T. C.

ULUDAĞ ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ FELSEFE ANABĐLĐM DALI

T. W. ADORNO’DA SANAT VE ÜTOPYA

YÜKSEK LĐSANS TEZĐ

Tayfun TORUN

DANIŞMAN: Prof. Dr. Ahmet CEVĐZCĐ

BURSA – 2006

Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü’ne

Bu çalışma, jürimiz tarafından Felsefe Anabilim Dalı’nda “Yüksek Lisans Tezi” olarak onaylanmıştır. Tez Yöneticisi Prof. Dr. Ahmet CEVĐZCĐ

Üye Doç. Dr. Besim F. DELLALOĞLU

Üye Yrd. Doç. Dr. Işık Ö. EREN

ONAY Yukarıdaki imzaların adı geçen öğretim üyelerine ait olduğunu onaylarım.

..../.../2006 Prof. Dr. Mustafa AYTAÇ Enstitü Müdürü

ÖZET
Yazar Üniversite Anabilim Dalı Bilim Dalı Tezin Niteliği Sayfa Sayısı Mezuniyet Tarihi Tez Danışmanı : Tayfun TORUN : Uludağ Üniversitesi : Felsefe Anabilim Dalı :: Yüksek Lisans Tezi : VII + 133 : …. /…. / 2006 : Prof. Dr. Ahmet CEVĐZCĐ ADORNO’DA SANAT VE ÜTOPYA

Modern dünyayı totaliter örgütlenmeler yoluyla denetim altına alınmış bir yer olarak sunan Adorno, baskı ve tahakkümün temelinde yer alan nesnel güçlerin izini sürer. Đnsanın bu nesnel güçlerden özgürleşebilmesi bireyin bilinç düzeyinde bir aydınlanmayla ideal toplumsal bir düzen için gerekli talepleri türetebilmesine bağlıdır. Bu çalışma tahakküm düzeninin ifşa edilmesi ve olumsuzlanması bağlamında negatif bir diyalektiğin olanağını tartışır. Bu bağlamda Adorno felsefesi üzerinden bozuk düzenin olumsuzlanması ve ütopyanın son sığınağı olarak sanatı açımlar.

Anahtar Sözcükler
ADORNO NEGATĐF DĐYALEKTĐK AYDINLANMA ÖZDEŞ-OLMAMA KÜLTÜR ENDÜSTRĐSĐ ÜTOPYA

SANAT

OLUMSUZLAMA

iii

/…. Ahmet CEVĐZCĐ ART AND UTOPIA IN ADORNO Presenting the modern world as a place that has been taken under control of totalitarian organizations. Dr. / 2006 : Prof. Liberation from these objective forces comes by conscious enlightenment of an individual who will produce demands for an ideal social order. Through Adorno’s philosophy it further explicates the notion of art as the negation of the established order and the last refugee of utopia. Key Words ADORNO NEGATIVE DIALECTIC ENLIGHTENMENT NON-IDENTITY CULTURE INDUSTRY UTOPIA ART NEGATION iv .ABSTRACT Yazar Üniversite Anabilim Dalı Bilim Dalı Tezin Niteliği Sayfa Sayısı Mezuniyet Tarihi Tez Danışmanı : Tayfun TORUN : Uludağ Üniversitesi : Felsefe Anabilim Dalı :: Yüksek Lisans Tezi : VII + 133 : …. Adorno traces the objective forces that underwrite oppression and domination. This study discusses the possibility of negative dialectics in respect to the disclosure and negation of the order of domination.

kıymetli zamanını bana ayıran sevgili ağabeyim Arş. Bu çalışma.ÖNSÖZ Bu çalışma. annem Rahime Torun’a ithaftır. T. . Gör. insanlık tarihinin başlangıcına dek sürebiliriz. W. ütopyanın sığınağı olarak ne türden bir görev üstlendiğini göstermeyi hedeflemektedir. Adorno’nun ütopya düşüncesini ele almaktadır. Farklı tarihsel zamanlarda farklı şekillerde içeriklendirilen bu idealin. Aynı zamanda. ‘Daha iyi bir dünya’da yaşama idealinin izini. Bu çalışmamda beni daima yüreklendiren ve desteğini hiçbir zaman esirgemeyen tez hocam Sayın Ahmet Cevizci’ye sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Adorno cephesindeki resmini sunacak olan bu çalışma. başka tüm umutlar kaybolduğunda sanatın. Kasım Küçükalp’e görüşlerini benimle paylaştığı için teşekkür ederim.

1. KÜLTÜR ENDÜSTRĐSĐ: KĐTLE ALDANIMI OLARAK AYDINLANMA 65 65 70 73 79 81 . ADORNO’YA GÖRE FELSEFENĐN 20. BÖLÜM : AYDINLANMA’NIN DĐYALEKTĐĞĐ 2.1.ĐÇĐNDEKĐLER ÖZET ABSTRACT ÖNSÖZ ĐÇĐNDEKĐLER GĐRĐŞ 1.2.4. ĐLERLEME OLARAK AYDINLANMANIN ELEŞTĐRĐSĐ 2. ARAÇSAL (ÖZNEL) AKLIN YÜKSELĐŞĐ: TARĐHSEL BĐR HATA 2. YENĐ BĐR MĐT: MATEMATĐKSEL EVREN TASARIMI 2. ADORNO’NUN FRANKFURT OKULU ĐÇĐNDEKĐ DÜŞÜNSEL PERSPEKTĐFĐ 1. BÖLÜM: FRANKFURT OKULU VE ADORNO 1. AYDINLANMANIN ETHOSU: ADORNO VE HORKHEĐMER’ĐN AYDINLANMACI YÖNÜ 2.5. FRANKFURT OKULU’NUN TEMELLERĐ: TEORĐ-PRAXĐS BAĞI VE ÜTOPYA 1.2.1.4.2. YÜZYILDAKĐ KONUMU: PROBLEMLER VE ÇÖZÜMLER 1.2.2.3. TOPLUMSAL YAŞAM VE KÜLTÜR ENDÜSTRĐSĐ 21 33 43 55 ĐĐĐ ĐV Đ VĐ 1 8 8 18 2. NEGATĐF DĐYALEKTĐK: ÖZDEŞLĐĞE KARŞI ÖZDEŞ OLMAMA 1.2.3.2. ÖZDEŞLĐĞĐN ĐDEOLOJĐK DÜZENĐ: AYDINLANMA ELEŞTĐRĐSĐ 1.

3.2.1. SANATI TANIMLAMA GĐRĐŞĐMĐ 3.2. BÖLÜM: SANAT VE ÜTOPYA: ‘ĐDEAL BĐR DÜZEN’ĐN KORUYUCUSU OLARAK SANAT 3.1. BURJUVA DÜZENĐNĐN OLUMSUZLANMASI OLARAK SANAT 3.1.3. MODERNĐST OLUMSUZLAMA 109 111 95 96 101 105 92 92 SONUÇ KAYNAKÇA ÖZGEÇMĐŞ 121 126 133 vii .1.2. SANAT VE BOZUK DÜZENĐN AŞILMASI 3. MĐMESĐS VE HATIRLAMA 3. SANAT VE ÜTOPYA 3.1.2. ADORNO FELSEFESĐNDE SANATIN NELĐĞĐ 3.2.1.

27-35. varoluşundan itibaren gerçekleştirdiği eylemlerin temel belirleyicilerden biri olmuştur. [ Ed. s. Adalet Kavramı]’nın içinde.GĐRĐŞ ‘Adil bir dünya’da yaşama talebi. Bu talepler bireylerin ideal bir yaşam alanı kurmasını sağlayacak hak talepleridir. insanın yaşam alanını düzenleyen ilkelerin.”2 Đnsanlar. 21. ona borçlu olunan şeyin verilmesi gerekliliğidir. Kuçuradi’nin ifadesiyle.1 Đnsanlar daha adil bir dünyada yaşamayı talep ederken. içinde bulundukları zaman diliminde belirli hak ihlallerinin yapıldığını dile getirirler. Dolayısıyla. belirli bir durumda birinin ya da belirli bir grubun haklarının çiğnendiği. adaletsizlik durumlarının kendisidir.. adil bir düzeni kuracak talepleri türetirler. Bu talep bireye hakkı olanın. toplumsal alanda yaşadıkları adaletsizlik durumlarına bakarak.e. mevcut koşulların. herhangi bir bireye –her tek durumda farklı bir şeyin ve bu ne olursa olsun. özgürlük. Đçinde yaşadığı varlık alanını bu talebi doğrultusunda şekillendiren insan. adalet fikrine insanları yönlendiren. “genel olarak adaletsizlik. ss. Doğru bir değerlendirme yapabilmenin koşulu olan felsefî bilgi. Adnan GÜRĐZ. Ankara 1994. gözardı edildiği olgusal bir duruma verilen addır. 28. s. a. belirli bir şeyin verilmesi gerektiğini– o bireye ait olan şeyin verilmesi gerektiğini dile getirir. Ioanna. tür olarak insanın. yüzyılda bu hedefine eşitlik. kişilerin ya da grupların insansal olanaklarını gerçekleştirmesine elverişsiz olduğu durum ya da doğrudan doğruya veya dolaylı olarak engel oluşturduğu koşullardır. 2 KUÇURADĐ. “Adalet Kavramı”. TFK Yay. Hiç kuşkusuz ‘ideal bir dünya’nın neliği konusunda öne sürülecek talepler. I. Çağımızda insanların adalet talebi. Hakları çiğnenen veya gözardı edilen bireyler. felsefî bilgi dikkate alınarak oluşturulmalıdır. mutluluk gibi istemlerin ardında ulaşmaya çabalamaktadır. 1 .g. Ioanna. kendilerine ait olanın verilmesini istemektedir.. Adaletsizlik. ideal bir düzen için KUÇURADĐ. 30.

bu ideallerden uzaklaşılmaktadır.Horst KRÜGER. ütopya kavramının içeriğini belirlemeye yönelik bir tartışmada dile getirir. 20. çağımızda devam eden terörizm. ütopyadan anlaşılan şeyin bu yüzyılda teknolojik ütopyalarla sınırlı tutulmasıdır. Adorno. Düşlerimiz ve yaşam alanında elde ettiklerimiz arasında önemli bir tutarsızlık bulunmaktadır. 2 . ideal beklentileri karşılamaktan uzak sonuçlar doğurmaktadır. isteklerin tözünden bir şeyleri alıp götürüyor”3 diyen Adorno. Adorno bu iddiasını Ernst Bolch’la yaptığı.doğru taleplere dönüşmesini olanaklı kılar. s. “Ütopik Özlemin Çelişkileri Üzerine”.∗ Eğer insan doğru bir değerlendirme yapamaz ise. hayatın bütününde mutlu olacağı ∗ Felsefî bilgiye dayalı. mutluluğu ve huzuru bir türlü yakalayamamış olduğunu dile getirir. neden adil bir dünya kuramadığımızı açıklamak ister. Defter. Adorno ve Bloch kavramın değersizleşmesine yönelik iki farklı neden üzerinde uzlaşmaya varır. felsefî bilgiye dayalı bir değerlendirmenin ürünü olmayan düşlerin gerçekleştiği durumlar. 3 Ernst BLOCH. Bir gereklilik olduğunu belirttiğimiz. mükemmel bir dünya olmaktan uzak oluşuna karşın. Bunlardan ilki teknolojik dünyanın.. Adorno’nun felsefesinin temel problemidir. değerli ve gerçekten ‘daha iyi bir dünya’nın kurulmasını sağlayacak talepleri nasıl ortaya koyabilir? Nitekim T. 151. yalnızca teknolojik alanda istediği birçok şeyin (ütopik olarak nitelendiği düşlerinin) gerçekleşmesi ile insan. Teknikte elde edilen gelişmeler. ADORNO. W. düşündüklerimizin gerçekleşmesine karşın. 20. bütün bir yaşam alanında elde edilen gelişmeler olarak sunulduğu için.Theodor W. yüzyılda insanın ütopyalarının birçoğunu gerçekleştirmesine karşın isteklerini susturamamış. Đnsanlığın ‘daha iyi bir dünya’ idealine doğru yol alması gerekirken. doğru bir değerlendirme yapılmadığında ve bu talepler egemenlik ilişkilerine bırakıldığında. Sayı . Bu çalışmanın konusu Adorno’nun ‘ütopya’ kavrayışı üzerinedir. hayal ettiklerimizin. Adorno. neden yapıp etmeleri ve ortaya koyduklarıyla daha kötü bir dünya yarattığı sorunu. 42. Kış 2001. ‘Daha iyi bir dünya’ talebinin kendisini dile getiren ‘ütopya’ kavramı. isteklerin gerçekleştirilmesi. Yaşadığı dönemde gördüğü adaletsizliğin ayrıntılı bir eleştirisini yapan ve bu eleştiriden hareketle ‘daha iyi bir dünya’nın olanağını soruşturan bir felsefe ortaya koyar. yüzyılda ciddi bir değer kaybına uğramıştır. Metis Yay. savaşlar ve insan hakları ihlallerinin gösterdiği üzere. “Kendimizi hemen her zaman hayal kırıklığı içerisinde buluyoruz.

işte o bütünlüğün dönüştürülmesidir. a.KRÜGER. yüzyılda insan. 3 . bütünlüğe ve temel olarak da toplumsal bütünlüğe karşıt bir biçimde konumlandığında. bu alanda ortaya konan başarı ve yeniliklerin. kavramın içeriksizleştirilmesinin en önemli nedenidir. Bu haliyle ütopya. a. daha ulaşılmamış ve ulaşılmakla bayağı hale gelmiş pek çok şey var. s.KRÜGER. Adorno’ya göre. bütünlüğü tamamen farklı olabilecek bir şey olarak hayal etme yeteneğini yitirmiştir. 152. Adorno ve Bloch’un üzerinde uzlaştıkları. ‘bugün’ün yinelenmesinden başka bir şey değildir. Adorno’nun teknoloji eleştirisi. Bu iki noktadan hareketle Adorno ütopya’ya ilişkin düşüncelerini şu cümle ile özetler: “Her ne ki ütopyadır. ütopyanın “bulutlardaki saray. dünyanın daha iyi bir yaşam talebi doğrultusunda dönüştürülmesidir. Öyleyse ulaşma da henüz geride hiçbir artık bırakmaksızın gerçek ya da tahayyül edilebilir ya da varsayılabilir bir şey değildir. BLOCH.e.g.yanılsaması içine düşer. ütopya. Farklı ve yeni olana açılma söz konusu olmadığı ve düzen olduğu gibi devam ettiği için.ADORNO. teknolojinin bütünlüğün kendisini temsil ettiği ve ütopyaların yalnızca hayal dünyasının gerçekleşmeyecek düşleri olduğu yanılsamaları bir tarafa. Teknolojik düşler tam anlamıyla gerçekleşmeyen şeylerdir ve teknolojik mükemmelleşme sanıldığı kadar olağanüstü değildir. 20. 6 BLOCH. şeyleri sıradan bir anlamda hayal etmeye ve düşlemeye”5 indirgenmiş oluşudur.ADORNO. Kavramın değersizleşmesinin. insanların teknolojik alanda ortaya koyduklarının geride hiçbir artık bırakmaksızın gerçekleşmediğini ileri sürer. ikinci ve en önemli nedeni...e. her ne ki ütopya olarak hayal edilebilir..”6 O halde. hedefini aşan gelişmelere yol açmasına yönelik bir eleştiridir. 153. 154.KRÜGER.4 Teknolojinin tümden gereksiz bir şey olduğunu söylememekle birlikte. a. Đmgelem yeteneğini kaybetmiş olan çağının 4 5 BLOCH.g. Bloch buna paralel olarak. Ütopyanın yalnızca düşlerde yaşayan ve asla gerçekleşmeyecek bir şey olarak düşünülmesi. s. Bloch bu durumu şöyle açıklar: Her gerçekleştirmenin. tamamlanma imkânından yoksun hüsnü kuruntu.g.ADORNO. kendisiyle beraber bir ‘amaca ulaşmış olma’ melankolisi getirdiğine işaret eden daha derin bakış açısını bir kenara bırakalım.e. s. sahte ütopik düşlerinin gerçekleştiğini zanneden insan da büyük bir hayal kırıklığı yaşamaktadır.

s. BLOCH. bireysel varoluşu en gizli. Minima Moralia’da. a. şimdiki zamanın kategorileriyle son kez.”9 Adorno’ya göre toplumsal bütünlüğün dönüştürülmesi olan ütopyanın içeriği tek başına mutluluk ya da özgürlük gibi kavramlarla doldurulamaz. Ütopyanın tek ve değişmez bir biçimi olmadığı gibi. kendisini değiştiren ve her şeyi kendi kendisinde kuran belirli ve seçilmiş tek bir kategoriden ibaret olamaz. T.g. Farklı olması umut edilen bir gelecek tasarımı olarak ütopya. açık gerçekleşme imkânına sahip olarak görünen her şey. Kendisini insanlara imkânsız olarak sunanın tersyüz edilmesi gerekmektedir.g. varolduğu şekliyle ona sımsıkı sarılan ve imkân karşısında duyarsızlaşan bir insan olarak tasvir eder. 9 ADORNO.. Metis Yay. ütopyanın ütopya olarak tanımlanmasına neden olacak hiçbir tek kategori yoktur. Đnsanlar yalnızca tok ve belki de endişesiz değil. 10 BLOCH. toplumsal aygıt insanlara karşı katılaşmıştır ve işte bu yüzden de baştan sona tüm dünyada insanların gözleri önündeki ulaşılabilir imkân. 1998. ama özgür insanlar olarak da yaşayabilirlerdi. en gözden ırak noktalarında bile belirleyen nesnel güçleri araştırmak zorundadır. 158. 4 . a. bu gerekliliğin altını şu sözlerle çizer: “Yaşamın en dolaysız hakikatini anlamak isteyen kişi..KRÜGER.insanını düzeni yalnızca olumlayan. kendi kurucu bileşenleri açısından sürekli dinamik bir yapıya sahiptir. Adorno. değişmezcesine tanımlanamaz.ADORNO. Orhan KOÇAK & Ahmet DOĞUKAN).10 Bütünü oluşturan farklı kategoriler ortaya çıktıkları bağlamda birbirleriyle bağlantılı olarak ele alınmalıdır. Ütopik bir düzen.ADORNO. 154. onun yabancılaşmış biçimini incelemek. s. a.KRÜGER. 13. W. tamamen 7 8 BLOCH.. Sonuç olarak. olanağını ancak düzenin bir eleştirisi yoluyla ortaya koyabilecektir. 154.e. bunu ister kabul etsinler ister etmesinler.e. s. Đstanbul. kendisini onlara radikal olarak imkânsızmış gibi sunmaktadır.ADORNO. ki insan ilişkileri bu alana dâhildir ve ütopyayı bu alanla sınırlamak doğru değildir. mümkün olanın olacağını veya farklı olanın olabileceğini derinden derine bilirler.. Minima Moralia (Çev. Bu nedenle ütopya.7 Bütün insanlar.g.. Aynı zamanda. Şimdiki zamana ait hiçbir kategori. bütünü oluşturan her kategori. s.e. eğer bu geleceğin kökten bir şekilde farklı olması bekleniyorsa.8 Adorno’nun bu düşüncesi onu ister istemez bir düzen eleştirisi yapmaya götürmüştür.KRÜGER.

verili düzenin değişebilmesinin ve daha ideal bir düzenin kurulabilmesinin olmazsa olmaz koşuludur. birinci bölümde.teknoloji eliyle. Adorno 20. Bu tavır Adorno’ya göre. problemleri ve çözüm önerileri. Adorno’ya göre. Adorno’nun Frankfurt Okulu içindeki düşünsel perspektifi ve felsefesinin ana eksenini oluşturan problemler aydınlatılacaktır: 20. “Thought and Utopia in Writings of Adorno. s. yüzyılda.11 Đşte bundan dolayı. bu tezin kapsamı içinde. toplumsal alanı kendisine konu olarak seçeceği ve varolan düzenin farklı olabilecek potansiyellerini açığa çıkartacağı yerde. Mayıs.. 12 ÖNER. S. 3. eleştirir. “Sonsöz”. W. negatif bir düşünme tarzı benimser..) bütün kovukları tıkayan bir seviyeye geldiğini dile getirirken. Çünkü ütopik olan kendisini her yerin dümdüz olduğu bir anda gösterir. www. 20. Đşte bundan dolayı. Belge Yay. Negatif bir temel üzerinde hareket etmesi beklenen felsefe..com. Horkheimer and Benjamin”. Soykan’ın ifadesiyle. Çünkü o. ADORNO. Questia Media America. bir sistem halinde yaşamın bütününü saran ve güdümsüz bilincin sığınabileceği (. Yılmaz. baskının en uç noktalarından biri olarak Auschwitz’in alacakaranlığında hakikatin sesi daha derinden ve net bir şekilde algılanır. Frankfurt Okulu geleneğinin en önemli düşünürlerinden biridir. 1998. salt bir bilgilenme sürecine dönüşerek ait olduğu toplumsal tabandan uzaklaşmıştır. gerçekleşmiştir.12 Toplumsal yaşamın en derin noktalarına nüfuz eden ve insanın olanaklarını sınırlayan. Adorno’ya göre. negatif diyalektik. Birinci Baskı. 1990. teori-praxis birliğinin gerçekleştirilmesine yönelik ütopya düşüncesi doğrultusunda ele alınacaktır. Marksist bir düşünce okulu olan Frankfurt Okulu’nun ele aldığı konular. Utopian Studies. Aydınlanma ve Kültür Endüstrisi. yani savaşta bombardımanla tahrip edilen toplum-doğa ile teknolojik standartlaştırma eliyle 11 BENZAQUEN. Adriana. özdeşolmama.. ss. Eleştiri: Toplum Üstüne Yazılar. 5 .. bu yüzyılın ütopyanın kendisini en somut biçimde gösterdiği yüzyıl olduğunu düşünür. orada doğal olarak ütopyaya duyulan gereksinim de en üst sınırına ulaşır.farklı olan geleceği açıklamada yeterli olamaz. yüzyılda kapitalizmin. Her nerede yıkım en üst seviyeye ulaşmışsa. [T. 137. baskıcı ve yıkıcı unsurları deşifre ederek olumsuzlamayı amaçlayan negatif bir diyalektiği savunan Adorno.questia. s. ütopya yok olmuştur. varolanı değişebilen ve değişmesi gereken bir şey olarak ele alıp. Daha sonra tarihsel açıklamalarla birlikte. Adorno. Negatif düşünme. Inc. . 136–174]’in içinde. yüzyılda felsefenin konumu.

Her yer aynı seviyededir. s. akla duyulan güvenin bu amaçtan uzaklaşarak. Baskı Đstanbul. Hiçbir özgürlük yoktur. Adorno ve Horkheimer’in Aydınlanmayı şiddetle eleştirmesine karşın. tam anlamıyla Aydınlanma karşıtı olarak nitelenemeyeceğidir. Aydınlanmanın önde gelen savunucularından Kant’ın. Bu düşünürlere göre Aydınlanma. Bulut Yay. sanatı bu düzeni aşma potansiyelinin bekçiliğini yapan bir alan olarak kavramsallaştırır. Adorno ve Horkheimer tarafından ortaya konan özgün iddia ya da görüşü aydınlatacaktır. Burada temellendirilecek iddia. bu alternatifin yalnızca sanatta olanaklı olduğunu belirtir. yeni bir bağımlılığa yol açmıştır. modern dünyaya yönelik analizlerin kötümser bir bakış açısına sürüklediği düşünürlerden biridir. Birleşik kaplar eşitlenmiştir. çıkış idealleri bakımından insanı özgürleştirmeyi amaçlayan ütopik bir vizyona sahiptir. Müziksel Dünya Ütopyasında Adorno Đle Bir Yolculuk. Đnsan. 6 . aklını başkalarının kılavuzluğu olmaksızın kullanma cesaretini göstermesi olarak nitelendirdiği Aydınlanma süreci. sonuç olarak Aydınlanmanın doktrinal öğelerinin olumsuzlanması ve Aydınlanma ethosunun canlandırılması yoluyla ütopyaya giden yolun açılabileceği yönünde. aklın mitleştirilmesinin ifadesidir. Dolayısıyla. 2000.bayındır edilen toplum-fizik mekân (artık doğa değil). Adorno ve Horkheimer’in Aydınlanma eleştirisi. bu düşünürler Aydınlanmanın çağın bir eleştirisi olarak akla yaptığı vurguya (Aydınlanmanın ethosuna) değil. Aydınlanma. yani ütopya şimdi göz önünde duruyor. Modern dünyanın gidişatının durdurulamazlığı karşısında bir çıkış arayan düşünür. 2.. aklın batıl itikatlar karşısında kazandığı zafere gönderimde bulunur. Aydınlanmanın bireyin özgürleşmesini dile getiren ütopik amacına değil. Sanat modern dönemde ‘ideal bir düzen’ tasarımının 13 SOYKAN. Bu bölüm.13 Đkinci bölüm Adorno ve Horkheimer’in Aydınlanma eleştirisine ayrılmıştır. Naci. insanı her türlü baskı ve tahakkümün elinde kurtaracağı yerde. egemenlik ve baskı formuna bürünmesine yöneliktir. aklın yalnızca araçsal boyutunun öne çıkarılması ile amaçların gözden çıkarılmasına karşıdır. Sanatın modern dünyanın kendisinden köklendiğini ancak ona tümüyle bağımlı olmadığını dile getirirken. insanın ‘ergin olmama’ durumundan kurtuluşu. Ö. 62. yaşadığı alanı aklını temele alarak inşa etmelidir. Adorno. Mite karşı olan Aydınlanmanın kendisi yeni bir mitin.

Ebedî olanlar da dâhil tam anlamıyla inşa edilmiş. Doruk Yay. Ayhan ÇĐTĐL). Đstanbul. yani sanat yapıtları kendi kaçındıkları bir pratiğe işaret ederler: Adil bir yaşamın yaratılmasına. Adorno’dan aktaran EAGLETON. 14 7 . 426.14 Çalışmanın sonuç kısmında ise. ss. “Auschwitz Sonrası Sanat: Theodor Adorno” (Çev. bir ‘başka türlü olabilirdi’ gizlidir.. Son bölümde bu bağlamda mevcut düzenin olumsuzlaması olarak. sanatta bulunan alternatif ayrıntılı olarak tartışılacaktır. 415–444. yapılmış olan nesneler. Estetiğin Đdeolojisi.kendisinde barındığı son sığınaktır. Adorno felsefesinin bütünündeki yeri bakımından. Terry. En arı sanat yapıtlarında bile. ütopya kavramına ilişkin olarak ulaşılan sonuçlara yer verilecektir. s.

8 . s. Marksist teorinin içinde bulunduğu birtakım güçlükleri daha belirgin hale getirmiştir. Marksist teorinin anlamlı ve geçerli bir teori olmadığı yönündeki iddialar güçlenmiştir. BÖLÜM: FRANKFURT OKULU VE ADORNO 1. Kıta Avrupası Felsefesine Giriş (Çev. özgürleşmiş bir toplumsal düzene ulaşılabileceği varsayımı. David. FRANKFURT OKULU’NUN TEMELLERĐ: TEORĐ-PRAXĐS BAĞI VE ÜTOPYA Frankfurt Okulu ya da diğer adıyla “Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü”. Gerçekliğin. Batılı ülkelerde gerçekleşmesi beklenen devrimin bir türlü ortaya çıkmaması. bu teorinin toplumsal dinamikleri anlamak bakımından önemli bir potansiyele sahip olduğuna inanır. Frankfurt Okulu olarak anılan gelenek. Frankfurt Okulu düşünürleri. hem de bir düşünce akımı olarak yer aldığı çizgi. Eylül 1998. Ahmet CEVĐZCĐ). bu teorinin revize edilmesine bağlar. Paradigma Yay. Marksizmin tarihsel başarısızlıkları kimileri tarafından teorinin geri dönülemez biçimde iflası olarak yorumlanırken.1. Marksizmin içi boşaltılmış bir ideoloji olarak ele alınmasının sonucudur. felsefenin merkeze konumlandırıldığı yeni bir bakış açısı ile yorumlanması durumunda. bu revizyon düşüncesine hangi koşulların bir sonucu olarak geldiğini belirtmek. Ekonomik bakımdan gelişmiş. Đstanbul. Doğu’daki sosyalist devrimin kapitalist güçlerin baskılarının da etkisiyle yozlaşması ile birlikte. Nitekim Marksizmin revizyondan geçirilmesi gerektiği düşüncesinden hareket eden Frankfurt Okulu’nun.1. 81. Birinci Dünya Savaşı ve yarattığı sonuçlar. 3 Şubat 1923’te Almanya’da kurulmuş Marksist kökenli bir düşünce okuludur. Frankfurt Okulu’nun hem kurumsal kimliği. bu geleneğin anlaşılabilmesi açısından büyük önem taşır. Tüm bu tarihsel fenomenler. özgürleşmiş bir toplumsal düzen olanağını. Marksizmin kendisi üzerine eleştirel bir 15 WEST. Devrimin gerçekleştiği diğer alanlarda ise sonuçlar Marksist teorinin öngördüğünden oldukça farklı ve hayal kırıklığı yaratan cinsten olmuştur.15 Marksist teoriyi kuşatan tüm olumsuzluklara rağmen. belirli birtakım tarihsel fenomenlerin ürünüdür.

Marx’a göre. Negative Dialectic (Translated by E. filozofların dünyayı şimdiye kadar değişik şekillerde yorumladığını ancak onu değiştirmek için eylemde bulunmak gerektiğini vurgularken. Routledge.e. Dolayısıyla.bakış getirmesi ile olanaklıdır. bu çabaların.. dünyanın özgür bir yer olabilmesi. Adorno Negatif Diyalektik adlı eserinde felsefenin dünyayı yeniden yorumlaması gerektiği yönündeki düşüncesini. başarısızlığa uğradığını. T. Frankfurt Okulu düşünürlerine göre yeniden yapılandırma düşüncesi. bu 16 17 Bkz. Ashton). bu amacın ancak uygun bir teori ile olanaklı olduğu görüşündedir. eylem boyutunun hesaba katılması ile olanaklıdır. a. dünyayı değiştirme teşebbüsünün başarısız olmasından sonra akılla ilgili bir bozgunculuk haline gelir. Adorno’ya göre. Felsefenin dünyayı yalnızca yorumlamış olduğu. Ancak bu birliğin kurulmasında. yalnızca teorik bir faaliyetin özgürleştirici eylemin (devrimin) gerçekleşmesi açısından yeterli olamayacağını ifade eder. Bu bağlamda. 17 Marx’ın öne sürdüğü “dünyayı değiştirmenin gerekli olduğu” tezine katılmakla birlikte. ADORNO. onlar teori momentine haklı bir öncelik tanır. Onun amacı. gerçeklik karşısında teslimiyetin onu kendi içinde kötürüm hale getirmiş olduğu özlü yargısı. ona göre. s.16 Frankfurt Okulu’nun da Marx tarafından hedeflenen. praxisin eksik bırakılması. 3. W. BENZAQUEN. Marx. ancak gerçekleştirilememiş olan teori-praxis birliğini kurma mücadelesi verdiği söylenebilir. felsefe tarihinin başından beri gerçekleştirilmesine karşın. London and New York. onu gerçekleştirme anı kaçırılmış olduğu için yaşamaya devam etmektedir.g. Marksizmin düşünsel dayanaklarının tekrar ele alınmasını. geçmişte yapılan yanlışlıkların telafi edilebilmesini ve gelecek için yeni bir eylem planı belirlenebilmesini kapsar. teori ve pratik arasında ütopik bir birlik inşa etmektir. teori (yani dünyanın yorumlanması). 9 . tarihsel gelişmelerin gösterdiği üzere. şu şekilde ifade eder: Bir zamanlar modası geçmiş gibi görünen felsefe.B. özgür toplum idealine ulaşılamamasının temel nedenidir. dünyayı yeni baştan ele almak ve yorumlamak gerekmektedir. Teori ve pratik arasında bir birlik kurmanın gerekliliği konusunda Marx’ı takip eden Frankfurt Okulu düşünürleri. eylem alanında ortaya konanlar insanî bir dünya yaratacağına tam anlamıyla bir barbarlık görüntüsü verdiği için.

sorguladıkları şeyin temeline kadar inen bir eleştirel bakışı dile getirmesinden kaynaklanmaktadır.18 Frankfurt Okuluna bağlı olarak kurulan Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü’nün ilk yöneticisi. sözcüğün etimolojik anlamıyla. Bu entelektüellerin radikal tavırlarını devam ettirebilmelerinde. yönetmelikler. doğru bir teorinin kurgulanabilmesinden geçmektedir. Felsefe. Diyalektik Đmgelem (Çev. özgür bir toplumsal düzen resminin neliğini belirlemek bakımından. 1. Bu 18 Horkheimer’den aktaran JAY. dünyanın en önde gelen ülkelerindeki işçi hareketleri ile ilgili olabilecek her şeyin ilk defa. kuruluş sözleşmeleri. inceleme yapmak isteyen herkes bize gelmek zorundaydı. dünyanın daha insanî bir yer olabilmesi için. onlar için radikal bir öncelik taşır. Çünkü bütün aradıklarını topluca bulabilecekleri tek yer. sığınılabilecek tek moment teoridir. bu düşünürler için. Ara Yay. Adorno. Asıl önemlisi. onların eleştirilerinin. Carl Grünberg’tir. gazeteler dergiler)… Batı Avrupa’da işçi hareketleri üzerinde yazmak. Martin. 35. onların teorilerini hayata geçirecek bir tarihsel özne yakalayamamış olmasıdır. Bu niteleme. iş başında olmalıdır. bu düşünürlerin eleştirel tavırlarına gönderimde bulunmak amacıyla sıklıkla kullanılan bir terimdir. 10 . Özgürleşimi gerçekleştirecek bir tarihsel öznenin yokluğunda. Đstanbul. Almanya’da kendisine kürsü verilen ilk Marksist. kaynaklar bakımından zenginliğindendi (kongre tutanakları. parti programları. derli toplu olarak bir araya getirildiği yer oluşundandı. Baskı. Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü kurulduğu dönemde çok önemli bir boşluğu doldurmuştur.. Praxis. kaynağını teorik nitelikteki düşünceler ve değerlendirmelerden alan eylemdir.yüzden dünyanın artık yeniden yorumlanması ve buna uygun bir teorik algılama oluşturulması gerektiğini söylemektedir. Praxisin gerçekten amacına uygun bir görüntü almasının koşulu. Enstitü’nün kurulduğu dönemde yerine getirdiği misyonu. Radikal nitelemesi. 1989. üniversitenin içinde tarafsız ve herkese açık bir kurumdu. Bu başarısızlığın nedeni. Martin Jay Horkheimer’in ağzından şu sözlerle aktarır: Enstitü. şüphesiz bağımsız bir kurumsallaşmaya gidilmesinin de büyük etkisi vardır. s. Ünsal OSKAY). bizdik. Frankfurt Okulu entelektüellerinin teori ve praxis arasında hedeflediği bu birliği gerçekleştirmede başarılı olamadıklarını söyleyebiliriz. Bu nedenle teori. Enstitü’nün önemi.

gelişme değişme sürecindeki verili somut dünya olduğunu’ belirtir. onun teorik çerçevesini fazlasıyla aşan çalışmalar da ortaya konmuştur. onun yerine. Adorno ve Löwenthal gibi yeni isimlerin Enstitü’ye üye olmalarıdır. Marksizmden toplumsal bir bilim olarak söz ederken. 1930’dan sonraki yıllar.. akımın yeniden yapılandırılması düşüncesinin geri plana itildiği söylenebilir. Frankfurt Okulu (Çev. Marksizm daha çok bir ortodoksi formu içinde ele alındığından.g. daha çok. Henryk Grossmann’ın Kapitalist Sistemde Birikim ve Çöküş Yasası. Tom. Grünberg’in belirttiği üzere.. 11 . ‘materyalist tarih kavramının ne bir felsefî sistem olduğunu ne de olmayı amaçladığını. ekonomi-politik ve işçi hareketinin tarihi konuları üzerinde yoğunlaşılırken. ve Franz Borkenau Enstitü’nün önde gelen isimleri arasındadır. burjuva toplumunun sosyo-ekonomik alt-yapısı. a. s. yönetici olarak. Adorno’nun Enstitü’ye yapmış olduğu katkıların özgün boyutu farklı bir başlık altında ele alınacaktır. Ahmet ÇĐĞDEM). Vadi Yay. 9. Friedrich Pollock’un Sovyetler Birliği’nde 1917-1927 Ekonomik Planlama Deneyimleri gibi teorik düzeyi yüksek yapıtlar. özellikle kültürel üstyapı üzerinde yapılan çalışmalarla karakterize olur. Henryk Grossmann. nesnesinin soyutlamalar olmayıp. Adorno “Enstitü’nün geleceğini belirleyen en önemli kişi olmuştur. 1994. Bu yeni düşünürlerle birlikte çalışma alanlarında büyük bir çeşitlilik meydana gelirken.”20 Bu nedenle. 1923-1933 yılları arasındaki ilk dönemde Grünberg. Hatta Martin Jay’in belirttiği üzere. bu bağlamda ele alınabilecek çalışmalardır. Grünberg’in sağlık sorunları nedeniyle emekliye ayrılmasının ardından. Temmuz 1930’da kendisi için ‘Toplum Felsefesi Kürsüsü’ 19 20 BOTTOMORE. JAY. Çalışma alanlarındaki bu farklılaşmanın önemli sebeplerinden biri. Friedrich Pollock. Marksist düşüncenin gözden geçirilmesi konusundaki en büyük çaba.19 Farklı bir söylemle ilk dönemin amacı. ikinci dönemin en verimli evre olarak gösterilmesinin ardında da ilgi alanlarında meydana gelen bu çeşitlilik ve ortaya konan ürünler yer alır. s. Grünberg döneminde. Max Horkheimer. Enstitü’nün 1930’lara kadarki ilk yıllarında.dönemde. Đlk dönemde yapılmış olan çalışmalarda Grünberg’in etkisi çok açık biçimde görülse de. Horkheimer ve Pollock’a aittir. ikinci dönemde. Đstanbul.e. işçi hareketinin boyutlarını disiplinler arası bir yaklaşımla analiz etmektir. 44.

edu/faculty/kellner/]. ne de tarafsız bir ampirizm. Tersine ampirik araştırma ve teorik sentezin sorunlarının üstesinden yalnızca.ucla. spor. Dolayısıyla. toplumun birer parçası olarak ele alıp aydınlatan bir felsefe ya da etkinlik olarak tanımlar. toplumsal hayatın üzerine getirilecek bir üst bakış. sadece bilimin manevî bağlamı.gseis. Bilginin kaotik biçimde uzmanlaşması. evrensel olanı gözden kaçırmadan yapacak bir etkinlik olarak tasarlanır. Böylece Enstitü’nün en başarılı ve yaratıcı olduğu 1933-1950 yılları ile sınırlandırılan ikinci dönem başlamış olur. bireyleri yalnızca kendinde varlıklar olarak soyutlanmış bir biçimde değil.kurulmuş olan Horkheimer atanır. toplumla olan bağlantıları içinde ele alacak bir disiplindir. toplum felsefesi. toplum felsefesini. Douglas. bu nedenle kaba bir materyalist anlayış olarak değerlendirilmemesi büyük önem taşır. devlet. kendisi de etkilenmeye ve somut çalışmaların 21 Bkz. sosyal dönüşümün bir aracı olarak sunulabilecek bir toplum felsefesinin olanağını göstermeyi hedefler. KELLNER. Belirleyici olan ‘toplum felsefesi’. uzmanlaşmaya dayalı araştırma bulgularının zayıf bir senteziyle önlenemez. teorik öğeyi dışlayarak bunu başarabilir. din. kısacası hem maddî hem de manevî kültür içinde ele alınacaktır. Farklı bir ifade ile Horkheimer. [http://www. fakat aynı zamanda hukuk. Enstitü’nün disiplinler-arası yaklaşımı. sosyal bilimlerin sonuçlarının sentezini. yaşayan insanın sorunlarına ışık tutacak ve çözüm önerilerinde bulunacak bir disiplin olmalıdır. insan varlıklarının durumunu yalnızca bireyler olarak değil. sanat ve din değil. “Critical Theory and the Crisis of Social Theory”. hukuk. Buna göre. Frankfurt Okulu’nun öne sürdüğü yeni toplum felsefesi projesinin. Enstitü’nün yeni yöneticisi bundan sonra yapılacak çalışmalarla ilgili programını oluştururken şu hususlara vurgu yapar: Horkheimer’e göre. Marksizmin revizyonu ile ilgisinde. Felsefe fildişi kulesinde yaşayan ve salt teorik çalışmalardan ibaret bir alan olarak değil. o.21 Horkheimer açılış bildirisinde. ekonomi. ‘felsefeye duyulan gereksinim’ yeni dönemde Enstitü’nün yönelimini belirleyen hâkim unsurdur. eğlence. 12 . etik. yaşam tarzı gibi alanları da içine alan kültürel alandaki dönüşümler ve birey sorunsalını ele alan bir çerçevede konumlanmalıdır. moda.

çıplak olgular ve nesneler olarak yaklaşır. pozitivizm eleştirisine dayandırır. Bottomore’un aktardığı şekliyle şöyledir: (i) Pozitivizm insan varlığına mekanik bir belirlenimcilik (determinizm) şeması içerisinde. a. Onun söz konusu eleştirisinin üç temel iddiası. pozitivizm/ampirizmin tahakkümü altında ezilen ve gerileyen insan ve toplum bilimlerinin önemini hatırlatmak ve onlara hak ettikleri yeri yeniden sağlamaktır. kökleri 17.e. adil ve özgür bir düzen olabilmesi için. genel ve ‘özsel’le ilgili bir felsefe gelebilir. s. çalışmanın ikinci bölümü içinde sunulmaktadır. Kabalcı Yayınevi. Ancak bu eylemin sonucunun daha insanî bir dünya.22 Marx için olduğu gibi. söz konusu araştırma alanlarına uyarıcı etkilerde bulunan. Toplum teorisinde yetkin bir psikolojik bileşene duyulan gereksinimin ifadesi olarak psikanalize sıklıkla ve şimdiye kadar bu alanda hemen hiçbir şey 22 Horkheimer’den aktaran SLATER. Frankfurt Okulu (Çev. 23 BOTTOMORE. 33. psikanalizdir. dünyanın barbarlık görüntüsünün altında yer alan akımlardan biri olarak değerlendirir. Frankfurt Okulu için de dünyanın değiştirilmesi gerekmektedir.g. ∗ Pozitivizm eleştirisinin ayrıntılı bir analizi. 14. Đstanbul. Öyle ki bu düşünürlerin amacı.23 Pozitivizmin indirgemeci bakış açısının yanlışlığını her fırsatta dile getiren Horkheimer’in bu eleştirilerini. Enstitü’nün pozitivizm eleştirisi. Ahmet ÖZDEN).. 1998. (ii) Dünyayı yalnızca deneyde dolaysız olarak verilen biçimiyle algılayarak.∗ Enstitü’nün değişen çerçevesinde fazlaca ilgilenilen konulardan biri de. Enstitü’nün düşüncelerinde daima sürükleyici bir motif olarak önemini korur. Okul’un hemen tüm düşünürleri paylaşmaktadır. Bacon’un bilim anlayışının öncülüğünü yaptığı dünya bütünüyle araçsallaşan bir aklın tahakkümü altına girmiştir. yaşadıkları yüzyılın hâkim anlayışı olarak pozitivizmin neliğidir. öz ve görünüş arasında bir ayrım yapmaz. Onlar. 13 . (iii) Olgu ve değer arasında mutlak bir ayrım koyarak bilgiyi insan istemelerinden ayırır. Phil. Genel anlamda pozitivizm eleştirisi.ilerlemesiyle değişmeye yeterince açık kalırken. yüzyılda Francis Bacon’a kadar geri götürülen bir akıl ve bilim eleştirisinin doruk noktası olarak ele alınmalıdır. felsefenin konumuna ilişkin düşüncelerini de. pozitivizmi. felsefenin eleştirel momenti varolan toplumsal dinamikleri en ücra köşelerine kadar aydınlatma görevini üstlenmelidir. Horkheimer. Bu entelektüeller için aydınlatılması gereken öncelikli konulardan biri. s.

onların ilk dönemin çizgisinden kesin olarak uzaklaştıklarının da bir göstergesidir.24 bir noktaya kadar. Okulun işçi sınıfı üzerine yapmış olduğu incelemeler ve ulaştığı öngörüler tarihsel olarak da doğrulanmış durumdadır. bireyin varoluşunu anlama isteğidir. insanları. Horkheimer tarafından yazının devamında açıklığa kavuşturulmaktadır: ‘Eleştirel Toplum Teorisi’. işçi sınıfının dünyayı gerçekte olduğundan daha farklı ve daha yüzeysel algılamasından yola çıkarak. bu bağlamda kullanılabilecek yegâne kaynağın da Marksizm olduğunu düşünmektedir. saf aklın idealist eleştirisi anlamında değil. ancak burada sözcük Marksist anlamına tâbi olarak kullanılmaktadır. değişen toplumsal koşullarda. yani proletaryanın kendinden beklenen tarihsel rolün gerektirdiği gibi davranamayışının nedenleri üzerinde düşünmek ve bunları açıklamak amacıyla ortaya çıkmış bir teori idi. M. Diyalektik Đmgelem]. modern toplumun bireylerinin analiz edilmesinin gerekliliğini anlayan Enstitü düşünürleri. Enstitü düşünürlerinde psikanalizin önemi konusunda uyarıcı bir etki yaratır. proletaryaya bilgiyi dışarıdan getirecek başka bir güce gereksinim olduğunu dile getirir. Yükselen Nazi tehdidine büyük kitleler tarafından destek verilmesi. Fromm’un Enstitü’ye üye olmasının da büyük bir etkisi olduğu belirtilebilir. Nitekim. Horkheimer ve çevresindeki radikallerin. Buradan hareketle. Dışarıdan gelecek bu bilgilendirici güç. Horkheimer bu kavramın gönderimini 1937’de kaleme aldığı Geleneksel ve Eleştirel Teori başlıklı yazısında dile getirmiştir. Đki anlam arasındaki yakınlık. kendi kültürel bütünlüklerinin ve böylece kendi düşünsel yaratılarının üreticileri olarak ele almaktadır: ‘Görünürde. M. Ayrıca bu ilginin yerleşmesinin ve gelişmesinin temelinde E. 14 . eleştirel düşünce okulu 24 ‘Eleştirel Toplum Teorisi’ kavramı Horkheimer ve çevresindeki düşünürler tarafından sonradan kullanılmış bir kavramdır. Bu çaba fazlasıyla eleştirilen bir konu olmakla birlikte. onun doğru bilginin varlığının garantisi olmadığını. Jay.” [Bkz. Formülasyon kesindir: Kantçı anlamda bir eleştirellik söz konusudur. kendi koyduğu hedefleri tarihsel materyalizmin acil gereksinimleri olarak değerlendirirken. Horkheimer. devrimi gerçekleştirecek tarihsel bir öznenin ortaya çıkmayışı ve bireylerin giderek insansızlaşan düzene ayak uydurmada gösterdikleri uyum ve çaba. eleştirel toplum teorisinin Alman idealizmi ile uzlaşma içinde bulunduğu bir noktadır.yapılmadığının farkında olunarak vurgu yapılır. Enstitüyü psikanalizle ilgilenmeye götüren temel motivasyon. psikanaliz ile Marksizmi birleştirme çabası içine girer. Jay’e göre. “Horkheimer ‘eleştirel’ sözcüğünün tam olarak. geleneksel Marksist açıklamaların aydınlığa çıkaramadığı bir hususu. ekonomi politiğin diyalektik eleştirisindeki anlamıyla kullanıldığını açıklamıştır. Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü ya da Eleştirel Teori. Horkheimer. felsefe ve psikanalize duydukları ilgi. indirgenemez gerçeklerden ibaret olan bir malzemeyi insan üretimine bağlama girişimi.

teorinin bir moment olarak kendisini felsefî bir temelde ortaya koyacak olmasıdır. Jay’in de belirttiği üzere Enstitü.olacaktır.g. Dinamik olmasının temel nedeni ise. felsefe temelli bir anlayışın eyleme dönüşmesidir. Tarihsel akış içinde. Bunun sebebi. felsefenin merkeze konumlandırıldığı bir düşünce ekolüdür. Teorinin pratikte bir uygulama alanı bulabilmesinin önemini vurgulamak için. praxis alanında yakaladığı karşılıkla ilgili olduğunu dile getirir. 31. o. statik bir birlik olmaktan çok dinamik karakterde olan bir birliktir. bu birliğin temel unsurunun ‘eleştiri’ olmasıdır. Bu düşünce. Nisan 25 Başlangıçtaki bu iyimser tavır. Eleştirel Teori. “devlete karşı bir eğilim taşıdığı” gerekçesi ile Mart ayında kapatılır. teori ve praxis iç içe geçmiş bir bütünün parçaları olarak algılanmalıdır. biraz daha ileri giderek 1935’te teorinin değerinin. Çünkü praxis alanında gerçekleşenler.25 Yukarıda da değindiğimiz gibi. ideal ve kendini yenileyen bir yapıya sahip olacaktır. yarısı düşünsel yorumların güçsüz bir ifadesi yarısı da kavramsal bir şiir olan amaçsız entelektüel oyundan başka ne olabilir?26 Hatta.. Özgürleşmiş bir toplumsal düzenin gerçekleştiricisi olarak tasarlanan ve yukarıda değindiğimiz teori-praxis birliğini gerçekleştirmesi beklenen tarihsel bir özne olarak işçi sınıfı. Horkheimer şu ifadeleri kullanır: Eğer bu teorik işlem (eleştirel teori) en basit ve çok farklılaştırılmış hazır kavramsal sistemler yardımıyla nesnel olguları belirleyici bir biçim almazsa. bu anlamda büyük bir rolü de olmuştur. Almanya’da 30 Ocak 1933’te iktidara gelen Nazilere. Açıkça Marksist olduğunu dile getiren Enstitü’nün mevcut rejim tarafından zararlı bulunması kaçınılmazdır ve M. Frankfurt Okulu’nun sahiplendiği önemli misyonlardan birini de gözler önüne serer. a. Almanya’da Nazilerin iktidara gelişi Enstitü için yeni bir dönemin başlangıcını temsil eder. 26 BOTTOMORE. Bu bağın kurulması ile birlikte oluşacak düzen. Psikanaliz çalışmalarının devrimci bir özne olarak işçi sınıfının tarih sahnesine çıkmayışının anlaşılmasında. daima teorik alana etkide bulunan bir moment olmaya devam edecektir. Buradaki eleştiri vurgusu. bir toplum bağlamına geçiştir. s. işçi sınıfına duyulan güvenin azalmasıyla birlikte neredeyse tamamen ortadan kalkacaktır. Frankfurt Okulu’nun öne sürdüğü bu birlik. 15 . görece büyük bir destek verir. Bu destekle birlikte. Praxise geçiş ise. eleştirinin dinamik bir toplumsal kavrayışa ulaşabilmenin temel anahtarı olarak görülmesini ifade eder.e.

27 27 JAY. s. yani tarihsel ve toplumsal olayları analiz etme ihtiyacının önemini fazlasıyla gözler önüne serer. söylenmelidir. Adorno ve Horkheimer’in birlikte kaleme aldıkları Aydınlanmanın Diyalektiği. Amerikan akademik sistemi ile yaşadıkları çelişkinin bir ifadesi olarak. Naziler tarafından Frankfurt Okulu’ndan atılan ilk bilim adamı olur. hep bu dönemin ürünüdür. 16 . a. Hayatları tehlikede olan bu radikal düşünce adamları çareyi Almanya’yı terk etmekte bulurlar. Löwenthal’e. bizim burada Enstitü içinde sahip olduğumuz özgürlükle bağdaşmayacak baskılarda bulunuyor… Bu insanlar. Kapitalizmi ilk elden deneyimleme olanağı yakalamış olan bu düşünürler.. Bu yıllarda yürütülen çalışmaların odağında. Bununla birlikte. Amerika Birleşik Devletleri’nde karar kılınmasıyla sonuçlanır. Enstitü entelektüellerinin ampirik yöntemlere karşı gösterdiği katı tavrında çözülmeler meydana gelir. Almanya’da Nazizmin yükselişi. maddî yönden önemli bir problem karşılaşmazlar. okul düşünürlerinin bu metotları ciddi sayılabilecek tereddütlerden sonra kabul edebildikleri de. kapitalizm yer alır. özgürleşmiş bir toplumsal düzenden ne derece uzaklaşıldığının bir resmi çıkarılmaya çalışılır. Enstitü için şiddetle eleştirilen kapitalizmin şekillendirdiği bir dünyanın tam da merkezine gelmek anlamını taşır. şöyle yazmıştır: Bu ülkede bilimsel kurumlar genç üyeleri üzerinde. Kapitalist dünyanın merkezi olarak nitelenen New York’a yerleşmek. Adorno’nun Minima Moralia. Horkheimer’in Akıl Tutulması ve Marcuse’ün Tek Boyutlu Đnsan adlı temel eserleri.1933’te de Horkheimer. sürgün yıllarında dilsel ve kültürel yönden uyum sağlama sorunları dışında. Bu eserlerde. 1942 yılında Horkheimer.e. Enstitü’nün karşılamaya çalıştığı bir ihtiyacın. 173. bir yöneticinin başkanlığı altında çalışan ve büyük iş çevrelerine ya da kitle kültürünün tanınmışlık merakına karşı kendilerini uzakta tutmak isteyen bilim adamları olabileceğini hiç düşünmek istemiyor.g. düşünemiyorlar. Batı toplumunun bir analizi yapılarak. Amerikan sosyal bilimlerindeki anti-spekülatif metodoloji ile Alman felsefe geleneğinin spekülatif yapısının oluşturduğu karşıtlığı aşma konusunda yaşanır. Enstitü’nün mültecilik yıllarında kalıcı bir yer bulma girişimi birçok alternatifin değerlendirilmesinin ardından. Yavaş gelişen bir uyumlanma süreciyle birlikte. Asıl önemli problem.

etkisini yitirmesiyle karakterize olur. Yeni düşünsel çizginin belirleyici ismi olan Habermas’ın teorisi. Douglas. Ve son dönem olarak adlandırabileceğimiz 1970’li yıllar. “Frankfurt School”. Adorno gibi isimlerin ölümünün ardından. Marksist temellere özgün bir geri dönüşü temsil eder. 1970 ve 80’li yıllarda Alfred Schmidt. onun siyasal alanda aktif olarak yer almayı tercih etmesinin etkisi söz konusudur. Marcuse. Oskar Negt ve özellikle Jürgen Habermas’ın etkili isimler olarak. Dönemin etkisi 1960’ların öğrenci hareketleriyle birlikte doruk noktasına ulaşırken. ve diğerleri ABD’de kalırken. Bu dönem Eleştirel Teorinin düşüncelerinin toplumsal alan üzerinde en fazla etkide bulunduğu dönem olarak tanımlanır. Horkheimer ve Pollock Enstitü’yü Almanya’da tekrar kurmak için.gseis. Marcuse’ün bu evrede diğer Enstitü üyelerine nazaran daha popüler bir konuma sahip olduğu da belirtilebilir. Adorno’nun getirdiği yeni yönelim ’estetik’ ve ‘felsefe’ ile ilgilidir.edu/faculty/kellner/].28 Horkheimer’in özellikle belli nedenlerle (Chicago Üniversitesi’nde. 28 KELLNER. Adorno. Bu teorisyenler içinde Habermas’ın. Bunda.Đkinci Dünya Savaşı’ndan sonra. Enstitü’nün düşüncelerinin Horkheimer. kendi teorilerini oluşturduklarını görmekteyiz.ucla. Adorno. 17 . Eleştirel Teori’nin düşünsel dayanaklarından hareketle. Lowenthal. Almanya’nın o zamanki entelektüel atmosferinde belirleyici bir role sahiptir. [http://www. öğrenci hareketleri göz önüne alındığında. Adorno’yu ve düşüncelerini Enstitü içinde daha baskın duruma getirir. diğerlerine göre oldukça güçlü bir etkisi olduğu söylenebilir. Frankfurt’a döner. Horkheimer ve arkadaşlarının bu dönemde ortaya koyduğu çalışmalar. 19541959 yılları arasında misafir profesörlük yapması ve 1959 yılında emekliye ayrılması) Enstitü’den uzak kalışı.

18 . bu tahakkümün etkisinden nasıl kurtulabilir?’ sorusu olmuştur. Okul düşünürlerinin felsefe anlayışları arasında 29 ADORNO. bugün insanları artık tepelerinin üstünde oluşan süreçlerin nesneleri olarak belirlemeye kalkmayan bir dünya durumu geniş ölçüde mümkündür. karşıt bir sürecin. 92. yüzyılın insanlığa düzen kisvesi altında sunduğu gerçekliğin temelinde yer alan düzensizliği. baskının ve tahakkümün ortadan kalktığı. Bu. yüzyılın dünyasının totaliter örgütlenmeler yolu ile yönetim altında tutulduğunu düşünen Adorno. Kaotik bir ortamda felsefe yapan Adorno. özgürleşmiş bir toplumsal düzenin gerçekleştirilebilmesinin olanağını soruşturur. daha önce de belirttiğimiz gibi. bu kurtuluşla ilgili umudunu şu sözlerle ifade eder: Đnsanlar şunu görüp anlamalı ki. insanların yarattığı bir durumdur. Mekanizmanın içini okumak. Eleştiri: Toplum Üstüne Yazılar (Türkçesi: M. Donukluğun toplumsal nedeninin bir görüntüden başka bir şey olmadığı ortaya çıkacak olursa.29 Adorno.2. baskı ve tahakkümü ifşa etmeye duyulan ihtiyaçtır. bu yüzyıldaki totaliter örgütlenmenin güçlenmesini ve devamlılığını sağlamadaki en önemli faktör olduğunu dile getirmiştir. Bugün kendi kaderlerini birleşerek belirleyecekleri ve böylece gerçekten ilk kez özne olabilecekleri bir durum olanaklıdır. Bu nedenledir ki. insanlık-dışı görüntünün insan ilişkilerini gizlediğini bilmek. Mayıs 1990. diğer Frankfurt Okulu üyeleri gibi. 20. 20. Bu soruşturmanın temel motoru ise. doğanın ve yazgının boyun eğip teslim olunacak bir gücü değildir.1. Đşte bu koşullar altında. insanın kurtuluşunun oldukça zorlu bir sürece gönderimde bulunduğunu dile getirirken. Adorno’nun araştırdığı soru. tarihsel bir sürecin son durumudur. Frankfurt Okulu’nun ikinci döneminden itibaren felsefe. Aklın ruhu artık kendi kendine katılaşıp donmadığı. Yılmaz ÖNER). sağlığa kavuşmanın aşamalarıdır. s. Belge Yayınları. Akıldaki ruhun yansıttığı donukluk. öyle ki bu süreçte insan insanı en gözle görünmez mekanizmaların uydusu haline getiriyor. hiç kuşkusuz felsefedir. ‘yaşam alanı çeşitli yollarla tahakküm altına alınmış ve totaliter örgütlenmelerle her türlü özgürlüğünden yoksun bırakılmış insan. Okul’un düşünsel çizgisinin hâkim unsurudur. tam tersine dünyanın katılaşmasına karşı direndiği anda canlı kalacaktır. donukluğun kendisi de ortadan kalkabilir. onun felsefesinin merkezinde ‘yönetim altına alınmış dünya’ düşüncesi yer almaktadır. ADORNO’NUN FRANKFURT OKULU ĐÇĐNDEKĐ DÜŞÜNSEL PERSPEKTĐFĐ Adorno’nun düşüncelerinin itici gücü. modern tekniğin.

toplumsal ilişkileri içinde insanı konu edineceği yerde. yönetim altına alınmış dünyada. Adorno görüşlerini. Adorno. yanlışlıkların açığa çıkartılmasında. Bu teşebbüsün yerine bir tür Barışın [farklı niteliksel uğraklar arasında bir tür uzlaşımın] ikame edilebileceğini savunan bu düşünürler. görevinin başında değildir. Felsefe tarihinin en eski karşıtlıklarından biri. geleneksel felsefenin eleştirisinden yola çıkarak geliştirir. Adorno’ya göre felsefenin. insana değerli bir olanak sunar. eleştiridir. ne birini ötekine indirgeyen ne de birini diğerinden büsbütün koparan bir karşılıklı kabulün gerekli olduğunu 19 . insanla doğa arasında. insanın tahakküm düzenini yıkmak suretiyle özgürleşmiş bir toplumsal düzene geçebilmesinin yegâne aracı olduğu ortak düşüncesini paylaşır.belirleyici farklar olduğu. özne/düşünce ya da madde/dış dünyadan hangisinin kabul edildiği ile ilgili indirgemeci bir karşıtlıktır. bir bütün olarak düzen eleştirisinin temelinde yer alan özdeş-olmama düşüncesidir. dünyanın yeniden insanın özgürce yaşayabileceği bir yer haline gelebilmesi için. materyalizm ve idealizm karşıtlığıdır. toplumsal ilişkilerle uğraşacağı. Düşünceyi maddî süreçlerin bir yansıması olarak gören materyalizmin ve maddeyi düşünsel süreçlerin bir kod dili sayan idealizmin temelinde özdeşlik düşüncesi yer alır. tıpkı Horkheimer gibi. felsefenin. Felsefe. Ancak Frankfurt Okulu’nun tüm üyeleri. Horkheimer. Felsefe. Adorno ve Benjamin’in felsefeleri. Felsefenin eleştiri momenti. Çünkü insanlık tarihinde ortaya çıkan barbarlık göstermektedir ki. Bu karşıtlık. varolan düzendeki çarpıklıkların. salt epistemolojik bir etkinlik halini almıştır. bir eleştiri momenti olarak. Geleneksel felsefenin yaşayan insan için söyleyecek sözü kalmamıştır. “düşünce ile varlık. bu barışın ancak ayrılık temelinde mümkün olduğunu vurgulamışlardır. Geleneksel felsefenin saf epistemolojik bir etkinlik olarak kendi tabanına ihanet ettiğini söyleyen Adorno. varlığın kurucu öğesi olarak. felsefenin hâlâ gerekli bir etkinlik olduğunu öne sürer. Onun felsefesinin ikinci temel teması ise. felsefe. onların özgün düşünceler ortaya koymasından da anlaşılabilir. geleneksel felsefenin işte bu özdeşlik hipotezi veya sayıltısının temellerini yıkma teşebbüsü olarak görülebilir. görevinin başında olması gerekmektedir. düşünen insanın kendisi ve yaşadığı varlık alanı üzerine gerçekleştirdiği bir refleksiyondur.

s. özgün bir biçimde yaşayabilmesine olanak tanımaktır. Akıl Tutulması (Çev.. Orhan KOÇAK). tikel nesneleri genel kavramların veya bütünsel bir kavramlar sisteminin içine sokma çabasıdır ve bu çaba tikelin haklarının bütün tarafından ele geçirilmesi. Auschwitz gibi bir yıkıma tanıklık eden Adorno. 20-21. Ekim. Çağdaş Felsefede Akıl Eleştirisi ve Kant Etiği. Metis Yay. Taşkıner.düşünür. 30 31 KOÇAK.’32 Tahakkümün kültürel alandaki boyutlarını göstermeyi amaçlayan Adorno. Öyle ki. özdeşlik düşüncesi.. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Ana Bilim Dalı (Yayınlanmamış Doktora Tezi). statükonun devamlılığının garantörü haline gelen kültürel sistem. Orhan. yirminci yüzyılda.g. “Onun akıl eleştirisi. tikelin bütüne ait kılındığı. işte tam olarak bu hayal kırıklığını dile getirir. “Önsöz”. a.e. bu zorunlu olarak ‘cehenneme doğru bir ilerlemedir. Aydınlanmanın kendi temellerini yıkarak farklı türden bir mite dönüştüğünü iddia eden Adorno. Horkheimer ile birlikte Batı’ya özgü ilerleme kabulünün yanlışlığını göstermeye çalışır. bir hayal kırıklığını dile getirir. modern uygarlığın tam orta yerinde olan bu olaydan şu sonucu çıkarmıştır: Vahşilikten hümaniteye giden evrensel bir tarih yoktur. 20 . 28. bütüne teslim olduğu bir yer halini almıştır. s. sanayi ve tüketim toplumunda olup bitenlerin sorumlusu olarak görülen akla karşı duyulan memnuniyetsizliği. gasp edilmesi anlamına gelmektedir.”30 Adorno’ya göre. tikelin bütünün ideolojik yapısı içinde kendisi olarak. Mültecilik yıllarında şiddetle eleştirdiği Batı düşüncesi ile yakından tanışma imkânı bulan Adorno. Kültürel alan. Eğer tarihte içkin bir ilerleme ilkesi varsa. Yalnızca ‘sapandan megabombaya giden’ bir tarih vardır. KETENCĐ. 1990. özneye karşı nesnenin haklarını savunmak. yine Horkheimer’la birlikte bireyler üzerindeki baskının kültürel alanda da farklı ve daha rasyonel mekanizmalarla devam ettiğini düşünmektedir.”31 Minima Moralia’nın alt başlığı olan ‘Sakatlanmış Yaşamdan Yansımalar’. O halde benimsenecek yegâne tavır. 16. bireye yaşadığı toplumsal düzende özgürlüğünün geri verilmesi anlamına gelir. 32 KETENCĐ. Aydınlanmanın ilerlemeci anlayışının yanlış bir akıl kavrayışının ürünü olduğunu belirtmiştir. her unsuru ile bireyi bütüne bağımlı kılan ve bireyin elinden tüm özerkliğini alan bir karakter taşır. s. Başka bir ifade ile bu olanak. Đnsanlık tarihinin hümaniteye doğru ilerleme adını verdiği yolda.

Belge Yayınları. bilim ve felsefe gibi uğrakları.33 Adorno gerçekliği kuran birbirinden farklı. Baskı. tek tek bilimlerin ortaya koydukları doğrular hakikatin yalnızca kısmî yönlerine karşılık gelir. Gerçekliğin sanat. daha en başından belirlemiştir. Mustafa CEMAL). W. Hakikatin anlaşılabilmesi. sanat… vb.– hesaba katmak durumundadır. Van. birbirine indirgenemeyen bu momentlerin kendi varlık tabanlarında ele alınması ve aralarındaki dolayımların anlaşılabilmesi sayesinde mümkün olur. metodolojik ilkelerinin nüfuzunu arttırırken. Dolayısıyla hakikatin uzlaşımsal bütünlüğünü kavramak isteyen bir yaklaşım. aynı zamanda birbirleriyle kendi varlık tarzlarında ilişki içinde olurlar. Farklı momentleri ele alacak ve 33 REJĐN. ancak onun gerçekliğin bütününü resmettiği iddiası da kabul edilemez. s. Birbirinden farklı olan. hakikatin bütününü temsil etme iddiasıyla büyük bir yanılgı içine düştüğünü öne süren Adorno’ya göre. Pozitif bilimler. 1. onu kuran farklı momentleri –bilim. ancak birbiriyle ilişkili uğrakların yerli yerine oturtulması gerektiğini savunur. ADORNO’YA GÖRE FELSEFENĐN 20. ait oldukları zeminde ele alınmalıdır. hakikati kuran momentlerden biri olarak şüphesiz göz ardı edilemez. bu yetersizlik daha açık bir şekilde fark edilecektir. dolayısıyla birbirine indirgenemeyecek olan bu niteliksel uğraklar.1. Pozitif bilimler keşif ya da temsil ettiklerini ileri sürdükleri hakikatin sınırlarını.2. Bu anlayış Adorno’yu 20. yüzyılda hâkim olan pozitivist yaklaşımın eleştirisine götürmüştür. felsefe. 21 . Adorno: Bir Giriş (Çev. YÜZYILDAKĐ KONUMU: PROBLEMLER VE ÇÖZÜMLER Adorno’ya göre hakikat. Haziran 1999. kendi metodolojik ilkelerinin dışında kalan unsurları hakikatin sınırları dışında bırakarak.1. Pozitivist bilimin. Bilimin sınırlı metodolojik ilkelerinin hakikatin farklı niteliksel uğraklarına nüfuz edemeyeceği göz önüne alınırsa. hakikatin farklı momentlerini ya törpülemek suretiyle sınırlar ya da tümüyle ortadan kaldırır. 12. Bilim. Đstanbul. farklı niteliksel moment ya da uğrakların uzlaşımından meydana gelir.

e. 62.”37 sözleriyle Adorno.”34 Adorno. Đst. yaşadığı dönemde dünyayı. felsefedir. Eleştiri. felsefenin toplumla. 34 35 REJĐN. varlığını ancak içkin olarak sürdürebilen bir felsefenin. felsefenin başlıca görevidir. onları bilimin yaptığı gibi sabit kavramlarla tüketmeye çalışmak (açıklamak) değil. 22 . yüzyılın barbarlık görüntüsünün altında yatan nedenleri ortaya koymaya çabalar. felsefe eleştiriye dayalı bir anlama faaliyetidir. JAY. a. Ünsal OSKAY). “Felsefe bir ve aynı zamanda hem metin olmalıdır. Adorno bu nedenle 20. Bu haliyle varolan düzenin öğeleri arasında yeni ilişkiler kurmak. s.. Martin. yaşayan insanla olan bağını yitirdiğini söylemiştir. hem de metni deşifre etmelidir. düzeni olumlamak değil. Bilim açıklama temelinde hareket etmesine karşın. 23. Der Yay.36 Ütopya kavramının neliğini açıklarken belirttiğimiz gibi. aklın alabileceği en vahşi çöküş-fantezilerini bile aştı. 15. Buradan hareketle. s. Adorno. dinamik yapıları içinde (dolayımlarında) anlamaya çalışmak gerekir. s. s. felsefe metinlerini tarihsel toplumsal gerçeklerin belgeleri olarak yorumlar. 37 ADORNO..g.35 Geleneksel felsefenin bu görevi yerine getirmede başarılı olamadığının altını çizen Adorno. 36 REJĐN. Dolayısıyla. Felsefe varolan düzenin deşifre edilmesi ve ideal bir düzenin kurulabilmesi için gerekli olan toplumsal dinamiklerin anlaşılmasında ve yorumlanmasında önemli bir göreve sahiptir. Adorno’ya göre dinamik bir yapıya sahip oldukları için.g. onun felsefe anlayışının olumlama karşıtı ve negatif bir çizgide ilerlediğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla ‘daha iyi bir dünya ideali’ ancak varolan düzenin eleştirisi yoluyla kavranabilir.e. aksine bu düzenin dinamik bir eleştirisini yapmaktır.. yaşanan kaotik duruma gönderimde bulunur. a. yıkıma uğramış bir alan olarak kavramsallaştırır. Gerçekliği oluşturan momentler. 2001. ütopyanın somut bir resmi ortaya konulamaz. varolan bozuk düzenin olumsuzlanmasını ortaya koyabileceğini iddia eder. “Hitler’in iktidara gelişinden Hiroşima ve Nagazaki soykırımlarına kadar uzanan yılların tarihi. 13.dolayımlanmış ilişkileri göz önünde bulunduracak olan. başka bir ifade ile eleştirel momentine sahip çıkan bir düşünme ediminin. Felsefenin görevi. Adorno (Çev.

20. Asa Kitabevi. çünkü düzenin bir olumsuzlamasını yapmak suretiyle. W. Buna bağlı olarak. statükonun garantörü olmuştur. farklı olanın neliği konusunda yol gösterici olması gereken felsefe. 20. felsefenin 20. 2006. saf değiştirmiştir. yüzyılda toplumsal felsefeden beklenen şey. Oğuz ÖZÜGÜL). 1. T. Adorno’nun görüşlerine paralel bir çizgide. 38 23 .”38 Adorno. talep edilen bir disiplin olma özelliğini kaybetmiş olması olgusunda bulunabilir. “görevi bir uzlaşma aramak olan felsefî düşünce de çatışmanın varlığını reddetmekte ya da unutmaktadır. sosyal bilimlerin gerileyerek pozitif HORKHEĐMER. Akıl Tutulması (Çev.“On sekizinci yüzyılda kitaplarla insanların yakılmasına karşı durarak alçaklığa ölüm korkusu aşılayan felsefe. Yüzyılda Felsefe: Karşı Çıkışlar ve Yeni arayışlar. Modern dönem ütopya fikrinin zayıfladığı ve hatta yok olmaya yüz tuttuğu bir dönemdir. s. yüzyılda önemsenen. 169. s. felsefenin kaynağına geri döndürülmesi gerektiğini söyler. geleneksel felsefeyi. Horkheimer’e göre. Basım. 20. yüzyılın felsefesi. Max & ADORNO. Kabalcı Yayınevi. ego’yu. Metsi Yayınları. felsefenin amacından uzaklaşmış bir etkinliğe dönüştüğü noktasına vurgu yaptığını görüyoruz. Felsefe. Adorno’da felsefe. bu yolu terk etme ve kaynağına geri dönme potansiyelini kendi içinde hâlâ barındırmaktadır. 20. 12. daha Bonapart döneminde saf değiştirmişti. mevcut düzenin devamının.. “bireysel mutluluk arayışları içinde kısılıp kalmış hayata yeni bir anlam vermesidir. Aydınlamanın Diyalektiği Felsefi Fragmanlar I (Çev. yüzyılda insanlığın içinde bulunduğu problemlerin kökeninde. s. 1990. insan öznesini baskının bir aracına dönüştürürken. Max. Işık. 39 HORKHEĐMER. Totaliter çaba. bu iki düşünüre göre. felsefenin eleştirel momentinden uzaklaşmış olmasını gören Adorno. Ekim.”40 Felsefenin kaynağından kopmuş olması durumu nasıl anlaşılmalıdır? Bu sorunun cevabı. 117. Đst. varolan düzenden bir ‘öteki’ alternatifinin ortaya çıkabilmesinin ön koşulu olmak durumundadır. 40 EREN.”39 Kültürün birbirinden belirli uçurumlarla ayrılmış alanları arasında gerçek olmayan bir köprü görevi gördüğünü iddia eden 20. Bursa. yüzyılda bu niteliğini bir kenara bırakarak. olumsuzlama etkinliğini bir kenara bırakması ve tamamıyla bozuk düzenin olumlanmasına hizmet ettiği gerekçesi ile eleştirir. Đdeal bir düzenin yolunu açan eleştiri etkinliği olarak felsefe. 1995. Horkheimer’in de Akıl Tutulması’nda aynı noktaya. Orhan KOÇAK). Felsefe kendi görevinin peşinden gideceği yerde.. bütünüyle olumlamacı bir tavır sergiler.

YKY.. Felsefenin önemini kaybetmesi. okul ve kültür Endüstrisi gibi kurumlar tarafından geliştirilen. Ali KAFTAN). 24 . bunu gözler önüne sermek isteyen kişi için oldukça zorlu bir mücadeleyi gerektirir.42 Vurgulanan veya deşifre edilen rasyonalite. yüzyılda felsefenin durumuyla ilgili yaptığı değerlendirmede Adorno. bir zamanlar ayrılmaz bir biçimde iç içe geçmiş olduğu teknik dünyaya. Ekim 2003.bilimlerin gölgesinde kalması ile birlikte önemini yitirmiştir. dünyanın anlamının rasyonel bir çözümlemeye tâbi tutularak kavranamayacağı düşüncesine dayanır. “Neden Hâlâ Felsefe ?”. s. Bu kişi felsefenin. onun artık modern tekniğin hâkimiyetinde olan dünyaya uygun olmadığını dile getirir. Ocak 2006. Somut/pozitif bilimlerin gölgesinde kalmış olan bu alanın öneminin gösterilmesi işi. bürokrasi. (ss. 83–110). Frankfurt Okulu (Ed. Seyla. günümüzde yaşamlarımızı kontrol eden modern tekniklere – kelimenin hem mecazi hem de sözlük anlamıyla ‘teknik’ olana–. Benhabib şu sözlerle ifade eder: Rasyonelleşme ile Adorno. artık hiç de uygun olmadığının farkında olmalıdır. Doğubatı Yay. “Modernlik ve Eleştirel Kuramın Çıkmazları”. Emre BAĞÇE). 42 BENHABĐB. bilimlerin peşinden koşan bir etkinliğe dönüşmüştür. ordu. s. Melankoli ve Felsefe (Çev. 20. Felsefenin önemini ortaya koymaya çalışan bir kimse.41 Modernlik eleştirisi şu halde. şu sonuca ulaşır: Felsefe kendi kaynağını. 87. Cogito-Adorno: Kitle. Eleştirel teorinin toplumsal-kültürel rasyonelleşmenin özgürlük olanağını yok ettiğini düşündüğü noktada. gelişimini ve görevini unutarak. yalnızca doğanın (özellikle bilim aracılığıyla) tahakküm altına alınmasını değil. Adorno’nun en önde gelen ilgileri arasında yer alır. Sayı 36. Modernleşmenin temelinde yer alan bilimsel rasyonalitenin aslında irrasyonelliği temsil ettiği noktası üzerinden gerçekleştirilen eleştiri. W. Onun Batı’nın pozitif bilimlerinin akılcı tavrına yönelen bu eleştirisini. daha işin başından dezavantajlı bir durumda olduğunu bilmelidir. 41 ADORNO. T. daima etkili ve sonuç verici örgütsel teknikler vasıtasıyla toplumsal yaşamın bütün alanlarına yayılan yönetsel ve siyasal tahakküm. 184. Horkheimer ve Marcuse şu olguları kastederler: Fabrika. şu halde modernizmin yarattığı tarihsel sürekliliğin alaşağı edilmesi gerekir. aynı zamanda insan ilişkileri üzerinde kurulan denetimi ve içsel doğanın yönlendirilmesini de içermektedir.

”45 O. doğanın tahakkümü ile ilgilidir. Doğanın kendinde bir varlık olarak görülmeyip. a.. nihaî anlamda yalnızca belirli kişi ya da gruplara otorite sağlayan ideolojik bir yanılsama olduğunu öne sürer. Minima Moralia’da. 130. “Eleştirel teori’nin kıyametin habercisi olmasının nedeni. hakikati ortadan kaldırması yer alır. Araçsal dünyada her şey birbirinin yerine ikame edilebilirdir. işte bu sayede niteliksel farklılıklar ortadan kalkmış ve değiş-tokuş meşrulaşmış olur. ‘her şeyin birbirinin yerine kullanılabilirliği’dir. Doğanın yalnızca bir bilgi nesnesi olarak ele alınması. Ancak bu kırılma. s. Adorno’ya göre bilen özne. Bu haliyle araçsallaşmış aklın varlık alanına bakışında temele aldığı ilke. Minima Moralia. 92. Adorno özdeşlik düşüncesinin ütopyanın somut olanağını ortadan kaldırdığını düşünür.e. Aklın araçsallaşmasını Adorno. Minima Moralia. araçsal akla duyduğu karşıtlık da büyük bir rol oynar. belirli amaçların nesnesi durumuna indirgenmesi ve düşüncesizce denetim altına alınması ile bilen özne nesnesine yabancılaşmış hale gelir. bu durumu şöyle resmeder: Niceliğin barbarizmini. s. Araçsal aklın yıkıcı olan ikinci sonucu ise. 45 ADORNO. bu düşüncenin niteliksel olarak farklı momentleri yok saymak suretiyle. Horheimer ile birlikte ilkin. Araçsal akıl doğayı hakikatin kurucu 43 44 BENHABĐB. ADORNO.g. pozitif bilimlerin işlemlerine teslim edilmektedir. budur. Seyla. idareciler ve matematikçilerle eski ittifakından kalma bir miras olarak taşımaktadır. doğayı yalnızca üzerinde denetim kurduğu yönleriyle bildiği için. özgürleştirici dinamiği harekete geçirebilir. doğanın özsel özelliklerine yabancı kalmaya mahkûmdur.”43 Adorno’nun pozitif bilimler eliyle gerçekleştirilen tahakküme ilişkin eleştirilerinin kökeninde. s. 188.44 Adorno’nun özdeşlik düşüncesinin eleştirisi üzerinde bu denli durmasının kökeninde. 25 .Bu türlü bir değişim tarihsel bir kırılma noktasına duyulan gereksinimi açığa vurur. Adorno. onun hakikatinin gerçek anlamda bilinebilmesini imkânsızlaştırır. özdeşlik düşüncesinin. “Uzlaştırılamazların uyumu kötü bütünlüğün sömürülmesine hizmet eder. felsefe: O şişkin dünya-tarihsel hayhuyun damgasını taşımayan her şey. niteliksel olarak özdeş-olmayan varlıkların zorla niceliksel bir özdeşliğe tâbi kılınması bağlamında ele alır.

46 Araştıran aklın bir etkinliği ve günümüze uygun olmayan. 137. insanlığın artık sorması gereken soru. Felsefî eleştirî maddî temellerinden ayrı düştüğünde. bugün dünyayı felakete sürükleyen hastalığın teşhis edilmesinde iş başında mıdır? Adorno’ya göre. tüm gerçek içeriğini kaybederek saf kuramsal çalışmaların yapıldığı ve dolayısıyla çağının içinde bulunduğu problemleri aydınlatmaktan uzak bir disiplin haline gelmiştir. özsel içeriğinden soyulmuş durumdadır. ADORNO. O halde. Đnsan için felsefe. Đnsan ve ilişkileri de. Adorno felsefenin salt entelektüel bir etkinlik olarak kalmayı seçtiğinde. “Neden Hâlâ Felsefe?”. Đşlevsellik söz konusu olduğunda somut/pozitif bilimlerle boy ölçüşemeyen felsefe. hakikatten uzaklaşmış duruma gelir. tarihsel ve toplumsal koşulların aydınlatılmasında rol alacak iken. Problem. tıpkı doğada olduğu gibi. 46 47 ADORNO. yalnızca doğayı değil. Minima Moralia adlı eserinde. doğa fenomenlerine getirilen cesur açıklamalarla şeylerin doğasına dair yüce. aksi takdirde. gelişimini tamamlayamamış bir disiplin olarak görme eğilimindedir. işlevsel olamadığı gerekçesiyle geri plana itilmiştir. saf teorik bir etkinlik olarak felsefe. metafizik bir kavrayışın birbirinden ayrılmaz bir biçimde iç içe geçtiği Eski Yunan spekülasyonunun miras bıraktığı. Minima Moralia. s. Adorno’nun deyimiyle “mermisini boşa harcıyor”47 demektir. Felsefe. budur. Adorno’nun vurgulamak istediği şey. Araçsal aklın temel ilkesi işlevselliktir. Hakikatten uzaklaşmış araçsal akıl. O. bu gerileme nedeniyle kendisini saf teorik çalışmalarla sınırlandırmış bir duruma sokar. felsefenin yaşam alanıyla bağlantılarını yitirmiş olmasıdır. yalnızca belirli amaçlara ulaşmanın araçları haline gelir. 185. Adorno şöyle değerlendirir: Modern bilim anlayışı. doğayı denetim altına alırken. Felsefe insanın özgürleşiminin teminatı olacağı yerde. ona yabancılaşan insanın bir ‘değer’ olarak kaybolması gerçeğidir. s. bu görevinin başında değildir. felsefeyi kadim zamanlardan kalma bir emanet. Gerçek içeriğinden arındırılmış felsefeye modern bilimin bakışını.momentlerinden biri olarak görmemekle ve onu yalnızca bir araç konumuna indirgemekle. bu haliyle tüm gerçek. etki gücünü kaybedeceğini belirtir. düşüncenin kendilerinden kaynaklandığı tarihsel ve toplumsal koşulların unutulmaması gerekir. eleştiri nesnesini kaybetmeye mahkûm olur. insanlar arası ilişkileri de şeyleştirir. 26 .

gücünü modern metodolojiye karşı gösterdiği dirençten alır ve çevremizdeki maddî dünyanın bugün olduğu gibi. düzeni kayıtsızca olumlayan bir etkinlik değildir ve olmamalıdır. tam da eksik olduğunun bilinciyle kurtulabilir. onun varoluşunun temelde bu eksikliğinden kaynaklandığını dile getirmek ister. 186-187. problemli durumunun farkına varmalı. Felsefenin toplum içindeki yeri –ondan gocunmaktansa. “Neden Hâlâ Felsefe?”. sorunlarını görmezden gelmek yerine. s. s. 48 49 ADORNO. “Neden Hâlâ Felsefe?”.48 O halde.Problemi bu şekilde tespit ettikten sonra. Felsefenin etkinlik alanı. Bu çelişkiler. bunlar vb. ona negatif bir karakter verir. o. Adorno felsefenin hiçbir şey hakkında iyi olmadığı için henüz zaman aşımına uğramadığını50 dile getirirken. 186. kayıtsızca kabullenilişine karşı çıkmaya hizmet eder. Felsefe her şeye yönelik bir sorumluluk duygusu tarafından yönlendirilmemeli. değerini bilmek işine gelecektir–günümüzde basmakalıp bir şekilde saçma olarak tanımlanan şeyi tanımlamaya duyduğu umutsuz gereksinimle örtüşür. Adorno’ya göre felsefe. Her şeye karşı sorumluluk duygusu ile yönlendirildiğinde. kendisiyle yüzleşmelidir. Farklı bir ifade ile onun negatif bir momente sahip olması gerekir. sahici bir metafiziksel soruşturmaya girişmenin gereklerini yerine getiren bir felsefî spekülasyon. bu tür kavramların hepsinden vazgeçmelidir.. 50 Adorno’dan aktaran SOYKAN. Felsefe bir bilim olma hevesiyle giriştiği bu yanlıştan. çelişkiler alanıdır. yukarıda da belirttiğimiz gibi felsefe. s. artık mutlak üzerinde bir hâkimiyet kurma iddiasında olmamalıdır. bu yeniden yapılandırma işleminin geçmişin uyumlu bütünlüklerine bir geri dönüşü de temsil etmediğini belirtir. Oysa felsefe öncelikle modern dönemdeki yerini dikkate almalı ve mutlaklık iddiasından vazgeçmelidir. a. felsefe tıpkı pozitif bilimlerin yaptığı gibi mutlak hâkimiyet iddiasında bulunur. Böyle bir geri dönüş çabası başarısızlığa yazgılıdır: Utangaç bir tavırla kendi tarihindeki olguların ardına saklanmak yerine.49 Geleneksel felsefenin en büyük yanlışı. 52.g. ADORNO. sergilediği mutlaklık iddiası olmuştur. ancak bu arada hakikat kavramının kendisini de kurban etmemelidir. 27 .e. felsefenin yeniden yapılandırılması gerektiğini dile getiren Adorno. aksi takdirde sorumluluk duyduğu şeylere ihanet edecektir.

Ö.g. sonuçta totolojiye indirgenir. N. felsefenin ortadan kalkması anlamına gelecektir. 4. geleneğinden gelen ve algısı üzerinden baskı kuran yükten kurtulması ile olanaklıdır. s. s. ADORNO. kendini çılgınca kavramlardan kurtarıp. Hiçbir düşünce –ki felsefenin kendisi de– herhangi bir özdeşlik noktasında takılıp kalma olmadığı için. onun hakikatin çelişik unsurlarını kavrayabilecek olmasından gelir. Mutlak bilgi. Adorno’nun diyalektik anlayışının gerçekleştirdiği yenilik de. “çürütülmesi imkânsız mutlak doğrulara ulaşmak olmamalıdır. çılgınca bir aldanmalar dizisine dönüşme riskine girer. Felsefe her şeyi bilme iddiasından ve bütün gerçeği kendi içinde kristalleştirme fikrinden hemen vazgeçmeli. a. işte budur. 49. bunu kabul etmek ve mutlaklık sanısına ya da vehmine kapılmamak. gerçeklikle aklın bağını kurabilmesi için ödenmesi gereken bedel. her zaman yetkinlikten uzaktır. asıl hedef öne sürülen düşüncelerin doğruluğunu sorgulayan sorunun kendi kendisini de yargılamasını sağlayacak sezişler geliştirmektir.”53 Adorno’nun felsefeyle ilgili bu saptaması. Soykan’ın ifadesiyle. 20. Gerçekleşmesi. “felsefe için tehlikelerden arındırılmış güvenli bir yol yoktur. 73. kendisine konu olarak bu iki yaklaşımı 51 52 SOYKAN. felsefenin.Felsefenin negatif karakteri. Minima Moralia.e. bilimin amaçladığı bilgi olarak asla gerçekleşmez. 186. yüzyılda felsefenin negatif bir karakter kazanabilmesi. işte tam bu noktada ortaya çıkar: Felsefe bu eksikliği kabul ederek yoluna devam etmelidir. budur. hiçbir özdeşlik noktasında takılıp kalmaz. Adorno’da bilgi. çünkü bunlar. Adorno’nun ifadesiyle kendisini “insafsızca eleştirmesi gerekir.”52 Felsefede amaç. geleneğinden gelen yükü sırtından atmalıdır. negatif diyalektiğin hiçbir zaman son noktaya varmayacak ve hareketi sürekli devam edecek bir karakterde olmasını anlatmaktadır. Adorno’nun söylemiyle: Her şeyi kapsayan bir sistem olma iddiasıyla felsefe. Adorno. Hegel’in diyalektik teorisinin aksine. s. mutlak hakikat iddiasından vazgeçerek.54 Felsefenin algısının negatif karakterini ortadan kaldıran iki düşünce okulundan söz eder. Negatif diyalektik. Modern felsefî eleştiri.. Hakikatin çelişik yapısını görerek. 54 ADORNO.”51 Mevcut ya da verili koşulların bir eleştirisi olmak istiyorsa. felsefenin yapması gereken. baskıcı ve tahakküm kurucu olmayacaktır. 53 ADORNO. “Neden Hâlâ Felsefe?”. Negative Dialectic. 28 . s. Felsefenin içine düştüğü aldatmacanın yerine gerçekliği koyabilmesi.

düşüncenin eleştirel gücünü hiçe sayan noktalara varmıştır. pozitivizmin kendisi şeyleşme eğilimi göstermektedir. bu özne kendisini başka bir şeye gerek duymaksızın kendi içselliğinde olumlar. insan yapımı tüm kazanımları değersiz kılar ve bunların değerini kendi insan kaynaklı ölçütlerine indirger. nesneyi özneye tamamen dışsal bir şekilde kavramsallaştırarak. s. Dolayısıyla. ADORNO. Öyle ki hakikati kavrayacak düşünsel 55 56 ADORNO. Toplumsal hayatın tüm karmaşası içinde görüldüğü şekliyle. Olguların şeyleştirilmiş maskesine duyduğu takıntılı hayranlıkla. felsefedeki iki baskın eğilimin hakikat hakkında tarihsel evrimin içinde birbirinden uzaklaşmış olan. Nesneyi bir ‘şey’ olarak gören pozitivist özne. bilimin varlığı. Bu iki düşünce okulu Adorno’ya göre.”55 Sözü edilen heterenom düşünce okulları hakikat kavramını dışarıda bırakmıştır. Mitolojiye karşı duyduğu tüm o düşmanlıkla. ayrık. 29 . manipüle eden bir öznedir. nesne üzerindeki tahakkümü meşru gören ve onu kendi amaçları doğrultusunda değiştiren. ‘telle quelle’. 191. bütün yetersizlikleri ve akıl dışılıklarıyla. ‘Acaba amatörce bir iş mi yapıyorum?’ ya da ‘Ortaya koyduklarımın çok tali bir önemi mi var?’ türünden sorularla boğuşmasına neden olduğunu belirtmektedir. bu tahakkümü yine kendi öznel amaçları çerçevesinde olumlar. ona hâkim olmayı amaçlar. Pozitivizmin öznesi. yetersiz ve birbiriyle uzlaştırılması mümkün olmayan bakış açıları sunduklarını saptama görevini üstlenmelidir. 190. Felsefe ancak kendisinin aydınlatabileceği bilimi. s. kendisinin hakikat ölçütü haline geldi. “Neden Hâlâ Felsefe?”. hiçbir zaman kendi bütünlüğünde ele alınmadığı ve bu nedenle pozitivist özne tarafından. kendi statüsüne çıkardığında felsefe olmaktan vazgeçti. “Neden Hâlâ Felsefe?”. Pozitivizmin modern dönemdeki hızlı yükselişi ve bu yükselişin beraberinde getirdiği bilimsel uzmanlık hipotezi ya da kabulünün her türlü bilgi alanını zaptetmesi karşısında Adorno. pozitivizm mitoloji karşıtı felsefî itkilerini ele verir. felsefenin. hakikatin çelişik yapısının kavranmasını imkânsız hale getirir. Özne ve nesne arasında mutlak bir ayrım olduğunu dile getiren bu akım. Pozitivizmin her şeyi bilme iddiası ile şeyleştirici tavrı.56 Pozitivizm kendini temellendirirken yine kendi ölçütlerini kullanır. nesneye hiçbir şekilde tam olarak nüfuz edilemediği için. “eleştiri. Dolayısıyla ‘şey’ durumundaki nesne.seçmelidir: Pozitivizm ve Ontoloji Okulu.

birey için doğal hale gelir. bireye bu yapıları olduğu gibi kabul etmek dışında çok az seçenek tanıyan böyle bir dünyada bu tür bir saflık (ontolojinin saf bilinç yöntemi) her zaman çabucak büyür ve tehlikeli yan anlamlar kazanır. onun olguların ve hatta kavramın dolayımlayıcı rolüne gözlerini kapamış olmasıdır. Dolayısıyla. “Neden Hâlâ Felsefe?”. “Neden Hâlâ Felsefe?”. Adorno’ya göre. 194. 58 57 58 ADORNO. 30 . Adorno’nun geleneksel felsefe eleştirisi. ontoloji geleneği ve pozitivizmin ortak bir hareket noktasına sahip olduğuna işaret eder. tam da bu öznelliktir.57 Geleneksel felsefe. böyle bir ontoloji. bireye dayattığı ağırlıkların tümü. Oysa Adorno. onun aynı zamanda tehlikeli yan anlamlar kazanmaya müsait yapısını açığa çıkarmak ister: Toplumsal düzeni oluşturan yapıların günbegün içine işlediği bir dünyada tüm bireysel eğilimlere baskın çıkan. Geleneksel felsefe her şeye rağmen. bir felsefe olma potansiyeline sahiptir. her yere yayılan bir sistemin. Ontolojinin de bireyi nesneleştiren yapısına dikkat çekmek isteyen Adorno.dayanakların neredeyse tümü. metafiziğe karşı olmaları bakımından ortak bir hareket noktasını paylaşmaktadır. Adorno. öznel düşünme edimi ve zihin olduğu gerçeğinin tanınmasını engeller. tüm olumsuzluğuna rağmen. Her iki geleneği de spekülasyona karşı olan ve düşünme süreçlerini başa çıkılması gereken zorluklardan ibaret sayan. aydınlatmaya çalıştığı şeyin kendisini karartmıştır. çünkü kendi gelişimini tersine çevirebilecek bir dinamik onun içinde hâlâ bulunmaktadır. ayrıca belirli bir eğilim taşıma riskine karşı düşünme süreçlerine itibar etmeyen yaklaşımlar olarak değerlendirir. Şeyleştirilmiş bilinç tümüyle saftır ama aslında saflığını da tamamen kaybetmiştir. Bireyin kendi inşa ettiği ve inşa çabası sırasında kendiliğinden gelişecek başka her türlü itkiyi dışlama derecesinde sıkışıp kaldığı. 193. gerçek kendiliklerin hâlâ düşünce. Çünkü insanın kendisini tümüyle varlık olgusundan kaynaklanmayan varoluş formlarına döndüren. s. ADORNO. bir umutla noktalanır. apaçık gibi görünenle anlaşılmaz gibi görüneni birbirinden ayırmaktır. pozitivist özne anlayışı ile ortadan kaldırılmış bulunmaktadır. Felsefenin ödevi. s. ontolojinin eksikliği. Sonuç olarak her iki teori de. birbirini reddeden düşünce okulları olarak. öznelliğin insan dünyasının vazgeçilmez bir unsuru olduğunu düşünmektedir.

197. 242. onun kendi yetersizliğinin farkına varmasında bulur. modern dönemin felaketleri apaçık ortada durmaktadır. Đçinde yaşadığımız dünya Adorno için. aksine fazla iddialı olup. Modern dönemde tutunulabilecek tek dal. var olmasa da erişilmesi mümkün olan bir düzene göz atma lütfuna erişir. felsefenin ait olduğu negatif momentte iş görmesidir. Adorno’ya göre. zihinsel sınırların etkisi altında kalmayan ve kendi içsel hükümranlığında herhangi bir hayale kapılmayan. o halde Adorno’nun bakış açısında merkezî bir rol üstlenmektedir. Felsefenin eleştirel gücüne yeniden sahip olabilmesinin koşulunu Adorno. karanlıktan yakınana ‘karanlık simsarı’ damgasının vurulduğunu dile getirir. s. Felsefe hiçbir işe yaramadığı için. “Neden Hâlâ Felsefe?”.60 Mevcut düzenin değiştirilemez olduğu savı. bu iddialarını gerçekleştirmede yetersiz kaldığı için gerilemiştir. ADORNO. egemen ideoloji tarafından tutarsız olduğu suçlamasıyla lekelenmeye çalışılır. büyük bir yanılsama ve yalandır. Düzene ayak uyduramayan. düzenin sürüp gitmesine neden olur. 31 . Đşlevselliğin tek yargılama ölçütü olarak kullanıldığı dünyada felsefe. çizilmiş sınırların bir adım bile olsa dışına çıkabilen bir entelektüele gereksinim duyduğuna inanır. Bu potansiyeli hayata geçirebilmenin tek koşulu. ona göre yanlış gidişe ‘dur’ diyebilmenin tek yoludur. Ancak tam da bu apaçıklık nedeniyle onun tekrar dile getirilmesi gereksiz görülmektedir. bu iddiayla dikkat çekmeye çalışmamalıdır. demode olmamıştır. Sadece düşünce. negatif olan. bitimsiz bir dehşeti simgelerken. Böylelikle suskunluk ve direnç göstermeme. sürekli pervasızca düştüğü o en büyük günaha. Negatif bir 59 60 ADORNO. Bir işlevi olan her şey. hiçbir işe yaramadığı için değil. ideal bir düzenin olanağını kavrayabilir. Adorno düzenin değiştirilebilmesinin yalnızca. düzenin değiştirilemez olduğunu düşünen kişi de bu özdeşliği gözden kaçırmaya yazgılıdır. işlevsel bir dünyanın büyüsüne kapılmıştır. Adorno bu noktada. Minima Moralia.Pozitivist ve ontolojik geleneğin düşünsel süreçleri hiçe sayan yaklaşımlarının aksine. işlevsizliğini ve maddî yetersizliğini özgürce kabul eden düşünce. hatta yine.59 Düşünsel süreçler. hâlâ bir cennet olabilme potansiyeli barındırmaktadır. felsefenin kaybetmiş olduğu itici gücünü tekrar kazanması ile ilgilidir. Yalnızca düşünce. düşüncenin eleştirel gücü. yani fazla iddialı olma günahına düşmek istemiyorsa. Bütünün özdeşliği. s.

Eleştirmenin heyecanı –ki derhal söndürülmelidir– sadece tarihin değişmezliğini anlayamamasının. felsefe. s. eleştirmenin sınır dışı durumunu şu sözlerle ifade eder: Modern toplumun eğilimlerini eleştirmeye kalkan kişi. daha yukarıdaki bir düzleme çıkabilmesine yeterli olmayacaktır. Bu söz bizi belki kurtuluşa götürmez. bozguna uğramıştır. 65 ADORNO.63 Dünyayı değiştirme çabaları. 32 . yol onu nereye götürürse gidebileceği konusunda bir umut ışığı olur. Adorno için. 20. 242. Eleştiriye ve yeniden yorumlanmaya gereksinim duyan bir düzende yaşamaya devam etmektedir. bu. insanı maddî çevresine utanç verici bağımlılığından kurtulmaya çağırdığı görülecektir. s.”66 Felsefe için koşulsuz buyruk Rimbaud’un il faut etre absolument moderne (mutlaka modern olunmalı) sözüdür. 198. Adorno’ya göre. yüzyılın tarihsel fenomenlerinin işaret ettiği üzere. Minima Moralia. ama aklın izlediği kavramın. hiyerarşinin hiyerarşi olmadığını açık bir şekilde dile getirebilir. s. 63 ADORNO.momentin savunuculuğunu yapacak olan kişileri daha işin başında büyük zorlukların beklediğini dile getiren Adorno. 66 ADORNO. ADORNO. Bu sınır dışı tavır marjinal entelektüelin tutunabileceği son sığınaktır. s.61 Her türlü işbirliği. felsefenin de koşulsuz buyruğu olarak alınmalıdır. s.62 Verili düzen herkesin ve her şeyin belirlendiği ve hiyerarşiye tâbi kılındığı bir yapıdır. Minima Moralia.65 Adorno felsefe ile ilgili sözlerini şöyle özetliyor: “Babacan öğütler onun bilimsel etkinliğin uğultusundan kurtulup. "Neden Hâlâ Felsefe?". yalnızca estetik bir program değil. Negative Dialectic. s. işte bu bağımlılığa karşı zihnin direnme gücünden başka bir şey değildir. 197. toplumsal katılma ve kaynaşma.64 Onun gerçekleştirilmesinin materyalist temelleri mantıksal sonuçlarına kadar takip edilirse. "Neden Hâlâ Felsefe?". 64 ADORNO. Felsefe. herkesin histeri teşhisini yapıştırdığı bir mantıksızlığın ifadesidir. 26. 3. 70. Ancak ve ancak başına buyruk ve sorumsuz bir entelektüel. daha cümlesini bitirmeden. 61 62 ADORNO. insanlık dışı koşulların sessizce onaylanmasını örten bir maskeden başka bir şey değildir. “bu işler hep böyledir” veya “devran değişmez” türünden otomatik bir itirazla karşılaşır. Minima Moralia.

2.1. Yirminci yüzyılın cehennemi anımsatan tahakküm düzeni. bir şeyi kabul etmesi gereklidir. işte bu bağlamda ele almak gerekir. ‘insanlığın kendi yazgısını artık kendi eliyle belirlemeyi öğrenip öğrenemeyeceği’ problemidir. Bu nedenle. öncelikle bu itirafla işe koyulmalıdır. “Bugün bir cennet haline gelebilecek dünya. yirminci yüzyılda toplumun ve bireyin farklı yollarla tahakküm altına alınması olgusu oluşturmaktadır. felsefenin ele alması gereken konuların başında yer almaktadır. bu kabul olmaksızın mümkün görünmemektedir.2. tersine çevrilmesi artık olanaksız bir gelişmenin sonucu olan olaylardır. Adorno’nun yukarıda açıkladığımız felsefenin gerekliliğine yönelik vurgusunu da. niye yarın cehennemin ta kendisine dönüşmek zorunda olsun ki?” sorusuna cevap arar. Adorno’nun felsefî soruşturmasının güdüleyici unsuru. geçmişteki felaketleri yalnızca ekonomik-teknik ilerleme yolunda üzülesi bir işletme kazası olarak yorumlamaya eğilimlidir. Bu bilinç. “Özneleri 67 ADORNO. Bozuk düzene karşı verilecek savaşta felsefenin başarılı olabilmesi. tarihte felsefenin gerçekleştirilmesine engel olan olaylar. Adorno. Bu bağlamda. yirminci yüzyılda tahakkümün farklı boyutlarını aydınlatabilecek yegâne etkinliktir. NEGATĐF DĐYALEKTĐK: ÖZDEŞLĐĞE KARŞI ÖZDEŞ OLMAMA Adorno Neden Hâlâ Felsefe adlı metninde. cennet ise ütopik (özgürleşmiş) bir düzene gönderimde bulunur. Felsefenin aydınlatma amacını gerçekleştirebilmesi için. Buradaki cehennem metaforu yirminci yüzyıldaki güç ve tahakküm ilişkilerini nitelerken. insanlığın içinde bulunduğu bilinç durumunun. s. Felsefe. tarihindeki büyük felaketleri kolayca unutmaya eğilimli olduğuna işaret eder. Bu düşünürler için tahakkümün sözü edilen farklı boyutlarının deşifre edilmesi ise. kendi çöküşünü itiraf etmek için hâlâ neyi bekliyordu?”67 Felsefe. “Bağrında milyonlarca masum insanın gaz odalarında öldürüldüğü ve bunun kendi gündemine girdiği bir kültür. bir bütün olarak Frankfurt Okulu’nun ve daha özelde Adorno’nun düşüncelerinin ana eksenini. Eleştiri. 33 . 63-64. özgürleşmiş yeni bir düzenin kavramsallaştırılabilmesi açısından yapılacak en önemli iştir.

kendi kaderinin belirleyicisi olmaktan da yoksundur. 43. 7. “Bir kez radikal bir biçimde nesneden 68 69 ADORNO. şeyleşmenin ürünüdür.ilgilendiren sorun. yüzyılda insanın özgür bir varlık olduğu konusunda söylenen yalanların temelini çürütmek istercesine. şeyleşme kategorisiyle belirlenen kendisi (özne) ve kendisine dışsal olanla (nesne ve özneye dışsal olan diğer özneler) ilişkisini yeniden ele almak durumundadır. ücret mekanizmasından bağımsız değildir. tarihsel olarak öznenin nesneyi tahakküm altına alması ile sonuçlanmıştır. Sonuç olarak. s. onların bundan sonra da nesne olarak kalıp kalmayacakları ya da kendilerine sahip çıkıp çıkamayacaklarıdır. ortaya çıkan görüntü insanî bir özgürleşimi temsil etmekten uzaktır. fakat daha güçsüz ve daha fakir haklara sahip olduğumuz bir duruma gönderimde bulunduğunu dile getirir. tarihsel serüveninde. New Left Review. Adorno’nun özne-nesne konusunda gördüğü en temel problem. “Message in a Bottle”. ADORNO. 73. manipüle edilebilecek araçlar olarak tanımlar. dünyanın felaket görüntüsünün altında. Adorno. s. özgürlük yoktur. şu anda özgürlük kavramının daha güçlü ve daha zengin haklara sahip olmayı değil. 1993. Issue: 200. s. Her şeyin bir ederi olduğu yerde. Özgürlükten yoksunluk. 20. Adorno’ya göre. bu iki moment arasındaki ilişki üzerine durup düşünmediği için. Şeyleşmiş toplumda hiçbir şey. 70 ADORNO. modern felsefenin Descartes’tan itibaren bu iki gerçekliği birbirinden mutlak bir biçimde ayrı tutmasıdır. nitelikleri elimine etme ve onları ölçülebilir tanımlar içinde dönüştürme tavrı sergilemektedir. dünyanın yaşadığı felaketlere işaret eder. etkin bir varlık haline gelebilmesinin olanağını araştırır. Nesneden bütünüyle ayrıldığında özne. onu yalnızca belirli amaçlar uğruna dönüşüme uğratılabilecek. (Trans by Edmund JEPHCOTT).”68 Özgür olmayan insan. Sonuç olarak. Negative Dialectic. Nesne öznenin belirlediği sınırlar dâhilinde anlamlıdır.69 Đnsan. özne ve nesne arasındaki ilişkinin kavranamamış olması olgusu yer alır. Eleştiri. Adorno insanın edilgin bir varlık olmaktan çıkarak. Etkin bir varlık olduğu iddia edilen insan. Volume: A. Nesne dünyasının bundan böyle kendisi için herhangi bir var oluşu söz konusu değildir. Özgürlük kavramının yozlaştırıldığını. 34 . Ondan beri bütün bilimler nicelleştirme ile ilgili genel eğilimlerinin bir sonucu olarak bilimsel nesneleştirme.70 Düalist anlayışın temelini oluşturan mutlak ayrılık.

Bu araçsal ilgide dünyanın bilişsel olarak sınanan yönlerinin. onu. Adorno’ya göre pozitivizmdir. Sanki hiç kimse okşamamıştır manzaranın şaçlarını. s. 73 ADORNO. parıltık izleri de yabanıl ve zengin bitkisel çevre karşısında o kadar ilgisiz ve hunhar görünür. Ed. batmayan dokusundan da yoksundurlar. üzerinde baskı kurulmak suretiyle öznenin istekleri doğrultusunda değiştirilebilecek bir alan olarak kavramsallaştırılır. hiçbir şeyin önemi yoktur. T. Andrew ARATO & Eike GEBHARDT. Algılanışı da böyledir. Rahatlamamıştır. Pozitivizmde ele alınan dış dünya (doğa). The Essential Frankfurt School Reader. silinen manzara da kendi taşıdığından daha fazla iz bırakmaz. yatıştırıcı. Pozitivist özne. dünyayı bitmiş bir realite. keşfedilebilir yönlerinin dışında. demek insan elinin ya da en yakın aletlerinin dokunuşunu hissetmiş şeylerin o yumuşamış.72 Çağdaş epistemolojide. October 1982. Hızla giden arabanın içinden gördüğü şeyi kaydetmez göz çünkü.”71 Modernin mutlak ayrılık düşüncesinin doruk noktası. 71 35 . Doğanın insan tarafından manipüle edilmesine yönelik olarak. bilinmesi gerekenin. Pozitivizmin hâkim olduğu dünya güç ilişkileri dolayımıyla kurulmuş bir dünya olduğu için. Đfadesizdirler. 50.kopup ayrıldığında özne. dünyaya araçsal bir gözle bakar. kültür ve toplum dediğimiz bölümlerini) kavrayamamış. 72 JAY. düzgünlükleri ve genişlikleri ne kadar etkiliyse. bilginin güç olduğuna yönelik iddiasıyla. rahatlamaz. ikinci doğa olarak. dünyanın tarih. öznenin nesne üzerinde kuruduğu tahakkümü de bu akıma bakarak anlamak mümkün görünmektedir.. bir ‘ikinci Doğa’ olarak kabullenebilmiş. W. onu özümseyerek yutmaktadır. gücün elde edilmesi için bir araç olarak görülmesi ile sonuçlanmıştır. kendi ölçülerine göre düşünüp indirgemekte. nesnenin kendi başına ne olduğunu unutup. Pozitivizm dünyanın oluşturulmasında öznelliğin yaratıcı ve aktif gücünü (yani.73 Adorno. Adorno. s. Ayak ya da tekerlek izini bilmezler. öznenin kendisine dışsal olanı yalnızca bir bilgi nesnesi olarak ele alması. 73. s. Adorno Minima Moralia’da şu sözleri söyler: Manzaranın içine öyle yerleştirilmiş gibidir yollar. bu nedenle. otlaklara ya da ağaçlıklara geçişi sağlayacak yumuşak patikalar yoktur kenarlarında. Continuum International Publishing Group. edilgin ve boyun eğici bir politikanın suç ortağı olmuştur. “Subject and Object”. Öyle ki bu özne. Adorno’ya. 499. dünya ile olan ilişkisinde diğer bütün yakınlıklarını askıya almıştır. Minima Moralia.

doğanın denetim altına alınmasının insanın da denetim altına alınması anlamına geleceği vurgusu ile kendini gösterir.” Dolayısıyla. insanî olanla insanî olmayan arasındaki sınır çizgisidir de. pozitivist öznenin nesneyi. Bu modern anlayış.Doğa ile doğa olmayan arasındaki karşıtlığın sınır çizgisi olarak algılanabilir. yine de nesneler kavramların içinde eritilemezler. onu şeyleştirir. Kavramsal yapılar olmaksızın nesneleri kavramak olanaksız olsa bile. Adorno’ya göre temelsiz bir iddiadır. 36 . insanın kendisinde ve ilişkilerinde de yıkıcı bir karşılık yakalamıştır. Şeyleştirilmiş özdeş varlıklardan kurulu bir dünya değersizleştirilmiştir. Bu karşıtlığı Adono’ya göre. doğada bulunan nesneler gibi insanın da hesaplanabilir bir varlık olduğunu söylemek suretiyle. en net Amerika’da görmek olanaklıdır. Başka bir ifade ile bu karşıtlık. ölçülebilir yanlarıyla kısıtlanan nesne hesaplanamayan. Hesaplanabilir. Özne. nesneyi kendisine tümüyle dışsal bir şekilde konumlandırdığında. onun hakikatini anlamaktan da vazgeçmelidir. Adorno. pozitivizmin ve araçsal aklın doğrudan eleştirisidir. Modern düşüncenin tasarımladığı mutlak ayrılık düşüncesi. öznenin kendisi de paylaşır. Kavramlar aracılığıyla gerçekliğin eksiksiz anlatılabileceğini düşünmek. dünyanın açıklanabileceği ve açıklanan yönlerinin de kavramlar aracılığıyla bütünüyle ifade edilebileceğini iddia eder. bütün yönleriyle kavrayamayacağını söyler. Bu. Adorno’nun felsefesinde bu anlayış. ona egemen olan özneden saklar. Adorno’nun negatif diyalektik yaklaşımı. yollar. kavramsal olanın içine hapsolmuş gerçekliğin açığa çıkartılması için kavramın kabuğunu kırma girişimi olarak ortaya çıkar. Pozitivizmin dış dünyayı yalnızca matematiksel olarak hesaplanabilir niceliklerle sınırlaması ve nitelikleri elimine etmesi. kavramın kavranan şeyi tüketmediğini gösterir. ölçülemeyen yanlarını. Adorno’ya göre özdeşliğe sürüklenmeye yazgılıdır. Niteliklerinden arındırılarak niceliksel bir özdeşliğe tâbi kılınmış nesnelerin kaderini. yalnızca ona nüfuz edebildiği kadarıyla anlayabileceğini dile getirir. Adorno. “Diyalektik özdeşliğin gerçek dışılığını. hiçbir kavramın gerçekliğin kendisini tüketircesine. Pozitivizm. negatif diyalektik özdeşliğe karşı özdeş-olmamayı temel alır.

özdeşlik istikrar ve durağanlığı güçlendirip. kendi aralarında sistemli olmayan kavramlar topluluğuyla. 20. a. farklı olanın ortaya çıkabilmesinin de yolunu tıkar. Negatif diyalektik. özne-nesne konusunda mutlak bir özdeşliğe sürüklendiği için.Kavramlar aracılığıyla Adorno. Bu noktada dilin kullanımına ilişkin olarak Adorno’nun önerdiği çözüm şudur: Anlam çoğulluğuna kavramların çoğulluğuyla yaklaşabiliriz. A. Takımlaşma nesnenin sınıflama izleğinin ya bir farklılık meselesi ya da bir yük olduğu özgül yanını aydınlatır. Adorno. özne-nesne ilişkisini hem bir birlik hem de bir ayrılık temelinde ele alır. “A=A’dır” türünden her türlü özdeşliğe karşı bir potansiyeller dizisine gönderimde bulunur. farklı bağlamları hesaba katan bir anlayışın yoksunluğunda. s. Zira bu iki unsurdan 74 75 SOYKAN. REJĐN. Bunun modeli dilin işleyişidir.”74 A’dan başka bir şey olması böyle bir özdeşlik durumunda beklenemez. ancak özdeşliğin kırıldığı yerde.. kavramlar birbirleriyle takımlaşırlar. Bu nedenle Adorno’ya göre. 1999]’in içinde ss. “Hegel’in Diyalektiği ve Olumsuz Diyalektik”. Kavramların nesneleriyle özdeş olduklarını iddia etmeksizin. ütopik olanın. mevcut bir bağlamın alternatif çoğulluğu karşısında yetersiz kalmaktadır. bağlamın alternatif çoğulluğuna olabildiğince çok yaklaşmaya çalışabiliriz. s. 96-116. Modern düşünce kavramların içine hapsettiği gerçekliğin başka türlü olabilmesine. Bunun yerine. 77 ADORNO. Mustafa. ütopik olana dönüşebilir.”75sözüyle kavramların hakikat karşısında yetersiz kaldığını belirtir. Negative Dialectic.77 Özdeş-olmama düşüncesi üzerine yükselen negatif diyalektik. ADORNO. kavramsalı aşma ve kavramsal olamayana ulaşmanın yollarını arar. A artık başka bir şeye. s. yüklemsel özdeşliğin kırıldığı yerde ortaya çıkar. Negative Dialectic. “Nesneler kavramlara artık bırakmaksızın oturmazlar. daha birçok şey olma potansiyeline sahipken. 76 Bkz. Adorno: Bir Giriş.76 Kavramlardan daha kapsayıcı olan genel kavrama adım adım ilerleme yoktur. Belge Yayınları. Đstanbul. Umut. Kavramlarla gerçekliğin birebir örtüştüğünü iddia eden özdeşlik düşüncesi. Dilin kavramları. “A=A’dır” özdeşliği farklı olanın ortaya çıkabileceği hiçbir çatlak bırakmaz.g. izin vermez. ütopik olana giden yol oldukça daralmıştır. 162.e. 15. CEMAL. V. hiçbir ütopya yoktur. “A=A’dır”da hiçbir umut. 37 . varlığın dinamizmini hesaba katmaz. [W.

Onlar olumsuzlamayı tarihin. ne de nihaî birliği gizleyen bir perdedir. ama her zaman özneden ayrı bir şey olarak kalır. en nihayetinde. 1980. of California Press. Introduction to Critical Theory. bu iki düşünürün çizdiği sınırların ötesine geçtiğini ve onları aştığını söylemek gerekir. ta en baştan beri bir nesnedir de. öznelliğin anlamının bir parçasıdır. ama aynı ölçüde bu kuruluş sayesinde birbirlerinden ayrılırlar.. Univ.80 78 79 ADORNO. Adorno’nun negatif diyalektiğinin ayrıldığı en önemli nokta. 38 . s. 64. Bu ikisi birbirlerini kurar. Olumsuzlama. özdeş-olmayan.79 Adorno özne ve nesne arasında mutlak bir birlik ya da ayrılık düşünmenin. Ele alınması gereken bir şey olarak. ideal bir düzenin gelmesi ile sonlandırılmaktadır.yalnızca birini tercih etmek özdeşlikle sonuçlanacaktır. Bu arabuluculuk faaliyeti özne-nesne ilişkisinin kavranabilmesinin olanağını meydana getirir. Adorno’nun diyalektik anlayışı kuşkusuz temelini iki büyük filozoftan almaktadır: Hegel ve Marx. hareketin ve gelişmenin zorunlu bileşeni olarak yorumlarken. onun olumsuzlamayı sonuna değin sürdüren bir etkinlik olmasındandır. Hegel’in ve Marx’ın diyalektik anlayışlarında olumsuzlama etkinliği belirli bir noktada kesilir. Negatif diyalektik özdeşlik düşüncesinin ve dolayısıyla onun beraberinde gelen tahakkümün eleştirisi olmak durumundadır. s. HELD. Bununla birlikte. Aynı zamanda bir nesne olmak. oysa bir özne. a. 213. Negative Dialectic. 174. Bir nesne olmayan bir özneyi. bir düşünce olarak dahi tasavvur edemeyiz. “Özneyle nesne arasındaki ayrılık yalın bir biçimde yok sayılamaz. Hegel için son nokta Prusya Krallığı’nın ideal düzenini temsil ederken. 80 REJĐN. Marx özgürlükler ülkesi olarak tasarladığı komünist topluma işaret eder. David.g.”78 Dolayısıyla. ama bir özne olmayan bir nesneyi tasavvur edebiliriz. s. nesnelliğin anlamının aynı ölçüde parçası değildir. Adorno’nun diyalektiğinin. farklı bir ifade ile geleneksel felsefenin daima göz ardı ettiği. fakat bir özne olmak. kavramlar tarafından ele alınmamış olandır. özne ve nesne ilişkisini şu şekilde kavrar: Bir nesne sadece bir özne tarafından kavranabilir. Onlar ne bir nihaî ikilik. Bu olanağın ışığında. doğası gereği. olumsuzlamanın mutlak ütopik bir düzene ulaşıldığında kesilmesi gerektiğini iddia ederler. Adorno. negatif diyalektiği özne ve nesne arasındaki bir arabulucu olarak değerlendirmek gerekmektedir. nihaî olarak özdeşlikle sonuçlanacağını iddia eder.e.

o. Negatif diyalektik. değişme ya da değişmeme bakımından düşünmektedir. Bu eleştiri. nesnenin kendi içinde sahip olduğu ölçüt ve standartları kullanır. momentler arasındaki denetim ve güç farklılıklarının olgusal olarak varolmadığı şeklinde ortaya koyar. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki Adorno. 39 . akılsızlığın bataklığına saplanma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Đçkin eleştiri. 213. kendini kendisini şekillendiren kurallar ile karşı karşıya gelmesidir.83 Adorno’nun bakış açısından öncelikli olarak içkin bir felsefe eleştirisine gereksinim vardır. s.g. Adorno. herhangi bir özdeşlik noktasına takılmayarak olumsuzlamayı sonuna değin devam ettirecek negatif bir diyalektiktir. s. nesne ve kavram arasındaki güçler alanı içinde işler. Kavramın içerisine hapsolmuş nesnel gerçekliğin rahatça hareket etmesine.Adorno’nun diyalektiği ise varolan gerçekliği hiçbir zaman kapalı ve değişmez noktada bırakmayarak onu karşıt güçler arasındaki bir çatışma olarak anlamlandırır. 215.g. 71-72. Onun sanki totalmişcesine. Adorno tarafından şu şekilde tanımlanır: “Negatif diyalektik. asıl olarak dönüştürme yeteneği.e. eleştirinin kendisinin. negatif diyalektiğin tanımında bulunur. değişmesine olanak tanımak gerekir. Adorno’dan aktaran HELD. yanlış rasyonalite biçimlerine veya akılsallığın yanlış boyutlarına ilişkin güçlü bir eleştiri de 81 82 REJĐN. üstünlüğü ya da aşağılığı bakımından değil. Bu değerlendirmede ise. kendisinde durmayacak olması. maddî dünya ve düşünce.”81 Özne ve nesnenin giderilemez gerilimini anlayacak olan.. Negatif diyalektik.. kendi eğilimine karşıt olarak kavram ortamında kalması gerektiği olgusunun bir eleştirisidir. gerçekliğin bütünsel bir eleştirisi olmak durumundadır. Đşte bu.. Đçkin eleştiri nesnenin. a. onun umut şeklidir. kavram tarafından üretilen özellikler kümesi ve nesnenin gerçekliği arasındaki ilişkileri değerlendirir. a. a. nesnenin kendi düşüncesi ve kendi aktüel varoluşu arasındaki karşıtlıkları araştırır. insan. nesnenin kendi imajını geride bırakır ve değişim içindeki nesneyi ele verir.e. her momentin ait olduğu tabanda ele alınması anlamına gelir. 83 HELD. Karşıt güçlerden hiçbiri diğerine üstün değildir.e.”82 Negatif diyalektik. Kavramları kullanmadığında. Bu süreç içinde o. bu karşılaşan momentleri. s.g. Rejin’in sözleriyle “Hakiki gerçeklik kendini. Bütünsel eleştiri. kavram ve nesne.

Onun amacı. 84 85 ADORNO. Aklın tarihi. kavram ile kavramsal olmayanı birbirine eşit kılmaksızın. Rahatlama yoktur. kavramların kilidini açmak ve kavramsal olmayanı özgürleştirmek için yine kavramları kullanmak olmalıdır. Negatif diyalektikte sorunlar aşılırken. 40 . çelişkinin bir başarısı olarak ele alınmaz. Adorno özdeşlik aşamasında takılıp kalmanın bir sonucu olarak ortaya çıkacağını belirtir. Aklın tarihi öznenin nesne üzerinde kurduğu tahakkümün bir tarihidir. imkân kavramıdır: Bir şeyin olabileceği umudu. ss.ortaya koymuştur. Nazi Almanya’sıdır. aklın fetişleştirilmesinin önüne geçebilecek yegâne düşüncedir. nesnenin gerçekleşim koşullarını ve sınırlılıklarını keşfedebiliriz. onu aşmayı dener.86 Rahatlama yoktur. Böyle bir taht ile nesne. 24. imkân kategorisidir. Eleştirel düşüncenin amacı hiyerarşinin ilga edilmesidir. ‘Ama bunu deneyen. 30–31. Belirli bir sınıfın dikta yönetiminin. “Eleştirel düşünceye düşen görev. felsefenin her şeye karşın başarabileceğine. sorunu çözmez. çünkü Adorno’nun diyalektik düşüncesinde özdeşlik. 86 SOYKAN. Aynı zamanda ona çok çektiren saflıklarından biri… Negatif diyalektiğin önündeki katılaşmış nesnelere sızabilmek için kullandığı araç.g. gerçekte öznenin nesneden uzaklaşmasının tarihidir.e. Negative Dialectic. Bilginin ütopyası. Ama şeylerin içinde pıhtılaşıp kalmış tarihe dilsel bir dışavurum sağlamak için ne kadar çalışırsak çalışalım. s. Gerçeklik imkân boyutunu almıştır nesnelerin elinden. Bu bağlamda. tahtı özne işgal ettikten sonra nesneyi tahtın yetim düşmüş varisliğine getirmek değildir. çabasının gerçekten ütopik olduğunu da bilir: Her zamanki kadar kuşkulu olmakla birlikte. aklın tarihinin nasıl geliştiğini ve ne olduğunu göstermektir. yine de hepsinde görebiliriz bu boyutu. a. a.”84 Negatif diyalektiğin nesnenin kavranabilmesi sürecinde başvurduğu merkezî kategori. Bu kategorinin araştırılması ile nesnenin içinde saklanan. s. yalnızca bir idol olur..g. Buna en açık örnek ise. KOÇAK.85 Analitik yöntemin amacı ortada varolan sorunu çözmektir. çıkış ve varış noktası olan kavramı aşabileceğine ve böylece kavramsal-olmayana ulaşabileceğine güven duymalı– bu güven felsefenin terk edemeyeceği özelliklerinden biridir. başka sorunlar da beraberinde gelir. Negatif diyalektik.e. korunan tarihsel süreci öğrenebilir. bu bağlamda kullanılacak yöntem negatif diyalektik olarak belirlenir. Bu nedenle. 181. diyalektik yöntem ise. kullandığımız sözcükler birer kavram olarak kalır..

doğal dünyanın insanın tahakkümünün nesnesi diye sayısallaştırılmak suretiyle tasnif edilebilir bir alan olarak görülmesi anlamına gelir. birbirine zıt momentlerin tek bir potada niteliklerinden arındırılarak eritilmesidir. Şeyleşme öznelliğin yabancılaşmış bir nesnelleşmesinden. çelişki ilkesinin diyalektik birinciliği birlik düşüncesini heterojenliğin ölçüsü kılar. doğaya karşı da tarih ve toplumu birbirini tamamlayan alanlar olarak ele alır.Çelişki özdeşliğin yanlışlığını. pejoratif anlamda ifade edildiğinde. Çünkü Adorno. Şeyleştirilmenin eleştirilmesi. yüzyıldan başlayarak giderek daha belirgin bir araçsal nitelik kazanan akıl anlayışı nedeniyle. …çelişki özdeşlik bakımından özdeş-olmamadır. verstand bu antinomileri değiştirilmesi olanaksız bir dünyada kaçınılmaz realiteler olarak kabul edebilen bir akıl olmaktadır.88 Aydınlanmanın Diyalektiği adlı eserde. unutmanın içindeki zıtlıkların ifşa edilmesi olacaktır. aklın amaçlardan çok araçları 87 88 ADORNO. yalnızca belirli amaçların araçları konumuna geriletilmiştir. Vernunft içinde. niteliksel olarak farklı olanın yapay bir özdeşliğe tâbi tutulmasıdır. insanlar arasındaki durumlar için söz konusu olduğu kadar. sadece şeyler arasındaki ilişkilere dönüştürülmüştür. her şey kendinde taşıdığı değerden ayrılarak. s. insanın insanla ve insanın doğayla olan dolayımlanmış ilişkisi. Adorno. bir unutma olarak nitelendirilir. 5. Özdeşlik düşüncesi akıl kavramının ele alınış tarzı ile doğrudan ilişkilidir. farklılığın (heterogeneity) baskı altına alınması anlamına gelmektedir. 41 . kavramın kavradığı şeyi tümüyle tüketmediği olgusunu gösterir. 86. Şeyleşme. özdeşlik adına. Dolayımlanmış bir şekilde ele alınması gereken özne-nesne ilişkisinin şeyler arası ilişkilere dönüştürülmesinin sebebi. hayati olan bir sürecin ölü bir şeye indirgenmesinden ibaret değildi. Problem. bu özdeşliğin yarattığı durumu ‘şeyleşme’ başlığı altında ele alır. Adorno. bütün bir şeyleşme. Vernunft’un (Akıl) göz ardı edilmesi ve akıldan anlaşılan şeyin Verstand’a (anlama yetisi) indirgenmiş olmasıdır. Negative Dialectic. JAY. s. düşüncedeki ve varoluşumuzdaki antinomilerin uyumlulaştırıldığı bağımsız bir rasyonalite iken. 17. tarih ve topluma karşı doğayı.87 Özne ve nesne arasındaki ilişkinin doğru bir şekilde kavranamamasının sonucu olarak. Şeyleşme. Unutma. Rasyonalitenin verstand’a indirgenmiş bulunuşuyla ilgili olgu ise (rasyonalitenin) araçsallaştırılması.

Đstanbul 1988. s. gerçekliği tüketircesine ifade edemez.seçebilmekle sınırlandırılması. Adorno. nesnelerin kavramlarına geride bir artık bırakmadan girememeleri dolayısıyla.92 89 90 JAY. Kavrama hapsedilmiş olan serbest bırakılmalıdır. ya da Max Weber’in deyişiyle değerlerden hareket eden rasyonalitenin bugünkü hayatta egemen konuma gelmesi olmaktadır. s.89 Araçsal akıl şeylerin birbiri içinde eritilemez niteliklerini göz ardı ederek her şeyi niceliksel bir özdeşliğe tâbi kıldığı ve dünyayı. “Özne adına nesnel hakikatin yadsınması. Kavramlaştırma edimi gerçekleştirildiğinde gerçekliğin önemli bir kesimi kesin olarak dışarıda bırakılmış demektir. Metis Yay. Minima Moralia (Çev. olumsallığa düşen özne. öznenin de inkârı anlamına gelir: Her şeyin ölçüsü için hiçbir ölçü kalmaz ortada. Bu. Adorno’ya göre. 65-66. Negative Dialectic. felsefenin en büyük yanlışı olan kendini mutlak görmesini de engelleyecektir. 24.”91 Felsefenin panzehiri. kapsayamaz. 90. Ancak Adorno bu durumun değişmez bir durum olarak da algılanmaması gerektiğini dile getirmektedir. ADORNO. onların geleneksel upuygunluk normuyla çeliştiklerinden daha fazla bir şey söylemez. Orhan KOÇAK & Ahmet DOĞUKAN ). Ama bu da toplumun gerçek yaşam sürecine işaret eder. özne tarihsel olarak şimdi bir tür hiçliği yaşamaktadır. olgulara gönderimde bulunan kavramlarla açıklama iddiasında olduğu için. Çünkü negatif diyalektik durumu tersine çevirme yönünde bir umudu hâlâ barındırmaktadır. 5. onun hakikatin farklı uğraklarını kapsama iddiası yersizdir. 92 ADORNO.”90 Dolayısıyla. s. 91 ADORNO. s. 42 . kavramın büyüsünü bozmak ve artakalanı özgür bırakmaktır. hakikatsizlik haline gelir. “Bir şeyin adı söz konusu olduğunda. Negative Dialectic. Kavram dile getirdiği şeyi.

çıkış noktası itibariyle bir Aydınlanma tanımı yapılacaktır. W.2. Adorno’nun özellikle Horkheimer ile birlikte ortaya koyduğu anlayışın eleştirel betimlemesi ve ütopya düşüncesi açısından nerede yer aldığı ise ikinci bölümde ele alınacaktır. kendisine akla dayanan ‘ideal bir düzen’ kurma girişimi olarak 93 HORKHEĐMER. insanlığın gerçekten insanî bir düzeye çıkmak yerine. aklın merkeze alındığı ‘yeni bir düzen’ kurma teşebbüsü ile bağlantılıdır. Schopenhauer ve Heidegger örneklerinde de görülebileceği üzere. ÖZDEŞLĐĞĐN ĐDEOLOJĐK DÜZENĐ: AYDINLANMA ELEŞTĐRĐSĐ Yaşamları boyunca özgürleşmiş bir toplumsal düzen olanağının koşullarını araştıran Frankfurt Okulu entelektüellerinin önde gelen ilgi alanlarından biri de.3. bir Aydınlanma eleştirisi yapmış olan Adorno için mevcut bir özgürleşimin koşullarının ortaya konulabilmesi. Burada ilk olarak. niçin yeni türden bir barbarlığa düştüğünü anlamaktan fazlası değildi. 43 .1. insanlık adına talep ettiği şeyin kendisinin değil de.. Aydınlanma eleştirisinde. Nietzsche. Bu çerçeve içinde Adorno’nun da karşı çıktığı şeyin.. tam da karşı çıktığı şeyin kendisine dönüşmesi olduğu gösterilecektir. başka birçok filozofun temel ilgileri arasında yer alır. insanın yaşamında.e. bu eleştiriyi zorunlu kılmaktadır. Aydınlanma düşüncesinin kaynağına yönelinerek.”93 Ortaya çıkan barbarlığın kökeninde Aydınlanmanın yer aldığını düşünerek. Aydınlanma hareketinin gelişiminde. Aydınlanma düşüncesinin ortaya çıkışı. s. Aydınlanma’dır. 11. fakat onun gelişim süreci ve ulaştığı sonuçlar göz önüne alındığında. T. Đkinci bölümde ayrıntılı olarak inceleyeceğimiz.g. bir bütün olarak Aydınlanma projesinin. Onların Aydınlanma ile ilgilenmelerinin temel nedenini. Max & ADORNO. Horkheimer ile birlikte. Bu tanım çerçevesinde daha sonra Adorno’nun Aydınlanmaya ilişkin düşüncelerinin ana ekseni ortaya konacaktır. a. Bu karşı çıkış yalnızca Frankfurt Okulu değil. Horkhemier şu sözlerle dile getirir: “Amacımız. başlangıçta talep edilen şey ve ortaya konan amaçlardan sapılması sonucunda ortaya çıkan sonuçların problemli olduğu düşüncesidir. Aydınlanmanın bir proje olarak insanlık adına talep ettikleri değil. Đnsanın geleneksel şemalarını terk ederek. Adorno’nun Aydınlanmanın Diyalektiği adlı eserinde Horkheimer ile birlikte ortaya koymuş olduğu güçlü eleştirilere bir giriş olması amacıyla tasarlanan bu kesitteki temel varsayımımız.

Remzi Kitabevi. Aydınlanmanın çok geniş bir tarihsel zemine yayıldığını göz önüne alırsak. 291. Seçilmiş Yazılar (Çev. KANT. Remzi Kitabevi.95 94 95 GÖKBERK. s. felsefe tarihindeki doruk noktası. Akla karşı beslediği güven yüzünden Aydınlanma düşüncesi. Dolayısıyla. s. dini ve eğitimi aklın ilkelerine göre yeni baştan düzenlemeye girişir. Aydınlanma projesinin gerçekleştirmek istediği ütopyadır. Đst. yolunu aklın gösterdiği bu durmadan gelişip ilerleyen entelektüel kültür temeli üzerinde insanlığın birleşeceğine inanır. 1999. aklın kültürel alana uygulanmasının. yüzyıldır. Macit. neliği konusunda bize yol gösterici olacak tanımı. Nejat BOZKURT). bu güvenle tarihin oluşturduğu bütün kurumları aklın eleştirmesinden geçirir. 18. Geniş bir zaman dilimine işaret eden Aydınlanma projesinin. yüzyılı farklılaştıran hususun ne olduğunun ve onun Aydınlanma ile özdeşleştirilen bir yüzyıl olmasının ne anlama geldiğinin açıklanması gerekir. 1984. Đst.adlandırabileceğimiz Aydınlanma projesinin. Aydınlanma projesi tamamlanmamış bir sürece gönderimde bulunur. insanın kendi aklını başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. O. Ortaçağ’ın yıkılışının ardından gelişen ve 15. Sapare aude!. bu nitelemeyi bir felsefe yüzyılı olması ile hak etmektedir. kültür dünyasını akıl aracılığıyla her zamankinden daha çok insancıl ve insanın kılmaktır. yüzyıl. bunun nedeni de. eğitim ve tüm kurumların akıl süzgecinden geçirilerek yeniden tesis edilmesi gerektiği vurgusunun ön plana çıktığı bir karaktere sahiptir. din. Amacı. geleneklerin köleliğinden kurtulacağına. devleti. 44 .94 Bu. bu yüzyıldır. yüzyıldan itibaren Rönesans. devlet. fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aranmalıdır. Đşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür. kaderini kendisini kendi eliyle düzenleyeceğine. Alman düşünür I. Immanuel. nihayet. 213. 18. akla her zamankinden daha fazla önem atfeden bir zaman dilimine işaret eder. Bu ergin olmayış durumu ise. toplumu. insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Öyle ki. doğa bilimlerinin aydınlattığı bir dünyadan hareketle. aklın kendisinde değil. Bu dönüşüm sürecinin doruk noktası ise. insanın özgürlük ve mutluluğunun boyuna artacağına inanır. Felsefe Tarihi. Kant öne sürmektedir: Aydınlanma. Bu yüzyıl toplum. Reformasyon gibi tarihsel dönüşümlerle şekillenen. “Aklını kendin kullanmak yürekliliğini göster!” sözü şimdi Aydınlanma’nın parolası olmuştur. birçok açıdan 18. ayrıca da günümüze kadar gelen bir dönemi kapsadığını belirtebiliriz.

Diyalektik Đmgelem. şüphesiz insanlık için bir dönüm noktasını dile getirir. insanla/insan varlığıyla ilgisinde en özlü ve temel anlamıdır. insanlık adına olumlu bir talebi. Çünkü onların karşıtlığı. Aydınlanma. insanlık adına olumludur.96 Dolayısıyla. akılla ilişkili talebin kendisi. Đyi’nin yorumuyla ifade edersek: Onun (Kant’ın) başka hiçbir şeye değil. genelde bir bütün olarak yaşamında ve özelde de eylemlerinde. Aydınlanmanın akıl üzerine vurgusu ütopik amaçları bakımından Frankfurt Okulu düşünürlerince de kabul edilir. cin ve perilere. 365. s. Frankfurt Okulu’nun düşünsel geleneğinde önemli bir yer işgal eder. S. insanın kendi aklına dayanması gerektiğini işaret eden Aydınlanma düşüncesi. genellikle akıl diye adlandırılan şeyin karşı koyuşu aklın yapabileceği en büyük yardımdır. aklını kılavuz olarak seçmesi gerektiği anlamına gelir. düşüncesinde ve yaşamında din ve geleneğin çizdiği sınırlardan kurtulması anlamında çok büyük bir öneme sahiptir. Adorno’nun Aydınlanma eleştirisi Aydınlanmanın kendi ütopyasına ters bir şekilde gelişmesi ve insanı özgürleştireceği yerde. aklın insan için önemli bir merci olarak kabul edilmesine yönelik bir karşı çıkış ya da muhalefet olmayıp. Dinin egemenliğinin ardından. bilimin ve felsefenin insanın hayatında yeniden ön plana çıktığı bir dönemin adıdır. Bu talep insanın. insanın aklını kullanmasına ilişkin bir talebi dile getirir. Bu anlamda Aydınlanma ve 96 Horkheimer’den aktaran JAY. Aydınlanmanın özünde talep ettiği şey nedir? Aydınlanmanın talep ettiği şeyi Kant’ın yukarıdaki tanımından çıkarmak mümkündür. Aydınlanmanın üzerinde yükseldiği ‘akıl’ kavramı. yeni türden bir barbarlık yaratması olgusuna yöneliktir. kötü kadere olan batıl inançlardan kurtarmayı –kısaca korkunun esiri olmaktan çıkarmayı– anlıyorsak. Aydınlanma. temel anlamıyla. aklın yanlış kullanımından doğan sonuçlarla ilgili bir karşıtlıktır. Aydınlanmanın. Peki. 45 . Eğer Aydınlanma ve entelektüel gelişmeden insanı kötü güçlere. Adorno’nun Aydınlanma eleştirisi bu yüzden tümden akla karşı açılmış bir savaş değildir ve Aydınlanma karşıtı olarak nitelenen Adorno ve Horkheimer’in hangi açıdan bu şekilde nitelendiğini dikkatli incelemek gerekir.Bu tanım çerçevesinde bakıldığında Aydınlanma. Đnsanlığın kendisini batıl inançların etkisinden kurtarması.

vicdanımın yerini tutan bir din adamım. 213. kendileri için de hedef yerine birer araç 97 ĐYĐ. kişinin bir ödevi olarak görür ve insanın özgürleşiminin yolunu açmaya çalışır. bir rehber olarak öne sürülür. Đnkılâp Yay. ÖZLEM). 98 KANT. Modern endüstri toplumlarında bireylerin özgür olmadığını dile getiren Adorno. artık insanların kendileri tarafından seçildiğini vurgular.. yalnız totaliter ülkelerde değil. başka her şeyi tahakkümü altına alacak bir merci olarak değil. 2000. kendi bilinçleri uyarınca alet haline geliyor. ona katkı yapmalarının nedenlerini açığa çıkarmaya çalışır. ergin olmama durumunu yaratan. ÇOTUKSÖKEN&D. aklın bağımsız ama kendi kendisine yasa koyucu. 46 . insan olarak varolan herkeste bir olanak olarak bulunur. s.g. “Aydınlanma Sorunu”. 133. Đnsanda aklın bir olanak olarak bulunduğunu dile getirirken Kant. Đnsanlar durmadan mekanizmanın öğeleri haline sadece nesnel olarak getirilmekle kalmıyor. O halde. Đst. Kant’ın belirttiği üzere. sanıldığı gibi aklın egemenliğine girmek ve insanın ‘ussal olmayan (irrasyonel)’(!) yanını baskı altına almak değildir.97 Dolayısıyla.e.”98 Birey kendisine sunulmuş hazır reçetelerle hareket etmeye alışmış ve uyuşmuş bir varlıktır. bu değerli olanağın kullanılmayışının. Kant bu noktada. bu boşuna değildir. Aydınlanmanın özünde talep ettiği şey. perhizim ile ilgilenerek sağlığım için karar veren bir doktorum oldu mu. akıl dışı bir düzenin araçları haline geldiğini dile getirir: Bu arada ortaya çıkan pratik ve uyanık insanlar. kendindeki bu değerli olanağı kullanmasını. zahmete katlanmama hiç gerek kalmaz artık. Descartes’ın bir Aydınlanma filozofu olarak nitelendirilmeyip. Kant’ın bir Aydınlanma filozofu olarak nitelendirilmesinin arkasında da. Bu rehber. artık yaşadıkları koşullar altında varlıklarını sürdürebilirler. Bu bağlamda Adorno Eleştiri:Toplum Üstüne Yazılar adlı eserinde bireylerin.. insanın aklının kılavuzluğunda yaşamasıdır. s. Kant’ın bireye ilişkin dile getirdiği problemin Adorno’da farklı bir versiyonda yeniden ortaya çıktığını görüyoruz. Bedia Akarsu Armağanı (Haz: B. Sevgi. bireylerin bozuk düzene karşı çıkmak bir yana. her yerde aklın kendi kaderini belirleme hakkından vazgeçmek ve dünya düzeninin ürkütücü yönüyle yadsıdığı irrasyonelliğe sapmak üzere hayret verici bir telaş içindeyseler. bu bakış açısı yer alır. “Benim yerime düşünen bir kitabım.Aydınlanmacı olma. Onlar kendilerini alete benzettiler. Aydınlanma projesinin çıkış amaçları bakımından akıl. a. yani özgür kullanılmasıdır. Bu sadece.

99 Adorno’nun burada tarif ettiği birey ile Kant’ın ergin olmayan bireyi aynı özelliklere sahip gibi görünmektedir. “Đşte bu değerlendirme noktası bir bakıma. Aydınlanmanın ortaya koyduğu.e. s. Peki. gerçekte Aydınlanma. bütünün kurallarıyla kalmayı tercih eden bireye yönelik bir eleştiridir.. Modern dönemde birey kendi aklını kullanmamayı kendi tercihi ile seçmektedir. s. ‘klasik’ çağ Aydınlanması ile bağlarını nasıl kurduğu ya da aslında kuramadığıyla ilgili”dir.100 Aydınlanma sorunu olarak ortaya atılan konunun gönderimde bulunduğu şey. Adorno ve Horkheimer da aklın insanın özgürleşiminde oynayacağı rolü göz ardı etmemektedir. bu eleştirilerin odağında yer alan problem şu şekilde ortaya konabilir: Aydınlanma insanla ilgisindeki özlü ve temel anlamına ters düşecek sonuçlara ulaşmıştır ve bunun nedenleri araştırılmalıdır. 108. “yalnızca bu çerçeve içinde”. Birçok filozof bu anlamda Aydınlanma projesini eleştirirken. aklı. Bütünün nesnel mantığına yönelik düşünce. Olan bitenlerde ve yapıp etmelerde ortaya çıkan yanlışlık. 47 . Frankfurt Okulu düşünürlerini ve özellikle Adorno’yu Aydınlanma konusunda rahatsız eden şey nedir? Aydınlanma. bu bağın kurulamamış olmasıdır. bu anlamda kabul ettiklerini belirtebiliriz. Yeniçağ/modern çağ Aydınlanmasının ‘Aydınlanma’ olarak köküyle yani. 135. Başka bir ifadeyle. Ancak bu değişim sürecinde. yanlış olduğu ileri sürülen ve eleştirilen şey nedir? Aydınlanmanın kendisini oluşturan idealler insanlık tarihinin değişiminde büyük rol oynamıştır. Aydınlanmanın temelinde yer alan ve akılla 99 100 ADORNO. Eleştiri. Yukarıda da değindiğimiz gibi.olup çıkıyorlar. bütünün içinde. ĐYĐ. Adorno’nun eleştirisi de bu bağlamda. Aklın kullanımı konusunda Adorno’nun Horkheimer ile birlikte aynı talebi. Bu bağın kurulamaması akla ilişkin bir yanlışlığa gönderimde bulunur. insanlığın özgürleşimi için desteklediğini söyleyebiliriz ve bu iki düşünürün Aydınlanma düşüncesinin temel hareket noktasını. burada aklın önemi ile ilgili tasvirimiz göstermektedir ki. kendisinden köklenerek geliştiği ideallerle bağdaşmayan gelişmelerin ortaya çıkması.g. başka her şey üzerinde tahakküm kurması gereken ve irrasyonel olan her şeyi ortadan kaldırması istenen bir merci olarak öne sürmemektedir. ideal bir düzen arayışında olumlu bir talebi dile getiriyorsa. Aydınlanma üzerine yapılan incelemeleri zorunlu kılmıştır. a. tevekküle kapılan keskin mantığın görüş alanından kaçıp gözden kayboluyor.

teknolojik rasyonalite ya da rasyonalizasyonu insan denetiminin ötesinde toplumu biçimlendiren soyut güçler olarak açıklamışlardır. Aydınlanmanın kaynağından koptuğudur. 41. araçsal aklın tarihine tekabül eder. Adorno. s. tikel toplumsal grup ve bireylerin dışında işlemektedir. 48 . araçsal aklın yarattığı farklı türden bir köle düzenidir. ütopik bir ideali yansıtmaktan çok. BOTTOMORE. Verstand (anlama yetisi) ve Vernunft (akıl) arasındaki diyalektik dengenin göz ardı edilmesinin bir sonucudur. Aydınlanma sorunu olarak Adorno’nun dile getirmek istediği şey. Bu iki akıl ya da insanî kavrayış 101 102 Marcuse’den aktaran. (Frankfurt Okulu düşünürleri). Đnsanın dışındaki doğal dünyanın tahakküm altın alınması. öznelerin şeyselleşme aracılığı ile tahakküm altına alınmasının da yollarını açmıştı. Bu düşünürlere göre. nesneler üzerinde tesis olunan subjektif tahakküm.e. ‘kapitalist’. insanın kendi içindeki doğal yanların ve giderek bütün bir toplumsal dünyanın da denetim altına alınmasına yol açmıştı. bu iki akıldan birinin öne çıkmasıyla mümkün olamaz. araçsal aklın egemenliğinin bir sonucudur. Verstand (anlama yetisi) ve Vernunft (akıl) arasında yapılan keskin bir ayrım ve birincisinin lehine gerçekleşen bir yükselme nedeniyle ortaya çıkan bir yanlışlıktır. Đnsan için tasarlanan yeni düzen. bir şekilde bilim ve rasyonel yönetim tarafından yaratılan sistemin mantığı. Toplumun görünen biçimi (örneğin.g.102 Bu anlamda Frankfurt Okulu’nun gerçekleşmesini düşlediği özgürleşim. Weber’in araçsal akıl/rasyonalizasyon konusundaki görüşleri ve özellikle rasyonalizasyonun insan etkisinin ötesinde soyut bir güç olarak tasarımlanması. niteliksel farklılıkları bilimsel kontrol adına yitirime uğratılmış tasnife müsait varlıklara indirgendikçe. ‘baskıcı’ ya da ‘demokratik’ mi olduğu) ne olursa olsun işlemektedir. araçsal aklın geldiği noktada. 42. Bu bağlamda. Frankfurt Okulu düşünürlerine göre. ‘sosyalist’.101 Đnsanın ilk olarak doğa üzerinde ve sonra da diğer insanlar üzerindeki kurduğu tahakküm. Frankfurt Okulu ve Adorno üzerinde oldukça etkili olmuştur. Yeni düzen özgürleşimin gerçekleştiği bir düzen olmak yerine. Aydınlanmanın tarihi. Aydınlanmanın ütopik ideallerinden uzaklaşması ve insanı özgürleştireceği yerde köleleştirmesi. Doğa alemi. farklı bir egemenlik biçimini yansıtır. hangi akılla düşünüldüğü ile ilgili bir hatadır.düşünmekten kaynaklanan bir yanlış değil. s. JAY. a..

Horkheimer ile birlikte Aydınlanmanın ‘ilerleme’ idesinin sorgulanması gerektiğini düşünür. onun. başlangıçtan bu yana insanlardan korkuyu kaldırmak ve onları kendilerinin efendisi durumunda getirmek amacını gütmüştür. faşizmin insanın baskılanmış mitik geçmişinin yeniden satha çıkışı olduğunu.’”103 Đnsanlığın daha insanî hale gelmesini dile getiren ilerleme. ayrıştırarak kontrol altında tutmayı anladılar. Verstand ilişkilerin yüzeysel boyutlarını dikkate alırken. bu gizemsizleşme sürecinin bir tür güç mücadelesine dönüşmüş olmasındadır. Temel problem. ham hayalleri bilgi vasıtasıyla alaşağı edecekti. Max & ADORNO. aklın tüm batıl itikatlar ve efsanevi düşünme üzerindeki yalın bir zaferidir: ‘Dünyanın büyüsünün çözülmesi. Doğa’nın öç alışı olarak da incelenip anlaşılabileceğini söyler. VEYSAL.g. Bu temel görüşten hareketle Adorno. Çetin.-Burada gelişen düşünme ile ilerleme kastedilmektedir. 759.. modern kontrol tekniklerini kullanabildiği için. Varolan gizleri çözmekten. Oysa Vernunft bu yetersizliğin giderilmesinde ve varolanın bilgisinin insanla ilgisinin kurulabilmesinde sentezleyici bir rol oynar. Ebabil Yayınları. Ankara. Ahmet CEVĐZCĐ ). Aydınlanmanın programı dünyayı gizlerden kurtarmaktı. W. bilinmeyenlerden duyulan korkuyla birlikte.yeteneğinin diyalektik bir şekilde ele alınmaları gerekmektedir. kendisinin antitezi denecek bir durumun oluşumuna neden olurken. 49 . derinde varolan ilişkilerin kavranabilmesi konusunda yetersiz kalır. s. s. akıl yoluyla her şeyi analiz ederek. Adorno.. insan daha büyük bir 103 104 HORKHEĐMER. Aydınlanma felsefesinin savunduğu ‘gelişme’.e. Bu yüzden Vernunft’un eksik kaldığı durumda ortaya konan şeyler insan olmanın anlamının çok uzağına düşer. araçsal aklın Doğa ve insanın içindeki doğal yanlar üzerinde tahakküm kurmakta olduğuna dikkat çekmektedir. Aydınlanma gelişen düşünme’nin en geniş anlamında. Tam da bu nedenle. “Aydınlanma rasyonalizmi. Felsefe Ansiklopedisi ( Ed. “T. aslında bir gerilemedir. Adorno”. Mitleri parçalayacak. T. Adorno’ya göre. Ne var ki. gelmiş geçmiş bütün barbarlıklardan daha acımasız ve daha kaba bir barbarlığa gelip dayanmaktadır. 5. Aydınlanmanın geçirdiği dönüşüm sürecinde araçsal aklın ortaya koyduğu faşizmdir.104 Ancak insanlar Aydınlanmanın amacını yanlış yorumladılar. Nitekim bu düşünür. 2003. canlılığın kökünün kazınmasıdır. Bunun en açık ifadesi. L. a. tamamen aydınlatılmış yeryüzü bugün muzaffer bir felaketin belirtilerini taşıyor.

s.e. a. a. bir ilerlemeden ziyade Adorno’ya göre. 759.107 105 106 VEYSAL. Bu düşünce aracılığıyla ortaya konanlar. kendisine temkinli yaklaşılması gerekenler listesinde yerini alırken.. HORKHEIMER. 50 . Adorno’ya göre. tahakküm altına alınan özellikle düşünmenin kendisidir. Öyle ki. “Egemen düşünme doğrultusunun onayını almaya uğraşmayan bir ifadeye rastlamak artık mümkün değil ve beylik..g. bir gerilemeyi ifade etmektedir. Max & ADORNO. 14. Bu yozlaşmanın anlaşılabilmesi için. düşüncelerin birer meta ve dilin de bu meta düzenini olumladığı bir dönemi yaşamaktadır. geçerli dilsel ve düşünsel taleplerin ardına düşmemek gerekir. Düşünme. 13.g. T. Toplumda özgürlükle aydınlatan düşünme’nin birbirinden ayrılamayacağını biliyoruz ve bizim petito principii’miz (kanıtlanması gereken önermeyi kanıtlamak için kullanma yanlışlığı–ç. somut tarihsel biçimlerden. eleştiri de kendi temelinden uzaklaşacak ve dilsizleşecektir. doğayı insanın açıklayamayacağı gizemli güçlerin bulunduğu bir yer olarak görmeyi reddeden bir tavır olmak durumundadır. 107 HORKHEIMER..s. bu düşünme kavramının. sistem kendi gediklerini kendisi kapamaktadır. varolan her şeyin üzerinde daha fazla bilme ve kontrol etme güdüsüyle tahakkümünü arttırmıştır.) de buradan kaynaklanıyor. iç içe geçtiği toplumsal kurumlardan daha az olmamak üzere. toplumsal mekanizmalar tarafından titizlikle telafi edilmektedir.. toplam üretim sürecinin mülkiyetine girmekle birlikte.. a.hırsla. Ne var ki. o zaman kendi kaderini tayin eder. sonra da başka insan varlıkları üzerinde. Aydınlanma ile birlikte insanlık.”106 Bu anlamda. Max & ADORNO. Đnsan önce doğa. Aksi taktirde.. onları rasyonel bir biçimde ya da teknolojik olarak kontrol altında tutmak suretiyle hâkimiyet kurar. artık mevcut sistemin bir parçasını ve onun devamını sağlayan bir aracı temsil eder.e. W. Sistem kendi araçlarını üretmekte ve devamını kendisi sağlamaktadır. klişe dilin kendi başına yerine getiremediği şeyler. Öyle ki bu. çünkü Aydınlanmanın kendi kendini tahrip sürecinde.g. Aydınlanma bu gerileme momenti üzerinde düşünüp taşınmazsa.e. bugün her yerde meydana gelen gerilemenin nüvesini kendinde barındırdığını açık seçik görmüş olduğumuza inanıyoruz.105 Doğadaki tüm gizleri çözmeyi amaçlayan ve bu doğrultuda da akla sınırsız bir güven besleyen düşünme’nin kendisi problemlidir. s. T. W.

belirli bir bedeli vardır. araçsal bir biçimleme ve güdüleme sürecine tâbi kılınması. efsanelerin yerini. Bu nokta açığa kavuşturulabilirse. ikinci aşamada. Đnsan. 51 . a. Horkheimer ile birlikte. ona dönüşmesinden başka bir şey değildir. kendisi dışındaki insanlara da bir araç olarak yaklaşmaya başlar. yabancılaşmadır.Đncelenmesi gereken. bir yandan adil bir dünya için gereken koşulları yaratırken. akla sonsuz bir güven besleyen düşünmenin hakikat karşısında donup kalmasıdır. bilim. Bu yüzden. tahakkümün iki boyutu için de söz konusudur ve kaynağında Marx’ın düşünceleri yer alır. modern bilimin doğa üzerinde kazanmış olduğu geçici zaferin. bu yabancı varlığı dışarıdan anlayabilir. Kapitalizmde özne ile nesne gerçekten kopuktur birbirinden.g. Böyle bir görüş çerçevesinde. Max & ADORNO. Bu yabancılaşma. Aydınlanma ile birlikte. Đnsanın doğal çöküşünü bugün toplumsal ilerlemeden ayrı düşünmek mümkün değildir. yaşam ve yaratma güçleri. kendine ve diğer insanlara yabancılaşmadır.e. Aydınlanma projesinin insanlık için talep ettiği ütopik özlemlere bir adım daha yaklaşılabilir. Đnsanların ürünleri. ama içerden yaşayamaz. Ekonomik üretkenliğin artışı. bilinçle madde arasındaki ilişkiyi açıklama 108 HORKHEIMER. s.. modern dönemde bunu Aydınlanma ile birlikte farklı bir görünüm altında sürdürmektedir. öte yandan teknik aygıta ve bunu elinde tutan sosyal gruplara halkın geri kalan kısmı üzerinde hadsiz hesapsız bir üstünlük kurmalarını sağlıyor. insanlar arasındaki toplumsal ilişkilerde de karşılığını bulur. ama özellikle de Horkheimer ile birlikte modern toplumun atomik yapısını analiz etme görevini üstlenir. ilk aşamada insanın doğaya olan yabancılaşması olmakla birlikte. doğaya araçsal bir gözle bakmasına ek olarak.. belki çözümleyebilir. Mitolojik dönemde efsaneler ve büyü ile doğa karşısında güçlü olmaya çalışan ve onun bilinemezliklerine karşı koymaya ve onu denetim altına almaya çalışan insan. yabancı bir güç olarak karşılarına dikilir. Temelde bugün insanlığın ilerlemesi olarak gösterilen gelişmelerin problematik boyutuna dikkat çeken Adorno. modern doğa bilimi alırken.108 Adorno’ya göre. Bu bedel. W. Bilinç. Yabancılaşma. Adorno. 15. Bu gerileme Aydınlanmanın mitolojiye doğru gerilemesinden. doğanın yalnızca araçsal bir biçimde ele alınması. Frankfurt Okulu’ndaki arkadaşları. T. akla duyulan sınırsız güvenin sorgulanmasının gerekliliğini vurgular.

insanlık bilimsel akla böylesine büyük bir değer atfederken.109 Adorno’ya göre. 43. 52 .çabaları. toplumsal ilişkilerin rasyonalize edilmesi. Weber ile Frankfurt Okulu’nun diğer düşünürleri arasında araçsal rasyonalizm dışında. birinin ötekine indirgenmesiyle. ve toplumsal yaşama yeni bir yol vermeye yetkin karizmatik bir liderin ortaya çıkışında korumak üzere ümitsiz bir girişimde bulundu.e. s. egoizminin tutsaklığından kurtulmak durumundadır. bireylerin öznelliklerini kaybetmelerine yol açar. ‘bütün değerlerin aşkın bir değerlendirmesini yapmaya. 43. “Eğer Weber ‘ümitsizlik içinde bir liberal’ idiyse. doğanın dilini kavramak istiyorsa. s. Doğayı kontrol etme arzusunda olan insan. Frankfurt Okulu düşünürleri ya da Marcuse belki de ‘ümitsizlik içinde bir radikal’ olarak tasvir edilebilir. bireysel yaratıcılık ve değerler adına hiçbir şey kalmaz. Hırsının engellenemez boyutlarıyla doğaya hâkim olmaya çalışan insan. Weber’dir.g. Bu süreçte bireysellik. 19. yalnızca bazı bireysel değerleri bütünüyle özel alanlarda ve muhtemelen Nietzsche’nin kastettiği anlamıyla. Çünkü insanın kendisine ilişkin görüşleri de aynı bilimsel aklın ürünüdür. Weber modern dünyanın adeta dondurulmuş bireyleri için çıkar bir yol göremezken. Bu radikal entelektüellere göre. Bottomore’un da dediği gibi.. a. Kapitalizm ve araçsal rasyonalizmin etkisi altında. 20.e. yüzyıla kadar..g. 111 BOTTOMORE.e. farklı bir benzerlik noktası daha bulunmaktadır: Kötümserlik/ Umutsuzluk. insan varlıkları başlangıçta kendilerine hizmet için tasarladıkları ‘teknik aygıta’ bağımlı hale gelirler. s.g. çökertilmesiyle sonuçlanmıştır. aynı şekilde toplumsal ilişkilere de genellerken. araçsal akıl ve teknolojik rasyonalite tarafından belirlenmektedir. Mommsen’den aktaran BOTTOMORE. a.111 Frankfurt Okulu’nda da benzer bir umutsuzluk gözlemleyebiliriz. özellikle insan olmanın anlamından uzaklaşmaktadır..”110 Weber’e göre. a. bireyin içinde bulunduğu toplum. bireylerin kaderinin çok da açık olmadığını düşünmekle 109 110 KOÇAK. Bu düşünürler sınırları araçsal akıl tarafından oluşturulmuş bir toplumda. Frankfurt Okulu düşünürlerinin bu konuda önemli bir kaynakları da. rasyonalizasyon süreci yayılış hızı gittikçe artan geri çevrilemez bir süreci dile getirir. nesnelere uyguladığı akılsallığı.

toplumda devrimci potansiyellerin bulunduğu ve bunların harekete geçirilebileceği yönünde değişirken. Adorno’ya göre. Freud’a yönelik yaptığı yeni çözümlemelerinde alternatif bir bakış açısı geliştirir. birey acaba bu gidişe ‘dur’ diyebilir mi? Doğallıkla bu soruda öncelikle bireylerin özgür olmadıklarının bilincinde olmamaları olgusu gündeme gelir. Kendilerine dağıtılan metaların niceliğiyle birlikte kitlenin acizliği ve güdülme olasılığı adil olmayan bir şekilde artıyor.. bütün toplumsal ilişkileri etkileyen kapsayıcı bir özgürleşimin temeli olarak algılanan ‘haz ilkesi’nin 112 HORKHEIMER. Frankfurt Okulu’nun temel ilgilenimleri arasında ilk sıralardan birini de modern endüstriyel toplumun bireylerinin kaderi alır. Özgür olmadıklarının bilincinde olmayan modern özneler. Đnsanı aydınlatma amacıyla yola çıkmış olan Aydınlanma. ilk olarak bu bilinci elde etmesi gerekir. etkin birer tarihsel özne olarak düşünülemez. modern toplumun doğasının çözümlemesi üzerine kuruludur.112 Bu pasajda. etkin bir tarihsel öznenin yokluğunda. ileri endüstriyel toplumlarda maddî kıtlığın ortadan kaldırılmasıyla birlikte. Birey kullandığı aygıtın önünde görünmez hale gelirken geçimi yine bu aygıt tarafından çok daha iyi bir şekilde sağlanıyor. aklın ikiyüzlülüğe yakışan yaygınlaşmasında yansıyor. Teknolojik rasyonalite mevcut düzenin ilerleme motoru olarak düşünülürken. kitlelerin bu rasyonalite tarafından yönetim altında tutuldukları dile getirilir. Bu açıdan bakıldığında. Bu çözümleme. Peki. insanı. 53 . T. Max & ADORNO. Marcuse’ün Tek Boyutlu Đnsan adlı eseri. Alt katmanların yaşam düzeyinin maddî yönden büyük ölçüde.. W. Bu olumsuz çözümlemelerin sonrasında.g. Marcuse düşüncelerini. Bireyin ‘dur’ diyebilmesi için. sistemin kendi devamını sağlarken bireyleri ne şekilde kullandığının altı çiziliyor. a. eşi görülmedik yöntemlerle köleleştirmeye hizmet etmektedir. 15. modern kapitalist toplumdaki burjuva sınıfıyla işçi sınıfının etkin özneler olarak tarih sahnesinden çekildiklerini anlatır. düzene yapılabilecek muhalefetin de sınırlı kalacağını ifade ederler.e. s. sosyal yöndense hayal kırıklığı yaratacak şekilde yükseltilişi.birlikte. Freud’u felsefî olarak yeniden yorumlayışında.

üstünlüğü ve cinsel özgürlükle insanların mutluluk amacına erişecekleri şartların sağlanmış olacağını savundu.113

Modern endüstri toplumlarındaki bireylerin kaderi konusunda Horkheimer, Marcuse’a kıyasla daha kötümser bir tavır sergiler. Bottomore onun tavrını ve durumunu şöyle aktarmaktadır:
Birey için göreli bir özerklik sağlayacak her öğeyi bile ayıracak kadar rasyonelleşmiş, kendi kendine işler hale gelmiş, bütünüyle parçalanmış bir dünyaya yönelik bir eğilim olarak gördüğü eğilimle karşılaştığında Horkheimer, bu eğilimle muhalefet edebilecek, bireyin sınırlı ve geçici özgürlüğünü de bütünüyle diğeri için duyulan dinsel özlemin doğrulanması hariç olmak üzere koruyacak, mümkün olduğu yerde genişletecek bir yol da görememişti. Gerçekten de Horkheimer hayatının sonunda ‘eleştirel bir teorisyen’ olmayı bırakarak bir tür dinsel düşünceye yöneldi.114

Adorno’nun modern endüstriyel toplumlardaki bireylerin kaderine ilişkin düşünceleri ise, Horkheimer’in kötümserliğini paylaşmakla birlikte, daha etkileyici bir şekilde sanatta yakalanacak yeni bir alternatifle noktalanır.
Adorno bireyi egemenlikten kurtaracak ihtimali ne yeni karşıt gruplarda ne de cinsel özgürlükte gördü –bu ihtimal, olabileceğin dokunuşlarıyla verili gerçekliği karşılayan ‘özgün’ sanatçının yapıtında vardı. Özgün sanat buna göre yıkıcı bir gizil güce sahipti. Adorno, sanatı üstün bir biliş formu olarak –gelecek yönlendirimli bir hakikat arayışı olarak– varolan gerçeklik üzerine sadece düşünen bilimle karşılaştırır.115

Aydınlanmanın

Diyalektiği’nde

Adorno,

Horkheimer

ile

birlikte

Batı

toplumunun kendi içindeki yabancılaşmadan özgürleşme potansiyelinin temellerini çürütüp yıkmakta olduğu sonucuna varıyorlardı.116 Sonuç olarak Adorno ve Horkheimer’in Aydınlanma eleştirisinin temelinde yer alan olguları belirttikten sonra, en azından onların Aydınlanmanın gerçekleştirmek istediği ütopik ideallerin kendilerine karşı olmadıklarını yineleyebiliriz. Onlar, ütopik ideallerle yola çıkan Aydınlanmanın, ideallerinin uzağında kalınması olgusundan hareketle, oluşan tahakküm düzenini analiz etmektedir. Horkheimer ve Adorno’nun özellikle üzerinde durduğu konulardan bir diğeri de, gerçekleştirilen tahakkümün kültürel boyutudur.
113 114

BOTTOMORE, a.g.e., s. 50. BOTTOMORE, a.g.e., s. 49. 115 BOTTOMORE, a.g.e., s. 50. 116 JAY, Adorno, s. 40.

54

1.2.4. TOPLUMSAL YAŞAM VE KÜLTÜR ENDÜSTRĐSĐ Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü’nün ilgi ve çalışmalarının ana hatlarını belirttiğimiz bölümde, Enstitü’nün, araştırmalarında disiplinler-arası bir yaklaşımı benimsediğine değinmiştik. Disiplinler-arası yaklaşım tarzı göz önüne alındığında, Enstitü’nün, araştırmalarında ‘kültür’ alanına da oldukça büyük bir önem verdiğini görmekteyiz. Özellikle mültecilik yıllarında ağırlıkla ele alınan konuların başında gelen kültür incelemeleri, modern dönemdeki baskı ve tahakkümün, kültür eliyle gerçekleştirilen boyutunun deşifre edilmesi amacını taşımaktadır. Mevcut tahakkümün nesnesi olarak, bireylerin bireyselliklerini kaybettiğini ve bu nedenle de ideal bir düzeni gerçekleştirme amacının uzağına düştüklerini dile getiren Adorno, kültür alanında meydana gelen değişimlerin, bu problemin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynadığına işaret eder. Nitekim kendi teorilerini hayata geçirecek bir sınıf arayışı içinde olan Frankfurtlu teorisyenler, toplumda özgürleştirici eylemin gerçekleştiricisi olabilecek tarihsel bir öznenin bulunamayışının nedenlerini ortaya koymak ister. Đşte, kendilerini kültür alanını araştırma zorunluluğu içinde bulmalarının en önemli nedeni, tam da bu noktada ortaya çıkar: Kültür aracılığıyla gerçekleştirilen tahakkümün bireyler tarafından kolaylıkla farkına varılamayacak bir karakter taşıyor olması. Kendi üzerindeki tahakkümün farkına varamayan bireyin dışarıdan bir güce, kendisine bilgiyi getirecek Eleştirel Teoriye gereksinimi vardır. Dolayısıyla, bireylerde varolan değerli eylem olanağının ortadan kalkmasına neden olan kültürel sistemin analizi, Horkheimer ve Adorno başta olmak üzere, Frankfurtlu teorisyenlerin üstlendiği önemli görevlerden birini oluşturur.
Enstitü’nün kitle kültürü konusundaki eleştirilerinin odağında yer alan inanç, ‘promesse de bonheur’ sözleriyle ifade edilen yeni ve bir başka yaşam’a duyulan umudun, gitgide daha da ‘olumlayıcı kültür’ niteliği kazanan bugünkü kültür tarafından, yıpratılıp zayıflatılmakta olduğudur.117

117

JAY, Diyalektik Đmgelem, s. 260.

55

Temelde teori-praxis bağını gerçekleştirmek amacı ile yola çıkmış olan Frankfurtlu düşünürlerin, toplumda özgürleştirici bir eylemin ortaya çıkabilmesine olan inançları, alıntıda vurgulanan olumlayıcı kültürün etkisinin artması ile birlikte yerini daha kötümser çözümlemelere bırakmıştır. Marksist devrimci öznenin modern kapitalist toplumun yasaları ile uyum sağlayarak yaşamayı öğrendiği ve manipüle olduğu noktasında; Adorno’yu tipik Marksistlerden ayıran en önemli özellik, onun devrimci öznenin yok oluşuna ek olarak, mevcut toplumdaki özgürleşim potansiyelinin yok oluşunu, kitle iletişim araçlarının yönlendirici fonksiyonu ve toplumun, kültürel üst-yapı aracılığıyla tahakküm altına alınışı ile birleştirmiş olmasıdır. Adorno’nun özellikle dikkati çekmek istediği nokta, Kültür Endüstrisi döneminde şeyleşmiş bir sözde kültürün ortaya çıktığı gerçeğidir. Dolayısıyla, ona göre, var olan kültürel yapıyı, bu olguyu göz önünde bulundurarak ele almak gerekir. Genel olarak, Frankfurt Okulu kültür alanını toplumdan ayrı, kendinde bir alan olarak ele almanın yanlış olacağını düşünerek, bu alanın fetişleştirilmesine karşı çıkar. “Frankfurt Okulu’nun sanat sosyolojisini daha ortodoks nitelikte Marksist olan önceki kuşaklarınkinden ayıran esas farklılık, kültürel fenomenleri (phenomena) sınıf çıkarlarının ideolojik bir yansımasına indirgemeyi benimsememiş oluşudur.”118
Eleştirinin görevi kültürel fenomenleri ilişkinleştirmek için ille de belirli bir çıkar-grubunu aramak değil, bu fenomenlerde ifadelerini bulan ve en güçlü çıkarların bunlar aracılığıyla kendilerini gerçekleştirmekte olduğu genel toplumsal eğilimleri deşifre etmek olmalıdır. Kültür eleştiriciliği toplumsal bir fizyonomi olmalıdır.119

Bu görüşe göre, yirminci yüzyılın toplumsal yapısı, bağımsız aracı kurumların bütünüyle ortadan kalktığı, ve bunun yerine kolektif zihniyetin egemen olduğu totaliter bir düzeni temsil etmektedir. Dolayısıyla bu yüzyıldaki baskın toplumsallık biçimi, bilgili ve bağımsız bir kamu düzeni değil, bilgisiz, düşünmeyen ve sorgulamayan kitle toplumudur. Kitle toplumu, halkın, atomik bireylerin bir araya gelmesiyle oluştuğu, içinde yaşayan bireylerin birbirleriyle bağlarının zayıfladığı ya da tamamen ortadan kalktığı bir yapıdır ve bu yapı içindeki bireyler, tıpkı kendi tükettikleri ürünler, eğlence ve değerler
118 119

JAY, Diyalektik Đmgelem, s. 259. Adorno’dan Aktaran JAY, Diyalektik Đmgelem, s. 259.

56

g. Bunlardan birincisi. Kitle toplumunun en tipik özelliği. YKY. s. … Rutinlere gömülmüş olan kişiler… az ya da çok daraltılmış yaşamlarını aşamamaktadır. 57 . ikincisi ise. kültürel alanda kendilerini somut bütünlükler olarak var etmesi olgusudur.121 Kültür Endüstrisini oluşturan sektörler. modern toplumdaki yapısal eğilim ve onun iletişimsel tekniğinin yönlendirici niteliği. 31. yemeği önüne getiren kız.e. s. Kitle Kültürü Efsanesi (Çev.120 Kitle toplumundaki bireyler atomize hale geldikçe. Sayı 36. yapısal olarak birbirine benzeyen ve birbirlerinin gediklerini kapayan bir yapı karakterine sahiptir. üzerlerinde kurulan denetimin gücü de aynı ölçüde artmaktadır. Kitle toplumunda. “kitle kültürü” terimi yerine. birbirine denk düşme noktasına varmış ve… erkek ve kadınları dar rutin ve çevrelere hapsetmiştir. Kavram. Nitekim. Aykut KANSU).gibi kitlesel şekilde üretilirler. insanın kontrolünün dışında gözüken bağımsız. 122 ADORNO. insan ürünü nesnelerin. içinde güçlü ve bağımsız toplumsal kurumların yer almayışı ve toplumun bir bütün olarak yukarıdan idare edilen bir karakterde oluşudur. Ali KAFTAN). Bilim ve Sanat Yayınları. Cogito-Adorno: Kitle. Melankoli ve Felsefe (Çev. “Kültür Endüstrisi” terimini kullanmayı uygun bulur. Frankfurt Okulu’nun kitle kültürü konusundaki görüşleri iki ana tema üzerine kuruludur. Bu kişiler. Alan. Bu yapının kitlelerden kendiliğinden çıkan bir kültür olmadığını belirtmek için Adorno. 1930’larda yaşanan Nazi deneyimi. 76. toplumlarının yapısını ve bunun içinde birer kamu olarak rolleri hakkında bir fikir edinemezler. özerk güçlere dönüşmesi. Ekim 2003. kültürel alandaki ürünlerin birer endüstri nesnesi 120 SWINGEWOOD. denetim altına alınmış özneler yığını olarak gören Adorno. 121 SWINGEWOOD. …metropoliten toplumdaki kitleler birbirlerini artık yalnızca ihtisaslaşmış ortamlar içindeki parçalar olarak tanımaktadırlar: arabayı tamir eden adam. “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”. kitlelerin kolayca göremeyeceği kültürel bir zeminin varlığına işaret eder.122 Çağının insanını. kitlelere dayatılan. satış elemanı.. Adorno tarafından bu durumun bir göstergesi olarak yorumlanır. Bu nedenle kitle kültürü üzerine gerçekleştirilen eleştiriler. a. 32. Ankara 1996. gün boyunca okulda çocuğunuza göz kulak olan kadın. Kültür Endüstrisi kavramı üzerinden yürütülür. ekonomik ve teknolojik gelişmelerdeki hızlı ilerleme(!) karşısında geleneksel toplumsallaşmanın zayıflaması. s.

şu çıkarımı yapmak çok önemli gibi görünüyor: Adorno. kültür Endüstrisi tarafından. yararcı bilim anlayışının temel ilkeleriyle Kültür Endüstrisi’nin temelinde yer alan bilincin birbirinden çok da farklı olmadığını.”124 Kültür Endüstrisi nicelikle ilgilendiği için. “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”. Kültür Endüstrisi yöneltilmiş olduğu kitlelerin bilincini kuran bir yapıdır.”123 Kültür alanında üretilmiş her ürün. hangi tercihleri yapacağına karar veren bu mekanizmanın kendisidir. verili talimatları yerine getirenler de önemli bir rol oynar. O halde. “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”. kültürel alanın endüstriyel bir yapı kazanmasına gönderimde bulunur. 126 ADORNO. 125 ADORNO. hiç değilse kendini pragmatik gören bir bilim tarafından. “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”. s. Kültür Endüstrisi terimi. denetim mekanizmasının iradesi dâhilinde ya da dışında. ideolojisidir. “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”. aksine bir bütünün parçalarını temsil ettiğini dile getirir. sağlayacağı fayda temelinde değerlendirilir. s. 77. “Asla ve asla bütünüyle baskın çıkamayan ve daima çeşitli etkilerle biçimlenen sanat eserinin özerkliği.olarak. birer metaya dönüşürler. 77. “Kültür Endüstrisi pratiği. 58 . piyasadaki değerlerine göre üretilirken. bilinçli bir biçimde ortadan kaldırılır. tüketicinin hangi ürünleri kullanacağına. kültürel malın standardizasyonunu –her sinema seyircisinin aşina olduğu Western 123 124 ADORNO. sistemin tali parçaları olarak düşünülür. 77. “Kitleler onun (Kültür Endüstrisi’nin) ölçütü değil. ADORNO. Adorno’nun deyimiyle.”126 Sonuç olarak. “Bu terim doğrudan doğruya üretim sürecini değil. iktidarı elinde bulunduranlar kadar. bu ideolojinin gerçekleşmesinde. kültür ve endüstri kavramlarının bir araya getirilmesi ile elde edilir. faydanın maksimizasyonu amacına hizmet eden bir araçtır. Bu haliyle kültürel ürünler. Kitleler bu nedenle yalnızca hesaplanabilir nesneler. s. s.”125 Adorno’ya göre. kitlelerin tüketiminin yapısını belirleyen bir karakterde olacak şekilde düzenlenmesini ihtiva etmektedir. Asıl önemli nokta sanat eserlerinin de bu mekanizmanın metalaştırıcı yapısının birer parçası haline gelmiş olmasıdır. “Kültür Endüstrisi’nin kitlelerin ruhsal yapısındaki önemli rolü. onun nesnel meşruluğu ve özsel nitelikleri üzerine düşünebilmesini gereksiz kılar. kâr güdüsünü dolaysız olarak kültürel formlara aktarır. niteliksel farklılıkları nicel bir eşitliğe tâbi kılarak ortadan kaldırır. Birey. 80. Dolayısıyla kavram.

kültürel yönden dışlanmışlığı seçebilen bireyler için. Yeniden üretilen birey. artık kendi başına. baskı mekanizmasının nasıl bir parçası olduğunu deşifre etmeye çalışan Adorno. Bu haliyle kültürel alan. ADORNO. Modern birey için. Kültür Endüstrisi’nin çarkları arasında ezilir ve adeta dilsizleştirilir. bu dönemin bir ürünüdür. 78. Adorno’nun bu alanda yaptığı çalışmalar. modern dönemin bireyleri için beslenebilecek fazlaca bir umudun kalmadığına işaret eder. bireyin manipülasyonu.”127 Modern dönemin özneleri bir tür bilinç yönetimine tâbi kılınır. s. hâlâ bir umudun saklı olabileceğini düşünür. hatta özneleri imal bile ediyor. Tümel ve tikel (toplum ve birey) arasında varolduğu öne sürülen asılsız uyum. Eleştiri. Sonuç olarak. Teknik çalışma süreci.128 Kültür Endüstrisi. “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”. bir bütün olarak (hem düşünsel hem de somut tüm bileşenleriyle) bireyin manipüle edildiği bir yerdir. Tüm umutsuz yaklaşımlarına karşın ütopyan alternatifin yok olmasına razı olmamacasına. Bu süreç kendisine hizmet eden özneleri biçimlendiriyor. kendi kaderini kendisinin belirleyeceği günler çok uzakta gibi görünmektedir. Bu amaçla 1940’lı yıllarda çeşitli ampirik araştırmalar yapan. bozuk düzene başkaldırı yeteneğinin yok edilmesi anlamına gelir. Kültür Endüstrisi’nin sınırlarının dışından başka rahatça nefes alacak bir yer 127 128 ADORNO. modern bireyin yeniden üretilmesidir. Farklı bir ifade ile. Adorno’nun Otoriteryan Kişilik adlı çalışması da.filmlerinde olduğu gibi– ve dağıtım tekniklerinin rasyonelleştirilmesini anlatmak amacıyla kullanılmaktadır. bütünün yalnızca tâli bir parçası haline gelen bireyin. 59 . modern dönemde geçmiş dönemlere kıyasla bireyleri daha rasyonel yöntemlerle kontrol altında tutar. aracı veya dolayım halkaları araştırmacılar tarafından bir bakıma çoktandır yeterince ortaya konulmamış olan önemli bir sektörden. Bu bilinç yönetiminde hedef. bireyin sistemi edilgin bir şekilde onaylamasından başka bir şey değildir. bütünün dışında bir anlamı yoktur. sanayi sektöründen kalkıp bütün yaşamın içine yayıldı. bir çıkış yolu arayan Adorno. 107. onun eleştiri yeteneğinin ortadan kalkması. Kültür alanının. modern dönemde. Kendi kaderini kendi eliyle tayin etmeyi isteyen birey için. diyesi geliyor insanın. s. bu işin hem psikolojik ve hem de sosyolojik bir çalışma ile gerçekleştirilebileceğini düşünmekteydi.

87. gerçek bir muhalif taraf kalmayacak. Bunun temelinde. Ancak o andan itibaren aramızda bir yabancısın’ demektedir. modernliğin öznesi olduğu için modern değildir. Besim. eleştirici potansiyeli yok ettiği için karşı çıkar.130 Kültür Endüstrisi bireylerin iş zamanlarını sistem adına kullanırken. Modern özne. Yaşamını ve tüm sana ait olanları da koruyabilirsin. güçsüzlüğe. s. DELLALOĞLU. Buradaki mantığın kavranmasının ütopik amaçlar açısından hayatî bir önemi vardır. dolayısıyla varolan sistemin yanlışlıklarına işaret edecek bir grup da varlığını sürdüremeyecektir.129 Kültür Endüstrisi’nin bireyleri birbirinin özdeşi olan.. sistemin devamını sağlamak amacıyla. yukarıda değindiğimiz. s. dışlanmış olarak kalırsınız. Aklın ruhu ya bunlara uymak zorunluluğu karşısında görüyor kendini ya da yalnızlaşmaya. 104. bireylerini kendisinin üretmesi olgusu bulunur. Farklı.. 2001. Farklılık yalnızca aynılığa teslim olmanın bedelini yükseltmeye yaramaktadır. Bu zayıflıkları özgürlük içinde seçmek ve böylelikle belki de aşmak için duyulan kuvvet. Bu düşünürlere göre asıl olan. F. Burada çok daha ilginç olan. modernliğin ürettiği özne olduğu için moderndir. Đş dışı 129 130 ADORNO. çalışma sonrası zamanların da farklı yöntemlerle kontrol altında tutulduğudur. herhangi bir insandan beklenemeyecek kadar büyük. 60 . Đst. Kültür Endüstrisi içindeki bireyler. “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”. Kültür Endüstrisi içinde farklı olabilirsiniz. nadir de olsa ortaya çıkan muhalif tavırların sistem tarafından bir şekilde özümsendiği konusuyla ilgilidir. muhalif yalnızca daha yüksek bir bedel karşılığında da olsa. Adorno’nun aşağıdaki sözleri. bireylerdeki muhalif.yoktur. Frankfurt Okulu’nda Sanat ve Toplum. ancak bu durumda. ölçüye sığmayan ve insanın gücü üstüne çöken kuvvet alanlarına bölünmüş. eninde sonunda sisteme teslim olmaktadır. sisteme yabancı. Bağlam Yay. bir-örnek bireylerdir. aynı zamanda bu bireylerin iş dışı zamanlarda sisteme yabancılaşmasını önlemek amacı ile genel ve tikel arasında gerçek olmayan bir uyum yaratır. onun bu konudaki kötümser tavrını ve bireyin bu türlü bir yolu seçebilmesinin zorluğunu anlatmaya yöneliktir: Dünya. Artık düzen ‘benim gibi düşün ya da yok ol’ demek yerine ‘benim gibi düşünmemekte serbestsin. Don Kişot’luğa mahkûm olmak. Adorno bu yeniden üretme mantığına. bütünün parçaları olarak yeniden üretilirler. Eğer farklı olan ortadan kaldırılırsa.

Adorno’ya göre. Astroloji ve burçlar da. Adorno’ya göre mekanik bir dünyadan (iş alanı) kaçmak isteyen insan. artık toplumsal ve ekonomik ‘araç’ın bir ürününden başka bir şey değildir. 61 .g. Burada verilen ara bir sonraki günün daha verimli geçebilmesi açısından planlanmış aralardan ibarettir. Eğlence. kendi dönemlerindeki siyasal fraksiyonlardan bu nedenle uzak kalmayı tercih etmişlerdir. Dolayısıyla. 131 132 BOZKURT. a. Kolektif güçlerin tahakkümü altındaki birey için kurtulma olanağı bulunuyorsa eğer. Yüzyıl Düşünce Akımları. Umut en uç noktalarda barınabilir durumdadır. bu olsa olsa izole edilmiş birey için mümkün gibi gözükür. 20.. bireylerin özlemlerini. Tek sorumlu davranış biçimi. kendisinin güçsüz olduğu konusunda sahip olduğu bilinç ile kendine sahip çıktığı iddia edilir.e. modern özne sisteme en çok eğlenirken teslim olur. Toplumsal örgütlenme modern denetim mekanizmalarıyla öylesine güçlüdür ki. 59. Adorno ve kendisi gibi düşünenler. 176. Modern toplumda bireyin. geç kapitalizm döneminde işin bir devamı olarak işlemektedir. Baskı. bu iddia asılsızdır. yine mekanik bir dünyaya dalıyor (eğlence Endüstrisi). s. Kültür Endüstrisi’nin bir ürünü olarak aforoz edilir. Nejat.131 Adorno gibi bir radikalin en büyük korkusu da. sözde bir bireysellik ve kişilik gündeme geliyor. bireysel varoluşumuzu bir ideolojiye dönüştürmekten kaçınmak ve özel yaşamımızı iddiasız ve gürültüsüz bir şekilde geçirmektir: bunu da. bu türlü bir teslim olmaya kurban gitmektir. Onların bu nedenle bir tür dışlanmışlığı seçmiş olmaları da. Sarmal Yay. VEYSAL. Sistem eğlence metalarının da düzenleyicisidir. Adorno’ya göre. tıpkı diğer Kültür Endüstrisi ürünleri gibi. 1995.132 Adorno’ya göre. böylece insanın bireyselliği ve kişiliği çağımızda tehdit altına girmiş oluyor.zamanlar da bir sonraki iş gününe hazırlık anlamında kontrol edilir. s. bu cehennemde hâlâ soluyabilecek bir havayı bulabiliyor olmamızın utancından dolayı yapmamız gerekmektedir. eğlence zamanları da sistemin kontrolü altındadır. Örneğin toplumsal alanda zararsız gibi görünen astroloji bile. Adorno tarafından. 2. kurtuluş bu örgütlenmelerin henüz ulaşamadığı uç noktalar içinde saklı olabilir. Çünkü bireyin özgürlüğü. bireyin kolektif mekanizmanın etkisinden kaçarak saklanacağı çok fazla alan kalmamıştır. Kültür Endüstrisi’nin hâkim olduğu düzenin birörnekleştirici mekanizmasına yenik düşmeme çabası olarak yorumlanabilir.

genel-geçer anlayışın suyuna gitmenin dışına çıkılamaz. s.g.g. kültür yapıtından giderek silinir. Benjamin’in deyimiyle. Modern dönemin bireyleri artık küçücük bir mutluluk için aldatılmayı.. Kant’ın ergin olmamayı kendi arzuları ile seçen bireylerine çok benzer. günlük ve basit stratejiler bulunur. toplumsal yapının beklentileri ile uyumlu hale getirilir.e. bu bireyler. kültüre damgasını vuran temel güdü en geniş satışı yakalamak. Kültür Endüstrisi’nin kategorik buyruğunun özgürlükle hiçbir ilgisinin kalmadığını belirtir. diğerinden ayırt edilemez hale gelir. Adorno. dikkat edilirse eğer. Kültür Endüstrisi’nin sloganı Adorno’nun tabiriyle “uy gitsin”dir. herkesin öyle ya da böyle düşündüğü şeye. gösterebilme’ yetisinden oluşan olmazsa olmaz yönü. Kişinin özsel. 99. öyle ya da böyle varolana uyum 133 134 DELLALOĞLU. kendileri arzular hale gelmiştir. bireysel çıkarları. 62 . bütün içinde pazara yönelik olarak üretilirler. DELLALOĞLU. 97.”133 Kültür Endüstrisi sürecini harekete geçiren dinamik. haklarında hemen hiçbir şey bilmedikleri bireyler hakkında kehanetlerde bulunmalarının gerisinde.134 Kitlelere bu mekanizma tarafından sunulan ürünler kitlelerin beğeni ve algılama derecelerini düşüren bir nitelik taşırlar. böylece. bireylerin elinden eleştiri yeteneğinin alınmasının bir ifadesidir. Astrologların. “Adorno’ya göre. en çabuk ve çok kâra ulaşmak haline gelir. gerçek sanatın ‘varolandan başkayı görme. Sistemin fayda temelli anlayışı. daha en başından pazar için üretilmiş metalardır. Kant’ın kategorik buyruğunun aksine. yapıtın hâlesi kaybolur. s. Kültür Endüstrisi’nin ürettikleri.yaşamdan beklentilerini batıl bir inançla geçici olarak tatmin amacına hizmet eder. Bu. gücüne ve her an her yerdeliğine bir refleks olarak. Söz konusu bireyler. diğer kültür ürünlerinin olduğu kadar sanat yapıtlarının da aurasının (halesinin) kaybolmasına neden olur. a. Bu etkinlik. piyasadır. Adorno’ya göre. Yıldızlar tarafından gelen bilgiler. “Neye uyacağınız belirtilmemiş olsa dahi uyacaksınız. Bir yapıt.e. daima genel bilgilerdir. kendilerine asılsız bir tatmin duygusu verecek bu ürünleri almadıkları taktirde hayatlarının daha çekilmez olacağına dair bir korku taşırlar. son çözümlemede bireylerin yine genel içinde kalmasını sağlama amacına hizmet eden bir araçtır. metalaşan sanat yapıtları değil. Dolayısıyla. Bu durumda verili değerlerin. Simgesel biçimler.. a.

“Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”. 138 ADORNO. a.”135 Đşte bu sözleriyle Kültür Endüstrisi’nin kategorik buyruğunu dile getirir. piyasanın fayda temelli değişimine tâbi kılınmış birer mal. s. Kültür Endüstrisi’nde fayda unsuru kültürel formlarda temsil edilir.138 Kitle kültürünün tüm amacı insanın zayıflıklarını sömürmektir. Temelde yapılan yanlış. onlar ancak.. Modern kapitalist toplumun güç ilişkilerini destekleyen ve ona katkı yapan kahramanlar. bağımsız bireylerin gelişimi önünde bir 135 136 ADORNO. Bilincin yerini bu düzende “uygitsincilik” almıştır. “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”. sistem tarafından şöyle ya da böyle bertaraf edilir. bilinçli olarak yargılayan ve karar veren özerk. büyük çıkar çevreleri tarafından çizilen çizgiden çıkmamaları için insanlara öğüt vermeye yarayabilir. politik ve kültürel unsurları kullanırlar. 82. Kültür Endüstrisi “kendi başlarına. ne de ahlakî sorumluluğa götüren yeni bir sanatın rehberi olabilir. şiddetle eleştirdiği hafif müzik örneğini verir: “Burada da (hafif müzik içinde) insanlar bir karmaşaya düşer. meta konumundadır. Bu nedenle kültürel yaşamın tüm alanları. bireysel bilincin kontrol altında tutulduğu mekanizmanın bir parçasıdır. Kültür. s. Oysa Adorno. HELD. statükoyu desteklemek için. kendinde bir şey olarak gösteriyor olmasıdır. Statükonun kavramları. 63 .136 Kültür Endüstrisi’nde.”137 Kültür Endüstrisi’nin uydurmaları ne mutlu bir hayatın. Adorno. Bu mekanizma insanı bağımlılaştırmaya ve köleleştirmeye yarar.g. çözümlenmesi ve eleştirilmesi söz konusu olmayan kavramlardır. s. Bu girişimin sanat gibi kavramsal alanlarda da uygulandığını dile getiren Adorno. Kültür Endüstrisi’nin insanlara dayattığı düzen kavramları daima statükonun kavramlarıdır. şeffaf olmayan bir yetkeyi güçlendirir. ritmik sorunlar yaşar ve bu sorunlar anında basit bir temponun zaferiyle çözülür gider. 90. 82.sağlayacaksınız. Kültür Endüstrisi’nin düzeni kendi başına. ekonomik. düzenin kendi başına iyi ya da kötü olarak nitelendirilemeyeceğini dile getirir. bu andan itibaren bir ‘Endüstri’dir. Sanatsal ürünler dolayısıyla değişim değerine tâbi olan. “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”. s. varolan gerçek çatışmaların yerine gerçek olmayan çatışmalar yaratılır ve bunlar da. 81. Yaygınlaştırmaya çalıştığı uzlaşma görünmez.e. 137 ADORNO.

s. kendi özerkliğinden vazgeçerek diğer tüketim malları arasındaki yerini gururla almıştır.. Modern kapitalist sanat. Geleceğe dair beslenecek çok fazla umut kalmamış olsa da. Adorno’nun söylemiyle. varolan ekonomik sistemin insanları tek bir biçime sokan estetik müdahalesine direnmeye itmek olarak betimlemiştir. toplumsal hiyerarşiye direnmeyi değil. 139 140 ADORNO. Adorno’nun modern toplumun içinde bulunduğu düzene yönelik iddiaları temele alınarak. her tek insanın bilinçaltının derinliklerinde hâlâ yer aldığını dile getirmektedir. ‘damlayan suyun zamanla taşı delebileceğini’ söylerken. bu düzenden ideal bir toplumsal düzene geçiş yapılıp yapılamayacağı olanağının kendisi sorgulanacaktır. varlıksal temelde yer alan farkın. güçlenmek ve gelişmek için olgun insanlara ihtiyaç duyan demokratik toplumun olmazsa olmaz önkoşuludur. 64 . 83. Aydınlanmanın Diyalektiği’nde ifade edildiği gibi. Modern kapitalist sanat. a. s.”139 Sömürülen insanların bu mekanizmaya karşı çıkmalarının zorluğunu ve neredeyse imkânsızlığını gören Adorno.140 Oysa yirminci yüzyılda sanat.e. Adorno’nun Minima Moralia adlı eseri. 36. eleştirel tavra her zamankinden daha çok gereksinim olduğunu dile getirir. bu çabanın bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu temalar ışığında bir sonraki bölümde. kendi özerkliğinden vazgeçerek diğer tüketim malları arasındaki yerine oturmuştur.g. Düzenin şimdi olduğundan daha insanî bir yapı kazanması için felsefenin yanında güvenilebilecek belki de tek alan sanattır. Gerçek sanatın (‘yüksek kültür’ün) işlevi.engel olarak durmaktadır. en küçük eleştiri unsuruna dahi gereksinimi olduğunu vurgulamak ister gibidir. Böyle bireyler. “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”. Adorno sanatla ampirik gerçeklik arasındaki en temel farkın. uymayı pekiştirmektedir. Horkheimer tarafından. SWINGEWOOD. statükoya.

Dolayısıyla. Tanımlamak sınır çizmek demektir ve tanımlanan şeyin tam olarak nasıl olduğunun kesin çizgilerle belirlenmesidir. Bilinmeyenden duyulan korku insanların gizemli güçlere boyun eğmelerini sağlar. Horkheimer ve Adorno’nun iddialarına göre. insanı özgürleştireceği yerde.1. Adorno’nun ve Frankfurtlu düşünürlerin ütopik bir düzenin neliğini anlamak bakımından negatif bir yolu benimsediklerini söyleyebiliriz. 2003. gerçekte. otoritenin korunması ve insanlar üzerindeki nüfuzu devam ettirmenin araçlarına işaret eder. Jürgen. verili olanın yanlışlığının gösterilmesi aracılığıyla. Aydınlanma. ütopik olanın neliği doğrultusunda bir yol almayı olanaklı kılar. ĐLERLEME OLARAK AYDINLANMANIN ELEŞTĐRĐSĐ Adorno’nun felsefî yaklaşımı anlamın tarihsel değişimini hesaba katan. “Mitle Aydınlanmanın Kördüğümü: Max Horkheimer ve Theodor Adorno”. yeni bir gücün baskısı alına girerek özgürlüğünü yitirmiştir. anlamı belirli bir tarihsel ana hapsettiği ve değişimin kendisini gözden kaçırdığı için yetersiz kalmaya mahkûmdur. Ekim. 86–87. dolayısıyla belirli bir tarihsel anda tanımlamaya konu olan nesnenin başka bir tarihsel anda bu tanımın sınırlarının ötesinde farklı bir şeye dönüşeceğini dile getiren bir yaklaşımdır. bu iki düşünüre göre. YKY. kendisinden korkulana da hâkim olmanın yolları açılacak ve insan kendi kaderinin efendisi konumuna yükselecektir. 65 . Cogito. s. Bu güç. BÖLÜM : AYDINLANMA’NIN DĐYALEKTĐĞĐ 2. bu haliyle mitte bir zorlama esastır. Mite karşı gösterdiği olağanüstü dirençle özgürlük talep eden insan. Aydınlanma. tahakküm altına alan yeni bir mite dönüşmüştür. Aydınlanmanın araçsal aklıdır. insanın bilinmeyenden duyduğu korku ile mite ve gizemli güçlere karşı açmış olduğu savaş yer alır. Đşte bundan dolayı. Mitte gizemli güçlere yapılan gönderme. Projenin kökeninde. Ütopyanın neliğiyle ilgili olarak ortaya konulacak herhangi bir tanım denemesi de.2. Aydınlanma 141 HABERMAS.141 Varolan gizler çözüldüğünde ise. Varolan düzenin olumsuzlanması olan negatif yaklaşım. bu bölümde Adorno ve Horkheimer’in Aydınlanma düzeninin olumsuzlaması yoluyla çizdikleri ütopik düzenin neliği ele alınacaktır. insanın gizemli güçlerden özgürlüğünü talep ettiği bir süreci yansıtır.

142 Eleştirinin gerekliliği üzerine yapılan bu vurgu. Aydınlanmanın. Đşte bu yüzdendir ki. şeyleşmenin (araç durumuna düşmenin) yadsınması olmalıdır. kendisini bir şekilde ele vermeye başlar: Birey. refah düzeylerinin görece arttırılmasıyla birlikte tepki verme olasılıklarının da önüne geçildiğine dikkat çeker. a. 142 143 HABERMAS.g. Bu düşünürlere göre. s. bireylerin ekonomik aygıt karşısında güçsüz bırakılırlarken. düşünme adına ortaya koyulan ne varsa statükonun devamını sağlayan bir araç konumuna indirgendiğini ve kendinde taşıdığı değerin yok edildiğini ileri sürer. Bu girişim. toplumsal ilerleme ve insanın çöküşü birbirine içten bağlı süreçler olarak görülmelidir: “Ekonomik üretkenliğin artışı bir yandan adil bir dünya için gereken koşulları yaratırken. eleştirinin kendisine konu olarak aklı alması anlamına gelir. a. Oysa aklın gerçek isteği.mitte olduğu gibi bir köle düzeni yaratır ve mitte gizemli güçler aracılığıyla gerçekleştirilen tahakküm Aydınlanma döneminde akla dayalı bir tahakküm görünümü kazanır ya da aklın tahakkümü haline gelir.. T. eleştirinin söz konusu aklın kendisini konu edinmesi ve sınırlarını ele alması gerekir. Çünkü Adorno. eleştirinin ve kuşku duymanın önünü kesmek için öne sürdüğü ideolojinin en önemli bileşenini. 20. 15. öte yandan teknik aygıtın ve bunu elinde tutan sosyal grupların halkın geri kalan kısmı üzerinde hadsiz hesapsız bir üstünlük kurmalarını sağlıyor.. düşünmenin eleştirel konumundan uzaklaşarak yalnızca verili olanın olumlanmasına dönüşmesiyle birlikte.e. Bu ikilem.e. 66 . ilerleme idesinin açıklık iddiası altında sözsüz kalmıştır. W.g. Mutlak bir ilerleme kaydedildiği sanısı yaratan Aydınlanma. felsefe adına. Max & ADORNO. HORKHEIMER.”143 Horkheimer ve Adorno. bireyleri sahte bir ilerleme idesinin altında uyuşturur. aklın iki yüzlü kullanımıdır. 97. yüzyılda daha büyük bir önem kazanır. Aydınlanma eleştirisi. s. Aydınlanmanın mite karşı yapmış olduğunu bir bütün olarak Aydınlanmanın kendisine uygulama girişimidir. Horkheimer ve Adorno’da doğrudan bir akıl eleştirisine tekabül eder ve aklın yanlış gelişiminin kökleri Francis Bacon’a kadar geri götürülür. Aydınlanmanın işte bu haliyle yeni bir mite dönüşmesi olgusu. Adorno’nun eleştirisi. Habermas’a göre. her şeyin olabildiğince açık olduğu iddiası meydana getirir.

buna hiç kuşku yok. Teknikte ilerleme. Bilen özne. doğaya pratikte egemen oluyormuş sanısının uyandırılmasına da göz yumuyoruz. kendisi olarak kalamaz ve manipüle olan nesne de özne tarafından gerçek anlamda kavranamaz. 67 . Max & ADORNO. Teknikte ilerleme. bilen özneye tahakkümün daha gelişmiş araçlarını sağladığı için.Bacon. Nesne üzerinde kurulan mutlak baskı nesnenin kavranamamasının yanı sıra. Adorno’ya göre büyük bir önem taşır. kendisi dışındaki doğayı ve diğer özneleri yalnızca bir bilgi nesnesi olarak algıladığı için. kendi bilgi görüşünde. gerçekten de fonksiyonel bir anlam atfetmişti: 144 HORKHEIMER. Doğaya egemen olunacak bir nesne gözüyle bakılması (bilinmeyenden duyulan korkunun sonucu olarak doğayı bilinir kılmanın bir ifadesi anlamında). s. T. diğer alanlarla farklı tarzda ilişki kurmanın yollarını da kapamış olur. Burada. Baconcu öznenin üzerinde hâkimiyet kurduğu nesneleri gerçekten tanıma imkânından artık yoksun hale geldiğine dönük bir eleştiridir. Daha önce ele aldığımız bir konu olarak özne-nesne ilişkisinin kavranamaması.144 Baconcu anlayışın öznenin kendisini nesneden tamamen ayırmasına ve yalnızca bilgi nesnesi olarak gördüğü doğa üzerinde mutlak bir tahakküm kurmasına yol açtığını görmek.. Bugün doğaya sırf düşüncemizde egemen oluyor ve bu düşüncenin baskısına boyun eğiyoruz: Üstelik bu düşünce tarafından kendimizde. gizemsizleştirilen doğanın hakikatinin kaçırılmasına neden olur.g. kaynağı olan ülkelerde denizcilerinin. insan zihnini doğaya egemen kılmak istemişti: Đnsanın üstünlüğü bilgiden kaynaklanıyor. daha yoğun bir baskıya tâbi hale getirilir. W. kaşiflerinin yelken açamayacağı bir çok şey saklıdır. Sonuç olarak. kralların tüm hazinelerini dökse satın alamayacağı. Adorno’nun eleştirisi. nesnenin hakikati bir bütün olarak değiştirilmiş hale gelir.e. 19. “bilginin bir güç olduğunu” dile getiren anlayışına bağlı olarak. dışsal olan giderek daha etkin yöntemlerle. Özne tarafından ‘belirli bir tarzda olmaya zorlanan’. Bacon’un bilgi anlayışının özünde. Bacon bilime. emirleriyle hükmedemeyeceği. casusların ve muhbirlerin hakkında bir haber getiremeyeceği. teknik düşünme yer alır. doğadan elde edilen bilginin tekrar doğa üzerine dönmesi ve bunun yanı sıra insanın da egemenlik altına alınması süreçlerine karşılık gelir. a. öznenin de diğer nesnelerin konumuna gerilemesiyle sonuçlanır.. temelini bu bilgi anlayışında bulur.

21. onu tarihsel köklerine bağlayan hayat bağlarından koparılmaması gerektiğini dile getirir. ama onları açığa vurmaya da özenilmeyecekti. Bacon’dan itibaren geçirdiği dönüşümle birlikte. ortaya koyduğu ürünler ve yapıp etmelerle neden insanî olanakların tükenmesi yönünde bir gelişim göstermiştir? Horkheimer Akıl Tutulması’nda. onu tarihsel köklerine bağlayan hayat damarlarının koparılmış olmasıdır.Bilimin amacı ve görevi makul. ahlâkî ve de siyasî düşüncenin.g. Anlamdan vazgeçtiği zaman. Dolayısıyla. herhangi bir felsefî. s. s. Adorno. saygı uyandıran ya da etkili sözler sarf etmek ya da aydınlatıcı argümanlar göstermek değil. oyalayıcı.. KETENCĐ.147 Dolayısıyla. Horkheimer nesnel 145 146 HORKHEIMER.e. Aydınlanma’nın ilerleme idesinin problematik boyutu. ne anlama geldiklerinin önemli olmadığı aşılanıyor. insanın anlamdan vazgeçme hatasına düşmesini şiddetle eleştirir. a. T. bu zorunlu olarak ‘cehenneme doğru bir ilerleme’dir. 68 . s. çalışmak ve daha önce bilinmeyen ayrıntıları meydana çıkararak yaşama yardımcı olmak ve ona daha iyi bir biçim vermektir.g. aklın nesnel içeriğinin buharlaşmış olması problemidir. 147 HORKHEIMER.145 Bilimin ürettiklerinin anlamsal olarak sorgulanmasının gerekmediği telkin ediliyor. Hiçbir giz kalmayacak. Max & ADORNO. ‘bilginin güç olduğu’ söyleminin. kavramların yerine formülleri ikame ederek kendini daha anlaşılmaz ve sorgulanamaz bir konuma çıkarmıştır. W. Kendisini sorgulayacak bir mercii olmadığında..e. Auschwitz tarihin hümaniteye doğru ilerleyişinde yanlışlıkla sapılmış bir yol olarak görülemez. Ona göre yalnızca ‘sapandan mega-bombalara giden’ bir tarih söz konusudur. Anlamlılık boyutunun şimdiki temsilcisi olan Yeniçağ bilimi. bilimin ürettiklerinin insanî bir düzen için üretildiğine dair hiçbir garanti de kalmaz. a.g. Öyle ki üretilenler fayda sağlıyor ve işinizi görüyorsa. a.. Aydınlanma problemi.e. 74. işte bu çerçeve içinde. faaliyette bulunmak. Eğer tarihte içkin bir ilerleme ilkesi varsa. Adorno milyonlarca insanın yok edilmesinin modern uygarlığın tam ortasında olup bitmesi olgusundan hareketle ‘vahşilikten hümaniteye giden evrensel bir tarih olmadığı’ sonucuna varır.146 Đnsanın özgürleşiminin aracı olması düşünülen akıl. 20-21. insanlara. Adorno’nun iddiası. Max.. aklın bilimsel bir temelde ilerlediği yönündeki iddialara temkinli yaklaşmak gerekir. ilerlemeyle ilgili. ‘modern teknolojik yıkım araçlarında cisimleştiği’ yönündedir. insan bilimin mutlak otoritesini de tanımış olur.

keyfiliğe düşmekten ve basit bir zihin oyununa dönüşmekten korkan bilincin kendini özne ile nesne arasındaki yabancılaşmaya toplumsal şeyleşme sürecine uydurmasıyla ortaya çıkan bir tutumdur. araçsal akıl egemen konuma gelmiştir. Kendi yazgısını kendi eliyle belirleyebilmek istiyorsa. Horkheimer ve Adorno. 179. s. uygarlığın başlangıcından beri aklın doğasında varolan bir hastalık olarak anlaşılmalıdır. HORKHEIMER. o halde öznel aklın mutlaklaştırılması olgusu yer almaktadır. sorumsuzluğa. Çünkü hayatı taşıması gereken nesnel akıl.149 Horkheimer insanın kendi aklını anlamasının önemini vurgularken. anlamın yitirilmesi.g.e.g. bunun insan ve doğa arasındaki dönüşümlü tahakküm ilişkisinin ortadan kaldırılması bakımından önemli olduğunu düşünür. öznel aklın tehlikeli bir konuma taşınmasına neden olmuştur. Horkheimer öznel aklın ortaya çıkışına ilişkin olarak şu tespitte bulunur: Öznel akıl adını verdiğimiz yaklaşım. Eğer aklı etkileyen bir hastalıktan söz edilecekse. bu. aklı yeniden ele alması gerekir. 69 . a.. en son arazların giderilmesine değil.. Bilinmeyenden duyulan korku ve hayatta kalma.148 Modern toplumsal kaosun temelinde. Akıl hastalığı. varoluşu rastlantısallığa ve kör talihe teslim olmaktan kaçınma çabalarını temsil etmektedir. Bacon’la birlikte gelişen süreçte nesnel akıl gerilemiş ve öznel akıl. s. insanın modern ilerlemenin barbarlıklarına bakıp. varlığını sürdürme düşüncesi ile hareket eden insan. tarihsel bağlamın kaçırılması ve en nihayetinde de insanî olma hedefinin gözden kaçırılması olarak yorumlar. ve ‘iyileşme’ de.içeriğin buharlaşmasını. hastalığın bu gerçek kökeninin kavranmasına bağlıdır. belli bir tarihsel anda ortaya çıkmış olan bir ‘inme’ gibi değil. insanların doğaya egemen olma mücadelesinin içinde doğmuş olmasına. 177. bugünkü nesnel akıl sistemleri.e. dünyanın hastalıklı yapısının insanlar tarafından 148 149 HORKHEIMER. aklın bu iki boyutunun diyalektik bir tarzda ele alınması gerektiği ve herhangi bir parçanın mutlaklaştırılmasının tahakküm ile sonuçlanacağı konusunda hem fikirdir. Buna karşılık. modern dönemde sakatlanmıştır ve onun yerine yalnızca araçları belirleyen öznel akıl ikame edilmiştir. a. Akıl.

HORKHEIMER. s. …Her şeyin her şeyle özdeşliğinin bedeli.. Şeyin kendisini. Bu bağlamda Frankfurtlu entelektüeller.e. a..150 2. Horkheimer ve Adorno’ya göre birbirinin yerine kullanılabilirler. s. Aydınlanmada bilim. s. Kendi başına bir amaç konumuna getirilmiş olan bilim. W.g. “Yaratan ile düzenleyen akıl doğanın hâkimi olarak birbirine benzemektedir. emirden ileri gelmektedir. T.. deney yapılabilecek bir şey durumuna düşürülür. denetim kurduğu parçaları değişime uğrattığı yönleriyle bilebilir. her şeyi niteliklerinden arındırılmış varlıklar olarak algılamayı seçer. 152 HORKHEIMER. Aydınlanmış bilim de şeylerin manipüle olmuş. Max & ADORNO. Dolayısıyla her şey. YENĐ BĐR MĐT: MATEMATĐKSEL EVREN TASARIMI Mit ve Aydınlanma. Nasıl ki diktatör uyruğundaki insanları yönlendirdiği oranda biliyorsa.. 25. a. hiçbir şeyin kendisiyle 150 151 HORKHEIMER. Đnsanın. egemenliğe dayanmak bakımından aynıdır. 70 . Sonuç olarak şeyleştirilmiş olanlar niteliklerinden arındırılarak niceliksel bir özdeşliğe tâbi kılındıkları için.”151 Ancak insanın bir şeyleri egemenlik altına alırken ödediği bedel.g. a.2. 25-26. “Değişik olan her şey eşit duruma getirilmektedir. kontrol altındaki parçalarının dışında kalan kısımlarını bilemez.152 Nesneye müdahale etmek ve onu egemenin istediği forma dönüştürmek kuşkusuz bir özdeşliğin ortaya çıkmasına neden olacaktır. kendi içsel yapısıyla ele geçiremeyen bilim..üretildiğini ve yeniden üretildiğini görmelidir ve o. bu görüyü ancak özeleştiri ile elde edebilir. W. 179. bilinmeyeni bilinir kılmak ve ona egemen olmak bakımından aynı işlevi görür. T. yabancılaşmadır.e.e. Max & ADORNO. üzerinde güç kullanılabilecek. mitlerde ise Tanrı. Aydınlanmanın şeylere karşı tutumunu bir diktatörün insanlara karşı tutumuna benzetir.g. efendinin bakışından. varoluş üzerindeki egemenlikten. Tanrı’nın modeli olması.

e. akıl ve 153 154 HORKHEIMER.. kendilerine özgü bir Ben olarak armağan edilmiştir. bir düşünce ritüeli durumuna gelmiştir. değişime uğratılmaksızın. Sistem kurmanın temele alındığı Aydınlanma düşüncesinde. bu durum şu sözlerle ifade edilmektedir: Piyasanın insanlara hangi soydan geldiklerini sormama iyiliğinin bedelini.e. Max & ADORNO.e.. onun ideali her şeyin. a. 29.g. s. Aydınlanmanın Diyalektiği’nde. s. 23. bireylerin kendinde varlıklar olarak kalmalarıyla ilgilenilmez. 71 . insanların konformizme sürüklenmelerinin de başlıca sebebi olarak yorumlanmalıdır.g. 155 HORKHEIMER. s.”155 Aydınlanmanın sistemci bir karaktere sahip olduğunu iddia eden Horkheimer ve Adorno’ya göre.g. Aydınlanmanın kanonu haline gelmiştir”156 derken. 29. ölçülemez olanın özdeşliğe tâbi tutulması ve niteliklerinin ortadan kaldırılması. s. T. W.. diğerlerinden farklı. Max & ADORNO. a. Đnsanlara kendi Ben’leri. kendisi olarak varlığını sürdüremez.”154 Aydınlanma daha en başından belirlenmiş bir süreçtir. HORKHEIMER. Matematiğin işlem tarzı. Bu düşünme sürecinde ritüelin dışında kalan lanetlenir ve cezasını mutlaka bulur. T. sistem dünyanın hesaplanabilir. Araçsal aklın egemenliğindeki dünya. hesaplanabilir bir formda ele alındığını ifade eder.. Max & ADORNO. W... “Aydınlanma sadece birlik. T. W. Daha başlangıç evresinde dünya. Dünyanın matematiğin kavramlarıyla bütün yönlerini tüketircesine ele alınmasının imkânsızlığının ortada olduğunu ifade eden Horkheimer ve Adorno.g. hesaplanabilir bir nesne olarak kavramsallaştırılır. sayıya dökülebilir bir formunu sağladığı için değerli görülür. a.özdeşlik hakkına sahip olmamasıyla ödeniyor.e. Bireyler bütünü oluşturan tali parçalardır. Max & ADORNO.. a. adeta düşünsel bir tapınma.”153 Hiçbir şey dolayısıyla baskıya maruz kalmaksızın. 156 HORKHEIMER. 23. değiş-tokuşta bulunan kişi kendisine doğuştan verilmiş olanaklarının meta üretimi tarafından model haline getirilmesine göz yumarak ödemiştir. “Sayı. daha kesin bir şekilde birbirlerine benzesinler diye. T. W. belirli bir sistem dâhilinde sınıflanmış varlıklardan oluşur. Niteliksel olarak farklı olanın. bu düşünürler. bütünlük tarafından kapsanabilen şeyleri varlık ve olup bitmiş diye kabul etmektedir.. Bu geleneğin temelinde ‘matematikselleştirilmiş dünyanın hakikatin kendisi’ olduğu anlayışı vardır. bütünü oluşturan parçaların sayısal. Aydınlanma kendisine matematiksel düşünmeyi temel alır. ama her şeyin kendisini izlediği sistemdir.

. s. Ölçütü de kendini korumak. Max & ADORNO. 159 HORKHEIMER.. adil bir düzenin gerçekleşmesi. W.. bireyler de hesaplanabilir şeyler durumuna gelir.. T. Aydınlanmış aklın hâkimiyetindeki kültürel alan ve seri üretim mantığı. bireylere belirli davranış kalıplarını normatif düzeyde dayatmaktadır.g. Matematiğin hesaplanabilir düzeninde. W. Aydınlanma geleneğinin bu türlü bir akıl kavrayışıyla olanaklı değildir. success or failure (başarı ya da başarısızlık) olarak belirliyor. sistemin sınırları dışında kalan her türlü direnme olasılığı üzerine yönelir. dolayım kategorisini hesaba katan bir anlayışı savunur. dolaysız olana saplanarak yalnızca totolojiler üretebilir: “Düşünme makinesi varolanı kendisine fazlasıyla bağımlı kıldıkça. T. a. toplumsal adaletsizlik kutsanmaktadır. Sosyal adaletsizlik bireylerin belirlenmiş davranış kalıplarına hapsedildiğini dile getirir. 46. kolektifin baskısı altındaki birey. toplumsal. T. Böylece. normlara uygun davranıp davranmadıklarına göre tanımlarlar. Max & ADORNO.158 Sistemin dayattığı normların dışında kalanlar daima baskı ile karşılaşırlar. varolanın yeniden üretimi sırasında körü körüne kısıtlı kalır. istatistik ögesi olarak.evren denkleminin hiçbir zaman tam çıkmayacağını dile getirir..g. kısaltmalara maruz kalması pahasına eşitler.g. s.e.e. 72 . Toplumsal dayanaklarından yoksun bırakılmış Aydınlanma düzeninde. a. kendisi olarak varolamaz.159 Nihaî anlamda özgürleşmiş. toplumsal zemininden. Zaman ve mekân formuna bağlı bir algılamanın içine sıkıştırılmış bir dünyada. Düzen kendi varlığının 157 158 HORKHEIMER. Kendisine sayıyı aracı seçen matematik düşünce. 44. düşünme sürecinin matematikselleştirilmesi ile kopmuştur.e.”157 Aydınlanma.. Ancak matematiği temele alan Aydınlanma. tarihsel ve insanî duyguların gelişmesiyle gerçekleşen dolayımlanmış kavramsal uğraklar göz ardı edilir. işlevinin nesnelliğiyle başarılı ya da başarısız şekilde uyum sağlamak ve bu uyuma ilişkin karşısına konmuş modelleri örnek almaktır. Max & ADORNO. Kolektivitenin gözü. bu denklemi her iki alanın belirli kısıtlamalar. Bireyler kendilerini sonuç olarak. Horkheimer ve Adorno. s. W. Aydınlanma hiçbir zaman elinden kurtulamadığı mitolojiye geri döner. HORKHEIMER. a. 45-46. Dünyanın sınırları daraltılmıştır. Horkheimer ve Adorno’ya göre kullanım metalarındaki niteliğin bir değer oluşturmaması gibi. Birey artık kendini yalnızca şey olarak.

s. hesaplayıcı yetilerini ona uygulamış olduklarıdır.. 55.g..3. özellikle.e.] 161 HORKHEIMER. Batı düşüncesinde meydana gelen değişim. gerekli olan araçların yeterli olup olmadığıyla ilgilenir.garantörü olarak iş gördüğü müddetçe. ancak bu iki aklın değer bakımından karşılaştırılabileceği tek koşul. ARAÇSAL (ÖZNEL) AKLIN YÜKSELĐŞĐ: TARĐHSEL BĐR HATA Ütopik bir dünya idealinin gerçekleşmeyişinin ve dünyanın barbarlık görüntüsünün gerisinde Horkheimer. Düzenin araçlarından biri haline gelmiş olan aydınlanmış birey de bu haliyle. onların bir başka amacın araçları olarak yer almalarıdır. amaçların kendilerinin de akla uygun olup olmadığını sorgulamayı bir kenara bıraktığını.g. yalnızca bireye ait bir momenttir. Bu durumda herhangi bir amacın diğerine üstünlüğünden söz etmek anlamsızdır. Batı düşünme geleneğinin akıl anlayışında gerçekleşen bir değişimin yer aldığını belirtir. [EREN. “bir kurumun ya da bir başka gerçekliğin akla uygun olduğunu söylediğimizde.”162 Sonuç olarak öznel akıl. dünya değersizleştirilmiştir. aklın iki boyutundan biri olan öznel boyutun (Verstand)160 yükselişine gönderimde bulunur. 2. genellikle anlatmak istediğimiz. amaçlarla araçlar arasındaki ilişkinin düzenlenmesinin ötesinde bir şey bekleniyordu. insanların onu akla uygun olarak düzenlediği ve kendi mantıksal.. Akıl anlayışında gerçekleşen bu değişimin sonucunda. belirli amaçlara ulaşmak için uygun amaçların seçimiyle ilgilenen.e.g. bütünüyle faydacı bir perspektife sahip olduğunu dile getirir. s. a.e. araçsal akıldır. 119. hesaplayıcı. s. devrimin gerçekleştiricisi olarak tarih sahnesine çıkması beklenen Marksist özne nosyonundan uzaktır. 73 .161 Bu anlayışa göre akıl. Horkheimer bu akıl türünün. 162 HORKHEIMER. fazla umut bulunmamaktadır. önceden belirlenmiş bir amaçlar kümesine ulaşmak için. özgürleşmiş bir toplumun ortaya çıkması konusunda bu entelektüellere göre. a. Öznel akıl. ondan. hatta 160 Bu akıl kavrayışı. amaçları anlamak. 56. a. “Akıl kavramı doğduğunda. o. Aklın yalnızca bireye ait olduğu kabul edildiği zaman. John Locke’un empirizmiyle başlayan Đngiliz felsefesinde somutlaşır.

herhangi bir amacın değerli olup olmadığı konusunda herhangi bir sorgulamada bulunmaz. nesnelerin gerçek doğasını yansıtan ilkeler olarak söz etmişti. Horkheimer tarafından. aklın sönmesi. Sokrates aklın nesnel boyutunun koruyucusu olmuştur. Sokrates nesnel aklın var olan düzeni sorgulama momentini ayakta tutma mücadelesi vermiştir. yeni türden bir barbarlığın taşıyıcısı olmuştur.g. s. daha derinde yatan bir probleme de işaret etmektedir. bu sözleriyle aklın önemine ilişkin bir gönderme ile birlikte. tarihsel süreçte öznel aklın nesnel aklı gölgelediğini dile getirir. içeriksizleşmesi ve biçimselleşmesidir. Horkheimer. Akıl. 74 . Sokrates’in Sofistlere karşı vermiş olduğu mücadeledir. tutulması olarak nitelenir. akıl.”164 Aklın öznelleşmesi.e. Sofistlerin yapmak istediği. Daha iyi bir dünya kurmak isteyen insanın ortaya koyduğu amaçların bu idealin neresinde durduğunu belirlemesi gereken. insanlığın daha insanî bir dünyada yaşayabilmesinin nihaî belirleyicilerinden birisidir. Bu 163 164 HORKHEIMER. Öznel aklın ‘uyum gösterme’ düşüncesi ile karakterize olduğu yerde. amaçları da bir kenara atarak yalnızca araçsal bir form kazanmıştır. değerlendirme mercii olarak akıl. Đçeriksiz yapısıyla öznel akıl. yüzyılda akılsal bir temele dayandığı ileri sürülen eylemler daha insanî bir dünya yaratmaktan çok. akıldan ve aklın yargılarından gerçekliği olmayan isimler ve uzlaşımlar (konvansiyonlar) olarak değil.e. a.belirlemek için bir yöntem olarak görülüyordu. Oysa. 60. a. Sofistlerin ilericilik kisvesi altında kişisel ve meslekî çıkarlarını düşünen tavrına karşı.. o halde. onun nesnelerin gerçek doğalarıyla ilgilenmemesi nedeniyle. s.. ona göre. ancak 20. kendisinden bekleneni gerçekleştirememiştir. Bu denge değişimi. insanların uyma davranışlarını görecelilik temelinde anlamlı hale getirmektir. Horkheimer’e göre. Tarihsel dönüşümleriyle birlikte akıl. Nesnel aklın öznel akla karşı açtığı savaşın tarihte yaşanmış en tipik örneklerinden biri. HORKHEIMER. 60. Sokrates’in akla yaptığı vurgunun niteliğini şu sözlerle ifade eder: “O (Sokrates).”163 Horkheimer. kendi nesnel içeriğini yok etme eğilimi içine girmiştir. çünkü eleştiri öznel aklın özsel bir bileşeni değildir.g. Akılla ilgili problemi öznel akıl ve nesnel akıl arasında yaptığı bir ayrımla dile getiren düşünür.

birinin diğeri üzerinde baskı kurmaması gerektiğini savunur.e. bir uzlaşım aracı olma niteliği yüklenmiştir. a. dünyayı şeyleştiren boyutuna yönelik bir eleştiridir. 167 HORKHEIMER. öznel akla odaklandığı için. cinler ve perilerle. s.g. 165 166 HORKHEIMER. kısaca korkudan kurtulmasıysa. aklın. Aydınlanma filozofları gizemli güçlere ve mite karşı savaşlarında akıl üzerine şiddetli bir vurguda bulunur. HORKHEIMER. Nesnel aklın taleplerini. 61. 177. hatalı bir yöne kaymıştır. ondaki direnme ve farklı olana kapı açabilme olanağı da elinden alınır.e. “Nesnel akıl terimi. a. değişmez yazgıyla ilgili boş inançlardan kurtulmasıysa. daha iyi koşullarda yaşamak istiyorsa.. 168 HORKHEIMER. bu yapı. Öznel aklın ortadan kaldırılması gerektiğini hiçbir şekilde öne sürmeyen Horkheimer. gerçekliğin içinde varolan bir yapıya işaret eder. Aydınlanmanın öznel aklının insansı pasifize eden.168 Söz konusu söylemi nihaî bir akıl karşıtlığı olarak yorumlanmaması gereken Horkheimer ve Adorno’nun eleştirileri. gerekse öznel aklın kendi hareket tabanlarına sadık kalması.g. 65. fakat bu vurgu nesnel akıl yerine. 75 .. gerek nesnel. s. s.dönüşümde akla.g. 62. diyalektik düşünme ile mümkündür.. Horkheimer’e göre. o zaman bugün akıl denilen şeyin yadsınması da.167 Nesnel bir içeriğe sahip olmayan Aydınlanmanın araçsal aklının ters sonuçlara yol açmasına da. bir yandan. Gerçekliğin doğasını algılama ve hayatımıza yön verecek ilkeleri belirleme aracı olarak akıl kavramı bir yana atılmıştır. aklın yapabileceği en büyük hizmet olur. a. Sokratesçi bir çerçevede insanın doğru bir yaşantı sürebilmesinin koşulu.”166 Bu yapının keşfedilmesi. toplumsal yapının nesnel aklın taleplerine göre eleştirilmesi ve şekillendirilmesidir.e. Đnsan kendi yazgısının belirleyicisi olmak ve daha iyi bir dünyada. yalnızca diyalektik düşünme anlayabilir..e. Horkheimer’in söylemeye çalıştığı.g. a. bu çerçeveden bakılması gerektiğini söyler Horkheimer: Eğer Aydınlanma ve düşünsel ilerlemeden anladığımız insanın uğursuz güçlerle. nesnel aklın eleştirel potansiyeline sahip çıkması ve anlamla ilgili bir sorgulamaya girişmesidir.165 Akıl uzlaşmacı bir tutumun adı haline geldiğinde. s. her özgül durumda bizi teorik ya da pratik düzeyde belirli bir davranışta bulunmaya çağırır.

‘adalet’..g. Horkheimer 20.anlam boyutunu yeniden ele geçirmesi ve yalnızca araçları değil. Ütopya kavramına bir açıklık getirmeye çalışırken. a. düşünsel köklerinden kopmuştur. ‘eşitlik’. düzenin bir olumlamasına dönüşen mevcut dile de artık güvenemeyeceği üzerinde hemfikirdir. çünkü hakikat kendi başına bir amaç sayılmamaktadır. insanın daha iyi bir dünyada yaşama talebinin ‘adalet’. yüzyılda bu ideallerin gerçekleşmeleri bir yana aklın içeriksizleşmesi ve biçimselleşmesi ile bu kavramların düşünsel köklerinden de koptuğunu dile getirir. Konuşanlar. a. Negatif bir yol izleyen ve varolan düzeni eleştirerek olması gerekene yönelik bir yol almak isteyen Horkheimer ve Adorno. Problem daha karmaşık bir yapıya bürünmüştür: “Adalet. modern toplumun devasa üretim mekanizmasının araçlarından biri haline gelir. Çünkü dil yarattığı etki itibariyle mevcut düzeni yıkabilecek bir kuvvete sahiptir. 76 . s. HORKHEIMER. s.g. sistemin olumsuzlanmasını yapmaya giriştikleri anda denetim mekanizmasının bekçileri tarafından cezalandırılır. Bu amaçları değerlendirecek bir akıl mercii yoktur artık. s. statüko tarafından daima kontrol altında tutulur. 68. kuşkulu hale gelmiştir.g. hoşgörü. 68. 171 HORKHEIMER. eşitlik. Düşüncelerin otomatikleştiği ve araçsallaştığı ölçüde. geçmiş yüzyıllarda aklın doğasında varolduğu ya da gücünü akıldan aldığı varsayılan bütün bu kavramlar.e. Horkheimer modern dönemde insanların konuştuklarından sorumlu tutulduklarını belirtir.. dil de. herhangi bir gizli satış amacına hizmet ettiği düşünülmektedir.e.”171 Aklın gölgelenmesi ile birlikte.e. En tipik örneğini büyülere inanıldığı çağlarda rastlayabileceğimiz bu yıkıcı etki nedeniyle. ‘özgürlük’ ya da ‘eşitlik’ taleplerinin doğru bir içeriğe gerçekten sahip olup olmadıkları.170 Statükonun onaylamayacağı herhangi bir şey söyleyen kişi. 69. amaçları da belirleyen bir etkinlik formu kazanması gerekmektedir. bunun bedelini ödemekle yükümlüdür. mutluluk. ‘özgürlük’ gibi içerimleri olduğunu belirtmiştik. a.169 Verili dil.. Araçsal aklın savunuculuğunu yapan pozitivizm ve pragmatizmin tek otorite olarak bilimi ve bilimin 169 170 HORKHEIMER. eleştirinin. Verili dilin sözcükleri teknik olarak geçerli olasılıkların hesaplanması ya da benzeri pratik amaçlar için kullanılmadığında.

sınıflandırma ve olasılıkları hesaplama tavrını benimsediği yerde, bilimsel yöntemin sınırları dışında kalan adalet, özgürlük gibi konular askıda kalır ve değer yitimine uğratılır. Horkheimer ve Adorno, pozitivizm ve pragmatizmi araçsal aklın meşru temsilcileri olarak görür. Pragmatizmde doğruluğun mantığının yerini olasılığın mantığı almıştır. Bu anlayış çerçevesi içinde, bir düşünce ya da kavramın anlamlı olup olmadığı ancak sonuçlarına bakılarak değerlendirilir. Dolayısıyla, önermeler belirli birtakım sonuçlara ulaşmayla ilgili beklentileri, belirli olasılık değerlerini ifade ederler.172 Bu teori, sonuççu bir teoridir. Dolayısıyla her şey, bir sonuca hizmet eden araçlar olması koşuluyla anlamlı kabul edilir. Başka bir ifadeyle, faydanın maksimizasyonunu hedefleyen pragmatizm, kendi başına değerli hiçbir şeyi kabul etmez. Sonuççu olan bu teorinin belirli düşünceleri doğru olarak kabul edebilmesinin yegâne koşulu, ele alınan düşüncenin başarıya ulaşmasıdır. Doğruluk, pratik doğrulama durumlarıyla özdeş duruma getirilmiştir.173 Horkheimer, pozitivizm ve pragmatizmin felsefeyi bilimcilik olarak

değerlendirmesinden yola çıkarak, bu iki akımın birbirinin yerine ikame edilebilecek derecede özdeş olduklarını savunur. Pragmatizm, pozitivizmin tam ve doğru bir ifadesidir. Bu iki felsefe yalnızca pozitivizmin fenomenalizme, yani duyusalcı idealizme bağlı kalmasıyla ayrılmaktadır.174 Sürekli olarak biçimselleşmeye ve anlam yitimine vurgu yapan Horkheimer, bu iki akımın sonuca, praxise yaptığı gönderimi teorik momentin ortadan kaldırılması pahasına gerçekleştirdiğini dile getirir. Bu anlamıyla bir düşüncenin doğruluğunun sonuçtaki başarıya göre belirlenmesi, teorinin pratiğe göre belirlenmesi olacaktır. Bu durumda ortaya çıkan eylemler ve yapıp etmeler anlamlı bir teorik zeminden yoksun oldukları, onların ne için yapıldıkları uzun uzadıya düşünülmediği için, ‘daha iyi bir dünya’ idealinin her seferinde uzağında kalınır. Horkheimer nesnelci döneminde felsefenin, bilimsel uğraşlar da dâhil olmak üzere, tüm insan davranışlarının kendi varlık nedenini ve haklılığını kavramasını sağlayacak bir etkinlik olduğunu, ancak modern dönemin pragmatizminin her türlü
172 173

HORKHEIMER, a.g.e., s. 84. HORKHEIMER, a.g.e., s. 83. 174 HORKHEIMER, a.g.e., s. 84.

77

kavrayışı tasfiye ederek eyleme dönüştürdüğünü belirtir.175 Felsefe, artık insan için neyin gerçekten anlamlı ve gerekli olduğunu sorgulayan ve eleştiren bir etkinlik değil yalnızca sonuçları hesaplanan eylemlerin meşrulaştırıcısı haline gelmiştir. O halde, şimdi eleştirilmesi gereken, Horkheimer’in sözleriyle, “düşünceleri eşya gibi alan ve doğa üzerindeki teknik egemenlikten çıkarılanın dışında her türlü doğruluk düşüncesini tasfiye eden, fizikçi değil, kendi faaliyetinin ürününü ‘bütün başarılı olmuş bilimler’ arasına kaydettirmeye çalışan ve fizikçiyi taklit eden filozoftur.”176 Felsefenin kendisi, bilimlerin peşinden koşarak, bir bilim olmaya çabalamaktadır. Özüne aykırı olan bu çabayla, felsefe, diğer alanlardan çok daha yıkıcı bir etki sergilemeye başlar. Bilim ve sanat alanında düzen fenomeni zaman zaman sekteye uğratılabiliyorken; felsefe, düzeni meşrulaştırmanın aracı olduğunda, hakikate dair ne varsa her şeyi yerle bir eder. Dilin mevcut düzenin (statüko) övgüsüne dönüşmesinden hareketle felsefenin işlevini belirliyor, Horkheimer: “Felsefe, dilin fısıltıya dönüşmüş tanıklığına daha duyarlı olmalı ve dilin içinde korunmuş yaşantı katmanlarını kurcalamalıdır.”177 Bir eleştiri faaliyeti olarak felsefe, verili dilin sistematize edilmiş kavramları arasında hâlâ ayakta kalabilmiş yaşam kırıntıları varsa, onları açıklığa kavuşturmalıdır. Felsefeye biçilen bu rol, modern dönemin düzen fenomeni altında sunduğunu tüm çelişkileriyle gün ışığına çıkarma girişimidir. Öyle ki sınıflandırıcı, şematize edici yaklaşımıyla modernitede bu işleme tâbi tutulan bütün ögeler, birbirleriyle yalnızca bütünün öngördüğü kurallar dâhilinde ilişkide bulunur. Kavramlar ya da bütünü oluşturan diğer ögeler, Horkheimer’in ifadesiyle adeta, bulundukları konuma ‘mıhlanmışlardır.’178 Uygarlığın ‘adalet’, ‘eşitlik’ ya da ‘özgürlük’ gibi kavramlarının içerikleri her ne kadar şüpheli bir duruma gerilemişse de Horkheimer, hâlâ çok önemli bir potansiyelin varlığına, bu kavramların altında direnen taleplere rastlama olanağına değinir. Felsefe bu durumda iki boyutlu bir tavır almalıdır: Nihaî ve sonsuz hakikatler olmadığını açığa çıkarmak ve bu taleplerin direnen boyutlarını hesaba katmak.179 Sözü edilen kavramların varolan gerçeklikteki karşılıkları ile olması gereken durumları arasında
175 176

HORKHEIMER, a.g.e., s. 87. HORKHEIMER, a.g.e., s. 88. 177 HORKHEIMER, a.g.e., s. 171. 178 HORKHEIMER, a.g.e., s. 173. 179 HORKHEIMER, a.g.e., s. 183.

78

daima bir çatlak, çelişki vardır. Felsefe, bu çatlağa yerleşerek, bir yandan varolanın şiddetli bir eleştirisini yapmalı ve diğer yandan ise olması gerekenin varolan düzenden tümüyle kopuk olmadığının bilinciyle, düzenin değişimine yol göstermelidir. Felsefe, ancak bu şekilde çıkış amaçları doğrultusunda, temeline ters düşmeksizin varlığını sürdürebilir.

2.4. AYDINLANMANIN ETHOSU: ADORNO VE HORKHEĐMER’ĐN AYDINLANMACI YÖNÜ
“Aydınlanma projesi, cehaletin insanın bütün sefaletinin ana kaynağı olduğu ve cehaletin ortadan kaldırılıp yerine bilimsel bilginin ikame edilmesinin, sınırsız insanî ilerlemenin yolunu açacağı kabulüne dayanır.”180 Bununla birlikte, insanî ilerleme Aydınlanma projesinin en problematik boyutunu oluşturmaktadır. Çünkü sınırsızlıktan ne anlaşılması gerektiğine ilişkin düşüncesizlik ya da yanlış düşünce, gelişme fenomenini insanîlikten uzaklaştırmıştır. Frankfurt Okulu düşünürlerinin Aydınlanma eleştirilerinin postmodern birçok düşünür üzerinde etkili olduğunu belirtebiliriz. Bu bağlamda Foucault’nun görüşleri ile Horkheimer ve Adorno’nun görüşleri arasında, Aydınlanmanın ethosunun korunması konusunda önemli bir paralellik bulunur. Bu paralelliğin temelinde özellikle Foucault’nun eleştiri kavramına yönelik vurgusunun yer aldığı söylenebilir. Foucault, Aydınlanmanın ethosu ile dogmaları arasında kesin bir ayrıma gidilmesi taraftarıdır. O, Aydınlanmayı Kant’ın belirttiği bazı yönleriyle kabul etmemizi sağlayan şeyi, şu sözleriyle açıklar: “Bizi Aydınlanma’ya bağlayabilen düşünüş tarzı, doktrinal öğelere sadakat değil, fakat daha ziyade bir tutumun –yani, tarihsel çağımızın sürekli bir eleştirisi diye betimlenebilen felsefî bir ethosun– sürekli canlı tutulmasıdır.”181 Üzerine vurgu yapılan bu ethos, Aydınlanmanın ethosu olarak nitelendirilen şey nedir? Kant’tan
180

HOLLINGER, Postmodernizm ve Sosyal Bilimler (Çev. Ahmet CEVĐZCĐ), Paradigma Đstanbul, 2005, s. 17. 181 Foucault’dan aktaran HOLLINGER, a.g.e., s. 29.

79

Bu şantajdan Aydınlanma’nın hangi iyi veya kötü öğeleri içerdiğini belirlemeye çalışırken diyalektik ayrıntıları göstererek 182 183 HOLLĐNGER. s.e. Aydınlanmanın ethosunun doruk noktası Karl Marx. HOLLĐNGER. 30.182 Foucault’ya göre.. Bu. Aydınlanma çağında yaşadığımızı dile getirirken. 22. Frankfurt Okulu düşünürlerinden kalan miras olduğunu söylemek yerinde bir tespit olacaktır. Aydınlanmanın dogmaları pozitivizme. teknolojik akla götürürken. bilimcilik ve teknolojik akılla ilgili yönüne. Weber. kitlelerin ergin-olmamanın zincirlerinden kurtulmuş olan az sayıdaki seçkin tarafından eğitilmesi durumu ya da ideali.g.. Aydınlanmanın ethosu eğitim ideali üzerine kuruludur.e. a. kitlelerin ergin olmaları için eğitilmeleri gereken bir süreci anlatmak istemiştir. bilimciliğe. Foucault’ya göre. Bu anlamda Foucault’nun.183 Aydınlanma bütünüyle yanlış ya da doğru bir proje olarak değerlendirilebilir mi? Farklı bir değerlendirmeyle Aydınlanmaya karşı benimsenecek olan tavır bir reddetme ya da kabul etme ilişkisi mi olmalıdır? Aydınlanmanın postmodern eleştirmenlerinden Foucault. Aydınlanmanın ethosunu insanlık için talep edilen anlamlı idealler çerçevesinde değerlendirmek yerinde olacaktır. zamanın ethosunu dile getirir. ama ethosun tümden reddi olmadığını düşündüğünü söyleyebiliriz. birisinin Aydınlanma’ya ‘karşı’ ya da ‘taraf’ olmak zorunda olduğunu göstermez. Kant henüz aydınlanmış bir çağda değil. a.gelen bir temelde. ve Frankfurt Okulu’nun düşüncelerinde görülebilir. Bu noktanın postmodernistlere. s. Eleştirel düşünme.g. tam olarak birinin basit ve otoriter alternatif biçiminde kendini sunabilecek her şeyi reddetmesi gerektiği anlamına gelir: Ya Aydınlanma’yı kabul edip onun rasyonalizminin geleneği içinde kalırsınız ya da Aydınlanma’yı eleştirip onun rasyonalite ilkelerinden kaçmaya çalışırsınız. Frankfurtluların Aydınlanmayla ilgili karşı çıkışları Aydınlanmanın doktrinal yönünedir: Pozitivizm. Aydınlanma eleştirisinin neliği konusundaki görüşlerini şu sözlerle ifade eder: “Fakat bu. Aydınlanmanın ethosunun hayata geçirilebilmesi için önümüzde duran engelleri yıkmalı ve ethosun gerçekleştirilebilmesinin koşullarını aramalıdır. Frankfurtlu entelektüellerin eleştirilerinin Aydınlanmanın dogmalarına yönelik bir eleştiri olduğunu. 80 .

. Michel.kaçamayız.g. o.e.. 73.e. 2. s. 30. a. gerçekten de çözümlemeden ve sınırlar üzerine düşünmekten oluşur. Foucault’da bir sınırtavrı olarak kendini gösterir. 186 FOUCAULT. “Dünya. Temmuz 2000. a.187 Aydınlanmanın ethosu tarafından öngörülen şeye uzak düşmeleri ve hatta karşıt bir gelişim izlemeleridir. Aydınlanmanın başarısızlığı olarak nitelendirilen şey. a. empirik bilimlerin ürettiği bilginin her türlü ilerlemenin ve mutluluğun kaynağı olarak görülmesi. Toplumbilim.e.g. ethosun tekrar canlandırılmasına ve korunmasına yönelik olan Foucault. Michel.”186 Đnsanın özgürlük talebi sınır durumlar üzerinde çalışmayı gerektirir. Aydınlanmanın dogmalarının (Hollinger’in tespitiyle. Aydınlanma eleştirileri bir bütün olarak. kabul etme ya da reddetme tavrının ötesine geçilmesi gerektiğini belirtiyor. 187 HOLLINGER. kültürün egemenlik ilişkilerinin alanı konumuna gerilediğini.”184 Ve Foucault. Derrida gibi postmodernistleri Frankfurt Okulu’nun yarattığı etkinin ardılları olarak görmek olanaklıdır. 74. Eda ÖZGÜL & Özlem OĞUZHAN). “Eleştiri. s. Sayı: 11. s. “Aydınlanma Nedir?” (Çev.. 185 FOUCAULT. 74. 81 . her durumda bireyin kendisini Aydınlanmayı kabul etme ya da reddetmeye iten entelektüel şantajdan kurtulmasının doğru bir değerlendirme için zorunlu olduğunu dile getirir. sınırlarda olunması gerekir.g. içerideki-dışarıdaki alternatiflerinin. Michel.5. s. kültür sanayiinin süzgecinden geçilerek 184 FOUCAULT. ona göre.185 Aydınlanmanın ele alınışında takınılması gereken tutum. Newton fiziğinin şekillendirdiği insan bilimlerinin toplumun daha rasyonel bir kültürel yapıya kavuşturabilmesine yapacakları katkıya duyulan inanç).. Horkheimer ve Adorno’nun kötümser tavırlarının aksine. Bağlam Yay. KÜLTÜR ENDÜSTRĐSĐ: KĐTLE ALDANIMI OLARAK AYDINLANMA Adorno ve Horkheimer Aydınlanmanın Diyalektiği’nde. Đstanbul.

Lukács’a yönelen eleştiri. Kabalcı Yayınevi. Alogan). standartlaştırma ve aldanım eğilimlerini betimlemeye çalışır. Bu gerileme. Kültür Endüstrisi içindeki konformizm. Lukács. Tekelin egemenliği altındaki kitle kültürünün özdeş ve tekel tarafından üretilen kavramsal iskeletin mümkün olduğu kadar belirlenmiş olduğunu savunan bu düşünürlere göre. s. kapitalist toplumun.189 Adorno. işçi sınıfını gerektiği gibi radikalize ettiğini ve belirli bir sınıf bilincinin oluşmasına katkıda bulunduğunu dile getirmiştir. kapitalizmin egemenlik ilişkilerinin taşıyıcısıdır. standartlaştırılmış ürünleriyle kültür alanı. Kapitalist modernite kitleler üzerindeki egemenliğini kültür eliyle gerçekleştirir. E. Benjamin ve Brecht’in Kültür Endüstrisinin olumlu ve ilerici bir potansiyeli barındırdığına yönelik iyimser bakış açısının. Horkheimer ile birlikte. Adorno sanatın otonom özelliğinin yeniden üretimin gölgesi altında ortadan kalktığı ileri sürmüştür. kapitalist toplumun yeniden üretilmesine hizmet ederken. sınıf bilincinin gelişmesini engellediğini düşünür. endüstrileşmiş kültürün kapitalist sistemin egemenlik aracı olarak ütopyanın gerçekleşmesini olanaklı kılan negatif tavrı (olumsuzlamanın) nasıl ortadan kaldırdığı gösterilecek ve bireylerin artık bu kültüre ne ölçüde kendileri olarak katılıp katılamayacakları ve bilişsel olarak ütopik bir erginliğe erişip erişemeyecekleri tartışılacaktır. egemenlik ilişkilerinin alanı haline gelmesidir. Yönetim altına alınmış bir topluma yukarıdan empoze edilen. bu iki merkezî tema etrafında. 20. kültürün bireysel değerlerin sığınağı olacağı yerde. Marksizm ve Modernizm (Çev. toplumsal kontrolü gerçekleştirmenin etkin bir aracı olarak kültür. (2) sosyalist devrimin bu toplumlarda başarısız olmasına neden olmuştur. ikincisi ise Lukács’ın devrimci iyimserliğinin ve sınıf bilincine yönelik düşüncelerinin temellerinin eleştirisi üzerine inşa edilmiştir. yöneticilerin bu iskeleti örtmeye artık eskisi kadar çok ilgi 188 HORKHEIMER. En son detaylarına kadar planlanmış. Aydınlanmanın Diyalektiği Felsefi Fragmanlar II (Çev. Y. Alan Yayıncılık. kapitalist sistemin egemen güçleri olarak tekelci kuruluşların. Max & ADORNO. LUNN. endüstrileşmeye dâhil edilmek suretiyle özgürleşim ve insanî değerlerden çok. Benjamin ve Brecht kapitalist dönemde yeniden üretim tekniklerinde meydana gelen değişmelerin.yürütülüyor. Đstanbul. 1.. sosyal kontrolün güçlü bir aracı olarak Kültür Endüstrisinin. Sanat ütopya bilincinin gelişmesine yeniden üretim tekniklerinin gölgesi altında katkıda bulunamaz. 1995. oysa Adorno ve Horkheimer. onun Tarih ve Sınıf Bilinci’nde ortaya koyduğu düşüncelere ilişkindir. Đstanbul 1996. sanatsal alanda devrimci bir potansiyelin gelişmesine katkıda bulunabileceğini düşünürken. Bu bölümde. 189 Bu iki noktadan birincisi. W. Aydınlanmanın Diyalektiği’nde bu konuda iki temel argüman geliştirilir: (1) Kültür Endüstrisi. T. yüzyılda endüstriyel bir evreye gerilemiştir. 82 . Bu karşılaştırmaların temel argümanlarının detaylı bir incelemesi için. Basım.”188 sözleriyle anlatır. 14. Oğuz ÖZÜGÜL). bkz.

Đnsan artık mekanik yönergelere bağlanarak. 41.. Teknoloji ile birlikte. 10. insanları “nesnelerin amansız ve denebilirse tarihdışı taleplerine bağımlı kıldığını”192 söyler. T. kitlelerdeki konformizm. işte bu durumun bir sonucu olarak. sinema şirketlerinin varlığı ise bankaların varlığına bağımlı kılınmıştır ve kültürel üretim her alanda teknolojik gelişmelerin bir alt alanı durumuna indirgenmiştir. W.g. Minima Moralia’da teknolojinin. s. bu insanı. tekelin iktidarına giderek daha fazla güç katmıştır. ekonomik üretim bir yandan daha adaletli bir dünya için gerekli olan maddî koşulları sağlarken. insan da tüm diğer nesneler gibi mekanikleşmiş ve alınır-satılır ilişkilerdeki nesnelerden biri konumuna gerilemiştir. talep ettikleri hareketler de faşist zorbalıkta gördüğümüz o vahşi. standartlaştırma ve aldanım eğilimlerinin gerisinde de. 8. Yayın şirketleri elektronik sanayide gerçekleşen yeniliklere. Adorno ve Horkheimer’e göre. mekanizmanın çizdiği sınırlar içinde yaşamak zorundadır. Sonuç olarak. sürekli bir biçimde nesneleşmeye maruz kalan.göstermiyor olmaları ve acımasızlıklarını açıkça ilan etmeleri. T. huzursuz savrukluk ve 190 191 HORKHEIMER. sert. a.e.e.191 Adorno’ya göre. ekonomik aygıtı elinde bulunduranların teknolojiyi toplumsal denetimin etkin bir aracı olarak kullanmaları olgusu yer alır. “Makinelerin kendi kullanıcılarından.. diğer yandan da teknik araçlar ve belirli sosyal grupların nüfusun geri kalanı üzerinde orantısız bir hâkimiyet kurmalarına yol açar. yeni insanı anlamak için. Max & ADORNO. Teknolojinin insanlar üzerinde bu denli büyük bir etki yaratmasının temelinde. yüzyılda teknik rasyonaliteyle egemenliğin rasyonalitesi ayırt edilemez biçimde birbiri içine geçmiştir.g. Adorno. yine aynı unsurun bulunduğunu iddia eder.. HORKHEIMER. a. Max & ADORNO. s. Daha da önemlisi. s. faşist şiddetin farklı bir görünümü olarak değerlendirir.. 83 . Teknolojinin insan yaşamında uyguladığı şiddeti ise Adorno.190 Kapitalist güçlerin insanlar üzerindeki oyunlarını teknoloji aracılığıyla gerçekleştirdiğini ileri süren Adorno ve Horkheimer. 192 ADORNO. 20. en derin noktalarında nesneler dünyasının izlerini taşıyan bir varlık olarak görmemiz gerekir. Minima Moralia. W. insanlar bu sınırlar içinde yaşamaya gönüllü bir biçimde katılmaktadır.

böylelikle seyirciler kendi paylarına düşen dayağa alışırlar. 29. s. gelir gruplarına göre ayrılmakta ve kırmızı. T. nesnel yapısı gereği. Birey istatistik malzemesi olarak tüketiciler. a.197 Adorno’nun bu görüşü. 42.e. a. Minima Moralia. Max & ADORNO. Kültür ürünlerinin bireylere yükledikleri günlük yaşamın somut gerçekliklerine dönüşür. propaganda mekânlarından artık bir farkı kalmayan araştırma mekânlarının haritalarında. Max & ADORNO. bireylerin bilinçleri üzerinde yarattığı etkiyle yönlendirici bir fonksiyona sahiptir. a. 10-11.. T. W. 195 HORKHEIMER. Mekanik yeniden üretimin A ve B filmleri veya fiyatları.g.g. 197 HORKHEIMER. s.g. 84 .194 Kültür Endüstrisi’nin ürünleri. s. mavi alanlar dağıtılmaktadır. seyircideki bu yetileri felce uğratan yapısına bakmak yeterlidir.e.. s. Devrimi gerçekleştirecek ve insanlık için daha iyi bir dünya idealini hayata geçirecek bireylerin yerini. W. psikolojik mekanizmalara inen ayrıntılı bir yoruma gerek yoktur. T. s.”193 Teknolojik rasyonalitenin egemenliği altında. Bütün bireyleri sisteme dâhil etmeyi amaçlayan mekanik yeniden üretimin sınıflama mantığının işleyişini. Adorno ve Horkheimer şu sözlerle anlatır: Halkın ihtiyaçlarını seri niteliği taşıyan bir hiyerarşiyle karşılamak özelliklerin sırf matematiksel olarak yazıya dökülmesine yaramaktadır. W. T. HORKHEIMER.196 Hipnotize olan bireyin bu ürünler karşısında özgün tepkiler vermesi de olanak dışıdır. Max & ADORNO. 27. kapitalist kültürün 193 194 ADORNO.e.. Herkes önceden ipuçları vasıtasıyla belirlenmiş düzeyine göre adeta kendiliğinden davranmalıdır ve kendi tipi için seri halde çıkarılan ürünler kategorisine el atmalıdır. özellikle en tipik olanı sesli filmin. Kültür ürünlerinin. birey olmanın özgün boyutunun toplumsal alanın sistematize bütünlüğü içinde eriyerek yok olduğuna dayanır.. tepkiyi önceden belirler.e. W. “Tıpkı gerçeklikteki talihsizler gibi Donald Duck da çizgi filmde dayak yiyip durmaktadır ki.dengesizliği içermiştir çoğu zaman. 14. yeşil. bu üretim mekanizmasının tüketicileri sınıflamak ve örgütlemek için kullanmakta olduğu ideolojik araçlardır.g. 196 HORKHEIMER. Max & ADORNO... kendiliğindenlik ve farklı olabilme olanağı alınır: Kültür tüketicisindeki imgelemin ve kendiliğindenliğin körleştirilişini açıklamak için.. Bir filmi izleyen seyirci yoğun bir ışık bombardımanı ve özel efekt yağmuru altında hipnotize edilir. farklı magazinlerdeki öyküleri. Kullanılan teknik araçlarla ürün. a.”195 Yönergelere hapsedilen insanın elinden imgelem. özgürlükten feragat edilmiştir..

niteliksel farklılıkları hesaba katılmış bir şeyle olanaklı olabilir.”199 Niteliksel farklılıkların ortadan kaldırıldığı bir düzende her şey birbirinin yerine kullanılabilir. üretilen şeyden bağımsızlaşmış ve özerkleşmiştir. sistemin bütünlük imgesini yaratmada ne derece güçlü olduğunun altını şu ifadelerle çizer: Fiziksel mekânları ya düzleştirerek (örneğin: Standartlaşmış Amerika) ya da dümdüz edilerek (savaşta tahrip olmuş Avrupa) birbirinin benzeri yapılmış toplumun ‘insan malzemesi’nde de ‘birlik’ böylece tamamlanmış olur. bireyselliklerinin özgün boyutları törpülenmiş kitlelerin. 123. fiziksel tabandan insan-kültür tabanına dek. Adorno’nun ifadesiyle şöyledir: Ayrımsızca tüketilen metaların bolluğu büsbütün zararlı ve yıkıcı bir boyuta ulaşmıştır bugün. Tüketim mantığının yarattığı atmosferde bireyin konumu. 200 ADORNO. ihtiyaçların giderilmesi değil. 63.e. tüketilen şeyin ne olduğu ve niteliği önemsizdir. standart tüketiciler olarak ihtiyaçlarını karşılamanın yolu mekanik yeniden üretimden geçer. N. s. Mekanik yeniden üretim süreçleri. s. Ö. çünkü mutluluk ancak değiştirilemeyecek. başkalarından geri kalmamaktır. mallar arasına sıkışmış nüfus da liderini beklemektedir. Kişinin kendi yolunu bulmasını imkânsızlaştırmaktadır ve tıpkı devasa bir markette kendine kılavuz arayan adam gibi. Üretilen şey bir önceki ile aynı olmasına karşın (örneğin filmlerde ya da müzikte çok sık yaşadığımız gibi). Birey ne olursa olsun tüketmek ister. ‘mekanik yeniden üretim’dir. 85 . Minima Moralia.kukla bireyleri almıştır. yeni çıkan bir öncekine karşı şiddetle savunulurken. amaç. bireylerin üzerinde gerçekleştirdiği manipülasyonla ütopyanın gerçekleştiricisi bireyleri bütüne dâhil ederek yok etmiştir. Her şeyin evrensel değiştirilebilirliğinde gerçek mutluluk yakalanamaz. düşünme yetisinin ve buna bağlı olarak da düzenin değişme olasılığının ortadan kalkması anlamını taşır. ADORNO. Düzene hâkim olan ilke ‘evrensel değiştirilebilirlik’tir.. 122-123. Birörnekleştirilmiş.198 Sistematize bütünlüğün en güçlü aracı. amaç. a.200 198 199 SOYKAN.g. Gerçek tatmin niteliksel olana koşulsuz olarak bağlıdır. Soykan bu bağlamda. s. yalnızca tüketimdir. Minima Moralia. Bireylerin elinden alınan imgelem yeteneği. Kapitalist kültür.

uyma davranışını bireylerin içsel zorunluluklarıymış gibi dayatır. uyum gösterme konusunda oldukça güçlü bir zorlayıcıdır. Mevcut jargonun dışına çıkan her birey ve grup için ‘anlamsız’ damgasını yeme riski. W. benim gibi düşünmelisin ya da ölmelisin..e.g. T. asıl nesnenin biricikliğini ve niteliksel özgünlüğünü ortadan kaldırır. ruhsal saldırısını kamufle eder.”201 Böylece mekanik yeniden üretimin kendine özgü dilsel jargonuna bakarak. Tersine şöyle diyor: Benim gibi düşünmemekte serbestsin.e. HORKHEIMER. yani toplumsal hiyerarşiye boyun eğmeyi açığa vurmaktadır. Adorno ve Horkheimer. birçok yerde aynı ihtiyaçları standart ürünlerle karşılamak için kaçınılmaz olan üretim yöntemlerinin uygulanmasına mecbur bırakıyormuş. W. T. T. Bireyler sisteme katılmayı kendileri seçtikleri için.”204 201 202 HORKHEIMER. bireylerin bu mekanizma içinde boyun eğdirildiklerini görmek olanaklıdır.Mekanik yeniden üretimin taklit etmeye dayalı mantığı. Sadece üslup hâlâ taklidin gizini. Max & ADORNO. 20. bu jargon kitleler tarafından ne kadar içselleştirilirse.203 Bireylerin ruhlarını hedef alan Kültür Endüstrisi. s. Bu jargon dışında kalan alanlar ise ‘anlamsız’ oldukları gerekçesiyle dışlanır. s. a. W.. a.g. s. yaşamın. Kültür Endüstrisi’nin yasallık iddiasının dayanaklarını şöyle ifade eder: Milyonların bu sanayiye katılımı. uygulanacak somut şiddetten daha etkilidir: Despotluk beni serbest bırakmakta ve doğrudan doğruya ruhu hedef almaktadır..e.. malın mülkün sana aittir. Sayıları az üretim merkezleri ile dört bir yana dağılmış algılayan kişiler arasındaki teknik karşıtlık eldekiler vasıtasıyla örgütlenmeyi ve planlamayı gerektiriyormuş. 22. kuşkusuz akla hemen mantıkçı pozitivizmin olgusal önermelerle sınırladığı dünyasını getirir. “Kültür Sanayii nihayet taklidi mutlak diye koymaktadır. Adorno’ya göre. Max & ADORNO. 8. aracı olarak bilimsel jargonu kullanır. Mantıkçı pozitivizm dünyaya sınır çizmek ve onu denetim altına almak için. 204 HORKHEIMER. sisteme kendi arzularıyla giren bireylerin doğal ihtiyaçlarını karşıladığı iddiasıyla. Standartlar aslında tüketicilerin ihtiyaçlarından doğmuş: Bu yüzden dirençle karşılanmadan kabul görüyorlarmış. Max & ADORNO. T. a. 16-17..e. Bu gerekçe. s.202 Bu anlayış. 86 . Egemen artık.g.. mekanizmanın dışına çıkmak neredeyse imkânsız hale gelir.. Kültür Endüstrisi tam da bu noktada. W. demiyor. a. ama bugünden itibaren sen aramızda bir yabancısın.. Max & ADORNO. 203 HORKHEIMER.g. tahakkümün gücü de o ölçüde artar.

”206 Gerçekten yeni olan hiçbir şey ortaya çıkmadığı için. 208 HORKHEIMER. yaşamın sorunsuz devam ettiği yanılsamasını yaratan bir ideolojidir. Adorno ve Horkheimer’e göre. onları hakikatten uzaklaştırır... Egemenlerin dikkat ettiği tek nokta. a. insana yaraşan bir toplumda yaşandığı yanılsamasını yaratmakta. s. Bu sayede verili düzenin mevcut gidişinin önünde hiçbir engel kalmaz. kültür sanayinin eğlenceyi sunması değil.. Kültür. Eğlence. güven verici bir şekilde bir best seller’e dayanmayan her senaryoyu kuşkuyla karşılamaktadır. 23. Max & ADORNO.e. bütün insan ürünlerinin temelinde yatan maddî koşulları gözlerden saklamakta ve rahatlatıp uyuşturarak. Hakikatin mekanizmanın dar sınırları içinde kendine yer bulamamasına ek olarak. Kültür Endüstrisi. 34.Sonuç olarak tüm bu iddialar Kültür Endüstrisi’nin kendini kabul ettirmek için öne sürdüğü ideolojinin kurucu unsurlarıdır. W. daha insanî olma değil. W. s. Mekanik yeniden üretim çağında gerçekten yeni olan ‘yeni’nin dışlanmasıdır. varoluşun kötü ekonomik belirleniminin sürüp gitmesine hizmet etmektedir.207 Tüm bu açıklamalar. Ortaya çıkan ürünlerin gerçekten insanlık adına anlamlı ürünler olup olmadığına karar verecek doğru bir merci kalmamıştır.e. 207 HORKHEIMER. kapitalist dönemde gerçek kültür ürünlerinin yerine eğlence faktörünü ikame etmiştir. Minima Moralia. Max & ADORNO. bireylerin kendileri olarak varlık göstereceği bir alan olmaktan çıktığına işaret eder. ütopik bir ötekinin ortaya çıkması da olanaksızlaşır. Đnsana tümüyle yabancılaşan kültür alanı. 20.g. egemenlerin çıkarları belirlemektedir. bireylere yapay hazlar sunmak suretiyle. kitlelerin eleştiri ve karşı koyma olanağını açıktan ya da gizlice ellerinden almak ve olumsuzlamayı tümden yok etmektir. a. Adorno’nun Minima Moralia’da açıkça belirttiği gibi: “Kültür. 87 .”208 205 206 ADORNO. T. a..g.. bütünüyle bir aldanmadan ibarettir. dışarıda hakikat diye yok ettiğini içerde yalan olarak istediği gibi yeniden üretir. eğlence.”205 Kültür. T. Max & ADORNO. “aldatmayı meydana getiren şey. gerçekten eğlenmeye değer bir şey olmadığını saklayan bir ideolojiden başka bir şey değildir. kültürün. s. 24. Geç kapitalizm döneminde. 45. T. HORKHEIMER.e. “Film yapımcıları. W. s..g. yüzyılın kültür ürünlerinin neliğini. kendi kendini ortadan kaldıran kültürün ideolojik klişelerindeki işbilir tarafgirlik vasıtasıyla eğlencenin çarkına okumasıdır.

211 HORKHEIMER. duyarsızlaştırma yoluyla aşılamaktadır. s. bireyin sistemle bütünleşmesi anlamına gelir. Adorno ve Horkheimer’e göre. Bunun temelinde acizlik yatar. ütopik bilincin yok edilmesi anlamına geldiğini ve eğlence yolu ile bireylerdeki tepkisel enerjinin sömürüldüğünü. a. aradaki uyumun sahteliğini anlamak bakımından fazlasıyla 209 210 HORKHEIMER. Max & ADORNO.. unutmak. HORKHEIMER. Bu durumda. birey özgürlüğü ve idealleri için mücadele etmekten vazgeçmeli ve kitleye teslim olmalıdır. soylu bir bela. Max & ADORNO.... dehşet uyandıran bir sorun karşısında cesaret ve özgürlük duygusunu’ yüceltmektedir.e. negatif diyalektik uyarınca. Yaşamın engebeli yollarından geçmekten bıkan birey. bıkkınlık hissi ile uyma davranışına (konformizm) yönelir. Bireyle toplum arasında olduğu iddia edilen sahte uyum. Dahası 20. 88 . birey ve toplum arasında mutlak bir özdeşlik kurma teşebbüsüne karşılık gelir.. Adorno ve Horkheimer ise toplumun tözünü oluşturan birey ve toplum arasında birtakım çelişkiler olduğunu söylerken. ama iddia edildiği gibi değersiz. s. T. Eğlence tarafından vaat edilen kurtuluş yadsımadan değil. Kültür Endüstrisi’nin bireyi teslim alma yoludur. Eğlencenin kaçış olduğu doğrudur. Yaşam sürecinin her aşaması. a. 47. Adorno ve Horkheimer’in şu ifadelerinden çıkarmak olanaklıdır: Eğlencenin anlamı her zaman şudur: Hâlâ gösterilen acıları düşünmek zorunda kalmamak.g.e. T.”210 Yukarıda sözünü ettiğimiz ‘teslim olma’ fenomeni.”211 Bireyle toplum arasında mutlak bir özdeşlik olduğu iddiasında bulunmak.g. Max & ADORNO. Bu. s. W.. mutluluk talebinden vazgeçerse. W.e. Nietzsche’den yaptıkları bir alıntıyla çelişkinin. bu gerçekliğin hâlâ tüketemediği son direniş düşüncesinden. “herkes kendini her şeyiyle teslim ederse. a.209 Sanayileşmiş kültür bireylere aciz oldukları düşüncesini yavaş yavaş. insan için neyin gerçekten iyi olduğunun bulunmasındaki anahtar önemini ortaya koyar: “Bu töz ‘güçlü bir düşman. mutlu olabilir. bünyesinde verili düzene karşı çıkmanın anlamsız olduğu telkinini barındırır. 47. W. 36. yaşam mücadelesindeki umut kırıcı tecrübelerle doludur. ancak ilginç bir şekilde bireyin yaşayabileceği asgarî koşulların hep varolacağı da garanti edilir. bayağı gerçeklikten değil. T. düşünmekten kurtuluştur. yüzyılın toplumla özdeş bireylerinin çıkar gözeten tavırları.g.Geç kapitalizm döneminde eğlencenin.

Körü körüne kullanma ve tüketme anlamına gelen kültür. T.. Adorno’nun yorumuyla. parıldayan ışıklar altında insanlığa yutturulan birer reklâm tabletine dönüşmüştür. özgürlüğünü zorunlulukla uç durumlarda aramalıdır.212 Adorno ve Horkheimer’in reklâm konusundaki görüşleri. T. Kültür Endüstrisi’nin varlığını devam ettirmesinde ve nüfuzunu giderek arttırmasındaki temel faktörlerden biri de. Reklâm. yüzyılda ‘reklâmın güç olduğu’ ifadesiyle belirlenen yeni bir görünüme bürünmüştür. nesnel çılgınlığa kurban gitmemek için saçmalık gerekir.. Reklâm Gobbels’in bile bile bir tuttuğu sanatla. yalnız başına kalan. Adorno ve Horkheimer tarafından reklâm Kültür Endüstrisi’nin yaşam iksiri olarak değerlendirilir.yeterlidir.e. kendisi ve herkesle arası açık bir yurttaş imgesine dönüşmüştür. 20. Max & ADORNO.. 57. s. HORKHEIMER. bireyler üzerinde bilinç düzeyinde yönlendirici bir etkiye sahiptir. Adorno. s. reklâmdır. toplumsal iktidarın ifadesine dönüşür.. kendi için reklâma. W. sistemdeki güç mücadelesini de ifşa etme amacı güder. 215 ADORNO. modern dönemin bireyleri kültürün göz kamaştırıcı ürünleri ile illüzyona maruz bırakılarak aptallaştırılırken. a. reklâmın psikolojik açıdan bireyde yarattığı etkiyle ilgili bir çerçeve içinde ele alınmalıdır. Adorno kendine özgü bir varoluşa sahip olabilme olanağının yalnızca aşırı soyutlanmış bir yaşama gönderimde bulunacağını düşünür. Sistemin ürünlerinin kazanacağı meşruiyet reklâmlarla teminat altına alındığı için. W. reklâmların büyük şirketlerin gövde gösterileri olduğunu ileri sürerken. Đlerleme ve barbarlığın iç içe geçtiği kitle kültüründe bugün.e. 89 . kültür. (…)eksantrik kişi direniyor ve dünyaya ‘yeter kes artık!’ diyebiliyordur. 49.g.g.214 Birey olmanın Kültür Endüstrisi’nin sınır duvarları arasında anlam yitimi yaşadığı yerde. 56. “Bütün semt tabelalar ve işaretler için bir geri plan haline gelir. reklâmla iç içe geçmiştir. 52-53. s. a.215 Birey. ancak kitle kültürüne ve teknik araçlardaki ilerlemeye karşı barbarca bir perhiz. Felaketin yanılsamalı niteliği 212 213 HORKHEIMER. Sağduyu ancak umutsuzlukta ve uç durumlarda sürdürebilir varlığını. Minima Moralia. I’art pour I’art’a. barbarlık dışı koşulları. reddetme geri getirebilir. tüm kareleri işgal edilmiş dünyada. Bilginin güç olduğuna yönelik Bacon’cı iddia. 214 ADORNO. Minima Moralia. s. Çoğu büyük kent sakini olan atomik birey. Max & ADORNO.”213 Sonuç olarak.

KELLNER. ahenksizlik. heykeltıraşlık alanında Giacommeti. T. çağdaş toplumun da daha hakikî bir görünüşe ulaşabilmesi için. o. “deestetizasyonu” ile yıkacaktır. sanattaki bu alternatifin kitle kültürü içinde giderek azaldığına işaret eder. s. şiirde ise Celan. vb.216 Kitle kültürüne yönelik kötümser analizlere karşın Adorno. gerçek bir aydınlanmanın ve özgürleşimin potansiyel gücüdür.gseis.ucla.218 Otantik sanat.217 Adorno’ya göre. böylesi bir durumda sanatın uyumlanmaya ya da entegrasyona ve metalaşmaya radikal bir şekilde direnmesi gerektiğini söyler. harmoni ve güzelliğin yanlış maskesinin sanatın üzerinden kaldırılması. müzite Schönberg ve Berg. kültürün içinde yaşamaya devam eden yüksek kültüre ait değerlerin olduğunu dile getirir. çirkinlik. 206. parçalanma ve olumsuzlamanın zorunlu olarak savunulması gerekir. Sanatın ütopyanın son sığınağı olduğunu ileri süren Adorno. Doğrulamacı sanatın ve düşük (kitsch) sanatın yanlış harmonilerine karşın Adorno. W. Kültür Endüstrisi’nin ve sanat marketlerinin yönetimi altındaki dünyada giderek daha problemli bir hale gelmektedir.edu/faculty/kellner] 218 KELLNER. Bkz. Yüksek kültür. 90 . [http://www. dünyada hâlâ yaşam olduğunu fark edebilen de sadece odur. sanatın eleştirel.g. Eleştirel sanatın daha özgürleştirici bir toplumsal duruşa. Otantik sanatın vaadini. Adorno bu konuda daima negatif yönü ağır basan uyumsuz artistleri örnek göstermiştir: Edebiyatta Kafka ve Beckett. en radikal avant-garde çalışmalar gerçek bir estetik deneyimin kurucusu olabilir. kendileriyle birlikte avcıyı da kurtarır: Kaçarken onun suçluluğunu da aşırmışlardır. Donup kalmış tavşanların kurnazlığı. Adorno and the Dialectic of Mass Culture.e. sanatın “de-estetizasyonu” (Entkunstung) savunur. Adorno’nun şu pasajını alıntılayarak gösteriyor Kellner: 216 217 ADORNO. Adorno’nun bakış açısından sanat. sahte harmoni ve uzlaşımın temellerini. a. düşük kitle kültürünün aksine. Adorno’ya göre.üzerinde. Minima Moralia. Bu direnme ise. özgürleştirici etkilerini arttıran ve şok tesiri yapmasını sağlayan avant-garde teknikleri gerektirmektedir. ‘umutsuzluğun gerçek dışılığı’ üzerine durup düşünebilen ve sadece kendisinin hâlâ canlı olduğunu değil.

insanın kafasına daima bir silah dayayan akışına. bireyin özgürlüğü ve direnci için özerk bir alan olduğu kadar. sanatın görevi. hakikat için de bir sığınak görevi görür. Beckett’in oyunları ya da Adlandırılamaz Olan gibi korkunç bir eser. KELLNER. bir etki yapar. Estetik deneyim tek başına. Kafka’nın nesri.220 O halde. özgürleşimin öncelikli araçlarından birisidir. Dolayısıyla.219 ‘Otantik’ sanat Adorno’ya göre. 91 . Kafka ve Beckett. a.e. onun işi. angaje bildirinin dışarıdan. Onların eserlerinin kaçınılmazlığı..g. a. 219 220 KELLNER. dünyanın. angaje eserlerin sadece talep ettiği tutum değişimini zorunlu hale getirir. hâlâ bir özgürleşim olanağının koruyuculuğunu yapıp yapamayacağı sorunu yer alır. . sanat içinde patlatır. Onlar.Dikkatleri alternatifler üzerine çekmek değildir.g. Sanat. biçimiyle direnmektir. varoluşçuluğun sadece sözünü ettiği korkuyu su yüzüne çıkartmıştır. Adorno’nun ütopya bağlamında ele aldığı temel problemlerin başında yönetim altında kaybolmaya yüz tutmuş olan ‘otantik’ sanatın. varoluşu içinde insanın acılarını ve sosyal değişim için gerekenleri açığa çıkaran bir kavrayış üzerine kuruludur. estetik deneyim eleştirel bir bilincin oluşturulmasının da kurucu öğesi olarak düşünülür. resmî olarak angaje eserlerin pandomimler gibi görülmeleriyle kıyaslandıklarında..e. yani görünüşte boyun eğdirdiği şeyi. görünüşleri parçalamak suretiyle.

bir özgürleşim olanağını. kültürel ve toplumsal örgütlenmesinin özgürleşime giden tüm yolları tıkadığı yerde. BÖLÜM: SANAT VE ÜTOPYA: ‘ĐDEAL BĐR DÜZEN’ĐN KORUYUCUSU OLARAK SANAT 3. Kurtarılışın dünyaya saçtığı ışıktan başka ışığı yoktur bilginin. mutluluk ve ilerlemenin değil. varolan düzende kabul edilebilecek tek gerçekliğin kayıtsızca. ADORNO.1. Sanatın Adorno felsefesindeki yerini netleştirmek amacıyla. 257. başka her şey kurgudur. Auschwitz’den sonra. bu örgütlenmeden etkilenmeksizin. Minima Moralia. 92 . Đnsanlık tarihine ilişkin bu kötümser yorumun aksine Adorno. s. Nesne ile nesneyi açıklama amacıyla öne sürülen kavramın mutlak bir 221 222 EAGLETON. Adorno’nun negatif diyalektik düşüncesinin temelini oluşturan özdeş-olmama anlayışını kısaca yeniden ele almak gerekir. a. baskı ve tahakkümün ulaştığı son nokta olarak değerlendirir. Bu bölümde çıkış önerisi bağlamında. ilerlemeye dayanan bir insanlık tarihinden söz etmenin anlamsızlığı ile yüzleşen düşünür.. ADORNO FELSEFESĐNDE SANATIN NELĐĞĐ Đkinci Dünya Savaşı’nın dehşet verici atmosferine tanıklık eden Adorno Auschwitz’i. Minima Moralia’da insanlığın her şeye rağmen kurtarılma vizyonuna gereksinimi olduğunu belirtir: Umutsuzluk içinde sorumlu bir biçimde sürdürülebilecek tek felsefe. kendi varlık bütünlüğünde. sadece tekniktir. Adorno’nun kurtarılmanın bakış açısının sanatta somutlaşan ideolojisine yönelik düşünceleri ele alınacaktır. yüzyılın siyasal.e. araçsal aklın. s.221 Đnsanlık tarihi. yaratabilir. başıboş bir şekilde akan zamandan ibaret olduğunu dile getirir. her şeyi kurtarılmanın bakış açısından görünebilecekleri biçimleriyle düşünme çabasıdır.3. tekrardır. teknolojik çılgınlığın. 418. sanat.g.222 20. fakat barbarlık ve yıkımın tarihidir.

g. ütopyaya yakınlaşmasını 223 224 ADORNO. Düşünce bu eksikliği nedeniyle belirli bir itici güç elde eder ve kavram. 93 . Hiçbir düşünce. Örneğin ‘ayak’ sözcüğü. Negative Dialectic. insanın hep daha iyiye. Adorno bu örtüşmenin temelde hiçbir şekilde sağlanamayacağını söylese de. s. Adorno’ya göre. herhangi bir insanın kendine özgü bir çift ayağının özgüllüğünü ıskalayan ve daha çok genel olarak ayağa işaret eden bir yapıya sahiptir. şey ile kavram arasında engellenemez bir boşluğun bulunduğuna işaret eder. önemli bir çıkış yoluna işaret eder. onun hedefi ıskalamasına yol açar”223 diye yazar. nesne de kavramın önerdiği tamlığı hiçbir zaman yakalayamaz.g. 419. a. Bu işlev.e.e. kavramın şeyle özdeş olmayı özlemesi demektir. biçimsel (formel) mantığa varıncaya kadar dek tüm saf düşüncenin ideolojik unsurudur. 35. aslında. Şey ile kavramın özdeş olmadığı uyarısıyla birlikte yaşamak demek. “Düşüncenin işleyişinin tutarlılığı ve dokusunun yoğunluğu. bu ikiliğin bilinci. Dolayısıyla. ancak bu varsayımın içinde ideolojinin doğruluk uğrağı olan ‘çelişki ve çatışma olmamalıdır’ taahhüdü gizliden gizliye yer alır. şeyle özdeş olmanın özlemi içinde sürekli bir hareket kazanır. Adorno buna istinaden Negatif Diyalektik’te. sürekli bir dinamizm ve örtüşme arzusunun.226 Bu nedenle özgürlük ve adalet gibi kavramların bugün toplumda varolan durumla tam olarak özdeş olduğunu söylemek büyük bir yanılsama meydana getirir. Bu. kullanılan dilsel araçlar nedeniyle bu çaba boşa çıkmaya yazgılıdır. Düşünce nesnesinin biricikliğini korumak amacıyla ne kadar çaba harcarsa harcasın. amacından uzaklaşır. uğruna yas tutulması ya da aşılması gereken bir durum değildir. nesnesini olanca yoğunluğu ve direnciyle yakalamayı amaçlarken. Özdeşliğin varsayılması. 417. s. nesnesini kavramlar aracılığıyla tüketircesine ele alamaz.. a. onu solgun bir tümelin zayıflığına indirgeme çabası içinde olduğundan dolayı. Adorno dilin tümelleştirici bir işleve sahip olduğunu dile getirir. s. 149.225 Şeyle kavram arasındaki ikilik giderilemez olduğu kadar. Negative Dialectic. 226 ADORNO. özdeş-olmamanın anlamının..biçimde örtüştüğünden ve şeyle kavramın özdeşliğinden söz edilemez. s. EAGLETON. 225 EAGLETON. Düşüncenin bu eksikliği.224 Şeyle kavram arasındaki uyumsuzluk iki farklı doğrultuda söz konusu olur: Kavram nesnesini geride artık bırakmamacasına özümseyemezken. Düşünce. özdeşliği nasıl içerdiğini bize gösterir.

. EAGLETON. sanat eserinde özdeşliğin. “Biçimleri itibariyle sanat. sanat. eksiksiz biçimde kapsayabileceğini iddia etmek büyük bir yanılgı olduğuna göre. Özdeşliği süresiz bir biçimde askıya alan sanatta. diyalektiğin sürekli değişkenliğe vurgusunu korumayı başarması nedeniyle önemlidir. başka bir ifade ile özne ve nesne arasındaki ilişkinin dolayımlarının. s. bütünüyle ortadan kaldırılmaksızın. sanat tarafından gerçekleştirilen 227 228 EAGLETON. çünkü Adorno’cu sanatta her düşünce eleştirilebilir niteliktedir.g. nesnenin. Dolayısıyla estetik. Adorno’ya göre.olanaklı kılacağını ima eder. a. Nesnenin bütün yönleriyle bilinebileceğini ve tümel kavramların tikel nesneleri bütünüyle.”229 Eagleton’un sözlerinin de işaret ettiği gibi. tikel ve tümel arasındaki ideal uyumun en yüksek düzeyde gerçekleştiği alandır. nasıl ki varolanın farklı momentlerini kendi varlık temellerinde ele alarak doğru bir konumlandırma görevine sahipse. Felsefe. baskı altına alınmış olan tikelin haklarının korunduğu son sığınaktır. saydam olmayan yapısını hesaba katan bir disiplindir.228 Tümel ve tikel arasındaki ilişki sanat alanında ideal bir yeniden biçimlendirmeye tâbi tutulur. 427. bu türlü bir tavır nesnenin gerçekten ne olduğunun kavranmasını olanaksızlaştırır.g.. tümel ve tikel. 420. bu hatadan sakınan farklı türde bir anlama etkinliği olarak kavramsallaştırılır. 229 EAGLETON. O halde. Sanat. s.e. a. Felsefesini özdeşlik düşüncesinin eleştirisi üzerine kuran Adorno. özdeşlik ilkesinin baskıcı patolojisine karşın baskı altına alınanın hakları için tanıklık eder. a. olumsal ve duygusal adına.e. sanat da kendi tarzında (varlık bütünlüğü içinde) felsefe ile aynı amacı gerçekleştirmeye hizmet eder. özlemi duyulan herhangi bir özdeşliğe varmadan –ki özdeşliğin egemen olması belirli bir düşüncenin tahakküm kurması olarak algılanmalıdır– kavranmasıyla ilgilidir. 94 . özdeşolmayan momentleri (niteliksel uğrakları).227 Temel problem. askıya alındığını dile getirir. Adorno için sanat. s. 423.g. kavram ve şey. Estetiğin Adorno için öncelikli önemi bu noktada ortaya çıkar: Estetik.e. herhangi bir düşüncenin bir egemenlik formu olarak ortaya çıkmasının da önüne geçilmiş olmaktadır. Adorno felsefesinde estetik. herhangi bir özdeşliğe sürüklemeksizin ele alır.. özdeş olmayan adına konuşur.

SANATI TANIMLAMA GĐRĐŞĐMĐ “Sanatın tanımı. büyük eserler. beraberinde zorunlulukla “sanat bu tanımın dışında kalan hiçbir şey değildir”i de getirir. “Sanat. yaşlanırlar. Toplum ve Estetik” (Çev. fakat tanım. şimdi ve gelecek boyutunu kapsamak bakımından yetersizdir.1. 1996.. (Bu bölüm. “Sanat. T. Sonuç olarak sanat. Taylan ALTUĞ).1. Estetik Teori’de “sanat kavramı tanımlanmaya gelmez. 3. “Sanat nedir?” türünden bir soru. Estetik Teori’nin bir bölümüdür. sanat yapıtının tarihsel değişimi. “sanat …dır” şeklinde bir cevabı gerektirir.. sanatın dinamik bir yapıya sahip olduğunu ve sanata yönelik herhangi bir tanım denemesinin bu dinamizmi hesaba katması gerektiğini anlatmak ister. ss. varolanların ait oldukları niteliksel temele konumlandırıldığı bir varlık alanı olarak özgür. 39-58.dır” tanımı.koruma.) 231 ADORNO. 95 . katılaşırlar ve ölürler. baskı altına alınanın gerçekte hangi haklara sahip olduğuna ilişkin bilinç düzeyinde bir korumadır. Kent Basımevi. aynı zamanda sanatın ne olmakta olduğunu ve gelecekte ne olabileceğini de hesaba katmalıdır. s. Çünkü kavramların aracılık ettiği her tanım. geçmiş. Bu nedenle Adorno. içinde ütopyayı barındıran sanatın neliği ve eğer olanaklı ise tanımıdır. Dolayısıyla. “Sanat . çünkü o. 41. tanımın sabitleyici doğası. bir sınır çizgisini ifade eder. s. sanatın anlamı. Toplum ve Estetik”. tarihsel olarak değişen bir uğraklar 230 ADORNO. Şimdi öncelikli olarak ortaya konulması gereken. aslında. 20. Felsefe Tartışmaları. Çünkü Adorno’ya göre. sanatın anlamının tarihsel olarak değişen yapısını göz ardı ettiği için.”231 Adorno’ya göre. “Zaman geçtikçe. Đstanbul. 43-44. sabit bir tanım yapmayı imkânsızlaştırır. adil bir düzenin taşıyıcısı olmak durumundadır. yepyeni yüzlerini ortaya çıkarırlar.. sanatın bir zamanlar ne olduğuna bağlıdır. tarihsel olarak değişen bir karaktere sahiptir.”230 Bu ifade ile Adorno. W. Kitap.

daha çok. ‘sanatlar’ diye adlandırılan şeyin çoğulluğu yüzünden. sadece bu süreci görmektedir. Olumsuzlama olarak sanat. 41. 40. Toplum ve Estetik”. süreci hareketli tutarak. oysa ki kalıcı bir göz.1. onun yapısı itibariyle sağlıksız ve doğruluktan yoksunluğuna gönderimde bulunur. s. her büyük sanat eseri sürecin bir durdurulması. Her sanat eseri bir an’dır. negatif bir kavrayışı talep eder: “Teori olarak. ara sıra ulaşılmış nazik bir dengedir. 234 ADORNO. bir anlık sekteye uğratarak hakikati aydınlatır. Bu eserde Odysseus aldatma/aldanma üzerine kurulu ilişkiler ağına hapsolmuş bir birey olarak resmedilir. Bozucu etmenler. “Sanat. s.233 Yapılması gereken anlamın tarihsel değişimini kavrayabilecek diyalektik bir düşünceye dayanmaktır. burjuva bireyine yönelik düşüncelerinin de ana hatlarını ortaya koymuştur. sanatın anlam içeriğini. sabit bir tanım ortaya koymak gereksizdir ve çoğu zaman yanıltıcıdır.2. Bu. “Sanat. “Sanat. Sanat eseri tarihsel sürecin işleyişini belirli bir noktada. hiçbir tanım tüketircesine ele alamaz: Sanat. 232 233 ADORNO. Sonuç olarak.kümesidir”232 demiştir. 96 .”234 3. olumsuzladığı tarihsel ve toplumsal dolayımlardan yakalamaya çalışan diyalektik düşünce için. 45-46. sürekli dengeyi bozarlar. Sanatı. konuyla ilgili elde edilebilecek biricik kavrayış. s. Aydınlanmanın Diyalektiği’nde Odysseus’u burjuva bireyinin ilk örneği olarak gösteren Adorno. tıpkı id ile ego arasındaki psikolojik denge gibi. ADORNO. değişmez bir kavram çerçevesiyle ilk ve son defa tanımlanamaz. BURJUVA DÜZENĐNĐN OLUMSUZLANMASI OLARAK SANAT Bozuk düzen kavramsallaştırması burjuva düzenine. Toplum ve Estetik”. sanatın düzeni olumsuzlaması sonucu ulaştığı bir ruh halidir. Toplum ve Estetik”. Sanat kavramı. bütün sanatları bir araya getirebilecek bir tümel sanat kavramının bile mevcut görünmediği yolunda bir kavrayış. negatif bir kavrayıştır. anlık bir duraklamadır.

sürdürebiliyorsa eğer. ancak dıştaki gerilimle bağlantılı olarak anlam kazanır. 97 . Bu yüzden sanattaki gerilim. Sanat yapıtının ütopyayı barındırması da –ideal bir düzenin resmini vermesi– buna bağlı olarak. 126-127. sanatın varlığını bozuk düzenden etkilenmeksizin sürdürüp sürdüremediği. Adorno.236 Şimdi sorulması gereken. O halde Adorno’da sanatın konumunu ‘yanlış içinde doğruluk’ olarak algılamak yerinde olur. artık özneler arası ilişkilerin de olmaları gereken temel üzerinde olmadıklarını belirtir. Burjuva düzeni aldatma/aldanma ilişkisi üzerine kurulu. s. 7. nasıl sürdürdüğü sorusudur. buna bağlı olarak. sağlıksız ve doğruluktan yoksun bir düzendir ve bu düzene bütünüyle araçsal akıl hâkimdir. a. Eylül 2003. yüzyıldaki muadilinin de hakikati çarpıtan ve onu kavramaktan uzak yapısına işaret eder. içinde bulunduğu toplumla olan ilişkisinin neliğini aydınlatmayı amaçlar. öznenin nesneye yaklaşım tarzında gösterir. “Sanat eserlerinin gerçekliği. yabancılaşmanın aşıldığı. araçsal akıl anlayışının dünyayı parçaladığına yönelik bir eleştiri olup.g. parçalanmışlığın aksine ideal bir bütünlüğü resmedebilecek bir alandır. Basım.”237 Sanat. dış dünyaya ve en nihayetinde de kendine yabancılaşır. Toplum ve Estetik”. Estetik. bu parçalanmış yapıya alternatif. “Sanat. yanlış bir düzende hakikatin kendisi olarak varolabilecek. sanatta bulunabilir. onu oluşturan öğelerin kendi varlık momentlerini kaybetmiş olmalarından kaynaklanır. Remzi Kitabevi. s. Ona göre. Bu durum kendisini en açık biçimde. yeni bir düzen ancak.. öğelerin doğru düzenlenmesini ifade eder. TUNALI. özgür ve adil bir toplumsal düzen için her öğe kendi varlık yapısına uygun bir şekilde konumlandırılmalıdır. bu bireyin 20. Adorno’ya göre. Sanat. sanat alanını burjuva bireyi için bir sığınak olarak görür.Odysseus’un yaşadığı gemi yolculuğundan hareketle kurulan analoji. Burjuva toplumunun kurtuluşu. s. Đsmail. sanatın kendi varlık bütünlüğünde açığa çıkan ideal düzenin örnek alınmasına bağlıdır. 128. Bu soru doğal olarak sanatın. 237 ADORNO.e. onun doğruluğunu.235 Burjuva düzeninin yanlışlığı. hiç kuşkusuz verili toplumsal koşullardan 235 236 TUNALI. Öznenin kendisi dışındaki nesneye bakış tarzı ve onu konumlandırışının araçsal ve şeyleştirici yönüne işaret eden Adorno. onların dışarıdan önlerine getirilmiş sorulara cevaplar olmalarında yatar. araçsal akla dayanarak eyleyen burjuva bireyi ürettiklerine. Aydınlanma eleştirisi. 45.

Sanata bu yaklaşım. 425. 242 ADORNO. University of Minnesota Press. Arnold Schönberg’in müziği. Aesthetic Theory (Eds. fakat aynı zamanda. sanattan farklı olan şeyle bağıntısı aracılığıyla tanımlanır.238 Adorno.”241 Buna istinaden Estetik Teori’de belirtildiği gibi. Toplum ve Estetik”.e. Sanatın toplumla ilişkisi özetle şu şekilde dile getirilebilir: Sanat yapıtlarının estetik niteliği reel alanda bir yol gösterici konumuna sahipken. bu estetik kendi öz kalıbından (matrix) kendisini koparıp ayırmakla gelişir.doğar. 41. ancak ve ancak kendisini üreten koşulların örtük bir eleştirisini yapabildiği oranda varolabilecek olan sanat. kendi estetik yapısı içinde toplumsal çelişkileri dile getirmeli ve geleneksel anlam örgülerini yeniden biçimlendirmelidir.”240 Sanata ilişkin çıkmaz. “Sanat. ss. EAGLETON. estetik niteliğin yaratılmasında ve yorumlanmasında topluma bir bağlılık söz konusu olur.. nesneleştirilen şeyin yaşamdan koparılması onun öldürülmesi anlamına gelir. s. Bu başka olan. 229-230. Onun burjuva düzeni ile sıkı sıkıya ilişkili olduğunu belirten Adorno’ya göre. 1970. onun estetik teorisinin temel dayanaklarından birini oluşturmaktadır. Onun hareket yasası bir ve aynı şeydir. s.. 241 ADORNO. ADORNO.e. s. a. “kendi muhalefet ettiği şeyle nasıl derinden derine uzlaştığının farkına varırsa” otantik olabilir.239 Bu anlayış.242 Gerçek bir sanat yapıtı toplumsal zeminden çıkarttığı malzemeyi tüm dolayımlarından ayırmak suretiyle ele almaz. 240 Adorno’dan aktaran BOZKURT. 193.g. diyalektiğin doğası gereği çözülmesi gereken bir çelişki değildir. 239 238 98 . “Yapma ürünler (artifact) olmakla. s. a. sadece içsel olarak bildirişimde bulunmazlar.Rolf Tidemann). Toplum ve Estetik”. “Sanat. bu sanatın seçkin bir örneğidir. “Sanat. Adorno . sadece. bizim sanatta özgül olarak sanatsal olanı anlamamızı mümkün kılar. kendisinden kaçmaya çalıştıkları. G. sanatın kendisinden kaynaklandığı toplumla olan ilişkisinin belirleyici niteliğini şu sözlerle dile getirir: Sanat. Sanat bu bağdan beslenmektedir. ama yine de içeriklerinin dayanağı olan dış gerçeklikle de bildirişimde bulunurlar. 44. bir yönüyle özgür diğer yönüyle de mevcut koşullara bağımlı olduğunu bilmelidir. materyalist ve diyalektik bir estetiğin ölçütlerini karşılar. Minneapolis. aksine sanat. sanat eserleri.g.

ss. s. toplumsal alan 243 244 DELLAOĞLU. Sanat konusunu ya da malzemesini toplumsal alandan seçmesine karşın. Benjamin’in sanat anlayışının önemli bir parçasını oluşturan bu iddia.e. estetik boyutu hesaba katmayan bir sosyolojinin eksikliğini dile getirmek amacıyla Adorno. “sanat yapıtı bizzat bir özne-nesne dolayımları şebekesidir. Sanat yapıtının aurasının kaybolması. Bir görünüş olan sanat yapıtı. sanat yapıtının kendi bütünlüğünde bir resim olduğunu ileri sürerek.”244 Sonuç olarak. Temmuz. Silbermann’a göre. 60-61.Sanayi kapitalizmindeki yükselişin. Felsefe Tartışmaları. sanat yapıtlarındaki auratik boyutun kaybolması ile sonuçlanmıştır. hakikat içeriği açısından belirlenimsiz kaldıkça. üretildiği tarihsel koşullarla bağını yitirmesidir. bu niteliğiyle hakikatin negatif bir şekilde kavranmasını olanaklı kılar. Sanat ile toplumsal gerçeklik arasındaki ilişki bir belirleme ilişkisi de değildir. Adorno buna karşıt bir biçimde. Etki araştırmasının sonuçları. toplumsal boyutun göz ardı edilmesi. Etki araştırmaları. bu kutupsal öğeler sanat yapıtı sayesinde bir iletişime geçer. biricikliği ve özgünlüğünü oluşturan. Bu düzeyde toplumsal problemler sanatsal problemlere dönüşür. onun. sanat yapıtının alımlayıcılar üzerindeki etkilerine odaklanır. 149-153. sanat da kendisinin özsel bir özelliği olan görünüş düzeyinde bu belirlenimsizliği sunmayı sürdürür. estetik ve toplumsal boyut.. Öz olarak verili toplumsal durumun kendisi. 1994. HÜNLER. daima sınıflanabilirdir ve bir istatistik öğesi niteliğindedir. Hegelci ‘öz’ün Marx tarafından materyalist temellere oturtulan toplumsal özdür.g. Bu görünüş. Bu bağlamda. sanat eserinin hakikatinin birbirinden ayrılmaz parçalarıdır. Adorno tarafından da paylaşılır. sadece toplumsal boyuta odaklanmak da sanat eserlerinin auratik bir kayba uğramasına neden olur. sanat yapıtının alımlayıcısıyla karşılaşmadan önce özne-nesne dolayımını içerdiğini belirtir. Hünler’in ifadesiyle.243 Nasıl ki. Alphons Silbermann’ın “etki araştırmaları” anlayışını eleştirir. üretildikleri tarihsel koşulların izlerinden yoksundur. sanat eserlerinin özsel niteliklerinden birini hiçe saymaksa. 99 . Bu yöntem sanat yapıtına salt bir nesne olarak yaklaşır ve özne-nesne arasında mutlak bir kutupsallığı öngörür. Sayı:14. Hakkı. s. a. “Adorno’nun Estetik Teorisinin Geleneksel ve Original Boyutları”. mekanik yeniden üretim anlayışında yarattığı büyük etki. Mekanik yeniden üretimin yapay ürünleri (artifacts). 151.

öğelerinin doğru düzenlenmiş bir resimdir. dilde varolan diye bir şeyden söz edilebilirse eğer (yani dil bir varlık alanı olarak ele alındığı taktirde). tarihsel değişmeyle birlikte kendisinin de değiştiğini dile getirdiği için dinamiktir.g.. s. Sanat yapıtı bir görünüş olması nedeniyle.245 Dolayısıyla sanat.g. 247 BOZKURT. sanat dilde ve dille varolur. fakat sanat olarak üretir. ADORNO. 233-234. Bu iki alan. 128. canlıdır. Bundan başka. dili.. Sonuç olarak. a. ontolojik bir karşıtlık içinde bulunur. Bir görünüş olarak sanat. hakikatini dilde var eder. çünkü onların tek tek bileşenleri arasında bir bildirişim vardır. Adorno gibi düşünürleri farklı bir devrimci güç aramaya yöneltmiştir. Varlık yapısının farklılığı nedeniyle sanat yapıtı.e. Bu arayış sanata bu türlü bir misyon yüklenmesindeki etkili unsurlardan biri olarak değerlendirilebilir. artık kendi olumsuzlanmasını proletarya biçiminde üretmez. sanat için o halde bir canlılık ilkesi olmak durumundadır. 100 . kuruluşu…vs. a. Buna göre. Dil. s. tüm unsurlarıyla kendine özgü bir 245 246 TUNALI. s. Toplum ve Estetik”. içinde doğmuş olduğu toplumsal gerçekliği olumsuzlayabilen. öğeleri yanlış düzenlenmiş olan burjuva toplumunun bir olumsuzlanması. ∗ Proletaryadan beklenen protesto tavrının tarihsel olarak gerçekleşmemesi. Adorno’ya göre. “Sanat. Bu alan sanat için bir varolma olanağı olarak değerlendirilebilir. şeylerin gerçeklikte varolduğu tarzda varolmaz. çünkü onlar doğanın ve insanın konuşamadığı şekillerde konuşurlar. 44.. bu düzenin yanlışlığından etkilenmeksizin varolabilir. bu düzenden kaynaklanmasına karşın.”246 Adorno’da sanatın ‘canlı’ olmasının iki farklı anlam taşıdığını söyleyebiliriz: Đlk olarak tarihsel bağlamdan içeriğini alan sanat. ona eleştirel bakabilen bir yapıya sahiptir.e. sanatın varolma tarzının reel varolma tarzından farklı olmasında ifadesini bulur. yalnızca bir yayılım durumu içinde varolan şeylerde bundan söz edilemez. sanat dil olarak farklı/öteki olanağını barındırır. Sanat eserleri konuşurlar.247 Sanatın. sanat. sanat eserlerindeki içsel yapının kendi bütünlüğünde bir canlılığı dile getirdiğini belirtir.tarafından belirlenmez.∗ Sanat. Olumsuzlama yetisiyle Adorno’da sanat yapıtı bir protesto olarak algılanabilir. Sözü edilen ontolojik karşıtlık. “Sanat eserleri hayata sahiptir. Reel dünyada varolanların bir yayılım içinde olduğunu dile getiren Adorno. toplumsal alandan aldığı malzemeyi toplumsal alanın olumsuzlanması olacak şekilde yeniden düzenler. Dolayısıyla burjuva toplumu.

yapısının olması, bu dinamizmi yaratan en önemli şeydir. Tarihsel olana göbekten bağlı olan sanat, değişme içindeki tarihsel olanı yine kendi tarzında değiştirir. Bu yapısal farklılıklar sayesinde, sanat, doğa ve insan dolayımının ötesine geçerek, varolanı yeni bir tarzda ifade etme olanağına sahip olmaktadır. Đçinde doğduğu burjuva toplumuna karşı, kültür alanının sınırlanmış bir gettosunda varlığını sürdüren sanat, protestocu niteliğiyle varolan düzende eleştiri momentini –tıpkı felsefe gibi ancak farklı bir yolla– ayakta tutar. Ne var ki sanat, bu sınırlanmış alanın dışında, düzenin değiştirilmesine yönelik bir eylemde bulunmaz. “Sanat, kültürün getto alanında hareket eder ve prensipçe toplumsal eylemden uzak kalır.”248 O, verili düzenin bozulmuş yapısı içinde sınırlanmış bir varlık alanında doğru değerlere sahip bir örnektir. Adorno’cu sanata, rehber olma misyonu biçilmiştir.

3.1.3. SANAT VE BOZUK DÜZENĐN AŞILMASI Sanat şeyleri empirik bağlamlarından kopartmak ve özgürlük imgesi altında yeniden biçimlendirmek suretiyle, bir tür aşma gerçekleştirir. “Empirik dünyadan kopup ayrılması nedeniyle, sanat eseri, daha yüksek düzeyde bir varlık haline gelebilir; bütün ile parçaları arasındaki bağıntıyı kendi gereklerine göre şekillendiren bir varlıktır.”249 Nesne olarak seçtiği şeyi kendi gerçeklik alanı içinde yeniden üreterek şeyleştiren sanat, şeyleştirme tavrı ile gerçekliğin büyüsünü bozar. Sanat yapıtının gerçekliğin büyüsünü bozması, hiçbir zaman elde edemeyeceği bir bütünlüğü yakalama teşebbüsüdür. Dolayısıyla, herhangi bir sanat yapıtı, diyalektiği herhangi bir aşamada durdurmaz, çünkü tikel ile tümelin, taklitçi ile akılcı olanın başarılmış bir dolayımından söz etmek olanaksızdır. Varolan, yalnızca yapıtın olabildiğince kapatmaya çalıştığı, tutarsızlıklara

248 249

TUNALI, a.g.e., s. 128. ADORNO, “Sanat, Toplum ve Estetik”, s. 43.

101

boğulmuş, birleşmeye inatçı bir biçimde direnen parçalarıyla hep hareket halinde olan, duyu ve tin arasındaki uzatmalı çatışmalardır.250 Sanat yapıtının diyalektik iç yapısı, gerçeklikte varolanın aslında öyle olmaması gereken özdeşliğini, sahte uyumunu bozmaya girişir. Gerçekliğin çelişkili ve özdeşolmayan doğasından dolayı sanat eserinde de herhangi bir özdeşliğin görüntüsünün varolması gerekmez. Özdeşlik, yalnızca özlemi duyulan ve devinimi sağlayan bir şey değil, fakat aynı zamanda sürekli askıya alınması gereken şeydir. Bu doğrultuda sanatı başarılı kılan ölçüt, Adorno’ya göre, iki yönlüdür: Đlk olarak, sanat yapıtları malzemeyi ve ayrıntıları, kendi iç yasalarıyla bütünleştirebilmeli ve ikinci olarak da bütünleşme sürecinin geride bıraktığı kırılmaları silmeye çalışmamalıdır; sanat yapıtlarının bunun yerine, estetik bütünde, bütünleşmeye direnmiş olan bu öğelerin izlerini korumaları gerekir.251 Adorno için sanattaki aşma, sanatın mevcut düzenin yanlışlığına karşın, doğru bir toplumsal düzenin resmini vermesiyle gerçekleşir. Dolayısıyla, Adorno Estetik Teori’de, “sanat eserleri yalan söylemezler, sanat eserlerinin söyledikleri şey kesinlikle doğrudur”252 diye yazmıştır. Varolan düzende doğrunun koruyucusu olarak iş gören sanat yapıtı, hakikatin aydınlanmasının bir aracıdır. Ancak hemen belirtmeliyiz ki, sanat bunu kendi tarzında gerçekleştirir. Mevcut düzenin verili dilini geçersiz kılan, kendi varlık yapısına özgü ifade biçimiyle sanat, mesajını alımlayıcısıyla paylaşır. Adorno sanatın nesnel yapısında somutlaşan doğrunun ifade ediliş tarzını, havai fişeklerle kurduğu bir analojiyle dile getirir:
Havai fişeklerinki muhteşem görüntülerdir. Genel anlamda empirik varlığın bedelinden, süreklilikten muaf empirik görünümlerdir onlar; cenneti simgelerler ama yine de insan ürünüdürler; hem duvara yazılan yazılardır onlar [Menetekel] ve hızla belirip hızla silinirler, hem de bizim saptayabileceğimiz türden bir anlam taşımayan bir yazıdır bu.253

250 251

EAGLETON, a.g.e.,s. 429. ADORNO, “Sanat, Toplum ve Estetik”, s. 46. 252 ADORNO, “Sanat, Toplum ve Estetik”, s. 45. 253 Adorno’dan aktaran HUHN, Thomas, “Kant, Adorno ve Estetiğin Toplumsal Geçişsizliği” (Çev. E. Efe ÇAKMAK), Cogito: Kitle, Melankoli ve Felsefe, YKY, 2. Baskı, Ekim, 2003, ss. 256-275, s. 267.

102

Özellikle belirtmek gerekir ki, Adorno’nun Kültür Endüstrisine yönelik kötümser analizleri, onu, bireylerin sanatta ifade edilen hakikati kavrayabilmeleri konusunda olumsuz bir yoruma götürür. Sanat yapıtının nesnelliği, içinde bulunduğumuz tarihsel koşullarla özgürleşim ideali arasındaki mesafenin yalın biçimde somut hale gelmesinden oluşur. Sanat yapıtı, özgür olmadığımız yönünde bir uyarıdır.254 Ancak, hızla belirip hızla silinen mesajıyla sanat yapıtının uyarısı, Kültür Endüstrisi’nin bireyleri tarafından anlaşılamaz karakterdedir. Bu anlamda, modern dönem, Adorno’ya göre, sanattaki aşma potansiyelini duyum yetenekleri köreldiği için, algılayamayan bireylerden kuruludur. Bu kötümser yönelim, ileride göreceğimiz gibi, Adorno’nun sanattaki aşmayı ezoterik bir etkinliğe bağlamasına neden olur. “Gerçek sanat, insanlığın bugünkü toplumun ötesindeki ‘diğer’ toplum için duyduğu özlemin varlığını koruyabileceği son sığınaktır.”255 Bunun anlamı farklı bir bakış açısından, felsefenin 20. yüzyılda düzenin olumlanmasını üstlendiği yerde, sanatın, zayıf da olsa negatif momentini koruyan tek etkinlik alanı olarak kalmasıdır.
‘Sanat’ diye yazıyordu Adorno, ‘klasik sanat denen sanat, sanatın çok daha anarşik ifadelerinden hiç de geri kalmamacasına, insanın, dilsel ya da dilsel olmayan tahakküm ve hükmetme kurumlarına karşı, en azından bu kurumların nesnel öz ve esaslarını yansıtmasındaki etkinliği oranında, bir protesto gücü olmuştur ve olmaktadır.’256

Adorno’ya göre, ütopik bir sanat çalışması, nesnel çelişkileri düzmece bir uyumun içinde çözümleyen değil; fakat, kendi içsel yapısında, bu çelişkileri göstermek amacıyla barındıran; bu işi hiçbir uzlaşmacılığa yanaşmadan arık bir biçimde yapabilen; bunu yapmakla, uyum idea’sını negatif bir biçimde ifade edebilen bir yapıt olmak durumundadır.257 Sanatın negatif momenti, bugün, eskisi kadar şansa sahip değildir. Gerçekten de, Adorno’nun kitle kültürü konusundaki eleştirilerinin odağında yer alan inanç, ‘promesse de bonheur’ sözleriyle ifade edilen yeni ve bir başka yaşam’a duyulan

254 255

HUHN, a.g.e., s. 268. JAY, Diyalektik Đmgelem, s. 259. 256 JAY, Diyalektik Đmgelem, s. 260. 257 JAY, Diyalektik Đmgelem, s. 260.

103

Minima Moralia. bireyin etkin bir özne olarak sanat yapıtının mesajını talep etmesine bağlıdır.. üretim. diyalektik gerilimin. Sanatın olumsuzlayıcı işlevi. zayıflatılmakta olduğudur. “Sanat. onun kendi mantığına göre bir kez daha kulakla bestelenmesi. sanatın hem estetik boyutunu hem de toplumsal boyutunu hesaba katması gerekir. bunların çıkarımları gibi anlaşılamaz.e.258 Estetik boyutuyla bir yandan toplumsal alanla belirli bir karşıtlık içinde bulunurken.260 Sonuç olarak sanat yapıtını anlamak. giderek daha konformist bir nitelik kazanan kültürün lehine yıpratılıp. onun üretim. diğer yandan bu toplumsal alanı kendi bütünlüğünde barındıran “hiçbir sanat yapıtı. toplumsal örgütlenme içinde. sanatın anlamını ele geçiremez. reddi. s.g. Sanat yapıtları bir yabancı dil gibi veya kavramlar. Toplum ve Estetik”. kâr ya da siyasal eylem için duyulan işlevsel ve dolaysız talepleri olumsuzlayarak. genel 258 259 JAY. 221. kâr ya da politik eylem için duyulan işlevsel ve dolaysız talepler karşısındaki amaçsızlığından türer. a. Ne teselli kavramı ne de onun karşıtı. 40. Kuşkusuz geleneksel yapıtların bu tüm özdeşleyimsel anlama zahmeti de avangard bir metnin katılıcı okyanusuna yüklediği zahmetten daha az değildir. 104 .”261 Đşte bu yüzdendir ki. Sanatın işlevi. 260. s. dilsel duyumla söyleşilmesi yapılır yapılmaz anlaşılır. s.umudun.”259 Sanat eserinin estetik özerkliği. o hangi yetimize hitap ediyorsa. Bu aydınlatma. hayatın zorluklarından gelen baskı karşısında. ama yine de basit bir elişinin ötesine geçmiş her sanat yapıtında kültüre burun kıvıran bir yön de vardır: Sadece bir sanat yapıtı olmakla kültürü dışlamıştır. onu bu yetilerle ve bu yetilerde yeniden yaratmak anlamına gelir. –bunun basitçe yapılması peşinen yanlış anlamadır– tersine onun iç hareketi bağlamında olunur olunmaz. s. 72. “Sanat. onun olumsuzlama momentini daima koruyabilmesini olanaklı kılar. yargılar. Diyalektik Đmgelem. kültürle alışveriş içinde olmaktan kaçınamaz. sanatsal biçim düzeyinde. bireyleri. 260 Adorno’dan aktaran SOYKAN. gözle resmedilmesi. mevcut dünyaya karşıt olmasıyla ve bu dünyaya yardıma ve onu şekillendirmeye hazır olmasıyla niteliksel olarak farklı bir varlık haline gelir. 261 ADORNO. Ancak çok az sayıda bireye. statükonun baskı yaratan unsurlarından kurtulmaları gerektiği yönünde aydınlatmaktır. ADORNO. denebilir ki sanat yapıtı.

No. 36. özellikle teorik ve pratik akılcılığın baskılarından kurtuluş sağlar. Adorno’cu estetik teorinin kendisinden beslendiği en önemli kaynak ise kuşkusuz Hegel’dir. Weber’in sanat üzerine değerlendirmeleriyle önemli bir paralellik gösterir. Represaentations. Sanat bu dünyada kurtuluş fonksiyonunu üstlenir. Richard. Weber’ci özgür sanat nosyonu. 32. Hegel’e göre sanat. bastırılmış hayatın yeniden canlandırılması olarak zorlayıcı ütopik bir fonksiyon üstlenir. gündelik hayatın rutinlerinden. kendini meşrulaştırırken mantıksal açıdan kendisinden önce gelen herhangi bir bakış açısına gereksinim duymaz.2. Bütünün gerçek olmayan örgütsel yapısına alternatif. 262 105 . s. ss. and Reconciliation: Redemptive Critique of Adorno’s Aesthetic Theory”. Rasyonalizasyon süreçlerinin modern toplumsal örgütlenmenin her köşesine hâkim olduğu yerde sanat. yeni bir uzlaşım umudu ancak sanatta mümkün olabilir.doğruyu kavramasına ya da olayları onların içinde yer alarak biçimlendirmesine izin verilir. O. WOLĐN.262 Aradaki benzerliğe dikkat çekmek bir yana. Hegel’in mutlak tin düşüncesinde önemli bir değişiklik yapar: Mutlak tinin görünüş alanındaki yansıması olmakla ikincil düzeye itilen sanat. 33-49. SANAT VE ÜTOPYA Adorno’nun ütopya olarak sanat anlayışı. giderek daha bilinçli bir biçimde kavranan bağımsız değerlerin evreni haline gelir. Weber’e göre. Hegel’ci düşüncenin bu temel çıkış noktasını kabul etmekle birlikte Adorno. 1990. O. Adorno’nun sanatta bir çıkış yolu aramasının hiç kuşkusuz önceli durumundadır: Entelektüalizmin ve hayvani rasyonalizasyonun gelişimi altında sanat. Adorno’nun sanata yüklediği ütopik umutlar daha radikal bir boyuttadır. Mimesis. Adorno tarafından birincil bir gerçeklik alanı olarak ikame edilir. Sanat. 3. Autumn. bunun yerine. “Utopia. bilgi ve hakikatin taşıyıcısıdır ve bu haliyle sanat mutlak tinin cisimleşmiş halidir. sahip olduğu potansiyelleri eşi görülmedik biçimde geliştirmek bakımından özgürdür.

Vol. Adorno’ya göre de sanat. Hegelci estetik teoriden tinselliğin. tinin nesnelleşmesi olarak sanat yapıtı içinde uzlaşıma vardığı yüzeysel bir karşıtlıktır. mutlak tinin cisimleşmesinden başka bir şey değildir. s. Adorno’ya göre. The Journal of Aesthetic and Art Criticism.. Onların düşüncelerindeki öncelikli ayrım noktası. kavramsal olmayan hakikate kavramlarla yaklaştığı için. “Adorno’s Aesthetics of Illusion”. felsefeye oranla hakikate daha dolayımsız bir gözle bakabilmesinden kaynaklanır.263 Adorno’ya göre. 181-189.e.g. s. Bu üstünlük sanatın. 11. Aynı zamanda tinin kendini. Hegel’in öne sürdüğü tinsellik. 265 HUHN. felsefeye kıyasla belirli bir epistemolojik üstünlüğe sahiptir. Thomas.Adorno.265 Bundan dolayı. Adorno. onların nesnellik alanıyla ilişkisinin bir yansımasıdır. felsefî olandan bir adım önde gider. sanat eserinin karşıt ya da negatif gücü şeyleştirilmiş empirik gerçeklikle uzlaştırılmak durumundaysa eğer. Hegelci idealizmin aksine. ss. Bu anlamda sanat. Felsefe.”264 Dolayısıyla. No.. tinin ve maddenin. 183. öncelikle materyalizme karşıdır. felsefe ile sanat bağlantısının neliğine bu noktada açıklık getirir: Felsefenin dilinin kavramsal olmasına karşın. Öyleyse. sanat eseri bundan böyle tinsel olmaz. sanat yapıtı içinde. toplumsal kuruluşu içindeki empirik gerçekliğin bir olumsuzlaması olarak varolur. 263 106 . ancak bu tin idealizmin değil. Sanat eserlerinin duyumsal doğası. 264 ADORNO. Bu nedenle hakikatin ortaya konmasında sanat. tinsel bir varlık alanı olarak sanat yapıtı. 1985. bu durumda. ve dolayısıyla sadece başka bir şeyleştirilmiş meta haline gelir. tinin niteliği hususundadır. kendisine karşıt bir şekilde ortaya koyduğu düşüncesinde de Hegel ile aynı fikirdedir. Bununla birlikte bu karşıtlık. sanatın dili duyumsaldır. a. materyalizmin toplumsal tinidir. toplumun toplumsal antitezidir. 44. Winter.2. s. ve bu haliyle de negatif karakterini yitirdiği eleştirisidir.. 183. Buradaki temel eleştiri. Peki. üzerinde çalıştığı gerçekliğin oldukça uzağında iş görür. Aesthetic Theory. sanat eserinin yaşamsal (vital) unsurlarından biri olduğu düşüncesini alır. estetiğin hakikat iddiaları temelini toplumsal yaşamdan almaktadır. biri kavramsal olan felsefe ve diğeri duyumsal olan sanat arasındaki ilişkinin niteliği nasıl açıklanabilir? HUHN. “sanat. sanat eserinin tinin bir şeyleştirilmesi olarak varolduğu.

Bu ifade tarzından dolayı sanat. bir uzlaşım durumudur. insan elinden çıkma çeşitli güzellikler karşısında çok daha aşağı bir düzeyde yer alır.268 Böylece. Doğada güzel-olan. Bu nedenle Adorno’ya göre. felsefedir. 108-110. özdeş-olmayanın. tinselleşme sürecinin kendisiyle savaşılması gereken parçası olarak yaklaşmasını tersine çevirmektir. tinsel olanın doğaya egemen kılınması ideolojisinin tehlikeli boyutlarını açığa çıkarmaya çalıştığı bu eleştirisinde.269 266 267 ADORNO. eleştiri momenti olarak sanatın şifresinin çözülmesidir. o.g. felsefe ve sanatın bu kesişme noktasının ifşa edilmesi görevini üstlenir. a. 38. felsefe. en iyi durumda ötekilik tarzı içindeki tini temsil eder. 88-90. hakikatini kavramlara başvurmaksızın ortaya koyan sanatın şifreli dilinin çözümlenmeye gereksinimi vardır. 269 ADORNO. doğa. Hegel’in doğal güzelliğe. WOLĐN. Sanatın teorik olarak ifade edilemeyeni estetik nesnelleştirimlerle canlandırdığı yerde. Adorno’nun felsefesinde yoğun bir metafizik içeriğe sahip olup. çünkü doğa tinsellikten yoksun bir varlık alanı olarak resmedilir.267 Adorno’nun doğal güzelliğe yaptığı göndermenin temel nedeni. sanatın ifade tarzı diskürsif akıl yürütmenin açıklığından yoksundur. özdeş-olmayanın şeylerdeki kalıntısıdır. Aesthetic Theory. sadece kavramın örtüsü altında fonksiyon göstermekten ziyade kendisini özgürce ortaya koyduğu bir hal. Adorno’nun Hegel’le olan ihtilafının ikinci boyutu daha şaşırtıcı bir zeminde ortaya çıkar. s. 127. s. Farklı bir açılımla.e. 268 ADORNO. Hegel için doğal güzellik..266 Adorno’nun estetik teorisi. Adorno. 107 . Estetik Teori’de üzerinde durulan öncelikli konulardan biri haline gelir. sesler ve renklerdir. s. enigmatik bir karakterdedir. Aesthetic Theory. sanatın enigmatik karakteri felsefeyi gerekli kılar. Doğal güzellik. s. imgeler. öznel kendini olumlamanın menzili ötesindeki bir bozulmamış durumu temsil eder. Özdeş-olmayanın bir kalıntısı olarak doğal güzellik. Başka bir ifadeyle. Aesthetic Theory. indirgenemez olan ötekini. doğal güzelliğin öznel kendini olumlamanın menzili dışındaki bozulmamış bir alanını temsil etmesi bakımından değerli olduğunu dile getirir.Duyumsal bir alan olan sanatın dilsel araçları. Dolayısıyla. aynı zamanda uzlaşımın (reconciliation) ütopik bir şifresidir: Ütopya. hakikatle ilgisinde doğal güzellik kategorisi. Sanatın şifrelerini çözmesi gereken.

bu düzendeki fenomenlerin kendisi için varlık umutlarını her seferinde boşa çıkartır. Onlar bu fenomenleri özgürce eklemlenmiş. baskıcı olmayan bir bütünlük bağlamı içinde oturtur ve böylelikle onları her türlü eksikli durumlarında kurtarır. diyalektiğin sentez aşamasını. Fenomenal alanın baştan aşağı değersizleştirilmesi içinde sanat eserleri. ayrı ve yabancı ilkelerin meta ekonomisinin karakteristiği olan evrensel eşdeğerlilik yasasına tâbi olduğu bir düzendir. Geçmişin uyumlu bütünlüklerinde bulunan. modernist sanat eserlerine kıyasla oldukça zayıf bir umuttur.e. Hegel. doğanın hakikatini kavramaktan uzaklaşır.271 Kapitalist dönemde bir toplumda hâkim olan yönetici ilkenin ‘fayda’ olduğunu dile getiren Adorno. WOLĐN. nesnenin. Adorno. s. anımsamanın bize sunduğu yoldan başka yolun bulunmadığı düşüncesiyle yeni bir ivme kazanır. Geçmişin uyumlu bütünlüklerine geri dönme çağrısı olarak ele alınmaması gereken Adorno’nun görüşleri. zorunluluğun ütopik inşaları olarak görülmelidir. Bir parçası olduğu doğayı. Bu bağlamda modernist sanat eserleri. uzlaşımsal yeni bir düzenin kurulması özdeş-olmayan varlıkları gerektirir. 108 . eşsiz bir kurtarıcı güce sahiptir. Bu umudun sanat eserinin varlık bütünlüğünde gerçekleşme olanağı yakaladığını. 40. mutlak özdeşliğe ulaşılan bir evre olarak kavramsallaştırırken Adorno. özne ve nesnenin birbirinden mutlak bir biçimde ayrı alanlar olarak görülmesinin ürünüdür. doğanın henüz manipüle edilmemiş ve adil olduğu zamanlara duyulan özlemi dile getirir. Hegel’ci felsefenin tersine Adorno’ya göre. hesaplanabilir varlıklardan ibaret saydığı ve onu niceliksel bir özdeşliğe tâbi kıldığı yerde Adorno. 504. şu sözlerle dile getirir: 270 271 ADORNO. ütopik olanı doğanın henüz özdeşliğe sürüklenmemiş parçalarında arar. öznenin varsaydığı ve öne sürdüğünden bütünüyle farklı bir şey olduğunu dile getirir. henüz manipüle olmamış bir doğa durumuna dönmenin imkânsızlığı bir tarafa.g. özdeşliği çelişkinin bir başarısı olarak görmediği gibi. Düşmüş bir halde bulunan burjuva toplumsal yaşamının öğeleri. doğal güzelliğin sağlayacağı ütopik umut. Doğal güzelliğe atfedilen bu önem. a.Doğanın tahakküm altına alınması. “Subject and Object”.. Buna dayanarak Adorno “Özne ve Nesne” adlı makalesinde. yalnızca bilgi nesnesi olarak gören ve onu kendi istekleri doğrultusunda değişime uğratan özne. s. modern adaletsizliğin temelini de özdeşlik düşüncesinde bulur. 270 Bilen öznenin dünyayı. tüm çelişkilerin ortadan kalktığı.

Gerçek dünyada bütün tikellerin karşılanabilir (birbirinin yerine ikame edilebilir) olduğu yerde sanat. yüzyılda neredeyse hiçbir şeyin kendi varlık tabanında yer almadığını düşünürken. kendisine empoze edilen özdeşlik kalıplarından kurtuluyormuşçasına. WOLĐN. MĐMESĐS VE HATIRLAMA Yukarıda da belirttiğimiz gibi. gerçekliğin neye benzeyebileceğiyle ilgili imgeleri bir araya getirerek karşı koyar. Tarihsel gelişmenin mevcut evresinde estetik form. Aesthetic Theory. Modern toplumun örgütsel yapısına zıt bir biçimde. s. s.1. Bu sığınak modernist sanat eserlerinde bulunan ve modern örgütsel toplum yapısına. anımsama düşünesi Adorno’nun sanata yüklediği ütopik misyonun açıklanması bakımından büyük bir önem taşır. Adorno. bireyselliğin gerçek anlamda korunduğu bir sığınaktır. sanatın mimetik yetisi olanaklı kılar. güçlü organizasyonel kurguya bir alternatif oluşturur. ütopiktir.272 O halde Adorno için sanat. Anımsamayı ve özgürlük bilincini. onları estetik bir takımyıldızının özgürleştirici hatları içinde özümseyerek rehinden kurtarır. bu birbirinin yerine ikâme edilebilirliğe sanki o. sanat eserinin içindeki bireysel unsurlar. 122-123. 20. 109 .. geçmişteki uzlaşım günlerinin bilincinin insanlığa yol gösterici olabileceğini düşünür.e.273 Bu anlamda sanat. gündelik hayatın maddi öğelerini. 40. a. Bu bağlamda sanata mimetik bir rol yüklenir. Estetik Teori’de Adorno. şeylerin öteki için varlık tehdidinden geçici olarak kurtuldukları ve kendilerinin kendisi için varlıklarının serpilmesine imkân veren eşsiz bir sığınak oluşturur.g. sanatın mimesis yetisinin ütopyanın gerçekleşmesini olanaklı kılacağını şu sözlerle ifade eder: “Mimesisin her sanat eseri tarafından çıkarılan bellek izi. bu örgütsel bağlarından kurtulma olanağı yakalar. Wolin’in yorumuyla Adorno’cu sanat. şeyleri fayda ilkesinden kurtardığı ve onları kendi varlık temellerini dikkate alarak konumlandırdığı için. birey ile kollektivite arasındaki uzlaşım durumunu 272 273 ADORNO. 3.2.

onun geçmişteki başarısızlıklarını telafi edebilmek için negatif bir momentte hareket etmesi ve kendisini acımasızca eleştirmesi gerektiğini vurgular.önceler. 190. sanatsal tekniklerle yeniden biçimlendirilip yansıtılmasıdır. Müziği çağdaş sanat formları içinde en ütopik sanat dalı olarak gören Adorno. insanın doğa ile uyumlu bir şekilde yaşadığı günlerin anısını canlı tutan bir bellek olarak görülmelidir. 110 .275 Mimetik sanat. toplumsal adaletsizliğin neden olduğu acıları olduğu kadar. rasyonel-öncesi (prerational) mimetik itkinin (impulse) kendisini indirgenemez bir biçimde ortaya koyduğu ve doğanın üzerindeki ve diğer materyal tahakkümün seri boyunca simültane bir biçimde göründüğü bir sanattır. sanata konu olanın. s. Mimetik sanat ütopik potansiyelini. sanatın felsefenin tersine. Felsefenin geçmişte yapmış olduğu en büyük yanlışın mutlaklık iddiasında bulunmak olduğunu düşünen Adorno. sanatın taklit yetisi. Adorno’nun sanatı nasıl tanımladığıyla da yakından ilgilidir. geçmişi şimdiye katan bir hatırlama formudur. Adorno. Adorno’dan aktaran JAY. kardeşçe bir ilişkinin temsilidir. felsefenin tersine estetik temsil kapasitesine gönderimde bulunur. dış dünya ile nesneleştirici olmayan. hakikatin tanımlanması söz konusu olduğunda Adorno. 20. mutlak olanı hiçbir zaman dolayımsız olarak erişilebilecek bir şey olarak ortaya koymayacağını dile 274 275 ADORNO. Sanatın epistemolojik bakımdan felsefeden üstün bir konumda yer aldığını göz önüne alarak. Adorno’cu sanat kavrayışında mimesis. Dolayısıyla. “Müzik Sosyolojisi Üzerine Đdea’lar” başlıklı makalesinde. 218. Bu nokta. bir yandan toplumsal realitenin taklidi.”274 Bu haliyle sanat. diğer yandan ise doğal realitenin taklidi yoluyla gerçekleştirir. yüzyılda felsefenin eleştiri momentini kaybettiği ve yalnızca düzenin bir olumlamasına dönüştüğünü dile getiren Adorno. baskı altına alınan doğanın acılarına da vücut verir. s. Yalnızca hatırlama. kurgusal bir görünüş alanıdır ve böyle olmakla da toplumsal yaşamda ve doğada bulunan öznelliğin nesnelleştirilmiş biçimidir. Adorno’nun mimetik sanatı. Sanat. Aesthetic Theory. Gerçek sanat Adorno’ya göre. Sanatın mimetik karakteri. ütopya düşüncesine hayat verebilir. bu iki mimesis türünü de içinde barındıran bir sanattır. doğanın ve toplumsal yaşamın düz bir ara taklidi değildir. müziğin mimetik boyutuna şu sözlerle gönderimde bulunur: Tamamıyla materyalliğe dayanmakta oluşu ile müzik.

tikele sahip çıkan ve statükoyu olumsuzlamaya devam eden tek şeydir. “sanat eserleri. Çünkü modernist sanat. Adorno. tikelin haklarının sınırlı bir gettoda korunduğu bir alandır.getirir. yüzyılda tümelin baskılarına direnmeye devam ederken. mümkün olandır. kendi estetik geçerliliklerini ve nesnelliklerini. s. ütopyanın somut olanağını korumayı sürdürmesi bakımından modernist sanat eserlerine. onun felsefesinin bütününe hâkim olduğu için. sanat eserlerini kendinde varlığın enigmatik imgeleri olarak değerlendirir. özdeş-olmama ve negatif düşüncesinde daima tikel için adil bir dünya talebi gündeme gelir. s. ona sahip olacaksınız ama sadece örtülü olarak”276 diyen Adorno. imkânsızlık tarafından vaat edilen. Adorno. açık 276 277 ADORNO. tarif etmeye muktedirdir: Estetik deneyim tinin bizzat kendisinin ne dünyada ne de kendisinde temin edemediği bir şeyin deneyimidir. O. 20. tümelin hegemonyasını kırarak. özellikle de atonal müzik ve saçma edebiyatına atıfta bulunur. Adil bir düzenin yeniden kurulabileceğine dair umutlarını giderek kaybeden Adorno için tikel için olanaklı tek çıkış yolu sanatta somutlaşır. Bu bağlamda. 196.2. ADORNO. Bu eserler. Felsefe de dahil diğer tüm alanların statükonun olumlamasını üstlendiği yerde sanat. Mutlakı istiyorsanız eğer. peri masalları (inanılmaz hikâyeler) gibi konuşur. 111 . Sadece enigmatik kuruluşuyla sanat eserleri. Bu amaç.277 3.2. 183-184. Aydınlanma ve Kültür Endüstrisi eleştirilerinde. aşkın ve üstün dünya düzenini (ki bu dünya mevcut dünyanın tam tersine iyi-kötü ve güzelin kendi doğru yerlerine konumlandırılmış olduğu bir dünya düzenidir). Sanat mutluluk vaadidir. baskı altından kurtarmak. MODERNĐST OLUMSUZLAMA Adorno’nun felsefesinin bütününe yayılmış bir tema vardır: Tikeli. Aesthetic Theory. sürekli olarak boşa çıkan bir vaat. modernist sanatı oldukça önemli bir yere oturtur. Bu bağlamda. Aesthetic Theory. sanatsal üretimle ilgili bütün normlara ve sanat eserlerinin kendilerine göre yargılandığı bütün yerleşik ölçütlere.

sanatın.e. “Adorno”. 112 . Bu sayede sanat eserlerindeki rasyonalite tikelin baskı altına alınan haklarını koruyacaktır. Adorno. s. Bu.. Özerk sanat. 2001. soyutlama ve saçmalık aşırılıklarına sürüklenir. özdeş-olmayanın yaşamaya devam ettiği son sığınaktır. aydınlanmış aklın çizdiği sınırları aştığı için başarılıdır. Version. rasyonalite ve bilgiyi. Başka bir ifadeyle sanat. şekillendirmeye uğramaksızın varlıklarını sürdürebilirler. rasyonel olarak daha fazla meşrulaştırılmış bir temsil aracı değildir. ADORNO. tümel-tikel diyalektiğinin hesaba katıldığı bir düzendir. Modernist sanatın verili estetik ölçütlere karşı çıkışını. bu karşı çıkış. özdeş-olmama ile karşı karşıya getirir. özdeş-olmayan tikellerin kendi varlık yapılarına uygun yerlere konumlandırıldığı. kendisini biricik temaşa eserleri olarak koruyabilmek için. J. Modernitede sanat. London. varolan problemlere ve akıl anlayışlarına estetik bir alternatif sunma çabası içindedir.278 Aydınlanmış akıl. Sanatta olup bitenlerin rasyonalite için her şeye rağmen önemli olması. bağımsız bir getto içinde Aydınlanmış aklın baskılarından bağımsız bir şekilde varolabildiği için. modernist atonalite. kendini tikelin tam karşısına konumlayan aklın yeniden tikele bağlanması olarak ele alınmalıdır. Dolayısıyla o. Adorno’nun gözünde modernist sanat eserleri. sanatın aklı tümden yadsıması olarak değil. genel olarak sanat eserlerinin kendileri dışındaki rasyonel dünyaya kayıtsız olmadıklarının da bir göstergesi durumundadır. aklın kendi spontane ürünlerinde bulunduğunu ileri sürerken. Sözü edilen yerleşik ölçütler. aydınlanmış aklın bilimsel alanda ortaya koyduğu taleplerin. çıkış yolunun bu aşırılıklarda bulunabileceğini dile getirirken. Adorno’nun sanat alanında temsil edildiğini ileri sürdüğü adil düzen.280 Ancak böylesi uç durumlarda.bir karşıtlık içinde koymaya kalkışır. söz konusu norm ve ölçütlerin. Aesthetic Theory. sanatsal alandaki muadili durumundadır. bu alan içindeki unsurlar herhangi bir manipülasyona.. biricik bir ifade tarzını somutlaştırabilmektedir. modernist sanatın akla tümden karşı olmadığını gösterdiği gibi. 280 BERNSTEIN. modernist sanat. 144. Bernstein’ın yorumuyla sanat. Onun 278 279 BERNSTEIN. a. özne-nesne.g. Aydınlanmanın araçsal aklının aşılması ile bağdaştıran Adorno’ya göre. Routledge Encyclopedia of Philosophy. M.279 Son çözümlemede. kendisi dışındaki özdeş-olmayan adına arta kalanların toparlayıcısı olduğu anlamına da gelir.

“Sanatın ‘bir şeyin yerini tutmayla’ hiçbir ilişkisi yoktur. Cross Currents. 282 HUGHES. Adorno’ya göre. bazı şeylerin Aydınlanmanın ruhundan korunmayı başardığı bir sığınaktır. bireyin kendisinin elde ettiği ve dünyada kendisini evde hissettiği toplumla başarılı bir uzlaşımın gerçekleştiğini varsayar. bunu. Winter. modern sanatın Dostoyevski’den Joyce ve Kafka’ya kadar olan öznelciliği karşısında.”281 Adorno’nun. Tendenzliteratur gibi yapmaya çalışan sanat hem sanat hem de hakikat bakımından başarısız olur. “Lukacs ve Brecht’i resmi olarak ‘sosyalist’ ülkelerde ve işçi hareketlerindeki pozitif karşı güçleri ve eğilimleri görmeye zorlayan ‘resmi iyimserlik’ Adorno’nun ‘olumsuzlamanın olumsuzlanmasının’ –çarpıtmanın çarpıtılmasının– pozitif olduğunu HUGHES. statükonun gerçek olmayan ideolojisini ifşa edilmesi olarak mevcut duruma bir antitezdir.”282 Modernite içindeki inanç yitimi ve rasyonalitenin baskılarına karşı direnen özerk sanat.e. a. Gerçekliğin büyüsünü bozan sanat. onların bu görüşe destek vermiş olmaları olgusu yer alır. 281 113 . sanatın hakikiliği empirik gerçekliği birebir yansıtmasına bağlı değildir. 53. asıl eleştirisini. realistik sanatın politik angajmanını teşvik etmiştir.g. Fakat onun. Adorno’nun modernist estetiği şiddetle eleştirmiş olan Lenin ve Zhdanov’un Sovyet Marksist estetiğini takip etmemesi şaşırtıcı değildir. Çünkü. “sanattaki çıkar gözetmeyen burjuva idesine karşı. Sovyet geleneği.felsefesinin adil bir dünya için önerdiği alternatif bakış açısı. O. 2004. şeylerin olduklarından farklı olabileceklerini gösterir. akıl ve bilginin gramerine alternatif bir imkân sunan modernist sanat eserlerindeki akılsallığın savunulmasıdır. John. Sovyet Marksist estetiğin optimizmini tehlikeli bulmakla birlikte Adorno. Vol. içeriğinden çok formu tarafından meydana getirilen otonomisine ve mesafesine (distance) bağlıdır. “Unspeakable Utopia: Art and The Return to the Theological in the Marxism of Adorno and Horkheimer”. insanların toplumsal ilişkilerini tam ve eksiksizce betimleyen Tendenzliteratur’un. Farklı olana kapı açması bakımından ütopik olarak nitelendirilebilecek olan sanatın ütopyan yönü daima negatiftir. bu anlayışın temelinde yer alan ‘yansıtma’ teorisine yöneltir. Lukacs ve Brecht’i fazlasıyla eleştirmesinin gerisinde. Adorno’nun Lukacs ve Brecht ile probleminin odak noktası burada görünür hale gelir: Onlar.

. her şeyin yanlış bütünün içinde kaçınılmaz bir şeyleşmeye tâbi kılınmasıyla ilgilidir: Hiçbir şey saf değildir. fakat daha ziyade ideolojinin gerçekliğe tekabül etme iddiasıdır. Kendisini ütopya olarak alan şey. bununla birlikte bu yalancılık. ancak aynı zamanda onu. Sadece çöküşün mutlak olumsuzluğu sayesinde. 32. 114 . alegorik bir hikayeyle ütopyanın dile getirilemez. Diyalektiğin Adorno düşüncesindeki yeri şimdi daha açık bir form kazanır. Çünkü o hiçbir yerde var değildir ve ona ait herhangi bir imgeyi anlamak ancak fanteziler üreten negatif bakış açısıyla olanaklıdır. a. sanatın ütopya olması gerektiği ve ütopya olmayı istediği. Doğru olmayan kendi içinde ideoloji değildir. biçim ve içeriğin bir uzlaşım umududur ancak bu ütopya resmedilemez. hatta yemek ya da oynamak gibi en basit doğal hazlar bile. Aesthetic Theory. farklı bir deyişle. bu durumda sanat. negatif bir biçimde dahi olsa somutlaştırmaya teoriden daha muktedir değildir. Sanatın karakteri çift yönlüdür: O hem özerktir ve hem de sosyal bir olgudur.284 Adorno’nun pesimist bakış açısı. onun üzerinde fiilen çalınabilecek her şey klavyede örtük olarak verilmiştir. o. yanlış bütünde gerçeklerden kaçmanın suç ortaklığından bağımsız değildir. Çağdaş antinomilerin merkezinde. onun 283 284 HUGHES. varolanın olumsuzlanması olarak kalır ve ona uyar. yoksa düz ara bir yansıtma ile değil. Çünkü sanat üretim koşullarından asla kaçmaz. Adorno Estetik Teori’de kısa. sanatın değişim içindeki bir şey durumuna ya da ritüele indirgenmesi gibi diğer ilgilerden bağımsızlaşmasını dile getirir. Adorno için ifade. benzerlik ve teselli sağlamak suretiyle ele vermemek için ütopya olmayabileceği antinomisi bulunur. Sanat ütopyayı. s.söyleyerek savunduğu ilkeyi göz ardı eder.”283 Sanat özne ve nesnenin. Çünkü statükonun sunduğu mutluluk sahtedir. sunulamaz niteliğini açıklamaya çalışır: Yeni olanla ilişki piyanonun başında daha önce hiç işitilmemiş bir akort arayan bir çocuğu model alır.e. ADORNO. daima belirli bir şey derecesini gerektirir.g. mümkün kombinasyonlar sınırlı olup. sanat söylenemez olanı telaffuz edebilir: Ütopya. bu akort bununla birlikte hep orada olmuştur.. sunulamaz (unpresentable) bir karaktere sahiptir. Modern sanatın özerkliği burjuva toplumunun bir ürünü ya da ifadesi olmak durumundadır. sahte mutluluk vaadini kırmakla yükümlüdür. sanatın hakikiliğinin protestosunun olanaklılık koşuludur.

negatif ütopyacılığı. Wagner’i bile geride bırakacak kadar. Bir anlamda ezgiye ezgiyle yanıt verme tekniği. müzik alanında en iyi örnekleyen kişi. Adorno’ya göre.g. 288 JAY. onun üzerinde çalışır. tonlar arasındaki çelişkinin ortadan kalkmasını ve diyalektiğin sentez aşamasını dile getirirken. negatif diyalektiğin herhangi bir sentez aşamasında takılıp kalmamasına işaret eder. 285 286 HUGHES. Schönberg’in ‘atonalite’si ve ‘on iki ton tekniği’ Adorno tarafından. yüzyılın müziğinde önemli bir dönüm noktasıdır. Adorno’ya göre. Burada hakiki sanatın. Geleneksel tonalite ilkesinin aksine. Schönberg.e. ‘On iki ton tekniği’nin getirdiği yenilik.285 Modernist sanatın negatif tavrını. Adorno. 46. akortlara dayalı armoninin yerine. atonalitede armoninin enkazı üzerinde kurulan kontrpuandaki hiçbir zaman kesilmeyen çatışma. Schönberg’in müzik alanında yaptıklarını kutlarken. “Stravinsky’nin arkaik. 81..e. a. Tonalite aşamasında ana tonun diğer tonlar üzerindeki hâkimiyet kurması. zaman beraberliğinden yararlanarak birçok ezgiyi üst üste getirme sanatı. 20.287 Schönberg’in atonalitesi hem modern toplumun uyumsuzluklarını açığa vurur. s. geç dönem burjuva toplumunun otoriteryanizmi ile kurulmuş örtük bir özdeşleşmeyi ifade ediyordu..g. sanatsal ve politik değeri realitenin çelişkilerine bağlı kılınır. neo-klasik formu restore edişi. 115 . [Dellaloğlu. Stravinsky’nin müziği neo-faşist ideolojinin bir destekçisi durumundadır. Adorno’nun Schönberg’in müziğine verdiği önem işte bundan kaynaklanır. bilinçli olarak çalıştığı tezi büyük bir önem kazanır. kendi malzemesi üzerinde. verili düzenin hakikatsizliğinin olumsuzlanmasıdır. Onun hakikati. 81-82. a. hem de müziğin kaba malzemesini varlıktan ziyade sınırsız bir oluş süreci içinde işler. Adorno için Schönberg’in müziği tıpkı kübizm sanatı gibi. s.g. Adorno. onun eski müziğin armonisi yerine kontrpuanı286 getirmesidir. Stravinsky’nin müzik anlayışını ise şiddetle eleştirir. özerk bir nesne haline gelebilmek amacıyla.”288 Adorno’ya göre. a.e. modernist eğilimlere sahip olmasına karşın. Schönberg’tir. s.otonomisi. sanatın metalaşmasını bozar ve Kültür Endüstrisi’nin yeni olanın her zaman aynı olduğu cazın ritimlerinde örneklenen ebedî tekrarını dağıtır.] 287 DELLALOĞLU. Kontrupuan: Bestecilikte. bir çağdaş tutum toplumun takınmanın çözümlenmemiş uyumsuzlukları karşısında uzlaşmacı olumsuzlanması olarak değerlendirilir.

onun dinleyiciyi. Edebiyat Üzerine Notlar’da S. en soyut ve en güç düzeyinde dahi bir hakikat içeriği vardır ve bu içerik yönetim altında tutulan toplumun gizli gerçekliğine işaret eder.e. David. 3-5. böyle de’ diyen sanatın tersine. s. dışavurumcu Kafka’dır. 180. düzenin olumlayıcı bir payandasına dönüşme tehlikesine karşı da bir alternatif sanat oluşturuyordu. de-estetizasyonun bir sonucu olarak değerlendirir. 90. toplumun bireyde açtığı yaraları verili düzenin olumsuzlanması olarak somutlaştırır. Adorno. Adorno.”291 Bu anlamda. oluşma sürecindeki yeninin. s.. Beckett’in Oyunun Sonu adlı oyununun modern sanatın yüceliğini. 292 JAY. “böylesi bir sanat. s. Adorno. ss.Schönberg’in müziğinin zor olduğu ortak inancına karşı çıkan Adorno.g. a. modernist eserlerde gördüğü olumsuzlama uğrağını. Adorno’ya göre. Dışavurumculuk. her an. JAY.”292 Bu durumda de-estetizasyon. The Penguin Dictionary of Critical Theory.289 Modernist sanatın protestocu tavrını. bugün fiilen yaşanan sefil durumun algılanmasını engelleyen aldanımcı bir sığınak oluşturan ‘öyle de olsa. Harmondsworth. 221. Jay’in yorumuyla.290 Kafka’nın alegorik dili. Özbilinçli sanat eserinin. 1991. sanatın kendisinde türediği toplumsal bütünden giderek daha fazla bağımsızlaşması 289 290 MACEY. bu dünyada mutluluk duyulacak bir şey kalmadığının bilinciyle mutluluk vermeye çalışmayan bir sanat olduğunu dile getirir. tükenmekte olan bugünden arıttığı artık ürünlerden kurar. Penguin. Sanat eseri. Gelecek toplumun görünüşüne ilişkin taslağı doğrudan ortaya koymaz. gerçekliği saklayan ideolojinin eleştirisi olarak fonksiyon gösterir. eski bir kurala karşı günah işler. Estetik Teori adlı eserinde sanatın de-estetizasyonunu savunan Adorno. yönetim altındaki dünyanın ütopyanın gerçekleşmesine engel olduğunu gösterir. burjuva öznesinin çözülüp dağılmasının yarattığı bulantı ve hüznün ifadesi yoluyla. 291 DELLALOĞLU. 116 . bu dinleyicilere herhangi bir ayrıcalık tanımayı reddettiği sürece onore ettiğini iddia eder. de-estetize sanatın. onu meydana getiren şeye artık daha fazla tahammül edemeyen bir çağın dramını inceleyerek örnekler: Karakterlerin içinde yaşadıkları kömürtozları (dustbein) Auschwitz’den sonra inşa edilmiş kültürün amblemleridir. edebiyat alanında en iyi örnekleyen kişilerden biri de. Fakat onu. Adorno. şu halde. “Sanatı yalnızca gerçekliğin reddinden yaratmakla Kafka.

Minima Moralia. ADORNO. Her türlü olgu mevcut olanın mutlak hâkimiyetini ifade eden işaretler gibi dikiliyor karşımızda. özdeşolmayana ilişkin topladığı artıklarla sanatın. 178. sadece dünyayı kopyalayarak bize satmaya çalışan reklâmlar. Edebiyat Yazıları. Bütün bunlarda. sanat aklının bir hilesidir. 295 ADORNO. yüzyılın kültürel eleştiri. s. Kafka’nın işlediği günah. 297 ADORNO. Aesthetic Theory. bir kefaret durumunda her şeyin hem olduğu gibi hem de tamamen farklı olacağı bir theologi olgusunu – theologumenon– hatırlatırlar. s. bu soruya verilecek en temel cevap: ‘Artık kimse aç kalmasın!’ olmalıdır. kültür ve barbarlık diyalektiğinin son basamağını temsil ettiğini dile getiren Adorno şöyle devam eder: “Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır ve üstelik bu. neyin neye bağımlı olduğunu bilmenin artık pek önemi yoktur. s. sanatın öndayanağı ve sanatı kendi hakkında sahip olduğu kendini kutsama kavramı. 45. Kutsal alan böylelikle nesnelleşmiş ve sanki onun sınırları da katı biçimde çizilmiş olur. 179. s. Bu çok kısa ve bir o kadar açık olan cevap dışında kalan tüm talepler üretime göre planlanmış bir insan ve toplumun ortaya çıkmasına neden olur. şiir yazmanın bugün neden imkânsız hale geldiğine ilişkin bilgiyi de kemirmektedir.294 ‘Özgürleşmiş bir toplumun amacı nedir?’ sorusu akla kendini zorla dikte ettiren. sanat. Aesthetic Theory.”297 293 294 ADORNO. eleştirel öznenin negatif karakterinin cisimleşmiş halidir. s. Özgürlük. bu alan tek seküler şey olarak kalıncaya kadar sekülerleştirir. Adorno’ya göre. Sözcüğün gerçek anlamıyla ideolojiler kalmadı.295 Dünya bir açıkhava hapishanesine dönüştükçe her şey o kadar bir ve aynı olmuştur ki. Adorno’nun gözünde. Kutsal-olmayan. empirik olana batabilir.296 20. kutsal alanı. 117 . 17.(gelişmeci anlamda) ve içsel yasalarının gereklerine uygun bir nesnelleştirim gerçekleştirmesi durumudur.293 Başka bir ifadeyle. 296 ADORNO. Kafka. yine de ögelerinin her biriyle empirik başka’ya zincirlenmiş durumdadır ve her an tamamen. Empirik gerçeklikle bağıntıları içinde sanat eserleri. ancak bir o kadar da yersiz bir sorudur. inanılmayı beklemeyip sessiz kalmayı buyuran kışkırtıcı yalan var. kendi içsel yasalarına uygun bir nesnelleştirim gerçekleştirmesi ve ütopyayı canlı tutmasıdır. 161. Edebiyat Yazıları. kutsal olmayanın (profane) gelişimiyle bir benzerlik vardır. Gerçek dünya üzerinde mutlulukla yükseklerde uçarken.

Çünkü her sanat yapıtında şifrelemiş olan ütopya icra edilmiş oldu. egemenlerin güçlerinin garantisi durumuna geriler. 300 ADORNO.e.301 298 299 Adorno’dan aktaran EAGLETON.”299 Bu savı çürütmek. Ütopyanın soyut tasarımı bir sınır çizgisinde ilerler. bir ‘başka türlü olabilirdi’ gizlidir. hiçbir hayal gücüne seslenemez.. s.g. ADORNO. Hakikat. bu resimsiz durumda sanat ortadan kaybolur. 19. Bu istekler farklılıkları yadsımaya vardığında. kaderin ikizanlamlılığını hep yeni şekillenmeleri içinde izlemektir. ‘Durum artık sanata izin vermediği esnada –cümle burada Auschwitz üzerine şiirlerin olanaksızlığını amaçlıyor– ona ihtiyaç duyar. Auschwitz’de asla! Auschwitz. ama sadece bu güçsüz umuttur. a. resimsiz durumun tam karşıtı olmuştur. s. Gerçekliğin. tam da bu sırada ütopya en çok görünür olur. Tersine. Toplum tam da eşit olduğunu duymak istemektedir. yani sanat yapıtları kendi kaçındıkları bir pratiğe işaret ederler: Adil bir yaşamın yaratılmasına.Adorno sanatta ütopik bir ‘öteki’nin saklı olduğunu şu şekilde ifade eder: “En arı sanat yapıtlarında bile. ütopyanın ve sanatın olanağının yok olduğu yerdir. soyut anlamda tasarlanan eşitlik (ütopya).. 125. 426. s. Minima Moralia. bir tarz zıtlığın ya da diyalektiğin öteki kutbudur. 105. Çünkü resimsiz gerçeklik. Auschwitz’tir.’ Sanat yapıtında içkin olan kodun deşifre edilerek gerçeklikte icra edilmesidir ütopyayı ve sanatın olanağını yaratan –bu ikisi aynı şeydir– insan kıyımı sahnede seyredilebilirdir. kendisi de sona ererdi.g. tek bir soluk almamızı sağlayan. Hayatın kendisine bakan bir insan bu savın yanlışlığını kolaylıkla görebilecektir. kurtulmayı beklerken bize de bir ses umudun boş olduğunu söyler.”298 “Bütün insanların ve bütün ırkların eşit olduğunu öne süren şu en tanıdık hoşgörü savı bir bumerangdır. Bu durumda Adorno’nun verdiği bir örnek. gerçekdışının şekillerinin günün birinde bize gerçek kurtuluşu bağışlayacağını söyleyen o yanılsamadan ayrılmaz. Böyle bir şeyin resmi çizilemezdi. yaşamın ağırlığı ütopyayı yok edemez. Đşte.e. 118 . yapılmış olan nesneler. Ebedî olanlar da dâhil tam anlamıyla inşa edilmiş. öyle çok derin araştırmalar gerektirmez. 301 SOYKAN. a. Aesthetic Theory. Çünkü o. s. Derin düşünmenin yapabileceğinin en çoğu.300 Ütopya. Gerçekliğin ağırlığı ütopyayı yok etseydi.

kendi özerkliği. içinde varlığını devam ettirmeyi tercih eder. s. Bu yapıtlar toplumsal gerçeklik ile daima ilişki içinde farklılaşırlar. Her şeye rağmen. Onun düşüncesinde mimesisin –dış dünya ile neneleştirici olmayan kardeşçe ilişkinin öneminin– öne çıkışı kadar.304 Hakikatin kaynağı olarak sanat eserinin enigmatik karakteri. sanat alanında da benzer bir karşılık yakalaması şaşırtıcı değildir. Adorno’nun estetik teorisindeki bu eksikliği sistematik bir eksiklik olarak görmek olanaklıdır. Sıradan bir gözün sanat eserinin verdiği mesajı anlamak bakımından pek de şansı yoktur. 44. 152. Adorno’nun teoriye öncelik tanıyan anlayışının. a. estetik deneyimin yaşam dünyası içindeki yerini göz ardı eder niteliktedir. bize bildik ve gündelik olanı. sanatın şifrelerini çözecek bir felsefeyi gerekli kılar. s.302 Gerçek bir sanat yapıtı ve felsefe. estetik deneyimin yaşam dünyasının zenginleştirici özelliğini. felsefî kavramın hakikatinden başka bir şey değildir. ADORNO. uzlaşım –özne ve nesne arasında yer alan giderilemez boşluğun giderildiği bir gelecek–umudunun kaynağı hep bu nostaljide bulunur. ezoterik bir felsefeyi gerektirir. s. Hatta Adorno’nun bütün bir felsefî programını harekete geçiren şeyin özne-nesne ikilemi ve kavramla şeyin yitirilmiş birliğine duyulan özlem olduğu da söylenebilir. Bu bakış açısından sanatın hakikatinin kavranabilmesi.. kendini açan. 119 . Bu anlamıyla sanat ve felsefe için hâlâ gerçek bir özgürleşim olanağı bulunmaktadır. 164-165. Ancak bu durumda Adorno’nun hakikatin araçları olarak sanat eserlerine gösterdiği özel ilgi. Gerçek sanat eserleri. kendilerinin hakikat içeriğinde birbirlerine doğru gelirler. 304 WOLĐN. geleneksel doğruluk teorilerinin içinde yer alır.g. Adorno’nun estetik teorisi negatif diyalektiğin bütün kavramsal yeniliklerine rağmen.e. pragmatik niteliğini görmezden gelerek kuramsal zeminde hareket eder. yeni ve beklenmedik bir ışık altında sunduğu söylenebilir. Praxis alanından giderek uzaklaşan bakış açısı nedeniyle Adorno. Gerçek bir felsefe ve sanat yapıtı düzenin yanlışlığına katılmamayı. üst üste düşerler: Sanat yapıtının ilerleyen. tanımı gereği kendisini kendi oluşu içinde tüketmiş değildir. yayan hakikati.303 Bununla birlikte. hem gerçekliğin şimdiki yoksul durumuna dikkat çektikleri ve hem de henüz olmamış olana 302 303 ADORNO.Felsefe ile sanat. Adorno’nun felsefesinde sanatın. Edebiyat Yazıları. Adorno’ya göre. Aesthetic Theory.

Adorno’da estetik aydınlanma. sanatçıların. eleştirmenlerin. gündelik hayatın somut bireylerinin tarihsel yaşamlarına etki eden bir fenomendir. 120 . uzmanların ve bilgili olanların tekelinde olmayıp. Ancak ezoterik bir çerçevede konumlandırıldığında sanatın ütopik içeriğinin toplumsal bir özgürleşimi gerçekleştirmede yetersiz kalacağı aşikardır. Adorno’nun estetik modernite teorisini kurtarmanın bir ön koşulu olarak. Bu nedenle.doğru bir yolu aydınlatmaya çalıştıkları için esas itibariyle ütopiktirler. onun egzoterik bir bağlama kaydırılması gerekir.

Adorno’nun felsefesi negatif tavrın yeniden canlandırılması gerektiğine dair bir uyarı olarak okunabilir. olumsuzlama tavrını bir kenara bırakarak. Đçinde yaşadığımız dünyanın adil bir yer olmasına engel olan nesnel güçlerin olumsuzlanması gerektiğine işaret eden Adorno felsefesi. dünyayı etkisi altına alan nesnel güçleri açığa çıkartacak eleştirel ve olumsuzlayıcı tavır giderek yok olmaktadır. 21. dünyanın. araştırılması gereken bir soru olarak dururken. ütopyaya giden yolun açılabilmesini. bir cennet haline gelebilecek olan dünyanın neden cehenneme dönüştüğü. Bu bağlamda. onu. bu değişmeyi kavrayacak ve her tarihsel anda ütopya için gereken talepleri sorgulayacak bir etkinliktir. dünyayı etkisi altına alan nesnel güçlerin ifşa edilmesi suretiyle anlaşılabilir. eldeki çalışmada. Bu nedenle. daha insani bir toplum adına dönüştürülmesi anlamına gelir. ‘adil bir dünya’ idealinin oldukça uzağındadır. Marksist bir temele sahip olduğu gösterilmeye çalışıldı. eleştiri momentini ayakta tutacak olan felsefenin. bütünlüğün. felsefenin yöntemi negatif bir diyalektik olmalıdır. yüzyılda insan. Adorno. Ütopyanın tarihsel ve toplumsal koşullara bağlı olarak değiştiğini dile getirirken. Varolan düzende. Adorno’nun ifadesiyle. Đsteklerini gerçekleştirme konusunda diğer canlılara kıyasla çok daha gelişmiş durumda olan insan. Adorno’nun eleştirel yöntemi çıkış önerisi olarak somutlaşır. Adorno’nun felsefesinin bütününe hâkim olan ütopya kavramı ele alındı. insanın neden ‘daha iyi bir dünya’ kurmadığı/kuramadığı sorusu olduğunu söyleyebiliriz. Dünyanın. negatif diyalektik. Adorno’nun ütopya düşüncesinin. terörizm ve insan hakları ihlallerine bakılırsa. Kavram. düzeni olumlayan bir etkinliğe dönüşmesini eleştiren Adorno. Adorno’ya göre. Birinci bölümde. günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. kendi geleceğini kendi elleriyle karartırken. doğru bir şekilde yorumlanması ve bu yoruma göre şekillendirilmesini ifade 121 . ütopyanın kendisini açımladığı bir yer olabilmesini teori ve praxis arasında kurulacak birliğe bağlayan Marx’la aynı fikirdedir. felsefe yapmaya iten gücün. giriş bölümünde de ifade edildiği gibi. Yaşadığımız dünyanın neden bu türlü bir kaosa sürüklendiği.SONUÇ Devam etmekte olan savaşlar. Gerçekten de. felsefenin kendi tabanına uygun bir etkinlik haline gelmesine bağlar.

herhangi bir amacın geçerliliğini tartışmayan biçimsel bir akıldır. varolan düzende hiçbir kendinde-amaç bırakmaz. Ütopik bir dünya. Đnsanı mitten ve gizil güçlere bağımlılıktan kurtarmak amacıyla yola çıkan Aydınlanma. Aydınlanmanın doktrinal yapısına yönelttiği eleştirilere yer verildi. Nesneyi bütünüyle dışsal bir şey olarak gören özne. Artık nesne. Çünkü teorik olarak ayrıntılı bir şekilde ele alınmayan düşünceler. bir başka şeye ulaşmanın aracı konumuna getirdiği için. ikinci bölümde düşünürün. dünya hiçbir kendinde amacın yaşamadığı değersiz bir yer hale gelir.eden teori ve praxis birliği. Amaçların değerlendirilmesi bir kenara bırakıldığında. ütopya problemi en başta. Yalnızca araçların seçimiyle ilgili olan bu akıl. Dünya bu durumda. bir akıl eleştirisine tekabül eder. amacının uzağına düşen ve çoğu zaman yıkıcı eylemlerde kendini gösterir. Adorno’ya göre. Aydınlanma ile ilgisinde Adorno’nun üzerinde durduğu diğer problem özdeşlikle ilgilidir. teori öncelikli bir birliktir. insanın doğayla olan ilişkisinde görebileceğimizi söyler. Adorno. Aydınlanmanın akıl anlayışını da. Aydınlanmanın. Bu nedenle. Bunun en somut örneğini. özne-nesne ilişkisinin yanlış kavranmasını ifade eder. doğrudan Aydınlanma karşıtı bir düşünür olarak değerlendirilemez. araçsal akıl her şeyi. yeni bir mite –akıl mitine– dönüşür. Đnsanın doğa 122 . Adorno’ya göre bu problem. verili düzendeki nesnel güçlerin olumsuzlanması ve ütopik bir düzenin kurulması için gerekli taleplerin teorik olarak belirlenmesi işlemidir. ona yalnızca bir bilgi nesnesi olarak yaklaşır. şunu söyleyebiliriz: Adorno. üzerinde tahakküm kurulacak bir şeydir. niteliklerinden arındırılmış. insanlık için talep ettiği özgürleşim düşüncesini paylaşması bakımından. Adorno. özne ve nesne arasında mutlak bir ayrılık olduğu düşüncesine dayanır. Başka bir ifadeyle. Aydınlanmacıdır. Onun karşıtlığı. araçsal bir akıl anlayışının etkisine girmekle. Bu ilişkinin doğru kavranmasının önemine işaret eden Adorno. mevcut düzendeki baskının ve tahakkümün temelini Aydınlanmanın doktrinal yapısında bulur. Gerçekten de. Burada ele alınan iddiaların ışığında. Adorno’nun Aydınlanma eleştirisi. ideal bir teorinin. Aydınlanmanın akıl anlayışı. O halde. niceliksel bakımdan özdeş nesneler yığınına dönüşür. bu düşünceye bağlar. tersine o. aklın fetişleştirilerek bir baskı aracı haline gelmesine ve başka her şeyi yok edebilecek bir güç olarak konumlandırılmasınadır. egemen olunacak. en temelde. eylemsel alanda karşılık bulmasıyla olanaklıdır.

Buna istinaden. 21. Onun kültür eleştirilerinin odağını. doğanın baskı altına alınmasıyla başlayan süreç insanı da içine alacaktır. doğa insanoğlundan öç almaktadır. Adono’cu bir ifadeyle. bireylerin yönlendirilmekte olduğu fikri oluşturur. tümüyle nesneleşmiş toplumda her bir özne diğeri için araçtır. Bu anlayışı ise. çünkü toplum. bir parçası olduğu doğanın hakikatini kavramaktan da giderek uzaklaşıyor. yüzyılda insan doğa ile arasındaki ilişkiyi tekrar gözden geçirmelidir. bunun yerine iş dışı saatlerde bile bireylerin ne yapacakları eğlence araçlarını elinde bulunduranlar tarafından belirlenmektedir. astrolojinin burç yorumları. 21. kültürün seri üretim mekanizması. Araçsallığın egemen olduğu. kuşkusuz onun sanat anlayışında vücut bulacaktır. 123 . Dolayısıyla. bireylerin kendi olanaklarını gerçekleştirdikleri bir alan değildir artık.üzerindeki yıkıcı etkisi 20. Toplumun egemen güçleri bireyleri kontrol altına alabilmek amacıyla. Dolayısıyla bireylerin ihtiyaçlarının da. doğa üzerinde kurulan tahakküm düşüncesi toplumsal alanda da yansımasını bulur. ürünlerle birlikte kendi bireylerini de üretmektedir. kültür ürünlerinden yararlanır. bu ihtiyaçların karşılanmasının da sistemin patronları tarafından gerçekleştirildiğini iddia etmektedir. atomik bireyler arasındaki çıkar çatışmalarının arenası haline gelmiştir. Kültür Endüstrilerinin bireylerin bilinçlerinde yarattığı manipülasyonun büyüklüğüne işaret eden Adorno. Adorno’nun bu konuda verdiği mesaj oldukça anlamlıdır: Doğanın da kendinde varlık olarak ele alınması gerekir.. eğlence ve kitle iletişim araçları. yüzyıl felsefesinin sıklıkla ele aldığı konulardan biridir. Adorno. Adorno’ya göre. Adorno’ya göre.. Bugün doğayı isteklerinin kölesi haline getiren insan. Bireylerin tüketici birer özne konumuna indirgendiği toplumda. Adorno’nun Kültür Endüstrisi analizleri. Kültür alanı. Adorno’ya göre. yüzyılda yaşanan çevresel felaketler. Bir yüzyıl sonra durum çok da değişmiş değildir.vb. kendi yaşam olanaklarını tüketmeye doğru giderken. Bu durum egemenlerin bireyleri kontrol etmelerinde oldukça büyük bir kolaylık sağlamaktadır. Kültür Endüstrisi’nin patronlarının elinde bireyleri yönlendirmenin araçlarına dönüşür. bireylerin uyarıcı bir etkiye gereksinim duyduğunu dile getirir. Onun bir ‘şey’ konumuna indirgendiği baskı altına alıcı eylemlerin sonuçları. bu konuda oldukça yol gösterici niteliktedir. doğal afetler gösteriyor ki. Đkinci Bölüm’de yapılan analizler ışığında söyleyebiliriz ki. Adorno özdeşlik düşüncesinin sonuçlarını doğadan topluma genişletir.. yine insanı vuracaktır.

Sanat yalnızca bir olanak olarak varlık gösterir. iyi kurgulanmış bir teorinin eylem alanına yansıtılmasıyla ilgilidir. hakikatin arayışı içindeki bir Sokrates olmalarını bekler. bireylere bir sorumluluk atfetmektedir: Tüm olumsuzluklara rağmen birey. Doğru bilginin koruyucusu olarak sanat. gerçek bir sanat eserini Kültür Endüstrisi’nin yapay ürünlerinden ayırma mücadelesidir. sıradan insanın kolay kolay erişebileceği bir zeminde bulunmaz. yaşar duruma getirilmelidir. Adorno bireylerden. ütopya. Sanatın hakikati enigmatik bir dille ifade ettiğini dile getiren Adorno.Çalışmanın Üçüncü Bölümü’nde. Adorno’nun sanat teorisi. Adorno’ya göre. Biraz önce de belirttiğimiz gibi. Başka bir ifadeyle Adorno’cu ütopya problemi bir erdemlilik problemidir. Bunun nedeni. toplumsal düzeni kendi bütünlüğünde yeniden inşa eden bir varlık alanıdır. Sanatta bulunan ‘adil düzen’ resmi. Kısacası. ve hakikatle iletişime girmenin imkânını aramalıdır. Sanat Adorno’ya göre. onu. sanatın ezoterik bilgisini herkesin talep etmesi ve bu bilgiyi yaşamsal alana aktarması ile olanaklıdır. Sanatın sunduğu bilgi. Sonuç olarak. yanlış bütünde doğruyu barındıran örnek bir resim olarak tanımlar. o halde. bilgisel bir etkinliktir. Sanatı bir görünüş alanı olarak tasavvur eden Adorno. Bu noktada Adorno felsefesi. Sanatın taşıdığı bilgi ‘ideal bir düzen’in neliğinin bilgisidir. sanat. bu enigmatik dilin şifrelerini çözme işini de ezoterik bir felsefeye atfeder. sanat eserini eylemde bulunmayan bir şey olarak görür. sanat alanında egemenlik ilişkileri değil. kurtarılmanın bakış açısı terk etmemelidir. ütopik bir dünya. Dolayısıyla. O halde. Adorno’nun buradaki amacı. bireylerde bilinç düzeyinde bir aydınlanma yaratır. toplumsal alandan kaynaklanan ancak ondan ilkece bağımsız bir alandır. Adorno’nun kötümserliği son çözümlemede. Adorno’nun ütopya olarak sanat anlayışı ele alındı. Sanatın özerkliğini varlık yapısının farklılığından türeten Adorno. bu imkânsız süreci 124 . ütopyaya ulaşma problemi hakikati sürekli olarak talep etme problemidir. fakat adalet egemendir. Kültür Endüstrisinin meta ürünlerinin tersine. Kendi bütünlüğünde bir bilgi taşır ve bu bilginin sanatı talep eden tarafından algılanmasını bekler. sanat alanında varoluşun tüm unsurlarının kendi varlık temellerine uygun bir şekilde konumlandırılmasıdır. Adorno’nun sanat kuramındaki asıl problem bu noktada ortaya çıkmaktadır: Sanatın verdiği mesaj ezoterik bir zeminde yer alır.

görmesinden kaynaklanır ancak o. modernist sanat eserlerini tavsiye ediyor. yine de kurtarılmanın bakış açısından bir kuram ileri sürmeyi de ihmal etmemiştir. 125 . Bu çerçeve içinde de. Kültür Endüstrisi tarafından uyuşturulmuş beyinlerin uyarıcıya ihtiyacı olduğunu düşünüyor. Adorno. Günümüzde.

ss. Felsefe Tartışmaları.. 1998. 1970. Belge Yayınları. Kitap. Eleştiri: Toplum Üstüne Yazılar (Türkçesi: M. 126 .. “Sanat. Taylan ALTUĞ). London and New York. ss. Ashton). “Subject and Object”. Issue: 200. New Left Review (Trans. Minima Moralia (Çev. by Edmund Jephcott). “Message in a Bottle”. Kent Basımevi. Mayıs 1990. October 1982. Toplum ve Estetik” (Çev. W. 1993. 39-58. 1966. 1996. Ahmet DOĞUKAN).KAYNAKÇA ADORNO. Volume: a.B. University of Minnesota Press. 20. Aesthetic Theory (Eds. Continuum International Publishing Group. Metis Yay. Routledge. Adorno and Rolf Tidemann). Negative Dialectic (Translated by E. T. G. Yılmaz ÖNER).. Orhan KOÇAK. Andrew ARATO & Eike GEBHARDT). 497-511. Minneapolis. The Essential Frankfurt School Reader (Ed. Đstanbul. Đstanbul.

151-168. Edebiyat Yazıları (Çev.. 76-83. Defter. “Mekanik Yeniden Üretim Çağında Sanat Eseri” (Çev. EdebiyatEleştiri. “Modernlik ve Eleştirel Kuramın Çıkmazları”.com. 1. www. YKY. A.“Neden Hâlâ Felsefe ?”. Metis Yay. T. 184–199. Đstanbul. Horkheimer and Benjamin”. 1993.. Cogito-Adorno: Kitle. Questia Media America. S. Utopian Studies. ss. 83–110.. Ekim. Sayı 36. Doğubatı Yay. Basım. 2003. Cogito-Adorno: Kitle. ss. Emre BAĞÇE).. YKY. S. ss. Ali KAFTAN). 2004. ss. “Thought and Utopia in Writings of Adorno. KRÜGER. Frankfurt Okulu (Ed.questia. W. Ali KAFTAN). H. Sabir YÜCESOYOrhan KOÇAK). Ekim. BENJAMĐN. 2006. 42.. “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”. BLOCH. 7797..W. Inc. 1998. BENHABĐB. Sayı. Mart-Haziran. E. Metis Yay.. ss. “Ütopik Özlemin Çelişkileri Üzerine”. 2003.. Kış 2001. Hakkı HÜNLER). Melankoli ve Felsefe (Çev. Đst. Sayı 36. Ocak. 127 . BENZAQUEN. Melankoli ve Felsefe (Çev. ADORNO..

2. 96–116... CEMAL. Đstanbul. Estetiğin Đdeolojisi. M. BOZKURT. T. Adorno: Bir Giriş.. ss. “Adorno. “Hegel’in Diyalektiği ve Olumsuz Diyalektik”. Routledge Encyclopedia of Philosphy (ed. Frankfurt Okulu (Çev. Yüzyıl Düşünce Akımları. EREN.BOTTOMORE. Ahmet ÇĐĞDEM).. Baskı. B. Ayhan ÇĐTĐL).. London. J. 20. V. Asa Kitabevi. ss.. Belge Yayınları. Sarmal Yay. N. Edward CRAiG).. BERNSTEĐN. Bursa. Vadi Yay. EAGLETON. Đst. Nisan.. Theodor Wiesengrund”. Basım. 1995. I. Yüzyılda Felsefe: Karşı Çıkışlar ve Yeni Arayışlar.. 20. W. Đstanbul. 2001. 1999. 2006. Frankfurt Okulu’nda Sanat Bağlam Yay. REJĐN. “Auschwitz Sonrası Sanat: Theodor Adorno” (Çev.. Version 2001. 4. Doruk Yay. 2004.. 128 . F. DELLALOĞLU. ve Toplum. Asa Kitabevi. “Sanat ve Estetik Kuramları”. T. 1994. 415-444. Đstanbul. M..

Vol. No. 1980. HORKHEĐMER. 1996.. ss. Oğuz ÖZÜGÜL). 85-108. Bağlam Yay. T. Basım. Oğuz ÖZÜGÜL). HORKHEĐMER.. 1995. M. Introduction to Critical Theory. D. “Aydınlanma Nedir?” (Çev. 1. Melankoli ve Felsefe. HELD. Orhan KOÇAK). Đst. 2000. ss..& ADORNO. 181-189.. Kabalcı Yayınevi. M.. W. T. M.. 1985. 1. The Journal of Aesthetic and Art Criticism. “Mitle Aydınlanmanın Kördüğümü: Max Horkheimer ve Theodor Adorno”. Akıl Tutulması (Çev. HUHN. 69-76. 1999.FOUCAULT. GÖKBERK. Winter. 129 . Kabalcı Yayınevi. Aydınlanmanın Diyalektiği Felsefi Fragmanlar II (Çev. “Adorno’s Aesthetic of Illusion”. J. Đstanbul. Đstanbul. 44. University of California Press. M. Felsefe Tarihi. 1990. YKY. Ekim. Đstanbul. Aydınlamanın Diyalektiği Felsefi Fragmanlar I (Çev.. ss. CogitoAdorno: Kitle. Temmuz. Metis Yayınları. Toplumbilim.. Eda ÖZGÜL&Özlem OĞUZHAN). Sayı: 11. Remzi Kitabevi. HABERMAS. Basım. Ekim 2003. 2.

Nejat BOZKURT). Melankoli ve Felsefe.. Diyalektik Đmgelem (Çev.. 256-275.. Bedia Akarsu Armağanı (Haz: B. Đnkılâp Yay. 1984. Đst. 2. KELLNER. 1989. 1. Cogito-Adorno: Kitle. 131143. Der Yay. 149-153. ss.gseis. Efe ÇAKMAK). Vol.. I. Baskı. 1994.edu/faculty/kellner/]. E.ucla. Adorno (Çev. Cross Current. KANT. Remzi Kitabevi. 2004.. J. “Uspeakable Utopia: Art and the Return to the Theological in the Marxism of Adorno and Horkheimer”.. 475+. [http://www. Đst. Ekim. H. Ünsal OSKAY). YKY. ss. Baskı.“Kant. ÇOTUKSÖKEN&D. S... Seçilmiş Yazılar (Çev. 2003. D. Adorno ve Estetiğin Toplumsal Geçişsizliği” (Çev. ÖZLEM). “Aydınlanma Sorunu”. “Adorno’nun Estetik Teorisinin Geleneksel ve Orijinal Boyutları”. Đst. Winter. Felsefe Tartışmaları. ĐYĐ. 130 . ss. HUGHES. 2000.. M. Ünsal OSKAY)... Temmuz. Đstanbul. JAY. Ara Yay. 53. 2001. Sayı: 14. “Critical Theory and the Crisis of Social Theory”. HÜNLER.

Yavuz Alogan). Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Ana Bilim Dalı. Adorno. 27-35 LUNN. [http://www. The Penguin Dictionary of Critical Theory. E. 136–174.. KOÇAK. I. “Sonsöz”. 1990.gseis. ÖNER. MACEY. O.edu/faculty/kellner]... Eleştiri Toplum Üstüne Yazılar.. Marksizm ve Modernizm (Çev. “Önsöz”.“T.. [http://www... [ Ed. D. ss. Çağdaş Felsefede Akıl Eleştirisi ve Kant Etiği. Y. 2004. W. 1994. Adnan GÜRĐZ. Belge Yay. Đstanbul. Adorno and the Dialectic of Mass Culture”. Birinci Baskı. 131 . Ankara. TFK Yay. T. W. Orhan KOÇAK). “Frankfurt School”. Harmondsworth. “Adalet Kavramı”.ucla.. 1990. 1991. Ekim. T. Alan Yayıncılık. (Yayınlanmamış Doktora Tezi). ss. 1995.gseis. Akıl Tutulması (Çev. KETENCĐ. Adalet Kavramı]’nın içinde.edu/faculty/kellner/].ucla.. KUÇURADĐ. Mayıs. Metis Yayınları. Penguin.

“T. Felsefe Ansiklopedisi (Ed. 2003. Belge Yayınları.. A. Ç. Adorno: Bir Giriş (Çev. Remzi Kitabevi. Đstanbul. 32.REJĐN. Kitle Kültürü Efsanesi (Çev. Ahmet ÖZDEN)... SWĐNGEWOOD. L. 2003. Estetik. Mustafa CEMAL). SOYKAN. V. Frankfurt Okulu (Çev. Basım. Đ. Eylül. Bulut Yay. Ahmet CEVĐZCĐ).. 1996. 1998. 1999. Bilim ve Sanat Yayınları. VEYSAL.. Baskı. 132 . N.. No. Kıta Avrupası Felsefesine Giriş (Çev. 33-49. Eylül. Ahmet CEVĐZCĐ).. P. Paradigma Yay. Adorno”. 2000. and Reconciliation: A Redemptive Critique of Adorno’s Aesthetic Theory”. 1998. WOLĐN. W. Haziran. Kabalcı Yayınevi. D. Đstanbul. WEST. 1. Đst. “Utopia. 2. Müziksel Dünya Ütopyasında Adorno Đle Bir Yolculuk. 1990. Representations. Autumn. 7. Đstanbul. SLATER. Ö. Đstanbul. Aykut KANSU). Ankara.. R. Mimesis.. Baskı. Etik Yayınları. TUNALI.

Türkiye Estetik Kongresi. Tayfun TORUN 133 .Advanced Başlama ve Ayrılma Tarihleri Çalışılan Kurumun Adı Uludağ Üniversitesi 2006 : : : - - Üye Olduğu Bilimsel ve Mesleki Topluluklar Editör veya Yayın Kurulu Üyelikleri Yurt Đçi ve Yurt Dışında katıldığı Projeler “Türkiye Estetik Kongresi”. 22-24 Kasım 2006 Katıldığı Yurt Đçi ve Yurt Dışı Bilimsel Toplantılar: Yayımlanan : Diğer : Çalışmalar “Adorno: Kültür Endüstrisi ve Sanat”. … Yurtdışı Görevleri Kullandığı Burslar Aldığı Ödüller : : : : : : : : : 1996 1999 2004 Bekar 1998 2003 2006 - Aydın Lisesi Uludağ Üniversitesi Uludağ Üniversitesi - :Đngilizce. sunulmuş bildiri.ÖZGEÇMĐŞ ÖZGEÇMĐŞ Doğum Yeri ve Yılı : AYDIN Başlama Yılı Bitirme Yılı 20.1982 Kurum Adı Öğr.Gördüğü Kurumlar : Lise Lisans Yüksek Lisans Doktora Medeni Durum Bildiği YabancıDillerve Düzeyi: Çalıştığı Kurum (lar) 1.12.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful