You are on page 1of 12
RodopRodopRodopRodop ValiValiValiVali YardYardımcısıYardYardımcısıımcısıımcısı K.K.K.K.

RodopRodopRodopRodop ValiValiValiVali YardYardımcısıYardYardımcısıımcısıımcısı K.K.K.K. Kaçimiğas,Kaçimiğas,Kaçimiğas,Kaçimiğas,

söyledi

bölgedebölgedebölgedebölgede “demografik“demografik“demografik“demografik yapınınyapınınyapınınyapının değiştirilmesideğiştirilmesideğiştirilmesideğiştirilmesi gerektiğgerektiğgerektiğgerektiği”nii”nii”nii”ni söyledi

söyledi

söyledi

ANANIZI DA ALIN, GELİN!

SSSSİBELİBELİBELİBEL MustafaoğluMustafaoğluMustafaoğluMustafaoğlu önderliğindeönderliğindeönderliğindeönderliğinde kurulankurulankurulankurulan EşitlikEşitlikEşitlikEşitlik içiniçiniçiniçin İlkİlkİlkİlk

DemekDemekDemekDemek ki,ki,ki,ki, bubububu demografikdemografikdemografikdemografik yapıyapıyapıyapı HristiHristi-HristiHristi--- yanlaryanlaryanlaryanlar lehinelehinelehinelehine değişirdeğişir-değişirdeğişir--- se,se,se,se, veveveve bubububu dadadada ancakancakancakancak hızlıhızlıhızlıhızlı kalkınmaylakalkınmaylakalkınmaylakalkınmayla sağsağ-sağsağ--- lanabilir,lanabilir,lanabilir,lanabilir, oooo zamanzamanzamanzaman başbaş-başbaş--- kakakaka bölgelerdenbölgelerdenbölgelerdenbölgelerden insaninsan-insaninsan--- larınlarınlarınların burayaburayaburayaburaya gelipgelipgelipgelip yerleşmeleriniyerleşmeleriniyerleşmeleriniyerleşmelerini sağlasağla-sağlasağla--- yacakyacakyacakyacak yeniyeniyeniyeni işişişiş imkânlarıimkânlarıimkânlarıimkânları ortayaortayaortayaortaya çıkar.çıkar.çıkar.çıkar. İşİşİşİş imkânıimkânıimkânıimkânı sunmadansunmadansunmadansunmadan evevevev yaptıklayaptıkla-yaptıklayaptıkla--- rırırırı PontuslularıPontuslularıPontuslularıPontusluları burayaburayaburayaburaya

rırırırı PontuslularıPontuslularıPontuslularıPontusluları burayaburayaburayaburaya

Adım”Adım”Adım”Adım” listesi,listesi,listesi,listesi, belkibelkibelkibelki istemeden,istemeden,istemeden,istemeden, çokçokçokçok “hayırlı”“hayırlı”“hayırlı”“hayırlı” birbirbirbir ggggöreviöreviöreviörevi yerineyerineyerineyerine

getigetirdi:getigetirdi:rdi:rdi: İkiİkiİkiİki taraftataraftataraftatarafta da,da,da,da, “demokrat”“demokrat”“demokrat”“demokrat” maskesininmaskesininmaskesininmaskesinin ardınaardınaardınaardına saklansaklansaklansaklan

çıkardı

ırkçıları,,,, susususu yüzüneyüzüneyüzüneyüzüne çıkardı

çıkardı

çıkardı

BaştaBaştaBaştaBaşta bubububu satırlarınsatırlarınsatırlarınsatırların yazarıyazarıyazarıyazarı olmakolmakolmakolmak üzere,üzere,üzere,üzere, soldasoldasoldasolda duranduranduranduran

insanlar,insanlar,insanlar,insanlar, bahsekonubahsekonubahsekonubahsekonu ırkçılarıırkçılarıırkçılarıırkçıları iyiiyiiyiiyi tanıyor;tanıyor;tanıyor;tanıyor; nenenene denlidenlidenlidenli katıksız ırkçı

biliyorduk

olduklarınıolduklarınıolduklarınıolduklarını iyiiyiiyiiyi biliyorduk

biliyorduk

biliyorduk

Artık,Artık,Artık,Artık, azınlıkazınlıkazınlıkazınlık totoplumutotoplumuplumuplumu dadadada kendilerinikendilerinikendilerinikendilerini dahadahadahadaha iyiiyiiyiiyi tanımıştanımıştanımıştanımış

oldu

oldu

oldu

oldu

ÖzellikleÖzellikleÖzellikleÖzellikle de,de,de,de, yıllarcayıllarcayıllarcayıllarca kendilerinikendilerinikendilerinikendilerini “demokrat”,“demokrat”,“demokrat”,“demokrat”, “sol“sol“sol“solcu”,cu”,cu”,cu”,

satanları

“azınlık“azınlık“azınlık“azınlık dostu”dostu”dostu”dostu” olarakolarakolarakolarak satanları

satanları

satanları

************

getirmekgetirmekgetirmekgetirmek gibigibigibigibi saçmalıklarsaçmalıklarsaçmalıklarsaçmalıklar yapılmamalı.yapılmamalı.yapılmamalı.yapılmamalı. ÇünküÇünküÇünküÇünkü bununbununbununbunun sonucu,sonucu,sonucu,sonucu, şuşuşuşu andaandaandaanda getirilengetirilengetirilengetirilen PontuslularınPontuslularınPontuslularınPontusluların Atina’daAtina’daAtina’daAtina’da olmalarıolmalarıolmalarıolmaları yüzündenyüzündenyyüzündenüzünden yapılanyapılanyapılanyapılan oooo evlerinevlerinevlerinevlerin boşboşboşboş kalmasıkalmasıkalmasıkalması oldu.oldu.oldu.oldu. Burada, Hristiyan ve Müslümanların ezici çoğunluğu barış içinde ve sorunsuz bir şekilde birlikte yaşıyorlar. Sorun yaratanların bölgeyle hiçbir ilişkisi yok. Ama özellikle ekonomik bağımlılık ilişkisi olduğu için, bu oyunlara ve emirlere boyun eğiyorlar.”

************

İşteİşteİşteİşte bunlarınbunlarınbunlarınbunların içindeiçindeiçindeiçinde öyleöyleöyleöyle biribiribiribiri varvarvarvar ki;ki;ki;ki; köyköyköyköy köy,köy,köy,köy, kahkahkahkahveveveve

kahvekahvekahvekahve gezipgezipgezipgezip oylarımızaoylarımızaoylarımızaoylarımıza taliptaliptaliptalip olduolduolduoldu yıllarca;yıllarca;yıllarca;yıllarca; veveveve bizbizbizbiz dededede kendikendisinikendikendisinisinisini

“şereflendirdik”

oylarımızlaoylarımızlaoylarımızlaoylarımızla “şereflendirdik”

“şereflendirdik”

“şereflendirdik”

Lâkin,Lâkin,Lâkin,Lâkin, kendisi,kendisi,kendisi,kendisi, “iyi“iyi“iyi“iyi dostdostdostdost zorzorzorzor gündegündegündegünde ortayaortayaortayaortaya çıkar”çıkar”çıkar”çıkar” misâli,misâli,misâli,misâli, ikiikiikiiki taraftataraftataraftatarafta dadadada ırkçılığınırkçılığınırkçılığınırkçılığın veveveve milliyetçiliğimilliyetçiliğimilliyetçiliğimilliyetçiliğinnnn azdırılmayaazdırılmayaazdırılmayaazdırılmaya

çalışıldığıçalışıldığıçalışıldığıçalışıldığı şuşuşuşu günlerde,günlerde,günlerde,günlerde, faşistlerinfaşistlerinfaşistlerinfaşistlerin ekmeğineekmeğineekmeğineekmeğine yağyağyağyağ ssssürercesine,ürercesine,ürercesine,ürercesine, kendisinekendisinekendisinekendisine oyoyoyoy verenverenverenveren azınlıkazınlıkazınlıkazınlık insanınıinsanınıinsanınıinsanını şokşokşokşok edenedenedeneden şuşuşuşu açıklamalarıaçıklamalarıaçıklamalarıaçıklamaları yaptı:yaptı:yaptı:yaptı:

Aynı çatı altında yaşayan iki unsura, Hristiyan ve Müslümanlara, yaklaşma konusunda bir kolay yol vardır. Bu kolay yol iki unsuru (Hristiyan ve Müslüman) ayırmaktır. Tabiî bir de zor yol vardır. Bu yol da bu iki unsuru (Hristiyan ve Müslüman) bir araya getirmektir. Sibel ve arkadaşları kolay yolu seçtiler, yani insanları ayırmayı tercih ettiler. Biz, ben de şahsen, elbette bir çok diğer hemşerimiz de, zor yolu seçmiş durumdayız. Yani insanları bir araya getirmenin yolunu seçtik. Geride kalan bu zor yıllarda, hatta 1992 yılı öncesi, azınlığa karşı sınırlayıcı önlemlerin olduğu yıllarda bile bir çoğumuz zor yolu tercih etmiştik. Durumların normalleştiği 1992 yılından sonra şimdi bulunduğumuz duruma varmak için fırsatımız oldu. Yani azınlıkazınlıkazınlıkazınlık mensubumensubumensubumensubu vatandaşlarımızınvatandaşlarımızınvatandaşvatandaşlarımızınlarımızın tümtümtümtüm haklarındanhaklarındanhaklarındanhaklarından yararlandığıyararlandığıyararlandığıyararlandığı veveveve kimikimikimikimi zamanzamanzamanzaman dahadahadahadaha fazfazfazfazlalalala olmasaolmasaolmasaolmasa dadadada bölgedekibölgedekibölgedekibölgedeki HıristiyanHıristiyanHıristiyanHıristiyan vatandaşlarvatandaşlarvatandaşlarvatandaşlar ileileileile eşiteşiteşiteşit imkanlardanimkanlardanimkanlardanimkanlardan faydalandığıfaydalandığıfaydalandığıfaydalandığı durumadurumadurumaduruma vardık.vardık.vardık.vardık. Lakin,Lakin,Lakin,Lakin, YunanYunanYunanYunan devletidevletidevletidevleti tarafındantarafındantarafındantarafından birbirbirbir cevapcevapcevapcevap verilmediverilmediverilmediverilmediğiğiğiği müddetçe,müddetçe,müddetçe,müddetçe, kikikiki bahsekonbahsekonubahsekonbahsekonuuu cevapcevapcevapcevap bubububu durumdadurumdadurumdadurumda siyasîsiyasîsiyasîsiyasî olamazolamazolamazolamaz veyaveyaveyaveya dolaylıdolaylıdolaylıdolaylı yoldanyoldanyoldanyoldan siyasîsiyasîsiyasîsiyasî olabilir,olabilir,olabilir,olabilir, devamlıdevamlıdevamlıdevamlı bubububu türtürtürtür sorunlarsorunlarsorunlarsorunlar yaşamayayaşamayayaşamayayaşamaya devamdevamdevamdevam edeceğiz.edeceğiz.edeceğiz.edeceğiz. BuBuBuBu cevapcevapcevapcevap bölgeninbölgeninbölgeninbölgenin hızlıhızlıhızlıhızlı bibibibirrrr şekildeşekildeşekildeşekilde kalkınmasıdır,kalkınmasıdır,kalkınmasıdır,kalkınmasıdır, bubububu bölgeninbölgeninbölgeninbölgenin zorlazorlazorlazorla kalkınmasıkalkınmasıkalkınmasıkalkınmasıdır.dır.dır.dır. BuBuBuBu kalkınma,kalkınma,kalkınma,kalkınma, insanlarıninsanlarıninsanlarıninsanların burayaburayaburayaburaya gelmesinigelmesinigelmesinigelmesini sağlayarak,sağlayarak,sağlayarak,sağlayarak, nüfusnüfusnnüfusüfus açısındanaçısındanaçısındanaçısından bulunanbulunanbulunanbulunan veveveve azınlıkazınlıkazınlıkazınlık çevrelerineçevrelerineçevrelerineçevrelerine bubububu türtürtürtür veyveyveyveyaaaa dahadahadahadaha başkabaşkabaşkabaşka oyunlaroyunlaroyunlaroyunlar oynamalarınaoynamalarınaoynamalarınaoynamalarına fırsatfırsatfırsatfırsat sunansunansunansunan handikabıhandikabıhandikabıhandikabı oooortadanrtadanrtadanrtadan kaldıracaktır.kaldıracaktır.kaldıracaktır.kaldıracaktır.

Nasıl?

mi?

İyiİyiİyiİyi geldigeldigeldigeldi mi?

Nasıl?

Nasıl?

Nasıl?

mi?

mi?

************ Kaçimiğas’ıKaçimiğas’ıKaçimiğas’ıKaçimiğas’ı azınlıkazınlıkazınlıkazınlık dostudostudostudostu sanıp,sanıp,sanıp,sanıp, kendisinekendisinekendisinekendisine oyoyoyoy verenlerverenlerverenlerverenler adınaadınaadınaadına üzgünüm…üzgünüm…üzgünüm…üzgünüm… Fakat;Fakat;Fakat;Fakat; Kaçimiğas,Kaçimiğas,Kaçimiğas,Kaçimiğas, yapmasıyapmasıyapmasıyapması

gerekeni,gerekeni,gerekeni,gerekeni, yiğitçeyiğitçeyiğitçeyiğitçe veveveve parmağınınparmağınınparmağınınparmağının ardınaardınaardınaardına gizlenmedengizlenmedengizlenmedengizlenmeden yaptı:yaptı:yaptı:yaptı:

AzınlıklaAzınlıklaAzınlıklaAzınlıkla veveveve bbölgedekibbölgedekiölgedekiölgedeki çokkültürlülükleçokkültürlülükleçokkültürlülükleçokkültürlülükle ilgiliilgiliilgiliilgili

etirdi

inandıklarını,inandıklarını,inandıklarını,inandıklarını, duyguduyguduyguduygu veveveve düşüncelerinidüşüncelerinidüşüncelerinidüşüncelerini açıkçaaçıkçaaçıkçaaçıkça diledilediledile ggggetirdi

etirdi

etirdi

Tabii,Tabii,Tabii,Tabii, YunanlıYunanlıYunanlıYunanlı faşistlerinfaşistlerinfaşistlerinfaşistlerin veveveve sosyalsosyal-sosyalsosyal--faşistlerin-faşistlerinfaşistlerinfaşistlerin dededede

duygularınaduygularınaduygularınaduygularına tercümantercümantercümantercüman oldu…oldu…oldu…oldu… Kendisine,Kendisine,Kendisine,Kendisine, nenenene kadarkadarkadarkadar teşekkürteşekkürteşekkürteşekkür etseketseketseketsek azdır!azdır!azdır!azdır!

Kaçimiğas’laKaçimiğas’laKaçimiğas’laKaçimiğas’la aynıaynıaynıaynı düşünceleridüşünceleridüşünceleridüşünceleri paylaşıppaylaşıppaylaşıppaylaşıp da,da,da,da, açıkçaaçıkçaaçıkçaaçıkça

sın!

söylemektensöylemektensöylemektensöylemekten korkankorkankorkankorkan diğerdiğerdiğerdiğer “demokrat”“demokrat”“demokrat”“demokrat” maskelilermaskelilermaskelilermaskeliler utanutanutanutansın!

sın!

sın!

************ ÖnerisineÖnerisineÖnerisineÖnerisine gelince…gelince…gelince…gelince… SırfSırfSırfSırf birbirbirbir azınlıkazınlıkazınlıkazınlık listesilistesilistesilistesi seçimlereseçimlereseçimlereseçimlere

inecekinecekinecekinecek oyoyoyoy gücünegücünegücünegücüne sahipsahipsahipsahip diye,diye,diye,diye, oooo bölgedebölgedebölgedebölgede ““d““ddemografikdemografikemografikemografik yapınınyapınınyapınınyapının değiştirilmesini”değiştirilmesini”değiştirilmesini”değiştirilmesini” taleptaleptaleptalep etmek;etmek;etmek;etmek; dünyanındünyanındünyanındünyanın herherherher gelişmişgelişmişgelişmişgelişmiş

SUÇ’tur

demokrasisindedemokrasisindedemokrasisindedemokrasisinde IRKÇIIRKÇILIKIRKÇIIRKÇILIKLIKLIK veveveve SUÇ’tur

SUÇ’tur

SUÇ’tur

BuBuBuBu üülkedekiüülkedekilkedekilkedeki rejiminrejiminrejiminrejimin adıadıadıadı dadadada ‘Parlamenter‘Parlamenter‘Parlamenter‘Parlamenter Demokrasi’Demokrasi’Demokrasi’Demokrasi’ olduğunaolduğunaolduğunaolduğuna göre;göre;göre;göre; yâni,yâni,yâni,yâni, herherherher vatandaşınvatandaşınvatandaşınvatandaşın seçme/seçilmeseçme/seçilmeseçme/seçilmeseçme/seçilme hhhhakkıakkıakkıakkı

VeVeVeVe cezalandırılırcezalandırılır…cezalandırılırcezalandırılır………

olduğunaolduğunaolduğunaolduğuna göre,göre,göre,göre, pekâlâ,pekâlâ,pekâlâ,pekâlâ, azınlıkazınlıkazınlıkazınlık bireyleribireyleribireyleribireyleri dededede seçimleseçimleseçimleseçimlerererere kendikendikendikendi

listesinilistesinilistesinilistesini indirebilir

indirebilir

edemez!

VeVeVeVe bubububu hakka,hakka,hakka,hakka, kimse,kimse,kimse,kimse, amaamaamaama kimkimsekimkimsesese “tecavüz”“tecavüz”“tecavüz”“tecavüz” edemez!

KaçimiğasKaçimiğasKaçimiğasKaçimiğas veveveve benzerleri,benzerleri,benzerleri,benzerleri, bunubunubunubunu nenenene kadarkadarkadarkadar çabukçabukçabukçabuk

indirebilir

indirebilir

edemez!

edemez!

olur!

algılarsa,algılarsa,algılarsa,algılarsa, kendilerikendilerikendilerikendileri içiniçiniçiniçin oooo kadarkadarkadarkadar iyiiyiiyiiyi olur!

olur!

olur!

MustafaMustafaMustafaMustafa ÇOLAKÇOLAKÇOLAKÇOLAK

28 Ekim 2010

Yorum

Trakya’nın Sesi 2

ΤΟ ΑΝΑΠΟ∆ΕΙΚΤΟ ΑΞΙΩΜΑ

ΤΗΣ «ΕΘΝΙΚΗΣ ΚΑΘΑΡΟΤΗΤΑΣ» ΤΩΝ ΝΕΟΕΛΛΗΝΩΝ

ΚΑΘΑΡΟΤΗΤΑΣ» ΤΩΝ ΝΕΟΕΛΛΗΝΩΝ Η δήθεν καθαρότητα της

Η δήθεν καθαρότητα της Ελληνικής φυλής και τα θολό δόγµα της ιστορικής συνέχειας του ελληνισµού, αποτελούν µια παιδαριώδη µυθοπλασία που άρχισε να ξεθωριάζει. Πρόκειται για έναν καινοφανή µύθο που αν και δεν αντέχει σε καµία ορθολογική κριτική, εξέθρεψε γενεές νεοελλήνων σωβινιστών. Το µύθευµα αυτό προξένησε πλύση εγκεφάλου στις λαϊκές µάζες που ανίκανες να αντιληφθούν τις χρονικές και ποσοτικές διαστάσεις της ιστορίας, υπέκυψαν στο παραµύθι που τους σέρβιρε το εθνοκεντρικό κατεστηµένο που κυβερνά την Ελλάδα. Σήµερα η κατάσταση έχει αλλάξει. Κοσµογονικοί παράγοντες µεταξύ των οποίων η ιλιγγιώδης εξάπλωση των µέσων πληροφόρησης µε πρώτο το διαδίκτυο, δηµιούργησαν εντός και εκτός Ελλάδας φωτισµένες στρατιές διαφωνούντων που αµφισβητούν έστω και έµµεσα την κατεστηµένη και εν πολλοίς βαρετή θεωρία που θέλει τους νεοέλληνες καθαρόαιµους απόγονους των αρχαίων προγόνων τους. Τα κριτήρια διαµφισβήτησης είναι πλέον απτά και αντιληπτά από τον καθένα. Η επιστήµη της ανθρωποµετρίας που συγκρίνει πρόσωπα και σώµατα παρόντος και παρελθόντος µε καθαρά γεωµετρικά κριτήρια, η γενετική του DNA που καταδεικνύει αναντίρρητα φυλετικούς συσχετισµούς και η γλωσσολογική έρευνα θεµέλιος λίθος της ενιαίας ινδοευρωπαϊκής προέλευσης του µισού πληθυσµού της γής, έφεραν σε αµηχανία τους προπαγανδιστές της ελληνοκεντρικής θεώρησης που είδαν τα επιχειρήµατά τους να καταρρέουν. Η δήθεν αγνότητα της ελληνικής φυλής έχει µετατραπεί σε όνειρο του παρελθόντος καθώς η παγκοσµιοποίηση σάρωσε τα ιδεολογικά προπύργια των σωβινιστών. Οι απλοί άνθρωποι ξέφυγαν από τον προπαγανδιστικό σφυροκόπηµα κράτους και εκκλησίας έχοντας αντιληφθεί την αλήθεια: Σήµερα στην Ελλάδα δεν υπάρχουν Έλληνες. Υπάρχει ένα κράµα δεκάδων φυλών, ένα µωσαϊκό εθνοτήτων ένα τσίρκο ανάµικτων λαών, αποτέλεσµα µιας αέναης επιµιξίας που διαρκεί εδώ και 25 αιώνες. Τον 6ο αι. µΧ πολυάριθµα Σλαβικά φύλλα κατέκλυσαν ειρηνικά το Βυζάντιο. Οι Σλαβικοί εποικισµοί έφθασαν µέχρι την νότια Πελοπόννησο. Σµολιάνοι, Ριγχίνοι, Σαγουδάτες, Βελεζίτες, Εζερίτες και Μιλίνγκοι ήσαν µερικά από τα Σλαβικά φύλλα που εγκαταστάθηκαν µόνιµα στην Βυζαντινή Ελλάδα που απώλεσε οριστικά κάθε ίχνος Ελληνικότητας. Ένα ΣΗΜΑΝΤΙΚΟ ΝΤΟΚΟΥΜΕΝΤΟ, το «Χρονικό της Μονεµβασίας», που είναι απόγραφο της Μονής Ιβήρων, είναι πολύτιµη ιστορική πηγή που γράφηκε από ανώνυµο ιστοριογράφο στα τέλη του 10ου αι. Βασίζεται σε ιστορικές πηγές προηγουµένων αιώνων κυρίως στην ιστορία του Ευάγριου, του Μένανδρου και στα Θαύµατα του Αγίου ∆ηµητρίου (6ος αι. µΧ). Εξιστορεί µε παραστατικό τρόπο την µαζική Αβαροσλαβική εποίκηση του Ελληνικού χώρου, κυρίως

της Πελοποννήσου, κατά τον 6ο µΧ αι. καθώς και τα µετέπειτα γεγονότα κυριαρχίας του Σλαβικού έθνους στα Βυζαντινά εδάφη της Πελοπονήσου επί 218 χρόνια. Ο Ευάγριος ο Σχολαστικός (536- c. 594) ήταν εκκλησιαστικός ιστορικός Συριακής καταγωγής. Η ιστορία που συνέγραψε αφορά την περίοδο 431- 594. Η µεθοδική εξέταση των πηγών που χρησιµοποιεί και η παράθεση εγγράφων από τα αρχεία του πατριαρχείου Αντιοχείας καθιστούν το έργο του πολύτιµη ιστορική πηγή για τον 6ο αι. µΧ. Το σπάνιο Χρονικό ανακαλύφθηκε σε µορφή χειρογράφου στην Γεωργιανή Μονή Ιβήρων του Αγίου Όρους και πρωτοδηµοσιεύθηκε το 1909 από τον καθηγητής Βυζαντινολογίας Σπυρίδωνα Λάµπρου (1851– 1919) µε τίτλο “Ιβηριτικό απόγραφο του Χρονικού της Μονεµβασίας”. Ο Σπυρίδων Λάµπρου διετέλεσε αργότερα πρωθυπουργός της Ελλάδος στην 6µηνη περίοδο Σεπτέµβριος 1916 - Απρίλιος 1917. Προηγήθηκε η ανακάλυψη δύο ακόµα αντιγράφων (απόγραφα) του χρονικού που βρέθηκαν το µεν πρώτο στην Μονή Κουτλουµουσίου του Αγίου όρους από τον ίδιο καθηγητή και δηµοσιεύθηκε µε τίτλο “Τον καιρό όπου οίκισεν η Μονεµβασία και πως", το δεύτερο στην Βασιλική βιβλιοθήκη του Τορίνου από τον Giouseppe Pasini που το δηµοσίευσε το 1749 µε τίτλο “Περί κτίσεως Μονεµβασίας". Το έγγραφο – φωτιά, που κάνει σκόνη τα επιχειρήµατα του ελληνικού εθνικισµού, αναφέρει ότι οι Αβαροι ένας Ευρασιατικός λαός Τουρανικής καταγωγής, συγγενικός µε Βούλγαρους, Ούνους και Τούρκους, εισέβαλαν στα Ρωµαϊκά Βαλκάνια τον 6ο αι. µΧ συνοδευόµενοι από πολυάριθµα στίφη Σλάβων που υπήρξαν υποτελείς τους. Κητίδα των Αβάρων θεωρείται η σηµερινή δυτική Κίνα. Στις ιστορικές πηγές οι Αβαροι και οι Ινδοευρωπαϊκής καταγωγής Σλάβοι είχαν επισηµανθή από τον 4ο αι. µΧ. Η σαρωτική εγκατάσταση Σλάβων στην Πελοπόνησο σηµατοδότησε την οριστική εξαφάνιση του αρχαίου ελληνικού έθνους από το ιστορικό προσκήνιο. Το 532 µΧ οι Σλάβοι υποτάσσονται αρχικά στους Κοτριγούρους, ένα λαό Ουνοβουλγαρικό και αρχίζουν επιδροµές στην Βαλκανική. Ο αυτοκράτορας Ιουστινιανός πέτυχε µε διπλωµατικές µεθόδους να αναστείλει για λίγο µία γενικευµένη εισβολή. Ωστόσο το 540 µΧ µία νέα µαζική κάθοδος τους έφερε µέχρι τον ισθµό της Κορίνθου. Το 558 µΧ σε συµµαχία µε τον ηγεµόνα των Κοτρογούρων Zaberga απείλησαν την ίδια την Κωνσταντινούπολη όπου αποκρούσθηκαν από τον στρατηγό Βελισάριο. Το 578 υποτάσσονται στους Αβαρους και αρχίζουν µεθοδευµένες εισβολές στα Ρωµαϊκά εδάφη κατακτώντας πολλές πόλεις της Θράκης και Ιλυρρίας. Τέλος το 600 µΧ οι Σλάβοι εγκαταλείπονται αβοήθητοι στις νέες τους εστίες από τον Χάνο των Αβάρων κατορθώνουν ωστόσο να επιβιώσουν και να επιβάλλουν την υποτυπώδη κουλτούρα τους εντός του Βυζαντίου. Ακολούθησαν νέα κύµατα, ειρηνικών αυτή την φορά Σλαβικών εποικίσεων σε Ελλάδα και Πελοπόνησο που συνεχίσθηκαν µέχρι και το έτος 746 µΧ οπότε διεκόπησαν οριστικά λόγω του φοβερού λοιµού εκείνης της χρονιάς. Θεµέλιος λίθος του σαθρού οικοδοµήµατος, στο οποίο εδράζεται η ιδέα του ελληνικού έθνους, είναι το χονδροειδές ψεύδος της κοινής εθνοτικής καταγωγής των ορθοδόξων Ελληνοφώνων κατοίκων της σηµερινής Ελλάδας. Οι περισσότεροι από τους σηµερινούς 'Έλληνες" έχουν στο γενεαλογικό τους δένδρο κάποιον που είχε µητρική κάποια άλλη Βαλκανική γλώσσα. Συνέχεια στην 3 η σελ.

28 Ekim 2010

Yorum

Trakya’nın Sesi 3

Basın Omuzlarına Çocukların

Trakya’nın Sesi 3 Basın Omuzlarına Çocukların B ENCİLLİK fena bir illettir. Kendini her şeyin

BENCİLLİK fena bir illettir. Kendini her şeyin merkezine koyan düşünce, egosu doğrultusunda hareket eder. Tüm çevresini, bu davranışı ile şekillendirmeye çalışır. At gözlüğü perspektifiyle burnunun dikine dikine gider. Varlığını daha da yukarılara taşımak için, en sevdiği değerlerin bile üstüne basmaktan çekinmez. Öne geçmek, bir dogmayı kabul ettirmek, sosyal ya da siyasi kazanım sağlamak için en masum figürleri bile kullanmaktan geri durmaz. Tekli ve kitlesel ego baskıları çoğunlukla vicdan üzerinden rant sağlamaya çalışıyor günümüzde. Bu ister küçük bir çocuk olsun, ister kutsal bir değer. Baskıcı birey ya da grupların amaçlarına gidecek yolu açacak en güçlü silah olarak kullandıkları yegâne cephane budur zira. Son çeyrek yüzyılda Türkiye’de, gerek dini gerekse etnik mücadelenin en aymaz aracı, vicdanları harekete geçirecek figür ve sembolleri kullanmak oldu. Fikirden, düşünceden ziyade insanlık tarihi kadar eski maneviyata yaslanmak ve sadece ondan medet ummak en kârlı mücadele taktiği olarak kabul gördü. Henüz reşit olmayan küçük çocuklar üzerinde ebeveynler, kendi maneviyatlarını tatmin etmeye başladılar. Aile büyükleri dini ve siyasi görüşlerini o küçük beyinlere, onların istemi dışında zoraki belletmeye çalıştılar. Belki yaşamları boyunca kabullenmeyecekleri dine ve yaşam şekillerine mecbur edildiler. Hem de bir kerecik seçme şansı bile

verilmeden. ‘Ben buyum. Sen de böyle olacaksın.’ yargısı teslimiyetçi yeni bir nesil yetiştirdi. Daha ortaöğretim çağındaki çocuklar, dini karakterli okullarda sadece aileleri istiyor diye başları bağlanarak eğitim gördüler. Oysa bu ülke Çocuk Hakları Evrensel Beyannamesi’ne imza atan bir ülkeydi. Ve bu ülkeyi idare eden aklı evveller bir gün bile, imza koydukları beyannameyi akıllarına bile getirmediler. Aksine devlet olarak böyle bir oluşuma çanak tuttular. Kendilerine daha yukarılarda yer arayanlar, galibiyet duygusunun peşinde koşanlar, egolarına merdiven olarak kullandıkları çocuklarının yüzüne yarın nasıl bakacaklar? Bundan öte, Türkiye’de Kürtlerin hak-hukuk taleplerindeki davranış biçimi, diğerlerinden hiç de farklı değil. Sokaklara sürdükleri küçük çocukların kendi iradeleriyle tepki verdiklerini söyleyecek kadar doğayı inkâr eder bir hâle geldiler. Çocuklarına çocukluklarını unutturan ve onların küçük omuzlarından irtifa kazanmaya çalışan hangi mücadele meşru olur? On altı yaşındaki çocuğu sisteme isyan ederek dağa çıkan babanın, en az on sekizine kadar evladının ‘çocuk’ olduğunu unutması; dillendirdiği hadiseden egosuna nasıl bir hisse devşirdiğini göstermiyor mu? Hele bu ortamda! Hele böylesi davranışların prestij sayıldığı o coğrafyada! İster Şırnak’ta, ister Gazze’de taş atan çocukların ellerinden, isterse daha on sekizine varmadan başına zoraki bağlatılan başörtüsünden, kendilerine gelecek kuran iktidar hastaları; ayaklarıyla ezdiklerinin kendi çocukları olduğunu bilmiyorlar mı? Kendi yönetme hırslarını çocukların ve onların geleceği üzerinden muhasebe edenler, hesaplarının tutmadığını er geç anlayacaklar. Çocukların seçme şansına ipotek koyarak omuzlarına yıldız takanlar, iktidarlarının ne kadar fani olduğunu görecekler! Her birey on sekizine kadar ‘çocuk’tur. Ve hiç bir inanç ve ideolojiyi on sekizinden önce hiç kimse dayatamaz! Ne ana, ne baba, ne devlet!

önce hiç kimse dayatamaz! Ne ana, ne baba, ne devlet! Συνέχεια απ’ τη 2 η σελ.
önce hiç kimse dayatamaz! Ne ana, ne baba, ne devlet! Συνέχεια απ’ τη 2 η σελ.

Συνέχεια απ’ τη 2 η σελ.

Οµως για λόγους αµάθειας ή ιδιοτελούς υπολογισµού, όλοι αυτοί οι δήθεν Ελληνες, υποκρίνο- νται ότι είναι απόγονοι των αρχαίων Ελλήνων, χωρίς ποτέ να ενδιαφερθούν να µάθουν υπό ποίες συνθήκες οι πρόγονοί τους που δεν είχαν την Ελληνική γλώσσα σαν µητρική, κατέληξαν σήµερα να µιλούν Ελληνικά. Ο υγιής σπόρος της αµφιβολίας µπορεί να γεννήσει απαγορευµένες σκέψεις ιδιαίτερα για τους Τουρκόφωνους Ορθόδοξους. Αλλωστε το κουβάρι της εθνικής προέλευσης των ανταλλάξιµων Τουρκοφώνων έχει πολλούς κόµπους για να το ξετυλίξει κανείς χωρίς να ξαναµπερδευθή. Αποµονωµένοι επί αιώνες στα ενδότερα της Ανατολίας διεµήνυαν κατά περιόδους στην Υψηλή Πύλη πως «οι εν Καππαδοκία χριστιανικοί πληθυσµοί είναι πιστοί υπήκοοι της κραταιάς υµών Βασιλείας». Το πιο αναµφισβήτητο κριτήριο παραµένει ο ανθρωπολογικός τύπος που πείθει ότι πρόκειται για εκχριστιανισµένους Τούρκους, έστω γιά Τουρκόσπο- ρους, σύµφωνα µε τον χαρακτηρισµό των γηγενών ελλήνων που τους υποδέχθηκαν µε σκεπτικισµό ως πρόσφυγες στα χωριά τους. Αλλωστε στην Καπαδοκία και Ικόνιο δεν υπήρξαν ποτέ Ελληνες πριν την εποχή του Αλεξάνδρου, αλλά ούτε µετά από αυτόν µεταφέρθηκαν εκεί έποικοι από την Ελλάδα, αφού η άγονη αυτή περιοχή δεν προσφερόταν για εποικισµό.

Η επίσηµη ελληνική πλευρά επιµένει πως πρόκειται για Ελληνες που κάποτε στο παρελθόν τουρκοφώνησαν, προσπαθώντας να πείσει πως Τούρκοι ορθόδοξοι δεν υπήρξαν ποτέ. Το ίδιο κάνει µε τους Μπαφραλήδες, Τουρκόφωνους Ορθόδοξους του δυτικού Πόντου, που ήλθαν κι αυτοί στην Ελλάδα µε την ανταλλαγή των πληθυσµών. Από τους τελευταίους ξεπήδησαν στοιχεία που επάνδρωσαν στην Κατοχή και στον εµφύλιο ποικίλες δοσιλογικές οργανώσεις, αναδεικνύοντας ηγετικές µορφές της Ακροδεξιάς µε αµιγώς Τουρκικά πολεµικά ονόµατα όπως Μιχάλ Αγάς στην Κοζάνη, Αντών Τσαούς στην ∆ράµα, Κισά Μπατζάκ στην Κατερίνη, καπετάν Κολλάρας στην Εορδαία, Φον Γιοσµάς στην Θεσσαλονίκη, Τζανταρµά Μπουραντάς στην Αθήνα (αρχηγός της µηχανοκίνητης χωροφυλακής), ∆άγκουλας, Τουρκοβασίλης κ.α. Μερικά χρόνια νωρίτερα οι ίδιοι Τουρκόφωνοι Πόντιοι είχαν χρησιµοποιηθεί ως αιχµή δόρατος από τον δικτάτορα Πάγκαλο στην ξαφνική εισβολή µίας µεραρχίας του ελληνικού στρατού στην Βουλγαρία (Οκτώβριος 1925) αλλά και από τον Βενιζέλο στο τελευταίο από τα πραξικοπήµατα που οργάνωσε τον Μάρτιο του 1935. Σε επόµενο Σηµείωµα θα εξετάσουµε το ζήτηµα των Τουρκόφωνων Καραµανλήδων.

28 Ekim 2010

Mizah

Trakya’nın Sesi 4

SıkıysaSıkıysaSıkıysaSıkıysa YazYazYazYaz

Sesi 4 SıkıysaSıkıysaSıkıysaSıkıysa YazYazYazYaz Çok kritik bir seçim dönemine girdiğimizden ve

Çok kritik bir seçim dönemine girdiğimizden ve kılıçlar çekildiğinden, bu köşenin yazarı bu kaos ortamında köşe yazısı yazmaya sıktıramayıp kabuğuna çekilmiştir. Kendisine daha fazla küfretmek için seçimlerin bitmesini bekleyiniz.

fazla küfretmek için seçimlerin bitmesini bekleyiniz. OKURLARDANOKURLARDANOKURLARDANOKURLARDAN

OKURLARDANOKURLARDANOKURLARDANOKURLARDAN GELENLER:GELENLER:GELENLER:GELENLER:

TEMBELLİKTEMBELLİKTEMBELLİKTEMBELLİK YASASIYASASIYASASIYASASI

MaddeMaddeMaddeMadde 1111 :::: İnsanlar yorgun doğar dinlenmek için yaşar. MaddeMaddeMaddeMadde 2222 :::: Çalışmak yorar. MaddeMaddeMaddeMadde 3333 :::: Gündüz dinlen ki gece rahat edesin. MaddeMaddeMaddeMadde 4444 :::: Yatağını kendini sevdiğin gibi sev, içinden çıkamayacağın gibi yap. MaddeMaddeMaddeMadde 5555 :::: Yarın yapabileceğin işi bugün yapma. MaddeMaddeMaddeMadde 6666 :::: Bugünün işini yarına bırakma, erteleyebileceğin kadar ertele. MaddeMaddeMaddeMadde 7777 :::: Dinlenen birini görünce otur ona yardım et. MaddeMaddeMaddeMadde 8888 :::: Oturmak mümkünse ayakta durma, yatmak mümkünse oturma. MaddeMaddeMaddeMadde 9999 :::: Tembellikten kimse ölmemiş. MaddeMaddeMaddeMadde 10101010 :::: Çalışma isteği duyunca biryere otur isteğin geçmesini bekle.

Gönderen:Gönderen:Gönderen:Gönderen: Ali Ali Mehmet

KızlarKızlarKızlarKızlar ErkekleriErkekleriErkekleriErkekleri NedenNedenNedenNeden Sever?Sever?Sever?Sever?

1. Omuzları ergonomiktir.

2. Ne kadar gereksiz detaylar içerirse içersin, anlattığımız

her şeyi dinlerler.

3. İltifat edip güzel ve akıllı hissetmemizi sağlarlar.

4. Peşimizden koşturup özgüvenimizi arttırırlar.

5. Tıraş olduklarında yanakları yumuşacık olur.

6. Hesabı ödemek için istekli olurlar.

7. Büyüyünce bize bakma hayalleri kurarlar.

8. Çiçek alırlar.

9. Her zaman için teknolojiden bizden daha iyi anlarlar.

10. Bir araya geldiklerinde ilgimizi çekmeyen konulardan

konuşup bizi sıksalar bile, teknik servis olarak işimize yararlar.

11. Eve geç kalma dertleri olmadığından, bizi uğurlamadan

eve gitmezler.

12. Ailemizden gece izni alabilmemiz için dua ederler.

13. Ağladığımızda bizden fazla üzülürler.

14. Ağlayarak onlara her istediğinizi yaptırabilirsiniz. (üstelik

bu gerçeği bilirler de)

15. Pek ağlamazlar ama ağladıklarında da çok şirin olurlar.

16. Sık sık en iyi arkadaşımız olurlar.

17. Bizim için ulaşamadığımız raflardaki eşyaları alırlar.

18. Riskli işlere onlar girerler.

19. Bi durum olduğunda müdahale ederler.

20. Namus kurtarmacalık oynarlar, kendilerini Cüneyt Arkın

zannederler.

21. Olmadık şeylere kıskanıp bizi kendilerine güldürürler.

22. Kapıları açar, hatta bazen sandalyelerimizi tutarlar.

23. Takım elbise ile acaip janti olurlar.

24. Öpücüklerden sıkılmazlar.

25. Sadece yumuşak olmamız bile onlar için müthiştir.

26. Çocuk doğurma yeteneğine sahip olmamızı büyük bir

hayret ve saygı ile karşılarlar. Onlar takdir edilmekten büyük zevk alan, güçlü görünüşlü küçük çoçuklardır. Yaptıklarını onaylıyor gibi görünüp istediğimizi yaptırır,sonra da acırız. Pek tatlı şeylerdir doğrusu. Bu güzellikleri her gün yaşamak yada bir daha asla yaşamamak için

TEBESSÜMTEBESSÜMTEBESSÜMTEBESSÜM

Bir gün Ali, öğretmeni Ayşe Hanım'a giderek dersten sonra kendisiyle görüşmek istediğini söyledi. Öğretmen kabul etti ve sordu:

- Sorun nedir Ali?

- Ben bu sınıfın düzeyine göre fazla zekiyim. Bir üst sınıfa geçmek istiyorum.

İstek konusunda bilgi verilen müdür, Ali'ye bunun için bir testten geçmeyi isteyip istemediğini sordu. Ali tereddütsüz kabul etti ve test başladı.

- Söyle bakalım ali: 3x4?

- On iki.

- Peki 6x6?

- Otuz altı müdür bey.

- Japonya'nın başkenti?

- Tokyo.

Ve test bir saat sürdü, Ali hiç hata yapmadı. Test sonunda Ali'nin öğretmeni de soru sormak istedi. Ali ve müdür bu

isteği kabul ettiler. Öğretmen sorulara başladı:

- İneklerde dört tane, bende iki tane olan nedir?

- Bacaklar öğretmenim!

- Doğru! Peki; senin pantolonunun içinde olup, benim

pantolonumun içinde olmayan nedir? Müdür bu soruya çok şaşırdı.

- Cepler öğretmenim.

- Kadınların tüylerinin en kıvırcık olduğu yer neresidir?

Velet tereddütsüz yanıt verdi:

- Afrika'dır öğretmenim.

- Yumuşak olup, kadınların ellerinde sertleşen nedir?

Müdür gözleri fal taşı gibi açılmış tam konuşacakken Ali

yanıtladı:

- Tırnak cilası.

- Peki. bekâr bir kadına göre evli kadında daha geniş olan nedir? Müdür kulaklarına inanamıyordu.

- Yatak öğretmenim.

- Kadın vücudunda en nemli organ hangisidir?

- Dil öğretmenim.

Nefes nefese kalan müdür, testi bitirmeye karar verdi ve şöyle dedi: "Değil bir üst sınıfa, ben bunu doğrudan üniversiteye göndereceğim. Çünkü ben bütün sorulara yanlış cevap verdim!"

28 Ekim 2010

Yorum

Trakya’nın Sesi 5

To διαφαινόµενο ναυάγιο µιας Ένωσης

ναυάγιο µιας Ένωσης Έ Ψ Α Χ Ν Α αρκετό καιρό µια

ΈΨΑΧΝΑ αρκετό καιρό µια αφορµή για να ασχοληθώ µε το συγκεκριµένο θέµα και τη βρήκα πριν λίγες ηµέρες σε µια συνέντευξη του Τούρκου προέδρου Αµπντουλλάχ Γκιούλ σε µεγάλη γερµανική εφηµερίδα. «Η Ευρωπαική Ένωση στερείται οράµατος για τα επόµενα 50, 100 χρόνια και οραµατιστών. Και δε µιλάω µόνο για το θέµα της ένταξης της Τουρκίας, αλλά γενικότερα», είπε ο Γκιούλ. Και ποιός αλήθεια µπορεί να διαφωνήσει; Η σηµερινή ΕΕ δε µοιάζει σε τίποτα όχι µε αυτήν που είχε οραµατιστεί ο Ροµπέρ Σουµάν πριν 60 χρόνια αλλά ούτε καν µε αυτή πριν από 8 χρόνια, όταν το κοινό νόµισµα έκανε το θριαµβευτικό του ντεµπούτο.

Και πριν βιαστείτε να καταλήξετε σε συµπεράσµατα, να ξεκαθαρίσω ότι δύσκολα θα βρείτε πιο µεγάλο «φιλοευρωπαϊστή» από µένα, δύσκολα θα βρείτε άνθρωπο που χάρηκε περισσότερο όταν ξεφορτωθήκαµε επιτέλους τα διάφορα νοµίσµατα των χωρών-µελών και βάλαµε στις τσέπες µας το ευρώ. Να ξεκαθαρίσω επίσης ότι δε θεωρώ πως για όλα φταίει το γεγονός ότι στη σηµερινή Ευρωπαϊκή Ένωση δεν υπάρχουν πια οι µεγάλοι ηγέτες του παρελθόντος. Εντάξει Ζακ Ντελόρ φαντάζει περίπου σαν πλανητάρχης σε σχέση µε τον απίθανο Φαν Ροµπόι που έχουµε σήµερα ενώ η Κάθριν Άστον και οι ενδυµατολογικές της προτιµήσεις µας έχουν κάνει να νοσταλγούµε τη Μάργκαρετ Θάτσερ. Όµως, η ΕΕ δε χρειάζεται τόσο ηγέτες τύπου Αντενάουερ, Ζισκάρ Ντ’ Εστέν, Μπράντ κ.α. Ούτε βέβαια πολιτικούς (και όχι µόνο) νάνους τύπου Σαρκοζί. Μια χαρά θα ήταν και αποτελεσµατικοί µάνατζερς στις θέσεις τους. Αυτό που κυρίως και πρώτιστα χρειάζεται είναι κατεύθυνση, όραµα, προοπτική για το µέλλον. Κι αυτό σήµερα δυστυχώς δεν υπάρχει. Η Ένωση σήµερα µοιάζει περισσότερο µε ένα συνονθύλευµα ετερόκλητων κρατών και προτεραιοτήτων που το µόνο που έχουν καταφέρει είναι να δηµιουργήσουν το µεγαλύτερο γραφειοκρατικό οργανισµό στην ιστορία της ανθρωπότητας, το «τέρας των Βρυξελλών». Ούτε σκέψη για κοινή εξωτερική πολιτική ή έστω ενιαία φωνή σε σηµαντικά (ή όχι και τόσο) παγκόσµια ζητήµατα, ούτε σκέψη για τις «Ηνωµένες Πολιτείες της Ευρώπης» των οραµατιστών που λέγαµε προηγουµένως. Πως όµως οδηγηθήκαµε εδώ; Θα ήταν άδικο αν ξεκινούσε κανείς να µετρά τα κακώς κείµενα από την µεγάλη διεύρυνση του 2004 και µετά, όµως ένα από τα βασικότερα προβλήµατα της σηµερινής ΕΕ είναι η άκριτη και άνευ ιδιαίτερων όρων διεύρυνση. Τι κοινό είχε άραγε η Ελλάδα του 1979 µε τα υπόλοιπα κράτη-µελη της τότε ΕΟΚ; Και το χειρότερο είναι ότι ακόµα και µετά από 30 και πλέον χρόνια, τα κοινά είναι πολύ πολύ λίγα. Τι κοινό είχε άραγε η Πορτογαλία του 1985 µε τις υπόλοιπες χώρες-µέλη; Αναρωτηθήκατε γιατί τα οικονοµικά

«κατορθώµατα» της Ελλάδας, της Πορτογαλίας και της Ιρλανδίας, απειλούν να τινάξουν σήµερα στον αέρα το ούτως ή άλλως εύθραυστο ευρωπαϊκό οικοδόµηµα; Αφήνοντας Ελλάδα και Πορτογαλία κατά µέρος, τι αλήθεια κέρδισε η ίδια η Ένωση από τα συγκεκριµένα µέλη; Μήπως έχασε πολύ περισσότερα; Μήπως «κατάφερε» να σύρεται σήµερα ως όµηρος από την χρεωκοπηµένη χώρα µας, τόσο σε οικονοµικό όσο και σε πολιτικό (∆ηµοκρατία της Μακεδονίας) επίπεδο; Αντί όµως να µάθει από τα σχεδόν ολέθρια λάθη του παρελθόντος, η ΕΕ τα ξανακάνει το 2004 και το 2007, σε πολύ µεγαλύτερη κλίµακα. Πόσες αλήθεια από τις 12 χώρες της διπλής αυτής διεύρυνσης ήταν έτοιµες να γίνουν µέλη; Η Μάλτα, η Σλοβενία, ίσως και η Εσθονία µε την Τσεχία. Η Κύπρος, αν και οικονοµικά πληρούσε τις προϋποθέσεις, ήταν και παραµένει ένα κράτος-φάρσα, δέσµιο στις ορέξεις του ελληνοκυπριακού πολιτικού (και όχι µόνο) κατεστηµένου που σαµποτάρει κάθε προσπάθεια λύσης ή έστω κάθε προσπάθεια να τεθούν τα πράγµατα στη σωστή τους βάση (δείτε τις πρόσφατες δηλώσεις Χριστόφια και τη λυσσαλέα επίθεση που δέχτηκε). Μήπως κατάλαβε κανείς τι είδους κριτήρια πληρούσαν η Πολωνία ή η Ρουµανία, πέραν των µεγάλων αγορών τους (65 εκατοµµύρια κάτοικοι και οι δύο χώρες µαζί); Κι αν εδώ είχαµε τουλάχιστον τη δικαιολογία των αγορών, ποιά είναι άραγε η δικαιολογία για την είσοδο της απίθανης Βουλγαρίας; Ή ακόµα και της Ουγγαρίας που µοιάζει πιο ευρωπαϊκή από τις προαναφερθείσες, χρησιµοποιεί όµως αναίσχυντα τις µειονότητές της για να δηµιουργεί προβλήµατα σε άλλες χώρες- µέλη; Πριν 2 χρόνια, η Βουδαπέστη αποφάσισε την εφαρµογή της ηλεκτρονικής βινιέτας. Όλα τα αυτοκίνητα που κάνουν χρήση των ουγγρικών αυτοκινητοδρόµων, έχουν την υποχρέωση προµήθειας της από οποιοδήποτε βενζινάδικο. Η τιµή της ανεκτή, περίπου 6 ευρώ για 4 ηµέρες, Μέχρι εδώ όλα καλά. Το πρόβληµα δηµιουργείται όταν το επίσηµο κράτος αποφασίσει να ελέγξει τους οδηγούς για το αν την αγόρασαν ή όχι. Μια που πρόκειται για ηλεκτρονικό προϊόν, ο έλεγχος γίνεται από ένα µηχάνηµα ανάγνωσης bar code, παρόµοιο µε αυτά που διαθέτουν τα καταστήµατα. Τι σκαρφίστηκαν λοιπόν οι αθεόφοβοι Μαγυάροι; Εκεί που οδηγείς στον αυτοκινητόδροµο, ξαφνικά ο προπορευόµενος σταµατά απότοµα, οι 3 λωρίδες γίνονται 2 και µετά µία και στο τέλος οδηγείσαι σε παρακείµενο παρκινγκ όπου σε περιµένει κουστωδία αστυνοµικών για να σε περάσει από το φοβερό µηχάνηµα-σαρωτή. Με άλλα λόγια, η κυκλοφορία στην εθνική οδό σταµατά, πολύτιµος χρόνος χάνεται, δηµιουργείται από το πουθενά εκνευρισµός και ταλαιπωρία, µόνο και µόνο γιατί το κράτος δεν έχει βρει έναν πιο αποτελεσµατικό τρόπο να ελέγξει τους παραβάτες. Και το επιλύει, βασανίζοντας τους πάντες

Αυτό το µικρό παράδειγµα παραλογισµού είναι, νοµίζω, αρκετό για να καταδείξει το µέγεθος του προβλήµατος. Αν συνεχίσει έτσι, το σηµερινό συνονθύλευµα δεν έχει καµία τύχη επιβίωσης, οι ίδιοι οι κάτοικοι του θα το καταργήσουν σε λίγα χρόνια. Φινλανδός φίλος µου πριν λίγο καιρό σχολιάζοντας όλα αυτά τα τραγελαφικά, µου έλεγε το εξής: «Πολλές φορές αναρωτιόµαστε ποιό είναι το όφελος για µας από τη συµµετοχή µας σε αυτή την ΕΕ. Η κοινή γνώµη στη Φινλανδία µακαρίζει τους Νορβηγούς που εξακολουθούν πεισµατικά να αρνούνται την ένταξή τους. ∆ε θα περάσει πολύ καιρός πριν τεθεί επίσηµα θέµα αποχώρησής µας ή τέλος πάντων υιοθέτησης του νορβηγικού µοντέλου.» Για να µην λέτε ότι δεν σας τα είπα

28 Ekim 2010

Kepçenine

Trakya’nın Sesi 6

Son sayfadan devam

Anlaşmanın tarafı olan milletvekili Mandacı da, bu

durum karşısında, Yannakidis’ten desteğini çektiğini ilân etti

Şimdiii

sevgili evlâtlarım; siz siz olun, ve düşünmeyin

bakalım:

Yannakidis, neden 5 kişide ısrar etti? Sebebi besbelli:

Azınlıktan, Eyalet mecilisine kimsenin seçilmesini istemediği için Aynı durum, Rodop ilinde de gözlendi:

Burada, azınlıktan, 6 kardeşimiz aday Hâl bu ki, “bağımsız” aday Yorgo Pavlidi, İskeçe’de 4 (Burhan Baran, Türkeş Hacımemiş, Rıdvan Ahmetçik, Tijen Tevfikoğlu), Rodop ilinde 4 aday (Mustafa Katrancı, Coşkun Üzeyir, Ergün Molla- hüseyin, Mehmet Derdiman) gösterdi “Bizim Ari”, bu tercihleriyle, gerçek yüzünü bir kez daha göstermiş oldu Azınlık oylarının “parçalanıp” listesinden neredeyse hiçbir azınlık ferdinin seçilmemesi için güzel bir strateji uyguladı Ari’ye hâlâ “Bizim Ari” diyenlerin dudaklarında uçuk çıksın! Kulakları da devamlı çınlasın! Yorgo Pavlidi ise, daha ilk andan, İskeçe’den en az 2, Gümülcine’den en az 3 azınlık ferdinin seçilmesini arzu ettiğini gösterdi Bizlere düşen görev de, Pavlidis’in listesindeki Türk adaylarına oy verip, onları Eyalet Meclisi’ne göndermek- tir! Bölgemizdeki eyalet seçimlerinin galibi %99,9 Pavlidis olacaktır! Pavlidis’le Yannakidis arasında %10’a varan bir fark bulunmaktadır

Dragona

Frangudaki programının eş-sorumlusu olarak tanıdıdığımız ve 1 yıldann beri Millî Eğitim Bakanlığı Kültürlerarası Eğitim Özel Genel Sekreteri Thalia Dragona, 24 ekim Pazar günü Bakanlık’taki görevinden istifa etti Dragona Bakanlık’taki göreve getirildiği günden bugüne kadar, aşırı sağcıların ve sosyal-faşistlerin hedef tahtasında idi… SÖPA’nın kapatılması yönünde aldığı karar; azınlık eğitiminin geliştirilmesi için yaptığı çalışmalar; PaSoK içindeki sosyal-faşistleri çileden çıkarmış, Dragona’nın suyunu ısıtmıştı… Bütün bu anti-propagandaya ve belaltı vuruşlara tahammül edemeyen Dragona, sonunda istifasını verdi… Yazık oldu! Gerçekten, yazık oldu!

Marudas’ın Türk Adayları

Hasan Ekrem, Şerif Vildan, Fehim Hakan, Şerif Mustafa, Mehmet Neşe, Serpin Kara Hüseyin İsmail, Mehmet Çavuş Atamer, Molla Ahmet Celil, Mehmet Oğlu Recep, Şerif Hüseyin, Bodur Mehmet, İsmai Erdoğan, Keçi Ahmet Hasan Ekrem, Mehmet Ergün, Şükrü Hüsnü, Salih Çavuş Şengül, Mahmut Nurettin, Haliloğlu Şah İsmail, Sadık İsmail İbrahim.

Koçakis’in Türk Adayları

Hasan Hasan, Elmas Hüsemoğlu, Feridun Ahmet, Ali Ali, Hasan Arif, Müfit Ahmet, Ahmet Karaali Ahmet, Zuhal Mehmet Adem, Serpil Salih Ali, Mustafa Halilibram, Ahmet Hasan, Şükrü Hocaoğlu, Nihat Hüseyin.

Sibel Mustafaoğlu’nun Listesi

Fevzi Ali, Ali Hasan Hasan, Ahmet Ahmet Hasan, Ahmet Mehmet Necat, Ahmet Oğlu Nedim, Emin Ali Emin, İlyas Halil Rasim, İsmail Yeliz İsmail, İsmail Mustafa Yusuf, Katrancı Hasan Mustafa, Μahmut Mustafa Niyazi, Μahmutlar Mustafa Ahmet, Μehmet Yıldız Hüseyin, Μehmet Boyacı Sebile, Μehmet Οğlu Ahmet, Μehmet Nihat Ahmet, Μehmet Oğlu Gülterem, Μolla Sevgi İsmail, Μolla Osman Mustafa, Μolla Hüseyin Sabiha, Μuacır Osman Hasan, Μümin Seval Sali, Μümin Oğlu Cemalettin, Μümin Oğlu Hüseyin, Μustafa Emel Salim, Μustafa Ahmet Halit, Μustafa Çavuş Fikri, Bağdatlı Mehmet Ali, Bekiroğlu Mediha, Berber Ahmet Mustafa, Bülbül Esra Emin, Paşalı Hasan Hamdi, Solak Haşim Rıdvan, Τamati Sali Oğlu Reşit, Τabak Ahmet Emine, Τahsin Bekir Mehmet, Τevfik Oğlu Zeynep, Dikme Süleyman Latif, Halil Nazmi Sadık, Halil Sema Ahmet, Halil Cahit Hüseyin, Halil İbram Ümit, Halil Halil Efrahim, Hasan Gülsüm Hasan, Hasan İdris Mehmet, Hasan Koray Halil, Hasan Niyazi Kamil, Hasan Hasan Hüseyin, Haseki Cahide Hamdi, Hurşit Mehmet Şerafettin, Hüseyin Emine, Hüseyin Şefika Nazım,Hüseyin Hüseyin Mustafa, Hüsmen Burhan Cahit.

Nazım,Hüseyin Hüseyin Mustafa, Hüsmen Burhan Cahit. Not: Sibel Mustafaoğlu’nun başkanlığında kurulan

Not: Sibel Mustafaoğlu’nun başkanlığında kurulan “Eşitlik için İlk Adım” listesi, “ne ararsan var” usûlü bir liste olmuş Öğretmeninden esnafına, ev hanımından gazetecisine Doktorundan çiftçisine Partilere “gıcık” kapanlara, iyi bir alternatif Devamı 11. sayfada

gazetecisine Doktorundan çiftçisine Partilere “gıcık” kapanlara, iyi bir alternatif Devamı 11. sayfada

28 Ekim 2010

Yorum

Trakya’nın Sesi 7

Kılavuzu karga olanın

2010 Yorum Trakya’nın Sesi 7 Kılavuzu karga olanın G EÇENLERDE , sevgili Roni Margulies , Taraf

GEÇENLERDE, sevgili Roni Margulies,

Taraf’taki “Dünyayı Yahudi güdüyor!” başlıklı yazısına şu alıntılarla başladı:

“Para ve kapitalizma dünyasını icat eden,

Yahudi

kuvvet ve illetleriyle ortaya çıktıktan sonra onu

materyalizma ve komünizma sistemiyle tahribe davranan da (Karl Marks) Yahudi ” Yahudi, öteden beri kendi dışındaki insan topluluklarının olanca birlik ve bütünlük

müesseselerine düşmandır İşte onun içindir ki, Yahudi, topyekûn

insanlık vücuduna mikrop gibi yerleşirken, kendi gizli

tesir şebekesini hâkim kılmak için

bünyesini kıyamete kadar beslemek ve hastalık kıvamında tutmak borcu altındadır.” Kimin bu sözler? Roni ağabey, bu sözleri, Necip Fazıl Kısakürek’in, Büyük Doğu dergisindeki “Dünyayı Yahudi güdüyor!” başlıklı makalesinden alıntılamış Bendeniz, Necip Fazıl’ın ne denli ırkçı

olduğunu bildiğim için, yukarıdakileri okuduğumda şaşırmadım; lâkin, kendisini “üstâd” kabûl eden bazı arkadaşlar, e-posta yoluyla kendilerine gönderdiğim

bu yazıyı okuyunca epey şaşırmışlar

böyle bir insan olduğunu bilmiyorduk!” gibi şeyler söylediler Bunları niye yazıyorum? Derdim, Necip Fazıl’la uğraşmak falan değil, o

mezarında yatadursun

buradaki, memleketimizdeki “ülküdaş”larıyla Çünkü onlar da en az Necip Fazıl kadar ırkçı Necip Fazıl ne kadar antisemitist ise, onlar da o kadar antihelenist Necip Fazıl ne kadar sol(cu) düşmanı ise, onlar da o kadar sol(cu) düşmanı Necip Fazıl ne denli softa iste, onlar da o kadar

softa

Bakın, Necip Fazıl’ın “ülküdaş”larından olan ve seçim dönemlerinde hortlayan; geçtiğimiz seçimler-

deki “ölüleri gömün, kokmasınlar” örneğinde olduğu gibi, saldırganlıklarıyla tanınan bir “vatandaş”, sahibi olduğu gazetede neler “yumurtluyor”:

“Gümülcine Belediyesi için ‘Gümülcine Belediyesi’nde Eşitlik için İlk Adım’ Listesi oluşturulup ilan edildiğinde bazı ‘ilerici’ Yunan kökenli çoğunluk siyasetçiler, ‘Bu liste gerici bir listedir, bizleri 20 yıl geriye döndürmek istiyorlar’ demişti. Bu sözleri sarfedenlerin ilki Sol İttifak’tan Sinaspismos görüşlü Damon Damianos’tu. ( ) Yıllardan beri insancıl, Azınlık yanlısı diye bildiğimiz çoğunluk siyasetçileri ve basınları bile bizlere ‘GERİCİ’ diyorsa, artık en fanatiklerine ne kaldı. Ondan sonra bize bizden başka fayda yoktur, dendiğinde kızıyorlar. Evet, çok doğru. Bize bizden başka kimseden

bu

seçimlerde de sloganımız hazır; TÜRK’ÜN OYU

insanlığın illet

Bu dünya yerine yerleştikten ve bütün

“Necip Fazıl’ın

Benim derdim, kendisinin

fayda

gelmez.

Gelmediği

ortada

Onun

için

TÜRK’E Sinek de ufacıktır, ama mide bulandırır! Velhasıl bu mide bulantısı, bazı farkında olmadığımız şeyleri de görmemize sebep oluyor işte Örneğin, bendeniz, Damon Damianos’un, 30

yıllık PaSoK’çu ve bu seçimlerde PaSoK’un desteklediği listeden aday olduğunu sanıyordum; yanılmışım! Meğer Damon, “Sinaspismos görüşlü” imiş ve benimle aynı safta, Radikal Sol İttifak Cephesi’nde (SYRİZA) mücadele veriyormuş!!! “20 yıl geriye dönme” dediği şey de, Damon’un ağzından çıkmış bir şey değil; ben yazdım geçen

Ama “vatandaş” herhalde “bu solcuların hepsi

aynı düşünüyordur” diye “düşünmüş” (!) olacak ki;

Damon’a yakıştırıvermiş sözü

Yunanlı’ olarak görüyordur; ne bileyim! Hepsi bir yana, “bize bizden başka fayda yoktur” sözünü okurken ürperdim, tiksindim, öfkelendim! Merak da etmedim değil: Acaba gazete götürdüğü okuyucuları, suratına bakıp, “Madem bize bizden başka fayda yok, ne diye gazetene Yunanlılardan reklâm, tebrik, ilân alıyorsun; bu nasıl iş?” deseler ne diyecek? Ya da bizim “zombi”nin sık sık yaptığı gibi, biri çıksa sorsa, “Madem bize bizden başka fayda yok, gazeteni neden Yunanlıların matbaasında bastırıyor- sun?” diye, ne diyecek? Yazısının sonunda kendisini “gericilik”le eleştirenlere şöyle diyor:

Ya da beni de ‘ilerici

sayıda

“Ben buna Necip Fazıl’ın bir sözüyle cevap vermek istiyorum:

Bize gerici diyenlere ancak ‘Deh’ demek için gerideyiz.” Ben de bu noktada, yazımı bir atasözüyle bitirmek istiyorum:

Kılavuzu karga olanın, burnu boktan çıkmazmış! Bizim içimizde de böyle “Kaçimiğas’lar” oldukça, daha çok tartışılacak bölgenin “demografik yapı”sı… Okurdan

Bazıları Türk olduğunu hatırladı; - Bravo! Çok yaşa! Peki ya Türklüğünü hiç unutmayan bizler? -
Bazıları Türk olduğunu hatırladı;
-
Bravo! Çok yaşa!
Peki ya Türklüğünü hiç unutmayan bizler?
-
Çok konuşma lan; otur aşşa!
Hasan
AlAlAlAl GözümGözümGözümGözüm Seyreyle
Seyreyle
Seyreyle
Seyreyle
Tablo: MaronyaMaronyaMaronyaMaronya / Musa AKTAS

28 Ekim 2010

Yorum

Trakya’nın Sesi 8

“Eşitlik için İlk Adım” veya “Türk’ün oyu Türk’e!”

için İlk Adım” veya “Türk’ün oyu Türk’e!” Y ILLARDIR , B.Trakya’da, sorunlarımızı siyasî bir

YILLARDIR, B.Trakya’da, sorunlarımızı siyasî bir zemine

oturtamadık

yapamadık Hep “ikinci sınıf vatandaş” olduğumuzu ve ebediyyen öyle kalacağımızı kabûllenip, o doğrultuda hareket ettik. Ve ne zaman “sorunlarımızın çözümü” için (!) devlete “gövde gösterisi” yapmaya kalkışsak, etnik kimliğimizi ön plâna koyarak işe başladık! Nitekim, bugün de değişen bir şey yok: Gümülcine ve İskeçe Belediyeleri için kurulan “Eşitlik” listeleri, “Eşitliğe ilk adım” ve –son yıllarda seçimlerimizin moda sloganı olan– “Türk’ün oyu Türk’e” gibi çelişkili sloganlarla yola çıkıyorlar Madem “eşitlik” istiyorsun, niye “Türk’ün oyu Türk’e” diyerek kutuplaşmaya davet ediyorsun insanları? Yarın karşı taraftan “uç” birileri de çıkıp, “Yunanlı’nın oyu Yunanlı’ya” sloganı atsa; veya “içimizden” bazı güçleri kullanıp, “Pomak’ın oyu Pomak’a”, “Roman’ın oyu Roman’a” sloganı altında toplanmış “alternatif” listeler kurdurtsa, ne olacak?

“Yunan hükümeti bizi parçalamaya çalışıyor” diye cıyak cıyak bağırmayacak mıyız? Bir de şu var: Bu iki “bağımsız” listenin seçimleri kazanma ihtimali yok; o halde, seçimleri “Yorgo’lar”,

Sorunlarımızın çözümü için siyaset

“Mihali’ler” kazanacağına göre, biz eşitliğe adım atmamış mı

olacağız?

Ya da eşitliğe giden yolda geri adım mı atmış

olacağız?

Orasını da pek çözemedim!

Bir de biz daha ayağa kalkmayı başaramadan adım atmaya çalışıyoruz Kusur görmeyin, alınmayın, kızmayın! Ama maalesef

böyle

atlattık

Biz, “emekleme” dönemini 80-90 yılda zar-zor Ve şimdi ayağa kalkıp doğrulmamız; ayaklarımızın

üzerinde durabilmemiz gerekir; ki bu da bu “tempo”da, daha bir 100 yıl gider 2010 yılında, hem de belediye seçimlerinde, hâlâ etnik kimlik üzerinden siyaset yapıyorsak ve başka alanlarda söylecek sözümüz yoksa; gücenmeyin ama bu iş olmaz! Bırakın o işleri, meclisteki 2 milletvekilimiz; Avrupa’da ve Türkiye’de lobicilik yapan derneklerimiz; sivil toplum

kuruluşlarımız yürütsün

Hattâ “din adamı” olduğu halde, camide etnik siyaset yapan “fesli” imamlarımız yürütsün! Belediye seçimlerinde talep edeceğimiz başka şeyler var, etnik kimliğin dışında! Örneğin, şehrin altyapısı hakkında görüşünüz ne? Ya da “içilemeyen” su konusunda ne düşünüyorsunuz, projeleriniz ne? Şehrin kanalizasyon sorunu hakkında ne düşünüyorsunuz? Tık yok. Varsa yoksa “Türk’ün oyu Türk’e”. Sanki referandumdayız. Sanki Yunanlı’dan oy istemiyoruz! “Çamurdan olsun, ama illâ ki Türk olsun!” Bu anlayışla, daha mahallelerimiz çok çamurlar içinde kalacak gibi

Resmîleşen DEB Partisi yürütsün

Not: Geçtiğimiz dönem, İskeçe’de, parti destekli listelerin Türk meclis üyesi adayı almamasına tepki olarak kurulan “Eşitlik” listesi tarzı listelere karşı değilim. Lâkin, bölgedeki Türk çoğunluğuna güvenilerek kurulmuş, katıksız ve ayrıştırıcı listelere karşıyım. Anlatmak istediğim, sadece bu!

listelere karşıyım. Anlatmak istediğim, sadece bu! Gürcistan’da Değişim G ÜRCİSTAN Parlamentosu 15 Ekim
listelere karşıyım. Anlatmak istediğim, sadece bu! Gürcistan’da Değişim G ÜRCİSTAN Parlamentosu 15 Ekim

Gürcistan’da Değişim

Anlatmak istediğim, sadece bu! Gürcistan’da Değişim G ÜRCİSTAN Parlamentosu 15 Ekim oturumunda Anayasa’da

GÜRCİSTAN Parlamentosu 15 Ekim oturumunda Anayasa’da bazı değişiklikler yaptı. Değişiklikler lehine 112 milletvekili, aleyhine ise 5 milletvekili oy kullandı. Değişikliklerin bır kısmı 1 Ocak 2011 yılından, önemli kısmı ise 2013 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra yürürlüğe girecektir. Yeni değişikliklere göre, Gürcistan siyasi sistemi değiştirilecek, cumhurbaşkanının yetkileri azaltılacak, parlamento ve hükümetin yetkileri ise artırılacaktır. Aynı zamanda hükümetin oluşturulmasında Parlamentonun rolü artacaktır.

Muhalefet yeni değişiklikleri eleştirerek, Anayasanın Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili’nin isteği ve şahsiyeti üzerine değiştirildiğini iddia etmektedir. Bu iddiaya göre, Saakaşvili Anayasa gereği üçüncü kez Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılamayacağından 2013 yılından sonra kendisini hızla Başbakan görevine hazırlamaktadır. Bu sürece kadar da Başbakan görevindeki yetkilerinin artırılmasını hedeflemektedir. Mihail Saakaşvili yeni değişikliklerin Gürcistan’ı daha ileri götüreceğine olan inancını dile getirdi: “Değişiklikler uluslararası standartlara uygun. Anayasanın Cumhurbaşkanın istekleri doğrultusunda değiştirildiği iddialarını kabul etmiyorum”. Saakaşvili kendisini Rusya Başbakanı Vladimir Putin’le kıyaslayan muhalefeti de bu sözlerle eleştirdi: “Rusya Anayasasına göre, Cumhurbaşkanının yetkileri Başbakanın yetkilerinden daha fazla. Buna rağmen, Putin’in halen Rusya’da sözünün daha geçerli olduğunu söylemek mümkün”.

Gürcü muhalefeti Saakaşvili’nin Başbakan olacağını ve daha kaç yıl Gürcistan’ı yöneteceğini kafasına yerleştirmiş bile. Muhalefet bu senaryoya karşılık Anayasa değişikliklerinde eski cumhurbaşkanlarının başbakan seçilmesini yasaklayan maddenin eklenmesine gayret gösterdi. Ancak muhalefetin bu çabaları bir sonuç getirmedi. İktidar partisi bu maddeyi görüşmeden reddetti. Gürcistan’ın Rusya ile iki yıl önceki savaşta topraklarını kaybetmesine, Güney Osetya ve Abhazya’nın geri dönüşünü zorlamasına rağmen, Saakaşvili’nin reytingi ülkesinde halen yüksek. Saakaşvili’nin bu yıllardaki siyasi ve ekonomik reformları halkın büyük kısmının desteğini kazanmış, Gürcistan’da eski yıllarda mevcut olan yolsuzluk büyük oranda ortadan kaldırılmış, yeni yollar yapılmış, maaşlar artırılmıştır. Buna göre de, Saakaşvili’nin lideri olduğu Ulusal Harekat-Demokratik Cephesi’nin yöneticilerinden Avtandil Demetraşvili Cumhurbaşkanının gelecek yıllarda Başbakan olacağının altını çizmektedir. Gürcistan’da 2013 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yıl önce Parlamento seçimleri yapılacak. Bu seçimlerde ise Ulusal Harekat-Demokratik Cephesi`nin yeniden zafer kazanacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Gürcistan’ın yeni Cumhurbaşkanı kim olacak sorusuna da Saakaşvili ve iktidar partisi yanıt bulmuş gibi. Saakaşvili’nin yerine Mayıs ayında Tiflis belediye seçimlerinde yeniden zafer kazanmış Gigi Ulugava’nın ileri sürülmesi beklenmektedir. Zaten, Saakaşvili de Cumhurbaşkanlığı yarışına zamanında Tiflis belediye başkanlığı görevinden başlamıştı. Böylece, Gürcistan’da her şey Saakaşvili’nin istediği şekilde yürüyor. Muhalefet liderlerinden Nino Burcanadze, İrakli Okruaşvili ve Levan Qaçeçiladze’nin öteden beri yeni bir siyasi oluşum faaliyetleri bir sonuç getirmiyor. Muhalefetin Saakaşvili’yi Cumhurbaşkanı görevini tamamlamadan istifaya zorlama planları da küme düştü. Normalde Anayasa değişiklikleri muhalefetin işine yaramalı idi. Çünkü, Başbakan ile Parlamentonun yetkilerinin artırılması Parlamento seçimlerinin cazibesinin artırılması anlamına geliyor. Ancak muhalefet gelecek Parlamento seçimlerinde iktidar partisinin yeniden zafer kazanacağı ve böylece Saakaşvili’nin ülkeyi yönetmekte devam edeceği ihtimalleri üzerinden hesaplar yaptığından değişiklikler aleyhine çıkıyor.

28 Ekim 2010

Yorum

Trakya’nın Sesi 9

ΘΑΝΑΤΟΣ

28 Ekim 2010 Yorum Trakya’nın Sesi 9 ΘΑΝΑΤΟΣ Β ρέχει θάνατο. Πεθαίνουν. Από

Βρέχει θάνατο. Πεθαίνουν. Από σφαίρα. Είτε από µαχαίρι. Τους στραγγαλίζουν. Τους σφάζουν. Τους κρεµάνε. Τους καίνε. Σκοτώνονται. Από βόµβα, από νάρκη. Οι καλύβες, γεµάτες γυναίκες. Και παιδιά. Με φοινικόκλαδα οι σκεπές. Κάνουν αέρα. Με φύλλα για βεντάλιες. Να διώξουν ότι µπορούν. Τη ζέστη, τα κουνούπια. Το φόβο. Τι ωραία να πεθάνεις. Από φυσικό θάνατο.

ΤΣΕΡΝΟΜΠΙΛ

Ζωικά µέσα επικοινωνίας. Άνοιξη του 1986. Τσερνοµπίλ. Έκρηξη. Η κυβέρνηση, διέταξε σιωπή. Σοβιετικό χαρακτηριστικό. Στρατιωτικό, κοµµατικό. Φασιστικό. Πολλοί άνθρωποι, πέθαναν. Τρεις µέρες !!! Μυστικό !!!! Κανείς δεν ξέρασε, το µυστικό. Φοβήθηκαν. Τα γκουλάγκ. Αλλά ανέπνεαν, τη νέα Χιροσίµα. Στη θάλασσα και στα βουνά, όλα άλλαξαν. Οι µέλισσες, τα πουλιά φύγανε µακριά. Τα σκουλήκια χώθηκαν στο χώµα. Οι ψαράδες δεν είχαν δόλωµα. Οι κότες φαγητό. Οι άνθρωποι, την πλήρωσαν. Και θα τη πληρώνουν. Πεθαίνουν συνέχεια. Τίποτα δεν θα µείνει όρθιο. Μόνο το µανιτάρι. Της καταστροφής. Και θα πεθαίνουν. Οι επόµενες γενιές. ΟΛΕΣ. Αναπνέουν. Τρώνε. Το δηµιούργηµα τους.

ΤΕΙΧΗ:

*ΒΕΡΟΛΙΝΟΥ, ΤΗΣ ΝΤΡΟΠΗΣ, ΤΟΥ ΑΙΣΧΟΥΣ. ΕΠΡΕΠΕ ΝΑ ΠΕΣΕΙ, ΚΑΙ ΕΠΕΣΕ. ΟΜΩΣ ΞΕΦΥΤΡΩΣΑΝ ΝΕΑ ΤΕΙΧΗ. ΜΕΓΑΛΥΤΕΡΑ ΑΠΟ ΤΟΥ ΒΕΡΟΛΙΝΟΥ !! ∆ΕΝ ΜΙΛΟΥΝ ΚΑΘΟΛΟΥ ΑΥΤΑ. Ή ΜΙΛΟΥΝ ΕΛΑΧΙΣΤΑ. ΥΠΑΡΧΟΥΝ:

*ΣΤΑ ΜΕΞΙΚΑΝΙΚΑ ΣΥΝΟΡΑ. *ΣΤΗ ΘΕΟΥΤΑ. *ΤΗ ΜΕΛΙΓΙΑ. *ΣΤΗ ∆ΥΤΙΚΗ ΟΧΘΗ. 15 ΦΟΡΕΣ ΜΕΓΑΛΥΤΕΡΟ, ΑΠ’ΤΟΥ ΒΕΡΟΛΙΝΟΥ. *ΤΟΥ ΜΑΡΟΚΟΥ. 60 ΦΟΡΕΣ ΜΕΓΑΛΥΤΕΡΟ. ΓΙΑΤΙ ΑΡΑΓΕ ΥΠΑΡΧΟΥΝ ΤΕΙΧΗ ΠΟΥ ΚΡΑΥΓΑΖΟΥΝ. ΚΑΙ ΤΕΙΧΗ ΑΠΟΛΥΤΩΣ ΒΟΥΒΑ ?

ΗΘΕΛΕ ΝΑ ΖΗΣΕΙ ΕΛΕΥΘΕΡΗ

Αρνήθηκε να ηχογραφήσει το τραγούδι. Αναγκάστηκε να υπογράψει, µε άλλο όνοµα. Όµως όταν τραγούδησε, έπεσαν τα τείχη. Της λογοκρισίας και του φόβου. Την κοιτούσε άφωνος. Το τραγούδι, έγινε θρησκευτικός ύµνος. Χάρη στην υπέροχη φωνή της. Ειδικά προορισµένη να τραγουδά. Και τώρα µόνο να του τραγουδά. Χωρίς κόµπλεξ. Μέχρι για να το πει. Για πρώτη φορά. Με τη βελούδινη φωνή της. Ήταν κάτι παραπάνω από ένα παράξενο φρούτο. Κρεµόταν στο δέντρο. Και σάπιζε. Στον ήλιο. Τραγουδούσε για ένα πιάτο φαί. Έκανε τις κακόφηµες γειτονιές, να σωπαίνουν. Για να την ακούσουν. Κάτω από τη φούστα, έκρυβε ένα µαχαίρι. Που δεν ήξερε να προστατεύει τον εαυτό της. Από όσους ήταν γύρω της. Έζησε µέσα στις καταχρήσεις. Είχε παντού στο σώµα, σηµάδια και ουλές. Τραγουδούσε πάντα υπέροχα. Πάντα µε τα µάτια κλειστά.

Η ΣΡΕΜΠΕΝΙΤΣΑ ΤΗΣ ΕΛΛΑ∆ΑΣ

Το άλογο µου, από τα τείχη ως τα σεράγια, δεν πάτησε γη. Αλλά κορµιά !! Θ.Κολοκοτρώνης

ύο καµήλες και 20 µουλάρια, φορτωµένα µε χρυσά και ασηµένια λάφυρα, έστειλε ο Πετρόµπεης Μαυροµιχάλης στο σπίτι του στη Μάνη !! Που ‘γιναν όλα αυτά ? Εκεί που έγινε η γενοκτονία των γυναικόπαιδων των τούρκων, των εβραίων. ∆εν κάνανε µόνο οι τούρκοι γενοκτονία . Εµείς το κάναµε και τραγούδι. Ύµνο. Εθνικό. Την άλωση της Τριπολιτσάς. ∆ιαβάστε ΟΛΟ τον εθνικό ΜΑΣ ύµνο, και θα σοκαριστείτε

Η ΑΛΗΘΕΙΑ ΓΙΑ ΤΟ ΑΙΓΑΙΟ

Το Αιγαίο είναι διεθνές πάρκο µε µικρές ιδιόκτητες νησίδες, διασκορπισµένες σε όλη του την επικράτεια, και όχι ελληνική αυλή. Το 85% είναι διεθνή ύδατα. Άσε τους ψευτοπατριώτες να φωνάζουν. Το νταλαβέρι γίνεται, για να τα κονοµάνε οι εταιρίες πετρελαίου από τις αναχαιτίσεις. Και όπως λένε οι αναρχικοί «το Αιγαίο ανήκει στα ψάρια του».

28 Ekim 2010

Yorum

Trakya’nın Sesi 10

Azınlıklarda seçim psikolojisi ve alternatif(sizlik)ler

Azınlıklarda seçim psikolojisi ve alternatif(sizlik)ler B İR ülkede azınlık olmanın getirdiği binbir zorluk

BİR ülkede azınlık olmanın getirdiği binbir zorluk var! Çok basit bir cümle buldunuz bunu, öyle ya? Sanki sıcak suyu keşfetmiş gibi, zaten çok iyi bildiğiniz, yaşayarak öğrendiğiniz bir gerçeği hatırlatmaya ne hacet var ki !? İşte sorun da bundan kaynaklanıyor. Binbir zorluk içinde yaşamayı, bunu göğüslemeyi, diğerlerinden farklı olmayı, sanki kaderimizi hakediyoruz, istesek de “çoğunluk” gibi olamayız, çünkü “biz yabancıyız” psikolojisi öyle bir işlemiş ki içimize. Toplum tarafından dışlandık diye üzüldük, ya biz bütünleşme yolunda kaç adım attık? İkinci sınıf vatandaş muamelesi görüyoruz diye şikayet ettik, sınıfların birincisine yükselmek için ne kadar kendimizi yetiştirdik? Hatta kabuğu içinde, daracık dünyasının sıcaklığında gizlenenler arasında, biri başını dışarı çıkardığında, veya kozasında çıkacak bir kelebek gibi uçmak istediğinde ne kadar acımasızca kestik onun kanatlarını Azınlık olarak, hep çoğunluğu kaderimizden sorumlu tuttuk. Doğru, itirazım yok, ama bir de şu aynada kusurlarımızı görmeyi bir öğrenseydik artık, diyorum. Her nedense seçim zamanında bu “aynasızlık” sendromu iyice belirginleşiyor. Meydanlarda “sen-ben” kavgası, herkes “en iyisini” vaadediyor, herkes “milletini kurtaracak”, bütün adaylar kendilerini “en doğru kişi” görür ve azınlığın beklenti ve korkularını bir prim gibi kullanmayı başarabilen aday, seçimlerin galibi olur. Seçimlerin ortak özelliği zaten bu, ama bizim gibi ezilmişlik duygusu içinde olan azınlıklar bu durumlarda biraz “koyun sürüsü” gibi hareket eder. Ya onu beş kuruşla satın almak isteyen kişiye oyunu verir, ya birilerin arzusu üzerine “evet” der, ya da yıllardan beri feodal bey gibi bölgelerinde hüküm sürmeye alışmış kişilere güvenir. Batı Trakya’ya ilk ayak bastığım 1993’ten günümüze dek çok şeylerin değiştiğini görmemek mümkün değil. Dağlık köylere giderken karakoldan pasavana gerek yok, artık yerel yönetimde azınlık mensupları kendini kanıtlama imkanı buluyor, birbiri ardına okullar inşa ediliyor, çocuklarını Yunanlılardan soyutlayan veliler azalıyor, azınlık okullarında yarı Yunanca yarı Türkçe yarı eğitimli birey yetiştirmek üzere,

çocuklarını seçkin okullara, daha büyük kentlere gönderen ana babaların sayısı da az değil. Halkın da daha eğitimli, genel kültürü geniş olanların daha fazla, ufukların da daha açık olduğunu gözlemliyorum. Batı Trakya’ya gelin gittiğimde Türk olduğumu kanıtlamak için ne çileler çektim, “Bulgaros-gavur” etiketi de hemen konuluvermişti bana. 50 kilometre uzağındaki Bulgaristan’da Türk olabileceğini, onların Yunanistan’da müslüman olduğu gibi, sınırın öteki tarafında da Türklerin yaşayabileceğini anlamak çok zordu sanki. Değildi, fakat bilgisizliğin örümcek ağı gibi kol gezdiği yıllarda o dağlık köylerde insanlar başkalarını kabul etmekte zorlanıyordu. Çünkü kendi etraflarına öyle sıkı bir çember kurmuşlardı ki, onun içindeki güvenle dış dünyayı içine koymak istemezlerdi. Nitekim yavaş yavaş şartlar değişti, haklarımız çoğaldı, demokrasi belki daha sağlam oturmaya başladı, klişelerden sıyrılmaya başladık ve belki de ikinci sınıf olmaya isyan ederek, kendimizi daha çok yetiştirmeye ve güçlenmeye

başladık. Bulgaristan’ın eski Kralı ll. Simeon 1995’te sürgünden yurda geri döndüğünde “Demokrasi geldi, demek yeterli değil, insanların beynindeki hafıza kartının (chipin) değişmesi lazım” dedi.

Sanırım biz, Balkanlarda yaşayan azınlıkların da chiplerini değiştirme zamanı geldi. Kimse bize haklarımızı, özgürlüklerimizi tepsi üstüne koyarak ikram etmeyecek, onları elde edecek, yerleşmesi için çabalayacak, kendi iradesini kullanarak seslilik getirecek olan

bizleriz. İşte seçimler de bunu yapmak için en ideal zamanlardır. Alışagelen tabuları yıkmak ve Batı Trakya’yı çağdaş Avrupa’ya sözlerle değil, icralarla götürecek doğru kişileri seçme zamanı geldi. Azınlık statüsünün rahatlık kılığından çıkarak, entegrasyonu, bütünleşmeyi, çoğunluktan kopmayı değil, onunla elele olarak, bütünlük içinde kendi kimliğini ve özbenliğini koruyabilenleri tercih edelim.

siz

kalbinizin ve beklentilerinizin sesine kulak verin, meydanlardaki

hoparlörden yükselen seslere değil

Ama unutmayın ki, burada

olduğu gibi, Batı Trakya’da da iyi yetişmiş, eğitimli, dinamik ve kalbi millet için çarpan gençler var. Kafalarını deve kuşu gibi

geçmişe gömenlerin politikada ve yönetimde yeri yok Biz, Bulgaristan’da bunu artık anlamaya ve hatta meyvelerini almaya başladık bile. Birilerinin çabasını, gönlünü, azmini elbet feda etmesi gerekecektir çünkü:

“Sen yanmasan Ben yanmasam Biz yanmasak Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa”

Seçim propagandası yapar

gibi

oldum

Hayır,

Seçim propagandası yapar gibi oldum Hayır, ∆ελτίο Τυπου Κίνησης “Απελάστε
Seçim propagandası yapar gibi oldum Hayır, ∆ελτίο Τυπου Κίνησης “Απελάστε

∆ελτίο Τυπου Κίνησης “Απελάστε το Ρατσισµό”

ΟΜΆ∆Α φασιστών και τραµπούκων της περιοχής επιτέθηκε χτες (18/10/10), περίπου στις 8.30 το βράδυ σε αυτοσχέδιο τζαµί στην πλατεία Αττικής, στην οδό Αριστοµένους, σπάζοντας τα γυάλινα παράθυρα, χτυπώντας και τραυµατίζοντας τουλάχιστον τρεις µετανάστες, µεταξύ των οποίων και ο ιµάµης του τζαµιού. Στη συνέχεια εξαπέλυσαν κυνηγητό εναντίον των µεταναστών της περιοχής. Εκτός από τον ιµάµη, ο οποίος προσπάθησε να προστατέψει το χώρο του µε συµπατριώτες του από το Μπαγκλαντές, τραυµατίστηκαν κι άλλοι, οι οποίοι είχαν την ατυχία να περνούν δίπλα από την πλατεία Αττικής ή να βρίσκονται σε παρακείµενη στάση λεωφορείου. Τα φασιστοειδή επιτέθηκαν και σε ένα mini market µετανάστη από το Μπαγκλαντές. O ιδιοκτήτης του mini market κατέβασε έντροµος τα ρολλά, ενώ απ' έξω οι φασίστες χτυπούσαν προσπαθώντας να τροµοκρατήσουν τους µετανάστες κι επιχείρησαν να τα σηκώσουν για να µπουνε µέσα. Όλα αυτά παρουσία αστυνοµικών! Τελικά, αστυνοµικές δυνάµεις, µετά από

µιάµιση ώρα!, αποµάκρυναν τους ακροδεξιούς χωρίς όµως να γίνει καµία σύλληψη από αυτούς, ενώ σε τηλεφωνική επικοινωνία της Κίνησης "Απελάστε το Ρατσισµό" µε στρατηγό της Αστυνοµικής ∆ιεύθυνσης, υπεύθυνο βάρδιας, στο αίτηµα

υπεύθυνο βάρδιας, στο αίτηµα της Κίνησης να αποµακρύνουν οι

της Κίνησης να αποµακρύνουν οι αστυνοµικοί τους φασίστες, εκείνος απάντησε "να παραµείνουν οι µετανάστες µέσα για να µην πυροδοτηθεί µεγαλύτερη ένταση"! Σε µαγαζιά της περιοχής είχαν ήδη επιτεθεί φασίστες και άλλες φορές, αλλά και στις 15 Οκτωβρίου, µέρα περιοδείας του Άδωνι Γεωργιάδη και του Θάνου Πλεύρη στην περιοχή. Για τις επιθέσεις αυτές η Κίνηση "Απελάστε το Ρατσισµό" δέχτηκε επώνυµες καταγγελίες από έλληνες αυτόπτες µάρτυρες, σύµφωνα µε τους

οποίους οι "αγανακτισµένοι πολίτες" είχαν απειλήσει µετανάστες κατόχους καταστηµάτων να κλείνουν νωρίτερα και κάποιες µέρες να µην ανοίγουν καθόλου.

* Απαιτούµε να τερµατιστεί η κάλυψη των

εγκληµάτων των φασιστοειδών από την ΕΛΑΣ και το Υπουργείο ΠΡΟ-ΠΟ. Να συλληφθούν οι φασίστες δολοφόνοι

* Καλούµε τις δηµοτικές και περιφερειακές

κινήσεις να πάρουν θέση, καταδικάζοντας

τραµπουκισµούς

* Καµιά ελευθερία στους εχθρούς της

τους

ελευθερίας - διάλυση των φασιστικών οργανώσεων

* Νοµιµοποίηση των µεταναστών, άσυλο και

στους πρόσφυγες

* Μέτρα ενάντια στη φτώχια και την

ανεργία, όχι εξόντωσης φτωχών και ανέργων

(επισυνάπτεται φωτο από το τζαµί µετά την επίθεση. Το µαύρο αυτοκόλλητο είναι της ΧΡΥΣΗΣ ΑΥΓΗΣ)

Κίνηση "ΑΠΕΛΑΣΤΕ ΤΟΝ ΡΑΤΣΙΣΜΟ" tel-fax: 210-5130373, 3306286, 6974363037, www.ksm.gr

στέγη

28 Ekim 2010

Dünya

Trakya’nın Sesi 11

Çiçek bunu hep yapıyor!

Dünya Trakya’nın Sesi 11 Çiçek bunu hep yapıyor! K KTC’de 2003-2006 yılları arasında Başbakanlık

KKTC’de 2003-2006 yılları arasında Başbakanlık Müsteşarlığı yapan Öntaç Düzgün geçtiğimiz aylarda yazdığı kitapta, “Cemil Çiçek görüşmelerde çok ağır konuşurdu. Bize, ‘Uçaktan bakıyorum villalar var. Keyif

içinde yaşıyorsunuz. Benim emeklim çalışanım ne alıyor, biliyor musunuz? Abuk sabuk şeyler istiyorsunuz.

Beslemesiniz, k

sözler ederdi.” demiş, yer yerinden oynamıştı. Düzgün, “Başbakanlık’ta 30 ay” adlı kitabında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2003 seçimleri ardından dönemin Başbakanı olan KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nu, “Yine mi para isteyeceksiniz?” diye azarladığını, Birinci Ordu Komutanlığı’na atanan Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu’nun, Kıbrıs’ta görev yaptığı sırada, kendisine, “Ulan bir numaralı memur” diye seslendiğini yazdı kitabında. Diğer söylenenlerin doğruluğunu yanlışlığını bilmem ama ‘paylamak’ bir Cemil Çiçek klasiği. Bir babanın haylaz evladını azarladığı gibi azarlıyor Çiçek. Hem de her fırsatta yapıyor bunu. Basın varsa biraz daha dikkatli oluyor ancak mimiklerindeki küçümseyici ifade kendini sadece fikren kontrol edebildiğinin göstergesi. Geçtiğimiz günlerde yine bir sürü eleştiri getirdi

kıpırdatmıyorsunuz’ gibi

ınızı

Kıbrıs Türküne. KKTC’de gerçekleştirilen Yatırım Danışma Konseyi’ne katılan Cemil Çiçek, önce adaya yabancı sermayenin gelmesinin şart olduğunu vurgulayarak, KKTC hukukun değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Ardından, “Ben Belediye Başkanıyken İller Bankası’ndan daha fazla para alabilmek için nüfusu şişirirdik. Siz de nüfusunuz 250 bin mi, 270 bin mi, açık artırmaya çıkmış gibisiniz. Önce bunu netleştirin” çıkışını yaptı. “Türkiye, yüzde 16 tasarruf yaptı. Ancak bu tasarrufla yüzde 5 büyüme sağlanabildi. Bizim yüzde 7 büyümemiz lazım. Bunun için de yabancı sermayeye ihtiyaç var. KKTC ise tasarruf yapamıyor. Devletin yatırım yapma şansı yok. Çünkü koskoca bir delik var. Burada nasıl bir direnç olduğunu da biliyoruz. Bunun için mutlaka yabancı sermaye çekmesi lazım. Ancak yabancı sermaye ürkektir. Bu sermayeyi çekmek için de iyi işleyen bir bürokrasi olmalıdır. Yabancıları çekebilmek için bürokrasisini ve hukuk altyapısını yeniden gözden geçirmelidir.” diyen Çiçek, arkasında “Bir Çiçek geçti” gündemi bırakarak adadan ayrıldı. Televizyonlar, gazeteler Cemil Çiçek’in sözlerini çok tartıştılar. Kimi haklı dedi, kimi ‘bizi böyle azarlamaya hakkı yok’ dedi. Ben de Çiçek’in konuşmalarını Toplumcu Demokrasi Partisi Mağusa milletvekili Hüseyin Angolemli’ye yorumlattım. 25 yıllık deneyimli politikacı Angolemli bu konuda geçmişe dayalı verileri serdi önüme. Rahmetli Turgut Özal’ın 1986 yılında bir sürü ekonomik paketle adaya geldiğini, ‘Çalışanların hakları ürkütücü. Bu hakları kırpmanız gerekir. Aksi taktirde yatırımcı gelmez’ dediğini anlattı.

Aksi taktirde yatırımcı gelmez’ dediğini anlattı. 6. sayfadan devam Hüseyin Ahmetoğlu’nun Listesi
Aksi taktirde yatırımcı gelmez’ dediğini anlattı. 6. sayfadan devam Hüseyin Ahmetoğlu’nun Listesi

6. sayfadan devam

Hüseyin Ahmetoğlu’nun Listesi (İskeçe’deki Bağımsız Türk Listesi)

Adem Musli, Ayşe Uzun, Aysel Sağır, Bedriye Şerif, Bilal Budur, Canan Mustafaoğlu, Ender Hakkıoğlu, Erkan Kurak, Erkan Ruşen, Gülsüm Fikret, Gürhan Ömeroğlu, Hafize Arifoğlu, Halil Çil Kara, Hande Mustafaoğlu, Hasan Kaba,Hasan Rüştüoğlu, Hüsrev Salihoğlu, İlhan Kuru Halil, Lütfiye Nihatoğlu, Metin Kasımoğlu, Mustafa Hacı Mustafa, Nedim Ahmetoğlu, Nevriye Deli Hüseyin, Nihal Hüseyinoğlu, Nihat Osmanoğlu, Ozan Ahmetoğlu, Reyhan Hacıibram, Salih Abdullah, Sevtap Hint, Şaban Bandak, Uğur Muharemoğlu, Yüksel İhtiyar Ali, Ziya Mercanoğlu.

Not: Güzel bir liste olmuş İskeçe’de, ille de “partililere oy vereceğim” diyenler, Stilyanidis’in listesinden aday olan Mehmet Hacıhalil’i tercih etsinler

Gümülcine Belediye Seçimleri

Liste bolluğu

Seçimin ilk haftada bitmesi imkânsız İkinci haftaya Petridis ile Koçakis geçecek Görebildiğim kadarıyla, Belediye Başkanlığı’nı, Petridis kazanacak Çünkü, listesindeki Türk adaylar, Koçakis’inkilere nazaran daha “kaliteli”. Petridis’in listesinde, s. Müftü İbrahim Şerif’in kardeşinin de aday olduğunu

belirtelim

6 liste!

Yassıköy Belediye Seçimleri

Bu belediyemizde dönen “manevraların” hesabını tutmak, imkânsız gibi Gündem gazetesi dahi, bu manevralarda yerini aldı ve Kiriakos Amucas’ın yarım sayfalık reklâm-ilânını yayımlayarak, yön/yol gösterdi Helâl olsun! Hele hele, iki azınlık adayının oluşturduğu listelerde göstermelik ikişer Rum adayın karşısında, Amucas’ın listesinde 38 Türk adayın bulunmasına ne demeli? Bunların içinde, “kahraman” İsmail Molla Rodoplu’nun baldızının bulunması, bizleri şaşırttı

KÖYÜM VE KÖYLÜM

Yanık bir türküdür benim köyüm. İnsanları ise bölüm bölüm, Nedir onları bölen? Düşünürüm! Onları bir araya toplar ancak ölüm.

Ezilmiştir benim köylüm, Tarlada olmuştur beli iki büklüm. Başka çaresi yok ki gülsün, Ağlar yanık yanık köylüm.

Anlatamaz kimseye kendini, Üstelik azarlanır dil bilmedimi. Bazıları beğenmez kıyafetini, Köylüm olmasa, zor doyurur midesini.

Benim köyüm bir türküdür, İnsanları bazen hüzünlüdür. Ama bir de sabrı taşarsa Herkese diş söktürür.

Sevgi HÜMMET

Kepçenine’nin

“Beğen Beğen Seç” Adayları

Selâm benim “tehlike oluşturan” evlâtlarım, selâm sizlere 1991 senesinden beri, “isonomia- isopolitia”, yâni “yasalar önünde eşitlik- eşit vatandaşlık” türküsünü söyleyen devlet yetkililerimiz, bu 20 sene içerisinde, inanmayıp da söyledikleri bu “tekerlemeyle” birçok kişi ve kurum-kuruluşu uyuttular

Hatta ve hatta, bizim azınlığın içinde bile buna Kur’an ayetleri gibi inanan “saflar” da vardır Yunan devleti, bu yeni politikaya daha ilk günlerden su koymaya başladı En başta, 1993 senesinde, Meclis’ten geçirdiği seçim kanûnuyla bunu ortaya koydu! Bağımsız milletvekili adayı olmak, dünyanın her yerinde, her vatandaşın en doğal hakkı iken; Yunanistan, “seçim yasası”yla bunu hak olmaktan çıkardı Şöyle ki; bağımsız milletvekili adayı olabilirsin, ama, seçilemezsin! Bu dünyadaki 200 devlette tektir! Ve resmen, ayrımcılıktır; yasaklayıcı uygulamadır! Dünyanın hiçbir yerinde, bağımsız bir milletvekili adayından ülke genelinin %3 oyunu alması istenemez! Yunanistan istiyor!!! Ve burası “demokrasinin beşiği” (!) Yunanistan!!! Ama, doğrudur; burası, “demokrasi- nin beşiği”, kendisi değil! Ve burası, AB’nin 10. üyesi bir ülke! Ve ne yazık ki, bu yasayı bugüne kadar hiçbir akıllı AİHM’e götürmedi Götürse, kazanacağı kesindir! 1993’ten sonra, bir sürü uygulama “isonomia-isopolitia”ya aykırı gerçekleşti Öğretmenler sorunu, vakıflar sorunu, millî kimlik ve dernek kurma hakkı sorunu, azınlık gazetelerine uygulanan ambargo, camilerin

minâre sorunu

gibi, daha bir sürü

sorun!

Bu seçimlerde, Gümülcine Belediyesi’ne, “Eşitlik için İlk Adım” listesinin kurulmasıyla birlikte, demokrasiden nasibini alamamış bazı “politikacı” bozuntuları, Gümülcine Vali Yardımcısı ve Yunan basını; anti- demokratik reflekslerini su yüzüne çıkarıp, azınlığımız aleyhinde veryansın ettiler Neymiş efendim? Gümülcine Belediyesi’nde, Türk

listesi kurulmuşmuş

“büyük tehlike” imiş!!! Bölgeyi geri götürüyormuş!!! Yapmayın yahu! Öyle mi? Biz B.Trakya Türkleri, bu ülkenin vatandaşları değil miyiz? Bizim istediğimiz şekilde, siyasete,

ve bu liste,

politikaya katılma hakkımız yok mu? Tabii ki var! Varsa; bu “hırlamalar”, bu “gürlemeler”, bu “ciyaklamalar” neyin nesi? Demek ki, Yunanistan’da demokrasi, yalnızca Yunan soyundan olanlar içindir! Faşist ve ırkçı “Altın Şafak” partisi seçimlere katılırken sesi-soluğu çıkmayanlar, azınlık fertleri basit bir belediye listesi kurunca, bunun demokratik hak olduğu unutuluyor ve bu hakkı kullanan azınlık fertleri “tehlike” unsuru olarak gösteriliyor!!! Vay canına! Sevsinler sizin “demokratlığınızı”! Azınlık listesinin kurulması, (doğruluğu-yanlışlığı ayrı tartışma konusu) bölgede demokrasiyi ve çoksesliliği güçlendirir Yanlışlar, yanlış uygulamalar, azınlığı görmezden gelme, bu tür oluşumların ortaya çıkmasına fırsat tanır Azınlık listesinin kurulmasına karşı çıkıp; tepki koyan beyefendiler, kusuru kendilerinde arasalar, çok daha iyi ederler!

Kaçimiğas

Rodop Vali Vekili Kostas Kaçimiğas’ın demecini 1. sayfamızda okuyabilirsiniz PaSoK valisi, “bizim vali” Aris Yannakidis’in başyardımcısı olan Kaçimiğas, Hronos gazetesinde yayınlanan demecinde, neler söylüyor, neler!!! Biz okuduğumuzda, “Allah Allah” demekten kendimizi alamadık! Bu “zavallı”, azınlığımızın artık “tehlike” oluşturduğunu; ve bunun için bölgedeki Yunan nüfusuna takviye yapılması gerektiğini –utan- madan- söylüyor! Heyhat! “Demografik yapı”ların değiştirilme- sinin uluslararası hukuka göre suç olduğunu unutuyor! Lozan’a aykırı olduğunu, görmezden geliyor! İskeçe ilinde, nüfusun 3’te 1’i; Rodop ilinde, nüfusun yarısı; Dedeağaç ilinde nüfusun 15’te 1’i azınlık durumundaki Türklerden oluşuyor Ve utanmadan, hâlâ, azınlığın “tehlike” oluşturduğundan dem vurabiliyor, “zavallı” Kaçimiğas Tek kelimeyle, “tehlike” tellâllığı yapıyor Ve ayıp ediyor

Pa-ŞoK İstifalar

4 yıldan beri, PaSoK’un İskeçe’deki İl Meclis üyeleri Celâlettin Dülger ile İrfan Hacıgene ve bu seçimlerde,

bu iki kardeşimizle birlikte PaSoK’un “Eyalet listesi”nden aday olması beklenen Hüseyin Sedatoğlu, PaSoK adayı Aris Yannakidis’in listedinden aday olmayacaklarını açıkladılar… Bu kardeşlerimizin, yayınladıkları basın duyurusu, şöyle:

7 Kasım seçimleri öncesi Doğu Ma- kedonya-Trakya eyaletinde PASOK partisi listesinin aday adayları olan bizler, Celalettin Dülger, İrfan Hacıgene ve Hüseyin Sedatoğlu, seçimlere katılmama kararı aldık. Son yıllarda azınlık seçmeni, Pasok partisindeki adayları tüm gücü ile desteklemesine rağmen bölgemizdeki parti yetkililerinin azınlığımızın kronikleşmiş sorunlarının çözümü noktasında sergiledikleri ciddiyetsiz tutumları hatta ve hatta bazı sorunların seçim programına bile dahil etmemekteki ısrarları bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu durum karşısında sandalye ve şöhret uğruna seçmenimizi yanlış yönlendirme yerine, seçimlere katılmamayı uygun gördük. Son karar aziz halkımızındır.

Şimdiii Bu açıklamayı, biraz “açalım”:

Bu kardeşlerimiz, İskeçe Milletvekili

Çetin Mandacı ile birlikte, Aris Yannakidis’le listeye aday olacakların görüşmeleri sırasında, İskeçe’den 4 aday üzerinde anlaşmaya varmışlar

Ancak

Yannakidis, bu anlaşmaya

riayet etmeyip, aday sayısını 5’e çıkarmakta ısrar edince, yukarıdaki 3 aday adayı, aday olmaktan vazgeç- mişler

Devamı 6. sayfada

TRAKYA’NIN SESİ
TRAKYA’NIN SESİ
∆εκαπενθήµερη∆εκαπενθήµερη,∆εκαπενθήµερη∆εκαπενθήµερη,,, ∆ίγλωσση∆ίγλωσση∆ίγλωσση∆ίγλωσση
ΕφηµερίδαΕφηµερίδαΕφηµερίδαΕφηµερίδα τηςτηςτηςτης ΘράκηςΘράκηςΘράκηςΘράκης
SAHİBİ-SORUMLUSU
(Ι∆ΙΟΚΤΗΤΗΣ - ΥΠΕΥΘΥΝΟΣ) :
Abdülhalim DEDE
Cep tel: (+30)6978111133
GENEL YAYIN YÖNETMENİ
(ΓΕΝΙΚΟΣ ∆ΙΕΥΘΥΝΤΗΣ ΕΚ∆ΟΣΗΣ)
Mustafa ÇOLAK
YAZARLAR
(ΑΡΘΡΟΓΡΑΦΟΙ-ΣΥΝΕΡΓΑΤΕΣ):
Yorgos PAPADAKİS, Musa AKTAŞ
Nasos THEODORİDİS, Mehmet AZİZ,
Devrim BARIŞ, Salih DEDE
Ayhan CAN, Elhan ŞAHİNOĞLU
Stelyo BERBERAKİS, İsmail DİKİLİ
Aristos YANNOPULOS, Ferdi RAİM
Yurdagül BEYOĞLU, Akis SADEXİS
Sevda DÜKKANCI, Sevgi HÜMMET
Adres: N. Andrioti 7, KOMOTİNİ-69100
Tel: (+30)2531029497
Fax: (+30)2531037759
E-mail: abdulhalimdede@hotmail.com
R. Daireler-A.Şirketler: 200 €
Belediyeler-Nahiyeler: 150 €