You are on page 1of 58

KAOSTAN AHENGE

Kabala İlmine Göre Global Kriz’e Çözüm

Rav Michael Laitman, PhD

1

Yazar Hakkında

Kabalist Rav Michael Laitman, PhD, Moskova’da bulunan Rus Bilim Akademisi Felsefe
Yüksek Enstitüsü’nden felsefe ve Kabala üzerine doktora, ve Bioloji ve Sibernetik
Fakültesi St. Petersburg Bilim Enstitüsü’den Bilim Yüksek Lisansına sahiptir.

Bilim adamı ve araştırmacı olarak çalışmalarına ek olarak, Rav Laitman son otuz yıldır
Kabala çalışıp öğretmektedir. Bir Kabalist olarak, bugüne kadar on lisana çevrilen otuzu
aşkın kitabı ve konuyla ilgili sayısız makalesi yayınlanmıştır.

Rav Laitman, Baal HaSulam (Merdivenin sahibi), Zohar Kitabı’nın tefsiri Sulam’ın
(Merdiven) yazarı Rav Yehuda Leib HaLevi Ashlag’ın ilk çocuğu ve halefi olan Rav Baruch
Shalom HaLevi Ashlag’ın (the Rabash),öğrencisi ve kişisel asistanıydı. Rav Laitman, on iki
yıl boyunca sadakatle Rabash’la çalıştı ve ondan Baal HaSulam’ın öğretilerini aldı.

Baal HaSulam, Kutsal Ari’nin halefi ve Hayat Ağacı’nın yazarı olarak kabul edilir. Yehuda
Ashlag, bizim neslimizin Kabala çalışabilmesi için yolu açtı. Onun yöntemi sayesinde
herkes Kabala’nın (gerçek kaynaklarından) bilgisinden ve kadim Kabalistlerin
miraslarından faydalanabilir.

Rav Laitman, rehberinin izinden giderek hayatının misyonunu gerçekleştirmeye devam
ediyor: otantik Kabala ilmini dünyaya aktarmak. Rabash’ın 1991’de vefatından sonra,
Laitman, Baal Hasulam ve oğlu Baruch’un öğretilerini uygulayan ve günlük olarak Kabala
çalışan ve öğreten bir grup Kabala öğrencisinden oluşan Bnei Baruch’u kurdu.

Zaman içinde, Bnei Baruch İsrail ve dünyadan binlerce üyesi olan geniş bir uluslar arası
Kabalistik gruba dönüşmüştür. Rav Laitman’ın dersleri günlük olarak uydu ve kablolu
televizyondan, ayrıca İnternet’te www.kab.tv ’den yayımlanmaktadır.

Laitman, ek olarak, amacı Kabala ve bilim hakkında açık, ciddi ve geniş kapsamlı bir
söylev geliştirmek olan, Ashlag Araştırma Enstitüsü’nün (ARI) kurucusu ve başkanıdır.
Eğitim üzerine geniş faaliyetleri ona Moskova’da bulunan Rus Bilim Akademisi tarafından
Ontoloji Profesörü unvanını kazandırdı. Geçtiğimiz yıllarda Rav Laitman, Kabala ve çağdaş
bilim üzerine araştırmalar konusunda ileri gelen bilim adamlarıyla ortak çalışmalar
yapmıştır.

Kabala ve bilimi nasıl hayatına uygun hale getirdiği sorulduğunda şöyle cevap verdi:

2

“Okulu bitirdiğimde hayatın anlamını araştırmamı sağlayacak bir meslek aradım. Bilimsel
bir gözlükten Doğayı çalışmak cevabı bulmamda yardımcı olur diye düşündüm. Bu yüzden
Bio-sibernetik çalışmaya başladım; yaşam sistemlerini ve onların mevcudiyetlerini dikte
eden kurumu araştıran bilgi alanı. Nasıl yaşadığımızı inceleyerek, neden yaşadığımızı
sonunda bulacağımı ümit ediyordum. Bu her genç insanın kalbine gelen ancak günlük
yaşantının koşuşturmasında yok olan bir sorudur.”

“Çalışmalarımı bitirdiğimde Leningrad’da bulunan Hematoloji Araştırma Enstitüsü’nde işe
girdim. Bir öğrenci olarak bile, organik hücrelerin nasıl yaşamlarını devam ettirdikleri ve
her hücrenin nasıl tüm bedene mükemmel bir şekilde entegre olduğu beni hayrete
düşürüyordu. Geleneksel olan, hücre yapısının kendisini ve farklı işlevlerini, ve hücrenin
mevcudiyetinin amacı ve hareketlerinin nasıl tüm organizmaya ilişkileniyor olduğunun
araştırılmasıdır. Ancak, tüm organizmanın mevcudiyetinin amacının ne olduğu sorusuna
cevabı bulamamıştım.”

“Bedenin, tıpkı ihtiva ettiği hücreler gibi, daha büyük bir bütünün parçası olduğu kanısına
vardım. Ancak bu hipotezi araştırma teşebbüslerim hep reddedildi. Bana, bilimin bu
sorularla ilgilenmediği söylendi.”

Bunların hepsi 1970’lerde Rusya’da oldu. Hayal kırıklığına uğramış olarak mümkün
olduğunca kısa sürede Rusya’dan ayrılmaya karar verdim. Kalbimi çalan bu araştırmaya
İsrail’de devam edebileceğimi ümit ediyordum. Ve böylece 1974’de, dört yıldır
“reddedilmiş” (İsrail için Rusya’dan ayrılma talebi reddedilmiş olan kişi) olarak, sonunda
İsrail’e vardım. Ne yazık ki, burada bile sadece tek bir hücre ile sınırlı araştırmalara
girmeme izin verilmişti.”

“Realitenin genel sistemini öğrenmek için başka bir yere bakmam gerektiğini fark ettim.
Sonuç olarak, felsefeye daha sonra da dine döndüm, ve cevapları ikisinde de bulamadım.
Sadece uzun arayış yıllarından sonra öğretmenimi buldum, büyük Kabalist, Rav Baruch
Shalom HaLevi Ashlag (Rabash).”

“Bundan sonraki on iki yılı, 1979’dan 1991’e kadar, Rabash’ın yanında geçirdim. O benim
için “son Mohikan”, büyük Kabalistler hanedanındaki, nesiller boyunca katlanmış son
büyük Kabalist’di. Bütün bu zaman boyunca onun yanından ayrılmadım, 1983 yılında
desteği ile ilk üç kitabımı yazdım, ve o öldüğünde ondan aldığım bilgiyi geliştirmeye ve
yayınlamaya başladım. Şimdi yaptığım bu çalışmayı o zaman düşündüm, Rabash’ın
yolunun ve görüşlerinin anlaşılmasını doğrudan genişletmek.”

3

Kitabın Yapısı

Bu kitap, Ashlag Araştırma Enstitüsü (ARI) çalışanları tarafından bir araya getirilen,
Felsefe Doktoru Rav Michael Laitman’ın makale ve derslerinden oluşmuştur.
“Kaostan Ahenge” kişisel seviye üzerine yoğunlaşmıştır, ve kargaşanın kökünü ve
hayatta yaşadığımız kötü durumları açıklar, ve bunları nasıl çözebileceğimizi tarif eder.

4

Önsöz

İnsanlığın derin bir bunalımda olduğu bir sır değildir. Bir çoğumuz zaten bunu
hissediyoruz. Anlamsızlık, kızgınlık, ve boşluk hisleri yaşamlarımızı yutmuş durumda.
Ailevi krizler, sorunlu eğitim sistemi, uyuşturucu kullanımı, kişisel güvensizlikler, ve
nükleer savaş ve ekolojik tehdit korkusu, bunların hepsi mutluluğumuzun üzerine kara
bulutlar düşürüyor. Yaşamlarımız üzerinde kontrolümüzü kaybetmişiz ve problemler
geldikçe onlarla baş edemiyoruz gibi görünüyor.

Hastalığa doğru teşhis koymanın tedavinin yüzde ellisi olduğu malum bir bilgi.
Dolayısıyla, sorunlarımızı çözmek için önce onların sebeplerini anlamamız gerekir.
Başlamanın en güvenli yeri insan doğası ve dünyanın doğasını anlamaktır. Eğer kendi
doğamızı ve bizi etkileyen yasaları anlarsak, nerede hataya düştüğümüzü ve içinde
bulunduğumuz zor durumları nasıl sonlandıracağımızı biliriz.

Bizi saran doğayı gözlemlediğimizde, Doğanın cansız, bitkisel, ve canlı (hayvansal)
seviyelerinin tamamının genetik içgüdülerle işlediğini keşfediyoruz. Bu eylemler iyi yada
kötü olarak addedilmez; sadece bunların içlerine aşılanmış kuralları doğayla ve bir
birleriyle ahenk içinde izlerler.

Ancak, insanın doğasına bakarsak, aslında doğanın geri kalanından farklı olduğunu
görürüz. Başkalarını istismar etmekten zevk alan ve bir başkası üzerine hükümranlık
kurmaya çalışan tek yaratık insandır. Sadece insan eşsiz, diğerlerinden farklı, ve üstün
olmaktan haz duyar. Dolayısıyla, insanın egoizmi Doğanın dengesini bozar.

İnsan arzularının büyümesini takiben, içimizde haz alma arzusu zaman içinde gelişti. İlk
göstergesi basit arzularla idi, yemek yemek, üremek, ve aile tecrübesi edinmek gibi.
Daha ileri arzuların ortaya çıkışı, maddi varlık, ün, egemenlik, ve bilgi insan toplumunun
ve sosyal yapıların, eğitim, kültür, bilim, ve teknoloji, gelişimine sebep oldu. İnsanlık,
ilerleme ve ekonomik büyümenin bizleri doyuracağı ve mutlu edeceğine inanarak, gururla
ileriye yürüdü. Ne yazık ki, bugün bu uzatılmış “evrimleşme” bir durağanlığa gelmiştir.

Bunun sebebi, alma arzumuzun uzun süre doyurulmuş kalamayacağıdır. Hepimiz en
azından bir kez bir şeyi, bazen senelerce, çok istemişizdir. Fakat istediğimizi alır almaz,
kısa zamanda haz kaybolmuştur, boşluk geri gelmiş ve kendimizi bizi tatmin edeceğini
umduğumuz yeni amaçlar peşinde koşarken bulmuşuzdur. Bu süreç hem kişisel seviyede
hem de tüm insanlık seviyesinde ortaya çıkar.

Şimdi, binlerce yıldır tecrübe biriktirdiğimize göre, nasıl sürekli mutluluğa yada hatta
temel içsel güvene ulaşabileceğimizi bilmediğimizi kavrıyoruz. Hayretler içindeyiz. İşte
bizi yiyen bunalımın ve meydan okumaların temelinde bu fenomen yatıyor.

Dahası, başkalarını harcamak uğruna ben merkezci hazlar aramak için doğal olan, egoist
insansal tercih zaman içinde yoğunlaşmıştır. Bugün, insanlar kendi başarılarını
başkalarının enkazları üzerine inşa etmeye çalışıyorlar. Toleranssızlık, kötülük, ve nefret
yeni korkunç boyutlara ulaşarak insan türünün varlığını tehlikeye atmaktadır.

Doğayı gözlemlediğimizde, tüm yaratılanların ihsan etme prensibini izlemek, yada
başkalarıyla ilgilenmeleri için inşa edildiklerini görürüz. Bu, insanları motive edenden
özünde farklı bir prensiptir.

Organizmadaki hücreler, tüm bedenin devamını koruyabilmek adına karşılıklı verme ile
birleşirler. Bedenin içindeki her hücre yaşamsal ihtiyaçlarını alır, ve geri kalan enerjisini
bedenin geri kalanına bakmak için harcar. Doğanın her seviyesinde, birey parçası olduğu
bütünden faydalanmaya çalışır, ve bunun içinde bütünlüğü bulur. Özgecil eylemler
olmadan beden varolamaz. Aslında, yaşamın kendisi devamlılığını sürdüremez.

5

İşte bu yüzden toplumun önümüze koyduğu değerlere uyma eğilimindeyizdir. başkalarına karşı davranışlarımızı değiştirebiliriz. Neredeyse hiç kimse bu değerlere muhalif beyanda bulunmaz. Bugünün toplumu egoist olmasına rağmen. doğrudan egoizmimize karşı gelemeyiz. yada cömertliğin kendi içinde özel ve yüce bir değer olduğunu hissetmeye başlarız. Doğa’nın bizi sosyal varlıklar olarak yaratmış olması tesadüf değildir. ve bunun yokluğu yada toplum tarafından açığa çıkartılması. hepimiz ister istemez toplum adına düşünmek ve hareket etmek için gayret ederiz. ve bu bizim doğamız olduğundan. Kişisel üstünlüğe verdiğimiz ödüllerden kurtulur. sevecen. Doğa’nın yasasına uymamaktan kaynaklanır. başkalarına karşı özgeciliği ifade etmenin.Bugün. hepimiz toplumun takdirini kazanabilmek için başkalarına iyilik yapmak isteriz. Evlerimizde ve okulda çocuklarımıza şefkatli. Canlı (hayvansal) seviyede özgecilik varolma yasasıdır. Çocuklarımızın başkalarına iyi davranmasını isteriz. bir birimize tek bir bedenin parçalarıymış gibi bağlanması için. Toplum kişiye. ancak biz yön değiştirip Doğa’nın kapsamlı yasası – özgecilik yasası – ile uyum içinde çalışmaya başlayana dek daha da kötüleşeceklerdir. Öyleyse. Egoist olarak yaratıldığımızdan. ve o kadar çabuk evrimleşiriz. Problemler bitmeyecek. şöyle bir durup Doğa’nın yasasını nerede izlemediğimizi görmek için kendimizi incelemeliyiz. bu davranışın aslında mükemmel ve sınırsız hazzın kaynağı olduğunu görürüz. Doğa’nın özgecilik yasasına doğru ilerlemeye son derece hazırdır. arkadaşlar. İnsan ve tüm diğer yaratılanlar arasındaki temel fark budur. İnsanın doğasını değiştirmek hiç de kolay bir iş olmadığından bu kitapta. Utanmak bir insanın yaşayabileceği en korkunç şeydir. biliyoruz ki yer çekimi kanununa karşı hareket ettik. bunlar geçmişten bildiğimiz hiçbir yöntemle çözülemezler. ve merdivenin en üst noktasına dek bağ kurabilmek gibi özgecil değerleri getirirsek. Hayatımızdaki her negatif olgu. akrabalar. ve meslektaşlar bizi sadece başkalarıyla ne kadar iyi ilişki kurduğumuza göre incelerlerse. Doğru yaşam tarzını bulmalıyız. bize en büyük acıyı verir. çocuklar ebeveynlerini bu standartlara göre değerlendirirlerse. bahşettikleri toplumsal onaya bakmadan. Bizi ayakta tutan budur. paylaşmak. 6 . Eğitim ve kültür her zaman özgecilik yasası üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla zaman içinde. Böyle yaparak. ve başkalarına karşı böyle bir tavrın doğru olduğunu ve bu yolu izleyenleri koruduğunu hissederiz. Hepsi farkındalığımıza bağlıdır: Doğa’nın sistemini ne kadar iyi anlarsak o kadar az acı çekeriz. “marifet” her birimizin. bize toplumun takdirini kazandırma niyetiyle yapıldığını görürüz. biz insanların hala bunun farkında olmayışımızdır. topluma karşı sadakatinden dolayı değer verirse. bu tür ilişkiyi biz kendimiz inşa etmeliyiz. bir yöntem bulmaktadır. Ama insan seviyesinde. Dolayısıyla. Problem. diğerlerine karşı tavrımızı egoistçe değiştirtecek. eğer içinde yaşadığımız çevrenin değerlerini değiştirmeyi başarırsak. bir çok farklı alanları araştırdıktan sonra bilim. kendimizi yeni ve daha yükseltilmiş bir varoluş seviyesine çıkarmayı bize bırakmıştır. başkalarını düşünmek. insanlığın da gerçekte tek bir bütün beden olduğu sonucuna varıyor. Doğa. en özelden en genele kadar. Öyleyse. Eğer davranışlarımıza derinlemesine bakarsak. ve insanları sadece topluma ilgilerinden dolayı takdir edersek. her hareketin. Uyanmalı ve mevcut yaşamlarımızı gölgeleyen problemlerin tesadüfi olmadığını anlamalıyız. özgecil ilişkileri nasıl gerçekleştirebiliriz onu irdeleyeceğiz. Yüksek bir yerden atlayıp zarar görürsek. ve dost canlısı olmayı öğretiriz.

insanoğlunun artan bunalımının ve kapsamlı bir çözüm ihtiyacının farkındalığını yükseltmekte can alıcı bir etkendir. tamamen yeni bir varolma seviyesine kabul ediliriz. Doğa’nın evrim yasasının bizi nereye doğru ilerlettiğini anlayacak gerekli deneyimi biriktirmiş oluyoruz. Okuyucuya sunacağımız resim. Böylece. bugün dünyaya yeni mesajlar ve değerleri ivedilikle iletebiliriz. Mevcut problemlerimiz bizi değişmeye teşvik etse de bundan daha ötesi vardır. iletişimdeki ilerleme sağ olsun. Doğa’nın yasasını gerçekleştirmeye doğru ilk gerçek adımımızı atmış oluruz. daha yüksek bir varoluş formudur. ilahi ve Doğa’nın bütünlüğü ve mükemmelliği hissidir. 7 . Bu. Bu kitap bize kargaşayı çözmeyi öğretmeyi hedefler. daha önce bildiğimiz her şeyden daha üstün. Topluma karşı doğru bir tavır inşa ettiğimizde. Bu. Şimdi. Sadece o zaman Doğa’nın tek kapsamlı sisteminin parçası olduğumuzu hissedebilir. çağdaş bilimin en son buluşlarıyla birlikte kadim Kabala ilminin üzerine kurulduğu prensiplerdir. ve Onun içindeki mükemmellik ve ahengi tadabiliriz. ve verimlilik ve başarıya hazırlık yapmayı.Ek olarak. nesillerin sayısız kez evrimleşmesinden sonra.

1 Geçtiğimiz elli yıl içinde. Aşağı yukarı son 100 yılda. Depresyon http://www. farkındalığımızda ne gibi bir değişiklik gerektiğini. anlamsızlık.who. dünyada belli başlı bir mesele haline gelmiştir.who. Tam rapor U. ve şiddet hissi bulunmakta. ülke. Bir çoğumuz hayatımızdan memnun değiliz. bilimsel ve teknolojik ilerlemede çok büyük sıçrayış yaptık. 8 . Depresyon. Gelişmiş Batı ülkelerinde intiharlar. Bugün gençler arasında uyuşturucu kullanımı da buna benzer bir olgudur.int/mental_health/prevention/suicide//en/Figures_web0604_table.pdf 3 Dr. http://www. yüz yılın salgın hastalıkları endişe ve depresyondur. ve 10 ile 20 milyon arasında kişi de teşebbüste bulunuyorlar. akıl hastalıkları ve özellikle depresyonun ikinci en yaygın sağlık problemi sebebi olacağı beklenmektedir. Bakanlık genç intiharları önleme komisyonu masası http://www. ki bu sayının içinde kıtanın batı kesiminden yüksek öğrenimli kişilerin sayısı artmaktadır.org/unodc/en/world_drug_report. http://www. intiharın ilk sebeplerinden biridir. ve içimizde gittikçe artan güvensizlik.int/mental_health/management/depression/definition/en/ . Giriş Bu kitap.html. Akıl sağlığı. 2 WHO. yukarıya doğru giden açık bir eğimdedir.ynet.who. Her yıl.il/pages/default.7340. ve bakıyoruz ki hala bir çok alanda yükselen olgulara karşı çaresiz ve şaşkınız. hayatları boyunca en az bir kez uyuşturucu kullandıklarını itiraf eden insanların sayısı tüm nüfusun %42’sidir. çocuklar hayatlarında uyuşturucuyla ilk okul kadar erken tanışmaktalardır.2 İntihar teşebbüsleri genel olarak.gov. WHO. Geçtiğimiz yirmi otuz yılda.asp?maincat=10&catId=75 4 Beyaz Saray Ulusal Uyuşturucu Kontrol Politikası (ONDCP). bir milyondan fazla kişi kendi hayatlarını alıyorlar. depresyondan mustarip insan sayısında belirgin bir artış olmuştur. Bu hisler sık sık alternatif doyum araçları olarak hizmet eden sakinleştirici. ve neden gerektiğini tanımlayarak insanoğlunun 21. En son bulunan şey de depresyonun giderek daha genç yaşlarda ortaya çıkmasıdır. her dört kişiden birinin yaşamı boyunca bir akıl hastalığından mustarip olacağını belirlemiştir. uyuşturucu kullanımı marjinal bir olgudan. Dalia Gilboa. Uyuşturucu Politikası Bilgi Toplama.5 milyon kullanıcıya ulaşmıştır. http://www. ve bugün toplumun her seviyesi bundan etkilenmektedir. Ancak bunu yapmadan önce insanlığın mevcut durumunun gerçeklerine bir göz atalım.health. Dünya Sağlık Örgütü (WHO).L-3267779. çocuklar ve gençler arasındaki ölümlerin en yaygın ikinci sebebini oluşturmaktadır. Komisyon Sayfası. kızgınlık.co.N.html. Komisyon Sayfası: Akıl ve Sinirsel Bozukluklar.int/whr/2001/media_centre/en/ Veriler WHO ‘nun sitesinden alınmıştır.yüzyıldaki durumuna odaklanır.il/articles/0. 21. yıl ve yaşlara göre her 100.unodc.3 Sağlık alanında çalışanların çoğu intihar olgusunun toplumun genel sağlıksızlık durumunu yansıttığına inanmaktadır. 2020 yılına gelindiğinde. kokain tüketimi rahatsız edici yüksek bir rekor olan 3.4 Avrupa’da. http://www. web sitesinde sunulmaktadır. Amerika’da.5 1 Dünya Sağlık Örgütü (WHO).00.000’de intihar oranları. uyuşturucu ve diğer maddeleri kullanmamıza sebep olur. Akıl sağlığı. Mart 2003 5 Basım tarihi 27 Haziran 2006. Bu olguları bilmemiz problemlerimize sunulan çözümü anlamamıza yardımcı olması açısından önemlidir. ve özellikle gençler arasında.

Aslında.divorcemag. Geçmişte. bize verdikleri acıyı azaltmak için onların varlığını kabul ediyoruz. öğretmenler de eğitim sistemi içindeki şiddet ve baş kaldırmanın üstesinden gelme yoluna sahip olmadıklarını itiraf ediyorlar. ruh hastalıkları. Benzer bir oranda. Bu. İsrail’de her üç çiftten biri boşanıyor. İsveç’te ve Rusya’da çiftlerin %65’inde boşanma görülüyor.Aile kurumu bile düşüştedir: boşanma. http://www.6 Yoksulluk ve sosyoekonomik uçurumun büyümesi devam ediyor. ve eğitim sistemi hem düşüşte hem de çaresiz. Editör 6 Veri. Bu zor durumlarla başa çıkacak araçlara sahip olmadığımızdan. ve aile içi şiddet çok daha sık ortaya çıkıyor. ancak işlerin şimdikinden farklı ve gerçekten de daha iyi olamayacağı anlamına gelmez.shtm adresinden alınmıştır.com/statistics/statsWorld. bunlara istisnai olarak bakılırdı fakat bugün artık standart oldular. ve her üç çocuktan biri fakir bir ailede büyüyor. içimizde gelişmiş olan doğal bir savunma mekanizmasıdır. bu olguların yoğunlaşması bizim gözümüze pek de rahatsız edici görünmüyor çünkü onlara alıştık. Şiddet ve gençliğe özgü suç işleme artmaktadır. Genç nesil değer ve ideoloji yoksunluğundan mustarip. 9 . ve öğrencilerin %90’ı okul dahilinde düzenli olarak taciz ve şiddete tanık olduklarını bildirmişlerdir.

hepimiz zaten global ve kişisel seviyede gözler önüne serilen bunalımı hissediyoruz. 10 . Dolayısıyla. kişi çeşitli seviyelerdeki madde-davranışını anlayarak işe başlamalıdır. parlak. Çeşitli maddeleri incelemek. Ortaya çıkan her tür problemle baş edebilmek için. Tek Çözüm Önsözde yazdığımız gibi. Bu güç maddenin şeklini yaratır ve onun özelliklerini ve uygunluğunu tanımlar. Buna ek olarak. ve maddenin her derecesindeki farklı arzular – cansız (durağan). Dolayısıyla. Her maddenin ve nesnenin doğasındaki güce genellikle “varolma arzusu” denilir. Kendisine bir şey ekleme arzusu maddenin farklı derecelerini ayırır. Bizler ekrandaki resimden çok etkilenebiliriz. realitedeki her nesne ve sistem. bu nokta her maddede farklı ifade ediliyor. Onlar. İnsanın doğası ve dünyanın doğasından bildiklerimizle başlayacağız. ve keskin bir resim almak için hangi maddelerin düzeltmeye ihtiyacı olduğunu bilirler. tüm özün ve her nesnenin başlıca arzusunun mevcudiyetini korumak olduğunu ortaya çıkarıyor. Dünyadaki tüm maddelerin temelinde olan varolma arzusunun sonsuz form ve bileşimleri vardır. Cansız seviye en küçük varolma arzusudur. Çünkü cansızın ihtiyaçları küçüktür. Tek isteği mevcut şeklini. belirli alanlarla ilgilenmek yeterli değildir. her bir nesneyi belli bir tarzda hareket ettiren. bu yüzden “cansız (durağan)” denilir. bitkisel. bitkisel. Eğer bunlarla ilgili daha iyi bir anlayış edinirsek. tüm kuralları ve incelikleriyle. çünkü tek isteği değişmemektir. Bölüm 1: Arzu Her Şeydir Tek Sebep. Ve bunun olması için bizler maddeyi yaratan ve ona şekil veren Doğa’sındaki güce daha derinden ulaşmalıyız. insanoğlu ve insan toplumu da dahil. bu bilgisayar resminin sadece bu güçlerin belli bir bileşiminin suni görüntüsü olduğunu anlarlar. ve varolmak için kendisine dışarıdan bir şey ekleme gereği yoktur. Ancak. Öyleyse. diğerler formlar ise kendilerini hareket ve değişim ile korurlar. hem öncelikle hayatımızdaki kötü koşullara son verebilir. Varolma arzusu iki prensibi izler: 1) mevcut şeklini sürdürür. Bilgisayar uzmanları. ve 2) varolması için gerekli hissettiği her şeyi kendisine ekler. canlı (hayvansal) ve insan toplumunu. hem de sonrasında daha aydınlık bir geleceğe doğru ilerleyebiliriz. ve konuşan (insan) – onun içinde ortaya çıkan değişik süreçleri şekillendirir. daha net. kapsamlı tek bir çözüm bulabileceğiz. nerede hataya düştüğümüzü görebiliriz. kendimize şunu sormalıyız. Bu teknisyen sadece resmi yaratan çeşitli parametrelerle ilgilenir. Hemen hemen aynı şekilde. Buna biraz daha yakından bakalım. yapısını. ancak bir bilgisayar uzmanı aynı resmi sadece görüntü noktaları ve renklerin bileşimi olarak değerlendirir. Kitabın bu bölümü tüm negatif olguların arkasında tek bir sebep olduğunu gösterecektir. Katı maddelerin “sınırlarından” içeri girmeyi zorlaştıran. Maddenin daha yüksek derecesi daha büyük bir varolma arzusunu yansıtır. ve özelliklerini korumaktır. yabancı her şeyi reddeder. canlı (hayvansal). bu bunalım tüm doğayı kuşatmaktadır: cansız. ve diğer maddelerden ayrılmasını sağlayan nedir? Her bir maddenin özünün eylemlerini belirleyen nedir? Maddenin davranış tarzı bir bilgisayar ekranına oldukça benzer. doğasında varolan eşsiz bileşimleri yansıtır. ve odaklandıkları şey de budur. yani varolmaya devam eder. problemin kökünü saptayıp onları düzeltmekle meşgul olmamız gerekmektedir. sabit ve tanımlı bir şekli vardır. Bu sebebi anladığımızda. Aslına bakarsanız.

bununla ilgili şöyle der: “Alma arzusu başından sonuna kadar Yaratılışın tüm maddesidir.Bitkisel seviyede daha güçlü bir varolma arzusu vardır. çiçek açar ve solarlar. Baal HaSulam. sadece alma arzusunun değerlerindeki ölçüler ve değişikliklerdir. yaşam dönemleri yılın mevsimlerine bağlı olan bitkilere benzemez. Çok değişkendirler. İşte bu yüzden insanlardaki varolma arzusuna “ego”. Her biri kendi zamanında yaşar ve ölür. Başka bir deyişle. Bununla beraber. Bitkisel seviye. Hayvanların yaşam dönemleri de kişiseldir. madde 1. ancak belli süreçlerden geçer. Her hayvan çevresini kişisel bir seviyede hisseder. Sonra kendisine zararlı şeyleri atar ve büyür. Dolayısıyla. bitkiler güneşe doğru dönerler. ve sürekli yiyecek ve uygun yaşam koşulları arayışında dolaşıp dururlar. Kabalistler de buna “alma arzusu” derler. bitkisel seviye cansız seviyeden daha çok çevresine bağımlıdır.Laitman’ın Kabala Bilimi’nde (2005) de sunulmuştur. yada “zevk arzusu”. hayvanlar gruplar ve sürüler halinde yaşarlar. Zohar Kitabı üzerine yazdığı Sulam (Merdiven) başlıklı tefsirinden dolayı. Bir formun varolma arzusu ne kadar büyükse. Varolma arzusunun en yüksek derecesi insan derecesidir. Sonuç olarak. bunların çok sayıda olayları. Dahası. Bitkiselin kendine has yaşam dönemi vardır – bitkiler yaşarlar ve ölürler. 8 Baal HaSulam. Mesela. İnsanlar çevreyi etkilerler. mevcudiyetini korumak için “sabit kalmaz”. Baal HaSulam7 olarak bilinen Rav Yehuda Ashlag. başkalarından daha çok şeye sahip olmak isteriz. ve çevre de onları etkiler. Çoğunlukla. Bitkisel seviye. ve cansız değişmez. devamlılığını sürdürebilmek için gerekli olan şeyleri çevresinden alır. kişisel hisler ve duyguları harekete geçiren ve her bir hayvana eşsiz bir karakter veren. Bu bağlantı canlı (hayvansal) seviyede daha açık hale gelir çünkü varolma arzusu bitkiselden daha büyüktür. Bitkisel seviye varolmak için çevreye bağımlıdır – güneş. nem. yada “haz ve zevk alma arzusu” denilir ki. ve onların ortaya çıkmış veya çıkacak idare edilme yolları. Bu eser. cansız seviye gibi. ve mevcut halimizden mutlu yada mutsuz olduğumuzdan değil ama başkalarının farkında olduğumuzdan dolayı onların sahip olduğu her şeye sahip olmak isteriz. kendisini faydalı çevreye yakınlaştırır ve tehlikeliden uzaklaştırır. diğer hayvanları veya bitkileri yerler. Temelde. cansızın arzusundan farklıdır çünkü bitkisel seviye değişir. Hayvansal seviye. Rav Isaac Luria’nın (Kutsal Ari) halefidir. belli bir türe ait tüm bitkiler aynı şekilde işlev görürler. şimdiyi ve geleceği hisseder. Kabala İlmine Önsöz. Dolayısıyla. ve köklerini rutubet kaynaklarına gönderirler. ısı derecesi. ilk Kabalistlerin bıraktığı. yada onların sahip olamayacaklarına. ve sadece insan geçmişi. çevresine hassaslığı ve bağımlılığı o kadar fazladır. bitkisel seviyenin çevreye yaklaşımı aktiftir. 11 .”8 7 Kabalist Rav Yehuda Ashlag (1884-1954). ve bunlara devamlılıklarını sağlayacak birer enerji kaynağı gözüyle bakarlar. böylece şahsi memnuniyetimizi olduğu kadar durumumuzu da diğerlerine göre iyileştiririz. Dolayısıyla. yağmur. sayısız yaratılış. Bu alıntı aynı zamanda M. Hayvanlar. onları ayrıştırır ve ihtiyacı olan her şeyi bunlardan inşa eder. tamamen başkalarına bağımlı tek yaratıktır. Baal HaSulam (Merdivenin Sahibi) olarak bilinir. yani türün bazı elemanlarının kendilerine ait teklikleri yoktur. aynı tür bitkiler aynı kurallarla büyür. ve herkesin otantik Kabalist bilginin özüne inebilmesini sağladığı için eşsizdir. İnsanoğlu. bir gelişim seviyesi gösterir. biz insanlar hiç durmadan değişiriz. ve kuraklık gibi.

onların gelişimlerine yardım edecek yeni baş etme yolları düşündürür. yani bir şekilde kendisine fayda sağlamazsa. Alma arzumuz tatmin edildiğinde bunu haz olarak yaşarız. bunlar madalyonun iki yüzüdür. Bilgelerimiz şöyle der: “Bir günlük buzağıya öküz denir. sadece biraz daha gelişmiş yaratıklar değillerdir. Zaman zaman gelişimlerinin ve ilerlemelerinin devamını sağlamak için oyunu daha da zorlaştırırız. bu kişi yer ve zaman olarak çok büyük bir mesafede olsa bile. ancak geçmiş olayları anlayabiliriz ki bu da onları hissetme eksikliğimizi telafi eder. 12 . En basitinden en kompleksine kadar yaptığımız her hareket sadece bir şeyi başarmak içindir . Bununla beraber. ve oyunu başarmak arzusu. Ancak büyüdükçe. “Doğa araştırmacıları çok iyi bilirler ki. ve hatta acı hissetmeye başlarız. özünde canlı (hayvansal) dereceden farklıdırlar.”9 Yani bir buzağı doğar doğmaz ona öküz gözüyle bakılır. kişi elini sandalyeden masaya koyduğu zaman bile. Çocuklarımızı nasıl büyüttüğümüzü inceleyerek bu prensibin nasıl işlediğini gözlemleyebiliriz. Bir bebek doğduğunda. Bu sebepten dolayı. Sadece bir şey istediğimiz zaman arzularımızı nasıl elde edeceğimize dair kafamızı çalıştırıp uzun uzun düşünürüz. 45. Aslında. Eğer kişi böyle düşünmeseydi. Baal HaSulam. Onların büyümelerine yardım etmek için. Böylece. Dolayısıyla. bu arzu. Yeni doğmuş bir buzağı ve olgun bir öküzün temel farkı akıllarında değil büyüklüklerindedir. zevk alma arzumuzun yoğunlaşmasının sonucudur. Bundan dolayı bazen insanlar büyük tarihi şahsiyetler gibi olmak isterler. Bu yeni ihtiyaçları doğru bir şekilde sağlayabilmek ve yeni arzuyu doyuracak yolları düşündükçe beyin gelişir. Bundan dolayı da mutluluğumuz arzularımızın yerine getirilip getirilmemesine bağlıdır. insanın doyurmaya zorunlu hissettiği yeni ihtiyaçlar doğurur. kişi eksiklik hissetmezse asla gelişemez. Mesela. meydan okuyucu oyunlar yaratırız. bir insan yavrusu gerçekte güçsüz ve çaresizdir. bin yıl önce olmuş olayları hissedemeyiz. İnsanoğlunun hem akıl hem de duygulardan oluşmuş olması gerçeği. çünkü ona gerekli olan nitelikler büyürken eklenir.” 9 Babylonian Talmud. Dolayısıyla. 72. Doğumda. Yeni bir arzu su üstüne çıktığında. aklımız sayesinde kendimizi bunları deneyimleyebileceğimiz bir noktaya getirebiliriz. kızgınlık. daha önce duymuş olduğu bir kişi gibi hareket etmek isteyebilir. insan çaresiz bir varlıktır. tüm diğer yaratılanların üzerine çıkarız. elini masaya koymaktan daha büyük bir haz alacağını düşündüğü içindir. belli bir yer ve zamanda yaşayan bir kişi. Dolayısıyla. Ancak büyüdükçe alma arzusu yoğunlaşır ve son derece gelişir. Baba Kama. Bunun tam zıttı da mümkündür: bir şeyi hisseder ve bunun bizi olumlu yada olumsuz nasıl etkileyeceğini deneyimlemek istersek olayı aklımızla analiz edip hissiyatımıza ekleyebiliriz. akıl ve kalp biz sınırsızlaşana dek yer ve zaman algımızı genişletir. Arzularımızı doyuramadığımızda boşluk. Diğer tüm yaratılanlardan farklı olarak insanların gelişim için senelere ihtiyacı vardır. Ama yavaş yavaş yıllar içinde büyür ve gelişir. hayatının sonuna dek hiç daha fazla efor harcamadan.hazzın artırılması ve acının azaltılması.İnsanlar. akıl ve kalp bir birini tamamladığından ve hazza neden olacak şeyleri algılama yeteneğimizi artırdığından. elini bir santim bile oynatmadan sandalyenin üzerinde bırakırdı. Örneğin. “Barış” makalesinde şöyle der. Beynin zihinsel ve kavramsal gelişimi. hemen hemen hiçbir şey istemez. irademiz yer ve zaman ile kısıtlı değildir. hayvan yavrusu ile insan yavrusunun gelişimi çok farklıdır. Dolayısıyla. alma arzusunu çoğaltır. kişi motivasyon olmadan en ufak bir hareketi bile yerine getiremez.

saygınlık. bizi ileriye doğru iten ve bu süreçlerin insan toplumunda görünmesine sebep olan gerçekten kendi zevk alma arzumuzdur.Doğanın geri kalanıyla kıyasladığımızda insanın eşsizliği sadece arzularının gücünde yada eşsizliğinde değildir. Aydınlanma Hareketi’nin büyümesi ve toplumun laikleşmesi bu bilgi arzusunun daha ileri göstergeleriydi. insanın arzularının sürekli artması ve değişmesi gerçeğindedir. Bu arzu insanın çevresindeki tüm realiteyi anlamasını gerektirdi. ve yenilikleri de yarattığı sonucuna varırız. Dolayısıyla. Daha yüksek arzu daha büyük ihtiyaçlar demektir. Fakat insan sosyal bir varlık olduğundan. tıpkı minerallerde oluşan jeolojik değişimler gibi. Bu arzular sosyal sınıflar. “uşaklar” dır. hem yaşamı boyunca hem de nesiller boyunca. Bu arzular insanlığın ilk ortaya çıkışından beri mevcuttur. hiyerarşik sistemler. ve sosyoekonomik yapılar getirerek insanlığın yüzünü değiştirdi. ve yaşamlarımızın akışını yönlendirirler. ve her şeyi araştırıp kontrol etmek istedi. bunlar biyolojik değişikliklerdir. insanoğlu zaman içinde muazzam değişikliklerden geçmiştir. Bu arzular içimizde teker teker çeşitli kombinasyonlarda yüzeye çıkar. arzuların tüm bu süreçlere sebep olduğunu anlama ışığı altında gözlemlersek. bilgiyi kullanma arzusu geldi. ve hem şimdiki zamanımızı hem de geleceğimizi planlar. ve Endüstriyel ve Bilimsel Devrim’lerde devam ederek günümüze kadar geldi. Alma arzusunun büyümesi insanoğlunun gelişimine şu şekilde yol açmıştır: Zevk alma arzusu ilk olarak. üreme. gelişen arzuların aynı zamanda tüm fikirlerimizi. icat etmek. eğitim sistemlerinin. Bu aynı zamanda. birkaç bin yıl önce ilkel insanların da tıpkı bugün yaşayanlar gibi olduğunu gösteriyor. Doğa’nın her hangi bir elementi gibi. Bu arzular bilimin. ve kültürün gelişiminde ortaya çıktı. ve aile gibi fiziksel arzularda kendini gösterdi. Arzularımızın gelişimi hiç durmaz. keşifleri. hakimiyet. değiştikleri doğru olmasına rağmen. 13 . İnsan Arzusunun Hazza Doğru Gelişimi Arzunun hazza doğru gelişimi insanoğlunda sürekli gelişmek. Eğer insanın gelişimini kültürde. yiyecek. her birimizin özel hayatlarında da olur. Bunun ilk izleri Rönesans döneminde görüldü. ve ün gibi ek arzular gelişti. Bu. Sonradan. Bununla beraber. İlkel insanların. Bunların hepsi sadece bu arzuların yarattığı ihtiyaçları karşılamak için geliştirilmiş “teknik” araçlar. arzu-gelişim süreci sadece tarih boyunca insanlığın bütününde meydana gelmez. içimizde “insansal arzular” yada “sosyal arzular” denilen zenginlik. ve yeni şeyler keşfetmek için bir ihtiyaç hissine sebep oldu. İlkel insanlar gibi diğer türlerin evrim tarihlerini incelemek. ki bu da daha yoğun zeka ve algılama yeteneği getirir. Aslında. ve teknolojide. bilimde. insan daha da fazla bilgi arayışına girdi.

arzuyu tatmin eden haz aynı zamanda onu sonlandırandır da. arzuladıklarının yarısıyla” ölür. Dahası. varlık. haz arzuya nüfuz edip sonradan da ayrıldığı zaman. İşte insan toplumu her üyesine bu şekilde yeni arzular sağlar ki. ve kredi bulma kolaylığı bizi gelirimizi çok aşan bir şekilde satın almaya yönlendirir. bu yeni şeyi edinme heyecanı sanki hiç olmamış gibi solar gider – ama ödemeler bizimle yıllarca kalır. mal mülkten mahrum kalmak da mümkün değildir. saygınlık. arzularımızı tatmin etmek sonunda onları artırır ve onları tatmin etmek için bizi daha büyük çaba harcamaya zorlar. Etkin pazarlama. Ancak. Zenginlik de mutluluk getirmez. tüm bu durumlarda. bu gerçek bir felakettir! --Oscar Wilde. tüm sahip olunanlar sadece kişinin kendisi için olduğundan. diğeri ise almasıdır. hayal kırıklığı zaman içinde unutulmaz. rahatlığa ve yeni yaşam standardına çabucak alışmamız ve derhal daha fazlasını istememizdir. Bu durumda. Bayan Windermere’in Yelpazesi Bilgi sahibi olmak. bizi bir başka geçici an için ayakta tutsun.Bununla birlikte. Bununla birlikte. Haz arzusunun sınırlarını Baal HaSulam’ın kelimeleriyle özetleyebiliriz: “Bu dünya istek ve bolluğun boşluğu ile yaratılmıştır. Zenginlik ve günlük mutluluk arasında daha güçlü bir bağın eksikliğinin sebebi. Bugün bizi tatmin eden şey yarın tatmin etmeyecektir.Sonuç olarak. Arzularımızı tatmin etmeye başladığımız anda haz yok olur.. Dahası. Ancak. Fazlasını. Fakat. yeni bir şeyi satın alır almaz. Bir şeyler elde etme arzusu yok olduğunda. saatler ve günler sürebilir. zaman zaman bir an için doyuruluruz ve sonra bir kez daha tüketiliriz. çok daha fazlasını isteriz. Bir şeyi elde etmek için. ve 14 . İkincisi çok daha kötüdür. daha ziyade çoğalır. Dolayısıyla. sadece daha da hüsrana uğramak için. neredeyse her şeyi satın almaya sevk eder. Ve servet elde etmek için hareket gerekmektedir. kişinin yaşam hissi ve yaşama gücü yok olur. kızgınlık ve düşmanlıklar gibi negatif ruhsal durumlar zenginler arasında daha sık tekrarlanıyordu. mesela saygın bir büro gibi. “sıradan kişi” nin değerlendirmesi ile araştırmalarda yapılan ölçümlere göre gerçek etkisi arasında muazzam bir uçurum olduğunu gösteriyor. bunu yapacak gelirimiz olmasa dahi. mal mülk edinmek uğruna hareket işkencesini seçeriz. Görünüşe bakılırsa. ve “bire sahip olan iki istediğinden”. Sonunda. yada yiyecek ve seksten alınan zevke baktığımızda. kişinin istediğini alamaması. fazla hareket insana acı verir. insanlar iki taraftan da acı çekerler – hareketin çoğalmasından kaynaklanan acı artışı.. kişi sonunda sadece “elinde. en büyük hazzın arzu ve onun doyumunun kısa karşılaşmasında yaşandığı görülür.. uzun yıllar harcasak bile bir kez elde ettik mi haz hissini kaybederiz. Profesör Daniel Kahneman tarafından yönetilen yeni araştırmalar insanın ruhsal durumu üzerinde zenginlik ve fiziksel durum gibi parametrelerin etkisinin.. Bugünün toplumu bizi hep daha da fazla elde etmeye. Bölüm 2: Hazzın Sınırları Bu dünyada sadece iki felaket vardır. bu içimizde ilkinden iki kat daha güçlü bir haz alma arzusu doğurur. sosyal standartları karşılama ihtiyacı. Bir arzuyu doyurmaktan alınan haz dakikalar. Araştırmalar insanların gün be gün ruhsal durumlarını ölçtü ve zengin ile fakir arasında belirgin bir fark bulamadı. ama mutlaka söner. Bir tanesi.

İkinci prensip genellikle hazzı azaltmaya dayanır. hatta bazen ölümden sonrasının bile. 2) Haz alma arzusunu azaltmak. Buraya kadar görünüyor ki bu yöntemleri gayet akıllıca kullandık. kısa süreli bir doyum veriyor. Bir çocuğa ilk olarak belli bir hareketin ödül getirdiği öğretilir.”11 Açıkçası anlaşılıyor ki haz alma arzusu bizi imkansız bir duruma sokuyor. Genelde aile ilişkileri. dolayısıyla acının yoğunluğunu azalttılar. kişi icraatta çok titiz olur. Haz Alma Arzusunu Kandırmak Zaman geçtikçe. 15 . sadece arzu edilen hazzın peşine düşmek bile genellikle arzunun gerçekten doyurulmasının yerine geçer. Çoğunlukla. arzularımız sürekli büyüyor. Doğu öğretileri bu yöntemleri aşırıya götürdüler ve haz alma arzusunun yoğunluğunu azaltacak çok kapsamlı yollar geliştirdiler. aile kurumunun düşüşte olduğudur. çocuk öğretmenlerin yada sosyal çevrenin takdirini alarak ödüllendirilir. yoğunlaşan bu egoizmin çarptığı ilk şeylerdir. Bu. Önceki acı çeker. Komşularımızla sorunlarımız olduğunda her zaman taşınabilirdik. Bir taraftan. Büyüyen ego bizim bir birimize ve ailelerimize ait olmamızı güçleştirir. Ama aile birimi hep güvenli bir limandı. Araştırma 2002 yılında ekonomi dalında Nobel ödülüne layık görülen Daniel Kahneman tarafından yönetilmiştir. Bunu yapmak için zihinsel ve fiziksel egzersizler kullandılar. İstediğimize sahip olamamaktan dolayı eksik ve memnuniyetsiz hissettiğimizde. İsteyip de alamamak. çünkü eşlerimiz bize en yakın kişilerdir. Dünyada problemler olduğunda gittik mücadele ettik. Bir sonraki hazzı kovalamakla zihnimizi meşgul ettiğimiz sürece. hiç istememekten daha üzücüdür. Gerekli hareket yapıldığında. İnsanoğlunun giderek büyüyen egoizmi kendimizi sahte çözümlere maruz bırakmamıza yada onu bastırmamıza izin vermez. asıl icraat doyurucu hale gelir. bu hareket tarzı gelecekteki ödüllerin de sözünü verir. günlük rutinimizi sürdürür ve her şeyin en iyisini ümit ederiz. Daha önce. Egonun yoğunlaştığını gösteren böyle bir örnek. ve özellikle koca ve karı arasında.boş olan yarılarını doldurmak için gerek duydukları şeylere sahip olmamanın pişmanlığı. Bu kovalama bile bize kendimizi hayatta hissettirir çünkü devamlı yeni hedefleri ve yeni arzuları gerçekleştirmeye çalışırken buluruz kendimizi. Ancak haz alma arzusu büyüdükçe bu çözümler daha da az etkili görünür. bize çaba ve hareket olarak çok ağır maliyeti olan bu arzuları sağlamak. aile denge adasıydı. Çocuk büyüdükçe. bu yöntemler aslında haz alma arzusunu “kandıran” iki prensip üzerine temellenmişti: 1) Doyurucu alışkanlıklar edinmek. ve bunu ilerlettiğinde çok büyük doyum hisseder. Kişi bir kez belli hareketleri yapmaya alıştı mı. sonraki ise sunulana razı olmaktan “memnun”dur. ama şimdiye kadar bu hareket yetişkinin kafasına denemeye değer olarak “kaydedilmiştir”. insanlık alma arzusunu tatmin etme yetersizliğiyle baş edecek çeşitli yöntemler geliştirdi. aile kurumu karışıklıktan korunuyordu. bunları başarmakla. en kişisel seviyeden insanlığın tümü seviyesine kadar hayatın her alanında aşikardır. İlk prensip koşullandırma yoluyla alışkanlık edinmeye dayanır. Buna ek olarak. ödül yavaş yavaş durdurulur. Dolayısıyla. Diğer taraftan. bizi iki kat daha boş bırakan. 11 Bilim dergisinde Haziran 2006’da yayınlandı. yada en azından elde etmeye çalışmakla tatmin olmayı umarız.

Yolculuk tarih öncesi mağara resimleriyle başlar ve insanlığın gelişimindeki bütün dönüm noktaları boyunca. 16 . “Yarın burada olacak. ne kadar bir birimize bağımlı olduğumuzu gösteriyor. şiddet. Bunların da dünya nüfusunun çoğunu silecek sonuçları olan nükleer savaşlar olacağı konusunda uyardı. Diğer yandan. öyle görünüyor ki çocuklarımız bizim ki kadar iyi yaşantılara sahip olamayacaklar. Tarih boyunca. ekonomik. ve aynı zamanda da büyüyen egolarımızdan dolayı bu bağımlılığa isyan ederiz. Burada. her türlü alanda.” Maalesef. bu iyimser yaklaşım artık geçerli değildir. İnsanın uzayı fethetmesiyle sona erer. eğer çocuklarımız için değilse bile. İnsanlık tarihi. Çocuklar için büyük zorluklar yaratmasına rağmen. Bu sonuçlar çok kişiyi etkiliyor ve bizi benzeri görülmemiş bir duruma sokuyor: bir yandan. spor için sonsuz seçenekler – liste sonsuz. Doğa bunu iki gücün eş zamanlı hareket etmesi yoluyla ortaya çıkartıyor: hepimizi bir birimize bağlayan bir bağlayıcı güç. boşanmaların artması ve tek ebeveynli aileler bu gerçeği kanıtlıyor. Bunun yerine. böyle düşünmeye devam edersek benzeri görülmemiş bir felakete doğru sürükleneceğiz. ve dolayısıyla insana bir övgü olarak inşa edilmiştir. mesela kağıdın ve tahtanın kullanılmaya başlanılması gibi. seyahat. Ölmeden önce. teknoloji. Bizler bir dönüm noktasındayız. o zaman torunlarımız için” yaklaşımı ile büyük mutluluğa doğru sürekli bir ilerleyiş olarak sunulmuştur. Daha önceki pembe tablo. bizler her zaman tek bir sistemin bireysel parçaları olduk. yaşamlarımızı daha iyi ve daha mutlu yapacağını düşündüğümüz. Eğer büyüyen hoşgörüsüzlük. artan intihar oranları. çocuklardan dolayı yada ilgimize ihtiyacı olan ebeveynlerden dolayı kalırdık. eğitim. kültürel. geçmişte duyulmamış bir kurum olan huzur evlerinin sayısındaki artış da aile parçalanmalarına bir kat daha tanıklık ediyor. devam eder. geliştirdiğimiz her şeyin uzun süreli mutluluğu yaratmakta başarısız olduğunu farketmemizdendir. karanlık bir seraba dönüştü. İşin aslı. ancak artık daha iyi bir geleceğe inanmıyoruz. dinlenme. Her birimiz yüz yıl önce sadece hayal edilebilecek her şeye sahibiz: eğlence. yabancılaşma. Son zamanlarda. terör. kültür. Hem kişisel hem de müşterek seviyedeki kapsamlı bunalım hissi. Baal HaSulam bu tehlikeye karşı çok uzun zaman önce uyardı. Şimdi. bilim. bu iki güç yönlerini daha keskin bir şekilde göstermeye başladığı zaman. ekolojik felaketler. onların sözleri bugün her zamankinden daha geçerli. Egonun büyümesinin global etkileri de var. Bu eğlence programı zamanının ağır basan yaklaşımına göre planlanmıştır. ve düşmanlığımıza bir son vermezsek sonunda bir birimizi mahvedeceğiz. Ayılmaya başlıyoruz ve görüyoruz ki bize parlak bir gelecek hediye edilmedi. eğer egoist yolumuzdan keskin bir dönüş yapmaz isek kendimizi üçüncü hatta dördüncü dünya savaşının içinde bulacağımızı anlattı. Ancak bugün. yarın olmazsa ondan sonraki gün. ziyaretçiler insanlığın gelişimindeki tarihsel dönüm noktaları boyunca rehberlik edilirler. ve politik dengesizliklerin de işaret ettiği gibi. Ancak bugüne kadar farkında değildik. egolarımız öyle bir noktaya kadar büyüdü ki kimseye tahammül edemiyoruz. Dolayısıyla. ne kadar bağımlı olduğumuzu keşfederiz. Bu inancı en güzel ispat eden yer 1980’lerin başında Orlando Disney Dünya Epcot Merkezi’nde kurulan Dünya Uzaygemisi’dir. Albert Einstein benzer bir korkuyu 24 Mayıs 1946 tarihli bir telgrafta dile getirdi: “Atomun serbest kalmış olan gücü her şeyi değiştirdi. ego o kadar şişirildi ki hiçbir şeyi dikkate almıyoruz. ve bir birimizden iten de bir itici güç vardır. bilim.Ailede kalmak istemediğimiz zaman bile. ve eğitimde gelişeceğimiz daha iyi zamanların önümüzde olduğuna inandık. globalleşme bize hepimizin ekonomik. sosyal.

Bu aynı zamanda. tüm doğanın olduğu kadar yaşayan her organizmanın varolma sebebi olan. çünkü onlar genç iken çok farklıydılar. ebeveynlerinin aynı yaştayken yaptıklarından çok daha farklı bakıyorlar. Bu noktadan itibaren. Bunlar. Fakat bunun böyle olmasının sebebi her neslin bir önceki neslin deneyimlerini ve farkındalıklarını taşımasıdır. haz alma arzumuzu nasıl doyuracağımızı bilemediğimizden dolayı çaresizliğimizin ifadeleridir. Doğa’nın temellerini öğrenirsek görebiliriz. Egolarımız. bu yüzden de depresyon ve uyuşturucu günümüzün felaketidir. alma arzusunu yani egoyu doyuracak mükemmel yöntemi bilmemiz gerekiyor. güvenilir. artık arzularımızı doyuracak hiçbir aşina şeyin bulunmadığı bir noktaya büyümüşlerdir. Anlamlı. gençlerin hayata olan yaklaşımıdır. Sanki baştan beri günün sonunda bunun anlamsız olacağını biliyor gibiler. Öyle görünüyor ki gençlerin kendi büyük potansiyellerini gerçekleştirmekle pek bir ilgileri yok. ve boşluk gibi hislerin de köküdür. Bir de tabi etraflarındaki yetişkinlerin bir çok teşebbüste bulunup da hala mutsuz olduklarını görüyorlar. bilinen hiçbir çözüm durumumuzu düzeltmeyecektir. Hissettiğimiz ümitsizliğin tipik bir örneği. Bunu görmek çalışma arzularına hemen hemen hiçbir şey eklemez! Ebeveynlerin bunu anlaması çok güçtür. ve huzurlu bir yaşama sahip olmak için. anlamsızlık. Nerede hata yaptığımızı sadece. Bir çok genç hayata. 17 . Başarı ve kişisel idrak için sayısız seçenekle tüm dünya önlerine serilidir.

daha dikkatli inceleme ve geniş perspektif her mücadele ve meydan okumanın gerçekte Doğa’nın dengesini. “kendini başkalarını sevmeye adamak”. “başkalarına yardım için çalışmayı yeğlemek”. Özgeciliğin diğer bilinen tanımları. Bu. bir hayvanın diğeri tarafından yenilmesi ortak sistemin ahenk ve sağlığını garantiliyor. sadece en uygun olanların hayatta kaldığı bir egoistler halkası gibi görünüyordu. yüzyıl Fransız filozofu Auguste Comte. kendi bedenlerimizde her dakika milyarlarca hücre ölüyor ve milyarlarcası doğuyor. “Grup Seçme” teorisi. ve dolayısıyla. hayvanın kendi hayatta kalma ve çoğalma yeteneğinin pahasına başkalarına faydalı davranışlarda bulunmak olarak tanımlamak gelenekseldir. Doğa’nın tüm parçalarının. Bu mücadeleler Doğa’nın yaratılanlarının genel gelişimini ilerletiyor ve onları daha sağlıklı kılıyor. ve böyle yaparak bölgedeki hayvanların sağlığına katkıda bulunuyorlar. kurtlar insanlar gibi sağlıklı hayvanları avlamayı tercih etmek yerine. kendi duygularımızı tabiilik fenomeni üzerine yoğunlaştırdığımız zaman. Bölüm 3: Özveri Hayatın Kanunudur Doğa’yı incelediğimizde. ve biz bazılarına bakacağız. Neden hayvanların bu tarzda davrandıklarını açıklayacak bir kaç teori geliştirilmiştir. “niyet” ve “özgür irade” gibi olguların sadece insan türüyle ilgili olmasından kaynaklanır. Ortaya çıktı ki. Latince alter yani “diğeri” anlamına gelen kelimeden gelir. bilimsel araştırmalar ilerledikçe. hayvanların özgecil eylemlerinin doğrudan ve dolaylı güdülerini açıklayan çeşitli teoriler geliştirmesine yol açtı. 1990’ların başlarında Kuzey Kore hükümeti baş belası olan sokak kedilerinden kurtulmaya karar verdiğinde görüldü. Kurtlar da bir başka klasik örnektir. özgeciliği “egoizmin zıttı” olarak tanımladı. ve bundan insanlar için sonuçlar çıkarabilelim. Kuzey Kore hükümeti bu dengesizliği düzeltmek için komşu ülkelerden kedi ithal etmek zorunda kaldı. “Soy Seçimi” teorisi. öncelikle hasta ve zayıf hayvanları avlıyorlar. Verme ve alma. sıçan ve yılanların sayısında çok büyük bir artış oldu. Gerçekten de. yaban domuzu. diğer hayvanların genetik kodlarından kaynaklanır. özgecilliğin benzer genler taşıyan soya doğru döndüğünü açıklar. “Sakatlık” prensibi özgecilliği. Tıpkı egoizm gibi özgecilik de insan dışında başka hiçbir yaratılana uymayan bir terimdir. 12 Bu konuda daha fazla bilgi için Nedelcu’nun ve Micod’un makalelerine bakın. belli bir hayvanın özgecil eylemi için ödüllendirilmesi üzerine kurulu olduğunu savunur. ve kemirgen nüfuslarının dengelerine katkıları aşikar oldu. Dolayısıyla. “başkalarını sevmek”. geyik. Fakat kurt nüfusu azaldığında onların. Doğa’nın acımasız olabileceğini çoğu zaman hissediyoruz. Bu. 18 . araştırmacıların. Ama aslında. özgecilliğin hayvanın bulunduğu gruba hizmet ettiğini vurgular. 2006 yılında Moleküler Biyoloji ve Evrim Dergisi’nde yayınlanan Özgecil Genin Evrimsel Kaynağı makalesi. tek bir kapsamlı sistemin bir biriyle ilişkili parçaları olduğu daha da ortaya çıkıyor. özgecilliği görünüşte. İlk bakışta Doğa. Kedilerin çoğunun kökünün kazınmasından birkaç hafta sonra fare. 19. o hayvan da grup tarafından ödüllendirilir. Diğer yaratılanların seçim özgürlüğü yoktur. belli bir elementin eşsizliği ve niteliklerini ifade ettiği yol olarak görür. ve hayatta kalmak için karşılıklı desteği artırdığını ortaya çıkarıyor. “Ortak yaşam” teorisi. Yaşamın devamı tam olarak da buna bağlıdır. ve “başkalarıyla bencillik olmadan ilgilenmek” dir.13 Bununla beraber. Kurtları acımasız ve tehlikeli hayvanlar olarak değerlendirmeye alışığız. ki bu da dolaylı olarak genlerinin hayatta kalmasına katkıda bulunur. “Özgecilik” kelimesi. Doğa’nın dengesine bir başka örnek.12 Ancak biz bu terimleri “ödünç alıp” hayvanlarla ilgili olarak kullanacağız ki Doğa’nın kanunlarını daha iyi açıklayabilelim. “aşırı cömertlik”. Aslına bakarsanız. 13 Biyoloji açısından bakılırsa. yeme ve dışkılama hareketleri. özgecilik olgusunu keşfediyoruz. tıpkı fırsat kollama ve kendini feda etme hareketleri gibi. Açıkçası.

Ancak. teorik olarak. Ancak. Embriyo yeni gelişmeye başladığında tüm hücreler aynıdır. Bir özgecil gibi hareket eder. aklı ve farkındalığı o veya bu hücrede bulunmayan. Aslında gerçek tam olarak da tersinedir çünkü bedenin ölümü demek suikastçıların da ölümü demektir.Yaşayan Organizmada Hücreler Arası Ahenk Her bir çoklu-hücresel organizmanın içinde şaşırtıcı bir fenomen vardır. daha ziyade aralarındaki bağda bulunan. sadece kendini düşünerek. aktivitesinin çoğunluğunu bedene doğru yönelttiği ve sadece hayatta kalması için gereken minimumu aldığı görülür. ve böylece tüm bedeni kendilerine boyun eğdirirler. sadece bedenin iyiliğini “düşünür”. Her hücreyi ayrı bir birim olarak incelersek. hücre 19 . Egoist Bir Hücre Kanserli Bir Hücredir Sağlıklı hücreler çok kapsamlı farklı kurallar ve limitler ile sınırlandırılmışlardır. Hücre. bölünmesinin başlangıcı ve sonu. Kanser. onları kanserli hücrelere çeviren genetik hatalar oluştuğunda. Hücrenin tüm eylemleri. ayrıntılarıyla tanımlanması. Onlara bir fayda getirmese de bu tarzda hareket ederler. Her hücrenin çekirdeği tüm bedenin bilgisini içeren genetik kodu kapsamaktadır. kanserli hücreler egoist hareketler vasıtasıyla bedenin ölümüne sebep olurlar. Bedendeki tüm hücreler arasında tam bir ahenk olmak zorundadır. hücreleri tarafından tüketildiği bir durumdur. ve bedende belli bir yere doğru hareketi. beden devam edemezdi. her bir hücre bulunduğu yere ve fonksiyonuna göre bu bilginin farklı bir kısmını eyleme döker. kanserli hücreler bu sınırlamaları hiç dikkate almazlar. onu bir sistemin parçası olarak incelersek. Bireysel Kolektife Zıttır Sağlıklı bir bedende. hücreler gerektiğinde bedenin uğruna kendi hayatlarından “feragat ederler”. Bedendeki her hücre tüm bedenin farkında olmalıdır. Dolayısıyla. ancak hücreler arasındaki özgecil bağlanmışlık yeni bir oluşum yaratmalarını sağlar. ve buna göre davranır. bedenin kendi sınırsız çoğalmalarına yönelmiş. Bu böyle olmasaydı. Ancak embriyo geliştikçe hücreler farklılaşır. egoistçe fonksiyon gösterdiğini görürüz. Egoist davranış ve tüm bedenin ihtiyaçlarına genel bir ilgisizlik onları doğrudan korkunç sona yöneltir. Kanser hücreleri çevrelerini mahvederler. Bir kanser hücresi çoğalırken. Hücre. Bu. Dolayısıyla. böylece kendilerinin büyümesi için yer açarlar. bedeni bir bütün olarak “göz önüne alma” durumundadır. bedenin ihtiyacını ve onun için ne yapabileceğini bilmelidir. tüm bedeni yeniden yaratmak için gerekli olan bilgidir. ve daha yüksek bir dereceye ait olan tamamlanmış bir bedendir. Kısaca söylemek gerekirse. Hücrelerde. çevresinin ihtiyaçlarına ve bedenin emirlerine bakmaksızın acımasızca bölünür. egoizm kendini beslediğinde. Bağlanmışlık Yeni bir Derecede Hayat Yaratır Bedenlerimizdeki tüm hücreler aynı genetik bilgiyi içermelerine rağmen. ve her hücre belli bir çeşidin özelliklerini edinir. Bu. Kanserli hücrelerin ev sahibi bedeni ele geçirme tarzı kendi ölümlerine sebep olur. Meydana çıkan tümörü beslesin diye komşu kan damarlarını onun içine doğru büyümeye zorlarlar. kendi dahil her şeyi ölüme götürür. bedenin ihtiyaçlarıyla uyum içinde ortaya çıkar. her hücre kendi “akıl” ve “farkındalığına” sahiptir.

Biyolog Avishag ve Amotz Zahavi. Benzer bir özgecil eylemi. Hayvanlar Arasında Toplu Yaşam Hayvanlar dünyası. Sağ olsunlar. Arap Babler’inin. Hortumlarını ve dişlerini onun bedeni altına iterek zorla kaldırmaya çalıştılar. Hatta bazıları bu olayda dişlerini kırdılar. Aynı zamanda. arkadaşlarına verirler. Fakat gıda eksikliği olduğunda hücreler birleşir ve çoklu hücresel bir beden oluştururlar. kendilerini tehlikeye atmak pahasına. Orta Doğu’nun kurak topraklarında bol sayıda görülen ötücü kuşun. iki maymun bir birlerini görebilecekleri şeffaf bir bölmeyle ayrılmıştı. ve kuşları kapsar. Diğer hayvanlar da çok benzer şekilde davranırlar. Erkek kardeşi sara nöbeti geçiren bir erkek Habeş maymunu. bazı hücreler diğer hücrelerin hayatta kalmalarını desteklemek için kendi yaşamlarından vazgeçerler. Bu bedeni inşa ederken. ve sahip oldukları tek yuvayla birlikte ilgilenirler. bedenin hayatı için kendi hayatından vazgeçmesine sebep olur. gruba nöbetçilik yapmak için kalır. diğer maymunlar tarafından yardım edilen sakatlanmış bir dişi maymun zor bir iklimde yirmi yıl yaşamayı başardı. Gözlemler. 20 . Yırtıcı bir hayvan yaklaştığında. Yunuslar yaralı arkadaşlarına yardım ederler ve onları su seviyesine yakın tutarlar ki boğulmasınlar. Yiyecek bulan Babler’ler kendileri doymadan. bir tanesi kendi açlığına rağmen. İyi Tabiatlı: İnsanlarda ve Diğer Hayvanlarda Doğru ve Yanlışın Kaynağı. Fiziksel ve zihinsel geriliği olan bir başka dişi maymun. Her birine farklı zamanlarda yiyecek veriliyordu. Cambridge: Harvard Üniversitesi Yayınları. adlı kitabında Doğa’daki özgecilikten daha bir çok örnek sunmaktadır. Başkalarına Yardım Etmek Hayvanları araştıran. yırtıcı bir hayvan tarafından kaçırılmış bir grup üyesini kurtarmak için kendilerine riske atarlar. her parçanın bütüne fayda sağlamak için çalıştığı. Diğer kuşlar yemek yerken. Filler kumun üstünde ölen kendilerinden bir file yardım etmek için birleşmişlerdi. Ve bir çok özgecil olguyu tanımladılar. M. İyi Tabiatlı14. toplumsal cemiyetler ile ilgili bazı muhteşem örnekler sunar. Sonunda. memeliler. toplumsal yaşantısını incelediler. Kanserli hale gelip tüm bedeni tehlikeye atma korkusu hücrenin. kendi gıdalarını sağlayan ve bağımsız çoğalan ayrı hücreler şeklinde yaşar. ve elini göğsünün üzerine koyarak onu muayene etmek isteyen bakıcıların yaklaşmasını kesin bir şekilde engelledi. Frans de Waal. Grubun diğer üyelerinin yavrularını beslerler ve onların her ihtiyaçlarını karşılarlar. uzun bir süre onu sırtında taşıyan ve koruyan kız kardeşinin yardımıyla hayatta kaldı. ciyak ciyak öterek grup üyelerini uyarırlar. 1996. 14 Frans B. İdeal koşullarda küf. Babler’ler. Anlattığı deneylerden birinde. hasta kardeşinin yanında kaldı. Böyle toplumlardan bazıları karıncalar.Arap Babler’leri gruplar halinde yaşarlar. De Waal.kendi yaşamına son veren bir mekanizmayı çalıştırır. ve hatta beş evlat büyüttü. kaçak bir avcı tarafından ciğerlerinden vurulan dişi filin arkadaşları yaralı filin düşmesini önlemek için onun altına eğildiler. ve maymunlar şeffaf bölmeden bir birlerine yemek uzatmaya çalıştılar. topraklarını korumakta işbirliği yaparlar. farklı şartlarda olmasına rağmen hücresel küf tabakasının (Dictyostelium mucoroides) yaşadığı tarzda da görürüz. Görme yetisini kaybeden bir başka dişi maymun erkekler tarafından himaye edildi. biri yaralandığı yada sakatlandığı zaman diğerlerinin uyanıklılığını artırıp ona baktıklarını açığa çıkardı.

bir “kaza” olmadığı sürece . asla eksiklik yada yoksunluk yoktur. Nüfusun her hangi bir parçasında. Evrim biyoloğu Elisabet Sahtouris’e göre sürecin sonunda. ve avizeağacı kelebeği ile sembiyotik (ortakyaşar) bir ilişkisi vardır.15 Böyle bir toplumda. hayvanların ve insanların kompleks bedenlerini oluşturdular. insanlığın bu süreci tek bir insan ailesi oluşturmakta halihazırda geçmesi gereken bir basamak olarak değerlendiriyor – hepimizin menfaatlerini sağlayacak bir toplum. Bakteri aslında tek bir organizma gibi hareket eden bir bakteri topluluğudur. sonunda bitkilerin. genelde inanıldığı gibi “en sağlıklı olan hayatta kalır” yasası ile değil de. tabii ki bizler bu toplumda sağlıklı parçalar olarak fonksiyon gösterirsek. Yeryüzünde bakteriler yaşıyordu. Bakteriler hücreler oluşturdular ve Doğa’nın yiyecek ve toprak gibi kaynakları için rekabete girdiler. avizeağacı bitkisinin büyüyen tomurcuklarından beslenir. Sonuç olarak. Sayı 2. Yeryüzündeki yaşamın evrim sürecini bir örnek olarak kullandı. Avizeağacı bitkisi böyle bir örnektir. Bu tarz bir ilişkiyi koruyarak hem bitki hem de kelebek türlerinin devamlılığını garantiye alırlar. Sahtouris. Bu aşamaların sonunda. Bahar 2002 sayfa 67 21 . Cilt 16. Bunu takiben. Ancak bitkinin devamlılığını sağlayacak yeterli tomurcuğu bırakırlar. Yetersizlik yada Eksiklik Olmasaydı 2002 yılında yazılan bir makalede Profesör Theodore C. evrimin özü kişisel menfaatleri olan bu varlıkların tek bir bedeni oluşturmaları ve bu bedenin menfaati için çalışmalarıdır. parçaları karşılıklılık ve işbirliği içinde bir birine bağlı tek bir sistem olacak. egoist bir menfaate sahiptir. Sosyal Davranışın Evrimi: Bireysel ve Grup Seçme Modelleri.ki hayvan toplumu bunu mümkün olan en kısa zamanda düzeltir. Ancak. Bu daha ziyade. hayvanların. Sahtouris. uygarlık kapsamlı bir ahenge doğru geliştikçe doğal bir aşamadır. Tam olarak bu kurallarla. evrimin bireyselleşme. Milyarlarca yıl önce. her bir parçasının hayatta kalmak için ideal koşullara konulduğu ve çevrenin kaynaklarının optimal kullanımının sağlandığı bir tarzda devam eder. 2005 yılında Tokyo’daki konferansta verilen bir derste. insanın olmadığı bir ortamda. parçalar tek bir ahenkli sistem içinde birleşecekler. Her farklı varlık kişisel. çatışma ve rekabet safhalarından oluştuğunu açıkladı. Bergstrom. Dişi kelebek bir çiçeğin stameninden (çiçeğin erkeklik uzvu) toz taşıyıp başka bir çiçeğin tam olarak dişilik uzvuna yerleştirerek çiçeğin döllenmesine yardım eder. 15 Prof. Larva yumurtadan çıktığında. Bergstrom. dişi kelebek çiçek tohumlarının gelişeceği yere yumurtalarını bırakır. Ekonomik Perspektifler Dergisi. çevreye faydalı olacak şekilde yaşadıklarını açıklar. Doğada Her şey Bütünlüğe Doğru Gider Doğa’nın evrimi. hayvanlar dengeli bir mevcudiyet sürdürürler ve nüfus yoğunluğu her zaman güncel yaşam şartlarına adapte olur. tek hücreli yaratıklar evrimleşerek çok hücreli yaratıklar oldular. Toplum.Karşılıklı Bağımlılık Bilimsel araştırmalar karşılıklı bağımlılıkla ilgili sayısız örnekler bulmuştur. Theodore C. çevresel koşullara daha iyi uyum gösteren yeni bir varlık – bakteri kolonisi – oluştu. Santouris. dünyayı global bir köye çevirme sürecinin tesadüfi olmadığını kanıtlar.

Doğa’nın karşılıklı bağlanmışlığının daha da çok örneklerini bulabiliriz. özgecil mevcudiyet üzerine kurulmuş bir yaşam yaratmaktır. Dolayısıyla. hücreleri ve organları yaşayan bir beden olarak bir birine birleştiren yapıştırıcının onların arasındaki özgecil ilişki olduğu bir düzen yarattı. yaratan ve devamlılığı sağlayan güç özgecildir. işbirliği yapan. ahenkli. eğer Doğa’nın parçalarını dikkatlice incelersek özgeciliğin yaşamın temeli olduğunu görürüz. Doğa’ya daha derinlemesine bakarsak. veren ve paylaşan bir güçtür.Dolayısıyla. ve bir diğerine yardım eden hücreler topluluğundan oluşmaktadır. ve Doğa’nın genel yasası “egoist varlıklar arasında özgecil bağlanma” dır. Doğa. Doğa yaşamı öyle bir planladı ki her hücre yaşayan bir beden inşa etmek için diğerlerine karşı özgecil olmak zorundadır. Amacı. bir birini tamamlayan. Özgecil bir yasa olan “Birimiz hepimiz içindir” yasasına göre paylaşırlar ve hayatta kalırlar. ve tüm parçalar arasında dengeli. 22 . Yaşayan her organizma ve her sistem.

gerçekte sadece kendi varlığımızla ilgilendiğimizi görürüz. İnsan hariç bütün yaratılanlarda. Dolayısıyla. İnsan oğlu. o kadar hasret çektiğimiz mükemmel hazzı özgecil davranarak bulabileceğimizi bilmiyoruz. Yaşamlarımızı en küçücük bir şekilde iyileştirmek için bile. açıkçası Doğa’nın dengesini değiştiremezler. Doğada olduğu gibi başkalarıyla özgecil olarak bağlanmayı arzulamıyoruz. Aslında. --Friedrich Nietzsche. İnsan dışında hiçbir yaratık çevresini yağmalayamaz. Bu dengeleyen yazılımın eksikliği bizim sosyal evrimimizi egoist bir yöne taşıyor. Dengeyi korumak. Doğa. Eğer belli bir element yaşamın özgecil prensibine uymazsa bu şekilde dengeyi bozar. her hangi bir zamanda dengeyi sağlamayı gerektirecek ne varsa uygulayan. ve dolayısıyla. şöyle der. BÖLÜM 4: DENGEYİ BOZMAK Ey İnsan! Artık kötülüğün yazarlarını arama. Zerdüşt Öyle Dedi Yüzü kızaran yada buna ihtiyacı olan tek hayvan insandır. ve sonuçta. Güçlü yada zayıf bir bedenden bahsederken. Çok bilinen bir özdeyiş vardır. --Mark Twain. İçimize bakarsak. Kendi arzularıyla hareket etme özgürlükleri yoktur. “dengeleyen bir yazılım” vardır. Sadece insan başkasının ıstırabından memnuniyet yaşar. ve böylece nasıl davranmaları gerektiğinin farkında olmadıkları yeni bir çevrede belirsizlikler yada alışık olunmayan durumlar karşısında tökezlemezler. her elementin. beden dengeyi sağlayabilmek için tüm koruma gücünü harcar. yani etrafımızdaki insanlarla nasıl dengede olacağımızdan. Doğa’nın kapsamlı ahenginin ve mükemmelliğinin temelini sağlayan. her şeyin ahenkle yürüdüğü mükemmel bir durumdur. içine bu dengeleyen yazılımın yüklenmediği tek yaratılandır. İmanlı Savoyard Rahibi İnsan en vahşi hayvandır. Denge bozulduğu zaman organizma dağılmaya başlar. Bu iki kural – özgecilik ve denge – dolayısıyla. ve bu her nesille daha da yoğunlaşmıştır. bize doğumdan itibaren Doğa’yla dengede varolmak için yeterli bilgi ve içgüdü aşılamadığından insan toplumunda nasıl doğru davranacağımızdan emin değiliz. yada onların acılarından zevk almaz. Dengeli durum aynı zamanda en mutlu durumdur – direniş yada koruyucu duvarlar inşa etme gereği olmadan. ve ikisi de senin kendinden gelir. parçası olduğu sisteme yönelik özgecil davranmasını gerektirir. insanın zevk alma arzusunu doyurma çabasının şekli diğerlerinin varlıklarını göz önüne almıyor. Başka hiçbir yaratık diğerlerine baskı yapmaktan memnun olmaz. Çevreleriyle uyum içindedirler ve ahenkli sistemler yaratırlar. --Jean Jacques Rousseau. çünkü senin yaptığın yada çektiğinden başkası değildir kötülük. 23 . Ekvatoru İzlerken İnsan egosu dışında Doğa’nın tüm elementleri özgecilik yasasına göre işler. dengeyi tekrar inşa edebilmek yaşamın mevcudiyeti için gerekli bir koşuldur. Sonuç olarak. doymuş bir aslanın yanında yürümek doymuş bir insanın yanında yürümekten daha güvenlidir. ihtiyacımız olmayan şeylerin tamamen ortadan kaybolması konusunda hem fikir oluruz. Diğer yaratılanların hepsi her zaman ne yapmaları gerektiğini bilirler. onun dengesini koruma yeteneğine değiniriz. neden ve sonuç yolu ile bir birine geçmiştir. Başkalarıyla tüm ilişkilerimiz sadece kendi durumumuzu daha iyileştirmek içindir.

Ve tek fark insanların seçimindedir. arzularımız fiziksel mevcudiyet arzularına bölünmüştür. Dahası. Biri düşük arzuları edinerek. Ve bu. Doğa’nın sistemindeki dengeyi baştan başa sarsan tek güçtür. eğer kişi bunu fazla çaba harcamadan yapabilseydi. ve bizi bu mesafeyi düzeltmeye zorlayan özgecilik yasasından kesinkes ne kadar uzak olduğumuzu göstermek için oluyor. kişi yeteneğine ve kapasitesine göre seçmeye zorlanmıştır. bozulamayan bir kuraldır. başkası saygınlık. Bu nedenden dolayıdır ki insan egoizmi dünyadaki tek zararlı güçtür. bir şeyi edinmek arzusunu simgeler. herkesin ve hepimizin mümkün olan her yolla kendi özel çıkarımız için tüm insanları kötüye kullanmaya ve sömürmeye hazır durduğumuzdur. Bunlar “beşeri-toplumsal arzular” adını iki sebepten alırlar: a) Bu arzular kişinin toplumdan “öğrendiği” arzulardır. Ancak. sevgi. Ve aslında. bir çocuk gibi her şeyi “kapmak” ister fakat kendisinin dışında engin bir dünya olduğunu fark eder. üstelik arkadaşımızın enkazı üzerine kendimizi inşa edeceğimizi hiç dikkate almayız. Şimdi. ve bir üçüncüsü bilgi için. ve bilgi edinme arzuları. biri yönetimi elde ederek. bu üçüyle. Bu. Daha açık olmak gerekirse. Baal HaSulam “Dünyada Barış” makalesinde şöyle yazar. kişinin tüm dünyaya sahip olabilmesi için onu elde etmek arzusudur.” Ve Baal HaSulam ekliyor: “insan. varlık. tüm dünyayı sömürmeyi kabul ederdi. Bize Ne Haz Verir? Yukarıda söylediğimiz gibi. Bu bize. • Saygınlık daha yüksek seviyede bir arzudur. Doğa’nın temel amacına çok net bir şekilde tezattır: her bir elemente en iyi yaşamı vermek. “Dünyanın tüm insanlarındaki ortak özellik. Aslında diyor Baal HaSulam. böyle arzuların içimizde gelişmesinin sebebi budur. egoizmimizin giderek büyümesi bir tesadüf değildir ve kusur bulunacak bir tarafı yoktur. bir üçüncüsü saygınlık edinerek insanları sömürürler. Bunların her biri farklı tür. Doğa’nın gücüne olan zıtlığımızdan “Doğa’yla dengesizlik” olarak yada sadece “dengesizlik” olarak. Bu kategoriler içimizde yüzeye çıkan tüm fiziksel olmayan arzuları temsil eder. çoğu zaman başkalarının pahasına.” Huzurlu bir yaşamın hazırlığını yapmak için ilk olarak egoist doğamızı tamamen anlamamız gerektiğini görmek çok enteresandır. Yaşam için gerekli olandan daha öteye giden bir şey için her arzuyu nasıl kullandığımızı inceleyebiliriz. ve bunun ötesindeki her şeye de “beşeri-toplumsal” demeliyiz. Egonun büyümesinin amacı. Buradan itibaren. yada seviyede arzuyu temsil eder. • Varlık kişinin sahip olmak. b) Bu arzular sadece toplumun içinde gerçekleştirilebilirler. başkalarıyla ilişkilerimizde dengesizliğin sebebini anlamak için beşeri-toplumsal arzulara odaklanacağız. dünyadaki tüm insanların kendi yönetiminde ve kendi özel kullanımı için olması gerektiğini hisseder. ve saygınlık. özelliği özgecilik.Nesilden nesle içimizde büyümüş olan egoist amaçlar. ve paylaşma olan Doğa’nın kapsamlı gücünden sadece kendileri için almak isteyen egolarımızın zıt yönelimini bize kabul ettirmektir. saygınlık ve hakimiyet arzuları. yaşamlarımızın temelinde olan realitenin genel yasasından. var olmak için gereken şeylere “fiziksel”. Tek başımıza yaşasaydık bu tür şeyleri istemezdik. Her birimizin içinde farklı bir beşeri-toplumsal arzular karışımı vardır ve bu karışım yaşamlarımız boyunca değişir. ve 24 . Beşeri-toplumsal arzular üç kategoriye bölünür: varlık edinme arzuları. Kişi artık. ve özgecilik özelliğini edinmekten de “Doğa’yla denge” olarak bahsedeceğiz. başkalarının pahasına. Biri varlık için daha büyük bir arzu duyar. yönetim.

Bizler bilmesek de Doğa’nın bizi etkileyen yasaları vardır. Dolayısıyla. İşte bu yüzden egoizm tüm acıların sebebidir. Bizi iyi hissettiren elde ettiğimiz şey değildir. Sadece daha üst bir seviyeden baktığımızda bu yasaların farkına varabiliyoruz. İçimizin derinliklerinde. Bizler zaten cansız. bu kişinin başarısızlığını isteriz. Ancak. Eğer kişi bu yasalardan birine uymazsa. kişi otorite. Para arzusu saygınlık arzusundan daha ilkeldir. Daha önce bahsedilen Prof. hissettikleri mutluluğun seviyesini ölçmeleri istenildiğinde ilk olarak sosyal standartları değerlendirdiklerini ortaya çıkarmıştır. Bu yüzden de başkalarına karşı egoist davranış ile yaşamlarımızdaki negatif olgu arasında açık bir bağlantı kuramıyoruz. içinde olduğumuzda belli bir derecenin yasalarını hali hazırda anlayamıyoruz. her şeyi kapıp kendine iliştirmek arzusudur. Temel var olma arzularının ötesindeki her arzu bize toplumumuzdan gelir. ve bazen açıkça. Başkaları başarısızlığa uğradığında ise mutlu oluruz çünkü bu anında bizim göreceli pozisyonumuzu düzeltir. Araştırma aynı zamanda mutluluğumuzun kökeninin sahip olduklarımızdan ziyade durumumuzu komşularımızınkiyle kıyaslamak olduğunu göstermiştir. tüm parçalarını özgecil bağlanma noktasına doğru getirme gayretine terstir. Dolayısıyla. Bir başkası başarılı olduğunda kıskanırız. insanların. Bunun yanında. Bu. bitkisel. kontrol edilemez otomatik bir reaksiyondur. bütün hayatını başkalarının saygısını kazanmak için çalışmaya adar. Daha fazla kazandıkça kendimizi daha da zengin ortamlarla kıyaslarız. Çünkü Doğa’nın yasaları kesin yasalardır. her şeyin nasıl gözler önüne serildiğini ve Doğa ve insanların nasıl kişinin kendi menfaatine kullanılabileceğini anlamak için bir arzudur. bilgi edinmek. insanın her şeyi aklı vasıtasıyla kontrol edip hükmetme arzusunu simgeler. O’nun dışında kalan bir şey olarak ve O’na saygı duyar. Tam tersine. realitedeki her detayı bilmek. Başkalarına karşı olan bu egoist yaklaşım. ve onlardan ayrılma gibi egoist arzularımız Doğa’nın. Aslında. saygınlık insanın dünyayı satın alma arzusunu temsil eder. Bu nedenden dolayı da mutluluğumuzun derecesi bizler zenginleştikçe artmaz. başkalarının üzerinde üstünlük. fiziksel bedenin ihtiyaçlarının ötesindeki insansal arzular bizim başkalarına karşı tavırlarımıza. • Bilgi ve ona olan arzu iktidar için daha büyük bir arzuyu temsil eder. saygınlık arzusu başkasını yok saymayla ilgilenmez. ve başkalarıyla ilişkilerimize nasıl baktığımıza bağlıdır. ve bize verdiği bunu kontrol etme gücüdür. Başkalarının üstüne çıkma. sadece başkalarından üstünlüğümüz. 25 . ve kendi bedenlerimizdeki Doğa yasalarının bir çoğunu biliyoruz. ve onların saygınlığını arar. Bu arzu. kişinin yoldan sapma kuralı o kişi üzerinde işlemeye başlar ve bir kez daha kişiyi yasaya uymaya zorlar. insan ilişkilerinde yasalar olmadığını düşünmekte hatalıyız. Bu arzuları yerine getirmekteki başarı yada başarısızlık sadece toplumumuza göre ölçülür. ve hayvansal seviyelerdeki. mutluluğumuzu yada mutsuzluğumuzu belirlemenin tek yolu kendimizi başkalarıyla kıyaslamaktır. onların pahasına zevk alma. Bu. Kahneman tarafından yürütülen araştırma. sosyal itibar ve dolayısıyla kendimiz hakkımızdaki kanımız. Böyle bir kişi saygınlık için bedel ödemeye bile razıdır. Aslında. bizimle Doğa’nın genel yasası-özgecilik yasası- arasında dengesizlik ve uyumsuzluk yaratır.

dört türden her hangi bir varlıkta-cansız. Dahası. sadece bunların ötesinde yatana sahip olmak istediğimiz bir duruma doğru geliyoruz. Bizi buraya kadar getirdi. bitkisel. yada daha doğrusu egoist bir yaklaşımdan özgecil bir yaklaşıma geçerek haz alma arzularımızı kullanma yolumuzu değiştirmemiz gerekiyor. sanki insanın canını sıkmak istermiş gibi. ve süreçte mevcuttur. Doğadaki her element onu destekleyen sistemle karşılıklı bir ilişki sürdürür. artık gelip geçici tanıdık arzulara razı olmak istemediğimiz. tıpkı ağaçtaki meyve gibi. egolarımız sağ olsun ki. Devrimler ve sosyal değişimler gelip gitmiştir ancak hepsi de başarısız olmuştur. amaçlı rehberlik görürüz. ve temelde hayvanlardan bir farkımız olmazdı. Maddesel. nihai formuna gelmeden hiçbir yaratılanda aşikar değildir. ve konuşanda. gelişiminin daha erken aşamalarında o kadar daha acıdır. sınırsız neşeye getirmek ister. Bizi ileri doğru iten egodur ve sınırsız gelişimi kolaylaştırır. İnsanoğlunun durumunda ise. Bunlar bir birlerini tamamlayıp dengelerler. Doğru gelişim içimizdeki haz alma arzusunun tüm gücünü kullanır fakat düzeltilmiş şekliyle. Bir önceki bölümde. sevgiye. ve onun sayesinde mükemmelliğe de ulaşacağız. bir meyvenin nasıl görülür olduğu halden tam olgun bir meyve olana dek bir çok safha geçirdiğini gidip bir botaniste sorun. bunun sebebi Doğa’daki diğer tüm derecelerin tersine. nefret ve aşk gibi. Doğa bizi mükemmelliğe. ve bu ilişkiler ahenkli bir verme ve almadan oluşur. hükümsüz kılacak) yada onu suni olarak azaltacak sayısız yollar denemiştir. Ego olmadan. İşin sırrı. verme ve alma – her madde. yaratılan. Egonun gücü harika bir şeydir. yada her hangi başka bir seviyede her zaman tek değil iki güç bulursunuz.” Gerçek olan şu ki. içimizde tahrip edeceğimiz hiçbir şey yok. Mevcut durumumuz Doğa’nın haz almamızı istediği işaretini vermese de. asit ve baz. Bu. yada zaten başından içimize konulmazdı. Doğa içimize zevk alma arzusu aşılamıştır.Egonun Doğru Kullanımı Egonun Doğa’da dengesizlik yaratması gerçeği onu hükümsüz kılmamız anlamına gelmez. bir de meyvenin son şeklinin tam tersini gösterirler: meyve sonunda ne kadar tatlıysa. Egodan vazgeçmeye gerek yok. Ve. egolarımızın gelişimini tamamlamamış olmasıdır. ve sosyal adalete ulaşmak amacıyla egoyu iptal edecek (feshedecek. Doğa’nın mükemmelliği. egolarımızı başkalarıyla özgecil bağlanmaya doğru geliştirmek için kullanmakta en iyi ve akıllı yolu bulmaktadır. negatif ve pozitif elektrik. Sonuç olarak. ego bizim doğamız olduğundan ona karşı gelmek yada onu belirsiz bir şekilde sınırlamak bu kadar kolay değil. hayvansal. sadece onu düzeltmemiz. bir insan toplumu olarak ilerleyemezdik. ve farklı şekillerde ortaya çıkarlar: elektron ve protonlar. 26 . Bu iki zıt element – egoizm ve özgecilik. Önceki safhalar meyvenin tatlı güzel sonuyla ilgili bir ipucu vermemekle kalmayıp. reddetme ve çekim. Tarih boyunca insanlık. Dolayısıyla. hem bütün olarak hem de ayrıntıda. ağaçtaki bir meyveye benzer. duygusal. Baal HaSulam bunu “Dinin Mahiyeti ve Maksadı” makalesinde şöyle açıklar: “Bize sunulan Doğa’nın tüm sistemleri içinden. Sadece onu nasıl kullandığımızı düzeltmemiz gerekiyor. eşitliğe. Ancak. çünkü bu Doğa’ya aykırı gitmek olur. tüm yaşayan organizmalar için ortak yasanın egoist elementler arasındaki özgecil bağ olduğunu gördük. mevcut halimiz tam ve son halimiz değildir. çünkü denge sadece tam alma gücüyle tam verme gücünü doğru bir şekilde bir araya getirmekle elde edilebilir. sonunda tatlı ve güzel görünümlü bir meyve olma amacına doğru rehberlik edilmiş. yani sebep ve sonuç yoluyla yavaş ve aşamalı bir ilerleme. Bunu yapmayı denesek bile yapamayacağımızı keşfederiz. olgu. Ve bunu yapmamızı sağlayan yöntem Kabala ilmidir.

ve mükemmelliğe ulaşmak için onları en iyi ve etkili şekilde nasıl kullanacağımızı açıklar. başkalarına karşı egoist bir yaklaşımın bize ve dünyaya zarar verdiğinin farkında olmadığımız sürece sorumlu tutulamayız. Kabala ilmi mükemmel hazzın en mükemmel şekilde nasıl alınacağının ilmidir. bir arzunun doyumunun eksikliği yüzünden hareket ederiz. Kriz durumunda. Bir şeyimiz eksik olduğunda. Kabala doğal egoist güdülerimizi bastırmamızı gerektirmez. sadece doğal eğilimlerimizi Doğa’nın özgecil gücüyle dengeyi elde etmemizi sağlayacak. eksiklik hissi olmadan bir santim bile kımıldayamazlar. Gelişimimiz sırasında. ve stasis de “durum” demektir) denir. şehvet. Dolayısıyla. yeryüzünün derinliklerindeki basınç yerin kabuğu artık onu dengeleyemeyecek duruma gelene dek artar. ve gurur bizi bu dünyadan getirir. Mesela. ve gururu negatif koşullar olarak düşünürüz. içimizdeki tüm eğilimleri ve elementleri ahenkli bir şekilde birleştirmemiz. Bu dengeyi sağlamak için. Bunun yerine. ancak bizi götürdüğü dünya. bu güdülerin varlığını gözler önüne serer. Bu. Bir fırça darbesi tehlikeyi anlatır diğeri de fırsatı. --John F.4:21). Volkanlarla mesela. Tam tersine. Bu dengesizliğin çözümü ise yer altı basıncını yerüstü basıncı ile dengeleyen yanardağ patlamasıdır. Kıskançlık. Diğer bir deyişle. Hatta çok bilinen bir deyiş vardır. ve gurur insanı dünyadan çıkarır” (Avot. şehvet. 27 . Doğa’nın daha üst derecesi olan manevi dünyadır. normal olarak kıskançlık. Krizin amacı yanlış yolda yürüdüğümüzü ve rotayı değiştirmemiz gerektiğini bize anlatmaktır. ısı derecesi. homeostasis bilinçli katılım gerektirir. Dolayısıyla. Doğa’nın dengesiz bir durumu dengeye getirme yoludur. Latince’de “aynı”. dengeli bir duruma “homeostasis” (Homo. Bu nedenle. şehvet. Homeostasis. Gerçekte. Ve bu şekilde ilerleyip gelişiriz. suyun en alçak seviyeye akması. basınç dengesi. dünyada cezalandırma diye bir şey yoktur çünkü egoistler olarak doğmuş olmamız bizim hatamız değildir. Dengeyi Yeniden Kurma Fırsatı Olarak Kriz “Kriz” kelimesini yazmak için Çinliler iki fırça darbesi kullanırlar. tehlikenin farkında ol ama fırsatı da gör. bu deyişin derindeki anlamıdır.Kabala isminin kökü “almak” kelimesinden gelir. Fakat insan seviyesinde. realitedeki her şeyin dengeye doğru çekildiği durumdur. ve böylece sadece gelecekteki doyuma doğru hareket ederiz. Tüm eylemleri her bir parçayı dengeye getirmek içindir. haz alma arzusu olan insanlar. Kennedy. 12 Nisan 1959 Indianapolis de bir konuşmadan Doğa dengeye gelmek ister. Bilimsel kelimelerle söylemek gerekirse. Doğa bir dengesizlik olduğunu göstererek yardımımıza koşar ki bu da şu an bizi egoist gelişimimizde kapsamlı bir kriz noktasına götürmesinin sebebidir. tatmin olmadığımızda acı çekeriz ve çözümler aramaya başlarız. ısının ve soğuğun dağılması yaratılmıştır. “Kıskançlık. ve onları bu süreçte çalışacak duruma getirmemiz gerekmektedir. Fizik ve kimya yasaları maddenin yada nesnenin her hangi bir hareketinin tek nedeninin dengeyi aramak olduğunu açıklarlar. pozitif ve faydalı bir istikamete yönlendirirsek olur. Ancak pek bilinmeyen. sadece bizi mükemmelliğe getirmek için tasarlanmıştır. kriz bir ceza değildir. Dünyamızda varolan her şey gelişimimiz için birer araçtır. Aslında. yoğunluk. Fakat burada bir koşul vardır: bu.

Doğa’nın sevgi ve verme niteliğini. “Arzularımla ne yapıyorum ve ne için?” diye sormaya başlamalıyız. ve tüm güçlükler ile krizlerin kökünün tam olarak da sebebidir. bütünleşmiş bir sistemin bütünleşmemiş parçaları olmamız acının. Bugün. ki biz bunu baskı. ve diğer negatif olgu ve krizler gibi deneyimleriz. Geçmişte. ve biz de kültür. daha ziyade. şimdi kriz gibi görünen aslında altın bir fırsattır. acıyla birlikte. Bu yanlışlar bizim onları kendi kendimize düzeltmemizi sağlar. ve teknoloji gibi sayısız yollar vasıtasıyla gelişmek için dört nala koşarız. 28 . bu tür ıstıraplar faydalı olur zira onlar gelişimin güçlerinden gelmişlerdir. Kişisel ve ortak krizlerin tüm alametlerini insan egosuna bağladığımız zaman – sistemin dengesizliğinin sebebine – bir çözüme doğru hareket edebileceğiz. Her birimizin kendisini incelemesi gerekiyor. yerleştirilmiş programa göre. Ancak bugün. Aslında. eğer yaklaşım ve farkındalığımızı değiştirirsek. ve onunla dengeye gelmemiz için bize sürekli baskı yapar.Krizler. Doğa tarafından kasıtlı olarak içimize yerleştirilmiş “yanlış” ların ortaya çıkmasıdır. bu dakikadan itibaren kendimizi bu incelemeye devam etmeye adıyoruz. Bu yüzden. geçmişte ıstırap ve rahatsızlık daha azdı. “Sana teslim edilene doğru bir şekilde karşılık veriyor musun?” Bugün. insanın gelişimini daha da ilerleten bir durumdur. Doğa’nın gücünden giderek artan zıtlığı dengesizliği yoğunlaştırır. çünkü egoizm daha önemsizdi. Dolayısıyla. Ancak. ve buna farklı bir perspektiften bakarsak. Değişen ve gelişen tek şey. ve durup kendimizi incelemeye zorlanıyoruz. Değişmez. Egonun. Aslında bu. arzularımızı inceleme yeteneğini kazandığımız andır. arzularımızı düşünmeye ve onları yeni bir perspektiften tekrar gözden geçirmeye başlamamız lazım. Bizler şimdi bunun sebebini anlamaya. Doğa’nın gücü sabit bir özgecil güçtür. Doğa bizim bunun sebebini anlamamıza izin veriyor. eğitim. ve acının bize doğrudan ihsan etme özelliğini. Istıraba kaynağını anlamak eşlik ettiğinde. acı. Doğa çağdaş bir insana şunu “sorabilir”. Doğa’yla olan dengesizliğimizin derecesine göre sadece biz deneyimlediğimiz acının yada mutluluğun yoğunluğunu belirliyoruz. rahatsızlık. Bugüne kadar. Bu baskının yoğunluğu bizim dengesizliğimizin derecesine bağlıdır. aniden bir kördüğüme gelmiş bulunmaktayız. Doğa’yı son derece açık bir tarzda değerlendiriyorduk: Doğa içimizde arzular uyandırarak gelişimimizi teşvik eder. içimizdeki egodur. önce mevcut durumun inkarı olarak ortaya çıksa da. yüzlerce binlerce yıl önce insanlık acı çektiğinde bunun sebebini anlayamadılar. Sadece arzularımızı nasıl daha iyi kullanacağımızın farkındalığını geliştirmeye devam edemeyiz. acının maksadı hissedildiğinde. kriz aslında kriz değildir. Bundan da anlaşıldığı üzere. Dolayısıyla. Bu nedenledir ki. bilim. edinmeye doğru işaret ettiğini görmeye hazırız. fark ediyoruz ki egoizm her gün artıyor. ve böylece de kendimizi yükseltiriz. Bir başka deyişle.

ve bunun anında gelen ödülü yaşamımızın her alanındaki acıdan kurtulma olacaktır. ve egoizmin artmasının her belanın temeli olduğunu keşfederiz! Bundan sonra. Hem de yaşamlarımızda yeni bir anlam ve gerçeklik hissi bahşedileceğiz. İnsan ve doğadaki diğer derecelerin arasındaki fark. sevme ve verme nitelikleri. Bu güç. Doğa’daki her element içinde bulunduğu sisteme fayda sağlamak için çalışır. bu sürece başladığımızda. Böyle bir bağ başkalarına karşı özgecil bir tavır vasıtasıyla edinilir. bunu sadece hayatımızdaki problemlerden kaçmak için yapacağız. birkaç bin yıl süren bir dönem. maddesel seviyede. dengeleyen-yazılım. Suni bir biçimde “hayatta” olduğumuz doğru olmasına rağmen. Hayatın amacının anlaşılmasına giden yol. Dengeyi bağımsız bir şekilde aramamız bizi özgeciliğin ödüllerini tanımaya doğru götürür. ve düşünce gücü realitedeki en kuvvetli güçtür. egonun bizi mutlu edeceği nosyonundan “uyanırız”. özgecil nitelik. Parçalar bu koşulu yerine getirdiği zaman. dolayısıyla. insanın yaşamının amacı bu bağı bağımsızca yaratmaktır. Bu bağ insan hariç tüm derecelerde mevcuttur. gelecekte. ve bu yüzden “yaşamı” hissedemiyoruz. Ve Doğa’nın bizi yerine getirmemiz için dürttüğü şey de tam olarak budur. --Francis Bacon. ve onlarla tek bir bedende uyumlu organlar olarak bağlanmalıyız. mevcut egomuzun bize zararlı olduğunu anlayabilmemiz için egoist bir doğa ile yaratıldık çünkü doğamız Doğa’nın kendi niteliğine terstir. çok uzun bir egoistik gelişim döneminden oluşur. zira başkalarıyla böyle bir bağ yaratarak kişi Doğa’nın o kapsamlı yasasıyla dengeye gelir ve onunla tamamen entegre olur. “yaşam” denilen bir birine bağlanmayı sağlamış olurlar. insanın düşünen bir varlık olmasıdır. Doğa’nın bizim için planının uygun bir yaşamdan çok öte olduğunu keşfedeceğiz. Ancak. Ancak işin aslı. Eğer hepsi bu kadar olsaydı. bu dengeli varoluş içgüdüseldir. 29 . tıpkı hayvanlarda olduğu gibi bizim içimize de aşılanmış olurdu. Bizler karşılıklı bağ halinde işlemeyen tek yaratıklarız. ve başkalarının iyiliğini düşünerek ifade edilir. Bu dönemin sonunda. atasözü 81 Yaşamın Maksadı Doğa’yı işleten ve devamını sağlayan genel güç özgecil bir güçtür. “yaşam” kelimesinin aslında tamamen farklı bir varoluş tarzıyla ilişkili olduğunu keşfedeceğiz. Başlangıçta. Başkalarıyla kendimizi özgecil yasaya göre ilişkilendirmeli. her birimizin tek bir sistemin parçası olduğunu anlamamız lazım. Görmüş olduğumuz gibi. Bu yaklaşım mükemmel bir haz bahşeder. Doğa’nın tüm parçalarını tek bir bedendeki organlar gibi dengede ve ahenkte varolmaya zorlar. Novum Organum. Ancak. BÖLÜM 5: DOĞA’NIN YASASINA BOYUN EĞMEK Amacın kendisi doğru yerleştirilmediyse bir yolu hatasız koşmak mümkün değildir.

ve radyasyon gücü gibi tüm cansız güçlerin üstüne çıkabilir. Hatta düşünce gücü. özgecilik niteliğini edinme arzusunu arzularımızın merkezi yapabiliriz. yada basitçe Tikkun denilir. Kısım 2. yer çekimi. 16 Zohar Kitabı’yla ilgili tüm gönderiler Yehuda Ashlag’ın Sulam Tefsiri ile Zohar’ından bahseder. arzu da o kadar çok büyür. önümüzdeki iki bölümü bu konuya adayacağız. İnsanın gelişiminde sosyal çevresinin öneminden dolayı. cansız. 30 . madde 254). ve canlı (hayvansal) seviyelerdeyken. Haz kaynağımızı egoist-temelden özgecil-temele çevirme sürecine egonun Tikkun’u (ıslahı). daha karmaşık ve aşikar. biz ve Doğa’nın özgecil yasası arasında denge sağlamak için. “Bu düşünce-arzu-düşünce tekerleğini nasıl harekete geçirebiliriz?” İşte sosyal çevremizin etkisinin rolü burada ortaya çıkıyor. elektrostatik güç. düşüncenin özel bir yeteneği vardır diye devam eder Baal HaSulam: ters istikamette de işleyebilir. Aynı zamanda. Bir şey için küçük bir arzumuz varsa. Ve onu daha çok düşündükçe. Baal HaSulam “Düşünce Arzunun Neticesidir” adlı makalesinde. şu soruyu doğurur: “İçimizdeki arzu bunun için en büyük arzu olmadığı halde. şu an içimizde bir çok arzu var. Bu süreç. özgecilik özelliğini edinme arzusu. yani arzularımızı gerçekleştirmeyi kolaylaştıran düşüncelerin ortaya çıkmasını sağlar. bir elementin sisteme karşı iyi yaklaşımı maddesel seviyede ifade edilir. Dolayısıyla.” Nihayetinde. Ancak. başkalarını istismar etmek ve onlara hükmetmek yerine. bu. Sadece istediğimiz şeyleri düşünürüz. hatta büyük arzular. Bu yolla. Doğa’nın özgecilik niteliğini edinme dürtümüzü artırarak yeni arzular ve düşüncelerin kaynağı olarak hizmet edecektir. bitkisel. arzularımıza ters düşen şeyleri düşünmediğimizi söyler. zevk alma arzumuzun düşündüğümüz şeyi belirlediğini anlatır. düzelme gerektiren seviye başkalarına karşı olan düşünce ve yaklaşım seviyeleridir. başkalarıyla özgecil bağlanma hakkındaki düşüncelerimizi nasıl artırabiliriz. düşünce arzuyu artırabilir. Dolayısıyla.16 Başkalarıyla tek bir bütün olarak bağlanmaya karşı genetik direnişimiz egoizmimizin bir ifadesidir. düşünce gücünü kullanmamız gereklidir. bu arzu büyür. Ve arzu düşünceye yol açar. İnsanda ise.” Yada kısacası. Özgecilik ise tam tersidir. bitkisel seviyede büyüme ve gelişmeyi sağlayan. Eğer etrafımızda uygun çevreyi inşa etmeyi bilirsek.Düşünce gücü. mıknatıs gücü. tek bir sistemin parçaları olarak bağlanmaktan zevk aldığımız bir durumda olmamız gerekiyor. Bu mekanizmayı kullanarak. içimizde yeni bir arzunun inşasına bağlıdır. önemli bulduğumuz ancak sayısız arzularımız içinde onun için uygun arzu seviyesine sahip olmadığımız bir şey için büyük bir arzu inşa ederiz. insanın egoist arzularının gücünün bile üstündedir. büyüyen arzunun düşünceyi yoğunlaştırdığı ve düşüncenin arzuyu artırdığı büyüyen bir daire yaratır. Örneğin. 2000 yıl önce Rav Shimon Bar- Yochai tarafından yazılmış olan ve Kabala ilminde yeni ufuklar açan kitaplardan Zohar Kitabı şöyle tanımlar: “Her şey düşüncede açıklığa kavuşur” (Zohar. Islah sürecinde ilerlemek için. ve bizim düşündüğümüz arzular bunlar. başkalarını kendisinin parçası gibi hissetmeye yönelik kişinin kendine özgü bir hareketidir. başkalarına karşı olan özgecil yaklaşımımızdan zevk aldığımız. ve hayvanları onları faydalı şeylere çeken ve zararlı şeylerden uzaklaştıran gücün de üstündedir. ve onu düşünürsek. mesela ölüm günümüz gibi. Bu yetenek. Bu. Başka bir deyişle.

niyetimizi. Eğer bu bilgiyi başkalarına aktarırsak ve onlar da problemin farkındalığına ortak olurlarsa. onların yaşamlarını sürdürebilmek için ihtiyaçları olan her şeyi almalarını isteriz. Doğa’nın gücüyle dengeye ulaşmanın faydalarını düşünmeye başlamalıyız. realitenin her bir kişi için nasıl düzenlendiğidir. aşağı yukarı dünyadaki insanların sayısı kadar. Ancak. Düşüncelerimizi. Bunu anlamak için yedi milyar. Mutluluğumuz ve iyiliğimiz bu düşüncelere bağlı olduğundan böyle düşüncelere büyük önem atfetmeliyiz. Başkalarına karşı yaklaşımını değiştiren tek bir kişi tüm insanlıkta değişime sebep olur. insanlığın diğer üyeleri tamamen sizin onlarla çalışma şeklinize bağlıdır. Her bir kişinin bütünün parçası olarak hissetmesini. Ancak. Her bir kat bir kişiyi temsil etsin ve o kişi tarafından yönetilsin. Düşüncelerimiz başkalarına hedeflenmiş ise. ve ilgimizi onların iyiliği için yönlendirmemiz anlamına gelir. Bireyin Doğa’nın tek sistemiyle bütünleşmesi 31 . Başkalarına karşı içsel özgecil yaklaşımın dışında-düşünce bazında. ve başkalarıyla da buna göre bağ kurmalıyız. hepimiz bir birimize bağlanmış durumdayız. düşünce gücümüzü başkalarının farkındalık seviyesini yükseltmeye odaklamalıyız. Her bir katın içinde. Başkalarına karşı doğru özgecil bir yaklaşım. bizim farkındalığımız artar ve anında yaşamlarımızda pozitif değişiklikler deneyimleriz. İşte bu. Bu düşünceler sayesinde problemlerimizden ve güçlüklerden kurtulacağız.aynı zamanda onlara karşı özgecil davranışlar da gerçekleştirebiliriz: hayatın amacı ve ona nasıl ulaşılacağıyla ilgili bilgilerimizi paylaşabiliriz. fiziksel iyiliğin ötesinde. Bu düşünce üzerine düşünmek ve aklımızdan çıkartmamak önemlidir. tek bir birey ile insanlık arasındaki ilişkiyi şu şekilde resimlendirebiliriz: siz ve tüm insanlık tek bir sistemin parçasısınız. düşüncemizi. düşünce seviyesinde ilk ve en önemli iç çalışmadır. her bir kişi tüm diğer insanlarla iç içe geçmiştir. dolayısıyla.Ne yapmalıyız? Pozitif bir geleceğin buna bağlı olduğunu kabul ederek. yedi milyar hücre olsun ve bunların biri sizsiniz. katı olan bir küp hayal edelim. Geri kalan hücreler sizin içinizdeki diğer insanların birleşmesini temsil etsin. ve buna göre fonksiyon görmesini istemeliyiz. İlk etapta soyut görünebilir ancak pozitif bir gelecek tamamen buna ve sadece buna bağlıdır. Tüm dünya sizin elinizde. Bu. Aslında. Sonuç olarak. nerede olurlarsa olsunlar tüm insanları kapsayan tek ve bütünleşmiş bir sistemin parçaları olduğumuz üzerine odaklamalıyız. Başka bir deyişle. çözümle ilgili aynı düşüncelere ve zihinsel yaklaşıma sahiplerse o zaman parçası olduğumuz eşsiz sistemde pozitif bir değişimi harekete geçirmiş oluruz.

Dünyada Barış’da Baal HaSulam şöyle der: “İlk bakışta.60) şu sözlerinde ifade bulur: “Yaşamın gücünü ve düşünce gücünün gerçekliğini hissetmek.Kendi katmanınızdaki diğer hücrelerden birine bile yaklaşımınızı düzeltmiş olsanız. Artan denge azaltılmış dengesizlik. Şu an insanoğlunun özgecil Doğa’yla zıt olduğunu akılda tutmalıyız. tıpkı çocuklarının bakımıyla uğraşan ve onların ihtiyaçlarını karşılamaktan zevk alan bir anne gibi. diğer hücrelerin her biri küpte kendi katmanına sahiptir ve şimdi bu katman da uyandırılmıştır. ve bununla birlikte de azalmış negatif olgular demektir. Bu. her zaman insanın düşünce gücünün yükseliş ve inişine bağlıdır. insan doğasının üzerinde bir şey gibi görünür. ve başkalarına karşı yaklaşımını düzeltmekle ödüllendirildiğinde. en küçücük bir değişim bile yapmış olsak insanoğlunu Doğa’yla dengeye biraz daha yaklaştırmış oluruz. Aslında. sf. Göründüğünden Daha Kolay Haz kaynağımızı egoizmden zevk almaktan özgecilikten zevk almaya değiştirdiğimiz düzelme süreci. tek bir kişi diğerlerine karşı yaklaşımını düzelttiğinde bu tüm insanların farkındalığında bilinçsiz. o bireyde pozitif bir değişiklik yaratır ki bu da kişiyi diğerlerine karşı yaklaşımını düzeltme isteğine yakınlaştırır. ve düşüncenin gerçekliğinin gücünü bilmek alışkanlık gerektirir. arındığını ve cilalandığını anlama farkındalığı vasıtasıyla insan ve dünya da yükselir. o kadar kısa zamanda bizi hoş karşılayan bir dünya. kişiye anlayış ve realiteyi saran özgecil düşünce hissi bahşedilir: Doğa’nın düşüncesi. Ancak derinlemesine araştırdığımızda. onlarla bağ kurmak ve dolayısıyla Doğa’yla dengeye ulaşmak için. büyük Kabalist Rav Abraham Isaac HaCohen Kook’un (el yazması. Küpteki katmanlar arasındaki bu etkileşimler tüm insanlığı düzelme ve bütünlüğe doğru teşvik eder. realite ilk izleniminden çok farklıdır. Doğa’daki en yüksek dereceye. mükemmelliğe. arınır ve cilalanır. Dolayısıyla tek bir sistemin parçaları olduğumuz farkındalığını artıracak düşünceleri ve eylemleri ne kadar sürdürürsek. ilk başta çok karmaşık görünür. giriştir. plan hayal ürünü gibi. Bu. Bu.” Kişinin düşüncesi yükseldiğinde. Ancak. onda kendi parçanızı uyandırmışsınızdır. Ve. kişinin başkalarının arzularını edinmesi ve onların memnuniyetlikleriyle ilgilenmesiyle bağlantılıdır. Başkalarına karşı yaklaşımını düzeltmemiş insanlar bunu henüz hissetmemelerine karşın. İnsanın düşünce gücü ve realite üzerindeki can alıcı etkisi. Kişinin bütünleştiği tüm diğer hücreleri de dahil olmak üzere o kişinin tüm seviyesini etkiler. Dahası. Dolayısıyla. pozitif değişiklikler süreci olan bir olaylar zincirini kışkırtır. • Saygı – kişi herkese saygı duyar ve onlara ortaklarıymış gibi davranır. • Bilgi – kişi başkalarının neye ihtiyaç duyduğunu anlamak için herkesten öğrenmeyi ister. Düşüncenin daha da yükseldiğini. düşünce gücünün altında olan realitenin tüm yönleri. zevkli ve iyi bir yerde yaşadığımızı hissederiz. yükselişleri ve inişleri. Ve bu değişim sadece o tek kişiden daha fazlasını etkiler. bu değişime sebep olanlar bunu anında hissedeceklerdir. olgunun yüceliğini ve yaşamın uygulamasını. Kisuf (özlem) kelimesinden gelir. o kişi yeni arzular edinir: • Kesef (para). 32 . Sonuç olarak.

karşı karşıya olduğumuz problem sadece psikolojiktir – yani yalnızca görünüşte bize faydası olan egoist hesaplamalardan kopmak ve özgecil hesaplara doğru değişmektedir. “devamlılıklarını sağlayabilmek için katlandıkları acı ve ıstırabın. egonun. Açıkçası. “egomuz” gerçekten bizim egomuz değildir. ( On Sefirot’un İncelenmesi’ne Giriş. üretirler. o çok güvendiğimiz ve bizi her zaman en uygun duruma götüreceğine itimat ettiğimiz egomuz. çünkü gerçek ve tam hazlar sadece başkalarıyla özgecil bağlanmayla bulunur. Aslında özgecil eylemler enerji gerektirmez. Baal HaSulam’ın söylediği gibi. Diğer bir deyişle. Dolayısıyla. Egomuz kendini içimizde gizler ve giydirir. Ancak gerçekte özümüz bize göründüğü gibi. Sebebi de. neşe ve zindelik. Egoyu düzeltmeden olduğu haliyle yol almak – zaman öldürmek ve hayatın akıntısıyla sürüklenmek. başka bir şekilde zevk almanın mümkün olduğunu kavramak bile bizim için zordur. her zaman almak ve edinmek ister. Uzun Yol ve Kısa Yol 33 . içimizde oturan ve isteklerine boyun eğdiren bir zorba gibidir. olacaktır) yaklaşımı. Farkında olmasak da. “que sera sera” (ne olacaksa. kişi enerji dolu ve sonsuz yeteneklerle dolmuş hisseder. Tam tersine ego. dolayısıyla. aslında gerçekten “biz” değildir. Egoist memnuniyetliklerden haz almaya öyle alışmışız ki. bir elektrik pilinin negatif ve pozitif kutuplarıyla karşılaştırabilir. bizi oyuna getirir gibi ve biz bazı şeyleri istiyormuşuz gibi içimizde çalışarak bize hükmettiğini düşünmeliyiz. bu taleplerin kendi taleplerimiz olduğunu ve egomuzun bizim yararımız için çalıştığını düşünmeye alışmışız. bununla beraber. egoya zalimlerin zalimiymiş gibi muamele ederiz. Baal HaSulam şöyle der. ve ikisini ayırt etmeliyiz. Ancak bu gerçek bizden gizlenmiştir. yükselme.kendi için almak ile başkalarına ihsan etmek arasındaki aykırılığın psikolojik bir olaydan başka bir şey olamadığını görürüz. ve doyum hisleri getirerek kolaylıkla ve rahatlıkla uygulanır. Bu yolla. özgecil gücün güneş gibi ışık yayması ve aslında sabit ve tükenmez bir enerji kaynağı olmasıdır. sanki o ve biz aynıymışız gibi. tersine problemin. kendi içinde sınırsız enerji yaratan ve salıveren sonsuz bir kaynak gibi olur. Madde 3).” “Psikolojik aykırılık” kelimesi terapistler tarafından çözülecek bir problem olduğu anlamına gelmez. bu yaşamda hissettikleri küçücük hazdan kat kat daha büyük” olduğunu keşfederlerdi. daima eksiklik içindedir. ve bu muazzam çabanın karşılığında aldığımız ufacık ödülü gördüğümüzde. Egoist eylemlere karşı çaba harcamak ile özgecil eylemlere karşı çaba harcamak arasındaki büyük farkı dikkate almalıyız. Tam tersine. Kendisini pozitif güçle özdeşleştirdiği anda. Kişi bir kez Doğa’nın niteliğini edindiğinde. Kişi. alma arzumuzun anında sınırsız haz deneyimlemesi garantilenmiştir. Ancak hakikat çok farklıdır. hali hazırda düzeltilmemiş şekliyle. nasıl haz aldığımıza bizim içsel yaklaşımımız olduğunu gösterir. Kişi bu ayrımı yapıp. Gerçekte her şeyi isteyen ego olmasına rağmen. egoist zevk alma arzusu değil sadece zevk alma arzusudur. bize daha kolay görünür. Doğa’yla dengeyi sağlamak için özgecilik özelliğini edinmek istediği anda Doğa’nın pozitif desteğini hisseder. Tekrar tekrar bizi egoist arzuları amaç edinmeye zorlar. Egonun bizden taleplerini yerine getirmenin bize ne kadar çaba ve enerjiye mal olduğunu. eğer insanlar sarf ettikleri çabayla hayatta gerçekten aldıkları hazzı karşılaştırsalardı. gerçekleştirdiği özgecil eylemler bir daha enerji ve çaba gerektirmez. Kişi bu olguyu. hükümdarlığına razı olup olmadığımızı sormadan. Egoist güç.

bizi toplumsal-insan derecesindeki problemlerin çözümüne götüreceğini kolaylıkla görebiliriz. ve ikincisi de zihnimizde resmetmektir. muazzam ıstıraptan kurtuluruz ve evrimimizin temposunu hızlandırırız. yani karşılıksız verme ve sevme özgecil yasasıyla. Doğa’yla dengesizlikten kaynaklanan darbeler. insanoğlunun ıslah yolunda ilerleyişini hızlandıracaktır. Bu. Dolayısıyla. Bununla beraber. havanın. bitkisel. İşte bu sebepten dolayı duygusal ve zeki varlıklar olarak yaratıldık. bitki örtüsünün. 32:1). acıya kıyasla tatlı. savaşların sonu. Eğer kendi irademizin dengesine doğru yürümeyi tercih edersek. ve onu düzeltme yöntemini öğrenmek. Ancak bunu nasıl yapmayı seçeceğimiz soru işaretidir. Bu. Doğa’nın özgecil niteliğine göre zararlı ve zıt olarak kabul ederek kendimizi evrimsel süreçte yükseltmek.Özgecilik niteliğini edinmek bizim yaşamdaki amacımızdır. ve ıstıraplar bizi isteğimiz dışında bir düzelme yöntemi aramaya zorlayana dek beklemek.” (Talmud Bavli. Eninde sonunda yasalarına uyacağımız Doğa’nın. Böyle yaparak. “ıslah yolu” ve “ıstırap yolu” denir. kötü hali deneyimlemek için iki yol mümkündür. cansız. Doğa’nın evrimsel yasası tarafından bu amaca doğru egoizmin kendi aracılığıyla itiliriz. ve hayvanların durumlarına eğilebilmek için onlara doğrudan tesir etmeliyiz. Ne gariptir ki Latince’de hareket ettirici-güdü kelimesi stimulus. ve başkalarına karşı yaklaşımımızı değiştirme sürecini kabul ederek kendimizi tamamlamamızdır. suyun. Mümkün olan en kötü duruma ulaşmadan önce bu durumu yeterince açık seçik hayal edebilirsek. ve bunların çözüm yolu ve yeni bir hayata doğru yönelmek. aynı kargaşa Doğa’nın diğer seviyelerinde de. ıstırap bizi bunu yapmaya zorlamadan. Tüm kaosların ve problemlerin sebebi hakkındaki bilgiyi yaymak. Dolayısıyla. “Kim bilgedir? Geleceği gören kişi. nihai kazanan olduğu hiç kuşkusuzdur. Peki onlara ne olacak? Durumları nasıl iyileşecek? Öyle görünüyor ki Yeryüzünün. ve hayvansal. ve farkındalık ve anlayış vasıtasıyla. Başkalarına Karşı Yaklaşımımızı Değiştirmek Doğa’nın Tamamını Dengeye Getirir Başkalarına karşı yaklaşımımızı değiştirmenin. Ancak bize önce evrimsel süreci seçme opsiyonu verilmiştir. Fiziksel olarak deneyimlemeden Doğa’yla bizim aramızdaki tam dengesizliğin korkunç anlamını hayalimizde canlandırabiliriz. Bu iki tekamül yoluna. Bununla birlikte. varolan en kötü koşulu deneyimlememiz gerekiyor gibi görünüyor. Baskı ve ıstıraptan kurtularak egoyu ıslah etmek garanti edilmiştir. Doğa’nın evrensel yasası ile hızla ve acısızca dengeleniriz. 2. şiddet ve terörün sonu. Kabala’nın ıslah yönteminin 34 . Egoist doğamızı. Tamid. ve insanlar arasında genel düşmanlığın sonu demek olacaktır. aslında daha hızlı yürümeleri için kaba ete dürtülen keskin bir çubuktur! Varolan en iyi durum olan Doğa’yla denge halini deneyimlemek için önce onun zıt halini. bu betimleme bizi gelecek kötülüklerden zaman içinde iyiliğe doğru döndürecek itici güç olarak hizmet edebilir. ortaya çıkmaktadır. şöyle yazılmıştır. her şeyi iki zıtlıktan algılamamızdandır: karanlığa kıyasla aydınlık. İlki gerçekten bu durumun içinde olmaktır. baskılar. Doğa’nın maksadı bizim gerekli olan ıslahı anlamamız. siyaha kıyasla beyaz. Böyle yaparak. her birimiz iki yol arasında seçim yapabiliriz: 1. dolayısıyla da egoyu anlamak ve kontrol etmek. ve benzeri şekilde. Aksi takdirde. zorluklar bizi arkadan zorlar ve farklı tür bir motivasyon verir. mutlu oluruz.

hayvansal. Bu nedenle. ekoloji gibi tek bir problemle baş etmeye çalışırken. bu güç tüm diğer alt seviyelerde dengelenir. bitkisel Doğa. ve konuşan seviyede dengesizlikler olduğu gibi kalır. arzu. ve bir birimize tek bir organizmanın parçaları gibi bağlanırsak. sadece duyularımız bu gücü bir çok seviye ve sayısız güce bölmektedir. bizi de dengelenmeye sevk eder. koşulumuzun biraz daha rahatlayıp kolaylaştığını hissederdik. ve konuşan Doğa olarak bölünmüştür. Eğer insan bitkisel derecede Doğa’ya da sevgiyle davransaydı. hayvansal seviyede hayvanlar ve kendi bedenlerimiz vasıtasıyla. elbette o derecede dengeyi artırırdı. Dolayısıyla. Böyle davranmakla yetişkin. Bu yüzden. hayvansal. birey bu potansiyeli fark etmese de Doğa onların içlerine aşılanmış evrimsel potansiyele uygun olarak davranır. Bu nedenle. Doğa’nın gücünün bize olumlu davranmasına karşın. Bu nedenle. Ancak bize kıyasla. cansız Doğa. Sonuç olarak. tüm negatif dengesizlik göstergeleri – bugün her seviyede deneyimlediğimiz ıstırap ve ölüm: cansız. 35 . Örneğin. Hislerimiz Doğa’yı farklı seviyelere böldüğünden. Dolayısıyla. cansız. Bu denge seviyesine “konuşan derece” denir. kendimizi Doğa’nın gücüne göre. insanlık tek bir birim olarak varolursa. yetenek ve becerilerini göz ardı ederek yaşama bir çocuğun bakış açısıyla yaklaşan bir yetişkinle kıyaslanabilir. ve konuşan derecede sosyal çevremiz aracılığıyla etkilenmekteyiz. Eğer başkalarını seversek. özgecil güçle en yüksek denge noktasına aynı düşünce. Bununla beraber. Başka bir deyişle. ozon tabakasını vs mahvetmekten kaçınırsak cansız seviyede bir denge yaratırız. Doğa’nın bizi etkileyen dört derecesi vardır. Doğa’nın tüm cansız dereceleriyle sevgiyle ilgilenirsek ve toprağı. Doğa her şeyi dengeye getirmeyi arzular. Ancak hepsi de aynı güçtür ve. Örneğin cansız seviyede. bu. bitkisel. realitenin tüm seviyelerinde kaoslar yaratmaya da devam edeceğiz. Doğa’nın her bir kişiye davranış şekliyle senkronize değildir: yani. Bu durum. Benzer şekilde.insan ilişkilerine odaklanması ve bu ilişkileri tüm doğanın durumuna bir anahtar olarak görmesi şaşırtıcıdır. değişim yine de çok küçük ve sınırlı olurdu. tüm mevcut süreçleri ileriye doğru iten dengeleyici yasa. konuşan seviyeden alt seviyelerle dengelediğimizde. bizler insanlar arasında özgecil bir bağ yaratana dek Doğa’nın gücünü üzerimizde negatif bir etki olarak deneyimlemeye devam edeceğiz. özellikle de konuşan seviyede. bizi Yeryüzü vasıtasıyla etkilemektedir. bizi tehdit eden ekolojik tehlikeleri ve kaynakların kıtlığını çözebilir mi? Doğa’nın özgecil gücünün tek güç olduğunu bilmeliyiz. ancak bu sadece insanın diğerlerine karşı yaklaşımı özgecil olduğunda başarılır. daha sonra öğreneceğimiz gibi. Kişi. Egoist insan ilişkililerimizi düzeltmemiz diğer derecelerin durumlarını da etkiliyor olabilir mi? Mesela. Bu nedenle. Ancak bunların hepsi konuşan seviyeyi dengelemeye kıyasla hiçbir şey değildir. başka problemler her bir taraftan ve çok daha çabuk ortaya çıkacaklar. ve niyette olursa ulaşır. koşulumuzu biraz daha iyileştirirdi. Ancak bitkisel. ve insan – sona erer. bitkisel yada hayvansal seviyelere yaklaşımımızı düzelttiğimizde. bu seviyelerde yine de dengesizlik deneyimleriz. Doğa’ya hayvansal derecede aynı şekilde davransaydık. hayvansal Doğa. Bitkisel seviyede bitkiler ve ağaçlar vasıtasıyla. dengelenmesi gereken içimizdeki konuşan derecedir. bizler bu suretle kendimizle ve o en yüksek seviyedeki güç ile denge yaratırız. İçinde bölümleri yoktur.

Dünyada olan her şey yalnız insanoğluna bağlıdır. dünyanın tüm problemlerine nihai çözümü getirecek. ve tüm Doğa düzeltilmiş bir surette. uyum ve mükemmellik içinde var olacaktır. İnsanlar. Eğer gerçekten Doğa’yı geliştirmek istiyorsak. arzusunun şekli ve maneviyatının benzerliğiyle. Doğa’nın tüm derecelerinin kapsamlı dengelenmesi yalnız bizim bu seçimin farkına varmamıza bağlıdır. Eğer özgür seçim fırsatını en iyi şekilde değerlendirirsek başarılı oluruz.. yani insanlar arasındaki egoist ilişkileri düzeltmekten kaçmayı ümit edip Doğa’nın daha düşük seviyeleriyle ilgilenmeyi kendimize yediremeyiz.” Burada sunulduğu şekliyle.. Sonunda. Zohar Kitabı’nın (Zohar. 36 . ve Doğa’nın özgecilik niteliğini edinmek üzere insanoğlu için var olduğunu ve ortaya çıktığını belirtir. Bütün Doğa kesinlikle bizim ilişkilerimizi düzeltmemize bağımlıdır.. Doğa. bunu kendimizin tamamlamasını mümkün kılmak ve içimizde tam konuşan dereceyi kendimizin inşa etmesi için bizi böyle bir gizlilik içine yerleştirdi. Her şeyin. Rav Kook. bununla tamamlaması için. İspat edilemezler ancak mantıklı ve inandırıcı bir tarzda açıklanabilirler. bu seçim sadece insan ilişkilerini düzeltme seviyesindedir.bulmak için çaba harcayıp harcamamak isteğini seçmekte dirayetimizi korumamızı istemesidir. bu yasaları kabul edip etmeme kararı bireyindir. ve tüm yaratılmış varlıkların ıslahı bunun ıslahının tamamlanmasına bağlıdır. Bu küçük parça. açık ve su götürmez bir şekilde ortaya çıksaydı. kendimiz ve başkalarıyla aramızda doğru bağlantıyı kurmak. bu ifadeyi el yazmalarında şu sözlerle tanımlar: “Yaratılışın gücü ve global idare nihai mükemmellikle uygulanmıştır. Ve bunun böyle olmasının sebebi Doğa’nın bizim özgürlüğümüzü. bütün açıklamalardan sonra. İşte o zaman. Bu parça insana ıslah etmesi için verilmiştir. Eğer bir şeyler karşımızda somut gerçekler.. derecemizin eşsiz potansiyelini anlamamızın tek yolu olan özgürce seçim dirayetimizi bizden çalardı. ıslahtan yoksun küçük bir kısım vardır. doğalarının özgür seçim fırsatı bahşettiği tek yaratıklardır. Vayikra. ve tüm yaratılan varlığı.Bununla beraber. madde 113) açıkladığı şey budur. insan ruhudur. kişisel ilişkilerimiz üzerine çalışmak bunu yapmanın yoludur. tamamen Doğa’nın emirleriyle işleyen hayvansal dereceye inmiş oluruz. Mevcudiyetimizin tüm problemlerinin nasıl çözüleceğini gösterirler. ve nerede bu yasalardan saptığımızı – ki bu Doğa’nın üzerimizdeki etkisini negatif hissetmemize sebep olan değişimdir .Gerçek problemden. Doğa’nın yasaları Kabalistlerin Doğa’yı bütünüyle incelerken keşfettikleri gizlenmiş yasalardır. Bu.

bağımsız hareket eden bir kurum olarak algılarız. Haz Ve Acı Haz ve acı. Ancak. Doğa bunu. Özgürlük konsepti. Hiç kendimize gerçekte neyi kontrol etmiş olduğumuzu. Dolayısıyla. yaşam koşusuna mola verip. Doğa’nın bize kesinlikle hangi alanda kaderimizi kontrol etme izni verdiğini anlayabiliriz. Kalıtsal Doğa’mız – zevk alma arzusu – bizi önceden belirlenmiş davranışsal formülü izlemeye zorlar: minimum çabayla maksimum haz alma arzusu. Dolayısıyla. karlılık hesaplaması meselesidir. Bundan dolayı. böylece kişi gelecekteki kazançlar için şu anki büyük acıları deneyimlemeyi kabul edecektir. Ancak. Bölüm Altı: Özgürlük Yolu Her birimiz kendimizi bireysel bir varlık. Ne kadar 37 . Mesela. Doğa hangi eylemleri seçmekte özgür olduğumuzla. yüksek maaş yada saygın bir pozisyon sağlayacak bir iş öğrenmek için eğitime muazzam çaba harcamayı amaçlıyoruz. ve neyi etmediğimizi sorduk mu? Başlangıçta her şey zaten planlanmıştır. bu Doğa’nın uyuşmazlığına katıksız kanıttır. farklı karlılık hesapları yapmamız öğretilebilir. kişinin özgür iradeyle hareket etme yetisi var mı görmeliyiz? Hayat. Eğer içimizde ve dışımızda hangi elementlerin bizi şekillendirdiğini bilirsek. geriye neredeyse hiçbir şey kalmaz. ve hangilerinin bize sadece seçim özgürlüğü illüzyonu verdiği ile ilgili bilgi sağlamaz. Doğa bizi acizlik. ve özgürlüğü arzulamanın ne olduğunu gerçekten bildiğini var saymalıyız. Özgürlük kavramı tüm yaratılanları ilgilendirir. Dolayısıyla. her varlık özgürlüğü arzular. Bunda. özgürlük olgusunun kendisini anlayışımız oldukça bulanıktır. özgürlükleri hiçe sayıldığında. herhangi bir hayvan ile bizim aramızda hiç fark yoktur. Psikoloji. yaşamlarımızın onlar vasıtasıyla yönetildiği iki güçtür. Bize. yaşamın tamamını kapsayan doğal bir yasa gibi işler. Tutsak alındıklarında. bir kimsenin özgürlüğünü talep ettiğimizde. İnsanoğlunun yüz yıllar boyunca belli bir ölçüde özgürlük edinmek için savaşması hiç de tesadüf değildir. hazzı seçip acıdan kaçmaya zorlanırız. daha iyi bir yaşamı keşfetmek için sonsuz bir savaştır. her bireyin aslında özgürlük. Derinlemesine incelersek. ve kendi içimizde yada genel olarak yaşam içinde her şeyi değiştirme dirayeti hayali durumuna yerleştirir. eşsiz. Hepsi. Ancak en başta ve ilk olarak. hayvanların nasıl acı çektiklerini görebiliriz. şu soruya biraz zaman adamamız için yapar: “Neyi etkileyebiliriz?”. her kişinin önceliklerini değiştirme olasılığını benimser. belirsizlik. ancak bizler olayların seyri bize bağlıymış gibi hareket etmeye devam ederiz. Geleceği herkesin gözünde övmek de mümkün tabi. Her hangi bir varlık tutsak alındığında.

Değiştirilemeyen Nitelikler Özün evrimsel yasaları asla değişmez. seçen mutlaka toplumun daha iyi tarafı değil tersine sayıca büyük kısmıdır. 1. bunları itiraf etmek “kendimizi” yürürlükten kaldırmak gibi görünür. bunu değiştirmek yada etkilememiz olanaksızdır. genetik kodumuz. 1933’de yazılan. Zevk alma arzusu bizi acıdan kaçıp hazzı seçmeye zorlasa da. “Özgürlük” makalesinde. Tohumun büyüme sürecini izlemek kolay olduğundan ve olguyu bütünüyle anlamamızı sağlayacağı için mükemmel bir örnektir bu. Örneğin. yada kimsenin satın almadığını almak. Nihayetinde. Seçim Nerede Devreye Girer? Yukarıdakilerin hangisinde. ne kadar inkar edip bastırsak da. Her bir kişi emsalsiz yasalar ve kültür ortamı içinde yaşar. insanın gelecekteki bir hedefi beklemesi. özgür seçimi bulabiliriz? Bu soruyu cevaplamak için önce kendi özümüzü anlamalı ve bizi oluşturan elementleri görmeliyiz. ilgi alanlarımızı. temel ilkeler. ve daha önce hiç kimsenin yapmadığı bir şeyi yapmak istediğimizde. yada hatta toplumdan bir köşeye çekilip kendimizi tecrit ettiğimizde bile toplumun takdirini kazanmak için yaparız. bunu gerçekleştirmeye çalışırız. yediğimiz yemeği. buğday toprakta çürüdüğü ve şeklini tamamen kaybettiği zaman. Bu faktörleri izah etmek için bir buğday tohumunun büyümesi örneğini kullanır. sadece daha önceki kaybettiği buğday şeklini üretecektir. 38 . Belli bir kişiyi incelersek. Örneğin. kendi içinde. öz. Baal HaSulam her maddenin ve her kişinin içinde onları tanımlayan dört faktör olduğunu açıklar. neyden zevk alınacağı kararının tamamen bizim dışımızda olmasıdır. ve gelecek bir ödül için belli miktar zorluk ve acı deneyimlemeyi kabul etmesidir. Aslında. İşte bu şekilde inşa ediliriz. asla değişmez. yada takip ettiğimiz giyim modasını bizler seçmiyoruz. “Benim hakkımda ne derler?” ve “Benim hakkımda ne düşünürler?” gibi düşünceler. davranış normlarımız haline gelmiş olan toplumumuzun üslup ve tercihleri tarafından zincirlenmiş durumdayız. Farklı olmak. ilk başlangıçtan bizim içimizdedir. Bunlar sadece bizim davranışlarımızın kurallarını belirlemez. her nesnenin içindeki genetik özdür. ve eğer artan miktar haz ise. İlk Madde – Genetik Özümüz İlk madde. aynı zamanda yaşamın her safhasına karşı yaklaşımımızı etkiler. isteyeceğimiz hazzın türünü seçmek elimizden gelmez. Dolayısıyla. eğer varsa. Bunların tümü çevremizdeki toplumun geçici heves ve zevklerine göre seçiliyorlar. Dahası. 2. tüm eylemlerin bu tür hesaplamalardan kaynaklandığını ve kişinin aslında bu eylemleri gayri ihtiyari gerçekleştirdiğini görürüz. İşin doğrusu. Farklı şekiller alabileceği gibi. onun genetik özünden yeni bir buğday tomurcuğu daha büyür. Toplumun takdirini kazanmak yaptığımız her şey için bizi harekete geçiren şeydir. bizim için en önemli etkenlerdir.çabanın ne kadar benzer haz getireceğini hesaplarız. İnsan ve hayvan arasındaki tek fark. çünkü bu başkalarının kararları tarafından etkilenmektedir. İlk etken. boş zaman aktivitelerimizi. ve her nesnenin değişmez nitelikleri bunlardan çıkar. yaşam biçimimizi. bir buğday tanesi asla buğday dışında başka bir tahıl üretmeyecektir. Bunun sebebi.

düşünüş tarzını ve sonuç çıkarma sürecini tanımlarlar. çalışma arkadaşları. Bu örneği tohum yerine bir insana uygularsak. Eğer çevremiz. tüm tohumların çürümesine yada kurumasına sebep olan kuraklık yada sel olabilir. 2. kendi özümüzü ve onun gelişim tarzını tanımlayamadığımız için kendimizi doğrudan etkileyemeyiz. 3. ve değişebilen nitelikleri değişmeye teşvik etmesidir. 4. güneş. bu dördüncü faktör çevrenin kendisindeki değişiklikleri kapsar ki. Ve yeni buğdayın miktarı ve kalitesini olduğu kadar büyürken karşılaşacağı güçlükleri de belirlerler. arkadaşlar. Kişi içinde bulunduğu. Baal HaSulam. üçüncü faktör yasalar aracılığıyla çevrenin kişiyi etkilemesi. Doğa’nın tüm derecelerinde – cansız. Nesneyi Etkileyen Çevredeki Değişiklikler Buğdayın büyümesini etkileyen çevrenin kendisi dışsal elementler tarafından etkilenmektedir. ve eylemlerini tanımlayan bir çevreyi bilinçli bir şekilde seçebilir. İnsan için ise. ve birlikte aynı özün yeni niteliğini oluştururlar. Dolayısıyla. bunlar da daha sonra kişinin içindeki değişebilen nitelikleri nasıl etkilediğini değiştirir. gübre. çevrenin bizi etkilemek için kullandığı yasaları değiştirme yetimiz de yoktur. 3. çevrenin değişebilen niteliklerimiz üzerindeki etkisini değiştirebilir ve böylece geleceğimizi belirleyebiliriz. Her tohum. gelişim için uygun bir temel oluşturursa. Dışsal çevrenin etkisi öze daha fazla elementler ekler. Dolayısıyla. Ayrıca. muhteşem sonuçlara ulaşabiliriz. Kişi genetik kodunu. Ancak. kitaplar. Dolayısıyla. Bizi oluşturan ve etkileyemediğimiz ikinci etken budur. kendi arzularını. dışsal elementler tarafından etkilenip. ve tamamen bağımlı olduğu çevreyi değiştirebilir. Bir diğer deyişle. düşüncelerini. dışsal çevre ebeveynler.Bu yasalar ve onlardan çıkan nitelikler Doğa tarafından önceden belirlenmiştir. bu dört faktör her bir nesnenin genel durumunu tanımlar. ıslah süreci kişinin çevresiyle ilişkisi üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla. çevremizi geliştirmek yoluyla yaşamlarımızı ve kaderlerimizi etkileyebiliriz. Bu elementler etkili bir şekilde değişebilir: örneğin. ve her insan özün evrimsel yasalarını ihtiva ederler. 4. dış görüntüsü dışsal çevreye göre değişir. Toplumu Etkileme Yoluyla Değiştirilebilen Nitelikler Tohum aynı tür tohum kalmakla birlikte. nem. bitkisel. Kişi. Kişi. ve kişinin medyadan kendine kattıkları olabilir. hayvansal. Bu elementler. Bir başka deyişle. tek özgür seçimimiz. Hatta her hangi bir anda. dışsal elementler aracılığıyla gelişimini etkileyen yasaları değiştiremez. kurallar tarafından tanımlandığında. toprak. “Özgürlük” makalesinde bu faktörlerin her birini uzun uzadıya inceler ve şu sonuçlara varır: 1. doğru çevreyi seçmektir. ve insan – sadece insan. ve yağmur olabilir. Bu faktörler kişinin karakterini. Bizi saran koşullarda değişimi teşvik edersek ve çevremizi geliştirirsek. özünü evrimselleştiren yasaları değiştiremez. özün “zarfı” niteliklerini değiştirir. her hayvan. özünü değiştiremez. 39 . ve yaşam amaçlarını edinmek için daha uygun bir çevre seçebilir. kişinin ne istediğini ve nasıl davrandığını bile belirlerler. öğretmenler.

İlginç bir şekilde. ve gayri ihtiyari olarak toplumun görüşleri tarafından kontrol edilmekteyiz. dolayısıyla. biz bunu yine de öz takdir için gerçekleştiririz. ve onun takdiri. gelişimimizin bağlı olduğu ikinci elemente dönmek zorundayız – çevremiz. Bir başka deyişle. yaşamımızın amacı toplum tarafından takdir edilip övülmektir. şiddet. gerçekleştirdiğimiz bir hareket ile ilgili hiç kimse haberdar olmasa bile. sadece çevremizin değerleri özgeciliğin en yüksek değer olduğunu tasvip ederse olabilir. üyelerine geniş bir yelpazede değer ve davranışlar aşılayabilir. kişinin kendi seçiminden kaynaklanmayan iyi düşünce ve işlerinden dolayı değil de. bizim için etrafımızdakilerin görüşlerinden daha önemli bir şey yoktur. her birimiz doğal olarak buna itaat etmeye ve benimsemeye zorlanacağız. Başkalarını düşünme ve tek bir sistemin parçaları olarak başkalarıyla bağ kurma arzumuzu inşa etmeye başlamak için bunu destekleyen bir toplumun içinde olmalıyız. davranışsal genetik alanı ilerlemektedir. sürekli daha iyi çevre seçmeye çabalayan kişi. kendi kişisel potansiyellerini gerçekleştirebilirler. Tanrı vergisi yapımızı değiştiremediğimizden. maceraperestlik. yalnızken bile. Dolayısıyla. Bu sebepten dolayı toplum. Dolayısıyla. kendi egoist elde etme arzumuzdan çok daha büyük olduğu bir duruma getirmeliyiz. sonunda görürüz ki iki kaynak tarafından yönetiliyoruz: yaratılıştan gelen elementlerimiz. ve ünü için yapabileceğimiz her şeyi yapmaya razıyız. saygısı. ve cinsel arzu gibi davranışsal nitelikler arasında bağlar aramaktadır. ve yaşamlarımız süresince çevremizden kendimize kattığımız bilgiler. “Özgürlük” de Baal HaSulam şöyle açıklar: “Dolayısıyla. Bu. Yaşamımızın amacını gerçekleştirme doğrultusunda ilerleyebilmek için yapabileceğimiz tek şey bizi buna doğru itecek çevreyi seçmektir. Sosyal ve egoist varlıklar olarak yaratıldık. Aslında. Bilimin bu dalı genler ve kişilik. ancak görünen o ki bir çokları zaten bunu edinmişler. utangaçlık. Tamamen.” Optimum gelişim için uygun bir çevre seçip yaratmak için çabalayan kişiler. kişiye bu iyi düşünce ve işleri getiren iyi bir çevre edinme çabasından dolayı. kendimizi. başkalarının iyiliği ile ilgilenme ve onlarla bağlanma arzumuzun. Toplum aynı zamanda. 40 . Bu prensibi anlamak epeyce bir farkındalık gerektirir. övgü ve ödüle layıktır. öz saygı ve izzetinefsimizi ölçmede kullandığımız kriterleri de yapılandırır. Bölüm Yedi : Özgür Seçimimizi Gerçekleştirmek Bizi yaratan dört faktörü özetlersek. Profesör Richard Abstein. bilim de benzer sonuçlara ulaştı. özelliklerimizin % 50’sini genlerin belirlediğini. kabulü. ve geri kalanın da çevre tarafından belirlendiğini öne sürmektedir. 1990’dan bu yana. Davranışımızı egoistten özgecile çevirmek istiyorsak. Ancak burada da. ve toplumsal kavrayış ve sinirlilik. Etrafımızdaki insanlar özgeciliği en yüksek değer olarak takdir ederlerse. toplumun kodlarına göre çalışırız. Bu daldaki ilk araştırmacılardan İsrail Kudüs’teki Herzog Psiko-Geriatrik Hastanesi Araştırma Bölümü başkanı.

ve bu sevginin içinde olmanın ne kadar güzel olduğunu hissederiz. zaman içinde babasının bilgisini kazanır. Elbette bu yine de içsel bir ego ıslahı değil. tek sistem içinde sağlıklı parçalar olmayı daha çok isteyeceğiz. Çevremizi iyileştirmeye ne kadar odaklanırsak bunu gerçekleştirecek o kadar çok imkan önümüzde açılacaktır. Doğa’yı Taklit Etmek Doğa’nın sevmek ve vermek niteliklerini üzerimize yakıştırma (uydurma) sürecine başkalarıyla ilgilenmeye çaba harcayarak. özgeciliği daha çok düşündüğümüzde. yaratılıştan olan gücümüz bizi gelişebileceğimiz bir çevreye doğru ilerletecektir. Bu yolla. sağladığı toplumsal takdiri dikkate almaksızın. ve parçası olduğumuz tek sisteme karşı iyi olmak. Başkalarının iyiliği ile ilgilenmek iki güdüden kaynaklanabilir: 1. ve herkesin tek bir bedenin parçaları olduğunu kabullenmek suretiyle onlarla bağ kurarak başlayabiliriz. onlar tarafından yüreklendirilip harekete geçirileceğiz. Bu insanlar onlara sevgiyle davranmak istediğimizi anlayacaklar. bu değeri ondan kendimize katarız. Söylediğimiz gibi. ve içsel özelliklerimizde de ona ulaşmak isteyeceğiz.İdeal olarak. Doğa’nın sevgi ve verme niteliğini taklit etmeyi denersek. yani. Doğa’yla denge aramaya sürüklenmiş insanlardan oluştuğunda. kendi içinde yüce ve olağanüstü bir şey olduğunu hissetmeye başlarız. Giderek. 41 . mutlu ve kaygısız hissederiz. doğayı. bir erkek çocuk babasının çekiçle çiviyi çaktığını görür ve plastik bir çekiçle babasını taklit eder. Bu tarz bir taklit gelişim ve büyüme mekanizmasının temelidir. Aslında. ve onsuz yapamayız. zaman içinde başkalarına karşı özgecil yaklaşımın. Dolayısıyla. İşte Doğa’nın insanoğlunu yönelttiği yaşam tarzı budur. başkaları üzerinde “alıştırma yapmak” suretiyle Doğa’nın gücüne benzer olmanın anlamını öğreniriz. Çocuklar ebeveynlerinin ne yaptıklarını anlamasalar da onlar gibi olmak istedikleri için taklit ederler. Örneğin. Tıpkı babasının ne yaptığını tam olarak anlamadan da olsa bir çocuğun onu taklit ettiği gibi Doğa’yı taklit etmek. Böylelikle. güvende.” Bizi saran çevremizde özgecilik arzusu aşikar olduğunda. başkalarıyla sadece toplumsal takdir kazanmak için ilgileniriz. Sadece kendini takdir etme niteliği yerine. daha iyi bir çevrede olmayı arzularsak. sevgi ve başkalarına karşı verici olma niteliğinin yüceliğini kalpten kabul etmek. hedeflerimize doğru daha emin ilerleriz. 2. sadece bu süreçte ilk adımdır. ikinci değil ilk sebepten dolayı başkalarıyla ilgilenmek anlamına gelir. hayatımızın amaçlarını karşılamaya doğru ilk adım. Gittiğimiz her yerde özgeciliği anımsatıcı şeyler ve ona saygı ile karşılaşırsak. Çevremiz. bir çocuğun ebeveynlerini taklit ettiği gibi taklit edebiliriz. düşünce gücü Doğa’daki en güçlü kuvvettir. başkalarına karşı yaklaşımımız değişir. ve bunu nasıl yapacağımızı öğrenmede bize yardım edecekler. Çevre. onların örneklerini kullanabilip. bizi daha yüksek seviyeye kaldıran bir vince benzetilebilir. çevremiz şunu ortaya çıkarmalı: “Doğa’yla dengeye ulaşmak. Seçtiğimiz çevrede olmanın etkilerini kendimize kattığımızdan. bunları destekleyecek en uygun çevreyi düşünmek ve aramaktır. başkalarına. Böyle bir çevrede. Dolayısıyla. Toplumun saygı ve takdirini arzulamak. bu taklitçilik bizden daha yüksek bir derece olarak hizmet edecek. Bununla birlikte. İlk başta.

Doğa’nın gücü sabit ve değişmezdir. Bir diğer deyişle. Doğa’nın niteliğinin kendi içinde bütünlük olduğunu hissetmeye başlarız. Bu deneyler. en ücra yerlerdeki insanlar bile. Bunu yaptığımızda. Baba oğulla konuşur ve huyunu değiştirmesi için ikna etmeye çalışır. Eğer O’na bütünüyle zıtsak bu gücün bize tamamen karşı olduğunu hissederiz. Bizi ıstırap deneyiminden korumak için bu karşıtlık zorunludur. Bu. Profesör Ervin Laszlo. ve bu özellikleri isteriz. Dolayısıyla. Aslında. yöne göre ölçülür ve yargılanır. insanlar öyle yaratılmışlardır ki kendimizin değil de dışımızdaki şeylerin değiştiğini hissederiz. böyle bir özgecil yaklaşımın mükemmel ve sınırsız hazzın kaynağı olduğunu anlarız. varoluşun tüm seviyelerinde anında olumlu karşılık hissederiz. kendi aralarındaki ve insanlığın geri kalanıyla aralarındaki karşılıklı bağımlılık hakkında düşünmeye başlayacaklar. Ona benzersek bütünlük hissederiz. kendini değiştirme baskısı azalır. Realite insan aklında ve duyularında bu şekilde algılanır. her şey sonuca göre değil. anında diğer tüm insanlara bağlı ve onlara bağımlı olduklarını hissederler. Doğa’nın gücünü taklit etme çabamız vasıtasıyla. farz edelim bir adamın kötü davranan bir oğlu var. değişen bireydir. isimli kitabında bugünün kuantum fiziğinde rutin olan deneyleri anlatıyor. Aramızdaki içsel bağdan dolayı dünyadaki herkes. Bu his bize içsel bir değişim aşılar. o sonsuz ve sınırsız mükemmel gücü gerçekten hissetmeye başladığımızda. Ancak. sırasıyla kişinin yaşamındaki negatif olguyu azaltır. deneyimlediğimiz negatif olgu seviyesinin olabilecek en kötü halinde olmadığı anlamına gelir. bazılarımızın dünyanın karşılaştığı genel buhranı hissetmemesinin de sebebidir. Kaos Noktası: Dünya Dönüm Noktasında. 42 . Dolayısıyla. onların sıradan endişesi kamu oyu haline gelir ki bu da toplumun tüm üyelerini etkiler. ve yaşamları buna bağlı olduğundan bu yaklaşımı en önemli şey olarak saydığında. her parçacığın diğer parçacıklara gerçekte ne olduğunu “bildiklerini” gösteriyor. Bu iki uç arasında da orta aşamaları hissederiz. Ve buna en yakın zamanda başlamalıyız. Bugün bizimle Doğa’nın Özgecil Gücü arasındaki karşıtlıklar birbirine %100 zıt değildir. öncelikle kuantum fiziği. ve Doğa ve bizim aramızdaki karşıtlığı yoğunlaştırır. Bu aynı zamanda. bu değişimin kendisi kişide Doğa’nın gücünün etkisinin değiştiği hissini yaratır. Bu. Mesela. yavaş yavaş sevme ve verici olma özelliklerinin doğuştan gelen kendimiz için almak özelliğinden daha yüce ve asil olduğunu anlarız. Çeşitli bilimler. diğer parçacıklardaki değişikliklerle ilgili bilgi her mesafeyi eş zamanlı kat etse bile. Eğer bir sonraki gün çocuk birazcık da olsa huyunu düzeltirse babanın ona yaklaşımı anında daha iyiye doğru düzelecektir.Doğa’nın gücünün kendisini. bir elementteki değişikliklerin diğer elementleri etkilediğine dair deliller sunmaktadır. İnsanlar. ve evrimin seyrini değiştirmek için özgecilik niteliğini edinmeye doğru yol almaya başlamalıyız. Doğa’nın evrimsel yasasının insanlığı götürdüğü yer burasıdır. Ancak gerçekte. Daha fazla insan kişisel ilişkileri düzeltmeyle ilgilendiğinde. şu andan itibaren temiz bir sayfa ile başlamaya karar verirler. çünkü egolarımız henüz maksimum gelişim seviyesine ulaşmamıştır. Yeni Bir Yön Şimdilik kişi kendisini Doğa’nın gücüyle dengelemeye başlar. Doğa’nın kendi gücünün seviyesine yükseliriz. ve oğul da huylarını düzeltir. Sonunda. Doğa’nın açısından düzende bir değişiklik olmaz. Bu arada da egolarımız günlük olarak büyür. Bu gücün ahenk ve mükemmelliğine dahil oluruz. Bu şekilde içinde yaratılmış olduğumuz seviyeden daha yüksek bir seviyeye.

Egolarımız kölelikten çıkabilir. varolan sırrına erişilmez bilgeliğin bir dalından başka bir şey olmadığımızı sadece anlamamızı sağlarlar ki bu da bize olgunlaşıp bunu öğrenmeye hazır olduğumuzda açılır. kendini en küçük detaylarda gözler önüne seren.” 43 . Bu fenomen en küçüğünden en büyüğüne evrendeki tüm yapılara özgüdür. bilim bugün her şeyin genlerin tabiatında varolduğunu ve çevrenin etkisinde olduğunu keşfediyor. Doğa’yı taklit etmemize yardım edecek bir çevre yaratarak özgecilik niteliğini edinebiliriz. yer ve zaman olarak ayrılmış olduklarında bile.” ve “Ben incelerim ve karar veririm” illüzyonlarından “uyanmamıza” yardımcı oluyor. insanların akıllandıkça Doğa’da gizli harikulade bilgeliği keşfettiğini hep biliyorlardı. parçacıklar arasında sabit karşılıklı bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. gerçek özgürlüğü keşfetmek için esaslı bir fırsatı açığa çıkarır. üstün akıl gücünün varlığına olan bu içten duygusal inanç benim Tanrı düşüncemi oluşturmaktadır. Tüm keşiflerimiz bir araya geldiğinde. zayıf ve iradesiz aklımızla algılayabileceğimiz. ve tıpkı çocukların yetişkinlerden öğrendiği gibi. yani “Ben belirlerim ve kontrol ederim. Albert Einstein’ın sözleriyle (19 Nisan 1955. New York Times biyografisinde aktarıldığı şekliyle): “Benim dinim. İşte bu. Dolayısıyla. En büyük araştırmacılar. sonsuz üstün ruha mütevazi bir hayranlıktan oluşur. Akıl almaz Evrende gözler önüne serilen. fizik.Bugün.

ve evrimleşir. tüm resimlerin. Her nesilde insanlar dengeli bir varoluş ve iyi bir yaşam formülü ararlar.” Nesilden nesle ruhlar veri toplarlar ki bu da bizi sonunda mevcut evrim seviyemize getirir. Bu. Bu tür bilgi parçaları realitede varolan her nesnenin içinde vardır. ve bizler onun içinde varolmaktayız.dünyamızda bedenlerimizin olduğu gibi yeni ruhlar yoktur. Bu araştırmalar onların içsel veri birimlerinde ek bilgi olarak kaydedilir. her bir element hakkında çok büyük miktarda bilgi kapsayan bir yerde yaşıyoruz. ruhlara gelince. Daha iyi bir yaşam ve çevremizle baş etme çabamız sayesinde bir nesilde edindiğimiz tüm anlayış ve bilgi. ancak sadece her seferinde yeni bir nesilde yeni bir bedenle giyinen form dönüşümü çarkında reenkarne olan belirli sayıda ruhlar vardır. bizdeki içsel veriyi bilgi parçalarıyla karşılaştırabiliriz. “Barış” makalesinde Baal HaSulam nesillerin evrimini şöyle anlatır: “. 44 . Sonuç olarak. onu işleten güçler. faydalı ve zararlı eylemlerin kabul edildiği bir ayna gibidir. Mesela. tıpkı olması gerektiği gibi. bir durumdan başka bir duruma dönüşüm. içsel değişimler. ve tüm maddenin içsel verisini kapsar. ve benzer şekilde kar getiren mallar ve sebeplerini de.. faydalı olanları seçer ve zararı dokunmuş olanları reddeder (buna “hafıza beyni” denilir). Aslında. Baal HaSulam bu birikim sürecini yazar: “Kişinin görüşü. sanki binlerce yıldır tecrübe edinmiş bir kişi gibi. Öyleyse. gerçekte o yenilikleri bulan ebeveynlerinden her zaman daha iyi baş edebildikleri bilinen bir gerçektir. Bölüm Sekiz: Hayatın Amacı İçin Her Şey Hazır Nesillerin Evrimi Toplum bugün egoist bir toplumdur. her nesil bir öncekinden daha gelişmiştir. bugünün yeni yürümeye başlayan bebekleri cep telefonları ve bilgisayar gibi şeylere çok doğal olarak yaklaşırlar. Bizden önceki nesillerin evriminin etkisini anlamak için. mesela mevcut halini devam ettirme çabası. Sonuç olarak. bir sonraki nesilde ilave doğal eğilimler olurlar. nesilden nesle insanlık bilgi ve ilim edinir. nesiller boyunca insanlığın evrimi bu nesilde sadece hayatının amacını anlamasına hazırlamak için yapılmıştır. Kişi tüm bu girişimleri inceler. ve sebeplerini izler. Gerçekte. dışsal değişimler.. bütün bu değişimler bilgi alanındaki değişimlerdir. Bir elementte oluşan her hangi bir değişim. Buna rağmen. “Doğa’nın düşüncesi” denilen bir bilgi alanıdır. Dolayısıyla. bu bilgi birimleri zaman içinde gelişirler. yaratılışın başlangıcından ıslahın sonuna dek gelişip ıslah olana dek yaşamını birkaç bin yıla yaymış tek bir nesil gibidirler. Son Nesil kitabındaki el yazmalarında. bir tüccar (hafıza beyninde) kaybettiği tüm malları. Çocukların dünyadaki yeniliklerle. konuşan seviye yani insanlar “Islah Olmuş Konuşan” dediğimiz yeni bir seviyeye yükselmelidir. Bu uzun gelişimin sonunda. bu güçlerin diğer elementler üzerinde işlemesi. Doğa’nın onlara bahşetmediği formülü. Örneğin. özgecil bir toplum olmasına yardım edecek yeterli hazırlığı da bulunmaktadır. ve onları ebeveynlerinden daha iyi çalıştırmak sadece kısa bir zaman alır.

Doğal olarak. Bazı insanlar özgeciliği daha aktif bazıları da daha pasif destekleyeceklerdir. halka mal olmuş kişi. Kendine Güvenen Mutlu Çocuklar Nesli Her birimiz çocuklarımıza yaşam için en iyi araçları vermeye çalışırız. sadece içinde bulunduğu çevreye bağlıdır. toplum. topluma zararlı kişiler olmaktan gurur duyduklarını ima etmekten ziyade “Bana bakın. toplum kendisine katkıda bulunanları takdir eder. ulaşmamız gereken amacı anlayabilecek duruma geliyoruz. Dolayısıyla. Bu. Bu yüzden. bireyin çevresine olan yaklaşımını yansıttığından dolayı. Çocuklarımızı başkalarına karşı iyi kalpli olmak üzere yetiştiririz çünkü bilinçaltında biliriz ki diğerlerine karşı zalim olmak sonunda zalim kişiyi incitir. Aslında. Toplumun Özgeciliğe Yaklaşımı Özgecil bir toplum inşa etmek halk tarafından geniş ölçüde desteklenir çünkü hepimiz kendimizi başka insanların talihsizliklerini paylaşan ve onlara yardımcı insanlar olarak düşünmeyi severiz. Ve aynı şekilde halka ve bütüne göre yerine getirilen tüm eylemlerin kaydedildiği. Her birey. çocuklarımıza güvence vermek isteriz. neden bu şekilde yaratıldığımızın açıklamalarını dinlemeye istekli hale geliyoruz. yada hükümet kendisini özgecil tanıtmak ister. Bu. ben özelim” demek istiyorlar. Kişinin çevresi. hiçbir kişi başkalarını egoist olmaya teşvik etmez çünkü bu kendisine de zararlı olur. Dolayısıyla.” İçimizdeki bilgi birimlerinin evrimi. en büyük egoistler bile sadece toplumun takdirini kazanmak için değil aynı zamanda karşılığında başkalarının özgeciliğinden faydalanmak için de kendilerini özgecil olarak sunarlar. Bu sebepten dolayı. ta ki iyi ve başarılı bir tüccar olana dek. Teorik olarak. hayatın amacını anlamaya doğru bilinçli ilerleyebileceğimiz evrimsel bir safhadır. Birçoğumuzun içinde hayatla ilgili açılan içsel boşluk ve uçurumun artık tesadüf olmadığını biliyoruz. egoist olduğumuzu ve başkalarına karşı düşünceli olmak istemediğimizi beyan etmekten bizi alıkoyan hiç bir şey yok. hafıza beyni ve ortak izlenimleri vardır.Bunlar kişinin kafasında. “ıslah olmuş konuşan” seviyesine çıkması içindir. her insan bu şekilde görünmek için uğraşır. Bunlar yeni bir arzunun yaratılışının sonuçlarıdır-insanoğlunun varoluşun daha üst seviyesine. Kendilerini egoist olarak tanıtan son derece tuhaf insanlar olmasına karşın. Bizler böyle yaratılmışız. Aynı şekilde. halkın da ortak bir kanısı. kişinin kendisine güveni şahsına bağlı değildir. Dahası. ve sadece özgecil eğitim vasıtasıyla başarabileceğimizi hissederiz. Dahası. genç nesli eğitmek her zaman özgecil değerler üzerine kurulmuştur. Derinlerde hepimiz egoistliğin her şeyi öldürdüğünü ve özgeciliğin yaşam ve canlılık veren pozitif bir element olduğunu hissediyoruz. hiç kimse dünyada özgeciliğin açıkça yayılmasına itiraz etmez. ancak kimse itiraz edemeyecektir. bizi sadece Doğa’nın gücüne nasıl ters olduğumuz farkındalığının başlangıç seviyesine getirmiştir. 45 . bizler kendimiz egoist olsak bile çocuklarımıza başkalarına karşı düşünceli olmalarını öğretiriz. Ancak hiç birimiz kendi egoistliğimizden memnun değiliz. her bir kişinin yaşam içindeki deneyimlerine benzer. Dolayısıyla. faydalı olanların seçildiği ve zararlı olanların reddedildiği bir girişimler aynası gibi düzenlenmiştir. Dolayısıyla. Bu sebepten dolayı onları özgecil olmaları için sezgisel büyütürüz.

Onlar hepimizin tek bir sistemin parçası olduğumuzu ve buna göre ilişkilerimizin özgecil olması gerektiğini kabul edeceklerdir. Dolayısıyla. dolayısıyla. bunlar sadece kişinin Doğa’nın emirlerine boyun eğmesinin kanıtıdır. ki bu önemli bir noktadır. Genellikle. başkalarına karşı özgecil davranış örneği gösteriyor muyuz? Onları küçükken özgecil olmaları için büyütmemize rağmen. ve böylece onlar da bizim gibi egoist olurlar. ıslah süreci için insanlarda varolan ek bir hazırlıktır. başkalarına karşı yardım etmeye ve çaba göstermeye doğru zorlanırlar-aynı zamanda da kendi acılarını hafifletirler. mesela ordusu arzusunu zorla yerine getirmeye hazır bekleyen zalim bir hükümdar çocuklarına merhametsiz. her toplum çocuklarına özgecil değerler vermek istemiştir. Ancak. bu farklar “iyi” insan yada “kötü” insanı yansıtmaz. Kısacası. ve acımasız olmayı öğretmeyi göze alabilir. Ancak özgecil değerleri yükseltirsek toplumun bize zarar vermeme şansını artırırız. Onlar gerçekten de başkalarının acılarını sanki kendilerininmiş gibi hissederler. Yalnızca çok güçlü bir birey. İki tür de bu eğilimleri Doğa’dan alır. Çocuklarımıza. Bu. çocuklarımıza bir şey yapmayı öğrettik. kişinin başkalarına karşı iyi olma yeteneğini etkilemek için belli bir gen sırasını değiştirmenin mümkün olduğunu keşfetti. çocuklarımızı bu değerlerle büyütmeye çalışırız. başkalarının duygularını anlayabilme yeteneği onlarla ilişki kurmaktan daha çok haz almamızı sağlar. Başkalarına karşı kendi egoist yaklaşımımızı değiştirmeliyiz. cevap muhtemelen negatiftir. O nedenle. Bu nedenle. Bu insanlar “başkalarını düşünen egoistler” dir. özgecil davranışın. Araştırmacılar. Başkalarına karşı iyi bir yaklaşım. her ne kadar gerçekte onlar da başkalarının acılarını hissetmeyen egoist dostları kadar çok ben merkezci olsalar bile biz yine de onlara “özgeciler” diyelim. Onlar herkese karşı tetikte olmak ve kendilerini silah gücüyle korumak zorunda kalırlar. dolayısıyla. çocuklarımızın içinde doğacağı realite değişecektir. Doğru eğitim iyi örnekler üzerine kurulur. Özgeciler ise başkalarının acısından ıstırap duyar. Davranışsal genetik araştırmasında Profesör Abstein. Egoistler ve Başkalarını Düşünenler (Özgeciler) Bazı bireylerin başkalarına yardım etmek için doğal bir eğilimleri vardır. Bugün içinde olduğumuz buhran. Ebeveynlerinin kendisine öğrettiklerini yapmayıp sadece konuştuklarını gören çocuk onların sözlerinin boş ve yanlış olduğunu hisseder. Ancak şimdi başka seçeneğimiz yok. ve tehlikeli geleceğimiz bizi bir değişim yapmaya zorlamaktadır. Tabii böyle bir kişinin çocuklarının hayatta kalabilmek için çok büyük korumaya ihtiyacı olacaktır. Daha da fazla insan özgecil davranmaya başladıkça. düşüncesiz. huzur ve sakinlik hissi verir ki bu hiçbir şeye değişilmez. incitici söz söylememeye bile dikkat ederler. Şimdiye kadar. güvenlik.tüm kötülükler bize çevremizden gelir. Tarih boyunca her ülkede. iyilik eden kimsenin beyninde salgılanan ve hoş bir 46 . zaman içinde çocuklarımız görürler ki biz kendimiz başkalarına karşı bu şekilde davranmıyoruz. Onlar ne kadar çocuklarına itibar edilen davranış yolunu göstermeye çalışsalar da faydasız olacaktır. Bununla birlikte. bazı insanlar başkalarını farklı yaşarlar. Egoistler başkalarının acısından ıstırap çekmezler. onları istedikleri gibi kötüye kullanabilirler. bizler kendi nasihatımızı örnek almadan. Kendimiz ve çocuklarımız için yapabileceğimiz daha iyi bir şey yoktur. ve onlar bizim için anlaması zor olan şeyi kolaylıkla kavrayacaklardır.

Bugün ise dışardan yiyecek ve içecek kabul etmelerine rağmen açlık çekiyorlar. zayıf yada güçlü tüm insanlığı Doğa’yla dengeye getirmenin acil gerekliliğinin farkındalığı ile gerçekleştirilmiş eylemlerden bahsediyoruz. Dünyadaki durumu düzeltmek için özgeci kurumların denemediği hemen hemen hiçbir şey yoktur. özgeciler. Ancak aynı zamanda. toplumun % 10 özgecileri şeklinde Doğa tarafından bize verilen yardım akıllıca kullanılmış ve bunların muazzam potansiyelleri gerçekleştirilmiş olur. Özgeciler toplumun iyiliği. özgecil iyi niyet ve enerji öncelikle insanlığın neden bu problemlere sahibiz. ciddi bir hastalığı olan kişinin hastalığın kendisiyle ilgileneceğine sakinleştirici ilaçlar kullanmasıyla karşılaştırılabilir. ve onları nasıl çözmeliyiz farkındalığını yükseltmeye doğru yönlendirilmelidir. temel değişimine kapsamlı katkısı. 47 . Bu durum. Olduğumuz gibi devam etmemiz mümkünken. Problemlerimizin kaynağı ile ilgili olmayan hiçbir eylem yeterli olmayacaktır. Özgeci kuruluşlar bir çok yönde servetler harcayıp muazzam çabalar sarf ediyorlar. “özgecil eylem” in tanımını tekrar incelemeli. Onlar adına toplanan çok büyük miktarda paralar da durumlarını değiştirmiyor. başkalarına maddesel seviyede yardım etmek kısa vadeli fayda sağlayabilir. Baal HaSulam’ın. dikkatimizi onların yaşamdaki gerçek amaçlarının farkındalığını yükseltmeye çevirmeliyiz. Buna göre. Hala. Dolayısıyla. onların ayağa kalkmalarına yardım ettikten ve ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra.duyguyu harekete geçiren kimyasal formda “dopamin” denilen bir ödülü olduğunu varsayıyorlar. Eylemler. Afrika bu vaziyette olayların bir örneğidir. Dolayısıyla. ve dolayısıyla. hepimizin. tek bir sistemin parçaları olduğu gerçeğine olan farkındalığımızı yükseltirse. Tersine. yazık ki ihtiyacı olanlara yapılan yardımlar onların durumlarına tatmin edici değişimler getirmiyor. kişisel ve sosyal. Eylemler sadece insanı Doğa’nın ortak özgecil yasası ile dengelemeyi amaçlarsa. sorunu kökünde çözmez. Bu yolla. kısa bir mola verip neden insanlığın durumunu düzeltmeyi başaramadığımızı kendimize sormamız akıllıca olurdu. sürekli bir mücadele içindeler ve süratle geriliyorlar. zayıfların iyiliği gibi konularla ilgilenirler. Elbette. ve sadece hastalığı çok daha şiddetli bir şekilde patlaması için geciktirecektir. Geçmişte. Dünya nüfusunun yaklaşık %10’u bu tür “özgeci egoist” tir. insanlar açlıktan ölürken beslenmeliler. Cevabın özü şuraya geliyor: Dünyanın tüm sorunları. insanın Doğa’yla dengesizliğinden kaynaklanıyor. ancak bunlar uzun vadede geriler çünkü maddesel yardım insan türünün dengeye gelmesini sağlamaz. Şu veya bu dertten dolayı acı çeken insanlara yardım etmek için içgüdüsel hayırsever eylemlerden bahsetmiyoruz. çeşitli alanlarda karşılıklı yardımlaşma. ya ilgisizlikten yada başkalarının zorluklarını hissetme eksikliğinden toplumun el sürmediği vaka ve durumlara el atarlar. Bu arada. insanlığın gerçek. sosyal öğretisini ve gelecekteki düzeltilmiş toplumun şeklinin tanımını kapsayan Son Nesil yazmalarında açıkladığı budur. hastalık kötüleşir. ırkları ve milletlerine bakmaksızın nerede olurlarsa olsunlar tüm insanları kapsayan tek bir beden. insanlar her zaman %90 egoist ve %10 özgeci olarak bölünmüşlerdir. ve daha kesinleştirmeliyiz. Dünyada ve kendimizde pozitif bir değişime sebep olmak istiyorsak. Aslında. Batı yaşamlarına karışana dek Afrikalılar kendi geçimlerini sağlıyorlardı. dünyanın durumu kötüye gidiyor. ve sonunda galip gelir. özgecil kabul edilir. ve insan ıstırabını kaynağında kökünden söküp atmasıyla ölçülmeli.

Çünkü tıpkı koca alemde gördüğümüz gibi. hem dünyanın dışsallığında. güneş ve onun etrafında ilerleyen gezegenlerin mükemmel sistemini. (egoist) verme gücü aktiftir. Bu. Doğa’nın özgecil gücüyle dengeye gelme yeteneğinden yoksun hiçbir insan yoktur. insanlığın tümünün ayrımında olduğu gibi. bireysel durumundadır. bu alandaki bilimsel keşiflerin derlemesi olan.” Bu yasa. egoist yada özgeci. Nihayetinde. bu güçlerin ilk etapta içimize yerleştirilmesi de zaten bundandır. Holografik Evren kitabında ispat ettiği gibi evren holografiktir. Baal HaSulam aynı yasayı kendi sözleriyle “Rahme Düşme ve Doğumun Sırrı” makalesinde anlatır: “Genel ve özel (parça). her bir kişinin yüzde on özgecil güçler ve yüzde doksan egoist güçlerden oluştuğunu gösterir. Dolayısıyla. Realitenin ilk yasalarından biri “Genel ve özel (parça) eşittir” dir. en küçücük su atomunda da buluyoruz. Bir özgecide (başkalarını düşünen insan). Michael Talbot’un. bu güçlerin içsel. demektir. İnsanlar arasındaki fark. 48 . bir egoistte ise etkisizdir. Ancak her bir kişide verme elementi mevcuttur. bütünde varolan ne varsa onun her bir parçasında da mevcuttur.Yüzde doksan egoist ve yüzde on özgeci ayrımı sadece bütün olarak insanlıkta mevcut değildir. Bu ayrım aynı zamanda her kişinin içinde de vardır. yani gezegenin genel durumunda. hem de kendi içselliğinde karşılıklıdır (çift taraflıdır). iki su damlası gibi.

--Baal Shem Tov Realitenin Algılanması Buraya kadar anlatılanların farkına varmaya. yada dünyada yaşayıp yaşamadığı. İçinde özgecilik için katıksız arzu yaratıldığı zaman kişi yepyeni bir realiteyi keşfeder. yaşam bilimlerinin evrimi. En büyük taraftarının Isaac Newton olduğu klasik yaklaşım. en büyük düşünürler tüm enerjisini bu konuya adamışlardır. Bu sorular kulağa gereğinden fazla ve anlamsız gelebilir. zaman içinde Doğa’nın özgecilik özelliğini edinmek için çok güçlü ve gerçek bir arzu geliştirir. Farklı özellikler ve duyulara sahip gözlemciler dünyayı farklı algıladılar. dünyanın bağımsız varolduğu yaklaşımıdır. Buna göre. gözlerini oluşturan sayısız parçacığın her biri tarafından algılanan tüm görüntülerin toplamıdır. Bu. tüm insanları birleştiren tek bir sistemin parçası olduğunu düşünmeye başlayan ve bu bilgiyi başkalarına aktarıp onları destekleyici bir ortam yaratan kişi. Bunun yanı sıra. Kişinin dünyayı algılayıp algılamaması hiç fark etmez. realiteyi nasıl algıladığımıza dair bilimsel yaklaşımlar birkaç değişimden geçmiştir. Albert Einstein gözlemcinin (yada gözlemlenen nesnenin) hızını değiştirmenin zaman/yer ekseninde tamamen farklı bir realite görüşü ortaya çıkardığını keşfetti. Gözlemcinin. Bu iki keşfin sonucu olarak. ve bu yolu seçenlerin yaşamlarını derin anlam ve emsalsiz doyum ile doldurur. Tarih boyunca. Bölüm Dokuz: Bütünlük ve Sonsuzluk Gerçeği Kişi düşünceleri neredeyse oradadır. Örneğin. evren. Einstein’a göre hızı arttıkça direk kısalıyor gibi görünecektir. farklı devinim durumundaki gözlemciler farklı bir resim algıladılar. Dünya vardır ve şekli sabittir. dünyanın resminin gözlemciye bağlı olduğunu iddia eden daha ilerici bir yaklaşım geliştirildi. realite gözün. gözlemcinin gözünde direğin uzunluğu aynı görünür. Bilim adamları diğer varlıkların dünyayı farklı biçimde algıladıklarını öğrendi. Realite. duyduğumuz. tattığımız. realite dokunup hissedebildiğimizdir. evler. etrafımdaki duvarlar. hıza bakmaksızın. Benzer şekilde. araştırmacıların sorabileceği tek soru. ve burnun karşılaştığından fazlasıdır. realitedir – yada realite midir? Aslında. Ek olarak. farz edelim uzayda hareket eden bir direk var. Zaman içinde. Zaman içinde. Newton’a göre. “Ölçümler 49 . insanlar. gözlemlenen olayı etkilediğini belirtti. gördüğüm şeylerdir. bir arı açısından dünyanın resmi. insanı dikkate almadan. ve kokladığımız. Mesela. Özgecilik (kendi yerine başkalarını düşünmek) için katıksız bir arzu edinme yolu maceralıdır. kulağın. Bir köpek ise dünyayı öncelikle “koku parçaları” olarak algılar. 1930’larda kuantum fiziği dünya bilimini kökten değiştirdi. insan dışındaki yaratılanların hisleri aracılığıyla dünyanın resminin incelenmesine izin verdi. çünkü herkes realitenin ne olduğunu biliyor gibidir. Bu realiteyi ve bunu deneyimleyen kişinin ne hissettiğini anlatmadan önce “realite” nin ne olduğunu ve onu nasıl algıladığımızı anlamamız lazım.

yani Doğa’nın gücünü. Kutumuzun içinde “kapalıyız”. Yaşam İçinizdedir Kabala ilminin bugün ortaya çıkışı bizi bir adım daha ileri götürüyor. Dolayısıyla. ve tüm duyularımız da benzer şekilde çalışır. dünyanın resmi diye bir şey olmadığını keşfettiler. dünyanın resmi. gerçekte dışımızda olan bir şeyi değil. Realiteyi nasıl algıladığımızı daha iyi anlayabilmek için insanı. Aldığımız seslerin. Başka deyişle. Tüm duyularımızdan gelen sinyaller kısaltılarak beyindeki kontrol merkezine gönderilir. gözlemcinin özellikleriyle gözlemlenen nesnenin özelliklerinin birleşimidir. gördüğümüz görüntülerin. Nerede olduğumuzu ve ne yapmamız gerektiğini böyle hissederiz. ve dolayısıyla gerçekte bizim dışımızda neler oluyor asla bilmiyoruz. Doğa’nın gücü tamamen özgecildir. tat. ve dolayısıyla da kişinin algıladığı resmi etkiler. duyma. Bilgi daha sonra. ve bireyin nitelikleri ile dışarıdaki soyut gücün niteliklerinin benzerliklerini. gözler. dünyanın resminin gösterildiği beyindeki bir “perde” ye “yansıtılır”. bizi saran realitenin resmi tamamıyla. kontrolümüzde zannettiğimiz. burun. ve alınan bilgi burada. bizim büsbütün değiştirebileceğimiz. ve dokunmayı temsil eder.gerçekte neyi gösteriyor?” olur. içimizde yaratılan tepkiyi ölçüyoruz. bunların tümü duyularımızın hassaslığına bağlıdır. Duyularımızın nasıl çalıştığının örneği olarak duyma mekanizmasına bakalım. kapalı bir kutuya benzetebiliriz. Söylediğimiz gibi. başka araştırma alanlarındaki keşiflerle birleşerek realiteyi nasıl algıladığımıza çağdaş bilimsel yaklaşımı oluşturdu: gözlemci dünyayı etkiler. bu hareketleri sese “çeviren” beyne elektrik sinyalleri gönderilir. Kulak zarına ulaşan ses dalgaları onun yüzeyinde titreşimler yaratır ve bunlar da işitme kemiklerini hareket ettirir. Ortaya çıkan objektif süreci araştırmaya çalışmak. “Dünya”. yansıtır. koku. Tüm ölçümlerimiz kulak zarından içeriye doğru oluşur. Bunu şu izler. Kişinin özellikleri ve dışarıdaki Doğa’nın gücünün özellikleri arasındaki benzerlik yada farkın ölçüsü kendini “dünyanın resmi” olarak gösterir. ağız ve eller ki bunlar görme. Binlerce yıl önce Kabalistler bir gerçeği. yada objektif realitenin neye benzediğini bulmaya çalışmak anlamsızdır. 50 . Sonuç olarak. insanın içinde yaşanan bir olgudur. Kuantum fiziğindeki araştırmalar. içsel niteliklerimize bağlıdır. kokuların dağılımı. daha önceki izlenimlerimizin toplandığı hafızamızdaki mevcut veri ile karşılaştırılır. beş algılayıcısı olan. kulaklar.

beynimizde. suni organlar. Organizma içindeki egoist bir hücre kanserleşir ve onu barındıran beden ölür. ve hatta komple beden yaratmamızın sadece bir zaman meselesi olduğu çok açıktır. İlk seviye hali hazırda içinde bulunduğumuz seviyedir. dışımızda bir realite olup olmadığını bile söyleyemeyiz çünkü “dış” dünyanın bizdeki resmi içimizdedir. Bu “göz” işitsel veriyi görsel veriye çevirmektedir. onları düşünmeyiz ve kendi menfaatimize kullanmaya çalışırız. hafızada birikmiş bilgi ile bir araya geldiğinde belli bir yerde ve belli bir durumdaymış hissi meydana getirir. Dahası. o zaman bile dünyanın resmi hala içsel bir görüntü olarak kalacaktır. bilimin uzun zamandır beyni elektrik vuruşlarıyla uyarmanın mümkün olduğunu bildiğini dikkate almalıyız. ve Baal HaSulam “Zohar Kitabına Giriş” de bunu şu sözlerle anlatıyor: “Görme duyumuzu alalım mesela: koskocaman bir dünya ve onu dolduran muhteşem şeyleri görüyoruz önümüzde. yaşamın oluşması ve devam etmesi için organizmadaki her hücre. Duyma zorluğu çekenlere yardımcı yükselticilerden tutun da tamamen sağırlarda elektrot nakillerine kadar sayısız işitme yardımı bulunmaktadır. bu dışarıdaki realitenin resmi değildir. ve sistemin her bir parçası kendini tamamen içinde bulunduğu bedenin yada sistemin faydasına adamak zorundadır. Gerçekte ise. Hali hazırda insan toplumu bu durumda değil. meydana geldiğini gördüğümüz her şeyi. iki dereceye ayrılması nedeniyle Doğa’daki diğer hiçbir derece gibi değildir. Doğa’nın Planı Doğa’yı gözlemlerimiz göstermiştir ki. bugün elektronik aletler gibi suni cihazlarla duyularımızı değiştirebiliriz. 51 . Başkalarından ayrı hissederiz. dışarıdaki realite gibi görünen içsel bir resim yaratır ve görünürde bilinen bir şey haline gelir. bizi saran bilinmeyen. Bir başka deyişle. tüm hissettiklerimiz sadece içimizdedir. realitenin resmi duyularımızın yapısının ve beyinlerimizde daha önceden varolan bilginin bir sonucudur. sadece bize görünen her şeyi portreleyen fotoğraf makinesi tarzı bir şey var!” Baal HaSulam. Dışımızdaki realiteyle hiç ilgisi yoktur. Dahası. Dolayısıyla. Ancak gerçekte kendi içimizdekinin dışında bir şey görmüyoruz. gözbebeğine nüfuz eden ışık dalgalarını elektrik sinyallerine dönüştüren minik bir kamera yerleştirmektir. “Peki nasıl varolabiliriz?”. Ancak. tersine çeviren bir çeşit ayna olduğunu söylüyor. Bunlar. Şu an ışık gibi görünen şeyin karanlık gibi görünmesi. Görmeyi iyileştirmede başka bir gelişme de göze. Bu bağlamda. ve henüz hayattayız! Cevap şu ki.Bu süreçte. arka beynimizde dışımızdaki hiçbir şeyi almayan. Sağlık konusundaki bu meydan okumaların üzerinde tam kontrol sağlamamızın. İnsanın varlığı. sanki bizim dışımızda oluyormuş gibi. yani sesleri resimlere dönüştürmektedir. ve duyularımızın alanını genişletmenin. Hatta hastanın beynine elektrot yerleştirme yöntemiyle suni göz geliştirilmektedir. Görüldüğü gibi. ve dolayısıyla. Bizler tek bir sistem içinde egoist parçalarız. Bunların hepsi uzun zamandır bilim tarafından biliniyordu. Bu sinyaller daha sonra bir resme “dönüştürüldükleri” yer olan beyne iletilir. Sadece içsel bir resimdir. yaşamlarımız aslında “yaşayan” olarak tanımlanmamaktadır. yada halihazırda hayal edemediğimiz bir şey gibi görünmesi çok mümkün. Eğer başka duyularımız olsaydı tamamen farklı bir resim yaratırlardı. bu da şu soruyu ortaya çıkarıyor.

Asıl durumumuz sonsuz bir durumdur. Hepimiz tek bir sistem içinde bağlıyız. sadece bizim için iyiyse yada kötüyse hissederiz. Bizim doğuştan gelen egoist zevk alma arzumuz bu tarz bir ilişkiyle ilgilenmiyor. Kabalistler bu durumu şöyle tanımlarlar. Bu sisteme “ruh” denilir. Bizim şu an algılayamadığımız sınırsız sayıda element vardır. Karşıt olarak. 52 . sonsuz durumdan ruhlarımıza damla damla akan minicik bir can damlasından kaynaklanır. Öyleyse şimdi. Bu durumda. ve içimizde özgecilik için tam bir arzu oluşturursak. Bu yüzden de bize faydasız bir şeyin varlığını hissedemeyiz. daha önce “insanlar arasında bağ kurmak” olarak tanımladığımız hayatımızın amacının tanımına biraz incelik katarak tamamlayalım. 50:71) İnsanlığın içinde sağlıklı bir parça olmak. Kendimize ve realiteye şimdi gördüğümüz gibi değil. Dolayısıyla. Eğer bu resmi doğru bir şekilde tanımlamak istiyorsak. yada dikkat etmemiz gereken bir şeyin (egoist bir arzu bağlamında yani). çevremizde daha evvelden fark ettiğimiz şeylerden tamamen farklı şeyler saptayacağız. içsel niteliklerimize göre algılamamızdır. onu tersine çevirip. özgecil arzunun gözünden realitenin nasıl algılandığını anlamaya çalışmalıyız. onların içinde varolan. Farz edelim başkaları için neyin iyi olduğunu hissedebilmemiz için “ayar” yapılmaya başlıyoruz. ve farklılığına rağmen onların ayakta kalmasını sağlayan. ıslah olmuş mevcudiyet seviyesidir ki burada insanlar tek bir sistemin parçaları gibi karşılıklı sevgi. Hali hazırdaki mevcudiyetimiz ise bizi kendi başımıza ıslah olmuş sonsuz seviyeye getirmek için planlanmış bir geçiş dönemidir. şimdiki durumda tüm insanları “bir” olarak bağlanmış hissetmiyoruz çünkü böyle bir ilişkiler tanımı bize itici gelmektedir. Pesachim. İkinci seviyedeki mevcudiyet “yaşam” olarak tanımlanır. Daha önce gördüğümüz her şey şimdi bütünüyle farklı görünecek. Bu durumda karşılıklı verme vardır. mevcut sistemimizle bağlantısız yeni bir duyarlık sisteminin başlangıcı anlamına gelecektir. ve onu doğal olarak hissedemeyiz. asıl realite bizden gizlidir. Eğer ıslah sürecinde ilerlemek için çabalarsak. Bunun sebebi. ve bu sistem içindeki enerji akışı ve zevk daimidir. Doğa’nın kapsamlı özgecil gücünün bir parçasıdır. Mevcut yaşam algımız. duyu araçlarımız özgecil araçlar haline gelirler. dolayısıyla haz sonsuz ve mükemmeldir. tek bir bedenin parçaları gibi bağlanmış olduğu. Ruh sayesinde kişi bütünüyle yepyeni bir dünya resmi edinir. “tersine dönmüş bir dünya gördüm” (Talmud Bavli. Ve bu özgecil araçlarla durumumuzu çok farklı yaşarız. mevcut durumumuz ise kısa ömürlü ve sınırlıdır. “Bizler de o düş görenler gibiydik” derler. İlk başta. hepimizin haz ve neşeyle dolu. ve sonsuzluk içinde işlev görürler. Bir başka deyişle. hali hazırda kendi egoist duyularımızın araçları içinde hayali bir durum hissediyoruz. Eğer bir şeyi hissedebiliyorsak. bizim mevcut varlığımızı “hayali yaşam” yada “hayali realite” olarak tanımlarlar. paylaşım.İkinci seviye. gerçekte oldukları gibi baktığımız bir duruma gelmek zorundayız. çoktan ikinci seviyeye tırmanmış olan Kabalistler. Dolayısıyla. Akıllarımız bizim egoist arzularımıza hizmet eder. gerçek dünyanın resmi. ve duyularımızı buna göre çalıştırır. yaşamın amacı bilinçli ve isteyerek hayali mevcudiyet seviyesinden gerçek mevcudiyet seviyesine çıkmaktır. Doğa’nın özgecil gücüne benzemek için içimizde yeni bir arzu inşa ettiğimiz zaman. Şimdi görüyoruz ki. Bu damla. egoist arzularımıza nüfuz eden. dünyamızı arzularımıza. Bizim seviyemize dönüp baktıklarında. dolayısıyla da bu arzu bizim realitenin gerçek resmini algılamamıza izin vermez. Duyularımız bu şekilde programlanmıştır ve buna göre realitenin resmini algılarlar. bütünlük.

Egoist gelişimdeki kapsamlı buhran bizi realitenin iki seviyesi arasındaki değişim noktasına yerleştirir. gerçek yaşama ulaşma vasıtası olarak kullanılmak üzere bize belli bir süreliğine bahşedilmiş hediye gibidir. Manevi realite. çünkü haz arzuyu tatmin eder etmez onu geçersiz kılar. Bu tür hazlar sürekli ve hızlı yenileme gerektirirler. Doğa’nın özgecil niteliğini edinenleri dolduran hazdan çok farklı olduğunu açıklama zamanıdır. başkalarına hizmet etmek için onların iyiliğini düşünmeyi arzulamaktır. ve onun. Hayatın amacı. manevi realiteye yükselmek ve onu deneyimlemektir. Çocuk ne kadar zevk alırsa anne daha çok haz duyar. Sevgi. Aksine. Dolayısıyla. bu iki tür haz arasında bir dünya fark vardır. insan evriminin doruk noktası olarak önceden belirlemiş olduğu. Özgecilik niteliğini edinmiş bir kimse “farklı bir kalp” ve “farklı bir akıla” sahiptir. Ego yoğunlaştığında. ve böylece milenyumlar boyunca yavaş yavaş gelişti. farkına vardıracak gözlemlerini ve deneyimlerini biriktirdi. bizlerin bugün istediği zevklerin. çünkü başkasının arzusunu hissetmek ve onu hazla doldurmaktır. fiziksel realiteyi anlamaya ek olarak. gerçek realiteyi yani manevi realiteyi hissetmeye başlayana dek destek olmaktır. sonsuz varoluşa doğru hareket ettiğimiz bir dönüm noktasındayız. Bu süreç hazların kısa ömürlü olmasına sebep olur. mevcut geçici yaşamlarımız. Bugün. böyle bir doyum sadece başkalarını sevme şartıyla mümkündür. Doğa’nın sevgi ve vericilik niteliğine doğru yükseltmesidir. ve çocuklarına verdikleri şeylerin zevkle kullanılması onlara haz verir. Bizleri aynı sistemin parçaları olarak gören kimse. ve bu doyumun gücü onlara sevgimizin ölçüsüne bağlıdır. Bir bakıma bunu anne-çocuk ilişkisiyle karşılaştırabiliriz. Özgecil haz. Bölüm 2’de gördüğümüz gibi. ya daha önceki bir eksikliğe kıyasla. kendimizin eşsiz. bizler varlığın ilk seviyesinde yani fiziksel seviyede. hayali seviyeyi algılama yeteneğiyle yaratılmıştı. egoist varoluşun ona mutluluk getirmediğinin. yada başkalarına kıyasla doldurulabilir. aslında. Fiziksel realiteden manevi realiteye yükselmek kişinin arzusunu özgeciliğe.Bu damlanın görevi. ve ondan yaşam sağlar. günlerimize zamanın içinde özel bir nokta olarak bakmalıyız. Doğa’nın planına göre. Egoist bir arzu sadece belli bir eksikliğe. yani daha sonra yaşam gücümüz olacak olan vericilik ve sevgi gücü. kelimelerin fiziksel anlamındaki gibi üzerimizde değildir. fiziksel dünyada fiziksel bir bedende. yaşam anlayışımız sadece bu minik damla değil Doğa’nın tüm gücü olacaktır. Maneviyatı hissetmek demek. Böyle bir kişinin arzuları ve düşünceleri bizimkilerden o kadar farklıdır ki realiteyi algılaması bile başkalarınınkinden farklıdır. iştirakçisi 53 . arzu sadece başkasının içindedir (benim arzum olmadığından dolayı kıyaslama yapamam çünkü benimle alakalı değildir). tek bir sistemin parçaları olarak nasıl iç içe bağlı olduğumuzu hissetmek. Başkalarına karşı özgecil yaklaşım sayesinde kişi. tamamlanmış. Belki de. Doğa’nın. insanlık sadece ilk. Doğal olarak. kişinin başkalarının yıkımlarından doyum hissettiği bir durum ortaya çıkartır. Çünkü anneler çocuklarını severler. başkalarınınki ile kişinin kendi arzularını kıyaslamaz. Böyle bir kişi için. özel ve üstün olduğu hissinden hazlar istiyoruz. Öyleyse. Özgecil bir haz tam olarak bunun karşıtıdır. ve Doğa’nın daha yüksek bir derecesini hissetmektir. dolayısıyla kıyaslama yapmaz. “ıslah olmuş özgecil varoluşa” değişmesi gerekliliğinin. Bir anne her şeyden çok çocuğu için sarf ettiği çabadan tam olarak haz hisseder. tek başına bir hücre olma hissinden kurtulur ve ortak bedene bağlanır. ve ödülü olarak görür. Bu zaman zarfında insan. devamlılığı. Dolayısıyla. ikinci seviyeye. niteliksel bir anlayıştır. hizmeti kendi rolü. Gerçek yaşamda.

küçük bir mumun parlaklığını sonsuz ışığın parlaklığıyla. daha fazla şeyin dokunuşunu hissedersiniz. Bu yüzden. ve birey kapsamlı Doğa’nın sonsuz yaşamını. Ve bu yerde o kadar uzun kalıyorsunuz ki duyularınız olduğunu.olduğumuz tek sistem canlanır. ve bu. bazıları kelime gibi. hatta böyle duyguların varolduğunu bile unutuyorsunuz. Bir süre sonra. kokular. Bu duyulara sahip değilken. bazıları keskin bazıları zayıf. Kendinizi tamamen karanlık bir odada hayal edin. enerji akışını. Gözlerimizi Açmak Bu bölümü bitirmeden önce ufak bir egzersiz deneyelim. bazıları ekşi. tüm bu zaman boyunca böyle zengin bir dünyanın olduğunu hayal bile edemezdiniz. Başka nesnelere dokunabilir. mesafeleri değerlendirebilir. Şimdi. Böyle bir kişi yaşamını bitmek üzere olan bir şey olarak görmez. Bununla birlikte. her türlü ses. 54 . Yaşam algımız iki elementten oluşur: mantık ve duygu. O kadar karanlık ki hiçbir şey göremiyorsunuz. bazıları sıcak. hepimizin bu dünyada yaşarken ulaşması gereken şeydir. farklı yerlerden geldiğini ve aşağı. aldığınız kokuların ve seslerin kaynaklarını tahmin edebilirsiniz. kişi bunu edinir edinmez bedenin ölümünden sonra bile varolmaya devam eder. insanlar olarak kendi potansiyelimizi anlamaktır. bazıları yumuşaktır. hiç koku yok. ve bazılarına karar veremezsiniz. ve beyin fiziksel dünyanın resmini beynin “ekranında” göstermeyi bırakır. Beş duyu beyne bilgi aktarmayı durdurur. Bunu tarif edebilmek için Zohar Kitabı. Artık kokulardan ve seslerden oluşan kocaman bir dünyanız var. bazıları kuru. Aniden bir koku ortaya çıkıyor. kişi artık biyolojik bedende bir yaşama sahip olmasa da onun yaşam algısının devamını sağlar. ve bazıları sadece gürültü gibi. sesler. Şimdi bir çok koku alıyorsunuz. Bazıları soğuktur. bir şey derinize dokunuyormuş gibi bir duygu keşfedersiniz. ve bazıları ıslak. Farklı tatları vardır. Şimdi. dokunacak hiçbir şey yok. Daha da keskinleşiyor ve sizi sarıyor. Bu sesleri kullanarak dünyada yolunuzu daha kolay bulabilirsiniz. Fiziksel bedenin ölümü. realiteyi manevi algılama sistemi fiziksel dünya seviyesine ait değildir. Ebedi Doğa ile birleşme. Kısa süre sonra. ve çevrenizi tanıyabilirsiniz. Manevi yaşamı edinmek. sonu olmayan Doğa’nın hislerini ve mantığını anladığında. Kişi. Tamamen sessiz. bu duygunun bedenin ölümünden sonra da kaldığını keşfederler. Ölümden önce manevi sistem içinde varlığını hissetmiş olanlar. Bu nesnelerin bazıları ağzınıza dokunduğunda garip bir duygu hissedersiniz. ama tam olarak ne olduğunu kesin olarak belirleyemiyorsunuz. “Kişinin ruhunda yaşaması” nın anlamı budur. Yaşamı şimdi nasıl hissettiğimizle. bazıları tatlı. alt. Boş ve karanlık bir yer. hiç ses yok. hissedebileceğimiz yaşam anlayışı arasındaki fark muazzamdır. bazıları serttir. Ondan sonra. duygular ve tatlarla dolu bir dünyada yaşıyorsunuz. işte o zaman o dünyaya girer ve onun içinde yaşar. üst gibi yönleri olan bir yerde olduğunuzu anlıyorsunuz. ve ortak sistemi dolduran ebedi hazzı hissetmeye başlar. bedenin realiteyi algılamasının bittiği anlamına gelir. Yavaş yavaş yeni kokular ilkine eklenir. Bazıları müzik gibi. yada bir kum tanesini tüm dünyayla karşılaştırır. yukarı. hiç uyarı olmadan her tarafınızdan sesler çıkıyor.

ve bizler onu bulmaya can atıyoruz. bilinenin ötesinde bir şey olduğu hissi yaratır. Bu arzu içimizde. ne yapabiliriz ki? Herkes bu şekilde yaşıyor. Bizler yaşamlarımızı. yazarın Kabala. daha yüksek. acı çekiyoruz ve sonunda ölüyoruz. Ve tüm bunlar boyunca. anlam yoksunluğu ve kayıtsızlık su üstüne çıkmaya başlamasaydı bu manevi boyuttan habersiz sürüp giderdik. manevi yaşam boyutunun. yıllar ve nesiller boyunca doğuyoruz. Bilim. ve Hayatın Anlamı kitabında kapsamlı olarak anlatılmaktadır. bu dünyanın ötesinde bir arzu olduğunu keşfederiz. Gün be gün. Bir bakıma. ve gitgide büyüyerek ona eşlik eden boşluk hissinin uyanması aslında önceden belirlenmiş olan Doğa’nın planının doğal adımlarıdır. Onların yerinde olsaydınız. Bir çoğumuzun içinde böyle bir arzunun.bizlere yabancı bir kaynaktan. Gerçekte ise.Doğuştan körlerin dünyası budur işte.17 17 Yayıncının notu: Realitenin algılanması. İçimizde şimdi uyanan bu arzuyu hakikaten gerçekleştirmek istersek. zevk alıyoruz. yaşıyoruz. benzer sebepten dolayı manevi dünyayı hissetmediğimizi söyleyebilirsiniz çünkü ruhumuz yok. keşfedilmiş bütün bir yaşam boyutunun. Nihayetinde. Artık arzularımızı gerçekleştirmek bize yeterli gelmiyor çünkü başka bir şey eksik. Halihazırdaki dünyamız gayet yeterli. 55 . varlığından habersiziz. Hiç kaçırmıyoruz. etrafımızdaki her şeyin üstünde bir şeyden zevk alma arzusundan. Aslında bu çok can sıkıcı. siz de görme duyusuna ihtiyacınız olduğunu hisseder miydiniz? Hatta görme duyusuna sahip olmadığınızı bilebilir miydiniz? Asla. yüce. Eğer bu arzunun bizi yönlendirmesine izin verip kalplerimizdeki sesi dinlersek gerçek realiteye uyanırız. ve bu yüzden de bu duyguları bastırmayı tercih ediyoruz. bu duygular yeni bir arzunun uyanmasından kaynaklanıyor. Bildiğimiz kadarıyla yaşam. hissetmediğimiz bir manevi boyutun olduğunu bile bilmeden yaşıyoruz. Ve eğer içimizdeki boşluk. ve bize sağladığı her şey yavaş yavaş yetersiz hale geliyor.

Bu fenomene bir çok bakış açısı vardır. ve kırsal yaşama dönüş için çabalıyorlar. Britannica Ansiklopedisi Üstünlük Ödülü. Onların Doğa’yı anladıklarını ve Doğa’nın içindeki sevgiyi yaşadıklarını keşfetti. Bölüm 10: Doğa’yla Dengelenmek Bu bölüm. Goodall araştırması için sayısız ödül kazandı. Bu bağlamda. Doğa’yla uyum içinde yaşamaktır. genel olarak daha iyi hissederdik. ve sevgiyi hissettiğini. Doğa’yı hissetmeye ve duymaya başladığını. ve yaşamlarını iyileştireceğini ümit ediyorlar. Doğa’nın sevgi gücünü o kadar kolay hissettiklerini görürüz. Ormanda uzun yıllar yaşayıp gorillerle kaynaşma sayesinde. ve orada kötü hiçbir güç olmadığını sadece sevgi düşünceleri olduğunu söyledi. organik gıda üretimi. Ancak sormamız gereken soru şu. Ayrıcalıklı Araştırma ve Keşfi için National Geography Society Hubbard Madalyası. ve Albert Schweit Ödülü de bulunmaktadır. Bazıları buna değişime doğru bir yol olarak bakıyorlar. “Doğa’yla dengede olmak ile Doğa’ya dönmek arasında bir ilişki var mı?”. Eski kabilelerin nasıl yaşadığını incelersek. hayatını şempanzeleri incelemeye adamış ve uzun seneler onlarla yaşamış primatolog ve antropolog Jane Goodall ile yaptığım bir sohbetten bahsetmek istiyorum. Onu en çok etkileyen keşfini sorduğumda. Goodall onların duygularını anlamaya başladı. kitabın konusunun dışında bir konuyla ilgilenmektedir. ancak bu konuya değinmenin bize kitapta anlatılan konulara açıklık getirmekte faydası olabilir. uzun yıllar Doğa’nın içinde yaşadıktan sonra Doğa’ya özgü sevgi gücünü hissettiği cevabını verdi. bunların içinde. Doğa’ya geri dönmeyi destekleyenler daha temiz hava. Doğa’ya geri dönmenin. bu sorulara ve benzer konulara odaklanacaktır. ancak hepsi eğer insanlık Doğa’ya daha yakın olsaydı bizler de daha dengede olurduk. köklerine ve Doğa’ya ne kadar yakınlarsa. Doğa’ya geri dönmek. Bu günlerde. Goodall ve Laitman Ocak 2006’da İsviçre’de bilimsel bir kongrede 56 . düşüncesi üzerine odaklanırlar. bireyler ve toplum bu zor durumda iken yeni bir trend yayılıyor-Doğa’ya geri dönüş. Başka bir deyişle. babalarımızın ve dedelerimizin yaptığı gibi. onunla dengeyi bulmakta bize faydası olacak mı? Bu bölüm.

tam gaz kullanan tek yöntemdir. Kabala bilgeliği egoyu. Doğa’nın sevgi gücünü nasıl hissettiğimizin seviyesindedir. Konuşan Seviyede Denge Açıklama maksadıyla. insan egosunu konuşan seviyeden. Ancak. Bizleri bu seviyeye yükseltmesi için kendi egomuzu kaldıraç olarak kullanmalıyız. insanın içindeki “hayvansal”. Doğa’ya dönüş çok ilginç bir deneyim olabilir. uygulamada ıslah etmekle birlikte. diğer insanlarla aramızda denge yaratmalıyız. Bugünlerde dünyayı silip süpüren egoizm. bu şekilde kişisel-tetkik olmadan Doğa’nın düşüncesini edinemeyiz. egoyu mevcut konuşan dereceden hayvansal. “ıslah olmuş konuşan” seviyeye. yabancılaşmanın ve başkalarına karşı hoşgörüsüzlüğün üzerine çıkıp. ancak insan seviyesindeki dengesizlikten dolayı ıstırap çekme problemimizi kökünden sökmemize yardımcı olmayacaktır. bu yöntemler bizi geriletirler. Altında her safhayı deneyimleyebileceğimiz bu evrimde. ve bir tür bütünlük hissi sağlarlar. Dolayısıyla. içinde olduğumuz evrimsel süreci. ve cansız derecelere indirmeye bel bağlayan dengeye “hayvansal derecede denge” diyeceğiz. egoyu azaltma eğiliminin zıttı olan bir yöntem. Böyle öğretiler sakinlik. ve hareket sınırlarının üstüne çıkıp realitenin tüm akışını hissedebiliriz. bu sürecin başlangıcını ve nihai amacını araştırmalıyız. yer. ve çeşitli meditasyon teknikleri gibi geleneksel öğretilerle birleşir. Ancak Doğa insan için bundan çok daha yüksek bir evrim derecesi yaratmıştır. bizim bu kitapta bahsettiğimiz bu tarz bir denge değil. huzur. Ancak. Sürecin başlangıcı ve sonu bütünleşir. ki bunu da yakın bir zamana kadar düşük seviyedeki egoizmlerini koruyan ancak hali hazırda ego patlaması yaşayan Çin ve Hindistan gibi ülkelerde açıkça görebiliriz. Bu his sadece her hayvanın hissettiğinin küçük bir kesitidir. Doğa’nın sevgi gücünün geçici ve tamamlanmamış bir hissidir. Ve bugün tüm insanlığa. “bitkisel”. Hayvansal derecedeki denge ile konuşan seviyedeki denge arasındaki fark. ve böylece Doğa’nın bizi ilerlettiği egoyu mevcut durumundan daha yüksek bir seviyeye. kişiyi ıslah olmuş konuşan seviyeye çıkartır. Bununla baş etmek için tamamıyla farklı bir yöntem ortaya çıkmak zorundadır. konuşan derecenin egoizmidir. bitkisel. Doğa egolarımızı yok etmemize izin vermez. zaman. 57 . Doğa’ya dönüşün çağdaş bir insana bahşedebileceği en yüce duygu.Böyle bir deneyimin heyecanlı olduğu şüphesiz. Doğa’yla konuşan seviyede eşitlenmek için kendimizi. Böyle yaparak. Sebep insan toplumunun tam olarak da içindedir. ve bizlerin ve tüm insanlığın nereye doğru yönlendirildiğimizi. bizi Doğa’nın amacını gerçekleştirmeye yakınlaştıramazlar çünkü egoyu bastırıp ortadan kaldırmaya bel bağlarlar. ve “cansız” denilen daha aşağı seviyelere indirirler. Doğa’nın amacını gerçekleştirmek ve bütün olarak yeni bir varoluş seviyesine çıkarmakta destek olmak üzere yüzeye çıkmaktadır. ve süreçteki tüm safhalar içimizde nasıl yavaş yavaş yüzeye çıkıyor farkına varırız. Bu ülkeler son yıllarda servet ve güç yarışına katılmış ve aradaki bir çok neslin farkını rekor hızda kapatmışlardır. Doğa’nın bizi mağara ve ormandan dışarı itelemesinin ve tüm o kompleks sistemleriyle insan toplumunu geliştirmeye teşvik etmesinin iyi bir sebebi vardır. Bu seviyede ise. yükseltme yoluna ters düşerler. Bir başka deyişle. Bu tür bir inceleme bizi Doğa’yla konuşan seviyede dengeye götürebilir. Doğa’ya dönüş sık sık Yoga. Tai Chi. yani eğilimi.

Bu vaziyette onlar sadece fiziksel ve psikolojik olarak tatmin olmuş hissederler. Ebediyet. yer. İnsanların farkındalığında çarpıcı bir değişimin eşiğinde olduğumuzu anlatır. Dünyamız bizim bedenlerimizin olduğu yer değildir. dengeyi arama ihtiyacından saptırabilir. bu sadece hayvansal derecede bir his olur. ıslah olmuş konuşan halinde. konuşan derece bunu devam eden bir süreç olarak yaşar. Egolarını konuşan seviyeden hayvansal seviyeye indirenler Doğa’yı iyiliksever olarak hissedebilmelerine rağmen. bu olduğumuz yerdir. ve kişi kendini bedeniyle özdeşleştirmeyi bırakır. yani tam edinim. bu. hayvanların “iyi ve iyilik yapan” ı bir durum-hal olarak hissetmelerine rağmen. ve o ebedi. Böylece kişi evrimsel daireyi tamamlar ve artık zaman. kişiyi tüm sınırlamalardan kurtarır. Yaşam hakkında düşünen kişi Doğa’nın tamamen farklı bir seviyesiyle temas halindedir. böyle bir kişinin bedeni süresini doldurduğunda. Bu. “Doğa’ya dönüş”. ebediyet. aklını kullanan ve yaşamı başından sonuna dek düşünen kişi arasındaki farka benzemektedir.Bu. tüm safhaların şaşılacak bir ahenk içinde nasıl birleştiğini. Doğa’nın planını gerçekleştirmeye yaklaşacaktır. Dolayısıyla. fiziksel duyularda algılanan realitenin ötesinde bir varoluş seviyesine hızla yükselir. ve mükemmellik içinde bir realite algılarsak eğer. ve bize bütünlük. kişi Doğa’nın gücünü edinenlerin neden Onu (Doğa’yı) “iyi ve iyilik yapan” olarak tanımladıklarını gerçekten hissedebilir. bütünlük hissine sahip olmaktır. “İnsanlık bunu hangi süratle yapacak?” tır. Özetlemek gerekirse. Doğa’nın kendi gibi sonsuzluk. Prensipleri bu kitapta sunulmuş olan Kabala ilmi. o hala gerçek kendinin devam ettiğini hisseder. Doğa’nın düşüncesinin içine ulaşır. Hiç kuşkusuz insanlık. bilgi akışı ve süreçlerle temas halindedir. 58 . geniş alanın. Egolarımız ardı arkası kesilmeden büyür ve bizi hayvanlardan ayırır. Böyle biri Doğa’nın bütünlüğü algısından zevk alır. Hatta bizim dikkatimizi içimizdeki konuşan derecede. Doğa’nın düşüncesini edinmek bizi ilahi seviyede var olmaya yükseltir. yücelik. bizim “kendimizin” olduğu yerdir. hayvansal halde uzun süre kalmamıza izin vermez. yaşadığımız tüm evrimsel süreçleri. yada süreçlerde başlangıç veya son görmez çünkü her şeyin Doğa’nın planında önceden var olduğunu keşfeder. Diğer taraftan. Islah olmuş konuşan seviyede “İyi ve iyilik yapan” hissine ulaşan kişi yaşama salt memnuniyetlikten fazlası gözüyle bakar. ve Doğa’nın amacına ulaşmak için daha yaşayacaklarımızı kesinkes belirtmektedir. nasıl bir birlerine bağlı olduklarını ve bir birlerini nasıl etkilediklerini algılamamızı sağlayacaktır. aslında o kişi daha yüksek bir realiteyle. Değişmeyen tek soru. ancak bu tatmin kısa ömürlü olmaya mahkumdur. düşüncelerini tamamen koparıp atan ve sadece bedensel hazlarla ilgilenmekle tatmin olan bir kişi ile. Doğa’yla dengeyi elde etmedeki manevi süreçle bağlantılı değildir. ve sınırsız haz bahşeder. yani düşünme seviyesinde. Sadece bu durumdayken. Böyle kişilerin düşünceleri. Dereceler arasındaki fark. Doğa’nın düşüncesini edinmek daha iyi bir hisse sahip olmakta kalmaz.