You are on page 1of 5

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Pireler berber, develer tellal iken.

Ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken.


Uzak, çok uzak diyarlardan birinde Godosh adında güçlü bir büyücü varmış. Tüm
hayali, tanrılara kafa tutmakmış. Orada, yukarılarda bir yerlerde, aşağıya
sırıtıp, kah esen, kah gürleyen tanrıların façasını bozup, Godosh'un kim
olduğunu cümle aleme göstermek için çalışmış didinmiş. En sonunda bu işi
yapabilecek güce ve bilgiye sahip olduğuna karar verdiği gün, girmiş büyü
odasına ve başlamış, bu zor ve bir o kadar güçlü büyünün sözlerini bağırmaya.

Büyü sözlerinin sonu geldiğinde, etrafını durmadan dönen, mavi, minik


noktacıklar sarmış. Đşte o zaman Godosh bir şeylerin ters gittiğini anlamış,
anlamış anlamasına ama heyhat... Artık çok geçmiş. Birden, yer gök kararmış, bir
sis etrafı kaplamış, mavi noktalar yeşile çalıp, önünde bir yol oluvermiş. O
durmuş yol gitmiş... O durmuş yol gitmiş, sonunda yol, bir garip kapıya varmış.
Varmış da, bu densiz yol, anlı şanlı Büyücü Godosh'u üstünden doğruca kapıya
fırlatmış.

Godosh gözlerini, garip binalarla kaplı, garip elbiseli adamların etrafta


cirit attığı, garip bir memlekette bulmuş. Bulmuş bulmasına ya, hala nerede
olduğunu bilmiyormuş. O hala kendi dünyasında bilmediği bir yerlerde olduğunu
sanıyormuş. Godosh sanadursun, aslında şu an kendi memleketinden çok ama çok
uzaklarda, Đstanbul'un Unkapanı semtinin arka sokaklarındaymış...Godosh bakmış
bakmış,bu geldiği yerden hiçbir şey anlamamış.O da biraz yürümeye başlamış,hiç
görmediği dükkanların,kale büyüklüğündeki binaların yanından geçmiş,birçok
insanın yürüdüğü geniş bir alana çıkmış.Đnsanlar bir çığ gibi geliyormuş.Godosh
buradan korkmuş,kendi evine geri dönmek istiyormuş.Yoldan geçen insanlarla
konuşmaya çalışmış. "Bayım,bakar mısınız?Ah,pardon hanımefendi,bayım!!!"
Đnsanlar onu dinlemiyormuş,durmadan yürüyorlarmış. "Bu işten sıkıldım artık!"
diyerek bir büyü yapmya başlamış Godosh.Ancak yapamamış. Artık bıkkın bir
şekilde yandaki dükkanlardan birine girmiş. "Buyrun,neye bakmıştınız??"

Godosh uzunca bir süre etrafa bakınmış durmuş. Koca koca sandalyelerin ve
boydan boya aynaların, bu ufak odaya ilginç bir hava kattığını düşünmüş. Adam,
eliyle sandalyeyi göstererek, biraz da alay edercesine sormuş, "Buyur dayı, saç,
sakal hangisi?"

Godosh adamın ne dediğini anlayamamış ama kudretli bir büyücü olarak


bilmediği bir dille karşılaşması onu bir hayli şaşırtmış. Fakat büyücü adamın
ortak dili bildiğine eminmiş, bu alaylı hali Godosh'u sinirlendirmiş elbet.
Nasıl sinirlendirmesin, O ki, buraların en büyük büyücüsüymüş, "Hemen bana ortak
dilde, burasının neresi olduğunu söyle, yoksa... yoksa seni maymuna çeviririm!"

Adam saf saf bakmış bizim büyücüye ve bu sohbetten sıkıldığını hiç te


gizlemeyerek, "Bela mısın kardeşim?" diye terslemiş.

Büyücü bu sözleri de anlamamış haliyle ve bu sefer şaşırmış basbayağı. Bu


şaşkınlık bakışlarına da aksedince, adam tekrar atılmış ve sanki bağırdığında
muhatabı anlayacakmış gibi bağırarak, "bela diyorum bela... bela mısın?" demiş.
ardından da bir kahkaha atıp, "Maymuna çevirdin bizi be dayı!" diye eklemiş.
sonra eline gazetesini tekrar alıp, sanki büyücü orada değilmiş de, kendi
kendine konuşuyormuşçasına sesli sesli mırıldanmaya başlamış, "Bak! zaten dolar
da fırlamış yine..."

Bu sözleri duyunca Godosh'un gözleri fal taşı misali açılıvermiş. Fırlamış


dükkandan ve kendini kimsenin olmadığı bir sokağın kenarında, pis bir duvara
yaslanırken bulmuş. Düşünmüş seslice, "Bu adam gerçekten ortak lisanı blmiyor,
belki de burada ortak lisan konuşulmuyordur." Sonra aklına adamın lafları gelmiş
ve etrafını kolaçan etmekten alamamış kendini. "Ah! Ah!" demiş "Bilmeliydim bu
işlerin ardında Kötülükler Tanrısı Dolar'ın olduğunu..."
Eeeaaak!" diye bağırmış büyücü: "Ne berbat bir koku, burada biraz daha
durursam sanırım öleceğim."

Kalın cübbesine sarılarak dar sokakta yürümeye başlamış. Taa ki koca göbekli,
uzun boylu, saçı sakalı birbirine karışmış bir adama çarpana dek. Gözü dönmüş
bir şekilde adama bağıran büyücü, büyü yapmak için asasını kaldırdığında adamın
sert yumruğu ile karşılaşmış. Afallamış bir şekilde yerde yatan Godosh, adamın
konuştuğunu duyabiliyormuş: "Bizim babalığı gördün mü, çetin çeviz çıktı."
Diyormuş yanındakine. Büyücünün ise bu olaydan tek anlayabildiği bu kelimeleri
izleyen kahkalarmış. Zaten buda onun için yeterliymiş. Şişman adam yaklaşmış ve
"Kalk!" diye bağırmış. Cevap, masum bir bakışmış. Adam yine konuşmuş: "Hiç bu
ayaklara yatma babalık, bu benim için ilk değil!" Yine aynı cevap. "Eeee, sıktın
ama kaldırın şu adamı." Godosh temasdan kaçınmış fakat kurtulamayacağını da
biliyormuş. Adam yine konuşmuş: "Şimdi kılığın, kıyafetin gösteriyor ki, zengin
züppelerdensin, çıkar cüzdanıda görelim manileri..." Büyücü konuşmuyormuş.
Sadece adamın gözlerinin içine bakmakla yetiniyormuş. Adam tekrar başlamış:
"Madem sen vermeyeceksin, biz de..." “Đşte!” diye bağırmış büyücü.Aynı anda
şişman olan adamın da anlamadığı bir dilde bu sözü mırıldandığını hatırlamış.
Đşe yarıyormuş, büyücünün doğum hakkı olan bu yeteneği bu dünyada da işe
yarıyormuş: Gözlere bakarak kontrolü ele geçirme. Bu yeteneğini kendi dünyasında
pek kullanmazmış. Çünkü çevresindekilerin neredeyse hepsi bu saldırıya karşı
dirençliymiş. Fakat görünen o ki,bu dünyada işe yarıyormuş. Büyücü tekrar
konuşmuş, aynı anda adam da: "Şimdi gidiyoruz. Bu adamı burda bırakacağız ve bir
daha da dokunmayacağız, anlaşıldı mı?" Godosh yanındaki adamların temaslarının
gevşediğini hissedebiliyormuş. Tekrar konuşmuş: "Şimdi gidiyoruz. Ama önce bu
adamın burda gitmesine izin vereceğiz. Şimdi hadi git!" Büyücü şimdi tamamen
serbest kalmış. Hızlı yürümeye başlamış. Sokaktan dönünce kontrolü bırakmış.
Adam kendine dönmüş. Büyücü yürürken arkasındaki bağırışları duyabiliyormuş...
(...)

Godosh,sokakta yürümeye devam etmiş.Gece olana kadar dolaşmış.Gece karanlıkta


yollar onu garip bir yere götürmüş.Bir otoyolun ortasına.Birçok araba vınlayarak
geçiyormuş.Godosh da yoldan karşıya geçmek için kendini yola atmış.Ancak tam bir
araba ona çarpacakken biri onu geri çekmiş. "Hemşerim ne yapıyorsun?" Godosh
adama bakmış.Bu adamı bıyıklı ve pis sakallı bir adammış."Adın ne senin?" demiş
adam.
"Godosh."
"Ne???"
"Godosh.Go-dosh."
"Dalga mı geçiyon benle lan dingil!"
"Dingil?"
"Git işine kardeşim akşam akşam..Tövbe tövbe godoşmuş..." Adam Godosh'u olduğu
yerde bırakıp uzaklaşmış.Godosh da öbür tarafında duran iki kadının yanına
gitmiş...

Yanlarına yaklaştıkca kadınların çok fizikli oldukları gözüne çarpmış(hatta


aparkat yemiş demek daha uygun)herhalde kendi diyarında en az 10 öküz eder diye
düşünmüş. Kadınlardan biri :"Ayol çekinme canım gel yemeyiz biz seni!" demiş.
Öteki :"Ahihi yemeyiz tabii!" Kadınların yanına gittiğinde bir motor sesi duymuş
ve mavi boyalı 4 tekerlekli garip bir araç(demin yoldan geçenlerden en büyük
farkı büyük ve mavi olmasıymış) oraya doğru geliyormuş.

"Sarıyer!Sarıyer bir kişi!Sarıyer kalmasın!!" Godosh adamın yanına gitmiş.

"Sen!Şu koca şey ne?"


"Sarıyer hemşerim Sarıyer,duymadın mı?Atla!Bir kişilik yer var!!" Adam Godosh'u
kolundan tutup koca aracın içine atmış. Godosh da boş bulduğu bir yere
oturmuş.En öndeki adam Godosh'a sormuş: "Nerde inicen abi?"Godosh anlamamış
normal olarak.Kendi dilinde: "Efendim?" demiş.
"Nerde ineceksin diye soruyorum?"
"Nasıl yani?" Adam yanındakine dönmüş.
"Sarhoş bu galiba.Parası da yoktur,yazık..."
"Abicim ben seni sanayiide atarım tamam mı? "..." Araç ilerlemeye
başlamış.Godosh heyecanlıymış."Az önce dışardan gördüğüm koca şeyler demek ki
bir yerden bir yere gitmeye yarıyormuş,"diye düşünmüş.Araba yol almaya devam
etmiş...

Devasa araç kah hızlı kah yavaş, kah düzgün kah sallantılı ilerlemiş
Godosh'un hayranlıkla izlediği yollarda. Gecenin kararttığı binalar gözüne
şeytani gelse, yüreğine korku salsa da, heyecanla izlemiş etrafı. Bir müddet
sonra da başlamış kara kara düşünmeye. Ama heyhat, boşa koysa dolmuyor, doluya
koysa almıyormuş, işin içinden bir türlü çıkamıyormuş. Farkında olmadan kendi
kendine fısldayarak konuşmaya başlamış, "Belki de gelecekteyimdir,ya da belki
başka bir boyut yada belki hepsi rüyadır. Yok yok böyle rüya olmaz,hele benim
gibi bir büyücü böyle bir rüya görür mü hiç? Evet evet bu olsa olsa Karanlıklar
Tanrısı Dolar'ın bana kurduğu bir tuzak, bundan eminim..." diye kendi kendine
fısıldaşıp mırıldanırken, kulağının dibinde yaşlı bir kadının sesi çınlamış, "Ah
beyefendi ah! Siz de mi dolar'dan mağdur oldunuz? Herkes Dolar'ın yükselmesinden
perişan oldu, biz de geçen komşudan almıştık bi 1000 do..." Kadın dertli dertli
konuşurken bir de ne görsün? Godosh, faltaşı gibi gözlerle fırlamasın mı
yerinden? Sadece fırlasa iyi, o heyecanla öyle bir bağarmış ki, "Neeeee? Dolar
yükseldi mi?" diye şöför bile frene basmış, birisinin canını alıyorlar diye. Ama
Godosh'un yolcuların gözlerindeki şaşkınlığa bakacak hali yokmuş elbet. O
bağırarak devam etmiş sözlerine, "Biliyordum... biliyordum... O Karanlıklar
Efendisi'nin yerin altındaki iğrenç evinden yükselip, bizi yok etmeye geleceğini
biliyordum." Sesi acıklı ve korkuluymuş, kötü rüya görüp, çığlık çığlığa uyanan
çocuk misali tir tir titriyormuş korkudan

Velakin ne bilsin minibüs ahalisi Godosh'un halinden, kimi “yazık deliymiş"


diye acımış, kimi, "Şöför bey atın bunu arabadan, manyak mı ne? Saldırmasın
bize?" diye çekinmiş zavallıdan, kimi de sinirli sinirli, "Kardeşim bağırmasana,
akşam akşam senle mi uğraşçaz? Zaten kafamız çatladı şu saate kadar..." diye
veryansın etmiş bizim mahzun büyücüye.

Godosh'ın saçmalıklarına(!) dayanamayan minibüs ahalisinde bir kabadayı


tiplemesi daha fazla dayanamayacağını anlayıp bizim mahzun büyücüyü arabadan
atmış. Büyücü dönüp küfürler sallasa da öfkeli bakışları görünce hemen susmuş.
Ve o anda aklına ne kadar da aç olduğu gelmiş, ve gidip yiyecek bir şeyler
aramış. Tam yiyecek bir şeyler ararken Godosh'u bir kameraman tutmuş.Tabii
nerden bilsin bizim Godosh kamera nedir, kameraman nedir? Tam küfürü basacağı
sırasında lafı bölünmüş. "Ben Türkiye'nin en çok sevilen ve seyredilen haber
bülteni olan Gösteri TV Ana Haber Bülten'inden Muhabir Erdal Yalçın, canlı
yayında bize söylemek istediğiniz bir şey var mı?"

Godosh bakmış olacak gibi değil, basmış küfürü ve gitmiş. Az ilerledikten


sonra vitrininde oynayan resimler olan bir şey görmüş ve pür dikkat
dinlemiş(izlemiş). "Evet, sevgili seyirciler işte bir Türk, ve yine sanıyorum
delirmiş!" "Şimdi yanımızda Psikiyatr Prof. Dr. Ali Zeki var. Ve bu kendini
büyücü sanan adam hakkında konuşacağız."
"Size ilk sorum şu olacak sayın Zeki Bu adam bir insan mı?" Godosh izlemeye
devam ediyormuş!

"-Bu da soru mu şimdi?Tabii ki bir insan.Ama sanırım geçirmiş olduğu şoklar


nedeniyle böyle garip davranıyor olabilir..."

Godosh gördüklerini de,duyduklarını da anlamamış.Kutunun içinde durmadan


kendi görüntüleri çıkıyormuş.Godosh sinirlenmiş ve bir anda atlayarak önündeki
camın içinden geçmiş ve kutunun içine dalmış.

Evet,tahmin ettiğiniz gibi olmuş.Godosh yayın dalgalarının içniden geçerek


programın yapıldığı stüdyoya balıklama dalmış.Oradaki herkes gaipten çıkıp gelen
bu adama hayretle bakıyormuş.Godosh hemen bir büyü yapmaya koyulmuş ve herkesi
örümcek ağları içinde bırakmış.Sizin de farkettiğiniz gibi,artık büyü
yapabildiğini farketmiş o da.Đçerideki her şey örümcek ağıyla kaplanmış ve
stüdyo debelenen insanlarla dolmuş.Daha sonra bir büyü daha yapmış ve bütün
dilleri anlamaya başlamış.Bu onun iletişim kurması için gerekliymiş çünkü.

Stüdyonun cam kapısını nerdeyse devirerek içeri giren iki mavili adam
ceplerinden garip siyah şeyler çıkarmış ve Godosh'a doğrultmuşlar. "Manyak mısın
be!Adalet adına teslim ol!!" "Hadi ordan aptal!Artık gücüm yerine
geldi!!!Kaçıyorum bu iğrenç yerden!!"demiş Godosh ve kendisini evine götürecek
büyülü sözlere başlamış...

"DAN!"

Büyü sözleri acı bir çığlıkla kesilmiş, mermi bula bula Godosh’un kaba etini
bulmuş ve büyücünün yere yuvarlanmasına neden olmuş. Ani gelen bu acı, büyü ve
yorgunluğun verdiği ağırlığı kaldıramamış büyücümüz ve bayılıvermiş oracıkta.

Karabasanlar ve korkulu rüyalar eşliğindeki bu baygınlık hali geçtiğinde,


açmış gözlerini tekrar ve beyazlara bürünmüş bir odada bulmuş kendini. Elbette
ilk düşündüğü “Nerdeyim?” olmuş. Sonra yavaş yavaş olanları hatırlamaya
başlamış, büyü yapmaya çalıştığı o anı ve o gürültülü silahın verdiği acıyı.
Tabi ki eli ister istemez seyirmiş, merminin sıyırdığı kaba etine ve düşünmüş
“Đyi görünüyor” diye. yavaşça kalkmaya yeltenmiş, elbette yarası acıyormuş ama
burdan çıkması hatta kaçması gerektiğini düşünüyormuş, nasıl düşünmesin? Üstüne
saldırılmış hatta yaralanmış. Ama bir eksik olduğunu fark etmiş aniden, onun
için çok büyük önemi olan cüppesi üzerinde yokmuş. Ne yapsın ne etsin bilememiş,
sağa bakmış yok, sola bakmış yok, tam o sırada bir kız girmiş içeri, beyazlar
içinde, güler yüzlü kız endişeyle gelmiş Godosh’un yanına ve, “Amcacığım
yaralısın,hemen ayağa kalkmamalısın,en azından bir iki gün daha yatmalısın.”
diye hafif azarlar bir tavırla ikaz etmiş bizim büyücüyü. Ama cüppesi olmadan
kendini çıplak hisseden büyücü, dinlememiş bile kızı ve atılmış, “Cüppem...
Cüppem nerede?”. Kız güler yüzle cevap vermiş adamın cüppesinin çalınmasından
korktuğunu düşünerek, ama nereden bilsin, o cüppenin öyle alelade bir giysisi
olmadığını. “Cüppeni emin bir yere koyduk merak etme amca hiçbir şey olmaz”.

Tabi ki, Godosh bu sözlerle sakinleşmemiş, aksine iyice köpürmüş, bir


büyücünün cüppesini izni olmadan almak büyük bir kabahatmiş onun dünyasında.
“Hemen... hemen getirin onu bana ve size ceza vermemi istemiyorsanız, bunu acele
yapın”, kız, “Fesuphanallah” dercesine bir mimikle devam etmiş “Tamam amca sen
yat, ben hemen getiriyorum”. Godosh kıza ters ters bakınca kız da “Peki peki”
deyip çıkmış odadan ve bir süre sonra elinde, büyücünün değerli cüppesiyle
dönmüş. Büyücü kızın elinden çekip almış cüppesini ve hemen giymeye koyulmuş,
kız bir şeyler diyecek olmuş ama, bu ihtiyar uğraşılacak gibi değilmiş, O da
vazgeçmiş elbet.

Kız tam çıkarken, dışarıda kapının önünde ona ateş eden adamlara benzeyen
birini görmüş, adam horul horul uyuyormuş, o kadar ki gürültüsü odadan
rahatlıkla duyuluyormuş. Godosh bir büyücü olarak buradan bir büyüyle
çıkabilirmiş ama yarası hala acıyormuş ve bu dünyadan çıkabilmek için güce
ihtiyacı varmış. Zaten böyle avanak bir gardiyanı varken büyüye niye ihtiyaç
duyacakmış ki. Hemen kapıya yönelmiş ve etrafı kontrol etmiş, kimselerin
olmadığını görünce fırlamış dışarı. Merdivenlerden elinden geldiği, acısının
elverdiği hızla inmiş ve sonunda çıkış kapısına ulaşmış ama tam o sırada
yakalanmış büyücü. Kapı bekçisi bir şeyler diyormuş ama, büyüden başka çaresi
kalmadığını anlayan büyücü hemen başlamış büyüsüne ve bitirdiğinde, kapı bekçisi
uyumaya başlamış. Kendiyle gurur duyan bir edayla çıkmış dışarı.

Hava karanlıkmış, bulutsuz, yıldızlı, temiz ama soğukmuş. Soğukmuş soğuk


olmasına ya, Godosh’un cüppesi ne bir gıdım üşütüyormuş büyücüyü, ne bir gıdım
terletiyormuş. Büyülü cüppenin marifetlerinden biri de buymuş, ne rüzgara, ne
soğuğa, ne kızgın güneşe, ne suya geçit veriyormuş. Büyücü cüppesine sarınmış ve
onu evine döndürecek büyüyü yapması için, müsait bir yer bulamak için işe
koyulmuş, artık bu insanlara güvenemezmiş, mutlaka sakin bir yer bulmak
istiyormuş ama gel gelelim etraf insan doluymuş. Uzun bir yolculuğun ardından
hava aydınlanmaya başladığında Godosh ta amacına ermiş, kimsenin olmadığı
ağaçlık bir alan bulmuş.

Đştahla sözleri söylemeye başlamış, birden ve cüppesinin sihirli ceplerinden


bir toz çıkarıp serpmeye başlamış yere. Serptiği yerden sarı ışıklar yükselmiş
yukarı doğru ve gittikçe büyüyen ışıklar sonunda bir kapı oluvermiş. Kapının
diğer tarafında kendi dünyası varmış, bir adım sonra kurtulacakmış bu acayip
dünyadan.

Tam o sırada Godosh için sıra dışı bizler için çok normal bir olay olmuş,
yüzüne bir damla su damlamış, sonra bir tane daha ve bir tane daha. Yağmur...
yağmur yağmaya başlamış. Godosh birden dona kalmış. Bu, onun için mucizeden daha
büyük bir olaymış. Havadan damlayan su taneciklerini, hayranlıkla ve hayretle
seyre dalmış, serin sular yüzünden akıyormuş, “Bu ne büyük bir an...” diye
düşünmüş, “Belki de ölüyorumdur.” ama hayır ölmüyormuş elbet ve oda bunun
farkındaymış. Godosh, o çok değerli, üstünden çıkarmaya korktuğu cüppesini,
çıkarmış aceleyle. Damlacıkların Đnce iç elbiselerine çarpmasına, üşümesine göz
yummuş. Titriyormuş ama soğuktan değil, böyle bir anı yaşamanın verdiği
heyecanla titriyormuş. Ama olanlar bu kadarla kalmamış, heyecanını ikiye
katlayacak başka bir şey görmüş. Tam yağmur yavaş yavaş dinerken, gökyüzünde
ışıklar gözükmüş, rengarenk, bambaşka ışıklar, öyle kendi büyülerindeki yalancı
ışıklar gibi değilmiş. Tüm gökyüzünü kaplayan bir gösteriymiş sanki. Adeta aşık
olmuş yağmura ve gökkuşağına Godosh, zamanını bilemediği uzun bir zaman orada
öylece seyretmiş olanları. Sonra aklı başına geldiğinde kapıya bakmış, artık
gitmek için o kadar da can atmıyormuş. Đki dünya arasında kalan bir zavallıymış
bir yanda kendi dünyası, kendi toprakları, diğer yanda inanılmaz hisler yaşatan
bir dünya. Godosh cüppesini almış ve yavaşça giymiş. Seçimini yapmak için sadece
birkaç saniye düşünmüş ve kendini hiç bilmediği bir dünyanın, mucizelerle dolu
bir dünyanın kucağına bırakıvermiş. Kapı arkasından kapanırken ardına bile
bakmadan sakince uzaklaşmış, keşfedilmeyi bekleyen mucizeleri bulmaya.

Đşte bu, Mahzun Büyücünün öyküsüdür. Eğer bir gün yağmurun altında, gökyüzünü
hayranlıkla seyre dalmış, garip giyimli birisini görürseniz. Bilin ki, O
Godosh’tur.

--- Son ---

Mahzen ürünüdür.
Board.to/mahzen