okullar açtı. başkanı olarak çalışmalarına hız verdi. Her konuda raporlar hazırlattı;
bakanları, meb'usları, daire başkanlarını çağırttı; tüm kontrolün •
Bir çok yetim kızı manevi evlat olarak benimsedi. Kimileri
dudak büküp kötü yakıştırmalar yaptılar, ama onları görmüş olan kendisinde olması için bütün kararların önüne getirilmesini talep
diğerleri, bunu gerçek anlamda yurtseverce bir jest olarak etti.
değerlendiriyorlardı. Bu kızlar iyi bir Türk olmanın ilk şartı olarak Muhalefetle karşılaştı. Çankaya'da kendisini soyutladığı aylar
usta birer dansçı olmayı öğreniyorlardı. boyunca, İsmet devlet yönetiminde gittikçe daha fazla söz sahibi
olmuştu. İşleri Mustafa Kemal'e devretmeye yanaşmadı.
Türk danslarının da çağdaşlaştırılmasına karar verdi. Zeybek,
balo salonlarında oynanacak şekilde uyarlanmalıydı. Fakat zeybek, İsmet ne MustafaKemal'in zekasına ne de dehasına sahipti. Çoğu
yabanıl dağlıların bir kamp ateşi çevresinde, bıçakları ağızlarında bakımlardan aşın derecede aptal ve cahildi. Kafası ve deneyimi olan
olduğu halde yaptıkları tehlikeli bir oyun olduğundan bir içki hiç kimsenin düşmeyeceği hatalara düşüyor, fakat hiçbir şekilde
partisinden sonra balo salonunda oynanmak için pek uygun bir oyun tavsiyelere kulak asmıyordu. Ona göre tavsiye, muhalefet demekti;
değildi. hemen eziyordu. İktidar, kendi yeteneklerine karşı onda büyük bir
inanç yaratmıştı. Eskişehir önlerindeki siperlerdeki halim selim ödün
Dans konusunda Gâzr yalnızca bir kere tereddüde düştü*. Yoksa
Batı uygarlığı onu yanıltmış mıydı? vermez kumandan gitmiş, yerine geçimsiz ve dogmatik bir buyurgan
gelmişti. Sağlığı ve onunla birlikte tabiatı da bozulmuştu.
Mustafa Kemal uzun zamandan beri, yalnız kadının kurtuluşunu Yabancılardan nefret eden bir aşırı milliyetçi olarak görüşlerinde
değil, fakat aynı zamanda onların tüm devlet işlerinde yer almalarını iyiden iyiye katılaşmıştı. Ne ki, kesinlikle dürüsttü, aynı zamanda en
da sağlamaya azmetmişti. .az Mustafa Kemal kadar ısrarcı, dik başlı ve kararlı olmuştu.
Onları peçelerini çıkarmaları ve ortalığa çıkmaları için teşvik Düşündüklerini söylemekten çekinmiyordu. Mustafa Kemal'i devlet
etti. Yerel seçimlerde oy kullanma hakkını verdi ve genel seçimler başkanı olarak kabul etmekteydi ama. ona yürütme erkini geri
için de bu hakkı vereceğini vaad etti. Halk Fırkası'nda üye olarak, vermeye yanaşmıyordu. İlkeleri şöyle özetlenebilirdi:
erkeklerle aynı düzeyde yer almalarını sağladı. Hukukçu ve doktor "Gazi temsil etmekle birlikte, Devlet'i asıl yöneten hükümet-
olarak yetişmelerine yardım etti. Ankara'da iki kadın, hakim olarak
atandılar. Dört kadın, İstanbul belediye meclisi üyesi olarak tir."
seçildiler. Bu sözünü Gazi kısaca şöyle yanıtladı:
Kızkardeşi Makbule ve en gözde manevi evladı Afet, ona " Ben yönetiyorum "
yardımcı oldular. Onlarla birlikte, sosyal hizmet okulları açtı. İki adam arasında sürekli bir geçimsizlik vardı. Zaman zaman
Çocukların çalıştırılmalarının, meyhane, kahvehane ve denetimsiz kavgaya dönüşen bu anlaşmazlıkta, Fevzi aralarına girerek barışı
sinemalara alınmalarının yasaklanmasına ilişkin bir çocuk hakları sağlamaya çalışıyordu. Mustafa Kemal, 1930 yazında hükümetin
İstanbul'a taşınmasını emretti; İsmet ise bütün bakanlarına
* Büyük ve uygar bir Batılı devletin ünlü bir diplomatının, zarif bir Ankara'da makamlarında kalmalarını emretti: Mustafa Kemal
partnerin önerisine karşın dansedemediğini görmüştü. dışardan dönen tüm diplomatik temsilcilerin, raporlarını doğru
224 225
kendisine getirmelerini emretti; İsmet ise onlara raporlarım bağlı Çok keyifli bir ruh hali içinde bulunuyordu. Bütün uygar
oldukları dairelere vermelerini emretti. Mustafa Kemal birinin ulusların kökeni olan Turan ya da Türk soyundan geldiğine ilişkin en
Maarif Vekili olmasını istedi; İsmet ise eğitimsiz ve kaba biri gözde teorisini açıklamaktaydı. Bilimadamlarmın Türkler'in
olmasına rağmen bir başka adayın üzerinde ısrar etti. Mustafa Kemal, Japonlarla ya da bazı karanlıkta kalmış Çin kabileleriyİe akraba
hükümete ilişkin raporların doğrudan kendisine gönderilmesini olduklarına ilişkin son bulgularını ince bir alayla çürütmüştü. Son
emretti; İsmet ise bu raporların ancak kendisinin • aracılığıyla
derece ağır, ciddi bir dille, öğrencilerinin bulunduğu bir sınıfta ders
gönderilebileceğinde ısrar dır etti.
veren birdilbiiim uzmanı gibi ara sıra iki parmağını şakağına
Yakın çevresi ve Mustafa Kemal'in mahrem dostları da siyasete dayayarak İngilizler'in Türk soyundan geldiğini açıkladı. Kent
ve devlet işlerine burunlarını sokarak gerilimi artırdılar. İsmet onların şehrinin adı, Taşkent'le aynı kökten geliyordu. İngiltere'deki pek çok
müdahalelerine şiddetle karşı koydu. nehre verilen Ouse (uz-ç.) adı, Karadeniz kıyısında yaşamış olan bir
Mustafa Kemal, muhalefet edilmeye alışkın değildi. İsmet'siz Türk kabilesinin adından alınmıştı; Fr Ansızlar, Almanlar, hatta
yapamazdı, fakat İsmet'in dikbaşülığı, azametli güveni, katılığı ve Amerikalılar Türk kökenliydi.
sağırlığı Mustafa Kemal'i çileden çıkartacak kadar sinir Dinleyicileri onu birer öğrencisiymişcesine sessizce oturmuş
bozucuydu. dinliyorlardı. Çoğu ona tamamen inanıyordu. Aralarından bazıları
onun gaibten haber verme gücüne sahip olduğuna bile inanmaktaydı.
Herhangi biri onun fikirlerine ters düşmeyeli çok uzun zaman
olmuştu. Çevresini kendisini pohpohlayan, abartılı övgüler düzen
LXX minnettar ve hayran bir grup temelinde soyutlandığından, zaman
zaman ayaklarının yere basmak zorunda olduğunu unutması çok
doğaldı. Bir Kahin haline gelmişti -ve kahinlerin çoğu gibi sık sık en
1930 yazında, aralarındaki geçimsizlik doruğa tırmandı. Paris yıkıcı yavan sözleri ortaya koyuyordu- ve bazan, tıpkı o akşamki gibi
Büyükelçisi olan Fethi, tsmet'în yönetimi altındaki Türkiye'nin en anlamsız sözleri söyleyebiliyordu. Kahin saçma sapan
felakete doğru sürüklendiğini belirttiği bir protesto mektubu konuşuyordu.
göndermişti. Hazine bomboştu; orduya haftalardır maaş
ödenemiyordu; hükümet hiç sevilmiyordu. Gazi'ye yaptığı bir
ziyarette konuyu tekrar açmıştı. Konuşma konuları genelleşti. Siyasete ve hükümetin belirli
faaliyetlerine kaydı. Hava gerginleşmiş, tartışma şiddetlenmişti;
O yaz Mustafa Kemal tatilini İstanbul'un biraz dışında, İzmit
eleştiri olarak sert sözler sarfediliyordu.
Körfezi kıyısındaki bir köy olan Yalova'da geçiriyordu. Yalova'yı
birinci sınıf bir sahil beldesi yapmak, o yılki hobisiydi. Yeni yollar "Bu sorunları niçin Mecüs'in önüne götürmüyorsunuz?" diye
yaptırmış, tren seferlerini ıslah etmiş, bir otel yaptırmış ve Roma sordu Gazi.
hamamlarını onanmıştı. "Hükümet Meclis'in ne içinde ne de dışında tartışılmasına izin
İstanbul'un elit tabakasının Yalova'ya gelmesini teşvik etmek vermiyor" cevabı verildi.
için bir balo verdi. Olağanüstü neşeli bir balo olmuştu; bol miktardaki Gazi, İsmet'e döndü, ancak,.küçük adam bu söze karşı kendini
tatlı şampanyayla rakı, baloyu daha da canlandırdı; herkes dans etti. savunmadı.
Davetliler gittikten sonra Mustafa Kemal İsmet, Fethi ve birkaç "Burası siyaset yapılacak yer değil" dedi birdenbire.
dostunu kendisine katılmak üzere bulunduğu odaya çağırttı. "Eleştirilerinizi ya da sorulamzı doğru yerde, yani Meclis'te
cevaplayacağım. Fethi ya da başkası, böyle yapacak birini bulursanız,
226 227
anayasal bir muhalefet örgütleyim ve karşıma çıkarın" dedi. Bu, öfkeli Meclis'te ve bütün ülkeyi dolaşarak yapacakları siyasal toplantılarda
bir meydan okumaydı. her iki parti birbirlerine hücum etmeliydi; mesai saatleri dışında
dostluklarını sürdürmeliydiler; Meclis'te Fethi, İsmet'e istediği
O gittikten sonra Mustafa Kemal kalıp konuşmayı sürdürdü. kadar sövüp sayabilirdi ve İsmet de ona aynı şiddetle cevap
Ülkede pek çok şeyin yolunda olmadığı ve hoşnutsuzluğun arttığı verebilirdi; dışarda dostça birlikte yemek yemeliydiler; her ikisi de
açıktı. Bir muhalefet partisi, emniyet sübabı işlevi görebilirdi. Bu Türkiye'nin iyiliği için çalışıyorlardı.
İsmet'e de iyi bir ders olacaktı; artık büsbütün azametli biri Sonunda hazır olunca, denemenin İzmir'de başlatılmasını
olmuştu. emretti. Fethi konuşma yapmak için oMya gitti.
Dahası, bu halkının eğitimine yönelik büyük eseri için de ileri bir Program hazırlandığı gibi yürümecH. Yerel güvenlik görevlileri,
adım olacaktı. Bir muhalefet partisi kuracaktı. Bu partiye "Serbest toplanmış olan kalabalığı dağıttı, Fethi*nin yandaşlarını tutukladı ve
Cumhuriyet Fırkası" adını verecekti. kendisine de toplantı yapma izni vermedi.
Parlamentoda muhalefetin varlığı, katı mutlakıyeti anayasal bir Ertesi gün İsmet ve durumu denetlemek üzere Gazi de İzmir'e
hükümete dönüştürecekti. gittiler. Gazi, Fethi'ye bütün imkanların sağlanması için emirler
Bu denemeyi bizzat kendisi yönetecekti. verdi, toplantıya dinleyicilerin katılımını sağladı, hatta alkışlanması
için şakşakçılar bile tuttu.
Kent halkı ve memurlar şaşkınlık içindeydiler. Bu, onların bütün
deneyimlerinden farklı bir şeydi: Hiçbir hükümet bir muhalefete izin
LXXI vermemişti; muhalefetin teşvik edildiği daha önce kesinlikle
görülmemişti; muhalefeti susturmak memurların göreviydi, halk
Mustafa Kemal deneyini özenle hazırladı. Türkler'in siyasal hükümeti onaylamasa bile susmak zorundaydı; bu yenilik, yalnızca
anlayışını, halkına olan inancının doğruluğunu ilk kez gerçek hükümetin sonunu hazırlamak anlamına gelebilirdi.
anlamda sulayacaktı. Bazı çirkin gösteriler oldu. Gazete idarehaneleri taşlandı ve
Çoğu kişi, özellikle yabancılar, halkın yalnızca kendi seçtiği yakıldı. Pek çok gösterici dövüldü, pek çoğu tutuklandı, bir tanesi de
adaylara oy vermek zorunda olması nedeniyle, son altı yıldır yapılan vuruldu. Polis ve memurlardan her, iki tarafı da gözetmeleri
seçimlere gülüp geçiyordu. isteniyordu. Bütün bunlar, siyasete ilişkin sahip oldukları
Kendisi de bu seçimleri, seçmenlerin oy'verme alışkanlığı düşüncelere kesinlikle tersti.
edinebilmeleri için bir tür alıştırma olarak görüyordu. Bu seçimler,
halkın kendi sorumluluklarını üstlenmesi gereken zaman geldiğinde, İkinci adım, Ankara'daki Meclis'te atıldı. Sahne yine özenle
kendi temsilcilerini seçme ve kendi kendisini yönetme hazırlığı idi. hazırlanmıştı. Bu, parlamenter bir hükümetin nasıl işleyeceğini
gösteren bir derse benzemeliydi. Başkanlık kürsüsünde
Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı Meclis'teki tanınmış meb'uslara "Başöğretmen" olarak olayı idare eden Mustafa Kemal oturuyordu.
kurdurdu ve başkanı olarak da, Fethi'yi seçti. Halkın bu partiye Serbest Fırkacılar, Fethi'nin önderliğinde hükümete şiddetle
katılmasını istediğinin bilinmesini sağladı. Kızkardeşi Makbule ile ' hücum ettiler. Altı yıldır ülkeyi Halk fırkası yönetiyordu: Sonuç,
yakınlarından üçü bu partinin ilk üyeleri oldu. ekonomik ve mali çöküntü nedeniyle tam bir felaketti; ülkenin
İngiliz sistemini inceledi ve uygun buldu. Fethi ve İsmet ile gelirinden çok daha fazlasını işe yaramaz yollara, gereksiz
partilerinin ileri gelenlerine ayrıntılar hakkında dersler verdi; demiryollarına ve belediye parkları gibi pahalı oyuncaklara
229
228 '
harcamışlardı; kişisel- mali çıkarları için devlet tekelleri
yaratmışlardı; ihracat tamamen durmuştu; Türk Lirası piyasada değer
LXXH
kaybetmekteydi; sermayeye ihtiyaç vardı ama kimseye güven
veremedikleri için, sermaye de bulamıyorlardı; yabancıjçarşıtı
görüşleri yüzünden, bu durumun sorumlusu İsmet'ti: Katı siyasası, Meclis'teki kargaşa dışarda nelerin olabileceğinin bir
sürekli yaptığı hatalar nedeniyle, İsmet bütün .ülke genelinde göstergesiydi.
yaygınlaşan bu bunalım ve hoşnutsuzluğun tek nedeniydi; ülkeyi Genel seçimler yaklaşmıştı. Hükümet on yıldır basın üzerinde
batağa sürükleyen İsmet ve hükümetinin kendilerinden menkul sıkı bir sansür uygulamış, konuşma özgürlüğünü de bütünüyle
yanılmazlığı ve cehaleti olmuştu. kısıtlamıştı. Mustafa Kemal, yeni partiyi kurmak için her ikisini de
İsmet aynı hararetle iddialara cevap verdi Meclis'teki çekişme kaldırdı ve bu seçimlerde seçmenlerin istedikleri adaylara oy
gittikçe kızışıyordu. Halk Fırkası yıllardır eleştirilmemişti.Buna karşı vermekte özgür bırakılmalarına ilişkin emirler verdi.
koydu. Hakaretler edildi. Tehditler .savruldu. Kel Ali ayağa fırladı. Sanki kaynayan bir kazanı devirmişti. Başlangıçta birkaç mırıltı
" Hıyanet-i Vataniye anlamına .gelen bu sözleri dinleyecek duyuldu; bir iki gazete cesur bir kaç makale yayınlama riskine girdi;
miyiz?" diye haykırdı. Fethi'yi işaret ederek, "İşte Mondros bir iki konuşmacı hükümeti eleştirmeye cesaret etti. Polis hiçbir
Mütarekesi'ni imzalayan adam" dedi, ve bu kez İsmet'i göstererek eyleme girişmeyince, mırıltılar homurtulara dönüştü, homurtularsa
devam etti, "Ve işte Lozan Antlaşması'nı imzalayan adam. Bu büyük bir yakınma kükremesine.
iradesiz vatan haini ile bu yurtsever arasında bir seçim yapmak Boyutları ve şiddetiyle Mustafa Kemal'i şaşırtan
sözkonusu olabilir mi? Fethi başvekilken Kürtler ayaklandı.
Ayaklanmayı İsmet bastırdı."
Mustafa Kemal'in gözetimi altında hem İsmet, hem de Fethi
kendilerine düşen rolleri hayranlık uyandıracak bir başarıyla
oynuyorlardı. Meclis'ten kolkola, konuşup gülüşerek çıkıyorlardı.
Fakat aldıkları talimatları, G^jjnin titiz tenbihlerini tamamen
göz ardı eden taraftarları, yukardaki kürsüden onları izlediğini
unutarak yumruk yumruğa geldiler. Tabancalar çekildi; kavgalar
edildi; meb'usları dostlarıyla dinleyiciler ayırmak zorunda kaldı; hâlâ
öfkeli oldukları halde bağıra çağıra, münakaşalarını sürdürmek üzere
ismet
kahvelere ve lokantalara koşuştular.
Aşağısmdaki bu kızgın velveleyi denetleyemez ve etkileyemez
bir durumda başkanlık kürsüsünden seyrederken, Mustafa Kemal,
bunun ne istediği ne de beklediği sonuç olmadığını farketmişti.

231
230
yakınmalar,ülkenin her kesiminden ve her sınıftan adeta çağüdadı. giyinmelerinin yanı sıra dürüst olmaları da bekleniyordu; ancak,
Ağzı tıkalı olan Türk halkı, on yıldır sessiz ve itaatkâr oturmuştu. Ama düşük maaşlarını destekleyebilecek ek işlerde çalışmaları
artık dili çözülmüştü. Bu, sonunda hoşnutsuzluğunu dile getirebilen yasaklanmıştı; bütün bunlar çok mantıksızdı.
ulusun kükreyişiydi. Bazı yerlerde denetim altına girmeyen bir
şiddetle patlak veriyordu. ' ~ Çiftçiler ve köylülerin yakınmaları daha da acıydı; kendilerine
ödünç para, tohum, yol, makine ve sulama vaad edilmişti -hiçbirini
Tüccarlar ve esnaf yakınmaktaydı: Hiç sermaye ve kredi yoktu alamamışlardı; üç yıllık kuraklık onları mahvetmişti -hükümet
ve İsmet ile onun sekter siyasası iktidarda kaldığı sürece olmayacaktı yardım etmemişti; aslında vergiler eskisinden de ağır, vergi
da; sonuçları düşünülmeden an'sızın konan vergiler kârlarını yiyip memurları eskiden olduğundan daha aç gözlü ve hoyrattı; kuraklığa
bitirerek ticareti tehlikeye sokmuştu; memurlar eskisi kadar karşı hiçbir birikimleri olmadan, hayvanlardan biraz daha iyi
yiyiciydi; eskiden hiç değilse kime rüşvet verileceği bilinirdi, artık yaşayarak açlıktan ölme sınırında mücadele ederken, bütün bu yeni
bütün memurlara vermek gerekiyordu; düşüncesiz ve ahmakça düşüncelerin -Cumhuriyet, yeni giysiler, yeni vakit geçirme yolları,
hazırlanmış yasalarla ve hükümetin ticarete daha da sinir bozucu yeni konuşma ve yazma yolları- onlara ne faydası oluyordu? Tarlaları
nitelikteki müdahaleleriyle nasıl başa çıkabilirlerdi ki, tümüyle iflasa boştu; toprakları ıssızdı; yeni fikirler değil, yiyecek istiyorlardı.
uğramışlardı.
Yakınmaya her sınıftan kadınlar da katıldı:Yiyecek, giyecek,
Armatörlerin, ihracatçıların, yükleme-boşaltma şirketlerinin ve yakacak, kira, hepsi çok pahalıydı ve ellerine artık daha az para
mavnacıların da benzer şikayetleri vardı. Limanlar için kötü geçiyordu; Cumhuriyet onlara özgürlüklerini vermişti; özgürlük
planlanmış düzenlemeler onları iflas ettiriyordu; gümrük ve pasaport açlıktan ölmek demekse, özgürlüğün ne yararı vardı? Durumları Pa-
memurları kırtasiyeci ve yiyiciydi; bütün bu hırsızlıklar, dişah'm zamanında olduğundan çok daha kötüydü. Mustafa
belirsizlikler, güçlükler ve sürekli değişen yasalar yüzünden hiçbir Kemal'in denemesini hayata geçiren ılımlı, halim selim, mülayim
gemi Türk limanlarına uğramaz olmuştu. Bütün gemiler Atina'ya Fethi'nin ardında ticaretin durgunlaşmasından ve tarımın
gidiyorlardı, istanbul, İzmir, Trabzon gibi bir zamanlar son derece mahvolmasından yakınan ve Mustafa Kemal'in reformlarına şaşırıp
işlek ve gelişkin olan bütün limanlar şimdi bomboştu; ticaret kalarak karşı koyan binlerce hoşnutsuz unsurdan oluşan bir kitle
tamamen durgunluk içindeydi. toplandı. Bunlara eski rejime ve Padişah'a özlem duyan din adamları,
Bankalar ve büyük ticarethaneler de uyarı sinyalleri veriyordu: ve dervişler, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kalıntıları ve Mustafa
Hükümetin tutumu onları iflasa sürüklüyordu; çok müsrifti; ulusal Kemal'in 1926'da ezdiği muhalefetin paçayı kurtarabilmiş unsurları
gelir düşmekteydi; gelirin üçte birinden fazlası savunmaya da katıldı.
harcanıyor, en çok gözetilmesi gereken şey olan ülke çapındaki
yeniden teşkilatlanma zorunluluğu ihmal ediliyordu; sermaye hayati Bütün ülke yeni ve tehlikeli bir ruhla ayağa kalkmıştı. Bütün
bir gereksinmeydi. Ancak dışardan sağlanabilirdi;İsmet yabancı
yakınmalara karşın, o zamana değin herkeste Gazi başta olduğu
borçlara sırt çevirdiği sürece ticari bir canlanma için hiç şans yoktu;
yabancı karşıtı duygularını göstermeye ve eski borçları ödemeyi sürece her şeyin düzeleceğine ilişkin genel bir inanç ve gözü kapalı bir
reddetmeye devam ettiği sürece, hiçbir dış sermayedar Türkiye'ye iman egemen olmuştu.
güven duymayacaktı. Yakınma ve eleştiri kükreyişi, ulusun kitle psikolojisini etkile-
mekteydi. Gazi'ye olan bu iman, bu körükörüne yerleşik inanç yok
Hükümet memurları arasında da derin bir hoşnutsuzluk vardı:
Maaşları az, ödemeler düzensizdi; geçim koşulları eskisine göre iki olmaya başlıyordu. Bu yok olursa, onunla birlikte Türkiye
kat ağırlaşmıştı; Avrupa standardlarında yaşamaları ve Cumhuriyeti'nin istikrarı da gidecekti. Bu inanç, üzerine geleceğin
inşa edildiği temeldi.
232 233
Gazeteler İsmet ve adamlarına yönelik kişisel hakaret Jandarmayı çağırttı ama onlar da çok zayıftı. 4 ncü Süvari alayının
kampanyasına başladılar. Mustafa Kemal'in adı tenis topu gibi birliklerini çağırttı: Askerler halka ateş açmayı reddettiler.
oradan oraya fırlatılıyordu; artık kutsal bir figür olmaktan çıkmıştı. Kuru otların tutuşmasına benzer bir hızla ayaklanma çabucak
Ona karşı ihtiraslı politikacılar ya da devrimciler değil, hoşnutsuz yayıldı. Dervişler aylardır her yerde taraftar toplamak için
vatandaşlar tarafından bir çok suikast planlan yapılmaya çalışmışlardı. Din adamlarıyle dervişlerin önderliğinde Konya'dan
başlamıştı. Antalya'ya, İzmir ve Bursa'ya dek yayılan geniş bir bölgede, köylüler
Pek çok yerde ciddi sorunlar baş gösteri!?. *îzfiHr'de hükümet memurlarını kovdular. Kadınlar isyancıları alkışladılar.
komünistlerce örgütlenen incir işçileri grevini genel bir ayaklanma Erzurum ve Sivas'tan isyanın oralarda da patlayacağını gösteren
izledi. Fransız sınırında, güneyde Ermeni devrimcilerin parmağı olan işaretler olduğuna dair haberler gelmekteydi.
ve silahlı Kürtler'in de yardım ettiği bir ayaklanma çıkmıştı. Bütün Kürtler vahşice savaşıyorlardı; "Körebe Divân-ı Harbi" diye bir
İran sınırı boyunca Kürtler yine yakıp yıkıp öldürerek mahkeme icad etmişlerdi: Yakaladıkları bütün Türkler'i bu
başkaldırmalardı, Salib Paşa'nın kumandasındaki onbeş bin kişilik mahkemede alelacele yargılıyor ve vahşice kesiyorlardı.
Türk kuvvetleri onları köşeye sıkıştırıp ezmenin çok güç olduğu Türkiye ve Cumhuriyet tehlikedeydi.
kamsmdaydılar.
Bir çok yerde Türk köylüleri vergilerini ödememişler, vergi
memurlarını tartaklayarak köylerinden kovmuşlardı. İttihat ve
LXXIII
Terakki Cemiyeti şubeleri ve eski muhalefet yer altında örgütlenmeye
başlamıştı. Din adamları ve tarikatier eski rejime dönmek için
çalışmalar yapıyorlardı. Polisler, askerler, jandarmalar ve kamu Başkanlık kürsüsünden Meclis'teki kargaşayı seyrettiği gibi
hizmeti çalışanları arasında da hoşnutsuzluk ve sadakatsizlik ülkedeki kargaşayı seyreden Mustafa Kemal, bu deneme için
yaygındı. zamanın henüz erken olduğunu görmüştü. Halk, henüz hazır
Son olarak, tehlike Menemen kasabası çevresinde çok ciddi bir değildi.
"Başöğretmen", anlamsız öndeyilerde bulunan Kahin, Ankara
ayaklanma şeklinde uyan sinyali verdi:
ve Yalova'da pahalı hobilerle vakit geçiren, Boğaziçi'nde yakın!
Menemen, İzmir'in gerisindeki zengin topraklardaydı. 1930
dostları ve sıradan kadınlarla içki içip oyun oynayan adam ortadan
Aralık ayının sonlarında, Derviş Mehmed namında bir şeyh, kayboluverdi.
kendisinin Türkiye'yi Mustafa Kemal ve Cumhuriyeti'nin kara
Diktatör, güçlü pençesini çıkardı ve bir kere daha tüm ülkeyi
dinsizliğinden kurtarmak üzere yeryüzüne gelen Mehdi olduğunu kıskıvrak yakaladı. Bozkurt dişlerini göstermişti. Vahşi, acımasız bir
ilan etti. toprakta, vahşi, ilkel bir halkın yöneticisiydi. Güçlü ve vahşi
Menemen'in çarşısında; vaaz vermeye başladı ve büyük bir kitle olmalıydı.
onu dinlemek için oraya akın etti. Kubilay adında bir subay oradan
Sıkıyönetim ilan etti, basın üzerindeki sansürü yeniden
geçiyorken, konuşmaya müdahale etmeye çalıştı. Şeyh ona kendi
yürürlüğe koydu ve konuşma özgürlüğünün bütün kapılarını kapattı.
işine bakmasını söyledi. Şeyhi üstüne çıktığı platformdan indirmeye
Hükümeti eleştiren tüm gazetelerin editörlerini şiddetle
kalkıştı. Müritlerinin yardımıyla şeyh, kendisini seyreden bütün ka-
cezalandırdı.
saba halkının alkışları arasında onu kıskıvrak yakalayıp kör bir
tırpanla ağır ağır keserek başını gövdesinden'ay irdi. İsmet'le arasıdaki anlaşmazlığa son verdi. Bu acımasız, sert
küçük adama, katı kurmay subaya, buyurgan amire ihtiyacı vardı.
Vali, polisi harekete geçirdi: Kalabalık onları kovaladı.
235
234 .
Türk birliklerine Kürtler'in zalimce ezilmesi emrini gönderdi; li- LXXIV
derlerini asacak ve hapse atacak, geri kalanını da bölge dışına Mustafa Kemal yönetimi artık bizzat ele almaya karar verdi.
süreceklerdi. Güneydeki ayaklanmayı ezdi ve yakalanabilen bütün Öncelikle gerçek durumu iyice öğrenmeliydi: Bunlar şimdiye kadar
Ermeniler'i sürdü. İzmir'deki asileri cezalandırdı ve komünistleri yok çevresindekiler tarafından kendisinden gizlenmişti.
etti. Ona suikast planlayan kişileri Halic'in üzerindeki Galata Bir yurt gezisine çıktı. Halkıyla kişisel ilişkiye girip, kişisel
. Köprüsü'nde astırdı. saygınlığını pekiştirdi, her sınıftan insanın dertlerini dinledi ve
çarelerini arayıp buldu.
Koşulların beklediğinden de kötü olduğunu gördü ve
yolculuktan kesin bazı tasarılarla birlikte döndü.
Onun diktatörlüğü, iyicil, eğitici, yol gösterici nitelikteki
diktatörlüğü, şu an için mümkün olan tek hükümet biçimiydi.
Bir muhalefet partisinin varlığı söz konusu olamazdı. Partiyi
kapattı. Fethi, zavallı güleryüzlü, iradesiz Fethi istemeden kopardığı
Mustafa Kemal fırtınadan kaçmak için mümkün olduğu kadar sessiz bir şekilde
toplum yaşamının dışına çıktı.
Mustafa Kemal bundan sonra Halk Fırkası'na döndü. Parti yalnız
hükümetin bir aracı değil, aynı zamanda sorumlulukları konusunda
halkı eğitme aracı da olmalıydı. Önce iyi bir temizlik gerekiyordu.
Menemen'e Meb'usların çoğunluğu fazlasıyle yaşlıydı. Şubelerin çoğu etkisiz ve
askeri
birlikler laçka durumdaydı.
gönderdi. Mustafa Kemal partinin genel sekreteri olan Saffet'i azletti.
Askerler binlerce Türk'ü yakaladılar ve alelacele kurulmuş Seçimlerin yapılmasını emretti ve yeni Meclis'te işçi, zanaatkar ve
sıkıyönetim mahkemeleri, asilerin ele başlarından yirmi sekizini, esnaftan doksan meb'us ile kendi buyruğu altında hükümeti eleştirme
Şeyh Mehmed'in Kubilay'ı öldürüşüne denk bir vahşilikle astı ve yetkisine sahip olacak bir düzine meb'usun girmesini sağladı.
kalanlarını da hapse attı.
Milletine duyduğu inanç, uyarıcı iman eskisi kadar güçlüydü.
Hazır oluncaya dek halkını eğitecekti. Halkını başarıya
Sınırlar temizlendi, ayaklamalar bastırıldı. Şikayet kükreyişi, götürecekti.
birdenbire kesildi. Halk, ordu, polis, jandarma, memurlar -her sınıftan 1932 baharında "Fakat" diyordu, "şimdilik bırakın da halk
bütün kadınlar ve erkekler- efendilerinin kim olduğunu anladılar.
siyasetin dışında kalsın. Bırakın tarım ve ticaretle meşgul olsun.
Sükûnet ve emniyet gibi, idareyi ele alan güçlü adam hakkındaki eski
kör iman da bir kez daha kendini gösterdi. Ülkeyi on ya da onbeş yıl daha ben yönetmeliyim. Ondan sonra belki
açıkça konuşmalarına izin veririm."

236 237
olmasında yatıyordu.

Her şeyden çok, o büyük İnancında -bu halkın muhteşem


geleceğine olan inancında- büyüktü.
ONİKİNCİ BÖLÜM "Bütün ulusları tanıyorum," diyordu, "Onları bir halkın
karakterinin çırılçıplak kaldığı bir anda, savaş alanında, ateş altında,
ölümün eşiğindeyken inceledim. Türk milleti, yemin ederim ki,
milletimizin manevi gücü bütün dünyanınkinden üstündür...
SONUÇ "Yürümeyi öğreninceye ve yolu tanıyıncaya dek milletinin
elinden tutup ben yönlendireceğim. Ancak-ondan sonra kendi başına
Mustafa Kemal hayatiyetle dopdolu ve dipdiri, Türkiye'nin tek karar verebilir, kendi kendisini yönetebilir. O zaman benim eserim de
adamıydı. tamamlanmış olacaktır."
O , steplerde yaşayan Tatarların bir geri dönüşü, bir anakronizm, Bu belki yanılgı içindeki bir çılgının haykırışıdır.. Belki de, iyiyi
ilkel ve vahşi güce sahip biri, dünyaya gelmesi gerektiği çağdan çok ve doğruyu inşa .etmek üzere Evrenin Büyük Mimarından esinlenmiş
geç doğuş bir liderdir. birinin sesidir.
Tüm Orta Asya'nın göçü sırasında doğmuş olsaydı, Bozkurt O, Diktatördür. Gelecek onun güçlü avuçları içinde
sancağı altında ve bir Bozkurt'un yüreği ve içgüdüleriyle Süleyman uzanmaktadır. Eğer bu eller gevşer, titrer ve başaramazsa, her şeyi
Şah'm yanında at koşturuyor olurdu. mahvedecek kadar güçlü olsa da, eğer. inşa edemezse, o zaman
Askeri dehası ile duyguların, bağlılık ve ahlâki değerlerin zayı- Türkiye ölecektir.
flatamadığı acımasız kararlılığıyla, ülkeleri feth eden, kentleri yakıp Ailesi, dostu olmayan yalnız bir adam olarak, Türkiye'nin.
yıkan ve seferleri arasındaki barış dönelerini zevk ve safa alemleriyle halkını sahip olduğu tüm özel mülklerinin ve iktidarının varisi
dolduran vahşi akıncıların başında bir Timurlenk veya Cengiz Han yapmıştır.
olabilirdi. O, Türkiye'de bir daha kesinlikle bir Diktatör ortaya çıkmasın
diye Diktatör olmuştur.
Oysa o, ölü parçalarım budayıp, küçük ve yoksul bir tarım
ülkesini indirgediği can çekişen bir imparatorluğun varisi olarak SON
doğdumuştu.
Ucuz siyaset tuzaklarına, küçük reformlara, bön ve ağır kanlı bir
halkı eğitme zorunluluğu gibi rutin işlerin tuzağına düşmüş durum-
da.
Bir imparatorun zihniyetiyle kent dışında, küçük Çankaya
köyündeki evinden hükmediyor: O, sabah giysileri içinde silah olarak
bir kara tahta ile bir de tebeşir parçası taşıyan ilkel bir reistir.

Büyüklüğü bilgisinde ve imkanlarının sınırlarının farkında


238 239'
240 EPİLOG (SONSÖZ)

Sahne bir Türk dağ köyünün halk-odasıydı. Dağın kayalık


Türkiye (1910'da Osmanlı) Haritası yamacına yapışmış olan köyün toprak evleri vadinin üretken
foprağına doğru bakıyordu. Köyün erkekleri Batılı konuklarla
tanışmaya çok istekliydiler; ve akşamın alaca karanlığının kehnbar
Dışığında, sorular birbirini kovalıyordu. Türkiye'nin dış
politikası tartışılmaktaydı.
Grubun en çok konuşan üyesi olan yaşlı adam, kendi harp anılan
konusunda cehalet karanlığına gömülmüş bu konuğu aydınlatmaya
çalışan tipik bir Türk'tü. Yaşlı adam Moskofla -Turkler'ın Rushr a
verdiği isim- sayısız kez savaşmıştı. Yüzyılın başında Kuzey
Afrika'daki Trablus ülkesinde çarpışmıştı. Şaşkın konuk,
Türkiye'nin o günlerdeki düşmanlarının Moskoflar değil, italyanlar
olduğunu söylemek için araya girdi. Hararetle itiraz etti yaşlı adam, o
savaşta da Ruslar'a karşı savaşıyorlardı.
Ardından kuzeydeki menfur komşuyla çarpıştığı^savaşları
sıralamaya başladı. Onunla bu yüzyılın başında Balkanlar da
çarpıştığını söyledi. Osmanlı İmparatorluğu o sırada Sırplar
BulJrlaV Yunanlılarla savaş halindeydi -tarih kitaplarının
yazdığına göre- ama yaşlı Türk ve komşularına göre düşman
Moskof'tu Dünya Savaşı sırasında Kafkasya dağlannda ve
ovalarında çarpışmış oldukları gerçekten de Ruslar di.
Anlatımının burasına geldiğinde yaşlı'adam, sesinin tonunu
yükseltti. Büyük Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal m kumandası
altında, da Ruslar'la savaşmıştı. O savaştaki Moskoflar ise
kuşkusuz, Yunanhlar'dı. Bununla birlikte, onun ve okuma yazma bil-
meyen köylülerin gözünde İtalyanlar'rn, ingilizler'm, Yunanlılar m
ve diğer düşmanların hepsi Moskoflar'dı.
Öyleyse bu, ulusal ruhun içine işlemiş bir Türk geleneğiydi.
Moskoflar yeryüzünün altıda biri büyüklüğünde, anakara ölçülerinde
bir ülkeye sahip olmuşlar, ama gene de önemli deniz ve ticaret
vollanna -güneyin sıcak denizlerine- bir çıkış noktaları olmadığı için.,
bu toprak onlara yetmemişti. Tek çıkış yollan olan Boğazlar
Türkler'in elindeydi: Moskoflar pek çok kez bu su yolunu
Osmanhlar'ın titrek ellerinden çekip almaya çalışmıştı. Rusya,
241
. binlerce penceresine karşın bir tane bile kapısı olmayan bir kâbus En şiddetli olanı da, iki yakın komşu olan Türkler ve Yunanlılar
köşkü gibiydi. arasındaki nefretti. Haliç'deki Rum Ortodoks Kilisesi'ndeki kutsal
Mustafa Kemal, "Dış politika hiçbir zaman inanç nesnesi haline emanetleriyle, Hellen kültürünün mirasıyla İkinci Roma olarak
getirilmeyecektir" diye ilan etti. Gene de, yaşlı köylünün savaşa dair adlandırılan İstanbul çevresinde odaklaşmış eski Doğu Roma
tanıklığında kendini ortaya koyduğu gibi, Türkiye'nin Rusya'ya İmparatorluğu'nü ezenler, Osmanlı Türkleri'ydi. Bizzat Kemal'de
karşı tutumu, tam da böyle bir inanç nesnesine dönüşmüştü. Yunanhlar'da büyük acılar veren derin yaralar açmıştı.
Büyük Savaş'tan sonra Batılıların gözünde Türk, hâlâ Bununla birlikte, Kemal artık bütün diğer saçmalıklarla beraber
"tanımlanamaz" durumdadır. Mustafa Kemal, Türkiye'nin tüm bunun da fırlatılıp atılması gerektiğini anlamıştı. Balkan
enerjisini ölü imparatorluğun pisliklerini temizlemeye ve Yarımadası'nın artık savaş ve nefretin simgesi olarak kalmaya takati
Cumhuriyet'i kurmaya hasretmişti. Bunun için yabancı sermayeye ve yoktu.Türkiye gibi Balkanlar'daki komşularının da barışa ihtiyacı
teknik yardıma ihtiyacı vardı. Batılıların gözünde, batı sınırları vardı. Balkanlar'ın Valhalla' *sındaki ölü cengaverler ruhani
boyunca düşman ülkelerinden oluşan bir cordon sanitaire (güvenlik gözlerini dikip Türk'ün bundan sonraki eylemini şaşkınlıkla bekliyor
kuşağı) tarafından buzlu, geniş topraklarına kapatılmış olan Rusya da olmalıydılar. 9 Şubat 1934'de Kemal'in delegesi Yugoslavya,
"tanımlanamaz" nitelikteydi: O da geçmişin çöplerinden kurtulmak Romanya ve Yunanistan'la birlikte Balkan Paktı'nı imzaladı.
ve tarım ülkesini sanayileşmiş topraklara dönüştürerek yeni bir Antlaşmada "Karşılıklı anlayış ve uzlaşma ruhundan hareketle"
uygarlık kurmak zorundaydı. "Uluslararası toplumdan tard edilmiş deniyordu, "Balkanlar'da barışın sürekliliğine katkıda bulunmak
bu iki "serseri" bu nedenlerle birbirlerinin kucağına atıldı. Rusya, o arzusunda birleşen" imzacı delegeler Balkan sınırlarını
günlerde Kemal'in Türkiye'sine mali ve teknik yardım elini uzatan koruyacaklarını karşılıklı olarak garanti ediyorlardı. Bu, Balkan
tek ülkeydi. Atatürk'e bir ekonomik model sağlayan da Sovyetler'in Antantı'nın başlangıcıydı. Kemal, Balkanlar'ın adının artık barışla
Beş Yıllık Planı oldu. Komünizmden hiç yararlanmamakla ve birlikte anılmasının gerektiğine karar vermişti.
Türkiye'nin cenin halindeki kendi soluna çok katı davranmakla Türkiye'nin aynı zamanda Asya uluslarıyla olan sınır
birlikte, Türkiye'nin dış politikasını değiştirdi. Onun sağlığında çekişmelerinden kaynaklanan dış politika sorunları da vardı.
Moskoflar, Türkiye'nin düşmanı değillerdi. Ne ki, Atatürk'ün Kemal'in temsilcisi 7 Temmuz 1937'de Afganistan, İran ve Irak'la
ölümünden sonra Türkiye geleneksel politikasından döndü. Ancak, Saadabad Paktı'nı imzaladı. "Antlaşmayı akdeden taraflar,
Rusya da artık zayıf ve Türkiye'nin dostluğuna muhtaç bir ülke diğerlerinin iç işlerine müdahale etmekten kesinlikle kaçınan bir
değildi. siyasa izleyeceklerini kabul ederler." Taraflar ortak sınırlarının
Kemal'in yönetimi sırasında diğer temel siyasa değişiklikleri de dokunulmazlığına saygı göstereceklerinde ve ortak çıkarlarını
yapıldı. Yüzyıllardır Osmanlı İmparatorluğu o "mel'un yarımada"yı, ilgilendiren bütün uluslararası anlaşmazlıklarda karşılıklı olarak
Balkanlar'ı kan ve gözyaşlarına boğarak yönetmişti. Türkler, nefret danışmada bulunacaklarında anlaşmışlardı.
edilen ve kanlı tiranlardı, ancak, küçük bir azınlıktılar. Öte yandan, Kemal'in en büyük eseri, Türk Boğazları'nın statüsünde
parya konumundaki Sırplar, Bulgarlar, Romenler ve diğer bir çok meydana getirdiği devrimci değişiklik olmuştu. Bu su yolu, Osmanlı
millet, mazlum çoğunluğu oluşturuyordu. Osmanlı İmparatorluğu yenilgisinin hemen ertesinde Türkler'in elinden alınarak, uluslararası
varlığını sürdürmek için yüzyıllar boyunca Balkan uluslarını bir komisyona teslim edilmişti.
birbirinin üzerine salarak böl ve yönet politikasını kullanmıştı. 1930'ların ortasında, değişiklik için uygun zaman gelmişti.
Balkanlar'ın adını kötüye çıkaracak şekilde burada uzun yıllar devam Kemal, savaşa hazır birliklere olan acil ihtiyacı anlamıştı. Aşın
eden kan ve ateşin sebebi buydu.
* Valhalla: İskandinav mitolojisinde, ölmüş savaşçılar evi (ç.n.)
242 243
milliyetçilik, artık yaşamını ülkesi için feda etmesinin .insanın
sonra, bu bölge Fransız Mandası altında yeni kurulmuş bir Arap ülkesi
kendisini en soylu ifade tarzı olduğunu i^eri sürerek savaşı yücelten
olan Suriye'yle birleştirilmişti. Kemal, bölgede yaşayan halkın
yeni bir biçim -faşizm- almıştı. Yeryüzünün en duyarlı bölgelerindeki
çoğunluğunun Arap değil, Türk olduğuna ve buradaki nüfusun da
saldırgan uluslar, anlaşmazlıkları körüklemekteydiler. Antlaşmayla
kendi ulusuna katılması gerektiğine inanıyordu. Araplar ve Fransızlar
bağlı oldukları yükümlülükleri korumak üzere, Japonlar Çin'e ait
ise, tersine inanmaktaydılar. Kim haklı, kim haksızdı? Sonuç olarak,
toprakları işgal etmişlerdi. Amaçları Doğu Asya'nın denetimini ele
sorun Atatürk'ün istediği biçimde çözüldü. İkinci Dünya Savaşı yak-
geçirmekti. Ardından 1935'de İtalya, Doğu Afrika'daki son bağımsız
laşıyordu ve Fransızlar'ın Türkler'in dostluğuna ihtiyacı vardı.
ülke olan Etyopya'yı işgal etti. Ertesi yıl İspanya'da mücadele
Türkiye onlara Batı Asya'nın l'espace fatal parçası olarak
halindeki iki gücün, sağ ve sol cephelerin fiziksel ve ideolojik
görünüyordu, öyle ki, bu parçaya sahip olmak bir savaşın sonucunun
silahlarını sınadıkları bir zemine dönüşecek olan iç savaş patladı.
belirlenmesine yardım edebilirdi. Böylece Kemal, önemli bir liman
İspanya İç Savaşı İkinci Dünya Savaşı'nm kostümlü provasını
kenti olan İskenderun'la birlikte Hatay'ı elde etti.
oluşturdu.
Kemal'in bölgesel sorunlar konusundaki tavrı akılcıydı, ancak,
Kemal, güçsüz olması halinde, gidişatın Türkiye'yi kaçımlaz onun da kör noktaları vardı. Ülkesinde yalnızca Türkler'in
olarak girdabın içine sürükleyeceğini anladı. Artık Türkiye'nin kendi bulunmasını istediği halde, halkın her ferdi Türk değildi.
cankurtaranının, Boğazlar'm denetimini geri almasının zamanı- Anadolu'nun doğu sınırlarında yaşayan ve bir Farsça diyalekti
gelmişti. O günlerde ulusların önce istediklerini kapıp, sonradan konuşan inatçı dağlılardan oluşan bir ırk olan Kürtler'i Türk olarak
konuşmaları adettendi. Ama Kemal, önce konuşmaya karar verdi. varsayıyordu. Onları "dağ Türkler'i" olarak adlandırıyor ve sert
Boğazlar sorunun çözmek üzere bir konferansın toplanmasını yönetimine karşı ayaklandıkları zaman onları şiddetle bastırıyordu.
istedi. Konferans 1936'da İsviçre'nin Montreux kentinde toplandı ve Hatta Irak Krallığı'ndan, sınıra bitişik bir toprak parçasını, bu "dağ
hâlâ yürürlükte olan yeni bir antlaşma kaleme alındı. Su yolunun Türkleri"ne ait olduğu gerekçesiyle talep etti, ancak, almayı
denetimi ile birlikte üzerinde istihkânVkurma hakkı, Türk hükümetine başaramadı. Gene de Türkiye'nin, Ortadoğu'nun en zengin petrol
devredildi. Yeni antlaşma savaşta ve barışta gemilerin Boğazlar'daki yataklarından birine sahip olan Irak'daki Musul bölgesinde bu dilin
gidiş gelişlerini de düzenledi. Bu eski ve yeni Türkiye hakkında çok konuşulmasından yararlanması mümkün olduğu halde yapmadı.
şey anlatan bir örnekti. Aslında, durağan bir dünyayı seyretmeye alışkın Ortadoğu
O günlerde, pek az ülke sahip olduklarından hoşnut güneşinin altında, Kemal'in siyasaları yepyeni bir şeydi. Daha geniş
görünüyordu; Türkiye'nin olağanüstü kayıplarını kabullenebilecek fikirleri, global bir siyasası da var mıydı? Evet vardı, ve o dönemde
ülke sayısı ise daha da azdı. Buna rağmen, Kemal yalnızca Türk top- özellikle dünyanın o bölümünde bunun olması çok ilginçti.
raklarını istiyordu -ne daha çok, ne daha az. O, "Türkler'in Babası" Yaşamının sonlarına doğru Kemal şöyle diyordu: "Tüm dünya tek bir'
(Atatürk) olarak adlandırılıyordu, "Ortadoğu'nun Babası" olarak vücut ve uluslar da onun organları olarak düşünülmelidir. Hiçbir
değil. zaman 'Dünyanın uzak.köşelerindeki sorunlara aldırmam,' dememiz
Kuşkusuz, bazan neyin Türk olduğu ve neyin olmadığı bir yorum mümkün değildir. Tersine, bu sorunlar bizim ilgi odağımız olmalıdır
sorunu olmuyor değildi. Örneğin, Kemal adı İskenderun Sancağı ... Ebedi barışı sağlamak için uluslararası önlemler alınmalıdır.
olan, aynı zamanda Hatay olarak bilmen, Anadolu'nun Doğu Yeryüzünün her parçasında sefaletin yerini refah almalıdır. Böyle bir
Akdeniz'e yan-tropik iklimli uzantısının, Türk toprağı olduğunun dünyanın yurttaşları hasetten, nefretten ve hırstan özgür
kabul edilmesini sağladı. "Bu bölge ve çevresindeki yüzlerce olacaklardır."
kilometrelik alan Osmanlılar'a aitti. İmparatorluğun ölümünden "Tek dünya" teriminin kullanım alanına girmesinden çok önce,

244 245
Mustafa Kemal onun özünü tanımlamıştı. giydiğiyle değil, kafasının içindekilerle ilgileniyordu.
Kemal'in Türkiye'sinde eğitim yolunu tıkayan çok sayıda engel
II vardı. Onun sahip olduğu ulus öğretmen ve öğrencilerden değil,
yönetici ve cengaverlerden oluşmaktaydı. Her zamanki gibi, büyük
Ünlü bir yazar ve Atatürkçü olan Halide Edib, "Batı bir acele içinde, ancak ölümünden sonra tamamlanacak olan. bir
Anadolu'nun uzak köşelerinde komşuları >ve akrabalarının eğitsel reform programı hazırladı. Köy enstitüleri çevresinde
cesetlerinin bulunduğu evlerinin külleri üzerinde otururken, odaklasan bu program benzersizdi. Başlangıçta sayıları pek azkeri,
Avrupa'nın bir ülke mi, yoksa bir insan mı olduğunu güç bela kısa sürede sayıca büyüdüler. Ülkenin bütün stratejik bölgelerinde
öğrenmişlerdi" diye yazmıştı. Fakat onun Türkiye'deki sayısız kurulan bu enstitülerde küçük çocukları eğitmek üzere, daha büyük
dertlerin sebebi olduğunu biliyorlar ve tekrar tekrar söylüyorlardı: yaştaki zeki çocuklar öğrenim görüyorlardı.
"Zavallı Türk köylüsü Avrupa denen adama, ne yaptı ki, bize böyle Sistemin işleyişi böyleydi. Beş yıllık ilköğrenim döneminden
eziyet ediyor?" sonra zeki çocuklardan oluşan gruplar öğretmen eğitimine •
Mustafa Kemal'in ülkesinde mücadele ettiği, işte bu tür bir seçiliyorlardı. Seçilenler yine beş yü boyunca öğrenim görecekleri
cehaletti. Yönetimi üzerine aldığı zaman, Türkiye'nin 40.000 köy enstitülerine gönderiliyorlardı. Olağan müfredatın yanı sıra en iyi
köyünde yalnızca 350.000 çocuk okula gidiyordu. Osmanlılar'ın öğretim yöntemleri, hıfzısıhha ilkeleri ve çiftçilik öğreniyorlardı.
zamanında Standard okul, camilere bağlı olan medrese idi. Çamurla Mezuniyetlerinden sonra, çok amaçlı işlevler görmek üzere
kaplı tepelerde oyulmuş mağaralar "okul" olarak hizmet verir ve köylerine dönüyorlardı. Birinci işlevleri, çocuklara öğretmenlik yap-
çocuklar çıplak döşemede otururlardı. Kullanılan öğretim maktı. Aynı zamanda, yetişkinlere de örneğin, bir adam değilse,
donanımları basit, her şeyden "önenılisi de, ucuzdu. Bu donanımlar "Avrupa"nın ne olduğuna ilişkin ve buna benzer faydah bilgileri
lekeli, eski bir Kur'an, açlıktan ölmek üzere bir öğretmenle veriyorlardı. Eğitmenler yine hijyen ve gelişkin çiftçilik yöntemleri
değneğinden ibaretti. Öğretmen, Kutsal Kitap'tan bir cümle; bir sure konusunda bilgiler veriyorlardı.
okur, çocuklar da hep birlikte tekrar ederlerdi. Yeterince yükses sesle Halkın ve devletin ortak çabalarıyla okullar da inşa edildi.
bağıramayanlar değneği kafasına yerdi. Öğrenciler Türk, okunanlar Çamurdan yapılmış sarıya bakan kurşuni ve son derece kasvetli eski
ise anlamadıkları bir dil olan Arapça idi. ' okulların tamamen zıttı, beyaz hatta çekici görünümlü bu yapılar,
Cumhuriyet Türkiye'sinin yönetiminde ikinci adam olan İsmet yeni çağı temsil ediyorlardı. Bu okullar çağdaşlaşma araçları ve
İnönü, Atatürk'ü Profesör olarak adlandmyorken, diğerleri ona büyük ulusal emeğin simgeleriydiler. Okullar genellikle birkaç köye'
Başöğretmen adını veriyorlardı. Kemal, "Halk eğitimi" demişti, birden hizmet veriyorlardı; çevre köylerden çocukların bu okullara
"devletin en verimli ve önemli görevidir." Ardından çok anlamlı bir ulaşabilmeleri için yolların yapılması gerekiyordu. Onbeş yıl içinde
şekilde şunu eklemişti: "Gerçeği içine işleyen bakışlarla incelemeli köy enstitülerinden mezun olan 3.000 eğitmen, inşa edilen 10.000
ve deney dünyasında onu iyice kavramıuyız." okulda görev yapmaya başlamıştı bile. Bu gerçekten de tüm eski
Bilginin yalnız sağlık ye^olluğun değır^ayni zamanda ulusal sistemi çatırdatan bir programdı.
yücelişin de kapılarını açanken, cehaletin hastalık ve yoksulluğa yol Hem yüksek öğretim hem de yetişkinlerin eğitimi, Kemal'in
açtığını söylemişti. En tanınmış reformlarından olan şapka reformu dikkatini yönelttiği konulardı. Entellektüel elitin öneminin
bile aslında onun halkın eğitimine yönelik derin ilgisinin bir farkındaydı. Ulusal çağdaşlaşma süreci içinde eğitim görmüş kişiler,
tezahürüydü. Türkler'i feslerini bırakmaya zorlayışı, onun eğitsel şok bir tür elektrik santralı olarak işlev göreceklerdi. Aradığı fırsatı ona,
tedavisinin bir parçasıydı. Aslında bir adamın kafasının üstüne ne Orta Av rupa'd aki oto riter eğilim, özellikle de Hitler

246 . 247
Almanya'sındaki karanlık çağlara dönüş sağladı. Almanya'da ulaşmayan düşüncelerde kaybetmek üzere kasvetin zehirleyici
Üçüncü Reich, aklın değil adalenin, süpermenin çağıydı. Hitler boşluğuna atarak kahvelere gitmeyi sürdürüyordu. Kemal, yaşlı
1933'de iktidara gelişinden hemen sonra şunu ilan etmişti: "Alman nüfusun eğitimine ilişkin çabalarının sonucu konusunda düş
anavatanı çok fazla bilgiye sahiptir ve bu onun fiili sıçramalarına kırıklığına uğramış mıydı? Uğramıştı, çünkü o daima aceleciydi;
engel olmaktadır. Bizim asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, İrade, İrade ve sabırsız bir insandı. Daha az sabırsız davranmış olsaydı, genç kuşağın
gene İrade'dir!" Alman bilimi, ülke dışına göçe başladığında, Kemal içindeki canlanma ona cesaret verebilirdi. Bu, aslında yeniden
göçmen profesörlere ülkesini açtı. Yabancı profesörlerin yardımıyla diriltilmiş Türkiye'nin en büyük umudu ve Mustafa Kemal'in de en
İstanbul'da bir Tıp Fakültesi kurdu, Ankara'da bir Siyasal ve Sosyal büyük başarısıydı.
Bilimler Okulu oluşturdu ve mühendislik, tarım ve ticaret üzerin
eğitim verecek okullar açtı. Aynı zamanda diğer ulusların yaratıcı
öğretim yeteneklerini de ülkesine çekti. III
Okul sıralarında oturmak için fazla yaşlı olanların eğitim
sorunlarını görmezlikten gelmedi. Batı Anadolu .köylüsünün Kemal'e göre, Batının bir sembolü de fabrika bacalarından tüten
Avrupa'nın bir insan olduğunu düşünmesini istemiyordu. Kafasında dumandı. Kendi pamuğunu elbiseye ve kendi demir filizini çeliğe
bu düşüncelerle, bütün ülkede halkevleri ve daha küçük yerleşim dönüştürmeyi başanncaya dek, Türkiye müstemleke köleliğinden
birimlerinde de halkodalarını kurdu. Bu toplumsal merkezler çeşitli kurtulamayacaktı. Osmanlı imparatorluğu köylü bir imparatorluk
etkinliklere yönelik olarak çalışmaktaydılar. Bazılarının yetişkinlere olduğu için zayıftı ve yalnızca makine bir ulusu
okuma, yazma ve hesap öğretme imkanları vardı. Halk odaları ve zenginleştirebilirdi.
evlerinde gazeteler ve kitaplar mevcuttu. Bu merkezlerdeki radyolar Kemal dümenin başına geçtiğinde, Türkiye resmi kayıtlara göre
kırsal kesim halkına çok daha geniş ufuklar açtı. Daha büyükçe olan 65.246 "sınai kuruluşa" sahipti. Ne yar ki, sınainin tamamında
halk evlerinde dispansenne-yüzme havuzları vardı. Kemal, bunlar yüzden fazla işçi çalıştıran kuruluş sayısı yalnızca üçtü. Türk, hiçbir
aracılığıyle kahvelerin aptallaştırıcı etkilerini ortadan kaldırmayı zaman makinelere hizmet etmeyecekti.Türk tüccar ve
umuyordu. Nihai olarak, öğrenme, okuma, spor yapma coşkusunun sermayedarlarının sayısı gerçekten çok azdı. Böyle aşağılık işler
sağlayacağı doyumun, halkın geleneksel kadercilik ve uyuşukluğunu Ermeniler'e, Rumlar'a ve Yahudiler'e bırakılmıştı. Yurtdışında
aşındıracağını umuyordu. araştırma yapan eğitimli Türkler bile, onlara çok sıkıcı bir bilim
Genç kuşağın eğitilmesi alanında Mustafa Kemal'in olarak görünen ekonomiyle hemen hiç ilgilenmiyorlardı.
hoşnutluğunun iyi bir nedeni vardı. Genç, meraklı bir kuşak, yalnız Bunun nedeni, geleneğin Doğulu düşünce tarzında saldığı derin
Türkiye'deki olaylarla değil tüm dünyayla ilgilenen yeni bir kuşak köklerdi. Eski olan her şey, saygıdeğer atalar tarafından
yetişmeye başlamıştı. Bunların kimisi .hükümet hizmetine kutsallaştırılmıştı ve bu yüzden de iyiydi. Güneşin altında oturup
alınabilirdi, ve diğerleri de eğitme görevine başlayacaklardı.Yine dinlenmek bu kadar keyifliyken, çevrede koşuşturup durmanın ne
bunların bazıları Rum ve Ermeni azınlıkların girmeleriyle bıraktıkları yararı vardı? Kaderciliğin vekarı ve sükuneti Doğulu yaşama
boşlukları doldurarak tüpeaTTsermayedar ve "entellektüel"ler derinlemesine nüfuz etmişti. Aynı zamanda, her yerde hazır ve nazır
olacaklardı. İyi eğitimlrTürk profesyonelleri, ulusun entellektüel vergi memurlarının özel dikkatine yol açmasından dolayı da, ticaret
ufkunu değiştirmeye başladılar. kârsız bir uğraştı.Yeni moda düşünceler şeytan işiydi. Elektrik ışığı
Bununla birlikte, daha yaşlı kuşağın, Batılı bir ateş zerkedilmiş da şeytan işiydi, mum ise cennetin armağanıydı.
Vaadedilmiş Yeni Türk Ülkesi'ne doğru yönlendirilmeleri kolay Ne var ki, Kemal, yalnız aydınlanmak için değil, enerji kaynağı
olmuyordu. Eski zaman adamlarının çoğu, kendilerini hiçbir sonuca olarak kullanmak için de elektrik istiyordu. Bu açıdan, da çılgınca bir
248 249
acele içindeydi. Fakat Türkiye bu yepyeni yolda sermayeyi, teknik
yöntemleri ve bu öncülük itkisini nereden sağlayacaktı? Osmanlı Kemal'in Türkiye'si özel ve kamusal girişimin bir karışımı olan yeni
İmparatorluğu "sanayi", nakliye ve kamu hizmetleri için fonları temel bir tür melez ekonomi yarattı. Kemal'in Devletçilik adını verdiği bu
olarak dış kaynaklardan sağlamıştı. Kuşkusuz, faizler fahiş, sistem, ülkesinin anayasasında yerini aldı.
kazananlar da yabancı efendiler oluyordu. Kemal, Osmanlı Düyûn-u Türkiye'nin israfı engellemesi ve en temel projeler üzerinde
Umumiye İdaresi'nin işleyişine aşinaydı.Yabancı borçlar, devlete yoğunlaşması gerekiyordu. Bu, önceliklerin saptaması ve planlamayı
sokulan müdahale hançerleri ve yabancı denetiminin araçlarıydı: gerektirmekteydi. Son birkaç yıldır Kemal, Sovyet Rusya'nın cesur
Mısır, bu yüzden bir İngiliz sömürgesine dönüşmüştü. Kemal, bu girişimim, Piatiletka, Beş Yıllık Plan operasyonunu dikkatle
tarihi sürecin yeniden başlamasını istemiyordu. Ayrıca, iflas etmiş gözlemlemişti.
durumdaki Türk'ün, Batılı yabancı sermayeyi elde etmesi zaten Sovyet Beş Yıllık Planının belirli bazı özellikleri Kemal'e çekici
mümkün değildi. gelmemişti. Rusya ağır sanayi üzerinde yoğunlaşmıştı. Kemal'in,
Yabancı sermayeye ulaşamadığına göre, Türkiye'nin halkın giyeceğini üretecek makinelerin üretilmesini bekleyecek vakti
sanayileşmesini başlatmak için yerli sermaye bulmak mümkün yoktu. Paçavralar içindeki halkını giydirmek ve midelerine daha fazla
müydü? Türkiye'de bazı zengin insanlar vardı; fakat bu varlığı yiyecek girmesini sağlamak için acele ediyordu. Böylece tüketim
kendine özgü yatırım alanlarına yöneltiyorlardı. Türk varsılı parasını maddelerinin. üretimine ve tekstil, pamuk, suni ipek, kağıt,
ya altına ve emlake yatırıyor, ya da hisse senediyle çoğaltıyordu, ama kimyasallar, gübre ve evlerle fabrika binaları için çimento üretimi
çoğunlukla Batı'daki güvenilir yabancı hisse senetlerine yatırmayı yapacak hafif sanayiye öncelik verdi. Ayrıca elektrik santrallerini,
tercih ediyordu. Sanayi için gerekli sermayenin elde edilmesi demir dökümhanelerini ve maden filizi rafinerilerini de geliştirmek
imkansızdı. Bunun yanı sıra, ataları çelik fabrikalarına ya da kimyasal istiyordu.
fabrikalara hiç^ıatınm yapmamışlardı ve baba için iyi olmayan, oğul Mustafa Kemal.Türkiye'nin ekonomik gelişmesine ilişkin
için de kötüydü. Öyleyse, Türkler'in Baba'sı makineleri çalıştıracak düşüncelerini kaleme aldı; yazdıkları şunlardı: "Türkiye, daha
parayı nereden bulacaktı? yüksek yaşam standardını sağlayacak sanayileri geliştirmelidir."
Bunun için bir yol, ve aslında biricik yol olarak hükümet desteği Aynı zamanda, ileri derecede sanayileşmiş ülkelerin kusurlarından da
görünüyordu. Bir ülke ne kadar yoksul olursa olsun, devletin kaynak- kaçınmak istiyordu. Ulusu üstün imtiyazlı ve düşük imtiyazlı
ları bireyleriıf kaynaklarının toplamından daha boldur. En yoksul bölgelere ayrılmamalı ve bu yüzden de sanayiler tüm ülke yüzeyine
ülkelerde bile vergi gelirleri vardır. Öyleyse bırakın da Türkiye yayılmalıydı. Karteller ve tröstler gibi dev oluşumların doğuşunu
üretsin, daha çok üreterek daha az tüketsin ve artı değeri yeniden izlemek de istemiyordu; İş anlaşmazlıkları arabuluculuk ve hakemlik
üretime döndürsün. Yoksul bir ülkenin sanayileşmesinin tek yolu kurumları aracılığıyle çözülmeliydi, lokavt ve grevlerle değil. "Tüm
buydu. ülke bir tek ekonomik birim gibi işlemeliydi."
İşleri hükümetin başlatması gerekiyordu. Ayrıca, yeni İlk yabancı borcu, Sovyetler'den aldığı 18 milyon dolarla elde
sanayilerinin bir çpğuna sahip olup, işletmesi de gerekiyordu. etti. Bu, Ruslar'ın da uluslararası ekonomik alandaki ilk girişimiydi.
Bununla birlikte, bir iktisatçı olmadığı ve iktisada özel bir ilgi Yıllar sonra yabancı ülkelere trilyonluk borçlar ve teknik yardım
duymadığı halde, Kemal, işlere başlatmak için özel girişim önerecek duruma geleceklerdi. Kemal de, Ruslar'dan teknik yardım
dürtüsünden daha güçlü bir manivela olmadığını bilecek kadar bu aldı ve bu yine Sovyetler'in tarihinde ilk örneği oluşturdu. Kemal,
kasvetli bilimden anlıyordu. Kemal'in gözlerini diktiği nokta olan ülkesinin ilk Beş Yıllık Planın'nı 1934'de yürürlüğe koydu. Ruslar
Batı laissez faire, bırakınız yapsınlar düşüncesiyle, zenginleşmişti. tarafından tanıtılan bir aracı kullanan ilk ülke Türkiye'ydi. Fakat
Mali kaynaklardan yana yoksul ama tutumdan yana varsıl olan şurası' unutulmasın ki, Kemal ne bir komünist hatta ne de bir
250
251
sosyalistti; bu konudaki düşüncelerini açıkça belirttiği gibi, o aslında halkı çalışmaya sevketme gücüne sahip olmasını da sağlıyordu. Fakat
bir anti komünistti. Fakat dogmatik biri değildi ve kelimelerden sahip olduğu bu coşku, halkının onda olağanüstü bir güç olduğuna
korkmuyordu. Devletçilik ona Türkiye'nin özel koşullarına en uygun ilişkin inancına karşın, mucizeler yaratmasını sağlayamadı.
sistem olarak görünmekteydi. Örneğin, Türkiye'nin küçük köylerden ibaret olan görüntüsünü
İlk Sovyet borcundan üç yıl sonra büyük ölçekli sulama değiştirip, resimli kitaplardaki Normandiya'ya benzemesini
projelerini içeren Dört Yıllık Tarım Planını başlattı. Hükümeti de, sağlayamadı. Ve Anadolu yaylalarını Almanya'nın örgütlü sanayi
elindeki büyük ölçülerdeki ekilmemiş tarım alanlarını devlet bölgesi olan Wupperthal gibi bir yere dönüştüremedi. Ve ülkesinde
çiftliklerine ve köylüler için küçük toprak mülklerine dönüştürdü. yaşayan tüm insanlara Avrupa'nın bk adam değil, bk kıta olduğunu
Türkiye'nin toprak reformu ilerlemekteydi. öğretemedi. Halkına karşı olduğu gibi, zamanın ağır akışına karşı da
Kemal'in ölümünden sonra, halefleri ikinci bir İBeş Yıllık Planı sabırsızdı, ama'bu konuda da elinden bk şey gelmedi. Gene de, kendi
başlattılar ve bir sanayi bankası kurdular. Birleşik Devletler'in ve istediği kadar hızlı olmasa da ,bir başlangıç olarak gayet iyi
Birleşmiş Milletler'in yardımıyla, Türkiye büyük bir ekonomik denebilecek düzeyde Türkiye'nin yaşam standardlarını yükseltme
gelişme programını uygulamaya girişti. sürecini başlattı. Kılavuz meşalelerin ateşini tutuşturdu; bugün bu
sayede yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin eski kentlerinin bazılarında
yeni semtler kuruldu ve bugün ülkede bu sayede sanayi oluştu. Fakat
IV hepsinden öte, bugün bu sayede beyinleri geçmişin örümcek
ağlarından temizlenmiş yepyeni bk Türk kuşağı var.
"Ve Musa Moab ovalarından Nebo dağına doğru tırmandı, "Düşmanı yendim" demişti. "Ülkeyi fethettim, fakat halkı
Jeriko'ya tepeden hakan Pisgah tepesine çıktı. Ve Tanrı Dan'a kadar fethedebilecek miyim?" Kendine göre kuşkuları vardı. Milyonlarca
tüm Gilead topraklarını gösterdi." Türk'ü sel gibi şiddetle akan enerjisinin önüne katıp harekete
- Türkler'in Musa'sı Mustafa Kemal'di. Aralık 1934'de, geçirmeyi umuyordu. Harekete geçmedikleri zaman düş kırıklığına
Türkler'in kendilerine verilen isimlere ek olarak aile adları almasına uğradı. Türkiye milyonlarca Kemal'den oluşan bk ülke değildi.
ilişkin bir yasa çıktı. Halkı Kemal'e kendileri ve gelecek kuşaklar için Böyle düşkırıklığına uğrayınca, kendisini yıllarca sosyal
Türkler'in Baba'sı olmasını, Atatürk adını kabul-etmesini istedi; yaşamdan soyutlardı. Bu süre içinde ara sıra kapalı yaşamından çıkıp,
çünkü o halkını Moab'a, Nebo dağına ve Pisgah tepesine dek sesini tüm ülkeye yayan cihaz olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde
çıkarmıştı. Atatürk de şunları söylemişti: "Kendi ayaklan üzerinde ex cathedra (tam yetkiyle) boy gösterdi. Çeşitli konularda konuştu,
durabileceği ve yolu öğrendiği zamana dek, halkımı elinden tutup ben ama en ünlü mesajı, eserini sürdürme görevini Türk gençliğine
götüreceğim. Ancak ondan sonra kendileri için iyi olanı seçebilirler devrettiği konuşması oldu. Bu hitapla, ülkesinin gençliğini
ve kendi kendilerini yönetebilirler. O zaman eserim tamamlanmış reformlarının bekçisi olarak atadı. Ve bundan sonra, ülkeyi tepeden
olacaktır." . tırnağa dikkatle inceleyip yapacağı başka bir şey kalmadığını
Halkı 2 Mart 1935'de başkanı ve önderi olarak gene onu seçti. gördü.
Böylelikle onu seçme şansını soıvkez kullanmış oluyorlardı. Başka Kemal yaşamını yazları Ankara'nın dışındaki bk semtte, kışları
seçecekleri yoktu çünkü o ve yalnızca o, kendilerinin Büyük Bursa civarıyla İstanbul'da bir tür emeklilik konumunda sürdürdü.
Önder'iydi. Bunu halkı da biliyordu, kendisi de. Çankaya'daki bağ evi, başkentin yaklaşık altı kilometre dışında, o
Mustafa Kemal Atatürk, büyük bk heyecanla çalışıyordu ve bu günlerde kent kalabalıklarından uzak ve egzotik bk büyüye sahip,
ona dehşet verici bir irade gücü ile olağanüstü bir kavrayış pırıltısı ağaçlıklı bir tepede yer alıyordu. Ve kuzeyin soğuk rüzgarları.
sağlıyordu. Bu, onun başkalarının farkedemediği şeyleri algılama ve
252 253
şenlikleriyle kutlandı. Ne Osmanlı İmparatorluğu'nün eski
Anadolu yaylasını kapladığı zaman, o da ovalara, Bursa başkentinin ne de bütün Türkiye Cumhuriyeti'nin halkı, Türkler'in
yakınlarındaki kaplıcalarıyla ünlü Yalova'ya iniyordu. İstanbul'da, Babası'nın ne kadar hasta olduğunun farkındaydı. Oysa,
Boğaziçi üzerinde, Pera semtinin kuzeyinde bulunan eski Padişah Boğaziçi'ndeki o muhteşem sarayda, Dolmabahçe'de O, yatağa
Sarayı, Dolmabahçe'ye çekildiği de oluyordu. Bu saray, şahane bir düşmüştü. Çok zayıflamış,- iskelete dönmüş, yiyeceklerini
lüksle donatılmış olarak 1850'lerde yapılmış ve eşsiz taht odasıyla sindiremez hale gelmişti. Sarılık olmuştu; tedavisi imkansız bir
bütün Avrupa'ya nam salmıştı. hastalığın dehşet veren dedikoducu belirtileri, vücudunu sarmıştı.
Bu demir adam, Kemal, özel yaşamında yabanıl dürtülerine karşı Doktorlar bu belirtilere vascular spider adını verirler -yani damar
direnmeyi başaramayan, zayıf bir adamdı. Aşk yaşamı oldukça genişlemesi. Kemal karaciğer sirozuna yakalanmıştı.
aykırıydı ve zorlu bir içkiciydi. "Külhanbeyleri" adını verdiği şen Son ve ölümcül belirti, sonun habercisi oldu. Bu, zihinsel
dostlanyle çevrilmişti. Sevdiği alkollü içki çeşidi pek azdı. Türkler'in uyuşukluktu. Bilinçsizleşti, 10 Kasım sabahı, dokuzu beş geçe
üzümden damıtarak yaptıkları ulusal içkiyi, rakıyı severdi. Yine Mustafa Kemal Atatürk öteki dünyaya göçtü. . Bu trajik olayın
çilek, muz, mandalina ve kirazdan yapılan egzotik Türk likörlerini de haberi, Türk halkının üzerinde bir bomba gibi patladı; milyonlarcası
severdi. Bununla birlikte Batı içkilerini de tümüyle reddetmezdi. ağlayarak, kendilerini yerlere atarak sokaklara aktılar. Dolmabahçe
Kadınlarla ilişkilerinde kendi ahlak kurallarını uygulardı. Onları Sarayı'nın taht odasında duran Kemal'in naaşım, başında
kullanır ve sonrajırlatır atardı. Önün uluslararası ünü, erkekliği, hoş bekleyen dört ordu kumandanı koruyordu. İstanbul kentinin dört bir
görünümü, delici bakışları uzaktan yakından bütün kadınları yanından, halk sarayın yaldızlı kapılarından geçip, cenazenin
kendisüıe-çekerdi. Ateşe koşan pervaneler gibi, ona doğru koşarlardı. bulunduğu taht odasına doğru akıyordu. İzdiham ölyesine büyük ye
Yalnızca bir kere evlilik bağına girdi. Karısının ismiyle daha önceki karşı konulmazdı ki, cenazeye saygı ziyaretinde bulunmak için
bölümlerde karşılaşmıştık. Heyecan verici, Batılılaşmış ve zengin gelenlerden birkaç kişi ciddi bir biçimde'ezildi. Artık Türkler'in
birkadın olan karısının adı, Latife Hanım'dı. Onu cilveyle baştan Babası hayatta değildi ve tüm ulus kendisini öksüz kalmış gibi
çıkarmış, sonra da kendisini ona vermemişti. Bu, büyük fatihin başına hissediyordu.
ilk kez geliyordu. Latife onu en yüksek-ücreti ödemeye mecbur etti. Daha sonra naaş Kemal'in yarattığı başkente, Ankara'ya
Kemal zorunlu olarak, onunla evlendi. nakledildi; cenaze kortejine bir çok ulusun temsilcileri katıldı. En
Bununla birlikte, evliliğe yattan biri değildi. Kemal'in kaldırdığı büyük çağdaş lider olarak tanımlandı. Türk hükümetinin resmi
Şeriat yasasına göre, bir adamın karısını boşaması kadar kolay hiçbir açıklamasında, "Ulus, öğretmenini, büyük şefini ve insanlık en büyük
şey yoktu. Erkeğin yapacağı tek şey, "Seni boşuyorum" sözlerini evlatlarından birini kaybetti" deniliyordu.
tanıkların gözü önünde yüksek sesle üç kez tekrarlamaktan ibaretti. Birkaç yıl sonra Cumhuriyet Türkiye'sinin başkentine hakim bir
Ve O, Mustaf^JKernal, Türkiye'nin büyük batılılaştırıcısı, Latife'yi tepede Kemal Atatürk'ün naaşı için çok büyük bir mozole inşa edildi.
Doğunun eski yasalarruyarınca boşadı. Yıllar sonra pişmanlığını dile
getirdiğinde artık çok geçxolmuştu. Türkler burayı yalnız ülkelerinin en büyük evladının kabri olarak
değil, aynı zamanda ulusun yeniden doğuşunun, Atatürk'ün eserinin
Kendisini tümüyle içgüdülerine terkederek pervasızca yaşadı. bir simgesi olarak görmektedirler.
Yaşama karşı duyduğu başıbok hazlar ve kaderini ayartmak için duy-
duğu karşı konulmaz itki, onun intihara benzer yaşam tarzını
açıklamaktadır. Ona göre sorun tehlikeli yaşamak, aksi halde hiç
yaşamamaktı. Bu tür yaşamın çok uzun-sürmeyeceği açıktı.
1938'in Cumhuriyet Bayramı -29 Ekim- İstanbul'da donanma
255
254
V uygun aday olarak kabul edildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi onu
ülkenin ikinci cumhurbaşkanı seçti.
Ardından haleflerinin çağı geldi. Atatürk'ün en yakın silah ve İkinci Dünya Savaşı İnönü'nün başkanlığının ikinci yılında
iktidar arkadaşı, kendisinden üç yaş küçük olan İsmet İnönü'ydü. patlak verdi. Alman Reich'ı o zamana kadar Balkanlar'a iyiden iyiye
Hem bir asker, hem de devlet adamı olarak, İsmet iyi bir ad yapmıştı. nüfuz etmiş ve etkisi Türkiye'nin sınırlarına değin uzanmıştı.
Osmanlılar döneminde, yirminci yüzyılın başındaki Balkan Türkiye'nin savaştaki rolü her zaman bir anlaşmazlık konusu
savaşlarında sivrilmişti. Padişahlar imparatorluğunun ölümcül olmuştur. Müttefik Güçler'in bu konudaki görüşleri birbirinden
yaraları ne o zamanki adıyla İsmet Paşa*'nın, ne de diğer seçkin farklıydı. İngilizler, Türkiye'yi Müttefikler'in tarafında savaşa
askerlerin suçuydu. çekmek isterken, Amerikan hükümetinin bu konuda biraz tereddütlü
İsmet Dünya Savaşı'nda İngilizler'le hayati önemdeki Suriye davrandığı görülüyordu. Hemen hemen savaş süresince Almanlar
cephesinde savaşmıştı. Daha sonra tüm orduların kumandanı blarak Türkiye'den çok daha güçlü ülkeleri birkaç gün içinde istila
çok daha önenili bir görev©,getirildi. "Bozkurt" Padişah'm Haliç'deki edebilmişlerdi.Acaba Türkiye'yi boyun eğmeye zorlasalardı ne
sarayındaki dalkavuklar çetesine karşı çıktığı zaman, Mustafa olurdu? Bu durumda, bütün heybetli petrol çıktısıyla Ortadoğu
Kemal'e ilk katılanlardan oldu. O sırada imparatorluğun başkenti, Almanlar'ın ellerine düşebilirdi. Naziler'in ihtiyacı olan bir tek
müttefiklerin Türkiye'yi parçalama girişimlerine karşı milli bir hammadde varsa, o da petroldü. Bu yüzden Türkiye'nin tarafsız
devrim başlatabilecek olan. Türkler'e karşı kapıları kapalı tutan kalmasına izin vermek ve böylelikle Almahlar'ı Ortadoğu'nun petrol
muzaffer müttefiklerin denetimi altındaydı. kuyularından uzak tutmak daha iyi Olmaz mıydı?
Müttefiklerin gözünden kaçmayı başaran İsmet, serüvenli bir İsmet İnönü öncelikle Türkiye'nin çıkarlarını gözetmek
yolculukla Kemal'in karargâhına ulaştı. İstanbul'da bir er giysisi durumundaydı. Ülkesi, Birinci Dünya Savaşı'nda diğer uluslardan
içinde gizlice ayrılmıştı. Sonunda Mustafa Kemal'in -sonradan ismi çok daha uzun süre savaşmıştı. Türkiye için bu savaş aslında
Ankara'ya çevrilecek olan- Angora'daki karargahına kadar 1912'deki ilk Balkan Savaşı ile başlamış ve Mustafa Kemal'in
ulaşabildi. Daha-o zamanlar, İsmet Paşa'nın Türkiye'nin yeniden Yünanhlar'a karşı kazandığı nihai zafere değin on yıldan fazla devam
dirilişinde önemli bir rol oynayacağı belliydi. etmişti. Ardından acılı bir süreç olan, Doğulu despotizmi Batılı bir
Yünanhlar'a karşı yürütülen askeri operasyonlarda gerçekten de Cumhuriyete dönüştürebilmek için yeniden yapılandırma ve gelişme
önemli bir rol oynadı. En tehlikeli cephe olan Batı cephesinin dönemi gelmişti. Türkiye, yenilgi nedir bilmez Üçüncü Reich'e karşı
başkumandanıydı. Düşmanın en büyük yenilgilerinden biri olan duracak kadar güçlü müydü? Bir savaş alanı haline gelmesi, onun
zaferi, İnönü kasabasında kazanmıştı ve Türkler aile adı kullanmaya çıkarına olur muydu? Bu, Türkiye'nin her iki tarafa da stratejik
başladığında adı General İsmet İnönü oldu. hammaddeleri satarak büyük kârlar etmesi için en iyi fırsat değil
miydi?
Cumhurbaşkanı Kemal, İsmet Paşa'yı başvekili yaptı. İyi bir Türkiye savaşa katılmadı. Bununla birlikte, yaralı devin dize
pazarlıkçı olarak ün kazandığı önemli uluslararası konferanslarda getirilmesinden hemen önce Almanya'ya karşı savaş ilan etti.
Türkiye'yi temsil etti. İsmet'in içişlerinde oynadığı rol, üzerine İnönü'nün ülkesi böylelikle Birleşmiş Milletler'in ilk üyeleri arasına
Kemal'in devasa gölgesi düştüğü için pek az bilinmektedir. katılmaya hak kazandı.
Kemal'in, diğer bir çok kişiyle olduğu gibi, İsmet'le de geçimsizliği Rusya İkinci Dünya Savaşı'nın muzafferleri arasındaydı.
olmuştu; Atatürk'ün son yılında İsmet İnönü başbakan değildi. Zaferin gel gitsel dalgasıyla yükselen Rusya, sıcak denizlere olan
Makamını devralma sorunu ortaya çıktığında, İnönü bu konuma en daimi susuzluğunu gidermek için bir girişimde bulunmayacak ve
*İsmet Bey (ç.n.)
257
256
Boğazlar'a açılan kapıyı zorlamayacak mıydı? Sovyetler Birliği'nin ve yetenekli bir siyasal lider, ancak, merhum Atatürk'ün
yaptığı da bu oldu. Doğu ve Batı devlerinin arasında soğuk savaş kıvılcımından ve yaratıcı insanın pırıltısından -yoksun biri olarak
başlamıştı. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, ülkesini büyük bir görünmektedir.
maharetle Batı kampına şevketti.
. Türk liderleri yine Atatürk adına konuşuyorlardı.Bu kez
12 Mart 1947'de Başkan Harry S.Truman, devrimci nitelikteki . muzaffer Demokrat Parti'nin basındaydılar. "Biz Kemalist geleneğin
Amerikan siyasasını ilan etti: Totaliter rejimler özgür halklara gerçek varisleriyiz" demekteydiler, "ve Ebedi Şef'in "ruhu,
uluslararası barışın temellerini çökertecek ve bu anlamda Birleşik adımlarımızda kılavuzluk edecektir." Türkiye'nin üçüncü
Devletler'in güvenliğini zedeleyecek şekilde baskı yapmaktaydılar. cumhurbaşkanı, Kemal'in Beş Yıllık Planı'mn sorumluluğunu
Türkiye ve Yunanistan, açgözlü Sovyetler'e karşı birer ileri verdiği eski bir bankacı olan Celal Bayar'dı. Başbakan, şiddetle Batı
karakoldu. Birleşik Devletler, Ruslar'a karşı durmaları için bu yanlısı bir toprak sahibi olan Adnan Menderes'ti. Her ikisi de
ülkelere yardım edecekti. "Truman Doktrini" doğmuştu. Kemal'in okulunun parlak öğrencileriydiler.
Gördüğümüz gibi, Atatürk Sovyetler'le iyi ilişkiler içindeydi. Yönetimdeki yerini sağlamlaştırma sırası Demokrat Parti'ye
Bu dönemde hayatta olsaydı, acaba "Moskoflar"la iyi komşuluk gelmişti. Ebedi Şef'in adımlarını izlediği iddiasıyle, muhalefeti
ilişkilerini sürdürür müydü? Ya da, Türkiye'nin Rusya'yla Kemal'in vasiyetine sadakatsizlik olarak değerlendirdi. Cumhuriyet
ilişkilerinde ve dünyadaki güç dengeleri içinde seçtiği yerde bir Halk Partisi ve basına karşı sıkı önlemler aldı. Bunun yanı sıra,
değişiklik yapar mıydı? Kemalizıh'in kimi temel ilkeleri bu dönemde yeniden gözden
Türkiye artık özgür dünyanın bir siperiyken, acaba kendisi özgür geçirildi. Ekonomik sorunlarda, özgür girişim her şeyin üstüne çıktı.
müydü? Kemal'in kendi eseri, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendisi, Sayısız sanayi kuruluşları özelleştirildi. Kemal'in devletçiliği
siyasal alanda bir tekeldi. Lord Acton, "İktidar yozlaşır, mutlak gölgelendi.
iktidarlarsa mutlaka yozlaşır" demişti. Cumhuriyet Halk PartlsTde^ Bütün bu süre boyunca Türkiye, ülkenin savunmasını
iktidara, ve aslında mutlak iktidara yenik düşmüştü. İktidar, yalnızca güçlendirmek için Birleşik Devletler'le işbirliği yaptı. Oniki yıl
sahip olduğu önem için yürütülüyordu. Parlamentodaki Türk içinde Amerika Türkiye'ye yaklaşık üç milyar dolar akıttı. Hükümet
kamuoyunu dile getiren önderler ve basın, Kemal adına, siyasal sanayileşme sürecini hızlandırmakta Ebedi Şef'in izinden gittiğini
sistemde bir değişiklik yapılması için hükümeti uyarmaya başladılar. ileri sürdü. Ne ki, ülkenin bu hızlandırılmış tempoya hazırlıklı
Parlamentodaki bir grup milletvekili Demokrat Parti'yi kurdu. olmadığı açıktı. Fiyatlar yükseldi, enflasyon başladı, paranın değeri
Türkiye artık iki ana siyasal partiye sahipti. düştü. Bir Amerikan iktisatçısı, "Türkiye'nin iflasına giden yol"
. Demokrat Parti artık gerçek Kemalist siyasaların temsilcisinin diyordu, "dolar banknotlarıyla döşenmektedir."
kendisi olduğu iddiasında bulundu. Karşıtı olan Cumhuriyet Halk Ülkenin büyük kentlerinde düş kırıklığı aldı yürüdü.
Partisi, buna büyük bir şiddetle karşı koydu. Sonunda, 1950'deki Mütehakkim Demokrat yönetimine karşı en şiddetli muhalefeti
Büyük Millet Meclisi seçimleri özgür bir şekilde yapıldı. Türk gösteren, merhum Kemal'in mirasını emanet ettiği Türk gençliğiydi.
seçmenleri kanaatlerini yanılgıya yer bırakmayacak şekilde dile Atatürk'ün vasiyeti adına Ankara'da ve İstanbul'da rejime karşı
getirdiler. Demokrat Parti seçimi Cumhuriyet Halk Partisi karşısında harikulade gösteriler yaptılar.
büyük bir çoğunlukla kazandı. Böylelikle Kemal'in ölümüyle Türk Ardından, ansızın darbe geldi. 27 Mayıs 1960'da askeri bir cunta,
halkının elinden tutan ve büyük ulus yaratıcısının eserini Cumhurbaşkanı ve Başbakan da dahil olmak üzere önde gelen bir çok
sürdürmesine yardım eden İnönü'nün oniki yıllık rejimi son üyesini tutukladığı Demokrat Parti'yi iktidardan indirdi ve yeni
bulmuştu. Geriye bakıldığında, İsmet İnönü deneyimli bir diplomat hükümet olarak yönetime geçti. Cunta'nın başkanı Türk ordusunun
258
259
eski genel kurmay başkanı olan General Cemal Gürsel'di. Azledilen
politikacıların, Kemalist geleneğe ihanet ettikleri gerekçesine standardlarıydı,
dayanarak mahkemede yargılanmalarını sağladı. Gürsel, "Bizi Ve onun hakkında dünyanın düşüncesi nedir? Tarih, onun
harekete geçken," diyordu, "Mustafa Kemal'in ruhu ve eylemleri ol- Türkiye'nin gizil gücünü ortaya çıkartmış olduğunu teslim
muştur." etmektedir. Ayrıca, onun hipnotik güce sahip ve korkusuz, olağandışı
Böylece Türkiye'deki tüm siyasal grupların esin kaynaklarının ve çok büyük bir adam, melekle şeytanın bir karışımı olduğunu da
Atatürk olduğunu savunmaya devam ettikleri görülüyordu. Bu biliyordu. Dünya sahnesinde görüldüğü zaman, Ortadoğu'da yalnzca
C.H.P. ve D.P. için olduğu kadar, kendilerine "Milliyetçiler Birliği" bir hanedan vardı ve o, bir ulusa -Türkiye'ye- ihtiyaç duymuştu.
adım veren şovenist grup ya da dinsel değerlerinden ilham aldığını Doğuyu incelemiş ve gördüklerinden hoşlanmamıştı: Geçmişin
ileri süren "Kutsal Nur" grubu da olsa, hiç değişmeksizin, ilerici, batağına saplanmış ülkeler, geçmişMlişkin boş hülyalar, bedenin ve
tutucu veya irtica yanlısı diğer tüm partiler için de geçerliydi. zihnin rahatsızlıklarıyle çürümüş hasta^ve tembel bir dünya.
' Türkiye için, Cumhuriyet'in kurucusu tarafından kendisine Ardından Batıyı incelemiş ve bundan da çok hoşlanmamıştı..
emanet edilen hedeflere doğru yürümesinin büyük bir zorunluluk Gene de, halkın daha çok yemek yiyeceği, okula ve ilaca sahip olduğu
halini aldığı gittikçe daha da belirginleşmişti. Ülke, büyük bir ve daha uzun yaşadığı ve daha güçlü olduğu için, Batı daha uygun bir
meseleyle karşı karşıyaydı: Türkler'in Babası'mn halefliğine layık tercih olarak kabul edilebilirdi. Mustafaı Kemal, zayıf bireylerden
kişiyi nereden bulacaklardı? güçlü bir ulus yaratılamayacağını ve bir/ulusun hastalık, cehalet ve
yoksullukla boğuştuğu sürece güçlü-oimayacağını biliyordu.
Mustafa Kemal'in Batıda özellikle sevmediği nokta, uluslara-
VI
rasında.yarattığı vahşi rekabetti. Bu rekabet bir ulusu diğer ulusların
zararına olarak, mümkün olanın sınırlarına hatta sınırın ötesine sevk
Kemal, kendi yaptıklarını nasıl değerlendirmişti? Ve çağdaş ediyordu. O, Türkiye'sinin yok edici olmasını değil, yaratıcı olmasını
dünya Atatürk'ün tarihsel rolünü nasıl değerlendirmektedir? istiyordu. Batının en büyük uluslarının bile, -kendilerini diğer
Çağımızda Ortadoğu'nun en başarılı lideri olan Mustafa Kemal, uluslardan üstün -hem de çok üstün- gördükleri için, kendi
kendisini başarılı biri olarak görmemekteydi. Onu zamansız ölümüne açılarından daima soylu olan amaçlarla da olsa, .sık sık yok ediciliğe
sürükleyen pervasız yaşamı, belki de onun kendine yönelik kişisel yöneldiklerini görmüştü.
hoşnutsuzluğunun bir ifadesiydi. Kendi tarihsel rolünün ve adının Türkiye'nin başkalarından daha iyi olmasını değil, kendi
bütün dünyada ünlenmiş olduğu gerçeğinin farkında mıydı? Bu ger- çapında -daha ötesinde değil- iyi -olmasını istiyordu. Osmanlı
çeklere tümüyle vakıftı -alçakgönüllü biri değildi. Ancak, aynı imparatorluğu dünyayı ele geçirmek peşine düşüp, güvenliğini
zamanda Cumhuriyet Türkiye'sinin küçük bir ülke olduğunun ve benimsediği son çareye bağlayarak devamlı daha ileri gitmiş ve
kendisinin devler çağında yaşamadığı gerçeğinin de farkındaydı. bundan sonra yine güvenliğini güvenceye almak için ilerlemeye
Büyük İskender, Jul Sezar ve Napolyon'un dünya imparatorlukları devam etmek zorunda kalmıştı. Padişahın egemenliğine ne olduğunu
çağında yaşamış olsaydı, böylesine düş kırıklığına kapılmazdı. görmüştü, ve o, ülkesi için, Türkler'in yaşadığı Türkiye'nin güven
ÇağdaşTürkiye'yi yarattığı ve başka hiç kimsenin Ortadoğu'da içinde ve müreffeh olmasından başka hiçbir şey istememişti.
böylesine kalıcı bir büyü yaratamayacağı bir gerçek olmakla birlikte,
o, gerçek görevinin büyük imparatorluklar kurmak ve dünyayı
dönüşüme uğratmak olduğunu hissediyordu. Ona, başarılı
olamadığını düşündüren, yine kendisinin olağanüstü yükseklikteki
260
261
EK: KRONOLOJİ

1288 Osmanlı Türkleri'nin Sungarya yaylaları ve^fobi Çölü'nden


gelişleri

1453 29 Mayıs İstanbul'un Türkler'ce fethedilişi


1517 Sultan Selim'in halife oluşu
1520 Muhteşem Sultan Süleyman: Osmanlı İmparatorluğu'nün
doruğa ulaştığı dönem 1528
Süleyman'ın Viyana kuşatması 1700-1800
Rusya'nın yükselişi 1821 Yunan ayaklanması
1876-1909 II. ABDÜLHAMİD'in saltanatı
1876 Bulgar ayaklanması
1877 Rusya'nın Türkiye'ye savaş.ilanı: Edirne'nin kuşatılması ve
zaptı: Ruslar Ayastefanos'ta.
1878 BERLİN KONGRESİ

1881 Mustafa Kemal'in Selanik'de dünyaya gelişi


1882 İngiliz birliklerinin Mısır'a çıkması
1889 İlk Ermeni olayları. Bunu 1894 1896, 1915 ve!920'de
Türkiye'deki Ermeniler'in varlığına tümüyle son verecek olan
diğerleri izleyecektir. 1889 Almanya'nın Türkiye'nin
hâmisi olması. Kayzer'in Sultan
Abdülhamid'i ziyareti 1897 Girit Ayaklanması.
Türkler'in Prens Konstantin
kumandasındaki Yunanlıları yenmesi 1903 Mustafa
Kemal Manastır Askeri Okulunda 1905 Mustafa Kemal
İstanbul Erkan-ı Harbiye Mektebi'nde.
263
1906 Selanik'de İttihat ve Terakki'nin kuruluşu başlıca milliyetçileri tutuklayıp Malta'ya sürgün edişi.
1908 Mustafa Kemal Selanik'de 3 üncü Ordu Kurmay heyetinde 1920 23 Nisan Büyük Millet Meclisi'nin Ankara'da toplanması.
1908 İttihat ve Terakki Cemiyetinin Devrimi 1920 22 Haziran Yunan ordusunun hücumu. 1920 Temmuz
1908 Bulgaristan'ın bağımsızlığını ilan edişi Yunanlıların İstanbul çevresini milli kuvvetlerden temizlemesi.
1909 İstanbul'da İ.T.Cemiyetine karşıdevrim girişimi ve ezilişi. 1920 Sonbahar Kazım Karabekir'in Ermeniler'i ezmesi. 1920
Abdülhamid'in hal'i ve hapsedilmesi. Kasım Bolşevikler'in Wrangel'in Beyaz Rusya ordusunu
1910 Mustafa Kemal tatbikatı izlemek üzere resmi görevle yenmeleri. 1920 KasımVenizelos'un Yunanistan'dan
Fransa'da.
sürülüp . Kral
1911 Trablusgarb'de İtalyan — Türk Savaşı. Konstantin'in çağrılışı
1912 Ekim İlk Balkan Savaşı: Karadağ, Sırbistan Yunanistan ve 1920 Aralık Kuvve-i Seyyare ile sorunlar. Mustafa Kemal'in onların
Bulgaristan, Türkiye'ye karşı. ezilmesi emrini vermesi.
1913 Ekim ikinci Balkan Savaşı: Yunanlılara Sırplar'a ve Romenlere 1921 11 Ocak İnönü Meydan Muharebesi
karşı Bulgarlar. Türklerin Edirneyi geri alışı. Mustafa Kemal
Sofya Askeri Ataşesi. 1921 10 Temmuz Büyük Yunan Taarruzu
1921 19 Temmuz Yunanlılar'ın Eskişehir'i zaptetmesi
1914 DÜNYA SAVAŞI
1921 25 Temmuz Türkler'in Sakarya Irmağı'nın doğusuna çekilişi.
1915 Şubat İngilizler'in denizden Çanakkale'ye hücumu.
1921 5 Ağustos Mustafa Kemal'i olağanüstü yetkilerle başkumandan
1915 8 Ağustos Mustafa Kemal'in Anafartalar kumandanlığına
getirilişi. olması. 1921 14 Ağustos Sakarya Meydan
1916 Mustafa Kemal'in Kafkasya ordusuna atanması. 7 ACİ Orduya Muharebesi.
nakli ve istifası. 1921 20 Ekim Fransızların Türkler'le yaptığı gizli Ankara
1917 Mustafa Kemal Veliaht ile birlikte Almanya'da. Antlaşması.
1918 Mustafa Kemal'in Suriye'deki 7 inci Orduya tayini. 1922 26 Ağustos Mustafa Kemal'in Yunanlılar'a Büyük Taarruzu ve
. Zaferi.
1918 30 Ekim Türkiye ve Müttefikler arasındaki ATEŞKES
1922 9 Eylül Türkler'in İzmir'e girişi
1918 Kasım: Mustafa Kemal'in İstanbul'a dönüşü
1922 Eylül Türkler'in Çanakkale'de İngilizlerle karşı karşıya gelişi.
1919 15 Mayıs Yunanlılar'ın İzmir'i işgali
1922 29 Eylül Mudanya Mütarekesi. 1922 l Kasım Saltanatın
1919 19 Mayıs Mustafa Kemal'in Kuzey Ordusu umum müfettişi
ilgası
olarak Samsun'a çıkışı. 1919 23
1922 17 Kasım Padişah'in İstanbul'dan ayrılması
Temmuz Erzurum Kongresi 1919 13
Abdülmecid'in Halife oluşu.
Eylül Sivas Kongresi 1922 21 Kasım Lozan Konferansı'nın başlaması.
1919 Aralık Fransızlar'ın Suriye'yi İngilizlerden devralışı. 1923 24 Temmuz Lozan Antlaşması.
1920 28 Ocak İstanbul'da Meclis'in açılışı ve Misak-ı Milli'yi kabul 1923 2 Ekim Yabancı birliklerin Türkiye'den
edişi. tamamen çıkartılmaları.
1920 16 Mart Müttefiklerin İstanbul'u işgali ve belli
265
264
1923 13 Ekim Ankara'nın başkent olması.
DİZİN
1923 29 Ekim Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı. Mustafa Kemal'in
Cumhurbaşkanı olması. A Almanya 22, 45, 107, 109,
253,257 Alsas 65 6 ncı
1924 3 Mart Hilafetin Kaldırılması. Türkiye'nin laikleştirilmesi.
Abdülhalik (Renda) 216 Nort Lancashire Tb.
1925 Mart Kürt ayaklanması Abdülhamid II, XII, XIII, 6, 53, 54
1926 Temmuz Mustafa Kemal'e karşı İzmir suikastı. Mustafa 10,20,21,22,63,78,81, Akaretler 61, 87 Akdeniz
Kemal'in muhalefeti ezmesi- 171, 172,173,174,175, XII, XV, XVII,
1926 Yaz Şapka Reformu. Alman, İtalyan ve İsviçre kanunlarının 177,216 XIX, 136
kabulü. Abdülmecid 63, 161 Aksin (Sina) 75, 77
1928 3 Kasım Latin alfabesinin benimsenmesi Acton(Lord) 258 Adana Amanullah XVIII Amasya
1929 İkinci Kürt isyanı 76 Adapazarı 102 Adlon 90, 92, 155, 196 Amber
Oteli 66 Adnan (Adıvar) Yolu XV Amerika 109,
1930 Ağustos Fethi önderliğinde Serbest Fırka'nı muhalefet 100, 108, 131, 132,
denemesi. Menemen ayaklanmaları. 172,192 Adriyatik XII 139,205, 252 Amerikan
1931— Mustafa Kemal'in yine yeniden yönetime dönmesi. Afganistan XVIII, 109, 118 Mandası 79 Anadolu XVII,
1932 — Mustafa Kemal'in yeni siyasası 131, 152,243 Afrika 26, XX, 31, 51, 57, 84, 86, 88,
152,207,241 Afyon 111, 93, 100, 105, 107, 110, 111,
Bundan sonraki gelişmeler için: 117, 118, 124, 134, 137, 140,
bkz.: Epilog (S önsöz) 136 184,200,223, 244,254
Ağa Han 173, 174 Ahar Anadolu ve Rumeli Müda-
Terkip 27 Ahmet Bey 13, faa-i Hukuk Cemiyeti
14 Ahmet Nesimi 55, 56 162
AlagözKöyü 127, 129 Ali Anafarta 51,53,54,76
196,216,217,218 Ali Ankara 57, 90, 92, 98, 103,
Fuad Paşa 70,71,74, 104, 105, 106, 114, 115,
90,91, 101, 112, 115, 116, 117 119,123, 125,
155,156,166,191 Ali 126, 127, 128,132, 138,
Galip 97 Ali Kemal 157 145, 146, 149,153, 154,
Ali Rıza XIII, 1,2,3 Ali 155, 157,164, 169;171,
Rıza Paşa 22,98 Ali Şükrü 172,173,174, 178, 179,
186 Alman Ticaret Kanunu 181,183,184, 185, 186,
208 189,193,195,198,206,
211,220, 224, 235; 253,
256,259
267

266
Antalya 235 Batı Anadolu 124,248 Çanakkale 80, 100, 107, 145
Buhara 132
Antep 99 Batı Asya 245 Batı Bulgaristan XII, 35, 45, 110 Çanakkale Boğazı XVI, 26,
Arabistan 20, 75, 78, 79, Cephesi 112, 115,256 Burgiba, Habib XIX Bursa 31,45,50,78,145
113, 152, 207 Bayar (Celal) 259 102, 145, 210, 235, Çanakkale Savaşı 57
Arıbunıu 43,44 Arif Bekirağa 11,84,87,95,97, 254, Çankaya 123,133, 149,
(Miralay) 82,83,85, 102, 108, 118,121 Bekir 167, 168, 177, 179,180,
Bükreş 58 Büyük
87, 90, 95, 103, 120, 128, Sami 108, 121 Beşinci 181, 185, 186, 189, 194,
İskender 260 Büyük
179, 195 Wiltshire Tb. 53, 54 Berlin 195,198,200,203,212,
Petro XX
Armstrong, H. C. XX; 218 20,21,66, 198 Berlin 213,218,219,215,253
Arnavutluk XII, 1,2,20, Kongresi XIII Beşiktaş 61
133 Beyrut 12,74 Biarritz 141
c Çatalca 30,34
Çerkeş Ethem 102, 114,
Asya 110 Aşar Vergisi I. Balkan Harbi 32 1. 115, 116, 117,118
187 Atina 4,11, Cafer Tayyar 91, 108, 110
Dünya Savaşı 257 1. Çiçekli, Edip XIV
118,131,135, Cavid 17,22,78, 1.84, 185,
Kolordu 110 Birleşmiş Çin 152,227,244
145 194, 197, 198, 200
Milletler 257 Biskia XV Çin Şeddi XI
Cemal 17,22,24,33,36,
Atlas Okyanusu XIX Bitlis 57,59 Boğaziçi XIII,
55,61,63,75,78,80,91, Çocuk Bayramı 225
Avusturya 20, 30, 207 36, 123, 172,
216
Ayasofya 172 Ayn el- 220, 223,254 Boğazlar
Cemil (Polis Md. Mua.) 14 D
mansur 27, 28 Azerbaycan- XII, XVII Bolayır
Cenevre 214 Cenevre Gölü
153 31,33,34,37,42,
214 Cengiz Han 238 Cenup Damad Ferid 68, 81, 82, 85,
51,52 Bolu, 101
Cephesi 117 Cevat Abbas 86, 87, 89, 97, 98 Deli
B Bonaparte XIX, 22
Bey 73 CevatPaşa 87 Halit Paşa 186 D.P.
Bornova 142, 142, 145,
Cezayir XV 258,259,260 Deraa 70,73
Baalbek 70,74 148, 149 Clemenceau 107, 109, 110 Derne 27,28 Derviş
Babıâli 33 Bosna-Hersek 20 Bozkurt Conk-Bayın 43,44,45,49, Mehmed 234 Dionis 138
Bağdad XI, XVIII, 60, 158 XVII, XX, 193, 51,53,54 Cüda Dağı 70 Diyarbekir 57,61,90,91,
Bağdad Demiryolu 22 198, 209, 219, 238, 256 Cumhuriyet Bayramı 254 189, 190
Balkan Paktı 243 Bozok, Salih 21,218 C.H.F. 214,224,225,230, Dolmabahçe 22,255
Balkan Savaşı 21,84 Britanya 109, 148 237, 258, 260 Dolmabahçe Sarayı 21
Balkanlar 1,7, 13 Curzon 164 Doğu Akdeniz 244
Baltik XV Doğu Asya 244 Doğu
Baku 220 Ç Makedonya 19
Baron Oteli 73
Basra XV 269
Barış Konferansı 153, 163
268
9ncuOrdu 86
9ncuTümen 43,46,50 Garibaldi 17 Gazze 14,88 Hari Tan Köyü 76 Harput
F Gelibolu 31,40,42,47,48, 189 Harrington, Charles
4ncüOrdu 60,71,73,74 4
ncü Süvari Alayı 235 82, 128 George, Lloyd 83, 146,
FalihRıfkı 62 107, 109, 147, 148, 160, 167
Dumlupmar 136 Düyûn-u Falkenhein 60,70
Umumiye l, 2, 250 110,146,157 Gilead 252 HarunReşid XVIII Hatay
Fas XIX Girit 6, 20 Giresun 186 244,245 Havza 89 Hendek
Fatih 61, 172 Gobi Çölü XI Gregoryen 102 Heridil XX, 1-25 Hicaz
E Fessaniler 28 Demiryolu 70, 71 Hilafet
Takvimi .210 Grey 107
Fethi 7, 16,21,26,37,38, Güney Makedonya 19 Ordusu 102, 104,
Edip Servet 207 ' Edirne 39, 75, 77, 108, 132,134, Gürsel, Cemal 260 106,118 Hindistan 109,
30,33, 34, 35, 36, 91, 110 187,192,194, 226,228, 118, 131,
Ege XIII, XVII, 31, 33 229,237 Fevzi Paşa

H 152, 173, 176, 207


57 nci Alay 44 51,52,70,75, Hindenburg 64, 65
Emir Ali 173 77,84,87, 100, 105, 108, Hiyaneti Vataniye Kanunu
Emir Faysal 71 Hacianestes 138
114, 116,119,120,124, 176
Emir Hüseyin 71 Hakkı Paşa 13
129, 131, 134, 135, 153, Hobbes 7 Hocaçimen (Koca
Emir Osman XI Halep 70, 75
166, 181, 168, 174,203, Haliç 26,33,61,236,243, Çimen)
Enver 17,20,21,22,24,25, 209,215,225 Fikriye 49,50,51,52,54
26, 28, 29, 30, 33, 34, 35, 256 Halide Edip 100,
Hanım 123, 124, Holtzman 214 Hüsnü
36,39,40,41,47,48,49, 101, 120,
133, 135, 142, 149, 180, ez-Zeyn XIX
54,55,56,57,58,60,61, 121, 135, 136, 153, 192,
195
62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, Filistin 26, 60, 70, 75, 178 246
Halil Bey 55,186 Halk I
69, 74,-78, 79, 80, 81, 86, Franklin-Bouülon 132, 148
132,194, 195, 197 Fırkası 162, 163, 165,
Fransa XII, 22, 30, 83, 106, Irak 152, 191,243,245 İ
Ermenistan XVI, 118 109, 118, 131, 132, 139, 166,169, 170, 174, 175,
Ertuğrul XI 145, 148 188, 192, 202, 203, 208
Hamidiye 30, 84 Hamilton, İç Anadolu III İkinci
Erzurum 57, 92, 94, 96, 98, Fransız Mandası 244 Dünya Savaşı 257 İkinci
196, 206, 235 İan 52 Harbiye 13 Harbiye
Fransız malübler Cemiyeti Ordu 21,57 İngiliz
Erzurum Kongresi 99 Mektebi 209 Harbiye
79 Muhibler Cemiyeti
Nezareti 11,15,23,
Eskişehir 105, 111,116, Frunze 152 Fuat 79 İngiliz Yüksek
117, 124,130,164,165, 24
(Bulca) 26 Komiserliği
225
Etopya 244 G
. . 271

270
Galata 78
. 88 77, 78, 83, 84, 91, 92, 94, . 84,116, 117 198,199, 200, 230
İngiltere XII, 118,135, 139,^ 95, 97, 98, 99, 100, 102, . Kemaleddin 168
145, 146, 148, 173, 182, 105,106,108,109,110, J Konstantinopolis 110 Konya
188, 191 111,1*6,117, 118, 122, 91,101, 102, 105,
İnönü Meydan Savaşı 118 123,133,139,142,145, 146, Jansen (Prof.) 211 117,135,235, Körebe
İran XII, XVIII, 118; 124, 147,154,157,160, 167, 172, Japonya XX Divân-ı Harbi 235 Köy
152,189, 243 İrlanda 109 174, 175, 177, Jodipore Süvari Birliği 76 Jul Enstitüleri 247 Kıbrıs XV
İskenderiye 26,27 184,185,188,194,209, Sezar 260 Kılıç Ali 27,61, Kırım XII,
İskenderun 77,245 214,220,221,224,225, 100 Kırım Harbi 33 Kırşehir
İskenderun Sancağı 244 226,243,253,254,255, 259 K 13 Kitcheff 37 Kitma 76
İslam Konferansı 207 İsmet İstanbul Hükümeti 157 Kubilay.234,236 Kufrah
(İnönü) 59,70,71, 73, 74, 77, İstiklâl Mahkemeleri 190, Kafe Gnogno (Yonyo) 17, Vakası 28 Kuvayı Seyyare
84, 87, 100, 101, 108, 192, 193, 195, 207 İtalya 18 113 Kuzey Afrika XII, XIX,
114,115,116, 117,118, 120, 25,83,109, 118, 131, Kafkas Cephesi 57 20,
124, 125, 131, 134, 135, 148, 132, 139, 244 İtalyan Kaskasya XII, 71 Kahire 25,26, 28 Kuzey Suriye
153, 163,164, 165, 166, 168, Ceza Kanunu 208 İtalyan 27,41,58 Kamil Paşa 33, 34 99 Küçük Asya 26
169, 174, 176, 181, 183, 184, Muhibler Cemiyeti . 79 Kanuni S. Süleyman XIII Kürdistan XVI, 189
185, 186, 187, 199, İttihat ve Terakki 15, 16, 17, Karabaş 102 Karacabey 124 Kütahya 114, 117, 118, 124
203,209,215,218,219, 19,20,23,36,55,67, Karadeniz 30,75,79, 87,
221,222,225,226,227,. 68,78,80,81,84,86, 132, 89, 122, 186, 187,205, L
228,230,231,232,234, 185, 193, 1.94, 195, 275
235,246,256,257,258 233,234 Kara Tepe 43 Karslbad 67 Langaza 8
İspanya 244 İsviçre İzmir 90,92, 102, 107,110, Kastamonu 205 Latife Hanım "l39, 141, 142,
177,214,244 İsviçre Medeni 111,113, 135, 136,137, 138, Kaunengeiser (Gnr.) 46, 50 143, 145, 148, 150,-177,
Kanunu 208 139, 140, 141, 142, 143, 145, Kayzer 65 Kazım 49,221 178,179,187,254
148, 149, 166, 174, 177,178, Kazım Karabekir 59, 84, 90, Lavvrence, T.E. 71,73,75,
İsmail Paşa 10,11 İsmail 184,186, . 195, 207, 91,92,94,191,192,223, 191
Hakkı Paşa 10, 11 İstanbul 229,234,235, 236 İzmit Lazasan 3 Libya 28
XII, XIII, 8, 11, 14, 227
102,108,109,111, Kazım Paşa 87,198,199 Londra 134,135, 147
15,17,19,20,21,22,23, 24, 157 Kel Ali 186,190,196,197,
28,30, 32, 33, 34, 36, 273
İzmit Körfezi 226 İzzet Paşa 198, 199,200,230
39,41,45,49,56,57,58, 67,75,77,79,
59,60,61,62,66,67,76,
272
Lozan 157, 164; 165,183 Menderes, A. 259 140, 141, 143, 145, 146, N
Lozan Antlaşması 230 Menemen 234,236
Lübnan XIX, 12 147, 148, 149, 150, 151,
Mezopotamya 60 152, 153, 154, 155, 156, Nablus 70,71 Napolyon
Mısır XII, XIX, 13, 26, 27, 157, 158,.159, 161, 162, 43,260 Nasır XIX Nazım
M 30,40,41,60,78, 118, 163, 164,165, 166,167, Paşa 33 Nebo Dağı 252
176,250 168, 169, 170, 171, 172, NewYork 197 Nev Duştur
MaanGölü 70 Macaristan Mili, John Suart 71, 184
XII, 152 Mahmut II 196 173, 174, 175, 176, 178, XIX Nikola 58, 59 Niyazi
Misak-ı Milli 97, 99;-151 179, 180,181,182,183, 17, }9, 20 Noel 191
Mahmut Şevket Paşa 21, Moltke 22
23, 24, 33,36 Makbule 184, 185, 186, 187,189, Normandiya 253 Nurettin
Mondros 7.6 190, 192, 193, 195,197, 166 Nurettin Paşa 206,207
2,31,224,228 Makedonya Mondros Mütarekesi 230
2,21,22,88 Malatya 97 198, 199,200,201,202, Nuri (Conker) 26,216
Moskova 59,60,132, 152, 203, 204, 205, 206, 207,
Malay 152 Malezya. 207 155,156
Mali XIX 208,209,210,212,214, O
Montreux 24 215,216,217,218,220,
Malroux, Andre XIX Malta
Mustafa (Kemal) XIII, 221, 222, 223, 224, 225, Olimpus Palas Oteli 20
85, 86, 100, 106, 108,
XVII, XVIII, XIX, XX, 226, 227, 228, 229, 230, Ohri 7
132
XXI, 2,3,4,5, 7, 8,9, 10, 231,233,234,235,236, 15 inci Tümen 102
Mamuretü'l Aziz 189 11. 12, 13, 14, 15, 16, 17, 237,238,241,242,243, Oetiey(Prof) 211
Manastır 5, 6, 7, 8, 92 18, 19,20,21,22,23,24, 245,247,249,250,251. 11 nci İng. Süvari Tugayı
Mahchester 210 Maraş 25,26,27,28,29,30,31, 252, 253, 254, 255,258, 73
105,206 Marmara Boğazı 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 259, 260 18 nci Alay 47,48
XVI Marmara Denizi 214, 40.41,43,44,45,46,47, Mudanya 148,164 19ncuTümen 41,48,52
215 Marsilya 26 Maydos 48,49,50,51,52.53,54, Muhammed XV 12 nci Kolordu 117
41,43,51 Meclis-i Mebusan 55.56,57,58,59,60,61, Musa 252 Onuncu Ordu 34
80, 81, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, MusaMoab 252 Orhan (Sultan) XI
82, 97, 98, 105 69,70,71,73,74,75,76, Orion 200
Musul 60, 188, 191,245
Medine 70 Mehdi 234 77,78,79,80,81,82,83, Orta Asya XI, XV, 179,
Muş 57, 59 •
Mehmet Reşat V, 21 84,86,87,88,89,90,91, MüfitLütfi 13, 14, 216 207, 220, 228 Ortadoğu
Meiji XX Mekke 207 92, 93, 94, 96, 97, 98,'99, Münih 142, 149, 186 XX, 245, 260 Osmanağa
274 100, 101, 102, 104, 105, Mütareke 78,82,84 122,123, 186
106,107, 108, 109, 110, Müttefik Yüksek Komiser- 275
111,112, 115,116, 117, liği 108
118,119, 120, 121, 122, Mysore Süvari Birliği 76
123, 124, 125, 127, 128,
129, 130, 131, 132, 133,
Osm. İmp. XVI, XVIII, 14 Rothchilds 198 Sevr XVI, XVII, 191
Ouseuz 227 Rousseau 7,184 Sevr Antlaşması 107 T
Rum Ortodoks Kilisesi 243, Sincan XI
P Sırbistan XII, l, 35, 110 Tahsin Bey 71
Rusya XII, XVI, XIX, 45, Sivas 87,90,91,94,95, Takrir-i Sükûn 192
Pangaltı 8 131, 148, 152, 166, 242 122, 166,206, 235 Talat (Paşa) 17,22,23, 36,
Paris 20, 83, 87, 107,108, Rüştü 199 Sivas Kongresi 96 55,63,64,68,75,78,79,
109, 134, 140, 142,197, Sofya 37, 38, 39, 55, 67,75, 80, 194
224 ' S 112 Tanrı Dan 252
Pera 8,78, 142, 254 Sovyet Rusya 220,251, Taşkent 227
Pera Palas 61,85 Saadabat Paktı 243 257, 258 Terakki Perver Cumhuriyet
Piatiletka 251 Saffet 237 SungariaXI Fırkası 185
Picardie 22 Sahra 28 Suphi Bey 199 Tevfık Paşa 77,78,79, 80,
Pisgah Tepesi 252, Sait Halim Paşa 55 Suriye XII, XIX, 12, 13,26, 82,157
Pozantı 108 Sakarya 126, 127, 128, 130, 55,59,60,64,69,70,72, Tevfik Rüştü 200
131,132,148,196 75,78,79, 82, 109, 113, Timurlenk 180,238
R Salip Paşa 234 216, 245, 256 Topal Hakkı Paşa 39,40
Samsun 89, 102, 166, 196 Suvla Koyu 50, 51, 52, 54 Toros Dağları 70, 75
Rahmi 166, 192, 196 . Sanders, Liman Von 36, 40, Süleyman Şah XI, XII Toynbee, Arnold XX
Rauf (Orbay) 30, 75, 77, 84, 41,42, 43,48,49, 50, 51, Süleyman Şevket Paşa 100 Trablus 241
87, 91,95,96, 97,98, 99, 53, 60, 70, 71, 73, 74, 76, Sünusi 28 Trablusgarp 20,21,25,30,
100, 108, 132, 133,154, 86, 126 Süveyş Kanalı 60 33,216
156, 161, 162, 164, 166, Sarraut 198 Trakya 110, 145, 146,
167, 172, 175, 185, 187, Savof, Sava 33, 37 Ş Tricoupis 138
191, 192,194, 196 8 nci Ordu 70,73 Truman Doktrini 258
Rayak 70,71,74 8 nci Tümen 53 Şah Kuyu 34 Tuna XV
Refet 70, 71, 87, 88, 90, 91, Selanik XIII, XVII, 1,3,4, Şam 12, 13,70, 74 Tunus XII, XIX, 26
118,121, 151,155,156, 7,8, 11, 13,15, 19,20. Şarköy 34, Turegle 28
157,160,162,166,177 21,22,23,24,29,30,31, Şemsi Efendi Okulu 3 Türkiye 9, 10,45,65,68,
Reisch 257 64,82,88,216 Şeyh Mehmed 236 75,77,78,79, 87,91,94,
Resne 19 Selçuklu İmp. XI Şeyh Said 189, 190, 191 96,103,107,108,109, -
Rıza Han XVIII Selim II XII Şişli 82,85 . 118, 132,135,148, 151,
Rodos 7 Senegal XIX 153,154,162..168, 169,
Roma 216 Serbest Cumhuriyet Fırkası 170, 172, 174,175, 176,
Romanya 30,45, 243 228, 229 177, 183, 184,191,192,
276 277
197,202,209,213,214, Voltaire 7 ARDA
226, -229, 232, 235, 239, W
240, 243, 245, 247,253, TARİH ANI-DİZİSİ
257,258, 260 Wangherıheim 24,25
T.C. XVIII ANADOLU İNKILABI "Ayıcı Arifin Anılan" '
Wilson 107, 109, 110
T.B.M.M. 106, 113, 117, Wupperthal 253 İBRAHİM TEMO'NUN ANILARI
119,157, 159 257 MAHMUT ŞEVKET PAŞA'NIN GÜNLÜĞÜ
Y AHMET RIZA BEYİN ANILARI
U
Yakup Cemil 56 Yafa 13, ANADOLU BAĞDAT DEMİRYOLLARI
Urfa 99 14, 70 Yalova 226, 235, Dr. Murat ÖZYÜKSEL
Uşak 138 254 7nciOrdu 70,73 ANADOLU'DAKİ AMERİKA '
Yencke 214,215 Yeşil
Ü Ordu 114, 118 Yeni Dr. Uygur KOCABAŞOĞLU
Zelanda 53 20 nci DOĞMAYAN HÜRRİYET
3 ncü Kolordu 87 Üçüncü Kolordu 90 24 ncü
Ordu 15,21,22 Üçüncü Hasan AMCA NİZAMİYE
Tümen 102 22 nci
Reich 248,257 Ürdün XIX, Kolordu 70, 73 KAPISI VE YARIDA KALAN İHTİLAL
70 Ürdün Nehri.73 ' Yugoslavya 243 Hasan AMCA
Üsküdar 172 Yunanistan XII, 6, 14, 20,
PAŞA KAZIMİN SERÜVENLERİ
35,45, 110,243,258
V Yunus Nadi 117, 118 KEMALİZM VE ÎS'LAM DÜNYASI
İskender GÖKALP ve François GEORGEON
Vahideddin 61,62,63,64, Z
MUSUL ve KERKÜK OLAYI
65,66,67,68,77,80,81,
82, 99, 157, 158, 160, Ziraat Mektebi 101, 112' Bülent DEMİRBAŞ
161,191 Ziya Hurşit 195 Ziya KIRPINTI
Vatan 9, 10,11,12,13,14, Saffet 203 Zübeyde Fazıl AHMET
15, 193, 209 Hanım XIII, 1,2,
Van 57, 59, 3,4,11,15,17,31,87, LÜTFİ FİKRİ BEYİN GÜNLÜĞÜ
Vedata Locası 16 133,177 KAMİL PAŞA'NIN ANILARI
Venizelos 110, 118
İTTİHAT TERAKKİ NE İDİ
Viyana XII, XV, 16,67,
198,223 ' Leskovikli Mehmet RAUF

278
Sadrazam ve Harbiye Nazın
NAZIM PAŞA'NIN ANILARI
MEVLANZADE RIFAT'IN ANILARI MAHMUT ŞEVKET PAŞA'nm
İTTİHATÇILARIN GURBET MACERALARI
Arif CEMİL BEDEVİ, GÜNLÜĞÜ
LAVRENS, ARAP, TÜRK
Orhan ĞOLOĞLU ALİYE
DİVANA HARB-İ ÖRFİSİ Dr.
REŞİT BEY'İN HATIRALARI
FİLİSTİN RİCATI
MEHMET TEVFİK BEY'İN ANILARI 1-2 cilt
TEŞKİLATI MAHSUSA
Dr. P. STOÜDARD CEMİL
ZEKİ'NİN ANILARI SEKSEN
YILLIK HATIRALARIM . Cemil
TOPUZLU SEYAHATNAME
Şirvanlı Ahmet Hamdı Efendi
BALKAN SAVAŞLARI
Leon TROÇKİ
BATI TRAKYA SORUNU
Bülent DEMİRBAŞ
BOZKURT
H.CARMSTRONG
HAYBER'DE TÜRK CENGİ
Kuşçuba$ı EŞREF BEY.

ARDA