COLLOCATIONS

EXAMPLES
arm, back, bag, bear, blind, blood, blow, arm, back, bag, bear, blind, blood, blow, body, boil, bone, bread, bring, call, care, body, boil, bone, bread, bring, call, care, cast, catch, check, cold, come, course, cast, catch, check, cold, come, course, crack, cross, cry, cut, dead, devil, dig, dog, crack, cross, cry, cut, dead, devil, dig, dog, down, draw, drop, ear, easy, elbow, end, down, draw, drop, ear, easy, elbow, end, eye, fair, feel, feet, finger, fish, fly, give, eye, fair, feel, feet, finger, fish, fly, give, go, hammer, hand, head, heart, hit, home, go, hammer, hand, head, heart, hit, home, live, matter, money, play, sack, side, live, matter, money, play, sack, side, strike, throw, turn, view strike, throw, turn,

arm
arm1 arm1 n kol; silah; v silahland rmak; sava a haz rlamak, silahlanmak; arm in arm kol kola; arm of the law polis, kanun kuvveti; beor arms: silah ta mak, askerlik yapmak in arm/by the arm kucak kucak; sb s right arm birinin en iyi yard mc s , insan n sa kolu; the long arm of the law kanunun pençesi; at arm s length kolun uzanabilece i mesafede, with in an arm s reach elalt nda, elin eri ebilece i yerde; baby in arms yürüyemeyecek kadar küçük çocuk; kucakta ta nan bebek; çok genç ve tecrübesiz kimse; toy; a z süt kokan kimse; acemi çaylak; her i te yard ma gereksinimi olan kimse; men under arms: silahl asker presentarm!: Selam dur! under arms silah alt nda; armed to the teeth tepeden t rna a silahl , take up arms: silaha sar lmak to arm troups: birlikte silah vermek to be up in arms against sth.: bir eyi protesto etmek Up in arms: 1. Silahlanm , sava a haz r. 2. k zm , öfkeli, ate püsküren with open arms içtenlikle, can yürekten

at the very back: en geride. v geri yürütmek. bir a a bir yukar . answer back kar l k vermek. cehennemin dibi. yeniden. adj arka. at the back of kötü bir eyden sorumlu olmak. himaye etmek. back issues: günü geçmi nüshalar.back back1 back1 n arka. back chat kar l k verme. s rt. para yat rmak. back of beyond kent d nda bulunan. arkaya götürmek. back current ters ak nt . geri(ye). adv arkada. back breaking çok yorucu. a house standing back from the road içerlek ev. desteklemek. back number günü geçmi nüsha. back and farth: ileri geri back and fill: dar bir kanalda yelkenleri i irip bo altarak hareket etmek. geri gitmek. arkaya. bir ileri bir geri. bir öteye bir beriye. back files: eski dosyalar. kötü bir olay n sorumlusu olmak. ileri geri. back and forth iki yer aras nda s k s k gidip gelerek. merkezden oldukça uzak yerle im bölgesi. back-pedal a bit geri ad m atmak. ss z ve ula lmas güç yer. i in içinde parma olmak. tekrar. back backsight (silahta) gez .

çok s ska. uçacak gibi. bag of bones bir deri bir kemik.bag bag n çanta. safi sinir. envai çe it. in the bag ba ar yla yerle tirilmi ya da düzenlenmi . mixed bag karmakar k grup. a bag of bones çok zay f. bag of jello sinirli/ürkek/korkak kimse. karmakar k. bir deri bir kemik. to have/secure a good bag iyi av avlamak pack one s bags çekip gitmek. iskelet gibi. p l n p rt s n toplamak . çuval. her türden. tak m taklavat. it s in the bag emniyette güven içinde. sinir küpü. kese. a bag of nerves çok sinirli. practically in the bag çantada keklik. holding the bag yüzüstü b rakma. kese ka d . a z ndan kaç rmak. çok s ska. a gossipy old bag dedikoducu kocakar . tüm e yas ile birlikte. bag and baggage p l y p rt y toplayarak. tüm mal yla beraber. the whole bag of tricks her ey. bags of dolu. s rr ortaya vurmak. torba. çantada keklik. a mixed bag çok kar k. let the cat out of the bag / spill the beans baklay a z ndan ç karmak. çok. kemik torbas . tüm donan m.

üzerine sald rmak. kaza ya da herhangi kötü bir eyden hiç zarar görmemek. bast rmak . yük ta mak. çekmek. benzerlik göstermek. bear a punishment cezaya katlanmak. etc tarih. üstüne almak. götürmek.bear bear2 bear2 v ta mak. silahlanmak. çok rahat ve ansl bir ya am sürmek. do urmak. bear children/young çocuk do urmak. çullanmak. bear a date. signature. hükmetmek. bear down kuvvet kullanarak bast rmak. bear cold/heat so u a/s ca a dayanmak. bear sb a hand birine yard m etmek. imza. garaz olmak. bear a resemblance to benzemek. bear down upon tehditkâr biçimde üzerine gitmek. bear a charmed life çok ansl olmak. benzerlik ta mak. bear a grudge/pite kin beslemek/gütmek. katlanmak. bear away yönetimi alt na almak. her türlü hastal k. bear a burden yük alt nda olmak. anlam na gelmek. bear a name isim ta mak. bear a meaning (bir) anlam ta mak. tahammül etmek. vb ta mak.

blind side bir insan n zay f taraf . yarasa kadar kör. blind with anger/with possion öfkeden/ihtirastan gözü dönmü . görmemek.blind blind1 blind1 n kepenk. v kör etmek. blind drunk körkütük sarho . (as) blind as a bat yarasa gibi kör. blind date hiç tan mad biriyle olan randevu. zom olmu . a thing blind bir ey üzerine gözü kapal gitmek. fitil gibi. kör olmak. blind in one eye bir gözü kör. adj kör. blind impulse bilinçsiz dürtü. güne lik. zil zurna sarho . -e gözü kapal olmak. k sa görü lü. blind spot kör nokta. duyarl noktas . ç kmaz. (a case of) the blind leading the blind körün rehberininde kör olmas . -i görememek ya da takdir edememek. blind at one s own defects kendi kusurlar n görmeyen. kelin köseye yard m . be blind (to) gözü hiçbir ey görmemek. kör mü kör. zaaf. fark nda olmamak. perde. blind as a bat az gören ya da kör kimse. dü üncesiz davranma. blind to bir eyi bilmemek. blind alley ç kmaz sokak.

kan gütme. k zg nl k. kan gölü. a prince / princess of the blood kraliyet mensubu. kin. blood sucker ba kalar n sömüren kimse. be out for blood kana susamak. blood on the carpet cinayet kan t . k y m. blood brother kan karde i. curdling tüyler ürpertici. blood and iron kan ve ate . kan emici. a person of hot blood ate in tabiatl bir kimse. birader. soylu ki i. blood money kazan lmas ba kalar n n can na mal olmu para. katliam. blood horse safkan at. blood and thunder dramatik deh etli. yak n arkada . asilzade. blood feud kan davas . bad blood=ill blood dü manl k (duygusu). iyi cins at. bo a güre i gibi) kan ak tan sporlar. blood blood bank kan bankas . öfke. a/the blood bath toplu katliam. blood brother karde . kuvvetlerini merhametsizce kullanma politikas . kanl .blood blood1 blood1 n kan. ac kl . kanl sporlar. blood lust kana susam l k. blood thirsty kana susam . blood sports (tilki av . soy. blood bath k y m. kanl para.

yumruk yumru a gelmek. darbe. blow-by-blow account / blow-by-blow description blow-byblow-byayr nt l döküm. bir darbede. blow one s stack öfkelenmek. you be blowed b kt m senden art k! llallah! . Let s blow tüyelim. bir hamlede. blow the lid off bir s rr birdenbire aç klamak. çalmak. at/with a single blow bir darbe ile. to go for a blow ç k p hava almak. bir vuru ta. esinti. uçurmak. sürüklemek. without striking a blow parmak k p rdatmadan. vuru maya ba lamak. blow one s lines rolünü unutmak veya yanl yapmak/okumak. ba kalar n n s rr n bulup meydana ç karmak. to come to blows kavgaya. Lanet olsun! / Allah kahretsin!. tepesi atmak. üflemek. Blow it! / Blow the expense. etc Ona ald rma/bo ver!. at/with one blow bir vuru ta.blow blow1 blow1 n vuru . v esmek.

a large body of people büyük halk toplulu u. but not in spirit kendi burada ama akl /kafas ba ka yerde. ceset. topluca. le imi çi neyerek. geçinip gitmek. heyet. birine tamamen sahip olmak. come in a body topluca gelmek. treat sb like a dog s body hor görmek. grup.body body n vücut. over my dead body cesedimi çi neyerek. tek/yek/beraber vücut olarak. yek vücut hareket etmek. bütün varl ile. tümüyle. own body and soul birisi üzerinde tam bask kurmak. body and soul tamamen. keep body and soul together bir lokma bir h rka misali ya amak. here/there in body. put body and soul into sth canla ba la çal mak. kontrolü alt na almak. köpek muamelesi yapmak . kurul. beden. go in a body grup olarak gitmek. birinin ruhuna ve vücuduna sahip olmak. adam yerine koymamak. örgütlenmi halk kitlesi. body politic örgüt. k t kanaat geçinmek. toptan. in a body hep birlikte. body cavity kar n bo lu u. body blow rakibin gövdesine indirilen yumruk.

ha lanmak. azal(t)mak. be on the boil kaynamak. ha lamak. ç ban. v kaynamak. boil up kaynay p kabarmak. off the boil kaynamas durmu . özetini. diye özetlemek. down to sth .boil boil1 boil1 n kaynama. olmak. köpürmek. kaynatmak.. boil down to -e inmek. tasla n ortaya ç karmak. deme e gelmek. boil away kaynatarak buharla t rmak. küçül(t)mek. küplere binmek. bring to a boil kaynatmak.. boil over with rage hiddetten köpürmek. boil over kaynay p ta mak. sözün k sas demeye gelmek. boil down özetlemek. kaynatma.

be bone dry tak r tukur. parmak kadar. have a bone to pick with sb/pick a sb/pick bone with sb birinden ikayetçi olmak. tart ma/ihtilaf konusu. sultani tembel. find no bones in the matter örtbas etmek. azarlamaya/suçlamaya neden olan sorun.bone bone1 bone1 n kemik. as dry as a bone tak r tukur. ç ban ba . iliklerinde hissetmek. k lç k. bir konuda bilgisini tazelemek/ilerlet­mek . görülecek hesab olmak bone2 bone2 v bone up on sth / bone to pick up inceleme yapmak. a bag of bones/skin and bones bir deri bir kemik. biriyle payla acak kozu olmak. yerden bitme. yerden bitme. bone of contention anla mazl k nedeni. gözden geçirmek. haf zlamak. çok s ska. kupkuru. parmak kadar. feel in one s bones içine do mak.

to earn one s bread geçimini sa lamak . günlük nafakas . breadbreak bread with birisiyle yemek yemek. çift katl ekmek kaday f na konmak. bread and butter ekmek paras . para harcamak. bread and butter letter te ekkür mektubu. göstermelik e lence. uyutucu e lence. butter both sides of one s bread iki eyden ayn anda kazanç sa lamak. günlük geçimi. take the bread out of sb s mouth ekme ini elinden almak. sb s daily bread insan n gündelik gereksinimi. ekme ini payla mak. cast/throw one s bread upon the waters iyi bir ans yakalamak. sb s bread and butter k t k t na ya atacak i ya da g da. kar l k beklemeden iyilik etmek. bread and circuses ülke çap nda e lence. bread-winner ailenin geçimini sa layan (kimse). insan n ekmek ve suyu.bread bread n ekmek. geçim yolu.

tedavi etmek. bring (a charge) home to one hakk ndaki suçlamay do rulamak. var etmek. üzerine suç y kmak. bring/(be wrought) to want/be beggar fakirle tirmek. ay ltmak . geli mesini h zland rmak. bring/call into being var olmas n sa lamak. bring a work to an end bir i i bitirmek / sonuna getirmek. bring a patient through hastal ktan kurtarmak. bring a charge against birini suçlamak. bring an action/ suit at law against one birinin aleyhine dava açmak. birini mahkemeye vermek. gönlü elvermemek. kan tlamak. bring around yard m etmek. bring along/ on yeti tirmek. e itmek. te vik etmek çabuk büyümesine yard mc olmak.bring bring v getirmek. neden olmak. yol açmak. sebep olmak. be unable to bring oneself to do sth (yapmay ) kendine yedirememek. bring about ba na getirmek. yüreklendirmek.

sesleni . adland rmak. küçük abdest yapmak. on call haz r. telefon etmek.o. uyand rmak. kullan ma haz r. ehirleraras telefon etmek. v seslenmek. demek. put a call through uzak mesafeye telefon etmek. to call s. as a witness birini tan k olarak getirmek . local call ehir içi (telefon) konu mas . no call to (olmas na) gerek yok. ça r . tolltollcall ehirler aras telefon. ça rmak.call call1 call1 n ça rma. to call a case to court bir davay mahkemeye götürmek. aramak. pay a call çi yapmak. close call az daha. come at call ça r ld zaman gelmek. davet. pay a call on birini ziyaret etmek. port of call geminin u rad liman. give a call telefon etmek. ba rmak. call girl tele k z. ba r . arama. k sa ziyaret. u ramak. ramak kald . telefon etme. u rama.

dikkat etmek. care about sb/sth ilgi duymak. only care about oneself sth/ benlik davas gütmek. not to care a fig/ pin for -e önem vermemek. ilgisini çekmek. not to care a pin for kulak asmamak. ho lanmak. özünü dünyan n göbe i saymak. care for sb/sth bak m n üstlenmek. yak nl k duymak. bak m n üstlenmek. couldn t care less umurunda olmamak. ald rma. önemsemek. hiç ald rmamak. umurunda de il. ho lanmak. -e hiç önem vermemek. sevmek. ilgisini çekmek. care for sevmek. not to care about sth/sb umurunda olmamak. dikkatli olmak . care about/for önem vermek. kendi ç kar na bakmak. ald r etmemek. v z gelmek. ilgilenme. care nothing about sb/sth for sb/sth ilgi duymamak.care care2 care2 v care a damn umurunda olmak. ho lanmak. umursama. take care dikkat etmek.

2-can n s kmak. cast into jail hapsetmek. indirmek. to cast a horoscope y ld z fal na bakmak. devirmek. döküm. cast in the eye a l k. rol vermek. to have one s leg in a cast baca alç da olmak .cast cast1 cast1 n atma. at . saçmak. kalite. paran n ucunu görelim. kal p. dökmek. cast down 1-a a atmak. cast a spell upon büyü yapmak. birine adam.cast a glance at s. a man of cast iron sert adam. oyuncular. v atmak. tip. cast on the barrelhead paray görelim.o. f rlatmak. f rlatma. a man of his cast onun tipinde/karakterinde bir adam. dökme. oynayanlar. hapse atmak. 2keyfini kaç rmak.cast kaçamak bak vermek.

catch catch1 catch1 n çengel. kilit dili. kanca. ucuz mal. catch some rays güne lenmek. kavramak. catch-as-catchrasgele. yeti mek. v tutmak. i in içinde i /çapano lu var. tutma. catch-word kal p söz. catch some 2 s (horul horul) uyumak. a good catch devlet ku u. catch in the catch suçüstü yakalamak. avlamak. catch 22/catch twenty two kele e gelme. catch up catchto üstüne almak . yakalama. a catch of the breath birdenbire nefesi tutulma. yakalamak. catch penny gösteri li ama de ersiz. av. tuzak. kelepir koca. mandepsiye basma. yakalanmak. plans z. catch dead zaaf n /zay f taraf n yakalamak/mahçup duruma dü ürmek. catch-as-catch-can k ran k rana. herkesin kendi ba n n çaresine bakmak durumunda oldu u zor dönem. there is a catch in it bit yeni i var.

geli ini bildirmek. check in to sth kaydolmak. yaz l bir kayda tekrar göz atmak. denemek amac yla gözden geçirmek. çek etmek. check on sb/sth do rulu unu ara t rmak. check in birinin gözetimine b rakmak. liste üzerindeki maddeleri i aretlemek. check off bozmak. tepeden t rna a sa l k muayenesi yapmak. check out of sth hesab keserek ayr lmak. check sb in/check in sb geli ini deftere kaydetmek . karar vermek ya da konu mak için birini tekrar görmek. otel vs ye girerken kaydolmak. çek etmek. çek etmek. check in one s armour ara t rmak. çek etmek. geli ini bildirmek. i aret koymak. kontrol etmek. check over s namak. check out gözden geçirmek. i e ba lama tarih ya da saatini deftere kaydetmek.check check2 v check back eski kay t ya da e yalar n aras nda check2 aramak. kayd n sildirmek.

coldcold-blooded so uk kanl . cold feet korku. elde mevcut para. so uk nevale olmak. buz gibi. cold as marble duygusuz. be a cold fish so uk kimse olmak. Sibirya gibi.cold cold adj so uk. cayma. ilgisiz cold- . buz gibi. ü üme. so uk hava. buzdolab gibi. cold fish so uk nevale. so uk. a r dondurucu so uk. n so uk alg nl . cold-hearted kat kalpli. merhametsiz. (as) cold as charity buz gibi. cold enough to freeze the balls of a brass monkey (hava için) çok so uk. cold comfort avutma. cold cream cilt kremi. zü ürt tesellisi. dondurucu so uk. catch cold so uk almak. kan so uk. cold call habersiz ça r /ziyaret. a r so uk. cold cash haz r para. blow hot and cold hem lehinde hem aleyhinde bulunmak. so uk nevale. cold front so uk hava kütlesi. nezle. buz gibi. cold as charity çok so uk.

come to heel 1-(köpek) sahibinin arkas ndan gitmek 2-itaat etmek 3-ayn fikirde olmak. come on now! elini çabuk tut!. come off it! atma!. haydi gir su p r l p r l. varmak. tüm zorluklara ra men. haydi gir su durgun. haydi çekinme gel. come up in the 23world hayat standard yükselmek. zenginle mek.come come1 come1 v gelmek. come full comecircle 1-tamamen aksi kanaate varmak 2-dönüp dola p ayn 2noktaya varmak. b rak imdi palavray !. dü ünme gel. come your ways sen kendi i ine bak! B rak onun yakas n ! Vazgeç! . yeme bizi!. come hell or high water ko ullar ne olursa olsun. come it over sb hükmetmeye kalk mak. haydi can m bu i nefistir. come on in the water s fine haydi atla su tertemiz. come high pahal ya mal olmak. come to hand ele gelmek/geçmek. a come-back replik.

course
course n kurs, ders; yol, rota, yön; ak , gidi (at); pist; vade; yemek; a matter of course normal ya da beklenilen i lem; bir i in tabii sonucu olarak yap lan i lem; do al olarak yap lan i lem; rutin; adopt a course belirli bir hedef/amaç saptamak; kesin bir tav r tak nmak; kendine bir yön seçmek; as a matter of course elbette ki, gayet tabii, tabii olarak, kendili inden, hiç dü ünmeden; be a matter of course revaçta olmak, moda olmak, adet üzere olmak; change course yön de i tirmek, rotay de i tirmek; course of events olaylar n gidi i/ak ; embark on/continue a course denizde sefere ç kmak; birbirine ba l bir dizi i e ba lamak/koyulmak; go over the course kursu gözden geçirmek; hold on one s course tuttu u yoldan/rotadan ayr lmamak; in the course of -in süresince/zarf nda, boyunca

crack
crack1 crack1 n çatlak, yar k; çat rt , aklama; darbe; a fair crack of the whip (bir eyin yap lmas konusunda) ans verilmesi, verilecek uygun ans; crack againist çarpmak. be up at the crack of dawn erkenden kalkmak; crack of dawn sabah n ilk klar , sabah n körü, afak sökmesi; crack of (the) doom k yamet günü, mah er günü, dünyan n sonu, k yamet; crack shot keskin ni anc ; get up at the crack sabah n köründe kalkmak; give a fair crack of the whip kendini göstermek; hard nut to crack çetin ceviz; make cracks about sb/sth aka yapmak, espri yapmak, tefe koymak; paper/past over the craks yapt hatay aceleyle örtbas etmek, pisli ini örtmek

cross
cross3 cross3 v cross a bridge before one comes to it dereyi görmeden paçay s vamak; cross a bridge when one comes to it sorunla kar s na ç kt zaman ilgilenmek; cross as two sticks küplere binmi ; cross by air hava yoluyla geçmek; cross my heart (and hope to die) Allah can m als n ki!, Yemin ederim ki!, Ekmek mushaf çarps n ki!; cross one s heart (and hope to die) ba n n üzerine yemin etmek, ant içmek; cross one s legs bacak bacak üstüne atmak; cross one s mind akl na gelmek; akl ndan geçmek; cross one s path kar la mak; cross oneself haç ç kartmak, istavroz ç kartmak; cross out/off i aretlemek, çizgiyle bozmak, üstünü çizmek, iptal etmek; cross over/ through geç(ir)mek, kar ya geçmek; cross sb birinin yoluna ç kmak; cross sb/sth off/cross off sb/ sth iptal etmek, üstüne çizgi çekmek, silmek

cry havoc (tehlikeye/felakete kar ) uyarmak. have a good cry doya doya a lamak in full cry of sth bir eyin en curcunal an . a shoulder to cry on a lanacak/yaslana­cak bir omuz. sb/sth isn't worth crying over a lamaya sb/ de meyen ki i/ ey to cry one s wares ç rtkanl k etmek within cry of (ba r nca) duyulabilecek uzakl kta . hayk rmak. en heyacanl ve gürültü an . a lama. for crying out loudly çok a lay p s zlad için verilen. büyük ay p. ç l k. a far cry from -den çok farkl . ikaz etmek a cry baby sulu göz. v ba rmak. feryat. güvenilecek insan far cry -den çok de i ik ba ka. give s. kepazelik. a lamak. hayk rma.o. crying shame rezalet.cry cry1 cry1 n ba rma. something to cry about bir kimseyi cezaland rd ktan onra a lad için daha iddetli cezaland rmak.

cut a wide/big swath caka satmak. cut a tooth di ç karmak. oldukça iyi. caka satmak. yaralamak. boy göstermek. uygun cut2 olmak. cut across kestirme gitmek. cut a class derse gitmemek. yavan. s radan. gösteri yapmak. yapabilecek nitelikte olmak. haz r . cut above sb/sth ortalaman n üstünde.cut cut2 v be cut out for birisi/bir i için biçilmi kaftan olmak. dikkati çekmek. yerinin adam olmak. be cut up üzülmek. cut and come again! her ey bol. kesmek. yerini almak. cut a person biriyle ilgiyi kesmek. buyrun!/gene buyrun!. berelemek. umudu k r lmak. önceden planlan p haz rlanm . cut a dash/figure gösteri yapmak. cut and dried kupkuru. parça parça etmek. cut a notch in wood çentik açmak/kesmek. cut about parçalamak. okulu/dersi kurmak. cut/wounded to the quick çok incinmi . çal m satmak. kalbinden vurulmu . s k c . derste bulunmamak. iç karart c .

ölmü .dead dead adj ölü. evksiz dead duck ba ar s z/mahvolmu kimse dead end 1-ç kmaz sokak 2-ucu t kal boru 3-ç kmaz. içinden ç kmas 23zor/imkans z durum dead ground menzil d . dead-alive=dead-andcans z. mazinin yava lat c önleyici etkisi dead beat berabere biten yar dead letter 1-hükmü kalmam kanun 2-sahibi bulunamay p postanede kalan veya göndericisine iade 2edilne mektup dead load sabit a rl k dead men tell no tales ölüler konu maz (bir s rr aç klanmas n diye öldürülen kimse için söylenir) . duygusuz. be a dead loss i e yaramaz olmak dead-air space deadhavas z/havaland r lmayan yer dead-alive=dead-and-alive ölü gibi. s k c . at dead of night gece yar s . solgun. ate sahas n n d nda kalan alan dead hand geçmi in tak nt s .

yukar tükürsen b y k. sürekli yaramazl k yapan. go to the devil cehenneme kadar yolun var!. have got the devil in one içi kötü olmak.devil devil n eytan. Sezar n hakk n Sezar a vermek. an unlucky devil baht kara. dünyay umursamaz. devil-may-care devil-mayvurdumduymaz. be a cunning devil eytan. iblis. have the devil in one yerinde duramamak. dikkatsiz kimse. between the devil and the deep (blue) sea iki arada bir derede. be the devil ba belas ki i ya da ey. toz ol!. have the devil/ hell to pay k yamet kopmak . eytan i i. sevilmeyen kötü bir ki iye dahi hakk n vermek. full of the devil eytanl k pe inde. iki tehlike aras nda. devil of a job / devil s own job çok zor i . pervas z. y k l kar mdan!. cehennem ol. give the devil his/her due hakk n yememek. a a tukürsen sakal.

dig one's own grave mezar n kazmak. dig out/out of titiz bir ara t rmayla bilgi elde etmek/edin­mek/sa lamak. h zla itmek. serada vs. dig out arayarak elde etmek. kaçmak. Nuh deyip peygamber dememek. tuzak haz rlamak. yeme e ba lamak. dig at ba r p ça rmak. kötüleyici biçimde konu mak. dig for victory bahçede. kendi bildi ini okumak. dig over yeniden gözden geçirmek. ayr nt lar yla incelemek. kaz k çakmak. dig in one s heels/dig one s heels in inat etmek. anlamak. be enmek. be a dig at hedef al nm . dig some dirt up on sb birinin kirli çama rlar n ortaya ç karmak . h zla ayr lmak. çakmak. dig in siper kazmak. dig a pit for sb birisine tuzak kurmak. uzun bir i e haz rlanmak. yemeye ba lamak. dig oneself in bir i ya da yerde sürekli olarak kalmak. kaz p ç karmak. kendi yiyece ini yeti tirmek.dig dig v kazmak. tutmak. dig into çok çal mak.

a dog s life köpek hayat . be dog-tired iflah kesilmek. dog in the manger ne yer ne yedirir (ki i). gebermek. ne kendisi yapabilir ne de ba kas na yapt r r (kimse) . dog s ear kitap sayfas kö esinin k vr lmas . a dog s dinner karmakar k ey. kötü ve düzensiz yap lm i . sefillik. dog eared sayfalar k ­r m /k vr lm . rezalet. kö eleri k vr lm kâ t. göze göz eatdi e di mücadele etmek. hiçbir ans (yok).dog dog1 dog1 n köpek. dog s breakfast/dinner karman çorman. a dog s chance çok küçük ans. die like a dog köpek gibi yaln z. be dog-eared kö elerini k v rmak. it. tur u gibi olmak. dog s life çok s k nt l ya am. dog eat-dog k ran k rana mücadele etmek. mutsuz ve ac içinde ölmek. dogdogcan burnundan gelmek. a dog in the manger kendi i ine yaramayan ya da kendini e lendirmeyen eyleri ba kalar n n kullanmas n ya da ba kalar n n bunlarla e lenmesine izin vermeyen kimse.

attan inip e e e binmek. birinin üstesinden gelmek. kumul. come down with sth hastal a yakalanmak. Karadeniz de gemileri batm . climb down hatay kabul etmek. a a s nda. morali bozuk. down at the heels pejmürde giyinip fakirli ini belli etmek. down a person birini alt etmek. i siz. boyunca.down down prep a a s na. a a da. adj keyifsiz. v yere devirmek. aya suya de mek. be paras z. paylamak. bitkin. come down hard on sb/sth azarlamak. nakavt. n hav. down in the dumps süngüsü dü ük. mahcup olmak. kötü durumda yakalanmak. down at heel da n k. gerçekleri görmek. indirmek. gitmek. catch one with one s trousers down/pants rezil olmak. barks z. yenilgiyi kabul etmek. peri an halde. a a ya. come down in the world daha kötü bir konuma dü mek. ha lamak. down and out evsiz. come down to earth ayaklar suya ermek. hüzünlü. ince tüy. eksibe. adv a a . be down on sb birine kar z t.

yana çekmek. geri çekmek. germek. draw a bead on göz koymak. bir yükümlülükten vazgeçmek. sözünden dönmek. draw blood kan ak tmak. berabere biten oyun. çekmek. tereddüt geçirmek. draw a blank hava almak. uzakla mak. kaç nmak. çekili . resim yapmak. draw away ayr lmak. çekilmek. anss z ç kmak. gerilemek. sonuç alamamak. çekme. draw a conclusion bir yarg ya/sonuca varmak. ilerlemek. draw attention to sth dikkatini bir eye çekmek. draw a red herring dikkati as l konudan çeken bilgi vermek. draw a cheque çek imzalamak. çekilen ey. bo çekmek. draw a tooth di çekmek. draw a curtain over sth bir eyin üstüne bir perde çekmek. draw aside perdeleri açmak. çevirmek. draw sb s attention to oneself hava atmak. vurup yaralamak . gelmek. birini di erlerinden ay rarak bir kenara çekmek. draw back -den geri çekilmek.draw draw n kura çekili i. almak. çok ra betli ey. bir tarafa çekmek. v çizmek. oyalamak.

drop by/in/on u ra mak. dü mek. Beni rahats z etme!. drop a hint imada bulunmak. ak nt ya kap lmak. sürpriz ziyaret yapmak. drop in on sb ç kagelmek. drop down u ra mak. patavats zl k etmek. birden gelmek. ç kagelmek. drop a brick çam devirmek. drop behind arkada/geride kalmak. drop a clanger çam devirmek. isteyerek söylemek. y k lmak. drop a broad hint dikkatini çekmek. drop dead birdenbire ölmek. baltay tasa vurmak. birdenbire gelivermek. bir iki sat r yazmak. baltay ta a vurmak. gaf yapmak. drop a line k sa bir not (pusula) göndermek. dökülmek.drop drop2 drop2 v drop a bombshell bombay patlatmak. pot k rmak. sürpriz ziyaret yapmak. dü mek. drop in at u ramak . drop asleep uyuya kalmak. pot k rmak. nallar dikmek. drop dead! Git ba mdan!. ç kagel­mek. sürpriz ziyaret yapmak. drop a remark kasten söylemek.

toplumun dü üncelerine kulak vermek. do al sezgi. a word in your ear gizli söz. kulak tozunu patlatacak kadar sert vurmak. kulaktan. dikkat kesilmek. bend sb s ear birinin kula n bükmek. a z kulaklar nda. olaylar n gidi ini dikkatle izlemek . kulak kabartmak. kulak kesilmek. from ear to ear geni ve yayg n. plans z. a flea in one s / sb s ear birini azarlama. kulak asmamak. get/have sb s ear dinlemesini sa lamak. ald r etmemek. by ear i leri oluruna b rakarak. have a good ear kula iyi duymak. ear-splitting kulak earzar n patlatan. dinlemek. give ear to kulak vermek.ear ear n kulak. beam/grin from ear to ear a z kulaklar na varmak. kula vurularak k zart lm . kula n kendisine vermesini sa lamak. a box on the ear amar. ba ak. give a thick ear kula n k zartacak biçimde vurmak. go in at one ear and out at the other bir kula ndan girip öbüründen ç kmak. duyarak. do al duyma yetene i. kulaklar sa r eden. an ear for do al sezi.

easy easy adj kolay. Acele etme!. easy manners tabiî davran . kalender. nazik olmak. kibarca davran . demir leblebi olmak. kendisinden kolayca para al nabilen kimse. yan na yakla l r. eli aç k. (as) easy as falling off a log/(as) easy as pie i ten bile de il. s k nt s z. kolayca al nabilen. gev ek. easy go haydan gelen huya gider. rahat. sakin. Easy does it! A rdan al!. easy virtue ahlak dü künlü ü/yoksunlu u . easy come. easy mark aptalcas na cömert. easy in mind -e ald rmayan. kopkolay be not so easy çetin ceviz olmak. özenle kullanmak. kolay okunabilen. kolayca yolunabilen/aldat ­labilen kimse. easy going yumu ak huylu. kolay kazan lan para. easy of access kolay görülür. go easy on sb/sth yumu ak davranmak. yolunacak kaz. basit. kolay elde edilebilir. easy to come by kolayca bulunan. peynir ekmek yer gibi.

hareket serbestli i . elbow/raise the elbow too often kafay bulmak. hemen yan nda. çaba. geni yer. elbow one s way across/ along/back through kalabal yararak ilerlemek. bedensel güç. el eme i. yan ba nda.elbow elbow n dirsek. v dirsekle dürtmek. bend/ tip the/one s elbow içmek ya da içmeye gitmek. kalabal yara yara ilerlemek. kullan lmaya haz r. elinin alt nda. dirse inin dibinde. kafa çekmek ya da kafa çekmeye gitmek. ite kaka ilerlemek. elbow room/elbow-room fiziksel room/elbowçaba ve enerji. elbow grease / elbow-grease al n elbowteri. elbow one's way forward ite kaka ilerlemek. zor i . yard m için her zaman haz r. elbow one s way into/out of dirsekleriyle yol aç p girmek/ç kmak. kuvvetlice ovma ya da parlatma. at sb s elbow el alt nda. gayret. kolunun dibinde. bilek gücü.

v sona ermek. bring sth to a halt sona erdirmek. gaye. sona erdirmek. ne yapaca n bilemez bir durumda. ba bo . bring sth to an end/bring sth to a close. be approaching the end of one's days hayat n n sonuna gelmek. ç kmaz. at a loose end/ at loose ends imdilik bo . be at the end of one's tether s f r tüketmek. a dead end ç kmaz. ç kmazda olmak. ç kmazda bulunmak. at the end of nowhere cehennemin dibinde. i in en zor yan . bir yere götürmez.end end1 end1 n son. avare. at the end of the day günün sonunda. a r p kalm . i i gücü yok. me gul de il. at one s wits end bir çözüm bulamaz durumda. bitirmek. akl ba nda de il. i siz güçsüz. bitim. be at the end of one's days hayat n n sonuna gelmek. amaç. kafas kar k. eninde sonunda. bitmek. karars z. at the deep end i in kötü yan . bo ta. son vermek . ç kmaza dü mek.

gözü alan . bak na yakalanmak. dikkatini çekmek. göz gezdirmek. budak. an eagle eye keskin göz. ilik. all my eye (and Betty Martin) ba tan a a saçmal k. an eye for an eye (and a tooth for a tooth) göze göz di e di . gözünü s rmak. catch one s/sb s eye s/ (birinin) gözüne çarpmak/ili mek/tak lmak. gözgöze gelmek. haydi can m sen de. beauty cast/run an/one s eye over göz atmak. easy on the eye göze güzel gözüken. dikkatini çekmek. be able to put the evil eye on sb nazar de mek. v göz atmak (-e). k sasa k sas. mosmor olmu göz. çabucak göz gezdirmek. ayn s yla kar l k verme. eagle eye keskin göz. misilleme. keskin bak . gözünün içine baka baka kaz klamak.eye eye n göz. a black eye (morarm göz. i ne deli i. do sb in the eye göz göre göre aldatmak.

ne pahas na olursa olsun. adil anla ma. (by) fair means or foul ya do rulukla ya da e rilikle. hakl . adj insafl . ak ll ca. temize çekilmi yaz . vasat. fair fame iyi nam/ öhret . aç k renkli. dürüst. fair faced sar n. fair copy temiz kopya. sergi. a fair copy temiz ve düzgün kopya. adil. be in a fair way to olmas kuvvetle muhtemel olmak. do ru. orta. as l kopya. do ru. dürüst al veri . güzel. fair enough uygun. sar n. i i yapma f rsat . fair and square adil. i . hakl . ne yap p. panay r. fair do s hakça davran . fair deal her iki taraf için de uygun olan anla ma. fair crack of the whip ba ar imkân . ya mertçe ya da namertçe. öyle böyle. Mant kl ol!. kumral. iyi.fair fair n fuar. pazar. a fair deal her iki taraf da tatmin eden adil bir ticari i lem/ muamele. do ru. dürüst. Fair do s! Adil ol!.

b kmak. sempati duymak. feel as right as rain kendini turp gibi hissetmek. dokunmak. en akrak olmak. feel after el yordam yla aramak. feel hot hava s cak gelmek. yoklamak. üzüntü duymak. v hissetmek.feel feel n his. feel for -e ac mak. duygu. yüre i ferahlamak. feel as fit as a fiddle kendini bomba gibi hissetmek. feel in one s bones benli inde hissetmek . fazla s nmak (vücut). feel an interest in -e ilgi duymak. feel cheap/feel like thirty cents yerin dibine geçmek. duymak. feel cold ü ümek. morali bozuk olmak. üzgün hissetmek. üzülmek. feel blue üzgün olmak. utanmak. keyfi yerinde olmak. g na getirmek. mutsuz olmak. feel at home with kendini birine çok yak n hissetmek. s cakl k basmak (üzerine). kendini a a lanm hissetmek. a z kulaklar nda olmak.

be run off one s feet can n di ine takmak. be on one s feet ayakta olmak. kendi ba na hareket etmek. get back on one s feet aya düze basmak .feet feet n ayaklar. carry/sweep one off his feet kendinden geçirmek. elinin alt nda. ayakta dikilmek. kendi yetenek ve becerileri yard m ile bir eyler yapmak. kendini toparlamak. çok memnun etmek. at one s/sb s feet birinin etkisi alt nda. s/sb aya n n dibinde. fall on one's feet dört ayak üstüne dü mek. foremost/ ölü olarak. cesedimi çi neyerek. be carried out feet foremost topra a verilmek. kendi ayaklar üzerinde durmak. birinin dalkavu u. kendi yaras n kendi sarmak. feet foremost/first ölüm. ceset. find/feel one s feet/ have/get yeni duruma al mak. kendi kanatlar ile uçmak. always to fall on one's feet aya a kalkmak.

have a one s finger in the pie i e kar mak. get one s finger burnt bir eyden a z yanmak. parmak sallamak. h zl ve canl biçimde çal maya ba lamak. ba kalar ndan üstün olmak. her i e bula mak. get/pull one s finger out bo a zaman geçirmeyi b rak p hevesle i e sar lmak. her köfteye maydanoz olmak. crook one s finger dikkat çekmek. küçük parma nda bütün vücudundan fazla özelli i olmak . ayn anda bir sürü i le u ra mak. have more in one s little finger than ba kalar ndan çok daha fazla yetene i. el atmak.finger finger1 n parmak. çorbada tuzu bulunmak. have at one s finger tips çok iyi bilmek. çekicili i vb. have a finger in every pie her i te parma olmak. için parma n sallamak. bir i te parma olmak. olmak. birine bir finger1 ey yapt rmak vb. i e giri mek. her tarakta bezi olmak. becerisi. parma n bükmek.

fish for seçip almak. da dan inme. drink like a fish fazla içki içmek. çok küçük bir alanda söz sahibi olmak. a pretty kettle of fish çar amba pazar . orijinal insan. kaba saba. körler ülkesinde tek gözü ile padi ah olmak. a queer fish garip insan. fish for compliments iltifat pe inde ko mak .fish fish n bal k. be big fish in a little pond çok say da insan üzerinde etkin olmak. i i vb. yak nlar n i ini vb. ailesi. de i ik özellikleri olan insan. kendini. küçük gölde büyük bal k olmak. a fish out of water do al yap s ndan ya da çevresinden uzak kalan kimse. hakk nda kötü konu mak. sudan ç km bal k. v bal k tutmak / avlamak. cry stinking fish kendisi. ola anüstü insan. eksantratik insan. feel like a fish out of water sudan ç km bal a dönmek. kötülemek. yermek.

ortal kar t ran. parlamak. uçurmak. uçu .fly fly1 fly1 n sinek. fly off the handle birden öfkelenmek. plan bozan ey/kimse. v uçmak. vurguncu. her eyi bozan terslik. z vanadan ç kmak. kusur. be unable to hurt a fly kar ncay bile incitmemek. fly in the ointment sak nca. kaçmak. ne e kaç ran. fly-byfly-by-night kapkaçç . gözünün üstünde ka n var demek.. go fly a kite can n cehenneme!. ç banba . . karanl k i ler çeviren. ipiyle kuyuya inilmez ki i. soruna yol açan. fly off at a tangent bir konuyu b rak p bamba ka bir konuya girmek. keyif/herhangi bir ey. uçakla gitmek. defol!. fly leaf kitab n ba nda ve sonunda bas lmam sayfa. find a fly in the ointment öküzün alt nda buza aramak. keyfe keder veren ey. çabuk gitmek.. mide buland ran ey/sinek. a/the fly in the oinment belal ey.

don t give a damn / don t give a tinker s cuss umursamamak. give/lend coun­tenance (bir projeyi) desteklemek. önem vermemek. give/show sb the cold shoulder birini so uk kar lamak. give a dinner ziyafet vermek . diye kabul etmek. sald rmak. yerini -e b rakmak. iyi kar lamak. -e fazla yakla ­mamak. give a comment emir vermek. give sb/sth a wide sb/ berth -den uzak durmak. give oneself up to (kendini) -e kapt rmak/ kap lmak. kabul etmek. give sb up for umudunu kaybetmek. give/ lend dignity to -e önem kazand r­mak/onur vermek. give the raspberry to -e gülmek. teslim etmek.give give1 give1 v vermek. give/get the run around gereksiz olarak bir yere gönderilmek. ba lamak. ile alay etmek. give a broadside bordalama ate açmak. give/yield place to -e yer vermek.

yay lmak. ba ar . birlikte görülmek. ordan oraya ula mak. ba kas n n i ine burnunu sokmamak. gezmek. kesi mek . yabanc ülkeye gitmek. dillerde dola mak. giri im. kalkmak. izlemeye de er. v gitmek. deneme.go go1 go1 n gayret. olmak. go abroad yurt d na ç kmak. kulaktan kula a/a zdan a za/dilden dile yay lmak. go about orda burda görünmek. birlikte dola mak. ra bet görmemek. go about one s business kendi i ine bakmak. çal mak. orda burda dola mak. ç kmak. i lemek. go a begging dola p dilenmek. birlikte olmak. kar ya geçmek. hareket etmek. a good rule to go by iyi bir yasa. tiramola etmek. go across di er tarafa geçmek. kollar n s vay p i e ba lamak. i e koyulmak. go about a task bir i e ba lamak.

tesbit etmek. hammer and sickle orak ve çekiç (Sovyet Rusya n n 1923 ten beri simgesi olan orak ve çekiç resmi) hammer and tongs alabildi ine. go at it hammer and tongs dört elle sar lmak. çekiçle vurmak / çakmak. hammered work dövme i i. tüfek horozu. olanca kuvvetiyle. hammer down/up etc. güç durumda. v çekiçle i lemek. çekiçle dövülerek yap lan madeni e ya between the hammer and the anvil iki ate aras nda. under the hammer aç k art rma ile. müzayede ile . bütün gücü ile. bring to the hammer mezada koymak claw hammer t rnakl çekiç pick hammer tek a zl kazma come/go under the hammer haraç mezat sat lmak.hammer hammer1 hammer1 n çekiç. hammer together çivilerle tutturmak. (çivileyerek) asmak. çivilemek.

an action to strenghten at s. one s hand birinin durumunu kuvvetlendirecek giri im . yüzünden/sebebiyle.. 3dövmek. ibre. bir dedi ini iki etmeden. a heavy hand sertlik. yetkisi dahilinde lay hands on 1-birisini yakalamak/tutuklamak/enselemek 2-(dini törende papaz) elini 2birinin ba na koymak. tamam yla. a big hand co kunca alk lama. el pençe 2divan. sald rmak. elle uzatmak. have a hand in (içinde) parma olmak.o s hands . teslim etmek. at the hand/hands of arac l ile. vas tas yla hand and foot 1-k sk vrak.hand hand1 hand1 n el. a free hand istedi ini yapma özgürlü ü. zulüm. i çi. k m ldayamaz bir halde. ilgisi olmak. elini aya n . k smen sorumlu olmak in one s hand elinde. yelkovan. tecavüz etmek. kutsamak 3-el uzatmak. akrep. 2-her arzusuna/emrine amade. v el ile vermek.. sonsuz özgürlük.

çok iddetli. v -in ba nda olmak. (a swollen/swelled head kibirli. üst k s m. yönetmek. anlamas zor. kafa. a crowned head kral(içe) Don t lose your head itidalini kaybetme bring matters to a head i i kesin bir sonuca ba lamak by the head=down the head ba taraf suya batm head over heels 1-tepetaklak. burnu büyük. 2head a head (sarho luktan sonra) fena halde ba a r mak . burnu büyümü ki i.head head1 head1 n ba . ba tan a a ya. above/over sb s head birinin kavray d nda. anlay n n ötesinde. ak l. bilgisinin d nda. önde gelmek. topa kafa vurmak. sorumlu olmak. ef. ba kan. anlama yetene inin ötesinde. lider. gitmek. anlayabilece inin ötesinde. ba taraf. tepeüstü 2-adam ak ll . beyin. anlayamayaca kadar zor. yönelmek (-e do ru for). kavray d nda. tepeden t rna a. a head ak amdan kalmal k.

do rusu. içtenlikle. (one s heart) is in the right place tüm eksikliklerine/hatalar na ra men (gene de) samimi ve mant kl fikirlere sahip (olmak). temel olarak. tam istedi i gibi. yürek. içten. at heart içten. göründü ü gibi kötü niyetli de il. gerçekte. ci erpare. aralar ndan su s zmamak . gönülden. gönlüne/zevkine göre. gönül. candan. at/from the bottom of one s heart yürekten. bare one s heart kalbini açmak. tüm içtenli iyle. be near/dear to sb's heart gönlünde sb's özel bir yeri olmak. cesaret. after sb s own heart hayat n n er­ke i/kad n . asl nda iyi kalpli/niyetli (olmak).heart heart n kalp. yüre inin en derin kö esinden. kalben. become heart and soul with sb canci er olmak. kupa. after one s own heart kafa dengi. can gönülden. iç. gönlünün kad n /erke i.

hit against -e çarpmak/vur­mak. kayna mak. hit home can evinden vurmak. uyu mak. hit one s stride en yüksek düzeye ula mak. hit hard h zl /sert/kötü darbe indirmek. hit off taklit etmek. hit and/or miss geli igüzel. do ru olarak nitelendirmek. hit below the belt (mecaz) haks zl k etmek. ustal kla ve çabuk yapmak. ta gedi ine koymak. en yüksek yeteneklerini ortaya koymak/göstermek . hit (up)on sth hit2 ç k yolu/çözüm bulmak. hit a man when he s down dü ene tekme at­mak. hit at vurmak. rastlamak. tam üstüne basmak. iyi geçinmek.hit hit2 v have been hit where it hurts can s k lmak. isabet ettirmek. hit it off with sb arkada oluvermek. anla mak. hit on/ upon kar la mak. rast gelmek. hit one s head against a brick wall ak nt ya kürek çekmek. bir eyi birine çok benzer ekilde yazmak.

birisine kar hiç yabanc l k hissetmemek home consumption iç tüketim. vatan. adv eve. sivil sektör home guard sivil savunma (örgütü) . kafas na sokmak go home 1-eve/memleketine/s laya gitmek 2-isabet 2etmek. yerli. ana yurt üssü. tam teline dokunmak. home-bird evine sad k/ba l kimse home homebrew evde yap lm içki home front cephe gerisi(sava ta). aile oca . lay k oldu u cezaya er geç çarp l r. 2merkez. ülkesine. yurt. evde.home home n ev. üs. yurt içinde tüketilen maddeler home trade iç ticaret chickens come home to roost (bir kimse) etti i budur.o. nothing to write home about Zikretmeye/bahse de mez home base 1-(beyzbol) ev kalesi 2-ana. feel at home with s. drive a point/an argument home bir eyi birinin zihnine yerle tirmek. yuva. evine. adj ev ile ilgili.

live and learn ya ad kça daha çok ey gör­mek/ö renmek. ile ya amak zorunda olmak. bir kula n sa r etmek. do rudan. ben ya ad m sürece.. live by ile geçinmek.. live a double life iki yüzlü hayat ya amak. live ambers sönmemi ate korlar live long! Çok ya a! Varol! a live problem güncel sorun. have to live with sth katlanmak zorunda olmak. canl (yay n). live a lie sahte hayat geçirmek. live and let live ho görülü olmak. naklen. oturmak.live live1 live1 adj diri. live at a place bir yerde oturmak/ya amak. ben hayatta oldu um sürece. live down an evil rumour about oneself kendi hakk nda kötü bir söylentiyi unutturmak/örtbas etmek/kendini temize ç karmak . a live issue çok önemli mesele. [lIv] v ya amak. canl . geçinmek (ile on). ikamet etmek. geçinip gitmek.

varolma ya da yokolma sorunu. gerçekten. sorun. sebep. a trival matter önemsiz bir i . konu. a matter of life and death hayat memat meselesi. vesile. fark etmez . pe ini b rakmak. cisim. mesele. matter of/for sebep. zarar yok. ola an bir biçimde. asl na bakarsan z. önemi olmak. it dosen t matter önemi yok. neden. do al olarak. be the heart of the matter sözün k sas . neden. irin. gerçekte. asl n ararsan z. as a matter of course her zamanki gibi. setle the matter i i/meseleyi halletmek/çözmek. printed matter bas l evrak. let the matter drop/rest i i oluruna/yüzüstü b rakmak. as a matter of fact asl nda.matter matter1 n madde. konu. v önemli olmak. matter1 aksilik. be quite another matter ba ka bir hikaye/konu/mesele. i . i in do rusu. coloring matter renkli madde.

güme gitmek. burn money from/off sb otlamak (sigara. easy money kolay kazan lm para. earn money para kazanmak. puro). nakit. cadge from money from/off sb otlamak (sigara. moneykimse. ürün). money spinner gelir sa layan (i . rezil olmak. be made of money para babas olmak. money-grubber para dü künü. a tidy sum money avuç dolusu para. bi y n para. come into Money paray kanmak. sikke. be money down the drain apa oturmak. yat r m yapmak. nakit. throw good money after bad zararl bir i e devamda srar etmek. for one s/sb s money ilgilendirdi i kadar yla. para içinde yüzmek. a (good) run for one s money kök söktürme. puro). hard money madeni para. to put money on (bir i e) para yat rmak. deve olmak. para sahibi/zengin olmak. -e kal rsa s/sb .money money n para.

play at sth oyalanmak. play a joke/jape/prank on dalga geçmek. play a double game saman alt ndan su yürütmek. e lenmek. oynamak. sarsmak.play play2 v play (the) devil s advocate önermenin do rulu unu s namak play2 için kasten kar fikri savunmak. play along with sb/sth ayn fikirdeymi gibi yapmak. sorumsuz davranmak. hile yapmak. alaya almak. -in yoluna gitmek. play around with sb/sth / play about with sb/sth vakit geçirmek. play a trick on aldatmak. uyum içinde olmak. play around with -in üzerinde dü ünmek (fikir). play at cross purposes çat t klar halde ayn amaca hizmet etmek . bir kad nla vakit geçirmek. oynamak. play along with ile i birli i yapmak. madik atmak. oyalanmak. uymak. ciddî olarak yapmamak. play about/around gezip tozmak. play along uyumlu hareket etmek.

give sb the sack/axe i ten kovmak/atmak. v ya ma etmek. kap y göstermek. ya ma. yatmak. hit the sack yatmak. kap d ar edilmek. eli bo kalmak. sepetlenmek. be given the sack/be sacked i ten kovulmak. get the sack/axe i ten kovulmak. uyumak be left holding the sack mü kül mevkiide b rak lmak. sack out yatmaya gitmek. sevgilisi taraf ndan terk edilmek. be ready to hit the sack gözlerinden uyku akmak. hold the sack çaresiz kalmak. ç kmaza saplanmak. pasaportu eline verilmek. sepetlenmek. sepete havas çalmak.sack sack n çuval. bohças n koltu una vermek. pabucunu eline vermek. sack coat düz k sa ceket. sack race çuval yar . torba. i inden ç karmak.

brush to one side hiç dikkat etmemek. taraf. gloomy side of life kötümser. avantajlar n dü ünmek . let the side down i leri bozmak. bir çuval inciri berbat etmek. durumu aleyhine çevirmek. i in vb. get on the good side of sb birinin gözüne girmek. be on the side of in taraf n tutmak. get on sb s good side birinin sevgisini kazanmak. get out of the wrong side of the bed sol taraf ndan kalkmak. keep on the good side of sb gözdesi olarak kalmak. by my side yan mda. yön. look on the bright side bir durumun. kenar. önemsememek. güne keyifsiz ba lamak. tak m. have a bit on the side kirli ç k n olmak. ö­nem vermemek. yaln zca iyi yanlar n . özerinde durmamak. i leri kar t rmak.side side n yan (taraf). bir tarafa atmak.

saat çalmak. v grev yapmak. indirmek (i). grev. strike with grief mateme gark etmek strike dumb a rtmak. ((bulmak (-i). strike his flag (amiral) forsunu indirmek (kumandas n terk etmek).strike strike1 n vurma. go out on strike greve gitmek. çarpmak (-e). a lucky strike turnay gözünden (vurma. ((i). on strike grevde. be on strike grev halinde olmak. çakmak (-i). çarpma. grev yapmak. strike1 vurmak. kesmek (-i). be out on strike grevde olmak. to strike fear into a person bir kimseyi korkutmak. dikkatini çekmek. strike hands pazarl kta anla p el s k mak .

throw away bir kenara atmak. v atmak. make one throw up midesini buland rmak.throw throw n at . f rlatma. üstünden atmak. tepesi atmak. toplant yapmak. çok öfkelenmek. throw a kiss eli ile öpücük göndermek. throw against f rlat p atmak. throw a fly s y rtma oltay atmak. throw a fit çok k zmak. tekere çomak sokmak. ziyafet çekmek. kriz geçirmek. throw about money paray çarçur etmek. throw a party for sb parti vermek. throw a race/game bir yar /oyunu hileyle kaybetmek. throw a spanner in the works planlar n bozmak. atma. f rlatmak. make sb want to throw up/puke midesini buland rmak. throw about öteye beriye atmak. çöpe atmak . throw a soap to önüne kemik atmak. midesini a z na getirmek.

dinlemeyi reddetmek. turn a somersault perende/takla atmak. yüz/dirsek/s rt çevirmek . turn about geri dönmek. turn a cold shoulder to yüz çevirmek. istifini bozmamak. duymazl ktan gelmek. göz yummak. turn a deaf ear to sth kulaklar n t kamak. kendini hiç zorlamamak. dönü ümlü olarak. ak nt ya kap l p sürüklenmek. turn again geri gelmek. sakin sakin durmak.turn turn2 turn2 v not to know which way to turn hangi kap ya ba vuraca n bilmek. ald rmamak. not to turn a hair k l n bile k p rdatmamak. omuz çevirmek. turn against sb/sth dü man olmak. kulak asmamak. s rayla. turn adrift ak nt ya b rakmak. turn a blind eye to sb/sth görmezlikten gelmek. ba bo b rakmak. yüz vermemek.

dü ünmek. planlamakta (olmak). görünüm. öyle bir bakma. görüntülemek. niyetinde olmak. ayk r görü ler. form a view of sth gözünün önüne getirmek. have in view kafada tasarlamak. in full view of (taraf ndan) aç k seçik görünen.view view n bak . a r görü ler. görünür k lmak. alçaktan syatay bak . planlamak. v bakmak ((e). have one's view count for nothing sözü para etmemek. göze yakla t rmak. manzara. ç k nt /sivri dü ünceler. air one s view fikrini söylemek. extreme view kar t görü ler. -in gözlerinin önünde/burnunun dibinde . görmek. görünü . göstermek. bird s-eye view ku bak . tamamen görülen. incelemek. yapmay tasarlamak. bring into view göze yak nla t rmak. görü . gözler önüne sermek.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful