You are on page 1of 40

DÜNYA KLASÝKLERÝ DÝZÝSÝ: 89

BENITO CERENO
Bu kitap Cumhuriyet Dünya Klasikleri Dizisi için özel olarak çevrilmiþtir.
Yayýna hazýrlayan : Egemen Berköz
Dizgi : Yeni Gün Haber Ajansý Basýn ve Yayýncýlýk A.Þ.
Baský : Çaðdaþ Matbaacýlýk Yayýncýlýk Ltd. Þti.
Mart 2000
HERMAN MELVILLE
BENITO CERENO
Ýngilizceden çeviren:
Lale Eren
75. yýl coþkusuyla...
Hümanizma ruhunu anlama ve duymada ilk aþama, insan varlýðýnýn en somut anlatýmý olan sanat
arýnýn benimsenmesidir. Sanat dallarý içinde edebiyat, bu anlatýmýn düþünce öðeleri en zeng
nun içindir ki bir ulusun, diðer uluslarýn edebiyatlarýný kendi dilinde, daha doðrusu kendi
düþüncesinde yinelemesi; zekâ ve anlama gücünü o yapýtlar oranýnda artýrmasý, canlandýrmasý
atmasý demektir. Ýþte çeviri etkinliðini, biz, bu bakýmdan önemli ve uygarlýk davamýz için
ymaktayýz. Zekâsýnýn her yüzünü bu türlü yapýtlarýn her türlüsüne döndürebilmiþ uluslarda d
n yazý ve onun mimarisi demek olan edebiyatýn, bütün kitlenin ruhuna kadar iþleyen ve sine
n bir etkisi vardýr. Bu etkinin birey ve toplum üzerinde ayný olmasý, zamanda ve mekânda bü
sýnýrlarý delip aþacak bir saðlamlýk ve yaygýnlýðý gösterir. Hangi ulusun kitaplýðý bu yön
uygarlýk dünyasýnda daha yüksek bir düþünce düzeyinde demektir. Bu bakýmdan çeviri etkinli
li ve dikkatli bir biçimde yönetmek, onun geniþlemesine, ilerlemesine hizmet etmektir.
Bu yolda bilgi ve emeklerini esirgemeyen Türk aydýnlarýna þükran duyuyorum. Onlarýn çabala
beþ yýl içinde, hiç deðilse, devlet eliyle yüz ciltlik, özel giriþimlerin çabasý ve yine d
ardýmýyla, onun dört beþ katý büyük olmak üzere zengin bir çeviri kitaplýðýmýz olacaktýr. Ö
bu emeklerden elde edeceði büyük yararý düþünüp de þimdiden çeviri etkinliðine yakýn ilgi
amak, hiçbir Türk okurunun elinde deðildir. 23 Haziran 1941.
Milli Eðitim Bakaný
Hasan Âli Yücel
SUNUÞ
Cumhuriyet'le baþlayan Türk Aydýnlanma Devrimi'nde, dünya klasiklerinin Hasan Âli Yücel önc
limize çevrilmesinin, kuþkusuz önemli payý vardýr.
Cumhuriyet gazetesi olarak, Cumhuriyetimizin 75. yýlýnda, bu etkinliði yineleyerek, Türk
okuruna bir "Aydýnlanma Kitaplýðý'' kazandýrmak istedik.
Bu çerçevede, 1940'lý yýllardan baþlayarak Milli Eðitim Bakanlýðý'nca yayýnlanan dünya
i okurlarýmýza sunmaya baþladýk.
Büyük ilgi gören bu etkinliði Milli Eðitim Bakanlýðý'nca yayýnlanmamýþ -ancak Aydýnlanma De
lmasaydý yayýnlanacaðýna kesinlikle inandýðýmýz- dünya klasiklerini de katarak sürdürüyoruz
Cumhuriyet
HERMAN MELVILLE VE "BENITO CERENO"
ÜZERÝNE...
1819 - 1891 yýllarý arasýnda yaþamýþ olan büyük Amerikan yazarý Herman Melville'in en güzel
biri kabul edilen "Benito Cereno", 1856 yýlýnda çýkan The Piazza Tales (Meydan Öyküleri) a
bümünden alýnmýþtýr. Aslýnda, "Benito Cereno" ilk kez 1855 yýlýnda, New York'da basýlan Put
thly Magazine'de (Aylýk Putnam's Dergisi) çýkmýþtý; yani Melville, 1851 yýlýnda basýlmýþ ol
oby Dick"i bu öyküden çok daha önce yazmýþtý.
Bir Ýspanyol gemisinde yaþanan bir köle ayaklanmasýný konu alan "Benito Cereno"da Melville
, denizcilik ve gemicilik deneyimlerinin yanýsýra, insanýn kötü güçlere karþý savaþýmýný se
tik bir anlatým ve ahlaksal bir öykü kurgusu içinde. Dramatik simgelerle bezenmiþ süslü bir
ebi dille yazýlmýþ olan öyküde, aslýnda çoðu yazýsýnda olduðu gibi, "göze görünenin" altýnd
yor Melville.
Oyuncaklý dilinden dolayý bir bilmece çözer gibi ince ince uðraþmayý gerektiren, bunun uzan
, hatýrý sayýlýr ölçüde usul usul ilerleyen, ama gene de çok keyifli bir Türkçeleþtirme sür
oldu. Çok uzun cümleleri, parantezleri, kendine özgü noktalamasý ile bu oyuncaklý, süslü an
içimini bozmadan ve öze sadýk kalarak ifade edilmek istenileni koruyarak öyküyü rahat okuna
ilir kýlmaya çaba gösterdim; keyifli çeviri sürecini, keyifli bir okuma sürecine dönüþmüþ o
a paylaþmayý diliyorum.
Lale Eren

BENITO CERENO
Massachusetts'den Duxburyli Kaptan Amasa Delano'nun yönetimindeki fok avcýlýðýnda kullanýla
büyük ticaret gemisi, 1799 yýlýnda, deðerli kargosuyla Þili kýyýlarýnýn güney ucu yakýnlar
msenin yaþamadýðý St. Maria adasýndaki koyda demir atmýþtý. Kaptan, buraya su almak üzere k
e için uðramýþtý.
Ýkinci gün, gün ýþýmaya baþladýktan sonra, o daha yataktayken ikinci kaptaný aþaðýya gelip,
lkenlinin koya girmekte olduðunu bildirdi. O günlerde, þimdi olduðu kadar çok gemi yoktu o
sularda. Kaptan kalktý, giyindi ve güverteye çýktý.
Bu kýyýlara özgü sabahlardan biriydi. Her þey suskun ve dingindi; her þey kül rengiydi. Den
iri dalgalarla kývrýmlanmakla birlikte, düzgün yüzeyi, soðutulmak üzere madencinin kalýbýn
gibi kaygandý. Gökyüzü, upuzun, gri bir palto görünümündeydi. Artýk dost olduklarý, kendile
edirgin bulut kümelerinin arasýna dalarak bir araya gelen gri kuþ kümeleri, fýrtýnadan önce
arýn üstünde uçuþan kýrlangýçlar gibi, huzursuzca sýyýrýp geçerek suyun üstünde uçup duruyo
er, gelmesi olasý daha koyu gölgelerin habercisi gibiydiler.
Dürbünle izlediði yabancýnýn görünürde bayraðý olmamasý Kaptan Delano'yu þaþýrttý; çünkü ký
le, bir limana girdiðinde orada baþka bir gemi varsa, her milletin barýþsever denizciler
i arasýnda bayrak göstermek gibi bir görenek vardý. Eðer Kaptan Delano, ancak olaðandýþý du
ve ýsrarlý kýþkýrtmalar karþýsýnda, ama gene de, insanýn içindeki kötü þeytaný baðýþlamaya
l korkulara kapýlabilen, ama bunun dýþýnda, hiç kuþkucu olmamak gibi çok iyimser ve özel bi
a sahip olmasaydý, bulunulan noktanýn ýssýzlýðý ve yasa tanýmazlýðýna, bir de o günlerde an
lere iliþkin öyküleri ekleyerek durumu deðerlendirip, derin bir þaþkýnlýða kapýlýr, kaygýla
zihinsel algýlamanýn yaný sýra, iyiliksever bir yüreðin insaný ne denli çaplý kýlabileceði
karar vermek kiþinin kendi aklýna býrakýlabilir.
Ancak her denizcinin zihninde ilk görüþte oluþabilecek güvensizlik duygusu geminin koya gi
rerken pruvasýný batýk kayalýklara sürtebilecek denli kýyýya yaklaþmasýný gözlemleyince hem
i. Bu görünüm, yabancý geminin yalnýzca fok avcýsý geminin deðil, adanýn da yabancýsý olduð
bu nedenle de bu sulara alýþýk bir korsan gemisi olamazdý. Kaptan Delano, azýmsanmayacak
bir ilgiyle gemiyi izlemeyi sürdürüyordu -kamaraya kaçamak doluþan sabah aydýnlýðýnda kýsme
gemiyi seçebilmek pek de kolay deðildi; ayný biçimde güneþ de- ki bu süre içinde yarým dair
deki ufku çevrelemiþti ve koya girmekte olan yabancý gemiye açýkça eþlik etmekteydi -alçakt
n ayný bulutlarla örtünmüþ olduðundan, uðursuz, meraklý bakýþlarýný alacakaranlýkta mazgal
ek gözlü bir Limalý dolandýrýcýyý andýrýyordu.
Pusun bir aldatmacasý olabilirdi bu, ama yabancýyý izledikçe manevralarý göze daha da garip
görünmeye baþladý. Çok geçmeden, girmeye mi çýkmaya mý, ne yapmak istediðine ya da ne yapma
vermek iyice güçleþti. Gece boyunca hafif hafif esen rüzgâr artýk iyice hafif bir esintiye
, bu þaþýrtýcý durum yabancý geminin devinimlerindeki belirsizliði daha da artýrýyordu.
En sonunda, yabancýnýn güç durumda kalmýþ bir gemi olabileceði yolunda tahmin yürüten Kapta
o, cankurtaran sandalý niyetine balina avcýlýðýnda kullanýlan kayýðýn indirilmesini buyurdu
nci kaptanýnýn daha sakýnýmlý davranmasýný önererek karþý çýkmasýna karþýn, yabancý gemiye
k üzere kayýðý borda etmeye hazýrlamalarýný istedi. Bir gece önce, balýk avlamak üzere gemi
, epey uzaktaki kayalýklara giden bir grup gemici, gün doðmadan birkaç saat önce hiç de azý
nmayacak bir baþarý elde etmiþ olarak dönmüþlerdi. Yabancý geminin uzun süredir açýklarda s
ma olasýlýðýný düþünen iyi yürekli kaptan, armaðan olarak kayýðýna birkaç sepet balýk koydu
ancý gemi batýk kayalýklara yakýnlýðýný sürdürdüðünden, onun tehlikede olduðunu düþünerek a
dekilere bir an önce bildirilmesi için acele etmelerini söyledi. Ancak kayýk yola çýktýktan
bir süre sonra, hafif esmekle birlikte yön deðiþtiren rüzgâr bir yandan kýsmen pusu daðýtý
yandan da kayýðý baþka bir yana savurdu.
Aradaki uzaklýk azalýnca, kurþuni renkli dalgalarýn eþiðinde, orada burada ince sis þeritle
in öylesine, kürk gibi sarýp sarmaladýðý gemi, sanki bir fýrtýna sonrasýnda, Pirenelerdeki
kli yalçýn kayalarýn ortasýna kondurulmuþ bembeyaz boyalý bir manastýr gibi apaçýk bir biçi
e serildi. Ancak bir an için Kaptan Delano neredeyse karþýsýnda bir gemi dolusu keþiþ olduð
düþünmenin bir hayal ürünü olmadýðý kanýsýna vardý. Pusun ötesindeki görünüm, meraklý baký
kaletalarýný andýran kara baþlýklý bir topluluk, açýk lomboz deliklerinden bulanýk bir biçi
, manastýr avlusunda gidip gelen Dominikan keþiþleri gibi dolanmakta olan karaltýlardý.
Daha da yakýna gelinince bu görüntü biraz deðiþti ve geminin gerçek karakteri ortaya çýktý
rgosunun yaný sýra sömürgeye ait limanlar arasýnda Zenci köleleri taþýyan birinci sýnýf bir
icaret gemisi. O günlerde ara sýra açýk denizlerde raslanan, kimi zaman Acapulco hazine
gemilerinin yerine geçen veya artýk kullanýlmaz duruma gelmiþ Ýtalyan saraylarý gibi efendi
eri düþmüþ de olsa hâlâ önceki yönetimin iþaretlerini taþýyan Ýspanyol donanmasýna ait eski
gemisini andýran, zamanýnda çok iyi sayýlabilecek büyük bir gemiydi bu.
Kayýk daha yaklaþýnca, yabancý geminin garip bir biçimde kir pas içindeki görünümünün her y
lik ve özensizlikten kaynaklandýðý görüldü. Uzun süredir zýmpara, katran ve fýrça yüzü görm
halatlar ve küpeþtenin büyük bir kýsmý adeta keçeleþmiþ bir görünüme sahipti. Görünüþe bak
za yatýrýlmýþ, kaburgalarý bir araya getirilmiþ ve Ezekiel'in (1) Kuru Kemikler Vadisi'nde
aktan suya indirilmiþ gibiydi.
Þimdi tutulmuþ olduðu iþ için, genel olarak geminin savaþa göre olan özgün düzeninde ve arm
bir deðiþiklik yapýlmýþa benzemiyordu. Ancak görünürde hiç silah yoktu.
Üst güverteler geniþti ve bir zamanlar sekizgen örgü biçiminde iþlenmiþ, þimdiyse üzücü bir
lan bu küpeþteyle çevrelenmiþti. Bu güverteler, tepede üç yýkýk kuþevi gibiydi ve bunlardan
kalaryanýn üstüne konmuþ uyuþuk, uyurgezer gibi bir yabani kuþ olan ve denizde çoðu kez ell
e yakalanabilen bir tür beyaz deniz kýrlangýcý vardý. Hýrpalanmýþ ve küflenmiþ, mazgallý bi
inþa edilmiþ baþ kasarasý, çok önceleri bir saldýrý sonucu alýnmýþ sonra da çürümeye terk
eydi. Kýça doðru, her iki yandaki üst güverteler -küpeþteleri orada burada kuruyup kavlamýþ
yosunlarýyla kaplý bir durumda- kimsesiz bir kaptan köþküne açýlýyordu ki, buradaki lomboz
larý yumuþak havaya karþýn hava geçirmeyecek biçimde sýkýca kapatýlmýþtý- iþte bu kimsesiz
zin üstünde, sanki Venedik'ten büyük kanala bakar gibiydiler. Ama sönmeye yüz tutmuþ görkem
belirgin kalýntýsý, karýþýk bir düzenleme içinde Castille ve Leon ailelerine ait silahlarý
eyen oymalar, ayaðýný yüzükoyun yatmakta olan bir yaratýðýn boynuna bastýrmýþ maskeli bir s
an mitolojik ya da simgesel resimle bezenmiþ, oval biçimli geniþ ve kalkansý görünümlü arka
eminin.
Ya geminin yeniden elden geçirilmesi sýrasýnda koruma amacýyla, ya da çürümüþ bölümlerini g
k üzere o kýsýmlarý yelken bezleriyle sarmalanmýþ olduðundan, gemi aslaný (3) gibi bir oyma
yoksa þatafatsýz, sivri madeni bir burnu mu olduðu pek belirgin deðildi. Yelken bezinin
bitiminde, bir kaide gibi altta kalan kýsým boyunca, sanki bir gemici hezeyaný olarak
kabaca boyanmýþ, ya da kireçle yazýlmýþ gibi bir yazý, SEGUID VUESTRO JEFE ("önderini izle"
si, öte yanda baþ taraftaki kirlenmiþ ahþap kýsýmda, bir zamanlar iri, gösteriþli yaldýzlý
yazýlmýþ, ama þimdi, büyük bakýr çivilerden damla damla akmýþ pasýn azizliðine uðrayýp yol
zý, SAN DOMINICK -geminin adý- göze çarpýyor ve gemi bir cenaze arabasý gibi ileri geri yal
aladýkça, yas tutan yabanýl otlardan oluþmuþ bir kabartma süs gibi yapýþkan deniz yosunlarý
ir harfi süpürdüðü görülüyordu.
Sonunda, kayýk geminin orta kýsmýndaki iskele tahtasýna doðru pruvaya çengel atýp baðlandýð
in birkaç santim açýðýnda olmasýna karþýn, sanki batýk bir kayalýðýn üstündeymiþ gibi, sürt
sler çýkýyordu. Buna neden olan, o denizlerde geçirilmiþ zaman içinde aldatýcý rüzgârlar ve
durgunluðun anýsý olarak suyun altýnda salkým salkým toplanýp, bir ur gibi geminin yan tar
arýna yapýþmýþ olan deniz hayvanlarýydý.
Týrmanýp yan tarafa çýkar çýkmaz, beyazlar ve siyahlardan oluþan yaygaracý bir kalabalýk ta
salýverdi; ancak koyda belirmiþ olan Zencileri taþýyan bir yabancý gemi görünümünden beklen
kadar fazlaydý siyahlarýn sayýsý beyazlara oranla. Ama tek dilde ve sanki tek sesle bir
aðýzdan hep birlikte ortak bir acý öyküsünü dile getiriyorlardý ki, sayýlarý pek de az say
Zenci kadýnlarýn elemli öfkesi diðerlerini geride býrakýyordu. Ýskorbüt (4) hastalýðýnýn ya
idekilerin büyük bir kýsmýný, özellikle de Ýspanyollarý silip süpürmüþtü. Ümit Burnu açýkla
n kýl payý kurtulmuþlardý; sonra günlerce rüzgâr yüzü görmeksizin kendilerinden geçmiþlerdi
hemen hemen hiç sularý kalmamýþtý; þu anda dudaklarý kavruluyordu.
Kaptan Delano, bir yandan anlatmaya hevesli aðýzlarý dinlerken, bir yandan da görmeye he
vesli bakýþlarýyla bütün yüzleri ve çevresinde ne varsa her þeyi zihnine kaydetti.
Denizde, büyük ve kalabalýk bir gemiye, özellikle de Hintli ya da Manilalýlar gibi kolay k
olay sýnýflandýrýlamayacak tayfasý olan yabancý bir gemiye ilk kez girmekle, yabancý sakinl
olan karadaki bir yabancý eve ilk giriþ arasýnda daima bir farklýlýk vardýr. Her ikisi de,
ev de gemi de, biri duvarlarý ve kepenkleriyle, diðeri kale duvarlarý gibi yüksek küpeþtesi
le, son ana dek iç kýsýmlarýný gözden saklarlar, ancak buna ek olarak gemide þu vardýr; içe
an görüntü ansýzýn tümüyle gözler önüne serildiðinde, kendisini çevreleyen uçsuz bucaksýz o
en kaynaklanan büyüleyici bir etki yapar. Gemi gerçek dýþý gibi görünür, bu yabancý giysile
tler ve yüzler tümüyle taa derinlerden ortaya çýkývermiþ, adeta yansýttýðý görüntünün hemen
nlu, gölgelerden oluþmuþ bir tablodur bu.
Belki de yukarýda tanýmlanmaya çalýþýlan böylesine bir etkileþimle, ciddi bir incelemeden s
Kaptan Delano'nun zihninde gördükleri yüceldi ve özellikle, kafalarý kara, titrek söðüt tep
ni andýran ve aþaðýdaki kargaþaya saygýn bir tavýrla ters düþerek, biri sancak tarafýndan g
ngasýnýn üstünde, bir diðeri geminin yol yanýnda sfenks gibi uzanmýþ, geriye kalan çiftiyse
mir zincirlerinin yukarýsýnda, karþý yandaki küpeþtenin dibinde yüz yüze vermiþ olarak heme
an kýr saçlý, dört Zenci ona olaðandýþýymýþlar gibi göründüler. Her birinin elinde, sabýrla
larýnda küçük birer üsütüpü yýðýný haline getirdikleri hurda halat parçalarý vardý. Elleriy
cenaze havasý çalan bir sürü kýr saçlý gaydacý gibi alçak ve tekdüze bir sesle söyledikleri
k ediyorlardý.
Fazlasýyla yüksek bir kasaranýn üstündeki kýç güvertenin en uç kýsmýnda týpký üstüpü didikl
un sekiz ayak kadar yukarýsýnda, bacak bacak üstüne atarak düzgün aralýklarla tek sýra hali
turmuþ ve her biri temizleyip parlatan ahçý yamaklarý gibi ellerindeki paslanmýþ küçük balt
er tuðla ve birer paçavrayla temizleyen baþka altý kara adam; her iki kiþinin arasýnda da,
aslý uçlarý ön tarafa çevrilmiþ, benzeri bir iþlemin yapýlmasýný bekleyen küçük bir baltala
leyicinin ara sýra aþaðýdaki güruhtan birine seslenmelerine karþýn, tüm dikkatlerini yaptýk
rmiþ olan altý balta parlatýcý, zaman zaman Zencilere özgü iþle eðlenceyi birleþtirme aþkýy
fa dönüp kaba saba gürültüler çýkartarak baltalarýný tokuþturmanýn dýþýnda kendi aralarýnda
e de fýsýldaþýyorlardý. Çoðunluðun tersine bu altý adamda safkan Afrikalýlara özgü iþlenmem
Ancak genele göz atarken, bakýþlarý bir an için daha az dikkat çeken bu on adama takýlý kal
sonra, seslerin yarattýðý gürültüden dolayý sabrý taþarak, konuðun gözleri bu gemiyi yönete
ilir arayýþý içinde çevrede dolaþmaya koyuldu.
Oysa kendi çileli umutsuzluðunun yaný sýra, sanki doðanýn da sorunlarýný göstermesine izin
istekliymiþ gibi, ya da o an için bundan alýkonmanýn umutssuzluðu içindeki, çekingen bir b
fendi görünümlü, yakýn zamanda yaþanmýþ uykusuzluk ve huzursuzluklarýn izlerini taþýyan tuh
ak giyim içinde, bir yabancýnýn gözüne oldukça genç görünebilecek, anadireðe yaslanmýþ uysa
kta olan adam, bir an, coþkulu adamlarýna kasvetli ve ruhsuz bakýþlar fýrlatýyor, bir an so
ra da mutsuz bakýþlarýný konuða yöneltiyordu. Yanýnda, týpký bir çoban köpeði gibi, keder v
birbirine karýþtýðý kaba saba yüzünü ara ara sessizce Ýspanyol'a çeviren, ufak tefek bir si
yordu.
Güruhun arasýndan kendine zar zor yol açarak Ýspanyol'un yanýna giden Amerikalý, durumunu a
ladýðýný ve duygularýný paylaþtýðýný belirttikten sonra, elinden gelen yardým ve hizmeti su
uðunu söyledi. Ýspanyol buna, saðlýðýnýn bozuk olmasýndan kaynaklanan karanlýk bir ruh duru
a ulusuna özgü göreneklere baðlýlýkla aðýrbaþlý ve resmi bir biçimde teþekkür ederek karþýl
Ancak kuru selamlaþmalarla vakit yitirmeyerek, Kaptan Delano, güvertede gemiye uzatýla
n köprüye dönüp balýk sepetini yukarýya çektirtti ve rüzgâh hâlâ hafif esmeyi sürdürdüðüne
esi için en azýndan birkaç saat daha geçmesi gerektiðini düþünerek, adamlarýna dönüp kendi
kayýðýn taþýyabileceði kadar su, ambar görevlisinin elinde ne kadar yumuþak ekmek ve gemid
an ne kadar balkabaðý varsa, bunlarýn yaný sýra bir kutu þeker ve kendi özel elma þarabýnda
i þiþeyi alýp gelmelerini buyurdu.
Kayýðýn uzaklaþmasýnýn üstünden daha birkaç dakika bile geçmeden, sanki herkesin sýkýntýsýn
e durdu ve yön deðiþtiren akýntý, çaresizlik içindeki gemiyi yine denize doðru sürüklemeye
k bunun fazla uzun sürmeyeceði inancýnda olan Kaptan Delano, Amerika'nýn Karayib Denizi'
ne komþu kýyýlarý boyunca sýk sýk deniz yolculuðuna çýkmýþ olmanýn kendisine bu durumdaki i
dillerinde konuþma özgürlüðü saðlamýþ olmasýndan dolayý hiç de küçümsenmeyecek bir doyum a
yabancýlarý neþelendirmenin yollarýný aramaya koyuldu.
Onlarla yalnýz kaldýðýnda, çok geçmeden ilk izlenimlerini destekleyen birtakým þeyler gözle
ancak suyun ve erzaðýn kýtlýðý dolayýsýyla uzun süre devam eden sýkýntýnýn uzantýsýnda, gör
a az iyimserlik içeren nitelikleri ortaya çýkarken, onlarýn üstündeki etkinlikleri zayýflam
Ýspanyollara karþý da ayný ölçüde duyduðu bir acýmaya dönüþerek yok oldu þaþkýnlýðý. Ama b
aylarýn bu biçimde geliþmesi beklenmeliydi. Ordularda, donanmalarda, kentlerde ya da a
ilelerde, hatta doðada bile sefalet kadar düzen bozucu bir þey olamaz. Gene de Kaptan
Delano, eðer Benito Cereno daha güçlü bir adam olmuþ olsaydý, yönetimdeki kötülük bugün bu
mezdi diye düþünmeden edemiyordu. Ancak ister yapýsal olsun, ister yaþanmýþ olan koþullarýn
en olmuþ olsun, Ýspanyol kaptanda belirgin bir bedensel ve zihinsel yýpranma, bir güçsüzlük
duðu görmezlikten gelinecek gibi deðildi. Sýkýntý öylesine yerleþmiþti ki, sanki uzun süre
utlandýktan sonra, artýk demir atmak adamlarý için epeyce su saðlamýþ olmak ve dost bir kap
dan öðüt alarak onun dostluðuna sýðýnmak, o gün ya da en gecinden o gece için sahte bir umu
tan çýkýp, onu yüreklendirmeye yetecek gibi görünmüyordu. Bundan daha da ciddi bir etkilenm
konusu deðilse bile, sinirleri epeyce bozulmuþ gibi bir görünüþü vardý. Bu meþe duvarlarýn
patýlmýþ, belirsizlik içinde olmaktan usanmýþlýðýn gederek kýsýr bir döngü içinde dolanýp d
incire vurulmuþ ve artýk hastalýk hastasý olmuþ bir manastýr baþrahibi gibi, ortalýkta gezi
, zaman zaman duraklýyor, irkiliyor, dudaklarýný ýsýrýp týrnaklarýný yiyerek gözlerini bir
ikip bakýyor ve dalgýn bir zihnin ya da dengesiz bir ruh durumunun diðer belirtilerini
n yaný sýra kýzarýyor, beti benzi atýyor, sakalýný çekiþtiriyordu. Bu hastalýklý ruhu, daha
rtildiði gibi hastalýklý bir bedende barýndýrýyordu. Oldukça uzun boyluydu, ancak görünüþe
zaman gürbüz olmamýþtý ve hele þimdi sinirsel bir sýkýntýnýn pençesinde hýrpalanmýþ olduðun
kýn zaman önce akciðerleriyle ilgili yakýnmalarý olduðu kanýtlanmýþ gibi bir görünüþü vardý
inin yarýsý gitmiþ gibi kýsýk ve boðuktu. Böyle bir durumdayken sendeliyor olmasý ve özel u
onu izlemesi hiç de þaþýlacak bir þey deðildi. Zaman zaman, Zenci efendisine kolunu uzatýy
ya da onun için cebinden mendilini çýkarýyordu; sevecen bir çabayla bu ve buna benzer hizm
etleri yerine getirmekle, bir uþaða yaraþýr biçimde de olsa, bir oðul ya da bir kardeþ gibi
u dünyada hoþa gidecek bir biçimde ün salacak bir Zenci gibi davranýyordu, ayný zamanda bir
efendinin bir uþaktan çok, sadýk bir dosta karþý gösterilecek bir içtenlikle, yapmacýksýz b
ermesini saðlýyordu.
Genelde siyahlarýn gürültülü yumuþakbaþlýlýklarýna karþýlýk, beyazlarýn asýk suratlý verims
, Babo'nun sadýk tavrýna tanýk olmak Kaptan Delano'ya insancýl bir doyum verdi.
Ancak diðerlerinin tersliklerine karþýlýk, Babo'nun iyi davranýþlarý, yarý çýlgýn Don Benit
bitkinliðinden alýkoymaya pek de yeterli gibi görünmüyordu. Ýspanyol'un konuðun zihnindeki
enimi bununla da kalmýyordu. Ýspanyol'un kiþisel huzursuzluðu, þu an için gemideki genel ra
atsýzlýk havasý biçiminde göze çarpan bir özellik olarak da gözlemleniyordu. Gene de Kaptan
no, o an için çözümleyemeyeceði Don Benito'nun kendisine karþý dostça sayýlmayacak ilgisizl
kate almaya kalkýþmadý. Ýspanyol'un tavrý da gizleme çabasýnda olmadýðý bir tür hýrçýnlýk v
r ifadesindeydi. Ancak daha önceki deneyimlerinde, uzun süre fiziksel sýkýntýlar çekmiþ baz
ip yapýlý insanlarýn, toplumsal anlamda her türden iyi duygunun üstüne bir çizgi çekip, yak
gelen her yabancýnýn, dolaylý olarak, hiçe sayýlma ya da hor görülme konusunda payýný verer
arý, kendi karanlýklarýný kabullenmeye zorlandýklarýna dikkat etmiþ olan yardýmsever Amerik
durumu, hastalýðýn dirlik vermeyen etkilerine baðlamýþtý.
Ama çok geçmeden, ilk önceleri Ýspanyol'u hoþgörüyle deðerlendirmekle birlikte, Kaptan Dela
nun iyilikseverlikten anlamaz biri olabileceðini düþünmeye baþladý. Özde onun hoþuna gitmey
n Benito'nun sakýnýmlý haliydi ki, ayný sakýnýmlý tavrý kendisine sadýk uþaklarýna karþý da
man zaman, denizcilik kurallarý gereðince, alt kademede bir görevli tarafýndan, bir beya
z, bir melez, ya da bir Zenci hakkýnda kendisine resmen yapýlan bir bildirim söz konus
u olduðunda bile, anlatýlanlarý hor gören bir hoþnutsuzlukla dinlemek sabrýný güçlükle göst
Bu gibi durumlarda takýndýðý tavýr, toplumdan kaçmak üzere krallýk tacýndan vazgeçmiþ olan
ndaþý V. Charles'ýnkinden pek de farklý sayýlmayabilirdi.
Kendi konumuna karþý duyduðu öfke yüklü hoþnutsuzluk, bu konumla ilgili hemen hemen her iþl
açýkça belli oluyordu. Kibirliliðinin yaný sýra saati saatine uymaz hali dolayýsýyla, özel
ar verme tenezzülünde bulunmuyordu. Gerekli olan özel buyruklar her neyse, bunlarýn daðýtým
kli Don Benito'nun çevresinde dolanýp duran, uþak gibi, çaðýrýlýr çaðýrýlmaz koþturan uyaný
ar veya köle oðlanlar aracýlýðýyla, bunlarý en son eriþim noktalarýna ulaþtýran koruma göre
e ediliyordu. Duygularýný açýða vurmaksýzýn sessizce ortalýkta süzülen bu hastalýklý adamýn
hali gözlemlendiðinde, hiç kimse onun deniz üstündeyken barýndýrdýðý tek dünyevi çekicilið
rbalýk olduðunu düþleyemezdi.
Bütün bunlar dikkate alýnarak bakýldýðýnda, bütün sakýnýmý içinde Ýspanyol, zihinsel karýþý
Ama aslýnda, sakýnýmý bir ölçüde, amaçladýðý entrikadan ileri geliyor olabilirdi. Eðer öyl
her kademesinde egemenliði ortaya koymayý olanaksýz kýlan ivedi durumlar dýþýnda, insanlarý
püskürtmekten baþka bir þey istemeyen barut doldurulmuþ topa, ya da kelle tahtasýna dönüþtü
n hemen tüm büyük gemilerin yöneticileri tarafýndan benimsenmiþ, buz gibi soðuk olmakla bir
te hak gözetir tutumun, saðlýksýz, donuk noktasýna ulaþmýþlýk açýkça kendini belli ediyordu
Ona bu açýdan bakýnca, yolculuðun baþlangýcýnda donanýmý yerinde bir gemi olduðu varsayýlab
Dominick gibi bir gemiden sonra, gemisinin þu andaki koþullarýna dayanamadýðýný; huysuzluðu
uzun süre kendini dizginlemek durumunda kalýþýnýn doðal bir anýsý olarak düþünmek akýlcý g
belki de Ýspanyol; tanrýlar gibi kaptanlar için de her koþulda sakýnýmlý olmanýn gerekli pa
olduðunu düþünüyordu. Ancak büyük olasýlýkla, bu uyuklama halindeki yönetim görüntüsü -deri
mayýp- bilinçli olarak ahmaklýk kýlýðýna büründürülmüþ yüzeysel bir görüntü olabilirdi. Ama
, Don Benito'nun tavrýnýn tasarlanmýþ olup olmadýðý konusunda, bu sakýnýmlý tutumun ne denl
duðunu gördükçe, kendisine yöneltilen herhangi bir sakýnýmlý yaklaþým karþýsýnda huzursuzlu
du.
Kafasýný kurcalayan yalnýzca kaptan deðildi. Fok avcýsý aile havasý içindeki tayfasýnýn huz
ne alýþýk olduðundan, San Dominick'deki gürültülü bir karmaþa içindeki güruh sürekli gözler
ordu. Yalnýzca düzen konusunda deðil, görgü kurallarý açýsýndan da bazý önemli gedikler göz
unlarý Kaptan Delano genelde, böyle kalabalýk gemilerde, daha baþka önemli görevlerin yaný
güvenlik kolu diye adlandýrýlabilecek bölümün emanet edildiði ikincil güverte subaylarýnýn
aðladý. Yaþlý üstüpü didikleyiciler bazen kendi soydaþlarýna, siyahlara, düzen saðlayan gör
görünüp, ara sýra önemsiz kiþisel baþkaldýrýlarý yatýþtýrmakta baþarýlý olsalar da, genel h
yapabilecekleri hiçbir þey yoktu. San Dominick, okyanusaþýrý bir göçmen gemisi durumundayd
sayýdaki canlý yükü arasýnda, hiç kuþkusuz, pek pek sandýklar ve balyalar kadar az sorun çý
ek bazý kiþiler de vardý; ancak, bunlarýn daha kaba saba olan arkadaþlarýna karþý dostça si
, ikinci kaptanýn dostça olmayan yetkesi kadar iþe yaramýyordu. San Dominick için gerekli
olan, göçmen gemilerinde olduðu gibi hoþgörüsüz üst dereceli gemi subaylarýydý. Ancak bu gü
dördüncü kaptan konumunda kimseler görünmüyordu.
Böylesine bir yokluða neden olan aksilikleri ayrýntýlarýyla öðrenmek için gittikçe artan bi
uyandý konukta, çünkü daha ilk andan kendisini selamlayan haykýrýþlardan yolculukla ilgili
zý iþaretler çýkarmýþ olmakla birlikte, henüz ayrýntýlar hakkýnda hiçbir fikri yoktu. Kuþku
anlatabilecek kiþi kaptandý. Gene de, soðuk bir tavýrla reddedilmesine yol açacak bir duru
m yaratmak istemeyen konuk önceleri bunu istemeye yanaþmadý. Ama sonunda cesaretini to
playýp Don Benito'ya yaklaþarak yardým etme isteðini yineledikten sonra, eðer kendisi (Kap
tan Delano) geminin baþýna gelen talihsizliklerle ilgili ayrýntýlarý bilirse, bunlarý gider
e konusunda daha baþarýlý olabileceðini ekledi. Acaba Don Benito ona öyküyü tümüyle baðýþla
Don Benito durakladý, sonra, ansýzýn uyandýrýlmýþ bir uyurgezer gibi konuðun yüzüne boþ boþ
da gözlerini güvertenin zeminine dikti kaldý. Bu duruþu öylesine uzattý ki, þaþkýna dönen K
ano, elinde olmaksýzýn, neredeyse kabalýða varan ani bir dönüþle ondan uzaklaþýp, istediði
lde etmek üzere Ýspanyol denizcilerden birine doðru yürüdü. Ancak daha, beþ adým atmamýþtý
ito bir anlýk dalgýnlýðýna esef ederek, artýk merakýný gidermeye hazýr olduðunu belirtip, k
ir þevkle onu yanýna çaðýrdý.
Öykünün büyük bir kýsmý anlatýldýðý sürece, iki kaptan, yanlarýnda uþaktan baþka kimse olma
ka bölümünde, ayrýcalýklý bir noktada durmaktaydýlar.
"Tam yüz doksan gün oldu", diye baþladý Ýspanyol boðuk bir sesle, "Gemi, her türlü donanýmý
olarak, yeterince tayfasý ve kamara yolcularýyla -elli Ýspanyol kadardýlar- Lima'ya baðlý B
enos Aires limanýndan kargosuyla yola çýktý; birtakým madeni eþyalar ve Paraguay'dan çay ve
nzeri þeyler- ve," eliyle ilerisini iþaret ederek, "Birtakým Zenciler, þimdi gördüðünüz gib
kiþi kadarlar, ama o zaman sayýlarý üçyüzün üzerindeydi. Ümit Burnu açýklarýnda fýrtýnaya
e, bir an içinde, en iyi üç subayým ve on beþ gemici yok oldular; ana seren direði ve direð
altýndaki halatlarýn baðlý olduðu askýlarla onlarý tutan halatlar kopup buz tutmuþ yelkenle
ca hepsi aþaðýya indi. Kayýðý hafifletmek için, Paraguay çayýyla dolu aðýr çuvallarla birli
aðlanmýþ su fýçýlarýnýn büyük bir kýsmý denize atýldý. Ve bu sonuncu zorunluluk, daha sonra
a eklenince, çektiðimiz sýkýntýlarýn baþlýca nedeni haline geldi. O zaman..."
Bu noktada, aniden, onu kendinden geçiren bir öksürük nöbetine tutuldu ki, bu durum kuþkusu
, ruhsal sýkýntýsýndan kaynaklanýyordu. Uþaðý ona destek oldu ve cebinden çýkarttýðý likörü
niden canlanýr gibi oldu. Ama, tümüyle kendini toplamamýþ olduðundan onu desteksiz býrakmak
temeyen siyahi, bir koluyla efendisini sarmalamýþ, ayný zamanda, sanki onun tümüyle toparl
andýðýný görmek, ya da kendinden geçmek üzere olduðunun ilk iþaretini yakalamak ister gibi,
onun yüzüne dikili, duruyordu.
Ýspanyol anlatmayý sürdürdü, ama sanki düþte gibi, kýrýk dökük, ya da anlaþýlmasý güç bir þ
vardý.
--"Aman Tanrým! Böyle kendimden geçmektense, en korkunç fýrtýnayý bile selamlamayý yeðlerim
--"
Yine öksürmeye baþladý, hem bu kez daha þiddetli bir nöbetti bu; bu nöbet yatýþtýðýnda, dud
eri kapalý bir halde, bir çuval gibi dayanaðýna yaslanýp kaldý.
"Aklý gidip geliyor. O fýrtýnadan sonra ortaya çýkan vebayý düþünüyordu", diye kederli kede
i uþak; "benim zavallý, zavallý efendim!"- bu arada, bir eliyle onun bir elini sýkýca tutu
yor, diðeriyle aðzýný siliyordu. "Ama, biraz sabredin, senyor", dedi gene Kaptan Delano'
ya dönerek, "bu nöbetler uzun sürmez; efendi, hemen þimdi kendine gelir."
Don Benito, yeniden canlanarak devam etti; ancak, öykünün bu bölümü çok parça parça aktarýl
a özü belirtilecektir.
Anlaþýldýðýna göre, gemi fýrtýnalardan dolayý günlerce Ümit Burnu açýklarýnda çalkalandýkta
ve siyahý alýp götüren iskorbüt illeti ortaya çýktý. Nihayet, Pasifik'e çýkmayý baþardýkla
ve yelkenleri öylesine zarar görmüþtü ki, çoðu hasta ya da sakatlanmýþ olan hayatta kalmýþ
hasarlý donanýmý kullanmakta yetersiz kalýp, rüzgâr da çok þiddetli olduðundan, gemiyi kuze
da tutmayý baþaramadýlar ve denetimden çýkan gemi günler ve gecelerce kuzeybatýya doðru sav
ktan sonra onu ansýzýn yalnýz býrakan esinti, bilinmeyen sularda bunaltýcý bir durgun havay
terketti. Þimdi, su fýçýlarýnýn yokluðu, varlýklarýndan daha büyük bir tehlike oluþturuyor
yun sýnýrlý olmaktan da öte son derece yetersiz oluþunun neden olduðu, ya da en azýndan dah
a ciddi ve tehlikeli hale getirdiði iskorbüt illetinin ardýndan ortaya çýkan ölümcül humma,
süren durgun havanýn aþýrý sýcaðý da eklenince, kýsa bir süre içinde dalgalar halinde, tüm
lelerini ve buna oranla daha çok sayýda Ýspanyol'u, talihsiz bir yazgýyla, gemide kalan
her bir subayý yok etti. Bütün bunlarýn uzantýsýnda, sonunda durgun havanýn ardýndan güçlü
eye baþladýðýnda, zaten parçalanmýþ olan yelkenler gerektiði gibi toplanýp serene sarýlamad
her gereksinimde kullanýla kullanýla giderek iyice parçalanýp, þimdiki yýrtýk pýrtýk hale g
i. Kaybedilen gemicilerin yerine yenilerini bulmanýn yaný sýra, su ve yelken saðlamak üzer
e kaptan ilk fýrsatta Baldivia'ya, Þili'nin Güney Amerika'nýn güneybatýsýndaki uygar limaný
ldi; ancak kýyayý yaklaþtýðýnda, yoðun sis görüþü engelledi. O zamandan beri, hemen hemen t
ensiz ve susuz olarak; ara ara eskilere eklenen ölülerini denize býrakarak, ters rüzgârlar
ve aldatýcý akýntýlarýn rakete çarpan bir top gibi oyuncak ettiði San Dominick, durgun hav
den giderek cýlýzlaþýp güçten düþtü. Ormanda kaybolmuþ bir adam gibi, en az iki kez rotasýn
"Ama, bütün bu felaketler süresince", diye boðuk bir sesle devam etti Don Benito, yarý yarý
a uþaðý tarafýndan sarmalanmýþ olarak, "Sizin deneyimsiz gözlerinize azýlý asiler gibi görü
da, efendilerinin bile böylesine koþullar altýnda düþünemeyeceði denli huzursuzluk vermede
avrandýklarý için þu gördüðünüz Zencilere teþekkür borçluyum."
Bu noktada, belli belirsiz bir biçimde de olsa, gene düþecek gibi oldu. Gene zihni gid
ip geldi, ama kendini toparladý ve daha az karmaþýk bir biçimde anlatmayý sürdürdü.
"Evet, efendileri, kara adamlarý için prangalar, zincirler gerekmediðine beni ikna etm
ekte haklýymýþ; bu yüzden, onun aktarýmlarýnda hep olduðu gibi bu Zenciler hep güvertede ka
-aþaðýya sokulmadýlar, Gineliler de öyle- yolculuðun en baþýndan beri, kendilerine tanýnmýþ
gönüllerince ve özgürce dolaþmalarýna izin verildi."
Bir kez daha o donukluk geri geldi -zihni baþýboþ gezindi- ama toparlanarak yeniden an
latmaya baþladý.
"Ama, iþte bu Babo'ya, Tanrý tanýk, yalnýzca bana baktýðý için deðil, ona her þeyden önce,
rdanarak meydan okuyan daha cahil kardeþlerini yatýþtýrma erdeminden dolayý çok þey borçluy
"Ah efendim", diye baþýný eðip iç çekti, "benden söz etmeyin; Babo bir hiç; Babo yalnýzca g
aptý."
"Sadýk adam!" diye haykýrdý, Kaptan Delano, "Don Benito, böyle bir dosta -ona köle demeye
dilim varmýyor- sahip olduðunuz için sizi kýskanýyorum."
Kara adam, beyaza destek olmuþ, efendiyle köle öylece karþýsýnda dururken, Kaptan Delano, b
nun, bir yandan baðlýlýðý, diðer yandan karþýlýklý güveni simgeleyen güzel bir tablo olduðu
.
Bu sahne adamlarýn görece konumlarý arasýndaki ayýrýmý ortaya koyan giyimlerindeki karþýtlý
da yüceliyordu. Ýspanyol, koyu renk kadifeden bol bir Þili ceketi giymiþti; kýsa pantalonu
beyazdý, uzun çoraplarýnýn üst kýsmýnda ve dizlerinde gümüþ kopçalar vardý; geniþ kenarlý
ketenden yapýlmýþtý; enli kuþaðýndaki bir düðümden sarkan narin kýlýç gümüþ kakmalýydý ki,
rikalý beyefendinin giyimindeki süs olmaktan çok, yararý açýsýndan deðiþmez bir parçaydý o
sýra yineleyen sinirsel kasýlmalarýn neden olduðu aksaklýðýn dýþýnda, giyiminde, çevredeki
bozan karýþýklýkla, özellikle de anadireðin ötesindeki tümüyle siyahilerin oluþturduðu zava
lýkla garip bir biçimde ters düþen belirgin bir özen vardý.
Uþaðýn üstündeyse, kaba sabalýðýndan ve yamalarýndan anlaþýldýðýna göre, eski bir gabya yel
pantalondan baþka bir þey yoktu; pantalon temizdi ve bir parça halat lifiyle bel kýsmýnda
toplanmýþtý ve zaman zaman baðýþlanmayý dilermiþ gibi uysal bir havaya bürünen adama, adet
kte olan bir San Francis keþiþi görünümü veriyordu.
Her ne kadar, zamana ve zemine uygun düþmese de -en azýndan anlayýþý kýt Amerikalý'nýn gözü
ertlerinin arasýnda garip bir biçimde yaþamayý sürdürüyorsa da, Don Benito'nun giyimi, hiç
moda açýsýndan kendi sýnýfýndan Güney Amerikalýlarýn o günkü giyim tarzýnýn dýþýnda sayýlm
enos Aires'den denize açýlarak bu yolculuða çýkmýþ olmakla, genelde halký sade ceketleri ve
zamanlar aþaðý sýnýfa özgü pantalonlarý benimsememiþ, ancak yakýþýk alýr bir deðiþiklik yap
giysilerinden sayýlabilecek taþralý giyimlerine baðlý kalmýþ olan Þili halkýndan olup, süre
oturduðunu doðrulamýþtý. Gene de, yolculuðun hiç de parlak olmayan öyküsü ve kendi solgun
endirildiðinde, Ýspanyol'un albenisinde sanki, veba salgýný sýrasýnda Londra sokaklarýnda y
alayarak yürüyen sakat bir saray adamýný çaðrýþtýran bir uyuþmazlýk var gibiydi.
Öykünün, þaþýrtýcý olmanýn yaný sýra, en ilgi uyandýran kýsmý, sözü edilen enlem dereceleri
e daha da önemlisi geminin uzun süreli sürükleniþiydi. Bir fikir alýþveriþinde bulunmaksýzý
e Amerikalý, hiç deðilse pürüzlerin bir kýsmýný denizcilerin beceriksizliðine ve yetersiz d
ik bilgisine verdi. Don Benito'nun küçük sarý ellerine bakýnca, hemencecik genç kaptanýn pa
ar baþýnda deðil de, kaptan köþkünden gemiyi yönettiði sonucunu çýkarttý; pekiyi, eðer böyl
de gençlik, hastalýk ve kibarlýk eklenince, yetersizlikten baþka ne beklenirdi ki?
Ancak, Don Benito'nun öyküsünü dinleyince, yine durumu anladýðýný belirttikten sonra, eleþi
vecenlikle bastýrarak, öncelikle, yalnýzca Don Benito ve adamlarýnýn ivedi bedensel gereks
inimlerini deðil, bunun dýþýnda, yeterli suyun yaný sýra, yelken ve halat zinciri gibi dona
saðlamayý da üstlendi; ve bu kendisi için hiç de küçümsenmeyecek bir sýkýntý demek olsa da,
gecikmeksizin, varýþ yeri olan Lima'ya ulaþmak üzere onarýlmasý için Concepcion'a doðru yol
ilmesini saðlayacak en iyi üç denizcisini geçici gemi subaylarý olarak görevlendirecekti.
Tepkisiz kalmayacak böylesine bir cömertlik hasta adamýn üstünde bile etkisini gösterdi. Ad
mýn yüzü aydýnlandý; istek ve coþkuyla konuðun içten bakýþlarýna karþýlýk verdi: Gönül borc
"Bu coþku efendi için kötü", diye fýsýldayan uþak, onun kolunu tutup yatýþtýrýcý sözler söy
a çekti.
Don Benito geri döndüðünde, Amerikalý ondaki umudun, týpký alev alev yanmaya baþlayan yanak
gördüðü ani canlanma gibi kalýmsýz bir ateþe dönüþtüðünü gözlemlemekten acý duydu.
Az sonra, mutsuz bir çehreyle kýç tarafa doðru bakmakta olan ev sahibi, rüzgârýn hafif solu
kýmýltýlarýndan yararlanabilmek için konuðunu, kendisine eþlik etmek üzere ortaya davet et
Öykü anlatýldýðý sürece, Kaptan Delano, birkaç kez balta parlatýcýlarýn ara ara baltalarla
i çýkardýklarý seslerle irkilmiþ ve özellikle bir hastanýn bulunduðu geminin bu bölümünde b
bir ara naðmeye nasýl izin verildiðini merak etmiþti; bunun dýþýnda, baltalarýn gözalýcý g
nlarý ellerine alanlarýn pek çekici olmayýþlarý Kaptan Delano'nun, ev sahibinin çaðrýsýný g
kinerek, daha doðrusunu söylemek gerekirse, nezaketen kabullenmesine neden olmuþ olabi
lirdi. Bütün bunlarýn üstüne, canlý cenaze görünümüyle acýklý bir hali olan Don Benito, zam
et gösterisi içinde reveranslar yaparak, konuðun yukarýya týrmanan merdivenlerden kendisin
den önce çýkmasý için üsteledi, son basamaðýn her iki yanýnda sýra halinde oturan o ürkütüc
a ya da bekçi gibi iki kiþi vardý. Kaptan Delano elinden geldiðince canlý adýmlarla aralarý
n geçti ve onlarý ardýnda býraktýðý an, uzun mesafe koþmuþ bir koþucu gibi baldýrlarýnda en
seyirme duyumsadý.
Ama þöyle bir bakýp da, sýradakilerin bir sürü laternacýyý anýmsatan, hiçbir þeyin farkýnda
lca bir dikkatle kendilerini iþlerine vermiþ hallerini görünce, az önce kýpýr kýpýr içine d
uya gülmeden edemedi.
Þimdi, karþýsýnda duran ev sahibi aþaðýdaki güvertelere bakarken, hayretle daha önce üstü k
de deðinilmiþ olan baþkaldýrý anlarýndan birine tanýk oldu. Baltalarýn üstünde oturmakta ol
oðlanla iki Ýspanyol çocuk, içinde bulaþýk, bulamaç gibi bir yiyecek olan düz bir tahta tab
ni kazýyorlardý. Ansýzýn, beyaz arkadaþlarýndan biri tarafýndan söylenen bir söze öfkelenen
nlardan biri býçak çekti ve üstüpü didikleyicilerden birinin bundan vazgeçmesi için kendisi
slenmesine aldýrmaksýzýn býçaðý sallayýp, çocuðun baþýnda kanamaya baþlayan bir yara açtý.
Hayretler içinde kalan Kaptan Delano bunun ne anlama geldiðini sordu. Bunun üstüne, solg
un yüzlü Don Benito'dan bunun, çocuklar arasýnda bir eðlenceden baþka bir þey olmadýðý yaný
"Doðrusu, bayaðý ciddi bir eðlence" diye karþýlýk verdi Kaptan Delano. "Böyle bir þey Bekâr
e olmuþ olsa, anýnda cezalandýrýlýrdý."
Bu sözler üstüne Ýspanyol, Amerikalý'ya dönüp o ansýzýn geliveren yarý-deli bakýþlarýyla ba
n kötüleyip cansýzlaþýrken yanýtladý, "Kuþkusuz, kuþkusuz, senyör."
Acaba, diye düþündü Kaptan Delano, bu bahtsýz adam, güçle bastýramadýklarýna göz yummayý il
e kaptanlardan biri mi? Bence, yönetmekten aciz, yalnýzca adý yönetici olan birini görmekt
en daha üzücü bir þey olamaz.
"Düþünüyorum da Don Benito" dedi ardýndan, oðlanlarýn arasýna girmeye çalýþan üstüpü didikl
, "bence, bütün Zencilerinizi, özellikle de genç olanlarý, ne denli yararsýz iþlerle olursa
sun, hatta gemiye ne olursa olsun, sürekli bir iþle uðraþtýrmanýz yararýnýza olur. Örneðin,
ip için bile bunu zorunlu bir yöntem olarak görüyorum. Bir keresinde, tayfalarý kýç güverte
playýp, kamaram için bez parçalarýndan paspas ördürttüm, o zaman tam üç gün gemiyi boþladým
paslar ve adamlar- þiddetli bir fýrtýna yüzünden büyük kayba uðramýþtýk; elimizden çaresizc
baþka bir þey gelmemiþti."
"Kuþkusuz, kuþkusuz" diye söylendi Don Benito.
"Ama" diye sürdürdü Kaptan Delano, gene az ötedeki üstüpü didikleyicilere, sonra da balta p
atýcýlara bakarak, "görüyorum ki, bu kalabalýðýn hiç deðilse bir kýsmýný böyle meþgul ediyo
"Evet" diye gene donuk bir karþýlýk geldi.
"Þuradaki canla baþla çalýþan yaþlý adamlar" diye sürdürdü Kaptan Delano, üstüpü didikleyic
ek, "görünüþe bakýlýrsa, ara sýra diðerlerinin biraz kulaðýný bükmeye çalýþan, görmüþ geçir
apýyorlar Don Benito, yoksa kara koyun sürünüze çobanlýk etmeleri için onlarý siz mi görevl
niz?"
"Yaptýklarý iþ her neyse, onlarý ben görevlendirdim" diye sert bir tonla karþýlýk verdi Ýsp
sanki kasýtla yapýlmýþ bir taþlamalý kýnamadan dolayý gücenmiþ gibi.
"Ve þuradakiler, þu Aþanti (5) büyücüleri" diye sürdürdü Kaptan Delano, balta parlatýcýlarý
rlayan çevreye savrulmuþ çeliklerine biraz da ürküntüyle bakarak, "tuhaf bir iþle uðraþýyor
eðil mi, Don Benito?"
"Karþýlaþtýðýmýz fýrtýnada" diye yanýtladý Ýspanyol, "Denize atmamýþ olduðumuz yükümüzün bü
Hava durgunlaþýnca, her gün birkaç sandýk dolusu býçak ve baltanýn dikkatle onarýlýp temizl
buyurdum."
"Saðgörülü bir düþünce, Don Benito. Sanýrým, gemi ve kargoya ortaksýnýz; ama belki, köleler
"Hepsinin sahibi benim" diye sabýrsýzlýkla karþýlýk verdi Don Benito, "Zencilerin büyük bir
, onlar, ölen arkadaþým Alexandro Aranda'ya aittiler."
Bu adý söylerken acý çeker gibi bir hali vardý; dizleri titredi, uþaðý ona destek oldu.
Böylesine alýþýlmadýk bir duygunun nedenini sezdiði düþüncesiyle, varsayýmýný doðrulamak üz
n sonra Kaptan Delano dedi ki: "Sorabilir miyim Don Benito, acaba -az önce bazý kama
ra yolcularýndan söz etmiþtiniz de- kaybýndan dolayý bu denli üzüntü duyduðunuz o arkadaþ,
baþýnda Zencilerine eþlik mi ediyordu?"
"Evet."
"Ama hummadan öldü?"
"Hummadan öldü. Oh, belki ben, ama..."
Gene titremeye baþlayan Ýspanyol sustu.
"Baðýþlayýn" dedi Kaptan Delano alçak sesle, "ama sanýrým, benzeri bir deneyimden dolayý Do
ito, yaranýza býçak saplayanýn ne olduðunu tahmin edebiliyorum. Bir zamanlar, çok sevgili b
r dostu, o zaman armatör temsilcisi olan kendi kardeþimi denizde kaybetmek gibi bir
talihsizliðim oldu. Ruhunun huzur bulduðundan emin olsam, yokluðuna katlanabilirdim, a
ma sýk sýk benimkilerle buluþan o dürüst gözler, o dürüst ellerin -ve o sýcacýk yüreðin- he
-artýk yemekleri köpeklere atar gibi- hepsini köpek balýklarýna atmak! Ondan sonra, bilgi
m dýþýnda olmadýðý sürece, sevdiðim bir adamla yol arkadaþý olmamaya yemin ettim ve bir tal
olasýlýðýna karþý bedeninin ölümlü varlýðýný karada defnetmek üzere mumyalayabilmek için he
dým. Adýný söylemek bile sizi böylesine beklenmedik bir biçimde etkilediðine göre arkadaþýn
emide mi, Don Benito?"
"Gemide mi?" diye yankýladý Ýspanyol. Sonra, bir hayalet karþýsýnda dehþete kapýlmýþ gibi h
le kendinden geçip bilincini yitirmiþ bir halde, gene efendisini sözle anlatýlmaz biçimde
rahatsýz eden böyle bir konuyu açmamasý için Kaptan Delano'ya adeta sessizce yalvaran uþaðý
disini bekleyen kollarýna yýðýldý.
Þimdi bu zavallý adamcaðýz diye düþündü üzgün Amerikalý, hayaletlerle terk edilmiþ evler gi
miþ bedenleri cinlerle baðdaþtýran boþ inançlarýn bir kurbaný durumunda. Onunla ne kadar fa
Böyle bir durumda bende dinsel bir doyum uyandýracak bir düþüncenin lafý bile onu esrik hal
sokacak denli dehþete düþürüyor. Zavallý Alexandro Aranda! Burada olup da, aylar önceki yo
luklarda, eminim sana bir kaçamak bakýþ atmak için can atan arkadaþýnýn þimdi senin yakýnýn
düþüncesiyle bile dehþete kapýldýðýný görsen acaba ne derdin?
Bu anda, kýr saçlý üstüpü didikleyicilerden biri tarafýndan çalýnan, aslýnda þiddetli bir f
k için kullanýlan geminin üst güvertesindeki çan, kasvetli bir mezarlýk çaný sesiyle, kurþu
li durgunluðun içinden saatin on olduðunu duyurduðunda, Kaptan Delano'nun dikkati, aþaðýdak
uhun arasýndan çýkarak aðýr aðýr kýç taraftaki üst güverteye doðru ilerlemekte olan dev yap
i. Boynundaki demir tasmaya baðlý bedenini üç kez sarmýþ olan zincir, asma kilitlerle belin
eki geniþ demir kayýþa baðlanmýþtý.
"Ýþte suskun Atufal geliyor" diye mýrýldandý uþak.
Kara adam kýç tarafa çýkan basamaklarý týrmandý ve yargýyý dinlemek üzere getirilmiþ yürekl
gibi, yýlgýnlýktan uzak bir suskunluk içinde, geçirdiði nöbetten sonra yeniden toparlanmýþ
on Benito'nun karþýsýna geçip durdu.
Onun yaklaþtýðýný gören Don Benito bir an için ürpermiþti, yüzü kýzgýn bir ifadeyle gölgele
eyi anýmsamýþ gibi ansýzýn beyaz dudaklarý kenetleniverdi.
Kaptan Delano, Zenci'nin dev yapýsýný hayranlýktan hiç de uzak olmayan bakýþlarla incelerke
katýr gibi inatçý bir asi bu, diye düþündü.
"Evet, sorunuzu bekliyorum efendim" dedi uþak.
Böylece uyarýlmýþ olan Don Benito, sanki asi bir karþýlýk alacaðýný sezdiðinden, sakýnmak i
virip altüst olmuþ bir sesle þunlarý söyledi:
"Atufal, artýk seni baðýþlamamý dileyecek misin?"
Siyahi suskundu.
"Yineleyin efendim" diye mýrýldanan uþak acýmasýz bakýþlarýyla soydaþýna çýkýþýr gibiydi, "
en sonunda efendiye boyun eðecek."
"Yanýt ver" dedi Don Benito, hâlâ bakýþlarýný kaçýrarak, "tek kelime söyle, 'baðýþla', o za
çýkarýlacak."
Bunun üstüne siyahi aðýr aðýr kollarýný yukarý kaldýrýp cansýz kalmýþlar gibi býrakýverdi,
rarak, baþý önüne eðik, yalnýzca þunlarý söyledi, "Hayýr, ben durumumdan hoþnutum."
"Git" dedi Don Benito, bastýrýlmýþ ve bilinmeyen bir duyguyla.
Siyahi geldiði gibi aðýr aðýr giderek buyruðu yerine getirdi.
"Özür dilerim, Don Benito" dedi Kaptan Delano, "ama bu sahne beni þaþýrttý, bunun anlamý ne
Tanrý aþkýna?"
"Bunun anlamý þu ki, tüm grubun içinde bir tek bu Zenci bana karþý alýþýlmamýþ bir kusur iþ
cire vurdurdum. Ben..."
Bu noktada sustu, sanki baþý dönüyormuþ ya da ansýzýn belleðindekileri karýþtýrmýþ gibi ell
uþaðýnýn sevecen bakýþlarý içini rahatlatmýþ olacak ki devam etti:
"Böyle bir bedeni kýrbaçlatamazdým. Ben de ona benden af dilemesini söyledim. Henüz bunu ya
mýþ deðil. Buyruðum üzerine, her iki saatte bir karþýma geliyor."
"Pekiyi bu ne zamandýr böyle?"
"Altmýþ gündür."
"Ve bunun dýþýnda uysal ve saygýlý?"
"Evet."
"Öyleyse, demek oluyor ki" diye hiç düþünmeden haykýrdý Kaptan Delano, "Bu adamda soylu bir
h var."
"Buna hakký da olabilir" diye buruk bir ifadeyle karþýlýk verdi Don Benito, "kendi topra
klarýnda kral olduðunu söylüyor."
"Evet" dedi uþak söze girerek, "Atufal'in kulaklarýndaki o yýrtýklar bir zamanlar aralarýna
sýkýþtýrýlmýþ altýn parçalarýný taþýyordu, ama bu zavallý Babo, kendi topraklarýnda yalnýzc
r siyah adamýn kölesiydi Babo, þimdi de bir beyazýn kölesi."
Bu teklifsiz konuþmadan biraz rahatsýz olan Kaptan Delano bunu garipseyerek bakýcýya döndü,
sonra soran bakýþlarýný efendisine yöneltti, ancak sanki bu küçük teklifsizliklere uzun sür
duðundan, efendinin de adamýn da onun ne demek istediðini anlamamýþ gibi bir halleri vardý.
"Tanrý aþkýna, Atufal'in suçu neydi Don Benito?" diye sordu Kaptan Delano, "Eðer çok ciddi
ir þey deðilse, iþinize karýþmak istemem ama, yürekliliðinin yaný sýra yumuþak baþlý oluþun
onu baðýþlayýn."
"Hayýr, hayýr efendi bunu asla yapmaz" diye uþak kendi kendine mýrýldandý. "Kibirli Atufal
e efendiden özür dilemeli. Kilit kölede, ama anahtar efendide."
Bu biçimde dikkati çekilince, Kaptan Delano ilk kez Don Benito'nun boynundaki ince b
ir gümüþ zincirin ucunda asýlý duran anahtarýn farkýna vardý. Uþaðýn mýrýldandýðý sözlerden
murat edildiðini sezerek gülümsedi ve dedi ki: "Evet, Don Benito -kilit ve anahtar- g
erçekten anlamlý ve önemli simgeler."
Dudaðýný ýsýrmakta olan Don Benito duraksadý.
Doðal yalýnlýðýndan dolayý taþlama ya da ince alaylardan nasibini almamýþ bir adam olmasýna
n Delano'nun, Ýspanyol'un siyahlar üstündeki tuhaf egemenliði konusunda þakacý bir ifadeyle
dile getirdiði gözlemi, görünüþe bakýlýrsa, kuruntulu adam tarafýndan þu ana dek açýklýk ka
zliðini hedefleyen kötü niyetli bir yergi, en azýndan, kölenin saplantýlý isteðinin yerine
ilmesi için bir sözlü çaðrý olarak yorumlandý. Bu yanlýþ anlama varsayýmýndan dolayý kederl
gene de bunu düzeltmekten umudunu kesmeyerek, Kaptan Delano konuyu deðiþtirdi, ama ye
ni dostunun sanki hâlâ buruk bir halde yukarýda deðinilen varsayýmlý kýnamanýn çökeltilerin
yormuþ gibi, eskisinden de fazla içine kapandýðýný görünce, çok geçmeden Kaptan Delano kend
dýþýnda bunaldý ve týpký, gizliden gizliye kin güden, hastalýklý bir duyarlýlýk içindeki Ýs
konuþur olmaya baþladý. Ancak, kendisi bunun oldukça aksi bir eðilimde olduðundan, iyi yüre
denizci gerek dýþ görünüþ, gerek bir gücenmiþlik duygusuna kapýlma açýsýndan kendini tuttu
e yalnýzca karþýdan gelen olumsuzluktan kaynaklanýyordu. Þimdi uþaðýna dayanarak yürümekte
ol, biraz saygýsýzca sayýlabilecek bir biçimde konuðun önünden geçti ki, eðer efendiyle köl
ki camekanýn dibinde oyalanýp da alçak sesle fýsýldaþmaya baþlamamýþ olsalardý, bu davranýþ
bellikleri, aylaklýklarý gibi kötü bir huy olarak kabul edilebilirdi. Bu hoþa gidecek bir þ
y deðildi. Üstelik, Ýspanyol'un zaman zaman hastalýklý bir görkemden yoksun olduðu söylenem
k saati saatine uymaz hali, görünüþe göre þimdi aðýrbaþlý bir havaya bürünmüþtü, öte yandan
ngýçtaki temiz yürekli baðlýlýk niteliðini yitirmiþti.
Huzursuzluk içinde, konuk yüzünü geminin öteki tarafýna çevirdi. Böyle yapýnca, kaza eseri,
linde bir kangal halatla güverteden mizana yelkenini tutan halatlarýn önüne çýkmakta olan g
nç Ýspanyol denizciye takýldý. Belki de eðer adam, seren direklerinden birine çýkýþý sýrasý
r dikkatle gözünü Kaptan Delano'ya dikip, daha sonra da doðal bir þeymiþ gibi bakýþlarýný f
dama kaydýrmamýþ olsaydý, özellikle dikkat çekmezdi.
Böylece dikkati yeniden en üst güverteye yönlendirilen Kaptan Delano hafifçe irkildi. O sýr
da, Don Benito'nun tavrýndaki bir þey, konuðun hiç deðilse kýsmen sürmekte olan bu sessiz s
sýz görüþmenin konusu olduðunu ifade eder gibiydi ki bu varsayým, dalkavukluk edilen evsahi
i için gurur okþayýcý olduðu oranda, konuk için hoþnutsuzluk vericiydi.
Ýspanyol kaptanýn tuhaf bir biçimde birbirini izleyen incelikli ve incelikten uzak dav
ranýþlarýna, iki varsayým dýþýnda açýklama getirilebilecek gibi deðildi, bunlar ya masum de
i ya da kötücül hilelerdi.
Ancak dikkatsiz bir gözlemcinin doðal olarak aklýna gelebilecek ve bir bakýma þimdiye dek
Kaptan Delano'nun hiç aklýna gelmediði söylenemeyecek olan delilikle ilgili birinci fiki
r, artýk yabancýnýn tavrýnda kasýtlý bir aþaðýlama görmeye baþladýðýndan hemen hemen terked
i deðil idiyse, öyleyse neydi? Bu koþullar altýnda bir beyefendi, hatta dürüst ama hiç yont
amýþ biri, ev sahibinin þu anda davrandýðý gibi davranýr mýydý? Bu adam bir sahtekardý. Ömr
a geçmiþ bir soylu havasý taslasa da, þu anki kaydadeðer görgüsüzlüðün de gösterdiði gibi b
manýn en önemli gerekliliklerini bile bilmeyen, aþaðý tabakadan gelme bir serüvenciydi. Baþ
zamanlarda sergilenen o tuhaf törensellik de gerçek düzeyinin üstündeki bir rolü canlandýra
irine özgü bir nitelik deðil gibi görünmüyordu. Benito Cereno -Don Benito Cereno- þatafatlý
isim. O dönemde, ticaretle uðraþan ve her büyük kentte soylu bir erkek kardeþleri ya da kuz
nleri olan Güney Amerika'daki Kastilyalý Rothschild ailesini anýmsatan bu soyadý Ýspanyol
Denizi'ndeki armatör temsilcileri ve açýk deniz kaptanlarý tarafýndan bilinmeyen bir isim
deðildi. Sözde Don Benito, yirmidokuz-otuz yaþlarýnda çok genç bir erkekti. Denizci bir ail
den geliyor olup, amirallikten denizlerde dilediðince dolaþabilme yetkisi almýþ olduðunu v
arsaymak, böyle bir tasarýmý ancak yetenekli ve güçlü bir genç için düþünmeyi gerektirmez m
panyol solgun bir illetliydi. Her neyse. Ölümcül bir hasta numarasý yapmayý bile baþaran ba
hünerli sahtekarlar olduðu biliniyordu. Çocuksu bir güçsüzlük görünümü altýnda, en vahþi gü
anyol'un kadife yumuþaklýðýndaki ipeksi elleri pençeleþiyordu.
Hiçbir düþünce silsilesi böylesine kuruntular üretemezdi; bunlar bir düþünce katarýnýn için
iþebilirdi, ayrýca ansýzýn üþüþen düþünceler, ince buz billurlarý gibi yok oluverdiler ve K
nun iyilikçi yapýsýnýn yumuþak baþlý güneþi yeniden doruk noktasýna ulaþtý.
Tepedeki camekandan gelen ýþýkta profili kendisine dönük duran ev sahibinin yüzüne bir kez
a bakarken bu yüz kendisine doðru çevrilince, saðlýksýzlýktan dolayý hatlarý incelmiþ olmas
eki sakalla soylu bir ifade kazanmýþ olan bu profilden etkilendi. Kuþkular daðýldý. Bu adam
alt kademedeki soylu bir Ýspanyol Cerenosunun gerçek bir torunuydu.
Þimdi bunlar ve baþka çeliþik düþüncelerden arýnmýþ olarak alçak sesle bir þarký mýrýldanma
erilen nezaketsizlikten kuþkuya kapýldýðýný, hatta iþi düzenbazlýktan kuþkulanmaya dek vard
'ya karþý açýk etmemek için kýç güvertede kayýtsýzca gezinmeye koyuldu, çünkü böylesine bir
di ve her þeye karþýn þu an için, bu güvensizliði uyandýran durum açýklýk kazanmamýþtý. Anc
soysuzca kuþkulara kapýldýðýný Don Benito'nun fark etmesine izin verirse bundan çok üzüntü
tan Delano. Kýsacasý, bir süre, Ýspanyol'un henüz karanlýk olan tasarýmý için sakýnma payý
oðrusuydu.
Az sonra, bulutlarla kaplý solgun yüzü seyiren ve hâlâ bakýcýsýnýn desteðinde olan Ýspanyol
u yaklaþýrken her zamankinden de daha huzursuz hali ve boðuk fýsýltýlý sesiyle garip bir bi
ilgi çekici iniþ çýkýþlarla aþaðýdaki konuþma baþladý:
"Senyör, ne zamandan beri bu adada olduðunuzu sorabilir miyim?"
"Ee, ancak bir iki gün oldu, Don Benito?"
"En son hangi limana uðramýþtýnýz?"
"Canton".
"Ve orada Senyör, fok derilerini çay ve ipekle deðiþtirdiðinizi söylemiþtiniz, sanýrým?"
"Evet. Daha çok ipekle".
"Ve karþýlýðýnda belki de madeni para aldýnýz?"
Kaptan Delano biraz huzursuzlanarak yanýtladý, "Evet; bir miktar gümüþ para; ama çok önemli
r miktar deðil".
"Eh- iyi. Sorabilir miyim Senyör, kaç adamýnýz var?"
Kaptan Delano hafifçe irkildi ama yanýtladý, "Hepsi yirmibeþ kiþi kadar".
"Ve þu anda Senyör, hepsi gemide sanýrým?"
"Hepsi gemide, Don Benito" diye yanýtladý Kaptan bu kez hoþnutluk duyarak.
"Ve bu gece de gemide mi olacaklar, Senyör?"
Bir sürü ýsrarlý sorunun ardýndan gelen bu sonuncunun çok þaþýrttýðý Kaptan Delano ciddi bi
ruyu soran kiþiye bakmaktan kendini alamadý; ama o, bu bakýþa karþýlýk vermek yerine korkak
r telaþýn iþaretini verecek biçimde gözlerini kaçýrýp güverteye yöneltmiþti; o sýrada, ayað
miþ bir ayakkabý kopçasýný sýkýlamaktayken, saygýlý bir merakla yere bakmakta olan efendisi
dönen uþaðýyla kendine yaraþmayan bir tezat tablosu sergiliyordu.
Ýspanyol, suçlu ve kaçamaklý ifadesini sürdürerek sorusunu yineledi:
"Ve - bu gece de gemide mi olacaklar, Senyör?"
"Evet, bildiðim kadarýyla öyle" diye karþýlýk verdi Kaptan Delano - "ama hayýr" diyerek top
anýp canlandý ve korkusuzca devam etti, "bir kýsmý bu gece balýða çýkmaktan söz ediyordu".
"Geminizin genel olarak - az çok silah donanýmý vardýr sanýrým, Senyör?"
"Ee, gerektiðinde kullanýlmak üzere bir ya da iki havaneli var" oldu korkusuz bir kayýtsýz
lýkla verilen yanýt, "ve tabii, az miktarda misket tüfeði (6), fok zýpkýnlarýyla kýlýçlar v
Bu biçimde karþýlýk verirken Kaptan Delano gene Don Benito'ya göz ucuyla baktý, ama gözleri
baþka yöne çevirmiþ olan adam birdenbire ve beceriksizce konuyu deðiþtirerek durgun havayla
ilgili öfkeli bir taþlama yaptýktan sonra, özür dilemeksizin bir kez daha bakýcýsýyla birli
arþý taraftaki küpeþtenin berisine çekildi ve fýsýldaþma yeniden baþladý.
O sýrada, daha Kaptan Delano henüz yaþanan olay üstünde salim kafayla düþünme fýrsatý bulam
a önce sözü edilen genç Ýspanyol denizcinin halatlarýn oradan aþaðýya inmekte olduðu görüld
enin iç kýsmýna sýçrarken, göðsüne kadar açýk, katran lekelerine bulanmýþ, kaba yünlüden bo
yuvarlak yakasý boyuna dayanan, ince mavi kurdelalý, insanýn içini acýtacak denli solup yýp
anmýþ, kirli bir iç çamaþýr gözüktü. O anda, genç denizcinin gözü gene fýsýldaþanlarýn üstü
bu bakýþta, sanki farmasonlara özgü, gizli bir anlam yüklü sessiz bir iþaretleþme gözlemled
Bu durum, bir kez daha bakýþlarýný Don Benito'ya yöneltmek üzere kýþkýrttý onu ve kendisini
e olduðu gibi bu görüþmenin de konusunu oluþturduðu anlamýný çýkardý. Durakladý. Parlatýlan
r kulaklarýný týrmalýyordu. Diðer iki kiþiye gene hýzlý bir yan bakýþ attý. Komplo hazýrlar
alarý vardý. Bütün bunlar, son sorgulama ve genç denizciyle ilgili olayýn uzantýsýnda, olað
ikli Amerikalý'nýn katlanamayacaðý istem dýþý kuþkularýn geri dönmesine yol açýyordu. Neþel
de takýnarak çabucak karþý tarafa geçip dedi ki: "Evet Don Benito, görünüþe bakýlýrsa, bu k
ona bir tür özel danýþman demek yerinde olur, sonsuz güveniniz var".
Bunun üzerine, uþak iyi huylu ifadesiyle sýrýttý ama efendi sanki, zehirli bir ýsýrýk almýþ
i. Ýspanyol'un yeterince kendini toplayýp yanýt vermesi için bir iki dakika geçti; en sonu
nda soðuk ve zoraki bir karþýlýk verdi: "Evet Senyör, Babo'ya güvenirim".
Bu noktada Babo, daha önceki hayvan saflýðýný yansýtan sýrýtýþýný zekice bir gülümsemeye dö
bakýþlarla baktý efendisine.
Þimdi Ýspanyol'un sanki istem dýþý, ya da kasýtlý olarak konuða o an için yakýnlýðýnýn raha
ezdirir gibi sessiz ve sakýnýmlý durduðunu gören Kaptan Delano, kaba görünmek istemeyerek,
ta bu yaptýðý kaba kaçsa bile, önemsiz bir özür gösterip uzaklaþýrken, zihninde Don Benito
n bu gizemli tavrýný evirip çeviriyordu.
Geminin arka kýsmýndan inmiþ, düþüncelerle sarmalanmýþ bir halde; dümene doðru giden karanl
ar aðzýnýn yakýnýndan geçiyordu ki, orada bir kýmýltý algýlayarak, kýmýldayanýn ne olduðunu
anda, gölgeli açýklýkta bir parýltý oldu ve orada sinsi sinsi çevreyi kolaçan eden Ýspanyol
ilerden birinin, sanki bir þey gizler gibi telaþla elini gömleðinin göðüs kýsmýna daldýrdýð
te olanýn kim olduðundan emin olamadan sinsice uzaklaþýp kayboldu. Ancak, daha önce halatl
arýn orada dikkati çeken ayný genç denizci olduðundan emin olunacak kadar görülmüþtü.
Öylesine parýldayan neydi? diye düþündü Kaptan Delano. Lamba deðildi - kibrit deðildi - yan
deðildi. Bir mücevher olabilir miydi? Ama, nasýl olur da, bir gemicide mücevher olurdu?
- ya da, ipek þeritlerle süslenmiþ iç çamaþýrý olsa bile çaldýðý eþyalardan birini gemide g
h, -eðer bu gördüðüm az önceki gibi, bu þüpheli adamla kaptaný arasýnda gizlice bir iþarets
n dolayý duyularýmýn beni aldatmadýðýndan bir emin olabilsem, o zaman...... Þimdi, kuþku uy
bir ayrýntýdan bir diðerine geçiyor, kendisine sorulan gemisiyle ilgili tuhaf sorular z
ihninde dönüp duruyordu.
Garip bir raslantýyla, o, her bir noktayý anýmsadýðýnda, beyaz yabancýnýn düþünceleri üstün
rlendirme yapar gibi kara Aþanti büyücüleri baltalarýný tokuþturup çarpýþtýrýyorlardý. Böyl
eler ve uðursuzluk belirtileriyle sýkýþtýrýlýnca, en güvensizlikten uzak yürekte bile çirki
larýn zorla kendilerine yer açmamalarý doðaya aykýrýydý.
Þimdi, çaresizlik içinde akýntýya kapýlmýþ ve kendinden geçmiþ yelkenleri tarafýndan gittik
hýzla deniz tarafýna doðru sürüklenmekte olan gemiye bakarken, fok avcýsý geminin yolunu ke
bir kara parçasý uzantýsýnýn ardýna gizlenmiþ olduðunu da dikkate alarak, kendine bile iti
tmeye cesaret edemediði düþüncelerle ürperdi yiðit denizci. Her þeyden önce, Don Benito'ya
ir hayaletmiþ gibi bir dehþet duygusu içindeydi. Gene de, derin bir soluk alýp kendini t
oparlayýnca, ayaklarýnýn üstünde saðlam bir biçimde durduðunu duyumsadý ve serinkanlýlýkla
endirdi -bütün bu hayalet görüntüler ne anlama geliyordu?
Eðer Ýspanyol'un tekin olmayan bir tasarýsý var idiyse, bu kendisinden (Kaptan Delano'da
n) çok gemisi (Bekâr Keyfi) ile ilgili olmalýydý. O halde, bir geminin diðerinden uzaða sür
iyor olmasý, olasý böyle bir tasarýnýn yararýna deðil, en azýndan þimdilik, zararýna olacak
ilerle birleþen her kuþku asýlsýz olabilirdi. Ayrýca, saçma deðil miydi talihsiz bir tehlik
nde olan bir geminin - hastalýk yüzünden neredeyse tayfasýz kalmýþ bir geminin - barýndýrdý
susuzluktan kavrulan bir geminin - bin kez saçma deðil miydi, þu anda böyle bir geminin
bir korsan gemisi konumunda olmasý, ya da yöneticisinin, kendisi ve altýndakilerin bi
r an önce yardým alýp soluklanma isteðine kucak açmamasý? Ama, öyleyse, genel sýkýntý ve öz
uzluk göstermelik olabilir miydi? Ve yok olan tayfadan geriye kalanlar olduklarý ile
ri sürülenlerin dýþýnda, gizlenip pusuya yatanlarla birlikte aslýnda Ýspanyol tayfalar sayý
silmemiþ olabilirler miydi? Ýnsan kýlýðýna girmiþ kötü ruhlar, acý çekiyor numarasý yapýp y
ap su istemek için insanlarýn evlerine girdikten sonra, karanlýk eylemlerini gerçekleþtirm
eden oradan çýkmazlardý. Ve Malayalý korsanlarýn peþlerinden sürükledikleri gemileri güveni
manlarýna sokarak, ya da örtülerin yaygýlarýn altýna saklanmýþ, saldýrmaya hazýr yüzlerce m
nsice fýrsat kollarken, çok az adamý kalmýþ veya güverteleri bomboþ bir gemi görüntüsü serg
arak, düþman kabul edilen gemiyi ele geçirmek için o gemiye adamlarýný çýkarttýðý sýk rasla
deðildi. Aslýnda Kaptan Delano böyle þeylere hiç inanmazdý. Böyle þeyler duymuþtu - ve þimd
öyküler olarak bunlarý anýmsadý. Þu anda geminin varýþ noktasý demirleme yeriydi. Orada ke
isine yakýn olacaktý. Bu denli yaklaþýnca, San Dominick, uyuklayan bir yanardað gibi ansýzý
mdi gizli olan enerjisini boþaltabilir miydi?
Ýspanyol'un öyküsünü anlatýrkenki tavrýný anýmsadý. Ýç karartýcý bir kararsýzlýk ve kaçamak
nki kötü amaçlarý için uydurduðu bir öyküyü anlatan biri gibiydi. Ama, eðer bu öykü gerçek
k neydi? Geminin yasa dýþý bir yolla Ýspanyol'un eline geçtiði mi? Ama, öykünün çoðu ayrýnt
e felaketlerle ilgili bölümlerde, denizcilerin kaza sonucu ölümleri, buna baðlý olarak gemi
in uzun süre rotasýndan çýkmýþ olmasý, inatçý durgun hava yüzünden çekilen sýkýntýlar ve hâ
bütün bu ayrýntýlarda ve bunlarýn yanýsýra diðerlerinde, Don Benito'nun öyküsünü yalnýzca,
ve beyazlardan oluþan çok sayýda kiþinin iniltili haykýrýþlarý deðil, ama bunun yanýsýra -
aklidini yapmak olasý gözükmüyordu - Kaptan Delano'nun gördüðü her insani özelliðin ifadesi
du. Eðer Don Benito'nun öyküsü baþtan sona bir uydurmaca idiyse, o halde gemideki en küçük
nciye kadar her bir kiþi, bu düzene dikkatlice yerleþtirmiþ olduðu bir piyondu, akýl almaz
ir vargý. Bununla birlikte, doðruluðundan kuþku duymayý gerektirecek bir dayanak varsa, bu
sonuç akla uygundu.
Öte yandan, Ýspanyol'un o sorularý. Doðrusu bu noktada insan duraklýyordu. Bu sorular, soy
guncu ya da suikastçinin, bir evin duvarlarýný keþfetmek için gündüz vakti onun yakýnýna gi
e ayný amacý taþýyor gibi görünmüyorlar mýydý? Ama, kötü amaçlar için tehlikeye atýlan kiþi
lgi dilenmek ve sonuçta onu tetikte bekler hale getirmek - hiç de olasý görünmeyen bir yönt
m deðil miydi bu? O halde, bu sorularýn kötücül tasarýlar için hazýrlanmýþ olduðunu varsaym
ece, o an için korku yaratmýþ olan tavýr bu korkunun giderilmesine hizmet etti. Kýsacasý, o
an için açýkça akla gelen birazcýk kuþku ve kaygý, ayný açýklýkta olmayan bir nedenle defed
Sonunda, önceki önsezilerine gülmeye baþladý; görünüþte kendileriyle ayný safta olan garip
garip görünüþlü siyahilere, özellikle de o yaþlý makas bileyicilere - Aþantilere ve yün ör
k kocakarýlara - üstüpü didikleyicilere; ve baþ gulyabani olan o karanlýk Ýspanyol'a güldü.
Bunun dýþýnda, daha önce ciddi biçimde anlaþýlmaz bir bilmece gibi görünen ne varsa, þimdi
e zavallý hasta adamýn ne yaptýðýnýn güç bela farkýnda olduðu düþüncesiyle, hepsi iyimser b
ruluyordu; adam bu yüzden kasvetli bir havaya girip somurtuyor, ya da laf olsun di
ye anlamsýz sorular soruyordu. Belli bir þeydi ki, þu an için adam, geminin sorumluluðunu
teslim edebilecek halde deðildi. Çýkar gütmeksizin, yardým amacýyla bir gerekçe bulup onu g
nin yönetiminden uzaklaþtýrdýktan sonra, Kaptan Delano'nun deðerli bir insan ve iyi bir de
nizci olan ikinci kaptanýnýn sorumluluðu altýnda Þili'ye göndermesi gerekecekti onu -bu tas
rý, San Dominick için olduðu kadar Don Benito için de çok uygundu, çünkü, hasta adam kaygýd
amarasýna çekilince, uþaðýnýn iyi bakýmýyla, yolculuðun bitiminde belki de bir ölçüye kadar
a yönetme gücüne yeniden kavuþacaktý.
Amerikalý böyle düþünüyordu. Yatýþtýrýcý düþüncelerdi bunlar. Don Benito'nun daha baþýndan
an Delano'nun yazgýsýný saptamasý düþüncesiyle, Kaptan Delano'nun tatlýlýkla yaptýðý ölçülü
vardý. Bununla birlikte, uzaklarda bir yerde kayýðýný fark etmenin iyi yürekli denizcinin i
i rahatlatmadýðý söylenemez. Kayýk beklenmedik bir biçimde fok avcýsý geminin yanýnda alýko
an uzun süredir ortada yoktu, üstelik geriye dönüþ yolculuðu da durgun hava yüzünden uzamýþ
Yaklaþmakta olan benek, siyahiler tarafýndan izleniyordu. Onlarýn baðrýþmalarý, o sýrada Ka
Delano'ya incelikle karþýlýk vermek üzere ona doðru yaklaþmakta olan Don Benito'nun da dikk
tini çekti; kýsa ve geçici bir süre için de olsa, gelmekte olan erzaðýn çok gerekli olduðun
rek hoþnutluðunu ifade etti.
Kaptan Delano ona karþýlýk verdi, ancak bu sýrada, alt güvertede yaþanmakta olan bir olay d
kkatini çekti, kayýðýn geliþini merakla izleyen iki siyahi, kara tarafýndaki küpeþteden yuk
mananlar arasýndaki bir denizci tarafýndan kazara rahatsýz edilince, vahþi bir biçimde onu
ittiler ve üstüpü didikleyicilerin canhýraþ haykýrýþlarýna karþýn bu duruma öfkelenen deni
rteye savurdular.
"Don Benito" dedi Kaptan Delano hemen, "þurada olaný gördünüz mü? Bakýn!"
Ancak, öksürük nöbetine tutulduðu için iki elini yüzüne kapatarak sendeleyen Ýspanyol düþme
lmiþti. Kaptan Delano ona destek olacaktý, ama daha atik davranan uþak bir eliyle efen
disini tutarken, diðeriyle de ona likörünü verdi. Don Benito toparlandý, siyahi desteðini ç
rek biraz yana çekildi ama saygýlý bir biçimde bir fýsýltýyla çaðrýlabilecek denli yakýnýnd
Açýkça ortaya konulan böylesine saðduyulu bir incelik, konuðun gözünde daha önce belirtilmi
kýþýksýz görüþmelerden dolayý uþaða yakýþtýrýlabilecek her tür görgü kusurunu sildi; kendi
yet iyi yönetebildiðine göre, o fýsýldaþmalardan dolayý uþaðý suçlamak yerine, kusur efendi
Bakýþlarý, rahatsýz edici þiddet gösterisinden karþýsýndaki hoþnut edici görünüme kayan Kap
bir uþaða sahip olduðu için ev sahibini bir kez daha kutlamadan edemedi; belki ara sýra b
iraz aþýrýya kaçýyordu, ama genel olarak, hasta adamýn durumunda biri için çok deðerli olma
"Söyleyin, Don Benito" diye ekledi, gülümseyerek -"bu adamýnýza sahip olmayý çok isterim- o
karþýlýk ne istersiniz? Elli altýn (7) deðerini karþýlar mý?"
"Efendi, bin altýn için bile Babo'dan ayrýlmaz" diye mýrýldandý kulak misafiri olan siyahi;
eriyi ciddiye aldýðýndan, efendisi tarafýndan deðeri bilinen sadýk bir kölenin alýþýlmadýk
ir yabancý tarafýndan kendisine bu denli düþük deðer biçildiðini duyunca, küçümser bir hava
henüz tümüyle kendini toparlayamadýðý ortada olan ve gene bir öksürük nöbetine tutulan Don
arým yamalak bir yanýt verdi buna.
Çok geçmeden bedensel rahatsýzlýðý, zihinsel olarak da etkilendiðini açýkça belli edecek de
, uþak sanki bu üzücü görünümü gizlemek ister gibi efendisini yavaþça öteye doðru yürütmeye
Kendi kendine kalan Amerikalý, kayýðý gelinceye dek vakit geçirmek üzere seve seve gözüne i
irkaç Ýspanyol denizciden birine yanaþabilirdi; ancak, Don Benito'nun onlarýn olumsuz da
vranýþlarýna iliþkin söylediklerini anýmsayýnca, bir kaptan olarak denizciler için yüreksiz
a hayýrsýzlýðý onaylamaya hiç de istekli olmadýðýndan kendini tuttu.
Bu düþüncelerle, bakýþlarý ötedeki bir avuç gemiciye çevrili dururken, ansýzýn içlerinden b
nin, anlamlý bir biçimde bakýþlarýna karþýlýk verdiðini düþündü. Gözlerini ovuþturup yine b
e ayný þeyi görüyordu. Yeni bir biçimde, ama öncekinden daha çapraþýk olarak, ancak Don Ben
yokluðunda öncekine oranla daha az paniðe neden olarak eski kuþkular geri geldi. Kaptan
Delano, gemiciler hakkýnda aktarýlmýþ olumsuzluklara karþýn, hemen içlerinden birine yanaþ
karar verdi. Kýç güverteye inip, siyahilerin arasýndan kendisine yol açarken, onun hareket
i ilgilerini çektiði için tuhaf bir biçimde haykýran üstüpü didikleyiciler, Zencileri yönle
ldular; hýzla birbirlerini itip kakan Zenciler önünde ikiye ayrýldý, ama onun gettolarýný k
ziyaretinin amacýný merak ediyormuþ gibi, arkasýnda sýra halinde birleþip, beyaz yabancýnýn
takýldýlar. Afrikalý Zencilerden oluþmuþ bir þeref kýtasý gibi kendisine eþlik eden kafile
lýklaþtýkça ilerleyiþi iyice gözler önüne serilen Kaptan Delano, þen bir tavýr takýnarak, ö
gibi bir havayla ilerlemeyi sürdürdü; ara sýra Zencilere neþeli bir þeyler söylüyor ve gözl
sürüden ayrýlýp da tehlikeye girerek karþýdaki satranççýnýn saflarýna girmiþ beyaz piyonlar
arýn arasýna karýþmýþ tek tük beyaz çehreyi seçmeye çalýþýyordu.
Amacýna ulaþmak için hangisini seçeceðini düþünürken, güvertede oturmuþ, kocaman bir kayýþý
an bir denizci iliþti gözüne; çevresinde daire olmuþ siyahiler çömelmiþ, meraklý gözlerle b
liyorlardý. Adamýn uðraþtýðý kaba saba iþ, kendi görünüþündeki daha üstün bir þeyle çeliþiy
kendisine tutulan katran kabýna sürekli gire çýka kapkara olmuþ eli, yüzüyle doðal bir uyum
deðilmiþ gibi görünüyordu; bu yüz, çok güzel bir yüz olabilirdi, bir de böyle bitkin olmas
tkinliðin, suçlulukla baðdaþtýrýlýp baðdaþtýrýlmamasý gerektiðine karar vermek olasý deðild
yoðun ve sýcak soðuðun benzer duygular uyandýrmasý gibi, -suçsuzluk ve suç da zihinsel acýy
n bir iliþkiye girip de gözle görülür bir iz býraktýklarýnda, ayný damgayý kullanýrlar- aðý
ren bir damgadýr bu.
Kaptan Delano, sevecen, iyi niyetli bir adam olduðundan, o sýrada gene aklýna olumsuz
bir düþünce gelmedi. Oldukça farklý bir düþünceydi aklýna gelen. Tuhaf bir bitkinlikle birl
alý ve utanç içindeymiþ gibi baþka yana bakan kötücül gözler gördüðü için ve gene Don Benit
kýnda açýkladýðý kötü görüþü anýmsayarak, farkýnda olmaksýzýn, bilinen genel kanýlara yönel
ayýrýrken, sabit bir görüþle onlarý ahlak bozukluðuyla baðdaþtýrdý.
Eðer gerçekten bu gemide bir kötülük varsa, diye düþündü Kaptan Delano, þimdi bir elini kat
soktuðu gibi, bu adam kesinlikle kirli elini o iþe bulaþtýrmýþtýr. Onun yanýna yanaþýp konu
yorum. Þu diðeriyle, bocurgatýn baþýndaki yaþlý adamla konuþacaðým. Üstünde lime lime bir k
la kirli bir baþlýk olan, çopur yanaklý, güneþin altýnda bronzlaþmýþ, aðzýnýn kenarýnda ser
Barcelonalý marsýða doðru ilerledi. Uyuþuk görünümlü iki Afrikalý'nýn arasýnda oturmuþ ola
endinden genç gemici yoldaþý gibi halatlarla uðraþýyordu -onlarý birbirlerine ekliyordu- on
alatýn daha berideki kýsmýný tutan uyuþuk görünümlü siyahilerin daha önemsiz bir iþlevleri
Kaptan Delano'nun yaklaþmasýyla adam baþýný iyice - iþi için gerektiðinden fazlaca önüne dü
ini iþe vermenin ötesinde, kendini iþe kaptýrmýþ görünmek ister gibi bir görünüþü vardý. Ke
nce bakýþlarýný kaldýrdý ama hava koþullarýnýn hýrpaladýðý yüzünde garip bir biçimde yerleþ
, sanki bir boz ayý gibi - ancak, hýrlayýp ýsýrmak yerine aptalca sýrýtarak, koyun bakýþlar
Ona yolculukla ilgili birtakým sorular soruldu - sorular, amaçlý olarak Don Benito'nu
n öyküsündeki, konuðun gemiye ilk geliþinde kendisini selamlayan, düþünmeksizin koyverilen
la doðrulanmamýþ olan ayrýntýlarla ilintiliydi. Sorular, öykünün doðrulanmasý gereken geriy
larýný da doðrulayarak, kýsaca yanýtlandý. Bocurgatýn baþýndaki Zenciler de lafa girerek ya
le birlikte konuþmaya baþladýlar, ancak onlarýn çenesi düþtükçe, giderek yaþlý denizci susk
dý ve sonunda bayaðý asýk suratlý bir hal alýp, görünüþe bakýlýrsa, daha baþka soru yanýtla
s bir havaya büründü; ama gene de, bu süre boyunca, onda garip bir biçimde birleþen o ayýms
koyunumsu hali sürdürdü.
Böyle bir mahlukla sýkýntýsýz bir konuþma yapmaktan umudunu kesen Kaptan Delano, daha umut
adeden bir çehre arayarak çevreye göz gezdirip böyle birini göremeyince, tatlýlýkla siyahil
kendisine yol açmalarýný söyledi ve türlü türlü sýrýtýþlar, surat ekþitmeler arasýnda yine
denini pek anlayamadýðý, ancak özde, Benito Cereno'ya yeniden güven duymaya baþlamasýndan k
aklanan bir tuhaflýk duyumsadý kendinde.
Þu az ötedeki fare býyýklý kedi, diye düþündü, kötülüðe ortaklýðýnýn bilincinde olduðunu aç
e, kaptaný tarafýndan tayfalarýn uygunsuz davranýþlarý konusunda bilgilendirildiðimi, ona i
yici sözler söyleyip, baþýný yiyeceðimi sanýp ödü koptu. Ama gene de -gene de, þimdi düþünü
orsam, bir süredir beni dikkatle izleyenlerden biri de o yaþlý adam. Ah bu akýntýlar, gemi
leri döndürdükleri kadar insanýn baþýný da fýrýl fýrýl döndürüyorlar. Hah, iþte insanýn yüz
üstelik hoþ da.
Dikkati, yelkenleri tutan ipler, halatlar, zincirlerden oluþan dantelanýn arasýndan kýsm
en görünen küpeþtenin rüzgârý tutan korumalý tarafýnda, genç uzuvlarýný sakýnmadan gözler ö
ki bir kayanýn gölgesine sýðýnmýþ bir diþi geyik gibi uyaklamakta olan bir diþi Zenci'ye yö
eliþigüzel yayýlmýþ sarýlýp sarmalanmýþ göðüslerinin üzerinde, uyanýk halde yatmakta olan y
arýya güvertenin üstünde olan kapkara küçük bedeni anasýnýnkiyle kesiþiyor gibiydi; iki pen
landýðý eleriyle týrmanarak kadýnýn üstüne çýkýyordu; aðzý ve burnu boþuna bir çabayla baþa
bu arada, çýkarmakta olduðu hoþnutsuzluk yaratan yarým yamalak homurtu, diþi Zenci'nin ken
i halindeki horultusuna karýþýyordu.
Çocuðun olaðanüstü enerjisi sonunda anneyi uyandýrdý. Yerinden doðrulunca, az ötede duran K
elano ile yüzyüze geldi. Ama sanki yakalanmýþ olduðu durum umurunda deðilmiþ gibi, neþe içi
yakalayýp, annelere özgü bir coþkuyla kendinden geçerek onu öpücüklere boðdu.
Ýþte, saf sevecenlik ve sevgiyle, çýrýpçýplak doða diye düþündü Kaptan Delano hoþnutlukla.
Bu olay onu, diðer diþi Zencilere öncekinden büyük bir dikkatle bakmaya yöneltti. Onlarýn t
arýndan kývanç duydu: Yapýsal olarak diðer anneler gibi yavrularý için ölmeye, ya da savaþm
olmakla birlikte, çoðu ilkel kadýn gibi, daha sevecen bir yüreðe sahiplermiþ gibi görünüyo
iþi leoparlar gibi yalýn, kumrular gibi sevecendiler. Ah! diye düþündü Kaptan Delano, belki
de bunlardan bazýlarý, Ledyard'ýn Afrika'da görüp öykülerinde övdüðü kadýnlardýr.
Bu doðal görünümler, bir bakýma farkýnda olmaksýzýn, özgüvenini artýrýp, huzur bulmasýný sa
lerlediðini görmek için baktý, ancak hâlâ bir hayli açýktaydý. Don Benito'nun geri dönüp dö
ak için dönüp baktý, ama hâlâ dönmemiþti.
Ortam deðiþtirmek, ayný zamanda kayýðýn geliþini keyifle, rahat rahat izleyebilmek için miz
elkeni zincirlerinin üstünden atlayýp geçerek, güçlükle de olsa, sancak tarafýndaki en üst
týrmandý - burasý daha önce sözü edilmiþ olan terkedilmiþ, denize bakan Venedik balkonlarý
ri gibi - güverteden baðýmsýz bir sýðýnaktý.
Yaygý gibi yeri kaplamýþ yarý kuru, yarý ýslak deniz yosunlarýnýn üstüne adýmýný atýp ve bu
karþýlaþýlan bir hayalet kedi pençesi gibi hiç habersiz önüne çýkan bir kömür parçacýklarý
let kediciðin pençesi yanaðýný yelpazeleyip, bakýþlarý küçük yuvarlak lomboz kapaklarý dizi
i, bunlarýn tümü gözleri bakýrla kaplanmýþ ölüler gibiydi - ve bir zamanlar güverteye baðla
lomboz kapaklarýnýn bile gördüðü, ancak þimdi, kapaðý sýký sýkýya çakýlmýþ bir lahit gibi k
arla, bir eþik ve bir duvardan ibaret olan morumsu renkli kaptan köþkünün ve önündeki balko
bir zamanlar Ýspanyol Kralý'nýn subaylarýnýn seslerini duymuþ ve Lima Valisi'nin kýzlarýný
i de þimdi durduðu yere yaslanmýþ bedenlerini görmüþ olduðunu düþünürken - havanýn durgunlu
pençesi gibi, bu düþsel görüntüler kuþ gibi uçarak zihninden geçip giderken, bir çayýrda te
irinin akþamýn sessizliðinden huzursuzluk duyumsamasý gibi, giderek yoðunlaþan belirsiz bir
kaygýya kapýldý.
Gene kayýðýna doðru, açýklara bakarak oymalý korkuluklara yaslandý, ama gözleri, yeþil bir
eleyen düz bir çizgi gibi geminin ardýsýra sürüklenen su þeridine ve aralarýnda düzenli geç
arak, sanki suyun altýndaki bir maðaraya doðru yol alýyormuþ gibi, yakýnlaþa uzaklaþa dalga
rasýnda yüzen geniþ, oval ve yay biçimi deniz yosunlarýna takýldý. Aslýnda, kolunun altýnda
tek þey, kýsmen katrana bulanmýþ ve kýsmen yosundan kabartmalara bezenmiþ, uzun süredir ter
dilmiþ, bir bahçedeki yanýp kömür haline gelmiþ bir çardak görünümündeki korkuluklardý.
Bir týlsýmý bozmaya çalýþýrken, yeniden, farklý bir biçimde kendini týlsýma kaptýrdý. Açýk
kýyýdan uzak, içerlek bir ülkedeki terk edilmiþ bir þatoda, boþ topraklarý seyredip, merakl
e, asla bir öküz arabasý veya bir yaya yolcu geçmeyen belirsiz yollara bakar gibiydi.
Ancak, gözü paslanýp çürümüþ ana zincirlere takýlýnca, bu büyüleyici ayrýntýlarýn sihri bir
ve paslý baðlantýlarý olan paslanmýþ ve çürümüþ kelepçe ve sürgüler, zamanýnda yapýlýrken a
diki kullanýma daha uygun gibi görünüyordu.
Bir an için, zincirlerin yakýnýnda bir þeyin kýpýrdandýðýný düþündü. Gözlerini ovuþturup da
irlerin çevresinde bir halat yýðýný vardý; ve orada, bir baldýran otunun ardýnda duran bir
li gibi kalýn bir payandanýn ardýndan meraklý bakýþlarla çevreyi kolaçan etmekte olan bir Ý
denizci, elinde bir kavilyeyle balkona doðru yarým yamalak bir hareket yaptý, ama ansýzýn
sanki güverte tarafýndan yaklaþmakta olan bir ayak sesinden ürkerek, kaçak bir avcý gibi k
nevirden yapýlma ormana dalýp yok oluverdi.
Bu ne anlama geliyordu? Adamýn iletmeye çalýþtýðý, kimsenin, hatta kendi kaptanýnýn bile bi
ir þey vardý. Ýþin içindeki giz kaptanýn aleyhine miydi? Kaptan Delano'nun önceki kaygýlarý
or muydu? Yoksa, adamýn bu bekleyiþ sýrasýnda onarým yapmakla uðraþýrken, kayýtsýz olarak,
yaptýðý bir hareket, kendisinin þu andaki bu cin çarpmýþ gibi ruhsal durumunda, özel bir iþ
yle mi karýþtýrýlýyordu?
Þaþkýna dönmediði söylenemeyecek bir halde, gene gözleriyle kayýðýný aradý. Ancak, kayýk þu
oluþmuþ bir çýkýntý tarafýndan gizlenmiþti. Kayýðýn pruvasýnýn görüntüye giriþini izlemek
, önündeki korkuluk kömür gibi daðýlýverdi. Bir halatý yakalamamýþ olsaydý, denize düþecekt
lnýzca cýlýz bir çatýrtý ve düþüþten dolayý yalnýzca boþ bir týnlama duyulduysa da, buna ku
lar olmalýydý. Yukarý doðru göz attý. Yükseklerdeki tüneðinden dýþ taraftaki bir direðin üs
tüpü didikleyicilerden biri, ciddi bir merakla yukarýdan aþaðýya doðru ona bakarken, yaþlý
n aþaðýsýnda kalan ve onun tarafýndan görülmeyen gene o Ýspanyol denizci, ininden dýþarýyý
tilki gibi, ne olup bittiðini keþfetmek üzere bir lomboz deliðinin baþýnda büzülmüþtü. Adam
bir þey, ansýzýn Kaptan Delano'nun zihninde, Don Benito'nun rahatsýzlanmasýný bahane ederek
aþaðýya çekilmesinin bir numara olduðu biçiminde çýlgýnca bir fikri harekete geçirdi; o, bu
unlaþtýrmakla meþgulken, bundan sezgiyle ya da bir ipucuyla haberdar olan gemici, belk
i de gemiye bindiði zaman etmiþ olduðu bir tatlý sözden dolayý minnet duyduðu için yabancýy
rekete geçirmeyi aklýna koymuþtu. Don Benito, olasý bir iþlerine burun sokma eðilimini önce
sezdiði için mi Zencileri överken, beyazlar da onlardan daha yumuþak baþlý olduklarý halde
micilerini kötülemiþti? Beyazlar, yapýsal olarak da daha cin fikirli bir ýrktý. Kötü tasarý
bir adamýn, ahlaksýzlýðýna kör kalan ahmaklýktan yana olup onu gizleyemediði zekayý kötüle
eðil miydi? Olmayacak þey deðildi bu. Ama eðer beyazlarýn Don Benito'ya iliþkin sýrlarý var
eyse Don Benito, Zencilerle suç ortaðý olabilir miydi? Ama onlar çok beyinsizdiler. Ayrýca
, bir beyazýn kendi soyuna karþý Zencilerle birlik olacak denli döneklik ettiðini kim duym
uþtu ki? Bu güçlükler öncekileri anýmsattý. Bu karmaþýklýðýn içinde yolunu yitirmiþ bir hal
laþmýþ olan Kaptan Delano kaygýlar içinde ilerlerken yeni bir çehre gördü; ana lombar aðzý
baðdaþ kurup oturmuþ yaþlý bir denizciydi bu. Derisi bir pelikanýn aðýz kesesi gibi büzüþüp
yaðmýþ, yüzü ciddi ve sakin ifadeliydi. Eli kolu, kocaman bir düðüm haline getirmeye çalýþ
oluydu. Cevresi, iþin gerektirdiði bir ivedilikle oradan buradan halat liflerini eli
ne sýkýþtýrmaya çalýþan siyahilerle çevriliydi.
Kaptan Delano onun yanýna gidip durdu ve zihni, hiç de canayakýnlýktan uzak olmayan bir
deðiþimle, kendi karmaþýklýðýndan, kenevir liflerinin karmaþýklýðýna geçiþ yaparak düðümü i
maþýklýðý, ne Amerikan gemilerinde, ne de baþka herhangi bir gemide raslamýþ olduðu gibi bi
di. Yaþlý adam, Amman Tapýnaðý için kördüðüm düðümleri yapan bir Mýsýrlý rahip görünümündey
arýþýmý gibi görünüyordu.
Sonunda, bu düðümden bir anlam çýkaramayan Kaptan Delano düðümcüye sordu: "Sen orada ne düð
bap?"
"Düðüm" oldu yukarý bakmaksýzýn verilen yanýt.
"Öyle görünüyor; ama ne için yapýyorsun bunu?"
"Baþka birinin çözmesi için" diye homurdandý karþýlýk olarak yaþlý adam, parmaklarý neredey
makta olan düðüm üstünde daha daha gayretle çalýþarak.
Kaptan Delano orada dikilip onu seyrederken, yaþlý adam ansýzýn düðümü ona doðru fýrlatarak
Ýngilizce'yle -gemide ilk kez duyduðu- þöyle bir þey söyledi: "Çöz, kes, çabuk." Alçak bir
enmiþti bu, ama ardarda gelen sözcükler öyle bir yoðunluktaydý ki, bunun öncesinde ve sonra
kullanýlan uzun Ýspanyolca sözcükler, aradaki kýsacýk Ýngilizce'nin kapak sayfalarý gibi k
Kaptan Delano, bir an, elinde bir düðüm - kafasýnda bir düðümle suskun dururken artýk ona a
yen yaþlý adam þimdi dikkatini diðer halatlara yöneltmiþti. Bu sýrada Kaptan Delano'nun ark
a hafif bir kaynaþma oldu. Arkasýna dönünce, sessizce orada durmakta olan zincirlenmiþ Zen
ci'yi, Atufal'i gördü. Bir an sonra, homurdanarak ayaða kalkan yaþlý gemici, kendisini izl
eyen buyruðundaki Zencilerle birlikte geminin ön tarafýna doðru ilerleyerek gözden kaybold
u.
Bu kez, saçlarý kýrlaþmýþ, bir çocuðunkini andýran giyimiyle hukukçu tavýrlý, yaþlýca bir Z
Delano'ya. Anlaþýlabilir gibi bir Ýspanyolca'yla ve yumuþak bir ifadeyle bilgiççe göz kýrpa
yaþlý düðümcünün sýk sýk kendine özgü garip numaralar sergileyen zararsýz bir durgun zekalý
Zenci, elbette yabancýnýn uðraþtýrýlmamasý gerektiðini söyleyip, düðümü geri isteyerek nokt
rkýnda olmaksýzýn, düðüm adamýn eline tutuþturuldu. Saygýlarýný sunup veda ederek düðümü al
lýntý bir kordonu araþtýran bir gümrük görevlisi gibi orasýný burasýný yoklayarak düðümü in
emen sonra, Afrikalý dilinde, 'Haydi caným sen de' anlamýna gelebilecek bir þeyler söyleye
rek düðümü fýrlatýp denize attý.
Bütün bunlar çok garip diye düþündü Kaptan Delano, kuruntulu bir ruh hali içinde; ama, deni
ulmasýna yeni yakalanmýþ olup da, belirtileri yok sayarak hastalýðý atlatmaya çalýþan biri
yretini toplamaya çabaladý. Kayýðýný görmek için bir kez daha açýklara doðru baktý. Geminin
lan kayalýk çýkýntýdan ayrýlmýþ olan kayýk, onu hoþnut edecek biçimde, gene görüþ alanýna g
Þimdi yaþanan duygu önce rahatlamasýna, hemen ardýndan da, görünmeyen bir etkinlikle, huzur
luðundan sýyrýlmasýna neden oldu. O çok iyi bilinen kayýðýn daha az uzaklýktaki görünümü da
ibi, yarý yarýya pusla kaplý olsa da, týpký bir insanýn kiþiliði gibi, onun niteliklerini i
eden anahatlarýnýn açýkça gözler önüne serilmesini olasý kýlmýþtý; Kaptan Delano'nun ülkesi
le kucaklamýþ ve onarým görmek üzere hep bu kýyýlara götürülmüþ olan Rover isimli bu kayýk,
bi o bildik kýyýlarda yatardý; aileden biri gibi olan bu kayýðý görmek, önceki kuþlarla ter
biraz da gülerek kendi kendine serzeniþte bulunmasýnýn yanýsýra, içine neþe veren bir güven
asýný saðlayan binlerce güven verici þeyi çaðrýþtýrmýþtý.
"Ben, Amasa Delano - delikanlýyken, 'Kýyýnýn Denizcisi' dedikleri - elimde çantayla kýyý bo
ca gezinerek hurda bir kayýktan dönme okula giden, kuzen Nat'le ve diðer çocuklarla meyv
a toplamaya giden ben, 'Kýyýnýn küçük Denizcisi', Ýspanyol tarafýndan öldürülecek miyim? Bu
k saçma! Kim öldürebilir Amasa Delano'yu? Onun vicdaný temiz. Yukarýda Tanrý var. Ayýp, ayý
enizcisi! Sen gerçekten çocuksun; ikinci çocukluðunu yaþayan bir çocuksun, koca adam; korka
, beynin sulanmaya baþladý senin."
Yüreðine ve ayaklarýna gelen canlýlýkla kýç tarafa yönelince, cana yakýn bir ifadeyle þu an
arýna ayný biçimde karþýlýk veren Don Benito'nun uþaðý tarafýndan karþýlandý; adam ona efen
in etkilerini atlatýp iyileþtiðini ve kendisine gidip deðerli konuðu Don Amasa'ya iyi dile
klerini sunmasýný ve kendisinin (Don Benito'nun) az sonra ona katýlmak mutluluðuna eriþeceð
ni söylemesini buyurduðunu bildirdi.
Gene, iþte gördün mü? diye düþündü Kaptan Delano, kýç güvertede yürüyerek. Ne eþekmiþim ben
iyi dileklerini gönderen bu iyi yürekli beyefendi için, elinde karartýlmýþ bir fenerle, gü
tedeki bileði taþýnýn ardýna gizlenip beni atlattýðýný ve benim için baltalar bilettiðini d
evet; buna hiç inanmamýþ olsam da, uzun süren durgunluðun yaklaþmakta olan kayýða bakarak,
ver, aðzýnda beyaz kemiði olan iyi bir köpek. Ama, bayaðý büyük bir kemik gibi görünüyor bu
bu? Evet, akýntýya karþý fokur fokur kaynayan dalgalarýn ortasýna düþtü. Þu anda, akýntý o
riyor. Sabýrlý ol.
Þimdi öðle vakti olmasýna karþýn her þey külrengine bürünmüþ olduðundan sanki akþamýn alaca
r görünüm vardý.
Durgun hava iyiden iyiye yerleþmiþti. Ýyice açýklarda, karanýn etkisinden uzak, kurþuni bir
nge bürünmüþ okyanus, izlediði yol tükenmiþ, ruhsuz kalýp varlýðý son bulmuþ gibi uzanýyord
bulunduðu noktada kara tarafýndan gelen akýntý artarak, sessizce gemiyi ötedeki esrikli s
ulara doðru sürükledikçe sürüklüyordu.
Gene de, bu enlem bölgesi hakkýndaki bilgilerine dayanarak, yeterince güçlü bir esinti umu
dunu hiç yitirmemiþ olan Kaptan Delano, þu anki görünümüne karþýn, neþe içinde, gece olmada
ick'i güvenli bir biçimde demirlemeyi hesaplýyordu. Akýntýya kapýlarak katedilmiþ olan uzak
içbir þey deðildi, çünkü iyi bir esintiyle on dakika yol alýnýrsa, altmýþ dakikalýk sürükle
dar gelinen yönde geri gitmek olasýydý. Bu süre boyunca, bir an, akýntýyla boðuþan Rover'i,
an, Don Benito'nun geliþini görmek üzere dönüp dönüp bakarak kýç güvertede yürümeyi sürdürd
Yavaþ yavaþ, kayýðýn gecikmesinden dolayý giderek artan bir can sýkýntýsý duyumsamaya baþla
bu duygu huzursuzluða dönüþtü ve sonunda - gözü, sahneden orkestra çukuruna kayar gibi, sü
ki garip topluluða kaymaya ve bu kalabalýðýn arasýnda sýk sýk, þimdi ilgisiz bir havaya gir
n, daha önce ana zincirlerin berisinde durup iþaret veriyor gibi görünen yaþlý Ýspanyol gem
nin yüzünü seçmeye baþladý - eski endiþeleri geri geldi.
Ah, diye düþündü, ciddi bir ifadeyle, sýtma nöbeti gibi bir þeydi bu, geçti diye bir daha g
ecek demek deðil.
Yeniden kötü düþüncelere yönelmekten dolayý utanç duysa da, bunu bastýrmak elinde deðildi;
yaradýlýþýnýn iyi tarafýný elinden geldiðince ortaya çýkararak, farkýnda olmadan uzlaþma no
Evet, bu, garip bir öyküsü ve garip bir ahalisi olan, garip bir gemiydi. Ama hepsi buy
du iþte.
Kayýk gelinceye dek aklýný muzurluklardan uzak tutmak için kaptan ve tayfalarla ilgili b
azý daha küçük gariplikleri zihninde evirip çevirip tartarak meþgul olmaya çalýþtý.
Birkaç kez karþýlaþýlan dört garip nokta diðerlerinin arasýnda dikkat çekiyordu:
Birincisi, bir köle çocuk tarafýndan býçakla þiddetli bir saldýrýya uðrayan, Ýspanyol oðlan
on Benito bunu görmezlikten gelmiþti. Ýkincisi, Don Benito'nun Zenci Atufal'e bir çocuk
tarafýndan burnuna halka takýlmýþ bir Nil Boðasý gibi zorbaca davranýþýydý. Üçüncüsü, deniz
afýndan ayaklar altýna alýnýp ezilmesiydi ki, bu küstahlýk, bir kýnama ya da paylama olmaks
irilmiþti. Dördüncüsü, siyahiler baþta olmak üzere, gemide aþaðý konumda olan herkesin, san
yerek yaptýklarý herhangi bir dikkatsizlikle zorbaca bir hoþnutsuzluðu davet etmek korku
suyla iki büklüm olup efendilerine yaltaklanmalarýydý.
Bu noktalar bir araya getirildiðinde bir biçimde çeliþkili görünüyorlardý. Pekiyi, o halde
iye düþündü Kaptan Delano artýk yaklaþmakta olan kayýða bakarak --o halde ne? Çünkü, Don Be
li bir yönetici. Gerçi, çoðunu yarý yolda býrakmakla birlikte, þimdiye dek gördüklerimin ba
yor. Ama, millet olarak- diye sürdürdü düþlerine dalýp düþünmeyi - tuhaf insanlar bu Ýspany
anyol' sözcüðünde bile, olaðandýþý, düzenci, Guy Fawkishvari bir týnlama var. Gene de þunu
ki, genelde Ýspanyollar Duxburyliler ya da Massachusettsliler kadar iyi insanlar.
Ah, neyse! Sonunda Rover geldi.
Kayýk, sevinç yaratan kargosuyla geminin yan tarafýna yanaþýrken, üstüpü didikleyiciler say
kol ve baþ hareketleriyle kýç taraftaki dolu üç su fýçýsýný ve baþ taraftaki pörsümüþ kesta
ice bir coþkuyla küpeþteden sarkan siyahileri zaptetmeye çalýþýyorlardý.
Geliþi, belki de baðrýþmalarý iþittiði için çabuklaþan Don Benito, yanýnda uþaðýyla belirdi
ndan suyun daðýtýlmasý için izin istedi; su, eþit olarak bölüþülürse, izin verilenden fazla
irbirlerini incitmezlerdi. Ancak, bu akýlcý ve yerinde öneri, Don Benito tarafýndan adet
a sabýrsýzlýkla karþýlandý; sanki bir yönetici olarak gerekli enerjiden yoksun olduðunun fa
mýþ gibi, güçsüzlükten kaynaklanan gerçek bir kýskançlýkla, her tür karýþmayý hakaret gibi
a, en azýndan Kaptan Delano böyle bir anlam çýkardý.
Bir anda fýçýlar yukarýya çekilirken birkaç coþkulu Zenci kazara borda iskelesiyle kayýða u
rünün berisinde durmakta olan Kaptan Delano'yu iteleyince, Kaptan Delano içinden gelen
ani bir dürtüye kapýlýp Don Benito'nun farkýnda olmaksýzýn, yumuþak baþlý bir otoriterlikl
ini güçlendirmek için yarý neþeli yarý gözdaðý verir bir ifadeyle siyahilere geri çekilmele
rdu. Kendilerine denileni duyar duymaz, diþisi erkeði siyahiler derhal olduklarý yer
de ve konumda donup kaldýlar --bu halleri bir kaç saniye sürdü-- bu sýrada, týpký karþýlýk
n istekle bekleyen telgraf direkleri arasýnda olduðu gibi, yukarýda tünekleyen üstüpü didik
iciler arasýnda birinden diðerine bilinmeyen bir söz dolaþtý. Konuðun dikkati bu sahne üstü
oðunlaþtýðý sýrada, ansýzýn balta parlatýcýlar yerlerinden doðrulur gibi oldu ve Don Benito
ykýrýþý duyuldu.
Ýspanyol'un haykýrýþýný, acýmasýzca katledilmek üzereyken kendisine verilen bir iþaret olar
an Delano az kalsýn kayýðýna atlayacaktý ama durakladý; bu sýrada, üstüpü didikleyicilerin
içten haykýrýþlarla aþaðýdaki her bir Zenciyi ve beyazý kaçýþtýrarak tüneklerinden düþüp ka
onu neredeyse güldürecekken, ayný zamanda saçmalamasýna gerek olmadýðýný duyumsattý. Ayný a
parlatýcýlar da yine eski yerlerine kavuþtular ve onlar sessizce yerlerini alýr almaz, s
anki hiçbir þey olmamýþ gibi, beyazlar ve siyahlar halatlarýn arasýnda þarký söyleyerek yen
ukarýya çekme iþlemini sürdürmeye koyuldular.
Kaptan Delano, Don Benito'ya doðru þöyle bir baktý. Toparlanmaya çalýþan iyice sarsýlmýþ ha
uþaðýnýn kollarýna yaslanmýþ cýlýz bedenini görünce, böylesine önemsiz ve her an olabilece
, þu anda görüldüðü gibi öz denetimini yitirebilen bir yöneticinin kötücül bir güçle kendis
den olacaðý varsayýmýný aklýna getirmiþ olup paniðe kapýldýðý için hayrete kapýlmaktan kend
Fýçýlar güverteye çýkarýlýnca, kamarot yamaklarýndan biri Kaptan Delano'nun eline birtakým
r ve kaplar tutuþturarak kaptaný adýna, daha önce önerdiði gibi davranmasý - suyu pay etmes
n yalvardý. Fýrsat eþitliðinin temel ilkesi olan tek standarda dayalý bir yansýzlýkla, konu
dolayýsýyla deðilse bile, özel durumu fazla pay almayý gerektiren zavallý Don Benito dýþýnd
aþlý beyaza en genç siyahiden fazla hak gözetmeksizin, bu isteði yerine getirdi. Kaptan De
lano, öncelikle, oldukça büyük bir testi su sundu Don Benito'ya, ancak Ýspanyol çok susamýþ
sýna karþýn, gösteri istemeyi seven Afrikalýlarýn alkýþlarýyla onayladýklarý birkaç ciddi r
inceliðe karþýlýk vermeden bir yudum bile içmedi.
Az pörsümüþ kabaklardan iki tanesi kaptan sofrasý için ayrýldý, geriye kalanlar hemen orada
herkese ziyafet çekildi. Ama, yumuþak ekmek, þeker ve þiþelenmiþ elma þarabýnýn, baþta Don
lmak üzere yalnýzca beyazlara verilmesinden yanaydý Kaptan Delano, ancak Don Benito bu
na karþý çýktý ki, bu gönüllü yansýzlýk Amerikalýyý hiç de hoþnut etmedi; dolayýsýyla, Babo
disi için bir yana ayrýlan bir þiþe elma þarabýnýn dýþýnda, beyazlarla siyahilere her þey e
daðýtýldý.
Bu noktada görülebileceði gibi, kayýðýn ilk geliþinde adamlarýnýn gemiye çýkmalarýna izin v
erikalý, güvertelerdeki karmaþýklýða katkýda bulunmak istemediðinden bu kez de onlara izin
di.
Þu ana özgü keyifli ruh halinden etkilenmiþ olup, dolayýsýyla yalnýzca iyilik yanlýsý duygu
olu olan Kaptan Delano, yakýn zaman içindeki belirtilere dayanarak bir iki saat içinde
rüzgâr çýkacaðýný hesaba katýp, bütün fýçýlara su doldurmak üzere görevlendirilebilecek he
acak yere götürülmesini buyurarak, kayýðý fok avcýsý gemiye gönderdi. Ayrýca, ikinci kaptan
dererek, beklentilerin aksine gün batýmýna dek gemi demirlenemezse, endiþelenmesine gere
k olmadýðýný, çünkü bu gece dolunay olacaðýndan, kendisinin (Kaptan Delano'nun) bu gemide k
a da geç rüzgâr çýktýðýnda kýlavuzluk etmeye hazýr olduðunu bildirmelerini istedi.
Ýki kaptan uzaklaþmakta olan kayýðý izlerken -bu sýrada, efendisinin kadife ceketinin kolun
aki bir lekeye gözü takýlan uþak, sessizce bu lekeyi temizlemeye koyulmuþtu- Amerikalý, San
Dominick'de çöldeki bir deve iskeleti gibi yamulup akçýllaþmýþ, bir tarafý yana yatýk halde
gibi geminin ortasýnda ters çevrili duran ve uzaktan bile seçilebilen, üç dört yaþlarýndak
e erkek çocuklarýnýn, ara sýra bir inden fýrlar gibi koþuþturarak girip çýktýklarý dost bir
salar gibi, özellikle kadýnlar ve çocuklardan oluþan siyahi ailelerin altýna girip bir yer
altý ininde gibi, ya bir yaygý üstünde çömelerek ya da üstüne tüneyip oturarak barýndýklarý
olculuðuna hiç de elveriþli olmayan cankurtaran sandalýndan baþka kayýk olmayýþýndan duyduð
etirdi.
"Eðer þimdi üç dört kayýðýnýz olsaydý Don Benito" dedi Kaptan Delano "Zencileriniz kürekler
konularda ferahlýk getirebilirlerdi, sanýrým. Limandan kayýklar olmaksýzýn mý açýldýnýz, D
"Onlar fýrtýnada soba niyetine kullanýldý, Senyör"
"Bu çok kötü olmuþ. Ayrýca, bir sürü adamýnýzý da kaybetmiþsiniz. Kayýklar ve insanlar. Bun
týnalar olmalý, Don Benito".
"Sözle anlatýlabilecek gibi deðil" diye büzülmüþ bir halde yanýtladý, Don Benito.
"Anlatýn bana, Don Benito" diye artan bir ilgiyle sürdürdü meslekdaþý, "anlatýn bana, bu fý
Ümit Burnu'nu döner dönmez mi yakalandýnýz?"
"Ümit Burnu mu? - kim söz etti Ümit Burnu'ndan?"
"Siz kendiniz; bana yolculuðunuzu anlatýrken söz ettiniz" diye yanýtladý Kaptan Delano, Ýsp
nyol için çok üzülmekle birlikte, onun sözünü geri almasýna çok þaþýrarak. "Ümit Burnu'ndan
ettiniz" diye üstüne basa basa yineledi.
Ýspanyol döndü ve sanki aniden konuyu deðiþtirip havadan sudan söz etmeye hazýrlanan biri g
, kamburu çýkmýþ bir halde durakladý.
Bu sýrada, bir ulak, bir beyaz delikanlý, kamaradaki saate göre gemi çanýyla son yarým saat
n sona eriþini duyurma görevini yerine getirmek üzere acele acele baþ tarafa doðru seðirtti
"Efendim" diye esrik Ýspanyol'a hitap etti uþak, giysisinin koluyla uðraþmayý býrakýp, bir
verilmiþ olup da bunun yerine getirilmesinde bir aksama olduðu takdirde, görevi veren
tarafýndan can sýkýcý durumlar yaratýlabileceðini bilen, endiþeli, ürkek bir hal içinde, "
, bana nerede ve neyle meþgul olursa olsun, dakika sektirmeden, traþ vaktini hatýrlatm
amý söylemiþti. Miguel, öðle vakti saat yarým çanýný çalmaya gitti. Vakit geldi, efendim. E
ona geçecek mi?"
"Ee-evet" diye yanýtladý düþlerden gerçeklere dönen Ýspanyol, sonra Kaptan Delano'ya dönüp,
en bu görüþmeye devam edeceðini söyledi.
"Eðer efendi, Don Amasa ile konuþmak istiyorsa" dedi uþak, "öyleyse neden Don Amasa, sal
ona gelip efendiyle oturmasýn; Babo köpük sürüp, usturayý bilerken efendi konuþabilir, Don
sa da dinleyebilir".
"Evet" dedi Kaptan Delano, bu dostça öneriden hoþnutluk duyarak, "evet tabii eðer siz ak
sini yeðlemiyorsanýz, sizinle gelirim, Don Benito".
"Buyrun, Senyör".
Üçü kýç tarafa doðru giderken, Amerikalý gün ortasýnda böyle alýþýlmadýk bir dakiklikle tra
özgü baþka bir kapris olduðunu düþünmekten kendini alamadý. Ancak, bunun daha ziyade, efen
için kaygý duyan uþaðýn ona olan baðlýlýðý ve efendisinin belirgin bir biçimde saðlýksýz bi
e yolunda olduðunu görerek, onu derleyip toparlamak üzere yerinde bir giriþimde bulunduðu
görüþünde karar kýldý.
Salon denen yer, kýç tarafta, alt kattaki geniþ bir kamaranýn çatý altý boþluðu konumunda o
lýk bir güverte kamarasýydý. Eskiden, bir bölümü gemi subaylarý tarafýndan kullanýlmaktaysa
rýn ölümünden sonra bütün ara bölmeler kaldýrýlmýþ ve bu alan, geniþ ve havadar bir gemi sa
gün eþyanýn olmayýþý ve baþka baþka þeylere ait parçalarýn yarattýðý resmi yapýlacak kadar
ceketini ve tütün kesesini geyik boynuzlarýna asýp, balýk oltasý, masa ve bastonunu ayný kö
yan taþralý ayrýksý bir bekar beyefendinin karmakarýþýk salonunu anýmsatýyordu.
Ýlk akla gelen bu olmasa da, kýrlar ve okyanuslar bir bakýma kardeþ çocuklarý olduðundan, s
nu çevreleyen denizin bir an için göze iliþmesi aradaki benzerliði artýrýyordu.
Salonun zemini hasýr gibi bir yer örtüsüyle kaplýydý. Yukarýda, yatay bir çizgi boyunca kir
liklere asýlmýþ dört beþ eski misket tüfeði vardý. Bir tarafta, güverteye sýkýca baðlanmýþ,
baðdaþmayan, sayfalarý parmak izleriyle kirlenmiþ bir dua kitabý ve yukarýsýndaki tahta böl
cýlýz bir haç asýlý olan pençe ayaklý bir masa vardý. Masanýn altýnda, ezilip çentiklenmiþ
gene çentik çentik olmuþ bir zýpkýn, yoksul keþiþ cüppelerinin bel kordonlarýndan oluþmuþ
iç burkutucu eskilikte birtakým halatlarýn ortasýnda durup duruyordu. Ayrýca, belirgin çizg
li desenli bir kumaþla döþenmiþ, Malaya palmiyesinden yapýlma- ancak eskilikten kararmýþ ik
zun kanepe; kaba saba bir berber koltuðu gibi arkalýðý olan, bakarken bile bir sorgulama
aleti gibi rahatsýz edici, tuhaf bir iþkence aleti görünümünde bir kolla yatýp kalkan, gen
biçimsiz bir koltuk vardý. Bir köþede, kapaðý açýk olduðundan, kimi top halinde sarýlý, ki
ir kýsmýysa karýþýk bir yýðýn halinde atýlývermiþ çeþitli renklerde flamalar ve bayraklarý
bayrak dolabý vadý. Karþýsýnda, vaftiz tekkesi gibi bir kaidenin üstünde duran, som kara ma
an hantal bir yüz yýkama masasý, bunun yukarýsýnda tarak, fýrça ve diðer tuvalet malzemeler
konulduðu parmaklýklý bir raf asýlýydý. Yanýnda asýlý olan rengi atmýþ ve lekeler içindeki
eli hamak yataðýn üstündeki, dertop edilip atýlývermiþ gibi kýrýþ kýrýþ çarþaf ve yastýk, s
uyumuþsa, birbirini izleyen kötü düþler, karabasanlar görmüþ gibi bir izlenim uyandýrýyordu
Salonun, kýç tarafa doðru olan uzantýsýnda, insan ya da top namlularýnýn, dostça ya da düþm
lemeleri için, pencere ya da lomboz deliði niyetine üç delik açýlmýþtý. Þu andaysa, ne insa
yalnýzca ahþap doðramanýn üstündeki kocaman cývatalar ve baþka paslanmýþ demir izleri bura
dört librelik silahlar olduðunu ima ediyordu.
Ýçeriye girerken hamaða gözü iliþen Kaptan Delano sordu, "Burada mý uyuyorsunuz, Don Benito
"Evet, Senyör, hava durgunlaþtýðýndan beri öyle."
"Burada bir tür yatakhane, oturma odasý, tavanarasý odasý, kilise, cephanelik ve özel giyi
nme odasý hepsi bir aradaymýþ gibi görünüyor, Don Benito" diye ekledi Kaptan Delano çevreye
kýnarak.
"Evet, Senyör, benim düzenimde olaylar düzenli olmaya pek fýrsat tanýyacak gibi geliþmedi."
Bu sýrada, önlük kolunda, uþak, efendisinin keyfini bekliyormuþ gibi bir hareket yaptý. Don
Benito iþaretle hazýr olduðunu belirtince, onu Malaya aðacýndan yapýlma koltuða oturtup, ko
rahat etmesi için karþýsýna bir kanepe çektikten sonra, efendisinin yakasýný geriye çekip,
n baðýný gevþeterek traþ iþlemini baþlattý.
Zencilerde, oyalayýcý bir iþi, severek yapýlan bir uðraþa dönüþtürmek gibi tuhaf bir özelli
nci, taraðý ve fýrçayý adeta kastanyet gibi hoþ bir biçimde tutup, gösteriþli hareketlerle
n doðuþtan uþak ve kuaför gibidir. Ayrýca, bu tür iþleri yaparken, sessiz, hiç zorlamasýz o
canlýlýkla bezenmiþ yumuþacýk, incelikli tavýrlarýný izlemek ve bu el ustalýðýný yaþamak t
k verir. Bütün bunlarýn üstündeyse yumuþak baþlý oluþlarý gelir. Burada deðinilen yalnýzca
ek deðildir. Zaten bunlar uygunsuz kaçardý. Onlarýnki sanki Tanrý tüm Zencileri hoþ bir mel
ye akord ederek yaratmýþ gibi, her bakýþla, her davranýþla uyum içinde kaynaþmýþ belirli bi
ldi.
Buna bir de, yükseklere göz dikmeksizin halinden hoþnut, kýsýtlý bir kafaya sahip olmaktan
aynaklanan yumuþakbaþlýlýk ve tartýþmasýz biçimde alt sýnýfta olmanýn doðasýnda var olan kö
nan naiflik eklenince, insan, Johnson ve Byron gibi hastalýk hastalarýnýn - bir hastalýk
hastasý olan Benito Cereno için de ayný þey geçerli olabilir - niçin Zenci uþaklarý Barber
letcher'dan adeta tüm beyaz ýrký dýþlayacak denli etkilendiklerini anlayabiliyor. Ama eðer
ir Zencide olumsuzluklarla dolu, ya da sapkýn bir kafanýn hýrpalayýcý hýrçýnlýðýndan kendin
iði varsa, en göz alýcý özellikleri acaba iyi yürekli bir insana nasýl görünüyor olabilir?
baðlý olarak huzur bulduðunda, Kaptan Delano'nun yapýsýnda yumuþak huylu olmanýn yanýsýra
ve þakacýlýk da vardý. Kendi ülkesindeyken, kapýsýnýn önünde oturup, çalýþan ya da eðlenen
insanlarý izlemek ona az bulunur bir doyum vermiþti. Seferdeyken, bir siyahi gemicis
i olacak olsa, ona karþý daima konuþkan ve neþeli olmuþtu. Aslýnda, çoðu iyi ve þen bir yür
nsan gibi, Kaptan Delano'nun Zencilere yaklaþýmý hayýrseverce deðil, týpký baþkalarýnýn köp
aþtýðý gibi dostça olmuþtu.
San Dominick'i bulduðu koþullar altýnda, þimdiye dek bu eðilimi baský altýnda kalmýþtý. Ama
onunda, önceki huzursuzluðundan sýyrýlmýþ olup, çeþitli nedenlerden dolayý günün önceki saa
a daha dostça kabul görünce ve siyahi uþaðý, peçete kolunda, efendisine karþý gayet hoþ ve
hava içinde, üstelik traþ gibi çok alýþýlmýþ bir iþle uðraþýrken izleyince, Zencilere karþý
iþti.
Baþka þeylerin yanýsýra, siyahinin, Afrikalýlarýn parlak renklere ve gözalýcý gösterilere d
rak, teklifsizce bayrak dolabýndan aldýðý çok renkli kocaman bir gemi flamasýný, bol bir ön
i efendisinin çenesinin altýndan kývýrarak tutturmasý hoþuma gitmiþti.
Ýspanyollarýn traþ yöntemi diðer milletlerinkinden biraz farklýdýr. Bir ucunda, çeneyi tam
lacak biçimde çukurlaþtýrýlmýþ bir uzantýsý olup, fýrça kullanmak yerine leðendeki suya bat
nla yapýlan köpürtme iþlemi sýrasýnda, çeneyi tam kavrayacak biçimde tutulan, özellikle "be
ni" denen bir leðenleri vardýr.
Þu an için, daha iyisi olmadýðýndan tuzlu su kullanýlýyordu ve köpürtülen kýsýmlar yalnýzca
alt kýsýmlarýydý, geriye kalan köpüðün tümü sakala sürülmüþtü.
Ön hazýrlýklar kendisi için, ne de olsa, çok yeni olduðundan, Kaptan Delano merakla izleyer
k oturuyor, dolayýsýyla hiçbir konuþma olmadýðý gibi, þu an için, Don Benito da bir yenisin
cak gibi görünmüyordu.
Leðenini yerleþtirdikten sonra, usturalarýn en keskinini araþtýran Zenci, onu bulduktan so
nra, ustaca, avucunun sert, kaygan ve yaðlý derisine sürtüp bileyerek onu daha da keskin
leþtirdi; sonra, baþlayacakmýþ gibi bir hareket yaptý ama, bir an için bunu erteleyip, bir
linde ustura, diðer elini ustalýkla köpüklü sabun suyuna daldýrýp, Ýspanyol'un uzun ve cýlý
hafifçe ýslattý. Parýldayan çeliðin yakýn plan görüntüsünden etkilenmediði söylenemeyecek
sinirlenerek ürperdi; dehþete kapýlmýþ gibi hali, Zenci'nin sakin bedeninin rengiyle tam
bir tezat oluþturan köpüklere bulanýnca daha da yoðunlaþtý. Bir bakýma, tümüyle, en azýndan
u konumda - siyahiyi baþkan, beyazý sürüden biri gibi gördükçe merakýna engel olamayan Kapt
lano için garip bir sahneydi bu. Ancak bu, en iyi çalýþan bir kafanýn bile her zaman baðýþý
dýðý, bir solukta belirip yok olan tuhaf fantezilerden biri gibi görünüyordu.
Bu arada, sarmalandýðý gemi flamasýnýn geniþ kývrýmý - döþemedeki ve bir perde gibi koltuðu
playan kumaþýn üstündeki armalarýn - siyah, mavi ve sarý olmak üzere renk renk çizgileri ar
bir renk bolluðu içindeki Ýspanyol'un - - kan gölüne dönmüþ bir alanda, metruk bir kalenin
ki engin durulukta dolanan bir aslan gibi heyecaný yatýþmýþtý.
"Kale ve aslan" diye haykýrdý Kaptan Delano, "burada kullandýðýnýz Ýspanyol bayraðý. Ama ta
li deðil, yalnýzca ben, Kral deðil, ben görüyorum bunu" diye ekledi gülümseyerek, "ama" ded
iyahiye dönerek -- "hepsi bir sanýrým, dolayýsýyla renkler de neþeli" ki, bu kelime oyununa
dayalý deðinme, Zenci'nin hoþuna gitmiþti nedense.
"Þimdi efendim" dedi flamayý derleyip toplarken, kibarca adamýn baþýný koltuðun arkalýðýna
k, "þimdi efendim" diye yineledi çeliði gýrtlaða yaklaþtýrarak.
Don Benito gene hafifçe ürperdi.
"Böyle titrememelisiniz, efendim. Görüyorsunuz Don Amasa, onu her traþ ediþimde, efendi böy
e titriyor. Efendi böyle titrediði takdirde, bir gün kan akýtabileceðim doðruysa da, aslýnd
bugüne dek asla kan akýtmadým. "Haydi efendim" diye sürdürdü. "Haydi, Don Amasa, lütfen fýr
ve bütün diðer þeylerden konuþmaya devam edin; efendi dinleyebilir ve ara sýra yanýtlayabi
".
"Aa evet, þu fýrtýnalar" dedi Kaptan Delano; "ama yolculuðunuzu düþündükçe Don Benito, fýrt
iyade, gerçi, eminim onlar da korkunçtu ama, ben asýl fýrtýnalarý izleyen felaketler dönemi
hayret ediyorum. Çünkü anlattýðýnýza göre, Ümit Burnu'ndan St. Maria'ya ulaþmanýz iki ayý a
ben bu mesafeyi iyi bir rüzgârla birkaç günde katettim. Elbette, durgun havalar olmuþ, he
m uzun süreli durgunluk, ama iki ay boyunca rüzgârsýzlýktan yelkenliyi kýpýrdatamamak, bu,
azýndan, olaðandýþý. Bakýn Don Benito, bana bu öyküyü herhangi baþka bir beyefendi anlatmýþ
durma diye düþünüp, biraz kuþkulanmak durumunda kalýrdým".
Bu noktada, Ýspanyol'un yüzünde, az önce güvertedekini andýran istem dýþý bir ifade oluþtu
ldiði için, ya durgunluðun ortasýnda hantal kayýk ansýzýn yalpaladýðý veya bir an için uþað
n, her nasýl olduysa, tam o sýrada ustura, boyunun alt kýsmýndaki krem gibi köpüðün üstüne
eri çýkartan bir kesiðe neden oldu; siyahi berber derhal çeliði geri çekti ve arkasý Kaptan
lano'ya, yüzü Don Benito'ya dönük olarak, usta tavrýný bozmaksýzýn ucundan kan damlayan ust
ukarýya kaldýrýp, þakayla karýþýk üzüntülü bir ifadeyle þöyle dedi: "Bakýn efendim - siz ti
o da ilk kaný akýttý".
Ne Ýngiltere Kralý Birinci James'in huzurunda kýlýç çekilmesi, ne de o ürkek kralýn huzurun
nan bir suikast giriþimi, þu an Don Benito'nun yüzündeki dehþet ifadesini aþan bir ifadeye
eden olamazdý.
Zavallý adam diye düþündü Kaptan Delano, öylesine sinirli ki, berberin kan akýtmasýný bile
ayanamýyor; pekiyi bu kendi kanýnýn damlasýný görmeye katlanamayan uyumsuz, hasta adamýn be
kanýmý son damlasýna kadar akýtmak niyetinde olduðunu düþünmüþ olmam inanýlýr þey mi? Amas
esinlikle kendini kaybettin. Ülkene döndüðünde sakýn bunu kimseye anlatma, avanak Amasa. Ev
t, evet, týpký bir katil gibi görünüyor, öyle deðil mi? Bu, daha ziyade iþi bitirilecek bir
i görünüyor. Evet, evet, bugünkü deneyim iyi bir ders olacak.
Bu arada, dürüst denizcinin aklýndan bütün bunlar geçerken, kolundaki peçeteyi eline almýþ
Don Benito'ya þöyle dedi: "Ama ben usturadaki bu iðrençliði silip onu gene bilerken, siz
lütfen Don Amasa'yý yanýtlayýn, efendim".
Hem Ýspanyol, hem Amerikalý tarafýndan yüzü ayný ölçüde görülebilecek gibi onlara yarý dönü
i söylerken, yüzünde, efendisini konuþmaya devam ettirip, az önceki sinir bozucu olayý unut
urmaya çalýþýr gibi bir ifade vardý. Sanki, sunulan bir çareye sarýlmaktan hoþnut olmuþ gib
en anlatmaya baþlayan Don Benito, Kaptan Delano'ya yalnýzca durgunluðun olaðanüstü bir süre
vam ettiðini nakletmekle kalmayýp, geminin inatçý akýntýlara kapýldýðýný ve Ümit Burnu'yla
sýndaki yolun aþýrý derecede uzamasýný açýklamak üzere, arada, öncekine oranla daha sýnýrlý
irlikte, aklýna geliveren, siyahilerin genel olarak olumlu davranýþlarýný öven sözcükler de
ak, bazýlarý önceki cümlelerin tekrarý olan birtakým baþka þeyler ekledi. Uþak, uygun anlar
urasýný kullanarak traþa devam ettiðinden, bu ayrýntýlar birbirini izlemek yerine traþ aral
a verildiði için, öykü ve övgü her zamankinden de boðuk ve kýsýk bir sesle aktarýldý.
Þimdi gene tümüyle huzur içinde olmayan Kaptan Delano'nun hayal gücü, Ýspanyol'un tavrýnda
aranlýk suskunluðunda belirgin bir ortak sahtekarlýk havasý sezinleyince, efendi ve adamýn
bilinmeyen bir amaç için, Don Benito'nun tüm uzuvlarýnýn titremesi dahil, söylemde ve eyle
de birlikte rol yapýp, kendisine hileli bir oyun sergilemeleri olasýlýðý zihninde þimþek gi
ktý. Daha önce deðinilen fýsýltýlý görüþmeler de göz önüne alýnýrsa, danýþýklý dövüþ kuþkus
p bu berbercilik oyununu sergilemekte ne gibi bir amaç olabilirdi? Sonunda, Don Be
nito'nun, belki de, öylesine aklýna geliveren bir kaprisle, teatral yanýný ortaya koyara
k, pandomimasýna uydurduðu bayraða sarýndýðý düþüncesini dikkate alan Kaptan Delano hýzla k
aþtýrdý.
Traþ bitince, içinde güzel kokulu bir su olan küçük þiþeyle harekete geçen uþak, kafaya sud
amla damlatýp, canla baþla ovuþturmaya koyuldu ki, bu ateþli uygulama, yüzündeki kaslarýn o
kça tuhaf bir biçimde seðirmesine neden oldu.
Bunu izleyen çalýþmasý, tarak, makas ve fýrçayla, döne döne burada bir kývrýmý düzeltip, or
uz yanak sakalýný kýrparak, berbere boyun eðmiþ herhangi bir beyefendi gibi, en azýndan ust
ra faslýndakine oranla daha az huzursuz bir halde tüm bunlara katlanmakta olan Don B
enito'nun þakaklarýndaki saç lülelerini, bir usta elinin ince dokunuþlarýyla yatýþtýrmak ol
a bakýlýrsa, adam þimdi öylesine soluk ve kaskatý bir halde oturmaktaydý ki, Zenci, sanki b
yaz bir büstü tamamlamakta olan Sudanlý bir heykeltraþ gibi görünüyordu.
Sonunda bütün bunlar bitip de, Ýspanyol'un bayraðý kaldýrýlýp, karýþýk bir yýðýn halinde ge
týkýlýnca, Zenci'nin ýlýk soluðu, efendisinin boynunda kalmýþ olabilecek sürüden ayrýlmýþ s
yunbaðý düzeltildi, bir keten lifi parçacýðýyla kadife klapa hafifçe süpürüldü -- bütün bun
eðmiþ bir kendinden hoþnutlukla biraz geriye çekilen uþak, bir an, en azýndan çeki düzen-sü
açýsýndan kendi zevk sahibi elleriyle yaratmýþ olduðu efendisini inceledi.
Onun bu baþarýsýný þakacý bir ifadeyle öven Kaptan Delano, ayný zamanda Don Benito'yu da ku
Ancak, ne güzel kokulu sular, ne sabun köpükleri, ne de baðlýlýk ve dostlar arasýndaki tatl
bet Ýspanyol'u hoþnut etmemiþti. Hâlâ oturmakta olan Kaptan Delano, adamýn yeniden o ürkütü
kapýlmak üzere olduðunu görüp burada artýk istenmediðini düþünerek, içine doðduðu gibi esi
görülür bir iþaret olup olmadýðýna bakma numarasýyla oradan ayrýldý.
Grandi direðine doðru yürürken, bir an için az önceki sahneyi düþünerek durdu ve salonun ya
gelen bir ses duyup dönünce, eliyle yanaðýný tutan Zenci'yi gördüðünde belli belirsiz bir
du. Ýlerleyince, yanaðýn kanamakta olduðunu algýladý, Kaptan Delano. Tam nedenini soracaktý
, Zenci'nin aðlamaklý monoloðu durumu aydýnlattý.
"Ah, ne zaman efendi bu illetinden kurtulacak; Babo, yalnýzca o kötü hastalýðýn neden olduð
acýlý yürek için ona böyle hizmet ediyor; küçük bir kaza yüzünden usturayla Babo'nun yüzün
, efendide sadece küçük bir sýyrýk açtý, üstelik kaç gündür ilk kez. Ah, ah, ah" dedi eliyl
Bu olasý mý, diye düþündü Kaptan Delano; o yüzü gülmez tavrýyla beni çekip gitmeye sürükley
Ýspanyol kanýndaki kinle, yalnýz kalýr kalmaz þu zavallý dostundan hýncýný çýkarýyor? Ah b
kin hýrslar üretiyor insanoðlunda -- Zavallý adamcaðýz.
Sevecenlikle Zenci'yle konuþmaya yeltenmiþki ki, ürkek bir gönülsüzlükle yine salona girdi.
Þimdi, sanki hiçbir þey olmamýþ gibi Don Benito uþaðýna yaslanmýþ olarak, efendiyle adamý d
Ýki sevgilinin kavgasý gibi bir þey olsa gerek, diye düþündü Kaptan Delano.
Konuþmak niyetiyle Don Benito'ya yaklaþtý ve birlikte aðýr aðýr yürüdüler. Daha birkaç adým
a dokunmuþ pamuklu kumaþtan bir Budist türbaný gibi kafasýna sarýlmýþ üç dört mendille beli
lu ifadesine bürünmüþ olan uzun boylu, raca görünümlü melez kamarot - -yaklaþýp eðilerek se
yemeðinin hazýr olduðunu bildirdi.
Oraya doðru giderken, iki kaptana, ilerlediði sürece dönüp dönüp sürekli gülümseyip, yerler
lip selam vererek yol gösteren melez öncülük etti; bu, kendi altta kalýþýnýn bilincinde deð
göz ucuyla zarif kamarota yan yan bakan ufak tefek, kabak kafalý Babo'yu iyice deðers
iz kýlan çarpýcý bir gösteriydi. Ancak Kaptan Delano, onun bu kýskançça gözetlemelerini, sa
rikalý'nýn saflýðý bozulmuþ olana karþý duyumsadýðý tuhaf duyguya yorumladý. Kamarota gelin
saygý göstergesi olmamakla birlikte, büyük bir hoþnut etme isteði içinde olduðunu kanýtlama
ha da övgüye deðerdi.
Kaptan Delano, melezin doðal renk açýsýndan kýrma, ancak genel görünüm olarak bir Avrupalý
rine sahip olduðunu ilgiyle gözlemledi.
"Don Benito" diye fýsýldadý, "ender bulunur bir kamarotunuz var; bunu görmek beni sevind
irdi, çünkü bu görünüm bir zamanlar Barbadoslu bir çiftçinin bana aktarmýþ olduðu, kelimeni
la bir Avrupalý çehresine sahip bir görüþü çürütüyor. Oysa bakýn, kamarotunuzun, Ýngiltere
n bile daha düzgün yüz hatlarý var ve buna karþýn, iþte, baþýný eðiyor, saygýyla eðilerek s
ir kral, gerçekten gönlü yüce, davranýþlarý soylu kiþilerin kralý gibi. Üstelik, ne hoþ bir
"Öyledir, Senyör".
"Gerçekten söyleyin, onu tanýdýðýnýzdan bu yana, hep iyi, saygý duyulacak biri olduðunu kan
dedi Kaptan Delano, bir an için duraklayarak; çünkü o sýrada, son bir kez saygýyla diz çök
marot kamaraya girip gözden kayboldu; "haydi söyleyin, çünkü az önce belirtmiþ olduðum nede
dolayý, bunu merak ediyor, öðrenmek istiyorum".
"Francesco iyi bir adamdýr" diye, ne kusur bulan, ne de övgü yaðdýran serinkanlý bir deðer
i gibi, cansýz bir karþýlýk verdi Don Benito.
"Ee, ben de öyle düþünmüþtüm. Gariptir ve biz beyazlar için pek övünülecek bir durum da deð
bizim kanýmýz birazcýk da olsa, Afrikalýlarýnkiyle karýþtýrýlsa, onu geliþtirmek þöyle dur
amýn öz suyuna zarar veren üzücü bir etkisi olur- belki rengi düzeltir ama ahlaksal açýdan
uz olur."
"Kuþkusuz, kuþkusuz Senyör, ama" - yan gözle Babo'ya bakarak - Zenciler için deðil de, bizi
taþra bölgelerimizdeki, birbirleriyle karýþmýþ Ýspanyol ve Hintliler hakkýnda sizin çiftçi
i bir yorum yapýldýðýný iþitmiþtim" diye kayýtsýzca ekledi.
Ve bu noktada kamaraya girdiler.
Öðle yemeði gayet sadeydi. Biraz Kaptan Delano'nun taze balýklarý, kabak, bisküvi ve tuzlu
ti, önceden ayrýlmýþ bir þiþe elma þarabý ve San Dominick'de kalmýþ olan son þiþe Kanarya A
tlý beyaz þarap.
Onlar içeriye girerken, Francesco, beyaz ýrktan olmayan iki üç yardýmcýsýyla birlikte masan
esinde dolanarak son düzenlemeleri yapýyordu. Efendilerini görünce onlar çekilirken, Franc
esco saygýlarýný sunmak üzere gülümseyince, Ýspanyol alçakgönüllülükle bunu kayda almaya ge
dostuna dönüp, sinirli bir ifadeyle, gereksiz eþliklerden hoþlanmadýðýný belirtti.
Eþlik eden kimse olmaksýzýn, ev sahibi ve konuk, çocuksuz bir evli çift gibi masanýn karþý
otururken, eliyle Kaptan Delano'ya oturacaðý yeri iþaret eden Don Benito, güçsüzlüðüne karþ
inin kendisinden önce oturtulmasýnda ýsrar etti.
Zenci, Don Benito'nun ayaðýnýn altýna bir kilim, arkasýna da bir minder yerleþtirdikten son
a geriye çekildi, ama kendi efendisinin deðil, Kaptan Delano'nun arkasýna geçip durdu. Önc
e bu, konuðu biraz þaþýrttý. Ancak, kýsa bir süre sonra, siyahinin gene efendisine baðlýlýð
olup, onun en küçük isteðini karþýlamaya hazýr olmak üzere bu konumu aldýðý anlaþýldý.
"Adamýnýzýn sýradýþý bir zekasý var, Don Benito" diye masanýn karþý tarafýna doðru fýsýldad
"Doðru söylüyorsunuz, Senyör".
Yemek süresince, konuk gene Don Benito'nun öyküsüne dönerek, oradan buradan birtakým ayrýnt
nlatmasýný diledi. Ýskorbüt ve hummanýn, siyahilerin yarýdan azýný telef ederken, nasýl olu
yazlarda böylesine büyük çapta bir yýkýma neden olduðunu sordu. Sanki bu soru, daha önce do
ve subaylarýnýn çevresinde olduðu bu kamarada ona zavallý yalnýzlýðýný anýmsatýp, ölümcül
leri tümüyle yeniden gözünün önüne getirmiþ gibi, Ýspanyol'un eli titredi, yüzü renksizleþt
k bir þeyler söyledi; görünüþe bakýlýrsa, geçmiþe ait bu anýlarýn yerini þimdi delice bir k
i ona dikip boþ boþ baktý. Uþaðý, Kanarya þarabýný ona doðru uzatýncaya dek hiçbir þey görm
dum alýnca, bir parça toparlanýr gibi oldu. Irklarý, bazý hastalýklara karþý diðerlerinden
rençli kýlan farklý yapýlardan söz etti. Konuðu için yeni bir düþünceydi bu.
Þimdi, onun adýna üstlenmiþ olduðu iþlerin parasal konulara iliþkin kýsmý -özellikle de- ma
rine karþý harfi harfine hesap verme durumunda olduðundan- yeni yelken takýmý ve bu türden
iðer þeyler hakkýnda ev sahibine bir þeyler söylemeye yeltenen Kaptan Delano, doðal olarak
u konularý özel olarak görüþmeyi yeðlediðinden, Don Benito'nun birkaç dakika için uþaðýnýn
geçebileceðini düþündü. Gene de, konuþma ilerledikçe Don Benito'nun uyarýlmaksýzýn, böyle b
gun olacaðýný algýlayacaðý düþüncesiyle bir süre bekledi.
Ama bunun tam tersi oldu. Sonunda, ev sahibiyle gözgöze gelmeyi baþaran Kaptan Delano,
baþparmaðýyla geriye doðru küçük bir iþaret yaparak fýsýldadý, "Don Benito, beni baðýþlayý
pmak durumunda olduðum konuþma açýsýndan bir fazlalýk söz konusu".
Bunun üzerine, yüz ifadesinde bir deðiþme oldu ki, bu, bir biçimde uþaðýna yansýtýlan dokun
dolayý içerlemiþ olmasý biçiminde yorumlandý. Bir anlýk duraklamadan sonra, adam konuðuna,
inin kalmasýnda kendileri açýsýndan hiçbir sakýnca olmadýðý konusunda güvence verdi; çünkü
kten sonra Babo, (ki, þimdi onun asýl görevinin kölelerin baþkanlýðý olduðu anlaþýlýyordu)
uþaðý ve dostu olmayýp, her þeyi paylaþtýðý dert ortaðý olmuþtu.
Artýk bunun üstüne, daha baþka hiçbir þey söylenemezdi; bununla birlikte, kendisinin böyles
mli hizmetler sunmaya yeltendiði biri tarafýndan, böylesine önemsiz bir isteði hoþ kabul gö
yen Kaptan Delano, azýcýk da olsa sinirlenmekten kendini alamadý. Ama bunun yalnýzca ken
di mýzmýzlýðýndan kaynaklandýðýný düþündü ve bardaðýný doldurarak, iþ konusunu görüþmeyi sü
Yelkenlerin bedeli ve diðer konular üstünde anlaþmaya varýldý. Ancak, bütün bunlar olurken,
ikalý, baþlangýçta yardým önerisinin coþku ve neþeyle karþýlanmýþ olmasýna karþýn, þimdi ti
k iþin yapýlýp bitirilmesi aþamasýna gelindiðinde, ilgisizlik ve kayýtsýzlýk gösterildiðini
Aslýna bakýlýrsa, Don Benito, iþle ilgili ayrýntýlarý dinlemeye, kendisi ve seferi için çok
ir kazanç söz konusu deðilmiþ gibi, daha ziyade genel görgü kurallarýna uymak üzere boyun e
u.
Çok geçmeden, daha da içine kapanýk bir tavra büründü. Onu konuþturmaya çabalamak boþunaydý
yiyip bitiren ters bir ruh hali içinde sakalýný çekiþtire çekiþtire oturmayý sürdürürken,
sessizce durmakta olan uþaðý, elinin küçük bir hareketiyle usulca Kanarya þarabýný ona doðr
.
Yemek bitince, minderli kerevete oturduklarýnda, uþak efendisinin arkasýna bir yastýk ye
rleþtirdi. Uzun süren durgunluk artýk havayý da etkilemeye baþlamýþtý. Don Benito, soluk al
balar gibi derin derin içini çekti.
"Neden salona geçmiyoruz" dedi Kaptan Delano; "orasý daha havadar". Ancak, ev sahibi
hiç sesini çýkartmadan ve kýpýrdamadan oturmayý sürdürdü.
Bu arada, elinde büyük bir tüy yelpazeyle uþaðý önünde diz çökmüþtü. Öte yandan, Francesco,
ip, Zenci'ye içinde güzel kokulu bir su olan küçük bir kap verdi; Zenci, týpký bir dadýnýn
yaptýðý gibi, ara sýra bu suyla efendisinin alnýný ve þakaklarýný ovuyordu. Tek kelime bile
ordu. Yalnýzca, sanki Don Benito'nun tüm bu sýkýntýsý arasýnda, sessiz bir baðlýlýk görüntü
un onun ruhunu ferahlatmak üzere efendisinin gözlerinin içine bakýyordu.
Az sonra, geminin çaný saat ikiyi vurdu ve kamaranýn penceresinden denizde, hem de ist
enilen yönden hafif bir dalgalanma seçilmeye baþladý.
"Ýþte" diye haykýrdý Kaptan Delano, "Size demiþtim, Don Benito, bakýn!"
Çok coþkulu bir ses tonuyla konuþmuþ, dostunu kendisinden de fazla coþturacak bir görüntü s
eyerek ayaða fýrlamýþtý. Ancak, o an, yanýndaki kýç taraf penceresinin koyu viþne rengi per
lgalanarak solgun yanaðýna sürtündüðü halde, Don Benito, esintiye, durgunluða gösterdiðinde
az hoþ kabul gösterir gibiydi.
Zavallýcýk, diye düþündü Kaptan Delano, acý deneyimler ona, týpký bir kýrlangýçla yaz olmay
bir çalkantýnýn rüzgâr anlamýna gelmediðini öðretmiþ. Ama bu kez yanýlýyor. Gemisini koya
ona kanýtlayacaðým.
Kýsaca, onun güçsüz düþmüþ olduðuna deðinip, kendisinin (Kaptan Delano'nun) seve seve onun
rumluluðu üstlenerek, rüzgârý en iyi biçimde deðerlendireceðini söyleyip, ev sahibinin saki
olduðu yerde kalmasý için üsteledi.
Güverteyi ele geçiren Kaptan Delano, Mýsýr gömütlerinin sundurmalarýný bekleyen siyah merme
yontularý andýran bir anýt gibi, kýmýltýsýz, giriþte durmakta olan Atufal'in beklenmedik gö
kildi.
Ancak, bu defaki irkilme belki de salt bedenseldi. Atufal'in varlýðý, canla baþla hamara
tlýklarýný gözler önüne seren balta parlatýcýlara karþýt olarak, somurtkan bir çehreyle bil
r biçimde bir uysallýk ifadesi sergiliyordu; öte yandan, her iki görünüm de, genelde Don Be
ito'nun otoritesi ne denli gevþek olursa olsun, gene de bunu kullanmayý yeðlediðinde, is
ter vahþi, ister dev yapýlý olsun herkesi, öyle ya da böyle, baþ eðmeye zorladýðýný kanýtlý
Küpeþteye asýlý duran bir borazaný yakalayýp alarak, rahat adýmlarla kýç güvertenin en ucun
en Kaptan Delano, olanca Ýspanyolcasýyla buyruklarýný duyurdu. Birkaç gemici ve bir sürü Ze
, hepsi de ayný hoþnutluk içinde, yumuþak baþlýlýkla, gemiyi koya doðru yöneltmeye koyuldul
Cunda yelkeninin alçaltýlmasý için birtakým buyruklar verirken, ansýzýn, içtenlikle buyrukl
eleyen bir ses duydu. Dönünce, þimdi kaptanýn buyruklarý doðrultusunda kölelerin baþkanlýðý
nmiþ olan Babo'yu gördü. Bu yardýmýn çok yararý oldu. Lime lime olmuþ yelkenler ve yamulmuþ
er kýsa sürede, rüzgâra uygun olarak istenen duruma getirildi. Üstelik her bir prasya (8)
ve kandilisa (9), gayretli Zencilerin neþeli ezgilerinden yoksun kalmadan yerlerin
e çekildi.
Ýyi adamlar, diye düþündü Kaptan Delano, az bir eðitimle iyi denizci olur bunlar. Þuraya ba
kadýnlar bile þarký söyleyip geriyorlar. Bunlar kusursuz askerler olduklarýný duymuþ olduðu
i Kabilesinin Zenci kadýnlarý olmalý. Pekiyi, dümenin baþýnda kim var? Orada iyi bir denizc
gerek bana.
Görmeye gitti.
San Dominick, hantal bir dümen yekesi ve ona baðlý büyük yatay makaralarla yönlendiriliyord
. Her bir makaranýn önünde ikincil dereceden görevliler olarak bir siyahi ve onlarýn arasýn
a, asýl sorumlu görevde - dümenin baþýnda, yüzünden, rüzgârýn çýkmasýyla herkes gibi güven
an payýný almýþ olduðu belli olan bir Ýspanyol denizci duruyordu.
Bu adam, çýka çýka bocurgatýn baþýndaki çekingen tavýrlý adam çýktý.
"Ah, demek senmiþsin, dostum" diye haykýrdý Kaptan Delano - "pekâlâ, artýk melül melül bakm
k; dosdoðru ileriye doðru bak ve gemiyi de o yönde tut. Usta birisin, sanýrým? Ve koya gir
mek istiyorsun, öyle deðil mi?"
Ýçin için kýkýrdayarak onaylayan adam, sýkýca dümene yapýþtý. Bunun üstüne, Amerikalý'ya fa
siyahi dikkatli dikkatli gemiciye baktýlar.
Dümende her þeyi yolunda bulan kaptan, orada durumun nasýl olduðunu görmek üzere baþ kasara
doðru gitti.
Artýk gemi akýntýyý göðüslemeye yeterince hazýrdý. Akþamýn yaklaþmasýyla elbette esinti can
Þimdilik gerekli olan her þeyi yapmýþ olan Kaptan Delano, gemicilere son buyruklarýný da ve
dikten sonra, kamaradaki Don Benito'ya durum hakkýnda bilgi vermek için, ayrýca, uþak güve
rtede meþgulken, belki bir dakikalýk bir özel görüþme fýrsatý yakalayabilmek umuduyla canla
dönüp kýç tarafa yöneldi.
Kýç tarafýn alt kýsmýnda, karþýt yönlerden kamaraya gidilen, ancak birinin giriþi diðerinde
eride olduðundan daha uzun bir koridorla kamaraya baðlanan iki yol vardý. Uþaðýn hâlâ yukar
uðuna dikkat eden Kaptan Delano, yakýndaki giriþi yeðleyerek -Atufal'in hâlâ dikilmekte old
az önce deðinilen ikinci giriþti bu- kamaraya kadar çabuk çabuk yoluna devam etti; eþiðe v
, biraz olsun coþkusunu yatýþtýrmak üzere bir an durdu. Sonra, tasarladýðý sözcükler dudakl
ye girdi. Oturmakta olan Ýspanyol'a yaklaþýrken, kendisiyle ayný zaman içinde ilerleyen baþ
a ayak sesleri iþitti. Karþý kapýdan elinde bir kapla giren uþak da onun gibi ilerliyordu.
"Sadýk adam iþi bozdu" diye düþündü Kaptan Delano; "ne can sýkýcý raslantý".
Büyük bir olasýlýkla, eðer rüzgârýn esinlediði dinçleþtirici güven olmasaydý, bu 'can sýkýc
ndirilebilirdi. Ancak, bu durumda bile, zihninde, Babo ve Atufal arasýndaki belirs
iz iliþkiden dolayý ani ve keskin bir sancý duyumsadý.
"Don Benito" dedi, "Size sevindirici bir haberim var; esinti sürecek ve güçlenecek. Bu
arada, þu saat baþý beliren o uzun boylu adamýnýz, Atufal, dýþarýda duruyor. Sizin buyruðu
lbette?"
Sanki, yanýtlamaya fýrsat býrakmaksýzýn, gözle görülür iyi bir eðitimin ürünü olan hünerli
iþ, incelikli bir taþlamayla karþý karþýya kalmýþ gibi, Don Benito irkildi.
Sanki, diri diri derisi yüzülmüþ biri gibi bu adam, diye düþündü Kaptan Delano; insan, bir
i incitmeden neresine dokunabilir ki?
Uþak efendisine doðru ilerledi ve onun arkasýndaki bir yastýðý düzeltti; böylece terbiye ko
aklýna getirilen Ýspanyol, soðuk bir ifadeyle yanýtladý: "Haklýsýnýz. Benim buyruðum gereði
u görmüþ olduðunuz yerde duruyor; çünkü, eðer belirtilmiþ olan saatte ben aþaðýdaysam, onun
geliþimi beklemesi gerekiyor".
"Aa bakýn, beni baðýþlayýn ama, zavallý adama eski bir kral gibi davranmaktan farksýz bir þ
. Ah, Don Benito" gülümseyerek ekledi, "bazý konularda özgürlük tanýsanýz da, korkarým özde
r efendisiniz".
Don Benito gene sünüp sindi, ama bu kez gerçek bir vicdan acýsý çektiðini düþündü iyi yürek
Karþýlýklý konuþma gene yapaylaþmýþtý. Kaptan Delano boþ yere, usul usul suyu yarmaya baþla
artýk fark edilebilen kýmýltýlarýna dikkat çekmeye çabaladý; Don Benito, donuk bakýþlarla
arýný açýða vurmayan birkaç sözcükle karþýlýk verdi.
Giderek, dengeli bir artýþ göstermekte olan ve hâlâ koya doðru esmekte olan rüzgâr, San Dom
'i hýzla alýp götürdü. Bir kara uzantýsý dönülünce, ötedeki fok avcýsý gemi görüþ alanýna g
Bu arada, yine güverteye uðrayan Kaptan Delano, orada bir süre kaldý. Sonunda, sýð kayalýkt
eniþ bir palamar yeri (10) saðlayacak biçimde geminin yönünü deðiþtirmiþ olarak birkaç daki
dü.
Bu kez, zavallý dostumu yüreklendireceðim, diye düþündü.
"Gittikçe daha da iyiye gidiyor, Don Benito" diye haykýrdý neþeli bir havayla yine içeriye
girerken, "yakýnda, en azýndan bir süre için kaygýlarýnýz son bulacak. Çünkü, bildiðiniz g
e üzücü bir yolculuktan sonra, gemi limana ulaþýnca, kaptanýn yüreðinden büyük bir yük kalk
idiyoruz, Don Benito. Gemim görüþ alanýna girdi. Þu yan pencereden bakýn; iþte, karþýnýzda
Bekâr Keyfi, benim sevgili dostum. Oh, nasýl da güçlü kýlýyor bu rüzgâr insaný. Bakýn, bu a
nimle bir fincan kahve içmelisiniz. Emektar kamarotum, sultanlara layýk bir kahve ya
par size. Ne diyorsunuz Don Benito, gelecek misiniz?"
Önce, fok avcýsý gemiye doðru özlem dolu bir bakýþ savuran Ýspanyol'un gözlerinde heyecanlý
e belirmiþti ki, bu sýrada suskun durmakta olan uþaðý da sabit bakýþlarýný onun yüzüne dikm
tanýdýk duygu yoksunu soðukluk nöbeti yeniden belirdi ve adam yastýklarýnýn arasýna gömüler
laþtý.
"Yanýt vermiyorsunuz. Haydi, gün boyunca siz benim ev sahibim oldunuz; konukseverlik
hep tek yanlý mý olmalý sizce?"
"Gidemem" oldu yanýt.
"Ne? Bu sizi yormaz ki. Ýki gemi birbirine toslamayacak kadar dip dibe olacak. Ade
ta odadan odaya geçer gibi, güverteden güverteye geçeceksiniz. Haydi, haydi, beni geri çev
irmemelisiniz."
"Gidemem" diye kararlý ve geri püskürtücü bir ifadeyle yineledi Don Benito.
Somurtkan bir canlý cenaze kasveti içinde, bir yandan da incecik týrnaklarýnýn dibindeki e
tleri kemirerek son nezaket belirtisiyle de iliþkisini kesip, konuðuna sanki artýk saðlýksý
lýðýndan kaynaklanan düþkünlüðü içinde bir yabancýnýn varlýðýna katlanamýyormuþçasýna ters
Bu sýrada, lomboz deliklerinden yarýlan sularýn neþeli lýkýrtýlarý giderek daha da belirgin
biçimde iþitilmekteydi; doða sanki onu tersliðinden dolayý kýnar gibi, sanki ona ne denli s
murtkanlýk edip iþin tadýný kaçýrýrsa kaçýrsýn, bütün bunlar doðanýn umurunda mý acaba, der
Ancak, güzel esintinin artýþýyla orantýlý olarak tatsýz ve sýkýntýlý ruh hali de iyiden iyi
azanmýþtý.
Bu adamda, daha önce de açýkça belli olduðu gibi, sevecen ve anlayýþlý yapýsýna karþýn konu
anamadýðý bir hýrçýnlýk ya da uyumsuzluk hali vardý. Böyle bir tutum karþýsýnda kafasý karý
a bir hastalýk saysa bile bu durumda temize çýkarýlabilecek bir özür bulamayan Kaptan Delan
'nun gururu harekete geçmeye baþladý. O da içine kapanmaya baþladý. Ancak, bu da Ýspanyol'u
kiler gibi görünmüyordu. Bu durumda, Kaptan Delano onu býrakarak gene güverteye gitti.
Þimdi gemi, fok avcýsý geminin en fazla iki mil açýðýndaydý. Fok avcýsý geminin hýzla arayý
Uzun sözün kýsasý, iki gemi, kaptanýn ustalýðý sayesinde, çok geçmeden iki kardeþ gibi yany
ndi.
Kendi gemisine dönmeden önce Kaptan Delano, önerdiði yardýmlarý yerine getirebilmek için kü
r hakkýnda Don Benito'yla görüþmeye yeltendi. Ama yine kaba bir geri çevrilmeyle karþý karþ
mak niyetinde olmadýðýndan, San Dominick'in güvenli bir biçimde demirlendiðini görmüþ olduð
ya da konukseverlik konusunda daha fazla dolambaçlý konuþmalara girmeksizin derhal ora
dan ayrýlmaya karar verdi. Uzun süreli tasarýlarýný belirsiz bir süre için erteleyerek, þim
sonraki hareketleri, sonraki geliþmelere göre düzenleyecekti. Kayýðý onu almaya hazýrdý; a
sahibi hâlâ aþaðýda oyalanmaktaydý. Pekâlâ, diye düþündü Kaptan Delano, eðer o görgü yoksu
gülü davranmam gerek. Resmi bir vedalaþma, belki de, resmi ama üstü kapalý bir çýkýþmayla v
ek üzere kamaraya indi. Ancak, Don Benito'nun sanki incinmiþ konuðuna karþý sergilemiþ oldu
davranýþýn aðýrlýðýný duyumsamaya baþlamýþ gibi, görgüsüzce denilemeyecek bir biçimde karþý
alkarak, konuþamayacak denli sarsýlmýþ bir halde ürkek ürkek dikilip, Kaptan Delano'nun ell
rine sarýlmasý, onun için yeterli oldu. Ama, bu iyi belirti, adamýn ansýzýn önceki sakýnýml
iyiden iyiye artarak kasvete dönüþüp, gözleri kýsmen baþka yöne çevrili, sessizce kendini
arasýna býrakývermesiyle paramparça oluverdi. Buna, kendi serinleyip düþmanlaþmýþ duygular
eren Kaptan Delano eðilerek adamý selamlayýp gitti.
Karanlýk bir tünel gibi, kamaradan merdivenlere uzanan dar koridorun ortalarýna varmamýþtý
i, sanki bir hapishane avlusundan gelen, bir idamý duyurmak ister gibi aðýr aðýr çalmakta o
an bir çan sesi geldi kulaðýna. Bu, bu karanlýk yeraltý odasýnda iç karartýcý bir biçimde a
ankýlanarak saat baþýný vurmakta olan geminin sakatlanmýþ çanýydý. Bir felaketin habercisi
simgeye karþý, zihni derhal karþýkonmaz bir biçimde boþ inançlara dayanan kuþkularla dolup
a baþladý. Durakladý. Ýmgeler sözcüklerden de hýzlý bir akýþ içinde, önceki kuþkularýn en i
zihninden.
Þimdiye dek, gerçek bir kanýt olmaksýzýn bile büyük bir saflýkla inanmaya hazýr yapý, yerin
ara özürler bulmak için gereðinden fazla istekli olmuþtu. Zaman zaman, abartýlý bir ayrýntý
yen Ýspanyol, þimdi niçin pervasýzca görgü kurallarýný bir yana býrakarak, ayrýlmakta olan
k etmiyordu? Ona rahatsýzlýðý mý engel oluyordu? Rahatsýzlýk, gün boyunca daha bezdirici ça
engel olmamýþtý. En son sergilediði anlamý belirsiz, gizemli tavýr birçok kez yinelenmiþti.
fýrlamýþ, konuðunun eline yapýþýp, selamlar gibi kendi elini þapkasýna götürmüþtü. Az sonra
anacak acýmasýz bir düzenden dolayý duyulan kýsa bir son an piþmanlýðý ve ondan kaynaklanan
muþama anlamýna mý geliyordu bu? Son bakýþý, çok büyük bir yýkým öncesinde Kaptan Delano'ya
uysalca veda etme ifadesini taþýyor gibiydi. O akþam, fok avcýsý gemiyi ziyaret etmesi için
yapýlan çaðrýyý niçin geri çevirmiþti? Yoksa, Ýspanyol, ayný gece tuzaða düþürmeyi tasarlad
ek yemekten kaçýnmayan Yahudi'den daha mý az acýmasýzdý? Gün boyu sürüp giden bütün bu gize
ve çeliþkiler, el altýndan tezgahlanmakta olan bir darbenin kafa karýþtýrmaya yönelik önha
olmanýn dýþýnda ne olabilirdi? Atufal, o sözüm ona 'isyancý' ve tam zamanýnda hareket eden
o sýrada, giriþin dýþ kýsmýnda gizli gizli dolanýyordu. Bir nöbetçi, hatta onu da aþan bir
iydi. Onu kendi isteðiyle buraya yerleþtirmiþ olan kim olabilirdi? Þimdi bu Zenci pusuya
mý yatmýþtý?
Ýspanyol geride- kölesi önde, karanlýktan aydýnlýða atýlmak artýk istem dýþý bir seçenekti.
Bir an sonra, kenetlenmiþ bir çene ve sýkýlmýþ yumruklarla Atufal'i geçmiþ, zararsýz ziyans
duruyordu. Neredeyse seslenilecek denli yakýnda demirlenmiþ sakin sakin durmakta ol
an zarif gemisini görünce; San Dominick'in yan tarafýnda, dalgacýklarla birlikte uysal u
ysal alçalýp yükselen kendi kayýðýný ve içindeki tanýdýk çehreleri görünce; ve sonra, dikil
rtelere bakýp, hâlâ ciddi ciddi parmaklarý iþleyen üstüpü didikleyicileri görüp, bitmez tük
n kendilerini gayrete getirmek üzere balta parlatýcýlarýn çýkardýklarý výzýltýlý ýslýk sesi
urtularýný iþitince ve hepsinin ötesinde, Hz. Ýbrahim'in çadýrýndan dýþarýya hafifçe ýþýk s
in kampýna gizlenen güneþiyle, gecenin içinde, masum uykusuna çekilen doðanýn sevecen çehre
görünce- büyülenmiþ gözleri ve kulaklarý, zincirler içindeki siyahi bedenle birlikte bütün
rkýna varýnca, kenetlenmiþ çene ve sýkýlmýþ yumruklar gevþedi. Bir kez daha kendisini aptal
na düþüren kuruntulara güldü ve bunun her þeyi görüp bilen Tanrý katýnda, kendisinin tanrýt
im ortaya koymasý gibi deðerlendirebileceði düþüncesiyle, bir an için bile olsa, bu kuruntu
barýndýrmýþ olmaktan dolayý bir piþmanlýk duygusuna kapýlýr gibi oldu.
Onun buyruklarý doðrultusunda kayýk gemi bordasýndaki açýklýða çengel atarken birkaç dakika
ikme oldu. Bir süre boyunca, o gün bir yabancýya karþý iyi niyetle yerine getirmiþ olduðu h
etleri düþünen Kaptan Delano'nun farkýnda olmaksýzýn hüzünlü bir doyum duygusu kapladý yüre
ye düþündü, olumlu davranýþlarýn ardýndan, her ne kadar asýl yararlý çýkan karþý taraf olsa
hiç de deðerbilmezlik etmiyor.
Az sonra, kayýða inmek için yüzü güverteye dönük olarak, yan taraftaki ip merdivenin ilk ba
adýmýný atmýþtý. Ayný anda, gayet nazik bir biçimde adý söylenerek kendisine seslenildiðini
na hoþnutluk veren bir hayretle, Don Benito'nun umulmadýk bir canlýlýkla, sanki son anda
, az önceki nezaketsizliðinden dolayý özür dilemek niyetiyle yaklaþmakta olduðunu gördü. Ýç
ecenlikle ayaðýný geri çeken Kaptan Delano geriye döndü ve ona doðru ilerledi. Bu sýrada, Ý
'un gerginliði ve coþkusu artarken bedensel gücü tükendiðinden, ona daha iyi destek verebil
ek için uþak, efendisinin elini kendi çýplak omzuna koyup, kendisi de sevecenlikle bu el
i tutarak, bir koltuk deðneði konumu aldý.
Ýki kaptan karþýlaþtýklarýnda, Ýspanyol gene ateþli bir biçimde Amerikalý'nýn eline sarýlýr
onun gözlerinin içine dikti, ancak, önceki gibi konuþamayacak denli güçsüz düþmüþtü.
Ona haksýzlýk ettim, diye düþündü Kaptan Delano kendini kýnayarak; onun soðuk görüntüsü ben
n için olsun kötü bir niyeti yoktu onun.
Bu sýrada, sanki bu sahnenin uzamasý, efendisinin sinirlerinin bozulmasýna neden olur
korkusuna kapýlmýþ olan uþaðýn bunu sona erdirmek ister gibi bir hali vardý. Dolayýsýyla, k
eðneði konumunu sürdürüp, iki kaptanýn arasýnda yürüyerek gemi bordasýna doðru ilerledi; bu
deta sevecen bir piþmanlýk duygusuyla dolup taþan Don Benito, hâlâ Kaptan Delano'nun elini
býrakmýyor ve Zenci'nin üstünden bu eli tutmayý sürdürüyordu.
Az sonra, geminin yan tarafýnda, tüm ekibi meraklý bakýþlarýný yukarýya çevirmiþ olan aþaðý
rdý. Bir an, Ýspanyol'un elini býrakmasýný bekleyen ve artýk bu durumdan sýkýlmýþ olan Kapt
, borda giriþinden ayrýlmak üzere adým atmak için ayaðýný kaldýrdý, ancak Don Benito hâlâ e
. Bununla birlikte üzgün bir ifadeyle þöyle dedi: "Daha ileriye gidemem; size burada ved
a etmem gerek. Elveda sevgili, çok sevgili Amasa. Gidin - gidin!" Ansýzýn elini býrakara
k yineledi, "gidin, Tanrý sizi benden daha iyi korusun, benim en iyi dostum".
Bundan etkilenmiþ olan Kaptan Delano oyalanýp gidiþini geciktirecekti; ancak, uþaðýn yumuþa
ir ifadeyle de olsa, çýkýþýr gibi bakýþlarýný görünce, alelacele vedalaþýp kayýðýna indi; b
ta olan Don Benito'nun söylemeyi sürdürdüðü 'elveda' sözcükleriyse peþi sýra onu izliyordu.
Kýç tarafa yerleþen Kaptan Delano son kez selam verdikten sonra kayýðýn hareket etmesini bu
urdu. Tayfalar küreklerine davrandýlar. Baþ kýsýmdakiler, küreklerin uzunlamasýna býrakýlab
için gemiye dayanýp, kayýðýn yeterince açýlmasýný saðladýlar. Tam bu sýrada, küpeþteden atl
Kaptan Delano'nun ayaklarýnýn dibine düþtü; ayný zamanda gemidekilere sesleniyordu, ancak ö
sine bir taþkýnlýk içindeydi ki, kayýktakilerin hiçbiri onun ne dediðini anlayamadý. Ama sa
nlar kadar ahmak olmayýp onu anlamýþ gibi üç gemici geminin üç farklý ve birbirine uzak nok
n denize atlayýp, sanki onu kurtarmak niyetiyle kaptanlarýnýn arkasýndan yüzmeye baþladýlar
Kayýðýn baþýndaki subay, gözü korkmuþ bir halde, heyecan içinde bunun ne anlama geldiðini s
a karþýlýk olarak, tepeden bakan bir ifadeyle gülümseyerek anlaþýlmaz Ýspanyol'a dönen Kapt
no, kendi hesabýna hiçbir þey bilmediðini ve bu durumun umurunda olmadýðýný; ancak, görünüþ
Benito'nun kendi adamlarýna karþý kayýktakiler tarafýndan kaçýrýlýyormuþ gibi bir izlenim y
lýna koymuþ olduðu yanýtýný verdi. "Ya da --sizin canýnýza kastediyor" diye ekledi öfkeden
ve gemide baþlayan gürültülü karmaþayý da bastýran balta parlatýcýlarýn uyarý çanýyla hare
ito'yu boðazýndan yakaladýðý gibi ekledi, "bu düzenbaz korsan katliam yapmayý amaçlýyor!" Þ
rgin bir biçimde onun sözlerini doðrulayarak elinde hançeriyle yukarýdaki parmaklýklarda be
iren uþaðýn sonsuz bir baðlýlýkla sonuna dek efendisine yardým etmek ister gibi aþaðýya atl
ye çalýþtýðý görülürken, görünüþte siyahlara yardým etme derdinde olan üç gemici, hareketi
týrmanmaya çalýþýyorlardý. Öte yandan, Zencilerin tümü bir güruh halinde, kaptanlarýnýn kaç
ayý adeta çýlgýna dönmüþ kapkara bir yýðýn gibi küpeþteden aþaðýya doðru sarkmýþlardý.
Öncesi ve sonrasýyla bütün bunlar öylesine hýzlý bir karýþýklýk içinde geliþti ki, geçmiþ,
cek birleþmiþ gibi oldu.
Zenci'nin geldiðini gören Kaptan Delano, bir yandan sýkýca kavramakta olduðu Ýspanyol'u bir
yana savurdu ve içgüdüsel olarak geri çekilip yerini deðiþtirerek hýzla kollarýný yukarýya
layan ve görünüþe göre elindeki hançeri, kendisine hedef seçtiði Kaptan Delano'nun kalbine
iþ olan uþaðý yakaladý. Silah adamýn bükülen elinden çekilip alýndý ve saldýrgan, þimdi kür
arýlýp hýzla denize doðru açýlmakta olan kayýðýn içine doðru fýrlatýldý.
Bu kritik anda, Kaptan Delano sol eliyle gene bir taraftan baygýn ve konuþamayacak h
alde olmasýný önemsemeksizin, yarý yarýya arkaya doðru yaslanmýþ Don Benito'yu tutarken, di
da sað ayaðýný yüzüstü yere kapanmýþ, pestil gibi mecalsiz Zenci'nin üstüne bastýrýyor ve s
ki küreðe asýlýp, gözü ileride, adamlarýný olabildiðince hýzlandýrmak için yüreklendiriyord
Ama bu sýrada, sonunda ardýsýra gelen denizcileri pes ettirmiþ olup þimdi yüzü kýç tarafa d
aftaki kürekçilere yardým etmekte olan kayýk kaptaný, ansýzýn Kaptan Delano'ya seslenip siy
nin ne yaptýðýna dikkat etmesini, bu arada bir Portekizli kürekçi de baðýrarak Ýspanyol'un
i dinlemesini söyledi.
Ayaðýnýn dibine bakan Kaptan Delano, uþaðýn elindeki, - önceden giysisine gizlemiþ olduðu -
inci hançerle, ruhunun gerçek amacýný açýkça ifade eden, morumsu bir renk almýþ kin kusan y
ibinde yýlan gibi kývrana kývrana efendisinin kalbini hedefleyerek ilerlediðini gördü; bu s
da, boðulur gibi güçlükle soluk alan korkuyla büzülmüþ Ýspanyol, boþ bir çabayla yalnýzca P
anladýðý, herkesçe anlamsýz, kýrýk dökük bir þeyler söylüyordu boðuk bir sesle.
O anda, Kaptan Delano'nun ne zamandýr karanlýklar içinde hapsolmuþ zihninde, gün boyunca y
aþanan anlaþýlmaz olaylarý ve ev sahibinin takýndýðý gizemli tavýrlarýn yanýsýra, San Domin
uk serüvenini beklenmedik bir biçimde tümüyle aydýnlatan ani bir ýþýk parýldadý. Aniden Bab
ne sert bir biçimde vurdu, ama kendi yüreði onu canevinden vurmuþtu. Sonsuz bir sevecenl
ikle elini Don Benito'nun üstünden çekti. Kaptan Delano'yu deðil, Don Benito'yu hançerleme
yi amaçlamýþtý siyahi kayýða atlarken.
Zenci'nin iki elini birden kavrayýp, San Dominick'e doðru bakarken artýk gözleri açýlan kap
an Delano, Zencilerin kötü yönetim altýnda, karmaþa, ya da sanki kendilerinden geçmiþçesine
Benito için kaygý içinde olmaktan öte, maskeleri düþünce, baltalarýný ve býçaklarýný sallay
nlar gibi ayaklanma halinde olduklarýný gördü. Altý Aþanti, çýlgýn siyahi derviþler gibi ký
s ediyorlardý. Düþmanlarýnca suya atlamalarý engellenen birkaç Ýspanyol oðlan yelken direkl
n tepelerine týrmanmaya çabalarken, henüz denize atlayamamýþ daha az uyanýk birkaç Ýspanyol
cinin de çaresizlik içinde güvertedeki siyahilerin arasýna karýþtýklarý seçiliyordu uzaktan
Bu arada kendi gemisine seslenen Kaptan Delano, mazgal pencerelerinin açýlýp toplarýn çýkar
asýný emretmiþti. Ancak, gene bu sýrada San Dominick'in palamarý kesilmiþ ve kýrbaç gibi sa
n geride kalan ucu çekiliverince geminin pruvasýný kaplayan yelken bezi açýlýp, kayýðýn aða
vis çizerek okyanusa doðru açýlýrken, en uçta gemiaslaný gibi bir insan iskeleti ve altýnda
reçle yazýlmýþ þu sözcükleri gözler önüne sermiþti: ÖNDERÝNÝZÝ ÝZLEYÝN.
Bunu görür görmez, elleriyle yüzünü kapatan Don Benito haykýrdý: 'Bu, o; Aranda! Benim katl
p gömülmeyen dostum!"
Fok avcýsý gemiye ulaþtýklarýnda, halat atýlmasýný isteyen Kaptan Delano, zaten hiçbir dire
yen Zenci'yi baðlatýp güverteye çekmelerini buyurdu. Bundan sonra, artýk neredeyse iyice gü
n kesilmiþ Don Benito'ya yardým edilmesini istedi; ama bitkin haline karþýn Don Benito,
Zenci çekilip iyice gözden kayboluncaya dek yerinden kýmýldamayý da, kýmýldatýlmayý da redd
e zaman ki, bundan emin oldu, artýk yukarýya çekilmemek üzere bir tarafa sinmekten vazgeçt
i.
Kayýk, derhal hâlâ yüzmekte olan denizcileri almak üzere geriye gönderildi. Bu arada, topla
hazýrlanmýþtý, ancak süzülüp giden San Dominick, fok avcýsý geminin þimdi gerisinde kaldýð
arkadaki topla niþan alýnabilmiþti. Bu topla, kaçak geminin kalýn seren direðini (11) indi
mek amacýyla altý kez ateþ edildi, ancak, birkaç önemsiz halata isabet kaydedilebildi. Kýsa
sürede gemi top menzili dýþýna çýkýp, koyun dýþýnda, açýklara doðru yöneldi; bu sýrada siya
resine üþüþüp kümelenerek, bir an acý haykýrýþlarla beyazlara sataþýyor, hemen ardýndan, ab
etleriyle artýk gölgelenen okyanusun açýklarýna doðru haykýrýyorlardý -- gaklayan karga avc
n kaçmýþtý.
Ýlk akla gelen, halatlarý salýverip peþlerine düþmekti. Ama, þöyle bir düþünülünce, kayýk v
yla izlemek daha umut verici göründü.
Don Benito'ya San Dominick'deki ateþli silahlar sorulduðunda, ayaklanmanýn baþlarýnda, þimd
ölmüþ olan bir kamara yolcusu tarafýndan gizlice gemideki birkaç alaybozanýn ateþleyici pa
rý bozulmuþ olduðundan, gemide kullanabilir durumda hiçbir silah olmadýðý yanýtý verildi Ka
lano'ya. Gene de, Don Benito geriye kalan tüm gücüyle Amerikalýlara, ister gemiyle ister
kayýkla olsun, Zenciler gözü dönmüþ caniler olduklarýný kanýtlamýþ olduklarýndan, þu anda
ulduðu taktirde, bunun beyazlarýn tümünün öldürülmesinden baþka bir þeye yaramayacaðýný söy
mesi için yalvardý. Ancak, bu uyarýnýn acýnýn baskýsý altýnda ezilmiþ birinden geldiðini di
Amerikalý, tasarýsýndan vazgeçmedi.
Kayýklar hazýrlanýp, silahlarla donatýldý, Kaptan Delano adamlarýna kayýklara binmelerini b
rdu. Kendisi de onlara birlikte gitmek üzereyken Don Benito koluna yapýþtý.
"Ne! Siz benim hayatýmý kurtardýnýz; Senyör, þimdi kendi hayatýnýzý hiçe mi sayacaksýnýz?"
Subaylar da, hem onu, hem de seferi düþünerek, ayrýca mal sahibine karþý duyduklarý sorumlu
tan dolayý, komutanlarýnýn gitmesine þiddetle karþý çýktýlar. Bir an durup onlarýn karþý çý
tan Delano kalmasý gerektiðinde karar kýlýp, bir sivil savaþ gemisinden (13) gelme atletik
yapýlý ve azimli bir adam olan ikinci kaptanýný giden ekibin baþýna geçmek üzere görevlend
emicileri daha da yüreklendirmek üzere, Ýspanyol Kaptanýn gemisinin zaten yok olmuþ sayýldý
emiyle kargosunun, bir miktar altýn ve gümüþ dahil, bin altýndan fazla deðerde olduðu söyle
Gemiyi alýn, en küçük bir parçasý bile onlarýn olmamalý. Gemiciler coþkuyla haykýrarak karþ
Kaçaklar, þimdiye dek pek az bir mesafe katetmiþlerdi. Neredeyse gece olmak üzereydi ve
ay yükseliyordu. Zorlu ve uzun bir kürek serüveninden sonra, geminin yanýna ulaþan kayýklar
kürekleri alaybozanlarý ateþlemek üzere boþa alýndý. Mermiyle karþýlýk veremeyen Zenciler ç
karþýlýk verdiler. Ama ikinci kez yaylým ateþi açýldýðýnda, Kýzýldereliler gibi baltalarýný
ardan biri, bir gemicinin parmaklarýný uçurdu. Kayýðýn pruvasýna isabet eden bir diðeri, or
halatý kesip, bir oduncunun baltasý gibi filikanýn küpeþtesine çakýlýp kaldý. Korkudan tit
yakaladýðý gibi onu o kritik yerden kapýp alan ikinci kaptan gerisin geriye savurup attý.
Düello eldiveni gibi geri atýlan balta bu kez geminin yara almýþ üst güvertesine saplandý
orada kaldý.
Zenciler fazlasýyla ateþli bir karþýlama yaparken, beyazlar sakýnýmlý bir uzaklýkta kalýyor
vada süzülen savrulmuþ baltalarýn ulaþamayacaðý bir noktada, çok yakýnda gerçekleþmesi kaçý
öldürücü silahlarýný hedefe ulaþamayan mýzraklar gibi aptalca denize fýrlatan siyahileri t
nmasýz býrakmak için tuzaða düþürmeye çalýþýyorlardý. Ancak, çok geçmeden tuzaðý farkeden Z
ler; yitirdikleri baltalarýn yerine büyük çivilere baþvuranlarýn sayýsý pek fazla deðilse d
a saldýrganlarýn yararýna bir deðiþiklik oldu bu.
Bu sýrada, güçlü rüzgâr sayesinde gemi hâlâ sularý yarýyor, geride kalan kayýklar da onu iz
lým ateþini sürdürmek üzere hýzlanýyorlardý.
Ateþ, þu sýrada Zenci'lerin çoðunluðu orada kümelenmiþ olduklarýndan kýç tarafa yoðunlaþtýr
eri öldürmek ya da sakatlamak deðildi. Amaç, onlarý gemiyle birlikte almaktý. Bunun için bo
edip gemiye çýkmak gerekiyordu ki, gemi çok hýzlý seyrettiðinden kayýklarla bunu yapmak ol
eðildi.
Birden ikinci kaptanýn aklýna bir fikir geldi. Hâlâ tepelerde olduklarýný gördüðü Ýspanyol
lenip, alçalýp yelken direklerine inerek yelkenleri kesip denetimsiz býrakmalarý için sesl
endi. Dediði gibi yapýldý. Bu arada, daha sonra açýklanacak olan geliþmelerden dolayý, gemi
giysileri içinde dikkat çeken iki Ýspanyol, yaylým ateþiyle deðil, atýcýlarýn kasýtlý ateþ
cu vuruldular ki, daha sonra anlaþýldýðýna göre, yaylým ateþlerinden biri sýrasýnda siyahi
dümendeki Ýspanyol öldürülmüþlerdi. Evet þimdi, yelkensiz ve yönetimsiz kalan gemi, Zencil
netiminden çýkmaya baþlamýþtý.
Gýcýrtýlý sesler çýkaran yelken direkleriyle, kayýklarýn görüþ alaný içindeki pruvasý ileri
lattýðý ufuk çizgisinde parýldayan iskeletiyle suyun üstünde dev bir gölge gibi kabaran gem
rüzgârýn yönüne doðru dönüyordu. Sanki hayaletin ileriye uzanan kolu beyazlara öç almalarý
iyordu.
"Önderinizi izleyin!" diye haykýrdý ikinci kaptan ve iki kayýk, biri bir yandan diðeri öbür
ndan gemiye borda ettiler. Ayý balýðý avlamak için kullanýlan mýzraklar ve kýlýçlar, baltal
ri uçlu demirlerle karþý karþýya geldiler. Geminin orta yerinde toplaþan Zenci Kadýnlarýn f
eden ezgileri, çarpýþan çeliklerden çýkan seslere karþý gelen bir koro oluþturuyordu.
Bir an saldýrý duraklar gibi oldu; Zenciler saldýrýyý geri püskürtmek amacýyla bir araya to
; yarý püskürtülmüþ gemiciler, bir bacaklarý küpeþtenin bir yanýna basar durumda, diðeri ha
tünde savaþan süvariler gibi, bir yandan hâlâ güvenli bir durum saðlayamamýþ olduklarý hald
ndan da, arabacýnýn kýrbacý gibi kýlýçlarýný kullanmaya çalýþýyorlardý. Ama boþunaydý. Nere
anýyorlardý ki, bir askeri birlik gibi toparlanýp tek kiþi gibi bir sevinç narasýyla birbir
erine dolanarak geminin içine atlayýp, ister istemez gene birbirlerinden ayrýldýlar. Bir
kaç solukluk zaman süresince, belli belirsiz, boðuk, sanki su altýnda kýlýç balýklarý bir l
e saldýrýyormuþ gibi içten içe bir ses varmýþ gibi oldu. Kýsa bir süre sonra, takým olarak
gelip, Ýspanyol denizcilerle de birleþen beyazlar üstünlük kazandýlar ve kendilerine karþý
mayan Zencileri kýç tarafa doðru sürdüler. Ancak, anadirek tarafýndan fýrlatýlmýþ yanyana u
olan fýçýlar ve çuvallardan oluþmuþ bir barikat vardý. Bu noktada Zencilerle karþý karþýya
savaþmayý bir yana býrakýp, seve seve durup soluk alabilirlerdi. Ama durmaksýzýn barikatý
yorulmak bilmez denizciler gene burada son noktayý koydular. Artýk bitkin düþmüþ siyahiler
esizce savaþýyorlardý. Kýrmýzý dilleri, dili dýþarý sarkmýþ kurdunki gibi, kara aðýzlarýnda
uk yüzlü denizcilerin pes edeceði yoktu; tek bir þey söylemeden beþ dakika sonra gemi ele g
rilmiþti.
Hemen hemen yirmi kadar Zenci öldürülmüþtü. Top mermileriyle ölenlerin dýþýnda çoðu parçala
i uçlu mýzraklar yüzünden açýlmýþ olup, Preston Pans'de sýrýklara geçirilmiþ týrpanlarla Ýn
n Ýskoçyalýlarýn açtýðý yaralarý andýrýyordu. Diðer yandan, ikinci kaptan da içlerinde olma
kaç yaralanmanýn dýþýnda hiç ölen yoktu. Hayatta kalan Zenciler geçici olarak gözaltýna alý
a geri çekilerek, geceyarýsý yeniden demirlendi.
Bunu izleyen olaylarý ve düzenlemeleri atlatýp þunu açýklamakla yetinelim ki, gemiyi yenide
kullanýma hazýr hale getirmekle harcanan iki günün ardýndan, gemiler birlikte Þili'deki Co
ception'a, oradan Peru'daki Lima'ya ve orada da olayýn baþtan sona soruþturulduðu genel
valinin mahkemelerine dek uzandýlar.
Yolculuðun ortalarýna doðru, bahtsýz Ýspanyol baský altýnda olmaktan kurtularak özgür irade
eniden saðlýðýna kavuþma belirtileri gösterdiyse de, kötü bir þeyin olacaðý içine doðmuþ gi
an kýsa bir süre önce eski hastalýðý depreþti ve sonunda karaya baþkalarýnýn kollarý arasýn
i güçsüz düþtü. Onun öyküsünü iþitip durumunu öðrenen Krallar Kenti'nin çok sayýdaki dinsel
konukseverliðiyle ona bir barýnak saðladý; burada ona bakan bir hekimle bir rahip ve gec
e gündüz onu avutmak üzere özel koruyuculuðunu gönüllü olarak üstlenen bir resmi görevli va
Resmi Ýspanyol belgelerinden dilimize çevrilmiþ olan bundan sonraki alýntýlarýn, buraya kad
r anlatýlanlara ve öncelikle, San Dominick'in hareket ettiði limandan baþlayarak, St. Ma
ria Adasý'na ulaþýncaya dek süren gerçek sefer öyküsüne ýþýk tutmasý umulmaktadýr.
Ama, bu alýntýlara geçmeden önce, onlarý bir gözlemle birlikte sunmak daha yerinde olabilir
Kýsmen dilimize çevrilmiþ olup, diðerleri arasýndan seçilmiþ olan belge, davanýn ilk aþamas
to Cereno'nun görevden alýnmasýyla ilgilidir. Buradaki bazý açýklamalar, o zaman için gerek
lgi bazýnda, gerek doðal nedenlerden dolayý kuþku uyandýrýcý bulunmuþtur. Yargýçlar Kurulu,
veren tanýðýn yakýn zaman içindeki olaylar yüzünden zihinsel rahatsýzlýða uðramýþ olup, hi
ler hakkýnda saçmaladýðý görüþünde birleþmiþtir. Ancak, hayatta kalan gemicilerin bunu izle
eleri ki, bunlar, kaptanlarýyla ilgili bazý garip ayrýntýlarý ortaya koymaktadýr, ifadenin
eri kalan kýsmýný inanýlýr kýlmaktadýr. Dolayýsýyla, Yargýçlar Kurulu son kararýný, verilen
gi noksanlýðý söz konusu olduðundan, kararýn reddedilebileceði hükmüne baðlý olarak vermiþt
Ben, DON JOSÉ DE ABOS VE PADILLA, Majestelerinin Yetkili Noteri ve Bu Bölgenin Resmi
Yetkilisi ve Piskoposluk Yönetimi Altýnda Bulunan bu Bölgenin Noteri olarak, vs.Yasal
arýn zorunlu kýldýðý üzere, doðrular ve resmen açýklarým ki, 1799 yýlýnýn Eylül ayýnýn 24'ü
ick gemisinde, Zencilere karþý baþlatýlmýþ olan suç niteliðindeki eylem konusunda aþaðýdaki
umda yapýlmýþtýr:
Ýlk tanýk DON BENÝTO CERENO'nun ifadesi
Ayný gün, ay ve yýl, Sayýn Yargýç Doktor Juan Martinez de Rozas, bu Hükümdarlýðýn Yüce Mahk
i ve Personel ve Yönetim Hukuku Uzmaný, San Dominick gemisinin kaptaný Don Benito Cere
no'ya, mahkemede hazýr bulunmasýný emretmiþ, ki o da sedyesinde, kendisine Tanrý ve Kutsal
Haç üstüne, sorulan her soru ve bildiði her þey hakkýnda gerçeði anlatacaðýna yemin ettire
nfalez eþliðinde gelmiþ; ve kendi isteðiyle, olaylarýn baþlangýcýyla ilgili olarak sorgulan
n yýlýn Mayýs ayýnýn yirmisinde, Callao'ya baðlý Valparaiso limanýndan gemisine yüklenen ül
en ürünlerin yanýsýra, otuz sandýk hýrdavat ve madeni eþyayla Mendoza kentinden Don Alexand
Aranda'ya ait her iki cinsten yüz altmýþ siyahiyle yola çýktýðýný; gemide yolcu olarak bulu
dýþýnda gemi tayfasý olarak otuz altý kiþi bulunduðunu söylemiþ; ve Zencilerle ilgili olara
ilgileri vermiþtir:
(Asýl belgede, bunu, Aranda'nýn önce kaybolup daha sonra bulunan bazý kayýtlarýndan, ayrýca
nýðýn anýmsadýklarýna dayalý ve burada yalnýzca bazý bölümlerinden alýntýlar verilen yazýlý
nmiþ, elli adamla ilgili adlar, betimlemeler ve yaþlarla ilgili bir liste izliyordu.
)
- On sekiz on dokuz yaþlarýnda Jose adýnda biri; efendisi Don Alexandro'nun hizmetine
bakan bu adam, dört beþ yýldýr onun hizmetinde olduðundan Ýspanyolcasý iyi; *** Francesco a
bir melez, kamarot, iyi bir kiþiliði ve güzel bir sesi var, Valparaiso kilisesinde il
ahiler söylemiþ, Buenos Aires'in yerlisi, otuzbeþ yaþlarýnda. *** Dago adýnda, uzun yýllar
ar kazýcý olarak Ýspanyollarýn arasýnda bulunmuþ, açýkgöz bir Zenci, kýrk altý yaþýnda. ***
altmýþ yetmiþ yaþlarýnda dört yaþlý Zenci; ancak saðlýklarý yerinde, zanaatlarý kalafatçýlý
larýn adlarý þöyle: Birincinin adý Muri ve öldürülmüþ (Diamelo adýndaki oðlu gibi); ikincis
diðer ikisi gibi öldürülmüþ; dördüncüsü Ghofan; ve yaþlarý otuz - kýrk beþ arasýnda olan a
si de eðitimsiz - Matiluqui, Yan, Lecbe, Mapenda, Yambaio, Akim adlý ve bunlardan dördü öl
dürülmüþ olan Aþantilerin arasýnda doðup büyümüþler; *** Atufal adýnda, Afrika'dayken bir k
lduðu varsayýlan güçlü bir Zenci, sahibi onun çok deðerli olduðu kanýsýnda. *** Ve bir süre
arasýnda bulunmuþ, otuz yaþlarýnda, Senegalli, Babo adýnda ufak tefek bir Zenci; *** ötekil
rin adlarýný anýmsayamadýðýný, ancak Don Alexandro'nun belgelerinin bulunacaðýndan hâlâ umu
o zaman bunlarýn tümünü deðerlendireceðini ve mahkemeye bildireceðini; *** ve bunlarýn dýþ
okuz kadýn ve her yaþtan çocuklar olduðunu belirtti.
(Sýraya göre düzenlenmiþ isim listesi burada bitiyor ve yeminli ifade sürüyor.)
*** Bu tür seferlerde alýþýlmýþ olduðu üzere Zencilerin tümünün güvertede uyuduklarýný ve h
ya da zincirli olmadýðýný, çünkü sahipleri, arkadaþý Aranda'nýn kendisine onlarýn uysal old
i; *** yedinci gün limandan ayrýldýktan sonra, sabah saat üçte, nöbette olan iki görevli -
bunlar lostromoydu (15), - marangoz Juan Robles, dümenci Bautista Gayete ve yamaðý -
dýþýnda Ýspanyollarýn hepsi uykudayken, Zencilerin ansýzýn ayaklanarak, lostromo marangozu
ralayýp ve bazýlarýný baltalar ve sivri uçlu demirlerle, diðerlerini baðladýktan sonra canl
enize atmak suretiyle, güvertede uyumakta olan on sekiz adamý peþpeþe öldürdüklerini; güver
i Ýspanyollardan canlý olarak baðlayýp býraktýklarý yedi kiþiyi gemiyi kullanmalarý için sa
bunun dýþýnda, saklanmýþ üç dört kiþinin sað kaldýðýný söyledi. Ayaklanma sýrasýnda, Zencil
arsa da, buradan geçirilen altý ya da yedi yaralýnýn, onlar tarafýndan engellenmeksizin ge
mi revirine götürüldüðünü; ayaklanma sýrasýnda, ikinci kaptan ve adýný anýmsayamadýðý bir b
n geçme giriþiminde bulunup, ancak hemen yaralanarak kamaraya dönmek zorunda kaldýklarýný;
anýðýn gün doðarken kamara iskelesine çýkmaya karar vermiþ olup, orada bulunan isyancýlarýn
ve yardýmcýsý Atufal'le konuþtuðunu ve onlara böylesine acýmasýzlýklardan vazgeçmelerini ö
zamanda ne yapmak niyetinde olduklarýný sorup, kendisinin buyruklarýna uymaya hazýr olduðu
nu söylediðini; bunlara karþý çýkmaksýzýn, onun gözleri önünde canlý ve baðlý olan üç adamý
tanýða yukarý gelmesini ve kendisini öldürmeyeceklerini söylediklerini; böyle yaptýðýný ve
enci Babo'nun ona bu yakýnlarýnda kendilerinin götürebileceði bir Zenci ülkesi olup olmadýð
, kendisinin de onlara hayýr yanýtý verdiðini; bunun üzerine Zenci Babo'nun ona kendilerin
i Senegal'e ya da St. Nicholas çevresindeki komþu adalara götürmesini söylediðini ve kendis
nin, bunun uzaklýk açýsýndan, Ümit Burnu'nu dönmek zorunda kalýnmasý bakýmýndan, geminin kö
uþu, erzak, yelken ve su gereksinimleri bakýmýndan olanaksýz olduðunu söylediðini; ancak Ze
Babo'nun kendisine, ne olursa olsun onlarý götürmesi gerektiðini ve yemek ve su konusun
da tanýðýn gerekli gördüðü biçimde davranmaya hazýr olduklarý yanýtýný verdiðini; uzun bir
r ne olursa olsun Senegal'e götürülmedikleri takdirde beyazlarýn tümünün öldürülmesiyle teh
iðinden onlarý hoþnut etmeye zorunlu kýlýnarak, onlara yolculuk için en gerekli þeyin su ol
u, bu yüzden su almak için kýyýya yanaþýp sonra yollarýna devam etmeleri gerektiðini söyled
nci Babo'nun bunu kabul ettiðini ve tanýðýn, kendilerini kurtaracak bir Ýspanyol gemisi, y
a da bir yabancý gemiyle karþýlaþmayý umarak dümeni orta noktalardaki limanlara doðru kýrdý
on iki gün sonra karayý gördüklerini ve Nasca yakýnlarýnda karayý izleyerek yollarýna devam
klerini; tanýðýn su alma iþlemini gerçekleþtirmemiþ olmasýndan dolayý Zencilerin huzursuz v
ncu olmaya baþladýklarýný gözlemlediðini ve Zenci Babo'nun tehditler savurarak bu iþin aksa
ksýzýn ertesi gün yapýlmasýný istediðini; kendisinin ona, kýyýnýn çok sarp olduðunu gayet a
burada haritada gösterildiði gibi ýrmaklar bulunmamasý ve baþka elveriþsiz koþullardan dola
apýlacak en iyi þeyin ýssýz bir yer olan Santa Maria Adasý'na gidip yabancýlarýn yaptýðý gi
kolayca su almak olacaðýný söylediðini; tanýðýn, yakýnda olan Pisco'ya gitmediðini, ya da
limanlardan birine yaklaþmadýðýný, çünkü Zenci Babo'nun kýyýda kendilerinin zorla alýnýp gö
ir kent, kasaba, ya da yerleþim merkezi olduðunu fark eder etmez derhal beyazlarýn tümünü ö
ekle kendisini birkaç kez tehdit etmiþ olduðunu; Santa Maria Adasý'na gidilmesine karar
verildikten sonra, tanýðýn, tasarlamýþ olduðu gibi, yolda veya ada yakýnlarýnda onlara yard
ek bir gemi bulabilmek veya bir kayýkla gemiden kaçýp yakýnlardaki Arruco'ya gidebilmek
amacýyla, derhal rotasýný deðiþtirip, dümeni adaya doðru kýrdýðýný; Zenci Babo ve Atufal'in
e tasarýlarýný gerçekleþtirmek için gerekli olan þeyleri ve Ýspanyollarý, özellikle de taný
sunu tartýþmak üzere her gün görüþtüklerini; sekizinci gün Nasca kýyýlarýndan ayrýldýktan s
en ardýndan, tanýk nöbetteyken ve zencilerin görüþmelerinden kýsa bir süre sonra, Zenci Bab
tanýðýn olduðu yere gelip ona efendisi Don Alexandro Aranda'yý öldürmeye karar vermiþ oldu
ksi halde kendisi ve arkadaþlarýnýn özgürlüklerinden emin olamayacaklarýný ve denizcileri b
bilmek için onlardan biri kendilerine karþý çýktýðý takdirde neler olacaðýný bildirmek üzer
lamak istediðini ve Don Alexandro'nun öldürülmesi aracýlýðýyla bu uyarýnýn en iyi biçimde v
lediðini, ancak bu son söylenenin ve Don Alexandro'nun öldürülmek istenmesinin ne o zaman,
ne daha sonra tanýk tarafýndan anlaþýlmamýþ olduðunu ve bundan baþka, zenci Babo'nun tanýk
olay gerçekleþtirilmeden önce, kamarasýnda uyumakta olan ikinci kaptan Raneds'i çaðýrmasýný
ni ve bunun tanýðýn anladýðý kadarýyla, iyi bir denizci olan ikinci kaptanýn da Don Alexand
diðerleriyle birlikte öldürüleceði anlamýna geldiði ve bu yüzden korktuðunu; Don Alexandro
kluk arkadaþý olan tanýðýn yalvarýp yakararak merhamet dilediðini, ancak bütün bunlarýn yar
u, çünkü Zenci Babo'nun ona bunun kaçýnýlmaz olduðu yanýtýný verip, bu ya da baþka bir konu
i engellemeye çalýþacak Ýspanyollarýn canlarýný tehlikeye atmýþ olacaklarýný söylediðini; b
tanýðýn ikinci kaptan Raneds'i çaðýrdýðýný ve Zenci Babo'nun Raneds'in derhal alýnýp götürü
ui ve Aþanti Lecbe tarafýndan öldürülmesini emrettiðini; bu ikisinin baltalarla aþaðýya ini
asýndaki Don Alexandro'yu yarý canlý yarý parçalanmýþ bir halde sürükleyerek güverteye geti
i; onu bu halde denize atmak üzerelerken Zenci Babo'nun onlarý durdurup, öldürme iþleminin
güvertede, kendi önünde gerçekleþtirilmesini emrettiðini, bu iþ tamamlanýnca, cesedin gene
emriyle alt katta, baþ tarafa taþýndýðýný; bunu izleyen üç gün içinde tanýðýn bir daha ces
Don Alonzo Sidonia adýnda uzun süre Valparaiso'da bulunmuþ, daha sonra Peru'daki bir s
ivil büroya atanmýþ olup oraya gitmek üzere bu yolculuða çýkmýþ ve o sýrada Don Alexandro'n
ranzada uyumakta olan yaþlý bir adam olduðunu; Don Alexandro'nun haykýrýþlarýyla uyanýp ka
lerinde kanlý baltalarýyla Zencileri görünce dehþete kapýlarak kendisine yakýn bir pencered
kendini denize atýp boðulduðunu ve ona yardým etmek ya da onu çýkartmanýn tanýðýn iradesi d
randa'nýn öldürülmesinden kýsa bir süre sonra, onun Alman asýllý ve Mendozalý orta yaþlý bi
kuzeni Don Francisco Masa, son zamanlarda Ýspanya'da yaþamýþ olan Aramboalaza Markisi g
enç Don Joaquin ve Ýspanyol uþaðý Ponce ile Aranda'nýn hepsi Cadizli olan üç genç yardýmcýs
, Lorenzo Bargas ve Hermenegildo Gandix'i güverteye getirdiklerini; Zenci Babo'nun
Don Joaquin ve Hermenegildo Gandix'i daha sonra belirtilecek nedenlerden dolayý s
að býraktýrýp, Don Francisco Masa, José Mozairi ve Lorenzo Bargas ile uþak Ponce, ayrýca lo
omo Juan Robles ve lostromonun arkadaþlarý Manuel Viscaya ve Roderigo Hurta ve dört ge
micinin, merhamet dilenmenin dýþýnda hiçbir þey istemedikleri, hatta karþý bile koymadýklar
, Zenci Babo tarafýndan diri diri denize atýlmalarýnýn emredildiðini; suyun üstünde en uzun
labilenin yüzme bilen lostromo Juan Robles olduðunu ve günah çýkartma ifadesinde birtakým h
reketler yapýp, son sözleriyle tanýktan, kendi ruhu için yardýmsever Meryem Anamýza adayara
bir ilahi okutmasýný dilediðini; bunu izleyen üç gün boyunca, Don Alexandro'nun cesetinin
kibetinden habersiz olan tanýðýn sýk sýk Zenci Babo'ya onun nerede olduðunu ve eðer hâlâ ge
, karada gömülmek üzere saklanýp saklanmadýðýný sorup, ona bunun için emir vermesini dilere
vardýðýný; Zenci Babo'nun dördüncü güne dek hiçbir yanýt vermediðini ve dördüncü gün, gün d
nci Babo'nun ona, eskiden gemiaslaný olarak Yeni Dünya'yý keþfeden Kristof Kolomb'un tas
virinin yerinde durmakta olan bir iskeleti gösterdiðini; Zenci Babo'nun ona bunun ki
min iskeleti olduðunu ve beyazlýðýndan bunun bir beyaza ait olduðunu düþünüp düþünmediðini
ce, iyice yaklaþarak, pruvayý iþaret edip: "Senegal'e gidinceye dek Zencilere sadýk ol,
yoksa bedenin gibi, ruhun da beyazlaþýp önderini izlersin," dediðini; *** ayný sabah Zenci
Babo'nun beyazlarý sýrayla tek tek ön tarafa götürüp, bu iskeletin kimin olduðunu ve rengi
beyazlýðýndan bir beyaza ait olduðunu düþünüp düþünmediðini sorduðunu; her Ýspanyol'un eli
Babo'nun her birine daha önce tanýða söylemiþ olduðu þeyi yinelediðini; *** kendilerinin (
llarýn) kýç güverteye toplanýp onlara paylayýcý bir söylev veren Zenci Babo'nun artýk onlar
nden geleni yaptýðýný; tanýðýn, (Zencilerin denizcisi olarak) rotasýný izleyebileceðini söy
rýn (Ýspanyollarýn) kendilerine (Zencilere) karþýt bir söylem ya da eylemde bulunduklarýný
ruh ve beden olarak Don Alexandro'yu izleyeceklerini söyleyip uyardýðýný ve - bu tehdidin
her gün yinelendiðini; son olarak deðinilen olaylardan önce, onun ne söylemiþ olup da onlar
duymuþ olduðunu bilmemekle birlikle, denize atmak üzere ahçýyý baðlamýþ olduklarýný ancak s
casý üstüne Zenci Babo'nun onun yaþamýný baðýþladýðýný; birkaç gün sonra, tanýðýn elinden g
zlarýn yaþamlarýný tehlikeye atmamaya çalýþarak, barýþ ve huzur getirmek adýna Zencilerle k
tanýk ve yazma bilen gemicilerle, kendisi ve siyahiler adýna Zenci Babo'nun imazala
yacaðý bir antlaþma yapýp, tanýðýn onlarý Senegal'e götüreceði, onlarýn da artýk kimseyi öl
inin, kargosuyla gemiyi resmen onlara devretmesi konusunda uzaklaþtýklarýný, böylelikle bi
r süre için yatýþtýklarýný söyledi. *** Ancak ertesi gün, büyük bir olasýlýkla, gemicilerin
amacýyla, Zenci Babo, iþe yaramaz durumdaki en büyük kayýk ve su fýçýlarýný taþýmak için g
ildiðinden gemi ambarýna indirttiði iyi durumdaki bir filikanýn dýþýnda bütün kayýklarýn yo
i emretti.
***
(Bunu, uzun sefer süresince yaþanan denizcilikle ve felaket getiren, durgun havayla
ilgili bazý karmaþýk ayrýntýlar izliyor ki, sonraki olaylarla baðlantý kurabilmek amacýyla
a yalnýzca bir bölümden alýnan bir pasaja yer veriliyor.)
- Durgun havanýn beþinci gününde, gemideki herkesin sýcaktan ve susuzluktan periþan olduðun
beþ kiþinin delilik nöbetleri içinde öldüðünü, Zencilerin iyice öfkelendiðini ve çok þüphec
inci kaptan Raneds'i -kendilerine hiçbir zararý olmadýðý halde- tanýða bir açýölçer vermiþ
, gemide denizci olarak tanýktan baþka hiç kimse býrakmamýþ olduklarýna sonradan üzüldükler
.
***
Geçmiþteki talihsizlikler ve çatýþmalarý anýmsatmaktan baþka hiçbir þeye yaramayacak günlük
, Nasca'dan ayrýldýktan sonra, daha önce belirtildiði gibi suyun kýtlýðý ve havanýn durgunl
hastalýklar ve sýkýntýlarla geçen yolculuðun yetmiþ üçüncü gününde, Aðustos ayýnýn on yedis
arýnda sonunda Santa Maria Adasý'na vardýklarýný, o zaman ayný koyda duran yüce gönüllü Kap
Delano yönetimindeki Amerikan gemisi Bekâr Keyfi'nin çok yakýnýna demir attýklarýný; ancak
h saat altý sularýnda koyun açýklarýnda olduklarýný görünce Zencilerin huzursuzlandýðýný, h
eklemedikleri halde epey uzaklarýnda olan gemiyi gördüklerini; Zenci Babo'nun korkmala
rýna gerek olmadýðýný söyleyerek onlarý yatýþtýrdýðýný; pruvadaki iskeletin üstüne onarým v
ni ve güvertelere biraz çekidüzen verilmesini emrettiðini; bu arada Zenci Babo ve Zenci
Atufal'in fikir alýþveriþinde bulunduklarýný; Zenci Atufal'in açýlýp gitmek, Zenci Babo'nun
gitmemekten yana olup, kendi baþýna ne yapýlacaðýný kararlaþtýrdýðýný; sonunda tanýða geler
tana anlatmýþ olduklarýný ve yaptýklarýnýn tümünü söyleyip yapmasýný istediðini; ******** Z
disini, en ufak bir deðiþim gösterecek olduðu veya tek bir þey söylediði, ya da geçmiþ olay
a þimdiki durum hakkýnda en küçük bir ayrýntýyý ele verecek bir bakýþ attýðý taktirde arkad
onu anýnda öldürmekle tehdit edip, üstünde gizlediði hançeri göstererek, tanýðýn anladýðý k
gözü gibi tetikte olacaðý yolunda bir þey söylediðini; daha sonra Zenci Babo'nun tasarýsýný
a açýkladýðýný ve bunun hepsini hoþnut ettiðini; daha sonra, gerçeði daha da iyi gizleyebil
cak düzenbazlýkla savunmanýn birbirine karýþtýðý çeþitli yollar tasarladýðýný; daha önce a
nun destekleyicileri olan altý Aþanti'nin tasarýya iliþkin konumlarýnýn bu türden ince bir
olduðunu; onlarý sanki birtakým (kargo arasýndaki sandýklardan çýkarýlan) baltalarý temizle
, ama aslýnda, gerek olduðu takdirde, ya da kendisinin bir tek sözüyle baltalarý kullanmal
arý için kýç taraftaki boþluða yerleþtirdiðini; baþka kandýrmacalarýn yanýsýra düzenin bir
an Atufal'i zincire vurulmuþ gibi sergilemesi olduðunu, oysa zincirlerin bir anda açýlab
ileceðini; tanýða, düzenin her bir parçasýnda, kendisinden neyi canlandýrmasý ve nasýl bir
asý istediðini ayrýntýlarýyla sürekli anlatmýþ olup, her defasýnda onu, en ufak bir deðiþik
rde derhal öldürülmekle tehdit ettiðini; Zencilerin çoðunun zaptedilmez olduklarýnýn bilinc
olduðundan, Zenci Babo'nun kalafatçý olan dört yaþlý Zenci'yi güvertede düzeni saðlamakla g
rdiðini; Ýspanyollara ve kendi arkadaþlarýna, tekrar tekrar kendi niyeti, bunun için tasar
ladýklarý ve tanýðýn anlatacaðý düzmece öykü hakkýnda söylev verip, içlerinden biri bu düze
hepsinin ödeyeceðini söyleyip tehdit ettiðini; bu düzenlemelerin gemiyi ilk görüþleriyle K
Amasa Delano'nun gemiye geliþi arasýndaki iki üç saat içinde oluþturulup geliþtirildiðini;
an Amasa Delano'nun gemisine geliþinin sabah saat yedi buçukta gerçekleþtiðini ve hepsinin
hoþnutluk içinde onu karþýladýklarýný; tanýðýn bu koþullar altýnda kendini zorlayarak, gem
i ve kaptaný rolünü oynayýp, Kaptan Amasa Delano'nun sorusu üzerine, üç yüz Zenci'yle birli
ima'ya baðlý Buenos Aires'den geldiðini; Ümit Burnu açýklarýnda ve bunu izleyen hummada çoð
'nin öldüðünü; ve benzer nedenlerden dolayý tüm gemi subaylarýnýn ve tayfalarýn büyük bir k
iðini ifade etti.
***
(Ve yeminli ifade, Babo tarafýndan tanýða zorla kabul ettirilen ve tanýk tarafýndan da zor
la Kaptan Delano'ya kabul ettirilmeye uðraþýlan düzmece öykünün nakledilmesinin yanýsýra Ka
lano'nun dostça önerileri ve baþka birtakým ayrýntýlara yer verilerek sürüyor; ancak burada
nlar atlanýyor. Düzmece öykünün ardýndan, vs., yeminli ifade sürüyor:)
-- Ýyi yürekli Kaptan Delano'nun akþam saat altýda gemi demirleyinceye dek gün boyu gemide
kaldýðýný; ona, gerçek durumu bildirmek adýna bir tek söz söylemek, ya da en ufak bir ipuc
e vermek durumunda olmayan tanýðýn daha önce konulmuþ olan ilkeler doðrultusunda sürekli sö
alihsizliklerinden söz ettiðini, çünkü uysal ve alçakgönüllü bir köle görünümünde iþgüzar b
i Babo'nun tanýðýn yanýndan bir an bile ayrýlmadýðýný; bunun tanýðýn davranýþlarýný ve konu
pýldýðýný, çünkü Zenci Babo'nun Ýspanyolcayý gayet iyi anladýðýný, ayrýca; ayný derecede Ýs
a sürekli yakýnlarda olup nöbet tuttuðunu; *** bir keresinde, tanýk güvertede Delano ile ko
uþurken Zenci Babo'nun gizli bir iþaretle onu (tanýðý) bir yana çektiðini ve bu davranýþýn
ynaklandýðý gibi gösterildiðini; daha sonra, bir yana çekilmiþ olan tanýktan Zenci Babo tar
Amasa Delano'nun gemisi, tayfalarý ve silahlarý hakkýnda tam bilgi edinmesi istendiðini
; tanýðýn 'Ne için?' diye sorduðunu; Zenci Babo'nun ona kendisinin tahmin edebileceði yanýt
diðini; iyi yürekli Kaptan Amasa Delano'nun birdenbire karþýsýna çýkabilecek olasýlýklarý d
enen tanýðýn önce istenen sorularý sormayý raddederek Zenzi Babo'yu bu yeni tasarýsýndan va
ek için onu ikna etmek üzere her yolu denediðini; Zenci Babo'nun ona hançerinin ucunu göst
erdiðini; istenen bilgi edinildikten sonra Zenci Babo'nun onu yine bir yana çekip, o
gece kendisinin (tanýðýn) bir geminin deðil, iki geminin birden kaptaný olacaðýný, çünkü,
emisindeki tayfalarýn çoðu balýða gitmiþ olacaðýndan, altý Aþanti'nin baþkalarýnýn yardýmý
yi ele geçireceklerini; bu sýrada, ayný amaca hizmet eden baþka þeyler de söylediðini; hiçb
lvarýp yakarmanýn iþe yaramadýðýný; Amasa Delano gemiye gelmeden önce Amerikan gemisini ele
eye iliþkin hiçbir ipucu verilmemiþ olduðunu; tanýðýn bu tasarýyý engelleyebilecek güçte ol
klarada zihninin karýþtýðýný ve her olayý net olarak anýmsayamadýðýný; *** akþam saat altýd
daha önce belirtilmiþ olduðu gibi Amerikalý Kaptanýn gemisine dönmek üzere ayrýldýðýný; ta
leri tarafýndan gönderildiðine inandýðý ani bir dürtüyle, vedalaþmanýn ardýndan (kendisinin
asa Delano'yu geçirmek bahanesiyle orada kalýp, Amasa Delano kayýkta yerini alýncaya dek
beklediðini; itilerek gemiden açýldýðýnda, tanýðýn filika küpeþtesinden kayýða atlayýp, ka
nu bilmediðini, Tanrý'nýn kendisini koruduðunu düþündüðünü; ve--
(Asýl metinde bunu, kaçýþ sýrasýnda neler olduðunu, San Dominick'in nasýl geri alýndýðýný v
ya ulaþýncaya dek nasýl geçtiðini anlatan bölüm izliyor ki, bu açýklamalar, "sonsuz minnett
yüce gönüllü Kaptan Amasa Delano" gibi birçok ibareyi içeriyor. Daha sonra, yeminli ifadede
et halinde yinelenen gözlemler ve mahkemenin isteði üzerine, ceza hükümlerinin verilmesi iç
n görüþ ve bilgi saðlamasý açýsýndan Zencilerin olaylarda bireysel olarak üstklendikleri ro
ilgili, Zencilerin tümünü kapsamayan bir döküme yer veriliyor. Bu bölüm þöyle sürüyor:)
-- Baþlangýçta ayaklanma tasarýsýndan haberleri olmamakla birlikte, üstesinden gelindiðinde
Zencilerin onayladýklarýna inanýyor. *** Don Alexandro'nun kiþisel hizmetinde olan on se
kiz yaþýndaki Zenci José'nin, ayaklanma baþlamadan önce kamarada olup biten her þeyi Zenci
abo'ya ileten kiþi olduðunu; bunun bilindiðini çünkü, bir önceki geceyarýsý kamarada efendi
anzasýnýn altýndaki yerinden çýkýp, güvertedeki elebaþý ve yandaþlarýnýn yanýna gelerek, Ze
zlice görüþtüðünü ve bu sýrada birkaç kez ikinci kaptan tarafýndan görülmüþ olduðunu; bir g
nu iki kez kovaladýðýný; bu Zenci José'nin, Zenci Babo tarafýndan böyle yapmasý buyurulmadý
ecbe ve Matiluqui gibi, yarý cansýz durumda güverteye sürüklenmiþ olan efendisi Don Alexand
o'yu hançerlediðini; ** melez kamarot Francesco'nun isyancýlarýn A takýmýnda olup, her olay
a Zenci Babo'nun kuklasý ve maþasý durumunda olduðunu; ona dalkavukluk etmek için, kamarad
aki yemekten önce Zenci Babo'ya iyi yürekli Kaptan Amasa Delano'nun yemeðine zehir kat
mayý önerdiðini; bunun doðruluðunun bilindiðini, çünkü Zencilerin öyle söylemiþ olduklarýný
r tasarýsý olan Zenci Babo'nun Francesco'yu bunu yapmaktan alýkoyduðunu; ** Aþanti Lecbe'n
in içlerindeki en kötülerden biri olduðunu, çünkü geminin geriye alýndýðý gün, iki elinde b
savunmaya katýldýðýný ve bunlardan biriyle, ilk borda ettiklerinde Amasa Delano'nun birin
ci kaptanýný yaraladýðýný; bunu herkesin bildiðini; Lecbe'nin daha önce belirtildiði gibi,
xandro Aranda ve diðer kamara yolcularýnýn öldürülmelerinde rol almanýn yanýsýra, Zenci Bab
uyruðuyla Don Francisco Masa'yý canlý olarak denize atmak üzere götürürken, tanýðýn gözleri
a ona vurduðunu; Aþantilerin çarpýþma sýrasýnda kayýklarla canlarýný ortaya koyup çýlgýnca
ecbe ve Yan'ýn hayatta kaldýklarýný; Yan'ýn da Lecbe kadar kötü olduðunu; Yan'ýn Babo'nun e
seve seve Don Alexandro'nun iskeletini hazýrlayan adam olduðunu, daha sonra Zenciler
in bunu bir biçimde tanýða anlattýklarýný, ancak kendisinin aklý baþýnda olduðu sürece bunu
ayacaðýný; durgun hava sýrasýnda bir gece, iskeleti pruvaya perçinleyen iki adamýn Yan ve L
e olduðunu; bunu da kendisine Zencilerin anlattýðýný; iskeletin altýndaki yazýyý yazanýn Ze
o olduðunu; Zenci Babo'nun baþýndan sonuna dek düzeni tasarlayan kiþi olduðunu; her cinayet
onun emrettiðini, ayaklanmanýn hem dümeni hem teknesi olduðunu; Atufal'in onun sürekli ya
veri olduðunu, ancak ne Atufal'in, ne de Zenci Babo'nun kendi elleriyle cinayet iþle
mediklerini; ** Atufal'in vurulduðunu, borda edilmeden önce kayýklarla savaþýlýrken öldürül
nci kadýnlarýn ayaklanmadan bilgileri olduðunu ve efendileri Don Alexandro'nun öldürülmesin
seve seve tanýklýk ettiklerini; Zenci erkekler tarafýndan zaptedilmemiþ olsalar, Zenci
Babo'nun buyruðuyla öldürülen Ýspanyollarý öldürüvermek yerine öldürünceye dek onlara iþken
; Zenci kadýnlarýn tanýðýn yok edilmesi için tüm etkilerini kullandýklarýný; kimi cinayetle
n -neþeli olmayan- ciddi bir hava içinde þarký söyleyip dans ettiklerini, kayýklarla çarpýþ
e ve çarpýþma sýrasýnda, Zenci erkeklere hüzünlü ezgiler söylediklerini ve hüzünlü ifadenin
eden çok daha ateþlendirici olduðunu, zaten bunun amaçlandýðýný; buna inanýldýðýný çünkü Ze
belirtti. *** (hepsi ölmüþ olan) yolcularýn dýþýnda, otuz altý tayfadan, tanýðýn bildiði ka
altýsýnýn hayatta kaldýðýný, bunun dýþýnda tayfalara dahil olmayan dört kamarot ve dört miç
Zencilerin kamarotlardan birinin kolunu kýrýp ona baltalarýyla vurduklarýný söyledi.
(Bunu çeþitli dönemlere iliþkin geliþigüzel bir biçimde yapýlmýþ çeþitli açýklamalar izliyo
alýntýlar þöyle sürüyor:)
Kaptan Amasa Delano'nun gemide olduðu sýrada denizciler tarafýndan, özellikle Hermenegil
do Gandix adýnda biri tarafýndan gerçek durum hakkýnda bazý ipuçlarý verilmek üzere giriþim
ulunulduðunu, ancak ölümle karþý karþýya olma korkusu ve gerçek durumla çeliþen sahtekarlýk
masa Delano'nun yüce gönüllülüðü ve dindarlýðý nedeniyle böylesine günahlarýn açýklanamamas
etkisiz kaldýðýný; *** eskiden kralýn donanmasýnda olan Luys Galgo adýnda, altmýþ yaþlarýnd
cinin Kaptan Amaso Delano'ya iþaret vermeye çalýþanlardan biri olduðunu; niyeti keþfedilmem
kle birlikte kuþku duyulduðundan bir bahaneyle göz önünden çekilip, sonunda ambara kapatýld
da ortadan kaldýrýldýðýný ifade etti. Bunu Zencilerin söylediðini; *** Kaptan Amasa Delano
gemideki varlýðýndan dolayý kurtulma umuduna kapýlan miçolardan birinin, yeterince saðgörül
ayýp, kazara aðzýndan beklentilerini yansýtan bir söz kaçýrdýðýný, o sýrada birlikte yemek
oðlanlardan birinin bunu duyup, diðerini býçakla baþýndan yaraladýðýný, ancak þimdi çocuðun
nu; bunun gibi, gemi demirlenmeden az önce, o sýrada dümen baþýndaki gemicilerin birinin yü
deki ifadeyle siyahilerin dikkatini çekip kendini tehlikeye attýðýný ve bu yüzden yukarýda
irtilenin benzeri bir durum ortaya çýktýðýný, ancak hemen ardýndan bu gemicinin sakýnýmlý d
kaçtýðýný; *** bu ifadelerin, mahkemeye, ayaklanmanýn baþnýdan sonuna dek, tanýk ve adamla
an yaptýklarýndan baþka biçimde davranýlmasýnýn olanaksýzlýðýný göstermek için verildiðini;
emici kýlýðý giyip onlarýn arasýna karýþarak ve o zaman süresince onlardan biri gibi görünm
n üçüncü katip Hermenegildo Gandix'in borda edilmeden önce kayýktan açýlan ateþ sonucu yanl
uyla mizana direðine týrmanýp, kayýktan borda edenlere Zencilerin kendisini öldüreceðinden
karak - "borda etmeyin," diye baðýrdýðýný; bunun, Amerikalýlarý onun bir nedenden dolayý Ze
en yana olduðuna inanmaya yönelttiðini ve ona iki kez ateþ ettiklerini, dolayýsýyla yaralý
rak mizana direðinden denize düþüp boðulduðunu; *** - Aramboalaza Markisi genç Joaquin'in ü
Hermenegildo Gandix gibi rütbesi düþürülüp sýradan bir gemici görünümüne sokulduðunu; bir
oaquin'in karþý çýkmasý üzerine Zenci Babo'nun Aþanti Lecbe'ye katran alýp ýsýtarak Don Joa
llerine dökmesini buyurduðunu; *** Don Joaquin'in Amerikalýlarýn bir baþka hatasý yüzünden
bunun kaçýnýlmaz olduðunu, çünkü kayýklarin yaklaþmasý üzerine, keskin ucu dýþa dönük biçi
aðlanmýþ olan Don joaquin'in Zenciler tarafýndan küpeþtenin üstüne çýkarýldýðýný; bunun üze
kuþku uyandýran tavrý yüzünden hain bir gemici olduðu düþünülerek vurulduðunu; *** - Don Jo
e kâðýtlara sarýlýp gizlenmiþ bir deðerli taþ olduðunun ortaya çýkarýldýðýný ve bu kâðýtlar
aþtýðýnda, Ýspanya'dan baþlayan yolculuðunu güvenli bir biçimde noktaladýðý için minnettarl
a'daki bir tapýnakta daha önceden hazýrlanmýþ olduðunu kanýtladýðýný; *** - bu taþýn, merhu
n diðer eþyalarýyla birlikte, yüce mahkemenin kararý beklenerek Sacerdotes Hastanesi'ndeki
din kardeþleri tarafýndan koruma altýnda tutulduðunu; *** tanýðýn durumunun yanýsýra, kayý
için aceleyle gemiden ayrýlmalarý nedeniyle, Amerikalýlarýn, tayfalarýn arasýnda bir yolcu
Zenci Babo tarafýndan baþka kýlýða sokulmuþ bir katip olduðu yolunda önceden uyarýlmadýklar
sýrasýnda öldürülen Zencilerin dýþýnda, bazýlarýnýn gemi alýndýktan sonra o gece yine demir
rtedeki halkalý cývatalara zincirle baðlanýrken öldürüldüðünü; bu ölümlerin engellenmelerin
yan gemiciler tarafýndan gerçekleþtirildiðini ifade etti. Durumdan haberdar edilir edilm
ez, Kaptan Amasa Delano'nun otoritesini tümüyle kullandýðýný, hatta, eski bir ceketin cebin
e bulduðu bir usturayý, zincirlemiþ olduðu Zencilerden birinin boðazýna hedefleyen Martinez
Gola'ya kendi eliyle vurduðunu; gene, soylu Kaptan Amasa Delano'nun beyazlar öldürüldüðü sý
gizlenmiþ olan bir hançeri, ayný gün baþka bir Zenci'yle birlikte kendisinin üstüne atlayýp
yere çalmýþ olan zincire vurulmuþ bir Zenci'yi katletmekte kullanýrken Bartholomew Barlo'n
un elini zorla büküp aldýðýný; *** baþlarýna gelmiþ olan bu olaylarýn üstünden çok zaman g
unca geminin Zenci Babo'nun elinde olduðunu, bunun hesabýný veremeyeceðini, ancak anlatmýþ
lduðu þeylerin, þu andaki durumunu açýklayan önemli gerçekler olduðunu ve yemin etmiþ olduð
rçeði söylediðini; dinlendikten sonra kendisine okunduðunda bunlarýn doðruluðunu onayladýðý
Yirmidokuz yaþýnda olduðunu, bedensel ve ruhsal açýdan iflas ettiðini; mahkeme tarafýndan ö
kýldýðýnda, memleketi olan Þili'ye dönmeyeceðini, Þili dýþýndaki Agonia Daðý Manastýrý'na b
usu üstüne yemin edip haç çýkararak ifadesini imzaladý ve geldiði gibi Rahip Infelez'in eþl
sedyesinde Sacerdotes Hastanesi'ne döndü.
DOKTOR ROZAS BENITO CERENO
Eðer yeminli ifade, kilide uyan anahtar gibi önceki karýþýklýklarý çözümlemeye yarasaydý, k
kasa gibi, bugün San Dominick'in kuru teknesi de herkese açýk olurdu.
Þu ana dek bu öykü, baþlangýçta kaçýnýlmaz olan anlaþýlmasý güç karýþýklýklarý anlatmanýn d
ak vermenin ya da beklenmedik zamanlarda olanlarý deðerlendirmenin gerekliliðini ortay
a koydu; bu öyküyü aþaðýdaki bölümlerde anlatýlanlar noktalayacak:
Lima'ya yönelik uzun ve ýlýmlý yolculuk dönemi, daha önce deðinildiði gibi hastanýn biraz s
ya da, bir ölçüye kadar huzur bulduðu bir dönem oldu. Hastalýktan kaynaklanacaðý belli düþ
inelemeden önce, ki sonunda öyle oldu, iki kaptan birçok kez içtenlikle görüþüp konuþtular-
içtenlikleri önceki içe kapanýk halleriyle taban tabana ters düþüyordu.
Ýspanyol'un Babo tarafýndan canlandýrmaya zorlandýðý rolün ne denli güç olduðu üstüne tekra
ldu.
"Ah, benim sevgili dostum," dedi bir defasýnda Don Benito, "sizin çok suratsýz ve nankör
olduðumu düþündüðünüz zamanlarda, bundan öte, þimdi söylediðiniz gibi, sizi öldürmeyi tasa
iþte o zamanlarda, yüreðim buz kesiyordu; sizin, bana iyilik eden iyi yürekli kimsenin,
burada, kendi geminizde, baþka eller tarafýndan asýlacaðýný düþündükçe size bakamýyordum.
r ya Don Amasa, yalnýzca kendim güvende olmayý istediðim için mi kayýðýnýza atlayacak kadar
nlandým, bilmiyorum, ama benim en iyi dostum, sizin her þeyden habersiz geminize dönüp,
o gece yataklarýnýzdayken sizinle birlikte bütün o insanlarýn da gafil avlanabileceði ve bi
daha asla uyanamayacaðýnýz düþüncesi bile yeterdi buna. Düþünün, siz bu güvertede yürüyüp,
urken, altýnýzda bal peteði gibi santim santim tünel kazýlýyordu. Eðer en küçücük bir ipucu
size anlatmak için aramýzda azýcýk bir yakýnlýk kursaydým, ölüm ansýzýn karþýmýza çýkývere
enim- tablo böyle tamamlanacaktý.
"Doðru, doðru," diye haykýrdý Kaptan Delano irkilerek, "siz kendinizinkinden ziyade beni
m hayatýmý kurtardýnýz, Don Benito; benim bilgim ve isteðim dýþýnda hayatýmý kurtardýnýz."
"Yo, hayýr dostum," diye yanýtladý Ýspanyol, dindarlýk derecesinde saygýlý bir ifadeyle, "S
n hayatýnýzý Tanrý korudu, benimkiniyse siz kurtardýnýz. Yaptýðýnýz bazý þeyleri düþündükçe
gözüpek deðinmeler ve hareketler. Bunlarýn binde biri için ikinci kaptaným Raneds'i öldürd
ma sizin yanýnýzda sizi bütün bu tuzaklardan güvenle geçiren Cennet'in Prensi vardý."
"Evet, bütün bunlar Tanrý'nýn lütfu, biliyorum: Ama, o sabah ruh halim her zaman olduðundan
da sevecendi; göze görünenden de daha gerçek olan o kadar acýyý görüp, buna iyimser yapým d
ince, sevecenlik ve yardýmseverlik seve seve birleþiverdiler. Baþka türlü olsaydý, kuþkusuz
izin de deðindiðiniz gibi, bazý giriþimlerim mutsuz bir sonla noktalanabilirdi. Ayrýca, söz
ttiðim bu duygular, gelip geçici kuþkularý aþmamý saðlayýp, baþka birinin hayatýný kurtarma
zekâm sayesinde canýmdan olmaktan kurtardýlar beni. Ancak, en sonunda kuþkularýmý altedebi
dim ve bildiðiniz gibi bu da hedefi fazlasýyla ýskaladý."
"Gerçekten ýskaladý," dedi Don Benito üzgün üzgün,"gün boyunca benimle birlikteydiniz; beni
yakta durdunuz, benimle oturdunuz, benimle konuþtunuz, bana baktýnýz, benimle yediniz,
benimle içtiniz; ama gene de, son eyleminiz bir canavar için kuluçkaya yatmak oldu, y
alnýzca masum bir insan deðil, insanlarýn en acýnacak halde olanýný peydahlamak için. Böyle
ancak kötücül düzenler ve aldatmacalar üretebilir. Ýþ buraya varýnca, en akýllý insanlar bi
oyuklara gömülmüþ birinin hiç tanýþmadýklarý biçimdeki davranýþlarýný deðerlendirirken yan
z buna zorlandýnýz ve tam zamanýnda gözünüzü açtýnýz. Her iki durum da, her zaman, herkes i
labilirdi."
"Genelleþtiriyorsunuz, Don Benito; hatta dokunaklý bir hale getiriyorsunuz. Geçmiþ, geçmiþt
r; bundan ahlak dersi çýkarmak niye? Unutun. Bakýn, kederli güneþ hepsini unuttu ve deniz
mavi, gökyüzü mavi; onlar yepyeni sayfalar açtýlar."
"Çünkü onlarýn belleði yok," diye üzgün bir biçimde yanýtladý; "çünkü, onlar insan deðiller
"Ama þimdi yanaðýnýzý yelpazeleyen esintiler - insancýl ve yatýþtýrýcý bir etkisi yok mu si
arýn? Sýcak dostlar, deðiþken olmayan dostluklardýr bu esintiler."
"Deðiþmezlikleriyle beni yavaþ yavaþ mezarýma sürüklüyorlar, Senyör," oldu, kötü bir þeyin
verilen yanýt.
"Kurtuldunuz," diye haykýrdý Kaptan Delano, ondan daha fazla dehþete kapýlýp, ondan daha f
azla acý çekerek; "kurtuldunuz; üstünüze böyle bir gölge düþüren þey de ne?"
"Zenci."
Küskün adam, oturduðu yerde, yavaþça ve farkýnda olmaksýzýn, üstündeki örtüyü, tabut örtüsü
sessizlik oldu.
O gün daha baþka bir konuþma olmadý.
Ancak, Ýspanyol'un zaman zaman suskunlukla noktaladýðý yukardakine benzer konular olduðu g
ibi, üstünde hiç konuþmadýðý konular da vardý; bu konularda gerçekten eski aðzýsýkýlýðý ken
eri geçip, yalnýzca aydýnlýk getirmek amacýyla, bunlardan bir ikisini aktaralým. Anlatýlan
ylarýn yaþandýðý gün üstünde olan son derece özel ve pahalý giysi, ona kendi isteðiyle giyd
Ve o belirgin bir zorba yönetim simgesi olan gümüþ kakmalý kýlýç aslýnda bir kýlýç deðil, b
ay olarak sertleþtirilmiþ olan kýlýç kýný boþtu.
Siyahiye gelince -ki, onun bedeni deðil, beyni ayaklanmayý ve düzeni tasarlamýþtý-taþýdýðý
len güçsüz bedeni kayýkta kendisini tutsak eden daha üstün kas gücüne o an yenik düþmüþtü.
görünce, hiç ses çýkarmadý, buna zorlansa bile yararý olmadý. Çehresi þöyle der gibiydi: E
namadýðma göre, söylemde bulunmayacaðým. Diðerleriyle birlikte ambara konularak Lima'ya göt
culuk sýrasýnda, Don Benito onu ziyaret etmedi. Ne o zaman, ne de daha sonra, ona hiç
bakmadý. Yargýçlarýn huzurunda bunu reddetti. O yargýçlarýn önünden geçerken bayýldý. Babo'
spiti yalnýzca gemicilerin ifadelerinde yer aldý.
Birkaç ay sonra, bir katýrýn kuyruðuna baðlanmýþ olarak daraðacýna sürüklenen siyahi suskun
luþtu. Cesedi yakýlýp kül oldu; ama o þeytanlýk kovaný olan baþý, günlerce meydandaki bir k
olarak, beyazlarýn bakýþlarýyla utanmazca karþýlaþtý ve þimdi de olduðu gibi, meydanýn karþ
nýn bulunmuþ kemiklerinin dinlenmekte olduðu Aziz Bartholomew Kilisesi'nin gömütüne ve üç a
ra mahkeme tarafýndan özgür býrakýlmýþ olup, tabutu gerçekten önderini izleyen Benito Ceren
ulunduðu Rimac Köprüsü'nün karþý tarafýna düþen Agonia Daðý'ndaki manastýra doðru bakýp dur
C
Aydýnlanma Kitaplýðý
DÜNYA KLASÝKLERÝ DÝZÝSÝ
Yayýnlanan Kitaplar:
1- Sokrates'in Savunmasý (Platon)
2- Devlet Adamý (Platon)
3- Candide (Voltaire)
4- Atinalýlarýn Devleti (Aristoteles)
5- Top Oynayan Kedi Maðazasý (Balzac)
6- Devlet I-II (Platon)
7- Devlet III-IV (Platon)
8- Yüzbaþýnýn Kýzý (Puþkin)
9- Philebos (Platon)
10- Ýtalya Hikâyeleri I (Stendhal)
11- Ýtalya Hikâyeleri II (Stendhal)
12- Yaþlýlýk/Dostluk (Cicero)
13- Masallar (Aisopos)
14- Pazartesi Öyküleri I (Alphonse Daudet)
15- Pazartesi Öyküleri II (Alphonse Daudet)
16- Rönesans (Jules Michelet)
17- Dr. Jekyll ve Mr. Hyde (Robert L. Stevenson)
18- Alice Harikalar Ülkesinde (Lewis Carroll)
19- Yöntem Üzerine Konuþma (Descartes)
20- Gýlgamýþ Destaný
21- Martý/Viþne Bahçesi (Çehov)
22- Gulliver Cüceler Ülkesinde (Jonathan Swift)
23- Totem ve Tabu I (Sigmund Freud)
24- Totem ve Tabu II (Sigmund Freud)
25- Deðiþen Kafalar (Thomas Mann)
26- Çin Öyküleri (Anonim)
27- Gulliver Devler Ülkesinde (Jonathan Swift)
28- Þiirler (Safo)
29- Üç Öykü (Gogol)
30- Mozart Prag Yolunda (Eduard Mörike)
31- Masallar I (Jacob ve Wilhelm Grimm)
32- Þeytanlý Göl (George Sand)
33- Çocukluk (Lev Tolstoy)
34- Tefeci Gobseck/Üç Öykü (Balzac)
35- Masallar II (Jacob ve W. Grimm)
36- Michael Kohlhaas (H. Von Kleist)
37- Yýkýntýlar I (Volney)
38- Yýkýntýlar II (Volney)
39- Pierre ve Jean (Maupassant)
40- Paul ve Virginie (Bernardin de Saint-Pierre)
41- Metafizik Üzerine Konuþma (Leibniz)
42- Ývan Ývanoviç ile Ývan Nikiforoviç'in Öyküsü (Gogol)
43- Haksýz Yönetime Karþý / Tembellik Hakký
(Henry D. Thoreau / Paul Lafargue)
44- Sadýk-Safdil (Voltaire)
45- Yunus Emre I (Ýlhan Baþgöz)
46- Yunus Emre II (Ýlhan Baþgöz)
47- Yunus Emre III (Ýlhan Baþgöz)
48- Tours Papazý (H. de Balzac)
49- Bizans (Ferenc Herczeg)
50- Erzurum Yolculuðu /Byelkin'in Öyküleri (Puþkin)
51- Macbeth (Shakespeare)
52- Genç Werther'in Acýlarý (Goethe)
53- Yeraltýndan Notlar (Fiyodor Dostoyevski)
54- Pâl Sokaðý'nýn Çocuklarý (Ferenc Molnar)
55- Yalnýz Gezerin Düþlemleri (J. J. Rousseau)
56- Yaþamlar (Plutarkhos)
57- Öyküler I (Oscar Wilde)
58- Öyküler II (Oscar Wilde)
59- Yeniyetmelik (Lev Tolstoy)
60- Beyaz Geceler/Uysal Kýz (Fiyodor Dostoyevski)
61- Dr. Faustus (Christopher Marlow)
62- Faust (Goethe)
63- Yazlýk Dönüþü (Goldoni)
64- Karac'oðlan I (Ýlhan Baþgöz)
65- Karac'oðlan II (Ýlhan Baþgöz)
66- Bilinmeyen Baþyapýt / Kýrmýzý Han (Balzac)
67- Sevil Berberi (Beaumarchais)
68- Ankara Anýtý (Augustus)
69- Peter Schlemihl (Adelbert von Chamisso)
70- Yeni Atlantis (Bacon)
71- Knulp (Hermann Hesse)
72- Gençlik I (Lev Tolstoy)
73- Gençlik II (Lev Tolstoy)
74- Sezar ve Kleopatra (George Bernard Shaw)
75- Kýr Atlý (Theodor Storm)
76- Mektuplar (Platon)
77- Bayazýt (Racine)
78- Tula Teyze (Miguel de Unamuno)
79- Fýçýdan Öyküler (Storm)
80- Apartman I (Zola)
81- Apartman II (Zola)
82- Apartman III (Zola)
83- Yol Arkadaþým - Öyküler (Maksim Gorki)
84. Bartleby (Herman Melville)
85. Bozkýrda Bir Kral Lear (Turgenyev)
86. Son Ýbni Sirac'ýn Serüvenleri (Chateaubriand)
87. Korkunç Bir Gece / Öyküler (Anton Çehov)
88. Yahudiler (Gotthold Ephraim Lessing)
Okurlarýmýz, eksik kitaplarýný Cumhuriyet Kitap
Kulübü'nden saðlayabilirler.

C
Aydýnlanma Kitaplýðý
DÜNYA KLASÝKLERÝ DÝZÝSÝ
Çýkacak Kitaplar:
c Konuþan Kaftan (K. Mikszath)
c Alacakaranlýkta-Tonio Kröger (T.Mann)
c Felsefenin Ýlkeleri (Descartes)
c Aktörlük Hakkýnda Aykýrý Düþünceler (Diderot)
c Üç Kýsa Oyun (Pirandello)
c Marie Grubbe I (Jacobsen)
c Marie Grubbe II (Jacobsen)
c Hastalýk Hastasý (Moliére)
c Bahar Selleri (Turgenyev)
c Gülme (Bergson)