You are on page 1of 9

APHRODISIAS

Giriş:

Güneş Baba dağının üzerinden doğar Afrodisias'a. Antik çağda Salbakos diye anılır
dağ.2308 metre yüksekliğindeki doruklarından akıttığı kar suları ile, batısındaki ovaya,o
zamanlarda da bu günkü gibi bereket saçıyordu Salbakos. Ve Geyre köyü,Aydın'ın Karacasu
ilçesinin 13km doğusunda,yine yeşillikler içerisinde ve etrafındaki zeytin,ceviz,nar ağaçları ve
bağlarıyla bir aradaydı çağlar boyunca. Denizden 600 m yükseklikte bir platodur burası.
Platonun güneyinden dolaşıp batıya dönen Dandalaz çayı,25 km aşağıda efsanevi Menderes
ırmağına ulaşır. Uygarlıklar vadisi içerisinden nazlı nazlı akan menderes,Milet yakınlarındaki
Karine'de soluk soluğadır ve tanrıça Aphrodithe'nin selamını Karia'daki kentinden doğduğu
denize,Akdeniz'e ulaşır.

Aprodias,aşk ve sevgi tanrıçasının kentidir. Ancak,tanrıça burada,hep tanıdığımız


bildiğimiz Aphrodite değildir. O,tarihin derinliklerinden gelen ve ilk kez neolitik çağda
tanıdığımız,doyuran ve doğuran ana tanrıçadır. O Frig'in Anadolu topraklarında boy atmış
Kybele'sidir. Aphrodite tapınağında bulunan ve Afrodisias müzesinde sergilenen kült
heykelide Efes'in Artemis'dir sanki.

Asya’daki tüm kentler içinde, Afrodisias’ı kentim seçtim...’ demişti, Roma İmparatoru
Augustus. Prof. Dr. Kenan T. Erim’e neden evlenmediği sorulduğunda; ‘Afrodisias ile
evliyim’ demişti. Tutkusu ölünceye dek sürdü. Vasiyeti üzerine, kente yararlı kişilerin kentin
içine gömülebilmesi antik geleneğine uyularak, yıllar boyu restorasyonunu üstlendiği,
başdöndürücü tetrapylon’un yanına gömüldü.Yine Prof. Dr. Kenan T. Erim kennten şu şekilde
bahseder:‘’Öyle bir antik kent düsünün ki, kazi alanından, duvarlardan ve sutunlu kalıntıların
arasindan balık istifi gibi heykeller yuvarlansın, sarksın ya da fışkırsın.
I.BÖLÜM

APHRODİSİAS

Güneş Baba dağının üzerinden doğar Afrodisias'a. Antik çağda Salbakos diye anılır
dağ.2308 metre yüksekliğindeki doruklarından akıttığı kar suları ile, batısındaki ovaya,o zamanlarda
da bu günkü gibi bereket saçıyordu Salbakos. Ve Geyre köyü,Aydın'ın Karacasu ilçesinin 13km
doğusunda,yine yeşillikler içerisinde ve etrafındaki zeytin,ceviz,nar ağaçları ve bağlarıyla bir
aradaydı çağlar boyunca. Denizden 600 m yükseklikte bir platodur burası. Platonun güneyinden
dolaşıp batıya dönen Dandalaz çayı,25 km aşağıda efsanevi Menderes ırmağına ulaşır. Uygarlıklar
vadisi içerisinden nazlı nazlı akan menderes,Milet yakınlarındaki Karine'de soluk soluğadır ve
tanrıça Aphrodithe'nin selamını Karia'daki kentinden doğduğu denize,Akdeniz'e ulaşır
Aprodias,aşk ve sevgi tanrıçasının kentidir. Ancak,tanrıça burada,hep tanıdığımız bildiğimiz
Aphrodite değildir. O,tarihin derinliklerinden gelen ve ilk kez neolitik çağda tanıdığımız,doyuran ve
doğuran ana tanrıçadır. O Frig'in Anadolu topraklarında boy atmış Kybele'sidir. Aphrodite
tapınağında bulunan ve Afrodisias müzesinde sergilenen kült heykelide Efes'in Artemis'dir sanki.
KENTİN TARİHÇESİ
İlk kez günümüzden yaklaşık 8 bin yıl önce neolitik çağda yerleşim görmüştür
Aphrodisias. Kalkolitik,bronz,bakır ve demir çağlarda da sürer yerleşimler. Aslında,antik tiyatronun
yaslandığı tepe,bu dönemlerden kalma bir höyüktür. Bunun doğu tarafında kalan pekmez tepe
ise,sonraki çağlarda kurulan kentin içerisinde kalmış diğer prehistorik yerleşim dir.
Bizanslı tarihçi Stephanus'a göre Aphrodias'ın ilk adı Lelegonpolistir,Sonraları
Megapolis,Asur kralı Ninosun ardından da Ninoi adını almıştır. İşte aşk ve sevgi tanrıçasının
Aphodisias'a gelişi bu döneme rastlar. Kentlerin Medler ve Babiller tarafından yıkılışından sonra
Ninova'dan gelen Asurlular bu gözden uzak yöreye,Mezopotamya'nın aşk tanrıçası İştar kültünü de
beraberinde getiriler. şimdiye dek efsane olarak anlatılan bu olay,Aphrodisias kazılarında ortaya
çıkarılan bir kabartma ile doğrulanan bir tez olmuştur. Büyük bazilika'da bu kabartmanın üzerinde
kral Ninos ve efsanelere konu olmuş karısı Semiramis'in kabartmaları yer almaktadır.
Aphrodisias ile ilgili ilk belgeleri İÖ 3. yy'da,Aphrodisiaslı Apollonius'un Karia üzerine
yazdığı kitabında görüyoruz. İS 2. yy'da komşu kent Plarasa (Bingeç köyü) ile birlikteliğini para
basarak sürdürmüştür. Kazılarda da önceki yerleşimlere ait buluntular bulunmuşsa da Aphrodisias
kent olarak ilk İÖ yy'da karşımıza çıkar. İÖ 82 yılında,Romalı general Sulla Aphrodite tapınağına
armağan olarak altın bir taç ve Karia'da kutsal sayılan çift ağızlı bir balta göndermiştir. Buda kentin
Anadolu'daki Roma egemenliğine paralel olarak önem kazandığını gösterir. Bu döneneme ait
kazılarda ele geçen bir yazıta görede,Roma asına vergi alan memurların baskınlarını dile getirmek
amacıyla,Asya kentleri adına yakınıcı olarak Roma'ya giden iki Aphrodisias'lının tüm kentler
tarafından onurlandırıldığından söz etmektedir. İÖ 39-35 yıllarında Marcus Antonius Aphrodisias ve
Plarasa'nın vergi bağışıklığını onaylamıştır. İÖ 30 yılında Avgustus ile başlayan Roma imparatorluk
devrinde Aphrodisias,zengin ve ünlü bir kente dönüşmüştür.
Hristiyanlık Bizans devrinde kente hemen hakim olamamıştır. Çok tanrılı din (paganizm)
yer yer devam etmiştir. Ancak Hristiyanlık kente tamamen hakim olunca,güzelim heykeller kırılıp
atılmış ve kentin ismi haç kenti anlamına gelen “Stavropolis” olarak değiştirilmiştir.

TETRAPYLON
Tapınağın hemen doğusunda ve kuzey-güney caddesi üzerinde yer alan bu anıtsal kapı İS
2.yy'a tarihlenmektedir. Dört tarafındaki dörder sütundan oluştuğu için bu adı almıştır. Tam olarak
bir işlevinin olduğunu söylemek zordur. Tapınağın giriş binasının aksında değildir. Ancak tapınağa
ulaşan merasim alaylarının burada toplanarak tapınağa gittiğini söyleyebiliriz. Genel anlamda ise bu
yapı Aphrodisias'lı mimar ve yontucuların sadece gösteriş amacı ile yaptıkları bir anıttır. Yapıda
mimari olarak çok zengin tarzların bir arada kullanıldığını görmekteyiz. Düz,yivli,spiral sütunların
bazısı çift sütundan oluşur. Bazı sütunlar mavi mermerlerden yapılmıştır. Tapınağın hemen
doğusunda ve kuzey-güney caddesi üzerinde yer alan bu anıtsal kapı İS 2.yy'a tarihlenmektedir. Dört
tarafındaki dörder sütundan oluştuğu için bu adı almıştır. Tam olarak bir işlevinin olduğunu
söylemek zordur. Tapınağın giriş binasının aksında değildir. Ancak tapınağa ulaşan merasim
alaylarının burada toplanarak tapınağa gittiğini söyleyebiliriz. Genel anlamda ise bu yapı
Aphrodisias'lı mimar ve yontucuların sadece gösteriş amacı ile yaptıkları bir anıttır. Yapıda mimari
olarak çok zengin tarzların bir arada kullanıldığını görmekteyiz. Düz,yivli,spiral sütunların bazısı çift
sütundan oluşur. Bazı sütunlar mavi mermerlerden yapılmıştır.
.
Batı alınlıkta kırık alınlık tarzında içinde akantus yapraklarının arasından çıkan Eros,Nike ve
atlardan oluşan av sahneleri betimlenmiştir. Doğu alınlık ise yarım daire şeklindeki kemerden oluşur.
bu kemerin içerisinden Aphrodite'nin yıldızı Venüs sabah akşam parlamasını sürdürmektedir.
Tetrapylon'un hemen doğusunda Aphrodisias mermer ocaklarının beyaz mermerlerinden
yapılmış mütevazi bir mezar yer almaktadır. Burada Aphrodisias kenti için hayatının yarısını adayan
ve Aphrodisias'ın ortaya çıkarılması ve tanınmasında büyük çaba harcayan Prof. Dr. Kenan T. Erim
yatmaktadır.
Tetrapylon'un restorasyonu için çok büyük çaba harcayan Kenan Erim,yapının onarımının
bitişini ve zamanın Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal tarafından Açılışından 3 hafta sonra
sonsuzluğa ulaşmıştır.
Tetrapylon'un onarımı şimdiye dek Anadolu'da yapılmış en önemli restorasyondur. Antik
devirde kullanılmış olan özgün parçaların %80'i kazılarda bulunarak yerlerine konulmuştur. Ayrıca
tümü hakkında bir fikir edinebilecek bir onarım yapılmıştır. Yapının onarımında Avusturyalı
mimarlar,Türk arkeologlar ve ustaları görev almıştır.

AFRODİT TAPINAĞI
Aphrodisias kentinin en önemli yapısı kuşkusuz Aphrodite tapınağıdır. Tapınağın ilk yapımı
Arkaik devirde gerçekleşmiştir. Kentlerinin Medler ve Babiller tarafından yıkılışından sonra
Ninova'dan gelen Asurlular,bu gözden uzak yöreye Asur'un aşk ve güzellik tanrıçası İştar'ın kültünü
de beraberlerinde getirirler. Aphrodisias'da yapılan kazılarda ortaya çıkan bir kabartma üzerinde yer
alan Asur kralı Ninos ve karısı Semiramis'in betimleri de bu tezi doğrulamaktadır. İşte Aphrodite
kültünün temeli de Bu Mezopotamya kültüdür.
Heykel okulunun yanında,heybetle mavi gök yüzüne tırmanan 14 sütunu hala ayakta olan
yapı,kentin kalbinin attığı yer olan Aphrodite tapınağıdır. Anadolu'ya özgü ion tarzında yapılmış
olan tapınakta,yapıyı çepeçevre saran kısa taraflarda 8,uzun taraflarda da 13 er sütun dizisi,olağan
uzaklığın iki katı bir açıklıkla iç duvarlara ulaşmakta,böylece iki sütun dizisi ile çevrili izlenimi
yaratmaktadır (Puseudo Dipteros tarzı). İÖ 1.yy'da Zoilos tarafından yapımı başlatılan tapınak,İS
130 yıllarında tam olarak bitirilmiştir.
İmparator Hadrian devrinde yapının etrafını çeviren kutsal alan duvarları eklenerek yapıya son
şekli verilmiştir. Bu kutsal alana,doğu yönde yer alan anıtsal bir giriş binasından geçilerek
giriliyordu. Tapınağın içerisinde yer alan ve salt rahiplerin girebildikleri Sella denilen odada tanrıça
Aphrodite'nin kült heykeli bulunmaktaydı. Aphrodite tapınağı paganların hac yerlerinden biriydi ve
kendisine sığınanı korumak gibi bir özellikte taşımaktaydı. Bir söylenceye göre de tapınakta sadece
erkek rahipler çalışıyordu.
Tapınak İS 5.yy'ın sonunda,kentin hıristiyanlaşmasıyla büyük bir kiliseye dönüştürülmüştür.
Tapınağın kısa yanlardaki sütunları,uzun yanlara eklenerek ve sella kısmı ortadan kaldırılarak üç
nefli bir plan yaratılmıştır. Etrafı duvarlarla çevrilen kiliseye,batıda narteks denilen giriş,doğuda da
yarım yuvarlak apsis kısmı yapılmıştır. Apsisin içerisinde koronun konuşlandığı merdivenler
bulunmaktadır. Yarım yuvarlak apsisdeki eğri tonozun içerisinde,bazı duvar resimleri vardır. Cebrail
ve Mikhail meleklerin arasındaki,İsa ve Meryem betimleri merkezde yer almaktadır. Bunların
dışında en az 16 tane daha resim vardır. Kilise zamanında kilisenin içi ve bahçe kısmına mezarlar
yapılmıştır. Bu esnada yapılan kazılarda arkeologlar için çok önemli olan bazı tabakalar zarar
görmüştür.
Kilise 11.yy'a kadar kullanılıştır.

SEBASTİON
1979 yılında Kenan Erim Tanrıça Aphrodithe ve Roma imparatorluğunun imparatorları olan Julia
Claudius sülalesine adanmış büyük bir tapınak kompleksi buldu. Yapın üzerindeki yazıtlardan
binanın Sebasteion olarak adlandırıldığını biliyoruz. İsim ulu anlamına gelen Latince Avgustus
sözcüğünün Yunanca karşılığıdır. Roma'nın doğusunda bu kadar büyük ve özellikle kabartmalar
yönünden bu kadar zengin başka bir Sebasteion yoktur. Yapı kuzey kapısından başlayan tiyatroda
sona eren caddenin üzerinde yer almaktadır. Kült merkezi imparator Tiberius devrinde (İS 14-37)
yapılmaya başlanmış ve Neon devrinde (İS-54-68) bitirilmiştir.

Yapım aşamasında Birkaç kez depremler nedeni ile Yıkılarak yeniden yapılan kült merkezinin
ana yapıları imparator Cladius zamanında tamamlanmıştır.
Anıt üç ana yapıdan oluşmaktadır. Caddeye açılan giriş binası (propylon) iki katlıdır. 14 m enindeki
mermer döşeli yol bir podyum üzerinde yer alan zafer tapınağı ile sona erer. Yolun her iki yanında 3
katlı portikolar vardır. Bu yapıların ikinci ve üçüncü katlarındaki sütunlar arasında,üzerlerinde özgün
kabartmaların yer aldığı panolar yer almaktadır. İkinci kat panoları mitolojik,üçüncü kat panoları ise
imparatorlarla ilgili sahneleri içermektedir. Birinci kat arşitravı üzerinde yer alan yazıttan yapının
olasılıkla akraba olan iki aristokrat aile tarafından yaptırıldığını anlıyoruz. Bunlar giriş binası ve
kuzey portikoyu adayan Menander ve Eusebes isimli iki kardeş ve Eusebes'in karısı Apphias;Nike
(zafer)tapınağı ve güney portiko ise Diogenes ve Attalus isimli diğer iki kardeştir. Bu kardeşler bu
anıtı yaparak şimdiye dek adı hep Aphrodisias ile anılan ve soylu olmayan Zoilos'un kent ve Roma
imparatorları üzerindeki etkisini onun ölümünden sonra tekrar soyluların eline alması için bir fırsat
olarak görmüşler ve Roma'ya,kentte kendilerinin de olduğu mesajını vermişlerdir.

Kazılarda ele geçen 70'in üzerindeki pano,kazı evinin bahçesindeki deponun içerisinde
korunmaktadır. Yakın gelecekte yapılacak yeni bir müzede sergilenmesi düşünülen bu kabartmalar
zengin bir konu içermektedir.
Üç güzeller,Apollon,Akhilleus ve Pentasilia,Truva'dan kaçan Aeneas,Dionysos ve Herakles
gibi mitolojik konuların yanında,Avgustus,Lucius ve Gaius Sezar,Cladius ve Nero gibi imparator ve
akrabalarına ait kabartmalarda burada yer almaktadır.
Paganizmin sona ermesinden sonra,depremlerden arda kalan kısımlar ile Sebasteion,bir alış veriş
merkezi olarak kullanılmıştır. Kentin küçülmesinden sonrada yıkılmış ve sel sularını getirdiği
alüvyonlarla kaplanmış ve üzerinde eski Geyre evleri yapılmıştır.
ODEON

Aphrodite tapınağı ile agora arasında yer alan odeon İS 2.yy'da yapılmıştır. Şimdiki oturma
sıralarının üst kısmı İS 4.yy'daki bir depremle yıkılmıştır. Bu deprem kentte bazı su taşkınlarına da
neden olmuştur. Bundan etkilenen odeon'un alt iki sırası sökülerek sular burada toplanmış ve
temellerin zarar görmesi engellenmiştir.

Üst kısımdaki oturma sıralarıyla 1750 kişilik kapasitesi olan odeonun üstü ahşap çatı ve
kiremit ile örtülüydü. Üç katlı sahne binasının nişleri içerinde bir çok heykel bulunuyordu. Sahnenin
arkasındaki kuzey agoraya açılan portikolu koridorda yine heykeller ile süslenmişti.
Antik devirlerde odeonlar konser,dans,pantomim,güzel konuşma,şiir okuma ve müzikli gösterilerin
yanı sıra kent meclisinin toplantı salonu olarak da kullanılıyordu.

HADRİAN HAMAMLARI
Roma imparatoru Hadrian Anadolu'ya yaptığı seyehatların birisinde Aphrodisias'a da gelmiştir.
Kent meclisi bu ziyaretin anısına bu hamamları yaptırmıştır. Hamam kadın ve erkeklerin ayrı ayrı
yıkandıkları iki ayrı bölümden oluşmaktadır. Kuzey yönlerindeki girişin hemen önünde köşelerin
büyük sütunların yer aldığı mermer bir havuz yer almaktadır. Hemen sağ tarafta bir birine paralel
odalar sırasıyla hamamın soyunma giyinme (apoditerium),soğuk (frigidarium),ılık (tepidarium) ve
sıcak (caldarium) kısımları oluşturmaktadır. Yapının altında ısıtma sistemini oluşturan karışık galeri
ve dehlizler hipokaust diye adlandırılmaktadır. Yapının genelinde kum taşı kullanılmış ve üzerleri
mermer levhalarla kaplanmıştır. Yapının ön avlusu (palaestra) payeler,bunların arasındaki hatılları ve
saçakları çok süslü bir bölümdü. Mermer elemanların üzerleri Aphrodisias yontu okulunun özelliği
olan,akantus yaprakları içerinde yer alan Eros insan ve hayvan figürleri ile betimlenmiştir. Saçaklığın
konsol başlarını oluşturan dev mitolojik başlar müzenin girişindeki bahçe duvarlarının üzerinde
sergilenmektedir.
Hadrian hamamlarında ilk kazı 1904 yılında demir yolu mühendisi Fransız Paul Gaudin tarafından
yapılmıştır. Kazıda çıkan eserlerin bir kısmı İstanbul Arkeoloji müzesine taşınmış,bir kısmı ise izinsiz
olarak yurt dışına çıkartılmıştır. Prof. Kenan Erim'in 1989 yılında Tiberius Portiko'sunda bulduğu
balıkçı başının gövde kısmının,Gauden'in mirasçıları tarafından Berlin Bergama müzesine
satıldığı,Prof. Erim tarafından kanıtlanmıştır. Bu esrin Aphrodisias'a geri verilmesi için resmi
girişimde bulunulmuştur.

KUZEY AGORA
Odeon'un güneyinde yer almaktadır. Özgün yapının etrafı çepeçevre sütunlarla çevriliydi. Bugün
batı ve doğu köşelerdeki ion tarzı başlıkları taşıyan sütunların bazıları ayakta kalmışlardır. Kavak
ağaçları ile yan yana ve onlarla yarışırcasına gök yüzüne tırmanan bu sütunlar tiyatronun üzerinden
bakıldığında rahatlıkla görülebilir.
Agora kuzey tarafında küçük bir giriş binasıyla odeona bağlanmaktaydı. Agoranın tam ortasında bir
havuz yer almaktadır. Doğu tarafında söveleri ve lentosu ayakta kalmış giriş yer alır. Agora İÖ
1.yy'da planlanmış ve yapımına başlanmıştır.

TİYATRO
1960 yıllarının başında tiyatroyu kazmaya karar veren Prof. Erim için en önemli sorun,tiyatro
üzerinde yer alan Geyre evleri idi. Önce eski evlerin sakinleri yeni Geyre köyünde yapıla evlerine
taşındılar.1966 yılında kazıya başlandı. İki bölümlü oturma sıraların alt bölümünü, ve sahne
binasının alt katı sağlam olarak ele geçti. Ayrıca sahne binasında birçok heykel bulundu .
Aphrodisias kentinin yazgısını değiştiren Zoilos,tiyatroyu da yaptıran kişidir. Bunu İÖ 1.yy'da
yapılmış olan sahne yapısının üzerindeki yazıttan anlıyoruz. Yazıta göre,Bu kompleks Julius
Zoilos'un tanrıça Aphrodite ve kent halkına armağanıdır. Yine bu yazıtlara dayanarak tiyatronun İÖ
27 yılından önce bittiğini söyleyebiliriz.
Tiyatro Akropol tepesi adı verilen höyüğün doğu kısmı oyularak yapılmıştır. İki bölümden
oluşan oturma sıralarının üst kısmı Bizans devrinde kale yapılırken sökülmüştür. Sahne binası
Anadolu'nun en eski 3 katlı sahne binasıdır. Dor,ion ve korint tarzları kullanılarak yapılmıştır. Nişler
içerisinde de büyük boyutlu heykeller yer almaktaydı. Müzede sergilenen Apollon ve Melpomene
heykelleri burada bulunmuştur. Bunların dışında boksörler ve Aphrodite'in büst heykeli de tiyatro
kazılarında ele geçmiştir.

Aphrodisias tiyatrosunun ortasındaki yarım yuvarlak orkestra kısmı,imparator Marcus


Aurelius (161-180) zamanında,oturma sıralarının alt basamakları sökülerek derinleştirilmiş ve
konistra haline getirilerek arena gibi kullanılmıştır. Vahşi hayvan ve gladyatör dövüşlerinin yapıldığı
bu alana,hayvanlar sahne binasının altındaki bir delhizden çıkarak geliyordu.
Aphrodisias tiyatrosu İS 2.yy ve Bizans döneminde bir takım onarımlar görerek değişiklere
uğramıştır. Sahne binası da İS 4. yy'daki depremle büyük hasar görmüş,İS 7.yy'daki büyük
depremler tamamen yıkılmıştır. Bu deprem ile tamamen yıkılan cavea da düzeltilerek buraya evler
yapılmıştır. Sonradan tepenin de etrafı sur ve kulelerle çevrilerek burası kale haline getirilmiş ve
tiyatro çöplük olarak kullanılmıştır.
Sahne binasının kuzey duvarı arşiv duvarı olarak adlandırılmıştır. Bu duvar üzerindeki yazıtlar
Aphrodisias kenti ile ilgili önemli yazışmaları içermektedir. Bunlar imparatorların kente verdiği
ayrıcalıklar ve senato kararlarıdır. Örneğin bir yazıtta tapınağa Sezar tarafından armağan edilen altın
Eros heykelinin ,çalınarak Efes'deki Artemis tapınağına götürülmesi ve sonradan geri alınmasından
söz edilmektedir. Kentin Hristiyanlaşmasında sonra bu yazıtlardaki Aphrodisias ve Aphrodite
isimleri kazınmıştır.
HARİTA