You are on page 1of 30

Istanbul’un eski

Vapurları

Canerhan Tipi - Eylül 2010 Kontrol izleyicide
64 numaralı Küçüksu vapuru

Yirminci yüzyıl boyunca İstanbulluların
yaşamının bir parçası oldu bu minik vapurlar

Her biri; güvertelerinde, kaptan köşklerinde,
salonlarında, acı-tatlı binlerce hatıra sakladılar

İşgal yıllarının acısını, kurtuluşun sevincini, gururunu
İstanbul halkı ile birlikte yaşadılar…

1927 yılında Atatürk’ün, İstanbul’a o ilk gelişindeki
coşkuyu bayraklarla, fenerlerle süslenerek halk ile
birlikte kutladılar

Ve nihayet yüzyılın sonuna doğru bir bir çekildiler
İstanbul halkının yaşamından…

Uğramaz oldular artık Boğaz iskelelerine…

Ara Güler
Satıldılar, söküldüler, yok olup gittiler ama
öyküleri hâlâ dillerde onların….

Her birinin adları, hatta baca numaraları bile
hâlâ belleklerde onların…

Her birinin kendine mahsus, inceli kalınlı
düdük sesleri hâlâ kulaklarda…

O kömür-mazot karışımı makine dairesi
kokuları hâlâ hatırlarda onların…

Acı tatlı anıları, kaptanları , yolcuları,
iskeleleri romanlarda, şiirlerde yaşıyor
artık onların…

Savaş ve işgal yıllarında, birçoğunun cesareti,
kahramanlığı destanlarda yazılı onların…
60 numaralı Rağbet vapuru

Ara Güler

Yaşıyorlar evet…
Yaşıyorlar çünkü onları gönüllerinde yaşatan 20. yüzyıldan kalma kuşaklar var hâlâ…
Bizler varız yani… 1930’lular, 40’lılar, 50’liler hatta 60’lılar…
Babalarımızdan, dedelerimizden bize emanet kalan bu gemilerin kurumunu yutan,
isini pasını yiyen, lodosta arka güvertesinde dudakları tuzlanan, pabuçları ıslanan bizler…
Bizlerin dışında birkaç anı kitabı, bir-iki yazı ve bir sürü eski fotoğraf işte geride kalan …
İzliyorsunuz…
İşte bu zerafet sembolü vapurların renkli günlerinden görüntüler

71- Hâlâs 64-Küçüksu 66-Boğaziçi

74-Altınkum

70-Erenköy

73- Rumelikavağı
67-Kalender

68-Güzelhisar
66-Boğaziçi
Erken sabahlarda Boğaziçi’nin işte bu güzelim vapurlarına kim bilir kaçınız binerdiniz
Üsküdar iskelesinden her gün benim gibi…

Kimimizi Çengelköy’e, kimimizi Vaniköy’e, Arnavutköy’e, Bebek veya Kandilli’ye bırakırdı onlar,
oradan dağılırdık okullarımıza…

Akşamüzeri bu kez bir başkası gelir, Boğaz iskelelerinden toplar hepimizi, Üsküdar’ a getirirdi…
Meydanda beklemekte olan tramvaylara biner, kimimiz Kadıköy’e, kimimiz Bağlarbaşı’na,
Kısıklı’ya, Selimiye’ye dağılırdık evlerimize…
O sabahlarda vapur Kuleli’nin önünden geçerken hep babamın anlattığı bir hikayeyi; Şeref Kaptan’ı ve 66
numaralı vapuru düşünürdüm…
1919 yılının o sonbaharı, işgal altındaki İstanbul’da Kuleli’nin orta kısmına başlayacaktı babam… Okulun
açılacağı o Cuma ikindisi heyecanla geldiği Eminönü iskelesindeki kalabalığın da heyecanlı olduğunu
gördü… Herkes “66” numaralı vapurdan ve “Şeref Kaptan” dan bahsediyordu:
“O gelseymiş, o götürseymiş onları Çengelköy’e, düşman zırhlıları arasından o geçirseymiş, bayrağımızı
indirip, selamlamazmış onları çünkü Şeref Kaptan” …

** 1919 yılının o 66 numaralı vapuru daha sonraki yıllarda “66-Boğaziçi” adıyla hizmet edecekti
İstanbullulara
Ve işte bir alkış kopuyor, ‘66’ gelip, yanaşıyordu … Gerisini babamdan (Kuleli 1919 kitabından) dinleyelim:

“ Bir kalabalık seli arasında bindim 66’ya ve vapur hemen kalktı Boğaz’a akşam gölgeleri inmiş,
serin bir deniz yeli çıkmıştı… Ortalığı bir mavilik sarmıştı. Karşımdaki sırada ve daha arkalarda,
ötelerde oturanların bakışları sert, durgun ve evet; öfkeliydi. Evet… Hem durgun, hem öfkeli ve
hem de sessiz...

Vapurumuz düşman zırhlıları arasından hızla geçiyordu. Hayır, arkadaki al bayrak inmeden,
püfür püfür dalgalanıp duruyordu... Tüm bakışlar ay-yıldızlı bayrağımızdaydı. Bu bakışlardaki öfke,
‘66’ Boğaz’a daldıkça giderek kaybolur olmuştu. Ve işte artık gülümsüyordu yolcular.
O deminki durgunluk, sertlik yerini sevgiye, saygıya, hayranlığa bırakmıştı...
Sevgi, bu güzel vatana; saygı, şu al bayrağa; hayranlık ise Şeref Kaptana idi besbelli ”
Şeref Kaptan

“ İstanbul’daki umutsuzluk, hüzün ve yas yoktu Boğaz’da. İçerilere daldıkça vatan ve halk
umutla gülümsüyordu sanki... Gerçekten, bu ne güzel vatan, bu ne yurtsever halk, bunlar ne
kahraman kaptanlardı... Gemimiz ilerledikçe bu duygular da o zırhlılar gibi arkalarda
kaldı...
Şimdi artık ‘66’nın kesik ve alaylı düdüğünü duyan pencereler açılıyor, balkonlar
kalabalıklaşıyor, yollarda birikimler oluyor; köşklerden, yalılardan, sokaklardan,
patikalardan, ağaçlıklardan mendiller, havlular, eller, küçük bayraklar sallanıyor, Boğaziçi
halkı umut, direnç, gurur saçıyordu...

Şeref Kaptan Çengelköy’e değil, sanki ANKARA’ya yanaştı...

Ortalık iyice kararmıştı. İskele halkla doluydu. Herkes bizi alkışlıyordu ”
66 – Boğaziçi son seferinde (1981)
74 - Altınkum vapuru Bebek iskelesinde (Sami Güner fotoğrafı)

Şeref Kaptan uzun yıllar Altınkum vapurunda sürdürdü mesleğini
öldüğünde cenazesi bu vapurla götürüldü Beykoz’a…
Pekiyılının
1910 kadirşinas
Ağustosmilletimiz ve devletimiz
ayında hizmete bu cesur
giren 66 numaralı ve hatıralı
Boğaziçi
gemimize
vapuru ise 52nasıl bir son
yıl süren uzunreva gördü
hizmet acaba? sonra 1962 yılında
döneminden
onarılıp, yenilendi. 1981 yılında da hizmet dışına çıkarıldı.
66 numaralı Boğaziçi vapuru 1982’de bazı değişiklikler yapıldıktan sonra Marmaris’te yüzer
lokanta haline getirildi.

1984 yılında Boğaz’da bir yangın geçirdi. Kasım 1984’te üst güvertesi kaldırıldı ve
tekrar yüzer lokanta haline getirildi.

İzleyen yıllarda eğlence gemisi olarak hizmet veren bu emektar vapur, 1995 yılında Boğaz’da
seyir halindeyken transit geçen bir yabancı gemi ile çarpışma sonucu battı ve kaybedildi !
Yiğit Şeref Kaptan’ın “66”sı, o cesur gemisi, lokanta ve eğlence gemisi olmayı
kendine yakıştıramamıştı...

Bir zamanlar adının bir efsane gibi estiği Boğaziçi’nin serin sularının dibini
ebedi mekân seçmişti kendisine...

İşgal yıllarında ona mendil sallayan, onu alkışlayan insanların anılarını da
beraberinde götürmüştü...

Ara Güler
73 numaralı Rumelikavağı vapuru

Ara Güler

Türkiye’nin çehresinin değiştirilmeye başlandığı o 80’li yıllarda

Güzeller güzeli Rumelikavağı vapuru da bu vefasızlıktan nasibini aldı
1984 yılında Hilton Oteline satılarak tadilat geçirdi
Ve dansözü çağrıştıran “Şehrazad” adıyla yüzer lokanta oldu…
1980’lerde İstanbul’un değişen yüzüne ve
kimliğine ödenecek diyet “66” ile “73” ile
kalsa yine de iyiydi belki…

Ama arkası gelecek, İstanbul’un tarih yazmış
bu gemileri tek tek teslim edilecekti rant
imparatorluğuna…

Şirketi Hayriye’nin Hasköy tersanesinde inşa
edilmiş olan 76-Sarıyer vapuru 1983 yılında
hizmet dışı bırakıldığında 55 yıllık tekneydi…

Bir sabah “Paradise” oldu onun da adı…
İstanbul’daki yeme-içme rantının dayanılmaz
cazibesine teslim edilmişti o da…
Ve 71 numaralı Hâlâs….

Savaş boyunca İngilizlerin rehin tuttuğu gemi… 6 Ekim 1923’te İstanbul’un kurtuluşu
anısına kurtuluş anlamına gelen “Hâlâs” olarak adlandırılmıştı…
Satıldı… O da kurtulamadı eğlence gemisi olmaktan…
1920’lerde, 30’larda, 40’larda bu Boğaz
vapurlarında “tenezzüh seferi” adı altında
eğlenceli halk gezileri tertip edilirmiş…

Bu geziler genellikle müzikli ve yemekli olup,
halkın nezih bir ortamda, ehven şartlarda
eğlenmesi amaçlanırmış…

Her yanı tertemiz boyalı ve cilalı olarak korunan,
madeni aksamı her daim pırıl pırıl parlayan bu
zarif vapurlardaki bu gezileri, onları palyaçoya
çevirip, “eğlence gemisi” anlayışı ile isli, paslı
bir şekilde Boğaz’ın kıyısına bağlayan anlayışla
karıştırmamak gerekir elbette…
Ara Güler

O vapurların bu perişan hallerini görmek elbette
üzerdi bizleri…

Elbette kabullenemezdik onların bu şekilde sirk atı
misali kullanılmalarını…

Onlar bizlerin gözünde daima birer saygın üyesiydi
geçen yüzyıl toplumunun…

Çay-simit-semaver toplumunun çocuklarıydı onlar da
bizler gibi…

Henüz kokoreç - lahmacun toplumuna geçiş
gerçekleşmemişti bizim onları ilk tanıdığımız
yıllarda…
Öyle çok sevildiler ki onlar…
Öyle çok anıları var ki 20. yüzyıl kuşaklarının
onlarla...

Hiç bir zaman, dünyanın hiç bir yöresinde vapurlar halkla böyle bütünleşemeyecek,
toplumun bir ferdi gibi algılanamayacaklar,
Bu etkileşim yeryüzünde bir kez daha görülmeyecek.
Ne şanslıymışız ki bizler yaşadık bunu…

Ünlü şairimiz Ziya Osman Saba’nın 39 numaralı “ Neveser” vapuru için yazmış olduğu uzun yazısından şu
aktaracağım kısa bölüm, bu vapurların nasıl bir dost kadar hatta zaman zaman bir sevgili kadar sevilmiş ve
benimsenmiş olduklarının bir şahane belgesi olsun:
NEVESER

O artık iskelelere “Bırakın da şuracıkta biraz
daha dinleneyim” demek ister gibi yaslanıyor,
yanaştığı iskeleden güç bela, sanki dürtülmekle
ayrılıyor…

Neveser öylesine yorgun argın çalışıyordu ki
bu yaz da kaç kere, başka vapurlardan içim
burkularak seyrettim. Bindiğim vapurlar
çabucak yakaladılar onu…

Birkaç dakika yan yana seyrettiğimiz sırada yolculardan onun eskiliği ile alay edenler, bu kadar yeni vapur
geldikten sonra artık seferden alınması lüzumuna işaret edenler oldu. Neveser bize mahzun mahzun bakarak
yol verdi…. O artık gülünçleşmişti. Ona artık “patpat-ı bahrî” diyorlardı
Neveser, tarifede yazılı saatlerini dalgın, bunak bir ihtiyar gibi karıştırdığı için o seferleri yapmaktan besbelli
affolunacak artık!.. Bir akşam , Neveser’i en çok özlediğim bir akşam onu yine Köprü’ye yanaşmış, bu son
seferlerinin birinde beni son bir defa daha, bu değişmiş, bu hepsi yabancı yolcuları arasında görmek istermiş
gibi bekler bulacağım.
Eminönü’nden doğru koşa koşa bacasının hizasına geleceğim, o bana bakacak, onunla son defa göz göze
geleceğiz, merdivenlerden koşa koşa inip, sürme iskelesini aşınca içi rahatlar gibi olacak. Benim onu
unutmadığım gibi, o da beni unutmamış…
Çocukluğumun, gençliğimin, Feneryolu’nda oturduğumuz zamanların, üşüyüp soğuk almamdan o kadar
korkan anneannemin sağ olduğu günlerin, başka devirlerin, başka alemlerin vapuru Neveser’e son defa
bineceğim. (Ziya Osman Saba)
Asker taşıyan bir Şirketi Hayriye vapuru

İstanbul’un bu cesur yürek gemileri ve
kaptanları 1911’de Trablus, 1912’de
Balkan ve 1914’te I.Dünya Savaşı süresince
ordu emrinde yurt savunmasına önemli
katkılarda bulunmuşlardı…

Bu gemilerle savaşın en zor ve de umutsuz
günlerinde, türlü zor koşullara göğüs gererek
asker, silah, mühimmat, levazım malzemesi
ve kömür taşındı…

I. Dünya Savaşı süresince Şirketin elinde bulunan 39 vapurun hemen hemen hepsi ya sürekli ya da belirli
sürelerle ordu emrinde hizmet gördü.
Savaşın sonunda şirketin elinde Boğaziçi’nde sefer yapabilecek yalnız 18 vapur kalmıştı, bunlar sırasıyla:
47-Tarzı Nevin, 48-Dilnişin, 51-Süreyya, 52-Şihap, 55-İnşirah, 54-İnbisat, 57-Tarabya, 58-Nimet, 59-Kamer, 60-Rağbet,
63-Sütlüce, 64-Küçüksu, 65-Sarayburnu, 66-Boğaziçi, 67-Kalender, 68-Güzelhisar, 69- Hüseyin Haki ve 70-Ziya adlı
vapurlardı…

** 69-Hüseyin Haki vapurunun 1933 yılında Akay işletmesine geçtikten sonra adı “Göztepe” olarak;
70-Ziya vapurunun adı da “Erenköy” olarak değiştirildi
70 numaralı Ziya Çanakkale’de (1915)

70 numaralı Ziya adlı vapur Osmanlı Orduları Kumandanlığına getirilen Alman generali
Lyman Von Sanders’in emrine verildi ve uzun süre Çanakkale’de görev yaptı…

1915 yılının bir mayıs günü İstanbul’dan hareketle Silivri’ye geldiği zaman bir İngiliz denizaltısı
tarafından izlendiğinin fark edilmesi üzerine Silivri’ye sığındı ve hemen içindeki malzeme boşaltıldı.
Ziya o yıl 25 bini bulan yaralı ve hastaları taşımakta kullanıldı.

Fedakar mürettebatının sayesinde boyundan büyük işler başaran bu zarif vapurların
bir kısmı batarak “şehit” olurken, bir kısmı da geri dönerek “gazi “ olmaya hak kazandılar…
Milletimiz en büyük deniz faciasını 1 Mart 1958 Cumartesi günü yaşadı

Şehir hatları işletmesinin 72 numaralı “Üsküdar” adlı vapuru İzmit körfezinde
fırtınadan batmış, çoğu kızlı-erkekli lise öğrencisi olmak üzere 392 kişi hayatını
kaybetmişti…
Dergilere kapak, kitaplara konu olmuş olan bu büyük faciada ilgililerin basiretsizliğinin
yüzlerce genç evladımızın kaybına
Yıllarca neden olmuş olması
acısı unutulamayacak halkımızı
bir facia çok derinden yaralamıştı.
idi bu…
Bu elim olayda hayatlarını kaybedenler her yıl yapılan törenlerle hâlâ anılmaktadırlar…
Üsküdar’ın çıkarılışı

Babamın olayın acısıyla o günlerde
sıcağı sıcağına yazmış olduğu bir şiir:

Körfezde Yas

Foto : Deniz Tümer
Kalmış çakılan gözleri enginde bir ülke
Yok dün yeşeren, dün gelişen, dün büyüyenden
Evlerde , okullarda o ses
Yolda o gölge
Almış kötü rüyaya götürmüş neyi varsa Artık sevinirler mi güneşler de doğarsa
Yarın uyanırlar da yaşarlar mı sanırsın Bir fırtınanın yendiği işbilirliğimize
Artık şuradan tan da söker, gün de doğarsa ... Yüzlerce bahar başlıyı yokluklara attık
Kalk ey kayalıklarda çöküp inleyen anne
Bilmem yine niçin ve nasıl öyle kudurdun Körfezde uçan kuşlara bak , ağlama artık
Gençler ve çocuklar ki baharıydı o yurdun Körfezde uçan kuşları gördükçe gülümse
Binmiş gidiyorlardı gülümser ve umutlu Bulmuş gibi Çiğdemleri , Turgutları tek tek
Binmiş gidiyorlardı, birer kuştu yürekler Birkaç soluk al da oracıklarda kalımsa
Akşam olacak çağlayacak, söyleyecekler Ah ...
Körfez o derin mutluluğa ermiş olacaktı Bir özlem olup gitti bu körfezde ölümse …
Yıllar o çocuklarda ne ünler, ne değerler bulacaktı
Şeref Tipi - Mart 1958
İzmit’te yüzlerce yavrunun gemi ile birlikte batıp, boğulması
(Üsküdar vapuru faciası)
Ara Güler

Evet…

Savaşlar, işgaller, kazalar, kötü günler…

Ama bu vapurlar yüz yıla yakın bir süre çok
güzel günler de yaşattı İstanbullulara…

Biz onları hep o güzel günleriyle anacağız,
öyle anlatacağız…

Eski İstanbul’un güzelliklerine güzellik
katmıştı onlar, öyle hatırlayıp, öyle sürdüreceğiz
sevmeyi onları…

Ve bu sevgiyi gelecek nesillere taşımaya çalışacağız…
İşte 1972 yılı…
63 numaralı Sütlüce bir kuğu gibi süzülüyor Boğaz’da…
Bu narin gemilerin ‘son on yılları’ artık İstanbul denizlerinde…
Dingin ve gururlular…
İstanbul halkı da öyle…
Güzel günler, güzel yıllar… Eski Türkiye bu…
Bir daha geri gelmeyecek olan Eski Türkiye…
elveda Küçüksu
elveda Güzelhisar
elveda Altınkum
elveda Kalender
elveda Sarayburnu
Şirket vapurlarıyla birlikte yaşanmış günlerden unutulmaz kareler…
Bu çalışma, burada ancak bir kısmının resimleri görülmekte
olan tüm Şirketi Hayriye kaptanlarına ithaf edilmiştir…

Nur içinde yatsınlar
Buyurun, çaylarınız şirketten…

Boğaziçi vapurlarından ‘68' numaralı Güzelhisar müze yapılmak üzere 1994 yılında
Koç Müzesi tarafından satın alındı ancak bugüne kadar bu konuda bir gelişme olmadı.

Masalımız burada
bitti…
Son
Kaynakça:
“Şirket-i Hayriye” (Eser Tutel )
“Boğaziçi vapurları” (Ahmet Güleryüz-Hande
Yüce) Telif sahibi: Canerhan Tipi
Fotoğraflar: sunumun izin alınmadan kopyalanması ve Canerhan Tipi - Eylül 2010
WOW -Turkey ve Ara Güler web sitesi kullanılması Canerhant@gmail.com
546 sayılı Fikir ve Sanat eserleri yasasına göre
suçtur