You are on page 1of 7

KAPILARI TUTUN MEHMET AĞAR KAÇMASIN

Mehmet Ağar kimdir?

Susurluk'ta Mercedes marka otomobilin bir kamyona arkadan çarpması sonucu ortaya çıkan
ilişkiler ve iddialar, kamuoyunun gündeminden hiç düşmedi. İstanbul DGM Cumhuriyet
Başsavcılığı, kazadan sonra ortaya atılan iddialar arasında adı geçince istifa eden dönemin
İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ile DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak hakkında 11
Şubat 1997 günü dokunulmazlıklarının kaldırılması istemiyle hazırladığı fezlekeyi, Adalet
Bakanlığı aracılığıyla TBMM Başkanlığı'na göndermişti

1951'de Elazığ'da doğdu. Babası Zülfikar Ağar gibi polisliği seçti. Emniyet Genel Müdürlüğü
adına Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde okuyan Ağar, 1972 yılında mezun olduktan sonra,
polisliğe Emniyet Genel Müdürlüğü ve Cumhurbaşkanlığı korumalarında görev alarak
başladı.

İznik, Selçuk ve Torul Kaymakamlıkları da yapan Ağar, Derince Kaymakamlığı görevinden


sonra, İstanbul Siyasi Şube Müdür Muavinliğine getirildi. 5 yıl süren İstanbul Emniyet
Müdürlüğü Personel ve Asayiş Şube Müdürlüğü'nden sonra, Şükrü Balcı-Ahmet Ateşli-Ünal
Erkan ve kendisi ile ilgili MİT raporunu nedeniyle 1988 yılı başında, Ankara Emniyet
Müdürlüğü'ne getirildi. Bu dönemde siyasilerle yakın ilişki kurmaya gayret etti.

PAPATYA BÜROKRAT
Ankara Emniyet Müdürü olduğu dönemde Semra Özal'ın hiçbir programını kaçırmaması,
Ankara dışına çıkışı ve gelişlerinde her zaman havaalanında da hazır bulunması nedeniyle adı
zaman zaman, "Papatya Bürokrat" olarak anıldı.

Aynı dönemde Turgut Özal'a karşı düzenlenen suikastın soruşturulmasını görevini yürüttü ve
video kasete alınan Kemal Horzum sorgusunu yaptı.

Korkut Özal bu nedenle Ağar'ın suikastın arkasındaki isimleri bildiğini ileri sürdü. İstanbul
Emniyet Müdürlüğü görevinden sonra, 1992'de de Erzurum Valisi oldu. Bu görevi sırasında 1
Ağustos 1992'de gıyabi tutuklu olarak aranan Bahçelievler katliamı sanığı Haluk Kırcı'nın
nikahında, gelin Vesile Erzincanlının nikah şahitliğini yaptı.

1993 Temmuz ayında Tansu Çiller'in DYP Genel Başkanı ve Başbakan olmasından sonra
Emniyet Genel Müdürlüğü'ne getirildi.

PLANLARINI SUNDU
Bu göreve gelir gelmez, Milli Güvenlik Kurulu'na 'Özel Tim'in güçlendirilmesi ve PKK'nın
büyük şehirlerdeki fınans kaynaklarını kurutmak gibi önlemleri içeren "Terörü 1 yılda yok
edecek" bir plan hazırlayıp sundu.

Özel Harekat Timi'nin PKK'yı bir yılda sileceğini ileri sürdü. "PKK'ya karşı ülkücü ordusu
kurulduğu" iddialarını yalanladı.

Bu konuşmasından 40 gün sonra ise "Özel ordu çok yakında hazır" açıklamasını yaptı. Polis
örgütüne MHP yanlılarının hâkim olmasına göz yummakla suçlandı. Ağar yönettiği polis
örgütü nedeniyle, işkence iddialarına ve yargısız infaz suçlamalarına da hedef oldu. Ağar,
"Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve Cem Ersever" gibi suikastların
hiçbirisinin çözülmemesine karşın, faili meçhul cinayetlerden 893'ünün ortaya çıkarıldığını
savundu. MGK'da 26 Nisan 1995'te Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi'nin Türkiye Raporu
görüşülürken, Demirel "İşkence yok" diyen Ağar'ı, "İşkence yok demekle olmuyor" diyerek
tersledi. Daha sonra işkenceyi "münferit olaylar" olarak nitelendiren Ağar, eleştirilerin
tırmanması üzerine "Polis hatasız değil" demek zorunda kaldı.

MAFYAYA SİLAH
İstanbul'daki mafya iddiaları nedeniyle eleştiri alan Ağar, yasal düzenlemeler yapıldıktan
sonra "Mafyaya karşı katı" olacaklarını söyledi. Bu dönemde Mülkiye müfettişlerinin
incelemesiyle ortaya çıkan bir skandalda kimi sabıkalı mafya üyelerine yasalara aykırı bir
biçimde silah ruhsatı verildiği ve ruhsat dosyalarında eski İçişleri Bakanı Abdülkadir
Aksu'nun imzası bulunduğu ortaya çıktı. Ağar bu soruşturma için kendisi hakkında yapılmış
bir işlem olmadığını belirtti. Ağar kayıp dosya olmadığını söylerken, müfettişler 400 silahın
dosyasının kaybolduğunu ortaya koydu ve mafya üyelerine verilen ruhsat sayısının 2 binden
fazla olduğu belirlendi.

DYP'DEN MİLLETVEKİLİ
Ağar, Emniyet Genel Müdürlüğü döneminde artan faili meçhul cinayetler nedeniyle büyük
eleştiri aldı. Çiller'e başbakanlığı döneminde büyük destek veren Ağar, onu yurtiçi, yurtdışı
hiçbir gezisinde yalnız bırakmadı. Ağar, bu dönemde İstanbul Emniyet Müdürü olan Necdet
Menzir ile büyük bir çekişmenin de içinde oldu. Aralık 1995 seçimlerinden sonra 28 ay
sürdürdüğü Emniyet Genel Müdürlüğü görevinden ayrıldı ve DYP milletvekili olarak
Meclis'e girdi. Çiller'in A Takımı'nda yer aldı.

ZORUNLU İSTİFA
Adalet Bakanı olduğu ANAYOL Hükümeti döneminde cezaevlerinde 12 siyasi tutuklunun
açlık grevlerinde ölmesi büyük tartışma yarattı. REFAHYOL Hükümeti'nin kurulmasından
sonra İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturdu. Ağar, Bakanlar Kurulu toplantısında Başbakan
Necmettin Erbakan'ın Libya gezisine karşı çıkan tek isim oldu. Erbakan'ın kararnamesini de
imzalamayan Ağar görevinden istifa ederek de direnişini sürdürdü ve azledilmesi gündeme
geldi.

ÇATLI'YA SİLAH TAŞIMA BELGESİ


Ağar'ın Susurluk olayından hemen sonra polis müdürü Hüseyin Koca-dağ'ı savunarak,
Abdullah Çatlı'yı teslim olmaya götürdüğü yolundaki açıklaması herkesi şaşırttı. Bu
sözlerinin hemen ardından Tansu Çiller tarafından istifaya zorlandı ve istifa etti. 1996 Eylül
ayında Aydınlık dergisi tarafından açıklanan ikinci MİT raporunda bizzat Ağar tarafından
verilen yeşil pasaportlar ve silah taşıma belgeleriyle özel bir örgüt kurduğu, bu örgütün adam
kaçırma, uyuşturucu kaçakçılığı gibi işlere bulaştığı iddia edildi. Susurluk kazasından sonra
yapılan incelemelerde Çatlı'mn üzerinde çıkan silah taşıma belgesindeki imzanın Ağar'a ait
olduğu Jandarma Kriminal Labora-tuvarı tarafından tespit edildi.

DOKUNULMAZLIĞI KALDIRILDI
İstanbul DGM Başsavcılığı tarafından hazırlanan ve 30 Ocak 1997'de Meclis'e gönderilen
fezlekede, Sedat Edip Bucak ile "Cürüm işlemek için çete kurmak. Hakkında yakalama ve
tevfık müzakeresi bulunan kişileri yetkili mercilere haber vermemek ve görevi kötüye
kullanmak" suçlamalarıyla 6'yla 12 yıl arasında ağır hapis cezasına çarptırılması istendi. 11
Aralık 1997'de dokunulmazlığı kaldırılan Ağar, Anayasa Mahkemesi'nin itirazını
reddetmesinden sonra, DGM'de 10 Ocak 1998'de 3 saat süreyle sanık sıfatıyla ifade verdi.
Hospro silahlarıyla ilgili yaptığı yazılı savunmada, silahları Korkut Eken'e senet karşılığı
verdiğini ve konunun devlet sırrı olduğunu söyledi. Mesut Yılmaz ise bu tür bir devlet sırrının
kayıtlarda yer almadığını ileri sürdü. 15 Haziran 2000 tarihinde "Suç işlemek amacıyla
teşekkül oluşturmak" iddiasıyla hakkında oluşturulan Meclis Soruşturma Komisyonu 8'e karşı
6 oyla Ağar'ın Yüce Divan'a şevkine gerek olmadığına karar verdi ve eski İçişleri Bakanı
böylece aklandı. Tansu Çiller'in DYP Genel Başkanlığından ayrılacağını açıklaması üzerine
tekrar DYP'ye dönen Ağar, 14 Aralık 2002'de yapılan olağanüstü kurultayda Doğ-ruyol Partisi
genel başkanlığına seçildi.

SUSURLUK KAZASI VE MEHMET AĞAR


Susurluk'ta Mercedes marka otomobilin bir kamyona arkadan çarpması sonucu ortaya çıkan
ilişkiler ve iddialar, kamuoyunun gündeminden hiç düşmedi.

İstanbul yönüne seyir halinde olan 06 AC 600 plakalı Mercedes marka otomobil, 3 Kasım
1996 günü saat 19.15 sıralarında Susurluk'un Uçakyolu Mevkii'nde benzin istasyonundan
çıkan Hasan Gökçe yönetimindeki 20 RC 721 plakalı kamyona arkadan çarptı. Kazada, özel
otomobilde bulunan 4 kişiden 3'ü ölürken, ı'i ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.

Buraya kadar her şey normal bir trafik kazası gibi görünürken, aradan geçen saatler içerisinde
kazada ölen kişilerin İstanbul eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, üzerinden
"Mehmet Özbay" adına düzenlenmiş kimlik çıkan katliam sanığı Abdullah Çatlı ve sevgilisi
Gonca Us, yaralanan kişinin de DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak olduğu
anlaşılınca olay Türkiye gündemine adeta "bomba gibi" düştü.

"Temiz toplum, temiz siyaset" anlayışını savunanların "Milat" olarak kabul ettikleri 3 Kasım
1996 tarihinden sonra ortaya çıkan ilişkiler ve iddialar, yaklaşık 4 yıldır kamuoyunda değişik
boyutlarıyla tartışılır hale geldi.

'SİYASETÇİ-POLİS-MAFYA' ÜÇGENİ
Medyanın kazadan sonra olayı "Siyasetçi-polis-mafya" üçgeni içinde tutması nedeniyle
yayınlanan haberleri ihbar kabul eden İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, 11 Kasım
1996'da, "Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak" suçundan soruşturma başlattı.

Soruşturma sırasında, milletvekili Sedat Edip Bucak'ın resmi korumalığını yapan özel timci
polis memurları Ayhan Çarkın, Ercan Ersoy ve Oğuz Yorulmaz'ın, kumarhaneci Ömer Lütfü
Topal'ın 28 Temmuz 1996'da Sarıyer'de öldürülmesinden sonra gelen bir telefon ihbarı üzerine
Topal'ın iş ortakları Sami Hoştan ve Ali Fevzi Bir'le birlikte İstanbul Emniyeti'nce gözlem
altına alındığı, dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın talimatıyla Ankara'ya gönderilerek
serbest bırakıldığı ve daha sonra da Bucak'a koruma olarak verildiği ortaya çıktı.

Ataköy'deki evinde yeşil pasaport, Mehmet Ağar imzalı Emniyet Genel Müdürlüğü'nde
uzman olarak görev yaptığını gösterir belge ve silahlarla yakalanan uluslararası uyuşturucu
kaçakçısı Yaşar Öz'ün de, yine aynı şekilde Ankara'dan gelen talimatla serbest bırakıldığı
anlaşıldı.

İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, kazadan sonra ortaya atılan iddialar arasında adı
geçince istifa eden dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ile DYP Şanlıurfa Milletvekili
Sedat Edip Bucak hakkında 11 Şubat 1997 günü dokunulmazlıklarının kaldırılması istemiyle
hazırladığı fezlekeyi, Adalet Bakanlığı aracılığıyla TBMM Başkanlığı'na gönderdi.
Başsavcılık, 11 Aralık 1997'de Meclis Genel Kurulu'nda yapılan oylama sonucu bu suçtan
dolayı yasama dokunulmazlıkları kaldırılan Ağar hakkında, 7 ile 15 yıl arasında ağır hapis
gerektiren "Gıyabi tutuklama kararı ile aranan Abdullah Çatlı'mn yerini bildiği halde yeükili
mercilere haber vermeyerek saklamak", "Öz ve Çatlı gibi kişilere silah taşıma izin belgeleri
ve hususi yeşil pasaport vererek görevi suiistimal etmek" ve "Cürüm işlemek amacıyla
teşekkül oluşturmak"; Sedat Edip Bucak hakkında da 11 ile 20 yıl arasında ağır hapsi
gerektiren "Gıyabi tutuklama kararıyla aranan Abdullah Çatlı'mn yerini bildiği halde yetkili
mercilere haber vermeyerek saklamak", "Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak" ve
"Vahim nitelikte silah bulundurmak" suçlarından dolayı kamu davası açtı.

İstanbul 6 No'lu DGM, 4 Mayıs 1998'deki duruşmada, isnat edilen suçların bakanlık
dönemine ait olduğu ve dolayısıyla Anayasa'nın 100. maddesindeki prosedürden sonra Yüce
Divan'da yargılanabileceği gerekçesiyle Ağar hakkında "Görevsizlik kararı" verdi. Aynı
duruşmada, Bucak'ın dosyası ise ana davayla birleştirildi.

İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının bu kararı temyiz etmesi üzerine istemi görüşen
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 9 Temmuz 1998'de Ağar'a isnat edilen suçların bakanlık değil,
Emniyet Genel Müdürlüğü dönemini kapsadığı, bunun için Ağar'ın Memurin Muhakematı
Yasası'ndaki usul izlendikten sonra yargılanabileceğine işaret etti ve "Görevsizlik kararı"nı
bozarak, "Yargılamanın durdurulması" kararı aldı.

İstanbul 6 No'lu DGM de, Yargıtay'ın bozma kararına uyarak dosyayı Danıştay'a gönderdi.

18 Nisan 1999'da yapılan seçimlerde hakkında usuli işlemler süren Ağar Elazığ'dan, İstanbul
6 No'lu DGM'de yargılanan Bucak da Şanlıurfa'dan yeniden milletvekili seçilince
haklarındaki yargılama prosedürü 3 Mayıs 1999 tarihinde durduruldu.

TBMM bünyesinde oluşturulan Susurluk Araştırma Komisyonu da yaklaşık 3 aylık çalışma


süresinde Ankara'da Sedat Bucak ve Mehmet Ağar'ın da aralarında bulunduğu 41 kişiyi tanık
olarak dinledi.

İstanbul'a da gelen komisyon üyeleri, o dönemde Metris Cezaevi'nde tutuklu bulunan özel
timcilerin de aralarında olduğu 16 kişiyi de dinledikten sonra hazırladıkları raporu TBMM
Başkanlığı'na sundular.

İddialar ve ötesi

Susurluk Davası'nda ifade veren eski MİT'çi Mehmet Eymür, Mehmet Ağar'ın emriyle
Yaşar Öz ve Nurettin Güven ile Dev-Sol lideri Dursun Karataş'a 80 kilo uyuşturucu
gönderildiğini öne sürdü. Eymür, Tarık Ümit'in eroini ihbar ettiği için öldürüldüğünü
söyledi.

Susurluk Davası'nın 11'inci celsesinde ikinci kez tanıklığına başvurulan MİT Kontr-terör
Dairesi eski Başkanı Mehmet Eymür, yine 'kısıdı' ifade verdi. Eymür, esrarengiz şekilde
ortadan kaybolan MİT muhbiri Tarık Ümit'e, Emniyet Genel Müdürlüğü ile çalıştığı
dönemde yurtiçinde ve yetkisi olmadığı halde yurtdışında görevleri Mehmet Ağar'ın
verdiğini öne sürdü. Emniyet Genel Müdü-rü'nün bilgisi dahilinde Yaşar Öz ve Nurettin
Güven kullanılarak yurtdışına eroin gönderildiğini belirten Eymür, "Uyuşturucu Nurettin
Güven tarafından yasadışı Dev-Sol'un Lideri Dursun Karataş'a aktarılmak istendi. Amaç
Karataş'ın yerini belirlemek ve operasyon yapmaktı" dedi. Eymür, Ümit'in operasyonda
kullanılan 80 kilo uyuşturucuyu Alman Polisi'ne para karşılığı ihbar ederek yakalatması
yüzünden öldürülmüş olabileceğini söyledi. Eymür, görevden alınmasıyla ilgili Danıştay'da
dava açtığı için eski yeminli kimliği altında ifade vereceğini belirtti.

MİT RAPORU, EMEKLİ ETTİ


Sami Hoştan'ın avukatı Hüsamettin Nişancı, daha önce Mehmet Ağar'ın dosyası hakkında
yetkisizlik kararı verildiğine ve yetkinin belirlendiğine dikkat çekip usulen duruşmanın
yapılamayacağını söyledi. Avukat Nişancı'nın talebini redden mahkeme heyeti, tanık
olarak dinlenmek üzere Mehmet Ey-mür'ü salona aldı. İkinci kez ifade veren Eymür, Tarık
Ümit ile 1987'de ilişkilerinin başladığını belirtti. O tarihlerde Dündar Kılıç ve Behçet
Cantürk gibi önemli isimlere yönelik "Babalar Operasyonumun yapıldığını hatırlatan
Eymür, "O dönemde Emniyet Kaçakçılık Daire Başkanlığı ile müşterek çalışıyorduk. Tarık
Ümit bize bilgi aktardı. 1988'de kamuoyuna MİT raporu diye yansıyan rapor nedeniyle
teşkilattan emekliliğimi isteyerek, ayrılmak zorunda kaldım" dedi.

YENİDEN GÖREV ÇAĞRISI


1994'te teklif gelince göreve döndüğünü anlatan Eymür, aynı yıl Tarık Ümit'in de tekrar
kendisiyle çalışmak istediğini söyledi. Ümit'in kendisine daha önce Emniyet Genel
Müdürlüğü ile çalıştığını, PKK ve Dev-Sol örgütlerine yönelik bilgiler toplamak üzere
görevlendirildiğini, yurtdışına gittiğini ve aktif bir çalışma yaptığını anlattığını ifade etti.
Tarık Ümit'in Nurettin Güven ve Yaşar Öz'le işbirliği yaptığını da anlatan Eymür, bu kişileri
Mehmet Ağar'la Tarık Ümit'in tanıştırdığını söyledi. Eymür, Ağar'ın, pasaport işlemleri için
o dönem Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı olan Emin Arslan'ı
görevlendirdiğini kaydetti. Tarık Ümit olayını 'ortadan kaybolma' olarak nitelendirdiğini
anlatan Eymür, "Ancak, kanaatim öldürüldüğü yolundadır" dedi.

ÜMİT, AĞAR'DAN KORKARDI


Tarık Ümit'in, Mehmet Ağar ve grubundan korktuğunu, başına bir şey geldiği takdirde bu
insanların sorumlu olabileceğini söylediğini anlatan Eymür, "Gidip Ağar'la konuşmasını
söyledim, 'aranı sıcak tut' tavsiyesinde bulundum" diye konuştu.

BUCAK DURUŞMAYA KATILMADI


İstanbul 6 No'lu DGM'deki duruşmaya, Özel Harekat Dairesi eski Başkan Vekili İbrahim
Şahin, Özel Harekat Timi'ne mensup polis memurları Ayhan Akça, Ziya Bandır-mahoğlu,
Oğuz Yorulmaz ve Ercan Ersoy ile Ali Fevzi Bir, Sami Hoştan, DYP Şanlıurfa Milletvekili
Sedat Edip Bucak'ın şoförü Abdül-gani Kızılkaya ve uyuşturucu ticareti nedeniyle tutuklu
bulunan Yaşar Öz katıldı. Tutuksuz sanık DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak
duruşmaya gelmedi. Duruşmaya katılmak üzere DGM'de hazır bulunduğu görülen sanık
polis memurlarından Ayhan Çarkın, aniden rahatsızlandığı için salona girmedi. Carlan,
arkadaşlarının yardımıyla DGM'den ayrıldı.

'HAYAL MAHSULÜ'
İçişleri eski Bakanı Mehmet Ağar, MİT Washington eski Temsilcisi Mehmet Ey-mür'ün
kendisi hakkındaki iddialarıyla ilgili olarak, "Ey-mür'ün ifadesi hayal mahsulü" dedi. Ağar,
"Mehmet Eymür, İstanbul 6 No'lu DGM'ye verdiği ifadesinde, sizin Emniyet Genel Müdürü
olduğunuz dönemde, emniyetin bilgisi dahilinde, yurtdışına eroin gönderildiğini söylüyor.
Sizin Tarık Ümit'e yurtdışı görevi verdiğinizi söylüyor. Bunlarla ilgili neler söyleyeceksiniz?"
sorusuna şu karşılığı verdi:
"Devlet hizmetinde istihbarat yapılır. Yapılan her iş de kanun dairesi içerisinde yapılmıştır.
Resmi makamlara gereken bilgiler verilir. Eroin konusu tamamiyle hayal mahsulüdür.
Zaten onunla ilgili belge, hiçbir şey yok." Ağar, iddialarla ilgili olarak şimdilik başka
açıklama yapmayacağını söyledi.

AĞAR'A SÜRPRİZ DAVA...


DYP lideri Ağar'ın koltuğunu sallayan davayı eski DYP Van il Başkanı Tekbudak açtı.
Davanın arkasında Demirel'in olduğu ileri sürüldü. DYP ile ANAVATAN'ın DP çatısı altında
birleşme projesinde yeni bir kriz daha çıktı. Kulislerde Süleyman Demirel'in arkasında
olduğu konuşulan yeni kriz, DYP Van eski il başkanı Hikmet Tekbudak'ın Ankara 20. Asliye
Hukuk Mahkemesi'ni açtığı davayla patlak verdi.

Hikmet Tekbudak, 14-15 Mayıs 2005'de yapılan DYP'nin 8. Olağan Kongresi'nde Mehmet
Ağar'a karşı genel başkan adayı oldu. Tekbudak'ın adaylık başvurusu, 712 sayı ve 5 Mayıs
2005 tarihli tutanakla kayıt altına alındı. Kongrede Tekbudak'ın adaylığı, delege olmadığı
gerekçesiyle oylamaya tabi tutuldu. Oylamada Tekbudak'ın adaylığı reddedildi. Adaylığının
kabul edilmediğini, oylama sırasında delegelerin yüzde 90'ının salon dışında olduğunu,
adaylığına ilişkin '63' evet oyuna karşı 58 'hayır' oyu çıktığını iddia eden Tekbudak,
iddiasını yargıya taşıdı. DYP Genel Merkezi Siyasi Partiler Kanunu'nuna göre bu işlemlerin
dava ile iptal edilemeyeceğini, ayrıca davacının husumetli olduğunu belirterek iddialara
karşı çıktı. Mahkeme, görevsizlik kararı verdi. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de ı'e karşı 4 oyla
kararı onadı.

KARŞI OY UMUTLANDIRDI
Ancak karara muhalefet şerhi koyan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi üyesi Mustafa Kıcalı-
oğlu'nun yorumu, Tekbudak'ı yeniden umutlandırdı. Karşı oy yazısında 'Siyasi parti
yöneticilerinin parti içi hesap verme yeri kongre platformu olduğundan kongrelerde parti
içi demokrasi tam olarak işletilmelidir' diyerek görevsizlik kararına itiraz eden Kı-
calıoğlu'nun karşı oy yazısındaki gerekçeler ve ele geçirdiği bazı gizli belgeler nedeniyle
ihtiyati tedbir talepli yargılamanın iadesi için yeniden dava açmaya karar veren Tekbudak,
Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkeme-si'ne başvurdu. Tekbudak, DP'ye katılma kararının
alınacağı 27 Mayıs'taki DYP "2. Olağanüstü Büyük Kongre"sinin durdurulmasını, buna
bağlı olarak "8. Büyük Kongremin iptalini istedi. Dava dilekçesinde, ele geçirilen yeni
belgelerin gizliliği nedeniyle mahkemede sunulacağı belirtildi.

ACİL İŞLERDEN SAYILDI


Mahkeme hakimi Reha Kaptan, davanın taraflara tebliğ edilmesini, eski dava dosyasının
yeni dosyaya eklenmesini, talebin du-ruşmah olarak yapılmasını ve yargılamanın kongre
tarihi dikkate alınarak acil işlerden sayılıp 25 Mayıs saat 14.00'de yapılmasını
kararlaştırdı. Mahkemenin, kongreyi durdurması durumunda DYP'nin DP'ye katılmasının
seçimlere yetişememesi durumu ortaya çıktı. Bu operasyonun perde arkasında, DYP'nin
kapatılma kararına karşı olduğu belirtilen Süleyman Demirel'in olduğu öne sürüldü.
Demirel'in 'DYP'yi ben kurdum rızam olmadan kapatılmasına göz yumamam' dediği öne
sürüldü.

Sonunda 22 Temmuz seçimleri sonucunda barajın çok altında kalan DP Meclis'e giremedi.
Böylelikle Mehmet Ağar, bütün dosyaları ile birlikte ve çok uzun zamandır ilk kez bir
koruma zırhı olmadan, tek başına kaldı. Şimdi gözler yargıda...

MİT RAPORU'NDAN... AĞAR'IN YERALTI DÜNYASIYLA İLİŞKİSİ...FAİLİ


MEÇHULLER...
Susurluk Olayı'ndan yaklaşık 45 gün önce 21 Eylül 1996'da Doğu Perinçek 2. MİT
Raporu'nu açıklamıştı. Rapor, Emniyet Genel Müdürlüğü'nde Mehmet Ağar'a bağlı olan,
Korkut Eken tarafından idare edilen özel bir örgütlenme olduğunu açıklıyor; faili meçhul
cinayetlerin adresini gösteriyordu. Raporda, "Çiller Özel Örgütü" adı altında sıralanan
listede, Çatlı'nın adı, listenin başında yer alıyordu. Çatlı'nın; eroin ve silah ticaretinden,
Ağca'nın kaçışına yardımdan, uyuşturucu kaçakçılığından, Ankara Bahçelievler'de yedi
TİP'linin öldürülmesi olayından arandığı belirtiliyordu. Zaten cinayetten idama hüküm
giymişti. Ama polis kimliği ve yeşil pasaport taşıdığı da raporda belirtiliyordu.

"MİT Raporu'ndan" bazı pasajlar:


Ünal Erkan'ın Ahmet Turgut ve Kemal Horzum ile ilişkileri ve bunun mahiyeti hakkında
kayıtlarımızda Kasım 1987 ayı içinde Haydar Koç tarajîn-dan yapılan açıklamalar
paralelinde bilgiler bulunmakta olup, bu bilgiler eski tarihlerde Cumhurbaşkanlığıma ve
Başbakanlığa not olarak da sunulmuştur.
Esasen, Ünal Erkan başkanlığındaki İstanbul Emniyet Müdürlüğü üst düzey kadrosu,
İstanbul'daki yeraltı dünyası ile yakın ilişki içindedir. Bu ilişkinin en büyük koordinatörü
emekli cinayet masası şefi Ahmet Ateşli ve Mehmet Ağar'dır. Ahmet Ateşli 1 Kasım
seçimleri için DYP'den aday olmuş, Mehmet Ağar da aynı partiden milletvekili olmayı
düşünürken bilahare bundan vazgeçmiştir. Ünal Erkan daha önce, Emniyet Müdür
Yardımcılığı yaptığı dönemde, Mehmet Ağar ise, İkinci Şube Müdürlüğü döneminde, Ateşli
ile yakınlaşmışlar ve böylece polis-yeraltı ilişkileri pekleşmiştir. Ünal Erkan'ın ekibine ayak
uyduramayan Kemal Yazıcıoğlu kadrodan dışlanmış ve Ankara'ya Teftiş Kurulu'na
verilmiştir. Kadro dışındaki Mehmet Ağar ise Ünal Erkan'ın en yakın mesai arkadaşı haline
gelmiştir.

Banker Bako olayının arkasındaki diğer güçler ise, İstanbul Emniyet Müdürü Ünal Erkan,
yardımcısı Mehmet Ağar, Mali Şube Müdürü Cevdet Saral ve İstanbul Emniyet
Müdürlüğü'nün diğer üst düzeydeki yöneticileridir. Banker Bako olayındaki gelişmeler ve
İstanbul Emniyet Müdürlüğündeki tayinler üzerine Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü'nde 8
Ekim 1987 akşamı geç saatte İbrahim Kılıç'ın da katıldığı bir durum değerlendirmesi ve
izlenilecek strateji toplantısı yapılmış, toplantıya Dündar Kılıç'tan para aldığı için bir ara
açığa alınan polis memuru Tuncay Katırcıoğlu ile gelen İbrahim Kılıç saat 01:3o'a kadar
Gayrettepe'de kalmış ve bu saatte Mercedes otosu ile gitmişlerdir. Toplantı Mehmet
Ağar'ın odasında yapılmıştır.

Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Ağar, İbrahim Aslan ve Mahmut Şahin ile yakın temas
halinde olup, bu şahıslara gizli kalması icap eden soruşturma ve tahkikatlarla ilgili bilgi
vermektedir. İbrahim Aslan'a ait Aslan Nakliyat, Tır taşımacılığı yapmakta 150 TIR'a sahip
bulunmaictadır. İbrahim Aslan, Malatya Vali şojtirlüğü sırasında uyuşturucu ve silah
ticareti yapmıştır. Mahmut Şahin'e ait Şahlan Nakliyat, Deniz Ticareti ile iştigal
etmektedir. Hira 1-2-3 gemileri bilinmektedir.

Mehmet Ağar'ın hemşehrisi Kebapçı Set Kemal'in geçen kış Kürt İdris'in yeğeni Nihat'ı
vurma hadisesi ile Kemal'in ağabeyi Kenan'ın 1 kişiyi öldürme hadisesi İstanbul Polisi'nce
kapatılmıştır.

Mehmet Ağar, Nihat Camadan, ZiverÖktem ve gayrimeşru paraları Mehmet Ağar'ın dayısı
Yılmaz Akçadağ ve ortağı Ekrem Gocay'a verilmekte, bu şahıslar da paraları büyük iş
adamlarına vererek faiz almaktadırlar. Perşembe pazarında otomobil yıkayıcılığı yaparken
kısa zamanda demir ticareti ve jâizcilikle milyarder olan Ekrem Gocay ve ortağı Yılmaz
Akçadağ'ın Kabataş Set Üstü'nde yazıhaneleri vardır. Mehmet Ağar'a ait 18 adet ev ve
arsa tapusu, dayısı Yılmaz Akçadağ'ın boşanmış olan eşi Şükran Akçadağ'ın üzerindedir.
Dayısının eski eşi bu tapuların üzerinde gözükmesinden rahatsızdır