FUSUSU'L-HiKEM TERCUME'VE ~ERHi II

Ahmed Avni Konuk

M.U. iLAHiYAT FAKULTESi V AKFI YAYINLARI Nu.50

FUSOSU'L-HiKEM

•• •

TERCUME VE ~ERHI

II

Ahmed Avni Konuk

Prof.Dr. Mustafa TAHRALI

Yrd.Do<;.Dr. Selcuk ERA YDIN

Hazirlauanlar

iSTANBUL 2005

M.ll. iLAHiYAT FAKllLTESi VAKFI YAYINLARI Nu.SO

ISBN 975-548-036-6 (TakIm) ISBN 975-548-177-X (2. Cilt)

Bash-Cilt Ulus Matbaasi

4. Basim

Aralrk 2005 iSTANBUL

M.D. Il ah iy at Fakiiltesi Vakfi Yaymlan Mahir Iz Cad, Nu.2 Bag larbasi 34662 DSKDDAR / iSTANBUL

Tel. : 0216 651 15 06 - 651 15 05 Fax: 0216 651 00 61 - 651 14 72

"

i <;;. i N D E K i L E R

iKiNCiciLDi TAKDIM EDERKEN (M. Tahralt-SiBraydm) : 7

FUSUSU'L-HiKEMDE TEZADLI iFADELER VE

VAHDET-i VUCUD (M. Tahrah) ; , 9

A. A Y n i yet v eGa y r i yet 12

1. Viiciid Birdir ve Her Seyi Kusatrmstir : 1~

2. Yokluk, Varolus ve Zuhiir ~ 17

3. Halk-i Cedid ve Teceddtid-i Emsal.. 18

4. iHihi Sifat ve isimler 23

5. Viiciid Mertebeleri 27

6. Viiciid Mertebeleriyle 'ilgili Bazi Misaller 31

B. Mer t e bel e r i n H ii k m ii n e Ria yet 36

FUSUSUL-HiKEM TERCUME VE SERHiII.C. (A.A. Konuk) 1-352

IV. BU FASS-I MUNIF KELiME-i iDRiSSiYYE'DE MUNDEMic OLAN

"HiKMET-i KUDDUSiYYE"NiN BEyANINDADIR. 1

V. [KELiME-i iBRAHIMiYYE'DE MUNDEMic "HiKMET-i

MUHEYYEMiYYE"NiN BEYANINDA OLAN 'FASTIR) 43

-Her Bir Emrin Hakk'a Suret-i Riicu'u 51

- Mesnevi Serhi ;............................ 80

VI. KELiME-i iSHAKIYYE'DE MUNDEMic "HiKMET-i

HAKKIYYE"NiN BEYANINDA OLAN FASTIR 93

- Mesnevi Serhi 133

VII. [KELiME-i iSMAILiYYE'DE MUNDEMic "HiKMET-i

ALiYYE'NiN BEYANINDA OLAN FASTIR) 137

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE SERI~i

VIII. BU FAS KELiME-i YA'KUBiYYE'OE MUNOEMic OLAN

"HiKMET-i RUHiYYE" BEyANINOADIR 169

-(Viicud ve Mertebe1eri) ;..... 181

-(ilm-i Zati ve Ilm-i Slfati) 187

- Mesnevi Serhi : ;....................................... 209

IX. (KELiME-i YUSUF'iYYE'OE MUNOEMic "HiKMET"i

NURiYYE"NiN BEyA.NINOA OLAN FASTIR 219

-(Hazarat-.l Hamse) : ; 221

-Mesnevi Serhi 262

X (KI;LiME-i HUOiYYE'OE MUNOEMic "HiKMET-i

AHAOiYYE"NiN BEyA.NINOA OLAN FASTIR] 267

-Mesnevi Serhi 325

XI [KELiME-i SA.LiHiYYE'OE MUNOEMi~ "HiKMET-i FUTUHiYYE"NiN BEyA.NINOA OLAN FASTIR) ...........•..... 329

-Mesnevi Serhi 350

-Liigat~e 355

-A.yet-i Kerimeler Indeksi 377

-Hadis-i Serifler indeksi : 379

=-Sahrs, Melek ve Yer isimleri Indeksi 381

-Kitap ve Fas Isimleri indeksi 383

-Isttlahlar ve Bazr Kelimeler Indeksi , ................•.................. 384

-Fususu'l-Hikem Arapca Metni

-6-

iKiNCi' CiLDi TAKDiM EDERKEN

Merhum Ahmed Avni Bey'in Fusiisu'I~HikemTerciime ve~~hi'rtin L cildini 1987 yih baslannda nesretmis idik. Il ,: cildin r:te§ir irnkamna erismesi ise, i~ yil .. sonra gerceklesti,

Mahdut-sayida basilma zaniretine ragmen, boyle bir eserin Tiirk.-isl~m kiilturime kazandlrllmasl dii§iincesini, Marmara Universitesi ilabiyat Fakultesi. Vakfi r Miitevelli beyeti bizimlepaylasarak, VMm yaymlan .arasmdaeserin bu ve di:'. ger ciltIerinin crkmasma karar verdiler, Kendilerine burada tesekkuru birbor~ biliriz.

Birinci . cildin takdim yazismda belirttigimiz gibi, 'eserin dilinin, bugunkti dilden farkh olmasi, okunup anlasrlmasmi ilk nazarda zorlastmyor gibi goriinii.,.{ yorsa da, eserin tamarm okundugundabu gii~liigiin asilacagr anlasilacaknr ... ~.,

Bugiin din ilimlerinde kullamlan dile nisbetle, serhte kullamlan dilin zenginligi ve ifade giiciiniin iistiii1lii~ii dikkatirni.zi cekmektedir. Yiiksek ve derin manalar icin islenmis ~e niianslan cokolanbir dile ihtiyac oldugu da, bir gercek olarak karsmuza cikmaktadrr. Memleketimizde biryonden Tiirk~e. fakirlesirken dii§iinceninslgla§tlgl ve basitlestigi; ve diger yonden manevtdusunceden uzakla-

,. I

smca, dilin 'maddimanalara dogru kaydigr ve kabalastigi da bir vakia olarak go-

riinmektedir. . . ~ .

Fusiisu'I-Hikem'in terciime ve serhleriyle ilgilenen kimselerin gunumuzdeki dil meselesini bu yonden de degerlendireceklerini saniyoruz.

Fusiis ve ~erhi'nin .onumuze getirdigi dint. manevt ve tasavvufi tefekkur seviyesi ise, din ilimleri ve dustincesi ile alakah kimselerin hemen dikkatini cekecektir kanaatindeyiz. Eserde ele almip islenen. konular bir yonuyle tamamen "arii' , , "vell" ve "Insan-i kamil"leri ilgilendiriyorsa da, diger yonden "inan~n insan"m ezeli ve ebedi meselelerine l§lk getirmekte ve yon gostermekte oldugunu goruyoruz, Temennimiz bu yonden, eserln gelecekteki Trirk-islam dti§~ncesi- .

ne bir katkisi olmasidrr. '

GerekIbnu'f-Arabt'nin eserlerine ve bilha~sa ,"Fusiisu'I-Hikem"ine ve gerekse diger mutasavvrflarin bu neviden eserlerine karsi yapilan itiraz 've tenkitler, muelliflerin saghgmda oldugu gibi,vefatIanndan sonra .da devam etmistir.

. . ...

Asrrlardir bu boyledir. Bu duruma bir ~are bulunmus .olmasi gerekir diye Ou§iin-

mek miimkiin ise de, Istldat ve kabiliyetlerin farkh olmasi, Him ve tefekkiir

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE $ERHi

sahalarmda bir derecelenme neticesini ortaya cikarrms ve mutlak bir ittifak olmamisnr. Bu derecelenme her ilmin kendi mensuplari arasmda mevcut oldugu gibi, bir ilmin diger bir ilme nisbeti soz konusu oldugunda daha da belirgin bir. hal alrrusnr. Her alim ve miitefekkirin ittifak edecegi yiiksek bir idrak seviyesr aramak yerine, insanm kendi had, istidat ve kapasitesini idrak ettirecek bir ogretim ve egitim anlayisi, netice vermiyecek munakasalardan daha faydah olacaktir kanaatini tasiyoruz.

Bu cildin nesrinde, birinci ciltte kullandrgmuz esaslara riayet ettik. Sarihin kullandigi arapca FuSOs'I-Hikem metnini, 'cildin sonunda, Ebu'J-Ala el-Afifi'nin tenkidli baskisi ile karsilastirarak, farkh yerleri dip notlarda gosterdik. Bu dipnotlan yazan Hattat, Yrd. Doc. Dr. Muhittin Serin Bey'e tesekkur ederiz. Liigatce I. cilde bir ek olarak hazrrlanmisnr: Bu ciltte de genisce bir "IstIlahlar ve bUI kelimeler indeksi" vermeyi uygun bulduk, eseri okuyanlar, aradiklari bir konu ve hatta bir ciimleyi bulmak icin bu indeksten kolayca istifade edebileceklerdir. Tasavvufi edebiyat ve siirle mesgul olanlar, bir kelime veya kelime grubuna bakarak, ellerindeki metni veya isnlahr manalandrrmak imkanma ulasabileceklerdir.

Bu Indeksi siralamakta, "bilgisayar"r programlayarak bize yardrmcr olan . Yrd. D~.Dr. 'Saim YepremBey'e tesekkurlerimizi burada ifade etmek isteriz.

Bu ciltteki Ya'kub Fassr'mn musveddesini daktiloya ceken Yrd. D~.

Dr. H. Kamil Yilmaz Bey'e ve eserin isteklerimize uygun yaymlanmasi icin gay, ret gosteren M.O. ilahiyat Fakiiltesi Vakfi Yaymlan editoru Mehmet Kihc Bey'e ayn ayn tesekkur ederiz. Sarih Ahmet Avni Konuk Bey'i tekrar rahmetle anar, . eserin ii~iincii ve dorduncu ciltlerini daha kisa bir zaman icinde yaymlayabilmek imkarnm bize vermesini Cenab-i Hak'tan niyaz ederiz.

22 Kasim 1988 - Baglarbasi

Doc. t~r. Mustafa TAHRALI M. U. ilahiyat Fakiiltesi Tasavvuf Ti'irihi OgretimUyesi

Yrd. Doc. Dr. Selcuk Eraydm M. U. ili'ihiyat Fakiiltesi Tasavvuf Tarihi Ogretim Uyesi

-8-

FUsiJSU'L-HiKEMDE TEZADLI iFAnELER VE VAHDET-i vUcOn

Do~. Dr. Mustafa TAHRALI

"Fususu'I Hikem Serhi ve Vahdet-i Viicud ile Alakali Bazr Mes'eleler"l bashkh rnakalede vahdet-i vucud anlayismm "tevhid"in bir yorumu oldugunu ifade etmistik. Bu goruse tekrar kisaca temas etmek istiyoruz. Ismail Hakki Bursevi kelime-i tevhidi su sekilde aciklamaktadir: Tevhidin sureti, yani kelime-i tevhidden ilk nazarda anlasilan zahiri mana "La ma'bude illallah'dir. Bu mana "suri sirk"! ortadan kaldmr ki, "Allah'dan baska ma'bud yoktur" .manasun tasdik ve kabul etmekdir. Tevhidin "hakikat"i ise "hakiki sirk"! ortadan kaldmr. "Hakiki sirk'", "sirk-i vucud" yani vucudda ortakhk, Hakk 'm vucuduna ortak ve Hakk'm viicudundan ayn varhga sahip varltklar oldugunu ileri siirmek, boyle bir kanaat tasimaknr. Kelime-i tevhidin "La mevcude illallah" manasl ise "hakiki tevhid"dir. Fakat yalmz lisanla bu kanaati tasiyarak zikretmek demek degildir; hatta kalble marifet dahi kifayet etmez. Zira "zevk-l tevhid", yani tevhidin bu derecede zevk olarak yasanmasi "tevhidin ilmi"nin fevkmdedir.? Bursevi'nin bu sozlerinden SU anlastlmaktadir ki, "vuctrdda ortaklik " olmadigr idraki vahdet-i viicud anlayrsnu ortaya cikarmakla beraber, bu doktrinin dil, akil ve ilimIe ifade edilmesi, hatta "kalble ma'rifet"ine ulasilmasi bile yeterli degildir. Tevhidin insamn butiin melekeleri ve varhgmda "zevk" edilmesi sarttir. Bu "zevk" ise muhtelif yollarla elde edilen akli ve hatta kalbi "tevhid ilmi "nintisttindedir.

Mutasavviflarm bu hususu belirttikleri ve, bu noktaya daima dikkat cektikleri goz ontinde tutulmahdlr. Zira hudutlu olan akhn "sonsuz

1. A, Avni Konuk: Fusilsu'I-Hikem Terciime ve ~erhi'nin evvelinde, C.I, s.

XXIX-LXIV.

2. Ismall Hakkr Bursevi; Kitabii'n-Netice, (Muellif nushasi, Bursa Genel Ktb. 64), yk. 81 b. Ayrn eserin bir baska yerinde: "Hakikat-i tevhid la-mevcude ilIallah, vahdet-i vucud ma'nasma ... " yk. lO'a; ve ayrica yk. 2pb.

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE ~ERHi

olan hakikat"i idrakten ve bu "hakikat"i tam manasryla dil ve ilim ile tavsif ve anlatmaktan adz ve kifayetsiz oldugu soylenegelmistir. Nitekim "iman"m "zevk" olarak yasanmasi baska, ilim ve tefekktirle aklen ifade edilmesi baskadir. Iman sahibiolmayan bir kimse de "iman"m msil bir sey oldugunu, mu'minlerin yazdiklarmdanhareketle ve onlarm hal ve davramslanm musahede suretiyle akil ve dil ile ifade etmeye muvaffak olsa bile, ilmi ne kadar yuksek olursa olsun, "'iman zevki" kendisinde olmadlglic;in,' "iman"dan mahrum kalacak ve imarun ne oldugu hakkmda da "hakiki bir bilgi" sahibi olarmyacaktir. Iman\ kelime-i tevhidin ilk manasrm "akII"la degil, "kalb" ile tasdik demek olduguna gore, diger manalarma terakki edebilmek de "kalb" sayesinde gerceklesecegi mutasavviflann sozlerinden anlasilmaktadir. Fakat bu "kalb ile tasdik" ve "kalb ile marifet'In otesinde bir dereceden daha soz edilmektedir ki, 0 da tevhidin biitiin manalanmn "zevk" edilmesi-. dir. lste "zevk ehli"nin dil, akil veilimler ile ifade ettikleri manalann iizerinde cahsmak ve fikirlerinin anlasilmasma gayret etmek de asirlardir yapilagelen . faaliyetlerdendir. .

"Zevk", "ke~f" ve "§uhud" ehli olan kimselerin ifade ve aciklamalanna gore "Vucud birdir; 0 da Hakk'rn vucududur">."

Bu makalede "vucudun birtigi ' ve "vucudda ortakligm olmadigi" konusunu, tezadh ve birbirine zid ve mutekabil olan ifadeler bakimmdan ele ahp kisaca incelemeyi dusunuyoruz, Gerci yukanda soziinii ettigimiz makalede "tezadh ifadeler " e bir nebze temas etmistik. Simdi Ise vahdet-i vucud anlayismi bu yonden incelerken, insarun hissi ve akli idrakine gore varhkta "ikilik" oldugu, yani Hakk'm viicudu He mahluklarm varhgmm ayn ayn mevcfid oldugu kanaatini ifade eden "gayriyyet" mefhumu ve bu iki varhgin "hakikat"te birbirinin her yonden ve her bakimdan gayri olmayip, Hakk'rn vucudunun mahlukun varhginm "ayn"r, yam "hakikat"i ve "zat"l oldugunu ifade eden "ayniyet", mefhfimu iizerinde durmak istiyoruz.

Once sunu hatirlatmak yerinde olacaktir ki, "vucudda ayniyet" yukanda da belirttigimiz gibi, mii'min insanm akli ve hissi olan "gayriyet" duygusudan, tasavvufi usul ve terbiye yoluyla, salikin derece derece yiikselerek ula§tlgi bir idrak, "vecd" ve "zevk'<tir.vSu halde gerekli rnanevi terbiye yollanndan.igecrnemis bir mii'minin idrakinin "gayriyet" anlayrsi uzerine olmasi gayer tabiidir. Mutasavviflar da

3. A. Avni Konuk; A. g.e., C.I, s.21, 243, 276, 294.

-10-

FUSUSU'L-HIKEMDE TEZADLI iFADELER VE VAHDET-i VDCOD

"ayniyet" idrakine ulasmadan once, mii'min olarak,elbette "gayriyet" mevcud oldugu kanaatini ta~lyorlardl.. Molla Cami'nin meshur rubaisinin manzum terciimesinin:

Ben bilmez idim gizli eytin hep sen imissin

misramdaki "Ben bilmez idim" bu duygunun ifadesidir. Onun icin sufiler "ayniyet"ten bahsettikleri zaman, onlan "gayriyet" anlayismdan kurtanp, derece derece bu idrake yiikselten "hal", "makam", "tecelIi;', "fena'", "baka", "cern'" "fark" ve "sahv" v.s. gibi tek tek yasamlmasi, "zevk" edilmesi gerekli merhalelerden gectikleri ve mertebelerine gore "ayniyet" veya "gayriyet"ten bahsettikleri unutulmamahdir. Surasi da muhakkaktir ki, bu tasavvufi rstilah ve ifadelerin yazilmasi ve incelenmesiyle de ortaya bir "ilim" cikmis ve "nazari" diyebilecegimiz genis bir malumat dile getirilmistir. Aslmda kitaplarda yazih olan da tasavvufun nazariyandir. Fususu '1- Hikem' deki ifadeler, bir "ke~f", "suhud" ve "zevk"ten haber veriyorsa da, 0 "hal "lerin kendisi degildir. Okuyucu icin ise bir "bilgi' 'yi tasiyan ciimlelerden ibarettir. Serhlerde karsilastrgmuz ifadeler de "zevki bilgiler"i aciklayan, ~arihine gore "zevk"le te'yid edilmis nazari bilgilerdir. Fakat bu noktada dikkati ceken baz; seyler vardir ki, diger herhangi bir ilmin nazari ifadelerinde rastlanmamaktadir. .Iste bunlardan biri de" kanaatimizce "tezadh ifadeler"dir. Akil ile dile getirilen her bilginin aklm kaidelerine uygun olmasi, birbirini nakzetmemesi gerektigi halde, tasavvufi eserlerde ve bilhassa Fususu'I-Hfkem ve ~erhi'nde birbirine ZIt ifadelere sik sik rastlamaktayiz. Tasavvufi bilginin kaynaginm "ilham", "ke~if", "tec.elli" ve "~uhud" olmasi, baska bir soyleyisle "kalbi" olup "aklm otesit'ndeolmasi, bu bilgi ve idrakin insanm akil gucii kullamlarak dil ile ifade edilmesine engel teskil etmemekle beraber, tislub ve muhakemede bir farkhhgm ortaya cikmasma sebep 01- maktadir. Hatta "tecelli" yoluyla elde edilen bazr ilimlerin, aklm hiikiimlerine muhalif ve ZIt oldugu acikca beyan" edilmistir. 4 Vahdet-i viicud anlayismm da akil ve istidlal yoluyla elde edilmis bir bilgi olmadigl, fakat "kesf" ve "~uhud" neticesinde idrak edilmis oldugu, sufilerin yazrp soylediklerinden anlasilmaktadir. Bu doktrinin, islam aleminde felsefeci, kelamci ve diger akli ilim kollan mensuplan arasmda zuhura gelmeyip, tasavvuf ehli arasmda tesekkul etmesi "akli" birdii-

4. A.g.e. C.I, ,s,14.

-11-

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE ~ERHi

sunce ve "felsefi'" bir doktrin olmadigmi gostermektedir. ,. Akli" olarak "vticudun birligi " anlatilacak olsaydi, karsnmza ya Tanrr'yi tabiattan ibaret farz eden "natiiralist panteizm" veya O'nu "reel fikir ve dustmcelerv'e irca eden "idealist panteizm"5 cikardi. Bu sistemi kuran ve benimseyenler ise, Batr'da oldugu gibi, filozoflar olurdu. Akh vas Ita ve olcu olarak kullanan "akli" (rasyonalist) bir ifade ve siste-

min geregi de budur.. . .

Fakat "vahdet-i viicud;' kesif ve tecelli neticesinde idrak edilip akilla ifade edildigi zaman: Hak halknr, Hak halk degildir; Rab kuldur, Rab kul degildir; Hakikat ve batm bakirrundan varhklar Hak'trr, surer ve zahir bakimmdan varhklar Hak degildir; varhklar bir yonden Hak'tir , bir yonden Hak degildir " gibi aklen, ya tamamen veya kismen birbirine zit gorunen soyleyisler ortaya cikrrus olmaktadir. Acaba bu ve benzeri ZIt ifadeler "ke~if" ve "~uhud" ile elde edilen hangi bilgilerden dolaYlsoylenmektedir? Adi gecen makalede bazr noktala-' nru kisaca aciklamaya cahsngmuz bu mes'eleyi, simdi de icinde bulundugumuz yaranhs alemi ile Hakk'm viicudu arasmdaki munasebet yoniinden ele alarak incelemeye gayret edecegiz.

A. A y n iy e t v eGa y r i yet:

Fusus ve Serhi'nde tezadh ifadeleri ortaya cikaran sebebin, "viivucud'<da "ayniyet" ve "gayriyet" gibi birbirine ZIt iki idrak farkmdan ileri geldigi dusurnlyoruz. Once bu iki kavramla ne kasdedildigini inceleyip, soma konunun esasma gececegiz. A. Avni Bey Serht'nin "Mukaddime" sinde bu bashk altmda mes' eleyi kisaca ele almisnr.: Bu iki ZIt kavram, adeta Fusus'taki butiin ZIt ifadeleri hulasa etmektedir diyebiliriz.

"Aym" ve "gayn" kelimeleri gerek Fusus ve gerekse ~erhi'nde sik sik gecen kelimelerdir. Burada sunu belirtmek yerinde olacaktir ki, "ayn" kelimesi "t~pkl olmak" manasi ifade ettigi gibi, bir seyin "zat ve hakikat"i veaynca bir seyin maddesi, cismi ve sahsi rnanasim da ifade etmektedir. Su halde "ayniyet" kelimesinde bu manalann oldugu, bir seyin "aym" denilince 0 seyin hem "ayn"l, yani "ha-

,

5, Panteizmin vahdet-i vucud demek olmadrgi ve ikisi arasmdaki farklar icin bkz.:

Siileyman Hayri Bolay: Tiirkiyede Ruhcu ve Maddeci Gorii!1iin Miicadelesi, Yagmur Yay, istanbul 1967, s, 256-263 ve ayru yazann Felsefi Doktrinler Sozliigii, Otiiken Yay, istanbul 1979, s. 196-197 "Panteizm " maddesi.

-12-

FUSUSU'L-HiKEMDE TEZADLI iFADELER VE VAHDET-i VDCUD

kikat"i ve "zat"l kasdedildigi veya "benzeri ve npkisi " denilmek istendigi, veyahut madde ve cismine isaret olundugu unutulmamahdir. Fusus metni ve $erhi'nde "aym" kelimesini, zaman zaman ("ayn"l) seklinde yazarak manaya dikkat cekmek istedik ise de, bunu daima belirtmek miimkiin olamarmstir. Ibnu'J-Arabi bu kelimeyi kullandigi yerlerde, bazan bu birkac manayr birden kasdetmekte, ~erh'de ise bu manalarm biri veya hepsi goz onune almarak aciklama yapilmaktadir. "Ayn" kelimesini icinde bulunduran bir cumleye birbirine ZIt veya biribirinden farkh rnanalar verebilmek de bundan dolayi rmimkun olabilmektedir. Zira bir seyin "zat" ve hakikat"i ile "cisrn'"i ve "~ahs"l aym sey degildir.

Fususu'J-Hikem ve ~erhi'nde "Hak zan bakmundan esyadan munezzehdir; taayyiin bakimmdan miinezzeh degildir"; "Hak zan bakrmmdan esyanm ayrndir: fakat taayyiin bakimmdan gayndir ";« "Sen 0 degilsin; belki sen O'sun "? "Eger istersen kevn halktrr , dersin; ve eger istersen kevn Hak'tir dersin; ve eger istersen kevn Hak olan halknr dersin; ve eger istersen her vecihden halk degildir dersin; ve eger istersen kevn hakkmda hay ret ile kail olursun"8 "Ne Mevla abd olur ve ne de abd Mevla olur ">: "Sen abdsin ve sen Rab'sin"l0 gibi birbirine ZIt ve bir biriyle tezad teskil eden ifadelerin .yer aldigmi goruyoruz.

A.Avni Bey "Rab ile abd arasmda ayniyet ve gayriyetin ikisi de sabit ve mtitehakkiktir. 0 bir vech ile, bu da bir vech iledir" I I ciimlesinin ilk nazarda iki ziddm birlesmesi manasnu hissettirdigi icin muhal addedilebilecegini, bu ifadenin mantik kadesine uymadigmi ve "iki zid birlesemez' kaidesinin dogru oldugunu soyler. Fakat burada soz konusu olan zithgm "liigavi" degil "lstllahi" oldugunu belirterek, "lstllahi zltl~k"m bir arada ictima edebilecegini ifade eder. Bunu aciklamak icin de su misali verir: Nur ile zulmet liigat itibariyle ve rnaddeten birbirine zitnr. Bu ikisi aym anda ve aym mahalde ictima edemezler. Fakat istiare yoluyla "golge"yezulmet derrilebilir; istilah ve kabul itibariyle bu miimkiindiir. Bu takdirde zulmet olarak kabul edilen "golge"nin "nur" ile aym zaman ve ayru mekanda birarada mevcut oldu-

6. A. Avni Konuk; A.g.e., C.I, s. 64.

7. A.g.e., s. 274.

8. Bkz. burada, s. 312.

9. Bkz. burada, s. 158.

10. Bkz. burada, s. 153.

11. A.g.e., C.I., s. 64.

-13-

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE SERHi .

gunu soyleyebiliriz. Cunku "golge" istrlah olarak "zulmet" kabul edilmistir.

Su halde kul ile Rab arasmdaki "hakiki ayniyet" ve "hakiki gayriyet" liigavi ve maddi degil, istrlah! ve manevidir. "iki zid ictirna edemez" sozti maddi ve liigavi manadaki zithk icin gecerlidir. Bu .manadaki zitlarm birlesmesi ve bir araya gelmesi mutasavviflara gore, de muhal ve caiz degildir. Onun icin kul, ve Rab arasmda liigavi ve maddi bir ayniyeti kabul etrriek ve her cesit . gayriyeti inkar etmek ilhad ~~ zmdikhknr. Boyle bir inanca gore "Ibadet eden" ile Ma'bftd ve "secde eden" ile Mescud arasmda hicbir fark kalmamis olur. Ve keza kul He Rab, mahluk ile Halik arasmda maddi ve liigavi her bakimdan haki- , ki bir gayriyet olduguna inanmak, Hahkhk ve mahltikluk nisbeti dismda, ikisiarasmda herhangi bir ayniyeti kabul etmemek ise "hakikat"ten habersiz ve cahil olmak demektir. Halik ile mahluk ve kul ile Rab arasmdaki gayriyet, comlekci He comlekler arasmdaki nisbet gibi degildir. Zira comlekci oliince comleklerin, comlekler yok olunca comlekcininbaki kalmasi, ikisi arasmdaki maddi ve liigavi gayriyetten dolayidir. Kul ile Rab arasmda ise, bir vecihden "lstIlahi ayniyet" ve bir vecihden "lstIlahi gayriyet" vardir. Fakat hicbir zaman ne kul Rab ve ne de Rab kul olur. Cfinkti kul hadis, sonradan olmus, mahluk ve nok'sanhklar sahibidir; Rab ise kadim, baki ve kemal sahibidir.P

A. Avni Bey'Irrbu aciklamalanndan su neticeleri crkarabiliriz:

"Ayniyet" , ve "gayriyet" mefhumlan tasavvuf ehlinin kullandigr, bu ilme mahsus diger rstilahlar gibi iki isnlahtir. Bu kavramlara verilen istilaht mana anlasildigr takdirde, bu kelimelerle ne demek istenildigi anlasilabilecektir. Oyleyse bu ve benzeri istilahlan, giinliik dilde kullarulan liigat manalan ile 'anlamamak gerekmektedir. Her ilmin bir istilah gelistirdigi ve bu isnlahlarla anlanldigi ve anlasildigr malumdur. Tasavvuf ilminin isnlahlanm, mutasavviflann tarif ve kabullerine gore anlamak suretiyle, onlann ifadelerindekasdettikleri mana "aklen" anlasilnus olacaktir. Aynca bu istilahlann vaz' edilis sebebinin sadece "akli" ve "maddi" konulan anlatmak olmadigi, akil ve dil ile ifadesi muskil oian bir takim manevi kesiflerin, musahedelerin ve "kalbi manalar' 'm anlatilmak istendigi unutulmamahdir. Bazi tasavvufi "rnarifet" konulart "akli idrakin fevkInde" 13 oldugu icin, akla ZIt, akh asan ifadelerin

12. A.g.e. C.I, s. 64-66.

13. Bkz. burada, s. 66

-14-

FUSUSU'L-HiKEMDE TEZADLI iFA.DELER VE VAHDET-i VUCUD

ortaya cikmasi da gayer tabiidir. Istilahlarm yeterince bilinmesi bir bakima "akl! idriik"e imkan veriyorsa da, Fusus ve ~erhi'nde sik sik sozii edilen "ayniyet"in bir "hal", "zevk" ve "rnusahede" olarak idrak edilebilmesi icin, tasavvufi terbiye yollanyla beserin enaniyeti, nefsaniyeti ve var zannettigi kendi varhgmi ortadan kaldrrmasi gerektigi 14 anlasilmaktadir. A. Avni Beybu konuda Hafiz'm bir beytini manzum olarak terciime ederek zikretrnistir.

Meyan-l a§lk u ma '§ukta yoktur asIa fark Yolun hicsbs viiciuiundur ortadan kuldtr

i. Hakki Bursevi de Seyh Uftade'nin su beytini bu manada zikretmektedir:

Ehl-i irfan dediler: Sen ctkmsyuice aradan . Bilemezsin kimdir kendtiyi pinhsn eyleyen

Bu iki kavramla ilgili bu bilgileri hatirlattiktan / sonra, bir yonden "ayniyet"i gerektiren, fakat diger bir yonden "gayriyet"in mevcut 01- dugunu soylemek zaniretini ortaya cikaran, vahdef-i vucud doktrininde miihim biryer isgal eden bazr konulan islemeye geciyoruz. Bunlar aym zamanda"ayniyet" ve "gayriyet" kavramlarmm anlasilmasmda da baZl kolayhklar saghyacaknr,

1. Viicud Birdirve Her ~eyi Ku§atIDl§tJr:

"Ve kan' Allahu bi-kulli sey'in muhita" (Nisa, 4/126) ayet-i kerimesine gore. "Allah herseyi, yani biitiin varhklari, hem ilmiyle ve hem de vucuduyla kusatmrsnr. Su halde herhangi bir varhgm Hakk'm vucudu haricinde miistakil bir varhgi yoktur'" Eger O'nun vucudu haricinde herhangi bir sey olabilseydi, O'nun "sonsuz" olan vucuduna bir had ve hudut cizilmis olurdu ki, "mutlak yiicud" hakkmda bunun tasavvur edilmesi mumkun degildir. 17 Oyleyse mutlak olan "vucud" birdir, sonsuzdur ve O'nun haricinde, yani vucudunun kusatmamis 01- dugu, herhangi bir miistakil varhk yoktur.

14. Bkz. burada, s. 294

15. i. Hakki Bursevi; Ruhu'I-Mesnevi, C.I, s. 58.

16. A. Avni Konuk; A.g.e., C.1. s. 9, 237, 274; ve burada bkz. s. 37, 55, 120, 143, 160.

17. A.g.e., s.7.

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE SERHi

Ibn Arabi Fusiisu'I-Hikem'de. soyle demektedir: HEy esyayr kendi nefsinde halk eden! Sen halk ettigin seyi cami'sin. Vucudu mutenahi olmayan seyi sen vucndunda halk edersin>". A. Avni Bey bu ciimleleri soyle aciklamaktadir: Ey varhklan kendi ilminde tasvir edip, mutlak vucudunun tenezziilleriyle, 0 ilmi suretlere, ~u kainat aleminde vucud vermek suretiyle halk eden! Bu halk ettigin esyayi hem "ilim" ve hem de su "ayn", yani~u "kesif cisimler" mertebesinde, Sen kendi nefsinde cami'sin, Bilindigi gibi "ahadiyet" mertebesinde "mutlak zat"m aym olan butun sifat ve isimler, Hak'tan zuhur talebinde bulundular. , '.Alemlerden gani olan Zat' kendi isimlerine bir rahmet olarak kendi zatI ile, kendi zatmda -ve kendi zatma tecelli edip 0 isimlerin suretleri, once "Ilm-i ilahi"de zahir oldu. Bu zuhurun kemali icin "ilmi suretler"in "Him mertebesi"nden "ayn mertebesi"ne, yani kesif olan cisimler mertebesine gelmesi leab etti. Kesafetin gerceklesmesi icin maddenin varhgr gerekiyordu. Halbuki "mutlak vucudt'dan baska bir viicud yoktu. Su halde kesif olan madde ve cisimler aleminin zuhur bulabilmesi icin, mutlak viicudun mertebe mertebe "tenezziil" edip, ilminde subutbulan "ilmi suretler' e ruhlar, misal ve sehadet mertebelerinde, her mertebenin geregine gore, yine "kendi viicudu"ndan bir "suret libasr" giydirdi. Bu demek olur ki, butun taayyiin mertebelerinde zuhur eden Hak'trr.i? Cunku 0 "viicud"un haricinde baska bir vucud yoktur. Su halde. Hak esyayi, yani varhklan kendi nefsinde halk etmistir; ve halk ettigi her seyi cami'dir. Sen "ilim" ve "ayn" mertebelerinde taayyunun. hasebiyle, vucudu mutenahi olmayan seyi kendi viicudunda halk edersin.>'

ibn Arabi'nin bu beytinden ve A.Avni Bey'in aciklamasmdan anlasilan sudur: Varhklar Hakk'm vncudunda zahir olmustur. Ctinkti Hakk'm "vucud'<unun haricindeher hangi birvarhk meveud olamaz. Aynca butun bu yaratilnus varhklarm vucudu .ise Hakk'm vUcuduflun mertebe mertebe tenezziiliinden, letafetten kesafete dogru niizttlunden, tecelli suretiy le zuhura gelmis ve varhk bulmuslardir. Su halde ilk mertebe olan zat ve "Ia-taayyuri" mertebesinde viicud Allah'm oldugu gibi, ilk taayyun mertebesinden Itibaren, .her mertebede zuhur ve tecelli eden de Hakk'm vucududur. Bundan ~u netice cikanhr ki, Hak zuhur

18. Bkz. burada, s. 119-120.

19. Bkz. burada, s. 119-120.

20. Bkz. burada, s. 120

-16-

FUSUSU'L-HiKEMDE TEZADLI iFADELER VE VAHDET-i VOCUD

bakumndan her mevcfidun "ayn", olmak1a beraber, bu mevcutlarm maddi varhklanyla aym degildir. Baska bir ifadeyle, bizim varhklarmuzda batm olan "hiiviyet" Hakk'm, fakat gorunen sahis ve maddi varhklanmizdaki "tasahhus' bizimdir. 21

2. Yokluk, Varolus ve Zuhur:

Fususu'f-Hikem ve ~erhi'ni okurken goz onunde tutulmasi gereken bir anafikir de sudur: Tasavvufa gore varhklarm vucuda getirilisi "rnutlak yokluk"tan "halk edilme" olarak degil, "izafi yokluk"tan "izafi varhk"a gecis ve bir "zuhOr" olarak kabul edilmektedir. Hakk'a nisbetle buna "rzhar etmek" denilmekte, "iciid" ve "halk" kelimeleri "zuhura getirme" manasinda kullarulmaktadir.t- Yukanda ifade edildigi gibi, "yaranlnusv'm, yani "lzhar edilen"in "hakikat=Ine nazar edilince, "zuhOr eden", "zahir olan" Hak'tir. Zira bu varhklar, Hakk'm vucudunu tahdid edebilecek olan mutlak bir yokluktan degil, "iziifi yokluk" tan , baska bir deyisle, Hakk'rn ilmindeki "ilmi suretler'tin derece derece tenezziil edip kesafet mertebesine gelmesiyle var olmuslardir. Biitiin varhklar Hak'tan zuhur etmekle beraber, Hakk'm Zat'l nasil bu esyanm zuhurundan once "alemlerden Zat'l ile gani" ise, zuhtirundan sonra da oylece "alemlerden ganidir" .23

"Ademden halk etmek" keyfiyeti sehadet ve his alemindeki idrake gore soylendigi icin, hissen ve aklen "adem" denilen sey, Hakk'milmine ve vucuduna nisbetle ancak "izafi adem" olarak isimlendirilebilir. Zira mahlukann yaratilmasmdan once Hak kendi viicOduyla mevcuttur; O'nun vucudunu tahdid edebilecek, O'na bir hudud tayin edebilecek bir yokluk O'nun vuctiduyla birlikternevcttd olamaz. "Mutlak vticud " ile "mutlak yokluk"un birbiri ile bagdasmasr mumkun degildir. Oyleyse Hakk'm viicudu mahlukatm vucudundan, hem once ve hem de sonra, Sonsuz bir vucud olarak var ise bu Sonsuz Vucud'un gerek icinde ve gerekse dismda mutlak bir yoklugun olmasi dusunulemez. Mahlukatm "onceden yoklugu" demek, bu varhklann simdi gorulen maddi varhk ve suretleriyle onceleri mevcut olmamalan demektiro Zira onlar zuhur mertebelerinin ilkinde "ilmi suretler" olarak Hakk"-

21. i. Hakkl Bursevi; Ruhu'I-Mesnevt, C. II, s. 132.

22. Bkz. A. Avni Konuk; A.g.e, s. 8-10, 43-44, 243.

23. i. Hakki Bursevi; Hiiccetii'I-Biliita, istanbul 1291, s. 97.

-17-

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE SERHi

m ilminde mevcild idiler. Iste onlann "ilmi stiretler " olarak var oldugu mertebe goz omine ahnmca, sehadet mertebesinden onceki yokluklan, ancak "izat'i" bir yokluktur. Zuhfir mertebelerinde tecelli eden, zahir olan Hakk'm vucudu oldugu icin de, mahlukatm varhklan, "hakiki" olmayip, "izafi" ve "mecazi" bir varhktir.

Burada su hususa da temas etmek yerinde olacaktir ki, vahdet-i vucuddan bahseden mutasavviflar "vucud" He "mevcud", yani ~ehadet alemindeki maddi ve cismani varhk arasmda fark gozetmektedirler. Bu tefrike gore "vucud" Hakk'mdir, Hakk'a aittir; "rnevcud" ise mahluk olan, izhar edilmis olan varhktir. "Halk etmek" demek varhklarm mahiyetini "viicud"a, mukarin kilmak, ve "vucud'<a "~u gorulen mevcud Iibasim " giydirmek demektir. Oyleyse gorulen su "mevcud" baska, Hakk'a rut Zat ve Vucud baskadir. Bu ifadede "vucudda ortakhk" kasdedilmemektedir. Zira, eger bu gorulen "mevcud"un Hakk'm viicudu nazan itibara almmaksizm baska bir vucudu olsaydi, bu takdirde gercekten vucudda ortakhk lazim gelirdi. Halbuki "bu gorulen mevcud" (haze'f-mevcud), 0 "Vucud'un anzlanndandrr. Anz olan sey ise rnadumdur. Hak'tan gayri varhklara, yani masivaya, "batd" denilmesinin sebebi de budur. Zira "batd" "vucudda mustakil bir mercii olmayan, ilk mebdee riicu eden seydir. 24

Bu anlatilanlardan netice olarak ortaya su cikar ki, butun varhklar mense'Ieri olan "ilmi hakikatler " itibariyle Hakk'm aym, fakat sehadet alemindeki sfiret ve cisimleriyle Hakk'm gayridirlar.

3. Halk-l Cedid ve Teceddiid-i Emsal:

Vahdet-i vucud doktrininin anlasilmasmda "halk-l cedid " anlayismm esash bir yer i~gal ettigini samyoruz. Zira "mutlak vucudt'a nisbetle "mukayyed vucud" denilen butun varhklarm varolus keyfiyetinin bir yonu bu kavramla anlanlmaktadir. Mevcudatm "her an yeniden bir yaranhs" halinde oldugunu ifade eden bu kavram Kur'an Kerim'de (Kaf, .50/15) gecmektedir, Verilen mana ise mutasavviflarm "kesif' 'Ierine dayanmaktadir. Toshihiko izutsu'nun dedigi gibi, "halk-l cedid kavrarru, felsefi bir yol veya zihni bir cahsmarun meyvesi olmayip, canh bir musahededir; ve tasavvufi suurun dogrudan dogruya en temel gorunuslerinden birini aksettiren denmi "tecrube ' 'ye dayanan bir kavram-

24. i. Hakki Bursevi; Kitabii'n-Netice, yk. 78a.

-18-

FUSUSU'L-HiKEMDE TEZADLI iE~DELER VE. VAHDET-i VUCUD

dir " .25 Sufilerin bu idraki "fena-fillah, baka-billah " ve "cern', cem'den sonra fark" terimleriyle ifade ettikleri hal ve rnakarnlara ulastiklarmda elde ettikleri anlasilmaktadrr. Zira akil ve duyulanrmz, §U varhklar aleminde, kisa bir zaman icinde bile, varhklarm devamlihk arzettigi ve bu devamhhgin varhgin cinsine gore yillarca siirdiigii intibarm verrnektedir. Bu varhklann ebedi olmadiklarr, eninde sonunda bir giin yok olacaklanna, zaten daha once de yok olup sonradan var edilmis olduklanna "kalbi" bir imanla inamlmaktadir. Acaba once yok olup sonra var edilen, sonra da belli bir zaman sonunda yok olacak bu varhklar, kuciik bir zamandilimi icinde devamhga sahip midir? Y oksa en kiicuk, olculemiyen bir zaman diliminde de var olup yok olmuyorlar rm? Surasi muhakkak ki, zaman dilimi ister "l§lk yillan " ile, ister olculemiyecek en kucuk zaman dilimiyle ifade edilsin, ezeli ve ebedi, yani sonsuz olana ikisinin de nisbeti aym olacaktir. "Kalbi" imamn uzun bir gelecek zaman sonunda kabul ettigi yokolus, oyle anlasilmaktadir ki, daha derin "kalbi" bir idrak ve musahede ile en kiicuk zaman diliminde de idrak edilmis olmaktadir.

ibn Arabi Suayb Fassr'nm sonunda soyle demektedir: "Kesif ehIi ariflere geIince: Onlar Allah'rn her nefeste tecelli ettigini goriirler. Halbuki tecelli tekrarlanrnaz. Su halde onlar her tecellinin yeni bir yaratisi getirdigini ve eski varhgi giderdigini "§uhud" gozuyle gorurler. Tecellinin bir varhgr gidermesi, onun gidisi anmda varhgm fani olrnasidir. Yeni bir varhgm yaratilmasi da baska bir tecellinin onu meydana getirmesidir" .26 Fusus miitercirni N. Gencosman bu paragrafi dipnotta §U sekilde aciklamaktadir: "Kesif ve suhud ehIine gore alem esasen rnutlak viicudun tecellisinden ibaret olup kendi nefsiyle kairn degildir. Eger oyle olsaydi vucud ikilesirdi. Biri mutlak varhk, digeri de nefsiyle kaim olan alemden ibaret olurdu. Halbuki alem dedigimiz §U varhk bir takim arazlardan ibarettir. Miistakil bir cevheri yoktur. Cevheri tarif ederken onun birtakt.rn "araz"lannda bahsedilir; halbuki bu "araz"larm mecmuu yine "araz"dan baska bir sey degildir. Eger rnutlak viicudun tecellisi olmasaydi alem de olmazdi. Mutlak viicud her an tecelli etmekte ve her tecelli derhal zail olarak yerine yenisi gelmektedir. Bu var ve yok olma arasmdaki zaman pek kisa oldugu icin tecelli otekine

25. Toshihiko izutsu; Unicite de l'Existence et Creation Perpetuelle en Mystique islamique, Paris 1980, s.86.

26. Muhyiddin-i Arabi; Fususu'J-Hikem, (Terc. Nuri Gencosman), Ankara 1964, s. 200.

-19-

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE SERHi

bitisik gibi gorunmekte ve hissedilmektedir. Kur' an' da buna ait ayetler vardir. "Allah her giin bir se'ndedir " (Rahman, 55/29) mealindeki ayet, tecellide tekrar olmadigmi ve her giden tecellinin yerine onun aym degil misli geldigini te'yid eder. Cunku tekrar acizden gelir; mislini tcad etmek ise yeni bir yaratma kudretine delalet eder ... ' '27

Simdi de A.Avni Bey'in bu konuda verdigi bilgilerden " istifade ederek "halk-l cedid" anlayisi iizerinde kisaca duralim. Bu kavramla esanlamda kullamlandiger bir terim de "teceddiid-i emsal ", yani "misillerin yenilenmesi"dir. Sehadet alemi dedigimiz butun mevcut varhklar "ilahi isimler"in tecellilerinin geregi olarak her an var ve yok 01- maktadir. ilahi isimler varhklar alemi ile munasebeti bakirrundan iki kisimda ele almrmstir. Mudd, Muhyi, Miibdi, Rahman, Musavvir, Hahk ve Kayyum ve benzeri isimler varhklarm vucud bulmasmi, mazharlann zuhurunu icab ettirir. Miimit, Darr, Kahhar , Kabiz ve benzeri isimler ise bu varhklarin, bu mazharlann yok edilmesini, gizlilige cekilmesini gerektirir. isimler sifatlann, sifatlar Zat'rn tecellilerinden ibarettir. Bu tecelliler birbiri ardmca vuku bulup her an yenilenmektedir. "0 her an bir se'nde, yani yeni bir tecellidedir" (Rahman, 55/29) ayet-i kerimesi, sufilerin yorumuna gore "mutlak zat"m, bolunemiyen her bir anda tecellide oldugu manasina gelmektedir. ilahi isimlerin zahiri ve eseri olan "~eyler", yani varhklar da, isimlerin her bir andaki tecellilerinin biri ile var olmakta, digeri ile yok olmaktadir. Bu her bir anda varolus ve yokolusun, insamn duyulanm ve akli idrakinin hududlanru asnus olmasi dolaytsiyla, bunu hissen musahede edememekte ve aklen boyle bir kavrarm ortaya atabilme durumunda bulunmamaktadir. Varolus ve yokoluslann pespese ve siir'atle vuku bulmasi, insanm id.rakinde varhklarm devam ettigi duygusunu vermektedir. Yok olan bir seyin pesinden onun bir benzeri var oldugundan, buna "teqeddud-I emsal" denilmistir. Iste yok olan seyin yerine bir "benzer"inin var edilmesi, 0 seyin beser idrakinde devamh oldugu hissini doguran ikinci bir sebeptir.

Bu hususta sinema seridindeki goruntiileri algilamadaki gozun yarulmasi bir misal olarak gosterilebilir. Seritteki tek tek fotograflar, gozun algilamadaki kabiliyetini asan bir siir'atle pespese geldigi ve kaybolan her resmin yerine bir benzeri resim getirildigi icin goz bunu devamh

27. A.g.e., s. 200 n.!.

28. A. Avni konuk; A.g.e., C.I, s. 38-40

-20-

FUSUSU'L-HiKEMDE TEZADLI iFADELER VE VAHDET-i VUCUD

urns gibi algilamakta, filim kareleri arasmdaki bosluklan ve bir filim karesinden digerine gecisteki zaman dilimini ve yeni sureti ayn olarak algilayamamaktadir .

Kesif ve suhud ehli mutasavviflar biitiin alemin ve alemdeki varhklann boyle bir varolus ve yokolus icinde oldugunu soylemektedirler. Hakk'm isimlerinin tecellileri neticesinde bu varolus ve yokoluslar deyam etmekle beraber, bir tecelli icin ne devam ve baka ve ne de 0 tecellinin aynen tekrar vuku bulmasi vardir. Yani bir tecellide devam ve tekrar yoktur. Tecellide devam ve tekrar olmadigi icin de, tecellilerin zuhur yeri olan varhklann herbirinde ve tamammda, yani biitiin mazharlarda ne devam ve ne de aynen tekrar vardir.

Yukanda da belirttigimiz gibi, bu idrak insamn duyulan ve akh ile elde edilmemistir. Zira duyular ve akil bu varoluslar esnasmda var, yokoluslar esnasmda yok oldugu icin bu iki vakrayi ayn ayn idrak edememektedir. Ancak varoldugu esnada varhgnu idrak edebilmekte, bu intiba ikinci bir varolus anma kadar devam ettigi icin bir devamhhk duygusuna sa hip olabilmektedir. Fakat yokoluslan esnasmda kendisinde bir idrak olmadrgi icin, bir "yokolusttan bahsetmesi miimkiin olamamaktadir. Su hal de bu varolus ve yokolus kutuplanm ayn ayn idrak edebilmek icin farkh bir meleke, baska bir idrak orgam gerekmektedir. Nasil ki hareketi algrlayabilmek ve anlayabilmek icin "sakin" bir noktanm mevcut olmasi lazim ise, mevcudatm varolus-yokoluskutuplanru idrak etmek icin de, bu iki vakiarun dismda kalan bir "meleke"ye sahip olrnak, baska bir ifade ile zaman ve mekan hududlanm asmak ge-: rekmektedir.

Daimi varhk, yani baka, Hakk'a mahsus olduguna gore, bu varolus ve yokoluslar ancak Hakk'm viicuduna nisbetle idrak edilebile-' cektir. Su halde fena-fillah ile Hakk'm vucudunda fani olan sufi, mahh1kat alemindeki bu varolus-yokolus, yani kevn .~ fesad kutuplarmin drsma ciknus olacaktir. Bunu bir daire misaliyle soyle aciklayabiliriz. Cenberi noktalar ve noktalann arasi nokta hacminde bosluklardan meydana gelen bir daire dusunelim. Cizili noktalar "~ey"in varolus, boslukla gosterilen noktalar yokolus amm gosterdigini farzedelim. Bu "sey" ancak cenber iizerinde var oldugu noktalann idrakine sahip olacaktir. Fakat dairenin merkezine gore cizili ve bos brrakilan noktalar aym zamanda

.

birlikte ve ayn ayri idrak edilebilir. Su halde cenberde olan 0 varhk

ancak merkeze gectigi takdirde varolus ve yokoluslan ayn ayn idrak

-21-

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE ~ERHi

edebilir. Oyleyse butim varhklara olan uzakhgi, dairenin merkezinin cenberindeki noktalara uzakhgi gibi ayru olan, insana "sah damanndan daha yakm" (Kaf, 50/16) Hakk'a manevi bir yiikselisle vasil olundugu takdirde bu idrak ve ma'rifet gerceklesrnis olacaktir.

Saruyoruz ki, fena-fillah mertebesine ulasarak kendi varhgindan fena bulan, yani suretler alemindeki varolus-yokolus vetiresinden kurtulup Hakk'm vucudu ile baka bulan insan, zaman ve mekan kayitlanndan boy Ieee kurtulmus oldugu icin, bu baka halinde elde ettigi rnarifet sayesinde, butun varhklarm her anda "halk-l cedid " ile yokluktan soma yeniden varoldugunu ve bu varoluslann bir "teeeddiid-i emsal'"den ibaret oldugunu idrak mertebesine ulasmis olacaktir. Bu idrak ise, duyular ve akilla elde ediIen bir kavrayis degildir. Zira duyular ve akil eisim ve madde aleminden oldugu icin her anda var olup yok olrnaktadir. Bu idrakin aneak his ve akil-otesi bir rneleke ile gerceklesmesi miimkundiir. Mii ' minlerin "oldiikten soma tekrar dirilis", "ba' su ba' de '1- mevt"e kalpleri ile inanmasi gibi, her anda bir varolus ve yokolusun, olii~ ve dirilisin de "kalb" ile elde edilen bir idrak olmasi gerekmektedir. Mutasavviflann ifadelerinden anlasilan da budur. T. Izutsu "halk-l cedid " kavramim ineelerken, Fususu'f-Hikem'In Suayb FaSSI'na basvurmakta ve bu fassm "kalbi hikmet" ile ilgili olmasma dikkat cekmektedir. T. izutsu, Ibnu'T-Arabi'nin beyanlanna dayanarak, "kalb"in insan bedenindeki biyolojik organ olmadigmr, "manevi " suurun mahalli ve manevi bir organ" oldugunu, bu "manevi organ" sayesinde "his otesi " ve "akll asan " gerceklere ait gorunuslerin "ke§f" olundugunu 29 soylemektedir.

ismail Fassr'ndaki "Sen fani olmazsm, baki de kalmazsm" cumlesini aciklarken A. Avni Bey soyle demektedir 30: Sen "hakikat" cihetiyle Hak oldugun icin asla fani olmazsm; ve mahluk olman cihetiyle de bilk], kalmazsm. Zira senin bu taayyunun izafi bir varhktan ibarettir ki, iki an icinde baki degildir ve daima "teeeddiid" yani yenilenmededir; vucudunun her bir zerresi yok olmakta ve yerine misli ve benzeri gelmektedir. Bu aciklamadan §U anlasilmaktadir ki, her anda varolusyokolus kanununa tab]' olan her varhk, varolus anmda Hakk'm gayrr olarak zahir olmakta, yokolus ve fena halinde, mutlak bir yokluk 01- madigi ve bu varllklar Hakk'm isimlerinin teeellilerinden zahir oldugu

29. Toshihiko Izutsu; A.g.e., s. 108-109.

30. Bkz. burada, s. 162.

-22-

FUSUSU'L-HiKEMDE TEZADLI iFADELER VE VAHDET-i VUCUD

19m, Hakk'm varhgma riicu etmekte" , yani "hakikat"ine, "men~e"ine, "asl"ma donmektedir. Iste bu rucu ve feria halinde yani yok olusu anmda herbir varhk Haknr; Hakk'm ayrudir.

Bu feria ve baka haline su misal verilmektedir: Demir atese kondugu vakit kipkirrrnzr olur; ve atesin sifatlan kendisinde zahir oldugu icin, aym sifatla 0 da vasrflarur. Demirin ateste fani oldugu bu mertebede, demir atesin aym olur; aralannda ayniyet vardir. Ates ve demir birbirinden tefrik edilemez. Sufinin fena ve cern' mertebesi de bunun gibidir. Fakat demir atesten cikanldiktan bir muddet sonra ikisi arasmdaki fark ve gayriyet a~ikar olur. Cunku demirin atesligi arizi idi; demirligi ise zatidir. 32

Su hal de kulun manevi bir yukselis ile fena bulmasi halinde "ayniyet"ten, varhklar alemine donusu halinde de "gayriyet"ten bahsedilmektedir. Aym mana "cern'" ve "cem'den sonra fark" terimleriyle de ifade edilmektedir.

"Ayniyet"i idrak ise akil ve hisler vasitasiyla degil "kalb" veya "basiret" denilen manevi melekelerle elde edilmektedir. Onun icinyalmz his ve akil melekeleriyle idrak imkani olan beserin, kendisinde bilkuvve meknuz olan ve "latifeler" denilen kalb, ruh, SIr, sirru's-sir, hafi ve ahfa adi verilen melekelerini bilfiil hale getirmeden, manevi bir hal ve musahede olarak, "ayniyet"i gercekten yasayip idrak etmesi mumkiln gortinmemektedir. Bu konuda kesif ve suhud ehli kimselerin ifade ettikleri bilgiler, insamn idrakine yeni bir ufuk acabilecegi gibi, daha once hissen ve aklen elde etmis oldugu bilgilere ilave nazari bir bilgi olabilir ve istidadi olcusunde bu bilgilerden istifade edebilir.

Fena ve cern' kavramIanyla \ilgili bu birkac sozden sonra, "halk-r cedid" konusuna donerek su neticeyi soyleyebiliriz. "Halk-l cedid"in bir anmda varolan ve sfiret kazanan varhk Hakk'rn gayndir: ve yokoIus anmda Hakk'a rucu ettigi ve onda fani oldugu icin Hakk'm ayrudrr. Su halde varhkta bir bakima "gayriyet" ve bir bakima "ayniyet" oldugu, "halk-l cedid" anlayisi dolayisiyla da soz konusu olacaktir.

4. ilahi SICat ve isimler:

A. Avni Bey Fusus ~erhi'nin "Mukaddime"sinde bu konuyu ayn

31. "innii lilliihi ve innii iJeyhi raciun " (Bakara, 21l56L "Biz Allah i~iniz ve muhakkak O'na doniiculer iz" ayet-i kerimesi ve benzerleri bu konuda goz onunde bulundurulabil ir.

32. Bkz. burada, s. 128, 129, 249.

-23-

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE ~ERHi

bir bashk altmda incelemistir. Biz burada konuyu "ayniyet" ve "gayriyet" mes'elesi bakimmdan ele ahp iizerinde kisaca durmak istiyoruz.

Allah'rn srfatlan oldugu Kuran-i Kerim ve hadis-i seriflerle sabittir. Es'ari ve Maturidi gibi sunni kelam mezhebinin kuruculari ve mensuplan "Zat"m srfatlari oldugu hususunda hemfikirdiler. Bu ilah! sifatlar hay at. ilim,irade, kudret, sem' (isitme), basar (gorme) kelam ve tekvindir. Ktilliyet. itibariyle sekiz tane olan bu sifatlar , ciiz'leri itibariyle pekcoktur. Sifatm adlandmlmasina "isim" denilmektedir ki, bunlar da sifatlar gibi kiilliyet itibariyle sayilabilir ise de, mesela "esma-i husna'tda doksan dokuz "isim"den soz edilmektedir, ciiz'leri itibariyle pekcoktur . Sifatlar isimlerin menseidir. Bir -seyde bir "sifat" mevcut degilse ona bir "isim" verilemez. Kendisinde "hayat" sifatr olmayana "hayy" ve kendisinde "ilim" sifan olmayan bir kimseye "alim ve alim" denilemez. Zat sifat ile, sifat isim ile bilindigi gibi, Zat sifat ile, sifat isim ile zuhura gelir, zahir olur. Bundan dolayi Zat'm zahiri sifat, sifatm zahiri isimdir denilir. Bunu aksi olarak ismin banm sifat, sifatm Mum da Zat'tir. Varhklar alemindeki herhangi bir "~ey", yani bir "varhk" ise ismin zahiri, isim bu "~ey"in batmidir. Bu demek olur ki, "~ey" zahir oldugu vakit "isim" onda batmdadir, gizlidir, gonllmez.v"

Varhklar alemindeki "seyler" ilahi isimlerin "mazhar"lan. yani zuhur yerleridir. "Sey" zahir oldugu vakit ilahi isim onda batm, ilahi sifat ise bu isimde batm ve Zat ise bu sifatta batm durumdadir. Su halde :'~ey" goriildiigii halde "isim", "sifat" ve "Zat" rnusahede edilmemektedir.

Biitiin varhklar aleminin, Hakk'm "vucud=unun mertebe mertebe tenezziil ederek zuhur ve tecelIi etmesinden ibaret olarak kabul edildigini yukanda ifade etmistik. A. Avni Bey, Zat, sifat ve isim kavramlanyla bu tenezziil ve zuhuru su sekilde anlatmaktadir: Zat kendisinde bilkuvve mevcut olan sifat ve isimlerinin hukiim ve eserlerini musahede etmek istedi; ve varhklan icada tevecciih eyledi. Once sifat ve isimlerin suretlerini "ilahi ilim"de icad etti, Bir sifat olan "ilim" Zat'rn aym oldugu cihetle, biitiin sifat ve isimlerin suretleri Zat'rn viicudunda peyda oldu. Bu hal "Sirf Zat"m "Zat mertebesi"nden kendi "sifar ve isimleri mertebesi"ne tenezziil etmesi demektir. Boylece her tiirlii

33. A. Avni Konuk; A.g.e., C. I, s. 16.

-24-

FUSUSU'L-HiKEMDE TEZADLI iE.\.DELER VE VAHDET-i VUCUD

siiretten munezzeh ve muteal olan Zat, srfat ve isimleri itibariyle birtakrm ilmi suretlere burunmus ve bu suretleri kendi "ilm"inde miisahede etmis olur. Bu mertebeye "ilk taayyiin" adr verilmektedir. "Sirf Zat'", yani "Hi-taayyiin" mertebesinde ilfihi se'nlerden ibaret olanbu sifat ve isimler arasmda bir fark ve temeyyiiz olmadigi halde, "ilim mertebesi " olan bu "ilk taayyiin" mertebesinde birbirlerinden aynlrms ve farkhlasrmslardrr. Boylece Hadi ismi Mudill isminden, Darr ismi N afi' isminden temeyyiiz etmistir. 34

Iste "~ey"in bir ilahi ismin zahiri ve mazhan oldugunu bilen salik, once "~ey"in batim olan "ism"e, sonra ismin banru olan "sifat"a, daha sonra da sifatm batmi olan "Zat"a dogru "kalbi" ve rnanevi bir yiikselis ve idrak gayreti icine girerek, gozuyle gordiigii "sey'<de Hakk'rn isim, sifat ve Zat'rm "kalb" ve "basiret" goziiyle musahede eder. Bu durumda artik 0 "sey "! sadece maddi bir varhk olarak idrak etmeyip, "basiret gozu'<yle Hakk'm Zat, sifat veya esmasmm bir tecellisi olarak gormek derecesine ulasrms olur.

"Ayniyet" ve "gayriyet" mes'elesi bu noktada onumuze cikmaktadir. Mademki Zat, sifat, isim ve sey arasmda zahir olma ve batm olma nisbetleri vardir; ve zuhur mefhumu ve "butun'", yani batm 01- rna mefhumu birbirinden farkhdir, birbirinin aym degildir, §U halde Zat sifatm, ismin ve "~ey"in aym degildir, gayndir. Ayrn sekilde sifat is'min ve isim de "~ey"in ayrii degildir, gayrrdir. Bu itibarla butun bu mefhumlar arasmda "gayriyet" vardir demek gerekir. Fakat sifatlar, "mutlak zat"m zuhur mertebesinde hustisi bir tecelli ile kendi Zat'rna tecellisinden ibaret oldugu ve bu hususi tecelli, "mutlak zat"m uzerine ilave ve ziyade bir sey olmadrgt icin, sifatlar ile Zat arasmda farkhhk mevcut olmayip "ayniyet" vardir. Bu yonden' Zat sifatlarmm ayrndir. Aym sekilde sifatlar isimlerin ve isimler "§eyler"in aym olup aralarinda "ayniyet" oldugu soylenecektir.>

Burada iki yonden ele ahnarak "gayriyee" ve "ayniyet" terimleriyle ayn ayn ifade edilen Zat ve sifatlan arasmdaki munasebet, sunni kelamcilar tarafmdan "Slfatlar Zat'rn ne aymdir ve ne de gayndir " gibi tek cumlede birlikte ifade edilmistir. Zira sifatlann her yonden ve her itibdra gore Zat'rn aym oldugunu soylemek mumkun olrnadigr gibi, her vecihden ve her bakimdan gayn oldugunu soylemek de miimkun

34. Bkz. burada, s. 182-183.

35. A.g.e., C.I, s. 16

-25-

FUSOSU'L-HiKEM TERCUME VE SERHi

gortinmemektedir.

"Ayniyet" ve "gayriyet" konusu, aynca ilahi srfat ve isimlerin birbirine ve Zata olan nisbetleri tesbit edilirken de karsimiza cikmaktadir. A. Avni Bey Idris Fassr'nda= soyle demektedir: "Hiiviyyet-i ilahiyye " birbirine ZIt olan biitiin ilabi isimleri cami'dir. Tezad ve tekabul ancak .isimleri arasmdaki nisbetlerden ibaret olup "hiiviyet-i ilahiyye"de tezad ve tekabul yoktur. Cenab-i Hak biitiin zrtlan cern' etmekle bilinir. zr-s Celil-Cemil, Hadi-Mudill, Darr-Nafi', Muhyi-Mumit ancak O'dur. Hak butiin zitlan cami' oldugu icin Evvel oldugu gibi, Evvel'in ziddi ve mukabili olan A.hir'dir; Zahir oldugu gibi, Zahirin ziddi ve mukabili olan Batm'dir. Mademki Hak Zahir ismiyle isimlendirilmistir, zahir olan "~ey' 'in ayrudir; ayru zamanda, zuhuru halinde batm olan seyin ayrudir. Cunku vucudda O'ndan baska bir sey yoktur ki, zahir oldugu vakit O'nu gorsun; ve keza viicudda O'ndan baska bir sey yoktur ki, O'ndan batm olsun. Su halde Hak, zuhuru halinde kendi nefsine ve Zat'ma zahir olur; batm oldugu vakitte de zahir olan O'nun nefsinden yine O'nun nefsine zahir olur.

Birbirine ZIt ve mukabil olan isimleri Zat 'mda toplarrus olan Hakk 'm bu isimlerin aym oldugunu ifade eden bu aciklamaya su asagidaki bilgiler ilave edilince Zat ve isimler arasmdaki munasebet daha iyi anlasilacaktrr: Ilahi isimlerin hepsinde iki itibar vardir. Birisi bu isimlerin Zat'a delalet etmesi, digeri de herbirinin kendine has olan rnanaya delalet etmesidir. Mesela Alim, Semi', Basir isimleri, bu isimler ile adlandmlan Zat~a delalet ettikleri gibi, herbiri kendisine ait hususi bir manaya da delalet eder. Zira Alim, Semi' ve Basir diye adlandmIan "bir" olan Zat-i ilahidir. Iste bir tek Zat'a delalet etmeleri itibariyIe ve 0 Zat'rn isimleri olmak bakimmdan, butun bu isimler arasmda "ayniyet" vardir. Fakat bu isimlerin her biri hususi manalan bakimindan birbirinin ayru degildir. Zira "Bilici" , "i~itici" ve "Goriicii" 01- mak ayn ayn seylerdir. Oyleyse herbir isim kendisine has olan mana cihetiyle birbirinin gayndir; ve aralarmda "gayriyet" mevcuttur.P

Yukanda "~ey"in, yani herhangi bir varhgm bir ilahi ismin zahiri oldugu soylenilmisti. Kul (abd) ve icinde bulundugu alem de bir "~ey"dir. Su halde gerek kul ve gerekse alem ilahi isimlerin zahiridir; isimler ise onlarm batuudir. isim ile Zat arasinda bir bakima "ayniyet"

36. Bkz. burada, s. 14.

37. A.g.e. C.l, s. 16-17; ve bkz. burada, s. 159, 346.

-26-

FUSUSU.'L-HiKEMDE TEZADLI iFADELER VE VAHDET-i VDCUD

ve bir bakima "gayriyet" mevcut olduguna gore, kul, alern ve diger varhklar hakkmda da bu iki itibar soz konusu olacaktir. Fakat her bakimdan ve her yonden ne "ayniyet" ve ne de "gayriyet" mevcut degildir. Zat mertebesi goz oniinde bulunduruldugu vakit "ayniyet", sifat ve isimler mertebesi goz onune almdigi vakit "gayriyet" vardir denilecektir.w

5. Viictid Mertebeleri:

Vahdet-i vucud doktrini ile ayniyet ve gayriyet kavramlannm iyt anlasilrnasi icin "vucud mertebeleri" (meratib-i vucud , hazarat-i hamse, bes hazret) konusunun iyi bilinmesi gerekmektedir. "Vucud rnertebeleri " Fusfis ve Serhi'nde esash bir yer i~gal etmekte , A, Avni Bey de gerek "Mukaddime"sinde ve gerekse serh esnasmda yeri geldikce konuyu ele almrs bulunmaktadir. Onun icin burada sarihin verdigi bilgilerden hareket ederek belli bash noktalan ayniyet ve gayriyet kavramlanm da goz onunde bulundurarak kisaca incelemek istiyoruz.

"Vucudv'un pekcok mertebesi olmakla beraber, umumiyetle bes veya yedi mertebe olarak anlanldigiru goruyoruz. Bes mertebe esas almdIg I zaman "hazarat-i hamse" (bes hazret) denilmektedir. A. Avni Bey serh esnasmda bu besve yedi mertebe hakkinda zaman zaman topluca izahat vermektedir. Biz burada yedili tasnifi esas ahp ayniyet ve gayriyet bakirrundan iizerinde duracagiz.

1. Ahadiyet, la-taayyiin mertebesi: Bu mertebe vucudun "ltlak" mertebesi olup, "vticud " bu mertebede her turlu sifat, isim ve fiilden miinezzeh ve her kayittan, hatta "ltlak" kaydmdan bile beridir. Bu mer- . tebe Hakk'rn "kiinh"ii ve "Zat"l olup, bu me~tebenin iizerinde baska bir mertebe yoktur. Her cesit zuhur, tecelli ve taayyiinden miinezzeh, mukaddes ve bert oldugu icin "Ia-taayyun'", yani "taayyiinsiizliik" mertebesi adi verilmistir. Bu mertebe hakkmda bilgi' edinilmesine veya bilinmesine imkan yoktur. Onun icin de "gaybu'Lguyitb" (gayblerin gaybi) ve "gayb-i hiiviyyet" gibi bilinmezligini anlatan birtakim terimlerle adIandmlrrusnr. Daha asagidaki zuhur, tecelli ve taayyiin mertebeleri burada "bilinmezlik" icindedir. Sadece "Zat", "sirf zat'", "sirf vucud " ve "Sonsuz vucud ' soz konusudur. Herhangi bir vasita ile bu mertebenin idrak edilmesi, anlasilmasi miimkiin degildir. "Allah 'rn zan hak-

38. Bkz. burada , s. 251-254.

-27-

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE SERHi

kmda tefekkiir etmeyiniz!" hadisinde kastedilen mertebenin bu oldugu soylenir. Kadim ve ezelidir. "Allah vardir, O'nunla beraber hicbir sey yoktur" hadis-i serifl ve "Allah alemlerden ganidir' (Ankebut, 29/6) ayet-e kerimesi de bu mertebeye i~aret etmektedir. Bu mertebede Zat, ezelen ve ebeden, aym hal iizeredir. "El-an kema kari" (0 oldugu hal iizeredir) ciimlesi su demektir: Cenab-i Hakk'm Zat'r, biitiin varhklar "Kendi "nden zuhur etmeden once nasil "alemlerden gani ve mtistagni" ise, zuhfirundan sonia da boyledir.w Bu mertebede zuhur ve taayyiin veya herhangi bir maddi veya manevi bir alem mevcut olmadigr, Hakk'm Zat'rndan baska birsey bulunmadigr icin "gayr" ve "gayriyet"ten soz edilemez. Zuhur ve taayyun mertebeleri burada, Zat'tan herhangi bir sekilde tefrik ve temyiz edilmeksizin Zat' m aymdir.

2. flk taayyiin, hakikat-i muhammediye ve vahdet mertebesi Zat'm iradi olarak degil , zatmm geregi olarak tenezziil ve tecelli ettigi ilk mertebe oldugundan "taayyiin-i evvel" adi verilmistir. Zat bu mertebede kendisindeki sifat ve isimleri icmalen, toplu olarak bilir. Bu mertebede sifatlar Zat'mm aym oldugundan, bu ilim Zat'm kendi zatuu bilmesinden ibarettir. Yine bu mertebede Zat biitiin sifatlarla sifatlanrms ve isimlerle adlanmis olur. Onun icin Zat, bu mertebede, biitiin isimleri kendinde toplayan "ism-i cami " ile, yani "Allah" ismi ile isimlendirilir. Bundan dolayi "ilk taayyiin"e "uluhiyet" mertebesi de denilir. Bu mertebeye "mutlak ilim" admm verilmesinin sebebi, burada Zat'm suurunun oldugu bilindigi, fakat bir "gayriyet" yani "gayr ": bilmek soz konusu olmadrgi icindir. Biitiin ilahi sifat ve isimler bu mertebeden zuhur ettigi icin "ma'den-i kesret", "<;oklugun kaynagi " denildigi gibi, biitiin miimkin varhklann mensei ve kaynagi oldugu icin de "rnense' - i siva" adi da verilmistir. Bu mertebede Allah, biitiin sifat ve isimlerin eserleri kendisinden zahir olsun veya olmasm, "Allah" ism-i cami"i ile isimlendirilir. "Allah alemlerden ganidir" (Ankebut, 29/6) ayet-i kerimesi, bir evvelki rnertebeye i~aret ettigi gibi, bu mertebeye de isaret eder. 40

Bu mertebede sifat ve isimler Zat'ta topluca bulunduklan ve Zat'm gayn olmadiklan icin "ayniyet" soz konusudur. Aynca, bu mertebe "rnense-i siva", yani Hak'tan gayn varhklann kaynagr olduguna gore, biitiin kesret alemi, agyar ve masiva, bu mertebede Hakk'm ayru-

39. t.: Hakkl Bursevi; Hiiccetii'l-Baliga, s. 97.

40. A. Avni Konuk; A.g.e. C.l., s. J 1-13

-28-

FUSUSU'L-HiKEMDE TEZADLI iFADELER VE VAHDET-i VUCUD

drr; gayr olarak haricte bir zuhur olmadigi icin "gayriyet" mevcut degildir.

3. Ikinci taayyiin: Zat, viicfidun "ilk taayyiin"ii mertebesinde butiin sifat ve isimlerini miicmel, toplu olarak bildigi halde, bu ikinci taayyiin mertebesinde sifat ve isimlerinin geregi olan biitiin kiilli ve ciiz'i manalann suretlerini birbirinden aynlrms olarak bilir. Kevni varhklarm "hakikat' 'leri demek olan bu ilmi suretler, gerek kendi zatlanrun ve gerekse kendilerine benzer diger suretlerin asla suurunda degildirler. Bu suretlerin bu mertebedeki varhklan vucudl olmayip "siibfiti"dir. Onlann bu "siibfiti" varhklan ve birbirinden farkhhklan ilmidir. Kendileri de ilmi suretlerden ibarettir.

. ~~.

Iste bu "ilmi sfiretler" kesret alemindeki varhklann tcad edilme-

sine "illet", yani sebep olurlar. "ilmi suretler'In varhklannin sebep ve illeti ise, biitiin sifat ve isimleri cami' olan Allah' dir.

A. Avni Bey burada akil ve mantik kaidesine ZIt bir durumun mevcut olduguna dikkati cekmekte ve tecelli yolu ile elde edilen ilmin aklm hiikmiinii feshettigini soylemektedir. 41

Bu ikinci taayyiin mertebesinde zahir olan "ilmi sfiretler"e "a'yaIl+I sabite " adr verilmistir. Hakk'm vucudunda "ilmi sfiretler"den ibaret oldugu ve sadece "siibfit" ile vasiflandigr icin "a'yan-l sabitenin haricte "viicfid"u yoktur. "A'yan vucud kokusn koklamanusnr " sozu bu manada soylenmistir. Icinde bulundugumuz cokluk alemindeki varhklann "ikinci mensei " bu mertebedir. Sehadet aleminde zahir olan suretler bu "ilmi sfiretler"in, yani "a'yan-l sabite+'nin akis ve golgelerinden ibarettir. Bunlar fizik alemdeki varhklarm herbirinin "hakikatler"i ve onlan terbiye eden "Rabb-i has'Iandir. Onun icin bu merte-

,

beye "rubfibiyet" mertebesi de denilmistir.

Sehadet alemindeki varhklarm mensei olan bu "ilmi suretler", mademki Hakk'm vucudunda ilmen sabit olan hakikat ve suretlerden ibaret olup ayn bir vucuda sahip degildirler, oyleyse bu "ilmi sfiretler" ile Hak arasmda "ayniyet" mevcuttur. Fakat bu suretler birbirinden farkh olduklan, bir suret digerinin gayn oldugu icin aralannda "gayriyet" soz konusudur.

4. Ruhlar mettebcsi: Viicfid ilk ve ikinci taayyiin mertebelerinden sonra, ikinci taayyiin mertebesindeki "ilmi sfiretler"e gore "ruhlar" mertebesine tenezziil eder. "ilmi suretler' bu mertebede birer "basit

.41. A.g.e., s. 14.

-29-

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE SERHi

cevher " olarak zahir olurlar. Bu "basit cevherler"in sekli ve rengi 01- madigi gibi, zaman ve mekan kaydiyla da vasiflanmamislardrr. Zira zaman ve mekan cisimlerle ilgili keyfiyetlerdir. Ruhlar cisim olmadiklan icin yanlma ve bitismeyi kabul etmezler. Insanm duyulariyla bu alemi idrak etmesi mumkiin degildir. Bu mertebede her bir ruh kendini, kendi benzerini ve kendisinin "rububiyet" mertebesindeki Rabbmi idrak eder. "Ben sizin Rabb'rmz degil miyim?" (A'raf, 71172) ayet-i kerimesi bu mertebeye i~aret eder. Iste bu mertebe Hakk'm, aynhk ve gayriyetten bir nevi uzere zuhurundan ibarettir ki, "gayriyet"in ilk zahir oldugu mertebedir. 42

"Ben sizin Rabb'rniz degil miyim?" ayet-i kerimesinde Cenab-i Hak kendisini "Ben" ve bu hitabina mazhar olanlan da "siz" diye tefrik ettigi icin, bu mertebede ikilik, farkhhk ve "gayriyet" ortaya cikrms olmaktadir. Su hal de ruhlar mertebesi goz onune almdigi takdirde "gayriyet" soz konusu olacaknr. Bu mertebede bashyan ayrihk ve gayrrhk, daha asag; mertebelerde daha bariz olarak gorunecektir.

5. Misal alemi: Bu mertebe "viicud"un haricte bir takim latif surer ve sekillerle zuhurundan ibarettir. Bu suretler ciiz'lere aynlamaz, boliinemez, yanlamaz ve bitistirilemezler. Cisimler aleminde zahir olacak herbir ferdin sflretine benzer bir sfiretin bu alemde tesekkuliinden dolayi, bu mertebeye "rnisal alemi" denilmistir. insandaki "hayal kuvveti" bu mertebeyi idrak ettigi icin "hayal alemi " adr da verilmistir. Bu mertebe "ruhlar alemi'<ne gore kesif, fakat "cisimler alemi'<ne gore latiftir. Bu mertebede, onceki mertebeye nisbetle daha bariz bir "gayriyet" soz konusudur.

6, $ehadet mertebesi: "Vucudt'un haricte cisim ve madde suretleriyle zuhur ettigi kesafet mertebesidir. Misal mertebesinin sttretlerinden farkh olarak, bu alemdeki suretler ciiz'lere aynlabilir, bolunebilir, yanlabilir ve bitistirilebilirler. insamn hisleriyle idrak edildigi ve pek acik bir sekilde gozle goriildiigii icin "sehadet" ve "his" alemi adr verilmistir .

Mutasavviflara gore bu alemdeki her sey "ruh sahibi'<dir. Zira "a'yan-i sabite" aleminde herbirinin bir "haklkat"i olup, "ruhlar" alemi mertebesinden tenezziil ederek zahir olmustur. Iste bu "hakikat" onun "ruh"u ve "miidebbir"idir. Her bir varhk Hakk'm bir isminin sureti-

42. A.g.e., s. 25.

-30-

FUSUSU'L-HiKEMDE TEZADLI iE~DELER VE VAHDET-i VtrCUD

dir; ve isim de bu suretin "n1h"udur.43

ilahi isimlerin, biitiin isimleri cami' olan "Allah" ismi -ki ona "ayn-l vahide " de denilmektedir- ile bir irtiban vardir. Biitiin isimler bu "Allah" ismine delalet etmekte ortaktir. Aynca her bir ismin bu "ayn-l vahidet'den bir hissesi vardir ki, bu hisse diger bir isimde yoktur. Mesela Muhyi ismindeki hisse Mumit isminde yoktur. Fakat diger yonden, taksim edilemiyen bu "ayn-l vahidetde olan bir isimle diger isimler arasmda da bir irtibat oldugundan, Hayy isminden oteki isimlerin de hissesi vardir. Fakat bu Hayy isminin zuhuru herbir varhkta derece derecedir. Onun icin baz; varhklarda "hayat" gizli, fakat bazilannda a~ikardlr. 44

Sehadet alemine "kevn ve fesad " (olus ve bozulus) alemi de denir. Zira "olus" bir suretin zuhura gelisi, "fesad " ise 0 suretin bozulup yokolusudur. Bu "olus ve yokolus'rIar birbirini takip ederler.

Bu mertebede "gayriyet" a~ikardlf. Herbir varhk birbirinden ayn ve biri digerinin gayn oldugugibi, Hakk'm da gayridrrlar. Onun icin cisimler alemine "rnasivallah ", "gayrullah", "siva" (Allah'dan baska seyler, Allah'rn gayn, gayr) gibi is imler de verilmistir. Su halde sehadet alemindeki varhklar sekil, suret, madde ve cisimleriyle Hakk'm aym degil, gayndir. Burada "gayriyet" mevcuttur. Bu mertebeye gore kul kuldur; Mevla Mevla'dir; mahlfik mahluktur.

7. insan-l kiuni]: Kesif olan sehadet mertebesi ilahi sifat ve isimlerin biitiin hiikiim ve eserlerinin zuhtiruna musait olmakla beraber, kemaliyle zuhur ve tecelli ancak "insan"da vuku bulmustur. Insanm varhgi Hakk 'm biitiin sifat ve isimlerinin tecellilerini gostermek icin, cilah bir ayna gibi oldugundan, kemaliyle zuhur ve tecelli "insan"da gerceklesmistir ki, bu da "Insan-i kamil ' dir. Tenezziil ve zuhur mertebeleri onunla son bulmustur.

Gerek insan-i kamil ve gerekse herhangi bir beser, sehadet aleminin birer ferdi olarak, beden, cisim ve suretleriyle Hakk'm gayndirlar. Cisimler ve sehadet aleminden bir ciiz' olmak itibariyle, Hak ile insan arasmda da "gayriyet" mevcut oldugu a~ikardlr.

6. Viicud Mertebeleriyle ilgili Bdzl Misaller:

I

Mertebeler bahsinde baz; misaller sik sik verilmektedir. Bu mi-

43. Bkz. burada, s. 293.

44. A.g.e., C.I, s. 36.

-31-

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE SERHi

sallerle bir yandan varhkta "zuhur eden"in Hak oldugu ve diger taraftan "ayniyet" ve "gayriyet"in hangi mertebelerde soz konusu edilecegi anlatilmak istenmektedir. Bu misallerin birkacim ele ahp hangi yonden bakihrsa "ayniyet" ve hangi yonden bakihrsa "gayriyet" soz konusu olacagi iizerinde duracagiz.

a- Buhar-Buz Misali45: Buhar latiftir gozle gorulmez. Bir mertebe kesafet kazanmca }::mlut, biraz daha tekasuf edince su ve su donup tamamen kesiflesince buz olur.

Bu misal, bir yonuyle, her mertebede zuhur edenin Hak oldugunu anlatmak icin verilmektedir. Bir yonuyle ise, buhar ile su ve buz arasmdaki ayniyet ve gayriyeti gosterrnek icin soz konusu edilir. Zira su ve buz, kesif olmakla beraber, buhardan meydana geldigi icin, bunlar arasmda bir "ayniyet" vardir. Fakat buharm taayyiinii latif, su ve buzun taayyiinii kesif oldugu icin, buhar ile su ve buz arasmda "gayriyet" vardir. Ser'an su ile abdest ahnabilmesi, fakat buz ve buhar ile abdest almamamasi gosterir ki, su ile buhar ve buz arasmda hiikiim bakimmdan "gayriyet" vardir.

Diger yonden gerek su ve gerekse buz buhar mertebesinde birbirinin ayrudir. Bu mertebede su ve buzu birbirinden tefrik etmek imkam yoktur. Oyleyse buhar mertebesinde su ve buz arasmda "ayniyet" vardrr, denilir. Fakat su ve buz kendi taayyiin mertebelerinde buharm gayn olup, aralannda "gayriyet" vardir.

Iste bu farkh bakis acilanna gore, buharla su ve buz veya su ve buz arasmda bir bakima "ayniyet" ve bir bakima "gayriyet" soz konusu olmaktadir.

Fakat bu misalde ~u husus gozden kacmlmamahdir: Buhar mertebe mertebe tekasiif ederek su ve buz olunca ortada buhar kalrmyacagi muhakkaktir. Vucud-i mutlakm tenezziiliinde ise boyle bir durum soz konusu edilemez. Zira 0, la-taayyun mertebesinde, ezelen ve ebeden, tenezziilden once de sonra da "alemlerden ganidir"; oldugu hal iizere bakidir. ilk taayyiin ve ikinci taayyiin mertebeleri de "ilmi suretler'"'den ibaret oldugu, Hak'tan ayn bir viicudlan olmayrp sadece subutlan oldugu icin, Zat'tan ayn ve Zat'm gayn degildirler, Onun icin buhar ve buz misalinde, diger biitiin misallerde oldugu gibi, misalin verilis yoniine dikkat etmek gerekmektedir. Misalin verilis yoniine dikkat edil-

45. Bu misal serhde sik sik gecmektedir. Mesela bkz. C.1. s. 66, 112, 150, 153, 309 ve C. II, s. 13, 21, 115, 135, 184, 261, 304.

-32-

FUSUSU'L-HiKEMDE TEZADLI iFA.DELER VE VAHDET-i VUCUD

mez, buharm tenezziil ile buz olmasi misali "mutlak vtlcud'<un tenezzulunun tipkisi gibi kabul edilecek olursa, !?U gorulen mevcudat Hakk'III tekasuf etmis seklidir; mahlukat her yoniiyle ve tamarmyla Hak'tir gibi "panteist" ve yanhs bir kanaate ulasilrms olacaktir. Anlatilmak istenen ise bu degildir. Bu takdirde Ibnu'l-Arabi'nin ve !?arihin ifade ettigi "Hak Hak'<nr, mahhik mahluktur" sozunun manasi kalmayacaktir.

b- {:ekirdek-Agaf46: Bir cekirdek topraga gormildukten sonra,

gerekli sartlarda, once bir siirgiin, sonra bir fidan, sonra govde, dallar, ./

yapraklar ve nihayet meyva icinde tekrar cekirdek zuhura gelir. Bu mi-

sal mertebeler bahsinde vahdetten kesrete dogru mertebe mertebe te-

nezziil ve zuhuru anlatmak icin verildigi gibi, baska konularda da kul- . Iamlmaktadir. Cekirdek kendi "vahdet"i icinde govde, dallar ve yap-

raklar gibi bir coklugu "kuvve" halinde ihtiva etmektedir. Biitiin bun-

lar cekirdekten zahir oldugu ve cekirdek onlann "hiiviyet"i oldugu icin,

cekirdek ile aga9 arasmda bir "ayniyet" mevcuttur. Yani agacm cekir-

dek mertebesi goz onunde bulundurulacak olursa, cekirdek agacm ayru-

dir diyebiliriz. Fakatagac ve muhtelif unsurlan maddeten cekirdek ile kiyaslanacak olursa bunlar cekirdek ile aym degildir. Aga9 ve unsurlan cekirdekten meydana geldigi halde, hem bu unsurlar, hem de agac ve

cekirdek arasmda "gayriyet" vardir.

Bu misalde cekirdek, ahadiyet, vahidiyet ve icmal mertebesi, aga<; ise sehadet, zuhur, kesret ve tafsil mertebesi, agacm meyvasi ise zat, sifat ve isimlerin tecellilerine mazhar olan "Insan-r kamil " mertebesini aciklamak icin zikredilmektedir. Burada da misalin her yonuyle anlanlmak istenen mevzua tatbik edilemiyecegi unutulmamahdir.

c- Ayna47: Gerek mertebeler, gerek ayni,yet ve gayriyet ve gerekse daha pek 90k mevzfida sik sik tekrar eden bir misal ayna ve aynadaki gonmtu misalidir. Eva (Havva) Meyerovitch Mevlana'mn Eserinde Tasavvufi Temalar adh eserinde bu ayna misali ve rernzi icin !?oyle demektedir: "Ayna hakkmda denilebilir ki,' o, sembolizmin bizatihi semboliidiir; 0 tekabiillerin, bir mertebeden digerine gecisi saglayan seyin ilham edicisidlr"48 Bu sozler ayna misalinin tasavvuftaki yerine i!?aret etmektedir. Fususu'f-Hikem ve Serhi'nde bu misalin muhtelif

46. Bkz. burada, 68, 140, 239, 352.

47. indekste gectigi yerler gosterilmistir.

48. Eva Meyerovitch; Themes Mystiques dans l'Oeuvre de Djalalluddin Rumi, (Doktora tezi), Universite de Paris 1968, s. 123-124.

-33-

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE ,sERHi

vesilelerle kullaruldignu gormekteyiz. Biz burada ayna misalini mertebe anlayisi ile ayniyet ve gayriyet mes'elesi bakmundan ele alacagiz.

.. I .

Once su noktaya isaret etmek gerekir ki, diger misallerden farkh

olarak, ayna ve aynadaki goruntu hem Hakk'm vucuduna ve hem de diger mertebelere misal olarak verilmektedir. Hak "ayna" olarak almdigmda, Hakk 'm sifat ve isimleri aynadaki goruntulerdir. Sifat ve isimler "ayna" olarak almdigmda ise, goruntu Hakk 'm zati tecellileridir denilmektedir. Hak Teala isimleriyle a'yan-i sabite aynalarmda, a'yan-i sabite ise Hakk 'rn vucudu aynasmda zahir olmaktadtr.r'? Bu ikili kullams diger mertebelerde de zikredilmektedir.

A. Avni Bey "Mukaddime"sinde ayniyet ve gayriyet meselesini incelerken bu misali vermekte, Fusiisu'I-Hikem'de gectikce ve serh esnasmda yeri geldikge'kullanmaktadlr. Soyle demektedir: Bir sahsin etrafma cepcevre bir cok ayna konsa, bu sahis her aynada zan ve sifatlan ile zahir olur. Sahsm aynada zatimn gorunmesi demek gorunenin 0 sahis olmasi, onun gayn bir kimse olmamasidir. Sahsin aynalarda ~Slfatlanrun zahir olmasi demek, onun hareket, siikun, davrarus, boybos, renk v. s. gibi kendisine ait sifat ve durumlann gorunmesi demektir. Bu aynalann hepsinde akseden, tecelli eden, zahir olan 0 sahis ve Slfatlandir; baska bir kimse ve sifatlan degildir. Bu itibarla aynalardaki goruntuler 0 sahsm ve sifatlarmin ayrudrr; sahis ile goruntuler arasmda bu bakimdan bir "ayniyet" vardir.

Fakat sahis bir, aynalardaki goruntuler cok oldugu icin bu bakimdan sahis ve goruntuler arasmda "gayriyet" vardir. Bu goriintiilerin azalmasi veya cogalmasi sahsm birliginde bir degisiklik meydana getirmez. Cunku sahis ile goruntuler arasmda "gayriyet" vardir. Ayrica bu goriintulerin biri veya hepsi iizerinde bir degisiklik yapilsa, mesela boya siiriilse, sahsm zan bun dan bir zarar gormeyecektir. Iste soretlerde meydana gelen bu tagayyur ve tahavviillerden 0 sahsm beri ve miinezzeh olmasi gosterir ki, sahis ile aynalardaki goruntuleri arasmda gercek bir "gayriyet" soz konusudur.

Rab ile kul, Halik ile mahluk ve Hak ile alem arasmdaki ayniyet ve gayriyet, bir sahis ve aynalardaki goruntuleri arasmdaki munasebet gibidir. Ne her bakimdan ve her yond en bir "ayniyet" ve ne de her bakimdan ve her yonden "gayriyet" vardir neticesi cikartlmaktadir.

49. Bkz. burada, s. "1-86.

-34-

FUSUSU'L-HiKEMDE TEZADLI iFADELER VE VAHDET-i VDCUD

d. GOlge50: G61ge (zrll) misali de mertebeler ile ayniyet ve gayriyet konusunda zaman zaman tekrar eden, ayna misaline cok yakm durum ve manalarda zikredilmektedir. Gerek ayna ve gerekse golge misalinde, bir mana eizerinde daha durulmaktadir ki, "vucud " meselesiyle ilgilidir. Nasil ki aynada bir goruntunun ve bir mahalde golgenin zuhuru icin bir sahsrn viicuduna ve I§Iga ihtiyac varsa, golge ve aynadaki goruntu gibi olan alemin zuhuru icin Hakk'm vucudu ve Nur 'u gereklidir. Alem ancak Hakk'in vucuduyla "kaim" ve O'nun Nur'uyla zahir olabilir. "Kayyum " olan Hak'tan tamarnen miistakil ve ayn bir viicutla alemin var olmasi mumkun degildir. Bu fikri anlatmak icin de bu iki rnisale bas vurulmaktadir.>'

Mertebe anlayisi icinde bu varhklar alemi misal aleminin, misal alemi ruhlar aleminin, ruhlar alemi a'yan-i sabite aleminin, a'yan-isabite ilk taayyiiniin, ilk taayyiin ise la-taayyiin mertebesinin "g6Ige"si olarak kabul edilmektedir. Bu icinde bulundugurnuz alem "Zat"m g6Igesinin, golgesinin, golgesinin, golgesinin, golgesi durumundadir. Bu takdirde Zat'rn vucudu tek ve biricik "hak'ikat" ve "ger<;ek vucud "; mahlukatm varhgi ise "viicud-l hakiki'<nin golgelerinin golgesinden ibaret "izafi" bir viicuddur. Hakk'a nisbetle alemin varhginm ve gercekliginin bir golge, hatta golgelerin golgesi olarak degerlendirilmesi, Fusiisu'l-Hikem'de yer alan temel goruslerden biri olarak karsnmza cikmaktad If. 52

SahIS ile golgesi arasmdaki munasebet, sahis ile aynadaki goruntulerini andirmakla beraber, ondan biraz daha farkhdir. Zira sahis SIfatlanyla aynada hemen hemen tamamen goruniirken, bir yere akseden golgesinde 0 sifatlarmm tamarmyla degil, hareket, suktm, biiyiikliik, kiicukluk vs. gibi bazi sifatlanyla bilinebilmektedir. Sahsm aynadaki goriintiisiine nisbetle bir yere akseden golgesinden daha az bilinir ve tamrur olmasi keyfiyetinin ayn bir degeri vardir. Hak hakkmda golgesi olan alemden edinilen bilgi de, sahis hakkmda golgesinden elde edilen bilgi gibi azdir.v'

Salus ve golgesi arasmdaki "ayniyet" ve "gayriyet"e gelincessahis ile aynadakig6riintiisii arasmdaki nisbet gibidir. Bir sahsm golge-

50. Indekste gectigi yerler gosterilmistir.

51. Bkz. burada, s. 245.

52. Bkz. burada Yusuf FaSSI ve serhi, s. 219-266.

53. Bkz. burada, s. 240-241.

54. Bkz. burada,' s. 234, 235, 245, 261.

-35-

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE ~ERHi

si 0 sahsa aittir, baskasinm degildir. 0 sahsm suret, hareket, sukun v.S. gibi baz: sifatlaruu ta~ldlgl icin sahis ile golgesi arasmda bir "ayniyet" vardir. Fakat sahsm golgesine herhangi bir seyle mudahale edildiginde, mesela islatildigmda, sahis islanmrs olmaz; golge her cihetten isrk verilip 'yok edildiginde sahis yok olmaz. Bu bakimdan sahis He golgesi arasmda "gayriyet" vardir. Nitekim bir golge gibi olan alem fena buldugundaveya alemde bir degisiklik vaki oldugunda Hakk'm viicudu bunlardan munezzeh ve berl olarak kalacaktir; zira 0 oldugu hal iizere baki olup her tiirlii tagayyur, tahavviil ve fenadan beri, miinezzeh ve mukaddestir. Oyleyse Hak He alem arasinda "gayriyet" bir yonden, "ayniyet" baska bir yondendir.

Biitiin misaller hakkmda sunu soylernek gerekir ki, misaller sehadet aleminden almdrgi icin, bir "mana"Yl her yonuyle aynen ve tamamen anlatamaz. Onun icin bir misal "mana"nm bir yonumi anlama kolaylignu verirken, diger bir misal baska bir yonunu anlatmak icin kullamlmak zorundadir. Misaller ne kadar cok olursa olsun, Sonsuz'un sadece baz; yonlerini tarutrrns olacak, yukanda denildigi gibi, hakkmda yine de pek az sey bilinebilecektir.

B. Mer t e bel e r i n H ii k m ii n e Ria yet:

Tasavvuf "~eriat ilimlerinden bir ilim"55 oldugu icin, "vucud'", "vahdet-Lvucud " ve "mertebeler" ve diger pek cok konu gibi, bir yandan ayet ve hadisler l~lgmda incelenirken, diger taraftan dinin emir ve nehiyleri da.ima goz onunde bulundurulmakta, seriatm mii'min ve miisliimanlara yukledigi itikad, ibadet ve ahlakla ilgili mukellefiyetlerin yerine getirilmesi : gerektigi iizerinde durulmaktadir. Bu yonuyle de, Fususu'f-Hikem ve ~erhi'nin temelini teskil eden vahdet-i viicftd doktrininin felsefi bir panteizm ve monizm= olmadigr gorulmektedir. Bir felsefi nazariye ve sistem, herhangi bir seriatle kayith ve bagunh 01- madigi icin, dini hiikiim ve miikellefiyetlere yer vermemis, gerek itikad ve gerek amel ve gerekse "hakikat" konulannda bir peygambere . tdbi olma zaruretini duymarrusnr. Bu elbette felsefi bir sistem icin pek tabu bir durumdur. Ctmkti filozof ve kurdugu sistem; bir peygamberin

55. ibn Haldtm; Mukaddime, (Terc. Siileyman Uludag), Dergah Yaymlari, istanbul 1983, C. II, s. 1113.

56. "Monizm" hakkmda bkz. Dr. Siileyman Hayri Bolay; Felsefi Doktrinler Sozmgii, s. 169-170.

-36-

FUSUSU'L-HiKEMDE TEZADLI iFADELER VE VAHDET-i VDCUD

niibiivvetine imam ve onungetirmis oldugu seriate tabi olmayi, kendine has olan dusuncesinin ne temeli ve ne de gayesi olarak gormez. Onun degeri de boyle olmasmdadir. Fusus ve ~erhi'nde ise gerek Hz. Peygamber'in sahsiyetinin iistiinliigiinden -ilk taayyiin mertebesinin bir admm da "hakikat-i muhammediyye" olmasi bile bu tisttinlugtl gosterirve gerekse Hz. Peygamber'in getirmis oldugu seriati ihtiva eden Kur'an-i Kerim'in ustunlugunden sik sik soz edilmekte, velinin tabi oldugu peygamberden iistiin olarmyacagi da aynca ifade edilmektedir. FUSllS, bu yonuyle Kur'an-i Kerim'in bazl hikmet ve sirlanru acrklayarrbir manevi tefekkiir ve Him kitabidir.

"Mertebelere riayet" konusunun FUSllS ve ~erh'inde ve diger mutasavviflarm bu nevi eserlerinde bilhassa yer almasimn sebebi, Kur'an-l Kerim ve Siinnet'e bagh bir Him ve tefekkiir olmasmdan ileri gelmektedir diyebiliriz. Mutasavviflann "rneratibe riayet" konusunda gosterdikleri titizlik, seriatin getirdigi itikadi, ameli ve ahlaki miikellefiyetlerin, anlayrssizhk veya yanhs anlamalar dolayisiyla, ihmal ve terk edilmesini onlemek icin oldugu anlasilmaktadrr. Sufiler mertebelerin hiikmiine riayet edilmedigi takdirde ortaya "zmdikhk" cikacaguu ifade etmektedirler. Mesela Ibrahim Hakki Erzurumlu.>?

Her mertebede ciin viictid edet biikm-i diger Pes luiz-: metiitib etmesem zmdikim

beytiyle "vucud'<un her bir mertebesinde baska bir hukun mevcut 01- dugunu, eger meratibe riayet edilmezse zmdik olunacagmi dile getirmektedir. A. Avni Bey'in sairini belirtmeden zikrettigi farsca bir bey itte: "Vucudun her mertebesinin bir hiikmii vardir. Eger mertebeleri hifz etmezsen zmdlksm"58 denilmektedir ki, 'yukaridaki turkce beyitle aym manadadir.

A. Avni Bey bir FUSllS ciimlesini aciklarken, mertebeler arasmdaki farklarr bilen kimse hakkmda: Rabb'inden hasyet eden kuI, Rab ile kul arasmda mevcut olan farki bildigi ic;in'''tevhid''i isbat edip, Rabb'in vucudu benim vucudumdur; veya benim vucudum Rabb'in viicududur demekten sakimr. Cunku rububiyet ve ubtidiyeti temyiz etmek, herbirinin hakkma riayet etmek edeb geregi oldugu gibi, kul olmamn da geregidir. Onun icin ne Mevla kul olur; ve ne de kul Mevla olur.

57. Divan-I ibrahim Hakkt Erzurumi, istanbul 1263, s. 200.

58. Bkz. burada, s. ·158.

-37-

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE SERHi

Eger rnertebenin gereklerine riayet olunrnazsa ortaya ilhad ve zmdiklik C;lkar59diyerek, hem rnertebe anlayismm ehernrniyetini ve hem de sehadet aleminin geregi olan hiikme tabi olrnamn sart oldugunu belirtir. Serh'In bir baska yerindese ise, yine rnertebelerin hiikiirnlerine riayet etrnek gerektigini soyledikten sonra sunlan ilave eder: Nefsani kuvvetleri heniiz diri olan kirnseler rnertebelere riayet edernezler. Onun icin de dalalete diiserler; halki da dalalete sevk edip insanlarm en serlisi olurlar ... Cunku onun "nefsani kuvvetleri ve hayvani sifatlan heniiz 01- memis, "Olrneden once olunuz!" sirrma rnazhar olmarmsnr. Zamamrmzda "Zahir ve batin hep Hak'trr. Biz bunun boyle oldugunu anladik. Seriat nizam-i alem icindir; binaenaleyh hakikat-i hale rnuttali' olduktan sonra narnaza, abdeste ve oruca ne ihtiyacmuz vardirl ' deyip heva ve nefsani heveslerine uyan bir takim zmdiklar, bu halin gayer belig ~ahidleridir. Evet Zahir ve Batm Hak'tir. Fakat senin rnukayyed vucudun bu sehadet rnertebesinde rnutlak kuldur. "Zahir " isrninin terbiyesinde bulunan bu rnukayyed varhklara vaki' olan teklif, batmda tekvin icindir. Oyleyse ilah! teklife uyrnak giizel bir arne], karst gelrnek ise kotu bir fiildir.

A. Avni Bey'in bu ifadelerinden vahdet-i vii cud konusunda rnertebe anlayisirun ehemrniyeti goruldugu gibi, gerek itikildi ve gerekse ameli bahislerde, yanlis ve indi yorurnlar sebebiyle ortaya cikacak kanaatlerin Fusiisu'l-Hikem ve ~erhi ile alakah olarruyacagi, boylesine kanaat ve goruslerin Fusus ve serhlerinde mevcut olmadigr belirtilmis olmaktadir. Su halde "vucud' 'un ilk rnertebelerinin geregi olarak bir "ayniyet"ten bahsedilrnesi yamnda, sehadet rnertebesi olan bu icinde bulundugumuz alernde "gayriyet"in rnevcut oldugu hatirdan cikanlmamahdir. Seriatin getirdigi itikadi ve ameli tekliflerin, vucudun ilk mertebelerindeki "ayniyet"ten dolayi ortadan kalkngim zannetrnek ise,

bir anlayis noksanhgr veya anlayamamaktan ileri gel en bir durum olacaktir. Fusiisii'l-Hikem ve ~erhi ile diger mutasavviflann sozlerinden anlasilan budur.

Doc. Dr. Mustafa Tahrah

59. Bkz. burada, s. 157-158.

60 A. Avni Konuk: A.g.e., C.I, s. 308

-38-

Ahmed Avni Konuk

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE SERHi II

IV

BU FASS-I MUNIF KELtME-t tDRIstYYE'DE MUNDEMtC OLAN "HtKME'l!t KUDDUStYYE"NtN BEyANINDADIR

"Hikmet-i kuddusiyye'tnin Kelime-i idrisiyye'ye .tahsisindeki hikmet budur ki: idris (a.s.) riyazat-l !2akka He nefsini sifat-i hayvaniyye ve kudurat-i tabiiyye ve nakais-i arizaden tathir etmis; ve akibet ruhaniyyeti hayvaniyyeti iizerine galebe etmekle, kesiru'l-insilah ve sahibu'l-mi'rac olmus; ve melaike ve ervah-i miicerrede He muhatabatta bulunmus idi. Nitekim on alb sene yiyip icmedigi ve uyumadigi ve akl-i miicerred haline geldigi hikaye olunur.

Bu maani, kesafet-i cismaniyyesi ieinde, nazar-l fikriye mustenid olan akh vucuduna hakim olan feylesoflar indinde kabul olunur bir sey degildir. Fakat ne yapsmlar ki, onlarm akillari cisim ve cismaniyyet dairesinde mahsur ve mahbus kalrmstir. 0 hudud haricine crkamazlar; ve "insan yiyip icmese ve uyumasa olur" derler. Vakla bu hukumleri, vucudlarmda ahkam-i kesafet hukumran olan kimseler icin dogrudur, Velakin nefislerini, kudurat-i tabiiyyeden ve kesafet-i cismaniyyedenkurtaran zevat hakkmda ,asIa dogru degildir. Bu zevatm revislerine ittilaa ukul-i ciiz'iyye erbabi icin imkan yoktur. Zira onlarm akillari bir daire-i mahdfide dahilinde kuyud-i mantikryye ve tabiiyye He bagh kalmistir.

"Kuddus" mukaddes ma'nasma "takdis"ten mustakktir. Ma'na-yi .lugavisi "tathir"dir. Ve istilahta "Hakk'i, imkan ve ihtiyaetan ve nakais-i kevniyyeden ve kendinin gayri bulunan mevcudata nisbeten/kemal add olunan kemalattan, Cenabma layik oimayan seyden tathirdir". Zira Hak Subhanehu ve Teala ve onun kemalat-i zatiyyesi, akil ve vehim ve hayal He idrak olunan kemalattan a'la ve ecelldir. Nitekim ehl-i kemalden bir zat-i serif Cenab-i Kibriya'ya hitaben buyurur: Rubai:

2

FUSUSU'L-HiKEM TERCiiME VE f;3ERHi

t.li ~ ...y ~ ~ y ~) ):. ~ ) 01.:1-1 :. r. ~ .J'lt

rJs. j 1ft" .sl) ~ j .!l~ .sl )r" ) 01_,JI -l:o! C:_-l )~ ~

Terciime: "Ey noksandan pak ve ey ademden muberra olan zat-r Celil! Senin vasfmda akil ileriye bir adim atabilir mi? A'ma olan kimse, kulagiyla renkleri ve suretleri nasil gorur? Veyahut sagir, goz ile elhan ve nagmeyi nasil isitebilir?"

Zira gayre mensub olan kemalat makam-i asldan miitenezzildir; ve rtlak-r hakikiden hari~ ve miitekayyiddit; ve kemalat-i ilahiyye iizerine miiteferri'dir. Ye "kuddusl' keyfiyet ve kemmiyyet i'tibariyIe "Subbuh'Idan ehasstrr. Zira onda pek siddet ve kesretle zatI tenzih ma'nasi vardir.

"Hak tenzih ve 'tesbihden miinezzehdir" denildigi vakit, tenzih ve tesbihden tenzih edilmis olur. Ve tenzihin bu nev'inde mubalaga-i zaide vardir. "Fenau'Lfena'tnm "fena"dan eblag olmasigibi. Ve "tesbih", yalmz makam-i cern'; ve "takdis" ise makam-i cern' ve tafsil hasebiyledir, denilebilir. lste bunun icin Nuh (a.s.nn tenzihi akli ve Idris (a.s.nn tenzihi dahi hem akli ve hem nefsidir, demislerdir. "Hikmet-i subbuhiyye" ile "hikmet-i kuddusiye" arasmda ma'nen ve mertebeten munasebet oldugu icin yekdigerine mukarin kilmrmstrr. Ve Nuh (a.s.) her ne kadar bi-hasebi'z-zaman idris (a.s.)dan sonra gel-

. mis ise de, eblag olanm te'hiri evla oldugundan, onun hikmeti / "hikmet-i subbuhiyye'lden sonra irad olundu.

* * *

Uliivv, iki nisbettir. Uluvv-i mekan ve uluvv-i mekanettir. imdi uluvv-i mekan \# Ut5:.. ~G.:.i _)) (Meryem, 19/57) ve a'la-YI emkine, asiyab-l aIem-i eflak onun iizerine devr eden mekandir. Ve 0, felek-i semsdir. Ve Idrts (a.s.nn makam-i rdhaniyyeti ondadir. Ve tahtmda yedi felek ve fevkmde yedi felek vardir. Ve 0, on besinci felektir. imdi onun fevkmdeki felek-i Ahmer, ya'ni Merih, felek-i Miiljteri, felek-i ZuhaI, felek-i Menazil, felek-i Atlas, felek-i Burne, felekii'l-Kiirsi ve felekii'l-Arlj'mr. Ve onun dununda felek-i Ziihre, felek-i Uta-

iDRIS FASS!

3

rid, felek-i Kamer ve Kure-i Esir ve Kure-i Hava ve Kure-i Ma' ve Kure-i Turab'dir. Binaenaleyh 0, eflakm kutbu 01- masi haysiyyetiyle refiu'l-mekandrr. (1).

/Ya'ni uliivv ve yiikseklik iki nisbettir: Birisi mekanm, digeri de mekanetin ve mertebenin yuksekligidir. Ve uluvv-i mekanm delili Kurun-r Kerim'de Idrfs (a.s.) hakkmda var id olan

~ (., .....

Oi ti~ ;G..t" (Meryem, 19/57) ya'ni "Biz onu yiiksek mekana ref

., ))

ettik" kavl-i serifidir. Ve mekanlarm en yuksegi, iistiine alem-i eflak degirmeninin dondugt; mekandir ki, 0 da felek-i Sema'dir. Zira arzdan i'tibaren kendi manzumemizin merkezine miiteveccihen en yiiksek bir merhale ve bir mekana cikilmak tasavvur olunsa, 0 mekan ancak felek-i Sems'dir. Ye bu i'tibar arzdan boyle oldugu gibi Mii!;lteri ve Ziihal'den dahi boyledir, Zira manzume-i Sems'i teskil eden seyyaratm ciimlesinin merkezi felek-i Sems'dir. Ve Idris (a.s.nn makam-i ruhaniyyeti oradadir. Zira Idris (a.s.) sifat-i beseriyye-i tabiiyyeden miinselih olup sifat-i ruhaniyye ve hey'et-i nuraniyye ile baki kaldi. Binaenaleyh nefs-i muzlimesinin hey'eti rfih-i miinevverinin hey'etine miinkalib oldu. Ve sureti dahi, hey'et-i rUhaniyyeye munasib olan suret-i misaliyye-i miraniyyeye tahavviil etti. Ve bu miinasebet-i nuraniyye i1~ felek-i ~ems'e uruc eyledi. Ve felek-i ~ems'e cisim ile uruc maddeten miimkin degildir. Ve' mumkun oldugu farz olunsa, Sems cismi ihrak ve onun kesafetini izhak eder. Qiinkii kiire-i sems, kiire-i arz gibi bir cism-i sulb-i barid degil, mayi' veya buhar-i nart bir haldedir. 0 makama ancak rfihen uruc miimkiindiir. Zira ruh-i latif, cism-i kesif gibi, ateste yamp inhilal etmez. Nitekim riyazatla telattuf eden evliyaullahdan ateste yanmamak ve suya batmamak ve havada tayaran etmek gibi asar-l ruhiyye zahir olur.

Ma'lum olsun ki, Hz. Seyh (r.a.) felek-i Sems'in uliivv-i mekamm tefhim icin hey'et-i atika mficibince eflakin meratibini ta'dad buyurmustur. Maksad-l alileri ilm-i hey'etten bahs etmek degil, manzume-i semsiyyeye nazaran nasa uluvv-i mekam anlatmaktrr. Bunu tefhim icin zaman-i alilerindeki ulemanm tasavvuratma mutabik beyanatta bulunmuslardir. Ve bu bey an at-i aliyye, hey'et-i cedideye gore

4

FUS(rSU'L-HiKEM TERCUME VE $ERHt

uliivv-i mekanm tebeddiiliinii ieab etmez. $oyle ki, hey'et-i atikaya gore sems, eflakin merkezi olmak i'tibariyle onun ma-dunu veya rna-

5 fevki olan herbir felekten §emse hazar olunsa / emkine-i maddiyyenin en yuksegidir. Ve hey'et-i eedideye nazaran manzfime-i semsin merkezi ve kalbi yine felek-i semstir. Ve bu manzumeyi teskil eden seyyaratm kaffesi semsin etrafmda bir satih iizerinde devr ederler. Semse en yakm bulunan Utarid olup ondan (15) milyon, Ziihre (26) milyon, Arz (37) milyon, Merih (56) milyon ve seyyarat-; sagire takriben (100) milyon, Mii§teri (192) milyon, Ziihal (355) milyon, Uranus (710) milyon ve Neptiin (1150) milyon merhale uzakta devr eder. Binaenaleyh bu seyyal'atm her hangi birisinden kendi merkezi olan semse nazar olunsa, emkine-i maddiyyenin en yuksekigi "sems" 01- mus olur. $u halde sems, gerek hey'et-i atikaya ve gerek hey'et-i eedideye gore, eflakin kutbu olmasi eihetinden refiu'l-mekandrr. Bunda asIa ihtilaf yoktur. Amma merkezden. kat'-l nazar olunursa, arzdan i'tibaren semsten daha yiiksek emkin~-i maddiyye coktur. Uranus, Neptiin veya diger manzfime-i semsiyyeler gibi. Buradaki uliivv, her seyyarenin kendi merkezi olan semse nisbetledir. Zira cenab-i Idris

...., - _", \ ...

arzda bulundugu halde hakkmda W uLS:; ~t.::.i ~j (Meryem, 19/57)

buyruldu.

- -' , ...

SuM: Hak Teala Kur'an-i Kerim'de ale'l-itlak t::.li. uLS:; ~t.::.i" bu-

-, .J)

yuruyor. Ve mekanm rem sems oldugunu tasrih etmiyor. Halbuki

bir daire.muhitinin herhangi bir noktasmdan merkezden gecmek iizere bir hatt-i mustakim temdid olunsa, ya'ni dairenin kutr-i tammi resm edilse, muhit-i mukabilden gectigi nokta merkezden eb'ad ve erfa' olur. Bu i'tfbarla sems refiu'l-mekan olmamak lazim gelir.

Cevap: Bu fass-i munifin nihayetinde beyan olacagi iizere uluvv dort nevi'dir: Uluvv-i zati, uliivv-i slfati, uliivv-i mekanet, uluvv-i mekandir. A.yet-i kerimede uliivv-i mekan bi'l-ibare ve diger uliivlerbi'li§are bey an buyurulur. $emsten gayri bu dort nevi uliivv ile muttasif olan hicbir mahal yoktur. Zira sems, kendi tevabii olan seyyaratm mense'i oldugundan onlara nazaran uliivv-i zati sahibidir. Ve bu tevabi' onun ziya ve hararetine muhtac bulunduklarmdan bu eihetle uluvv-i slfati s~hibidir . .v e cazibesiyle onlarm hakimi ve miidebbiri

mats FASS!

5

oldugundan uliivv-i mekanetle muttasiftrr. Ve her birisinden, kendisine kadar olan mesafatm ciimlesinden eb'ad ve erfa' oldugundan uliivv-i mekan sahibidir.

Ve uluvv-i mekanete gelince, 0 bizim icin, ya'ni Muham- mediler ieindir. Allah TeaIa 0_#\li ~\j (Muhammed, 47/35) buyurdu. Ve Allah TeaIa bu uUivvde sizinle beraberdir. Ve 0, mekandan muteaIidir; ve mekanetten muteaIi degildlr (2).

Ya'ni uliivv-i mekanet ve uliivv-i mertebe ve menzilet, hassaten bizim icin, ya'ni Muhammed (s.a.v.)e tabi' olan verese icindir. Nitekim Hak Teala Muhammediler hakkmda 0ji&.\li ~Ij (Muhammed, 47/35) ya'ni "Siz alilersiniz" buyuruyor. Siz, sizin gayriniz olan iimem iizerine mertebeten ve menzileten alilersinizdemektir. Ve Allah Teala cem'iyyet-i esmaiyyesi cihetinden bu uliivv-i mekanette sizinle beraberdir. Zira sizin "hiiviyet"iniz Hak'tir. 1 Ve siz Hakk'm zahirisiniz. Zira Hak cisim olmadigi cihetle mekandan mutealidir. Fakat mekanetten muteali degildir. Ve uliiv nisbeti iki sfrretle olur: Birisi "ali"nin sirf kendi ~anmdandIr. Bu uliivv, ultrvv-i hakiki ve zatidir. Digeri mekan-i aIiye nisbetle olur, Bu da uluvv-i izafidir. Binaenaleyh Hakk'm uluvvu, uluvv-i hakiki ve zati olan uliivv-i mekanettir. Zira Hakk'm vucud-i mutiak mertebesi viicud-i mukayyed mertebesinden a'Iadir.

Ve vaktaki bizden nufus-i ummal havf etti, Hak TeaIa ma'iyyeti ~~~T ;s- _;;; 0i j (Muhammed, 4 7 13~) kavliyle itba' eyledi. imdi amel mekam talebeder. Ilim ise mekaneti taleb eyler. Boyle olunca Hak TeaIa bizim iein iki rif'at beynini cem' eyledi ki, biri amel ile uluvv-i mekan ve digeri ilim ile uluvv-i mekanettir. Ba'dehu ma'iyyette tenzih-i i§tirak i~in "Sen Rabb-i a'lam bu i§tirak-i ma'neviden tesbih et" (A'Ia, 87/1) buyurdu. Ve insamn, ya'ni ins an-l kamilin, a'la-

. yl mevcudat olmasi a'ceb-i umurdandir. Halbuki ister mekana veya ister menziletten ibaret olan mekanete olsun,

6

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE I;!ERHi

uliivv, ancak ona tebaiyyet ile nisbet olundu. Boyle olunca onun uliivvii li-zatihi olmadi. Binaenaleyh 0 uluvv-i mekan ve uluvv-i mekanet ile alidir. ~u halde uliivv, onlar icindir (3)_

.

Ya'ni sure-i Muhammed (s.a.v.) de vaki' ~I Jll;'.1;j I_h; ~

~~\ ;S-;;. J'j ~ ~r) ::'P.\1i ~\j(Muhammed: 47/35) ayet-i ke~ime. sin~eki ::'P.\1i ~\j kavli ile Hak Teala bizi a'leviyyet ile va sf edip

~ ~Ij kavli ile, de bizimle beraber oldugunu isbat edince,

iimmet-i muhammediyyeden hakayik-i ilahiyyeye rttrla'r olmayip yalmz a'mal-i saliha isleyen kimseler, uliivden uluvv-i mekaneti anladilar: ve "Hak, rnekandan miinezzehdir; binaenaleyh bizim icin sabit olan a'leviyyet, ilim hasebiyledir. Zira biz cism-i kesifiz ve mekaniyyet ile muttasifiz. Eger bizim uluvvumuz mekan ile olsa, bizimle ma'iyyet-i Hak sabit olduguna gore, Hakk'm mekandan miinezzeh olmamasi lazim gelir. Halbuki a'malin sureti olur. Ve suret ise mekan ister. Ve Hak bizimle beraber olup uluvvumuz dahi uluvv-i mekanet ve mertebeden ibaret olunca a'malimizin suretleri nerede mahfuz olur?" deyip amellerinin ecri fevt olacagmdan korktular. Bunun icin Hak Teala ~ ~Ij kavlini muteakiben ~~\ ;S-;;. J' j ya'ni "Allah Teala a'mal-i cismaniyyenizden ve onlarm ucftrundan bir sey noksan kilmaz" kavlini beyan buyurdu. Imdi amel mekam ve ilim, mekaneti ister. Zira amel cismin a'za ve cevarihi vasitasiyla sadir olan suverden ibarettir, Ve 0 suver alem-i kevnde mahfuzduro Bu hal, fi-zamanina, nazar-i hissi ile de mer'idir. Nitekim cismin her anda vaki' olan eral ve harekatim onune bir enstantane fotograf makinesi vaz' ediliverince zabt etmek miimkun oluyor. Binaenaleyh cismin kaffe-i evza'i ve harekatmm suretleri her cihetten fezaya intisar edip siir'atle gitmektedir. Alem-i kevn icinde ondan bir !;ley gaib olmaz. Hatta bi'l-farz yiiz sene evvel kure-i arz iizerinde vakr' muharebatm stiretlerini, bu suretlerin fezadaki siir'atlerinden daha seri bir surette kat'-l mesafe edilerek bir fotograf makinesiyle

o lerine / gecilmek mumkim olsa, onlarm ciimlesi zabt olunabilir. Ve

If- J _. ""J ~ ,.. J \ _ J J \ # J J ,

b~ ~ t:5' ~1? :x 0P ~j ~I) '» ~ Ip I.Aj ~8. .} 0~ I.Aj

iDRIS FASS!

(Yunus, 10/61) ya'ni "Biz ancak sizin uzerinize sehid ve rakib oldugumuz halde bir §anda olursun; ve Kur'an tilavet edersin; ve amelinden bir sey islersin" ayet-i kerimesi Hakk'm ma'iyyetle beraber suunat ve kelimat ve a'mal-i insaniyyenin mazbutiyyetini beyan

buyurur. . .

Imdi suver-i a'mal en yiiksek mekan olan Sidretu'l-muntehaya kadar vasil olur. Ve "Sidre"!iigaten "kenardaki aga~" ma'nasma gelir. Ve manzume-i semsiyyemizi teskil eden her bir seyyare bir secer mesabesindedir. Binaenaleyh "Sidretu'l-munteha" en son seyyarenin taayyiiniinden ibaret bulunur ki, bu .seyyareye "Neptiin" nann verilmektedir. Ve bu seyyareye vasil olan ziya-yi sems, arza vasil olan ziyamn binde biri nisbetindedir. Ve suver-i hayaliyyenin kemaliyle intisarr ziya-yi semsin bulundugu mahallerde vakr' olur. Ve bu son seyyare arzdan i'tibaren dahi manzfime-i semsiyyemizi teskil eden seyyaratin en ba'idi ve en yuksegidir. Fakat bundaki uliivv, ancak uliivv-i mekandir, Balada zikr olunan ii~ nevi' uliivv-i sems gibi, burada mevcud degildir, Iste bu suver-i hayaliyye-i mazbfrta dar-i ahirette, 0 darm maddesine gore tecessiid edip sahibinin karini bulunur. Eger a'mal salih ise, suret-i hasenede; ve eger kabih ise suret-i kabihada tecessiid eyler. Binaenaleyh herkes dahil olacagi cennetin ni'metlerini, hurilerini, grlmanlarmi ve sair esbab-i tena'umu aIemde tahsil edip beraberce gottlrilr. Zira o?~1 '~)y ~..lll buyrulmustur, Ve kiiffar ise keza cehennemi ve cehennemdeki enva'-I azabmi dunyada tahsil edip.hin-i intikalinde birlikte gotiiriir. i§te bunun icin

"0 ""...... ~

Hak TeaM ~1ts::J~ ~ I;~.p,. 01 (Tevbe, 9/49) ya'ni "Cehennemktif-

fan, el'an muhittir" buyurmustur.

.~

I Su halde iimmet-i muhammediyyeden olan bizler icin Allah Teala

iki rif'at beynini cem'etti: Birisi amel He uliivv-i mekan ve digeri, ilim ile uliivv-i mekanettir, Iste Hak Teala "hiiviyyet"inin bizimle beraber oldugunu ~.;.) kavli He isbdt buyurmakla, a'leviyyette istiraki iham ettikten sonra, bu iham-r i§tiraki kaldirmak icin "A'la olan Rabb'inin ismini bu istirak-i ma'neviden tenzih et!" dedi. Zira bizim vucudatmuz, vucudat-; mukayyede oldugundan, Hakk'm bizim icin cern' ettigi iki uliivv, ya'ni uliivv-i mekan ve uliivv-i mekanet

7

B

FUSUSU'L-HiK,EM TERCiiME VE ~ERHi

ile bizim cem'imiz cem'-i mukayyed olmus olur. Ve biz Hakk'm vucud-i mutlaki zimnmda a'lalanz. Halbuki Hak Teala ayn-l kiildiir. Ve onun uluvvu uluvv-i zatidir. Ve hi9 bir vucudun zimnmda hasil olmus olan bir uluvv degildir, 1 Binaenaleyh vucud-i mukayyed sahibi olan abde nisbet edilen uliivv, vucud-i mutlak olan Hakk'm uluvvudtir. Ve bu uliivv Hakk'm "Aliyy" ismi ile ona vaki' olan tece1Usi kadardir. Ve su halde asl-i uliivvdeHakk'a istirak mumkin degildir. Ve insan-i kamilin a'Ia-yi mevctidat olmasi pek taaccub olunacak seylerdendir. Halbuki ona nisbet olunan uluvv, ya mekana veya mekanete, ya'ni menzilete, tebaiyyet ile nisbet olundu. Binaenaleyh onun uliivvii zatmdan dolayi degildir. Belki 0, uluvv-i mekan ve ultrvv-i mekanet

. ;~

ile a'ladir. Boyle olunca uliivv nisbeti, mekan ve mekanet iein sabit-

tiro Ve ins an-l kamil -S;r'" ~ ~.)T ..;.l> ~I 01 ve bir rivayette ~I 01 .:r-)I b;r'" ~ ~.)T..;.l> hadis-i .. sertfi mucibince suret-i ilahiyye iizerine mahluktur. Ve kemal-i cela ve isticla bu mertebe-i sehadette zuhur eden insan-i kamilin vucudiyle husul-pezir olmustur. Ve insan-i kamil kendi nefsinde bilciimle meratib-i ilahiyyeyi cami'dir. Ve onun gayrileri kemalde noksandir, Binaenaleyh insan-i kamil mevcudatm a'lasidir.

imdi uliivv-i mekan 1.5 ~I ;.;.11 Js. ~ i\ (Taha, 20/5) gibi-

I'

10 dir. Ve 0, emkinenin a'lasrdir, Ve uluvv-i mekanet, J5'

~ j \r~ ~~ :~ (Kasas, 28/88) ill- ;~i C!:-;. ~~) (H~d~ 11/1~3) 4I1 t: ~1i (Neml, 27/63) dir. Ve Hak TeaIa t# ut5:; ~G.;)J (Meryem, 19/57) buyurdukda, "aliyyen" kavlini mekan i~in

na't 101m. ~~~ ~ ~~i ~ 1~ J~ ~~ &.j j~ 1~j (Bakara, 2/30) Bu, uliivv-i mekanettir. Ve ~elaike hakkmda c, ~\

,0 J,.

0:!WI ~ ..:..Js" rl (Sad, 38/75) buyurdu. Binaenaleyh ultiv-

vu melaike Iein kildi. E~er melaike olmalarmdan dolayi olaydi bu uluvde melaikenin ciimlesi dahil olurdu. Vaktaki hadd-i melaikede iljtirakleriyle beraber amm olmadu biz bildik ki, muhakkak bu, Allah indinde uliivv-i mekanettir. Ve nastan hulefa dahl boyledir. E~er onlarm hilafet ile uluvvu, uluvv-i zati olaydi, her insan i~in olur idi. Vaktald

iDRIS FASSI

9

amm olmadi; biz bildik ki, muhakkak bu uliivv, mekanet icindir (4).

Ya'ni uliivv, mekan ve mekanet icin sabit olup uliivv-i mekan Hak Teala'nm .s ~I J-;il J;. ~)\ (Taha, 20/5) ya'ni "Rahman ars iizerine istiva eyledi" kavliyle miieyyeddir. Zira alem-i cisntaninin muntehasi Ars'tir. Ve Ar§ cemi'-i alem-i cismaniyi muhittir. $u halde Ar§ mekanlarm en yuksegidir. Ve Hak Teala "Rahman" ismiyle Ar§ iizerine mustevi olunca, onun icin uliivv-i mekan sabit olmus olur. Uliivv-i rnekanete gelince ~) \11 ~~ :.;:. jS- (Kasas, 28/88) ayet-i kerimesi Hak icin bu uliivv-i mekaneti isbat eder. Zira her bir sey haliktir. Ancak onun "vech"i ve "zat"; halik degildir. Ciinkii vucudat-i mukayyede vucud-i mutlak ile kaimdir .. Ve mukayyed olan vucud, kayd-l taayyiinden kurtulunca, ayn-l mutlak olur. Ve bu, Hakk'm uliivv-i mekanetidir, Ve keza ~ ;\ri ~;. ~~J (Hud, 11/23) ya'ni "Emrin kaffesi ona rucu' eder" ve "O'nunla beraber ilah vat midir?" (Neml, 27/63) ayet-i kerimeleri dahi, bu uliivv-i mekaneti miishittir. Ciinkii vucudat-i mukayyede helak olup kisve-i taayyiinden soyundugu vakit, asl-i vucud olan vucud-i mutlaka miilhak ve raci' olur. Binaenaleyh gayr icin vii cud olmaymca, Allah ile beraber ilah olmaSl miitesavver degildir. Ve Hak TeaIa Idrts (a.s.) hakkmda ~tl:.iJJ t# t~ (Meryem, 19/57) ya'ni "Onu mekan-i aliye ref' ettik, / buyurdukda "aliyy" sifat-i hasenesini mekana na't kildi. Ya'ni mekam "aliyy" sifat-i hasenesiyle tavsif buyurdu. $q halde uliivv, insanm vasfi degil, mekamn vasfi olur. Ve ins an 0 mekan-i aliye cikmakla ali olur. Ve Hak Teala, Adem (a.s.) ve evladi hakkmda.!tj Ju ~~J

* '" "" 0 "', <d ..' 0

U:!_,[ yi:> ~':JI <1 ~6:- _;~ ~~ (Bakara, 2/30) ya'ni "Rabbin melai-

keye hitaben ben yer yiiziinde halife kihciyrm, dedigi vakit" buyurdukda, bu kavl dahi uluvv-i mekaneti gosterir. Zira bu kavilde uliivv-i mekanet, riitbe-i hilafete tahsis olunmustur. Binaenaleyh insan, kendi nefsinde bilciimle meratib-i ilahiyyeyi cami' olarak riitbe-i hilafeti haiz olmakla uliivv-i mekanet sahibi olur. Bu halde de uliivv, insanm vasfi degil, mertebenin vasfi olmus olur.

Ve keza Hak Teala Ibliste hitaben, melaike hakkmda: "Sen Adem'e secdeden istikbar rm ettin? Yoksa sen, melaike-i alinden misin?" (Sad,

10

FUS(]SU'L-HiKEM TERCUME VE I;lERHi

38175) buyurdu. Uluvvu melaike-i alin iein sahit kildi. Zira melaike-i alin, melaikenin bir simfidir ki, Hak'ta siddet-i heyemanlarm-

. dan ve halktan kemal-i gaybubetlerinden na~i, Adem (a.s.) a ve evladma seede ile me'mur degildirler. Qiinkii onlar nes'etlerindenberi, Hak'ta mustegrak olup gayrin ne oldugunu bilmezler. Hatta kendi nefislerinden dahi bi-haberdirler. Binaenaleyh onlardaki uluvv, kendilerinin uliivv-i zatileri de gil, Hak'ta istigraklerinden na~i uluvv-i Hak'trr. Eger bu uluv, mahza melaike olduklan icin kendilerine tahsis kilmrms olaydi, melaikenin R8.ffesi bu uliivde dahil olmak lazim gelirdi. Imdi vaktaki, melaikenin ta'rifinde hepsinin vucudu miisterek olmakla beraber, bu u!iivv melaikenin cumlesine amm ve ~amil 01- madi; binaberin biz bu adem-i ta'mimden, bu uluvvtm indallah uluvv-i mekanet oldugunu, ya'ni Hakk'm vucudunda istigrak ve heyeman meriebesininuliivvii bulundugunu bildik. Ve nastan hulefa dahi melaike-i alin gibidir. Qiinkii hulefanm uluvvu, mahza insan oldukIan icin uluvv-i zati olaydi, bu ultivv insanlarm eiimlesine ~amilolurduo Vaktaki bu hilafet, efrad-i insaniyyenin kaffesine amm olmadi;

. biz bu adem-i siimulden bildik ki, bu uluvv mertebe-i hilafeti ihraz edenlere mahsfistur. Ve uluvv dahi mekanet icindir,

Ve "Aliyy" O'nun esma-i husnasmdandir. Kimin iizerine? Halbuki vucudda ancak 0 vardrr. imdi 0, li-zatihi "Aliyy"dir. Yahut ne seyden? Halbukio sey, ancak O'dur. Binaenaleyh onun uliivvii, kendi nefsi i9indir. Ve 0, vucud haysiyyetiyle mevcudatm "ayn"lmr. Boyle olunca muhdesat He musemma olan, li-zatiha "Alliyy"dir. Halbuki muhdesat ancak O'dur, ~u halde Hak, uluvv-i izafi olmaksizm "Aliyy"'dir, Zira kendileri i9in adem sabit olan a'yan ki, 0 ademde sabittirler, vucuddan bir koku Istiemam etmediler. imdi mevcudatta taaddud-i suver ile beraber, onlar hali iizeredir. Halbuki mecmu'da, mecmu'dan zahir olan "ayn" birdir. imdi kesretin vucudu esmadadir; 0 'da nisebdir; ve niseb umur-i ademiyyedir; ve ancak "zat" .olan "ayn" vardrr. Imdi, 0, izafetle degil, li-nefsihi "Aliyy"dir (5).

inRts FASSI

11

Ya'ni "Aliyy" ismi, ahadis-i sahihada varid olan Hakk'm doksan dokuz .esmasmdan birisidir. Ve Hak Teala Kur'an-i Kerim'de ~\;j r_~H (Bakara, 2/255) buyurur. HakTeala "Aliyy"dir, ya'ni mtirtefidir ve yiiksektir. 1 Fakat kimin iizerine "Aliyy"dir? Ve onun bu yuksekligi kimin iizerinedir? Halbuki vucudda O'ndan gayri bir vucud yoktur.

Mahlukatm vucudu, vucud-i Hakk'a muzaf olan vucudat-i i'tibariyyedir. Binaenaleyh . Hakk'm gayri yoktur ki, Hak ondan yiiksek 01- sun. Boyle olunca Hak, kendi zatmdan na!;li "Aliyy"dir. Ve 0, oyle bir "Aliyy"dir ki, O'nun uluvvu gayre nisbetle degildir. Yahut Hak neseyden "Aliyy"dir? Ya'ni hangi seyden yiiksektir? Halbuki 0 sey, ancak O'dur. Ya'ni Hak su seyden "Aliyy"dir denilse, bu dogru 01- maz. Cunku 0 sey, vucud-i mutlak-i Hakk'm mertebe-i letafetten mertebe-i kesafete tenezziiliinden husule gelen bir vucuddur ki, esmasmdan bir veya mtiteaddid isimlerinin kemalatma mazhardir. Binaenaleyh onun "hiiviyyet"i Hak'trr; ve 0 sey Hakk'm zahiridir. Su halde Hakk'm uluvvu kendi nefsi icin vaki' olur. Zira Hak "hakikat"iyle gayriden ganidir. Ve 0, cemi'-i esyanm "ayn'hdir. Ve Hakk'm vucudundan baska bir vucud olmadigma gore, Hak vucud haysiyyetiyle mevcudatm "ayn"; olunca, muhdesat denilen e!;lya kendi zatmdan dolayi "Aliyy" olur: Fakat Hakk'm mertebe-i kesife-i sehadetteki uluvvii ile mertebe-i zat1;fki uluvvii aralarmda fark vardir. Zira mertebe-i sehadetteki uluvvu kaffe-i e!;lya suretlerinde esmasiyla zuhfiru ve bilciimle suretleri muhitolmasidir. Ve mertebe-i zattaki uluvvu ise, kesret-i esmaiyyeden uluvvudur. Ve vucud haysiyyetiyle muhdesat ancak Hak'trr, Hakk'm gayri degildir. Binaenaleyh Hak, mevcfidatm "ayn"; olduguna gore, 0 mekana ve mekanete iza-

i . feten "Aliyy" degil, uluvv-i hakiki ile "Aliyy"dir: Zira "a'yan-i sabite" vucuddan bir koku duymadilar. Cunku onlar icin adem vardir. Ve onlar 0 hal-i adem icinde sabittirler. Hal-i ademde subutun ne demek oldugu FaSS-l Uzeyri'de misal ile izah olunur. A'yan-i sabite .ilm-i ilahide peyda olan 1 esmamn suretleri oldugundan vucud sahibi olmadiklan zahirdir. Zira: onlarm ilm-i ilahideki suretleri Hakk'm vucud-i muteayyini oldugu gibi, viicud-i kevnileri dahi a'yan-i sabite suretlerinde miiteayyin olan Hakk'm viicududur.

12

FUSOSU'L-HiKEM TERCUME VE ~ERHi

Misru: Kendisinde ressamiyyet ve hattatiyyet sifatlari bulunan bir sahis, tersim edecegi veya yazacagi levhamn suretini haricte izhardan mukaddem zihninde tasavvur eder. Zihninde peyda alan 0 levhal arm vucud-i hakikilerr yoktur. Onlarm viicud-i ilmi ve zihnileri ressamm vucududur. Ve onlar nisebden ibarettir; ve niseb ise umuri ademiyyedir. Vakti1lFi 0 sahis levhalan haricte tasvir veya tahrir eder, onlarm 0 sahsm ilmindeki suretleri ala-halihi bakidir, Harice cikan levhalar ancak onlarm zrllidir, Binaenaleyh levhalarm vucudi ilmileri vucuddan bir koku istismam etrnemis olurlar. Zira duvar-

,

lara ta'lik olunan levhalarm vucudu ressamm ve hattatm ilminde

peyda olan strretlerin vucudu olsa, levhalar harice erkmakla ressamm veya. hattatm ilminde onlarm stiretleri baki kalmamak lazim gelir idi. Halbuki i~ boyle degildir. Eger 0 levhalar muhterik olsa, ressam ve hattat ilmindeki suretlere, yine vucud-i harici iksa edebilir; ve suret-i ilmiyye yine yerinde durur.

Iste ilm-i ilahideki suver-i esmaiyye de bunun gibidir. Binaenaleyh mevcudatta sfuetlerin taaddiidii ile beraber, a'yan-i sabite halleri iizere bakidir. Halbuki "ayn-l vahide", ya'ni mevcfid-i vahid-i hakiki, kendisinin aksi olan mevcudatm hey'et-i mecmuasmdan zahir ve "vucud" haysiyyetinden mecmu'd mevctidatta sabittir: onlardan hari~ degildir. Ve mevcud-i hakiki cumle-i mevcudatta ancak vahiddir. Ve 0 "ayn-i vahide'tdir ki, suver-i ilmiyyeden ibaret olan a'yan-i ma'dfrme hasebiyle miiteayyin ve mevcudatm suretleriyle zahir olup miiteaddid oldu. Binaenaleyh vucud-i kesret esmanm kesretinden inbi'as eyledi. Ve esma dahi nisebden ibarettir; ve niseb dahi umur-i ademiyyedir. Zira nisebin vucudu yoktur. 0 ancak sahib-i niseb ile kaimdir. Boyle olunca "vucud'lda, "zat" olan "ayn-i v8.hide"den baska

15 bir sey yoktur. / Imdi mevcudatm suretleri, a'yan-i sabite ayinelerinde ayn-i vahide olan zat-; vahidenin tecellisinden miiteayyin ve zahir olunca, Hak cemi' -i suverde izafet ile degil, uluvv-i zati ile ve nefsinden dolayi "Aliyy"dir.

imdi bu haysiyetten ruemde uliivv-i izMet yoktur. Lakin viicuh-i viicudiyyet mutefazaldir, Boyle olunca uliivv-i izafet, viicuh-i kesire haysiyyetiyle ayn-r vahidede mevcuddur. i~-

roats FASSI

13

te bunun i~in biz aIem hakkmda odur, 0 degildir; sensin, sen degilsin, deriz. Harras dedi; halbuki 0, vucuh-! Hak'tan bir vecihdir; ve.Iisanlardan bir Iisandrr. Kendi nefsin- . den nutk eder ki: "Muhakkak Allah TeaIa ancak onu ezdad beyninde cern' etmekle, onun iizerine onunla hiikrn etmekte bilinir." Boyle olunca Hak, Evvel'dir, Ahir'dir, Zahir'dir ve Batm'drr. Binaenaleyh 0, zahir olan ~eyin "ayn"rdrr. Ve 0, zuhuru halinde batm olan Ijeyin "ayn"ldIr. Ve vncudda O'nu goren O'nun gayri yoktur. Ve vucudda, O'ndan batm oldugu kimse yoktur. Imdi 0 nefsine zahirdir ve ondan batmdir. Ve Eba Said el-Harraz ile ve esma-i muhdesattan gayri ile tesrniye olunan O'dur (6).

Ya'ni Hak mevcudatm "ayn"; oldugu haysiyetten alemde ulirvv-i izafi yoktur; belki uliivv-i zati vardir. Fakat vucud-i vahid-iHakk'm esmasi mutefazil oldugu ve bu tefazul-i esma hasebiyle 0 isimlerin mezahiri / vucudunun vecihleri bulundugu ve onlarm vucudlari vucudat-i izafiyye oldugu cihetle bittabi' hiikm-i tefazul bunlarda da caridir. Binaenaleyh uliivv-i izafet ayn-l vahidede bu vucuh-i kesire cihetinden mevcuddur. Su halde biz alem hakkmda bi-hasebi'l-hakika Hak'tir ve bi-hasebi't-taayyiin Hak degildir; ve kez.a "suret" hasebiyle sensin ve "hakikat" hasebiyle sen degilsin, deriz.

Misal: Buhar bir madde-i latifedir. Bir mertebe tekasuf edip tenezzul edince bulut olup gosle gorulur. Ve bir mertebe daha tenezziil

,

ettikde su olup kuvve-i lamise onun vucudunu hisseder. Ve bir mer-

tebe daha tenezziil edince incimad edip buz olur. Bu tenezzulatta buharm zatI tagayyur etmedi. Zira tagayyiir etse.; buz eriyip su; ve su tebahhur edipbulut; ve bulut telattuf edip tekrar buhar olmamak lazim gelir. Ve bu tenezzulatmda buharm terkibine baska bir sey dahil olmadi. Belki buharm her bir mertebede iktisab ettigi suret onun sifat-i arIzasmdan ibarettir. Buzun hiiviyyeti ve batim buhardir. Ve buz buharm zahiridir. Buzun vucudundaki buhar buza "hulul" etmedi; ve buzun vucudiyle "ittihad" eylemedi. Buz buharm aym degildir, gayri dahi degildir, Binaenaleyh bizbuz hakkmda bi-hasebi'l"hakika" buhardir: ve bi-hasebi't-'taayytin" buhar degildir, deriz.

14

FUSUSU'L-HiKEM TERGUME VE :;lERHi

Ebu Said Harraz (k.s.) buyurdu: Halbuki 0 hazret Hakk'm vecihlerinden bir vecihdir; ve onun lisanlarmdan bir lisandrr, Ona "Hakk'r ne seyle bildin?" dediler. 0 zat-i saadet-simat ezdadi cami' olan Hakk'in sureti iizere olmakla bu suale cevaben buyurdular ki: ~ ~ .:>i...L..<>\'i ya'ni "Ezdad ile onun iizerine hukm etmekte onu cern' etmekle bildim." Zira Hak ahadiyyu'z-zat ve ahadiyyu'-l-esma ve'ssifattir. Ve hiiviyyet-i ilahiyye kaffe-i esma-i mutekabile ve mutezaddeyi cami'dir, Ve tezad ve tekabul esma beynindeki nisbetlerden. ibarettir. Yoksa hiiviyyet-i ilahiyyeye nisbetle tezad ve tekabul yoktur. Binaenaleyh Hak' bilciimle ezdadi cern' etmekle bilinir. Zira CeIiI ve Cemil ve Hadi ,;,e Mudill ve Darr ve Nafi' ve Muhyi ve Miimit ancak O'dur. Su halde Hak iizerine cemi-i ezdad ile hiikm olunur. Ve mademki Hak ezdadi cami'dir, / su halde Hak Evvel'dir; ve evvelin ziddi ve mukabili olan Ahir'dir. Ve keza Hak Zahir'dir: ve Zahir'in ziddi ve mukabili olan Batm'dir. Ve Hak zahir olan seyin "ayn'Ydir. Ve zuhuru halinde batm olan seyin "ayn'lidir. Ve vucudda O'ndan gayri bir kimse yoktur ki, zahir oldugu vakit O'nu gorsiin. Ve keza vucudda bir kimse yoktur ki, O'ndan batm olsun. Binaenaleyh Hak zuhtiru halinde kendi nefsine zahir olur. Ve batm oldugu vakit dahi zahir olan kendi nefsinden yine kendi 'nefsi batm olur. Ve bu menazil-i ekvana tenezzulati hasebiyle Ebu Said Harraz ile Ciineyd Bagdadi ve $ibli (ridvanullahi aleyhim ecmain) hazarati gibi sair muhdesat isimleriyle musemma olan ancak O'dur.

imdi Zahir "ben" dedigi vakit, Batm hayir, der. Ve Batm "ben" dedigi vakit, Zahir hayir, der. Ve bu, her bir zidda vardir. Halbuki miitekellim vahiddir. Ve 0 sami'In aymdir (7).

Ya'ni ism-i Zahir kendi enaniyyetini izhar ve ism-i Batm'i nefy ederek kendisini isbat icin "ben" dedigi vakit, onun ziddi olan ism-i Batin ona mukabele edip "Hayrr sen degilsin" der. Ve keza ism-i Batm kendisini isbat edip "Ben" dedigi vakit, ism-i Zahir ona mukabele edip "Hayir sen degilsin" der. Zira zid ziddi nefy eder. Iste bu hiikiim her bir zidda boyledir, Zira her biri kendi zatmm muktezasim isbat ve kendisine mukabil olan ziddm muktezasim nefy

iDRIS FASSI

15

eder. Halbuki Zahir ve Batm olan ancak ayn-i vahide olan Hak 01- dugu icin "beri" lafziyla miitekellim olan vahiddir; ve "ben" lafzim sami' olanm "ayn'udir. I

Nebi (a.s.) buyurur ki: "Muhakkak Allah Tewa, nefislerinin soyledigi, onlann soylemedlkleri, yahut islemedikleri ~eyi iimmetimden tecaviiz etti." imdi nefis, kendi hadisini muhdis ve sami'dir, Ve nefsin tahdis ettigi ~eyi wimdir. Ve halbuki her ne kadar ahkam muhtelif ise de, "ayn" birdir. Ve bunun mislinin eehline yo. yoktur. Zira her bir insan kendi nefsindenbunu alimdir. Ve ins an Hakk'm suretldir. Binaenaleyh umur muhtelif oldu. Ve a'dad, meratib-i ma'Iumede vahid ile zahlr oldu. Boyle olunea vahid, adedi iead etti. Ve aded dahi vahid! tafsil eyledi. Ve adedin hiikmii aneak ma'dud ile zahir oldu (8).

Balada Zahir ve Batm ayn-i vahide olan Hak'tan ibaret bulundugu icin "ben" lafzrm soyleyen bu lafzr isitenin "ayn'hdir, denilmis idi. Hz. Seyh (r.a.) bu hali tavzih icin misal irad edip buyururlar ki: Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: "Muhakkak Allah Teala, nefislerinin tekelliim ettigi ve fakat onlarm harf ve savt ile bi't - tekelliim harice cikarmadiklan veyahut islemedikleri seyi ummetimden afv ve tecaviiz eyledi" buyurur. Mesela bir kimse birine gazab etti. Batmmdankendisine hitaben "Ona su vechile sov; veyahut bir tokat vur!" denildi. 0 kimse batmmm ilka eyledigi tarz sebbi lisaniyle tekellum eder ve tokadi vurursa, bu kel"am ve ameline ceza terettiib eder. Bir sey soylemez ve bir amelde btrlunmazsa nefsin 0 lakirdisi ma'fuvvdur. Imdi nefis, hem kendi soyluyor, hem de kendi dinliyor. Ve bir kimsenin nefsi kendisine bu lakirdilan soyledigi hinde/yamnda oturan kimselerin haberi bile olmamakla beraber, 0 kimse, nefsinin kendisine soyledigini bilir. Ve bu, insanm "batm'tmm "zahir'tine olan emridir. Halbuki insanm batmmm soyleyip zahirinin dinlemesiyle onun "ayn"r taaddud etmez; 0 yine ayn-i vahideden ibarettir. Soyleyen ve isiten yine insanm nefsidir. ihtilaf acak zuhur

16

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE ~ERHi

mertebelerindedir. Bir mertebeden soyler, diger mertebeden isitir. Ve meratib-i zuhfiratta ihtilaf bulunmasi insanm ayn-l vahideden ibaret olmasma mani' degildir, Ve hie bir insan, kendi nefsi soyleyip yine kendi nefsi dinlemesi mes'elesinin cahili degildir. Bunun boyle oldugunu herkes bilir. Ve bu, ondan dolayi boyledir ki, insan Hakk'm suretidir. Nitekim hadis-i serifte ';)y.P ~ ('~T ..;l>- ":;'1.)1 buyrulmustur. Zira Hak bi-hasebi'z-zat vahiddir. Esma ve sifat-i mutekabilesiyle kesirdir. Ve balada beyan oldugu iizere Ebu Said elHarraz (k.a.s.) hazretlerinin buyurdugu gibi Allah Teala esma ve sifat-; mutezadde beynini cern' etmekle bilinir. Boyle olunca umur-i miitekerrire ayn-i vahidede ihtilat etti; ve onda ictima' eyledi; ve kesret-i esmaiyye zahir oldu. Buna misal istersen a'dada nazar et! Zira a'dad iki, ii~, dort, on, yiiz, bin ilh ... gibi meratib-i ma'lumede vahidin tekerriirii ile zahir oldu. Binaenaleyh vahid, tekerrur ile adedi icad etti. Ve aded dahi meratib-i ma'lumede vahidi tafsil eyledi.

Ma'lum olsun ki, "vahid'lin vahidiyyeti bir mefhumdur ki onda asIa kesret yoktur. Zira "vahidiyyet" dedigimiz vakit zihnimizde ancak bir ma'nahasrl olur; zihinde ikinci bir ma'na tahassul etmez. Ve vahid aded degildir. Qiinkii ta'dad ile husule gelen bir ~ey degildir. Belki a'dadm mense' ve masdarrdir. Bilcumle adedler vahidden zuhur eder. Mesela iki, ii~, dort ilh ... birer adeddir ... Qiinkii vahidi, ftkide iki ve ii~te ii~ ve dortte dort defa sayartz. Bu hal sekl-i riyazi;

20 de daha aeik gorunur. (1+1=2) ve (1+1+1=3) ve (1+1+1+1=4) / ve (1+1+1+1+1=5) ve na-mutenahi olarak boylece teselsiil edip gider. Ve birden dokuza kadar olan ahad mertebeleri vahidin meratib-i ciiz'iyyesi; ve aserat ve miatve uluf mertebeleri dahi meratib-i kiilliyesidir. Bununla beraber vahidin tekerriiriinden tehaddiis eden adedlerin her birisi dahi birer adeddir. Mesela (1+1+1+1+1=5) dedigimiz vakit bu hey'et-i mecmfia ki, "bes'tten ibarettir, aded-i vahiddir. Zira "bes" dedigimiz vakit, zihnimizde ancak bir adedin ma'nasi bulunur; zihnimiz diger adedlerden halrdir. Binaenaleyh (5) sUret ve madde ve mecmu' i''tibariyle vahiddir. Su kadar vardir ki, kesret suretinde tecelli etmistir. Bu hal, meratib-i kiilliyyede dahi boyledir. Mesela "on" adedi, ahadin on defa; ve "yiiz" adedi dahi yiiz defa; ve "bin"

mats FASSI

17

adedi dahi bin kerre tekerriir etmesiyle hasil olur. Sair meratib de buna makiystir. Ve bu meratib-i kiilliyyeyi gdsteren adedlerin her birerleri (10) ve (100) ve (1000) gibi sUret ve madde ve mecmu' i'tibariyle vahiddir. Zira her hangi birisinden vahid cikarilsa 0 mertebe bozulur. Su halde adedlerin bilcumle meratibinde ve adedlerin isimlerinde ve sfiretlerinde dahil ve onlar ile beraber musemmadir. Ya'ni "uc" . aded-i vahiddir. "U~" dedigimiz vakit, ii~ defa tekerriir eden vahidi zikr etmis oluruz. Ve vahid, uctm ii~iinciisii ve dordun dordtmcusu ve besin besincisi ve altmm altmcrsidrr. Zira her birerlerinden vahid cikarrlsa adedin ismi degisir. Su halde vahid, adedi icad ve aded dahi vahidi tafsil ediyor. Ve adedin hukmu ancak ma'dud ile zahir olur. Zira vahid teskil edecegimiz aded mikdarmca sayilmadikca 0 aded zahir olmaz. /

Ve ma'duddan ba'zrsi ademdir; ve ondanba'zisi vucuddur. Binaenaleyh vakit olur ki, bir ~ey min-haysu'l-hiss ma'dum olur. Halbuki 0 sey, min-haysu'l-akl mevcuddur. imdi aded ve ma'dud la-buddur. Boyle olunca vahid, Ia-buddur ki adedi in~a ede. eu halde aded, vahid sebebiyle zahir olur. Ve her ne kadar mesela dokuz, on gibi a~a~ya ve ila-gayri'nnihaye eksere kadar olan adedin her bir mertebesi hakikat-i vahide ise de o,mecmu' degtldir. Ve ondan cemi'-i ahadm ismi miinfekk olmaz. Zira "iki" hakikat-i vahidedir. Ve "iift" de hakikat-i vahidedir, Bu meratib gitti~ yere kadar boyledir. Ve her ne kadar hakikat-i vahide ise de onlardan ayn-i vahide baki kalan seyin ayru degildir. Boyle olunca cem' tutar. eu halde cem', onlardan onlar He kaildir. Ve onlar ile onlar iizerine hakimdir. Ve muhakkak bu kavilde yirmi mertebe zahir oldu. Binaenaleyh terkib, 0 meratibe da-

. hil olur. Boyle olunca sen indinde Ii-zatihi menfi olan ~eyin aymm isbat etmekten miinfekk olmazsm (9).

/ Ya'ni ma'dud ve sayilrms olan seyin ba'zisi, histe ve haricte yoktur; ve ba'zisi dahi vardir. Binaenaleyh ba'zan bir sey, his cihetinden ma'dum olur; fakat 0 sey akil cihetinden mevcuddur, Mesela dort

18

FUSUSU'L-HiKEM TERGUME VE $ERHi

elma .ile bes armudu bir tabaga koyduk. Dart ile bes adedleri, ma'dud olan armut ve elmanm viicudiyle histe mevcud oldu. Ya'ni hissen dort ile bes adedini gozumuz gordu. Fakat aded bunlardan ibaret degildir. iki, ti.~, alb, yedi ilh ... bircok adedler daha vardir, Ma'dud olmadigi icin 0 adedlerin viicudu 'histe gorunmuyor. Ancak akilda mevcuddur. Ve keza ma'dud olan elma ile armutu yedik. Dort ile bes adedi his mertebesinden akil mertebesine intikal etti; ya'ni his mertebesinde ma'dum ve akil mertebesinde mevcud oldu. Su halde ya akilda veyahut histe aded ile ma'dud elbette lazimdir. Ve aded ile ma'dud lazim olunea adedi in~a ve icad etmek icin de vahidin vucudu iktiza eder. Binaenaleyh aded, vahidin vucudu sebebiyle za-

hir olur. Siir: "

....... I)~ ..!.1.l..:...,....1 ~....u-,. ....... i' }» f .!I.I ) ..::....> J:> ) t L;. ....... 1 )~ ~.:>.J? }.J> ..l...<o J:> ....... 1 J ~ 1 ._,. CI- 1 f" l1 ..::....!S 0 y:; ....... 1 )~4 ~ ./:> C#

)Y' ..l...<o J.j 1 .I C-"" (J _,5):> .? ..:...,....1 J4 oS' ~J.>.I ..!..l: ._;..!.>- t.. 4 J:> .:> j ~ ';"J.>.) ~.:> A Ji.j j ~ :>"..; ~. J) ) Ij>." oS' JA.:;. C# ..!..l: ...::..-.. ~f" y:; ~v I..S)J .;,~ 1..Spf>

Tercti.me: "Eger her iki alemde yti.z bin mevc izhar ederlerse, cumlesi birdir. Tekrar ilezahir olmustur. Bag-l askta baki olan bir ahadiyyet, dal ve aga~ ve gul yapragi ve diken olarak gelmistir, Vahdet perdesinin altmdan bir akis yaprak cikip, yiiz bin vehm ti. guman perdesinde zuhfir etmistir. Bir ayn-l mti.ttefik ve muttehid ki, onun gayri bir zerre yok idi; zahir olunca butun bu agyar zuhura geldi. Bir gayr nasrl yti.z gosterir? Zira zahir olan "ayn", gayr dedigimiz sey hep birdir."

Gill~en-i Raz'dan:

:>I..ls-I c# J..I.iI I..SJ\"" J.>.I) y:; ...... I.;..p c# .s: J.>.I) 01 y

;,1)\ e- ..l!. ~ ~ Cl-J:> ...... 1 ';"J.>.) C# oS' ~ 01 y

Tercti.me: "Bu meshedde mecmu'si efrad birdir. Adedlerin "ayn"mdan sari olan vahid gibidir. Sen vahdetin "ayn"; olan bir mecmu'sun. Ve sen kesretin "ayn"; olan vahidsin."

mats FASSI

19

Imdi vahid sebebiyle zahir olan a'dadm dokuzdan a~aglya ve ondan ila-gayri'n-nihaye yukariya kadar olan her bir mertebesi, gerci birer hakikat-i vahidedir. Ya'ni dokuz, sekiz, yedi, alb dedigimiz vakitte her bir aded bir mefhum beyan eder ki, 0 mefhum digerlerinde

yoktur. 'Mesela alb adedinin mefhumu beste, dortte, sekizde ve dokuzda yoktur. Boyle olmakla beraber her bir mertebe dahi meratibin mecmu'u degildir. Cunku her birinin mefhumu kendine miinhasirdir. Ve meratibi teskil eden ahadm mecmu'u degildir. Zira diger a'dadi teskil edecek olan na-mutenaht ahad, kendi mertebesininharicinde kaldi. Ve hakikat-i vahide olan 0 mertebe ahadm kaffesini cami' olmamakla beraber cern' -i ahad ismi kendisinden miinfekk 01- maz. Zira "altr" adedi husule gelmek icin vahiddin alb defa cem'i lazim gelir. (1+1+1+1+1+1=6) gibi. Ve keza "iki" hakikat-i vahidedir. "Ur;:" dahi hakikat-i vahidedir. Bu meratib boylece gittigi yere kadar gider. Ve a'dadm her bir mertebesi 'her ne kadar hakikat-i vahide ise de, onlardan her hangi birisini alsan, 0 aldigm ayn-i vahide, meratib-i bakiyeden hie birisinin aym degildir, Mesela iki ucun, dordun ve besin ilh ... aym olmadigi gibi, bunlarm her birerleri dahi yekdigerinin aym degildir.

Imdi bilciimle meratib-i a'dadi tutan, ahadm toplanmasidir. Su halde cem'-i ahad hakikat-i cami'asmdan 0, meratib. ile kaildir. Ve 0 hakikat ile / onlarm iizerine hakimdir. Mesela cem'-i ahad "uc" mertebesinde bu mertebenin lisaniyle "Ben iir;:iim" der, Ve onun Iisaniyle onun iizerine hiikm eyler. Ve bu kavilde meratib-i adedi temsileden yirmi mertebe zahir oldu ki, onlar da: (1,2,3,4,5,6,7,8,9) adedlerinden ibaret olan ahad mertebeleri; ve (10,20,30,40,56,6,0,70,80,90 ve 100) adedlerinden ibaret olan aserat mertebeleri; ve bir de (1000) mertebesidir. Iste bu mertebelerin mecmfru "yirmi" olur. Bunlardan her bir mertebe icin hakikat-i vahide sabit olur ki, bu hakikat-i sabite ile yekdigerinden temeyyiiz ederler. Ve cem'-i ahad ismi bu mertebelerin her birerlerine ~amildir. Ancak "vahid" cem'-i ahaddan husule gelmis bir aded olmadigi icin bu isim ona samil degildir. Ve "vahid" aded degildir. Belki bilciimle adedlerin ash ve menseidir. Binaenaleyh bu yirmi mertebeye terkib dahil olur. Ve cem'-i ahad ismi "va-

20

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE $ERHi

hid"den gayri bir mertebeye ~ami1 bulunur. Boyle olunca sen li-zatihi indinde menfi olan seyin "ayn'Ym isbat etmekten miinfekk olmazsm. Ya'ni sen dersin ki: "Vahid aded degildir, belki a'dadm menseidir. Ondan sonra miifred olsun miirekkeb olsun ne kadar aded gelirse, hepsi vahidin gayridir." Bu sozun ile cemi'-i meratibde vahidi nefy edersin. Ba'dehu d8~p dersin ki: "Bi'l-farz (5) adedi "vahid'lin bes defa tekerriiriirden husfrle gelen bir mertebedir. Ve vahid bes defa tekerriir edjp ictima' etmese bu mertebenin vucudu olmazdi." Halbuki ibtida (5) adedine "vahid'Iin gayri deyip vahidi ondan nefy etmis idin. Ba'dehfi busuretle isbat etmis oldun. Ta'bir-i dig-erIe sen taaddiid ~anmdan olmayan "vahid"], zatmdan dolayi icmalinin mertebesinde bilcumle meratib-i adediyyeden nefy edip, onlar vahidin gayridir dedin. Sonra da onun slf~t-l arIZaSI olan tekerriiriinden dolayi mertebe-i tafsilinde isbat ettin. Gulsen-i Raz'dan:

)l.-! '.:.-!S (.P / oJ_".. I) ~ ~y :?/' ';:.~ A)

)...It~ .,;., P ,jI.j 1 ";"..l» oJ T ..l.!. ~1-4 :.):. ~ 4>.;.? :....l&-

25 /Tercume: "0 vahdet bu kesretten zahir oldu. "Bir"i tekrar He saydigm vakit cok oldu .. Vakla aded bidayette "bir"dir. Velakin onun asla nihayeti yoktur."

Vekim ki, a'dad hakkmda takrir etti~mizi ve muhakkak onlarm nefyi,onlann ayn-i sebti oldugunu arif olsa, her ne kadar halk, Hahk'tan mutemeyyiz oldu ise de, muhakkak Hakk-i miinezzehin halk-i musebbeh oldugunu bilir. Imdi'emr budur ki, Hahk mahhlktur. Ve yine emr budur ki, mahluk Hahk'tir. Bununhepsi ayn-i vahldedendlr. HaYIr belkio, ayn-i vahidedir; 0 uyun-i kesiredir (10).

Ya'ni vahid, adedi lcad ettigini ve aded dahi "vabid"i tafsil eyledigini ve "vahid'tin adedlerden nefyi, onlarda onun ayn-i isbati oldugunu ve her bir mertebe-i adediyye bir i'tibar He diger mertebelerin gayri olan bir hakikat-i vahide oldugunu ve fakat ciimlesi vahidin ictimamdan husule gelmis olan birer mertebe olmak i'tibariyle yek-

iDRIS FASS!

21

digerinin aym bulundugunu arif olan kimse bildi ki, hakikat-i ahadiyyesi i'tibariyle tesbihden miinezzeh ohm Hak, miiteayyin olan suretteki tecellisi i'tibariyle halk-l musebbehdir. Maahaza halk Hahk'tan miitemeyyizdir. Zira icad olunan sey, mucidin gayridir.Nitekim "vahid" dokuz adedini icad eder. Fakat "dokuz" vahidin aym degildir; yekdigerinden miitemeyyizdir. Ve keza "vahid" tektir. "iki" adedi ise cifttir. Tek ile cift arasmdaki / fark ve temeyyiiz ise zahirdir. Ve vucud-i Hak ile vucud-i halk arasmdaki munasebetin ne surette bulundugu balada murur eden buhar, bulut, su ve buz misallerinde izah olundu. Beyinlerindeki fark letafet ve kesafetten ibarettir. i§te bu hakikati izharen arif-i billah Ebu'l-Hasan Gud (k.s.) hazretleri \A..L,:..l.....J -....A.i J!S' ) \A:.. .l.....J -....A.i J.Ia.l ,J" 0\.:...,..- ya'ni "0 zat-i celilu's-sam tenzih ederim ki, nefesini* ve zatim latif kihp onu "Hak" tesmiye etti. Ve kez~ zatmi ve nefesini kesif kihp onu "halk" tesmiye eyledi" buyurur. Binaenaleyh "halk" dedigimiz alem-i ecsam, kendinin ma-fevkmde bulunan alem-i misale nisbeten kesiftir. Ve alem-i misal dahi alem-i ervaha; ve alem-i ervah da alem-i ilme; ve alem-i ilm ise zat-i Hakk'a nisbeten kesiftirler. Ve ciimlesi Hakk'mzat-i latifinin derece derece meratib-i kesifeye tenezziiliinden husule gelmistir, Su kadar ki zat-l latif her bir mertebeye tenezziil edip kesafetle miitecelli oldukda birer isimle tesmiye olunur. Artik onlara "zat" denemez. Nitekim buhar-i latif tenezziil edip bir derece kesafetle mutecelli olunca ona "bulut" deriz. Ve diger meratib-i kesifesinde dahi "su" ve "buz" tesmiye ederiz. Buz her .ne kadar buhardan ibaret ise de, buza buhar ismini vermek caiz degildir. Zira aralarmda fark-l kulli vardir,

Bu izahdan tezahiir eyledigi iizere emrin hakikati budur ki, Hahk mahluktur; ve onun aksi ohnakiizere, mahluk Hahk'tir. Ya'ni taayyiin ve zuhfrr ancak kendisinin olmasi i'tibariyle, Hahk mahlfrktur. Ve vucudu mtistakil olmayip ancak zat-i latifin mertebe-i kesifeye tenezziiliinden husule geldigi icin, mahluk .dahi Hahk'trr, Ve Halik

* Buradaki '''nefes'' kelimesini "nefs" okumak miimkiindiir. Zaten ~arih de terciimesinde "zat" kelimesini ilave ederek, "nefes" okunmasi halinde de, ma'nanm "zat" ile esanlamh olacagma if(!9.ret etmis olmaktadir, (Nasirler)

22

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE $ERHi

ile mahhikun kaffesi ayn-i vahidedendir: Ya'ni ayn-i vahideden zuhura gelmistir. Beyt-i Sa'di (k.s.):

Terciime: "Cihan ile 0 sebebden hurremim ki, cihan ondan hurremdir. Biitiin alem~ a§lklm, zira biitiin alem ondandir."?

/Ma'lum olsun ki, beyne'l-muhakkikin Hak ile halk arasmdaki nisbet iki mesreb iizerine beyan olunur: Birisi "Heme ez ost", ya'ni "Hep O'dandir", digeri "He~e ost", ya'ni "Hep Odur". Hz. Seyh (r.a.) evvelki mesrebe gore .• ~\) .:.# cr .!om f buyurmuslar; ve Hz. Sa'di'nin beyti dahi keza bu mesrebe gore vaki' olmustur.

Re~ehatii Ayni'l-Hayat'da mezkfirdur ki: "Hace Ubeydullah Ahrar (k.a.s.) buyurmuslar ki: Bir giin Seyh Bahaeddin Orner hazretlerine gittim. Adetleri vech ile "Sehirde ne haber var?" diye sordular. "iki tiirlii haber var dedim." "0 iki tiirlii haber nedir?" buyurdular. Cevap verdim ki: "Seyh Zeynuddin ve ashabi "Heme ez ost", ya'ni "Hep O'ndandir" derler. Ve Seyyid Kasun ve etba'i ise "Heme ost", ya'ni "Hep O'dur" derler. Sizne buyurursunuz?" Buyurdular ki: "Seyh Zeyniiddin takimi dogru soylerler." Ondan sonra Seyh Zeyniiddin'in kavlini tavkiye icin delil ikamesine basladilar. Fakat ikame ettikleri delail Seyyid Kasim'm soziinii te'yid etmekte idi. Dedim ki: "Irad buyurdugunuz delail Seyyid Kasim tarafmm kavlini te'yid ediyor?" Hz. Seyh yine delail-i kaviyye serd etmege basladi. Fakat yine Seyyid Kasun tarafmm kavlini te'yid etmekte idi. Anladim ki, murad-i serifleri bi-hasebi'l-batm "Heme ost" olduguna i'tikad etmek ve bi-hasebi'z-zahir "Heme ez ost" kavlini ityan eylemek hususunu tavsiyeden ibarettir."

Zira ukul-i zaife alemin Hak oldugunu kolayca idrak edemez. Ve icabat-; meratibi bilememesi kendisini c;:ah-l dalalete dusurur. Ve rnademki bu iki kavl dahi esas i'tibariyle dogrudur, ehl-i hakikat, terahhumen-Ii'l-ibad, avama evvelki kavl ile zahir olurlar. Ve salik maarif-i ilahiyyede terakki ettikce vucud-i mutlakm her mertebedeki icabatma muttali' olup ta'til-i seriat tehlikesinden yakasmi kur-

iDRIS FASSI

23

tarrr. Ve a vakit "Alem hep O'dur" itikadmda bulunur. Bunun icin Hz. Seyh (r.a.) ibtida "Halik ve mahluk hep ayn-i vahidedendir" buyurduktan sonra 1 bu ma'nadan terakkiye isareten: "Hayir, belki o ayn-i vahidedir" buyururlar. Ya'ni meratib hasebiyle halikiyyet ve mahlukiyyetle miiteayyin alan vucud ayn-i vahideden degil, belki vahidiyyet-i ilahiyyenin hakikati itibariyle ayn-i vahidedir. Ve meratib-i muteaddidede ve mezahir-i kesirede taayyimu ve zuhuru i'tibariyle a viicud, uyun-i kesiredir. Nitekim a'dadmIcaffesi, ayn-i vahide alan vahidden nes'et etmistir, Ve belki cumlesi vahidinaymdir. Su halde vahid, bircok mertebe-i adedde miiteayyin alan uyun-i kesiredir. "Vahid" ile meratib-i "a'dad" arasmdaki fark, icmal ve tafsilden ibarettir. imdi Seyh (r.a.) vucud-i vahidin taayyimat ile kesir ve taayyimat-i kesirenin hakikatte viicud-i vahid oldugunu izahan Ibrahim (a.s.) kissasmm beyanma filuru' edip buyururlar ki:

imdi bak, ne goriirsiin! "Ey babaeagrm, emr oldugun seyi yap! dedi." (Saffat, 37/102) Veled babasmm aymdir. imdi 0 nefsinin gayrim zebh eder gormedi. Ve ona zibh-i azimi fida kildi, imdi insan suretiyle zahir olan kimse, kebs suretiyle zahir oldu. Boyle olunca veled sfrretiyle zahir oldu. HaYIr, belki validin aym olan kimse, veled hiikmiinde zahir oldu. Ve ondan onun zevcini halketti, Binaenaleyh nefsinin gayrini nikah etmedi. ~u halde ,sahibesi ve veledi ondandrr. Halbuki emr, adedde vahiddir (11).

1Hz. Seyh (r.a.) ibarat-i Fusus 'un ekserisini, ifilarat dereeesinde mticmel olarak irad buyurmuslardir, Onun icin kelime-be-kelime yah' alan tercumesi lisan-i arab ile Tisan-i turki arasmda, maani-i kelimat ve zamairin sumul ve vuzfihu nokta-i nazarmdan fark-i kulli oldugu eihetle, ifilarat dereeesinde olan aslmdan daha ziyade muhtac-i serh ve tefsirdir. Binaenaleyh mucmelin serhi su veeh ile olur:

Kur'an-i kerimde zebh kissasr sure-i Saffat'ta Pi ~ ~ ~ ~:; L. I:~I . i C J' ~ "I~L. 1: .. ~~ ~~I ~I WI . 'I ~I ":' L J' ~

J J ...r-- ~. iSf ~ . rs' i .$;. is) rs', lS'! •

~!:.L.aJ1 ~.11 ~G ~~ ~~ (Saffat, 37/102) ayet .. i ke-

24

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE $ERHi

rimesinde beyan buyrulmustur. Hz. Seyh (r.a.) bir viicudun taayyiinat ile kesir ve taayyimat-r kesirenin hakikatte bir vucud oldugunu bu ayet-i kerimeyi beyan He izah buyurur. Ya'ni vucud-i vahidin bir mazhar-l miiteayyini olan ibrahim (a.s.), 0 vucud-i vahidin taayytinii olan kendi ogluna hitab edip der ki: "Ey oglum, ben seni ru'yada zebh eder oldugumu gordum. Sen basarm ve basiretin ile bak ki ne gorurstm? Zira emr-i vucud vahiddir. 0 vucud-i vahidi Halik mi, yoksa mahluk mu gorursun? Eger onu "Halik" gorursen, maksud olan ma'rifet budur. Ve eger "mahluk" gorursen, bu ancak emr-i viicudu hakikat-i hal hilafmda gormen icin, cesed-i tabii ve unsurinin basarmi ve basiretini istila etmis olmasmdan na~ldir. Su halde senin zebhin ve cesed-i unsui-t" hukmunun senden refi lazrmdir, ta ki emr-i viicudu hakikat-i hal iizere goresin."

imdi vucud-i vahid, ki Hak'trr, Ishak (a.s.lin sfrretiyle miitelebbis oldugu halde Ibrahim (a.s.) sfiretinde miiteayyin olan kendi nefsine hitaben: ~ t; "Ey babacigim", ya'ni "Ey kendi suretinde Hak zahir olup, 0 zuhur vasrtasiyla Hakk'r benim suretimde izhar eden taayyiin-i serifl" ~I ,ya'ni "Fii1~i Hakk'm senin suretinde zuhu-

30 runa mubasir oll" dedi. / Halbuki baba oglunun aymdir. Zira oglunun vucudu, pederin ecza-yi vucudundan miinfekk olan nutfeden ibarettir. Ve nutfe ise, sureten pederin gayri ise de, ma'nen ve hakikaten gayri degildir. Su halde IbrahimIa.s.) ru'yasmda oglu olan ishak (a.s.); bogazladigim gordugt; vakit, kendi nefsinden baskasiru bogazlar" gormedi; ya'ni kendi nefsini bogazlar gordu. Ve zebih Ishak (a.s.) rm dir, yoksa Isma'il (a.s.) rmdir, bu husus Fass-i ishaki'nin mukaddemesinde tafsilen beyan olunur. Hz. Ibrahim' in Hz. Ishak suretinde zahir olan nefsine Allah Teala zibh-i azimi fida eyledi. Binaenaleyh alem-i hayalde "insan" stiretinde zahir olan kimse, alem-i histe "koc" suretinde zahir oldu ki, bunun sirri Hz. Seyh (r.a.) tarafmdan Fass-i ishaki'de izah buyrulmustur.

Imdi cemi'-i mezahirde sahsiyetle miiteayyin olan vucud-Lvahid-i hakiki, ogul suretinde, hayir belki ogul hukmunde zahir oldu. Zira ogul ile babanm sureti, hakikat-i nev'iyyede muttehid olmalari i'tibariyle birdir. Cunku ikisi de suret-i insaniyyede miiteayyindir. Mu-

iDRISFASSI

25

gayeret ancak babahk ile ogullugun hukumlerinde ve suret-i sahsiyededir. Cenab-i Seyh (r.a.) vucud-i vahidin taayyunat He kesir ve taayyunat-i kesirenin hakikatte vucud-i vahid oldugunu, ya'ni ayn-i

~ J J ~ J.... J';' ,......,

vahidenin uyfm-r kesire ile zahir oldugunu L>-YI ~jl_,.a;1 <J"~I ~I ~

~w_-' i frf ~~ -d ~ ~-' 4-,;. jj ~ Jl;. -' ~~I~ ~ ::r: ~ (Nisa, 4/1)

ya'ni "Ey nas, sizi nefs-i vahideden halk eden ve ondan zevcesini yaratan ve onlardan bircok erkek ve kadmlari nesr eden Rabbinizden sakmm!" ayet-i kerimesiyle istishaden buyurur ki: Vucud-i vahid-i hakiki, nefs-i vahideden onun zevcini halk etti. Ya'ni vucud-i vahid-i hakiki kemalat-i esmaiyyesini izhar icin meratibe tenezziil edip "Adem" dedigimiz sahis ile rniiteayyin oldu ki, nefs-i vahidedir. 1 Ve o nefs-i vahideden onun zevcesi olan Havva'yi izhar edip sahs-i Havva ile miiteayyin oldu. Su halde Hz. Adem kendi nefsinden gayrisini nikah etmemis oldu. Binaenaleyh onun sahibesi olan Hz. Havva, Hz. Adem'in kendi nefsinden mahluktur, Ve Adem (a.s.) nasil ki, zevcesi sfiretinde kendi nefsini nikah etmis ise, Ibrahim (a.s.) dahi oglunun suretinde oylece alem-i hayalde kendi nefsini bogazlar gtiriip alem-i histe de, koc suretinde, yine kendi nefsinifida etti. Halbuki emr-i vucud, hakikatte aded suretinde vahidden ibarettir. Nitekim meratib-i a'dadm vahidden ne vech ilezuhfira geldigi balada tafsil edilmis idi.

Ma'lum olsun ki, hakikat-i kiilliyye olan ~y:n-l vahide, taayyun-i kiilli ile miiteayyin oldugu vakit insaniyyet-i mutlaka olur. Zira. alemde ne kadar efrad-i insaniyye varsa "insan" .mefhum-i kiillisi tahtina dahil olur. Bu taayyiin, ayn-l vahidenin taayyiin-i nev'i ile muteayyin olmasidir. Ve yine 0 ayn-l vahide taayyiin-i ciiz'i ile miiteayyin oldugu vakit, efrad-i insaniyyeden bir ferd ve bir sahis olur. Binaenaleyh hakikat-i vahide olan vucud-i vahid-i Hak meratib-i muteaddidede zahir ve taayyimat-r kesirede miiteayyindir. Ve her bir mertebe ve taayyiinde bir isim ile miisemma olur. Mesela mertebe-i sehadette eshas-r insaniyyeden birer sahsm suretleri ile miiteayyin oldukda Mehmed, Es'ad, Ahmed, Avni ilh ... gibi esami-i hassa ile musemmadir. Bu eshastan tenasul vuku'unda "nutfe" denilir. Rahm-i maderde "alaka", "mudga", "cenin" ve ba'dehu "tifl" ve "insan" isimleriyle musemma olur. Ve bir suretle miiteayyin oldugu

26

FUSUSU'L-HiKEM TERGUME VE $ERHi

vakit, 0 surete verilen isim, diger taayyunata verilmez. Binaenaleyh "suret" ne kadar kesir olursa olsun "hakikat"leri birdir; mugayeret ancak suretlerdedir. Hz; Mevlana (r.a.) bu hakikate i~areten Mesnevi-i ~erif'te atideki ebyati irad buyururlar: Mesnevi:

.JI.,.::>-I .J..lil ":'-:1 ..$"V d; ....Leo:il..k·~ J,b .J..lil J...!. ;, .r: ".-4,:) 01)jA .L.,.o1.J ~ .s'

)jA .L.,.o l,.:.:;, .J.J> ._;~ ._;~ iii ~ .rs fr" 0)"!; ~ ) ".,:)y. Jy-Iy ~ ~~ .J:>

Tercume: Turlu ttirlti ytiz bin taam vardir. I'tibarda hepsi bir seydir. Birinden tamamen doydugun vakit, gonlun elli taamdan sogur, Sen achk emrinde sasi olmussun, Zira biri yiiz bin gormussun."

Ve bu ma'nayi Fihi Ma-fih nammdaki eser-i alilerinde de te'yiden boyle izah buyururlar: "Hakikatte cezb eden birdir, fakat mtiteaddid gorunur, Gormez misin ki, bir adam guna-gun yiiz sey arzu eder. Mesela tutmac isterim, borek isterim, helva isterim, yahni isterim, meyve isterim, hurma isterim, incir isterim der. Ve bunlari ta'dad ile lisana getirir. Ve lakin onun ash achktir, 0 da birdir. Gormez misin ki, bir seyden doyunca bunlarm hie birisi lazim degildir, der. Binaenaleyh ma'lum oldu ki, on ve yuz yoktur, belki bir vardir. 4 ~~ ~~ ci;_,;. ~) (Miidessir, 74/31). "Halkm bu ta'dadi fitnedir."

Imdi "tabiat" kimdir ve ondan zahlr olan kimdir? Ve biz onu kendisinden zahir olan seyle nakis; ve zahir olan seyin ademi He zaid oldugunu gormedik. Ve zahir olan ~ey onun gayri degildir. Ve ihtilaf-l suverden na~i onun iizerine bu, barid ii yabistir; ve bu, harr u yabistir diye hiikiim He beraber, zahir olan ~ey onun aym degildir. Boyle olunca "tabiat" yebsi cem'etti; ve bundan gayrisini de ayrrdi. Halbuki cami' olan tabiattir. Hayrr, belki "ayn" tabiattir. Binaenaleyh aIem-i tabiat, bir ayinede olan suretlerdir. Hayir, belki muhtelif ayinelerde olan bir surettir. ~u halde teferruk-i nazardan dolayi, ancak "hayret" vardir (12).

iDRIS FASSI

27

Ma'lum olsun ki, insan denilen mahluk-i miitefekkir, kendivticudunu ve muhitindeki mevcudati idrake baslaymca fikri bunlarm mebdeini taharriye kiyam eder. Akvam-i vahsiyyenin bile bir mucidin vucudunu kabul ile suna buna tapmalari bu taharri-i efkarm neticesidir. Insanlarm sfiretlerindeki tefavut gibi akillarr da mirtefavit bulundugundan ukul suret-i umumiyyede terbiye ve tahsil ile tenevviir edip dusunceleri 0 nisbette teali eder. Fakat akil ne kadar tenevviir ve teali ederse etsin, vehm ile mesub oldugundan hakayik-i esyaya IttIla' icin icra ettigi tedkikat-i amikada vehmin hiikmiinden tecerriid edemez. Binaenaleyh, ben akhmla hakikati bulurum, diyen herhangi bir akil-i miitefekkirin vehm ile mesub olan aklmm verdigi bir hiikiim, onun hukm-i vehminden harte bulunan diger bir akIl tarafmdan bir delil ikame olunarak curutulur. Fakat ibtal-i delil eden mudekkikm vehmi dahi kendi vucudunda hakim oldugu icin, onun vaz' ettigi kavaid-i felsefiyye dahi 0 kimsenin hiikm-i vehminden haric olan diger biri tarafmdan ibtal olunur. Bu hal boylece teselsiil edip gider. Iste bunun neticesi olarak alemde bir cok mesalik-i felsefiyye zuhura gelmistir. Vakla / her birerlerinin hakayika temas ettigi nukat mevcuttur. Fakat akillarma hakim olan vehimleri daima strat-i miistakimden ayaklarmi kaydirrmstir. Zamamrmzm miitefekkirini ise fen dairesinde alem-i tabiati tedkik ve hakayiki mahsusattan istidlal etmek usulunu 'ta'kib ederler. Fakat mahsusattan miiteselsilen mebdee vusul murnkun degildir. Bir hadd gelir ki mahsusat muzmahil olur. Iste bu zaman yine saha-i ma'kulata dalmak ve vehmin kuvve-i kahiresi altmda zebun kalmak vardir. Binaenaleyh hakayiki akillarryla bulup cikarmak icin mesai-i daimede bulunanlar Orner Hayyam hazretlerinin su: Rubai:

..L;.;.)..I..:-' ; )'D .u:. oS' ~ _,....;i ..L;.;.)}U if oj ~ ssr 'D

oW ~ )~ J">- )~ oS' oJ\,;! oW J? )~ ~i U'W -s: ~ oJ!

Terciime: "Onlar ki karol akil ile sa'y ederler. Yazik ki hep okuzden siit sagarlar. Libas-i belaheti giymeleri iyidir; oyle ki bugiin akil ile yaprak bile satmasmlar!"

28

FUS(rSU'L-HtKEM TERCUME VE ~ERHi

Rubaisinde dedigi gibi okuzden sut sagmak kabilinden beyhtide iza'-i omr ederler. Bu halin sebebi, hakayik-i esmaiyye ve srfatiyyesini ta'lim iein mertebe-i sehadete bi't-tenezzUl enbiya (aleyhimu's-selamnn taayyunleriyle mtiteayyin olan vucud-i vahid-i hakikinin, onlarm Iisanlarmdan vakl' olan ihbaratma kulak asmamaktrr, Nitekim (s.a.v.)

. Efendimiz w... ~ ya'ni "Ben muallim olarak ba's olundum" buyururlar. Hakikat-i hal bu merkezde iken ukala kendi akillarma i'timad edip: "Bizim muallime ihtiyacimiz yoktur, biz akhmiz He hakayiki idrak edineeye kadar cahsmz, Da'va-yi niibuvvetle icimizden zuhur eden bizim gil?'i bir akIle nicin tabi' olahm?" deyip serkeslik ederler. Eger tabi' olsalardi kendi nefislerini bilmekle Hak kendile-

35 rine zahir olur idi. Nitekim Hak Teala / Kur'an-i kerimde buyurur:

~.:_i\ ;!I : ~I : ~'~, \~,. ~1 .' -~\ti . \l;LI'~' (F 1 t 41/53)

~ ("T ~ ? ~ I.S':. J ~ I.S':., - r-f-r USSI e ,

ya'ni "Biz ayatImlzl afakta ve kendi nefislerinde onlara gosteririz, ta ki Hak onlara zahir olur." Binaenaleyh hakayik-i e~yaya rttila' icin sa'y edenler mticmelen ikiye inkisam eder:

Bir kisim cahsip, bulduk, derler. Bunlar enbiyaya tabi' olup onlarm getirdikleri ~erayi'a harfiyyen ittiba' eden ve onlarm muvacehesinde akillarrm asla kullanmayan kimselerdir ki, ehl-i hakikat ve ehl-i tasavvuftur. Bu taife kalden ziyade hale ragbet ederler. Nitekim bu ma'nayi ifhamen Hakim Senai hazretleri buyurur:

..:.-..J ._(;j . .:.<:' ~j . .:.'.<:' 'lo

- ) r-- ., ) r-- ).

Tercume: "Soyledigim seyden rucu' ettim. Zira sozde ma'na ve ma'nada soz yoktur."

Ikinci taife, simdiye kadar cahstik: henuz bulamadik ve anlayamadik. Fakat yine cahsacagiz. Elbette bir giin bulup anlayacagiz, derler. Bunlar, enbiyaya tebaiyyetten istigna edip akillarma i'timad edenlerdir ki, balada izah olundugu veeh He, bu yoldan mebde'lerine vusul mumkun degildir, Ve bu hukumleri aneak vehimden mtmba'istir.

Alem-i tabiatin yalmz akil He tedkiki, insam hakikat-l sirfa isal edemeyeeegi izah olunduktan sonra imamu'l-muhakkikin ve zubdetu'lmutasavvifin olan Seyh-i Ekber (r.a.) hazretlerinin lisan-i Hak'la "tabiat" hakkmdaki beyamna rucu' edelim:

tDRtS FASSI

29

Istifham suretiyle buyururlar ki: Tabiat dedigin nedir? Ve tabiattan zahir olan kimdir? Ya'ni "tabiat", ulfihiyyetin zahiriyyeti olan hakikat-i vahidedir, Ve yekdigerine ZIt bir takim keyfiyyetleri haiz olan ecsam-i tabiiyye, 0 hakikat-i vahideden zahir olup taayyiinat-r miiteaddide He miiteayyin olmustur. Binaenaleyh tabiat ve tablattan zahir olan ecsam-i tabiiyyenin hey'et-i mecmuasi, hakikat cihetinden ayn-l vahidedir. Ve taayyiin cihetinden ise uyfm-i kesiredir. Ve "ayn-i vahide" dahi, Hakk'm hakikati olan "ayn-i ahadiyye"dir. Ve bu suver-i tabiiyye / ayn-i vahidenin taayyunat-i muhtelifesi 01- dugu icin, saha-i taayyimatta mevcud olmayan bir sey tabiatten zuhur ettikde, veyahut ecsam-i mevcudeden bir takirm bozulup ma'dfim oldukda, 0 tabiat ne eksilir, ne de ziyadelesir. Belki bu hal letafetten kesafete ve kesafetten letafete intikaldir. Binaenaleyh zuhur eden suver, adem-i mahzdan gelmez. Ve ma'dum olan suver dahi adem-i mahza gitmez. Onlarm vucud ve ademleri izafidir. Ve "tabiat "tan zahir olan sey, tabiatm gayri degildir, Qiinkii tabiattan zahir olan ecsam-i tabiiyyenin hey'et-i mecmuasi hakikat cihetinden ayn-l vahidedir, Ve tabiat kendisinden zahir olan seyin aym degildir, Qiinkii tabiattan zahir olan suver-i muhtelife iizerine bu, soguk ve kurudur; ve bu, steak ve kurudur, diye hiikm olunur. Binaenaleyh boyle muhtelif hiikiimleri haiz bulunan iki §ey arasmda tabiat kurulugu cem' etti; fakat sogukluk He sicakhgi ayirdi. $u ha1de tabiat elbette onlarm aym olmaz. Qiinkii tabiat bilciimle ahkami cami'dir, Fakat tabiattan zahir olan e§ya, tabiatm bazl ahkami {Ie zahir olur. $u halde ezdadi cami' olan tabiattir. Hayir, belki bu mevcfidatm kaffesini suver-i muhtelife ile izhar eden "ayn-i vahide'tdir ki, 0 ayn-i vahide tabiatm aymdrr, Binaenaleyh alem-i tabiat bir"ayinede / muntabi' olun suver-i muhtelifedir. Ya'ni alem-i tabiat taaddiid ve tekessiir hasil olmaksizm zat-i ilahiyye mir'atmda muntabi' olan guna-gtm suretlerdir. Iste bu musahede "muvahhid"in mii§ahedesidir.

Ondan sonra Hz. Seyh (r.a.) muhakkikm makamim beyanen buyururlar ki: Hayir, belki alem-i tabiat zat-l ilahiyyeden ibaret olan suret-i vahidenin muhtelif ayineler mesabesinde bulunan suver-i a" yanda intiba'mdan ibarettir. Nitekim §U beyitte isaret olunur. Beyt:

30

FUS(JSU'L-HiKEM TERCUME VE $ERHi

Terciime ve izah: "Muhakkak vech-i vahidin gayri vucudda bir §ey yoktur. Sen ayineleri miiteaddid kildigm vakit, 0 vech-i vahid dahi ayinelerin iktizasma gore taaddiid eder."

Su halde ehl-i hicabin nazari muteferrik oldugu icin vucudda "hayret"ten baska bir §ey yoktur. Zira fikr-i aklisi kendisine hicab olan kimse, alem-i tabiatta miitekevvin olan suver-i muhtelifeye nazar ettigi vakit: Bu suver-i kesire nedir ve hakikat-i vahide ile aralarmdaki nisbet ne gibi bir seydir? der; ve tedkik ettikce hayreti artar. Ve isin hakikatini anlayamadigi icin eirpimr durur. Bunlardan birinin mutalaatrm hulaseten burada zikr etmek faideden hali degildir: "Haydi kabul edelim ki, bir hakikat-i mutiaka ve bizden mustakillen mevcud bir "varhk" vardir, Ve biz 0 hakikat-i mutlaka ile her saniye, her an bir temas-i samimide bulunuruz. Lakin bu temas onun hakikat-i zatiyyesine muttali' olmak icin kifayet etmiyor. Muhakkaktir ki bizim icin ilk vasrta-i idrak havastir. Havas ise, bize oldugu gibi, o hakayik-i e:;;yaYl bildirmiyor. Onlarm ancak bizim vicdamrmzda vaki' olan te'siratrm ihsas ediyor. Bu ancak eserdir. Halbuki biz miiessir-i hakikiyi hakikat-i zatiyyesiyle, ya'ni hadd-i zatmda oldugu gibi gormek, bilmek ve anlamak kaydmdayiz, / Bunun sebebi budur ki, bizim makinemiz, evvela dusunmek degil, icra etmek, hareket eylemek icin yapilrmstir, Yasamak.ve menafi'-i hayatiyyeyi mumkiin oldugu kadar siir'at ve kat'iyyet ile takdir ve ta'yin edebilmek icin, uzviyyetimiz, kendi muhitine mutabakat etmek mecburiyyetindedir. Zaten baska tiirlii olamazdi. Eger olsa idi, birer vucud-i uzvi olarak baka bulup tekamul edemez idik. i§te bunun icin biz, bu havassimizle kainata baktigimiz vakit, onda mekmlz olan hakikat-i zatiyyeyi de gil , ancak isimize yarayan ve baka-yi sahsumza hadim olan hadisat-i sathiyyeyi telakki edebiliyoruz. Binaenaleyh aradigirmz hakikate bedel, onun zatma, aslma kat'iyyen benzemeyen bir timsal-i flkri eide edebiliyoruz. Su halde ne yapmah da hakikat-i e§yaYl idrake yol bulmah? Batma tevcih-i- nazar edip keyfiyyat-i vicdaniyyeyi inceden inceye tahlil etmeli; ilh .... "

iDRIS FASSI

31

Iste goruluyor ki, bu feylesof mahsusattan ma'kulata intikal ediyor. Fakat ma'kulati da sevaib-i guna-gundan hal! gormuyor. Tedkikata girisiyor. Emin olsun ki bu tedkikat-i akliyyesi de vehminin taht-i te'sirindedir. Vehim ise vucud-i hayvanide keyfiyyat-i vicdaniyyenin en kavisidir. Iste nazar-i fikri ile mebdee dogru bu kadar gidilebilir. Diger feylesoflarm nazariyyati dahi hep bunun gibidir. Onun icin Hz. Hayyam onlarm halini su rubatde ne guzel tasvir buyurmustur. Rubai:

..L;:A,... ._r.;b .I' _,5' 01~ .y.1 ..I..;;:.Q.,:. .r'"\ ) ..lj.)j ..I j J)i

.J..:.:.£ ~ t.lY4 t:» J') -!.lli )ri f. ~ .J>.!. Jil)

Tercumeit'Alemde turlu tiirlii sozler soylediler. Bu hakikat-i halden bi-haber olanlar ma'rifet gevherini deldiler. Vaktaki esrar-i aleme ve hakayik-i esyaya vakif olmadilar, evvela cene caldilar: sonra da uyudular."

Halbuki suver-i enbiyada miiteayyin olan hakikat-i vahidenin evham-i akliyyeden muberra olan / ihbarat ve ta'limatmi sem'-i i'tibara almadikca hakikate vusul mumkun degildir, Zira bu ihbarat o hakikat-ivahidenin kendisi tarafmdan, yine kendi viicuh-i kesiresine,' kiilliyyat-r esma ve sifatrm tebligden ibarettir. Eger 0 hakikat-i vahide mertebe-i niibiivvet ve risalete tenezziil etmese idi, herkes kendi rabb-i hassma miiteveccih kahr ve Rabbu'l-erbab ve Vahid-i Kahhar olan Allah'dan gafil bulunurdu. Nitekim Kur'an-i kerimde buyrulur: ~4il1 1.;1}I 2il1 ri';':' 0) P Y4~i i (y u~uf, 12/39) ya'ni "Erbabi miiteferrika rm hayirhdir, yoksa Vahid-i Kahhar olan Allah mi hayirhdir?"

V e bizim dedigimiz ~eyi arif olan kimse, hayrete dusmez. Her ne kadar mezid-I ilimde ise de, ancak mahallin hukmundedir, Halbuki mahal, ayn-i sabitenin aymdrr. Binaenaleyh Hak, onunla meclada miitenevvi' olur. Boyle olunca onun iizerine ahkam tenevvii' eder. ~u halde her hukmu.kabul eder. Halbuki onun iizerine ancak tecelli eyledigi "ayn" hukm eder. Ve, yak!' olan ancak budur (13).

32

FUSU-SU'L-HiKEM TERCUME VE $ERHi

Ya'ni biz balada gerek meratib-i a'dadi ve gerek tabiati izah eyledigimiz srrada beyan ettik ki, vucud-i vahid-i Hak, zatI cihetinden vahid olup taaddudii kabul etmez. Fakat kesir olan esmasi hasebiyle

40 muhtelif sfiretler ile zahir olup muteaddid gorunur. Iste bunun 1 boyle oldugunu bilen kimse taayyunat-i kesireyi gortip: "Mustakill bir vucud-i hakiki vardir. Fakat bu kesretle 0 vahdet beynindeki nisbet nedir? Ve 0 vucud na~Il olmus da suver-i muhtelife ve vuciidat-i miitenevvia ile ~ogalml~tIr"?" diye ehl-i hicab gibi hayrete dusmez. Vakla her bir nefesinde 0 arifln Hak ve halk hakkmdaki ilmi tezaytid eder. Ve kendisi (s.a.v.) Efendimiz hazretlerinin isr-i alilerine iktifaen L.4- ~;] Jj (Ta~a, 20/114) der. Fakat bu ziyade-i ilim hayreti iktiza etmez; belki 0 ulum, ba'zrsi ba'zismm fevkmde olarak ulum-i yakiniyyedir. Ve adem-i hayretle beraber ilimdeki ziyade, ancak mahallin htikmiinden hasil olur. Ve mahal ayn-l sabitenin aymdir ki, Hak 0 a'yan-i sabitenin isti'dadatma gore meclada ve mezahirde turIii turlu gorunur.

A'yan-i sabitenin ne demek oldugu Fass-i Uzeyri'de misal ile izah olunmustur. A'yan-i sabitenin yekdigerinden miimtaz olusu, esma-i ilahiyye arasmdaki fark ve imtiyazdan munbaisdir. Zira a'yan-i sabite esma-i ilahiyyenin zilalidir. Golgeler ise, golge sahiblerinin bicimine gore zahir olur. Vucud-i vahid-i Hak ise bi't-tabi' kendi esmasim cami'dir. Binaenaleyh Hakk'm kendi zatma tecellisi indinde, kendi ilminde peyda olan ve suver-i esmaiyyesinden ibaret bulunan a'yan-i sabite, Hak iizerine isti'dadlarryla ne hukum vermis iseler, Hak o hukumleri kabul eder; ya'ni Hak mahkfimun-aleyh olur. Fakat Hak iizerine hukm eden a'yan onun zatmdan haric seyler degildirler. Cunku a'yan-i sabite, ki mahall-i tecellidir, ilm-i ilahide zahir olan suverden ibarettir. Ve suver-i ilmiyye ise, Alim'in zatmdan haric degildir.

Mesela bir ressam tasvir edecegi levhanm suretini evvela zihninde tasavvur eder. Binaenaleyh levhanm vucud-i ilmisi ressamm ilminde I peyda olur. Iste bu suret ressamm kendi zatmdan haric degildir. Ve keza 0 ressam olan sahista hattatiyyet sifati dahi bulunup da bir yazt levhasi tertib etmek istese, yazacagi levhayi avvela yine

iDRIS FASSI

33

zihninde tasavvur eder. Ve bu levhanm dahi suret-i ilmisi peyda olur. Fakat resim levhasiyla yazi levhasi baska baska hiikiimleri haizdir. Zira ressamiyyet ve hattatiyyet sifatlan 0 sahis iizerine lisan-i isti'dadlariyla "Bizi boyle tasvir et!" diye hiikm ettiler. 0 sahis dahi oillarm verdikleri hiikme binaen, kendi zatmm kendi zatma tecellisi indinde, ilminde peyda olan onlarm suver-i ilmiyyesine, 0 surette 01- malarma hiikm etti. Su halde 0 sahs-i vahid hiikmii, ancak kendi zatmdan kabul etmis oldu. Iste hakikatte vaki' olan hal ancak bundan ibaretir. Ya'ni Hak iizerine hiikm eden ancak Hakk'm tecelli eyledigi a'yan-i sabitedir. Ve Hak ayn-l vahide iken esma ve slfatInm suretlerinden ibaret bulunan a'yan-i sabitenin verdigi hiikiimler

~ ~J.

ile miiteaddid gorunur. Ve ~ 8. .}. .; .r;' j5"' (Rahman, 55/29) ayet-

i kerimesi mucibince ebedu'l-abad bu tecellisi devam edip gider. Zira esma-i ilahiyye her ne . kadar kulliyati r'tibariyle kabil-i ta'dad ise de ciiz;iyyatI i'tibariyle na-mutenahidir. Binaenaleyh tecellisi dahi namutenahi olur.

Hz. Seyh (r.a.) balada beyan buyurdugu hakayiki atideki ebyat-i serifede icmal edip buyururlar ki:

Imdi Hak, bu vech ile halktir. Ibret ahmzl 0 vech ile de halk degildir. Tezekkur edin! (14)

Ya'ni a'yan ayinelerinde, ayn-l vahide olan .Hakk'm, t: ayinelerin muktezasma gore zuhfiru i'tibariyle tekevviin eden bu suver-i kesire, ki biz ona "halk"ta'bir ederiz, onlarm ciimlesi Hak'tir, Binaenaleyh bundan ibret ahp ayinelerin kesretini birakarak, bu ayinelerde miitecelli olan vech-i vahidi musahede 1 edinizlVe yine biliniz .ki, viicud-i latif-i Hak mertebe-i ahadiyyette kesret ve kesMetten miinezzehdir. Iste bu i'tibar He Hak, "halk" dedigimiz bu suver-i kesife degildir. Binaenaleyh vech-i vahi.li tezekkiir edin!

Benim dedigim ~eyi· bilen kimsenin basireti mahzul olmaz. Ve onu ancak basari olan kimse bilir (15).

34

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE ~ERHi

Ya'ni Hakk'm bir vech ile halk oldugunu, bir vech ile olmadrgmi bilen kirnsenin basar-i basireti avn ve nusret-i ilahiye nail olur. Ve avn-i ilahi onun basiretini terk etrnek suretiyle imahzul olrnaz. Ve bu zikr olunan hakayiki ancak basar-l hadid ve keskin nazar sahibi bilir ve, anlar.

Cem' et ve fark et! Zira "ayn" vahidedir. Ve 0 kesirdir; ibka etmez ve birakmaz (16).

Ya'ni rnertebe-i uluhiyyette "cern" ve "vahdet" ile hukm et! Ve rnertebe-i kesrette dahi "fark" He hukm eyle! Zira hakikatte "ayn", birden ibarettir. Ve 0 ayn-i vahide, ki vucud-i vahid-i hakiktdir, a'yan ayinelerinde mutecelli olan esmasi hasebiyle muteaddid ve cok goruntir, Vahdeti ile tecelli ettigi hinde 0 keserattan hie bir sey ibka etrnez. Ve onlardan hie birisini hali iizere terk etrnez. Nitekirn HakTeala buyurur: ~4-ii1 -!-";I}I J! f;.il JJlj, ~ (Mu'min, 40/16) Ya'nt kiyamet-i sugrada ve kubrada Hak kesret-i esrnaiyyesine hitaben "Miilk kirnindir?" buyurur. 1 Halbuki 0 keserat, ayn-l vahide olan kendi vucud-i vahid-i hakikisinde ihtifa eyledigi cihetle Iisan-i esma 18.1 ii ebkern olup "senindir" veya "benirndir" diyen bulunrnaz. Yalmz ii~ ismin ahkami baki oldugundan cevap bilcumle esmayi taht-l hitasma alnus olan "Allah" ismi tarafmdan sadir olur. Zira "Kahhar" isrni, bilcumle keserata kahr ile tecelli edip onlari ayn-i vahideye irca' etmistir, Ve "Vahid" isrni dahi 0 keserati isrn-i Kahhar'm yedinden ahp kendinde cern' eylemistir. Ve "Allah" isrni ise, cemi'-i esma gibi 0 mertebede Vahid ve Kahhar'i dahi ihata etmistir. Binaenaleyh kiyamet-i sugra ve kubrada esma-i ilahiyye ta'til ve tecelliyyat-i Hak munkatr' olmayip, belki bu ii~ isrnin kemalati zuhura gelmistir, Su kadar ki, diger esmamn ahkami bu ii~ ismin zuhur-l saltanati indinde, onlarm zeval-i ahkamma intizaren ihtifa etmislerdir. Nitekim Hak "riza" ile zahir oldugu anda "gazab" ile zahir olmaz. Bundan onun gazabi muattal bulundugu ma'nasi anlasilrnaz. Ve mesela gunes dogdugu vakit, yildizlarm nuru rnuattal degildir. Yine onlar nesr-i envar ederler. Fakat nur-i semsin siddetin-

iDRIS FASS!

35

den onlarm ziyalarr gorunmez. Ve kiyamet-i kubra hakkmdaki tafsilat-i sa ire Fass-i Aderni'de murfir etmistir,

Sua}: Kiyamet- i sugra ve kubra ne demektir?

Cevap: "Kiyamet-i sugra" -.:..y..;:_.\j..:;_,\...y hadis-i serifi mucibince her bir ferdin mevtiyle vaki' olan kiyamettir. Mevt dahi iki turludur: Birisi "mevt-i iradi", digeri "mevt-i rztrrarr'tdir. "Mevt-i iradi", tarik-i Hakk'a salik olanlarm riyazat-; sedide ve mucahedat-i kesireye muvazabatla sifat-i nefsaniyyelerini imha etmeleriyle zuhura gelir. Ij j 0i J.,i Ij _,.. hadis- i serifinde emr buyrulan mevt budur. Bu hale gelen salikin nazarmda, ne kendi vucudu ve ne de keserat-i alemin viicudu kalmaz. Her nereye baksa vech-i vahidi gorur, Belki onun gormesi, Hakk'm kendisini / gormesi olur. "Mevt-i iztirari", hakayik-i ahvalden bi-haber olan ve hayat-i hayvaniyyede bilciimle hayvanatla miisterek bulunan ehl-i hicabm mevtidir. Bu bahsin tafsili uzundur. Bu kadar kifayet eder.

"Kiyamet-i kubra" dahi, hey'et-i mecmua-i alemin vucud-i izafi-i Adem gibi vakti gelinee fena bulmasidir, Zira hey'et-i mecmfia-i alem, Adem gibi bileiimle esma-i ilahiyyenin mazhari oldugundan ehl-i hakikat "insan-i kebir" tesmiye etmislerdir. Eeeli gelinee insan-i sagir nasi I olur ve viicud-i izafisi muzmahil olursa, insan-i kebir dahi oyIeee olur ve viicud-i izafisi mahv olur. Ve buvakitte dahi balada izah olundugu tizere Allah, Vahid ve Kahhar isimlerinin kemalati zuhur eder. Zira kable'l-halk olan ulfihiyyet ve vahidiyyet ve kahhariyyet ile ba'de'l-halk olan uluhiyyet ve vahidiyyet ve kahhariyyet aralarmda icmal ve tafsil i'tibariyle fark vardir. Tafsilat-i saire Fass-r

Aderni'de murur etmistir. '"

Bu ebyat-i serifeden sonra Hz. Seyh (r.a.) FaSS-l idrisi'nin beyamna rucu' edip buyururlar ki:

irndi li-nefsihi "Aliyy" odur ki, onun ic;in bir kemal ola ki onunla .cerni'-i umur-i vucudiyye ve niseb-i aderniyyeyi istigrak ede. 0 vech ile ki, ondan bir na't onu fevt etmek rniirnkiin olrnaya. Gerek orfen ve aklen ve ser' an mahmud

36

FUSUSU'L.HiKEM TERCUME VE ~ERHi

olsun; ve gerek orfen ve aklen ve ser'an mezmum olsun, musavidir. Halbuki bu, ancak hassaten "Allah" ismi ile mnsemma olan ieindir (17).

45 IYa'ni kendi zatI ye hakikati ile "Aliyy" olan viicud, 0 vucuddur ki, 0 viicud icin oyle ,.bir kemal sabit olur ki, ne kadar umur-i vucudiyye ve niseb-i ademiyye varsa 0 kemalsebebiyle hepsini istigrak eder ve ciimlesini muhit olur. Ve bu istigrak ve ihata oyle bir istigrak ve ihatadir ki, 0 nmur-i vucudiyye ve niseb-i ademiyyeden hie bir na't onu fevt etmek miimkiin olmaz. "Umur-i vticudiyye'tden mu, rad, haricte mevcud olan a'yandir. Ve "niseb-i ademiyye"den murad dahi hariete mezahiri ve a'yam olmayan slfat ve esmadir. Ve 0 viicudun istigrak ettigi ve muhit bulundugu umur-i vucudiyye ve niseb-i ademiyye, kerem ve secaat ve kerim ve sect' gibi orfen; ve ihsana ihsan ile mukabele ve muhsin gibi aklen; katilin katli ve cihad ve bu husustaki katil gibi ser'an mahmud olabilir. Veyahut buhl ve ciibn ve bahil ve ceban gibi orfen; ve inkar-i ihsan ve miinkir-i ihsan gibi aklen; ve Allah'r inkar eden miinkir-i uluhiyyet gibi ser'an mezmfim olabilir. Boyle dahi olsa musavidir. Zira bunlar dahi mezahir-i esmadir. Ve ba'zr esmanm zuhfrr-i kemalati bunlarm vucudunu iktiza eder. Ve cemi'-i mehamid ve mezammm Hakk'a keyfiyyet-i riicu'u bahsi Fass-i Ibrahtmi'de tafsil olunmustur. Oraya muracaat lazimdir. Ve cemi-i mehamid ve mezammm vucudu, Hakk'a nisbeten hikmettir. Mahmudiyyet ve mezmumiyyet halka nisbet iledir. Halbuki bu uliivv-i zati ve hakiki, ancak hassaten "Allah" ismi ile miisemma olan zat icin sabittir. Ve "Allah" ismi ile miisemma olan zat ahadiyyet mertebesinden mertebe-i vahidiyyete tenezziil etmedikce bu isim ile tevsim olunmaz. Zira zat-i ahadiyye hie bir sifat ve nuut ve esami ile mevsuf ve men'ut ve musemma degildir. Mertebe-i zat-i srrftan slfat ve esma mertebesine bi't-tenezziil "taayyiin-i evvel" ile miiteayyin oldukda "Allah" ism-i cami'iyle musemma olur. Ve bu mertebe bilciimle esma-i ilahiyye suverinin ilm-i ilahide peyda olarak yekdigerinden mtimtaz oldugu mertebedir. Ve bu mertebe, I rnademki bilciimle esmayi cami'dir, su halde ne kadar umur-i vucudiy-

iDRIS FASSI

37

ye ve niseb-i ademiyye varsa hepsini muhit olur. Nitekim Hak Tea-

JI,. 11',,, , .

la buyurur: ~ ~_;;:;. ~ .J.I\ 0\5'-' (Nisa, 4/126)

Hikaye: Bir muta;avvlf ile bir mutekelli~ arasmda mtibahase vaki' oldu. Mtitekellim dedi ki: "Ben kelb suretinde dahi cilve-ger olan Huda'dan bizarim." Mutasavvif dahi buyurdu ki: "Ben de kelb suretinde cilve-ger olmayan Huda'dan bi-zarrm." Orada hazir olanlar dediIer ki: "Bunlardan birisinin kavli kufur oldu." Muhakkikinden bir z1it cevap verdi ki.vHayu-, hie biri kafir olmadi.Xira birinin sozti digerine nazaran her ne kadar bed gorunuyor ise de, mutekellim, Hakk'm esya-yi hasisede zuhfirunu munasib gormedi; ondan tenzih etti. Mutasavvif ise Hakk'm serif ve hasis esyada cilve-ger olmasmi kemalat-i ilahiyyeden bilip esya-yi hasiseden tenzihi bu kemalata miinafi buldu. Binaenaleyh her ikisi de zat-; Hak hakkmda husn-i nazar sahibi olmus oldu.

Ma'lum olsun ki, serafet ve hasaset umur-i nisbiyyeden ibarettir, Mesela necaset taayyun-i beseriye nazaran kabihdir; ekl olunmaz ve ser'an haramdir. Ve ii.zerimize bulassa namaz kihnmaz; taharet lazimdir. Fakat bu hukum 'taayyunat-i saireye nazaran boyle degildir, Necaset, necaset bocegine nisbeten elbette seriftir, Qii.nku necaset icinde taayyus eder. Ve keza domuz dahi onunla tegaddi eder. Su halde husun ve kubuh nisbidir. Insan kendince kabih gordugft seyde Hakk'm zuhurunu mimasib gormez, Vakia bu edebdir, hostur. Fakat hakikat-i emrden gaflettir. Onun icin Hz. Seyh-i Ekber (r.a.) Risale-i Ahadiy-

ye'lerinde buyururlar ki: '

..JJI Y' J fo i ~ Ji li JJ 4iJ I~\i .;..~y.hIJ .;..1.... J}:J.I c:r. JI ~ )u (.S.~ J\i., yL. JL. .)IJ (.Sf.. 'lJ ~ ¥,-i ('sf..'l .y c: l;..'%'J ~~'ll • ..i.,.. .y ~ 0~;~1 ._,..3i;., JW ..JJI \.;,ij JW . w~ u-ol., ;; _r--A.! .oj cr c: l;..)\S"" J l; J) ~ J)\

Ya'ni: '$Eger bir sail sual edip cemi'-i mekruhat ve mahbubata hangi nazar He bakahm? Bir revs ve cifeyi gordugumuz vakit, ona Allah Teal1i' rm diyelim? 1 Biz deriz ki, Hak Teala bunlardan bir sey 01- maktan mukaddes ve alidir. Ve bizim kelarmmiz, revsi revs ve cifeyi cife gormeyen kimseyedir. Belki kelamimiz basireti olup ekmeh olmayan kimseyedir."

38

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE $ERHi

Ve amma hassaten "Allah" ismi He musemmanm gayrisi ki, onun icin mecladir, yahut onda bir surettir. Eger onun icin mecla olursa, tefazul vakr' olur. Bir mecla He bir mecla arasmda bu, la-buddur. Ve eger onda bir suret olursa, imdi 0 suret, ayn-i kemal-i zatidir. Zira 0, onda zahir olan seyin aymdrr, Boyle olunea "Allah" He musemma olan icin sabit olan, bu "suret icin de sabit olur. Ve 0 suret odur ve onun gayridir, denilmez (18).

,

Ya'ni hassaten "Allah" ismiyle musemma olanm gayrisine gelin-

ce: 0, ya "Allah" icin, mecladir; veyahut vucud-i Hak ayinesinde zahir olan bir surettir. Ya'ni ya vucud-i harici ve hiss! ile miiteayyin olan suver-i avalimden bir mecla ve ayine olup onu izhar eder. Veyahut vucud-i harici ve hissi ile miiteayyin olmayip vucud-i Hak ayinesinde mertebe-i akilda zahir alan bir suret olur. Binaenaleyh suver-i alemden biri gibi ism-i "gayr" ile miisemma alan sey, Allah icin mecla ve ayine olursa, a vakit bu mecali arasmda tefazul vaki' olur. Mese- 1a suver-i alemden bir suret clan insan-i kamil, cemi'-i esma icin mecla ise de, 0 suretlerden birisi alan insan-i gayr-i kamil, bilcumle esma icin mecla degildir. / Belki esmamn ba'zrlari onda zahir olmarmstir, Ve keza herbirerleri birer mecla alan hayvan ve nebat vecemad dahi boyledir. Hayvanda zahir alan esma nebata ve nebatta zahir olan esma cernada nisbetle daha ziyadedir. Iste mecali arasmda boylece tefazul vakr' olur. Su hal de meclalardan her bir mecla iein kemal-i zat! yoktur. Belki a meclalarm mazhar olduklari isimlere gore kemalden nasibleri vardir. Binaenaleyh herbirisinin ulirvv-i zatiden dahi nasibleri ancak ihatalarma gore olur.

Ve eger ism-i "gayr" ile miisemma alan sey, viicud-i harici ve hisS! ile muteayyin olmayip vucud-i Hak ayinesinde mertebe-i akilda zahir olan bir suret olursa, ya'ni ilm-i ilahide peyda alan a'yan-i sabiteden biri ve suver-i ilmiyye-i ilahiyyeden bir suret olursa, a suret icin ayn-i kemal-i zati hasildir. Zira 0 suret, icinde zahir oldugu viicudun ayrudir. Demek ki "Allah" ile musernma olan viicud icin sabit alan kernal-i zati, viicud-i Hak'ta zahir alan a suret-i vahide icin

iDRIS FASSI

39

dahi sabit olur. Ve "Allah" ile musemma olan zat icin sabit olan surete, Hakk'm aymdir denilmez. Zira bir seyin sureti, her vech ile o seyin aym degildir. Ve keza 0 sfrrete, "Allah" ile mtisemma olan zatm her vech ile gayridir dahi denilmez. Qiinkii zata mensub olan bir suret olup esmadan miinfekk degildir.

Misal: Bilfarz kendisinde hattathk, ressamhk ve nakkashk sifatIan bulunan bir kimse, hattat ve ressam ve nakkas isimleriyle zahir olmak icin haricte bir yazi ve resim levhasi vucuda getirir ve bir nakis gosterir, Iste mertebe-i histe meshtid olan bu suretler, 0 sahsm bu isimlerinin birer mecla ve ayineleridir. Ve bu suretler arasmda tefazul bulundugu zahirdir, Qiinkii yazi levhasmda 0 sahsm . ressamhgi ve nakkashgi gortmmez. Ve resim levhasiyle naksmda dahi onun hattatiyeti meshud olmaz. Fakat 0 sahis, bunlarr heniiz tahrir ve resm ve naks etmemis, ancak onlarm ilminde / suretlerini tasarlamis bulunursa, 0 suretler vucud-i hissi He miiteayyin olmayip heniiz mertebe-i akildadirlar. Ve bunlar 0 sahsm vucudunun haricinde miiteayyin olmadigr icin, kendisinin aym olurlar. Iste baladaki hakayikm her ciheti bu misale tatbik olunabilir. Iyi teemmul etmek lazimdir.

Ve muhakkak Ebu Kasun ibn Kasiyy, Hal'mda: "Tahkikan her bir Ism-i ilahi cemi' -i esma-i ilahiyre ile miitesemmi ve onlar ile men'ut olur" kavli ile buna il1aret etti. Ve burada beyam budur ki, muhakkak her bir isim zata ve kendisi i((in vaz' olunan ma'naya delalet e.der ki, onu taleb eder. Binaenaleyh onun zata delaleti haysiyyetinden, onun iein cemi'-i esma-i Ilahiyye hasildir. Ve onunla infirad eyledigi ma'naya delaleti haysiyyetinden, Rab ve Halik ve Musavvir ve bunlarm gayri gibi, kendisinin gayrinden temeyyiiz eder. Imdi isim, zat cihetinden musemmadrr. Ve isim, kendisi Iein vaz' olunan ma'nadan ona muhtass olan ~ey cihetinden musemmamn gayridir (19).

Ya'ni Ebu'l-Kasim b. Kasiyy (k.s.) hazretleri, ki. mesayih-i Magrib'-

40

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE ~ERHi

in ekabirindendir, te'lif buyurmus oldugu Hal'-i Na'leyn nammdaki kitab-i mtinifinde ibare-i fassta murfir eden ma'naya i~areten buyu'rurlar ki; Her hangi bir ism-i ilahiyi ahrsan al 0 isim, esma-i ilahiy-

50 yenin / kaffesiyle miitesemmi ve 0 isimler ile men'ut olur. Hz. Seyh (r.a.) zaten Hal'-i Na'leyn kitabim tamamen serh buyurmus olduk-

. Ian gibi, burada da kitabm bu ibaresini izahan buyururlar ki: Her bir ism-i ilahinin medlulu ikidir: Birisi zat, digeri kendisinin mevzu' oldugu ma'na-yi hususidir. MeseIa "Rezzak" dedigimiz vakitte hatira zat-l Hak hutur eder. Zira Rezzak-i hakiki ancak zat-; Hak'tIr. Fakat rizk verebilmek: icin Rezzak, Hayy, Alim, Semi', Basir, Halik, Rab, Musavvir, Ganiyy ilh ... ne kadar esma var ise ciimlesini haiz olmak lazim gelir. Binaenaleyh Rezzak ismi zata delalet .etmesi cihetinden kaffe-i esma ile mutesemmi ve men'ut olur. Ve fakat kendine mahsfis olan ma'na cihetinden diger isimlerden ayrihr. Zira Rezzak'm gordiigu i~, Alim ve Semi' ve Musavvir'den beklenmez. Su halde isim, zata delaleti cihetinden musemmadir. Fakat vaz' olundugu ma'na-yi hususiye delaleti cihetinden musemmamn gayri olur.

imdi sen bizim zikr etti~miz "Aliyy"yi anladigm vakit, muhakkak onun uliivv-i mekan ve uluvv-i mekanet olmadigrm bildin. Zira uliivv-i mekanet, sultan ve hukkam ve viizera . ve kuzat ve bu mansiba ehliyeti bulunsun bulunmasm, her bir man sib sahib! gibi veliyyii'l-emr olanlara muhtasstrr (20).

IYa'ni biz bu fass-i serlfte "uliivv" hakkmda tafsilat verdik. Bu mezkuratI anladigm vakit Hak hakkmdaki uluvvun, uluvv-i mekan ve uluvv-i mekanet olmadigrm bilmis oldun. Binaenaleyh Hak zatiyle "Aliyy"dir. Zira uluvv-i mekan, cisme muhtasstir. Hak cisim degildir ki, mekan ile ali olsun. Ve uluvv-i mekanet ise, ehliyeti olsun olmasm, hakimler, vezirler ve kadilar gibi man sib sahiblerine mahsus olan arazdan ibarettir. Ve keza Hak cevher degtldirki, ona araz lahik olabilsin. Onun uluvvu, ancak uliivv-i zatidir.

tnats FASSI

41

Ve srfat He olan uliivv boyle degildir. Zira kendisi icin mansib-i tahakkum bulunan kimsenin, her ne kadar nasm echeli olsa da, ba'zan nasm a'leminde tahakkiim ettigi vaki' olur. Boyle olunca bu, bi-hukmi't-teba', mekanet He "aliyy"dir. 0 kendi nefsinde "aliyy" degildir. Binaenaleyh azl olundugu vakit, rif'ati zail olur. Halbuki alim, boyle degildir (21).

Hz. Seyh (r.a.) burada uliivv-i zatl ile mekan veya mekanet vasitalanyla iktisab olunan uluvv-i teba'i aralanndaki farki beyan buyururlar. Zira uluvv-izati, mekan / veya mekanet vasitalariyla olan uliivv gibi degildir. Uliivv-i mekan ile olan uliivv mahsiistiir. Mekanet ve mertebe ile olan uliivv ise, uluvv-i ma'kuldiir. Halbuki zati ile "Aliyy" olan Hak Teala hazretleri maani-i ma'kule ve mahsuseden miinezzehdir. Iste Hakk'm uluvv-i zatisi boyledir. Ve uluvv-i sifatisi dahi menasib \,erbabmm uluvv-i mekaneti gibi degildir. Zira kemal-i mutlak-i hakiki ancak kendisine mahsustur. Ve onun uluvV-I sifatisi ma'kul ve 'mahsus olmayip, belki akil ve hissin ashdir. Cunku ondan 0 sifatin zevali miimkun degildir. Belki niseb-i zatiyyesinden ibaret bulunan 0 sifat, ezeli ve ebedi bulunan zatiyle beraber ezeli ve ebedidir. Ve bu uluvv-i sifat, mahlukat mabeyninde dahi uluvv-i mekan ve uluvv-i mekanetten farklidir. Zira bir cahil menasib-i hukumetten birine gecip zir-i idaresinde bulunan alimlere

)

hiikm eder. 0 cahil alimlerden uluvv-i mekanet ile ve 0 alimler dahi

,

o mansib sahibi olan cahilden uliivv-i sifat ile aliyydir. Ve keza bir cahil ki.irsiye cikar ve bir alim dahi yerde oturur. 0 cahil orada uluvV-I mekan ile ve alim ise uluvv-i sifat ile aliyydir. Binaenaleyh uluvv-i mekan ve mekanet ile aliyy olan kimsenin uluvvu, mekana ve mertebeye tebean olur. Uluvv-i mekanet ve mertebe ile aliyy olan kimse o mertebeden azl olundugu veya yiiksek bir mekanda bulunmak suretile aliyy olan kirnse; 0 mekandan indigi vakit, 0 uliivvler ondan zail olur. Fakat uluvv-i sifat ile ali olan alim, ister ali veya safil mekanda bulunsun ve ister ehl-i mansib veya ahad-i nastan olsun, daima uluvv-i sifat ile "aliyy"dir. Qiinkii onun uluvvu / teba'i de gil nefsidir.

42

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE $ERHi

~u halde uluvv, dort kisim iizerine olmus olur. A'laSl "uluvv-i zati"; ba'dehu "uluvv-i stfati": ba'dehu "ultivv-i mekanet"; ba'dehu "uluvv-i mekan'tdir. Ve Hak Teala cem'an ve tafsilen bu dort kisim uliivv ile "Aliyy" olur. Zira Hak mertebe-i ahadiyyette "uluvv-i zati" ile; ve mertebe-i vahidiyyete tenezziiliinde dahi "uluvv-i sifat" He; ve mertebe-i sehadete tenezziiliinde dahi "uluvv-i mekanet" ve "uluvv-i mekan" ile "Aliyy"dir: Ve "Allah" ism-i cami'inin mazhari olan idris (a.s.) gibi, insan-i kamilin bu dort kisim uliivvden nasib-i evferi vardir. Zira Idris (a.s.) da seref-i zati gibi "uluvv-i zat!" ve kemal-i ilim gibi "uluvv-i slfati".'ve mertebe-i niibuvvet gibi "uluvv-i mekanet" ve t# ~~ ~~ _)j (Meryem, 19/57) ayet-i kerimesinde beyan buyruldugu iizere "uluvv-i mekan" mevcuddur. ~ J I}IJ ll2> L:.ij) ~I

~I)I r->-) \0 ~ ty... ')1.,.1$'

intiha: 17 Muharrem 336; 2 'I'esrtn-i san! 333 yevm-i cum'a sabahr, saat 3.

v

[KELiME-i iBRAHIMiYYE'DE MUNDEMic "HiKME1!i MUHEYYEMiYYE"NiN BEyANINDA OLAN FASTIR]

"Miiheyyem" "tehyim" masdarmdan ism-i mef'uldiir. Ve "heyeman" ifnlt-l ask ma'nasmadir. Cenab-i Ibrahim (a.s.)da muhabbet-i Hak galib oldugundan, Allah ugrunda babasmdan ve kavminden yiiz cevirdi; ve Hak yolunda oghmu zebha tasaddi eyledi; ve mal-i kesirini terk etti. Ve siddet-i muhabbetinden Hakk'r, nuriyyetin zuhuru hasebiyle mezahir-i kevakibde taleb edip: "Eger Rabbim bana hidayet etmez ve dogru yolu gostermezse, sasirrmslardan ve cemal-i Hak'ta hayrete dusenlerden olurum" (En'am 6177) dedi. Bu hallerin ciimlesi galebe-i heyemandandir. Ve akibet kemal-i heyemam hasebiyle kendi nefsinden fani ve Hak'la baki oldu. Ve Hakk'i semavat ve arz ve ervah ve ecsam mezahirinde idrak eyledi. Bu sifat-i. teheyyiim, evvelen ervah-i aliyye-i miiheyyemede zahir oldu. Z~nl Hak, onlara cemali celalinden tecelli etti; ve onlar Hakk'm envarmda haim olup nefislerinden gaib oldular. Binaenaleyh nefislerini ye masiva-yi Hakk'i bilmediler. Ve onlarm halkiyyeti iizerine hakkiyyet mutecelli ve galib oldugundan onlar bu tecellide mustagrak ve miistehlek oldular. Saniyen kummel-i enbiyadan Ibrahim (a.s.)da zahi[ oldu. Cunku Halilu'rRahman idi. / Ve "halil" (JJ.» muhibbin ruhu meyanmda "tahalliil"

(Jli) eden habibdir. Ve "hillet" habibde tahalliil eden muhabbettiro Binaenaleyh Ibrahim (a.s.) vucud-i Hakk'a miitehallil (y.;...::..) ve vucud-i Hak dahi onda miitehallil olup siddet-i heyemanmdan dolayi masiva-yi Hak'tan i'raz edip Fatrr-i semavat ve arza miiteveccih 01- dugundan Kelime-i ibrahimiyye "hikmet-i miiheyyemiyye"ye mukarin kilmdi. Ve bu fasta "heyeman'im ahvali irad olundu. Ve sifat-i ilahiyye-i subutiyye, evvelen cenab-i Ibrahim (a.s.) ile zahir 01-

44

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE $ERHi

dugundan "hikmet-i kuddusiyye'lden sonra, bu "hikmet-i mtiheyyemiyye"nin zikri iktiza eyledi.

* * *

Ibrahim Haltl .. (a.s.nn "halfl" ile tesmiyesi, zat-l Ilahiyyenin muttasrf oldugu'cemt'-l slfata zat-l Halil'In duhulu ve hasrr sebebiyledir (1).

Ya'ni Hz. Ibrahim (a.s.nn zati, zat-l ilahiyyenin tavr-i vucud ile muttasif oldugu cemi'-i e;;yaya stihud ile girmis ve kaffe-i sifat-r ilahiyyeyi cami' olmus bulundugu iein kendisine "Halil" tesmiye olundu. Binaenaleyh, Slfat ve esma-i ilahiyye Ibrahim (a.s.) ile ve cenab-i Thrahim dahi, mezahir-i esma ve sifatm tam amen hakki ile kaim 01- duo Ve bu surette, cemi'-i sifat-i ilahiyye ve esma-i zatiyye ile muttasif olarak kaffesine dahil oldu. Ve muhabbet-i ilahiyye-i zatiyye, cenab-i lbrahtm'in bilcumle hakayikma ve zatma / mtistevli oldugu gibi, muhabbet-i ibrahimiyye dahi, hakayik-i ilahiyyeye yayildi. Binaenaleyh birinci i'tibara gore, "Halil" tesmiyesi "fail" ma'nasma: ve ikinci i'tfbara gore de "mef'fil" ma'nasma olur.

Nitekim Ijair dedi: ')I.,.l,:. ~\ ../ ~ -' ..r- C-')\ .!.l,L.. .:..lli -'

Ya'ni rdhum, mesleki olan ecza-Yl vueudumda nasil tahallill etmis ise, sen dahl oylece rdhun mesleki olan cemi'-i cevarfh ve a'zamda tahallul ettin. Bu sebepten nalji Halil'e "halU" denildi (2).

Sair bu beyitte, "habib"ini ruh mesabesinde gorup, ona bu vech ile hitab etmis ve muhabbette "tahallul'tun isti'mali, tesbih tarikiyla vaki olmustur. Qunkii abdin cemi'-i sifat-; Hakk'la ittisafi ve onun cemi'-i srfatrm hasir ve cami' olmasi, imtizac tarikiyla olan "tahlil" degildir. Belki "tahlil" burada, abd esma-i ilahiyye ile musemma 01- mak icin, sifat-i ilahiyyenin tecellisi ile, sifat-; abdin mahv olmasi ve abdin sifat-i Hak ile kemaliyle kaim bulunmasidir. Nitekim Hz. Mevlana (r.a.) efendimiz Mesnevi-i Ma'nevi'lerinin cild-i sanisinde

tBRAHtM FASS!

45

bu hali irad-r misal ile atideki ebyat-i serifede beyan buyururlar:

J)..ul ~~ f .!J;) .!1. 4-!..=. ~'j r> r ~~ y> jI ..::....,.1 ~I 'jl ~)~ ._r;1.!J;)

..::....,.\ J- J _;""l> J _u'j <f~1 j 01.!j J -.?'j ..::....,. )1I1 \jl ....-i

~I if ~I if JI ~~ .:>y, if J. I) ..::....,.~ J 0>" ) ~ ~~ if c.SJ) J. ~ ~ c.SJ) 41 j ~'Jl. ~~ ...:.........A

r .!J;) r> ...:.........A 1»1 ~ . ~ J-.,:.~ J .l:tl r> .)I)~ 0.J":j ..::....,.1 # ._;;LI \j\ ::.~ r: r 01

- -

..::....,.\ ._r;1 .!J; J Y- ~ \ .!J; J

0\))j 0~ ~ ..?.r-i 0.J":j ~ ._r;1 ~ J .!J; J j -L.!.

Ji> J ..::....,.1 .!.U I) f if rl

•. A . -

~ -L.!.~; J.if rl

I-l>- jI ~ _;$ )y 0.TV <f~1

Terciime ve izah: "Hu" kupunun rengi Allah'm boyasidir. Onun icinde ciimle era! bir renk olur. Ya'ni huviyyet-i zatiyye-i ilahiyye mertebesinin mrriyle cemi'-i a'mal bir renk olur. Birisi 0 kiipe dustUgii vakit, sen ona kalk desen; ya'ni mertebe-i vahdete vasil oldukda, sen ona bu mertebe-i hiiviyyetten aYrII, kalk beseriyyete crk desen, sevkmden 0 sana: "Kiip benim, ya'ni vahdetin kiipii ve huviyyetin nuru benim. Sen baskasm diye bana levm etme!" der. 0 "Kiip benim" sozii ise "Ene'l-Hak" demektir. Mesela ates rengine giren demir, nihayet yine demirdir. Fakat demirin rengi, atesin rengi tarafmdan mahv edilmistir, Ateslikten dem vurur. VeIakin sakit gibidir. Ya'ni ates gibi olan tecelli-i ilaht gelince beseriyyet ve hukm-i insaniyyet mahv olup yerine sifat-r ilahiyye kaim olur. 0 vakit 0 kimse lisan-i hakikatle "Ene'l-Hak'tda'vasma kJtyam eder. Fakat minhaysu'l-beseriyye sakit gibidir .» Demir, kizilhkta ma'dendeki altm gibi olunca onun sozii, bi-zeban, ya'ni lisan-i hal 'ile, "Ene'n-nar" olur. Atesin renk ve tab'mdan muhtesem oldu. ArtIk 0, "Ben atesim, ben atesim" der. Ve yine der ki: "Ben atesim, egers~nin sekkin ve zanmn varsa tecriibe et, elini bana sur, Ben atesim, eger sana istibah vaki' oldu ise, bir lahza yiiziinii benim yiiziime koy!" Adem, Huda-yi Zii'I-CeIaI'den iktibas-i nur ettigi vakit, guzide-i Hak olmasmdan na-

5 §i, melaikenin mescudu oldu.l

Imdi hakikatte "hIllet"in ma'nasi, Ibrahim (a.s.nn suret-i ilahiyye ile zahir olmasidir. Binaenaleyh Hak, ibrahim (a.s.nn sem'i ve basari ve lisam ve sair kuvasi olup cenab-i Ibrahim (a.s.), Hak'la isitir,

46

FUSUSU'L-HiKEM TERCDME VE ~ERHi

Hak'la gorur ve Hak'la soyler, Bu muhabbete "kurb-i nevafil" derler. Cunku sifat-i abd, abdin zati iizerinde ziyadedir, Binaenaleyh abdin Hak'ta sifatiyla fenasi, hubb-i nevafildir, ya'ni zaiddir. Boyle olunca Ibrahim (a.s.), ke-ennehu hazarat-i ilahiyyeye ve sifat-i ilahiyyeye dahil oldu, tahallul etti. Onun nefsi, sifati ile Allah Teala'ya takarrub ettikde, Allah T~ala dahi ona kendi sifatmi giydirip suret-i ilahiyye ile zahir oldu.

N asil ki renk, renkli bir seyde miitehallil ve zahir olur. imdi araz, cevherinin bulundugu mahalde bulunur. 0 tahalliil, mekan ve miitemekkin gibi degildir (3).

Cenab-i Seyh (r.a.) cenab-i Halil'in sifat-t ilahiyye arasma tahallulunu beyan icin misal iradiyle soyle tavzih-l hakikat buyururlar ki:

Halil (a.s.nn zat ve sifat-r ilahiyyede miitehallil olarak zatmm zat-; ilahiyyede muhtefi ve sifatmm fani olmak stiretiyle Hakk'm sifatiyla muttasif olmasi, rengin, renkli seyin cemi' -i eczasmda yayilmak sfiretiyle tahalliil etmesi gibidir. Bu surette arazdan ibaret olan renk, cevheri olan miitelevvinin mahallinde vaki' olur. Aralarmdaki ayri- 11k kalkar. Bu tahallul, bir mekan, sahibinin mekana duhulu gibi degildir. Mesela dogiilmii§l kirec tozu yesil boya ile i§lba' olunsa, ye§IiI renk onun / bilcumle zerratma tahallirl eder. Boya araz ve toz cevherdir. Ve 0 tozun bir zerresinin ici ve disi renkten hali kalmaz. Bu surette araz, cevherin her cuz'une sari olur. Ve renk ile tozu ayirmak kabil olmaz. Ya'ni bu renktir, su da tozdur diye hissen gostermek mumkiin olmaz. Bu oyle bir sereyandir ki, bir miitemekkinin mekana duhulime asla benzemez. Zira mekin ile mekam bi't-tefrik irae etmek mumkundiir. Ve bir mazrufun zarfa duhulu gibi de degildir. Ve hulul dahi degildir. Velhasil Halil (a.s.nn Hakk'm sifati arasmda tahallulu, mekinin me kana ve mazrufun zarfa duhulu ve hulul nev'inden degildir, Belki arazm, cevherin cemi'-i eczasma sereyam gibidir. Ma'kul misal ile mahsus olacagmdan, cenab-i Seyh bu tahallulu tefhim icin, "levn" ile "miitelevvin" misalini intihab buyurmustur. Cunku alem-i sehadet ve ecsamda vaki' olan her sey,

iBRAHIM F ASS!

47

alem-i gayb ve ervahda vak;' olan seyin delilidir. Ve suret ma'na iein yaz' olunmustur. Mesela bu kitabm ti.zerine mti.rekkeple naks olunan suver-i kelimat, kariin-i kirama tefhim-i maani icindir. Eger bu nukns olmasa, onlarm medlulleri olan maani-i ma'kule, ne vech He hissettirilecek idi? Iste, bu alemde mevcud olan suretlerin kaffesi, birer kelime olup her biri bir ma'na icin vaz' olunmustur.

Yahut HaIil'e "haIil" tesmiyesi, Ibrahim'ln suretinin vucuduna Hakk'm tahallultmden na~idir. Ve zikr olunan iki htikumden her birisi sahihdir. Zira herbir hukum i~in bir mevtm ve makam hasildir ki, 0 hukum 0 mevtmda zahir olur; onu taaddi etmez (4).

Ibrahim (a.s.nn stiretinin vucuduna / Hakk'm duhulu ve sereyam, Hakk'm slfat ve suret-i .ibrahim ile ittisafidir, Seyh (r.a.) eshasm sttretierine "Hak" dememek iein, ibarede "Ibrahim'in suretine Hakk'm tahallti.lti.nden nasidir" demeyip "Ibrahim'in suretinin vucuduna Hakk'm tahallulimden nasidir" buyurdu. Binaenaleyh Hak, kendi vucudu ile Ibrahim'in suretinin vucudunda mti.teayyindir. Bu cihetle mahlukatm sifatmdan Ibrahim'e muzaf olan bilcti.mle sifat, Hakk'a izafe olunur. Bu surette Hak, mazhar-l ibra~iJIl ile fail olup, onun kulagi He isitir ve onun gozti. He gorur. Ya'ni cenab-i Ibrahim Hakk'a

. alet olur. "Ibrahim'in sureti" demek ile "sfiretinin vucudu" demek arasmdaki fark budur ki, cemi' -i meratibde "vucud" birdir; 0 da Hakk'm vucududur. Ve her bir mertebe vucud-i mutlakm tenezzulatmdan ru-numa olmustur. Ve cemi'-i taayyunatm vucudu bir oldugu halde yekdigerinden suver-i muhtelife He ayrilmistir. Binaenaleyh suretler bir degildir, Bir suret digerine benzemez. Boyle olunca, eshasin suretlerine "Hak'htlakr caiz degildir. Fakat viicud bir oldugu icin, "suretin viicuduna" "Hak'titlak olunabilir .. Onun icin Seyh (r.a.) "ibrahim'in suretinin vucuduna Hakk'm tahallti.lti." tarzmda beyan-i hakikat buyurmustur.

Halil'in "halil" tesmiyesinde iki hukum var idi ki: Birisi, balada beyan olundugu tizere zat-i ilahiyyenin muttasif oldugu cemi' -i sifa-

48

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE $ERHi

ta zat-i Halil'in tahallulu; ve digeri de, burada beyan olundugu iizere, "Ibrahim'in suretinin vucuduna" Hakk'm tahallulu idi. Iste bu iki htikum sahihdir. Qtinkti bu iki hukmun her birisi icin bir mevtm ve makam hasildir. Ve 0 hukumler, 0 mevtmlarda zahir olup kendi makamlarmm haricine cikmazlar, I Tafsili budur ki:

Mevtm-i evvel: Bir=kutr ile tansif edilmis bir daire farz olunsun.

Bunun kism-r a'Iasi "hazret-i uhihiyyet" mevtimdir; vucud-i mutlakin mertebe-i vucubiyyesidir. Bilcumle esma ve sifat-r ilahiyye, bu mertebede muteayyin ve muctemi'dir, Ve bu mertebede cenab-i uluhiyyet sifat-i muhdesattan munezzehdir. Iste Tbrahim (a.s.hn sifat-i ilahiyyeye tahallulu ve duhulu, bu hazret-i uluhiyyet mevtmmdadir. Binaenaleyh sifat-; beseriyyeden fani ve kurb-i nevafil ile Hakk'a takarrub ederek sifat-i ilahiyye ile muttasif olan insan, bu daire-i vticudun msf-i a'lasma uruc eder. Ve buradaki esma ve sifat-i ilahiyyenin ictima'sgahma dahil olur. Ve onda sifat-; ilahiyyenin ahkami zuhur eyler. Cunku bu mevtm sifat-i hakkiyye mevtimdir. Ve Ibrahim (a.s.nn sifat-t ilahiyye ile ittisafmm hukmu bu mevtmdan tecavuz etmez.

Mevtm-i sani: Daire-i vucudun krsm-i ednasi "mertebe-i imkaniyye"dir. Bu mevtm srfat-r halkiyye ve muhdesatm mevtm-i taayyunuduro Binaenaleyh Hak taayytin ve zuhur cihetiyle, alem-i imkandan ibaret olan bu kism-i ednaya nuzul ettikde, sifat-i halkiyye ile zahir olur. Ve bu alem-i imkanda kisve-i taarytine burunmus olan sahsm vucudunda mtiteayyin bulunan Hak oldugundan, kendisinden sifat-i halkiyye sudur eyler. Hakk'm "teezzi", "mekr", "istihza", "hastahk","ac;hk" ve "susuzluk" gibi sifat-i halkiyye ile zuhuru I Kur'an ve Hadis'te sabittir, Nitekim Hak TeaM buyurur: - 2»1 ;))~ ~ (Ah-

zab, 33/57) ve '2»1 J::. (Al-i Imran, 3/54) ve ~ ;~.d6:o 1 '2»1 (Ba-

kara 2/15) ve ;+~ 'J.,I):..:.. (Tevbe, 9/79) ve ~jjl i» JpI -2»1 01

(Tevbe, 9/111) ve L;.. L) -2»1 _I~}\ (Hadid, 57/18) ve ill, ~~ j (Enfal 8/13) ve ~ '} -2»1 0l (Bakara, 2/26). Ve Hadis'te - gelir:

,f' ~I .1,1) ve ... J..uu t .::......;._,..

Binaenaleyh bu mevtmm muktezasi vech ile bu gibi sifat-i naks Hakk'a muzaf kihmr. Lakin bu hukum bu mevtmdan tecaviiz etmez.

iBRAHiM FASSI

49

Zira cenab-i uluhiyyet sifat-; muhdesattan rniinezzehdir.

Iste Ibrahim (a.s.nn suretinin vucuduna Hakk'm tahallulu ve onun sureti ile zuhuru ve sifat-; halkiyye-i Ibrahimiyye ile ittisafi, izahat-; mesrude uzere, Hakk'm, cenab-i Ibrahim (a.s.nn vucudunda taayyiinu hasebiyledir. Beyt:

Terciime: "Vucud-i mutlakm her mertebede bir hiikmii vardrr. Eger bu mertebelerdeki ahkama riayet etmez isen zmdiksm."

Sen Hakk'r gormez misin ki, snat-I muhdesat ile zahir olur? Ve kendi nefsinden onunla haber verdi. Ve slfat-I naks ile ve slfat-I zemm ile zahir olur. Sen mahhlku gormez misin ki, evvelinden ahirine kadar slfat-I Hak ile zahir olur? Ve slfat-I Hakk'm kaffesi mahhlk iein sabittir. Nitekim slfat-I muhdesat Hak i~in sabittir (5).

Ya'ni sen Ibrahim (a.s.nn suretinin vucudunda Hakk'm tahallulune taaccub edersen, Hakk'm bu nes'et-i diinyeviyyede sifat-i muhdesat .ile zuhurunu gormuyor musun? Ve Hak TeaM kendi nefsinden

sifat-i muhdesat ile zuhuru: ~ ;..s)f;" ;J2u1 (Bakara, 2/15) ve

0'0 ,,~ '" '" '" ..... ,.... A ~ .•

~ All I _;.;.....,. J (Tevbe, 9/79) ve 'JlI;s::. (Al-i Imran, 3/54) ve emsa-

li ayetlerde haber verdi. Ve "istihza" ve "suhriyye" ve "mekr" sifat-r '

10 muhdesattan oldugu halde Hak Teala / bunlari kendine izafe buyurduo Ve bu gibi sifat-; naks vezemm ile zahir oidu. Ve sen mahlukun evvelinden ahirine kadar sifat-; Hak ile zahir" oldugunu gormuyor musun? Imdi sifat-; ilahiyye ile zahi~ olan mahhlk "ins an-l kamil"dir. Ve ';).J-'" J» r~T ~ 1»1 .:>1 hadis-i serifinde beyan buyrulan "adem'lden maksfid dahi "insan-i kamil'ldir. Ve "suret-i Hak" dahi esma ve sifat-i ilahiyye mecmuunun suretidir. Ve sifat-i ilahiyyeden bir sifat, 0 insan-i kamilin ihata-i kiilliyesinden haric degildir, Belki sifat-i ilahiyye, onun ile kaim ve ahkami onunla zahirdir. Binaenaleyh sifat-; ilahiyyenin kaffesi insan-i kamil olan mahlfik icin sabittiro Ya'ni vus'at-i kabiliyyeti ve isti'dad-i kullisi hasebiyle sifat-;

50

FUSU"SU'L-HiKEM TERCUME VE $ERHi

ilahiyye ile zuhur, 0 insan-i kamilin hakkidir. Ctmku mahlukun hakikati, kendisinin "ayn-i sabite'isidir. Ayn-l sabite ise, ilm-i ilahinin suretidir. Ve ilm-i Hak ise, Hakk'm gayri degildir; ve gayriden miistefad olan ilim degildir. Zira ilim, Hakk'm sifatidrr. Ve sifati, zatI ile kadimdir. Ve mahlukun vucudu ise, Fass-i Ya'kubt'nin serhinde beyan olundugu 'uzere, emr-i i'tibaridir. Binaenaleyh min-haysu'lhakika sifat-i ilahiyye mahluk icin sabittir. Ve nitekim bunun mukabili olarak sifat-i muhdesat dahi Hak icin sabittir. Qunku sifat-i muh-

• f,J.

desat, ~ 8. .}; ; .r;; JS' (Rahman, 55/29) ayet-i kerimesinde beyan

buyruldugu iizere, Hakk'm sufmudur. Ve sifat-i muhdesatm hakikati Hak'tir. Zira mezahir-i halkiyyede taayyiin ve zuhur onundur. Ve huviyet-i sariyyesi i'tibariyle her seyde hazirdrr; her mazharda mutecellidir. Ve bilcumle mezahirden nazir olan odur. Imdi muhdesatm vucudu, kendilerinde zahir olan Hakk'm vucudu olunca, bu muhdesatin sifat; dahi bi't-tabi' Hakk'm sifat; olur.

Hak TeMa "el-hamdu Iillah" (Fatiha, 111) buyurdu. Binaenaleyh her hamid ve mahmuddan senanm avakibi Hakk'a raci' oldu. Ve emrin kiillisi Hakk'a rueu' eder. Imdi bu hukm-i rued' mezmum ve mahmud olan seye amm oldu. Halbuki viieudda mezmumdan veya mahmuddan gayri yoktur (6).

Ya'ni Hak Teala "Kaffe-i hamd Allah'a mahsustur" / buyurdu. Halbuki hamdde ul; vecih vardir:

Birineisi: Hak'tan halka olan hamddir ki, bunun delili -.11:'1 ~I Js. ;) ~ ~~ j (Ahzab, 33/56) ve ~ J.a; ($~I; (Ahzab, 33/43) ve emsali ayat-l kur'aniyyedir. Bu surette Hak hamid ve halk mahmud olur.

ikineisi: Halktan Hakk'a olan hamddir ki, bunun da delili 0lj

"'" , 'tt ... '~ . 0....." • "., l """,,' 0

~~ ~ l:~.x (Isra, 17/44) ve J- _;JI J;;' ~ ~\;... ~')\.JI ($:; J

~J ~ ;)~ (Ziimer, 39/75) ve emsali ayat-l celiledir. Bu surette dahi Hak mahmud ve halk hamid olur. Imdi "Hamid" ve "Mahmud" Allah olduguna gore, bu iki vecihde, hamdin Allah icin oldugu zahirdir.

iBRAHIM F ASSI

51

U~iinciisii: Halktan halka olan hamddir. Bu surette "hamid" ve "mahmud" halk olur. Bu nevi' hamdin Allah icin olmasmm veehi budur ki, Hak taayyiin eihetiyle hamidinsuretinde zahirdir; ve hamd ile kendi kemalini izhar eder. Ve her mahmfid olan halkm sifati buIunan sena dahi, mahmfid suretinde kemal He miiteeelli olan Hakk'In aymdir ki, mahmud 0 kemal sebebiyle hamde mustehak olur. Binaenaleyh hamd, Hakk'm kemalatmdan bir kemalin sifatidir ki, Hakk'm hakikatinden sudur eder. $u halde mahmudun mazharmdan zahir olan kemale karst, hamidin mazharmdan sadir olan hamd dahi Hakk'a raci' olur. Bunun icin Seyh (r.a.) "Her bir hamid ve mahmuddan senanm avakibi Hakk'a raci' oIdu" buyurdu. Zira her bir mevcfidda / zahir olan kemalat He hakikatte hamd olunan Hak'tir. Ve cunku Hak, 0 mazharda miiteayyindir ve onun "ayn'hdir. Ve aym sebepten na§i hamid dahi hakikatte Hak'tir. Binaenaleyh eemi'-i sena ve mehamidin avakibi Hakk'a raci' olmus olur. Imdi cenab-i Seyh (r.a.) kaffe-i mehamidi Hakk'a irca' edip bu tahsisten umur-i gayr-i mahmude haricte kalrms oldu. Halbuki kaffe-i umurun mebdei Hak'tir. Binaenaleyh emrin Hakk'a rucuu hukmunu ta'mim edip emrin kiillisi, ya'ni mahmfidu ve mezmumu, Hakk'a rucu' eder buyurdu. Cunku vucud icinde mevcud olan esya, ya mahmud veyahut mezrmrm olur. Bu iki halden baska ucuncu bir sey olmak ihtimali yoktur.

Her bir emrin Hakk'a stiret-i riicti'u: .

Veeh-i evvel: Bu vecih, balada zikr edilmis idi. Burada biraz daha izah olunur. Bu alem-i kesif, "vucud-i rnutlak'tm mertebe mertebe

, tenezziilatmdan zuhfira gelmis ve kadim olan limertebe-i eltaf"a nisbeten, ona "alem-i halk" ve "alem-i hudus" denilmistir. Binaenaleyh bu alem-i hudusde, kisve-i kesif-i taayyiine burunup zuhur etrnis olan aneak Hakk'm vucududur. Bu mevtmda, her mahlukun ef'ali ve SIfab bi't-tabi' Hakk'a izafe olunur. Cunku eiimlesi vucud-i Hakk'm suunatindan ibarettir. Ve mahluk dedigimiz seyin vucud-i mustakilIi yoktur ki, ona bir sey izafe edelim.: Bina-berin mahluktan sadir olan bilciimle ef'al ve sifat Hakk'a raci' olur.

52

FUSUSU'L-HtKEM TERCUME VE $ERHt

Vech-i sani: Her mahhlkun efali ve slfatl, mahall hasebiyle alatarfkr'l-izafe, Hakk'm vticudundan mustefaddrr. Eger "feyz-i mukaddes" bir an munkatr' olsa, mahlukun efali ve slfatl zahir 01- maz olur. Binaenaleyh 0 efal ve slfat Hakk'a raci' olmus olur.l

Vech-i salis: Viicud-i mahlukat, kendi nefsinde ma'dum olup, tecelliyat-i esmaiyye ve taayyimat-rildhiyye ile mevcuddur. Kwamet-i kubra olan tecelli-i iatinin vukuunda, gerek a'yan-i vucudiyyede zahir olan taayyunat-r ilahiyye-i esmaiyye ve gerek taayyiin-i evvelde ve hazret-i ilmiyyede miiteayyin olan esmd ve slfat-l ilahiyye ve niseb ve izafat ve §uuti-i zatiyye ~ j \11 .!.l!~ :~ J (Kasas, 28/88) ayet-i celilesi hukmunce, cemi'-i taayyunatm mebdei olan zat,l ilahiyyeye rucu' eder. Ve bu sfuetle emrin kiillisi Hakk'a raci' olmus olur.

Sual: Emrin kiillisi, ya'ni mahmudu ve mezmumu, Hakk'a rucn' eder denildi. Halbuki umfir-i mezmumenin Hakk'a rucuundan akil iirkiiyor.

Cevap: Mezmumat, aklm veya ser'in veyahut orfiin ta'yin etti~ bir emr-i i'tibaridir. Ve bu i'tibar taayyiin-i nisebi ile kaimdir, Eger bu taayyiin-i nisebiden kat'-l hazar olunsa mezmumat bi-hasebi'lhakika memduhata ve mahmudata miinkalib olur. Mesela sehvet, nefsin vucuduna yayilmis olan muhabbet-i ilahiyye-i zatiyyenin ztlli 01- dugundan mahmuddur, Zira bu sehvet sayesinde nev' -i insani baka bulur. Ve tecelliyat-i cemaliyyeden bir nevi' kemalin lezzeti hasIl olur. Fakat bu sehvet, zina suretinden vaki' olunca, neseb ve irsin inkitaim ve inizamm ihtilalini ve vuku-i fiteni mucib oldugundan mezmum olur. V.e zinanm mezmumiyeti iein gosterilen esbab ise umur-i ademiyyedir; ve taayyunat-i halkiyyeye mensubdur; ve mumkinatm sifatlarma raci'dir. Eger taayytmatmnz kalksa bu nisbetler dahi zail olur. Binaenaleyh cemi'-i mezmumatm Hakk'a rucuu, onlarm ba'zi umur-i ademiyye-i izafiyye ile mezmum olmalari i'tibariyle degil, / belki mezmumat suretinde zahir olan hakikatleri itibar iyledir. Zira mezmum gorunen §ey nazar-i aharda mahmfiddur. Ancak ba'zi avariz sebebiyle suret-i zemmde zahirdir; ve sair mezmumat da boyledir. Mesela necaset mezmumdur: ondan taharet Iazimdir. Fakat bu

tBRAHlM FASSI

53

taharet taayyiin-i Insaniye goredir; yoksa hmzira veya neces ieinde nesv ii nema bulan hayvanata gore degildir, Belki necaset, onlarm taayyiinlerine nisbeten, bir gida-yi nefis ve tahirdir.

* * *

Ma'hlmun olsun ki, bir Ijey bir Ijeye tahalliil etmez, ancak o Ijeyde mahm11l oldugu halde tahalliil etti. imdi Ism-i fail olan "mutehallil", Ism-i mef'11l olan "mutehallel" ile mahcubdur. Binaenaleyh, .ism-I mef'11l zahir ve Ism-i fail batm ve mesturdur. Ve mutehallil yline num edensu gibi, mfitehallel i~in gidadn', imdi ylin, su ile ziyade olur ve genisler (7).

Ya'ni bir sey, bir seye nwu.z edince, menfuz olan sey, nafiz olan seyi hasil olur. Ve nafiz olan §ey menfuz olan seyin mahmulu olur. Binaenaleyh nafiz menfuz olan seyle ortiilmii§tiir. Ve menfuz olan §ey zahir: ve nafiz olan sey ise batm ve mestfrrdur. Ve duhul eden bir sey, yiine giren su gibi, medhul iein gidadir. Su, yiine nufuz edince yiin siser ve ittisa' eyler. Cenab-i Seyh (r.a.) su ile yiinii tavzih-i maksad zimmnda misal olarak irad buyurur. Yoksa.bu misalde isneyniyyet vardir. Halbuki Hak ile kul arasmda ikilik suret-pezir olmaz.

Imdi Ibrahim (a.s.), cemi'-i hazarat-i ilahiyyeye miitehallil olmakla, hazret-i ilahiyyede mahmul ve onlar ile mahcfib olur. Ve bu su-

15 rette de esma ve slfat ile Hak icin grda olur. / Ve bunun aksi olarak eger vucud-i Hak, sfiret-i Ibrahim'e mutehallih olursa, onunla mahcub olur. Ve bu surette de Hak, Ibrahim'in sem.'i ve basari ve sair kuvasi olur.

Velhasrl zahir iizerine varid olan feyz, batmdan oldugundan ve ba- . tmm krvarm ve vucudu dahi zahirden bulundugundan; batm zahirin ve zahir dahi batmm gidas; olur. Binaenaleyh abd, miitehallil ve batm oldugu vakit, Hak miitehallel ve zahir olup abd onun kuva ve gidasr olur. Ve eger Hak miitehallil ve batm olacak olursa, abd mirtehallel ve zahir olup, abdin kuva ve gidasr olur.

54

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE ~ERHi

Imdi eger Hakzahir olacak olursa, halk onda mestur ve batmdir. Binaenaleyh halk, Hakk'm cemi'-i esmasi, sem'i ve basarr ve cemi'-i niseb ve idrakatI olur. Ve e~er halk zahir olacak olursa, Hak halkta mestur ve batm olur. Binaenaleyh ~ak halkm kulagr, gozu, eli, aya~ ve cemi'i kuvaSl olur. Nitekim hadiste varid oldu (8).

Hak zahir, ve halk batm ve mestfu olmak sfuetiyle vaki' olan kurba "kurb-i feraiz" derler. Cunku vucudun ash Hak'tir. Ve bu vucud vacib ve farzdir. Ve bu kurbun sahibi mahbub-i ilahidir. Onun suluku cezbeden sonradir.. bakasi fenasmdan evveldir. Hak ism-i Zahir ile tecelli etmis oldugundan, zat; ve sifati fani olup, miitecelli olan Hakk'in idrakine alettir. Bu surette abd, Hakk'm sem'i ve basari ve sair kuvasi olur. Nitekim Hak Teala 4) 1~ ~) t:j (Enfal, 8/17) ve (s.a.v.) dahi oJ.A'- J. ~I t: o-¥ 0LJ ~ J\i ~I 01 buyurdu./

Ve halk zahir, ve Hak batm ve mestur olmak suretiyle vakr' olan kurba dahi, "kurb-i nevafil" derler. Cunku "nefl" vucud-i halktir. Ve bu vucud ise fer'dir ve asil iizerine zaiddir. Ve bu kurbun sahibi muhibb-i ilahidir, Suluku, cezbeden evveldir; fenasi bakasmdan mukaddemdir. Sifat; fani ve zati bakidir. Hak, ona ism-i Batm ile tecelli etmis oldugundan, on un idrakinin aleti olmustur. Binaenaleyh

"kurb-i feraiz" mertebesi, "kurb-i nevafil" mertebesinden daha miikemmel ve daha vasi'dir.

~ ..

Cenab-i Soyh'in metinde beyan buyurdugu hadisten murad I_)I ~ d ) Ad) ~ d) ~.~ ~) ) 0-4 ) o~ ) 4AJ:" .:...5 JiI_,:J~ ..s-¥ .}i y_;Z hadis-i kudsisidir. Imdi cenab-i Halil (a.s.) m bu iki kurb ile takarrubu caizdir. "Kurb-i nevafil" evail-i suhikunde ve "kurb-i feraiz" ise, sulukunun evasrt ve evahirinde olmak munasibdir.

Ba'dehu eger zat-l Ilahiyye bu nisebden ari olaydi, ilah 01- mazdr, Halbuki bu nisebi, bizim a'yamrmz ihdas etti. Binaenaleyh biz meluhiyyetimiz He ilaln Ilah kildik (9).

Ya'ni zat-i ilahiyye ulfihiyyet, rububiyyet, halikiyyet, razikiyyet,

tBRAHIM FASSI

55

musavviriyyet gibi nisbetlerden ad olsa idi, ilah olmaz idi. Cunku uhlhiyyet me'Ifihiyyetle ve rububiyyet dahi merbubiyyetle tahakkuk eder. Iste bu nisbetleri bizim a'yan-i halkiyyemiz ihdas etti. Ve merbubiyyetimiz rububiyyeti ve me'Iuhiyyetimiz dahi ilahin "ilah" tesmiye olunmasmi iktiza eyledi. Imdi bu nisbetler I mertebe-i ulfihiyyette muteayyin olan zat-i mucideye aiddir. Yoksa "zat-i mutlaka" bu gibi niseb ve izafattan ve isim ve resimden ve sifattan ve bir seyle mahkumim-aleyh olmaktan mustagnidir, Ve bu itlak-i zatisi hasebiyle aleminden ganidir. Binaenaleyh zat;l mucide bu nisebden tenzih olunmaz. Fakat "zat-r mutlaka" tenzih olunur. Velhasil zat, niseb-i ilahiyye ve halkiyyeden ari olaydi zat-i mutlaka olur ve "ilah" ismiyle tesmiye olunmaz idi. Halbuki zuhur ve izhar icin ve zatm kemal-i cela ve isticlasi icin mertebe-i ulfihiyyetin subutu lazrmdir.

Misal: Insan mefhumucale'l-rtlak zihnimize tebadur ettigi vakit, onun nisebi olan mi'marhk, ressamhk, hattathk ve saire gibi sifatlari, bu mefhum haricinde kahr. Qunku 0 mefhum bu mertebe-i Itlakta bunlardan mustagnidir. Bu niseb kendisine izafe edilmemis 01- sa da yine insan mefhumu, mutlakiyyetle beraber kaimdir. Insamn insan olmasi icin behemehal mi'mar, ressam ve hattat olmasma ihtiyal; yoktur. Fakat onun mucidligi mevzu-i bahs olunca, kendisine bir takim nisbetlerin izafesi lazim gelir. Ve mi'mar bir bina in~a ve ressam bir levha tersim etmedikee, kimse onlara mi'mar ve ressam demez. Binaenaleyh mi'mari mi'mar: ve ressami dahi ressam kilan bina ve levhadir. Ve bunlarm izuhur ve izharlari ve kendilerinin kemal-i cela ve isticlasi icin eserlerinin subutu lazimdir. Bi'l-farz binanm lisam olup da: "Beni in~a eden mi'man mi'mar kilan benim

.,

ma'muriyyetimdir" dese, dogru soylemis olur .. ,"

Imdi bu misal, ma'kulu mahstis kilmak icin irad olundu. Yoksa tesbihde, musebbeh ile musebbehun-bih arasmda tamamen mutabakat olmadigi herkesce malumdur, Nitekim a'yan-i sehadiyye ile a'yan-i gaybiyyenin, Hakk'm vucudu haricinde vucud-i miistakrlleri yoktur. Binaenaleyh "Biz/me'Iuhiyyetimiz ile ilahi, ilah kildik" kelarm, bi'namn mi'mara soyledigi kelama benzemez. Zira binanm vucudu, mi'marin vucudundan haric ve mustakildir. Bizim vucudumuz ise, vucud-i

;

56

FUStJSU'L"HiKEM TERCUME VE $ERHi

Hak'tan haric degildir, Ve vucud-i Hak ile vucud-i halk Fass-r Ya'kiibi'nin serhinde izah olunmustur. Binaenaleyh "kilmmislik" ve "kihcihk" bir vucudun nisbetleri arasmdadir,

imdi biz ma'rUf olmaymca ilah da ma'rUf olmaz. Onun i9in ResUlullah (s:~1Otv .): "Bir kimse nefsini bilse, muhakkak Rabbini bilir" buyurdu. Halbuki 0, Allah'l bilen halkm a'lemidire Ba'za hukema ve. Eba Hamid: "Allah weme nazar et-

. meksizin bilinir", diye iddia ettiler. Bu ise galattlr. Evet, Zat'In kadim ve ezeli oldugu bilinir. Lakin me'luh bilinmeyince, zatin ilah oldu~ bilinmez. ~u halde me'bih ilaha delildir(10).

Ya'ni biz ki me'll1huz, bilinmesek ilah dahi bilinmez. Nitekim rubl1biyyet merbl1biyyetle sabit oldugu ve Rab merbub ile bilindigi icin, (s.a.v) Efendimiz ma'rifet-i Rabb'i, merbl1b olan nefsin ma'rifetine ta'lik buyurdu. Maahaza Ebl1 Ali Sina ile ona tabi' olan hukema ve Ebl1 Hamid imam Muhammed Gazzal! (rahimehum'ullah) "Aleme nazar etmeksizin Allah'; bilmek miimkiindiir" diye iddia ettilerse de, bu da'valarmda hata ettiler. Zira ull1hiyyet haysiyyetiyle Allah'i bilmek, aleme nazar etmege mevkUftur. Ve ayat-I ilahiyye Mak ve enfiiste zahirdir. Niteki~ Kur'an-i Kerim'de ~ j ~~"\ti ~ ~~\ ~~ ~.: il J~'I ~ ~I ,~'" ~,. ~I (F I t 41/53) b 1 M'" .. ' '''fi '-"""" ~ '""" ~ ~ ~ USSI e ;., uyru ur.. a na-yi mum I:

"Biz onlara ayatlmlzl Mak ve enfuste gosteririz; ta ki Hak onlara

zahir ola." Ve keza hadis-i kudside ...::....AW "";_rl .:>1 ..::....,.,.>li ~ Ip .;_5

....; _r'1 Jl.;L1 . buyruldu. Ma'na-y; alisi: "Ben mahfi bir hazine idim. Bi-

linmeme muhabbet ettim; halki bilinmem iein yarattim". iljte bu ayet. ve hadis, Hakk'm aleme nazarla bilineceginin Ijahididir. Evet, zat-; mutlakamn aleme nazar etmeksizin, kadim ve ezeli ve alemlerden gani olduguala-tarikr'l-icmal bilinir. Fakat me'luh, ilahm delili 01- dugundan, 0 bilinmeyince Zat'm ilah oldugu bilinmez. Binaenaleyh Allah'mulUhiyyetinibilmek,aleme nazar etmege mutevakkiftir. Zira mertebe-i ull1hiyyet, ne kadar esma-i ilahiyye ve sifat-; rabbaniyye varsahepsini cami'dir. Esma ve slfat ise, mezahir olmaymca mii-

iBRAHlMFASSI

57

teayyin ve mutehakkik oimaz. Fakat Hakk'm vucud-i zatisi asla bir ~eye mutevakkif degildir. Ciinkii zatiyyeti cihetinden esmadan ve onlarm mezahiri olan alemlerden ganidir.

Bundan sonra, ikinci haIde, sana ke§f i'ta eder ki: Tahkikan Hakk'm nefsi, kendi nefsine ve uI1l.hiyyetine delil 01- du. Ve tahkikan aIem, onlarm suver-i a'yan-l sabitesinde Hakk'm teceflisinden gayri degildir. ~oyle ki,o a'yanm viieudu 0 tecelli olmaksizm mnstahtldir (11).

Ya'ni ilaln me'lfth ile bildikten sonra ikinci ihal olan makam-i "cem"'de, ayn-l basiretin sana kesf verir; ve bu kesf ile, Hakk'm nefsi kendi nefsine ve ulfihiyyetine delil oldugunu; ve ~ilem denilen seyin ancak 0 alem efradmm a'yan-i sabiteleri sftretlerinde Hakk'm tecellisinden gayri bir §ey olmadigrm; ve 0 a'yanm viicftdu da 0 tecelli olmaksizm muhal idigini bilirsin.

Imdi me'lfthun haktkatine nazar olundugu vakit, onun viicfld-i zih-

20 nisi evvelen ayn-i sabitesinde / "nefes--i akdes" ile, zatm tecellisiyle; ve saniyen vucud-i aynisi dahi esma ve sifatm tecellisiyle oldugu goriiliir. Bu surette a'yan-i sabiteye nazaran, Hakk'm nefsi, ya'ni me'luhun ayn-i sabitesinde tecelli-i zati ile tecellisi, kendi zatma deli! olur. Ve a'yan-i kevniyyeye nazaran, ayine-i me'Iuhda, 0 me'lfth hasebiyle mukayyeden zahir olan Hakk'm nefsi, mutlak olan kendi zatma ve nefsine ve mertebe-i camia olan ulfthiyyetine delil olur.

Ve tahkikan Hak, bu a'yamn hakayikr, ve ahv al] hasebiyIe mtttenevvf ve mutasavver olur. Bu ke§f dahl, Hakk'm bizim Ilahmna olduguna ilim husultmden sonradrr (12).

Ya'ni sana hasil olan kesf, a'yamn hakikatleri ve halleri icabma . gore tiirlii tiirlii gorunenin ve sftrete girenin Hak oldugunu bildirir. Iste bu kesif dahi biz, kendi nefsimizi me'lfth ve merbfib; ve Hakk'r ilah ve Rab bildikten sonra bizlere hasil olur.

A'yanm hakayiki ve ahvali hasebiyle Hakk'm tenevviiii ve muta-

58

FUSUSU'L-HiKEM TERCUME VE $ERHi

savver olmasi bu vech iledir ki, taayyiin-i evvel mertebesinde, Hakk'm kendi zatma "nefes-i akdes" ile olan tecellisiyle, Hakk'm ilminde elil~ yanm suretleri peyda olur. Fakat bu suretlere alem-i imkanda, ya'ni bu alem-i sehadette, birer kesif kisve-i taayyiin giydirmek lazrmdir, Halbuki vucud-i Hak'tan gayri hicbir sey mevcud degildir ki, bu suver-i kesife-i miitertevvia oyle bir maddeden tasvir olunsun. Binaenaleyh Hak, ilmindeki suretlere ifaza-i vucud icin, mertebe-i letafetten mertebe mertebe / mertebe-i kesafete tenezziil buyurdu. Ve bu alem-i kesafette, 0 ilm-i ilahide olan muhtelif ve miitenevvi' olan suretler, kendi hakikatleri ve halleri icabma gore, yine Hakk'm vticttdundan birer kisve-i taayyim giydi. Ve IiIU halde miitenevvi' gorunen ve muhtelif suretlere burunen Hak oldu. Ve ilm-i ilahideki a'yan-i

sabite yine ademiyyeti iizerine kaldi. Iste ~~ ...... ~ t ) .1,1 .)IS'"

.)IS'" 'f .)'ll ya'ni "Allah vardir idi, O'nunla beraber bir liIey yok idi; el'an dahi oyledir." Ve .)>."}I ....,.1.; J L. .)~'11 ya'ni "A'yan vucud kokusunu duymadi" dediklerinin ma'nasi budur. Binaenaleyh viicud-i Hak, bu alemde kendi suver-i ilmiyyesine ayine oldu. Ve ayinenin kendi, nasil ki mahfi ve icindeki suver-i muntabi'a zahir ise, vucud-i Hak da oylece mahfi ve bu suver-i ilmiyye-i muntabi'a zahir oldu.

Ondan sonra diger kesif gelir ki, bizim suretlerimisi Hak'ta sana lZhar eder. Ve Hak'ta ba'zmnz ba'zmnza zahir olur. Ve ba'znmz ba'zmnzr arif olur. Ve ba'zmnz ba'znmzdan mdtemeyyiz olur (13).

Ya'ni evvelki kesiften sonra, "fenadan sonra baka" ve "cem'den sonra fark" makami olan diger bir kesf daha gelir. Bu kesif mir'at mesabesinde olan Hakk'm vucudunda bizim suretlerimizi sana IZhar eder. Ve mertebe-i ahadiyyette vahdet iizere iken, yekdigerimizden ayrildigumzdan ba'zrmiz ba'zmnza zahir olur. Ve yokluk mechuliyyeti icinde yekdigerimizi bilmez iken, ba'zirmz ba'znmzi vucud-i hakkani He arif olur. Ve her stiretin hususiyyet-i zatiyyesi bulundugundan, ba'zmnz ba'zmuzdan miitemeyyiz olur. Beyt:

iBRAHIM FASSI

59

Zuhur ve temeyyiiz, ibtida taayyiin-i evvel mertebesinde husule gelmistir. Cunku bu mertebede zat-i Hakk'm yine kendi zatma olan ilk tecellisiyle a'yamn suver-i ilmiyyesi peyda oldu. Ve her bir suret, hususiyyat-i zatiyyeleriyle birbirinden ayrildilar. Bunlarm aralarmda zatl ve slfati olan / bir takim munasebet iktizasmca tearuf, ve adem-i munasebet hasebiyle de tenakur vakr' olur. Binaenaleyh Hz. Fahr-i alem (s.a.v.) Efendimizin )"8 t.. J ...;.l::fl lr.o J) .. .; W .~ :Jy.- CIJ)\'1 .._.A.b:.1 lr.o hadis-i serifinde beyan buyrulan alem-i ervahdaki teariif ve tenakur, hazret-i ilmiyyedeki teartif ve tenakurun neticesi 01- dugu gibi, bu icinde bulundugumuz hazret-i sehadetteki tearuf ve tenakur dahi alem-i ervahdaki tearuf ve tenaktirim neticesidir. Nitekim Hz. Mevlana (r.a.) efendimiz buyururlar:

\.:.!. \ ..:...d" oS" :J Y. ~~ L. I} y\ ...w. .; _,.-I} ">.;.?

.J:!j\ ~ I} .)\..:- J .:r .)\..:.;....,..1 ~L. .)Ij I jyl ..::...All

Terciime:

Camrmzda var idi evvelce

Bir teartif ki tamstik burada Bugunun iilfeti mazidendir Sen unuttun onu lakin arada

Bizden ba'zmnz, bize muhakkak bu ma'rifetin, a'yannmzm i'tasl sebebiyle, Hak'ta vakI' oldugunu 'bilir. Ve biz den ba'zmnz, bu ma'rifetin, hususiyyat-; zatiyyemizin i'tasl sebebiyle, bize hazret-i' Ilm-i Ilahide vakr' oldugunu cahildir. Ben cahillerden olmamdan Allah'a sl~mrllft.J14).

Ya'ni kesf-i sanide, Hakk'm ayine-i vucudunda, lib as-; taayyiine buriinerek zahir olan bizim suver-i imkaniyyemizden ba'zmuz, dunya dedigimiz alem-i histe, balada zikr olunan ma'rifetin bize bizim a'yannmzm i'tasi sebebiyle, Hak'ta oldugunu bilir. Mesela ayinenin sathmda miiteayyin olan bir suretin haricte vucudu yaktur. Fakat sfrret sahibinin ayineye muntabi' alan sureti onun / haricte alan suret-i mahsusasi hasebiyledir.

60

FUSOSU'L-HiKEM TERCUME VE ~ERHi

Kesf-i evvelde ise, Hakk'm vucudu, a'yan-i kevniyye ayinelerinde,

o a'yanm hallerine gore zahirdir. Ya'ni her birerlerimizin vucudu birer ayn-l kevnidir; ve birer ayine mesabesindedir, Bizimaylnelerimizde Hakk'm vucudu bizim hallerimizin iktizasma gore zahir olur. Ve her birerlerimizin hakayiki olan a'yan-i sabitemiz dahi, Hakk'm vucudunda, Hakk'm nli~ebiyle degil, ancak kendilerinin hususiyyat-i zatiyyeleriyle ve isti'dadat-i mahsusalariyla zahirdir. Bizden ba'zilarrmiz, suver-i ilmiyyeden ibaret olan bu a'yan-i sabite alemindeki teariifii bilmez. Onlarm, bu cehilleri, ya ilm-i ilahideki ayn-i sabitelerininbu ma'rifete isti'dadlarr olmamasmdandir; veyahut insan suretine gelinceye kadar, her ge~tigi mertebe-i kevniyyenin rengine boyanarak, tabiat ortulerinin ve evsaf-i cismaniyyenin altmda zebfm kalmalarmdan ve bu sebeple umur-i hasiseye inhimak eylemelerindendir. Hazret-i ilmiyyeyi bilmediklerinden, Hakk'm, vucudunda a'yan-i, sabiteyi miisahede edemezler. Onlar ancak keserat-i halkiyyeyi, ya'ni daglari, deryalari, agaelari, aylari, gunesleri, yildizlari, hayvanatm enva'mi, elektrikleri, simenduferleri, toplarr, tiifenkleri ve her tiirIii ihtira'at-i fenniyyeyi mustakillu'l-vucud zannederler. Bu ta'dad olunan esya-y; kevniyyeden baska gordukleri bir sey yoktur. Ne bunlarda Hakk'i ve ne de bunlarm Hakk'm vticudu icinde oldugunu °mii_ Iilahede edemezler. Hak Teala bunlar hakkmda ~;.J\ i» i~l1. 0.,:1~

0_,4t1- ;; ~? \Ii J ;;j ~.ij\ (Rum, 30/7) buyurur. Iste bunlar, Hak'tan mahcub ve Hakk'm kapismdan matrud olan ehl-i Celal'dir. Hz. Seyh (r.a.) bu halden Hakk'a sigrmr.

N elakin bizden ba'zilarumz, kesf-i evvel halinde, a'yan-i sabitede Hakk'r musahede ederler. Bunlar Celal'den Cemal He; ve halktan Hak ile muhtecib olan ehl-i Cemal'dir, Ve itlak-i zatide baka bulan ekabir-i miiheyyemindir. Cemal'in Celal'i onlari miiheyyem etmis, ifrat-i aska dusurmustur.

Vine bizden ba'zilanrmz, kesf-i sani halinde, a'yan-i sabitede Hakk'm vucudunu musahede etmekle beraber, Hakk'm vucudunda dahi a'yan-i sabitenin suretlerini gorurler, Binaenaleyh bu taife-i celile Cemal'den Celal ile; ve Celal'den dahi Cemal ile; ve Hak'tan halk ile; ve halktan dahi Hak ile .muhtecib olmayanehl-i kemaldir, Bunlar hak-

iBRAHIM FASSI

61

kmda Hak TeaM buyurur.

Ve iki kesf ile beraber Hak bizim iizerimize, ancak bizim ile hiikm eder. Hayrr, belki biz, bizim iizerimize bizim ile hiikm ederiz; velakin Hak'ta hiikm ederiz (15).

Ya'ni iki kesf ile, Hak bizim a'yammiz iizerine, dunyada ve ahirette, saadet ve sekavet idbar ve ikbal, ve noksan ve kemal ile, ancak ayn-i sabitemizin hususiyyet-i zatiyyesinin muktezasma ve onun verdigi .hukme gore hiikm eder. Bu iki kesften kesf-i evvelin verdigi ma'rifet, a'yan ayinelerinde Hakk'm suver-i muhtelife ile zuhuru ve tecellisi, a'yan-s sabitemizin hususiyyat-i zatiyyeleri ve isti'dadat-i gayr-i mec'uleleri hasebiyle olmasidir: Ve kesif-i saninin verdigi ma'rifet dahi vucud-i Hak ayinesinde a'yan-i sabite suretlerinin zuhuru

25. onlarm muktezalarr hasebiyle olmasidir. 1 Bu iki kesfin birden verdigi ma'rifet bu olur ki: Hak ezelen bizim a'yan-i sabitemiz uzerine; ve ebeden dahi a'yan-i vticudiyyemiz iizerine, ancak isti'dadnmzla kendisinden taleb ettigimiz veya onun iizerine ibtidaen hiikm ettigimiz seyle hiikm eder. Ve bu surette a'yamrmz iizerine biz hiikm etmis oluruz. Velakin bizim, bizim iizerimize, bizimle olan bu hiikmiimiiz Hakk'm vucfidunda oldugumuz halde vaki' olur. 9iinkii biz Hakk'm

sufmat-; zatiyyesi ve niseb-i ilmiyyesinin suretleriyiz, Ve bu hiikiim

,

sirr-i kadere miibtenidir.

Bunun i~in Allah Teala ... ~W\ .. ~\ ~ 'En'am, 6/149) buyurduo Ya'ni "Mahcubin iizerine Allah i~ln hiiccet-i baliga sabittir" dedi. Vaktaki maheubin, agrazlanna muvafrk 01- mayan seyden na~i, Hakk'a: "Ni~in bize boyle boyle yaptm?" derler. imdi Hak, onlar i~in saki ke~f.eder. Ve "sak", arif olanlarm burada ke~f eyledigi emrdir. Binaenaleyh maheubtn, Hakk'm onlara Iddia ettikleri ~eyi etmedigini ve ettigi ~eyin onlardan oldugunu mii~ahede ederler.' Zira Hak onlan, ancak hazret-i ilrniyyede sabit olduklari §ey iizeri-

62

FUSUSU'L·HiKEM TERCUME VE $ERHi

ne bildi. Boyle olunca mahcubinin huccetleri batrl ve huccet-i baliga Allah Icin sabittir (16).

Ya'ni ehl-i Celal, dtmyada kendilerinden sadir olan ef'ale mukabil, nefislerine mulayim gelmeyen ceza ile muahaze olunduklari vakit Hakk'a; "Nicin bize boyle ikab ediyorsun? Bizden sadir olan ef-

'"

al, ancak senin ezelde takdir ettigin seydir. Simdi bu ef'al-i mukad-

deremizden dolayi bizi muahaze edip ikab etmek zulumdur" derler. Hak Teala dahi onlara "sak"), ya'ni a'yan-i sabitelerinin gayr-i mec'ul olan isti'dadatun ke§f eder. Ve bu hal de Hakk'm onlara iddia ettikleri vech ile zulum etmedigini; ve belki isti'dad-i ezelileri mucibince ne istemis iseler onlari / verdigini; ve isledikleri ef'alin kendilerin-

den oldugunu gorurler, Ve 0y~~ ~\ 1)lS-" ~/~I r-+:i1:. ~j

(Nahl, 16/33) ma-sadaki olan hal zahir olur. Zira Hak'tan onlar iizerine car! ve vaki' olan fiil, onlarm muktezalari hasebiyledir; yoksa cebren degildir. Ve Hak istidadlari hasebiyle her seye vucud ifaza buyurur. Ve onlarm takaza ve talebi uzerine icra-yi htikm ve izhar-t fiil eyler. 0}'~ ~ j ~ ~ J:-; ~ (Enbiya, 21123) ayet-i kerimesi mficibince Hakk'a, "Nicin onlarm taleblerini is'af eyledin?" diye sual olunmaz. Zira yed-i Feyyaz'da asla buhl yoktur; kim ne isterse onu verir. Bu hususta ancak talibler mes'uldur. Ve kesf-i "silk", ya'ni a'yan-i sabitenin isti'dadma ittila', ehl-i hicab ve Celal icin mevtm-l ahirete mahsustur. Fakat nes'et-i ahiret iizerine olan ehl-i ma'rifet, mevtm-l diinyada dahi kesf-i "sak" edip emri miisahede ederler. Imdi bu kesf-i "sak'ihininde ehl-i hicabm: "Bizim fiilimiz Hakk'm takdiri iledir" diyerek ikame ettikleri hiiccet, Hak 'I'eala hazretlerinin: "Benim takdirim kudretime; ve kudretim irademe; ve iradem ilmime; ve ilmim dahi sizin gayr-i mec'ul olan isti'dadat-i ma'lumenize tabi'dir" diyerek ikame buyurdugu huccetle ibtal buyrulur. Ve huccet Hak icin sabit olur.

Imdi eger sen diyecek olur isen ki: "$u halde Hakk'm ~ ,. \ '(-~ -;:I '8. 'I~ ~r~" r

dir?" Biz deriz ki: «)ll> harf-i imtina'drr, imtina' icindir, Bi-

(En'am, 6/149) kavlinin ne faidesi var-

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful