Felsefe-Edebiyat İlişkisi Kuran Metin Örnekleri

• MELVILLE “Çünkü herkes şüpheler içindedir; bir çokları da inancını yitirir; ama şüpheye ve inkara karşı duran bu sezişler pek az insanda bulunur. Yeryüzüyle ilgili herşeyden şüphe eden ve gökyüzüyle ilgili bazı şeyleri sezen insanlar, ne imanlı ne de imansız olurlar; ama şüphelere de, sezişlere de aynı sakin gözlerle bakarlar.” “Lafı uzatmadan!” Spinozacı bir ruhla, herkesin, balina sandalında oturan bir gemicinin de, profesyonel mantıkçıya değil, filozof bilgeye dönüşebileceğinin sezdirilmesidir bu: “Ama ne diye uzatıyoruz bu lafı? Bütün insanlar balina halatları ortasında yaşar; hepsi boyunlarında iple doğar. Ama ancak ölümün onları birdenbire ve hırsla sarsıveren düğümlerine kapıldıkları zaman, hayatın içinde her zaman çöreklenmiş duran sessiz ve sinsi tehlikeleri açıkça görürler. Eğer bir filozof iseniz, balina sandalında otururken bile, ocağınızın başında, yanınızda zıpkın değil de bir maşayla oturuyormuş gibi rahattır yüreğiniz.”1 “Ama şeytan var benim içimde; deliliğin ta kendisi, delilerin delisiyim ben. Yalnız kendini inceleyip anlamak için durgunlaşan o vahşi deliliktir benimki. Falcılar paramparça olacağımı söylemişler. İşte bacağım gitti. Şimdi falcılık sırası benim: Beni parçalayanı parçalayacağım ben de. Geleceği gören de, gördüğünü yapan da kendim olacağım... Gelin durdurun beni durdurabilirseniz”...“Ahab’ın, canını zor kurtardığı bu savaştan sonra, Moby Dick’e karşı ne delice bir kin besliyeceğini düşünün artık. Bu kinin en korkunç tarafı, Ahab’ın çılgınlık nöbetleri arasında, bedeninde ve ruhunda duyduğu bütün acıları balinadan ayrı düşünemez olmasıydı. Ahab için, yeryüzündeki
Melville, Moby Dick. Beyaz Balina, 330, 549, 414; Moby Dick, 290, 462, 463, 356. Melville’in hayata bakışının Ethica IV’ün sonuyla çarpıcı biçimde çakıştığı hemen görülür. Bu son, tam da Spinoza’nın insanı kölelikten özgürlüğe atlattığı basamaktır. Aziz Yardımlı çevirisi Bölüm dört –İnsan köleliği ya da duyguların gücü– Ek, Ananokta 32’ye göre, “Ama insan gücü çok sınırlıdır ve dışsal nedenlerin gücü tarafından sonsuz ölçüde aşılır; bu yüzden dışımızdaki şeyleri kendi yararımıza uyarlayacak saltık bir gücümüz yoktur. Gene de kendi yararımızı gözetmenin öngerektirdiği şeylere aykırı olarak başımıza gelenlere dayançla katlanacağız, eğer yapmamız gerekeni yaptığımızın ve taşıdığımız gücün onlardan kaçınmamızı sağlamaya yetmediğinin ve dahası düzenini izlediğimiz doğa bütününün bir parçası olduğumuzun bilincinde isek”; Hilmi Ziya Ülken çevirisi Bölüm IV –İnsanın köleliği ve duygulanışların kuvvetleri üzerine– Ek bölüm Fasıl XXXII’ye göre, “Fakat insanın gücü son derece sınırlıdır ve dış nedenlerle sonsuzca aşılmıştır; öyleyse dış şeyleri kendi kullanışımıza göre uyduracak mutlak bir kudretimiz yoktur. Bununla birlikte görevimizi yapmış olmanın şuuruna sahip bulunuyorsak, gücümüzün onlardan kaçınmaya imkan verecek dereceye varmadığını biliyorsak ve düzenine bağlı olduğumuz bütün Tabiatın bir kısmından ibaret bulunduğumuz fikrini hazır olarak bulunduruyorsak, çıkarımızın göz önüne alınmasının gerektirdiği şeylere karşıt olan vakalara, eşit bir ruhla katlanırız.”
1

. hapı da yutmuş olursunuz. Dinsizlikten imansızlıktan bahsetme bana. dünyamızın bütün o güzel ve şahane renkleri. 223.. içini kemiren ne varsa. tabiat filozoflarının görüşüne uyarsak. İnsanı küçük düşüren bir güç görüyorum onda. 240. 285. 411. Bunun ötesinde hiç bir şey yok sandığım da oluyor zaman zaman. Beyaz Balina. dengeyi bulursunuz. Moby Dick. soluk yüzlü evren. dünyamızı saran o zalim boşluklara ve enginlere bir ayna tutar gibi mi oluyor? Saman yolunun beyaz derinliklerine baktığımız zaman. Behey budalalar! Atın o baş belalarını kafanızdan! Rahat rahat yüzüp gidin” . her şeyi bembeyaz eder. 4 Melville. Tesadüfen geminin bordasına sıkışan o garip alt dudağa bakın. ölüme karşı cephe almış gibi durmuyor mu? Bana kalırsa.. Moby Dick. hem de bütün renklerin toplamı olduğu için mi karlı ovaların sessiz boşluğu manalarla yüklü geliyor bize? Renksizliğin ya da tanrısızlığın rengi olduğu için mi ürpertiyor bizi beyazlık? Bir başka görüşe. 255. 217. Anladınız mı şimdi çıktığımız avın ne belalı bir av olduğunu?”3 “Bir yanınıza Locke’un başını yüklediniz mi. benim dört bir yanımı saran o zindan duvarıdır işte. Güney balinası ise. bulursunuz ama. kemiriyor içimi. hayatta ve düşüncede iblisçe ne varsa. 237. Çeneyi sıkı sıkıya kapıyan bu alt dudak. 481. evlat. 268. 284. Melville. bir cüzzamlı gibi görünür gözümüze.”4 • BORGES Melville. hayatının son yıllarında belki Spinoza’ya merak sarmış bir Eflatuncu idi. 241. Yalnız alnındaki uzunca kırışıklardan birkaçı silinmiş gibi. Beni güneş küçük düşürse. ondan yana yatarsınız. ister kötülüğün ta kendisi. ondan alacağım öcümü.. güneşi vururum. Ölüme aldırış etmemekten gelen bir şey bu. zindandan kaçabilir mi duvarı delmeden. birer aldatmacadır sadece.bütün kötü güçler. balinanın beyaz kamburu içinde toplanmış gibiydi”. Şimdi öteki balinanın suratındaki ifadeye dikkat edin. Beyaz Balina. sinirleri bozan. Bütün bunları düşününce. 482. 245. İşte bu anlaşılmaz şeyden nefret ediyorum asıl. Moby Dick. 419. İnsanlığın Adem’den beri duyduğu bütün öfke ve kin. Beyaz Balina. hiçliğimizi mi anlatıyor bize? Yoksa beyazlık. Eğer ışık nesnelere doğrudan doğruya..”2 “Acaba beyazlık.. Beyaz balina ister kötülüğün bir vasıtası olsun. ete kemiğe bürünmüştü beyaz balinada. İnsanı delirten. Moby Dick. aslında hem renksizliğin ta kendisi. Böylece bazı insanlar. üstüne saldırılır bir hale getiriyordu. çılgın Ahab bunların hepsini Moby Dick’te gözle görülür. beyni cendereye sokan ne varsa. bir Stoalı filozoftu.. içinde kötülük bulunan hangi gerçek varsa. sonra Kant’ın başı öteki yanınıza yüklenince. laleleri kendi boş rengine boyardı. İşte bütün bunların sembolüydü o Albinos Balina. Ama ne olursa olsun. kafalarına safra yüklerler durmadan. Geniş çayırların gamsız durgunluğu var bu alında. 492. 2 3 . Moby Dick. bu kuzey balinası.. 267. Moby Dick. gülleri. beyaz balina. her şeyin dibini kurcalıyan ne varsa. anlatılmaz özelliğiyle. “Mahpus. 254. eziyor beni bu balina. 244. 420. aracısız vursaydı. 493. “Önümüzdeki güney balinasının suratındaki ifadeyi görüyor musunuz? Tıpkı öldüğü zamanki surat. 222.

her şeyi kaybediyorum ve her şey unutuluşa ya da ötekine kayıp gidiyor. belki de istemdışı duraklarım. yüzyıl dizgiciliğini.. her şeyi Borges’e bırakıyorum. postayla Borges’ten öyküler gelir bana ve adını bir kürsü efradı içinde ya da biyografik bir ansiklopedide görürüm. adetler. taş sonsuzca taş olmak ister ve kaplan da kaplan. insanlık da evrende tek başına değildir. o yalnızca dile ve geleneğe aittir. İlişkilerimizin düşmanca olduğunu ileri sürmek abartılı olacaktır. kurtulmak istedim ondan ve kenar mahalle mitolojilerinden zaman ve sonsuzluk üzerine oyunlara geçtim. Bu yaratılış karşısında o çiçekler. ötekinde varlığını sürdürme imkanı bulabilir. ama yine de onun bunları saptırmaya ve yüceltmeye yönelik çarpık alışkanlığının farkındayım. Borges’in başından geçer.. bir giriş holünün tonozuna ve bir rüzgarkesene bakmak için. Kumsaatlerini. 102. Böylece hayatım bir kaçıştan başka şey olmuyor. 104. aktörlük yeteneklerini devreye sokarak yapar bunu. . Spinoza her şeyin kendi varlığı içinde varlığını sürdürmek istediğini anladı. Oysa ben Borges’de varlığımı sürdürmek istiyorum. Borges kendi edebiyatının kozasını örebilsin diye yaşıyor. öteki de bu tercihleri paylaşır. hatta ötekine bile. Yıllar önce. Bu rol insana bağımsızlık kazandırmıyor… Ama ben varım. çünkü iyi olan hiç kimseye ait değildir. Bu yoldan kendimi anlıksal bir gururdan da kurtarıyorum. Bu gururun boşluğunu yöneldiği nesnenin boşluğuyla ölçüyorum. haritaları. ama şimdi bu oyunlar Borges’e ait ve benim başka bir şey düşünmem gerekiyor. Yavaş yavaş.”5 • LEVI-STRAUSS “Yeryüzünün başlangıcında insanlar yoktu. kahvenin tadını. yaşamaya bırakıyorum kendimi ve bu edebiyat beni doğruluyor. ama biraz da kibarlıktan. Ayrıca bu gururun yarattığı talepleri. sonunda da olmayacak. çılgınlığımızın yarattığı boşlukta solup gidince. Stevenson’ın düzyazısını severim. İkisinden hangisinin bu sayfayı yazdığını da bilmiyorum. XVIII. bir yaratılışın gelip geçici çiçekleridir. bizi ulaşılmaza bağlayan o sağlam kemer varolmaya ve 5 Borges. sonsuzca kaybolmaya mahkumum ve yalnızca benden birkaç an. Grup içinde birey ve diğer toplumlar içinde bir toplum nasıl tek başına değilse.“Her şey ötekinin. Şüphesiz birey olarak değil… insan olarak içinde bulunduğum durumu kayıtsız şartsız kabul etmem yeterli. ama bu sayfalar beni kurtaramaz. olsa olsa insanlığa rolünü oynama olanağı verme dışında hiçbir anlam taşımazlar. gelenekler. Yaşam boyu derlemeye ve anlamaya çalışacağım bu kurumlar. bende değil (eğer ben biriysem tabii). ama başka birçok kitapta ya da bir gitarın güçlü vuruşunda olduğundan daha az tanıyorum kendimi kitaplarında. Bunun ötesinde. “Borges y Yo”. Birkaç kayda değer sayfa yazmayı başardığını itiraf etmek bana zor gelmiyor. İnsan kültürlerinin renklerinden oluşan gökkuşağı. böyle bir seçim hakkı verilmemiş yığınların özgürleşmesinin nesnel gereklerine yöneltmeyi de kabulleniyorum. biz yaşadığımız ve bir dünya varolduğu sürece. Ben Buenos Aires’te yürürüm.

onu önünde görmesi.. o aynı zamanda birlikte varolmanın heyecanı. Varlık’ın göz kamaştırıcı ışığında Töz’ün gayya kuyusuna kaçıyorum. hiçbir karavel çevresini dolaşamaz. zorunluluk duvarında ortaya çıkan çatlakları birbiri ardına doldurup onarmaya ve böylece yapıtını mükemmelleştirirken aynı anda kendini içine kapattığı hapishaneyi inşaya mecbur eden içtepiyi sınırlamak ayrıcalığıdır bu. tüm evrenim uçsuz bucaksız denizlerde geziniyor. İnsan bu yolda ilerleyemese bile. elveda yolculuklar!. Kanatlar açılmış. Spinoza’nın önsezisi kapkara bulutları dağıtıyor – modern bilimin fatihlerinin tam iki yüzyıl önünde o. Başparmağıyla küçük parmağı arasında sorunsuzca duruyorlar. keyfini. kırık kanatlı tutku çığlıklarıyla çağrılmış. huzur ve bağışlamayla ağırlaşmış bir gözgöze geliş sırasında. adlandırılamaz.’ –Ve ben de Ondayım! Kış gecesinin indiği buz gibi odamdan. ya da bir kediyle istenmeden oluşmuş karşılıklı anlayış içinde. istenmiş cevap burada demek ki. onların varolduğunu. İnancı. 436. Ve hepsi Varlık’ın içinde. heryerde varolanın –Facies totius universi– 6 Lévi-Strauss. kimi zaman. çocukluğumdan beri yüreğimi sıkan Sfenks bilmecesinin cevabı pırıl pırıl karşımda. Hüzünlü dönenceler.. bir zambağın kıvrımlarında duyulan ve bütün kitaplarımızdan daha çok bilgi yüklü kokuyu içine çekerken. . tasarlanamaz. Ama bu dipsiz ummanda başka denizlerin sonsuz uğultusunu duyuyorum. İşte. yalnızca bilgiye ilişkin bir olgu değil. 478-480. bütün insan yapıtlarından daha güzel bir minerali seyrederken. acı ve ümitsizlik içinde belli belirsiz kavranmış. Yalnızca bedenim ve aklım değil. sabır. sonsuzca uzanıp giden Yüklemler. Yaşam için vazgeçilmez nitelikteki bu kurtuluş olasılığı -elveda yabanıllar. insanı. bilinmeyen başka denizler. bu göklerde nefes nefese. teke tek.. Duyulmamış ufuklar! En çılgın uçuşlarında bile hayallerim böylesine yükselmemişti. Gidişi durdurma. huzurunu ve özgürlüğünü onda arar. evvelce ne olduğunu ve ne olmaya devam ettiğini kavramasıdır..”6 • ROLLAND “Başdönmesi!. açık yaralar ve kanlı gözyaşları içinde inatla aranmış.. orada. Ve insani sınırlılığımızla bu Yeni Dünyalar’a ulaşamayacağımızı bilse ve bunu söylese bile.türümüzün. Uzam ve Düşünce ki. Tristes tropiques. aşağılatıcı ve boğucu karşıtlığa getirilen cevap! Natura naturans ve natura naturata.içsel varlığımın sonsuzluğuyla bireyselliğimin zindanı arasındaki. kendisine hakedebildiği tek ayrıcalığı sunacaktır. düşüncenin berisinde ve toplumun ötesinde. arılar gibi çalışmaktan vazgeçmeyi kabul ettiği kısa süreler içinde. Biraz önce çelimsiz göğsümde sıkışan evrenimin olağanüstü zenginleşmesi! Ve yüreğim bu sonsuzluk karşısında acıyla dolmuyor. ‘Varolan her şey Tanrı’dadır. işte.bizi tutsaklığa götüren yolun ters yönünü işaret etmeye devam edecektir. zevkini. 435. siyasi rejimi ve uygarlık düzeyi ne olursa olsun bütün toplumlar bu ayrıcalığın peşindedir.. gözümü kırpmadan. Ateşten Şarab! Hapishanemin kapıları açılıyor. yanıbaşımızda olduklarını bilmenin coşkusunu da aktarıyor: Bu.

gözlerine bakarak dolanırken. ne kadar çabalarsam. noktalamadan. Zerafet. Polisiye roman okur gibi. sayfasını açıyorum (Garnier yayınları). can sıkıcı sıfat için. ustaca oynamak. sözcükten o kadar kopuyorum. ben yaşlı. alnımda. Ey Zerdüşt’ün gülüşü! Seni tanımak için Nietzsche’yi beklemedim. çünkü felsefeyi anlamıyorum. Descartes. Mahcubiyet. karşılığı yapıştırmak. Ne kadar ısrar edersem. eksik. okurken unutuyorum. Yalnızca O’na düşebilirim. Ethica’nın üçüncü bölümünün başlığı beni kendimden geçirdi: ‘Duyguların kaynağı ve mahiyeti üzerine’. etkisi kendiliğinden açık ve seçik görülebilen şeydir. Tam tersine. ‘eksiksiz neden’in üstüne düşmüştüm.. Tanrı’dan kaynaklanan Özgür Zorunluluk’un şaşmaz elinde olduğumu hissediyorum. Huzurluyum. Küçük alnım. düşünceler dünyasının cambazı olmak. Benim düşüşüm onun düşüşü olacak. düşünceler. Saçlarım uzuyor. ne övgüler. beni yine sarhoş eden. L’Eclair de Spinoza. vaadedilmiş toprağım gidiyor. Eksiksiz. 125-130. sözcüğü. Metne ne kadar kendimi verirsem. Burada çınlıyorsun. Kant. Bu Mutluluk’la titreyişe katılmalı. Yüksek sesle söylenince. savları çürütmek.”7 • LEDUC “Bu akşam üzüleceğim. Anlamak. 7 Rolland. yukarılarda gezinmek. Spinoza’nın adlandırdığı biçimde bir “aşk” ve bir haz olan Avrupa’mızın Krishna’sı –insani doyumun en haz verici olanı.. Her şey huzur içinde.. Cassandra adı tesellim olacak.. Larousse’u açıyorum. Kant. zeki olduğum yanılsamasına kapılıyorum.. Cassandra. ‘Tanımlamalar’ın altını okuyorum: ‘Eksiksiz neden diye adlandırdığım şey. Larousse bana hizmetini sunuyor.. İç parçalayıcı yoksunluğum. ‘Eksiksiz neden’. Ethica’nın son satırlarını zekanın soğuk nazarlarıyla okumamak gerekir –ve öyle okumuyordum ben.. Akılda tutmak. metin o kadar hasisleşiyor. küçük alnım. ama çok daha güzel ve eksiksiz bir uyumla!. On dört yıllık üzüntü. mutluluk gayzeri. Descartes. düşünmek. Kelebekler gibi girip çıkıyor sözcükler. etkisi salt kendiliğinden anlaşılamayan şeydir’. ne kavga. cümleden. Soğuk soğuk üfleyen kor ateş. Cehalet kabarcıkları. Bu okumaya duyguların ateşini ve tutkuyu katmalı. beni üzüyor. ‘Eksiksiz neden. uzayıp giden buzlar gibi… zeki olmaya yönelik yararsız arzumla. Cassandra. cümleyi ne kadar ölçüp biçersem. Yaşlı bir meşeyim. Zeka. deli gibi gittikten sonra. Hafıza. Düşmeyeceğim. Yirmi kez. En cömert sözü. . Beynim… Rüzgara kapılıp giden hindiba tohumu. Çünkü ben ondayım.’ Duygulanma kötü başlıyor. İçedönük bir hayata sahip olmak. Okuyorum. Spinoza okumak. soğuktan öleceğim. Zaten daha başlamadan dizginleri elden kaçırmıştım ve şimdi. eksik ya da kısmi neden diye adlandırdığım şey. Hegel. Spinoza: Vaadedilmiş toprağım uzaklaşıyor. çelimsiz ve soysuz olduğu için ona eziyet ediyorum. Eksik neden. işte bir salağın elde ettiği. Eksiksizliğim ve uyumum içimi hazla dolduruyor. noktalamayı. Saldırmak. bu akşam üzüleceğim. paragrafı. Hegel. o yaşlı. ne karşılaşma. Kitabın 243.

Öyleyse insan da. . ‘Nasıl. Aynı zamanda hem bütün Uzam’ı. Çoğu kez daha iyi düşünmek için duruyorlardı. Kar taneleri salakların kafalarında dans etmez.”8 • FLAUBERT “Törebilim belitleri ve gerekçeleriyle onları ürpertti. çevrelerinde de Kavranmaz’dan. Tanrının bir istemi. ‘Ya! Çok güzel olurdu’ dedi Pécuchet. Düşünce ile Uzam’dan sayısız nitelikler doğardı. dünyamız nesnelerin bütünü içinde bir noktadan başka bir şey değildi. 332. bir gereksinimi olacaktı. Bouvard dikkat kesilmek yüzünden kıpkırmızıydı. nedensiz. bir evrenler sonsuzluğunun bir parçası bizimkinin yanında sonsuz değişiklikler ürettiğinden. Pécuchet burnuna tütünler çekiyordu. evreni tanımamız olanaksızdı. bunlar. Guesnier’nin okullar için yazılmış Felsefe dersleri’ni satın aldılar. Uzam’ın sınırları yoktu. ama onu da düşüncesinde bütün olası evrenleri içeren Tanrı sarmıştı. bunlar da başka nitelikler içerirlerdi. kendisiyle varolandı. Bu töz Tanrıydı. Bu denli çetin olmayan bir şey aradılar. Uzam evrenimizi sarardı. fikir alışverişinde bulunmak. Kımıltısız’dan. La Bâtarde. sonsuz olmakla birlikte.Tartışmak. Tanrı da özgür değildi. Yalnız o Uzam’dı. hem bütün Düşünce’yi kucaklayacak olan bunda hiçbir olumsallık. Cassandra. kusursuzluktan yoksun bulunacaktı. bir amacı olsaydı. kökensiz olarak kendinden. hoşlanıyor musun?’ ‘Evet! Kuşkusuz! Okumana bak!’ Tanrı bir nitelikler sonsuzluğu biçiminde gelişirdi. Cassandra. Neyle sınırlanabilirdi? Ama. belirli bir nedenle etkinlik gösterseydi. M. her biri kendince.” 8 Leduc. Sonsuz’dan başka bir şey yokmuş gibi bir duyguya kapılıyorlardı. Yalnızca kurşunkalemle işaretlenmiş yerlerini okudular. Tanrı düşüncesinin kendisi de Töz’ü içinde sarılıydı. ‘İşitiyor musun!’ diye atıldı Bouvard. 331. Böylece. birbirlerine zorunlu yasalarla bağlı olan öğelerin geometrik dizisini görürdü. çünkü kusursuzluğun yalnız bir türünü içerirdi. Tanrı olmayacaktı. Gece. Vazgeçtiler. Bu kadarı fazlaydı. Biz bunların yalnız ikisini bilirdik: Uzam ve Düşünce. hiçbir rastlantısallık görmezdi. inançlara sahip olmak. şunu anladılar: Töz. salt sonsuz değildi. varlığının sonsuzluğunu dile getirirlerdi. buz gibi bir soğukta bir balonun içinde sonsuz bir koşuda dipsiz bir uçuruma doğru gidiyorlarmış. Salt’sa hepsini içerirdi.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful