00034704197

derleyen:

CEMÂLNUR SARGUT

!^S ^<t
'«a-co^

isiO

NEFES

Digitized by the Internet Archive
in

2009

with funding from
Hill

University of North Carolina at Chapel

http://www.archive.org/details/eyinsan_OOsarg

EY insan

EY insan

Yayn

evi:

Nefes Yaynlar

ISBN: 978-605-0013-03-0

3.

basm
yayn
no: 1
1

Kitap

Kur'an- Kerîm Çalmalar Mays, 2009
stanbul

Editör:

Nazl Kayahan - Nee Ta Kapak tasarm: Hümanur Bal Mizanpaj: Burhan Maden Kapak & ç bask: Pasifik Ofset.
Cilt: Pasifik Ofset

Nefes Yaynlar; Badat Cad. Güzel Sokak Bilkan Apt.

A Blok no: 11/2
Selâmiçeme, stanbul Tel: (216) 359 1020- 359 1021 Faks: (216) 359 4092

EY insan

EY insan
Cemâlnur Sargut

ÜNIVERSITY LBRARY UNivnasiTY of north c:arolina

ATUIAPELHLL

1o/M(ü^

EY insan
5

çindekiler

YASIN suresi
l.ÂYET
"Yâ-Sîn"

21

23

2.

ÂYET
için,

45

Hikmet dolu Kur'an hakk
" Ve'l-Kur'âni'l-hakîm

3.

ÂYET
le

60
mine'l-mürselîn"

Sen üphesiz peygamberlerdensin
"înneke

ÂYET Doru yol üzerindesin.
4.

64

''Ala

sratn müstakim"
72
"

5.

ÂYET

(Bu Kur'an) üstün ve çok merhametli AUah tarafndan indirilmitir,
"Tenzile 'l-Azîzi 'r-Rahîm

6.

ÂYET
uyarlmam, bu yüzden
kendileri de gaflet içinde

78

Atalar
bir

kalm

toplumu uyarman

için indirilmitir

"Li tünzira

kavmen mâ ünzira âhâühüm fehüm âflûn"
78

7.

ÂYET
ki

Andolsun

onlarn

çou gafletlerinin cezasm

hak etmilerdir.

Çünkü

onlar

iman etmiyorlar

"Lekad hakkal kavlü ala ekserihim fehüm
8.

yü'minûn"
88

ÂYET

Biz,

onlarn boyunlarna halkalar geçirdik. O halkalar çenelere kadar dayanmaktadr. Bu caizden kafalar yukar kalkktr.
ile'l-ezkâni fe

Innâ ce'alnâfî a'nâkhim alâlenfe hiye

hüm mukmehûn"

"

9.

ÂYET
bir set

74
ve arkalarndan bir
ey dibim seciden ve

Önlerinden
'%^e ce'alnâ

set çektik

de onlar kapattk,

aruk göremezler

min beyni

min halfhim
"

edden Je a§eynâhüm fe hüm lâjühsrûn
10.

ÂYET
için birdir, inanmazlar.

84

Onlar uyarsan da uyarmasan da onlar
"Ve sevâün
11.

aleyhim

e

en^ertehüm

em

km tün^irhüm lâjü'minûn"
89

ÂYET

Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden Rahmân'dan korkan kimseyi uyarabüirsin. te böylesini, bir mafiret ve güzel bir
mükâfatia müjdele.
'Innemâ tün^rü menittebea^^kre
ve

hafyerrahmâne

bi'l-aybifebe§§irhü bimairetin ve ecrin kerim"

12.

ÂYET
ölüleri

104
ancak biz
diriltiriz.

üphesiz
(levh-i

braktklar her

izi

yazarz. Biz,

Onlarn yaptklar her her eyi apaçk bir kitapta

ii,

mahfut^da)

sayp

yazmzdr.
mâ kaddemû
ahsajnâhüjî imâmn mübîn

"Innâ nahnü nuhyil mevta ve nektübü
ve

âsârehüm

ve külle §ey'in

13.

ÂYET

112
getir:

Onlara,

u ehir halkn misal

Hani onlara

elçiler
"

gelmiti.

"l^'adrib lehiim meselen eshâbe'l-karyeti i^ câehe'l-mürselün

14.

ÂYET
Onlar
yalanladlar.

112
gönderdik. Onlar: Biz size gönderilmi

te o zaman biz, onlara iki elçi göndermitik.
Bunun
Allah
üzerine üçüncü bir
elçi
elçileriyiz! dediler.

'7^ erselnâ ileyhimüsneynifeke^ebûhii

mâfe'a:^^â

bisâlisinfe

kâlû innâ Heyküm mürselûn"

15.

ÂYET
ki:

119
Siz de
bir

Elçilere dediler

ancak bizim gibi birer insansmz.
indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz.
ve

Rahman, herhangi
'%.âlû

ey

entüm

illâ

be^enm mislünâ
illâ

en^ele

'r-Kahmânü

min
16.

§ey'in in

entüm

tekt^bûn"

ÂYET
dediler
ki:

130

(Elçiler)

Rabbimiz

biliyor; biz

gerçekten size
"

gönderilmi

elçileriz.
le

"Kâlû rabbünâyâ 'lemü innâ Hey küm

murseltîn

EY insan

17.

ÂYET
size

130

"Bizim vazifemiz, açk bir ekilde Allah'n buyruklarn
tebli etmekten
"l^e

baka

bir

ey

deildir" dediler.
"

mâ aleynâ ille 'l-belât 'l-mübin

18.

ÂYET
ülgerine

136
onlar)

(Bunm

Dorusu

siz

bize

uursuz
sizi

geldiniz.

Eer bu

iten vazgeçmezseniz, andolsun
size

talarz.

Ve bizden
ve

mutlaka fena bir kötülük dokunur, dediler.

'%âlû innâ tetayyemâ hi

küm

le

in

km tentehû lenercümennekiim
"

leyemessenneküm minnâ a^âhiin elim

19.

ÂYET
öyle cevap
verdi: Sizin

137

Elçiler

uursuzluunuz

sizinle beraberdir.

Size nasihat ediliyorsa
bir milletsiniz. "'KmIû

bu uursuzluk mudur?

Bilakis, siz

ar giden

tâimkum meaküm

ein

^ükkirtüm

bel

entüm kavmün musrifün"

20.

ÂYET
bir

141

Derken ehrin öbür ucundan
"Ey kavmim!
'Ve
câe

adam koarak

geldi.

dedi,

bu
"

elçilere u}Tanuz.

min aksa'l-medîneti raculünjes'â kâhyâ

kavmi't-tebiu 'l-miirselîn

21.

ÂYET

146

"Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun,

çünkü onlar hidayete ermi kimselerdir
"îttebiû

men

lâ yes 'elüküm ecran ve

hüm

miibtedûn

"

22.

ÂYET
olmu
ki,

151

"Bana ne

beni yaratana ibadet etmeyecekmiim!

Halbuki, hepiniz O'na döndürüleceksiniz."
"T

> mâliye

lâ abüdülle-::^fetarenî ve ileyhi türceûn"

23.

ÂYET

154

"O'ndan baka tanrlar

m edineyim? O çok
onlarn
in

esirgeyici Allah,

eer bana

bir zarar dilerse

(putlarn) efaati

bana hiçbir

fayda vermez, beni kurtaramazlar."

'E etteh^ min dûnihî âliheten

yüridni'r-Rûhmânü bidurrin

tuni annî jefâatühüm

^ey 'en ve lâ

yünk^n "

"

24.

ÂYET
o zaman ben apaçk
lefî

155
bir
"

"te

sapkln

içine

gömülmü

olurum."

'Innî iten

dalâlin

mühîn

25.

ÂYET"

162

"üphesiz ben, Rabbinize inandm, beni dinleyin."
'Intî âmentü hirahhiküm fesme 'ûn

26.

ÂYET
gir" denilince.

165

Ona: Cennete

"Keke,

dedi,

kavmim

bilseydi!".

'%île'dhuli'l-cennete kale yâ leyte

kavmîya'lemûn.
168

27

ÂYET

"Rabbimin beni
olanlardan
"B/

baladn ve beni ikrama
."
.

mazhar

kldn.

mâ gafera

rabbî ve cealenî mine 'l-mükramîn

"

28.

ÂYET
bir

172

Biz ondan sonra, onun miüeüni helak etmek için üzerlerine

gökten herhangi
*T^?

ordu indirmedik ve indirecek de deildik.

en^lnâ alâ kavmihî min ba'dihi min cündin
ve

mine 's-semâi

" mâ künnâ mün:^lîn

29.

ÂYET
(Onlan helak eden) korkunç sesten

172

O

baka

bir

ey deildi.

Birdenbire sönüverdiler.

'n
30.

kânetillâ sayhaten vâhidetenfe i^â

hüm hâmidûn"
173
ille

ÂYET

Ne yazk
'Yâ

u kullara! Onlara bir peygamber gelmeyegörsün,
min
rasûlin illâ

de

onunla alay etmeye kaUarlar.

kânû
31.

hasreten ale'l-'ibâdi maje'tîhim " bihîyesteh^^m

ÂYET

182

ki, onlardan önce nice kavimler Mürikler görmüyorlar helak ettik. Onlar tekrar dönüp de bunlara gelmezler "Elemyerav kem ehleknâ kablehüm min 'el-kurûni

m
"

ennehüm ilahim

lâ yerciûn

32.

ÂYET
karmzda hazr bulunacaklar.
"

187

Elbette onlarn hepsi (kyamet gününde)
"]/e in küllün

lemmâ cemîün

ledeynâ

muhdarûn

EY insan

33.

Ayet
mühim
bir delildir. Biz

192

(Bu husustu) ölü toprak onlar için

ona

yamurla hayat verdik ve ondan dane çkardk.
'Ve
ninhâ habben fe mirhü
34.
ye 'külün

te onlar bundan yerler.

âyetün khümül-ardu'l-meytetü ahyeynâhâ ve ahracnâ
"

ÂYET
hurma bahçeleri, üzüm balar yarattk birçok pnarlar fkrttk.
min
"

200

Biz, yer}aizünde nice nice

ve oralarda

'Ve

ce'alnâjîha cennâtin

nahîlin ve a'nâbin ve

feccemâfhâ mine '/- 'uyun

35.

ÂYET
ki,

211

Ta

onlarn meyvelerinden ve elleriyle bunlardan imal ettiklerinden yesinler. Hâla ükretmeyecekler mi?
"LJye 'külü min semerihî ve

'amilethü eydîhim ejelâje§kürün

"

36.

ÂYET
çiftleri

217
yaratan Allah' tebih ve takdis

Yerin bitirdiklerinden, insanlann kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri

eylerden bütün
ve

ederim. ''^Sübhân elle^ haluka'l-e:^me küllehâ min

tünbitü'l-ardu

min enfüsihim

ve

min

lâja 'lemûn

"

37.

ÂYET
için bir ibret alâmetidir. Biz

235

Gece de onlar
'Ve

ondan gündüzü syrp

çekeriz de onlar karanlklara gömülürler
âyetün lehümü'l-leylü neslahu minhü'n-nehârefe
"

i^hüm

mu^limün

38.

ÂYET
kendisi için belirlenen yerde akar
(döner).

250

Güne,

te bu, aziz ve

alîm olan Allah'n takdiridir
'Ve'§-§emsü
fecri li

müstekarrin lehâ ^âlike takdîrü'l-'a^^'l-'alîm"

39.

ÂYET
için

258
(yörüngeler) tayin
(hilâl)

Ay

de birtakm menziller

ettik.

Nihayet o, eri hurma dab gibi

olur da geri döner.

'Ve'l-kamera kaddemâhü menâ^le hattâ âde ke'l-'urcüni'l-kadîm"

40.

ÂYET
aya yetiebilir, ne de gece

269

Ne güne
yüzerler
'

gündüzü

geçebiHr.

Her

biri bir

yörüngede

jL? '-emsüyenba lehâ entüdrike 'l-kamera ve

le 'l-leylü

sâbiku'n-nehân ve küllün fifelekin yesbehün"

41.

ÂYET
için bir âyet de: Zürriyederini
(dolu gemi)
(nesiller,

273
soylar)

Onlar

"fülki'l-mehûn'da"

tamarmzdr

"Ve
42.

âyettin

lehüm ennâ hamelnâ ^ürrijetehüm f'l-fülki'l-me§hûn"

Ayet
kendilerine o misilden binecekleri eyler
mislihî mâyerkehûn
"

278

Ve

yaratmamzdr

'Ve halaknâ lehüm min
43.

ÂYET
isteyen)

285
vardr, ne de onlar kurtarlrlar.
lehüm
ve lâ

Dilersek onlar garkederiz (batma); o vakit onlara ne feryatç

(yardm

'Ve
44.

in ne§e'

nunkhüm felâ sariha

hümjünka^ün"
293

ÂYET
bir

Ancak bizden
"illâ

rahmet, bir zamana kadar
"

yaatmak

için

baka.

rahmeten minnâ ve metâan ilâhîn

45.

ÂYET
mâ mâ

297

Onlara: "Önünüzdekilerden, arkamzdakilerden korunun.

Rahmete âyân olasnz." denildiinde,
"T
^e

i^â kile lehümut-tekû

beyne eydîküm ve

halfeküm

le'alleküm

türhamûn"

46.

ÂYET
kânû anhâ mu'ndîn"

304

Kendilerine rablarmn âyederinden herhangi bir âyet de gelse

mudaka yüz çevirirler. "Ve mâ te'tîhim min âyetin min
47.

âyâti rabbihim illâ

ÂYET

309

Onlara: "Allah'n size merzuk (rr^klanm^)

kld eylerden hayra sarfedin."
deil de nesiniz?"
derler.

denildiinde, küfredenler inananlara: "Biz o kiiye yedirmeyiz, ona
Allah dilese yiyeceini verirdi,
siz

açk

bir dalâl içinde

'Ve

i^â kîle lehüm enfikû

Hileline

âmenû enut'imu

minmâ ra^akakümü'llâhu halellerine keferû men levye§âullâhü at'amehu in entüm illâ Jî dalâlin mübin"
314

48.
Siz

ÂYET
doru
iseniz

bu

tehdit ne

zaman (Ne ^aman bu
in

vaad,

doru

iseni-:(j

derler.

'Veyekülûne meta hâ^e'l-va'dü

küntüm sâdikn" 317
sesle

49.

ÂYET
deil, bir tek sayhaya (yüksek

Baka

barma, haykrma)

bakyorlar, onlar çekiip dururken yakalayverir

"Mâjen^urûne

illâ

say ha ten vâhideten te'hu^ühüm ve

hüm yahssmûn"

"

EY insan

50.

Ayet
Ailelerine de deillerdir.

320

o zaman bir tavsiyeye muktedir olamazlar.
dönecek

"Felâjestetî'ûne tavsjeten ve lâ ilâ ehlihim yerci'ûn"

51.

ÂYET
ediyorlar
mine'l-ecdâsi ilâ rahhihim jensilûn"

321

Sûr'a üfürülmütür, bir de ne baksnlar kabirlerinden Rablerine

doru akn
'T
'i?

nüfha ft's-sürife i^hüm

52.

ÂYET
uyuduumuz
yerden kim kaldrd?

337

Eyvah! Bizi

Bu Rahmâmn
derler.

vaadettii gönderilen ResûUer ite

doru

imi,

"kâlüjâ veylenâ men be'asenâ min merkadinâ
vâ'ade'r-rahmânü ve sadeka'l-mürselün"

hâ^ mâ

53.

ÂYET
deil, bir tek sayha

337

Baka

olmu

ve onlarn hepsi derhal ihzâren
cemVun ledeynâ muhdarûn
"

huzurumuza getiriüvermitir
'7« kânet illâ sayhaten vâhidetenfe iî^âhüm

54.

ÂYET
zerrece zulmedilmez.

341

Artk bugün hiç kimseye cezasn çekeceksiniz.

Ancak yaptklarnzn

"Fe'lyevme lâ tu-:^emü nefsun ^ey'en ve lâ tüct(evne

illâ

mâ küntüm

ta'melûn"

55.

ÂYET

346

Cennet ehH bugün
'T.nne

UGL (meguliyet) içinde

zevk etmektedirler

ashâbe 'l-cenneti'lyevmeft §uulin fâkihûn

56.

ÂYET
ve

347
müttekiûn"

Kendileri ve zevceleri erikeler üzerine kurulmulardr.

"Hüm
57.

e^acühüm fî :^lâlin

ale'l-erâiki

ÂYET
bir

347

Orada onlara

meyve
ve

var,

hem

onlara orada ne iddia (ar^u) ederlerse var.

"l^hüm fîhâ fâkihetün
58.

lehüm

mâ yeddeûn "
361

ÂYET
bir kelâm, bir selâm.

Rahim Rabdan

"Selâmün kavlen min Kabbi'r-Kahîm"

59.

ÂYET
siz

370

Ey günahkârlar! Bugün
Haydi bugün bu
"I ^e

ayrün

(veya, ey

mücrimleri

nimetli tablodan

ayrln)
"

'mtâ^ü 'lyevme eyyühe 'l-mücrimûn

60.

ÂYET
Size

377

and vermedim mi? "eytana kulluk etmeyin o size apaçk bir düman." diye. "E km a'hed ileyküm yâ henî âdeme en lâ ta'büdu^-^eytâne innehû leküm adüvvün mübîn"

Ey Ademoullar!

61.

ÂYET
kulluk edin,

378

Ve bana
'Ve
62.
eni

doru

yol

budur

diye.

'büdûn hâf^â sratm müstakim"

ÂYET
cibilliyederi

411

Gerçek bu iken Celâüm hakk için o, içinizden bir çok batan çkard O vakit sizin aklnz yok mu idi?
"1^1?

lekad edalle minkiim

cibillen kesîra,

efe lem tekûnû ta'klün"

63.

ÂYET
küntüm tüadûn
"

418

Vaad olunup durduunuz ite o cehennem,
'Triâf^h cehennemü 'l-letî

64.

ÂYET
için

418

(Dünyada) Küfrettiiniz
'T.slevhe 'l-yevme

bugün yaslann ona bakahm.
"

himâ küntüm tekfurun

65.

ÂYET

443

Bugün azlarn mühürleriz de bize elleri söyler, ayaklar ahidük eder. Neler kesbettiklerini (ka^nmak, elde etmek)
'Eljevme nahtimü alâ efvâhihim
ve

tükellimünâ eydihim ve te^hedü ercülühüm bi

mâ kânû

jeksibûn

"

66.

ÂYET

450

Dileseydik gözlerini üzerinden silme kör yapardk da yollara
dökülürlerdi. Fakat nerden görecekler?

"Velev ne^âü letamesnâ alâ a'yünihim fe'stebeku's-srâta fe ennâyübsrûn"

67.

ÂYET

454

Yine dileseydik onlar olduklar yerde meshediverirdik de, ne ileri gidebilirler ne de geri dönebilirlerdi. "Velev neâü lemesahnâhüm alâ mekânetihîm femestetau mudyyen
68.

ve lâyerciûn"

ÂYET
hilkatte

460

Her kimin ömrünü uzatyorsak Hâlâ akUar ermiyor mu?

onu
efe

tersine çeviriyoruz.

"Ve men nu'ammirhu nünekkishüf'l-halk

lâya'klûn"

EY insan

69.

AYET

467

Biz O'na iir öretmedik; O'na yaramazda. O, sâde bir zikir ve
parlak bir Kur'ân'dr.
"T/i?

mâ allemnâhü'^-p'ra
"

ve

mâjenbagî khü

in hiive illâ

f^knn

ve

Kur'ânün miihîn

70.

Ayet
kabiliyeti olaru

474

Hayat

uyandrmak ve

kâfirlere

de o söz, hak olmak

için.

"IJyün^ra men kâne hayyen

veyahkka'l-kavlü ale'l-kâfrin"

71.

ÂYET
takm en'am (yumuak
mâ amilet eydînâ en'âmen
hayvan)

480
onlar
için.

Ellerimizin ileyip yaptklarndan bir

yaratmz
'E
ve

Onlara mâlik bulunuyorlar, görmediler mi?

lemyerav ennâ halâknâ lehüm min
"

fehiim lehâ mâlikün

72.

Ayetkendilerine

480
zebûn etmiiz
de,

Ve onlar

hem

onlardan

binitleri var,

hem

onlardan yiyorlar

"]/e î^^llelnâhâ lehüm feminhâ

rakûhühüm

ve

minhâye'külün"
48i

73.

Ayet

Onlarda daha nice faydah içecekler vardr. ükretmezler mi? 'T ^e lehüm fi hâ menâfin ve meâribü efelâ ye§kürûn"
74.

Ayet
edindiler,

489
min
düni'l-lâhi âliheten

Onlar Allah'tan baka mâbudlar
'T 'e't-teha-:^'t

gûyâ yardm olunacaklar. leallehümyünsarûn"

75.
I<j

Ayet
bunlar, onlara

490

yardma gücü yetmez. Bunlar
(askerlerdir).

kendileri için

hazrlanm

avenelerdir

'Myesteti'ûne nasrahüm vehüm lehüm cündün muhdarûn"

76-

494
onlarn
ve

O halde onlarn lâf seni mahzun etmesin; biz
biHriz

içlerini

de

dlarn da (açk gi:(li heryanlanm biliri;^. "Felâyah^nke kavlühüm innâ na'lemü mâyüsirrûne

mâ yu'linün"
498

77.

Ayet

Görmedin mi?
o açktan

O insan bir nutfeden
kesildi.

(sperm'den) yarattk;

imdi

aça bir muhâsm

hasîmün mübîn

ve lemyera 'l-insânü "

ennâ halâknâhü min nutfetinje i^â hüve

78.

ÂYET
kemikleri

498

O kendi yaratlm unutarak bize bir mesel (örnek) getirdi:
"Bu un ufak oknu
'T-^?

kim

dirütir?" dedi

darabe lenâ meselen ve nesije halkahû kale menyuhyi'l-'
vehiye

^âme
79.

ramim

"

ÂYET
ki:

499
ilk

De

Onlar

defa

inâ eden

diriltir

ve

O her yarat

(Halk

etmeyi) büir.

'Tsjiljuhyihe'l-le^i en§eehâ evvele merratin ve

hüve hikülli

halkn alim"
506
siz

80.

ÂYET
yeü aaçtan ate çkarandr. imdi
leküm
"

O

ki size

hep onu
506

tututuruyorsunuz
"Elle:(i ce'ale

mine'^-^eceri'l-ahdari nârenfe i^â en tüm

minhü tûkidûn
81.

ÂYET
deü midir?
Elbette

513

Gökleri ve yerleri yaratan, onlar gibisini (onlarn aynm) yaratmaya

muktedir

O HaUâkü'l-Alîm'dir

(mudak yaratc

her eyi bilendir.)

'E

ve lejse 'l-le:^

hakka 's-semâvâti

ve 7- 'arda hikâdirin alâ en

yahluka mislehüm

belâ ve Hüve'l-Hallâku'l-'Alim"

82.

ÂYET
bir

516

O'nun emri O, oluverir.

eyi

dilerse (irade ederse)

ona sâde "Ol" demektir.

"Innemâ emrühû i^â erâde

^ey'en

enyekûle lehû kün feyekûn"

83.

ÂYET

528
(tasarruf ve emrinde) olan

Öyle!

O her eyi melekûtu (kudreti) yedinde
götürüleceksiniz.
'l-le^i

Sübhan'dr.

Hep döndürülüp O'na
'

Tesübhâne

biyedihi melekûtu külli §ey 'in ve ileyhi türceûn

"

ndeks

541

EY insan

Ey kardelerim, Allah'n ahlakyla ahlâklamni2. Bu, Hz. Peygamberin sünnetine sarlmak ve O'nun ahlakyla ahlâklanmak demektir. O'nun ahlâk Kur'ân'dr. Kur'ân içinde hiçbir bâtl bulunmayan, ezelî ve ebedî olan Allah'n kelâmdr. Kur'ân'n
yazlmas
ashab tarafndan Cenâb- Allah'n "Onu biz indirdik ve yine biz koruyacaz" âyetinde buyurduu gibi, her türlü tahrif, bozulma ve
ii,

ve

cem

Hz.

Peygamberin

salanmtr.

Kur'ân,

deitirilmeden uzaktr.

'

Ahmed

er-Rifâî, Sohbet Meclisleri, çev.
s. 7.

Dr. Ali Can Tatd, stanbul:

Erkam

Yayn, 1996,

EY insan

Sevgili Dostlar,

Be

senedir bize lütuf olan Yâ-Sin sûresini Peygamberin seksiz
vârisi

üphesiz anlamak

olan kâmil insanlarn

için

ömürlerini

adam

tefsirleri ve Kur'ân- Kerîm'i iUm adamlarnn yorumlarndan

tefekkür etmeye çahyoruz.

Gönlümüzde ve aklmzda inanlmaz ufuklar açan ve çalan gurubu bu kesif âlemden lâtîf âleme çekip, gaybdan huzurun dikkatine ileten bu gayret, haddimiz olmadan çalmamz sizlerle paylamaya
sevk
etti.

Hz. Mevlânâ'nn buyurduu veçhile, Kur'ân- Azîmü'-ân,
olup §âyet nefsimizden jü-:^

'gelin

gibi

görümlüü

verirsek bi^e peçesini açar'

ümidiyle

çahük. Örendiklerimizi ayn zamanda hâl etmeye çabaladmz bu söylemek zevkli senelerde hayatmzn en diri zamann olan, "Kun feyekûn" olan Zaman kavram isterim. An'dan ibaret sadece Kur'ân'n zevki ile idrak edilebilir oldu.

yaadmz

Yüce Allah Zât'na srat olan tevhid anlayn devre devre de

olsa

yaamr

hâle geçirdi. Binlerce ükürler olsun.
ki,

Diliyoruz

bu çalma okuyanlar Kur'ân'n engin derinliine ve okuduumuz âyetlerin tefekkürünü yapmaya tevik eder. Zîrâ iman ve idrak ediyoruz ki Kur'ân- Kerîm'in her bir kelimesi bir mucize olup, insan maneviyatn derin ufuklarna çekebilecek güçtedir. Çakrken bir çok âyete insân- kâmillerin her
zevkine yönelterek

kefi ve yorumunun

uyduunu

gördük.

Bunun nedeni

âyederin

Allah'n sonsuzluunu idrak
etmesidir.

ettirircesine

hudutsuz mânâlar

ihtiva

Velhasl

umre seyahatimizin son gününde ak kblesine secde okunan Yâ-Sin sûresi ile "Ey nsanr hitabm du^nap, ederken inaallah beerlikten insan olma seviyesine çkmaya çalan bizler, hazrl sürecinde mest olduumuz bu çahmay dikkatlerinize
ilk

sunuyoruz.

Hata

ve

yardmcs

dâima olsun. Amin.
yanllar

nefsimizdendir.

Allah

cümlemizin

Cemâlnur Sargut

EY insan
5

Yaync Önsözü

Mefes

nedir,

diye

sorarsanz,
için kalp

Allah'n

yücelii

nedeniyle,

söndürmek Hakk'n vücutta ortaya
kötülüklerini

ateine musallat ettii bir nurdur.

çk

Allah'n nefesiyle ve üflemesiyle

gerçeklemitir.

Dolaysyla, yaynevimize Nefes
içimizdeki hakikatin ortaya

adm

vermemizin sebebi öncelikle
eserlerle

Kur'ân- Kerîm'le ve inallah basmay düündüümüz çkmasm salamaktr.

Hedefimiz, insann gönlüne ileyen ve oradaki güzellikleri ortaya

Bunun için kurulmu olan "A/ie/e^ Yaynlan tüm Komisyoni'* dünyamn her yerinden çeitli profesörlerin bir araya gelmesiyle olumutur.
çkarabilen
eserleri

okuyuculara

kazandrabilmektir.

Kur'ân- Kerîm'le balamak her iin hakikatinin ve özünün bu Ana önce kendimize, Kitap'ta ve Allah'n sözlerinde ortaya tamtmaktr. sonra bütün dünyâya

çktm

Yasin Sûresi üzerine
ve

yaplm

olan bu

çalma, Kur'ân'n

kalbi olan

"Ey nsan" mânâsna gelen Yasin'in hakikatinin Kâmil nsanlarn yorumlaryla okumamz ve tefekkür edebilmemizi
salamaktadr.
Gayret
bizden

himmet

Allah'tandr.

Allah

baladmz

ileri

bitirmeyi nasîb etsin.

Nefes

Yaynclk

EY insan
7

YA-SIN
Yâ-Sîn

SURES
Mekke döneminde
inmitir.

Sûresi

Bu

sûreye;

Azîme,

Mumme, Müdâfia-i
Alûsî nakleder:

Kâdiye, Kalb-i Kur'ân da denilmitir.
Seczî,

"Ebû Nasr

bâne'de "hasen" diyerek Hz.

Âie'den öyle

rivayet etmitir:

Hz.

Aie demitir

ki,

Resulullah

öyle buyurdu: 'Kur'ân'da
(büyük
ve fevkalâde,
(erefli

bir sûre vardr, Allah

katnda Azîme katnda

çok mühim) diye amlr. Sahibi de Allah
diye

"erif

kimse)

amlr, sahibi kyamet günü Rebia ve
eder.

Mudar'dan daha çoklar hakknda efaat
Said b.
ki,

O, Yâ-Sîn

Süresidir.'

Mansur

ile

Beyhakî de Hassan

b.

Atyye'den

rivayet etmitir

Resulullah

öyle buyurmutur:

"Yâ-Sîn

Sûresi'ne

Tevrat'ta

Mumme

denilir.

Sahibine dünya ve âhiret
âhiret

hayrn

genelletirir ve

onun dünya ve
korkularn yok

skntlarna

kar

koyar, dünya ve âhiret
denir. Sahibinden

eder.

Buna Müdâ£ia-i Kâdiye de

her türlü kötülüü
Tirmizî,

men

eder ve her hayrb ihtiyac karlar"
b.

Kuteybe ve Süfyan

Veki' yollarndan Katâde hadisiyle

Enes'ten Hz. Peygamber

(s.a.s.)

buyurdu

ki:

"Her eyin

bir kalbi

vardr. Kur'ân'n kalbi de Yâ-Sîn'dir"^
Sûre-i Yâ-Sîn levh-i

mahfuz mertebesine gidilmeye
mukabildir
(karphktr).

iarettir.

Çünkü
binâen

Yâ-Sîn,

levh-i

mahfuza

Buna

(dayanarak) Kalb-i Kur'ân denilmitir.

Ya Rab! Nefsimin ve eytamn errinden kaçp sana eden kulum. Onlarn fenalndan feryad edip
(merhametine

iltica

(snan)
dehalet

sana

snmak)

ediyorum. Hakikatte

iltica

(snlacak) edecek

hiçbir yer yoktur.

2

Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dini Kur'ân
1992,
c. 6, s.

Dili,

stanbul: Feza Gazetecilik,

394-395.

Ya

Rabbi! Senin

(ilâhî isimleriyle)

nâmnla ie balyorum. Bütün esmâ-i ilâhîyyesiyle Habîb'ine tecelli eden (beliren) ve onu bütün kullarna
müstakimi (doru jol)

resul olarak gönderip herkes için srât-

açm

olan Allah'm! Senin isminle

balyorum.

emseddin

Yeil, Füyü^ât, stanbul: Yeil Yaynlar, 1984,

c. 6, s.

227-229.

EY insan

-1"Yâ-Sîn"

*
Sûrenin
a)

ilk âyeti

olan

bu

harfler için âlimler:

Sûrenin ismidir.

b) Yemindir.
c)

Allah Teâlâ'nn

açt bir söz anahtardr.
Ibn-i Abbas'tan rivayet

d) Ey, insan!

demektir (Ikrime vastasyla

e) Hakâyk Tefsiri sahibi Sülemi, Vâstî'den ve Cafer b. Muhammed'den: Yâ-Sîn'in yâ sejyid (ey efendi) demek olduunu

anlatmtr.
f)

Hz. Peygamber'in bir ismidir,

gibi

yorumlar yapmlardr.

Nakka, Hz. Peygamber'den: "Benim Kur'ân'da yedi ismim vardr: Muhammed, Ahmed, Tâ-Hâ, Yâ-Sîn, Müddessir, Müzemmil,
Abdullah" diye rivayet
Yâ-Sîn,
etmitir."*

Efendimizin

Sidre-i

müntehâdan
ile birlikte

(Hz.

Muhammed

(s.a.sjm miraç gecesinde Cebrail

yükseldii yedinci kat

semâda bir makam, tasavvufta ise Cenâb- Hakkk' tanmada beer aklnn ve aklla kazamlan bilginin son duradr^) ötedeki ismidir. Sidre'nin bu yan da Muhammed Mustafa (s.a.s.Jâdt

*

Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dini Kuran
1992,c.
6,
s.

Dili,

stanbul: Feza Gazetecilik, stanbul:

398.
Misalli

5

lhan Ayverdi, K/ibbea/ü Lugad: Kubbealt Yaynevi, 2005, c.3.
Halûk Nurbaki, Yâ-Sîn
Süresi

Büyük

Türkçe

Sözlük,

^

Yorumu, stanbul:

Damla

Yajanevi, 1999,

s. 8.

10

Sîn,

Allah'n srrna delâlet

(yol

göstermek) etmektedir. Bilesin ki

Srrullah'tan ibaret olan insandan

murad

(maksat) iki cihan serveri

Hz.

Muhammed
ki

Mustafa

(s.a.s.J^vc.

Yâ-Sîn:

Ey

insan (Ya insani)

demektir

muhatab

Resûl-i Kibriya'dr. Yani;

"Yâ

insan!

Aym

zati ve'1-Kur'âni'l-hâkim" Meali:

"Ey benim Zât'mla

zât olan insan

Kur'ân- Kerîm'de seninle ayniyet (aym) arz eder" anlamnadr.
Hz. Ali
(kerremallahi veçhe)

de kendisine

kar mzraklarna

Kur'ân-

Kerîm'i takan

hasm

askerlerine

"Ene'l-Kur'ânu'n-nâtk"

"Nâtk

Kur'ân (konujan Kuran) benim" buyurmulardr

Muhammed
(sonsu^:^uk)

kelimesinin

yazb

ezelden

(ha§langçtan)

ebede

kâinat

sayfalar

üzerine

uzatlm

ve

yaylmür.

"Muhammed"in bandaki "mim" harfi yazlnn uzunluuyla birlikte melekût âlemine baldr. Sureti de mülk âlemi üzerine Mim harfinin uzunluu âlemleri bütünüyle indirilmitir.

kuatmür.
(Arap ve

Âlemlerin ortaya

çk srasnda a'yân-

sabitesini

âmil

(kaplaya) bulunmaktadr.

"Muhammed" ismindeki "mim"in ötresi Osmanb alfabesinde üstüne konduu sessiz harfi "o",
O'nun
resul)

"ö", "u" veya "ü" sesiyle beraber okutan iaret, hareke),

nübüvvet-i

uzmâ

(çok yüce nebi)

ve

risâlet-i

kübrâ (en büyük

makamlanndaki yükselilerine, kuds
\aice

(kutsallk)

makamndaki en
)aice bir

erefe \öikseliine iaret etmektedir. Öyle
nihâî (son)

eref

ki,

onun

smrn,

ulu'1-azm peygamberlerin (azim sahipleri,

karla üklar büyük
peygamberler;

zorluklara

ramen

peygamberlik görevlerini

üstün bir azim ve kararllkla eksiksiz olarak

yapm

bulunan

Hz Nûh, Hz. brahim, Hz. Mûsâ, Hz. Isâ, Hz. Muhammed (s.a.s.)) dndaki sddk (Sâdk) ve mukarreblerin
(Allah'a

çokyakn

olan melekler) idrakleri bile

kavrayamaz.
Resulullah'n
sahip

"Muhammed"in
deerinin
ve

"H"

harfine

gelince,

manevî

durumunun
üst

yücelii

sebebiyle

olduu

makamlarn en
süslenmi sevgi

smrn gösterir. Onun mânevi
ile

derecesi; korkuyla

karm bir makam
brahim

mânevi yükseli arasndadr.

Onun korkudan
Abdü'l-kerîm
b.

kaynaklanan sevgisinin asl

menei

(kayna), Sidre-i

el-Cîli, Besmele'nin
s.

erhi, çev. Se)^id Hüseyin Fevzî

Paa, stanbul: Kitsan Yaynlar,

59.

EY insan
11

müntehâda Cenâb- Hakk

ile

konuurken duyduu hayede

(yücelik

karcsnda duyulan gönül titremesi) kullua yöneliidir.

"H"nin fethas (Arap
"a" veya

ve

Osmanl
ibaret,

alfabesinde üstüne

konduu

sessi^ harfi

"e" sesiyle okutan

hareke),

kurb kâflleriyle (yaknla
Tûr-i Sina'dan ezelden

ulaanlarn

kefil olmalaryla) birlikte

tlsml

ebede

tan

gösterir.

sonra, oradan oraya

Bu manevî tan, kendisinden önce ve daimîdir. Bunun ne olduunu tam manâsyla

anlamak gerçek
Ortadaki

idraktir.

"mim"e

gelince,

Hz. Peygamber'i anlama noktasnda
nimetleri idrak etmesi ve

kiinin ona bahedilen

(lütfedilen)

onun

mevcudatn

olduunu bilmesidir. Çünkü o, ilim meclisindeki âlem-i emir hükmünün gizlilikten açkla kavumas suretiyle zahir (aça çkmtr) olmutur. Hem de bu ortaya çk
idrakinin ötesinde
tarîkiyledir (yoluyladr).

ümmilik (okumaya^a bilmeme)

"Mm"in
konan

eddesi (Arapça'da

iki kere
iki

okunmas gereken

bir harfin ü^^enne

ibaret),

Hz. Peygambere

tane ümmilik

unvan

vermektedir.
ait

Bunlardan
ikincisi

birincisi

onun okuma yazma bilmemesine
kendisine

ümmîlik,
bir

de

ümmetinin

mensubiyetini

gösteren

ümmîliktir.

Sondaki "dal" harfine gelince, kâinatn

dönüü devam
iktidar).

ettikçe,

yeryüzünün, ona ve onun yolunda bulunanlara tahsis edilmesi

anlamndaki

devlet-i

ebediyyesidir

(sonsu^

O,

yeryüzü

kendisine verilenlerin en hayrlsdr.

"Muhammed"in "d"sinin sakin oluu ve hareke kabul etmemesi, sultanlk makamndaki istikrarna (tutarl olucuna), ebedî saadet burçlarndaki dönüüne ve bir nimetten dierine bir delilden
onun
öbürüne yükseliine
mahsustur.

O

da,

Hüküm ve hikmetin tamam ona Muhammed (s.a.s.fâ^t. O Ceberut âleminin
iarettir.

basamaklardr. Kyamete kadar emir ve nehiy

(yasak) sahibidir.

^

Ahmed

er-Rifâî, Sohbet Meclisleri,
s.

çev. Dr. Ali

Can

Tatl, stanbul:

Erkam

Yayn, 1996,

61-63.

12

Muhammed'in
isimlerini,

zahiri

ve
iki

manevî

büyüklüünün
için

snn
bir

yoktur

Frithjof Schuon, ondaki

yönü göstermek
Ahmed'i

dünyevî ve semavî

Muhammed

ve

kullanarak

modelde

göstermitir:

Muhammed; hamd edilen, Kur'ân'n mânâs üzerine
son
iki

zahiri tecellî,
iner.

son

iki

tulann gümüüdür,
tecellî,

Ahmed;

methedilen; bâtnî

tulann altmdr, mîrâc
bâtndr.
^

idrak

eden Hz.

Muhammed

(s.û.s./'m

Muhammed, Kur'ân'n
Gecesi) ilikilidir.

ilk

vahyinin indii

leyle-i

Kadir'le (Kadir
belirme)

Allah'n Celâl yönünün teceUîsidir {görünme,
bir

ve

Peygamber'in

abd,

"kul"

rolünü

temsil

eder;

etkin

peygamberdir, resuldür.

Ahmed: Mîrâc gecesiyle ilikilidir; burada ona habib, "sevgili, dost"un açklamas verilmitir ve bu nedenle Allah'n Cemâl yönünü temsil eder; ümmî'dir, baka bir ifadeyle vahyin ahcsdr.
Kadir Gecesi, Ramazan'n son üçte birinde
gecedir.

olduu

bildirilen bir

Ramazan' sabr, zorluk ve gece

gibi

düünürsek

Kadir'in

yani Allah'n
idraki

mânâsnn

tecellîsi

olan Kur'ân'n insan tarafndan

ancak bu zorlua katlanana inmektedir.

Burada akla

u

hadis

gelir:

"Cenâb- Hakkk her gecenin son

üçte

birinde dünya
der."

semâsna

nazil olarak (inerek) bir

ey

isteyen

yok mu?

Skntmn
mü'minse

en zor zamannda

(son üçte birinde)

kul

eer hamd eden
olur.

Allah'la irtibat kurar ve kul

"an" zuhuruna mazhar
ise

te

bu

hal
ile

Muhammedi

zuhurdur. Mîrâc

peygamberin kendi
zuhurudur.

hakikati

yükseldii mânâdr.

Bu da Ahmed'in

Peygamberimizin, "Ben ahlâk binasnn son
Arabi'nin F/Vj-///unda "son
temsil etmektedir.
iki

tulasym" sözü Muhiddin
iki

tulasym"sözüdür. Bu

Alün tula, Hâtemü'l-Evliyâ,

gümü

tula tek tulay tula da Hâtemü'l-

gümü

Enbiyâ olmas üe alâkaldr. Yani, altn tula, velî makamn, bâtnn-içini, anlatr. tula da nebi makamn, zahirini ve Annemarie Schimmel, Tannmn Yeryii-:^ndeki iaretleri, çev. Ekrem Demirli, stanbul: Kabalc Yaynevi, 2004, s. 245.

dm

EY insan
13

Mim

harfi

Muhammed'de

ve

Ahmed'de
tecellî

ortaktr.
(akseder),

O

halde

Ahmed'deki

mim

kalkarsa

ahad

eder

ite Hz.

Peygamber'in kulluundaki Rab

tecellîsi

budur.

O

halde

Muhammed
Zât

vahye mahzardr.

Ahmed

ise

peygamberdeki

hakikatin,

tecellinin

ad olduundan

cemâldir,

aktr ve miracn

mânâsdr.

O
i

Hazret

ki

misâl (örnek) olmakta mahluklardan (^aradlm^-lardan)
(suç ve eksiklerden uî^ak)

ayrlp tenzih

makamna

yükselmitir. Maârif-

Rabbânîyenin

menbadr
kalanlarn

(eitimin

kayna). lâhi esrarn (srlarn)

efkatidir. steklilerin gayesinin nihayetidir.

Hak yolunda yürüyüp

de

hayretier içinde

delilidir.

O, Muhammed'dir, vasf ve

zatyla

Mahmud'dur. GeUp geçenlerle gelecek olanlarn Ahmed'idir.
resulullah saUallahu aleyhi ve sellemin
(jerefli

Ahmed,
ism-i

kadim kutuptaki

erifleridir

isim).

Onun
Ben
si^e

için

Hazret-i

"Allah'm, beni Ahmed'in ümmetinden yap" dedi
edip (müjdeleyip)
gelen

Mûsâ (a. s.) ve sâ (a.s.) tebir
benden önce
bir

"Ey

Israiloullanl
ve

Allah 'in

elçisiyim,

Tevrat'

domlaya

benden

sonra gelecek

Ahmed adnda

peygamberi de müjdekyici olarak geldim" (Saff, 6) buyurdu.

Ahmed
olunmu,

ziyade (favaca)
sena

hamîd

(hamdeden) ve ziyade
gelir.

mahmud
baz
tekrar

(hamd

edilmi)
ki,

mânâlarna

Ve

büyükler
sebebiyle)

buyurmulardr

tekerrür-i

hamdi hasebiyle (hamdin
'^

Muhammed
tesmiye

ve

hamd bayrana

hâmil olmak cihetiyle

Ahmed

olunmutur

(isimlendirilmipir).

Hz.

Ahmed

de Cenâb- Hakk'tan, kendisine nusret
etti.

(yardm).,

ve

kuvvet talep

Bunun

üzerine

Cenâb- Hakk

kendisine dedi ki
itibar olur?

"Ya Ahmed, yeryüzünde olan kuvvet ve kudretin ne
Felek üzere olan semâdaki aya bak ve

onun alnm

yar

Ya

habibim!

Yeryüzünde olan halkn sana
sana feleklerde (yörünge
ettirdim.
ve

itaat

etmesi güç bir

ey
a)i

deildir.

Ben
itaat

kader)

ve semâlarda olan

eyay

Yani kudretin elinde sana; melei, felei,

ve günei âciz
istersen

ve itaatkâr

kldm. Sen bu dönü

üzere devreden

ay gör ve

smail

Hakk

Bursevi, Mesnevi erhi,

s.

434.

14

onu

ikiye

ayr

ki,

sana bu derece kudret ve kuvvet ihsan eyleyip,

nusret (yardm) vermiim."

te o hazret hakîkaten bir iareti ile ay iki parçaya ayrd O hazretin
ayn vücûdunda bu suretle zahir oldu ki; o devre; Devr-i Ahmedî demek bu sebepten münasip (uygun) oldu. Bu ^^ devirde, zat ve sfatn tecellî günei zahir oldu.
ve
tesiri

hüküm

Peygamber zatyla kendine balananlarn maddesi
ile

(nefsi)

manasm

(ruhu ve srr) ayrd. Böylece

Rab

ve kulluk

ayrld. Kiinin kendisinde "nefsini bilen Rabbini
bilir"

mânâsn görebilmesini salad.
'

Peygamberimiz Hz.

Muhammed(s.a.s)

'in

Kur 'an 'daki

isimleri

unlardr:

Müddesir:
Kelimenin asb mütedessir olup örtüye bürünen demektir.

krime'nin açklamasna göre "Peygamberlie ve nefsi olgunluklara

bürünen "demektir. Kendisine verilmi olan hakikati halkn

bak ve

görüünden gizlemeye çahan Muhammed..^"*

Tâ-Hâ:

harfi Tâhir (temi^,

he Hadi

(hidâyet eden,

doru yolu gösteren) ismine

iarettir.

Müzzemmil:
Ash mütezemmildir, örtünen demektir. Kendisi örtünmü veya

bakas

tarafndan örtülmü

olabilir.

Bir de yük yüklemek

mânâsna

gelen zeml'den türetilerek ")aikü
5.

yüklenen" mânâsna geldii söylenmitir. Müzzemmil Sûresi

1^

Ken'an

Rifâî,

Mesnevi Hatralar,
s.

Kâzm

Büyükaksoy
Dili,

(haz.),

stanbul: inklâp

Kitapevi, 1968,
'^

191.
Halç,

Elmall M. Hamdi Yazr,
1992,c.
8,
s.

Dini Kur'ân

stanbul: Feza Gazetecilik,

416.

EY insan
15

âyetinde

de

"i3/^

senin

ü^rine

ar

hr

sö^

hrakaca^

buyurul-

maktadr
AbduUah:
Allah'n
kulu.

Abd; ibadet masdanndan yaplmtr. Ubudiyet,

kulluk mânâlarna geHr

Mutiak

kul,

yaratklardan

herhangi

birisine

kar

efendilik

özelliinin

bulunmad

kuldur.

Bu

kii, kendisini âlemdeki her
ise

eye

muhtaç

görür.

Aleme muhtaçl

âlemin bir isim perdesinin

ardndan Hakk'n ayns olmas yönündendir

Mahmud:

Hamdolunmu,

sena edilmi,

övülmü.

Makâm- Mahmud:
Hz.

Muhammed

(s.a.s.Jm

en büyük efaat

makam,

cennet.

Hangi mânây alrsak alalm, gerçek insana dikkat

çekiliyor.

vâki

(koruyan) ismine.

Sin selâm ismine iarettir. Yani, seni
(selâmette)

ezelden eksik ve noksanlardan sâüm

kldm

için seni

ne'e ve adet perdelerinden
korudum.
selâmdr

(insanlara ait adetlere

taklp kalmaktan)
(yaradln)

O

yüzden Vâki ismine

sahipsin. Senin ftratn

(sin),

mânân

ise

selâmete eritirendir. Varbktan

doan
tevhid
(ortaya

kemâlin, bütün

yaratlmlar

kaplar ve bütün hikmederi ihdva eden
ile tarîk-i

Kur'ân'n mânâsdr. Hakim olan Kur'ân, Ya ve Sin
(birlik

yolu)

üzerindesin.

Senin ftratn, senin zuhurunun
verdi.

çkn) tamamlam

bütün gönüllere selâmet

Allah'n bütün

^^

Elmahl M. Hamdi Yazr, Hak Dini
1992,
c. 8, s.

Foir'ân Dili,

stanbul: Feza Gazetecilik, stanbul: Feza Gazetecilik,

392-393.
Dili,

'5

Elmahb M. Hamdi Yazr, Hak Dini Kur'ân
1992,
c.

l,s. 102.

^^

Suad El- Hakîm, bnü'l-Arabî Sözlüü, çev. Ekrem Demirli, stanbul: Kabalc
Yaynevi, 2005,
s.

481.

16

mânâs Hz. Peygamberle vukua
kemâli (olgunlamas) Kur'ân da

geldi (â§ikâr oldu)

Senin istidadnn
^''

gizlidir.

Kur'ân da

açklanmtr

Allah sana
sürenin

yardm

etsin, bilmelisin ki:

Allah kendi nezdinde bilinen

belirlenmesi

için

felein

hareketinin

ruhlar bedenleri idare
yaratt.
ilk

edici

olarak
ilk

zamanla

varl vesilesiyle snrlanm halde
yaratt.

Felein hareketiyle zaman

yaratldnda, Allah yöneten
ruhunu
Sonra

ruh olarak Hz.

Muhammed

(s.a.s.Jn

ruhlar feleklerin hareketieri vesilesiyle (ondan)

meydana çkmtr.

Böylece Hz. Peygamber'in ruhu ehadet âleminde bulunmadan

gayb âleminde var oldu. Allah ona peygamberliini bildirmi,

Âdem, Hz. Peygamber'in buyurduu

gibi

henüz

'su

ve toprak
(s.a.s.)

arasnda iken' onu müjdelemitir. Zaman, Hz.

Muhammed

hakknda bedenin var oluu ve ruhun onunla

irtibat

kurmasna

el-

Bâtn
esnada

ismiyle

ulamtr. (Bedeni var olup ruh zamann hükmü, akta ez-Zâhir ismine
(s.a.s.)

ona bititiinde)
geçti.

Bu

Böylece Hz.
ortaya

Muhammed
hüküm Bâtni
ait

cisim

ve

ruh

olarak

zatyla

çkt.

Balangçta peygamberler vastasyla ortaya çkan bütün eriatiarda
olarak ona
ait

iken artk zahirde de

hüküm

kendisine
bile, iki

oldu. Böylelikle,

arî

tek ve

O

da eriatn sahibi olsa

ismin

hükmü arasndaki farkll açklamak için el-Bâtn isminin ortaya koyduu bütün eriatiar ez-Zâhir isminin hükmüyle

geçersiz kld.

Hz. Peygamber, 'ben peygamber iken' demi, 'ben insan iken' veya
'mevcut iken' dememitir. Peygamberlik ancak Allah katndan
tespit

edilmi eriat vastasyla gerçekleebilir. Böylece Hz. Peygamber,

kitabmzn baka bölümlerinde
dünyada
vekilleri
idi.

mesabesindeki

koyduumuz gibi bu peygamberlerin varhndan önce
ortaya

peygamber

zamamn döngüsü, Hz. Peygamber'in devrinin el-Bâtn ismiyle bitip baka bir devrin ez-Zâhir ismiyle balam olmasndan ibarettir. Bu meyanda Hz. Peygamber öyle buyurur: "Zaman
halde
^^

O

Rza

Kemâlüddin Abdürrezzak Kââniyyüs Semerkandî, Te'vilât- Kâ^âmjje, çev. Ali Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara: Kadolu Matbaas, 1988,
10.

c. 3, s.

EY insan
17

haline döndü" Bunun anlam udur: bâtn (gi^i, iç yü^ olarak kendisine ait olduu gibi bu devirde hüküm zahirî olarak ona, yani Hz. Muhammed (s.a.s.J^ aittir. Halbuki ilk devrinde hüküm zahirde Hz. brahim'in,

Allah'n

yaratt günkü
devirde

Hüküm,

ilk

Hz. Musa'nn, Hz. isa'nn ve bütün dier nebi ve
gibi erîatin nispet edildii kimselere aitti

elçilerin erîatleri

Peygamberler içinde zamandan dört yasak ay vardr:Bunlar Hud,
Salih,

uayb

ve Muhammed'dir.

benzerleri Zülkade Zilhicce

Bu Peygamberlerin zamandan Muharrem ve Recep aylardr.Araplar
,

aylarda
haline

kaydrma yaptklar için, haram ay helal ay helal geldi. Hz. Peygamber gelmi ve zaman Allah'n

ise

haram

kendisiyle

yaratklarnda
aylar,

hüküm verdii
onlar
zahir dilde

ashna döndürmütür.BöyleUkle haram
tarzda

Allah'n

yaratt

belirlenmi,

bu

nedenle

Hz.Peygamber yaratt günkü

öyle demitir: Kukusuz zaman AUah'n

haline döndü.
böyledir.

AUah Hz. Muhammed (s.a.s.J beden ve ruh olarak ez-'Zâhir ismiyle izhar etmi (açû vurma, belirtme), önceki eriatndan Allah'n geçersiz klmak istediini geçersiz küm, brakmak istediklerini brakmtr. Bu durum, esasla

te

zamann dönmesi

ilgili

deil, özellikle hükümlere

aittir.

Kukusuz dünyada Hz. Peygamberin ilimdeki efendilii sabit olduu gibi "Mûsâ yaasayd, bana uymaktan baka yapacak bir ey
bulamazd" diyerek hükümdeki efendilii de sabittir. Hz. Peygamber Hz. isa'nn inmesi ve Müslümanlar içinde Kur'ân ile hüküm veriinde de ayn eyi açklar. Böylelikle dünyada her yön ve
anlam
ile

Hz. Peygamberin efendilii geçerli olmumr. Sonra, Allah

efaat (birinin batlanmasn dileme) kapsn açmasyla kyamet gününde Hz. Peygamberin dier insanlar üzerindeki efendiliini de tesbit etmitir. Kyamet günü efaat, sadece Hz. Peygambere ait olacaktr. Allah, onun efaati vesilesiyle melek, resul, nebi ve mü'min gibi efaat hakk olan herkese efaat izni verecektir.'^

Muhyiddîn bnü'l-Arabî, Fütuhât- Mekkiye, Utera Yaynclk, 2006, c. 1, s. 416-418.

çev.

Ekrem

Demirli, stanbul:

ULÛHYYET MERTEBES J
Refîu d-derecâd (en yüksek derece)

<$,

^.
.v\^

<^.
"''â'/;^

o

gerçek

^^

mevcudu tebih ederim ki. varlk itibariyle Ondan baka ilâh

"\^

jf
ce^'

c.
^er
-'-^âhir

c
^1
Cism-i
kül

yoktur, Ezelden ebede O, Her an baka bir andadr. Zira sfatlar ve anlar itibariyle Onun balangc ve sonu yoktur -De ki; Rabb'mn kelimelerini

i»^
i<r.

,^3ti>\«'

,-j3^

[El-Hakîm

yazmak için deniz murekkeb olsa.ftûbb'mm kelimeleri tükenmeden deniz tükenir. Takviye çm bir mislini de getrsek (yme Rabb'mn kelimeleri tükenmez) O'nu esbh ederim ki altnda ve üstünde hava olmyon Amada yen ve göü yaratmazdan önce var

,OV vew

uapeiM

^

zzv-ra

El-Muhît

^

'

d, imdi de yine o zoman olduu gibidir. Eyay yaratmas, kendisinin eyada gzlenmesdir Eyay yok etmesi de kendisinin görünmesidir. Varln. Akl- Kufden balyarak bu âlemler ve suretler geçitlerinden geçerektekrar Akl- Külle kavumas için geçen
zoman,
fiiller

peusQ
r^-> Vujn/\j-j^\

tevhidinin

banda yetmi

sekiz bin senedir,

^<i^'
.v.W' ,.^e>
...^^

sonunda da yirmsekiz bin senedirbomda yrmidort bin sene,ortasnda oniki.„sonunda do dokuz, .senedir, Sahv ve mahv'de ise hiç berzah yoktur. Bu söylediim ey Kull

"1^1^-1

manann

cüzleri suretlerinde

sereyan ve Hakkn
<fc,

hüyviyyetinin isimlerinde ve sfatlarnda

X^
Ö^^

.^^v^

gdrulmesidir

<V

'y^J ^cs

.^
^
O)

%,
^'v.

E
<D

r

'O

ekil

1:

Niyazi-i Msri,
s.

îrf'an

Sofralar, çeviren

Süleyman Ate, Yeni Ufuklar

Neriyat, stanbul,

62

Tasavvufa göre insan:

Azametin

(büyüklük,

ululuk)

mezâhdri

(f^uhur

jeri);

mecmûa-i
mazhar;

mükevvenat (yaratlmlarn toplam) olduu

halde, kibriyâmn

yalnz insandr. nsan, yalnz arz küresinde yaayan beer mânâsna
gelmeyip sonsuzluk âleminde hangi merkez ve kürede olursa olsun

eyann

hakikatini idrake ve

Cenâb-

Bârî (her §eyi takdir ettii §ekle

uygun olarak yaratp varla çkaranfyi tevhide muktedir bir vicdana

mâlik olan

(elinde

bulunduran) dr.
'

Kur'ân- Mübîn'de
taksim edilmitir.

(iyi,

kötü, doru,

yanlp ayrt

eden)

beer üç snfa

EY insan
19

a.

Insan- Esrâr- hakikate {insann hakikatinin

esran)

vâkf

olanlar olanlar

b.
c.

Adem-i Esrâr- esmaya (Adem'in

isimlerinin esran)

vâkf

Hayvan- Nâtk

(konudan hayvan)

insanlar, meleklerin bile

kskandklar

bir ahsen-i

takvim

(en güt^el

kvamda) üzere, yani Allah tarafndan en güzel
bir

ölçülerle,
(hâl,

en üstün
üzere
takvim)

ekil

ve

tertip

içinde

ilâhî

bir

sîret

tavr)

yaratlmlardr"'^
yaratük." (Tin, 4)

"Biz

insan en güzel biçimde

(ahsen-i

Irade-i lâhiyye, âlemin ya

da içinde Hakk'n kendisini görecei
gerektirince,

Varlk

için bir

aynann zuhurunu

bu durum, görme
kendisi olmutur,
ilâhî

anlamnn tam
çünkü

olarak gerçekleebilmesi için

aynann cilâlanmasn

gerektirmitir. Böylece

Adem

(insan),

bu cilann

Âdem

olmasa

idi,

varlk aynas karanlk ve kör kalr,
için

kemâl görülmek ve bilinmek
gayesi,

yüzeyine yansmazd.
bilinmesi,

Yaratln
eser

belirttiimiz

gibi

Allah'n

onun

ve

Aynann cilâlanmas varln ve srlarnn akl ve kalb nuru üe kef olunmasdr. Bu da ancak insan için mümkündür Buna göre Allah karsnda insan, göz için göz bebei; varlk karsnda ise, varln atan kalbi ve hakîkatierini idrâk akl Bunun için olarak eden mesabesindedir. "insan"
kemâllerinin
idrak
edilmesidir.

isimlendirilmitir.

Hak, onun

ile

yarattklarna bakar ve

onlara

rahmet eder.
Allah, âlemi bilinmek için

yaratmtr ve sadece

insan ona lâyk ve

kâmil

bilgi ile

Allah'

bilebilir.

Böylece insan,
ne'e-i daimdir

ezeli hadîs (meydana gelen,
(sürekli huî(urdur).

çkan) insandr. Ebedî olan
olan fasl

Cami'

(toplayan, içine alan)

(ayran) kelimedir. Binâenaleyh

âlem onun varhyla tamamlanmtr.

Böyle olunca insan, âlemdeki yüzükte

yüzüün

"fass"

gibidir. Fass,

padiahn

hazinelerini

mühürledii mühür ve

alâmettir.

^^

emseddin Yeil,
Matbaas, 1986,
s.

Kitahut-Tasavvuf; Mesneviden Hikmetler,

stanbul: Yaylack

91-92.
s.

20

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erife istanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

81.

20

insanda

iki

yön bulunmaktadr:
ile ilikili

Birincisi, hadis

yöndür; bu, insann
ise

unsurî, bedeni suret

olan yönüdür. Dieri
ilâhî

ebedî ve ezeli

yöndür;

bu

da,

insann

mertebeyle

ilikili

yönüdür.

Binâenaleyh, insan,
hadistir,

Hak

ve halktr, kadim (hajlangtc olmayan) ve

ebedî ve

fâni gibi

zt sfadarn
iki

sahibidir.

Kukusuz

insan,

hatta var olan her ey, kendisinde

yön bulunmasndan dolay, bu
(ilâhî)

zt ifadan kapsar. Bu
(dünyaya,

iki

yön, "lâhutîlik"

ve "nâsutîlik"

insanla mensup)xs.
fasl (ayna) ve

nsann

cami

bir kelime bir

olmasmn

sebebi,

onun
ayna;

Allah ve âlem arasnda

ayrc
bu

snr

olarak

durmasdr. Çünkü

insan, Allah'n sureti; âlem,

suretin kendisinde
zattr.

yansd

Allah da, insann sureti
(orta yerdir).

olduu

nsamn

"cami

bir

Bu yüzden insan berzahtr kelime" olmasnn sebebi ise,
ilâhî

tecellîgâhlar

(akis yeri)

olmas anlamnda bütün

isimleri

kendisinde toplamasdr.

Bu

insan,

âlemde bulunduu müddetçe, âlem korunmaya devam

eder.

Insan-

Kâmil

varbm
ortadan

koruyucusu ve

devamllnn
insan

da

sebebidir.

Alemin yaratlmasmn maksad
âlemin

olan
yani

âlemden
(olu^a
ait)

gittiinde,

de

kalkmas,

kevnî

suretierin bozulup, zât- ilâhîyyeden ibaret olan asllarna
gerekir.

dönmeleri
ortadan

Hakk'n varlk
suretierin

suretierinde

zuhurunun
ibaret olan

illeti

kalktnda, bu
kalkar.

toplamndan
hiçbir

âlem de ortadan

Zat-

ilâhîy}^e

de,

eyde zuhur
bakî kalr"

etmeksizin ve hiç

kimseye de bilinmeden tek

bana

nsan nsan

göklere yükselmek için yere gönderilmi bir

Tanr parçasdr.

lâhî nurun yeryüzündeki
bizzat
7\llah'n

tecellî

ve zuhurudur"
ki

nsanda

tecellî

etmesiyledir

yeryüzü,

mânâ

bakmndan gökten aydnlk
nsan, Allah'tan kopan
ilâhî

oldu."

cevherin ini kavsini tamamladktan ve

bu
2^

kavsi

tamamlamak

için

ate, hava, su, toprak, nebat, hayvan

Ebu'1-Alâ Afifi, Fususu'l- Hikem Okumalar

için

Anahtar,

s.

78-82.
s.

22 23

Ken'an Ken'an

Rifâî,
Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyati, 2000,
erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealo Neriyat, 2000,
s.

82.

421.

EY insan
21

merhalelerini

geçtikten

sonra,

yükseli
ilâhî

kavsine

ilk

adm att

noktada vücut bulur.

nsan,

cevherin

ite

bu noktadaki

görünüüdür.

Bu noktaya vardktan sonra, insamn aslna dönebilmesi, yani Allah'a ulamas iki ekilde olur. Eer ömür akn tamamlayarak, ölümle fâm' olursa ömrünün bu ekilde akndan fazla bir ey kazanm
büyük
bir yol
için,

katetmi olmaz. Kendisinin, bu âlemde ne olduunu

bilmedii

onun

öteki âlemdeki hali yine bir bilgisizliktir

Fakat insan, bu dünyada bir üstün insana

rastiar,

yani bir

müridin
derin

uyandr

ile

kendi cevherinin farkna varrsa, içinde

duyduu

özleyiin kime ve nereye

âlemde, sonra içinde

olduunu anlam bulur. Tanr varlnn

olur.

Allah' önce

d

insan içinde hissedilir

hale gelmesine "tecem"denir. Tecellîye eren insan, kâinata Allah'n

görüüyle bakan ve
insan demektir^'^

bakt

her yerde yine Allah' görme srrna eren

Tanr'nn

asl evi insan vicdan, insan kalbidir ^^ ^ö^^/â'^y.

insan, hilkat abidesi, hilkat (yaratlma, jaradk^) aheseridir.

Onda

u

âlemde ne varsa hepsi mevcuttur. nsan kitâb- mübindir
kötüyü, hayn, jerri bildiren) ki

(iyiyi,

bütün esrar onda gizlenmitir. Allah'n emanetini yalnz gönül kavrad; o içine sdrd. cemâdâta

Ak

(cansi'i

cisimler)

arz edildi, lâkin insan hariç hiç bir

mevcut ona

tahammül edemedi"^

Ey

gönül!

Madem

ki

sen bu beden ikliminin sultansn.
kadrini
bil!

Gönül
ve
ve

padiahsn. Devletinin
hakîm
ol!

Yurdunda Süleyman

gibi âdil
(ibareti)

insan vücûdunun

ilâhî

görünüün

bir

remzi

Allah'n tecellîgâh

olduunu

bilirsin.

Böyle bir vücûda sahip ve
devleti

hâkim olmamn kadrini de bilmen gerek. Sahip olduun
adalede idare edici sultanlardan
ilâhî
ol.

Eer

böyle yapmaz da elindeki

yüzüü

(Süleymamn mührü) eytana kapürr, bu Azîz

tlsm

"*

25 -^

Ken'an Ken'an

Rifâî,

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealti Neriyaü, 2000, s. 3-4. erhli Mesnevî-i erif stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 67.

Mekûre

Sargut, Arifler bahçesinden, stanbul: Özal

Matbaas,

1

993,

s.

38.

22

nefse esir edersen bütün saltanatn, bütün
olur.

bahtn ve

ikbalin

yok

O

zaman ey

nefis

eytanna ve bu eytann vaad

ettii bazlara,
Sizin

saadetierin

ve nimetlerin en

büyüünü

kaptranlar!

iiniz

kyamete kadar yüreinizi eyvahlarn

hançeriyle delik

deik

etmektir.

Buna

delil istersen Sûre-i

Yâ-Sîn'i oku.

Orada yanl

yol tutanlarn

hüsranlarn ve eyvahlarn aikâr bulacaksn.

Ve

sen,

bundan daha yanl

bir

yol

tutup,
der,

ben esasen

doru

yoldaym, küfürde ve inkârda deilim

küfürde ve inkârda
aldatmaya
kalkarsan,

olduun

halde

hilelerinle

kendi

kendini

onlardan daha da zavall olursun.

Çünkü
bir

senin

Hak ve

iyilik

yolunda

kullanmadn

terazi,

nasl olsa

gün her

hâlini tartacaktr^''

Ölümünden

evvel feryad

et,

bana

topraklar saç.

Ölümünden

sonraysa alama, dayan.

eytan yolunu vurmadan, Yâ-Sîn okumak Kötü ve rüsvay eytan, ömrünü

gerek.

zâyettikten (yitirmek) sonra
(gere ksi^ fay

"Eûzü"

çekmek, "Fatiha" okumak beyhudedir
Hazarât1.

das^r):

Hams
(meydana
için

Lâhût Alemi {Mutlak Gayb Alemi): La taayyün
mertebesidir.

çkmama)

Bu sonsuz Ehadiyyet makam olduu

anlalamaz ve alglanamaz.
2.

Ceberut Âlemi (Güç Alemi): Taayyün-i evvel
Hakîkat-i

(birinci belirginlik

mertebesi),

Muhammediye
Mekkî,

mertebesidir.

Bu âlem

ilâhî

düzene
âlemdir.

girerek,

onu yaayarak ve paylaarak anlalabilen
Talip

kutsal bir

Ebû

ceberut

âlemine

sonsuzluk

âlemi

2^

28

Ken'an Rifâî, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealu Neriyaü, 2000, s. 526. Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbaki Gölpnarl (haz.), stanbul: Milli Eitim Basmevi, 1991, c. 6, beyit 538,540,552.

EY insan
23

demektedir. Cürcânî'ye göre

ise,

bu âlem Allah'n isim ve sfatlarnn

âlemidir. Gazzaü'ye göre, ceberut âlemi,

mülk âlemi

ile

melekût

âlemi arasnda bir yerde orta âlemdir.
3.

Melekût Âlemi

(Hükümranhk-Bamszhk
sân
melekût
âlemini

Âlemi): Âlem-i
(ikinci belirginlik)

misal, âlem-i ervah (ruhlar âlemi) ve taa}^ain-i

mertebesidir.

Ibnü'l-Arabî,

gayb

âlemi

olarak

tanmlar. F. Schuon'a göre, âlem-i ceberut, makrokozmik olarak

semâdr. Mikrokozmik olarak da yaratlan ve insana Melekût âlemi
ise,

ait

olan akldr. olan
aklî,

cismânî âleme

dorudan doruya egemen
ise,

âlemdir. Azîzüddin Nesefî'ye göre

mülkün

hissî,

melekûtun

ceberûtun
his

ise hakikî bir

mertebesi bulunmaktadr. Bir

baka
ise

deyile
ceberut

kiiyi

mülk âlemine, akl melekût âlemine,
ulatrr.

ak

âlemine

Ceberut âlemi mahiyetler âlemidir.

Mülk ve

melekût, ceberûtun
olan her

sfadarmn mazhardr. Ceberutta

örtülü ve özlü

ey mülk
hale

ve melekûtta zahir olarak mufassallamtr

(ayrntl

getirmitir).

Mülk
ise

zdar

âlemi,

melekût

uyumlu

mertebeler âlemi, ceberut

vahdet âlemidir. Mülk melekûtun,

melekût da ceberûtun alâmet ve aynasdr. Abdülkadir Geylânî'nin
Risale-i Gavsiyye'sinde'''

u

ifadeler yer almaktadr:

Nasut alemiyle
ile

melekût âlemi arasndaki her safha eriat, melekût
arasndaki her safha
her safha
tarikat,

ceberut

ceberut alemiyle lâhut âlemi arasndaki

ise hakikattir.

Sevgi ve ruhsal melekelerle alglanabilen,

görülmeyen, ruhanî ve melekî âlemdir.
4.

Nâsût Âlemi (ehâdet-Mülk Alemi): Madde

âlemi olan

bu

âlem, fiziksel duyularla alglanan bir âlemdir.
5.

nsan- Kâmü: Bu

âlem

daha

önceki

bütün

mertebeleri

kendisinde toplayan âlemdir.

Hazret

kelimesi

sözlükte

yaknda ve yamnda olmak; önünde

bulunmak; huzuruna varmak ve

çkmak

gibi anlamlara gelir.

bnü'l-

-^

Gavs, ricâlul-gaybdan

hr ki§i

olup î^rluk

annda

kendisine

snlan

velîdir.

24

Arabî Hazret kavramn,

"varln

genel mertebeleri ve âlemdeki
ve kevnî
(varlk, vücûd)

bütün

tecellileriyle birlikte ilâhî

hakikat"

anlamnda kullanmtr.
Alemin oluumunu sudur
açklayan
sûfîlere

(vuku,

^uhur) ve tecellî teorisine göre

göre varlklar Allah'tan zuhur etmek suretiyle

derece derece ondan uzaklaarak ve

aaya
ifade

inerek

meydana

gelir.

Bu durum
teker teker

"tenezzülât"

terimiyle

edilir.

Allah'a

ulamak

isteyen bir sâHk (kendi hakikatine yönelen),

ayn

yoldan bu tenezzülât

aarak yukarya doru çkmak zorundadr. Bu

çka

ise

"hazarât" (hacetler) denir. Bir sâHk

bu hazretlerden ne kadarm

katederse mânevi derecesi o kadar yükselir ve kudsiyet kazanr

Tevhid
Tevhid^° Allah'n birliine îmân
tevhid nedir? diye
etmektir.

Cüneyd-i Badâdî'ye

sorulduunda öyle cevap vermitir: "Tevhid,

mahlûkatn hareket ve sükununu, Allah'n fiH olarak bilmendir"
Sûfîler tevhide

akl yolu

ile

deil, ancak tecrübe, his ve ilham yolu
ederler.

ile

yaayarak ulalabileceini ifade
1.

Kusûdî Tevhid
halis niyet,

(Müridin

tevhidi,

sâliki faaliyete sevk eden

samimi

irade,

aî^m) (Vahdet-i

Kusûd): Kulun

iradesini

Allah'n
bir

iradesine
ifade
bir
ile,

balamas, her eyde onun

iradesini görmesidir.

Dier

Hakk'n

irade ve istei

ile

kulun irade ettii ve istedii eyin
iradesini,

ve aym olmasdr. Burada kul kendi
bir hale

Hakk'n

iradesine
"la

uygun

getirerek

bu sonuca ulamtr. Bu makam,

maksûde ve
maksat,

matlûbe ve

murâde iUâUah"

(Allah'tan

ha§ka

talep edilen ve

muratyoktur) formülüyle ifade edilmektedir.
(Sülûkunun ortasnda olanlarn
tevhidi)

2.

uhûdî Tevhid

(vahdet-i

uhud): Kulun
eyi AUah'n

psikolojik bir hal olarak âlemde

mevcut olan her

tecellîleri

olarak görmesi,

ondan

bakasn görmemesi

'^^

Ken'an Er-Rifâî'ye göre

tevhid,

Hakka

ortak koymamaktr.

Ajnca

O,

'Yüksek

ve

olgun kimselerin tevhidi, kâinatta Allah'tan ha§ka bir §ey görmemek, muamelesinijalm^

onunla yapmaktr. "

der.

(Derleyenin notu)

EY insan
25

halidir.

Bu

hal "sekr (manevî sarholuk), gaybet (halkn halinden ve

evladan haberi olmama) ve galebe (4stün gelmef gibi isimler verilen

vecd ve istirak
geçtikten sonra

(vecde
ile

dalma

hâli)

halinde kendini gösterir.

Bu

hal

Hak

halk ayr görür.
iki

O

hal içinde söylediklerine
ikilii

de tövbe eder.
mevcuttur.
3.

Her

tevhid

çeidinde de Allah-âlem

Vücûdî Tevhid

(Kâmilin tevhidi)
gibi,

(Vahdet-i Vücûd): rade ve

müahedede olduu
edildii

bu safhada Allah'n
esas

bakmndan da birliin kabul dnda hiçbir varbn hakikî vücûdunun
varhk

bulunmad
kendisi

benimsenmitir.

Tevhidin

bu

en

yüksek
ile

mertebesinde olan seçkin kul, Allah'n önünde bir hayaldir. Allah

arasnda

üçüncü

bir

ey

yoktur.

Allah'a

yaklamann
zat,

hakikatine,

O'nun

gerçek

vahdaniyetine

erien

Allah

kendisinden ne isterse ancak onu yapar.
Vahdet-i

uhudda
bir tane

sâlikin

her eyi bir görmesi geçicidir, birlik bilgide
ise, birlik bilgidedir.

deildir. Vahdet-i

vücûdda

Yani

sâlik

gerçek
ibaret

varln

olduunu bunun da Hakk'n varlndan
tecellilerinden

bulunduunu, Hak ve onun

baka
"lâ

hiçbir

eyin hakîkî
illallah"

varb olmadm
illallah" (Allah'tan

bilir.

Vahdet-i

uhud

mehûde
ise, "lâ

(Allah'tan bajka §ahid olunan yoktur), vahdet-i

vücûd

mevcûde

bajka mevcutyoktur) eklinde özedenebilir.

Vahdet-i vücûdu kâü olanlara göre, vücûdî tevhid,

uhûdî

tevhid

mertebesinden

daha

üst

seviyede

Allah'a
ki,

yaknbk

kesbetme
kul Allah'n

neticesinde kulda hasl olan bir haldir

bu mertebede

dnda her eyi, hatta kendisini dahi yok bilir.
Yldzl
bir

gecede milyonlarca parlak

yldzn

titrek

nuru hassas

yürekleri ihtizaza (hafif titreme) getirdii bir srada,

güne erguvan

örtüsünü üzerinden atarak uyku hanesinden çknca, yldz kümeleri
nasl yok obna vadisine
görülen

doru
de,

koarsa; bir zaman önce var gibi
hakîkî

eya

kafileleri

günein

gönül
olup

ufkundan

domasyla yokluk sahrasna doru gidie hazr

firar ederler.

26

te

bunun

gibi

kendini

Hakk'm muhabbeti ve müahedesinde

kaybetmi

arif için

de Hakk'tan

baka

her

ey yok olur.

Vahdet-i Vücûdcu sûfîler ve bilhassa bnü'l-Arabî'ye göre, vücûd
birdir

ve o da Hakk'n vücûdudur.
kendisine
zahir

Eyann baka varh
ibarettir.

yoktur.

Eya

olan

suretlerden
itibariyle

Allah

eyann

kendisi deildir.

Ancak vücûd

mevcudatn ve zuhurda her

eyin ayn'dr. Allah Allah'tr ve eya eyadr. Zat- mutiak kendisini

eya ve âlem
(yaradlm

suretinde zahire

vurmutur.
zahiri,

Eya

ve mükevvenât

peylerin

tamam)

Allah'n

Allah
olup,

da

eya ve

mükevvenâtn batm ve ruhu mesabesinde
haricinde hiçbir varhk tasavvur olunamaz.

onun varh

O

halde vücûd
izafîdir.

iki

nev'idir

(çeittir):

Birisi

vücûd-i hakîkî, dieri

vücûd-i

Vücûd-i hakikî bilcümle kayt ve izafederden
olmamak) olup, Hakk'n künhüdür
(esas,

münezzeh

(hiçbir jeye ihtiyac

ö^ kök). Vücûd-i hakîkîyi idrak
vücûd-i hakîkînin

mümkün

deildir. Vücûd-i izafî

ise,

esmas

(isimleri)

ve sfat hasebiyle belirlenme ve

kayt altna alnmadan

ibarettir.

te

idrak olunan
gibi.

vücûd budur.

Alemin ve âlemdeki
idrak

eyamn vücûdu
tecrübe
ötesi

Vücûd, insamn tecrübî
boyutuna
geçtiinde

boyumndan

idrak

sezinledii \'ûcutmr.

Vahdet-i vücutta tasavvur, irade ve varhk

bakmndan

birlik

kabul

edilmitir. Allah'n her sfati bir varhkta tecellî eder.

Tek ve mudak

varhk olan Allah, bütün mevcutlarn asbdr O'nun her bir sfatimn

meydana çkmasyla eya ve hadiselerden
olur.

biri

de meydana
mahiyeti

çkm

Vahdet-i

vücûd

anlaynda
bir

âlemin

Allah'n

mahiyetine dahil edilmez. Aksine âlemin

varh

Allah'n
sahibidir.

varhna

dayandrlr. Alem, Allah'n
Vücut mertebelerinin
incelense de
kanaattir.

ihsan olarak varhk
çok

tecellileri bir

deiik kategoride

be veya yedi olarak kabul edilmesi genel

EY insan
27

Bu yedi mertebe öyle

belirtilmitir:

Alem açsndan bakldnda, "ilâhî ilke" perdelerin arkasnda gizlidir. Bu perdelerin ilki maddedir. Madde, bu görünmeyen ilâhî
âlemin

dta

duran

tabakas,

örtüsü

veya

kabuu

olarak

gözükmektedir.
1.

Lâ taayyün

(ahadiyyet) mertebesi: Vücûd bu mertebede sfat
ve bütün kaydardan münezzehtir.

ve vasf

bandan

Bu mertebeye

ahadiyyet mertebesi ismi verilmitir.

Bu mertebe Allah'n künhü
bir

(ö^) ve hakikatidir. Bunun üstünde
erifte

mertebe yoktur. Hadis-i
âlemi

Ebû Rezin

el-Ukayli,

"Allah

yaratmadan

önce

neredeydi?" diye

hava bulunmayan bir amâ'da

sorduunda Hz. Peygamber "Altnda ve üstünde (hiç bir §ejin yaratlmad, varlk sahasna

çkmad âlem) idi"cevabn vermitir.
2.

Taayyün-i evvel mertebesi: Bu mertebe zat- üâhinin (Allah'n
ilk

Zât) varbk sahasna ini yönünde

harekete geçiini ifade eder.

Allah bu mertebede zatn, sfatiarn, isimlerini ve bütün
birbirinden

mevcudat
ilk

ayrmakszn

icmali

(toplu)

olarak

bilir.

Burada oluun

balangc söz konusudur. Bu mertebeye vahdet, Hakîkat-i Muhammediye, mutlak ilim gibi isimler verilmitir. Taayyün-i evvel denilen bu mertebede "Allah" mefhumu bütün ilâhî sfat ve
isimleri toplayan bir ism-i

cami olarak kabul edilmitir

ki,

buna

uluhiyet mertebesi de denilmektedir
3.

Taayyün-i

sânî

mertebesi:

Bu mertebede
bunlara

ilim

suretieri

birbirlerinden

ayr

olduklarndan

vâhidiyyet,

a'yân-

sabite ve hakîkat-i insaniyye denir.

lk taayyün mertebesi bu
zahiridir.

mertebenin bâüm, bu mertebe
ve sfatlarn birbirinden

ise

onun

Bütün üâhî isim

ayrlm olduu bu

mertebeye rububiyyet

mertebesi de denilmitir. Bu mertebede taayyün eden (meydana
çkma, aikâr olma) her
birinin hakikati ve
bir ilmî suret hariçte zahir olan

eyadan her
Allah'n

onu

terbiye

eden rabb-i hassdr

(ismidir).

her bir ismi için bir abd vardr ve o isim, o abdin rabb-i hassdr.

Abd

de o ismin

mazhardr
bu

(göründüü yerdir). Sûfiler a'yân- sabiteyi,
ilimde sabit olan hakîkatieridir,

mümkinâtn

(olabilen peylerin) ilâhî

diye tanmlyorlar ve

hakîkatier varlk

kokusunu koklamamlardr,

28

diyorlar.

Sûfîler,

a'yân-

sabitenin

ilâhî

ilimde
suretieri

varlm
olan

"feyz-i

akdes"olarak

kabul

ederken,

a'yann

mümkin
diyorlar.

varlklarn

dta

zuhuru da "feyz-i mukaddes" sonucudur

Feyz-i akdes demek,
ikinci olarak
(sabit

eya

ile

eyadaki istidadarn önce

ilâhî ilimde,

da beHrme amnda,

varln, daha dorusu sübutunu
ait

olmasn) gerekdren zata

hissi

tecellî

demektir.

Feyz-i

mukaddes
demekdr.

de, a'yândaki istidada (kabiliyetle),

dta

ne gibi eylerin
tecellîsi
aslî

zuhuru icap ederse, onlarn zuhurunu gerektiren isimlerin

u

halde, feyz-i akdes, a'yân- sabite

ile,

onlardaki

istidatlarn ilâhî ilimde

sübutuna

(sabit olma,

meydana çkma), feyz-i

mukaddes
isimler

de, a'yân- sabitenin gerekleri ve
isimdir.

bal

unsurlar

ile

dta
ilâhî

zuhuruna verilen

Dier

bir ifade

ile

a'yân- sabite,

ve

sfatlarn

suretleri

olmas

bakmndan
ve

üâhî

hakikatlerdir.
4.

Ervah âlemi mertebesi: Vücûd
(iner).

birinci

ikinci

taayyün

mertebelerinden sonra ilmî sureder sebebiyle, ruhlar mertebesine
tenezzül eder

Bu mertebede

ilmî surederden her biri birer

basit cevher olarak zahir olur (ortaya çkar).

Bu

basit cevherlerden

her birinin ekU, rengi
deildir. Zira

zaman ve yerle de muttasf zaman ve mekân cisimde meydana geHr. Bunlar ise
gibi,

olmad

cisim deildir.

Bu

âlemi duyu organlarmzla idrakimiz ve iaretimiz
bir

imkânszdr. Bu mertebede her
kendi
elest

ruh kendisini, kendi mislini ve

balangc

olan

Hakk'

idrak eder. Kur'ân- Kerîm'de geçen
ruh, miftâh-

bezminde buna iaret vardr Bu âleme âlem-i
(vücûdun anahtar) ve âlem-i

vücûd
5.

emr

gibi isimler

de verilmektedir.

Misal âlemi mertebesi: Bu mertebe, zatn
suretierde

hariçte bir

takm

eldl

ve

zuhurudur.

Misal

âlemi

denmesinin

sebebi,

ruh

âleminden meydana gelen her ferdin cisimler âleminde kazanaca

ekle benzeyen

bir suretin

bu âlemde meydana

bu âlemdendir. Misal âlemi unsurlar
vücûd bulmadan önce orada
buyurulmaktadr:
"B/'i^ o

d

gelmesidir. Cinler de
ki,

bir âlemdir

mânâlar

orada kendilerine has maddelerle temsil

edilir

ve eyler yeryüzünde

gerçekleirler. Ayet-i kerîmede

öyle

Meryem V ruhumu:^ göndermitik
görünmütü" (Meryem,
18).

de o kendisine

yaratlr tam

bir be^er gibi

Misâl âleminin

hayal gücüyle münasebeti çok yerinde ve kuvvetlidir.

Çünkü

hayal

EY insan
29

Onda bulunan zat ise, mabudun (ilahn) zuhurunun kemâlidir. Allah'a olan inancmzn ona ait isim ve sfatlardan ibaret olduu görülmektedir. Allah hakkndaki

varbn

esas, ruhu ve hayatdr.

düüncelerimiz, hayal âlemine

aittir.

Hayal bütün âlemlerin asldr.

Çünkü, kendisini hayalen bildiimiz Allah bütün kâinatn asldr.

duyularmz tarafndan fark edilecek hale gelmeden önceki tasarlanm durumlarn ifade etmektedir. Alem-i
Misal ve hayal, varbklarn

berzah

(orta

âlem),

arz- hakikat (hakikatin ortaya çkiji) ve âlem-i

melekût
6.

(meleklerin âlemi)

bu âleme

verilen

dier

isimlerdir.

ahadet âlemi

mertebesi:

cisimler

suretinde tecellîsidir.

olarak bölünme, parçalanma,

Bu mertebe zatn hariçte görülen Bu suretler misâl âleminin aksine yanma ve yaralanmaya müsaittirler.
madde
âlemi)

ahadet âlemi

(ahitlik

âlemi,

denmesinin

sebebi

müahedeye müsait olmas ve be duyunun
göstermek

hepsiyle hissedilmesi

sebebiyledir. Misâl alemindeki bir sureti el üe tutup

bakalarna da
el
ile

mümkün olmad

halde,

ahadet âlemindekileri

tutmak ve göstermek mümkündür. Ibnü'l-Arabî mülk kavramm,
zuhur etmi varlklar âlemi ve âlem-i ahadet; melekût

kavramm

ise,

gayb âlemi olarak tammlar. Kur'ân- Kerîm'de öyle geçmektedir:
"B/^ ibrahim 'e kesin ilme erenlerden olmas
gösterdik. "
için

göklerin ve yerin melekûtunu

(En'am, 75) Mülk ve melekût aym
zahiri,
elinde

varln
melekût

d,
ise

içi;

kahb,

özü anlamndadr. Mülk kâinatn
Kur'ân- Kerîm'de
'Trier §ejin

bâtndr.

melekûtunu

bulunduran Allah 'in ^an

ne yücedir" (Yâ-Sîn,

83)

buyurularak her eyin bir melekûtunun

bulunduu açkça belirtiliyor. ncil'de ise öyle denilmektedir: "nsan eer yeniden domazsa, göklerin melekûtuna giremez." nsann maddesi, cismi onun mülkünü, iç kuvvetieri ve mânâs ise onun melekûtunu oluturur. Melekût âlemini görebümek için kalb
gözüne yani
basirete
velileri)
(se:(ij,

önden görüj)

sahip

olmak lâzmdr.

Ehlullah (Allah
insan

iki

doumdan

bahseder, birinci

doumla
kez

mülk âlemine

girer.

Melekût âlemine girebilmek
âlem
(^ekil âlemi),

için ikinci

domak
ve

gerekir. Suver-i
âlemi)

âlem-i kevn ü fesad (olu

yok olu

ve âlem-i ecsam

(cisimler âlemi)

bu âleme

verilen

dier

isimlerdir.

30

7.

Mertebe-i camia (Mertebe-i insan): Buraya kadar sralanan

bütün mertebeleri kendisinde toplayan mertebedir. Bu mertebe
âlem-i

insandr.

nsan

gerek

nûrânî,

gerekse

maddî

bütün

mertebeleri
sûfîlerin

kendinde

toplamaktadr.

Ancak burada kasdedilen

anlad mânâda nsan-

Kâmil'dir.

Nasü

ki ism-i

âzam

Allah'n bütün isimlerini kendinde toplamsa,

nsan- Kâmil de
ile,

bütün âlemleri kendinde toplamtr. nsan- Kâmil
ve ifadan kamilen zuhur etmi ve
ilâhî irade

Allah'n isim

tahakkuk etmitir.

Kâinat, Allah'n isim ve sfatlarnn yekûnu (toplam)

olduu

gibi,

insan da kâinatn bir

örnei olarak Allah'n isim ve sfatiarmn
"Allah

yekûnudur.

Bu yüzden Peygamberimiz
o, hilâfete

Ademi

kendi

suretinde yaratt."

buyurmutur. nsanda bütün
lâyk görülmütür.

ilâhî isimler

zuhur

edeceinden

nsan, Allah'n ilminde varoluu noktasndan

ezelî

varlktr Buna

taayyün-i sânî veya hakîkat-i insaniye diyoruz. Bir de varlk âleminde

görünüü vardr
olarak

bunu da son mertebe olan mertebe-i insaniyet vasflandryoruz. nsan zuhurda son fakat mertebede en
ki,

yüce olan varlktr. Yani insan gaye varhk olarak

ezelî ilimde

her

eyden önce vard. Ancak gaye varlk olduu için, zuhur edii en son olmutur. nsan ezelî bir öz tamaktadr. Onun sonlu olan
taraf da

bu öze hamalhk eden tarafdr.
ederek insana

Varln

tekâmül

(gelinme,

olgunlama)
kasdedüir.

ulat

söylenirken

bu hamal

varh

Varhn Allah'a dönük yüzü emir alemiyle belirir. Bu âlemin ük basama kalptir. Aklla uraanlar kalp tarafndan fark edilen emir
âlemleriyle
ilgili

gerçekleri fark

edemez, hatta kavrayamazlar. Bütün

gerçek ve hakikat görünmeyendedir.
Vahdet-i Vücûd, yaanan bir haldir. Fikir halinde anlatlmaz.

O

akn inam ahp götürdüü dünyalarda Akln üphesi var, akn üphesi yoktur
ancak,
Sûfîlerin

kefolunan

bir

srdr.

ulatklar vahdet-i vücûd inanc,

laf

kalabal veya

fantezi

kabilinden

olmayp

önemli bir temele dayanmaktadr.

Bu da varh

tamamen

Allah'a tahsis

etmek

suretiyle,

mecazî varlklara ancak lâyk

EY insan
31

olduklar kadar

deer

verip,
bir

bütün mevcudiyetiyle tek gerçek varla

yönelerek, kâmil

mânâda

kulluu gerçekletirmek

gayesidir.

Sûfîlern "varoluun boyutlarm" izah ederken
bilgiler,

vermi olduklar
kefen

yapm

olduklar ibadetierin neticesinde kendilerine ihsan

edilen mevhibî bilgi (ihsan, baij) ve iç tecrübeleri neticesinde

görüp

müahede etmek

suretiyle

ulaarak bizlere sunduklar tecrübî

bilgilerdir^^

-2Hikmet dolu Kur' an hakk
" Ve'l-Kur'ânn-haldnf'
için,

*
Hikmetli Kuran 'a andolsun
ki,

(Rlmalb Hamdi Ya^r)
için

Hikmet dolu Kur'an hakk

(Diyanet)

Hakim: Hikmetli, hikmet söyleyen, hikmet
ve

sahibi yahut

çok hakim

muhkem

(salam) mânâlarna gelir^"

AUah, anlamay öretendir. Cenâb- Peygamber,

hüküm

ve hikmeti

öretendir. Peygamberimiz ayrca idrak yollarn bildiinden halk

irâdyla (dou yola klavuî^uk
hirnurile Kur'ân'n
hakikattir.

etme),

ttla kesbetmeye (kendine mahsus
eder.'^^

mânâsn
hayal,

örenmeye) sevk

Hikmetten maksat
olur.^'*

Vehim ve

hikmet ve hakikatin önüne perde

"Tasavvuf, ilmî ve Akademik Jira^hrma Dergisi, 2003, sy. Elmali M. Hamdi Yazr, Hak Dini Kuran Dili, stanbul: Feza
Isa ÇeUk,

10.

Gazetecilik,

1992,

c. 6, s.

399.
Prof. Dr. H.

Ahmed
Ken'an

er-Rifâî, Marifet Yolu,

Kâmil Ylmaz
s.

(haz.),

stanbul:

ErkamYaynclk,

1995,

s.

167.

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

623.

32

Kuf'ân Allah'n zaünn

tecellîsi

olduu

için,

Zat'n ümi hikmettir.

Vehim ve
gönül gözü

hayal gözle görülenler üzerine tefekkürdür.
ile

Hikmet

ehadet edilen eyin getirdii hakikî îmândr.
tefekkür, bütün hal ve hareketierde

Güzel

bir

anlay ve salkl

bilinçli olarak, ihlasla Allah'a

yönelmek hikmetin

domasna

vesile

oW^
Hikmet,
ile

eyann

hakikatlerini
Sûfîler,

bilmek ve bu hakikatlerin gerekleri

amel etmektir.

"Size,
sizi

aranzdan

bir resul gönderdik.
(temi':^

Âyetierimizi size okur ve

tezkiye eder

hale getirir), size

kitab

ve

hikmeti
ile

öretir."

(Bakara,

151)

âyetine

dayanarak,

"hikmet"

"kitap" arasnda bir mukayese
ile

yapmlardr. Onlar,
ait

burada kitap

kasdolunan eyin, dinî eriat ve hükümlerine

öretileri ya da genellikle "zahir ilim" diye isimlendirdikleri ey;

"hikmet"

ile

kasdolunann

ise,

Hz. Peygamber'in sahip olduu ve
ettikleri

kendisinden sonra da varislerinin tevarüs
kalma) "batnî öretiler"

(kendisine miras

olduunu

ileri

sürerler.

Buna da
sûfî

"ilm-i

bâün" ismini vermilerdir. Onlara göre
bilgisi

ilm-i

bâtn,

yolun

ve
bir

sûfîlere

açlan

eyann

hakikatleri

ve gaybn anlamlarndan

baka

ey

deildir.

bnü'l-Arabî'ye göre hikmet, bütün peygamberlerin ve velilerin
"Hakîkat-i

Muhammediye"den

tevarüs

ettikleri

(kendisine

miras

kalma) bâtinî miras, ya da Hz. Peygamber'in "mikât"inden

alm
onun

olduklar ilimdir.

aret etmi olduumuz

hikmetin

özelliklerinden

birisi,

akllara deil, kalplere inmesidir. Sûfîlere göre kalp,

kef

ve ilham

mahalli, marifet (varlklarn hakikatini ve ilâhî srlan bilme) arac,
;//'

gaybn
36

olann)

anlamlarmn üzerine

yansm olduu bir aynadr.

Semâdan

yere inen hikmet, kalbinde

u dört haslet bulunan kiilerde

yerlemez.

35

36

Rifâî, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealu Neriyaü, 2000, s. 21. Ebu'1-Alâ Afifi, Fusüsu'l-Hikem Okumalar çin Anahtar, çev. EkremDemirli,

Ken'an

stanbul:

z Yaynclk,

s.

69-71.

EY insan
33

1.

Dünyaya meyledip, yarn endiesi tayanlar.
Devlet adamlarn sevip onlara

2. 3. 4.

yaknlama

arzusu içinde olanlar,

Dünya

ehlini

beenip

onlara gbta edenler,

hvana
sahibi

(candan dostlara) hased edenler.

Akl
ki

adamn
(sö^de),

kalbindeki sekiz bahçeden sekizincisi hikmettir
fiilde,

kavilde

talepte

dürüst

olmaktr.

Yani Allah'

söylemek, Allah için ilemek,

murad

Allah'tan gayr olmamaktr^^

Âlem-i ekber

(en

büyük

âlem), yani

koskoca âlemden murad akldr.

O

da,

sendedir.
zahir

Sende dürülü olan âlemden küçük gördüün
Senin
cismin

cismin

olmaktadr.

büyük

bir

âlemi ihata

edebilmek

erefine

lâyk bulunmasayd,
sen

ona mahal ve mevki
bir

olmazd.

Öyleyse

artk

böyle

büyük

âlemi;

heykel-i

cismâniyeti ihata edebilecek yüksek bir

himmet

sahibi

olmaya çal

çünkü sende dürülü olan bu âlem-i ekber, ualar her makama
yükselebileceki Bârikalar her bir hazarata varabilecek kabiliyettedir.

Allah Teala'nn bütün muamelat, âlem-i ekber olan akl

iledir.

Verdiini ona göre, men' ve kat'ettiini ona göre,

firkat, vuslat,

cem, vaz' ve ref ne varsa hep ona göre tatbik eder. Kâinatn

medârNitekim

icras

da
saylan

akl
ve

iledir.

Hazret-i
ilki

Adem'in
olan

büyük
akldr.

maddelerinden

yaratlanlarn
(s.a.s.)

hep

Cenab-

Peygamber
ilk

bu

gerçei

öyle

haber

vermektedir: "Allah'n

yaratt ey

akldr."^^
ile

Hikmet, sözde,

fiilde,

talebde isabet

etmek demektir Bu ne

olur
için

dersen, Hak'la söylemek, Hak'la

görmek her ne yaparsan Hak
olmamakla
olur.'*'^

yapmak ve Hak'tan baka

bir istei

Hikmet, kulun Hak'la söylemesi,
(talebi)

Hak olmasdr,
(sö^^ söyleyij)

sözlerinin

kelâm

ve iledii,

Hak için ilemesi ve matlubu Hak kelâm, yani Hakk'n sevdii Hakk'n sevdii ameller ve talebi de

Ahmed

er-Rifâî, Sohbet Meclisleri, çev. Dr. Ali Can Tatl, stanbul: Erkam Yayn, 1996, s. 89. Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000, s. 451.

Ahmed
Ken'an

Er-Rifâî, El-Burhânü'l-Müeyjed, stanbul:
Rifâî, Sohbetler,

Erkam Yaynlar,
s.

1995,

s.

93.

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

449

34

ne dünya ne âhiret olup, matlubu ancak Cenâb- Hakk olmasdr.

Ne

söylerse,

ne ilerse, ne

isterse

onun altnda

gizH olarak

Hakk'n
Allah

rzâsn gözetmek
cemâlini
taleb

suretiyle

ilemesi,

söylemesi ve

ancak onun

eylemesi

demektir.

te

hikmetin

ba

korkusudur,

demek budur

Bu dünya

ibrede nazar edenler için hikmet ve
evidir'*'^

mânâsn

idrâk

edenler için selâmet
• • •

Her hadisenin Her eyde
Tesadüf,
bir

dili,

insana bir hikmet
gizli

söyler"^^

hikmet

olduunu

bilmek, arif kii kârdr."^
ki,

hayatn

gizli

hikmetieridir

fiillerimizin

ve

hareketierimizin ceza veya mükâfat,
• •

bu hikmetierde

sakldr"^^

Din

ise,

hikmet, insaniyet ve

ahlâktr'*''

Göz deitirmekten
gözüdür
zarfnda
ki,

maksat,

sâükin

dervd

olmazdan

evvelki

müride

intisap ettikten sonra erbain denilen

krk gün
evvelki

sâlikin riyâzâta girmesi

ve bundan sonra kalbine ihsan
ile

olunan hikmet nûriyle gözünün görmesidir.Elbet bu göz

gözün arasnda büyük

fark vardr.

te bu göze, basiret gözü derler.
Bir kimse

Resûlullah Efendimiz buyururlar

ki:

krk gün

ihlâs eylese,

o kimsenin dilinden hikmet

eserleri

zuhur eder.

te

Hsânndan
ibret

hikmet cereyan eden bu kimsenin übhesiz gözünden de

nuru

zuhur

eder.'*'^

"Rzk

iki

türlüdür; Maddî, mânevi.

Maddî rzk,
ve

servet ve her türlü

varhklar,

mânevi rzk

ise, ilim, irfan

hikmettir.'*^

Ehlullâha, ihvana itibarla da

vehmin

gider,

hikmetin

artar"*^

41

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

453.

42
43

Ken'an
Ken'an
Ken'an

Rifâî, Sohbetler,
Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.
s.

435. 407.
525.

44
45 46
47

s. s. s.
s. s. s.

Ken'an
Ken'an
Ken'an

Rifâî, Sohbetler,
Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,
stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

479. 486.
545.

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,
Rifâî, Sohbetler,

48

Ken'an Ken'an

591-592.
646.

49

EY insan
35

lim

sahibi

ile

hikmet sahibi arasnda fark konuulurken:

-"Mûsâ, koca bir peygamber iken

Hzr

(a.s.)^

muhtaç

oldu. Fakat
fakat âlim

Hzr

ona muhtaç deildi. Hakim, âlime muhtaç deildir;

hakime muhtaçtr. Hzr, Musa'ya aklmn ermedii nice hikmetier
söyledi

Resulullah Efendimiz: "Ehli olmayana hikmeti ve ilmi vermeyin.

Eer

verirseniz hikmete

zulmetmi olursunuz. Ehlinden dahî men
ehline,

ederseniz,

o

hikmetin

layna zulmetmi

olursunuz"

buyuruyor
Resulullah

Efendimiz:

"Hikmet,

mü'minin kaybdr" buyurur:

Onun

için,

ezelde Allah'n cemâline

mazhar

olmu

olanlar

hikmet

sahibi olurlar ve

bu kimseler dünyaya

geldikleri

zaman dünyamn

icaplaryla
ile

kararak o hikmeti unutur

gibi olurlarsa da, bir

mürid

karlanca onu
da,

hatrlayarak uyanrlar. Hangi mezheb, hangi

dinden olurlarsa olsun, hikmete mazhar olan onu bulur. Fakat

bulmayan

sarkl hoca veya eyh, ne olursa olsun bulamaz
hikmeti senin ruhuna, iz'âmna (anlayna)

Ey karde! Allah'n
Kâmil insanlarn

akp

durmaktadr. Ancak sana akan bu hikmet Tanr abdallarnn yani

varl

nurundan, onlarn yataklarndan akar

nsan

Elest

âleminden buraya gelmekle o hikmet Yûsuf unu

kaybetti ve dünyaya

onu aramaya

geldi.

Sen de ezelde kaybettiin

Yûsuf u,

gayret eder bulursan Ken'an'a (manevî âleme) erersin

Olsa istîdâd- arif kabil-i idrak-i vahy

Emr-i Hak

îsâline her

^rredir bir Cebrail

5'*

^^

Ken'an Ken'an Ken'an Ken'an Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler, istanbul:
Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

Kubbealt Neriyat, 2000,

s. s. s.

460.

stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000,
stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

473. 412.
s.

Rifâî,

erhli Mesnevt-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000,

477.

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000,

s. s.

643.
31.

Rifâî, Sohbetler,

36

Cillî'ye

göre sfatlarn anas olan Kur' an:
(ö-:(ü),

"Ümmü'l-Kitab'n künhü
bir

ilâhî zatta

sfatlarn meydana geldii

noktadr.
gibidir.

O, hokkadaki mürekkep

Harfler o mürekkepten tertibat

hükmüyle

(tertip

srasna göre) meydana çkar.

Noktasz

harfler,

zat

ile

kadîme

taalluk

edenlerdir

(e^^elî

olanla

balant kuranlardr).

Noktah olan

harfler hadislerden ibarettir. Hadisler de

o noktalar

üzerine arz (hâsl) olur. Harfler ne
olur.

zaman terekküp eder

(meydana

gelir) ise,

kelimeler hâsl

te o kelimeler mahlûkatn
(içerii),

(yaradlm^lann)

ayndr"

Ümmü'l-Kitab; zâtn

özünün mahiyetinden
mahalli ve

ibarettir.

Zatn künhünün

mahiyeti

eyann
gibi.

Varhk o

mahiyette

fiilen

varln meydana geldii yerdir. mevcuttur. Hurma aacnn hurma

çekirdeinde oluu

Kitab; kendisinde yokluk

düünülmeyen mutiak varhk

demektir.

Kitab: Sûrelerden, âyetlerden, kelimelerden ve harflerden
gelir.

meydana

Sûreler,

kemâle

ait tecellilerden

ibaret olan zâti sûreder demektir.
belli

Her

sûrede, o sûreyi

dier sûrelerden ayracak ve
ait

edecek hususî

mânâlarn bulunmas arttr. Kemâle
ffiil

her

ilâhî suret için zati
ile

e'n

ve tasarruf)

lâzmdr ve o

suret de o zati e'ni

bakalarndan

ayrür
Ayetler,

cem'in hakikatlerinden

ibarettir.

Her

âyet de hususî

mânâs

itibar ile ilâhî
âyetierin

cem'e delâlet

(delillik)

eder.

O ilâhî cem de,
bulunmasn

okunan o

mânâsndan anlahr.
ise, bir

Her cem

Cemâl ismi

ile

Celâl isminin

gerektirir.

O

cem'deki

ilâhî tecellî,

o isim

cihetiyle (yani naf^r- itibara alnarak)

meydana

gelir.

EY insan
37

Âyet

çeitli kelimelerden
ait ilâhî

meydana gelmi
ile

tek ibaredir. Cem'i

ise,

Hakk'a
(ilâhî)

vâhid ayn

çeitli

eyay müahededir.

kelimeler,

aynî mahluklarn hakikatlerinden ibarettir. Yani,

müahede
Harflere

âleminde meydana çkan mahlûkat demektir.
gelince;

bunlar,

noktal ve

noktasz olmak üzere

iki

ksmdr:
Noktab
harfler, ilâhî ilimdeki

"A'yân- sâbite"'den

ibarettir.

Noktasz
ettii

harfler, iki nevidir: Birinci nev'ine

baka

harfler taallûk

(ilijik)

halde kendileri

baka

harflere taalluk etmezler.

Yani, kendilerine üst taraftan harfler bitiir, fakat, kendileri
harflere bitimezler.

baka

Bunlar da
1.

be

tanedir:

EHf,

2.

Dal,

3.

Ra,

4.

Vav,

5.

Lâm-Elifdir. Bunlar, kemâl

icablarna iarettir.

Kemâl
1.

icablar da
2.

be
3.

tanedir:

Zat,

Hayat,
zat

lim,

4.

Kudret,

5.

rade'dir.

Bu be taneden
gibi,

dördünün

olmadan varlna imkân

olmad

bu dört

olmadan da zatn kemâline imkân ve ihtimal yoktur.
ikinci

nevi harfler

ise,

bunlara

baka

harfler

taallûk
iki

ettii gibi
taraftan

kendileri de
bitiebilir.

baka

harflere

taallûk ederler.

Yani

da

Bunlar da dokuz tanedir:
Sad, 4. Ti,
ile

1.

Ha,

2. Sin, 3.

5.

Ayn,

6.

Kaf,

7.

Lâm,

Bu dokuz
Kâmil
olan

tane

olan iaret de Insan- Kâmil'edir.

ilâhî

be

hazreti ihtiva ettii gibi

(dört unsur) ile

olanlardan
ilâhî

varha ait meydana gelenleri de

Mim, 9. He'dir. Çünkü nsandört eyden ibaret
8.

ihtiva eder.

Yani; Kâmil vasfnda,

olan

be

vasf

ile,

halka

ait

dört vasfn

beynini birletirmitir. Insan- Kâmil harflerinin noktasz olmasndaki
sebeb:
ilâhî

Cenâb- Hakkk'n O'nu kendi
ait

suretinde yaratmasdr. Fakat,

mutlak hakikatler, insana

mukayyet (kaytl) hakikatlerden

'

38

ayrlmtr. Çünkü insan, kendini var eden bir mucide istinat etmitir (dayanmtr). O mucid de her ne kadar kendisi ise de insann hükmü, bakasna istinad etmektedir. te bundan dolay, noktasz (insana
ait)

harfler de

hem baka

harflere müteallik,

hem

de

baka

harfler

o

(insana ait) harflere mütealliktir.

Bütün

harfler eliften, elif de

noktadan ne'et etmitir.
kendisiyle

Vâcibü'l-Vücûd'un (Zât kendi
olmayan),
7.-âXi

var olan,

bankasna muhtaç

ile

kâim ve bütün varlklarn ona muhtaç olduu halde
ilâhî kitapta

onun varbkta bakasna muhtaç olmamasndan dolay, bu mânâya iaret
Çünkü, halen
harflerine
için

konulan harfler noktasz harflerden olmutur.
ekilde; "Elif, Dal, Ra, Vav, Lâm-Elif

yazld

dier

harfler taalluka

muhtaç olduu halde bu

harfler

dier harflere taalluk ve bitime ihtiyacnda deillerdir.
Harfler,

kelimeler

deildir.

Çünkü

"A'yân-

Sabite"

"Kün"

kelimesinin ihatas alüna girmemitir.

"A'yân- Sabite", ancak ayni icad zamannda YJn kelimesinin ihatas (kapsam) alüna girer. Fakat onun yüce ahikasnda (doruunda) ve
ilmi

taayyününde (meydana

gelmesinde) tekvin

(yaradl) ismi "A'yân-

Sabite" üzerine dahil olmaz.

Bu

mânâya göre a'yân- sabite Hak'tr,

halk deildir.

Çünkü,

halk, YJin kelimesinin alüna giren

eyden

ibarettir.

A'yân-

sabite ise, ilâhî ilimde

bu vasf

ile

hadis (sonradan meydana gelen)

deildir. Bilakis, iltihak (katlmak) hükmüyle, hâdise dahil edilmitir.

Bunun

sebebi

ise:

A'yân-

sâbite'nin

kendi

zatiarnda,

hadis

varlklarn kadime olan ihtiyacdr. Harfler denen a'yân- mevcude
(var olan aynlar), ilmî

âlemde

ilâhi

âleme;

ilâhi

âlemde de Hakk'a

dahildir.

Bu

itibarla

a'yân- sabite kadimdir.

Cillî'ye

göre tevhîd olan Kur' an:
(le^^eti) ile,

Kur'ân' halâveti
(inceliiyle)
ile

srf senadan (övme) ibaret olan
hilyesidir
(süsüdür).

letafeti

okumak, Kur'ân'n
Kur'ân
için

Ancak, zât

bakmndan

ne

külliyet

(bütünlük), ne de ba'zyyet

EY insan
39

(cüîiiyjet,

parça

olu§}

vardr. Kur'ân'n zâtnd.

ait lezzeti, (manevî)

zevk

yönündendir; maddî bir ey'i tatmak mânâsma deildir.
anlayabilmek Kur'ân'dr.

O

lezzeti

te

bütün

tilâvet

o

lezzettir.

Kur'ân,

bütün sfadarm kendisinde yok olduu zattan
isimlenen
tecelli

ibaret olan ahadiyetle

demektir.

Cenâb- Hakkk'm, bu mânâda olan
(s.a.s.)

Kur'ân' peygamberi Hz.

Muhammed
ahadiy}^et
ait

üzerine indirmesiyle

onun varlklarda müahedesi
Ulvi

olmutur. Bu in^hn mânâs;
bütün
kemâliyle

yücelmi

"Ahadiyyet"e

hakîkatier,

Muhammed
"Ahadiyyet"e
halde,
(o

(s.a.s.J'm
ait

maddî vücûdunda

zahir

olmutur, demektir.

hakîkatierde

inme ve yükselme muhal olduu
(s.a.s.Jç:

ulvi

hakikatte)

Muhammed

nüzul

(inme)

hâsl

olmutur.
Hz.

Muhammed (s.a.s.) 'in

cesedi bütün ilâhî hakikatler

ile

tahakkuk edince, cesedi

ile

Vâhid isminin tecellîgâh
içi

olmutur Peygamber efendimizin
vahdaniyetti. Hakikati bir
dendi, içi Allah
'in

ahadiyet
için

d

ise

vücûda girdii
'

adna

nüzul

'istedim ki bilineyim

dedii veya
'

yalnz

'ben

vardm, benimle hiçbir ey yoktu dedii

yaratl-

D

evvel, Hakîkat-i

Muhammediye 'dir, yani zattr.

ise isim ve

sfatlarn nar gibi tekte toplanmas yani
tecellî

vahdaniyettir.

Bu

onun yaratlmlardaki isim ve
biri

sfatlara hürmetini

salar çünkü onlarn her
birlik

kendinde

vardr.

Ama kendindeki bütünlük ve
hem vücûdu
ile

ben seni en

güzel ahlâk üzere yarattm, sözünün izhardr.
YT..

Muhammed
hem
ile

(s.a.s.),

ile

ilâhî

hakîkatierin tecellî
(cilâs)

mahalli,

de hüviyeti

ahadiyetin mücellâs

olmutur.
ki,

Ayrca, zât
Hz.

de üâhî zâtn aymdr.
(s.a.s.):

te

bu nükteden dolaydr
Hz.

Muhammed
indirildi"

"Kur'ân, benim üzerime tek cümle olarak

(birden)

buyurmutur.

Bu

hadis

ile

Peygamber,
külli,

kendisinin yukarda geçen hakikate mazhariyetinin cismânî,
zâti

mazhariyet

olduunu

bildirmektedir.

Kur'ân- Kerîm

tâbiri ile
ilâhî

de bu tek cümleye mazhariyetine iaret edilmitir.

Bu

ihsan ise
hiçbir

tam

bir

kerem ve

lutuftur.

Zira,

Cenâb- Hakk,
zâti

ey'i

kendisinde ahkoymayarak bütün kerâmetierini

üâhî

keremi

40

olarak

Hz.

Muhammed

(s.a.s.)

üzerine

tarmtr.
demek

Fakat, Kur'ânise de,

Hakîm
üâhi

yine ilâhî hakikatlerin nüzulü (inme)

bunda,
ilâhî

hikmetin icabna göre kulun, zatnda derece derece
ile

hakîkatier

mazhariyete (aaa

çkm)

yükselmesi arttr. Zîrâ, zatta
(gereklilik)

hakikate mazhar olmak hususunda üâhi hikmetin iktizas
böyledir.

Baka ekilde o feyze (Allah'n sayesinde insann kalbinde mânânn aça çkmas) varmaya imkân yoktur. Çünkü, bir insamn yaradlmn
Yani hakikate ermenin yava yava olmas
gerekir.

balangcndaki cesedinde üâhî hakikaderin hepsinin
meydana gelmesi mümkün
deildir.
tecelli

bir

defada

Ancak
bir

u var

ki;

ftratnda (yaradl) ulûhiyyet

ve esas üzerine

yaraülan kimse, hakikaderin ilâhi tertip ve nizam icabna göre tedricî

ekilde kefolunmas suretiyle yükselmeye balar.
"B/^ Kur'ân'

Bu

hakikate

Cenâb- Hakk, Kur'ân- Kerîm'de:
(Isra,

ksmlara ayrdk"

106) âyeti

ile

iaret buyurmutur.
kat'i)yen

Bu

derece derece ilerleme ve
böylece
kul

yükselme
(gelime);

hükmü

kesilmez

ve

terakkide

Cenâb- Hakk'da
bir kerede ihata

tecellide

devam

eder. Zîrâ, sonsuz olan

bir

e}i

etmek

mümkün

olmayan

bir eydir. Zira

bilindii gibi,

Cenâb- Hakk; kendisinde sonsuzdur.
indirildi" hadis-i erifinin

"Kur'ân bana tek cümle olarak

mânâ ve

faydasmn ne olduu sorulacak
veririz:

olursa;

buna

iki

ekilde cevap

Birinci

cevap ekli,
bir kula

hüküm bakmndandr.
tecellî

Zira

Cenâb- Hakk,
kudretinden

kâmil

zat üe
ulvî

edenin sonsuz bir zat olduuna ve
(büyüklük,
ululuk)

onun,

asbndaki

azamet

ayrlmadan indiine hükmeder.
ikinci

cevap ekli, beerî bakyyelerin ve
ihata

tamamen yok olmasm
eserleri

yaradlna ait ekillerin bakmndandr. Zira ilâhî hakîkatier
ait

üe cesedin bütün uzuvlarnda zahir olunca yaradba
(t^orunlu)

ekiUerin yok olmas zarurî

hale gelir.

Bu duruma göre, baldr. Bu ekle

hadisteki

"Tek cümle" kayd "Bana" kaydna
eklin mânâs, üâhî hakîkatierin

göre,

ikinci

EY insan
41

meydana gelmesi
demektir.

ile

yaradla

ait

bütün noksanlarn yok olmas
edici

Bunu

te'yid

(onaylajc)

olarak bir
indirildi.

baka

hadis-i

nebevide:

'%ur'ân bir defada dünya semâsna

Sonra Cenâh-

Hakk

onu parça parça âyet halinde hana indirdi" buyurulmutur. ite,

bu

ikinci hadis-i erif, birinci hadis-i erifin

mânâs

saybr.
inzali

Bu
ait

izaha göre Kur'ân'n bir defada dünya

semasna

(ini^i),

zata

hakikate mazhariyyet iaretidir. Parça parça âyetlerin inmesi de,
tedrici olarak (derece derece)

kulun zatta

yükselmesi

ile

beraber isim ve

sfadarn

eserlerinin

zuhuruna

iarettir.

"üphesi^ Kûbbin kemâliyle yaratandr
kerîmesindeki

ve iyi bilendir." (Hicr, 86) âyet-i

Kur'ân'dan maksat,

zâti

azamet ve nüzul itibar
Yani; mertebeler, sfaüar,

olmadan zatn bütünlüünden
mutlak

ibarettir.

en'ler ve itibarlarn ihtiva eden mutiak hüviyetten ibaret olarak
zâti ahadiyyettir.

Zikredilen mutlak ahadiyyet de, kemâllerin bütünü
zat
ile

ile

birlikte

srf

tâbir edilmitir.

te

bundan dolaydr
87)
tâbirine
biî^

ki,

Kur'ân bu azamet sebebiyle "el-Aî^m"

(Hicr,

yakn

olmu

(onunla

beraber

^kredilmi^tir)
ve yüce
ait

"A.ndolsun ki,

sana tekrarlanan yedi âyeti (Fâtiha'y)

Kur an '
vücutta

verdik" (Hicr, 87). Ayetteki "Seb'-i

Mesânl"

ise,

cesede

"Zâti yedi sfatn" gerçeklemesi
ibarettir demektir.

ile

kulda meydana gelen feyzden

"Rabmân

Kur'ân'
kula

öretti"

(Rahman,

1-2)

âyet-i

kerîmesi

de;

bulduu Rahmânî lezzete iarettir. O lezzeti de zat bilmek kazandrr; ve o zaman kul sfatiarn hakikatieri ile tahakkuk etmi (onlarn hakikatlerine ma^har
tecellîsi

Rahmân'n

sebebiyle kulun kendinde

olmuj) olur.

Ayrca o zaman
sfatiardan

kula;

Kur'ân' ancak Rahman öretir.

Bütün isim ve

ibaret

bulunan

olmadan

zata

ulamann imkân

yoktur. Zira,

Rahmân'n tecellîsi Cenâb- Hakk ancak

isim ve sfatiar yoluyla bilinebilir.

42
Cillî'ye

göre fark anlatan Kur'ân için unlar söylenebilir:

'''Allah'n ^att Kur'ân, sfatlan Furkan'dr.

Cem 'in fark tahkiktir. Farkn cem'i ise vicdandr.
atlardaki Sf
(bütün)dir. tefrika

(ayrlma)

ve

ihtilaf

(aykrlk,

uymay^)

iki

cem'

Tevhidin ahadiy etinde de ^atn
Zira,

hükmü Furkan 'dr.
bir "e'n"dir... (fiildir)"

vasf

ilâhî ':^ttan

ayrlmayan

Furkan, muhtelif nev'ilenmeyle
hakikatinden
isim
ibarettir.

(çeitlenme) birlikte isim

ve sfatlarn

Yani, o nev'ilenmeler dolaysyla her sfat ve

dier sfat ve isimlerden ayrldndan, Hakk'n kendinde; "Esmâ-i Hüsnâ" ve "Ulvî Sfadar" yönünden farkn meydana

gelmesi demektir. Çünkü, "Rahim" ismi

"edid"

(jiddet)

isminden

bakadr, "Mün'im"
isminden

(nimet veren) ismi
gibi.

"Müntakim"

(intikam alan)

baka olduu

"Rzâ" sfat da "gazab" sfatindan
geçti" hadis-i kudsîsinde

bakadr. "Rahmetim gazabm

buna iaret

vardr. Geçen, geçilenden daha üstündür.

Mertebeye
mertebesi,

ait

olan isimlerde de böyledir. Meselâ; "Rahmâniyyet"

"Rubûbi^yet"

mertebesinden

daha

üstündür.

"Ulûhi^yet" mertebesi de dierlerinin hepsinden daha ulvîdir

te, bu ekilde

isimlerin

bazlar bazlarndan ayrlk göstererek

aralarnda fark meydana gelmitir.
"A'lâ" (yüksek) olan ilâhî isim, mertebesi kendinden sonraki isimden

daha

faziletlidir.

Bu duruma
ismi,
faziletlidir.

göre; "Allah" ismi

"Rahman" isminden; "Rahman"

"Rab" isminden; "Rab" ismi de "Melik" isminden daha

Dier

isim ve sfadar da böyledir.
keyfiyeti),

sim

ve sfadardaki
sabittir

efdaliyyet (daha üstün olma

onlarn ayannda

Yoksa,

onlara
itibar

eyde noksan, mahut mefduliyyet vardr, demek deildir.
ait

hiç bir

(daha a^ üstünlük)

Bu

husus, efdaliyyette, isim ve sfatiarn

a'yâmnn gerektirdii dier
incelik sebebiyledir ki,

isim ve sfatlar

üzerine hâkim durumdadr. Bu

EY insan
43
hadis-i erifte: "Affnla ce^ndan, nf(anla gazabndan sana
senden

snrm.

Yine,

sana

snrm
fiili,

(Allabm)

sana

hakkyla
gibi,

senay

yapamam"

buyurulmutur. Bu hadisten
mevcuttur Af
Resulullah cezadan afva

anlald

zatn kendisinde fark

ceza fiilinden daha üstündür.

snmtr.

Yine,

Bundan dolay gazabndan da rzaya
zâtndan
zâtna
zahir

snmtr. snmtr.
olduu

Yine

hadiste

Resulullah;

Allah'n

Bu

durumda; fiillerde, sfatlarda "fark"n

varl

(ortaya

çkt)

gibi

Hakk'n zatnn

vâhidiyyetinde de fark

meydana gelmitir. Her ne kadar zatn vâhidiyyetinde fark olmamas muhal (mümkün olmayan) ve vâcib (yaplmas gerekli) gibi zdd birletirmesi onun uûnunun (tasarruf ve fiilinin) iki garâbetindendir (gariplik, tuhaflk) 7Ât2i, aklda her muhal (gerçekletmesi
gerekirse de,
olanaksiî^

olann

ibare (cümle) ve nakilde

cevaz

(if^n)

mevcuttur.

Sen, Allah'ta

muhal olan ve

tâbirde

(ifade)

caiz (i^n)

olmayan her

eyi

zatta

varl

itibariyle gerekli

hükümlerden olarak müahede

edersin

(gö^le görme).

Bu

incelikten
iki

dolaydr

ki,

mâm

Ebû

Said el-Harrâz

(ks)\

"Ben,

Allah'

zddn arasn cem
ki,

etmesiyle bildim" demitir.
(dij),

Zannetme
halk

Allah yalnz zahiri

bâtn

(iç),

evveli

(ilk),

âhiri

(son) ihtiva edicidir. Bilâkis

Allah, bunlar ihtiva ettii gibi

Hakk

da,

da, tefaddulu (üstünlüü) de,

tefaddulsuzluu de, muhali de,

vacibi de,

yoku

da,

var da mahdudu (snrl) da ve daha bunlardan
ise

baka ne
edicidir.

kadar noksan ztiar mevcut

sonsuza kadar hepsini
zat-i

ihtiva (kapsar) eder.

Cenâb- Hakk bunlar
ibarettir^^

e'ni

(i^)

ile

cem

Hüviyyeti de bundan

Hz. Mevlânâ'ya göre Kur'ân'n en
kendisi ve

iyi tefsiri

(yorum) yine

Kur'ân'n

ona

âk olan gerçek Müslümanlar'dr^''
sen yine Kur'ân'dan sor veya O'na

Kur'ân'n
sual
et.

mânâsn

âk olandan

^'^

Abdü'l-kerîm

b.

brahim

el-Cîli,
s.

nsan-

Kâmil, çev. Seyyid Hüseyin Fevzî

Paa,

stanbul: Kitsan Yaynlan,
^^

345-362.

Hüseyin GüUüce, Kur'ân
1999,
s.

Tefsiri

Açsndan

Mesnevi, stanbul:

Ötüken Neriyat,

111.

44

K

O, Kur'ân'a candan kurban olmu, ruhu Kur'ân'n kendisi

olmutur.

Gülde

ya tamamen mahvolsa, ister onu gül, ister ya diye kokla.
arpayla beslenen kurban olur,

Saman ve
Kur'ân

Hak

nuruyla beslenen

olur^^

Kur'ân' çok
tefsir

tefsir

etmilerdir.

Ancak

az kimse Kur'ân'n gayesini

edebilmitir.

"îmân

edenler"i herkes kendi

îmân

ile

tefsir
(gaye)

etmitir. Halbuki
gizlidir.

Cenâb- Mustafa'mn îmân ve onun garaz
(ij)

"yi amel

edenleri" herkes kendi ameliyle tefsir etmitir.
tefsir hani?^^

Peygamber'in amelini

Muhammed'in
Kur'ân'
ve yazlacak

kalbi, kâtiplerin, tahtaya

yazdklar

gibi

Allah'n içine

yazd bir kitaptr.
levhaya
kalbine

Görülen eylere göre yaz yazmak ilme
ise

baldr. Kur'ân

Cebrâü vastasyla

Muhammed'in
Yazdan

yazldndan

Cebrail kalem hükmündedir.

ey

ise

kadimdir; çünkü kelâm- ezelidir. Yazan (Cebrail) ve
ikisi

yazlan (Muhammed) aleyhisselam'n

de kalem ve levha gibi

mahluktur (yaratlm). Bunlar mahluk olmakla beraber yazlan Kur'ân
kadimdir
(bajlangm
olmayan),

ey

çünkü

kelâm-

ezelîdir

(balangc olmayan

söf^^^

Bu hafz Kur'ân' doru okuyor. Evet! Kur'ân'n sûredni (harflerim) doru okuyor. Fakat mânâsndan haberi yok. Esasen onun gerçek mânâs kendisine anlatlm olsa, kabul etmez ve yine körü körüne okur. Bunun benzeri: Meselâ bir adamn elinde kunduz olsa, ona
elindekinden
istemezse,

daha

iyi

bir

kunduz

getirdikleri Biri
ile içi

zaman
bunun
eline

almak

kunduzu

tanmad
da

anlalr.

kunduz

olduunu ona söylemi, o
Meselâ,
cevizlerle

bunu

taklid

almtr.

oynayan çocuklara ceviz

veya ceviz

ya

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),
59

Mesnevi, çev.

Veled zbudak, Abdülbaki Gölpnarl

stanbul: Milli

Hüseyin Güllüce,
1999,
s.

Eitim Basmevi, 1991, c. 5, be>it. 3128-3130. Kur'ân Tefsiri Apsndan Mesnei'i, stanbul: Ötüken Neriyat,
Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz
(haz.),

112.
Marifet Yolu,

Ahmed' er-Rifâî, Erkam Yaynclk,

stanbul:

1995,

s.

169.

EY insan
45

verdiiniz

zaman

almazlar.

Çünkü

onlara

göre

ceviz,

elinize

aldnz
bilerek

zaman

hr hr ses çkarr, halbuki bunlarn ne
ki:

sesi,

ne de

hrts vardr Tanr'nn hazineleri ve ilimleri çoktur.
etmiyor? Kur'ân okuyan birine anlattm
sözleri için deniz

Hafz Kur'ân'
niçin kabul
ki:

okuyorsa Tanr'mn dier kitabn Kur'ân'n
Kur'ân, de

"Tanrmn

mürekkep

olsa, bir misli

de ona ilâve
elli

edilse, sözler

bitmeden denizler tükenirdi" buyuruyor. Kur'ân
para) mürekkeple yazlabilir.

dirhem (gümüj

Bu Tanr'mn
bundan
parçasna

ilminden bir iaret, bir

parçadr ve onun bütün
(gü^el

bilgisi

ibaret deildir. Bir attar
ilâç sarsa, sen:

kokular

vs.

satan) bir

kât

"Bütün

dükkân bunun
Isâ ve

içinde" der misin?

Bu

aptallk olur. Nihayet Mûsâ,

daha bakalar zamamnda da Kur'ân vard; Hak kelâm

mevcuttu. Fakat Arapça deildi.

te

bunu anlatyordum. Baktm o

hafza
ki:

tesir

etmiyor, ben de

yakasm braktm. Rivayet etmilerdir
bir sûre

Peygamber zamamnda ashâbdan her kim, yarm veya
bir

örense, ona büyük adam derler ve
diye parmakla gösterirlerdi.
(iyice

yahut

yarm

sûreyi biliyor,

Çünkü
veya

onlar Kur'ân' adeta yerlerdi

hazmederlerdi).
itir.

Bir

hakîkaten güç bir
atarlarsa,

Fakat

yarm batman ekmek yemek azlarna abp, çineyip çineyip
merkep
yükü
ki

bu

ekilde

yüzbin

ekmek

yenebilir.

Peygamber: "Ne kadar Kur'ân okuyan vardr
eder"

Kur'ân ona lanet

buyurmam mdr? te
iyidir^^

bu,

Kur'ân'

okuduu

halde,

mânâsm
da yine

bilmeyen kimse hakknda söylenmitir. Fakat böyle olmas

Hz. Mevlânâ misâl, mecaz ve hakikatin arasm ayrp, misâlden
neyin anlatlmak istenildiini

anlamamz

ister*""

Kur'ân büyük peygamberlerin
halleriyle

hallerini

bildirir.

Kiiye onlarn
ilâhî

hallenmenin yollarn gösterir. Peygamberler

hakikat

denizinin

srlarm

bilenlerdir.

Peygamberlerin en

büyüünün

getirdii

'''

''-

Mevlânâ Celâleddin Rûmi, Fîhi Mâ Fîh, çev. Meliha Ülker Anbarcolu, stanbul: MilH Eitim Basmevi, 1985 s. 128-129. Hüseyin Güllüce, Kur'ân Tefsiri Açsndan Mesnevi, stanbul: Ötüken Neriyat,
1999,'s. 101.

46

Kur'ân

ise

gök

kubbenin
^'^

ardndaki

bütün

srlar

aydnla

kavuturan
Halil
ve

kitaptr.
(a.s.)

brahim

"Ben gurûb (yldran,

ay ve günei, ale'l-umûm fâm

^âîl olan) eyleri

sevmem"

derken, Rabbu'l-âlemîn olan Allah
ister? Halilullah

Tealâ fâni olan 'duhâ vaktine' nasl kasem etmek
(a.s.),

'Lâ uhibbu'l-âfîlîn' (Qen ^âil olanlar sevmem)

demiken, Cenâb-

Hakk

kasemiyle nasl fâni bir eyi
(s.a.s.Jç.,

murâd

'^'^

eder?
^^

Muhammed

Kur'ân ruh olarak inzal buyurulmutur.

-3Sen üphesiz peygamberlerdensin. "tnneke le mine'l-mürselîn"

*
Sen
hiç §üphesi\ risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin.

(Elmalk

Hamdi Ya^r)
Sen üphesi^peygamberlerdensin. (Diyanet)

Resul: Kendine vahy olunan ve
(eritirmek,

ald

vahyi

bakasna da tebli

ulatrmak) etmekle de yükümlü bulunan kimsedir.

Risâlet: Kulla sair halk arasnda kalan yüze verilen isimdir. Allah,
siyaha kzla,

uzaa
da

ve yakna ancak

Muhammed'i Resul

olarak

yaratt ki O, sair mahlûkata da resul olarak gönderildi.

te

âlemlere

rahmet

olmas

bu

hikmete

dayanr.

Her

Resul,

eriat

peygamberidir.

Her eriat

nebisi, velayet

peygamberidir (Hak olan

kulun halkayönelmesidir)

^^
''*

Ken'an Rifâî, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyao, 2000, s. 214. Hüseyin Güllüce, Kur'ân Tefsiri Açsndan Mesnevi, stanbul: Ötüken Neriyat,
1999,
s.

95.
er-Rifâî, Marifet Yolu,

''5

Ahmed

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz
Kur'ân
Dili,

(haz.),

stanbul:

^^

ErkamYaynclk, 1995, s. 163. Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dini
1992,
c. 5, s.

stanbul: Feza Gazetecilik,

496.

EY insan
47

Velayet:

Rabb

ile

kulu arasnda has bir yüze verilen isimdir.

Velayet nübüvveti: Veli kulda, Hak'la halk aras müterek yüze
verilen isimdir.

çi Allah'a
bir

d

halka dönüktür.

eriat nübüvveti: Hiç

kimseye ihtiyac olmadan, nefsi

ile

yapt

ibadederde, bir isdklâle sahip olma yüzüne verilen
• Veli,

isimdir*"^

Allah'n kitab ve Resulullah'n sünnetiyle amel eden kemâl,

hikmet ve kerem sahibi akll kiidir. Velayetin en üstün mertebesi,
Hz.
Peygamber'in
(s.a.s.)

yaptklarm

yapmak,

söylediklerini

nakletmek ve onun
Hz.

halleriyle hallenmektir''^

Muhammed
(a.s./in

(s.a.s.ft

ilka

olunan da ilmi
ve teblii
ile

ezeli

kaynakl olup
gelmitir.
tâlimi

Cebrail

tâlimi

(öretim)

meydana

Cebrail'in tâlimi, tâlim-i ilâhî demektir.

Peygamberimizin

de

Hz.

Cibril'in tâlimi

demek olduundan aym zamanda
Cenab- Hak
ile

tâlim-i ilâhi

demektir. Meleklere
melekler,

bilâ

vâsta tâlim buyurduundan

peygamberler
ise

Allah

arasnda

vâsta

olmaktadr.
vastadr.
ilham etme)

Peygamberler

bizimle

melekler
ilka

arasnda
(telkin

Peygamberimiz Kur'ân' bizzat

eden

etme,

deü, ancak onu

telakki

(alma,

kabullenme)

mahallidir.

Cenâb-

Hakkk'n

ilka

buyurduu

kelimât- telakkiye memurdur^^

Nebiler davetçi ve öncüdürler Veliler, güzel bir tarzda onlara tâbi
olurlar

Tâbi

olamn

metbu

(kendisine

tabi

olunan)

olandan,
'

me'mümün
O,
Allah'n

(imama uyan)
keskin

imamdan

efdal

olmas imkânszdr
hakikatierini
dile

klc,

Hakk'n

getiren

tercüman, yegâne

hüküm koyucu
el-Cîlî,

olan Allah'n sevgilisidir. Öyle

Abdü'l-kerîm

b.

brahim

Insan- ¥iâmii, çev. Seyyid Hüseyin Fevzî 414.

Paa,

stanbul: Kitsan Yaynlar,

c. 2, s.

Ahmed
Ahmed

er-Rifâî, Sohbet Meclisleri, çev.

Dr. Ali

Can

Tatl, stanbul:

Erkam

Yayn, 1996,8. 64-65.
er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H.
Bilgisi,

Kamu Ylmaz
Uluda

(haz.),

stanbul:

Erkam Yaynclk,

1995,

s.

168-169.

Hucvirî, Kefu'l-mahcûb Hakikat

Süleyman

(haz.),

stanbul:

Dergah Yaynlar, 1996,

s.

357.

48

bir efendidir ki, Allah Tealâ, köleye

ve hür insana, siyah ve beyaza,
risâlet

Arap ve Acem'e,

hatta cinlere

göndermi olduu
sert

yükünü Hz.

Peygamber'e yüklemitir.
üstelik hiç bir

Bu yükü O,

ve kat bir toplum içinde,

yardmcs olmadan
etti

ve tek

bana

yüklenmitir Hz.

Peygamber, öncelikle kalplerdeki taknlklar ortadan kaldrp îmân
ve emniyeti telkin (aplamak)
prensipleri ortaya

Sonra hakikat yoluna ulatiracak
iyice

koydu ve bunlarn kalplerde

yerlemesini

salad
Resulullah

hem

nebîlik

hem

velilik rütbelerini
'ta fani

kendinde

birletirmi ve o ölçüde Allah
bir

olmu

ulular ulusu

insandr

ki elinden, dilinden,

gözünden sâdr (çkan)

olan her hal ve hareket hakikatte
hareketleri

Hakk 'in

halleri ve

saylr

Veli, kendini Hak'la

Hak ederek duyu düünü ve davrannda
kurmlan kimsedir.

Allah'la birleip her türlü ikilikten

Velî herkes tarafndan bilinmeyebilir.

Nebi

ise

halk Hak tarafna

çarp yol göstererek,
kâmil insandr^^

küfür ve isyandan geri çekmekle vazifelenmi

Nebi
Resul,

velayetini halka

açma ve onlar uyarma emri almür.
için
elçi

ümmetini Hakk'a ulatrmak
örtülü olmak)

olmutur. Kalpleri
kalan kullar,

küfür (hakikatten
tevhid ve

ve cehil

karanlnda

îmân nuruna ve Allah

sevgisi zevkine

ve ayrhklardan ve

cüz'î isimlerin

kaydndan

kurtararak,

bütün isim ve sfadarn sahibi
gösterme, uyarma)

olan

Hakk'n zâtna davet ve irada (doru jolu
ile

ve

hak

bâtl ayrmaya

elçi

khnmtr^^

^'

Ahmed
Ken'an Ken'an

er-Rifâî, Sohbet Meclisleri, çev.
s.

Dr. Ali

Can

Tatl, stanbul:

Erkam

Yayn, 1996,
^2
^3

65.

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaû, 2000, s. 48. Rifâî, Mesnevi Hatralar, Kâzm Bü)'ükaksoy (haz.), stanbul: nklâp
s.

Kitapevi, 1968,

159-160.

EY insan
49

Bütün bunlar eriat
Peygamberlik özel,
zatta
velilik

getirerek yapar.
velilik geneldir.

Peygamberliin bâtn

velayettir

Peygamberlik nitelii bulunan
yöneliktir,
velilik

de bulunur.

Peygamber halka

ise

yaratcya. Peygamberlik haber vermek,
geHr''

velilik ise

yaknlk anlamna

Peygamberimizin sfat abdiyet

(kulluk)

idi.

Rububiyet sfat abdiyete

muin (yardmc) olunca
oldu

nam

baki (daimi, kalc)^

hükmü

de ebedi
ilahi

"üphe yok
tecelli etti.

ki

Allah seni insanlardan koruyacaktr."

fermam

Birçok meliklerin, sülalelerinin ve soylarnn yok
el

olup gitüini, saltanadarmn

deitirdiini ve fakat teb'alarmn
"^^

ise

devam

ettiini

görüyorsunuz.

Rububiyet sfat onlarn meükJik
gidiyorlar.

sfatn söküp abyor ve onlarda yok olup
Abdiyet
yani

gerçek

kulluk

öyle

bir

sfattr

ki

onun hakk,

efendisinden

baka hereyden

kesilmektir Abdiyyet

küU
Kul,

(bütün)

ve

cüz'î (parça) az

ve çok her eyi terketmektir Abdiyyet, Ademiyetin

tynetinde

(yapsnda)

bulunan haddi korumaktr.
abd-i kâmil olamaz.

hürriyet
ise

mertebesine

ulamadkça

Gerçek hürriyet

mâsivamn esaretinden tamamen kurtulmaktr."^
Peygamberlik bütün âlemleri içinde toplayan büyük bir âlemdir.

Peygamberler gerçekte Allah'n yeryüzündeki

halîfeleri

olup yüce

himmet

(gayret),

semavî (Allah'tan

olan,

semâ

ile ilgili)

kalb ve esrâr-

ilâhî sahibidirler.

Mâsivâdan büsbütün syrlmlardr. Halk Hakk'a
onlar.''^

sevkeden

Biri

babulardr
ve

geldi

Hz.

Mustafa

(s.a.s.)'ya:

"Seni

seviyorum"

dedi.

Peygamber:

"Aldm bana

topla!

Ne

söylediini biliyor

musun?"

deyince, o yine: "Seni seviyorum" diye tekrarlad. Mustafa:

"Akln

bana
^^

al,

ne söylediini biliyor musun?" dedi ve o "Seni seviyorum"

Azîz

Nesefî,

Hakikatlerin
s.

Ö^ü,

çev.

M. Murat Tamer, stanbul: nsan

Yaynlar, 1997,
^5

55

Ahmed Ahmed

er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H.

Kâmü Ydmaz

(haz.),

stanbul: stanbul:

Erkam Yaynclk,
''^

1995,

s.

89.

er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz
Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz

(haz.),

Erkam Yaynclk,
^^

1995,

s.

80.
(haz.),

Ahmed

er-Rifâî, Marifet Yolu,

stanbul:

ErkamYaynclk,

1995,

s.

141.

50

karbn
buyurdu.

verdi.

(kararl) et ki

Bunun üzerine Mustafa: "Öyleyse bunda sebat imdi seni kendi elimle öldürteceim. Vay haline!"

Mustafa

(s.a.s.)

zamannda
al.

bir

adam: "Ben senin dinini istemiyorum.

Bu

dini

geri

Senin dinine girdiimden beri bir gün rahat
gitti.

etmedim.
gösterenim

Malm, karm elimden
kalmad.

Çocuum

öldü.

Sayg
dedi.

Kuvvetim
ki:

ve

ehvetim

tükendi"

Peygamber de buyurdu
gitsin,

gittii

yerdeki
yerini

"Hâa! Bizim dinimiz nereye giderse adam kökünden söküp atmadkça, evini
geri gelmez.

barkn ykp
kendine
olan

süpürmedikçe

"Ona ancak
sana

temi^

olanlar dokunabilir"

(Vaka

Sûresi, 79).

O
bir

öyle bir sevgilidir ki sende

sevgiden

kl

kadar

ey

kalsa

yüzünü

göstermez ve kendi vuslatna (kavurma) yol vermez. Dostun sana
yüz göstermesi
kendinin
için

kendinden ve dünyadan usanp

bkmal

ve kendi

düman
onu

olmalsn.

te

bizim dinimiz de yerletii bir

gönülden,

Hakk'a
el

ulatrmadkça ve

kendine

yaramyan

eylerden ayrmadkça

çekmez"

-4Doru yol üzerindesin.
"A/a sratn müstakînf*

*
Doruyol üzerindesin. (Rlmahl Hamdi Ya^r) Dorujol üî^erindesin. (Diyanet)

(vâki)

(koruyan,

saklayan),

Sîn

(Selâm)

ismine iarettir.

Seni

ezelden eksik ve noksanlardan salim (eksiksi^ emin, tam)
için, insanlara ait âdetiere

kldm
koruma
selâmete

taklp kalmandan Vâki ismi
(tabiat,

ile

altna

aldm.

Senin

ftratn

miz^aç),

mânân

^^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, ¥îhi Mâ stanbul: Milli Eitim Basmevi, 1985,

Fîh,
s.

çev.

Meliha Ülker Anbarcolu,

179-180.

EY insan
51

eritirendir

(Sm),

Allah'n

mânâsnn

zuhurudur. Varlktan

doan

kemâlin bütün yaratlmlar kaplar ve bütün hikmetleri ihtiva eden

Kur'ân'n mânâsdr.

Hakim

olan Kur'ân,

Yâ ve

Sin sebebiyle tarîk-i tevhid

(birlik

yolu)

üzerindesin. Allah'n bütün

mânâs Hz. Peygamberle vukua

(meydana

çkma) gelmitir. Senin zuhurunun
selâmet vermitir. Senin istidadnn
olan
tabiî
meyil,

tamamlan
Kur'ân
da

bütün gönüllere
katlanlmasna

(bir jeyin kabulüne,

kabiliyet)

kemâli

gizlidir

ve

orada

açklanmtr.
Allah Aziz ve

Rahim olduu

için senin

cem

halinde olan

mânân

fark edilmek üzere tafsilatl (ayrntl) ekilde Kur'ân da tenzil (nü^l,
indirme)

etmitir.

Bu

jniizden

Kur'ân

hakimdir,

hikmetlerin

bütünüdür
Srât- müstakim; Hakk'm zatyla zatna tecellîsinden ibaret olan

Ahad'e

ait

müahedenin

yoludur.^'"

Herey, insan- kâmilin kalbine girebilmek
müstakimden aslna ulamak
Allah Rabbimdir, deyip

için yol arar

ve o srât-

için hasret çeker^'

En

kestirme yol;

durmak ve her eyi

Allah'tan bilip her yerde

Hakk'

görmektir^^

Srat, bir
çizgidir.

takm noktalarn birlemesinden doan
Ancak bu doruluk geometrik
tesbit edildii

hattr.

Doru

bir

bir çizgi

demek

deildir.

Her olayda en dorunun
ettiimiz bir

noktalar birletirerek elde

dorudur
Resulallah! Biz senin getirdiin Kur'ân'a
ettik.

Bir

gün Enes; Yâ
sana îmân

îmân
dedi.

ettik,

Sen de Allah'tan korkuvor musun?

Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânî Semerkandî, Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara:
s.

Te'viiât-Kâjâniyye, çev. Ali

Rza
c. 3,

Kadolu

Matbaas, 1988,

10.
b.

Abdü'l-kerîm

ibrahim

stanbul: IsJtsan Yaynlar,

^^

Ken'an Rifâi, Sohbetler, Ken'an Rifâî, Sohbetler, Haluk Nurbaki, Yâ-Sîn

nsan- Kâmil^ çev. Se^yid Hüseyin Fevzi Paa, 425 stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000, s. 183. stanbul: Kubbealti Neriyaü, 2000, s. 617.
el-Cîlî,
c. 1, s.

Sûresi Yorum», stanbul:

Damla Yaynevi,

1999,

s.

12.

52

Resulullah Efendimiz; Evet ben de korkarm! Bu}nardular. Enes;

Niçin yâ Resulallah? diye sordu. "Çünkü kalbler, Allah'n

iki

kudret

parma
srât-

arasndadr. Onlar istedii gibi

evirir, çevirir

ve istediini

müstakime

(doru

yol)

hidâyet

eder

de

onun

için."

buyurdular.

te

bu

sebeple

Efendimiz

daima:

Kûbhi,

kalbimi

srât-

müstakimin üzere
istedii cihete

tesbit et (sabit kl)!

Ve

yine:

Ey

kalpleri

ve gözleri

döndüren AUah'm, kalbimi srât- müstakim üzere
et!

karar kldr, tesbit

buyururlard^"^
(seçme) etmektir.

En

ksa, en kestirme yol bir kâmilin kalbini intihab
kâmilin kalbinden Allah'a varr.

Çünkü her ey
ha}^an

Her ey, her ey
da,

Hakk'a vuslat onunla, onun kalbine girmekle bulur. Nebat
da, insan da

hep aym yoldan Hakk'a kavuur^^
bilcümle merbûblar
(kullar),

Bilcümle

(isimlerin hepsi) isimler,

ancak

bütün isim ve ifadan kendinde
tek

toplam

olan Allah isminde, bu bir

merkezde toplanr. Her mahlûkun, her zerrenin Rabb'na
(çekilmesi,
ceî^b

müncezip
Fakat en

olmas) olmas,

onun srât- müstakimidir.

doru srat, en doru yol ibdina's-srâta'l-müstakîm'âioki mazhar- Muhammedi (Muhammedi î^uhur) olan srât- müstakim,
yani tevhiddir.
^^

Hidâyet

nurunu bulan,

tabiat

ve

beeriyet

kirlerinden

kalbini
ilgileri)

temizleyen

ayar

(yabanclar,

Allah 'tan bajka) ve mâsivâ (dünya
denir^^

tozundan kurtulan kimseye isükamet sahibi
"Ku§kusu^ Allah kendi yolunda,
balayarak savaanlar sever"
kurcunla

kaynam

binalar gibi,

saf

(Saf, 4)

yani o saflar arasnda hiç bir

gedik açlmaz, çünkü saflar arasnda açlacak bir gedik eytanlara
yol

açmak demek

olur, oysa ki yol tektir;
(î^âhiri)

o da AUah'n yoludur.

Kim AUah'n bu görünen

yolunda bu ekilde saf balayarak
olamaz.

çalmazsa, çarpmazsa, Allah
^'*

ehli

Ayn

ekilde, cemaat

^^ 86
8''

Ken'an Ken'an Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler,
Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,
stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000, stanbul: Kubbealt: Neriyat, 2000, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000,

s. s.

66.

116.

s. s.

122-123.
582.

EY insan
53

halinde toplu
insanlann

namaz klanlarn

saflar da

(ancak

bitiik

olmas

ve

birbirine

sk

skya yaplmalar
olur.

kokuluyla), Allah yolunda

balanm

bir saftr.

te, ancak o zaman,

gerçek anlamda Allah'n

yolu açkça

gözükmü

Kim bu

ekilde yapmazsa ve saflarda
için

boluklar brakrsa, Allah'n yolunu kesmek
Allah yolunun gerçek

uram

ve de

varln

ortadan

kaldrm

ve onu kesintiye ekilde

uratm

olur.

Dolaysyla Allah, kullarndan
istemektedir.
için ister.

belirtildii

davranmalarn

zümresine katmak

Bunu da, onlar yaratanlar, yapanlar Bu balamda Allah öyle buyuruyor:

'Yaratanlarn en gü^^li olan Allah ne yücedir" (Mü'minûn, 14) Allah'n

yolu ancak bu ekilde olur,
çizgi
gibi.

tpk

noktalardan meydana gelen bir
çizgiyi
kesintili

Öyle

ki

o noktalar arasnda o
yoktur.

hale

getirecek hiçbir

boluk
için,

te

o zaman çizginin ekli tam

olarak gözükür.

Namazda

tutulan saf da böyledir.

Orada Allah'n

yolunun gözükmesi

cemaat halinde namaz klanlarn birbirine
bir
çizgi

sk skya
Allah'ta,

tutunmas, tek
bir

haline

gelmesi gerekir.

Hiç

kukusuz böyle
birbirine birbirine

durum çokluk olmasn

gerektirir.

Bu da Cenâbisimlerinin
sürekli
(diri)

mübarek ve yüce "esmâ-i-hüsnâ'snn, güzel

sk skya

tutunmas demektir. simlerin bu ekilde
eder. Böylece

tutunmasndan yaratma yolu zuhur

Hay

sfat. Alîm sfatyla içice bulunur. kisi arasnda

baka

isim için yer

kalmaz, arada bir

yannda Kail

boluk olmaz. Alîm sfatmn yannda Mürîd, onun (söyleyen), onun yannda Kadir, onun yannda Hakem,
(besleyen),

onun yannda Mukît

onun yamnda Muksit

(adaletle

datan),
(ayran),
(Dirilten)

onun yamnda Müdebbir
sfat vardr.

(yöneten),
veren),

onun yamnda Mufassl onun yamnda Muhyi
diziliiyle

onun yamnda Rezzâk (n^k
yolu"nun vücûda gelmesi
olur. Bir

Bu ekilde sfadarn yanyana

oluan "y^^^tma
böylece

için, ilâhî isimlerin saf

balamas

kez bu Yol ortaya çknca, bu isimlerin yanyana dizilmesine

ilâve edilecek
ilâhî isimlerle,

baka

bir

eye gerek

kalmaz. Böylece yaratma ii bu
dizilip

daha dorusu o isimlerin yanyana

varolmasyla

belirlenmi olur.

Yaratmamn gerçeklemesi
devamb

için,

onlarn durumu

budur. lâhî isimler yaratma iinde

olarak devrededirler;

dolaysyla ancak bu ekilde kavranlabilirler.

54

Tarikatte

bu i bu
ki

süreç,

"Allah'n isimleriyle ahlâklarma" diye
kulda zuhur eder, aikâr olur,

adlandrlr. Öyle

bu

ilâhî isimler

tpk o isimlerin sürekli yanyana gelmesiyle Doru Yol'un ortaya çkmasnda da zuhur edileri gibi Eer onlarn arasna yaratlta bir
boluk girse, Allah'n Yolu
Tek bana
ele

kaybolur.

alndnda

insan da, kendisini hareket ettiren her
hareketlerini Allah için

eyde

bir saf oluturur.

Dolaysyla bütün

yapar; hareketierinde Allah'tan

bakasna

yer vermez, böylece hiç

kimse onu bu hareketinden vazgeçiremez, onu yolundan geri
çeviremez.
çevrilir.

Bu

nedenle,

dümanlarn gözü daima onun üstüne
fiillerini,

Sürekli

onun

hareketlerini ve

yapt

her eyi

gözetierler.

Böylece girebilecekleri bir
fiil,

boluk bulmay
fiil,

umarlar.

Yaplan her
isimlerin,

her eylem bir "hat"tr, çünkü o

o eylem

ilâhî

övülmü sfatlarn ve pek çok fiillerin bir toplamdr. Dolaysyla i younlar, büyür ve âlemde karmak (mürekkep)
sûretier gözükür.

ki

çizgi bir }nüzey

oluturur,

iki }Kizey

de bir cisim

oluturur. Her cisim de, bir zattan ve yedi sfattan meydana gelen

mükemmel

bir sureti temsil

etmek

için sekiz

öeden ibarettir.

Kim bu

süreklilik içinde

kendi

"safm,

kendi çizgisini oluturursa,

yaratanlar arasna girecektir.

Srat, "yol" demektir Kaf, vav ve

mim

iki

köktür: Birincisi "insan

topluluu"

anlamna
gelir.

gelirken

ikincisi

"azim"
ki,

ve
insan

"dikilmek"

anlamna

Birinci

anlam,
ise

"kavim"dir

topluluu

anlammda
fiilidir.

kullanhr.

Dieri

"ayaa kalkt" anlamndaki kâme
eyi dorultmm
gelir.

Kavme,

"bir kez dikilmek" demektir. "Bir

ve kaldrdm" anlamndaki "ka\'vemtü e-ey'e" de buradan
Srat, Kur'ân- Kerîm'de "yol"

anlamnda geçmitir ve anlamm da
seçtik ve kendilerini Strât-

nitelendii sfattan alr:

"Onlan

müstakime
onlan

ulatrdk" (En'âm,
Cehennemyoluna

87)

"Allah'tan

baka taptklarna

gelince,

(srat- cahim) götürün " (Saffât, 23)

Muhyiddîn bnü'l-Arabî, îlâM A^k, Yaynlan, 1998, s. 107-109.

çev.

Mahmut Kank,

stanbul:

nsan

EY insan
55

Srat nitelenmeden

belirli

olarak da geçmitir,

bu durumda Srâtsapmaktadrlar"

müstakime iaret
(Mü'minûn, 74)

eder: "Ahirete inanmayanlar

ise yoldan

Srât- müstakim kldan

ince,

klçtan keskin darack yol demektir.
ile

Bu

yol.

Kyamet Günü

Har

Cennet arasnda Cehennemin
geçer:

üzerine uzatbr.
'TDileseydik,

Mü'min önündeki nur vastasyla bu köprüyü

onlarn gömerini karartrdk dayola dökülürlerdi" (Yâ-Sin, 66)
yol, ilâhi

Srât- müstakim, "yol" demektir. Söz konusu
göre sfatlara nispet
giden yol)
ilgili

mertebeye

edilir;

insana göre ise

mânevi, sulukla (Hakka
ki,

ve dinamik bir yoldur. "Hiçbir canl yoktur

Kabbin

onu perçeminden tutmuj olmasn. Kûbbim ku§kusu^ ki Srât- müstakim

umredir" (Hûd, 56) '"Bana tâbi
seviyyen). "

ol,

seni

dü^ün

biryola

ulatraym

(srâtan

(Meryem, 76)

Üzerinden geçtiin ve Cennete ulancaya kadar Hakk'n ayaklarn
sabitletirdii
zahirî (d^)

srat,

srâtu'l-Hüdâ'dr.
(iç)

Sen onu dünya hayatnda
i§ler)

ve

bâtn

sâlih

(iyi

uygun

amellerinden kendin ina

etmisindir. Söz konusu

srat,

bu dünya hayatnda manevî olarak
(görülme:^).

bulunur; sureti

müahede

edilmez

Cehennem

üzerine

ba Har (toplanma),
eserin ve

Kyamet gününde ise sonu ise Cennetin kapsna

uzanacak ekilde duyulur bir köprü olarak uzatlr. Sen de, onu

gördüünde onun kendi
anlarsn
üzerine
ki:

ürünün olduunu anlarsn. Ayrca

O

köprü, dünya hayatnda senin tabiat cehenneminin
bir

uzatlm

köprüydü

Metinden
kendilerini
için

u

ortaya çkar: insanlar

maherde

toplanacaklardr ve

Cennetten Cehennem ayracaktr. Cehennemi geçmek

mutlaka bir köprü gerekir.

te

bu köprü, insanlarn dünya

hayatndaki amelleridir. Buna göre insanlarn hayrl amelleri çok

olduunda, köprü geniler ve üzerinden geçmek kolay ve rahat
Srâtullah,
esas

olur.

Srât- müstakim Ibnü'l-Arabî'ye göre Allah'n yolu anlamndaki

baka
bir

bir ifadeyle "Allah'a

ulatran yol"demektir. Birlii
srat kelimesinin
yollar

alan

teoride

Allah'a nispet edilmekle
bellidir.

yitirdii
sratiar,

temel özellikler

Buna göre bütün

veya
yollar.

kendisinde yürüyen için

dosdorudur ve bütün

56

Bu nedenle de yollar yaratklarn saysnca artar. Srâtullah dosdoru yol anlamndaki Srât- müstakimdir. Bu, bütün ilerin üzerinde yürüdüü ve saidiyle (iyi ve gü^lyaratlr, üstün ahlâk katnda makbul olan) akîsiyle (her türlü kötülüü sebebiyle Hak imleyebilecek yaratlta olan, kötü huylu Hak katnda makbul olmayan
Allah'a ulatirr.
kimse) kullar Allah'a

ulatran genel yoldur; çünkü o çelien ve
isimleri

çelimeyen bütün
nispet edilmitir.

ilâhî

kendinde toplayan Allah ismine

Srâtullah, bütün ilerin üzerinde yürüyüp hepsini Allah'a
yoldur.

ulatran

Bu yüzden

üâhi eriat ve akl tarafndan

konulmu bütün
saidi içerir.

hükümler buna

girer.

Bu

yol, Allah'a

ulatrr ve akiyi ve

te

bu

srat, Ehlullah'n

hakknda

"Allah'a giden yol yaratklarnn

nefesleri adedincedir"

dedikleri yoldur.

Çünkü

Allah, çelien ve

çelimeyen bütün

isimleri

kendinde toplar

Srâtu'r-Rab, Allah'n yolu, fakat isimleri yönünden Allah'n yolu
demektir. Srâtu'r-Rab, teklifin
için

nda onu müstakim

hale getirmek

merbubunu

(kul, köle) talep eder.

Senin Rabbinin yoluna geHnce, Allah ona "Allah kime hidâyet etmek
isterse,

gönlünü Islama

açar,

her kimi de

sapkla brakmak
öfkesinden göe

isterse,

onun

kalbini daraltr, öyle

skpnr ki,
demektir

sanrsn

çkacak " (En'âm,
adeta kendi

125)

âyetinde iaret etmitir.

Bunun anlam, onun
bir

tabiatndan

çkmas

ki,

ey

hakikatinin

dna çkamaz.
baldr.

Bu

srat, Srâtu'r-Rab diye isimlendirilmitir.

Bunun nedeni merbub

gerektirmesi ve

onu düzgün

hale getirmesidir.

O yolun dna çkan,
teklife

sapm
Teklif

ve istikametten ayrlmtr. Srâtu'r-Rab,

kalktnda

ise

onun gerçek varl kalmaz. Bu nedenle bu

var

rahmete olacaktr.

Srâtu'1-azîz, Srâtu'l-izzet, Srâtu't-tenzih;

zzet
1)

(yüce,

kymetli) yolu

"I^et sahibi
yoldur.

ve

övülenin

yoluna" (ibrahim,

âyetinde iaret edilen

Ona, zevk yoluyla ancak

nefsini bir veya

bütün yönlerden

Rab ve Efendi olmaktan uzaklatran kimse
perdesi
hiçbir

ulaabilir.

Bu

kii, isim

ardndan Hakk'n ayn olmas yönünden

izzet sahibidir.

Bu

da,

yaratn

kendisini

bilme

imkân bulunmayan

el-Azîz'in

EY insan
57

yoludur.

Çünkü

o,

Allah'n yaratklarna indii Allah yoludur.

Bu

yolda Allah her nerede olursak olalm bizimle beraberdir.

ini yoludur, hiç bir
ulaabilseydi,

yaratlm ona yükselemez. Bir o zaman Azz olmazd. Hak bize kendimiz
aittir.

Bu yol, yaratlm ona
ile

inmitir,
ta

dolaysyla özellik O'na deil, bize
kendisiyiz.
özellikle

O

halde bizler, bu yolun

nsan- Kâmil,
iner.

izzet sahibinin yolu
arif,

olduuna

göre,

Hak

ona

Gerçekte

ancak Allah'ta sülük eder.

u halde

Allah onun srat, bu da onun eriatdr. Ben o yola bahym, O da bize baldr: O benim yolum, ben de O'nun yoluyum. Allah,
Srâtu'1-Azîz
(A^':^erin yolu)

üzerindedir;

çünkü

o

yaratandr,

dolaysyla hiç bir mahluk (yaratlm) ona ulaamaz
Yaratan
kelimesi
ile

izzet

sahibinin

yolunun

herhangi

bir

yaratlmn ulamasmn mümkün olmad bir yol olduu anlaür. Bu yol, yaratmadr. Dolaysyla yaratlmlar zuhur ve tecellîsinde Hakk'n yoludur. nsan en yetkin mazhar (en yetkili ^uhur yeri) ve
tecellîgâh
(görünen yer),

âlemin var edilmesinin

maksad olduuna

göre, o Srâtu'l-Azîz'dir. Srât- hass veya Srât-

Muhammed, bütün
o
da

eriatlar
Kerîm'dir.

toplayan

Muhammed'in

(s.a.s.)

eriat,

Kur'ân-

Srât-

hass,

peygamberin yoludur ve
yol;

sadece

kendisine
ipi,

tahsis

edilmitir.

Bu
'Ijte

Kur'ân- Kerîm, Allah'n sapasalam

kuatc
si^ onun
1

eriatdr.

hu benim dosdoru yolumdur, artk ona tâbi

olun,

yolundan saptrp, parçalayacak ba§ka yollara uymayn " (En'am,

53)

Burada kasdedilen. Peygambere

izafe edilen yol demektir.

^^

Suad El- Hakîm, Ibnul-Arabî Sölpüü,
Yaynevi, 2005,
s.

çev.

Ekrem

Demirli, stanbul:

Kabalc

563-566.

58

-5(Bu Kur'an) üstün ve çok merhametli
Allah tarafndan indirilmitir,

"Tenzile '1-Azîzi'r-Rahîtn "

*
Çok güçlü
ve

çok merhametli olan Allah 'm indirdii

ile,

(Elmalk Hamdi Ya^r)
(Bu Kuran) üstün
ve

çok merhametli Allah tarafndan indirilmitir.
(Diyanet)

Ayette geçen tenezzül kelimesi, aynada
varlkta sereyan ve yaklma, tesir
temsil
(etki),

tecellî

etme

(aksetme).,

tasarruf

vb tebih

(hen^tme),

mânâsna

gelmektedir.

Hakk'n gerçek
bir

bir

varl

vardr, bu varlk zatnda ona
ile

aittir.

Hakk'n,

de,

izafî

(hal bulunduu ey

deien)

varl

vardr, bu da

mümkünlerin a'yamndaki varldr. Hakk'a nispede bu varlk, dier
varlklara yaydan ve Allah'n Zahir ismiyle onlara varhklarn veren

gölge gibidir. Âlem, zahiri açsndan, bir gölgedir;
kendisini ayakta tutan cevheri
ile

onun batn ve

ise, ulvî (^üce)

ve

süflî

(aa) ksmlar

varlk suretlerinin kendisinde

açld "Nefes-i Rahmânî"dir.
deime
âlemin

Fakat halk, yani zahir âlem, sürekli bir
içindedir, ya da, yeni bir

ve

bakalama
ise,

yaratlma içerisindedir.
bnü'l-Arabî
bir

Hak

ezelden

beri

olduu

hal

üzeredir.

yaratlmasndan

yoktan yaratma}! ya da
kasdetmez.

belirli

zamanda âlemi var etmeyi
ilâhî tecellîdir.

Ona

göre yaratma, yok olmayan sürekli

Hak, sa}asz suretlerde zuhur etmektedir. Bu zuhur çokluuna

ramen
bakadr.

asla

tekrar

etmez.

Çünkü

zat-

ilâhîye'nin

varhn

sûretierinden her birisine nispeti^
^"

dier sûredere olan nispetinden

"^

Ebu'1-Alâ Afifi, Fusüsu'l-Hikem Okumalar çin Anahtar, çev. EkremDemirli,
stanbul:

z Yaynclk,

s.

50.

EY insan
59

"Bi;(jüce harfler idik.

Yani

bii^ biledik.

Birbirim!(den kopup ayrldk. Sonra

tekrar

birlejtik.

imdi de kemâ

kân, bi\ ^l^^'

Düen Amma
tekrar
(yay)

kar,

yamur, dolu veya çay, dere, nehir hep der^^aya karr. bazen de karamaz. Der}^aya varmadan buhar olur, sonra

damlalaarak

yamur

olup düer. Yani nüzul

(ini^)

kavsinden

sonra uruc (çk§) kavsini tamamlamaya muvaffak olamaz.

Eer

deryaya kavuursa o

zaman ne çayb

kahr,

ne derelii, ne de

buzluu...

"Muhammed, A^i^

ismiyle Rasûl'dür;

Rahmet çekmeni^ O'na

ar gelir.

S\e

çok düjkündür; mü'minlere

Raufdur, Rahimdir" (Tevbe, 128) Çünkü;
rahmetine
ceza
kederi

Hazret-i

Peygamberin

karmamtr...

Bundan dolay da
Ayette

âlemlere rahmet olmutur'^^
kelimesi,

geçen

aziz

dengi

ve

benzeri

bulunmayacak

derecede deerli ve erefli olmak, güçlü ve yenilmez olmak; güç,
iddet, üstünlük mânâlarna gelen izz veya izzet kökünden sfat
olup, deerli,
erefli ve

daima üstün gelen demektir. Zayf ve

güçsüz mânâsndaki
kuvvetinin

zelilin

kart

olan Aziz, Allah'n kudret ve
yaratklardaki
gibi

kadîm
ifade

olduunu ve
eder.
ait

deiiklie
ilâhî

uramadm
saltanatn

Sevgisi de

en yüce olan. Ancak
sevgide,

doyumsuz güzelliine
mevcuttur.

bu yüce

balhn

da

en

büyüü

Tanr'nn
sevilirler.

için

takm kuUar vardr ki onlar azizdir, sevgilidir ve Yüce Tanr onlara taliptir. Âklarn bütün vazifesini onlar yerine getirir. Âkn: "inallah eriiriz!" dedii gibi, Yüce Tanr
bir

da:

"O

garip (A^î<^ isterse!" der.^^

Ayette

geçen

rahim

kelimesi,

sfatmn

iaret

etdi merhamet

varlklar arasnda
1

ayrm yapan

bir merhamettir.

Yani burada Cenab-

Hak

kendisine inananlara gösterecei daha özel dairedeki rahmet ve

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,
b.

stanbul: Kubbealti Neriyaü, 2000,
el-Cîlî,

s.

31.

Abdü'l-kerîm

ibrahim

man- Kâmil,
421.
Fih,
s.

çev. Seyyid

Hüseyin Fevzi Paa,

stanbul: Kitsan Yaynlar,

c. 1, s.

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Fîhi Mâ stanbul: Milli Eitim Basmevi, 1985,

çev.

Meliha Ülker Anbarcolu,

157.

60

merhameti

ifadeye

koymutur.

Bu

da

bir

yaradl
farklarm

düzenidir.

Kendisine inanan ve böylece hayr ve güzellii izleyenlere özel bir

rahmet

tavr

göstermek
âlemleri

hayrla

errin
bir

göstermek

olacandan
ile

eitip

gelitiren

kudretten

beklenir. Aksi takdirde

oluta hayrla errin,

kla

mudaka karanln Musa

Firavun'un bir fark

olmamak

gerekirdi ki böyle bir
^'^

ey

varlk ve

hayat srrna ve tekâmül gerçeidir.

Rahim, Rahman'dan daha hususi. Rahman da Rahim'den daha
umumidir. Her eyi kaplayan ve
feyzidir. Müttakilere

içine alan rahmet,

Rahman

isminin

ve zekat verenlere mahsus olan rahmet, Rahim

isminin feyzindendir.

Hasl Rahman
içine ceza

nerede olursa olsun, nasl bulunursa bulunsun ve
her çeit merhamete amildir. Fakat

karsn karmasn,

Rahim

ismi böyle deildir. Zira o, yalmz içine ceza
ki Rahim Çünkü cennet

karmayan

rahmete mahsusdur. Bundan dolaydr

isminin ahirette
nimetlerine ceza

meydana gelmesi daha
kederinin

kuvvetlidir.

karmasna imkan

yoktur.

te

bu

feyiz

srf Rahim

isminin

tecellisidir.

Hz.

Peygamber:
bir

"Ümmetimin ifas üç eyden
ayetinde,

birindedir.

Ya

Kur'an'n

yahut

bal

yalamakta,

yahut

atete

dalamaktadr. Fakat, ümmetimin atete dalanmasm arzu etmem."

manasnda olan hadis-i erifte atele dalanmay arzulamad için Cenab- Hak ona: "(Muhammed), -A^^ ismiyle Rasül'dür, Rahmet
çekmeni^

O'na

ar

gelir.

Si^e

çok

düjkündür;

mü'minlere
'^^

Rujdur,

Rahimdir. " (Tevbe, 128) ayetinde 'Rahim'

adm vermitir.

Rahim, ntikam almadan, azarlamadan, ayplamadan, tevbenin
eklini de kendi öretip sonra da affeden demektir.

94

Yaar Nuri
417

Öztürk, Kur'an'n Temel Kavramlar, istanbul: Yeni Bo)at, 1994,

s.

^^

Abdü'l-kerîm

b.

brahim

el-Cîlî,
c. 1,

nsan-

Kâmil, çev. Seyyid

Hüseyin Fevzî Paa,

stanbul: Kitsan Yaynlar,

s.420-421.

EY insan
61

Azîzü'r-Rahîm

birlikte zikredilince

mânâ daha
tecellîsi

netleir.

O

sevgiliyi

îmân evkiyle seven, O'nun saltanatna büyük
Allah'n sonsuz sevgi ve merhametinin

bir

hürmetle

snana,

zuhur eder

Skntlar güzel karlamak Rahîm

isminin tecellîsidir.

Celâlin içinde cemâli görebilmek, hatta Celâlin Celâl gibi

gelmemesi Rahîm isminin tecellîsinden
kaynaklanmaktadr. Özel korunma altnda olunca
olaylarn çirkinlii kiiye gözükmez

Tâ-Hâ

Ey Muhammedi Kur'ân / sana skntya düvesin
Ancak A.llah 'tan korkan kimse
için bir

diye indirmedik.

öüt olarak,
indirilirle

Yeri ve gökleri yaratann katndan yavaj yava§ bir
indirdik.

(onu)

O Kahmân Arj'a hakim oldu

(Tâ-hâ, 1-5)
olan, gizlenen)

meknun (sakl, gi^li, örtülü) olan Kur'ân'n furkan olmasn ve kalbinin mazhar üzerine zuhurunu senin zahir olarak men etmemen için benliinin ve neen sfatnn üzerine galip olan ve kuvvetiyle onlar kahr eyleyen ve
Senin gaybnda (vücûdunda gayb

cümle sfatlarnn kemâlinin

tecellîsiyle

Kur'ân' senin üzerine izhar
(iniktir)

(aça vurma)
sim)

ile

Rahîm olan

Zat'tan tenzildir

(A-:^i^ü'r-Rûhîm
tecellî

Hakîkat-i

Muhammediye, Allah'n insanda

etmesi

hakikatidir.^^

Rahman, genel kapsaml anlam olan
anlamh
genel/cins
isimdir.

özel bir isim,

Rahîm

ise özel

öyle ki Rahman, tüm herkesi rzklandran demektir. Rahîm ise, sadece mü'minleri, iç dünyalarnda huzurlu ve baarl bir hayata erdirendir. Rahman,
iyiliklerle

rahata erdiren;

Rahîm
nasib

ise nurlarla

aydnlatp huzura erdiren

demektir.

Rahman

sfat,

tecellîlerinin
ve

açlmasyla;
olma)

Rahîm sfat
lutfedilmesiyle

teveccühlerinin

(yönelme,

müyesser

^'^

^^

Halûk Nurbaki, Yâ-Sîn Sûresi Yorumu, stanbul: Damla Ya^nnevi, 1999, s. 12. Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânîyyüs Semerkandî, Te'vilât-Kâ^âniyje, çev. Ali Rza Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara: Kadolu Matbaas, 1988,
c. 3, s.

10.

62

kendini gösterir.

Rahman, îmâna götüren eyle; Rahim,
eyle;

irfana (ilâh
tecellî

hir feyi\ olarak kâinatn srlarn bilme kudreti) ulatran eyle

eder.

Rahman, irfandan bahedilen
eyle;

Rahîm,

gufrandan

(baijlama, affetme)

bahedilen eyle görünür. Rahman, gufrandan

Rahîm rdvândan (ra^ olma, honutluk) Rahman, gizlenen eyle; Rahîm, ru'yetin bahedilenle (görme) gösterilmesiyle tecelli eder. Rahman, O'nun her eyden syrlp kendisine yönelen kasd ehlini muamelatta baarya
bahedilen
tecellî eder.

erdirmesiyle;

Rahîm, vecd

ehlini vuslat (kavurma)

yolunda hakikate

erdirmesiyle kendini gösterir.

Rahman, Allah'n kullarnn yararna

olan eyleri, en güzel bir ekilde

yapmas ve onlar kollamas;
savp onlara özen

Rahîm

ise,

onlara zarar veren eyleri onlardan

göstermesiyle kendini gösterir^^

Meleklere

Allah
ile

bilâ-vasta

tâlim

buyurduundan

melekler,

peygamberler

Allah arasnda vasta olmaktadr. Peygamberler ise

bizimle melekler arasnda vastadr Peygamberimiz Kur'ân' bizzat

üka eden deil, ancak O'nu telakki mahallidir. Cenâb- Hakkk'n
ilka

buyurduu kelimât
te'vil

telakkiye

memurdur. Peygamber

bi'1-vasta

hidâyet rehberidir,

yoluyla deil

Hz. Peygamber, güvenilir, salam,

doru

sözlü ve "nun, kalem

ve

yanklarna
bahsedildii

andolsun"
bir

(Kalem,!)

âyetinin

srlarmn

kendisine
eli,

Habib-i

Ekremdir.

Onun

rahmet
bir eldir.

Âdemoullarnn

her ferdine

hemen uzanveren yüce

Güzel ahlâk ve yüce davramlar bütün resullerde vardr. Fakat
hepsinde mevcut olan güzel ahlâk ve davranlardan hiç
ki
biri

yoktur

Hz. Peygamberin

}öice ahlâk,

o güzel ahlâk ve davrana sertâc

(bajtaa)

olmasn.

Onun

kemâlât ve üstünlüü saylamayacak ve ifade

edilemeyecek kadar çoktur

^^
^^

Ali

Akpnar,

I^ari Tefsir ve Ku^eyrî'nin Besmele Tefsiri,

s.

79
(haz.),

Ahmed Ahmed

er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz
Dr. Ali

stanbul:

Erkam Yaynclk,
100

1995,

s.

167-169.

er-Rifâî, Sohbet Meclisleri, çev.
s.

Can Tad, stanbul: Erkam

Yayn, 1996,

39.

EY insan
63

Nurunu, vahyini ve kudretini Allah'tan alan Hz.
(s.a.s./in fikir

danmak
sûresi

için

kimseye minneti yoktu. Buna

Muhammed ramen

Âl-i

mran

159.

âyette

öyle buyuruluyordu: "Allah'n
sen onlara

rahmetinden dolay, ey

Muhammed,
kalbli
affet,

kar yumuak
dan,
ki

davrandn.

Eer

kaba ve kat

olsaydn, üphesiz etrafndan
dile,

dabr,

giderlerdi.

Onlar

mafiret

onlara

fakat

karar verdiin an, yine Allah'a güven. Hakikat

budur

Allah,

kendisine güvenenleri sever."

insanlarn

bütün

suçlar,

bütün

ayplar

büyükleri

tarafndan
aslan

yüzlerine vurulsayd, hayat daha
elbette

mükül

olurdu.

O,

tarikat

düünce ve duygularn biUr. Fakat srlarn sana söylemek öyle dursun, bu ayp düünceler bir güzel tebessümle
senin

örtülsün, günahkâr derisinden
güler, bilmezlikten,

syrlsn ve yok olsun

diye yüzüne

duymazlktan gelmeyi
Hz.

doru

bulur

"^'

Mîrâc

gecesinde

Muhammed

(s.a.s.)

ümmetine

Allah'tan

rahmet ve mafiret (batlanma) diledii zaman ulu Allah, "Her
dilein kabulümdür" buyurdu "Senin ümmetin daima üç bölük
olacaktr isyan edenler,
itaat

edenler ve çölde susuz

kalmlar ne

türlü su dilerse, Allah'larna

kar

öylesine özleyi duyanlar. Ben,

rahmetimi ve mafiretimi, senin
edenlere
cennetierimi
saadetini ise,

âsî

kullarna göndereceim. taat

vereceim.

Benim

sonsuz

güzelliimi

görmek

o susamlara
kavimleri

sunacam"

buyurdu.

"Musa'nn ve isa'nn
diledilerse

kendi istidatlar

ölçüsünde

ne

onu

gördüler.

Ama

senin ümmetin, benim maneviyat
ilâhî kudreti, bir tek

âlemimi, benim ruhlara

bahettiim

söyleyile

bana varma yolunu

isteyenlerdir.

Onlara

diledikleri yolda

doru

gitsinler diye veUlerimi

örnek göstereceim"'""

'•^^

'''^

Ken'an Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, istanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, erhli Mesnevî-i erif stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

442.
552.

Rifâî,

s.

64

-6Atalar

uyarlmam, bu yüzden kendileri
indirilmitir.

de gaflet

içinde

kalm bir toplumu uyarman için
kavmen mâ
ünzira

"Li

tünzira.

âbâühüm fehüm

âfilûn"

*
'Pahalan korkutulmam§I sakndnlmam^ ve kendileri de gafil olan hir kavmi

korkutup sakndrman

için.

(Elmalk Hamdi Ya^r)
A.talan uyarlmam^, buyü:(den kendileri de gaflet içinde

kalm bir toplumu

uyarman

için indirilmitir.

(Diyanet)

-7Andolsun
ki

onlarn

çou gafletlerinin cezasn hak
onlar

etmilerdir.

Çünkü

iman

etmiyorlar.

"Lekad bakkal kavlü ala eksedhitn fehüm lâ yü'minûn"

*
Andolsun ki onlarn çounun
üî^erine

a^ap

söî^ü

hak

olmujtur.

Onlar îmâna

gelmeler (Elmalk Hamdi Ya^r)

Andolsun ki onlarn çou gafletlerinin ce^^asn hak
iman
etmiyorlar. (Diyanet)

etmilerdir.

Çünkü

onlar

EY insan
65

Ayette
intikal

ad geçen "inzar" ettirilmesi srrdr
"^

kelimesinin

mânâs;

bir

gerçein kalbe

stidatlarnn tamamlanmasnda babalarnn

ulamad bir dereceye
için indirilmitir ki

ulaan

bir

kavmi azap ve ceza

ile

uyarman

babalar uyarlmadüar.

Onlar geçen ümmetlerden hiç
bir

birisinin

istidadarnn

ulaamad

hadde vararak kendilerine verilmi

olan isddatlardan gafildirler.

Kaza-y sabkta çoklar üzerine ekya olmalaryla hüküm

sabit

olmutur (Fehüm
isüdatiar kuvvetli
gibi serde

yuminûn)

Ekya

olmalar hakknda

hüküm

ve

kaza olunanlar, îmân etmezler. Zira senin ortaya çkman zamannda

olduu zaman hayrda

said olanlar kuvvetli

olduu

akî olanlar da kuvvetli olur

"Kim

Allah', meleklerini, kitaplarm, peygamberlerini ve âhiret

gününü

inkâr ederse,

üphesiz derin

bir

sapkla dümütür.
kilidi

te

Allah'n lânededii,

sar

kld

ve gözlerini kör etüi bunlardr.
midir? (Nisa,

Bunlar Kur'ân' düünmezler mi? Yoksa kalpleri
136;

Muhammed,
ad geçen

23-24)
"gaflet" kelimesinin

Ayette
oldular

manas; sar,

dilsiz

ve kör

da gerçei bilemediler.

Kur'ân'n hakikatini anlamayan

O'nun

hikmetlerini nasl düünebilsin? Kur'ân'n nüzulünü nasl

kavrasn?
indirildii

Kur'ân'

indireni

nasl

tefekkür

edebilsin?

Kur'ân'n

ahs

nasl anlayabilsin?

Asü

iler ezelde

kararlam

olan levh-i

mahfuz hükümleridir "akî

akidir

anasmn karnnda,
kader hükmüdür.

said saiddir

anasmn karnnda"

te

bu

deimez

Ekya

olmalar hakknda

hüküm

ve kaza olunanlar, îmân etmezler.
ile,

Peygamber Efendimizin zuhuru
said ve akilerin

hakikatinin aikâr

olmas

ile

zuhuru iddedeniyor.

^^^ "^*

Haluk Nurbaki, Yâ-Sîn Sûresi Yorumu, stanbul, Damla Yaynevi, s. 14 Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânîy\'üs Semerkandî, Te'vilât--KA^âniyje, çev. Ali Rza Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara: Kadolu Matbaas, 1988,
c. 3, s.

11.

66

Güne
olur.

gül'e vursa

kokusu aikâr

olur,

çöplüe vursa

pis

koku aikâr

Allah yarattklarna ancak istidatlarnn gerektirdiini,
verir.

arzuladn
takdir eder.

Kaderinde hangi ismin zuhuru ona

uymusa onu

nsan menisinde

insan cisim ve ruhu, insan istidad ve
insan

davranlar

yazlm

olup,

kendi

cisim

ve

ruhunun var olmasnda

mecburdur. Kendi istidadnn var olmasnda da mecburdur. Ancak

davranlarnda özgürdür
Firavun Musa'ya sordu: "Rabk'n kimdir ya Mûsâ? Müsâ
Biî(im Rabbimiîi öyle bir Allah'tr ki her jeje kendi hilkatinin
cevap verdi:

icâbn

verdi,

sonra o i§in

yaplmas ona Srât- müstakim

oldu ve o

iji

yapmak

için o

kimseyi bu jeye smarlad, hidâyet eyledi"

Her ey

bir

isme mazhar oldu, demek, o ismin mazhar

olduu

vazifesini yerine getirmesi demektir

Kip kendi canna uyan

hareketi yapar.

Bu

demektir

ki,

her insann levh-i
eî^^elde

mahfuza yapl

bir

ad

vardr.

Her aln yaksnn, daha
ise,

ya^lm§
Kiinin

bulunduu bu mânevi levhada neya:^lm§
bu levhadaki

hakikatte o

tecelli eder.

ad

iyi bir

ad

ise,

dünyada bu

adn

icab olan hareketi yapar.

Bu

isim orada kötü bir isim olarak ya^lmijsa kiinin dünyadaki hareketlen

de kötü olur.

Hulasa bu isim kahrdan

ve

cemâlden neye delalet ediyorsa sahibinin de dönüp

dolap karar klacayer orasdr.
Araplar Hz.

Muhammed

(s.a.s.Jl

tasdik ederken getirdii
ediyor, ancak

mesaj

kabul etmiyor, Yahudiler

ise

mesaj kabul

yanl adam

olduunu düünüyorlard

'05

Azîzüddin Nesefî, Tasavvufta nsan Dergâh Yaynlar, 1990, s. 98

Meselesi,

çev.

Mehmet
s.

Kanar, stanbul,
136
1990,
s.

'"<>

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealo Neriyat, 2000,

'O''

Martin Lings, H^. Muhammed'in Hayat, stanbul:

nsan Yaynlar,

85.

EY insan
67

Ayette

ad geçen "Hak" kelimesinin mânâs; bir eyi salamlatrmak ve o eyin salkl oluu anlamna gelir. Hak bâtln zdddr.
"Allah hn

Hak Allah'tr. Bunun kant
olmasdr"

(Hacc, 62)

Hak, onlarn taptklarnn

ise

bâtl

Hak peygamberlerin getirdii eriat veya hüküm demektir. Bu eriat veya hüküm insanlara kendisiyle ve birbirleriyle ilikilerinde
canl bir yöntem sunar.
Seni müjdeci ve korkutucu olarak bak
batlla kanftrmaynifi (Bakara, 42)
ile

gönderdik (Bakara, 119)

Hakk /

^°^

Ibnü'l-Arabî'de

Hak

her

türlü

özellik

ve

ilikiden

so^at

zat

açsndan

deil, âlemin ilah

eyamn
(ortaya

suretlerinde tecelli

oluu açsndan Allah'tr. Hak bütün eder. Çünkü eya Hak ile zuhur etmitir
arif bilir ki:

çkmtr). Bu nedenle

Gördüü

her

ey

Hak'tr

Hak eyamn formlarnda
(Allah
âlemini

tecellî

ve yaratklarn zatlarnda
Allah'tr.

görme)

edilirken
iyiliktir.

müahede Hak bâtln zddna

(yokluk— kötülük) varlk ve

Allah

âlemi

kötülükten

ibaret

yokluktan

srf

iyilik

olsun

diye

çkartmtr. Hakk'n bundan murad ise sadece varlktr. Çünkü dünya diyarnn bir yüzü mevcut olmas itibariyle Hakk'a bakar; içindeki eylerin yok olmas ve kendisinden ayrlmas itibariyle dier yüzü Hakk'n dndaki eye bakar.
Kesinlikle bâtl yoktur.

Varlk

bütünüyle Hak'tr.

Bâtl yokluu

gösterir.

(Mevaki, 79)

Bâtl yokluktur, onun varhkta bir gerçeklii yoktur.

Varb

olsayd, o

da hak

(gerçek)

olurdu

Varlk

hakikati
iki

özünde

tek, iki

veçhesi itibariyle ise

çift

yönlüdür.

Söz konusu

veçhe Hak ve halk, Rab-kul, bir-çok, kadim-hâdis

'"*^

Suad El-Hakîm, thnü'l-Arahî Söküü,

çev.

Ekrem

Demirli, stanbul:

Kabalc

^0^

Yaynevi, 2005, s. 219 Suad El-Hakîm, thnü'l-Arabî Söküü, çev. Ekrem Demirli, stanbul: Kabalc Yaynevi, 2005, s. 219

68

gibi

bnü'l-Arabî'nin

skça tekrarlad

çift

terimlerle

anlatlan

veçheleridir.

Burada Hak hakikatin bütün kadimlik
kendinde
{olu§ yeri).

özelliklerini
(yüî<^

kendinde toplayan veçhesiyken, halk hakikatin dier veçhesidir

ve sonradan olmuluk

özelliklerini

toplar.

Halk gerçekte

Hakk'n

bir

mazhar ve tecellîgâhdr

O

halde

Hak varln

asl ve hakikatidir,

Hak

âlemi yönlendirir, âlem de Hakk'.
misin:
2: 1

Hakk'n öyle söylediini

görmez
(Bakara,

"Bana dua ettiinde dua edenin duasn kabul ederim"

86)

Duaya karük vermek yönlendirme deil midir?
ruhtur,

Bütün olu beden ve

varhn yaps bu

ikisiyle

ayakta durur.

Hak karsnda âlem ruh karsndaki beden
Tanr'mn
Kul
ise

gibidir

hüviyeti kulun iitmesi, görmesi ve bütün kuvvetleridir.

kendi kuvvetieriyle vardr.

vardr. Kulun
hüviyetidir

d yaratlmlmn

O

halde kul

Hak

sayesinde

sureti, içi

ve hakikati

ise

Hakk'n

Âlem çok

olsa bile tek bir hakikate döner:

Varlktaki her

ey hak; görülen
her

her

ey halktr

Hak yaratlm

eyde zuhur eder ve gözükür.

O

halde

Hak

her

anlayta bilinen ve her

anlaytan
sureti

gizli

kalandr.

Bunun

biricik

istisnas

"Âlem Hakk'n

ve hüviyetidir" diyen

kimsenin anlaydr:

u

halde

Hak

Zâhir'dir.

Ayn zamanda Hak

zuhur eden her eyin
ruhudur, bu durumda

Hak Bâtn'dr
anlamna
gelir.

Hak

adalet ve insaf

Bunlar

ise,

insan- kâmilin

özeUiidir.

nsan- kâmil her hak sahibine hakkm verir; Allah da her eye yaratbm vermitir (Tâ-Hâ, 50) Hakk'a özgü olan i yaratma (halk), insan- kâmilin âlemden ayrld yönü ise hak'ür. Bu sayede

EY insan
69

insan- kâmil var olan her eyin neyi hak etdini büir ve ona
verir.

hakkn

te bu özellik insaf diye isimlendirilir.
doasnn karlnda
insann takip edecei
bir

Hak,
farz

yöntem olarak

klnm eriat anlamndadr.
dünyaya, tabiat
ise âhirete aittir.

Hak

Çünkü

tabiat her

eyi mubah

sayar,

hak

ise yasaklar

Hak mutlak doru

demektir:
(bir

Gybet, hak deildir, ama dorudur. Gybet
t(aman
üf^ülecei
bir feji

kimsenin

duyaca

arkasndan

söyleme)^

kovuculuk vb. eyler

dorudur, ama hak
ise,

deillerdir;

çünkü hak zorunlu olandr.

Doru

olduu

hal üzere bildirilen eydir.
olur;

Bu bazen

gerekli olabüir ve

bu durumda hak
deil,

bazen

ise gerekli

olmaz, bu durumda hak

ama dorudur
^abalann:^ oullarn^
karde^lerini;^^

'T) e ki:

e^krini^ akrabaniî(^ elde
ticaret,

ettiinizi mallar,

durgun gitmesinden korktuunu^

hojunuî^a giden

evler si^ce A.llah'tan,
sevgili ise,

Peygamberinden
gelene

ve A.llah yolunda

savamaktan daha

Allah 'in buyruu
eri^time-:^'

kadar

bekleyin '

Allah fâsk (günahkâr)

milleti

doruyola

(Tevbe, 24)

Böyle olan bir kimsenin, imtihan günü, içinde olan ey,
Allah Teâlâ buyurdu:
kulluk eden vardr.
üstü döner.
'T^nsanlar içinde

dna çkar.

Allah 'a

biryar

kenanndaymij gibi
bir belâ gelirse yü^

Ona
da

bir iyilik gelirse yatdr,

ba§na

Dünyay

âhireti de kaybeder,

ipe apaçk kayp budur" (Hac,
sevgiliye

11) Fakat asil olan
idi.

kimse sapmaz. Adem'in
(î^oraki,

muhabbeti
idi.

aslî

blis'in ibadeti ise taabbüdî
ikisinin

gösterij

için)

imtihan

zamannda her
iki

de içinde olan meydana çkt. Çünkü

Adem Âdem

yüz sene alad,
dinmedi.

sevgilisi tevbesini

kabul edinceye kadar kalbinin

strab

Ama

blis

kovulur

kovulmaz
yanlarndan

derhal

oullarn

önlerinden,

arkalarndan,

yörelerinden.

'"^

Suad El-Hakîm, Ibnü'l-Arabî Söküü,
Yaynevi, 2005,
s.

çev.

Ekrem

Demirli, stanbul:

Kabalc

220-221.

70

salarndan sollarndan
sonra hiçbir zaman

girip

saptrmaa raz
gösteriyor.

oldu.

Kovulduktan
ibadetinin
sevgilisi

alamad. te, bu onun önceki

altnda

neyin

gizli

olduunu
nasl

Adem'in de

kendisini

balayp
sevgilisine

kendisinden raz oluncaya kadar durmadan
kalpten

alamas,

bal bulunduunu
nefisleri

gösterir.

Adem'in benzeri Allah'n
genijliine

u

sözünde de geçmektedir:
kendilerini

"Bütün

ramen, yer onlara dar gelerek

sktrp,

A.llah 'tan

baka snacak
kabul

kimse
etti.

olmadm

anlayan, savatan geri
ettikleri için

kalm üç

kiinin

tevbesini de

Allah, tevbe
Tevbeleri

onlarn tevbesini

kabul

etmitir.

Çünkü,

O,

kabul

eden,

merhametli olandr"

(Tevbe, 118) blis 'in benzeri de
hilâfna,
geri

u

âyette var.

"Allah'n Resulü'nün

kalanlar,

oturup

kalmalarna

sevindiler.

Allah yolunda

mallaryla ve canlaryla cihad holarna gitmedi" "Scakta savaa
dediler.

çkmayn"

De

ki "Cehennem atei daha scaktr"

keke

bilselerdi"

(Tevbe, 81)

te

bu

iki

frkann

hali

her zaman böyledir. Hatta mürîdlerden

birinden

eyhin hatr

incinse

o mürîdlerden

öyleleri

vardr

ki

"Geniliine
oluncaya

ramen Arz
stirab
geri

onlara dar gelir"

Ta eyh kendisinden raz
de

kadar

dinmez.

Öyleleri

vardr

ki

nefis

mücâhedesinden
Allah

durmakla sevinir" Mücâhede yolu güçtür,
diyerek

Erhamü'r-Râhimîn'dir."
eder.
ki

bakalarn da çalmayp
kalplerini

oturmaa tevik
soutmaya çalr

Hattâ kasden

âklarn

suluktan

onlar da kendileri gibi olsunlar. Birincinin
hali gibidir

eyhine hizmeti, Adem'in sevgideki
blis'in zoraki
gibidir.

kincinin hizmeti de

yapt

ibadette ve Allah'n teklifi

karsndaki

hali

Kyamete

kadar her ümmette onun dengi mevcuttur. Bina

temelsiz durmaz. Temeli

salam yap

ki

bina

salam

olsun. Beyit:

"Ok

öldürmediyse ilâç kolaydr.

Yayn

inhinas (bükülme, yay eklini alma) erilik deil, rüku dur"

1" Niyâzî Msrî, rfan Sofralar, çev.

Süleyman Ate, stanbul: Yeni Ufuklar

Neriyaü,

s.

107-109.

EY insan
71

Bu
gibi,

hafzlar nasl olup

da

ariflerin

ahvalini

anlamyorlar, buna

ayorum"
derse

Yemin

edip

duran düjkün" (Kalem, 68: 10) diye erhettii

koucu

bilhassa kendisidir:

"Falann sözüne bakma, o her ne
böyledir"
der.

seninle

yine

öyledir,

Kusurlar

aratrc

koguculukla sö^ge^dirici, iyilii
4:

önleyici,

saldrgan günaha

dadanm§tr (Nisa,

11,

12)

Hele Kur'ân ne garip, kskanç bir sihirbazdr.

nsan

kendisine öyle balar ki

aça

fsldar. Fakat

hasmn kulana anlayaca ekilde, açktan hasmn ondan (O mânâdan) ve tadndan haberi
çalar.

olmaz, yahut da bu tad gerisin geriye alr,

Tann onlarn yüreine

mühür vurdu (Bakara,

2:

7)

buyurulduu

gibi

ne kadar

ho

iitiyor,

hatmediyor ve anlamyor!

Ondan

söz ediyor, fakat yine kavramyor:
latiftir.

Tanr

Latiftir,

kahr ve anahtar da
latif,

anahtar o kadar

o kadar

latiftir ki

Ama O'nun açma (fetih) anlatlamaz. Eer benim
Ölüm
ve

parçalarm bütünden çözülecek, açlacak olursa, bu O'nun sonsuz
lutfundan ve

açclndan,
için

esiz fatihliindendir.

hastal

sakn benim
örtmek
için

suçlandrmaynz. Çünkü

o, arada

iin gerçeini

bulunuyor. Beni asl öldüren onun benzeri olmayan
çekilen

lutfudur.

Bu

bçak veya klç, yabanclarn
hakikatini
içindir
"

gözlerini,

bu

uursuz gözlerin katlin uzaklatrmak ve kapatmak

görmemeleri

bakmndan,

Hristiyan cerrah öyle anlatt:
topluluk
bize
geldiler,

eyh

Sadreddin'in ashabndan bir

var

Tanr'mn bunu bilhassa gizliyor ve inkâr ediyoruz" dedim Mevlânâ bunu iitince, "Tanr'mn dümam yalan söylüyor, hââ! Bu olamaz. Bu eytann arabndan sarho olup yolunu ve Tanr'mn kapsndan
zannettiiniz gibi Allah
de: "Biz bir
için

yanmzda içtiler mdr?" dediler. Ben

ve

bana:

"Isa

sizin

olduunu

biliyoruz. Fakat dinimizi

korumak

arm

kovulmu
bir

olan bir

düüün
bu

sözüdür. Yahudilerin oyun, düzen ve
iki

hilelerinden

bucak bucak
olur da

kaçm, boyu
yedi kat

arndan daha

ksa, zayf

adam nasl

göün

koruyucusu olur?

Hem

öyle ki

sürer ve bir gökle

bu göklerden her birinin kahnl, gidilecek olsa, be yüz yl dier göün arasndaki uzunluk be yüz yl var.

Her

birinin

kalnl be

yüz yl ve birinden ötekine olan

be

misli

"- Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Fîhi stanbul: Milli

Fîh,
s.

çev.

Meliha Ülker Anbarcolu,

Eitim Basmevi,

1990,

213-214.

72

onun elindedir. Bu zayf adam nasl bunlarn idare edicisi olur ve bunu senin akln nasl alr? Bundan baka isa'dan önce yerin ve göün yaratcs kimdi? Tanr zâlimlerin
denizlerin tasarrufu

dediklerinden münezzehtir," Sonra Hristiyan'n: "isa'nn toprak
olan

ksm
ise,

topraa, pak olan

ksm

ise

pâk olana
ki:

gitti"

dediini

söylediler.

Mevlânâ buna cevap olarak dedi
o halde ruhu nereye gitmi

"Eer

isa'nn ruhu
ashna,

Tanr

olabilir?

Ruh ancak

ise, o halde onun gidecei bu inanc babamzdan bulduk ve onu kendimize din edindik" dedi. Ben de ona karlk olarak dedim ki: "Eer babandan sana, kalp para ve bozuk altn kalm olsa, sen onu ayar tam baka maddelerden saf ve temiz bir altnla deitirmez misin, yoksa bu kalp altn üstün mü tutarsn? Babandan sana çolak bir el miras kalsa ve sen bu çolak eli düzeltecek bir ilâç ve doktor bulsan, bunu kabul etmez misin? Bu çolak el bana babamdan böyle kald. Ben bunu bozmak, deitirmek istemem mi dersin? Sen babann, yaayp öldüü bir yer ve yurtta büjKiyüp yetisen, orann suyu tuzlu olsa, sonra bundan baka suyu tatl, topra verimli, ahalisi shhatte bir yer ve yurt bulsan, sen o fena yerden buraya nakletmek, daima onun tath suyunu içmek ve bütün hastalklardan kurtulmak istemez misin? Yoksa biz bu yer ve yurdu, bu hastahk yapan tuzlu suyu ile bulduk. Burada kalacaz deyip oraya yapr kalr msn? Kat'iyyen bunu

yaratanna gider.

Eer Isâ

asl ve Yaratan

yer neresidir?" Hristiyan yine: "Biz

Tanr sana babann görüünden baka bir görü ve iyiyi kötüyü a5^rdetme kuvvetinden baka bir kuvvet vermitir. Sen bunlar ilet, yoklua sürükleyen deil, doru yola götüren bir akla uy...
akl ve duygu sahibi bir kimse söylemez.

aklndan baka

bir akl,

Yora'n babas

eskici

idi.

Sonra sultana intisap

etti.

Sultan ona,

padiahlara hizmet edep ve erkânn, silah kullanmay öretti. Yüksek mertebelere çkard. O: "Biz babamzdan eskici olarak

dünyaya
istemeyiz.

geldik,

eskici

olarak

kalmak

isteriz.

Bu
Orada

mertebeleri
eskicilikle

Sen bize

çarda

bir

dükkân

aç.

uraahm"

demedi. Meselâ köpek o kadar aahk olduu halde, av avlanmak sanatm öreniyor. Sultann avcs oluyor; anasndan,

babasndan örendii, gördüü, samanhklarda, ykk yerlerde yatmay ve le yemeye kar olan hrsn unutuyor. Sultamn alaymn arkasndan gidiyor. Av arkasndan kouyor. Doan da böyledir. Sultan ona terbiye verdikten sonra o: "Biz babamzdan dalarn izbe

EY insan
73

yerlerinde

oturmay

ve

le

yemeyi

örendik.

Artk

sultann
ile

davulunun sesine ve avna rabet etmeyiz" demiyor. Hayvan, akl
vakitte

babasndan anasndan varis olduu eyden daha güzelini bulduu ona sarbyor. Böyle olunca artk akl ve temyiz (iyiyi kötüyü
ayrt etmek)
ile

bütün yaratklara üstün olan insann, bu hususta

Bundan Tanr'ya snrz. Evet dorudur. Eer derlerse ki: isa'nn Tanr's onu i'zâz etti (sayg gösterme, ikramda bulunma), kendisine yaknlatrd. Kim ona
ha)^andan daha
bir eydir.

aa olmas pek kötü

hizmet ederse Tanr'ya hizmet, kim ona

itaat

ederse Tanr'ya itaat

etmi

saylr.

Eer Tanr

isa'dan daha üstün bir

peygamber gönderdi

ise, Isâ

vastasyla gösterdiini, bununla fazlasyla göstermitir. Bu,

peygambere uymak, Tanr'ya uymaktr.
deil.

Ona yaplan

ibadet Tanr'ya ibadettir.

Onun kendisine uymak Onu sevmek Tanr'y

sevmektir.

Tanr'nn gayrsndan

böyle senin Tanr'na kadar gider.

olan sevgi yine Tanr içindir. Bu Her eyin sonu O'na varr' ^^

Akln

hassas,

iin

sonunu görmektir. Akibeti görmeyen akl
olan akl, nefis haline gelmiür""^

nefistir.

Nefse

malup

ilâhî

ilham ve Rabbani
ilâhî

yardm

sadece nefse yönelik olur''^

Kul
lâyk

haberlere muhtaçtr, çünkü kul Rabbine müstehak ve
eyleri

olan

ve

kulluunun

gerektirdii

eyleri

ancak

Rabbndan

gelen

haberlerle

örenebilir.

te

insan,
ifâ

Rabbinin
edince ve

emirlerini ve

yasaklarm örenince, Allah'n

hakkm

kulluk görevini yerine getirince, kendi nefsini
bir

tamm
olur.

olur.

Kendini
"^

tanyan kimse, Rabbini de böylece
ise,

tamm

Rabbini tamyan

kimse

Rabbinin emrettii ekilde de Rabbine kulluk yapar'

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, ¥îhi Mâ Fih, çev. Meliha Ülker Anbarcolu, Eitim Basmevi, 1990, s. 193-197. Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbaki Gölpnarl
stanbul: MilH
(haz.), stanbul: MilH Eitim Basmevi, 1991, c. 2, s. 118, beyit. 1548-1549 Muhyiddîn bnü'l-Arabî, Risaleler, çev. Vahdettin nce, stanbul: Kitsan Yaynlar, c. 3, s. 292. Muhyiddîn bnü'l-Arabî, Marifet ve Hikmet, çev. Mahmut Kank, stanbul: z

Yaynclk,

1995,

s.

131.

74

-8BZ, onlarn boyunlarna
halkalar geçirdik.

O

halkalar çenelere kadar dayanmaktadr.

Bu yüzden

kafalar yukar kalkktr. " tnnâ ce'alnâ fî a'nâkhim alâlen fe hiye ile'l-ezkâni
fe

hüm mukmehûn"

*
Çünkü
biti

onlarn boyunlarna kelepçeler geçirmi§it^

O kelepçeler çenelerine

dayanmtr

da burunlarjukan kalkk, gömeri a§ag somurtmaktadrlar.

(Elmalk
Bit^f

Hamd

Yattr)

onlarn boyunlarna halkalar geçirdik.

O halkalar çenelere kadar

dayanmaktadr.

Büyüden

kafalaryukan kalkktr.

(Diyanet)

-9Önlerinden bir
''Ve

arkalarndan bir set çektik de onlar kapattk, artk göremezler ce'alnâ tnin beyni eydîhim edden ve min halfihim
set ve

edden fe aeynâhüm fe hüm lâyübsrûn"

*
Hem önlerinden
bir sed,

arkalarndan bir sed çekmip^ kendilerini

sarm^î^dr. Baksalar da görmet^ler (Elmalk

Hamdi

Yattr)

Önlerinden bir set ve arkalarndan bir set çektik de onlan kapattk, artk
göremet(ler. (Diyanet)

EY insan
75

Biz onlarn boyunlarna beden tabiatnn

kaydlarn ve

süflî

ilere

muhabbet
kadardr.

zincirlerini

koymuuzdur.

Zincirler

onlarn çenelerine

Hz. Pir, "herkesin ve hereyin sizden üstün olduunu düünmeden uyumayn" diyor. Kabul etmek, seni vücut evinde tasarrufa götürür. Boyun eme, fena (yokluk) için rükû ve secdeye meyil ve bundan dolay da teessür (kederli olarak hislenme), üzüntü kalmamtr. Allah

korkusu yoktur.

Kemâlât ancak yoklukla,
Onlar
meyletmedikleri

hiçlikle, zilletle

(a^a, hakir olma) hâsl olur.
için

insâniyyeyi kabul

balarn emedikleri etmekten men olunmulardr
ve
cihet-i ilâhîyeden
istilâ

kemâlât-

Ve

biz

onlarn önlerinden
(örtü)

(ilâhî

yönden) nefsin

zuhuru hicabndan
hasl

ve kalbi

eden, ele geçiren sfatlardan

olmu

bir sed

klmzdr
eder.

ki,

o sed aydnhk ve

kl

cemâlin

görünme zamannda Hakk'n yüzüne
nazardan onlar

hasret olmalar için yukarya

men
yani

Ve arkalarndan
hareket

beden cihetinden de yasak ve emirlere göre
mâni,

etmelerine

bedene
bir sed
için

ait

tabiat

lezzetlerinin

perdelemesinden hâsü
Celâli

olmu

klmzdr ki, bu

sed de onlar

sfatn ve hayrn kabulü

hazrlayan sâHh amelden

men

eder.

Bu sebepten
bir halde
ile

onlar için iüm ve amel tariki

kapanmtr. Onlar
ile

arm
Madde
Bütün

ebeden

(sonsM':(a

kadar)

pudar

kalmlardr.
sebebiyle

perdelenmeleri, cisim elbisesinde

boulmalar

biz onlar perdelere bürüdük.

cihetlerden
hiçbir

perdelerin

kesâfednden

ve

onlarn

sarp

kuatmasndan

ey

göremezler, göremedikleri ve müteessir

''^

Rza

Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânîyyüs Semerkandî, Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara:
11.

Te'vilât-tKâ^âniyje, çev. Ali

Kadolu

Matbaas, 1988,

c. 3, s.

76

(kederli,

hüzünlü)
(ejit).

olmadklar
"^

vakit de

korkutmak veya korkutmamak

müsavidir

Cenâb- Hakk; "Biz onlarn boyunlarna

birer ip

baladk.

O

ipi

onlarn ahlâkndan, huylarndan meydana getirdik" diye buyurdu.
Hiç
bir pis,

kötü yahut temiz,

iyi

kii yoktur
olsun.

ki,

yapt

ilerin

yazld defter boynunda aslmam

Ey ehvet peinde koan kii, senin kötü ilere olan dükünlüün, hrsn atee benzer. Simsiyah olan kömür ate rengine girince
güzelleir, yani kötü ilerin sana kötü görünmez.

Kömürün karard
çkar.

atete

gizlenir,

ate sönünce karanlk meydana

Hrs

ve

ehvet,

göstermiti.
Allah,
bir

yaptn kötü ii süslemi, Hrs gitti, yaptn i kapkara meydana çkü"^
senin
ar

sana

ho

namus,

ve hayay yüz batman
(halka)

arhnda

bir

demir ba,
kiiler

demir

buka
kâfirlik

haHne

koymutur.

Nice

bu

görünmez baa balamp kalmlardr.
Kibir
ile

(Allah'

inkâr

eden),

Hakk yolunu
bile

öyle

bir

balamtr ki, kibirli

olan, kâfir olan

açkça âh

edemez.

Cenâb- Hakk bu\ardu
kaldrmaya

ki:

"Biz onlarn bo}anlarna, çenelerine

kadar varan demir çenberler geçirdik.

Bu yüzden
zincirler,

onlar,

balarn
insamn

zorlanmlardr."

bu

bizzat

kendindendir, kendi içindendir. Hariçten

vurulmu

deildir.

"Onlarn

önlerine, ardlarna engeller koyduk, gözlerini perdeledik"

diye bu}iardu.

Bu

hale

düen, önündeki, ardndaki

engeli göremez.

"^ Kemâlüddin Abdürrezzâk

Kâânî Semerkandi,
(haz.),

Te'vilât-Kââniyye, çev. Ali

Rza
c. 3,

Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu
s.

Ankara:

Kadolu

Matbaas, 1988,
istanbul:

11.

^^^

efik Can, Konularna
Neriyat, 1997,
c.

göre

açklamal Mesnevi
1120-1126

Tercümesi,

Ötüken

3-4, beyit.

EY insan
77

O, öne

dikilen engel,

ovann

rengindedir, görülmez ve

bu engele

urayan, bu engelin kaza ve kader engeli olduunu bilemez.
Senin bu dünyada
sevgilin,

karna çkan,
asl

seni etkisi altnda

brakan

fâni

gerçek
Sahte

ve

sevgilinin

yüzünü

göstermee

engel

olmaktadr.

mürid

de,

senin gerçek

müridinin sözünü

dinlemene

mân olmaktadr.
var
ki,

Nice

kâfirler

din

sevdasna dümülerdir. Gerçek
ar,

dini

bulacak gibi olmulardr. Fakat

namus,

kibir,

u ve bu onlara ba

olmutur.

Bu

gizli bir

badr

ama, demirden de beter ve kuvvetlidir. Demir

ba ancak balta krar.
Demir ba, demir
Fakat gaybn
bulamaz'^"
Bir insan istedii kadar kendi kendine tövbe etsin,
zinciri

krmak, ondan kurtulmak mümkündür.

(görünmeyen)

balad

gizli

baa, kimsecikler

çare

eer dtan

gururda ve Firavun gibi inatta devam ederse bu tövbenin faydas
olmaz.
kibir

Bu

hal olsa olsa bir iç

aknl bir kendini aldatmadr. Zira
ki kâfir,

ve gurur insann yolunu öylesine balar

gönlünde

nura

doru

bir

âh ve bir inleyi bulsa

bile

bunu darya vuramaz.
sûresinde böyleleri

Ve Cenâb- Hakk, Kur'ân- Kerîm'in Yâ-Sîn
için:

"Biz

onlarn

boyunlarna

çenelerine

kadar

varan

demir

Bunun için balar (daima) yukarya kalkk durur." buyurur. Ancak sen, yanlp da biz kâfirlerin boynunda böyle demir perdeler görmüyoruz, diye itiraza kalkma! Bu demirler kâfir boyunlarna dtan vurulmu deildir.
çemberler geçirmiizdir.

Yine

aym sûrede

Allah,

"Onlarn önlerine ve arkalarna
perdelediimizden
birlik

set

çekmiizdir.

Gözlerini

de

artk

göremezler"
nurudur.

buyurur Onlann göremedii ilâh

ve

güzelliktir,

Hak

'-"

efik Can,, Konularna
Neriyat, 1997,
c. 1-2, s.

göre

açklamal Mesnevi

Tercümesi,

stanbul:

Ötüken

209-210.

78

Böylelerinin yollarna dikilen engeller, sahralar kadar genitir. Onlar

bu genilii
ikbal, servet

servet, bolluk

ve ferahlk zannederler. Böyle mevki,

ve ehvet sahralarnn aslnda

aümas imkânsz

birer

çelik

duvar olduunu

ve bütün bu engellerin bir kader ve kaza icab

olarak

kurulduunu

fark edemezler.
ait engelleri

Birer tuzak

mânâsndaki bu nefse

ve arzalar insandaki

beden gözü göremez. Bunlar o
için

tehlikeli sederdir ki

farkna varmak

Hak

velilerine

ba

vurup, görünür görünmez bütün Allah yolu

setlerini

onlardan

örenmek

yoluna gitmedikçe, kii yeryüzündeki

hayatm bouna
Sen nefsinin

yaam olur.
olan güzele vuruldukça ve vurulu kaldkça,
lezzetleri

sevgilisi

mânevi

sevgilinin

nurunu göremezsin. Dünya
ait

ve dünya

nimetleri zevkine dalp, nefsine

rehberin sesine kulak ve gönül

verdikçe, sana Hakk'a
sesini

varma yollarm gösteren gerçek müridin

duyamazsn.
kâfirler

Öyle

vardr

ki bir

îmân

hasretiyle

yanp tutuurlar Fakat
ettikleri için kibirleri

kendilerinde inatç bir ar ve

namus vehim

ve

buna benzer duygular,

bir

manevî yolda yürümelerine engel
duvarlar gibi
dikilir.

olur.

Dünya balar, karlarna almaz

Gerçi bu balar görünmez. Fakat salamhkta demirden beterdirler.

Çünkü

bir törpü, bir balta

veya herhangi bir vasta demir balar

sökebilir.

Fakat bu görünmeyen

balar kim nasl

koparabilir?

nam
ve

eer ar

sokarsa, vücut, bütün imkânlaryla faaliyete geçerek zehri ve

bu sokmadan doan acy,

kötülüü gidermee çalr.
içinde,

Ar

i

dardan

konulacak merhemlerle söndürülür. Fakat senin

vücûdunu sokan ar dardan gelmez

bünyende hasü

olursa,

onu yok etmeye, bedeninde açti
yetmez. çinde
bilirsin.

gizli

yaray gidermeye kudretin

sz

üstüne

sz

duyarsn, fakat ne derdini ne

devâsm

çim

öyle istiyor ki

aydnlataym.
ümitsizlie

bu noktay daha açklayaym. Bu hakikati daha Fakat bundan endie duyuyorum. Sözlerim sizi
istiyorum.

düürmesin

EY insan
79

Fakat Allah varken me'yus (ümidi kesmek) olunmaz. Her feryada, her

imdat

isteyene
bil

mutlaka

yetien

Allah'n

Rahman
isterse

ve

Rahim
anda

olduunu
kaçnma.
ulatrr.

ve ondan onun dileine uygun her eyi istemekten
öyle
bir

O

yaratcdr

ki

eer

seni

bir

zulmetten nura, küfürden îmâna, yeisten huzura ve en büyük ümide

Ey karde

sen sakn kendini görenlerden olma. Kendini
ikilik

görmek

sendeki kesret ve

tozunu ayaklandrmasn. Ey karde! Allah'n

akp durmaktadr. Ancak sana Tanr abdallarnn yani Kâmil insanlarn varl nurundan, onlarn yataklarndan akar. Hak erenleri kendi maddiliklerini yok ederek ilâhi âleme yaklam; \'ücut karanlndan
hikmeti senin ruhuna ve iz'anna

akan bu hikmet

kurtularak vahdet nuruna

ulam nurlardr.
bir

Sen kendinde, onlardan aksetmi

k

görürsen bu

çktn
hazzn
evinden

n

senden

sanarak yanlma! Gerçi gönül evinde bir

tadyorsun. Fakat bu

aydnln etrafna

k

aydnlk bulmann
saçan bir

komu

tatn unutma!

Bu ktan senin evine de bir ziya vurursa ükret! Fakat bununla marur olma. Çünkü saptma ve inkârn ilk basama gurur ve
kibirdir.

Çok yazk o insana ki ilâhî bir lutfa mazhar olarak, kendisine akseden bir Hak nurunu bir nebî veya velî aydnln, kendi içinden douyor sanp da marur olur; benlik davasna kalkar, ya vahiy
katibi

Abdullah
bir

gibi tekrar

ümmetleri

karanla saplanr, nitekim bu hal nice peygambere ümmet olmak saadetinden

uzaklatrmtr.
Asl
irfan

odur

ki

insanolu ölmeden evvel kendi nefsinden ölmenin

yollarn bulmal, böylece de o hesap gününe Tanr'ya

varm

olarak

domal.
kyamet alametlerini de, ölmeden ç.yyc\ ölmeyi de kabul etmez. Talarn aaçlarn dile geleceine inanmaz. Sen ona
Felsefeciye sorarsan:
git,

bam, hiç bana gelsin,

bir

gün

konumayacan sandn
ki:

o talara vur
güllerin,

ki

akln

de!

Ona de

Sularn,

topran,

ve otlarn

dilinden ancak gönül ehli olanlar anlar. Onlar, cemadarla, nebatiarn,

kularn ve bütün hayvanlarn
yllar

neler söyleyip Allah' nasl

andklarn
bütün

yl,

kendilerini

yok

etmenin

neesiyle

yükselip

zaman görürler. Nebilerle velîlerin gördüklerini ve duyduklarn bakalarnn görüp duymamas, onlarn hâlâ vücut içinde, nefsin ve maddenin emrinde
hakikatleri

idrak

edecek

dereceye

ulatklar

kör ve

sar olmalarndandr.
Muhammed'in,
henüz
minber

Hazret-i

yaplmadan

evvel,

hutbelerini okurken,

mübarek vücûdunu yaslad hurma

aac

neler

duymu, ne yüce
yakndan
görüp

ürperiler içinde

kalm

ve bu arada nasl derin
elbette nebilerle velîlerin

derin inlemidr, felsefeci

bunu

anlar

m? O
ve

bildikleri

srlarn
için

mânâlarn

hakikatinden

habersizdir. Habersiz

olduu

de kendi aklnca bu srlar ve bu

mânâlar çözmeye çalr.
Felsefeci der
ki:

insanlar

ak

duygular içinde bir

takm vehimler ve

hayaller yaratrlar.

Beerî

akn klar,

halk muhayyilesinde (hayal

kurma yetisi) böyle duygularn, düüncelerin ve inanlarn
hazrlar.

domasn

Kurdarm, kularn, talarn ve aaçlarn duyup düünen,
gelen varlklar olabileceini sanmak, ite

inanp

dile

bu aldamlarn

bu

hayallerin neticesidir.

Hz. Ali'nin

bir

gün Hz.

Muhammed
deyiindeki

(s.a.s./e:

"Ya

Resulullah,

Mekke'den sahraya
bana
selâm

çktm zaman tek bir ta ve aaç görmedim ki
gerçei
felsefeci

vermesin"

elbette

anlayamaz. Esasen kafasndaki îmandan uzak hallerin, fesatiarn ve
küfürlerin akisleri

onu böyle üphelere ve

zanlara düürmektedir.

Kendisi nasü bir eyler görüyor, gözlerinin önüne bir eyler getiriyor

ve bütün bunlarn kuruntudan ibaret
velîlerle nebilerin

olduu

neticesine varyorsa

de böyle fesatç hayaller içinde kaldklarm samr.
devleri,

Felsefeci

cinleri,

eytan

inkâr

eder.

Bunlarn

hepsi

vehimlerin

yaratt

hayallerdir zanneder ve böyle zannettii

anda

bilemez

ki kendisi,

inkâr ettii

eytamn

elindedir.

Onun oyunca,

onun maskaras olmutur.

EY insan
81

Eer
gör.

sen, ey felsefeci!

Alnndaki morartya dikkat

eytan göremiyorsan bir aynaya bak, kendini et. Bu morluk ban tatan taa

vuranlarn gece gündüz sefahat ve çlgnlklar peinde koanlarn

yüzünde

olur.

Bak ve yüzünde olsun bu

renkleri gör ve

düünebiliyorsun, hiç olmazsa bunun
Kalplerinde böyle bir karanlk ve
gizleseler
felsefesi

madem ki felsefecisin, srrn ve sebebini düün.

yani

üphe

olan kimseler kendilerini

ve görünüte müslüman olsalar da ruhlarnda inkârn

çöreklenmitir.
Felsefecilerin,

Ey

mü'minler!

yollarn

arm

olanlarna
her insanda

benzemekten
vardr.

çekinin!

Çünkü

felsefeci

damar hemen
içinde

Hemen

her insann bir

ek ve üphe

kald anlar olur.

Sizin de içinizde

henüz bilmediiniz nice ve sonsuz âlemler vardr.

Eer velîlerle
biri

nebilerin yollarn

brakp,

felsefe

ubelerine dalar, her
yollarna saparsanz,

ötekinin

zddn

söyleyen

felsefecilerin

saptnz

yolun neticesinde yalnz hüsranla
ki

karlarsnz

Her kimin

kalbinde tam bir îman yerine bir

inam

vardr,

onun

kalbi

üphe ve delalete kyamet gününde hazan yapra gibi

titreyici olur.

Sen kendini adam
yani senin

sandn ve "üstün insanln vasf, görünmeyen görmediin her eyi inkâr etmektir" zannettiin için

devlere, eytanlara ve cinlere gülersin. Halbuki kendi bilemediini

ve kendi göremediini aslnda da yok sanmak cehalet ve dalaletin

açk

ifadesidir.

Fakat bir gün can dediin ruh, giydii postun
seni ters yüz ederse, bir taraftan

içini

dna çeviriverir,
güne
ki

görmediin
senin

hakikatler

gibi

gözlerini
iblislikler

kamatrr, ayn güne

na
iyi

öte

yandan
serilirse,

içindeki

görünmeyen
sen de

o zaman bak ve gör

dahil,

dünyada kendilerini

iyi

sanm

nice din ehlinden ne feryatlar
yüzlerinin

duyolur. Kendilerini

sananlarn

berbatln görüp

bümekten doacak bu

feryatlar elbette yürekler

acsdr.

82

Fakat Hz.
halde öldü

Muhammed
ise,

(s.a.s./'m

buyurduklar

gibi:

"Her

kul,

ne

ölürken kendisinde hangi sfat galipse, tekrar dirildii

zaman ayn

sfatla dirilecektir"

Dünya dükkânnda bütün yaldzl eya, göze

altn gibi görünmenin
ise,

evki içinde neeli ve handandr. Bunlarn satclar

her gelene,
sebebi o

bakr

altn diye göstermenin cesareti içindedir.
bir

Bunun

dükkânda
gözlere

mihenk

ta olmay,

daha dorusu, mihenk

tann

görünmez

bir yerde, gizli

oluudur

nsanlarn davranlar ve inanlar da böyle ya bakrdan ya altndan
olur.

Bu îman ve davran altnlarnn kalpm
(ö'/çü)

halisten ayrt edecek

ruh ve irfan mihengi

bir

perde arkasnda örtülü ve vazife

görmez halde
aldanabilirler.

olursa insanlar kendi

bakrlarn altn sanacak kadar

Her ne kadar gece karanlnda ve aym dükkânda
altnn

halis altnla

yan

yana duran ve onun kadar parldayan kalp altmn cakas büyükse de
halisi

bundan ahnmaz. Onun ancak gece karanlnda

gösterdii böbürlenie güler ve vakur bir sabrla gündüzü bekler ve

yamndaki sahte madene kendi hal
yalanc!

diliyle

unlar

söyler:

"Ey

zavall

O zaman senin nasl sarhm kendin göreceksin"
ki

kpkzl olduunu

ve benim altn

Bilmez misin
secde etmid.

Allah'n lânededii eytana, yüzbinlerce yl melekler
içinde

Ateten yaratlm olmann verdii gurur
ilâhî

eytan

çalar boyunca

âlemdeki meleklerin hocas ve onlarn emîri

olmutu
Fakat aym gurur, naz ve
kibirlilik

içinde bir

gün topraktan yaratlan

Adem'le müsabakaya
cesaretinde bulundu.

girdi. Allah'a

"Ben ondan üstünüm" demek

Sonra bizzat meleklerin önünde Hz. Adem'le giritii imtihan
kaybedince üzerine

güne

ve

güne scakh vuran

kirli

ve pis

EY insan
83

eylerin bütün kokularn
kirler ortaya

darya

vermeleri gibi

onun da

içindeki

çkt.

'""'

Rivayet

olunduuna göre Cenâb- Hakk Mûsâ
hazinelerimde

(a.s.)'ya:

"Ey Mûsâ!
yaknlk

Benim

olmayan

eylerle
(a.s.):

bana

gelip

istemelisin!"

bujorduunda Mûsâ
verdi:

"Ya Rabbi, Sen âlemlerin

Rabbisin, hazinenden ne noksan olabilir ki?" dedi.

Cenâb- Hakk
ki

u karl
hakir),

"Ey Mûsâ unu
ile

iyi

bilmelisin

benim

hazinelerim Kibriya, zzet ve Celâl
inkisar

doludur. Bana zül (hor,
Zira ben,

(krlma) ve yoklukla

gel!

benim

için

kalplerini inkisara

uratm
lâkab

kiilerle beraberim.

Ey Mûsâ bundan

daha büyük

bir

ey ile
eski

bana yaklalamaz"

"
"Hikmet
sahibi,

Ebû

Cehil'in

Ebu'l-Hakem'dir.

muhterem"

demektir.

Allah'

bilmedii

için

Ebû

Cehil'dir.

Efendimize "Emin" lâkabn takan kiidir. Efendimiz delikanlyken

"Muhammed, emindir" diyor, o takyor, lakab. Adam tammay da biliyor ama inad var ve kalbi mühürlü, gururu mani ve Bedir'de Müslüman köle, boazm kesmek için üzerine çöktüü zaman "Sen
çok \öiksekte durmuyor musun?"
mübtelâ
diyor,

ite öyle

bir gurur illetine

Ebû

Cehil.

'"

Adem

Aleyhisselam babanla

m öünüyorsun? Çocuklarnn çou
çok
peygamberlerin

kâfirdiler.

Onun
(nesi/,

gibi
soy)

bir

çocuklar

ve

zürriyetleri

de öyle olmutur... Yoksa ilminle mi

iftihar

ediyorsun? blis bilindii gibi bir çok meseleleri

çözümlemi ve

mevcudat

sahifelerini
ile

tam tekmil

(bitirme,

tamamlama) okumutur...

Yoksa mal
helak

mi öünüyorsun? Karun'u düün.
Firavun'un
saltanat
"

O

mal belâs

ile

olmutur...

ve

hâkimiyeti,

Hakk'n

gazabndan, kendisini kurtarabildi mi?

'-'

Kenan
482.

Rifâî,

erhli Mesnev-i enJ\ stanbul: Kubbealü Ner3'aa, 2000,

s.

476-

Ahmed
76.
'-^

Er-Rifâî, Vaazlar,

Naim Erdoan

(haz.),

stanbul:

Pamuk Yaynlar,

s.

Ömer Turul Inançer, Sohbetler, stanbul: Kekül Yaynlar, 2005, s. 15. Ahmed er-Rifâî, Vaa^lar, Naim Erdoan (haz.), stanbul: Pamuk Yaynlar,
94.

s.

84

Sizleri

kötü

vasflardan

(vasflanm) olmaynz.
Hased, bankasna
Kibir, kendisini

sakndrrm, sakn Çünkü o vasflar, öldürücü

onlarla

muttasf

bir zehirdir.

peri/en nimetlerin elinden gitmesini istemektir.

bankasndan üstün göm/ektir.
beyanlarda bulunmak; faydas^ olan çirkin sö^er

Yalan,

doru olmayan

söylemektir.

Gybet, insanlarn ayplarn arkalarndan açklamak,

Hrs, dünyadan doymamak,
Gat^ab, intikam

almak

için

kann

beyne

hücum

etmesidir.
ve

Riya, kendi gü^el hallerini,

baçkalannn görmesinden memnun olmak

srf

bunun

için gösterite

bulunmak...
^"^^^

Zulüm,

nefsin istediiniyapmak...

-10Onlar uyarsan da uyarmasan da
inanmazlar.
onlar için birdir,

"Ve sevâün aleyhim e enzertehüm tünzirhüm lâ yü'minûn"

em lem

On lan

korkutsan da korkutmasan da onlara göre

birdir,

inanmalar

(Elmalk Hamdi Ya^r)

Onlan uyarsan da uyarmasan da onlar için

birdir, ianamaî^lar.

(Diyanet)

'-^

Ahmed
99.

er-Rifâî, Vaa^^/ar,

Naim Erdoan

(haz.),

stanbul:

Pamuk Yaynlar,

s.

EY insan
85

Bü)Kik Mevlânâ; "Asl iler ezelde
(kader
levhi,

kararlam

olan levh-i

mahfuz

takdir) hükümleridir.

Bu dünyada meydana

gelen her

ey, ezel

pazarbnn
ebedi

icaplardr ve's-selâm"buyuruyor.
kurtulutan

"aki

(bedbaht,

mahrum

olan)

akidir
saiddir

anasnn
anasnn

karnnda, said

(ebedi kurtulup ve saadete ermij olan)

karnnda" buyuran Peygamber Efendimizin

açklad

gibi;

ekya

daha anasnn karnnda iken ekyadr. Evliya da ana karnnda
evliyadr.
onlara
bir

te
§ey

bu

deimez
bir

kader

hükmüne
onlar

giriyor.

Kur'ân da "Sen
6-7)

yapamadn; çünkü
gibi,

mühürlüdür" (Bakara,

bu}arulduu

kimsenin gönül gözünün açk veya örtülü

olduu

mes'elesinin ezelî bir davaya

dayand

aikârdr.
sizin

Ezelde Cenâb- Hakk ruhlara hitaben sordu: "Ben

Rabbiniz

deil miyim?" Ruhlar da

"Rvet, Kabbimi^sin!" (A'râf, 172)

cevabn

verince, dildeki davaya elde delil gerek
isbat

hesabna

göre,

dâvalarn

etmek

için

ite bu âleme gönderildiler.
eri

Asbnda sözünün
mahiyeti,

olup

olmadklarn göstermeye
idi.

gelenlerin

Allah indinde

belli

Fakat bize bizi

öretmek ve

kendimizi bildirmek, insanlk
üzere

damgasna bu âlemde hak kazanmak

u fâni diyara gelmi bulunuyoruz.
oluumuz
gibi

Bizim insan veya eytan
benlik

ezel nasibimizdir. Bir kimsenin

davas

ile

bir

domuz

haram

yiyici,

yani

bakasnn
dier

hakkna tecavüz
nefsi

edici

olmas ve

nefsini üstün

klmak

için bir

ylan ve akrep

gibi sokarak, incitip

küçük düürmek sevdasna
ezel

kaplmas, nefs eytanmn: "Ben ondan hayrhym"
âlemde tekrar etmesinden
Ezelde
iken
ibarettir'"''

sözünü bu

akî olan

kimseler çürük tohum gibidir ya toprakta
ve

boulur veyahut sakat olarak doup geliir

kemâlini bulamaz.
getiremezsin.

Ne söylesen onlar kandramaz, îmâna

'2<^

Mekûre

Sargut, Gönülden Gönüle, stanbul:

Kubbealt Neriyat, 1994,

s.

120.

86

Nefsine uyan kii, ehevî arzularna, hevâ ve heveslerine

esir

olup

onlarn emirlerine boyun emitir. Allah böylelerinin kalbine faydal
eylerin

domasn

artk haram
bile,

klmtr.
ondan

Böyleleri, Allah'n

kelâmn
Çünkü

dillerinden

düürmeseler

hiç bir haz alamazlar.

Allah Teâlâ; "Yeryü'^^ünde haks^jere büyüklük taslayanlan âyetlerimden

jü^ çevirteceim" {A'mi,

146) buyurmaktadr^"^

nsan
âhiret

mârifet-i ilâhîyeden, meleklere, kitaplara, peygamberlere ve

gününe îmândan alakoyan, eytan ve
meleklerini,

nefsidir.
ve

"Kjm Allah',
inkâr
ederse,

kitaplarm, peygamberlerini,
bir

âhiret
Ijte

gününü

§üphesi\

derin

sapknla
kör

dü§mü^tür.

Allah'n

lanetledii,

sar

kld

ve götlerini

ettii bunlardr.
1

Bunlar Kurân'

düünmediler mi? Yoksa kalpleri
24)

kilitli

midir? (Nisa

36,

Muhammed

23-

Sar,

dilsiz

ve

kör

oldular

da gerçei bilemediler.
hikmetlerini

Kur'ân'm

hakikatini

anlamayan

O'nun

nasl

düünebilsin?

Kur'ân'n nüzulünü

(ini^)

nasl kavrasn? Kur'ân' indireni nasl

tefekkür edebilsin? Kur'ân'n indirildii

ahs nasl

anlayabilsin?'"^

Her

taraf

cehalet

tufan sarm, palavraclk, yalanclk

alm,

yürümü... Yalan haberler, uydurulmu hikâyeler anlatlyor...

Herkes böyle

bir yol

seçmi,

alm bam

gidiyor,

kime küselim?

insanlar idare etmeye çabyoruz, gene de yaranamyoruz, çünkü
onlar

bizim

gösterdiimiz

güzel

davrama kar

gaflete

dalp

kibirleniyor.

Anlald;
geHr
ki?""^

bunlara

kar

Hicr sûresinin:
âyetini

"Emrolunduunu haykr,

müriklerden yüz çevir"

uygulamaktan baka elimizden ne

'•^'^

Ahmed Ahmed Ahmed
67.

Er-Rifâî, Sohbet Meclisleri, çev. Dr.
s.

AU Can Tad,

stanbul:

Erkam

Yayn, 1996,
^28

87.

Er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz
(haz.),

(haz.),

stanbul:

Erkam Yaynclk,
'2^

1995,

s.

165.

Er-Rifâî, Vaa^^lar,

Naim Erdoan

stanbul:

Pamuk Yaynlar,

s.

EY insan
87

O
ve

akiler

hakknda:

"Sen

ne

söylesen

onlan

kandramaz

îmâna

getiremef^sin" (Yasin, 11), saidler

hakknda

da: "Onlar Allah'tan korkar

inanrlar" (Yasin, 10) yollu tebirde (müjde) bulunulmutur.

Hiçbir anadan

doma

kör veya kambur, hekimi

çarp: Gözümü

veya

kamburumu
söyler.

düzelt! der

mi? Dese

bile,

hekim tedavide

âciz

olduunu
memurdur.

Çünkü hekim,

geçici

hastahklarn

tedavisine

te
ki

birinci âyet, ezelde kör,

kambur, topal olan akiler
(irjâd eden,

hakkndadr
gösteren

peygamberler ve müridler

doru yolu
ise,

klavu^ bunlara

kar

hiçbir

ey
ki,

yapamazlar, ikinci

geçici

hastabklara

uram

olanlar içindir
^^'^

ite irat (doru yolu

gösterme, )

ve vaaz ve nasihat bunlaradr.

Ebû

Cehil bir

gün Hazret-i Muhammed'i, aklnca

sîgâya

çekmek

istedi.

Eline bir kaç küçük

ta

ald. Peygamber'in

huzuruna gelerek:

"Sen mademki Allah'n Resulüyüm, diyorsun,
bilmen
gerektir, ey

u

halde her eyi

Muhammed,
dedi.

bil

bakalm, avucumun içinde ne

var, haydi,

çabuk söyle"

"Eer

gerçekten

ResuluUah'san,

eer

sahiden

gök

perdenin

ardndaki srlar biliyorsan, bu kadar yakmndaki eyleri hemen
bilmen lâzm
Hazret-i
gelir.

Haydi söyle!"diye srar

etti.

Muhammed, Ebû Cehil'e dedi ki: "Avucunun içinde ne olduunu ben mi söyleyeyim? Yoksa, benim Allah'n Resulü
olduumu,
nesneler
dile

gelerek

ve

ehâdet ederek,

senin

avucundak

mi

söylesin?"

Ebû

Cehil;

"Bu

ikincisi

mümkün

deildir. Sen sadece kendin bil",

bana yetiir diyecek oldu fakat Hz.
dedi."

Muhammed
dile

(s.a.s.),

"Hayr"

büyük AUah, senin avucundakileri

getirmekten çok daha

kudretlidir.

O

isterse

bütün canszlar canlanp, bütün cemadat

(cans^ varlklar) insan gibi konuabilir. Esasen onlar Allah'n

varl

ve birlii etrafnda nice srlar söyleyen hatta onun akyla devrâna

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

s.

494.

girip

oynayan canllardr Fakat

siz elbette

onlarn dilinden ve onlarn

semâmdan anlayamazsnz"
Hz.

Muhammed

(s.a.s.)

böyle söylerken

Ebû
biri

Cehil'in

avucunun

içindeki talar, bir bir dile geldiler.

Her

nice güzel
tesirli bir

konuan

insanlardan daha fasih

(gü-:el

konulma) ve daha

söyleyile:

"Ehedü

en

ilahe

ülallah

ve ehedü enne Muhammeden
getirdiler.

ResuluUah" diye KeHme-i ehâdet

Ebû

Cehil,

ta parçalarnn

dile

geldiini duyunca korktu, öfkelendi

ve onlar yere atarak:
"Yalan! Yalan!"diye haykrd,

"Bu mucize deil,

sihirbazhktr ve

yeryüzünde seninle
sihirbazlarn

baa basn!"
için

çkabilecek hiçbir sihirbaz olamaz, sen

Böyle söyledii

de kâfirlerin en mel'unu

(lânetli)

oldu Yüce

Allah'n rahmetinden ebediyen uzaklamak gibi cezalarn en elimine çarpld.

eytan nasl Hz. Adem'e

bakt
gibi

zaman,

karsnda

topraktan

yaratlm

bir insan

görecei yerde, insan heyetinde

bir toprak

yn

görebildi ve

Adem'i toprak
etti

gördüü

için

de ona secde etmedi,

bu yüzden

Allah'a isyan
gibi

ve yerlerden ve göklerden kovuldu ise

tpk bunun Muhammed
bir

Ebû

Cehil de toprak görücü eytan gibi Hz.
tecellîyi (akis)

(s.a.s.JA^ ilâhi
gaflet,

göremedi. Gözleri kaln

perde

ile

hiddet ve küfür perdesiyle kapabyd ve öyle

kald.''^

i3>

Ken'an
313.

Rifâî,

erhli Mesnevî-i eriJ] istanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000,

s.

312-

"

EY insan
89

-11Sen ancak zikre (Kur'an 'a) uyan ve görmeden Rahmân'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. îte böylesini, bir mafiret ve güzel bir

mükâfada müjdele.
'T.nnemâ

tün^rü menittehea^kre

ve

ha§iyerrahmâne bi'l-aybi

Jehe§§irhü himairetin ve ecrin kerîm

*
Sen ancak Kur ân a tabi olan
pe görünmedii halde
Ijte

Rûbmân
ve

olan A.llah'tan

korkan kimseyi sakndrrsn.
mükâfat
Sen ancak f^kre
ile

onu bir batlanma

çok erefli bir

müjdele.

(Elmalk Hamdi Ya^r)
Kahmân'dan korkan kimseyi
mükâfatla müjdele.

(Kjdr'an'a)

uyan

ve görmeyen

uyarabilirsin. I^te böylesini, bir

marifet

ve gü^:^l bir

(Diyanet)

Korkutmak ancak
kimsede
tesirli

istidad

(kabiliyet)

kl

ve saf olan zikre uyan
ile

olabilir

ve

o

kimse
asli

korkutma

hüzünlenip
ve
ftrî

kederlenir ve istidadnda olan

marifeti

(kalbi

bilgi)

(yaradla

ait)

tevhidi sebebiyle hidâyeti kabul eder ve nasihat alr.
ile

Ve

tecelliden gaybubeti (kaybolma)
ile

beraber azametinin (büyüklük)

tasavvuru

Rahmân'dan hayet

eyler ve kendisinden gâib
için sülük

olan
(doru
(fil),

huzura getirmek ve nuruyla ziyâland eyi görmek
yola girmek)
sfat,
ile

Rahmana

tabî (uymak) olur.
setri
ile

te

o kimseyi ef al

zat hicaplar

günahlarnn

(örtülmek)

mafireti azîmesi
ePal, sfat

(kafi olarak günahlarnn batlanmas)
cennetieri ecri kerîmi

ve

Hakk'n

ve zat
ile

(Allah 'in cömerttliine yara§r bir mükafat)

müjdele'^"

'^-

Rza

Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânî\'}ais Semerkandî, Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara:
c. 3, s.

Te'vilât-Kâ^âniyye, çev. Ali

Kadolu

Matbaas, 1988,

12.

90 •

Mûsâ Kâzm'n olu Hz. Rzâ öyle buyurmular:

"insanlar Ehl-i

Zikr'e muhtaçtr. Zikr Resûlullah (s.a.s./dt. Ehl-i Zikir ise biziz"

Ca'fer
zikrin

Sâdk Hz. leri de öyle buyurmulardr: "Kur'ân- Kerîm'de iki mânâs vardr. Biri Kur'ân, biri de Kur'ân- Nâtk (konudan

KMr'ân) olan Hz.

Muhammed

(s.

a. s.)

ve Ehl-i Beyti. Nâs, her ikisinin

hukukundan sorumludur"
Hazret-i Ali,

Peygamber

(j-.i^.j./e

sordu:

Ya

Resulallah!

Allah'a

giden yollarn en ksasn, insanlar için en kolay ve

Hakk nezdinde

en makbul

olanm bana öretir
(s.a.s.)

misin?

Cenâb-

Peygamber

buyurdu:

Benim
î:(ikir

ve

benden

önceki

peygamberlerin tebli (bildirmek) ettii en efdal
kelime-i tevhididir.
illallah

'T^

ilahe illallah"

ayed

yedi

kat semâ

ile

yedi

kat yer bir
olsa,

kefeye, ]^â ilahe

kelime-i tevhidi dier kefeye konulacak
(s.a.s.)

kelime-i tevhid

ar

basard Resûlullah

bunlara ilâveten öyle buyurdu: Yeryüzünde
sürece

Allah Allah

diyen

bulunduu

kyamet kopma^.
git..
ise

Cenâb- Hakk,
diyor
et!

Hazret-i Musa'ya: Firavun'a

Çünkü

isyan

etti,

Mûsâ da Cenâb-

Hakk'a:

Ya

Rabbi, öyle

sadrm
ve i§imi

(göüs)

erh

(erh'ten maksat, :(ilmeti
refet

kaldnp nur getirmektir)

kolayladr,

lisanmda olan kekelii
iyi

(kaldrmak, hükümsü-:^ brakmak),
bana, ehlimden olan

ki beni

anlasnlar,

sönümü

iyi iitsinler ve

kardeim Hârûn 'u

veqir eyle ve onu

iimde bana

ortak kl, tâ ki seni çokça tebih ve zikredelim
ki:

Cenâb- Hakk da buyuruyor
36)

istediini verdim ya

Mûsâ! (Tâ-hâ, 24-

Bu

âyet-i

kerîmenin
ise

bâtn

(iç)

mânâs:
et,

Nefsime

mücâhedeyi

emrediyorsun. Öyle

sadrm erh

akl bana vezir eyle ve
ki

maa

akl (dünya akl) hususunda ileyen lisamm,

keke ve pepe saylr,

onu benden kaldr ve
veçhile zikr ve

akl,

bu hususta bana

vezir eyle ki seni

lây

tebih edeyim ya Rabbi! demektir

'^-^

'^"^

Ahmed' er-Rifâî, Erkam Yaynclk,
Ken'an

Süleyman brahim, Meveddef P/nrian, stanbul: Yeil Yaynlar, 2000 s. 35. Marijet Yolu, Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz (haz.), stanbul:
1995,
s.

62.
s.

'^5

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

577.

EY insan
91

bnü'l- Arabi'ye göre

zikir

müahede

(^ahit olma)

ve kefi salayan

huzurdur. Zikir Kur'ân- Kerîm 'dir.
Zikir,

zdd

gaflet olan huzurdur. Allah kendisini zikredenle birlikte
ise

oturur.

Oturan

zikredende görülür. Zikreden kendisiyle birlikte
zâkir

oturan

Hakk' görmezse, gerçek
zikirden böyle bir sonuç

deildir.

Çünkü Allah'
diliyle

zikretmek kulun her yönüne yaylr, fakat insamn sadece

yapt

çkmaz.

Kalp Allah' zikretmekle heyecan buldu ve mutlu oldu. Hidâyet

aydnh

kula

parldad ve

k

saçt. Allah hikmetinin

nurlarndan ve

mârifederinden kulunun kalbinde bir kandil yakt. Böylece rahmet

kaplar açld. Yaratklar üzerine; onlar
Zikir,

kilitU

de deildi
"B/;^

Kur'ân- Kerîm'dir.

O

zikrin
zikir

en bü^Kiüdür

ku^kusu^

':^kn indirdik " (Hicr, 9)

burada

Kur'ân- Kerîm demektir

Ona

göre her

ey Hakk

zikreder,

çünkü varlktaki her
tecellî

ey vastasyla
eden Hakk'a
halde

Hakk'a

ulaabiliriz.

Her varhk kendisinde

ulatran

bir tecellîgâhtr (ortaya

çkma, aksetme yeri).

O

Hakk'm

varla yerletirdii her ey,
Hz.

zâkirdir.

Aie

Hz. Peygamber'in her annda Allah' zikrettiini aktarr.
birlikte o, küçüklerle,

Bununla

yallarla

har

neir olurdu. Bütün

bunlar âlemde Allah' zikretmektir; çünkü her

ey

Allah' zikreder.

Bu yüzden

herhangi bir eyin Allah' zikretmediini gören, gerçekte
zikredici olarak

o eyi görmemitir. Çünkü Allah her eyi varba
yerletirmitir

Her eydeki gerçek
mahal kuldurhazrlayabilmek

fail

ve etkin Hak'tr.

Halk her durumda
zikir, bir

müteessir (etkilenme) ve edilgendir.

O

halde

mahalde

-ki

Hakk'a
için,

ait

bir

fiildir.

Kulun yapaca, mahalli
etkiden

her

türlü

tam

anlamvla
zâkir,

so\atlanmasyla snrldr.
kul ise zikredilen

O

halde Hak, zikreden
^'^^

anlamnda

anlamnda mezkûrdur.

^^'^

Suad El- Haldm, Ibii'l-Arûbî
Ya>nevi, 2005,
s.

Sö-:(lüü, çev.

Ekrem

Demirli, stanbul:

Kabalc

727-728.

92

devam edenler, Allah ile hotur. Allah ile ho olan, O'na kavumutur. Zikrin kalbe yerlemesi sohbetin bereketiyle mümkün olur. Çünkü kii dostunun yolundadr. Bize gelmenizi tavsiye ederim. Bizim sohbetimiz denenmi bir tiryak, bir ilâçtr. Bizden uzaklamak ise öldürücü bir zehirdir. Ey bizden uzak olan
Zikrullah'a

Zanneder misin ki, ilmin sana kâfidir de bizden uzaklarsn? Amelsiz ilmin ne faydas vardr? Ihlassz amelin ne
zavall!

faydas

olabilir?

hlas

(kahks-:^

samimiyet)

bile

tehlikeli

yolun
riya

kenarndadr.
(ikiyüzlülük)

Seni

ihlastan

sonra

amele

sevk

edecek,

hastahm
ehl-i

tedavi edecek ve sana

emin yolu gösterecek

kimdir

bilir

misin? Alîm ve Habir (haberdar) olan
^kirden
sorunu-:^

Cenâb- Mevlâ:

bilmiyorsam^

(Nahl, 43) buyuruyor. Sen kendini

ehl-i zikirden

mi samrsn?
ehl-i

Eer

onlardan olsaydn, onlardan uzak

kalmazdn. ayet
Nitekim
ilimden

zikirden

olaydn tefekkür me}^esinden
amelin engel olmutur.

mahrum olmazdn. lmin
Aleyhi's-salatü

sana perde,

ve's-selâm

Efendimiz:

Fayda

vermeyen

bu\armutur. Ey bizden kaçmaya çalan! eiimizden ayrlma. Çünkü bizim eiimizde geçirdiin her an ve attn her adm, mânevi bir derece ve ilâhî yaknla vesiledir. Bizim Hakk Teâlâ Hazrederi ile inâbetimiz (günahlardan ve her §eyden yü":^ çevirip Hakk'a dönmek) sahihtir (hakîkî).
sana

snrm
sarl,

Kapmza

iyi

Allah

Teâlâ:

^ana

yönelen

kimsenin

yoluna

uy!

(Lokman,

15)

bu}Tiruyor
Zikr,

anma anlamna
belli

kullanlr.

Ancak Allah'

an
Hay

zikirdir. Zikir

üç

tarzda olur: Lisânen

an;

meselâ Allah'n

ya da

Rahman
ilâhî

esmasn
âyet-i

bir

sayda tekrar etmek.

Gönülden her an

hikmeti seyretmek, sezmek. Fiilen zikretmek, Kur'ân'a uymak;

kerîmede "zikredenler" denmeyip de "zikre uyanlar" diye
göre,

emrolunduuna

kast

fiilen

zikirdir.

Kur'ân'n emrettii
Kur'ân'

ekilde ibadet etmek, haramdan saknmak, merhametli olmak,
sabretmek, hep bu âyetin kastettii uygulamal
zikirlerdir.

izlemek ve ona uymak
da:

zikir

olduuna göre
^^

zikrin,

önemli bir

tanm

Ahlâk- Muhammedi'ye uymaktr'

137

Ahmed

er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz

(haz.),

stanbul:

ErkamYayncbk,
'3^

1995,

s.

46.

Halûk Nurbâki, Yâ-Sîn

Sûresi

Yorumu, stanbul:

Damla Yaynevi,

1999,

s.

18.

EY insan
93

unu
(çeptli).

biliniz

ki,

zikredilen

AUah

tek,

fakat

zikirler

muhteliftir

Zikredenlerin kalp dereceleri de farkl farkldr. Zikrin asl
emirlerine

Cenâb- Hakkk'n

uymaktr. Çünkü Hz. Peygamber
tilaveti

"Kim

Allah'a itaat ederse

namaz, orucu ve Kur'ân

(Kur'ân'

usulüne göre okuma) az

da

olsa,

O'nu zikretmi olur" buyurmutur^ ^^
Allah'

Zâkir,

zikrin

zikretmesi

dndaki eylere yönelmekten saknandr. sebebiyle bakasn hiç arzulamaz.
AUah' âdet ve
gaflet üzere

Zâkire gereken,
göstermek) ve

deil de, tazim (sayg

hürmetin en son ekliyle zikretmesidir. Zâkir, AUah'

hürmet ve tazim üzere zikretmeyi terketmesi sebebiyle Allah'tan
perdelenir.

Hiç

bir

mü'min yoktur

ki,

onun

kalbinin

üstünde bir eytan

bulunup, o Allah' zikrettiinde eytan geri

durmasn ve

O

kimse

Allah' unuttuunda eytan ona vesvese vermesin.

Bilmi

ol ki

gerçek ünsiyet, Allah'

anmak ve O'nun
ve Allah'n

zikriyle

megul
eyleri

olmaktan dolay

bakasn unutmak

dndaki

zikretmekten uzaklamaktr''^"
Zikir
iki

ekilde

olur.

Birinden havf (korku) ve hayet, dierinden
gelir.

evk
zikir,

ve muhabbet meydana

Havf ve hayeti meydana
ve

getiren

AUah'

nefsiyle

zikreden

AUah'n onu
bir

zikretmesini,

kendisinin

AUah' zikretmesine sebep kabul eden,

de kendisinin

AUah'

zikretmesiyle,
zikridir.

AUah'n da onu

ziltredeceini

bUmeyen

kimsenin

Dier

zikir ise, kendisi

henüz ortada yokken ezelde AUah'n onu
eden kimsenin

zikrettiini ve ölünceye kadar da zikredeceini idrak
zikridir.

Dolaysyla bu kimse, AUah'n kendisini zikretmesinin ezeU
ise,

ve ebedî olduunu; kendisinin O'nu zikretmesinin

ehvedere
Erkam

''*''

Ahmed

er-Rifâî,
s.

Sohbet Meclisleri, çev. Dr. Ali

Can

Tatb, stanbul:

Yayn, 1996,
'+*^

96.

Ahmed

er-Rifâî,
s.

Sohbet Meclisleri, çev. Dr. Ali

Can Tad, stanbul: Erkam

Yayn, 1996,

131-133.

94

bulanm
ve ihsann
kadar

ve

gaflet

içinde

olduunu

bilir.

Allah'n

kendisini

zikrettiini görerek

O'nu

zikredenle, Allah'n fazl

(fa^let, erdem, lütuf)

(lütuf, iyilik)

görerek O'nu zikreden kimse arasnda ne
Allah'
zikretmesi,

fark

vardr.

Kulun

Allah'n

kulunu

zikretmesine göre

yamurlarn altnda

kalan toz

gibidir.^'*'

Ahiret tercih edildii zaman, dünya âhiret içinde kaybolur. Allah'

zikretmek ön plâna
zikrin içerisinde fena

çktnda

ise,

hem dünya hem
olur.

de âhiret bu

bulup kaybolur Gerçek mânâda zikredilmeye
da "zikir" de yok
kalr'
"^"^

balanldnda,

"kul"

Ortada sadece

sfadaryla CenâbZikrin

Hakk
tam

âdab

(edebi),

bir azimet (sebat, kararllk), kemâl-i

hudû

(alçak gönüllülüün kemâli)

ve tevâzû

ile

dünya ve mâsivâ balarndan

syrlmak, salam
ism-i Celâl

bir ihlas

ve kulluk uuruna vâkf olmak suretiyle

zrhna

bürünmektir''^^
siî^

Beni evkle, muhabbetle ^kredin ki; ben de

ar^unu^a kavuturmakla,

yaknlk

vermekle anaym...

Beni yüceliimle, üstünlüümle ^kredin ki; si^ karplks^ ihsanlar
mükâfatla anaym...

verip

Beni tevbe

ile

^kredin ki;

si:^ günah

ba§lamakla anaym...

Beni
Beni,

dilekle

^kredini^

ki,

ben de dileini^yerine getirmekle anaym...

yaptn-:^

hatalara

pimanlk

duyarak ^kredini:^ ki; si^ keremle

anaym...

Beni,

ö^r dileyerek

^kredin ki;

sit^i

mafiretle, yani:

Balamakla

anaym...

^"^^

Ahmed
Ahmed Ahmed

er-Rifâî, Sohbet Meclisleri, çev.
s.

Dr. Ali Can Tatl, stanbul:
Dr. Ali

Erkam Erkam

Yayn, 1996,
^^-

134.

er-Rifâî, Sohbet Meclisleri, çev.
s.

Can

Tatl, stanbul:

Yayn, 1996,
-*^

91-92.

er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz

(laz.),

stanbul:

ErkamYayncbk,

1995,

s.

68.

EY insan
95

Beni,

tam

bir irade

ile

^kredinizi ki;
sureti

si^^e

faydal olan

§eyle sif^i

anaym...

Beni, kötülükleri

brakmak

ile

^kredin ki;

si-:^

Ja-:^a

Ja^a

iyilikler

ederek anaym...

Beni,

iblasla

(gönülden

gelen
ile

dostluk,

samimiyet)

^kredin

ki;

sif(i

kötülüklerden kurtarmak sureti

anaym...

Beni, kalblerini^e ^kredini^ ki; si:^

skntl

hallerden

çkarmakla anaym...

Beni,

muhtaç hallerimi^ anlatarak ^kredin

ki;

siî^e

güç vermekle anaym...
isteyerek :qkredin ki;

Beni, öf^ür dileyerek,

günahlarmn batlanmasn

si^

rahmetle ve mairetle anaym...

Beni, îmânla :^kredini^ ki;

sit^e

cennetler vererek

anaym..

Beni,

slâmyoluna girerek

•:^

kredin ki;

si-:^

ikramla anaym...

Beni, kalble

^kredin ki; si^ mânâ perdelerini açarak anaym...
bilerek

Beni, fâni

(geçici)

halini-:^

^kredin ki;

si-:^

devaml

bir ^kirle

anaym...

Beni, yalvararak candan

ann

ki;

si:(i fa^^letli

klmak
ki;

suretiyle

anaym...

Beni, ^elil
suretiyle

(aalanan)

halini-:^

anlatarak

ann

si^ hatalar batlamak

anaym...

Beni,

yaptklarn!^

itiraf ederek

annz

ki; ilenen

günahlar

silerek

siî^

anaym...

Beni,

gönül saf âsi

ile

f^kredin ki,

si-:^

hâlis iyilikle

anaym...

Beni, sadakatle î^kredin ki;

si-:^

nfk

ile,

yumuaklkla

anaym...

Beni saflkla

^^ikredin ki;

s!^ af ile anaym...

96

Beni

ta^m

(yüceltme) ederek,

^kredin ki; si^ keremli

klmak

irreti ile

anaym...
Beni, tekbir getirerek ^^kredin ki;
ile

si^

sair

adl cehennemden kurtarmak

sureti

anaym...

Beni, cefây terk etmek sureti

ile

^kredin

ki;

si^

verilen söî^e vefa ile

anaym...

Beni,

hatay terk etmek
hi:(mette

sureti ile

^kredin ki; si^ çeitli ihsanlar ile anaym...
sureti ile

Beni,

çaba göstermek
sureti ile

:qkredin ki; ben de si^ nimetin

tamamn
Si^ ne

vermek

anaym...
beni ^^kredin ki; ben de kendi

olduunu^ düünerek
^^

varlmla

si-:^

anaym...

Zikrin

be

ana özellii vardr, bu

be

özellik

de insann Cenâb-

Allah'n yanndaki deerini arttrr. Bunlar:
Zikirde Allah (ccjm.

rzâs vardr.

Zikirde eytandan
Zikir kalbi

korunma vardr.

yumuatr.

ibadete olan

ak artrr.
(isyan,

Mü'mini ma'siyetten
Hiçbir kul yoktur

günah) ahkoyar^"^^
zikri

ki,

Allah' hakkyla zikretsin de

esnasnda

Allah'n dndakileri
olur

unutmu olmasn.
Allah' zikretmek

Allah ona, her eyin bedeli

Çou

kere

arif,

ister de,

onun srrnda

ta'zim

'"^^

Abdülkadir Geylânî,

Gunyetii't-Tâlihîn,
s.

çev.

Abdülkadir Akçiçek, stanbul,
Sayyâdî Er Er-Rifâî El Halebî,

Salam Yaynevi,
i'*5

1991,

714-716.

Es Se)7d

eyh Muhammed
s.

Ebu-1

Hüdâ Es

Tarikat-t Er-Rifâijje ve Er-RJfâf Yolunun Esastan, çev.

Mahmud Nedim

Aksoy,

stanbul: Sultan Yaynevi,

54.

EY insan
97

ve heybet dalgalar dalgalanr. Böylece Allah, onun lisanna vekîl
olur^^^

Ibn Abbâs

(ra)

öyle buyurmutur: "Her mü'minin kalbinde
zikr-i ilâhi ile

bir

eytan bulunur. Fakat mü'min,
kuçulur
Zikredenler
ise

megul

olunca eytan

Hak nezdinde
ki:

zikrolunanlardr''^*^

Allah bu}naruyor

"Beni kendi içinde zikredeni ben de kendi
bir topluluk içinde zikredeni,

nefsimde zikrederim. Beni
topluluk
içinde

ben de

bir

zikrederim.

Kendiliinden
ecir veririm."
zikir,

beni

zikredeni

de

kendiliimden zikreder, ona göre
Zikr-i ilâhiye

devam

ediniz.

Çünkü

vuslat-

ilâhi için

mknats,
ile

kurb-i ilâhi için

salam
ile

bir iptir. Zikrullah'a

devam

edenler Allah

hotur.

Allah

ho

olan,

O'na

kavumutur.
olur.

Zikrin

kalbe

yerlemesi sohbetin bereketiyle

mümkün
ki:

Hak

dostlar
bir

(ra.)

demilerdir

"Allah' zikreden kimse

Hakk

katndan
selâmete

nur üzeredir.
Zikir,

Kalbi

itminana

ermi,

dümandan
bir

ulamtr.

ruhun gdas ve Hakk'n senasna ermi,
zikriyle

mânevi arâbdr. Hakk'n
zevk ve lezzet de olamaz
''^^

meguliyet kadar kymetli

Dünya bir perdedir ve dünyann halleri bu perde vastasyla gizlidir. Tanr sevap, hil'at ve cenneti gayba îmân olan, her türlü ibadeti
yapan, Tanr'ya ve

onun

ilerine

görmeden inanan kuluna
de makbul olmaz.

verir.

Zira

Tanr

perdesiz
yoktur.

olarak

göründüü zaman, kimsenin
tövbesi

ibadetinin

karb

Ve onun

Kyamet

gününde Tanr perdesiz olarak görünür.

O gün gizli srlar aydnlamr
Can
Tatl, stanbul:

^^'^

Ahmed Ahmed

Er-Rifâî, Sohbet Meclisleri, çev. Dr. Ali
s.

Erkam

Yayn, 1996,

132.

Er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz
Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz

(haz.),

stanbul: stanbul:

Erkam Yayncbk,
'^

1995,

s.

51.
(haz.),

Ahmed

Er-Rifâî, Mö/t/'^/ Yolu,

Erkam Yaynchk,
'•»''

1995,

s.

67.
(laz.),

Ahmed

Er-Rifâî, Marifet Yolu,

stanbul:

Erkam Yaynchk,

1995,

s.

46-51.

98

(Tank, y\yet 9)

faydas olmaz.

Bu zamanda Tanr dünyada
kyamet
Nitekim

tövbe etme,
ileri bir

alama ve inlemenin
gösteriyor

perde arkasnda yapyor ve

kullarna da yine perde altnda dostluk ve
perdesiz

yardm

Eer
fena

yaparsa

kopar.

Kyamet,
sebepler

dünyamn
perdesi

bulmasndan sonra kopacaktr. Bu dünyada kyamet muhaldir
(mümkün
olmayan).

kullarna

altnda,

kullarnn gözleri sebeplere
olsunlar, diye

çevrilsin

ve Tanr'dan gâfl

(hahersi^ olma)

yardm

eder.

Meselâ

biri,

Tanr'ya güvenerek kendini

minareden

aaya

atsa parça parça, zerre zerre olur.

Aym

güvenle

bçak veya klçla karnm veya
olur.

boazn
yardmm

kesse derhal ölür veya yok

Eer

o kimse Tanr'nm

ve adyla söylediimiz bu
olarak

eyleri yapar ve helak olmazsa

Tanr'y perdesiz
olarak göstermek,

görmü
âdeti

demektir. Kendini
deildir.

bu âlemde açk

Tanr'nn

O zaman. Onlar gayba inanrlar

(Bakara, âyet 2), sözü

doru

olmaz. Uyank, tedbirli bir kul, sebepler perdesinden Tanr'y görür

ve kendi selâmetini sebeplerden deil, Tanr'dan

bilir.

Zira gördüler

ve baz baz insanlar da özbeöz denediler
yoktur.

ki

sebeplerin faydas
yerine

Eer
Ve

shhat,
idi, asla

selâmet
tehâlüf

ve

dileklerin
':^t

gelmesi

sebeplerden olsa
etmezdi.

(birbirine

olma, birbirine

uymama)

isteklerin

olmas sebeplerden

hiç bir

zaman ayrlmazd.

Bunun

için

o mü'min ve akll kula Tanr istemedikçe ve sebepler

perdesinden

yardm

etmedikçe, hiç bir

maksadn hâsl ve müyesser
görünür. Mü'minler
Saadet ve ekâveti
bilirler.

(kolaylkla ortaya çkan)

olmayaca muhakkak
örtü olarak

sebepleri
(bedbahtlk,

bahane ve
ebedî

bir

kurtulutan

mahrum

olma),

Tanr'dan

görürler.

Peygamberlerin kâfirlerden kaçmalar da ite bu yüzdendir.

Cennet imân ve
itaat

itaat

edenler içindir.

Çünkü bunlar gayb perdesinde
bilirler.

eder ve Tanr'dan korkarlar, bütün sebepleri O'ndan

O'ndan baka bu her eyi yapan ve hükmünü yürüteni
Sebeplerin yüzü örtülü

bilmezler.

olmasndan dolay, bu cihanda yollarn

kaybetmezler ve Tanr'ya olan inançlarndan vazgeçmezler.
inançlar

Tanr bu
lezzetieri,

ve

doruluklar
gelecekteki

karlnda
için

ve

imdiki

güzellikleri,

lezzetler
getirdi

terkettiklerinden

dolay,

cenneti onlar için

meydana

ve

kar

koyanlar, inkâr edenler.

EY insan
99

sebepleri

kendi

Tanr'lar

bilen,

ona

koan

ve
^^

snan,

dünya

lezzederini tercih edenler için de

cehennemi yaratt

man gaybadr
man,
bir

(gö^e görülmeyen mânevi alem)

kalbde du}alan hayet duygusudur; onda sevgiyle

kark

ürperme hazz vardr.
zorunlu bir atetir.

man, Rahman esmasnn gönülde yaratt
olan bu cereyanla

Kalbi temiz olan, evrenlerin yücesi Efendimizin inzar

demek

hemen

hayat bulur; îman eder.

Gönüllerde

Azîzü'r-Rahîm'in

hikmeti

olan

Kur'ân,

hayet

uyandrmyorsa o

kalb hastadr. Gururla sakattr; hayat bulmaz,

Cenâb- Hakkk'n maher gününe kadar kendi gayb âleminde
kalmay
tercih edii sebepsiz deildir.

Cenâb- Hakk, gayb perdesi arkasnda kahp kullarnn ümit ve emeller peinde olmalarn ve bir ümit ile kendisine ibadet eylemelerini ister. Kulun ümidi ya âhirettir, ya dünya. Her iki taleb
sahipleri için

de niyaz

(dua)

kaplar açktr. Âhireti yani manevî

lezzet ve

bazlar isteyenlerin, bu talebleri ve dünya zevk ve

arzularnn peinde koanlarn ümit ve emelleri Cenâb- Hakk'la
aralarnda bir

ba demektir.
bahdr.

Her

kul bir ümit ve

endie

ile

bilerek,

bilmeyerek Allah'a

Ümit ve endie gayb âleminin
ister

perdeleridir.

O

perdenin arkasnda
dileyenler, bir

korku

ile,

ister

ümit

ile

Allah'tan

merhamet
saltanatyla

gün

bu perde yrtlnca o âlemin bütün
görürler.

meydana

çktm
O

Perde yrtlnca herey aikâr olacandan ne korku, ne ümit kalr.

anda insan ya
kabul

iyi niyetli

davramlarmn ve

Allah'a

varma

dileklerinin

olduunu

görür, Allah'n cennet sözüyle vaad ettii mükâfata

'''"

Sultan Veled, Maarif, çev. Meliha
s.

Anbarcolu, Konya: Altunar
stanbul:

Ofset, 2002,

79-80.
Sûresi Yorumu,

'-'''

Halûk Nurbâki,, Yâ-Sîn

Damla Yaynevi,

1999,

s.

21.

100

ular yahut korktuuna urar. Bu
maherdeki encamm
ehli
(gelecek i§in sonu)

böyle

olmayp da her
olsa,

kul

dünyada bilecek

dünya

ve akiler

(bedbaht,

ebedi kurtulutan

mahrum

olan)

yese (üzüntü)

düüp, mü'minler saadet içinde kalrd. Fakat
de kendisinden bir ümidi olsun
ister.

ilâhî

hikmet hükmünü
hatta kâfirin

bulmazd. Çünkü Allah yalmz mü'minin deil, akinin

Ve kim
esiri

bilir,

belki bir gün,

henüz vücut ve dünya âleminde, nefsinin
biri

olarak )Kirüyenlerden
iyilik

bir

an

için gafletten

uyamr da Allah'ndan yardm ve

dilerse,

üphen olmasn

ki Allah,

onu affedecek ve

iyi

kullar arasna

almakta bir an tereddüt etmeyecek kadar büyüktür.

Vehim ve endie, aramlamn gizli kald; görünmedii, ne ve nasl olduu bilinemedii zaman inam sarar. Aranlan meydana çknca
vehimler ve endieler geçer,

ruh hakîkade

Hakikat
emeline
etme,

tecelli

edince Allah'n cemâlini
olur. Nefislerine

kar karya kalr. görmee talib olan ruh,
dalâlete

kavumu

boyun eip

(sapknlk

doru yoldan ayrlma) düenler

ise,

vehim ve zanlarmn cezasm

çekerler.

nsan, gökten rahmet ve yerden
dileklerini yerine

yeillik bekledii

gaybn

bir

gün bu

getireceine

inand ölçüde Allah'a yakndr.
düünce ve sezgi Cenâb- Hakkk'm bu fâni (geçici)
idrak,

man,

hakikatler gizli iken,

görünmüyorken;

yoluyla erildii

zaman

güzeldir.

dünyamn gayba açlan
Allah insanlarn hayr

penceresini kapamasndaki hikmet budur.
için,

insanlarn hakikati bizzat bulabilir bir
için,

insanlk insanlk

seviyesine seviyesine

ulamalar

nihayet

kullarn,
saadeti

böyle
için

bir

ulam

görebilmenin

böyle

yapmtr.
Allah'a ibadet ve

inan

da hudut erlerinin sadakati

gibi,

ancak ölüm

gününden önce makbuldür.

Ölüm günü
kavrayacak

Allah' yakndan görüp, onun )aiceliini

maherde
katnda

imanszlarn o andaki imam

elbette

Allah

makbul olmayacaktr.

EY insan
101

T^llah,

kendisi gaybda iken

onu görmeden seven ve bulanlardan

holanr^^"

Tanr'nn yeryüzünde
bir

de, yüce gökte de insan

ruhundan daha

gizli

eyi yoktur
her jeyi bildirdi de ruhu

Hak, kum, ya§;
mühürledi, gi^edi

"O benim

ilimdendir" diye

Yüce kijinin gö^ü,

o

ruhu gördü

mü artk

ona hiç bir ^ey gi^li kalmaî^
i^e yarar.

Ancak,

geceleyin gö^ü padiah

tanyann o gü^el duygusu

O marifetlerin hepsi, yolda görünen adamn yolunu sajirtan gülyabânidir Ölüm
günü onlarn
gö^ bakkal
Padijah
hiç birinden fayda yok. Yalmî^geceleyin

padiahn yüî^ünü gören

hüküm gününde yaln^
eder (utanr)

geceleyin

yükünü

gören,

kendini tanyan

adamdan haya
Allah'tan

korkmak

bir fazilettir. Allah
verir.

korkusu duyanlara bizzat

Cenâb- Hakk gönül huzuru

Onlar, korkmayn, mahzun
Allah

olmayn
Gerçek
korku,

müjdesiyle
ise acr,

ferahlandrr.

korkusu

duymayan
arzular.

manszlara

kullarnn büyük hakikati bümelerini

bir Allah

korkusu hakikatte büyük

bir Allah sevgisidir.

Bu

inanm
bilip,

insanlarn gönüllerinde o kadar çok sevilen Allah'
ile

kendisine lâyk bir sevgi

sevememek, onun sonsuz büyüklüünü

yakndan

ona

yakr kul olamamak endiesi manasnadr
bir

Cenâb- Hakk, gönlünde böyle
duyuracaktr^
^^

endie yananlara

elbette

Rahim

ve efik olacaktr. Elbette onlarn gönüllerine bir emin olma hazz

'^-

Ken'an
535.

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000,

s.

532-

^^^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: MilH

Eitim Basmevi,
,

Veled zbudak, Abdülbaki Gölpnarl 1991, c. 6, beyit. 2877-2879, 2912196.

2915
'^*

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erifi stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

s.

102

Cenab- Hak herkese o

istidat

tohumunu

ihsan etmitir. Herkes

slâm

olarak

doar. Sonra onu anas babas Nâsrâni, Mecûsi

u

veya bu yapar

Demek
giren

ki

herkeste o
sebepler

doutan
onu

gelen istidat mevcuttur. Fakat araya

çeitli

asli

vatanna, cananna kavumaktan

ahkoyar.

Yoksa

ziraate elverili her
atar.

tohum, mutlak

nev

ü nema
erer.

bulur, büyür,

boy

Ve

bir

arzaya da uramazsa kemâle
ümmü'l-kitapta
sait

Bu

söylediimiz

ezelde

yani

olan

kimseler

hakkndadr. Yâ-sîn

suresi 11. âyette:

"Onlar Allah'tan korkar ve

inanrlar" yollu tebirde bulunulmutur.'^^

Havfin yani korkunun üç türlü
hayet,
biri

mânâs

vardr: Biri korku,

biri

de heybettir.

Bizim

bildiimiz

korku
ise

îmâmn

artndandr.

Hayet,

amelin

artndandr. Heybet

marifetin

artndandr.
cüve ve

Her

türlü

cezadan korkmak, nefis

oyunlarndan korkmak, kalp ve
Fakat sr ve

makamdr. Allah'n huzur makamdr.

uhut

(jahit olma,

görme)

makamnn

korkusunda, heybet

ve azamet vardr

ki

bu görgü makamdr. Resulullah Efendimizin:
bilir,

Allah' herkesten t^yade ben

herkesten

^ade

de

ben

korkarm,
gibi'^^

buyurduklar

gibi,

Allah'tan korkan Allah' bilenlerdir,

dendii

te korku, ilim nisbetinde artar,
Er-Rahmân,
hikmetin
kabiliyetlerine göre

Allah' bildikçe ziyâdeleir.'^^
tarzda

gerektirdii

a'yânn

(hakikatler)

varl

ve

sûri

kemâli her

eye veren

demektir.
bir

Er-Rahmân muhtaç
isim
ile

olanlara özgüdür.

Mübalaa kahbndaki
eserlerinin

isimlendirilmitir,

bunun nedeni

umumilii, bu

'55
'^^^

157

Ken'an Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000, stanbul: Kubbealû Neriyaü, 2000, stanbul: Kubbealû Neriyaü, 2000,

s. s.
s.

494.
319.
48.

Rifâî, Sohbetler,
Rifâî, Sohbetler,

EY insan
103

eserlerin

sirayetinin

yaygnl

ve

de

tasarruflarnn

alannn

geniliidir.'^*^

Gece

vakti olup karanlk gelse ve her dost ancak kendi dostu

ile

tenha kalsa benim sevgililerim benim için
durup,

kyamda
ile

(ayakta durma)
alçaltarak

bo)Tanlarn

büküp bana
talep etmeyip

tazarru

(kendini

yalvarma) münâcaat (Allah'a yalvarma) ederler ve

muhabbetimden
giderler.

baka benden birey
onlara kemâl-i

rzâ yolunda

Ben de

muhabbetimden üç ey ihsan ederim:
ederim

Birincisi bir

nurdur

ki kalbine ilkâ

eer
Ben

onlar daima söyleseler onunla
onlara zat ve sfatmla teveccüh

benden haber

verirler, ikincisi:

ederim ve nice devletlere

nail

ederim, teveccüh (yaknlk duymak)
bir

eylediim dostuma neler ihsan ederim. Üçüncüsü de

ikramdr

ki

onu ancak ben

bilirim, bir

de o kulum

bilir,

arzda ve semâda olan

eya ikrama

nisbetle azdr, az bir

eydir
evliya

Yâ Davut benim muhabbetime meyi eden
ver
ki;

kullarma haber

Onlarla

meyammzda
gö^)

olan hicaplar ben ref ettim. Onlar

basiretieriyle (kalp
(hicapl, perdeli)

görürler,

onun

için onlar

halkdan mahcup

olsalar onlara zarar

vermez ve benim tarafmdan
''''^

onlara lütuf ve inbisat (ferahlk) eritii halde halkdan gelen hased ve

gazap onlara
Rabbini

tesir

etmez ve

asla

keder vermez
vakit...

^^kret,

kendini unuttuun

(Kehf, 24) Yani Allah' öyle

zikreyle ki Allah'tan

baka

bir

ey kalmasn

ve kendi nefsin de

kalmasn. Çünkü hakikî zikrin mânâs, zikreden, zikredilen ve
zikrin bir

olmasdr.

te

bu

türlü zikirde

bulunamn kalbinde

ikilik

ve o kimsede benlik kalmaz.

O

kimsenin kalbine hakikî

sevgili

nazar eder ve kendi cemâlini o kimsenin kalbinde görür.
öyle hitap eder
yokmr^^'^
ki:

O

zaman

Bu

gönülde, bu mülkün içinde vardan

bakas

'5^

Sadreddin Konevî, Esmâ-i Hüsnâ erhi, çev.

Ekrem

Demirli, stanbul:

z

Yaynclk, 2004,
'^^
1''"

s.

39.

Hadis-i erifler, Ken'an Rifai'nin notlarndan.

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

317.

104

Cenâb- Hakk esma-i
belletme)

ilâhisini (ilâhî isimler)

Adem'e

tâlim

buyurdu, sonra kendi ismini sordu: Âdem: Unutmruldum,

bilmiyorum Rabbim!" deyince Cenâb- Hakk:
üzerine "Nâib-i

"O

halde seni yer

Hak kldm"

(Allah'n

elçisi)

diye ferman eyledi. Bir

insan

Hakk'n
^'^

ismini

and vakit,

kendisini unutursa, o ii bizatihi

Hak

yapar.

-12ancak biz diriltiriz. Onlarn yaptklar her ii, braktklar her izi yazarz. Biz, her eyi apaçk bir kitapta (levh-i mahfazada)
ölüleri

üphesiz

sayp yazmzdr.
'l.nnâ

nahnü nuhyil mevlâ
ve külle §ey'in

ve

nektühü

ahsaynâhü fî imâmin

mâ kaddemû ve âsârehüm mübm"

*
Gerçekten ölüleri hi^
diriltirim

onlarn öncedenyapp gönderdiklerini

ve

braktklar

eserleriniya^^anî^.

Zaten bi^ her §eyi açk bir kütükte, "Imâmtesbit etmijit^dir

mübîn "de sayp

(Elmalk Hamdi Ya^r)
üphesi^
her
ölüleri

ancak bi^

diriltiri-:^.

Onlarn yaptklar her ip, braktklar
bir kitapta (levh-i

i^ya^an^

Bi^l her ^eji

apaçk

mahfuzda) sayp

ja^mijiîidr. (Diyanet)

(Açklamalar bölümündeki meal: Gerçekten bi\

bi:^î(.

Ölüleri

diriltiriî^ ve

önceden gönderdikleri peyleri ve eserleriniyaf^anî^^ adlarna, hesaplarna
geçiriri!^

Ve

^aten herzeyi önce

açk

bir kütükte, bir

ana kitapta

(levh-i

mahfaî^da) sayp ya^p^dr.)

'•^^

emsettin Yeü, eyh-i Ekber Muhyiddin—i Arabi Hakikati Nasl Anlatyor, stanbul: Yaylack Matbaaclk, 1997, s. 42.

EY insan
105

Zât- ehadiyet (^tn

teklii),

mertebe-i vâhidiyete

(birlik

mertebesi)

domasa,

ilâhî

mertebeler vücut bulmaz.

te

Kur'ân da "yarattm",

"kldm"
zât-

gibi ifadeler zât- ehadiyete delalet eder.

Cem

sîgas

ise,

vâhidiyete

"Yarattik",

nazrdr "kldk" gibi...

ki

o

mânâda

zat,

ifada

beraberdir

Bu mânâya göre zat'm çokluu lâzm gelmez. Ancak çokluu lâzm gelir ki bu sfadarn çokluu da zat'n
nefyetmez
(sürme, sürgün etme).

sfatlarn
tekliini

bnü'l- Arabi vâhid (bu vâhid
sonsu-:^ tekliktir,

(bir),

ahadiyetin (bir)'igibi deildir.

Ahâdiyet
eden

l'^âhid ise

çokun birlie ulamasdr; insanda

tecellî

^Hakk', dolaysyla

birlii anlatr)

lafzm zamamn

teki olan

Kutb'a

iaret için kullanmtr.
i3/r,

"Her

nerede olursamî^

O

si^nle beraberdir" (Hadid, 4)

âyetinde

belirtildii gibi

bütün
eder.

saylara

eUk

Yani

sizin

Bir'in

dnda

belirli

bir

varlnz

yoktur. Saylarn varhklar Bir vastasyla ortaya çkar. Bir, hangi

sayyla çarplrsa çarplsn, o say ne artar ne de katlamr.

Çünkü onu

çarpan
bir

bir,

çokluun

birliinde

onu çarpm, bu nedenle çoklukta

art ortaya çkmamtir. Bir, ne kendiliinden, ne de çarpld eyde artmaya konu olmaz. Bir, herhangi bir eye yerlemekten veya
eyin
ona
yerlemesinden

bir

pek

)^cedir.

Bir,

hakikatleri

bulunduklar hal üzere bakalaürmadan brakr. Çünkü hakikatler

deiseydi,

Bir

de

deiirdi.

Hakikatlerin

deimesi mümkün
yer)

deildir Elif bütün harflerin mahreçlerine (çklacak
Bir'in

yaylr. Bu,

say mertebelerine yayldr^''^
bir kitapür

Kâmil insan ksaltlm

ve ümmü'l-kitab'n seçkin bir
zorunlu

nüshasdr (yazl
olan bütün
fiilî

bir

eyden

bir örnek) "Teklik Mertebesi",

isimleri içinde toplayan,

bütün Rabbani sfatlar
insan melekût âleminin

kendinde barndran

bir mertebedir.

te

"^-

smail

Hakk

Bursevî, Ken-^-i Mahf-Gi^li Ha^ne, çev. Abdülkâdir Akçiçek,
s.

stanbul: Bahar Yaynlar, 2000,
'^'-^

30.

Suad El- Hakîm, Ibnü'1-A.raM Sözlüü, Yaynevi, 2005, s. 650-651.

çev.

Ekrem

Demirli, stanbul:

Kabalc

106

acaibliklerini

olduu

kadar, ceberut âleminin
güzellikleri,

mana ve

hakikatlerini

de içeren bir nüshadr. O, ilâh
bir kitap; rûhâni

alacak

sanatlar içeren

ve cismânî, semavî ve arz, dünyevî ve uhrevî
özetini
ilâhî

(âhirede

ilgili)

âlemlerin

kuatan alacak
mertebeyi

bir

ehirdir.

Böylece,

yani

kâmil insan

kapsayan muhtasar

(ksaltlm)

bir kitap

olduundan

"Allah Teâlâ Adem'i

Rahman
isim ve

sureti üzerine yaratt." (Hadis) "Allah

Teâlâ Adem'i kendi sureti

üzerine yaratt." (Hadis) Allah'n suretinden maksat

onun

sfatlardr.

sim

ve

sfatlara
gibi,

suret

denmesinin nedeni insann
isim ve sfatlarla

suretle zahir

olmas

Cenâb- Hakkk'n da

zahir olmasndandr''^"^

baz güçlükler arz eder O, imâm- mübîn'in levh-i mahfuz olduu konusunda tefsirlerle hemfikirdir Bununla birlikte bazen onun lk Akl veya Yüce Kalem olduunu açkça dile getirir.
ifadeleri

bnü'l Arabi'nin imâm- mübîn hakkndaki

Allah öyle buyurmutur: "Onlarn

ellerindekini ihata etmi^ ve her §eyi

say olarak saymtr" (Cin, 28) Kitapta
onlan

ise

'%üçük hüyük her ne varsa
sahibi

saymtr" demitir (Kehf,
ve

49)

Buras divan
kâtibidir.

kâtibin

makamdr
(Yâ-Sîn, 12)

o

ilâhî

mertebenin

Bu kâdp

mâm-

mübindir. Allah öyle buyurmutur: 'îi^r §eyi

mâm- mübîn 'de saydk "
brakmay
(Futûhât, IV:

mâmn mâm ise

Kitaptr.

O

da silmeyi ve

içeren Levh-i Mahfuz'dur.
83)'''

Bu yüzden

her

ey ondadr

Allah Hayy'dr Mürîd'dir

(diri),

Alim'dir

(bilen),

Kâdir'dir (her
(iiten),

jeye

gücü yeten),
(gören),

{irade

eden),
söyleyen).

Semî"dir

Basîr'dir

Mütekellim'dir fjö^

nsan; dahi ayndr.

O

da:

Hayy'dr, Alim'dir, Kâdir'dir, Mürîd'dir,

Semî"dir, Basîr'dir, Mütekellim'dir.

nsan; Zât'a

bal hakîkatieri ile Hakk'n

mukabilidir (karalk).

'^5

smail Rusûhi Ankaravî, Nak^ el-Füsus erhi, lhan Kutluer (haz.), stanbul: Ribat Yaynlar, s. 15-16. Suad El- Hakim, bnii'l-Arabî Söküü, çev. Ekrem Demirli, stanbul: Kabalc Yaynevi, 2005, s. 353-354

EY insan
ÎÖ7

Insan-1 kâmil, Zât'a

bal

isimleri ve ilâhî sfatlar

hak emitir.
bir

Insan- kâmil'in Hakk'a

kar

misâli

aynadr
suretini

ki;

ahs
yoksa,

aynaya
kendi

bakt
suretini

zaman, onda ancak kendi
görmesi

görür,

mümkün

olmaz. Allah, insan- kâmili kendi zatna

vacip (sorunlu)

kld

ki isimleri

ve ifadan ancak onda

görüle...

Bütün bu anlatlanlar
"Gerçekten
çekindiler
bi-:^

u âyet-i kerîmenin mânâsdr:
o faalim ve câhil

emaneti yere, göklere ve dalara an^ ettik; onu tanmaktan

Ondan korktular Ve onu 'nsan" yüklendi. Zira

/«'/(Ahzab sûresi, 72)'^^

Bu
bir

âyet-i

kerîmede, Cenâb-

Hakkk'n

zahir (açk,

belli)

ve bâtn

(gi^li,

yü^

tasarrufunun insanlardan zuhur ettiini ve insanlarda

âlet olduklarn ve kendinden zuhur eden bu tasarrufun, Hakk'n olduunu bilmedii için zâlim ve cahil olduunu söylemiük.

ey olmayp,

srf Cenâb- Hakk'n tasarrufuna

insan,

B/^ kulumuza ^ah damarndan daha yakn-:^ âyet-i kerîmesinin bâtnî
tefsirinde (açklama), biz 'in

mânâsnn cümle mevcudat

(yaratlmlar)

demek olduunu söylemek isteriz. Yani, biz'im fiillerimiz, isim, sfat ve zatmz, bu gördüün mevcudattan zuhur ediyor. Onun için "Biz
sana" yani sen ferde, cümle

eyadan zuhur eden

tecellîlerimiz ile

yaknz, demektir.
insann
gökte

'^^

veya

cennette

veya

cehennemde
udur:

deil

de

yer)aizünde
mahalli

haHfe
gibi

olmasmn

nedeni

Yeryüzü
yeridir.

toplama
Yer^^zü,

olduu

karm
Baka

ve birbirine girme

birbirine u^namlu ve

uyumsuz zt ve

farkl varbk türlerini kendinde

toplayan bir yerdir.
âlemi,

bir ifadeyle yeryüzü,

rahmet ve öfke

kahr ve balama, horluk ve

izzet âlemi, yoksulluk ve

zenginlik âlemi,

Hak ve yaratlm, yaratma ve emir
bir

âlemi, cin ve

eytanlar gibi âlemleri kendisinde toplayan bir yerdir.
yer^âizü

Öyleyse

toplayc

âlem ve bütün

isimleri,

her eyi kuatan bir

^'

Abdü'I-kerîm

b.

brahim

el-Cîlî,

stanbul: fâtsan Yaynlar,
16

c. 2, s.

nsan-/ Kâmil, çev. Sevyid Hüseyin Fevzi Paa, 259.
s.

Ken'an Rfâî,

Sohbetler,

stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000,

329.

108

yerdir.

Halîfe,

halîfe

olduu kimsenîn

suretiyle ortaya

çkmaldr.
Cemâl

Bu

nedenle Hz. Peygamber öyle demitir: "Allah Adem'i suretine
iki

göre yaratt" Allah Âdem'i yaratrken
sfatlann) birden

elini

(Celâl ve

kullanmtr. Bunun

hedefi,

yaratkn düünmesi
insan, isimlerin

sayesinde, güç sahibi
bilgisini

olmasm salamaktr. Sonra
onun
için ortaya

kendi hakikati vastasyla elde etmitir. Böylece yer}öizünde

halifelik

hakk

sadece

çkmtr. O

halde insan-

kâmil, âlemde

nsangöre

kâmil,

Hakk'n halîfesi, yaratklar içinde Hakk'n vekilidir. hakknda hüküm verilen eyin hakikatinin yeteneine
hükümlerini âlemde uygular. Böylece insan-

ilâhî isimlerin

kâmil, âlemde farkl suretlerde görülür.

nsan-

kâmil,

bazen güçlü

bir

hükümdar

sûretindedir.

Bazen

rahmet suretinde, bazen iddet ve güç suretinde, bazen intikam ve zorlama, bazen örtme suretinde, bazen lumf, bazen sevinç, bazen

aknlk

suretinde görünür ve bazen de güler yüzlü bir ekilde

ortaya çkar. Kastedilen, bütün ilâhî isimleri toplayan ve

kuatan

aym zamanda bütün varlklarn var olu ilkelerini ve (varla) geli yollarn, hareketierini ve durularm, nefeslerini ve onlara ait olan ve onlardan ortaya çkan her eyi bilir. Söz konusu eyler, insan- kâmil olduu gibi aym zamanda insankâmil de onlardr. nsan- kâmil aym zamanda bütün ilâhî isimleri
mertebedir. Nitekim insan- kâmil
hakîkatierini

kendinde

toplar.

Bu bakmdan, onlarn

kendinde

toplar.

Bu bakmdan
yönelirler.

insan- kâmil onlar üzerinde

hüküm

ve tasarruf sahibidir; varbklar da insan- kâmil'e bo}Tan

eer ve onun

bulunduu yöne
Isâ
(a.s.)

Allah'n onu isimlendirdii gibi bir "Ruh" olduundan ve
sabit bir insan suretinde var
ölü^oi
diriltiyordu.

Allah

onu

ettiinden îsâ

(a.s.)

sadece

bir üfleyile

Sonra Allah Teâlâ onu Ruhu'l-

Kuds'le teyid etmi, desteklemitir: Dolaysyla o, varlklarn kir ve
pisliklerinden

arnm,

tertemiz bir Ruh'la teyid edilmi olan bir
ki

Ruh'tur.

Bütün bunlardaki asl temel, "Ezelî Diri"dir

bu da

^''^

Muhyiddin Arabi, Allah
Kitap,
s.

Kimleri Sever?, çev:

Ekrem

Demirli, smabul:

Hayy

19-20

EY insan
109

Ebedî Hayat'la özdetir. ki

taraf, yani Ezel

ve Ebedi, âlemin

vücuduyla ve sonradan var oluuyla Diri olan
Levh-i Muallak
(deinebilir kader)

Tanr ayrmtr
tahsil için bize

insanlk edebini

verilmi cüz'i iradeyi lehimizde veya aleyhimizde kullanarak, bizzat
çizdiimiz
verilecekleri

kader

çizgimizdir.

Cenâb-

Hakk

bu

levhada,

arta

balam

olduu

cihetle iyilie iyilikle

mukabele

ederek belây def eder.

Ezelde Cenâb- Hakk ruhlara hitaben sordu "Ben

sizin

Rabbiniz

deil miyim?" Ruhlar da "Evet, Rabbimizsin"cevabn verince
(Araf, 172) dildeki
isbat

davaya elde

delil

gerek hesabna göre davalarn

etmek

için

bu âleme
oldu.

gönderildiler. Böylece

dünya da kazanç

veya kayp

dura
var
ki,

Bizim eytan veya insan, aki veya said oluumuz ezel nasibimizdir.

Ancak

u

bir

prlantay prlanta olarak meydana koyan, onu
mahareti

temizleyip
kabiliyeti
için bir

yontan

elin

olduu

gibi,

cevheri

temiz ve

üstün

bir kiinin

de cemiyetin hizmetine yarar hale gelmesi

rehber insann eline

dümesi

icap eder'^°

Gayb âleminin bahar, kudrede esen bahar rüzgârlarn bizim
âlemimize
yollar.

Dünyamzda ermi

insan

gönülleri

mânevi

âlemden gelen bu bahar kokusunu
nefsinin

duyarlar.

Buna mukabil insan
kibir,

dünya yüzünde
her
hrs,

malup olduu

her kötülük, her

her
bir

hased,

her

ehvet,

ruha gayb

âleminden kopan
verir.

sonbahar frtnas gibi derin hasar, büyük azap ve ölüm

Gönül gözü açk
varlklar, yokluklar
bizi
gibi,

olanlar

için

bu âlemdeki doumlar, ölümler,
bir örnektir.

hep birden kyametten

uyandrmaldr.
yapraklarndan
çiçeklere

I

Bu düünü

görünmez olan günein
ve iskelet
gibi,

tekrar

domas
yeniden

soyunmu

olmu aaçlarn
asrlar

yapraklara,

bürünmesi

asrlar ve

boyunca

169

Muhyiddîn Ibnü'l-Arabî, Marifet

A

A

ve

Hikmet, çev.

Mahmut Kank,

istanbul: iz

Yaynclk,
'"''^

1995,

s.

201.

Mekûre

Sargut, Gönülden Göniile, stanbul:

Kubbealt Neriyat, 1994,

s.

122.

110

ölmü

insanlarn hepsini diriltecek olan kyamet gününün gelmesi
hakikattir'^'

de Kur'ân- Kerîm de haber verilmi bir

Ahlâk güzelliinde aranan

ey

niyet ve
fiillerin

amel dürüsdüüdür. Çünkü
elbet bir haddi ve nedcesi

âzâmn gördüü
hudut yoktur.
gizlidir"

amellerin ve

vardr. Sevaplarn da yine bir haddi ve

hududu vardr. Fakat
"insanlar
niyetleri

niyete

Onun

için Resulullah

Efendimiz: "Amel, niyet içinde
üzre
sizin

buyurmutur
(yeniden

ve

yine

harolacaklardr.

dirilme)'''

ve

"Cenâb-

Hakk

amellerinize bakmaz,

niyetinize ve kalbinize bakar" demilerdir

Asl maksat,

sâlih

amel denen kalp amel ve niyetindedir

Allah sevgisi sadece

mânâdan

ibaret olsa

namaz klmak ve oruç

tutmak

gibi,

ibadete cismin de

kart hareketier yaplamazd.
hediyeler

Birbirlerini

sevenlerin

yekdierlerine verdikleri

sadece

sevgi ve sayglar deildir.

Bu

sevgi ve alâka, insanlar birbirlerine

maddî hediyeler vermeye de sevkeder.

ki gönül arasndaki ak bu yolda
gönülden \nargun kulun, Allah'na
vermesinden daha
tabii

olunca,

en büyük sevgiliye
ait

bir

takm ekle

hediyeler
türlü

ne vardr? Allah'n dünyaya
eserleri

sald

maddelerden

güzel

sanat

yapmak,

camiler,

minareler,

mihraplar sralamak, evler kurmak, tezhipler yapp, güzel yazlar

yazmak;

yollar,

köprüler

yapp

Tanr

kullarna

kolaybklar

hazrlamak, nasl Allah'a maddelerden hediyeler vermekse,
bunlar
gibi

tpk

insan

vücûdunu
çizgileri

namaza,

oruca,

hacca,

zekâta

sevkederek ibadete ekil

ilemek de

birer gönül hediyesidir.

Yeter

ki

Allah sevgisine

yakr, tam

bir sevgi ve ihlas (samimiyet,

ballk)

bir

gönülde temel edinmi olsun. Gönülde sakl muhabbet,
isbat

d

âlemde ekillere hürünsün, sevgiyi

eden harekeder ve

eserler haline girsin.

1^'

Ken'an
293.

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyati, 2000,

s.

292-

^^2
i'^^

Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s. s.

424.
98.

EY insan
111

ekil mânâya ahittir ama dünyada ekle

ait

ibadetin de hâlisi ve

kalp vardr. Gösteri

için

dindar
için

görünmek
olsa,

suretiyle

yaplan maddî,

manevî menfaat avclklar
iyilik,

yaplan hareketler, görünüte ibadet,
aslnda yalanc ahitlerden

vergi ve

ba ekillerinde de

farkszdr.

Onlarn ne
abâ

ellerindeki

tebih Hakk'n ismini
hol

sayar,
elbise)^

ne srtlarndaki
gerçek dervi
(ehil)

(dervilerin

ydigi kaba kumatan u:^n

abâsdr. Böylelerinin davranlarndaki yapmack, erbabmn

gözünden

elbet kaçmaz.

Hak

sevgisi

ve ibadetin tek
^^'^

gdas gönül safbdr,

Allah'a gönülden

balanm

olmaktr.

Gerçi ibadetteki

d

hareketler birbirinin

aymdr.

Dtan

bakanlar
safta

hakîkî müslümanlarla ibadeti taklid edenleri

ayn yerde ayn

yanyana görürler. Hakikatte
uzaktadrlar.

ise

onlar birbirlerinden mesafeler boyu

Namaza namaz

için

gelenle

taklit

için

gelenden yalnz

birincisi

Allah'n huzurundadr.

Neticede her kii kendi

amna

uyan hareketi yapar. Bu demektir

ki,

her insann levh-i mahfuzda yazl bir

ad vardr Her ahn yazsmn,

daha ezelde

yazüm bulunduu bu

mânevi levhada ne
iyi

yazlm
bîr

ise,
ise,

hakikatte o tecellî eder.

Kiinin bu levhadaki ad

ad

dünyada bu adn icab olan hareketi yapar. Bu isim orada kötü
isim olarak

bir

yazlmsa

kiinin dünyadaki hareketleri de kötü olur.
delâlet

Hulasa

bu isim kahrdan ve cemâlden neye

ediyorsa

sahibinin de
ki

dönüp dolap

karar

klaca

yer orasdr.
ise

Hz. Ali "Herkes sonundan korkar, ben

Bunun içindir evvelimden korkarm"

buyurmutur'''^

^'''*

Ken'an
383.

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealti Neriyat, 2000, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealu Neriyaü, 2000,

s.

382-

''^^

Ken'an

Rifâî,

s.

49.

112

-13Onlara,

u ehir halkn misal
elçiler

getir:

Hani onlara

gelmiti.

'^V'adrib lehüm meselen eshâbe'l-karyeti iz câehe'lmürselûn"

*
Sen onlara
o §ehir

halkn

örnek

ver.

Hani

oraja peygamberler gelmiti.

(Elmalk Hamdi Yattr)
Onlara, §u ehir

halkn

misal getir:

Hani

onlara

elçiler gelmiti.

(Diyanet)

-14te o zaman biz, onlara iki elçi göndermitik.
Onlar yalanladlar. Bunun üzerine üçüncü
bir elçi

gönderdik. Onlar: Biz size gönderilmi Allah elçileriyiz! dediler. *'tz erselnâ ileyhimüsneyni fekezzebûhü mâ fe'azzeznâ bisâlisin fe kâlû innâ ileyküm mürselûn"

*
Hani
bi^ onlara iki
elçi göndermitik,
ile

fakat onlar ikisini deyalanlamlard.
"üphesi^ ki bi^ si^e

Bi^ de (onlan)

bir üçüncüsü

destekledik Onlara:

gönderilmi

elçileri;"dediler

(Elmall Hamdi Ya^r)

ite o

^man

bi^ onlara iki

elçi göndermitik.

Onlanyalanladlar. Bunun

üî^erine

üçüncü bir

elçi gönderdik.

Onlar: Biî^ si^e gönderilmi Allah
(Diyanet)

elçilieriyi^ Dediler.

EY insan
113

Hazret-i Isâ, Antakya ahalisini dine davet

etmek üzere

iki

resul

gönderdi.

Bu

resuller,

yolda

Habîb-i

Neccâr isminde

birisine
ile iyi

tesadüf
sabit?"

ettiler

ve "Biz resulüz" dediler. O: "Risâletiniz ne
resuller:

deyince,
dediler.

"Biz

körleri,

uyuzlar,

miskinleri
illetine

ederiz,"

Habîb-i Neccâr:

Benim miskin
edinip diyerek

(hastalk)
getirdi.

miibtelâ (tutulmu) bir

çocuum

var,

iyi

çocuu
için

Onlar da

iyi ettiler.

Habîb-i Neccâr

bunun

üzerine îmân

etti.

Sonra

Antakya'ya

geldiler.

Fakat

bo}aan

emedikleri

hükümdar

bunlar zindana attrd.
Hazret-i Isâ bunlarn arkasndan

emun'u

gönderdi.

emun,

evvelâ

kendini onlardan gibi gösterdi, ibadethanelerine gidip putlara tapt

ve bu arada da hastalar

iyi

etmeye balad. Nihayet hükümdar,

emun'u
Halbuki

kendine vezir

seçti ve:
iki

"te

sen de hastalar

iyi

ediyorsun.

baka

dinde buraya

kii gelmiti, onlar da ayn davada
rica

idiler" dedi.
etti.

emun,

onlar

hükümdarn huzuruna çarmalarn

Resulleri

getirdiler.

emun

onlara:

"Siz,

körleri

iyi

eder

misiniz?" diye sordu. "Evet" diye cevap verdiler.
iyi

emun: "Ben

de

ederim" dedi ve daha bir çok

sualler sorarak hepsine
diriltir

müsbet

{olu?nlu)

cevap ald. Nihayet: "Ölüleri

misiniz?" diye sordu.

Yine: "Evet" diye cevap alnca
bir

emun: "Aman hükümdarm, bunda
getirdiler,

i

var!" dedi ve

hükümdar, yedi gün evvel ölen akrabasndan

birisinin getirilmesini emretti.

Ölüyü

resûUer

bunu

diriltti

ve âhirette ne

gördüünü

sordular Ölü, yedi

gün pek çok azap

çektiini, nihayet yedinci gün,

"Göe

bak!" dediklerini ve

baknca

da bu

iki resulü gördüünü söyledi. O zaman emun hükümdara: "Aman hükümdarm, bari biz de putlarmza söyleyelim de onlar da

ölüleri

diriltsinler!"

deyince hükümdar:

"Sen bizim putlarmzn

görüp iitmediklerini bilmiyor musun?" dedi.
bunlara îmân ediyorum" dedi.
etti.

emun:

"Öyle

ise

ben

Bunun

üzerine

hükümdar da îmân

Bu srada Habîb-i Neccâr
dedi.

geldi;

"Ey kavim, bu resûUere
galeyan
etti.

tâbi olun!"

Fakat

ahali

bunu

iitince

Habîb-i

Neccâr'

öldürmek

için

üstüne

hücum

ettiler.

Habîb-i Neccâr, kendisine

114

hazrlanan cennetleri gördü
görseler ve

ve:

"Ya Rabbi, onlar da bu

nimetieri

îmân

etseler..."
etti^

diye kendisine olan iyilii, kendisine
''^

fenalk edenlere temenni

Tefsirlerin verdii bilgilere göre,

Antakya halk,

elçilerin

Antakya'da

bulunduu günlerde
yüzden de
elçileri elçileri

oraya hiç

yamur yamamas

veya balarna

gelen dier felâketlerin, onlarn yüzünden geldiini kabul etmi, bu

uursuz saymlar ve bu iten vazgeçmemeleri
recmedip
{ta§lamak),

durumunda
zararlar

öldürecekleri tehdidinde

bulunmulardr. Hz Mevlânâ, Antakya halknn
yüzünden,
böyle
elçileri

bana

gelen maddî
âyeti,

uursuz saymalarndan bahseden
elçilerin

onlarn
kutsal

demelerinin,

beraberlerinde

getirdikleri

mesajn manevî ve güzel kokusunun

tesiriyle

çarpbp

kendilerini kaybetmeleri

yüzünden olduunu belirtmektedir.

"Kâfirler, peygamberlere gelen vahyin güzel kokusuyla çarpldlar ve

kendilerini

kaybettiler

de

'tetayyamâ

hiküm

(si':^

hi-:(e

ugursu^uk

getirdim^'

6iyç:

feryad ettiler"
beden kasabas, üç resulün de ruh, kalp

Bu
ve

âyette

Karye Ashâb'nn,
tevil

akl

ile

olmas mümkündür. Evvelâ
ba) yoktu. Ehl-i karye bu
iki

onlara

iki

resul

gönderdi.

Nur ve
(ilgi,

zulmette (karanlk) karye ehliyle resuller arasnda
resule muhalefet

münasebet

etmeleri dolaysyla istek ve hareketlerinde nefse
nefsi ve kavmini, kalp
ile

uygun gelen ve

ruhun davet ettiine davet eden ve
getiren)

onlarda müyessir (kolaylkla meydana

olan akl resulü

ile

(Akl- Hvvel;
ise,

ilâhî ilimdir, ahadiyettir, güne§e ben^r.

Aklise

küllün ben'^ri

suyun

içine

dü§en güneyin nurudur.

Akl- maaj
ve hissi

sudan akseden

aydnlkt?''^ V^ahdet
Herkesin kalbine
ve

makam

ve

ulûhiyet mertebesi gif^li bir hainedir.

^hnine gelen fikri, aklî

n akj ve

suretler,

hep o

ha:^nenin parltlar ve akisleridir, ipe bu parltlar, haî^inenin altnlar

mesabesinde olan ilâhî sfatlann parlak akisleri

eseridir.

Ama

bu panlt

ve

''^^

'^^

Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyaû, 2000, s. 78. Hüseyin Güllüce, Kjr'ân Tefsiri Açsndan Mesnevi, stanbul: Ötüken Neriyat,
1999,5.209-210.

Abdü'l-kerîm

b.

brahim

el-CÎU,

nsun97.

Kâmil, çev. Seyyid Hüse3dn Fevzî

Paa,

stanbul: Ivitsan Yaynlar,

c. 2, s.

EY insan
115

akisler

herkese

istidadna

göre

§k

verirf'^

kuv\"etlendirildi

ve

doruland.
huzurdan

Ehl-i karyenin resulleri kötü görmeleri, onlar lezzet ve

men

ve

riyazatla

{dünya

k-:^tlerinden

saknmak)

mücadeleye meylettirdikleri
Bedene yönelik

içindir

arzu, iç güdülerle dolu olmalar resûUere

ta atmalardr.
vücutlarm

Resulleri yalanlamalar ise ha^^anî
istilâ

ehvet ve

isteklerinin

etmesi ve üstün gelmesidir.

Medeniyet arsasndan yani kasabann en uzak köesinden gelen

adam

da.

Akl

mn

delalet

ve nazar

ile

tevhid dinini ortaya koyan

önceki sevgilinin, resulünün tasdikine davet eden bedenin en yüce

ve }nLksek mevkiine sahip olan

a§k'\r}^^^

Her

insan, sûretâ (görünüte) cirmi (cisim)

küçük de

olsa,

mânâda
o

büyüktür. Yedi gök ve yedi arz ve bunlar içinde bulunan eyler.

Ar,

Kürsî, Levh, Kalem, Cennet,
girer,

Cehennem günde

bir kaç defa

vücut ehrine bir yandan

döner dolar, öbür yandan çkar.

Ama

bunu insanlardan pek az hissedebilir. nsan tpk bü}Tak bir ehir gibidir, Ortasmda büyük bir sultamn omrduu büyük bir taht vardr. Bu tahta oturan sultan, Tanr'nn hükmüdür. Ruh onun
mülkü, kalb hazinesi, akl ölçücüleri-tartclar, fehim
ölçei ve
el.

(anlay§, idrak)
dil

terazisidir.

Bu ehrin

dört

kaps

vardr. Göz, kulak,
taraftan çkar.

ve

Bütün mahlûkat
kymetçe,

bir taraftan girer,

öbür

ehre
seçer,

girenler,

akln önünden geçmeden çkamazlar. Fehim
ölçü

(kavrayij),

bunlarn

ve

tartca

iyisini

kötüsünü

beendiini alkor, beenmediini salverir. Bu kafilelerden kimi göz kapsndan girer, el kapsndan çkar. Yani görülerek girer, fiil, amel ve sanat olarak çkar. Kimi kulak kapsndan girer, dil kapsndan çkar. Yani iitilmek suretiyle girer, söz halinde çkar. Akl da önünden geçenlerin resimlerini çeker, hayale verir. Hayal,
akl
defterlerinin
sahibidir.

Akl

da

çektii

resimlerden

beendiklerini ahkor, beenmediklerini sahverir.

'

'''

'^'^'

Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 265. Kemâlüddin Abdürrezzâk KâânÎ3^Ki's-Semerkandî, Te'vilât--Kâjânijje, çev. Ali Rza Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara: Kadolu Matbaas,

Ken'an

1988,

c. 3, s.

12-13.

116

Bunu
baka
alp

bildinse, bil

ki:

Görme

ve iitme yoluyla kafilelerin vücut
etmi§)

ehrine girilerinde mü'minle (îmân
dî§î

münafk

(iki

yü^üy

içi

baka) arasnda

bir fark yoktur. Fakat gelen sermayeyi

fiilde

ve sözde kullanma

bakmndan

ikisi

arasnda çok

farklar

vardr. Mü'min, kulak ve göz yoluyla gelenlerden Allah indinde

hayrh olanlarn
daha çok yapar.

abr, iyi yapar, iyi

konuur. Bir iyüii

bin, hatta

O

mü'min, "Her baakta jü"^
Allah, dilediine kat kat

tane bulunan jedi

baak

bitiren bir bahçe gibidir.

verir. " (Bakara,

261)

Münafk
erli

ise

kulak ve göz yoluyla gelen kafilelerden Allah indinde
alr,

olanlarn

er

(kötülük)

yapar,

er konuur.

Hatta o,
dallar

mü'minin

aksine, bir erri bin ve

daha

fazla yapar.

O, birçok

veren, her dalnda birçok dikenler bulunan kötü bir tane gibidir.

Mü'min, îmâmna kuvvet veren,
halis

ilmini ve

irfamm artran amellerini
etmez.

yapan,

ahlâkn
nifakm

düzeltenlerden
(arabot^uculuk)

bakasna rabet
kuvvetiendiren,

Münafk
artran,

da
kalb

eytanln
vesvesesini

cemiyetini

(bütünlüünü)

datan,

bakasna kuvvet vermez. tibar (ehemmiyet) ru'yete (görmeye) deü, gördüünü alp onunla amel etmeyedir, iitmeye deü, ahlâka ve konumaya itibar olunur. Güzeli iitmeye itibar
toplayandan
yoktur; itibar,
(ortaya

onu kabul etmeye, güzel meyvesinin zuhurunadr

çkma). yi olana

bakmak mühim deü,

fakat

o

iyi

eyin, senin

amellerini hayra çevirmesi mühimdir.

nsan, önünden her
suretleri

ey

geçen bir ayna

gibidir.

Baz

aynada

eyann

doru, güzel görünür, bazlarnda da eri bürü görünür. Meselâ dev aynasnda her ey, dev gibi görünür. Yahut insanlar

Cenâb- Hakkk'n buyurduu üzere
"Gü^l
bitki

iyi

veya çorak yere benzerler;
Kötü olan da ancak kavruk

toprak, bitkisini

Rabbinin ikiyle

verir.

çkarr. " (A'raf, 58)
(iyiletirme) eder.
ijd

yi toprak, kötü tohumu slah
yapar.

ki üç devrede onu
Yüce

iyi

Kötü toprak da
insan

iki

üç devrede de

tohumu

bozar. Gerçek söz

dinlemede

kalbi

böyledir.

Nitekim
elbette

Allah

buyurmutur: "Allah
Onlara

onlarda bir

hayr

görseydi,

onlara iittirirdi.

iittirirse bile elbette

yü\ çevirir,

geri dönerler" (Enfal, 23)

EY insan
117

Ama

bunlarn

hepsinde

hüküm,

yine

Hak
onlar,

Teâlâ'mn
Allah'n

hükmüdür'nsanlann hepsi mevlâ sayhr, çünkü
kazasna göre
bir
fiil

icra ediyorlar (yapma, yerine getirme)^

Eflâtun ruhta üç kuvvet tanyor: Biri bata olan nous yahut akl;
ikincisi

kalpte

olan ecaat thymoeides; üçüncüsü karnda olan

ehvet, epithymetikon'dur.
Eflâtun ruhu bir

kouya

benzetiyor

ki,

arabacs akl

iki

attan biri

ecaat, öteki de ehvet.

ecaat fevkalâde
yoldan

asil

ve güzel bir hayvan. Öteki
(meyli olan) bir varlk,
(yol,

ise

hain ve daima

çkmaya müheyya

ite akl bu arabay
ediyor.

sürdükçe

kounun intizamn
ki:

usul)

muhafaza

Yine Eflâtun diyor
yoktur.

insanlarda isteyerek kötülük ve
faziletin

fenâhk

Ne

kadar fena da olsa

ashna

misali bir kimsenin

karsna çkacak
o,

olsa,

babdr. Eer hayr onun mukavemet krc
fazilet

akna

dayanamaz. Çünkü

o kadar güzeldir. Binaenaleyh
için

hayr bilmek ve Allah'a benzemek olduu
dairesinde hayat demektir.

ahenk ve intizam

te

bu

fazilet

dört kuvvete ayrhr.

Biri,

akhn

faziletidir ki ihtiyattr, faziletidir

ikincisi kalbin faziletidir ki ecaattir.
ki itidaldir.

Üçüncüsü ehvetin

Bu üçün

doduu bir fazilet de vardr ki adalettir.
âdil

Binaenaleyh kendisiyle ve hemcinsiyle, bütün âlemle uygun ve
ahenkli bir hayat

yaayan kimseye

insan denir

^^'^

insanda üç kuvvet mevcuttur.
olur. Biri nefistir ki

Biri tabiattir ki

ondan ehvet hasl
ondan da

ondan

arzu, biri de kalptir ki

ak

zuhur eder.

^^"^

ncil'den: Bahtiyardr o kimseler ki ara bulucudurlar. Bunlar Allah'
^'^

göreceklerdir^

'^'

^^2
'^3

Süleyman Ate, stanbul: Yeni Ufuklar Neriyaü, s. 77-78. Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000, s. 365. Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 582.
Niyâzî-yi Msrî, irfan Sofralar, çev.

118

"ki

elimle

yarattm eye

secde etmekten seni alkoyan nedir?"

(Sâd, 75)

Üçler:

Hak

Naibi

(vekili)

Hz. Peygamber'in

vekili (î^hir ilimler) (görünen,

açk)
ilgili ilimlerf^''

Hz. Ali Efendimizin

vekili (hâhn ilimler) (sr ve hakikatle

Kutuptan

kudretli
ise

ve kuvvetli yoktur. Ubudiyet

(kulluk)

sfat

bakmndan
nübm^-^et,

kutuptan

daha

âciz

ve

daha

zayf yoktur.

Nübü\^xtin bâtndr, peygamberliin

\^züdür.

Onun

zahirine

batmna

velayet derler.

Kutbun Allah indinde
ulvî

ismi Abdullah'tr, âlem merkezinde bütün

ve

süflî ileri yürütür.

Ayn zamanda
iaretür.

Abdülcami'dir, bu ismi

bütün

ilâhî isimleri

kapsadna

Kutuplar Hz. drs'in naipleridir
'''

(vekil)'^''

Kutup âlemin

kalbidir

ki,

en \aiksek ve en alçaa kadar herkese ve her eye hayatn ruhunu
verir.

mâmmâm-

Yemîn'in

(sadaki

ve-:^r)

ismi

"Abdürrab"tr,

melekût

âleminin muhafazasna bakar.

Yesâr'n

(soldaki)
'^^

ismi "Abdülmelik" olup

mülk âleminin

ileriyle görevlidir^

'*''*

'^5 ^^^

Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyati, 2000, stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,
Bursevî,

s. s.

265.
555.
Veli,

Mûsâ

eyh Tahir Tokad, smail Hakk Muhammed Nurü'l-Arabî, Gajb Bahçelerinden
b.

Hac Bekta-

Seslenirler,
s.

Yayna hazrlayan
Veli,

Tahir Hafzaliolu, stanbul:
'^^

nsan Yaynlar,

2003,

103

eyh Tahir Tokad, smail Hakk Muhammed Nurü'l-Arabî, Gajb Bahçelerinden
Mûsâ
b.

Burse\â,

Hac Bekta-

Seslenirler,
s.

Yayna hazrlayan
Veli,

Tahir HafzaHolu, stanbul:
'^^

nsan Yaynlar,

2003,

106

eyh Tahir Tokad, smail Hakk Muhammed Nurü'l-Arabî, Gajb Bahçelerinden
Mûsâ
b.

Bursevî,

Hac Bekta-

Seslenirler,
s.

Yayna hazrlayan

Tahir Hafzaliolu, stanbul:

nsan Yaynlar,

2003,

110.

EY insan
119

-15Elçilere dediler ki: Siz de

ancak bizim gibi

birer

insansnz. Rahman, herhangi bir ey indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz. *^Kâlû mâ en tüm illâ beerun mislünâ ve mâ enzele'rRahmânü min ey'in in entüm illâ tekzibûn"

*
Onlar da:
"Si'^

biî^m gibi insandan ha§ka bir §ey deilsiniz hem 'Rahman

olan Allah, hiç bir §ey indirmedi. Si^ sadeceyalan söylüyorsunu^^ dediler

(Elmahl Hamdi Ya^r)
Elçilere dedeiler ki:

Si^e ancak biî^m gibi

birer

insansm^ Rahman,

herhangi bir §ej indirmedi. Si^ ancak yalan söylüyorsunuz (Diyanet)

Allah

onu

(Adem'i)

iki eliyle

yarattnda mertebesine
edilmi
iki eliyle

(derece,

rütbe)

yarar ekilde kendisine

izafe

temas ettii

için

onu

beer

diye isimlendirmitir.

Beerin deerini

"iki

elimle

yarattma

secde etmekten seni ne

alkoymutur"

âyetinin

anlamn

bilen takdir edebilir

Beer

(diye

isimlendirilmenin

nedeni)

yaratlna

iki

elin

temas

etmesidir.^^^

insanlar

peygamberlii

ve

velilii

olduundan

baka
gibi yiyor,

türlü
içiyor,

zannederler. Nitekim

öyle diyorlard: "O da bi^im

sokaklarda gediyor, o da bi^im gibi bir insandr" Kitab- Kerîm'in ifade
ettii gibi peygamberler

onlarn

istedikleri
ki

her mucizeyi ve harikay

yapamazlar,

insanlar

zannediyorlard

peygamber, yememeli,

'^^

Suad

el-

Hakim, bnul-Arahî Söküü,
s.

çev.

Ekrem

Demirli, stanbul:

Kabalc

Yaynevi, 2005,

118.

120

içmemeli,

sokaklarda

gezmemeli

ve

kendileri

gibi

bir

beer
kendi
olur.

olmamab ve her
zanlar gibi

istedikleri

mucizeyi getirebilmelidir.

Onun

olmadm

görünce "Peygamberler öyle öyle
derler.

Halbuki bu öyle deildir"

Onu
bu

inkâr ederler. Bilmezler ki

geçmi peygamberler de
peygamberlerin

böyle

idi.

Bunu

inkâr edenler o

geçmi

zamamnda

olsalard
gibi

fasit (kötü, basit)

zanlaryla,

onlarn zamanlarndaki insanlar
gelenler, her kâmilin

onlar da inkâr ederlerdi. Sonra
(eksik),

zamam

geçip gidince nakslar

onlarn,

kendi tasarladklar fakat aslnda muhal (mümkün olmayan) olan
kemâlleri haiz

bulunduklarm zannederler ve onlara bu sfadarla
ederler.
tabii

inamrlar ve

bu sebepten imdikileri de inkâr
gerektiren

Arkadah
Tab'nda

ey aym

cinsten

olmak ve

münasebettir,

peygamberlerin

ve

meleklerin

tabiatnda

bulunan

kemâllerden bir parça mevcut olan kimse, onlar görüp iittii

zaman hemen
kemâlleri,

onlara

meyleder
bilkuvve

(eilme).

Onlarn
halinde)

bilfiil

mevcut
çeker.

kendisindeki

(düzünce

kemâli
(sevilen)

Bunun
gibidir.

kemâlinin onlara

kaplmas

âk

ve

mauk

misâli

Mayasna bu kemâlden katlmam
yarasa

kimse, onlar

gördüü

zaman

güneten nasl kaçarsa o ekilde onlardan
bir temsil var:

kaçar.

Kuyuda geçen

Kuyuya

aülm

olan Yûsuf

(a. s.)

ancak

kuyuya kova salamn ipine yaparak çkt.
veliler,

mdi
ilâhi

peygamberler ve
ve
kafilelerdir.

Allah'tan

gelip

Allah'a

giden

kervanlar

Kendisinde Rabbani bilgüer ve bilkuvve

insanlk kemâlleri
âhiret

bulunan Yûsuf da

tabiat

zindamnda hapsedilmitir. Dünya

konaklarndan

bir konaktr.
(yani

Kova, insanlara inen Allah kitabdr.

Kervanclarn

peygamberlerin)

kovay

sarktmalar,

insanlar

Allah'n kitabna davet etmeleridir.

Ona yapmak, o

kitab getiren

kimseye inamp onu kabul etmektir.

Ama

kuyuda olan; kurbaa,
biri

çyan, akrep, yüan ve daha kuyuda yaayan dier haerelerden
ise o,

sarktlan ipe aslmaz, ona

yapp

kuyudan çkmak istemezse
güzel, yüksek

kim ne yapsn? Çünkü insanlardan bazlarmn ruhlar
mereblidir
(yaradl,
huy).

Alçak kimselerle ünsiyet etmez. Yüksek

EY insan
121

vatanna

gitmesine

araclk

yapacak

sâdk

bir

arkada

arar.

Bazlarnn ruhlar da
merebinde
vatan
tutar.

habistir (kötü), alçak

merebHdir. Ancak kendi

olanlarla

ünsiyet

(arkadalk) eder. Tabiat âleminde
(yüksek
âlem)

Alem-i A'lâya

çkan

sefer

ehlini

ve

seyyahlar sevmez. Hiç davet kabul etmez.
"B/i^

Yüce AUah buyurmutur:

insan en

gü^l

bir biçimde yarattk.
iyi i§leryapanlar

Sonra onu

aalarn aasna

çevirdik. "

Yaln^ inanp

han'ç"(Tm, 4-6)
nice zaman,
güzellik ve

Hazret-i
ilâhî

Muhammed,

ki

peygamberlerin en ulusu

idi,

kaynaktan insanbk âlemine dinin emirlerini,

iyilik,

ebedîlik yolunda

insann yapmas gereken

vazifeleri

tad.

Vazifesini o ruh

büyüklüü ile yapt ki bir gün henüz hayatta olduu halde bir vücut deilmi de bir ruhtan ibaretmi gibi, bir Burak tarafndan tanarak, Hakk'n huzuruna yükseldi.

Yllarca

Hak tarafndan

kendisine ferman

(emir) gönderildi.

Sonunda

kendisi de ferman söyleyici oldu.

Tanr
olmak

elçiliini

yalmz bir kavme deil, bütün

ins

ü cine peygamber

gibi

hudutsuz bir genilik içinde yapt.

Peygamber oluncaya kadar, kendisine
idi.

k

tutan

yldzmn

yolunda

O

vakte kadar kendi ahn

yazsna göre yaad,
halkla

fakat elçilik

vazifesi gelince ve

peygamber olup

hak olunca, artk yalmz

kendi
emîri

yldzmn
oldu.

ve kendi kaderinin deil, bütün yldzlarn hâkimi ve

içeceklerden deil,

Çünkü artk o, kudretini tabiattan; yiyecek ve dorudan doruya, Allah'tan alyordu^ ^^

Tanr'y tammak ve bilmek onun srlarm bilmekten daha kolaydr.

Bunun
etsen

gibi

eer

bir kimseyi

görmek, tammak istersen pek az

bir

gayrede buna muvaffak (ba^anl) olursun; fakat ne kadar gayret

o

kimsenin gönlünde

bulunan

gizli

srlar

bilemez

ve

anlyamazsn.

190

'*''

Süleyman Ate, stanbul: Yeni Ufuklar Neriyaü, s. 72-74. Ken'an Rifâî, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000, s. 148.
Niyâzî-yi Msrî, irfan Sofralar, çev.

122

O

halde bir insan

göründüü

gibi

bilmek onun
bilgini

gizli

srlarn

bilmekten daha çok kolaydr. Bir kimse, bir
alarak ziyaret
gelir.

kendisinden izin

etmek

istese biraz gayret sarfetmekle

bu istei

yerine
isterse,

Fakat bu kimse,
bilgi

eer o

bilginin

bu

bilgisini

örenmek

onun

hazinesinden bir parça sermayenin eline geçmesi için
bir

senelerce

zahmet çekmee katlanabilen

cam olmas ve pek çok

güçlükler çekebilmesi lâzmdr.

Herhangi

bir

ehirde yüz binlerce halk Tanr'ya tapar ve ihtiyaçlarm

Tanr'dan

ister.

Her eyi

yapabilenin, herkesin yiyeceini verenin,

herkesi terbiye edenin, herkese yol gösterenin, bütün günahlar

balayamn ayn zamanda
bilirler.

her

yeli

yok ediverenin Tanr olduunu

Can ve gönülden, bahlkla ona uyar ve ibadet ederler. Umumiyetie hepsi böyledir. Tanr'y tamma ve bilme nisbetinde
(ölçüsünde),

bazsnn

ameli ku\'vetli,

bazsmn

az,

bazsmn çok

olur.

Fakat,

bu yüz

binlerce insan

arasndan pek az,

caizlerini bir

eyhe ve
iki

doru
kii, o

bir veliye yöneltmilerdir.
veliyi iyice

Bunlardan da ancak bir veya

tamyabilmitir.

Bundan da anlalyor

ki

Tanr'ya
ve bir

tapmak ve onu tanmak umûmîdir. Herkesin bunda
yolu vardr. Hatta kâfirler bile Tanr'ya taparlar.

bir yeri

Bütün varlklar ve sonradan meydana

getirilen

eyler insanlarn

Tanr'ya tapmalarna engel olan birer perde ve o srrn bulunduu
yere girmelerine
elbiseler,

mâni olan

birer

kapcdrlar. Tatl yemekler,

ipekli

Çin ve Hatâ güzelleri de, insanlar ibadetten alkoyarlar.

Taliplerin ve yolcularn yollarm keserler.

Yalmz bu insanlardan

bazs

gece gündüz inlemek, zikretmek ve lahavle çekmekle bu yol

kesenlerin elinden kurtulurlar.

bâdet

yüklerini

Tanr'mn rzâ ve
kendi evliyasna

kabul menziline

eritirirler.

Fakat kimsenin onlarla temas etmemesi,

onlar tammamas, onlara yol
bizzat

bulmamas

için,

Tanr bekçüik

eder ve onlar korur

nam ibadetten alkoyan eytanlar, periler gibi yaratklar lahavle ve
Tanr olursa, O'nu hangi Bu bakmdan evliyay bulmak ve onlar tammak, Tanr'y tammaktan daha güçtür Tanr'mn velisini tamyan bir insan, elbette Tanr'y tanr ve bilir Bunun aksi
zikirle

kovmak mümkündür.

Fakat, engel

zikir

ve lahavle uzaklatrabilir?

EY insan
123

mkânszdr. Yani Tanr'y tanmakla, evliyay tanmak lâzm gelmez. Bir çok insanlar vardr ki Tanr'y tandklar ve ona kuUuk ettikleri halde Tanr'nn velisini tanmyor ve bilmiyorlar. Hatta bu veliyi gördükleri zaman ona dümanbk gösteriyor ve onu inkâr
ediyorlar

Gerçi insan kendindeki nefis yükünü atar ve sâde ruh olup kalrsa,
derecesi meleklerin

de üstüne çkabilir. Ancak kendini Allah'a
kirlerinden
kurtulabilenlerin

vakfedip,

dünya
ve

says,

bunu
azdr.

yapmayan

yapamayanlara
de

nispede

her

zaman

Yapabilenlerin

pek

çou,
lâhî
^^

kendi

beerîMkten

syrllarm

kalabahktan gizH

tutarlar.

söylenmez. Büyük srlar

ak herkesçe bilinmez ve her cahile onlara kar nâmahrem (mahrem olmayan)
davasna kalkktlar.

olanlardan saklamak gerekir'

O

gafiller jekle

aldandlar

da, peygamberlerle eitlik

Velileri de kendileri gibi sandlar.

'T-pe,

bi^ de insani':^

onlar da insan.

Bi; de yemee içmee

ve

uyumaya

mecburu^ onlar da"
Körlükleri
bilemediler.

dediler.

yü^nden,

aralarnda

uçsu!^^

bucaks^

bir

fark

olduunu

Her

iki çeit

an

bir yerden

gdalandklan

halde,

birinde

ine bulunur,

dierinde bal vardr.

iki tür

kam

da bir dereden su

içtikleri halde,

birinin içi

bombotur, dieri

ekerle doludur.
Böylece yüî^binlerce birbirine benler eyler bulunur ki, aralarnda yetmi yllk

fark vardr.

Bu yer, yedii posa
nur
olur.

olarak kendinden ayrlr.

Öbürü yer, yedikleri bütün ilâh

Baka
getirir.

birisi yer,

yedii

eyler,

cimrilik,

çekememe^ik huylarn meydana

'^2

Sultan Veled, Maarif, çev. Meliha
s.

Anbarcolu, Konya: Altunar

Ofset, 2002,

6-8.
Rifâî,

^^^

Ken'an

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000,

s.

502.

124

Bajka

birisijer, yediklerinden

Hakk'n, hakikatin nuru

husule gelir.

imanl

kiffeyi^i, ekime müsaid, tertemi\ bir tarlaya bem^er.

Imans^

kiji ise çorak, hiç bir §ey bitirmeyen kötü bir arat^dir.

manl, melek

gibi masumdur.
194

Imansiî^

ise

çeytan ve canavar misâlidir

Emmâre: Beenilmeyen
ileri

kötü hal ve hareket

galiptir.

Amelleri,

hep yasaklanm eylerdir.

Haram

helâl bilmez

ama haram
"Daha
bir

olduunu büe büe

yapar "Allah, Gaffar ve Rahîm'dir" der.

gencim, daha vaktim var,

önümde de yaanmas gereken uzun
zaman tövbe ederim"
bile gitsem,

ömür

var.

Yalandm
der.

der.

"Piman

olmadan, tövbe etmeden

Allah'n

amna

azab etmek

yakmaz"
veya bir
kii

"Hazret-i

Hakk'n kulu olduumuza göre azab

etmesi münasib, uygun deüdir." der
iyilik

Krk

ylda

bir sadaka verse

yapsa sanki cennete girdiini zanneder, müjdelenmi
kalanlardan

olduunu düünür. "Yolda
bulur.

olmadm, Allah'ma
için

kavutum"
avunma ve

der Allah'n lutfundan emin
teselli

olduu

kendince bir

Rububiyyet; mevcudat isteyen

Esmâ'y

gerekürici mertebenin

addr

Rububiyyetin

içine;

Alim, Semi', Basîr, Kayyum, Mürîd, Melik ve
dahildir.

buna benzeyen esma da
aid olacak, taalluk

Çünkü bütün bu

isim ve sfadar

edecek varbk

ister.

Rab isminin altnda bulunan

isimler,

"Allah" ve halk arasnda

müterek

olan isimler

ile,

tesir hususiyyeti

bakmndan

halka mahsus
(yü':()

olan isimlerdir.

Hakka mahsus olan ve halka da veçhesi
isimler.

bulunan müterek

Alîm ismi

gibidir.

Alîm ismi nefse
Nefsini iiten

ait bir isimdir.

Bu

sebeple nefsini bilen halk biHr.

bakasm iitir.

'^"*

efik Can, Konularna
Neriyat, 1997,
c.

göre

açklamal Mesnevi

Tercümesi,

stanbul:

Ötüken

1-2,

s.

30.

EY insan
125

Allah

ile

halk

arasnda müterek olan isimlerden kasdmz; o
bir

isimlerin iki

yüzünün bulunmas ve
ise

yüzünün Cenâb- lâhî'ye
Fiile
ait

mahsus, dier yüzünün
isimler

varbklara

mahsus olmasdr.

MeHk

isminin altnda mevcuttur. Zira memleketi olmayan
fiile ait

melik olamaz. Halka mahsus olan isimler,
ismi gibidir.

isimler

ile

Kadir

Meselâ, sen

fiile

ait

isimlerden "halk"a: "Allah varlklar yaratt."

diyebilirsin. Fakat;

"Kendini yaratt" diyemezsin. "Varlklara
"Kendisine
iki

rzk

verdi" dersin.

Ama

rzk

verdi" diyemezsin.

Rab ismi

müterek isimlerin olduu mertebenin

yüzü

ile

halka mahsus olan isimlerin dahil

ismidir
ulvî

Rahman bütün
olsun:

üâhî,

vasflar
ister

ihtiva
ile

eden

(kapsayan)

bir
olan)

mertebenin addr. lâhî zat

o vasflar

münferid (yalm^
gibi

Azîm

ile

Ferd

gibi, ister
(ejit).

Hâhk ve Rezzâk

mahluklara

mahsus

olsun, müsavidir

Allah, ulvîHkleri (yüce) ve süflîlikleri (alçak)
hakîkatierini ihtiva

ile

birlikte

varhklarn

eden

zâti bir

mertebenin ismidir.

Bu bakmdan
Rab

Rahman
ismi
ise;

ismi Allah isminin ihatas (kapsama) altna girmiitir.

Rahman

isminin ihatas altnda bulunmaktadr.
o,

Rahmân'n zahir (ortaya çkma) olduu ve kendisinden varhklara nazr bulunduu bir
mazhardr (göründüüyer)
'^^

Rububij^et Rahmân'n ardr. Yani

Peygamberlere inanmamakta direnmelerinin üç nedeni vardr:

Kskançlk.

Hesap verme korkusu.
Gurur^^^

Rahman
bilgisizlik

isimdir ve

zata

aittir.

Rahman cem makamdr ve o
ulaabilinecek

makamdr.

Allah

yolunda

en

deerli

'^^

Abdü'l-kerîm

b.

brahim

el-Cîli,

nsan-

Kâmil, çev. Sey)dd Hüseyin Fevzî

Paa,

stanbul: Kitsan Yaynlar,
^''^

c. 1, s.

153-155.

Haluk Nurbaki, Yâ-Sin

Sûresi Yorumu,

stanbul:

Damla Yaynevi,

1999,

s.

30.

126

makam, O'nu bilememek ve bilememeyi bilmek makamdr. Çünkü
bu kulluun

hakikatidir

Rabb
ile

kabul etmek: Söylediklerine biat (kabul ve tasdik) etmek, onun

ahlâkn yaamaya çalmaktr. Rahmân'n yaratt düzen Rab ismi
korunuyor.

Hz.

Muhammed
idi.

(s.a.s.J

kabul etmeden önce Medine'nin ismi

Yesrib

Rab

ismini kabul edince

"medeniyet"anlamna gelen

Medine ismini

ald.

Varidat sahibi öyle diyor:

"Her peygamber veya

velinin

zamamnda buz

(kin,

nefret)

ve

dümanlkla karlamas ve
ilelebed

kendisine

ancak pek az kimsenin

inanmas, fakat öldükten sonra bunlarn isimlerinin

mehur

olup

yaamas

ve

insanlarn

çounun

inamp

onlar

sevmelerindeki sebep nedir?

Ben

derim

ki:

Evvela

peygamber
inançlarm

veya

velinin

hayatnda,

kskananlar çoktur. Etrafta çevrede halk ondan kaçracak, onlarn
gönüllerini
gezerler.
ölür,

bulandracak,

sarsacak

sözler

söyleyip

Ama peygamberler veya veliler ölünce hased

(kskançlk) de

srf menkbeleri kalr. Bundan dolay insanlarn

çou

onlara

inamr ve onlar sevmeye balar.
kinci olarak: nsanlarn arasnda kalmak, görümek, bir arada

yaamak

lâubalilik

meydana

getirir.

Bu da

sevgiyi,

peygamber veya

velinin özel bir yeri

bulunduuna

olan inanc

azaltr.

Üçüncü

olarak:

Peygamber veya
çkar
gibi söylerdim,

velinin hakikati, ancak tedricen

(yavajjavaj) ortaya

Çocukken, çocuk

çocuk

gibi

anlardm, çocuk

gibi

düünürdüm; adam
^^^

olunca, çocuk eylerini

braktm. Çünkü imdi
Ekrem

Muhyiddîn bnü'l-Arabî, Fütuhâf- Mekkiye,
Litera

çev.

Demirli, stanbul:

Yayncbk, 2006,

c. 2, s.

304.

'^^

Niyazî-i

Muhammed

Msrî, tfan Sofralar, çev. Prof. Dr. Süleyman Ate,
s.

stanbul: Yeni Ufuklar Neriyat,

71-72.

EY insan
127

ayna

ile

muammal
^^'^

(jifreli,

srl) surette görüyoruz, fakat o

zaman

yüz yüze göreceiz; imdi cüz'î biliyorum, fakat o zaman bilindiim
gibi

bileceim.

Allah

enbiyây
olan

vasta

kld

ki,

insanlarn

sadrlarnda
Zira
Allah'a

(yürek)

gizlenmi
edilmez.

hasedler

meydana çksn.

hased

Beer, hased

ehli,

Peygamberin suretine bakar:

"O

da benim gibi
yanar.

beer"
görenler

der,

hasedin

zdrabndan

cayr
te'yidi

cayr
ve

Fakat

peygamberin büyüklüünü Sübhân'n

Hakkn

delilleriyle

"Onun
ve

surette

beere benzerlii vardr. Fakat
olan
veçhesi
ererler.
(yü-^^ü)

risâlet (elçilik,

peygamberlik)

Hakk'a

itibariyle

insana

benzerlii yoktur" derler ve huzura

Kimin

ki

huja kötüdür, Hz. insana haseddedir. Hasedin

dourduu

inkâr ve muhalefetten bir türlü kurtulamayp, nar ehli olmutur.

Huyu

güzel olan

ise

Hz. insana dümanhktan kurtulmu ve ebedi

saadete kavumutur'^^'^

Tanr, mihnet

(dert,

sknt) ve
etti.

straplarla hasedler

meydana çksn

diye Peygamberleri vasta

Çünkü Tann 'dan kimse
Fakat halk peygamberi
eder.

arlanma-:^

Tannja kimse
adam

hased etme^

de kendisi gibi bir

sanr, o yünden ona hased

Fakat peygamberin büyüklüü tahakkuk
ona kimse hased etme^ ona herkes uyar.

(gerçeklii

anlalma)

etti

mi,

artk

u

halde her devirde peygamber yerine bir

veli

vardr.

Bu snama kyamete

kadar dâimîdif^''

'^^

Kutsal Kitap, Eski

ve

Yeni Ahit,

1.

Korintoslulara

,

bap. 13.

200

emseddin Yeil,

201

stanbul: Yaylack Matbaas, 1986, s. 291. Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbaki Gölpnarl (haz.), stanbul: Millî Eiüm Basmevi, 1991, c. 2, beyit. 811-815
Yatahü't-Tasavvuf- Mesneviden Hikmetler,

128

Zaten o

velî ve

nebi nedir ki?

Eer iyinin

ve

kötünün yannda ^hir olmasalar

hu

aalk kiilerin onlara §u hasedi neden?
kar
hu

Onlar yakîn ilmini hilmiyorlarsa onlara
hilekârlk, hu kin nef^^

hu^

(dümanlk), hu

nsandaki eytan harekete
(nefret

geçirip nefsi

eri yola sapüran o menfur

edilen)

haseddir.

eytan'n Adem'e secde etmeyii onu

kskanmasndandr. Bu sebeple Hak kaündan ve nur âleminden
kovuldu. Sen de kendinden üstün olanlara, hele üstün insanlara

hased gözüyle bakma.
Gözlerine âlemleri simsiyah gösterecek olan o hasut (hased
dolu)

baklardr. Hasedden kurtulduun ve hased eytannn tuzana

dümediin
Vücûdu

takdirde bü}Kik nuru göreceksin.
akl,

içinde

idrak

ve
biri,

duygular

barnan

bir

}ava

gibi

düüneceksin. Bunlarn her
vazifelerini,

araya giren hased

yüzünden hem

hem

selâmetlerini

arr. Bu

caizden de ak yüzlerini

kara ederler. Gönül, hele gönlü temiz olanlara duyulan hasedle
kararr.

Allah

nasl peygamberlerinin ve
ettiyse,

evliyasnn gönüllerini

hasedden tertemiz
kalplerini

kendi

ak

yolunda olan bütün kullarnn

de ilim ve irfan yoluyla pak edicidir"

Öütçüler, pis kiiyi, ona hir
tedavi etmek isterleri

kap

açlmas, iyilemesi

için amherle,

gülsuyuyla

Fakat ey inanlr itimat
Onlar vahyin
uursuî^sunut^
gülsel
hi-:^

edilir kiiler, pislere

temi^ eyler layk deildir ki

kokusuyla,

erilmiler,

saptmlardr
uradk"

da

"Si^

hi^e

si^n yü^^ünü^den

kötülüe

diye

feryada

balamlardr.

202

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Milli
Rifâî,

Eitim Basmevi,

1991,

Veled zbudak, Abdülbaki Gölpnarl c. 2, be>at. 3101-3103
s.

203

Ken'an
67.

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyati, 2000,

66-

EY insan
129

"Bu sö\

bi':e

'^hmet

veriyor,

bu sözden hastalanyorum si^n vaa^^tm^

iyi

deil, bi^e iyi gelmiyor.

'Eeryine

susma-:^

da nasihata
saçma

ba^larsanif^ derhal

si-:^'

taklar,

si^ öldürürü^

Bi^

oyunla, abes ve

peylerle

semirmi^i^ öüde hiç

ah^mamp^
sökerdir,

Bi^m

gdam:(^ yalandr,
midemi:^

aslsz
bozmuyor.

laftr,

saçma

sapan

si^n

bildirdiinizi ^^y^^^)

Si^ bu

söylerle

hastalm^ yüt^erce

defa arttryor...

Akla

ilaç

olarak afyon

veriyorsunuz^. " demi^lerdir.~^'^

inanmayanlar,

kâinat

ibret

gözüyle

göremeyen; yaratlmlarn
dilini

yükselen sesini gönül kulayla duyamayan, onlardaki hal

anlayamayan ve yine onlardan yükselen
alamayan
talihsizlerdir.

ilâhi

rayihadan

koku

Bunlar gül kokusundan tiksindii, onun ne

rengine, ne râyihasna (koku)

tahammül edemedii

için bir yerde

gül kokusu
benzerler"^^

duydu mu;

tersine

dönüp baylan

câl

adl

böcee

204

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Milli

Eitim Basmevi,

1991,

Veled zbudak, Abdülbaki Gölpnarb c. 4, beyit. 281-288
s.

205

Ken'an
290.

Rifâî, erhli Mesnevî-i erif,

stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000,

289-

130

-16(Elçiler) dediler ki:

Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size gönderilmi elçileriz. ^'Kâlû rabbünâ yâ'lemü innâ ileyküm le murselûn"

*
Peygamberler dediler ki: "Rûbbimiîi biliyor ki bi^gerçekten
elçileri^ "
si^^e

gönderilmi

(Elmalk Hamdi Ya^r)
biliyor; biî^gerçekten

(Elçiler) dediler ki:

Rabbimi^

si^ gönderilmi

elçileri^

(Diyanet)

-17"Bizim vazifemiz, açk bir ekilde Allah'n buyruklarn size tebli etmekten baka bir ey
'"Ve

deildir" dediler. aleynâ ille'l-belâu'l-mübîn"

*
"Bifie

düen

de

apaçk

teblidir"

(Elmalk Hamdi Yaî^r)
si^e tebli etmekten

"Bitkim

m^emi^ açk

bir ekilde bir

Allah 'in buyruklarn
dediler.

baka

ey

deildir"

(Diyanet)

O'nun peygamberi, O'dur. Yani kendisi. O'nun risâleti O'dur. Yani elçisi O'dur. Yani kendisi. Keza kelâm da O'dur. Yani kendisi. O,
kendisinden, kendisiyle, kendisine bir
vasta, bunlar yok.
getirdikleri,
elçi

gönderdi.
Elçi)i

Ne

sebep, ne

Çkar bunlar akbndan.
kendisi ve
elçinin

gönderen, elçinin

elçinin

geldii kimse hepsi

ayn

varlktr; tek eydir. Aralarnda
yoktur. Fakat

hiç bir deiiklik, fark ve
ki:

ayrlk

unu

da unutma

Sen, ne bir fânisin; ne de bir

mevcut... Sen O'sun;

O

da sen. Sen ne zaman kendini ne bir

'

EY insan
131

varba

sahip, ne de bir fena haline varacak biri bildin, ite
saylr"'^

o zaman

Yüce Allah' gerçekten anladn

Dünyaya gönül verenler Mevlâ akndan
cüz
(parça),

habersizdirler.

Ashnda her

küllün (bütünün) bir parças

olduundan,

külle

doru

bir

yöneli ve çekili halindedir.
elden

Bu

}'üzden cüz 'ün cüz'ü yakalamasyla

kaçrmas
için

bir

olur.

Ancak ona meyli olduu, ona gönül

verdii

de ondan mahrum kalmamn

zdrabn

duyar.

Dünya

cüzlerine ve onlardan

doan

fâni lezzetlere meyil

ve muhabbet

duyanlarn hüsran bundandr.

Sen asl ko^op, Allah'n güzel adlar ve bu
zat yerine tezahürlere
yahut
(ortaya

adlarla ifade

bulan }öice

çkma) balamrsan ya yolunu

uzatm

arr olursun.
külle

Cüz'ün
Rabbin,

bahl yani cüz'ün kül oluu her noktadan tam olsayd,
peygamberler

dünyaya

göndermesine

lüzum

kalmazd.
gelen her

Peygamberler, cüzleri, onlarn külle balanmalar

lazm

noktadan

külle

balamakla

vazifelidirler.

Meselâ hangi hadiseler

Rahmani, hangileri eytanîdir? Hangi balar insan Allah'a ulatrr;
hangileri gaflette ve yolda

brakr? Ayrca

evliya olanlar kimlerdir ve

onlar

bu

cüzleri nasl ve

ne yolla irâd (doruyolu gösterme) ederler?

Demek

ki

mesele; cüz'ün külle her noktadan,

ama

her noktadan

bal olduunu idrak

edecek mertebeye

çkma davasdr.
peygamberler ne

Kullar Hakk'a ulatrmakla

vazifeli olan

i

görür?

Kimi

tutar ve

kime ulatrr?
vazifesi

Peygamberlerin

Allah'la

bir

vücut

olmamlar
karanlnda

uyandrmaktr.
ayaklar

Gönül

ehillerini

olmular deü, deil, bu gece
tekrar

kayp düen ve yoldan ayrlanlar

o ulu

yola getirmekle vazifelidirler"*^^

2"^

2"^

Muhyiddîn bnü'l-Arabî, Mir'atü'l rfan- rfan Aynas, çev. Abdülkâdir Akçiçek, stanbul: Bahar Yaynlar, 2000, s. 22-27. Ken'an Rifâî, erhli Mesnevî-i erif stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000, s. 411412.

132

Mürid, Cenâb- Hakkk'm memurudur.
göremez. Yahut da kendi idrakine,
Allah

Amma

onu herkes böyle

tarafndan

vazifelendirilmi

memur olarak mürid ve mürebbîlerdir
sâHki
(bir

anlayna göre görür."' Ancak irat (don jola yöneltme) ile
ki
(terbiye

eden),

eriat

kapsndan ayrlmadan,
ulatrrlar"'^*'''

yola giren) hakikate ve kemâle

Ey karde!
Nasihatimi dinlemi olsaydn, bana tâbi olurdun "steseydin beni

kendine
nasihattir.

tâbi

klardn"

deme!
ise,

Çünkü benim vazifem
kârda
et!

sadece
tâbi

Sana

düen
itaate

her hal-ü

dinlemek ve

olmaktr. Allah'a

devam

O'nun kazasna rzâ
ki,

göster.

Zikrullah'a ünsiyet (yaknlk) peyda et

Allah'n seçkin kullarndan

olasn. Mârifetullah'a (Allah' bilme) eren kii, kaderin kederinden
kurtulur.

Çünkü gerçek

arif,

mahlûkattan tecerrüd (soyunma)

ile

Hakk'a hicret edendir (göçmey

Hz Mûsâ
dedi
ki:

Firavunu tekrar tekrar dine davet eyledi ve çok

çaht

ise

de îmâna gelmediini görünce Cenâb- Hakkk'a niyaz eyledi ve

"Ya Rabbi, bunlar dine gelmezler ve doru olmaya
ekavet
(bedbahtlk)
bilirsin

gayret

etmezler. Sen bunlar

mührüyle damgalamsn,
hali senin

bunlarn îmana gelmeyeceini

çünkü kullarnn

malûmundur ama hikmetin nedir ki, beni davete gönderiyorsun? Cenâb- Hakk öyle bu^nardu: "Ya Mûsâ, sen Nuh'a ittiba (tabi ol)
et,

sen davete memursun,

ilerisine

nazar etme.

O

kimseler eytana

tâbi olur, onlar enbiyâ

ve evliyadan

ba

çekerler hakikatte onlarn
ezelleriyle alâkahdr.

elinde bir

ey

yoktur,

çünkü bu

hal

onlarn

Ezelde yollar dalalet üzere çizilmitir."

Göz

kör olduktan sonra hakikati göremez. Resûlullah Kur'ân gibi
ve bunca mucize gösterdii halde niçin herkes

bir delil getirdii

2U8
209

Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealû Neriyaü, 2000,

s. s.

551. 361.
(haz.),

stanbul: Kubbealû Neriyaü, 2000,

210

Ahmed

er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz

stanbul:

ErkamYaynclk,
Kitapevi, 1968,
s.

1995,

s.

44.

2" Ken'an Rifâî, Mesnevi Hatralar,
66-67.

Kâzm

Bü}aikaksoy

(haz.),

stanbul:

nklâp

i^:y

"

insan
Î33

risâletini tasdik

etmedi? Aslnda pak cemâli en büyük mucize
için

idi.

Ebû

Bekir,

îman

baka mucize

istedi mi?"'"

Hz. Peygamber'in Veda Hutbesi:
Bismillâhirrahmânirrahîm

Ey

insanlar!

Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, burada buluamayacam.
insanlar!

belki

bu seneden sonra

sizinle

Bugünleriniz

nasl

mukaddes

bir

gün

ise,

bu aylarnz
bir

nasl
ise,

mukaddes

bir ay ise,

bu ehriniz (Mekke) nasl mübarek

ehir

canlarnz, mallanmz, namuslarnz da

öyle mukaddestir, her türlü

tecavüzden korunmutur.

Ashabm!
Muhakkak Rabbinize kavuacaksnz. O da sizi yaptiklarnzdan dolay sorguya çekecektir. Sakn benden sonra eski sapklklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmaynz! Bu vasiyetimi
burada bulunanlar bulunmayanlara ulatrsn. Olabilir
ki

burada

bulunan kimse bunlar daha

iyi

anlayan birisine

ulaürm

olur.

Ashabm!
Kimin yannda
ki

bir

emanet

varsa,

onu hemen sahibine

versin. Biliniz

faizin

her çeidi
faiz

kaldrdm
Ashabm!
Dikkat

kaldrlmtr. Ailah böyle hükmetmitir. lk de Abdülmuttalib'in olu Abbas'n faizidir. Lâkin

ana paranz size

aittir.

ediniz,

cahiliyeden

kalma

bütün

âdetler

kaldrlmtir,

ayamn

altndadr. Cahiüye devrinde güdülen kan davalar da

kaldrlmtr.

Kaldrdm

ilk

kan davas Abdülmuttalib'in torunu

Rebia'mn kan davasdr.

-'-

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

544.

134

Ey insanlar!
Muhakkak ki eytan, u topranzda, kendisine tapnlmasndan tamamen ümidini kesmitir. Fakat siz bunun dnda ufak tefek ilerinizde ona uyarsanz, bu da onu memnun edecektir.
Dininizi

korumak

için

bunlardan da saknmz.

Ey insanlar!
Kadnlarn
haklarn
gözetmenizi

ve

bu

hususta

Allah'tan

korkmanz

tavsiye ederim. Siz

kadnlar AUah'n emâneti olarak
helâl
sizin

aldnz ve onlarn namusunu kendinize Allah'n emriyle kldnz. Sizin kadnlar üzerinde hakknz, kadnlarn da

üzerinizde haklar vardr. Sizin kadnlar üzerindeki hakkmz, onlarn
aile

namusu ve

erefinizi kimseye çinetmemeleridir.

Kadnlarn da

sizin üzerinizdeki haklar,

meru

(kanuna uygun) örf ve âdete göre

yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

Ey

mü'minler!

Size iki

emânet brakyorum, onlara sarlp uydukça yolunuzu hiç
emânetler Allah'n kitab Kur'ân- Kerîm ve O'nun

armazsnz. O

peygamberinin sünnetidir.
Mü'minler!

Sözümü

iyi

dinleyiniz ve

iyi

belleyiniz!

Müslüman, Müslüman'n

kardeidir

ve

böylece

bütün

Müslümanlar kardetirler.

Gönül
helâl

holuu
deildir.

ile

kendisi vermedikçe,

bakasnn hakkna

el

uzatmak

Ashabm!
Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde

hakk

vardr.

Ey

insanlar!

Rabbiniz

birdir.

Babanz da

birdir..

Hepiniz Adem'in çocuklarsnz,

Adem

ise

topraktandr.

EY insan
135

Arap'n Arap olmayana, Arap olmayann Arap üzerine üstünlüü

olmad

gibi,

krmz

tenlinin siyah üzerine,

siyahn da

krmz

tenli

üzerinde bir üstünlüü yoktur.

Üstünlük ancak takvada

{A.llah

korkusuyla dinin yasak ettiklerinden

kaçnma), Allah'tan korkmaktadr. Allah indinde en kymetli olamnz,

O'ndan en çok korkanmzdr.

Azas

kesik siyahi bir köle
ile

banza
onu

âmir olarak tayin

edilse,

sizi

Allah'n kitab

idare ederse,

dinleyiniz ve itaat ediniz.

Suçlu kendi suçundan
üzerine,

bakas

üe suçlanamaz. Baba

olun suçu

oul

da babann suçu üzerine suçlanamaz.

Dikkat ediniz!

u dört eyi
Allah'n

kesinlikle

yapmayacaksmz:

Allah'a hiçbir eyi ortak

komayacaksnz.
dokunulmaz

haram

ve

kld

cam

haksz

yere

öldürmeyeceksiniz.

Zina etmeyeceksiniz.

Hrszhk yapmayacaksmz.
insanlar!

Yarn

beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

Sahabe-i kiram birden öyle dediler:

"Allah'n elçiliini

ifâ

(i§

haline

koyma)

ettiniz, vazifenizi

hakkyla

yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye
ederiz!"

ehâdet

Bunun

üzerine Resûl-i

Ekrem Efendimiz

(s.a.s.)

ehâdet

parman

kaldrd, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve öyle bu5mrdu:

ahid ahid ahid

ol ya

Rab!

ol ya Rab!
ol ya Rab!''^

2^^

Sahih

hadis

kitaplarndan,

Arafat

ve

Mînâ'daki

hutbeler

esas

ahnarak

derlenmitir.

136

-18(Bunun üzerine onlar:) Dorusu siz bize uursuz geldiniz. Eer bu iten vazgeçmezseniz, andolsun
talarz. Ve bizden size mutlaka fena bir kötülük dokunur, dediler. "Kâlû innâ tetayyernâ bi küm le in lem tentetû
sizi

lenercümenneldjm ve leyemessenneliüm minnâ sizâbün elim"

*
Onlar dediler ki: "Herhalde bi^
siî^n

yü^ünü^den ugursu^ua

uradk Eer
ve

bu ipen vaf^eçmet^senif^ andolsun

ki, si;^ hiç

tnmadan tajlan^

mutlaka

bi^en

si^e pek

aakh

bir

a^ap dokunur" (Elmalk

Hamdi

Yaf^r)

(Bunun ü^rine

onlar:)

Dorusu
si^

si^ bie uursu^geldini:(.

Eer bu i§tgen

va^eçme-:(seniî^ andolsun

tajlanî^. ]/e

binden si^e mutlaka fena bir
(Diyanet)

kötülük dokunur"

dediler.

RY insan
137

-19Elçiler

öyle cevap

verdi: Sizin

uursuzluunuz
bu

sizinle beraberdir. Size nasihat ediliyorsa

uursuzluk mudur?
^^Kâlû tâirukum

Bilakis, siz

ar giden bir

milletsiniz.

meaküm ein zükkirtüm bel entüm ka vm ün m usdfûn "

*
Peygamberlerde föyle cevap
Sif^e
verdiler:

"Si^n uursuî(luunut(^

beraberiniî(dedir.

öüt verildi diye mi (uursu^ua uradm^? Dorusu
edinmij bir kavimsini^.

si^ israf âdet

(Elmalk Hamdi Ya^r)
Elçiler jöyle cevap verdi:

Si^n uursuzluunu^ si^jnle

beraberdir. Si^e
milletsini':^

nasihat ediliyorsa bu ursu^luk mudur'^ Bilakis, sif^a^tn giden bir
(Diyanet)

nsann
Belki

nefsinde öyle bir

ey

vardr

ki,

hayvanlarda ve yrtclarda

yoktur, dedikleri, insann onlardan daha kötü

olduundan
kötü
huy,

deildir.
nefis

u

yüzdendir:

insanda

bulunan

o

ve

uursuzluklar, onda olan

gizli bir

cevher yüzünden bulunmaktadr.

Fakat bu huylar, uursuzluklar ve kötülükler o cevherin perdesi

olmutur. Cevher ne kadar daha
erefli olursa,

iyi,

daha güzel daha büyük ve

onun

perdesi de öyle olur.

u

halde uursuzluk,
idi

kötülük ve kötü huylar, o cevherin perdesinin vastas

ve bu
ile

perdenin kalkmas
kabil

mümkün

deildir.

Ancak pek çok mücahede
olurlar.

(mümkün)

olur.

Mücahidler de türlü türlü

Mücahidlerin

en

büyüü

yüzlerini

Tanr'ya yöneltmi olan, bu âlemden yüz
iyi

çevirmi bulunan yaranla kaynamaktr. Mücahede,

ve

doru

bir

dosda beraber oturmaktan daha güç deildir Çünkü onlar görmek,
o nefsin erimesi ve yok olmasdr. yl
insan

te bundan dolay, eer ylan krk
derler.

görmezse

ejderha

olur,

Yani,

bu,

erimesini,

kötülüünü ve uursuzluunu giderecek kimseler görmediindendir.

138

Her nereye büyük

bir

kilit

asarlarsa bu, orada nefis ve

kymetli bir

ey bulunduuna

delâlet eder.
iyidir.

Ve

ite nerede perde bü)Kik olursa

oradaki cevher daha

Meselâ ylan definenin üzerinde bulunur.
"'"^

Fakat sen onun çirkinliine bakma, definedeki nefis eylere bak.

Ey güvenilir
lâyk
deildir.

kipleri Pis peylerle, temi^ peyler

u^a^ma^

Pislere, temi-:^ peyler

Kâfirler,

peygamberlere

gelen

vahiylerin

gü^l kokusu

ile

çarpldlar.
diye

Kendilerini kaybettiler de;

"Si^n jü^ünü:(den uursuî^lua

uradk"

barmaya
Diyorlard

baladlar.
ki:

"Si^n

bu

sö':(lerini^

bi^e

^hmet

vermede,

b!^ hasta

etmektedir. Siî^n öütleriniî^ iyiyeyormuyoru:(.

Eer susmad da,

açkça öüde balarsanz hemen si^ ta^lan^
peylerle

B!^ asl olmayan saçma

semirmij kipleri^ Kendimi:^

öüt

dinlemeye

altrmamz
Bi^im
§eyler

gdamz yollandr,

lâfir.

Olmayacak

peylerdir.

Si^n haber verdiini^

midemi^ bo^yor.

Siz ^^K}^

hastalmz yü'^

kat daha artrmadasnz Siz ckla

ilâç

olarak

afyon veriyorsunuz^'"

Ömür

suyunu

cilâl sözlerin

kumluunda

ziyan etmek istemiyorsan
tut!

sözün cilâlsm deil, Hakk' ve hakîkaü söyleyene kulak

Fakat, bir söz ki bir kelime halinde iken bile bir ilim ve irfan

kaynadr;

bir söz ki, söz ipliine ilim
iste;

ve irfan

incileri dizilerek

söylenmitir, o sözü

öyle sözlerin kumlukta kaynayan ve etrafa

bereket saçan sular gibi faydab ve aziz

olduunu

bilip, ilim

ve irfan

daarcn öyle sözlerle zengin et"^^

^'"^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, ¥îhi Mâ stanbul: MiUi Eitim Basmevi, 1990,

Fih,
s.

çev.

Meliha Ülker Anbarcolu,
Tercümesi,

355-356.

2'5

efik Can, Konulanna
Neriyat, 1997,
c.

göre

açklamal Mesnevi

stanbul:

Ötüken
s.

3-4,

s.

400.
146.

216

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyati, 2000,

EY insan
139

Uurluluk güzel
(Hadîs-i erîf)

ahlâkür.

Uursuzluk kötü ahlâktan

ibarettir

Her eyin tövbesi vardr. Yalnz kötü ahlâk olann tövbesi yoktur Zira o hiç bir günahtan tövbe etmez ki daha fenasn ilemesin.
(Hadîs-i erif)''"

Nemi Sûresi 34 âyette "Mülûk yani hükümdarlar bir ehre dahil olduu vakit, o ehrin erafn (ileri gelenler) zelil (aalanan) ve
hakir (deersiz) klar" bu}^ruluyor.

te ak
ehvet
edirir.

sultan
ileri

da

kalp

memleketine

dahil

memleketin
gibi

gelenlerinden olan benlik, gurur,

olduu vakit, o öünme, kibir ve
Resulullah

nefsin büyüklerini ya kalp

öldürür veya kendine bo}^n
\airutenleri,

Yani

evinde

hükmünü
'^

Efendimizin putiar

krd gibi krar"
iyilik

Herkes hayat binasmn mimardr. nsanlarn bulduklar ferah,
keder, cennet,

cehennem,

ve fenalk da, hayatlar binasm

iyi

veya fena

kurmu

olmalarndandr. Erdiimiz neticenin mesuliyeti

bakalarnn

deil, kendimizindir"

nsanlk demek akl
yürümeye eren
gidiinin

demektir. Fakat yemek, içmek, giymek ve

maa

akl deil,

insanlm, dünyaya

geliinin ve

mânâsm

bulan akl demektir. Hani Sokrat'n bir sözü

vardr. Etrafndakilere sorar: "Âkil bir ruh mu, yoksa aklsz bir ruh

mu

istersiniz?" Âkil bir

ruh

isteriz, derler.

Tekrar

sorar:

"O

halde

niçin
derler.

aramyorsunuz?"

"O

bizde var, ona mâlikiz de ondan..."

Bu

cevap

ise

Sokrat'

u

serzenie götürür: "Peki öyleyse

aranzda bu kemekeler, bu çekimeler, didimeler nedir?"
Öyle
ya,

u

dünyamn

haline

bakn! Yllar yk verilen emeklerden

sonra yetien bir
akl! nsaniyet

inam

bir saniyede

yok edecek
asr,

çareleri gelitiren

bu mu? Deil yirminci

krknc

asr da

olsa, yine

2'"^

•^'^

2'^

Ken'an Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler,
Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyati, 2000,
stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s. s. s.

392.
511.

Rifâî, Sohbetler,

426.

140

bu, hatta daha vahice bir tekâmül {olgunla§ma)\

Dünyay

harâbîyete

götüren medeniyet!"

Dünyaya

ar

dükünlük ve çlgnca

zevkler

ki,

neticesi

aclk ve

nedamettir, akl

banda

olan kimseler, gözlerinin önünde cereyan
alarak

etmi

tecrübelerden

ibret

onlara

kaplmak

gafletinde

bulunmazlar^^^
israf bir nimetin

deerlendirilemeyip

boa

harcanmasdr, yalnz

nefsine,

onun arzularna uyarak
ki:

ilâhî

nimeti telef etmektir ve

haramdr. öyle

Salmz
Zaman

bir nimettir.

Onu

abdest alarak, ibadet ederek, kötü

eylerden abkoyarak; yani
bir

israf

etmeyerek deerlendirebiliriz.

nimettir,

onu

çlgn

arzular

urunda

boa

harcarsamz sonra
size anlatan

baarszhnzn

uursuzluunu;

gerçekleri

dinde mi göreceksiniz?
bir hitap

Burada önemü

da dini afyon sayanlaradr. Onlar tüm
sonra

millî gelirlerini silâh üreterek israf eder,

çkmaza

girerler

ve suçu toplumun din kavramna yüklemeye çakrlar.

Ahlâk- Muhammedi, nefsin

çlgn arzularna israf yasak ederek; millî geliri azamîye çkarr. ÖzeUikle günümüzde ekonomik çkmazn, dolaysyla toplumdaki uursuz felâkederin
çirkin ve

en

mühim

nedeni

israftr.

""

Balar

ve harcaylar yerinde sarf
yersiz cömertlik, müsriflik

Ar ve

olunduu zaman makbuldür. olur. AUah'n nimederini yine

Hakk'n emrettii yerlere ve emredilen ölçüde harcayacaksn. Mademki her nimet ve her servet AUah vergisidir ve Allah'ndr, onu sarf edeceimiz yeri bilmemiz gerekir. Lâyk olmayan
kimselere ve yerlere yaplan masraf hebadr.

O

kadar

ki

yalmz

serveti ve nimeti deil, ilimle irfam da lâyk olanlara vereceksin.

220
221

222

Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 410. Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 444. Haluk Nurbaki, Yâ-Sîn Sûresi Yorumu, stanbul: Damla Yaynevi, 1999,

s.

35.

EY insan
141

Hakk'n emrini Hakk'a ulamlardan ören. Harcayacaksan onlarn
yolunda ve onlarn dileine göre harca. Onlara sorup, gösterdikleri
yollara sarf ederek

onlarn gönlünü kazan. Zira her gönül Hak

emrini bilmez ve anlamaz"^

-20Derken ehrin öbür ucundan bir adam koarak "Ey kavmim! dedi, bu elçilere uyunuz.
'^Ve

geldi.

câe min aksa '1-medîneti raculün yes 'â kale yâ ka vtni't-tebiu '1-mürselîn "

*
O srada cehrin ta ucundan
bir

adam kokarak geldi ve: "Ey kavmimi Uyun

o

elçilere"

(Elmahl Hamdi Ya^r)

Derken

cehrin öbür

ucundan bir adam kojarak geldi. "Ey kavmimi Dedi, bu
elçilere

uyunut^!" (Diyanet)

"Medine'nin aksâsndan" demek, o memleket idarecilerinin en
gelenlerinden bir zat

ileri

mânâsm

da andrr. Elçilere suikast edilmek
zat
geldi,

üzere

bulunduunu haber alp bu
geldi,

kouyordu. Yani
irâd

koarak

îman edenlere

örnek

olmak,

etmek

için

gayretiyle çalyordu."""*

Allah yolu çok korkulu, kapal ve karla örtülü
tehlikeye

idi.

lk önce camm
ihsan)

sokup atm süren ve yolu yarp geçen o oldu: Herkesin bu

yolda gidebilmesi,

onun
ilk

yol göstermesi ve inayeti

(lütuf,

sayesinde olur. Yolu
gitmeyiniz;

defa o

bulduu ve

her

yere;

bu

tarafa

eer o

tarafa gidecek

olursamz ölürsünüz.

Ad ve Semûd
s.

223
^^•^

Ken'an
1992,

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,
Dili,

323.

Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dini Kur'ân
c.

stanbul: Feza Gazetecilik,

6

142

kavmi

gibi

yok olursunuz. Yok eer bu
gibi kurtulursunuz, diye
ibaretlerle (Ali

tarafa gidecek olursanz,

mü'minler

alâmeder

koyduu
gibi,

için,

Onda

ne

kadar apaçk

mran,

97)

buyrulduu
iaretler

bütün Kur'ân
biri

bunun

beyânndadr.

Yani,
birini

yollara

diktik,

bu

kazklardan herhangi

kesmek

isterse,

hepsi birden: "Bizim

yolumuzu ykyorsun, yokluumuza çalyorsun; yoksa sen yol
kesici misin?" diye

onu öldürmek

isterler;

ite bunun için önderin

Muhammed (s.a.s.) olduunu bil. Her Muhammed (s.a.sjt gelmeden, bize erimez"^^^
Hz.

ey,

ilk

önce Hz.

Ruh

vücutta Allah'n

elçisidir, vekilidir.

Emreden

ruh, icra

eden

meleklerdir""

nsann vücûdunda
vekilidir"''

ruh

ki

Hakk'n

naibi,

kalp

ki

Resûl'ün

Kalp cisim memleketinin ahdr.. Kalpten zuhur eden amel de
elbet

aha yakr. aha yakacak amel

de ahane gerek"

Sen reddedilen veya davet edilenlerden miyim diye tereddütteysen,
kendi içine eil, kendi ruhunu dinle.
derin bir sevgi ve meyil varsa

Eer

kalbinde velilere
sevin""

kar

bahtna nasibine

Allah dostiar. Peygamberlerin bedelleridir. Peygamberlerden sonra

onlarn yerine kaim
söylediklerini

(yerine geçen)

olan kiilerdir. Öyleyse, onlarn size
getiriniz.

kabul ediniz. Emirlerini yerine

Zira hiç
ile

üphe yok

ki O'nlar, size
ile

ancak Allah'n ve Resulünün emirleri
nehyederler (yasak
Allah'tan
bile
etme).

emrederler, nehiyleri

O'nlar, Allah'n
alrlar.

konuturmasyla

konuurlar.
harekette

verileni

Kendiliklerinden tek bir
dininde, hevâî
(nefsine

bulunmazlar.
ile

Allah'n

dünkün) hareketieri
fiil

O'na ortak olmazlar.

Gerek sözlerinde ve gerekse
^"^

ve hareketierinde, Resûlullah'a

226

227
228
229

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Fîhi Mâ Fîh, çev. Meliha Ülker Anbarcolu, stanbul: Milli Eitim Basmevi, 1985, s. 342-343. Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000, s. 470. Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 419. Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 644. Ken'an Rifâî, erhli Mesnevi-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 361.

"

EY insan
143

(s.a.s.)

tâbi olurlar.

Çünkü Azz

(i^tli,

sevgli)

ve

Celîl

(ulu)

olan

Allah'n bu husustaki kavline kulak vermilerdir.
Allah bu\Tirur
ettiyse

an

^'üce olan
neyiyasak

ki:

"Peygamber

siî^e

ne emrettiyse ona sanln;

si^

ondan da saknn. " (Har,

7)""^

eyh

Mansûr-i Rabbani buyurdu

ki:

Allah Teâlâ'ya

snmak,

ona

itimad etmen zihninde
Sûfiler

ondan gayr varlklardan temizlenmendir
ettiler,

topluluu

bizi

irâd

bize yolu gösterdiler. Kur'ân ve

sünnetierdeki inci hazinelerini kapatan perdeyi bizlere araladlar.

Allah ve Resulü

ile

olan terbiyenin hikmetini bizlere örettiler.
ki

Onlar, öyle bir topluluktur

yanlarnda oturanlar .aztmaz. Allah'a
kii, onlar sevsin,

îmân eden. Peygamberinin yüceliini idrak eden
onlara tâbi olsun...

Mürid-i kâmil;

ilâhi

cezbeye erierek eriat kanunu ve tarikat

üslubu üzere mürid-i kâmil huzurunda sülük etmi olan ve gayb
âlemini
(s.a.s.)

bandan sonuna
denizinde

kadar gören kimsedir. Resûl-i Ekrem'in

pâk ruhuna mazhar

düüp onun manevî

varisi

olandr.

Fenâfillah

varln tamamen

yok eden ve vahdet

denizinde renksiz olandr.
giydirilen

O

hakîkî beka hil'atini (beenilen kimseye

kaftan)

giyerek

Hak'la

baki

olmu,

sonra

kemâl
için

mertebelerini

tamamlamak ve

talipleri

Hak yoluna irâd etmek

balad yere geri dönmütür"^"^
Hz. Pir bu}aruyor
ki:

"Her Müslümann kalbinde

bir ilâhî vaiz

vardr, insann kendi kendisine nasihati olmazsa, edilecek vaaz ve
nasihatten istifade edilemez."

Kalbin, ne yolda ve ne halde

olduunu

sana, hariçtekilerden

daha

doru
-^°

söyler

nsan, fetvay kalbindeki müftüden

alacak

olursa

Hac Ahmed
s.

Kayhan, Abdülkadir-i

Geylânî,

Ankara:

Özben Matbaaclk,
s.

1998,

94-95.
er-Rifâî,

2^^

Ahmed
Mûsâ

Kurtana Öütler, stanbul: Bedir Yaynlar,
Bursevî,
Sesleniler,
s.

80.

2^2

eyh Tahir Tokadî, smail Hakk Muhammed Nûru'l-Arabî, Gayb Bahçelerinden
b.

Hac Bekta-

Veli,

Yayna Hazrlayan:

Tahir Hafzaüolu, stanbul:

nsan Yaynlar,

2003,

41.

144

yanlmam

olur.

Bu

müftü: Nefsinin arzusuna u^nayorsun, gittikçe

alçahyorsun! Yahut: "Hakk'a teveccüh (yönelme) ediyorsun, kalbin

Hakk'n nuruyla

doluyor, terakkidesin (ilerkmefr derse, senin için

bu

fetva gerçekten tesirlidir. Fakat

bu

fetva tesir

etmeyecek olursa,

hariçteki nasihatçilerin sözü hiç tesir etmez.

te

gönlündeki bu müftü, bir

ilâhî

vaizdir.

Hariçteki vaizler ve

nasihatçüar sana ancak
erli ilerden

hayr ve er yollarn iaret ederek, kötü ve
tercih

saknp hayr

etmeni tavsiye ederler. Halbuki
iltifat

senin bunlardan hangisine teveccüh ve

ettiini, iyilik veya

kötülük yollarndan hangisinden

holandn bilmezler"^^
de yedi sfat vardr. Bunlar;
kibir,

Bizim nefsimiz cehennemin cüz'üdür. Binaenaleyh cehennemin
yedi

kaps olduu
(Cenâh-

gibi nefsin

hrs, hiddet, ehvet, hased, kin, garazdr.
tevfik
etmesi)

Eer Cenâb- Hakkk'n
için

Hakk 'm

kuluna doru jola sevkolunmas
' hak,

yardm

ve hidâyet (Hakk

hâth da hatl olarak görüp doru yola
(akl, ilim ve ibadetle nurlanmij) eyler
(selamet,

girmek) nuru bir kalbi

münevver

ve Rahmânî cezbe atei, nefse galip gelirse o kimse felah
saadet) bulur"^

Yüksek

bilgiler kitaplarda

bulunmaz.

nsann
(kaynak)

onlar kendi kalbi

hazinesinden pek ince bir tefekkürle

(derin

düünmek) çkarmas ve

mukaddes atei kendi

zâti

menbanda

aramas lazmdr.

Bunun mektebi
(baijlama) olunur.

yoktur;

bu iHm insana Hak tarafndan ihsan

Gayesi Allah' bilmek olan gönül ilminin

ilk neticesi

nefsin slahdr.

Nefsin slah nasl olur, nasl elde

edilir?

nsanlarda ehvet, hrs, benlik,

kibir, garez,

gazap, hased ve emsali

kötü ahlâklar bulundukça, insamn nefsini slah eylemesi ve vücûdu

memleketini refah ve adalede idare edip kullanmas imkân dahilinde
deildir.

233
23'*

Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Mesnevi
s.

stanbul: Kubbealti Neriyaü, 2000, s.243.
Hatralar,

Kâzm

Büjoikaksoy

(haz.),

stanbul:

nklâp

Kitapevi, 1968,

259.

EY insan
145

Amma unu
deildir.

da bilmeli

ki

bu söylediklerimden kurtulmak kolay i
ortadan

Bunlardan

birini

kaldrmak,

Himalaya

dan

yerinden oynatmak gibidir.

Her ilmin ve san'atn ayr ayr hocas olduu
hocas vardr. Her

gibi

bu ruh
açar ve

ilminin de

ilim ve san'at talibi kendi bildiklerini

unump,

onun

gösterip

örettiklerine

gözünü

kulan

üstadnn

ilmine itiraz etmez ve teslim olursa,

hocasmn

bilgisini kazanabilir"^^

Mevlâna

Hazretleri: Âferinler, tahsinler olsun

o mutlak hakime

ki

can

ikiye

ayrd

bu^oarur.

Bu
da

canlardan
ilâhî

biri

Hayvani ruh dieri
iyiyi

ise izafî (göreceli)
ruhtur."^*^

veya sultanî ya

ruh denen

kötüden ayran

Hâsl kelâm
bu cezbe, bu

Nuh'un gemisinden maksad, kâmil insamn nehf
izafî ruhtur.

ettii

O

hasl olmadktan (meydana çkma) sonra insamn cüz'î

akl

ile

ruh deryasna ve hakîkat âlemine sefer etmesine imkân

yoktur"^^

235
2^*^
2^'^

Ken'an Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s. s. s.

447-448.
257.
144.

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,
stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

146

-21"Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere
tâbi olun,

çünkü onlar hidayete ermi kimselerdir.

"tttebiû

men lâ yes'elüküm ecran
mühtedûn''

ve hüm

*
"Uy^n
sif^den hiçbir ücret istemeyen o î^atlara ki,

onlar hidâyete erkliklerdir"

(Elmûhl Hamdi Yûi^r)
"Simden herhangi bir ü^^eret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünklü onlar
hidayete ermij kimselerdir. " (Diyanet)

H2.

Pîr,

Peygamber Efendimizin mübarek

lisan-

eriflerinden
ücreti,

ki: "Benim halk Cenâb- Hakkk'a davetimin Hakk'm dîdârdr (güf^el yüî^ çehre), cemâlidir. Gerçi Ebû Sddk, benim uruma krk bin altn balad hatta avret

buyururlar

Bekir-i

(insann

gösterilmesi aypjeri) için bir

ey kalmadndan

üç gün evinden

kap

dar

çkamad. Fakat bu para benim dava ücretim deildir, çünkü benim ücretimi Cenâb- Hakk vermitir. Benim ücretim yârin
didârdr. Binaenaleyh hrs ve tamahtan kurtulmayan, dîdârilâhî

müahedesine
ziyafetinden
sirettir (bir

nail

olamaz.

Kim

ki

Cenâb- Hakk'n davet ve
yani

nasipsizdir,
içi,

o kimse padiah da olsa yine dilenci

kimsenin

hali,

tutmu olduu

yol).,

hrs ve tamahtan

(aç gö:(liilük,

doymadk), fakru ihtiyaçtan kurtulamaz"
peygamberler, Allah'tan haber getirerek sana
gösteriyor.
alaka)

Hakk'n

halîfesi olan

doru

ve

yanl
(sevgi,

Bu

haber

verilerden,
bir

halkn
gibi

teveccühünü

kazanmak veya herhangi

menfaat

düünce aramak

abestir.

-^^

Ken'an

Rifâî,

Mesnevi Hatralar,
s.

Kâzm

Bü^'ükaksoy

(haz.),

stanbul:

nklâp

Kitapevi, 1968,

167.

EY insan
147

O

peygamberlerin

varisleri
'^

de kâmil insanlardr

ki vekil

asln eidir

srr onlarda

câridir."

Bu

nebi:

elbiseni veya

Senin

bir ey veriniz, ihtiyacm var; ya kendi cübbeni, ya malm ver" diyor. O elbiseyi, cübbeyi ne yapsn? elbiseni, güne scaklnn sana ermesi için istiyor.

"Bana

Kur'ân'da: "Si^AUah'a gönül bolluuyla bir borç
20)

verini-:^'

(Müzzemmil,
arzu
ediyor.

buyurulduu

gibi,

senin

yükünü
fikir

hafifletmeyi

Sadece mal ve cübbe istemiyor, çünkü sana bunlardan baka, daha
birçok eyler vermitir; meselâ ilim,

ve

görü

gibi.

Bununla demek ister ki: Görünüü, akln, fikrini bana sarfet! Sen bu mal, zenginlii, benim vermi olduum bu âletlerle elde etmedin mi sanki? Böylece o, hem kularndan, hem de tuzandan sadaka
istiyor.

Günein önünde
zevkini duyasn.
J deneyver

soyunabilirsen,

daha

iyi;

çünkü o güne insan

karartmaz, hatta beyazlatr; hiç olmazsa elbiseni hafiflet de
Bir

onun

müddetten

beri

ekiye altn,

bari

tatly da

24ü

Sddklar, yaptklar güzel amellere
sevab arzusu sevab beklentisinden beri

karlk

gönüllerinde ücret ve

bulunmadndan ötürü, klmtr.
kendilerinden

Allah onlar ivaz (karglk) ve

Binaenaleyh sddklar daima kendilerinin kul olduklarm
ederler.

müahede

Kulluk

ise,

aça

çkan

fiilleri

kendi güç ve

kuvvetleriyle

Bu

olmadn kabul etmekle onlarn katnda gerçekleir. sebepten ötürü; yapm olduklar güzel amellere karbk ücret ve
da, veren de

sevab istemezler.

Yapan

Hak olduuna

göre

Hakk

taleb

etmekten daha

güzel bir mükâfat olabilir mi?

Sddklar, kendilerini hakikaten "Abd"

(kul)

mecazen

ise

"Mâlik"

(mülk sahibi) görürler. Yani, dünyada icra ettikleri her

eyin

bir

emânet olduunu ve

kendilerini de emanetçi kabul ederler.

2^^
^'^o

Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 528. Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Fîhi Mâ Fîh, çev. Meliha Ülker Anbarcolu,
stanbul:

Müü Eitim Basmevi,

1990,

s.

346.

148

"A.llah ve Resullerine

îmân

edenler i§te onlar

sddklardr" (Hadid,

1

9)

Allah onlarn amellerine

karlk

bir "ivaz" zikr

etmemitir. Zira

yaptklar amellerde kendi güç ve kuvvetleriyle
ettikleri
için,

olmadn müahede
ücret

gönüllerinde
deildir.

o amellere

karlk

bulunmak

endiesi

asla

mevcud
yaptklar

Sddklar,

eyde

"biz

bunu

yaptk"
~

iddiasnda

bulunmaktan

beridirler.

Onlar, bütün hareket ve durgunluklarnn
ederler.

Hakk'n

kudretiyle

olutuunu müahede

Hâdî: Bu kavram hidâyet kökünden türemi olup, sözlükte "yol
göstermek,
gelmektedir.
kendisini

irâd

etmek

ve

rehberlik
birisi

etmek"

anlamlarna

AUah'n yüce

isimlerinden

olan Hâdî, "kuUarna
uluhiyyet

tanma

yollarm

gösterip,

onlara

ve

rububiyyetini tasdik ettiren; insanlara kurtulu yolunu gösteren; her

mahluku,

varhn

sürdürebilme yolunda gereken eyleri yapmaya

sevk eden" eklinde açklanmaktadr.

Rab

el-sfehânî, hidâyet
belirtir

kavramnn
açklar:

Kur'ân'da dört farkh anlama

geldiini

ve onlar öyle
(sorumlu)

Bütün mükellef
(yetenek)

varhklara

kapasite

ve

istidatlarna

uygun biçimde akl, anlay
Hidâyetin

ve zarurî (mecburi) bilgilerin
mükellef
varlklarn

ihsan

edilmesi.

bu

türüne,
edilen,

dndaki

bütün mahlûkata ihsan

varlklarm

devam

ettirmeyi salayan
tür hidâyete

bütün

vesileleri

de eklemek gerekir. Kur'ân bu

u

âyetleriyle

iaret etmektedir: "Yaratp düzene

koyan, takdir edip yol gösteren, (topraktan) yeil otu

çkarp sonra

da onu kapkara bir

sel

artna

çeviren yüce Rabbinin

adn

tebih

(ve takdis) et."

"O

da: 'Bizim

Rabbimiz, her eye

hilkatini

(dourtan gelen

özellik,

yaradl) veren, sonra da doru yolu

gösterendir.' dedi"

2-*'

Muhyiddîn bnü'I-Arabî,
stanbul: Kitsan

Yldf:(lann Mevkî, çev.
s.

Abdullah Tâhâ Feraizolu,

Yaym,

1999,

88-89.

EY insan
149

Allah'n insanlar peygamberleri araclyla

çard

hidâyet:

"Onlar emrimiz uyarnca doru yolu gösteren önderler yaptik ve kendilerine hayrl iler yapmay, namaz klmay, zekat vermeyi
vahyettik. Onlar,

daima bize ibadet eden kimselerdi"

Peygamberler araclyla "gösterilen
nasib

doru

yolu" kabul edenlere
hidâyeti:

olan

tevfk

(doru jola
idi.

sevkolunmaya yardm)

"insanlar bir tek

ümmet

Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarc

olarak peygamberleri gönderdi. nsanlar arasnda,

anlamazba
beraber hak

dütükleri hususlarda

hüküm
deliller

vermeleri

için, onlarla

yolu gösteren kitaplar da gönderdi.
verilenler,

Ancak

kendilerine kitap

apaçk

geldikten

sonra,

aralarndaki

kskançlktan ötürü dinde anlamazla dütüler. Bunun üzerine Allah îman edenlere, üzerinde ihtilafa (anla§ma^k) dütükleri
gerçei
izniyle gösterdi. Allah dilediini

doru

yola iletir"

Cennettekilerin

âhirette

"hidâyetiyle

bizi

bu
dile

nimedere
getirecekleri

kavuturan
hidâyet:

Allah'a

hamdolsun"
onlar

eklinde

""(Cennette)

altiarndan

rmaklar
atarz.

akarken,

kalplerinde kinden ne varsa hepsini
ki:

çkarp

Ve

onlar derler

'Hidâyetiyle bizi (bu nimete)

kavuturan Allah'a hamdolsun!

Allah bizi

doru
deildik.

yola iletmeseydi kendiliimizden

doru

yolu

bulacak

Hakîkaten

Rabbimizin
cennet;

elçileri

gerçei
iyi

getirmiler.'

Onlara:

te
vâris

size

yapm

olduunuz

amellere

karlk ona

khndmz

diye seslenilir"^^"

Hâdî, srât- müstakime ulatrandr.

Hadi isminin tesiriyle nefsinin icaplar üzere ölüm gelecek ve kendini kendinden alacak olursa hakikati göremez. Yalnz burada hayr ve serden ne ilediyse onu bulur, ona kavuur,

Iztrari seyirde mesela

Aslna vusule kabiliyet mertebesi olan insan vücudunu giymiken burada bu insanla yakmayan nefsani
bulamaz.

asbna

mtumundan
kavuamaz.
242

dolay, zürari mevt (mecburi ölüm) gelip

te

ölünce aslna

Yrd. Doç. Dr. Niyazi Beki, Ahdülkadir Geylânî stanbul: Sultan Yaynevi, 2001, s. 222

ve

Esmâ-i Hüsnâ

Kasidesi,

150

Arayan Mevlâsm da belâsn da bulur. Cenâb- Hakk arayc kuluna

mürid
iken asb

suretiyle

tecellî

ederek

onu madde, nebat ve hayvan

mertebesinden
ile

geçirir.

çini artp, temizler.

Bu

suretle

de dünyada

âinâbk

eder.

Bulacan

bulur, göreceini görür, yani

ihtiyar (kendi istei)

ile

ölecek, nefsinin esaretinden kurtulup

Hakk'n

esrar mahremi, yâri olur ve

dorudan doruya asln
ise adalet

bulur.""^^

lim

lâ ilahe illallah'tr.

Amel,

ve istikamettir. Allah'tan

gayr hidâyet
Hz.

edici yoktur.""^
a. s.)

Muhammed

(s.

bir hidâyet nurudur""^^
tabiat

Hidâyet nurunu bulan,
temizleyen,

ve

beeriyet kirlerinden kalbini
jej)

ayar

(Allah'tan

gayn her

ve mâsivâ (dünya
denir""^''

ilgilen)

tozundan kurtulan kimseye istikamet sahibi

Cenâb- Hakk

bir

kuluna hidâyet murad ettii, yani bir kulunu

ilmen bilmek derecesinden ayn'el yani görerek bilmek derecesine

yükseltmek istedii vakit o kulun kalbinde hidâyet nuru

tecellî eder.

te o vakit bu kulun ruhu îsâ olur Gökten îsâ indi. Mehdi
etti

tamam

zuhur
hidâyet

(ortaya çkma)...

denmesinin sebebi budur.
da, ruh-i izafî

Bu

bu Rahman cezbesi geldii zaman, ruh
ki

olup ne kadar yaramaz ahlâk varsa;

bunlar deccâldir, katieder.

Bunlar ölüp gidince de:
Gitti kesret, geldi vahdet oldu halvet dost
ile

Hep Hak

oldu cümle âlem §ehr

ü bâ^âr kalmad
nefis, nefis

Srr zuhur

eder. Böylece

de ruh

de ruh

olmu

247

olur.

-^'^

244
245

Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 308. Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000, s. 538-539. Yaar Nuri Öztürk, YMr'ân- Kerim Ansiklopedisi, stanbul: Hürriyet Matbacik,
1990,
s.

134.
Rifâî, Sohbetler,

246 247

Ken'an Ken'an

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s. s.

581-582.
328.

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

EY insan
151

-22"Bana ne olmu ki, beni yaratana ibadet etmeyecekmiim! Halbuki, hepiniz O'na döndürüleceksiniz."
^^Ve

mâliye lâ a'büdüllezî fetarenî ve ileyhi türceûn''

*
"Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmiim beniyaratana? Hep döndürülüp

O'na götürüleceksiniz^' (Elmahl Hamdi Ya^r)
"Bana ne olmu§
ki, heniyaratana ibadet

etmeyecekmijim! Halbuki,

hepini-:(^

O
Ey kavmim
hidâyet

'na döndüreleceksini^ " (Diyanet)

resullere tabî olunuz, sizden ecir

istemeyen ve
yaratan
(geri

bulmu

olan kimselere tabî olunuz.

Ben neden beni

Zât'a ibadet etmeyeyim ve siz hepiniz o Zât'a rücû edersiniz

dönmef^^

Abdullah: vMlah'm kullar içinde kendisinden daha yüksek
sahibi ve

makam

daha erefli kimsenin

olmad kul.
en Kâmili, en
geneli,

Hakk'n ondaki

tecellîleri tecellîlerin

en yetkini

ve en kymetlisidir.

Bu

kiinin kefinden daha yetkin bir keif

olmad

gibi,

tecellîsinden üstün bir tecellî de yoktur;

Hakk'n
onu

hiçbir ismi veya

sfat veya herhangi

bir bilinme tarz yoktur ki,

Abdullah diye isimlendirdii kula

açmam olsun"
yarata kar rablk iddias
kuldur.

Mutlak

kul:

Kendisinde

hiçbir

bulunmayan

kul.

Bu durumda

kii

mudak

-***

Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânî)')'üs Semerkandî, Rza Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara:
c. 3, s.

Te'vilât-Kââniyje, çev. Ali

Kadolu

Matbaas, 1988,

12
çev. Dr.

-•^^

Abdürrezzâk Kââni, Tasavvuf S ördüü,

Ekrem

Demirli, Istanbuh

z

Yaynclk, 2004,

s.

366.

152

Nefsini kendisinde Rabbani bir özeliin

bulunmasndan koruyan

mutlak kuldur,

Mutiak
görür.

kul,

yaratklardan herhangi birisine
kuldur.

kar

efendilik özeliinin

bulunmad

Bu

kii, kendisini âlemdeki her

eye muhtaç
ardndan

Aleme muhtaçl ise âlemin Hakk'n ayns olmas yönündendir
öyle

bir isim perdesinin

Abdiyyet yani gerçek kulluk
efendisinden

bir

sfattr

ki,

onun hakk,

baka hereyden

kesilmektir. Abdiyyet külü veya cüz'î,

az ve çok hereyi terketmektir. Abdiyyet, meziyyet talebinde bulunmamaktr. Abdiyyet, kulun nefsinde kardelerine kar bir

üstünlük

ve

farkllk

görmemesidir.

Abdiyyet,
ilâhî

Âdemiyyetin
Kul,

yapsnda bulunan haddi korumaktr.
mecrasnda huzu (alçak mertebesine ulamadkça, mâsivânn ise hürriyet
kurmlmakür."^^
gönüllülük)

Abdiyyet,

takdiratn tahthürriyet

ve

hayettir.

abd-i kâmil (kâmil kul) olamaz.
(dünya
ilgilen)

Gerçek

esaretinden

tamamen

Kulluun gayesi, Allah'a teslim olup Fakat bu da yakînsiz yani gerçek bügiyi

ilerini

ona smarlamaktr.

elde

etmeden olamaz

Kap dndan gelenlerin sultan sarayna mutlaka kapdan girmeleri gereklidir. Ama Padiahn baz has kullar da vardr ki, onlar zaten
hep
içerdedirler.

Bu

çetin

bir

konudur. Burada büyük tehlike
zaten has kullardandr. Kulluk
Hazret-i

vardr. Hazret-i
vazifesini

Muhammed

(s.a.s.)

tamamiyle

yerine

getiriyordu.

tam kuvvet ve kudret kazand zaman bile mânâs asla eksilmez ve daima daha güçlü olurdu. Kulluun yüksek
kullukta

Peygamber ondan kulluk

mevkiini tadard.

O

kapda olduu

vakit kendini içerde görür,

içerde iken de kendini yine içerde bulurdu

brahim Edhem
veli

Hazretieri

adamcazn
sormu

birine:

"Ehlullahtan bir

olmak
ise,"

ister

misin?" diye

ve "sterim!"

cevabn alm.

"Öyle

buyurmu, "Dünyadan da

âhiretten de arzu ve rabetini

250

Suad El- Hakîm, Îbnü'l-Arab Sözlüü,
Yaynevi, 2005,
s.

çev.

Ekrem

Demirli, stanbul:

Kabalc

481.

251

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

385.

^^~

ems-i

Tebrizîj Makalat, çev. Nuri

Gençosman, stanbul: Hürriyet Ya)inlan,

1975,c. l,s. 237.

EY insan
153

Çünkü dünya ve âhiret arzusunda bulunmak, Hak'tan ba çekmektir. Kendini muhabbet için hazrla. Yani kalbindeki her muhabbeti Allah'n muhabbeti için boalt. Yalnz Allah'n muhabbet ve ak için yer brak ve Hakk'a teveccüh et ki hakîkî
kes.

kble budur. Kulluk, ancak Allah'n cemâli

içindir"'

Resûlullah Efendimiz öyle buyurur: "Allah, akl kendisine kuUuk

hususunda kullanmak

için

vermi. Yoksa rububiyet srlarn idrak

etmek

için deil..."
için,

Onun
silip,

akln varsa, benim hiç
aslî

bir

eye ihtiyacm yok demeyip,
bak!"^^'^

kendini dünya kirlerinden artmaya ve ruhundan cehil ve gafleti

onun

temizlii

ile

meydana çkarmaya

Cenâb- Hakkk'n
mevcuttur.

isimleri

ve sfatlar her yerde ve her
ârifm
kalbindedir.

eyde

Fakat

Zât'

ancak

Resûlullah Efendimiz: "Beni gören Allah' görür.

veUsine ihanet ederse Allah'a ihanet eder"
kulluk, Allah'a kulluktur.

Onun için Kim Allah'n buyurmutur. Onun için
velinin tard ettiini
edenler

Onun

için bir

Kâmil

(u^kla^trma) hiç bir yer kabul etmiyor zira onlar "Seninle ahd
ey

Habibim

benimle

ahd (sö^ etmilerdir" (Fetih, 10) srrna mazhar

olmu

kimselerdir"^^

Er-Rab ism-i celîli insan Allah'a azad kabul etmeyen bir kul yapar, insanlar geçmite kula kul, nefse kul, ilahlara kul olmulardr. ErRab ism-i erifi insanlar ancak Allah'a azad kabul etmez kul eyler.

Bu

Rab

kelimesiyle

insan

hakikî

kulluunu
kul

duyar.
olanlar,

ZamanRablarm
itiraf

cahiliyette

zengine

kul

olanlar,

güzellie

unutanlar,
ederler"^''

Rab

kelimesiyle

ancak Allah'a kul olduklarm

Geri

dönmek o
yllar

harekettir ki insan

çkt yere geri döner.
yoktur.

Rücûun

burada aslna dönmekten

baka mânâs

Ölüm

ilâhî birlikten

kopan ve
(dönü§).

yl

gurbette kalan bizler için asl vatana avdettir

-5' 254

255
25''

Ken'an Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealti Neriyat, 2000,

s. s. s.

346.

stanbul: Kubbealti Neriyati, 2000, stanbul: Kubbealti Neriyati, 2000,
Arabi,

474. 405.

M. Kemal Pilavolu, Muhiddin-i
Yaynlar,
s.

Ankara:

Pilavolu Kitabevi ve

170-171.

"

154

Ölüm, kulun
bir

Allah'a gidiidir diye
bir

mesut oluyorum. Bir netice deil,
ölümsüzlüktür
diye

balangçtr,

ölüm

deil

iman

ediyorum.-^

Zaman

ve mekânlarnn birbirine mütenasip (uygun) olan tayinine,

hareket ve sükûnetine,

ayrl

ve

toplanna ve
istidat halkeder.

bunlara benzer

bütün ilerine "Er-Rab" ism-i erifi
'Ona götürüleceksiniz
"

-23"O'ndan baka tanrlar m edineyim? O çok
esirgeyici Allah,

eer bana bir zarar dilerse onlarn
kurtaramazlar.

(putlarn) efaati bana hiçbir fayda vermez, beni

ettehzü min dûnihî âliheten in yüddnPrRahmânü bidurrin lâ tuni annî efâatühüm ey'en
^'E

ve lâ yünkzûn ''

*
'H^f hen

O 'ndan

ha§ka ilahlar edinir miyim? Eer

O Rahman,

hana bir
ve onlar

î^arar dileyecek olsa,

onlarn efaati bendenyana hiçbir §eye yarama^
beni kurtaramazlar"

(Elmahh Hamdi Ya^r)
"O'ndan bajka tanrlar

m edineyim? O çok

esirgeyici Allah,

eer bana

bir

^rar dilerse onlarn

(putlarn) efaati bana hiçbirfay da verme^ beni

kurtarmazlar. " (Diyanet)

257

Ken'an
583.

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000,

s.

582-

EY insan
155

-24"te o zaman ben apaçk bir sapkln içine
olurum." "tnnîizen lefî dalâlin mübîn*'

gömülmü

*
üphesi-:^ ki ben, o t^aman

apaçk

bir

sapklk

içinde

olurum

"

(Elmall Hamdi
"l§te o

Ya':^r)

^aman ben apaçk

bir

sapkln

içine

gömülmü

olurum. " (Diyanet)

Sen seni ne sanrsn
Fâniye dayanrsn

Ho bir gün uyanrsn
Tevhide gel tevhide"

insanlar üç

ksmdr:

1-Bu âleme niçin geldiini bilmeyenler; yeme içme, uyuma ve

sevimeyi

kendine

put

edinmitir.

Hayvan

sfatiaryla

sfatlanmlardr.

2-Maksadn
sevmek,

kemâl

kazanmak

olduunu bilmi

ancak

nefsini

evlat,

mal ve mevki denen dört puta meyletmilerdir.

Maksada ulaamamlardr.
3-Nefis putunu
Hazret-i Ali:

krp

kâmil insan olmulardr.^^^
(•:ievk)

"nsanlarn dünya safalarna

ar

hrs

vardr.

Halbuki dünyann safas kederle

karktr"

der.

~

2^^

Kutbu'l-ârifin Seyyid Azîz

259

2^"

Mahmud Hüdâyî (k. s): Hayat, Menâkb ve Eserleri /Kemaleddin enocak. — stanbul: slâm Neriyat Evi, 1970. Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealû Neriyat, 2000, s. 436. Ken'an Rifâî, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyaû, 2000, s. 132.

156

Geçici varbklann bir taraftan yaratlp öbür taraftan

bozulduu ve

çürüdüü bu
(bo:(uk,

âleme, âlem-i kevn (varlk, kâinat, mevcudiyet) ü fesad

kanfklk) diyeceksin. Bu kevn ve fesad alemindeki göz ve
vurulup da her eyi onlardan ibaret sanrsan,

gönül

çelici hayallere

onlarn hakikatini görebilmek yolunda

bo

yere

gecikmi olursun.
iki

Marifet bir cihanda sultan olmak deildir, marifet

cihann

padiahyla padiah olmaktr"

Havada uçan kuun yerdeki

gölgesini yakalamaya

koan budalay
etmez.

düün. Gücünü, Zavall! Yukarda

kuvvetini tüketip
bir

bo

yere nefes nefese kalr.

ku olduunu
koan

bilmez.

Akl da

Onun

yerdeki gölgesini kovalar.

Kafasz avc
vuramaz.

kuun

yerde

gölgesine ok
tüketir,

atar.

Tîrkeinde

(ok

kab) kaç ok varsa bu
Niceleri,

bo

yolda

fakat

kaçan gölgeyi

ömür

torbalarndaki

altn

deerinde zaman

oklarn böyle
kimse
bilmez

bo
ki

yere tükettiler.

Dünya

gafletine

dalm ahmak
esma
ve

peinden

kotuu

gölge

Hakk'n

sfatiarnn

aksidir.

Böyle olunca asb koyup hayalin peinde

komak,

ömrü

ziyan edip,
gibi

eli

bo,

kalbi karanlk kalmaktr.

nsan bu
yine

aldamlardan ve aldatc hayaller peinde komaktan

Hüdâ

erenleri kurtarr. Hakikatte
akisleri,

Hüdâ

erenleri

de Tanr'nn

yeryüzündeki

gölgeleridir.

Eer

tutacaksan

onlarn

eteinden

tut ki seni

akl alc hayaller

uruna ömür tüketmekten
geçirdi:

korusunlar.
yine senin

Düün

ki

senin ruhun yine senin vücûduna bürünüp
için

kalbnda insan olmak

ne maceralar

Yüce semâlardan dütü. Mânâ ve
ulati.

misâl âlemlerini geçti.

Hava

oldu,

ate oldu, su oldu, toprak oldu, nebat ve hayvan

oldu. Sana öyle

Murad

sende kalmak deildir. Belki sende sensiz kalmak ve
ilâhî

tekrar

semâya dönüp o

varba karmaktr.
(Enam, 15-19)
gibi,

brahim Peygamber'in

"^en ufûl edenleri sevmem"

deyiindeki ufûl etmek, ayn, yldzlarn, günein

bat

sönüp

kaybolmak, görünmez olmaktr.

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevi-i erif, stanbul: Kubbealu Neriyaû, 2000,

s.

78

EY insan
157

brahim Peygamber Allah' aramaya yöneldii bir gece Müteri yldzn görmü "te benim Allah'm!"demiti. Fakat bu yldz batp görünmez olduu zaman yanldn anlad" Ben ufûl edenleri sevmem" dedi. Ertesi akam ayn doduunu gördü ve ay batana kadar, onu Allah' sand. Arkasndan doan günei görünce artk üphesi kalmad. Bütün
çinden gelen
bir

duygu

ile

öteki gördüklerinden

daha büyük, daha göz

kamatrc

olan

güne

Allah'n kendisiydi.

brahim,

yeri

ötekiler gibi

göü, yldzlar ve günei batt zaman anlad.

yaratan Allah',

güne

de

güne de anlayana Hakk' tantr amma sen ems-i Tebrîzî gibi bir güne bulursan gerçekleri daha yakndan örenirsin. Onun emirlerine, onun uyarlarna smsk balan. Eer seni Hak visaline
Felekteki
(sevgiliye

kavurma) götürücü

ems-i

Tebrîzî'yi

bulamazsan,

onu,

Hakk'm ziyas Hüsâmeddin'den sorup ören.
Ancak
hasettten sakn!

nsandaki eytan harekete

geçirip, nefsi

eri

yola saptan, o

Adem'e secde
olanlara,

eytann etmeyii onu kskanmasndand. Bu sebeple Hak
menfur
hasettir (çekememeî(lik, kskançlk).

katndan ve nur âleminden kovuldu. Sen de kendinden üstün
hele

üstün insanlara haset gözüyle bakma.

Gözlerine

âlemleri

simsiyah gösterecek olan o hasut baklardr. Hasetten

kurtulduun veya haset eytanmn tuzana dümediin takdirde büyük nuru göreceksin.
Gönül, gönlü temiz olanlara duyulan hasede kararr. Nitekim Hz.
Mevlânâ; "Benden ibret abmz" diyor, "Ben
ki

ems-i

Tebrîzî'yi

tanmadan

evvel nice eyler bildiimi

sanrdm. Gözüm ve gönlüm
ve en küçük bir haset
kul köle

ilim nuruyla

klyd.

Fakat onu

tandm

duymakszn onun
irfanm yüzlerce
nuruyla doldu.""
""

irfanna,

onun fazlna
oldu.

olduum zaman
bilginin

misli

ziyâde

Gönlüm en büyük

Ken'an

Rifâî, erhli Mesnevi-i erif,

stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000,

s.

65-67

158

Derviliin kanaat
faziletinden
sana,

(yetinme,

ksmetinden favasna gö^ dikmeme) ve

kaçp dünya

zevklerine ve ihtiraslarna

komak
ayndr.

için

hatta

Süleyman'n da

yardm
en

olsa

netice

Sen,
(kötü)

kendinden, kendi benliinden kaçmak, hatta daha vahimi
Allah'tan

kaçmak

gibi yollarn

çkmaznda

dalâletlerin [yoldan

çkma, îmândan ayrlma,

A^llah'a isyankar olma)

en vahiminde sin.

Sen kendini

Azrail'in
et!

baknda

Hindistan'a kaçan adamla mukayese
sensin"''^

(kar§la§trma)

Düün ki aslnda o adam

Dünya,

türlü türlü nimetlerle dolu bir

badr. Fare

ile

^lan ve
ise

bunlar gibi olanlarn, bunlarn tabiatnda bulunanlarn ksmeti
yine topraktr. Yani bunlar

manevî sofradan

nasiplerini alamazlar.

ster

k

olsun,

ister

yaz;

onlarn yiyecekleri

topraktan

gelen

gdalardr. Fakat sen ey insan, kâinatn emirisin.

En

üstün bir

varlksn. Öyle

olduu

halde

neden ylan

gibi

topraktan gelen

gdalar yiyorsun

da, rûhânî

gda

olan gök sofrasm aramyorsun?

Tahtamn

içinde

küçük

kurt, tahtay yer de;

"Kimin böyle

lezzetli

helvas var?" diye mrldamr.
Pislik

böcei
264

de, pislikler içinde iken,

dünyada ondan baka gda

aramaz

Dünyamn

en büyük en

muhteem
bu nevî

zevki, bedenin süfli
iptilâlar

ksmlaryla
canlarm

alâkal zevklerdir. nsanlar

(alkanlk)

için

dahi verirler. Beeriyetin bundan aikâr aczi ve esareti olur

mu?

nsanlk
azametini

zevki

bu mudur? Bir de, mânevi, rûhânî zevklerin düünün. Gerçek zevk aczdir, hayrettir, mânâdr.
cihetie kendi kendini

Yamldn

baladn. Bundan böyle görülen

cisimlerde yüksek ve zaid bir vücûd

varl

ispat

edilmi olduundan

bundan böyle inkârn mümkün olmaz. Hakikati gördükten sonra
gönül gözün (kalp gö^ü) körleir ve benlie kaplarak inkâra düer,
yüz çevirme, büyüklenmede hevâna
26^
2'"'*

(heves)

uyarak srar

ile

zarara

Ken'an Rifâî, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyaû, 2000, s. 132. efik Can, Konularna göre açklamal Mesnevi Tercümesi, stanbul: Ötüken
Neriyat, 1997,
c.

5-6,

s.

39.

EY insan
159

urayacak olursan artk mazeret hakkn kaybetmi olursun. Senin
senedin inzar (uyarma) ve korkutmalarla kesilmitir. Cehennemlik

olmandan

korkulur.

Bununla

beraber

ruhun

nuru,

cismin

zahirinden (görünenden) çekilip \aikseldii, ruhun tedbir ve idaresine

ölüm mâni olduu zaman,
cahillere

yalanlaya geldiin

eyin

tevili

(açklamas)

sana gelecek ve gerçek sana aikâr (açk) olacaktr. Gafilleri taklid ve

itüban

(tâbi

olmann)

sana

yaramadn
bit^e

ve

teslim

edemediin gerçei müahede
öyle
dersin:
(A'râf, 53)

(görme, kesifle seyretme)

ettiin

zaman

'^Rûbbimiî^in peygamberleri ^üphesit

gerçei getirmiti"

Nitekim Hakk Tealâ senden ve senin gibilerden öyle

haber veriyor: "Kitabn haber verdii sonuçtan
bekliyorlar?

baka

bir

ey mi
olanlar,

Sonuç

gelip

çatt
suçun

gün, önceleri onu
bi^^e

unutmu
imdi

'Rabbimi^n peygamberleri ^üphesi\
edecek var

gerçei getirmiti.
için

bi^e efaat

m

ki efaat

(bir

batlanmas

vasta olmak) etsin?
ijlesek.
'

Yahut

geri çevrilsek

de iflediklerimif^n
ki

ba§ka türlüsünü

derler"

(A'râf, 53)

Ne yazk

ancak uykudan

uyandn zaman

gerçein

farkna varacaksn
Senin hüsrana

uram

olmandan ne kadar korkarm.

Ne yazk

ki,

ancak uykudan

uyandn zaman gerçein

farkna varacaksn.^^^
dalâlete

eytan, Cenâb- Hakkk'a: Ya Rabbi, beni

memur

ettin.

Ama

söyle, kullarn ne ile aldataym? Bana âlet ver, âcizim! deyince Cenâb- Hakk: Sana içkiyi verdim, buyurdu. eytan: Ya Rabbi, bundan zevk almayanlar da bulunur, diye itiraz edince: O halde

sana para, debdebe ve dârât

(heybet,

akamet) verdim!

Karl geldi.
olur, deyince

eytan

yine kabul etmeyip: Bunlar üe de
verildi

kanmayan

bu defa kendisine kadn
duramaz
Tabii ki
dalâlete

ve eytan da sevinçten yerinde

oldu.

kadndan maksad
sürüklemek

kadnln hayvâniyet cephesidir ve eytan istedii kimseleri kadn yolu üe alaa edebilir.
Nasl da
gaflete

Ne

acz içinde adamlarz.

batmz. ^^^

2*^5

Ahmed
Ken'an

Er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz
s.

(haz.),

stanbul:

ErkamYaynclk,
266

1995,

s.

174-175.
268.

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

160

Bir

gün

Resulullah

Efendimiz

eytanla

karlar:

Nereye

gidiyorsun? diye sorar, nsanlar yoldan çkarmaya, der.
Resulullah

O

zaman
üzere

Efendimiz:

"Ben

güzel

ahlâk

bildirmek

gönderildim. Fakat hidâyetten bende bir
iletici olarak gönderildi.

ey

yok.

eytan da günah

Fakat onda da dalâletten bir

ey

yok."

buyurur"

Kaza, levh-i mahfuzda (deijme^

ilâhî takdirlerin

ja^h olduu

levha)

küUÎ olarak özetlenmi genel hükümdür.

Kader

ise

bu hükmün insann

istidad

ve yapsna göre varlk

bulmasdr. Varbk bulmamn

neticesi

o kazann zuhurudur.

Mah
verir.

yarattklarna ancak istidatiarmn gerektirdiini,

arzuladm
takdir eder.

Kaderinde hangi ismin zuhuru ona
bile bile

uymusa onu

Niye Allah Celâl olduunu

onu cezalandrmyor

dersek,

Hakim
Zât'ta

ve Alîm ona istidat ve kabiliyetinin gerektirdii
sabite

dnda

hükmetmez. Bu konu a'yân-

konusudur. Zât'a ilikindir ve

deime ve bakalama olmaz.
Allah'n ilmini sorgulayp, "Senin bana örettiklerin
seni

Bir kimse

benim kapasitemi aü" derse Allah ona "Ben
öyle bildim,

ancak naslsan

bilirim. Beni durumun deise de yeni suçlama hakkna sahip deilsin" der. Allah onlara zulmetmiyor, onlar kendilerine zulmediyorlar. O halde kazann kaderde uygulamp

durumunu

tekrar

zuhura

gelmesi

insamn

kendindeki

ilmi

anlamas
içindir"

ile

mümkündür. Yahut bu

ilmin (srât- midstakîm)

anlalmas

Âdem

kabahati nefsinde gördü:

"Ya Rabbi nefsime zulmettim"
hal

dedi.

Cenâb- Hakk: Ya Adem, bu

benim kaza ve kaderim icab

olduunu
Biliyorum

bildiin halde niçin kendini suçlu tutuyorsun? buyurunca:

Ya

Rabbi... Fakat sendendir

demeye edebim brakmad,
edip, aczini

diye cevap verdi.
bilmesi,

te

Adem'in bu kendisini hor ve hakir

onu

tekrar kendine, âlâ (yüce) mevkiine yükseltti.

267

268

Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 303. smail Rusûhî Ankaravî, Nak§ et-¥üsus ertoi, lhan Kutluer (haz.), stanbul:
Ribat Yaynlar Ankaravî,
s.

102.

EY insan
161

eytana
suretiyle
Bil ki

gelince,

Cenâb- Hakkk'a: Bana dalâleti sen Hakk'n dergâhndan kovuldu"*^^
bir

verdin!

demek

kimsede

ey yoktur.
(degipirme)

Sana

bir zarar gelecek olsa

onu kimse onu da
için

çevirmeye muktedir deildir. Bir hayr da gelecek

olsa,

kimsenin tebdil

etmeye kudreti yoktur. Bunun

kimseye beddua etme. Her eyi Hak'dan bü. Her ne Allah'n emri üedir. Çünkü
aliyyi'l-kebfr.

ey

ki

vâki olur
lillâhi'l-

hüküm onundur:

Jilhükmü

Semâvât ve arzn anahtarlar onun kudreti

elindedir.

Kulluun
fakat

gayesi, Allah'a teslim olup ilerini

O'na smarlamaktr. etmeden olamaz"^°

Ah

bu da

yakînsiz yani gerçek bügiyi elde

Cüzlere

âk

olanlardr

ki

bakalarna kul ve maskara

olurlar.

Hadiselerin dalgalar arasna

düen

kimse, yüzmeyi bilene

deü

de

boulmakta olana mtunur, ondan medet umarsa sonu

elbette

boulmak
Medet
ki

olur.

umduu

kendisini koruyacak ve kurtaracak kudrette deildir

daha zayfna faydas dokunsun.
bir

Tutunacaksan

kâmil

velinin

eteini

tut!

Seveceksen

üâhî

saltanatn özenerek

yaratt sana Allah' bulduracak

bir güzeli sev ki

bütün bunlardan
Onlar
ki

bir faydan olsun"'^'

sadece

taklit

yollarna saparak gönül gözlerini her hakikate

kapamlard.
har, yani

Nefislerinin elinden kurtularak hür olacaklar yerde

eek olmulard.
gönderdi.

Allah onlar irâd

için;

nurlandrmak
lâyk

için

peygamberler

ki

Cennet'e

ruhlarla.

Cehennemlikler beUi olsun ve Cehennem'e yönelenler. Cennet

yolunu görsünler
Fakat
gözlere
heyhat,

diye...

bu

ikisi

arasnda
biri

öyle

bir

perde
iki

vardr

ki,

görünmedii halde

ac

öteki tatl,

deryay dahi

26^ ^^o
2^1

Ken'an Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler, Rifâî,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

s. s.

321. 385.
s.

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

411.

162

birbirine

kartrmayan

berzahlar gibi, münkirlerle

(inkâr edenler)

Allah'n saf kuUarm birbirinden ayr tutmaktadr"^^

Müslümanlarn ve mü'minlerin
küfre girenlerin dalâleti de

hidâyeti de,

Yüce
fiili

Allah'a

kar
ile

tümden yüce Allah'n

ve sanat

olmaktadr. Kendi mülkünde O'nun

orta yoktur.^^^

-25"üphesiz ben, Rabbinize inandm, beni dinleyin." '^tnnî âmentü birabbiküm fesme^ûn"

*
"üphesv:^ ki ben, Rabbimî^e îmân getirdim, gelin dinleyin beni" (Elmalk

Hamdi Ya^r)
"üphesi:^^ ben, Kabbiniî^e

inandm, beni

dinleyin. " (Diyanet)

Rab: "Bir eyi slah etmek" ve "onun

banda durmak"
bir

anlamnda Rab,
edendir. Allah

Melik,

Halik ve Sâhib'dir.

Rab

eyi slah

Rabdr; çünkü yaratklarnn

ilerini slah eder.

Herkesin sahip

olduu

isim

onun mürebbîsi,

âmiridir.
eder"^"^

Ama

a'yân-

sabiteden daha yukarlara çkarsak vahdet zuhur

Firavun Musa'ya sordu: "Rabbin kimdir ya Mûsâ?
verdi:

Mûsâ cevap
hilkatinin

Bizim Rabbimiz öyle

bir Allah'tr ki her

eye kendi

icabm verdi, sonra o iin yaplmas ona srât- müstakim oldu ve o ii yapmak için o kimseyi bu eye smarlad, hidâyet
(yaradl)
eyledi (Tâ-Hâ, 49-50)

2^2
2''^

Ken'an Rifâî, erhli Mesnev-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000, s. 371. Abdülkadir Geylârû, Gmjetü't-Tâlibin, çev. Abdülkâdir Akçiçek, stanbul,

Salam Yaynevi,
'^'

1991,

s.

201
s.

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

183.

EY insan
163

Her ey
vazifesini vazifesini

bir

isme mazhar oldu, demek, o ismin mazhar
getirmesi

olduu
kendi

yerine

demektir.

u

halde

herkesin

yaptn bildikten

sonra ortada dava kahr

m? Bu takdirde

kimi a\plar, kimi çekip çekitirirsin?"^^

urada otururken sokaktan
nereye
gidiyorsunuz?

geçenlere bakyorum: Asker,

sivil,

polis,

odac, çöpçü, türlü kyafette insanlar geçiyor. Bunlara: Efendiler
diye

sorsanz,

hepsi

de

bal olduu
ilh...

merkezleri ve gidecekleri yerleri söylerler. Meselâ ben muallimim,

maarife tâbiyim. Doktor shhiyyeye, mühendis nâfaya ve

fakat

bu

merkezlerin

hepsini

birden

cem

eden,

hepsine

birden

hükmeden bir ana merkez, bir hükümet var. ite, asl merkeze tâbi olan bu merkezlerden birini, faraza belediyeyi ele alahm: bu küçük memurundan, çöpçü, onba, kâtip, dairenin en
muhasebeciden
ta

belediye reisine kadar hepsi de kendi vazifelerini

icap ve mes'uliyetleri

hududu

içinde meguldürler. Gerçi hepsi de

ayn merkezin
çöpçününki

hizmetindedirler. Fakat aralarnda derece farklar

vardr. Faraza belediye reisinin belediye merkezine olan
bir

yaknl ile
sabiteye

midir?

te
'

bu

tab0}a

âyân-

benzetebiliriz."'^''

"O

kimseler ki "Kahhim Allah 'Ur.
ve

dediler ve istikamet

ettiler,

onlar için

korku
gibi

keder yoktur." (Ahkaf, 13) âyet-i kerîmesinde
ki Allah'tan

buyurulduu
halde yapan

madem

gayr

fail

yoktur diyoruz,

u

da yaptran da
Ruhlar "Ben
dediler.

O 'dur.
sizin

"

Rabbiniz deil miyim? "hitabnda

belî

(evet)

Orada tamyanlar burada da tamdlar.

Orada hakikat
idi.

zahirdir, gizli bir

ey

yoktur. Belî.. diyecekleri tabiî

Asü maksat,

o

beliyi

burada

itiraf

edebilmektir.

Elest

günü her ruh kendi

istidadna göre belî diyebilmitir.^^*

^''^

2^6
2"^^ 2"^^

Ken'an Ken'an Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s. s. s. s.

136 183

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

302
541.

164

Bir

kimsenin

dünyada

maruz

kald

sitem

ve

cefâlar

ho

karlamas

Elest'te

verdii ahde

belî demesidir.

nsann

her nefesi

bir Ele s t muamelesidir.

Allah:

Bunlar sana veren ben deil miyim? dedii zaman, ite o

ahde sâdk kalmasdr"^^^
Ezelde ruhlara; Ben senin Rabbin deil miyim? dendii
sen benim Rabbimsin!
gidin,
vakit: Evet,

cevâbn

verdikleri için, onlara;
ilim

u

halde

bu dâvay dünya mahkemesinde

ve amel âhitieriyle

isbat edin denilmi.

lim, sahibini bilmek ve bulmak demektir. Yoksa maksat, zahir ilmi
yâni kyl ü kal deildir.

Amel

ise,

onu gerek bedenen gerek kalben ilemeye çahmak,
ona uydurmaya gayret eylemektir.
ahidi müridinin önüne
getirip,

fiil

ve

hareketierini

te

bu

iki

mukaveleyi burada

tasdik ettirirsen ne

mudu

sana!

O

zaman

âhirete gittiin vakit de ra-

hat ede.rsin!'"'°

Kâmil

insan, âleme nisbede Rab'dir. Yani,

anlam yönünden ve

rûhâniyet itibariyle kâinattaki her

eye

oranla

Rabb ve

Mâlik'tir.

Çünkü Allah O'nu

halîfe

kld. Böylece kâmil insan halkn istediini
ahp cismânî yönüyle onlara ulatrr.
hilafet insana
ilâhî

bâtn

yönüyle Allah'tan
iki

Dolaysyla bu
görüldü.

yönü kendinde topladndan
diye

lâyk

Bunun

için

Allah Teâlâ onlar vastasyla
yetirsinler
etti^*^'

marifete ve

yüce

srlara

erimeye güç
velîleri tayin

yarattklaryla

kendi

arasnda nebi ve

Dünyay, yldzlar döndüren,

geceyi gündüze katan, denizlerde

gemileri yürüten, havada uçaklar uçuran, deniz altnda envai türlü

2'''

280
281

Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 478. Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000, s. 297. smâü Rusûhî Ankaravî, Nak el-Füsus erhi, lhan Kutluer (haz.), stanbul: Ribat Yaynlar, s. 18-20.

EY insan
165

mahlûkat
Rab'dir^^'

idare,

ayrma ve toplama

ile

onlara âletler

baheden

Marifet,

Cenâb- Hakkk'n rubûbiyeüni
kulluun

yani

Rab oluunu kemâUyle
ile

idrak eylemek ve

anna

lâyk olan ameller ve vasflar

de

nefsini

olmadn
bu kimse

tanmak ve hiçbir eyin Allah'n emrinden hariç rzk da Cenâb- Hakk'm verdiini bilmektir. te ancak
"

irfan ve zikir sahibidir.

-26Ona: Cennete gir" denilince.

"Keke,

dedi,

kavmim

bilseydi!".

''Kîle'dhuU'l-cennete kale yâ leyte

kâvmî ya'lemûn. '

*
(Sonra ona) "haydi gir cennete!"

O da dedi ki: Ne olurdu kavmim Hamdi Ya^r) bilseydi!" (Elmalk
denildi.

Gir cennete!

Denildi. Ke§ke, dedi. (Diyanet)

Habîb-i Neccâr'a vâki olan vahdet

(birlik) tecellisidir.

Yani

ne kimse senden incinsin, ne sen kimseden

incin.
"^^

Kendinde

olmasm

istediin bir iyilii bakalar için de

iste.

Habib-i Neccar, kendisini öldürmek istiyenlere kar:

Ne

olurdu

kavmim Rabbimin beni

baladn

ve beni ikram edilenlerden

kldn bilselerdi diye duâ etmiti.
ite
siz

de herkes

için

böyle demelisiniz:

yin fenalk

olduunu

bilse

Eer bunu yapar myd?

bu kimse,

yapt e-

2^2
283
^S'*

M. Kemâl Pilavolu, Büyük
Ken'an Ken'an
Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

I ^elî

Muhjiddîn-i Arabî Hacetleri,

s.

171.

stanbul: Kubbealti Neriyaü, 2000,
stanbul: Kubbealû Neriyaü, 2000,

s.

377.
78.

s.

166

Bu adamn
âlemde

u sözü hakikatten uzak olmakla beraber, dalâletin de bu
olduu
için hakir

bir yeri

görülemez.

nsann vücûdunda

faydasz, fena ve lüzumsuz bir

da her olann bir sebebi vardr.

Ama

ka, göz,

ey yoksa, az, burun
da
deildir.

dünyâda
gibi ulvî
gibi,

uzuvlarn yannda barsak vesaire

gibi süfl uzuvlar
hâli

olduu

bu

neviden kimselerin de vücutlar faydadan

Onun

için

onlar

ho görmeli ve kendilerine merhametle
cennetine
dahil

nazar etmelidir.^^^

Zat

etmekle

emrolunan
olan

bu

zattr.

Yani

kavmim ne olsa ki Rabbimin beni baladm, sfatn görünen pudarm yonttuumu ve onlara yaptm bu hizmedmin günahlarn örttüünü bilse. Ve
ve

makammdan

halimden

perdeli

birlik

huzuruna

yaknlmdan

dolay

Rabbimin

beni

ikram

olunmulardan
bir kalbi vardr.

kldn

bilseler dedi Hadîs-i

Nebevide "Her eyin

Kur'ân'n kalbi de Yâ-Sîn'dir" buyurulmutur.
kalbi

Yâ-Sîn'in,

Kur'ân'n

olmas, ümit

edilir

ki,

Yâ-Sin sahibi

denmekle
gelmitir.

mehur

olan Habib, gönderiliinden alt yüz sene evvel

Hazret-i Nebî'ye îman ve nübüvvet

srrm

idrak ettiinden

ileri

Keza Nebi
biri

(û.s.)

"Allah'a göz

açp kapayncaya kadar
(önceki)

bir

zaman

bile

küfretmeyen ümmetlerin sabklar
Yâ-Sîn
"^''

üç kiidir. Biri
âli

bn

Ebî TaUp,

sahibi

ve

biri

de

firavunun

mü'minidir." bu^ormulardr.

"üphe yok

ki

O,

(asl)

hayatn

tâ kendisidir (bunu) hilmi§ olsalard.

"
. .

(Ankebut, 64) âyetinde "bunu bilselerdi" eklinde "bilgi"

art

konmu. Eer
olurdu.

bilselerdi, âhiret
bilgisiz

kendi haklarnda da hayat }avas
kendilerini

Fakat

olular

brakm,

onlar suretlerin karanlklarna

perdeleyip mahrum sokmu, üç buudla (boyut)
ki

çevrilmi cisim hapishanesinde onlar haps etmitir
hapishaneye sokulacaklar ve orada ikence göreceklerdir"

yine

o

285
28'^

Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealû Neriyaü, 2000, s. 371-372. Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânîyyü's-Semerkandî, Te'vi/ât- Kâ^ânijye, çev. Ali Rza Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara: Kadolu Matbaas,
1988,c.
3,
s.

13

287

Ahmed
223.

Er- Rifâî, El-Burhânü'l-MHejyed, stanbul:

Erkam Yaynlar,

1995,

s.

EY insan
167
ilim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir

Sen kendini bilmelin

Ya

nice

okumaktir

Okumaktan murat ne
Kiji

Hakk V
bir

bilmektir
bilmef^sin

Çün okudun

Ha
Çok

kuru emektir
bildim deme

Okudum
taat

kldm deme Eer Hak bilmedi isen
ylbesjere yermektir

Dört kitabn mânâs
bellidir bir
elifte

Sen

elifi

bilmelin

Bu

nice

okumaktr

Yirmi

doku-:^ hece

Okursun uçtan uca
Sen
elif dersin

hoca

Mânâs

ne demektir

Yûnus Emre der hoca
Gerekse bin var hacca
Hepisinden
iyice

Birgönüle girmekti

f^^

Bilmenin
Allah'n

âlâ derecesi hiçbir

ey

bilmediini bilmektir"
kimse, Allah'a

.289

hükmünü bilmeyen

tam anlamyla kul
Allah, cahil bir

olamaz, Allah'a tam ibadet edemez. Hiç
kimseyi kendisine velî ittihaz

kukusuz

{kabul etmek)

etmez.

te

bütün

bunlar, mârifet'in bablar (bölüm) ve fasllardr.

tam anlamyla örenip kendine mal

nsan bu bilgileri edebilirse, o zaman "Arif
Dünya ve
âhiretten

olarak isimlendirilir. Arifin Allah'la dâimi bir ünsiyeti vardr. Kalbi

Hak

Teâlâ için bir aynadr. Halim selimdir.

Mehmet Açkgöz, Yunus Divan, Önsöz Basm ve Yaym,
289

s.
s.

429
92.

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

168

uzak

durur.

Dehet

ve

hayret

sahibidir.

lerini,

amellerini

Allah'tan alr ve onlar almak için Allah'a
açtr, bedeni çplaktr, fakat hiçbir

ba

vurur. Belki

karn

eye

teessüf etmez (tasa duymak),

çünkü gözü Allah'tan

bakasn görmez"^"

-27ve beni ikrama "Rabbimin beni mazhar olanlardan kldn..." "Bi mâ gafera. lî rabbî ve cealenî mine'l-mükramîn"

baladn
*

"Kahhimin beni

batladm ve beni kendilerine ikram edilen kullarndan

kldn" (E im
Rabbimin beni

alili

Hamdi

Ya;(ir)

ba^ldm ve beni ikarama ma^ar olanlardan kljdn
kavmim
bilseydi! (Diyanet)

Kendi vücûdun kitabn oku, kalbinde
bul.

gizli olan,

Hakk'n emânetini
külüngü

nsan
ki,

bir kitab-

mübîndir (doruyu yanlktan ayran, açklayan,

apaçk)

dünya ve

âhiret

ona

sm

tr.

u halde
marifettir.

eline

al,

fena ahlâklarm

kazmaya bala. Her tabakada
kil,

bir yeni

ilerleme

görülür. Evvelâ toprak, sonra

bakarsn sonra da su çkverir.
Yani

te

kendi

kitabm

okumaktan

maksat

nefsini

bilmektir''^

Gönüllerini Allah

akyla

cilâlayanlar,

her an

oraya

bir

baka
saysz
Allah'

güzelliin

vurduunu
birinin

görürler;

her

an

Allah'n
onlar

güzelliklerinden
bilenlerdir.

ahidi

olurlar.

Çünkü

Dünya

ilimlerinin

kabuundaki naklar brakm,

290

Muhyiddîn bnü'l-Arabî, Marifet

ve

Hikmet, çev.

Mahmut Kank,
s.

stanbul:

z

Yaynclk,
291

1995,

s.

153-155.

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbeait Neriyat, 2000,

622.

EY insan
169

ayne'l-yakîn

(Hakk'

görerek bilme)

yücelmenin sonu Hakke'l-yakîn
ilâhî

bayran }öiceltmilerdir ki bu (Hak 'la Hak olma) mertebesine erip

güzellii görebilmektir.

Hac Bayram Veli'nin:
Bayram
Bileni

ö^^ünü bildi

anda buldu
ol

Bulan
Sen

kendi oldu

seni bil sen seni

Msralaryla

söyledii

bilmek,
""

bulmak,

olmak

kafiyeleriyle

vecizeletirdii gerçek de budur"

Resulullah

Efendimiz,

Rabbndan

hikâye yollu

öyle anlatyor:

"Allah Teâlâ, öyle buyurdu: 'Beni bilen taleb eder. Beni taleb eden
bulur.

Beni bulan sever. Beni seveni öldürürüm. Bir kimseyi
diyeti

öldürürsem

bana düer. Bir kimsenin

diyeti

Bana düünce,

onun

diyeti, bizzat

Ben olurum.'"

Marifet talebi gerektirir. Taleb ise
sevgiyi gerektirir, sevgi
diyeti îcâb ettirir.

bulmay

îcâb

ettirir.

Bulmak

da,
ise

de ölümü,

ibu ölüm

fena halidir.

Ölüm
onun

Öldürülenin

diyeti,

ancak öldürendir." Bir kimse,
ecri

Allah'a ve Resûl'üne

doru

yola çkar da, sonra ölürse,

(mükafat, bedel) Allah'a kabr." Yani:

Zât'

ile

ona beka
Allah'n

verir"^"^

Marifet

sahibi

kimselerin

kalpleri,

yeryüzündeki

hazineleridir. Allah Teâlâ
letâfetierini (güzellik),

o kalbe,

srrnn

emânetlerini, hikmetinin

muhabbetinin

hakîkatierini, ilminin
dost)

nurlarn,

Allah'n izni olmakszn ne mukarreb (yakla§m§,

melein ne

mürsel
(hilen)

(resul) nebinin ne de Allah'n dnda hiçbir kimsenin muttali olmad marifetlerinin âyetierini yerletirmitir"^"^

-^2 293
29''

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevi-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000,

s.

513.

Sadreddin Konevî,

Krk

Hadis, stanbul:

Bahar Yaynlan, 2000,
Dr. Ali

s.

97-98.

Ahmed

er-Rifâî, Sohbet Meclisleri, çev.
s.

Can Tad, stanbul: Erkam

Yayn, 1996,

147.

170

Eflâtun: "Bilmek

demek,

eski eyleri

hatrlamak demektir."

diyor"^^^

iHmdir.

lmin en üstünü, örenmek isteyen kimseyi Allah'a yaklatran Bu üim de çok çeitlidir. Sâük için en iyisi, en faydal olanndan, yolunda kendisine azk olacak kadar almaktr. Bunu okuyarak, dinleyerek örenir. Bundan sonra sâlih amel ile, nefis ve
hevâ mücahedesiyle en \öiksek gayeye yönelmelidir
(miras) ümidir.
ki,

bu

veraset

ederse Allah

Çünkü Peygamber (a.s.)\ "Bir kimse büdii ile amel onu bilmediinin ilmine vâris (mirasç) klar." Ve "Kim
ilim

krk sabah
pnarlar

halisane (samimi) ibadet ederse kalbinden diline hikmet

fkrr" buyurmulardr. Bu
Çünkü
nebiler ve velîler

peygamberlerin

ve

velîlerin ümidir.

okuyup örenme
(nefsle

ilmiyle

deil,

veraset

ümiyle

yani

amel ve mücâhede
ilimle

mücadele)

neticesinde

elde

edilen

Peygamberlie

veya

velilie

ermilerdir.

Bu

ilim,

kulun kalbine Allah korkusunu sokar. Kul, bu

ilim sayesinde Allah'n nuruyla iitir, görür,

konuur ve

}öirür.

Allah

Teâlâ öyle buyurmutur:
ki

onu severim.

"Kulum bana nafilelerle yaklar o kadar Ben onu seversem, onun kula, gözü... olurum"

Zahir ilim güzeldir, amellerin tohumudur.

Ama zahir ümin güzellii,
bâtn
ilmidir.

Adem'in ümi olan üm-i esma

ile

olur ki bu,

Çünkü

tek

bana
Fakat

zahir üim, sahibini

melek de olsa kaü

kalpli,

kaba küar.
haüm-selim,

bâtn

ümine

geünce

bu

üim,

sahibini

müsamahakâr
yapar
296

(hogörülü),

usanç verici

deü

cana yakn, mütevazi

Gaffar,

Cenâb- Hakkk'n
üzere

isimlerinden

biridir.

Eer

insanlar

günah

ilememek
sahibi

yaratüm oluculuunun mânâs
hatâ,

olsalard Gaffar yani affedici, gufran
ortaya

çkmazd. Kul kusursuz olmaz.

Kuldan

AUah'tan
bir

atâ^^^

Cenâb- Hakk

kimseye

lütuf,

inayet,

rahmet ve merhamet
figan.

buyurursa, o kimsenin gözüne göz ya, kalbine feryad u

-^5

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealû Neriyaü, 2000,

s.

569.

296

Niyâzî-yi Msrî, rfan Sofralar, çev.

Süleyman Ate, stanbul: Yeni Ufuklar
s.

297

Neriyaü, s. 117-119. Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealû Neriyat, 2000,

602.

EY insan
171

niyaz ve

yalvar koyar ve o kimse de Allah'a gözyalaryla

fer}^ad

u

figan eder.
inayeti

Bu

takdirde bilmelidir ki o kimse
bir

ile

Allah'n lütuf ve
ki

arasnda

al-veri vardr. Demek oluyor

göz ya, Hak

indinde
derseniz,

makbul imi.
onu,

Ama

biz

bu

gözyam
yetim

nerden bulalm,
ve

alayanlarn yani
hallerine

fakir,

mazlumlarn

(haksiî^a

uram)

merhamet ve efkat etmek ve bütün
Allah'n rahmet ve

yaratlmlara

ho muamele etmekle bulursunuz.
ve merhamet etmekle olur.
ki:
'^*

mafiretine kavumak, bîçârelere, gariplere ve dermandan
âcizlere

dümü

acmak

Allah bu\aruyor

Ey Davud,

günahkarlara benim Gafur

olduumu

söyle.

Dorulara

da benim Ga^or

olduumu

anlat

Ya Davud, korkarak bana gelenlere azab etmem. Beni severek geleni ayrlk hüznüne sokmam, utanarak bana döneni kyamet günü
utandrmam.

Ey Davud, cennetim rahmetimden ümidi

kesik olmayanlaradr.

Yapt hatay benim balamamdan büyük bilenlere darlrm.
cezasn derhal vermeyi dilersem önce rahmetimden ümit kesenleri cezalandrrm. Ama acele etmek benim anma
Bir kimsenin

yakmaz.
ite ben sevdiklerimin
tecelli

kalbini bilirim.

Gece olunca onlarn

kalbine

ederim.

Onlar benimle konuurlar, huzur içinde kelam

ederler.

Ya Davud, benim bir ksm kullarm vardr ki onlar hayra ehildir. Benimle can yolda olmak onlara nasib olmutur. Onlara saadetier
olsun.

Onlarn

yeri

ne kadar güzeldir.

"^^

-^^
^'''^

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

s.

91.
s.

Ahmed

Er-Rifâî, Onlann Alemi, stanbul:

Beyda Yaynevi, 1996,

344-345

172

-28BZ ondan sonra, onun milletini helak etmek için
üzerlerine gökten herhangi bir ordu indirmedik ve

indirecek de deildik.

'^e mâ enzelnâ âlâ kavmihî min bâ^dihi min cündin mine's-semâi ve mâ künnâ münzilîn"

*
B/^ arkasndan kavminin ürerine
bir ordu indirmedik, indirecek de deildik.

(Elmalh Hamdi Ya^r)
Bif^

ondan sonra, onun

milletini helak

etmek

için tinerlerine gökten

herhangi

bir ordu indirmedik ve indirecek de deildik.

(Diyanet)

-29O
(Onlar helak eden) korkunç sesten

baka bir ey

deildi. Birdenbire sönüverdiler. "tn kânet illâ sayhaten vâhideten fe izâ hüm

hâmidûn"

*
Sadece bir gtirültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler.

(Elmalh Hamdi Ya^r) (Onu helak
eden)

korkunç

sesten

ba§ka bir ^ey

deildi. Birdenbire

sönüverdiler. (Diyanet)

EY insan
173

-30Ne yazk u kullara!
Onlara bir peygamber gelmeyegörsün, ille de onunla alay etmeye kalkrlar.
ale'l-'ibâdi

'^â hasreten

ma ye'tîhim min rasûlin illâ

kânû bihî yestehziûn"

*
Yataklar olsun
o kullara ki, kendilerine gelen her hir peygamberle

mutlaka

alay ediyorlard

(Elmahh Hamdi Ya^r)
ille

Nejaî^k §u

kullara! Onlara hr peygamber gelemeye görsün,
alay etmeye

de onunla

kalkklard. (Diyanet)

Ruh, Hazret-i Hakk'a

gittikten sonra nefs

ile

sfatn slah
(terbiye)

etmesi için semâdan Melâike göndermedik.
helaklerinde
(yok

Onlarn slah
eden
bir

olmak)
tecellîsi)

idi

Hak'dan

tecellî

tecellî-i

kahriy}^ede (kahr

helak oldular.

Nefislerinin istek ve arzular
tufan,

Ad kavmine

Sarsar,

Nûh

kavmine

una

buna, ferde cemiyete türlü sarsar rüzgâr oldu.

O

kavmin, o cemiyetin, o ferdin kendi nefsinin arzu ve
helakine sebep olarak onlar yakt, ykt.

istekleri

Onun
itihâ

için
{meyil,

zevk ve rahata vâsl olmak isteyen kimsenin nefsinin
hat()

ve arzularndan geçmesi lâzmdr. Dünyada vâki
katiller,

olan cezalar, hapisler,

hep nefsin hevâ ve hevesinin sebep

olduu
benden

eylerdir.

Bu

nefsânl ihtiraslardr ki felâketiere sebep olup

nice kimseleri zindanlara, idamlara
gelir

götürmütür.

Onun

için:

Bana

her ne

gelirse...

derler,

pek

doru

sözdür. Kabahat

insann kendindedir. Kimsede

bir

ey

yoktur^'^'

^*'
^•"

emseddin Yeil,
Ken'an

Füyûi^ût,

stanbul: Yeil Yaynlar, 1984,

c. 6, s.
s.

243.

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

265.

174

Dünyada
yok.

babo bir halde görünmen seni aldatt.
serbest.
faziletin

Burada her
attn;

türlü

hükümde haUn

Tüm yorgunluklar bir kenara

çalma

yiliin ve ihsann;

ve güzelliin, ashnda senden

bakasnn
bir kere:

olan nimetlerin elden gitmesinden emin oldun.
nimetler

Düün

Bu

bakalarndan sana

geldi.

Geçip gidenlerin

kalnts

olarak eline geçti. Onlar: Firavun'un,

Hâmân'n, Karun'un,
Sana kald. Hatta

eddâd'n, Ad'n, Kayser'in ve Kisrâ'mn
onlardan

idi.

baka

geçip giden meliklerin ve ölüp giden ümmederindi.
bir

Dünya onlar

oyuncak haline getirmiti.

Çeitli

ümitlerin
geldi.
siz

aldatmacas içinde aldanp kaldlar. Sonunda Allah'n emri

Aldanc eytan onlar aldatp kandrd "Allah
istediinizi

sizi
ki,

affeder,

yapn" deyip onlar
arzu
ettikleri

aldatt.
ile

Ne

var

aradan geçen
gerildi.

zaman

içinde

ey

aralarna bir perde
gitti.

Onlarn topladklar eyler hep
hale geldiler. Kendileri için

dalp dalp
Artk

Yapmakta

serbest olduklar eylerle de aralar açld.

bir

ey yapamaz

hazrladklar o

ku

tüyü yataklardan

kaydlar. Kuvvetlice yaptklar konaklardan atldlar. Kendileri için
bir zafer

saydklar ve onun üstünlük tasladklar eylerden adlar
Böbürlenerek sahip çküklar mülklerden de oldular.

silinip gitti.

Sonra, kendilerine birer emânet olarak braklan eyler onlardan
istendi. istendi.
Belli

bir

zaman

için

kendilerine verilen eyler onlardan

Sadece

istenmekle

kalnmaz,

hesab

da

sorulacaktr.

Sonunda

hiç hesaba

katmadklar

ey

Allah tarafndan kendilerine

gelecektir. Hatta gelmitir.

Yapuklarnn
iken

kötülükleri kendilerine anlatilr.

Bütün

incelikleri ile

yapüklar iler incelemeye

tâbi tutulur. Kendileri

dünya hayatinda
bir yere tklrlar.

bakalarn nasl
sertlik

hapsettilerse,

ondan daha dar
daha
ki:

Kendilerinin

gösterisinden

iddetli

bir

sertlikle

karlarlar. Öyle
verdikleri

bir cezaya

urarlar

kendilerinin dünyada iken
alma, kapsama).

cezann daha ümûllüsüdür

(içine

Ve, atee
olacak.

atlp yaklrlar. Bunlarn
çlerini parçalayan

ellerinde ve ayaklarnda

bukalar
yiyecekler.

zakkum

aacnn

yemiinden

Kzgn

sudan

içecekler.

EY insan
175

Onlar arasndan;
batt. Bir

bir

cemaat suda bouldu. Bir cemaat yerin dibine

kavim taa tutuldu. Bir

kavmin
cemaat

suretleri
ise,

domuz ve
basks

bakas da öldürüldü. maymun suretine döndü.
Kalbleri
geçti;

Bir Bir

baka baka

kalben deitirildi.

katlat; ta gibi oldu.
\Taruldu;

Üzerlerine de küfür

irk mührü

açlmaz,

gitmez zulmeder karalar basld. Artk böylesine kalblere ne îmân
gire,

ne de Islâm.^°"
gelsin,

Gökten
gelirse

yerden yükselsin, insanlarn

bana

her ne belâ

bu haddini

bilmemekten, Allah'n

hududunu tecâvüze

kalkacak kadar beerî tevâzûdan (alçak gönüllük) uzak olmaktandr.
Bir

toplulukta

îman

azalm,

maneviyat
bir

tükenmi,
felâketler

insanlar

birbirlerini
tabiîdir.

sevmez olmularsa orada
bize

takm

olmas
ile

Çünkü

madde eklinde görünen

cisimler âlemi

maneviyat âlemleri arasnda derin
âlemi
ile

ballk

vardr.

O

kadar

ki

madde

güne

nn
bir

maneviyat âlemleri arasna bir
kesilmesi gibi

takm

perdeler girmesi,

dünyamz
ehvet ve

karanlkta brakr.

Semâmn
Bu

rahmeti görünmez olur. Yerde hrs, menfaat, ehvet ve zina çoalr.

Dünyaya

takm

haset,

felâket
(§ehir,

piçleri

yayhr.

azgnbklar da gönül mâmûrelerindeki

yer)

Allah sevgisini,

ükür, kanaat duygusunu, hülâsa
tahrip
ederler'^°'^

inam

insan eden bütün fazîlederi

Hayat, kederleri, elemleri, sürür ve

neât

(sevinç) ile

hep geçmite

kazandan eylerin semeresidir
Sokrat der
ki:

"nsan kendi

felâketini

kendi

hazrlad gibi,

saadetini

de yine kendi hazrlar"

Cenâb- Hakk, Kur'ân- Kerîm'de "Zerre kadar hayr ileyen hayr
bulur, zerre kadar

er ileyen er

bulur"

Ve

yine "iyilik

yaptmz
vakit

vakit

kendiniz için yapyorsunuz, kötülük

yaptmz

yine

kendiniz için yapyorsunuz" buyurur.

te

bütün bunlar ve buna

benzer nice
^^2

sözleri

insan

görüp iitiyor da yine kuru kafalar

Abdülkadir Geylânî, Gunjetü't-Tâlibm, çev. Abdülkadir Akçiçek, stanbul,

Salam Yaynevi,
^^^

1991,

c.

1-2,

s.

379-381
s.

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaû, 2000,

21.

176

bunlardan

ders

almyor

Geliigüzel,

ulu

orta

yapmadmz
ve bunda ve

kalmyor. Evet, ama sonu çok ac! Hâsl,

unda

kendimizde

gördüümüz
ilâhî

vak'alar, felâket

veya saadet, hâdiselerin
kararlarn
icra

hükme

baland
bir

mahkemede

verilen

ve

infazndan baka

ey

deildir.

O

ilâhî

mahkemenin verdii hükmü Cenâb- Hakkk'n
bile

sevgilileri

yüzü suyu hürmetine

hayra çevirmesi çok güçtür.

Ate dütüü

yeri yakar. tfaiyenin vazifesi, atein genilemesine mâni olmaktr.

Ehlullah'n himmeti de o cürüm (kabahat, kusur) ve isyan atelerinin

yaylp îmâm yakmamas

içindir.

Yoksa çkan ok tene
olur^°'^

vurur.

Evliyamn himmeti (yardm), onun cana geçmesine manî

Resûlullah'n nuru seni nurlar demine görütecek, cezp edecektir.

ayet o nuru hâsl edemedinse
kalacak,

(meydana

çkartmak),

zulmette

karnda yalnz
(karanlk)

cesedini göreceksin ve bir çok seneler o

zulmet

altnda inim inim inledikten sonra, dünyada

yaptn iyilik ve ibâdet derecesinde ilerleyeceksin.
Yükseklerden yuvarlanan bir küp,
yuvarlanacak,
bir top gibi, bir

çok

belâlar içinde

yuvarlandktan sonra da bir dereceye kadar nur

belirecek, yani seni sevenler

görünmeye balayacak.

te o nuru hâsl edemeyenler, zulmette kalacak, kâbus içine dümü
gibi
sesleri

var çkmayacak; gözleri var görmeyecek;

elleri

var

tutmayacak^^*^'^

"Zulmedenleri de o korkunç ses yakalad ve yurtlarnda diz üstü
çökekaldüar." (Hûd, 67)

Enfüsî

(iç)

mânâda sayha ölüm amdr. Bedenin ruhtan ve

nefisten

ayrlmasm temsil etmektedir. Küçük kyamet de denilen ölüm ânnda her inkarc böyle iddetli bir patlama ile sönüverecektir. Mânâ âleminde sayha ve sönüverme tanmlar. Rahman cereyannn
kesilmesi olarak tanmlanr. Nefs kendi varbk

evham

içinde

yaarken

^"+ 305

Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s. s.

357.

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

170-171.

EY insan
177

aniden

Rahman cereyan

kesilince iddetli bir

patiama hissedecek ve

kendinde hiçbir gücün

kalmadn

fark edecek, sönüverecektir^"^

Semûd kavmi
günün
yüzünü safran

için

yapacak

i tükenmiti Derin

bir

korku içinde

ilk

alâmetlerini beklediler ve hakîkaten
gibi gördüler, ikinci

daha o gün

birbirlerinin

Üçüncü
hal)

gün,

Semûd

kavmi

Görünülerinde insan çehresi

günde bu renk kzla çevrildi. halknn }öizleri artk siyaht. ve davranlarnda insan edas (tar^

kalmamt. Sonra

dize geldiler.

Ve Kur'ân- Kerîm'in
Cibrîl-i
"B//

A'râf sûresinde (78. âyet) buyurulduu

gibi;

Emin, Hazret-i Muhammed'e bu mevzuda
onlan
bir
titreme

u

âyeti getirdi:
di;^^

jü^den

ald

ve

bulunduklar yerde

üstü

çöküverdiler"

Nitekim Semûd kavmi

için

yaplacak

ey kalmamt.

Allah'n

gazabm (öfke, hiddet) ve onun son tecellisini bekler oldular. Bu ceza tam zamamnda geldi ve bir zelzele yerin altn üstüne getirdi. Diz çökmü, siyah }aizlü canllar, bir anda kara topraklara gömüldü.
Parçalanan vücutlarndan veya vücutlarnn her parçasndan türlü
feryatlar duyuldu.

Kemikleri

inliyor,

canlarmn

gözleri kara toprak

üzerine jaleler

(su

damlalar) döküyordu^*^^

te

marifet emânetini

hâmil olan

(tajiyan)

sr devesi Allah'n

mukaddes bahçelerinde otiayp orada Hak srlarmn yemilerini
yiyor ve tecellî

pnarmn

suyunu içiyorken
nefis

his

ve hassalara da gayb
tabiî kuvvetieri

srlarmn sütünü veriyordu. Fakat
toplayp erîate
öldürdü.

Semûd'u
itiraz

kar

koyarak tarikata

edip o sr devesini

Bu

suretle

de kendileri cehil ve gaflette kalarak Salih
gibi sarlk,

Peygamberin dedii

krmzhk,

siyahlk zuhur

etti.

Yani
istilâ

zulmet, cehil, gaflet ve insanbktan
etti,

uzaklamaklk bu kavmi

böylece de helak olup

gittiler^'"^

^•"^
^"'^

Halûk Nurbaki, Yâ-Sîn Süresi Yorumu, stanbul: Damla Ya}anevi, 1999, s. 44. Ken'an Rifâî, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000, s. 369370.

^^^

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealu Neriyaü, 2000,

s.

190

178
^

Sözü

geçen

üç

günün

birinci

gününde

Salih

Peygamberin
ve üçüncü

kavminin

)Kizleri

sapsar, ikinci
kesildi.

gününde

kpkrmz

gününde kapkara

Bu

halde üç gün geçince onlarn ölüme

istidadan gerçekleti, fesad'n
denildi.

vücûdu

belirdi

ve bu belirmeye helak

u hâle göre o akilerin yüzlerinin sararmas, Allah'n "O
vardr
ki

gün

}aizler

parlaktr" âyetinde iaret bu)Tjrduu saidlerin

yüzlerinin
alâmetidir.

parlaklna mukabil dütü. Çünkü parlaklk beUrme

Nasl

ki

sarlk

birinci

günde

Salih

(û.s.)

kavminde akilik

izlerinin belirmesi oldu.

Sonra onlarda görülen kzarmaya mukabil
tâbirini

saîdler

hakknda Allah "güleç"

kulland.

Çünkü gülme
halde

yüzün kzarmasm gerektiren sebeplerdendir.
saîdler için

u

gülme

yanaklarn kzarmasdr. Daha sonra Allah, akilerin

derilerinin

kararmasna

mukabil

said'ler

hakknda

"sevinçli"

buyurdu. Sevinç ve müjde haberi,
tesirinde belirdi.
tesir etti.

saîd'lerin çehrelerinde

neenin

Nasl

ki

siyahlk da ak'lerin yüzlerinin rengine

Bunun
said'ler

için Allah iki

zümre hakknda da müjde haberi

verdi Yani onlarn çehrelerinin rengine tesir eden bir söz söyledi.

Nitekim

hakknda

"Rableri onlara

Rahmet ve Rdvâm
sevgili

ile

müjde
sen

verir" bu\Tardu. akiler
ile

hakknda da "Ey
dedi.

Resulüm,
göre her

onlar elemli azap

müjdele."

Bu

hâle

zümrenin çehresinde, onlarn nefislerinde bu
tesirini gösterdi.

sözlerle beliren

ey

Böyle olunca onlar üzerinde ancak bâtnlarndaki

kavramlardan
olurdu.

nefislerinde
ki

yerlemi

olan

eyin hükmü aikâr

Demek
tesir

onlar da istidatlarnn gerektirdii

baka

halden

baka eye

etmedi.

u halde her kim bu hikmeti anlar ve bunu
tekvin [yaradl)

kendi nefsinde tatbik

ile

srrn kendinde
bilir.

görürse

bakalaryla ilgilenmekten kendi nefsinde rahat bulur ve nefse gelen

hayr ve errin yine kendinden geldiini

Burada hayrdan

maksadm kulun tabiat ve miz'âcna ve isteine uygun olan eyler, serden kasdm da onun houna gitmeyen, miz'âcna aykr düen
eydir.

te

bu görüe eren kimse bütün varlklarn
kendisi anlar ve

mazeretierini

takdir eder, her ne kadar onlar tarafndan bir özür
olsa bile

beyân edilmemi

bunu

bilir ki

nefsinde zuhura gelen her

ey yine
^°^

kendisinden oldu.^^^

bni

Arabî,

Fusûsu'l-Hikem,

çev.

Nuri Gencosman, stanbul, Krkambar

EY insan
179

nsan

kabre

konduu

vakit bir sayha duyar
terketti.

Ey

gâfl, sen

dünyay

terkettin,

dünya da seni

Sen dünyay toplamaya çabtn, o

seni toplad.

Kabri vücûda benzetirsek dünyaya kendini kaptran ve arzularna
esir

olmakla vaküni kaybeden kimse, vücûdu kabrinde o azaplar

hisseder.

Meselâ maieti

(geçim)

geni iken skntya mâruz
"*'"

(etkisinde)

kabr, türlü çile ve darlklara

urar

Hazret-i

Nûh, kavmine dedi

ki:

"Ey

iz'anszlar

(anlay§s:^ar,

saygszlar), beni içinizden biri gibi bilip

hrpalamaya kalkmaynz.
sevgili ile diri

Ben, ben deilim. Ben hayvani ruhtan kurtuldum,

ve

onunla ebedi (sonsu^

ölümsü-:^

oldum.

Onun

için

de Hak, duyan

kulam, gören gözüm
nefes,

oldu:

Gösüme
sizlerin

dolan ve oradan boalan

onun

nefesidir.
ses,

Benim,

kulaklarnza ulatrmaya
sizler gibi

vasta

olduum

onun

sesidir.

Görünüte ben de

insan eklinde isem de hakikatte

bu ekle bürünüp

size,

kendine

varacak yolu gösteren ben deilim, O'dur. Buna inanmayan, bu
sözleri ve

bu harekederdeki
bu}ardu.
bir tilki

hakikati anlamayanlar, inkarclardr,

kâfirlerdir."

Size
tilki

görünen ekil

veya ko}ajn

olabilir.

Ancak bu
olur,

tilkinin

görünüü
diki

içinde ve

bu koyun postu altnda

gizli bir

aslan

vardr

Ne bu
Huda

nakna

ne bu ko}an postuna yiitlik satmak
ve

(Allah)

elçileri

AUah

erenleri vücut,

ekil ve

görünü
Onlar,

bakmndan
gönülleri

ufak,

zayf ve gösterisiz
varhk
ve

olabilirler

Ancak onlarn
vardr.

aynasnda,

birHk

aslan

gönüllerinde
ku\'vetlidirler.

ldayan

bu

nurla,

en

heybetli

varlklardan

Eer Nuh
cihan

Peygamberde Hakk'n kudret eU olmasa
kurabilirdi?

idi

nasü olur da

halkn yeniden
birbirine

O

beddua edince yeryüzünde ne
âlem halk
da

kadar imansz varsa ölür, o bir aslan kükreyiiyle cihan ve cihan

halkn

vurur.

O

sanki

bir

ate,

bir

Isjtapb,
310

s.

147-148
stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000,
s.

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

191-192.

180

harmandr. Harman, onun örünü yani onda
vermeyince O, bu harmann yaklmaktan
büir ve âleme öyle bir

bir

bile

hakkn

ate

salar ki

her

baka ie yaramayacan ey yanp kül olur.

Kâinata gönderilmi her

g2

aslann önünde haddini bilmeyenler,

er geç cezaya çarptrlr. Aslan huzurunda yiitlik taslamak ancak

ahmaklara vergidir.

Bununla beraber, keke

aslanlar pençesinde parçalanan sade insan

vücûdu

olsa.

Keke
gibi

kâfirler

ve münafklar

(içi

ha^ka dip ha^ka

olan),

vahi hayvanlar
kalp,
velîler

saldrp sadece insan vücûdunu
dalâletle parçalanmasa.

parçalasalar.

Ve

îman ve gönül

Allah'n aslanlar olan

ve nebiler önünde, inkâr, inat ve küfür yollarna sapp,
gibi bir

slâm'dan ve îmandan parçalamp kopmak
bulmasa^'^

akbet vücut

Niçin bu câhiller Allah'a yakn olan
yerinde ve
Bilmet^ler

sâlih kimseleri,

mekânn

her

zamann
ki,

her

çanda

dinlemez olurlar?
incitmeye gelme:^

mi

A.Uah dostlarnn ruhlarn
vuslat halindedir.

çünkü onlarn

ruhu,

Tann

ile

devaml

Bir hadis-i kudsîde Allah 'Bir velîme kötü muamele eden ki§i hakikatte

hana savaj açm^ demektir" buyurur. Bir hadîs-i

erifte ise

'Beni

inciten,

Hakk ' incitir.

" deniyor.

Hey jütünü ykamam
kime hased ediyorsun?

pis

herif,

nerdesin sen? Kiminle kavgaya giriliyor,

Sen aslann kuyruuyla oynamakta, meleklere saldrmaktasn.

Hayrdan
sayma.

ibaret olana neden

kötü söylüyorsun. Kendine

gel, o

alçalp yücelme

Kötü nedir?
kimya!

Aalk

ve

muhtaç bakr.

eyh

kimdir? Ucu sonu olmayan

^'^

Ken'an
457.

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

456-

312

Ken'an

Rifâî,

s.

368.

EY insan
181

Bahr kimya jü^nden altn yü:^nden bakrlamaca!
Kötü nedir?
I^i atej gibi

olmak

kabiliyetinde

deilse

kimya,

bakr

serke (dik bal) kii.

eyh

kimdir? Et^el (balangm

olmayan) denilenin ta kendisi.

Atei dâima

su

ile

korkuturlar.

Fakat suyu

biç

ate

ile

korkutabilirler

mi?

Sen aynyüf^ünde ayp, noksan

buluyor, cennette diken topluyorsun.

Ey diken

anyan, cennete

bile gitsen

senden

baka

bir diken göreme^sin^^^

Dünya

bizim için büyük bir htûfîur.

Rab

tecellîsi

dünyada
bulup

iken zuhur ediyor. Cemâli görenler

ona uyup,

bilip,

rengine boyamyorlar. Esas, Habîb-i Neccâr olan

akn

insanda nefsânî kuvvetleri yok ederek vücutta ruhunu

hâkim klar. Bunun

için

de bir öreticiye yani Rabbî

tecellîye ihtiyaç vardr.

Rabbe yaplan secde ve kulluk

Rab

tecellîsine

sebep

olur.

313

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Milli

Eitim Basmevi,

1991,

Veled zbudak, Abdülbaki Gölpnarl c. 2, beyit. 3340-3348

182

-31onlardan önce nice Mürikler görmüyorlar m
ki,

kavimler helak

ettik.

Onlar tekrar dönüp de bunlara
gelmezler.

''Elem yerav kem ehleknâ kablehüm min'el-kurûni

ennehüm ileyhim lâ yerciûn"

*
Görmediler mi
ki, kendilerinden önce nice

kucaklan helak

etmif-:^

Onlar

artk

kendilerine

dönüp gelmiyorlar

(Elmahh Hamdi Ya^r)

Mürikler görmüyorlar

m

ki,

onlardan önce nice kavimler helak

ettik.

Onlar

tekrar dönüp de bunlara gelmekler. (Diyanet)

Vücûdunda, penceresi cehenneme açlan
cennete açlan mü'minin aksinedir.

insan, penceresi

Bu

insan, kendi içinde her
ki

zaman korku, gam,
bunlarn
için,

kasvet, ölüm,

bedbahthk ve karanlklar görür
eserleridir.

hepsi,

cehennemin ona görünen

Bu

hâl

onun

"te

senin

lâyn
için

budur;

sonunda gidecein yer buras

olacaktr" demektir. O, içindeki bu kasvetten, bu karanlktan ve bu

hüsrandan kaçmak
Gökler, yer,

kendi âleminden

çkp

dünya âlemine

girer.

ba,

çimenlikler, güzeller, dostlar, mûsikî vesâireye

dalar, içindeki çirkinlii

unutmak

için,

bunlarla kendisini oyalar.

Sonunu göremez. Dünya
faydalanmak
için kendisini

lezzetlerinden,

nimederinden daha çok

böyle hayâl ve yabanc eylerle oyalar.

Ayn hâl Firavun'un da bana gelmiti. O da rüyada yükseklerden ba aa dütüünü sefalete dûçâr olduunu, bir takm kötülüklerle

karlatn
hakikat elinden

görmütü.

Uyand

zaman

kendisini

teselli etti."

bu

rüyadr, hayâldir! "diye aldrmad. Fakat bunun sonunda

tamamen

olduunu
gitti.

gördü.

Musa'nn zuhuru
sefalet

ile

taht ve saltanat

Rüyada gördüü

ve kötü sonuç aynen oldu

EY insan
183

Nil'in

karanlklarnda

bouldu ve "Her ey asbna

döner.

Kötü

eyler kötü kimseler içindir" (Nur, 26) hakikati meydana
ash olan

çkt ve

cehenneme döndü

Onlara

düman

olanlar

ölümden sonra

dirilmeyi

ve

kyamet

gününü

bilselerdi kendilerini keskin

klcn

üstüne nasü atarlard?

O pr sana gülümser, fakat sen
var.

onu

öyle

görme; onun içinde jü-:(lerce kyamet

Cennet, cehennem hepsi onun cüzleri.
üstün.

Ne

düünürsen,

o,

o

düünceden de

Ne
Ijte

düünüyorsan yokluk kabul

eder,

fakat düünceye smayacak jok mu?

Tann

O 'dur.
biliyorsa evin

içinde

kim olduunu

kapsndaki bu küstahlk neden?

Herkesin secdegâh olan

velîlerin gönül mescidlerinde

Tann

vardr.

Tann

erinin

gönlü derde dümedikçe Tann, hiç bir milleti rüsvây

(re:^l)

etmemiçtir'^^

Peygamberin t^amanndaki kâfirler gibi; hani; O'na düdenle,
kasdetmijlerdi.

kötülükle

A.hmed-i Muhtar (H^. Muhammed),

onlann düçünceleri jüt^ünden

Ebû

Bekir ile maarada gi^enmiçti.

Mesih de çftlann derdinden gin^ice gök kubbeye amijt.
Firavun da Mûsâ'ja kasdetmiçti de
gitmiçti.

Hak 'tan yardm görmemiç suya garkolup

^'*

2'

5

Anbarcolu, Konya, Konya ve Mülhakaü Dernei Yaym, 2002 s. 123-124 Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbaki Gölpnarl (haz.), stanbul: MiUi Eitim Basmevi, 1991, c. 2, beyit. 3104-3108, 3111Sultan Veled, Maarif, çev. Meliha

Eski Eserleri Sevenler

3112

184

Halil'i de

Nemrud,

ate§e,

dumana atmaya kurmutu.

A.ma

atej,

ona gülle nesrine

dönmüü;

o dinsiî^

Nemrut da

bir sivrisinekle

kahrolup gitmiti.

Hüd'un, cömert
olmulard.

Nuh 'un

toplumlar da

Tann 'dan

aî^ap

ça gelip çatnca jok

Hepsi de yelle suylayok

oldu;

çünkü çarplmaya, yere batmaya lâykt
niyetleri

onlar.

O eri,

o perperijan

toplumlarn

kötüydü.

Oyüt^den de
o toplumlar.

belâ,

döndü de onlarn ballarna geldi; çünkü lâyktlar

o

kahra

Ondan dolay da kendi kendilerine klç
Yoksa ne
akacakt?
Kendisini
öldüren,
diye

vurdular,

kanlan
diye

sel gibi

akt.

kendilerini

kahredeceklerdi;

ne

kanlan

rmak

gibi

öfkelenip

kendi

boa:qn klçla

kesen

ahma

kim

görmütür?

Ahmak, bankasn yaralyorum

sanr; sonunda görür ki kendi cierini

yaralam

Kâmil insan, cümle

isimleri

kendinde toplamtr. Herkesin o a'yân- sabitede
belirli

(varlklann vücut bulmadan önce Allah'n ilminde sabit
olan ismi ona rabdr,

olan suretleri)
terbiyesi ve

yani

terbiyecidir.

O

kimse de bu ismin

hükmü

altndadr.

Ifte

bu isim ona "Bir kaç gün istediin yerde get^
der.

dola^,

sonunda gelecein yer benimi"

Bu

dünya hayatndan sonra
ile

lî^trari (mecburi)

ölüm geldiinde burada iken
bilij

asllan

â§inâlk

kuramayp
'^

hakikatle

tutamayanlar,

asln

bulamayanlar orada da bulamaklar

^"^

Sultan

Veled, btidâ-name,

Mülhakat Eski
^'
-"

Eserleri Sevenler

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

Abdülbaki Gölpnarb, Konya: Konya ve Dernei, 2001, s. 42 stanbul: Kubbealû Neriyat, 2000, s. 275.
çev.

EY insan
185

H^. Nuh; "Ey oul gel! Bahann gemisine
houlma!" demiti.

hin

de,

tufan dalgalarndan kurtul,

Olu Ken 'an; "Hayr!" demimi,
bir dine

"Ben yüzmeyi örendim, senin dininden hajka

inandm!"

Nidh

(a.s.);

"Aklm

hajina

al,

yapma!"

demijti. "

Bu,

belâ

tufannn

dalgasdr; buna kar^yü^me bilmek hiçbir ijeyarama^

Bugün, Allah'n

kahr rü^ân

esmektedir.

Kahr rü^ân, Hakk

dininden

ba§ka dinin inanç mumunu söndürür!"

Ken 'an; 'Hayr!"

demijti.

'Ben senin gemine girmem!

u yüksek
saman

daa

çkarm;

o

da

her sarardan beni korur!"

Nuh; 'Yapma evlâdm!"

dedi.

'Bu gamanda

o

da

bir

çöpüdür.

Allah bugün, dostlarndan bakasna aman

verme-:(!"

Ken'an;

'Ben ne ^aman senin nasihatini dinledim? Sen,

benim,

senin

dininden

olduumu

sanyorsun.

Senin sö^lerin asla bana

ho gelmemitir.

Ben

iki dünyada da senden

ayrym.

Ulam!" dedi.
Nuh; "Yapma yavrum; na^^anacak gün
orta
vardr, ne de benleri!
deildir. Gerçekten de

Allah 'in ne

imdiye kadar yapacan yaptn, fakat hu î^aman nâî^k î^amandr. Bu
dergâhta (tekke), yani ilâhi huturda kimin

na^ geçer?" dedi.

Allah'n önüne ön yoktur; yani Allah kadîmdir (balangc olmayan), O'ndan
önce hiçbir varlk gelmemitir! Ecelde de

domamtr, dourulmamtr. Ebedde

de ne babas, ne olu, ne de

amcas vardr!
olan Allah,

O dourmam

ve

domam

çocuklarn

na^n

nasl çeker?

Babalarn niyâ^n (dua) nasl dinler?

186

Ben, anadan

domuj deilim

ey ihtiyar!

Baba da deilim

ej genç, sen de

pek

salnma!

Ben koca deilim, ehvetim dejok hanm; artk
Burada alçalmaktan, kulluktan,
deeriyoktur!

na^^,

nat^lanmaj brak!

ihtiyaçtan, çâresi^ikten

bajka

hiç bir jejin

Ken'an; 'Baba!"dedi 'Bu
ediyorsun.

sofileri yllardan beri

söylemektesin; jimdi de tekrar

Sen çok

cahilsin, bilgisi^ikte perian

olmusun!

Bu

sökeri ne

^mandan

beri herkese söylüyor ve

souk

cevaplar iitiyorsun.

Senin bu

souk

söî^lerin,

benim

kulama

imdiye kadar gimedi;

hele

§imdi

hiç girme^

Çünkü büyüdüm,
"Evlâdm!"

bilgi sahibi

oldum"

Nüh

(a.s.);

dedi.

'Bir defa olsun

babann öüdünü

dinlesen ne

kaybedersin?"

Baba,

böylece gü^el, tatl
sert,

öütler

veriyor,

baba

sevgisi ile diller

döküyordu.

Olu

da ar,

terbiyesine

karglk

veriyordu.

Ne H^ Nuh
terbiyesi^

Ken'an'a nasihat vermeye doyuyor,

ne de o

nasihatler,

o

olunun kulana giriyordu.
kocaman
bir dalga geldi,

Onlar

böyle konulurlarken,

Ken an 'in babndan a^t;

onu ald götürdü, bodu.

Nüh

(a.s.)

dedi ki;

"Ey sabr

ve hilim

(yumuaklk)

sahibi

A.llahm! Benim

eleim

öldü, yükünü de sel götürdü"

Nüh

(a.s.)

dedi

ki;

"Allahm! Ehlimin

lyâlimin

(e§,

çocuk)

tufandan

kurtulacan

bir çok defalar vaadetmijtin!

EY insan
187

Ben

de saf bir kikiyim, senin vaadine gönül
sel

balamijtm.

imdi

neden benim

evlâdm
Cenâb-

kapp götürdü?"
buyurdu ki: "O senin ehlinden (hakikatinden, mânândan),
ile

Hakk

soyundan deildi! Görmüyor musun, sen îmân nuru
küfüryü':(imden

aksn, bembeyazn;

o

mosmor olmutur?"

-32Elbette onlarn hepsi

(kyamet gününde) karmzda

hazr bulunacaklar. '*Ve in küllün lemmâ cemîün ledeynâ muhdarûn"

*
Onlarn
hepsi toplanp, sadece

bi^m hu-:urumuta getirilmilerdir. (Elmalk

Hamdi
Elbette onlarn

Ya':^r)

(kyamet gününde)

karam f^da ha^r bulunacaklar.

(Diyanet)

Huzur, kulun kalbine gelen eye dair özel
Böylece kul o

bir dikkat demektir.

ey

ile

hazr
her

(onun bilincinde) olur.

Bu esnada

dikkatin
(gajbet)

yöneldii eyin

dnda

eyden

habersiz kalmak gerekir

(Hut^urgaybet halinin t^dddr.)

nsan

hangi nefesinde öleceini bilemez.

nsan

bir gaflet halinde

ölebilir;

bu durumda huzur halinde ölen kimseyle denk
yani kalbin bilinciyle

deildir.

Evlâdm! itmek ancak huzur,

mümkün

olabilir

^^^

efik Can, Konularna
Neriyat, 1997,
c.

göre

açklamal Mesnevi

Tercümesi,

stanbul:

Ötüken

3-4,

s.

95-96.

Huzur, halktan habersiz

kaldnda

(gaybet)

kalbin

Hak

ile

hazr

olmasdr (Hakk'n farknda

olmas, hu^ur bi'l-Hak)

Görüldüü
gözüken
ortaya

gibi

huzur kalpte gerçekleen ve

etkisi

uzuvlarda

bir dikkatten ibarettir

ve yaratklarda farkl mertebelerde
olabilecei,

çkar:

Bu balamda huzur tam
çkabilir.

eksik

veya

kapsaml veya dar olarak ortaya

Hiç kimse Allah' farknda olmadan zikretmemitir. Dolaysyla ya
her

eyden yüz çevirmekle tam huzur vardr veya o esnada baka

eylerle ilginin sürmesiyle huzur vardr

Meryem gördüü eyden
gücüyle
(cem-i

(Cebrail) kendisini

korumas

için

bütün
için

himmet) Allah'a

snmtr.
gelmitir.^^^

Böylece

Meryem

Allah'a dair

tam huzur meydana

Huzur
huzur

hali

(el-Muhâdara); Kalbin

burhan

(delil,

isbat)

kesinliiyle

bulmasdr.

Kâânî'ye

göre

muhâdara,

sahip

olduklar

hakîkatierle birlikte ilâhî isimlerin

komuluudur^"^

Kyamet
kyameti
ikinci

üç

ksmdr.

Biri

küçük kyamet; insan öldüü zaman

kopmu

demektir,

kyamet, sûr üflendii vakitte bütün mevcudatn dalmasdr.
ise,

Üçüncü kyamet

ikinci

defa sur üflendii

zaman herkesin kendi
dirilip

cesedinde ve hesab görülmek üzere

maherde

toplanmasdr

ki

orada ne olacak ve bulacaksak, bunlar kendi amellerimizin neticesidir^^

Kyamet gününde
nefesleri

sûra

üfürülecektir.

Sûr,

içinde

mahlûkatn

saysnca

delikleri olan

boynuz eklinde
gayolur

bir mahlûktur.

Sûrun içinde her

varln
onun

bir delii

olduundan, evvelce
(mest olmak).

düüp

ölmemi

varbklar

sesinin tesiriyle

^^^

^2°

321

Suad el-Hakîm, Ibnü'l Arabî Sözlüü, çev. Ekrem Demirli, stanbul, Kabala Yaynevi 2004, s. 305-306 Abdürrezzak Kâânî, Tasavvuf Sözlüü, çev. Dr. Ekrem Demirli, stanbul, z Yaynclk 2004, s. 496 Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000, s. 194.

EY insan
189

Sûra üfleyen srafil
bir safta bulunur.
gelecektir.

(û.s./dir.

Ruh

bir safta (taraf, yer), melekler

dier

Emr-i

ilâhî

ve melekler buluttan gölgeler içinde

Sûra halkn baylp

dümesi

için

üfürüldükten sonra tekrar

dirilip

kalkmalar

için

de üfürülecek ve insanlar bundan sonra Hakk'n

kendilerinden neyi

murâd ettiine bakp bekleyeceklerdir^"

Nitekim, kyamet gününde Allah: "Ey kullarm!" diyecektir, "bana
hediye
olarak

hangi

güzel

ve

iyi

davranlarnz
sarf ettiniz?

getirdiniz?

Ömrünüzü neye
yaptnz?
Size

ve nereye harcadnz? Size nimetler verdim, ne
nereye
Size

kuvvetler verdim,

akl

verdim ne yolda kullandnz?"

Kyamet
(dinin

günü, Hakk'n huzuruna
için

iletilmesi gereken,

îman, amel
(sevgi)

emirlerini yerine getirmek

yaplan

i§)

ve muhabbet

hediyelerinden

mahrum,
iki

eli

bo, imansz
için

bir

ruhun

urayaca
devletler

dehet büyüktür. Her
Allah'mn
huzuruna

dünya

saysz nimet ve
ruhun

yaratan Allah'n, gerçi kuldan gelecek hediyeye ihtiyac yoktur. Fakat

yükselecek

bir

ibâdet

ve

îman

sermâyesine sahip

olmaa

ihtiyac büyüktür.

Hesap gününde insan olarak yaratlm bulunmann
(tefekkür)

ükrann
olmamak
eli

ve

karbn

ödeyebilmek
ilk

için,

daarc bo
misafiri

gerektir.

Allah'n huzuruna
olmaz.

yaratldmz

ekilde çplak ve

bo

dönmek
alabilirler.

Günün

birinde

Hakk'n

olacaklarna

inanmayanlar, onun ebed

mutfandan ancak

ate, kül ve toprak

Uykudan ve oburluktan kaçp
(mahsûl, tahl)

bir temiz

gönül ve bir

manevî zahire

biriktirmemi; ibâdetten lezzet
va\ geçmek) ve
eder?^"^

almam,

oruç tutmaktaki
nasibedâr

feragat

(fedakarlkla

bekleyiten

olmam

kii âhirete neyi

armaan

'Yer, dehetle

sarsld, yeryü^ arlklarm darya
o gün,

çkard

ve

insann
etmesiyle

"Buna ne oluyor?" dedii ^aman; ite

Kabbinin ona vahiy

^22

Ahmed
Ken'an

er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz

(haz.),

stanbul:

Erkam Yaynclk,
^-3

1995,

s.

176.
s.

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyati, 2000,

464.

190

(toprak,

insanlara)

kendi
(ve)

haberlerini
f^erre

anlatr

Kim

^erre

kadar

iyilik

japmijsa, onu görür;
(Zilzâl, 1-8)

kim

kadar kötülük yapmsa, onu görür"

buyurulur.
otlar,

Toprak, diken,

aaçlar, talar ve yeryüzünde her
tâbi olarak dile gelir,
söyler/^""^

ey

o

ilâhî

vahye (Allah'n hitab)

her sözü, her srr, her

haberi derin bir açklkla

Kyamet günü,

her jeyin

Hakk 'a

ar^ (sunmak) edilecei gündür.
temi^ ve /ataletli
kijiler,

O günde,
kendilerini

insanî vakfelerini

yapmij

olanlar,

göstermek

isterler.

O

kendini gösterme gününde, kötü

i^ler yaparak

yüzerini

karartm kifiler,

artk

kendilerini î^eyemeyecekler ve re^l olacaklardr.

Güne§
elbette

gibi parlak

yü^ü olmayan

ve

günahlarla yüzerini
için gecenin

karartm
ile

kipler

kendi

kirliliklerini

göstermemek

karanl

perdelenmek,

giî:(lenmek isterler.

O

günahkârn diken

gibi olan vücûdunda bir gül yapra bile yoktur.
ve

Bu

sebeple ilkbaharlar,

gülyetitirmeyen dikenlerle dolu fidana

onun gizledii

srlara

dümandr.
baltan

Fakat

aja

gül gibi

ve süsen çiçei gibi

gü^el ve hof olan kip

için

bahar, görür ve gösterir iki göldür.

Manâsm
oturmak

vefaydas-:^ olan diken, gül bitirmediinden, gül bahçesinde yan gelip
için güt^

mevsimini
ister

ister.

Gü^

mevsimini

ki,

o

mevsim, gülün gü^lliini örtsün, giesin de

kendinin çirkinliini,
rengini,

aybn

kimseye göstermesin; böylece sen ne bu gülün

gü^e iliini görürsün, ne de dikenin çirkinliini
için

Büyürdendir ki gü^ (sonbahar) mevsimi, diken
o mevsimde,

bahardr, hayattr; çünkü

kara

ta^layakut bir görünür.

324

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealu Neriyaü, 2000,

s.

480.

EY insan
191

A.ma
görür.

bahçvan, gül müdür, diken midir?

Bunu gü^ mevsiminde

de bilir ve

Onun görücü

cümle âlemin görücünden üstündür
ibarettir.

Zâten dünyâ, ondan
kiidir.

O, kendinden geçmi, gerçee dalp gitmi§
de,

Geri kalanlar, hep ona baldrlar. Gökteki jldiî^^lann hepsi

Ay'n

cüzüdürler.

Gülsü^^ dikenler gibi bahardan
geliyor, diye sevinirler.

korkmayan gü^l çiçekler, müjde, müjde bahar

Çiçek, parlak bir

^rh giyinmi gibi kalp dökülmedikçe,

meyveler

varlklarm

naslgösterebilirler?
Çiçekler dökülünce, meyveler

ba gösterir; beden
Meyve
de

de

krlnca

can

ba gösterir.
bir müjdecidir,

Çiçek ekilden, suretten

ibarettir.

mânâdr. Çiçek

meyve

ise

Allah 'in

nimetidir.
belirir

Çiçek dökülünce meyve

O dökülüp kaybolunca meyve çoalt^^^

^25

efik Can, Komdanna
Neriyat, 1997,
c.

göre

apklamal Mesnevi

Tercümesi,

stanbul:

Ötüken

1-2,

s.

185-186.

192

-33(Bu hususta) ölü toprak onlar için mühim bir delildir. Biz ona yamurla hayat verdik ve ondan dane çkardk. te onlar bundan yerler. '^e âyetün lehümü'l-ardu'l-meytetü ahyeynâhâ ve ahracnâ minhâ habben fe tninhü ye'külûn"

*
Hem
bir delildir onlara ölü toprak. Bif^ ona hayat verdik ve

ondan taneler

çkardk dayiyip

duruyorlar

(Elmalk Hamdi Yattr)
delildir.

(Bu hususta) ölü toprak onlar için mühim bir
verdik ve ondan dane

Bi^ onayamurla hayat
(Diyanet)

çkardk, ipe onlar bundan yerler.

Hub
"tohum
ve

kelimesindeki

Ha

ve ba kökü, "sebat ve lüzum" ya da

çekirdek"

anlamndadr.

Lüzum,

"sevmek

ve

muhabbet" demektir. Habbe, ölü toprak olan vücûdumuzda,
Allah'n hub
(muhabbet)
tecellîsidir.

Habbe

(tohum)

kelimesinin
zahir

çoulu

olan

Hab,

beerî

fiillerden

Allah'n

irâdesinin

olmasdr.
Canhhk, büyük bir kimya molekülüne yüklenmi matematik
bir

programdr.
kimyasal

Toprakta
(ifade)

önce
ile

azot

bakterilerini

yaratt.

Bunlar

tabiri

sentez labaratuvarlandr. Yani havadan

azotu alarak, ondan eksi deerli bileikler hazrlar. azotu
hâlâ

Bu

bakteriler,

çözemediimiz
getirir.

bir

metodla indirger ve
suya,

hidrojenle

birleecek nitelie

Bu yüzden

yamura ihtiyac vardr.

Ölü topran canlanmasn yamurla müahede etmemizin nedeni budur. Toprakta ikinci tür bir bakteri grubu da, ald ilâhî program
gerei
analiz grubudur.

Topraa düen

her eyi parçalarna ayrarak

sentezci mikroplara hazrlar. Böylece toprak adetâ uçsuz
bir

bucaksz

kimya ehrine benzer.

EY insan
193

Bir

gram topran su

dnda kalan ksmnn büyük çounluu
edilir.

canl

mikroplardr.

Botanik biolojisinde toprak, tümüyle canb bir yap kabul
toprak:

Yani

Arzda hayat

baladndan

beri

canl bir varlktr.
kerîme,
ikinci
ilk

Yorumunu yapmaya
hayâtn

çaltmz

âyet-i

ksmnda

devamnn

prensibini vermektedir.

Canlü

kez toprakta

hazrlattktan sonra, ondan canl için iskelet
bitkiler yarattk,

yap maddelerini tayan

buyuruyor.
âyette

Bilindii

gibi,

bahsedilen

taneler,

bir

yandan

bitkinin

tohumlardr,
ibarettir.

bir

yandan da komple card hücre maddelerinden hayatn tüm temel maddelerini
bir

Bu

taneler,

bütün

halinde temsil etmektedir.

Böylece

bitki hücresiyle

hayvan hücresinin yap

tamn

ayn olduu

vurgulanm olmaktadr.

Fark, özellikle kader programlarndadr.
biri:

Ayet-i kerîmenin en önemli hikmetierinden

Allah'n emriyle
yataklk

canhlk

kazanan

topran

aym

zamanda

canblara

yapmasdr.

Özellikle âyetin ikinci

ksm bu srr beyân eder.

Döllenmi yumurta, üç yoldan gelimektedir:
Toprak altnda
(tüm
bitkiler),

Yumurta

içinde

geHme

(hayvanlarn hüyük çounluu),

Ana rahminde.
Ashnda

canlmn hayat bulmas aym amac tar. Döllenmi yumurta, yeni canly meydana getirmek için bir bekleme ve geHme süresine ihtiyaç gösterir. Biyolojik açdan bu süreç, tohumun, dolaysyla döllenmi yumurtamn üreye üreye yeni canlnn eklini alma sürecidir. Bu süre içinde tohum korunmaya muhtaçtr ve çevreden, bugüne kadar çözemediimiz baz kimyasal maddeleri, elektrik açsndan farkl iyonlar almak zorundadr. Bu
bilimsel açdan, üç yoldan da

arada

programlanm
Hakk
bu

olarak hayata doacaktr.
âyette,

Cenâbhayat

topraa
özelliini

bu

özellii

verdiini

vurgulamaktadr.

Topran bu

örnek alrsak, tanelerin

bulmas

gösterilmitir.

194

Aslnda

topraktaki

bu hassa

(özellik)

maherin de önemli

bir

hikmetidir.

Maherde

dirilme emri gelince; -ki

bu

bir

matematik programdr-

ite o zaman âyetin srr bir kez daha açlacak, ölenler
dirilecektir.

annda

Bu

âyet

ayn zamanda Hz. Adem'in beden yönünden topraktan
iki

yaratlndaki hikmete de

noktada iaret saylr. Bilindii gibi Hz.

Adem'in balçk kvamnda topraktan yaratld Kur'ân'm beyândr.
Burada önemli olan Allah'n topraa Hay esmasnn srrndan
vermesidir. Allah,

canlla vasta
canly hayata

hem topraa hayat ve canllk vermi, hem onu klmtr. Yani toprak, anne rahmi gibi, döllenmi bir

iletir^"*^

"And

olsun biz insan, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp
bir

çkarlm
karargâhta
bir alaka

çamurdan) yarattk. Sonra onu emin ve salam
(Rahimde) nutfe haline
yarattk,
getirdik.

Sonra nutfeyi (meni)

derken o alakay (ba) bir mudga yarattk, derken o
(et

mudgay
teekkül

parças)

bir

takm kemikten

yarattk,

derken

o

kemiklere bir et giydirdik, sonra onu dier bir yaratk olarak
ettirdik.

Yapp

yaratanlarn en güzeli olan Allah, pek

yücedir" (Mü'minûn, 12-14)

"Ey

insanlar!

Eer

öldükten sonra dirilmekten jüphede ienip
için

(bilin ki)

ne

olduunu^

siî^e

açklamak

^üphesi^

biî^

si^ topraktan, sonra

nutfeden,

sonra bir alakadan sonra

yaps
si^,

belirsi^ bir et

parçasndan yaratmndr.
sit^ bir

Dilediimi^
olarak

belli

bir süreye

kadar Kabimlerde tutan^ Sonra
olgunluk

çocuk

çkartn^

sonra

çana

erijmeniîi

için

brakn^
Bir de

bununla beraber kimini^
bir jey

öldürülür, kimini':^ de önceki bilgisinden sonra, hiç

bilmemek

ü-:^re,

ömrünün en fena

^manna

ulatrlr.

yetyüt^ünü görürsün ki kupkurudur; fakat bi^ onun ü^rine su indirdiimi':^
flaman, harekete geçer,

kabanr ve her gülsel çiftten

bitkiler bitirir. "

(Hacc,

5)

^2^

Haluk Nurbaki, Kur'ân- Kerim'den Ayetler

ve ilmi Gerçekler,

Ankara: Diyanet

Vakf

Yay., 2001,

s.

71-76.

EY insan
195

Tefsirlerde genelde diri ve ölüden birbirlerinin

çkarlmas 4 ekilde

açklanmtr

;

Nutfeden insan ve ha}"vanlarn; insan ve kakavanlardan da
nutfenin,

Mü'minden

kâfirin; kâfirden

mü'minin,

Kuru

bir

tohumdan yeil

bitkilerin, bitkilerden

tohumun
"

Yumurtadan ha\^ann; hayvandan }amurtann çkarlmas.
Arz,

kendisinden

yaratlm bedenimizle
ortaya

üzerinde

yaadmz
toprandan

âlemdir.

Oras rzklarn
âlem
olsa

çkt

mekândr. Arz, üzerinde
o
âlemin

yaadmz

da

bnü'l-Arabî

yaratldmz, ondan geldiimizi, ve içinde bulunduumuzu, dolaysyla da o olduumuzu asla unutmaz Insamn bedeni veya
cisimsel yönü, içinde
arz
(yeryü^ü),

yaad bir arzdr ve böylece insan bedeni ve
mazmun
(mana,

tek bir

kavram) haline geür.

Bu
yer,

mazmun bnü'l

Arabi'nin arz

hakknda söyledii rzklarn

ortaya

çkt

mekân

ifadesinden anlalr.

Rzklarn
deildir^"^

ortaya

çkt

âlem ve insann bedeninden
Hz. brahim'in babas

bakas

kâfirdi

ve put yapard. Kâfirden mü'min

çkmas, ölüden

diri

çkarlmasdr. Sebepler bahanedir, ii yapan ve
bilmeleri için

yaratan Allah'tr.

nsanlarn bunu

gam

ve kederin

karnndan ne'e ve saadet peyda
Ölüden
diriyi çekip

eder^"^
bulur.

çkarnca

ölen,

domjolu

Ol ki hiç
A.llah,

hir §eje ihtiyâc

olmayan

diri

Tann, ölüden

diri

meydana getirsin.

bu ölü bedenden meydana bir diri getirsin.

^2^

Hüseyin Güllüce,
1999,
s.

Yjir'ân Tefsiri

Açsndan

Mesnevi, stanbul:

Ötüken Neriyat,
Kabalc

255.
ibnü'l

^"^

Suad el-Haldm,
yay. 2005,
s.

Arabi

Sö-:(lüü, çev.

Ekxem

Demirli, stanbul,

79

^29

Sultan Veled,, Maarif, çev. Meliha
s.

Anbarcolu, Konya: Altunar

Ofset, 2002,

203.

"

196

Kîj olursan babann gelijini, gece kesilmen gündü^^n oluunu görürsün.

Dallar ve yapraklar

topran hapsinden çknca, balarn
olur.

diker,

rüzgârn ei ve yolda
olunan)

Su ve toprak içinde mahpus

(haps

bulunan canlar

ki

cismaniyet ve nefsaniyete

bah

demektir.

Bu ballktan
noksansz

kurtulduklar

zaman

gönülleri

ad

olarak

Hakk'n

ak

ve muhabbet havas içinde raksa geHp, bedir halindeki ay gibi
olurlar.""^

l>^efs skidir, ince eyleri bilir. Bilir

ama deil mi ki

kblesi dünyadr, onu

ölü bil seni

Tann'nn

vahiy suyu bu ölüye isabet

etti

mi

ölü topraktan bir diri î^uhûr

etti

ihtiyâcn^ bu

u^n yoldan
verdik.

gidereme:(siniî(.

Bi^ srlarn srrn topraktan
onun huturuna gelin.

yaratlan kulumu^^a
senin

Hâin
bitirir

degilseni\
'

O klavu^

toprandanyeillikler

Kalb-i arz, hayetullahtan (Yücelik

karsnda

duyulan gönül titremesi)

hâsl olan

gdas olan ibâdet tohumu ekilirse, o kalbden hikmet menba' kaynar, evk ve ak yemii verir, mükâefât (bir hususu keifyolu ile anlama, bilme)vc müâhedât (keif

gözya

ile

sulanr ve ruhun

yolu

ile

seyretme) tecellî

eder

Ey

talip!

Lâzmdr
zillet

ki,

dâima tövbe ve zârîde (alayp
(acî^ni bilme)

suçlama)

olasn

ve kendini

ve meskenette

mtasn.

Eer Adem
inleme)

evlâd
(inatç)

isen,

edebi muhafaza edip blis, yani eytan gibi serke
(gönül)

olmayasn ve derûn- dilden

ahu nâle (alayp
ile

klp, gönül ateinden göz yalar dökesin ve derûnî âh
gibi gürleyip

gökler

ve bulutlar gibi

alayp beeriyet arzn

(vücut

topra)

330

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Milli
Rifâî,

Eitim Basmevi,

1991,

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl c. 5, beyit. 549- 551-552
s.

331

Ken'an
185.

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyati, 2000,

184

-

332

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Mülî
stanbul: MiUî

Eitim Basmevi,
Eitim Basmevi,

1991,

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl c. 4, beyit. 1656-1657
Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarh c. 4, beyit. 3329-3330
c. 6, s.

333

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

1991,

33'*

emseddin Yeil,

Füyû-:ât,

stanbul: Yeil Yaynlar, 1984,

245.

EY insan
197

sulayasn ve bu suretle muhabbet günei kalbinin yemileri
gülleri
ile

ban

hikmet
marifet

süslesin ve istidad (kabiliyet) tarlasna

dodukta

ve hakikat sümbülleri zuhura gelip açlsn ve gönlün bülbülü
(nefeli)

âd

ü handan
(nefes

olup cemâli yâr gülzârna
"^

(^ül bahçesi)

kar dem

çekip

alp) ötsün..

Topraktan a§at

msn

ki? Toprak

bile sevgiliyi

bulunca bir baharjütünden

jü\ binlerce çiçee

kavuktu.

O yaj

aaç,
^''

sevgiliyle

bulujunca ho§ bir hava yükünden bapan

ayaa açld,

donand.^

Tann

diyor ki:

'Topraa

nice

tohum ektim, insan da topran

bir

to^ndan

ibaretti,

onu ben yükselttim.
et de

Yine bir hamle
beylere

kendine

toprakl

sfat edin, alçall Ben de seni bütün

emiryapaym.

Suyukardan

aaya akar da sonra aadanyukarya akar.
dibine gider de

Buday yukardan ajayayerin
,

ondan sonrayerden ba§

çkarp

yükselir.

Her meyvenin tohumu yerden
Sadr- Cihan, bu
kendine gelir diye

biter de

ondan sonrayerden ba§
âpk, ona ben

verir^^^

nefesi kesilmiç
elini tuttu.

nefes

batlaynca

dirilir,

â§kn

'Bu bedeni

ölü,

bu can uyank âjik, benimle

dinliyor.

u

halde

o,

benim

canm... banayü^ tutuyor.

Ken'an
336

Rifâî,

Mesnevi Hatralar,
s.

Kâzm

Büyükaksoy

(haz.),

stanbul:

nklâp

Kitapevi, 1968,

190.

^^^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl (haz.), stanbuk Millî Eitim Basmevi, 1991, c. 2, beyit. 33-34 Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl
(haz.),

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

1991,

c. 3, beyit.

455-459

.

198

Ben onu hu candan

yücelteyim,

bu cana muhtaç olmasn.

Ona

bir can

batlayaym da ihsanm (ba§) onunla görsün!"
A.^k, vuslata
topraktan da

çanldm

duyunca java§ yava
bile

kmldanmaya

balar.

A.§k

aa

deil ya. Toprak

sabah

rü^ânnn

ivesiyle yeiller

giyinir, yokluktan

ban kaldn^^^
içine

Karde, yoklukta varlk nasl olur? Zt, ^ttn
"Ölüden
diri

nasl girer,

sr?

çkarr" hükmünü

bil

Yokluk

ibâdet edenlerin ümididir.

Yokluk,

Tann sanatnn

hazinesidir.

Ondan an

be

an ihsanlar

gelip

durmadadr.

Tann
o

esiî^ ömeksi-:^ eyleryaratp

durmadadr.

Esi^

ömeksit^ eyleryaratan

Zât'tr ki bir asl, bir

dayana olmad

halde fer'i (parlaklk,

k) yaratr,

iî^hâr eder

(aça çkartmaf^'^

Suret (vücut, beden) buysa,o ruh nedir? O, o ruhsa

u suret kim?

Her ikisi de
Ruh

O 'dur.

Fakat mahsûlün asl

tanedir.

O saman çöpüferidir.

bedensifi bir

iyapama-:^

Kalbn

da ruhsuz^ sour, donar.

Kalbn meydandadr
düî^elmitir.^'^'^

da cann

giî(li

Alemin

sebepleri

de

u

ikisinden

Dünyay

i^hâr etmekteki hikmet,

Tann 'nn

ilmindekileri it^hâr etmektir.

^^^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: MilH

Eitim Basmevi,
Mesnevi, çev.

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl 1991, c. 3, beyit. 4677-4679, 4687Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl
1991,
c.

^^"^

4688 Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,
Mesnevi, çev.

5, beyit.

1018-1019, 1024-

1025
^^•^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl
1991,
c.

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

5, be>it.

3419, 3421, 3423,

3424

EY insan
199

Bu

araklar

(ibaret)

neden

doara

Suretlerden.

Ya bu

suretler

(aslnn

görüntüsü) neden vücûda gelir? Düüncelerden.

Bu

cihan,

Akl-

Küll'ün bir düüncesinden

ibarettir.

A.kl, padiaha benler,

suretler de peygamberlere.

Meyveler, gönülde evvelâ vücûda gelir de sonunda fiile çkar.

Gerçi dal, yaprak ve

kök

evveldir

ama onlarn

hepsi meyve için vücut bulur}^^

Onun
bilir.

için

Peygamber bunu anlatt, dedi ki:

Kim

kendisini bilirse

Tanrsn

Bajkayok,

bu,

bu kadardr deme.

Daha arayp

isteyesin diye ihsan etmitir.

Bac
verir.

bostamndaki fidanlarn, mahsulünü

bilesin

diye

sana bir kaç elma

Budayc alcya
42

bir avuç

buday

verir

ama ambanndakini anlasn

diye verir.

341

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

Veled zbudak, Abdülbâld Gölpnarl
1991,
c.

stanbul: Milli

Eitim Basmevi,

2, beyit.

994, 977-978, 971,

973
342

Mevlânâ Celâleddin Rûmi, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbâki Gölpnarl (haz.), stanbuk MiUî Eitim Basmevi, 1991, c. 5, beyit. 2114, 2116-2118

200

-34BZ, yeryüzünde
nice nice

hurma

bahçeleri,

üzüm balar yarattk ve
^*ye

oralarda birçok

pnarlar fkrttk. ce^alnâ fîha cennâtin min nahîlin ve â'nâbin ve feccernâ fîhâ mine 7- 'uyun "

*
B/i^ orada

hurmalklardan, üî:(üm balarndan bahçeleryaptk,

içlerinde

pnarlardan sularfkrttk (Elmalk
Biî^ jeryüî(ünde nice nice

Hamdi

Yat^r)

hurma

bahçeleri,

üt^üm balanyarattk ve onlarda

bir çok pnarla fkrttk. (Diyanet)

Hurma aac
Hz.

hakikatte bol meyveli

slâm aacdr.

343

Muhammed

(s.a.s.Jç:

hurma dal "Beni
o
biricik

öylesine

yok

et ki

sende

ve senin Allah'nda

fâni,

nur içinde ebedî olaym." Bir

hurma

aac

bu

geçici

dünyay istemeyip kâmil insan derecesine

ulamay diledii için Peygamberin efaatine mazhar olabiliyor Hurma aac sonunda nice Hak yolcusunun varamad bir irfan ve
hakikat rütbesine
eriti^"*^

Dert daima insana yol
içinde

gösterir.

Dünyadaki her i

için, bir

insamn
o ii

ona

kar

bir

ak,

bir heves, bir dert olmazsa, insan

yapmaz ve o i
dünya,

dertsiz,

zahmetsiz olarak ona müyesser olmaz, ister
ticaret,

ister âhiret, ister

ister

ister

padiahlk,

ister ilim,

ister

astronomi ve

daha baka ilerde olsun hepsi

için

bu

böyledir.

Ken'an ^^ Ken'an
^'^^ ^"^5

Rifâî, Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaû, 2000, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000, erhli Mesnevî-i erif stanbul: Kubbealt Neriyaû, 2000,

s. s.

193.

307.

Ken'an

Rifâî,

s.

310.

EY insan
201

Meselâ Meryem'de
Kur'ân'da;

doum

sancs olmadan o baht aacna
bir

gitmedi.

Dourma
etti

sancs onu

hurma

aacnn kütüüne
gibi

dayanmaya sevk

(Meryem, 22) buyurulduu

onu o

dert,

aaca götürdü ve kuru aaç meyva

verir bir hale geldi^'*^

Üzüm

ve hurma Hayy (daim

diri)

srrm beyan

eder. Tasavvufta

hurma sabr, üzüm ecaati

(yiitlik,

kahramanl)
ereflisidir.

temsil eder^"*^

Üzüm,
ilk

meyve

türlerinin

en

lk

ortaya

çkan
tad

filizlerinden,

son haline kadar kendisinden faydalanlr. Filizinden
iplikler

zamanlar incecik yeil

çkar

ki

ekimtrak

lezzetli bir

vardr.

Ve bundan yemek yapmak da mümkün
bu da gerek

olur.

Sonra koruk

çkar

ki,

hastalara ve gerek salamlara da

ho

bir

yiyecektir.

Bundan

ince zevk, safrallara faydal uruplar da yaphr.
ki,

Yemeklere konacak eki de kaynatlr
lezzetlilerindendir.

ekili

kaynatlmlarn en

Tam üzüm
mümkün

olunca da yemilerin en tatbs, en
asarak bir sene veya daha çok
olabilir.

itahbsdr.
biriktirip

Ya

üzümü askya

saklamak da

saklanan yemilerin en tatbsdr. Sonra

Ve bu gerçekten biriktirilip üzümden yenilecek dört ey

yaplr: Kuru üzüm, pekmez, sirke ve arap.
çekirdeidir.
yaparlar ki
(Gerçekten

Üzümün

en güzel eyi
(bileimler)

Doktorlar

bundan

bir

takm

terkipler

zayf ve nemli mideler

için

çok büyük faydalar olur

^amanm^

doktorlar da üî(üm çekirdeklerinin çineyip e^erek
etmekte bununla

yemek artyla faydalarnn çok büyük olduunu beyân
ittifak

(hem fikir)

halindedirler)

Hâsl üzüm

"yemilerin sultam"

denmesine deer
Kur'ân'da

bir meyvedir.

üzümün

zikredildii

dier

âyetier de

unlardr:

^'Çardakl ve çardaks:^
ekin(ler)i,

(ü^m)

bahçeleri,

ürünleri çeçit çejit hurma(lan),

^tinleri, narlar -birbirine benler ve ben^eme^ biçimde- yaratan

hep

O 'dur.

Her

biri

meyve verdii ^aman meyvesinden yiyin, hasat günü
verin;

hakkn

(sadakasn)

fakat israf etmeyin; çünkü O,

israf edenleri

sevme!(!" (En'âtn, 141)

^'^^

34^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Ffbi Mâ Ffh, çev. Meliha Ülker Târkâhya, stanbul, Milli Eitim Basmevi, 1985, s. 33 Halûk Nurbaki, Yâ-Sfn Suresi Yonmu, stanbul: Damla Yaynevi, 1999, s. 5051.

202

'Tdurma aaçlarnn meyvelerinden
edersini^'

ve ü-:(ümlerden de içki ve gü-:(el

m^k

elde

(N ahi, 16/67)
ve üî^ümlerden oludan bir bahçen olmal.. " (Isrâ,

"Yahut senin hurmalardan
91)

"Onunla

si-:(e

ekin,

-a^tin,

hurma,

üî(ümler

ve

her

çe§it

meyvelerden

bitirmektedir" (Nahl, 11)

"Onunla

si^e, içlerinden sit^n için bir

çok meyveler bulunan hurma ve

ü^m

bahçeleriyaptk "

(Mü'minûn,

1

9)

Üzümün

lâtince

ad, Vitis Vinifera'dr.

Üzüm asmasnn

glukozca

Kuzey Amerika'nn güneyinde, Güney zengin olan Avrupa'da, spanya'da, Fransa, italya, Türkiye ve Kuzey Afrika ülkelerinde yetitirilmektedir. Ülkemizde özellikle Ege bölgesinde
meyvesidir
yetitirilen

üzümler mehurdur.
en önemli maddesi bol miktardaki glukozudur
asidi
ile

Üzümün
Ayrca

ihtiva ettii

elma

ve

Hmon

tanen,

sodyum,

potasyum,

magnezyum ve kükürt bulunur. Tbbî faydalar çok kuvvetli bir gdadr. A^^ca idrar arttrc, yattrc ve müshil etkiler de gösterir. 100 gr. kuru üzüm için bir literatürde kalori: 340, protein 3 gr, ya 1
gr,

karbonhidrat 77

gr.

olarak belirtilmitir.

Üzüm büyük
Bu
cihede

bir enerji

hareketinde de enerji

kaynadr. Araba için benzin ne ise insan odur. Üzüm, kalorisi yüksek olan bir gdadr.

üzüm

insana canlhk, zindelik verir. Bedenî ve zihnî gücü

arttrr.

Kan

yapar.

salar.

Vücûdda biriken zararl maddelerin dar atlmasm Yüksek tansiyonu düürür. IVIide ülseri, gastrit, karacier
dalak
hastahklar,
giderir.

hastahklan,

romatizma ve mafsal iltihabnda

faydahdr.

Kabzl

Kalbi kuvvetlendirir.

Kam

temizler.

Hamilelerin mide
devresinin kolayca

bulantsm

önler. Cilt temizliini salar.
olur.

Nekahat

adatlmasna yardmc

Üzümde önemli bir vitamin C vitaminidir. C vitamininin kimyevî ad askorbik asittir. Skorbüt hastabm da önleyen bu vitamindir. Bu
hastabk

di

ederinde

kanama,

iltihap,

dilerin

dümesi

ve

kanamalarla kendini gösterir.

Ar

ekilleri olmakla beraber hafif

EY insan
203
ekilleri oldukça

madde,

C

vitamini

vitamini bir

sk görülür. Hücreleri birbirine balayan yapkan yokluunda erimeye yÜ2 tutar. Bu bakmdan C binann yap talar arasna konan harca benzetilmitir.
eksikliklerinde

C

vitamini

eklemlerde

küçük

kanamalar

olur.

solgunluk, umûmî dermanszlk, sinirlilik ciltte Üzümün yorgunlua iyi gelmesi, kalorisinin yam sra içindeki C vitaminindendir. Zindelii veren bir baka madde üzümün içindeki A vitaminidir. Sinirliliin giderilmesinde C

Bundan baka

görülür.

vitamininin rolü
vitamininin

olduu
birinci

gibi yine

üzümün

içinde olan

Bl ve B6
yeri vardr.

yan sra kalsi^om ve fosforun da mühim
husus olarak

Üzüm

yemekle

(vitaminler sayesinde)

solgunluk

olmayacaktr, ikinci husus,

C

vitamini sayesinde

kanama odaklar
(olumsu-:^

bulunmayacak, üçüncü husus olarak

A

ve

C

vitaminleri sayesinde

mikrobik hastalklara ve bunlarn vücutta
görüntülere rastlanmayacaktr.

yapaca menfî

Üzümde bulunan
(gelitirilme)

A

vitamini,

fotoraf klielerinin developmanna

yarayan maddelere benzer
en

Göz erguvan denen
yklmasna

ve

retina

(göf^ün

a

tabakas) tabakasnda bulunan

maddenin

mütemadiyen

(sürekli)

yeniden yaplamp

A

vitamini

yardm

eder.

A A

vitamini cildin ve

mukoza zarlarnn shhad
korunmas,
için

için

lüzumludur.

Bu

uzuvlarn

mikroplardan

dolaysyla

mikroplarn

yerlemesinden masun kalmas
vitamini

A

vitamini

lâzmdr. Bu sebeple
Zindelik

hava yoUar ve hava

ihtiva

eden boluklarn baz

intanlarna (mikroptan gelen

bulac

hastalk)

kar

iyi gelir.

verme

bakmndan

A

vitamininin

göze

olan

faydasn

da

söyleyebiliriz.

Kalsiyum ve fosforun
arzedilen zindeliin

sinir-kas

fonksiyon rolü

olduu

için

yukarda

meydana gelmesinde

roUeri vardr.

Üzümde Bl

ve

B2

vitamini de bulunur. Eksikliinde dilde, dudakta,

az kenarlarnda iltihap, deri ve göz hastalklar olur^"^"
Üzüm
fakat

henüz korukken

(ham, ekfi üî^m) içindeki suda ekilik vardr,

kzarp oldu mu, aym
Davud Aydüz,

su

hem

tad,

hem

lezzet,

hem

rayiha

^"^^

Prof. Dr.

Kur'ân-t Kenm'de Besinler ve ifa, stanbul:

Tima, 1997

204

kazanr.

Ama ayn üzüm
aclar ve haram

suyu bir küpe konur, önce

ra

(henü^

mayalanmamtj

§arap haline getirilmemi üî^üm suyu)
olur.

sonra arap olursa

yeniden

Böyle bir

haramn

helâllemesi için

de sirke olmas lâzmdr.

Demek
yerine

ki

en temiz Tanr nimetieri, onlarla gdalananlarn
ve lezzetini kaybedebilir.

içlerinin

küpünde

saflm

Olmam kiilerde lezzet
olmu kiilerde tpk duyduu Allah ak ve
iken

ehvet ve çlgnlk olan aym üzüm

suyu,

sirke misâli

cezbesi için

günâhndan syrlr. O kiinin gda ve kuvvet haline girer. Evvelce madde
^'^^

imdi

ruh olur,

ak olur, îmân olur.

Temi^

sohbetiyle o

a^^n, müküller

(^or,

güç) hal olur. Topraktan üî^üm

bile sohbetle biter.

içi dolu tane

kara topraa ular toprakla halvet

eder,

toprakta sohbet

eder.

Kendini toprakta tamamiyle mahveder; nihayet ne san, ne

krm

rengi kalr,

kokusu da mahvolur.

Tamamyla mahvolur kabf^a (sklma
bast'a (ferahlk,

hali) eritikten sonra

kol kanat

açar,

açlma

hali) eriir,

atm sürmeye

balar.

Aslnn

önünde varlndan geçince suret ortadan gider,

mânâs

cilvelenir

Kuyu kaî^an adam
ula.

gibi sen de

adamsan

u

bedenin kuyusunu ka:^ da suya

Takat duru suyun Rabb 'inden

bir ceî^be (coup kendinden geçme) gelirse

kuyu kakmadan da suyerden fknr^^^

iman

ne demektir? Kaynaktan su

aktmak. Bedenden can

gitti

mi

o

cana

"giden-revân" derler.

Can

beden

bandan çö:(üp

kurtararak çayrla, çimenlie salveren hakîm,

349
35^^

351

Ken'an Rifâî, erhli Mesnevî-i eriJ] stanbul: Kubbealü Neriyaû, 2000, s. 377. Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarh (haz.), stanbul: MiUî Eitim Basmevi, 1991, c. 3 beyit. 2066-2070 Mevlânâ Celâleddin Rûmî, a.g.e., c. 5, beyit. 2044-2045.

EY insan
205

Hayatla ruhu ajrdetmek

için

ona hu iki lakab takt, ^unu fark edenin

canna

f'^^

aferin

nsana nurdan bajka
yetijme^ insan.

bir yiyecek yoktur.

O

candan bajka bir

^eyle beslenip

Yemek dediim akldr, ekmek

ve

kebap deil Oul, cana gda

akl nurudur.
can olu§u o

Bu ekmein ekmek

olu^u o nurun aksiyledir (yansma).

Bu cann

cann feyizledir (Allah'n nurunun görünmesi).
Gönülden (külli akln)
bilgi

rma

copu

mu

ne kokar,

ne eskir,

ne de

sararr^

Tann

eserleri

gönüldür,

d§andakilerse ancak ve ancak

Tann

eserlerinin

eserleridir.

Balar

bahçeleryedilikler gönüldedir

Onlarn

letafetinin

aksi ju suya, topraa

vurmu^tur.^^"^

Gönül ovasna

adm atmak gerek.
hu^^ur yeridir.

Dostlar, gönül eminliktir,
içinde gül bahçeleri var.

Orada kaynaklar, gül

bahçeleri

Yolcu, kalbe yürü, orada seyret, orada ge\ dola§.

Aaçlar

var orada, akan

sular var orada.

O dallar,
bi^

meyvalaryapraklarsa anbean "ke§ke kavmimi^ (ayn soydan gelen)
olurdu" diyorlard

bilseydi ne

352

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: MilH

Eitim Basmevi,

1991,

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl c. 6, beyit. 2187-2189
1991,
c.

353

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi., çev.

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarh
4, beyit.

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,
Mesnevi, çev.

1954, 1955, 1958,

1965
^S"*

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

1991,

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarh c. 4, beyit. 1362, 1363, 1365

355

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarh (haz.), stanbuk Millî Eitkn Basmevi, 1991, c. 3, beyit. 514-516

206

Her aaçtan

"A. bahtsî^kijikr, hi:^ gelin,

hi^" diye

ses geliyordu.

Fakat Tanrdan da aaçlara: "Onlarn
jerjok!"
Onlardan
sesi gelmekteydi.

göî^lerini

baladk, onlara snacak

birisi

'buyana gelin
"Bu

de bu aaçlardan faydalann" dese,

Hepsi

birden:

sarho yoksul,

Tann'nn

takdiriyle

deli

olmuj"

diyorlard.

Ey

saf adam, bu aaç, ilim sahibindeki

ilimdir.

Pek yüce, pek büyük

ve

etrafa yaylmij bir

aaçtr

o!

Hatta aaç da ne demek her taraf kaplayan
canllk
ebedi hayat suyu).

deni^gibi âb- hayattr

(dirilik,

Ona kâh aaç derler, kâh günej, kâh
Hülâsa
o öyle jeydir

deni\

adm takarlar,

kâh

bulut.

ki yü:^inlerce

eseri vardr.

Un aalk

hassas sahibine

ebedî bir hayat baijlamasdr.

Tektir

ama

binlerce eseri,

nianesi

var.

O

bire

says^ adlar gerek

357

Allah Teâlâ bu}armutur:
pyledir:

"Allah'tan korkanlara va'dedilen Cennet
içenlere

Orada

temimi su

rmaklar, tad bozulmayan süt rmaklar,

^evk veren ^arap rmaklar, sü^n^e bal

rmaklar

vardr. Onlara orada her
atehte temelli

türlü ürün ve Rablerinden mafiret vardr.

Bunlarn durumu,
kaynar su

kalan

ve

barsaklarn parça parça
olur mu?"

edecek

içirilen

kimselerin

durumu gibi

(Muhammed,

15)

nsanlk âleminde
ki

suyun, sütün,

arabn

ve baln misâli öyledir;

bil

ilim

arayan kimse iUm talebinde suyun denizi aramas gibi
ki su,

olmahdr. Nasl

gece gündüz durmadan ne
çirkin arazi
(isteyen)

da, ne

ova, ne ta,

ne orman, ne de güzel ve

demeden

hepsini geçip denize

kavuur.

te

ilim talibinin

de hiç durmamas, iüm denizine

356

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

1991,

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarh c. 3, beyit. 2016-2020
Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarh 1991, c. 2, beyit. 3668-3669, 3671-

^^^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

3673

EY insan
207

ulancaya kadar matlûbunu

(istenilen,

aranlan

§ey)

bulduu

herkesten

—o kimse eref ve

izzet sahibi

olmasa da- tevazuu

(alçak gönüllülük)

esirgememesi lazmdr. lmi de kendi ruhunu ve
besleyecek faydah bir ilim olmabdr.

baka

ruhlar
besler.

Nasl

ki süt ki

vücudan

lim ve
(içecek

ameliyle bir mürîd-i kâmile
kimse) de, içenini de

komahdr

arap

gibi sakisini
(bilgiye)

datan

sarho eden

bir marifete

eriebilsin.

Ahlâk da

kalblere ifa veren

süzme

bal gibi

olmaldr.

Bir kimse bunlar yani ilmi, ameli, marifeti ve güzel ahlâk kendinde
toplarsa

onun

meclisi cennet olur.

Bil ki Cennet'te

bu dört nehir bulunduu

gibi

müzekkir

(zikrettiren)

ve eyhte de cennettekinin misâli olan bu dört

ey

bulunmahdr.

Bunlardan

biri

eksik olursa

onun

meclisi cennet olmaz.

Çünkü

cennet bunlardan yoksun deildir. Aralarnda tam bir münâsebet
olmazsa,

onun

meclisi

insana

ho

gelmez.

Meclisi
talebi

insanlarn

meyledecei

bir meclis olmaz.

Yani

seyri

ve ilim

ve iHm ehline

tevazuu tam olmazsa ilmi eksik olur, ona meyledilmez. Meselâ ümi

cem eder

(bir

araya toplamak) de onunla

amel etmezse (yaantsna

uygulama^sa) o ilim kendisine fayda vermemitir. Artik

bakasna
olur da

yararh

olmas beklenemez. Ondan fayda umulmaz ve halk da ona

rabet etmez.
kâmil
(ilim,

Hem

âlim,
ve

hem

de ilmiyle âmil (yapan
sahibi)

imleyen)

faslet

hüner

ve

mükemmil

(tamamlayan,

tamamlayc) bir müritten icâzetH bulunmaz, sadece kendi kendine
zâhid (dindar olup irfan olmayan) geçinirse onda da ne kendisine, ne

de

bakasna

bir

lezzet

hâsl

olmaz.

Zîrâ

cem'inin

çrasnda

muhabbet yandrlmamsa onun etrafnda pervane nasl toplanr?
Kendisini büyük bir nimet olan marifet (varlklarn hakikatini
srlan
tefekkür,
ve ilâhî

ke^if ilham yoluyla
ise

kavrama,
bal gibi

gerçei

bilme),

halim

(yumuak)

klmam

onun sözü
bu

göüslere ifâ vermez.
(yönden)

Halk onunla ünsiyet etmez (yaknlk kurmak). Her cihetten
kendisine

meyledilmesi
ki,

için

dördünü

kendinde

toplamas
ki

lâzmdr. Tâ

her yönden kendisine meyledilsin. Nasl

cennet

her milletin arzusudur

ama ona herkes
girebilirler.

giremez.

Ancak mekârihine

(skntlarna)

katiananlar

Çünkü cennet mekruhlarla

208

(islâm

dininde

haram

olmad

halde

hoj görülmeyen

veya

yaplmas

yasaklanan durum, davranp) çevrilmitir.
kolay kolay toplanmaz.

Bu

meziyetier bir insanda

Ancak çok yorulmak, güçlük çekmek,
suretiyle

belâya

katlanmak,

erbabna tevâzû göstermek

elde

edilebilir.

Çünkü Cenâb- Hakk öyle buyurmutur: 'Yoksa
mücahede

si^ Allah aranrdan

edenleri ve sabredenleri bilmedikçe Cennete gireceini^

mi sandm^"

(Âl-imran, 142)
"A.§kn ya^aypnda safa rahatlk nereden olacak?

Çünkü
1

Cennet
,>^

mekârihle

(dertler,

skntlar,

mekruh

olan

peyler)

358

ûef^enmijtr.

Cennette mevcut olan dört rmaktan bal

kimsede

ak
ilim,

bulunan

rma iliii olan iliii ve muhabbet olur. Oradaki süt rma marifet ve irfana sahip olur, orada arap rma
ile ile

ile

münâsebeti olanlar burada Allah'n emir ve

taatiyle

megul

olur ve
ile

bu emir ve

ibâdetleri

zevk ve mestlikle yaparlar; orada su

rma

münâsebeti bulunanlarn da kalb zindelii, sâüh ameller ve
ilerle zinde olurlar, kalplerinde bunlar filizlenir.
^^'^

iyi

Yoksullara ihsanda bulundun, ^ekât
o

verdin, elinle bir
olur.

hayrda bulundun mu,

âlemde bu hayr aaçlk, çimenlik, çayrlk

Sabr suyun
ibâdetten

cennetteki nehirler, cennetin süt

rma sevgin, arkndr.
§evk duyman, sarho olman

^vk alman

bal nehri,

Tann askyla

jarap

rmadr.
o eserlere

Bu

sebepler,

ben^me^ Fakat Tann nasl
Kimse
bilmet(.

oldu da bu sebeplerin

yerine o

eserleri getirdi?

Bu

sebepler

dünyada nasl senin ihtiyarnla, senin fermannla meydana geldiyse,
da
âhirette

o dört

rmak

^üpheyok senin fermanna

tâbi olur.

358

^59

Süleyman Ate, stanbul: Yeni Ufuklar Neriyat, s. 55-56. Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000, s. 420.
Niyâzî-yi Msrî, tfan Sofralar, çev.

EY insan
209

O sfat hu âlemde senin emrindeydi.
Cennetteki
aaçlar,
senin

Cennette de o

rmaklar senin

emrindedir.

fermanna
verdi.

tâbidir.

Çünkü

o

aaçlar,

senin

sfatlarndan yelerdi, meyve

te

kalplerin

huzuru

yaratbn
ile

cennet haline getirmektir.
idrak ettii her

Akl

cenneti irfan cennetidir, akl

mânânn

Allah'a

ulamasdr. Ruhun huzuru bol bol meyve veren cennet bir hayat oluturmasdr. Esrarn ortaya ehâdet makamna yükseliin

çk

cennetidir.

Kalp cennetinde akan nehirler vahdaniyet su}a

ile

beslenir ve asla

ahsî kederlerle kederlenmez, çünkü yakin nuru
o cahil ve ölü olamaz Kalb cennetinin aaçlar

kalbi ihya ettiinden

îmân, çiçekleri vicdan ve yemileri de
cennetinin nehri kudret sütüdür ki
kudretinin nuruyla zuhura getirmitir.

yaradln

nurudur.

Akl

Cenâb- Hakk bunu kendi

Aaçlar hikmet (yaradhnn
idrak),

mânâsm
zihin

idrak), çiçekleri fikret

(düünce,

yemileri de

fitnat,

açkl ve uyamklktr.
Cemâl kefidir
yani
lutfuyla

Ruh

cennetinin nehri. Celâl denizinden olan

yaradln
görmenin

Allah'n güzelliini keifiir. Yani ruh vücut giyip

iVllah'm Cemâl'ini
lezzeti

görmek

ister.

Cenâb- Hakk bu ravzay, cemâli

ve

muhabbet,

çiçekleri

yaradün idrâki ile sular. Bu ravzamn aaçlar evk (cokunluk), yemileri aktr.
Sr ravzasmn müahedesi Aaçlar tevhid (Allah'n birliine
kesilmesidir)

Esrar cennetinin nehri Zât kefidir.

Allah'n Zât'm idrak arabyla

sular.

inanmak)^ yemileri ihlas (samimi ballk)., çiçekleri tefi:iddir (her halde

Allah 'a balanp, her peyden kalben alâkann

Bunlarn cümlesi yokluk ve
murakabededir
(iç

hiçlik ehlidir.

Bunun
sahibidir.

için

uhud

ehli

âleme dalp ö^nü, Allah ' düünme).

Keif ehli

(idrak

edilemeyen hususlar kalp gömüyle gören)

makam

Sekr (sarholuk)
ve iradesi

ve vücut ehli de hal sahibidir. Yokluk ehli (Allah'n varlk

karcsnda kendiniyok

bilme)

de istikâmet ve kurb (yaknlk)

sahibidir.

36ü

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Milli

Eitim Basmevi,

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnark 1991, c. 3, beyit. 3460-3464, 3468-

3469

210

Nasl

ki

temiz bir

su, dibindeki talar, tulalar, kiremitler

daha

baka

eylerle üstündeki her eyi gösterirse, insann ruhu da insann tabiat
ile

birlikte

yorulmu
bir

olan bütün bilgiler ve göze görünmeyen

eyleri gösterir. Böyle altnda ve üstünde olan eyi, ona bir

ey

ilâve

etmeden ve
ve

ey öretmeden
eer

göstermek, suyun yaratlnda

vardr; fakat o su,
özellik
bilgileri

toprakla veya

baka

renklerle

karrsa, bu

kaybolur, ayrhr ve unutulur.
(A^llah'a

Ulu Tanr,

velîler

yaknlk

mertebesi

ka^nm§

kullar)

ve

nebiler (peygamber) gönderdi. Bunlar, bü}aik ve temiz sular gibidir.

Tanr'nn bundan maksad, her bulamk ve ufack
geçici)

suyun, arzî

(gelip

olan renginden ve

bulanklndan
görünce:

kurtulmas, kurtulduktan

sonra

da

kendini

temiz

"Ben mutlaka önce böyle
ve

temizmiim!"diye

hatrlamas,
ve

o

renklerin

bulankln
halini

arzî

olduunu

bilmesi

bu arzî eylerden, önceki
'Salamlktan
sonra

aklna

getirmesidir.

Kur'ân'da:

bozarlar.

Allah'n
velîler

bitimesini emrettii eyi parçalarlar' buyurulmutur.
nebiler onlara eski hallerini hatrlatrlar.

te

ve

Onun

cevherine yeni bir

ey

katmazlar.

imdi o büyük
bulank
denize
su,

suyu tanyarak: "Ben

diyen

her

ona

karmtr.
cinsten bilen

ondamm, onunum" Bu suyu tanmayan,
bu bulank
su, denizle
için,

kendisinden ayr gören ve

baka

karmamak,

karm

olmaktan uzak bulunmak

böyle

renklere ve bulamklklara snd."^^^

361

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, ¥îhi Mâ stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1990,

Fîh,
s.

çev.

Meliha Ülker Anbarcolu,

52.

EY insan
211

-35Ta
ki,

onlarn meyvelerinden ve

elleriyle

bunlardan

imal ettiklerinden yesinler. Hâla

ükretmeyecekler mi? ''Liye'külû min semerihî ve mâ 'amile thü eydîhim efelâ y kürün "

e *

(Bunu),

Onun ürününden
(yaptk).

ve

kendi

elleriyle

yaptklarndan yesinler diye

Hâlâ ükretmeyecekler mi?

(Elmalk Hamdi Ya^r)

Ta

ki,

onlarn meyvelerinden ve

elleriyle

bunlardan yesinler.

Hâla

ükretmeyecekler mi? (Diyanet)

Bu ekim
devirmek

dünyas, mahere ha^rlanmak, âhirette burada ektiini toplamak,
için yaratlmt?^'^

Mühendise bak,

yere

tohum eker gibi gönlüne

bir evyapma hayâlini kor.

O hayâl darda

':âhir olur, adetâyerden

tohum

biter gibi.

Gönüldeyer tutan her hayâl,

maher gününde
eseri

bir surete bürünecektir.

Bu

hayal burada gibidir,

görünür.

Fakat bu

hayâl,

orada

suretlere

bürünü?^^

E-ükr; ükür,

övgü:

Hakk

arayan

için
ilk

namazn

artlar

mesabesinde olduunu belirttiimiz ahlâkn

ksm.

362

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl
c. 4,

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

1991,

beyit.

2989

^^^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

stanbul: Millî

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl Eitim Basmevi, 1991, c. 5, beyit. 1790-1793
Mesnevi, çev.

212

artlarn
terkte

ilki

sabr, sonra ükürdür.

Çünkü sabrda,

itaatte

ve

günâh
vardr.

sebat,

ükürde

ise

nimet verenin nimetlerini

itiraf

ükür

nimet vereni övmek demekür.

Bu övgüde

kii, üzerindeki

nimeti bildiini gösterecek ekilde

onu över ve

kalbi saygyla dolu
itiraf eder.

iken nimetierin O'na
Bir

ait

ve kendisince deerli olduklarn

görüe göre ükür, kiinin Allah'n verdii

nimetieri

veya

kendisinden
demektir;

uzaklatrd
olabüirler.

sevimsiz eyleri gerei gibi

düünmesi
dünya

vermek veya uzaklatrmak
ilgili

nefis veya bedenle veya

ve

âhiretie

Ebû smail

el-Ensârî

öyle demitir: "ükür nimetieri bilmenin
nimet vereni bilmenin yoludur. Kur'ân'

addr. Çünkü bu

bilgi

Kerîm'de slâm'a ve îmana hidâyet 'ükür' diye isimlendirilmitir."

Bu balamda ükre doruluk,
cömertlik ve fütüvvet de
edip,

tevazu, haya, ahlâk,

bakasn

tercih,
itiraf

girer.

Çünkü bu

nitelikler

nimeti

ükrü yapabilmek

için

zikrettiimiz

özelliklerle

nitelenmi

seçkinlerin huylardr^^'^

Resulullah Efendimiz

(s.a.s.)

bir gece

yataa yatp yerletikten sonra

bana:

"Ey Ebû

dedi

Ben

de,

kz, izin ver de Rabbime ibadet edeyim" "Senin yannda olmaktan holanrm" dedim ve izin
Bekir'in

verdim. ResuluUah kalkt ve bol su üe abdest ald. Sonra namaza
durdu. Gözlerinden

gösüne yalar boanacak

kadar alad. Sonra

rükûa vard, yine alad.
ediyordu.

Secdeye vard yine alamaya devam

Bu

hâl üzere Bilâl-i
etti.

Habeî sabah ezann okuyuncaya

kadar namaza devam
sizin

Ben: "Niye alyorsunuz? Allah Teâlâ

geçmi ve
ki:

gelecek

günahlarnz

balamtr"
ki,

dedim.

O

buyurdu

ükredici bir kul olmayaym
olur.

mya A.i§e^
kalbin, nimetin nimeti

ükür

üç türlü

Biri

kalp

ükrü

vericiden

olduunu

bilmesidir.

Yâni maddî olsun, mânevi olsun,

^^^

Abdürrezzak Kâânî, Tasavvuf Sözlüü, Yaynclk2004, s. 315-316

çev. Dr.

Ekrem

Demirli, stanbul,

z

3<^5

Ahmed

er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz

(haz.),

stanbul:

Erkam Yaynclk,

1995,

s.

36

EY insan
213

nimetierin Allah'tan

olduunu bilmek

kalp ükrüdür. Biri de lisan

ile

ükrüdür ki, nimeti vereni lisanla medhetmektir. Üçüncüsü ise âzâ ükürdür ki, bu da Allah'a itaat ve ibâdet etmektir. Fakat bu
ükürlerden asl olan, kalp ükrüdür.

ükür

üç

ksm

olduu

gibi,

ayn zamanda üç

derecedir. Birinci

derece, senin için

makbul

olan,

houna

giden eylere ükretmektir.

Bu ükürde avam
kullan) da dâhildir.

(irfan sahibi

olmayanlar)

da havas (Allah'n

seçkin

Meselâ evlât sahibi olmak, ii ilerlemek,

maa

artmak

gibi,

holanlan
bir

hâdiselere ükretmektir, ikincisi, sevdiin ve
tutarak,

sevmediin eyleri
olmaktr.

Hak'tan her ne
deildir.

gelirse

ona raz
nimeti

Ama

bu her kiinin kâr
ki,

Üçüncüsü

ise,

veren Allah Zü'1-Celâl (Celâl sahihi A.llahJ Aç. o kadar müstarak (gark
olmuj hatm§)

olmak

nimeti görmeye bile vakti olmamaktr, ki

ükrün

asd

mânâs

budur"'''^

ükür, çalmaktr. Hakk'm
azametini seyreylemektir

holand
harama
bir

her yerde ibretle Allah'n

ükür
ve

ailesinin

hizmetinde bulunmaktr.
(ilgili)

Kulanla,

fena

(kötü)

müteallik
bir

bir

ey

dinlememek; eHnle, Allah'n rzâsnn haricinde

ey

tutmamak;
(dorulma,

ayanla, yine o rzânn
yönelme)

olmad
bütün

yere

teveccüh

etmemek;

hâsl

varlm Hakk'n
rezil...

rzâsnda

kullanmak,

ükretmek

demektir.

Meselâ bir sarho gördün. Sarho,

Bak

u
et...

adamn
Ya

hâline...

Ba da hiç
bir

secdeye gelmiyor... deme. Yani ayplama!
et,

Rabbi,

u

kuluna hidâyet

beni de bu hâlden muhafaza
haline,

Bilirim, istersen

anda beni onun

onu da benim halime koyarsn. Ya Rabbi
buna da
hidâyetini ihsan
et!

sana

snyorum. Koru

beni,

diye

Allah'a yalvar.

Böyle yapmaz da o kimseyi ayplarsan,

ayplarm arkalarndan açklamak) etmi

eytanlk sfatn giymi olursun.
yani

hem onu gybet (insanlarn hem de kendini beenerek Hulâsa ükür, benlie dümemek,
lütuf ve

kendini

beenmemek,

Allah'tan gelen

kahr

ho

görmek, Allah'n verdii sefay da cefây da

tatb karlamaktr'*''^

36^
^^'^

Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler,
Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

315-316.
398.

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

214

ükür,

nimetleri avlayp

balamaktr. Sadâ-y ükrü iittiin

vakit,

tezyîd-i ihsana (lutfun artmas)

âmâde

(ha^r) olursun.
ile

ükür

nimet

memesini emmektir.

Meme

ne kadar süt

dolu olursa olsun,

memeden

dar çkmaz; yani onu emmek lazmdr^*^^
Çünkü
seni sevgiliye

ükür

nimetin camdr. Nimetse deriye benzer.

kadar ulatran ükürdür.

Nimete ükretmek nimetten daha hotur. ükreden

ki§i,

hiç §ükretmeyi

brakr da

nimet sevdasna dü§er mi?
verir.

Nimet insana gaflet
avlamaya gör!

ükürse uyandrr. Padiahn §ükür tu^gyla nimet

ükür nimeti göf(ünü doyurur,
"Andolsun
(ibrahim, 7)

seni beyyapa?'^'^

ükrederseniz

elbette

size

(nimetimi)

arttrrm"

"Bir

gün âzelî

sana sana

maarada oturmakta iken: "Ya Rabbi nasl ükredeyim?' demi. Buyurulmu ki: 'Herkesten ziyâde nimet verdiimi bildiin vakit bana ükretmi olursun' 'Aman
Hazretleri bir
olur?

Ya Rabbi bu nasl
olarak

Aikâr

ki

enbiyâya da, ulemâya

(âlim) da,

ümerâya da benden ziyâde nimet vermi bulunuyorsun' Cevap

öyle buyurulur:

'Enbiyâya

o nimeti vermeseydim,

sen

Hakk'n yolunu nasl bulurdun? Ulemâya o nimeti vermeseydim sen
onlara nasl uyabilirdin? Emirlere o nimeti vermeseydim, malndan,

canndan nasl emin

olabilirdin? Binâenaleyh
^^°

o nimetleri de sana

verdim demek oluyor."

Allah Davud'a bir fazl (üstünlük, baij) olarak marifeti (varlklar,
hakikatlerini ve ilâhi srlan tefekkür, kejif ilham yoluyla kavrama, gerçei

bulma)

balad "Onun

mülkünü

iddetlendirdik.

Ona hikmet

ve

fasl- hitap

gücü verdik"

(Sâd, 20) âyetinde zikredildii gibi." biz

^''^

3^0

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Fhi Mâ Ffh, çev. Meliha Ülker Anbarcolu, stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1990, s. 164-165. Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarh (haz.), stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1991, c. 3, beyit. 2895-2898 Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 342.

EY insan
215

Süleyman ve
kullarnn
bir

Davud'a

ilim

verdik.

Onlar

da

"Bizi

mü'min

çoundan
ise

faziletli

klan Allah'a hamdolsun"dediler"

(Nemi, 15) âyetinde
fazl

onlara verilen Allah' bilmenin ilminin bir

(üstünlük,

bag§)

olduu
olarak

anlatlmak
deil.

istenir.

Amellerinin

gerektirdii

bir

karbk

Eer

bu marifet onlara

ameUerinin bir

karl
bir

olarak verilmi olsayd

ba deil mükâfat
bir
girdisi

olurdu. Peygamberlerin Allah'a,
marifeti,
vergidir.

O'nun

isim ve mertebelerine olan

Rahmani

ba ve Allah'n kendilerine özgü kld
balad.

Kazanarak, amelle elde etmenin bunda hiç bir

yoktur. Nitekim

Davud'a Süleyman'

Yani Süleyman'n

zuhuru Davud'un kendisinden sâdr olan ameli nedeniyle olmad.
Aksine bu,
salt

ba ve faziletlendirmeden
verilen

ibaretti.

Bu cümleden
(çok

olmak üzere Davud'a
batlayan, çok
veren)

kudret

eli

Allah'n Vehhâb

isminden dolay olup amel

karl

olan bir

mükâfat mesabesinde deildir. Böylece Allah'n "Biz Davud'a

tarafmzdan
Dikkat

bir fazl verdik"

sözü kendisi

için baki

kalm

oldu.

edilirse

bu

âyette

"ba"

sözü açkça söylenmiyor.
yoksa
salt

O halde

imdi bu

vergi, bir

Apaçk

ki,

eer

bir

karlk ve mükâfat m, eye karlk olsun diye

ba mdr?
âyetteki

verilmi olsayd, veren

bir fazl olsun diye

vermi saylmazd. Zâten bu anlam
çkarlabilir.

"tarafmzdan" sözünden apaçk biçimde

Bunun
nimete

gibi Allah,

verdiinin

karlm

da Dâvûd'dan istemedi.

Bu

ükredilmesini istediyse de, Davud'un ailesinden
selefe
(hir

istedi;

Davud'un kendisinden deil. Çünkü
birinin yerine geçen kimse)

mevkide daha önce

bulunan ve yerine geçilen kimse) verilen nimet, halefe (sonradan gelen

verilmi demektir ve peygambere verilen

nimet aslnda ümmetinedir. Bu nimetin
ailesinden isteyince

karlnda ükrü Davud'un
için

bu

vergi,

Hz. Dâvûd

bir

fazl

ve

ba
Onun

niteliinde;

ailesi için ise bir

mükâfat niteliinde olmutur.

için ailesi üzerine
istedi.

ükür
dedi:

vâcib

Ve öyle

olduundan onlardan ükretmelerini "Ey Dâvûd ailesi ükredin. Benim çok
(Sebe, 13)
bir hîbe

ükreden kullarm azdr"

Bu

sözle Allah Tealâ

hem

(ba§) olan nimeti,

hem

de

mükâfat olarak verdii nimetine ükretmeyi vâcib (yaplmas

gerekli

216

olan)

klm

oldu.

Bu demektir

ki

ükür karlnda

nimetini kat kat

arttracaktr.

Vâcib olmayan
kul olmayaym

nafile

ükür Peygamber

(s.a.s.J'va

"Çok ükreden

bir

m?"

hadisinde

sözü edilen

ükürdür. Bu ükür

Hakk'n

isteiyle deil, belki nefsinden bir
bir

yapüan ükürdür. Hakknda

emir olan

armaan olsun diye ükür ise yükümlü klan
imdi, Allah'tan
fark,

ükürdür. Allah Teâlâ

bir yerde "Allah'a

ükredin" diye emrederken,

dier

yerde: "Allah'n nimetine ükredin." diyor.
için,

dolay akleden

bu

iki

âyetteki

ükredenler arasndaki

ükredilen eyler arasndaki fark kadardr. Nimetlere ükretmekle

yükümlü olan

kul

"muhibbîn" yani Allah' sevenler mertebesinde

olup onlarn ükrettikleri

ey

nimetierdir.

Dier

taraftan nafile

(boj,

faydas^ olarak, vâcib olmasnn ötesinde Allah'a ükredenler

ise

"mahbubîn" yani Allah tarafndan
ükrettikleri

sevilenler mertebesinde
^^'

olup

dorudan doruya

Hakk'tr.

^^'

smail Ankaravi, Nak^el Fusus erhi, haz. lhan Kutluer, stanbul, Ribat

Yaynlar

s:

117-120

EY insan
217

-36Yerin bitirdiklerinden, insanlarn kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri eylerden bütün çiftleri yaratan Allah' tebih ve takdis ederim. *'^Sübhân ellezî halaka'l-ezvâce küllehâ min mâ tünbitü'1-ardu ve min enfüsihim ve min mâ lâ

ya'lemûn"

*
Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri peylerden bütün
çiftleriyaratan

A.llah 'in

§an

neyücedir

(Elmalk Hamdi Ya^r)
Yerin bitirdiklerinden, insanlarn kendilerinden ve henü^ mahiyetini
bilmedikleri peylerden bütün
çiftleriyaratan

Allah

/

tebih ve takdis ederim.

(Diyanet)

Sübhan, her türlü noksandan her türlü kusurdan ve bilhassa beerî
vasflardan
ârî

ve münezzeh olan Allah demektir. Allah'n Sübhan

olduunu

biliniz.

Ta

ki

O'nun katnda ve O'nun nazarnda
Sübhan olan Allah
sizdeki
bir

utanlacak durumlara dümeyesiniz.

bütün srlar ve bütün düünceleri
siyah kl gibi, her karanlk duygu,
olur.

bilir.

Beyaz sütün içindeki
hareket

düünce ve

onun malûmu

Çünkü

Allah Alîm ve Habîr'dir^^'

O

Sübhan 'dr, düünülen her eyden münezzehtir (ten^h edilmi,
Kur'ân'da, Tevrat'ta, ncil'de ve Zebur'da doksan dokuz

uf^ak).

ismi vardr.

En büyük

ismi ise Sübhan'dt.
olursun,

Sübhan dediin zaman

dier

isimlerin

tümünü söylemi

ama

dier

isimlerin

tümünü

söylesen de,

Sübhan demesen

hiç bir

ey demi

olmazsn.

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevi-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

458

218

Her ey buna baldr. Bunu
silinir.

telâffuz edince her

ey

açlr, günahlar

Bunun

misâli

udur: htiyar hanmlarn bin taneden oluan
tanelerin biri

tebihleri vardr.

Bu

daha bü^oiktür ve ona müezzin

(imame) derler.
gider.

Bu krlacak

olsa tebihin

dier

taneleri

de krdr
(ve

Ayn

ekilde

Suhhanallah

dediinde Hepsini

bulmu

söykmij) olursun.

u

halde çokça Suhhanallah demeye çabalamak

lâzm.

Tüm

yaratklar

Suhhanallah

diyor.

Lâkin

gaflette

tebihlerini

iitemiyorsun.

Binlerce

Sübhan

kelimesi

terennüm

arkda ediliyor ama
olsun.

bin

olduundan türlü nameyle
bu
nameleri
ki,

sen

iitemiyorsun. Yüce Allah buyuruyor: Hiç bir

ey

yoktur
siz

O'nu

hamd

ile

tebih

etmemi

Ama

tebihlerini

anlamyorsunuz

Resulullah

(s.a.s.)

"Kim
"ki

Allah yolunda bir

çift

harcarsa cennet
ki:

bahçeleri ona sürade yönelir." buyurdu. Denildi

Bir

çift

nedir?

Resulullah buyurdu:

at, iki

köle, iki devedir.

Bu mânâlar Râgb
(e^kr)

da zikrettikten sonra "zevce
lügattir" der

(e§)

ve cemisi zevcât

bozuk

bir

ve ilâve eder: "Her ey, bir cevher, bir araz, bir
{bir

madde
bir

ve suretten meydana gelmitir. Kendisine terkîb
meydana getirilmi
jej)

kaç jejden

arz olan hiç

bir

ey

yoktur

ki,

onun yapma

ey olduunu
(yapa) vardr.

ortaya

koymasn. Her yaplan eyin de
tektir.

bir Sâni'i bir

Yalnz Allah

Cihanda bulunan her eyin,

zdd,

bir benzeri,

veya terkibi vardr.

Zdd

ve benzeri olan da
iki

cevher ve arazdan mürekkebdir. Cevher ve araz da

etir.

Kur'ân'da zevç kelimesi bütün bu mânâlarda kullanhr. "Ne yücedir

O

(Allah) ki

topran

bitirdiklerinden kendilerinden ve
çiftleri

daha bilmedikleri

nice peylerden olan

bütün

yaratmtr"

(Yâ-Sîn, 36).
gibi,

çiftier

hem

erkek-dii mânâlarna ahnabilecei

Bu hem

âyetlerde

de

nevi',

snf,

benzer,

zt

mânâlarna

ahnabilir.

Bütün

çiftleri

yaratt

mefhumu bu

âyetlerde daha da genilik kazanmaktadr.

^^^

Muhammed bn
s.

Münevver,

Tevhidin Srlan, stanbul:

Kabalc Yaynevi, 2003,

234.

.

EY insan
219

Bitkilerin çeitleri
indirdik,

hakknda pek çok
çifti

âyet zikredilebilir. "Gökten bir su

orada her gü^el
çift

bitirdik"

(Lokman,

10)...

Orada bütün

meyvelerden iki

yaratt.." (R'ad, 3)

"O ki yeri

si^e be§ik

yapt

ve

onda

siî^n için yollar açt,

gökten bir su

indirdi.

Onunla her

çejit bitkiden çiftler

çkardk" (Tâ-Hâ,

53).

Cennette de
çift

çift

meyveler
52)

olduu

bildiriliyor:

"ikisinde de her meyveden iki

var"

(Rahman,

"Si;^ bir tek candan yaratt. Sonra ondan ejini

meydana
"

getirdi ve si^^n için
6).

davarlardan sekici

eç indirdi: (deve,

sr,

koyun,

keçi)...

(Zümer,

Allah insanlar da erkekli diili
ile

yaratm, onlar da

tenasül (üreme) yolu
8)

üremektedirler "\^e
iki
eji;

sif^ çift çift yarattk"

(Nebe,
39)

"Ondan (kan
iki
e§i;

phts)

erkei

ve dijiyi

var etti"

(Kyamet,
si-:^

"O yaratt

erkei, diiyi... "

(Necm,
e§ini

45).

"O'dur ki

bir tek nefisten yaratt, gönlü

snsn
mühür

diye

ondan

var

etti.."

(Araf,

189).

ite Allah, maddeye,

basar gibi türlü ekiller vermitir^^'*

'Î3/^ her §eyden iki çiftyarattk.

Umulur

ki, iyice

dü^ünürsünü:^' (Zâriyât,

49) "Allah bütün
çiftleri

yaratmtr. Si^n

için

bineceimi^ gemiler ve hayvanlar

var etmiçtir" (Zuhruf, 12)

O

e^eli

hükme göre kâinatn bütün

^rreleri

çift çifttir ve

her

cü-:^'ü

(parça) de

kendi çiftine âpktr.

Alemde her
çöpünü

cüî^^

de

muhakkak

kendi

çiftini

ister,

kehribar nasl saman

çekerse, her cüf^ de

muhakkak
demirle

kendi çiftini çeker.

Gökyüzüyere merhaba

der,

mknats
Onun

naslsa ben de seninle öyleyim der

Gökyüf^ü, aklen erkektir, yer kadn.

verdiini bu

besler, yetiçtirir.

Bu

birlikte

âlem beka bulsun diye

Tann

erkekle

kadna da

birbirlerine

karc

bir meyil verdi.

^^*

Veü

Ulutürk,, Yjir'ân- Kerm'de Yaratma Kavram, stanbul:
s.

nsan Yaynlar,

1995,

127.

220

Her cüt^'e

de dier bir cü^e meyil

verdi,

ikisinin birletmesinden bir §ey doar,

bir §ej vücut bulur^^^

Erkekle

kadn ve Hak

ile

insan arasndaki münâsebet cihetinden en
sûretts.

büyük ve en azametii ve mükemmel vasta,
olan
oldu.

Çünkü

suret tek

varl
Nasl

çiftletirdi.
ki

Yani Hakk'n vücûdunu ikiletirmeye sebep
ikiletirdi

kadn da yaratlyla erkei

ve onu kendine
bir

e

kld.

u

duruma göre Hak, erkek ve kadn olmak üzere
geldi.

üçlük meydana

Bu

arada erkek

kadnn

kendi aslna itiyak

kabilinden olarak o da kendi asb olan Rabbine

mütak

oldu.

u
te

halde Allah kendi sureti üzere olan kimseyi sevmekle beraber ona

da

kadn

sevdirdi.

O

halde erkein muhabbeti

hem

kendi parças
oldu.

olan

kadna kar hem de
için

kendisini yaratan Hakk'a
(s.a.s.)

kar

bunun

Hz.

Muhammed

'^ana kadn

sevdirildi"

hnyutâiU

Mürid

müridini irâd etmeye

kulandan hâmile brakarak

balar.

Eer
kalb

müridin bu irâd tohumu müridin muhabbet yumurtasyla,
olur.

gönül rahminde birleirse ondan veled-i kalb hasl

Bu

veled-i

doarsa ve erkek

olursa
olur.

bakalarm da irada

yetkili olur.

Kz

olursa kendine
ölür^^^

mürid

O

veled-i kalb ibâdetie beslenmezse

Gözümün önünde
lohusamn,

bir telgraf deil, solgun,

zambak yüzlü genç

bir

çocuunun

üstüne kapanan

ba

kaldrp o yeni

ba vard. Halbuki ben bu domu küçük ba görmek istiyordum.
taze

Çocuumu, çocuumun
lohusamn

yüzünü görmek

için

yalvardkça,

ba

büsbütün iiliyor ve
birbirine
gibi

kzmn

yüzünü büsbütün
iki

kapatyordu.

Yaklatm; bu

kaynam

güzel

baa

yaklatm ve tpk genç lohusa
375

ben de küçüün üzerine iildim;
Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpmarh 1991, c. 3, beyit. 4401-4404, 4415-

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Millî

Eirim Basmevi,

4416
3'^*^

bnü'l-Arabî, Fusüsu'l-Hikem, çev. M. Nuri Gencosman, stanbul,

Krkambar
s.

Kitaph,
^^^

s.

327

Ömer Turul
235.

nançer,

Sohbetler,

stanbul:

Kekül

Ya\anlar, stanbul 2006,

EY insan
221

bana dedi. Anlalan, çocuumu görmem için evvelâ bamn, karmn bayla birlemesi lâzmd.
o kadar
ki

bam

lohusann

te

ancak o

birlik

amnda çocuumu,

büjöik ve esrark âlemlerin

bu

küçük yolcusunu görebildim

Yer ve gök de bizim

gibi iki çiftten böyle bir tek

padiah,
nice

Ahmed

dodu

diye gülmede, sevinip neelenmekte.

Onun

alacak

çocuklar var fakat

Ahmed

hepsinden

üstün^''^

iki cann hirhiriyk birletmesijü^nden gajbdan bajka bir can gelir

eripr.

Her

nerde iki

kip

sevgiyle

yahut

kinle birlemeler, bir üçüncü can

mutlaka

doar.

Fakat

o

suretler,

gajb âleminden doarlar. Oraya varnca onlan gölünle de

görürsün.

O sonuçlar senin birletmelerinden dodu.
]/aktini bekle.

Kendine gel de her ep hemen sevinme.

O

hürriyetlerin

sana ulanacandan emin ol

Onlar amelden
vardr^^^

ve sebeplerden

domulardr. Her

birinin

sö^ü vardr,

mekân

Tann "Biî^yaplan
Bir

ilere, o ilere

uygun

karlklar çift ettik " dedi.

kadnn

kocasn, yahut

bir

kocann

karsn

alp biryere götürsen ei de

koa koa mutlaka
hu yaplan

onun yanna gelir
Bir amelde bulundun

ileri de eserleriyle çift yarattk

mu

mutlaka

ei de ^uhur eder.^^^

^^^ ^^^

380

^^'

Sâmiha AyYCtâi]., Ate§ Aaa, stanbul: Kubbealü Neriyat, 2005, s. 61-62. Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarh (haz.), stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1991, c. 4, beyit. 1017-1018 Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarh (haz.), stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1991, c. 5, beyit. 3892, 3894-3898 Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarh (haz.), stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1991, c. 3, beyit. 2872-2874

222

Tann

her cinsi e§yaratt, sonuçlar da topluluktan meydana geldi

Melekle

akl aynyaratlta,
olmuj,

hikmeti var da iki suret oldu.

Melek ku^ gibi kanatl
Hülâsa
ikisinin
o

akl kanad

brakmij, nura bürünmütür.

de

mânâs ayn olduundan,
birbirlerine

ikisinin

de

hakikati bir

olduundan

iki gü^l,

arka olmular,

birbirlerine

yardma

kesilmilerdir.

Melek

Hakk'

bulmutur,

akl da Her ikisi

de

Adem'e yardmda bulunmuj,

her ikisi de Adem'e secde etmitir.

Nefisle ^eytansa ecelden bir
durur^^^

olduundan Adem'e dümandr, ona haset

edip

Zehirler tesirlerini
gideriverir.

yapp

dururlar

ama pan^hirler

de hemen

o

tesirleri

Bir

f^rre sola

doru uçmaktadr, öbürü saa gidip arayacan aramakta

Akl, nefsi yönlendirerek tekâmülünü (kemâl bulma)

kolaylatrr ve
böylesine bir

birlikte

Allah

'in

mânâs

içinde ilerlerlerse

akl ve

nefsten

srr

idrak eden bir akl ve

kalb

makamna çkm

bir nefsin birlemesinden veled-i

kalb (kalbin

çocuu) hâsl olur ki insandaki Hak tecellîsi
ile

bu canlanan yeni mânâ
Görüyorsun ya, bu bir kijide iki

ortaya çkar.
de var.

Gâh balk

oluyor gâh olta!

Yans mu min, yans

kâfir.

Yans

hrs, yans sabr.
dedi.

Tannn, 'çimimde mü'min de var eski putperest de"

382

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl

^^^

c. 6, beyit. 523 Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl (haz.), stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1991, c. 3, beyit. 3193-3197 3^ Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

1991,

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,

Mesnevi, çev.

(haz.),

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

1991,

c. 6,

beyit. 35,

37

EY insan
223

Öküî^gihi...

Yans

kara, yans ay gibi hemheya^^'^

nsan
ikisini

kendi kiiliinde Rablk (Allah'n

öreticilik sfat)

ve kulluun

de tar. Bunun

için

insandan

bakas

kendisindeki kuvvetten
hiçbiri

dolay Rab'lk iddiasnda bulunmad. Alemdeki yaratklarn
kendisinin

Rab olduu, Rabhk sfat

tad iddiasnda bulunmad.
ilgili)

Sadece insan kendinde bulunan Rabbani (Kabla
ilâhî

kuvvet ve

kudret (Allah'n

e^elî gücü)

\öizünden bu dâvaya

giriti.

Kalb

gözü açlmadan

Rabha

ilikin

bu

nitelikleri

kendilerinde görenler,

bu

özelliklerin

ashnda

salt

anlamda kendilerinden kaynaklandm

sandlar ve bu sanyla "Ben en yüce Rabbim" savnda bulundular.

Firavun ve Nemrut bunlardandr.

Bazlar

ise

mutiak hakikatin kendilerinde

yansd

kadaryla Rab'lk
dediler.

kudretini içlerinde duyarak "Ene'1-Hak" (ben

Hakkm)

Ebâ

Yezid

ve

Hallâc-

Mansur "Allah ruhlarn
ile

kutsasn"

gibileri

böyledir.

Ama

bu "ben"

dier "ben"arasnda çok bü}Kik

fark

vardr

Alemde insan

dnda hiç bir yaratk kendi zâtyla kulluk makamnda
hiçbir varhk

salamca durmad. Yani bu makamda insandan baka

salam ve derinlemesine

kulluk

özellii

tamad Bu
varhn
salt

özellii

yüzünden de söz konusu Rab'lk ku\^etini ve
eylerde görerek bu özelliklerin ashnda o

ilâhî özellikleri

dier

kendinden
verir.

kaynaklandm

sanabilir.

Sonunda da ona kuUuk etmeye karar

Putlara tapanlar gibi.

Böylece varhklarn en

aa

seviyesindeki

cansz eylere ve talara kuUuk eder.

Rablk
daha

özellikleri

tamas
bir

itibariyle

mertebe

bakmndan

insandan

izzetli

khnm
zelil

yaratk

olmad
bir

gibi kulluk özellikleriyle

de ondan daha

(aja)

klnm

yaratk da yoktur. Rab'hk

bütün mertebelerin en yüksei olduu

gibi

onun kart olan kuUuk

385

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

1991,

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl c. 2, beyit. 604-607

.

224

da tüm mertebelerin en
özelliklerini,

aasdr. nsan
ise

bir

yüzünde Rab'lk

dier yüzünde

kulluun

eksikliklerini gösteren iki

yüzlü bir aynadr^^''

Nefsin bir ucu "ahsen-i takvim"e

(en iyi

gü^el kvamda) çkar,
iner.

öbür

ucu

"esfel-i

sâflîn"e

(cehennem,

en

aa)

Bir ucu cennetin

zirveleri,

öbür ucu cehennemin veyl
bir

dereceleri!
iki

Bu

iki

zt arasnda gidip gelen

yaratk insan! Her

durum da

nefse, insann özbenine bal.

Nefs her

türlü kudret ve azametin Halik (yaratc) ve Mâlik'i olan

yüce Allah'n insamn içine
kullanlabilir

kurduu

nükleer bir santraldir. Hayra da

erre de.

.

Muallim Naci, Lügât- Naci'sinde diyor

ki:

Nefsin kuvvederi kullanlna göre öyle deiir:

Nutk (konumak)
tidali

(lml

ve olumlu):

hikmet

frat (apnlk): cerbeze (taknlk)
Tefriti (tersine

arlk): Gabâvet

(bönlük, aklsiî^lk)

Gadab
tidali:

(öfke)
(cesaret,

ecaat

atlganlk)

frat: tehevvür
Tefriti: cibn,

(öfke patlamas)

cebânet

(ödleklik)

ehvet
tidali: iffet

frat: fücur (sapklk, fuhu)
Tefriti:

cümûd (hadmlk,

donukluk)

386

ismail Rusûhî Ankaravî,

Nak§

el-Füsus erhi,

lhan Kutluer

(haz.),

stanbul:

Ribat Yaynlar,

s.

20.

EY insan
225

frat (apnhk)
tefrite

ile tefrit

arasnda olan melekeler
ise rezalet, rezilHk

fazilet,

erdem;

ifrat

ve

yakn olan melekeler
öbür ucu
fazilet

nâmyla anlr.

Bir ucu

rezalet,

olan insann, insanlarn, toplumun, büyük

insanlk ailesinin erdeme yönelmesi nefs dediimiz bu nükleer enerji
santrali,
387

herkesin hayr, yarar dorultusunda kullanlmasna

baldr.

Tann,

bir halden bir hâle
seni halden hâle

döndürme esnasnda her

§eyi

^ddyla meydana

çkararak

döndürür durur.
(amel deften soldan verilen cehennemlikler)

Bu

suretle de

Ashâb- imalden

olmaktan korkar durur,
verilenler)

erler gibi

Ashâb- Yemin 'in

(amel

defteri

sadan

le^tini umarsn

Bir yandan korkuya, bir yandan ümide düktün

iki

kanadn

olur.

Bir

kanatl ku§ kafiyen uçama^ âci^^ir?^^

Her ey
olmasa

zdd

ile

daha

iyi bilinir.

Çokluk olmasa
iyiliin,

birliin,

çok renk
olmasa ne

renksizliin,

kötülük

olmasa

çirkinlik

güzelliin ve bilhassa

ölümün

yani yokluk olmasa
içindir
ki

varln

kymeti, ne hikmeti
kâfirler,

bilinir.

Yine bunun

yeryüzünde

saptmlar, azmlar, ahlâkszlar ve imanszlar yannda
mü'minler ve saf gönüllü ve yaratana

nebiler, velîler,

bal sâdk

ruhlu insanlar vardr^*^^

Cenâb- Hakkk'n
edici)

birbirine

zt

isimleri vardr.

Meselâ Mu'izz (ikram

olduu
gibi

gibi Müzill (yok eden)

de vardr. Hâdî (doru yolu gösteren)
(suç

olduu

Mudil (doru yoldan saptran) de vardr. Afüv
gibi

baçlayan)

olduu

Müntakim

(öç alan)

de

vardr^'"^

^^^

388

3^^

Krk Kandil Yaynlar, 2000, s. 75. Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl (haz.), stanbuk Millî Eitim Basmevi, 1991, c. 2, beyit. 1552-1554. Ken'an Rifâî, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000, s. 357Mustafa Özdamar, Nijâ^yi Msn\ stanbul:
358.

^^•^

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

s.

135.

226

Allah Resulullah Efendimizi

iki

zt eyden yaratt. Letafetten

(ruh)

ve kesafetten
cismânidir;
insanlarla

(kesiflik; cisim).

Ruhtan ve cisimden. Yani O, hem
Cismâniyetini ve beerî

hem de ruhani yapaca mülakat
ile

durumunu
için yaratt

ve sûrederin mukayesesi

Beerî maddesi

onlara kuvvet vere, onlarla beraber ola, onlarn

yardmcs

ola, onlara bir

numûne-i

imtisal (gereini japma örnei)

ve

bir gaye ola.

bu
bir
ki;

surede onlara

'"Ben de

si^n gibi he§erim" diyerek

onlarla ülfet (kaynatma, dostluk) ede. ekillerine

büründüünü

ifade

ede.

Rûhânî

kuvvet vermesindeki hikmete gelince, bunu ona

nasip eyledi

rûhânî âlemdekiler de, onu
de.

müahede

edip göreler.
için

Keza yüce melekût alemindekiler
bir bereket

Böylece ruhanîler

de tam

ve tam bir rahmet ola ve onlar da
edeler^^^

Onun mübarek

cismini

müahede

Ben, karacier hastabna ifâ olaym diye, sadece bal deilim,
terkibimde
sirke
ile

de

vardr.

Nasl
erbet)

bala

sirke

kartrlarak,
verilir

sirkencübin (hal

sirkeden

yaplan

yaplr; hastaya

ve

karacierine
insanlara

ifâ

olursa,
için,

benim de kara topraktan yaratlm

yaramam

sade nur

olmam gerekmez. Ben bunun
(uyulma) oldum.

için

karardkla

aydmhn imtizacndan
bir

Çünkü insanha deva
kesâfetiyle

olacak kudret böyle bir imtizaçtadr.

parça olsun

karartlmam

bir

Madde mânâ aydnhna,

insanolunun ne gözü, ne gönlü, ne miz'âc dayanr^^"

Alemin zerrelerinden her

biri

ztlarm kendinde tar. Çünkü

AUah'n Cemâl ve
eder.

Celâl sfatlar vardr. Allah her zerrede teceUî
eseri vardr.

Her zerrede O'nun bütün sfatlarnn zuhur
Celâl'i

AUah sm-i

be

harften mütekildir:

Allah'taki birinci harf eUf: içindeki

çokluun

helak (yok)

olduu

Ahâdiyetten

ibarettir.

Yani kesret

(çokluk) için,

herhangi bir ekilde

^^^

^^2 393

Muhyiddîn bnü'l-Arabî, eceretü'l-Kevn-Üstün insan, çev. Abdülkâdir Akçiçek, stanbul: Bahar Yaynlar, 2000, s. 113-114. Ken'an Rifâî, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000, s. 538. Niyâzî-yi Msrî, irfan Sofralar, çev. Süleyman Ate, stanbul: Yeni Ufuklar Neriyaü, s. 140.

EY insan
227

bâkîliin

kalmamasdr

"Onun

Zâfndan

ha^ka

her

§ey

yoklua

mahkûmdur" (Kasas, 88)
Ahâdiyet
evvelidir.

nefs

için

nefsinde

nefsiyle

olan

Zât'n

tecellîlerinin

Böyle olduundan dolay
elif

lafza-i

celâlin

(Allah kelimesi)

evvelindeki

baka
fiiller,

harfe bitiik olmayarak tek
tesirler

bana yazlmtr.

simler, sfatlar,

ve bütün mahlûklar da onda dahildir.

Allah lafzndan ikinci harf: Birinci lâm'dr.

O

da celâlden

ibarettir.

Çünkü

celâl,

Zâti tecellîlerin en ulvîsidir

(yüce)

Ve

Zât'ta

Cemâl'den

öncedir "Azamet benim
(Hadis).
kudrettir.

gömleim, Kibriya
iki

(ululuk)

da elbisemdir"
azamet,

Celâl

ifadan

sfata

râci

olur.

Biri

dieri

Allah

lafznda

üçüncü

harf:

ikinci
alan)

lâm'dr.

O,

Hak teâlânn
ibarettir.

mazharlarna âmil bulunan

(içine

mutiak cemâlden
(ilgili

Onun bütün
ilim.

cemâl sfatiar da

iki

sfata râci

olan dair) olur. Biri,

Dieri

lutuftur.

Allah lafzndan dördüncü harf:
sabit olan Eliftir.

Yazda

dümü,

fakat telâffuzda

Bu, nihayet

ve sonu olmayan kemâlleri içinde

toplayan kemâl

eliftir.

Hatta yazlta dümesi, sonunun

olmayna

ve nihayetinin

iarettir. Çünkü yok olan ey'in ne aym, ne de eseri idrâk olunabilir. Bunun telâffuzda sabit olmas da Hakk'n Zât' hakknda mevcut olan kemâlin nefsinin varlnn

bulunmayna

hakikatine iarettir

Allah lafzndan beinci harf: He'dir. Buradaki he harfi
hüviyetine iaret eder ki

Hakk'n

ibu Hakk'n
ifade

hüviyeti de

insann ayndr.

Buradaki he insann

mânâsn

etmektedir.

Hüve= O'dan

maksat, noksan ve kemâl sfatiar özünde toplayan, ihtiva eden yüce

güne

nuruyla kâinat arznda parlayan insanAllah, benzersizliin

kâmil'dir^'^'*

Sübhan olan
çift;

srr içinde

tektir.

Yaratüklar

ise

yani zt benzer ikizlerdir.

^^"^

Abdü'l-kerîm

b.

brahim

el-Cîlî,
s.

nsan-

Kâmil, çev. Seyyid Hüseyin Fevzi

Paa,

stanbul: Kitsan Yaynlar,

94-103.

228

Ayetin tasnifine (snflandrma) göre bu zt
a)

ikizler

üç gruptur:

Arzn

bitirdiklerinden

zt

ikizler,

b)
c)

Nefsin

zd

ikizlikleri,

Bilmediimiz zd

ikizlikler.

Çift

demek; erkekle dii,

eksi

ile

art gibi birbirinin

aym

fakat

zd

karakterli olan demektir.

Maurice Drac ünlü parite teorisinde der

ki:

Evrende
gelemez;
yerde

bir

kuant ipini, maddesel bir parçack tek
çifdyle birlikte

bana meydana

mudaka
de

doar. Bir protonun yaratld

zd ei

(antiproton)

beraber yaratlr.

Arzdan çkan

çiftier:

Karakter açsndan
Biyolojik
Fizik

zd

benzer

çifder: Metaller

ve metal olmayanlar,

açdan zd

eler: Bitki ve hayvanlarn dii ve erkek türleri,

açdan zd

eler:

Art ve
uçlardr.
iç içe

eksi

yüklü iyonlar.
eler:

Dolaysyla
diye

elektriksel

yap zdlklar. Manyetik zd
etki

Kuzey ve güney

tammlanan manyetik

Toprakta ölüm ve hayat

deitiren sentez ve

analiz olaylar:

Yaratc ve öldürücü
öldürüp

(aqvt imleyen bakterilerin) sentezle bitkilere

can

vermesi ve çürütücü diye bilinen ve analiz yapan bakterilerin

datc etkileri gibi zdlklar.
gelince her

Nefsin

zd ikizliklerine
ait çift

huy nefste

çift

yaratlmtr

Bu

nefse

özellik iki türlüdür.

Benzer

çift:

Riyâ-Müdârâ, Gurur- Vakar^ Meskenet-Tevekkül

Zd çift:

Korkaklk-Cesâret, Merhamet-Zulüm, Tevâzu-Gurur..."^^^
ikisinin

Ulu Tanr her

da

belli

olmas

için,

insanlkla

hayvanh
bir

bir

araya getirmitir.
tarif

Eya zdd

ile belli

olur.

Zdd

olmayan

eyi
Ben

etmek imkânszdr. Yüce Tanr'mn

zdd olmadndan:
Damla Yaynevi,
1999,
s.

395

Halûk Nurbaki, Yâ-Sîn
54.

Sûresi Yorumu, stanbul:

52-

EY insan
229

gi^i bir hazneydim, bilinmek istedim

buyrulduu

gibi,

bu nurun

belli

olmas
getirdi.

için,

karanlk olarak bu âlemi yaratt. Bunun gibi nebileri ve

velileri de:

"Benim sfatlarmla çk, halka görün" diyerek vücûda

Onlar Tanr'nn nurunun mazhardrlar (göründüü yer). Dost

dümandan, gözde olan yabanc bulunandan bunlar vastasyla ayrt edilir. Çünkü o mânânn mânâ olarak zdd yoktur ve ancak suret yoluyla gösterilebilir. Mesela Adem'in karsnda blis, Musa'nn yannda Firavun, brahim'in karsnda Nemrut ve Mustafa'nn mukabilinde {karalnda) Ebû Cehil'in belli olduu gibi ve buna daha baka sonsuz örnekler verilebilir. halde mânâ itibariyle

u

zdd
ise

yoksa da

velîler

vastasyla Tann'ya zt peyda (meydana çkmak)

olur. Meselâ: "Onlar aiî(lanyla

Allah'n

§m söndürmek
gelse

isterler.

Allah

nurunu tamamlayacak Kâfirler kar^
gibi
(onlar)

de" (Saf,

8)

âyednde
ederlerse,

buyurulduu
bunlarn
ileri

ne kadar
ilerler

dümanlk,

aksilik

de o kadar

ve o kadar çok

tannm

olurlar^'^''

Bütün

gizli kuvvetler

ve gizli nimetler ztlaryla

meydana çkar.
Yalnz Allah
'in

zdd yoktur. Onun yüce vasflar olan zdd mevcut varlkta orta ve Allahlkta zdd
Fakat bizzat Hakk 'in
kalacaktr.

varlk, güzellik ve iyilik için ztlar vardr. Bunlar yokluk,
çirkinlik ve kötülüktür.

Bu sebeple o, olmayan yüce Tanr dâima gizli
deildir.
Suret,

münâsebet cihetinden en büyük, en azametli ve
suret tek olan

mükemmel vâstadr Çünkü
Hakk'n vücûdunu
yaratlyla erkei
göre
ikiletirdi

varl

çifdetirdi.
ki

Yani

ikiletirmeye sebep oldu.

Nasl

ve onu kendine

e

kld

u

kadn da duruma

Hak

erkek ve
iyilii

kadn olmak

üzere bir üçlük meydana
edicidir.

geldi'^'''^

Ulu Tanr
bir

ve kötülüü irâde

Fakat O, hayrdan

baka
nehiy

eye raz olmaz. Çünkü: "Ben

gizli bir

hazineydim bilinmek

istedim" buyurmutur. Hiç

üphe yok

ki

Tanr emir ve

Ken'an
^^^

Rifai,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000,

s. 1

56.
s.

Ibnü'l-Arabî, Fusûsu'l-Hikem, çev. Nuri

Gencosman, Krkambar Kitapl,

327

230

etmek

(yasaklamak)

irâdesinde

bulunur.

Emir

ise,

memur
aç, tatl

emredildii eyi tab'an istemezse

doru

olmaz. Meselâ:

Ey

ve eker ye!"diye emrolunmaz; buna emir denilmez, bu ikram
saylr. Nehiy de insamn

holanmad

bir

ey hakknda
emir
bir

olmaz.

Meselâ ta yeme, diken yeme, diye nehyolunmaz. Buna nehy
denilmez.
Bir

hayrn

ilenmesi
için,

hakknda
istemek,

vermek

ve

kötülükten

men etmek
bir

kötülüe meyleden

nefs bulunmas

lâzmdr. Böyle
Meselâ

nefsin

varlm

kötülüü istemek
bu
örencinin

demektir. Fakat O, kötülüe raz olmaz; olsayd iyilii emretmezdi.
bir

öretmen
de
ister.

ders

okutmak

isterse,

bilgisizliini

öretme olamaz. Bir öretmen örencinin
herkesin

Çünkü örencinin bilgisizlii olmadan ey istemek onun levazmn da istemektir. Bu
bilgisizliini

istemez.

Böyle

olsayd

ona
için

öretmezdi. Doktor tababetini

(doktorluk) icra (yapmak)

etmek

Çünkü onun doktorluu, halkn hastal ile vücut bulabilir. Fakat halkn hastahna da raz olmaz. Eer bunlara raz olsayd onlar iyi etmezdi. Ekmekçi para kazanmak için onlarn aç olmasm ister. Fakat onlarn açlna gönlü raz olmaz. Yoksa ekmek satmazd. Bir padiahn emirleri, padiahlarmn
ister.

hastalm

dümanlar ve
mertlikleri

muhalifleri sultana

olmasm

isterler.

Bunlar olmazsa, onlarn

ve

olan

sevgileri

görünmezdi.

Sultamn

bir

ihtiyac olmasa bunlar

bana

toplamazd Fakat bunlar muhalefete

raz olmazlar, öyle olsayd dümanlarla savamazlard. insan da

bunun

gibidir.
ister.

Kendi nefsinde kötülük

faktörlerinin
(ibadet)

bulunmasn
ittikâ

Tanr

Çünkü o

insan ükür, taat

ve

edeni

(Allah'tan korkan) sever.

Bu

ise

insan nefsinde

bu

faktörlerin var
(onunla

olmasyla

mümkün

olur. Bir

eyi istemek, onun

levazmm

birlikte olan peyleri de)

istemek demektir. Fakat o buna raz olmaz

"Evdeki
dedi.

kadn

onu kendine

çard, kaplan skca kapad

ve

"Gelsene"

Yûsuf:

"Günah
iyi

imlemekten Allah'a

snrm,

dorusu kocan benim

efendim dir; bana

bakt.

Hakszlk yapanlar

(^limler) felah bulma^'

(Yûsuf, 23)

'^^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Fhi Mâ stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1990,

Fîh,
s.

çev.

Meliha Ülker Anbarcolu,

273-274.

EY insan
231

"And
çok

olsun ki,

kadn Yûsufa

arzulu

idi.

Rabbinden bir
ve

ibaret

olmasa
biî^m

Yûsufda onu
içten

isteyecekti. I^te

ondan kötülüü

a§ml

engelledik.

O

kullanm^dandtr" (Yûsuf, 24)
sök çkar.

Kanadn yolma, onun sevgisini gönlünden dümann bulunmas arttr.

Çünkü savamak

için

Düman
emrine

olmadkça sava§ imkân yoktur. ehvetin
deildir.

olmat^sa,

ondan

kaçnma

uyman mümkün

Meylin (eilim) olmama sabnn

mânâs yok.

Düman

yoksa ordu

sahibi

olmana ne hacet?
Kendine gel de kendini

hadm

etme,

papa^

olma.

Çünkü çekinmek

ve

temi^

durmak, ehvetin ^dddr.

Hevâ

ve heves

olmadkça hevâ

ve hevesten çekinin

denmesi

mümkün

deildir.

Ölülere gâi^ilik
istek

talanmakla! Yine

böyle o padiah "Sabredin!" buyurdu.

Bir

olmal ki ondanyü^ çeviresin.
olabilir

ehvet olmasa ondan kaçnmaya imkân
Sabretme
edemedin.
eî^âsna

mi?
bir

uramadkça karalnda

hayr

ve

mükâfat

elde

Snamada
olama^.

§art ihtiyar sahibi olmaktr.

Kudret

elde

olmadkça da

ihtiyar

ihtiyarna sahib olmak
için iyidir.

"Saknn "

emrine uyan ve kendisine sahib olan

adam

Sabr

sahibi,

kendi

kanadn yok far^eder,

bu

suretle

kanad da onu kötü

düçüncelere sevk

etme^
(nefsini yenmeye

Allah o,

mücâhede

çalnma)

ile

bu eyleri nefsinden
kötülüü
bir

yok

edebilir.

Bundan da anlald

ki

insan bir yönden

yönden de iyüii istemektedir. Fakat buna
^^^

kar

koyan:

"nsan

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Millî

Eiüm

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarb Basmevi, 1991, c. 5, be\at. 574-577, 581, 583,

584, 625, 649, 652

232
hiçbir ekilde

kötülüü istemez"

der.

Bu

ise

imkânszdr. Bir eyi
istememek olamaz.
(inatç)

istemek fakat onun

levazmn

(lâ:^m olan peyler)

Tabiaten kötülüe meyletmekle, hayrdan nefret eden serke
bir nefis
jejler).

de emir ve nehyin levâzmndandr (onunla beraber

olan

Bütün dünyada bulunan kötülükler bu nefsin levazmndan

olur.

Bu

kötülükleri ve

bu

nefsi irade etmeyen, nefsin

gerei olan

emir ve nehyi de istemez.

Eer insan iyilik ve

kötülüe raz olsayd,

onlar emir ve nehyetmezdi. Hulâsa kötülük

bakas

için istenir.

Eer

insan her iyüii isteyicidir denilirse, kötülükleri defetmek de

bir iyüik saylr.

Kötülüü defetmek
olur.

isterse,

bunu yapmak ancak
biri

kötülüün varl üe

Yahut îman isteyenlerden
olabilir.

der

ki:

imân ancak küfürden sonra mümkün

Bunun

için

küfür

îmâmn levâzmndandr. Dorudan doruya kötülüü istemek çirkindir, fakat hayr için istenirse çirkin olamaz. Tanr sizin için
ksas'da
(bir suç inleyenin

ayn ekilde ce^^alandnlmas) hayr vardr,
ki

buyuruyor.

Hiç

üphe yok

ksas

bir

kötülüktür.

binâsm ykmaktr. Fakat bu pek ufak
kurtarmak
külli bir

bir kötülüktür.

Tanr'mn Halk katüden
etmek

hayrdr. Cüz'î

bir

kötülüü,

küllî bir iyüik için

istemek çirkin deildir. Meselâ ve
küllî

Tanr'mn
cüz'î

cüz'î irâdesini terk

kötülüe rzâ göstermek

çirkindir.

Anne çocuunun
içindir.

azarlanmasm istemez. Çünkü o azarlanmasn
ister;

kötülüe bakar. Fakat baba

bu babamn

küllî

kötülüe

bakt

Tanr

çok balaycdr ve azab iddetlidir. O, günahlarn vücûdu ile balayc olabilir. Bir eyi irâde, onun levazmn da irâde etmek
demektir. Meselâ bize

ba, bar
O

ve slah emrediyor.

Dümanlk
ki:

olmadan böyle

bir

emrin faydas olamaz. Sadr- slâm diyor
gibidir.

"Bu

tpk

Sadr- slâm'n söyledii
buyuruyor.'
diyor.

O: 'Tanr: Tann yolunda
bize

safedini^

bununla

mal kazanmay

Çünkü mal kazanmak, mal ile olur. Bu kazanmak için emir saylr. Bir kimse dierine: 'Kalk namaz kl.' derse, o bununla abdest almas, su bulmas ve namazn levazmndan olan eyleri tedârik etmesi için emir vermi demektir"'^*'*^
emrediyor.

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Fîhi Mâ stanbul: MiUî Eitim Basmevi, 1990,

Ffb,
s.

çev.

Meliha Ülker Anbarcolu,

265-266

EY insan
233

Bir polis evvelce hrszlk, yankesicilikve

ekyalk

yapm

olsa,

sonradan

poUslie
adalet

girmesiyle

onun

evvelki

hali,

hilekârh,

hrszha
hrszlarn
bilir.

ve

ihsana

çevrilir

ve

Müslümanlar

idaresinden daha fazla güven ve refaha kavuurlar.
hilelerini,

bunun Çünkü bu,
iyi

entrikalarn,
ele geçirir.

yaradb ve huylarn daha
de böyledir.

Onlar kolayhkla
fücur

Terbiye etmek ve sindirmek

hususunda güçlük çekmez. Bir
u
(ahlâks^k)
(ahlâka

eyh

Eer evvelce
(^vk,

fsk

aykn) ve

sefahat

elence)

âlemlerini

görmü

geçirmi, ondan sonra tövbe ederek
faydalanr"**^'^

eyh

olmusa,

halk,

onun eyhliinden daha çok
üphesiz Rab
olur.

Bir vakit olur ki kul

Baka
seviye)

bir vakitte iftirasz

kulluk

derekesine

(a^a
ile

derece,

ajat

iner

Kul;

kulluk

derekesine inerse

Hak

geniler.

Rab

olursa

yaay

daralr.

Kul

oluundan dolay
geniler.

nefsinin

aymn

görür, dilekleri

üphesiz Hak'tan
âlemlerindeki

Rab oluundan dolay da Mülk ve Melekût
bir

bütün mahlûklarn kendisinden
onlarn
dileklerini yerine

ey

istediklerini görür.
âcizdir.

Halbuki

getirmekten zâtyla

Bundan dolay

baz

arifler

bu yüzden

alarlar.
ol,

O

halde sen
ilgi

Rabb'm kulu
sebebiyle

O'nun kulunun Rabb' olmaya bakma;

sonra bu

atee ve erimeye

mahkûm

olursun"**^'"

Hak

bir

gönül verdi bana

Ha demeden hayran olur
Bir dem gelir §âdân olur

Bir dem gelir

ryân olur

Bir dem sanrsn k^gibi

ol î^emheri olmu§ gibi
Bir dem bekâretten doar

Hö/

ba ile bostan olur

•^'^"

Sultan Veled, Maarif, çev. Meliha
s.

Anbarcolu, Konya: Altunar
çev.

Ofset, 2002,

147.

^^-

Muhyiddîn bnü'l-Arabî, Fsûsul-hikem, stanbul Kitapevi, 1981, s. 57

M. Nuri Gençosman, stanbul:

234

Bir dem gelir söylejemeî^^ Bir söî<4 §erh eyleyeme^ Bir dem dilinden dürr döker
Dertlilere

derman olur

Bir dem dev olurjâ peri
Viraneler oluryeri

Bir dem uçar Belks

ile

Sultân- ins ü can olur
Bir dem çkar Arj ü^ere Bir dem iner tahte 's-serâ Bir dem sansn katredir Bir dem ta§ar Bir dem vanr

umman

olur

mescitlere

A.ndajü\ süreryerlere
Bir dem vanr deyre girer
incil

okur ruhban olur

Bir dem döner Cebrail'e

Rahmet saçar her mahfile
Bir dem gelir gümrâh olur

Miskin Yunus hayran

olur

^03

Mehmet Açkgöz, Yunus Divan, Önsöz Basm

ve

Yaym,

s.

449

[:

Y insan
235

-37Gece de onlar için bir ibret alâmetidir. Biz ondan gündüzü syrp çekeriz de onlar karanlklara
gömülürler.
^^Ve

âyetün lehümü'l-leylü neslahu minhü'n-nehâre
fe

izâhüm muzlimûn"

*
Gece de onlara bir
delildir.

B/^ ondan gündü':(ü soyar çkannî^^
Yaî^r)

bir de

bakarlar ki karanla dalmlar (Elmahl Hamdi

Gece de onlar

için bir ibret alâmetidir.

B!^ ondan gündü:(ü

syrp

çekeri:^ de

onlar karanlklara gömülürler. (Diyanet)

"Göklerin ve yerin yaratlnda, gece

ile

gündüzün

birbiri

ardnca geHp gidiinde selim akl
ibretli deliller

sahipleri

için

gerçekten açk,

vardr."

(Âl-i

mran,
simdir;

190)

Hakikatte gündü^
gölgelere

velîlerin

Gündü^ onlarn aylarna

nisbetle

ben^r
maksat Peygamberin ayp
örtücülüü,

'%^e'l-lejl" (gece) den

topraa mensub

olan cismidir

Gece de böylece gündüzle sarma dola olmutur. Geceyle
gündüz, görünüte birbirine aykrdr ama hakikatte
Geceyle
birdir.

gündü^ görünüte

birbirine •:^ttr,

dümandr fakat

her ikisi de bir

hakikatin etrafnda dönmekte
Ijini gücünü ba§anp

a kurmaktadrlar.
için

tamamlamak

her

biri,

can cier gibi öbürünü

ister.

^^^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarb
c. 2,

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

1991,

beyit 293, 299

236

Çünkü

gece

olmaynca insann
'

geliri,

kuvveti

olna-:^^

bu

gelir

olmaynca da

gündü-:^ neyi harceder?*^

Beden ve ruh anlamnda gece ve gündüz

(leyi ve

nebâr):

Bu yaratln

gecesi,

doal

cismi;

gündüzü

ise

ona üflenen ruhtur.

Mûsâ bana kef, açklama ve gece ile gündüzü deitirmenin bilgisini vermitir. Bu bilgi bende meydana gelince, gece gitmi ve bütün günde gündüz kalmtr. Artk güne benim için ne doar ne de batar. Bu keif, \llah tarafndan âhirette bedbahlkta panm olmayaca hakkndaki bir bildirmesiydi.
Duyu-akl, sûret-ruh, gayb-ehâdet anlamnda gece ve gündüz:
Nûh, akl ve
rûhâniyetieri —bunlar görünmezdir5)

yönünden kavmini

"gece vakti" (Sure 71:

suret ve

du\alarnn

d

yönünden
gece

ise

"gündüz vakti" (Sure
birletirmemitir.

7: 15)

davet etmitir.

Nûh
(a.s.)

davetinde bu

ikisini

Halbuki
^**^

Muhammed

kavmini

ve

gündüz davet etmemitir,

hatta

gündüz içinde gecede ve gece içinde

gündüzde davet etmitir

"Benim üç gözlüüm var. Biri yakn gösterir, ötekini uzak için kullanyorum, üçüncüsü ile de hem yakn, hem uza görüyorum.
Yani bunda
iki

görüe de

elverili camlar mevcut.

Eer yakn

gözlüü gözlüü

ile

ile

uzaa bakacak olsam bama dönme veriyor, keza uzak de yakn bir eye baksam ayn hal vâki oluyor
fakat

(gerçeklemiyor),

üçüncü

böyle

deil.
ki:

Bundan

u

neticemi

ekli, çkarmak mümkün: Demek oluyor madden görmek isteyenler için âhireti, mânân, ruhu görmek mümkün olmuyor, yalnz âhireti görmek isteyenler için ise dünyay görmek mümkün olmuyor. Halbuki insann gözünde öyle bir

Yalmz dünyan,

4U5

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesrei, çev. Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl (haz.), stanbul: Milli Eitim Basme\i, 1991, c. 3, bent. 4417-4420 ^^ Suad El- Hakîm, bnii'i-Arabî Söküü, çev. Ekrem Demirli, stanbul: Kabalc Yannevi, 2005, s.207-208.

EY insan
237

gÖ2ük

olmaldr

ki

dünyay, yani

zahirî ekli

görmesi

mânây

görmesine ve

mânây görmesi

de ekli görmesine mâni olmasn"'*"''

Gece bakan kiiye kendisini verir. Gece idrak eder, idraki ise salamaz. Çünkü o görünmezlik ve karanlktr Görünmezlik ve karanlk alglar, algy salamaz
(}ece

bat

demektir, bu durumda,

u ekli alr: Ya gecenin batyla
bat, karanla bakmakszn,

zdd

ortaya

çkar;

veya gecenin

bilinmezlik

anlamn
aralarnda

korur. Birinci yorum:
(birinci

Ardndan
ehirlerde

asr

ve

ikinci asr)

kesinti

dönemleri

gelmi, hâdiseler gerçeklemi, hevesler
kargaalar

azm, kan dökülmü, çkm, bozgunculuk çoalm, zulümler
gecesine

artm,

adalet

gündüzü

dönerek,

zulüm

ile

yer

deitirmitir.
ikinci

yorum:
bir

Aydnlk
nefretin

nur,

gecenin

karanlndan
birlikte

nefret

eder,

hatta

o,

kendisidir,

bununla

gece,

gece

olarak

kalr.

Gecenin

varlnn
olsa da

art, karanln var olmas deildir. Gecenin

anlam, mahallî günein

ndan
dou

baka
(iç

bir

k

veya karanlk

kaplam
ortaya

olmasa da,

vaktine kadar

günein

batm

olmasdr. Böylece gecenin mâhiyeti

yü^ü) üzerinde bir

karklk

çkmtr.

Allah 'TDindii vakit geceye yemin olsun" (Kur'an,93:2)

buyurur. Gecenin mâhiyeti karanlk olsayd,
vakit" diye nitelemezdi.
olabilir

Kukusuz

bir

ADah onu "dindii karanlk olmakszn, gece

Ibnü'l-Arabî'de

iki

ifade

skça geçer: insann gecesi ve bu gecenin
birlik

son üçte
birlik

biri

veya kalan üçte

ksm

veya gecenin son üçte

bölümü: Bu gecenin mâhiyeti nedir? Ibnü'l-Arabî'ye göre

insann yaps bütünüyle gecedir. Bu balamda bnü'l-Arabî onu üçe
taksim etmitir: Birinci üçte birlik bölüm, topraktan olan heykel,
yani ceset; ikincisi,
ise

hayvan

ruh, yani nefstir; son üçte birlik

bölüm

üflenen ruh, yani ruhtur.

*'^

Asnn

Sâmiha A}'vcrd, Nezihe Araz, Safiye Erol ve Sofi Huri, Kenan lnda Müslümanlk, stanbul: HülbeYaynevi, 1983, s. 179.

Kifâî ve 20.

238

nsann yapsnn tamam
büyük ödülü vermek
ona üflenmi ruhtan

gecedir.

Bu yapnn son

üçte birinde en
birlik

için ilâhî tecelli gelir.

Son üçte

bölüm,

ibarettir;

üflenmi ruh,

sebat, derinlik ve kalan
bir,

üçte bir üzerinde üstünlük sahibidir Birinci üçte

topraktan
bir

gelen bedenidir; ikinci üçte bir, hay\^ânî ruh;
sayesinde ise "insan"olmutur

üçüncü üçte

nsan
ve

gecesinin son üçte birinde

Hak

iner ve tövbekar,

dua eden

balanmak dileyen

kullarna ihsanlarm

datr.

"

Resulullah Efendimizin:

"Cenâb-

Hakkk

her gecenin son üçte birinde dünya

semâsna nâî^l olarak

'Bir jej isteyen

jok muV

der" Hadîs-i erifi,

Cenâb- Hakk'n bütün
leyi:

varhk zerrelerinde zuhuruna iaret etmektedirBu hadisteki
ile

gece

maksad; halky}^et zulmetidir. Dünya semâsndan maksad, halkn
zahiridir.

varlnn

Son üçte birden maksad

da;

halkn

varlmn

hakikatidir.

Çünkü varhktan
Bir

olan

herey

(her varhk)

üç

ksma

ayrür:

ksm zahirdir. Bu ksmna mülk ad verilir. Bir ksm da bâtndr. Bu ksma da melekût ad verilir. Üçüncü ksm mülk ve melekût ksmlarna
münezzehtir (u^k). lâhî Ceberût'a
aittir...

ayrlmaktan

te

hadis-i erîfie iaret lisamyla (son üçte
ait

bir)

ad

verüen bu

ksm.

lâhi Ceberût'a

ksmdr.

Ceberûti
ise

ksm, ksmlara

ayrlmaktan

münezzehtir, denmesinin nedeni

udur: Bir eyin ksmlara

ayrlmay
gibi

kabul edilecek olursa onun için suretinden ibaret olan

bâtmn anlalmas zarurî olduu onun kâim olmasna sebeb olacak bir hakikatin varlkta bulunmas da zarurîdir.
zahirinin, nefsinden ibaret olan

Hakk'n nüzulü
demektir...

(inij)

demek; Hakk'n halka
ve

ait

tebihin (benzetme)
olu^u) ile

kendisinde, tenzih (Allah'n eksik

noksandan u-:^k

zuhuru

^^ Suad El-Hakîm, bnü'l-Arabî
Yaynevi, 2005,
s.

Söt^lüü, çev.

Ekrem

Demirli, stanbul:

Kabala

208-209.

EY insan
239

Son üçte
Zât'n

bir'den maksad; kula tecellî eden ilâhî sfattan ibarettir.

hakikatinin

zuhuru

da,

ancak

tecelli tecellî

eden
eden

o

sfatn

sonlarndadr.

Yani

Zât'n

zuhuru,
ait

sfatlarn

sonlarndadr. Halbuki sfadara

hiçbir

ey

için

de son yoktur.
göre; Zât'n

Zikredilen son, Zât'n hükümlerindendir.

Bu duruma

zuhuru sfatiarn gecesine
Hadîs-i erifteki
ile

ait (son üçte birde)

zahir olur demekdr.

"Dünya semâsna"
ilâhî isimler

tâbiri,

Hakk'n halk

ilâhî isimler

bilmeye sebep (vasta) olan sfadarna nüzulü demektir. Zîrâ; Zat

ve sfatlara nisbetie

dünya demektir. Çünkü; Cenâb-

Hakkk'n
(alçaklk)

ulvî

ifadan olduu

gibi

halkn da ona

kar

ubûdiy\^eti

(kulluu) vardr. Ubûdi}yet, ulviyyetin

tam

zdd

olan "Denâet"den
isimler
ise;

meydana gelmi

(Dünja)dr.

lâhî

halkn

ubûdiyyetinin kâim

olmasna sebeb olan Dünya semâsdr.Cenâbolur.

Hakk, kullarna onlarn bildii sfatlarda zahir
sfatlarn zuhurunun bitmesi
ibadetler, zikredilen sfatlarn

Bu zuhur
gelir.

da;

o

zamannda meydana

Yani;

ilâhî

zuhurunun kemâlinden önce

sfatlarla

beraberdir.

Yoksa Allah

ile

beraber deillerdir. lâhî sfatiar zuhurda
ilâhî

bitmeye
ile

(sona ermeye)

balaynca,

ibadeder sfatlar

ile

deil. Zat

beraber olur.

Bu

hadîs-i erifin

sr yoluyla

baka

bir iareti

daha

vardr.

O iaret de; evliyâ'mn kâmil olanlar hakknda meydana gelir.
ki:

öyle

Leyi:

Gece'den maksat
nisbetie
caiz

ilâhî

Zât'tr.

Son

üçte bir'den

maksad;

Zât'a

olan

mârifet'in

kemâlidir.

Çünkü

Hakk'n

marifeti iki ekilde olur: Birincisi, kemâlini idrâke caiz olan

marifettir.

Dieri de

caiz

olmayan
caiz

marifettir.

te

son üçte bir'den
Zîrâ

maksad bu Hakka
velînin

nisbetie

olan marifetin kemâlidir.

Cenâb- Hakk'
marifet;

bilmesi marifeti üç ekildedir:
bilen

Birinci
iarettir.

"Nefsini

Kabbini

bilir"

hadisinin

mânâsna

kinci marifet; Ulûhiyyeti marifetidir.

Zât'n sfatlarn Cemâl yönü
ile

ile

bilmektir.

Bu da Cenâb- Hakkk'n Bu ikinci; nefsin marifeti
gelir.

kaytl olan

Rabbn

marifetinden sonra meydana

Üçüncü

marifet: bu, ilâhî bir zevktir ki; kulun

varlna

sirayet eder,

kul da o mârifetie

Rabb hakknda gaybdan ehâdete

(müahedeye)

240

mazhar

olur.

Yani vücûdunda Rububiyyet
dili için

eserleri

meydana

gelir.

Bu derecede kulun eli için kudret, adm, gözü için; kendinden hiç
inkiâf
(açlma),

tekvin (yaratma)^
gizli

^Y^ Ç^

bir

ey

kalmayacak ekilde

kula
ve

için

de, varlktaki her

konuann sözünü
'^en
ile

dinleme kudreti meydana
onun iiten

gelir.

Bu mânâya Hz. Peygamber:
olurum" hadis-i kudsîsi
zahir,

kula

gören gö^ü

iaret

buyurmutur. Yine bu derecede Hak
Hadisteki

kul

ise

bâtndr.

Rabbn nüzulünden
ilâhi

maksad: Rububiyyetin îcablarndan

olan eserlerinin ve

sfadarmn zuhurudur. Dünya semâsndan
zahiridir.

da murad: Velinin cisminin

Son üçte

bir'den maksad:

Kulun vücûduna âir olan

ilâhî

zevkin

mârifetidir.'^'^^

Bir gece mânâda gördümjatm§m

Birfrâ^-

'âlde

(yüksek yatak) üryân- ten (çplak ten)

Sevdiim sinemde (göüs) etmekte semâ

Nâ^ ü istina
Ben

(yalvarma, ibtiyaçs^lk)

ile

o

nur beden

diyor mir'ât- cânân (sevgilimin aynas)
nur-i

olmuum

A.§k- mâjuk

Sühhan (ten^h

edilen

Allah 'in nuru) olmuum

Ha^ru

nejr

u (toplanp dalmak) hûr u glmân da benim

Sadr (göüs) - ajka kalb-i sû^ân (yanan kalp) olmujum^^^

Zulmet (karanlk)

nefsi gecesi de onlar için bir âyettir. Biz, telvinde

(renk verme, boyama)

ondan nehâr (gündü^ ve ruh güneinin nurunu

selh ederiz, soyarz.

O vakit onlar birdenbire zulmette kalrlar.'*^'
dünyay
gönüllerinin kblesi haline

Gaflet içinde bulunan âlimler,
getirmiler,

eriatn

kolay

tarafm

tercih

etmiler,

sultanlara

tapnmay

ellerine geçirmiler,

padiahlarn

çevrelerini tavaf yeri

edinmiler, halkn itibarn

kazanm olmay
kanmlar,

mihraplar durumuna
kalplerini sözlerindeki

sokmular, zekâlarmn
"^•^'^

hilelerine

Abdü'l-kerîm

b.

brahim

el-Cîlî,
s.

Insan- Kâmil, çev. Sey^id Hüseyin Fevzî

Paa,

stanbul: Kitsan Yaynlar,
•^"^

409-413.

Ken'an

Rifâî,

llâhiyat-

Ken'an,

Yusuf Ömürlü ve Dinçer Dalklç
s.

(haz.),

stanbul: Kubbealt Neriyat, 1988,
""'

98.
Te'vilât-tKâ^âniyye, çev. Ali

Rza

Kemâlüddin Abdürrezzâk Kââniyyüs Semerkandî, Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara:
c. 3, s.

Kadolu

Matbaas, 1988,

13.

EY insan
241

rikkat

(pe

/af^ gü^llik)

ile

megul

etmiler,

aratrc

âlimler ve

üstadlar

hakknda

kötüleyici

dülerini

salvermiler
ile

ve

din

büyüklerini, söyledikleri fazladan lâflarla kahretme ii

megul

olmulardr. ki cihan
olmazlar, doymazlar.

terazilerinin kefelerine koysalar, yine zahir

Bundan dolay

kini

ve hasedi mezhepleri

(tutulanyol) haline getirmilerdir"*'^

Cümle âlem

gaflet

meydamnda

karar

klm,

âfetle

dolu zanlara

itimat etmitir. Amellerinin hakikatle kabul edilmi, sözlerinin ise

mükâefelerin srlar olduu kanaatndadrlar.
tabiatn vehmine ve nefsin

eyh bu
itikat eder.

sözü

ile,

bönlüüne

iaret etmitir. Zîrâ bir
Bilhassa

kimse, Câhil de olsa, cehlinde (Kâmil olduuna)

mutasavvflar

için

bu

böyledir.

Sûfîlerin

âlimleri,

Allah'n

yarattklarnn en aziz ve en deerlileri olduklar
Allah'n

gibi, câhilleri

de

yaratm olduu varhklarn en
olmayp
ederler.

zelilleridir.

Zîrâ sûfîlerin

âlimleri için hayâl

hakikat olan eyler, cahilleri için hakikat

meydamnda dolar, ama velayet sahasnda Zanna itimat eder ama bunun yakîn olduunu vehmederler. ekle göre hareket eder, bunun gerçek olduunu hayâl ederler. Hevâ (nefsin ^rarb ve günah olan aralan) ve hevese (nefsani emeller) dayanarak konuur, lâkin bunun mükâefe (kepfyoluyla anlama, bilme) olduunu vehmederler (î^annetme). Zîrâ, Hakk'n Celâlini ya da Cemâl'ini görmedikçe; zan, insan olunun kafasndan çkmaz (Hakk temâjâ edilince î^an yok olup gider). Zira O'nun Cemâl'ini izhâr etmesinde, her eyi O olarak görürler,
hayâldir. Gaflet

olmayp

olduklarm hayâl

böylece

zardan

fâni

olur.

Celâlini

kefetmesinde,

kendilerini

görmezler böylece zanlar
büendir'^'
Allah, gece ve

ba

kaldramaz,

dalp gider.
bir

Allah en

iyi

gündüzden

ibaret olan

bu zamam

gün yapt.

u

halde

o

ikisini

zaman gündür ve gece ve gündüz zamanda mevcuttur Allah kendilerinde meydana getirdii eylerin baba ve annesi

"^^^

Hucvirî, K.e^u'1-mahcûb Hakikat

Bilgisi,

Süleyman

Uluda

(haz.),

stanbul:

Dergâh Yaynlar,
^^^

s.

97.
Bilgisi,

Hucvirî, Ke^u'l-mahcûh Hakikat

Süleyman Uluda

(haz.),

stanbul:

Dergâh Yaynlar,

s.

251.

.

242

yapmtr. Nitekim
ifadei

Allah öyle buyurur: "Gece gündüzü örter."

Bu

Âdem

için

buyurduu "Âdem Havva'y kucakladnda,
ifadesine benzer.

Havva hamile kald"
meydana
getirdii

O

halde, gece

gündüzü
çocuk
ise

örtündüünde, gece baba, gündüz anadr. Allah'n gündüzde
her

ey,

kadmn

dourduu
iler,

mesabesindedir.

Gündüz

geceyi örttüünde,

gündüz baba, gece

annedir. Böylece Allah'n gecede

meydana getirdii

annenin

dourduu

çocuklar mesabesindedir.

Allah öyle buyurur: "Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye."

Böylece gece ve gündüz arasndaki

evlilik

ilikisini

daha

fazla

açklamtr. "Onlar
âyeti
ile

için bir deHl gecedir.

de,

gecenin

Ondan gündüzü çkarrz." gündüzün annesi olduunu ve çocuun
ya

annesinden
kendisinden

domasn
çktnda

da ylamn

derisinden

syrlmas
bir

gibi

gündüzün

geceden
içerdii

meydana

geldiini

açklamtr. Böylece gündüz gecenin

baka
ise

âlemde

dodu. "O
gündür.
annedir.

her gün bir iptedir"

(Rahman, 29) Baba
bir

zikrettiimiz
bir

O

halde

bu gece ve gündüz
unsurlar

açdan baba
etkisiyle

açdan

Allah'n

âleminde

onlarn

meydana

getirdii türeyenler ise gece ve

gündüzün oullar

diye

adlandrlr

Ne

mutlu

o kijiye

ki gençlik

çam ganimet bilir de borcunu öder.
bulunduu t^amanlarda bu ii

Kudretli

olduu günlerde

shhatli, güçlü, kuvvetli

baarr.

Ne mutlu
iple

o kiiye
.

ki ihtiyarlk günleri gelip çatmadan, boynunu

liften

yaplm

balamadan.

Toprak çoraklap akmadan kaymadan iini baarmtr. Çünkü çorak
yerden nebatat aslayetime!^
ihtiyarn gücü, kuvveti

kesilir.

ehvet suyu

akmat(^ olur. Kendisinden kendi de

faydalanamam bakalarna da faydas dokunma^

Kalar

eyer

kuskunu gibi

aa düer, gö^üyaanr, görme\
çev.

olur.

'*'•*

Muhyiddîn bnü'i-Arabî, FütuhâN Mekkiye,
Litera

Ekrem

Demirli, istanbul:

Yaynclk, 2006,

c. 1, s.

407.

EY insan
243

Yü^ü

burudur,

kertenkele

srtna

döner.

Sö-:^

söyleyemem tad alma^

olur.

Dikleri bir §ey

kesme^

bir hâle gelir.

Gün geçip gitmi, ak^am
u^un.

ça gelmi çatm§,

le§

gibi beden topallamakta, yolsa

Ij görülecek yer ykk,

if

ipen geçmi§.

Kötü huylarnn kökleri kuvvetlenmi, onu kökünden söküp çkarma kuvveti
de af(almij.

Sen yann bu

iji

görürüm diyorsun ama §unu

bil

ki gün geçtikçe o dikenler

daha

^adeyeeriyor, ^âde

dikeni sökecek de ihtiyarlayp âci\ bir hâle geliyor.

O

daha

gençlejijor,
'

sen de

daha

ja':(la

ihtiyarlyorsun.

Çabuk

ol,

^mann geçirmef

Yolcu kendine gel, kendine... vakit geçti ömür günef kuyuya doruldu.

Bu

iki güncei^^de olsun, kuvvetin varken

kocaln Hakyoluna sarfet.
anlk müddetten
uî^un bir

"Elinde kalan §u

kadarck tohumu ek

de bu iki

ömür bitsin.

Bu aydn çerâ (fitil)

sönmeden kendine gel de fitilini

düf^elt,

yan

tazele.

Ekin flaman tamamen geçmesin agâh (uyank)
yarnlar geçtt^^

Söyle

ol!

Yann yaparm

deme. Nice

bakalm

senin neyin var?

Ne

elde ettin?

Deni^ dibinden ne

inciler

getirdin?

^'^^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl
1991,
c.

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,
Mesnevi, çev.

2, beyit.

1215-1216, 1220-

1226, 1235-1236, 1239
"^"^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarh
1991,
c.

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

2, beyit.

1215-1216, 1220-

1226, 1235-1236, 1239

244

Ölüm günü hu duygun kalma^ Can nurun
Medarda bu göt^e toprak
dolar.

var

m ki gönlüneyâr olsun?
hâki bir cana sahip misin?^^^
ol,

Me^an

aydnlatacak nurun var m'?

Bu hayvan

can

kalmayncayerine koymak

için

Âk,
ki

âkl annda sultandr. Fakat bunun asl
kendisine verilmi olan

akn

kendisi ol

o sultanlk bakî kalsn.

Âktaki yanmaklk

akn

tecellîyât

icâbdr.
ki

Yani senin maln deil, verenin mahdr. Halbuki ben istiyorum
senin olsun, yani sen

ak

olasn.

Gün

olup o

tecellî

ulesi üstünden

kaldrldkta,

akn hâli senin hâlin olsun.
muvakkat
(geçici)

Ak

hil'ati (kaftan)

bir

imtiyazdr (ayrcalk) ve senin

içinde

yanp

nefsânî ve hayvânî vasflarn yok

etmen

için verilir.

Zaman tamam

olunca

tabiî ki

alnr.

Ak

ihsan

(lütuf)

olunan kimselere onun kadrini bilmemek ayptr,

hatta yazktr.

Bu ihsandan maksat ne idi? Mauktan baka bir ey görmemek, zaman geHp o hil'at kalkt vakit de hep ayn eyi görmek yani her
fiili

her hareketi Allah'tan bilmekti.
{seyri

Ak hâHnin cünûnu

sulukta cokunluk safhas) ve zevki üzerinde

iken ne para, ne mevki, hattâ ne evlât gözünde oluyor. Kibirlerden,
kinlerden, yalanlardan, hilelerden eser kalmyor.
vakit de böyle
haliyle

te

o

hil'at

alnd

olman lâzm

geHr.

O
ile

zaman

niçin

deiiyor, beeriyet

babaa braklnca ayn
verdii irfan
418

hâli

muhafaza edemiyorsun? Halbuki
srlan
bilme)

akn

{ilâhi feyt^

sende

görülmek

stemyor

417

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl
c. 2,

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

1991,

beyit.

939-941, 943
s.

41»

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealû Neriyaü, 2000,

155-156.

EY insan
245

Mümkün
gibidir.

nevi

(çejit)

hakikatler, gece

karanlnda

sakl duran
ise,

eya
izhâr

Onlar

aça
tecellî

çkaran nasl günein nuru

zulmet-i

'ademde Çokluktaki karanlk) olan mâhiyet ve
gösterme)

hakikatleri

eden de

nurudur.

Bu aça çkarma ve
ve
gizlidirler.

izhâra

ramen, eya ve

hakîkaderi, hâlâ örtülü

Bu mânâya

iaret olarak Kur'ân- Kerîm'de:
âyettir...

"Gündüzü kendisinden

soyup aldgm\gece, onlara hir

" buyuruluyor.

Demek
koyun

oluyor

ki asi

gündüz hâlâ

gecedir.

Onun

üzerinden gece

soyulup ahnnca
etinin,

olan gece perdesiz olarak

meydana çkar.

Tpk
Bu

derisi

soyulduktan sonra meydana
(geri

çkt

gibi.

sûrede gündüzün nuru aslna rücû
bir

dönme) eder. Ki o,

günein

parçasdr
böylece,

te

gündüzün nuru, eyay zulmetten kurtard

halde, yine

hakikatte gizlidir.

Tpk

bunun

gibi,

zihninde tasavvur etdin eyi

aça
edilen

çkaran

dilindir;

ya da kalemin. Hal böyle iken, yine o tasavvur
tecellîyi

ey, zihninde sakhdr. lâhî

(Allah'n kudret
eyle.

ve

sim

eserinin

kimilerde ve

e^ada görünmesi) bundan idrâk (akl erdirme)
asla

Sen kendine
iledir.

varhk verme. Çünkü senin zuhurun Hakk'n nuru

Yoksa

sen, yine evvelki

madumsun

yani yoksun.

Ashna kendi arzunla dön. Ve

fâniyi (ölümlü)

bakîde (ölümsüî^ yok

et.

Aksi halde, mecburen dönersin. Sonra zahmet de çekersin.

Hâsl, insann bu nurla nurlanmas lâzmdr
olmasn. Ve o nur'a —Nur'un
'alâ

ki bir

daha zulmed

nur, nurlarn nuru- derler.

Çünkü
ve

dier nurlar onun batmak
gibi

gölgesidir.

Ve Hakk'n
edilemez.
"^^^

zatnda,

domak

eyler tasavvur

(hayâl)

^^''

smail

Hakk

Bursevî, Ken;^-i Mahfi-Gi^^i Ha^ne, çev. Abdülkâdir Akçiçek,
s.

stanbul: Bahar Yaynlan, 2000,

180-181.

246

Gece karanlnda varlklarn ne
görülemezse Hakk'n nuru
varlklar da renksiz ve
gizli

renkte, ne ekilde olduklar nasl

tecellî

etmedikçe, gönüldeki manevî

kalmaya mahkûmdur.

O

kadar

ki

insanda göz nuru hakikatte kalbin nurudur.
gelir.

Çünkü

gözde nur, hakikatte gönüldeki nurdan meydana

Yüce Tanr
gönül,

dertleri, kederleri

büe o hikmetle meydana koymutur

ki

bu aclar tadp, hazzn ve evkin nurunu görsün.

nsan, hastalk olmazsa
olmazsa
rahatn;

saln;

açlk olmazsa tokluun; zahmet
iyiliin;

kötülük

olmazsa

çirkinlik

olmazsa

güzelliin; nihayet yokluk olmazsa

varbn

kymetini bilmeyecektir.
tecellî ettiren

Allah'n gizliliindeki sonsuzluk onu bize
kemâlindedir.

vasflarmn

Çünkü sonsuz

gizliliine mukabil,

bu yaratlmlar

âleminde, gören göz ve seven gönül için her renk, her
ekil, ilâhî
bir

k

ve her

varln

uçsuz bucaksz bir aynadaki tecellîsinden

baka

ey deüdir.
biz nuru,
ki

Mademki
demektir

aydnbn zdd
kendi zddyla

olan karanlkla biliyoruz.

Bu o

her

ey

malum
içindir.

olur.

Fakat

zddn zdd

âyân etmesi bu yaratlmlar âlemi

yüzden

bir

Hakk'n varl için bu zt düünülemez. Çünkü vücutta Hakk'n nuruna zt
ile

yoktur. eriki (ortak) ve benzeri olmayan Allah' tezatiar

bilmek

bunun

için

mümkün

deildir"^^"

nsanlar arasnda öyle insan vardr

ki

Allah

onun üim, îmân ve
eder,

yakînini artrarak cehalet gecesinin âyetini

yok

ömrünü nur

üzerinde geçirip

bitirir.

Öyle insan da var

ki

Allah onun,
zulmetiyle

ömrünün
kalbinin

sonuna

doru

günden

güne

günahlar

kararmasndan meydana gelen gecesinin geceye mahsus aydnlatc
âyetini
geçirir.

yok eder de o kimse ömrünü böyle karanlk

içerisinde
ki

Bundan
ile

Allah'a

snrz.

Öyle insan da vardr
kalbini

isyan
(bütün)

zulmeti

kalbi

kararm

olup, Allah,

külliyen

^^20

Ken'an
157.

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealu Neriyat, 2000,

s.

1

56-

EY insan
247

mühürleyecek iken, sonra günahtan tevbe

ile

îmânnn,

amelinin ve
artar,

ihlâsmn nuru doar; o nur ve yakn, Allah'n diledii kadar
insan karanlktan
kurtarr'*^^

o

Gaflet ehli için en büyük ve en

zelîl (hor hakir) edici

günah, kendi

kusurlarn
bilmeyenler,

bilmemeleridir.

Dünyada iken ayp ve kusurlarn

bunu

âhirette

de bilmezler, burada cahil olan orada da

cahil olur. Zira

Hakk

Teâlâ:

"Bu dünyada kör olan

âhirette

de kör

olur." (Isrâ, 72)

buyurmutur.
bir

Hakikatte,

Hakk Teâlâ

kimsenin kalbini ehveti irâde etmekten
(güç)

temizlemezse,

onun anlalmas mükil

yönlerinden bataki

gözünü muhafaza etmez. Kendi
klmazsa, onun basiretini
(seî^j)

iradesini, bir

kimsenin kalbinde var
ilgileri)

mâsivâdan (dünya

korumaz'^^'^

Si^yer altndaki madeni altn

haline getiren

hirjld^, güne§e

tapyorsunuz^.

Oyld^yaratanayü\ tutun!
Deeriyüce
Günej,
olan cann-:^ hor hakir ederek gökteki güneye tapyorsunuz^

Tann
hu.

emriyle hiz^m a^pmiî(dr, çileri pifrir.

Artk

ona

Tann

dersen

aptallktr

(Ona Tann demek

§irk olur)

Günej tutulunca ne yaparsn? Ondaki karalty nasl giderirsin?
Nihayet, yine (ac\ içinde)
gider, yine

Tann kapsna yüz^ urup Ya Kabbi

o

karalty

ona nurunu ver demez^ misin?
öldürmeye kalk§salar

Gece

yans

seni

alayp yalvaracan, yahut aman

dileyeceim günej nerede?

Hâdiselerin

çou da

hep geceleyin

olur.

Halbuki geceleyin taptn tann

oysa

ortadayoktur.

Niyâzî-yi Msrî, irfan Sofralar, çev.

Süleyman Ate, stanbul: Yeni Ufuklar

Neriyat,
'*22

s.

24-25.

Hucvirî,

Ke{fu'l-mahcüb
s.

Hakikat

Bilgisi,

Süleyman

Uluda

(haz.),

stanbul:

Dergah Yaynlar,

259-260.

248

Tann'ja gönül doruluuyla
olursun

eilirsen yldiî(lardan kurtulur,

Tannya mahrem

Mahrem

oldun

mu
sen.

sana aiî^

açar,

srlan

söylerim.

Bu

suretle gece

yans

bir

güne^ görürsün

Onun

tem!^ ruhtan ha§ka

dousu yok. Domasnda da geceyle gündüî^farh

olamaf^

Gündü^ onun doduu flamana
kalmaf^

derler.

Geceleyin

dodu, parlad

m ortada

gece

Bu görünen günej,
öyle görünür.

o

güneyin önünde adetâ güneye kar§ :^rre nasl görünürse

Alemi aydnlatan, parlatan bu güneyin gö^ü,
kalr.

o güneji görünce

kamapr, ^a§mr

Arpn

nuruna, arjin o sonsu\ ve hadsiî^ ijina

karp bu güneji

bir t^erre gibi

görürsün.

Gö\e Tann'dan
bulursun.

bir kuvvet gelince î^âhiri güneji hor ve yoksul görür,

baya

Tann

öyle bir

kimyagerdir ki onun bir

tesiriyle

duman yldu^ haline gelmitir.

Öyle görünmedik bir iksiri vardr ki

karanl günej haline getirmitir.

Bir acaip sanatkârdr kibir sanatyla ^hale bu kadar hassa vermitir.

Artk

sen öbür canyld^lanm

da buna kyas et

Güne§i brak da

f^erre

ol

Mumluk dâvasna kalklma pervane
bulur, kullukta giî(li olan

oL

Bu suretle

dirilik

sultanln

padiahl

bulursun

^'^^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

1991,

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl c. 4, beyit. 576-594

EY insan
249

Alemde

tersine

çaklm nallar görür,
taklm,
kendisi
i§te

esirlere

padiah ad

verildiini duyarsn.

Boa^na

ipler

daraaamn

tac olmutur da kalabalk bir
^'^

halk güruhu (topluluk), ona

padiah

derler

Mile
kesil!

et de en

aja

bir

kul ol

En a§a

bir

kul

ol,

aalkla yürü

de efendi

Pervane gibi ate^e atl, o ateji kesene doldurup

a^n büî^me,

her§eyden kurtul!

Gücü

kuvveti

brak alamaya girij.
durann

A yoksul alaya aanrf^^
sonucundan
ve faydasndan habersi^

Ad, san

için cilvelenip

gayreti,

bir halde halk, hayrla, jerle avlamaktr.

Doduun günden
Bu

beri i^in bu. Sevgi

tumayla adam avlar durursun.
el çek.

avlamaktan, bu kalabalktan, bu ballk sevdasndan

Hiç

bunlarla

bir jey ördün,

buyütüden
geçti

bir §ey elde ettin

mi?
Sen
hâlâ

Ömrünün çou
koyulmusun.

gün ak§ama yaklajt.

adam avlamaya

Gece gelir çatar tutmanda bir av

bile

yok

Tu't^ak,

sana bir baj arsndan, bir

badan ba^ka

bir §ey

deil

u

halde sen kendini avladn demektir.

Çünkü

sen hapse düktün,

maksada

erinemedin,

mahrum kaldn.
bir

Hiç âlemde bi^m gibi kendi kendini avlayan

ahmak daha

var

m?

^24

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Milli

Eitim Basmevi, Eitim Basmevi,

1991,

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl c. 5, bept. 412-416 Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl c. 5, beyit. 471, 473-474

425

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Millî

1991,

250

A.vlamaya deen
hiç'?

§ey

ancak a§ktr. Fakat

o

da

öyle herkesin

tu':^na dü^er mi

Meer ki sen gelesin
tumana gidip

de ona av olasn.

Meer ki sen

tuî^at

hrakasn da onun

düjesin

-38Güne,
kendisi için belirlenen yerde akar (döner).

te bu, azîz ve alîm olan Allah'n takdiridir.
*'Ve'-emsü
tecrî

U müstekarrin lehâ zâlike

takdîrü 7- 'azîzi'l- 'alîm "

*
Günej
de bir delildir ki kendiyolunda
jeyi bilen

akp gidiyor Ijte

bu çok güçlü
Ya':(ir)

ve her

A.llah'n takdiridir (Elmahl

Hamdi
çte

Günej, kendisi

için belirlenen yerde

akar

(döner).

bu, a^if^ ve alîm olan

Allah hn

takdiridir. (Diyanet)

'V^e bu, Allah'a göre t^or bir çey deildir" (Fâtr, 17)

Güne
verilen

saatte

700000 km'den daha büyük
yörünge

bir

hzla Solar Apex

ad

bir

boyunca

Vega Yldz'na
ekseni etrafnda,

doru

hareket

etmektedir.

Dünya'nn hem kendi

hem Güne'in

etrafnda dönerken, ayn zamanda
ettii de

Güne

sistemiyle beraber hareket

unutulmamaldr

'^-^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl
1991,
c.

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

5,

bept. 395-396, 400-402,

405-407, 409-410

EY insan
251

Güne

her sabah

domakta, her akam batmaktadr. Fakat tüm bu

doular
bir

ve batlar her seferinde Evren'in ayr bir noktasnda

gerçeklemektedir. Dünya, Evren'de hiç bir zaman ayn noktadan

daha geçmeden hareket eden
"

bir

Güne'in etrafnda yolculuk

yapmaktadr

Dördüncü Semâ: Buras övülmeye çok lâyk bir cevherdir, çiçek rengidir, nurlu günein semasdr Buras feleklerin kutbudur Allah Teâlâ bu semây kalbe bal nurdan yaratt. Orada günei, mevcûd için kalb menzilesinde (derece, mertebe, rütbe) yaratt. Mevcudun îman onunladr. Mevcudun güzellii ondandr. Yldzlar, nurlarn ondan alrlar. Mertebelerde, nurlar onunla yükselir. Allah Teâlâ, güne
itibar

edilen

bu yldz, kalbe benzetilen bu
Pâk,
nezih,

felekte,

ulûhiyetin

mazhar kld.
tecellîgâh eyledi.

mukaddes

olan

çeitli

vasflarna

Güne, anâsra
olduu

(elementler, ate^-hava-su-toprak)

bal
yüce

âir mahlûkat

için bir

asldr. Aynen, Allah ism-i
gibi.

celâli,

sair

makamlar
için,

için bir asi

drîs

(as.)

kalbi hakikati bildii
(terbiye

bu

nefs
ile

makamna koyulmutur.

Rabbiye

eden)

mertebesi

de bakalarndan ayrlmtr.

Yüce Hakk Teâlâ bu semây, nurlarn galip yeri ve srlarn madeni küd. srafil isimli anl melek, bu semâdaki meleklerin hâkimidir. Ki o, üstünlük sahibi günein rûhâniyetidir. Düük bir eyin vücutta yükselmesi, kabzn ve bastn bir hâdise olmas, ancak bu melein tasarrufu ile olur ki, Hakk Teâlâ onu, bu felein kayna eylemitir. Heybet yönüyle de; meleklerin en azametlisidir. Vüs'at (genilik, bolluk, güç) itibariyle en büyüüdür. Himmet yönüyle en güçlüsüdür.
Sidre-i

müntehâ'dan, yerin nirengi noktasna (dier noktalarla
ölçülmü jer) kadar hepsi ona verilmitir yani
ki;

olan

mesafeleri

tümünde
(erefli),

tasarruf eyler. Öyle tasarruf eyler

düüünde

ve erifinde

tümden o tasarruf eder. Minberi kürsî'nin yanndadr. Günee bal bu felein dahi ashdr. Âlemi; semâlardr, yerdir. Akl ve his yolu
onlarda bilinen ne varsa hepsidir. Allah Teâlâ
felekin
(semâ) çevresini;

günee

nisbet edilen

17.029 sene,

altm

günlük mesafeli yol

"^^

Kur'ân Aratrmalar Grubu, Kur'ân Hiç Tükenmeyen Mud^e, stanbul: stanbul

Yaynevi, 2002,

s.

84.

252

eylemitir.
felekiyse,

Bu
ki

mesafeyi

yirmi
bir

dört

mutedil

saatte

alr.

365 ve dörtte
Idrîs

gün ve üç dakika da
Buras;
ki;

alr.

Büyük Buras o
(s.a.s.)

makamdr

(a.s.)

oradadr.

Muhammed

makamlarndan

bir

makamdr. Görmez misin

Mîrâc gecesinde

dördüncü semâya ulat zaman, onu da brakt; daha ötelere yükseldi. Peygamber (s.a.s.) Efendimizin, drîs'e nisbet edilen bu makama ulamas, merbûbiyet (kulluk) mertebesi ile, bu yüce

makamda

tahkike

{hakikat)

erdiinin

ahididir.

Temkin
Meselâ:

ehli
Isâ,

peygamberlerin çou, bu

yerli felekin dairesine dâhildir.

Süleyman, Dâvûd, Idrîs, Cercis ve daha bir çok himmeti bol nebiler bunlarn hepsi bu izhâr menzile konmulardr, bu yüce makamn
sâkinidirler"^^^

Ruh günei de kendine
seyrinin

has bir istikrarda cereyan eder ki ruh

nihâyetinde

müstekarri

Hakk makamdr.

u

keyfiyet

hereyi Hazret-i Ahâdiyetine vâsl olmaktan menedici, kahr ve ifna
()iok

etme) ile

her

eye

galip olan

(El-Alm) her eyi seyredicinin
bilici

haddi kemâlini ve seyrinin nihayetini

olan Zât'n

takdiridir"*^'

Alîm: Malumatn cümlesini bilen manasnadr. Alim, (alm,
allâm)
ki,

âlim,

eklinde

tecellî eder.

Ulemâ da üç ksmdr.
ki,

Birincisi alimdir

ilmi zatîdir, ikincisi âlimdir

ilmi mevhîbîdir (ihsan olunmu).,

üçüncüsü

ilm-i mükteseptir (ka^^amlmij).

lm-i

zatî ile

âUm

olan ancak Allah'tr.
ettii ilimdir.

lmi vehbî
(a.s.)

(Allah

vergisi),

Cenâb- Hakkk'n tâHm
mükteseb
de, insanlarn
tahsil ettikleri ilimdir.

(H^r

'm ilmi

gibi).

lm-i

çalma

ve gayretieriyle meakkatie

(^orluk)

Cenâb- Hakk mevcuda Bundandr ki ehluUahm
ehlullaha
ilâhîyenin
ilmi
(ilâhi

tecellî

ederse ona bilmedii ilmi öretir.
(üstün) oluyor.

biri

dierinden efdal
tecellî

Baz
eder.

zâti

cihetinden

eder.

Bazlarna
tecellî

esma-i

isimler)

hakikatine

vâkf

olmakla

Bazlarnn sfât- manevîsinde
tecellî

binlerce ilme vukufla (bilme, örenme)

eder"

'*28

Abdü'l-kerîm

b.

brahim

el-Cîlî,

însan- Kâmil, çev. Se}yid Hüseyin Fevzî
332.

Paa,

stanbul: Kitsan Yaynlar,

c. 2, s.

Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânîyyüs Semerkandî, Rza Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara:
c. 3, s.

Te'vilât-Kâ^âniyje, çev. Ali

Kadolu Matbaas,

1988,

13.

EY insan
253

El-Alim: Hakk'n ulûhiyetini ve Zât'n

müahede

ettirdii kimse;

bu kiide
Tenvir
temayüz

hâl zuhur etmez,
(aydnlatma):

onun

hâli bilgidir^^^'

nsanlar

ilimle

dier

mahlûkat

arasnda

(üstün olma) etmilerdir.

lim

ulviyata (manevî yükseklikler)
ile ilgili

taalluk (iliki) ederse ulvî, süfliyâta (dünya

baya

i^ler)

taalluk

ederse

süflidir.

Ehlullahm

ilimleri kefidir. Bir

kimsede, zemin ve
ile

zamana göre ve maksadara göre muhtelif nur ederse, o kimse ilme vâkf olur.
Alem-i ehâdete Alem-i melekûta
(ahitlik) ait ilimler
ait ilimler

tecellîyat

zuhur

nur-u basarla (göm/e) zuhur eder.
ile

de basiret nuru

zuhur eder. Hiç

bir

zaman nur-u

basar, nur-u basîredn ilmini bilmez.
ait

Alem-i ceberûta

ilimler

kendine has

bir

nur

ile

zuhur eder.

Medrese

ilmi

okumakla, kavâidle

(gramer), rivayet

ve kraade zuhur
ilim bir

ederken, irfan ehlinin ilmi nur-u

uhûd

ile

zuhur eder. Bu

nevî vehbî ilimdir

ki,

"ilm-i ledün" dahî denir.

Bu

ilim huzurla

hâsl

olduundan dolay buna "Huzur
Medrese
ilmi

ilmi"de denir.
edilen

çahma, kraat (okuma) ve rivâyede (hikâye husul (çkma) bulduundan buna da "ilm-i husûsî" denir.
Ehlullah
(velî,

sö^

evliyâfm

ilmi,

ilm-i

derecede bir velîye bilmediini öretir

en yücesidir.

Bu

her nimeti iktisap

Cenâb- Hakk bu ki, bu ilim kerâmâtn (mucibe) ettii (kapand) hakikat ilminde
huzûrîdir.

bulmakla dierleri arasnda efdal

olur.

Bundan dolay Muhiddin

Arabi'ye de ilmi dolaysyla son verilmitir."*^'

A2îz:

Koruduunu

esirgeyen.

Allah Aziz

(i^^etli,

sevgili)

ismini

kullarndan birine verdii vakit, Hak, Muizz yani Azîz klc ismiyle adlanan kimse de Azîz adyla anlr. hâle göre, Müntakim:

u

intikam abc ve Muazzib: azap verici isimlerinin intikam ve azaptan
kast ettii

eyden koruduu

kimseyi esirgemi olur.

432

•^0

Abdürrezzak Kââni, Tasavvuf Sö-/üü, stanbul, 2004 s. 363

çev.

Ekrem

Demirli,

z

Yayncbk

^3'

M. Kemâl Pilavolu, Büyük

Velî Muhyiddîn-i Arabi Hasretleri,
çev.

s.

176.

Muhyiddîn bnü'l- Arabi, Fusûsu'l-hikem, stanbul Kitapevi, 1981, s. 134.

M. Nuri Gençosman, stanbul:

254

Müstekarr:

Güne

kendisi için takdir ve tahsis edilmi ve istikrar sebebiyle,

yani sabit bir karar, düzenli bir

kanun

ile

cereyan eder. Hesapsz,

babo,

kör bir tesadüfle deil.

Bir istikrar için, yani kendi âleminde bir karar ve ölçü

meydana

getirmek hikmet ve gayesiyle yahut sonunda bir sükûnete erip

durmak

için

cereyan eden,

sm-i zaman olduuna göre kendine mahsus bir istikrar zaman için, yani duraca vakte, belirli bir zamana kadar cereyan eden.

smi mekan olduuna
mahsus, yani yerinde

göre,

kendine

özgü

bir

istikrar

yerine

sabit olarak cereyan eder, kendi

ekseninde
için

döner yahut kendisinin karargâh olan âlemin menfaatleri
cereyan eder.

Bu mânâda
istikrar

vatana hizmet için bir tevik de vardr:

Kendisi için bir

noktasna

doru gitmektedir"^^^^

Hiç

bir ressam var

mdr ki yapt
için yapsn!

resmi hiç bir menfaat ümidi gözetmeden

yaln^ resimyapmak
Hiç
bir testici

yoktur ki

içine

su

konmasn düünmeden

testisini

srf

testi

yapmak
Hiç

için yapsn!

bir hattatyoktur ki ö^ene bebene

yand ya^ yalniî(ja^sn, yadsnn
için yakmasn!

güzelliini göstermek için yadsn da

okunmak

Görünen

suret,

gayb (görünmeyen) alemindeki

surete delâlet eder, o

da bajka

birgayb suretinden vücut bulmutur

Müstekarr
birlikte

kelimesi

karargâh

mânâsna

ism-i

mekân olmakla

mihveri etrafndaki hareketi de murat olunmutur.

Bu

"^^^

Elmalb M. Hamdi Yazr, Hak Dini Kuran
1992,
c. 6, s.

Di/i,

stanbul: Feza Gazetecilik,

416.
Mesnevi, çev.

^^"^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl
1991,
c.

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

4, beyit.

2881, 2884, 2886,

2887

EY insan
255

suretle

günein

hareketinin

asln

ilk

defa

meydana koyan Kur'ân-

Azîmü'-ân
Allah

olmutur."^^^

ar

yaratt ve oray kullarnn kalbine bir yönelme yeri haline
ki:

getirdi ve oray bir mahal eyledi

Eller oraya

doru uzanr ama

oras ne Zât'na
de

bir mahaldir

ne de sfatna bir cinas (ben^i). Belki

"Rahman istiva etti" âyeti kerîmesine baklarak bir hüküm verilebilir ama dikkat gerek. Rahman Allah Teâlâ'nn bir ismidir. stiva ise onun naati ve sfatdr. Halbuki onun naati ve sfat Zât' ile kâimdir. Ar 'a gelince; O'nun yaratt mahlûk eylerden biridir. O'na bitimi deildir. Hatta demesi bile yoktur. O'na yüklenmi olamaz kald ki böyle bir eye ihtiyac da yoktur.
Kalp de Ar menzilesindedir. Onun ar semâdadr ki yeri bellidir. Ama öbürü yeryüzünde bir mesken haline getirilmitir Kalplerin ar semâdaki arlardan çok daha faziletlidir. Çünkü semâdaki ar
bir

eyi

içine alamaz.

Her hangi

bir

eyin hâmili de deildir. Kald
öyle bir

ki ki

bir idrake

de sahip deildir.

Ama

bu kalp olan ar,

eydir

her zaman

Hak ona

nazar eder.

Onda

tecellisini

gösterir.

Ona
dile

semâdan keremini
getirir.

indirir.

u

hadîs-i kudsi,

bu mânây pek güzel
de.

"Beni semâlarm almad,

ke^ yerim

A.ma mü'min kulumun

kalbi beni

ald"

^^^

Nasl güne
vermez

doduu zaman artk ayn
hakikat

görünmez veya aydnlk
da gönül Allah akyla
olur.

olursa,

günei

doup

aydnlanrsa akl denen kamer

(aj)

de artk görünmez

Göz o
olur.

zamana kadar akd vastasyla idrâke
Görse
bile

çalt
için

eyay görmez

bu eya artk

geceleri

uyumak

dinlenen masallar gibi

insana rehavet verir gittikçe

arlaan

ve kapanan göz kapaklar

ardnda varlklar gölgeleir,
Garip,
hakikatte,

silinir

ve kaybolur.

Allah

varhndan kopup, ondan uzak düen

kimsedir. Vatanlarndan ayr

düüp yabanc

illerde

bedbaht dolaan

436

M. Kemâl Pilavolu, Büyük l^eli Muhyiddîn-i Arabi Ha^^etleri, s. 61. Muhyiddîn Ibnü'l-Arabî, eceretü'l Kevn-Üstün insan, çev. Abdülkâdir Akçiçek, stanbul: Bahar Yaynlar, 2000, s. 66-67.

256
garipler gibi, yegâne hakîki vatan olan Allah

diyarndan ayr

dümü
gezer.

ruhlar da

bu

gariplii az veya çok hissederler.
gariptir.

Güne

de böyle bir

Uçsuz bucaksz fezada dolar

Baki olan ve gurubu olmayan tek

güne

ise

can güneidir. Can

günei Hakk'n sfatlardr; onun tecelli ettii "ermi insan" dr.

tecellisidir;

Hakk'n kendisinde

Güne

her ne kadar görünüte benzersiz gibiyse de, nakkalar

onun

resmini yapmaya muvaffak olmulardr. Fakat can güneinin resmi

yaplamaz. Aslnda o kâinata

doduu halde belki de göz kamatrc

aydnlndan, onu görmek, onu çizmek mümkün deildir. Can günei, Allah'tr, onun tecellisidir, hakîkat- Muhammediyye denilen
sr veya hakikat
Hakîkat-i
odur.'^^^

Muhammediye

ezelden ebede bir

mânâ güneidir

ki,

Adem

peygamberin

vücûdu
latîf

dousundan

doup

sonunda
yeri

Peygamber Efendimizin

vücûdunda kemâl buldu ve her

kuatan makama

geldi.

Ondan

sonra her velînin vücûdundan
vârisi oldu. Bir
bilir

dodu
arif
ki,

ve o

velî

de kendi asrnda Hz. Peygamber'in
vâris

o asrda tam

mertebesinde olan kâmili görse, derhal
hasiyet

bu güne ve bu mânâ ve bu
Lâkin bir

hasiyettir (keyfiyet).

baka

örtü

hemen ayn mânâdr, ayn ile cilve klm ve baka bir

vücuttan görünmütür.

Peygamberin

vârisi

olan kâmil insan ite bu ruh güneinin nurunu

aksettiren ve gruba
(demet) halinde

dek

n

derece derece yayan bir nur huzmesi

dünyaya Hakîkat-i
ile

Muhammedi

ile

görünmektedir.

Etrafndaki gezegenler

güne manzumesi

(diî<im)

can âleminin

sembolü deil mi? Gerçekten gönlü diri olan kimsenin can semâs muhabbede aydnlamnca orada nice dünyalarn seyrettikleri hayretie görünür. Çünkü Allah'n isim ve sfatlar ile Zât'na mazhar olan erin (er ki§i), Hak mülkü ile mülk sahibi olduu kolayca anlalr"^^^

4^^

Ken'an
29.

Rifâî, erhli Mesnevî-i erif,

stanbul: Kubbealû Neriyaü, 2000,

s.

28-

•^^s

Mekûre

Sargut, Gönülden Göniile, stanbul:

Kubbealt Neriyat, 1994,

s.

164.

EY insan
257

Ulvî âlemin zahirdeki misâli,

semâ

âlemidir. Allah, oraya bir

güne

yerletirmitir

ki

onunla, yer ehlini

aydnla

kavuturur.

Tpk

semâya

cesed onunla

koyduu güne gibi, bu cesede de ruh koydu ki bu yolunu bulsun. Ölüm sonunda kaybolup gidecek olsa,

cesed tümden karanla gömülür"^^^

ey veriniz, ihtiyâcm var; ya kendi cübbeni, ya elbiseni veya mahn ver." diyor. O elbiseyi, cübbeyi ne yapsn? Senin elbiseni, güne scaklnn sana erimesi için istiyor. Kur'ân
Bu
nebi:

"Bana

bir

da: Siz Allah'a
gibi,

gönül

holuu

ile

bir

borç veriniz" bu}Tarulduu

senin

yükünü hafifletmeyi arzu
ve

ediyor. Sadece

mal ve cübbe çok eyler

istemiyor,

çünkü sana bunlardan baka daha
fikir

bir

vermitir; meselâ ilim,

görü

gibi.

Görüünü, akln, fikrini bana sarf et! Sen bu mal, zenginlii, benim vermi olduum bu âletierle elde etmedin mi sanki? Böylece o, hem kularndan hem de mzandan sadaka
Bununla demek
ister ki:
istiyor.

Günein önünde

soyunabilirsen, daha

iyi;

çünkü o güne insan

karartmaz, hatta beyazlatr; hiç olmazsa elbiseni hafiflet de

onun

zevkini duyasn. Bir müddetten beri ekiye akstn, bari tatby da

deneyver.

1

440

"Gök, yer ve onlarn arasndakileri

bo yere yaratmadk"

(Sâd, 27)

*^^

Muhyiddîn bnü'l-Arabî, eceretü'l Kevn-Üstün nsan, çev. Abdülkâdir Akçiçek, stanbul: Bahar Yaynlan, 2000, s. 66. ^^ Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Fîhi Mâ Ffh, çev. Meliha Ülker Anbarcolu, stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1990, s. 334.

258

-39Ay için de birtakm
ettik.

menziller (yörüngeler) tayin
gibi (hilâl) olur

Nihayet

o,

eri hurma dal
geri döner.

da

'^Ve'l-kamera kaddernâhü menâzile hattâ âde ke V- 'urcûni'l-kadîm "

*
Ay'a gelince, ona
men-^ller tayin
ettik.

'Nihayet o eski

hurma salkmnn çöpü

gibi (yay haline)

dönmütür (Elmalk Hamdi Ya^r)
tayin ettik.

Ay için de

birtakm mem^ller (yörüngeler)
dal gibi
(hilâl) olur

Nihayet

o,

eri hurma

da geri

döner. (Diyanet)

Ve

kalb kamerinin

(ay)

seyrinde mahalli seyrini, havf (korku), recâ

(ümit).,

sabr, ükür, tevekkül (Allah'a güvenmek)., rzâ vesâir

makamat

gibi menzillerini takdir eyledik.

Ta ki sr ve ruh makamnda fenas kurumu ve yay gibi erilmi eski bir hurma (yokluu) zamannda salkmnn çöpü gibi avdet (dönüj) eyledi. Kalb kameri (ay), ruhta
fenâsmn tamamndan evvel ruh tarafna gelen yüzünün ziyâland
(pk) ve srra dahil

olmasmn kurbu
(örtü)

(yaknlk) ve nûriyetinden dolay
sebebiyle urcûn (kurumuj hurma

nefis

ve kuvvetierinin hicab

dal)

kadîm

gibi

olmutur. Kalb kamerinin bedir olmas, ancak sr
sâdr
(kalp,

makamnn karsnda,
Ay,

göüs) mevziinde olur

güne

gibi istikrarl bir

ekilde

akp

gitmez.

Ona

bir

takm

konaklar ve her konaklamaya göre bir ölçü tayin etmiizdir.

Gezegendir, her gün bir konak yerine

gelir,

her

konaa

göre bir

ekilde görünür. Araplara göre ayn konaklar:

Rza

Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânîyyüs Semerkandî, Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara:
c. 3, s.

Te'vüât-Kâânijye, çev. Ali

Kadolu

Matbaas, 1988,

13.

EY insan
259

ertan, Butayn, Süre\yâ, Debrân, Hek'a, Hen'a,

Zira',
Iklîl,

Nesre, Tarf
Kalb, evle,

Cebhe, Zübre, Sarfe, Avva, Simâk, Gafir, Zübânâ,

Neâim, Belde, Sa'dü'z-Zâbih,

Sa'dü'1-Bülâ, Sâ'dü's-Süud, Sa'dü'l-

Ahbiye, Fer'u'd-Delvil, Muahhar, Reâ...

Bunlardan her gece
arta sonra

bir

konaa konar

da gelecee kadar nuru arta
ki

da

eksile eksile

son konakta -

kavuumdan

öncedir-

i)ice incelir, kavislenir.

Nihayet dönüp eski urcûn gibi olana kadar.
dip çöpü ki eskisi yani geçen

Urcûn:

Özellikle

hurma salkmnn

seneninki daha ince, daha eri, daha renkli olur.

Bu benzetme, çok
ve son eklini

artc
bir

bir güzelliktedir.

Zannedildii

gibi hilâlin ilk

göstermekle kalmyor, ay 'in o konaklarda giderken dünya etrafndan

ayda kat ettii yörüngenin bir hattm da göstermi

oluyor'^'^'^

Söz konusu olan ay ve dier hareketli yldzlardr. Onlar, bu
menzillerde
konaklarlar.

hareket

eder ve

varlklar
ise,

meydana getirmek

için
fuller

Bu

seyir

esnasnda

unsurlar âleminde

oluan

meydana
Böylece

gelir.

Çünkü bu gezegen

yldzlar, dört

doada snrldr
ise, yedidir.

ve çarplmlardr. Dört

doann çarpld

menziller

çarpmdam

yirmi sekiz menzilleri

meydana çkar." bu Azz

ve her eyi bilenin
bir felekde yüzer" •

takdiridir.
'^^^

Nitekim Allah öyle buyurur: "Hepsi

Ay, Dünya etrafnda kvrlan, sarlan bir yörüngede hareket eder.

Dünya'nn güne etrafndaki dolam gerçekleirken Ay da Dünya'nn etrafnda bazen önünde, bazen arkasnda olmak üzere
sarmal bir yol
izler

Böylece Ay, Dünya'nn yörüngesi boyunca
bir

kvrm kvrm

dönerek yol alan
bir dal gibi.

yörüngeye sahip

olur.

Tpk

kvrlan ve bükülen

•^'^^

Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dini Kur'ân
1992,
c. 8, s.

Dili,

stanbul: Feza Gazetecilik,

417.
çev.

•*'*^

Muhyiddîn Ibnü'l-Arabî, Fütuhât- Mekkiye,
Litera

Ekrem

Demirli, stanbul:

Yaynclk, 2006,

c. 2, s.

413.

.

260

Ay, bir uyduya göre oldukça büyük hacmi ve ayarlanm uzaklyla

Dünya'mzn
gezegenimizin

dönme

merkezini

sabitletirmektedir.

Bu

da

yaam

için elverili iklim

koullarn

milyarlarca

yldr

korumasn salamaktadr. Baz

Ay'n çekim gücü sayesinde Dünya'nn merkez çekirdeinin sv konumunu koruduunu söylemektedir. Bu da gezegenimizin manyetik alanm
bilim adamlar,

güvence altna almaktadr.

Dünya'nn dönü
Allah, Evren'de

hzm

Ay okyanuslar kendine doru çekerek, yavalatm ve bugünkü ekline getirmitir.
kelimesiyle dikkat

kulland matematie "kader"
düzenlemeyi
ifade
eder.

çekmitir. "Kader" kelimesi Arapçada ölçüyü, ölçü
yani

matematiksel

uzaklndan,
çekimlerinden,

küdesinden,

dönü hzna.

konulmasm, Ay'n Dünya'ya Dünya ile karlkl

Güne'e kar konumu ve

çekimlerine kadar her

ey

matematiksel olarak ince bir ekilde hesaplanmtr'*^'^

Allah'n "Ay

için menziller tayin ettik" diye isimlendirdii menziller

yirmi sekiz menzildir. Bir

baka
bir

ifâdeyle ay, seyrinde her gece

sonuncuya varncaya kadar,

menzilde konaklar, sonra yeni bir

ayn ve günein menzillerde hareket etmesiyle senelerin saym ve hesabm örenmeniz için. Allah her eyi bizim için ayrntlandrmtr Sonra bu menzillere bu
için" yani

dönüe balar "Örenmeniz

melekleri yerletirmitir. Onlar, uzak felekteki valilerin (on iki hurcun
yönetici melekleri)

terifatçlardr

^^ Kur'ân
'^^

Aratrmalar Gurubu,

Kur'ân

Hiç

Tükenmeyen

Mud-:e,

stanbul:

stanbul Yaynevi, 2002, s. 88-91 Muhyiddîn bnü'l-Arabî, Fütuhât- Mekkiye, çev. Ekrem Demirli, stanbul:
Litera Ya>anclk, 2006,
c. 2, s.

394.

EY insan
261

Allah Teâlâ Kamer'i

(ay)

Hayy

(diri)

isminin

mazhar kld.
ki

Sonra,

onun

felekini (semâ) burçlar

semâsnda devreye koydu

hayat oradadr.
görünen)

Ayn

ekilde

mevhumun

(hayâl)

ve

varln mehudun (gö^le
Aynen ruhu
dünya
hikmet,

medar

(yörüngesi)

da odur.
yerin idaresine vazifeli kld.

Sonra, kamere

bab yldz,

cesedin

idarecisi

kld

gibi...

ayet Yüce Hakk

Teâlâ,

semâsn
(canstî(lar)

ruhun

hakikatinden

yaratmam

olsayd;

yeryüzünde hiç bir canlnn
mahalli olurdu.

varbn
Ve bu

gerektirmezdi...

Oras cemâdât

iler bittikten sonra da; Allah,

Adem'i, bu dünya semâsna yerletirdi. Çünkü Adem, dünyaya
âlemin ruhudur
rahmeti
de...

bal

ki

Hakk'n âleme nazar Adem'ledir, keza âleme
sonra

Daha

da yaratt

o mevcudata, Adem'in
nevi orada hayat

hayatna

bab

olarak hayat verdi...
eder.

nsan

yaad

sürece âlem
olur...

devam

Oradan

intikal edip gidince,

âlem de helak

Her eyi

birbirine karr...

Aynen Ruh'un ayrlmas sonunda

cesedin harap

olduu ve

her eyinin birbirine

kart

gibi.."^"*^

Tadm yükü nereye koyacam bibrim. Bana o yükü
en
iki

nebilerin

büyüü

yükledi.

Yüküm

hidâyet nuru ve hilâfet emanetidir.
gibi
ilâhi

Bu

büyük kymeti ancak kendim

nura tam bir ayna

olabilecek

br veHye

brakabibrim. Hulâsa, ben, gökteki ay gibiyim,

yol göstericim de

günetir'*'^''

O vebler ki nurlarm Hak'tan abrlar.
susar,
erdikleri
ay,

lâhî srlar onlarn gönlüne göz

ve gönül kamatran nurlar habnde dolar.
hikmetieri
hâl
dibyle

Ve tpk

gökteki ay gibi
tercih
ederler.

söylemeyi

Halbuki

gurbette yol kaybedenlere

k saçt
için

kadar, söz de

söyleyip yol gösterse, yollarm

armlar

bu ne büyük nimet

olurdu.
verseler,

u demek

ki vebler, söyleseler,

srlar ve hakikatleri haber

dünyada yolunu kaybedenler

elbet azabrd.

Kur'an- Kerîm'in Ahzâb sûresinde Hazreti Muhammed'e

kar

gelen türlü hiziplerden, kâfirlerden ve münafklardan bahsolunur:

'^^

Abdü'l-kerîm

b.

brahim

el-Cîlî,

Iman-

Kâmil, çev. Seyyid Hüseyin Fevzî

Paa,
564-

stanbul: Kitsan Yaynlar,
^^'^

c. 2, s.

317-318.
s.

Ken'an
565.

Rifâî,

erhli Mesnevi-i erif, stanbul: Kubbealu Neriyat, 2000,

262

"Ey Peygamber!
üstüne) ahit,
(yine

Allah'tan sakn! nkarclara ve
uy!

iki

yüzlülere uyma!
biz seni (insanlar

Sana Rabbinden vahiy olunana
müjdeci ve

Ey Peygamber,

uyandrc

gönderdik. Seni Allah'n izniyle

Allah'a)

çaran

ve (insanlar) nurlandran bir

k

gönderdik"

buyurulur.

Ey Allah'n rahmet kaps! Açk
yol gösterirsin. Tarikat

dur!

Sen eriat yolunda

ilim ehline

râhnda

irfan ehline rehber olursun. Senin

nurun v^Uah'n
olmaz;

birlii âlemine

açlm
bir

bir penceredir.

Sen vâsta

yardm

etmez;

nurunu
bir

gizlersen,

bizim

ruhlarmza
bir

maneviyat âleminden ne
açlabiür^'

kap, ne

manzara ne de

pencere

Ruh-

ilâhî

ay, ten gecesinden

baka

yerde

ldamaz

ve bu beden

âleminden gayr yerde kimse onunla ainalk edemez.

Eer

onunla

âinâhk etmek
bulabilirsin

istersen,

bu imkân

ten

gecesinin

halvetinde

Âb-

hayat öyle bir sudur ki

onu

içen ölmez denir.

Madem
hayata

ki

âb- hayat bulunduu

vakit insan için bir ebedi hayat

vardr, ite o ebedi hayat ölüm demektir. Nefsinden ölenin ebedi

kavumas
Ten,

tabiidir.

O

âb- hayat
topraktan

ise,

bu

ten zulmetinde

bulunur.

yani

cisim

meydana gelmi
kurmak
istersen,

olmas

sebebiyle kesafet ve zulmet demektir. Fakat ruh nurdur.

Hakk'n
onu bu

emrinden, ruhundandr.

O

ruh

ile

alâka

ten zulmetinde bulursun.

Onun

için kalb,

Bu ten zulmetinin Hakk'n halvetgâhdr.

halveti

de kalbdir.

eyh

Evhâdeddin Hazretieri'nin

üzerine

ems-i

Tebrîzî

Hazretleri

"Ay leende görüyorum" "Eer boynunda

demesi

çban

olmasayd,

bam kaldrr semâda görürdün" buyurmulardr.
ems'in ay semâda

eyh

Evhâdeddin'in "A}T leende görüyorum demesinden maksat;
güzellerde görüyorum"demektir. Hz.

Hakk'

görürdün, buyurmalarndan maksat da, sâde suret güzellerinde deil,
her yerde görürdün demektir. Güzel
sevilir,

çünkü ondan Hakk'n

•^^

Ken'an
566.

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

555-

^9 Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

651-652.

EY insan
263

nuru zuhur etmidr. Fakat

bir

güzelden bu
tecellîyi

tecellîyi

seyrettiin gibi,
icap
eder."^^^

meselâ bir devenin gözünde de ayn

görmen

Allah,
verir.

doruyu da

eriyi de senin istidat

(kabiliyet)

ve talebine göre

Zahirde

(görünüp)
aklî

insanlarm kalplerinde olan zihnî tasavvurlarn,

fikrî

naklarn,
hakikat

Bil ki

nurlarn ve ruhî prltlarn hepsi o vahdet
(velî)

(birlik)

hazinesinin veyahut ehlullahn

bâtnndan doup

tecellî
^'^^

eden

aymn, herkesin istidadna göre akseden nurlardr.

ayn Güne'e doru
ne
eksilir.

bir

yüzü vardr. Bu yüz daima tamdr.

Ne

artar,

Bir de halka

doru

olan bir yüzü vardr

ki

Ay
bu

bu yüzünü,
zarar vermez.

devri dolaysyla insanlara eksik gösterir.
takib

Ama

yüzünün eksik görünmesi, Güne'i

eden yüzünün
olan

tamlna

O

halde senin de Hakk'a

doru

Hak nazargâh

(baklan yer) olan kalb yüzün, imânla, yakinle ve O'na güzel zan

beslemekle tam olsun.
eksiklii, gizli
(iç)

Halkn
ile

bakt

taraf olan

d

}Kizünün

yüzünün

tamhna

zarar vermez.

Buna da

u

hikâye uygun düer:

Ömer

Ali (Allah her ikisinden de râ^ olsun)

Yemen
Ekrem'in
-Bize

tarafnda
(s.a.s.)

Üveysü'l-Karanî'yi

bulup

kendisine

Resûl-i

vasiyet ettii

hrkasm

teslim ettikleri

zaman

ona:

öüt ver,

dediler.

-Rabbinizi biliyor
-Evet,

musunuz? Dedi.

-O

halde

O'nu

bildikten sonra

O'ndan bakasm bilmemek

size

zarar vermez.

-Daha da

söyle.

-Rabbiniz size öretti mi?
-Evet.

-O halde bakas öretmese de

size zarar

vermez.

50 Ken'an
451

Rifâî, Sohbetler

,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

242.

Ken'an

Rifâî, Sohbet/er,

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

s.

285-286.

264

Aya bak da
ibret
al.

nefsini halka

kar

iyi

zan beslemee yöneltmekle ondan
zahirinde bir
ile

Yani ne zaman

ki birisinin

ayp ve noksann

görürsen, kendi kendine: "Belki Allah

muamelesi tamdr,

ayb

bana göredir"

de.

Hikâye olunur

ki:

Hasan-

Basrî (Allah ondan ra^ olsun) bir
bir

gün

Badat'ta Dicle Nehri kenarnda siyah

adama rasdad. Bu adam,

yannda bulunan kadnla arap
siyahi,

içiyordu.

Hatrna

geldi

ki:

"Bu
âdeti,

arap içmeseydi, benden

efdal

idi.

"Hasan-i Basrî'nin
iki

nefsini her

eyden

aa

görmek

idi.

Bir de bakt ki

adam

Dicle'de bouluyor.

Hemen
efdalsen,

o siyah adam su üzerinde yürüyüp o
dedi:

adamlar kurtard. Hasan Basrî'ye dönüp öyle
Allah indinde

"Ya Hasan,

sen

sen de

benim
etti:

gibi

suda yürü ve

boulanlardan

birini kurtar"

ve ilâve

"Bu yanmda bulunan
için böyle

kadn anamdr. içtiimiz zemzem
(kalp gölünün açk) olup

suyudur. Biz burada, senin basîr

olmadn

anlamak

oturduk"

Hasan onun ayaklarna dütü:
öyle dua
Zira

"Onlar boulmaktan, beni de
dedi.

mü'mine kötü zan beslemekten kurtardn"
etti:

O

zat

Hasan'a
kurtar.

"Ya Rabbi, Hasan'

içinde

bulunduu hâlden
efdaldir."

Hasan senin katnda benden yüz derece daha

nsanlarn

çou
isterler

halkn
de

bakt
gibi

yüzlerinin

bir

Bedir

(Dolunay)

olmasm

kalp

yüzlerine

aldrmazlar.
(ay

Bundan dolay
ayn görünmemesi),
sâlih

bazüarnda kefere

(kâfir)

Muhak

sonu

bazlarnda fâsklar
gibi

(fesatç) gibi hilaf (ters)^

bazlarnda

mü'min

Bedir vardr'*^"
idrak edenlerin gözleri vahdetteki güzellii

Gayb âleminin srlarn
görür. Fakat

bu

devlet her kula müyesser olmaz.
Biri

Ali,

üç kimse düün.

gökyüzündeki ay olduu

gibi berrak

görür, ikincisi deil

ay görmek dünya

dahi ona karanhklar içindedir
içinde

Zira gözünde iUet ve afet vardr.

Onun

görmek nasibinden

452

Niyâzî-yi Msrî, rfan Sofralar, çev.

Süleyman Ate, stanbul: Yeni Ufuklar

Neriyati,

s.

69-71.

EY insan
265

mahrumdur. Üçüncüsüne

gelince, öyle keskin bir
sahiptir.

nazar vardr

ki

üç

ay da

bir arada

görebilme kudretine

Görünüte bu üçünün de gözleri açktr. Kulaklar iitir. Ey Ali, bunlarn srlar sana malum avama ise meçhuldür. Her ne kadar bu
üç bölük insandan her
iseler de,
biri

kendi inançlarna göre

AUah yolunda

sana yaknlklar nedir? Hakk'a dönüleri nasl olur?
ilim)

Ey

Ali,

Allah sana ledün (Allah tarafndan ihsan olunan

ilminin

srrm
Senin

vermi, her çeit kulunun zahir ve bâtn
için

hallerini göstermitir.

kulun da

gizlisi

ve srr yoktur.

Ey

Ali,

o halde bu üç

bölüü de

bilirsin.

Onlar ne yolda, hangi konaktadrlar?

Hazret-i Ali'deki maneviyatn ayaklarna kapanan
derecelerini

adam bu Hak yolu
Hakikatte bu

görüyor,

fakat

srrm

bilmiyordu.

üç

zümreden dünyay

siyah görenler Allah

yolunun fark veya

tefrika

(aymm) mertebesinde olanlardr. Onlarn idrâki yalmz kendilerini
bilir.

Gökte ancak

bir ay

ldyor

görenler

cem

mertebesindedirler.

Ve uurlarnda Allah'tan baka

hiç bir

ey yoktur.
ki

Nihayet gökte üç ay görenler cem'ü'1-cem denilen mevkîdedir
bunlar Allah' üç halde birden görme srrna erenlerdir.
hâU: Zât,

Hakk'n üç

HâUk ve

Mahlûk'tur'^'

Cesetteki akl da semâdaki aya benzer.
eksilir.

Bazen
hilâldir

artar,

bazen de

O,

önceleri küçücüktür
gibidir.

Ki onun ad
Sonra
artar.

Ki bu, çocuun
olup bedir

çocukluk amndaki akl
(dolunay) halini

Ayn tamam

ald gecelerdeki
Âdem,
biraz

gibi.'^^'*

Resuller arasnda nur ciheüyle

(yön, taraf)

fark yoktur.

Aya

bakarsak,

yeni
Isâ,

doan

ay

daha yükselince Nuh, brahim, Mûsâ,

nihayet bedir haH, zuhûr-u

Muhammed

gibidir.

Bunlarn nur
Aralarnda

ciheüyle, yani ay olmalar itibariyle asllar

hep

birdir.

'*53
'^5'*

Ken'an Rifâî, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 554. Muhyiddîn bnü'l-Arabî, eceretü'l Kevn-Üstün nsan, çev. Abdülkâdir Akçiçek, stanbul: Bahar Yaynlar, 2000, s. 67.

"

266
fark yoktur. Lâkin

zayf

k

ayn henüz doarken nerettii (yayd)

hafif ve

ile

bedir halindeki

avk

(pmas)

bir midir?'^^^

Hilâlle dolunay birdir. kilikten, noksandan uî^aktr onlar

Hilâl hakikatte noksan kabul etme^.
dolunay haline gelmek kemâl bulmaktr

Görünüteki noksan, yava§ yava§

Türlü melekler vardr. Kimi
belirli,

hilâl gibi ince,

kimi üç günlük ay gibi

kimi dolunay gibi nurunun son çizgisindedir. Birbirinden

daha olgun, birbirinden daha

aydnhk

olarak,

bu melekler
fikir,

ilâhi

nura

ahitlik ederler. Yeryüzündeki insanlarn, akl,

anlay, güzellik

ve olgunluk dereceleri gibi yeryüzünün melekleri ve yeryüzünün
velîleri ile nebileri

de öyle derece derecedir^^^

Resuller arif velîlerden olmalar

bakmndan

deil ancak Resul

olmalar yönünden, ümmetlerinin bulunduu hâl ve mertebede
bulunurlar.

Bu

itibarla

peygamberlerde

peygamberliklerine

ait

ilimden ancak ümmetlerinin eksiksiz arüksz muhtaç olduklar

kadar bir hisse vardr. Ümmetler

ise bir

ksm

ötekilerden üstün

olmak üzere deiik
derece

seviyededir. Peygamberler de ümmetierinin

seviyesine göre risâlet

üminde bazs bazsndan üstün
'T>u
resullerden

olur.

Bu

fark Allah'n
" âyeti

bahsim batks
ve

ü':^rine

üstün

kldk.

üe

sabittir.

Yine

resuller, ilim

hükümden kendi
Yine
üstün

nefsleriyle ilgüi olan eylerde de istidatlarna göre farkldrlar.

Allah'n

"Muhakkak

biti

ba^

nebileri

ba:^s

üî^erine

kldk.

mealindeki âyetiyle belirttii

farktr"^^^

Yolcu

birinci

konaktan çkmadan

ikinci

konaa ulaamaz. Bütün

konaklardan geçmeyince de

ühûd

kâbesine giremez

'ss

^^^

^^'^

"^^

Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 10-11. Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbald Gölpnarl (haz.), stanbul: Milli Eitim Basmevi, 1991, c. 6, beyit. 1208-1209. Ken'an Rifâî, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 536. Muhyiddîn bnü'l-Arabî, Fusûsu'l-hikem, çev. M. Nuri Gençosman, stanbul:
stanbul Kitapevi, 1981,
s.

114.

459

Niyâzî-yi Msrî, rfan Sofralar, çev.

Süleyman Ate, stanbul: Yeni Ufuklar

Neriyaü,

s.

30.

EY insan
267

Resulullah Efendimizin cismânî (bedenle

ilgili)

zuhurunun (meydana
bir

çkma) zaman yaklanca varlk dal düzgün

ekilde bitmeye
112)

balad.

"E^mrolundugun

gibi

dosdoru yürü.."

(Hûd,

emri
ijte

gereince, Resulullah Efendimizin sfat istikâmet (doruluk, her
itidal üî^ere

bulunmak) üzere oldu.

Makam

ise

Dârü'l-Mukâme denen

kulluk cenneti oldu.

Vaktaki,

tam isdkâmeti buldu; dünya

ile

ukbâdan

(âhiret)

geçd,

kendisine tevdi (emanet etme) edilen vazife

yapbp tamam

oldu.

O

zaman da

bir güzel

makamdan baka
ki

bir güzel

durakta karar klnca esas ikâmetgâhna geçti.

makama geçti. Bu Bu makamlarn ilki,

dünyada olmaktadr
örtülere

buna: "Vücüd

bürünmü, kalk in^r (uyarma)
iaret
edilir.

makam" denir. Bu makama 'Ey makamna geç" (Müddessir, 2)

âyed

ile

Makâm- Mahmud
böylece,

(hamdolunmuj) tâbiri kullanhr.

Buna "Umulur

ki

eder.

Kabbin seni Makâm- Mahmud'a erdire" Makâm- Mahmud suret âlemine has
bir mülktür.

(Isrâ, 79)

âyeti iaret
ki

bir

makamdr

o,

dünyada

Ki halk onu görür ve mübarek varlyla

itminan (emin olma) eder.

Bu makam icabdr
107)

ki

O'nun

risâlet, (elçilik)

nübüvvet

(peygamberlik)

bereketine nail olur.
âyeti

"Seni ancak

âlemlere

rahmet olarak gönderdik" (Enbiyâ,

Makâm- Mahmud'u
Resul,

anlatmak

için nazil

olmutur. ResuluUah bu makamda "Ey

sana in^l olunan tebli (eriçtirmek) et" (Mâide, 67) emrindeki minbere

oturtulmutur.

ibu makamda O, halkn
uyma). Nasihat

vâki dâvetine icabet edendir
(j-öi^

(râ-:^

olmak,
bir

iinde onlarn hatibidir
tabibidir.

söyleyen).

Herhangi
ise

mânevi sarsntda onlarn
nasibidir.

Muhabbet iinde

onlarn

Buraya kadar anlatlan
ki,

ksmdr
ksmna
ererler

dünya ehline

Makâm- Mahmud'un birinci mahsustur. Makâm- Mahmud'un ikinci
Ki
o, mele-i a'lâ'nn nasibidir.

gelince, âhirette kurulacaktr.

Onlar, bu

makamn
meleklerin
âyeti,

bereketinden birçok nâiHyetiere (murada erme)

ve onun cemâlini orada
ve

müahede
duran,

eder ve

kelâmn

duyarlar

"Rub'un

kâim (ayakta

varlk bulan) olduu gün"
anlatr.

(Nebe, 38)

onlarn bu

makam önünde durularru

Bu

268

makamda
dururlar.

hatip

ayaa

kalkar.

Melekler de
bizzat

sa
efaat

tarafta

el

balar

Bu makamda hadp,

Resulullah

Efendimizdir.
için

Hutbesinin

aç konumasn
der.
gelir.

ümmetine

yapar

ve

"Ümmetim, ümmetim.."
rahmetim..." müjdesi
gelince,

Buna cevap

olarak:

"Rahmetim,

bunu da

Makâm- Mahmud'un üçüncü ekline "uhud makam" olarak ele alabiliriz. Ebediyet,
cennette olacaktr.
(gö-:^e

dâimiyet

makamdr. Ki bu da

Ve

cennet

ehli

ondan
huriler

nasiplerini alacaklardr.

Onu müahede

görmek) ederek,

ondan
ile

nasiplerini alacaklardr.

Cennetin kökleri, o
artar.

makamn
Perdeler

kuruluu

eref kazanr. Sonra cennetin nuru

aralanr. Serler (kötülükler) zail (yok olma) olur.
(ayak

hasma)

oraya
:(at ki,

sürür

(sevinç)

gelir.

Onun kudümünden Bu makam u âyetten
gelince

anlyoruz.

"O

bi^ fa^h

(faslet)

icah darü'l-mukâmeye (kulluk

cenneti) koydu.. "

(Fâtr, 35)

Dördüncü makama

uhûd

(^ahit

olma)

makam mâbud
a'lâ

olan Allah Teâlây "rü'yet"

makamdr.

Yani;

görmek. Yüce,

olan Rabbi,

mahbûbu

(sevgili)

görmek. Ki buras

yakn" (Necm, 9) âyeti ile sabit olan makamdr. Bu yaknlk, görme, müahede ve ulviyet ancak Resulullah Efendimize tahsis olunmutur. Bu makamda yabancya hiç nasip yoktur.'^^'^
"Kabe Kavseyn"
'iki yayn birleimi... hattâ daha

Göüslerindeki

aldatma,

tecavüz,

kin,

hased,

kibir,

kendini

beenme,
sfadar

iittirme, riya gibi kötü duygular kalblerinden çkaran,

tevhidine

de

çeitli

güç

riyazetierle

nefs-i

emarenin

arzusunu öldürmek, nefsin dediini yapmamak, alkanlk haline
getirdii eyleri terk
eder.

etmek

gibi eyleri

Bu

surede nefis itmi'nane

yapmay emrederek davet ular Nefis itminana kavutuu

takdirde güzel huylardan ibaret bulunan sfatiarn selâmet evine
girer.

Kötü ahlâk zindamnda, kalblere sçrayan kötülük ateinden kurtulmu olur. Ve bu kötü huylarn azabndan daima rahat
olur."^*"^

içerisinde

460

Muh)iddîn bnü'l-Arabî, eceretü'l Kevn-Üstün nsan, stanbul: Bahar Yaynlar, 2000, s. 103-116.
Niyâzî-yi Msrî, irfan Sofralar, çev.

çev.

Abdülkâdir Akçiçek,

Süleyman Ate, stanbul: Yeni Ufuklar

Neriyat,

s.

31.

EY insan
269

-40Ne güne
aya yetiebilir, ne de gece gündüzü
geçebilir.

Her biri

bir

yörüngede yüzerler.
ve
fî felekin

"Le'-emsü yenbâî lehâ entüdrike'l-kamera
le'1-leylü

sâbiku'n-nehâri ve küllün

yesbehûn"

*
Ne güneyin aya çatmasjara§r,
ne de gece gündü':^ geçebilir; onlarn her biri

kendiyörüngesindeyüzerler (Elmall

Hamdi Ya^r)
Her biri
biryörüngede

Ne günej ayayetirebilir,

ne de gece gündü^^ü geçebilir.
yüî^erler. (Diyanet)

"Geceyi, gündüî^ü,

Güneri

ve

Ay' yaratan O 'dur. Her

biri bir yörüngede

yü^üp giderler" (Enhiyz, 33)
Seyrinde

ay
ile

idrâk ederek

iki

âlemin hallerini içine alan ve ahlâk ve

vasflar

kemâlâtn

tecellîsinin ortaya

çknn onun olmas ruhun
olmad. Aj^n da günei

güneine lâyk ve müyesser
idrâki
ile,

(kolaylkla olan)

gece gündüze önüne geçici deildir.

Ve

nefsin

karanl

kalp nuru

gündüzünü deitiremez. Zira kalp ay ruh makamna

yükselince

yetiemez.

ruh, hazret-i vahdete ular. Binâenaleyh ay, günee Bu takdirde nefis de kalp makamnda nurlanm olup onun da karard kalmaz. Bunun için nefsin karanl kalbin nurunun önüne geçemez. Belki nefsin karanl yok olur. Kalp ve kalbin nuru ruh makamnda olduu için karanl nefsin devamll

takdirinde de o karardk kalp
felekin yesbehün"

nurunun önüne geçemez
her
biri bir

'"Ve küllün fî

Günele aydan
ki

yörüngede (medarda) ve
belirlenen

balangç ve sonu da belirlenmi olan yerde seyrederek
hudutlarm aamazlar. Tâ
toplayncaya kadar.

Allah Teâlâ beyinlerini bir hudutta
sebebiyle

Ve güne

ay perdeleyinceye (Ay

270
tutulmas) ve

günei batdan dodurmak kyamet kopuncaya kadar

böylece

seyrederler'*''^

Se-ba-ha: Kendi 02 hareketiyle yer deitirmek. Allah buyurdu:
"Herkesin birjönü vardr" (Bakara, 148)

Tebih: Sübhan'n anlmas anlamnda

zikir

demektir.

Ancak bu

yörüngedeki devaml devir hareketine tebih denir.
Yeshehûn
(yörünge)

(çoul olarak)

devamb

devir

hareketinde

bir

mahrekte
vMlah'

ayn

hareketi tekrar etmektedirler.

Dier mânâda,

anyorlar, tebih ediyorlar demektir.
için iki

Aslnda evrendeki her varlk

mânâ da geçerlidir.
etrafnda
elektronlar

Atomlarn

devaml
"yesbehûn"

bir

mahrek

(yörünge)

hareketi yapar.

Aym

zamanda çekirdee
bir

kar

titreerek manyetik

ipin yapar. Bu hareket, tam

hareketidir.

Çekirdek

atomun
ipin

kblesidir. Elektron
haliyle

(uydu)

hem jirospik hareketiyle, hem manyetik kuUuunu göstermektedir. Tüm gezegenler,
nihayet
belli

güne

sistemleri

ve

galaksiler
bir

de

ayn

tarz

hareketin
için

temsilcisidir.

Bir

varhk,

mekânda kalabilmek

bu

jiroskobin

dönme

hareketine; yani "yesbehûn" faaliyetine

mahkûm

ve mecburdur"**"^
"Güne§ aya yetijme^ gece de gündüî^ü geçmeî^ Her
(Yasin, 40)
birisi bir felekte

yü^r"

Yani dairesel

bir

eyde

dönerler'^'''*

Zahir de Allah, Bâün da

Allah...

Evvel de Allah, Ahir de

Allah...

Âyet-i kerîmede: 'Hiç bir §ey yoktur ki Cenâbetmesin" (Isrâ, 44) buyuruluyor.

Hakkk

'

tebih ve tahmit

u masay cansz zannediyoruz. Fakat hayr. Bunun
Günein
etrafndaki yldzlar
gibi,

içi

hayat dolu.

bu

zerreler

de merkezlerinin

'*''-

Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânîyyüs Semerkandî,

Te'vilât-Kâfâniyye, çev. Ali

Rza Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu
c. 3, s.
'^'^^

(haz.),

Ankara:

Kadolu

Matbaas, 1988,

13

4<^-*

Halûk Nurbaki, Yâ-Sîn Sûresi Yorumu, stanbul: Damla Yaynevi, 1999, s. 60. Muhyiddîn bnü'l-Arabî, Fütuhât-t Mekkiye, çev. Ekrem Demirli, stanbul:
Litera

Yayncbk, 2006,

c. 1, s.

408.

EY insan
271

etrafnda harekettedir. Harekette olan
Hak'la kâimdir. Hayatta olan

ey

ise

hayattadr. Hayat da

eyden üphesiz Hak zuhur eder
fertlerden her ferdin, uzuvlardan her

Ümmetlerden her

birinin,

uzvun, nefis ve ruh kuvvetlerinden her birinin bir yönü, bir

maksad ve

belirli

bir kblesi vardr.

Bu kble

ve yön, Allah'n

isimlerinden bir isimdir

Görünüte insan yönelmektedir ama hakikatte yöneldii maksadn cezbesi (çekim) kendini çekmektedir. Amel insan Allah'a çeker. Artk anla, insanlardan hiç biri kblesinden, maksadndan sapmaz.
kii ona yönelir.
eriatta bulunan her ilim ve amel hakikatte de bulunur. Fakat yine

O

de aralarnda Allah'n hikmeti ve kudreti icab bir berzah

(iki jey

arasm ayran
geçemez.

ve birlejtiren bat)
iki

vardr.

Bu

engel sebebiyle

biri

dierini
(^üphe).

Bu mâni
iki ilim,

taraf

adamlarmn
iki

vehimleridir
iki

Ashnda bu

aslnda tek ilimdir ama

üim

itibar (gerçek
(ehil)

olmayp var sayma)

edilir

Bu

itibardan dolay

taraf

erbabnn

arasnda dâimi

ihtilâf (ayrlk)

vardr. Yol fark vardr.

ki

taraf ehlinden gizli kalan bir

hikmet gereince

biri,

dierinin

hükmünü kaldramaz. Bunun
karmazlar.

içindir ki

tamamen
(hâriç)

birbirine geçip

Tam

kemâle erenler müstesna
bir

Ey

bir

babadan anneye ve

anne karnndan dünyaya

gelip,

bu

âlemde ya ne'eden ne'eye, ya kederden kedere, ya da ne'eden
kedere geçen kii! Sen kâinatta bir zerresin. Büyük külle tâbi bir

parçacksn.
tâbidir.
(parça)

imdi

senin gibi nice hiçten varlklar hep

bu kanuna
cüz'ülerin

Böyle halden hale geçmi, bu kanuna tâbi

olmu

hepsi bir araya gelince büyük küllü tekil eder.
ki,

Bir bütün
ki,

cüz'ülerinin her biri hâlden hâle geçiyor.

Bu demektir
için yürüyen.

böyle hâlden hâle geçen ve en son hâle

geçmek

465

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000,

s.

351.

466

Niyâzî-yi Msrî, irfan Sofralar, çev.

Süleyman Ate, stanbul: Yeni Ufuklar

Neriyat,
467

s.

35-36.

Niyâzî-yi Msrî, irfan Sofralar, çev.

Süleyman Ate, stanbul: Yeni Ufuklar

Neriyat,

s.

19.

272

yalnz cüz'üler deildir, onlarn hep

birlikte

meydana

getirdikleri

bütün de ayn kanuna

tâbidir.

nsann
duyar.

en küçük bir uzvunda bir yara olsa bundan bütün vücut ac
bir dert

Küçük

bütün vücûdu hummalar içinde yakar.

Bunun zdd
keyifsiz olur.

olarak vücut

umûmî

bir

ztrapta
tesiri

ise

insann her uzvu,

her hücresi bu derdi benimser, onun

altnda sar, solgun ve

Ate, hava, su ve toprak
gelen
böylesine yan bakan
biledik),

gibi birbirine
öyledir.

zt unsurlardan meydana
ki

bu dünyann bütünü de
elbette

Madem

bu dünya,

birbirine
edilmi§,

dört unsurdan mürekkeptir

(terkib

bu

zt

parçalarnda

olduu

gibi

dünyasmn bütününde bozulmalar ve deimeler olacaktr"^*^^
varlklar
için,

de

Bütün

zahir sebepler
isterse

bâtn sebeplerin emri altnda olduu
tabiat

eer

AUah

her kuvvet kendi tabiat gereince
ise

tesirli olur.

Allah

isternedii

zaman
Vaktiyle

yakmak olan ate

bile

bu
ate

tesirini

kaybeder.

içine

ancak mancnkla

atld

yn
bir

ibrahim

için gül bahçesi

olmutu.

O

günden bu güne

hiç bir ate,

brahim yaratlh
srdr ve bu
Allah'n

olan hiç bir insan için

yakc olmamtr. Bu
bilinmez'^^'^

sr, Allah'la bili

tutmamlarca
dair

eyadaki ve onlara
denir.

hükmünün
göre

kendilerine

bah

olmasna kader srr
üzere
kendilerinden
ise bir

Kaza, bilinenlerin bulunduklar hâl
bilgiye

verdikleri

Allah'n

eyadaki

hükmü; kader

ekleme yapmakszn, bulunduklar hâle göre

eyay planlamaktr. Binâenaleyh kaza eyada ancak eya vastasyla hüküm vermitir." Gö':^ ve kula olan kimse için" (Kaf, 37) ve '%esin
hüccet Allah'a aittir"

(Enam, 149) âyederine binaen kader srr budur.
sorulan eyin hakikatine

Buna göre gerçekten hüküm,
eyin zât neyi
olan ey,
gerektiriyorsa

bahdr; o

hüküm ona
onu ancak

göre

verilir.

Hükme konu
belirler.

hükmü
Bu

verenin kendisine dair verdii
"B/'i^

hükmü

Allah öyle buyurmutur:
(Hicr, 21)

belirli

bir

miktar ile indiriri^'

miktar yaratklarn talep

ettikleri

haklardr, çünkü

'^^'^

Ken'an
Ken'an

Rifâî, Rifâî,

erhli Mesnevi-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,
erhli Mesnevi-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

s. s.

178 117

'^^

EY insan
273

Allah her

eye yaratln vermi ve
Hakk'n

dilediini

belirli bir

ölçüye göre
verdiidir.

indirmitir.

diledii, bildii ve

hakknda hükmü

Hakk'n
Hz.

bildii bilinenin kendisine verdii eydir'*^"

Ömer

ResuluUah Efendimize öyle sormutur: "Bizim

bir

ey

yaptmz görüyorsun. O ey yazlp
yaratlp
buyurdu:

bitmi midir? Yoksa yeniden
Resulullah

balanan

bir

i

midir?"

Efendimiz

öyle
halde

"O i

olup bitmitir."

Hz Ömer

tekrar sordu:

"O

bu

duruma

güvenmeyelim

mi?

Resulullah

Efendimiz

öyle

buyurdu: "Ey Hattab olu, amel etmeye bak. Herkes

yaratld iin

yolunu bulur. Bir kimse saadet ehH

ise

saadet ehü amelini iler. Bir

kimse ekavet

ehli ise...

O kimse de ekavet ehli amelini iler""^^'

-41Onlar için bir âyet de: Zürriyetlerini (nesiller, soylar) "fülki'l-mehûn'da" (dolu gemi)

tamamzdr.
'^e âyetün lehüm ennâ hamelnâ zürriyetehüm f'1-fülkin-mehûn "

Onlar için

bir delil de

bi^m, onlarn

neslini dolu bir gemide

ta^mam^r.

(Elmahh Hamdi Ya^tr)
Onlarn
hürriyetlerini

dopdolu bir gemide tapmam':^ da onlar için büyük bir
ibrettir.

(Diyanet)

^''^

'*^'

Abdürrezzak Kâânî, Tasavvuf Sö'^lüü, stanbul 2004, s. 296-297. Abdülkâdir Geylânî, Gunyetü't-Tâlibin,

çev.

Ekrem

Demirli,

z

Yaynclk,

çev:

Abdülkadir Akçiçek, stanbul:

Salam Yaynevi,

1991,

s.

207.

274

Burada dolu gemi, hâmile kadnlarn rahimlerinden mecazdr, açk
bir
istiaredir,
(bir

kelimenin

mânâsn
(sülâle,

ha§ka

bir

kelitne

hakknda
ile

kullanma)
nesiller,

Babann sulbünden

^rriyet) bir

tufan

atlan

analarn rahimlerinde Hz. Nuh'un gemisi gibi bir kurtulu

gemisi bulur.

Ve
(gü'^^l

bizim

onlarn

zürriyetlerini
için bir âyettir.

Nuh'un

dolu

gemisinde

yüklendiimiz de onlar
söî^

Bu

âyette esrâr- belâgatten
ki,

söylemenin

sim) bir

sr vardr

o da gemide olan
(döl)

babalarn zikretmeyip

belki sefînedekilerin (gemi) sulblerinden

olan zürriyetlerini zikretmesidir.

Buna binâen o

vakit zürriyetlerin

mevcut olmalar
Zürriyetin

zarurî

olmu

olur."*"^^

gerçee

k

"Fülki'l-mehûn"da
tutar:

tanmas

iki

önemli

bilimsel

Zürriyet,

bir

mânâda genetik

kartlar

demektir.

Bu durumda

gerçekten genetik kartlar, meni

svs

içinde akl almaz bir sefere

çkarak görevini tamamlar. Çok

hücrelilerde, bir hücrenin kendi

bana

hareketi söz

konusu olmaz. Kan

hücreleri bile

kann aknts
bu
sefer,

içinde yer deitirmektedir.

Ancak meni

hücreleri böyle özel bir

sv

içinde

bamsz
yakn
bir
iki

bir hareket kabiliyeti

tar
sefer,

ki,

20

metreye

yolculuktur.

Bu
yani

meni
insann

hücresi

büyüklüünün

milyon

katdr;

bir

20

bin

kilometrelik seferi gibidir.

Dii hücrenin maceras

ise

daha

ilginçtir:

boluuna
uzants

belirli belirsiz bir

sv

içinde

Dii hücre karn düer. Daha sonra rahmin
elektrik süpürgesi gibi

gibi iki

boru

(Fallop borusu)

ucunda

vantuz yaparak onu yine hafif bir
zürriyetimiz, genetik

kartlarmz böyle

sv içinde kanala abr. te sv içinde akl almaz bir seyr-

ü seferdir

(hareket, yolculuk).

Elmalh M. Hamdi Yazr, Hak Dini Kuran
1992,
c. 6, s.

Di/i,

stanbul: Feza Gazetecilik,

418.

Rza
c. 3,

Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânî Semerkandî, Te'vilât- Kâfâniyje, çev. Ali Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara: Kadolu Matbaas, 1988,
Yâ-Sîn Sûresi,
s.

14.

EY insan
275

"Fulki'l-mehun"

için

karnnda
a)

sv

içinde

ikinci bir yorum büyüme mâcerâsdr.

tarz da

bebein anne

Bu

sistem,

çocuun 40

haftalk anne rahmindeki hayatna uygun

bir

biçimde beslenme salar. Embriyonun hangi gününde hangi

bu sistemden o liste bebee aktarlr. Yani her an yeni bir kimyasal bu "fulki'l-mehun"da hazrlamr. O maddeler kandan süzülerek bebee aktarlr. Bu akl almaz kompüter, ne zaman içinde en ufak bir kimya, ya da biyoloji hatas yapsa ömür boyu ârzab kalmamza neden olur. Bu sistem, annenin ald gdaya göre deil, bebee lâzm olanna göre ayarh olduundan, en güzel biçimde yeni
besin lazmsa
nesli gelitirir.

b)

Bu

sistemin ikinci önemli görevi,

bebei anneden gelecek bütün

kimyasal ve biyolojik tehlikelerden korumaktr.
sistemiyle

Akl almaz
ve

bir baraj

anne

karnndaki

tüm

zararl

mikrop

kimyasal

Bu "fulki'l-mehun'un üçüncü görevi hormon imâl etmektir. Bebein 280 günlük anne rahmi hayatnn her safhasnda bebee yapm ve geliim için tüm hormonlar bu sistem hazrlar. Bu sistemin hormonlar o kadar etkilidir ki, özellikle büyüme ve cinsel
maddeleri süzer.

hormonlarn
suyundan imâl

tümü

ticarette

bu

sistemden;

yani

plasenta

ve

edilmektedir.'*'^'*

izafî ruhtur.

Nuh'un gemisinden maksat, kâmil insamn nefh ettii bu cezbe, bu O hâsü olmadktan sonra, insann kendi cüz'î akb ile ruh deryasna ve hakikat âlemine sefer klmasna imkân yoktur. Bu

yolda emniyet ve aman, yâni kurtulu, o

ak

ve cezbe gemisine

snmaktan ibarettir."*^^
Bu
dünya
tufan
içinde

yüzücülüüne

güvenmeyip

Nuh'un

gemisine

cann

atana ne mutiu!'*^^
"eriat gemi,
tarikat

Resulullah

Efendimiz,

deni^

hakikat de

o

deni^eki

inciler gibidir. "

buyururlar. erîatsiz tarikat, tarikatsiz eriat

erbab

gafildirler.'*^''

^^"^

Halûk Nurbaki, Yâ-Sîn
66.

Sûresi Yorumu^ stanbul:

Damla Yaynevi,
s. s.

1999,

s.

64-

^^^

^•^

Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000, stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

144.

Rifâî, Sohbetler,

304.

276

Nûh

tufannda

zürriyetlerini yani usul

(kökler)

ve fürûunu

(dal,

budak), çoluk

çocuklarn

dolmu

gemiye bindirmemiz, su üzerinde
(devam) irâde

barndrmamz,
ve
tedbir
ait

nesillerinin

bekasm
beyân

etmemiz, terbiye
sübhânîmizi

etmemiz
ululuk)

büyük
onlara
(kesin

kudretimizi,

azamet-i

(Allah'a

eden

açk

âyetlerimizden,

burhanlarmzdandr

delil).

Nazmrahmine

kerîmden bu mânâ tahsü olunduu

gibi,

felek-i

mebun
anne

(doldurulmu, dolu felek): Mahall-i tekvin (^aradl^ yeri), bulunan
iarettir. Evet, anne, mahall-i tekvindir

mükevvine (Yarata,

Halik) kurbiyyeti vardr.

Onun

için insan

öldükten sonra annesine

izafe edilir (iki jej arasndaki
ki

ba) de talkn anne ismi üzerine yaplr
ilâhiyyenin

bundan murad merhamet-i

tenezzülünü niyazdr.
(gönül bölgesi),
(srt
bölgesi).

Çocuun
Mahall-i

annesinden olan hissesi mahall-i sadrndan
hissesi
ise

babasndan olan
sadr,

mahall-i

zahrndandr
(merhamet
jeri).

mahall-i

merhamettir
ö-^ü)

te

anne
klarak

rahmine cevher-i insanîyi (insann
orada tekevvün
(var olma,

hâmil

(yüklü, tanyan)

meydana gelme) ettiriimiz, hayat veriimiz

kudret-i sübhânimize (Allah 'in kudreti)

açk

bir

burhandr

(kesin

delil).

Avam
geçirme)

(cahil halk):

Bahr- dünyada

(dünya deni^).

Havas: Bahr(ele

hakikattedir

(hakikat deni^).

Likâullaha

(Allah'n Cemâli) nâü

olmak

için necat (kurtulup) sefinesine bindirilenleri

üphe

ve

hevâ ü heves
ahadiyyete

(^vk

ve

ehvet)

dalgalarnda garketmeden

sâhil-i

(teklik)

ahmz ne büyük bir âyettir,'*^^
öteden

'Andolsun bi^ insan, çamurdan bir

yarattk. Sonra onu emin ve

salam

bir karargâhta nutfe (meni) haline getirdik.

Sonra

nutfeyi

alaka (kan

phts) yaptk.
parçaak
eti

Pekinden alakay,

bir

parçack
etle

et haline

soktuk; bu bir

kemiklere çevirdik; bu kemikleri

kapladk. Sonra onu ba§ka
da Allah 'in ne mükemmel

bir yaratlrla insan haline getirdik.

imdi bak

yaratan olduunu bir dü§ün. " (Mü'minûn, 12-14)

"^^^

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,
1

s.

605.

*

''^

emseddin

Yeil, Füyü^ât, stanbul: Yeil Yaynlar,

984,

c.

6

EY insan
277

"Ey

insanlar!

Bi^ si^ hakir

(degersi^ bir sudan yaratmadk
bir yere yerletirdik.

m'?

l§te o suyu,

belli bir

î^amana kadar

salam

B!^ bunu

böyle takdir

edip

kararlatrdk.

Ne ü^el takdir ederimi Bi^!" (Mmselât,
dirilmekten

20-23)
bi^ s\i
sonra

"Ey

insanlar!

Eeryeniden

üphede

iseni^^

unu

bilin ki,

topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan, sonra uî^uvlan belirsi^

belirlenmi
gösterelim.

canl

et

parçasndan yarattk
belirlenmi

ki,

böylece

sit^e

kudretimi^
Rahimlerde
5)

Bi^

dilediimi^,
sis^i

bir

süreye

kadar

bekletiri^ sonra da

bir bebek olarak

dan çkannî^... " (Hacc,
var,

Eyyiit lâf brak gayri.
Göf^ünü bir yumdun

imdiyütülerce ümit

hemen

adm atagör!

mu bakarsn

ki gemide oturmusun, uyuyorsun. Öyle

olduu haldeyol almadasn.
"Ümmetim, Nuh'un gemisine
benn^er...

O

gemiye giren kurtuldu, girmeyen

bouldu gitti. "

hadisinin

tefsiri:

Peygamber 'Ben, ^amâne tufanna gemi gibiyim;

Bi^

ve

A-shâbm (Peygamberimi^ görmek

ve

sohbetine
el atar,

ermek erefinde

olanlar),

Nuh 'un gemisine

ben^eri^

Kim bu gemiye

bu gemiye

girerse

kurtulur. " buyurdu.

eyhle beraber olunca kötülüklerden uî^aksn.
gemidesin.

Gece gündü^ gitmektesin;

Canlar

balayan

cana

snmsn.

Gemiye girmi, uyuyorsun;

öyle

olduu

hâldeyol almaktasn.

Ayan gemiye
"^^^

çek de can

sevgilisine

giden can gibi oturduun yerde yürüye

dur.

479

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarb
c. 4,

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

1991,

beyit.

536-541, 557.

278

Her velîyi Nuh

ve

kaptan

bil,

hu halkn sohbetini de tufan
için elbette

^^^

say.

Geminin yürümesi faydal i görmesi
ihtiyaç vardr.
olur, yol olur.

suya yâni

den2e

Deniz suyu geminin
Fakat ayn su içine
testi,

dnda

kaldkça ona faydah
gemiyi batrr.

dolduu zaman

Sk sk az kapanm
yelken

suyun üstünde yüzer. Bir kimsenin de

gönlüne dünya suyu girmez ve bu gönül AUah akyla dolu olursa

açm gemiler gibi, ummana

akar."^^^

Bir ruh ki

maksad kemâle ermek
olunan) olan hakikati

iken,

zarf olarak kendisine

verilmi cismin hrs ve arzularna kaplarak dünyaya gelmekten

maksût (kasd

unutup

süfliyete (dünya

ile ilgili

baya
bilip

ijler)

dalarsa, sefîl (alçak)

olmas

tabiîdir.

Ama
de

aslî

vazifesini
gibi

o

yolda

gayret

sarfeden

ruh,

cismi

kendi
olur.'**^"

ulvîletirdiinden, bu takdirde cisim ruh, ruh da cisim

-42Ve
kendilerine o misilden binecekleri eyler

yaratmamzdr. >f ^'Ve halaknâlehüm min mislihî mâ yerkebûn

*
Yine kendileri
için

onun gibi binecek

peyleryaratmamdr.

(Elmalk Hamdi Ya^r)
Onlar için, bunun gibi
binecekleri

ba^ka

peylerdeyarattk.

(Diyanet)

480

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl
c. 6, beyit.

stanbul: Milli
Rifâî, Rifâî,

Eitim Basmevi,

1991,

2225
s.

^^^

482

Ken'an Ken'an

erhli Mesnev-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

134.

Sohbeder, stanbul, Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

612

EY insan
279

Ve

onlar için de

Nuh'un gemisi mislinden

binecekleri gemiyi halk
"^^^

eyledik ki o da sefine-i (gemi) Muhammediye'dir.

Dünya

ile

cenkleme

(mücadele)

bouna

bir

savatr.

Dünya halknn

bu çeit kavgalar

yine mahalle

çocuklarnn savalarna veya sava

oyunlarna benzer. Tahta kbçlarla, aaçtan adar üstünde harp

oyunu oynayan çocuklar bouna kan
at da sürükler, üstelik kendilerini
gafleti
(nefsin

ter içinde kabrlar. Bindikleri

at

üstünde gidiyor
emirlerini

sanmann

ar^lanna uyarak A-llah'n

unutmak) içinde

koarlar. Yükleri srtiarnda
sanrlar.

olduu

halde onlar atiarmn

tadn

imdi, ey ömrünce çocuk
Onlar,

kalan!

Gözleri

dünya gösterileriyle
süvariler göreceksin.

büyülenen! Biraz bekle. Allah'n

adandrd

adarn

dört

nala

koturarak,

dokuz

kat

göklerden

geçeceklerdir.

O

gün, dünya kirlerinden

arnm

ruhlar,

tpk

melekler

gibi, "Elli

bin yl boyunca sürecek semâ mesafelerini bir günde alacaklar"
(Meâric,
4)

Hak katna o gün
ona yaklamada

yükselecekler.
bir

Ancak Hakk'n
Sidre'den

melekleri

bile

dereceden,
(s.a.s.J'va

öteye

geçemedikleri halde Hz.
gibi,

Muhammed

bu dereceyi

amas

ruhlarn mirac (ruhun yükselimi) da öylece daha ötelere olacak.

Allah velîlerinin

bu

yükselileri,

semâ kadarnda derin

titreyiler

uyandracak.

Ancak, ey bunlar düünmeyen,

sizler,

aaçtan

ata

binmi ve
gibisiniz.

dizgin

tutuyorum diye kendi eteini tutmu çocuklar

Küçük

aklnz
Bir

bir etek ucu; vehimlerle hayalleriniz birer tahta at gibidir.

gün,

dünya hayaü

bitip

de gözler gerçee

açlnca kendi

ayaklarmz küheylân
vücut

(gö:(ü sürmeli cins

arap at) samp, nasl kendi

atmzdan baka

bir

eye binmediimizi hayret ve dehede
ki vehimleriniz,

göreceksiniz.

Anlayacaksnz

bâtl düünceleriniz,

Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânî Semerkandî, Te'vilât-t Ka^âmjye, çev. Ali Rza Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara: Kadolu Matbaas, 1988,
c. 3, s.

14.

280

yanl duygu ve
boyu,

idrâkiniz, yine

hep o aaçtan adar

gibi, sizi

ömür

nasl

bir

çocukluk

yaptnza

inandracak

bir

açklkla

karnza gelecek.
Neden o gönül
ehilleri,

o Hak yolcular bu dünyadan, bu dünya

lezzetierinin üzerinden

kanadanm

gibi geçerler?

Çünkü onlarn

vücutiarn, kendi ayaklar deil, hakikat ilmi tar. Onlar ilimlerinin

küheylân üzerinde uçanlardr. Vücut ve
sandklar yüklerin altnda
ezilenlerdir.

nefis

sahipleri ise, ilim

Ancak

ilâhî bilginin

yükünü çekmeyi

biHr,

onu

tamamn

kymetini
ile

anlarsan,

o zaman AUah sana bilmediin ilmi öredr.
öretir. "

'T<jm bildii

amel ederse Allah Teâlâ ona himediini de
bir kalp

(Hadîs-i erif)

Bu

öyle
ahr,

huzurudur

ki

senin üzerinden bütün ilimlerin

yükünü

ömrünün bütün
güzele
çevrilir,

kötülükleri, çevrenin

bütün

çirkinlikleri iyiye

ve

kurtulmulardan

olur, hakikate
at)

ularsn. Bu irfann

rahvan

(rehâvetli,

sarsmadan yürüyen
yüklerinin

atna bindiin gün, srtndan
uçacak kadar ruhtan ve

mâsivâ (dünya

ilgileri)

ahndm ve
(iaret)
biri)

nurdan

ibaret

kaldm görürsün.'*^'*
görülen
alâmetier
ubelerinden
birer
âyettir.

Bineklerde

Bu

da

mezheplerdeki

(bir dinin

ayrlklardan

ileri gelir.

O

bineklerin

süvarilerinden

bazlar
yol

o

alâmedere

hakkyla
yerinde

tutunurlar,

bazlar

da

çöllerde

abrlar.

Bunlardan

tutunanlar basiret (kalp

gö^

ile

hakikati görme) ve
kimselerdir.

uhut

(ahit olma,
ise

Hakk' Hak

ile

görme)

ehli

Çöllere

düenler

hakikatten uzaklamlardr.'^^^

Bu
için,

iki yol

arkada; Mecnûn

ve deve birbirinin yolunu

vurmaktadr.

Onun

bedenden inmeyen ve onu yâni "ten devesi"ni terk etmeyen "ruh", yolunu

arr!

'^'*

Ken'an
507.

Rifâî, erhli Mesnevî-i erif,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

505-

485

Muhyiddîn bnü'l-Arabî, Fusûsu'l-hikem, stanbul Kitapevi, 1981, s. 91.

çev.

M. Nuri Gençosman, stanbul:

EY insan
281

Senin ruhun,

"arf'n yani

Hakk'n ayrl
kapldndan

ile

yoksullua dü§müf, bedenin
dii deveye dönmütür!
bedense, pençeleri
ile

dikenlereyani nefsân duygulara

bir

Ruhun

yücelere

yükselmek

için

kanat çrpmada;

yere

sarlmakta, ondan ayrlmak istememektedir!

Ey doduu yeri

ölürcesine seven, oraya

yapp

kalan deve (yani beden)! Sen

benimle bulundukça,

ruhum gerçek

sevgiliden,

l^eyladan

u^k

kalyor!

Mûsâ

kavminin yllarca Tih çölünde

kald gibi,

benim de

seninle,

bu

hallerde

ömrüm geldi geçti.

Ey

beden!

Bu yol, Hakk

a kavumaya, iki

adm

kadar yaknd. Fakat

sen

araya girdin, beni

arttn. Ben

senin hile oltana

takldm kaldm

da,

bu

yünden

altmyldr sevgiliye kavuamadm!

Yol yaknd ama ben pek geç kaldm.

Ey

beden devesi; senin srtnda

dolamaktan usandm, bktm!
Sonunda Mecnûn
(yani dertli ruh)

ayrlk ateinde

o

kadar çok
att.

yand

ki,

dayanamyorum

diye kendini beden devesinin

srtndan frlatt
da, kendini

O

geni

çöl

Mecnun 'a dar geldii
att.

için

bunald

talk

bir yerde

deveden

aa

Yiit Mecnûn kendini
Kendini

öyle

h^a

ve sertlikle

tala att
kabas
ile

ki, bedeni

adetâ

etildi.

aa

öyle bir

atla att

ki,

A-llah 'in

aya da krld.
"

Ayan balad
dedi.

ve;

"Top olurum

da,

onun çevgeni önündeyuvarlanr giderim.

te

bu yü^^dendir

ki,

söyleri yerinde ve

gü^l

olan hekim,

korkarak beden

devesinden inemedi

Mevlâ'nn

ak

nasl olur da Eeylann
elbette iyidir!

akndan a^

olur;

O'nun

çevgeni

önünde top olup yuvarlanmak

Ey Hakk yolcusu!
ballkla, vurula

Sen top ol

da,

O'nun

çevgeninin önünde

sdk

ile,

candan

vurula, yuvarlanayuvarlana git!

282

Bu

yolculuk

Hakk

sevgisinin çekip
ibarettir!

ile

olur.

O yolculuk

ise,

bi^m

deve

srtnda gidicimizden

Bu

çept bir yolculuk,

bambaka
ile

bir yolculuktur; her kula nasip

olma^ Bu
ile

yolculuk; cinlerin çalnmalar

de

olma^ insanlarn çalnmalar

de elde

edileme^
Bif^'m elimi^^de olmayan bu
çekilip ve
çekili§,

herkesin çekijine

ben^eme^ A.slnda bu
O'nun
lutfu ve

bu çekip A.hmed'in üstünlüü, O'nun

çekicidir;

ihsândrf^''

'Ben Tann'nn indinde gecelerim.
veçhile, senin için

O

beni yedirir ve içirir."

buyurulduu
bir

yemek yemek ve uyumak besininden baka
bu dünyada o
besini

besin daha vardr. Sen

unutmu, bununla

megulsün. Gece gündüz vücûdunu maddi besinle besliyorsun.
Olsa
yemi,
olsa,

bu vücut senin atndr ve bu dünya o atn ahrdr. Atn
yiyecei
olamaz.

binicinin

Onun
adarn
ve

kendine göre

uykusu,

yiyecei ve nimetleri vardr. Fakat, hayvanlk duygusu seni

yenmi

olduundan

ve

atlarn

ahrnda

ba

ucunda

kalm
yerin

bulunduundan, beka

âleminin emirleri

ahlarnn srasnda
seni

yoktur. Kalbin burada, fakat

vücûdun

onun hükmü altna girmi ve onun

esiri

yenmi olduu için olarak kalmsn. Tpk

unun

gibi:

Mecnûn Leylâ'mn

iline

gitmek istediinde, ald

banda

olduu müddetçe
hayâline

devesini o tarafa

doru

sürüyor, fakat Leylâ'nn

dalnca, kendini ve deveyi unutuyor.

O

srada deve,

köydeki yavrusunu hatrlayp gerisin geri gitmeye balad. Köye

ulat

zaman Mecnûn da kendine

geldi.

ki günlük yolu
adayp

geri

gitmilerdi. Böylece 3 ay yolda kald. Nihayet:

"Bu deve benim
yola

bamn
dütü.'^^^

belâs!"

dedi

ve

feryâd

ederek deveden

486

Mevlânâ, Mesnevi
1999,c. 3-4,
s.

Tercümesi, tercüme:

efik Can, stanbul: Ötüken Neriyat,
Millî

497-498

"»^^

Mevlânâ, ¥ihi


s.

Fih, çev.

Meliha Ülker Târkâhya, stanbul,

Eitim

Basmevi, 1985,

26-27

"

EY insan
283

Ruh,

bir ilâhî

nurdur

ki

ne bedene dâhildir ne de

hâriçtir,

ne

biti-

iktir ne de ayrdr.

Yalnz insan vücûdunda,

biyolojik bir terkipten
ki

(kan§m) husule gelmi bir canlhk vardr
derler.

buna hayvani ruh

te bu, ilâhî ruhun binei ve

zarfdr. Hayvani ruh, bedenin

her köesinde sereyan (yaylma) eder.

Hakk'n iine ve cilvesine baknz ki ilâhî ruh, hayvani ruha olduu için onu kendine binek ittihaz (kabul etti) etti. te o ilâhî
ne kadar
güzellikler, ilim
etti."^^*^

âk
ruh,

ve kemal varsa hep bu ruh vâstasyle

bedenden izhar

(Manevî binekler insan mîrâca

ta§r,

maddî

binekler
ilk

ise

esfel-i

saflîne
idi.

(aalarn
Onu,

aas)

iletir.)

Resulullah Efendimizin

binei Burak

Beyt-i Makdis'e (Mescid-i Aksa) kadar götürdü. kinci binekle
gitti.

dünya semâsna kadar
Meleklerin

Bunun ad
ikinci

Kanad

idi.

Bununla

Üçüncü binek semâya kadar gitti. Bundan
IVIîrâc idi.

sonra da semâ yollar hep meleklerin kanadan üzerinde

devam

etti.

Taa

yedinci

semâya

varana

kadar.

Yedinci

semâdan

sonra

dördüncü binein

vazifesi

balad. Ki bu da Cebrail
sidre-i

(vahij melei) idi.

Onun

kanatiaryla uçtu.

Taa

müntehâya (beerî ilmin son

haddi) kadar onunla

gitti.

te

burada Cebrail'in vazifesi bitmiti.

Olduu

yerde kald. "Ya Resulullah,

u

anda buradan

bir

karnca

boyu öteye

adm

atsam derhal yanarm." dedi.

Cibril (Cebrail)

yavaça ayrld; çkt oradan. Ve o anda ResuluDah
ki

Efendimize yetmi bin hicap açld

onlarn hepsi nurdand.
sidre-i

Bundan sonra beinci binek

geldi.

Bu, Refrefâi (Peygamberin

müntehâdan sonra ü^rinde yükseldiiyayg).

Ve

yeil nurdand.

Baüy

ve

doujm

dolduracak büyüklükteydi. Onunla Ar'a kadar

gitti.

efkat

refrefi ile

Ar'a çkan Peygamber Efendimize melekût
bile

(gayb âlemi)

âlemi ve srlar aikâr oldu. Peygamber Efendimiz

Ar'a emaneten

yan gözle
harfini

bakmad. Onun

yoluyla vahyolup gelen satrlarn bir
göî<^ü

bile

okumad. Çünkü O: "Onun
idi.

kaymad, §a§mad.

(Kur'ân 53:17) Emr-i ilâhîsine tabî

Efendimize altnc binek takdim
Kendisine bir nida (çarma)
Ken'an
geldi:

te bundan sonra Resulullah edildi. Ad Te'yid (dorulama) idi.
"te
Sen, ite Rabb'in."

Ama

bu

Rifâî,

Sohbeder, stanbul, Kubbealü Neriyat, 2000,

s.

277.

284

nidann

sahibi

görünmüyordu. Tahiyyat
ettiler.

(Ettahiyyatü duas) bittikten

sonra melekler ehâdet
geldi.

"Yakla Ya Muhammed!" hitab
iki

"Sonra yaklat... tutundu." Vaktaki bu yaknlk
intibak
(uygun

yayn
geldi. ki

birbirine

olmak,
at

muvaffakat) gibi

oldu,

zaman ve

mekân

kalmad.

"Admn

Muhammed!" nidas
ki,

Resulullah Efendimiz

u

niyazda bulundu: 'Y'a Rabbi,
(kavram)
silindi.

mekân

ortadan kalkt. Yer

mefhumu

Ayam
ayamn

nereye

basaym?"

Bunun

üzerine

u

hitab ald: "Bir

ayam

dier

üzerine

koy." Sonra

u

nida geldi: "Bak ya

Muhammed!"

Bakt

zaman,

pek parlayan bir nur gördü.
cennet
bahçesi)

"Bu

bir

nur deildir. Firdevs (altna

cennetidir.

Ve

sen yükseldikçe ayaklanmn altnda
dendi.

kalacaktr.

Ayaklanmn altnda kalan da sana fedadr."

Bu

arada öyle bir nida geldi:

"Yâ Muhammed, ayak

bastn

yer

mebde-i halkn (yaradlm§ halkn) vehminin bittii yerdi." Yani

bundan

ötesini, onlar

artk hayal dahi edemezler.

Daha sonra u hitap geldi: "Ya Muhammed, sen zamamn ve yerin bulunduu yerde gezdiin zaman, Cibril delilin (klavu!^ tank) olmutu, Burak ise binein. Ama, mekân ki ortadan silindi; yer ve mesafeler ki ortadan kalkt; iki yayn misâli gibi kald... te bu anda
deUlin benim. Sana

kapy açyorum, perdeyi
de
birle...

senin için kaldryorum.
bir

Çünkü

sen,

daha gayb âleminde iken beni gerçek

îmanla birledin

ve tevhîd

ettin.

imdi

Yani

müahede

ve âyân (âpkâr,
er.

kerkesin bilebilecei ve görebilecei)

âleminde yine tevhidime

Biz seni

bir

âhid, bir müjdeci ve bir korkumcu olarak yolladk."

Böylece

Hakk'

görecek

ehâdet
sorulur.

edecekti.

âhid

odur

ki,

kendisinden ancak

gördüü

Gayba, bilinmeyene ahitlik

olmaz. Cennet ve cehennem gösterildi.
vâki
(gerçek)

En sonunda

yüce yükseli

oldu ve Resulullah Efendimiz o yüce Hazret'e vard.

Ve

ifahen görütü, konutu. Kuluna vahyedeceini

vahyetti. (Necm, 10)

Ama onlar sr oldu, Allah ve

Resulü arasnda!"*^^

'*^^

Muh\iddîn bnü'l-Arabî, eceretü'l Kevn-Üstün nsan, stanbul: Bahar Yaynlan, 2000, s. 136.

çev.

Abdülkâdir Akçiçek,

EY insan
285

Bedeni ruha mat^har eden, gemiyi

Nüh 'a Burak yapan.
say.

Her veliyi Nüh

ve

kaptan

bil,

bu halkn sohbetini de tufan
Cebrail'in

Akln hududunu amak
müntehadan) öteye geçmektir.

durduu noktadan

(sidre-i

akl, gönülle Cebrail gibi Akün hududunu aacak noktaya varld konuur ve: "Ey can sultam!" der, "Sen de beni bu yerde terk et! Benim hududum burasdr. Sen ise imdi ak refrefine bin! Ey ulu süvari atn, Tann'ya ulama yollarmn yücelerine sür!"

m

Olacaksan,

ayan

ibâdet yolunda yoran gibi

ol,

ki

sana

Hakk'n

yollad Burak

erisin;

bu îman ve maneviyat burana binip gönül

âlemlerinde seyreylemen hakikat olsun.

-43Dilersek onlar garkederiz (batma)', o vakit onlara ne feryatç (yardm isteyen) vardr, ne de onlar
kurtarlrlar.

'^e in ne§e' nurilâüm felâ sarîta lehüm ve lâ lüm yünliazûn ''

*
E.ger dilesek onlan bogan^ da ne o nesiller için birferyatç, birferyad eden
bulunur, ne de onlar kurtarlr.

(Elmalk Hamdi Ya^r)
Dilesek onlan suda

boan^

O ^aman ne onlarn imdadna ko§an olur,

ne de

onlar kurtarlrlar. (Diyanet)

"^^0

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarh
c. 6,

stanbul: Milli

Eiüm Basmevi,

1991,

beyit.

2208,2225
s.

'*^'

Ken'an
147.

Rifâî, erhli Mesnevt-i erif,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

146-

286

dalar kökünden kopartrcasna hile ve tedbîr arayan kimseler de aln yazlarna boyun emek zorunda kalmlardr. Bu aln yazs karsnda insann çahmas bir
Kaza ve kaderden kurtulmak
için

vehimden

ileri

geçememitir. Neticede

Tanrnn

dilei neyse yine o

vâki olmutu.

Kyamet
mazeret

günü,

aldandm
için

anlama günüdür, dehet günüdür,
verilmeyecei
feryâd

beyan

izin

ve

hiç

kimsenin
günüdür, günüdür,

konuamayaca
çocuklarn

felâket

günüdür,

ü

figân

dehetten ihtiyarlaaca

gündür,

sarsnt

musibet günüdür, dalarn yerlerinden sökülecei gündür.
bir

O

öyle

gündür

ki,

kimse kimseye sahip olamaz. Emir ve

hüküm o gün

yakuz Allah'ndr.

f^
(nfitâr,

19

Biliniz ki Allah Teâlâ her

gün farkl

bir

durumdadr: Deitirir,
illiyyine
(cennette

Bazlarn a'lâ-y yüksek derece, Cenâh- Hakkk'n indinde en iyiler çkarr, bazlarm da esfel-i sâflîne batrr.
tebdil eder, indirir, kaldrr.

en

ve kâmillerin derecesi)

lliyyine

çkanlarn

korkusu

esfel-i

sâflîne dümektir.

Ümitieri de o yüce
(sefillerin sefilleri,

makam
ebedî

koruyup orada kalmaktr.
en

Esfel-i sâflîne

cehennemin

a^a

tahakasndakiler)

düenlerin

korkusu

da

orada

kalmaktr. Ümitleri de
Efendiler!

illiyyin

makamna çkmaktr.

Hak Teâlâ'nn kullar olan Evliya'dan istimdad ederseniz, yani yardm isterseniz, sakn görülecek yardm onlarn verdiine inanmaymz! Çünkü böyle bir itikad irke girer. Ne var ki, evliyalar
Cenâb- Hakkk'n muhabbetine mazhar olduklarndan, istenilecek herey, onlarn yüzü suyu hürmetine, Cenâb- Hakk'dan istenir.

Çünkü verecek

olan O'dur

bakas

deil...

492 493

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000,

s.

130.

Ahmed

er Er-Rifâî, Marifet Yolu, haz. Prof.

Dr. Kamil Ylmaz, stanbul,

494

Erkam Yaynlan, 1995, s. 102 Abdülkâdir Geylâni, Tasavvuf Yolu, çev. Doç. Dr. Abdülvehhab Öztürk,
stanbul: Sultan Ya}anevi, 2002,
s.

59

EY insan
287

Hadîs-i erifte: "Nice to:^u toprakl kaplardan kovulan pejmürde insanlar

vardr
klar. "

ki,

duâlan kabul

edilir.

Ettikleri jeminlerde

Allah onlan muvaffak

te

Allah bunlar sevdii

için dilediklerini,

onlarn yüzü suyu

hürmetine kabul eder.

Bütün bunlara ramen, onlarn Hakk'n

izniyle

baz

tasarruflarda

bulunmalar mümkündür. Yaradbta baz tasarruflarda yine Allah'n
iznine

bal

olmak

suretiyle

bulunabilirler,

(Kün fe yekûn) srrna

mazhar olarak

(Kjin) derlerse izn-i ilâhîyle olur.

Görmüyor musun,
ölüleri
diriltti.

Isâ

(a.s.)

Allah'n izniyle çamurdan
için

ku
bir

yaratt,
bile

Peygamber Efendimiz
dayanamayarak...

hurma

kütükleri

aladlar,

ayrlna
verdi.

Cansz maddelerden

çoklar

ona selâm

Cenâb- Hakk,
birçok

bir

çok Peygamberlerde ayr ayr
birletirdi, yani

icra ettii mucizeleri,

peygamberimizde toplu hâlde
Peygamberlerin

Peygamber

.

(s.

a.s.)

gösterdii

mucizeleri

göstermilerdir.
bile câri oldu.

Onun

mucizesinin srlar, ümmetinin evliyalarnda

Bunlar evliya hakknda gelip geçici birer keramet

olmakla beraber, peygamberler hakknda sürekli mucizelerdir!

Olum! "Ya
etme)

Rabbi! Senin merhametinle tevessül

(hir §eyi vesile

kabul

ederim."

dediin

zaman,

sanki

eyh Mansur
Dier
evliyâ-i

kulunun
kiram da

vilâyetiyle

senden sual ederim demisin!
vilâyet bir ihtisastr,

böyledir.

Çünkü

AUah onu dilediine

verir...

Öyleyse merhamet edicinin (Allah'n) kudretini merhamet edilene
(kula)

vermek ve

isnat

etmekten sakn! Çünkü
ise,

fiil,

kuvvet ve kudret

yalnz Allah'a mahsustur. Vesile
rahmettir.
ettii

O'nun

velî

kuluna özgü

kld
fiilde

Binâenaleyh gerektii zamanlarda, has kullarna ihsan

rahmet ve muhabbetiyle O'na yaklamaya çal! Her
birle!

O'nu

O'nun

vahdaniyet-i ilâhîyesini terennüm

et!

Aksi halde

gayret-i sübhâniyesinden korkulmahdr."*^^

Dünyada durumumuz büindii gibi pek yüz güldürücü deildir. Sonumuz ölüp mezara girmekten ibaret olacaktr. Dünyada beka

^"^"^

Ahmed
124-126

Rifâî, Vaa-:(lar., sad.

H. Naim Erdoan, stanbul,

Pamuk Yaynlar,

s.

288
olsa binalar

yklmaz! Öyleyse Mevlâ'ya yönelmek, Allah'tan baka
gerekmektedir."^^*^

eylerden vazgeçmek

Tanr adam
revadr

yani

(lâyk,

Tanr ile kendinden geçmi uygun). Tanr için yaplan ilerde

olan, her ne yaparsa

hatâ yoktur.

O halde

O ne yaparsa dorudur.
Ulu Tanr
isterse

yaatr,

isterse

öldürür.

Adilleri

öldürüyor,

zâlimleri ihtiyarlayncaya kadar

yaatyor.
ve

Kâfirlerin

memleketlerinde

rahathk

emniyet
tehlike

peyda

ediyor;

Müslüman memleketierinde huzursuzluk,
Kâfirleri
sâlihleri
ile

ve ktlk çkaryor.
taat ehlini

Müslümanlara
de onlara

galip ediyor;

Müslümanlar,

ve

esir ediyor.

Haramiler ve hrszlar denizden gemi

selâmetten geçiriyor, muttakîleri ve Tanr'ya tapanlar batryor.

Zenginler,

padiahlar,
dolay,

sahip

olduklar
insanlar
ile

mahn
kendi

ve
iyâlleri

servetin

çokluundan
besliyorlar.

bütün

yapm
ve
olmuyor.

Tanr'dan binlerce niyaz

bir erkek

çocuk

istiyorlar

bunun
fakire,

için bir

çok kadn alyorlar, gene de

istedikleri

Halbuki hayattan

kz

veya

bezmi ve kendisini beslemekten âciz olan bir olan bir yerine on be çocuk veriyor. Eer
bu
ileri insanlar

Tanr'mn
parça

yapt

yapm

olsayd,

onu

yakalar ve

parça

ederlerdi.

Nitekim

Peygamberleri

haksz

yere

öldürdüler. (Al-ilmrân, 108)

Bunun
bunlara

gibi

bütün iler Tanr'dan
ederse kâfir
ve erenlere
olur."^"^^

olur.

Her kim bunlar ayrr ve

itiraz

Peygamberlere

nefis

ve

beden

ehli

dümandr; çünkü

onlar,

peygamberlerin, erenlerin cinsinden deildir; "iki :^t birle§me^'.

Peygamber'in
kasdetmijlerdi.

^mamndaki

kâfirler gibi

hani;

O'na

düî^enle,

kötülükle

'^'^^

Ahmed
127

Rifâî, Vaazlar, sad.

H.

Naim Erdoan,

stanbul,

Pamuk Yaynlar,

s.

"^^^

Sultan Veled, Maarif, çev. Meliha

Eski Eserleri Sevenler

Anbarcolu, Konya: Konya ve Mülhakati Dernei yayn, 2002, s. 47

EY insan
289

A.hmed-i Muhtar, onlarn düünceleri
gizlenmiti.

jü^nden Ebü Bekir

ile

maarada

Mesih de çftlarn derdinden gibice gökkubbeye
Firavun da
gitmiti.

amt.

Musaya

kasdetmi§ti de

Hak 'tan yardm görmemi suya garkolup

Halil'i de

Nemrud, atee dumana atmay kurmutu.
dönmütü;
o dinsi^

A.ma

ate, ona gülle nesrine

Nemrut da

bir sivrisinekle

kahrolup gitmiti.

Hûd'un, cömert Nuh'un toplumlar
olmulard.

da,

Tann'dan

aî^ap

ça gelip çatnca yok

Hepsi deyelle, suylayok

oldu;

çünkü çarplmaya, yere batmaya lâykt
niyetleri

onlar.

O eri,

o per- perian

toplumlarn

kötüydü.

O yünden

de belâ, döndü de onlarn

balarna geldi; çünkü lâyktlar

o

kahra

o toplumlar.

Ondan dolay da kendi kendilerine klç
Yoksa
ne
diye

vurdular,

kanlan
diye

sel gibi

akt.

kendilerini

kahredeceklerdi;

ne

kanlan

rmak

gibi

akacaktk
Kendisini
öldüren,

öfkelenip

kendi

boaî^n klçla

kesen

ahma

kim

görmütür?

Ahmak, bakasn yaralyorum

sanr; sonunda görür ki kendi cierini

yaralam

^^^

Toprak,

su,

ate ve hava bana ve sana göre cansz ve ölü görünür.

Fakat onlarn yalnz Hakk'n emrini duyan bir

kula

vardr.

Tpk

bunun
"^^^

gibi ate,

Hakk'n emrinde ve dâima

tetiktedir.

Hani Hak

Sultan

Veled, btidâ-nâme, çev.
Eserleri Sevenler

Abdülbâkî Gölpnarl, Konya: Konya ve

Mülhakat Eski

Dernei yayn,

2001,

s.

42

290

âklar
zaman
için

nasl, ilâhî güzellik ne
sevgilinin

zaman görünecek?
beklerse

diye özleyerek,
gibi

durmakszn

kapsn

tpk bunun

ate de ne

"yak!" emrini verecek diye

Hakk'n

irâdesini bekler.

Bunun

her ate herkesi yakmaz, fakat bir kere de yakt

m, yaktn
bilirsin.

kül

etmeden brakmaz. Demiri taa çarpnca ate
et ki nefis

çktm

Dikkat

tam

yine nefsin demirine çarpmayasn. nice kadnla
fitne

Çünkü

bu

ikisinin
âsî

çarpmasndan
çocuklar
verir.
gibi,

erkein birlemesinden

doan

küfür,
ki

ve fesat
demir,

kvlcmlar çkp
böyle
atelerin

ortab atee

Kald

ta ve

domasnda

ancak, görünen sebeplerdir. Sen onlara

bakma her

lutfun ve her errin

domasnda

yegâne sebep yaratc olan Allah'
için,

düün. Bütün

zahir sebepler,

bâtn sebeplerin emrinde olduu
tesirli

eer

Allah isterse her kuvvet kendi tabiat gereince

olur.

Allah istemedii
kaybeder.'^'

zaman

ise tabiat

yakmak olan ate

bile

bu

tesirini

Tannm

beni

rahmet (merhamet) deni^ne daldrr,

bakalm

ne

hünerle

doldurup geri gönderecek ?
Birisini ululuk nuruyla doldurur,

öbürünü

vehimlerle, hayallerle...

Kendimde

bir

rej,

bir tedbir olsayd her

yaptm,

her giripiim

is

kendi

hükmümce

olurdu.

Bu

ifleri

balayp fö^mek

elimde deil, deil de yine de bu ululanmam, bu

kendimi beenmem nedir?

^°°

Ken 'an
tepesine

(Ht(.

Nuh 'un

olu) gibi hani.

O

da

Nuh 'tan
ne

arland da koca

dan

çkmaya kalkkt. Yortulmak
o

için

daa

kadar kojtu trmandysa

kurtulutan

kadar u^klap.^^^

"^^9

500

5^^'

Ken'an Rifâî, erhli Mesnevî-i erif., stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, s. 117. Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl (haz.), stanbul: Milli Eitim Basmevi, 1991, c. 6, beyit 2322-2324, 2327. Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarb (haz.), stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1991, c. 6, beyit. 2359-2360.

EY insan
291

Rj-h denitkrinde öyle kuvvetli dalgalar olur ki

Nuh

tufanndan yüklerce defa

daha üstündür.

Fakat Ken 'an 'in
gemiyi
de.

göî^ünde

kl

bitmitir de o

jü^en Nüh 'u

da

brakmtr,

Daa trmanmaya kalkijmpr.
yanm
bir dalga,

Fakat
Ken

derhal

da

da

aalklarn

ta

dibine atmktr,

'an ' da.

Baklarm
yannda,
erenlerini

Alah

ak

ile

aydnlatmaktan uykuda
elini

kalm

nice insan,

önünde dolat,
(velî)

eline

dedirdii halde Tanr
Niceleri

görmekten uzak ve
sevgiliyle olan

âcizdir.

bu yüzden
koku

onlarn hakîkî
ve
''*^'^

yaknlklarn bilmez, sohbetierinden
konuma) buna
dâir
bir

musahabelerinden

(sohbet,

almazlar.

Cenâb- Hakk, blise "Kendi
"Elbette ate topraktan üstündür.

elimle

yarattm

insana

secde
ki:

etmekten seni alkoyan nedir?" diye sorduu zaman eytan dedi

Ben ateten yaratldm. Adem

ise

topraktan halk edildii

için,

atele

topra kyas

ederek o neticeye
bir

vardm

ki

ben Adem'den üstünüm ve siyah

topraa secde

edemem. Çünki asü olan nurdur.
da nur, karanla
tâbi tutulur"

Fer' olan yâni asla nispetle ikinci

derecede olan karanlktr. Toprak karanhk olduuna göre nasl olur

demiti.
ki:

Cenâb- Hakkk'n buna kar buyruu öyle oldu
baklmaz, fazîledn
(erdem)

"Soya sopa
ettiklerinden

mihrab

ilâhî

emrin

men

kaçnanlar ve Allah'a tam bir gönül hulûsiyle
bulunanlardr."

(saflk)

ibâdette

Eer

böyle

manevî
nesep

yüceliler

yalmz

soy

sopla

olsayd

Peygamber'in

olu Ken'an
(nesil,

inkarclardan olup yolunu
soy)

Nûh armazd.
âsîsi

Yine bunlar

bir

meselesi olup kalsayd, âsîler

502

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Millî
Rifâî,

Eitim Basmevi,

1991,

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl c. 6, beyit. 2084-2086
s.

^•^^

Ken'an

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000,

62.

292

Ebû

Cehil'in

olu,

tam

manâsyla

inanm

bir

Müslüman

olamazd.^^"^

Neye beyhude
Gelir elbet

(bokuna) emekler, neye bu
ise

say

(çaba)

ü emel

bapna her ne

hükm-i

e:^l
ele

Geçemedi mürg-i saadet (saadet ku§u)

dünyada muhal

Çalprsn gece gündü^tutulur mu bu hayâl
Dedi "Li râhate
(Allah 'in
sevgilisi)

Ji'd-

dünyâ" (dünyada rahat yoktur) Habb-i Müteâl

Buna karp

ne gülünç, ne abes olma\

m makâl (sö^
brakma)
ediyor

Geçiyor cümle gelenle, yine bir bir gidiyor

Kimi devrân (dünya) bu

cihetten (yön) aceb âî^âd (öî^ür

Deme geldim geleli çekmedeyim

ben elemi
(an,

Gele bir gün ki tahassürle (hasret çekme) ararsn bu demi

^aman)

Neler

oldu, nat^ar et geçmie,
(sevgilisine)

bak

sen rusüle

Ya Habib'ine

Huda'nn

(Allah'n) neler

etti

halele (yüf^üî^ler)

Düün evlâd- Kesül'e neler oldu ne hele Aman Allah neyaman vak 'a-i dil-sû^ (gönülyakan hadise),
Nice mâsûm
Bir içim
su!,

ne

çile

o gün al

kanlara gark

olmu idi
idi

diyerek

âhyanarak gitmi
kymetini

Bakver onlara

bir nefsine gör

Düün hem onlara nisbet ne imi himmetini (gayret)
Senin âh, of dediin çektiin âlâm ü
cefâ (elemler)

Ufack

katre (damla) deil mi buna

kar acaba?
keder)

Idegör nefsine Ken'ân

esefügamm ü keder (acma,

Buna dünyâ

dediler, böyle gelir böyle gider^^^

50-*

Ken'an
500.

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000,

s.

499-

5'^-^

Ken'an

Rifâî,

llâhiyat-

Ken'an,

Yusuf Ömürlü ve Dinçer Dalklç
s.

(haz.),

stanbul: Kubbealt Neriyat, 1988,

10.

EY insan
293

-44Ancak bizden

zamana kadar yaatmak için baka. ''tllâ rahmeten minnâ ve metâan ilâhîn^'
bir rahmet, bir

*
A.ncak tarafm:(dan
bir

rahmet

ve bir •:(cmana

kadaryaatmak baka.

(Elmalk Hamd
A.ncak bi^m tarafmzdan

Ya^r)
kadar dünyadan

bir rahmet ve belli bir flamana

faydalandrmam müstesnadr.

(Diyanet)

Ancak

biz

merhametimizle

bir

zamana kadar yaatmak
ki

için

garketmedik (batrmadk), necat (kurtulu) verdik, kurtardk
frsat bilip ganimet

o vakti

saysnlar hilkatierindeki (yaradl) gaye olan

marifetin zevkini alsnlar, tevhid ü

imam
visale

(tevhid ve

îman) tadsnlar da
diye.

bu âlemde kemâle
rahmetimizle

erip

o âlemde

(kavuma) ersinler

Ve

tecellî

ederek taraf- Sübhânîmizden (Allah'n Sübhân

ismi tarafndan) onlara

bu

hakîkatieri

anlatc ve
(korkutan).,

ta'lim (öretme)

edilmi

Beirler
Resuller

(müjde getiren),
(elçi)

Nezirler

Nebiler

(peygamber).

gönderdik.^°''

Cenâb- Hakk gayb
emeller
etmelerini

perdesi arkasnda kalp kullarmn ümit ve
bir

peinde olmalarn ve
ister.

ümit

ile

kendisine

ibâdet

Ahiretin mânevi haz ve lezzetierini isteyenlerin ve

dünya zevk ve arzularmn peinde koanlarn ümit ve emelleri

Cenâb- Hakk'la aralarnda

bir

ba demektir.
ister.

Allah yalmz mü'minin (îman etmi) deil, akinin (e^lî kurtulutan

mahrum

olan) hatta kâfirin

de kendisinden bir ümîdi olsun

Ve

kimbilir, belki bir gün,
esiri

henüz vücut ve dünya âleminde, nefsinin
biri bir

olarak

uçuruma yürüyenlerden

an

için bile gafletten
ki Allah,

uyamr da Allah'tan yardm ve

iyilik dilerse,

üphen olmasn

^*"^

emseddin Yeil,

Füjû^^ât,

stanbul:

Yeü Yaynlar,

1984,

c. 6, s.

251.

294

onu affedecek ve

iyi

kullar arasna almakta bir an bile tereddüt

etmeyecek kadar büyüktür.

nsan, gökten rahmet ve yerden
dileklerini yerine

yeillik bekledii

gaybm

bir

gün bu

getireceine

inand ölçüde AUah'a yakndr.^'^'^
nefis

Allah'a

varma

yolunda

ruhun
(öncesi

ve

vücut

balarndan
(sonu olmayan)

kurtulabilmesi için ancak ezel

olmayan) ve

ebed

yolda
gerekir.

olan

Hak dosdarndan manevî yardm

ve efaat istemesi

Atein

brahim'i

yakmay,
Bu

tufann

Nuh'a

zarar

vermeyii,
bir

dalardan inen korkunç kayalarn yalnz Yahya'ya demeyii
tesadüf deildir.
âfetlerden
kurtulanlar,

esasen

âfederin

en

büyüü

olan kendi nefislerinden kurtulmann srrna

ermi

olan

ruhlardr.

Demek

ki

sen dünya kirlerinden kurtulup Allah'n lutfuna
âfetlere deil, âfeder sana

sndn

zaman sen

boyun eecekür.^°^

Fermannda
öyle bir

"Sen olmasaydn gökleri yaratmadm" hadisi ya'^^h olan Zât,
nimetlerine,

Zât'tr ki herkes, onun

onun

n^k

taksimine muhtaçtr.

Klklar

da onun makini yemektedirler. Meyvalar da onun yamuruna karji
bir haldedir.

dudaklar kupkuru

Senin gibi bir kötü, o
adetâ.

makbul ruha

e§ olmuj,

Nuh'un nikâhndaki

kâfir gibi

^uyurda mensup olmasaydn pmdi

seni paramparça ederdim.

O Nûh 'u

da senden halâs ederdim (kurtarrdm). Ben de ksasa urar §eyhin
erefiyleyücelirdim.

yolunda ölmek

Fakat

gamann padiahlar padiahnn

evinde

bu

çejit

küstahlkta

bulunamam.

5"''

Ken'an
533.

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

532-

5°^

Ken'an

Rifâî,

s.

260.

EY insan
295

Yürü, duâ
509

et

ki hu yurdun köpeisin. Yoksa §imdi yapacam

yapardm

sana.

Peygamber
getirini^

Aleyhissalâtü

vesselam

buyurmutur:
si^n

"Bana

salât

çünkü hana

salât-ü selâm getirmek
isteyini^ dediler ki:

için f^ekâttr (temizleyici)

Bana Allah 'tan
derecedir.

vesile

'Vesile,

Cennette en

yüksek
o

Bu

dereceye

ancak hir adam nail

olahilecektir. istiyorum

ki

adam

hen olaym. "

bu

hadiste

una
ile

iaret vardr:

Nasl

ki âlim,
ile

örenci
olursa,

olmadan öretmen olamazsa baba da ancak çocuk

baba

mürid de ancak mürîd
ona tevessül

mürid

olursa Resulullah

(s.a.s.)

da ancak

(hir §eyi vesile

kahul etme) edenlere vesile olur. insanlar

O'nun eriatna
huylanmak
kimse

ittibâ

(ilenden

yürümek)

edip

O'nun ahlakyla
eriatna girmeyen

suretiyle

O'na tevessül etmi
Resûl-i

olurlar.

hakknda

Ekrem
benim

vesile
için

olmaz.

Peygamber
sözü

Aleyhisselâmn
kendisine
itaade

"Allah'tan
emirdir.

vesile

isteyiniz"

Ta

ki

o zâtvesîlelii

Risâlet

penâh'n (H^
etsin.

Muhammed) o adam hakknda
Allah'n 'T)orusu Allah
edenler

tahakkuk

Yüce

ve melekleri

peygamhere salât

ederler.

Ey iman

O'na
ki

salât ve selâm edinip"

(Ahzab, 56) sözü de böyledir.

Dediler

Allah'n salâtndan maksat rahmettir. Melâikenin salât
(tövhe).

istifardr

Mü'minlerin salât duadr. Duadan maksat da
Ayette

O'na

vesile

istemektir.

duâ

mutlaktr.

Hadis

onu

kaytiamtr.

O'na

vesile

istemekten

maksat

da

ümmetinin

çoalmasna duâ etmek, Hak

kelimesinin ilâsna (yüceltme) ve ehl-i

îmann

salâh- hâlinin artmasna ve nefsinin

slâhna duâ
(içine

etmektir.

ki Resûl-i

Ekrem'in vesîlelii bütün halka âmil

alan)

olsun

ve kendisine de hesapsz ecir (manevî karglk,

sevap)

hâsl olsun.
onun
için

Çünkü O, buyurmutur:
eksilme^ "

"B/r kimse

iyi

hir âdet koyarsa

sünnetin (âdetin) ecri (karglk, mükâfat) ve onu inleyenlerin ecrinden de hir
§ey

bundan anlald

ki

Allah'n rahmeti Hz. Peygambere

hem
^^^

vastasz,

hem

de vâsta

ile (vesile ile) iner.

Vastasz

nazil olan

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarb
1991,
c.

stanbul: Milli

Eitim Basmevi,

6, beyit.

2103, 2107, 2110,

2114.

296

(inen)

ey

nasl külliyen

(bütünüyle) nazil

oluyor idiyse vâsta

ile

nazil

olann da icmâlen
bütün ayrntlar
ile

(özetleyerek)

inmesini istedi ki icmal
(uygun) olsun.
dibinde.

tafsile (bir §eyi

açklama)

mutabk

Artk sen

anla,^^^

Kurdun

devri (jimdi),

Yûsuf kuyunun

Kptîlerin nöbeti. Firavun

pâdiâh

jimdi.

Bu

suretle de herkese lüî^ümlu,

lüt^ümsu^ gülüp duran ve

kimseden esirgenmeyen n:^ktan §u köpekler de bir kaç gün nt^klansmlar
hisselerini

alsnlar bakalm.
verilinceye

"Gelin "

buyruu

kadar aslanlar orman

içinde beklemedeler.

Bu

emir geldi mi o aslanlaryayldklar yerden çkarlar.

Tann

hicapsi^ olarak

yaylacaklar, geçinecekleri yeri gösterir.

Bütün kaplar yüzüne
Allah'tan bir
bir

kapand

zaman, sen yine de, Fettâh olan

kapmn açlmasm

bekle. Esasen, kullar her ne

zaman

yolu

kapadklarnda

Allah

onu

mudaka

açar.

Bunu
izzeti

rubûbiyeünin bir icâb olarak münferiden yapar. Ulûhiyetinin
olarak yapar.
sahibi

Allah'n rubûbiyetinde

tek,

ulûhiyetinde
gerektirir.

de izzet
"Öyle
ise,

oluu, kullarn

kapad

bir yolu

açmay

O 'nun
'''

rahmetinden ümidini kesme.

Yardmndan yeise
sahip olarak

dü§me.

Sana A.llah 'a
(Nîsa,

yönelmek gerek. Hakîkî bir
45)

dost, velî,

Allah

kâfidir. "

Niyâzî-yi Msrî, irfan Sofralar, çev.

Süleyman Ate, stanbul: Yeni Ufuldar
Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl c. 6, beyit. 1871-1874

Neriyaü, s.110-111. 5" Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),
^'2

Mesnevi, çev.

stanbul: Millî
er Er-Rifâî,

Eitim Basmevi,

1991,

Ahmed

Hak
s.

Yolcusunun Düsturlar, çev.

Yaman Ankan,

stanbul:

Erkam Yaynlar,

1985,

96

EY insan
297

-45Onlara: "Önünüzdekilerden, arkanzdakilerden

kofunun, Rahmete âyân olasnz." denildiinde, ^*Ve izâ kîle lehümü't-tekû mâ beyne eydîküm ve mâ

halfeküm le^allekümt türhamûn"

*
Durum
böyle iken onlara:

"Onünü^ekinden
edilsin. "

de

arkam^dakinden de korkun

ki si^ rahmet

denildii î^aman,

(Elmalk Hamdi Ya^r)
Onlarayapmakta olduunu^
korkun; umulur ki
siî^e

ve

yapp arkada braktn:^ idlerde Allah 'tan

merhamet olunur denildiinde (aldrmaklar). (Diyanet)

Bursevî Tefsiri: Uyar yoluyla "Onlara" Mekke'li inkarclara:

"Geçmiinizden ve geleceinizden saknn!" yani peygamberlerini
yalanc
sayan

geçmi ümmedere

inen

azaptan

korkun;

îman

etmemeniz hâlinde benzer azabn
edilmenizden sonra âhirettte sizin

banza

gelmesinden ve helak

için

hazrlanan azaptan saknn.
âhiretteki

Ya da mânâ
korkun,

öyledir:

"Önünüzde bulunan
amel
edin;

durumlardan

ona

göre

geride

brakmakta

olduunuz

dünyadan da saknn ve ona aldanmayn." böylece Allah Teâlâ
inkarclar
iki

eyle korkutmu; bunlardan

biri

geçmi ümmetlerin

bana gelen
"Belki

felâketler; ikincisi ise âhiret

azabdr.
ya da
ki

acnrsnz." acnmanz umarak böyle yapnz,

açmasnz
kurtulu,

da bu kötü durumdan kurtulasnz diye böyle yapnz,

ancak Allah'n rahmeti sayesinde mümkündür- "dendii zaman..."

öütten yüz

çevirirler,

daha

fazla

büyüklük

taslarlar

ve inat ederler.

Ardndan

gelen âyet-i kerîme de

bu durumu vurgulamaktadr.^'^

5'^

smail
7,
s.

Hakk

Bursevî, Kühu'l-Beyân

Tefsiri,

stanbul:

Damla Yaynevi, 2004,

c.

65-66.

298

Kââni
saknnz
Birincisi

Tefsiri: Sizden evvel geçen atalarnza da

"Önünüzdeki

en bü)aik kyamet ve arkanzdaki en küçük kyamet hallerinden
ki,

belki

o

suretle

merhamet olunursunuz." denildii

vakit

onlar da sizin gibi Hak'tan ve

Hakk' kabulden yüz

çevirdiler.

Fenâfllah

ile

Hak
ile

cihetinden, ikincisi de bedenî hayattan
nefis cihetinden hâsl
(ve

uzak durma ve kurtulu
beyne eydîküm)
ile

olduundan (mâ
küçük kyamet
iki

en büyük kyamet

halfeküm) en

te'vîl

olunmutur. Bu âyetlerde zikrolunan
birincisi,

sesleniin/

sayhann

balangcn vukuu

ve kuvvetlerin cümlesinin

birdenbire mahalli kararlarndan inziâc (yerinden kopma, sökülme)
sebebiyle
ilk

üfürmeden

uyan

hâsl etmektir, ikincisi de sayhann

vukuu ve kuvvetlerin birdenbire
ile

uyan

ve mahallerinden

yayl

ikinci

üfürmeden

uyan

hâsl etmektir. Cesetler de kabirleri olan

bedenlerdir.^

Saknma korkunun
gelen
kendisi

sonucudur. Bir

eyden saknp

tedbirini alan

kimsenin aleyhine olarak o eyden bir zarar gelmez. Kiinin
felâketlerin

bana

çou
emin

emin olduu

taraftan

gelir.

Genellikle

açsndan emin olduu

taraftan felâkete urar. taraftan

O

halde akl

sahibi bir kimse,

klnd
Allah'n,

baka
ve

bir taraftan

emin
bâtl

olmamaldr.

Çünkü

önünden

arkasndan

bulamayan sözü dorudur ve Allah doruyu
bir

söyler.

Dolaysyla bu

sakndrmadr. Kader de yaver

giderse alnan tedbîr faydal olur.

Çünkü "çok saknma kaderden kurtaramaz"

denilmitir.

Ama

bu

saknmann
ve

da kaderin bir parças olmas baka.
felâketten kurtarr.

Bu

takdirde tedbîr

saknma insan

Saknmann
dayanak

en son noktas saknmaktan saknma içindedir, onun
Allah'n
bize

edinilmesidir.

yönelik

rahmetinin

bir

göstergesi bizi kendisinden

sakndrmasdr. Saknmann bundan

daha

ve vurgulusu da olmaz. Ulu Allah öyle buyuruyor:

Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânî Semerkandî, Te'vilât- Kâfâmjje, çev. Ali Rza Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara: Kadolu Matbaas, 1988,
c. 3, s.

14.

EY insan
299

"Allah,

kendisine

kar§

si^
30)

sakndrr.

Allah

kullarna

karji

çok

efkatlidir" (Âl-i

mrân,

Bizi kendisinden

sakndrm

olmas

efkatinin bir ifadesidir.

Saknma yolculuu
azaba, gizlilikten

kiiyi

maddî olandan mâkul

olana, nimetten ilikin

açkla, ölümden olula kâim ve âleme

bilgimizin neticesi olan hayâta çkarr.

Bu da

insanî

varoluu bilmeyi

dourur, cisimüi

itibariyle

insamn nereden sudur ettiini (sâdr olma,

meydana çkma, olma) öretir. Geriye dönük veya ufka

doru olmayan

Eer bu ikisini de bilirse kukusuz tâbiiyet itibariyle olur. Ayrca bakasna kar artm ve inceliini gerektiren her makam da bilir. Gördüü ve kendisine gelen her eyde bir
dorusal hareketi
bildirir.

basirete sahip olur.

Eer

Allah olmasayd
biz

makam
var

bilinmezdi.

Arka ve ön de olmazd.

Çünkü

Allah

ile

olduk.

Ona

çarldk

ve

O'na
(uarâ,

döndürüldük. "Dikkat
53) Allah beni korku

edin bütün i§ler sonunda Allah'a döner. "

makamna

yerletirince,

gölgeme bakmaktan

korkar oldum, onun beni Allah'tan alkoyan bir perde olmasndan

endie ediyorum. Gölge
geçerlidir.

için geçerli olan

bu durum her ey

için

de

Çünkü

insan mutiulukla müjdelense bile dünya güven

yurdu deildir.

RahmetüM-Vücûbiyye: Takva ve
AUah, yapmak zorunda olduu

iyilik

sahiplerine

özgü rahmet.

için deil,

keremi ve ihsâmyla onlara
herzeyi

merhamet edeceini üzerine vacip klmtr, ^^enim rahmetim

kuatmtr."
rahmetine

(A'râf, 156) âyeti
iarettir.

de geni- itminan (emin
(insann

olma,

hu^ru)

"Ben onu takva

kendisini Allah'tan

u^kla§tran eylerden u^ak durmas) sahiplerine yazacam." âyeti vacip

^'^

Muh^addîn bnü'l-Arabî, Yaynlar, c. 3, s. 315-317. Muhyiddîn bnü'l-Arabî
Yaynlar,
c. 3, s.

Risaleler,

çev.

Vahdettin

nce, stanbul: Kitsan
nce, stanbul:
Kitsan

Risaleler,

çev.

Vahdettin

313.

300

rahmete; ''Benim rahmetim ihsan
de,

sahiplerine

yakndr."

(Araf, 56) âyeti

bu rahmete iaret
sahrasnda
zirve-i

eder.^^^

Dalâlet

kahp

inad

edenlere:

"Kulluk

gerdanln
çkmaza
diye

atma}an,

tevhide

giden

selâmet

caddesinden

sapmayn, önlerinizde ve arkalarnzda bulunan âfetlerden hazer
edin (saknma,
çekinme).,

Hakk' sayn da merhamet olunasmz."
zaman, onlar
istihza

resullerimiz lisanyla söylenildii
alay etme)

(biriyle ince ince

ederek yüz

çevirdiler.^^^

içinle

cem

tarafnda,

dnla

fark tarafnda

olmaksn. Vahdet üe

kesretten, kesret üe vahdetten perdelenmemeli, kullukla marifet

arasn bulmaksn
Sûfîler dilindeki

ki tehlikelerden

kurtulasn.
etme), tefrika (fark)

cem'
(sâlikin

(Hakk

halks^ temâ§â

ve

cem'u'l-cem'in

ne kendini ne

halk

görmesi,

yalnza
halk
ve

hakikat

sultann görmesi)
birbirinden

mânâs udur:

Tefrika

(ayrlk,

Hakk'
Cem',

ayrt eder durumda olma),

sana nisbet edilendir:

senden soyulup alnandr. Bu,

u

demekdr: Yani kulun, kulluk

vazifelerine, beeriyet icaplarna göre

yapt

ameller tefrikadr.
ise cem'dir.

Hak
de

tarafndan ona gelen mânâlar, lutûf ve ihsan
kula

Her

ikisi

lâzmdr. Çünkü tefrikas olmayan kimsenin kulluu olmaz.

Kulun "Ancak sana ibadet ederiz." sözü, kulluu göstermek sûredyle tefrikay isbattr. "Ancak senden yardm dileriz." sözü de cem'i istemedir. Tefrika, irâdenin balangc, cem' sonudur. Cem'ü'lcem' daha tam ve daha yüksek bir makamdr. Cem', eyay Allah ile
beraber görmek, kuvvet ve kudretin Allah'a aid

olduunu

bilmektir.

Cem'u'1-cem'

ise

tamamen
ki

helak olmak ve Allah'tan
bu,

baka

her

eyden
içmede,

fena

bulmaktr

ahâdiyyet

mertebesidir.

Çalp

mücâdele etmelisin. Nerede ve ne zaman olursa olsun, yemede,

konumada, susmada,

gidip gelmede, hareket ve sükûnda
için:

her an O'ndan
(vaktin olu)

bo

kalmamalsn. Bunun

"Sufi ibnu'1-vakt

olmal" denilmi.

Yan

vaktini kaybetmemeli, geçene
zâyî

üzülerek,

gelecei düünerek

imdiki vaktini

etmemelisin.

5^^

Rza
5^^

Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânî Semerkandî, Te'ilât- KJâniyye, çev. Ali Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara: Kadolu Matbaas, 1988,
264.

c. 3, s.

emseddin

Yeil, Füjû^ât, stanbul: Yeil Yaynlar, 1984,

c. 6, s.

251.

EY insan
301

Çünkü gelecei düünmek
temizleme)

ihtirastr.

Vaktini o vakitte
^^'^

kendine

gerekli olan teveccühte (dorulma, yönelme), kalbi tasfiyede (saflatrma,

ve tefekkürde

(derin

düünme) geçirmelisin.

nsan, durmakszn, geçmi günlerinin hatâlarn düünür,

eski

günahlarnn yükü altnda
vücuttan

ezildiini hissederse, bu;

onun henüz

kurmlmam olduu mânâsndadr.
kendini
Allah'a

Maziye yanp yaklmak, yahut gelecein maddî, manevî hesaplarn

düünmek,

götüren

yolda

vakit

kaybetmektir.

Vahdet yolunun yolcular,

kendilerini seksiz

üphesiz Allah'a

adam

olanlardr. Böyleleri hattâ tövbe etmekten bile tövbe edecek kadar

mazi ve gelecek hesaplarnn üstüne yükselmilerdir.

Bunun

içindir

ki

Hz. Ömer,

ihtiyar

çalgcya

bir

öüt vermek

lüzumunu

hissetti.

Ona

"Senin bu

alaylarn

hâlâ

dünya ve vücut

kayglarna uyank olduunu ve hâlâ dünya bazlarndan, onun

muhasebe ve endielerinden kurtulamadn

gösterir.

Vücuttan

fânî

olmann ve

nefisten

kurtulmann iarederi bunlar deildir.

Fânilik o

rütbedir ki o rütbeye erenlerde artk
(iddetli H':^ntü)

geçmi,

gelecek, korku ve yeis

yoktur." dedi ve sözlerine öyle

devam

etti:

"Senin
yolda
bile

yürüdüün
dünya
ve

yol, fânilie

ulamamn amaz
hatta

yolu deildir.

Bu

vücut

cazibelerinden

günah
gibi,

kaydndan

kurtulmak gerekir. Efendimizin buyurduklar

"Vücut öyle bir

günahtr
ayran

ki

hiç

bir

günah onunla ölçülmez.' Ksaca, geçmii
hâli

hatrlamakta ayklk
bir perdedir.

vardr. Mazi ve

istikbâl,

kulu Allah'tan
yok,

Gerçekten ermilerin

ise,

umurunda geçmi

gelecek yok, yalnz Allah vardr.

Maziyi de
diye

istikbâli

de atee ver, kül olsunlar.

Geçmi

diye, gelecek
ki

kam

gibi

boum boum

olmakta ne fayda var? Kald

kamtan yaplan ney 'in eer boumlar tkalysa, o artk dudan srda olamaz. Üfleyileri ses veremez. Bu boumlar, kam içinde
perdelerdir.

Eer insan vücûdunu

da bir ney tasavvur edersen, onun

içindeki perdeler de

geçmi, gelecek endieleri, zaman ve mekân
Süleyman Ate, stanbul: Yeni Ufuklar

5'^

Niyâzî-yi Msrî, rfan Sofralan, çev.

Neriyaû,

s.

\ll-\Tb.

302

balan, ksaca dünya heves ve alâkalardr. Vücut böyle
perdeli

kam

gibi

kaldkça

ruh

bu

perdelerden

kurtulup

ilâhî

srlara

kanatianacak yolu bulamaz.

Sen durmakszn kendi vücûdunu düünür, adetâ kendi vücûdunun
etrafnda tavaf edip durursan, nasl Hakk'n tavafnda olursun?
Allah' arama yolunda gayret eden kii, bu maksattan

baka

her

eyini ve bilhassa kendi kendini terk edecektir. nsanlk rütbesini

kazanm
nsan,

bir

ruh

için Allah'ta fâni

olmann

tek

art budur.
kendi

nefis

kaytlarna

bal

kaldkça;

durmakszn

varlm,
düünüp,

kendi ilerini, bazlarm hatta sevaplarm ve günahlarm
benlik ve ikilikten kurtulmazsa,

bu tpk Kabe'yi tavaf ederken

Allah'n evi çevresinde deil de, kendi evi etrafnda
gibi

dolayormu

hep evinin
tavaf

eksiklerini

düünen
kendi
gibi

insana benzer.

Kabe'yi

edenler,

elbiselerinden
ilâhî

soyunup,

ihrama
ilâhî

bürünürler.

Tpk

bunun

âklarn da

güzelliin ve

varln

etrafndaki tavâflarmn makbul olabilmesi için vücut ve

nefis elbiselerinden

soyunup Allah'ta

fânilik

ihramm

giyinmeleri

lâzmdr."''^
Kalb,

muhabbet-i

ehevât-

dünyevîyyeden
vakit,
billur

(dünya
gibi

ehvetlerine

muhabbet) fari

(va^eçtigi)

olduu

olup,

önünü

arkasm

görür.^'^^

Kalb salâh bulursa mehbît-i vahy

(vahyin indiiyer)

ve esrar ve envar

(pklar) ve melâike olur. Fâsid (bo:(uk) olursa, mehbît-i
yeri)

zulm (^ulüm

ve eyâtin

(eytanlar)

olur.

Kalb salâh bulursa, arkanda ve

önünde olan sana haber
seni ikâz eder; ve

verir ve

mühim

olan eyleri ta'lîm ederek

eer

fâsid olursa, sana bâtl

eyler söyler ve

rüd

ve saadetini

izâle eder.^"^"

5-"
^-'

Ken'an Ken'an

Rifâî, erhliMesnevî-i erif,

Rifâî'nin

522

Ken'an

Rifâî'nin

Ahmet Ahmet

er-Rifâî er-Rifâî

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000, hakkndaki notlarndan, s. 58 hakkndaki nodarndan, s. 51

s.

319.

"

EY insan
303

Cehennem ehli dört ksma ayrlr. Bunlardan bir grup Firavun gibi rab olduunu iddia edip Allah'n Rabln reddederek Allah'a kar
büyüklenenlerdir. Firavun öyle demiti:
bir

"Ej

topluluk! Benden ba^ka
ise,

ilâhmn
siî^n en

olduunu bilmiyorum." Bir keresinde
büyük
rabbini^m.''''

öyle demiti:

"Ben
ilâh

Burada, gökte kendisinden
dierleri de böyledir.

baka

olmadn kasteder.
ilâhlar

Nemrut ve

ikinci grup, Allah'a ortak

koan

kimselerdir. Onlar, Allah

ile birlikte

baka

da kabul eder ve öyle

derler: "-B/^ onlara, sadece bi^i

A.llah'a jaklaptrsnlar diye ibadet ediyoruî^" Bir

keresinde ise öyle

demilerdir: "(Peygamber) ilâhlar tek bir ilâh yapyor.

Bu

tuhaf bir i§tir.

Üçüncü grup

ise,

ateistlerdir.

Onlar, ilâh bütünüyle reddedenlerdir.

Böylece onlar, âlem

için

veya âlemden bir ilâhn
(ikiyüzlü, içi

varln

kabul etmez.

Dördüncü grup münafklardr
üzerlerindeki

bajka dip bajka). Onlar,

bask nedeniyle Müslüman olduklarm gösteren söz
biridir.

konusu üç gruptan
nesilleri

Bu bask
duyarlar.

nedeniyle, canlar, mallar ve

hakknda korku

Onlar içlerinden

ise

bu üç

gruptan birinin inancna

sahiptir.

Bu

dört snf, cehennemlik olan ve oradan

çkmayacak olan

cin ve

insan

topluluklardr.

Bunlarn saysmn dört olmasmn nedeni,

âyette blis 'in

önümüzden, ardmzdan,
blis,

samzdan
yüzlüye
ise

ve solumuzdan
gelir. gelir.

bize geleceini bildirmesidir.
Ateiste ardndan, kibirliye
Sol,

ortak
iki

koana önünden
solundan

sandan,

münafk bu gruplarn en zayfdr. yeridir. Çünkü kibirli, kendisinde bulduu gücü nedeniyle büyüklenir. Mürike ise önünden gelir. Çünkü ön, görü yönüdür. Böylece gören kimse
en zayf yöndür. Çünkü
ise

Kibirliye

sandan

gelir.

Sa, gücün

Allah'n
Allah'a
arka,

varhm kabul eder ve ortak komasm salar.
deildir.

O'nu inkâr edemez. blis
Ateiste ise arkasndan

ise,

onun

gelir.

Çünkü

bakma yönü

bir ifâdeyle ilâh diye bir

Ona öyle ey yoktur.^^^

der: ''Hiç bir jey yoktur.''

Baka

52^

Muhyiddîn bnü'l-Arabî, Fütuhât- Mekkiye, Litera Yaynclk, 2006, c. 2, s. 4U-4\3.

çev.

Ekrem

Demirli, stanbul:

304

-46Kendilerine rablannn âyetlerinden herhangi bir âyet

de gelse mutlaka yüz

çevirirler.

*^e mâ te'tîhim tnin âyetin min âyâd rabbihitn illâ kânû anhâ muindin''

*
Ve
kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldii t^aman

mutlaka ondan jüî^ çevirirler. (Elmalk

Hamdi Ya^r)
ille

Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmejedursun,
çevirmilerdir. (Diyanet)

de ondanjüî^

Kendilerine hikmet ve adaletimizi beyân, kudret ve azametimizi
ilân

eden Rablerinin âyetierinden

bir âyet nazil olsun

da onlar tekzib

(yalanlama) ve istihza

(ince ince alay etme) ile

yüz çevirmesinler oknaz.
^"^"^

Onlara hangi âyetimiz nazil olmusa mutlaka yüz çevirmilerdir.

Söz söylemek tasdik edilmek

içindir.

Tanr'ya irk

koan

can,

doruya inanmaz! Felein
sevda ortasnda

abes eylerine

bölünmü

olan can,

altm
bir

müterek

bir hâle gelmitir.

Artk böyle kiiye

ey

söylenemez, ona

kar susmak

daha

iyidir.

Çünkü ahmaklara

verilecek cevap, sükûttur.^"^
itikatl bir

müslümana: Allah böyle buyuruyor, ResuluUah öyle

buyuruyor, diyecek olsan, derhal tasdik eder. Halbuki zanlarna

göre

kendilerinin

bilgili,

âlim

ve

hakikatlere

âinâ olduklarn

^^*

emseddin Yeil,
(haz.),

Füyü^ât, stanbul:

Yeü Yaynlar,

1984,

c. 6, s.

251.
(

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
stanbul: Millî

Veled l2budak, Abdülbâkî Eitim Basmevi, 1991, c. 4, beyit. 3295-3297
Mesnevi, çev.

EY insan
305

farzeden ve hayal peinde

koan

kimselere âyet ve hadis

ile

kar

çkamazsn.

1

526

Isâ {a.s.J^\ bilmez misin? Yahudiler

önce Isâ muhakkak Mûsâ'mn
için

erîatina bir

ey

ilâve

etmez zannettikleri

O'na îmân

ettiler

ancak Isâ

(a.s.),

resul

olmak sfatyla Mûsâ'mn eriatna baz

hükümler
gidince

ilâve

etmek ve yahut baz hükümleri deitirmek yoluna
yüzünü

buna tahammül edemediler. Çünkü onlarn itikadlarna

aykr

geldi.

in

bilmediler.

Bu yüzden Isâ'mn

katlini

istediler.

Hz.

Muhammed

{s.a.s.JdiÇ.n

önce gelen nebilerin getirdii erîatten

bugün devam eden hükümler vardr. Biz o hükümleri yerinde
tutmakla peygamberimizden önce gelen Resullerin erîatierine deil

ancak

onlarn

Peygamberimiz

tarafndan

kabul

edilmi olmas
olduk.^^^

bakmndan

yine Peygamberimizin erîatine
seni

uymu

Senden itikadn sorulduunda,

O'nun azabndan kim
etme)
ilâhîyi

korur,

O'nun ateinin alevinden
ilâhiye

seni

kim kurtarr? Çünkü
(Jesh

sen,

bu

itikadnla melekût-i ilâhîyi ibtâl

ve inkâr

ile

kudret-i

acz

isnâd

ettin.

Hikmet-i

bilemeyerek

âyât-

Rabbâniyeyi (Rabb'in
(ince

âyetleri)

düünmedin. Hattâ

onlarla istihzaya

alay)

yeltendin.

Gayb'a

inanmadn
yalanlamaya

gibi

ilminin

ihata

edemedii
hakikatlerine

(kapsamak)

eyi

kalktn.

Eyamn

naks

(eksik)

ilmin ve

çarpk düüncelerinle vâkf

olmaya çaltn.
"Onlar,
ilmini

kavrayamadklar
jeyi

ve

henüî^

yorumu

da

kendilerine

bildirilmemi

olan
"

yalanladlar.

Onlardan

öncekiler

de

böylece

yalanlamlard.
Senin

(Yûnus, 39)

gözlerin

ecsâm

(beden,

cisim)

ile

perdeli

ve

ecsâmn

yaratcsndan

gaflettesin.

Nitekim

cisimleri

görünce bunda zâid

(sonradan eklenen, artk) bir

vücûd bulunduunu inkâra kalkanlar da

vardr. Böyleleri, cisimlerin

O'nun varlyla

zahir

olduu renk ve

^26
^^''

Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul, Kubbealû Neriyaü, 2000, s. 522. Muhyiddîn bnü'l-Arabî, Fusüsu'l-hikem, çev. M. Nuri Gençosman, stanbul:
istanbul Kitapevi, 1981,
s.

154-155.

306

ekillerin
ederler.

o sayede ortaya

çkt

görülmeyen gerçek vücûdu, inkâr

Çünkü varln
Cisimler

sebebi olan

"Nûr"un ilminden
görünmeyiinin

habersiz

bulunuyorlar.

arasnda

iddet-i

zuhurundan, bakanlarn gözlerinden nurunun ziyâdelii sebebiyle
gizlendiini kavrayamyorlar.

Onlar, izhâr (ortaya çkarma) eden

Nur (^k)
zail

ile

ortaya

çkan

cisim

arasndaki fark, nur göz önünden

(kalc olmayan) olup zulmet

(karanlk) çöktükten, ekil ve renkler

görünmez olduktan sonra

görmüyorlar

m?

Bunu
de

görebilseler inkârlar

mümkün olmad

gibi

tekzibleri (yalanlama)

mümkün

olmaz.

^"^

Eer kitap sahibi, bütün kitaplara inanan biriyse ebediyen sapmaz. Ama baz kitaplara inanan, bazsn da inkâr eden biriyse, o, gerçek
kâfirdir."''"^

Eer cannn aklnn tereddütte kalmamasn istiyorsan, bu cehalet ve gaflet pamuunu can kulana tkama. Tâ ki Hakk'n
muammalarn
zaman
(sr)

anlayasn,

gizli

ve aikâr srlarn kavrayasm!

O

senin can

kulan

vahiy mahalli olur. Vahiy nedir?

Be

duygunun eriemeyecei
Afâktaki (insann kendi

söz!^^"

nefsi

dndaki göî^le görülen
tecellî

varlk âlemi) âyetler
içindir.

ve

eserler,

insann içinde olanlar bilmek ve göstermek

Alemde Cenâb- Hakkk'n ne kadar
varsa, hepsi âyeder
ihlas

etmi

âyet ve eseri varsa
^^^

bunlarn cümlesi insann nefsinde toplanmtr.
aynasdr. Cümlesine her

Görünen ne
ve

dem

saffet (saflk)

üe

bakmak

yani

Hak

nazaryla
çevirip

bakmak

gerekir,

Cenâb- Hakkk'tan yüz
mâsivâya (dünya
ilgileri)

O'ndan bakasyla megul olan
olur.

yönelmi

Zulmâtn

(karanlk)

bazs

bazsndan daha baskndr. Mâsivâya yönelenin
^2«

yüzü, Hakk'tan

Ahmed

er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz
çev.

(haz.),

stanbul:

ErkamYaynchk,
^^

1995,

s.

171-172.
Risaleler,

Muhyiddîn bnü'l-Arabî, Yaynlar, c. 1, s. 45.
Ken'an Ken'an Ken'an
Rifâî, Rifâî, Sohbetler,
Rifâî, Sohbetler,

Vahdettin

nce, stanbul: Kitsan
s.

550
531

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyati, 2000,

198.

stanbul, Kubbealü Neriyat, 2000, stanbul, Kubbealü Neriyaü, 2000,

s. s.

82.

532

651.

EY insan
307

dönmü

ve

}nLz

çevirdii kadar

çarplmtr.
ala olur.

Eer }aiz

çevirmesi göz

açp kapayncaj^a kadarsa gözü

a

olur.

Eer bir ildfat
çevirip geri

eklinde olursa

Daha fazla olacak olursa çenesi çarplmcasna olur.
fazla

ayet yüz
olur.

dönmesi daha

olursa arkaya

doru

koarcasna

çehresi döner ve amel defteri

arkasndan verilenlerden

Bunlar Allah' unutanlardr. Allah da onlar unutur ve onlara

kendilerini unutturur.

adam Hz. Musa'ya gelerek demi ki: "Ya Mûsâ, senin söylediklerini yapmazsak cezalandrlacamz söylüyorsun. Ben senin söylediin hiç bir eyi yapmyorum, buna ramen gün günden mabm mülküm artyor, evlâtiarm sabkl,
Hz. Musa'nn zamamnda
bir

ehirde îdbâr edilen ve sözü geçen

bir kiiyim. Söyle

Allah'na bu

duruma ne diyecek?"
Hz. Mûsâ bu cümleleri Allah'a
terbiyesini

söylemee teeddüb

(edebini

ve

taknma) etmi. Allah Hz. Musa'ya hitap ederek: "Ya Mûsâ!

Söyle o kuluma,
salâhiyetini

Ben AUah Azimüân, onun azndan

adm

anma

aldm. Bundan büyük ceza olur mu?" demi.
iki

Evler çok görünseler de aslnda
nefistir. Biri

ev vardr: Biri

bilgi evidir, yani

de sr

evidir.

Bu

ikisinden yoksun olan ev haraptr.

nsan Hakk'a mensup zikri yani Kur'ân' kullanmak zorundadr. Kur'ân' hangi dille okuduuna bak. Çünkü huzur ve sekine (karar) Kur'ân'la iner, ama dillere göre.

nsamn

ruhuna bakmas gerekir; beden ehrine nasl yöneldi? Hakk'n beden ehrine yerletirdii hikmet ve güzel tertip gibi
olgulara

yardmc olmak
iyice derinle,

üzere nasü girdiini gözlemlesin.

Çünkü

insan en güzel yaratüa sahiptir.

Bu

olguya bakmaya

baladn
Hakk'n
'nsanlara

zaman,

insann
gizliliini

içine

girmediin tek

bir zaviyesini,

bilmediin
hazinesidir.

tek

bir

brakma.

Çünkü

insan

Sen büyük

bir

üim üzerinde duruyorsun:

ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimi^ gösterecei^ ki onun gerçek olduu,

308

onlara

iyice

belli

olsun"

(Fussilet,

53)

'%endi

nefslennii^de

de

öyle.

Görmüyor muunu^?"

ÇL2iriy2it,

21)

Kendini bilen Rabbini
bilendir.

bilir.

Kendini en

iyi

büen Rabbini en

iyi

Mahn
içinde

karakteri

harekettir,

tedavülde
kilitH

olmaktr.

Buna kant

m

istiyorsun?

O

zaman

kulam

sanda
bir

yaklatr;

maln sandn
açmaya gücün
saklama gerei

hareket ettiini duyacaksn.

Eer sand
mah
biriktirip

yetiyorsa,

krma. Çünkü her hangi

duyabilirsin. Kilit senin dilindir; anla.

Cimrüik eden ancak kendi nefsinden cimriHk eder. Nitekim öyle

buyurulmutur: "Eer

O 'ndan yü^

çevirirsem^ yerinip sif^den bajka bir
o//^ö^/<^r.

toplum getirir, ancak onlar si^n gibi de

"

(Muhammed,

'^

38)

5^3

Muhyiddin bnü'I-Arabî, Rjsûkkr,
Yaynlar,
c.2,
s.

çev.

Vahdettin

nce, stanbul: Kitsan

236-238

EY insan
309

-47Onlara: "Allah'n size

merzuk (rzklanm)

kld eylerden hayra sarfedin." denildiinde,
küfredenler inananlara: "Biz o kiiye yedirmeyiz, ona
Allah dilese yiyeceini verirdi, siz
dalâl içinde
''Ve izâ kîle

açk bir

deil de nesiniz?"

derler.

lehüm enfîkû minmâ razakakümü'llâhu kâlellezîne keferû Hllezîne âmenû enutHmu men lev yeâullâhü at'amehu in entüm illâ fî dalâlin mübin"

*
Onlara: "Allah 'm
sit^e

nt^k olarak verdii peylerden hayra harcayn. " dendii
dileyince doyurabilecei

raman,
bifi

o kâfirler,

mü'minler için: "Allah'n
Sif^

kimseyi
dediler.

mi doyuraca":^

apaçk

bir

sapklk

içinde

deil de nesini:^"

(Elmalk Hamdi Ya^r)
Allah 'in
kâfirler
si^e

nf^k olarak verdiklerinden hayra

satfediniî(j denildiinde,

müminlere dediler ki: Allah'n diledii takdirde doyuraca kimseleri
bir

bi^

mi doyuraca:^? Si^gerçekten apaçak

sapklk

içindesini:^ (Diyanet)

Âyât-

ilâhîyyeyi (Allah'n âyetlerini) tekzîb (yalanlama)
size

eden onlara:

"Allah'n

merzûk

kld

eylerden infâk edin, hayra sarfedin,

nimet-i ilâhîyeyi yerli yerinde kullann"

(dümüü

kaldrn), iane

(cardm) edin de âlem-i âhiretiniz için kendinize hayrl bir

makam

hazrlayn) denildii zaman o

kâfirler

Müslümanlarla alay ederek

öyle
biz

dediler: "Sizin

inandnz, îman
it'âm

ettiiniz Allah fakir edecek de
biz

bakacaz

öyle mi?

O'nun yedirecei kimselere
(^emek
yedirme)

mi yedirelim?
Siz

Allah

dileseydi

onu

ederdi.

Allah'n

meiyyetine

(istek)

ve

irâdesine

muhalefette

bulunuyorsunuz,

310

binâenaleyh
nesiniz?"'''

siz

apaçk

bir

dalâl

(sapknlk)

içinde

deil

de

htiyacndan

fazla

mah olann,

er'î

ölçü dâhilinde,

sâlih

olan

fukaraya vermesi vaciptir. Böylece de zenginlerin zekât fukaraya
ihsan etmek, mallarndan vermek, fakirlerin zekât da, zenginlere

olan ümit ve itimatiarn kalplerinden silmek, yani verecek diye

beklememektir.

Âklarn
ise,

zekât,

cânân urunda canm harcamak,

ruhlarm Allah muhabbetine bezletmek, vermek, hep vermektir.
Ariflerin

zekât

kendi hallerinden ve ilimlerinden, irfanlarndan

ehil olana, isteyene, talep

edene vermek, muhabbet etmek, âklar

kendi

hallerinden
talep

nafakalandrmaktr.
tâlim etmektir

lmin

zekât,

talibine

(isteklisine,

edene)

(öretmektir).

Evlâdn zekât
itibar

yetime

ihsan,

evin

zekân misafiri

arlamak ve

etmek,

sohbetin zekâü, dedikodudan kaçmak; kuvvetlinin zekât zayflara

yardm, nefsin zekât, kötü ahlâklardan kurtulmaktr. Cenâb- Hakk
da: "Zekât veren felah (kurtulup)
/?/////r.

"

(Mü'minûn,

1-4),

buyurur.

Mevlânâ Hazretleri buyurur
vermektir.

ki:

"Cömertlerin

lây

para ve mal

Âklarn

ise

can vermektir."
ilmi,

Hâsl lâzm

olan, kendisine

en makbul olan nesneyi
bezletmek, harcamaktr.
^'^

mah, yahut vücûdu Allah yolunda

Her iin yapcs

Allah'tr.

Ancak
iyi

yine Allah bize

yaptmz

ve

yapamadmz
kudretini

hareketlerin

ve

kötü

olularm ayrt etme

vermitir.

Bizim Cenâb- Hakkk'a yalvararak, bazen
girerek;

utancmzdan renkten renge

Allah'm! Bize
iyiyi,

doru

yolu sen
güzeli

göster! diyebilmemiz ve bizi

Yaratandan
delilidir.

doruyu ve

istememiz bu hakikatin büyük

Çünkü
hattâ

elimizde hiç bir kudret ve ihtiyar bulunmasayd, bize
iyisini

fiillerin

ve hareketierin en

nasip etmesi için Allah'a nasl yalvarr,

bunu nasl

akla getirebilirdik?

534
535

emseddin
Ken'an

Yeil, Füjû^ât, stanbul: Yeil Yaynlar, 1984,

c. 6, s.
s.

252.

Rifâî, Sohbetler, istanbul:

Kubbealt Neriyaü, 2000,

472-473.

EY insan
311

Tpk bizim gibi canl olan hayvanlar, yaptklar hareketlerden dolay
ne
Hak'tan,

ne de halktan utanmay akl etmediklerine, bunu
iyiyi,

bilmediklerine göre, bize verilen ve "cüz'î ihtiyar" dediimiz

kötüden ayrt etme kudretinden nasl gâfl

olabiliriz.

Kuldaki ihtiyar tamamiyle yok farz ederek insan cansz cisim

sanmak,

ilâhî

cebir kudretini

yanh anlamak, o

kadar

ki,

bizzat

anlay

kötüye kullanmaktr.

nsan, kendisine yine

Hak'tan

gelen

böyle

bir

kudretin

arifi

olabildii ölçüde insandr.

Sen önce AUah'n bü}aiklük ve kudret derecesini bileceksin. Sonra
onun, insan derecesine ulatrmakla, sana verdii kymetin kadrini
anlayacaksn.

Sen Hakk'n

irâdesi

hapsinde

esir deilsin.

Hür

kimseler gibi bir

gönül ve vicdan

rahatnda bulunman

için

sana

verilmi

ilâhi

hürriyetin farknda olmahsm.^^''

Cebir

(cü^'î iradeyi reddetmek),

yol kesiciler arasnda uykuya dalp

çalmay, savamay

terk ederek nefse

uymak, onun sesine boyun

emektir. Fakat bu ayn zamanda henüz kanad

çkmam ku
düüle
son

yavrusunun uçmaya kalkmas
bulur.

gibi

mutlaka ac bir

Unutma

ki

ba,

içinde akl

bulunduu ve bu akl

kullanabildii
bir

ölçüde batr.

Akln

kullanamayacak durumlara

düen

ban

ise

kuyruktan ne fark kalr?

Kendini Allah'a ükürle
(sebebe

vazifeli bil.

Sonra çab, çabala ve tevekkül
et.

bavurup

iji

Allah 'a brakmak)

Bu

takdirde senin Allah gibi

bir

koruyucun ve

balaycn olacam unutma!^"'''
baka
bir

Hakikat nazaryla nereye baksan, ancak birlikten

ey

göremezsin. Bütün kesret (çokluk) âlemi, vazifesini yerine getirmek

^^•^

^^^

Ken'an Ken'an

Rifâî, Rifâî,

erhli Mesnev-i erif, istanbul: Kubbealü Neriyati, 2000,
erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü NeriyaO, 2000,

s. s.

92-94.
129.

312

için

yaratlm

birer âletten

ibarettir.

Kudret, kuvvet,

fiil,

havi

(kuvvet, kudret)^
aliyji'l-aî^m.

her

ey

Allah'tandr.

LA

havle ve lâ kuvvete illâ billahi'l-

Yalni2

burada,

itidalli

bir

cebir

anlayndan

ayrlmamaya bu

çalmaldr. Srf
türlü

cebrîlie gidersek âlemin intizâm bozulur ve
dalâlete

düünen kimse
biri

düüp yolunu arr.
girmi ve
bir

Adamn

geliigüzel bir bahçeye

hurma aacna

çkarak hurma

yemee balam.

i

farkeden bahçe sahibi,
ise

aacn

altna gelerek, orada ne

yaptn
Allah'n

sormu. Adam

gayet rahat:

"Allah'n

bahçesinden,

hurma
bir

aacndan,
alarak

AUah'n
gelmi ve

hurmasm

yiyorum!"

cevabm

verince,

bu defa bahçe

sahibi: "Afiyet

olsun, ye kardeim..." diyerek bir ip

adam aaca
"Allah'n

balayarak

kamç dömeye balam. Cam
ile

yanan adam bu

defa feryâd edip, hiddetle haykrmaya balaynca, bahçe sahibi:
ipi ile seni

baladm.

'Vur!'

dedii

kamç

ile

de nerene rast

gelirse indiriyorum ite..." diye

cevap vermi.

anlayna göre itidal (orta) üzere olan cebirde cüz'î irâde vardr ki dünyamn nizâm, ite bu gayret ve tevekkül (iji Allah'a brakp kadere râ^ olma) arasndaki ince balanty muhafaza eden anlay noktasm hayata tatbik edebilmekle mümkün
Ehl-i

sünnet ve'1-cemaat

olur."«

ükür

nimet memesini emmektir.

Meme

ne kadar süt

ile

dolu

olursa olsun,

memeden

dar çkmaz; yani onu emmek lâzmdr.
"A.qyanlara,

ResuluUah Efendimiz öyle buyurdular:
Allah merhamet
olanlar da
sit^e

Kûhmân

olan

eder.

Yeryüünde

olanlara acymiî^.

Bu

sayede gökyü-:i/nde

emrediyor.

Bu hadis-i erif bize yeryüzündekilere acmay Çünkü Hakk'n rahmeti, kullara o yoldan gelir.
acrlar. "

Gökyüzündekilerin eflcat duygular, kuUara o yoldan ular. Semâ,
ilâhî

rahmetin nüzul
tarafndan

(inme) yeridir.
lütfedilen)

(Allah

kula

Ve Rahman olan Allah'n feyz ve bereket menbâdr (kaynak).
s.

538

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,
Ffh, Fîh,
s.

479.

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Fîhi Mâ stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1990,

çev. c

Meliha Ülker Anbarcolu,

164.

"

EY insan
313

Meleklerin
tarlar.
görür.

duradr. O melekler, Allah'la kullar arasndaki srlar Hak Teâlâ onlar öyle klmtr. lerini onlarn vastasyla Rzk meleinin derûnuna (iç, gönül) Hakk'n rahmeti
gelir.

konursa, kullara nasipleri bolca

Hatâ ve sevaplar yazan
unutulur,

melein gönlüne, Hakk'n rahmeti konursa, kulun günah
srr
verilirse;

sevab yazlr. Her zaman insanla gezen melein gönlüne rahmet
kula

yardm

çok

olur.

efkate

gelir;

kulu bütün

kötülüklerden
Rableridir.

esirger.

rfan

sahiplerinin,

kalplerinin

özledii

Bu

sebeple onlar Allah'n rahmetine bir

tecellî yeridir.

Kullar arasnda onlar böyledir. Allah Sübhan'dr ve merhameti

herkesten çoktur.

Kullarna acr ve onlara rahmetini yadrr.
mertebesine geldiin gün; Allah'n rahmetine

Olum,

kullara

acma

erdiin gündür. Marifet ehlinin meclisine girdiin an; kurtulua
erdiini bilesin. Hikmet sahibi zâtlara bir

ey sorduun

zaman:

Sorunun cevabn tam alacana da

inan.^'^"

"Ey

Irak halk! Allah'a

yemin ederim
edin,

ki

bu

gaflet, hepinizi

umumî
kadar

olarak

kaplamtr. Dikkat

uyank

olun.

Ey avam

ve havas,

birbirinizi

uyarn ve uyank olmaya davet

edin. Efendiler!

Bu

lüks, konfor,

bize. Zîrâ

bu

arhk ve israf yeter. Yeter bu uyku. Yazklar olsun salnm sr ve gizlilik perdesinin arkasnda nelerin
beklediinden habersiziz.
"^"^'

olacandan,

bizi nelerin

nsan

Allah'a yaklatran, Allah'n mahlûklarna efkattir, insanlara
melâikesi, yerde ve gökte olanlar,
salât

hayr öreten kimselere AUah ve

hücresinde karncalar, denizde bahklar cümlesi

eder ve ha^r
lyâli

duâ eder. Çünkü hadîs-i erifte:
(ailesi),

"Bütüf?

mahlûklar Allah'n

çoluk çocuudur. Allah indinde hayrl kul, ailesine faydal olandr.

buyuruluyor.^'*"

Sadaka

mutlaka kesesinden

fedâkârhk

yapmakla olmaz. AUah
ile

namna

yaplan her

iyilik bir

sadaka demektir. Diü

hayr yapmak.

^""^

Ahmer'er Er-Rifâî, Onlann Alemi, Yaynlar, 1996, s. 166.

çev.

Abdülkâdir Akçiçek, stanbuk Bahar

^•*'

Ahmed

-'*-

er-Rifâî, Sohbet Meclisleri, çev. Dr. AH Can Tad, stanbul: Erkam Yayn, 1996, s. 186. Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000, s. 312.

314

nsanlar

hayra

tevik

etmek de

sadakadr.

Keza bedeni üe

bakalarna hizmet ve yardm da

sadakadr.^"^^

-48SZ doru
iseniz

bu

tehdit ne

zaman (Ne zaman bu

vaadf

doru iseniz) derler.

'^e yek:ûlûne meta hâze'1-va 'dü in liüntüm sâdildn"

*
Yine onlar: 'Tier

dom söylüyorsam:^^ hu (kyamet) vaadi ne !^aman?" diyorlar. (Elmahh Ham di Ya^r)
doru söylüyorsam^ bu
tehdit ne flaman

Onlar:

Her gerçekten

gerçekleecektir? Derler. (Diyanet)

Ve

istihza (ince alay)

ve tehekküm

(ciddî

görünüp alay etme) yolu üe:

"Hem

sizin söylediiniz
(ceî^â,

yevm-i mev'ûd (vaad olunmu gün), o dîvânmeclisi)

mücâzât

karglk

doru

ise

ölülerin dirümesi, ihzar

(hutura getirme) keyfiyyeti

ne zaman olacak?"

diyorlard.^

Maher, mahkeme-i
kaçnümaz
âhirette

kübrâ, (büyük mahkeme) âhiret,

mânâ

âlemi
ilkeleri

dediiniz eyler nerede? Bütün dinlerde ahlâk ve vicdan
kulluk görevi olarak bildirilmitir. Uymayanlara
olarak

kar

da

hesap verme gerçei üâhî kaide

açklanmtr.

nsanlarn
Allah

çounluu bu

disiplinli

ahlâk ilkelerinden

kaçnm

ve

varbm görmezHkten

gelmek istemilerdir. Peygamberlerden
göstermesinde
net,

Resullerden ve bu yolda gerçei topluma anlatmak isteyenlerden

dâima mucize istemiler; kyamet olaynn
srar etmilerdir. Yine
dinler tarihi

delilini

boyunca Peygamberler çok

açk mucizeler gösterdiinde de

isyan ve inkâra

devam

etmilerdir.

""^^

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealti Neriyaü, 2000,

s.

596.

544

emseddin Yeil,

Füyû^ât, stanbul:

Yeil Yaynlar, 1984,

c. 6, s.

252.

EY insan
315

Meselâ Hz. Musa'nn asasn pek açk
sonradan Sâmiriyye'nin
diriltmi,
fakat

bir

ekilde gören Yahudiler

buzasna tapmtr.
görenler

Hz. Isâ ölü

çocuu
imza

bunu

O'nun

idam

kararna

koymutur (Koma jürisinden Marcus). Kyamete ait delil isteme ise büsbütün abestir. Kyamet ancak saati gelince tezahür eder. Mânâdan bir delil istemeye gelince: Mânâ gönülle sezilip farkedilen
bir

sistemdir.

Kalbi

katlam
deildir.^'*^

merhametsiz

kiilere

bu

filmi

seyrettirmek

mümkün

Mübtedî

(yeni

balayan) halinde iken

Mûsâ

(a.s.Jmn bütün himmeti
idi.

(istek, gayret)

ve arzusu rü'yet (Allah' görmekf ttn ibaret
dile

Onun

için

de

himmetini

"Göster bana kendini, göreyim

maksûdu
bir
(istikamet

(maksat) elde

Hakk Teâlâ onun söyler. Bu ibare, edememekten ve bulamamaktan zuhur etmi
getirmiti.

Nitekim

seni!"

dediini

hezeyandr. Peygamberimiz
ü-:(ere

ise

müntehi

(en

son)

ve temkin
idi.

karar

klma

ve iyice jerlejme

makam)
fâni

sahibi

ahs

himmet

makamna ulanca, himmeti
sayamyorum" demiti.

oldu

ve:

"Senin
isterken,

övgülerini

(H^. Mûsâ, Allah'tan rü'eti
(övme) âci^

H^. Peygamber Allah ' medh ü senadan

olduundan bahsetmiti.

Çünkü

o telvin (talep ve istikâmet yolunu

arattrma makam), bu temkin

makamnda idi.f^^
Senin \nLcûdun bir çuvala benzer; fakat senin
çuval

deil,

onun

içinde

bulunan budaydr.

dna benzeyen, O buday, un
ve yine bu

olmadkça kendisinden beklenen fayda hâsl
un da hamur
haline

olmamtr
ve can

gelmedikçe, bir ie yaramaz.

yenmedikçe, akln ve camn kuvveti olamaz.
vücutta

Akl

Ekmek de da ekmein
tehlikeden

mahvolmas
oluyor.

gibi,
ki

Hak'ta

mahvolmadkça,
(yükselme)

kurtulamaz.

Görülüyor

"uruç"

böyle hâlden hâle

deimekle
olur. Bitki

Nutfe, alaka olur, bundan sonra bir ekil

kazanyor, bu ekil de ruh kabul ediyor. Periler içinde bu böyle
ve hayvan da, her
ile

ey

hâlden hâle

intikal eder. Birinci

hâlde ölür, ikinci hâl

hayat gösterir.

Her ey

böyledir ve

bu

'^^^
^'^^

Halûk Nurbaki, Yâ-Sîn
Hucvirî,

Sûresi Yorumu, stanbul:

Damla Yaynevi,

1999,
(haz.),

s.

71-72.

Ke^fu'l-mahcüb
s.

Hakikat

Bilgisi,

Süleyman

Uluda

stanbul:

Dergâh Yaynlar,

272-273.

316

tarzdadr.

Ölüm
ölür,

olmadan,

yaamak

olmaz; sende
bir

aa
olur.

bir

ey

ölmekle,

mudaka ondan daha yüksek
onun
mahvolur,

ey

peyda

Meselâ

çocukluk

yerine gençlik, bilgisizlik ölür, bilgi peyda olur.

Tane yerde
yokluktadr.

aaç çkar. Yaamak ölmekte, varlk Bu kanun her eye âmil ve hâkimdir. "Ölmeden evvel
diye itiraz eden

ölmek nasl olur?"
hâldedir.

eee

bak!

O, bizzat ayn
ve

Gece,

gündüz

ayn eyle

uratn

ayn

hâlde

bulunduun

hâlde, bir

bakas

sana bundan bahsettii zaman,
hareketin

bu

sana imkânsz görünürse, bu

küfür deil de nedir?

Meselâ, Srat köprüsü hakknda, kldan incedir ve herkes üzerinden
geçer, denildii

zamanda imkânsz
bir

görülür; halbuki sen ondan,
ki

daha ince olan

köprü üzerinden geçiyorsun
için de:

bu,

senin
ki

düüncendir. Cennet

"Ne

yerdedir, ne göktedir;

madem

yerde, gökte deildir, o halde nerededir?" diyorsun.
kati

Vücûdunda
yerini

bir

holuk ve

nâholuk

duyduun

hâlde

tâyin

olduunu biliyorsun fakat, yerini tâyin etmekten âcizsin. Cehennem ve cennet de aynen böyledir. Yerini görememekle beraber, bunlar vardr. Ahmak, gece gündüz
edemiyorsun; bunlarn vücûdunda
bir

hâlde

bulunduu ve bundan
bir eektir

kendisine bahsedildii zaman,

bunlar, imkânsz gören kimsedir.
insan,

te

bu bakmdan böyle
^"^^

bir

aynen

ve ne

olduunu da

bilmez.
denilir.

Ayandan sonra beyân istemek hüsrandr,

Ulu Tanr,

güneten daha aikâr, daha
mevcudiyeti üzerine kim

zahir ve daha çok peydadr.
delil

Günein
derdine,

ve

ahit

isterse

o,

ziyana gark

olmutur (batmpr) ve anadan

doma

kördür.

Onun
daha

hastalna
belki

hiçbir çâre ve ilâç yoktur.

O

kimse hayvan- mutiaktr,
bile

hayvandan hatta cemâdâttan (cans^ar)

aadr.

Çünkü cemâdât

olan toprak, ne için yaratümsa,
bitki

onu

yerine getirir.

Yer kendisinden

yetimesi

için

yaratlmtr. Ona ne ekersen

ve ne emânet edersen, onu besler ve çoaltr. Bir taneyi on, belki

yüz tane olarak sana geri
ekersen
^'^^

verir.

Eer

arpa ekersen arpa,

buday, meyve ekersen meyve ve

buday üzüm dikersen üzüm
Ofset, 2002,

Sultan Veled, Maarif, çev. Meliha
s.

Anbarcolu, Konya: Altunar

202.

EY insan
317

verir.

Bunun
548

gibi

hayvan da yük ve insanlar tamas, onlar
ve

maksatlarna

eritirmesi

ehirden

ehire

götürmesi

için

yaratmtr.

-49Baka deil, bir tek sayhaya
(yüksek sesle barma, haykrma) bakyorlar, onlar çekiip dururken
yakalayverir.

"Mâ yenzurûne illâ sayhaten vâhideten te'huzühüm ve hüm yahssmûn"

*
Onlar sadece
bir tek

çla bakyorlar,

bir

çlk

ki onlar çekijip dururken

kendileriniyakalayverir.

(Elmall Hamdi Ya^r)

Onlar, birbirleriyle çekilip dururken kendilerini ans:^n yakalayacak korkunç
bir sesi bekliyorlar. (Diyanet)

Zavalllar! Kudretin

yourduu

u tecellîden ibret almayan bîçâreler!
bir sayhaya bakyorlar, (birinci
ki

Allah'n her an idam ve îcad kudretini göremeyen körler! Bunlarn
bekledikleri (bir kumanda!)

Baka deil
bir

nejhay

bekliyorlar).

O

öyle

sayhadr

onlar

birbirleriyle

urarlarken,

akidler,

muameleler tanzim edilirken o
yakalayverir.^"*^

sayhann

deheti kendilerini kaplar,

Ey insanolu,
bu korkuyla
(yokluk) bile

yaadn
tir

müddetçe en çok yok olmaktan korkar ve
Fakat

tir

titrersin.

unu

da

bil ki

AUah'tan adem

korkmaktadr.

5'*^

Sultan Veled, Maarif, çev. Meliha
s.

Anbarcolu, Konya: Altunar

Ofset, 2002,

39.

^'*^

emseddin Yeil,

Füyû^ât, stanbul:

Yeü Yaynlar,

1984,

c. 6, s.

252.

318

Senin dünya mevkilerine, dünya

makam

ve servederine sarlman
eylere tutunman niçin?
olsa bir

neden? Mal, mülk

gibi

salam

sandm

Ayn

yok olmak korkusundan deil mi? Nasl

gün

gelip
bir

terkedecein dünyaya bu ölçüde sarlman farkna
can çekimedir.

varamadn

Bütün

insanlar

hiç

görünmeden

saran

bu

can

çekimeden

kurtulanlar yalnz Allah

âklardr. Onlar dünyaya tutunmadklar ve
istedikleri için,

yalmz Allah'ta fâni olmak
seve vazgeçerler.

bütün varlklarndan seve

Allah

akndan gayr

her ey,

iki

dünyann nimederi

dahî olsa, can

çekimekten baka
Nâzik vücutiarn,

bir

ey

deildir.
gözlerle

bir

gün barna çekecek topraa korkulu
kabiliyetinden

bakanlar, hakikatte
görebilseler,

görme

mahrum

âmâlardr. Onlar

ruhun ezelinden bu yana, itiyakn çektii, ebedî hayat

suyu olan Allah sevgisini görürler.

Gece
kii!

gibi

karanlk topraa gaflet tohumlar ekmekle vakit öldüren
ilerinden ve gaflet uykusundan kaldrmaya gücün
fazla eilmendendir.^^^*^

Ban bo

yetmiyorsa,
Salih

bu topraa

Peygamber, Semûd kavmine demiti

ki:

"içinizin hasedine

uydunuz,

masum

bir

deve)a
sizi

öldürdünüz.

Allah

bunu

sizden
ilk

soracak ve üç gün sonra
ceza
alâmetieri

büyük cezaya çarpacaktr,
ve
hepinizin

gün,
rengi

belirecek

yüzlerinizin

deiecektir. Birbirinizin yüzlerini
Yüzleriniz önce

baka

renklerde göreceksiniz.

safran gibi sar, ikinci
gibi siyah olacaktr.

gün erguvan

gibi

kzl,

üçüncü gün abanoz

Semûd kavmi
içinde ilk
birbirlerinin

için

yapacak

i

arük tükenmiti. Derin bir korku

günün

alâmetierini beklediler ve hakîkaten
gibi gördüler.

daha o gün

yüzünü safran

kinci günde de bu renk kzla

çevrildi.

550

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealu Neriyaû, 2000,

s.

544.

"

EY insan
319

Üçüncü

gün,

Semûd
insan

kavmi
çehresi

halknn
ve

yüzleri

artk
insan

siyaht.

Görünülerinde

davranlarnda

edas

kalmamt. Sonra Ve Kur'ânCibrîl-i

dize geldiler.

Kerîm'in A'râf sûresinde

(78. âyet)

buyrulduu

gibi:

Emin, Hz.

Muhammed

(s.a.s.Jçi

bu mevzuda

u

âyeti

gedrdi: '^u jü<^en onlar bir titreme ald
çöküverdiler.

ve

bulunduklar jerde di^ üstü

Nitekim Semûd kavmi

için

yaplacak

ey kalmamt.
oldular.

Allah'n
ceza

gazabn ve onun son
zamannda
geldi

tecellîsini

bekler

Bu

tam
Diz
^^'

ve bir zelzele yerin altn üstüne

getirdi.

çökmü,

siyah yüzlü canllar, bir anda kara topraklara

gömüldü.

Büyük frtna olacakt. Allah'n emriyle esen

rüzgâr,

Tanr yolundan
için harekete

sapm,

yolunu

aztm

olan

Ad

kavmini helak etmek

Hûd Peygamber, ayn kavmin içinde kendisine inanan ve gösterdii Hak dinine imân edenleri bir araya toplad. Onlarn
geçmiti.

bulunduu
bu
çizginin

yerin etrafna âsâsyla bir çizgi çizdi.

Korkunç

rüzgâr,

dnda kimi bulsa parçalyor fakat çizginin içinde
yumuak
esiyordu.
da, çevreleri
ihtiras

kalan

toprakta bir bâd- sabâ gibi serin ve

Gerçek Tanr insanlar

Hûd'un hududuyla emniyete
nefis

abnm

inanmlar

gibi,

kurtlarnn ve

frtnalarnn

zararlarndan emniyette olurlar. Onlar, dünya kirlerinden ve dünya
ihtiraslarndan uzak kaldkça içlerindeki insanlk cevherini ne bir
kurt pençesi alabilir ne de bir kasrga savurabilir.

Hatta onlara ecel rüzgâr

bile,

Yûsuf Peygamber'in Yakub'a ulaan

kokusu

gibi bir

baka

hayat verir.
gibi

Hak

sevgililerinin

ehvet atei dahi brahim'i yakmayan ate
kâfirleri yerin

kavurmaz. Fakat ayn ehvet,

dibine sokmakta kurt

pençesine ve korkunç rüzgâra vermekte tereddüt etmez.

Ken'an

Rifâî, .erhli

Mesnev-i er{f\ stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000,

s.

369-370.

320

Ayn

denizin,

Mûsâ Peygamberin kavmine

yol

verdii

hâlde

Firavun'u askeriyle birlikte helak etmesi de bundandr.

Karun'u taht ve hazinesiyle

birlikte

yerin dibine sokan

ferman
olup

düün! Su ve

toprak, isa'nn nefesi

deince nasl cennet

kuu

uçmaa
Hakk'n

kanatlandysa topraktan ve sudan yaratlan insan vücûdu da,
sevgisi,

ak

ve hakikat
olur.^^^

bilgisi nefesiyle

maddeden kurtulup

Tanr'ya kanadanc

-50O zaman bir tavsiyeye muktedir olamazlar.
Ailelerine de

dönecek deillerdir.

"Felâ yestetî'ûne tavsiye ten ve lâ ilâ ehlihim

yerci'ûn"

*
O 'Iraman
bir tavsiyede bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler.

(Elmalk

Hamdi Ya^r)
Ijte o

anda onlar ne

bir vasiyette bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.

(Diyanet)

552

Ken'an
120.

Rifâî, erhli Mesnevî-i erif,

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

s.

119-

EY insan
321

-51Sûr'a üfürülmütür, bir de ne baksnlar

kabirlerinden Rablerine

doru akn

ediyorlar.

^^e nünha û's-sûd fe izâhüm mine'l-ecdâsi ilâ rabbihitn yensilûn "

*
Sür'a üfürülmütür, bir de ne baksnlar kabirlerinden Rablerine
ediyorlar.

doru akn

(Rlmall Hamdi Ya^r)
bakarsn ki onlar kabirlerinden kalkp

'Nihayet Sûr'a üfürülecek. Bir de

kokarak Rablerine giderler. (Diyanet)
kendi derdindedir). Günahkâr kimse
için),

"Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes
ister ki,

o

günün a^bndan (kurtulup

oullarn, karsn, kardeini,
yeryü^ünde kim varsa hepsini

kendisini koruyup
fidye olarak versin
ki, o

barndran tüm
de,

ailesini ve

tek kendini kurtarsn.

Fakat

ne

mümkün!

Bilinmeli

(cehennem) alevlenen bir atehtir." (bAcânc, 11-16)

Kyam; oturmann

2idd,

kalkmak.

Kyamet günü

dirili

günü
ve

demektir, insanlar o günde el-Hayy ve el-Kayyûm'un (Hayat sahibi
her §eyi ayakta tutan

Tann) önünde ayaa
iki

kalkarlar.

Ibnü'l-Arabî kulun

kyametini ayrt eder: Küçük kyamet ve

büyük

kyamet.
genel
iki

Büyük

kyamet,

bütün

insanlarn

yeniden

dirilecekleri

kyamettir.

O

en büyük toplanma günüdür.

Küçük kyamet
öldüünde
ikincisi
ise

eye

denilir: birincisi

insann ölümü, çünkü insan

kabir hayatnda özel kyameti
sâHklerin

gerçeklemi demektir,
âhiret

müahedelerinde gördüklerinde ve

hayatmn örneini veren kyamettir.

322

Büyük kyamet, Büyük Toplanma:
Allah âlemde
iki

kyamet yaratmtr: küçük kyamet ve büyük
bir

kyamet. Küçük kyamet, misâl âleminde

bedende kulun dünya
ise

hayatndan

Berzâh'a
Dirili

indkâlidir.

Büyük

kyamet

insanlarn

toplanacaklar

ve

büyük

toplanma

kyametidir.

Buras

herhangi bir

tartma olmakszn,

amellerin kula

sunulaca gündür.

Küçük kyamet. Kulun ölümü ve
'Yakîn
eyleri
gelinceye

âhiret

hayatnn örnei:
Yakîn'in gelmesi bu

kadar Kabbine ibadet

et" (15:99).

müahede
^""^

etmekle

gerçekleir.

O

da

küçük

kyamet

demektir.

üalîl Peygamber,
sordu:

vefat edince ruhu,

Tann kapsna

vard. Ulu Tann, ona

"Ey bütün halktan
gördün?"
Halil dedi ki:

devletli,

daha baht yaver kip, dünyada en güç

neyi

"Olumu kesmek güçtü; babam
belâlara düzerek

cehennemde görmek güçtü;

A.te§e

atlmam,

ömür sürmem,
vermeye

Pek güçtü, pek müküldü ama can
Ulu Tann ona öyle
hitap
etti:

karp bunlar bir hiçten
bir

ibareti"

"Can vermek sana

a^ap geldiyse de

Can

verip öldükten sonra

da

ölçüye gelme^ bir hayli güçlükler var.

¥j§ o güçlüklere düerse

can vermek, ona bir huî(ur bir istirahat gelir!"

Madem

ki böyle bir

mükül ie düüp kalmsn;

neden geceyi gündü:(ii gafletle

geçirirsin?

553

Suad

el

Hakîm,

hnii'l
s.

Arabî

Sö:^ügü, çev:

Ekrem

Demirli, stanbul:

Kabala

Yaynevi, 2005,

434-435

"

"

EY insan
323

Bu mükül i§in çâresini hul,jol çok

ucundur; önce kendine bir konak ha^rlal

Dünyay brak da ölüm ha^rhgna

girij; yol

ölüm ürerine kurulmutur, yol

a^ tedârikine bak!
Uî^un ömür, en
iyi bir

peyken onu en beter bir §ey olan dünyaya sarfetme,

dünya

ile

oyuna dalma!

Ey

dünya altnnn bir arpa kadarna

bile

can satan,

Yûsufu da

böyle

ucu-:(^

sattlar.

Sen,

Yûsufu

böyle

ucu^ satn aldn, onu canla ba^la

seçtin,

kabullendin.

Can Yûsufunu

sultan eden kip, onu,

cann

bile verir

de satn alr!

Can Yûsufu pek

aî(i\dir

olum. Yûsuftan daha

iyi

ne var ki?

Yûsufun kadrini kör anlayama^ heyecanl gönülden ba§ka
eriyeme^f^^

bir gönül,

yanp

Kur'ân- Kerîm'in Müddessir Süresindeki 48-51 ve

54.

âyetleri
verecei

hatrla: "A.rtk onlara efaatçilerin (Peygamberlerin ve Allah 'in
kimselerin

i-:^n

kullarn

suçlarn

batlamas

için

Cenâb-

Hakk katnda

araclk

etmeleri) efaatleri
çeviriyorlar.

fayda verme^ Öyle iken bunlara ne oluyor ki

öütten yü!^

Aslandan ürkerek kaçan yabanî ejee benî^orlar.

"üphesi-:^ ki

bu Kur'ân bir öüttür.
ki

Demek

oluyor

insanlarn hizmetinde
olur.

çalt

müddetçe eekleri
olur

öldürmek günah
vahileirse onun

Fakat bir canl

hem eek

hem

de

kam artk mubahtr (yaplmasnda saknca

olmayan).

Kendisini vahilemekten, yabanîlemekten kurtaracak bir akk, bir
bilgisi

ve iz'âm

(anlayp, kavrayp)

olmad

için, ilk

anda böyle

bir

^^'*

Feridüddin Attar, Mantku't-Tayr, çev.

Yaar

Keçeci, stanbul:

Krkambar

Yaynlar, 1998,

s.

211-212

324

eein ne suçu var, diye düünebilirsin? Fakat Allah, iz'an vermedii eein katlini günah klmam bilâkis mubah klmtr.
harekette

u halde ey yüce
insan,

sevgili!

Ey

dost! Kendisine akl ve iz'an verilmi bir

tpk

yaban

eei

gibi

vahîleir ve nebilerle

velîlerin ilâhî

rüzgârdan bir nefes gibi esen mukaddes sözlerinin yabancs ve
yabanîsi kalrsa, Allah, böyle insanlar niçin, nasl affeder?^^^

Dünya

hayat,

insan âhiret hayatndan alkor.

Hakîkî

hayata

hazrlanmaktan yüz çevirenlerin dünya hayatndan ayrldktan sonra

nadim (piman olmak) olduklar ve cehennem azabna müstehak
(hak etmij) bulunduklar da malumdur. Kendisine yaplan öütieri
hatrlar,

ama

nafile...

Keke bu hayatm

için

önceden

bir

ey

yapsaymm,
(irkence,

der.

O

gün, hiç kimse Allah'n azâb ettii gibi azâb

keder)

edemez. Hiç kimse O'nun

vurduu

ba

gibisini

balayamaz. Âhiretin hayat yurdu olduunu
yurduna sahip bulunacakt.
^^^

bilseydi, ebedî hayat

Baz kimse vardr
vardr
ki

ki,

akbetini

(sonuç),

sonunu düünür. Bazs da

yalnz günlük zevkine ve nefsinin arzularna taklp kalr.
de
derece
derecedir.

te

görmek

Bir

ksm,

fena

bir

eyi

kokusundan

anlar ve

hemen o eyden vaz

geçer. Biri, dileri arasna

alnca farkedip brakr... bir dieri, çiner, fakat yutmadan anlayp
tükürür. Bir
türlü

ksm
o

ise yutar

ve yutunca da o fenalk, içinde türlü
getirir.

zarar

ziyam meydana

Ancak tamah
(asl)

(doymaî^hk,

gö'i^lülük)

ettii

eyin mâhiyetini

bundan sonra anlayp

nedamet

(pi§man olma) ederek tövbekar olur. Bir

baka

ksm

ise,

kabirde, yani kabir

azab geldii

vakitte anlar.

555

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealû Neriyaü, 2000,

s.

486.

556

Ahmed

er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz

(haz.),

stanbul:

ErkamYaynclk,

1995,

s.

164.

EY insan
325

nsan

kabre

konduu

vakit bir sayha duyar:
etti.

"Ey

gafil,

sen dünyay

terkettin,

dünya da

seni terk

Sen dünyay toplamaya çaltn, o

seni toplad,"^"

Genç ve
rengindeki

güzel

bir

kz,

evinin

penceresinden,

erimi

kurun

akam

sislerine

bakarak söylendi: "Güzelim, gencim

ama neye

yarar, bir dilenci

kadar fakirim."

Kzn

dünyadan istedii pek çok
bile

ey

vard. O, küçük bir çocuk
(süs)

olduu zamanlarda
giderdi.

varlk,
(araba)

zînet

ve debdebe

(ihtidam)

hülyalarnn gerdûnesine

binerek uzak diyarlara

süzülüp

Zaman

geçtikçe
ki,

bu

hasret,

bu

için için

yalvar o kadar

dayamlmaz oldu
fazla

nihayet

günün

birinde

dünya, kendisinden

sadaka isteyen bu saltanat dilencisinin avucuna beklediinden de

bahi

koydu. Böylece de kz, kavuuverdii bir ihtiam tufan

ortasnda, yürüyüp giden yllarn
geçti-

akm

duymadan zamanlar

gelip

Sanki o bir

isteyici idi

de dünya deil miydi?

giden

senelerden

sonra,

Bu duyulmadan kayp imdi de dünya bir dilenci, hem de
muhabbet
sonra

istediini almadan çekilmeyen zorba, insafsz bir dilenci kesilerek

karsna

dikilmi, bir vakitler cömertlik, ikram, alâka ve

gösterdii

güzelliini ahp
Belki

bu âinâsndan götürmütü.

(tamdk),

evvelâ

gençliini

da

bu

bir

ödeme

saydrd. Fakat isteyen, durmadan isteyen bu
bir sefer eU

merhametsiz dilenci doymuyor, boyuna bekliyor, hiç

bo dönmeden hep alyor, abyordu.
Artk bir acuze olan ihtiyar kadn, günlerden bir gün gene erimi kurun rengindeki akam sislerini seyrediyordu. Arzularna doymam, ihtirasmn yahm (alev) sönmemi, dünyamn bitmez tükenmez zevklerinden yorgun dümü bu malûp ba, gene hülya göklerinin bir yldzndan ötekine atlyordu. Fakat merhametsiz dünya, bu sefer onu tam yere vurmaya kararlam olacakt ki, en son isteini almak için karsma, bir baka âlemin dâvetçisini gönderdi.

557

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

191-192.

326 Ertesi

gün

ihtiyar

kadnn odasna
sefer,

girenler,

buldular. Lâkin

bu

dünyann

delik

onu gene köesinde kekülüne (eskiden dervilerin
ahano^an

kulland, Hindistan

cevi-:^

kabuundan
o,

veya

yaplm

dilenci

çana)

cann koymutu. Artk
zavall bir ölü
idi.^^^

yatmaz

ihtiraslarndan

eser

kalmam
Onlar

için

kyamet günü

tutulacaktr. Onlar için hesaba çekilecek

ve kabrinde azab görecektir.

O zaman vücuttaki enerji kaybolmu olacaktr. Çare yllar kesilecek.
Duygular eriyecek. Aile
fertieri

ve komular onu terk edeceklerdir.

Onun
Kadn,
hiçbir
ki:

biriktirdii

mallara

da dosdar ve dümanlar konacaktr.

erkek, çoluk

çocuk o mallara üüecektir. Geriye
haklarndan kurtarc
olanlara

ey, onun

için kul

brakt olmayacaktr. Meer
ola...

Dünyada
ise

iken,

hakk

hakkn vermi

Verecek

bir

eyi yok

hak sahiplerinden
"^^'^

helâllik

almal, tevbeye gelmeli ve

ettiklerine

piman olmaldr.
üç

PCyâmet

ksmdr.
sûr

Biri

küçük
vakit

kyamet.

Hadîs-i

erifte

buyrulduu
ikinci

üzere, insan

öldüü

kyameti

kopmu

demektir,

kyamet,

üflendii

vakitte

bütün

mevcudatn zaman

dalmasdr. Üçüncü kyamet
(âhirette
ki,

ise, ikinci

defa sûr üflendii

herkesin kendi cesedinde ve hesab görülmek üzere
insanlarn tekrar
dirilip

maherde

toplanacaklar jer) dirilip

toplanmasdr

orada ne bulacaksak, bunlar kendi amellerimizin
yâr
(sevgili),

neticesidir.^'^'^

Ey

bedenden ruh ayrldnda, hangi

sfatla sfatianr?

Kimi domuz

suretiyle

ve kimi köpek, kimi maymun, kimi

yrtc

canavarlar suretiyle sfatiamr.
olur.

Bazlarnn balar ayaklarnn alünda
Nitekim Furkan
sûresi, 44.

Bazlar söz söyleyemez ve hareket edemezler. Buna uygun
âyetieri çoktur.

Hadis ve Kur'ân- Azîm
âyet:

"Hayvan

gibi,

ondan da

beter!"
et,

Ey

yâr,

o sfatlar kendi özünde bulmaya gayret

ölmeden o

sfatiar kendinden def etmenin çaresini bul.

55^ ^^^

Sâmiha Ayverdi, Yusufçuk, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 1997,
Abdülkadir
Ge3'lânî, Gutjyetü't-Tâ/ibh,

s.

69-70.

560

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

Huzur Ya\an Datm, s. 986. stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000, s. 194.

"

EY insan
327

Ve

kendini bilmenin gayet gerekli

art serencâm
bilmektir.

(bir

olayn

iyi veya

kötü sonucu, akbeti) neye eriti

onu

Kendi

hâlinin fazlas,

eksii ve evki ve duygusuzluu ve yerinde kalmas ve ilerlemesi
nedir, bunlardan haberli

olmalsn. Nefsinin

hayvanl

ve

yrtcl

ve

eytanl

ve meleklii sfatlar sende vardr, onlar bulasn.

Hangisinin galip

olduunu

bilesin,

gidermeye çabasn.

Ey

yâr,

sâHk kendi nefsini bilmek

durumuna
olur.

erince,

u^Timakla

uyanklk
buyurdu:
(Hadis)

ortasnda

rüya

vâki

Ve

rüya

insamn
Nitekim

kerâmetlerindendir,

dahi

peygamberlik

cüz'ündendir.

"Salih rüya peygamberliin

krk

alt parçasndan bir parçadr.

Eer

hrs sfat
sfat

galip ise, fareler ve

kurbaalar

suretini görür.

cimrilik
galip ise

galip ise köpekler

ve keçiler suretini görür.

Eer Eer kini
suretini

ylan suretini görür.

Eer

ehvet sfat
sfat galip

galip ise

eek

görür.

Eer

yavuzluu

(sert, çetin)

ise tilki suretini görür.

Ey

yâr,

eer bunlarn

hepsini saymaya kalkarsak söz uzar. Hangi
sfatla ayn olursun.

sfat sende gaHp ise

kyamet gününde o
ortaya çkarsn.

O

sfatla

maher meydamnda
Salih sâlihle,
fesat)

kötü kötüyle, tayyip tayyiple (temi^

iyi)

ve habis

(kötü,

habis

ile

harolur. Sen hangisine lâyksan, senin

hakkn

odur.^^^

Öteki dünyada herkesin sevap, günah defteri dalr.
eline,

Bazsmn sa

bazsmn

da sol eline

gelir.

Ve

yine:

"Öteki dünyada melekler,
(terâ^)^

ar, ate ve cennet vardr. Bir mizan
bulunur", derler.

hesap ve kitap

Fakat buna bir misâl vermedikçe, onun bu
da, belli olmaz.

dünyada her ne kadar benzeri yoksa
misâlle belli olur.

O

ancak

O'nun bu âlemde benzeri unun gibidir: Meselâ Pâdiâh, kad, terzi, ayakkabc ve daha bakalar gibi, bütün
insanlar gece uyurlar. Bunlar
hiç

uyuyunca bütün düünceleri uçar ve
zerreleri

kimsede

bir

düünce
üfleyip,

kalmaz. Fakat srafil'in nefesi gibi olan

sabahn

aydnl

onlarn cisimlerindeki bütün

^^^

b. eyh Tahir Tokad, smail Hakk Muhammed Nûru'l-Arabî, Gayb Bahçelerinden

Mûsâ

Bursevî,
Seslenirler,
s.

Hac Bektâ-

Velî,

Ya}ana Hazrlayan:

Tahir Hafzaüolu, stanbul:

nsan Yaynlar,

2003,

251.

328
dirilttii

zaman, her birinin düüncesi uçuan nâmeler
ve hiç

gibi,

herkese

doru

gelir

yanllk olmaz.

Terzinin düüncesi terziye

doru, fakîhinki (fkh âlimi) fakîhe doru, demircininki demirciye doru, zâlimin düüncesi zâlime, âdilin düüncesi âdile doru gelir. Hiç bir kimse gece terzi olarak uyuyup sabahleyin ayakkabc olarak kalkar m? Çünkü onun ii gücü ne ise yine onunla megul olur ve o dünyada da böyle olacam bilmelisin. Bu imkânsz deildir; hatta bu dünyada da hakikat olmutur. O halde eer bir kimse bu misâle hizmet eder ve ipin ucuna varrsa, o dünyamn bütün ahvâlini (durum, hal) görür, müâhade eder, kokusunu alr ve bu ona kefedilmi olur. te o 7.2iTi\2in hepsinin Tanr'mn kudretine

sdm

bil.^^^

Kyamet gününde
Sûrun içinde her

sûra

üfürülecekür.

Sûr,

içinde

mahlûkatn

nefesleri saj^snca delikleri olan

boynuz eklinde

bir mahlûktur.

varbn
onun

bir

ölmemi
geçme).

varlklar

sesinin

delii olduundan, evvelce düüp tesiriyle gayolur (evkten kendinden

Sûra üfleyen srafil
bulunur. Emr-i
ilâhî

(a.sjâiit.

Ruh

bir safta, melekler

dier

bir safta

ve melekler buluttan gölgeler içinde gelecektir.

Bunlarn hepsi sana münkeif (aça çkmij) olacak, ama, ölüm sarholuu gelmeden bu gibi bilgilerin senin gibilerine açklanarak anlatlmas caiz deildir. Fakat, ölüm geldiinde, sana: "te kendisinden firar (kaçma) ettiin hakîkat budur" denilecek) tevil (bir sö^ bajka bir mânâ ile yorumlama) de zahir bulunacaktr. Çünkü bu
tevil

ve keif sana vaad olunmutur. Sekerât- mevtten (ölmek ü^ere
baygnlk, dalgnlk) öncesinin
senin
gibisine

iken gelen

münkeif
durmak

(ke^olunmu§,

açk)

olmas

caiz

olmadndan

tarafsz

istediin budur, denilecektir.
Sûr'a

halkn baylp dümesi
için

için

üfürüldükten sonra tekrar

dirilip

kalkmalar

de üfürülecek ve insanlar bundan sonra Hakk'n

kendilerinden neyi

murad ettiine bakp

bekleyeceklerdir.

o gün hereyin cem' olduu mahlûkatn organlarmn topland ve Allah'n kendilerini va'd-i ilâhîsi (ilâhî sö^ gerei yeniden

te

5^2

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Fîhi Mâ stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1990,

Fîh,
s.

çev.

Meliha Ülker Anbarcolu,

256-257.

EY insan
329

yarataca gündür, nsanlarn hepsi, benî-beer'in babas Âdem (a.s./m suret ve eklinde harolunur (yemden dirilme). Yâni evlâdlar,

babalarnn ve analarnn yannda cem'olunur.

O

gün melekler ve

ruh, saf tekil edeceklerdir.

Dumansz

ateten

yaratlan cinler bir

saf, cinlerin

ve meleklerin

dnda kalan
zdd

eytanlar

da bir saf olacak ve onlarn önünde Adem'in

ve IbHsi olan en

büyük eytan Azâzîl bulunacaktr.
içinde

Azâzîl, eytanlar içinde, insanlar
(a. s.),

Adem

(a.s.)

makamndadr. insanolunun babas Adem

erkek veya

kz

bir evlâd sahibi olunca Azâzîl

de ona arkada olmak

üzere bir evlât yetitirmitir.

Bu yüzden eytanlarn says Adem
ise

evlâdnn says kadardr.
meleklerin

Doumlar

kullarn amellerini yazan
biri

saysncadr.

Kullarn amellerini yazan melekler
ikidir.

sada, dieri solda olmak üzere
mes'ele olup sana

Bundan sonras,

derin bir

yorumu

gösterilecei

gün göreceksin. Yazklar

olsun o güne kadar gaflette (Haktan hahersi^ik) kalana.

Ne

mutlu

ölümden evvel

intibah (uyanma) edip aylanlara!

Asl

intibah, nefsin suret

ve madde

ile

uramay
olur.

brakarak Allah

Teâlâ'ya yönelmesi,

tarafna teveccüh (yönelmek) etmesidir, O'na

yönelen herkes O'nun Zât'na yönelmi
dileyenler için
erenlerdir."

"Allah'n

rzâsn

bu daha hayrhdr.
için

te

onlar felaha (kurtulup, selâmet)
(selâmet, kurtulup sebebi)

Evlâd

çahmak

mûcib-i felah

deildir.

Kim

de

Allah'a

yönelirse
ise

Allah

ona

nefsinden

yüz

çevirttirir.

Nefsinden yüz çeviren
hislerle

ölümün mânâsn
iltifat

anlar. Bilir ki,

ölüm,

anlalan cisim ve suret dünyasna

ve rabeti terk etmek,

âlem-i Melekût'a

bakmak ve Allah yoluna

girmektir. Allah'n

katna

varacan
hukuk-

bilerek ahdine vefa göstermek,

O'nun

rubûbiyetini kabul,

ilâhîyi

yerine getirmektir. Ki o da, ahlâk-

(beenilmeyen
sfatlarla
olur.

ahlâk)

syrüp güzel
(vasflanan)

ahlâkla

mezmûmeden bezenmektir. nsan bu
hitâb- ilâhîye mazhar

muttasf

olduu zaman

O

Rabbndan, Rabbi de ondan raz
nefs!

olarak huzûr- ilâhîye varr.

"Ey mutmain olan
dön!"

Sen O'ndan,

O

senden raz olarak Rabbine

330

Kim bu dünyada
Kesülü
ve

Allah'a inâbe (her türlü günahtan

kaçnacana
âhirete

A.llah,

eyhine sö^ vererek balanma) ederse,

onun

dönüü
deüdir.

de

rzâya uygun bir dönütür, kerih ve istenmeyen bir

dönü

te böylece ölüm iki nevidir.
Tabiî ölüm: Ruhun cesedi sevmesinden dolay istemeyerek de olsa

ruhun cesedden sökülüp çkarlmasdr. üphesiz

çengellerle çekilip

insan cesedinden ruhun alâkasmn kesilmesi demektir.
i

te bu mevt-

tabiîdir (tabiî ölüm).

Ruhun cesede olan bam terk etmesi ve cesede aid sevgiden uzaklaarak AUah rzâsnda ve âhiret amelleri peinde müstarak (kendini bilmeyecek derecede co^ku ve vecd içinde olan) olmasdr ki, bu iradî bir ölümdür. Bu ölümle ölenler ebediyen ölmezler artk.
trâdî ölüm:

Çünkü ölümün korku
kadardr.

ve

acs, insann mâsivâdan (dünya) sevdii

peyler

Azab

da, nefsin
lezzetlerin

ehevâta (a§n

istekler)

olan

ba

kadardr.
isteklerini
artar.

Galip

olan

peinde
gibi

komak,

dünyevî

gerçekletirmeye

çahmak

emeller artükça elemler de

Bunlar zâü

(sona eren)

oldukça emeller de ortadan kalkar. Elem

olmayan yerde korku da bulunmaz. Korkunun
emniyet vardr. Emniyetin

olmad

yerde

ise

bulunduu

yerde

ise

sevinç ve

müjde
arzu

vardr. Sevinç ve müjdeye nâü olan kul, Rabbine
eder. "Allah'n velîleri için hiç bir

kavumay

korku yoktur, onlar mahzun da

olmazlar."
Yiirn

Allah 'a kavurmay
neyin

severse

Allah da ona kavurmay ar^u eder Böyleleri

önlerine

çkacam

imdiden

görenlerdir.

Böyle

bir

müahedeye ehid ise ölü
rütbe

(ahit olma, görme)

mazhar olan ehid hükmündedir.
bazlarm öldürmek üzere nefs

deildir. Nefsin arzu ve

üe cihad (Hak yolunda yaplan sava) edip ehid olmak, AUah indinde

bakmndan

kâfirlerle

khçla mukatele sonucu ehid olmaktan
cihada döndük, (Hadis)

daha yüksektir. Nitekim Küçük cihaddan büyük

buyurulmumr.

Nefisle cihad tehlikelidir.

Çünkü

salim bir niyete

sahip olabilenler pek azdr.

Zanda kabp, gerçek manevî ehadete
cihad- nefsî
(nefis

erebileceini kestiremez.

Bu mertebeye

cihad)

ile

EY insan
331

vâsl olununca ayne'l-yakîn (kalbin müjâhede yoluyla hakikati görmesi)

varlm

olur.

radî ölüm, sevab;
gerektirir.

tabiî

ölüm

îse

cezay; sevab ve ikâb (a^p, e^yet)
tabiî

Her kim,

iradî olarak
gelir,

mevte eriecek olursa

ölümden

önce intibaha (uyanma)
563

intibaha gelen de yorumsuz olarak
(kalp göî^ü
ile

gerçei görür, erbâb- basiretten

hakikati görenler) olur.

Bir
ses

gün

srafil sûrunu üfleyecek ve

onun

ilâhî

sazndan yükselen

bütün ölmüler tarafindan duyulacaktr. Asrlarca ve asrlarca

evvel

çürümü

vücutlar,

bu

sesle ürpererek

onun evkiyle

(heves)

canlanacaktr. srafil'in üfieyecei sûr, böylece sazlarn en
hakîkî hayat vereni olacaktr. Fakat böyle cana can katan

dirilteni,

nameler
anla.

söylemekte srafil yalnz deildir. Peygamberlerle velîlerin sözleri

de

böyledir.

Bu

sözleri

ve

bu

sözlerin

mânâsn

iyice

Peygamberler; sözlerini duyanlar, anlayanlar ve inananlar ve o

evke gelenler için, ebedî hayat verenlerdir. Ancak onlara ve Tanr velîlerine inananlarla, onlarn sözleri ve söyleyileriyle
sözlerle

kanatiananlardr

ki

ebedî hayata ulaacak ve asl öldükten hele

nefislerinden öldükten sonra dirileceklerdir.

Peygamber gönüllerinden kopan bu
asrlarca uzaktan duyulsun; ster

sesler, ister

Davud'un

sesi gibi

sa'nn

nefesi gibi en taze ölülere

can versin; aslnda maddî olmaktan çok mânevi namelerdir.

Ancak gönül kulaklar bu nameleri duymaya
o bahâ biçilmez
sesi

elverili olanlardr ki,

duyup o ebedî hayata ulaacaklardr. Bu
ses

nameler, zahir kulaktan ziyâde gönül ve vicdan kulana
götüren terennümlerdir
israfil sûru, îsâ nefesi

(anlatma).

Aslnda cihan hep bu
sesi gibi

ilâhîlerle,

ve Davud'un

cana can katan böyle

seslerle

batan baa doludur.
gönüllerinden
derin

Evliya

taan nameler
tesirle

ise,

gönül kulaklar

sar

olmayanlara

bir

seslenir.

Onlara

"Ey

yokluun

'^^'^

Ahmed

er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H.

Kâmü Ylmaz

(haz.),

stanbul:

ErkamYavnclk,

1995,

s.

176-180.

332

yeryüzündeki

temsilcileri!

Kendinize

gelin!

der

Ey sonunda hiçlie karacak zerreler! ve devam eder." durmakszn "Lâ" demeyin.
illâ...

Eer söyleyecekseniz, Lâ ilahe
Bu

deyin,

ilahe illallah deyin!"

tek ve mutlak olan Allah'tan

baka

Allah yoktur, demektir.

Bunu

söyleyin!

Bunu diyebilmek
(istek)

için

içinizde

Allah'tan gayr olanlara

eüen
Ey

hevesleri

giderin!

Çünkü

Allah'tan gayr (ha§ka) olanlara
tutar.

duyulan her heves,

inam o

ölçüde Allah'tan uzak

bir taraftan yaratlan,

yaatlan ve öte yandan çürütülüp yok

edilenlerin

âleminde
sesi

yaayanlar!

Eer

velilerin

gönüllerinden

yükselen

duymuyor,

eer
ruh

çevrenizde

üâhî

varhm

türlü

tecellilerini

görmüyorsamz,

bilin ki sizin

vücûdunuzda ebedi ve baki

olan hakîkî can yoktur.

O

sizinle birlikte

domamtr.
(kutsal)

Yahut

cammzn kula açlmam, gönlünüzün gözleri görmez kalmtr.
Hakikatte o evliyâmn gönüllerindeki mukaddes

namelerden

herhangi

biri

dünya âleminde

bir duyulacak olsa

deil yalnz canllar,
olanlarn ruhlar

yüzyllardan beri

ölmü

ve toprak altna
kaldrrlard.

gömülmü

bile kabirlerinden

balarm

Can kulam sana mânâ
o güzel
sesi

nameler söyleyene tut! Sana duyuracaktr, dünyamn her yerinde ve her zaman vardr.
lisamyla böyle
(ilâhî

Lâkin çok kere, o ledün

srlara ait

ilim,

gayb

ilmi)

mûsikîsini söz

ve mânâ haline ko}ap sana söylemeye

izinli deildirler.

Gönül kulam yaklatrrsan, onlarn derûnundaki (iç, gönül) sesi duyarsn. Çünkü Allah velîleri, yaadklar zamamn ve çevrenin
srafil'idir.

O

kadar

ki nice

ölü ruhlar, vücut kabrinde ve ten kafesi

içinde

gömülmü

yatyorlarken velîlerin sedâsm duyunca ölüm
kefenlerini yrtar ve

uykusundan uyamr, canlamr,

ayaa

kalkarlar.

Duyduklar

sesi

kendilerinden geçerek dinler,

bu üâhî mûsikînin
ki:

kendilerini semâlara
"Velîlerin sedalar,

doru kanatlandrdm
dier yaratlmlarn
Allah'n sadâsna
vücut

hissederler ve derler

seslerinden
iarettir.

bambaka

bir

mûsikîdir.
sesleridir.

Bu
Biz

sesler,
ki

Bunlar Hakk'n kabristamnda
vastasyla

mezarnda

ve

yokluk

gömülmü,

ziyan

olmu

ruhlardk.

te

Hakk'n

velîleri

EY insan
333

bize

Hakk'n

sesleri geldi.

Ruhlarmzn kula bu sadây duyduu

içindir ki dirildik,

kalktk ve onunla hayat bulduk."
ki,

Hazret-i
serinliine

Muhammed buyurmutur
açk
tutun.
tesiri

dostlarm,

vücûdunu^ baharn

(Bahar havasndan geni ölçüde faydalann).
yaparsa, si^n

Çünkü

bahar, aaçlara hangi

vücûdunu^ da ayn

tesiri

yapar, si^e hayat ve canllk

verir.

Buna mukabil sonbaharn
onun da
tesiri,

rutubetinden ve
gibidir.
öyle

souundan

saknm
için,

Çünkü

aaçlarda görülen

Halânn

(sonbahar)

bahçelere,

asmalara neleryaptna

bakn^ ve

olmaktan kurtulmak

kendini^

dikkat edinil^

Bu

hadis,

ona

dtan

bakanlar için sadece bir hayat ve tabiat

hadisesini haber verir görünür. Hakikatte

onun

bir iç

mânâs vardr

ve asl bilinmesi gereken

mânâ

odur.
nefistir,

Ksaca bu güzel sözdeki sonbahar
ihtiraslardr.

nefsin hevesleri ve

Bahar

ise

akl ve ruhu temsil eder.

ve Allah yolunda her an yeni ve ölümsüz bir hayat
anlatr.

Ruhun ebedîliini bulunuunu

Düünülmelidir
aklla
srlar

ki

çok

cüz'î

de olsa insanda bir akl vardr.
tedârike

Bu

akl,

vücûdun yaama ihtiyaçlarn temin ve

çabr. Fakat bu

yaratl

bir

balangç ve

bir

son içinde nizâma koyan büyük

bilinmez,

perdeler

ötesindeki

büyük ve ebedî gerçeklere

varmaya bu akl yetmez.
Burada kiiye
külli akllar,

düen

vazife, cihan içinde bir

ermi

insan aramak ve

onda kemâl bulmu akln icaplarna göre hareket
sendeki cüz'î akl oldurur.

etmektir. Erenlerin

Onu

kemâle ulatrr.

Onu

ba bo
nsan
bir

brakmaz. Ziyan olmamasn salar. Bu, onun

vazifesidir.

balamak ve ruhu Allah'a ulatrmak mânâsndaki bu büyük vazifeyi ermi insan akllar elbette sonsuz
gönüllerini Allah'a

evk ve

istekle yapar.

Hurmamn
cüz'î

suyu nasl arap haline girer ve akl kendinden geçirirse
külli

akl sahibi insanlar da

akü sahiplerinin kadehsiz ve
öyle
içer

dudaksz

sunduklar

ilâhî

ak arabn

ve

öylece

nefislerinden geçerler.

^^^

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyaü, 2000,

s.

272.

8

334

Demek

ki

Allah velîlerinin temiz nefesleri

tpk

bahar rüzgârlar gibi

cana can katar, bahar rüzgârlarmn susuz ve yapraksz aaçlara su ve

yaprak kazandrmas gibi ruha ferahhk ve güzellik

verir.

u kadar

ki:

Hak

erenlerinin üslûbu da

tpk

bahar

gibidir.

Rüzgârlar bazen

sert

esen, sular

bazen

seller

halinde

coan

ve taan bahar gibi onlar da

bazen

celallenirler.

Kâh yumuak

ve

okayc, kâh

sert

ve dallar

krc

davranlarla sana

ebedîliin ufuklarn gösterirler.

Buna katlanacaksn. Dünya
insan,

güllerinin

yanndaki dikenlere katlanan
elbette

ebedîüin (sonsu^uk) gül bahçelerine
girer.

dikenden

çitler

aarak

Hazân
sertlikleri

(sonbahar)

olmayan

bir

baharn nasl

kadri

bilinmezse

ermilerin, insan vücudundaki nefis yapraklarn soldurup döken

de olmazsa, o kimseye sonsuzluun bahar ülkeleri kapal

kabr.

Bu sebeple müridine gösterecein itaat, doruluk ve her üpheden uzak teslimiyettir ki seni özlediin hedefe ulatrr.

türlü

Can bahçelerinde esen rüzgârda Isâ'mn nefesinden tesirler vardr. Gönül iri irfan ve rûhâniyet cevherleriyle doludur. Bu âhâne incüeri gönül hazinende cann gibi sakla. Çünkü gönlünden eksilen
her inci oradan bir

evk

alp

gider.

Böyle incüerini kaybeden

gönülleri ancak derin bir keder

sarar."^^'^

Hakikati
kavu§mu§)

bulmam
zannedip

iken,
firkatte

kendini
(ayrlk)

erbâbkalan

vuslattan

(Allah'a

ve

âHm kyas

edip,

cehilde kalan bana küsmesin; zira alan ald, satan satt,

mevsim de

geçti*'

Alâmet-i kyamet (kyamet

ijareti)

ak \Kizlünün, kara yüzlüden fark

olmasdr. Binâenaleyh onun güne yüzünün vücuduyla, kara yüzlü
ve ak yüzlü zahir olduundan. Peygamberin vücûdu kyamettir; ve

565

Ken'an
296.

Rifâî,

erhli Mesnev-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

295-

^^^

Ken'an

Rifâî,

Ahmed er-Kifâî hakkndaki

notlarndan,

s.

11

EY insan
335

o aklk ve karalk enbiyâ

ile

mü'minîn-i hakîkî^^e nazarndadr. Evet,
zira

vücûd- Peygamber, kyamettir;
ise,

yarn kyamette her ne olacak
görürler.

onlar

bugün cümlesini pein olarak
Haktan gafil olmasnn perdesi)
bir

Onlar perde-i

gafleti (kalbin

yrtm
için

olduklarndan/lâgi^li)

cerem (pphesi^ nazarlarndan

ey

mestur (kapal,

deildir.
ki,

mdi o umumî
kâfirlerin

olan

kyamete, onun

kyamet

derler

penâh (snacak yer) ve makam
gaflet perdeleri

olan dünya kalmaynca,

üphesiz onlarn
yüzlülüklerini
(hidâyete

yrtlm

olur ve kendilerinin kara

aynen görürler.
efendi)

Kyamet

ve Hudâvend-i

Huda'nn

erdiren

acâibât gâib

(kayp, gi^i) deildirler; göz

önündedir ve

ah

damardan daha yakndr. Onun müahedesine
gaflettir (kalbin

mâni olan ancak perde-i
kalmas).

Hakk'n

^krinden mahrum

Her kim

perde-i gafletin hâricine çkarsa
')

onun kyameti

pein

oldu. (Yani "Kim ölürse onun kyameti kopar.
örtülü nefis)

Her kim sfâtimdi kyamet
âfitâb-

beeriyyetten ve nefs-i kâfirin (kâfr,

tabiatndan öldü ve

yok oldu

ise,

onun kyameti koptu ve
(Zât'n günete de

zahir oldu.

perde-i gafletten

ve kendiliinden hârice
tecellî

çkmaktr ve

cemâl-i bâ-kemâli

eden gü^lliini görmek)

müahede

etmektir. Binâenaleyh Nebî'nin

vücûdu kyamettir. Her
ola (bekleyen) ve
yanlij
gören).,
ilgisi':^.

kim onun vücuduyla beraber kyamete muntazr
kyameti onun gayri
bile,

o kimse ahveldir

(ters gören,

adr;

biri iki görür;

vahdetten uzaktr, biganedir
suret ve

(kaytsiî^

O

kyamet dahî ancak bu cemâl ve

rûenâlk

(ayan,

meydanda) olacaktr;
olur.

bunun

gayri olmayacaktr.
bir

Evvel ve âhir
gösterir;

bir

Her

bir suretten

ancak o

sr zahir olup yüz

ve

akbet

(son)

mahremi

(gi':^i)

kendine çekip, bigâneyi ihraç eder.
verdi. Zîrâ

Hak

kyamete "Gün" lakabm
gösterir.

krmz

ve sar olan cemâli

Binâenaleyh "gün"ün hakikati evliyann srrdr.
gibidir.

Gün
Nâ-

onlarn günelerinin muvacehesinde (yü^e§me) gölgeler

mahrem, mahremden ve kalb nakidden ve
için

tortu saft:an

ayrlmak

âlemin vücûdu
her
birisi

cui
bu

(co^ma) içindedir;

ve sr gözüyle

baktn

vakit,

kendi asbna mülhak (katlmak) olmak için kâffe-i

âlemin (âlemin
içinde

cümlesi)

gûi
^''^

(çalnma,

uranma) ve

cui

(cokunluk)

olduunu

görürsün.

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Fhi Mâ Fh,

çev.

Ahmet Avni Konuk,

haz. Selçuk

336

Ey

benim en ulu Peygamberim, onun mumu, kasrgama kar§ nedir?
binlerce ölü

Derhal korkunç sür sesiyle kalk da
Sen vaktin
israfil'isin;

topraktan

çksn!
kyamet kopar!
kyamet benim
de!

doruca kalk da kyametten önce

bir

Kim, hani nerde kyamet? Derse a gü^lim, kendini göster,
568

i^te

Selâmet her dü

(iki)

âlemdeyak§ma\ dervi§e gaflet

Rj^lây Ha^ret-i y4llah

Kelâm- kalbi

:^krullah

Vefa

ister isen

ahde

sadâkat, doruluk

kân

Ijin tut hasbetenlillah (Allah nt^âs için)

Onun maksûdu

(maksat) bir Allah

Bu dervilik ne hoyol bak Huda 'dan gayn görme^ hiç
ii Allah
ve illallah

görür heryerde nûrullah

Ten ü can (vücûdu

ve

can) gerek atmak

Onun yok

meyli dünyaya

Yok olmak fî-sebîlillah
Ümidi arzusu Allah

(Allah nî^âs

için

karlk

beklemeden)

Vücûdunda emânettir

Ara

bul sende srrullab
ey

Soyun varndan

Ken 'an

Görürsün var olan Allah

568

569

Eraydn, stanbul: z Yaynclk, 2002, s. 227-228. Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi, çev. Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarh (haz.), stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1991, c. 4, beyit. 1477-1480 Ken'an Rifâî, lâhiyat- Ken'an, Yusuf Ömürlü ve Dinçer Dalklç (haz.),
stanbul: Kubbealü Neriyat, 1988,
s.

28.

EY insan
337

-52Eyvah!

B2 uyuduumuz yerden kim kaldrd?
gönderilen Resuller ite
derler.

Bu Rahmann vaadettii
*'kâlû yâ

doru imi,

veylenâ men be'asenâ min merkadinâ hazâ

mâ vâ'ade'r-rahmânü ve sadeka'l-mürselûn"
Onlar: "Eyvah bajimiî^a gelenlere! Medarmzdan hi^

kim kaldrd?

O

Rahman 'in vaad buyurduu

ijte

hu

imi§.

Gönderilen peygamberler de

doru

söylemiler. " derler.

(Elmalk Hamdi Ya^r)
kabrimi^en kim kaldrd? Bu,

(ipe o flaman: ) Eyvah, eyvah! Biî^i

Rahman 'in

vaat ettiidir. Peygamberler gerçekten
(Diyanet)

doru

söylemiler! Derler.

-53Baka deil,
bir tek

sayha

olmu ve

onlarn hepsi

derhal ihzâren

huzurumuza

getirilivermitir.

"in kânet illâ sayhaten vâhideten fe

izâhüm cemPun

ledeynâ muhdarûn"

*
Ba^ka
deil, sadece bir tek

çlk

olmq, derhal hepsi toplanmç hu-^urumu-:^

getirilmilerdir

(Elmalk Hamdi Ya;^r)

Olan müthi

bir sesten ibarettir.

Bunun ü^rine onlarn

hepsi

hemen

huî^urumu^da ha^r bulunurlar. (Diyanet)

338

"Bir kimse

^maninin

imamm

tanmadan

ölürse

onun ölümü

câhiliyje

ölümüdür. " (Hadîs-i erîf)^^°

Düünecek
elini

ve

u

hakikate uyanacaksn

ki,

baklarn

Allah

ak

ile

aydnlatmaktan uykuda
eline

kalm

nice insan, yannda,
erenlerini

önünde dolat,

dedirdii halde Tanr

görmekten uzak ve

âcizdir.

Niceleri,

bu }aizden onlarn

hakîki

sevgiliyle

olan

yaknhklarn
buna
dâir bir

bilmez, sohbetlerinden ve musahabelerinden

(sohbet)

koku

almazlar.

Ashâb- Kehf (yedi uyurlar)
gaflet perdesini

gibi,

yokluk maaralarnda gizlenmi olan

Allah insanlarnn bu varhklarndan haberli olabilmek için gözün

yrtp

ilâhî

nura uyanmas ve

âleminden uzanan o

ilâhî sesi

kulan bize gayb duymas lâzmdr. Yûnus Emre'nin:
bilme^

Hak

cihan e doludur, kimseler
istesene ol senden

Hakk '
olma':^^

Kendinden

ayn

Dedii

gibi,

cihan Hak'la ve

Hakk'n
gizli

velîleriyle

doludur. Fakat o

iz'an ve idrâk sahipleri nerededir ki basiret gözleriyle

onlar

görmee

muktedir olsunlar. Çünkü onlar
Sen, onlar

ruhlar gibi görünmezler.
edin. ilâhî

görmee

lâ}ik bir

göz

nur onu gerçekten

sevenlerin ve

onun tarafndan

sevilenlerin

gönlünde nasl

ldyor,

bunu

gör!^^^

rfan güneinin, Allah

bilgisi

nurunun
en

aydnlnda görünmez
bir

olan
"

kimselerin duygular ve akllar, 'Ve i^âhüm cemî'un ledeynâ muhdarûn
âyet-i

çarlla; ebediyet Bu bir cezbe (çekim) ve evk, bir \öicuttan geçi halidir. Hüdâ (Allah) tarafndan çarh derecesine göre, Hakk'n varh nurunda mahv (kulun beceri
kerîmesi

gereince

küçük

denizlerine dalar ve kendi varhklarndan kaybolur.

5^*^

b. eyh Tahir Tokad, smâü Hakk Muhammed Nûru'l-Arabî, Gayb Bahçelerinden

Mûsâ

Bursevî,
Sesleniler,
s.

Hac BektâYayna

Velî,

hazrlayan:

Tâhir Hafzaliolu, stanbul:
5"^'

nsan Yaynlar,

2003,

108.
s.

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

62.

EY insan
339

gaflardan kurtulup Allah'n külli irâdesine
kimselerin üzerinden o cezbe ve

teslim

olmas) ve kaybolan

evk

hâli çekilince, tekrar \öicut

kayd balar. Bu, güne
parldar ve
balar.

gidince yldzlarn görünmesine benzer.

Duygu ve düünce yldzlar, beerîliin karanlk
insanda

gecesinde yeniden

dünya

yükleriyle

dünya külfederi yeniden

Böylece Allah'n cezbettii
dönerler.

âk

ruhlar, tabur tabur,

uura

(idrak)

Ruhlarnn kulanda

irfan küpeleri belirir, türlü ilimleri,

türlü hakîkaderi bilerek uyanrlar.

Kyamet gününde bütün çürümü
giden
atllar

deriler

ve kemikler, dört nala
yerlerinden
kalkacak,

nasl

toz

koparrlarsa,

öyle

hesaplarn vermeye koacaktr.

Dünyada Allah akyla yamp
ermilerinin hâU de

bir cezbeyle

kendinden geçen Hak
toz haUne
iadesiyle,

tpk

böyledir.

Ölmü, çürümü,

gelmi ve görünmez olmularken AUah'n onlar dünyaya
\'ücut ve hayat bulurlar.

Bir farkla ki

kyamet gününde

ister

Müslüman

ister kâfir,

ruhlarn

hepsi bir vücûda bürünecektir,^''^

Eer

sen gaflede perdeli,

madde karanlna gömülmü, mâsivâ
nûr-i yakîne (yakin nuru)
tâbi

ka\darna balanm, babalarm taklid ile ermeyen muallimlerin (öretmen) sözlerine
tahtadan

olmu

isen

kât

ve

baka

bir levha,

kamtan baka

bir kalem, et

ve sinirden

ibaret olandan
kiji)

baka el, cisim ve maddeden baka kâtib (ya':(iya^n tanmazsn. Öyleyse bizim iaret ettiklerimizden bir ey anlamaya tamah etme (aç gö-:^iilük etme, çok isteme}. Çünkü sen bu
iin
ehli

deilsin.

Madde karanhnda

kalanlardansn.

Böyleleri

cisim ve ona

bal maddî eyadan bakasm

tammaz. Uzunluk,

yükseklik ve genilik olarak bilinen üç buudlu (boyut)
gölgesi

maddenin
hislerinizle

alündadrlar.

Bu yüzden mâlûmâtimz
Kemiyet
(nicelik)

da

duyduklarmzdan

ibarettir.

ve miktar olmayan,

ölçülemeyen, görülemeyen ve taksim edilemeyen eyleri inkâra

kalkrsmz. Bunlar
^''-

âlem-i vasi denilen

âleme dâhil varbklarn
542-

Ken'an
543.

Rifâî,

erhli Mesnevt-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

340
özellikleri

olup cisimler onlara göre gölge hükmündedir.
ki,

O öyle bir

erefli âlemdir

emir ve kader ondan

iner.

Ey

suret ve zahir

ile

marur

olan kii! Sen Allah'tan gafilsin, uyan!

Senin

teveccüh

edip

kendilerine

doru

yöneldiin
cismi olan

zahir
bir

ehli,

müebbihe

(bentten) ve

mücessime (Allah'

varlk gibi

tasavvur eden) bile Allah'n

azabndan

lütuf ve ihsanna snrlar.^''^

Çok

zayf, clz, ufak-tefek bir

adam vard. Herkesin gözünde,

hakir
ki,

(deersi^ bir serçe gibi görünürdü.

O

kadar hakir ve çirkindi

onu görmeden evvel kendi hallerinden ikâyet ettikleri halde onu bu kadar hakir görünce, Tanr'ya ükrederlerdi. Buna ramen adamcaz ulu orta konuur, büyük sözler söylerdi. Pâdiâhn dîvânnda memurdu, büyük mütemadiyen vezirin canm skar, o da bunlar hazmederdi. Sonunda bir gün, vezirin kafas kzp: "Ey dîvân ehli! Ben bu falan kimseyi yerden kaldrdm, besledim, yetitirdim. Bizim soframz, ekmeimiz ve nimetierimizle bu adam olup, buraya kadar geldi. Sonunda böyle bana kötü eyler söylüyor." diye bard. Çirkin adam vezirin yüzüne athp: "Ey dîvân ehli ve devletin büyük adamlar, erkân! Evet, doru söylüyor; onun ve ceddinin (soyunun)
hakir ve çirkin yüzlüler bile

nimeti ve

ekmei

ile

beslenip
bir

büyüdüüm
kimsenin

için böyle

hakir ve
ile

gülünç oldum.

Eer baka

ekmei

ve nimeti

büyütülüp beslenseydim, yüzüm,
iyi

olurdu.

O

beni topraktan

boyum ve deerim bundan daha tump kaldrd. "Biz, size yakn bir

azab

ihtar ediyoruz.

O gün her insan elinin ne yaptm görecek ve

inanmayan:

'Keke toprak olsaydm!' diyecek." (Nebe, 40) buyurulduu gibi, keke baka bir kimse beni topraktan kaldrm olsayd! Belki o zaman böyle gülünç olamazdm." dedi.

Allah

adam

tarafndan yetitirilen bir müridin ruhu tertemiz olup,
tajiyan)

müzevvir

(söf^

ve

iki

yüzlü bir kimse tarafndan yetitirilip,
gibi hakir, âciz
iyi

tahsil ettirilen

adam

ite,

o clz adam

ve kederli olur;

tereddütier içinde kahr, duygular

noksandr ve

çahmaz.^^"^

5'^^

Ahmed

er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz
Fîh,
s.

(haz.),

stanbul:

ErkamYaynclk,
^'"^

1995,

s.

171.
çev.

Mevlânâ Celâleddin Rûmi, Fîhi Mâ stanbul: MiUi Eitim Basmevi, 1990,

Meliha Ülker Anbarcolu,

50-51.

EY insan
341

-54Artk bugün hiç kimseye zerrece zulmedilmez. Ancak yaptklarnzn cezasn çekeceksiniz. ^'Fe'l-yevme lâ tuzletnü nefsun eyden ve lâ tüczevne illâ mâ küntüm ta 'melun "

*
Artk
bugün hiç kimseye
t^erre

kadar ^Imedilme^ Ancak japtklanm^n

cefâsn

çekeceksini^.

(Elmahh Hamdi Ya^r)
Si^ orada ancak

O gün hiçbir kimse en ufak

bir

haks^ga urama^

japtracaklannif^n

karglm alrsnv:^

(Diyanet)

"Kabbinin
için ise

makamndan korkan

ve nefsini

kötü aralardan

u^klapran

jüphesi^ cennetyegâne barnaktr. " (Nâzi'ât, 40-41)
bir eyi,
^^^

Zulüm,
koymak.

mahallinden

baka ve ona uygun olmayan

bir yere

Zulüm

nefsin isteklerine

râm

(bojun een) olmaktr.^^^
ise

Nefsine zulmetmek demek, ona her istediini vermektir. Adalet
nefsin arzularma

kar

koymaktr.

Eer

kendinde

bir

mevcudiyet

görüyorsan zâlimsin. Zulüm, bir eyi kendi mevziine koymamakür.

Hakk'n bunca
"Ben

lütuf ve ihsanlarm biliyorsan
onlara

o vakit

âdilsin.^^^

A^mü'j-ân

^Imetmedim,

velâkin

onlar

kendilerine

zulmettiler"

(Hûd, 101), "Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez." gibi

âyet ve hadislerin delâletleri

zulüm ve isyamn abde
Uluda

(kul)

isnâd

5

'5

Hucvirî,

Kefu'l-mahcûb Hakikat
s.

Bilgisi,

Süleyman

(haz.),

stanbul: stanbul:

Dergâh Yaynlar,
"'^

537.

Ahmed
Ken'an

er-Rifâî, Marifet Yolu,

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz
s.

(haz.),

Erkam Yaynclk,
5^^

1995,

s.

95.

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealti Neriyat, 2000,

213

342

olunmasn e'ar
ve

eder

(en

gü^eI ekilde

söyler).

Hatta eytan "Fe bimâ
(yalan

aveytenî" kelamnda (ivây) Hüdâ-i Müteâl'e isnadnda kâzib
söyleyen)

Hz.

Adem "Zalemnâ
eytan kovuldu,

enfüsenâ"

"Ya Rabbi

biz

nefsimize zulmettik!" kelâmnda zulmü kendi nefsine isnadnda

sâdk olduu
oldu.

için

tardedildi,

Hz.

Adem

ise

makbul

Hayr

ve

er

Allah'tandr demek, yaratmak ve
(çahpp,

hükmetmek

Allah'tandr
îtikad

ama kesb

ka^nma) ve
olmazsa

irade

kuldandr diye

etmek lâzmdr.

Eer böyle

irâde-i

cüz 'iyeyi inkâr ve

cebriye mezhebini
gelir.

(cü':^ iradeyi

reddeden meî^hep) ihtiyar

etmek lâzm
^''^

Tedbirde kusur edip takdire bahane bulmak aptallktr.

nsan,

brakt

ameller ve eserler bahçelerinde dolar. Fakat o

gezilen bahçelerin cennet bahçesi olma}ip gayya (içinden çklamayan
belâl durum)
ise

da olmas ihtimali vardr.

ruh da alâkadar olmakla zevklenir.
(lî^drap

Eer braktklar iyi eserler Ama kötü eserler ise bu defa
Bir
irfan

elem duyar muzdarib olur

duymakf"^
mektebidir.

Dünya, Allah'n
Buradan
âhirette
kalb-i

bir

imtihan

mahallidir.

selim diplomasim alanlar üphesiz, dünyada da
ise yüzleri yerde,

de bahtiyardrlar. Alamayanlar
olurlar.

mahcup

(utanm) ve küçülmü
ekersek, orada

Dünya

âhiretin tarlasdr.

Burada ne

onu biçeceiz.^

Herkes kendi hayat binasmn mimardr. Faraza sen

yaptn

bir

yapy, fena malzeme

kullanarak,

çürük ve hesapsz yaparsan,
mes'ûl
iyilik

yaptn
binasm

bina

yklr, neticede

seni

ederler.

nsanlarn

bulduklar ferah, keder, cennet, cehennem,
iyi

ve fenalk da hayat

veya fena

kurmu

olduklarndandr. Erdiimiz neticenin

mesuliyeti

bakalarmn

deil, kendimizindir.

Eer

vücûdumuz binasm çürük ahlâklar ve kötülüklerle yaparsak, günün birinde kendi kendine çöküverir. Nihayet CenâbHakkk'n huzuruna çkarüp: Ben sana bu vücûdu emanet
biz

5^^

Azîz bin

Muhammed

Nesefî,
s.

Zübdetü'l Hakaik, haz: M.

Tark

Yüksel,

stanbul: Asya yay. 2003,
^''9

128-129
s.

5^°

Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler,
Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaû, 2000,

349. 521.

stanbul: Kubbealü Neriyaû, 2000,

s.

EY insan
343

vermitim.

Onu
edilir

niçin çürük ve kötü

malzeme

ile

bina ettin? diye

muhakeme

ve neticede de

mahkûm

oluruz."*^'

Düüncelerini

an

ve eref elde etmek için yersiz ve abes eylere
üzerine,

baladm. Bunlar, deniz kenannda bulunan kumlarm
dalgalarm

baka kumlar

getirmesi ve onlann üstüne de

dier

bir

kum tabakasmn geHp

birer birer hepsinin
siler.

kaybolmas

gibidir ki,

her gelen dierini kapatr ve

an

ve eref peinde koar, düünceni

varlm bo

olan kymetlere

sarfedersin de,
gibi, hadiseler

kum

tabakalar üstüne gelen dier

kum

tabakalar

dalgalar da senin o

an

ve erefinin üstüne bir örtü,

bir

karardk perdesi çeker.
halde

u
Bir

emeklerine

yazk

deil

mi?

Kuvvetini,

kudretini

harcayacaksan bari hakikat yolunda
hakikat

harca...

Sana verilmi olan

araycl vazifesi urunda gayretini
mevziine
yani
hakikî

kullan.

eyi

yerine

koymamak

zulümdür.

Sonradan:

Ya Rabbi

biz nefsimize zulmettik.

Verdiin ihsanlarn

kadrini bilemedik.
yerlere harcadk.

Bunlar yerinde kullanmak lâzmken
(gül suyu

bo

ve abes

Gülâbdâmn

kab)

içine gül suyu

koymak
da

lâzm gelirken sirke koyarsan, gülabdana da zulmetmi olmaz msn?
Gülabdann
ya
içine sirke

gül

suyuna

koyduun zaman,
için

ho

karlanmyorsun da
nasl
tekdir
fikrini

münasebetsiz

hallerin

Allah

tarafndan

(cezalandrma)

olmazsn? Hak'la ahdini yerine getirmez, akln
diye rica ediyorsun.

lüzumsuz eylere sarfedersin de sitem görmez olur musun? Sonra
da:

Ben

affet...

Ben sana bu akl verdim. Onu

niçin ziyan ettin?Sen kendini affetmeli ve

yaptn

münasebetsizlie

rücû

(geri

dönmek) etmemelisin.

Hem

de sana evvelce ihtarlarda

bulunduum halde, düen alamaz. ..^^"

yine gülabdana sirke koydun.

u

halde kendi

5^'

5^2

Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealû Neriyaü, 2000,

s.

426.

stanbul: Kubbealû Neriyaü, 2000,

s.

456-457.

344

Ruhum
bir

bir

kalbn

esiri

olmadan

evvel, elimi bir el tuttu ve

bana

güneleri, semâvâtn (gökjü^) acâibini gezdirip seyrettirdi. Nihayet

âleme getirerek:

dedi.

akn
kadn,

herkes kendi
Para,

olacan yer. Buras dünyadr." akn etrafima baknrken de devam etti: "Burada istidadna göre bir tohum eker ve mahsul devirir.
misafir

"te

evlât,

mevki, rütbe,

an ve

eref, insanlarn en çok ekip

biçtikleri

tohumlardr. Sen de keyfine göre bu dünyaya bir çekirdek

ekip mahsul topla!"

Böylece, kimsenin kimseyi

görmeden çahp didindii bu patrtl

âleme ben de katldm. Ben de onlar gibi ekip

biçmee baladm.

Ama

bütün

tarlalar

benim

olsa,

tohumlarn, sabanlarn tek sahibi

sâde ben olsam gene de geldiim âlemlerin zevkine takl kalan

gönlüm,

bir türlü ektii

tohumun

çenisiyle

(lef^^et)

nafakalanmaya
göz, safâsn

raz olmayacakt. Ezel gününün saltanatn

görmü

tatm dudak
syan
ettim.

burada, kendi

düzdüü

puta nasü tapabilirdi?

Belimden tohum torbam, elimden
kendi

sabanm attm
bir

ve

hemen gidip gömdüm.

varlm tohumunu

bu tarlamn

köesine

Arkamdan baryorlard "Vah zavaU,
Halbuki

kendini ziyan
yalanlad.

etti..."

zamamn sâdk duda onlar

imdi
yere

dallarndan

ak

me}^eleri topladklar

u

fidan, bir

zamanlar vecd (hayranlkla
ile

kendinden geçme) ve tevâzû (alçak gönüllülük)

gömdüüm

o

tohumun

tâ kendisidir.

^^^

Cenâb- Hakk Zümer
ameliyle ce^lanacaktr.

sûresi 71-72. âyetlerde "Herkes jann buradaki
emirleriyolunda gitmeyenler cehenneme sevk
"Sit^e

Allah 'in

olunacaklar ve orada cehennem ^ebâmleri:
söyleyen ve

Cenâb-

Hakk 'in

emirlerini

si^

maher günü

ile

tehdit eden resuller gelmedi

mi? Niçin onlan
evklerine

dinleyip yolunuî^u düî^eltmediniî^^ de

dünyann yalanc

ve geçici olan

dalp Allah'n:^ unuttunu^?

imdi

cehenneme girini^ ve

orada

dâim

583

Sâmiha Ayverdi,

Yusufçuk, stanbul:

Kubbealü Neriyaü, 1997,

s.

41-42.

EY insan
345

kalnp Bu

cehennem

kibirliler için

ne çirkin bir yerdir,

diyeceklerdir."

Kabrin hakikati insann kendi vücûdudur. Cehennemlik olanlarn

maddî hayadan her ne kadar refah ve ihtiam içinde

olsa da, kalpleri

sknt

ve darlk

ile

kederlidir ve öldükleri vakit ise, kendi kyametleri
kahrlar.^^^

kopuncaya kadar hep bu hâl üzere
Biri:

"Kad zzeddin sana selâm gönderiyor ve her zaman sizin iyiliinizi, hayrnz söylüyor, sizi övüyor." dedi. Mevlânâ buyurdu
ki:

"Her kim

bizi

hayrla yâd (hatrlama, anma) ediyorsa onun da

dünyada, yâd hayrb olsun!

Eer

bir

kimse

baka
bir

biri

hakknda

iyi

eyler söylerse o hayr,

iyilik

kendisinin olur ve gerçekte kendisini

övmütür. Bunun benzeri öyledir: Meselâ,
etrafna güller, fesleenler dikse, her

kimse kendi evinin
gül ve fesleen
gibi

baknda

görür

ve

kendisini
iyiliini

her

zaman

cennetteymi

hisseder.

nsanlarn

söylemeye

ahm

ve onlarn bayryla

megul

olan kimse,

onun

sevgilisi olur

ve onu hatrlaynca sevdiini yâd

etmi
hayâli

olur.

Bu

gül ve güllüktür, ruh ve rahattr. Birinin

kötülüünü

söyleyince,

o kimse gözünde sevimsizleir.

Onu

hatrlayp da,

gözünün önüne

gelince sanki, ylan yahut akrep veyahut çer

görmü gibi olur. Bunun için, madem ki gece gündüz gül güllük ve rem balar görebileceksin, o hâlde niçin dikenlerin
çöp
ylanlarn bulunduu bir yerde dolayorsun? Bütün insanlar sev

ve
ve
ki,

dâima

çiçekler ve gül bahçeleri içinde bulunasn.
bilirsen,

Eer
gelir

hepsini

düman
gece
olursun.

dümanlarn
ve

hayâli

gözünün önüne

ve sanki,
gibi

gündüz

dikenlikler

ylanlar

arasnda geziyormu
evliya

u hâlde herkesi seven ve her eyi ho gören
için deil, Allah saklasn!

bunu

bakalar
irenç

Gözlerine çirkin, sevimsiz ve

bir hayâl

görünmesin diye

yaparlar.

Madem

ki

bu dünyada

yaplanlar tahayyül (hay3al etmek) ve yâd (hatrlama, anma) etmek

mutlaka zarurîdir ve bundan kaçnlmaz, o hâlde irenç, çirkin
hayallerin

yollarn

kartrmamas,
ve
iyi

bozmamas

için

insanlar

anarken hepsinin

ho

olmasna çah. Binâenaleyh halk

5^'*

5^5

Ken'an Ken'an

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000, stanbul: Kubbealü Nerij^ati, 2000,

s. s.

455. 420.

346

hakknda
olsun

yaptn

her

ey

ve onlar
ait olur.

ister iyilikle, ister

kötülükle

anman tamamyla

sana

Bu bakmdan,
nefsine ve

Allah bu}aruyor
bir

ki:

'Kim

iyi

bir

i

yaparsa kendi

kim kötü

i

ilerse kendisine yapar.'
iyilik

Ve Onun

için

'Her kim bir zerre

arlnca

ederse

onu görecek ve her kim
"'^^''

de zerre kadar kötülük ilerse

onu görecek.

Cennet ü (ve)düî(ah (cehennem),
(karanlk)
ile

gamm

(keder)

ü sürür

(sevinç),

t^ulmet

nur.
hâriçte

Yaptklarnn gölgesi,

mi sandn'^

Bilgin sana kymet, talebin neyse osun sen,

insanl
Hâlin ne

sâdeyiyip içmekte
ise

mi sandn^

müjteri sen oldun o hâle.
(ilâhî adalet)

Noksan meer adl-i ilâhîde

mi sandn f^"^

-55Cennet
ehli

bugün

UGL (meguliyet) içinde
*

zevk etmektedirler. '^tnne ashâbe'l-cennetPl-yevme fî uulin fâkihûn"

Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meguliyet içinde î^vk etmektedirler.

(Elmalk Hamdi Ya^r)

O gün

cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler.

(Diyanet)

586

5^''

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, ¥îhi Mâ Fth, çev. MeUha Ülker Anbarcolu, stanbul: MilH Eitin Basmevi, 1990, s. 306-307. Ken'an Rifâî, lâhiyat- Ken'an, Yusuf Ömürlü ve Dinçer Dalklç (haz.), stanbul: Kubbealü Neriyaü, 1988, s. 14.

EY insan
347

-56Kendileri ve zevceleri erikeler üzerine

kurulmulardr.

*'Hüm ve ezvacühüm fî zlâlin
müttekiûn''

ale'l-erâiki

*
Ken dileri
ve ekleri gölgelerde

koltuklar üî^rine kurulmulardr.

(Elmalk

Hamdi
Onlar
ve e§leri gölgeler

Yattr)

altnda tahtlara kurulurlar. (Diyanet)

-57Orada onlara
bir

meyve

var,

hem

onlara orada ne

iddia (arzu) ederlerse var.
^'Lehlim fîhâ fâkihetün ve lehüm

mâ yeddeûn"
onlarndr. (Elmalk

*
Onlara orada bir meyve vardr,
isteyecekleri her jey

Hamdi

Yaî^r)

Orada onlar için her çe§it meyve vardr. Bütün arzulanyerine getirilir.
(Diyanet)

'Dünyada

öyle

bir cennet

vardr

ki,

ona

giren,

âhiret cennetine itiyak

(ö^em) duyma^' buyuruluyor.
soruldukta, "Mârifetullahtr.
. .

"Bu

cennet

nedir

ya

Bjesulullah?" diye

" diye buyurdular.

Demek
canlarm

oluyor

ki

dünya cennetine girmi olan

arifler
fikri

ve derviler,
bahçelerinde,
ile

mukabele günü

bir yerde toplanp,
gülleri

Hakk'n

zikri

ve

rûhâniyet

ve

ahâdiyet

srlar

sümbülleri

348

gdâlandrrlar.
bahçeleridir,

Resulullah

Efendimiz:

Zikir

meclisleri,

cennet

diye buyururlar.

te

mukabelede bulunan bu

sâlikler,

dünya cenneti mesabesinde

olan kâmil insann vücûdu

aac

gölgesinde toplamp,

onun vücûdu

aacndan
buyuruyor
oturunu^

sükilen irfan ve
ki:

holuk

meyvelerini toplarlar. Efendimiz

"Cennet aaçlarndan bir

aaç

bulduunu-:^ vakitte gölgesinde

ve yeminlerinden jiyinij^!"

Dünyada bu nasl kâbü

olur ya

Resulullah dediklerinde, "Bir ilim sahibi bulduunu^ î^aman cennet
buldunu^ demektir. " cevabm vermilerdir.^^^

aaa

Cennem'1-ef âl:

Fiiller

ve ameller cenneti. yi iler yapanlara ödül

olarak verilecek olan ve nefis yiyecekler,
cinsel zevkler içeren sûrî (formel) cennet ki
verilir.

ho

içecekler ve çekici

buna "nefs cenneti" ad

Cennetu's-sfât: Sfatlar cenneti. lâhî isim ve sfatlarn tecellîlerinden

meydana gelen mânevi cennet

ki

buna "gönül cenneti" de
ilâhî

denir.

Cennetu'z-Zât: Zât cenneti: Esiz
cenneti ki

güzellikleri

temââ

(seyir)

buna rûhan cenneti de
Sûret-i

denir.^^^

Allah

teâlâ,
ki,

Muhammediyeye "Mennân"
sonunda cennet
çeitierini

ismi

üe

tecellî

eylemitir

bu

tecellî

yaratmtr.

Daha

sonra, o cennetiere "Lâtif ismi üe tecellî eyleyince,

orasm

katnda eref bulmaya, ikram bulmaya lâyk olan herkese mahal kld.
Bil
ki!

Cennetier

genellikle

sekiz

tabakadr

ki;

onlarn

her

tabakasnda çok cennetier bulunmaktadr. Ve her cennetin de nice
dereceleri

vardr

ki,

haddi hesab bilinmez.

imdi

aada

bu cennet tabakalar hakknda srasyla açklamada

bulunahm:

588
589

Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealti Neriyat, 2000, s. 578-579 Süleyman Uluda, Tasavvuf Terimleri Sözlüü, stanbul: Marifet yay. 1991,

s.

114

"

EY insan
349

Birinci

Tabaka: Cennette bu tabaka

"Selâm Cenfieti" ismim
için

Ayrca "Mücâzât (karglk) Cenneti" bu tabaka

almtr. söylenir. Yüce
cennette,

Hakk bu cennetin kapsn orann ehline "Hasîb" ismi
hayrl amellerin

sâlih amellerden yaratt.
ile

Ve o

tecellî eyledi.

Ki böylece oras srf

karl

oldu. Resulullah Efendimiz
ile

bu mânâda bu ekilde
öyle

buyurmutur
mevhibeler
edilmemitir.

ki:

"H/f kimse, ameli

Cennete gireme^ "

cennetini

murad
bu

etmitir.
ehli

Mücâzât cenneti murad
için

Nitekim
"insan
için,

cennet

Allah

teâlâ

buyurmutur:
(Necm, 39-41)
Hülâsa:
ki,

jalm^ çalnmasnn kargl

vardr.

Çalnmann
verilecektir.

kargl yaknda

görülecektir.

Sonra tam tamna mükâfat

bu cennete, ancak

sâlih amellerle girilir;

baka

yolu yoktur

bir

ahsn
ile
ilgili

sâlih

ameli yoksa buraya girii de yoktur.

Ayrca bu

cennete "Yüsrâ" ismi de söylenir. Yüce

Hakk Kur'ân- Kerm'de bu
"Bir kimse

mânâ

olarak

buyurmutur

ki:

sadakasn

verir,

kendini korursa, aynca
(Leyi, 5-7)

Hüsnâ'j dorularsa, Yüsrâ

j ona müyesser

ederi^.

Ahvâli

anlatld

gibi

olan yani cennet ehli olan

ahsn, anlan

cennete girmesi pek az sâlih amele
nasib ettii herkese nasib olur.

bahdr

ki,

Allah'n kolaybk

kinci Tabaka: Bu cennete "Huld Cenneti" veya "Mekâsib
(kaî^anç)

Cenneti" denir.

Eer

Mücâzât cenneti üe Mekâsib cenneti

arasndaki fark sual edersen öyle deriz:

Mücâzât cenneti ameller miktar kadar
ihsan
edilir.

olur, yani amellere
o,

karlk
bedenle

Mekâsib cenneti srf kazançtr. Zrâ

akidelerin,

Allah'a

kar

beslenen güzel zanlarn bir sonucudur.

Bu
ki

yaplan amellere
teâlâ

karlk

verüen hiç bir mükâfat orada yokmr. Allah
ile

bu cennet

ehline "Bedî" ismi

tecelli

eder

bu

tecellî

sonunda güzel akîde sahiplerine tasavvur olunamayacak
zuhur eder. Hepsi orada üâhî bedâat
gelir.
(bedîîlik,

haller

gü^llik, yenilik) olarak
z^Ltûât

meydana

Mekâsib cennetinin kaps; iükadlar, Allah'a

ve ümidden

"

350

yaratlmtr. Mekâsib cennetine anlatlan huylardan
olanlardan

birine

sahip

bakas

giremez. Yani, bir

ahsta bu huylardan
bil!

bir

huy

bulunmazsa bu cennete giremez. Bunu

Bu

cennetin

Zîrâ

adna Mekâsib cenneti dendi. Yani, Kazanç cenneti. bunun zdd: Yutulmaktr, hüsrandr ki, bu hüsransa; Allah'a
beslenen

kar

düük vasfl zanmn

sonucudur.
"7//^

Bu mânâda
Rabbinif^e

Allah teâlâ öyle bu)'irdu:
öyle

bu si^n

^nmm^r
Dolays

ki,
ile

karp

^an besledim^

O

^an si^ dünürdü.

hüsranda kalanlardan oldunu^ " (Fussilet, 23)

Hâsl

kötü zan sahipleri bir hasâret ve bir ziyan hasretinde yanarlar.
iyi

Cenâb- Hakkk'a kar
mekânlardr.

zan sahiplerinin

ise

Mekâsib cenneti

Üçüncü Tabaka: Bu
Zîrâ,

cennetin ad; "Mevâhib Cenneti"dir.

Bu

cennet kat yukarda anlatüan cennet kadarndan daha yüksektir.

AUah teâlâmn

hibelerine bir nihayet... son

bulunmamaktadr.
ki,

Hattâ bu cennet ehline Yüce
vardr, ne de
akidesi...

Hakk

öylesine hibe eder

ne ameli

Yani bu cennet ehline Yüce Hakk'm

yapt

hibe; amelleri, itikad ve daha

baka

iyilikleri

olana

yapt

hibeden

daha

fazla olur.

Ben bu
cinsinden

cennette,

her miUete

mensup kavimler ve Ademolu
itikad

baz

tayfalar

da gördüm. Hatta,

ehü

ile

güzel

ameller ileyen ahslar da kendilerine Allah teâlâdan bir hibe varsa

buraya

girebilir ki

anlan ahslar bu cennete girecei zaman onlara;
eder.

"Vehhâb" ismi
buraya

ile tecellî

Baka

türlü de
ile

olmaz çünkü, ancak
Resulullah
kimse ameli

AUah teâlâmn

ihsam,

hibesi

girilebilir.

Efendimiz bu cennet
ile

için

öyle buyurmutur: "Oraja

hiç

gireme^"

Sordular: "Sen de

mi giremezsinja
"Evet
ben
de.

B>£sulullah?"

öyle

buyurdu;

Ancâki

A.llah

Teâlâ

beni

rahmetine

daldrmpr.

EY insan
351

Bu

tabaka, cennetin en çok

buras: "Rahmetim her eyi
beliren
Aklî,

olduu yerdir. Hatta en geniidir. Ve kuatmtr." (A'râf, 156) âyeti ile

mânânn srrdr.
hakîkatierin verdii yol

vehmi imkân cihetinden;

odur

ki,

buraya girmeyen hiç bir insan nev'i kalmayacak! Lâkin nasibi varsa,

Yüce Hakk'n

takdir ettii günlerin birinde,

bu cennete

girer ki,

vehmi imkân cihetinden gelen

hakikatlerin gösterdii yol budur.

Bizim müâhedemizse bundan bakadr.

öyle müahede
cennette vard.

ettik;

her milletten ve her rktan bir

taife

bu

O

milletierin

yardan fazlas orada yoktu, yani hepsi

orada bulunmuyordu; sadece her milletten bir frka vard o kadar.
'Haliyle

Mücâzât cenneti böyle deildir. Oras
ki,

iyi

ameller ileyen

kimselere mahsustur

o cennete yalnz
ki kâr,

ehli olanlar girer.

Sebebini sual edersen deriz
kâr

mükâfat olmaya daha yakndr

ki

olmas

için

de bir sermâye bulunmas lazmdr.

ikinci tabakada
ile

geçen Mekâsib cenneti ehlinin semayesi; îtikadlar

Allah'a güzel zardandr.

Lâkin

bu cennete

gelince

Mevâhib cenneti demek istiyorum,

cennetin bu tabakas, cennetierin

tümünden

genitir. Hattâ buras,

kendi fevkinde bulunan cennetierin de tümünden daha genitir.

Kur'ân- Kerîm'de bu cennetin ad Me'vâ dr. Zîrâ rahmet her eyin
yuvasdr. Allah
gelince. Bunlara:
teâlâ

öyle buyurdu: "îman edip yarar i

tutanlara

Me'vâ cenneti vardr. Bu onlarn yaptklar amelin
19)

karl nüzul diye verilir." (Secde,
ki,

Ayet-i kerîmede geçen nüzul kelimesi, ihsan, ikram

mânâsna

gelir

ayrca

dikkat

edilirse,

burada

"nüzul"

buyuruldu;

ceza

buyurulmad. Yani amellerine karhk buyurulmad.

Daha

fazla

erh edersek mânâ
bir

u

olur:

Onlar Mevâhib cennetine

koyacaktr, Mücâzât ve Mekâsib cennetine deil. Zîrâ Mevâhib
cenneti

Yüce Hakk'tan gelen

ikramdr.

352

Hâsl cömertlik ve hibe, mânâj iyi idrâk eyle!
Dördüncü Tabaka: Bu

iyi

amel ileyenlere mahsus deildir. Bu

adna "stihkak Cenneti", "Naîm Cenneti", "Ftrat Cenneti" denilir. Bu cennet, bundan önce erh
cennetin

edilen cennetlerin en yükseidir. Buras; ne mücâzâttr, ne mevhibe,
belki bir

kavme mahsustur.
ki,

Bu
ile

cennetin sakinleri öyle bir kavimdir

Allah teâlâ onlan o
aslî bir

haklara göre

yaratmtr ve bunlarn bir ksm bu cennete gireceklerdir. Ayrca bunlar öyle
aslî

istihkak yolu
ki,

kimselerdir

dünya

memleketinden ayrlrken, ruhlar

ftrat (yaradl, natura) üzerine

kalmtr.
Bunlardan bazlarysa, dünya ömrünü asl ftrat ekil deitirmeden
geçirir
ki,

bunlarn

ekserisi

behlül

meczuplar,

mecnunlar

ve

çocuklardr.

Bu

cennet ehlinin bazlar da

sâlih amel,

mücâhede,

riyâz,

Allah

teâlâya
nefis

kar

kuUuk cihetinden doru ve özenli muamele yolundan
yaparlar
aslî

tezkiyesi

böyle

olunca

onlarn ruhlar beeriyet
(geri döner).

çukurundan çkar ve

ftrata rücû eder

Yüce Hakk beer

için olan aslî ftrat

hakknda öyle buyurdu:

"B/^

inam

en gü^l

kvamda yarattk. " (Tîn, 4)
ise

Bu duruma düenler
ki îmân edip amel-i

u âyetle tezkiye olmu kimselerdir:
girerler.

"Onlar

sâlih imlediler, bunlara minnetsi^ ecir vardr. " (Tîn, 6)

te

yukarda

belirtilen

kavimler stihkak cennetine

Daha

açk mânâsm
veya

söylersek

öyle dememiz îcâb

eder:

Bu

cennet onlarn

hakkdr ki, minnetie verüen bir hibe deüdir ve de yaplan amel baka bir eye karlk mükâfat yolu bir mücâzât da deildir.
ile, aslî

Tezkiye yolu

ftrat bulan zümre "Ebrâr"
13)

ad

ile

anld.

"Ebrâr Naîm'dedir." (nfitâr,

Ebrâr adyla anlann Naîm'de
ehline

olmas

u

srra dayamr:

Yüce Hakk bu cennet

Hak

ismi

ile

tecellî eyledi.

Hal böyle olunca, oraya hak kazananlardan

bakasm

EY insan
353

koymaktan imtina
gerektiriyor.

etti.

Asalet yolu ve Allah'n yaratti ftrat
bir

bunu
da

Ad

anlan cennete girenlerin

ksm
girer.

daha dünya

hayatiarndan

ayrbr

ayrlmaz

hemen
aslî

oraya

Bazlar

cehennemde cehennemde
cehenneme

biraz azap gördükten sonra

kötülükleri yanar;

bu cennete girer. Yani, yaratlna döner. Bundan sonra

cennete girmeye hak kazamr. Burada
girer.

unu

unutma! Mutiak önce

Zikri geçen cennetierin aksine;

Naîm

cennetinin tavam Ar'tr. Zîrâ

onlarn

üstte

olam

alttakinin

tavamdr.
tavanlar
için

imdi

srasyla

cennetlerin

unu erh

etmemiz

gerekiyor ki bunlar öyledir:

Selâm cennetinin tavan; Huld cennetidir.

Huld cennetinin tavam Me'vâ

cennetidir.

Me'vâ cennetinin tavam; stihkak

cennetidir.

Ayrca bu

cennete, Ftrat ve

Naîm
yoktur.

cenneti ismi de

verilir,

ki

bu

cennetin Ar'tan

baka tavam

Beinci Tabaka: Bu cennetin adna "Firdevs cenneti", "Maârif cenneti" denilir. Bu cennetin tabam tahayyül edilemeyecek derecede genitir. Beer orada yükseldikçe, tavamn daraldm müahede eder. Hatta o cennetin en üst tavam, ine deliinden daha dardr. Orada aaç, rmak, kök, huri, gözde bulunmaz. Ancak oradan

aalarna
hurileri

baktklar zaman,

altta

kalan cennetieri görürler, vildâm,

ve kökleri bulurlar.
yeri deildir.

Lâkin Maârif cenneti böyle eylerin
hatta

Orada böyle eyler

onun yukarsnda da bulunmaz. Bu Tavam ar kapsmn tavamdr.

cennet

arn kapsndadr.

Bu

cennet
ilâhî

ehli

dâima

müahede

içindedirler ki bunlar; ehitierdir.

Yani,

güzelliin, ilâhî Cemâl'in ehidleridir.

354

Bunlar nefislerden fena bulma

klc

ile

Allah sevgisi üe ölmeden

önce

ölmülerdir.
ederler.

Halleri

böyle

olunca

da

yalnz

sevgüilerini

müahede
cennet
Zîrâ,

Ondan bu

cennetin

ad Vesüe olmutur. Bu
(sakinlerinden)

ehli

dier cennederin ehlinden

daha azdr.
olanlarn

cennet

tabakalarnn dereceleri yükseldikçe

ehli

miktar azahr.

Altnc Tabaka: Bu cennetin adna cennetin ehli sddk kimselerdir.
Yüce Hak onlar anlatrken:
katnda. " (Kamer,
cennetidir.

"Fazilet cenneti" denir.

Bu

'^Kudretine nihayet

olmayan bir Aîelik'in

55)

âyet-i

kerîme üe övdü. Buras isimlerin

Bu cennet tabakas ar
tabakasndan her zümre,

dereceleri

üzerine yaygndr.

Bu

cennet
ki

Ar'm
cenneti

bir derecesi üzerine

kurulmutur

burann

ehli

maârif

ehlinden

(sakinlerinden)

miktar

bakmndan

daha az saydadr.

Yedinci Tabaka: Bu cennetin adna "Derece-i Râfia cenneti",

"Yüksek Derece cenneti"

denilir.

sim
Bu
erh

yönüyle Sfatlar cenneti, resim yönüyle Zât cenneti saylr.
cennetin

taban,

arn

içindedir
ki,

ki

burann

ehline

lâhi

hakikatierle tahakkuk edenler denir

burann

sakinleri

daha önce

edilen (açk anlatma) cennet ehillerinin

saysndan daha azdr.

Bu

cennetin ehli Mukarrebûn ve lâhî hilâfete ehü kimselerdir.
bunlar, ilâhî hakîkade, azim sahibi, temkin ehli kimselerdir.

Ayrca

Bu makamda, yani burada brahim'i (a.s.) gördüm. Bu mahallin sanda ayakta durmu, ortasna bakyordu. Sol canibinde ise
evliyadan
gözlerini

ve

peygamberlerden

bir

zümreyi gördüm,

onlar

da

bu cennetin ortasna dikmi bakyorlard.

Resulullah Efendimizi de gördüm.
gözlerini

Bu

mahallin tam ortasnda
(s.a.s.)

idi

ve

ara kaldrmt. Bu

hali

üe Efendimiz

kendisine

Ailah teâlâmn vaad ettii

Makâm- Mahmûd'u

taleb ediyordu.

"

EY insan
355

Sekizinci Tabaka:
denüir.

Bu

cennetin

adna "Makâm- Mahmûd
Ki

cenneti"

Buras Zât

cennetidir.

bu cennetin taban Ar'n

tavandr.
her
biri

Ve

buraya kimsenin yolu yoktur. Sfat cennetleri ehlinden
diler.

buraya varmak

Sanr

ki,

baka eyle deü, yalnz
taleb eder.

isimle

oraya

baldr. Hatta herkes oradan hak

Lâkin oras,

sadece Resulullah Efendimize mahsustur.

Bu

hal

u hadîs-i erîfden açkça anlalr:
bir

"Aiakdm-

Mahmûd cennette
da ben olaym.

en âlâ

mekândr. Orasjaln-:^

kii

içindir

Umanm ki, O

Allah Teâlâ O'na salât ve selâm eylesin.
Sonra, oray, Allah Teâlâ'nn kendisine vaâd ettiini haber verdi
biz Efendimizin sözüne seksiz
eyleriz.
ki

üphesiz gönülden inanr ve

tasdik

Zîrâ,

Yüce Hakk
deildir."

(c.c)

Efendimiz

(s.a.s.)

hakknda buyurmutur

ki:

"Kendi hevâsndan konuma;^. Zira

o;

ancak

kendisine gelen bir vahiyden

baka

(Necm,

3-4) mealine gelen âyet-i

kerîmede bu, en

güzel olarak açklanmtr.^^*^'
"Allah'n nurdan
açarsa,
ve

karanlktan yetmi bin perdesi vardr.

Eer bu perdeleri
derisini

mahlûkattan gö^eriyle O'nu idrâk edenlerin yü-:^erinin

jö/fe^r." (Hadis)'''

Ibnü'l-Arabî cenneti, sözlük, yani "örtmek"

anlamnda

ele

abr.

Buna göre cennet her
gelmi

nefes yenilenen örtülü nimet demektir.

Cennet ate veya Cehennemin (Hakk'n büyüklüünden meydana

ga^b

mahalli)

kart

olarak

lütuf,

Hakk'a

yaknlk,

cömertlikten meydana gelmi

iyilik

diyardr.
gelir.

Cennet

lâtiflii

ve rûhânîlii nedeniyle gizlenmek anlamna

Cennette hiç bir gözün görmedii ve hiç bir
hiç bir

kulan iitmedii

ve

insann kalbine gelmeyen eyler vardr. Cennetin cennet diye

^^°

Abdü'l-Kerîm
^

Cîlî,

nsân- Kâmil,
185-197
A

ter.

Se)yid Hüseyin Fevzi Paa, stanbul:
'

Kitsan yaynlar,
591
A

c. 2, s.

Muhyiddîn Ibnü'l-Arabî, Yaynlar, c. 1, s. 117.

Risaleler,

çev.

Vahdettin ince, istanbul:

Kitsan

356

isimlendirilmesinin yegâne sebebi belirttiimiz

bu durumdur; çünkü

o cennet kelimesiyle
Nefs (ra^ olmu§
girer.
nefs)

ifade edilmi olan

"örtünmek" demektir.

Hakk'n

cennetine, yani örtüsü ve perdesi altna

Nefse göre

geçici ve yeni bir

eyle lezzedenmek süreklilii olan

eyden daha
bir

üstündür. Cennet nimederinin her an yenilenmesinin

srr budur.
yeridir.

Cennet yaknlk diyar, Hakk' görme
lezzeder yeridir.

Oras

arzular ve genel

Lütuf ve ihsan diyar

cennettir.

Cennet
yerdir.

güzellik, ünsiyet

(arkadalk) ve

Hakk'n

(kullarna) indii

Ahirette

iki

menzil vardr: Cennet ve cehennem. Dünyada
lezzet.

iki

menzil vardr: azap ve nimet veya üzüntü ve

Ate

azametten. Cennet cömertlikten meydana gelmitir.

Cennet örtmektir; bu nedenle örtme özelliine sahip her
cennettir.

ey

nsan

belirli bir ilâhî

ismin tecellîgâh olmas yönünden

Hakk' örter. Böylece o kendisinde tecelli eden isim yönünden Hakk'n cenneti, baka bir ifadeyle Rabbinin cennetidir. Cennet
Peygamberin mertebesidir.

"Cennetime

gir"

Ben (Hak) onunla örtünürüm. Benim (Hak)
(insan)

cennetim senden

baka

bir

ey

deildir,

çünkü sen kendi

zâtnla Beni örtmektesin.

Ben

senin vastan
seni

ile

bilinirim, sen

de Benim vastamla

bilinirsin.

O

halde

bilen.

Beni

bilmitir.

Ben bilinmezsem, sen de
ise

bilinmezsin.

O'nun cennetine girdiinde

(Rahbimn

cenneti)

nefsine

girdin demektir. Böylece kendi nefsini bilirsin.^^^

^^2

Suad El-Hakîm, hnul-Arahî Söküü,
Yaynevi, 2005,
s.

çev.

Ekrem

Demirli, stanbul:

Kabala

135-136.

EY insan
357 •

Cenâb- Hakk
benden

diyor

ki:

"Ey

nefs-i

mutmainnel Bana, benim has cennetime

râ^ olduun

hâlde ve ben de senden

rd^ olduum

hâlde gel!" (Fecr,

27-28)

Kulun

Allah'tan raz

olmas ne demektir?

Allah'tan her ne gelirse
(akamet, hiddet)

ona raz olmak demektir. Yani gerek Celâl
cemâl her ne
gelirse iyi

ve gerek

karlayp rzâ göstermek

demektir.

te

o

vakit Allah da kulundan

raz olup cemâli cennetine davet ediyor.
ve holuk görerek bu yüzden muhabbet
ise

Eer
vakit

benden daima

iltifat

etsen ve sana

bu

iltifat

göstermediim zaman
iltifata

benden kaçsan, o

muhabbetin bana deil, o

olmu

olur ve beni sevmiyor,

ilüfadarm seviyorsun demektir.

Cemâl
safa
ile

ehlinin ise istedii yalnz cemâldir.

Yoksa

o, iltifat

ve zevk u

oyalanp tatmin olmaz,

illâ

cemâli arar.

Halbuki cennet ehlinin istedii
delikanllar), nehirler,

huriler,

glmanlar

(âhirette

hikmet gören

kökler ve emsali nimetierdir. Cenâb- Hakk

bunlar

isteyenleri

de

mahrum

etmez, istediklerini ihsan

eyler.^^^

ugl: Uraacak, megul olacak ey.
"Meyve" denmesi srf zevkten çok, çalmamn meyvesine iaret
eder.

"Erikeler"

haclede

yani

gelin

odasnda

döenen

süslü

koltuktur.^''

Allah'n emirlerini memurlarndan dinleyip, Hakk'n raz
yolda giderek Allah'a

olduu

bal

olanlara

Cenâb- Hakkk'n hazinedarlar
olsun, buyurun. Cennetlere girin ve

'^o§ geldini^ Allah'n selâm ü^rini^
orada dâim olarak

kaln" (Zümer

S.

73) diyeceklerdir.^^^

Çünkü yüce

Allah, selâm menzilinde onlara tecelli

etme erefini

bahsetmitir. Kusurlu hallerinde zâtlar izzetle vasfedilmitir.
593
59"^

Bu

Ken'an Rifâî, Sohbetler, stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000, s. 57-58. Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dini Kur'ât Dili, stanbul: Feza Gazetecilik,
1992,
c. 6, s.

421.

595

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2000,

s.

455.

358

yüzden

onlar

"otalar
Rablerinden

içinde

sahiplerine

tahsis
delil

edilmi

hûriler"dirler.

gelen

apaçk
delili

bir

üzeredirler,

kendilerinden bir ahit de

peinden bu

pekitirmitir. Böylece
gereklerini
ilâhî

onlar

iki

güzelliin,

yani

îmân ve slâm'n
\aiceltmis,

yerine

getirmenin

balarna

onlar

km^etle

desteklemitir.^^^

Bir hadîs-i erifte Hz.

Peygamber demitir

ki:

Cennet

ehli nimetier

içinde zevklenirken kendilerine bir nur parlar,

balarm kaldrr
"Esselâmu

bakarlar ki fevklerinden (üst,yukan)

Rab

kendilerini eref-i didâryla

(yü^

müerref

(gü^lligin §erefyk ereflendirilmi)

klm.

aleyküm yâ cennet
Rabbi'r-Rahîm"

ehli" bu\aruyor.
ilâhîsi
(ilâhî

te
sö-:^

"selamûn kavlen min
budur.

kavl-i

Bunun

üzerine

onlara nazar bu\arur, onlar da O'na nazar ederler ve nazar ettikleri

müddetçe dier nimetierden

hiç

bir
ki

eye

iltifat

etmezler,

perdelenme bu^^ruluncaya kadar

o vakitte

üzerlerinde

ve

diyarlarnda nur ve bereketi bakî kalr.

Cennet

ahâlisi

bu

günde

tecellîyat

nurlarndan
ve

ve

sfat

müahedesinden
kendilerine

meguliyettedirler.

Kendileri

muhabbette

uygun olan

nefisleri lezzetier içindedirler.

Sfat

nurlarndan

gölgelerde

makamlar

ve

dereceler

üzerine

dayamcdrlar.

Onlar

için

idrâk

nurlarndan

ile

akhn

anlayabilecei

ve

keif

snfndan yemiler
ki,

vardr. Onlar için aradklar müahedeler vardr

o da (selâmun kavlen min Rabbi'r-Rahm)
feyzi

Kemâlâtn
suret

ve kemâlâda, arzulanan devâmn sebep oluuyla,
ile

noksanhklarndan uzaklatrlmalar dolaysyla arzulanan

^^^

Muh>iddîn bnü'l-Arabî,
Yaynlar,
c. 1, s.

Risaleler,

çev.

Vahdettin nce,

stanbul:

Kitsan

157.

59'

Emir

Sultan, Yâ-Sîn-i erifin

Meal
s.

Tefsiri-Esrar ve

Havass, çev. ve

erh Melih

Yulu stanbul:

Çelik Yaynevi,

364.

EY insan
359

rahmeyleyen rahmet sahibi Rab'dan sÖ2ü olarak sâdr olan (çkan)
selâmdr.'''

"Si^ tek

bir nefisten yaratan,

ondan

e§ini

var eden Kabhini^.

.

.

" (Nisa, 1)

âyet-i kerîmesi

insanolunun anne ve baba olarak
ve Havva olduunu;

asl- küllisinin

(bütünün asl)

Adem

"O

ikisinde

pek çok
da

erkekler ve kadnlar

meydana

getiren..."

eklindeki

devam

evlâdarnn kendilerinin parçalar olduunu

ifâde buyurmaktadr.'^'

Akl

erkekse, nefis diidir.

Bu

ikisi

insamn vücûdu evinde, gece

gündüz savata, çekimede;
sorular sormadadr.

niçin ve

neden diye

birbirlerine
iyi ile

mükül

Bununla beraber, kiinin

kötüyü ayrt

etmesi için bunlar bilmesi akl da nefsi de bütün bu srlar ve
hikmetleriyle

kavramas

lâzmdr.^*^*^
güzellikler, bir

Huri diye anlatlan

anlamda

da,

tekâmül

etmi

nefislerimiz,

glmanlar aklise huri

külle

raptolmu

akllarmz, kökler

ve

glmanla bezenmi
biziz.

vücutlarmzdr. ite kâmil olduumuz zaman cennet
Zira; kâmil,
bilendir.

dâima Allah

'

seyreden ve kendi hiçliini

Cennet

iki

ksmdr.

Biri

bu dünyada, dieri

öteki

dünyadaki.
kabri,

Ölmeden
cennetine

evvel

ölmek bahdyârlna eren kimsenin vücûdu
biri

cennet bahçelerinden
girer.

olmu

olur.

Bu mertebede
görür.^°^

kul marifet

Ve uhut

gözüyle

Hakk'

Bilmi

ol ki Allah'n, kalpleri Rablerinin

muhabbetiyle dolu kullar

vardr. Onlar, sevgililerine olan itiyaklar (öî^km) sebebiyle
beklerler.

ölümü

Bu dünyada uzun

süre

kalmay

kerih (irenç) görürler.

Bu

dünyadan ayrlmadkça onlara rahat ve huzur yoktur. Onlar, bu
dünyada uzun süre kalmalarna
5^^

üzülürler, kederlenirler.

Onlarn bu

Kemâlüddin Abdürrezzâk Kâânî Semerkandi, Te'vilât- Kâ^ânijye, çev. Ali Rza Doksanyedi, M. Vehbi Gülolu (haz.), Ankara: Kadolu Matbaas, 1988,
c. 3, s.

15.
er-Rifâî, Marifet Yolu,

5^5

Ahmed
Ken'an Ken'an

Doç. Dr. H. Kâmil Ylmaz

(haz.),

stanbul:

ErkamYaynclk,
^^'^
'''^"

1995,

s.

177.
s.

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyati, 2000,

381.

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

578.

360

dünyadan ayrlmaya olan

istekleri,

susuz

birisinin

suya

olan

isteinden daha iddetlidir. Ecelleri yaklatnda, onlara, ölüm

meleinin

(Aî^rail)

yannda
geUr.
meleklerin:

tahiyyat

ve

selâm

eden

Allah'n

gönderdii 70.000 melek
edilmitir:
"(Onlar),
(iyi) ijlere

Buna Kur'ân- Kerîm'de öyle iaret
Selâm si^n ü^rini^
olsun.

Yapm

olduunu^

karlk

cennete girin, diyerek iyilikle

canlanm aldklar

kimselerdir. "

(Nahl, 32)

Mü'minlerin emîri Hz. Ali'nin önünden bir cenaze geçmiti. Hz.
Ali:

"stirahate

kavutu veya kendisinden kurtulundu"

dedi.

Bunun

üzerine ona: "stirahate

"Mü'min

kiidir.

kavuan kimdir?" diye soruldu. Hz. AJ: Çünkü o, dünyann skntlarndan ve ehl-i
Kendisinden
kurtulunacak

dünyamn
istirahate

eziyetinden kurmlup sonra da Allah'n rahmetine ulaarak

kavuur.
kimsedir.

kimse

ise

fâcir

(günahkâr)

Öldüü zaman

kuUar

ve

beldeler

ondan

kurtulup istirahate kavuurlar." dedi.
"Bi^yeri bir döek ve dalan da katklar yapmadk

m?"

(Nebe, 6-7)

eyh Ebû

Cafer

âyetleri

öyle

açklad:

Alemin

döei

ve

(sarslmasna engel olan dalan) kazklar mü'minlerdir. Mü'minlerin

döei

ve

(sarslmalanm

engelleyen)
engelleyen) engelleyen)

kazklar

ariflerdir.

Ariflerin

döekleri ve (sarslmalanm döekleri ve (sarslmalanm

kazklar Nebilerdir. Nebilerin
Resullerdir.

kazklar

"^02

Ahmed

er-Rifâî, Sohbet Meclisleri, çev.

Dr. Ali

Can

Tatl, stanbul:

Erkam

•^03

Yayn, 1996, s. 169-170. Muhyiddin bnü'l-Arabî, ^hu'l
yaynlar,
s.

Kuds,

ter.

Vahdettin nce, stanbul: Kitsan

112

EY insan
361

-58Rahîm Rabdan
bir

kelâm, bir selâm.

"Selâmün kavlen tnin RabbPr-Rahîm"

*
(Onlara)

Kahîm

olan

Rab'den

bir selâm söf^ vardr.

(Elmahh

Hamd

Yat^r)

Onlara merhametli Kabb'in söyledii selam vardr. (Diyanet)

Rahîm, Rahmet ve merhameti smrsz

olan.

Dünya hayatm

buyruklarma uygun biçimde yaayanlara, ölüm sonrasmda özel

rahmeder sunan demekür^^"*
intikam almadan, ambarlamadan, ayplamadan, tevbenin peklini de öretip
sonra da affeden.

Rahîm,

esirgeyip,

balayan; kendisinden

istenildiinde

veren,

istenmediinde öfkelenendir.
"Muhammed, yi^z
ismiyle Resul'dür; î^ahmet

çekmeni^ O'na

ar gelir.

Si^e

çok dükündür; müzminlere
eden)

Raufdur

(merhametli),

Rjhîm'dir (muhafaza

(Tevbe, 128)

Çünkü Hz. Peygamberin rahmetine

ceza kederi

karmamtr. Bundan

dolay da âlemlere rahmet olmutur.
ceza ve azab

Rahmân'n rahmetine
mevcut olduu

karm olabüir. Meselâ lezzet
Çünkü bunda
hastaya rahmet

ve kokusu kötü olan üâc içmek
gibi

gibi.

yaradla uygun olmayan ey de mevcutmr.

Fakat Rahîm'in delâlet ettii rahmete hiç bir
nimettir.

ey karmaz.
saadet

O

srf

Bu nimet de ancak
Rahîm Rahmana

kârdl ve

tam

sahiplerinde

bulunur.

nisbetie

insamn vücut yapsndaki göz

^^^^

Yaar Nuri

Öztürk, Kuran-t Kerim Meali, çev., stanbul:
çev. Sejyid

Hürriyet Ofset

^^^

Matbaaclk, 1994, S.582. Abdü'l-kerim b. ibrahim el-Cîlî, Insan- Kâmil, stanbul: Kitsan Yaynlan, s. 421.

Hüseyin Fevzi Paa,

362

gibidir. Yani,

bir

Rahim daha Az2, daha sân yüksek ve daha husûsi duruma sahiptir. Yine, Rahmân'm bütün merhametlere mutiak
vardr.

ümulü

Bundan dolaydr
âhirette
(s.a.s.),

ki.

Rahimdeki rahmet, tam
denilmitir.

manâsyla ancak
Hz.

meydana

gelir,

Muhammed

mezarlktan dönüp de Hz. Âie'nin yamna

geldii zaman Hz. Âie Resulullah' görünce hayretler içinde kald. Kotu, onun yanna geldi, eliyle üzerini yoklad, yine hayretle yüzüne bakt, sakalm, sarm, yakasm gösünü elleriyle okad.

Muhammed (s.a.s.) sordu: "Ya Âie, üzerimde böyle hararede aradn nedir? Neyi merak ediyorsun?" Hz. Aie cevap verdi: "Ya Muhammed! Bugün gök}öizünü iri bulutlar kaplad ve yamur yad. Elbiselerini onun için yokluyorum, fakat ne garip ey ki sen slanmamsn." Hz. Muhammed (s.a.s.) yine sordu: "Ya Âie, semâda bulut ve yerde yamur gördüün zaman senin banda nasl bir örtü vard? Âie: "Senin ridâm ba örtüsü yapmtm." dedi. O
Hz.

zaman

Resulullah

buyurdu

ki:

"Ey temiz gönüllü Âie! Senin

gördüün

rahmet, dünya göklerinin

yamuru

deil, gayp âleminin
ol,

rahmetidir. Allah sana (senin temi^ hak§lanna ükret, mesrur
senalar eyle ki) kendi

hamd ü

öz rahmetini göstermi." Öyledir, nice gözler

vardr

ki

bulunduklar ve yaadklar dünyaya
ilâhî

yaan

rahmeti görmez.
ki

Nice temiz ve

kla aydnlanm

baklar da vardr

Allah

akyla

yanm

susuz barlar için esrar âlemlerinde

yaan yamuru

görür.'^^'

Ahad

(teklik)

kemâldir
(m

ve

Ahmed henüz

kemâl

makamnda
(olgunluk)

deildir.
bulur.^"^

O mim

harfi)

kalknca tamamen kemâl

te Hazret-i Peygamberin kulluundaki Rabb tecellîsi budur.

^^^

Abdü'l-kerîm

b.

brahim

el-Cîlî,
s.

nsan-

Kâmil, çev. Seyyid

Hüseyin Fevzi Paa,
290-

stanbul: Kitsan Yaynlar,
60^

151-152
stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000,
s.

Ken'an
291.

Rifâî, erhli Mesnevî-i erif,

608

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Fihi Mâ stanbul: Müli Eitim Basmevi, 1985,

Fih,
s.

çev.

Meliha Ülker Anbarcolu,

333.

EY insan
363

Mürid-i kâmil demek, kemâlini bulmu, Hak'la Hak olmu, kendi
ortadan kalkp

ancak

Hakk'n elçisi olmu kimseye derler ki bu rütbe dorudan doruya Cenâb- Mevlâ tarafndan ihsan olunur. Hakk'n elçisi olan kimse, elbet Hakîkat-i Muhammediye denizini

gösterir ve gösterdii kimselere de: "Git, oraya dal!" der.

Allah'n
srryla

elçisi:

"B^« de becerim

ama hana

vahyoluyor." (Kehf,

110)

beerden
içine

ayrhr.

Müridin de
Hakikat-i

bir

beer

taraf

vardr.

nsanlarn
yürür.

karr,

herkesin yaptklarn yapar, yer,

içer, gezer,

Fakat

kâmil

insan,

Muhammediye güneinin
süfli

nuruna aynadr ve Allah'n Zât ve sfatna mazhardr. Ulvî ve

cümle mükevvenâtn büyük istei, kâmil insamn kalbinde bulunan
Hakîkat-i Muhammedi'dir.

Kâmil insan
kendisinde

surette

küçük
olan

bir

âlem

ise

de,

mânâda her ey
bir âlemdir.

toplanm

muazzam ve büyük

mdi

kâmil insanla

al

veri, Allah'la
insan

al

veri etmek

gibidir.

te

Cenâb-

Hakk bu
mürekkep
Yine: "Bir
/fetf//r.

kâmil

hakknda Kur'ân- Kerîm'de: "Denizler
evsâfm yazmakla bitiremez" buyurur.
ve yine

olsa kâmil erin
o

kadar deni^ getirsek, onlar dahi kurur
der.'°'

yalaktan

âdî^

"(Kehf, 109)

Mürîd-i Ekber: Resûl-i Ekrem bak nasl nerettii hakikatin nuruyla, Hakk'n ziyâsyla, nev-i beerin gecesini gündüze,

km

bahara

çevirerek

âlemde
bir

yapt

inklâp

ile

âlemin

eklini

deitirerek nûrânî
güzelliiyle kâinata

ekle sokmutur. Evet o zât'n nûrânî
bir

baklmazsa kâinat

mâtem-i

umûmi

içinde

görünecektir.

Bütün mevcudat
bulunacakt

birbirine

kar
birer

ecnebi ve

düman
suretini

durumunda
gösterecekti.

Cemâdât
düeceklerdi

cenaze

Hayvan ve
vaveylalara
(çeitlenmesi)

insanlar yetimler gibi zeval ve

firakn

korkusundan
tenevvüüyle
(nak§lanyla)

ve

kâinata

harekâtiyle

ve tagayyürâtiyle
bir

(renklenmesi)

nükûüyle
baklacakt.

tesadüfe

baü

oyuncak

nazaryla

Bilhassa insanlar hayvanlardan daha

aa, zelü ve hakir olacaklard.

te o zât'n telkin ettii îman nazaryla kâinata baklmad takdirde
Ken'an
Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealti Neriyaü, 2000,

s.

518

364

kâinat öyle korkunç zülumatl bir ekilde görünecekti. Fakat o

mürid-i kâmilin gözüyle ve îman gözlüüyle baklrsa her
nurlu, ziyadar, canl,
edecektir.''"

taraf

hayad

sevimli sevgili bir vaziyette arz- dîdâr

Kalb-i selim, ilim ve amelle hâsl olur.

Bu

ilim

de tevhid

ilmidir:

Allahümme yessir knâ
ilahe illallah ilmini

ilme lâ ilahe illallah yani,

Allah'm bana bu

müyesser kl, demek ve bu ilme sahip olmay

istemektir.

Tevhid

ilmi de, her

yaplan eyi Allah'tan bilmek, her gördüün

eyde Hakk'n
Allah'n iine

tecellîsini

görmek,
bir

u öyle oldu, bu böyle oldu diye
bu
lutfa

karmamak,

musibete urarsan kendi hatandan

bilmek, bir lutfa mazhar olursan, ben

lâyk deilim ama
bir bilmek,

Allah'mn
bir

bir

ihsam diye kabul etmek lâzmdr. Hâsü,

sevmek, bir görmek gerekir.
bil

¥âil ile mevcudu hemen

ki

Huda 'dr

Inkân belâdr

Kimseyi incitmeyecek, kimseden incinmeyeceksin. Sana
yapsalar

bir fenalk

ho göreceksin. Yalan söylemeyeceksin.
ayrlmamak, Hakk'a
bilmektir.

Sonra amel geHr. Yani hâlinde, kavlinde, sözünde istikamet ve
adaletten

kar

kendi

vücûdunun

bir

hiç

olduunu görüp
Adalet,

Hakk'n rzasn

elde etmeye çalmaktir.

te

böyle hareket

edip Allah Rabbimdir diye istikamet edenler için havf ve hüzün yani

korku ve endie yoktur.
verirler.

O

vakit bunlara kalb-i selim

pasapormnu
Mürebbî

Fakat sen bu pasaportu kendi gücünle almak istersen ite o

çok

zor, belki

de imkânszdr. Resulullah Efendimiz

bile:

(terbiye edici)

olmasayd Rabbimi bilemedim buyuruyor.

Imâm- A. 'f^âm da
o sultana

H^. Ali Efendimi^n evlâtlarndan imâm
(Son) iki sene olmasayd

Cafer'e mürit olduktan sonra:
suretiyle

Nüman

helak olurdu demek

mülâki (kavujmak) olujuna ükreder.

^'*'

Abdullah Yein, Yeni Lügat, stanbul, Hizmet Vakf Yay. 2004,

s.

493

EY INS7\N
365

Onun

için

müridin rzâsn kazanmak
elde

suretiyle

bu

kalb-i

selim

pasaportunu
^''

etmeye

çalmal. Müridin rzâs da onun
elde

boyasna boyanmak, yolunda gitmek, görmek ve bilmekle
ediUr.

Aleme gelen ve gelecek olan her peygamber, her
bir

velî,

yüce Hak'tan
yitip

nefhadr.

Birisi bir

nefhadan maksadna ermez de o nefha,

giderse, ümidini

kesmemesi,

baka

bir

nefhay aramas

gerektir;

çünkü âlem durdukça onlarn mübarek vücutiar da vardr. Nitekim
Peygamber, "Gerçekten
vardr; onlan kollayn"
de

^manm^n
dini,

günlerinde, Rabbiniî^n nefhalan
velîleri gizler;

buyurmutur. Yüce Hak baz

bütün âlem gerçeklii,

ak,

tam inanc onun yüzünden artrr,

hepsi de onunla durur, halleri

onun hürmetine
o,

artar

ama onu
diri

görüp bilmezler

ki

teekkür
etsinler.

etsinler, evlerini,

barklarn, varlarn,

yoklarn ona feda
bahar
gibi.

Ama

onlarn, kendi yüzünden
bilir

olduklarn, ite-güçte bulunduklarn
bitkilerin

ve görür. Hani aaçlarn,

yüzünden

büyüyüp

boy

atü

halde

bahar

Alem halk da ondan faydalanr, ama bilmez; o bilir. Üç yanda, iki yanda, bir yanda olancklarn, kendilerini yetitireni bilmedikleri gibi, ama o, onlarn kendi olancklar olduunu büir.
bilmemesi
Peygamberin, din pâdiahlarmn ulusunun ne dediini

duymadn

m?
Hakk'n buyurduu, her zaman nefhalan vardr,
halka esip
gelir.

soluktan solua

Hepiniz de Tanr'nn nefhalarn candan- gönülden, temiz gönülle
kabul edin.

Böylece karanlk, tümden aydnlansn; dikenliiniz güllük gülistanlk
olsun.

Bir

nefha

geldi

geçti

ama

siz

gaflettesiniz;

o,

kimi

dilediyse

olgunlatird.

O nefha geçip gitti, gizlendi; hepiniz de cansz gönülsüz kaldnz.
Arlk,
bilgi,

görü balamak için

tekrar yeni bir nefha geldi.

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

215.

366

Çal

da bundan

mahrum

kalma; yoksa bu kân

yitirir

ziyana girersin.
artk.

Çünkü bu nefha da
Nefhay
(nefes)

gelip geçti mi, bil ki

muradna eremezsin

bir

ganimet bilmeye, ondan faydalanmaya
et.

iyice

çal

da sevgiliden dileini elde

Allah'n lutfuyla bizim bu nefhadan

armaanmz var; inkâr edenlere

de feryad etmek dütü.

krar

ettik

de armaana kavutuk; inkâr tozundan pasndan arndk.
bize

Nefha üstüne nefha gelmede,
yüzlerce cihan ihsan edilmede.

can

balanmada; cihansz

Deil mi
iimiz i.

ki

toprak dünyasndan sçrajnp kurtulduk; dünyada artk

Kendimize
çevirdik.

de,

dünyaya da

srtmz

döndük; yüzümüzü can âlemine

Perdesiz olarak gönül yüzünü gördük, dosttan srlar iittik.

Hakk'n
onunla

elinde bakî

arâb

içtik;

kendimizden,

varbmzdan

öldük,

diriyiz.

O sâkî'nin lutfuyla daima bakîyiz; Hak arâb ruhu bakî klar.
Ebedîlik saraynda arap, meze,
bizim.

mum,

güzel ve can,

önümüzde

Bundan böyle yolumuz, yordammz zevk ve
bineimiz çevik

sefa,

ak

keskin,

Deil mi

ki iki

âlemde de
defle,

sâkî o;

âklardansn gözünü
bahçenin
her

aç da.

Sarholar

gör;

neyle

ban,

yanna nasl

dalmlar.
Hepsine de can
gence
de, ihtiyara

arab

sunulmakta;

aalk

kiiye de, yüceye de,

da verilmede.

Hepsi de o arapla ho, kendinden habersiz; hepsinin de o bakla
gönlü neeli,
diri.

Terü taze

dallar,

baharn, meyvalardan çok gonceler

verir ya,

tpk

onun
Bil ki

gibi.

o tomurcuklar, o gonceler,
verdi

aacn meyva

vermesi

içindir;

meyva

mi hepsi de dökülür.

EY insan
367

Yel estikçe her yana, gümüler, altnlar gibi dökülüp saçlr, savrulur
durur.

Dal

me}^alarla

yüklüdür

ama

haberi

yoktur;

lâyk

olduu

balardan

bihaberdir.

Gül, dikenin arkasndan çkar,
kendini gösterir.

tek

binici

gibi

dallarn üstünde

Ama

güzellii kimdendir, o kadar güzel kokusu niçindir, haberi bile

yoktur.

Bunun

gibi

bitkilerin

de hayvanlarn da kendilerinden haberleri

yoktur hani.

Artk zamanmzda da halka

bir

ba

bir veliden verilirse.
gizli,

Ama

halkn onun

bandan
kar

haberi olmazsa,

açk ondan

ihsana nail olduklar halde

onu bilmezlerse buna

alr m?

O

velî,

her selâma

kadeh sunmakta, her sözün sonunda dilek

vermede.

Artk yamur
verin.

yerine altn

yamada; mâden

geldi artk

dükkâna

bo

Hepiniz de zenginlesin onun definesinden; hepiniz de büyüyün,
yücelin

onun

mevkiiyle, yüceliiyle.

Hepiniz de onun yüzünden eker oldunuz, ükredin; onun arabyla

boyuna sarho olun.
Size

karüksz

altn vermede, talar inci haline getirip durmada.

Sizden yükü, mihneti, zahmeti kaldrd; lütfedip cömertlik
yüceltti.

bayram

Dert, keder size
oldu;

ak

efsununu

(büyü, sihir)

okudu da tümden yok

kalmad.
gizlidir o;

Herkesin bedeninde can gibi

damarlarmzda,

iliklerinizde

kan

gibi

akp duruyor
bil

Görünüte onu bilmesen de bunu
tertemizsin sen.

ki

boyuna onun yüzünde

Çocuk
Sahibi

köle sahibini
bilir ki o,

tammaz ama

a bilen kii.
o.

kendi kölesidir; balk gibi oltasnda

368

Çocuklar

da

her

solukta

babalarnn yüzlerine hayran hayran

bakarlar ama,

Hepsine de

esenlik,

yaay

ondan gelmekle beraber onun kim

olduunu

bilecek kadar bilgüeri yoktur.
böyledir; herkese ihsan da

te

gerçek

eriir,

eyh de zamannda yardm da ondan.

ondan

Herkese güç, kuvvet de ondan

gelir;

rzk

da; herkes,

baln denizde
alr.

yaad gibi onun sayesinde yaar onunla diridir.
Onun Tanr
gölgesi

olduunu bümeselerde
yer
de;

iki

âlem ondan feyz
ordusu
da

Gök

de

onun hükmündedir
tâbidir, din

küfür

onun

buyruuna

ordusu

da.

Ne

dilerse

hemencecik

olur; hâli

kötü olan onun yüzünden

iyi

hâl

elde eder.

Bu eekler onu
ki âlemde ne

bilmeseler ne gam; zâti ona ne eit vardr, ne benzer.

varsa ona yakndr; varhk da
olur;

ondan

biridir,

mekân
kesüir.

da.

Hükmüyle cehennem cennet

mihnet tümden rahat

Yoklua o varhk balar;

yücelik de
bir

ondan

belirir,

aalk da.
Ve görmek

nsan Tanr katnda bakan
sfat
ile

gözdeki bebek

gibidir.

tâbir

edilmi olan mahlûk odur.

te

bundan dolay ona

insan denildi.

Çünkü Tanr, mahlûklarna

insan üe nazar

kld

ve

onlara rahmet eyledi.

u halde

O

ezelî

olan insan

(pekliyle)

hadis,
ciheti

zuhur ve ne'eti
birletiren

bakmndan
bir varbktr.

ebedî ve dâimidir.

O,

iki

ayrc

Yani

ezelî

ve ebedî yönlerini onun

vücûdu birletirmitir. Âlem onun vücuduyla tamam oldu. Bu itibarla O, âleme nazaran yüzüün ta gibidir. O, Pâdiâhn
hazineleri üzerine

dolay ona

halîfe

mahlûklarm da

vurduu mührün nakna mahal oldu. Bundan ad verildi. Mühür hazineleri koruduu gibi, Tanr o Halîfe korur. Padiahn mührü o hazineler
Ancak

üzerinde bulundukça onlar açmaya kimse cesaret edemez.

onun

izniyle

açlr.

u

halde Tanr, âlemi

korumak hususunda

•^'2

Sultan Veled,

îbtidâ-nâme,

çev.

Mülhakat Eski

Eserleri Sevenler

Abdülbâkî Gölpnarl, Konya: Konya ve Dernei, 2001, s. 320-323

EY insan
369

Adem'i kendine

halîfe

kld. Bu hâle göre içinde insân- kâmil var
olacaktr.
^^^

oldukça âlem, dâima

korunmu

Bütün yaratklar arasnda "Selâm" isminin kudsiyetine

(kutsallk)

sadece nefsini ehvetlerden salim (u^k) klan, kalbini üphelerden

arndran kimseler
Hakk'adr.

ulaabilir.

u

halde selâmet

(emniyet),

Hak'tan

Hakk'n selâmeti, kuku kirlerinden ve karanlndan temizlenmeleridir.
Ehl-i

gizli

ya da

açk irk

Bu

ismin hakîkatieriyle vasflanan kimsenin alâmeti, vakur,

arbal,
gafil

mütevaz, inatçlarn skntlarna
insanlarla tartmazlar, cahillerle

kar

sabrl olmaktr. Onlar,
onlar,

mücadele etmezler;
gibi olurlar.

Hakk'n

bu özellie sahip insanlar niteledii

Bu makam
kendisini

sahibi "selâm" ifadesine bir

ey

eklemek

isteseydi bile,

buna gücü yetmezdi. Bunun nedeni
de bütün azalar olmutur.''^'*
Selâm vermek hususunda
(Hadis).
hiç

iradesinin

olmay

ve Hakk'n

korumasdr, çünkü Hak, bu kiinin iitmesi, görmesi ve

kimse Tann'nm Elçisinden
(s.a.s.)

evvel gelememitir.

Peygamberden

önce

hiç

kimse

asla

selâm

vermemitir. Çünkü
evvel davranp selâm

o, fevkalâde alçak
verirdi.''^^

gönüllü olduundan, dâima

Ulu Tanr:
demektir
ki:

"Ey Peygamber sana selâm

olsun!"

bu\ardu.

Bu

Sana ve senin cinsinden olan herkese selâm olsun.

Eer
ve:

Ulu Tanr'nn maksad bu olmasayd, Mustafa

kar koymaz
olsun"

"Selâm bizim üzerimize ve birçok

sâlih kullar üzerine

demezdi.

Çünkü selâm ona

has

olsayd.

Peygamber o sâHh

kullarna izafe etmezdi. Bununla

demek

istedi ki:

O

senin bana

<^'^

•^"^

Muhyiddin Arabî, Füsûs ül- Hikem, Çev. Nuri Gencosman, stanbul: stanbul Kitabevi Yaynlar, 1981, s. 4-5 Sadreddin Konevî, Esmâ-i Hüsnâ erhi, çev. Ekrem Demirli, stanbul: z

Yaynclk, 2004,
615

s.

46-47.
Ffh,
s.

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Fhi Mâ stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1985,

çev.

MeHha Ülker Anbarcolu,

164.

"

370

verdiin selâm, benim üzerime ve benim cinsimden olan
kullar üzerine olsun!
deildir,

sâlih

Meselâ Mustafa abdest alrken: '"Nama^
sahihtir. "

sahih

ancak
(belli,

bu

ahdestk

buyurdu.

Bundan maksat

muayyen
kimsenin

belirli)

deildir.

Bu muayyen

bir abdest olsayd, hiç

namaz doru olmazd. Çünkü burada yalnz Mustafa'nn abdestinin ve namazn shhati bahis konusudur. O hâlde maksat her kimin abdesti bu cinsten deilse, onun namaz doru olmaz, demektir. Meselâ: Bu tpk nar çiçei gibidir, derler. Bunun ne
mânâs
Hayr,
Allah
var? Yani

bu gül-nar

(nar çiçei) ite budur,

demek

midir?

belki

bu gül-nar

cinsindendir, demektir.
gelir.

âkna

bü}^k sevgiliden nâmeler
gelir.

Saysz evk
sana,

halleri,

saysz cezbeler
yalvaranlara, sen

Öyle

ki,

ya

Rabbi,

senin

aknla

karbk

olarak,

saylamayacak kadar çok, (Efendim!)

dersin, (Burdajtm!) dersin. (Söyle!
verirsin.*^^^

Her

dileini

kabul

ettim!)

müjdesini

-59Ey günahkârlar! Bugün
siz

ayrln

(veya,

ey

mücrimler! Haydi bugün bu nimetli tablodan ayrln) ''Ve'mtâzü'l-yevme eyyühe'l-mücrimûn

*
Ej günahkârlar! Bugün
j/^ bir tarafa ayrln.

(Elmalk Hamdi Yaf^r)
''Ayrln bir tarafa bugün,
ey

günahkârlar!" (Diyanet)

^'^

Mevlâna Celâleddin Rûmî, ¥îhi Mâ stanbul: Millî Eitim Basmevi, 1985,
Ken'an
Rifâî,

Fîh,
s.

çev.

Meliha Ülker Anbarcolu,
221.

287
s.

''^''

erhli Mesnevî-i erif stanbul: Kubbealu Neriyat, 2000,

EY insan
371

Burada günahkârlar derken cehennemi îmâr eden ve oradan

çkamayacak
birleyenlerde

kimseleri kasdeder. Onlar efâatçlarm efâatyla ve
ilâhî

inayetin

(baij,

ihsan)

öne

geçmesiyle

cehennemden çkanlardan
Adalet
terazisi
ile

ayrhr.^^*^

ve

fazilet

mihengi

(ölçü)
ile

hakîkî inci

ile ile

boncuun,
ahinin
bir

nakit para

kalp parann, alün

bakrn, karga

olmasn ve
görmedi.

bir

srada

birbirleriyle

karm

bulunmalarn doru

Tanr Firavun'un
Kptîler'den

sihirbazlarn
eski

dier sihirbazlardan ve

Sptîleri

(Mmr'n

halk)

ayrmas

için,

Musa'y meydana
ile

çkard. Ahir zaman Peygamberi olan

Muhammed
olsun)

de böyle

olmutur. Mustafa'nn {Selâm onun ü^rine

zuhurundan evvel

Ebû

Cehil ve

Sddk

derece itibariyle
idi.

birdiler. Belki

Ebû

Cehil'in ismi

Ebu'l-Hakem (Hikmet bahas)
Cehil oldu. Bu, âlemin çöküp

Küfür ve inkâr \aizünden ismi Ebû
kadar böylece

yklmasna

devam

eder.

Peygamberlerle

ayn

nefese,

aym zaman ve ayn nura

sahip
gibi

bulunduklarndan, onlarn

varisleri olan evliya da,

peygamberler

halk Tanr'ya davet
alan ve

ederler.

Asl Tanr'ya bal olan ve ondan nur
olan her kimse yine ona meyleder ve

muhakkik

(hakikat

ehli)

bu

daveti kabul eder.

Aym zamanda
aaç
gibi

o kimsenin can, evHyâmn
tutar.

nefesiyle ondan, yeni bir
tazelik

kök

Bu bahardan
verir.

her an bir

ve bir

dirilik

meydana

getirir

ve meyve

Surete tapan ve

mukallit

(taklit eden)

olan kimselerin günden güne daha
olur.

souk, daha

cansz ve

yüzleri

daha çok kara
"^'^

Muhakkiklerde ilerleme ve
de inkâr o nisbette

kabullenme ne nisbette
artar

artarsa, mukallitierde

ve kymetten düerler.
gecedir,
âhiretse

Dünya
evHyâ

gündüz; dünya

ehli

geceye mazhardr
kimi

gündüze

mazhar.

Gündüz,

kimi

mazhardan

de

mazharsz görünen

bir eydir.

Yüce Allah kyamete "Din günü"

Muhyiddîn bnü'l-Arabî,
Litera
'"'^

Fiituhât- Mekkiye, çev.

Ekrem

Demirli, stanbul:

Yaynclk, 2006,

c. 2, s.

402.

Sultan Veled, Maârif, çev. Meliha

Eski Eserleri Sevenler

Anbarcolu, Konya: Konya ve Mülhakaû Dernei yaynlar, 2002, s. 1 8.

372
dedi.

Demek

ki âhiret,

gündüzdür; çünkü aydn günde

iyi

ve kötü

belirir,

cehennemlik, cennedikten ayrlr. Peygamberlerle erenler de

gündüze mazhardrlar, gündüz hükmündedirler. Onlarn vücuduyla

mü'min

kâfirden,
blis,

münkir, ikrar edenden ayrd

edilir.

Adem'in

vücuduyla

meleklerden

ayrld.

Bunun
Cehil,

gibi

Musa'nn

vücuduyla Firavun ve ona uyanlar, ibrahim'in vücuduyla

ve

taraftarlar,

Mustafa'mn \'ücûduyla Ebû
edildiler.

Nemrud Ebû Leheb ve
ehli

onlarn cinsinden olanlar a}ird
gecedir; gece

Dünya ve dünya
elbette uykular da

uyku

getirir.

Bu

sebeple de halk gaflet uykusuna
'^"*'

batp

gitmitir;

çünkü dünya gecesindedir,
"

ar

olacaktr.

Hz.

Mevlânâ bu mânây nazma

alarak

Hak

ehlinin

birliini

erhetmitir.
B/r ay parças gibi gelen

krm^^ elbiseli, bu sene de bu pas renkli hrka içinde geldi. O sene de yamada gördüüm o Türk, bu sene A.rap gibi gelen bu ayn kimsedir. Her ne kadar kadeh dei^mipe de §arap ayn araptr. Bak
o

jarapçmn bajina gelen ne kadar hoj! Elbisesi deimise deyâr aynyârdr.
elbiseyi deitirip,

O

tekrar

baka ekilde geldi.
ibadet

Adem'in

d görünüüne bakarak o nuru görmeyenler, ona
kibri,

etmekten çekindiler. Tanr, Adem'i imtihan maksadyla yaratt.

Bazlarmn

bmoiklüü ve kendini onunla bir tutmak istemesi, ona ibadet etmesine, onun önünde eilmesine mâni oldu. Fakat, kuvvetli bir asüdan gelen ve o aslî cevher kendisinde çok olan baz kimseler, bu kibir ve benlik örtüsünü \irtar atarlar, ite o zaman, o
aslî

nuru, bu varhk perdesi olmadan görürler ve secdeye
aslî

gelirler.

Kendilerinde

cevher az ve za}if olan kimselerin bu perdeci

yrtmaa
urayana olmasna

km^^etieri yoktur. Bunlar örtüye yenilmilerdir. Yenilgiye
ise

yokluk

hükmünü
onu,

verdiler.

Saf bir

gümüte azck bakr
Çünkü
bakr

ramen

yine

gümü

sayarlar.

yenilmitir.''"

^20

^-^

''--

Abdülbâkî Gölpnarb, Konya: Konya ve Dernei yannlar, 2001, s. 235 Sultan Veled, Maarif, çev. Meliha Anbarcolu, Konya: Konya ve Mülhakaü Eski Eserleri Sevenler Dernei 3-aynlar, 2002, s. 149. Sultan Veled, Maarif, çev. Meliha Anbarcolu, Konya: Konya ve Mülhakat Eski Eserleri Sevenler Dernei yaynlar, 2002, s. 18-19.
Sultan Veled,
btidâ-nâme,
çev.

Mülhakat Eski

Eserleri Sevenler

EY insan
373

Bu ekim
devirmek

dünyas, mahere hatrlanmak, âhirette burada ektiini toplamak,
için yaratlmtr.

Suyla topraktan

mânâ

î^uhur etsin diye cana ait adlar, harf ve nefes nikahyla

(peçe)yüîilerini örttüler.

Saf ruhun

harflerden

kurtulmas

için

pek çok

belâlar çekmesi,

pek anlayl

olmas lâî^mdr.

Müsâ
"Ey

(a. s.)

dedi ki:

soru,

hesap

gününün

sahibi

Tann,

yapp

düf^dün,

neden yine bo^ar,

ykarsn?
Cana
canlar katan
erler,

dipleryaratrsn sonra bunlar,

ykar, mahvedersin;

neden?"

Tann

dedi ki:

Bu

suali

inkâr yüklünden, yahut

gafletle ve nefsine

uyarak

sormuyorsun, biliyorum.

Yoksa ho§ görme^ if^KPP

^d^^>

^^ soruyükünden seni

incitirim.

Fakat bi^m

illerimizdeki hikmetleri, varlk

srlarn arattryorsun.
ve

Bunu

bilip

sonra

da

halka

bildirmek

her

ham

kimiyi

bu

suretle

olgunlatrmak
Sen bunu

istiyorsun.

biliyorsun

ama halka da

bildirmek için sormaktasn.

Tann buyurdu

ki:

"Ey akl sahibi Müsâ, madem ki sordun, gel de cevabm duy!

Ey Müsâ, yere
Müsâ, tohum

bir

tohum ek de bunun
ekin
bitti,

smn anla!"

ekti,

kemâle gelip baakland, gürelce düzünce yetiti.
bir ses geldi:

Ora alp biçmeye balad.
"Neden ekiyor
besliyorsun

Gaybdan (görünmeyen âlem) kulana
da kemâle gelince
kesiyor, biçiyorsun?"

Müsâ

dedi ki:

'Yarabbi,

burada tane de

var,

saman

da...

Onun

için

kesiyomm.

Çünkü

tanenin

saman ambanna konmas lâyk

deil..

Saman da buday ambanna konursayattk

olur!

" "

374

Bu

ikisini

karktrmak hikmete uygun olama^. Mutlaka

elerken ayrt etmek

lâ^m.

Tann

dedi ki:

"Bu

bilgiyi

sen

kimden aldn da

bir

harman meydana

getiriyorsun?"

Miisâ,

"Tannm, bana bu temyi^ (ayrd etme
dedi ki:

kabiliyeti) sen verdin. " dedi.

Tann

"Öyleyse Bende

nasl olur da
temi':^

temyiî(^

olma^

Halk arasnda

ruhlar da var, topraklara

bulanm kara

ruhlar da.

Bu sedeflerin

hepsi bir deil Birisinde inci var, öbüründe boncuk!
iyiyi

Budaylar samandan ayrmak nasl lâ^msa bu
vacip.

de kötüden

ayrmak

Bu

âlem halk,

hikmet hat^neleri

gizili

kalmasn,

meydana çksn

diye

yaratlmtr.
'Ben bir hat^ineydim." dedi Tann, hem de
kaybetme, meydana çkar!
gizili...

bunu duy da

cevherini

Ayran

içinde

ya naslgi^liyse,

doruluk

cevherindeyalan dagi:^idir.
can.

Oyalann, §ufânî tendir. Dorun da Tann'ya mensup
Yllardr §u
gelmitir.
ten

ayran meydandadr da can ya, onda fâni ve deersi\

bir hâle

Nihayet Tann, bir

elçi

kulunu ayranyaya koyup döven
diye sfatla, hünerle o

birisini gönderir de

Bende bir ben gi^i olduunu bileyim

yay döver.
iî^hâr eder de o
sö-:^

Yahut da î^âtndan adetâ
vahiy arayan kijinin

bir cü^ olan bir

kulunun söf^ünü

kulana girer.
sö^
kavrar,
beller.

Mu minin kula
Alemden
623

vahyimi-:^ (Allah tarafndan bildirilen

Öyle kulak, insan
iki

Hakk 'a

davet edenin

ekidir,

arkadadr.

^t ses gelmektedir. Bakalm
Mesnevi, çev.

sen hangisine istidatlsn'^

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl
1991,
c.

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

4, beyit.

2989, 2972, 2985,

3001-3007,3015-3036.

EY insan
375

Bir tanesi,
Bir
ben
ses, ey

iyi

kiplere hayattr.

Öbürü kötü
kiji,

kimilere hile!

gü:(el ve

hana dünkün olan

ben diken çiçeiyim, çiçek dökülür,

kalrm; diken dalndan

ibaretim ben, der.

Çiçei, ey gül satan, gel

buyana

der.

Dikenin

sesiyse

bi^m yanm^ gelmeye

kalklma

der.

Bu

seslerden birini

kabul

ettin

mi öbürünü duymadn

bile...

Çünkü

seven

kip, sevgiliye ay

kn olan kiplerin söylerine sar olur.
^/ olur, artk ona lâyk olmaksn!
A.rtk
sahibine ondan

iki çuvaldan birine girdin mi öbürüne

Gönül evini hangi

ses boj bulursa o gelir, tutar.

bankas

ya eri görünür, yahut acayip!
A.lemde her
götüreni!
§ey,

bir jeyi çekmektedir.

Küfür, kâfiri, doruluk,

doru yola

Kehribar da vardr
elbet bir

mknats

da.

.

.

Sen demir de

olsan,

saman çöpü

de olsan

tu-^a

düzersin.

Demirsen seni bir
ona gidersin.

mknats

kapar. Yok,

saman çöpüysen kehribara

tutulur

iyi kiplerle dost olmayan,
olur.

elbette kötülerin

yannda yer

alr,

onlara

komu

Mûsâ, Kptye göre pek kötüdür ama

Hâmân

da Israiloullanna göre

talanm melunun

biridir.

Hâmân in can Kptîyi çeker. Musa'nn can
Karanlk yü^nden
kime
birisini

da Israiloullann
kendisine kimi

diler.

tanyamadn m,
^^"^

imam

edinmi,

uymu

bak, ne

olduunu anlarsn.

^2'*

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi^ çev.

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl
1991,
c.

stanbul: Milli

Eitim Basmevi,

4, beyit.

1622-1626, 1629,

1631, 1633-1638, 1640

376

Mustafa'nn meperet (konulup akl danmak)

ettii

t^ât,

Tann Sddkyd.

Ebû

Cehil'e fikir veren

Ebü Leheb'di.
kulana
bile giremedi.

Cinsiyet onu öyle bir çekti ki o nasihatler,

Herjej kendi cinsinden olana jü:(lerce kanatla
hayaliyle

uçar, gider...

ona

ulama

balarnyrtpyürürf^^
(yol kesici,

Gerçi akî

kötü huylu kimse), daha annesinin
belli

karnnda

iken akidir. akilii önce

olmayan bu ruhun cisme geçtikten
bilinir.

sonra

gösterdii

iaretler

erbabnca

Çünkü beden
ister

bir

bakma
olsun

her ruhun içinde gelitii anne rahmidir. Beden

beyaz

ister siyah,

ölüm günü meydana çkacak her
(gelir)

hal, ruhlara ten

denilen rahimde arz

olur.

Yani ruh vücûda nüfuz etmekle o
verir;

vücûda, kendi istidâdmn eklini

o vücûdun ruhu

olur. Bir

bakma ise ruh bir kaza ve kader hükmüne boyun eer. Daha ezel meclisinden bu âleme, ayph bir ruh olarak seyreder. Lâkin onun

ayb
Ve

bir

vücut perdesi altnda gizlendiinden

ayb görmeyen
ömür baka

gözlere ayan (açkça görünmek) olmaz.
bir

ömür

bo}na beden; can denilen

çocua

hâmile olur. Bir

boyu onu vücut rahminde tar,
âleme

besler ve ölüm,

ruhun

bir

domas hadisesinin
vehim
(§üphe,

sanclardr.
öf^el)

Azrail ki

kuruntu) kudreti denilen bir özge {kendine

nurdan yaratlmtr. Her ruhu, kendi miz'âc gereince kabzeder
geçirmek).

(ele

Ruh

cesede girdii vakitte ruhlar alemindeki
gizli
ile

makamndan

ayrlmaz.

Merkezinden ayrlmayan
Esasen ruh ceset kahb

bir ua (k) gibi vücûda balamr. Allah'n raz olduu ahlâk bu kazanmak, yaradln mânâsna ermek için kurmumr. Ya bu ahlâk kazamr onunla yükseHr, yahut da hayvani ahlâk iktisap (katlanmak) eder, bu ahlâkla tabiat zindamnda kalr, ulvi (^üce) âlemlere

ba

ulaamaz.
Azrail, böyle ruhlara kendi güzel çehresiyle deil,

korkunç

bir yüzle

yaklar. Onlar korkudan

titretir

ve öyle kabzeder. Kimi ruha da

''25

Mevlânâ Celâleddin Rûmî,
(haz.),

Mesnevi, çev.

stanbul: Millî

Eitim Basmevi,

1991,

Veled zbudak, Abdülbâkî Gölpnarl c. 4, be\it. 2654-2656

EY insan
377

safî

varlyla görünür ve ruh o anda derin

bir

akla kendini almak
bir

isteyene

balanr, bedeninden çkarak böyle

akla sevdiinin

kollarna athr.
Bir

ruh

ervah

âlemine

domak
bir
(özetle)

için

bedenden
olur.

ayrkrken

ak

yüzlülerle kara yüzlüler

arasnda

çekime

akî, kötü huylu,

kinci ve hasedçiler, hülâsa

karanlk ruhlar temsil edenler:

Bu

gelen ruh bizdendir diye heveslenirler. Yüksek huylu, nurlu ve

beyaz ruhlar
olsun.

ise,

isterler ki,

bu gelen ruh

kendileri gibi iyilerden

Ve

bir

bedenden ayrlan
arasnda

ruh, nihayet âhiret âlemine
ihtilâf

dounca,

siyah ve beyaz ruhlar

(arlanmadk) kalmaz. Ruh, ak

mdr,

kara

mdr, o anda bütün

ervah âlemine aikâr olur.

Ruh eer karanla, ehvete,
âlemine götürürler.

hayvani tabiata balandysa onu kara

yüzlüler ahr, etrafn azap melekleri sarar ve

mensup olduu zulmet

Eer nura

mensup,

iyi

ve güzel ruhlardansa, onu da Allah'n rahmet

ve müjde melekleri alp lâyk

olduu makama götürürler.'^"'^

-60Ey Ademoullar!
''E lem

Size

and vermedim mi? "eytana

kulluk etmeyin o size

apaçk bir düman."

diye.

a'hed ileyküm yâ benî âdeme en lâ ta'büdü'-

eytâne innehû leküm adüvvün mübîn"

*
Ey Ademoullar! eytana
tapmayn,
o

si^ apaçk

bir

dümandr demedim

mi? (Elmalk Hamdi Yattr)

'Ey A-dem oullan! Si^e eytana tapmayn, çünkü

o

si^n apaçk bir

dü§mann^r" demedim mi?

(Diyanet)

^26

Ken'an
517.

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealti Neriyat, 2000,

s.

516-

378

-61Ve bana
kulluk edin,

doru yol budur diye.

^^Ve eni

'büdûnî hazâ srâtun müstakîm^'

*
"Ve hana kulluk
edin,

dorujol budur. " diye

si^e

and vermedim mi?

(buyurulacak)

(Elmahh Hamdi Ya^r)
(Diyanet)

'V^e bana kulluk edinip

doruyol budur" demedim mi?

"Çünkü

eytan, si^^n

dümamnt^dr,

sif^

de onu

dü§man sayn. O, kendi

taraftarlarm ancak ate§ ehlinden olmaya

çarr.

" (Fatr, 6)

Ateten yaratlm olan
kendilerinden

eytanlar,

topraktan yaratldklar

halde

üstün

tutulan

insana

dümandr. Çünkü insann

hamurunda yalnz toprak deil su da vardr.

Ate

ne ölçüde suyun

düman ise,

eytan da toprakla sudan yaratlm insanlarn, o ölçüde

dümandr. Çünkü eytan atein, insan suyun çocuudur. Suyun " atee kar bü}aik üstünlüü, onu söndürmesidir.
Allah'n nuru olarak ruhlar ve kâinat aydnlatan

Hak kelâmna

kar

kendi yaratln, Hz. Adem'in yaratl
ileriye

ile

mukayese ederek

kyas yolunu

süren

ilk

mahlûk eytan'd.
secde etmekten

Bunun

sebebi

eytann Hz. Adem'e

kaçnmasyd.

Halbuki bütün meleklere ve eytana Adem'e secde etmeleri emrini
veren AUah't.

Cenâb- Hakk,

blis'e

"Kendi yarattm insana secde etmekten
ki:

seni

alkoyan nedir?" diye sorduu zaman eytan dedi
topraktan üstündür. Ben ateten yaratldm!
halk edildii
için,

"Elbette ate
ise

Adem

topraktan

atele

topra kyas

ederek o neticeye

vardm

ki

ben Âdem'e secde edemem. Çünkü asl olan nurdur.

Fer' (bir asln

627

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

544.

EY insan
379

neticesi,

ikinci derecede ehemmiyeti olan jej)

olan yani asla nisbetle ikinci

derecede olan karanlktr. Toprak karanlk

olduuna göre nasl

olur

da nur, karanla tâbi olur?" demiti.

Cenâb- Hakkk'n buna kar buyruu öyle
baklmaz,
faziletin

oldu:
ilâhî

"Soya sopa emrin

(erdem)

mihrab

(öt^el

makam);

men

ettiklerinden

kaçnanlar ve

Allah'tan

tam

bir

gönül

bulusuyla

ibadette bulunanlardr."

Esasen eytanla

Âdem

gerçekten

kyas edilecek

olsa,

eytann
nur,

yaratld ateteki nura gece karsnda güne
bir parçasdr.*""*^

nisbetle
gibi

Adem'in cevherini tekil eden

üstün ve aydnlktr.
(üflenen)

Çünkü Adem'in
ruh, ilâhî

topraktan yurulan vücûduna nefh edilen

nurun

eytan'n yüzbînlerce
hased ve
ihtirasla

yl, Allah'a ibadet ettiini bilirsiniz.

Sonunda

(sapknlk) en

düünüp aklm kullanmad ve dalâletlerin büyüüne yuvarland için doru yolu terk etti.

eytan

kibri

ve gururu yüzünden Tanr'mn en bü}^k nimetinden yüce âleminin ilmini Adem'in ve

mahrum kald ve ulu Tanr, kendi Âdemoullarmn kalbine sundu.
Bunun
içindir ki

maddî

bilgilerle yetinip size nebilerin

ve

velîlerin

getirdii hakikat bilgisini,
olmayan) kalan,

az

bir

örenmekten gâfl (uyank kayla bah olduu için annesinin sütünü
Allah ilmini

ememeyen buzaya benzemektir.
Dünya ve
âhiret

mevzularnda kendi akllarnca davramp
bilginin ve Allah

velîlerle

nebilerin srlarndan habersiz kalan kimselerindir ki ne can

dimalar
lezzetiyle

ne de gönül dudaklar
slanr.

ilâhî

aknn

^28

Ken'an

Rifâî,

erhli Mesnevi-i erif, stanbul: Kubbealü Neriyaü, 2000,

s.

499.

380

Ancak

gönüllerinin

yüzünü ermi insanlara

çevirebilenlerdir ki

bu

maddî âlemin zevklerinden yükselip gönül bazlarnn srlarna
ererler.^^'

Tanr'nn
yar

halîfesinin

vücûdu

ile

yanl, haktan; eri, dorudan; kötü
tortu, saftan; kalp (sahte), nakitten;

iyiden; yaknlar,

uzak olanlardan;

ayardan

(gajn, ha§ka,

yabanc) ayrld. Bundan evvel, bedir gibi

yokluu sebebiyle hâsl olan bir gece karanl içinde her ey, birbirinin ayn görünüyordu ve güzel ile çirkin beraberdi.
olan eyhin
Bir bedir gibi olan

eyhin vücûdu
'

ile

bütün gizU ve örtülü olan

eyler zahir (açk) oldu.

Akn

kudret ve yüceliini idrâk edemeyenler ona

düman

kesilir.

Cüz'î akl sahipleri bazen srlara sahip olduklarm sanarak,
gücenirler.

bu

hâle

Bizim aklmzda hiç

iz'an (anlayp, kavrayp)
ki ki

yok mu? diye

sual açarlar.
bilicidir.

Onlara demek lâzmdr

cüz'î

akl gerçi zekîdir,
bile

Fakat yok

olmamtr. Kald
olur.

melek

yok olmadkça

eytandan farksz

Ateten yaratlan eytan nasl topraktan

yaratlan insandan üstün
etmedi;

olduunu

iddia ederek
için

Adem'e secde

benHk davas güttü ve bunun
kovulduysa,

Allah'n yerinden

göünden
melek
bile

tpk bunun

gibi,

nurdan yaratlm olan

ben nurdan yaratldm iddiasyla secde etmeseydi eytan

olurdu.

Her kimin

ki

kalbinde tam bir îman yerine bir

üphe

ve bir dalâlete
gibi

inam

vardr,

onun

kalbi

kyamet gününde hazan yapra

titreyici olur.

Sen kendini adam
(yani

sandn

ve "üstün

insanln

vasf,

görünmeyen

senin göremediin)

her eyi inkâr etmektir" zannettiin için

devlere, eytanlara, cinlere gülersin. Halbuki kendi bilemediini ve

kendi göremediini asbnda da yok sanmak cehalet ve dalâletin en

açk

ifadesidir.

^29

<