T.C.

KOCAELĠ ÜNĠVERSĠTESĠ TERÖR STRATEJĠK ARAġTIRMA MASASI

TÜRKĠYE’DE TERÖR ÖRGÜTLERĠNĠN TARĠHSEL OLUġUMLARI

Mustafa ARSLAN
Mart 2010

www.mustafaarslan.info

www.issctr.com/kousam

ĠÇĠNDEKĠLER

ÖNSÖZ..................................................................................................................................... IV GĠRĠġ ......................................................................................................................................... 1 NEDEN TÜRKĠYE? ................................................................................................................ 4 TÜRKĠYE‟YĠ PARÇALAMA PLANLARI VE ALTINDA YATAN SEBEP? ................ 4

I.

II. ġARK MESELESĠ .............................................................................................................. 6 OSMANLI VE CUMHURĠYET DÖNEMĠ ĠSYANLARI .................................................... 8 KÜRT ĠSYANLARI ........................................................................................................... 8

I.

II. ERMENĠ ĠSYANLARI ..................................................................................................... 10 TÜRKĠYE’DE TERÖRÜN GELĠġĠMĠ ............................................................................... 10 TÜRKĠYE'DE TERÖR ÖRGÜTLERĠNĠN TARĠHSEL OLUġUMLARI ...................... 14

I.

SOL TERÖR ÖRGÜTLERĠ ............................................................................................. 14 A. DHKP/C (Devrimci Halk KurtuluĢ Partisi Cephesi) ...................................................... 14 B. TKP/ML (Türkiye Komünist Partisi / Marksist-Leninist) ............................................. 15 C. TDP (Türkiye Devrim Partisi) ....................................................................................... 16 D. MLKP (Marksist-Leninist Komünist Partisi) ................................................................ 17 E. TĠKB (Türkiye Ġhtilalci Komünistler Birliği) ................................................................ 17 F. TKEP/L (Türkiye Komünist Emek Partisi / Leninist) ................................................... 18

II. BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTLERĠ .................................................................................... 18 A. PKK (KÜRDĠSTAN ĠġÇĠ PARTĠSĠ) ............................................................................. 18 1. PKK‟NIN KURULUġUNA ZEMĠN HAZIRLAYAN KÜRT ÖRGÜTLERĠ VE CEMĠYETLERĠ ....................................................................................................................... 18 a. Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO ................................................................ 19 b. Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri (DDKD) ................................................. 19

II

c. Anti Sömürgeci Demokratik Kültür Derneği (ASKD.DER) ................................... 19 d. Devrimci Halk Kültür Derneği (DHKD) ................................................................ 19 e. Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP) ......................................................... 20 f. Kürdistan KurtuluĢ Partisi-Rızgari (KKP) ............................................................... 20 g. Kawa Örgütü ........................................................................................................... 20 h. Kürdistan KurtuluĢçular Örgütü (KUK) ................................................................. 20 i. Kürdistan Mücadele Örgütü (TEKOġĠN) ................................................................ 20 j. Kürdistan Sosyalist Hareketi (TSK)......................................................................... 21 k. Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi (TKSP) ........................................................... 21 l. Kürdistan Öncü ĠĢçi Birliği (KÖĠP-PPKK).............................................................. 21 m. KurtuluĢ Bayrağı Örgütü (ALARIZGARĠ) ............................................................ 21 n. Kürdistan KurtuluĢ Hareketi (TEVGER) ................................................................ 22 o. KomĢu Ülkelerdeki Örgütler ................................................................................... 22 2. PKK'NIN KURULUġU VE GELĠġMESĠ .................................................................. 23 a. Abdullah Öcalan Kimdir?........................................................................................ 27 III. SAĞ TERÖR ÖRGÜTLERĠ ............................................................................................. 28 A. HĠZBULLAH ................................................................................................................. 28 1. HĠZBULLAHĠ DÜġÜNCE VE ÖRGÜTÜN ÇALIġMA BĠÇĠMĠ ............................. 28 2. HĠZBULLAH‟IN KURULUġU VE TÜRKĠYE YAPILANMASI ............................ 32 IV. ERMENĠ TERÖRÜ .......................................................................................................... 35 A. ERMENĠ MESELESĠNĠN ORTAYA ÇIKIġI ............................................................... 35 B. ERMENĠ TERÖRÜNÜN DOĞUġU.............................................................................. 36 C. ASALA (Ermenistan‟ın KuruluĢu Ġçin Gizli Ermeni Örgütü) ....................................... 36 D. JCAG (Ermeni Soykırımı Ġçin Adalet Komandosu) ...................................................... 38 E. DĠĞER ERMENĠ TERÖR ÖRGÜTLERĠ ..................................................................... 38 V. TÜRKĠYE'DE HALA FAALĠYETLERĠNE DEVAM EDEN BAġLICA TERÖR ÖRGÜTLERĠ ........................................................................................................................... 39 SONUÇ .................................................................................................................................... 40 KAYNAKÇA ........................................................................................................................... 41

III

ÖNSÖZ
Dünyada sıcak savaĢ sahnelerinin uzun yıllar yaĢanmasından sonra devletler artık yeni taktiklere yöneldiler. GeliĢen teknoloji ve yeni savaĢ araçlarının pahalılığı devletleri soğuk savaĢ yöntemine itti. Bu yeni yöntem terör olaylarını kapsamaktadır. Artık devletler silahlar yerine psikolojik etkenleri ve casusluk hareketlerini; asker yerine ise etnik grupları kullanıyorlar. Etnik çeĢitlilik açısından zengin olan ülkemiz de haliyle dıĢ kuvvetlerin etkisi altında kalıyor. Osmanlı‟dan geriye kalanlarla kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Avrupalılarca hala Osmanlı‟nın devamı niteliğinde görülmekte, Osmanlı için yapılan planlar yeni Türkiye‟yi de kapsamaktadır. Osmanlı‟dan günümüze terör hareketleri çeĢitlilik göstermektedir. Kimi gruplar rejim karĢıtı iken kimisi doğrudan ülkenin bütünlüğüne yöneliktir. Bu yüzden terör gruplarını incelerken kategoriler halinde değerlendirmek gerekir. Anayasal düzeni değiĢtirip komünist bir devlet kurmayı amaçlayan sol örgütlerle, Doğu ile Güneydoğu Anadolu bölgesinde Kürt ve Ermeni devleti kurmayı amaçlayan bölücü örgütleri ve anayasal düzeni değiĢtirip dini esaslara dayalı yeni bir devlet kurmayı amaçlayan sağ örgütleri aynı kabul edemeyiz. Bu örgütlerin tek ortak noktaları Türkiye üzerinde faaliyet gösterip, amaçlarına silahlı mücadele yöntemi ile ulaĢmak istemeleridir. Bu sebeplerden dolayı, terörizmin ne olduğunu, dıĢ güçlerin Osmanlı‟dan günümüze Türkiye‟yi nasıl bölmeye çalıĢtığını, Türkiye üzerinde faaliyet gösteren terör örgütlerinin hangi ideolojiler ıĢığında eylem yaptıklarını kategoriler halinde ele almak gerekir. Değerli hocam Doç. Dr. Bekir Günay‟a saygılarımı sunar, bana destek olan arkadaĢlarıma teĢekkür ederim. Kısa bir zaman diliminde ve kısıtlı imkanlarla hazırlamak durumuna kaldığım bu ilk projemi aileme, halama, halkıma ve Atam‟a atfediyorum. Mustafa Arslan1 Umuttepe / KOCAELĠ

1

Kocaeli Üniversitesi, Uluslararası ĠliĢkiler bölümü lisans öğrencisi. Kocaeli Üniversitesi Stratejik AraĢtırma Masaları, Terör masası üyesi.

IV

GĠRĠġ
Fransız ihtilalindan sonra siyasi kavram halini alan terörizmin çıkıĢ noktası Jakobenlerin 1793 Mayıs‟ında iktidara gelmesiyle birlikte baĢlamıĢtır. Temmuz 1794‟e kadar süren ve “Jakoben terörizmi” olarak adlandırılan bu dönemde 1400‟e yakın insan yargılanıp giyotinlere gönderildi. Siyasal kavram halini alması 18. yy‟ı bulan terörizm, esasında tarihten beri var olan bir olgudur. BaĢlangıç noktası ta ki M.Ö. 73-66 yıllarında var olan, Ġsrail‟deki Sicariler‟e kadar dayanmaktadır. Terörizm genel olarak geri kalmıĢ veya geliĢmekte olan ülkelerin içerisinde sosyal, ekonomik, kültürel vb. birçok alandaki eksikliklerin istismar edilmesine bağlı olarak; zaten var olan ya da sunni olarak oluĢması sağlanan ihtilalcı fikir ve hareketlerin, belirli bir amaç için harekete geçirilmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır.2 Amaçları fikirlerini daha geniĢ kitlerle duyurarak sorunlarına çözüm aramak olan bu gruplar, demokratik yöntemlerin çözüm getirmeyeceğini düĢünerek teröre baĢvurmaktadır. Terör ortamının uzamasıyla birlikte de asıl amaçlarından uzaklaĢarak, amaçları öldürmek olan, toplum tarafından dıĢlanmıĢ kimselere dönüĢürler. Yürürlükteki 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda yapılan tanımda: “Terör; baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin içi ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemlerdir.” denilmektedir. Görüldüğü gibi yasalarda terörün devletin düzenini değiĢtirmeye ve vatanın bütünlüğüne yönelik bir tehdit olduğu ve Ģiddet içerdiği vurgulanmaktadır. Ama bu tanımı yapılan kavram da esasında terörizmdir. Terörizm ile terör karıĢtırılmamalıdır. Terör, bir olayı; terörizm ise bir olguyu ifade etmektedir. Sendikalizm felsefesinin kurucusu olan Georges Sorel “20. yüzyılın tek bir silahı var, o da korkudur” demiĢtir. Topumda korku ve endiĢe iklimi yaratmayı amaçlayan teröristler karĢısındakileri de Ģiddet kullanmaya zorlamaktadırlar. ġiddetin hakim olduğu bir toplumda

2

Dilmaç, Sabri, Terörizm Sorunu ve Türkiye, EGM yayınları, Ankara 1997, s. 19‟dan aktaran Alkan, Necati, Gençlik ve Terörizm, TEMUH Dairesi BaĢkanlığı Yay., Ankara 2002, s. 9

1

karıĢıklıklar ve iç huzursuzluk vardır. Bu da teröristlerin amaçladığı bir toplum düzeni, daha doğrusu düzensizliğidir. Bu nedenle faaliyetlerine karĢılık beklerler. Devletin ordusuna ve sivil halka karĢı kıĢkırtıcı eylemlerde bulunup Ģiddet ortamını alevlendirmeye çalıĢırlar. Terör örgütleri, ideolojik kaynaklara dayandırdıkları görüĢlerini kullanarak yandaĢ çekme çabası içerisindedirler. Ancak gerçek anlamda bir ideolojinin savunucuları değildirler. Terör örgütleri, genel olarak bir dıĢ gücün, devletin maĢası durumundadırlar. Bir terör yapılanmasının ardında yatan baĢka gerçekler muhakkak vardır. Örneğin PKK terör örgütünün Türkiye'deki ideolojisi, Batılı devletlerin desteğiyle oluĢturulan sunni bir mesele olan Kürt Sorunu etrafında Ģekillenen ve amacı Türkiye'nin güneydoğusu ile Irak'ın kuzeyini kapsayan yeni bir devlet kurulmasını öngörmektedir. Yeni kurulacak devletin ise Batılı güç odaklarınca kolay yönlendirilebilir olacağı düĢünüldüğünde asıl hedefin bölge petrolü ile Büyük Ortadoğu Projesi için kullanılacak bir üs olduğu görülebilmektedir. Yüksek dereceli bir bürokrat ise terörü Ģöyle tanımlamaktadır: "Terör kendilerince tespit edilen amaçlarına ulaşmak için, önceden yapılan eğitim ve hazırlık sonucunda mer'i nizam ve kanunlara karşı çıkarak en hafifinden başlayarak öldürmeye kadar uzanan ve suç olan eylem zincirini kapsamakta ve tüm bu olaylar, illegal olarak kurulmuş bir örgüt tarafından gerçekleştirilmektedir." Bu tanımın içinde, her türlü eğitim vardır, silah vardır, kanunsuzluk vardır, suça azmettirme ve suça hazırlama vardır; her türlü propaganda vardır, yasaların insanlara tanıdığı hakları istismar vardır; insanların fikirlerine saygı yoktur ve karĢı fikirde olanlara yaĢama hakkı yoktur. Bu tanımlardan anlaĢılacağı gibi, terör, normal ölçülere sığmayan, olağan suçlar için düzenlenmiĢ mevzuat çerçevesini aĢan, tamamen özel bir suç niteliğindedir."3 Terörizm, örgütsel bir yapılanmanın ürünüdür. Bilinçli veya bilinçsiz bir Ģekilde Ģiddet uygulayarak toplumu yıpratmayı amaç edinir. Propaganda aracılığıyla destek bulma çabası içerisindedirler. O yüzden medya desteğini önemserler. Bu konuya örnek olarak PKK'nın yaptığı bir operasyona Alman televizyonunu da götürmesi gösterilebilir. 1992 yılında PKK'nın Türk askerine karĢı düzenlediği hain saldırıda 6 Türk askeri Ģehit edildi. Bu operasyonla ilgili olarak Alman Sat 1 televizyonu, operasyonun en baĢından, teröristlerin saldırıdan sonra tekrar kampa dönene kadar geçirdikleri zamanı haber (?) yaptı. PKK yetkilisi
3

Hayri Kozakçıoğlu, (eski Ġstanbul Valisi), "Terörün Beşiği Gecekondular ve İşsizler", Hürriyet, 29 ġubat 1992 „dan aktaran Yılmaz Altuğ, Terörün Anatomisi, Altın Kitaplar, Ġstanbul 1995, s. 22

2

ise muhabire verdiği demeçte rakamları çarptırarak Türk ordusunu hezimete uğrattıklarını belirtti, PKK'yı güçlü göstermeye çalıĢtı. Program sonunda ise insanları örgüte katılmaya davet ederek açıkça terör örgütünün propagandasını yaptı. Basın - yayın etiğine, insanlığa sığmayan bu haberi yapan Alman televizyonu ise bu tavrıyla terörizmi açıktan desteklemektedir. Terör örgütleri için en önemli olan noktalardan birisi ise mali kaynaktır. Mali kaynağı olmayan terör örgütleri propaganda yapamaz, eleman temin edemez, silah alamadığı içi eylem de yapamaz. Yani terör yaratmaları için gerekli olan en çok ihtiyaç duydukları etken paradır. O yüzden terör örgütleri finansal kaynak sağlamak için çeĢitli yöntemlere baĢvururlar. UyuĢturucu ağında yer almak, kaçakçılık, hırsızlık, banka soygunları, fidye için adam kaçırma terör örgütlerinin finansal kaynaklarını sağlayan yöntemlerden bazılarıdır. Ayrıca terör örgütleri yandaĢlarından bağıĢ toplayabilecekleri gibi birçok dıĢ devletten de finansal kaynak sağlayabilmektedirler. Terörist, unvanı sever. Kendisine verilecek cazip bir sıfatla, çoğunlukla hayal dahi edemediği bir özelliğe kavuĢturulmuĢ olur; devrimci, mücahit, eylemci, özgürlük savaĢçısı gibi isimlerden büyük kıvanç duyar.4 Terörizm demokrasilerde doğup yaĢar. Demokrasinin yasalarından yaralanır, toplumla birlikte var olur ve hedefi onu yok etmektir. Milletlerarası iĢbirliği, terörizmi önlemede birinci derecede önemli bir etkendir. Bu, ciddi ve samimi olarak yapılmalıdır. Terörizm konusunda uzman yazar Walter Laquer: "Eğer hükümetler boyun eğmezlerse terörizmin tırmanışı duracaktır, fakat maalesef bütün demokratik hükümetler şu veya bu zamanda aynı şekilde hareket etmişler ve teröristlerin isteklerine boyun eğmişlerdir. İngilizler ve Almanlar mahkum teröristleri salıvermişlerdir. Amerikalılar ve Fransızlar fidye ödemişler, İsrailliler bile tuttukları teröristleri bırakmışlardır. Egemen devletler terörist grupları korudukları, eğittikleri, finanse ettikleri, donattıkları ve ülkelerine kabul ettikleri sürece milletlerarası bir işbirliği hemen hemen imkansız olacaktır" demiĢtir.5 Amerika ve Avrupalı devletlerin iĢbirliği sonucu batılı ajanlar terörist grupların içine sızmayı baĢarmıĢlardır. Bunun sonucunda da 1985'ten beri Batı Avrupa'da terörist faaliyetler üçte bir

4 5

Ahmet TaĢkın, “Terörizm ve İtaatsizlik”, Polis Bilimleri Dergisi, cilt 6(1-2), s. 123 Altuğ, A.g.e., s. 14

3

oranında azalma göstermiĢtir. Bu da gösteriyor ki terörizme karĢı mücadelede iĢbirliği ve istihbarat çok önemlidir. Devletlerin anti-terör faaliyetlerine karĢı terörist gruplar da çeĢitli hamlelerle varlıklarını devam ettirmeye çalıĢıyorlar. Yeniden yapılanma, faaliyet alanlarını değiĢtirme, örgüte bağlı kolların faaliyetlerini yeniden gözden geçirme, idari kadroların değiĢtirilmesi, ĢaĢırtmaya yönelik eylemlerin yapılması gibi stratejilerle terör karĢıtı devletlerin iĢlerini ve istihbarat akıĢlarını zorlaĢtırmaktadırlar. Teröristler hakkında istihbaratı zorlaĢtıran bir diğer unsur da terörizmi Ġran, Suriye, Libya, Kuzey Kore, ABD, Rusya, Ġngiltere, Fransa, Ġsrail, Küba, Irak, Yunanistan, Afganistan, Ermenistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gibi pek çok ülkenin terörizmi dıĢ politikalarının bölünmez bir parçası olarak görüp, terörizme muazzam destek vermesidir. Bu ülkeler, teröristlere eğitim, sahte pasaport, sahte seyahat belgeleri, uçaklarda seyahat vb. sağlamaktadır. Hal böyle olunca terörizm yeni yüzyılın en büyük sorunu haline gelmiĢtir. Birbirlerine karĢı çıkar savaĢları veren devletler bir taraftan terörizmi lanetler gibi görünürken diğer taraftan gizlilik ilkesini gözeterek onu kullanma çabası içerisindedirler. Toplumlardaki dengesizlik ve aksaklıkların, hoĢnutsuz kiĢilerin ortaya çıkmasına yol açtığı ve birtakım güç ve devletlerin de terörü, hedeflerine ulaĢmada bir araç ve baskı unsuru olarak gördükleri sürece, terörizm varlığını devam ettirecektir.6

NEDEN TÜRKĠYE?
I. TÜRKĠYE’YĠ PARÇALAMA PLANLARI VE ALTINDA YATAN SEBEP? Emperyalist devletlerin Osmanlı üzerinde, imparatorluğu parçalamak için geliĢtirdikleri planlar sonucunda Osmanlı devleti 19. yüzyılın baĢlarından itibaren toprak kaybetmeye baĢlamıĢtı. Bugün itibariyle, vaktiyle Osmanlı devletine ait olan topraklarda 30‟a yakın devlet kuruldu. Emperyalistlerin Türklere karĢı uygulamaya koymak istediği son proje ise 1920 tarihli Sevr AntlaĢmasıydı. Bilindiği gibi bu antlaĢma Osmanlı hükümetine imzalattırıldı, ancak Türk Milletinin gerçek temsilcisi TBMM tarafından kabul edilmedi.
6

Necati Alkan, “Emniyet Müdürü Muzaffer Erkan İle Türkiye’de Terör Üzerine Sözlü Tarih Çalışması”, Polis Bilimleri Dergisi, cilt 8(2), s. 21

4

Sevr‟e göre Türklerin yaĢadığı Anadolu toprakları parçalanıyor ve Emperyalistlerce paylaĢılıyordu. Bu antlaĢmayla, Batı Anadolu ve Trakya Yunanistan‟a veriliyor, Akdeniz bölgesi Ġtalyan, Çukurova bölgesi de Fransız nüfuzuna bırakılıyordu. Türklere ise Ġstanbul ve Anadolu‟nun iç kısımları kalıyordu. Diğer yandan Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu‟da bir Ermenistan ve bir Kürdistan kuruluyordu.7 Mustafa Kemal önderliğinde baĢlamıĢ olan Milli mücadele zaferle sonuçlandı ve Sevr‟in yerini Lozan AntlaĢması aldı. Emperyalistler Osmanlı‟yı parçalamak için her zaman bilfiil iĢgal etme yöntemini kullanmamıĢlardır. Zaman zaman, çeĢitli etnik unsurları kıĢkırtarak, iĢgal edilmiĢ milletleri özgürleĢtirme iddiasıyla ayaklanmalar çıkartmak yoluyla belirli bölgeleri koparmıĢlardır. Türkiye Cumhuriyeti ise, son etnik parçalama saldırısının püskürtülmesiyle kurulmuĢtur. Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizmin uydurduğu her tür etnik kimliği reddederek “Türk Milleti” temeli üzerinde inĢa edilmiĢtir. 8 Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesiĢtiği bir nokta bulunan Türkiye, dünyaya hakim olmayı amaçlayan ülkelerin kontrol altında tutmak istediği bir hedef haline gelmiĢtir. Bölgesel durumu açısından bakıldığında ise ülkemiz, Ġstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazını elinde bulundurması, Orta Doğu, Basra Körfezi ve Ege Denizi dahil Doğu Akdeniz'i ve Karadeniz‟i kontrol edebilecek coğrafi konuma sahip olması, bölgedeki bütün ülkelerin her türlü ulaĢım faaliyetlerini ve güvenliklerini çok yakından ilgilendirmektedir. ABD "Büyük Ortadoğu Projesi" ya da " GeniĢletilmiĢ Ortadoğu Projesi" adı altında bölgede 22 devletin sınırlarını değiĢtirmekten ve haritanın yeniden çizilmesinden bahsetmekte. Bu projeye Türkiye de dahil edilmektedir. Kısaca BOP ya da GOP adı verilen bu proje kapsamında Amerikan askeri dergilerinde Türkiye'nin doğu ve güneydoğusu Ermenistan'a ve Kuzey Irak'ı da kapsayan bir Kürdistan'a verilmiĢ gösterilmektedir.9 Bu planların temelinde Ortadoğu‟ya hakim olma isteği yatmaktadır. Çünkü Ortadoğu Siyonist güçler için vaat edilmiĢ topraklardır ve bu topraklara sahip olmak için uzun yıllardır mücadele vermektedirler. Ayrıca 1900‟lü yılların baĢında petrolün bulunmasıyla birlikte Ortadoğu da

7 8

Aydın Can, “Türkiye’yi Parçalama Planları”, Çukurova Üniversitesi SAM, 09.07.2008 A.g.m. 9 A.g.m.

5

dünya devletlerinin ilgisini çekmeye baĢlamıĢtır. Çünkü Ortadoğu dünya petrol rezervlerinin %60‟ına sahiptir. Türkiye ise Ortadoğu‟ya en yakın olan ve jeopolitik konumu en müsait ülkedir. Kontrol edilemeyen bir Türkiye, Ortadoğu‟da hedefi olan devletler için bir tehdit unsurudur. O yüzden Türkiye üzerinde kontrol edilmesi kolay olan devletlerin kurulma planları sürekli olarak dıĢ güçlerin gündemindedir. Bu konuda büyük devletlerin (özellikle Rusya ve Ġngiltere) ana politikaları “ġark Meselesi” bünyesinde ĢekillenmiĢ ve “böl, parçala, yut” veya “böl, parçala, yönet” Ģeklinde tezahür etmiĢtir. Bunun da ilk adımını öncelikle bölücülük oluĢturmuĢtur. Batı ülkeleri Osmanlı Devleti‟ni bölme konusundaki bilgi ve becerilerini Atatürk‟ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti‟ne karĢı da denemiĢ, hala da denemektedir. Lozan BarıĢ AntlaĢması‟ndan Sevr‟e geri dönüĢ arzu edilmektedir. Fakat eski olan bu çabalara, Türkiye‟nin komĢuları da (Bulgaristan, Yunanistan, G.K Rum Devleti, Suriye, Irak, Ġran, Ermenistan) katılmıĢtır. Bu ülkelerin Ġran hariç diğerlerinin halklarının Osmanlı Devleti‟ne bağlı olarak yüzyıllarca barıĢ, adalet, ve hoĢgörü içerisinde yaĢadığı hatırlanmalıdır. 1920-1938 arasında irticai hareketler Kürtçü ayaklanmalar, 1938-1968 arasında Komünist faaliyetler, 1968-1980 arasında anarĢik terör ortamı, 1973-1984 arasında Ermeni terörü, 1984-1999 arasında bölücü terör hareketleri T.C. Devletini yoğun bir Ģekilde uğraĢtırmıĢtır. UğraĢtırmaya da devam etmektedir. II. ġARK MESELESĠ10 Prof Dr. Cevdet Küçük ġark Meselesi‟ni Avrupa büyük devletlerinin Osmanlı Ġmparatorluğu‟nu iktisadi ve siyasi nüfuz ve hükmü altına almak veya sebepler ihdas ederek parçalamak ve Osmanlı idaresinde yaĢayan muhtelif milletlerin istiklallerini temin etmek istemelerinden doğan tarihi meselelerin tümü olarak tanıtmıĢtır. Romen devlet adamı T. G. Djuvara, Avrupalıların Türklere karĢı duyduğu düĢmanlığın asıl sebebi olarak Türklerin Müslüman oluĢunu göstermiĢtir. ġark Meselesi konusunda batılıların harekete geçmesi Türklerin 1071‟de Anadolu‟ya giriĢiyle baĢladı. Malazgirt yenilgisi sonrası endiĢeye kapılan Bizans Ġmparatorluğu, Avrupa‟yı kıĢkırtarak haçlı seferlerinin düzenlenmesini sağladı. Ġlki 1095 yılında olmak üzere 1270 yılına kadar toplan 8 haçlı seferi düzenlendi.

10

ġehirli, A.g.e., s. 76-83

6

13. yy‟a kadar haçlı seferleri ile Türkleri durdurmayı amaçlayan Avrupalılar, bu Ģekilde amaçlarına ulaĢamayacaklarını anlayınca 13. yy‟dan itibaren çok sayıda plan ve proje yapmıĢlardır. Djuvara‟nın “Türkiye‟nin Parçalanması Ġçin Yüz Plan” isimli kitabında anlattığı üzere bu planların yüzyıllara göre dağılımı Ģu Ģekildedir; 13. yy: 2 plan, 14. yy: 9 plan, 15. yy: 5 plan, 16. yy: 15 plan, 17. yy: 17 plan, 18. yy: 15 plan, 19. yy: 35 plan, 20. yy: 2 plan. Bu planlar arasında Mondros AteĢkes AntlaĢması (1918) ve Sevr BarıĢ AntlaĢması (1920) gibi sözde barıĢ sözleĢmeleri de vardır. Avrupa‟nın Türkler üzerindeki amaçlarını incelerken, ġark Meselesi‟ni 2 dönem halinde ele almak gerekir: 1. 1071-1683 arası (Avrupa savunmada, Türkler taarruz halinde) Amaç:     Türkleri Avrupa‟ya sokmamak, Türkleri Anadolu‟da durdurmak, Türklerin Rumeli‟ye geçiĢini önlemek, Türklerin Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine doğru ilerleyiĢine mani olmak.

2. 1683-1920 arası (Türkler savunmada, Avrupa taarruz halinde) Amaç:      Balkanlardaki Hıristiyan milletleri Osmanlı hakimiyetinden kurtarmak. Bunun için onları isyana teĢvik etmek, Birinci maddede amaçlanan hususlar gerçekleĢmezse, Hıristiyanlar için reform istemek ve bunun için Osmanlı‟ya baskı yapmak, Türkleri Balkanlar‟dan tamamen atmak, Asya toprakları üzerinde yaĢayan Hıristiyanlar için reformlar yaptırmak, Anadolu‟yu paylaĢmak ve Türkleri Anadolu‟dan atmak.

Görüldüğü gibi planın büyük bir kısmı uygulamaya konulmuĢ, sıra, son aĢama olan “Türkleri Anadolu‟dan atmak” evresine gelmiĢtir. Bu evrenin baĢarılı olabilmesi için birçok yol uygulanmaktadır.

7

ġark Meselesi, Emperyalizm felsefesi altında uygulanmaya çalıĢılmaktadır. Türk Dil Kurumu‟nun yaptığı tanıma göre Emperyalizm, bir milletin baĢka bir milleti siyasi ve ekonomik egemenliği altına alarak yayılması ve yayılmayı istemesidir. Bunun bir diğer adı da sömürgeciliktir. Emperyalizmin birçok sebebi vardır. Bunlardan birisi Hıristiyanlığı tüm dünyaya yaymak ve dünyadaki Hıristiyanları refaha ulaĢtırmaktır. BaĢka bir sebebi ise sanayinin merkezi durumundaki Avrupa‟ya hammadde, pazar ve ucuz iĢçilik sağlamaktır. Bir diğeri ise kutsal saydıkları toprakları ele geçirme isteğidir. Görüldüğü gibi Emperyalizmin tüm hedefleri Osmanlı‟yı Ģimdi ise Türkiye‟yi kapsamaktadır. Emperyalist devletler ülkemize karĢı bir taraftan dost görünürken bir taraftan da planlar yaparak amaçlarına ulaĢmaya çalıĢmaktadır. Bu amaçla da son dönemlerde Ermeni Sorunu, Bulgar Sorunu, Yunan Sorunu ve Kürt Sorunu gibi planlar ortaya atılmıĢtır.

OSMANLI VE CUMHURĠYET DÖNEMĠ ĠSYANLARI
I. KÜRT ĠSYANLARI Osmanlı Döneminde Görülen Belli BaĢlı Ayaklanmalar: 1. Baban-zade Abdurrahman PaĢa Ġsyanı (Musul-1806) 2. Ahmet PaĢa Ġsyanı (Musul-1812) 3. Zaza Ġsyanı (1820) 4. Yezidi Bey Ġsyanı (Hakkari-1830) 5. Bedirhan Bey Ġsyanı (1931) 6. Bedirhan Bey‟in Ġkinci Ġsyanı 7. Mir Muhammed Ġsyanı (1933) 8. ġerif Ahmed Han Ġsyanı (1834 9. Kör Mehmed PaĢa Ġsyanı ( 1934) 10. Garazan Ġsyanı (1839) 11. 1853 Yezdan ġir Ġsyanı (1855) 12. Bedirhan Osman PaĢa ve Kenan PaĢa KardeĢlerin Ġsyanı (1877) 13. ġeyh Ubeydullah Ġsyanı (1880) 14. Emin Ali ve KardeĢi Mithat Bedirhan Ġsyanı

8

15. Bedirhaniler ile Halil ve Ali Remo Ġsyanı (1912) 16. ġeyh Selim Ġsyanı (1914) Milli Mücadele Döneminde Görülen Belli BaĢlı Ayaklanmalar: 1. Ali Batı Ġsyanı (1919) 2. Cemil Çeto Ġsyanı (1920) 3. Milli AĢireti Ġsyanı (1920) 4. Koçgiri Ġsyanı (1921) Cumhuriyet Döneminde Görülen Belli BaĢlı Ayaklanmalar: 1. Nasturi Ġsyanı (Hakkari-1924) 2. Jilyan Ġsyanı (Siirt-1925) 3. ġeyh Sait Ġsyanı (Bingöl-MuĢ-Diyarbakır-1925) 4. Seyit Taha ve Seyit Abdullah Ġsyanı (ġemdinli-1925) 5. ReĢkotan ve Raman Tedip Ġsyanı (Siirt-Diyarbakır-1925) 6. Eruhlu Yakup Ağa ve Oğulları Ġsyanı (Pervari-1926) 7. Güyan Ġsyanı (Siirt-1926) 8. Hoca Ġsyanı (Nusaybin-1926) 9. Birinci Ağrı Ġsyanı (1926) 10. KoçuĢağı Ġsyanı (1926) 11. Hakkari-BeytüĢĢebap Ġsyanı (1926) 12. Mutki Ġsyanı (Bitlis-1927) 13. 2. Ağrı Ġsyanı 14. Bıçar Harekatı (Silvan-1927) 15. Zilanlı Resul Ağa Ġsyanı (Eruh-1929) 16. Zeylan Ġsyanı (Van-1930) 17. Tutaklı Ali Can Ġsyanı (Tutak-Bulanık-Hınıs-1930) 18. Oramar Ġsyanı (Van-1930), 19. Üçüncü Ağrı Harekatı (1930) 20. Budan AĢireti Ġsyanı (Bitlis-1934) 21. Abdurrahman Ġsyanı (Siirt-1935) 22. Abdulkuddüs Ġsyanı (Siirt-1935) 9

23. Sason Ġsyanı (Siirt-1935) 24. Dersim Ġsyanı (Tunceli-1937) II. ERMENĠ ĠSYANLARI Osmanlı Döneminde Görülen Belli BaĢlı Ayaklanmalar: 1. Erzurum Olayı (1890) 2. Kumkapısı Gösterisi (1890) 3. Merzifon, Kayseri, Yozgat Olayları (1892-93) 4. Birinci Sason Ġsyanı (1894) 5. Diyarbakır Olayları (1894) 6. Babıali YürüyüĢü (1895) 7. Zeytun Ġsyanı (1895) 8. Van Ġsyanı (1896) 9. Kumkapı Olayları (1895) 10. Osmanlı Bankası Baskını (1896) 11. Ġkinci Sason Ġsyanı (1904) 12. Sultan 2. Abdülhamid Han‟a Suikast GiriĢimi (1905) 13. Adana Ġsyanları (1914) 14. Zeytun Ġsyanı (1914)

TÜRKĠYE’DE TERÖRÜN GELĠġĠMĠ11
Dünyada sol örgütlerin sahneye çıkmasıyla birlikte ülkemizde de aĢırı sol örgütlenmeler görülmeye baĢladı. Ülkemizde faaliyet gösteren ilk sol örgüt, Mustafa Suphi‟nin Genel BaĢkanlığı‟nda 10 Eylül 1920 tarihinde Azerbaycan‟ın baĢkenti Bakü‟de kurulan Türkiye Komünist Partisi‟dir.12 1925 yılında çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu (Huzurun Sağlanması

11 12

Alkan, A.g.e., s. 55-65 TKP'nin kurucusu Mustafa Suphi ve (aralarında parti sekreteri Ethem Nejat‟ın da bulunduğu) on dört yoldaĢı Ocak 1921 yılında Bakü'ye giderken öldürüldü. Bu olay TKP‟nin siyasi iktidara karĢı yasadıĢı mücadelesinin de baĢlangıcını oluĢturdu.

10

Yasası)13 ile birlikte yasadıĢı hale getirilen TKP, 1960 yılına kadar tek organize güç olarak kalmıĢ fakat fazla geliĢme zemini bulamamıĢ, kendisini kültür–sanat faaliyeti olarak kamufle etmeye çalıĢmıĢtır. 1946 yılından sonra çok partili hayta geçiĢle birlikte özgürleĢmeye baĢlayan düĢünce ortamında birçok yazar Marx‟ın, Lenin‟in, Mao‟nun, Tito‟nun, Che Guevera‟nın eserlerini Türkçeye çevirerek Marksist-Leninist faaliyetlerin zeminini hazırladılar. 1961 Anayasası‟nın getirdiği hak ve özgürlüklerden en iyi Ģekilde yararlanan sol örgütler de bu dönemde yapılanmaya baĢladı. TKP‟nin öncülüğünde Türkiye ĠĢçi Partisi (TĠP), Devrimci ĠĢçi Sendikaları Konfederasyonu (DĠSK), Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS), Fikir Kulüpleri (FK) gibi yapılanmalar oluĢturuldu. 1963 yılında kurulan Fikir Kulüpleri (FK), 1965 yılında Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF), 1969 yılında ise Devrimci Gençlik Federasyonu (DevGenç) olarak değiĢime uğradı. Bu dönemde Marksist–Leninist fikirlere sahip, mevcut anasal düzeni yıkarak yerine Komünist bir devlet kurulmasını isteyen, Doğu Perinçek, Mihri Belli, Mahir Çayan, Zeki BaĢtımar, Yusuf Küpeli gibi isimler örgütleĢmede öncü olmuĢlar, birçok parti, sendika ve kulübün kurulmasında aktif rol oynamıĢlardır. Milli Demokratik Devrim yanlısı Doğu Perinçek ve Mihri Belli gibi isimler Türkiye ĠĢçi Partisi ve Dev-Genç gibi oluĢumları kontrol altına almıĢlardır. Ġhtilalci metotlarla örgütlenen Dev-Genç, lise ve üniversite gençliği üzerinde yapılanarak gençleri amaçları doğrultusunda kullandı. Dev-Genç, 1965-1969 yılları arasında öğrencilere yurt ve üniversiteleri iĢgal ettirmiĢ, onları sokaklara döküp ders ve sınavları boykot ettirmiĢtir. Eylem yaparak amaçlarına ulaĢamayacağını anlayınca da terör eylemlerine yönelmiĢtir. Dev-Genç içerisinde ortaya çıkan fikir ayrılıkları sonucu Doğu Perinçek ve arkadaĢları Türkiye Ġhtilalci ĠĢçi Köylü Partisi‟ni (TĠĠKP) kurarken, Mihri Belli ise Mahir Çayan ve Yusuf Küpeli ile birleĢti. Daha sonra gruptan ayrılan Mahir Çayan, Türkiye Halkın KurtuluĢu Partisi Cephesi‟ni (THKP/C) kurdu. Ġstanbul‟dan Ankara‟ya gelerek ODTÜ‟ye yerleĢen
13

3 maddeden oluĢan Takrir-i Sükun Kanunu‟nun 1. maddesi Ģu Ģekildedir: Ġrtica ve isyana ve memleketin nizam-ı içtimaisi (toplumsal düzen) ve huzur ve sükûnu ve emniyet ve asayiĢini ihlale bais (bozmaya yönelik) bilumum teĢkilât ve tahrikat ve teĢvikat ve neĢriyatı ( örgütlenmeleri, kıĢkırtmaları, yüreklendirmeleri ve yayınları), hükümet reisi cumhurun tasdikiyle ve re'sen ve idareten man'e mezundur (kendi baĢına yasaklamaya yetkilidir). ĠĢ bu ef'al erbabını (bu eylemleri iĢleyenleri) hükümet Ġstiklâl Mahkemesi'ne tevdi edebilir.

11

Deniz GezmiĢ ise Yusuf Aslan ve Hüseyin Ġnan ile birlikte Türkiye Halkın KurtuluĢu Ordusu (THKO) adlı örgütü kurdu. Bu geliĢmelerin ardından ülkede iç karıĢıklıklar baĢ göstermeye baĢladı. 1970‟li yıllardan itibaren özellikle büyük Ģehirlerimizde gerçekleĢtirilen adam kaçırma, soygun, gasp gibi eylemlerle halkın can ve mal güvenliği ile devletin bütünlüğü tehdit altındaydı. Bu olaylar üzerine 12 Mart 1971 tarihinde bir muhtıra verildi. Muhtıradan sonra alınan sert tedbirlerle birlikte THKO militanları Deniz GezmiĢ, Yusuf Aslan ve Hüseyin Ġnan yakalanarak idam edildi. Ġsrail BaĢkonsolosu Efraim Elrom‟u kaçırarak öldürmek ve iĢ adamları Talip Aksoy ile Mete Has‟ı kaçırıp fidye istemek gibi ses getiren eylemleri gerçekleĢtiren Mahir Çayan ve grubu yakalanarak cezaevine konuldu. Cezaevinden kaçan Çayan ve grubu 30 Mayıs 1972 tarihinde Kızıldere‟de güvenlik güçleri ile girdikleri silahlı çatıĢmada ölü olarak ele geçirildi. 1973 yılından sonra ise sol örgütlere karĢı sağ görüĢü benimseyen ülkücü ve akıncı gruplar örgütlenerek silahlı mücadeleye girmiĢlerdi. Ülkü Ocakları Derneği (ÜOD), Ülkü Yolu Derneği (ÜYD), Büyük Ülkü Derneği (BÜD), Ülkücü ĠĢçiler Derneği (ÜĠD), Milliyetçi ĠĢçi Sendikaları Konfederasyonu (MĠSK), Ülkücü Öğretmenler Birliği Derneği (ÜLKÜ-BĠR-ÖĞ), Polis Birliği Derneği (POL-BĠR) gibi legal örgütlenmeler içerisinde faaliyet göstermeyi tercih eden ülkücüler, illegal eylemler sonrasında ise Esir Türkleri Kurtarma Ordusu (ETKO), Türk Ġntikam Tugayı (TĠK), Türkiye Ġntikamcı Bozkurtlar Ordusu (TĠBO), Türkiye Yıldırım Komandoları (TYK) gibi çeĢitli isimler kullanmıĢlardır. Ġllegal eylemler sonrasında kullanılan isimler bir örgütü temsil etmemektedir. Sağ gruplar içerisinde yer alan ve dini istismar eden Akıncılar Derneği‟ne bağlı bazı gruplar ise Akıncı Liseliler adında bir grup ile illegal yapılanmaya gitmiĢlerdir. 12 Mart Muhtırası‟ndan sonra yakalanan örgüt mensupları 18 Mayıs 1974 tarihinde çıkarılan ve daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından kapsamı geniĢletilen af ile birlikte serbest kaldılar. Operasyonlar sonrası sağlanan huzur ortamı yerini bu tarihten sonra sağ–sol çatıĢmalarına bıraktı. Bu dönemde beĢ binden fazla gencimiz yaĢamını yitirmiĢtir. 1978-1979 yıllarında ise terör hareketleri tanınmıĢ kiĢilere, politikacılara, gazeteci ve yazarlara yönelmiĢtir. Abdi Ġpekçi, Gün Sazak gibi isimler de bu dönemde öldürülmüĢtür. Siyasi iktidarın olaylarla baĢa çıkamayacağını düĢünen Kenan Evren yönetimindeki ordu 12 Eylül 1980 tarihinde darbe yaparak yönetime el koydu. Darbe sonrasında çok sayıda militan 12

yakalanarak cezaevine konuldu. Birçoğu da öldürüldü. Akıllarda bıraktığı soru iĢaretleriyle birlikte (kaybolan insanlar, faili meçhul cinayetler, sır intiharlar vs.) terör olayları büyük ölçüde kontrol altına alındı fakat tamamıyla bitirilemedi. Güneydoğu sınırımızda kamplaĢıp geliĢen PKK (Kürdistan ĠĢçi Partisi), 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh ve ġemdinli‟ye baskın düzenleyerek Türkiye Cumhuriyeti‟ne karĢı savaĢ ilan etti. Türkiye, Irak ve Ġran‟a ait topraklar üzerinde Kürdistan Devleti kurmayı amaçlayan PKK‟ya Suriye, Ermenistan, Rusya, Bulgaristan, Yunanistan gibi devletler açık destek vermiĢtir. 20 Ekim 1998 tarihinde Suriye ile yapılan Adana AntlaĢması ile PKK‟nın en büyük destekçisi Suriye‟nin PKK‟ya verdiği desteği çekmesi sağlandı. Bunun üzerine PKK lideri Abdullah Öcalan, 20 yıl boyunca yaĢadığı Suriye‟den kaçmak zorunda kaldı. Son olarak gittiği Kenya‟da yakalanan Öcalan, 16 ġubat 1999 tarihinde düzenlenen operasyonla Türkiye‟ye getirildi. Ġdama mahkum edilen Öcalan‟ın cezası, Avrupa Birliği‟ne uyum çerçevesinde çıkarılan yasa ile birlikte müebbet hapse dönüĢmüĢtür. 1990‟lı yıllarda güvenlik güçleri, PKK‟ya karĢı düzenlediği çok sayıda operasyonla birlikte terör örgütüne büyük darbe vurdu. Öcalan‟ın yakalanmasından sonra strateji değiĢikliğine giden PKK, 2002 yılında düzenlediği 8. Kongresi‟nde ismini Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi (KADEK) olarak değiĢtirmiĢtir. Halen faaliyetlerine devam eden PKK, Türkiye‟ye en çok zararı dokunan terör örgütüdür. Binlerce insanımızı katleden PKK, ülkemizi de milyarlarca lira zarar uğratmıĢtır. Aynı zamanda kamplaĢtığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi‟nin kalkınamamasının en büyük sebebidir. Marksist-Leninist örgütlerin yanı sıra 1990 sonrasında dini motifli örgütler de ortaya çıkmaya baĢlamıĢtı. Bunlardan birisi de Hizbullah‟tır. Ortadoğu kökenli bu örgüt, Güneydoğu Anadolu bölgesinde yapılanmaya baĢlayarak tüm Türkiye‟ye ulaĢmayı ve Ġslam Devleti kurmayı amaçlamıĢtır. PKK‟nın kontrolünde olan bölgelerde yapılanmaya baĢlayan örgüt PKK ile ters düĢmüĢ ve aralarında çıkan çatıĢmada yüzlerce kiĢi ölmüĢtür. 17 Ocak 2000 yılında Beykoz‟daki bir villaya düzenlenen saldırı ile lideri öldürülen ve arĢivine ulaĢılan örgüt çökertilmiĢtir. Türkiye‟de faaliyet gösteren pek çok örgüt daha vardır. Değinilmesi gereken bir baĢka örgüt de El Kaide‟dir.11 Eylül 2001 tarihinde ABD‟de bulunan Ġkiz Kuleler‟e uçakla intihar saldırısı düzenleyerek tüm dünyanın dikkatlerini üzerinde toplayan Usame Bin Ladin‟in lideri 13

olduğu Afganistan kaynaklı El Kaide‟nin amacı Ġslam ülkelerine karĢı zulüm yaptığını düĢündüğü baĢta Amerika olmak üzere batı ülkelerine karĢı mücadele etmektir. Türkiye yapılanması da bulunan örgüt, Türkiye‟den militan toplamakta siyasi konularda ise hükümeti tehdit etmektedir.

TÜRKĠYE’DE OLUġUMU

TERÖR

ÖRGÜTLERĠNĠN

TARĠHSEL

I. SOL TERÖR ÖRGÜTLERĠ14

A. DHKP/C (Devrimci Halk KurtuluĢ Partisi Cephesi) Mahir Çayan, Ertuğrul Kürkçü, Münir Ramazan Aktolga, Yusuf Küpeli, Yzb. Orhan SavaĢçı, UlaĢ Bardakçı, Bingöl Erdumlu, Ziya Yılmaz 1970 yılının Aralık ayında bir araya gelerek devrimci bir örgüt kurdular. 1971 yılının Ocak ayında yayınladıkları bildiride örgütün bundan sonra Marksist-Leninist bir partiye bağlı olarak faaliyet göstereceğini belirterek Türkiye Halk KurtuluĢ Partisi (THKP/C) adını almıĢlardır. Ġlk baĢlarda uzun vadeli planlar yapan örgüt, Deniz GezmiĢ ve arkadaĢlarının yaptıkları banka soygunu ve ardından yaĢanan geliĢmeler sebebiyle planlarını daha öne çekmek zorunda kaldı. Hatta Ģehir gerillacılığına karĢı olan Mahir Çayan ve arkadaĢları bu tutumlarını da değiĢtirmek durumunda kaldılar. Örgütün ilk eylemi ise Ankara'da bir bankayı soymak olmuĢtur. 12 Mart Muhtırası'ndan sonra ise faaliyetlerini iyice hızlandıran örgüt, birkaç banka soygunu, birkaç bombalama eylemi ve bir iĢ adamını kaçırma eylemlerini gerçekleĢtirmiĢtir. 17 Mayıs 1971 tarihinde Ġsrail'in Ankara BaĢkonsolosu Efrahim Elrom'u kaçırıp öldürerek en büyük eylemlerini gerçekleĢtirdiler. Güvenlik güçlerinin düzenledikleri operasyonlarda örgütün lideri Mahir Çayan ve arkadaĢları yakalanarak tutuklandılar. Daha sonra cezaevinden kaçan Mahir Çayan ve arkadaĢları 30 Mayıs 1972 tarihinde Kızıldere'de öldürüldüler. Bununla birlikte örgütte ayrılıkçı fikirler de ortaya çıktı. Ayrılıkçı fikirler uzun süre durdurulamadı. Örgütün kollarından olan ve 1976
14

A.g.e., s. 67-86

14

yılında kurulan Dev-Genç, 1978 yılında Ankara ve Ġstanbul olmak üzere ikiye bölündü. Ankara grubu, Dev-Yol; Ġstanbul grubu ise Dev-Sol ismini aldı. 1980 sonrasında Ġstanbul grubunun lideri Dursun KarataĢ ve arkadaĢlarının yakalanmasıyla büyük darbe alan Dev-Sol, Dursun KarataĢ ve arkadaĢlarının 25 Ekim 1989 tarihinde BayrampaĢa Cezaevinden kaçmaları ile birlikte yeniden toparlanma sürecine girdi. Üst üste soygun ve gasp gibi eylemler gerçekleĢtiren Dev-Sol örgütü, maddi açıdan büyük güç kazandı. Maddi olarak iyi durumda olan örgüt, güvenlik güçlerine yönelik eylemlerini arttırdı. Buna karĢılık olarak ise polis, örgütün üzerine çok sayıda operasyon düzenledi ve örgüt büyük kayıplar verdi. Bunun sonucunda örgütte ayrılıkçı faaliyetler yeniden baĢ gösterdi. Bedri Yağan liderliğindeki bir grup, kayıplardan sorumlu tuttuğu Dursun KarataĢ'ı kaldığı evde hapsederek örgütün kasasına ve arĢivine el koydu. Dev-Sol bu olaydan sonra ikiye bölündü. Bedri Yağan grubuna "Darbeciler", Dursun KarataĢ grubuna ise "Önderlik" denildi. 6 Mart 1993 tarihinde Bedri Yağan'ın öldürülmesiyle Önderlik grubu örgütün hakimi oldu. Örgüt, 30 Mart 1994 tarihinde Suriye'de gerçekleĢtirdiği 1. Kongresinde ismini DHKP/C olarak değiĢtirdi. Bu isimle gerçekleĢtirdikleri ilk eylem ise Ankara'da Eski Adalet Bakanı Mehmet Topaç'ı öldürmek oldu. Örgütün amacı ise, PolitikleĢmiĢ Askeri SavaĢ Stratejisi (PASS) adını verdikleri silahlı mücadele biçimiyle mevcut anayasal düzeni yıkarak yerine Marksist-Leninist ilkelere dayalı bir sistem getirmekti. B. TKP/ML (Türkiye Komünist Partisi / Marksist-Leninist) TKP/ML'nin kökeni, Proleter Devrimci Aydınlar (PDA) olarak da bilinen Doğu Perinçek ve arkadaĢları tarafından 1971 yılında kurulan Türkiye Ġhtilalci ĠĢçi Köylü Partisi (TĠĠKP) adlı örgüte dayanmaktadır. TKP/ML'nin kurucusu olan Ġbrahim Kaypakkaya, Fikir Kulüpleri ve Dev-Genç içerisinde faaliyette bulunmuĢ, Dev-Genç içerisinde meydana gelen bölünmeden sonra kurulan TĠĠKP'de faaliyetlerini Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölge sorumlusu olarak devam ettirmiĢtir. Perinçek ve arkadaĢlarının silahlı mücadele için daha zamanın olduğunu savunduğu dönemde Kaypakkaya, acilen silahlı mücadeleye baĢlanması gerektiğini düĢünüyordu. 1972 yılında arkadaĢlarıyla birlikte karar alan Kayakkaya, TĠĠKP'den ayrılarak TKP/ML'yi kurdu. Örgütün 15

silahlı faaliyetlerini yürütmek için de Türkiye ĠĢçi Köylü Ordusu (TĠKKO) adında bir de ordu kurdu. TKP/ML-TĠKKO, muhbir olarak gördüğü bir köy muhtarı ile bir bekçiyi öldürdü, bir teğmenin evine dinamit atıp bir de emniyet binası bombaladı. Güvenlik güçlerince düzenlenen operasyonlarda Tunceli'de ele geçirilen Kaypakkaya, 17 Mayıs 1973 günü Diyarbakır Cezaevi'nde öldü. YandaĢları iĢkenceden öldüğünü iddia ederken, yetkililer ise Kaypakkaya'nın intihar ederek öldüğünü savundular. Kaypakka'nın ölümünden sonra örgüt dağılma tehlikesi geçirmiĢ, içerisinde bölünmeler meydana gelmiĢtir. Örgütün bölünmesiyle kurulan TKP/ML-BĠRLĠK grubunun herhangi bir faaliyeti bulunmazken, TKP/ML-KONFERANS ve TKP-ML-DABK faaliyetlerine devam etmektedir. Bu iki grubun amacı mevcut sistemi Halk SavaĢı Stratejisini kullanarak yıkmak ve yerine Marksist-Leninist-Maoist ideolojiye dayalı bir Komünist devlet kurmaktır. C. TDP (Türkiye Devrim Partisi) Türkiye Sosyal ĠĢçi Partisi'nden fikir ayrılıkları sonucu, 1978 yılında kopan bir grup Türkiye Komünist Partisi / Birlik'i (TKP/Birlik) kurdu. 1980 harekatı ile dağılma sürecine giren grup, 1986 yılında silahlı mücadele kararı alarak Silahlı Halk Birliklerini oluĢturdu. Güvenlik güçlerinin baskısı sonucunda bir süre etkisiz kalan grup, 1992 yılında gerçekleĢtirdikleri 2. Konferanslarında yeni ideolojik temeller üzerinde askeri-politik nitelikte bir örgütlenmeye gidilmesini kararlaĢtırarak ismini Türkiye Devrim Partisi (TDP) olarak değiĢtirdi. KuruluĢundan itibaren silahlı mücadeleye baĢlamak amacıyla faaliyetlerini hızlandıran TDP, 1993 yılında Trabzon'da gerçekleĢtirdiği Konferans'ta Karadeniz faaliyetlerini Doğu ve Batı diye ikiye ayırdı. Yörede kırsal alandaki çalıĢmalarına ve silahlı propagandasına ağırlık veren TDP'nin çalıĢmalarının merkezinde ise Ġstanbul vardı. Aynı yıl içerisinde emniyet güçlerince düzenlenen operasyonlarda örgütün üst düzey yöneticileri yakalandı ve silahlarının önemli bir bölümü ele geçirildi. Bu operasyondan sonra durgunluk dönemine giren TDP, çareyi 1994 yılında PKK ile iĢbirliği yapmakta buldu. Faaliyetlerine Ġstanbul baĢta olmak üzere Karadeniz ve Tunceli kırsalında devam eden grubun amacı Demokratik Halk Devrimi adını verdikleri silahlı mücadele yöntemini kullanarak mevcut düzeni yıkmak yerine ve Komünist bir devlet kurmaktır.

16

D. MLKP (Marksist-Leninist Komünist Partisi) Türkiye Komünist Partisi / Marksist Leninist Hareketi (TKP/MLH) ile Türkiye Komünist ĠĢçi Hareketi (TKĠH) örgütleri, eski yapılanmalarını feshederek Garbis Altınoğlu önderliğinde 1994 yılı Eylül ayında Marksist Leninist Komünist Partisi / KuruluĢ (MLKP/KuruluĢ) adında yeni bir örgüt kurdu. 1995 yılında düzenlenen Parti Kongresi‟nde alınan kararla TKP/ML – Yeniden ĠnĢa Örgütü ile birleĢti ve Marksist Leninist Komünist Partisi (MLKP) adını aldı. Büyük Ģehirlerde Alevi ve Kürt vatandaĢlarımızın çoğunlukta olduğu bölgelerde yapılanmayı tercih eden MLKP, okul, fabrika ve iĢ yerlerinde örgütlenmeye çalıĢmıĢtır. 16 Mart 1993 yılında Bağcılar Karakolu‟na roketatarlı saldırı da gerçekleĢtiren örgütün kuruluĢ amacı “Antiemperyalist Demokratik Devrim Stratejisi” adında illegal örgütlenmeyi ve silahlı mücadeleyi içeren bir strateji ile mevcut anasal düzeni yıkarak yerine Marksist – Leninist ilkelere dayalı Komünist bir devlet sistemi kurmaktır. E. TĠKB (Türkiye Ġhtilalci Komünistler Birliği) Siyasi geçmiĢi 1968‟lere dayanan örgüt, 1979 yılı ġubat ayında Dev-Genç kaynaklı, Arnavutluk Emek Partisi (AEP) ve Çin Komünist Partisi‟ne (ÇKP) yakın olan, Milli Demokratik Devrim (MDD) yanlısı kimselerce oluĢturulmuĢtur. 12 Mart Muhtırası‟ndan sonra Türkiye Halk KurtuluĢ Ordusu (THKO) ile birleĢen grup, 1977 yılında anlaĢmazlığa düĢerek THKO ile olan bağlarını kopardı. 2 ġubat 1997 yılında MHP Kartal Ġlçe BaĢkanı‟nı öldürerek en önemli eylemini gerçekleĢtiren örgütün, soygun, gasp, silahlı saldırı, pankart asma, kanunsuz gösteri düzenleme gibi birçok eylemi bulunmaktadır. 1980 sonrasında silahlı mücadele kararı alan örgütün birçok üyesi yakalanmıĢ ya da öldürülmüĢtür. Lider kadrosu ise cezaevindedir. Örgütün kuruluĢ amacı ise Milli Demokratik Devrim Stratejisi adındaki silahlı mücadele yöntemini kullanarak anayasal düzeni yıkmak ve yerine Marksist–Leninist ilkelere dayalı yeni bir devlet sistemi kurmaktır.

17

F. TKEP/L (Türkiye Komünist Emek Partisi / Leninist) Deniz GezmiĢ, Yusuf Aslan ve Hüseyin Ġnan tarafından kurulan Türkiye Halkın KurtuluĢu Örgütü (THKO) 12 Mart Muhtırası sonrasında düzenlenen operasyonlarla birlikte çökertilmiĢ, lider kadrosu yakalanarak idam edilmiĢ, birçok üyesi çatıĢmalarda ölü olarak ele geçirilmiĢ üyelerinin bir kısmı da yakalanmıĢtı. Yakalanan militanların 1974 yılında çıkarılan af kapsamında serbest kalmaları sonucunda dıĢarıda kalan üyelerle birlikte yeniden toparlanarak THKO/Geçici Merkez Komitesi (THKO/GMK) oluĢturuldu. 1975 yılında THKO/GMK içerisinde meydana gelen fikir ayrıkları sonucunda Teslim Töre, gruptan ayrılarak Mücadele Birliği (MB) adında yeni bir örgüt kurdu. MB, 1980 yılında düzenlenen 1. Kongresinde ismini Türkiye Komünist Emek Patisi (TKEP) olarak değiĢtirdi. Teslim Töre, silahlı mücadelenin gerekli olmadığını düĢünüyordu. Bu yüzden bu grup içerisinde de fikir ayrılıkları doğmaya baĢladı. Çoğunluğunu 13 Mart Genç Komünistler Birliği elemanlarının oluĢturduğu bir grup 1990 yılında TKEP‟ten ayrılarak silahlı mücadeleye giriĢmek için Türkiye Komünist Emek Partisi / Leninist‟i (TKEP/L) kurmuĢtur. Leninist Gerilla Birlikleri adında bir de askeri kanat oluĢturan grup, güvenlik güçlerinin düzenlediği operasyonlar sonucunda büyük yaralar almıĢ ve etkinliğini kaybetmiĢtir. Az da olsa günümüzde faaliyetlerine devam etmektedir. TKEP/L örgütünün amacı, “Demokratik Halk Devrimi Stratejisi” adındaki silahlı mücadele yöntemini kullanarak anayasal düzeni yıkmak ve yerine Marksist–Leninist ilkelere dayalı komünist bir devlet kurmaktır. II. BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTLERĠ A. PKK (KÜRDĠSTAN ĠġÇĠ PARTĠSĠ) 1. PKK’NIN KURULUġUNA ZEMĠN HAZIRLAYAN KÜRT ÖRGÜTLERĠ VE CEMĠYETLERĠ 15 Cumhuriyetin ilk yıllarında, bir taraftan isyanlar sürüp giderken diğer taraftan da Kürt Cemiyetleri ve dernekleri kurulmuĢtur. Bu dernekleri Ģunlardır:
15

Türkmen Töreli, ”PKK Terör Örgütü (Tarihsel ve Siyasal Gelişim Süreci Bakımından İncelenmesi : 19781998)”, SDÜ Doktora Tezi, s. 31-36

18

  

Kürt Teali Cemiyeti (1919 yılında Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya tarafından kurulmuĢtur) Kürt Ġstiklal Cemiyeti (Miralay Halit tarafından kurulmuĢtur) Kürt Talebe Cemiyeti (1963 yılında öğrenciler tarafından kurulmuĢtur)

1938-1961 yılları arasında Kürtçülük hareketlerinde bağımsız bir Kürt Devleti kurma fikri görülmez. Ancak Marksist-Leninist ideoloji ve 1961 Anayasasının getirdiği geniĢ hak ve özgürlükler sebebiyle Kürt olgusu ve yapısı kitleler içerisinde hızla iĢlenmeye ve örülmeye baĢlanmıĢtır. 1980 askeri darbesine kadarki zamanda bağımsız bir Kürt devleti kurma maksadıyla Türkiye‟de kurulan ayrılıkçı Kürt Örgütleri Ģunlardır: a. Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) 1969 Yılında Dev-Genç‟ten ayrılan Kürtçüler tarafından Ankara‟da kurulmuĢ olup, 1971 yılında kapatılmıĢtır. b. Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri (DDKD) 1974 yılındaki genel af sonucu cezaevinden çıkan Devrimci Kültür Ocaklarına mensup Ģahıslar tarafından Kürtçülük faaliyetlerine yönelik olarak 1975 yılında kurulmuĢtur. Temel amacı Kürtçülük bilincini geliĢtirmek, devlet karĢıtı kitleler oluĢturmak, kültürel faaliyetleri ön planda tutarak halkı genel isyana teĢvik etmektir. 1980 yılında kapatılmıĢtır. c. Anti Sömürgeci Demokratik Kültür Derneği (ASKD.DER) 1974 yılında Marksist-Leninist ideolojisi doğrultusunda Kürtçülük faaliyetleri yürütmek için kurulmuĢ ve 1980 yılında kapatılmıĢtır. d. Devrimci Halk Kültür Derneği (DHKD) 1974 Yılında Marksist-Leninist ideolojisi doğrultusunda Kürtçülük faaliyetleri yürütmek için kurulmuĢ ve 1980 yılında kapatılmıĢtır.

19

e. Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP) 24 Ocak 1965 Tarihinde Irak Kürdistan Demokrat Partisinin giriĢimleri sonucu Kürt ayrımcılığı ve sağ düĢünceyi benimseyen bir parti olarak kurulmuĢtur. 1970 yılında sol ideolojiye mensup Kürtçü Ģahısların partiye girmesi ile düĢünce farklılığı olmuĢtur. Hedefi Türkiye‟de bağımsız bir Kürdistan devleti kurmaktır. Parti, 1978 yılında Marksist Leninist düĢünce etrafında toplanmıĢ olup, bunlardan ayrı düĢünenler partiden ayrılarak Kürdistan Ulusal KurtuluĢçuları Örgütünü kurmuĢtur. f. Kürdistan KurtuluĢ Partisi-Rızgari (KKP) 1978 yılında, Türkiye‟nin sömürgeci bir devlet olduğu iddiasına dayanarak halk kitlelerinin desteği ile Türkiye Kürdistan‟ı olarak tabir edilen bölgelerde bağımsız bir Kürdistan devleti kurma amacıyla kurulmuĢ olup, adını çıkardığı “Rızgari” Dergisinden almıĢtır. 1988 yılında adını Kürdistan KurtuluĢ Partisi (KKP) olarak değiĢtirmiĢtir. g. Kawa Örgütü 1976 Yılında Devrimci Doğu Kültür Derneklerinden ayrılıp, köylüyü temel güç alarak iĢçi öncülüğünde Maocu düĢünce çerçevesinde faaliyet yürütmek üzere kurulmuĢtur. 1980 yılındaki operasyonlardan sonra faaliyetleri etkisizleĢmiĢtir h. Kürdistan KurtuluĢçular Örgütü (KUK) 1978 yılında Türkiye Kürdistan Demokrat Parti yönetiminden görüĢ ayrılığı sonucu ayrılanlarca; Irak, Ġran, Suriye ve Türkiye‟de Kürtlerin bulundukları bölgede bağımsız bir sosyalist devlet kurmak için, önce Sovyet tipi devrim gerçekleĢtirmek, bilahare Sosyalist Kürdistan devletini kurmak amacıyla kurulmuĢtur. i. Kürdistan Mücadele Örgütü (TEKOġĠN) Türkiye Halkın KurtuluĢu Partisi - KurtuluĢ Örgütü (THKP-C) içindeki Kürtçü kesim tarafından 1970 yılında kurulmuĢtur. 1980 yılında kadrosunun bir kısmı yurt dıĢına kaçmıĢ

20

olup, halen Almanya ve Avusturya baĢta olmak üzere Avrupa‟da faaliyetlerine devam etmektedir. j. Kürdistan Sosyalist Hareketi (TSK) Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde Marksist-Leninist ideolojide bir Kürdistan devleti kurmak amacıyla kurulmuĢtur. PKK‟dan etkilenerek kurulan bir örgüt olup, esas kuruluĢ tarihi yurt dıĢında 1983 yılına dayanmaktadır. k. Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi (TKSP) 1974 Yılında Kemal Burkay, Mehdi Zana, Tarık Ziya Ekinci ve Ġhsan Aksoy adlı Ģahıslarca Doğu ve Güneydoğu Anadolu‟da bağımsız bir Kürdistan devleti kurmak amacıyla kurulmuĢtur. Yayınladıkları “Özgürlük Yolu” Dergisi ile kitle oluĢturmak istemiĢlerdir. 1980 yılında 350 civarında militanı tespit edilmiĢ olup, kadrolarının bir kısmı yurt dıĢına kaçmıĢtır. Yayınevi tüzük ve programı Ankara-Polatlı‟da ele geçirilmiĢtir. Halen Almanya‟da yan kuruluĢu olan Kürdistan ĠĢçi Dernekleri Federasyonu (Komkar) vasıtasıyla yurt içinde ise “Denk” Dergisi ile faaliyetine devam etmektedir. PKK‟dan önce bölgede en etkili olan bir örgüt olup, 1988 yılında yurt dıĢında kurulan ve kısa adı Tevger olan ittifak içinde de etkili durumdadır. Halen Kemal Burkay‟ın kontrolü altında ülkemizde federal bir sistem kurma çalıĢmaları yürüten Kürtçü bir örgüttür. l. Kürdistan Öncü ĠĢçi Birliği (KÖĠP-PPKK) 1974 Yılındaki genel af sonucu cezaevinden çıkan Devrimce Demokrat Kültür Derneği mensuplarınca kurulmuĢtur. 1980 yılında örgüt mensuplarının bir kısmı Suriye‟ye ve Avrupa ülkelerine kaçmıĢtır. PKK-Apocular ile isim benzerliği sebebi ile Kürdistan ĠĢçi Partisi (KĠP) adını Kürdistan Öncü ĠĢçi Partisi (KÖĠP-PPKK) olarak değiĢtirmiĢtir. Bu örgüt Almanya‟daki Tevger ittifakı içinde faaliyetlerine devam etmekte olup, toparlanma çabasındadır. m. KurtuluĢ Bayrağı Örgütü (ALARIZGARĠ) 1979 Yılında Rızgari örgütü içinde ayrılan propaganda ve yayın yolu ile oluĢturulacak kitlelerle Kürdistan Cumhuriyetini kurmak amacı ile kurulmuĢtur. 1980 yılından sonra 21

kadrolarının bir kısmı Ġran üzerinden Avrupa ülkelerine kaçmıĢtır. Ülkemizde faaliyeti bulunmakta olup, toparlanma çabasındadır. n. Kürdistan KurtuluĢ Hareketi (TEVGER) Avrupa Ülkelerinde faaliyet yürüten örgütlerin üst düzey temsilcilerinin ortak kararı ile 28 Haziran 1988 tarihinde Belçika‟nın Brüksel Ģehrinde kurulan bir platformdur. Amacı; Kürt Sorununu Uluslar arası platformlara taĢıyarak Filistin KurtuluĢ Örgütü gibi resmi bir hüviyet kazanmak, bu sayede Kürt Sorununu devlet baĢkanları düzeyinde görüĢmek ve temsil etmektir. Ġttifak bu gün için görünüĢte silahsız eylem yürütmekle birlikte planlarında silahlı eylemleri mevcuttur. Bu platformda yer alan örgütler Ģunlardır :         Alarızgari Kürdistan Ulusal KurtuluĢçuları (KUK), Kürdistan Öncü ĠĢçi Partisi Kürdistan Sosyalist Birliği Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi Kürdistan Devrimcileri (Türkiye DıĢı Örgüt) Kürdistan Demokrat Partisi (Türkiye DıĢı Parti) Kürdistan Yurtsever Güç Partisi (Türkiye DıĢı Parti)

o. KomĢu Ülkelerdeki Örgütler Kürdistan için Irak-Ġran-Suriye‟de faaliyet gösteren üç ana örgüt bulunmaktadır. Bunlar;    Irak-Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP): Lideri Mesut Barzani‟dir. Ġran-Kürdistan Demokrat Partisi (ĠKDP): Lideri Dr. Abdurrahman Kasımlu, (Fransa‟da bir suikast sonucu öldürülmüĢtür.) Kürdistan Yurtseverler Birliği (KĠP): Merkezi (K. Irak‟ta) olup, lideri Celal Talabani‟dir

22

2. PKK'NIN KURULUġU VE GELĠġMESĠ16 Ġlk olarak 1973 yılının bahar aylarında Ankara sınırları içerisinde yer alan Çubuk Barajı yakınlarında düzenlenen bir piknikte gündeme gelen örgüt kurma fikri 1974 yılında AYÖD (Ankara Yüksek Öğrenci Derneği) isimli radikal gençlik organizasyonu içerisinde faaliyet gösteren Abdullah Öcalan, Haki Karer, Kesire Yıldırım (Öcalan), Cemil Bayık, Kemal Pir ve Ali Haydar Kayten‟in katıldığı Ankara‟nın Tuzluçayır semtinde yapılan bir toplantıda ciddi olarak görüĢülmüĢtür. DDKO‟nun (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) kurulduğu sırada Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi‟nde öğrenci olan Abdullah Öcalan, Avni Gökoğlu ve Ömer Ayna gibi arkadaĢlarıyla “Ulusal Sorun” olarak ortaya attığı fikirlerinin silahlı mücadele ile çözülebileceğini belirtmiĢ ancak destek görmemiĢtir. 1975 yılında AYÖD yönetim kuruluna seçilen Öcalan, Haki Karer ile birlikte dernek üzerinde “Ulusal Sorun” konusunu tekrar gündeme getirmiĢtir. 1976 yılında Ankara-Dikmen‟de arkadaĢlarıyla yaptığı toplantıda faaliyet alanlarını Doğu Anadolu Bölgesi‟ne karar vermiĢlerdir. Faaliyet gösterdikleri bölgelerde kendilerini Kürdistan Devrimcileri olarak tanıtan grup, 1976‟dan sonra Ulusal KurtuluĢ Ordusu (UKO) ve Apocular olarak tanınmıĢtır. Haki Karer‟in 18 Mayıs 1977 tarihinde Barzani yanlısı Kızılyıldız tarafından Gaziantep‟te öldürülmesinden sonra grubun liderliğini tek baĢına yürütmeye baĢlayan Öcalan, “Kürdistan Devrimi‟nin Yolu” isimli broĢürler dağıtarak silahlı mücadele konusuna yoğunlaĢmıĢ, bölgede faaliyet gösteren diğer illegal örgütlerle birlikte silahlı mücadeleye baĢlamıĢtır. PartileĢme sürecine girmeye karar veren grup, 27-28 Kasım 1978 tarihleri arasında, Diyarbakır‟ın Lice Ġlçesi‟ne bağlı Fis (Ziyaret) Köyü‟nde toplanarak Marksist-Leninist düĢünceye sahip Kürdistan ĠĢçi Partisi‟ni (PKK - Partiya Karkeran Kürdistan) kurmuĢtur. Partinin 1. Kongresi olarak kabul edilen bu toplantıda Abdullah Öcalan genel sekreter seçilirken 7 kiĢilik bir yürütme kurulu da belirlenmiĢtir. Toplantıda alınan ilk karar ise toplantının gizli tutulmasıdır. PKK, adını ise ilk olarak 30 Temmuz 1979 yılında, ġanlıurfa'dan Adalet Partisi Milletvekili olan Mehmet Cemal Bucak'a düzenlediği saldırı ile duyurdu. Saldırıda Mehmet Celal Bucak

16

Ö. Vehbi Hatipoğlu, Kürt Sorununda Ezber Bozmak, ESAM, Ankara, 2008, 2. baskı, s. 43; ġehirli, A.g.e., s. 267-273; Alkan, A.g.e., s. 88-96

23

yaralı olarak kurtulurken, Bucak'ın 8 yaĢındaki oğlu hayatını kaybetti. Saldırganlar olay yerine PKK'nın KuruluĢ Bildirisini bırakıp kaçtılar.17 Güvenlik güçlerinin dikkatlerini üzerinde toplayan örgüte yönelik üst üste operasyonlar düzenlenmiĢ ve bunun sonucunda birçok örgüt mensubu ve sempatizanı yakalanmıĢtır. ġahin Dönmez ve Yıldırım Merkit‟in güvenlik güçlerince ele geçirilmesinden sonra Kesire Yıldırım‟ın talebi doğrultusunda Abdullah Öcalan ve örgütün diğer lider kadrosu 1979 yılında illegal yollardan Suriye‟ye geçerek ġam‟a yerleĢmiĢlerdir. Suriye‟nin kontrolünde bulunan Lübnan Beka Vadisi‟nde kendilerine tahsis edilen kamplara yerleĢen örgüt mensupları burada FKÖ (Filistin KurtuluĢ Örgütü) mensuplarından eğitim almıĢlardır. Marksist-Leninist gruplar aracılığıyla ASALA terör örgütü ile temasa geçen Öcalan, PKK mensuplarının Filistin'deki kamplarda eğitim görmesi konusunda anlaĢmaya varmıĢtır. Bu arada ASALA ile PKK 1980 yılında ittifak ilan ederek Avrupa'nın birçok yerinde ortak eylem düzenlemiĢtir. 1982 yılında 2. Kongresinde Güneydoğu Anadolu‟da özellikle Hakkari, Siirt ve Van‟da eyleme geçme kararı aldı. 1983 yılında Hakkari‟de güvenlik güçlerimize saldıran PKK 2 askerimizi Ģehit edip 2 askerimizi de yaralayarak ülkemize karĢı ilk saldırısını düzenlemiĢtir. Saldırıdan önce PKK‟nın sınırımıza yakın bir bölgede kamplaĢmaya baĢladığı istihbaratını aldıklarını ifade eden üst rütbeli bir komutan bu durumu MĠT‟e sorduklarını ancak MĠT‟in bu iddialardan haberi olmadığını ifade etmiĢtir. Bu saldırıdan sonra beklemeye geçen PKK, 1984 yılında alt kolu olarak silahlı mücadele amacıyla Kürdistan KurtuluĢ Birliği‟ni (HRK) kurmuĢ ve ülkemize yasadıĢı yollarla sokulan militanların 1984 yılında Eruh ve ġemdinli ilçelerimize yönelik silahlı baskınlarla Türkiye Cumhuriyeti‟ne karĢı eylemlere baĢladığını ilan etmiĢtir. 21 Mart 1985 tarihinde örgütün propaganda faaliyetlerini yürütmesi amacıyla Kürdistan Ulusal KurtuluĢ Cephesi (ERNK) adında bir örgüt kuran PKK, 1986 yılında HRK‟nın yerine ARGK (Kürdistan Ulusal KurtuluĢ Ordusu) adında yeni bir silahlı mücadele kolu kurmuĢtur. Bu Ģekilde parti, cephe ve ordu üçlüsünden oluĢan Marksist – Leninist ideolojiye dayanan halk savaĢlarının 3 oluĢumunu gerçekleĢtirmiĢtir. PKK‟nın bu dönemdeki en büyük para kaynağı uyuĢturucu ticaretine aracılık etmesiydi. Bekaa Vadisindeki tarımsal üretimin yaklaĢık %85‟ini haĢhaĢ üretimi oluĢturuyordu.

17

http://www.belgenet.com/dava/dava09.html , 17.02.2010

24

UyuĢturucuyla birlikte tarihi eser kaçakçılığını da organize eden PKK, Türkiye ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi üzerinden yaptığı ticaretle yılda yaklaĢık 900 milyon dolar para kazanıyordu. Ayrıca Kürt kökenli iĢadamlarından ve müteahhitlerden de terör örgütü için bağıĢ ve haraç almaya baĢlanmıĢtı.18 1990 yılında siyasi faaliyetlere ağırlık verilmesi kararı alan PKK, yürüttüğü çalıĢmalar doğrultusunda 1991 seçimlerinde, desteklediği birçok adayı TBMM‟ye sokmayı baĢarmıĢtır. 1987‟den sonra bölgede etkili olmaya baĢlayan PKK, güvenlik güçlerinin hazırlıksız olmasını ve bölge halkının zafiyetlerini en iyi Ģekilde değerlendirmiĢtir. Buna karĢılık olarak ise güvenlik güçleri terörle mücadele birimleri oluĢturarak PKK‟ya karĢı mücadeleye geçmiĢtir. 1992 yılında büyük zarar gören PKK, 1993 yılı baĢlarında tek taraflı olarak ateĢkes ilan etti ve taraftarlarına moral vermeye baĢladı. PKK‟nın sözde ateĢkes kararı ise 24 Mayıs 1993 tarihinde Bingöl-Elazığ karayolunda güvenlik güçlerinin önünün kesilip 33 erin Ģehit edilmesiyle son bulmuĢtur. 1993 yılının PKK için bir diğer önemi ise Kürdistan Ulusal Meclisi (KUM) adını verdiği oluĢum çerçevesinde değiĢik bölgelerden topladığı insanlara, örgüt ideolojisi doğrultusunda siyasi eğitim vermesiydi. 400 kiĢinin katılması beklenen toplantıya 130 kiĢi katılmıĢtır. Katılımın düĢük olması, PKK‟ya verilen desteğin azaldığının bir göstergesiydi.

Bu durum PKK‟yı yeni arayıĢlara itti. Abdullah Öcalan‟ın direktifleri doğrultusunda Ġslami yönü ağır basan kesimi PKK saflarında örgütlemek ve kamuoyunda imaj değiĢikliği vermek amacıyla Abdurrahman Dürre ve arkadaĢlarınca Kürdistan Ġmamlar Birliği, Kürdistan Mollalar Birliği ve Kürdistan Dindarlar Birliği feshedilerek yerine KĠH (Kürdistan Ġslami Hareketi) kuruldu.19

Bu tarihten sonra siyasallaĢma faaliyetlerine hız veren PKK, 12 Nisan 1995 tarihinde Hollanda‟nın Lahey Ģehrinde sözde bir Kürt Parlamentosu topladı. SKP (Sürgünde Kürt Parlamentosu) adını taĢıyan bu oluĢuma dokunulmazlıkları kaldırıldığı için yurt dıĢına kaçan eski DEP milletvekillerinin yanı sıra PKK‟nın alt kolları olan ERNK, Kürdistan Ġslami

18

Abdullah Manaz, Türkiye’ye Yönelik Terör Odakları, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ġstanbul 2006, 2. Baskı, s. 26-27 19 Gültekin Avcı, Entrikalar Ağında Kürt Buhranı, Metropol Yayınları, Ġstanbul 2008, s. 73

25

Hareketi, Kürdistan Aydınlar Birliği, Kürdistan Aleviler Birliği, Yezidiler Birliği ve Asuri Federasyonu temsilcileri katılmıĢtır. 1994-1997 yılları arasında güvenlik güçleri, örgüte yönelik çok sayıda operasyon düzenlemiĢ ve örgütü sindirmeyi baĢarmıĢtır. PKK, içine üĢtüğü durumdan kurtulabilmek ve kadrolarına moral vermek için intihar saldırıları düzenlemeye baĢlasa da örgüt toparlanamamıĢ ve örgütün 2. adamı ġemdin Sakık Kuzey Irak‟ta güvenlik güçlerince ele geçirilmiĢtir. Türkiye‟nin PKK‟ya karĢı verdiği mücadele sadece askeri değil aynı zamana diplomatik olarak da yapılmıĢtır. Türkiye bu bağlamda PKK‟ya gerek kuruluĢu aĢamasında gerekse ileriki dönemlerde destek veren Suriye Devleti‟ne karĢı psikolojik baskı uygulayarak, Suriye Devleti ile 20 Ekim 1998 tarihinde imzalanan Adana AntlaĢması ile PKK‟yı terör örgütü listesine almasını ve örgüte verdiği desteği geri çekmesini sağlamıĢtır. YaĢanan bu geliĢmeler üzerine 20 yıl boyunca kaldığı Suriye‟den ayrılmak zorunda kalan Öcalan kaçarak Rusya‟ya ardından Ġtalya‟ya gitmiĢtir. Roma‟da gözaltına alınan Öcalan, PKK liderliğinden istifa ettiğini açıklamıĢtır. Bunun üzerine son olarak gittiği Kenya‟da yakalanarak, 16 ġubat 1999 tarihinde düzenlenen operasyonla Türkiye‟ye getirilmiĢtir. Öcalan‟ın yakalanmasından sonra MED TV üzerinden ve çeĢitli bildiriler yayınlayarak propaganda faaliyetlerine devam eden PKK, sivil halkın bulunduğu alıĢveriĢ merkezlerine intihar saldırıları düzenleyerek birçok masum insanın ölümüne sebep olmuĢtur. Bu saldırıları düzenleyen PKK mensupları ise güvenlik güçlerinin düzenlediği operasyonlarla ele geçirilmiĢtir. Bu sırada PKK lideri Öcalan idam cezasına çarptırılır fakat davayı Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesine taĢıyan Öcalan, kararın uygulanıĢını geciktirmiĢtir. Avrupa Birliği‟ne uyum çerçevesinde TBMM‟de kabul edilen yeni yasa ile idam cezaları kaldırılır ve bu yeni yasa ile birlikte Öcalan‟ın idam kararı da müebbet hapse çevrilmiĢtir. PKK, örgüte eleman teminini Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinden yapmaktadır. Halka karĢı baskı uygulayan PKK, birçok kiĢiyi zorla örgüt bünyesine katmıĢtır. Terörden zarar gören halk ise çareyi Batı‟daki illere göç etmekte bulmuĢtur. Bu durumsa geri kalmıĢ bir Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi ile çarpık kentleĢmiĢ Batı‟lı illeri ortaya çıkarmıĢtır.

26

AĢırı göç sonunda iĢsizlik sorunu ortaya çıkmıĢ, geleneksel aile yapısı bozulmuĢ, suç oranı artmıĢtır.20 2000 yılında yaptığı 7. Kongresi sonunda “Demokratik Cumhuriyet ve BarıĢ Projesi” adındaki yeni programlarını uygulayarak yeni dönemlerinde demokratik yolları kullanacaklarını açıklayan PKK, 2002 yılında düzenlenen 8. Kongrede ise terör örgütü imajından kurtulmak için aldığı kararla ismini KADEK (Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) olarak değiĢtirdi. Öcalan döneminde Parti (PKK) – Cephe (ERNK) - Ordu (ARGK) Ģeklinde örgütlenerek Türkiye, Irak ve Ġran topraklarında Kürdistan Devleti kurmayı amaçlayan PKK, Öcalan sonrasında siyasal yapılanmaya gitse de hala silahlı eylemlerine devam etmektedir. a. Abdullah Öcalan Kimdir? 1947 yılında ġanlıurfa ili, Halfeti ilçesi, Ömerli Köyü‟nde dünyaya gelen Öcalan, ÜveyiĢ (Türk) ve Ömer (Suriyeli bir Ermeni) isimli yoksul Ģahısların 7 çocuğundan biridir. Gerçek adı Artin Agopyan‟dır. Ailesi ise Alevi‟dir. 1969 yılında Ankara Tapu Kadastro Meslek Lisesi‟ni bitiren Öcalan 1969 yılında Diyarbakır‟da göreve baĢlamıĢ ve çalıĢması gereken 2 yıl beklenmeden 1970 yılında Ġstanbul‟a tayin olmuĢtur. 1971 yılında ise Ġstanbul Hukuk Fakültesi‟ne giren Öcalan, aynı yıl Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine yatay geçiĢ yapmıĢtır. Mahir Çayan‟ın ölümü üzerine boykot çağrısı amacıyla Doğu Perinçek ve arkadaĢları tarafından çıkarılan ġafak Bildirisi adlı dergiyi dağıtırken 1972 yılında gözaltına alınır. 7 ay cezaevinde yatan Öcalan‟ın o dönemde gösteriler sırasında sol elini havaya kaldırarak, Bağımsız Türkiye sloganları attığı, hatta gösterici grubun elebaĢı olduğu o dönemdeki öğrenciler tarafından ifade edilmiĢtir. Daha sonra Öcalan, Çayan‟ın lideri olduğu THKP-C adlı örgütün devamı niteliğindeki PKK‟yı kurmuĢtur. 1979 yılında Suriye‟ye kaçarak ġam‟a yerleĢen Öcalan, lideri olduğu PKK ile Türkiye‟ye karĢı savaĢmıĢtır. 20 Ekim 1998 Türkiye ile Suriye arasında imzalan Adana AntlaĢması ile bu ülkeden ayrılmak zorunda kalan Öcalan kaçarak Rusya‟ya ardından Ġtalya‟ya gitmiĢtir. Roma‟da gözaltına alınan Öcalan, PKK liderliğinden istifa ettiğini açıklamıĢtır. Bunun üzerine son olarak gittiği Kenya‟da yakalanarak, 16 ġubat 1999 tarihinde düzenlenen operasyonla Türkiye‟ye getirilmiĢtir. Yargılanarak idam cezasına çarptırılan Öcalan, o dönemde çıkarılan yasa ile

20

Mustafa Aksoy, “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde Terörün Neden ve Sonuçları”, Ġnsan Bilimleri Dergisi

27

idamdan kurtularak müebbet hapse mahkum olmuĢtur. ġuan Ġmralı Adası‟nda cezasını çekmektedir. 21 III.SAĞ TERÖR ÖRGÜTLERĠ A. HĠZBULLAH 1. HĠZBULLAHĠ DÜġÜNCE VE ÖRGÜTÜN ÇALIġMA BĠÇĠMĠ Hizbullahi öğretinin önde gelen isimlerinden Ali Karani "Ġslami Mücadelede Hizbullahi Yol" adlı eserinde Hizbullah'ı "Allah için kıyam eden, onun için bir araya gelen, küfür, nifak ve şeytan hiziplerine mahsup düşmanlara karşı savaşanlar" olarak tanımlar. Bu tanımlamadan yola çıkarak Hizbullah, Allah adına, Ġslamiyet uğruna bir araya gelerek Ģer'i hükümlere göre yönetilen bir devlete ulaĢma uğruna savaĢımda bulunan bir topluluk olarak anlatılabilir.22 Hizbullah mensupları kendilerini "Allah'ın Askerleri" olarak görürler. Onlar, mücadelelerini dünyada Ġslam'ın egemen olmadığı tek bir yer ve toplum kalmayana dek sürdürmekte kararlıdırlar. Laik ve demokratik düzene, insanları Allah yolundan uzaklaĢtırdığı Ġslami değerleri özgürce yaĢamayı engellediği düĢüncesiyle karĢıdırlar. Amaçları, Ġslami rejimin hakim olduğu bir devlet kurmaktır. Kendilerinin deyimiyle yaptıkları, cihattır. Bu amaç uğruna savaĢarak ölmeyi ve öldürmeyi sevaptan da öte farz olarak görmektedirler. Bu kiĢiler, laik devlete karĢı oldukları gibi, devletin camilerine de karĢıdırlar. Diyanet'e bağlı olan camileri Ģeytanın camileri olarak görürler. Hizbullah, kendini desteklemeyenleri Müslüman olarak görmez. Ya onlardansınızdır ya da onlara karĢısınızdır. “Zaten gerçek Müslüman putçu laik devletin maaşlı imamının arkasında saf tutarak namaz kılmaz” düĢüncesine sahiptirler. Bu düĢünce ile birçok cami imamını katletmiĢlerdir. Çok sayıda camiye kendi düĢüncelerini savunan imamların yerleĢtirilmesini sağladıkları da bilinmektedir. Dönemin Diyarbakır Valisi Nazif Kayalı anlatıyor: "Türkiye'nin önüne yapay çatışmalar yaratılarak hep engeller konuldu, geçmişte sağ-sol, Sünni-Alevi, Türk- Kürt gibi, şimdi PKK
21 22

ġehirli, A.g.e., s. 266-267 Ercan Çitlioğlu, Tahran-Ankara Hattında Hizbullah, Ümit Yayıncılık, Ankara 2001, s. 131-132

28

terörünün marjinal hale gelmesiyle yerine ikame edilmeye çalışılan Hizbullah'tır. Ancak Hizbullah PKK'ya oranla daha ketum, daha derinde ve çözülmesi daha zor. PKK'lı itirafçılar var, pişmanlık duyarak konuşuyorlar, yakalanan, gözaltına alınan, tutuklanan Hizbullahçılar arasında bir tek itirafçı yok. Saatlerce sorgudan sonra soyadını zor alıyorsunuz. Hizbullah kandırılmaya yakın bir kesim üzerinde dini motifleri ön plana çıkararak çalışıyor. Diyarbakır'da yatsı namazından sonra düzenledikleri toplantılar için camilerin anahtarlarını kendilerine teslim etmeyen yedi imam o yıllarda Hizbullahça öldürüldü. Yine o yıllarda Diyarbakır merkezde 60-70 kadar caminin Hizbullahça eğitim yeri olarak kullanıldığı saptandı. Şimdi sıkı denetim altında camiler, devletin denetimi altında, İl müftüsü tehdit ediliyor bu nedenle. Diyarbakır'da (Ergani, Çüngüş, Hani) 152 kişi gözetim altına alındı, bir bölümü DGM'ce tutuklandı. Geçmişe yönelik uygulama felsefesini canlı tutma girişimleri var; maalesef bölgedeki imamların çoğu niteliksiz, yetersiz; daha da vahimi bir bölümü siyasi doktrinlerin yandaşları, eğitim görevini yapacak düzeyde değiller. Oysa bölge insanının dini değerleri öne çıkaran tutucu yapısı, mezhep farklılıkları ve bölgesel töreleri nedeniyle din adamları çok önemli, toplum üzerinde büyük güç ve etkileri var, bizim isteklerimizi aktaracak, toplumu bilinçlendirecek olanlar imamlar. Ancak mevcutlar hem yetersiz, hem de sayıca eksik, pek çok köyde fahri imamlar var, Diyanetin denetimi dışında..."23 Görüldüğü gibi Hizbullah bölge insanını tanımakta, dini değerlerinin kullanılarak insanların nasıl etki altına alınacağını çok iyi bilmektedir. Camileri propaganda alanı olarak gören Hizbullah, görüĢlerini Allah'ın emir ve buyrukları olduğunu, insanlara buralarda kolaylıkla lanse etmektedir. Bölge insanının dini vazifelerinden ötürü çok önem verdiği imamlar ise çoğunlukla donanımsızdır. Devletin atama yapamadığı kadroları da gönüllü kiĢiler doldurmaktadır, bu nedenle de bu gönüllü kiĢilerin kim oldukları ve hangi amaca hizmet ettikleri takip edilememektedir. Ayrıca devlet adına çalıĢan imamlar da baskı sonucu sindirilerek etkisiz hale getirilmiĢtir. Hizbullah, etki altına alamadığı imamları ise acımasızca katlederek hem önlerindeki engelleri kaldırmıĢ, hem diğer imamlara gözdağı vermiĢ, hem de kamuoyunun dikkatini üzerine çekmiĢtir. Olayların gündeme gelmesinden sonra Diyanet,
23

A.g.e., s. 136-137

29

tespit ettiği camilerde yeniden yapılanmaya gitmiĢse de tüm camilerde amacına ulaĢamamıĢtır. Bölge kırsalında görevli bir jandarma subay durumu Ģöyle anlatmaktadır: "Halıören, Harabe, Karasungur, Belitaş, Bulutçeker, Pembeören, Yarımkaç, gibi Hizbullah'ın taban olduğu Çınar ilçesine bağı Karacadağ bölgesi Hizbullah için bir üs niteliğinde. Bu bölge son altı yıldır PKK'nın giremediği ender yerlerden birisi, son derece geri kalmış fakir bir yöre, köylüler hep Hizbullahçı, girer girmez anlarsınız, kadınlar hep siyah çarşaflıdır, ortalıkta oynayan çocuk göremezsiniz... Jandarmaya aşırı saygılı davranırlar, çünkü suçlu olduklarını bilirler. Camiler Hizbullah'ın merkezi ve eğitim yeridir. Buralarda hepsinin imamı fahriydi, seyda ve molla derler buralarda... Hizbullahçı köylerin bir özelliği var, dışarıya tamamen kapalıdırlar, yabancı birisi köye giremez. Televizyon seyretmezler, günahtır; çocuklara top oynatmazlar, küfürdür. Köyden kimseyi satın alamazsınız, aralarından muhbir çıkmaz, çünkü yaşatmazlar. Hizbullahçı olmayan da korkusundan konuşamaz. Camilerde toplanıp kitap okurlar, hep İran'dan gelme, Kürtçe eğitim kasetleri dinlerler. Arama yapmak için camiye girmek çok hassas bir konu, insanların dini duygularını incitiyorsunuz. Ama adam içeride silah, aranan kişileri saklıyor; mecbursunuz gireceksiniz. Girdiğinizde de asker dinsiz, kitapsız, Allah'sız oluyor. Camiye girdiler, Kuran'ları yere attılar, ayakları ile çiğnediler diye arkamızdan propaganda yapıyorlar. Allah'ın evine silahları ile girdiler, bunlar Allah'a karşı geliyorlar diyorlar ama suç aleti silahları kendileri camilerde saklıyorlar. Bu noktada işimiz çok zor, hatta tehlikeli. Silahla girmesek içeride silahlı şahıs var ve karşı koyarsa kayıp veririz. Ben askerimin can güvenliğini sağlamakla yükümlüyüm. Humeyni'nin afişlerini, kitaplarını bulup el koyuyoruz. Kuran'larımızı alıp götürdüler, bizi dinimizden ayırmak istiyorlar diyorlar. Bölgede en az 10 sığınak bulduk, kum doldurup kapattık bunları. Bakın Hizbullah PKK'dan daha tehlikeli, PKK'cı ile çatışmaya girersiniz, 5 dakika sonra elini kaldırıp teslim olur, sigarasını verirsiniz, oturur size her şeyi anlatır. Bunlardan o kadar çok şahıs aldık, daha bir tanesini bile konuşturamadık. Çünkü biz onlara göre tagutun (şeytanın) askeriyiz, şeytanın askerine, polisine konuşmak ise günah. Camilerde ders veriyorlar, tagutun askeri ve polisine konuşmaktansa ölümü seç diye. Sıkıştırır ya da ağır sorgulama yaparsanız yine hiçbir sonuç 30

elde edemiyorsunuz, çünkü inanışlarına göre uğradıkları her hareket, atılan her tokat anlara cennette çiçek olarak geri dönecek. Peygamberimizin İslam dinini yayarken yakın çevresindekilerin uğradıkları işkenceler ve kötü muamelelerle kendilerini bir tutup bundan sanki zevk alıyorlar, İslamiyet’in geri dönmesine hizmet ettiklerine inanıyorlar çünkü..."24 Dönemin Diyarbakır Valisi Nazif Kayalı sorunun çözümüne yönelik olarak ortaya sunduğu fikirlerinde; bölgede görev yapan devlet memurunun genellikle yine o bölgede doğup büyümüĢ olan kimselerden oluĢtuğunu belirterek bunun yanlıĢlığını vurgulamıĢtır. Kayalı, zaten bölge halkıyla akraba ve arkadaĢ iliĢkileri olan ve bölgeyle özdeĢleĢen görevlilerin sorunun çözümüne yönelik olarak yeterince objektif olamadıklarını, çoğu zaman sorunu algılayamadıklarını dahi belirtmiĢtir. Ayrıca Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin artık sürgün yeri olmaktan çıkarılarak, bölgeye nitelikli eleman gönderilmesinin gerekliliğini altını çizerek vurgulamıĢtır. Vali Kayalı bu durumun artık değiĢmesi gerektiğini belirtirken sohbet ettiği rütbeli bir subayın Ģu sözlerine de yer verdi: "... köylerdeki öğretmenlerin çoğu mahallinden (yani memleketlerinde görev yapıyorlar), doğru dürüst Türkçe bilmiyorlar ki öğrencilerine öğretebilsinler, Kürtçe kolaylarına geldiği için öğrencileri ile Türkçe yerine Kürtçe konuşuyorlar. Bu öğrenci, Cumhuriyeti, Atatürk'ü, devrimlerini, yurdunu nasıl öğrenecek? Ne zaman Ankara'dan bir devlet büyüğü gelse, seçtiğimiz bir okulda öğrencileri eğitiyoruz. Atatürk kim? En büyük Türk, Cumhuriyetin kurucusu… Sonra konuğu alıp o okula götürüyoruz, mahcup olmasınlar diye..." Kayalı, bir başka rütbeli subaydan duyduğu "Lice yolunda bir BTR (zırhlı personel taşıyıcı) mayına çarptı, altı şehit verdik, adli tabip ve savcı olay yerine geldi. Savcı stajını daha yeni bitirmiş, buraya atamışlar. Parçalanmış cesetleri görünce düştü, bayıldı. Şehitlerimizi bırakıp savcıyı ayıltmak için uğraştık..." Ģeklindeki durumun belki de özeti olan olaya da değindi. 25 Vali Kayalı'nın "Hizbullah'ın omurgası kırıldı" söylemine üst düzey bir askeri görevli pek sıcak bakmıyor: “Yıl 1999. "Şu anda aysbergin (iceberg buzdağı) üzerinde dolaşıyoruz. Gördüğümüz kısım görmediğimizden çok az. PKK'dan daha büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız. PKK'nın Kürt milliyetçiliğine dayalı bir söylemi var, oysa Hizbullah dini duyguları istismar ediyor, yörenin özellikleri nedeniyle taban bulma olasılığı çok daha güçlü.
24 25

A.g.e., s. 140-141 A.g.e., s. 144-145

31

PKK'lı net ve kristalize biçimde kendisini deşifre ediyor, saklamıyor, PKK'lıya uzaktan bakın, anlarsınız. Hizbullahçılar öyle değil, kendilerini saklıyorlar. PKK'lılar yakalandığında neredeyse tamamı, biz sizi yanlış tanımışız der, bildiklerini samimiyetle anlatır. Bir PKK'lıyı aldığınızda size en az 50-60 kişiyi verir çünkü onlarda hücre sistemi yok. PKK'lılar fizyolojik ve psikolojik olarak dirençli değiller, sorguda çözülürler. Hizbullahçı telkinlere kapalıdır, asla pişmanlık belirtmez, yaptığının hata olduğunu kabul etmez. Ağır bir sorgulamanın fiziki ve psikolojik koşullarına dirençlidir, çözülmez. Yakalandıklarında sorgu sırasında ne söylemeleri, nasıl davranmaları gerektiğin konusunda eğitilmişlerdir, çoğu kez de yanlış bilgi veriyorlar; böylece üzerlerinden ulaşabileceğimiz kişilere kaçma ve saklanma için zaman kazandırıyorlar. PKK'lıların içinden yüzlerce itirafçı çıktı. Hizbullah'ta hiç yok.”26 Hizbullah'ın örgüt yapısının iyi iĢlemeleri arasında hücre sistemi gösterilebilir. Bu sistemde örgüt mensupları hücre diye belirtilen birkaç kiĢi ile irtibat halindedirler. Daha fazlasını tanımazlar. KonuĢmamak için dirençli olan Hizbullahçılar konuĢsa dahi o tanıdıkları 2-3 kiĢinin dıĢında bir isim veremezler. Hizbullah'ın üyeleri ile iliĢkisi ise çok yönlüdür, sosyal bağları kuvvetlidir. Üyelere para yardımı dahi yapılır. Hedefleri uzun vadelidir. Küçük yaĢta eğitime tabi tutukları bir çocuktan çok uzun yıllar faydalanamayacaklarını bildikleri halde sabırla onu yetiĢtirirler. Hizbullah, diğer ideolojik örgütlerden farklı olarak felsefesini dine dayandırdığından dolayı örgüt yapısı hem dini hem de siyasal olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bir kiĢi hem siyasi hem de dini lider olabileceği gibi bu görevleri iki farklı kiĢi de yürütebilir. Örgütün siyasi lideri en üst düzey yöneticidir, Örgütün geleceği ile ilgili kararları o verir. Dini bilgi ve donanıma sahiptir. Bu özelliği sayesinde siyasi gücünü pekiĢtirir. Siyasi lider örgütü "Merkez komitesi" yada "üst yürütme kurulu" vazifesi gören, görüĢlerin tartıĢılıp kararların alındığı "Ģura" isimli kurulun desteği ile yürütür. 2. HĠZBULLAH’IN KURULUġU VE TÜRKĠYE YAPILANMASI Hizbullah aslında Ortadoğu kökenli bir örgüttür. 1973 yılında Tahran‟da tutuklandığı cezaevinde ölen Ayetullah Mahmud Gaffari tarafından temeli atılmıĢtır. Humeyni‟nin 1982 yılında Ġslam Devrimi‟nden önce faaliyet gösteren 25 kadar terör örgütüne Hizbullah çatısı altında birleĢme çağrısı yapmasından sonra bu çağrıya uyan terör örgütlerinin katılımıyla
26

A.g.e., s. 146-147

32

birlikte Bekaa Vadisi‟ne yerleĢerek örgütleĢmiĢtir. Ġran Ġslam Devimi‟nin savunucusu olan örgüt, Humeyni düĢmanlarına karĢı bir tehdit unsuru ve devrimin propagandacısıdır. Hizbullah, siyasi propagandalarının yanında terör eylemleri de yapmaktadır. 1983 yılında patlayıcı yüklü kamyonlarla Beyrut‟taki Amerikan ve Fransız karargahlarına saldırı düzenleyerek 350‟ye yakın Amerikan ve Fransız askerini öldürüĢtür. Ġleriki yıllarda da batılı devletlerin vatandaĢlarına karĢı saldırılar düzenleyen Hizbullah, birçok Amerikalı ve Avrupalıyı kaçırarak rehin almıĢtır. Ortadoğu‟da faaliyet alanı geniĢ olan Hizbullah birçok ülke ile iĢbirliği halindedir. Lübnan, Hizbullah‟ın faaliyetlerin odak noktasıdır. Suriye ve Libya gibi ülkeler zaman zaman yardımda bulunmuĢlardır. Ġran ise Hizbullah‟ı kontrol eden güçtür. 27 Hizbullah‟ın faaliyet alanları Türkiye‟yi de kapsamaktadır. 1980 yılında Diyarbakır‟da bulunan Vahdet Kitabevi‟nde bir araya gelen kitabevinin sahibi Abdülvahap Ekinci‟nin de aralarında bulunduğu M. Fidan Güngör, Hüseyin Velioğlu, Veysi Kaykaç, Ahmet Tufan gibi isimler tarafından Hizbullah‟ın Türkiye yapılanmasının temelleri atılmıĢtır. Zamanla birlikte grup içerisinde fikir ayrılıkları ortaya çıkmaya baĢlamıĢ ve 1981 yılında M. Fidan Güngör, gruptan ayrılarak Menzil Kitabevi‟ni açmıĢ ve Menzil grubunu oluĢturmuĢtur. 1982 yılında Vahdet Kitabevi‟nden ayrılan Hüseyin Velioğlu ise Ġlim Kitabevi‟ni açarak Ġlim grubunu oluĢturmuĢtur. Hizbullah/Menzil ve Hizbullah/Ġlim grupları Güneydoğu Anadolu Bölgesi‟nde hızla yapılanarak taraftar toplamaya baĢlamıĢtır. Marksist-Leninist olan PKK, bölgede kendisine hasım dini grupların güçlenmeye baĢlaması üzerine Kürdistan Mollalar ve Ġmamlar Birliği, Kürdistan Dindarlar Birliği, Kürdistan Ġslami Hareketi, Kürdistan Din Yayınları Birliği, Kürdistan Ġslam Partisi gibi yan örgütler oluĢturarak Hizbullah‟ı bitirmeye çalıĢmıĢ ancak baĢarılı olamamıĢtır. BaĢarılı olamayınca da silahlı mücadeleye giriĢmiĢtir. PKK‟nın saldırısına uğrayan Hizbullah, PKK‟nın düzenlediği her eyleme karĢılık üç eylem düzenleyerek cevap vermiĢtir. Ġki örgüt arasında yaĢanan mücadelede 1991-1995 yılları arasında 500‟ü PKK, 200‟ü Hizbullah/Ġlim mensubu olmak üzere toplam 700 militan

27

A.g.e., s. 304-306

33

ölmüĢtür. Ġki örgüt arasındaki çatıĢma 1995 yılında Ġran‟ın Kum kentinde yapılan bir anlaĢma ile son bulmuĢtur. Tebliğ aĢamasında Ġlim grubunun PKK ile silahlı mücadeleye giriĢmesinin kendilerine güç kaybettireceğini düĢünen Menzil grubu, Ġlim grubu ile ters düĢtü. Ġki grup arasında yaĢanan fikir ayrılığı çatıĢmaya dönüĢtü. Bu çatıĢmalarda 50 kadar Hizbullah militanı yaĢamını yitirdi. 1995 yılında Menzil grubunun siyasi kanat sorulusu M. Fidan Güngör‟ün Ġlim grubu militanlarınca kaçırılması ve dini kanat sorumlusu Molla Mansur Güzelsoy‟un da 1996 yılında Ġran‟da ölmesiyle birlikte liderlerinden yoksun kalan Menzil grubu durma noktasına gelmiĢ ve Menzil tabanı Ġlim grubuna katılmıĢtır. Bu geliĢmelerden sonra Menzil grubu yok olurken Ġlim grubu bölgenin tek hakimi oluĢtur. Kaçırılan M. Fidan Güngör‟ün akıbeti ise hala bilinememektedir. Fakat Kocaeli yakınlarında bir sığınakta tutulduğuna dair duyumlar vardır. Ġlim grubu ile PKK ve Menzil grubu arasında yaĢanan çatıĢmalardan sonra güvenlik güçleri Hizbullah‟a karĢı operasyonlar düzenlemiĢ ve yüzlerce kiĢiyi gözaltına almıĢtır. Bir örgüt evinde ele geçirilen bilgisayar kayıtları ile örgüt mensuplarının kimlik bilgilerine ulaĢan güvenlik güçleri, itirafçıların da verdiği bilgiler ıĢığında örgütün bölgedeki faaliyetlerini çökertmiĢtir. Çok sayıda elemanı deĢifre olan ve bölgede yok olma noktasına gelen örgüt, çareyi batı illerine göç (hicret) etmekte bulmuĢtur. Ġstanbul‟a gelen örgüt, militanlarının bazı iĢadamları ile Zehra Vakfı BaĢkanı Ġzzettin Yıldırım‟ı kaçırması ile tekrar dikkatleri üzerlerine çekmiĢtir. Kaçırılan iĢadamları ve Ġzzettin Yıldırım‟ın izini süren polis, Beykoz‟daki bir villaya ulaĢtı. Güvenlik güçlerince 17 Ocak 2000 tarihinde düzenlenen operasyonda örgütün lideri Hüseyin Velioğlu çatıĢarak ölürken, diğerleri sağ olarak ele geçirildiler. Örgütün arĢivine de ulaĢan güvenlik güçleri, ele geçirdikleri belgeler çerçevesinde yurt çapında operasyonlar düzenlediler. Bu operasyonlar sonucunda yakalanan örgüt militanlarının sorgusunda elde edilen bilgiler çerçevesinde hücre evler ve vahĢice katledilmiĢ insanlara ait cesetler bulundu. Ayrıca örgütün cephanesi de ele geçirildi. Yok olma noktasına gelen örgüt, ismini son olarak 24 Ocak 2004 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan‟a düzenlediği suikast ile duyurdu. Hizbullah‟ın kuruluĢ amacı ise laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti‟ni yıkarak yerine Ģeriat usulü ile yönetilen bir Ġslam Devleti kurmaktır. Bu amacına ulaĢmak için tebliğ, cemaat ve 34

cihat olmak üzere üç aĢamalı bir stratejiyi benimsemiĢtir. Tebliğ; yeterli sayıya ulaĢmak için kitlelere Ġslam‟ı anlatarak taban oluĢturmayı amaçlamaktadır. Cemaat; tebliğden sonraki aĢamadır ve kendilerine inanan insanları tek bir Ģemsiye altında toplayarak örgütlemeyi amaçlamaktadır. Cihat; tebliğ ve cemaat aĢamalarından sonra örgütlenen tabanın eyleme geçme safhasıdır. Bu aĢamayla birlikte silahlı mücadeleye baĢlanır.28 IV. ERMENĠ TERÖRÜ A. ERMENĠ MESELESĠNĠN ORTAYA ÇIKIġI Ermeniler XI. yy‟da Bizans‟a bağlı yaĢarken Anadolu‟nun fethinden sonra Türklere bağlı olarak yaĢamaya baĢlamıĢlardır. Ermeniler, Osmanlı Devleti‟nde ise “Milleti-i Sadıka” olarak adlandırılırlardı. Kendilerine birçok imtiyaz tanınan Ermeniler devlette üst kademelerde yer almıĢlardı. 1774 Küçük Kayarca AntlaĢması‟yla birlikte Avrupalı devletlerin ġark Meselesi‟nde kullandıkları bir maĢa haline gelmiĢlerdir. Misyonerlik faaliyetleriyle birlikte de çeĢitli isyanlar yapmıĢlardır. Osmanlı ordusu 1914 yılında I. Dünya SavaĢı‟na katıldı. Osmanlı topraklarında –özellikle Doğu Anadolu bölgesi- yaĢayan Ermeniler, Ruslarla iĢbirliği yaparak Anadolu‟da yaĢayan masum halkı katlettiler. Pek çok Ģehirde de isyan çıkardılar. Bunun üzerine önlem olarak, Osmanlı Hükümeti, 30 Mayıs 1915 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla Doğu ve Güneydoğu‟da yaĢayan Ermenileri zorunlu olarak göç ettirmiĢtir. Önlem alınmasına rağmen, bu göç sırasında hastalık, yorgunluk ve yolculuk esnasında çetelerin saldırılarına maruz kalmaları nedeniyle 300 bin Ermeni ölmüĢtür. Ermenilerin katlettiği Müslüman Türklerin sayısı ise 600 bin civarındadır. Ancak bugün Ermenilerin iddiasına göre ölen Ermenilerin sayısının 1,5 milyon olduğu iddia edilmektedir. Ancak bu iddialar tamamıyla tutarsızdır. Çünkü Osmanlı‟da yaĢayan Ermenilerin sayısı 1,3 milyon civarındaydı ve tüm Ermeniler göç ettirilmemiĢti. Osmanlı‟ya sadık kalan, hasta, yaĢlı, çocuk ve kadınlar göç ettirilmemiĢti. Göçe sadece Osmanlı için tehdit unsuru olan Ermeniler gönderilmiĢti.29 Üstelik savaĢ sonrasında isteyen Ermeniler eski yerleĢim yerlerine geri dönebilmiĢlerdir ve tüm malları devlet garantisi altında geri iade edilmiĢtir.

28 29

Alkan, A.g.e., s. 98-103 A.g.e., s. 203-204

35

B. ERMENĠ TERÖRÜNÜN DOĞUġU Bugünkü Ermeni terörünün ilk öncüsü, 1920‟lerde, Batı Avrupa‟da sürgünde yaĢayan birçok eski Osmanlı yetkilisine suikast düzenleyen “Nemesis” (Eski Yunan adalet ve intikam tanrıçası) adlı bir TaĢnak alt örgütüdür.
30

Osmanlı devlet adamları Talat PaĢa, Sait Halim

PaĢa, Bahattin ġakir Bey, Cemal Azmi Bey ve Cemal PaĢa 1921-1922 tarihleri arasında Ermeniler tarafından öldürülmüĢtür. Ermeniler Atatürk‟e de suikast giriĢiminde bulunmuĢlar fakat bu giriĢimleri baĢarısız olmuĢtur. C. ASALA (Ermenistan’ın KuruluĢu Ġçin Gizli Ermeni Örgütü)31 Ermenistan‟ın KuruluĢu Ġçin Gizli Ermeni Örgütü (Armanian Secret Army for Liberation of Armeni) adıyla Lübnan‟da kurulan terör örgütü ASALA, ilk terör eylemini 1975 yılında Viyana‟da Türkiye‟nin Avusturya Büyükelçisi DaniĢ Tunagil‟i öldürerek yapmıĢtır. ASALA‟nın kurucusu Agop Agopyan diye bilinen, fakat gerçek adını yardımcısının dahi bilmediği, Lübnan Ermenilerinden olduğu tahmin edilen bir komünisttir. Örgütün temel amacında Doğu Anadolu Bölgesi‟ni Türkiye topraklarından koparmak ve soykırım yaptığı düĢüncesiyle Türkiye‟yi cezalandırmak vardı. Örgüt, Ermenilere ait toprakların Türkiye‟nin iĢgali altında olduğunu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu‟nun büyük bir bölümünü kapsayan bu toprakların Ermenilere geri verilmesi gerektiğini savunuyordu. Ayrıca Türkiye‟nin 1915 yılında yaĢanan göç olayında 1,5 milyon Ermeni‟yi katlettiğini ve buna karĢılık olarak bir tazminatın ödenmesi gerektiğini savunuyordu. ASALA, Marksist-Leninist bir düĢünceye sahipti. Arkasındaki devlet ise Sovyet Rusya idi. 1970‟li yılların baĢında, Kırım‟ın Sivastopol Ģehrindeki, Rus Askeri Akademisi‟nde silah kullanımından, bomba yapımına, suikasttan uçak kaçırmaya, soygunculuktan kitle tahrikçiliğe kadar her Ģey öğretilmiĢtir. ASALA‟nın en büyük destekçisi ise Sovyet Rusya‟nın doğrudan kontrol ettiği Hıristiyan bir Filistinli olan Dr George HabbaĢ tarafından liderliğindeki Filistin‟in KurtuluĢu için Halk Cephe (PFLP) idi .

30 31

A.g.e., s. 207 A.g.e., s. 211-253

36

ASALA eylemlerinin çoğu belirlenmiĢ kiĢilerin vurularak öldürülmesine yönelikti. Ġyi bir eğitim alan bu örgüt çok profesyonelce yönetilmiĢtir. Örgüt, dünyanın her yerinde eylem yapabilme yeteneğine sahiptir. Türk DıĢiĢlerinin istihbaratına göre KGB, ASALA‟ya sadece destek vermekle kalmamıĢ, aynı zamanda eylemlere de bizzat katılmıĢtır.32 ASALA‟nın örgüt yapılanması hücre modelindedir. Bir hücrede 2 yada 4 kiĢi vardı. Hücrelerin görevleri, örgütün eylemlerinden, kaynak finanse etmeye, örgüte yararı dokunabilecek kimselerle irtibat halinde olup onları kazanmaya kadar uzanan pek çok iĢi kapsamaktadır. ASALA‟ya Rusya‟nın dıĢında, Filistin‟in, Fransa‟nın, Suriye‟nin, Yunanistan‟ın ve tabi ki Ermenistan‟ın büyük desteği olmuĢtur. ASALA eylemlerinde bu ülkelerden açıkça destek almıĢ, finansal kaynağını buralardan temin etmiĢtir. ABD ve diğer Avrupa ülkeleri ise ASALA‟nın eylemlerine karĢı çıkar gibi görünseler de örgütün savunduğu Ermeni Soykırımı iddiasını desteklemiĢlerdir. Abdullah Öcalan‟ın da aslında bir Ermeni olması ve ortak amaçlarının Türkiye‟nin toprak bütünlüğüne yönelik tehditler içermesi nedeniyle ASALA ile PKK arasında da ciddi bir iĢbirliği vardır. Aralarındaki iĢbirliğinin esası Doğu ve Güneydoğu Anadolu‟da Ermeni - Kürt Federe Devleti kurmaya yöneliktir. ASALA, diplomatik cinayetlerin dıĢında, Ankara Esenboğa Havalimanı, Ġstanbul KapalıçarĢı, Paris Orly Havalimanı gibi sivil halkın kullandığı alanlarda kanlı bombalama eylemleri yapmıĢ ve birçok masum insanı katletmiĢtir. Özellikle Orly Katliamı (28‟i Türk toplam 60 kiĢi yaralandı ve 2‟si Türk, 4‟ü Fransız, 1‟i Amerikalı ve 1‟i de Ġsveçli olmak üzere toplam 8 kiĢi de hayatını kaybetti) ile Batılı ülkelerin de tepkisini çekmiĢ ve destek kaybetmiĢtir. Bu durum örgütte bölünmelere yol açmıĢtır. Bölünmeden ASALA RM (ASALA Ġhtilalci Hareketi) adlı bir örgüt daha ortaya çıkar. ASALA ile ASALA RM arasında karĢılıklı adam öldürmeler görülür. Ġki grup da birbirlerinin üst düzey yöneticilerine karĢı saldırılar düzenlerler. ġam‟da HabbaĢ‟ın koruması altında yaĢayan Agopyan‟ın Yunanistan‟da bir trende öldürüldüğü haberi çıkar. Ermeniler bu iddiayı yalanlasalar da Agopyan‟ın adı ondan sonra hiçbir operasyonda duyulmaz.

32

A.g.e., s. 214-215

37

Türkiye ise ASALA‟ya karĢı hiçbir zaman resmi bir mücadele baĢlatmamıĢtır. Fakat o dönemde basında çıkan haberlere göre –bu tam da ASALA ile ASALA RM‟nin birbirleri ile mücadeleye giriĢip birbirlerinin üst düzey yöneticileri ve üyelerini öldürdüğü zamana denk gelir- Türkiye özel tim göndererek ASALA‟ya karĢı operasyonlar düzenlemiĢtir. D. JCAG (Ermeni Soykırımı Ġçin Adalet Komandosu) Amerika‟daki Ermenilerin çokluğu, Ermenilerin Protestan oluĢu ve misyonerlik faaliyetleri ile Ermeni Meselesi‟nde Ermenilerin tarafını tutan Amerika, ASALA‟nın Marksist-Leninist oluĢu sebebiyle ona pek sıcak bakmıyordu. ASALA‟ya alternatif olarak JCAG (Justise Commandes of the Armenian Genocide) kuruldu. Örgüt, en az ASALA kadar Türk düĢmanıdır. 1976 yılında Amerikalı TaĢnak üyeleri ve onun alt kolu olan Nemesis üyelerince kurulmuĢtur. ASALA ile aralarındaki fark ideolojiktir. ASALA Marksist-Leninist anlayıĢa sahiptir ve Sovyetler Birliği‟ni müttefik kabul eder. JCAG ise anti-komünisttir. Mücadelesi için Amerika‟yı ve batılı devletleri müttefik kabul eder. Amacı Sevr‟i tekrar diriltmektir. E. DĠĞER ERMENĠ TERÖR ÖRGÜTLERĠ ARA (Ermen Ġhtilal Ordusu) : 1983 yılında ASALA‟dan ayrıldığı tahmin edilmektedir. Fakat görüĢleri JCAG‟ı anımsatmaktadır. Brüksel, Lizbon ve Viyana‟da Türk diplomatlara ve Türk vatandaĢlarına karĢı saldırılar düzenlemiĢtir. NAR (Yeni Emeni Mukavemeti) : Ġlk olarak 1977‟de adını duyuran örgüt 7 saldırı düzenlemiĢtir. 1980 yılından sonra ismi bir daha duyulmamıĢtır. NUPA (Ermenistan Milli Birlik Partisi) : 1963 yılında Rusya‟da kurulmuĢtur. Amacı diğer Ermeni örgütlerden farksızdır. ÇalıĢmalarına hala devam etmektedir. AHHRMG (Ermeni Helsinki Ġnsan Hakları Azınlık Grubu) : 1977‟de Rusya‟da kurulmuĢtur. Amacı diğer Ermeni örgütlerden farksızdır. ÇalıĢmalarına hala devam etmektedir.

38

Eğitim ve Faaliyetleri Bilinmeyen Diğer Ermeni Örgütler : Ermeni Ġstiklal Cephesi, Ermeni Ġntikam Grubu, Mukavemeti TeĢkilatı vs.33 Ermeni Ġstiklal Ordusu, Gençlik Saldırı TeĢkilatı, Ermeni

V. TÜRKĠYE'DE HALA FAALĠYETLERĠNE DEVAM EDEN BAġLICA TERÖR ÖRGÜTLERĠ34 1) Devrimci Halk KurtuluĢ Partisi/Cephesi (DHKP/C) 2) MKP (Maoist Komünist Partisi) 3) TKP/ML - KONFERANS 4) Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) 5) PKK/KONGRA-GEL (Kürdistan Halk Kongresi-KHK) 6) Kürdistan Devrim Partisi (PġK) 7) Kürdistan Demokrat Partisi/Bakur (PDK/Bakur) 8) Hizbullah 9) Hilafet Devleti (HD) 10) Ġslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi (ĠBDA/C) 11) Tevhid-Selam (Kudüs Ordusu) 12) El Kaide Terör Örgütü Türkiye Yapılanması

33 34

A.g.e., s. 236-237 http://www.egm.gov.tr/temuh/terorgrup1.html , 17.02.2010

39

SONUÇ
Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kesiĢim noktasında bulunan ülkemiz, doğal kaynaklarıyla, sahip olduğu kültürel değerleriyle ve stratejik önemiyle dünyanın en gözde mekanlarının baĢında gelmektedir. Osmanlı döneminde 3 kıtada birden hakimiyet süren Türk halkı, içinde barındırdığı etnik değerlerle birlikte yüzyıllar boyunca kardeĢçe yaĢamıĢtır. Emperyalist güçlerin yurdumuz üzerinde oynadığı oyunlarla birlikte baĢ gösteren iç karıĢıklıklar sonucu Osmanlı Ġmparatorluğu yıkılmıĢ, Atatürk‟ün öncülüğünde verilen Milli Mücadele ile birlikte bugünkü Türkiye Cumhuriyeti kurulmuĢtur. Türkiye ve Türk halkı üzerinde bitmek bilmeyen hedefleri olan kirli eller, ġark Meselesi doğrultusunda planlar yapmakta, halkımızın kardeĢliğine balta vurmaktadır. Çok partili hayata geçiĢle birlikte bir zemine oturan Marksist-Leninist faaliyetler, 1961 Anayasası‟nın getirdiği hak ve özgürlüklerle örgütleĢme safhasına taĢınmıĢ ve ülkemizde terör faaliyetlerinin temeli atılmıĢtır. Sol örgütlere karĢı kurulan sağ örgütlerle birlikte sağ-sol çatıĢmasının içerisine sürüklenen ülkemiz beĢ binden fazla gencini bu çatıĢmalarda kaybetmiĢtir. YaĢanan çatıĢma ortamıyla birlikte bir de askeri darbe yaĢayan Türkiye, geleceğini terör eylemlerinde yitirmiĢtir. 1980‟li yıllardan itibaren bölücü terör faaliyetlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte yeniden huzursuzluk ortamının yaĢandığı Türkiye‟de binlerce insan terör eylemlerinde hayatını kaybetmiĢ, Türk halkının geleceği olan milyarlarca lira savaĢ alanlarında harcanmıĢtır. 1990‟lı yıllardan sonra ise dini motifli örgütlere karĢı mücadele veren Türkiye ve Türk halkı 50 yılı aĢkın süredir terörle iç içe yaĢamaktadır. Bu yüzden terör olayları iyi analiz edilmeli, teröre karĢı gerekli önlemler alınmalıdır.

40

KAYNAKÇA
KĠTAPLAR Alkan, Necati, Gençlik ve Terörizm, TEMUH Dairesi BaĢkanlığı Yay. , Ankara, 2002 Altuğ, Yılmaz, Terörün Anatomisi, Altın Kitaplar, Ġstanbul 1995, 1. baskı Avcı, Gültekin, Entrikalar Ağında Kürt Buhranı, Metropol Yayınları, Ġstanbul 2008 Çitlioğlu, Ercan, Tahran-Ankara Hattında Hizbullah , Ümit Yayıncılık, Ankara, 2001 Hatipoğlu, Ö. Vehbi, Kürt Sorununda Ezber Bozmak, ESAM, Ankara, 2008, 2. baskı Manaz, Abdullah, Türkiye’ye Yönelik Terör Odakları, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ġstanbul 2006, 2. Baskı ġehirli, Atilla, Türkiye’de Bölücü Terör Hareketleri, Burak Yayınevi, Ġstanbul, 2000

MAKALELER Aksoy, Mustafa, “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde Terörün Neden ve Sonuçları”, Ġnsan Bilimleri Dergisi, ISSN:1303-5134. Alkan, Necati, “Emniyet Müdürü Muzaffer Erkan İle Türkiye’de Terör Üzerine Sözlü Tarih Çalışması”, Polis Bilimleri Dergisi, cilt 8(2). Can, Aydın, “Türkiye’yi Parçalama Planları”, Çukurova Üniversitesi SAM, 09.07.2008. TaĢkın, Ahmet, “Terörizm ve İtaatsizlik”, Polis Bilimleri Dergisi, cilt 6(1-2). Töreli, Türkmen, ”PKK Terör Örgütü (Tarihsel ve Siyasal Gelişim Süreci Bakımından İncelenmesi : 1978-1998)”, SDÜ Doktora Tezi, s31-36. ĠNTERNET SĠTELERĠ http://www.belgenet.com/dava/dava09.html http://www.egm.gov.tr/temuh/terorgrup1.html

41

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful