You are on page 1of 471

İsmail Cerrahoğlu Fecr Yayınevi

TEFSİR TARİHİ 6 ÖNSÖZ.. 6 GİRİŞ. 7 1- Kur'ân-ı Kerîm Nasıl Bir Kitaptır?.. 7 2- Tefsir Ve Te'vil Kelimelerinin Anlamı 10 3- Tefsir Ve Terceme Arasındaki Fark. 14 4- Kur'ân-ı Kerîm’in Tefsirine Duyulan İhtiyaç. 17 1- BÖLÜM... 19 A- HAZRETİ PEYGAMBER ZAMANINDA TEFSİR.. 19 1- Kur'ân-ı Kerîm.. 19 2- Hz. Peygamber 20 a- Kur'ân'ın Anlaşılmasında Sünnetin Yeri Ve Sünnetin Kur'ân'ı Beyân Yönleri 21 b- Hz. Peygamber’den Tefsir Örnekleri 21 c- Hazreti Peygamberin Tefsirdeki Metodu. 27 B- SAHABE DEVRİNDE TEFSİR.. 28 1- Bu Devirdeki Tefsir Kaynakları 28 a- Kurân-ı Kerîm.. 28 b- Hz. Peygamber 29 c- İctihâd Ve Re'y. 29 d- Diğer İlâhî Kitaplar Ve Ehl-i Kitab'a Müracaat 29 2- Sahabenin Tefsir İlmindeki Yeri 30 3- Sahabe Tefsirinden Örnekler 31 4- Sahabenin Tefsirdeki Metodu. 35 5- Tefsir İlminde Şöhret Kazanan Sahabiler 36 a- Abdullah b. Mes'ud Ve Tefsirdeki Yeri 36 b- Abdullah b. Abbas Ve Tefsirdeki Yeri 41 C. TABİÎLER DEVRİNDE TEFSİR.. 44

1- Tabiîlerin Tefsirdeki Yeri Ve Metodları 44 2- Tefsirde İsrâiliyât 47 a- Abdullah b. Selâm (Ö. 43/663-664) 51 b- Ka'bu'l-Ahbâr (Ö. 32/652-653) 51 c- Vehb b. Münebbih (Ö. 110-114-116/728-732-734) 52 d- Abdu'l Melîk b. Abdi'l-Azîz b. Cüreyc (Ö. 150-767) 54 3- Tefsir Medreseleri Ve Müfessir Tabiîler 55 a- Sa'id b. Cübeyr (Ö. 95/713) 56 b- Mücâhid (Ö. 103-104/721-722) 59 c- İkrime (Ö. 107/725) 62 d- Atâ b. Ebî Rabâh (Ö. 114/732) 63 4- Sahabe Tefsiri İle Tabiîlerin Tefsirinin Mukayesesi 65 D. TABİÎLER DEVRİNDEN SONRAKİ TEFSİR HAREKETLERİ 68 1- Ali b. Ebî Talha Ve Tefsir Sahifesi 70 Sâhifeyi Rivayet Eden Şahıslar 71 a- Ali b. EbîTalha. 71 b- Mu'âviye b. Salih. 72 c- Abdullah b. Salih. 73 Sahifenin Muhtelif Eserlere. 74 a- el-Câmiu's-Sahih. 74 b-Taberi’nin Tefsiri 75 c- İbn Ebî Hâtim’in Tefsiri 75 d- Tefsiru İbni'l-Munzır 76 2- Mukâtil b. Süleyman Ve Tefsiri 76 a- Kitâbu't-Tefsiri'l-Kebîr 80 b- Kitâbu'l-Vücûh Ve'n-Nezâir 82 c- Kitâbu Tefsiri'l-Hamsi Mi'e Âye. 82 3- Süfyân b. Sa'id Es-Sevrî Ve Tefsiri 83 Hayatı 83 Eserleri 85 Tefsiri 86 Lûgavî Yönü. 86 Tefsiri Yönü. 86 Kıraat Yönü. 86 Sebebi Nüzul 86 Nesh Yönü. 86 Fıkıh Yönü. 86 4- Yahya b. Sallâm Ve Tefsiri 87 a- Mâliki Mezhebi İle Uyuşmayan Bazı Haberlerin Bulunması 89 b- Doğrudan Doğruya Kendi Görüşünü Arzetmesi 90

c- Asılları Arapça Olmayan Bazı Kelimeler Üzerinde Durması 90 5- Abdurrazzâk İbn Hemmâm Ve Tefsiri 91 Eserleri 93 Tefsirinin Kaynakları 94 Metodu. 94 Nüzul Sebeblerindeki Yeri 94 Nesh İlmindeki Yeri 95 Fıkıhtaki Yeri 95 Lugât Ve Nahivdeki Yeri 95 Kıraaf İlmindeki Yeri 95 İsrâiliyattaki Yeri 95 II. BÖLÜM... 96 A- LÛGÂTÇILARA GÖRE TEFSİR.. 96 1- El-Ferrâ Ve Meâni'l-Kur'ân'ı 100 2- Ebû Ubeyde Ve Mecâzu'l-Kur'ân'ı 101 3- İbn Kuteybe ve Te'vilu Muşkili'l-Kur'ân'ı 104 B- FIRKA TEFSİRLERİ 106 1- Mu'tezile Ve Kur'ân Tefsirindeki Yeri 107 Kur'ân Tefsirindeki Yeri 109 a- Mûtezile'yi Tenkidler 113 İbn Kuteybe’nin Tefsirdeki İtizal Mezhebini Tenkidi 113 İmam Ebu'l-Hasan El-Eş'arinin Mutezile Tefsiri Hakkında Hükmü. 113 Mutezile Tefsiri Hakkında İbn Teymiyenin Hükmü. 114 Mütezile Hakkında İbnu'l-Kayyım'ın Hükmü. 114 Önemli Bazı Mutezile Tefsir Kitapları 114 b- Bazı Mûtezilî Müfessirler Ve Tefsîrleri 115 ba- Abdulcebbâr b. Ahmed’in “Tenzîhu'l-Kur'ân Ani'l-Matâ’in Ve Müte-şâbihu'l-Kur'ân”ı 115 Abdulcebbar Ve Kur'ân Tefsiri 116 Tenzîhu'l-Kur'ân'ın Mâhiyeti Ve Müellifinin Metodu. 116 Arap Dili Yönünden Müşkillere Ait Bazı Örnekler 117 Mutezile Akidesi Yönünden Müşkillere Ait Bazı Örnekler 117 Müteşâbihu'l-Kur'ân 119 bb- Ez-Zemahşerî Ve Tefsiri 120 Basılmış Eserleri 121 Çeşitli Kütüphanelerde Yazma Halinde Bulunan Veya Kaybolan Muhtemel Eserleri 121 Keşşafın Mukaddimesi 123 Keşşaf’ın Kaynakları 125 Dil Ve Nahiv Kaynakları 125 Edebi Kaynaklar 126 Va'z Ve Esatir Kaynakları 126

Tefsirdeki Metodu. 126 Kur'ân'ın İ'câzı 126 Aklî Tefsirdeki Yeri 127 Nakli Tefsirdeki Yeri 131 Kıraat İlmindeki Yeri 132 Fıkıh İlmindeki Yeri 132 Lugât, Nahiv Ve Edebiyattaki Yeri 133 Psikoloji Ve Rûh Terbiyesindeki Yeri 134

“Keşşaf”ın Fikir Hayatına Te'siri 135
2- Şia Ve Kur'ân Tefsirindeki Yeri 136 a- İsmâiliyye (Bâtıniyye) nin Tefsir Anlayışı 137 b- İmâmiyye Şiası'nın (İsnâ Aşeriyye) Tefsir Anlayışı Ve Tefsirleri 145 İmâmiyye Şiası'nın Tefsirleri 157 ba- Ebû Ca'fer Et-Tûsî Ve Tefsîru't-Tıbyânı 158 bb- Ebû Alî Et-Tabresî Ve Mecmau'l-Beyân Li Ulûmi'l-Kur'ân'ı 165 c- Zeydiye’nin Tefsir Anlayışı 171 d- Eş-Şevkânîve Fethu'l-Kâdiri 172 Tefsirdeki Usûlü. 173 3- Hâriciler ve Kur'ân Tefsirindeki Yeri 177 a- Kur'ân Tefsirleri Ve Tefsirdeki Görüşleri 179 b- Eş-Şeyh Hûd B. Muhakkem El-Huvvâri’nin “Tefsiru Kitâbillahi'l Aziz” Adlı Eseri 183 c- Muhammed b. Yusuf Itfeyyiş Ve Himyânu'z-Zâd Adlı Eseri 189 Tefsiri Ve Tefsirdeki Metodu. 189 C- TASAVVÛFÎ (SÛFÎ) TEFSİRLER.. 193 1- Et-Tüsterî Ve Tefsiri 196 Tefsiri 197 2- Sülemî Ve Tefsiri 199 Tefsiri 200 D- FELSEFİ TEFSİRLER.. 203 E- FIKHÎ TEFSİRLER.. 208 1- Mukâtil b. Süleyman'ın Tefsiru'l-Hamsi Mie Âyeti Mine'l-Kur'ân, Adlı Eseri 212 2- İmâm eş-Şâfi’i’nin Ahkâmu'l-Kur'ân'ı 213 3- Cassâs'ın “Ahkâmu'l-Kur'ân”ı 214 4- Ebû Bekr İbnu'l-Arabî Ve Ahkâmu'l-Kur'ân'ı. 219 5- Kurtubî Ve El-Câmi Li Ahkâmi'l-Kur'ân'ı 229 F- RİVAYET VE DİRAYET YÖNÜNDEN TEFSİRLER.. 232 1- Rivayet Tefsiri 233 Rivayet Devri 233 Tedvîn Devri 234 a- Muhammed b. Cerir Et-Taberî Ve Tefsiri 235

Taberî Devrindeki İlim Hayatına Kısa Bir Bakış. 235 Hayatı 236 Şeyhleri 237 Talebeleri 237 Eserleri 237 Taberî Ve Tefsiri Hakkında Söylenenler 239 Tefsirdeki Metodu. 239 Tefsirin’in Kaynakları 240 Me'sûr Haberlere İtimad Etmesi 240 Mücerred Re'y Tefsirinden İctinâbı 240 İsnâddaki Yeri 240 Kıraât İlmindeki Yeri 241 Lugât Ve Nahiv İlmindeki Yeri 241 Eski Arap Şiirinden İstifade Etmesi 241 Fıkıhtaki Yeri 242 İsrâiliyâttaki Yeri 242 İlm-i Kelâm'daki Yeri 243 Kendi Görüşünü Arzetmesi 243 Tefsirinin Kıymeti 243 b- İbn Ebî Hatim Ve Tefsiri 244 Tefsiri 245 c- İbn Hibbân Ve Tefsiri 246 Tefsiri 247 d- es-Sa'lebî Ve Tefsiri 248 e- Bagavî Ve Tefsiri 251 f- İbn Kesîr Ve Tefsiri 257 Tefsiri 259 2- Dirayet Tefsiri 267 a- Fahruddin Er-Razî Ve Tefsiri 268 Hayatı, Şahsiyeti, İlmî Muhiti, Kültürü. 268 Tefsiri 270 Âyetleri Tefsirdeki Usûlü. 275 Âyetleri, Kur'ân Ve Hadislerle Açıklaması 276 Nüzul Sebebleri 277 İsrâiliyât 277 Kıraat 278 Muhkem Ve Müteşâbih. 279 Âyetler Ve Süreler Arasındaki Tertip. 279 İlimler 279 Akâid. 280

Fıkıh Ve Usûlü. 281 Tasavvuf Ve Fırkalar 282 Mutezile Ve Şiâ. 283 İ'câzu'l-Kur'ân. 283 Münferid Kaldığı Görüşler 285 Tefsiri Hakkındaki Görüşler 285 Râzi’nin Tefsiri 286 b- Kâdi Beydâvi Ve Tefsiri 287 c- En-Nesefi Ve Tefsiri 294 d- Ebu's-Suûd Ve Tefsiri 299 H- GÜNÜMÜZDEKİ TEFSİR HAREKETLERİ 305 1- İlhâdi Tefsirler 305 2- Mezhebî Tefsirler 315 a- İsmâîliler 316 b- Bâbiler Ve Bahâiler”. 318 c- Ahmediler Ve Kâdiyâniler 324 Gulam Ahmed’in Vahiylerinden Örnekler 332 3- İlmî Tefsirler 332 a- Lugât Yönünden. 341 b- Belagat Yönünden. 341 c- İtikadi Yönden. 341 4- İçtimâi-Edebi Tefsirler 342 Tasvip Edilen Yönleri 343 Tasvip Edilmeyen Yönleri 343 Tefsirdeki Metodu. 344 Sonuç. 351 Bibliyografya. 351

TEFSİR TARİHİ ÖNSÖZ Hamd olsun Yüce Allah'a, selâm olsun O'nun beğenisine mazhar olan kullarına. Ancak O'na ibâdet eder ve O'ndan yardım dileriz. O, kime hidayet verirse, kimse onu saptıramaz. Saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Sözün en hayırlısı Allah'ın Kitabı, yolların en doğrusu da Hz. Muhammed’in yoludur. Tefsir tarihi adıyla sunduğumuz bu eserde, Müslümanların mukaddes kitabı ve insanlığın hidayet rehberi olan Kur'ân-ı Kerîm'i açıklama vazifesi Yüce Allah tarafından kendisine verilen Hz. Peygamber’in ve onun varisleri durumunda olan din âlimlerinin onu nasıl tefsir ettiğini ortaya koymaya çalışacağız. Memleketimizde, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin kapanışı ve latin harflerinin kabulü sebebiyle, İslâmî ilimleri araştırma sahasında kısa bir boşluk meydana gelmişti. Yüce dinine son derece bağlı bulunan Müslüman Türk Milletinin manevî, dinî ihtiyacını ve arzularını yerine getirmek üzere, Ankara Üniversitesine bağlı bir İlahiyat Fakültesi kurulmuş 1949-1950 ders yılında tedrisata başlamıştı. İmâm-Hatip okullarının kurulması, Yüksek İslâm Enstitülerinin tesisi ve bugün bu enstitülerin, İlahiyat Fakültelerine dönüştürülmesi neticesinde katedilen mesafe sayesinde, bu okullarda okuyan değerli ve çalışkan gençlerin, yukarıda bahsettiğimiz boşluğu kapatacak seviyede ve kapasitede olduklarına eminim. Bunların, İslâmiyet alanındaki araştırmalarını, metod bakımından Batıdaki İslâm tetkikleri seviyesine ulaştıracakları kanaatindeyim. Elli seneye yakın bir zamandan beri İlahiyat Fakülteleri ve Yüksek İslâm Enstitülerinde verdiğim tefsir, tefsir usûlü ve tefsir tarihi derslerim esnasında müşahede ettiğim husus, tefsir tarihi alanında yeterli araştırmaların yapılmamış olmasıdır. Hem bu eksikliği gidermek hem de değerli öğrencilerimize ufak bir yardım sunmak ve ilerideki çalışmalarında mütevâzi bir rehber olmak ve diğer din kardeşlerimizin de ilmî meraklarını gidermek için, bu nâçiz eserimi sunmaktan bahtiyarlık duymaktayım. Tefsir tarihi adlı eserimizi sunarken, konunun açıklığa kavuşabilmesi için, çok sayıda kaynaktan istifade ederek verdiğimiz misalleri, ne okuyucuyu bunaltacak şekilde çok ne de anlayışını dar bir çerçeve içeresinde bırakacak şekilde az olarak verdik. Bu konuda, bulduğumuz çok çeşitli malzemenin detay ve teferruatına girmeden eserimizi özlü bir şekilde sunmaya çalıştık. Mevcut malzeme ile gelecek nesillerin kabiliyetli gençlerinin değerli katkılarıyla, daha mükemmel eserler meydana getirileceği ümidindeyim. Biz bu çalışmamızda, Kur'ân'ın ve Tefsir’in gayesi yönünü göz önünde bulundurarak, geçmişin klasik metodlarından ayrı bir çalışma usûlü vermeye çalıştık, Geçmişte olduğu gibi birbirinden aynen alınıp nakledilen bir müfessirler tabakatı yapmaktan ziyade, gerek müfessirin ve gerekse yaşadığı cemiyetin durumunu aksettirmeye gayret ettik. Başkalarından naklederek değil, eserleri görüp tetkik etmek ve örneklendirmek suretiyle, müfessirin durum ve davranışını, ilmî durumunu, temayülünü, eğer varsa devrinde ihtilal meydana getirecek sosyal bozuklukları, astronomi ve diğer bilimlere dâir bilgileri, sultan ve emirlere nasihatleri, ilim adamlarının izzet-i nefis sahibi, mütevâzi ve sabırlı olmalarına âit tavsiyeleri, halka öğütleri, taklitten sakınmalarına dâir va'z ve nasihatleri, mukallitlere, rüşvet alanlara, mala perestiş edenlere, dinlerini dünya ile değişenlere ait hücum ve ta'rizleri verip anlatmaya çalıştık. Bilhassa müfessir hakkında değer hükmümüzü verirken, hakkında geçmişte söylenen müsbet veya menfi sözleri, göz önünde bulundurarak, eserinde bu hususların vârid olup olmadığını araştırıp delillendirmek suretiyle değerlendirdik. Bu suretle, her devirde olduğu gibi, kişiler hakkında doğru veya yanlış olarak leh ve aleyhlerinde söylenen sözleri tenkide tâbi tutarak, okuyucuya doğru olarak vermeye çalıştık. Genellikle müfessirler, tefsirlerinde nasıl bir metod takip ettiklerini ve esas görüşlerini, yazdıkları tefsirlerin mukaddimelerinde uzun veya kısa olarak göstermeye çalışırlar. Bu bakımdan tefsirlerin mukaddimeleri, tefsir tarihini inceleyenler ve tefsir metodlarını araştıranlar

için mühim bir kaynak olur. Bir müfessirin tefsirdeki metodu hakkındaki görüşlerini, başkalarının naklettiklerinden dinlemektense, bizzat müfessirin kendi ifadelerinden almakta, ilmî objektiflik bakımından şüphesiz büyük faydalar vardır. Bu bakımdan, örnek olarak vermeye çalıştığımız müfessirlerin, tefsir mukaddimelerini, okuyucularımıza sunmaya çalıştık. Tefsir tarihindeki onbinierce tefsiri birer birer ele almak kolay bir şey değildir. Biz, onlardan asırları temsil edebilecek bazı önemli tefsirleri örnek olarak ele aldık. Âdeta tefsir tarihi binasının ana çatısını teşkil etmeye çalıştık. Bu binanın tamamlanması zamana mutavakkıftır. Gelecek kabiliyetli nesiller, bu ana binanın eksikliklerini tamamlayacaklardır. Kur'ân-ı Kerîm tefsirinin, başlangıçtan günümüze kadarki tekâmül ve gelişmesini, ona lâyık bir üslüb ve muhteva ile anlatmaya çalıştığımız bu eserimizde iyi niyet ve samimiyet asıl ise de, onun gözden kaçan, zuhûl eseri olan ve beşerî aczimize yüklenebilecek kaymalardan tamamen korunmuş olduğu iddiasında değiliz. Bu noksanlıklar ve hattâ hatalar, ehil olan kimseler tarafından yapılacak ikaz ve hatırlatmalarla giderilecektir. Her yönü ile mükemmel ve tam eserler meydana getirmek, insan için ilk gaye ise de, bunu başarmak maalesef çoğunlukla, mümkün olamamaktadır. Zaman, mekân, hayat şartları ve şu andaki vasıtalar bu hususu engelleyen en mühim âmiller olmaktadırlar. Burada akla şöyle bir sual gelmektedir. O halde mükemmel bir eser meydana getiremiyoruz diye, eser yazmaktan vaz mı geçilmelidir? Kanaatimce, noksan ve eksik olacak diye bir eseri yazmamaktansa, bunu eksikliğiyle beraber de olsa ortaya koymak ilim namına bir kazançtır. Zira eksik ve kusurların gelecek nesilleri teşvik edip, onlar tarafından tamamlanacağını düşünerek, bu nâçiz eserimi sunmaya çalıştım. Hidayet ve tevfik Allah'tandır. İhsan ve keremi bol olan Yüce Rabbimden, bu çalışmamı rızasına muvafık kılıp, bize âhiret azığı yapmasını ve okuyanları faydalandırmasını niyaz ediyor, beni küçük yaşımdan beri bu yola sevketmeye çalışan babaannem Ayşe Cerrahoğlu'na, babam Mehmet Cerrahoğlu'na, yetişmemize büyük emeği geçen muhterem hocalarım Prof. Muhammed Tayyib Okiç'e, Hasan Hüsni Erdem'e ve diğerlerine rahmet dilemeyi, kendime bir vecibe saymaktayım. Eserin tek ciltlik üçüncü baskısının neşri hususunda büyük gayret gösteren Fecr Yayınevi'ne bu vesile ile şükranlarımı arzederim. Prof. İsmail Cerrahoğlu A.Ü. İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Başkanı Dr.

GİRİŞ 1- Kur'ân-ı Kerîm Nasıl Bir Kitaptır?..

“Elif-lâm-mîm. Bu, o kitaptır ki, kendisinde (Allah katından gönderilmiş olduğunda) hiç şüphe yoktur. (O) takva sahipleri için doğru yolun ta kendisidir.”[1]
Tefsir tarihi adlı bu mütevâzi eserimizi okumaya çalışmadan evvel, okuyucuların, Kur'ân-ı Kerîmin nasıl bir kitap olduğu üzerinde durması uygun olacaktır. Onun muhtelif yönleri ele alınarak yapılan pek çok tarifleri arasından en öziü olan bir tanesini sunabiliriz: Cebrail vasıtasıyla, Hz. Peygamber'e Vahy yolu ile indirilmiş, mushaflarda yazılmış, tevatürle nakledilmiş, tilavetiyle taabbüd olunan, kendine hâs özelliklen ihtiva eden Allah Kelâmıdır. Kaynakların beyanına göre, ilk vahy geldiğinde, Hz. Peygamber kırk yaşlarında idi (M.S. 610).Bakara Sûresi’nin 185. âyetinden anlaşıldığına göre, Kur'ân-ı Kerîm Ramazan ayında indirilmiştir. Duhân Sûresi’nin ilk âyetinde ise, Kur'ân'ın mübarek bir gecede indirildiği ifade edilmektedir. Bu mübarek gece Kadir gecesidir. Bu husus Kadir Sûresi'nde de açık bir şekilde beyân edilmiştir. O halde Kur'ân, Ramazan ayındaki Kadir gecesinde indirilmiştir. Fakat bu gecenin, Ramazan gecelerinden hangisi olduğu belirlenmemiştir.

23 yıla yakın peygamberlik müddeti içinde, Hz. Peygamber'e Cebrail vasıtasıyla İlâhî vahy mahsulü olarak gelen Kur'ân-ı Kerîm, çok kısa bir zamanda tevhid akidesini yayarak, insanlığı dalmış olduğu bataklıktan kurtarmaya çalışmış ve ona iki âlemin saadet yollarını göstermiştir. Çok kısa bir zamanda başarılmış ve meyvelerini vermiş olan böyle bir inkılaba tarihte rastlanamaz. Böyle bir inkılâbın muharrik unsuru olan Kur'ân-ı Kerîm, Müslümanlar arasında mukaddes bir kitap olmanın dışında, sadece Arap Edebiyatı'nın bir şaheseri olmakla kalmamış, aynı zamanda Hz. Peygamberin nübüvvet ve risaletini teyid eden en büyük mucize olmuştur. Üslûbu, insanlara tesiri, tarihî meselleri, hakikatleri beyanı, te'lifi, ihtiva ettiği ilimler ve maarif, ıslâh siyâseti, gaybî haberleri ve daha akla gelebilecek çeşitli yönleriyle bir eşsizlik kazanmıştı. Kur'ân'ın bu eşsizliği kendine hâsdır ve diğer münzel kitaplarla farklılıklar gösterir. O, diğer münzel kitapların aksine, daha geniş bir zaman diliminde gelmiş, kendini muhataplarına kabul ettirmek ve onları tatmin etmek için kolaylıklar bahşederek kısım kısım nazil olmuştur. Onun, diğer münzel kitaplarla, dil, üslûb ve nakil yönlerinden farklılıklar gösterdiği her ilim sahibinin malumudur. Yine herkesin bildiği bir husus, İlâhî bir vazife ile gönderilmiş olan peygamberlerin, kendilerini kavimlerine kabul ettirebilmek için harikulade şeyler (mucizeler) göstermiş olmalarıdır. Sihrin revaçta olduğu bir devirde, kendisine verilen bir âsâ ile Hz. Musa'nın sihirbazları mağlûb etmesi; tıb ilminin yüksek bir mertebeye ulaştığı bir zamanda, Hz. İsa'nın gösterdiği büyük mucizelerle, tabibleri hayrette bırakması gibi. Hz. Musa, İsâ ve diğer peygamberlerin mucizeleri o anda hazır bulunanlar tarafından müşahede edilmişti. Diğer bir deyimle bunlar hissi mucizelerdi, sürekli değillerdi. Halbuki İslâmiyet’in zuhuru esnasında Arap dili, üslûbu ve hitabeti en yüksek dereceye ulaşmış, âdeta altın çağını yaşamaktaydı. Belagat ve fesahatin en yüksek mertebeye ulaştığı bir devirde, fesahat ve belagat üstadlarını dehşete düşürecek bir mucize gerekli idi. Bu mucize de bizzat Kur'ân-ı Kerîm’in kendisi olmuştur. Hiç şüphe yok ki, O, Arap şiir üstadlarını dehşete düşürmüş, asrındaki ve gelecek asırlardaki belagat üstadlarının seslerini kesmiştir. Kur'ân-ı Kerîm’in bu üstünlüğü parlak üslûbundan mıdır? Lafızlarının inceliğinden midir? Yoksa mânâlarının çekici güzelliği, prensiplerinin büyüklüğü ve içerisindeki mesellerin latîf oluşundan mıdır? Kafi olarak hangisidir. Bunu bilemiyoruz. Bildiğimiz bir şey varsa, o da, Arap dilini bilen herkesi dehşete düşürmüş olmasıdır. Kur'ân-ı Kerîm, garib haberleri, işaret ve istiarelerindeki sırları ile hem ha-vassa hem de avama tesir etmesini bilmiştir. Bütün bu yönleriyle Kur'ân müthiştir ve üstünlüğünün delili açıktır. Çünkü O, Kâdir-i Mutlak'ın Kelâmıdır. Mahlûkun sözleri asla onu taklit etmeye muktedir olamaz ve olamayacaktır da. Zaten Kur'ân-ı Kerîm’in, insanlığı âciz bırakan yönü, ona benzer veya ona yakın bir eserin meydana getirilememesinde aranmalıdır. Bu husus, Allah Tealâ tarafından o derece kesinlikle belirtilmiştir ki, aksinin vârid olması mümkün değildir. Bizzat Kur'ân'ın, bütün insanların ve cinlerin bir araya gelip çalışsalar, kendine benzer bir eser meydana getirmekte âciz kalacaklarını söyler ve meydan okumasını tedrici bir surette şiddetlendirerek kendisine benzer tek bir sûre bile meydana getirilemiyeceğini iddia eder. İsrâ Sûresi’nin 88. âyetinde, Kur'ân'ın bir benzeri yapılması istenirken, Bakara Sûresi’nin 23-24. âyetlerinde tek bir sûreye kadar düşülmüş olması, mahlûkun hâlık karşısındaki aczini ifadeden başka bir şey olamaz. Bu âyetler, beşerin Kur'an'la muaraza etme kapısını kapamış ve insanların Kur'ân-ı Kerîm karşısında kafi hezimetlerini tescil etmiştir. Kelâm-ı İlâhî olan bu “Ebedi Mucize”yi taklit etme kabiliyeti, hiç bir beşere verilmemiştir. Yüksek dağ tepelerinden kopan seller gibi, önüne gelen her maniayı silip süpüren, gönülleri ve akılları fetheden Kur'ân-ı Kerîm, parlak üslûbu, lafızlarının inceliği, mânâlarının çekici güzelliği, prensiplerinin büyüklüğü, garip haberleri, edebî sanatlarındaki sırlarıyla, herkese tesir etmiş, insanlığı hayret ve dehşet içerisinde bırakmıştır. Kur'ân-ı Kerîm'i, bütün mucizelerin üzerine çıkaran en mümeyyiz vasfı, onun, Arap harflerinin bir araya gelmesinden başka bir şey olmayan fasıllar mecmuası oluşudur. Bu harflerin yan yana getirilişi, insan fiillerinin en kolayı zannedilirse de, ondaki terkipler yüceliklerin fevkine ulaşmıştır. Kendi aralarında zayıf, kimsesiz yetim addettikleri Hz. Peygamber’in üstünlüğü, onbinlerce kişi tarafından desteklenen edip kimseleri neden ve niçin âciz bıraktı? Harfler, kelimeler ve satırlar onları nasıl âciz bırakır? Arap Edebiyatı'nın altın devri olan bu ilk peygamberlik günlerinde Araplar, aralarından birinin sanat ve ilimde üstünlük gösterdiğini gördüklerinde, bütün kuvvet ve gayretleriyle, onunla yarışmaya ve ondan daha üstününü meydana getirmeye çalışırlardı. Halbuki, Kur'ân, onların sanatını gölgede bıraktığına göre, niçin onlar Kur'an'la yarışmaya, onunla muaraza etmeye koyulmadılar? Onun belâgâtındaki fevkaladeliğe muhalefet etmediler? Acaba bu hâl, aralarında bu sanatı ifâ edecek sanatkârların yokluğundan mı ileri gelmekte idi? Bu suale müsbet cevap veremiyeceğiz. Çünkü Hicaz toprağı, fesahat ve belagat

devrindeki insanları cezbetmeye kâfi gelmiştir. kardeşinden ve zevcesinden ayırıyor. Mekke'ye geldiğinde. kişiyi babasından. beni dinleyin. el-Hattâb'ın Müslüman oluşu. her yönü ile mükemmel bir eserin zuhuru elbette bir mucizedir. onun sözleri sanki bir sihir gibi. Kureyşliler ona: “Ey Tufeyl. Muhammed’in söylediklerini işitmekle bana ne fenalık gelebilir? Eğer söylediklerinin bir kıymeti varsa. Bu kitap. herkesi âciz bırakan ve dehşete düşüren bir kitapla geldi. kadına şahsiyet kazandırması.s).[8] Kur'ân-ı Kerîm başlangıçta verdiği ruhla. bedevileri ince bir anlayış zevkine ulaştırmıştır. kardeşliği tesis. Müslümanlarla birlikte müşriklerin de yere secdeye kapanmaları. Lebîd. Hz. Eğer O muvaffak olmazsa. İşte size onlardan bir kaçı: Devs kabilesinin şâiri ve ileri gelen önderlerinden olan et-Tufeyl b. Pey-gamber'i Öldürmek kastı ile harekete geçen Ömer b.üstadlarını yetiştirmekle ün kazanmıştı. Kur'ân'ı dinlememek için birbirlerine söz vermiş olmalarına rağmen. bu bana kâfidir. kulaklarına birşeyler tıkardı. Halefin. Eğer muvaffak olursa. Utbe'yi dehşet ve hayrette bırakması ve kendisini bekleyenlere “Ondan öyle şeyler işittim ki. Abd. bana kulak verin. Züheyr. kalemle mücadele etmediler de. Gönüllere hoş gelen üslûbu sayesinde. Ey Kureyşliler. yere secde yapmayı gururuna yediremeyen Umeyye b. Ka'b b. adaleti tevzi etmesi. Bazen. et-Tufeyl bu sözlere öyle inandırılmıştı ki. bu değeri takdir edecek bir akla sahibim” diyerek Kur'ân'ı dinledi ve hemen kabilesi arasında ilk Müslüman mürşid olma şerefini kazandı[6]. kuvvetli elektirik ampulleri karşısında duran mum ışığı mesabesinde kalmış ve utanma duygusu ile yerlerinden indirilmişti. Ebû Cehl b. Hz. mucizeden başka ne olabilir. Hişâm gibi Kureyş ileri gelenlerinin. onlara imânı aşılamıştı. Tarafe b. Peygamber tek ve ümmî idi. ahlâkını ıslah edip. Kur'ân'ın tek bir âyeti dahi. Hz. tıb. Rabia'ya cevap mahiyetinde okunan Fussilet Sûresi’nin ilk âyetlerinin. fen ve edebî sanatlarından hiçbirine vâkıf olmayan bir zattan. onun aynını yapmağa teşebbüs etmeyip. İşte bu hakikat karşısında el-Velîd. Kulsûm gibi burcuna erişilmeyen şâirlerin şiirleri. Senden ve kavminden de korkarız. Kays. gecelen gizli gizli Kur'ân dinlemeye teşebbüs etmeleri. en büyük düşmanları bile onu dinlemekten kendilerini alıkoya mamı şiardı. “Yedi Askı” adıyla Kabe’nin duvarlarına asılan. Kur'ân'ı her yönü ile takdir etmiş. ondan bir şeyler duyup işitmemek ve onun büyüsüne uğramaktan kurtulmak için. Zamanının ilim. demiş ve daha fazla bir şey dinlemek istememiştir. memleketimize geldin. kılıçla mukabelede bulundular. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür”[7] âyetlerini işitince. filozof ve fakihleri âciz bırakan yönler mevcuttur. Çölün yetiştirdiği ve Benû Sa'd kabilesinde çocukluğunu geçiren “Sen bundan evvel hiç bir kitap okur değildin. elinle de yazmadın”[2] âyetinin muhatabı olan ümmî Muhammed (s. akı! ve fikirleri hürriyete kavuşturması. Kabe'ye her gidişinde. ilim ve felsefe alanına girmiş. İnsanların inancını. ömrümde benzerini işitmiş değilim. Kur'an'la mukayese edildiğinde. işlerimiz darma dağınık oluyor. insanlığı hidâyete sevketme gayesine matuf olarak tabiat ilimlerini kendine konu edinmesi.a. ibâdetlerini. Kur'ân büyük küçük ayırt etmeksizin her yaştaki insanlara kendini dinletmesini bilmiş. onu kendi haline bırakmanızı tavsiye ederim. güzel bir belagat ve ikna edici delillerle gelmiş. yerden bir avuç toprak alarak alnına götürmesi[4]. Ümmü'l-Kurâ'da âlemi islaha kalkıştı ve ömrünü. Bunlardan hiçbirine benzememektedir. Amr b. el-Mugire. Ahnes b. Arabistan onu mahveder. el-Ferazdak'ın amcası olarak bilinen es-Sa'sa. sizin de zaferiniz demektir'[5] demesi. cemâatimiz da dağılıyor. sakın ondan birşey dinlemeyin” demişlerdi. kendisini ilâhî bir vazife ile gelişini kabul etmeyen kavimlerle mücadele ile geçirdi. eski asırların ve geçmiş milletlerin tarihleri bahis konusu edilmektedir. Yine onda. Peygamber'den “Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. el-A'şâ ve Ka'b b. Birgün kendi kendine “Ben ne kadar batıl 'itikadlı bir adamım. bizzat peygamber tarafından bile tebdil edilememesi ve “Ben ancak bana vahyolunana uyarım”[3] demesi gibi hususların. Buna âit güzel bir misâli bize el-Esmâ'i vermektedir: “Bir gün bedevi (köylü) bir Arap kızından . Peygamber tarafından Mü’min ve müşriklerin bulunduğu bir toplulukta okununca. onlar ise binlerce idiler. Sonra Hz. Şüphesiz Kur'ân-ı Kerîm'de ilim adamlarını. ne sihir ne de kehânettir. hâl ve istikbale âit gayb haberleri. ümmî bir kimseden zuhur etmesi. giriştiği teşebbüsden vazgeçirmek için nasihatta bulunan Utbe b. kendilerini adeta büyüleyen bu üslûb karşısında hayrette kalmışlardır. İmriu'l-Kays. mâli işleri ıslah. Muhammed'i dinleyenler bizden ayrılıyorlar. Kur'ân'ın cezbedici füsûnkâr üslûbundan değil midir? Bu konuda misailer çoğaltılabilir. onun zaferi. Muhammed'i orada görse. el-Velid b. Amr. Bu sözler ne şiir. Dikkatli olun. Acaba niçin onlar. arz ve semanın oluş kanunlarının sırlarından bahsetmiştir. en-Necm sûresinin son kısmındaki “Allah'a secde ediniz ve O'na kulluk ediniz” âyetleri. Hz. Peygamber'i. tabiat. Züheyr gibi belâgât üstadları. mazî.

sen muhakkak yalancısın. hayvan etlerinin helal olduğu konusunda genel bir hüküm koymakta. ferdî ve içtimaî müşkülen halletmiş.. kederlenme. korkma. Böylece Kur'ân-ı Kerîm. Meselâ. İşte size basit bir bedevî kızının Kur'ân-ı Kerîm anlayışı. Arap filozofu el-Kindi'ye dostları.hakkında neler düşünülmez. Yalancı Peygamberlerin ortaya attıkları seçili sözlerin. Allah seni helak etsin. Fakat Rabia kabilesinin yalancısı. insan aklını ve değerini yükseltmek. diye vahyettik”[9] âyeti karşısında fasîh sayılabilir mi? Bu âyet. Muhammed ise doğrudur. maddî ve manevî yönden en iyi şekilde menfaatlendirmektir. en-Nakkaş'ın naklettiğine göre. iki nehiy. beşerin onun gibi bir eser meydana getiremeyeceği İspatlanmış ve her yönden üstünlüğü açıkça kendini göstermiştir. Çok geçmeden onun ilâhî bir menşeden geldiğine.işittiğim bir şiirin fesahati karşısında. Kur'ân'a nazîre yapmak istemişlerse de. tarihte bazı cüretkârlar ortaya çıkıp. iki müjdeyi cemetmektedir”[10] demiş ve elEsma'î yi mahcûb etmişti. Hz. Kur'ân-ı Kerîm'i Fransızca'ya çeviren Sorbon profesörlerinden Regis Blachere. bunların gayretleri aczlerini itiraf etmekten daha ileri gidememiştir[12]. onun bazı kısımlarına benzer bir şey yapabileceğini söyler. onu doğru yola sevketmek. Arap dilini iyi bilen herkes takdir edebiliyordu. ahidleri bozmaktan nehyetmekte. garib haberleri. ne kadar da fasîh söylüyorsun dediğimde. her tabakadan fertlere de aynı derecede müessir olmuştur. gerek şahsî hastalıklara ve gerekse cemiyetin ahlâkî hastalıklarına ilaç olmuş. Daha sonra da kudret ve hikmetini bildirmektedir. iki emir. bize Kur'ân'a benzer bir şey yap derler. ben ona benzer bir şey yapmaya muktedir olamadım. yukarıdaki görüşümüzü teyid etmektedir. Böylesine geniş bir ifadeyi iki satıra hiç kimse sığdıramaz. Peygamber'i bir meczûb. Hiç kimse de buna kadir olamaz. Pek çok âyetlerinde. bazen kapalı. onlara: “Allah'a yemin ederim ki. Mucize ve nübüvvet delili olan Kur'ân-ı Kerîm’in üslûb yüceliğini ve eşsizliğini. Talhâ en-Nemerî. çünkü biz onu yine sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız. Yemâme'ye gelip Müseyleme ile konuştuktan sonra “Şehadet ederim ki. onu emzir. bu İlâhi kitap hakkında yazdığı “Kur'ân'a Giriş” adlı eserinde. inancı ıslah ve ahlâkı güzelleştirmek ister. bu tekrarlar sıkıcı olmaktan ziyâde birbirlerini tamamlar mahiyettedir. Bu hususlar. genel olarak her müjdenin arkasından bir tehdit ve her tehdidin arkasından bir müjde gelmiştir. gönüllere bıkkınlık vermeden önemli bazı işler (olaylar) tekrar edilmekte. Mushafı açtım. bazen veciz. bu hususu şöyle ifade etmektedir: “Hattâ Arapça bilmeyen bir Avrupalı. karşıma Mâide Sûresi çıktı. Sosyal hayat kaidelerini vazederken orta bir yol takib eder. Bu geniş ifadenin anlatılabilmesi için cildlerce eserin yazılması gerekir”[13] demekle aczini itiraf etmiştir. insanları zulmetten nura sevkeden prensipleri koymuş. öbür âlemde insan amellerinin karşılığı olan güzel veya dehşetli hayatı en güzel şekilde vasfetmiştir. Sonra arkadaşlarının yanına gelerek. Başlangıçta Araplar. söylediğim şu şiir. hangi yönden incelenirse incelensin. Kur'ân'la mukayese edilemeyecek kadar basit ve sıradan olduğunu Araplar derhal anlayabiliyorlardı. Kur'ân-ı Kerîm'de. ona âit bir tehlike gelince denize bırak. bazı sûrelerin okunmasından hisleniyor. O. yapılan kötü işlerin neticesi ile korkutmuş. bir şâir ve bir kâhin gibi telakki etmişlerdi. insanoğluna doğru ve temiz bir hayat yolunu çizmiştir. Bu hakikate rağmen. Arapça bilen ve bilmeyen gayrı müslimler bile hayran kalmaktadırlar. Keza Şeyhu'l-Müsteşrikin lakabını almış olan Ignaz Goldziher de Kur'ân için . O.”[14] İslâmiyet aleyhindeki eserleri ile tanınmış olan Papaz Henri Lammens bile “Filolojik bakımdan Kur'ân'ın üslûbu dikkate değer bir mükemmeliyettedir”[15] demek mecburiyetinde kalmıştır. bana Mudar'ın doğrusundan daha muhabbetlidir”[11] demek suretiyle. bana.. İnsanlar için hidayet rehberi olan Kur'ân-ı Kerîm’in Hz. Ya Muhammed’in muasırları -hiç olmazsa kin ile körlenmemiş olanlar. Kur'ân-ı Kerîm’in insanlığı âciz bırakan üslûb mükemmeliyeti karşısında yalnız Müslümanlar değil. Bunların hepsi iki satırda anlatılmaktadır. Peygamber'e indirilişinin asıl gayesi. va'd ve va'îd gibi hususlar bazen açık. bazen de emsallerle anlatılmış. Cenab-ı Hakk'ın “Musa'nın anasına. bizzat Kur'ân tarafından reddedildiği gibi. İlk âyeti ahde vefa ile başlayıp. Ey Hakîm. bir mucize olduğuna ve beşerin onun gibi tesir edecek bir eser meydana getiremeyeceğine inanmışlardır. Kur'ân-ı Kerîm. işaret ve istiarelerindeki sırlarıyla milletlere tesir ettiği gibi. Uzun müddet bir yere çekilir ve çalışır. Bütün bunlar insanoğlunun saadeti içindir. zaman da bunun böyle olmadığını isbat etmiştir. İnzâr ve tebşîr. yazıklar olsun sana. O da arkadaşlarına. sonra bir istisna koyarak bundan bir durumu ayrı tutmaktadır.

Tabibler bir şişe içerisindeki bu suyu veya idrarı tahlil ve tahkik etmek suretiyle hastalığın sebebini bulabilirlerdi[19]. akılları birden bire çelen ve nefisleri meftun eden ruhî sihirlî cazibesi. Kendisi üzerinde düşünmeyenleri zemmeder. Biz burada bu iki kelimenin çeşitli alanlardaki durumlarını değil sadece dinî olarak (Kur'ân'ın açıklaması ve beyân edilmesi bakımından) tahsisini inceleyeceğimizi hatırlatmak isteriz. Dünya yaşlandıkça Kur'ân gençleşecek. tekrarlarının usandırmayışı. insanı yaratılandan yaratana. Böyle olmakla beraber. te'vil içerisinde mütalaa edilirler. tefsirin çeşitli anlamlarından tercih edileni budur. zaman ve mekanın gizlilikleri içerisinde kalmış gayba âit haberleri. Zorlukları kaldırıp kolaylıkları murad eder. . dâima ebedî bir mucize olarak taptaze önümüzde duracaktır. delillerinin kuvveti. körü körüne taklidi sevmez. aydınlatmak ve açmak gibi mânâlarda kullanıldığı görülür[20]. sözlerinin yerli yerinde oluşu. Tefsir kelimesinin taklîb tarikiyle türeyebileceğini söylediğimiz “Sefr” kökü. insanlığa çok ağır yükler yüklemeden. kânun koyma hususunda diğer münzel kitaplarda bulunanların fevkinde olan hakimane kanunları. fert ve cemiyet ahlâkını güzelleştiren ve aileyi ıslah eden ahlâk kaideleri. zaman ilerledikçe Kur'ân'ın hakikatleri daha açık olarak tezahür edecektir. maksada halel vermeksizin i'cazın en yüksek mertebesine ulaşması. kaldırdı manasınadır. mantığının üstünlüğü. Louis Massignon'a göre Kur'ân-ı Kerîm “İlk kıraat ve tilavet kitabı. sulh ve harb sanatları yolundaki talimatı. insanlığın hidayet ve saadet rehberi olmuştur. Mebde' ve Mead hususundaki bilgilen. dolayısıyla hayat bilgisi elkitabı. evvela bu iki kelimenin köklerinin lügat yönünden anlamlarını tesbit etmek. mücerredi müşahhas.[21] Bu iki kelimenin mânâ bakımından benzerlikleri ve Arap dilinde mevcûd olan taklîb sanatı göz önüne alınacak olursa. bu kelimenin Araplar arasında. Bu az suyun zahiri benzerliğinden dolayı bevl olduğunu söyleyenler de vardır. Kendisi üzerinde düşünülmesini ister. tatlı hikayeleriyle geçmiş asırların tarihini aydınlatması. Emîn el-Hûlî: “Fesr” veya “Sefr” kelimelerinin her ikisi de keşif manasınadır. hakiki tefsir rivayete muhtaç bulunan yani tevkîfi olandır. O. ibâdetin yegâne tilaveti İslâm mantalitesini (zihniyetini) yaratan kitaptır”. “Sefr” kelimesinde zahirî maddî bir keşif. hidayet yollarını göstermiş. 2. çeşitli anlamlara gelirse de. insanın madde ve ruhuna hitab eden üslûbu. tefil babından olan “Tefsir” kelimesinin bu iki kökten de türemesi mümkündür. bu iki kelime arasında mâna bakımından ince farklar olduğuna da işaret etmemiz gerekir. birçok yöne hamledilmesi ve birçok manaya teşâbuh kuvveti.“O. dünyanın edebi eserlerinden biridir”[16] demektedir. Mesela (kadın yüzünü açtı) yani yüzündeki örtüyü. müşahede ve tefekküre davet eden. Bunun için de.[22] Tefsir kelimesi ıstılah olarak “Müşkil olan lafızdan murad edilen şeyi keşfetmektir” şeklinde tarif edilir[23]. Onun için hakiki tefsir Allah ve Resûlü'nün beyânı ile yapılandır. çok güzel âyet sonları (fasılalar) ve tabii secileri. beyân etmek. Prof. zihinde gâib olanı önünde hazır yapan meselleri. bâtıl ve hurafelerden salim ve bünyesinin diğer eserlerden farklı oluşu. hangi zaman ve mekânda okunursa okunsun. Kur'ân-ı Kerîm. Kısacası. izhâr etmek ve üzeri kapalı bir şeyi açmak gibi mânâlarda kullanılmaktadır. Tefsir kelimesi “Fesr veya taklib tarikiyle “Sefr” köklerinden “Tef’il”[18] vezninde bir masdardır. keşfetmek. güzel hitabları. Fakat bu kapalılık kelâmın sahibinden bir beyâna muhtaç olur. Fesr. tabiî güzelliklerine ilâveten bediî güzellikleri. sonra da ilk devirdeki durumlarını araştırmak lâzım gelir. akıl ve fikir sahipleridir. İnsanın madde ve ruhuna hitab eder. demektedir. ancak sonradan yapılmış hassas âletler ve laboratuvarlar yardımıyla akılların ulaşabileceği ilmi sırları. Bu anlamın dışındakiler. insanlığa her iki âlemin saadetini temin eden esasları ile Kur'ân-ı Kerîm.Tefsir Ve Te'vil Kelimelerinin Anlamı Mukaddes kitabımız Kur'ân-ı Kerîmi muhataplara anlatmak için yapılan işte kullanılan “Tefsir” ve “Te’vil” kelimelerinin ilk devirdeki kullanılış şekillerini iyi bilmemiz icâb eder. müstesna ikna sistemi. “Fesr” kelimesinde ise manevî bir keşif görürüz ve bunlardan gelen tefil babı ise mânâyı keşif ve izhârdır”. kapalı bir şeyi açmak. Bu mânâlardan istifade edilerek “Fesr” lügatte tabibin hastalığı teşhis için bakmış olduğu az suya denir. İslâm Hukuku alanında. fasihüğin bütün şartlarını cemetmiş lafızlarının fesahati. Gönüllere hoş gelen. devletlerarası hukuk prensipleri.[17] Şüphesiz Kur'ân-ı Kerîm’in muhatapları. eserden müessire ulaştırır.

zamanlarındaki dinî korku ve amelî hayat ihtiyaçlarının sınırlı oluşu sebebiyle. Zira o söz Peygamber’in sözüne muvafıktır”[38] demektedir. tefsirde tam bir isabet vardı. bu kelime daha çok kullanılmaya başlanmıştır. Bu duruma göre tefsir lafzı Allah'a ve Peygamber'e atfedilmiş oluyordu. Peygamber'den işitmedikleri bir âyetin tefsiri hususunda. bazen rü'ya ve ahlâm[31] te'vili[32]. Yalnız Âl-i İmrân sûresinde geçen te'vil lafzı Allah'a râcidir ki bu da önündeki kelâma tâbi olarak kullanılmıştır. Kısaca. Zaten te'vil kelimesi evvelce beyân ettiğimiz mânâlardan başka.) kendine havale ettiği olduğu anlaşılmaktadır. sözlerin mânâlarını açıklamak. 333/994) olmuştur. Kur'an da kendisine karşı vukubulan itirazların cevabını veriyordu. Kur'ân'ın nüzulüne ve onun iniş sebeplerine şâhid oldular. hakkında Kur'ân nazil olan hususu bildikleri ve gözleriyle bizzat müşahede ettikleri için onlara göre âyetlerin tefsin. Kelimenin aslı geri dönmek (rücu) manasınadır[24]. âyetinde geçmektedir. Onların bazısı âlim. sıraladık. eğer doğru söyledikse. Tefsir ve te'vil kelimelerinin lügat ve ıstılah bakımından kullanışlarını gördükten sonra.c. doğrudan doğruya Allah'ın veya onun elçisinin izahı anlaşılıyordu. tefsir. âkibet. Daha açık olarak. 792/1392) te'vil. bundan maksat hüccet ve delil getirme bakımındandır. Ama bu demek değildir ki bütün sahabe ilim ve fazilet yönünden aynıdır. İstılah olarak “Zahiri mutabık olan mânâyı iki ihtimalden birine hamletmektir”[26]. Biz (Kur'ân'ı) âyet âyet ayırdık. murad olunan . bizim indimizde merfu' hükmündedir. sahabe tefsir hakkında söz söylemekten çekinmiş. netice gibi anlamlarda da kullanılır[25]. Kur'ân'da şahıslar için kullanılan bir sözün. Kur'ân'ın iniş şekline itiraz ediyor. Te'vilde. Bu kelimenin Kur'ân'daki kullanılış mânâsı biraz değişmektedir. ez-Zerkeşi. 82/701) tefsirden sorulduğunda “Murad eden Allah isabet etti demiş ve isabeti de hatanın zıddı ile tavsif etmişti”[36]. O halde Kur'ân'ın tefsin denince. Allah'ın (c. Allah'tandır. Müfessirler buradaki tefsirin mânâsını tafsil ve beyân olarak zikretmektedirler[29]. Böyle kafi bir delile istinad etmezse re'y ile tefsir olur ki. tefsir lafzında olduğu gibi kafiyet yoktur. şu mânâyı murad etmiştir diye katiyetle belirtilen hüküm vardır. (ö. Sahabe bir âyet hakkında bir söz söylese. Kâfirler. Tevil ise. tane tane okuduk. Te'vil kelimesi ise Kur'ân-ı Kerîm'de 15 âyette geçmektedir. Bu bakımdan bazı sahabe eğer hata yaptıksa kendimizdendir. Bundan dolayı Ebû Abdillah el-Hâkim (ö. Bunu biraz daha genişleterek. Maturîdî şöyle demektedir: “Tefsir sahabe içindir. âyetin siyak ve sibakına uygun olan muhtemel mânâlardan birine sarfıdır[28]. Ebü Vâil'e (ö. lafızdan muradı İlâhiyyeyi beyanda kat'iyet bulunmayarak lafzın ihtimallerinden birisini tercihden ibarettir. Peygamber'i sık sık görmeyenler de vardı. bazen de amellerin te'vili[33] gibi anlamlarda kullanılmaktadır. rü'ya ve ahlâm tâbir etmek gibi mânâlarda kullanılmaktadır. Hükümlerle sebepler arasındaki münasebeti biliyorlardı[37]. Hz. beyan. hata ihtimâli bahis konusu değildi[35]. terceme. kendilerine bir şey sorulduğunda. keşf. Kur'ân tefsirinin tevkifi oluşu kanaati zuhur etmişti. bu iki kelimenin Kur'ân-ı Kerîm'deki kullanışlarını araştırmamız icab eder. kafi bir delile ve şâri’nin beyânına tavakkuf eder. demektedir. mânâsında mündemiç olan itibar ve ihtimal mânâları dolayısıyla. İlk devirde bir ihtiyat tedbiri olarak te'vil lafzı. 405/1014) Müstedrek’inde “Sahabe tefsiri. Bazen kelamın te'vili[30]. tefsir lafzından daha çok kullanılmıştır. Bu netice bizim için çok mühimdir. izah. 427/1035) ise te'vil. bu şer'an menedilmiştir. Te'vil kelimesinin gerek lügat ve gerekse Kur'ân'daki kullanılışı bakımından. Hz. Tefsir ile te'vil arasındaki farkı en güzel belirtenlerden biri şüphesiz Ebû Mansûr el-Maturîdî (ö. diyorlardı[39]. cevap vermekten sakınıyorlardı. te'vil ise fakihlere aittir. sahabeye de atfedebiliriz. Bu cihetle tefsir. Bu âyette geçen tefsir lafzını. Allah için de kullanıldığını sık sık müşahede etmekteyiz. yani söz ve işlerin neticesinin nereye varacağını (âkibetini) bildirmek. sözlerinin mânâsı şudur: Sahabe hâdiselere şâhid olup.Te'vil kelimesi kökünden tefil ölçüsünde yapılan bir masdardır. âyetin muhtemel olduğu mânâlardan birine rücû edilmesidir[27]. Kur'ân'da geçen tefsir lafzı Allah'a havale edildiğinden. rü'ya tabir etmek. hepsi şahıslara râcidir. Tefsir kelimesi sadece bir defa Furkan sûresinin 33. işlerin iç yüzünü haber vermek. Tefil babı ise açıklamak. İşte bunlar. ceza ve ıslah etmek gibi mânâları da ihtiva etmektedir[34]. bazısı cesur idi ve her zaman Hz. Her iki kelime Kur'ân'da tefil babında kullanılmıştır. Peygamber’in yanında bulunanlar olduğu gibi. biz de onu söyleriz. Onların sana karşı irâd ettikleri misâl yoktur ki (onun mukabilinde) sana hakkıyla bir misâl getirmeyelim ve onu daha güzel izah ve tefsir etmeyelim”. Zira onlar. Bu âyetten anlaşıldığına göre “Kâfir olanlar derler ki: Kur'ân neden toptan indirilmedi? Bizse (Kur'ân'ı) kalbini onunla sağlamlaştırmak için (bölük bölük) indiririz. Kur'ân'da geçen te'vil kelimelerinin bir tanesi müstesna. es-Sa'lebî (ö. Allah Teâla şu ibareden şu hükmü. Tefsirde.

Ebû Zeyd'e göre. Bir kısım sahabe. Bu haber. Kur'ân tefsin hakkında.[40] Bu hususlar belirtildikten sonra. Tefsir hareketinden çekinme tabiilerden bazılarına da sirayet etmiştir. Peygamber'den rivayet edilen şu haberde “Bir kimse Kur'ân hakkında bilmeden ilimsiz olarak konuşursa ateşten oturacak yerine hazırlansın”[41] denilmektedir. bu on âyetin mânâsını ve amelî tatbikini öğrenmedikçe. Hz. Bu haberdeki re'y meselesi iyi anlaşılmadığı için. Bu hareket daha sonrakilere de intikal etmiştir. senin için yol budur”[49] demiştir. Sirîn (ö. Hz. ateşdeki yerine hazırlansın. Fakat bunların hepsi aynı anlamdadır. Te'vile gelince. 72/691 )den sordum. Peygamber’in onlara icâb eden yerleri . Peygamber’in sohbetinde bulunup ondan ilim almış olan sahabe. bu işin neticesi olan tehditten korkulmuş ve bu korku tabiiler tabakasını aşıp daha sonraki nesillere kadar ulaşmıştır. te'vil ise birçok vecihleri muhtevidir”. diğerinin kastedildiğine kani olursa. bir gün Medine'ye gelip Kur'ân'ın müteşâbihatı hakkında. Bir kimse. Tefsir hususunda. onu çağırtıp. 217/832)’nin bundan dolayı Kur'ân'ı tefsir etmekten ve hadisi nebevî hakkında konuşmaktan şiddetle sakındığı söylenir[50]. tefsirde hata yaparız korkusu ile Kur'ân'ı tefsir etmekten çekinmiş ve bu konuda konuşmak istememişlerdir. Meselâ. Allah'ı medh ve sena etmek. Ebû Bekr'e[42] âyetinin mânâsını sorulduğunda “Allah'ın Kitabı'na dâir bir şeyi kendi fikrime göre tefsir eder veya bilmediğim halde söylersem. tefsir ettiği hususun doğruluğuna Allah'ı şâhid getirmesidir. Ubeydullah b. diline uydurur. Kur'ân'ın niçin nazil olduğunu bilenler gidip kayboldular. Hz. işte ondan korkarım”[45] demiştir. Bir gün Hz. ei-Esma'î (ö. Said b. 108/726) hakkında “Onlar Kur'ân'ı tefsir etmezlerdi”[48] demektedir. 110/728) Kur'ân'ın bir âyetini Ubeyde es-Selmâni (ö. Peygamber de tebliğ ve tebyinle mükellef bulunduğundan ve aynı zamanda onun Allah'la olan münasebetinden dolayı. kendisine birşey gizli olmadığını zannedene -İkrime'yi kastederek. Hz. Ebî Bekr (ö. hangi yer beni üzerinde taşır ve hangi semâ beni gölgelendirir”[43] demişti. Mesela. Medine'den memleketine göndermiş. Kimi. Salim b. onu. Bize kadar ulaşan haberlerde. Hz. Muhammed b. Peygamber. sahabe ve daha sonra gelenlerin durumu üzerinde durabiliriz. tefsir ehli sözünde ihtilaf etmişlerdir. Hz. “Sahabe.”[47] demiştir. bu iki sözden birini bırakıp. Acaba bu zevatın Kur'ân tefsirinden çekinmelerine sebeb nedir? Biliyoruz ki. te'vilin mânâsı. O'na şükretmek emridir ve sonunda da Allah murad ettiği şeyin en İyisini bilir demesidir. sahabenin Kur'ân tefsiri hakkında iki kısma ayrıldığını görmekteyiz. Bu sebebten bir âyet tefsir etmemiş ve bu hususta bir şey sorulunca cevap vermemiştir[51]. 13/634). Peygamber'e indirmiştir. Hz. Te'vilde Allah'ı şâhid göstermek yoktur. tefsirde olan zorluk burada vâki olmamıştır. Hz. şeklindeki haberden maksad. Allah nefsine hamdetti derken. Diğer bir haberde. fâsık olup da fışkını izhâr edenden korkmam. Ebû Bekr (ö. Kur'ân'ı muhataplarına açıklamak mecburiyetinde idi. kimisi de kendisine hamdedilmesini emrettiğini söylüyor. Zira te'vil eden. bu da dönmek mânâsında olan “…” den alınmıştır. fakat bu söz insanların konuşmalarında şu vecihlere yönelir ve Allah en iyi bilir demektedir. Tefsirde sadece bir vecih vardır. sual soruyormuş. 71/690) gibi seçkin sahabe tefsirden çekinmişlerdir. Bu konuda farklı pek çok rivayet vardır. elMüseyyib'e (ö. Yahutta Hz. Yine Hz. 23/643) ve Abdullah b. Te'vil ise. Kur'ân'ın mücmel olan âyetlerini. bilen kimseden işitilen ve müşahede edilen şey gibidir. İslâm'ın ilk günlerinde. o kimse müfessirdir. Muhammed b. diğerleri ise onu tefsir ediyorlardı. Cebrail vasıtasıyla Hz. Peygamberden on âyet öğrenir. “Allah'tan sakın. daha ileri gitmezlerdi”[52]. yaş hurma dalları ile başını kanatıncaya kadar dövmüş. yine mübeyyen âyetleriyle beyân etmişti. Hafs (ö. Ömer’in de bu işi sıkı tuttuğu görülmektedir: “Sabîg adında biri. Ömer (ö. Amr b. Kur'ân'ı kendi re'yleri ile tefsir edenler. hamd kelimesinin. 94/712). Kur'ân-! Kerîm'i Cenab-ı Hak. Bu ancak. onu makbul olmayan te'vi! ile te'vil ederse. Abdillah (ö. fakat bir adam Kur'ân'ı okur. işin sonunun beyanıdır. tefsir hareketine karşı. Peygamber’in Kur'ân'ı muhataplarına açıkladığı beyân edilmektedir. Kur'ân'ın bir âyeti sorulduğunda: “Biz Kuran hakkında birşey demeyiz”[46] derdi. 44/664) ye emretmişti”[44]. sözün muhtemel mânâlardan birine yöneltilmesidir ki.sorun. Bunu haber alan Ömer. söz söylemekten çekinirken. murad edilen şeyden haber vermemekte ve Allah bununla şunu murad veya kastetmiştir dememekte. “Şu ümmet hakkında. Ömer. 147/764) da. onunla hiç kimsenin görüşmemesini Ebu Musa el-Eş'arî (ö. 106/724) ve el-Kâsım b.şeyin hakikatiydi. Mü’min olup da imanını gizleyen ile. Ömer (ö. ona Kur'ân'dan bir ayet sorulduğunda: “Bana Kur'ân'dan sormayın.

demektedirler. İslâm'ın ilk devrinde. Meselâ. Kanaatimce buradaki re'y ile tefsir. eğer bilmiyorsa. onları bu işten alıkoyuyordu. kendine has kıldı ve mahlukâtının onu bilmesini menetti. Kur'ân'ın müşkilleri hakkında konuşursa. bir kimse Hz. Mes'ûd (ö. Tefsir ilminde meşhur olan bu iki şahsın. Peygamber’in ve sahabenin Kur'ân'ı açıklaması ve beyânı akla gelmektedir. 95/713) “Kur'ân'ı okuyup da sonra tefsir etmeyen kimse kör ve A'râbî gibidir”[60]. te'vilini sadece Peygamber'e tahsis ettikleridir ki. sûreleri okuyor ve tefsir ediyorlardı[53]. Mücâhid ise “Allah'a mahlukâtının en sevimlisi. Mesela. Bundan dolayı ilk devirlerdeki müfessirler eserlerinde tefsir lafzından ziyade te'vil kelimesini kullanmışlardır. Mesela. bu günü haber vermen için soruyorum. ilk devirde sahabe bildiklerini söylemiş. [63] Yukarıda İbn Abbas'tan naklettiğimiz “Kur'ân'ı re'y ile veya bilmedikleri halde tefsir edenler. Peygamber'e karşı duyulan hürmet. bilmedikleri hususlarda da bilgimiz yoktur diye itiraf etmişlerdir. Allah'ın. İbn Mes'ud bu habere kızarak. Çünkü sağlam bir imân. birisi gelip bir hikayecinin (kass) Duhân âyetini[57] zannına göre şöyle şöyie anlattığını söyledi. Abdullah b. mukaddem bir fikri veya mezhebi te'yid etmek için âyeti hevâ ve hevese göre tefsir etmektir ki. Buradaki öğrenme ve öğretme mücerret değil. İslâm'ın ruhundan uzaklaşmamak suretiyle Kur'ân-ı Kerîm'i açıklamak ve Arap akliyatının gelişmesiyle çeşitli suallere cevap vermek icâb ettiğinden. onlar için haklı bir hareketti. “O. Meselâ. sahabenin on âyeti ilim ve amel bakımından öğrenmedikçe başka bir âyete geçmemeleri en açık misaldir. onları frenleyebiliyordu. Onun en iyi vechini yükleniniz”[59]. Bu iki haberden anlaşılıyor ki. anlaşılması icâb eden re'y kelimesinin bu haber içindeki mânâsıdır. sözlerinin kat'iyet ifade etmemesi ve aynı zamanda tevazularını ifâde etmekti. Peygamber'den nakledilen bir haberde. Bazen. Birincisi. bunun üzerine sual soran: “Ben sana. “Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğreteninizdir”[62] buyurulmaktadır. 62/682) bir âyetin tefsirini öğrenmek için Basra'ya kadar gitmiş. Allah'ın kitabında olacağını söylediği. ikincisi. bunların hakikatine ulaşamaz. İbn Abbas. Bu hususta. öğretilen şeylerin muhtevasını bilme manasınadır. Bir kimse bir şey biliyorsa. kendisine bu âyeti tefsir edenin Şam'a göç ettiğini söylemişler. ilk devirde. Fakat sonradan amelî hayat ihtiyaçlarının hudutları genişleyince. 276/889) eserine “Te'vilu Muşkili'l-Kur'ân”.izah ettiğini göstermektedir. Taberî. Said b. eş-Şa'bî (ö. Birincisi. Kur'ân'ın te'vili için üç vecih vardır. zaman süresi içindeki işlerdir. Peygamber. elbette Allah'ın gazabına lâyık olur. Buhârî'de. Onlar da. sen bana başka bir gün daha söylüyorsun” deyince. İbn Abbas'tan naklettiği bir haberde İbn Abbas “Kur'ân'da vecihler vardır. hiç olmazsa onun te'viline gidilmesinde zaruret hasıl olmuştu. ateşten oturacak yerlerine hazırlansınlar” haberinde iki ihtimal bulunmaktadır. Kur'ân'ın tefsiri konusunda re'y izharından korkanlar bulunmakla beraber. İbn Abbas'a. Birgün İbn Mes'ud dostları arasında otururken. İbn Kuteybe (ö. “Ey insanlar. İkincisi ise. inzal edileni (Kur'ân'ı) en iyi bilenlerdir”[61]. şunu söyleyebiliriz: İslâm'ın ilk asrında Kur'ân tefsiri denilince. ümmetinden hiçbir kimse onun beyânı olmadan. Allah onu. 104/722)'den rivayet edildiğine göre “Mesrûk (ö. o zaman Allah en iyi bilendir desin” demiştir[58]. Cübeyr (ö. Netice olarak. Maturidî ise “Te'vilâtu'l-Kur'ân” ismini vermiştir. tefsir ve te'vil lafızlarının birbirlerinin yerine kullanıldığı da görülmüştür. . tefsirinin mukaddimesinde bu iki lafzı birbirinden ayırt etmemektedir. Abbas (ö. demektedir. onlara lâzım gelecek kadarını izah etmişti. o bildiği şeyi söylesin. Mukaddes kitapta hata yapma korkusu ve Hz. onu ancak Allah bilir” demiş ve Allah'ın kitabından bilmediği birşey hususunda konuşmayı çirkin görmüştür[56]. Bunun sebebi. Peygamber ve sahabeden gelen yolu bilmeksizin. bunu yapan kimse elbette ateşteki yerini almaya lâyık olur. bildikleri hususlarda konuştuklarını ve tefsirde ihtiyatlı hareket ettiklerini görmekteyiz. “Bu Allah'ın kitabında zikrettiği iki gündür ki. Hz. Hz. bir şahıs[54] âyetindeki günün mahiyetini sorunca. Taberi “Câmiu'l-Beyân an Te'vili'l-Kur'ân”. Ebû Nuaym'ın. sahabe ve tabiilerden birçok kimsenin Kur'ân'ı tefsir ile meşgul olduklarını görmekteyiz. 68/687) gibi müfessir sahâbiler. Allah'tan sakının. İbn Abbas âyetini[55] okumuş. ona ulaşmaya yol yoktur. O da Şam'a kadar gitmiş ve o âyetin tefsirini fil öğrenmişti” denilmektedir. tefsirden çekinme. Tefsir hususunda bildiklerini söylemeye ve tefsire teşvik eden haberler pek çoktur. 32/652) ve Abdullah b.

Kendisine ulaşılmayan kişiye sözü tebliğ etmek.[76] Demek oluyor ki. Terceme kelimesinin ıstılahtaki mânâsı. onlar Kur'ân'ın Arap dili ve i'rabı bakımından tevilini yaparlar”[64]. ilmî eserlerin açıklanışı ve izahı olarak kullanılıyordu”[69] denilmektedir.Üçüncü vecih ise. “Bir kelâmın mânâsını diğer bir lisanda dengi bir tabir ile aynen ifade etmektir”. İbnu'l-Arabî[65] (ö. Tefsir kelimesinde dâima doğruya isabet bahis konusu olduğundan. takyitte. Şimdi de terceme kelimesini anlamaya çalışalım. isabette. 774/1322) tefsirlerinde. te'vil ekseriya İlahiyat kitaplarında. sırf akıl ve mantığa hitaben yazılan kuru ve fenni eserlerin. hasılı ilimde. Makbul olmayan te'vil. hem kalbe. hususta. İslâm Ansiklopedisindeki Tefsir maddesinde “Tefsir kelimesi eski felsefî. Bu görüşe bazı filologlar itiraz etmişlerdir[72] Lügat kitapları genel olarak terceme kelimesini “Bir kelâmı. c. bu iki kelimenin lügat ve ıstılah mânâlarını iyi bilmek icâb eder. e. Terceme aslî mânâsına tamamen mutabık olmak için sarahatte. icmalde. Mesela İbn Abbas hakkında “O. kelâmın bütün mânâ ve maksatlarına itina gösterilmesi icâb etmektedir.Bir kimsenin hayatını anlatması mânâsında kullanılır. Kur'ân'ın tercümanıdır” denilmesi bu mânâdadır. ıtlakta. bu sözü nakledene de tercüman[75] denir. bu kelimenin bundan başka mânâları da vardır: a. Harfî terceme yapan . eksik bir anlatış olmuş olur. demişlerdir. delalette. umumda. 3. Te'vil ise makbul olma veya olmama bakımından iki kısma ayrılır[70]. hattâ bunların ikisi kullanılış bakımından aynıdır diyenler olmuştur. tafsilde. bu iki lafız birbirlerinin yerin kullanılmış.Harfî veya lafzî terceme. Bu kelimenin kökü dört harfli (rubâ'i) fiilidir. rü'ya te'vili gibi. Yoksa tam bir terceme değil. Nedense el-Cevherî. Tefsir kelimesinin lügat ve ıstılah mânâlarını daha önce görmüştük. 502/1108) tefsir ile te'vili şöyle ayırt etmektedir. lügâtta çeşitli anlamlar taşır.[77] 1. demektedir[74]. herbirini diğerinden ayıran birçok hususiyetler de vardır. Kur'ân'ın nazil olduğu lisânı bilenlerin te'vilidir ki.Harfî veya lafzî terceme: Nazmında ve tertibinde aslına benzemesi gözetilen veya diğer bir deyimle müradifi müradifinin yerine koymaya benzeyen tercemedir. bir dilden başka bir dile çevirmek” gibi bir mânâya alırlarsa da.Tefsir Ve Terceme Arasındaki Fark Tefsir ve terceme arasındaki farkları belirtmek için. Yukarıda lügat ve ıstılah mânâlarını verdiğimiz terceme iki kısımda incelenebilir. o makbuldür. Terceme kelimesi. bir dilden diğer bir dile terceme yapılırken. Onun için lisânî hususiyeti olmayıp.Bir sözü söylendiği dilde tefsir etmeye de terceme denir. isterse ayrı olsun tebyîn mânâsında kullanılır. âyetin siyak ve sıbakıyla ile mutabakat etmeyen ve delilleri çirkin olandır. b. er-Râğıb el-lsfahânî (ö. ilmi kabiliyeti terakkî etmiş olan lisanlara hakkiyle tercemesi kabil olduğunda söz yoksa da hem akla. Tefsir ekseriya lafızlarda.Sözü bir dilden diğer bir dile nakletmeye terceme. ez-Zerkeşi ise “Sahih olan her ikisinin de değişik mânâlarda kullanılmasıdır”[67] demektedir. 543/1148) ve Ebu'l-Abbas Ahmed b.Bir sözü kendi dilinden başka bir dile tefsir edip açıklamaya da terceme denir el-Begavî (ö. üslûbu beyanda. Bu gün kullandığımız terceme kelimesi buradaki mânâya tahsis edilmiş gibidir. bunların gayrında da kullanılır”[68]. Bu vasıfların bulunmadığı te'vil ise makbul addolunur. kuvvette. 2. sanatta asıldaki ifadeye eşit olmak iktiza eder. “Tefsir te'vilden daha umumidir. Yahya[66] (ö. 1. dil ister aynı. tefsir ise bu kitaplarda kullanıldığı gibi. Dilimizde kullandığımız terceme-i hâl bu anlamdadır. 291/904) tefsir ve te'vil aynı mânâdadır. kendisine bakıldığı vakit hoş olmayan.Terceme kelimesi bir “Bâb”a ünvân koymak mânâsına gelir[73]. te'vil ise mânâlarda kullanılır.Manevî veya tefsirî terceme. bu kelimenin üç harfü (sülâsî) den geldiğini söylemektedir[71]. yahut yalnız zevk ve hissiyata hitab eden ve lisan noktasından edebî eserlerin tercemelerinde muvaffakiyet görüldüğü nâdirdir. hüsnü edada. Mesela. Daha sonraları. f. terceme kelimesi Arap dilinde. 516/1122) ve İbn Kesir (ö. d. Halbuki muhtelif lisanlar beyninde hutûtu müştereke ne kadar çok olursa olsun.

Avrupa dillerindeki bütün tercemeler.”[83] İnsan kendi fikirlerini. onları İngilizce'ye tercüme etmekten âcizim. Cenevre Üniversitesi profesörü ve fahri Rektörü Edouard Montet. eserine yazdığı mukaddimesinde “Kur'ân terceme edilemez. bu hususu gayet açık bir şekilde ifade etmektedir: “Sûreler hakkında ileri sürdüğümüz birçok meseleler hususunda ne hüküm verilirse verilsin. bizler değil bizzat tercemeyi yapan Avrupalı müsteşrikler itiraf etmektedirler. Bunun en güzel örneğini.kimsenin. ekseriya bu şekildeki terceme. Çünkü âyette ins ve cin bir araya gelse onun benzerini meydana getiremezler. Meşhur Arap âlim ve ediplerinden el-Câhız (ö. Çünkü bu işle meşgul olanlar. Aristotaies'le ilgili metnin nakli hususunda söylediği gibi. acaba Kur'ân'ın bir tercemesi yapılabilir mi sorusu ortaya çıkmaktadır. Terceme kelimesi hakkında verdiğimiz şu kısa lügavî bilgilerden sonra. Hinduca için elverişli değildir. gerçek metodu ve diğer incelikleriyle hiç bir zaman nakledemez. yaptığı Fransızca Kur'ân tercemesinin mukaddimesinde. tefsin terceme. asıl manayı ifade etmekten çok âcizdirler.”[80] Kur'ân mütercimlerinden olan Georges Sale “Kur'ân'ı bi tarafâne tercemeye gayret ettimse de. buyurulmaktadır. asla harfî tercemeyi kastetmemişlerdir. mühim olduğu kadar. acaba bu iki kelime arasında ne . Tefsir ve terceme hakkında verilen şu umumî bilgilerden sonra.[78]Zamanımızdaki tercemelerde kullanılışındaki kolaylık sebebiyle daha ziyade tefsirî tercemeye itimad edilmiş ve bu terceme şekli daha fazla kullanılır olmuştur. onu hangi dilden yaparlarsa yapsınlar. Fakat bu eser. Bu sebebten tercemenin yanına metnin aslı da konulur. Bu hususu. tam mânâsı. Arapça olarak Kur'ân'ı bilenlerin hepsi. Kur'ân'ın harfî tercemesinin yapılamayacağında İslâm âlimleri icma ile ittifak halindedirler. onun tefsin tercemeleridir. İslâm âlimleri arasında bu hususta çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. en eski İslâm âlimleri bu kanaatte idiler. zira bu tercememde İngiliz dili. Kur'ân metnine sadakatkârane bir ifadeye muvaffak olamadığımı göreceklerdir” demektedir. başka bir dile terceme etmenin zorluğu kendiliğinden ortaya çıkar. Hindistan'ın meşhur Brahman şâiri Rabindranat Tagore'un Mısır'a yaptığı bir seyahat esnasında doğrudan doğruya İngilizce yazdığı eserler dışında. terceme yapacağı metindeki her bir kelimeyi ele alıp.. 2. tercüman bir feylesofun sözlerini.[81] Yine Kur'ân-ı Kerîm mütercimlerinden olan İngiliz müsteşriki Marmaduke Pickthall.Kur'ân'ın belagat hususiyetleri ve i'câzı kaybolurdu. mütercimlerinin müsamaha ve noksanlıklarına hamledilir. üslûbunun son derecedeki mükemmeliyetini tescil etmekte müttefik olacaklardır ki. Yalnız Kur'ân'ın manalarını nakle çalıştım. Bedel. Böyle bir şey. daima hataya düşmek tehlikesine mâruz kalırlar. metindeki mana ve gayelerin güzel bir şekilde ifade edilmesidir. Çünkü tercemedeki noksan ve eksiklikler Kur'ân'ın metnine değil. aslın kapsadığı şeyleri aynen içine almalıdır. Bu tercemedeki gaye. 255/869) Kitâbu'l Hayavân adlı büyük eserinde. Görüldüğü gibi. Asi ile bedel birbirinin aynı olmalıdır. her yönden onun yerine geçebilecek diğer dildeki lafızları gözden geçirmesi gerekir ki. Bu tercemeyi yapan kimse. Tayyib Okiç’in “Hadiste Tercüman” adlı tetkik yazısından alacağım bir örnekle son vereceğim: “Beşeriyet tarihinde tercümanların rolü daima mühim olmuştur. Hinduca yazdığı kitaplarını da İngilizce'ye tercüme etmesini isteyenlere verdiği şu cevap teşkil eder: “Hindûca yazdığım eserler. başkalarının fikirlerini. cümlenin delalet ettiği mânâyı diğer dilde de aynı şekilde ifade edecek bir şekilde anlatımda bulunur. bu dinî kitabın güzelliğini. bu terceme hiç bir vakit asıl Kur'ân yerini tutmaz ve hiç bir vakit bu maksadı istihdaf etmemiştir” sözleriyle aczini itiraf etmiştir. çetin ve o derece de mes'uliyetli bir iştir. Onun için Kur'ân'ı tercemeye muvaffak olduğumu iddia etmiyorum. bunu hissettirip ifade etmek imkanından mahrumdurlar. asılda kastedilen mânâyı aksettirmekte güçlük çeker. çok iyi bildiği diğer bir dile çevirmekte zorluk çeker ve acz gösterirse. Buna muvaffak olduysam kendimi bahtiyar sayarım.Tefsirî terceme: Nazmında ve terkibinde aslına benzetilmesi gözetilmeyen tercemedir.[82] Bu konuya muhterem merhum hocam Prof. zor. M. Tercümanlık veya terceme işi. Çünkü harfî terceme bir ibdalden ibarettir. Eğer Kur'ân lafzî terceme edilebilseydi -ki bu muhaldir. ben de bu kanaatteyim. İlâhî vahy olan Kur'ân için bahis konusu olamaz. Bilhassa devletlerarası siyâsî ve ticarî münasebetlerde ve adlî işlerde bu işin ehemmiyeti hiç bir zaman küçümsenemez. kendi fikirlerimi ihtiva etmiş olsalar bile.[79] Kur'ân-ı Kerîm’in zengin olan Avrupa lisânlarına yapılan tercemeleri bile. harfî terceme gibi zor değildir ve ondaki ağır şartları ihtiva etmemektedir. Kur'ân-ı Kerîm’in terceme edilebileceğini söyleyenlerin maksadı. okuyucularım. Yoksa Kur'ân terceme edilebilir diyenler.

Bir şeyin koyulaşıp katı hale gelmesine de meal denir. Tefsir kelimesinin.Terceme. Çünkü o. 4. asıllarından müstağni olmuşlardır. mümkün mertebe Allah'ın kelâmınıkendi dilleri ile anlatmak ve Müslüman olmayanlar arasında İslâm'ı yaymak için Kur'ân-ı Kerîm’in tercemesinin yapılmasında bir zaruret meydana gelmektedir. Bu da terceme ile aslın birbirine benzer olmasının zaruriliğini ifade eder.[85] Bir şeyin varacağı yer ve gaye mânâsına mekân ismi de olur. nüzul sebebleri. insanlar çeşitli devirlerde. o. hassasiyet ve vukufla aslına uygun olması bir zarurettir. Tefsir. Beydâvî Tefsiri gibi. Bu izah ister icmâlî ister tafsilî olsun. ıstılahların izahında ve delillerin serdedilmesinde görülür. Halbuki tefsir böyle değildir. lügavî lafızların şerhinde. Kur'âh'ın tercemesi denmekten kaçınılmış. tefsir kitaplarının birinden düştüğüne kimse şâhid olmamıştır. tefsirde bu işi yapmak caizdir. isterse mânâ ve maksatların hepsine şâmil olsun veya bazılarını bırakıp bir kısmını ihtisar etsin. aslın bir beyânı ve tavzihidir. işte Kur'ân-ı Kerîm tercemesi için meal kelimesinin kullanılması. Eğer müfessirin yanında deliller çok olursa böyle bir itminanı verebilir. Râzî Tefsiri. tabiî ve içtimaî ilimlerin çeşitli istidratları ihtiva etmelerindeki sırdır. biraz noksanı ile ifade edilmesine meal denir. İşte bu. 3. bazen ihtimalleri tasrih eder. cümlesi ve tafsilinde aslının yerine girememesi sebebiyle. birbirine üstün olan ve ihtimalli bulunan yönleri zikreder. terceme bir asılmış gibi gösterilebiliyor. Istılahta ise. Bu tefsir asla Kur'ân yerine kâim olmaz.gibi bir fark vardır? Demiştik ki. asılların yerine geçirmişler ve tercemeleri kullanarak. Müslümanlar tarafından doğruya en yakın bir şekilde. terceme lafzı hazfedilip. ez-Zerkânî bu farkların dört maddede toplanabileceğini söylemektedir:[84] 1.. tefsir ancak izah üzerinde durur. Eğer tefsirin asıl metinden irtibatı kesilmiş olsaydı söz bozulur veya bâtıl olurdu. terceme yerine meal lafzı kullanılmıştır. Tercemenin. bu istidradın yönlerindendir. müstakil bir sigadır. Terceme ile tefsir arasında farklar vardır. nâsih ve mensûh. bazı asıllar unutulup. Tercemenin. çeşitli yollar takip etmesini gerektirebilir. Kur'ân tefsirlerinin ekserisi. 2. çeşitli dillerdeki Tevrat ve İncil tercemeleri buna örnek verilebilir. Arapça bilmeyen Müslümanlara. Aslından müstağni olunup.. mütercimin naklettiği mânâ ve maksatların asıl kelâmın medlulü bulunduğuna. aslın hatası üzerine yapılan tenbih. mutlak olarak tefsirden başka bir şeydir. Günümüzde de. Böyle bir şey tefsirde mümkün değildir. lugât ilimleri. daha doğrusu yapılan işte bir eksikliğin mevcûd olduğunu belirtmek içindir. tefsir. akâid. tam bir incelik. Bu işe tefsir kifayet etmeyebilir. Taberi Tefsiri. Fakat tefsir lafzı asla düşmez. hatta bazen vâcib bile olur. fıkıh ve fıkıh usûlü. Nesefî Tefsiri. fahiş hatalar vapıldığı göz önünde bulundurulacak olursa. sahibinin bunu kastetmiş olduğunu tazammun eder. bilakis bu durumun aksidir. vefakârlık mânâsını tazammun eder. Ekseriya aslın tercemesindeki. örf yönünden aslın bütün mânâ ve maksatlarına uygunluk. Burada. Bu da. O halde Kur'ân'ın diğer dillere tefsiri caiz olur. tercemenin aslın yerine geçmesi düşünülür. ayrı dillerde de olabilir. Tefsir daima aslıyla irtibat halindedir. Ancak . tercemeler onların yerine kâim olmaktadır. Meal Kelimesi kökünden mimli masdardır. bir sözün mânâsının her yönü ile aynen değil de. bir eserin veya bir ibarenin mâhiyetini başka tâbirler ile izah ederek manasını mümkün mertebe açıklığa kavuşturmaktır. fazlalıksız ve noksansız olarak.Tercemede istidrat yapmak caiz olmadığı halde. aslın aynı olacağı noktasından hareket edilerek. Bu beyân ve tavzihler. müfessirin şerhine bir tevcih olarak veya kendilerini tefsir edenlerin ihtiyaçları derecesinde kendi istidradına bir tenvir olarak. müfesserden ayrıdır. Hata edildiğinde. tercemenin aksine asıl lafız düşebilir. Nitekim bunu ilmî eserlerin şerhlerinde de görürüz. biraz noksanı ile ifade etmeye yani tefsirî tercemesini yapmaya. Hangi nevi terceme olursa olsun. kendi maksadını daha iyi bilendir” der. O. onu. Yukarıda zikredildiği gibi. emânetin vücûbundan ve terceme inceliğinden dışarı çıkılmış olurdu. Meselâ. Halbuki terceme ne fazla ne noksan aslın mânâsını aynen nakleder.Örf yönünden terceme. vaz'olunduğu mânâdan başkası kastedildiğinde. İhtiyaç duyduğu delilleri bulamadığı zaman susar ve bir tercihte de bulunmaz. Bu gibi şeyler.Terceme. Halbuki tefsir böyle değildir. Eğer tercemede böyle bir şey görseydik. Tefsir ise böyle değil. Onu sadece aslına yakın bir şekilde. Böyle bir şeyi tercemede görmemize imkân yoktur. müsavîdir. aynen tercemeye imkân olmadığını. Tefsir için böyle bir durum yoktur. mânâ da doğru ifade edilmemiş olurdu. tercemeleri. Kur'ân-ı Kerîm’in lafzî olarak tam bir tercemesi yapılamayacağına göre. sûre başlarında ve müteşâbih âyetlerde daha çok görülür. Salahiyetli veya salahiyetsiz şahısların yaptıkları tercemelerde. Her ikisi aynı dilde olabileceği gibi. Bazen de bir kelime veya bir ibareyi anlamaktaki aczini bildirerek “Söz sahibi. Kur'ân'ın bütün dillere tercemesi şartı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

ayrı ayrı zaman ve mekanlar içerisinde yaşayan insanlığın bütün ihtiyaçlarını madde madde sıralayıp dercetmesi mümkün değildir. İlâhî kitapların sonuncusu olan Kur'ân-ı Kerîm’in Müslümanlar. hârici bir tefsire ihtiyaç göstermeyen ve tek mânâsı olan âyetler muhkemdir. bir kısmı da anlayamayacağı şekilde (müteşâbih) idi. hakikatini bilmeye imkân olmayan âyetlerdir[88]. yalnız mânâ cihetiyle müteşâbih olanlar veya hem mânâ hem lafız cihetiyle müteşâbih olan âyetlerdir. onların iyi anlayanlar tarafından izah edilip açıklanması gerektiği aşikârdır. bu kitabın tefsire ne kadar ihtiyacı olduğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır. günlük muamelelerinde. ona bağlanılması için. Bazı sûrelerin başlarında bulunan “el-Hurûfu'l-Mukatta'a” (kesik harfler) gibi. namaz. mutlak surette tefsir ve izah edilmesi icâb etmektedir. “Bunları kurcalayanların kalplerinin hasta olduğu Kur'ân'da zikredilmektedir”[86]. şeriat ve kaza hususunda. Bu konuda Hz. Ömer'e âit örnekleri daha önce vermiştik. hatta bütün insanlar tarafından anlaşılıp. Bu gibi eserlerde. Hz. tefsire olan ihtiyacı daha fazla olacaktır. Yine onda yüksek edebî sanatlar mevcuttur. haram. Başka bir deyimle. müteşâbih âyetlerin ihtiva ettikleri lafızların lugavî mânâları malûm ise de. İlk devirde. aile ahvali. Müteşâbih âyetlerle meşgul olanlar hakikatte Müslümanları şüpheye düşürmeye çalışıyorlardı. onları öğretim yolu ile öğrenir ve öğretebilirdik. Bunlar. o mânâların Allah'a isnadı mümkün olmadığından. sarih olarak anlaşılmayan âyetleri de vardır. Birincisi muhkemle mukayese edildiğinde mânâsı bilinebilen. her şeyde ona müracaat etmeye ve onu iyi anlamaya sevketti. yeme. Usûl ulemâsı müteşâbihatı iki kısma ayırmışlardır. zekât.bunun da salahiyetli hey'etler tarafından yapılması gerektiği unutulmamalıdır. ilk devirdeki bu samimi Müslümanları. lügat mânâsının kavranmasıyla anlaşılabilen âyetlerdir. Fakat hapsedilmeyecek bir fıtratta yaratılan insan zekâsı.Kur'ân-ı Kerîm’in Tefsirine Duyulan İhtiyaç Her zaman ve her devirde edebî. Bütün insanlık için prensipler ihtiva eden İlâhî bir kitabın. edebî. ikincisi ise. Ondaki dinî hakikatler dâima ilmî kaide ve mantık prensipleriyle de çözülemez. muhatapları tarafından. İnsanlığı asırlardan beri sarmış olan cahilî âdetlerin fena olanlarını söküp atacak ve içtimaî hayat kanunlarını koyacak olan Kur'ân-ı Kerîm’in. Müteşâbih ise. felsefî ve ilmî eserlerin muhatapları tarafından iyice anlaşılıp kavranabilmesi için. helâl. Onda genel esaslar vardır. Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinin bir kısmı herkesin anlayabileceği bir şekilde (muhkem). Yani mânâsı kolaylıkla anlaşılan. Bu bakımdan dinî eserlerin diğer ilmî eserlere nisbetle tefsire daha çok ihtiyacı vardır. O halde. ancak onları iyi bilenler tarafından izah edilmekle anlaşılabilir. Kur'ân-ı Kerîm'de edebî sanatların bulunduğunu ve onda herkes tarafından anlaşılmayan kısımların varlığını zikretmiş ve onun üslûb özelliğinin herkesi hayretler içerisinde bıraktığını söylemiştik.. kıssalar ve kendisinde mevcûd olan üslûb onları hayrette bırakıyordu. 4. Eğer bu hakikatler ilmî kaidelerle çözülebilseydi dinîn İlâhî karekterine lüzum kalmaz. Kur'ân-ı Kerîm’in ilk muhatabı olan Arapların elinde ondan başka bir kitap da yoktu.”[87] Bu işi kendisinden sonra gelen halifeler de sıkı tutmuşlardır. giyme gibi hususlarda etkileyerek. müteşâbih üzerinde de işlemeye başlamıştır. öyle esas ve prensipler vardır ki. Acaba Kur'ân-ı Kerîm'de müteşâbih âyetlerin bulunması ne .. oruç gibi ahkâma taalluk eden kısımlar muhkemdir. bunların neye delâlet ettiklerinin tayinini selef uleması Allah'a tefvîz ve havale etmişlerdir. Burada şöyle bir sual akla gelebilir. Peygamber zamanında bu müteşâbih âyetler olduğu gibi kabul edilir. birçok mânâya ihtimali olup. Hele islâmiyet’in safiyetini bozmak isteyenlerin. daha iyi anlaşılması gerekir. Peygamber de “Müteşâbih âyetlere tâbi olanlardan sakınmayı emretmektedir. Hz. ilmî ve felsefî eserlerden daha karışık olduğundan. bu mânâlardan birini tayin edebilmek için hârici bir delile ihtiyacı olan âyetlerdir. bu âyetlere gelişi güzel mânâ verişlerini frenlemek ve aynı zamanda kötü neticelerinden Müslümanları korumak için müteşâbih âyetleri İslâmın ruhuna uygun bir şekilde te'vil etmek mecburiyeti hâsıl olmuştur. insanoğlunu bu derece hayrette bırakan bir kitabı okumak ve hükümlerini anlamak onlar için en büyük gaye idi. hac. Diğer bir tarife göre muhkem. Kur'ân-ı Kerîm. onu okuyan herkes ne demek istediğini anlayamaz. bunlar üzerinde fazla durulmazdı. Onun ihtiva ettiği hükümler. din ve dünya işlerinde. Bunlar üzerinde kısa ve özlü bir şekilde duracak olursak. Açıkça anlaşılabilen âyetleri olduğu gibi. Hele insanlığı sapıklıktan kurtaracak ve ona her iki âlemin saadetini sağlayacak olan dinî ve İlâhî kitapların muhteviyatı. Kur'ân-ı Kerîm'de.

Peygamber’in tebliğ ve tebyinle mükellef olduğunu zikrettik. Ama bu kelimelerin İslâmiyet'te İfade ettiği ıstılahî manalar hakkında bilgilen yoktu. şu şekilde cevaplamak mümkündür: Bu âyetler sayesinde. hacc denilince kasd mânâlarına geldiğini bilirlerdi. Bu aynı zamanda dinin temellerini kuvvetlendirmede esaslı rol oynamaktadır. Kur'ân'ı muhatablarına açıklaması bakımından yüklendiği mükellefiyeti inceleyelim: Kur'ân-ı Kerîm'deki hakikatleri bize en iyi öğretecek kişi. onlara şöyle hitab etmektedir: “Onlardan yüz çevirerek. zekât denilince bereket. onda. gahb kelimeler. Kur'ân-ı Kerîm tefsirinin aslı ve esasıdır. salât denilince dua. ben size Rabbimin vahiylerini bildirmiş ve öğüt vermiştim. Bu bakımdan Kur'ân'ın tefsirine şiddetle ihtiyaç vardır. vahyi telakki eden zât tarafından açıklığa kavuşturulması da . Allah seni insanlardan korur”[90]. Bütün bunlar. meseller ve müphemler gibi daha pek çok husus. Müslümanları daha çok öğrenmeye ve başka bilgilere de sahip olmaya sevketmiştir. Peygamber gelir. gönülleri sapkın. birbirini tutmayan çok ihtilaflar bulurlardı”[89] ayetiyle kendisinde böyle bir ihtilafın bulunmadığını beyân etmektedir. dedi”[92] İnsanlar için Cenâb-ı Hakk tarafından yine insanlar arasından seçtiği Peygamberine vahiy yolu ile gönderilen Kur'ân-ı Kerîm’in. onun şiddetle açıklanmaya ihtiyacı olduğunu gösterir. niyetleri kötü olanların fitne ve fesad çıkarmak maksadı ile yapmak istedikleri tevillerdir. O. herkesten iyi bileceğinde şüphe yoktur. Zira Kur'ân ona indirilmiştir. Dolayısıyla Kur'ân kendinin tefsir edilmesini bizzat kendisi istemiştir. bir lafız birçok mânâya geldiği gibi. Meselâ İbn Kuteybe (ö. onları elbette tereddüde düşürebilirdi. onda dinî ıstılahlar mevcuttur. Meselâ Hz. mutlak olarak Kur'ân'ı insanlar içinde en iyi bilen ve en iyi anlayandır. Peygamber’in tebliğ edeceği şeyi. Çünkü bu âyetler birkaç mânâya hamledilebilir. Yoksa iyi niyetle. sana Rabbin tarafından gönderileni herkese bildir. “Ey Peygamber. bizzat kendisine Kur'ân nazil olan mümtaz şahıs Hz. kıssalar. Bu hususlar âyetlerde açık olarak belirtilmiştir. Kur'ân'ın işaret buyurduğu hoş karşılanmayan te'vil. Bu bakımdan Kur'ân-ı Kerîm'de gerek Hz. Kur'ân'ın bünyesine âit meselelerdir. Hz. Mesela. Şimdi biraz da Hz. peygamberliğin esaslarından biridir. Zahiren zıt gibi görünen âyetler arasında mutabakat olduğunu beyân etmeye lüzum hâsıl olmuş ve bu hususta ilk devirlerden itibaren teşebbüse girişilmiştir. Bu bakımdan O. Çünkü ilk devirdeki sağlam imân kaybolmuş. Fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz. İşte bu âyetler sayesinde. O. Tebliğsiz peygamber olamaz. Biz bunlardan bir kaç tanesini zikretmekle iktifa edeceğiz. İslâm'ın kendi bünyesinden doğmuştur. O halde ilk tefsir hareketi. İşte bu âyeti kerime tebliğin peygamberlik vazifesinin esası ve peygamberin bu vazifeyi yapmakla mükellef olduğunu beyân etmektedir. hoş karşılanmazsa da. Hz. Kur'ân-ı Kerîm bir din kitabı olması sebebiyle. Böyle yapmazsan peygamberlik vazifeni yapmamış olursun. mübelliğdir ve tebyinle mükelleftir. Kur'ân'ın tefsire ne kadar muhtaç olduğunun bir delilini teşkil eder. Zahiri zıt gibi görünen âyetler (müşkil) arasındaki ihtilaf da. diğer peygamberlerin de tebliğle mükellef olduklarını beyân etmektedir. Hûd kavmine şöyle seslenmektedir: “Size Rabbimin vahiylerini haber veririm. Kur'ân'da mevcûd olan hakikat ve mecaz. bunlara yeri geldikçe temas edilecektir. Muhammed'e ve gerekse diğer peygamberlere âit tebliğ emirleri pek çoktur. ey kavmim. Bu bakımdan Kur'ân-ı Kerîm tefsiri denilince. akla. Bu bakımdan zihinleri tamamen boş ve muhtelif fikirlerle karışmış olan cahilî Araplara o anda akıllarının alamayacağı bir şey söylemek. 276/889) Kur'ânda zıtlıklar bulunduğunu iddia edenlere karşı Kur'ân'ı savunmak mecburiyetinde kalmıştı. Yine onda. Müteşâbih âyetlerin te'vil edilmesi. Hz. muhakemeye ve dinin esaslarına uygun olarak yapılan te'viller makbul ve lâzımdır. Kur'an-ı Kerîm bize. ezdâd. Yine bu âyetler sayesinde dinin tebliğine ve tesisine mâni olmak için sorulan suallere susturucu cevaplar verilmiş ve ilk günlerde meydana gelecek fesadların önüne sed çekilmiştir. Halbuki Kur'ân-ı Kerîm “Onlar Kur'ân'ı düşünüp taşınmıyorlar mı? Kur'ân Allah'tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı.gibi faydalar temin etmektedir? Bunu. İslâmiyette insan aklı dondurulmamış ve geniş bir fikir hürriyetine izin verilmiştir. Peygamberin. ilk olarak akla Hz. İşte bu gibi hususların açıklığa kavuşturulması icâb ederdi. Peygamber'dir. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm”[91]. Elbette yeni harekete geçen bu faaliyete hız verecek veya onu frenleyecek bazı âmiller zuhur edecektir ki. Tebliğ. Kur'ân'da kullanılan bu dinî ıstılahlar. meydana gelen tereddütleri ma'kûl bir şekilde ortadan kaldırmak icâb etmiştir. birçok lafzın bir mânâya geldiği de oluyordu (el-Vücûh ve'n-Nezâir). lugât bakımından muhataplarınca belki bilinebilirdi. bu tereddütler ortadan kalkmış. Fakat bunların ıstılah mânâlarının açıklanmaya ihtiyacı vardır. Salih kavminden yüz çevirerek.

hak ve hadler. Zira ona inanmayanlar. İşte tebliğ ve tebyinle vazifelendirilmiş olan Hz. kendisi üzerinde düşünmeyi ve kendisine tâbi olunmayı emretmiştir. bu da ileride göreceğimiz dirayet tefsirinin konusunu teşkil eder. . onun tefsirinde salâhiyet sahibi olan kimse kendisine vahiy gelen Hz. Kur'ân'ı tefsir ve açıklama vazifesini Peygamberine vermiştir. sonra bu hakikat her tarafa yayılır. Allah kelâmının en sağlam tefsin şüphesiz yine Allah'ın kelâmı ile olanıdır. hayırlı ve bereketli bir kitap indirdik ki. Peygamber ve onun sünnetidir. mendûb. Sen Kur'ân'da Allah'ın bir olduğunu zikrettiğin zaman. Bu âyete bakarak. İbn Teymiye bu âyete dayanarak. Kur’ân'ın Kur'ân ile tefsirinden sonra. Kur'ân'ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler gerer. bu hususlarda hiç kimsenin söz söylemesi caiz olmaz” demektedir.. onun tefsire olan ihtiyacı kendiliğinden ortaya çıkar. peygamberlerin getirmiş olduğu hakikatleri evvelâ kavimleri tebellüğ eder. Yukarıda zikrettiğimiz esaslar göz önünde bulundurulduktan sonra. Burada şunu belirtmek gerekir ki. insanlara ne indirildiğini beyan edesin. İslâmiyet’in ilk günlerinden itibaren nâzil olan vahiylerin ashabı için kapalı olanlarını onlara izah etmeye çalışıyordu. Meşhur müfessir et-Taberî bu âyet hakkında. “Sonra onu açıklamak da. Yalnız bu âyette Hz. Peygamber’in tebyin ve tefsir etmesidir[98]. elleriyle tutacakları kâğıtlar halinde gökten inmesini bekliyorlardı. Vâcib. her şeyi onlara anlatsın.[95] Yine Yüce Rabbimiz: “Hangi millete peygamber gönderdiysek. mahlukatın birbirlerine karşı olan vazifeleri hakkındaki hükümleri gibi âyetler bu cümledendir. seninle âhirete inanmayanlar arasında gizleyici bir örtü çekeriz. bize düşer”[97] buyurmaktadır. elçisinin izahı olmaksızın ulaşmak mümkün değildir. onun. irşad şeklindeki emir çeşitleri ile nehiy nevileri. “Kur'ân'ı okurken. isterse O'nun seçtiği elçi tarafından olsun. onun şiddetle tefsire ihtiyacı olduğuna şurada verdiğimiz bir kaç misal delâlet etmektedir. İslâmiyet’in millî ve kavmî bir din olduğu anlayışına meydan verilmemelidir. Bazı âlimlere göre.”[96]. önce gelenlere gönderilmeyen bir şey mi geldi”[101] Bu âyetlerden anlaşıldığına göre. Kur'ân'ın bir kısmının te'viline. onlar nefret ederek dönüp giderler”[102] “Bu kavme ne oluyor da kendilerine anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar”[103] Kendisi üzerinde düşünmeyi emreden ve bu işi yapmayanları zemmeden Kur'ân'ı anlayabilmek için. Kur'ân kendisi üzerinde düşünmeyi istemekte ve kendisini anlamayan veya anlamak istemeyenleri zemmetmektedir. akılları tam olanlar ondan öğüt alsınlar”[99] “Bunlar Kur'ân'ı derinden düşünüp taşınmıyorlar mı? Yoksa yüreklerine kilit mi vuruldu?”[100] “Onlar bu sözü iyiden iyiye düşünmüyorlar mı? Yoksa kendilerine. İslâmiyet’in cihanşümul bir din olduğu hususunda deliller pek çoktur. Bu ihtiyaç bizzat İslâmiyet’in esası olan Kur'ân'dan zuhur ediyordu. “Peygamber’in ashabına Kurân'ın mânâlarını bildirmesi ve açıklaması vâcib olur” demektedir[94]. “Sana öğüt verici (Kur'ân'ı) gönderdik ki. onlar da düşünsünler”[93]. Hele onda mevcûd olan ilimler ve edebî sanatlar göz önüne getirilecek olursa. “Biz sana. bu tefsir ve açıklama vazifesinin İslâm'ın kendi bünyesinden çıktığının en mühim delilini teşkil eder. o zaman sahabilerin bu husustaki sözlerine müracaat edilir. Zira.. Allah'ın Elçisi'nden bir nass olmadıkça veya ümmetini te'viline irşâd edecek bir delalet vârid olmadıkça. Kur'ân'ın açıklanma görevi ister Yüce Rabbimiz tarafından olsun. Nitekim Cenab-ı Hakk. Allah'ın vahiy mahsûlü olan Kitab'ının mânâ ve hükümlerini.istenmiştir. Muhammed’in risaletinin hududundan bahsolunmaktadır. Cenab-ı Hakk. Peygamber. Bir âyetin açıklanışı Kur'ân'da ve sünnette bulunmazsa. buradaki açıklamaktan murad. kulaklarına ağırlıklar koyarız. Bundan sonraki mertebe tabiiler ve tebeu tabiilerin tefsirleridir. onu ancak kavminin diliyle gönderdik ki. “Allah Teâla'nın beyanından anlaşılıyor ki. buyurarak. Kur'ân-ı Kerîm bu kadarla yetinmemiş. Hz. kendileri gibi bir İnsan olan Peygamber’in izah etmesi gerekiyordu. Arap dilindeki vukufu ve dinî üimlerdeki bilgisi nisbetinde istihraç edilebileceği mânâlar yer almaya başlar ki. âyetlerini inceden inceye düşünüp taşınsınlar.

Peygamber devrinde tefsirin iki mühim kaynağı. kastettiği Müslüman da kafir de olabilir. Bundan dolayıdır ki. başka bir yerde açıklığa kavuşturulmuş ve peygamberini tebliğ ve tebyinle mükellef kılmıştır. Eğer bu âyette “Fecir” kelimesi zikredilmemiş olsaydı. akabinde gelen ayetinin tefsir ettiğini söylemektedir. Muhammed’in kendisi olmuştur. kapalı olan bir âyet. îcâz ve itnâb gibi edebî sanaatlar kullanılmakta idi. Sonra onu sana açıklamak bize düşer” Kur'ân'ın. ümmî olan Hz. anlayamadıkları kısımları. ona uy (onun okumasını dinle). Bunun için Kur'ân'dan bir mesele inceleneceği zaman. Hz. tefsir edilenle aynı âyetle bulunabilir: Meselâ. Bu durumda da birçok konularda Kur'ân'ın Kur'ân ile tefsir edildiği neticesi ortaya çıkar. o mesele ile alakalı bütün âyetler üzerinde durmak gerekir. Kur'ân. İslâm âlimleri müphem ve mücmel olan âyetlerin izahı hususunda en iyi ve en sağlam yolun yine Kur'ân olduğunda ittifak halindedirler. kendisi üzerinde düşünmeyi istemiş. tefsir edilmesini. 1. her halde konumuz daha açıklık kazanır. bazı kıssaların bir yerde kısa ve özlü olarak anlatılmasına mukabil. Allah . bazısının mukayyet.nci âyetinde ki ibaresini aynı âyette lafzı tefsir etmektedir[104]. Bilhassa konuşmalarında ve şiirlerinde hakikat ve mecaz.Kur'ân-ı Kerîm Kur'ân-ı Kerîm’in en sağlam tefsir kaynağının yine Kur'ân olduğunu biliyoruz. hemen akabinde gelen olduğunu söyler[106]. sağlam imanları onları bu gibi tekellüften kurtarmıştı. Kur'ân kendinin anlaşılmasını. Ka'b el-Kurezî.BÖLÜM A. Tâhir benden nedir diye sordu. Bu bakımdan İslâm'da tefsir hareketi. beyaz ipliğin. Yine biliyoruz ki. derin akidevî meseleler üzerinde düşünmeye lüzum görmemiş. diğer bir sûrede geniş bir şekilde anlatıldığı görülür. Keza Âl-i İmrân Sûresi’nin 97. tefsir edilenle aynı sûrede bulunabilir. ona. bir kısmının mücmel. o. Kur'ân-ı Kerîm'de bazen herhangi bir mesele bir yerde mücmel veya müphem olarak ifade edilirken. ilk muhatapları kendi kültür seviyeleri nisbetinde anlayabilmiş. Bazen tefsir eden âyet. Kur'ân'ın nazil olduğu devirdeki Araplar. belirli vasıfları ihtiva eden sözlü sanatlar ve şiir epeyce ileri durumda idi.HAZRETİ PEYGAMBER ZAMANINDA TEFSİR Şüphesiz Kur'ân-ı Kerîm. Kur'ân-ı Kerîm. âyetindeki ibaresini. O da nazil olan bu vahyin garaz ve maksadını tabi olarak anlıyordu. mecaz ve hakikat manaları üzerinde çeşitli yorumlar yapılacaktı. Onun için Hz. birbirleriyle karşılaştırılıra. Hz. Bazı meselelerin bu şekilde halli mümkün oluyorsa artık başka bir kaynağa başvurmaya lüzum kalmaz. İlk devirde. tasrih ve kinaye. bu hususta en salahiyetli zât olan Hz. şüphesiz İslâmiyetin kendi emridir. Peygamber'e Arap dili ve üslûbu ile nazil olmuştur. Peygamber'e sormuşlardı. Aynı âyetteki sözüyle “Mü’minat” in kastedildiği beyân edilmektedir. Sa'leb şöyle dedi: Muhammed b. Yazı sanatı yok denecek kadar az olmakla beraber. okundukça ve üzerinde akıl yordukça meselelere çareler buiunacak demektir. Ebu'l-Âliye. Kur'ân'ı. Kısacası. bazısının mutlak. siyah iplikten ayırt edilmesinin ne manaya geldiği kapalı kalacak. Peygamberi. Yine Nisa Sûresi’nin 25. Arap dili ve edebiyatının en ince sanatlarını ihtiva eden ve bu dilin ve edebiyatının gelişmesinde en mühim âmil olan İlâhî bir kitaptır. başka bir yerde daha geniş ve daha açık olarak anlatılır.nci âyetindeki lafzının mücmel lafzını açıklaması gibi. Muhammed b. bizzat İslâm'ın kendi bünyesinden doğmuştur. Peygamber'e Allah tarafından açıklanacağını ifade etmektedir. bir kısmının mübeyyen. Biz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman. Kur'ân daima kendisinin korunmasını ve üzerinde düşünülmesini istediğine göre. açıklanmasını. Çünkü Kıyamet Süresi’nin 1719 uncu âyetleri “Doğrusu vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak bize düşer.1. Onu tetkik eden kimse aynı konuda çok ufak değişikliklerle tekrarların olduğunu görür. Meselâ: İhlâs süresindeki lafzının tefsirini. Meâric Sûresi’nin 19. uygulanmasını istemiştir. Kur'ân'ın Kur'ân ile tefsirine âit bazı örnekler verirsek.[105] Bazen de tefsir eden âyet. Ondaki âyetler. Çünkü Kur'ân âyetleri birbirlerini tasdik ve te'yid edici mahiyettedir. Kur'ân-ı Kerîm ile Hz. ileri bir kültür seviyesinde değillerdi. Bakara Sûresi’nin 187. Kur'ân tefsirine sevkeden en mühim âmil.nci âyetindeki ibaresi umum ifade etmektedir.

Bunlarsız peygamber olunamaz.ncü âyeti olan nin tefsirini İnfitar Sûresi’nin 17-19. canavar tarafından parçalanan hayvanlar haram edilmiştir” diyerek haram kılınanları beyân etmektedir[108].nci âyetinde “.. ezberletmiş. Bu konudaki Kur'ân'a ait delilleri daha önce vermiştik. onun tefsire ihtiyacı vardır. Bunu. ancak haram kılınan hayvanlar bildirilmemektedir.. ben de yerine getireyim. Görüldüğü gibi burada Yüce Yaratan İsrail oğullarından verdikleri sözü yerine getirmelerini istemektedir. kendi üzerinde düşünmeyi ve kendisine tâbi olunmayı istemekteydi.” Görüldüğü gibi bu âyette her iki tarafın birbirlerine vermiş oldukları sözün ne olduğunun açıklaması vardır. onun tefsire olan ihtiyacı kendiliğinden ortaya çıkar. Bazen de tefsir eden âyet. âyetinde “Ey İsrail oğulları. “Gözler O'nu görmez (O'nu bihakkın idrak edemez” âyetinde Allah'ın görülmesi mi reddedilmekte yoksa O'nu ihata edip kapsamanın mı reddedildiği açıkça belirtilmemektedir. kan. Peygamber Kur'ân-ı Kerîm’in gaye ve maksadını. Muhammeddir. Kur'ân onu. Meselâ. Tebliğ ve tebyin. Bakara Sûresi’nin 40..” denilmektedir. lüzum gördükçe âyetleri tefsir etmişti. mutlak olarak. Kur'ân-ı Kerîmi yalnız sözleriyle değil. size verdiğim nimetimi hatırlayın ve ahdimi yerine getirin ki. Peygamber. sonra bu hakikat her tarafa yayılır. zekât verirseniz. vurularak. Tebliğ ve tebyinle vazifelendirilmiş olan Hz. Şimdi sünnetin yeri ve beyân yönleri üzerinde duralım.. Keza En'âm Sûresi’nin 103. tefsirde en mühim kaynağın Hz. “Hangi millete peygamber gönderdiysek. O. kötülüklerinizi örterim.. . and olsun ki. bize en iyi öğretecek olan zât. boğularak. amel ve hareketleriyle de açıklamıştır. Fatiha Sûresi’nin 4. âyeti tefsir ve beyân etmektedir. Peygamber. Peygamber olduğunu söylemiştik. her şeyi onlara anlatsın” âyetinde İslâmiyet’in kavmiyetçi bir din olduğu anlayışına gidiimemelidir. Andolsun ki. Muhammed’in risaletinin hududundan bahsolunmaktadır. Allah uğruna güzel bir takdimde bulunursanız. âyeti ise “Kendiliğinden ölen hayvan. Bu konuya daha önce tefsire duyulan ihtiyaç bahsinde temas etmiştik. kıyamette Allah'ın görülmesinin caiz olduğuna delâlet ederek yukarıdaki âyeti açıklamaktadır. muhataplarının anlayamadıkları yerleri lüzumu kadar izah ediyordu. Allah.. İleride peygamberin tefsir örneklerinde de göreceğimiz gibi.Hz. Hz.Teâla o lafzı tefsir etti dedim[107].” buyurulmaktadır. Çünkü peygamberlerin getirmiş olduğu hakikatleri evvela kavimleri tebellüğ eder. Keza Mâide Sûresi’nin l. çünkü bu bünyenin esası olan Kur'ân-ı Kerîm. Kur'ân'ın Kur'ân ile tefsirinden sonra. Bu bakımdan Kur'ân'da Hz. Muhammed'e ve diğer peygamberlere âit tebliğ ve tebyin emirleri çokça geçmektedir. Bu âyette Hz. Kur'ân'ı muhataplarına okumuş. Haram kılınanlar müstesna olmak üzere davarlar size helâl kılınmıştır. “O gün birtakım yüzler Rabierine bakıp parlayacaktır” âyetleri. Böyle bir ihtiyaç kendiliğinden ortaya çıkıyordu. Bu ahidlerinin cevabını Mâide Sûresi’nin 12. Allah'tan başkasının adı ile kesilen. Kur'ân'ın Kur'ân ile tefsirinden sonra. âyetinde görmekteyiz: “. Aynı sûrenin 3. tefsir edilenle ayrı ayrı sûrelerde bulunabilir. Bakara Sûresi’nin 178. Acaba bunlar neler idi. İbrahim Sûresi’nin 4. peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz. namaz kılarsanız. o. yuvarlanarak veya sürüklenerek ölen.[110] 2. Fakat Kıyamet Sûresi’nin 22-23. Mâide Sûresi’nin 45. sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. domuz eti. Keza. peygamberliğin en mühim esaslarından biridir.. âyeti mücmeldir. Bunların her ikisi de muhtemel olabilir. onu ancak kavminin dili ile gönderdik ki. Kısacası burada İsrail oğullarının sözü ile Allah'ın sözü vardır. anlatmış. Eğer onlar bu ahidlerini yerine getirirlerse Allah da sözünü yerine getirecektir. ilk günden itibaren. Kur'ân tefsirinin aslı ve esasıdır.. şüphesiz ben sizinleyim. Hele onda mevcûd olan ilimler ve edebî sanatlar göz önüne getirilecek olursa. tebliğ ve tebyin ile vazifelendirmiştir. kendisine kitap gelen Hz. okutmuş... Kur'ân'ı insanlar arasında en iyi bilendir. O. kendi üzerine düşen peygamberlik vazifelerini hakkıyla yerine getirmiş. Kendi üzerinde düşünmeyi emreden ve bu işi yapmayanları zemmeden Kur'ân'i anlayabilmek için.ncu âyetlerinde bulmaktayız[109].

”[119] beyân etmiştir. Bir haberde de “Bana kitapla beraber. Yahya b. 113/731) den rivayet edildiğine göre “Kur'ân'ın sünnete olan ihtiyacı. Peygamber'den kavlen veya fiilen sudur eden her şeyin Kur'ân gibi delil olduğuna işaret vardır. Bunlar da iyi bir tahlilden geçirildikten sonra toplanabilir[120]. iki kız kardeşi bir nikâh altında toplamayı haram kıldı”[118]. emrettiğim veya nehyettiğim hususlarda bir talimatım geldiğinde. erkek kardeş kızı. “Fedâilu'l-Kur'ân” gibi bölümler geniş bir yer işgal eder. Zira Kur'ân. Buralardan alacağımız örneklerin. Bugün elimizde. Keza. Sünnet. Keza “Allah ve Peygamberi bir işe hükmettiği zaman gerek Mü’min olan erkek. sizi emziren (süt) analarınız. Hz. Kitapta bulunmayan bir hüküm üzerine ziyadeliktir. o meseleyi farz veya haram kılabilir. Mekhûl (ö. “Allah Teâla. Onun tefsirine hadis mecmualarının muhtelif bablarında ve eski tefsirlerde dağınık olarak rastlanıtabilir.. (Bu konuda sünnete o kadar ehemmiyet verilmiştir ki. el-Kâsım'dan okuduğunu zikreder[121] Mu'cemu'l-Udebâ sahibi Yakut er-Rûmî de. Bu hadiste ve daha başka lafızlarla bu mealde nakledilen hadislerde. beşer olarak Kur'ân tefsirinde salâhiyet sahibi olan kişi şüphesiz Hz. Peygamber'e itaatin. ancak Allah'a itaat olduğunu ve onun heva ve hevesine göre konuşmayacağını ve “Peygamber size ne getirdi ise onu alınız. Hanbel'e (ö. Ebû Râfi. Kur'ân'ı iki şekilde beyân eder. gerek Mü’mine olan bir kadın için (ona aykırı olacak) işlerinde kendilerine muhayyerlik yoktur. Bu tercihimizin. onların hadis usûllerine göre cerh ve ta'dile tâbi tutulmuş olmalarındandır. Peygamber tefsirinin örneklerini verebilmek için başvuracağımız ilk kaynaklar.. Bu söz Ahmed b. Peygamber'e maledilen tefsirden haberdar oimaktayız. ondan çekininiz”[116] buyurmaktadır. Peygamber'dir.Hz. nâsih ve mensûhunu ve diğer hususlarını izah eder.Kur'ân'ın Anlaşılmasında Sünnetin Yeri Ve Sünnetin Kur'ân'ı Beyân Yönleri Kur'ân'ın Kur'ân ile tefsirinden sonra. Hz. pek çok haber ihtiva eden tefsir kitaplarına değil de. Peygamberin sözlerini dikkatle tâkib ederek onları hafızalarında tutmaya ve toplamaya önem vermişlerdir. muteber hadis mecmuaları olacaktır. hacc menasikinin beyânı gibi hususlar bu kapsama girer. Peygamberin bir sünneti varsa. âdet olduğu şekilde. Hz. demektedir. Başlangıçtan beri sünnet islâm şeriatinin ikinci kaynağı olmuştur. derken bulmayayım”[115]. 241/855) söylendiği zaman “Böyle bir söz söylemeye cesaret edemem. böyle bir tefsiri Ebû'l-Hasen Muhammed b. sizi neden nehyetti ise. Birincisi. konumuz için yeterli olacağı kanaatindeyiz.a. Meselâ. kızkardeş kızı gibi diğer süt akrabalarını da ilâve etmiştir. Vahidî (ö. b. Sünnet ise. peygamberin hadisi iledir. zekât miktarı. Müfessir es-Sa'lebî (ö. Peygamberin sünnetinin tefsir ilmindeki yerini ortaya koyabilmek ve onun bu ilimde nasıl bir yol takip ettiğini meydana çıkarabilmek için mutlaka onun tefsir örnekleri üzerinde durmamız gerekecektir. süt kardeşleriniz. Fakat kadınla halasını veya teyzesini bir nikah altında toplamanın haram oluşu ise. 427/1035) vasıtasıyla doğrudan doğruya Hz. Bu zât. Peygamber’in tefsiri olarak müstakil bir kitap mevcut değildir. Peygamber’den Tefsir Örnekleri Şüphesiz Hz. Kim Allah'a ve Resulü'ne isyan ederse muhakkak ki o apaçık bir sapıklık yoluna sapmıştır”[117]. bilmeyiz. namaz vakitleri. fakat sünnet kitabı tefsir ve tebyin eder derim” demiştir[114]. O halde Kur'ân'ın en mühim tefsir kaynağı peygamberin sünneti olacaktır. Tefsir kitaplarında zayıf ve hatta uydurma haberlerin bulunabileceği hatırdan çıkarılmamalıdır.. bu sünnet hüküm makamına kâim olarak. Peygamber'den şöyle bir haber nakleder: “Sizlerden hiçbirinizi.129/746) “Sünnet Kur'ân'a kâdidir (hükmeder). Hz. 468/1075) nin Hz. bir kısım süt muharrematını Allah Teâla şu sözleriyle “. mislide verildi”denilmektedir[112].[122] . koltuğu üzerine kurularak. O halde Kur'ân'da bulunmayan bir mesele hakkında Hz. Kur'ân'ın umûm ve hususunu. mutlak ve mukayyedini. Kitap ise sünnete kâdi değildir (hükmetmez)” demektedir[113]. biz ancak Allah'ın kitabında bulduklarımıza tâbi oluruz. o küllî hükümleri izah ve açıklamak için daima sünnete ihtiyaç duyulmuştur. hala. Ebi Kesîr (ö. Hz. Sünnet. Kur'ân'daki hükümlerin ekserisi küllî olduğundan. muteber hadis mecmualarına dayandırılmış olması.. Sahabe daha ilk günlerden itibaren Hz. sünnetin Kur'ân'a olan ihtiyacından daha fazladır”[111]. âyette zikri geçen iki kişiye. İkincisi ise. Hadis mecmualarının ekserisinde “Tefsiru'l-Kur'ân”. Meselâ. Peygamber’in tefsirini bir kitap halinde topladığını kaydeder. teyze. Vefatından sonra da sahabe ders halkaları teşkil ederek Kur'ân'ı ve onun sünnetini öğrenme ve öğretmekle meşgul olmuşlardır. kitaptaki mücmeli beyândır.

Elbette müphem olan bu namazın hangisi olduğunu. Eğer açıklanmamış olsaydı. onların âdetince bu. diğeri ise. İslâm'ın zıddı olsalar da. Yahudi ve Hıristiyanlara tahsis etmiştir? Halbuki âyetin manası umumi olarak ifade edilebilecek şekildedir.[134] Acaba bütün bu misaller in Yahudilere. Örnek 1:[123] Bu husustaki haberlerin çoğu değişik isnâd zincirleriyle Adiyy b. Ahmed b. uzak zıddı (zıddı ba'îdi) olandan kaçınılması evveliyyetle sabit olacaktır. in Nasaraya itlakının doğru olduğunu ispat edebilir mi? Kur'ân'da Allah'ın gazabına lâyık olan kişilerin kimler olduğu. sapıklık grubunda olan herkese ıtlak edilebilecek “Mağdubun aleyhim” ve “Dâllîn” mefhumlarını. Fethu'l-Bârî sahibi de. Birincisi. Bu iki grub.Hz. Bir kısmı da Abdullah b. Zaten Yahudiler ve Hıristiyanların. Habnel’in Müsned”inde[137] başka râviler vasıtasıyla biraz değişik olarak geçmektedir. Hz. Peygamber.[125] Hz. Peygamber’in Araplarca âdet olan gün başlangıcına muhalefet ederek. kullarına onları tanınmaları için belli vasıflarla işaretlemiş. Fakat bu haberlerin sıhhat bakımından en kuvvetlisi onun ikindi namazı olduğuna işaret edenlerdir. Biliyoruz ki. İşte Kur'ân-ı Kerîm’in başında çok kısa olarak bulunan bu sûre ile İslâm'ın gaye ve hedefi belirtilmiş oluyor. âyetini[129] misal vermektedir. beş vakit namazın hepsi birer birer zikredilmiş. Peygamber‘in. geniş anlamı ifade eden bu orta namazı. es-Süheylî’nin Yahudiler hakkında[133] âyetini. müşrik ve diğer din mensuplarından daha ehvendirler. Taberi[139] İbn Kesîr[140] ve cumhuru ulemâ[141] bu görüşü kabul etmişlerdir. Peygamber. bize kadar gelen haberlerin hepsi ittifak halindedir. bunlara âit deliller de nakledilmiştir[138]. yani ayetleri tetkik edilince. İbn Ebî Hatim (ö. sabah namazı olabilirdi. Peygamber’in açıklaması gerekirdi. Âdetleri veçhile Araplar indinde gün. Bu hususta gelen haberler çok çeşitlidir. beş vakit namazdan hangisi olduğunu tayin etmek lâzımdır. karşımıza ekseriya Yahudiler ve kitap ehli çıkmaktadır[135]. insanların Allah'la ve diğer insanlarla olan münasebetlerini tanzim edip[126] onların dünya ve âhirette huzur ve saadetini temin etmektir. Burada İnsanlar iki gruba ayrılmıştır. İbn Kesir[130] ve Kurtubî[131] de bu hususta[132] deliller serdetmektedir. Taberî[127] Yahudi ve Hıristiyanların her ikisinin de dalalatte ve Allah'ın gazabına lâyık olduklarını zikredip “Allah. 327/938-939)de: “Müfessirlerin arasında in Yahudilerin Nasâra olduğu hususunda bir ihtilafın mevcûd olduğunu bilmiyorum” demektedir. Hz. Burada bizim için mühim olan nokta. Bu bakımdan Hz. Bu orta namazın. Peygamber’in tefsir örneklerini hadis mecmualarından seçerken orijinallik arzedenleri toplayacak ve hususiyetlerini belirtmeye çalışacağız. ona daha yakındırlar. Hatta bu husustaki haberlerde. Fatiha süresindeki den birer misal oldukları anlaşılmaktadır. Nasâra hakkında ise âyetini misal getirdiğini zikreder. O halde. kitap ehli olduklarından. Şakîk'den nakledilmektedir. onun akıl ve hissiyatına hitab ederek ikna etmeye çalışmakta. İslâm'ın gayesi. Peygamber niçin âyetin mânâsını umûmi olarak değil de. Birçok müfessir bu âyetin Yahudi ve Hıristiyanlara tahsisi meselesi üzerinde durmuş. Yahudilere nisbet etmiş olabilir. Örnek 2:[136] Bu haber. Hz. güneşin batması ile başlayacağına göre. muhatabın mensûb olduğu dinin ve o dine mensub olanların doğru yolda olmadıklarını beyan etmektedir. Hatim (ö. ikindi namazına hasretmesidir. Biz burada. Bu haberlerde. Burada âyetin iki gruba tahsis edilmesindeki hikmet açıkça kendini göstermektedir. “Salâtu'l-Vustâ” orta namaz. sapıklık grubunun daha iyi anlaşılması için. son grub üzerinde duracağız. Peygamber bu lafzı. Hz. geniş anlam ifade etmektedir. hidayet ve doğru yolda olanlar. İşte onları böyle bir yanlışlıktan kurtarmak için o namazın ikindi namazı olduğunu izah etmiştir. İslâm'a sokmak için. Yahudilerin ve Hıristiyanların olduğu hususunda. âyetini Hıristiyanlar için de Maide Sûresi’nin 77. orta namazın sabah namazı olması icâb ederdi. Müslüman olmayan muhatabını. . Allah'ın gazabına lâyık ve dalalatte olanlar. âyetlerle şâhidler getirmek suretiyle teyidine çalışmışlardır. Hz. 67/686-687) den gelmektedir[124]. bazı belirli gruplara tahsis edebiliyordu. aynı zamanda kitabî din olan Yahudilik ve Hıristiyanlığın ne durumda olduğunu belirtmekte. Artık İslâm'ın yakın zıddı (zıddı karîbi) olandan kaçınılması emredilirse. ancak bunlardan herbiri en lâyık olduğu sıfatla tesmiye edilmiş oldu” demektedir. diğerlerine nazaran.[128] Yahudiler için Mâide Sûresi’nin 60.

Burada. geniş kafanın lâyık oluşudur. hakikati ifade etmez. Peygamber mantarı ondan addetmekle bu kelimenin başka nimetlere de itlak edilebileceğini anlatmış oluyor. Allah'ın muradının ne olduğunu onlara izah ediyordu. Örnek 5:[152] Bakara Sûresi’nin 196. Fakat bu fidyenin miktarı belirlenmemiştir. Peygamber Adiyy’in bu sualî karşısında azıdişleri görülünceye kadar gülmüş. başka haberlerde yerine ibaresi geçmektedir. Peygamber’in vasıflarına daha iyi uymaktadır. Hz. mücmel olan bu lafzı. Aslında burada mecazi bir ifade bulunmaktadır. 544/1149) da söylemektedir[150]. Kısacası. onun vasıflarına uygun düşmez. sürmek. Hz. ibaresi beyân etmektedir. sadaka ve kurbandan tayini yapılmayan bu fidye miktarım. Hâtim'den gelen bir haberde. Buradan anlaşılıyor ki. yapılmaması lâzım gelen amelleri anlatırken. Fakat onlar öğrenmek için soruyorlar. Peygamber. İsrail oğullan üzerine indirilmiş “Menn'üen bir nevi olduğunu kasdetmeyip. Örnek 4:[147] Bu haber. onun Kur'ân'da bulunan bu gibi incelikleri anlayamamış olmasına bir sebeb teşkil edebilir. ikindi namazının insanlar için meşguliyet zamanına tesadüf etmesinden olabilir. bize ilk anda şu hususu hatırlatmaktadır. Çünkü Taberî’de[149]. Örnek 6:[153] . Hac'da ihramlı iken. Peygamber’in mantarı “Menn”den addetmesi. Peygamber. Adiyy b. Hz. Kur'ân'da mevcûd olan edebî sanatları sahabenin bir kısmı anlayamıyordu. Belki hoş bir söz olarak. geniş yastığa. Peygamber. onunfa şakalaşmış olabilir. sonra da bundan maksadın ne olduğunu anlatmıştır. Hz. Hz. Âmir vasıtasıyla Adiyy b. âyeti. Bunun muhtelif sebebleri olabilir. güya ona hakaret eder gibi dediği rivayet edilmekte ise de. yetişmesi için tohum ekmek. denilmiştir[148]. Kur'ân'daki “Menn” lafzının sadece kudret helvasına tahsis edilemeyeceğini. bazı sahabenin durumunu anlatması bakımından çok mühimdir. lügatte “Menn” kelimesinin Aziz ve Celil olan Allah'ın. Kanaatimizce bu ikinci haber. Sadece İsrail oğullarına verilen nimete değil. Yani Hz. Bunun en doğrusu. Hatta Hz. Kısacası. Hatta elHattâbî (ö. sadaka ve kurbandan biriyle fidye verilmesini şart koşmuştur. Bunun böyle olduğunu Hattabîde teyid etmektedir[145]. Bilhassa sual soran Adiyy b. 388/998) de lafzı kinayedir. ancak hastalık veya ezâ verecek haller müstesna kılınmış. Sanki Kur'ân'da zikri geçen “Menn” lafzı geniş bir mânâ ifade etmiyormuş da. Hâtim’in geç Müslüman oluşu. tahsis ederek açıklayabiliyordu. Hz. Peygamber bu hadisinde belirlemektedir. Peygamberin. Onun siyah ve beyaz ipleri yastığın altına koymasını imâ ederek. zahirde hakaret edercesine bir muamelede bulunması. bu kelimenin insan gayreti gerektirmeden yetişen her şeye teşmil edilebileceğini.bunu ikindiye tahsis etmesinin sebebi. ifade etmektedir. bu örnekte. bu haberden sonra Sehl b. sonradan nazil olan. Bunun böyle olduğunu Kâdi lyâd (ö. yani hudây-ı nâbit olarak yetişen nimetlere bu lafzın ıtlak edilebileceğini ifade etmiş oluyor. bunları birbirinden ayırt edinceye kadar imsak yapmazlardı. bundan evvel bazı kimseler oruç tutmak istediklerinde biri beyaz biri siyah iki iplik alır. bu hâdisenin onun Müslüman olmaya geldiği günlerde meydana geldiğini anlıyoruz. sulamak gibi zahmet ve yorgunluklara ihtiyaç göstermeden. Netice olarak şöyle söyleyebiliriz: Hz. demiştir. yorgunluk ve zahmet çektirmeden verdiği nimetler manasına geldiğini söyler[144]. Halbuki “Menn” lafzının Arap dilindeki durumu incelenecek olursa onun “İhsan” ve “in'âm” mânâlarında kullanıldığı görülür[143]. kendi kendine yetişmesi bakımından “Menn”e benzetildiğini ifade etmiştir. Hz. daha geniş mânâsı ile emek karşılığı olmadan Allah'ın verdiği her nimete ıtlak olunmaktadır. Sa'd vasıtasıyla gelen bir haberde ise lafzının sonradan nazil olduğu rivayet edilmiş. gecenin siyahlığını ve gündüzün beyazlığını yastığının altına koyduğuna göre. ezZeccâc. Buhâri’nin Sahih’inde. bir fıkhî meseleyi beyan ve tatbik etmektedir. Oruç. Örnek 3:[142] Bu haberde Hz. Peygamber’in henüz yeni Müslüman olmuş bir şahsa. Hz. senin yastığın çok geniş bir yastık olmalı ve tabi olarak o muazzam yastığa da büyük bir kafanın lâyık olacağına işaret edilmiş olsa gerektir. Hz. Hâtim'e verdiği cevapta. Müfessirler bu kelimenin tefsirinde o kadar ihtilaf etmişler ki[146]. Peygamber mantarı. Peygamber de. Kur'ân'da müphem olan ve genişlik ifade eden bazı âyetleri. onun yardıma muhtaç olmadan. söylemiş oldukları şeylerin hepsini “Menn” lafzı ihata etmektedir.[151] Netice oiarak. Peygamber. bunun için de oruç.

Vakıa Sûresi’nin 34. o. iyi kimselerin cennette nail olacakları nimetlerin ağaçlar. artık ölüm yoktur. Yukarıdaki haberde Ebû Sa'id el-Hudrî Hz. sıkıntılı bir bekleyişin ne demek olduğunu dünya hayatında bile tadabiliriz. âhiret mesuliyetinden kurtulmuş demektir. onları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar” ayetini okumuş ve eliyle de dünyaya işaret etmiştir. Kur'ân. ben onu bağışlayayım? Yedi kereye kadar mı? İsâ Ona dedi: “Sana yedi kereye kadar değil. Ey cennet ehlî. denilmektedir. sözüme kulak verin. Eğer Kain’in yedi kere öcü alınacaksa. çokluk içindir. Müteakiben koç suretindeki ölümün kesilmesi emrolunur ve kesilir. bazı hakikatleri kafalara iyice yerleştirmek için onları. yedi kat gök ve yerden bahsedilir. onu dinleyenler anlatılan hadisleri bir temsili seyreder gibi canlı ve hareketli olarak seyretmiş ve adeta onu yaşamışlardır. hakikati muhatablarına en iyi anlatacak şekilde nazil olmuştur. diğer bütün beşer için de azlık veya çokluk mânâsı ifade etmektedir. sizler bunu tanıyor musunuz? denilir. Cennet ile cehennem arasında durdurulur. Kur'ân. Meselâ. cehennem'de ebedî yaşayacaksınız. Bunlar mutlak olarak yedi adet tabaka mı demektir? Yoksa birçokluğu ifade için mi kullanılmıştır. Hz. Ey Ada ve Tsilla. sesimi dinleyin. Onun için. Sâmî kavimlerde olduğu gibi. Peygamber. Nefsimi yed'i kudretinde tutan Allah'a yemin ederim ki. Bu gibi miktarlar bizzat Kur'ân'ın kendi bünyesinde de geçmektedir. Sonra Ey cehennem Ehlî. Sonra. kolaylık veya zorluğunu ifade etmek için bu gibi miktarları kullanmıştır. alaca bir koç suretinde getirilir. “Ey Muhammed. Peygamber de aynı usulle hareket ederek canlı tavsiyeler yapmış. Keza İncil'de “O zaman Petrus gelip İsa'ya dedi: Ya Râb. Peygamberden naklen şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet günü. Peygamber. Ekseriya Kur'ân'da. Bu gibi tasvir ve temsillerin tefsir yönünden de önemi büyüktür. ayeti nazil olduğunda. Bunlar Arap içtimâi hayatının ve akliyatının dâima arzu ettiği şeylerdir. Allah'ın elçisi. Peygamber’in tefsir izahları bazen lügat yönüne yönelir. cennet'te ebedî yaşıyacaksınız. Hz. buradaki sayılar çokluk ifade etmektedir.” Burada Hz. Bu rakamlar. vicdanen müsterih. Birçok âyet. kardeşim bana karşı kaç defa günah işlerse. [154] Bu âyetlerde geçen sene ve günlerin ne kadar bir müddet ifade ettiği belirtilmemiştir. Bu ifadeden anlaşılıyor ki. O halde gerek Kur'ân'da ve gerekse hadislerde geçen rakamların ekserisi kesretten kinaye olarak kullanılmıştır. ölümdür derler. artık ölüm yoktur. Ey Lâmekin karıları.Allah Teâla. Meselâ. gölgeler. ona bakarlar ve evet onu tanıyoruz. Örnek 7:[158] Kur'ân-ı Kerim. Meryem Sûresi’nin 39. Netice olarak. Fakat Peygamber devrindeki lügavî . bir şeyin az veya çokluğunu. mücerretlikten çıkarıp somutlaştırmakta ve muhatabın muhayyilesinde ve gözünün önünde asılı duran canlı bir tablo haline getirmektedir. insanoğlunun dâima maruz kalacağı gaflet âleminin bu dünyada olacağını anlatılmakta ve gözlerimiz önüne canlı bir tablo serilmektedir. Bundan sonra Ey cennet ehlî. Bunlardan anlaşıldığına göre. Bazen de bu rakamların psikolojik bir mânâ ifade ettiğini görmekteyiz. Hz. Çünkü beni yaraladığı için bir adamı ve beni berelediği için bir genci öldürdüm. bu ne uzun günmüş diye bir hayret ifadesi gösterilince. dünyadaki vazifesini lâyıkıyle yaptığına kani olan insan. Peygamber cennetteki yatağin yüksekliğini. fakat yetmiş kereye kadar diyorum”[156]. diye buyurmuşlardır[157]. Arapların psikolojik hallerini de nazarı dikkate almakta ve onları tatmin etmektedir. bu mesafenin de 500 seneye tekabül ettiğini söylemektedir. bu müddetin miktarı Mü’min için dünyada kıldığı bir farz namazı vakti kadardır. o. ölümdür derler. âyetinde. Ve Ey cehennem Ehlî. Peygamber’in işaretiyle. o âlem sevinç ve sürür âlemidir. bunlar sayesinde açıklığa kavuşur. Bunun aksini düşünecek olursak. denilir. Lâmek’in de yetmiş yedi kerre alınacaktır”[155].” Bu sözlerden sonra. Cennetlikler boyunlarını uzatıp. Burada Hz. Onlar da boyunlarını uzatıp bakarlar ve evet onu tanıyoruz. Araplar arasında herşeyi maddiyatla ölçme anlayışını tatmin etmek. Kanaatimce bu. sizler bunu tanıyor musunuz? diye sorulur. yer ile gök arasındaki kadar bir mesafe olduğunu. Ve o âlemde geçirdiği müddet onun için çok kısadır. Bu hususta Tevrat ve İncillerde de misaller vardır: “Ve Lâmek karılarına dedi. sular. ölüm. Örnek 8:[159] Hz. halâ gaflet içinde bulunanları ve halâ inanmayanları. meyvalar ve döşekler olduğunu anlatmaktadır.

tarlanıza istediğiniz gibi gelin” âyetini okudu ve (ilave ederek) “Ama tek yerden. Peygamberin bu haberinde de mutlak olanı. âyetinde umumi olarak zina eden kadınla erkekten herbirine 100 değnek vurulması emrolunmuşken. Bu hususta misalleri çoğaltmak mümkündür. el-Âss. durumu Hz. tek yerden” sözleriyle ıtlakı takyid etmiştir.izah. Kadın gelince. Bakara Sûresi’nin 223. teferruata girmeden sual soranın durumuna göre. âyetteki düğüm noktası olan “Zulm” kelimesine açıklık getirmek suretiyle âyetin manasını beyân etmiş ve sahabenin yanlış bir anlayışa düşmesini önlemiştir. ona haber gönder (gelsin) dedi. o. Sonra makam-ı İbrahim'e geçti ve hemen “İbrahim’in makamını namaz yeri edinin” [165]âyetini okudu. Allah'ın elçisi ona. Peygamber bir haberi ile âyetteki umumiliği tahsis ederek “Allah zina edenler hakkında yol gösterdi (hükmünü bildirdi). Peygamber âyeti kerîmeyi amelî olarak tefsir etmektedir. Diğer bir haberde ise. Yukarıdaki örnekte de Bakara Sûresi’nin 143. âyetinde “Size ölü. takyid ettiğini görmekteyiz. Peygamber.. Nitekim hac menasikini anlatan uzun hadisin bir yerinde Câbir b. O. Bu tatbikattan. Böylece metindeki düğüm noktası çözülmüş olurdu. Peygamber. Hz. “Kadınlar sizin tarlanızdır. Evli olup zina edenler değnekle döğülüp sonra recmolunurlar. Meselâ. Hz. Abdillah. âyetin muhtevası sahabeye ağır gelmiş ve Hz. Peygamber'e şöyle demişlerdi: “Ey Allah'ın Resulü. hicri yılda Müslümanların başında bulunan Amr. daha sonraki müfessirlerin lugavi izahları gibi değildir. Zâtu's-Selâsil gazvesinin cereyan ettiği 7. Üç defa koşar adımlarla. Buharinin Sahihinde İbn Mes'ud tarafından nakledilen bu haberde. Peygamber de onlara cevap olarak. âyetlerde emredilen hususları. Peygaber’in hanımı Ümmü Seleme diyor ki: “Adamın biri bir kadınla evlenmiş ve onu arka üstü yatırmak istemiş. haram kılındı” şeklinde umumi olarak verilen bir hükmü tahsis etmekte ve denizin ölüsünün helâl olduğunu belirtmektedir. Ümmü Seleme'de Allah'ın elçisine nakledince. Enam Sûresi’nin 82. Mâide Sûresi’nin 3. kanlardan da. bizzat uygulayarak gösterir ve o âyetlerden İlâhî muradın ne olduğunu açıklardı.” âyetindeki çeşitli manalara gelebilen “vasat” kelimesinin burada “adl” manasında olduğunu söylemiştir. Siz Hz. Peygamber'e anlatmışlar. Peygamber.. Örnek 12:[164] Bu haberde Hz. fakat sıhhatinden endişe ederek yıkanmamış. Kadın gelip bu durumu bana anlattı. dört defa yürüyüşle tavaf yaptı.” Kısaca burada Hz. Aynı zamanda âyet meseleyi edebî bir üslûbla açıklığa kavuşturmuştur. âyette zikri geçen zulmün “şirk” anlamında olduğunu beyân etmiştir. Bu şekil izah tarzına. Peygamber'den naklen şöyle demektedir: “Nihayet onunla birlikte Allah'ın evine geldik. en kısa yoldan mananın anlaşılmasını hedef alır. Peygamber’in bir âyeti takriri olarak beyânı diyebiliriz. Aynı zamanda bu tatbikattan “Makam-ı İbrahim’in neresi olduğunu da öğrenmiş oluyoruz.. Peygamber. Haceri esvedi istilâm etti. domuz eti. kadın ise reddetmiş ve Allah'ın elçisine sormadıkça buna izin vermem” demişti. Amr . kan. âyetinde geçen “Zulm” kelimesinin anlamını vermektedir. yine aynı âyetin tahsisi mahiyetinde ölülerden balık ile çekirgenin. kastedilen şey değildir. Medine'ye döndüklerinde. Hz. En'âm Sûresi’nin bu âyeti nazil olduğu zaman. Keza yine Kur'ân'da Nûr Sûresi’nin 2. “Böylece sizi insanlara şâhid ve örnek olmanız için vasat bir ümmet yaptık. Makamı kendisi ile Beyt arasına alarak iki rek'at namaz kıldı”. Örnek 11:[163] Hz. Peygamber de size şâhiddir. Örnek 13:[166] Az da olsa bazen bir âyetin tefsirinde Allah'ın Elçisi huzurunda sahabeden birinin izahı üzerine. yukarıda verdiğimiz örnekte. kim nefsine zulmetmez? Hz. soğuk bir gecede ihtilam olmuş. ciğer ile dalağın helal kılındığını ifade etmektedir. bu izahı kabul ettiğine dâir misallere rastlayabilmekteyiz.. âyette kasdedilmiş şeyin veya muradı İlâhinin ne olduğunu anlamış oluyoruz. b. onun sükût ederek. Bekâr olanlar ise değnekle döğülüp sonra da sürülürler” buyurmuşlardır[162]. teyemmüm etmek suretiyle arkadaşlarına sabah namazı kıldırmıştır. Lokman'ın oğlu için “Doğrusu Allah'a eş koşmak büyük bir zulümdür” dediğini işitmediniz mi? demek suretiyle. Hz. Hz.. o da: “Arkadaşlarına cünûb olarak namaz mı kıldırdın?” deyince. Örnek 10:[161] Bu haberde Hz. Genellikle Hz. Örnek 9:[160] Bu haberde.

mızrak ve kılıçla idi. bu iki parmak arasındaki fark ne kadar kısa ise. demek istiyordu. Peygamber Enfal Sûresi’nin 60. Hz. Allah. Hz. kuvvet sayılabilecek her türlü âletleri. Meseleyi Peygamber’in ağzından işitmiş olurdu. Hz. Hz. Peygamber’in “Şehadet parmağı ile yanındaki orta parmağını işaret ederek “Ben kıyamet günü ile böyle yanyana gönderildim” dediğini gördüm”[172] demiştir. o kadar kısa bir zamanda meydana gelir diyerek işaret etmiştir. Kur'ân'dan herhangi bir şeyin ne olduğunu sorar ve yine o hususu kendisi izah ederdi. ok. Hz. Harplerde atmak her zaman için muteberdir. Yalnız zamanla atılacak silâhın cinsi değişecektir. Taberi bu âyeti tefsir ederken. bunun kıyameti yalanlıyanların. Hz. Hz. Hz Peygamber’in Kur'ân'dan izah etmek istediği bir hususu işaretle tatbikî olarak yaptığına dâir misalleri çoğaltabiliriz. liman ismi olarak da kullanılır. Geminin demir atarak durdurulması gibi. Peygamberin âyetleri takriri olarak açıklamasının güzel bir örneğidir. hem de “Ne zaman” suallerinin cevabını vermiş oluyordu. Peygamber. âyetin delaletiyle. . senin kıyamet dediğin şey ne zaman? Suallerine karşı vâki olsa gerektir. Hz. işaretin kime karşı ve nerede yapıldığı anlaşılmıyorsa da. Örnek 15:[171] Sehl b. “Irsa” Kelimesi lugatta sabit manasına gelmektedir. Yani Allah Teâla arzda öyle haller ihdas eder ki. münteha manasına gelir. bir şeyi sabit kılıp durdurmak demektir. Ben de teyemmüm ettim ve arkadaşlarıma namaz kıldırdım” dedi.[173] İsmi mekan ve ismi zaman olarak. Peygamber Ay'a bakıyor ve onun bir bulut içerisine girdiğini görerek. Bu kelime. demektedir[180]. ve sonra da[176] âyetini okumuştur. Bu kelimenin anlamı arzın. şüphesiz Allah sizleri esirgeyendir” [167]âyetini hatırladım. Hz. Hz. Bu hususta misaller pek çoktur. kendisinin ve bizim düşmanlarımızı korkutmamız için silâh ve at nevinden. Peygamber iki parmağı birbirine yanaştırmakla. bu Allah'ın yoludur. tefsirinde[169] arzın tahdis ve ihyası mecazdır. kıyamet de gemi misâli bu âleme mutlaka yanaşacaktır. kendi üzerinde bulunan erkek ve kadınlardan herbirinin şöyle şöyle yaptıklarını tadat etmesidir. Netice olarak. düşmana karşı dâima zamanın icab ettirdiği silâhlarla mücehhez olmamızı bu âyetin beyân ettiğini işaret etmektedir. Zelzele Sûresi’nin 4. Bu işaretle Hz Peygamber. Hem “Mursâhâ” kelimesinin izahını. Hz. Hz. Örnek 14:[168] Bu hadiste.“Ey Allah'ın Elçisi ben çok soğuk bir gecede ihtilam oldum. Allah ve Rasûlü bunu en iyi bilir. Hz. Peygamber yere bir çizgi çizmiş. Meselâ. ikinci mesele ise onun ne zaman vuku bulacağıdır ki. “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir” demekle. Bu haber. lügatte. onlar lisân-ı hal ile tahdis makamına kâim olur. Haberden. şunun şerrinden Allah'a sığın” diyordu[175]. zayıfın zıddıdır[179]. nasıl ki geminin en nihayet yanaşacağı yer liman ise. ez-Zemahşeri. sahabe. Ey Âişe. Peygamber zamanında harpler. âyetinde geçen “Ahbareha” kelimesinin manasının ne olduğunu sorduğunda. dedikten sonra.[174] “Bu karanlık çöktüğü zamandır. yıkanırsam helak olacağımdan korktum. Netice olarak. düşmanlara karşı kuvvetlenmeye sebep olacak her şeye bu lafız ıtlak edilebilmektedir. bu da. âyeti olan izahı mahiyetindedir. o ahvale bakarlar da onun niçin zelzeleye tutulduğunu ve niçin ölüleri dışarı attığını bilir ve bu hâdiselerin Peygamberlerin inzâr ve tahzîr edip durdukları şeyler olduğunu anlarlar” demektedir. ona da. Peygamber de 'atmakla bunları kastetmişti. sahabe. Peygamber'e hürmeten. demiştir. Bunun üzerine Allah'ın Elçisi güldü ve bir şey söylemedi”. Hatta ne oluyor buna diyenler. Kuvvet. Yine İbn Mes'ud'dan rivayete göre. Hz. Bu haber Nâziât Sûresi’nin 42. Sa'd. Dağlara revâsî denmesi de bu manaya uymaktadır. Bundan dolayı. bunlarda müteferrik yollardır demiş. Peygamber muhataplarına. bunun mecazdan ziyade. Fakat Hz. Bu ifadeden anlaşılıyor ki. demiştir. Sonra bu çizginin sağına ve soluna başka çizgiler çizmiş. Peygamber. bir hakikat olduğunu ifade etmektedir[170]. Aişe'den rivayet edilen bir haberde. Peygamber bu kelimeyi açıklamıştır. âyetindeki “Kuvvet” kelimesinin manasını “Atmakla izah etmiştir. kudretimiz nisbetinde hazırlamamızı emrediyor. fiilî olarak veya işaretler yapmak suretiyle anlatıyordu. Peygamber izah etmek istediği şeyi. Peygamber’in buradaki haberi.[177] Örnek 16:[178] Bu haberde. Aziz ve Celil olan Allah'ın “Kendi kendinizi öldürmeyin. onun sorduğu soruyu.

muhtelif hadis mecmualarında. onun tefsiri ahkâmı beyân. Hadis mecmualarındaki muhtelif fıkıh babları ve Kitabu't-Tefsir kısımlarındaki hadislerden anlaşıldığına göre. Kısacası. sonraki tefsirlerde aranacak olan teferruat yoktur. Zira böyle bir şey onun ruhuna muhalif olurdu. Peygamber susması icâb eden yerde susar. ihtiyaçtan fazla laf etmez. Onlar derin akâid meseleleri üzerinde düşünmeye lüzum görmemiş. Her ne kadar anlayış ve idrakte farklılıklar olsa da. Peygamber’in gerekli bulduğu tefsir ameliyesi. onun vermiş olduğu cevapların mahiyetidir. Hz. Allah'ın muradını beyan vardır. Sünnet. Peygamber'e sual soran şahıslar. Müteahhirunun tefsir anlayışında. Nitekim o. elbette onun lisanını en fasih ve en beliğ kılması icâb ederdi. bu farklılıklar tabiî olarak ilmî derecelerinden ve aklî mevhibelerinden ileri gelmekte idi. muhataplarının suallerini veya kendisinin izaha muhtaç gördüğünü. Kur'ân-ı Kerîm'de de bu ifade şekli mevcuttu. Zira aynı ibareyi biri hatip. beyân ve bedi bakımından en yücesi olan Kur'ân nazil olmuştu. muhatap hatip olanınkini izaha lüzum görmeden anlar. Hz. mekân ve muhataplarının durumuna göre. bu hususta en salahiyetli zât olan Hz. konuşma yönünden Arabın fasihlerindendi. müteabhirûn indinde maruf olan tefsir gibi değildir. Hz. şeriat ve ahkâmda. Müslüman veya gayrı müslim olabilirlerdi. Bu iş. onun söz ve hükümleri dağınık olabilir. bütün manayı cem edecek şekilde beliğ konuşur. Bir peygamber olarak zaman. İslâmiyet’in kendisine olan emridir. müşkili tavzih eder. ya muhatapları tarafından bir suale maruz kalması veya kendisi tebyinle vazifeli olduğundan. Arab dili yazı ile pek işlenmediğinden cümleler kısa ve mânâlar çok genişti. Şunu bilmek gerekir ki. Hz. mekârimi ahlakı şerh ve ona teşviktir. Kur'ân'ın ilk muhatapları. diğerininkini anlayamaz. Peygamber’in Kur'ân'ı tefsir ettiğini. O. onun tefsirde takip ettiği yol. hatta onların lehçe özelliğini kullanmak suretiyle cevaplandırırdı. Peygamberin tefsir örneklerinden anlaşılıyor ki. dinî bakımdan izah etmiş. sünnet. Böyle bir kitabı ona müyesser kılan Allah'ın. O. Hz. nâsih ve mensûhunu beyân eder. Hz. Peygamberin sünneti olduğunu söylemiştik. sonra da yine kendisinin cevap vermesi veyahut hiç sual sormadan izahta bulunması. âyetteki kelime manalarını değil. lafızlarını uzatmazdı. O ancak . Bu gibi ibarelerde hatibin rolü çok mühimdir. Kur'ân'da hakkında hüküm bulunmayan veya Kur'ân'ın sükût ettiği bir meselede hükme delâlet eder. onun için peygamberlik vazifesinin gereğidir. O bir beşer olarak muhataplarını nasıl anlayacakları bir dilie ikna etti ise. bir peygamber olarak da. Kur'ân'da gelen bir hususu. Hz. mutlak ve mukayyedini. Halbuki Hz. Hz. Peygamber.c. Fakat Hz. Peygamber. Peygamber’in. âyetin bütün olarak manasını öğretmekti. onun niyet ve maksadını anlayabiliyorlardı. Hz. o vakit için anlaşılması güç olan bazı kelâm meselelerini. Eğer bu hususları geniş olarak anlatmış olsaydı. Peygamber'i Kur'ân tefsirine sevkeden en mühim âmil. Peygamber. öyle yetiştirilmişti. mutlakı takyid. Zira o zaman için kelime manası maksadı hâsıl etmezdi. Kur'ân'ın Kur'ân ile tefsirinden sonra. tebyin ve tebliğle mükelleftir.Hazreti Peygamberin Tefsirdeki Metodu Kur'ân-ı Kerîm’in Arap dili ve bu dilin belagat üslûbu ile nazil olduğunda şüphe yoktur. Bizim için burada mühim olan nokta. Hz. okuma ve yazma da bilmezdi. lugât. onların anlayabileceği bir dille. konuşmasında lüzumsuz fazlalıklar bulunmazdı. Çünkü ona Arap edebiyatının meâni. belagat ve bunun gibi daha pek çok hususlar aranır. Peygamber’in tefsirinde. müphem. O zamanda imân kuvveti hâkim olduğundan. kendi kültür seviyeleri nisbetinde anlayabilmiş. muhataplarına çok basit olarak anlatması veya onlardan hiç bahsetmemesi gerekiyordu. anlayamadıkları kısımları. yâni ümmî idi. Peygamberler ne hikmetler savuran bir filozof ne de programla ders veren bir öğretmendir. sağlam imanları onları bu gibi tekellüften kurtarmıştı. Peygamber’in yaptığı tefsir. Onda. icâb eden yeri açıklamasıyla oluyordu. Yine sünnet. ammı tahsis. Zamanının icâbatı olarak. Yukarıda takdim ettiğimiz ve daha pek çok örneği bulunan Hz. onlar indinde lugât yönünden malum olan bazı tâbirleri. onların akliyatına uyacak şekilde temsil tariki ile anlatmıştır. Peygamber'e sormuşlardı. Kur'ân'ın umumunu ve hususunu. İslâm'da fikir hürriyeti dondurulmuş olurdu. müşkil ve kapalı olan noktalan açıklamış olurdu. diğeri hatip olmayan iki kişi söylese. icâb eden yerde muhataba âyette geçen şeyin ne olduğunu sorması. konuşması esnasında hareket ve mimikleriyle. Kur'ân'ın en mühim tefsir kaynağının Hz. muhataplarını ikna ve tatmin edecek şekilde. mücmeli beyân. Yukarıda verdiğimiz Hz. Peygamber’in tefsir örneklerinden de anlaşılacağı üzere. Daha doğrusu herkes onu. İslâmiyet böyle bir şeyi asla isteyemezdi. Peygamber açıklanması gereken Kur'ân'ın muhtelif âyetlerini veya sahabenin anlayamadıkları kısımları beyan etmiştir. kendisine kadar ulaşan isnadlarla gelen rivayetlerden öğrenmekteyiz. ona uygun olarak te'kid.

sahabe için tefsirin dört kaynağı bulunduğunu göreceğiz: .Cehaleti sebebiyle hiç kimsenin özür dileyemeyeceği. Çünkü kelime bilgisi. bazen geniş bir anlamı tahdid. Bu gibi âyetleri anlamak da Allah Teâla'nın tevfiki ile olur. Kur'ân'a tâbi olmada. diyemeyiz. İslâm âlimlerinden bazıları ise. Kur'ân'ın manalarından birçok şeyleri ashabı için beyân etti. müşkili tavzih etme ve ayeti amelî ve takrirî olarak açıklama şeklinde.Âlimlerin bileceği. Peygamber mutlak olarak Kur'ân'ı tefsir etmekten çekinirdi. Âişe'den rivayetle “Allah'ın Elçisi. Kur'ân'ın bütün manalarını. mutlakı takyid. vaktini ve nevilerini ve hac menâsikini açıklaması gibi.SAHABE DEVRİNDE TEFSİR 1. lafızlarını ashabı için beyân ettiği. tasvir ve tavsif. demektedir[182]. Zira Allah Teâla Kur'ân'daki bazı manaları kendine tahsis etti. bazen beyân ve tatbik. zekâtın miktarını. hususî olmuş olurdu. geneli için tahsisi. Peygamber'den işitilen bu tefsir haberleri sahabe arasında nakledilirdi. görüşündedirler. tefsir faaliyeti devam etmiştir. mugayyabat ve buna mümasil olan âyetlerin tefsiri hususundadır. bazılarını ise. bazen kelimenin Arap dilindeki anlamını te'yid. Eğer bu âyetten husûsî bir mana anlaşılmış olsaydı. Peygamberin yapmış olduğu tefsirin miktarı hususunda âlimler ihtilaf etmişlerdir. sahih hadis mecmualarının şahadet ettiği gibi. bazen dil. bu hadisin manası mücmel. Peygamber’in vefatından sonra. Peygamberin yapmış olduğu tefsirin azlığına işaret edilebilir. dâima Hz.Ana dilleri olması sebebiyle Arapların bildiği. 4. O ancak Cibril’in kendisine beyân ettiği nisbette tefsir ederdi. Fakat onlar her şeyi soramamışlar. Yoksa bu hadise göre. Hz. gazvede ve cihad'da ve her yerde beyân etmiş olduğundan. sahabenin. Zira o zaman “Sana da. Peygamberin. Peygamber’in namaz vakitlerini. Kur'ân'ın manalarına dalmamaları ve onu tefsir etmemeleri icâb ederdi. Hz. Peygamber hem bir beşer hem de bir peygamber olarak. Hz. bazen intibaha davet ve muhatabın psikolojik durumundan istifade etmek suretiyle tefsir etmiştir. rek'atların adedini. maaniyi bilmekten daha aşağıdır. 3. 543/1148). Bazılarını âlimler bildi. harpde ve sulhde. Kur'ân'ın emirlerini tatbikte tâbi olunacak en iyi kişi idi. bazen şahısların durumunu ve o zamanki edebî sanatları izah. âyette Allah Teâla'nın neyi murad ettiğini belirtmiştir. cehaletleri yüzünden hiç kimsenin özür ileri süremeyeceği şekilde açıktır. Zaten Hz. Buna rağmen. mücmel ve müphemi beyân. remz ve işaret. Hz. onun bu açıklamaları tefsir hareketinde en mühim kaynak olmuştur. Peygamber. Şühpe yoktur ki. B. Allah Elçisinin beyânını öğrenmek için ona koşuyorlardı. Ama Kur'ân'ın bütününü açıklamadı. insanlara gönderileni açıklayasın diye Kur'ân'ı indirdik. Hz. Peygamber. bu âyetlerle âmel etme hususunda müsabakalar yapıyorlardı. Allah'ın kitabında Cibril’in ona öğrettiği miktarda tefsir ederdi”[181] denilmektedir. muhataplarını ikna etme yolunu takip etmiş. Zaten İbn Abbas da “Tefsir dört vecih üzerinedir: 1. Araplar diline âşinâ olmaları sebebiyle anlayabildiler.[184] Her iki grup da görüşlerini teyid etmek için pek çok deliller getirmişlerdir[185]. bazen temsil. sahabeye Kur'ân’ın manalarını ve hedefini. aklî seviyeleri ve amelî hayat ihtiyaçları. mutlak için takyidi öğrenmek hususunda.Allah'tan gayrı kimsenin bilemeyeceği tefsir” demektedir. Âişe’nin “Onun ahlâkı Kur'ân'dı”[187] sözü. seferde ve ikamette.manalar için murad olunurdu. Hz. Allah'ın Elçisi. Bu konuda İbn Atiyye (ö. Bu bakımdan Hz. Kur'ân'ın mücmel olan hususlarını ve müşkillerini tavzih. Hangi nevi tefsir olursa olsun onun tefsirinden müstağni kalamaz[188]. Sahabe de Kur'ân'ın manalarını yaşıyor ve âyetlerin yenilerini ezberlemeden önce. aklî muhteva. Belki düşünürler”[183] âyeti umûmî değil. Bunları bazen geneli tahsis. fakat bu hareketlerin sebepleri izah edilerek. Peygamber’in Kur'ân'ı tatbik şekli göz önünde tutuluyordu. ilk devirde tefsir faaliyetlerini durdurmaya matuf hareketler zuhur etmiş.Bu Devirdeki Tefsir Kaynakları Hz. amelî hayat ihtiyaçları için. 2.[186] İlk devirdeki dini korku. Hakikat şudur ki. sorma lüzumunu hissettirmem işti. Halbuki pek çok sahabe tefsirle meşgul olmuştur. Bazıları da. onun tefsirine olan ihtiyacı gösterir. Hz. Hz.

Maide Sûresi’nin 3. Peygamber’in Kur'ân'ın manasını mücmel ve mufassal olarak bildiğini söyleyebiliriz. şüphesiz ihtilaflı ve hatta tehlikeli bir mesele ise de. Burada konunun derinliğine girmeden bazı hususuları hatırlatmakta fayda mülahaza etmekteyiz. Bazıları kuvvetli bir anlayış ve ileri bir görüşe sahip iken. Kıyâme Sûresi’nin 17-19. Peygamber'den bir haberin bulunup bulunmadığını araştırarak yaparlardı. Hz. din olarak sizin için İslâmiyeti seçtim” âyeti nazil olduğunda. anlaşılmasında müşkilat çekilen âyetleri anlamada. o meselenin hallini Kur'ân'a başvurarak veya bu konuda Hz. Arap dili ve İslâm'ın zuhuru esnasındaki Yahudi ve Hıristiyanların durumu hakkındaki bilgileri genellikle kendi idrak ve anlayışlarına dayanırdı. fakat bu âyeti işiten Hz. Ömer .Diğer İlâhî kitaplar ve Ehl-İ Kitab'a müracaat. Mesela. Peygamber devrinde tefsirin kaynaklarından bahsederken bu konuya temas etmiştik. b. artık başka bir kaynağa müracaat etmeye lüzum yoktur. Peygamber sağ iken.İctihad ve re'y. nüzul sebebleri gibi faydalı bilgilere sahip olduğunu unutmamak gerekir. O gün buyruk. Bazen Kur'ân'da bir mesele. Kur'ân'da bir mesele inceleneceği zaman o mesele ile ilgili bütün âyetler üzerinde durulmalıdır. sahabenin de tefsir ilminde ilk kaynağı Kur'ân'ın bizzat kendisi olacaktır. Peygamber’in vefatından sonra. Hz. aralarında bir ihtilaf bahis konusu olmazdı. b. âyetlerin anlaşılmasına yardımcı olacak.Kur'ân-ı Kerîm. Buradan da Kur'ân'ın Kur'ân ile tefsir edildiği neticesine varıyoruz. Her devirde olduğu gibi. Eğer her iki kaynakta bir şey bulamazlarsa ictihâd ve re'ylerine müracaat ederlerdi.Kurân-ı Kerîm Hz. Bu konuda benzer misaller çoktur. umum ve husus ifade edenler olduğu gibi. usûl ıstılahınca isimlendirilen daha pek çok çeşit ayet vardır. Peygamber Kur'ân'ın tefsiri için ikinci kaynağın Hz. Mesela “Din gününün yegane sahibi”[189] âyeti. Hz. Biz onu (Cebrâile) okuttuğumuz zaman. öyle bir gündür ki.Hz. onun okumasını dinle. Yine Kur'ân'da âyetler arasında mutlak ve mukayyetler. c. Bundan dolayı. Kur'ân'dan manası kapalı olan âyetlerin tefsiri hususunda sahabe arasında bir ihtilafın olması mümkün değildi. yalnız Allah'ındır” ifadesiyle açıklığa kavuşmuştur. a. Arapların örf ve adetleri. Hz. aynı mesele başka bir yerde daha açık olarak anlatılmaktadır.Hz. Eğer bir meselenin halli bu şekilde mümkün oluyorsa. hiç kimse kimseye fayda sağlamaz. İçtihad yolu ile yapılan Kur'ân tefsirinde sahabe birbirinden çok farklı idi. artık kendi anlayış ve kabiliyetlerinin ölçüsü rol oynayacaktı. bir mesele ile karşılaşıp müşkil durumda kaldıkları zaman. âyetleri olan “O din günü nedir? Sana hangi şey öğretti? O. d. bir yerde mücmel olarak ifade ve beyân edilirken. Peygamber’in tefsir ilmindeki yerini. Böyle bir durumda bazı ihtilafların meydana gelmesi tabiidir. c. Daha evvel Hz. tefsirinin önemini ve bazı tefsir örneklerini vermiştik. Peygamber olduğunu daha önce incelemiştik. Kıraatında ihtilafa düştükleri ve manaları anlaşılmayan âyetlerin açıklanmasını Allah Elçisinden sorarlardı. Sonra onu sana açıklamak bize düşer” ifadesinden. Sahabenin. İnfitâr Sûresi’nin 17-19. Peygaberden aldıkları cevaplarla mutmain olur.İctihâd Ve Re'y Sahabe. sahabenin dil bilgisi yanında. Peygamber. âyetlerindeki “Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutmak bize düşer. bunu mücerret bir haber kabul eden pek çok sahabe sevinmiş. bazıları o seviyeye ulaşamamışlardı. “Bugün size dininizi kemâle erdirdim.a. üzerinize olan nimetimi tamamladım. [190] Bu bilgilerle ve bilhassa sadece dil bilgisi ile Kur'ân'ın tefsirinin yapılması.

Sahabenin bazısı. buyurmaktadır. 2. Peygamber’in bu âlemden göçmesinin yaklaştığını anlamıştı. İslâm inancı ile karşılaştırılmak suretiyle ince bir süzgeçten geçirilir. d. Bunlardan alınan bilgiler genellikle. vakıa ve hadiselere uygun olarak ve farz olan dinî vazifeleri anlatarak cümle cümle. hâdiselerle hükümler arasında münasebet kurabilmeleri idi. O çağlarda Arapların herbiri. bu kaynağı açıklayıcı mahiyette olacaktır. Tevrat ve İnciller tahrife uğramış olduklarından. İslâm'a girmiş bulunan Ehl-i Kitab'a sormayı âdet edinmişlerdi. nüzû! sebeblerine vâkıf olmaları idi. Kısacası. O'nu umumî olarak anlayabiliyorlardı. hâdise ve sebebleri müşahede edip. Hz.“Kemalden sonra ancak noksanlık gelir” demiş ve kendini tutamayıp ağlamıştı. Zira Allah Teâla “Kendilerine apaçık anlatabilsin diye. Peygamber’in muhatabı olan bu muhterem zevatı tefsir sahasında iki husus yüceltiyordu. Bunlar daha ziyade. aklî delillere ve aklî düşünceye ihtiyaçları yoktu. onlar Kur'ân'la karşı karşıya kalmışlardı. ikincisi ise. Bununla beraber aralarında anlayış ve idrak farkları olması tabiî idi. kendi dil ve üslûbiarı ile nazil olmuş olan Kur'ân'ı anlayışları aynı olamazdı. Sahabenin. sahabe devrinin sonu ve tabiiler devrinde tefsir hareketinde bilhassa olumsuz yönü ile etkili olacaktır. Sahabenin topladığı bilgi malzemesi ve âdetlere vukufları bakımından anlayışları başka başka olabilirdi. muhataplarını İslâm'a davet için gelmiştir. Ömer. ülke olarak da genişlemekte idi. “Kur'ân Arap dili üslûbu ile nazil olmuş. dil ve kültür bakımından çeşitli kimseler katılmakta idi. Bazısı bazısından daha cesur.Sahabenin Tefsir İlmindeki Yeri Hz. Kısacası. bütün sahabenin Kur'ân'ı. Peygamber vefat edince feyz kaynakları kesilmiş. bazısı daha kerîm. bunun dışındakileri terkediyorlardı. âyetlerin. Hz. Te'sir ve müteessir olma kaidesi her yerde insanlar için geçerlidir. Zaten sahabe tefsiri denilince. Isrâiliyât dediğimiz olumsuz hareketin. İleride İsrâiliyât hakkında geniş bilgi verilecektir. onda başka dillerden alınıp Araplaştırılmış ve Arap dili kanun ve üslûbuna uydurulmuş kelimelerle hakikat. Sağlam imanlarından dolayı. 803/1406) Mukaddime's’inde mübalağalı bir iddiayı ileri sürmektedir. Bu sözleriyle İbn Haldun. kinaye gibi Arapların tabiaten kullandıkları sanatlar vardır. Kur'ân Allah'ın birliğini. Kur'ân'! anlamakta insanların en muktediri sayılır. sarsılmaz mutlak imanları. her peygamberi. ilmî derecelerindeki farklılık ve aklî mevhibelerinden ileri gelmekte idi. Tevrat ve İndilere tâbi kılınmasını istemiyordu. Kur'ân ve sünnete uygun olanlar kabul edilirdi. İslâm'ın bünyesine din. âyet âyet iniyordu”[192]. kendi milletinin diliyle gönderdik”[193]. Kur'ân'a muhalif olmayan ve inançları ile uyuşan şeyleri kabul ediyor. kültür. Onlar. fazilet bakımından da müsâvî değillerdi. bütün sahabenin Kur'ân'ı icmâlen ve tafsilen aynı derecede anlamalarına imkân olamaz”[194] Bu konuda Ahmed Emin’in sözüne. Bu şekilde farklı akliyata sahip olan sahabenin. O. Bir nesil sonra bu süzgecin iyi işlemediğini. Bu hususta İbn Haldun (ö. tefsirdeki tahribatını ileride göstermeğe çalışacağız. Sahabe devrinde tefsir başlığını taşıyan kısmın konusu ve misalleri. sanat ve meslek yönlerinden birbirlerine eşit olmadıklarını ileride tafsilatlı olarak ele alacağız. bu ifadeden anlaşılan onların yaptıkları ictihâd ve re'y tefsirleri olacaktır. bazısı ise daha âlimdi. sahabenin hepsinin Kur'ân anlayışlarının müsavi olduğunu söylemek istiyordu. Kur'ân'ın mufassal olarak bahsetmediği kıssaların mahiyet ve teferruatını. sahabe Kur'ân'dan çıkarılacak her hangi bir mana için. Bu mübalağalı iddiayı Ahmed Emin haklı olarak reddetmektedir.”[191] Çünkü Hz. Birincisi. Bunun böyle olması da tabiidir. “Bununla beraber. Onlar. icmâlen ve tafsilen aynı derecede anlamaları mümkün olamazdı. .Diğer İlâhî Kitaplar Ve Ehl-i Kitab'a Müracaat Bu kaynak belki sahabe devrinde fazla bir önem taşımasa da. Peygamber'den sonra tefsir sahasında en mühim rolü sahabe almıştı. Elbette muhataplarının onu anlamaları lâzımdır. O'nun maksat ve hedefini idrak edebiliyor. İslâm cemiyet olarak gelişmekte. bu âyetten. Bu sebebten onlar. Hz. Sahabe devrinde bu kaynağın sahası çok dar olduğundan tefsirin diğer kaynakları yanında fazla bir önem taşımıyordu. mecaz. Çünkü Kur'ân Arap dili ile ve onların belagat üslûblarıyla nazil olmuştu. İlmî bakımdan aralarında büyük farklılıklar olduğu gibi. “Kur'ân Arap dili ve Arap dilinin belagatı ile nazil olmuştur. ilim. Kur'ân'ı ve onun bütün kelime ve terkiplerini anlıyordu.

Bunu vakıalar isbât etmektedir. O sırada hemen birisi geldi ve “Haberiniz yok mu?” dedi. Mesrûk. bazısı on. demek hakikate mugayirdir. Kur'ân'ı anlayışta bazı münakaşa ve ihtilafların olmaması icâb ederdi. Abdullah b. Kur'ân'dan bazı kelimeleri bilmediğini itiraf etmektedir[198]. “Hz. Çünkü bu. hepsini doyururdu. hepsinde aynı olamazdı. bazısı yüz adamı sulardı. O da. Müslümanlar için ilk merci olmuştu. Bazısına da bütün arzın ahalisi gelse. Peygamber’in ashabı ile oturdum. Aynı zamanda aklen ve kültür bakımından o kitabın seviyesine yükselmek lâzım gelir. Şüphesiz Kur'ân-ı Kerîm. Tefsir lafzının ifade ettiği mânâda “Allah adına söz söylemek” gibi bir mânâ mündemiç olunca bu konudaki hadisleri de göz önüne alarak bir kısım sahabe bu işten içtinab etmişlerdi. Zira bir eseri anlamak için. sahabe duyar duymaz gerek müfredat ve gerekse terkipler bakımından anlıyordu. diğerlerine nisbetle bilgi yönünden üstün gelmeleri icab ederdi. Allah'ın muradına uygun bir tarzda tefsir yapamadıkları. Osman. sohbetlerinde ve gece ibadetlerinde tertil ediyor ve üzerinde duruyorlardı. Peygamber'den on âyeti ilim ve amel bakımından öğrenirler ve bu on âyeti öğrenmeden diğerlerine geçmezlerdi”[201]. şüphesiz Kur'ân'ı sonradan gelenlere nisbetle daha iyi anlayacaktır. Meselâ. Peygamber’in daima yanında bulunanlar. O'nun kelime ve terkiblerini anlıyorlardı demesi hâdiselere mutabık değildir. Peygamber'den imanlarını kuvvetlendirecek feyzi almış ve Allah ve Resulünün emrine derhal boyun eğmiş kimselerdi. o zaman Kur'ân'ın muhatapları.vakıalara uygun olması bakımından hak vermemek mümkün değildir. Mecliste bulunanlar: “Ne haberi?” diye sordular. Kur'ân'ın tefsirinin yapılıp yapılamayacağı meselesi ortaya çıkmıştı. Arap kültür seviyesi umumi olarak yüksek bir durumda değildi. Bu vb. . 276/889). Sahabenin ileri gelenlerinden biri olan Hz. Hz. Onlar. Kur'ân'ın ahkâm âyetleri. Mesela. şu içki testilerini dök”. İçkinin haram kılındığı gün ben. Arap diline ve onun edebiyatına vâkıf olma itibariyle birbirlerine karşı olan farklılıkları böyle bir durumu icâb ettirdiği gibi. İbn Haldun'dan tam beş asır evvel “Araplar. Abese Sûresi'ni okurken âyetine gelince. 73/ 692) Bakara Sûresi'ni öğrenmek için. Kur'ân'ı tefsir etme işinden uzak durmalarından değil bilakis âyeti. İşte ben Abdullah b. İbn Mes'ud ve diğerleri. Arap lisânı üslûbu ile nazil oluyordu. Allah ve Onun elçisinin emirlerine ve nehiylerine riayet etmek için ellerinden gelen gayreti en iyi şekilde gösteriyorlardı. Sahabe. Ebû Talha ile fulan ve fulan sahabeye fadih dağıtıyordum.[197] Tefsir ilminde büyük bir şöhrete ulaşmış olan İbn Abbas bile. şarabın nasıl ve ne zaman haram kılındığını araştırmaya lüzum görmediler ve o adamın haberinden sonra hiç şarap içmediler”[199]. İçki içenler bana. Biliyoruz ki. Sahabe Kur'ân'ı okumak ve onun muhteviyatını öğrenmekte hırslı idi. Ömer (ö. İbn Haldûn'un. Mâlik'ten rivayet edilen bir haberde şöyle denilmektedir. bu sûre üzerinde sekiz sene durduğunu söylemektedir. “Bizde fadih denilen içkiden başka bir şey yoktu. Hz. daha pek çok misalden anlaşıldığına göre. Peygamber’in vefatından sonra. Enes der ki bu adamın sözü üzerine mecliste bulunanlar. Onları selin artığı su birikintisi gibi buldum. yüklenecekleri mesuliyetlerden çekinmelerindendir. Ama bu anlayış. diye emrettiler. Kur'ân'ın garib ve müteşâbihatı hususundaki bilgilerde müsavî değillerdi. herhangi bir dille yazılmış bir kitabın mutlaka o dili bilenler tarafından anlaşılması lüzumunu ortaya koymak gibidir. fakat Ebben nedir?” diye sormuştur. Sahabe devrinde Kur'ân. ilk devirde basit dahi olsa. doğruyu bulamadıkları zaman. demektedir. İslâmiyet’in zuhuru esnasında. bazısı iki. Mes'ud'u böyle ilim birikintilerinden biri olarak buldum”[196] diyerek sahabe arasında ilim sahiplerinin mütefâvit olduğuna işaret etmiştir. “Fâkihlerin ne olduğunu biliyoruz. Arap lisanı bilgisine sahip olan kimseler tarafından anlaşılacak şekilde açıktır. Ömer’in manasını anlamayarak sormuş olduğu kelimeler vardır. o eserin dilini bilmek kâfi gelmez. İşte sahabenin ilmî derecelerinde ve aklî mevhibelerindeki farklılıklar devam ederken ve önümüzde onlara ait misaller dururken. Onların bazısı bir. Eğer İbn Haldun'un dediği gibi olsaydı. İbn Haldun'un görüşüne muhalif bir görüş ileri sürmüştü. seyahatlerinde ve gazvelerinde tekrarlıyor. Ben de emirlerini yerine getirdim. “Ey Enes. Bu Kur'ân'ı. [200] Ebû Abbdirrahmân es-Sülemî. Hadiselerle hükümler arasındaki münasebete vâkıf olan sahabe. içki haram kılındı dedi. Zaten İbn Kuteybe (ö. “Hz. Sahabeden bazılarının bu şekildeki davranışları. O'nu namazlarında okuyor. Enes b. Bu konularda bazısı bazısına üstün durumda idi”[195] diyerek. Hz.

Kur'an'dan yaptıkları tefsirlerde. Peygamberle birlikte. İslâm'ın daha iyi anlaşılabilmesi ve İslâm'ı yabancılara daha iyi anlatabilmeleri için. kendilerinden sonra gelenlere büyük hizmetler yapmış ve kendilerinden sonra gelenlere örnek olmuşlardı. Bu manaya da hak vermemek mümkün değildir. yani daha sonraki âyette zikredilen hasta ve yolculardan başka kimselere atfetmiş. tamamiyle ihtiyarlamış ve ileride kaza ile tutamadığı orucu iade etmesine imkân bulunmayan kimseleri ele nazarı itibare almıştır. Acaba son olarak zikrettiğimiz âyet nâsih midir?. Bu hareketleriyle onlar. Kur'ân'ın muhtevasının neyi ihata ettiğini idrak ettiler. yani oruç tutmaya muktedir olamayan. âyetin mensûh olduğunu söyleyen İbn Ömer ve Seleme İbnu'l-Ekvâ[212]ya gelince. bu takdirde içtihad ve re'y ile amele yöneliyorlardı. oruç tutmaları mümkün olan. Yani burada.Sahabe Tefsirinden Örnekler Sahabe dediğimiz muhterem zevat. Bu örnekler genellikle “el-Kütübü's-Sitte” dediğimiz altı sağlam hadis mecmuasından seçilecektir. Nitekim. fidye vermek suretiyle orucu terketmişlerdir[205]. Buna mukabil. Çünkü onlar Araptı ve dillerinin mânâlarını ve onun sırlarını biliyorlardı. iyileştikten ve yolculuğun bitiminden sonra üzerine farz olan orucu tutmaları lâzım geldiği kafi olarak belirtilmekle beraber. âyetin mensûh olduğunu ileri sürmek lüzumsuz görülür.Bu bakımdan sahabe. Bunun üzerine[206] “Sizden bu ayı idrak eden.[204] Ayetinin nazil olmasından sonra. vahyin inişinin lezzetini tatmışlardı. Kur'an-ı Kerîm'de. “İtâka” kelimesi lügatte. Bu duruma göre bazılarınca mensûh olduğu zikredilen bu âyetin şeriatte hükmü tatbik ediliyorsa. fidye . onbinlere varan tefsir örneklerinden bazılarını ve bilhassa orijinallik arzedenlerini okuyucularımızın gözleri önüne sermek istiyoruz. Şüphesiz Hz. orucun farz kılınması üzerine. çok yaşlı piri fâniler ve iyileşmesi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanan kimseler tarafından eğer fidye ödeniyorsa. 3. aslında aralarında fark vardır. Hz. Hatta. yukarıda zikri geçen kelimeyi. 15. Peygamber'den de bu konuda bir bilgi almak mümkün olmamışsa. Çünkü vusu' bir şeye kolaylıkla kadir olmaktır. Nasih olarak kabul edenlerin mensûh olarak ortaya koydukları ayeti hakikaten mensûh mudur? Biz ekseri ulemâ[207] tarafından mensûh olduğu söylenen bu âyet üzerindeki incelememizi derinleştirmeye çalışırken. eyyamı bıyz) oruç tuttuğu gelen rivayetlerden anlaşılmaktadır[203]. geçen kelimesi bazı sahabe tarafından tam olarak anlaşılamamış ve “üzerine oruç güç gelen kimseler. Bu hususta.[211] İbn Abbas. âyetin mensûh veya gayrı mensûh olduğu neticesini doğurmuştur. tefsir ilmine yardımcı oluyorlardı. Nüzul sebeplerine vâkıf idiler. orucu terkedip. bilahare kaza etmesine de imkân bulunmayan. Şimdi onlara âit bazı tefsir örneklerini görelim. inananların bâtıl yollara sürüklenmelerine mani olmuşlardı. gücü yetenler oruç tutamadıkları takdirde fidye versinler demek olur ki. Peygamber’in bu ibadeti her ne kadar Müslümanlara farz kılınmamışsa da vahye müstenid bir ibadettir. hasta olanların ve yolculuğa çıkanların. Takatte ise şiddet ve meşakkatle kadir olma manası vardır. esasında güç tükenmek. âyette. günleri. Peygamberin Aşûra günü ve her ayın üç gününde (13. Müslümanlara Ramazan orucu farz kılınmış ve bunu takip eden âyette de kimlerin oruç tutabileceği belirtilmiştir. onda oruç tutsun” âyeti ve bunu takip eden âyetler nazil olmuş. eğer Kur'ân'ın bir âyetinin tefsirini Allah'ın Kitabında bulamamış ve Hz. böyle bir görüş muhayyerlik ifade etmektedir. fakat biraz güçlük çekecek kimseleri kastetmiş değildir. Örnek 1:[202] Müslümanlara oruç farz kılınmadan evvel. sahabenin binler. istita'a manasında alarak. yukarıda zikri geçen lafzını. Şimdi biz. Yaptıkları gerçekçi tefsirlerle. dayanmak manasına gelirse de[208]. oruç tutmaya muktedir olamayan kimseler. güç yetme manasına umumiyetle istita'a lafzı kullanıldığı halde bu âyette buyurulmayıp şeklinde kullanılması bu kelimenin “Tatvîk” manasında olduğunun bir delilidir. takatin vusu' ve istita'a[210]. Onlar Hz. bu manayı verirken. zor dayanmak gibi bir manaya gelmektedir[209].. bunu takip eden âyette. 14. birçok sahabe de bu manayı anlamak suretiyle. manalarına müradif olduğu söylenirse de. bu vesileyle sahabenin tefsir hususundaki anlayışını ve takip ettikleri yolu da anlamış olacağız. Ancak. gücü yetmek. Ayette zikri geçen f-nüıl kelimesinin İbn Abbas ve İbn Ömer tarafından değişik manalarda anlaşılması. Ramazan orucu hakkındaki hükümler tamamlanmıştır.

Dinâr ve Atâ vasıtasıyla İbn Abbas'dan zikrettiğini. Abdu'd-Dâr oğullarının bu muharebede oynadıkları rolün ehemmiyetini bildirmektedir. bu şahısları. İbn Abbas. Zaten bu kelimenin bulunduğu âyetin siyak ve sibakından anlaşılıyor ki. bunun uykuda cereyan eden bir rü'ya olduğuna kail olanlar olmuşsa da[224]. aslan gibi manalara gelmektedir[214]. Çünkü uykuda görülen rü'yada. Süfyân b. gerek İbn Abbas ve gerekse İbn Ömer. diğeri ise mecazî manayı kullanmak suretiyle. “Kasvere” kelimesinin aslının Habeşçe olduğu da söylenmektedir[218]. Yani kulağı varken hakkı duymayan. İbn Abbas. bu kelime hakkında bir kaç mana verdiğini de görmekteyiz. Kısacası. biraz güçlük hissedenler fidye vermeyi bu güçlüğe tercih etmişlerdir. ayette umum ifade eden ve müphem olan bir ibareyi. buna verilen manalar. Âyetten anlaşılan mana eğer istita'a ise. bu kelime hakkındaki ihtilafları. bu doğru değildir. Kısacası iki sahabi. tefsirinde. bu seslerin meydana getirmiş olduğu gürültü ve şiddettir. Amr b. İbn Ömer bu âyetteki anlayışın istismar edildiğini görerek ve âyetin tarihi yönden durumunu göz önünde bulundurarak.ödeme yolunu tercih etmişlerdi. Buradaki sağırlık ve dilsizlik. tefsirinde toplamıştır[215]. onun fitne ve imtihan olmasının elbette manası kalmazdı. göklere çıkmak. ulaşılmıyacak yerlere gitmek herkes için vaki olabilir. fakir zengin ayırt etmeksizin. âyetin izahını yaptıklarını görmekteyiz. Burada İbn' Abbas'ın “Kasvere” ye hafif veya şiddetli insan sesi demesinden maksat. iman edenlerden bazılarının bu hadise üzerine dinden dönmeleri (irtidad) gibi büyük bir fitne zuhur etmişti[223]. dili olup hakkı söylemeyen sağır ve dilsizler kastedilmektedir. bu takdirde şüphe yok ki. neshedilmiş olduğunu ileri sürmüştür. tahsis etmek suretiyle açıklamıştır. bu ürkme. Örnek 3:[219] Bu âyette. uygundur.[225] Uyku halinde görülen şeylere isim olmuşsa da. akıl ve idraki olmayanlardır. Allah nazarında en kötüsü. İslâm'ın ilk harbi olan Bedir muharebesini tasvir ettiğinden. yüz çeviriyorlar. aslandan ürkerek kaçan yabanî merkepler gibi. Aynı kelimeyi. fu'lâ vezninde masdardır. yukarıdaki âyetin bu manadaki anlamını neshettiğini kabul etmek icâb eder. bu âyeti ihtiyarlamış erkek ve kadına tahsis yoluyla hamlederken. Bu gibi durumlara sahabe arasında sık olarak rastlanır. düşmanı olan aslan ve gürültüden dâima kaçtığından. Örneğimizde. Enfâl sûresi. Örnek 2:[213] Buhari. İbn Abbas'ın vermiş olduğu mana. Bu ayette de görmek .[220] Örnek 4:[221] İbn Abbas “Sana gösterdiğimiz rü'yayı da. sağır ve dilsiz olup. yeryüzünde yürüyen canlıların. Kur'an'da mel'un olan ağacı da insanları denemek için vesile yaptık” ayetini dini olarak izah etmektedir. Eğer Mi'râç uykuda görülen bir rü'yadan ibaret olsaydı. aslında görmek demektir. Bu hususta başka rivayetler varsa da. Çünkü bu rü'yetten dolayı. Kureyşin bir kolu olan Abdu'd-Dâr oğullarından bir gruba tahsis etmektedir. gerekse hakiki bakımdan oisun. Buharı sarihleri söylemektedirler[216]. Halbuki “Kasvere” lügatte zorba. o şekilde ürkmüşlerdir ki. surenin baş tarafında zikredilen[222] rü'yetine işarettir. mecazidir ve uygundur. Orada İbn Abbas'ın. Bu haberi. bütün Müslümanları bu gibi güçlüklere alıştırmak ve onların nefislerini terbiye etmektir. Ayette rü'ya lafzı kullanıldığından. her iki sahabinin bir kelime hakkında biri hakiki. Görülüyor ki. Ebû Hureyre hakiki manasında alarak. Böyle rü'ya gören bir kimseye de. Yani burada bir hakikatin beyânı tahsis edilerek tarihî bir yolla anlatılmaktadır. İbn Abbas “Kasvere” kelimesini mecazî olarak insanların seslerinin neticesinde meydana gelen gürültüye ıtlak etmiştir. Bu yönden âyetinin.”[217] Vahşi merkepler. Bu ayet. vahşi merkeplerin aslandan kaçışına benzetilmek istenmiştir. Halbuki orucun gayesi. aynı gayeye ayrı ayrı yollardan ulaşabilmektedirler. ruhen sağır ve dilsiz olanlara râcidir. zorba avcı. denilmektedir. Rü'ya. gerek mecazi. sahihinde talik olarak verdiği bu haberde kelimesinin iki sahabî tarafından nasıl anlaşıldığına işaret etmektedir. Bu örnekte. farz olan Ramazan orucunu tutamayacak kimseler hususundaki anlayışı izah bakımından ihtilaf etmişlerdir. Taberi siyak itibarı ile İbn Abbas'ın sözünü tercih etmektedir. Allah'ın. bu gibi şeyleri gördüğünden dolayı hücum edilemez. Taberi. Uyeyne’nin. “Onlara ne oluyor ki öğütten (Kur'ân'dan). Kur'ân'daki öğüdünü dinlememek için kaçan bu budalalar. aslan ile izah etmiştir. müşriklerin iman etmesi bir yana.

Peygamber'e karabeti bulunmasın. Bazısı. bu söz. İbn Cübeyr’in anlayışı lügavi bakımdan daha doğrudur. müminler bundan hâriçtir. Hz. Fâtıma'ya isnadı. Burada onların akrabalık sevgisini gözetmelerinden maksat. onlar kelimesinin delâlet ettiği mana üzerinde ihtilaf etmişlerdir. Peygamber’in. Bazısı. Bunun üzerine. Ve böyle bir isnâd da doğru olamaz. hiç olmazsa sizinle aramızdaki yakınlığa (karabete) riâyet edin. kat'iyyen vakıaya muvafık değildir.[228] Kur'ân'da geçen kelimesi daima hısımlığı. Bunların birçoğu henüz dünyaya dahi gelmemiş olduklarından. Bu sebeplerden dolayı rü'yet mastarı değil de. [229] Halbuki İbn Abbas'ın geniş olarak kelimesini. Örnek 6:[235] Bu örnekte dinî bir müşkilin halledilme yoluna gidildiğini görmekteyiz. buradaki vürûd. burada bir müşkil zuhur etmektedir. Peygamber’in ailesinin yakınlığı (Al-i Muhammed karabeti) deyivermiş. Meselâ. rü'ya mastarının kullanılışında bazı hususiyetler olması gerekir. demek istediği âyetin gelişinden ve dinî yönden daha cazip görülmektedir. Cübeyr arasında nasıl bir anlayış farkı bulunduğunu anlatması bakımından önemlidir. bunun Şi'i bir haber olduğunu ve isnadında bir Şiinin bulunduğunu zikrederek. Bütün bu sözlerden anlaşılıyor ki.[234] Hakikaten bu âyet Mekke devrine aittir. cehennemden uzak olacaklarına dâir haberler pek çoktur. İbn Abbas'tan ayeti sorulduğunda. Kureyş'ten bir batın yoktur ki. vürûd manasındadır. İbn Abbas “Acele ettin. Peygamber’in gördüğü şeyler meyanında. kâfir için olunca. Mü’minler oradan döndürülür. “el-Vird” lugatta su hissesi. Bu bakımdan mücerred (el-Kurbâ) lafzının bütün Kureyş'e teşmil edilmesine lügat bakımından imkân görülmemektedir. yani kurbet manasında kullanmışlardır. . misal suretinde görülmüş oldukları anlaşılmaktadır.[237] Lügat yönünden ona mana vermek isteyenler. (el-Kurbâ) kelimesini yakınlıkta meveddet manasına almış güzel amellerle Allah'a yaklaşmak. Kureyş'e tahsis edilmiş olduğunu söylemişlerdir. Bu bakımdan. Hasan Basrî ve Katâde. Burada rü'yet mastarı kullanılmayıp da. yani rahim hısımlığını gösteren bir manada kullanılmaktadır. Ancak. Hz. Burada Said b. hatta bütün Kureyş'e teşmil etmesi. peygamberin akrabalarından dışarı çıkarıp.[232] Arap kabileleri birbirlerine akrabalık bağları ile bağlı idiler. içlerinde bütün cennet ve cehennem ehlini de görmüştü. yani hicretin ikinci senesinde Medine'dedir. misali olarak gösterilmiş kısımlar vardır.[233] Hatta bu âyet fırkalar arasında istismar edilmiş. Bu bakımdan. haberin zayıf olduğunu ileri sürmüştür. Meselâ. vürûdun duhûl manasına gelemeyeceğini söylemektedirler. buradaki duhûl kâfirler içindir. hiç olmazsa aramızdaki akrabalık hukukuna riayet edin de sözlerimi dinleyin. demektir” demiştir. İbn Kesir. bazısı da duhûl'dan maksat Mü’mine dünyada hastalık sıkıntısı ve ateşten isabet eden şeydir. Tefsir kitaplarında bu konuda zikredilen haberler[231] ve ekseri müfessirler İbn Abbas'ın vermiş olduğu mânâyı. Çünkü (el-Kurbâ) kelimesinin Kur'ân-ı Kerîm'de yakın komşular için kullanıldığı şekil[230]dır. Örnek 5:[227] Bu örnek bize. herkes cehenneme uğrayacaktır. bazısı cehennem üzerinden geçiştir. Âl-i Beytini metheder mahiyetteki sahih haberler de nazarı dikkate alınacak olursa. Said b. Bu müşkilin halli sahabeyi meşgul etmiş. bütün insanlar götürülür. Bazısı “Vürûd”dan maksat “Duhûl”dür. cennet ve cehennem'i aşikar olarak görürken. Hz. Madem ki nübüvvet ve risaletle gelmiş olmamı tanımıyorsunuz veya tanımak istemiyorsunuz. birbirleriyle didişmekten vazgeçmelerini ve birbirlerini sevmelerini temin etmektir. Peygamber’in kızı Fâtıma'nın Hz. âyetin mahiyeti hakkında sahabe ve tabiilerden muhtelif rivayetler serdedilmiştir[236]. Halbuki Kur'ân-ı Kerîm'de iyi amellerde bulunanların cennete nail olup. Hz. “Mevrûd” varılan su manalarına gelmektedir. bazısı da. Mi'raca ait hadislerde görüldüğü üzere[226]. buradaki hitabın. Cübeyr ile İbn Abbas arasında zuhur eden görüş farkı kelimesinin lügat manasını anlayıştan ileri gelmektedir. Bu bakımdan âyetin. manasında almışlardır. diyenler olmuş. mümin ve kâfir için umumidir demişlerdir. Mü’min için olunca mürur. rü'yada olduğu gibi. İbn Abbas'ın bu ayeti gözle görmek şeklinde tefsir etmesi daha uygun düşmektedir. rü'ya mastarı kullanılmıştır. Kelimesi masdardır. “İçinizde ona uğramayacak bir kimse yoktur. onu komşularına. Cübeyr. İbn Abbas ile talebesi olan Said b. Nesebde yakınlık rahim yakınlığı manalarına gelmektedir. tercih etmiş. Allah'ın olup bitmiş hükmü budur” âyetinden anlaşılıyor ki. Bu hadisede rü'yet geceleyin vaki olmuştur. “Vürûd” suya gitmek. dinî siyasete daha uygun gördüklerinden.manasına kullanılmıştır. Ali ile evlenişi ise Bedir Muharebesinden sonra. bunların vukuundan önce. lügat bakımından uygun düşmemektedir. Fâtıma ve evlâdına âit meveddet olduğunu söyleyenler çıkmıştır.

İbn Ömer'le kendisine sual soranın fitne kelimesini anlayıştaki ihtilaflarını görmekteyiz. kâfirler cehenneme sokulur. ihtilaf. sıkıntıları gidermek ve bazılarını yükseltip. Kanaatimizce bu söz hem delil hem de lugavî bakımdan daha uygundur. Nasıl ki ateş. fitne kelimesine şirk mânâsı vermektedir.[248] ayetini tefsir ederken biraz değişik olarak geçmektedir. Müslümanlar ise sokulmaz” demekte[238] ve buna deli! olarak da “Şüphe yok ki. İbrahim'i yakmadıysa. iştirak etmemişti. İbn Ömer de. ei-Hasen ve Katade gibi seçkin tabiiler bu sözü tercih etmişlerdir. zâlimleri orada dizleri üstü çökmüş bırakacağız[241] âyetidir. bunlardan başka. Çoğunlukla âyetlerin manasını. Mücâhid. Fakat “el-Vürûd” kelimesinin “ed-Duhûl” manasında olduğunu söyleyenler. İşte Hârici genci bu muharebelere iştirak etmemesinin sebebini sormaktadır.Sahabenin Tefsirdeki Metodu Sahabe. vatandan ihraç gibi mânâları da ihtiva eder. Ali ve İbnu'z-Zübeyr'i takdir ettiği halde. evvelce saadet va'dine nail olanlar. Müslümanların kendi aralarındaki ihtilaf değil. ed-Duhûl manasında olmadığı icma ile sabittir[244]. Hz. insanların psikolojik durumları da nazarı dikkate alınıyordu. O.[242] Çünkü Kur'ân'da bir kaç yerde geçen bu kelimenin. Gerçekten de fitne kelimesi lügatte.[249] Biliyoruz ki İbn Ömer. duhûl manasına gelmediğini.. Hz. “el-Vürûd” kelimesini “ed-Duhûl” manasına almadığını görmekteyiz.”Âyetteki “Allah her gün veya her an bir hal ve iş (şe'n) dedir” ibaresini Ebu'd Derda zühd ve takva ile izah etmeye çalışıyor. İbn Ömer'e. ya dil veya dini olarak tefsir yaptıkları görülmektedir. İbn Ömer'i destekliyerek. imtihan. şirk. Peygamber'den rivayet edildiğini bile söylemektedirler[240]. âyetin hususi bir anlayışla izah edildiğini görmekteyiz. biz şirke karşı harp ve kıtali. mümin olanları da yakmayacaktır. fücur. diyenlerin delili ise “Fenalıktan sakınanları kurtaracağız. dinî bir müşkilin lügat ve dinî bakımdan halledilme yoluna gidildiğini ve lügat manasını anlayıp anlamama bakımından bazı ufak ihtilafların zuhur ettiğini müşahede etmekteyiz. Müslümanların en az oldukları zamanda yaptık ve galebe çaldık demektedir. Yukarıda verdiğimiz örneklerde. ibtila.Sa'leb bu âyet hakkında “Onlar kâfirlerle birlikte sevkedilirler. sebeb-i nüzullerini anlatmak suretiyle açıklamışlardır. lügat manasında kullanıldığını görmekteyiz[243]. Katade. küfür ve şirk olduğunu söyleyerek. Bazen sahabe izah etmiş olduğu hususu . Sıffîn. bu haberin. genel olarak sahabenin. onun şânındandır. Burada İbn Ömer’in fitne kelimesine şirk mânâsı vermesi. Bazen bu dinî izah tarzları hususî bir anlayış ifade ederken. Bu örnekten anlaşılıyor ki. âyetteki fitneyi Müslümanlar arasındaki ihtilaf mânâsında almaktadır. kendileri hakkında. Rebi gibi zevat. bu hususların dışındaki diğer bütün hususlar. Bu örnekte. İbn Ömer ise. Bu mânâ biraz da dinî siyasete daha muvafıktır. Süddî. Sahabenin tefsir örneklerini daha fazla artırmak mümkündür. Örnek 7:[245] Buhâri’nin ta'lik olarak naklettiği bu haberde. Cemel. dinî hükümleri remz yolu ile izah etmişlerdir. Âyetteki dinî bir müşkili halletmek için. Haricî genci. gönüllerinin dileği içinde dâim yaşarlar'[239] âyetini vermektedir. Bu haber. bazısı tahsis yolunu. kendi içtihadları ile yapmış oldukları tefsirler anlaşılmaktadır.[246] Örnek 8:[247] Bu örnekte. âyetteki fitne kelimesi ile muradın. 4. sadece günahları mağfiret buyurmak. sual soranın bir Hârici olduğu. İslâm cemiyeti nokta-i nazarından uygundur. umumî asayişi ihlâl. küfrü yaymak ve irtidât. Bazen doğrudan doğruya tarihî bir yolla izah yapılıyor veya dinî bir husus doğrudan doğruya açıklanmış oluyordu. bazısı da tarihsel yolu takip etmiş. cehennem'den uzaklaştırılırlar. el-Vürûd kelimesinin. bu kelimeyi şirk mânâsında almışlardır[250]. Harre gibi. Halbuki. Buradaki örneğimizde İbn Mes'ud'un. bu âyetin muhtevası içine girebildiğinden sahabe ve tabiinden olan kimseler kendi ruhi yaşayışlarını yansıtacak şekilde bu âyeti izah etmeye çalışmışlardır. bazılarını olduğu yerde bırakmak. Peygamber'den işitmek suretiyle veya içtihadlarıyla yapmışlardır. Fakat verdiğimiz örneklerle iktifa ve bunlardan da istifade ederek sahabenin tefsirdeki metoduna umumi olarak bir göz atalım.. İbn Abbas. sorduğu sorudan anlaşılmaktadır. Kur'ân âyetlerinin izahını ya Hz. ihtibar gibi mânâlara geliyorsa da[251]. Müslümanlar arasında cereyan eden kanlı hâdiselere. Buhâri'de . diye izah etmektedir. Sahabe tefsiri denilince. Onlar cehennem ateşinin cızırtısını bile duymaz.

bu gibi haberler genellikle genç olan sahabeden zuhur etmektedir. dil yönünden izahına gelince. demiştir”[252]. Taberi’nin tefsiri bu gibi misallerle doludur. sahabenin ona olan saygısından dolayı ve vahiy sahibi olan peygamberi dinlemek için konuşmamalarından. Zira Hz. âyetlerin sebebi nüzullerine şahit olmalarına ve bir de Allah Teâlanın onlara vermiş olduğu re'y ve içtihad kabiliyetlerine bağlı idi. bu sebeble İslâm'ın sosyal yapısında ve görüşlerinde bazı değişiklikler olmuştu. Bu da genellikle iki kısımda mütalaa edilebilir. Bazen de kelimelerin iştikakında hata etmişlerdir. İbn Abbas. din. Bu gibi ahvalde. “Konuş” dedi. böylece ileride zuhur edebilecek ihtilaflara mâni olmaya çalışmıştır. bir âyet veya bir kelime hakkında çeşitli görüşler ileri sürdüğünü görmekteyiz. Hz. Müctehid olan bu genç sahabiler (mesela Abâdile) eski görüşlerinden vazgeçip. Peygamber’in vefatından sonra uzun müddet yaşamış. Said b. Ömer. o haber kabul edilir. Osman devrinde. sahabenin bütün yükü bu genç sahabilerin omuzlarına yüklenmişti. Kısacası. huzurunda talebelerinin konuşmasına izin vermekteydi. bir evvelki rivayetten farklı bir şekilde aynı ayeti izah ettiğini müşahede etmekteyiz. hocasının huzurunda. Sahabenin kültür bakımından farklı olmaları Kur'ân'ın kendine hâs bazı özellikleri ihtiva etmesi.Bir müsemmanın başka başka isimlerde çağırtmasından doğan ihtilaflar . diğeri ise hakiki manasını kullanmıştır. Cübeyr'e. Hz. Said b. Peygamber’in huzurunda. böyle bir hal neden ileri gelmektedir? Onlar. daha evvelce söylediğimiz gibi. İbn Abbas: “Senin konuşman ve benim de seni dinlemem Allah'ın nimetinden değil mi? Eğer konuşmanda isabet edersen bir şey gerekmez. “Senin huzurunda mı konuşayım?” deyince. İbn Teymiye’nin de dediği gibi bu ihtilaf tefsirden ziyade. Onların tefsiri Allah elçisinden işitmelerine. Kureyşin ileri gelen muhacirlerinin başka beldelere gitmelerine izin vermemiş. o devirdeki şahısların kültür durumu birbirlerine nazaran çok değişik olduğu ve Arap yazısının durumu göz önünde bulundurulacak olursa. Kuvvet ve tercih bakımından hangi haber daha uygunsa. Osman'dan fazla müsamaha gören sahabe etrafa dağılmış. bu gitme işi. Hz. bir âyetin tefsiri hususunda bazı iftilafların vuku bulduğu bir gerçektir. sual sorana cevap vermiş ve hocası da hatasını düzeltmiştir. Yani aynı sahabeden gelen görüşler birbirini tutmamaktadır. Bir âyetin dinî veya lugavi bakımdan izahını yapan bir sahabînin. Bir sahabî kelimenin mecazi manasını kullanırken. daha sonraki devirlerde husule gelecek ihtilaflara nisbetle. isnadda vârid olabilecek hataları da göz önünde bulundurmak gerekir. vaz edilen uyduma hadislerin varlığını da unutmamak lazımdır. hükümlerde idi. Acaba. Onlar. Bu tabiî bir haldir. sahabenin huzurunda tabiilerin de konuşmamaları gerektiği neticesini çıkarmak doğru değildir. Hz. Zaten. Arap dilinin konuşma dili olarak zenginliği. Bu haberden anlıyoruz ki. yeni görüşler serdetmiş olabilirler. a. aynı âyet hakkında muhtelif rivayetler olunca. fakat yazı dili olarak nokta ve harekeden mahrum oluşu gibi sebeblerle. talebesinin cevap vermesi şeklinde açıklanıyordu ki bu saygısızlık gibi görünürse de. âyetleri. İslâm'a yeni giren muhtelif din ve kültür sahiplerinin görüşlerinden yararlanmış ve neticede yeni görüşler ortaya çıkmaya başlamıştı. âyetteki bir mananın veya bir kelimenin anlayışında çeşitli görüşlerin zuhur etmesi anlaşılabilir. sahabenin yanında. bizzat o hali yaşıyarak tatbik ediyordu. Cübeyr ona. kültür ve örflere sahip insanları katmış. bünyesine çeşitli. Şunu da söyleyelim ki. bir nevi ihtilafı idi. Diğer bir deyimle bu İhtilaflar. bir müddet sonra zuhur edecek fitne hareketlerinde mühim rol oynamışlardır. Sahabenin.beyân ederken. Mücâhid bir haberinde şöyle demektedir: “İbn Abbas. Aynı sahabiden. başka bir rivayette ise. dil. zıtlık (tezat) ihtilaflarından ziyade. yaşlı sahabe bu âlemden çekildikten sonra. sahabenin Kur'ân tefsiri hususundaki kabiliyetleri birbirilerinden farklı idi. çeşitli sahabeden çeşitli rivayetlerin olması tabii karşılanabilir. aslında böyle bir şey bahis konusu değildir. Peygamber zamanında olduğu gibi. sahabe arasında ihtilaf gayet azdı. ancak izinle veya muayyen bir müddet için olabilmişti[253]. Örnekte de verdiğimiz gibi. Bazen de. Ömer. Sa'id b. bazen aynı sahabenin. Ömer takip ettiği siyasetle. Hz. mekân ve şahsın durumunu nazarı dikkate alarak mı hareket ediyorlardı? Bunun böyle olduğunu düşünebilirsek de. İslâm kısa zaman içerisinde çok genişlemiş. Bu konuda. Hz. sahabenin gelişi güzel muhtelif şehirlere dağılmalarını istememiş ve onları bir arada bulunmaya teşvik etmiştir. fakat hata yaparsan (hatanı düzeltir) sana öğretmiş olurum”. Hz. zaman. Bu genç sahabiler. Cübeyr bu konuşma izninden sonra. Ömer’in bu husustaki tedbiri kalkmış. Sahabenin bilhassa içtihadları ile yaptığı tefsirlerde.

ez-Zübeyr (ö. Ayrıca sahabenin kültür ve anlayış seviyelerinin farklı oluşu. hemen namaz kılanlara sabık. . diğerinde bulunmayan bir vasfı ortaya çıkarır. Zeyd b. onların bazısı mutedildir. Aii b. Namaz vakti girince. o da müsbet cevap verse. Ömer (ö. d.Tefsiri yapılması istenen bir şeyin. tamamı değil de. birinin ise cehennemde olduğunu söylemişlerdir. 73/692). İslâmi ilimlerin her sahasında olduğu gibi. bir kısmı da. ayetleri anlayışta içtihad ve görüş ayrılıkları meydana getirdiği gibi. c. Keza. vacibleri işleyip. Muktesid ise. Bu ayette geçen tabirlerden herbiri taat nevilerinden biri olarak zikredilir. 91/710) gibi zatlardan da.Ahkâm ayetlerinden istinbatlar fazla yapılmamıştır. Ka'b. tefsir haberleri nakledilmişse de. Bunlardan başka. Kur'ân'a ittiba demektir. b. 44/ 664). Malik (ö. “Ebu Said müminlerin hepsinin cennette olduğunu söyleyerek. Rabblerıne taat ve hizmette devamlı olan ve bu uğurda yarışmaya girişenlerdir. Hz. Muktesid. Netice olarak. Es-Sabık ise. Yine bu hususa örnek olarak. Sabit (ö. Ayrı gibi görülen. Bu şekilde ortaya çıkan nevi ihtilafları vasıtasıyla elde edilen izah tarzları. haramları terkedenlerdir. vacibierle birlikte.”[254] Malumdur ki. Sahabeden Ebu Said el-Hudrî ise. Sırat-ı Mustakîm'den maksat.” Bazıları da bu üç grubun ikisinin cennette. “Sonra biz o kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. ekmeğin nev’ine işarettir. ilk başta zikrettiğimiz müfessir sahabilere nisbetle. Cabir b. temsil veya tembih tarikiyle o şeyin bazı nevilerini zikretmektir Yani ihata ve hasr için muhataba temsil tarikiyle ismin bazı nevileri zikredilir. Fatiha süresindeki “es-Sırâte'l-Müstakîm” ibaresini verebiliriz. Kur'an'ı tamamen sıra ile tefsir etmemiştir. işte bu işaret. nakilleri nisbeten az sayılır. Bu konuya Kur'ân'dan bir misâl verelim. hayırlarda da ileri gidenlerdir. Abdullah b. kılıç için bir müsemma olduğu halde.. b. Abdullah b. Peygamber’in çeşitli isimlerinin olması gibi. Çünkü İslâm demek. Rabbine itaat etmede mübalağa göstermeyen ve hizmette orta yolda yürüyenlerdir. bilhassa tefsir ilminde şöhret kazanan şu zevatı ilk başta sayabiliriz: Ali b. Ebi Talib (ö. 45/665) ve Abdullah b. Mü’minlerin amellerine göre bir tasnifini yapmıştır. 19/ 640). Allah'ın izniyle hayratta öne geçip kazanandır. Sabikun ise. Allah'a karşı gelme suçunu işleyen ve fuhşiyata dalanlardır. Ebû Musa el-Eş'ari (ö. nüzul sebeplerini bilmeleri. haramları helal gibi işleyenlerdir. 57/677). Ebu Hureyre (ö. Abdullah b.Sahabe. namazın vaktini geciktirene (bilhassa ikindi namazını akşama doğru geç bırakana) zalim denilir. Abbas (ö. diyenler olduğu gibi. nev'i ihtilafıdır. Mes'ud. Abdullah b. bu iki sözün maksadı ayrı ve zıt değil. Aişe (ö. orta yolda olanlardır ki. Abbas. Abdillah (ö. 73/692). İşte onlardan kimi nefslerine zulmedendir. Peygamber’in daima yanında bulunmaları. 40/661). Buradaki iki tefsir tarzında zahiren lafızlar ayrı görülmekte ise de. örf ve adetleri iyi bilenlerle bilmeyenlerin durumlarındaki farklılıklar. Yoksa bir ekmek dilimine işaret değildir. Mesela.Aralarındaki ihtilaf tezat ihtilafı değil. el-As (ö.. ona bir ekmek dilimi gösterilse ve istediğin şu mu? Denilse. 32/652). “es-Sârim” diye isimler verilmesi gibi. Hz. onlar arasında bazı ufak ihtilaflara sebeb olmuştur. 68/687-688). 5. nakilden doğan ihtilaflar da mühim rol oynamaktaydı. zamanında namaz kılana muktesid. sahabenin tefsirini şu birkaç maddede özetleyebiliriz: a. onun İslâm olduğunu söyleyenler de olmuştur. “elMuhenned”.Tefsir İlminde Şöhret Kazanan Sahabiler Sahabenin tefsirindeki metodunu ve hususiyetlerini kısaca belirttikten sonra. Kur'ân'a ittiba etmektir. 59/678). Bunlar arasında en fazla tefsir rivayet edenler şunlardır: Abdullah b.. 63/683) Enes b. onların zalim olanları günah irtikab edip. bazısının.İcmâiî mânâ ile iktifa edilmiştir. bilakis aynıdır. Ka'b (ö.Sahabe asrında yapılan tefsir tedvin edilmemiştir. ifade ediliş tarzıdır. vâcib olanları terkedip. onun muhtelif nevileri için “es-Seyf”. 74/693). Amr b. Ubeyy b. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın “el-Esmâu'lHusnâ”sı ve Hz. Mes'ud (ö. bu âyette nefsine zulmedenler. bir memleketin dilini bilmeyen bir yabancı ekmek istese.Meselâ. e. Ebi Talib ve Ubeyy b. Abdullah b.[255] Sahabe arasındaki kültür farklılığı.

Burada. Bu yeni vazifesinden evvel o.Mes'ud idi. Hz. Wensinck’in. Peygamber’in işleriyle meşgul olurken. Onların bu eziyetlerinden kurtulmak için. Abdullah. a. nahif bedeni ve ilmi ile islam'a büyük hizmetlerde bulunmuştur. Bundan dolayı kendisine “Sahabi b. karanlık gecede süründüğü koku ile tanınan bir kişi idi. İbn Mes'ud'un iki vazife yaptığını görmekteyiz. Bir meseleden dolayı. Babası hakkında fazla bir şey bilinmemekle beraber. ikisi . Peygamber’in etrafındaki Müslümanlar dağıldığında. Peygamber'e benzeyen kişi İbn Mes'ud idi. fetvalar veriyor ve Kur'ân okutuyordu. zayıf bir bedene. bu vazife ile görevlendirildiğini görmekteyiz. Hz. ikincisi ise beytu'l-mâl memurluğudur. Müslüman olduktan sonra. Ebu Cehil’in yaralanmasından sonra. Peygamberin evine girip çıkması. öldürülmesi İbn Mes'ud'un eliyle olmuş. Müslümanlar arasındaki ihtilafları hallediyor. Abdullah'a karşı açık bir iftiradan başka bir şey değildir. Hz. Peygamber zamanında Mekke'de diğer Müslümanlarla birlikte. Hz. Sesi güzel olduğu için Kur'ân'ı da güzel okurdu. ince bacaklara ve esmer bir tene sahipti. Kadılık. zayıf. Hz. Hz. Ömer’in şehit edilmesinden sonra. Peygamber’in ve İslam'ın hizmetinde görmekteyiz. Hz. Birincisi. Ebu Cehil’in kılıcını. Hz. Ali'den sonra İslam'ı kabul eden. Peygamber tarafından cennetle müjdelenen Abdullah b. İbn Mes'ud kendisini. fakat onun asıl hayatı. Mes'ud'un. Hz. müşriklerin eza ve cefalarına maruz kalmıştı. Hicret’in 32/652 senesinde Medine'de vefat etmiştir. Ammar b. Peygamber. Hz. Peygamberin daima yakınında bulunmuş olması sebebiyle Kur'ân. Ebi Mu'ayt'ın sürülerine çobanlık etmiştir. ümmetin firavunu sayılan Ebu Cehil’in öldürülmesinden dolayı Allah'a hamdu sena etmiş ve Abdullah'ı överek. Burada şu noktaya da işaret etmekte fayda mülahaza etmekteyiz.J. Ridde hadiselerinde Medine'yi savunmaya elverişli hale getirme lüzumu hissedildiğinde. Hz. künyesi “Ebu Abdirrahman”dır. Peygamberin hizmetine adamıştır. Abdullah'ın idare işlerine istidadı yok idi” (V. kadılık ve iftâ. Yermük Harbinde de yerini almış ve vazifesini yapmıştır. Kaynaklar. onu daima Hz. Medine'ye dönmüş. Hatice ve Hz. Çünkü o.Abdullah b. mevla)lısı olarak tanınır. Ebu Bekir devrinde. Peygamberin vefatından sonra da ilim ve öğretmenlik vazifelerine devam etmiştir. Peygamber’in yaşantısı. İslam'daki yerini altıncı sıraya koymakla şeref duyduğunu söylemektedir. Annesine nisbetle “İbn Ümmi Abd” de denilir. güzel kokular sürünen. şehrin zayıf noktalarının savunmasına ayrılanlar arasında bulunuyordu. Osman'ın onu görevlendirmesi üzerine tekrar Kufe'ye eski vazifesine dönmüştür. Ömer’in hilafetinde. onun hakkındaki “Medine'n herhangi takva sahibi gibi. Benû Zühre Peymân (halif. Müslüman olduktan sonra başlamıştır. O. Gerek kendisinin ve gerekse annesinin sık sık Hz. kısa bir boya. Bu büyük sahabinin İslam'dan önceki hayatı ve ailesi hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. yabancılar nazarında. İslam'a yeni girenlere İslam'ı öğretmek vazifesini de üzerine almıştı. Hz. Abdullah da beytu'l-mâl memurluğuna devam etmiştir. Türkçe'ye terceme edilen islam Ansiklopedisine “İbn Mes'ud” maddesini yazan A. Bilhassa namaz kılmaya çok önem verirdi. ilk defa müşriklerden korkmadan ve onlardan gelecek ezaya aldırmadan aşikar olarak Kur'ân okuyan da Abdullah b. kıyafeti ve ahlakını taklit etmeye çalışanların en gayretlisi idi. Hz. Şureyhe verildikten sonra. Medine'ye ilk hicret edenler arasında yer almıştır. hadis ve fıkıh ilimlerinde şöhrete ulaşmış. Sahabiye” namı da verilmektedir. onların Peygamberin ailesinden oldukları zannını uyandırmıştır. Çok fakir bir ailenin çocuğu olduğu için İslam'dan önceki devrede “Cahiliye devrinde” şöhrete ulaşmamış. Yasir de vali olarak tayin edilmişti. Bedir Savaşında. Ömer tarafından Küfe şehrinde vazifelendirilmiştir.Tefsirde şöhrete ulaşarlardan vereceğimiz bir iki zevatın tefsirdeki yerine ait bilgilerin. Temiz ve güzel elbiseler giymesini seven. Mes'ud'dur. ilmi yönden sahabenin en önde gelenlerinden biri olmuştur. bir müddet orada kalmıştır. Sahabe arasında ahlak ve yaşantı yönünden en fazla Hz. Çocukluğunda Ukbe b. Mes'ud. Ömer devrinde Kufe'ye tayin edildiğinde. mensub oldukları sahabe grubunun tefsirdeki usullerini okuyucuya daha açık bir şekilde anlatacağı kanaatindeyiz. ona hediye etmiştir. O'nun peygamber devrindeki bütün savaşlara katılmış olduğunu bildirmektedir. diğer taraftan. 772) sözü. Mes'ud Ve Tefsirdeki Yeri Abdullah b. o. Hz. Peygamber’in yanında kalan dört kişiden biri Abdullah b. tefsir. kıraat. Bir taraftan Hz. İslam'ın ilk günlerinde Müslüman olan Abdullah b. Hz. üçüncü kişi olduğu söylenirse de bizzat kendisi. Ömer’in zamanında. Habeşistan'a göç etmiş. Mes'ud. Uhud Muharebesinde. Mekke'de.

Wensinck’in. Abdullah ise bu sözleri sabırla karşılamıştı. İbn Mes'ud'un kendisine ait olan nüshasında. görevindeki başarısının bir işaretidir. Kendisinden şöyle rivayet edilir: “Sûrelerin ve ayetlerin nerede nazil olduğunu en iyi bildiğini söyledikten sonra. onu orada tutmaları mümkün olur muydu? Her iki halife devrinde. Hz. (Hanefi mezhebine göre). Borcun ödenmesi zamanı gelince. Bu ilavelerin kendinden sonraki fikir hayatına epeyce tesiri olmuştur. Sa'd b. Hz. Güzel Kur'ân okur. yine Osman tarafından. kıraat. altmış yaşını geçmiş olduğu bir sırada 32/652 yılında. Kendisi.. Eğer onun idari işlere kabiliyeti olmasaydı. her zaman Hz. her on ayette bir işaret koyma anlamına gelen ta'şir'den de hoşlanmazdı. Abdullah onların bu sözlerine ehemmiyet vermemiş “Ona itaat etmem gerekir. idari kabiliyetsizlik için sebep sayılabilir mi? Abdullah b. eğer Allah'ın kitabını benden iyi bilen birinin bulunduğu yeri bilseydim. İbn Mes'ud. Osman'ın hilafeti zamanında. onun vazife başında tutulması. İbn Mes'ud. Ammar. yemin keffareti için oruç tutmak isteyen kişinin. İslama hizmetlerinde ve İslami ilimlerdeki öncülüğünde arayacağız. tefsirde de re'ye ehemmiyet vermiş ve bu medreseden daha sonraki nesillere. O'na göre. Maide Sûresi’nin 89. yemin kefaretinden bahseden. İbn Mes'ud. Abdullah ise. Yine o. Abdullah'ı haklı bularak. tefsir. Ömer ve Osman gibi iki halifenin. Abdullah ile Osman arasında bir kırgınlık meydana getirmiş olabilir. Bu bakımdan Abdullah. Halkın sevgi ve muhabbetini kazanabilmek ve amirlerine itaatkar olmak gibi hasletler. Mescid-i Nebevinin hemen yanında yerleşmiş olması. onun Kufe'den ayrılmaması ve kendisini koruyacaklarını söylemelerine rağmen. derhal Ammar'ın valiliğine son vererek. fakat kim bunları bulamazsa üç gün oruç (tutması lazımdır)” ayetinin sonuna lafzını ziyade olarak ilave etmiştir. Osman'a kadar ulaştı. Fakat.” İbn Mes'ud. Abdullah'a kırıcı sözler söylemiş. tertibi. biri biri ardınca inkitasız üç gün oruç tutması lazım gelir denmiştir. Allah'ın kitabının en büyük müfessirlerinden biridir. A. Kur'ân-ı Kerîm’in vahyi. Peygamber. Şu'beyi vali tayin etmiştir. Kendisinin topladığı ve adına izafe edilen bir mushafı vardır. Ebi Vakkas ile Abdullah b Mes'ud'un başlangıçta araları iyi idi. Peygamber'den almıştı. Osman tarafından Medine'ye çağrılmış. bu şekildeki noktalamalar. Adeta kendini bu yola adamıştır. siyasi hayatından ziyade. bu fitnelerin benimle başlamasını asla istemem. Ebu Zerr el-Gıfari’nin. Medine'de Hz. Fakat bir ara Sa'd. Kufe'ye tayin edilen. bilinmesi güç olan kelimeleri izah yönünden de .Mes'ud. Baki mezarlığına defnedilmiştir. Şüphesiz o. Hz. Daha sonraları. O da Ömer gibi. valilerin azledilip. borcu ödeyememiştir. İbn Abbas'dan sonra hemen akla gelen isim Abdullah b. Kur'ân'ın siyah noktalarla işaretlenmesini istemezdi. Haber. Mesela. beytu'lmâldan borç para almıştır. Biz onun büyüklüğünü. Cenaze namazının Osman veya Ammar tarafından kıldırıldığına dair rivayetler vardır. Ömer'e kadar ulaşmış ve Ömer. birçok hususlarda Hz. Hz. Mes'ud'dur. bu iki zat arasıda geçen münakaşa. Bu medrese fıkıhta olduğu gibi. o da emre itaat etmişti. İbn Mes'ud'un ilmi. Bu ilaveye dayanarak. Osman tarafından Rebeze'ye mecburi gönderilişi. onun Peygamber'le her an beraber olmasına vesile olmuştu. tefsir kabilinden olan bazı ilaveler görülmektedir. onu Kufe'de devletin hassas bir vazifesine tayin etmeleri ve şu hadiseler karşısında. devemi derhal hazırlayıp mutlaka oraya giderdim. Irak tefsir medresesinin temelini atan kişidir. Hz. Peygamberin yanından gece gündüz ayrılmayan ve onun hizmetinde bulunan İbn Mes'ud Kur'ân ilimlerine büyük hizmette bulunmuştur.arasında çıkan bir münakaşada. Abdullah'ın Osman tarafından Medine'ye çağrıldığını duyan Kufe'liler. Medine'de vefat etti. Hz. Abdullah hakkında bir anda idari işlere istidadının olmadığını söylemesi görüldüğü gibi vakıalara uygun değildir. bilgisinin büyük bir kısmını.. bu borcun ödenmesini istiyordu. Bu sebepten araları açıldı. bu ilimleri nakleden pek çok kimseler yetişmiştir. Osman'ın hilafeti zamanında. Kur'ân hafızlarının en önde gelenlerindendi. kıraati ve tefsiri gibi konular bahis konusu edilince.J. orada ve Medine'de İslami ilimlerde öğretmenlik yapmıştır. İbn Mes'udun mushafında bulunan ziyadelikler ve değişik kıraat şekilleri.” diyecek basireti göstererek Medine'ye gitmişti. Sa'dı valilikten uzaklaştırdı. Peygamer'e olan ittisal ile başlar. Kufe'den ayrılmadan evvel. onun Kur'ân okuyuşunu zevkle dinlerdi. resmi mushafa muhalif olur endişesi ile hususi mushafların yakılmasını emretmesi gibi sebepler. Kufe'de sadece idari vazifelerde bulunmamış. Peygamber’in ağzından 70 den fazla sure ezberlediğini defalarca tekrarlamıştır. Peygamber'e benzetilirdi. yerine Mugire b. Peygamber’in yanına serbestçe girebilmesi. Kur'ân'ın yazılışına hoş olmayan bir görünüm katmaktaydı. hadis ve fıkıh medreselerinin de temellerini atmış bulunuyordu. Birçok fitneler zuhur edecek. “. Sahabe arasında. Hz. Bu büyük sahabi.

Kur'ân'ın toplanmasından sonra eldeki mevcud Kur'ân nüshalarının imhasını emretmemişti.” diyerek. Blachere devamla “Ubeyy b. Fakat buna rağmen. Osman ve Zeyd'e karşı takındığı bu tavır. nasih ve mensuhdan bahsetmekte idi. müteşabih ayetler hakkında te'vil yolunu kabul eden sahabedendir. Peygamber'den duydukları tefsir mahiyetindeki izahları. Halbuki bir heyet tarafından hazırlanan ve resmiyet kazanan bu mushaflara. İbn Mes'ud'un itirazının bu andan itibaren başladığını görmekteyiz. Halbuki Osman Kur'an'ı çoğaltıp çeşitli beldelere gönderdiğinde. mutlak olan bir nassın takyidini mümkün kılmakta ve hüküm istinbatında yardımcı olmaktadır. ezZübeyr. ileri gelen sahabe tarafından beğenilmemiş. Osman ve Zeyd'e karşı muhalif bir tavır takındığını gösteren bazı münferid haberler mevcuttur. eldeki mevcud nüshaların yok edilmesini istemişti. Sa'id b. Bu mesele iyi tahlil edilecek olsa görülecektir ki. sözünden Müslümanların. Kur'ân'ın toplanması için Zeyd b. ekseri sahabe nazil olan ayetleri ezberler ve bunların amelî tatbikatını öğrenmedikçe. O halde İbn Mes'ud. Çünkü bu ilavelerin. sebebi nüzulden. Ebu Bekir. Hişam) tan. Bu gibi ilavelerin. İsra Sûresi’nin 93. sonra da bu sûreyi bütün gün tefsir ederdi. bu ziyadelikler hakkında “Bu ziyadeliklerden hakikaten ne kastedilmiş olduğu pek açık değildir. Sahabeden bazılarının ve İbn Mes'ud'un Hz. Sabit’in Medine'li diğer üçü Mekke'li aristokrat olup Kur'ân'ın ruhunu anlamaya muktedir değillerdi. Sabit. o da yaptığına pişman olmuştur. (p. Bu haberlere sarılan müsteşrikler. onları iyi tahlil etmemesi. Peygamber’in sünnetidir. murad etmişler? Yoksa bu nassı asla değiştirmeyen. Kur'ân metinlerini bile bile tahrif eden Osman'ın bu komisyonuna yaptıkları itirazlara şu anda malik değiliz. kendi menfaatlerine yarayacak bir şeyler ortaya koymak sevdasındadırlar. okuyucuları şüpheye düşürmek istemektedir. etrafında buiunan talebelerine ayetlerle ilgili fıkhı hükümlerden. Goldziher’in bu şekilde müphem ve şüphelendirici bir ifade kullanması doğru değildir. Eğer böyle bir şey olmuş olsaydı. asta cahilliğinden değil. onları böyle bir neticeye sevketmektedir. İbn Mes'ud'un. Nedense müsteşrikler (oryantalistler) İbn Mes'ud hakkında tereddüt ve şüphelerini sergilemektedirler. İbn Mes'ud'dan bir itiraz sesi yükseimemiştir. o zaman.faydalı olmuştur. ayetindeki kelimesi şeklinde okunması “Zuhruf” kelimesinin lügat yönünden açıklanmasına sebep olmuştur. Abdullah b. hocası hakkında “Abdullah bize evvela bir sûreyi okur. gerek Kur'ân'ı ezbere bilenler ve gerekse yazı ile tesbit edilmiş sahifelere sahip olanlar tarafından hiç bir itiraz vaki olmamıştır. İşte. diğerlerine geçmezlerdi. yemir keffaretinde üç günlük orucun arka arkaya tutulması gibi. Hz. “Osman'ın Kur'ân komisyonuna yaptıkları itirazlara şu anda malik değiliz”. Hz. Yukarıda adı geçen şahısların sanki itirazları mevcutmuş da. okuyucularını bir şüphe içine düşürmek istediği açıkça görülmektedir. Acaba bu ziyadeleri yapanlar hakikaten bir nassın tashihini mi. mevcud olan bu haberleri yok etmiş olmaları ihtimalini ileri sürmek istediği anlaşılmaktadır. onlar ortadan yok edilmiş gibi bir durum oluşturulmak istenmektedir. Hatta o lafzını söyleyemeyen bir yabancıya şeklinde okumasını söylemiştir. Kur'ân'dan sonraki kaynağı. Blachere’in. gibi bir soru sorulabilir. Peygamber'den duyulan tefsir mahiyetindeki ifadeler olduğunu ve ayetin anlaşılmasını kolaylaştırmasına rağmen. nassı beyan ve tefsir kabilinden olduğu. el-Hârİs b. Halbuki bu zatların ve diğerlerinin. Osman ve Zeyd'e karşı olan menfi davranışına ait haberler niçin yok edilmemiştir. Şüphesiz Zeyd bunlara boyun eğiyordu. el-As. Abdurrahman b. Kur'ân'da ihtilaf zannettikleri yerlere bir mebde aramak mucburiyeti. Ali b. Kur'ân'ın ve İslam'ın zayıf bir noktasını bulmuşçasına. Zeyd b. Ka'b. Bu ve bunun gibilerin. Mesrûk. kendisinin daha önce Müslüman olduğunu ileri sürerek. Hatta Zeyd'i kastederek . İbn Mes'ud. Mesela. bir nassın ta'dili olmadığı. 56-58)” adlı eserinde “Osman'ın emri ile Kur'ân'ı istinsah ve teksir eden dört şahıs (Zeyd b. delillerle sabittir. Sabit'i vazifelendirdiği zaman. Zeyd'den daha mühim bir yeri olduğunu zannedebilirdi. Mes'ud'un. Ancak. izah edici bazı talikatı mı izafe etmek istemişlerdir?” gibi sualler sorarak. Hz. İbn Mes'ud'un. Ebu Bekir. Ebi Talib gibi meşhur şahısların. belki kötü niyetinden kaynaklanmaktadır. Onun Kur'ân tefsirindeki en mühim kaynağı bizzat yine Kur'ân-ı Kerîm’in kendisi olmuştur. Bu gibi fazlalıklar. Ebu Musa el-Eş'ari. Osman'ın mushafı çoğaltmak için teşkil ettiği heyete de bir itirazı olmamıştır. kendi şahsi görüşlerini ileri sürmüş. kendi hususi nüshalarında da tesbit ettiklerini zikretmiştik. Abdullah b. Nitekim Regis Blachere de “Intruduction au Coran.” demektedir. Hz. Keza. Biliyoruz ki. Osman'ı tebrik ve tasvib eden sözleri pek çoktur. Kur'ân için yaptığı büyük hizmetten dolayı Hz. Bu iki yolun dışında. Belki o.” demektedir. Blachere’in sadece ortaya şüpheler sürüp. içtihadı ile hareket etmiştir. İbn Mes'ud. Ignaz Goldziher.

Kur'an'ı İbn Mes'ud'dan daha iyi hıfzetmiştir. o kafir bir adamın sulbünde idi. Hz. Müslümanları. Çünkü o. Yine Vadet. Peygamber sadece bu iki şahsı değil bunlarla beraber diğer sahabeyi de övmüştü. İbn Mes'ud'un bu sözünün ileri gelen sahabe tarafından fena karşılandığını söylemektedir: İ. bu görüşü tamamen yalanlamaktadır. Peygamber’in sağlığında yetmiş kadar sure ezberlemişti. kendisinin daha Zeyd dünyaya gelmeden Müslüman olduğunu ifade etmek istemiştir. Aynı zamanda onların kıraatlarımn daha meşhur olduğunu söyleyerek. bir emirle. Halbuki Zeyd. Osman ve Zeyd'e karşı tutumunda. aralarında bir kızgınlığın olmadığına da bir işarettir. büyük bir hizmet aşkından ileri geldiği söylenebilir. İbn Ümmü Abd (İbn Mes'ud). elindeki Kur'ân nüshasını imha etmesini istemesi ve Ebu Zerr'e karşı tutumu karşısında İbn Mes'ud. İbn Mes'ud'u Şii'ler safında görmeyi ve göstermeyi arzu eder. Yetmiş sûreyi Peygamberin ağzından yazmış ve toplamış olan bir kişinin.C. İbn Mes'ud'un ölürken. bilhassa İslami devir içerisinde. kıraattaki durumlarının. onlara muhalefet ettiği anlaşılmaktadır. onda bir infial yaratıp psikolojik bir değişiklik meydana getirebilir. Muaz b.“Ben Müslüman olduğumda. Daha ziyade. Goldziher’in ileri sürdüğü şu iddiayı kabul ederek. Ka'b. Salim mevla Ebu Huzeyfe”. Cebel. Zeyd için söylediği sözlerin. İslam'ın birliğini parçalayacak olan fitneleri önceden haber vermesi ve böyle bir şeyin ilki olmak istememesi. ölüm döşeğinde iken. belki Osman'a biraz gücenmiş olabilir. Peygamber’in bu iki şahsı medhetmesi. Nitekim bu husus. hadiseleri de tahrif etmektedir. “Özellikle bu sahada. her zaman Hz Peygamber’in yanında bulunabilen bir zatn. Sabit'ten daha yüksek olduğunu anlatmak istemektedir. kendisini kabilelerine katmış olanlar dahil olmak üzere. Kur'ân-ı Kerîm'i toplama işinde Ebu Bekir. Meşhur hadisci ez-Zührî. adına atfedilen metinlerden ve başından geçen olaylardan kolayca anlaşılmaktadır. Ama cümlenin gelişinden bu mana kastedilmemekte. Zeyd'i İbn Mes'ud'a tercih etmelerinin sebebi hakkında şöyle söylemektedir: “İbn Mes'ud. İbn Mes'ud ve Ubeyy b. diğerlerinden farklı yönleri olması gerekir. Vadet. “Peygamber'e ve onun Ehl-i Beytine sarsılmaz bir şekilde bağlı olan İbn Mes'ud. Tarihi hadiseler. vaziyetini ve arzularını soran Osman'a vermiş olduğu cevaplar. mallarını ve ailesinin idaresini. ona gizli temayüller atfetmek mümkündür. Zeyd'ten daha efdal.” diyerek. Kur'ân'ın tefsiri alanında onu bir Şii imiş gibi göstermeye çalışmaktadır. Goldziher [256]de. Ben İbn Mes'ud kıraatından on harf aldım” demektedir. basit ve mütevazi insanların tabii dostu olan İbn Mes'ud'un. Osman'ın çevresini teşkil eden aristokrat zihniyetten çok. el-Avvam'a tevdi etmiş olması. Osman ve Zeyd b. onların kıraatına ehemmiyet vermemekle itham etmektedir. Hz. sahabe arasındaki yerlerinin yüceliğini belirtip Peygamber’in de onları methetmesini zikrederek. Mekke aristokratlarının entrikalarına göğüs germek zorunda kalmıştı. İbn Mes'ud'un ruh halinin. Abdullah'ın. Ka'b isabet ettiler de. İbn Mes'ud'un Müslüman oluşundan sonra Mekke aristokratlarından kastedilen mana müşrikler ise. Peygamber’in sağlığında-Kur'ân'ı hıfzetmiş ve Peygamber’in vefatından önce de tam olarak Kur'an'ı onun ağzından dinlemişti. o zamanın dindarlığını tebarüz ettirdiği gibi. ziyaretine gelerek. sufi veya Şii bir İslam taraftan olduğunca şüphe yoktur. Vadet’in görüşünün ne kadar yanıltıcı olduğuna bir delildir. Hz. insan ve eşyanın sonlarına ait bazı mühim sırları vermiş olması elbette yadırganamaz. Müslümanlığı daha evvel ve fazileti daha çoktur. Hz. Halbuki. Ka'b'ın tesfir sahasında. bu doğrudur. çeşitli şartlar vardır. Hatta cenaze namazını Osman'ın kıldırdığı rivayet edilir. her ikisinin kıraatinin hüccet olduğuna delalet etmez. Fakat İbn Mes'ud'un. Tefsirde otorite olan İbn Abbas bile “Benim kıraatim Zeyd’in kıraatidir. Geri kalanını Peygamber’in vefatından sonra öğrenmişti. Osman'ın. Mekke aristoklarından olan ez-Zübeyr b. Elbette Goldziher’in üzerinde durduğu bu iki şahsın İslam'daki yeri ve değeri müsellemdir.” demekle. Çünkü kıraatların geçerli olabilmesi İçin. idare mevkiinde bulunan Müslüman Kureyşlilerin sanki onu hilelerle işinden uzaklaştırdıkları ve onun da halk adamı olarak. bütün Muhacir ve Ensar hata ettiler mi diyelim? Böyle bir şey söylemek mümkün değildir. . Onun. hayatında her vesile ile Kur'ân'a hizmet etme aşkı ile dolu idi. İbn Ömer. Ehl-i Beyt içinde hakim olan ruh haline daha yakın olduğu meydandadır” demek suretiyle. deruni. Hz. Nedense Müsteşrik J. Ubeyy b. Bilhassa. Peygam-ber'den şöyle işittiğini nakletmektedir: “Kur'ân'ı şu dört kişiden alınız.[257] Tabidir ki bu söz boşuna söylenmiş değildir. dünyanın sonu ve ahiret ahvali gibi konuları. Ömer ve Osman'ın. Vadet.” İbn Mes'ud. elindeki bu nüshayı imha etme çağrısı alması. Ebu Bekir el-Enbari. bu halin göz önünde tutulması gerekir. onun bazı ayetleri tefsir edişinden misaller vermeye kalkışmıştır. Fakat Zeyd. İbn Mes'ud ve Ubeyy b. Kur'ân tefsiri kısmında.

Mesela 398/1007 yılında Bağdat'taki aşırı Şia. Kur'ân. kendisini öldürmek istedikleri halde o. İbn Abbas ve sahabeden bir grub. batıl ortadan kalktı. Verdiği hükmün Hz. kıyas ve re'yden habersiz olan kimseler. Fakat ilim sahibi olmayanın böyle bir işe girişmesine asla razı olmadığı bir hakikattir. ancak Allah'a aittir.” demektedir. Hz. ilim dağarcığı. Abdullah b. kıraat ve hadis ilimlerinde imam olan İbn Mes'ud'un.[262] “Andolsun ki. sağlıklı olduğu halde. Bunun üzerine bazı müfrit Şii gençler. bu büyük alimin evini sararak. Mes'ud. 405/1016) tarafından verilen bir fetva neticesinde yakılmıştır. babalarının sulbünde kararlaşmış ve analarının rahminde kararlaşmakta iken de bilir” ayetindeki “Müstakar” ve “Mustevdâ” kelimeleri hakkında müfessirler çok çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. ahlaki meziyetleri cihetinden de eşine zor rastlanan yüce şahsiyetlerden biridir. onun muhtelif beldelere gönderdiği Kur'ân nüshalarına değil bir başkasına meyletme arzusunu duyabilirler. zaten batıl ortadan kalkmaya mahkumdur” ayetinin tefsirinde. fikir alışverişinde bulunur ve neticede verdikleri hükümleri birbirine çok yakın olurdu. Eğer hata ise benden ve şeytandandır” demeyi ihmal etmezdi. sadece ilim yönünden değil. Onun bu kolaylaştırıcı akli usulü Alkameİbrahim-Hammad vasıtasıyla Ebu Hanife'ye kadar ulaşmaktadır. Kıyas ve re'y ile hüküm çıkarmak. Mes'ud'un görüşlerine dayanmaktadır.. yaşamayı düşünerek fakir düşmekten korkup infakta bulunmak olduğunu ifade etmektedir. Peygamber onlara hem vuruyor hem de yukarıdaki ayeti okuyordu. Hayatı boyunca hakk bildiği . Abdullah b. tefsir. Herhangi bir meselede re'y ile karar verdikten sonra “Bunu re'yime dayanarak söylüyorum. O. “Mustevdâ” kelimesini ise “insanın öleceği yer” olarak tefsir etmiştir. Şer'i delillerden. Ömer. Peygamber Mekke'ye girdi. orada İslami ilimler alanında pek çok kıymetli talebe yetiştirmiştir. buradaki infaktan maksadın. Mes'ud “Müstakar” kelimesini “Rahimler”. Ebu Hanife’nin fıkhı meselelerinin çoğu.[263] “De ki: Hakk geldi. bütün Şia aynı görüşte değildir. İbn Mes'ud'un mushafı. Abdullah b. fetva sahibi ve münferid görüşleri bulunan bir kimse olduğunu söylemektedir. ayette geçen “es-Sırate'l-Mustakim”den maksadın “İslam”olduğunu söylemektedirler. Bu tahrifli mushaf zamanın büyük Şafii fakihi Ebu Hâmid el-lsferaini (ö. Hz. Kafi olarak hadis olduğu sabit olmayan sözlerle. resmi mushaf ile birlikte ellerde dolaşmakta idi. sükunetini kaybetmemiş. Mes'ud'a ait olduğu söylenen bir Kur'ân nüshası ortaya çıkarmışlardır.[258] Tefsir örneklerinin sergilendiği bir mecmua olan Taberi tefsirinden. Osman'ın istinsah edip çoğalttığı mushaflar Müslümanlar arasında icmaen kabul edilmiştir. veren” ibaresini İbn Mes'ud tefsir ederken. Hz. Şer'i delil bulunmayan birçok meselede fikir.[260] “Malını (Allah veya mala olan sevgisine rağmen) akrabaya. Tabiidir ki. Abdullah b. Abdullah b. içtihad ve re'y ile amel etmeye taraftar olduğunu söylemiştik. ayette geçen “Hakk” lafzını müşriklere açılan savaş. “Batıl” lafzını ise şirk ile tefsir etmektedir. Verdiği bu manalara delil olarak da “Hz. bu ilimlerin tatbikatı mahiyetinde olan fıkıh ilminde de bir önder olacağı tabiidir. Doğru ise bu Allah'ın lütfundandır. böyle bir re'y yoluna mutlak surette bir nass bulunmadığı zamanlarda giderdi. Abdullah'ın Kur'ân ve fıkıh bilgisini takdir eder ve ona son derece önem verirdi. birçok kişi tarafından istinsah edilerek. yukarıda zikrettiğimiz gibi. İbn Mes'ud. İbn Mes'ud ve Ebu Musa elEş'ari birbirlerine meseleleri sorar. Bu görüşte olanlar aşırı (gulat) Şia'ya mensub olanlardır. canlıları. bize sahabenin en ileri geleni. Onu. Peygamber’inkine uygun olduğunu öğrenince. Mes'ud. rivayet ettiği hadisler ve Kur'ân'a olan vukufu ile şöhret kazanmıştır.. İbn Mes'ud'a ait birkaç tefsir örneği verelim:[259] İbn Mes'ud. kıyas ve re'y ile hareket edilme esasını Iraklılara öğreten İbn Mes'ud olmuştur. sana daima tekrarlanan yedi ayet ile Fatiha'yı ve Kur'ân'ı Azi-m'i verdik. O sırada Ka'be'de 360 put vardı. hadis imiş gibi amel etmektense. hadiseyi büyük bir cesaret ve soğukkanlılıkla karşılamıştı. Abdullah b Mes'ud. Abdullah b. Ömer. Hilafet meselesinde Osman'a kızgın olan Şia. ez-Zehebi. Kufe'de iken.[261] “Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların rızkı. böyle bir yola girişip hüküm çıkaramazlar. Mes'ud'un şer'i delil olmayan yerde. çok sevinirdi. yapabilenler için açık bir yoldur. Şunu unutmamak gerekir ki. onun kıraat. re'y ve kıyasla ameli tercih eder ve bundan gelecek her türlü mes'uliyeti yüklenmeyi kabul ederdi.Şüphe yok ki.” ayetindeki “Seb'an mine'l-Mesani” terkibinin tefsiri hakkında bir rivayette “Yedi uzun süre” diğerinde ise “Fatiha”olduğu beyan edilmektedir. insanlara doğru yolu gösteren bir mürşid olarak tanıtırken. Uzun müddet Kufe'de kalmış.

Sprenger. Ebi Talib’in hilafeti zamanında. fıkıh. -aynı Ansiklopedinin yeni neşri olan [265]-de. Hz. yalnız Ali b. Kerbela hadiselerinden sonra. L. Peygamber devrinde çocuk yaşta olan İbn Abbas için “Evet o. Peygamber'den sonra tefsir ilminde en mühim kaynak sayılan İbn Abbas aynı zamanda. Peygamber’in “Allah'ım onu dinde . fıkıh ve eyyam-ı arap sahalarında en yüksek mertebelere ulaşmıştır. Onu. Bu geniş bilgisi sebebiyle kendisine. Peygamber’in vefatında 10. İdarecilik işlerinde pek fazla bulunmamış. ez-Zübeyr'e de bey'at etmeyen Abdullah b. senelerde de Hz. güya ilmi araştırma adı altında. halifeliğini ilan ve Mekke'yi merkez ittihaz eden.yoldan gitmiş. ömrünün son günlerini dahi orada tedrisatla geçirmiştir. İbn Abbas'ın bütün meziyetleri unutturulmak istenirce-sine. Hayatını anlatan biyografik eserler. Hayatı ta'lim ve taallüm ile geçmiş ve sahabe arasında da yüksek bir değer kazanmıştı.Abdullah b. İslam düşmanlarına zengin bir haber kaynağı olmuştur. onun değerini hiçe indirmek istemişlerdir. Hüseyin b. Buhl gibi dini asabiyetleri kabarmış olan müsteşrikler. 13 veya 15 yaşlarında bir çocuk olduğu rivayet edilir. Taif şehrine çekilmiş. Abbas. İbn Kesir 15 yaşında olduğu haberinin daha sahih olduğunu söyler. 27 senelerinde Kuzey Afrika fetihlerinde. Biz onlardan sadece birkaçını göstermeye çalıştık. Dini taassubunun tesiri ile fahiş hatalara dalan F. nadir insanlardan biri idi. menkibeieşmiş davranışlarla dolu hayatından göz kamaştıran tablolar sunmaktadırlar. Gerek muasırları ve gerekse sonraki Müslümanlar tarafından büyük bir takdir ve hürmetle yadedilen bu zatı. her hangi bir menfaat düşüncesi ile şahsiyetini hiçbir zaman feda etmemiştir. Müslümanlar üzerinde bir tesir bırakmadığının en mühim delilidir. alim. Muaviye’nin vefatından sonra. Ali’nin ricası ile hicretin 36. Abdullah b. iffet ve haya duygusuna sahip olmak gibi müstesna hasletleri şahsında toplayan. Hz. Lammens ve F. ne güzel bir tecellidir ki. Hz. gerçek bir tevazu anlayışına ermek. [268] İbn Mes'ud. hakkın ve haklının yanında olmak. deniz. Elbette İslam'ın ilim menbalarından birini kötülemek. Ali’nin bu hareketine şiddetle mani olmaya çalışmış. Yukarıdaki vasıf ve unvanları kazanmış olan İbn Abbas. Ali’nin oğlu Muhammed b. İslam Ansiklopedisinde. bilgin manasına gelen “el-Hibr” ve “Kur'ân tercümanı” unvanları verilmiştir. okyanus manasına “el-Bahr”. Sabit hakkında ileri geri bazı şeyler söylerken. Ali ile birlikte Cemel ve Sıffin vak'alarında bulunmuştur. bu üzücü hadiselerin tesiriyle gözlerini kaybettiği zikredilir. Kur'ân'ın tercümanıdır” demekteydi[269].[267] Hz. tefsir ilmindeki yeri alakadar edecektir. Caetani. Hz. L. Ömer tarafından yaşlı sahabeye takdim edilmiştir. İlmi bir eserde bulunması lazım gelen ağırbaşlılık unutularak. Veccia Vaglieri. b. fakat muvaffak olamamıştır. en meşhur şahsiyeti olarak karşımıza çıkan Abdullah b. 30. aslı adeta onun hayatının ağırlık noktası yapılmak istenmiştir. Hayatının sonlarına doğru. aksine onun şerefinin yükselmesine vesile olmuştur. el-Hanefiyye kıldırmıştır. meslekdaşını ağır fakat nazikane bir dille tenkid etmiştir. senelerinde kısa bir müddet Basra Emiri olmuştu. Zeyd b. nefsin bencilliğinden kurtulmak. Bütün Müslümanların ondan hayırla bahsetmeleri. Ama İbn Abbas'a yapılan yanlış istinadlar. Öldüğünde yetmiş yaşlarında olduğu söylenir. hadis. onun siyasi hayatından ziyade. H. hadis. Bununla beraber.[266] Burada bizi. 18-21 senelerinde Mısır'da. Hz. magazi. ne pahasına olursa olsun. onların en mühim gayeleri olacaktır. Buhl'ü. tarih ve Arap edebiyatına geniş vukufu olan bir kişi idi. Muhammed’in amcası Abbas'ın oğludur. onun değerini azaltmamış. Bu kısa valilik esnasında. Hatta bu mesele ilmi bir eser sayılan ve hiçbir ilmi süzgeçten geçirilmeden Türkçe'ye terceme edilen. yalan ve zayıf delillere istinad edilerek güya karşımıza İbn Abbas'tan başka bir şahsın timsali çıkartılmak istenmektedir. İslami cihadlarda ve İslamı yayma seferlerinde bir mücahid olarak bulunmuştur. O. Hz. halifelik için huruç eden. Abbas. devrindeki siyasi hadiselere fazla karışmamıştır. Hicretin 68/687 yılında vefat eden bu ilim hazinesinin cenaze namazını. senede de Cürcan ve Taberistan seferinde görmekteyiz. Vukua gelen Kerbela faciasına çok üzülmüştür. 36-37. onun siyasi hayatının. vakar ve haysiyetine zarar verecek her türlü hafiflikten uzak kalmak. güya zimmetine para geçirdiğine dair mevsuk olmayan bu rivayetler. müsteşrikler tarafından kendisine ağır ithamlar yapılmış. tefsir. Hz. Peygamber'den sonra.[264] Kendisi yaratılış itibariyle siyasete meyyal olmadığından. Kendisini İslami ilimlere vermiş. Abbas Ve Tefsirdeki Yeri İslam'da tefsir hareketinin.

Bizzat kendisi de. Bakara ve Al-i İmran surelerini okur ve ayet ayet tefsir ederdi” demektedir. ya sahabeden işitmek veya kendi içtihadı ile tefsir etmek veyahut da yabancı kültürlerden aldığı malzeme ile re'y izharında bulunmak suretiyle nakletmiştir. Abdullah b. Hasenden rivayetle: “İbn Abbas minbere çıktığında. onu mübalağalı bir şekilde anlatmıştır. Musa'nın. Peygamber'den. Peygamberle olan akrabalığı ve Abbasilerin ceddi olması sebebiyle.[282] İbn Abbas. Bilhassa Abbasi halifelerine yaklaşmak veya onlardan bir menfaat temin etmek için. kendisinden gelen bir haberde “Ey Müslümanlar. Çünkü kendisi de. İleride yönlere ayrılacak olan tefsir. Hz. İbn Abbas. o da. İbn Abbas'a atfedilen tefsir rivayetlerinin ekserisinin. Kur'ân'da yalnız gibi dört kelimeyi bilmediğini ifade etmektedir. Eşlem. bir tenakuz gibi görünüyorsa da. kendisinin Hz. onun siyasi yönden Abbasilerin ceddi. İbn Ömer'e bir ayetin tefsiri sorulduğunda. İbn Abbas.fakih kıl ve ona te'vili öğret” duasına mazhar olmuş ve bu duanın bereketiyle. Çünkü bu haberler. Abbas'a ayrı ayrı sorması[281] ilk zamanda dahi rivayetlere şüphe ile bakıldığına bir delil teşkil eder. Kur'ân'ı tefsire yöneldiğinde. müfessirler. onu almakla iktifa etmiştir. Ubeydillah b. Bu karışık durumdan dolayı imam eş-Şâfi’inin “İbn Abbas'dan bize tefsire dair yüz kadar hadisten başka bir şey gelmemiştir”[279] demesi. onun Buhari'deki haberinden. Ekseri tefsir müşkilleri onun tarafından halledilmektedir. ayetinin tefsirinde “Şu haberin İbn Abbas'tan gelişi sahih ise”[280] demek suretiyle. o . Ka'ba. Sıhhatini tam olarak bilemediğimiz ve bu bakımdan da ne kabul ne de reddedebildiğimiz rivayetler vardır ki tefsirde görülen ihtilaflar genellikle bunlar üzerindedir. Keza ez-Zemahşerî de. Bu hareket. Bilin ki. Kur'ân'a da uygun olursa makbul addedilir. sıhhati bilinip. Allah'ın Peygamberine inzal ettiği Kur'ân'ı en iyi bilendir” diyerek. Bu sözleri kendisine isnad edenler. İslam'a dahil olmuş kitabileri kasdetmemiş olduğu anlaşılmaktadır. sıhhatinin şüphe ile karşılandığını gösterir. Regis Blachere de. muhtelif sahabeden çeşitli şekillerde rivayet edilmektedir. kitap ehline nasıl sual soruyorsunuz?”[274] Demek suretiyle. kitap ehlinden nasıl sual soruyorsunuz diye azarlaması. İslamiyeti kabul etmiş olan Yahudi asıllı kişilerden istifade etmiştir. Ebu İmran da bunu teyid etmektedir[277].[272] İbn Abbas'ın. İslami ilimlerde şöhret kazanmıştır[270]. el-As arasında meydana gelen ihtilafın halli için Ka'bu'l-Ahbar'a müracaat edildiği görülür[276]. Buhari’nin Sahih'inde.[271] onun tefsirdeki yerini takdir ediyordu. Zaten Israiiiyat dediğimiz haberler. Hz. Yahudi ve Hıristiyanlık tesiri altında kalmış efsaneleri dercettiler. Meymune binti Ebi'l-Celd de. Müslüman olmuş kitabilerden sormuştu.Selam ve Ka'bu'l-Ahbar'dan pek çok rivayette bulunmuştur. Zeyd b. Ya'kub b. İbn Abbas'tan çeşitli rivayetlerde bulunanlar olmuştur. Hz. babasının her yedi günde bir Kur'ân'ı her altı günde bir Tevrat'ı yüzünden baştan sona kadar okuduğunu söylemektedir. adeta Müslümanları azarlamıştır.[283] Ebu Bekir el-Hüzeli. ayetindeki lafzının okunuşu hakkında İbn Abbas ile Amr b. İbn Abbas tarafından bildirilmektedir. kim bana bile bile yalan isnad eder ve kendi arzusuna göre Kur'ân'ı tefsire kalkışırsa. Abdirrahman ez-Zühri’nin. İbn Abbas'ın ismi altında. bu husustaki şüphesini ortaya koymaktadır. Peygamber’in amcazadesi olmasını ve onun bilgisinin genişliğini. Ebu Celd Geylan b. ya Hz. Ona ait sahih ve sahih olmayan haberler o kadar çoktur ki kendisi âdeta gâib haberlerin bir menbaı olarak ortaya çıkmaktadır. ismi etrafında çok mübalağalı sözler icad edilmiştir. o. Yine İbn Abbas'ı bazı hususlarda. Şuayb'ın yanında kalış müddeti. “İbn Abbas'a git. Müslüman olmuş Yahudi asıllı kimselere sorular sorması ve Müslümanları. cehennemde oturacak yerini hazırlasın” hadisinin ifade ettiği manaya dikkat etmekteydi. Kehf Sûresi’nin 76. kendi esaslarına hangi fikir uygun geliyorsa. Kur'ân tefsirine ait haberleri. Salih b.[275] Bazı haberlerde de Ehl-i Kitap'tan ihtida eden kimselerin sahabe arasındaki ihtilaflarda. Abdillah b. Keysan ve Hüseyn b. kenci icadları için müsaid bulmuşlardır.[284] Tefsir ve hadis kitaplarındaki İbn Abbas rivayetleri tetkik edilecek olursa. demektedir. [273] O. Kaf Sûresi’nin 19-21. Ubeydillah b. kendisine sorulan İslami meseleler dışındaki konularda. Yalan olduğu bilinen ve Kur'ân'a muhalif olanların ise. Hz. Peygamber'den rivayet ettiği “Benim öğrettiğimden başkasını isnad etmekten korkunuz. Sorduğu bu şeyleri akıl süzgecinden geçirmiş dini nazara uygun olup olmadığını araştırmış ve ondan sonra kabul etmiştir. hakem rolü oynadıklarını görmekteyiz. Mesela.[278] Ona isnadda bulunanlar. tefsirde o kadar karışık bir durum hasıl etmişti ki bir keıime etrafında ondan çeşitli rivayetlerin yapılmasına sebep olmuştur. Umumiyetle rivayet tefsirlerinde bir birlik bulmak çok güçtür. Mesela. Hz. esas itibariyle İbn Abbas'ın bilgisinin çeşitli ve geniş olmasını. rivayetleri asla tecviz edilmez. ayetlerini. Peygamber’in sıfatlarının Tevrat'ta nasıl olduğunu sormuş. Yusuf Sûresi’nin 110. Ferve ismindeki zata sual sorarken görmekteyiz. kendi uydurmaları için müsait bulmuşlardı.

et-Ezrak'a verilen cevaplar arasında bir karşılaştırma yaptığımda. şiirle ihticac edilip edilemeyeceği meselesini zikretmektedir[294]. 65/684)ın sorduğu her kelimeye bir beyitle cevap verdiği zikredilmektedir[296]. İbn Müleyke. Genç olduğu halde. İbnu'l-Ezrak'ın sormuş olduğu müfredata cevap vermiş olan İbn Abbas'ın cevaplarını. “İbn Abbas'ın ilmi üç otoriteden gelmektedir. yazdırdığını müşahede etmekteyiz. İbn Abbas ile Nafi' b. Kureyb b. 223/837) da. tefsirin İbn Abbas'a ait olduğunu ispata kafi gelmez. Hz. kendi kavrayış ve bilgi kabiliyetlerini de katarak muhtelif mecmualar meydana getirmişlerse de. Sahihu'l-Buhari'de geçen bazı İbn Abbas rivayetleriyle karşılaştırıldığında bazen aynen. dini. İbn Abbas. Kendisinden sonra gelen talebeleri onun adına.[295] İbn Abbas'ın kendisini imtihan etmek kastıyla sual soran ve Hâricilerden olan Nâfi' b. İbn Abbas'tan gelen birçok rivayetler olduğu gibi. zira şiir Arapçadır” demiştir. İbn Abbas'dan Kur'ân tefsiri hakkında sorarken gördüğünü. başkalarına yazdırmış olduğuna delalet etmektedir. o hususta bir şiir inşad ettiğini. bazen de lafız yönünden değil mana bakımından uygun geldiği görülmektedir. İbn Abbas'ın teyzesi idi. şiire bakınız. Hanbel’in. Aynı zamanda. Buhari’nin Sahihindeki ta'liklerde mevcud olan İbn Abbas rivayetleriyle. yüzünde bir nur görürdüm” demektedir. öğrendiklerini gerek hıfz ve gerekse -yazmak suretiyle. Hz. el-Ezrak (ö. bunlardan Kelbi. Bir ilim medresesi ve tefsirde Mekke ekolünün kurucusu olan İbn Abbas'ın birçok kitaplara sahip olduğunu. Abbas'ı. Ebu Bekir el-Enbari (ö. Abdullah b. Fedâil adlı kitabında. 328/940). lugavi olarak ya tahsis ya tarihi bir yoi ile izah etmeye çalıştığını. bu işte bir başlangıç olması bakımından önemlidir. İbn Abbas'a Kur'ân'dan bir şey sorulduğunda. “Tenviru'l-Mikbas min Tefsiri İbn Abbas” ismindeki bu tefsir.[289] Ondan çeşitli haberleri dinleyenler. her surenin başında sözü ile başlamaktadır. Ahmed b. Mücahid “O. söylenilenleri beraberinde getirdiği kimseye yazdırırdı” demektedir[293]. ondan gelmeyen haberler de mevcut olabilir. aralarındaki akrabalık münasebetine bağlanabilir. Kur'ân'dan bir ayeti tefsir etmeye başladı mı. ayetinde “Kur'ân'dan bir şeyde yabancılık (zorluk) çekerseniz. Ali ve Ubeyy'dir” demektedir[285]. Ömer. El-Ezrak arasında böyle bir görüşme olmuş mudur? Bunu cevaplandırabilmek için. bütün Müslümanlara örnek olacak şekilde. yanında levhalar bulunduğunu. Nâfi' b. Halbuki ne ona isnad edilen tefsirde ve ne de rivayet tefsir kitaplarında bu hususu teyid edecek bir delile rastlanmaktadır. bazı Kur'ân lazıfları için. Müslim (ö. 98/716) in. Peygamber'den rivayet etmişse de bilgisinin büyük bir kısmını sahabeden aldığında şüphe yoktur. Bu hususları sahabe devrinde verdiğimiz örneklerde görmek mümkündür. Bu tefsirin içinde. Bizzat İbn Abbas Hacc Sûresi’nin 78. şiirin delil getirilmesine ait misaller sahabeye kadar ulaşır dedikten sonra. Bütün bu haberler. Hz. tefsirden sorduğu bütün şeyleri yaz dediğini nakletmektedir[290].ayetleri genellikle. Abdurrezzak tariki ile naklettiği bir haberde. ekseriyetle hıfz yoluyla intikal etmiş ise de. Peygamberin işlerinden bazılarını Ebu'r-Rafi'iye yazdırırken gördüğünü söylemektedir[292]. İbn Abbas'ı daima kalabalık bir talebe topluluğu dinlerdi. diğer rivayetleriyle karşılaştırmak icab eder. Ebu'r-Rafi'iye gelerek. Kur'ân'daki garib kelimeler ve müşkiller hakkında. yanlarına koyduğunu söyler[291]. sorulan ayetin tefsiri için delil getirdiğini söylemektedir[297]. Sallam (ö. Peygamber’in zevcelerinden olan Meymune. fbn Abbas'ın ona. Peygamber'den. Peygamber bugün ne yaptı diye sorar. Ebu Ubeyd el-Kasım b. o devirde bazı şeylerin yazılmış olacağına dair haberlere de tesadüf etmekteyiz. bazen de kelimenin hakiki manaları yerine. İbn Abbas isnadlı[286] olan mecmua zamanımıza kadar intikal etmiş birçok kütüphanede mevcud olduğu gibi. Mücahid'i. sonraki nesillere aktarmada adeta yarış etmişlerdir. müteaddid defalar da tabedilmiştir[287]. Musa b. Ondan gelen haberler. sahabeden ve kendi içtihadıyla olan tefsir haberlerini. Onun için her ayetin tefsirinin İbn Abbas'tan gelip gelmediğini araştırmak icab eder.[288] Ama böyle bir netice. Çünkü bu tefsir. Peygamber'den çok rivayette bulunması. Kur'ân lafızlarının manasını. mecazi manalarını kullandığını görürüz. Onlar da. Mesela. Sık sık onların yanında bulunması sebebiyle İbn Abbas. yani beyti. İbn Abbas. onun yazmayıp. İbn Abbas'ın kendisi yazmasa bile. Ebu Salih. bir mecmua haline getirmemiştir. Arap şiiri ile teyid etmesi. eski Arap şiirinden deliller getirdiğine dair rivayetler de vardır. İbn Abbas'ın. Hz. bize kadar ulaşan haberlerden öğreniyoruz. Ukbe. Diğer taraftan bazı haberler de ise. Bu zatın. İbn Abbas'ın kitaplarından bir deve yükü getirip. Ali’nin büyük annesi Selma “Abdullah b. ibadetlerin tekniğini anlatan dürüst bir ravi olmuş ve vazifesini hakkıyla yerine getirmiştir. İbn Hacer de “İbn Abbas. Nâfi'ye .

Bazıları da aksi görüşü müdafaa ederler. el-Müsenna (ö. Haricilere nasihatlerde bulunmaya müteaddit defalar göndermişti. bu mesele üzerinde durarak. ayrı kültür ve dine mensub cemiyetleri de katmaya başlamıştır. İbn Abbas'ı. Onların alış ve kavrayışlarını nazarı dikkate almak lazımdır. 210/825)nın “Mecazu'lKur'ân” adlı eseri ile yaptığım karşılaştırmada birçok kelime manaları uygun geldiği halde. TABİÎLER DEVRİNDE TEFSİR 1. Hicri II. Ebu Ubeyde ve Şâfi'î bu görüşü savunurlar. Böyle bir durum İbn Abbas'ın şiirle istişhad etmediğine delalet edebilir. İbn Abbas haklı olarak bu işin ilk mümessili sayılırsa da. bünyesine yeni ülkelerle beraber. Haberler sağlam bir yolla gelmedikçe. bu işi müstakil olarak ele aldığı ve müstakil bir eser meydana getirdiği söylenemez. Bunun böyle olmasında. bu büyük sahabîye atfedilen haberlerin mutlak olarak kendisine ait olduğu söylenemez. Ülkeler fethedildikçe o ülkelerin medeniyetleri ile karşı karşıya gelen Araplar. [303] İbn Abbas'ın tefsirdeki değeri. Bütün bunlardan sonra İbn Abbas'la. İbn Abbas'tan bize ulaşan tarikler pek çoktur. Abbas'ı önümüze çıkarmaktadırlar. İslam Devletinin sınırları Arap yarımadasını aşmış. terkidli bir araştırmadan sonra daha iyi anlaşılacaktır. Kelime manalarından bol bol istifade eden Ebu Ubeyde. Mesela o. İbn Abbas'ın ileri sürdüğü beyitlerden istifade etmemiştir. gerek kültür ve gerekse yaratılış bakımından çok farklı kişilerdi. Zaten Hz. bazı amiller rol oynayabilir. Taberi. beyitler değişiktir. Biraz da. İbn Abbas'a kadar ulaşır. 1316 ve 1345 senelerinde basılmıştır. bedevi hayatın sınırları içinde kalmaktan . Bu basit devlete tabi olan ilk Müslümanların ihtiaçları da basitti. İbn Abbas'ın. El-Ezrak'ın Kur'ân'dan sorduğu lafızları te'yid mahiyetinde inşad ettiğini söylemiştik. İslam'ın ilk devirlerine kadar götürmekte ve bu faaliyetin hakiki mümessili olarak da Arap şiirine vukufu olan Abdullah b.Tabiîlerin Tefsirdeki Yeri Ve Metodları Dört halife devrinden itibaren. acaba niçin. çeşitli olan bu yolların dereceleri aynı değildir. Kur'ân ayetlerinin manasını izah için. Kelbi-Ebu Salih-İbn Abbas isnadlı[302] olan tefsir “Tenviru'l-Mikbas min Tefsiri İbn Abbas” adıyla zamanımıza kadar gelmiş ve Firûzâbâdi (ö.[300] Keza yine Müzemmil Suresinin 5. Bu bakımdan Ebu Ubeyde Ma’ıner b. Hakikaten onun İslami uimlerdeki ilmi değerinin takdire şayan olduğunu söylerken. ona isnad edilmesi doğru olmaz. bazıları zayıf ve bazıları da yalana istinad etmektedir. İbn Abbas'ın bu beyitleri. Bu meselenin de menşei. Bu bakımdan onlar.verilen cevapların ekserisi. onlarla bir arada yaşamaya başlamışlardır. Kur'ân-ı Kerîm'de yabancı kelimelerin mevcud olup olmaması meselesi hayli ihtilaflara yol açmıştır. Gerek fıkhi ve gerekse tarihî yönden incelenen tefsirlerde nasıl İbn Abbas rivayetlerine dayanılmışsa. Bu eser Mısır'da 1290. ayetindeki kelimesinin aslı olan nin Habeşçe olduğunu söylemiş ve ile açıklamıştır. Ali. Bunların en sağlamlarından biri Ali b. şiirle istişhad gibi bir durum pek görülmemektedir. tefsir rivayetleri çok çeşitli yollarla bizlere kadar ulaşmışsa da. Buhari’nin Sahihindekilerle lafzen ve mana yönünden uygunluk göstermektedir. Bundan dolayı. C. istişhad için söyleyip söylemediğini belirlemeye çalışalım. Ama kaynaklar. Nâfii b. sahih. Evvelce de söylediğimiz gibi İbn Abbas'tan gelen ekseri rivayetlerde. Pek az olarak da uymayanlar vardır[298]. Necm Sûresi’nin 61.[301] Büyük müfessir İbn Abbas'ın. ona pek çok isnadlarda bulunulduğunu da göz önünae bulundurmak gerekir. şiirle istişhad bir ilim haline gelmeye başlamış ve “Garibu'l-Kur'ân” adı altında müstakil eserler meydana gelmiştir. Nafi’in görüşmüş olduklarını söyleyebiliriz. ayetinde geçen kelimesini şeklinde açıklamış ve demiştir. asırda kendisini bariz bir şekilde hissettiren filolojik faaliyete tabi olarak. meşhur Arap şairlerinden aldığı beyitleri. lugavî yönden incelenen tefsirlerde de ondan gelen haberlere uyulması tabiidir. başka başkadır[299]. Müslümanlar ilk defa Medine'de basit site devletinin temellerini atınca. bu devleti devam ettirecek kanun hükümlerine muhtaç oldular. İbn Abbas'dan nakledenler. Tarih bakımından aynı senelerde yaşamış olmaları da bu görüşmenin imkan dahilinde olduğunu gösterir. Ebi Talha'nın tefsir sahifesidir. Kur'ân-ı Kerîm onların kanunlarının menşei ve anayasaları idi. 817/1415)ye isnad edilmiştir. Bir kısım alimler Allah'ın kelamında Arapçadan başka yabancı bir kelimenin bulunmadığını iddia etmişlerdir. Bunlardan bazıları. şiir ile istişhadı.

Sabit’in mevlâsı idi[308]. O zamanda İslam'da revaç bulan ilim ve maarif. Mevali’nin durumu. Kufe'de Sa'id b. bir esesa dayanarak tefsir gibi görünüyorsa da onların hükümlerle vakıalar arasında bir münasebet kurmak gibi bir durum karşısında kalmaları. Tabiiler de tefsiri. diğer sahalarda çalışmayı hakir görmeleri sebebiyle. Yesar (ö. Mekke ehlinin fakihi Ata b. İşte bu hususlar için Kur'ân-ı Kerîm ilk merci oluyor. Abdullah b. ayetleri kendi re'yleri ile tefsir etme hareketi daha açık olarak görülmektedir. onların daha önce. bazı imkansızlıklardan dolayı.oi Rabah. Küfe ehlinin İbrahim en-Nehai (ö. Başkanlar. yani İslamiyet'e intisab etmeden evvel bir dinleri ve kültürleri vardı. bu milletleri idare etme sanatıyla. bunların hepsi mevali idiler. sahabe devrinde de mevcuttu. yani idarecilikle iştigal edip. 103/721) bile. Bu anlayış farkı yüzünden tefsirde mühim hareketler meydana gelmeye başlamıştır.[305] Böylece ilimle iştigal Arapların dışındaki bir gruba intikal etmiş. Bunun en mühim sebebi. Zeyd b. sadece kendi fikirlerini beyan etmemiş. İbn Ömer) vefat ettikten sonra fıkıh. İbnu'z-Zübeyr. bu lafzı hangi sebeplerle alırlarsa alsınlar. dini nokta-i nazara tetabuk edip etmediğini düşünmeden cemiyetin temayülünü . Ata b. Re'y ile tefsir faaliyeti. bütün beldelerde mevalide idi. İbn Abbas'ın mevlası İkrime. Yemame ehlinin Yahya b. 95/713-14) Şam ehlinin Mekhul (ö. aynı zamanda yaşadıkları cemiyetin fikri tasavvurlarını. onunla meşgul olmayı kendileri için bir küçüklük sayarak bilgi öğrenmeye yanaşmadılar. 106/724). içtihadlarına müracaat etmişlerdi. Müslim (ö. İbn Abbas'dan gelen tefsir tariklerinin en sağlam ve sahihlerinden addedilen Mücahid’in (ö. Kureyş'ten bir zat. 113/ 731). Ebu'z-Zübeyr Muhammed b.[309] Mevali dediğimiz bu kişiler. Esid oğullarından bir gence. Yemen ehlinin Tavus (ö. Anlayış farklılıklarının tefsir hareketinde meydana getirdiği çeşitli görüşlerden bir kaçına ve bilhassa tefsirde en mühim harekatı meydana getirecek olan İsrâiliyata işaret edeceğiz. Ömer’in mevlâsı Nafi’ (ö. Tefsirde temayüz eden İkrime. yazıklar olsun size. Hizam'ın mevlâsı idi. 115/733) Benü Fihr’in. Bu arada yalnız Medine ehlinin fakihi olan Sa'id b. Amr b. E. Tüccar olan sahabinin mevlâsının tüccar. iniş sebebine dayanarak tefsir etmeleri. 129/746). sahabeden semaen nakletmiş. 110/ 728) Zeyd b. her tabakanın fertlerinin kültür durumları değişik olduğundan. Ebi Rabah (ö. Basra'da. 133/750) idi ki. Tabiiler devrinde ise. Abdurrahman b. harika ve hurefeleriyle birlikte aksettirmişlerdir. oralarda ilmi hareketlere başlamış ve onlardan ekseriya Arap olmayanlar ilim almıştı. 128/745) Hakim b. 94/713) Benu Valibe mevlâsı. Sibeveyh’in Kitab'ını okuyan Attab b. Bu bakımdan sahabe arasında sebebi nüzullerde bile bir ittifak husule gelmemiştir. Mesela. Onlar re'y ile yapmış oldukları tefsirlerde. Müslüman olunca. Bu şahsi görüş sahiplen aynı ırk. hadislerin isnad ve hıfzından ibaretti. her zaman hüner. dinin menşei olan Hicaz'dan diğer ülkelere. el-As. Fütuhattan sonra muhtelif şehirlere dağılan sahabe. Basra ehlinin el-Hasen el-Basri. Horasan ehlinin fakihi ise Ata el-Horasani (ö. demişti. bunlara da umumi bir isim olarak “Mevali”[306] denmiştir. bununla beraber. aynı din ve aynı örf ve adeti ihtiva eden bir cemiyet içinde yetişmediklerinden görüşlerinin neticesi de değişik oluyordu.kurtulmuş. alim olan sahabinin mevlâsının alim olduğunu görmekteyiz. diğer taraftan Kureyş’in ve diğer Arapların. 117/735). Horasan maddesinde. onunla geçinmek istiyorsunuz. Mu'cemu'i-Buldan sahibi Yakut el-Hamevi. Bu grubun ilim hareketlerindeki rolü küçümsenemeyecek kadar mühimdir. Kur'ân'ın hıfz ve tefsiri. Eslem'den şöyle bir haber nakletmektedir: “Abadile (İbn Abbas. Kureyş'tendi”. Islamiyeti Araplardan başka şekilde anlamışlardır. dini haberier pek ulaşamıyor. yine onların görüşlerine bırakılmıştır. İbn Abbas'ın. İşte bunlar tabiilerdir ki. yaşayışlarını. aynı kültür. ilim ve bilhassa tefsir sahasında önem kazanan şahsiyetlerin Arap olmadıklarını görüyoruz. ihtiyaçlarında da değişiklikler hasıl olmuştu. el-Müseyyeb. el-Hasen b. Ebi Kesir (ö. aynı dil. kurra ve muhaddisler. İslam devleti çok genişlediğinden. efendilerinin cemiyetteki durumlarına bağlı idi. alim idiler[307]. yeni nizamlar ihdas etmek için fakihler ve müfessirler Kur'ân'a sarılıyorlardı. İbn Haldun'un da dediği gibi “Bilgiler bir sanaat şeklini aldığı için. bunların çoğu mevali idi. Onların bir ayeti. Bunlarla meşgul olan huffaz. ilimle meşguliyet onlar için bir zillet addediliyordu. fukaha ve müfes-sirlerin ekserisi mevâliden idi. gerek tabakalar ve gerekse fertler ona yeni birşeyler katmışlardır. Artık tefsir tabakadan tabakaya intikal etmeye başlamış. Bir taraftan Arap olmayan Müslüman unsurların İslamiyeti öğrenme arzusu. Gerek İslamiyete yeni girenleri ve gerekse Müslüman olmayanları bir idare altında toplamak ve onları iyi idare etmek icab ediyordu. Cübeyr (ö. sema olmayan hususta da. eski din ve kültürlerinin tesiri altında kalarak. Abdullah b. sanaat ve bunlarla İlgili olan şeylerle uğraşmaktan çekinmişlerdir”[304] Hele Emeviler devrindeki Arap milliyetçiliği ve Arapların kendilerini idareci olarak görmeleri sebebiyle. ilmi ihtiyaç ve zilletle tahsil etmek. şahsi görüşler rol oynamağa başlıyordu.

bu konudaki çeşitli ibarelerin bizzat kendileridir. Cübeyr'den gelmesi haklı olarak hadis tenkidcilerinin dikkatini çekmiş ve böyle bir haberin sağlam olamayacağı kanaati hasıl olmuştur. Peygamber'den bir sözün varid olmaması. kolaylık sağalayacak ve gayeye ulaştıracak mahiyette değildir. turunç olarak izah etmiştir[322]. Mücahidin bu görüşünü kabul etmemekte. Necm suresinin. Arap dilinin mazbut bir gramerinin bulunmaması sebebiyle. bu kelimenin karşılığı turunç değildir. cisimlerde olan bir tahvil değil. ayetlerinden sonra. Mücahidi ehl-i re'y ekolünün bir mümessili olarak görebiliriz. ayetindeki kelimesini. gece namazı hakkında. Mücahid. Çünkü şüphe. sağlığa mani ve sıhhate münâfidir. Eğer Necm Suresinin 19-20. Rivayet ve İsrailiyat meftunu olan kişiler bunu eserlerine dercedip. İkrime ve Hasen'den gelen görüşleri doğru bulmaktadır[312]. Peygamber tarafından Müslüman ve müşriklerden meydana gelen bir topluluğa okunması. İbn Abbas ve tabiilerden Sa'id b. fakat O'nun. ayetler de nazarı dikkate alınırsa. Halbuki bu konuda gelen haberlerin lafızlarındaki ihtilaflar. bu haberlerde mevcud değildir. sahih hadis mecmualarına girdikleri halde. Halbuki böyle bir şey asla varid olmamıştır[320]. Eğer böyle bir şey hakikaten olmuş olsaydı. Necm suresinin 19-20.[314] Keza. Vermiş oldukları mananın Arapçada karşılığını bulamayınca. Garânik olayına işaret eden ibareleri koyacak olursak. Kur'ân'dan olamayacağının delili. O bütün gözleri görür” ayetini ileri sürerek. Hele dilin en karışık olduğu tabiiler devrinde en meşhur kişilerde bile bu eksiklikler görülmektedir. mevcud olan haberlerin daha o devirde henüz doğmamış olan. hocası İbn Abbas'ın görüşünden ayrılmaktadır. rivayetlerindeki zayıflıklar ve senetlerindeki kopukluklar sebebiyle. Ayetin devamında “Bıçak” lafzının geçmesinden bıçakla kesilmesi icab eden bir şey olabileceği düşünülmüşse de. Fesahat ve Belâgat'tan yoksun olan bu ibareler de.aksettirerek. ayetini tefsir ederken. İslam'ın ilk devirlerinde. ona inananlardan pek çoğunun irtidad etmeleri icab eder ve onun müşrik mabudlarını medhetmesi sebebiyle Yahudi ve Hıristiyanların. Taberi de ikisi arasında tercih yaparken. bu ayetten murad edilen şeyin. sika bir tarik olarak zikredilen Atiyye el-Avfî (ö. onları ihata edeceğini söylemektedir. ilk devirlerde cerh ve ta'dile tabi tutulmaksızın tarih ve tefsir kitaplarının bazılarına girmiştir. Mücahid.[323] Onun manasının yemek yerken ve bir mecliste otururken.[315] ayetini tefsir ederken.[319] Garânik olayı dediğimiz bu hadiseye ait haberler. Mücahid yine[313] ayetini tefsir edeken. kabule şayan olmadıkları. gönüllerinde ve ahlaklarında olan bir değişikliktir. Ve onlar maymun nefisli insanlar olarak kaldılar. kelimenin kökünü başka dillerde aramışlardır. ayetlerinin tefsiri mahiyetinde ele alınması da tâbiler devrinin içtimai durumunu aksettiren en mühim hadiselerden biridir. bu olayın vukuu hakkında Hz. putlardan şefaat ümit edileceğini söylemesi mümkün değildir. yukarıdaki şekilde yapmış olduğu re'y ile tefsir teşebbüsünü haklı göstermek için. Mesela[310] ayetini şeklinde ifade ederek sözünü de ilave etmiş ve bu husustaki görüşünü belirtmiştir. Mücahidin. bu güne kadar getirmişlerdir. müşriklerin eza ve cefalarına rağmen. İslam'ı yayma vazifesine başladığı andan son nefesine kadar. 95/713)’in Hacc Suresinin 52. Bu örneklerden sonra. bu nefretini onların yüzlerine karşı söylemekten çekinmeyen Allah'ın Elçisinin bir gün sözünü değiştirerek. Allah'ın azametinden dolayı gözlerin O'nu ihata edemeyeceği. Garânik olayına ait ibare. demek istemektedir. Garânik haberlerine ait ibarelerin. 21-23.[311] Taberi. [324] kelimenin kökünün Habeş'çe olduğunu söylemek suretiyle te'vile gitmişlerdir[325]. mutlaka ona hücum etmeleri gerekirdi. Allah'ın birliği fikrini yayan ve Allah'a şirk koşmaktan son derece sakınan.[318] İbn Abbas'ın en önde gelen talebelerinden biri olan Said b. Garânik hadisesini nakletmesinin. (O gün bir takım yüzler Rablarma bakıp parlayacaktır) ayetine karşı[317] “Gözler onu görmez. Bu haberlerin rivayet edildikleri mekanlar ve durumlar hakkında da ihtilaflar pek çoktur. belki kalblerinde. Lafızlardaki bu ihtilaf 20-25 çeşide ulaşmaktadır. onları uyduranlar tarafından bile bir birlik meydana getirilememiştir.[316] İbn Abbas'tan sağlam. üzerine oturulan şey yani bir nevi minder veya yastık olduğu kesinleşince. Necm Suresinin okunması ve sonunda Müslümanlarla birlikte müşriklerin de secde ettiklerine dair haberler. Arapça'da. Kur'ân'da bir tezad ve tenakuz bulunması gerekecektir. Halbuki böyle bir şey Kur'ân için bahis konusu olamaz. onun[326] sözü ileri sürülmektedir. putlardan nefret eden. ilim adamlarının büyük bir ekseriyeti tarafından ispatlanmıştır. bol bol re'y izhar ettiğini görüyoruz. Mesela[321]. Hz. Bu şekildeki hareket tarzı. Bu hususu Goldziher de şu sözlerle teyid etmektedir: “O . kelime iştikaklarında hatalar yapıldığını müşahade etmekteyiz. 111/729) Kıyamet Suresinin 23. Cübeyr (ö. İbn Abbas'ın görüşünü tercih etmektedir.

. yaptıklarını teyid için. yapılan izah tarzının. şöyle bir yol takip etmişlerdir: Onlar Kur'ân'dan manalar taleb ediyorlar.Tefsirde İsrâiliyât İslâm'a ilk defa sahabe devrinde girmeye başlayan İsrâiliyât.. Sâbiîler ve münafıklar da dâhil edilebilir[331]. Fakat müfessirlerin birçoğu. cevap olarak babası “Onlar Yahudi ve Hıristiyanlardır. Bir şeye karar verirse “ol” der. hükümlerin umumiliğine mâni olmadığı dikkate alınırsa. Ama âyetin hususi oluşunun. Bu şekildeki hareketleri karşısında. Kur'ân'daki tedebbür ayetlerine ve Hz.. Hz. geniş boyutlara ulaşmıştır. Her ne kadar. Hz. Haruriye girebileceği gibi. âyetin muhtevasına. Diğer dinlere nispetle. böyle saf hattâ zihinleri boş diyebileceğimiz bir topluluğa inmiş ve ilk günden itibaren olduğu gibi kabul edilmişti.. Ebi Vakkâs'a[328] “Ey. terkiblerin i'rabı. 110/729) bile[332] “Dirilten öldüren O'dur. Müslümanlar ve muhaddisler arasında yüksek bir mevkiye sâhib olan Muhammed b. Şîrîn (ö. İsrâiliyât “İsrâiliyye” kelimesinin çoğuludur. onlardan daha kültürlü bir topluluğa gelmiş olsaydı. Hatta ileride. belki de en önemlisi tsrâiliyât dediğimiz harekettir. her Yahudi İsrâili nesep sayılmaz. ona intisab edenler tarafından taşınan fikirler. yaşadıkları cemiyetin fikri tasavvurlarını. amelce en çok kayıpta bulunanları haber verelim mi?” de âyetinin Haruriye fırkası olup olmadığını sormuş. 2. onların bu âyetin anasının muhatabı olabileceğini söylemek istediği zannolunur. biz bu kelimeyi daha geniş manada kullanarak. Ebî Vakkâs'ın oğluna verdiği cevapta.. Bunlardan başka. demekle. Ehl-i Kitaptan çok sayıda kimsenin Müslüman olmasıyla. gelişi güzel tahsisine tabiilerin tevessül ettiği görülmektedir. Onların zihinleri. Tabiiler. böyle bir tehlike bahis konusu olmamış. kelâmın siyakı yapılan re'y ile tefsirin içtimaiyat tarih ve kainat kanunlarına mutabakatı. tabiîler ve daha sonraki nesiller döneminde. ancak mevzu bahis olabilecek . Yahudilikten gelen haberler ve Müslümanların onlarla teması daha fazla olduğundan. demiştir[330]. onun eski bir Hicaz'lı olduğunu düşünmeye muktedir olamayız. Eğer talep ettikleri manayı Kur'ân'da. Yahudi. Yahudiler için inmiş olduğu açıkça görülmektedir. Biz bu kelimenin etimolojisinden ziyade. bu gibi hususlardan pek çoğunu ihmal etmişlerdir. Kur'ân'da umumi olan âyetlerin. Eğer re'y ile tefsir yapılamayacak olsaydı. belâgati hakiki mananın mecaza hamli. Anlayış farklarının tefsir hareketinde meydana getirdiği çeşitli görüşlerin en mühimlerinden biri. Peygamber zamanındaki kullanılışı nazari dikkate alınarak.” Haruriye ise[329] “. Burada Sa'd b. dini ve felsefi cereyanlardan hiçbiriyle karışmamıştı. bugünkü dini ahkamın pek çoğunun batıl olması lazım gelirdi. lügat iştikak ve sarfına müracaat ediyorlardı. sünnete müracaat ediyorlar veyahutta sebebi nüzule şahid olan sahabeye soruyorlardı. Eğer Kur'ân-ı Kerîm Araplara inmeyip. o kitaba girebilirdi. o andan itibaren. bu âyetin doğrudan doğruya muhatabı Haruriye demek istemediğini. “Size. eğer onu Kur'ân'da bulamazlarsa. Bu bakımdan her İsrâili. Bundan dolayı Kur'ân bir kitap haline gelinceye kadar. fırkalara göre tefsir bahsinde daha açık görüleceği gibi. sünnette ve sahabede bulamıyorlarsa. Mesela. kültür bakımından terakki etmiş milletlerin kafalarını karıştıran. İşte Kur’an.. tefsire aktarılan rivayetler ve te'sirler anlaşılırsa da. Sa'd babası Sa'd b. senelerce yaşadıkları ve tatbik ettikleri dinin örf ve âdetlerini ve ön yargılarını da sosyal bir vakıa olarak aksettirmişlerdir. Peygamberin söz. Mus'ab b.”[327] Re'y ile tefsir yapmaya girişenler. fakat. Yahudi kelimesi bu kelimeden daha umûmidir. bu âyetin Kaderiye hakkında nazil olduğunu söylemek istemektedir. Yahudi olduğu halde. Yahudi kültür ve medeniyetinden. o da oluverir” âyeti hakkında “Eğer bu âyet Kaderiye için nazil olmadı ise. Muhammed. kimin hakkında indiğini bilmiyorum”[333].Onlar ki yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar.kendisinden sonra. o zaman müfred lafızların. Kur'ân'ı re'y ile tefsir edenler. tefsirde İsrâiliyât lafzından.” âyetinin muhatabı olanlardır. neşvü nema bulacak olan ehl-i re'y medresesinin akide meselelerinde sahib-i salâhiyet bir kişi idi. İslâmiyet'te kullanıldığı manayı anlamaya çalışacağız. fiil ve takrirlerine uygunluğunu göz önünde bulunduruyorlardı. re'y ile yaptıkları tefsirlerde kendi fikirleriyle birlikte. bu kelimenin tağlib tarikiyle tahsisi uygun düşmüştür. Çünkü bu “vetlerin siyakından anlaşıldığına göre. Hıristiyan ve diğer kültürlerden İslâmiyet'e giren rivayetler olarak ele alacağız. Kur'ân-ı Kerîm kültür bakımından gelişmemiş sâf bir zihne sahip olan Araplara indirilmişti. Peygamberin sözlerine istinad ettiler.

Araplar gibi göçebe bir hayat yaşıyordu. Hz. diğer dinlerin tafsilatlı haberlerini almışlardır. zararlı olabilecek şeyleri de sokmuştur. ne onları aldatan hayvanın adı ne de Âdem ve zevcesinin cennetten kovulduktan sonraki ikâmet yerleri hakkında tafsîlî hususlar mevcuttur. bir ömür yaşadıkları dinîn zihinlerine yerleştirdiği alışkanlılardan kurtulamamış. vak'aların meydana geldiği beldelerin ve kahramanlarının isimleri açıklanmaz. İsa'nın nesebinden. Bunların en uzun olanı Bakara ve A'raf sûrelerinde olanıdır. Kur'an'da çeşitli sûrelerde geçmektedir. onun tefsin ve açıklanmasında. ibret ve va'z mevkiinde gelen bu kıssalarda. onların bu hususta kitaplarında bulunan tamamlayıcı malumatın aktarılışından kaynaklanıyordu. Havva'ya hitap eden hayvanın yılan olduğu ve Allah'ın yerde süründürmek ve toprak yedirmekle ondan intikarr aldığı. İslâm şeriatı hükümleriyle hiç de ilgisi olmayan. Peygamberin vefatından sonra. kör. Tefsirdeki bu İsrâiliyât hareketini sahabe devrine kadar indirebiliriz. Onlar göçebeliğe dalmış. Onlardan diğer bir kısmı ise. sahabe devrinden itibaren. Kâinatın sebebi. Onlardan bir kısmı menfaat sebebi İle Müslüman olmuş. Bunların bir kısmı İslâmiyet'i kabul ettikten sonra. Hz. Kur'ân'da veciz bir üslûpla. kitaplarının veciz ve özlü oluşundan dolayı. eski dinlerinde gördükleri cazip şeyleri yeni dinde de görmek istemişlerdi. Halbuki Tevrat ve İncillerde bu kıssalar bütün teferruatı ile anlatılmıştır. sadece ibret alınacak esasa temas edilir. topal. İslâmiyet'e girişi. nakledip etmeme hususundaki müsaadeleri çeşitlidir. onun hayat ağacı olduğu. Ebû Hureyre'den nakledilen bir haberde. Yahudi ve Hıristiyan kültürünün dayanağı olan Tevrat ve İncillerdeki kıssalarla. Adem kıssası. Kur'ân'da arzedilen kıssalarda. psikolojik bir hal olarak. daha ziyade kendisini tefsirde hissetirir. okuma ve yazma da bilmiyorlardı. icmal ve tafsil yönünden farklılıklar ve ihtilaflar vardır. Arapların başvurdukları kimseler de ancak o derecede bilgiye sahiptiler. doğduğu yerden. Kur'ân'ın. kısa ve kapalı olarak zikredilen kıssalar etrafında meydana gelen boşlukları doldurmak için. hakikaten samimi Müslüman olmuş. Kısacası hâdiselerin tafsilatına girişilmez. ekseriya Kur'ân-ı Kerîm'de. Cennetin Aden Cenneti olduğu. Hz. Halbuki İncillere bakılacak olursa. Bunlar İslâm ilimlerinin hemen hemen hepsinde görüldüğü gibi. kör. “Ehl-i Kitap. Hz. Hz. Yahudilerden alınan haberleri. İsa'nın nesebi. bu hususta. O çağda Araplar arasında yaşayan Tevrat ehli. hâdiselerin tarihleri zikredilmez. Havva'yı da ağrı ile çocuk doğurtmak suretiyle cezalandırdığı kaydedilmektedir. Tevrat ehlinden olan avam ne biliyorsa. Tevrat'ta zikredilen Hz. Halbuki Tevrat'taki Âdem Kıssasına[335] bakılacak olursa. Meselâ. Kur'ân'daki bir kıssayı ele alan sahabe. fakat o da ben yabancıyım diye sırıtırcasına kendini göstermiştir. Başlangıçta Araplar yazı ve ilimde ileri bir durumda olmadıklarından.[337] Müslümanlar. gafil olan müfessirler kitaplarını bunlarla doldurmuşlardır. onu zayıflatmak için. Bu iki sûredeki kıssa tetkik edilecek olursa. Peygamberin. cüz'i meselelerin teferruatına girilmez. Onlarda. cüzzamlı kimseleri iyi etme ve ölüyü diriltmesine dâir geniş teferruata rastlanmaktadır. İlâhi kitapları olmayan bir kavimdir. Bu merviyyatın. Tevrat ve İncillere nispetle kıssalar yönünden veciz oluşu. Tevrat'ı İbrani diliyle okur ve . İsâ ve Meryem kıssalarını ve mucizelerini hem Kur'ân hem de İncillerde bulabiliriz. diğer mukaddes kitap mensuplarına müracaat edilerek. İbn Haldun bu hususta: “Bunların eserlerinde doğru ve reddedilenlerin ayırt edilmeden toplanmış olmasının sebebi şudur: Araplar. bu hususlar bütün teferruatı ile anlatılmaktadır. semadan gelen sofranın üzerinde bulunan yiyeceklerin cinsinden.tehlike Kur'ân'ın tefsirine girmiş. İslâmiyete diğer dinlerden gelenlerin şahsî durumlarında da aramak lâzımdır. nehyedilen ağacın cennetin ortasında bulunduğu. bu haberlerin iyi veya kötüsünü ayırt etmeksizin aldılar. Hz. isrâiliyât denilen menkulât. hattâ bu yeni dini düşman olarak görmüş. Kur'ân'daki kıssalar arasında bazı benzerlikler bulunsa da. topal. orada ne cennetin tavsifi. Meryem’in onu doğurması keyfiyeti[336] semadan inen sofradaki yemek cinsleri. onlardan gelen her şeyi de kabul etmemişlerdir. Sahabe her şeyi kitap ehline sormadığı gibi. kitap ehli olan Yahudi ve Hıristiyanlara başvuruyorlardı. eskiden kitap ehlinden olan sonra da İslâm'a giren kimselere sormaya meylediyorlardı. hilkatin başlangıcı ve vücûdun sırları gibi herkesin bilmek istediği şeyleri öğrenmek istedikleri zaman. yaşayanlar için va'zu nasihat ve ibretler vardır. eski bildiklerini muhafaza ettiler” demektedir. ellerinde olmayarak. ne Adem ve zevcesinin yaklaşmaktan men edildiği ağacın nev'i. onların kültürlerinin zayıf olmalarında aranılacağı gibi.[334] Bu menkûlat zamanla çoğalmış. ona. nasıl doğduğundan. sahabenin tefsir hususunda Ehl-i Kitab'a müracaat etmesi bir asıl olmuştu. cüzzamlı kimseleri iyi etmesi ve ölüyü diriltmesi gibi hâdiselerin cüz'iyatından geniş olarak bahsedilmez.

Tanrı Elçisi. Ömer’in elinde bir Tevrat yaprağı gören. Tevrat'la istişhad etmişti[344]. Onlar. “De ki: Haydi dâvanızda gerçek iseniz Tevrat'ı getirin de okuyun. Yoksa itikada taalluk etmeyen hususlarda.[349] Bu tur misallere ileride temas edilecektir. denilmektedir. Ebû Hureyre. Selâm ise “Bir mecliste namaz için bekleyen kimse. bu şekilde nakillerde bulunuyordu. Onların bu durumlarını Kur'ân gayet güzel beyân etmektedir: “Onların bir kısmının okuyup yazması yoktu. Ebû Hureyre. sözünü te'yid edecek haberi bulur ve onu tasdik eder[347] Keza aynı yerde. Bir kimse benim hakkımda yalan söylerse. Hz. İslâmiyet daha Arap Yarımadası dışına çıkmadan önce. Peygamber kitap ehlini tasdik de.”[348] Diyen Hz. Yoksa itikat ve ahkâma taalluk etmiyordu. Bu haberden anlaşıldığına göre. son saat nasıl olur? Allah’ın Rasulü “Namaz kılan bir Müslüman ona tesadüf etmesin” buyurmadı mı? O halde bu saat namaz dışında olamaz.”[345] Bu Yahudiler. dünyanın oluşu. Zira Allahu Teâla da Kur'ân'da. âlimlerini dinler ve Kur'ân için Tevrat'ın. Ömer'i ta'zir edişi. ona darıldı ve dargınlığının eseri yüzünde belirdi. Ka'b'ın. imân edip bana tâbi olmaktan başka çare bulamamış olacağını Tanrı adını anarak teyid eylerim”. Peygamberin. Rivayete göre “Hz. Tevrat'tan bir şey anlamıyorlardı. Peygamber de. Bunlar. Abdullah b. onları tamamen men etmemiş. Ebû Hureyre’nin bu zamanı sınırlandırması hususunda Abdullah b. Hz. Çünkü onların Arap Yarımadasının muhtelif yerlerinde kolonileri vardı. Ebû Hureyre’nin. Hz.onu Müslümanlar için Arapça olarak tefsir ederdi. Tanrı tarafından elçi olarak gelmedim mi? Hz Musa sağ olsaydı. Abdullah b. O vakit baki midir? Yoksa o zamana âit olup. Yine başka bir haberde “Benî İsrâilden haber nakledin. Amr. ateşten oturacak yerine hazırlansın”[340] Bu müsaadeden dolayı. kendi Tevrat müfessirierinin ihata edemeyip. yiyeceğin her türlüsü İsrail oğullarına helâl idi. İbrânice bilenler kastedilmektedir. namazını kılıncaya kadar namazda gibidir. Yahudilerin zina hakkında sordukları suallerde. Kur'ân tefsirindeki tsrâiliyâtın en çok Yahûdî dininin merviyatından ve mensublanndan geldiğini söylemiştik. Başka bir haberde de “Hz. Abdullah'ın da bu zamanın cuma gününde son saat olduğunu söylemesi üzerine. israil’in kendisine haram tanıdığı şeylerden başka. Yahudi asıllı olan kimselerin sözlerini olduğu gibi kabul etmiyorlardı. Onlar ancak kendi âlimlerinin şerh ettikleri kadarını anlayabiliyorlardı. Amr. hesap ve mizan gibi hususlarda. Yahudilerden rivayete izin verilmiştir. Bu haberde. meseleyi Ka'bu'l-Ahbâr'a sormuş. Arapların boş zihinlerini menkuiatla doldurmakta ön safta yer almışlardır. o saatin senede bir cumada olduğunu söylemesi üzerine. bunun üzerine Ka'b Tevrat'a müracaat ederek. Fakat onun bu şekildeki nakilleri istişhad içindi. İslâm'ın ruhuna mugayir olmayan şeyleri almakta bir beis görmemiş olabilir. demiştir[342]. Ebû Hureyre. Peygamber. Ehl-i Kİtab'ın kitaplarından anladığı nisbette anlıyor. bunda beis yoktur”[339] şeklinde. hurafelerle doldurdukları şeyleri. Ömer’in Tevrat'ı bir esas gibi kabul edişine gücenmiş olduğunu gösterir. bu müstecâb vaktin tayini hususunda ihtilaf etmişlerdir. tekzib de etmeyin. Yine onların ekserisi ibrânice'yi bile bilmiyordu. Tevrat için de Kur'ân'ın muvafakatına hayret ederdi”[341]. Bunun üzerine Hz. Bildikleri sadece bir takım yalan ve kuruntulardı. güya Tevrat tefsirleri imiş gibi neşretmişlerdir. onların bu hatalarını reddediyorlardı. onlardan istişhadda bir beis yoktur. Ömer. Burada kitap ehlinin hepsi değil. şek ve şüphe götürmez daha yüce bir kitapla. Buhâri’nin. Umumiyetle Arabistan'daki Yahudiler. Allah'a ve O'nun tarafından indirilene inandık deyiniz”[338]. Şunu da unutmamak gerekir ki sahabe şeriate muhalif ve îtikada münâfi olan hususlarda. Ebû Hureyre'den naklettiği bir haberde şöyle denilmektedir:[346] Sahabe. Yahudilerin yalanları üzerine Tevrat'la istişhad etmiştir: “Tevrat'ın indirilmesinden önce. Selâm'a sual sorduğu. onların. kaldırılmış mıdır? Şayet baki ise senenin bir cumasına mı mahsustur? Yoksa her cuma var mıdır? Gibi meseleler ortaya atılmıştır. . “Size Tevrâtın yerine parlak. Peygamber'den rivayetle “Benden bir âyet olsa tebliğ edin Benî İsrâilden nakledin bunda beis yoktur. Yahudilerin derslerine gider. Abdullah b. kitap ehline sorduklarında. şeklinde itirazda bulunmuştur. Kitabı bilmezlerdi. Yermük Muharebesi ganimetlerinden kendisine isabet eden iki deve yükü. Peygamberin sözüyle cevaplandırmıştır.”[343] Çünkü Hz. bu cevabı kabul etmemiş. o saat her cumada vardır. verilen cevaplarda bir hata mevcutsa.

Hz. bilhassa İbn Abbas. İslâmî tefsirdeki ihtilaflar bu tür haberlerde ortaya çıkmaktadır. kitaba muhalif olanlar ki bunların rivayeti asla tecviz edilemez. iki haberi te'lif etmektedir. Elbette bir peygamber. Onların sözlerini reddetmeksizin onlardan iktibaslar ifrat dereceye vardı. Hz. Ka'b'a. her hususta Ehl-i Kitap'tan bir şeyler soruyordu. nakle güvenerek. mübalağalı bir şekilde izahatta bulunmuştur[352] Yine aynı şahıstan[353] âyetinin manası”[354] ile[355] ve[356] kelimelerinin manalarını sormuştu. İmâm eşŞafi’inin şöyle dediğini kaydeder. Kitaba muvafık olanlar. Onların zamanında.[357] Mesela İbn Abbas ondan[358] “Berk” kelimesinin manasını sorrruştur. arada meydana gelen boşlukları. Tabiiler devrinden sonra da. fitne korkusu ile söylenmişti. “Nehiy haberi. her şeyi naklettiler. o da. kitap ehlinden. haber verilen hâdise ve olayların vukuûnun mümkün olup olmadığına inanarak nakletmedikleri için çok yanılmış ve doğru yoldan saparak vahîm hata çöllerinde yollarını kaybetmişlerdir. Peygamber’in kitap ehlinden sual sormayı nehyi hususundaki emre muhalif değildir. sahabe arasında meydana gelen ihtilafları halletmede hakem rolü oynadıklarını görmüştük. bu haberin manası “Yalan olduğunu bilmediğimiz İsrâili haberlerden bahsedin” sözü ile “Ehl-i Kitab'ı tasdik de etmeyin. Naklettikleri haberler üzerine dikkatle düşünerek. izin vâki oldu” demektedir. Zira İsrâil oğullarından nakilde beis yoktur. bu bakımdan ne kabul ne de yalanlayabildiğimiz rivayetlerdir. ibret ve va'z mahiyetinde olan acâib haberlerin nakledilmesidir ki ancak bunların yalan olmadığının bilinmesi şarttır. Yahudi ve Hıristiyan haberleri ile kapatmak yoluna gitmişlerdir. Peygamber’in yukarıda zikrettiğimiz sözlerinin tanıdığı cevazın dışına çıkmamış oluyordu. İsrâiliyatla meşguliyet daha fazla arttı. Ebû İmrân'da. İbn Abbas'ın bilmediği bazı hususları Ebu'l Celd Geylân b.[350] Umumî olarak İsrâiliyât denilen haberleri üç kısımda mütalaa edebiliriz: a. Tabiiler. Bu meyanda İbn Haldun'un sözüne de yer vermemezlik edemiyoruz: “Tanrı Kitabını tefsir edenler ve rivayet üstadları naklettikleri haber ve rivayetlerin. şeklinde bir görüş mevcut ise de. Mücerred bir haber olarak karşımıza çıkmaktadır. Artık tefsirin tedvin devrinde. Hz. Peygamberin sıfatının Tevrat'ta ne şekilde geçtiğini sormuş. Kur'ân tefsirlerine girmeye başladı. Bunlar makbul olan haberlerdir. bu tür haberler nereden gelirse gelsin.Bu hareketleriyle sahabe. hikmet ve felsefe bakımından incelememiş ve tabiatı. İbn Abbas'ın. Aklın tasavvur edemeyeceği şeyler.Sıhhatini tam olarak bilmediğimiz. Ferve ismindeki zâta sorduğunu ve Meymûne binti Ebi'l-Ceid’in ifadesinden “Babasının her yedi nünde bir Kur'ân'ı ve her altı günde de Tevrat'ı yüzünden baştan sona kadar okuduğunu” öğreniyoruz. Peygamber yalan konuşmayı tecviz etmezdi. Malûmdur ki. sahabeye nisbetle daha fazla aldılar. Bunun sebebi.Yalan olduğu bilinip. onları fazla inceleyip araştırmadan. Bu zamanda bazı müfessirler. yalan bir rivayetin kabul edilmesini isteyemez. Bu andan itibaren tefsirlerde bir birine zıt olabilecek lüzumsuz haşviyyât ortaya çıkmaya başlayacaktır. bu haberleri kudretleri nisbetinde tahkik ettiklerine dâir haberler az değilse bile. bu tahkik işinin onların şahsî durumlarına kalmış olduğunu söyleyebiliriz. c. O halde. islâmî hükümlerin istikrarı ve dini kaidelerin vaz'ından önce. Bu da Hz. İlk devirde. tefsirde İsrâili rivayetler daha çoğaldı. İbn Hacer bu hadisin şerhinde. Yine İbn Hacer. her sahabi ilim ve kültür bakımından aynı derecede olmadığından. Ehl-i Kitap'tan birçok kimsenin. kitap ehlinin. nehiy ve izin haberleri arasında zaman farkı olduğunu göstererek. b. İbn Abbas. Ebu'l-Celd’in bu görüşünü kabul edip etmediğini de bilmiyoruz. Her ne kadar ilk devirde sahabenin. Kur'ân'ı başından sonuna kadar âyet âyet tefsir etmeye başladıklarından. tezkib de” sözü arasında fark yoktur. İslâm'a girmiş olmasında ve Müslümanların Kur'ân ‘ın kıssaları ve müphemleri hususunda tafsilatlı malumata mütemayil oluşlarında aranılabilir.Sıhhati bilinip. Bu mahzurun izâle edilmesinden sonra. Burada İbn Abbas'ın “Berk” hakkındaki sorusu ne akideye ne de ahkama taalluk eden bir meseledir. Onun öğrenmek istediği şey. yukarıda Ebü Hureyre'den verdiğimiz örnekler. Müslümanlar arasında samimiyet bulunduğundan.”[351] Umumiyetle sahabe. onun eski kitapları okuduğunu söylemektedir. bu nevi haberleri nakletmek . Peygamber’in bu sözlerinde bir da bahis konusu olamaz. Hz. Daha evvel İbn Abbas'ın tefsirdeki yerine işaret ederken. bazı tabiat olaylarının açıklanmasıdır. yalnız nakil ve rivayete güvenerek aktarmış. Meselâ. bu hususu pek teyit etmemektedir. doğru ve zayıf olduğunu incelemeden. Sonra. en. kâinat kânunlarına göre ölçmemişlerdir.

kitap ehlinden olan nakilleri kullanmaması gerekir. İslâm ve Yahudi kültürünü meczetmiş ve sahabe arasında ilmi ve kültürü ile tanınmış olan bu zâtı. Müfessirler de. Hz. onun İslâmiyet'e girmesiyle girmiştir. onlardan Müslüman olanların adedi bir kaç kişiyi geçmiyordu. bu zât hakkında nazil olduğu söylenir[367]. Biliyoruz ki Kur'ân-ı Kerîm. Sağlamı ve zayıfı ayırt edilmeksizin kitap ehlinden alınan pek çok haber dinimize girmiş ve onda tehlikeli yaralar açmıştır.[364] âyetini izah ederken.bir sanat haline geldi. Bu sözler daha ziyade Kur'ân tefsirinde ve bilhassa ondaki kıssalarda görülür” demektedir[366].[360] Hz. Ebu'd Derdâ. hatta onu yalanlamışlardır[362]. kitaplarına İsrâili kıssaları haşviyyât sayılabilecek bir tarzda doldurdular. halifeyi müdafaa ederek. Esed ve Useyd isimlerindeki hes kişi idiler. Peygamber. Bu kıssalarla meşgul olanlar. İsrâili rivayetlerin kaynağı vazifesini gören şahsiyetleri inceleyebiliriz. Ebî Musa. Bütün bu İsrâili rivayetleri tenkitten geçirip. Sa'lebe b. Ebû Hureyre. Peygamber onun ismini değiştirerek. Kur'ân'ın ruhuna uygun olanları alması onları. Osman' zamanındaki fitne olayında. Bir kısmı. Hz. İbn Yâmin. evvela bu gibi haberlere karşı çok uyanık bulunmaktır. Ona göre ilim alınacak dört kişi. Kabilesinin Müslüman olması için gayret sarfetmiş. Cebel. İsrâiliyatta rolleri olan bazı meşhurların. Cüreyc gibi şahıslar etrafında dönmektedir. Müfessire lâzım olan şey. onların anlattıkları Yahudi tarihine âit haberler. Atâ b.Abdullah b. Ashâb-ı Kehf’in isimleri. Fakat kavmi onun sözlerini dinlememiş. idi[363]. Bir haberde. Müslümanlar ondan Tevrat hakkında çok şeyler naklettiler. ismi etrafında bir ok İsrâiliyat toplandı. onları yalancılıkla itham ederken. köpeklerinin renkleri. Abdullah adını koymuştur[361]. tefsir sahasında çalışanların yollarına. Hz. İslâmî eserlerde. Mâlik. kudreti nisbetinde. bizzat Yahudiler tasdik etmişlerdir. Peygamber’in sağlığında. Abdullah b. demektedir[365]. Peygamber’in sünneti varken. onlara nasihatta bulunmuştur. Selâm. İbrahim için dirilttiği kuşların isimleri. Ahmet Emin “Tevrat ve Tevrat etrafındaki sözler. Yusuf ve Muhammed ismindeki iki oğlu İle Avf b. müfessirin çeşitli bilgilerle mücehhez olmasına bağlı bir husustur. Cenab-ı Hakkın. gerek ilim ve gerekse zabt ve adalet yönünden itham etmeye muktedir olamayız. Selâm. hikâyeler. Sahabe arasında ilimle temayüz etmiş kimselerden addedilir. âsiler. bazıları da onları sağlam görmüşlerdir. Bu da. bütün Yahudiler imân ederdi”[359] buyurmaktadır. Onun ilmi durumunu. Ahkâf Suresi’nin âyetiyle. a. Hz. Fakat. Hz. Daha doğrusu bunlarla ilmimize veya cehlimize bir şey ilâve etmiş olamayız. Ra'd Suresi’nin 43. Ebû Bürde b. İsrâiliyât hakkındaki bu umumi bilgiden sonra. Osman'ı öldürmüşlerdir. İbn Mesud. açıklanmasıyla din ve dünyaya faydası olmayan müphem haberleri açıklama gayreti içine düştüler. Peygamber’in önünde. Peygamber’in vefatından sonra. Kur'ân'ın mücmel olan hususlarını açıklarken onu tafsil eden diğer bir ayet veya Hz. dinler tarihi hakkındaki sözleri. Abdullah b. Selâm. Onlar. Onun için en hayırlısı mümkün mertebe İsrâiliyât'tan içtinab etmesidir. âdeta dikenler dökmüş ve doğru haberleri yalan ve sahih olmayan haberlerle karıştırmış oldular. bu Yahûdiyi öldürün diye bağırmış ve hücum ederek Hz. Yine onlar İslâmiyet’in zuhurunda bu dini dağıtmak için çok gayret sarfetmişlerdir. hayatlarını ve tefsirdeki tesirlerini göstermeye çalışacağız. el-Câbiye ve Beytu'l-Makdis’in fethinde hazır bulunmuştur. Taberî. senesinde Medine'de vefat etmiştir. Ka'bu'l-Ahbâr. âsilere nasihatlerde bulunmuştur. Kays. İsrâili rivayetler ekseriya. Hz. Selâm (Ö. Musa'nın asasının hangi ağaçtan olduğu. “Bana Yahudilerden on kişi imân etseydi. bu zata atfeder. O. Bu bakımdan tefsire uydurulmuş hayâli kıssalar bol miktarda girdi. 43/663-664) Benû Kaynuka kabilesinden olan bu zât. Muâz b. Atiyye. Hele hakkında Kur'ân âyetleri nazil olan ve hadis ulemâsının hassetten Buhâri gibi bir şahsın itimadını kazanan . onlar Abdullah” b. neseb ve ilim yönünden kavmi arasında tanınmış bir kişi idi. en çok Yahudilerden ve onların muannitliğinden bahsederek. Asıl isminin “el-Huseyn” olduğu söylenir. Münebbih ve Abdülmelik b. Vehb b. Müslümanlara ibret dersi vermektedir. Hicretin 43. Selmân el-Fârisi. Yesâr gibi zevat ondan rivayette bulunmuşlardır. Selâm. Peygamber’in vefatından iki sene evvel Müslüman olmuş. Abdullah b. katilin kim olduğunu tayin etmek için İsrail oğullarının ineğin hangi parçası ile vurmuş olduklarını tayin gibi daha pek çok şey ki bunların açıklanmasıyla hiç bir menfaat bahis konusu olamaz. İnsanların bu şahıslar hakkındaki görüş ve fikirleri değişik olmuştur. Hz. Kur'ân tefsirlerine de girmiştir. ilim alınacak dört kişiden biri olarak Abdullah'ı da zikreder. birçok Yahudi Müslüman olmuş. Ömer'le birlikte. O halde İsrâiliyât karşısında müfessirin tutumu ne olacaktır. âyetinin. akıl ve nakil süzgecinden geçirmesi icâb eder.

Ka'b'dan asli metin üzerine Tevrat'tan ders aldığını beyân etmektedir[377]. Mati b. Horovitzi'n. Ömer devrinde Müslüman olduğuna dâir rivayetler de vardır. onları kimse tutamaz. yalan söylüyorsun diyordu. hiç bir zaman münekkidler tarafından. Ka'b. bastonu ile dövmesi. İslâmiyet'te ilk siyonist olarak gösterilmek istenmiştir. Müslüman olduktan sonra da yahûdiliğini devam ettirdiğine dâir örnekler vardır. Bu söz üzerine İbn Mes'ud. Zaten bu konuda da J. Ebu Bekir’in halifeliği zamanında Müslüman olmuştur. bir Müslümana yalancı demesi. ey Yahudi oğlu. 32/652-653) Ebû İshâk diye künyelenen Ka'b. Ömer tarafından dövüldüğüne dâir haberler vardır[376]. İbn Mes'ud ile bir adam arasında şöyle bir münakaşa cereyan eder: İbn Mes'ud adama nereden geldiğini sordu. Ömer. Aişe'ye. eğer öyle söylersem saçlarım kurusun. Müslümanlar arasında ilmine hürmeten kendisine “Hıbr” denmiştir. Şam'dan geldiğini söyleyen adama. sahabe arasında ilimle temayüz eden İbn Abbas ve Ebû Hureyre'de ondan rivayet etmişlerdir. Ka'b'ın “Allah kelâmını ve ruyetini iki nebisi arasında taksim etti. İslâmiyet'e. Ka'b’in. bir cihetten Abdullah'ı tenzih etmekte olduğunu söyleyebiliriz. Muhammed. Bu muhaverede geçen 'o halâ Yahûdiliğini terketmedi mi?' ihtarı onun daha önce de bu gibi şeylerle meşgul olduğunu ve bu bakımdan da dâima kontrol altında bulunduruluyormuş gibi bir halin mevcut olduğunu ortaya koymaktadır. Çeşitli zamanlarda leh ve aleyhinde muhtelif haberler serdedilmiştir. nun kıymetinin derecesini göstermesi bakımından mühimdir. Osman'ın hilâfeti zamanına tesadüf eder. Ona nisbet edilen rivayetlerin hepsi işitme yoluyla gelmiştir. o halâ Yahûdiliğini terketmedi mi? deyip “Doğrusu. Ka'b'a ve Vehb'e yöneltilen töhmetlerle itham edilmemiştir. o. Tevrat'tan rivayetlerde bulunması “sebebiyle.[375] Zaten Ka'b'ın Müslüman olduktan sonra. Eğer onlar zevale uğrarsa. kim ki Hz. Hiç kimse onun. Yahudi mühtediler olsa gerektir” demektedir[368]. bu şahsın tefsirdeki rolü alakadar edecektir.Ka'bu'l-Ahbâr (Ö. bu haberlerin değer hükümlerinden ziyade. O da.. Taberi pek fazla olmamakla beraber. Kendisi sahabeden rivayet ettiği gibi. Hz. Bu sözle J. Yemen Yahûdilerindendir. Himyerî Zû Ruayn âilesindendir. Peygamber'den hiç Dir şey rivayet etmemesini emreder ve onu dâima murakebe altında bulundururdu. Ebû Zerr.[369] Asıl isminin Ebû İshâk Ka'b b. Bizi. b. Yahudi haberleri en çok aktaranlardan addedilir. Bu ve yukarıda geçen Âmir b. Horovitz “Abdullah b. Tefsir ve tarih kitaplarında ondan pek çok şeyin rivayet edildiği görülür.[370] Buhâri (ö. Durum daha ziyade aleyhindedir. Bazen de isnadsız rivayetler onun vasıtasıyle isnada kavuşmuştur. es-Sa'lebi (ö. sonra Şam ve Humûs'ta ikâmet etmiştir. ona Hz. İbn Kuteybe (ö. Allah'a en büyük yalanı söylemiş olur” dedi. hattâ onu.bir şahıs hakkında artık bizlerin söyleyeceği bir sözü olmasa gerektir. Onun geçmiş milletlere dâir haberler ve Peygamberlerin kitaplarına olan vukufundan dolayı kendisine “Hibr” lâkabı verilmiştir. zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'tır. onu iterek. bana semaların bir meleğin omuzlarında deveran ettiğini söyledi. Olgun bir sahabenin.”[372] ayetini okumuştur[373]. Rabbini gördü derse. dedi. Ebû Hureyre'ye Tevrat'tan birşeyler öğretmiş olduğunu gösterir. orada kiminie görüşmüş olduğunu sordu. and olsun ki. halife Osman'a cevap verirken. Bu haberler gösteriyor ki Ka'b sahabe arasında pek tutulmuyordu. Son zamanlarda hakkında yazılan yazılarda çok ileri gidilmiş. Ka'b’in neler söylediğini sordu. Ondan gelen . Hz. “Tevrat'ı okumadığı halde. Vehbi b. Başka bir haber de “Ka'b her hangi bir hususta. Onun bu gibi hareketlerini sezen Hz. Hz. Ebû Vâil'den rivayet edildiğine göre. Hattâ Âmir b. Bundan dolayı Ömer'e kızmış ve bu kızgınlığı sebebi ile onun katlinde mühim rol oynamıştır[378]. Ondan başka. Vefatı Hz. ondan rivayet eder. Abdi'l-Kays elEnsâri. Musa Allah'la konuştu. Münebbih gibi eser telif ettiğini zikretmemektedir. 427/ 1035) ile el-Kisâî ondan çok rivayette bulunmuşlardır. 276/889) ile en-Nevevi (ö. 256/870) ise Ka'b'den hiç bir şey rivayet etmemiştir. Muhammed'e ise Allah'ı görmesi müsaade olundu” şeklinde konuştuğunu söylediklerinde “Allah'a sığınırım.”[374] Keza Hz. 676/1277) ondan hiç bir şey rivayet etmezler. Tabiilerin ilk tabakasında addedilir. Ka'b yalan söylemiş.. Abdillah b. Ka'bu'l-Ahbâr ile görüştüğünü söyleyen adama. Ömer zamanında Bizanslılarla yapılan muharebelere iştirak etmiştir. Heynû (Heysu) olduğu söylenir. Zâten bu zât.[371] Hz. Abdillah'ın haberi onun. Müslüman olduktan sonra Medine'ye gelmiş. Selâm'ın bu gibi şeylerde dahli yoksa bütün bu rivayetlerin menbaı. Zehebî’nin rivayetine göre. İlk günlerden itibaren kendisine pek itimad edilmediği görülmektedir. onda olanları Ebû Hureyre'den daha iyi bileni görmedim” demiştir.

her ağızda da yetmiş bin lisân var ki her gün her ağızdan yağmur tanesi ve ağaç yaprakları kadar teşbih çıkar.[382] Vehb’in. İbn Hibbân. Münebbih ticâret için Şam'a gittiğinde.[394] Konuyu uzatacak bu gibi misaller daha pek çoktur.[393] Bu da aynen Tevrat'tan alınmıştır. Onlar. onlardan yetmiş ikisi ibadet yerlerinde. her ikisinin ilmini ve diğer ilimleri cem' eden birini biliyorum. eski dinler hakında geniş bilgiye sahip olduğudur. her vecihde yetmiş bin ağız. ona mütalâa etmesi için kitaplar satın alırdı.. onlara. Ebû Zur'a onu sika görmüşlerdir. “. Bütün bu kitaplarda. Bu zâtın tefsirde rivayeti pek çoktur. Dînâr ve daha pek çok kişiler rivayet etmişlerdir.[384] Dâvûd b. Adem kıssasını ele alacak olursak. Allah da onu yüz sene ölü bırakmış. Meşiyyeti İlâhiyyeyi inkâr edenin kâfir olduğunu gördüm”[385]. sadece nassa dayanan basit bir Hıristiyanlıktı. Abdullah ve Abdurrahmân.Vehb b. o mu. her tüyde yetmiş bin vecih. Onu şiddetie itham eden ve Hz. nehyolun-dukları ağacın cennetin ortasında. Acelî.. c. böyle bir şeyi yapması mümkün değildir. Muaviye'ye Zu'l-Karneyn hakkında “O. Kitab-ı Mukaddes'teki Yeremya[391] hâdisesi anlatılmaktadır. Ebû Sa'id el-Hudri. onu daha geniş mânâsı ile inceleyeceğiz. Abdullah b. sonunda buna pişman olduğuna dâir haberler zikredilmektedir. onu sika olarak kabul etmemektedirler. Muarızlarının onu itham eden delilleri kâfi derecede açık değildir. Vehb b. Havva'ya hitab edenin yılan olduğunu ve Allah'ın onu karnı üzerinde süründürerek ve ona toprak yedirerek intikam aldığını zikretmektedir. Amr. demek suretiyle bunu reddetmektedir[381]. sonra dirilterek ona. Böyle bir mevkide bulunmasına rağmen.” âyetinde de Beor oğlu Belâm'ın kıssası anlatılmaktadır. İbn Kesir. tedlis ve bazı Müslümanların akıl ve akidelerini ifsâd etmekle itham edildi. o da yalancılık.. Keysân es-San'ânî. dünyanın oluşu. Müslümanların karşılaştığı bu Hıristiyanlar daha ziyade Tağieb ve Necran'lı Araplardı. Yine A'raf süresinin 175-176. Zehebi..” âyetinin tefsirinde. Kardeşi olan Hemmâm b. Müslim. Allah burasını ölümden sonra nasıl diriltecek demiş. kadere âit bir kitap tasnif edip. Meselâ Hz. Arş hakkında. isrâili rivayetlerin en mühim kaynağı addolunur. Mâlik gibi sahabeden rivayet etmiştir. Münebbih (Ö. Ka'b. o yaratıldığı zaman ta'zimle titredi. Münebbih'den şöyle işittiğini kaydeder: “Hepsi de semâdan inmiş doksan iki kitabı okudum. Nesâi. kabirleri bir cild içinde idi. Ebû Hureyre'den rivayet etti” demektedir. bunların pek azını biliyorlardı. İsrâiliyat lafzının dar olarak delâlet ettiği mânâ ile Yahûdilik'ten bahsettik. Allah da onu yetmiş bin kanatla kuvvetlendirdi. İbn Hacer. yirmi tanesi ise insanların ellerinde bulunuyordu. Ebû Hureyre. Her kanatta yetmiş bin tüy. Aden Cennetinin şarkta. demektedir[379]. Münebbih tefsir ederken. Yine bu şahıs. Buhâri. beşere bazı kolaylıklar bahşedilse bile. O. Onların Hıristiyanlığı te'vil ve felsefeye dayanmayan. Bakara 259. geçmiş haberleri evvelki kitaplardan öğreniyordu. İslâm. Ondan da oğulları. Şimdiye kadar. İlk karşılaşma da bunlarla . 110-114-116/728-732-734) Tâbiîler'den olan bu şahıs. atlarını Süreyya'ya bağlardı” diye söylüyordu[380]. Bu rivayetlerin bir kısmı İsrâiliyâta taalluk eder. İbn Kuteybe “O ilk haberleri. “Ey Muhammed. Şimdi ise.[388] âyetini Vehb b. O. Nesâî gibi hadiscilerin ondan haber nakletmesi ve ekserî hadis münekkidlerin onu tenkid etmemesi ve güveniiir ravilere dâir yazdıkları eserlere ona dahil etmeleri. Onun. doğuşu esnasında muhtelif dinlerle karşılaşmış. Enes b. Peygamberlerin ve hükümdarların sîretlerine âit haberleri biliyordu. Himyer Melikleri hakkında bir tasnifini gördüm ki.. Pek çok sahabenin ondan rivayette bulunduğu. Tirmîzî. Zira ayette. yoksa diğer ikisi mi daha âlimdir? Şeklinde cevap vermiştir[387]. Seiâm ve Ka'bu'l-Ahbâr'dan daha âlim kimse var mıydı? Şeklinde Vehb'e bir sual sorunca. onun eski din kitaplarını okuyup. Bu ayetteki şahsın Uzeyr veya Yeremya olduğu üzerinde ihtilaf vardır. Çünkü bunların çoğu İslâm'ın ruhu ile bağdaşmıyor.. Ömer’in katlinde dahli olduğunu söyleyen Ahmed Emîn ile Muhammed Reşîd Rızâ. şeytanın peşine taktığı ve kendisine verdiğimiz âyetlerden sıyrılarak azgınlardan olan kişinin olayını anlat.[389] Bu bilgiler tamamen Tevrat'tan nakledilmektedir[390]. Amr b. onların kıssaları. bu arada Hıristiyanlıkla da muhatab olmuştu. İbn Ömer. Ka'bu'l-Ahbâr'ı savunan delillerin en mühimlerindendir.[386] Abdullah b. Onun. şiirleri. Bütün bu haberlerin itifak ettikleri nokta.pek çok haberi tasdik edemiyoruz. Allah'ın kitaplarından yetmiş iki tanesini okuduğu söylenir[383]. Ka'b'ın bu haberi muvafık olmadığı gibi. Meselâ. Kudüs'ün harabından sonra. tekrar ma’ınûr olması meselesi zikredilmektedir[392]. İbn Abbas. Ebû Dâvûd. kendisini kastederek. Câbir.

ed-Dârekutnî. boynunda bir salîp bulunmuş. sen ona şöyle cevap ver ve sen de ona şu suali sor. Zeyd b. Ekseriye bu gibi nakiller. Münebbih'den gelen bir haberde. hiç bir zaman görmemişlerdir[398]. Bunun sebebi Müslümanların kültür bakımından yükselmeleriyle. Hatta kendilerine mushaf dahi yazdırılıyordu. Müslüman'lar. Bunun diğer bir sebebi ise. “O zaman Allah şöyle demişti: Ey İsâ. onlardan alınan fikirlerle açıklanmak istenmiştir. Müslüman devletlerdeki Hıristiyanların vaziyeti. dinî ahkâmına göre gömülmesi için. Onların itikadınca.Abdu'l Melîk b. sualii cevaplı idi. Bir Müslüman sana şöyle sorarsa. Abdurrahmân b. Hıristiyan memleketlerinde. İncillerdeki Hıristiyan inancından ileri geldiği açıkça görülmektedir. bunların aksi de varid oluyordu. bunun üzerine defni bırakılıp. fâtihler bu unsura muhtaç idiler. İslâm devletinde muhtelif unsurların birbirlerinden medeniyet dersi almalarına bir şey mani olmuyordu. İslâm'ın onların kadınları ile evlenmeye cevaz vermesidir. Sa'id. ondan da Abdulaziz ve Muhammed ismindeki oğulları ile elEvzâî. Bu iki dine mensup olanların. Milâdi IX. Abdurrahmân b. aralarında böyle sıkı bir münasebet bulunduktan sonra.. Hıristiyanlığı müdafaa için bir kitap yazdı. seni küfredenlerin içinden tertemiz kurtarıp çıkaracak. Hıristiyanlar gayet yüksek mevkilerde bulunuyorlardı. şüphesiz ki. Zeyd nakletmişlerdir. Bilhassa Emevî Devleti'nde. Din sâlikleri arasında bu gibi münakaşalar Şam'da sık sık vuku buluyordu. Hicaz'da ilk kitap tasnif eden olarak addedilir. bâzısı na nnu zayıf görmüşlerdir. Mâide’nin mahiyeti hakkındaki sözler[404] de İncil'den[405] nakledilmektedir. ez-Zührî gibi kişilerden rivayette bulunmuş. Müslüman ve Mecûsi'den talebesi olduğu gibi. Yahya b. Vehb b. din neşrinde Müslümanlardan daha fazla istifade etmiş ve bu arada İsa ve Mesih ile Ekânim’in kader sahasında tesirleri eksik olmamıştır. 150-767) Aslı Bizanslı olan bu zât. Mut'a nikâhına cevaz . Taberî ondan bol miktarda haber nakletmektedir.[406] el-Cerh ve't-Ta'dil ulemâsının bâzısı onu tevsîk ederken. Hıristiyan ve Mecûsi olan âlimlerin en iyi talebeleri ekseriya Müslümanlardı[397]. Ancak. Böyle bir serbestiyeti içinde olanlar. Süleyman b. Hıristiyan'ın. denmektedir. Yahya b. asrın ortasından itibaren. İslâm'da geniş bir anlayış içinde. bazıları ise olmamıştır. Bu hususa bir kaç örnek verelim: Âl-i İmrân Sûresi’nin 55. Kendisinden önce ilim tedvin edenin olmadığını söyleyen İbn Cüreyc. kendi din ehiine teslim edilmiştir[400]. Avf (ö 31/ 651). yine de Müslüman'ların İspanya'da uğradıkları zulüm ve cebrî. onu sika görmekle beraber.[403] Keza. Hîre ehlinden bir Hıristiyana mushaf yazdırmış ve ona yetmiş dirhem vermişti. eski dinlerinde sebat etmişlerdir. İbn Hibbân ve Zehebi.” âyetinde. 62/681) ye mushaf yazdığı söylenmektedir[396]. Ebî Rabâh. Müslüman'lara karşı. Mekke âlimlerinden ve muhaddislerindendi. Hattâ bazıları da Müslüman olmuş gibi görünüp. Hıristiyan'ların geçmişe ait bir medeniyet ve kültürleri olduğundan. d. Abdi'l-Azîz b. Atâ b. Ömer zamanında öldüğünde yıkanıp defnedilmesi için elbiseleri çıkarıldığında. el-Hâris b. Hıristiyanlığa taallluk eden haberlerde sık sık bu zatin ismine rastlanır. Hıristiyanlara olan ihtiyacın azalması idi. Cüreyc (Ö. bazısı da sahih olmayan pek çok rivayette bulunmuştur. Bu arada Vehb b. Acelî. Bu kitap. seni kendime yükseltip kaldıracak. Sa'id. 148/765) ya Hire'den biri. Allah onu gündüzden üç saat öldürdü.[395] Bu Hıristiyan'lar ve diğer din sâlikleri. diyordu. Hammâd b. Nadr. Başka bir haberde. Böylece birçok evlenme vuku bulmuş onlardan bazıları Müslüman olmuş. bir Nasrâninin de Alkame (ö. Münebbih ve Abdu'l-Melîk b. İbn Ma’in. Ebî Leylâ (ö.olmuştu. m sika ve sadûk görmüşlerse de. İbn Abbas'tan bazısı sahih. Müslümanlara karşı yapılan tazyikler olabilir. Müslümanlar te'vil ve felsefeye dayanan bir Hıristiyanlıkla karşı karşıya geldiler. İsa'nın ölüp ölmediği meselesi uzun münakaşalara sebeb olmuştur[401]. İslam ülkesinde bulunan Hıristiyanlar. eskisine nazaran fenalaştı. Suriye'deki Hıristiyan'ları islâm'a davet etmiş ve dinlerinin hak olduğunu onlara ispat etmeye çalışmışlardır. seni öldürecek olan benim. Abdillah (el-Ma'rûf el-Kubbâ enNasrâniyye)nin annesi Hz. Hz. Suriye ve Irak fethedilince. Cüreyc vasıtasıyle gelmektedir. isâ öldükten üç gün sonra dirilecektir. Kur'ân-ı Kerîm'deki kıssalar ve müphemlerin bazıları.[399] Müslümanlarla Hıristiyanların münasebetlerine katkı sağlayan diğer bir âmil de. el-Leys. birbirlerine tesirler yapacağı tâbii'dir. Eşlem. Sonra da kendine kaldırdı. Abdülmelik’in sarayında mevki sahirji olan Yahya ed-Dımaşkî. müdelleslikle itham etmişlerdir.. din ve vicdan hürriyetine sahiptiler.[402] Halbuki bu haberlerin. yetmiş dirhem mukabilinde bir mushaf yazdığı.

Bu bakımdan bu güruhun Türkler'e tahsisi tamamen hatalıdır ve bir garaza mebnidir. o ancak çıkarmayı emreder demekte ve bu gibi lüzumsuz şeylerle uğraşmaktan içtinab edilmesi lâzım geldiğini söylemektedir. onun ölü eşek derisi olduğunu söylemiştir. Tevratı eli ile yazdı. Kitab-ı Mukaddes'teki ifade de.. bu rivayetlere benzer haberler nakledilir[412].verdiği ve bu nikâhla yetmiş kadınla evlendiği söylenir. İslâmiyet'i içinden vurmak isteyenler tarafından uydurulan şeyleri her ne kadar İslâm ruhu ile bağdaşamaz olsalar da. Bunlar. Bütün bu haberlerin menşei. Zira Kitab-ı Mukaddes'te[418] en kuzeyde Magog diyarında yaşayan Gog'lardan bahsedilirken. Zira Kur'ân'da da Ye'cüc ve Me'cücün cinsiyetleri. senelerce tesiri altında kaldıkları ve hafızalarına nakşedilmiş olan eski dinlerinden. Hanbel. teşbih akidesine dalmış olmaz mıyız? Her iki durumda da..” Bu habere meşhur hadis mecmualarında rastlanmamaktadır. tamamen Yahudilere dayanmaktadır. yeryüzündeki nizâm ve intizâmı bozmaya kalkışanların hepsine ıtlak edilebilir. Zamahşeri’nin tefsiri kadar şöhret kazanmıştır. İbn Kesir tefsirinde de. sağlam bir isnada bağlamayı düşünmüş olabilirler. İslâm'ın ruhu ile bir bağdaşma mümkün olamamaktadır. o devirde ayağa giyilen şeyin.[415] ölü eşek veya inek derisi olduğuna dair haberleri naklederse de. Ka'b'dan gelen bu haberi te'vil edersek. eski naklî tefsirlere hattâ re'y tefsirlerine dahi girmiştir. Tâberî.[419] Onun. tefsirde İsrâilî haberleri ilk defa tenkidli bir şekilde ele alan şahsın Endülüs'lü müfessir Abdülhak b. İbn Cüreyc’in rivayet ettiği bazı haberlerin mevzu olduğunu ve onun. O. bizim için mühim değildir. Müteşâbih âyetlerde olduğu gibi ele.. Allah kudretiyle yaratmadı demek olmaz mı? Eğer onu el olarak kabul edersek.[407] Ahmed b. Yahudiler ve Hıristiyanlar tarafından Türklerin anayurdu olarak gösterilmek istenmiştir. Musa Carullah'ın da dediği gibi[417]. islâm'ın ruhuna uygun düşmemektedir. İslâmiyet'le müşerref olmuş aslı Yahudi olan kimseler.[413] Bu misalde. Fakat tefsirde görülen geniş İsrâiliyâtı tamamıyla şu bir kaç şahsa yüklemek de. Ancak bazı tefsirlerde yer alan bu haber. hangi hayvanın derisinden yapılmış olduğu meselesi ile uğraşılmaktadır. Musa'nın Allah'la konuşurken üzerindeki elbiseleri sayan ve ayağındaki pabucun tezkiye edilmemiş eşek derisi olduğunu söyleyen haberin. Hz. Cerh ve ta'dil ilmi geliştikçe bu gibi haberlerin azaldığını müşahede etmekteyiz. Bu gibi haberler. sahabe ve Hz. İbn Haldun.[408] Tefsirde İsrâiliyâta ait bir kaç örnek vermekle konumuza nihayet vereceğiz:[409] “. Bütün bu maksatlı hareketler göz önünde tutulursa da. Şunu unutmamak gerekir ki. 3. zaman ve mekanları tayin edilmediğine göre geçmiş ve gelecekte. Böylece bu rivayetler ile İslâm topluluğu arasında bir şüphe meydana getirip onların kafalarını lüzumsuz şeylerle işgal etmiş oluyorlardı. sayılan şu üç şeyden gayrisini. Kab'dan naklederek. hangi hayvanın derisinden yapılırsa yapılsın. sahabe de . Bunlar tefsirde lüzumsuz teferruatla uğraşmanın delilleridir. Me'cüc hakkında verilen garip haberlerden sarfı nazar ederek onların Türkler olduğu rivayeti üzerinde duracağız. Kur'ân'da yeryüzünü İfsad edenler olarak vasfedüir.Tefsir Medreseleri Ve Müfessir Tabiîler İslâm yayılmakta. Atiyye (ö. Peygamber'e kadar çıkaran haberlere bile rastlanmaktadır. Türkler veya Türklerin anayurdunu gösterecek bir işaret mevcut değildir. Tâberi ise Abdurrazzâk'tan nakleder[411]. zaman ve mekanları tayin edilmemiştir. Abdurrazzâk[414]. Allah ancak üç şeyi eli ile yarattı: Adem'i eli ile yarattı. Abdurrezzâk[410] aynı haberi Katâde vasıtasıyle Ka'b'dan. sonunda âyetin zahiri manası bunlara delalet etmez. cenneti eli ile yaptı. hangi ırk ve millete mensûb olursa olsun. bu yeni dine bir şeyler katmış olabilirler. kudret manası vererek. sahabe ve tabiilerden. sağlam olmadığını kaydetmektedir[416]. şehirler çoğalmakta ve gelişmekte. el-Câmiu'l-Muharrer adlı tefsiri Kuzey Afrika'da. tesir ve müteessir olma kaidesinin hükmünü icra ettiği de unutulmamalıdır. Ye'cüc ve Me'cücün Türkler olduğuna dair haberler. Cinsleri. aldığı haberlerin menşei üzerinde durmadığını söylemektedir. kanaatimce doğru bir hareket değildir. Bu da tabiî görülür.. 542/1147) olduğunu söyler. Suyûtî. Hattâ bu haberlerin isnadını... genişlemesi devam etmekte. Ye'cüc. hemen hemen bütün eski tefsirlerde geçmektedir. bu mıntıkalar.

görüş ayrılıkları ortaya çıkmış.ülkenin dört bir yanına dağılmakta idi. bazıları kadı. Ka'b el-Kurezî (ö. Onlardan bazıları vali. tefsir ümindeki kabiliyet ve bilgisi müsellem olan Abdullah b. tabiîler devrinde. Tâvûs. Hz. Bu müşkilleri halletmek için. zorluklar daha da çoğalmıştır. Mes'ud'un. Medine'de de bir tefsir medresesi teşekkül etmiş. İnsanlar. Irak Medresesi: Bu bölgeye pek çok sahabi gelmiş ve Iraklılar onlardan İslâmî ilimleri ve tefsiri almışsa da. Said b. İşte İbn Mes'ud'un bu medreseye verdiği ve onun özelliğini teşkil eden husus re'y ve kıyasa gereken önemi vermeleridir. “Tefsirde. Mücâhid (ö. Oraya şer'î hükümlerin ulaşması da kolay olmuyordu. 103/721). Ammar b. Peygamber ve sahabe devrinden uzaklaştıkça. Dört halife devrinden itibaren islâm. Hz. En meşhur talebeleri. Keysan (ö. Abbas'tır. daha sonrakilere nakletmişlerdir. İkrime. Bu medresenin başında Ubeyy b. Genellikle bu devirde tefsirle uğraşan kişilerin. Artık sahabe devri sona ermiş. Onlar. Ka'b'dan tefsir aldılar. tefsir hareketlerinde de görülür. Bu arada tefsir. Hükme bağlanması gereken birçok meselenin . İbn Mes'ud bu medreseye. Bu devrin müfessirleri. Muhammed b. Tabiiler dediğimiz bu yeni talebe grubu onlardan ilim almış ve kendilerinden sonrakilere nakletmişlerdir. Hz. bütün bunları halletmek için çareler aramaya başlanmıştı. Onların bir kısmı doğrudan doğruya. Mekke Medresesi: Bu medresenin kurucusu ve başkanı. Bu devirde tefsir için yukarıdaki asıllardan başka. Onun tefsir ve tefsir rivayetleriyle meşgul olan bir kişi oluşu. Ebî'ş-Şa'sa. Ebû'l-Âliye er-Riyâhi (ö. Talebeleri tabiilerdir. Sa'id b. 90/708). 136/753) dir. Mes'ud'a verilmiştir. Abdullah b. Eşlem (ö. Şüphesiz Irak. 95/714). Onun Küfe muallimliği Hz. 114/732) ve Tâvûs b. tefsirler de müşkillerin artması nisbetinde genişlemişti. Ka'b'ın bulunduğunu söyleyebiliriz. Medine Medresesi: Bu devirde sahabe her ne kadar çeşitli şehirlere ve bölgelere dağılmış ise de. Tabiîler tefsirde buraya kadar takip ettikleri esaslarda. insanların en âlim olanları Mekke ehli idi. Bu medreselerden Mekke. hadis ve fıkıh sahasında da şöhret sahibi olduklarını görüyoruz. Peygamber ve sahabeden gelen tefsirin. Kûfe'de uzun müddet kalışı. buna sebep olmuştur. görev tabiîlere devredilmişti Bu arada. İkrime (ö. kitap ehlinin kitaplarında gelen haberleri de aldılar.118/736). bazıları muallim ve bazıları da çeşitli vazifelerde bulunmuşlardır. Ebî Rabah. bir kısmı da bir vasıta ile Ubeyy b. Ömer’in emriyledir. Mes'ud da muallim ve vezir olarak gönderilmişti. Allah'ın onlara içtihad yoluyla bahşettiklerini de ilâve ettiler. İbn Teymiye. 106/724) gibi daha pek çok kişi onun tefsirdeki talebeleri arasında yer almaktadır. Medine ve Irak'ta bulunanlar tefsir ilminde şöhret kazandılar. şer'i bir delilin bulunmadığı yerde re'y ve kıyasa müracaat ederek hükme varma esasını getirmiştir. 105/ 723). oradaki gençlere Allah'ın kitabını ve Resulünün sünnetini öğretmişlerdir. Ata b. talebeleri ise tabiiler olacaktır[420]. Hz. bu medresenin gelişmesine yardımcı olmuştur. Atâ b. fetvalar çoğalmış meseleler artmış. kendilerinin veya muhatapların anlayışına zor gelen hususları almışlardı. İbn Mes'ud'dan dini bilgileri almış ve onun etrafında toplanmışlardı. medeniyet ve kültür merkezi olan şehirlerle ülkeleri kendi bünyesine katmıştı. Cübeyr (ö. fitneler zuhur etmeye başlamış. Küfeliler. ve Zeyd b. Hicaz'a nispetle problemleri bol olan bir bölge idi. bölgeden bölgeye dolaşmışlardır. onunla birlikte Abdulah b. Tefsir alanında otorite olan tabiîlerden pek çok kişinin bu medresede yetişmiş olduklarını unutmamak lâzımdır. Bu husus fıkhî meselelerde olduğu gibi. Kur'ân'ı anlamak için yine Kur'ân'a. İbn Abbas'ın talebeleri olan. Yâsir Kûfe'ye vali olarak gönderildiğinde. süratli bir şekilde yayılmaya başlamış. Peygamber'den rivayet ettiği hadislere ve daha sonra da sahabenin bizzat kendilerinin yapmış oldjkları tefsirlere itimad etmişlerdir. Peygamber'den hıfzettiklerini de yanında götürmüşlerdir. mânâ yönünden müşkil olan kısımları açıklardı. sahabe devri ile aynı usûlü paylaşmışlardır. pek çok sahabe Medine'de kalmış. Kur'ân'ın bütün âyetlerini ihtiva etmediğini söylemiştik. Daha önce de bahsettiğimiz gibi. Ondan işittiklerini talebeleri. pek çok tabiî orada talebelik yapmıştır. Cübeyr ve benzeri şahsiyetlerdi”[421]. tefsirle meşgul olacak kişilere daha fazla ihtiyaç duyulmuştur. Onlara Allah'ın kitabını tefsir eder. Zira onlar. Onlar gittikleri yerlerde öğretmenlik yapmışlar ve etraflarına pek çok meraklı kişi toplanmıştır. Bu andan itibaren çeşitli şehirlerde ilim medreselerinin teşekkül ettiğini görüyoruz ki bunların öğretmenleri sahabe. demektedir. Ebî Rabah (ö. bu medresenin ilk üstadlık payesi Abdullah b. Bu konuda tefsir kitaplarında onlardan pek çok tefsir haberi nakledildi ki bunlar re'y ve içtihadlarına dayanmaktadır. Ömer devrinde. Müşkiller çoğaldıkça. çeşitli sebeblerle şehirden şehire. Çeşitli şehirlere ve beldelere giden sahabe. Mücâhid. hadis ve fıkha ait bilgiler de toplanmaya başlanmıştı. sonra sahabenin Hz. kendilerine gelen diğer sahabeden daha fazla. Müslümanlar bir yerde kalmamış.

Başlangıçta onun Emevî hanedanı ve onların Küfe valisi olan Haccâc ile aralarının iyi olduğu anlaşılmaktadır. Mesela. Cübeyr'i. Taberi tefsirinde. Sa'id b.Sa'id b. Haccâc tarafından kumandanlıktan azledilmesiyle başlayan kanlı mücâdelede. 117/735). ordunun iaşe işlerini görmesi vazifesiyle Sicistan'a göndermiştir. Abdullah b. Hz. Kays (ö. Abdulmelik’in isteği üzerine. bazı hususî ayrılıkların olacağı tabiîdir. Mesrûk b. Bazı kaynaklar onun. Cübeyr’in. Cübeyr’in. Mesalâ. aralarında kendilerine hâs Akıllıklar olacağı düşünüleceği gibi. İbnu'l-Eş'as tarafında kalmıştır. a. İbn Mes'ud ve Ubeyy b. zamanın halifesi olan Abdulmelik’in rüyalarını yorumladığını da müşahede etmekteyiz[426]. 63/683). Cübeyr. Katâde b.103/721) el-Hasen el-Basrî (ö 110/728).[427] Bu fetih hareketlerinde İbnu'l-Eş'as'ın. Haccâc. Yezîd (ö. talebesi üzerinde daha ziyade fıkhî meselelerde tesirli olduğu görülür. 95/713) İbn Abbas'ın en meşhur talebelerinden olan ve ilk tefsir kitabını te'lif ettiği söylenen Sa'id b. Ka'b'ın yetiştirmiş oldukları talebeler. İslâmi ilimler alanında kendini yetiştirdikten sonra. Cübeyr’in künyesi Ebû Abdillah veya Ebû Muhammed'dir. Ömer (ö. İbn Abbas'ın yanında öğrenimini evleninceye kadar devam ettirmiştir: İbn Abbas bana evlendin mi diye sordu. Bu konuda daha önemli sebepler aramak gerekir. el-Ecda' (ö. Sa'id b. Kasım es-Sakafî kadar başarılı olamaması sebebiyle. Mekke’nin tahribi ve Abdullah b.[428] onun yanında kalışını. İbn Abbas. gerek hadis mecmualarındaki ve gerekse tefsirdeki. Şimdi bunlardan tefsir alanında şöhret olan bazılarının kısaca hal tercemelerini ve tefsirdeki yerlerini göstermeye çalışalım. 90/ 709). Cübeyr. Bu medresenin tefsir ilminde şöhret kazanan şahsiyetlerinden bir kaçını zikredelim: Alkame b. Cübeyr. O sadece ilmî faaliyetlerle iktifa etmemiş. Mekke ve Medine medreselerinde re'y ve kıyasa fazla yer verilmezken. İbnu'l-Eş'as'a verdiği sözden dönmemesi sebebiyle onun yanında kaldığını söylerlerse de. Sa'id b. devlet idaresinde de görev almıştır.” sulbünden çıkacak olan şeydir. talim ve tedris faaliyetine başlamış ve fetvalar vermiştir. Her ne kadar medreseler arasında genel benzerlikler varsa da. Çeşitli kişilerden ilim alan Sa'id b. 62/682). Kur'ân ilimlerinin başlangıcı sayılan kıraat ilmini Abdullah b. Arap olmayan unsurlara . sadece verilen sözde aramak gibi basit bir sebebe bağlamak mümkün görülmemektedir.re'y ve kıyasla halledilmesi gerekiyordu. telakki ve rivayet karakterlerini aynen muhafaza etmiştir. Zübeyr’in şehid edilmesi. Cübeyr (Ö. İbrahim Neha'î (ö 95/714) gibi daha pek çok ünlü alim İbn Mes'ud'dan ilim almışlardır. 74/693) dir. öğrenimine küçük yaşlarda başladığı anlaşılmaktadır. Cübeyr’in İbn Abbas'tan sonra en çok ilim aldığı ve istifade etiği kişi Abdullah b. Ailesi hakkında. Hüseyin’in Kerbela'da uğradığı acı akıbet. Sa'id b. Zikrettiğimiz medreselerin kurucuları ve hocaları olan. tabiî âlimlerinin en önde gelen simalarından biri olup siyâsî mücadelesi ve tefsir ilmindeki yeri ile tefsir tarihinde mümtaz bir mevki işgal eder. mevâliyi hakir görmeleri. Cübeyr'e isnad edilen bir haberden anlaşıldığına göre. [424] Sa'id b. Bu hâdiseden daha önceki yıllarda vuku bulan ve bütün Müslümanlara üzüntü ve acı veren hâdiselerin bu işteki rolünü unutmamak gerekir. Âmir eş-Şa'bî (ö. bu âlim sahabenin. tefsir sahasında ün kazanmışlardır. Sa'id b. Müslim ve Muhammed b. sonrada: Sana şunu demek istiyorum: “Müstevdaun. el-Esved b. Keza onun. Kuteybe b. Bütün bu benzerliğe rağmen. Cübeyr tarafından yazılıp halifeye gönderildiği söylenen tefsirinin bu yıllarda yazıldığı söylenebilir. Küfe'de. bir medresenin diğeriyle tam olarak ayniliğini düşünmek mümkün değildir. Yukarıda kısaca bahsetiğimiz üç tefsir medresesinin ayrı ayrı bölgelerde ve sahıs|ar tarafından yönetilmesi sebebiyle. Irak medresesinde bu görüşlere ziyadesiyle önem verildiği görülür. Haccâc'ın meclislerinde. Diâme (ö. Abbas'tan arz yoluyla aldığı bilindiğine göre[423]. Sa'id ve Abdulmelik b. Mürre elHemadânî (ö. dedi. Bu medreselerde tefsir. Cübeyr'i 80/699 yılında İbnu'l Eş'as ordusu ile birlikte. Sa'id adlı iki oğiu bulunduğundan başka bir bilgiye sahip değiliz[422]. aşağı yukarı bütün tefsir medreselerinde müşterektir. Sa'id b. onun sorularını cevaplandırırken görmekteyiz[425]. Sa'id b. 45/665 yılında Kûfe'de doğan Sa'id b. bunların müşterek taraflarının bulunduğu da unutulmamalıdır. 75/694). Emevilerin koyu Arap miileyetçiliği. İsrâiliyatın tefsir ilmine girişi. İbn Ömer'den naklettiği rivayetleri incelenecek olursa.

Onun tefsirinin kaynaklan Kur'ân'ı Kerîm. Cübeyr. hocası Abdullah b. Mücâhid'den önce oluşuna dikkat edilirse onun tefsirinin. babasından naklettiği bir haberde bu hususu teyıd etmektedir. Cübeyr'e “Haydi hadis rivayet et. İbn Abbas. Mekke'de gizlenenleri yakalatmış ve Haccâc'a göndermiştir. İbn Abbas'ın tesiri altında kalmıştır. Süfyân esSevrî (ö. Abdilaziz görevinden alınmış ve yerine Halid b.[435] O çağda ilim rivayete dayanmakta ise de. Harameyn Emiri olan Ömer b. Vefat tarihinin. Sa'id b. tefsir yönünden ise. Cübeyr rivayetlerinin büyük bir kısmının İbn Abbas'a dayandığı görülür. Cübeyr. Haccâc'ın zulmünden kaçanları himaye etmekte idi. İbn Ebî Hatim. tefsirinin kaynakları ve medodu hakkındaki bilgilerimiz daha sonra yazılan tefsirlerdeki rivayetlere bağlı kalacaktır. başta sahabe olmak üzere çeşitli şahıslardan ilim almıştır. onun Haccâc'ın huzurunda. evet ben buradayken senin hadis rivayet etmen. Tabiiler devrinde tefsir ilminin tedvinine başlandığı görülmektedir. talak konusunda en âlim olan kişi Sa'id b. kapalı.[431] Kaynak eserlerde. Ömer hakkında şöyle bir rivayeti nakletmektedir: İbn Ömer ölümüne yakın bir zamanda. Peygamber’in sünneti. Mücâhid. İbnu'l-Eş'as'ın askerlerinin arasına girerek onları teşvik etmiş. bazen aradaki . İkrime. Cübeyr'i kastederek. elde edilen ganimetlerden. Cübeyr’in. Sahifem dolduğu zaman da takunyalarıma. [436] Keza Sa'id b. İbnu'l-Eş'as'ın mağlûp oluşundan sonra İsfahan tarafına doğru kaçmış. Haccâc'ın zulmüne karşı duruşu ve Emevilere karşı olan mücadelesinin hikâyesi çeşitli şekillerde anlatılmaktadır. bütün bunların hepsinde ilim sahibi olan kişi ile Sa'id b. Sa'id hakkında medhedici sözler söylemişlerdir.[439] Sa'id’in bu tefsirini. Haccâc ile İbnu'l-Eş'as arasında cereyan eden Deyru'l-Cemâcîm savaşına katılmış. Cübeyr’in daha ilk günlerden itibaren kâtiplik görevinde bulunmuş ve. siz buradayken mi? deyince İbn Abbas. devrin halifesi Abdülmelik için yazıp gönderdiği bu tefsiri maalesef bize kadar ulaşmadığı için. haklarını vermemeleri gibi hâdiselerin de. Nihayet 95/713 senesinde 49 yaşında iken Vâsıt’ta şehid edilmiştir. Utbe’nin kâtibi olmuştu. Ebî Rabâh. Cübeyr. Kendisi fıkhî yönden İbn Ömer’in. Sa'id istenen bu tefsiri yazmış ve halifeye göndermiştir. Sa'id b. dünyada üç şeye üzüldüğünü söylemiş. Emeviler ve Haccâc'la mücadeleye girmeden evvel.zulmü. Cübeyr. Hz. 106/724)’dan gelen bir rivayette: “İbn Abbas'ın yanındaydık. Küfe ve Mekke'de bulunduğu yıllarda. Sa'id b. Hacc konusunda Atâ b. Medine. Allah'ın sana bir lütfü değil mi? İsabet edersen ne âlâ. Sa'id b. Halife Abdülmelik için bir tefsir yazmış olduğunu İbn Ebî Hâtim'den öğrenmekteyiz. Sa'id b. demiş. hata edersen sana öğretirim” demiştir[434] . sahifeme yazardım.[429] Sa'id b. Sa'id b. Haccâc'ın fitnesine karşı savaşmaması olduğunu. Tahsilini tamamladıktan sonra. Abdullah b. Cübeyr. helâl ve haramda. Sa'id b. Sa'id b. tabiîler neslinin İslâmî ilimlerdeki en önemli mümessili olarak gösterilen Sa'id b. Cübeyr idi” denilmektedir[438]. Sa'id de bu bakımdan Mekke'ye yerleşmiştir. Arapların dışında olanlara. Kûfe'de tefsir dersleri ve fetvalar vermiş olan Sa'id b. ifade etmiştir. el-Müseyyeb. Abdilaziz. İbn Abbas. Daha sonraları. bu tefsiri divanda bularak almış ve Sa'ıd'den rivayet etmiştir.Aranızda İbn Ummu'd-Dehmâ yok mu? Niye benden fetva istiyorsunuz? derdi[433]. Ahmed b. Halife el-Velid’in emri üzerine yeni vali. Tâvûs (ö. müphem ve mücmel âyetleri. onlardan birinin de. onlar da dolduğunda avuçlarıma yazardım” diye söylemektedir. her müfessir gibi. hakikaten ilmî kudreti ve cesareti ile takdire şayan bir şahsiyettir. tefsirin şu dört kişiden alınmasını istemektedir: “Sa'id b. oradan da umre için gitiği Mekke'ye yerleşmiştir[430]. ed-Dahhâk”[432]. Cübeyr’in kitabetten de istifade ettiğini görmekteyiz. biz yazmadığımız halde. Cübeyr’in. 161/777) gibi bir zât. Cübeyr: “Çoğu zaman İbn Abbas'a gelir. Atâ b. Cübeyr’in bu karşı çıkma hareketinde rol oynadığı muhakkaktır. onları açıklayan mübeyyen ve mufassal âyetlerle izah etmeyi ihmal etmemiştir. Sa'id b. tefsirde Mücâhid. sonra Azerbeycan'a gelmiş. Hanbel. Abdillah elKasrî valiliğe tayin edilmiştir. Hocaları ve devrinin âlimleri. Cübeyr'den bir Kur'ân tefsin yazmasını istemiş. Taberi tef-sirindeki Sa'id b. Mücâhid’inkinden daha öncelik kazandığı söylenebilir. Sa'id b. Tâvûs. Cübeyr yazıyordu” demektedir. Bu habere göre Abdülmelik. Kaynaklarda. o da. Dinar. sahabenin sözleri ve şahsî görüşleridir.[437] Tabiîlerden. Haccâc'ın şikayeti üzerine Ömer b. Cübeyr. onlarla iyi olduğu dönemde (80/699) yazdığı anlaşılmaktadır. muğlak. kendisine fıkhî meseleler sormak için gelen Kûfelüere -Sa'id b. Mücâhid’in naklettiği bir rivayette. Tefsirde ikinci kaynak olan hadise öncelikle başvurmuş.

O sadece. lügat ve kelime bilgisi teşkil etmektedir. Bu yüzden Kur'ân'da yabancı kelimelerin bulunduğunu söyleyenler grubuna dahil edilir. hocasının yanında bulunduğu sırada kendisine fetva verme izni verilmiş bir kişidir. Kur'ân'ın tefsirine taraftar olan tabiilerdendir. başka milletlerde bulunmayan ve yalnız Müslümanlara hâs bir sistem olup. bu konuya âit örneklere rastlamak mümkündür. bütün hadis münekkidleri tarafından sağlam ve sika görülmüştür. bu cevabı aldıktan sonra geriye döndüm. nüzul sebebi belli olan âyetlerden istifade etmiş. Kur'ân'ı Kur'ân'la. Tabiî devrinin en önde gelen fakîhlerinden biri olan Sa'id. Bu açıklamaların bazısı iştikakla[448]. bir hâdiseyi anlattıktan veya bir âyetin iniş sebebini müteakip meydana gelen bir olaydan sonra veya tabirleriyle nazil olan âyeti zikretmektedir. tefsir rivayetleri tetkik edilirse. Cübeyr. Cübeyr ise. suyun bunlara zarar vereceğinden hareketle bu durumda da teyemmüm yapmaya cevaz verir. hadis dinlemediği kişilerden nakillerde bulunmuştur. Bu isnadın inkıtalı oluşundan değil. Sa'id. Sa'ide. Sa'id b. âyetin manasını anlamakta en büyük yardımcıdır. Sa'id b. onun tefsirinde de görülmektedir. O. suyun bulunmaması halinde teyemmüm yapmaya cevaz veren ibareye ilave olarak yara ve çıbanların bulunması halinde. yol için yetecek yiyeceği ve bineği olan kimseye. Sa'id b. maktu. Kur'ân'ı sünnet ve sahabenin sözleriyle tefsir etmiş. hacc ibadetinin vacip olduğunu söylemiştir. Cübeyr. Sa'id’in söylediğini Mücâhid ve Tavusa aktardım. bu iş daha İslâm'ın ilk devrinde başlamıştır. mürsel haberler olduğu görülür. Cübeyr'e âit Taberî'deki tefsir rivayetlerinde fazla olmasa da. “Mücâhid ve Tâvus'un nikah akdini elinde bulunduran kimsenin “Veli” olduğunu söylediklerini hatırlatınca. Sa'id b.[447] Sa'id b. Çünkü iyi bir müfessirin en mühim vasıflarından biri bu yönüdür. sahabenin görüşlerini nakletmemiş. Naklî tefsirin za'f sebeplerinden biri olan isnadı hazfetme işi. bazısı müfredatla[449]. Sa'id. tefsirinde fıkhî hükümler üzerinde durmuştur. Sa'id’in tefsire dâir haberlerinin büyük birçoğunluğunu. Sa'id’in nikah akdine sahip olan kimsenin “Koca” olduğunu açıklaması üzerine Ebû Bişr. devam ederek. geniş boyutlara ulaşmıştır. Cübeyr’in iyi bir lügat ve iştikak bilgisine sahip olduğunu da biliyoruz.[443] Sa'id’in Tâberî tefsirindeki. kendi re'y ve içtihadı ile fıkhî âyetleri tefsir etmiştir. anlaşılıyor ki Yasin Sûresi’nin 77-78. nakillere dayanmaksızın Arap diline uygun olarak. ona peki.[440] Yukarıdaki ifadeden. sözlerini yeminle teyid etmektedir. mevkuf. İsnadı hazfedilen haberler bazı muteber hadis mecmualarında tam olarak bulunmaktadır.[445] Sa'id “Eğer hasta iseniz” âyetini tefsir ederken. Genellikle kapalı ve müphem olan kelimelerin mânâsını. âyetlerinde geçen insandan maksat.[441] Yine Taberi tefsirinde Sa'id'e ait tefsir örneklerinde. Onlar da Sa'id’in görüşüne tâbi oldular” demektedir. nüzul sebeblerinden.vasıtayı atlayarak. sanki âmâ gibidir” sözü rivayet edilmektedir[442]. Şüphesiz âyetlerin nüzul sebebi. nâsih ve mensûhtan faydalanmış. el-Âs b. Taberi'de görülen inkıtalı isnadlarm diğer bazı kaynaklarda merfu olarak zikredildiği de görülebilir. Sa'id’in fıkıh ilmindeki yerini ve değerini gösteren bir olayı da zikretmeden geçmeyeceğiz. Kendisi genellikle sorulan fıkhî meseleleri cevaplandırmış. veli mehri almaktan vazgeçse de kadın buna yanaşmazsa ne diyeceksin? Bu caiz olur mu? diye cevap vermiştir. Mesela. Hadis İstılahında sözün asıl sahibine aracılar vasıtasıyla yükseltilmesi mânâsına gelen isnad. Vâil'dir. bazısı da müphemlerin[450] açıklanması ile ilgilidir. Kur'ân'da asılları Arapça olmayan kelimeler üzerinde de durmuştur. diğer din ve kültür sâliklerinden çok sayıda kişinin Müslüman olmasıyla. Bu bakımdan o. Hatta kendi re'yi ile yaptığı tefsirlerde. Ebû Bİşr. Kur'ân'da yabancı kelimelerin . muhatabı ikna etmek için. Bu hususta kendisinden “Kur'ân'ı okuyup da onu tefsir etmeyen. Cübeyr. belki de müfessirin isnadı uzatmamak için isnadı hazfetmesinden kaynaklanmış olabilir.[446] Burada.[444] isnada daha ilk günlerden itibaren verilen bu değer hadislerin doğru ve tam olarak bize ulaşmasını sağladı. Bu âyet onun hakkında nazil olmuştur. bu haberlerin isnadlarının merfu. bazen de eski Arap şiirinden istifade ederek açıklamaktadır. Sahabe devrinin sonlarına doğru İslama girmeye başlayan İsrâiliyât. Bu rivayet böylelikle âyetin anlaşılmasına bir açıklık getirmektedir. âyetlerin mana ve i'rabını izah etmek için Arap şiirine baş vurduğunu da görmekteyiz. ahkâm âyetlerini tefsir ederek. Sa'id b. haber bulamadığı noktalarda da dil bilimlerinden istifade yoluna gitmiştir. tabiiler devri ve daha sonraki devirlerde.

Sa'id’in ismine sık sık rastlanır. İbn Abbas'ın ona. zaten metinden de anlaşılmaktadır. bazı şeyleri kitap ehlinden sormuş olması bakımından tefsirinden çekinmek icâp ettiğini söyleyenler de vardır. Ayyaş. tefsirde yegane otorite olarak tanır ve ondan rivayet edilen tefsir kitabının da en sahih kitaplardan olduğunu söyler[466]. Abdullah b. Kesîr ve İbn Muhaysin. İbn Sa'd onu sika. Ebû Bekir b. âlim ve çok hadis rivayet eden bir kişi olarak görür[464]. “ed-Dürrü'l-Mensûr” unda da açık bir şekilde görülebilir. okurdu” demektedir[454]. İbn Munzîr. talebelerine imla ettirdiği ve kitaplarının istinsahı için onları evine götürmeyi âdet edindiği rivayet edilir[467]. Kur'ân'ın İbn Abbas'a 30 kere arzedilmesi. tefsir ilminde onun yüce bir mevkiî vardır.[459] Sufyân es-Sevri “Mücahid'den sana gelen tefsir. Abdusselâm b. kâr'i bir zâttır. İbn Ebî Hatim. Tabiî âlimlerinin en sağlamlarından. Cübeyr'den daha sonra gelen müfessirler ondan iktibaslar yapmışlardır.[456] Tefsir ilminde önemdi bir yer işgal eden ve Kur'ân okuyup da onu tefsir etmeyen kimse kör ve a'rabi gibidir[457]. diyen Sa'id b. Mücâhid'i İbn Abbas'tan Kur'ân tefsiri hakkında sorarken gördüğünü. hacc menasikinde ise Ata idi[461]. “Cibt” kelimesinin. yanında levhalar bulunduğunu. Katade ise onu. secdede Mekke'de vefat etmiştir. fakîh. Ömer b. Bu da Buhârî’nin. Buhârî’nin Sahihinin tefsir kısmında Mücâhid'den nakledilen pek çok tefsir rivayetine rastlanır. Hattâb'ın hilâfeti zamanında. Ebu'l-Hâccâc.[453] İsmail b. İbn Kesir’in tefsirinde ve Suyûti’nin.Mücâhid (Ö. . diğer bir gece başka birinin kıraatini. Habeş dilinde sihirbaz anlamına geldiğini söylemektedir. bu zâtın tefsirine olan itimadını beyân etmektedir. tecvid özellikleri ve onun okunuşunun ifasının güzellikleri için olabilir. Mus'ab'dan rivayetine göre: Tâbii'ler arasında tefsirde en âiim olan Mücâhid. onun hakkında. bir gece Zeyd b. kıraati arz yolu ile Mücahid'den almışlardır[462].”[451] Mesela. ona karşı gösterdiği itimadın delilini teşkil eder. Katade de. kifayet eder”[460]. İbn Ebi Müleyke. Sa'id b.bulunmasının sebebini şöyle açıklar: “Bunlar. Bana cevap olarak. onun kim için nerede ve nasıl nâzi! olduğunu sormuş[458] ve âyetlerin manasını öğrenmiştir. Mücâhid’in tefsiri. zaptının tamamı. ondaki sırların inceliğini ve manalanndaki gizlilikleri öğrenmek için olabilir ki bu. Sa'id. 103-104/721-722) Mücâhid b. Yukarıdaki rivayetlerden ve münekkidlerin değerlendirmelerinden anlaşılacağı üzere. “A’ıneş'ten. kıraat ilmini İbn Abbas'tan arz yolu ile almıştır. onun bize kadar ulaşmayan bir tefsir kitabına sahib olduğunu söyleyebiliriz. Üç kere arzedilmiş olması ise onun tefsirinin. Bu husus. Bizzat kendisi Kur'ân'ı İbn Abbas'a 30 kere arzettiğini söylemektedir. Abd b. 21 senesinde doğmuş ve 83 yaşında iken 104/722 yılında. el-Alâ. kendisi Kur'ân'ı baştan sona kadar İbn Abbas'a üç kere arzettiğini. Ka'be'de Kur'ân'ı bir rekatta hatmetmiştir. Abdullah b. Meşhur yedi kıraat imamından biri olan Amr b.[455] Kırâata ait örneklerini Taberi tefsirinde sık sık görmek mümkündür. Humeyd. ve Taberi’nin tefsirlerinde. esSaîb el-Mahzûmî’nin mevlâsıdır. Mücâhid’in lehine olan bu sözlerin hâricinde. Ebi's-Sâib’in veya Kays b. Mücâhid’in imamlığı ve ondan ihticac edilmesi[465] hususunda ümmetin icmâ ettiğini söylemektedir . tefsirde geride kalanların en bilgilisinin Mücâhid olduğunu söylemektedir[463]. el-Alâ (ö. Bundan dolayı eş-Şâfi'î ve el-Buhârî ona itimad etmişlerdir. Cübeyr’in tefsir ilmindeki yeri konusunda yapılacak müstakil bir çalışmanın. Abdilmelik'ten gelen bir rivayette “Sa'id b. Yine ondan gelen bir rivayete göre. es-Sâib b. onun tefsirdeki özelliklerini daha iyi ortaya koyacağında şüphe yoktur. Sabit Kıraatini. Kendisinin ifadesine göre. Bir gece Abdullah b. dediğini nakletmektedir. Mücâhid’in tefsirinden niçin çekindiklerini sordum. Abbas'tan tefsir rivayet edenlerin en meşhuru ve en sağlamı Mücâhid idi. Harb'ın. Ramazan ayında bize imam olurdu. Onda her çeşit lugât ve lisâna işaret bulunmalıdır ki onun her şeyi tamamen ihtiva ettiği belli olsun. Cübeyr.[452] Tabiiler devrinin en meşhur Kur'ân kârilerinden biri olan Sa'id b Cübeyr. 154/770) nın kıraat hocalarındandır. Zehebî. tefsirden sorduğun bütün şeyleri yaz. Mes'ud kıraatini. Ebû Amr b. Cebr el-Mekkî. müfessir. Kur'ân'ın geçmiş ve geleceğin ilmini ihtiva etmiş olduğuna bir işarettir. her âyetin üzerinde durarak. Bütün bu tenkidci âlimlerin şehadetlerinden de anlaşıldığına göre. demek suretiyle. b. Bu iki rivayet birbiriyle çelişki halinde değildir. el-Mahzûmi.

sağlam ve âlim bir müfessir olduğunu söyleyebiliriz. her müfessir gibi. hocası İbn Abbas'ın tefsire ait rivayetlerini nakletmekle kalmamış. Bizzat kendisinin “Arap dilinde bilgin olmayan kimsenin. Eski tefsirlerin toplandığı bir ansiklopedi mahiyetini arzeden Taberî’nin tefsiri taranacak olursa. Selam . belki kalblerinde olan bir değişikliktir ve onlar maymun nefisli insanlar olarak kaldılar” demektedir. bazen aradaki vâsıtayı atlayarak.[476] Mücâhid’in. ayetindeki kelimesinin şeddeli okunması ile taam manasına geleceğini. şöyle bir söz de ileri sürdüğü söylenmektedir: (İbadetin en faziletlisi. Âişe[470] ve Hz. Selâm'ı göstermiştir[484]. fıkhî görüşlerini ortaya koymuştur. O halde Mücâhidi tefsir ilminde. Cübeyr'e sorularak. Bu söze rağmen el-Cerh ve't-Ta'dil kitaplarında. Kur'ân'ın garib kelimelerini açıklayan. ayetindeki[482] kelimesi ile A'raf Sûresi’nin 158. Bu da ayrı bir tez konusu olabilir. dinî nokta-i nazara uygun olup olmadığını fazla düşünmeye ihtiyaç duymadan. Hz. Bu hareketi ile onu.“O. tahlil edilmek suretiyle bir senteze gitmek mümkündür. şeddesiz okunması halinde ise turunç manasına geleceğini söylemiştir. Bu haberler tasnif. hemen hemen her sahifede Mücâhid’in haberlerine rastlanabilir. Onun bu özelliğini. Allah'ın kitabının zahirine muhalif olduğunu söyleyerek. âyetin zahir manasından uzak bir anlayışla tefsir ettiğini ve aklın hürriyetini geniş bir şekilde kullandığını müşahede etmekteyiz. Taberi tefsirinin tetkikinde görebiliriz. onun tefsir etmediği âyet ve kelimeleri de tefsir edip açıklığa kavuşturmuştur. O sadece İbn Abbas ve diğer sahabeden nakletmekle kalmamış. yaşadığı cemiyetin akliyat ve temayüllerini aksettirecek görüşler ortaya atmıştır. Arapça karşılığını bulamayınca. tefsir yapmasının helâl olamayacağını” söylemesi[469]. Taberî. sika.” dedi”[468]. Mücâhid Ra'd Sûresi’nin 43. Mücâhid’in bu görüşünün. Abduiiah b. âyeti olan şeklinde ifade ederek buna sözünü de ilave etmiştir ve bu hususta selefin görüşüne uymayan bir görüş ortaya koymuştur[472]. Arap dili ve üslûbuna göre kelimeleri açıklayan yetenekli bir dilci olarak görebiliriz. Yusuf Sûresi’nin 31. ayetindeki ibaresini (Arşın üzerinde kendisi ile birlikte oturtması) şeklinde izah etmesini gösterirler. cisimlerde olan bir tahvil değil. Meselâ. Mücâhid’in bazı Kur'ân âyetlerini. bilhassa lügat ve dil yönüne ehemmiyet vererek. mübeyyen ve mufassal âyetlerle açıklamış. ayetindeki[483] kelimesine verdiği mânâlara Taberi itiraz etmektedir. Netice olarak eldeki bilgilere göre. İkrime ve Hasen'den gelen görüşü uygun bulmuştur. bunlar onu töhmet altında tutacak mahiyette olmadığından. Bakara Sûresi’nin 71. [474] Taberî. Mücâhid. Ali[471] den doğrudan doğruya işitmediği halde. hadis işitmediği kimselerden nakillerde bulunmuştur. Meselâ.[477] Halbuki Arapça'da bu kelimenin karşılığı turunç değildir. onun doğruluğu ve adaleti hakkında bir ta'na rastlamak mümkün değildir. Naklî rivayetler arasında büyük bir yekûn teşkil eden Mücâhid’in tefsir haberleri. güzeli (isabetli) re'y'dir). genellikle ayetlerdeki garip ve anlaşılması zor olan kelimeler etrafında dolaşmaktadır. âyette kastedilen Abdullah b. Âyetlerin nüzul sebeblerini açıklayarak âyetleri tefsir etmiş. garib ve muğlak kelimelerin izahlarını gerek eski Arab şiirinden istişhad ederek ve gerekse kelimenin menşeinin Arap dilinin dışındaki bir dilden geldiğini söylemek suretiyle yapmıştır. üzerine oturulan şey. Mücâhid’in bu görüşünü kabul etmemiş. kitap ehlinden soruyordu. çok az da olsa hatalı bir yola gittiğini müşahede etmekteyiz. Ehli Kitab'a sormuş olmasından dolayı haberlerinde çok olmasa da bazı İsrâiliyata rastlanır. tefsirinde özellikle hadise de başvurmuş. Bu mesele Sa'id b. Meselâ. sahabeden sonra gelen ilk Arap lugatçısı olarak ele alabiliriz.ayetindeki “Hu” zamirinin merciî olarak.[473] Yine Mücâhid.[478] Onun manasının yemek yerken veya bir mecliste[479] otururken. kapalı. ayetindeki ibaresini tefsir ederken. kelimelerin iştikakları hususunda bilgi verirken. kelimenin kökünü başka dillerde aramaya koyulmuştur. Mücâhid. onun bu yöndeki kabiliyetine bir işaret sayılabilir. her ne kadar bazı hususlarda ehli kitaptan birşeyler almışsa da. minder veya yastık olduğu belirtilince limenin kökünün Habeşçe olduğunu söylemek suretiyle te'vile gitmiştir. Mücâhid. “Bu âyetten murad edilen şeyin.[480] Bu şekilde yapmış olduğu re'y teşebbüsünü haklı göstermek için. tefsir hususunda Mücahid'den gelen en kötü görüş olarak da İsrâ Sûresi’nin 79. Şunu da unutmamak gerekir ki. Ahkam âyetlerinin izahında. onlardan işitmiş gibi nakillerde bulunmuştur.[481] Yaptığı bazı tefsirlerin selefin metoduna uygun olmadığını söylemiştik. onun hiç bir savunmaya ihtiyaç göstermeden. Meselâ. mücmel ve müphem âyetleri. Kaynaklar. reddeder[475]. Kıyamet Sûresi’nin 23. Bu konudaki örneklerimizi biraz daha çoğaltabiliriz. Bakara Sûresi’nin 65. Vermek istediği mananın.

mıdır denilmiş. Zaten Yahya b. Mücâhid’in mu'tezilî olduğunu söylerken. 1976 senesinde Katar Emirliğinin merkezi Doha'da. âyetini. Ebî Necîh (ö. Mücâhid'den tefsir rivayet edenlerden yegâne şahsın Kasım b. aklının ve anlayışının hülâsası olan re'ye ve içtihada bizleri sevkeder. Bilhassa Kur'ân'daki müphemleri açıklamak istemiştir. dilci bir müfessir. Bakara Sûresi’nin 258. hocaları olan İbn Abbas ve İbn Ömer gibi hareket ederek. Mücâhid'e isnad edilen tefsirden söz etmişken. Âyetlerin sebebi nüzullerine ve kıssalara temas eder. Ebî Şeybe. muhaddis.[488] Mücâhid. Mücâhid gibi meşhur bir şahıstan. tek bir kişinin dinlediği ve yazdığı iddiası biraz güçtür. Kenan olduğunu zikretmektedir. garip bir şey işitince onu görmeye giderdi. İslâm'da ilim hareketlerinin başladığı bir devirde. genellikle Arap dilinin durumunu aksettiren bir ayna mesabesindedir. Buhârî de Sahih'ınde aynı isnadı tercih ederek. 147/764) ve İbn Cüreyc (ö. Yahya b. bu sûrenin Mekkî olduğunu söyleyerek. Âyetleri açıklarken Arap âdetlerini ve örfünü zikretmeyi ihmal etmez. Selâm nasıi olabilir diyerek. Mücâhid'den tefsir rivayet edenlerin en meşhurları Abdullah b. Onun tefsirine nakil cihetinden me'sûr. Mücahid'den tefsir rivayet edenlerden biri olan el-A’ıneş’in de. O. el-A’ıneş (ö. Mücâhid'i pek çok kişinin işitmiş olması daha uygun olur. görüşlerinde bazen beğenilmemiş ve isabet etmemiş olsa da. Süfyan b. Abdullah b.[493] Başka bir yerde de.[490] şeklinde okumuş ve âyetin açıklamasını yapmıştır. âyetinde sözkonusu edilen İbrahim'le. acaba ondan ictinab mı edilmek istenmiştir. fazla olmasa da fıkhî meselelere değinir. Bu hususu Goldziher de şu sözlerle teyid etmektedir: “O kendisinden sonra genişleyip neşvü nema bulacak olan re'y medresesinin akide meselelerinde salâhiyet sahibi bir kimse idi. İbn Ebî Necîh’in. Nesh ve kıraatle ilgilenir. üzerinde çalıştığı tefsir yazması hakkında şu bilgileri vermektedir: “Mısır'da. Ebî Bezze (ö. ondan işiten şahsın. Hârût ve Mârufu incelemek için de Bâbil'e gitmiştir[487]. Kâsım'ın kitabından aldıklarını ileri sürmektedir. Sa'id. Rabb'i hakkında tartışan kişinin Nemrûz b. Hakikaten naklî tefsirlerdeki Mücâhid’in tefsir örnekleri tetkik edildiğinde. onun Mücâhid'i işitmediği söylenir.[495] Bu haberlerden anlaşıldığına göre. tefsiri Mücâhid'den işitmemiş olduğunu kaydeder[492]. fakat kaderî idi demektedir[496]. Mesela Sa'd Sûresi’nin 84. İbn Cüreyc’in nazîri olduğu ve her ikisinin de Mücâhid'den rivayetle işitmedikleri söylenir[494]. eski Arap eyyamı. İbn Ebî Necîh’in. 124/741) olduğunu ve Mücâhid'den rivayette bulunanların. dinî meselelerdeki araştırması. onların din ve örfleri hakkında verdiği bilgilerle âdeta tabiîlerden olan tefsircilerin orjinal temsilcisi olarak ortaya çıkmaktadır. İbn Ebi Necih’in tefsirinin sahih olduğunu söylemektedir[491]. zekâsı ile yeni zengin manalar getirdiği görülür. Şahıs hakkında değerlendirme yaparken bu gibi hususların gözden uzak tutulmaması gerekir.[485] Tefsirde İbn Abbas ekolünün en ünlü kişisi addedilen Mücâhid'i. Araştırıcı. A’meş’in Mücahid'den rivayet ettiği hadisleri yazdığı. İbn Hibbân “Sikât” ında. okuyucunun içine düştüğü şüpheyi açıklığa kavuşturduğu. şu misallerden sonra Re'y ekolünün ilk mensublarından biri olarak kabul edebiliriz. edip. Sa'id ise. Yukarıda bazı örneklerini verdiğimiz re'y hareketine temayülünden dolayı. Hakkında söyienen şu sözlere rağmen İmâm eş-Şâfi'î kitaplarında dâima isnadını kullanır. Kasım b.[497] Mücâhid. Kâsım'ın kitabından rivayet etmesi bakımından. kişinin İlminin. Ebî Bezze'dir. Bu şekildeki hareketler karşısında. tefsir ilmindeki metodu.[489] Rivayetlerde bu husus şöyle geçmektedir: Mücâhid zamanının iyi' bir kâri'i olduğu için. kelimelerin lugavî izahları. Meselâ. Kanaatimizce. fikir ve re'y cihetinden ma'kûl'dür diyebiliriz. Dâru'l-Kutubi'l-Mısriyye Kütüphanesinde 1075 numarada 98 varak halinde 17x26 ebadında ve 8 cüzden meydana gelen bu nüsha hicri . anlaşılması güç olan lafızları açıkladığı. “Berhut” kuyusunu görmek için Hadremevt'e. 131/784). A’ıneş ile Mücâhid arasında bir şahıs zikredilmemekle beraber. hayretini ifade etmiştir. Uyeyne. Sa'id el-Kattân. müctehid olarak mülahaza edilebilir. Çeşitli görüşler ileri sürmek suretiyle okuyucunun düşüncesine canlılık verir. müşkil ve muğlak olan tabirleri tefsir ettiği. onun eski bir Hicazlı olduğunu düşünmeye muktedir olmayız”[486]. onun bu tefsirine itimad eder. Mücâhid. Abdurrahman et-Tâhir b. Sa'id cevap olarak. O. bazı kelimelerin kıraati hususunda bilgiler vermek suretiyle âyetin anlaşılmasına yardımcı olmuştur. Muhammed es-Sûretî’nin 798 sahife tutan “Tefsiru Mucâhid” adlı eserine burada kısaca işaret etmemiz gerekecektir. re'ye yer vermesi. 150/767) dir. Mücâhid’in tefsir hakkındaki görüşleri. sonradan İslâm'ın içinde husule gelen iç harplere iştirak edip kan dökmeyi kerih (çirkin) görmüştür. onu işitmediğine dâir haberler vardır. o sikadır. Yahya b. Ya'kûb b.

onun yalancı olduğunu ifade edenler de vardır. Muaviye. Abdullah b. Ebû Hureyre. Sa'id b. Hâriciliğe meylettiğinden dolayı ondan içtinab etmişlerdir. İbrahim en-Neha'i.[505] Süfyân es-Sevrî. eş-Şa'bi. Eyyûb'dan nakledildiğine göre. Ahmed b. hakkında söylenilenleri duymuş olduğunu ifade etmektedir. Mansûr ve daha pek çok kişi ondan ilim almıştır. Ömer'den rivayette bulunmuştur. Cübeyr'e senden daha âlim bir kimse bilir misin diye sorduklarında. Kur'ân ve sünneti talim ettiğini zikreder[503]. Câbir b. demektedir[518].[502] İbn Abbas'tan tefsir rivayet edenlerden biri de İkrime'dir. Abdillah b. Sufriyye ve hattâ Ibâdiyye kollarına mensubiyetine delâlet eden rivayetleri zikretmişlerdir[515]. Muhammed b. Yahya b. Sallâm b. Miskîn. Leh ve aleyhinde çeşitli haberler vardır. Baş tarafında bir semâ kaydı bulunmaktadır. Abbas. Abbas'tan 4000 dinara satın aldı. İkrime hakkında “Kezzâb” demekte. . o. Ali b.[504] İmam Mâlik ve Müslim. yazdığı şeylerden. İkrime bu ümmetin âlimidir. aralarındaki satış akdini feshettiler. tefsiri şu dört şahıstan almamızı tasiye etmektedir: Sa'id b. Bunu İkrime işitince. eş-Şa'bî.544 senesinde istinsah edilmiştir”. daha senin bunlara aklın ermiyor”. Daha sonra. babam hakkında yalan söylüyor.[499] Ebû Abdillah diye künyelenir. Abdullah b. Yezid b. Eyyûb. İkrime diye cevap vermiştir[508]. İbn Abbas'ın mevlâsıdır. 107/725) Mekke ekolünün en mühim mümessillerinden ve İbn Âbbas'ın öğrencilerinden biri de İkrime'dir. İbn Abbas namına yalan söylediği gibi. Âsim el-Ahvel. elMedînî'den naklen verdiği bir haberinde anlatıldığına göre. Bizzat kendisi kırk sene müddetle. Cübeyr. Abbâd b. kendisine hiç birşeyin gizli olmadığını zannedene. Vuheyb'den nakledilen bir haberde.[516] Bu haberden onun kitap sahibi olduğu anlaşılmaktadır. “Beni arkamdan yalanlayanları gördün mü. Câbir b. Zeyd. Miskîn. Ebû Bişr. Ali. Amr'da onun kitaplarından istinsah eder. Zeyd ve Katâde de “İkrime tefsirde insanların en âlimi idi”. Ikrime'yi kastederek. İkrime ona. dediğini nakleder. “Demek babanın ilmini 4000 dinara sattın” deyince. Ebî Hind. İkrime köle idi. İbn Abas'ın sağlığında fetva vermeye başlamıştır. Cübeyr’in onu övmesi onun tefsirdeki yerini göstermektedir. İbn Abbas'ın oğlu Ali'ye gittiğimde. diye sorduğumda. gibi ifadeleri ile Sa'id b. Sa'id b. Müseyyeb ise kölesine “İkrime’nin. Ali b. sen de bana yalan isnad etme” diye ihtar etmektedir[511]. İbn Abbas Alî b. Tefsirdeki haberlerin büyük bir kısmı İbn Ebî Necih vasıtasıyle Mücâhid'e ulaşmış olması sebebiyle. İkrime. Ebi Tâüb’in valisi olarak Basra'ya geldiğinde. Hâlid'e gitti ve durumu anlatarak. insanlar onun hakkında dedikodu yaptılar” demektedir[514]. İkrime tefsiri en iyi bilendir. sor derdi[512]. Bunun üzerine İkrime. Haris. ez-Zehebi ve diğerleri. Mücâhid ve ed-Dahhâk[506]. Hâlid el-Hazzâ. O da “Evet” dedi. ilim taleb ettiğini ve İbn Abbas'ın. İbn Abbas vefat ettiğinde. İkrime bu suallerin kendi kitabından olduğunu anlayınca: “Görüyorum ki.” diyerek[519]. Sa'id el-Ensârî. Ikrime. soracağın şeyi. Ikrime. İkrime'yi kapı yanında bağlanmış gördüm. onun Hâricilerin görüşünü savunmuş olmasından ileri geldiği zikredilir. hâricilerin görüşüne sahip olduğundan. onu hâricilerin. Dâvûd b. Mevlanız burada ne yapıyor. Birisi Sa'id b.[500] Şehr b. beni yüzüme karşı yalanlayamıyorlar. Sonra da Ali onu kölelikten âzad etti[517]. İkrime’nin müttehem olup olmadığı sorulduğunda. İkrime'ye sual sormaya başlardı. Ma’in ile Buhâri onu tevsik etmişlerdir. demektedir[501]. İkrime.İkrime (Ö. Tabiilerden. Harûriyye. Aslen Mağribli bir Berberidir. demektedirler[507]. Sallâm b.[498] c. Hasîn tarafından İbn Abbas'a hediye edilmiştir. Amr'ın babası Abdullah'a gelir. Sîrin. Hanbel ve Yahya b.[513] İkrime aleyhine söylenen bu sözlerin. İbn Hallikân: “O. Ali'ye geldi ve “Beni 4000 dinara mı sattın” dedi. Onu Hâlid b. Allah'ın Kitabı'nı İkhme'den başka İyi bilen kimse kalmadı derken[510]. Eyyûb'a. andolsun ki beni yalanlamış olurlar. Abdullah b. diye tarizde bulunurdu. İbn Ebî Zi'b. İbn Ebi Hatim. Kendisinin “iki kapak arasındaki Kur'ân'ı tefsir ettim”[509]. Yüzüme karşı yalanladıkları zaman. ayağına bukağı vurup. Kur'ân'dan bana bir şey sorma. Basra'da Hasîn el-Anburî’nin kölesi iken. bu tefsire Mücâhid’in tefsiri demek ilmî yönden mümkün olmamaktadır. Müseyyeb'e bir âyet hakkında sorunca. Âişe. Havşeb.

[533] Anne ve babasının siyahi olması sebebiyle Atâ b.[523] Ölümü hakında ihtilaf edilmiştir.[539] O. Garib ve anlaşılması güç olan kelimelerin izahında. mescid 20 sene Atâ'ya yatak oldu.[537] Hocası İbn Abbas'ın “Ey Mekke ahâlisi yanınızda Atâ gibi şahıs varken.[527] Bu haberde İkrime “Ra'd” kelimesini.[538] Hacc meselelerinde en sahibi salâhiyet kişi olarak zikredilir. Kızından rivayet edildiğine göre 80 yaşında 105 senesinde vefat etmiştir. öğrenme hırsına mâlik. muhakkak eve hırsız girerdi” gibi sözlerin dahi şirk içinde mülahaza edilebileceğini belirtmektedir. Ebî Rabâh da saçları kıvırcık bir siyahi idi. O namaz yönünden insanların en iyisi idi. Künyesi Ebû Muhammeddir. beldeden beldeye dolaştığını kaydetmektedirler. Allah'ın Kitabını anlayışı tam. onun fıkıh. Ebî Rabâh'ın ilmi kabiliyetini.[520] İnsanların. İbn Cüreyc. Muhammed'e inanmamakla bu cezaya uğradıklarını ifade etmeye çalışmaktadır. müphemâtı açıklama hususunda. orada pek çok sahabeden ilim almıştır[535]. Hicretin 114/732 veya 115/733 yıllarında 88 yaşında iken vefat ettiği söylenir[530]. Hakkındaki bazı haberlere rağmen. Mekke'de Benû Fihr’in mevlâsı idi[531]. Atâ b. şaşı.[521] Eyyûb'dan yine şöyle bir haber nakledilir: “ Bir gün İkrime bize geldi. 27/647 senesinde Yemen’in el-Cened beldesinde doğdu.Atâ b. yemin olarak kabul etmekte ve Allah'ın onlarla yemin ettiğini söylemektedir. Abdillah da “Atâ'dan daha hayırlı bir müftü görmediğini. burnu çökükçe. İkrime'ye Taberi Tefsiri'nde veya diğer naklî tefsirlerde sık sık rastlamak mümkündür. Ev tıklım tıklım insanlarla doldu. 114/732) Tabiilerin önde gelenlerinden ve İbn Abbas'ın talebelerinden biri olan Atâ b.[525]Meryem’in annesinin isminin “Hanne” olduğunu söylemektedir. Kaynaklara göre Atâ. İkrime'yi rivayetlerinde emin. Mekke'ye gelerek İslâm'ı ilimleri öğrendi ve meşhur bir kişi oldu. sahabeden 200 kişiye ulaştığını söylemiştir. Hz. Semerkand'a Merv'e ve Nîysabur'a kadar gittiğini.[540] Ebû Hanife “Atâ'dan daha faziletli bir kimseye rastlamadığını”. Eyyûp.susmuş ve kendisinin onu itham etmediğini söylemiştir.[529] İkrime. Şimdi ondan bazı tefsir örnekleri vermeye çalışalım. meclisinin zikir meclisi olduğunu. İsâ ve Hz. bulutları toplayan melek olarak vasfetmektedir.”[522] Haberler. Onun. fetva hususunda Mekke'liler tarafından yüceltilen bir şahıs olarak karşımıza çıkar. d. Bizzat kendisi. Ebî Rabâh. Osman'ın hilafetinde doğduğu ve onun katlini hatırladığı söylenir. el-Cehm’in mevlâsı olduğunu söyleyenler de vardır[532]. Atâ. “İnsanlar ona sorardı ben de onları ezberlerdim. Ebî Rabâh (Ö. Hayatının sonlarına doğru da kör olmuştur.[526] İkrime.[528] İkrime “Allah'a eş koşmayın” âyetini açıklarken “eğer köpeğimiz olmasaydı.[534] Mekke'ye çok küçük yaşta gelmiş. [524] Burada müphem oian karyenin Antakya olduğunu belirtmektedir. çolak ve topaldı. verâ ve fazilet yönünden önde gelen sika bir tabiî olduğunu hemen herkes kabul etmektedir. 106-107 senelerinde öldüğüne dâir rivayetler de vardır. Daha önce haklarında bilgi verdiğimiz Sa'id b. el-Hurûf el-Mukatta'ayı.” demektedir. Cübeyr ve Mücâhid ile muasır ve aynı ekolün mensubu olan İkrime de bu iki şahsın taşıdığı tefsir özelliklerini taşımaktadır. Eyyûp onun Basra çarşısında merkebine binmiş olduğu halde etrafında toplananların onların suallerini cevaplandırdığını nakletmektedir. İbn Abbas'ın ilmine mirasçı olan bir şahsiyet olarak görebiliriz. niçin benim etrafımda toplanıyorsunuz” dediği rivayet edilir. Hz. İkrime’nin Horasan'a. demektedir. kötü hareketleri yüzünden gazab üstüne gazaba uğrayan kimselerin. orada iftira . bazı fıkhî meselelerde ve naklî tefsirin diğer hususlarında.[536] Kendisinden de tabiilerden ve etbaından pek çok kişi rivayette bulunmuştur. Muhammed b. ondan ilim almak için etrafında halkalar teşkil ettiğine dâir haberler mevcuttur.

İmâm eş-Şâfi'i. o benden hayırlıdır” dediği rivayet edilir[550]. Sebeb olarak da. Mücâhid. Süfyân es-Sevri’nin tefsirinde de genellikle şu isnadlar yer almaktadır: Süfyân-İbn Cüreyc-Atâ veya Süfyan-Abdülmelik b. Ebî Rabâh'ın tefsir ilmindeki yeri ve tefsirinin değeri hakkında.[553] İlim. Atâ b. kendisine sorulan meseleler hususunda re'y izhar etmekten kaçındığı anlaşılmaktadır. naklî tefsirlerdeki görüşleri toplamak suretiyle geniş bir araştırma yapılabilir. es-Sa'lebi de. o. bizim için fıkıh olmayacaktı. genellikle Atâ. Onun tefsir örneklerini. İbn Ma’in. verâ. bu terkin istilâhî mânada olmadığını. demiş. Müseyyeb’in mürselâtını. Aynı isnadlar Taberi’nin tefsirinde de bulunmaktadır. zamanının Kur'ân muallimi idi. demektedir[549]. 210) ve İbn Cüreyc (ö. Abdulah b. Buhârî’nin yanında bulunan yazılı kaynağı Atâ'dan başka. Vehb b.[544] Ali b. Bilhassa ona atfedilen Garibu'l-Kur'ân veya Lugatu'l-Kur'ân adlı risaleler bu alanda mühim bir yer işgal etmektedir. Buhârî’nin diğer birçok talikinin bir kaç kaynaktan birden alınmış olma ihtimali vardır. sahabeden gelen rivayetler zincirinde en mühim halkalardan biri olmaktadır. Mücahid’in murselâtını.[551] el-Leys. İbn Cüreyc ve Kays b. İbn Ebî Ammar Mekke'de. el-Hasen ve İbn Sirîn Basra'da. derken. Birisi İbn Cüreyc'e. Ebî Rabâh[555] şeklinde. Seleme b. Taberi’nin tefsirindeki isnadlar ise genellikle İbn Cüreyc vasıtası ile şu şekilde gelmektedir: Kasım b. “Atâ'dan ilim öğrenin. İbn Ebî Müleyke. Münebbih Yemen'de. mürselatların en sahihi. Tâvûs. Said b.[543] Yahya b. şu iki siyahî olmasaydı. Onun tefsir sahibi bir kişi olduğunu kaynaklar zikretmektedirler. mânânın hâkim olduğu bu tefsir rivayetlerinde. Ebû Bekir’in imânının yeryüzündekilerin imanına. Mücâhid. Müseyyeb ve Atâ'nın da Hicaz'da şehir imamlarından olduğunu söylemektedir[548]. Yemin ederim ki. Atâ'nın imanının ise. o iki kimsenin de Mücâhid ve Atâ olduğunu söylemiştir. Abdurrahman b. ilmi Allah rızası için isteyen üç kişiden başka kimseyi görmediğini. Küheyl. Mekhûl Şam'da. Sarihler bunu Abdurrazzâk b. söylemektedir. Sa'd tarafından terkedildiğini zikreder[545] ve bu terkedilişe son zamanlarında. Atâ b. Mekke'lilerin imanına müsavi gördüğünü söylemiştir. el-Esved. fazilet bakımından ileri gelen şahsiyetlerden biri olan Atâ b.[552] Abdullah b. Hasen el-Hemedânî-Huseyn b. bazen de. yaşlı veya genç olanlar onları birbirlerinden rivayet ederlerdi[547]. Atâ ve Tavus olduğunu. . İbn Cüreyc[559]. Ahmed b. Hasan ve Atâ'nın kini ise en zayıfı olarak görür. söylemektedir. Bâbâhe. Ebî Rabâh'ın. onun bu tefsirini kitaplarına nakleden daha birçok muhaddis olabilir. Meselâ Atâ'dan muallak olarak nakledilen bir tefsirin. Dinâr-Atâ b. Hemmam'ın tefsirinde: Abdurrazzak-Ma’ıner-İbn Ebî Necih-Atâ b. Buhârî’nin Kaynakları adlı eserde[563]. Abdurrazzak b. Kur'ân muallimlerinden biri olduğunu yukarıda söylemiştik. onların da. Uyeyne-Amr b. 150) kanalıyla vasletmişlerdir[564]. Hanbel de Sa'id b. Dâvûd el-Masîsî-Haccac b. Atâ'ntnkine tercih eder. el-Medînî. Kelimelere getirilen açıklıklar âyetlerin fıkhî hükümlarının anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır. Yezîd. Ebî Rabâh'tan bize baliğ olduğuna göre. Hatta fedlis yaptığı dahi zikredilir. Hemmâm (ö. Ebî Rabâh isnadıyla[556]. Sâbit'ten rivayetle. Onunla din bilinir.yapılmadığını ve sorulan suallere en güzel cevaplar alındığını” söylemektedir. eski rivayet tefsirlerine girmiştir. Atâ'dan geien tefsir rivayetleri tetkik edilecek olursa. Hassan.[541] Evzâ'i. İlk devirdeki Kur'ân tefsiri anlayışını sâf ve sâde bir şekilde nakletmesinin ve lisân inceliklerinden ziyade. belki bu büyük insanın rızasıyla sabit olduğunu söyler[546].[562] Fakat bu garib kelimeler ne Taberî tefsirinde ve ne de Buhârî’nin taliklerinde görülmektedir. talebelerinin Atâ'yı terketmelerini hafifletmek ve Atâ'yı mazur göstermek için. bu iki şahsın. dediğini nakleder. Tabiîlerden isnadsız gelen filolojik izahlar başlığında. Muhammed el-Masîsî. Ebû Ca'fer el-Bâkır'ın insanlara. Atâ'nın son zamanlarında. Ubeydullah b. Onun tefsir rivayetleri çeşitli isnadlarla. Ma’ıner’in. İbn Hâlid. Şunu da unutmamak gerekir ki. kula verilen en kıymetli şey nedir diye sorulduğunda. el-Hasen ve İbrahim’in Irak'ta. Sa'id el-Kattân. Diğer bir isnad da şu şekildedir: Ebû Ahmed ve Müemmil-Süfyân es-Sevrî-İbn Ebî Necih-Atâ[560]. Allah tarafından verilen akıldır. şehirlerde insanlara ilim öğreten tabiileri sayarken şöyle demektedir: Atâ. Atâ'dan tek bir muallak habere yer verilmektedir. yaşlılığından dolayı.[542] Verilen haberlerden. Ganem. Allah'ın murat ettiği şeyin anlaşılmasına matuf bir gayret göze çarpmaktadır. Atâ'nın tefsirinin kendisine şu isnadla ulaştığını kaydeder:[561] Yukarıda zikrettiğimiz kaynaklarda. bazen Abdurazzak-Süfyân b. Atâ'ya. Alkame ve Şa'bi Kûfe'de insanlara hadis rivayet eder ve şehirlerde âlimlerin verdikleri fetvalar bu haberlere dayanırdı. Abdurrahman b. Zehebî. Atâ herkesin razı olduğu bir insan olarak öldü. tefrik etmeksizin herkesten aldığını. Ebî Süleymân-Atâ[558].[554] Fakat tefsiri elimize ulaşmış değildir. İkrime. şeklindeki[557] nakillerle geldiğini görmekteyiz. Katade. unutkanlığı ve isnadları karıştırmış olmasını sebep gösterir.

110/728) Atiyye el-Avfi (ö. Onların hayat hikâyeleri. Halbuki daha sonraki devirde. dört tabiinin tefsirdeki yerini göstermeye çalıştık. Diâme (ö. e. zor olan âyetlerin tefsirini yaptılar. 109/727). çoğalmıştır. c. Tâvûs. Ebî Bezze (ö. İbn EbîNecîh (ö. Dahhâk b. Mürre b. Hasan el-Basrî (ö. 117/735). Dinâr-Süfyân b. 118/736).Sahabe devrinde tefsir tedvin edilmemiştir. b. Onlar ancak. Hasen et-Basrî ve Katâde’nin tefsirlerinde görülen kader meselesi etrafındaki münakaşalar bunun açık örneğidir. Âmir eş-Şa'bî (ö. 131/749).Sahabe Tefsiri İle Tabiîlerin Tefsirinin Mukayesesi Sahabe devrindeki tefsir ile tâbiîler devrindeki tefsir hareketlerinde her ne kadar benzerlik düşünülebilirse de. tefsir ve islâmî ilimlerdeki yerleri hakkında bilgiyi biyografik ve bibliyografik eserlerde buimak mümkündür: Alkame b. Yezîd (ö. el-Esved b. d. tabiîlerin durumu ile sahabenin durumunun aynı olmaması sebebiyle aralarında bazı farklılıklar olması tabiîdir. . âyetler için icmâlî bilgilerle yetinirken.74/693). Bu arada pek çok tabiî.Sahabe. Kays b. âyetler etrafındaki mezhebi ithilaflar. Dinar (ö. Bu devreden sonra tefsirin tedvini başlamıştır. Ebu'l-Âliye er-Riyâhi (ö. 110/728).Âyetler etrafında mezhep ihtilafları hemen hemen hiç yoktu. 127/745). Atâb. tefsir hareketi. hükümle sebepler arasında münasebet tesis ederek âyetleri açıklığa kavuşturdular. Buraya kadar tefsir alanında şöhret kazanmış. Tabiîler devrinde ise. Müslim (ö. Müzâhim (ö. b.Zaten Atâ'dan gelen tefsir rivayetleri genellikle Atâ-İbn Ebî Necih-Ma’ıner isnadıyla veya Atâ. 63/683). 105/723).Sahabe devrinde' Kur'ân'ın bütününün tefsiri yapılmadı. Kur'ân'ın bütün âyetlerine teşmil edilir duruma gelmeye başlamıştır. Ka'bel-Kurezî(ö. Islâmî ilimler ve tefsir ile meşgul olmuşlardır. Bunları bir madde halinde sıralayabiliriz: a. iniş sebeplerine vâkıf oldukları âyetlerin iniş sebeplerini anlatmak suretiyle. 95/714). Uyeyne vasıtasıyle Abdurrazzak'ın tefsirine girmiştir. Eşlem (ö. Zeydb. 76/695). daha sonra her âyet ve her kelime için tefsirler yapılmaya başlanmıştır. 106/724). 136/753). Muhammed b. 124/742). Sirîn (ö. 61/681) Mesrûk b. Muhammed b. Şurâhîl (ö. Süddî el Kebir (ö. el-Ecdâ (ö. Tabiîler devrinde ise. 120/738). el-Kâsım b. Meselâ. 111/729). 126/744). Amr b. Onların bâzılarının isimlerini zikretmekle iktifa edeceğiz. Keysân (ö. İbrahim en-Neha'i (ö. Kays (ö.Sahabe devrinde Kur'ân'ın manâlarını anlayışta ihtilaflar çok değildi. 4. Katâde b. ihtilaflar çoğalmıştır. 90/709).

nakletme. Tabiîler devrinin. mezhepler tarihi ve kelanr samimi Müslüman olanların durumunu ise tefsir ve hadis ilimleri ele almıştır.f. idaresi altına aldığı bu geniş ülkeleri ve insanlarını. Peygamber ve sahabe devrinde rivayeti alma mânâya şâmil bir durumda iken. Bir taraftan Arap dilinin bu yabancılar tarafından öğrenilmesi için talim ve taâllüme ihtiyaç duyulmuştu. Bu çeşitli dil din ve kültüre sahip insanlarla bir arada yaşamaya mecbur kalan ilk Müslümanlar. onların zihinlerinde mevcûd idi. bazı imkânsızlıklardan dolayı dîni haberler pek ulaşamıyor. bazılarında. Şer'î hükümlerle alakası olmayan. Diğer taraftan ise. ahlâkî. Meselâ. Mesela. Bunun sebebi de pek çok kitap ehlinin İslâm'a girişidir. tefsir her ne kadar hadis rivayeti şeklinde yapılmışsa da. Zaten naklî tefsirin zayıflık sebepleri üzerinde dururken. müstakil kitaplar da telif edilmiştir. Kur'ân âyetlerinin tefsirini. Bu da kitap ehlinden İslâm'a girenlerin çokluğundan ve tabiîlerin onlardan kolaylıkla dinleyebilmeğinden ve onlardan almış olmalarındandır. Irak'lılar İbn Mes'ud'dan aldıkları gibi. mezhep ithilaflarının ilk çekirdeği de atılmış oldu. Kur'ân'ın kendisini tefsir etmek esas olmaktan çıkarak. dinîn menşei olan Hicaz'dan diğer ülkelere. Hiç şüphe yoktur ki. Çeşitli dil. Katâde b. bu noktaya ayrıca temas edilecektir.İlk devirde kitap ehline müracaat azdır. Yahudi ve Hıristiyanlara ait hâdiselerden mücmel olarak bahsederken. islâm âleminde yayılmaya başlamıştı. Bazı tefsirlede bu mezheplerin fikriyatı görülür. bu hâdiselerin tafsilatı hususunda nefisler de meyil gösteriyordu. tabiiler devrinde rivayetleri alma. cami ve medreselerde taâllüm edilir” demektedir. şehrin imâmı mesabesinde olan kişiden rivayetleri almıştır. Bu insanlardan büyük bir kısmı samimiyetle İslâmiyeti din olarak kabul etmiş. Bütün bu hususlar için Kur'ân-ı Kerîm ilk merci olmakta idi. Bu şahsî görüş sahipleri. Peygamber’in gazalarını ihtiva ediyordu. din. Hasan el-Basrî. Meselâ. daha geniş bir anlayış sergilenmiştir. Bilindiği gibi. dünyevî. Zaten kendisi de kadercilik ile itham edilmiştir. şahsî görüşler rol oynamaya başlıyordu. Bu ilk günkü urumu dikkate alan Carra da Vaux “Kur'ân tefsiri hadisin bir dalıdır. O halde. diğer bir kısmı da eski dinlerinde kalmışlardır. İsrâilîyattan pek çok şey tefsire girmiştir. sadece mânâya şâmil kalmamış. kaderi inkar edenlere karşı onu ispat edebilmek için. kâinatın yaratılışı. Hudutları çok genişlemiş olan bu devletin içinde bulunan insanların ayrı ayrı kültür ve dinlerden oluşları sebebiyle İslâm'da tabii olarak bazı fikrî ve siyasî hareketler başlamıştır. aynı ırk. her ilim merkezi olan şehir. Mekke'liler İbn Abbas'tan. bu hareketleri tasvib eden bir hareket haline gelmiştir. din. Tabiiler asrında. g. ilk devirde tefsir hadisin bir cüz'ü idi. tefsirler üzerinde etkili olmuşlardır. Şüphe yoktur ki bu şekildeki fikirler. komşu kültürlerin felsefî ve ilmî eserleri. varlığın sırları ve pek çok kıssalar. Vehb b. İslâm dinini temsil eden devletin. Bu gibi tafsilat genellikle Ka'bu'l-Ahbâr. Bundan sonraki devrede kitap ehline müracaat çoğalacaktır. hadis ilmi içerisinde mütaala edilmiştir. Kur'ân'ı tefsir etmiştir. belki ihtisasa tâbi olarak Peygamber ve sahabenin rivayetlerini de içine alan. İslâm'ı kabul eder görünmüş. Bu durumun uygulanışı tabiiler devrinde uygun bir zemin bulmuş oldu. Bu devirde hadis ilmi bütün mahfe şâmildi. Yeni nizamlar ihdas etmek için fakihler ve müfessirler Kur'ân'a sarılıyorlardı. aynı dil. örf ve âdeti ihtiva eden bir cemiyet içinde yetişmemiş olduklarından. bazıları fıkhı bir hükmü. Eski dinlerinde kalan grubun durumunu İslâm Hukuku. ilk günlerindeki basit ihtiyaçlarla yetinemiyorlardı. bir kısmı menfaatleri icâbı. Kur'ân tefsirinde mâkes bulmuş.[565] Eğer tefsir faaliyeti . ailevi ve düşünülebilecek diğer hususlarda onları en iyi şekilde idare etmesi icâb ediyordu. tabiîler devrindeki tefsirin hususiyetlerini şöylece özetleyebiliriz: Tabiîler devrinde tefsire pek çok İsrâilîyat ve nasraniyat girmiştir. Müslüman olmuş gibi görünenler grubunun durumunu. Münebbih ve Abdülmelik b. dînî. Bazı hadisler. Kur'ân. Bütün bu hareketler. içtimaî. aynı kültür. mahlûkatın. tefsirde İsrâiliyata müracaat etme gibi bir husus. Devletin hududları çok genişlemiş olduğundan. Daha sonra ise. kültür ve örfe mensup olan insanların âdeta bir yerde veya bir meydanda toplanmasının bir fikir karmaşası meydana getirmesi tabiidir. tabiiler devrinde başlamıştır. Bidayette tefsir rivayete tâbi olarak muhafaza edilegelmiştir. görüşlerinin neticesi de değişik oluyordu.İlk devirde tefsir. İslâm'î ilimlerde ve bilhassa tefsir ilminde çeşitli hareketlerin başladığı bir nirengi noktası olduğunu veya birçok istikametlere giden yolların birleştiği bir meydan olduğunu söylemiştik. bazıları da Hz. Cüreyc gibi ehli kitaptan Müslüman olan kişilerden zuhur ediyordu. Diâme’nin tefsirinde kaza ve kader konuları geçer.

tefsir yapan şahsın durumunu gösterdiği gibi. Tefsir. Bu tefsirler genel olarak bütün senetleri vermekte idi. Mesela. Meselâ. zaman ve mekanla değişiklik arzeder. Halbuki tefsir sadece rivayet düzleminde durmamış. komşu kültürlerin felsefesi ve ilmî eserleri İslâm âleminde yayılmaya başlamıştır. Böylece sahihle sahih olmayan haberler birbirlerine karışmaya başladı. Bu devirde ve bu devirden sonra. İnsan tefekkürü geliştikçe ve hâdiseler çoğaldıkça. tafsil etmeye ve bâblara ayırmaya başladılar. zihinler için bir ikaz ve tenbih vardır.sadece rivayete ayarııp devam etmiş olsaydı. Zamanla İslâm Devleti genişlemiş. Hanbel’in bu sözünü bütün tefsirlere teşmil etmek mümkün değildir. çeşitli istikametlere giden yolların birleştiği meydan veya kavşak noktasında bulunmaktayız. Zamanla müfessirier mütekellimlerden ve Mu'tezileden fikir hürriyetini iktibas ederek. Her aörüş sahibi olan cemiyet veya ferd. Enes b. içinde bulunan insan kitlelerinin aynı kültür ve dinden olmamaları. Bu kitapları okuyanlar ise. Mâlik. Tefsire ait binlerce haberi toplayan ve Mısır'daki Ali b. Hanbel zamanında gerek mezheb tefsirleri ve gerekse İsrâilîyat dolu tefsirler o kadar çoğalmıştı ki o. mütekellimlerin bu çalışmalar üzerindeki sultası tabiî bir hal aldı. İlk devirde âyetlerin tefsiri basit ve tefsir edilen âyetler mahduttu. Bunlar ayrı ayrı ele alınacak ve bu tefsirlerden örnekler verilerek gayeleri hakkında bilgiler sunulacaktır. İslâmiyet'te gerek fikir ve gerekse siyâsî bazı hareketler başlamıştır. 241/855) “Tefsir. Bu ahkam bablarını tasnif ederken. tefsiri ilk toplayan. Hanbel (ö. sahih olmayanların sahihlere nisbetle çok olduğuna ve halen bu haberlerin sened ve metinlerindeki zayıflığa işaret etmek istemiştir. aklî tefsirde müstakil telifler husule gelinceye kadar devam etti ve giderek naklî tefsirle meşguliyet geriledi. Tefsire âit haberlerde. mezhep ve fırka görüşleri veya başka gayeler doğrultusunda tefsir etmek isteyenlerin tefsir anlayışları farklı olacaktır. onların hepsini sahih zannettiler. Görüldüğü gibi.[566] Bu bakımdan. diğerleri ise Kur'ân'ın kendisini tefsir etmeyi esas olmaktan çıkararak. Bu bakımdan. Halbuki bu zattan önce tefsir hareketi başlamıştı. muhaddis ve râvilere ittisali bakımından hadisin bir şubesi olabilir. Burada hatırlatılması lüzumlu olan bir hususa işaret etmek gerekiyor. Hanbel’in bu sözünde. Zira onlar. Kur'ân'ın tefsiri hareketini. Halbuki kendisi “Müsned” adlı hadis mecmuasında tefsire âit pek çok haberi bize nakletmektedir. 179/795) ahkama dâir haberleri bablara ayırarak “el-Muvaîta” adlı eserinde toplamıştır. Bu durumda tefsire. menkule müracaat etme ihtiyacından müstağni olamıyorlardı. Bir taraftan müellifler aynı konuya taalluk eden benzer hâdiseleri toplamaya. bu şekilde konuşmak mecburiyetinde kalmıştır. belki kendisine hak verebilirdik. Mâlik b. Ahmed b. 143/760) nın tefsir nüshasını medheden bu zât neden dolayı tefsire itimad etmemiştir? Öyle zannediyorum ki Ahmed b. Kur'ân tefsiri şahsın ve cemiyetin durumuna göre değişmiş ve daha ilk asırlardan itibaren içinden çıkılmaz bir durum arzetmeye başlamıştır. melâhim. Enes el-Esbahî (ö. Naklî tefsirin yanında aklî tefsir de gelişmeye başlamış. Kur'ân tefsirinde mâkes bulmuş. Artık bu noktadan itibaren Kur'an-ı Kerim'i gayesine uygun bir şekilde tefsir etmek isteyenler ile dil. bazıları Kur'ân'ın kendisini tefsir etmeyi gaye edinip onu hidayet rehberi edinirken. Menkûl tefsire müracaat. Bir taraftan Arap dilinin bu yabancılar tarafından öğrenilmesi için öğrenim ve öğretime ihtiyaç duyulmuş diğer taraftan ise. bazı ciddî ilim adamlarının tefsire olan itimadı sarsılmaktaydı. Ancak doğuşu. Şunu unutmamak gerekir ki daha İslâm'ın ilk devirlerinden itibaren başlayan tefsir hareketleri. Devrindeki tefsir hareketindeki karmaşayı aksettirme ve zihinleri ikaz mahiyetinde olan Ahmed b. aynı dili konuşmamaları sebebiyle. Ebî Talha (ö. me'sûr tefsirler telif edildi. dirayet tefsirleri de tefsir hareketinde çok mühim rol oynamıştır. Böyle bir durum karşısında. Ahmed b. bu hareketleri tasvib eden bir hareket haline getirmişlerdir. hadisin bir dalı olarak bakamayız. Daha evvel de söylediğimiz gibi. bununfa beraber müellifler kitaplarında menkûl rivayetlerin kalmasını istemişlerdir. varlığını sürdürebilmek için Kur'ân'a davanıyor ve hepsi de kendi fikirlerinin doğruluğunu oradan çıkarmaya çalışıyordu. isnadları ihtisar etmeye sözü söyleyenlere nispet etmemeye başladılar. Çeşitli yollar takip . Yoksa onun maksadı sahih tefsir rivayetlerini nefyetmek değildir. yaşamış olduğu cemiyetin de bir âyinesi olmuştur. İkinci asrın sonlarına doğru. Bütün bu hareketler. bu hâdiselerin tefsir tarafından ihtiva edilmesine çalışıldığından âyetlerin tefsiri genişlemişti. Kur'ân tefsirinde yeni ufuklar açtılar. Kur'ân'ın ahkâm âyetlerinden ve onların sahabe tarafından yapılmış tefsirlerinden istifade etmekteydi. Tefsirde bir grup. tedvin eden kişi olarak da tanımlanır. megâzî gibi üç şeyin aslı yoktur”[567] demiştir. tefsir hareketinde. bu devirden itibaren çeşitli görüş sahipleri Kur'ân'a sarılarak ve hepsi de hakiki Müslüman olduğunu ileri sürerek çeşitli istikametlere çevirmeye çalışacaklardır.

Tefsirin tedvininden itibaren rivayet tefsirlerinin yanında dirayet tefsirleri de gelişmeye başlamış. tefsirlerinin nevilerini örnekler vermek suretiyle göstermeye gayret edeceğiz. Yahya da talebelerini toplayarak. Rivayetle başlamış olan tefsir ilmi. İlk müfessir. . Bu durumda. Mukâtil b. tefsirde çeşitli âlimlerin rol oynadığı tabiiler devrini de ikinci merhale olarak görebiliriz. (207/822) senesinde vefat eden Ebû Zekeriyya Yahya b. Ömer b. D. hadis ilminden müstakil olarak tefsirlerin meydana geldiğini görmekteyiz. yani bir tefsir yazıp telif edeni ise tayin etmek kolay değildir. hadisçiler. onu hadis ilminin bir cüz'ü olarak düşünebilirdik. Süfyân es-Sevrî. Bukeyr'den Kur'ân'dan bir şeyler sorar. tefsirde müstakil te'lifler yapılmaya başlanmıştır. Diğer bir yol ise. Bunlardan biri. Kur'ân tefsirinin ilk müdevvini ve Kur'ân'ı tüm olarak ilk tefsir eden kimdir? Gibi suallere açıklık getirmek gerekmektedir. İslâm'ın zuhuru ile başlamış. bu grupların tefsir anlayışlarını ele alıp bir kronolojik sıra içerisinde görüşlerinin gelişmesini takip etmeye çalışacak. Sallam ve Abdurazzak b. TABİÎLER DEVRİNDEN SONRAKİ TEFSİR HAREKETLERİ Kur'ân-ı Kerîm tefsiri ilmi. İlerideki araştırmalar ve bulunacak yeni delillere göre bu tarih belki daha küçültülebilir. Ziyâd el-Ferrâ'yı. Ali b. Bu bakımdan ilk asırlarda bu ilmi. Bu konuda hiç kimsenin ihtilafı yoktur. rivayet ve dirayet tefsirlerinden bahsederken ele alacağız. 150/767) dır. hicri ikinci asırdan itibaren. Kur'ân'ı başından sonuna kadar tefsir etmeye başlar. muhtelif görüşler ileri sürmüşlerdir. Tefsiri ilk tedvin. Şimdilik. Onun. bugün elimizde yazma olarak bulunan tam bir Kur'ân tefsiri mevcuttur. bizzat Kur'ân. Süleyman. kendisinin tefsir edilmesini istemiştir. Dolayısıyla biz. oda şu üçüncü yolu takip etmeye çalışacağız. Hemmâm gibi alimlerin tefsirleri buna örnek verilebilir. Biz bunlardan yukarıda isimlerini zikrettiğimiz ilk beş müfessirin tefsirlerini tanıtmaya çalışacağız. her bir bölüme giren e strlerı kronolojik sıraya göre tasnif ederek incelemeye girişmektir. Peygamber ve sahabeden naklettikleri tefsire âit hadisleri. Meselâ. Bu usulde tefsır ilmindeki fikrî gelişmeler tam olarak belirlenememektedir. Peygamber ve ashabının tefsir anlayışını kabul edersek. naklî veya aklı olmak üzere iki bölüme ayırmak suretiyle. bu devirden itibaren tefsirleri. Burada mühim bir husus vardır ki genellikle insanlar bunu birbirine karıştırmışlardır. Ebu'l-Abbâs.edilerek tefsir tarihleri meydana getirilmiştir. Ondan sonra da yakın arkadaşları olan sahabe gelir.[568] Ahmed Emin’in böyle bir görüşe meyledişi. Hz. Kur'ân'ı âyet âyet ilk tefsir eden kişi olarak görür. onların gelişmelerini göstermek ya mümkün olmamakta veya aynı şeylerin tekrarından daha ıleri gidilememektedir. Biz bu görüşleri kısa ve özlü bir şekilde sunmaya çalışacağız. Süleyman (ö. Yolların birleştiği bu avşak noktasından itibaren. Kur'ân'ın ilk müfessiri hiç şüphe yok ki Allah'ın elçisi Hz. hadis ilminin bir kolu olarak görmekteyiz. Kur'ân tefsirini çeşitli görüş açılarından ele alanları gruplandıracak. Muhammed'dir. Duha'l-lslâm sahibi Ahmed Emîn. Sehl. el-Ferrâ'ın “Meâni'l-Kur'ân”ın yazış sebebi olarak ileri sürdüğü görüşe dayanmaktadır. III ve IV. Bu devrenin hemen akabinde başlayan tedvin hareketi iie tefsirde çeşitli yönler belirmeye başlamıştır ki bu devre de tefsirin üçüncü merhalesini teşkil eder. her müfessiri ve eserini teker teker ele almak mümkün olamayacaktır. Mukâtil’in tefsirini Kur'ân'ın tamamını ihtiva eden ilk tefsir olarak kabul edebiliriz. Bunları cevaplandıramayan Ömer. Yahya b. Tefsir hareketinin ilk merhalesi olarak Hz. otorite olmuş kişilerin tefsirlerini ele almakla iktifa edeceğiz. Ancak burada. Kur'ân'ı bir bütün olarak baştan sona kadar tefsir edene gelince. toplamış oldukları mecmualarının içinde müstakil bablar halinde göstermeye başlamış ve çok kısa bir müddet içerisinde de. Her devirde bu çeşitli görüşleri ele almak. Ebî Talha. Eğer tefsir ilmi sadece rivayete dayanıp kalmış olsaydı. Daha sonra şöhrete ulaşan tefsirleri. İslâmiyet’in başlangıcında hadis ilmi bütün dîni maârife şâmildi. Şüphesiz tefsir ilmi rivayetle başlamış. Zira bu konuda çeşitli kaynaklar. “Hasan b. şu anda elimizde bulunan delillere göre bu işi yapan Mukâtil b. el-Ferrâ'ya mektup yazar. müfessirlerin yaşadıkları devirleri dikkate alarak tefsir tabakaları meydana getirmek suretiyle kronolojik bir sıra ile yapılacak tasniftir. tedvin edilinceye kadar böylece devam etmiştir. İbn Nedîm’in “el-Fihrist” adlı eserinde. asırlardan itibaren her asırda önem kazanmış. Fakat bu şekilde yapılacak bir sıralamada şu mahzurlar ortaya çıkabilir: Çeşitli görüşlere sahip müfessirier bir asırda yaşamış olabiliyor.

müşkil olanın tefsiri üzerinde duruyorladı. Böylece Ferrâ. şayet bunların devrinden önce bizlerin eline delil olarak eserler geçerse. İbn Abbas'a Kur'ân tefsirinden ve yanındaki levhalardan soruyor ve İbn Abbas ona “yaz” diyordu. Ancak o tefsiri. Mukâtil b. 94). tefsir edilen âyetlerin de tümü üzerinde değil. belirtmektedir. 155. tefsir tedvininin çok öncelere indirilebileceğini göstermektedir. hocası Hasan el-Basri (ö. bazı cüzleri üzerinde durulur. Ubeyd’in (ö. İkrime’nin tefsirlerinin Kur'an'ın tümüne şâmil olduğunu zannetmiyoruz. Ondan öncekiler. “O. Bütün âyetler sıra ile tefsir edilmediği. Mücâhid'den gelen bir rivayete göre o. Şöyle ki: el-Ferrâ'nın “Meâni'l-Kur'ân” adlı eseri. Ebû Ubeyde’nin “Mecazu'l-Kur'ânı'na” benzediğini. Süleyman'ın tefsiri.el-Ferrâ'nın bu çalışması hakkında “Bundan önce hiç kimse böyle bir şey yapmadı ve hiç kimsenin de bu konuda onu geçtiğini bilmiyorum” demektedir. Ahmed b. Âyetin diğer kısımlarını veya tüm manasını ortaya koymayabilir. Amr b. Geçmiş tefsirler. O halde Kur'ân'ın bütününü âyet âyet tefsir eden ilk şahsiyet kimdir? Mukâtif'den önce tefsir yazdığını söylediğimiz Sa'id b. (150/767) senesinde vefat eden İbn Cüreyc hakkında. [573] demektedir. âyetin bir cüz'ünü tefsir etmeye yönelir. Mücâhid her âyet üzerinde durarak ve ona sorarak. lügat ve nahiv yönünden kelimeler için bir tefsirdir. Bu konuda emin el-Hûlî de. Sa'id b. eldeki mevcut bazı delillerle çürütmek çok kolaydır. tefsire dâir üç büyük cüz'ü vardı. Çünkü el-Ferrâ'nın eserinden 50 sene öncesine ait bir tefsir elimizde bulunmaktadır. Atâ b. belki kendi muasırlarının ilki olabileceğini. el-Ferrâ'dan yarım asırlık bir önceliğe sahip olan Mukâtil b. Her ne kadar İbnu Nedim’in ibaresi. Sa'id'den işittiğine dâir deliller yoktur. “Ali b. âyetin bir kısmını açıkladıktan sonra. sarf ve nahiv yönlerinden açıklığa kavuşturur. Ubeyd’in. Kur'an'ın her âyetini sıra ile ele alan bir tefsir değildir. Yine bu hususu teyid edici mahiyette. gibi. kaydedilmektedir. fakat el-Ferrâ'ın bu sahada ilk şahsiyyet olmadığını. Sa'id b. tefsirin tümünü soruncaya kadar devam etti. Mesela böyle bir misali açık bir şekilde Araf Sûresi'nden gösterebiliriz. Bu konu “Tehzib” de Atâ b. Süleyman'a ait olan bu eser. Dinar Mısırlı müfessirlerin sika olanlarındandır. Abdülmelik b. Kur'ân-ı Kerîm'i âyet âyet tefsir eden ilk kişi el-Ferrâ değildir. Cübeyr'den bir tefsir yazmasını istediği ve Sa'id’in de ona b\ry tefsir yazdığı bilinen bir husustur.[577] Yine aynı eserde geçtiğine göre İkrime’nin “iki levha arasındaki şeyi tefsir ettim” demesi[578] de. Dinar bu tefsire muttali olmuş ve Sa'id'den semâ olmaksızın onu kitaptan almıştır. hem de âyetlerin tümünü sıra ile ele almaktadır. bu konuda kat'î bir delil olmasa da onun bu görüşüne meyledildi” demektedir. Sehl'den rivayetle “Atâ b. Ebû Hatim de. Dinar onu divanda buldu ve mürsel olarak Sa'id'den aldı. bu meşhur eserinde.143/760). elHasan. el-Hasancânî. Atâ'nın. Cübeyr (ö. âyetleri mushaf sırasına göre ve birbiri arkasına tefsir eden ilk eser olduğunu anlayabilir miyiz? diye sormaktadır. daha ziyade böyle idi ki genellikle de bunlar İbn Abbas'tan rivayet edilirlerdi. Yukarıda verdiğimiz misallerden anlaşılacağı üzere. sâlihu'lhadistir. Sa'id ona bu tefsiri yazdı. onları el-Ferrâ ve Ebû Ubeyde’ninkilere tercih edebileceğimizi. Hasan elBasri'den rivayet ettiği tefsire gelince. es-Suyuti de el-İtkân'da. Atâ b.[571] Bunun gibi daha pek çok misalle hemen hemen her sahifede rastlanılabilir.[570] Ahmed Emin’in ilk tefsir müdevvini olarak el-Ferrâ'ya meyletmesini. Kur'ân'ı baştan sona kadar üç kere İbn Abbas'a arzettiğini söylemektedir. Bu tefsirin önemi daha ziyade lügat ve nahiv yönüne yöneliktir. Mervân'ın. 160. bunun da kader hakkındaki belirli âyetlerin tefsirini ihtiva . Daha doğrusu bu eser. [575] İbn Halikân'ın Vefeyât adlı eserinde[576] Mu'tezile reislerinden olan Amr b. Bu bakımdan el-Ferrâ'nın bu eserine. divandan (tedvin edilmiş kitap) almıştır.[574] Hicretin 86/705 senesinde vefat eden Emevi hükümdarı Abdülmelik b. demektedir. Kur'an'ın kâmil bir tefsirinin ilki diyemeyiz.[569] Ahmed Emîn “207” senesinde vefat eden el-Ferrâ'nın şu ibaresinden. Bu iş. Cübeyr'den kendisine bir tefsir yazmasını istedi.[572] Emîn el-Hûli’nin bu temennisi bugün tahakkuk etmiştir. Cübeyr'den gelen rivayetlerden bir sahifedir. bir âyetin tek kelimesini veya kelimelerini. Mücâhid. es-Süddî ve diğerlerinin tefsirleri bu kabildendir. Kur'an için daha kâmil bir tefsir sayılır. Mervân. el-Ferrâ'nın “Meâni'l-Kur'ân”ının sûrelerdeki âyetleri tertibi yönünden. 110/728) den bir Kur'ân tefsirine sahip olduğu. O genellikle Kur'an'ın müşkil kelimelerini tefsir etmektedir. Onun tefsiri Sa'id b. Dinar'ın hal tercemesinde şöyle geçmektedir.

[581] O halde bu konuyu şöylece özetleyebiliriz: a. İslâm Devleti’nin sınırları Arap Yarımadası’ın aşmış. a. [583] Bu tefsir âyetlerin bazısını ele alan me'sûr bir tefsirdir. Böyle bir durum karşısında. İbn Cüreyc'i Hicaz'da ilk kitap tedvin eden kişi olarak görürler. Ahmed b. kendi fikirlerinin asıl olduğu noktasından hareket ederek bu fikirlerini teyid edecek delilleri Kur'ân'da aramaya başlamışlardır. bu eski tefsirleri muhafaza eden tefsirler kolleksiyonu sayılır.ettiğini söyleyebiliriz. yukarıda zikrettiğimiz sözü. Hz. b. Bana İbn Cüreyc ve İbn Ebî Arûbe olduğunu söyledi” demektedir[580]. zihinler için bir ikâz ve tenbihdir. (Her ne kadar Mücâhid’in tefsiri de neşredilmişse de. ayrı ayrı kültür. Kur'ân'ı Hasan el-Basri'ye okudum. Zira o. âyet âyet bütün Kur'ân'ı tefsir etmektedir. İkrime’nin İbn Abbas'tan naklettiği tefsir. Peygamber bütün Kur'ân'ı tefsir etmedi. Bunlara İsrâiliyat aediğimiz haberler de ilâve edilirse tefsir ilmindeki karışık durumun sebebi kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Hanbel’in maksadı sahih hadis rivayetlerini nefyetmek değildir. İbn Avn de Hasan'dan “Kaderi yalanlayan kimse kâfir oldu” sözünü işittiğini. 310/922) nin tefsiri. bu tefsirin Mücâhid'e aidiyetini ispat edebilmek güçtür. Zuhur edecek olan fikrî. Bu devirde fırka fikirleri ve İsrâiliyatla dolu tefsirler .İlk tefsirlerden çoğu kaybolmuş ve bize kadar ulaşmamıştır. Kur'ân'daki kapalılıkları ve müşkülen açıklamak ve müphem olanları tefsir etmek içindi. rivayet etmiştir. içinden çıkılmaz bir karışıklık arzettiği müşahede edilmektedir. insanların tefsire olan ihtiyaçlarından ve nüzul sebeblerine dalmalarından dolayı tefsir çalışmaları genişlemiştir. Bu durumda nisbî olarak tefsir sahası genişledi. 161/778) nin tefsiridir. Bu kısa özetten sonra şöyle diyebiliriz: Kur'ân-ı Kerîm’in tefsin ilminin gerek cemiyetin ve gerekse müfessirinin durumuna göre değişiklik arzedeceği tabiidir. anlama ve tefsir etme hususunda söz verdi.Müslümanlar her asırda Kur'ân'a gereken itina ve titizliği göstermiş ve bu konuda sayılamayacak kadar tefsirler telif etmişlerdir. dil ve dinlere sâlik cemiyetleri de katmaya başlamıştır. söylemektedir[579]. Hele ilk asırdan itibaren ortaya çıkmaya başlayan fırkalar. Peygamber’in bazı âyetleri açıklaması ile başlamış ve bu bakımdan Hz. Bu sebeblerden dolayı daha ilk günlerden itibaren tefsir hareketinin. f. Onu hadisleri cem ve tedvin eden Mâlik b. c.Şu anda en eski matbu tefsir Süfyân es-Sevrî (ö. Abdullah b. Ahmed b. Enes’in ve diğerlerinin tabakasında sayarlar.Hz. bazı ciddi ilim adamlarının tefsire olan itimadı sarsılmıştır.Tefsir. eserini toplarken haberlerin sıhhatini kastetmemiş. İmâm eş-Şâfi'i’nin “İbn Abbas'tan tefsir hakkında ancak yüz kadar hadis sabit olmuştur”[582] sözü. Peygamber'den sonra. siyâsi ve dinî cemiyetlerin hepsi devamlarını sağlayabilmek için.Süleyman'ınkidir. İmam eş-Şâfi’nin. Bu arada pek çok haberlerin de uydurulması icâb ediyordu. Seleme. Peygamber Kur'ân'ın ilk müfessiri olma şerefini kazanmıştır. demektedir. her âyet hakkında zikredilenleri sahih olsun olmasın. bid'at ehlini. Görüldüğü gibi. Bazı kaynaklar. Meselâ. Mukâtil b. ilmi tedvin etmedi” dediğini nakleder. O bana kader için delil olacakları tefsir etti. nevalarına kapılmış olanları veya fırka mensûblarım redde müteveccih idi. Yoksa Ahmed b. Bu bakımdan Taberî (ö. İbn Uyeyne de Abdurrazak b. tefsire dâir binlerce haber toplaması ve Mısırda bulunan Alî b. Ebi Talhâ'nın tefsir sahifesini methetmesi. bir kısmı da sahih değildir. bazı âyetler zorlanmak suretiyle te'vil edilmeye çalışılıyordu. Ashabı da ona Kur'ân'ı okuma.. Belki İbn Abbas'tan rivayet edilmiş üç büyük cüzdür. bazı âyetleri ihtiva eden me'sûr bir tefsirdir. Hz. Fakat bu genişlik bütün Kur'ân'a şâmil olmadı. Humeyd'den naklen. bünyesine yeni ülkelerle beraber. Hanbel’in “Tefsir. Kur'ân'a dar yanmak mecburiyetini hissetmişlerdir.Bu gün bize ulaşan en eski ve tam bir Kur'ân tefsiri.[584] e. Yüce Allah da “Onu biz indirdik onun koruyucusu da biziz” buyurmaktadır. Hasan el-Basri’nin tefsir anlayışı. bu hususu teyid eder. Zira o devirde Basra bu gibi fikirlerle kaynamakta idi. O. “Babama ilk kitap tasnif edenin kim olduğunu sordum. Ondaki bazı kapalı olan noktaları açıkladı. Bunların hepsi kendi fikirlerinin doğruluğunu iddia etmekte idiler. Keza Hammâd b. d. melâhim ve megâzi gibi üç şeyin aslı yoktur” demesi ve meşhur “Müsned” adlı eserinde. Ondaki haberlerden bir kısmı sahih. Ekseriya onları te'yid edecek nasslar bulunamıyor. Hanbel.Tefsirin doğuşu sırf tefsir etmek için değil de. Hemmam'dan İbn Cüreyc’in “Hiç kimse benim tedvinim gibi.

Ali b. Kanaatımca bu hususu en iyi açıklayan ez-Zehebî olmuştur. evvela bunu rivayet eden şahsiyetleri iyi tanımamız icâb eder. tefsin Mücâhid ve İkrime'den aldı. Bir kimse bu sahife için Mısır'a seyahat etse. Ebû Ca'fer en-Nahhâs.[596] Ali b.[591] bu zâtın Mücâhid ve İkrime olduğunu söylerken. İbn Abbas'tan işitmedi. Hanbel. O. Tefsir tarihinde mühim bir yer işgal eden bu eser.[593] ez-Zehebî Mücâhidi[594]. Sâlih-Abdullah b. “O. Sâhifeyi Rivayet Eden Şahıslar a. bu gün sahip değiliz. ve İbnu'l-Münzir (ö. Şimdi bu şahsiyetleri tanımaya çalışalım. el-Buhâri (ö. seyahati boşa gitmiş sayılmaz. biz ona bazı ilâveler yapmayı uygun gördük. Zira nakletmiş olduğu iki şahıs da sikadandır”[597] demektedir. Muhammed Fuad Abdülbâki’nin neşrettiği “Mu'cemu Garibi'l-Kur'ân. İbn Ebî Hatim (ö. Mustahrecen min Sahihi'l-Buhârî”[588] adlı eserinin mukaddimesinde Dr. girmiş olduğu. Mücâhid’in ismini zikretmemiştir. Ebî Talha Ve Tefsir Sahifesi Tefsir rivayetlerinin en eskisi ve en meşhuru İbn Abbas'ınkilerdir. Kur'ân-ı Kerîm tefsirinin temel taşlarından biri olan bu eseri. Aslen Cezire'lidir. Genellikle yazma olarak kütüphanelerde bulunan bu tefsirlerden bir kaçını tanıtmaya çalışalım. kendisine hücum edilmesine sebep olmuşsa da. İbn Abbas'la. Ebî Talha'nınkidir. Zikrettiğimiz bu sahife onu nakledenler hakkında. Salih isnadıyla gelmektedir. el-Muhârik el-Hâşimi’dir. 327/939). Fakat nedense İbn Ebî Talha. Ebû Ca'fer en-Nahhas. et-Taberî (ö. . Ona göre. Ebî Talha'yı savunarak. İbn Abbas'tan doğrudan doğruya alması görüşüyle. Ancak İbn Abbas daha evvel tanıtıldığı ve meşhur olduğu için onun üzerinde durulmayacaktır. Künyesi Ebu'l-Hasen'dir[589]. İbn Abbas'tan tefsiri Mücâhid vasıtasıyla almıştır. Bu hususta Ali b. Hayatı ve muhiti hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Alî b.[592]el-Hazrecî. bir vasıta ile almış olduğu görüşünü kafi bir delille açıklamaya muvaffak olamıyoruz. bunu yapmak mümkün olamamıştır[587]. 1. Bu sahifenin mahiyetini iyi anlayabilmemiz için. Mısır'da var olduğunu söylediği bu eser hakkında Mısır'da tefsire ait bir sahife vardır. Salih'den rivayet edilen “Kitâbu't-Te'vil” mevcuttur. bu vâsıta bazen Mücâhid. Cübeyr'dir. der. Ebî Talha-Muaviye b. maalesef yakın zamana kadar tam bir sahife halinde elimizde mevcûd değildi. Alî b. bunlardan bir sahife halinde bize ulaşan. Ebi Talhâ rivayet etmiştir. EbîTalha İsmine izafeten sahifenin sahibi olarak zikredilen bu şahıs. Bu söz ona ta'n etmeyi icâb ettirmez. Ebî Talha'nın tefsiri. bu kitabı yazıp geri dönse. Şeyhini atlayarak (mürsel olarak) İbn Abbas'ı zikretmesi.Ali b. Bir kimse Mısır'a giderek. İbn Abbas-Ali b. Hakikaten İbn Abbas'tan bir tek isnâd zinciri ile üçüncü asra kadar gelen ve râvisine izafeten Ali b. bu vâsıtanın Mücâhid ve el-Kâsım olduğunu söylerken. Yukarıda da söylediğimiz gibi bu sahife. 256/870)’nin el-Câmiu's-Sahih’inden tarayıp çıkarmak ve mukayeseler yapmak suretiyle yeniden inşa etmek idi. Ahmed b. Ebî Talha'dan rivayet edenler de bir açıklamada bulunmamışlardır. Bazı tarihçiler ve muhaddisler onun İbn Abbas'tan doğrudan doğruya naklettiğini söylerken[590] bir vasıta ile almış olduğu fikrini ileri sürmüşlerdir. İbn Hacer ise Mücahid'den başka şahısları da ilâve eder. Ali b. 310/922). Ali b.”[585] Başka bir rivayette de “Mısır'da Muaviye b. Muhammed Kâmil Hüseyn tarafından epeyce bilgi verilmiş ise de. bazen de Sa'id b.o kadar çoğaltmıştı ki o böyle bir sözü söylemek mecburiyetinde kalmıştı. Alî b. Ebî Talha. 318/930) in tefsirleriyle. es-Suyûtî.[595] Burada şunu ilâve edelim ki. Ebî Talha Sâlim b. Ondan pek çok kimse çeşitli yollarla tefsiri rivayet etmişse de. Ebî Talha arasında vâsıta olan şahsın kim olduğu hususunda ihtilâf edilmiştir. İbn Ebî Hatim ve İbnu'l-Münzir’in tefsirlerinin tam olarak bulunmaması sebebiyle. Bundan sonra. Bu sahifeyi Ali b. Hıms'a gelip yerleşmiş ve ömrü boyunca orada kalmıştır. o kimsenin seyahati benim nazarımda batıl sayılmaz”[586] demektedir. Ebi Talha'nın sahifesi olarak tanınan bu tefsire. Gayemiz. İkinci asırdan itibaren hadis ilminden müstakil olarak tefsirler meydana geldiğini söylemiştik.

diğer iki râvinin de Kuzey Afrika'da yaşamış olması sebebiyle. İbn Abbas'tan geidiği sabittir. bu nüsha fazlaca tanınmamıştır. Ebî Talha. Ebî Talha ise Kûfe’lidir. Ebû Fudâle ve Dâvûd b. Dâvûd b. Haccâc b. Salih Sahifenin ikinci ravisi. Ali b. el-Buhârî. Salih vasıtasıyla ve İbn Ebî Talha'nın ismini zikretmeksizin bol miktarda almıştır.” âyetini tefsir ederken. Ebû Dâvûd da “İnşallah hadisi doğrudur. Ebî Talha.[600] Ya'kûb b. Buna benzer güzel bir örneği İbn Kesîr tefsirinde bize nakletmektedir[608]. İbn Cüreyc’in. Salih.. Bu bakımdan ondan. el-Hâkim de aynı isnadı İbn Cüreyc-Atâ-İbn Abbas tarikiyle nakleder ve bu haberin Şeyheyn’in şartı üzerine sahih olduğunu söyler[609]. Ebî Hind’in rivayet ettikleri Alî b. Şu hususu da belirtelim ki.) diye söz eder. Atâ'dan rivayeti cihetiyle sahih bir isnad kabul edilmektedir. Bunlardan biri sika.Mu'âviye b. Alî b. Horasan'lıdır ve zayıf bir kimsedir. Hıms'da ölmüştür. Salih b. Alî b. Ebî Talha tefsiri İbn Abbas'tan işitmemiştir” der. Yukarıda zikrettiğimiz haberlerden anlaşıldığına göre. Salih rivayet etmiştir. Yukarıda İbn Hıbbân'ın onu “Sikât”ında zikrettiğini söylemiştik. Genellikle âlimler oraya seyahat etmiyorlardı. onun Hicrî 143/760 tarihinde öldüğünü söylerken. Süfyân es-Sevrî. Ebî Talha. Ali b. Hudeyr b. en-Nesâî ise “Hadisinin alınmasında bir beis yoktur”[602] demektedir. Ahmed b. bu iki şahsın aynı şahıs olacağının daha doğru olduğunu zikreder. onu gerek mürsel haber nakledişinden ve gerekse Şia'ya temayül edişinden ve kılıcı muvafık görmüş olduğundan dolayı sika görmek istememişlerdir. yakın zamanda Hindistan'da basılan Süfyân es-Sevrinin tefsirinde yaptığım araştırmada. o da Ebû Sa'id el-Hudrî'den şöyle işittiğini haber verdi: “Allah'ın Resulüne azl'den soruldu. O da kılıçtır”[598] (yani o. Hanbel. Sallâm “en Nâsih ve'l-Mensûh” adlı eserinde onun şöyle bir rivayetini nakleder: Bu isnad.[611] b. Sevr b. Ebî Hind. Atâ b. yukarıdaki tarihleri zikrettikten sonra. Allah bir şeyi yaratmayı murat edince. meselelerin kılıçla halledilmesine taraftardır. Ama isnadda bulunan Osman b..[605] Her ne kadar Süfyân es-Sevri’nin ondan rivayet ettiği söyleniyorsa da. Salih. fakat onun kötü bir görüşü vardır. Salim. Temim ve Muaviye b. Abdullah b. Salih’in rivayet ettikleri ve Haccâc el A'ver’in gördüğü Alî b. Şam'lıdır. Atâ. Halife b. O halde Alî b. Ebû Zur'a ed-Dımaşkî'den rivayet edilen bir habere göre. onu tevsik etmiştir. Meysere. Ebî Talha'dan el-Hakem b.Sa'id el-Hadremi'dir. Hıms ikinci asırda mühim bir ilim merkezi değildir. Ölüm tarihi hakkında eserlerde çeşitli kayıtlara rastlanmaktadır[610]. onun hakkında “Zaifu’lHadis'dir ve münkerdir”[601] demekte. ondan da el-Leys’in kâtibi olan Abdullah b. Muhammed ise. ondan rivayet etti”[607] demektedir. Gerek Alî b. “Doğu da batı da Allah'ındır. Hıms tarihinin yazarı olan Ebû Bekir b. Ebî Rabah'dır. Fakat bu haberler mânâ yönünden sahihdir. derken. İbn Cüreyc ve Osman b. Ebî Talha'nın Hıms'tan dışarı çıkmaması ve dışarı ile fazla teması olmaması. Bu sahifeyi de Hıms'lı bir şahıs olan Muaviye b. Ebu'l-Vaddak'dan. Bakara Sûresi’nin 115. Müslim Sahihinde. Süfyan. demektedir. Ebû Ubeyd el-Kâsım b. Hayyât ise 130(120) de öldüğünü zikreder. İbn Hibbân da ondan “Sikât”ında bahsetmektedir[603]. onun tefsirinden Muaviye b. Budeyl b. Salih. Atâ'dan işitmiştir.[604] İbn Hacer bu rivayeti naklederse de. Ahmed b. doğru olanın 143 tarihi olduğunu kaydeder. Utbe b. Burada zikredilen Atâ. Mu'âviye b. el-Hasan b. Hadis tenkidcileri. onu hiç bir şey menedemez.” buyurdu”[606]. Böyle bir isnadın zikrinde beis olmadığı söylenir. Ebî Talha'nın bu haberinde mevcut inkitadan dolayı. Ebî Talha'dan “Azl” in hükmü hakkındaki haberden başkasını nakletmemiştir. Alî b.Ali b. Alî b. Salih gibi zevat rivayet etmişlerdir. Hanbel “Onda münker şeyler vardı”. Künyesi Ebû Amr[612] veya Ebû Ömer[613] veyahutta Ebû Abdirrahman'dır. diğeri ise zayıfdır. hakkında çeşitli sözler söylemişlerdir. nereye dönerseniz Allah'a ibadet yönü orasıdır. Hasan b. Ebî Talha isminde iki şahsın bulunduğunu zikrederek Mu'âviye b. Asıl . Yine bu zât “İbn Abbas'ı görmediği halde. Yezîd. isnad zayıftır. Duheym de “Ali b. Ebî Talha'nın ismine rastlayamadım. İbn Hacer. İsâ.[614] Bu zat da Hıms'lıdır. el-Acelî. harbde esir alınan kadın ve çocukların dahi katledilmesine cevaz vermiştir[599]. Uteybe. Ebî Talha. Bunun üzerine Rasûlullah: “Her sudan çocuk hâsıl olmaz. belde ehlinden başkası rivayet etmedi.

[635] Bazı kaynaklar onun 168 tarihinde haccettiğini kaydetmektedir[636]. Yahya b. Tarihçiler. Ebu Zur'a da onu sika görür[623] Mâlik b. onu sika görürler. Abdillah. Muaviye b. Salih hicrî 154 senesinde hacılarla bize uğradı. Abdurrahman'ın vermiş olduğu bu gizli vazifeyi Abbasilerden saklayabilmek için. onun hayatında bir defa haccettiğini söylemektedir[618]. el-Hubâb el-Ukalî. İbn Sa'd[631] ve Ahmed b. Salih’in ismi. orada kadılık yapmış ve âlimlerden biri olmuştur. Yalnız Muaviye bu sahifeyi Alî b. “Hadis yazmak için Muaviye'ye geldim. Bişr b.[620] Muaviye b. Ebi Talha'nın tefsir sahifesini muhafaza için ebedîleşm iştir. Ebû Salih'ten naklen “Muaviye b. benim indimde sadûktur. İbn Yunus el-Mısrî 158 tarihinde öldüğünü zikreder. Muaviye’nin Hıms'tan çıkıp Endülüs'e gittiğini biliyoruz. Muhammed b. Ömer el-Vâkıdi. İbn Vehb. İsâ gibi zevata mülâki olmuştur.itibarıyla Hadramevt'lidir. bu zatın vefatı hususunda da ihtilaf etmişlerdir. O. Bunu üzerine onu terkettim ve ondan bir şey yazmadım” demektedir[628]. Bana “Biz şu anda ondan bir harf bile almış değiliz”[622] diye söylemiştir. Muaviye ile tanışmış ve onun bazı işlerini yerine getirmek için Şam'a gönderilmiştir. İsmail es-Sülemî. Daha sonra İşbiliyye'ye geçmiş ve orayı yerleşmiştir. orada Irak ehli ile görüşmüş ve Abdurrahman b. Mehdî. Hadisinde beis görmüyorum. asra kadar kendi ismiyle bilindiğini tarihçiler kaydetmektedirler[617]. Baht ve daha çok kimselerden rivayet etmiştir. yukarıdaki haberi teyid eder mahiyettedir.[634] Endülüs Tarihi sahibi. Endülüs'te pek çok kimse ondan hadis işitti” demektedir. Hıms'dan ayrılmadan evvel almış olması lâzım gelir. Habib b. Hâlid el-Hayyât ve Ma'n b. Salih'i sordum. Abdurrahman b. Abdirrahman'ın cenaze namazını kılıp.[626] İbn Adiy: “Onun hadisi sahihtir. Bunlar nedir diye sorduğumda. Mu'aviye b. Böyle bir mükafata nail olduğuna göre. Abdurahman b. Mehdi onu tevsik eder. Ebî Kays.[624] en-Nubâhî “O. Muaviye b. Bunu tespitte biraz güçlük çekmekteyiz. Salih’in ise Hıms'dan ayrılışı 125 (veya 123) senesidir. Ebî Talha. ondan ilim almak için Kûfe'den geldi. Abdulvahhab b. Ma'n b. Endülüs'e yerleştikten sonra. Ebû Hatim “Onunla ihticac olunmaz. Endülüs'de Malağa şehrine yerleşmiş ve orada kendine nispet edilen bir mescit inşa etmiştir.[615] olduğu gibi 125 olduğunu soyleyenler[616] de vardır ve bu görüşe sahip olanlar çoğunluktadır. es-Sırrî. Hıms'dan hiç dışarı çıkmamıştır. Mehdî[630]. Ubeyd. Elimizdeki kaynaklarda. Bu mescidin VIII. Said. Salih ve diğerleri rivayet etmişlerdir. Bildiğimiz bazı hakikatler değerlendirilecek olursa tahmini bir neticeye ulaşabiliriz. Hammâd b. Salih hakkında tarihçiler ve muhaddisler müsbet ve menfî şeyler söylemişlerdir. Muaviye’nin Hıms'dan ayrıldıktan sonra. Mehdî. e!-Leys b. Yanında eğlence âletleri gördüm. O halde Muaviye’nin bu sahifeyi. Selâme'den şu haberi nakleder. Abdullah b. bu zâtın 158 tarihinde ölmüş olmasıdır. ilim ehlindendir. Zeyd. Hammad b. İshâk b. Zeyd b. Muaviye hac'dan kısa bir müddet sonra 158 tarihinde vefat etti denilmesi. Hakkında ne söylenirse söylensin. hadis râvilerinin ileri gelenlerindendir. daha evvel kendisine verilen vazifeyi hakkıyle yerine getirmiş olduğu anlaşılmaktadır. Zira. Kendisinden de es-Sevrî. İbn Harrâş. Ca'fer et-Teyâlisi[629]. Meryem dayısı Musa b.[625] İbn Sa'id. onun hac mevsiminde hacılarla birlikte yola çıkmış olması muhtemeldir. b. Bu haberlerden en doğru olanı. sikadır ve kesirû'l-hadistir der. Keza Mizânu'lİ'tidalde[638]. Sa'id el-Kattan'dan. Salih. Salih 157 senesinde geldi ve 158 senesinde de öldü[637] demektedir. Enes’in ondan bir hadis rivayet ettiği söylenir. el-Hubab. Onun gizli bir vazife ile çıkışının da bu tarihte olması muhtemeldir. Ali b. Biliyoruz ki Ali b. Endülüs melikine hediye edileceğini söyledi. hac esnasında Medine'ye de uğramış. Alî b. Yahya b. İsâ. Şam'dan döndükten sonra kendisine Endelüs kadılığı verildi. Muhammed b. Muaviye b. Ancak hadisinde ifrâdât vâki olur”[627] demektedir. Abdurrahman b. o. Hibbân 172'de vefat ettiğini söyler. onu sadûk görür. Ebû Salih Kâtibu'l-Leys Abdullah b. Onun da hayatı hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Ebî Talha'dan ne zaman almıştır. . Abdullah b. Mısır ve Medine ehli ondan yazdı” demektedir[619]. Alî b. Hâlid el-Hâyyât. Ebû Mervân b. O. Sa'd. mezarlığa kadar yaya teşyi1 ettiğini söylerken[633]. el-Medîni. Sa'id b. en-Nubâhi onun 168 de Kurtuba'da öldüğünü ve emîr Hişâm b. tekrar oraya döndüğüne dâir bir işarete raslanmamaktadır. Onun Hıms'dan ayrılış tarihi hakkında tam bir ittifak yoktur. Abdurrahman b. Salih de “Muaviye b. Bu tarihin hicrî 123 olduğunu söyleyenler. Hanbel[632]. Ebî Talha. Zaten birçok kaynak. bu sebebten el-Buhâri ondan tahriç etmedi”[621] demektedir.

İbn Ma’in de onu tevsik etmekedir. Ya'kûb b. Abdullah b. Ebû Zur'a: “O. Abdilhakem (ö. Ali b. Ebû Hatim der ki “Muhammed b. Ahmed b. Takvası ve ilmi ile marufdur. onun hadis uyduran bir komşusu olduğu söylenir. Muaviye b. bu intikalin ikinci seyahatte olduğunu söylemeye hak kazandıracak durumdadır. yukarıda arzettiğimiz görüşü kuvvetlendirmektedir. Muaviye b. Ondan da.[653] . Yahya b. Ahmed b. onun 154 senesindeki ikinci seyahatinden bahsetmektedir. Ali b. ancak onun metinlerinde ve isnadlannda galat hâsıl olur ki. Mısır'ı iki defa ziyaret etmiştir.[646] Bazıları onu sika görmezler. Ebû Hatim er-Râzî. Salih Sahifenin üçüncü ravisi Mısır'ın İslâmî ve fikri hareket tarihinde meşhur olan Abdullah b. Salih'e bu iki seyahatten hangisinde intikal etti. Bu zât. Sonra da bu yazdıklarını Ebû Salih’in evine atardı. Artık ondan birşey rivayet etmiyorum”[648] İbn Adiyy: “O. Ebû Zur'a ed-Dımeşkî. Abdilaziz. Kendisinin şeyhi olan el-Leys ve İbn Vehb de ondan haber nakletmişlerdir[640]. Yahya. bana. sonradan ise ona fesad duçar oldu” demiştir[651]. Abdullah ed-Dârimi. el-Medînî: “Onun hadislerini rivayet etmeye son verdim. es-Sırrî. Ebû Salih. müstakîmu'l-hadistir. Meşhur Mısır fakihi el-Leys b. Ebû Hatim “O sadûktur. Müslim el-Cüheni. Salih b. Hanbel'e. Mantık ve kronolojik durum. onlarla kizb kastolunmaz”[649] demektedir. Abdullah b. Sa'd'a en yakın olanı mı soruyorsun? Onun hazerde ve seferde dâima yanında bulunurdu” dedi. Ebi'l-Huseyn.c. Salih 223/838 senesinin Muharrem ayının âşûre gününde vefat etmiştir. Ebû Salih'i sordum. Imrân. onun 137 tarinihde doğduğunu söyler[639]. Ali b. Abdillah gibi daha pek çok kişiden rivayet etmiştir. onun rivayetini ancak Yahya b. Rabah. 175/971) in kâtibidir. Sa'd. Abdulaziz b. Ebu'l-Ezher en-Neysâbûrî. Muhammed b. Fudâle.Abdullah b. Muhammed b. hadisi iyidir”[644]. İbn Lehia. Salih. İbn Hıbbân ise: “Cidden münkeru'l-hadistir” der[650]. Bu sebepten dolayı muhaddisler. el-Mufaddal b. Bu örnekte. Dâvûd. Abdurrahman b. Şureyh. Onların ittifak ettikleri nokta. Ebû Salih'i kerih görmesine rağmen. Salih'ten. Salih. Harmele b. Nedense. Zikrettiğimiz diğer iki şahıs hakkında olduğu gibi. benim indimde kizbe kastedenlerden değildir. Ebû Salih’in bidayette müstakim. Ma’in. Hanbel. ikincisi ise 154 senesinde hac ve kendisine verilen bir vazifeyi ifa etmeye giderken gerçekleşmiştir. İbn Vehb. yine bu zâtın elinde bulunan Alî b. Abdullah'ın 137 senesinde doğuşu. Sa'd (ö. Ali b. âlimler bu şahıs hakkında da ihtilaf etmişlerdir. onun hakkında sorulduğunda “İlk başlarda mütemessik bir kimse idi. emindir”[643]. fakat onları yine rivayet ederdi denilmektedir[652]. Ebû Sâlih'dir. ez-Zehebî. Muhammed b. Abdullah b. şeyhi olan İbn Vehb’in bile 125 senesinde doğup. Ebû Zur'a ve Ebû Hatim gibi sağlam kimselerden gelirse kabul edeceklerini zikrederler. Şuayb. Acaba bu sahife. Ali. Sufyân da: “Salih bir kimse idi”[645] demektedir. elLeys b. Eyyûb. Muaviye'den nakletme imkânına sahip olamaması. Birçok ulema onu medh ve tevsîk etmiştir. Ebî Talha'nın tefsir nüshasını medhetmekten kendini alamamıştır. bu yazıların kendi yazısı olup olmadığında şüpheye düşer. 268/881) den. [641] Abdulmalik b. Onun başlangıçta iyi olup sonradan hataya düşüşüne ait mühim bir örnek de verilmektedir. Yahya b. Bişr b. el-Leys b. onun hakkında “Sika ve emindir”[642]. daha evvel geçen iki şahsa nispetle doğuda daha fazla tanınmaktadır. Musa b. yazısını Ebî Salih’in yazısına benzer bir şekilde yazardı. Zaten Abdullah b. Hıms'dan ayrılıp Endülüs'e giderken. el-Buhârî. Sa'id b. el-Hasan b. en-Nesâi “o sika değildir”[647]. Osman. Biliyoruz ki. Salih. Bu sahifenin Muaviye b. Birincisi 125 (veya 123) de. Abdirrahmân Allan ve diğerleri rivayet etmişlerdir. Abdillah b. Bu komşu hadisler vazeder. Muâviye’nin birinci seyahatinden bahsetmemekte. kizbi kastetmemiş olmasıdır. Salih'e geçişinin zamanını tesbitte güçlük çekmekteyiz.

İbn Abbas'tan tedvin edilenlerin en eskisi ve ondan gelen tefsir tariklerinin en doğrusu olduğunu göstermektedir. Fuad Sezgin’in görüşü arasında bariz bir fark olduğu görülmektedir. Dr. Halbuki. Fuad Sezgin bu ve aynı zamanda nadiren diğer rivayetler için.[657] Buhârî’nin bu seyahatinde. doğu İslam ulemâsı. Buhârî’nin ondan bir şey dinlemediğini onun huzurunda bir şey okumadığını göstermektedir. Cerîr et-Taberi (ö. o. Salih hayatta idi. Buhârî’nin. hac münasebetiyle 210 senesinde olmuştur. Abdullah b. Yine İbn Hacer’in ifadesine göre. İşte Taberi bu ziyaret esnasında. sahifenin son râvisi olan Abdullah b. almışlardır? a. Taberi 253 ve 254 senelerinde Mısır'ı ziyaret etmiş ve Şâfi'i ashabından er-Reb'i b. Dr. Dr. elimizde tam bir kitap halinde bulunmayan intikali üzerinde duralım. İlk Mısır seyahati. Bunun bizzat Buhârî tarafından ifade edildiği naklonunur. Hattâ Sahih’inde Ebû Salih’in şeyhini zikrederek diye aldıklarının da hepsi Ebû Salih'ten gelmektedir. bu sahifeyi nasıl bu sahifeden alınmış kısımların diğer eserlere göre bu sahife. Muhammed Kâmil Huseyn’in görüşü ile Dr. Buhârî’nin sahihinden bu garib kelimelere ait bir kaç örnek verelim. Salih'e mülâki olduğunu[655] ve ondan bu sahifeyi almış olduğunu söyleyebiliriz. bu sahifeden naklettikleri tetkik edilirse görülür ki. demektedir. Ebî Talha'nın bu sahifesi. Acaba. Mısır'a yaptığı 217 senesinde mi. Kaynakların beyanına Câmiu's-Sahihinde. onun râvilerinin batılı oluşudur. İbn Hacer'den naklen bu sahifenin. Buhârî’nin bu sahifeyi tamamen nakletmiş olması vehmine kapılmıştır. el-Fihrist adlı eserinde. “Buhârî’nin yanında bulunduğu ihtilafsız olarak kabul edilen bu sahifenin ne kadarını sahihine ithal ettiği münakaşa mevzuudur” denilmektedir.el-Câmiu's-Sahih Biliyoruz ki Buhârî 194 /810 senesinde doğmuştur. elimizdeki kaynaklar. Mısır'a gelmemiş olsalardı.[660] b-Taberi’nin Tefsiri Muhammed b. diyerek. Bizim için mühim olan. Ebî Talha'nın bu sahifesinden bol bol istifade etmiş ve eserinde hemen hemen her sahifesinde onun ismi geçmektedir. Buhârî’nin elinde bulunduğunu ve Ebû Sâlih'den nakledildiğini ve bu sahifeye itimad ettiğini söyler”[659]. Buhârî niçin sahifenin isnadında bulunan şahısları zikretmemiş de. İlk devirlerde tefsir te'lif edenlerin isimlerini veren İbnu'n-Nedim. İbn Ebî Hatim ve Acaba şu zikrettiğimiz kaynaklar. İbn Salih ile görüşmüş ve sahifeyi de ondan rivayet etmiş olabilir. et-Taberi. onlar Kur'ân'ın garip kelimelerinden daha ileri gidemez. bu nüshanın. bu sahifeden hiç bahsetmemektedir. dâima onları kendilerinin talebeleri olarak görmüş ve kendilerini onlardan üstün tutmuşlardır. Dr. iki defa Mısır'a gelmiştir. Bidayetten beri zikredegeldiğimiz haberler. bazı kimseler onu görmek şerefine nail olmuşlardır. bu sahifeyi tam olarak tefsirine aldığı düşünülebilirse de. İlk olarak Taberİ’nin. der ve arkasından biz onun iki defa Mısır'a geldiğini ve bunların birinde Abdullah b. Salih'i işitmiş olan el-Müsenna . onun Mısır'a gelişini zikretmemektedir. Buhârî.Sahifenin Muhtelif Eserlere İntikâli Kur'ân-ı Kerîm’in tefsiri tarihinde büyük bir değer kazanmış olan Ali b. Eğer şarklı olan el-Buhârî ve et-Taberî. Şimdi. yoksa başka bir yerden mi intikal edip.[654] Bu sahifenin şöhrete ulaşmamasının sebeplerinden biri. Buhârî bu sahifeden veya şeklinde ta'liken rivayet etmektedir. Nedense. daha ziyade Buhârînin elİbnu'l-Munzirin tefsirlerinde yer almaktadır. Ali b. Fuad Sezgin. ismini zikrettiği Ebû Sâlih'den aldıklarının hepsi. esrarını tarihin derinlikleri içerisinde hâlen muhafaza etmektedir. Salih'ten doğrudan doğruya almasına imkân yoktur. o sahifeyi göremeyecek ve belki de bu sahife kaybolan diğer eserler gibi yök olup gidecekti. bütün tefsirciler indinde meşhur olmamış. bu sahifeyi Abdullah b. haberlerin garib kalmasına sebeb olmuştur. Ebû Salih’in ölümünden bir sene sonra dünyaya gelmiştir. Yine o. [658] Yukarıda zikrettiğimiz.310-922). talikan İbn Abbas'a ulaştırmıştır. sahifeyi nakleden bu ricali sahih görmemekte miydi? Sonra. Taberi’nin. böyle bir düşüncenin hatalı olduğunu biraz sonra göstereceğiz. bu sahifeden muhakkak istifade ettiğini fakat bu istifadenin. Muhammed Kâmil Huseyn. İsnadının yaygın olmaması. Süleyman'ın yanında kalmıştır. Çünkü Taberi. istifade ettiğini bilemiyoruz. Buhârî’nin. bu seyahatlerin da 210 senesi ile 223 seneleri arasında olabileceğini kaydetmektedir[656]. Bu tefsir. Buhârî. batı İslâm ulemâsına gereken yeri ve değeri vermemiş. Hattâ Suyûtî.

Allan da Abdullah b. Ebî Talha rivayetlerinden bazı örnekler verelim. Muhtelif şahısların aynı kişi hakkında verdikleri değer hükümleri. Bu eseri görme veya mikrofilmini getirme fırsatını bulamadık. İstanbul Ayasofya Kütüphanesinde 175 numarada noksan olarak bulunan bu tefsirin tamamını elde edemedik. Buhâri. bu tefsirini babası vasıtasıyla almış olduğunu verdiği senetlerden öğrenmekteyiz. Bu hususta örnekler daha çoğaltılabilir. Ebî Talha'nın tefsir nüshasından nakiller yapan eserlerden biri de. isnadlarını Taberî gibi tam olarak verir ve âyetlerin tefsirinin çeşitli yönlerini ele alır. hadis ve siyâsî fikirleri hakkında söylediklerini. Her dönemde bir şanıs hakkında müsbet görüşlerin yanında menfi görüşler de ileri sürülebilir. Ebî Talha'nın tefsir sahifesi için en mühim kaynaklardan biri olduğunda şüphe yoktur. Basra'da 150/767 senesinde ölmüştür. gibi sadece garip kelimeler üzerinde durmamış. Brockelmann'ın[665] beyanına göre. Alî b. Muhammed b.[664] d.[663] Ayasofya Kütüphanesinde sadece iki cüz'ü bulunan bu tefsir. Mukâtil’in tefsir. Taberî. Kendisinin Benû Esed mevlâlarından biri olduğu söylenir. Hayatı hakkında kronolojik geniş air bilgiye sahip olmamakla beraber. Kıble’nin tahvili meselesinde. tefsir ilmî yönünden herkesçe kabul edilmiş bir şahsiyet olarak karşımıza çıkacaktır. O da. 249/863) den nakiller vardır. C. elimizdeki mevcut eserleriyle de karşılaştırmak suretiyle. Yanlız İbnu'l-Munzir’in bu tefsiri hakkında bilgi edinmek ve mukayeseler yapmak için. Ebî Hatim (ö. âyetine kadar olan bir bölüm Gotha Kütüphânesi'nde 521 No. âyetlerinde de tekrarlanmıştır. Bu bakımdan Taberi tefsirinin. İbn-i Ebî Hatim tefsirinin kenarında İbnu'lMunzir rivayetleri Allan b.[666] 2. Âli İmrân ve Nisa sûrelerini ihtiva etmektedir. İbn Ebî Hâtim’in tefsirinde bulunan Alî b. 327/ 939) in tefsiridir. Süleyman Ve Tefsiri Hicrî ikinci asrın ortalarında hakkındaki dedikodularla şöhret kazanmış olan Ebu'l-Hasan Mukâtil b. Sâlih'den rivayet etmektedir. Ebû Bekr (ö.İbn Ebî Hâtim’in Tefsiri Alî b. Bazıları onu Mukâtil b Cevâldüz veya Davâldûz ismiyle zikrederler[667].b.Mukâtil b. da mevcuttur. sebeb-i nüzul.Tefsiru İbni'l-Munzır Ali b. Bağdat ve Basra'da ilim tahsil etmiş ve oralarda tedriste bulunmuştur. Taberi. Belh'de doğmuş. Dâvûd ve Yahya b. Taberi tarafından bir kaç kere tekrarlanmaktadır. Çok iyi bir tesadüf ki Ayasofya Kütüphanesinde noksan olarak mevcut olan bu tefsirin kenarında. Osman[661] vasıtasıyla almış ve aldıklarını tefsirine dercetmiştir. 318/930) in tefsiridir. hadis ilmi ve siyasî fikirleri yönünden epeyce tenkide uğrayan Mukâtil. nâsih ve mensûh gibi hususlara ait haberleri de almıştır.[662] Bunlar gibi daha pek çok örnekte. el-Muğîra vasıtasıyla gelmektedir. diğer hususlara da temas etmiş ve isnadları tam olarak vermiştir. Ali b. Ebî Talha'dan zikredilen rivayet. Süleyman ei-Ezdi el-Horasânî el-Belhî meşhur müfessirlerden biridir. Merv. Bazen de bu sahifeden alınan bir haber. İbrahim. onun tefsir ilmindeki yerini ve ilmî şahsiyetini ortaya çıkarmaya çalışacağız. onun tefsirinin el-Bakara Sûresi’nin 27. Aldığı bu haberlerin herbirinde muttasıl bir isnad sistemi kullanmıştır. bu sahifeden filolojik veya garip kelimelerin izahları ile birlikte. Çeşitli biyografik eserlerde. aynı sürenin 142 ve 144. âyetinde. İbn Ebî Hâtim’in. âyetinden en-Nisa Sûresi’nin 94. Alî b. Bâkâra sûresinin 115. İbnu'l-Munzîr (ö. 318/930) ve Abd b. Humeyd (ö. ahkâm. İbrâhîm İbnu'l-Munzır al-Munzirî en-Neysâbûrî. gerek muasırlarının gerekse daha sonra gelen âlimlerin. o şahsın onlara karşı olan . c. Okuyuculara bu tefsir hakkında bilgi edinmeleri için bir kaç örnek vermeyi uygun gördük. Ebî Talha'nın tefsir sahifesinin en mühim kaynaklarından biri de Abdurrahman b. Bu sahifeden Taberi’nin tefsirine girmiş olan çeşitli haberlerden bazılarını örnek vermemiz yerinde olacaktır. İbn Ebî Hatim tefsirinin kenarında bulunan İbnu'l-Munzır rivayetlerinden istifade ettik. Meselâ.

zayıflığına rağmen hadisi yazılır. Mukâtil b. ondan hiç bir şey yazmadık” demektedir[671]. bize Atâ'dan hadisler rivayet etti.durum ve davranışları ile yakından alâkalıdır. Süleyman bize geldi. Şahıslar hakkında değer hükmü verirken. kâss (hikayeci) idi. Buharî. Süleyman metrûkül'l-hadistir. Mus'ab da “Cehm ile Mukâtil bizim indimizde fâsık ve fâcir idiler” derken[672]. Şuayb'dan rivayet etti. onun ekseri hadisine tâbi olunmaz. 233/ 847) onun sika olmadığını söyler. dediğini nakleder. hadisin süslenmesi bize aittir. İbrahim elHanzelî “Horasan'dan üç kişi çıkarttım. Abdi'lVâris. el-Halili. Mukâtil hakkında şöyle söylemektedir: “O Metrûku'l-Hadislikle ve Metrûku'l-Kavl ile müttehemdi. Daha sonra da “vallahi hangisinden işittiğimi bilemiyorum dedi” demektedir. Said el-Maslub. bilhassa onun hadisde şayanı itimad bir şahıs olmadığı üzerinde durmaktadırlar. müfessir Mukâtil b. Yakûb elCuzücânî.[673] ez-Zehebî.[682] İbn Sa'd da. Buhârî ve Nesâi tarafından kabul edilmemektedir[670]. Bağdat'ta Vâkıd[687]. fakat rivayet hususunda zayıf bulunduğunu söyler[690]. ben bu haberi asla sana rivayet etmedim. tefsir ilminde bir denizdi. Şam'da Muhammed b. o. Mukâtile uğradığında. ez-Zehebî. el-Hakem ise. Bizler ona. Sonra Mukâtil'e dönerek “Ya Ebu'l-Hasen ben Ebu'n-Nadr'ım. Aleyhinde olanlar. der. Subh'tur”[678]. o. hadis ashabı ondan sakınırlar ve onu münker görürler[683].” dedi. İbrahim'den rivayetle. hukuken Zeydî. onun cesur bir yalancı (deccal) olduğunu[676] İbn Hibbân'ın ise. Onlar Cehm. Mukâtil b. Mukâtil bunlardan hangisidir. âlimlerden bazıları onu sika bazıları da yalancı saydılar ve hadisini terkettiler. Allah'a yemin ederim ki asla böyle bir şey rivayet etmedim. kelâm yönünden ise Mürcie'ye mensûb olduğunu kaydederler[668]. Cevap olarak. insanların onun hadisini terkettiğini zikrederler.[685] Ebû Hatim onun hakkında metrûkü'l-hadis derken. Merv camiinde kıssalar anlatırdı. şayet varsa. Bununla beraber kendisi ilim merciidir. Hazreti Peygamber hakkında hadîs uyduran maruf yalancıların dört kişi olduğunu söyler. o.[692] . demektedir. “hepsini onlardan işittim” dedi. Vekî' b. Ali. Kur'ân ilmini Yahudilerden ve Hıristiyanlardan.[669] Zikrettiğimiz şu cümleler karşımıza çok bilinmeyenli problemler çıkarmaktadır. 197/ 812) “Biz Mukâtil'e mülâki olduk lâkin o yalancı idi. Onların dünyada yalan ve bid'at bakmından bir benzerleri yoktur. el-Cerrâh (ö. sonra hadisleri edDahhâk'tan ve daha sonra da Amr b. Bunun üzerine Mukâtil. bunların sıhhatine inanamıyorum demektedir. “Sus ya Ebu'n-Nadr.[674] Nesâî. Başkalarının verdikleri değer hükümlerini. fakat maruf ve sikattan olan şahıslar ondan hadis rivayet ettiler. el-Abbâs b. Mukâtil yalan söylerdi[675]. Abdurahman b. Sonra ona Kelbî ile birlikte uğradık. Hârice b. eserinde olup olmadığını araştırmakla o şahsın hakiki değerini ortaya çıkarmış oluruz. İbn Adiyy. Maîn (ö. demektedir[688]. metrûku'l-hadistir ve yalancıdır. bu da ancak. Mus'âb'ın Merv tarihinde “Mukâtil isnadı zabtetmezdi. Yine bütün kaynaklar onun son derece teşbih (Allah'ı mevcûd varlıklara benzetme) taraftarı olduğunu zikrederler. o. İshâk b. akide yönünden ise aşırı derecede Cehme hasım idi” demektedir. Aralarında asabiyet hâsıl oldu. Horasan'da Mukâtil. Seyyar el-Mervezî.[686] Nesâî. Allah'ı mahlukata benzetirdi. Denildi ki o. onun tefsir ehli indinde yerinin büyük olduğunu. Herbiri diğerini nakzeden birer kitap yazdılar”. Ebi Yahya.[679] Ahmet b. Müşebbiheden idi şeklindeki nakilleri zikrettikten sonra. İshâk b. hadiste de yalan söylerdi”[677] dediği nakledilir. Mukâtil ve Ömer b. münkerü'l-hadistir. kitaplarına uygun şekilde alırdı. ellcli onu metrûkü'l-hadis olarak görürken[689]. Medine'de Ibahim b. Süleyman hakkında müsbet ve menfî haberler pek çoktur. bu işe ehil olanlara mahsustur. Bu hususu eserleriyle karşılaştırıp bu kısmın sonunda bir neticeye varmaya çalışacağız. Cehm geldi ve Mukâtil ile aynı celsede bulundu. bizzat şahsın eserini tetkik etmekle mümkün olacaktır. tecsimle şaibelidir. Kaynaklar onun siyâsî bakımdan Zeydiyye fırkasına. Kelbi'yi kastederek “Ebu'n-Nadr bize söyledi” dedi.[691] Kemâluddîn ed-Demîrî de. rivayeti helâl olmayan sıfatlar hakkında konuşuyordu ve yine denildi ki o. Hârice. Şahıslar hakkında en iyi değerlendirme.” dedi. Eğer değerlendirmeyi sadece bu denilenler üzerinden yapacak olursak. İbrahim b. bu hadisleri hangisinden işittin diye sorduk. Yahya b. onun hakkında susulduğunu[684]. Abdu's-Samed b. Kelbî. Onun haberleri. “o onların hitanlarına uygun olan Kur'ân ilimlerini Nasâra ve Yahudilerden sorardı. Zikri helâl olmayan sıfatlar hakkında konuşurdu[680]. çok büyük hatalara düşeceğimiz aşikardır.[681] Amr b. sadece muhtelif kimselerin o şahıs hakkında söylediklerine itibar edilmemelidir. insanlara hadis rivayet ediyordu. Massignon ise “O.

Ebû Hanife’nin şöyle dediğini işitir: “Bize doğrudan iki habis görüş geldi. Huseyn el-Vâkıd. o da. Zekeriyya b. eş-Şâfii gibi bir şahsiyyet onu teyit etmiştir. Süleyman rivayet ediyorlardı. belde ehlinin onu kerih gördüğünü söyledim. Mücâhid ve Mukâtil b. Cehm’in muattılası. Horasan'da İki sınıf vardır ki yeryüzünde o iki sınıftan daha buğzedilen yoktur. Mukâtil’in tefsir sahasında bir otorite olduğunda ve onun bir tefsiri bulunduğunda ittifak halindedirler. ondan yardım ve delil taleb ediyorum. onun kitapları vardır. Ebî Sülmâ. Onlar da el-Mukâtiliyye ve el-Cehmiye'dir.[693] İshâk b. Nuaym b. nasıldır diye sorulduğunda “Her ikisi de müfrittir. demektedir[706]. Hammâd b. Allah'ın Kitabı'nı ondan daha iyi bilen kalmadı. Ömer el-Vâkıdî'den hiç bir şey almadı. Mukâtil b. demektedir. ikrime. bir adam Mukâtil’in tefsirinden bir cüzle Abdullah'a geldi. Mukâtil'e biri gelmiş. Mukâtil'i kastederek.” dediğini nakleder[711]. Ben de: “İhtiyacım yok” diye cevap verdim dediğini söyler. Mukâtil'den sorulduğunda.Yakut er-Rûmî. Şibl'e “Mukâtil'den seni men eden nedir” diye sorduğumda. İbrahim. Ahmet b. “Hayır. Ebu'l-Hâris el-Cûzücânî. Ona. elMehdî. Goldziher de. Süleyman. Bir müddet sonra ona ya Ebâ Abdirrahman “Onu nasıl buldun” deyince. Mukâtil’in kitabını Süfyân b. hadisinin terk olunduğunu[699]. “Onu kerih görmesinler. Yahya es-Sâcî ise onun yalancı ve metrûkü'l-hadis olduğunu kaydeder. Ashabı Kehfin köpeğinin rengini sormuş. Ebû Hanife'ye Cehm ve Mukâtil.[705] Hatib el-Bağdâdî. Bunun üzerine bana. Hayyân'dan. Ali b. Amr'a Mukatil'i kastederek. Taberî'den bahsederken. Hammâd. “Şunun benim hakkımda söylediği söze bak! “istersen hatırın için. Abdullah onu aldı. demektedir. . “Bu zat tefsirdeki metodunda bir otorite olmuştur. “Tefsirde Mukâtil. Abbâd b. Mukâtil’in ilk zahir olan yalanının bu olduğunu söyler[696]. Merv ehlinden olan Abdülmecid. bütün biyografik ve bibliyografik eser sahibleri.[700] Louis Massignon. onun ilmi bana gelmemiş olsaydı onu bilmezdim” dediğini Süfyân işitir[710]. Süleyman mı daha âlim” diye sorar. [695] Mâlik'e ulaşan bir habere göre. tefsirine Muhammed b. demektedir[703]. Şu'be daima Mukatil'i hayırla yadeder[707]. Uyeyne’nin yanında gördüm. Yahudi ve Hıristiyanlardan geldiğini ve onların kitablanndan uygun olanları almış olduğunu söyler[704]. Hanbel'e. İmam eş-Şâfii'den naklen bütün insanlar şu üç kimsenin iyâlidir. Buraya kadar genellikle aleyhinde olan haberleri kaydettik. Abbas hakkında hadis uydurayım” dedi. kelâmda Ebû Hanife”. Nuaym b Hammad. tefsirde bu gibi haberleri İbn Abbas'tan rivayetle. Kur'ân'daki Kitabı Mukaddes tefsirlerinin sâhîh kaidelerini formüle eden ilk şahıs olarak karşımıza çıkar. Mukâtil b. Sâib el-Kelbî. insanların bilmedikleri şeyleri sormayı sevdiklerini söyledikten sonra. Kesîr Yahya b. der. “Eğer onun isnadı olsaydı.[697] Harun b.[709] Mis'ar. şiirde Züheyr b. Muhammed b.” diye cevap verdiğini nakleder[713]. Mukâtil’in tefsiri hakkında “Sanki o İbn Abbas ekolünün öğretimini ve onun olduğu bilinen metinlerini devam ettiriyordu”. isnadın bulunmaması bakımından tenkid edilmektedir. “Sen mi yoksa Mukâtil b. Mücâhid ve Dahhâk vasıtasıyla İbn Abbas'ın telebesi olan Mukâtil Yahudî ve Hıristiyan kaynaklarına müracâat etmeye cesaret edebilmiştir. Hemen şunu söyleyelim ki. onun tefsir ilminin.[708] Bu ifadeden anlaşılıyor ki Ahmet b.” demiştir[712]. “Şu adamı nasıl bilirsin dediğinde. en iyisini Allah bilir tabirini kullanmayı da ihmâl etmez. Mukâtil’in tefsirde marifet sahibi olduğu söylenir. Ubeydillâh babasından naklen.[698] Ebû Dâvûd. fakat hadiste böyle değildir. ilimden bir şeyler olabilirdi. o köpek muhtelif renklerdedir diyerek eğer böyle demiş olsaydın kimse seni reddedemezdi demiştir. Mukâtil’in müşebbihesi”[694] Ebû Yusuf da. Demek ki tefsiri bizatihi beğenilmekte. Cehm teşbihi nefiyde ifrata gitti ve o hiç bir şeydir demeye kadar vardı. Zira bu şahıslar onun indinde zanlı idiler dedikten sonra. İbn Hayan cevap olarak. Mukâtil Allah'ı mahlukata benzetmekte ifrata gitti” demiştir. Hanbel onun tefsir yönünü kabul etmektedir.[702] Ahmet Emin. biraz da lehinde olan haberleri serdetmeye çalışalım. onları ben ancak Kur'ân ilmi hakkında uygun görürünüm. “Tefsirde Mukâtil'den mi rivayet ediyorsun” dediğimde.[701] Regis Blachere de.

kendisine arşın haricinde sualler sorulmasını isterdi. bazı karşılaştırmalar yaparak. Mukâtil. Ahmet es-Saffâr İbrahim. Onun meşhur bir tefsiri vardır. Merv. Aynı zamanda İbrahim. kendisine gülünç sualler sorulmasına sebep olmuş ve onlara vermeye çalıştığı cevaplarla değerini düşürmüştür. el-Harbî benden Mukâtil’in kitabını alır ve ona bakardı.Kitâbu'l-Vücûh ve'n-Nezâir[724] 3. Mekke. bu sebepten dolayı Beyrut'ta bir gece zor kalabilmiş. Yine ibrahim. Kaynaklar. halbuki “O gün birtakım . Onlardaki orjinal yönleri ortaya çıkarmaya çalışıp. Bu hususu Massignon[727] ve Fuad Sezgin[728] de teyid etmektedir. tefsirdeki değerini ortaya koymağa çalışalım. tefsirinden başka bir şeye bakmaya lüzum kalmazdı.[717] İbn Hallikân. Hac'da Adem Peygamberi kim traş etti. Herşeyi kendisinin bildiği iddiasında bulunması. bazıları cehalet edip bir tenakuz varmış gibi görür. Aleyhindeki haberlerin hemen hepsi onun isnada ehemmiyet vermediği. 2.[714] el-Kâsım b. Kitâbu'r-Redd ale'l-Kaderiyye.[716] İbnu'l-Mubârek'e. Çünkü. sanki onun derin bir deniz olduğunu söyler”. Zındıkların Allah'a iftira mahiyetinde olan Kur'ân âyetlerinin bazısının bazısını nakzedişi görüşlerini reddetmek için. Bu gün bu eserlerden ancak üç tanesine sahip bulunmaktayız. Mukâtil’in tefsirini sahih gördüğüne işaret eder. Mukâtil'den sorulduğunda eğer Mukâtil sika olsaydı tefsiri ne güzel olurdu. Mukâtil’in nisbeten çok miktarda eser yazdığını nakletmektedirler.Kitâbu Tefsiri'l-Hamsi Mi'e Âye[725] Brockelmann'ın Arap Edebiyatı Tarihinde[726] zikrettiği et-Tefsir fi Müteşâbili'l-Kur'ân veya Sılatu'l-Kelâm adlı eser. Kitâbu'l-Aksâm ve'l-Lugât. Kitâbu Nevâdiri't-Tefsîr. Hattâ lehinde olan haberlerde bile.[718] Mehdî ise onun ilminin genişliğine hayret eder[719]. Buraya kadar hiçbir değer hükmü vermeksizin. hattâ iki raviyi bir birine karıştırdığı. demiştir. tefsirinde isnad olsaydı ne güzel olurdu şeklindeki sözler. Mukâtil tabiinden kibar kişilere ulaştı dedikten sonra. Enam Sûresi’nin 103. Kitâbu'l-Vücûh ve'nNezâir. Fakat bu eserlerin pek çoğu bugün elimizde mevcûd değildir. Kitâbu'l-Cevâbât fi'l-Kur'ân. Kitabu Müteşâbihi'l-Kur'ân. İbnu'n-Nedim Fihristinde[722] Mukâtil’in şu eserlerini zikretmektedir.Kitâbu't-Tefsiri'l-Kebîr[723]. Kitâbu Tefsîri'l-Hamsi Mi'ye Âye. Mukâtil’in et-Tefsîru'l-Kebîr’inden başkası değildir. sika râvilerin Mukatil b Süleyman'dan rivayet ettikleri haberleri[730] inceleyelim. el-Kelbî’ninkinden sonra geldiğini. elKelbî’nin Mukatil'e tercih edildiğini söyler ve sebebini de şöyle izah eder. halbuki havass tefsirinde bir tenakuz bahis konusu değildir. zındıkların şüphe ettikleri âyetler üzerinde durarak. Biz. o bütün gözleri görür” ile Kıyâme Sûresi’nin 22-23. Bu arada Kaderiyye'ye karşı tenkidî bir eseri de vadır. Yine es-Suyûti. tefsirine ondan birşey ithal etmediğini söyler ve el-Kelbî’nin tefsiri ile Mukatil’inkini müsavi görür. ehlisünnetce iyi olarak tanınmayan mücessime mezhebine sâlik olduğu gibi sebeplerden tenkid edildiği noktasında birleşir.”Gözler onu görmez” âyetinde. Bağdat ve hatta Beyrut gibi şehirlerde mescide oturur. Bu üç eserin muhtevalarına geçmeden önce. eğer onun tefsirinde isnad olsaydı. Allah ondan razı olsun”. O şerefi yüce olan âlimlerdendi.” der[720]. şeklinde dua eder. Süleyman'ın leh ve aleyhindeki haberleri naklettik. Eğer bir kimse Ma’ıner’in tefsirini Katâde'den ve Şeybâ'nınkini de Katâde'den cem ederse. iki ninenin mirası meselesi gibi acaib sualler sorulmuş. Ebu'l-Huseyn Muhammed b. 377/987) “Kitâbu't-Tenbîh ve'r-Redd ala Ehli'l-Ehvâi ve'l-Bida[729] adlı eserinden. “Mukâtil aşağı. eş-Şâfi’inin. sineğin yaratılışının hikmeti nedir. O muhtelif yerlerde havas tefsirinde böyle bir tenakuzun olmadığını söyler. hemen ertesi sabah Bağdat'a dönmek mecburiyetinde kalmıştır[721] Şimdi biraz da Mukâtil’in eserleri üzerinde duralım. Mukâtil'den bahsederken “Allah'ın Kitabı'nın meşhur müfessirlerinden idi. karıncanın bağırsaklarının önde mi arkada mı olduğu. Mukâtil tefsiri. bunlara tatmin edici cevaplar verememiş. yine hadis yönündeki ihmalkârlığına hamlolunur. âyetleri izah etmeye çalışır. Bir gün ona ey Ebû İshâk insanların Mukatil'i kötülemelerinin sebebi nedir diye sordum. Mesela o. kötü bir mezhebe sâlik idi. âyetleri “O gün birtakım yüzler Rabblerine bakıp parlayacaktır” âyeti arasında. Görüldüğü gibi eserlerinin çoğu tefsire ve Arap diline aittir. Mukâtil b.“Mukâtil’in ilmini hiç kimsede bulamadığını. İnsanlara cem etti ve onlara sema'sız olarak tefsir etti. pek çok örnek arasından bir tanesini iktifa edeceğiz. Kitâbu't-Tefsîri'l-Kebîr. 1. Kitâbu'l-Kıraât. onun üzerine en güzel tefsiri yapmış olur dedi. Kitâbu'n-Nâsih ve'l-Mensûh. ilk devirlerde câri olan isnada kâfi derecede ehemmiyet vermemesinden ileri geldiği anlaşılmaktadır. cahiller burada bir tenakuz Z'd âunu görürler. Kitâbu'l-Âyât ve'l-Müteşâbihât. Sebebin Mukatil'e hased etmeleri olduğunu söyledi[715]. Bunun üzerine. Kitâbu't-Takdîm ve't-Te'hîr. Başka bir rivayette. Bu tenkidlerin onun. es-Suyutî. demektedir. İbn Adiyy'den naklen Mukâtil’in tefsirinin. âyeti “Gözler onu görmez. Ahmet el-Malatî’nin (ö. mahlukât onu dünyada göremez.

Kitâbu Cevâbati'l-Kur'ân. örneklerini Mukâtilin et-Tefsîru'l-Kebîrinden seçerek almış ve onları kendine göre bir tasnife tâbi tutmuştur. Mukâtü’in elimizde bulunan eserlerini tanıtmaya çalışalım: a. muğlak olan kelimelerin izahları yapılmış. el-Malatî. Ömer. Kitâbu Müteşâbihi'l-Kur'ân. Fakat el-Malatî’nin bu örnekleri Mukâtil’in eserlerinden ne miktarda aldığını ve onlar arasından seçmeler yapıp yapmadığını bilemiyoruz. İsrailiyyâta ve tarihî hâdiselere temas edilmiştir[736]. Sirîn. Mukâtü’in tefsirinin daha sonrakilere naklî hususunda şu isnadları vermektedir.[740] es-Sa'lebi. 58 nüshası kullanılacaktır. Atâ b. Abdullah b. İşte her iki âyetin tefsiri böyledir. onun. Ali b.[732]Yukarıda zikretiğimiz mevcut üç eseriyle karşılaştırıldığında bu örneklerin hiç birine rastlanılamamıştır. lafızlar ve istisna olarak gösterilen kelimeler dahi aynen birbirine uymaktadır. Mukâtil’in et-Tefsîru'l-Kebîr'i ile karşılaştırılmasına âit örnekler vermek uygun olacaktır. Kitâbu'l-Âyat ve'l-Müteşâbihat. Bu da. Üst kısımda vediğimiz örnekler el-Malatî’nin “ei-Tenbih” adlı eserinden alınmış ve yeri gösterilmiştir. müradiflerine. Ali. Mukâtil’in.[741] .[738] Abdulhâlik b. Müzâhim. Ebû Ishâk eş-Şa'bi. Zeydî. Aksine. Tefsir. Ehli Kitabı tavsif eden âyetlerde. İsminden de anlaşılacağı üzere ahkâma dâir olan âyetler incelenmektedir. Fakat el-Malatî yine aynı eserin diğer bir bölümünde. aynen alt tarafa da intikal ettirilerek. Sâbit’in kitabının üzerinde Mukatil’in şeyhleri olan otuz kişinin isimlerini bulduğunu söyler[739]. bu örnekleri. el-Malatî’nin kitabına aldığı bazı kelimelerin. vücûh ve nezâire dikkat edilmiştir. Bundan da anlaşılıyor ki ei-Malatî. Sabit de bu tefsin baştan sona kadar 204 senesinde kendisine okunmak suretiyle işittiğini söylemektedir. Halbuki bu örneklerin hepsi et-Tefsiru'l-Kebîr'den alınmıştır.[733] elMalatî’nin aldığı bu örneklerin hiç birinde. Kur'ân'dan aldığı bazı kelimeleri formülünü kullanarak Mukâtil'den nakletmektedir[734]. Atiyye el-Kûfî. İbn Şihâb ez-Zührî. et-Tefsiru'l-Kebir’inde bulunmaktadır. elHüseyn b. karşı karşıya gelip birbirlerine bakarlar. Bu kelimelerin hemen hepsi Mukâtil’in. Simde. Massignon'un “el-Malatî’nin. Sâbit’in babası 190 senesinde Ebû Salih el-Hüzeyl'den işitmiş. isnadlı bir haber bulunmadığı gibi.Kitâbu't-Tefsiri'l-Kebîr İstanbul'da çeşitli kütüphanelerde yazma halinde bulunan bu eserin. Âyet sırasına göre tefsir edilmiş ve âyetlerin anlaşılabilmesi için. ed-Dahhâk b. Nâfi Mevlâ b. Tefsir şöyle bir isnadla gelmektedir:[737] Görüldüğü gibi Mukâtil bu tefsirini otuz şeyhden almıştır. bu tenakuz gibi görülen âyetleri kendi aralarında tasnife tabi tutarak gibi bablara ayırmış ve yine Mukâtil'den vermiştir. Mukâtil'i örnekleriyle. Habîb’in Mukâtil'den naklettiği bu tefsiri Abdullah b. yukarıdaki örnekler hususunda el-Malatî'ye biraz daha fazla itimad edeceğimizi gösterir. Bu örneklerde görüldüğü gibi. “Nâdıra” onun nurla beyazlaşıp güzelleşmesidir. İkrime. Bu örneklerin. “Rabblerine bakmaları” ise. onun bu meseleyi yıce tetkik etmediğini ortaya koymaktadır. genellikle Hamidiyye ktp. İbn Ebî Müleyke. Sağ başa konulan numaralar. Şehr b. Kitabu Nevâdiru't-Tefsîr adlı eserlerinden alınmış olması kuvvetle muhtemeldir. Mürcie veya Mücessimeden olduğunu gösterecek bir fikre de rastlanmamaktadır. izah veya sebeb-i nüzûl olarak bol bol şahıslar zikredilmiş. ez-Zubeyr.[731] diyerek iki âyet arasında bir tenakuz olmadığını gösterir. Kur'ân'ın başlangıcından sonuna kadar tamamlanmıştır. Havşeb. No. İslâm'a ve Kur'ân'a tecevüz etmek isteyen zındıklara karşı savaşan bir mücâhid rolünde görmekteyiz. Mukâtil’in ya et-Tefsiru'l-Kebîr’inden veya daha kuvvetli olarak Tefsiru'l-Hamsi Mi ye Aye adlı eserinden almış olması muhtemeldir”[735] sözü. Bu tefsirde bir mezheb mücadelesine rastlanılmamaktadır. Muhammed b. Ebî Rabâh. aynı kelimenin Mukâtil’in tefsirindeki durumu gösterilmektedir. el-Hasan. Abdullah b.yüzler Rabblerine bakıp parlayacaktır” âyeti ise kıyamet gününde olacak bir hâdisedir. Bunların on ikisi tâbilerdendir. Biraz sonra muhtevasını vermeye çalışacağımız Tefsiru'l-Hamsi Mi'ye Âye adlı eserde. Halbuki bu örneklerde ahkâmdan ziyade Kur'ân âyetleri üzerinde şüpheye düşenlerin vehimlerini red ve Kur'ân'da geçen bazı kelimelerin mânâlarının izahı ve açıklaması vardır. Muhammed b. Bu isnadda tabiilerden olanlar arasında şu zevat zikredilir. Ebû Salih el-Huzeyl b. o günde onlar.

aynı âyetin semaen (isnâd zikredilerek) de tefsirinde nakledildiği görülmektedir. Allah'ın ölüm ve hayatı iki cisim halinde yarattığını. asır ricalinden olan el-Malatî’nin aldığı örneklerin aynen tefsirde bulunması. âyetlerin nazil oluş sebepleri. bunlar imla hataları. İbn Abbas'a dayanarak. . Buraya kadar tefsirinden verdiğimiz örneklerde. eserinde kendini açık bir şekilde göstermektedir. Mülk Sûresi’nin ikinci âyetini tefsir ederken. kanı vardır. Safvân (ö. Bu durumu göz önünde bulunduran Goldziher. İstanbul'un fethi ve Endülüs'ün yıkılmasına işaret ettiğini söylemektedir. el-Makdisiye dayanarak. Mukâtil’in mevcûd olan tefsir nüshaları arasında. takdim ve te'hirler veya atlamalardan ibarettir. rnüstensihlerin ilmî durumlarından veya gafletlerinden ileri gelen bazı ufak farklılıklar mevcûd ise de. ölümün.Tefsirde hemen hemen isnad yok gibidir. IV. İsnadın her âyette zikredilmeyip bazı âyetlerde zikredilmesinin sebebi acaba nedir? Öyle zannediyorum ki bu tefsîr semâ olmaksızın doğrudan doğruya Mukâtil’in tefsirinden istinsah edilmiştir. Mukâtiliyye mezhebinden bahsederken Mukâtil’in söylediğini zannetmiştir[747]. koç. Mukâtilin İsrâ Sûresi’nin 58. [753]İsra: 17/58 Nedense. Bu konuda bir kaç örnek vermek uygun olacaktır.[762] tefsirin Mukâtil'e âit olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir. Cehm’in Tenzîh akidesine karşı Teşbîh akidesini rnüdafaa ederek. semâen gelen haberlere âit olduğu söylenebilir. onda teşbih akidesini teyid edecek bir ize rastlamamaktayız.. Mukâtil Allah Teâla'nın ayetini tefsir ederken Ebû Bekir. el-Hakem’in “Allah cisimdir. ileride doğacak olan Mücessimenin ve Kerramilerin esasını hazırlamış oldu. Keza ez-Zerkeşinin. Pek seyrek olarak rastlanan isnadın ise. Mukâtil’in kitabından doğrudan doğruya alındığı. kabili münakaşa olacağı kanaatindedir[760]. Bu devir içerisinde yaşayan Mukâtil b. 129/746) Belh'de Mukâtil ile mubaheselerde bulunmuş ve Mukâtil'de bir fikir aksülameli oluşmasına sebep olmuştur. Müzâhim'den geldiğini göstermek suretiyle sağlam bir isnada dayandırılmak istendiği kısaca İsrailiyyât tesiri altında kaldığını ve gâibden haber verme gibi bir yola tevessül ettiğini söylüyorsa da[752] bu âyeti Mukâtil’in tefsiri ile karşılaştırdığımızda bu haberi bulamamaktayız. Yine Mukâtil. zamanları ve kastettiği şahısların kimler olduğu hakkında bilgi vermekte. Halbuki bu âyetin tefsirinde böyle olmadığı görülmektedir.[744] İslâm'ın ikinci asrı. Bu husus. el-Makdîsı. [745] Hatta Mücessimeden olan Hişâm b. Akidesini Horasan ve Maverâunnehr taraflarında yaymağa çalışan Cehm b. el-Ca'd. Mukâtii gereken ehemmiyeti vermemiştir. Meselâ:[743] Bazen de içinde Mukâtilin bulunduğu bir isnadla beraber. Allah'ın sıfatlarının insanınkine benzediğini veyahutta cismâni olduğunu iddia etmelerine sebep olan[748] âyetlerini Mukâtil’in tefsirinden tetkik ettiğimizde. Yoksa aralarında tefsirin aslını bozacak ayrılıklar yoktur. Bu şekilde tarihî hâdiselere ışık tutacak örneklere eserde sık sık rastlanmaktadır. eserlerinde hemen hemen her haberin isnadını vermişlerdi[759].[749] Ali b. Süleyman'ın bazı itikadî mezhep cerayanlarının tesiri altında kalacağı aşikârdır. âyetini tefsir ederken. Uydurulan bu haberlerin 105/720 de ölen ve sika bir râvi olan ed-Dahhâk b. Bazen bir âyetin tefsirinin. Mukâtil'i çok şiddetli olarak itham etmektedir. daha doğrusu bazı tarihî meselelere ışık tutmaktadır. Sanki tefsiri ilk devir tefsirlerinden değilmiş intibaını vermektedir. fikri cereyanların kaynaştığı ve rayına oturmaya çalıştığı bir devirdir.[757] Bu âyetin inzal tarihi kafi olarak bilinmemekle beraber. Eti. Hadisçilerin tenkidlerini müsbet karşılamak mecburiyetindeyiz. hayatın ise siyahlı beyazlı at şeklinde olduğunu. Meselâ:[742] Tefsirdeki bazı rivayet'erin Mukâtil'den olmadığı açıkça zikredilmektedir. Boyu kendi karışı ile yedi karıştır”[746] sözünü el-Makdisî. el-Burhân'ına hülasa olarak aldığı Bakara: 2/269”[761] gibi örneklerin. başka bir isnad da zikredilmekte ve âyetin tefsiri bu iki isnada dayandırılmaktadır. Hakikaten ilk devirlerde İslâmî ilimlerde câri olan isnad sistemine. ed-Demiri'den[754] alarak nakletmektedir. Nâdir olarak bazı âyetlerde isnada rastlanmaktadır. aleyhinde olan fikirlerin bulunmaması bizi güç durumda bırakmaktadır.[755] Halbuki bu âyet Mukâtil’in tefsirinde şöyledir:[756] Mukâtil bu tefsirinde. âyetin inişi sırasında Hazreti Peygamber’in dokuz zevcesi olduğunu öğreniyoruz[758]. Çünkü onun muasırı olan müfessirler. Halbuki Mücessime ve müşebbihe mezheblerinin. Ömer ve Ali demişti[750] diyor. bu tefsirin Mukatile âit olup olmadığının mevsukiyetinin.[751] Goldziher. Mukâtil’in tefsirinde bulunması. Mukâtil’in buradaki sarîh ifadesinden.

Mukâtilin mezheb ve düşüncelerini ve hattâ temayüllerini aksettirecek bir delil mevcut değildir. Elde mevcut ilk eser olması bakımından ehemmiyeti hâizdir. Bu eserde hiç bir isnad mevcûd olmadığı gibi. emir.Mezhep görüşünü ihtiva etmeyen bu tefsirinden dolayı. onların âyetlerdeki vecihierini göstermektedir. onun sadece el-Vücuha tahsis edildiğini öğreniyoruz. çeşitli mânâlarda kullanılan müşterek lafızlar vardır. onların yerlerini ve hangi anlamlara geldiğini göstermektedir. Fecr: 89/14 âyetini zikrederek melekler insanları şu yedi yerde gözetler der ve amellerin imansız kabul edilmeyeceğini söyler[772]. Müşebbihe'den olan Mukâtil’in müfessir Mukâtil olmadığını söyleyecek kadar ileri gitmişse de. ömründen ve zulüm yapıp yapmadığından sorulacağını. Horasan havalisinde fikirlerini savunurken. Kur'ân-ı Kerîm'deki 180 den fazla kelimenin zu vücûh olduğunu. haram ve helâl hususundaki âyetlerin. İslâm'ın esas rüknünün imân olduğunu ifade ettikten sonra. elimizde bulunmayan diğer eserlerinde bulunabilir. Burada. daha sonra da zekâttan.[769] Mukâtii zu vücûh olan kelimeleri ele almakta ve onların Kur'ân'da kaç vecih üzere bulunduğunu söyledikten sonra. Kaynaklar bu konuda İslâm'ın ilk asırlarından itibaren eserler yazıldığını kaydediyorlarsa da. Zaten Cehm. Ebî Talha'nın[766] bu sahada birer eser yazdıklarını öğrenmekteyiz. yazarının da görüş ve temayüllerini yansıtır. Çünkü eserinin ismi. imanın 6. Mukâtil’in Belh'te meşhur bir müfessir olduğu söylenir. işte imanın aslı budur şeklinde nihayetlendirince. bu görüşü Zâhid el-Kevserî şiddetle reddetmektedir. Süleyman'ın bu alanda bir eser telif ettiğinde ittifak halindedirler. bunlardan birinin “Kitâbu'lVücûh Ve'n-Nezâir” olduğunu söylemektedirler. Açık ve güzel bir yazı ile yazılmış olan Mukâtil’in bu eserinin başlangıcından[765] ve muhtevasından. Mukâtii Mücesime veya Müşebbihe'den değildir diye bir hüküm de çıkartamayız. Mukâtil bu hususu eserinin başka bir yerinde şöyle izah etmektedir. izah ve tefsirinden ibarettir. daha doğrusu ahkâm âyetlerinin. ilk asrın eserlerine henüz mâlik değiliz. bunların hepsi hemen hemen kendilerinden evvel yazılan eserleri aynen nakletmişlerdir. rüknünü kabul etmiyor mu? Diye bir sual akla gelebilir. onun bu akideyi benimsemediğine delil teşkil edemez. isminden de anlaşılacağı üzere. Genellikle bu iki husus bir arada mütalaa edildiğinden. Öyle zannediyorum ki o. Tefsir. yazıldığı cemiyetin sosyal durumunu aksettiren bir ayna olduğu gibi.[767] el-Vücûh ve'n-Nezâir hakkında eser yazan bütün müellifler[768] genellikle yeni bir şey ortaya koymamış. Bu hususa tefsir ilminde “el-Vücûh” denir. Kur'ân'ın iyi anlaşılması için.[770] Böylece Mukâtil. nehiy. sonra namazdan. Mukâtil’in eserlerini veren müellifler de. “Vücûhu Harfi'l-Kur'ân”dır. onun eserlerini sayarken. Bu eserde mevcut olmayan fikirler. Bir kelimenin bir âyette ifade etiği mânâ ile diğer âyetlerde ifade ettiği anlamiar aynı olmamaktadır. yani birçok kelimenin aynı mânâyı ifade etmesine de “ en-Nezâir” denir. Hemen hemen bütün kaynaklar Mukâtii b. tefsirini yazdıktan sonra Cehm ile karşılaşmış ve onun fikirlerine aksülamel olarak teşbih akidesine kail olmuş olabilir. bu suallere cevap verebilirse cennete gireceğini anlatır. cehennem köprülerini geçebilmek için insanoğlunun yedi yerde durdurulacağını ve onlara evvelâ imandan. c. Kâtib Çelebi vasıtasıyla İkrime ve Ali b. imânın tefsirine girişir.Kitâbu'l-Vücûh Ve'n-Nezâir Her dilde ve her eserde olduğu gibi Kur'ân-ı Kerîm'de de. 6333 de bulunan bu eser. hayır ve şerrin yani kaderin Levhi Mahfuzda yazılmış olduğuna . Bunun aksine.[773] Bu beş esası. Böyle bir hükme varmanın güçlüğünden dolayı esSeksekî. hacdan. onun bu eserinde detaylarına inmeksizin. tefsir ilminde bilinmesi lâzım gelen mühim hususlardan biri şüphesiz “el-Vücûh ve'n-Nezâir” dir.Kitâbu Tefsiri'l-Hamsi Mi'e Âye Bugün elimizdeki bilgilere göre yalnız Londra'da British Museum Or. bu konuda yazılmış eserler “el-Vücüh ve'n-Nezâir” adıyla anılmışlardır. okuyuculara bilgi vermek için birkaç örnek sunacağım. [774] Bu ibareden de anlaşılıyor ki.[763]Mukâtil’in bu tefsirinde teşbih akidesinin görülmeyişi. Eserin başlangıcı şöyledir:[771] Bu başlangıçtan sonra Mukâtil.[764] b. oruçtan.

bunu teyid edici mahiyettedir. Yahya b. hadisçilere hak vermemek elde değildir. Ondan. Aldığı ilimleri hazmedip onları işlemesini iyi bilen es-Sevrî. Habîb b. mut'a nikâhı hakkındaki görüşü. Abdul-Melik b. hicretin 97/715 senesinde Süleyman b. bu eserin Mansûr b. tanıtmaya çalıştığımız eserleriyle İslam tefsir tarihinde temel şahsiyetlerden biridir. Ebî Sabit. Âsim el-Ahvel. Eserleri. Abdilhamid el-Bâverdî tarafından rivayet edildiğini ve içerisinde birçok hadisin bulunduğunu. Künyesi Ebû Abdillah'dır.işaret ederek. ondan ve onun eserlerinden bahsetmeden geçemezler. Tefsir tarihi ile uğraşanlar. Mukâtil b. şunları söymemiz mümkün olacaktır. Ca'fer b. Amr b. İslâm ilim âleminde iyi bir mevkiî olan Süfyân es-Sevri’nin biraz da ilmi . Yûnus b. Ebî Salih ve daha pek çok zevattan ilim aldı[780]. Hazreti Peygamber. o. böyle bir akideye sahip olmadığını söyleyemeyiz. Süleyman hakkında ne denilirse denilsin. Hasîf b. sahabe ve tabiilere ulaşan isnadlar vermiştir. Mansûr b. Burkan. Umeyr. Abdirrahmân ve İbn İshâk ondan hadis rivayet etmişlerdir. lügat. Belki akidesini elimizde olmayan eserlerinden birinde nakletmiş olabilir. Eyyûb es-Sahtiyânî. Muâviye ve Mis'âr gibi meşhur zevat onun talebesi addolunurlar[781]. İsmail b. Mesrûk'tur. Hakikaten eserlerinde isnadı ihmal etmiş. Fikrî temayülü.Süfyân b. Seleme b.[775] Bazen isnadlardan sonra. Amr b. Abdullah b. sayılamayacak kadar çok kimse rivayette bulunmuştur. Onun bütün eserlerine sahip olmadığımız için. Ebân b. el-Evzâî. Süleyman ya isnadı ihmâl etmesi yahut da Cehm’in tenzîh akidesine karşı teşbîh veya tecsîm akidesini ortaya koyması yönünden itham edilmektedir. Mukâtil genel olarak bu eserini sekiz baba ayırmış ve her bâb içerisinde. bu hükümleri teyid edici mahiyette. babası Sa. Onun 95/713. İbnu'l Mübarek ve Süfyân b. Salih mevlâ et-Tev'eme. Meselâ. Dinar. Şu'be. Abdirrahmân. Süheyl b. ilk devir ehlisünnet âlimlerinin yolunda olduğunu da müşahede etmekteyiz. Mukâtil’in şahsî görüşleriyle meseleleri izah ettiği görülür. Ebu'z-Ziyâd. Çünkü kıraat değişiklikleri. Mesrûk es-Sevrî’nin. Mâlik. bir netice çıkarmak icâb ederse. İslâm âleminde şöhreti yayılmış. Ebû İshâk es-Sebi'î. Ebû Hasîn. onun da imân esaslarından biri olduğunu ifade etmektedir. elMu'temer. ez-Zehebî. Hemen şunu söyleyelim ki tanıtmaya çalıştığımız üç eserinde. Tağleb. Ubeyd. müphemlerin izahı ve tarihî hadiselerin aydınlatılması. Mukâtil hakkında denilenler ve muhtevalarını tanıtmaya çalıştığımız eserlerinden. hatta isnadı bol bol kullandığı Tefsiru'l-Hamsi Mi'e Âye adlı eserindeki isnadların bile zayıf olduğu söylenmiştir. Saîd b. Zaide. Eserde. el-Evzâ'i. Sa'id Es-Sevrî Ve Tefsiri Hayatı Etbâu't-tabiîn devrinin en mühim şahsiyetlerinden olan Süfyân b. Yetiştirdiği talebeleri arasından. İsnad yönünden yapılan ithamlara gelince. Murre. isnadlara riâyet etmemesi ve ilk tefsirlerde eksik olmayan İsrailiyyat dediğimiz haberleri ihtiva etmesi yönünden tenkide uğrayan Mukâtil b. Züheyr b. Süfyân es-Sevrî. Meselâ:[776] şeklindedir. 96/714 senelerde doğmuş olduğunu gösteren haberlere de rastlanılır[779]. İmâm Mâlik b. Bu husustaki âyetlerin delâlet ettiği hükümleri ortaya koymuş. Ebî Hâlid. hadis fıkıh öğrenmek isteyenler onun etrafına toplanmaya başlamışlardır. Dînar. Süleyman et-Teymî. Mesrûk'tan.d b. Uyeyne gibi zevat şöhrete ulaşmışlardır. zamanının beş müctehid imamından biri olmuştur. Abdilmelik’in hilafetinde doğduğu gürüşü ilim ehlince muteber addedilir[778]. bu alanda çalışacaklara faydalı olacağı düşüncesiyle. Annesinin de zühd ve takva sahibi bir kadın olduğu söylenir. ilk günkü fıkıh ve kıraat anlayışlarını göstermesi bakımından mühim bir yer işgal eder. vücûh. Bazen de kıraat hususlarına temas etmektedir. Enes. ahkâm âyetlerinin anlaşılmasında mühim rol oynar. Şeyhleri olan. el-A’ıneş. Şu'be. Küheyl. Kendi akranı olan. eserin başlıklarını vermeyi uygun gördüm: Baştaki rakamlar bu eserin varak numarasını göstermektedir. o baba âit ahkâma taalluk eden meseleleri ele almıştır. 3. Babası Kûfe’nin sîkâ muhaddislerinden olan Sa'id b. Huseyn b. [777] Mukâtil’in bu eseri nâdir olan nüshalardan olduğundan. Mücessime veya Müşebbiheyi teyid eden bir husus görülmediği gibi. sebebi nüzul. zayıflığına rağmen hadislerin yazılabileceğini söyler. onun tecsîm akidesini teyid edecek bir hususa rastlanmamıştır. Sa'id el-Kattân.

ezberden sahip oldukları hadis hazinesini yazı ile ilk tesbit edenlerdendir. “Eğer Süfyân es-Sevri tâbiûndan olsaydı. [790] İmâm ve din âlimi olan süfyân. Kûfeliler de Ali'yi tafdil ediyorlar” dedi. İbn Ma’in ve diğerleri “Hadis ilminin Emîru'l-Mü’minini Süfyândır”[782]. Süfyân es-Sevrî'den daha âlim bir kimse görmediğini” söylemektedir. Ona ya sen hangisini tafdil ediyorsun denildiğinde “Ben Kûfeli bir şahısım” demiştir. İbn Uyeyne. beyanına göre. Şu'benin ilmi bahis konusu olamaz. vera'ı ve zühdü ile tanınmıştır. Saîd el-Kattân. rey ve İçtihâd sahibi olmakla ün kazanmıştır. eserlerinde onun hakkında şu rivayetleri naklederler: Şu'be. Kurduğu fıkhî mezheb hicrî V.[798] Malumdur ki. İbn Uyeyne de ona görüşünü açıklar. Osman'a tafdili meselesine inhisar etmekte idi. denizdeki köpük “Irak bize mal ve zenginlik yönünden üstün durumda idi. “Zamanında İbn Abbas'a. Çünkü usûl ve furûa dâir fikirleri. kitaptan kitaba. onun Zeydî olduğunu söyler. Bir kimse bunun aksini dese kâfir olur. İbn Uyeyne. o bidayette Şiî idi. onun tarafından Sünnî manada hal ve fasledilmiştir. Ehli Sünnet görüşüyle aynıdır. sikalığı. Bu sebepten tarih kitaplarında. “1100 şeyhten hadis yazdığını. kıyasta tefavuk etmiş. es-Sevri de Kûfe'de oturduğuna göre bu fikri savunacağı tabiîdir. Keza İsmail b. söz. Bunun üzerine el-Firyâbî “es-Sevrî bu görüşün hilafınadır” deyince. Kûfeliler tamamen Ali’nin şiâsı idiler. onun tedlis ile itham edilmesidir[789]. birisi Süfyan'a . İmâm Mâlik de: “Süfyân'ın ilmi yanında. o Şiî veya Zeydi idi şeklindeki ibarelere rastlamak gayrı tabi bir şey değildir. “Süfyân her şeyde Mâlikten daha üstündür. es-Sevrî bütün muhaddislerce sika addedilmiştir. Acaba et-Taberi’nin iddia ettiği gibi. İmân. asra kadar devam etmiştir. o günkü Şia sadece Ali’nin. bunlar arasında Süfyân'dan daha faziletli bîr kimseden yazmadığını”[783]. muhakkak ki. İbn Uyeyne. O. Onun fıkhî görüşleri Hanefî ve Şâfiilere âit eserlerde zikredilmiştir. İbn Ebî Hatim. cevaben mesabesindedir”[787] demiştir. Bununla beraber o.”[785] Ebû Hanife de. Hanbel’in. Ebû Salih Hamdün b. ancak onun ilmi. Şu'be ve Süfyân'ın ilminden sorulduğunda. Sünniler ile Şiâ arasındaki ihtilaflı mevzuların hemen hemen hepsi. Kendisi müthiş bir hıfz kabiliyetine mâlikti. İbrâhime.[796] et-Taberî de. Şiiliğini Basra'ya geldikten sonra terketmiş midir? Cevabımı? Evet olacaktır. Süfyân'ın zuhurundan itibaren ilimde de bize üstün gelmeye başladı”[788] demiştir. İbn Avn ve Eyyûb'a mülâki oldu. Süfyan'a yöneltilen tek Serzeniş. Süfyan es-Sevri'yi seçerdim” demektedi[794]. Yine Süfyan İbn Uyeyne “Helâl ve haram hususunda. arkadaşları arasında fıkıhta. Ebû Âsim. O artar ve noksanlaşır”[799] der ve ilk iki halifenin. İbn Uyeyneye fıkhi bir mesele arzeder. Süfyân es-Sevri’nin akidesi hususunda tarihçiler ihtilaf etmişlerdir. Ahmed el-Kassâr en-Nesâbûrî ve Dînever şehrinden bir gurubun onun mezhebinde olduğu söylenir. O. İbnu'l-Mubârek. elFiryâbi. hadis talep etmek için Basra'ya gittiğinde. ehlisünnet'e sülük etti demektedir[797]. cevaben “Basralılar Osman'ı.[800] Ahmed b. Yahya b. “Kur'ân Alah'ın kelâmıdır ve gayrı mahlûktur.[795] İbn Kuteybe. onlar arasında mühim bir yeri olurdu”[786] demişlerdir. hıfzı. amel ve niyettir. et-Taberi’nin bu sözünü. İbn Sa'd. Cüneyd el-Bağdâdi. onu Şia'dan addederler. ez-Zehebî ve İbn Hacer gibi cerh ve ta'diciler.yönü hakkında denilenleri dinleyelim. Şia'yı terkedip.[793] el-Evzâî de “Bana şu ümmet için birini seç deselerdi. es-Sevrî. şu hikâye teyid etmektedir: Bir defa Süfyan'a Hazreti Osman ve Hazreti Ali hakkında sorulduğunda. İbn Rüşt. zamanında eş-Şa'biye ve yine zamanında es-Sevriye ulaşan olmadı”[784]. el-Hatîb el-Bağdâdî.[791] Onun fıkıhdaki değerini fakihlerin sözlerine bırakalım. rivayetten rivayete tevatüren intikal eden görüşleri. “Senin gözlerin Süfyan gibisini asla görmedi” demiştir[792]. Ali'ye rüchaniyetini kabul eder. es-Sevri’nin “9 muakkiblerinin telif ettikleri fıkhî eserler halen elimizde mevcut değildir. İbnu'n-Nedim ise.

es-Sevrî. cehaleti dolayısıyla özür dilenemeyecek tefsir ki.“Bana ulaşan habere göre. son derece zühd ve takva sahibi bir insandı. zikredilir.el-Câmiu's-Sagir[816] c. Mücâhid'den tefsir geldi ise. ikincisi. âlimlerin bileceği tefsir. 150 tarihinden 155 tarihine kadar muhtelif tarihler zikredilmektedir. İbnu'n-Nedîm. “her gece bir cüz Kur'ân ve bir cüz de hadis okumayı vazife edinmişti. Ticaretle meşgul olup hayatını kazanmakta idi.[806] O daha ziyade Kur'ân'ın müşkil olan âyetlerini tefsir ederdi. hükümeti tenkıd etmiş. ve ed-Dahhâk. İbnu'1-Esır. Mushafı eline alır bir âyeti tefsir etmedikçe diğerine geçmezdi ve “Bana menâsik ve Kur'ân'dan sorun.”[807] es-Sevrî. a-[815] Hadis alanında yazılmış bir eserdir. Sonra Basra'ya gelerek. Kufeyb'e b. Cübeyr. b. el-Hatîb.[804] Kur'ân hakkında re'y ile konuşmaz.Kitâbul-Ferâiz[817] . “es-Sevri olmasaydı muhakkak yera ölürdü”[803] demek suretiyle. bilin ki muhakak yalancıdır. Yine eş-Şa'bî'den naklen “Hazreti Peygamber hakkında yalan söyleyen. ateşte oturacak yerine hazırlansın”[805] haberini nakletmekte idi. Kur'ân hakkında geniş bilgisi olan Süfyan es-Sevrî asrının en büyük müfessirlerinden addedilir. et-Taberî el-Mes'udî. diyen Mürcie'ye buğzeder. bana daha muhabbetlidir. Kur'ân'dan bir cüz'ü okur. üzerine oturur hadisten de bir cüz'ü okurdu ve sonra uyurdu”[811] Abdurahman b. Hatta ona. üçüncüsü. İkrime. İbn Sa'd. bir sûreyi evvelinden başlayıp nihayetine kadar tefsir etmekten hoşlanmaz. İdareciler tarafından takib olunduğundan eserlerinin talebeleri tarafından gizlendiği söylenir. Saîd. Seyfe kitaplarını imha etmesini ve yakmasını söylediği.” der. İbnu'l Cevzi.[814] Buna rağmen. bu hususta ilmî olduğunu iddia eden kimse.[801] Süfyan. ölen bir mürcie hakkında.[809] Hallâd. diye sorulmuş. tefsire muhtaç olan yerleri kelime kelime tefsir ederdi[808] Kendisi tefsiri şu dört kişiden almayı tavsiye ederdi: Saîd b. sonra yatag. o da imtina etmiştir. kaynaklar bahsetmektedirler. Yine başka bir haberde. Hanbel. Osman'a da. onun tahribe uğramadığı sanılan bazı eserlerinden. Allah'a yemin ederim ki. sen Osman'a buğzediyormuşsun. iman yalnız tasdikten ibarettir. sahabe ve tâbiûnun görüşlerine uyardı. bu şehirden ayrılış tarihi yukarıda zikrettiğimiz kaynakların beyanına göre ihtilaflıdır. Habîb'e Kur'ân'ı dört kere okuduğunu söylerdi” demiştir. Kur'ân hakkında yalan söyleyenden. dördüncüsü. Hamza b. Yahya b. Arapların bileceği tefsir. el-Buhârî. o sana yeter” derdi. Mücâhid'e itimadı hepsinden fazla idi ve buhususta “Sana. cenaze namazı kılınacak mı. el-Mehdî’nin hilafetinde vefat etmiştir. Muaviye'ye de buğzetmiyorum” diye cevap verir. zira ben bu iki ilimde de bilgi sahibiyim” derdi. Mehdi de “Süfvan mushafı alır. Ahmed b. Kur'ân'ı yalanlarken Allah'ı yalanlamış olur” derdi. Hatta talebesi olan Ammâr b. İbn Abbas'tan rivayetle şöyle denilmektedir: “Kur'ân tefsiri dört vecihdir: Birincisi. onun bir Mürcienin cenaze namazında bulunmayı reddettiği anlatılır[802]. Zira kendisi Hâzreti Peygamber’in “Kur'ân'ı rey ile tefsir eden. O. kahr ve cebr üzerine bina edilmiş bir hükümette vazife kabul etmek istemediğinden.[810] Abdurrazzâk'ın beyanına göre. es Sevrî hac farizası için Mekke'ye geldiğinde. Allah'tan başka tevilini kimsenin bilemeyeceği tefsir ki. Çünkü o. hunun neticesi olarak hapsedilmiştir. Peygamber. İbn Hallikân ez-Zehebî ve İbn Hacer gibi zevatın ittifakla vermiş olduğu bilgiye göre 161/777-778 senesi Şaban ayında 64 yaşında iken. Saî el-Kattân'ın yanma yerleşmiştir. onun zühd ve takva yönünü belirtmektedir. Kendisine Küfe kadılığı teklif edilmişse da. âyeti tefsir etmeden geçmezdi”[812] demektedir. reddetmiştir. bunlar helal ve haram hükümleridir. “Süfyan.[813] Süfyan. Eserleri Ömrünün büyük bir kısmını Kûfe'de geçiren Süfyan es-Sevri’nin. Kitaplarının ekserisini hatta hepsini Kûfe'de tasnif etmiş olması muhtemeldir. Süfyan bu suale dehşetle.

d- Kitâbu Âdâbi Süfyan es-Sevrî[818] e- Risâletun ilâ Abbâd b. Abbâd[819] f- Kitâbu't-Tefsir.[820] Kâtib Çelebi onun tefsirini, es-Sa'lebi'den naklen eserine kaydetmiştir.

Tefsiri Kaynakların bahsettiği Süfyân es-Sevrî’nin Kur'ân-ı Kerîm tefsiri, Hindistan'ın Rampor şehrinde bulunarak 1385/1965 senesinde bir cild halinde tab edilmiştir. Eserin mukaddimesinden Kûfî'ye yakın bir nesihle yazıldığı ve hicri III. asra ait olduğu tahmin edilmektedir. Bu tefsir, esSevrî’nin talebesi Ebû Huzeyfe Musa b. Mes'ud en-Nehdî el-Basrî (ö. 220/835 veya 226/841) tarafından nakledilmiştir. Şunu da hatırlatalım ki bu zât el-Buhârî, et-Tirmizi, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce’nin râvilerindendir. Bu zâtın elimizde bir tefsiri olduğuna göre, bundan çıkaracağımız delillerle onun tefsirdeki usûlünü ortaya çıkarmaya çalışacağız. İlk devir tefsirlerinde, Kur'ân âyetlerinin sıra ile tefsir edilmediğini müteaddit defalar zikretmiştik. Müellifimiz de, âyetleri tam bir sıra ile takib etmemiş ekserisini atlamıştır. Sûreler Hazreti Osman'ın mushafındaki tertibdedir. Rivayetlerin ekserisi Mekke'li müfessirlerden gelmektedir. Bu haberler arasında Hazreti Peygamber'e kadar yükselen merfu isnadlara rastlanılır. Mesela:[821] Süfyan es-Sevrî’nin bu tefsirinde Ebû Bekir, Ömer, Ali b. Ebî Tâlib, Abdullah b. Mes'ud, İbn Abbas, Ubeyy b. Ka'b, İbn Ömer, Enes b. Mâlik, Ebû Sa'îd el-Hudrî, Ebû Hureyre, Câbir b. Abdillah ve daha pek çok sahabeye ulaşan mevkuf rivayetler mevcuttur:[822] Tefsirdeki rivayetlerin ekserisi Maktu'dur. Onlar da, Mücâhid, İkrime, Saîd b. Cübeyr eş-Şa'bî, es-Süddî, Atâ, Tavus, Sa'id b. el-Museyyeb, Şureyh, el-Hasen el-Basri, ed-Dahhâk b. Müzâhim, Alkame, Habib b. Ebî Sabit, Kasım b. Muhammed, Mesrûk, Muhammed b. Kâ'b el-Kurazî ve diğer birçok zevattan gelmektedir.[823] Yine aynı tefsirde, pek çok haberin doğrudan doğruya Süfyân'dan geldiği görülmekte ise de, tefsirin naşiri tarafından yapılan karşılaştırmalar neticesinde, bunların Süfyân'ın şahsî görüşleri olmadığı ve ekserisinin Mücâhid ve diğer tabiilerden gelmiş olduğu anlaşılmaktadır. Keza yine bazı isnadlarda isimleri kafi olarak bilinmeyen şeklinde formüle edilerek zikredilen rivayetler de mevcuttur.[824] Bu tefsirde görülen diğer özelliklerden biri de, Hazreti Peygamber’in ismi geçtiği zaman, ona salat ve selâm için formüle edilen tabir şeklindedir. Bu tefsirde Arap dilinin filolojik inceliklerine dayanan lügat, kıraat, tefsir gibi hususlar yanında, fıkıh, sebebi nüzul, nesh, gibi hususlara da bol bol rastanılır. Bunları da eserden alacağımız örneklerle değerlendirmeye çalışalım.

Lûgavî Yönü[825] Tefsiri Yönü[826] Kıraat Yönü[827] Sebebi Nüzul[828] Nesh Yönü[829] Fıkıh Yönü[830] Tavsifini ve müellifinin usûlünü tanıtmaya çalıştığımız bu eserde, nakiller te'vilsiz ve saf bir şekilde verilmektedir. Bu tefsir, zamanının temiz ve sâf anlayışını aynen aksettirmesi bakımından mühimdir. Onda fsrâiliyatla ilgili haberlere rastlanmadığı gibi, şiirle iştişhad gibi bir

hususa da tesadüf edilmemektedir. Şiîlik ve Zeydilikle itham edilmesine rağmen, eserde bu hususları teyid edecek hiç bir iz görülmez. İlk devirdeki tefsir anlayışını, lisan inceliklerinden ziyade, Allah'ın muradının ve mananın hâkim oluşunu müşahede ettiğimiz bu tefsir, tefsirle ve onun tarihi ile meşgul olanlar için en mühim kaynaklardan biridir.

4- Yahya b. Sallâm Ve Tefsiri Yahya b. Sallâm b. Salebe et-Teymî, İslâm'ın ilk asırlarında aklî ekolün mühim merkezlerinden biri oian Kûfe'de 124/741 senesinde doğdu, 182/798 senesinde Kayravan'a yerleşti. 200/815 senesinde hac vazifesini ifâ edip Kayravan'a dönerken Fustat'da hastalanıp vefat etti. Hayatı hakkında tabakat kitaplarında ayrıntılı bilgi hemen hemen yok denecek kadar azdır. Eski olması ve çok meşhur bir şahsiyet olarak görülmemesi sebebiyle, onun hakkındaki malumatımız menkibelerden ileri geçememektedir. Sadece Yahya'nın değil, Kuzey Afrika'da temayüz etmiş bütün şahsiyetlerin hakiki yaşayış veçhelerinden ziyade, menkibelerine ehemmiyet verilmiş ve biyografik eserlerin ekserisi bu yöne teveccüh etmiştir. Bu da Kuzey Afrika ahâlisinin menkibelere olan düşkünlüğünün bir göstergesidir.[831] Yahya hakkında yazılan şeylerin hemen hepsi Kayravan'a yerleştikten sonraki döneme âit bulunmaktadır. Doğup büyüdüğü, 60 seneye yakın yaşayıp feyz aldığı Doğu İslâm dünyasındaki durumu hakkında bir bilgiye sahip değiliz. Bu bakımdan onun için söylenilen ve değersiz gibi görünen haberleri değerlendirmek mecburiyetinde kaldık ve netice olarak İbn Sallâm ailesinin Kayravan'da 150 sene müddetle Irak re'y ekolünün temsilciliğini yaptığı kanaatine vardık. Bütün tabakat kitapları, Yahya'nın musannafât sahibi olduğunu kaydetmektedirler.[832] Esefle söyleyelim ki hayatı gibi eserlerine de vâkıf değiliz. Kuzey Afrika'da asırlar boyunca geçerli olup, sonraki müfessirlere tesir edecek bir tefsire sahip olduğunu bilmekteyiz[833]. Kendisi, oğlu ve torunu ilim alanında eserler meydana getirmişler ve bu aile 150 sene müddetle Kayravan'da İrak re'y ekolünün görüşünü savunmuştur. Yahya'nın meydana getirdiği tefsirin, bugün tam olarak elimizde bulunmaması ve muhtelif yerlerde varakalar halinde bulunması, bazısının zamanın tesiriyle okunmaz hale gelmesi, zorlukları artıran sebeplerden olmuştur. Tefsirin, mevcut olan nüshaları ya oğlu Muhammed b. Yahya (ö. 262/876) tarafından (Hasan Hüsnü Abdülvahhab nüshası), veya talebesi olan Ebû Dâvûd Ahmed b. Musa b. Cerîr (ö. 244/858) tarafından (Abdeliye nüshası) nakledilmiştir. Kayravan'daki Ukbe b. Nâfî Câmii'nde bulunan dağınık varaklar ise, yukarıda adı geçen iki zâtın rivayetiyle gelmektedir. Bütün nüshalar bir araya gelse dahi ancak Kur'ân-ı Kerîm’in takriben 1/3 kısmının tefsiri elde edilebilmektedir. Mevcûd olan bu kısımlar, Yahya'nın tefsirindeki metodu hakkında belirli bir bilgi vermeye yeterli olacaktır. Yahya b. Sallâm'ın tefsiri, ilk asırlardaki ilimleri ve kültürü toplayan bir ansiklopedi mahiyetindedir. Sahabe, tabiîlerin ve selef âlimlerinin birçoklarının prinj ve şahadetlerini ihtiva eder. İlk tefsirlerden olan ve bazı orjinal vasıfları ı an bu tefsir maalesef, ilim dünyasında gereği gibi tanınmamaktadır. Bu le üzerinde bir parça durmakta fayda vardır. Hicretin ilk asrının sonlarından itibaren genişleyen İslâm devletinde, İslâmî ilimlerde de bir gelişme h« amıstı Bu ilimleri öğrenmek için pek çok Kuzey Afrika'lı talebe, doğudaki nim merkezlerine gitmiş, senelerce oralarda kalarak, öğrendiklerini memleketlerine nakletmiş ve yeni talebe yetiştirmeye başlamışlardı. Kuzey Afrika'ya âit tarih ve tabakat kitapları okunup tetkik edildikten sonra, okuyucuda sövle bir kanaat hasıl olacaktır. İlk asırlarda, Kuzey Afrika ve Endülüs'te ilim sahasında şöhret kazanan şahsiyetlerin hemen hepsi, ilimlerini doğudaki ilim merkezlerinden almışlardır. Doğuya gitmeyip de meşhur olmuş kimse yok denecek kadar azdır. Bu bakımdan Kuzey Afrika, doğu ilim merkezlerinin talebesi durumunda kalmıştı. Baş tarafta da belirttiğimiz gibi, bu bölge müelliflerinin ve eserlerinin doğuda fazla tanınmamış olmasının en mühim sebeblerinden biri burada aranmalıdır. Yahya b. Sallâm, Kayravan'a ticaret maksadıyla gelip oraya yerleştikten sonra, ilme susamış olan bu belde sakinleri, kısa bir zamanda onun etrafında toplanmışlardı. Her ne kadar Yahya, doğunun münekkidleri nazarında, tam sıhhatli bir şahsiyet olarak görünmüyorsa da, ilim bakımından, doğuya nisbetle zayıf durumda olan Kuzey Afrika'da, ileri gelen bir şahsiyet olarak ortaya çıkmaktadır. Yahya'nın tefsiri ise zamanındaki tefsirlere nisbetle mühim bir merhale katetmektedir. Zira

onda, nakil, âyetin lügat mânâsını beyân ve bazen de haberleri tenkid süzgeciden geçirerek tercihte bulunma gibi hususiyetler vardır. Yahya'nın muasırı olan Abdurrazzak b. Hemmam'ın tefsirinde de mücerred nakilden başka hususlara tesadüf edilmemektedir. Kendinden evvelki tefsirleri eserinde nakleden Taberi, Yahya'nın takip ettiği usûlün en mükemmel örneğini vermiş ve Yahya'nın eksik bıraktığı kısımları ikmâl etmiştir. Metod bakımından aralarında yakınlık bulunan bu iki müfessirin ve bir asırlık bir önceliğe sahip olan Yahya'nın tefsirini Taberi, maalesef görmemiş ve eserinde bu tefsiri zikretmemiştir. Eski tefsirlerin kolleksiyonu addedilen Taberî’nin tefsiri, eski tefsirlerin bir nüshası mahiyetindedir. Bu bakımdan birbirini görmeyen ve aralarında usûl benzerliği bulunan bu iki müfessirin bu benzerlikleri tamamen tesadüftür. Taberi’nin Yahya'nın talebelerinden veya daha sonraki nesillerden, Yahya'nın ismini zikretmeksizin, onun eserinden istifade etmiş olması düşüncesi akla getebilirse de, bu hususu teyid edecek bir ipucuna rastlanamamıştır. Zaten, Taberî bir defaya mahsus olmak üzere, bir haberin isnadında Yahya'dan bahsetmiştir. Eğer eserini görmüş olsaydı, ondan sık sık bahsetmekte bir mahzur görmeyecekti. Yahya'nın tefsirinin Kuzey Afrika, Endülüs ve doğudaki tesirini bilhassa tefsire âit eserlerde açık olarak görememekteyiz. Fakat Kuzey Afrika'lı ve Endülüslü ilim adamlarının Yahya ve tefsiri hakkında yazdıkları göz önünde bulundurulacak olursa, onun bu muhitlerde oynadığı rol hiç de küçümsenecek gibi değildir. Kayravan'daki Ukbe Camii kütüphanesinde yaptığım araştırmalarda, ikinci, üçüncü ve dördüncü asırlarda yazılmış fıkha ait pek çok esere rastladığım halde, Yahyâ'nınkinden başka bir tefsir kitabına rastlayamadım. Tabakât ve tarih kitaplarında da bu asırlarda yaşamış meşhur bir müfessire tesadüf edemedim. Yahya'nın tefsir nüshaları ve Kayravan'da bulunan çeşitli varaklar incelendiğinde bunların çeşitli yazıları ihtiva ettikleri görülür. Bu çeşitlilik onların muhtelif zamanlarda ve bilhassa 449/1057 senesinde Fâtımîlerin sevketmiş oldukları Hilâlîlerin tahribinden kurtarılmış nüshalar olmasından kaynaklanıyor olabilir. Bu varakların değişik yazıları ihtiva etmesi ve muhtelif zamanlarda yazılmış olması, Yahya'nın eserinin Kuzey Afrika'da fazla kullanılıp yayılmış olmasına, delalet eder. Hatta bu varaklar arasında V. asrın başlarına ulaşan Endülüs'e âit nüshaların bulunuşu, eserin Endülüs'te de yayılmış olduğunun delilidir. Kıraat âlimi Ebû Amr Osman b. Sa'id ed-Dânî’nin (ö. 444/1052), Yahya'nın tefsiri hakkında sarfettiği madhedici sözler, bu hususu takviye edici mahiyettedir. Ebû Bekir b. Hayr (ö. 575/1179) “Fehrese” sinde,[834]Yahya'nın tefsirinin kendisine ulaşan isnadlarını verirken, aynı zamanda bu tefsirin yayılma safhalarını da bize göstermiş olmaktadır. Bu fihristten, diğer tarih ve tabakât kitaplarından istifade ederek Yahya'nın tefsirinin yayılışını şöylece sınırlandırabiliriz. İkinci asrın sonlarında Kayravan'da Yahya'dan alınarak rivayet edilen tefsir, gerek oğlu ve gerekse talebesi Ahmed b. Musa tarafından nakledilmiştir. Bu şahıslardan, tefsirin rivayetini alanlar arasında Kuzey Afrikalılardan başka, Endülüslülerin bulunduğunu da görüyoruz. Ebu'l-Hasen Ali b. el-Hasen (ö. 334/945), Yahya'nın tefsirini, hem Ahmed b. Musa'dan, hem de müfessirin torunu Yahya b. Muhammed b. Yahya'dan dinlemiş, o da bu tefsiri Endülüs'te rivayet etmiş ve yaymaya başlamıştır. Yine Endülüslü Yasin b. Muhammed b. Abdirrahim el-Ensâri (ö. 320/932 civarı) de Yahya'nın tefsirini, Ahmed b. Musa'dan rivayet etmiş, ondan da İsâ b. Muhammed el-Endülüsî almıştır[835]. Bütün bunlardan anlaşıldığına göre Yahya'nın tefsiri, üçüncü asrın ortalarından itibaren Endülüs'de yayılmış bulunuyordu. Ebû Bekir b. Hayr'ın verdiği diğer bir rivayet zincirinden, Yahya'nın tefsirinin, Kuzey Afrika'dan Mısır'a, oradan da Bağdad'a kadar ulaştığına şâhid oluyoruz. Zira bu isnad arasında bulunan Hibetullah b. Selâme (ö. 410/1019) Bağdatlı olup, tefsir ve Kur'ân ilimleri sahasında ün yapmış bir şahsiyettir.[836] Yahya'nın tefsirinden yapılmış iktibaslara az da olsa Kuzey Afrika ve Endülüs’e âit eserlerde tesadüf edildiği halde, onun Mısır ve Bağdat'a kadar ulaşan tefsir rivayetlerine, doğudaki tefsirlerde rastlanmamaktadır. Kayravan'ın V. asırdaki meşhur edip ve şâiri Ebu'l-Hasen elHuserî (ö. 483/1090) eserinin mim kafiyesi kısmında Yahya b. Sallam’ın tefsirinden bahsettiğıne göre[837], bu eserin bu asırda Kayravan'da meşhur ve yaygın olması gerekir. Bu tefsirin aynı asırda Endülüs'te meşhur olduğunu ed-Dâni’nin şu sözünden anlayabiliriz: Mütekaddimundan onun tefsiri gibi bir tefsir olmadı.” Kezâ VII. ci asrın meşhur müfessirlerinden olan, Endülüslü Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed b. Ebî el-Kurtibî (671/1273) nin “el-Câmi li Ahkâmi'l-Kur’ân” adlı eserinde, ra Yahya'dan iktibaslarda bulunduğu görülmektedir. Meselâ, Rûm Sûresinin 24. âyetindeki kelimelerinin tefsirinde, Yahya'nın örüşünü veya onun tefsirinden aimış olduğu fikri kaydetmektedir.[838] Halbuk, Yahya bu âyetin

tefsirinde, Katade'den nakille in misafir için, (ise mukim için olduğu haberini verdikten sonra, bazıları soğuğa, in ise yağmura karşı olduğunu söylemektedir, diye izah etmektedir.[839] Yahya'nın izahlarından istifade eden Kurtubî, bu fikri biraz daha açıklayarak ın mahsulün soğuktan helak olmasından, ise yağmurun mahsulü ihya etmesinden ileri geldiğini söylemektedir. Keza aynı tefsirin XX. 138 ve XX. 149 sahifelerinde Yahya'dan iktibaslara rastlanmaktadır. “Ahkâmu'l-Kur'ân” sahibi Ebû Bekr b. el-Arabî (ö. 543/1148) ve “el~Bahru'lMuhit” sahibi Esîruddin Ebû Abdillah Muhammed b. Yusuf el-Endülüsî (745/1344) tefsirlerinde Yahya'dan nakillerde bulunmuşlardır.[840] Yahya'nın tefsirinin kendisinden sonra şöhret kazanıp yaygın olduğunu gösteren delillerden biri de bu tefsirin, şerh ve ihtisarlarının yapılmış olmasıdır. Bilhassa Yahya'dan rivayet eden oğlu Muhammed b. Yahya ile Ebû Dâvûd Ahmed b. Musa'nın nüshalarındaki rivayetler arasında bazı farklılıklar ve ziyadelikler göze çarpmaktadır. Bilhassa Muhammed babasının tefsirine bazı ilâveler yapmıştır. Ebû Bekir b. Hayr, bu konuda “Muhammed b. Yahya, babasının telifi olan tefsire ilâveler yapmıştır. Ebû'l-Hasen bu ilâveleri Yahya b. Muhammed b. Yahya vasıtasıyla zikrederdi. Ebû İsâ ise, bu ziyadelikleri şu isnadlarla benden rivayet edin diyordu” demektedir.[841] Bu ifadeden de anlaşılıyor ki, Yahya'nın bu tefsiri, Ebû Dâvûd tarafından aynen, oğlu Muhammed tarafından ise bazı ilâveler yapılmak suretiyle nakledilmiştir. Bunlardan başka, bazı şahıslar tarafından Yahya'nın tefsirinin ihtisarları yapılmış olduğuna çeşitli kaynaklarda rastlamaktayız. Endülüslü âlim Muhammed b. Abdillah b. İsâ el-Ma'rûf İbn Ebî Zemenîn (ö. 399/1009) tarafından Yahya'nın tefsirininin bir muhtasarı yapılmıştır[842]. Brockelmann[843], İbn Ebî Zemenîn’in bir Kur'ân tefsiri olduğunu, Fas'ta Karaviyyin kütüphanesinde ve Londra'da British Museum'da[844] bulunduğunu kaydeder. Ebu'l-Mutarrif diye künyelenen Abdurrahmân b. Mervân b. Abdirrahman el-Ensâri el-Kurtubî (ö. 413/ 1022)[845] nin de, Yahya'nın tefsirinin bir ihtisarını yaptığı söylenilir. Fakat bu ihtisarın, bugün mevcut olup olmadığı hakkında bir bilgiye sahip değiliz. Şüphesiz Yahya'nın tefsiri, ilk günlerdeki İslâmî ilimleri ve İslâmî kültürü toplayan bir ansiklopedi mahiyetindedir. Nakl, nakd ve tercihi ihtiva etmesi bakımından Taberi’nin tefsirine nispetle, bir asırlık bir öncelik kazanmakta ve nev’inin ilkini teşkil etmektedir. Yahya eserinde Hz. Peygamber, sahabe ve tabiîlerin tefsirlerine istinad etmekte, bunlar haricinde kıraat, lügat, nahiv, tarih ve şer'i ahkâma dayanarak re'yle hareket etmektedir. Bu tefsirde, Taberi’ninkinde olduğu gibi, İslâm kültürü ile imtizaç eden mantık, felsefe, tıb, tabiat ve riyaziye gibi, yabancı kültüre dayanan ilimler görülmemektedir. Onun tefsirinde şiirle istişhada da yer verilmemiştir. Bu tefsirde kelâmi meseleler üzerinde fazla durulmamış, cemiyetin durumuna göre hareket edilmiştir. Bilhassa, nahiv, kıraat ve şer'i ahkâmı izah yönünden geniş açıklamalarda bulunulmuştur. Bu hususta topladığı haberleri bazen aynen nakil, bazen tercih ederek, bazen de bu haberleri izah etmek suretiyle neticeye ulaşmaktadır. Tefsir usûlüne âit eserlerde, nakl ve nakdi bir arada beraberce yürüten ilk şahsın Taberî olduğu ileri sürülür. Belki Taberî bu usûlü en iyi ve en mükemmel bir şekilde kullanmış olabilir. Fakat o, bu metodu ilk defa kullanan değildir. Bu metodun basit ve ilkel şeklinin izlerini Yahya'nın tefsirinde görmekteyiz. Muasırları olan, Abdurrazzâk, Ferrâ ve Ebû Ubeyde’nin eserleri ile Yahya'nın eseri arasında bir benzerlik yoktur. Nakl ve nakd usûlünü Yahya'dan önce de kullananlar olabilir. Fakat şu anda elimizdeki deliller, bu eserin nev’inin ilki olduğunu göstermektedir. Zamanındaki İslâmî kültürü toplaması ve bilhassa terııcıd ve tercih gibi yönleri ihtiva etmesi bakımından ehemmiyeti hâizdir. Okuyucumuza Yahya'nın tefsirinden Irak re'y ekolünü teyid eden bazı örnekler verelim:

a- Mâliki Mezhebi İle Uyuşmayan Bazı Haberlerin Bulunması[846] Yahya İbn Sallâm, muhsan olmayan kimseleri bize saymaktadır. Şunu da kaydedelim ki, alCassâs[847] fıkhî mezhepler arasında ihsanın şartları hususunda bir ihtilafın mevcut olmadığını kaydeder. Bütün fıkhî mezhepler yukarıda saydığımız kişileri ayrı muhsen addederler. Fakat ibaresi Yahya tarafından mutlak olarak söylenmiştir. Fakat efendinin, memluka (abd) izin verip vermemesi meselesini bahis konusu ptmemiştir. Mâliki mezhebine göre eğer efendisi memluka izin vermemişse, gayrı muhsandir. Eğer izin vermişse muhsan addedilir.[848] Yukarıda zikri geçen şahıslar, Ebû Hanife ve Muhammed'e göre gayri muhsandırlar. Fakat Ebû Yûsuf, Kitabiye muhsandir, zina yaparsa recmedilir, der. [849]

Burada bizi ilgilendiren son cümledir. Bir kimse, diğer bir kimse için zina ettiğine dâir iftirada bulunsa ve 80 değnektik cezasını çektikten sonra, tekrar iftiraya devam etse, Yahya'ya göre evvelki had kâfî gelir. Ebû Hanîfe de bu fikirdedir. Mâlik'e göre tekrar had cezası lâzım getir. Mâliki mezhebine göre, Hadd-i kazfin tekrarı, birinci haddin ikâmesinden sonra olursa tekrar edilir. Eğer birinci had daha ikame edilmeden, ikinci vukua gelmişse tekrara lüzum yoktur, birinci had cezası kâfî gelir.[850] Buradaki ihtilafın sebebi kazif haddinin mahiyeti meselesinden ileri gelmektedir. Kazif haddi Allah'a karşı olan haklardan mıdır? İnsanlara karşı olan haklardan mıdır? Yoksa her ikisini de muhtevi midir? Ebû Hanîfe, bunu Allah hakkı olarak görür. Mâlik ve eş-Şafi'î ise, insanî haklardan addederler.[851] İşte iki mezhep arasındaki ihtilaf buradan doğmaktadır. Bu bakımdan Yahya'nın da kazif haddini Allah hakkı olarak kabul ettiğini veya Hanefi mezhebinin görüşünü desteklediğini söyleyebiliriz. el-Hidâye sahibi de, kazif haddi ile cezalanmış bir kimseye, tekrar had vurulmasına lüzum görmez, çünkü o şahsın şehâdet ve ihsan ehliyetinin olmadığını söyler.[852] Yahya, zevç; köle, Yahudi veya Hristiyan olan karısına mulâane yapamaz demektedir. Mâlikiler ise bunun aksini iddia etmektedirler.[853] Bu hususta Hanefi mezhebinin görüşü de Yahya'nınki gibidir. Çünkü onlar Hazreti Peygamber'den rivayet edilen “Dört kişi arasında lian yoktur. Müslim birinin nikahında bulunan Yahudi ve Hıristiyan kadına hür kişinin nikahmdaki memlukeye ve memlukun nikahı altında bulunan hür kadın üzerine lian hakkı yoktur.”[854] Maliki'ler ise bu habere itimat etmemektedirler. Onlara göre bu haber zayıf bir tarikle adDârakutnî tarafından ihraç edilmiştir.[855] Keza el-Cassâs[856] da bu hususta şu kıymetli malumatı vermektedir. “Hanefilere göre köle, Yahudi veya Hıristiyan olan kadın, Müslim kocası tarafından mulâane olunamazlar. İbn Vehb’in Mâlik rivayetine göre, yukarıda adı geçen şahıslar, Müslim koca tarafından mulâane olunurlar. İbnu'l-Kâsım'ın Mâlik'ten rivayetine göre, Müslim ile kâfir arasında mulâane bahis konusu olamaz. eş-Şâfi'î ise, madem ki her kocanın karisi için talak hakkı vardır. O halde mulâane etmeğe de hakki olabilir, demektedir. Bu örneklerde, Yahya'nın fıkhi görüşlerinin Mâliki mezhebiyle uyuşmadığını, biiakis Irak re'y medresesiyle mutabakat halinde olduğunu görmekteyiz. Bu uygunluk ileride vereceğimiz örneklerde de görülecektir.

b- Doğrudan Doğruya Kendi Görüşünü Arzetmesi[857] Yahya'ya göre buradaki sadaka, farz olan sadaka değildi. Fakat münafıklardan alınacak şeyin, keffâret olduğunun beyanı vardır. Bu beyanı ile Yahya, münafıklardan zekât ve sadakanın kabul edilmediğini göstermek istemektedir. Onların mallarından sadaka namı altında bir şey alınması, onların fenalık ve kötülüklerini temizlemek içindir. el-Ferrâ[858] “günahlarını itiraf edenler” kendileri hakkında, tevbelerinin kabul olunduğuna dâir âyet gelinceye kadar bir yere ayrılmayacaklarına yemin ettiler, Âyet nazil olduktan sonra onlar, Ya Rasullallah tevbelerimizin kabulünden dolayı, bir şükr ifadesi olarak mallarımızdan al dediler. Hazreti Peygamber de bu hususta âyet inmeyince, bir şey alamayacağını söyledi. İşte bu âyet bu hâdise üzerine nazil oldu, demektedir. Abdurrazzâk bu âyete temas etmemekte, et-Taber[859] ise, onlardan alınan bu sadakanın günahlarının karşılığına keffâret olarak alındığını söylemektedir, el-Kurtubî[860] ise, bu sadakanın farz olup olmaması hususundaki ihtilafları zikretmektedir.[861] Yahya, Allah'ın isminden başkasını anarak kesilen hayvanı, müşriklerin kestiklerine atfetmekte ve Ehli Kitabın kestiklerinin sonradan helal kılındığını ve müşriklerin kestiklerinden ayrıldığını söyler. Abdurrazzâk ve et-Taberî, bu hususa temas etmemektedirler. Zaten bu hususta imamlar arasında bir ihtilaf yoktur.[862] Yahya'ya göre kurban, bayram günü ile onu takip eden iki günde de kesilebilir. Eğer bayram günü kesilirse daha iyi olur. ona göre malum günler, Zilhiccenin 10. günü ile, kurban kesileoilen diğer iki gündür. Abdurrazzâk[863], Katade'den naklen malum günlerin Zilhiccenin 10'u ile teşrik günleri olduğunu söyler, kurbanın hangi günlerde kesileceğine temas etmez. etTaberî[864] çeşitli rivayetleri serdediyorsa da, burada bir tercihte bulunmamakta, tercihini elBakâra Sûresi'nde yaptığını söyleyerek, oraya atıfta bulunmaktadır. el-Kurtubî[865], kurban günlerinde ihtilaf olunduğunu söyler. Mâlik'e göre, kurban, bayram günü ile onu takip eden iki günde kesilebilir. Ebû Hanîfe, es-Sevrî ve Ahmad İbn Hanbel’in de bu görüşte olduğu zikredilir.

es-Şâfi'i ise, bu günleri dört gün olarak kabul eder. Ona göre ilk gün kurban günüdür, diğer üçü ise bayramı takip eden üç gündür.[866]

c- Asılları Arapça Olmayan Bazı Kelimeler Üzerinde Durması[867] Burada kelimelerin lügat mânâları verildikten sonra, ad! mânâsında olan Kıstas kelimesinin aslının Rumca olduğuna işaret edilmektedir. Keza eş-Şuara Sûresi’nin 182. âyetinde geçen aynı kelimenin tefsirinde Mucâhid'den gelen bir isnadla, kelimenin aslının Rumca olduğu kaydedilmektedir[868]. Abdurrazzâk bu âyete temas etmez. et-Taberî[869] de, muhtelif haberler arasında, Mucâhid’in görüşünü kaydeder. Lûgatlarda, bu kelimenin mizan veya mizanu'l-adl olduğu söylenirse de, kelimenin aslının nereden gelmiş olduğuna temas edilmez[870]. Fakat Fıklıu'l-Luga/a ait eserlerde,[871] onun aslının Rumca olduğu kaydedilir. [872] Yahya, firdevs kelimesinin, Hasan'ın tefsirinde cennetin isimlerinden bir isim olduğunu belirttikten sonra, bana ulaştığına göre bu kelimenin aslı Rumca'dır demektedir. Abdurrazzâk[873], kelimenin aslına temas etmez. Sadece âyetin sebebi nüzulü mahiyetinde Katâde'den gelen haberi nakleder. et-Taberî[874], onun cennetin isimlerinden bir isim olduğuna dâir haberlerle beraber, Mucâhid tarafından, kelimenin aslının Rumca olduğu haberini zikreder. El-Ferrâ, firdevs kelimesinin Arapça olduğunu söylemekte, Lisânu'l-'Arab'ta ise, bu kelimenin aslı Rumcadır, fakat artık Araplaşmıştır, denilmektedir[875]. Kelime aslen Rumca olsa da Araplar arasında bilinmekte idi şeklinde ibareler de vardır. Es-Seâlibi[876] ve es-Suyûtî[877] kelimenin aslının Rumca olduğunu ve bostan mânâsına geldiğini söylerler. Rafael Yasû'î[878] ise, firdevs kelimesi Paradhicos karşılığı olarak alır, iyilerin ebedi meskeni olarak mânâlandırır. [879] Burada kelimesinin izahını ve onun aslının Habeş lisanından gelmiş olduğuna dâir haberi nakletmektedir. 'Abdurrazzâk lafzına temas[880] etmemekte, bundan sonra gelen lafzını ele alarak mânâsı vermektedir. et-Taberî[881] bu kelimenin tefsiri hakkında gelen çeşitli haberleri toplar, Yahya'nın İbn Abbâs'tan naklettiği haberi de aynen nakleder ve sadece bu haberde kelimenin aslının Habeşçe olduğunu söyler. Lügat kitapları bu kelimenin mânâsı üzerinde dururlar, fakat aslı hususunda birşey zikretmezler[882] Yahya b. Sallâm'ın tefsirinden bir örnek:

5- Abdurrazzâk İbn Hemmâm Ve Tefsiri Abdurrazzâk İbn Hemmâm İbn Nâfi' el-Hımyerî, hicretin 126 (M. 743) ncı senesinde San'a da doğmuştur. Künyesi Ebû Bekir'dir. Yemen’in yetiştirdiği mümtaz bir müfessir ve Buhârî’nin râvilerinden olan bir muhaddisdir. Genç yaşta iken İslâmî ilimleri öğrenmeye teşebbüs etmişti. Hisâm b. Yusuf, Abdurrazzâk'ın, İbn Cüreyc'e ilim almak için gittiğinde 18 yaşında olduğunu söyler[883]. Kendi ifadesine göre, 7 sene Ma’ıner b. Râşid'le beraber bulunmuştur[884]. Ticaret için Şam'a geldiğinde, orada pek çok meşhur âlime mülâki olmuştur[885]. Ma’ıner İbn Râşid (ö. 154/770), İbn Cüreyc (ö. 149/766), Ubeydullah b. Ömer (ö. 147/764), Abdullah b. Sa'id b. Ebî Hind, Sevr b. Yezid (ö. 153/770), el-Evzâ'i (ö. 157/774), Süfyan es-Sevrî (ö. 161/777), Malik b. Enes (ö. 179/795), Süfyan b. Uyeyne (ö. 198/813), Abdulah b. İsa, Hemmâm b. Nâfi', Hişam b. Hasan (ö. 148/765), el-Müsenna b. es-Sabah, Haccac b. Ertat (ö. 149/766), Zekeriyya b. İshâk, Ikrime b. Ammar ve diğer pek çok zevattan ilim almış ve rivayette bulunmuştur. Kendisi bir ilim hazinesi olduğundan, pek çok kimse ona gelmiş ve ondan ilim almışlardır. İşte onlardan bazıları: Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855), Yahya b. Ma’in (ö. 233/847), İshâk b. Rahaveyh (ö. 238/852), ez-Zuhfî (ö 258/872) er-Rimâdî (ö. 265/878), Abd b. Humeyd (ö. 249/863), Muhammed b. Râfi1 (ö. 245/859), Mahmûd b. Gaylân (ö. 239/853), Ali b. el-Medînî (ö. 234/848), Seleme b. Şebib (ö. 294/906). Şeyhlerinden olmasına rağmen, Süfyan b. Uyeyne ve Ma’ıner b. Süleyman bile ondan rivayet etmiştir[886]. İbn Hallikân, İnsanlar nasıl Hazreti Peygamber'den sonra da Abdurrazzâk'a koştular, demek suretiyle onun ilim alanındaki kıymetini göstermektedir.[887] Hz Ali'ye sevgi beslediği ve Hz. Muavıye'den hoşlanmadığından, onu Şiîlikle itham edenler

ortaya çıkmışsa da, Ahmed b. Hanbel, ondan bu hususu teyid edecek bir şey işitmediğini, fakat onun, insanlar hakkındaki haberlere taaccüple meyleden bir tabiatı bulunduğunu söylemektedir. [888] Buna rağmen bazı haberler onu Şiîlikle itham etmektedirler. Mahled eş-Şuayri, “Abdurrazzâk'ın yanında idim. Birisi Muaviye'den bahsetti. Bunun üzerine, “Meclisimizi Ebû Süfyan'ın oğlu ile kirletmeyin” dedi.”[889] Ca'fer b. Ebî Osman et-Tâyâlisî, Yahya b. Ma’in'den şu sözleri işittiğini söyler:

“Bir gün Abdurrazzak'tan onun Şiiliğine delalet edecek bir söz işittim ve ona, ilim aldığın, Mâlik,
İbn Cüreyc, Süfyan, el-Evzâî gibi üstadların hepsi sünnet eshabındandır. Sen bu Şiâ mezhebini kimden aldın” dediğimde, “Ca'fer b Süleyman ed-Duba'î bize geldi. Kendisini faziletli gördüm ve bunu ondan aldım,” diye cevap verdi.[890] Seleme b. Şebîb, Abdurrazzak'tan şu sözleri işittiğini söyler:

“Allah'a yemin ederim ki Ali'yi Ebû Bekr ve Ömer'e tafdil etmek beni memnun etmez”[891].
Keza Ahmed b. el-Ehzer de, Abdurrazzâk’in şu sözünü nakleder: “Ali, Ebû Bekr ve Ömer'i kendisinden faziletli kabul ettiği için, ben de onları Hz. Ali'den faziletli kabul ediyorum. Eğer Ali, onları kendinden üstün saymasaydı, ben de saymazdım.[892] Bütün bu sözler, onun aşırı bir Şiî temayüle sahip olmadığını gös-termek-tedir. Mamafih burada, ilk devirlerdeki Şia anlayışıyla, muahhar Şia anlayışı arasında fark bulunduğunu nazarı itibara almak lâzımdır. İlk devirlerde hiç bir mezhebi cereyana kapılmadan, Hz. Ali'ye muhabbet besleyen kimseler dahi Şia'dan addedilmişlerdir. Abdurrazzâk da bunlardan biri olabilir. İbnu'llmâd el-Hanbeli, kendisine evham şüphesinin, ilminin vüs'atından dolayı, verildiğini söylemektedir[893]. ez-Zehebî de, “Abdurrazzâk'ı Şiîlikle ayıpladılar. O, bu hususta müfrit değildi. Onun sadece Ali'ye muhabbeti vardı ve onu katledenlere kızıyordu”[894], demekle, onun Şiîliğinin korkunç olmadığını bize bildirmiş oluyordu. Brockelmann da, onun mutedil bir Şiî olduğunu söyler[895]. Bu itham daha sonraki nesillere de intikal etmiştir. Bazı'ları Abdurrazzâk kör oluncaya kadar ondan işitilenlerin sağlam olduğunu kabul ettikleri halde, kör olduktan sonra, ondan işitilenlerin semamı zayıf görmüşlerdir[896]. Şimdi biraz da, el-Cerh ve't-Ta'dil ulemâsının, onun hakkında dediklerini görelim: Ebû Zur'a ed-Dımeşkî, Ahmed b. Hanbel'e, Abdurrazzâk Ma’ıner’in hadislerini hıfzeder miydi? diye sorar ve ondan, evet ezberlerdi cevabını alır. Yine ona, İbn Cüreyc'den en sağlam rivayette bulunan Abdurrazzâk mı, yoksa el-Bursânî mi? diye sorulduğunda, cevap olarak Abdurrazzâk demiştir. Ahmed b. Hanbel devam ederek, biz Abdurrazzâk'a 200 senesinden önce geldik, o zaman gözü sağlamdı Kör olduktan sonra kim ondan işitmişse onun semai zayıftır, demiştir[897] el-Esrem, Ebû Abdillah'a hadisi sorulduğunda, bu hadisin bâtıl olduğunu işittim, onu Abdurrazzak'tan kim işitti diye sordu. Ben de Ahmed b. Şebbuye dedim. Bunun üzerine bana, onlar, Abdurrazzâk kör olduktan sonra işittiler. Kitabında olmayan şeyleri, kitabında varmış gibi söylediler, dedi[898]. en-Nesâî, son zamanlarında, ondan hadis rivayet edenlerde nazar vardır, zira ondan münker hadisler rivayet olunmuştur, demektedir[899]. İbn Adiy de, fedâil hususunda hiç kimsenin uyuşamayacağı haberleri rivayet etti, bunlar hakikate uygun değildir. Aralarında münkerler vardır. Bundan dolayı onu Şiîliğe nisbet ettiler[900], derken, ed-Dârekutnî, Onun sika olduğunu, fakat Ma’ıner'e ait bazı haberlerde hata ettiğini söyler[901]. el-Buhârî, Abdurrazzâk'ın kitabında rivayet ettiği hadisler, en sahih olanlarıdır, demektedir[902]. Yahya da, onun kitabının dışında, ondan bir hadisten başka bir şey almadığını söyler.[903] Ebû Salih, Muhammed b. İsmail ed-Dırârî, biz San'a'da Abdurrazzâk'ın yanında iken, Ahmed İbn Hanbel, Yahya b. Ma’in ve diğerlerinin, Abdurrazzâk'ın rivayet ettikleri hadisleri terk ettiklerine veya kerih gördüklerine dâir haberler almaya başladık. Çok üzüldük, boşuna masraf yaptık, seyahat ettik ve boşu boşuna yorulduk dedik. Sonra hacılarla Mekke'ye gittik. Orada Yahya'ya rastladım ve ona bu meseleyi sordum. Bana ya Ebâ Salih, eğer Abdurrazzâk İslâm'dan irtıdad etmiş olsa bile, onun hadisini terketmezdik, demiştir.[904] Ahmed b. Salih, Ahmed b. Hanbel'e “Hadis hususunda Abdurrazzâk'tan daha iyisini gördün mü?” diye sorduğunda, hayır cevabını vermiştir”[905] Ebû Bekir b. Zencûye, Abdurrazzâk'ın

Râfizî kâfirdir dediğini nakleder.[906] Abdurazzâk'ın zayıf bir kimse olduğuna dâir haberler de mevcuttur. Onun, el-Vâkıdî'den daha yalancı bir kişi olduğu söylenmektedir.[907] Ahmed b. Ebî Hayseme, İbn Ma'ınden şöyle işitiğini söyler: “Ahmed, Ubeydulah b. Musa'nın Şiîliğinden dolayı hadislerinin reddedildiğini söyler. Allah'a yemin ederim ki Abdurrazzâk, Ubeydullah'tan daha ileri gitmiştir. O, ondan yüz defa daha zayıftır ve ben Ubeydullah'a nispetle Abdurrazzâk'tan daha zayıf şeyler işittim[908]. Hakkında müsbet veya menfi olarak söylenen bu kadar sözden sonra, Yahya b. Ma'ın, Ahmed b. Hanbel, ed-Dârakutnî, Nâsıruddin ve ez-Zehebî onu sika kabul etmişlerdir.[909] ed-Dârımî, Abdurrazzâk bana el-Firyâbîden daha muhabbetlidir[910] İbn Ebî Hâtim de, hadisleri yazılır, fakat onlarla ihticac olunmaz[911] demek suretiyle ona itimad etmiştir. Abdurrazzâk, 211/827 senesi Şevval ayının ortalarında, 85 veya 86 yaşlarında iken Yemen'de vefat etmiştir. Yukarıda gördüğümüz gibi, yapılan suçlamalar, ya onun, Şiaya temayül etmesi yahutta, gözü kör olduktan sonraki rivayetleri üzerine toplanır. Yoksa eserleri hakkında medhu senadan başka birşey işitilmemiştir.

Eserleri Abdurrazzâk, zamanında bir ilim hazinesi olup, pek çok şey yazmış Musannefatı hakkında en toplu malumatı, Bağdat'lı İsmail Paşa vermiştir[912]. Verilen bilgiye göre onun eserleri şunlardır: Tezkiyetu'l-Ervâh an Mavâki'il Eflâh Tefsiru’l-Kur'ân, el-Câmiu'l-Kebîr fi'l-Hadîs, Kitâbu's-Sunen fi'l-Fıkh, Kitâbu'l-Magâzî. Ömer Rıza Kehhale de aynı eserleri tadad eder.[913] Kâtip Çelebî ise, onun bir tefsiri[914], Hadiste, el-Cami' fi'l-Hadis veya Musannaf fi'l-Hadisi olduğunu ve bu eserin İbn Ebi Şeybe’nin Musannafından daha küçük bulunduğunu kaydeder.[915] Kâtib Çelebi, Tezkiyetu'l-Ervâh an Mavâni'ul-Eflâh adlı eserden bahsederse de, bu eserin müellifinin meçhul olduğunu kaydeder. [916] Bağdatlı İsmail Paşa, Keşfu'z-Zunûn Zeyli’nde bu eserin adını Tezkiyetu'l-Ervâh an Mevakii'l-Eflâh şeklinde yazarak, eserin Abdurrazzâk'a âit olduğunu söyler.[917] Tabakâtu Fukahâi Yemen[918] müellifi, onun güzel tasnifleri olduğunu, Bağdat'taki Hanbelilerin, Ahmed b. Hanbel’in müsnedine istinaden ondan rivayet ettiklerini kaydeder. Endülüslü âlim, Ebû Bekir Muhammed b. Hayr, Fehrese adlı eserinin 54, 127 ve 236. sahifelerinde, Abdurrazzâk'ın Tefsirinin, Musannafının ve Kitâbu'l-Mâgazi'sinin kendine kadar ulaşan isnadlarını verir. İbnu'nNedim, Abdurrazzâk'ın fıkıhda es-Sünen’i, bir de Kitâbu'l-Magâzi'si olduğunu zikrediyorsa da, bir tefsir sahibi olduğunu kaydetmemektedir.[919] Fakat diğer bütün kaynaklar, bir tefsiri bulunduğunda müttefiktirler.[920] Abdurrazzâk'ın, yukarıda saydığimız, bütün bu eserlerine sahip olmadığımızdan, onların tavsifi üzerinde duramayacağız. Ancak tefsirinin tanıtımını ve oradaki metodunu göstermeye çalışacağız. Onun “et-Musannaf fi'l-Hadis” adlı eserinin, İstanbul Murad Molla Kütüphanesinde No. 596-600 da kayıtlı bulunduğu zikredilir. Yine ez-Zehebi’nin “Târihul-İslam” adlı eserinin[921] 123b nin kenar haşiyesinde, Abdurrazzâk'ın “es-Sünen” ismindeki musannafının 50 küsur cüz olup, üç ciltte toplandığı belirtilmektedir. Eski tefsir literatürünü bize nakleden et-Taberi, Abdurrazzâk'ın bu tefsirinden bol bol İstifade etmiştir. et-Taberi, bu tefsirin büyük bir kısmını el-Hasan b. Yahya vasıtasıyla nakletmektedir. Zamanımıza kadar intikal eden bu tefsirin -bugünkü imkânlar dahilinde -iki nüshası bilinmektedir. Birincisi, Brockelmann'ın “Arap Edebiyatı Tarihi” adlı eserinin Supp! I. 333 de ve Ahmed Halil’in “Neş'etu't-Tefsir fi'l-Kutubi'l-Mukaddeseti ve'l-Kur'ân” (s. 44) adlı eserinden, bu nüshanın “Dâru'l-Kutubi'l-Mısriyye” de No. 242 de bulunduğunu, bir cild olup, Kur'ân-ı Kerîm'i re'yle tefsir etme hakkında bir mukaddime ihtiva ettiğini öğreniyoruz. Mısır'daki bu nüshanın 724 tarihinde istinsah edilmiş olduğunu, Prof. Zeki Veiidi Togan tarafından yazılan bu eserin tanıtımından öğrenmekteyiz.[922] İkinci nüsha, Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi, İsmail Sâib Sencer

kolleksiyonunda 4216 numarada bulunmaktadır. Eser, 110 varak olup, her sahife 27 satırdan ibarettir. 250x175, 210x135 mm. ebadındadır. Mağribi hattiyledir. İstinsah tarihi zikredilmiyorsa da, diğer nüshaya nisbetle daha eski olduğu anlaşılmakadır. Eserde, Mukaddime, Fatiha Sûresi ve Bakara Sûresi'nden 142. âyete kadar olan kısım noksandır. Prof. Zeki Veiidi Togan diğer sûrelerin tamam olduğunu söylüyorsa da (yukarıda adı geçen dergi) tetkikimizde Muavvezetân sûrelerinin de eksik olduğu anlaşılmıştır. Abdurrazzâk'ın bu tefsiri, kısa ve vecizdir. Bütün âyetler sıra ile tefsir edilmemektedir. Sûreierin tertibi, bu gün elimizdeki mushaflarda olduğu gibidir. Son taraflardak kısa sûreler, ekseriya başlangıç âyetiyle isimlendirilmişlerdir. Tefsirdeki rivayetlerin ekserisi Ma’ıner İbn Râşid (ö. 154/770) vasıtasıyla Katâde (ö. 117/735) den gelmektedir. Bu hususu teyid edecek mahiyette, İsmail Sâib koleksiyonundaki nüshanın başına şu ibare konulmuştur. Ekseriya bu isnad Katâde'de kesilmektedir. Gerek bu tefsirde ve gerekse Taberî tefsirinde, Katâde’nin el-Hasan el-Basrî, Saîd b. Cübeyr ve Hammad gibi zevattan rivayet ettiği görülür. Ebû Zur'a'nın da “Katâde, el-Hasan e!-Basrî’nin yüksek talebelerinden idi”[923] demesi, nakletmiş olduğu haberlerin ekserisinin el-Hasan'den gelmiş olduğuna delalet eder. Bu tefsirin ekserisinin Abdurrazzâk - Ma’ıner - Katâde vasıtasiyla nakledildiğini söyledikten sonra, geri kalan kısmın Abdurrazzâk, Ma’ıner ve Katade'den gayri kimseler tarafından geldiğini kaydetmemiz gerekir. Kısaca, Ma’ıner ve Katâde yerine, isimlerini aşağıda zikredeceğimiz şahsiyetlerden nakletmektedir. Bu tefsirde Ma’ıner’in şeyhleri oian zevat şunlardır: İbn Tâvûs, ez-Zührî, İbn EbT Necih, Eyyub, İsmail b. Şems, el-Hasan, el-Basrî, Hişam b. Urve, Zeyd b. Refi, Süleyman et-Teymî, Hemmam b. Münebbih, İbn Ebi Müleyke, Dâvûd b. Hind, Abdu'lKerîm el-Cezerî, el-Ameş, Atâ ei-Horasânî, el-Leys, Huşeym. Bunlardan başka Abdurrazzâk, tefsirinde Ma’ıner’in haricinde şu şahıslardan da rivayette bulunur: Süfyan b. Uyeyne, İsrail, Süfyan es-Sevrî, İbn Cûreyc, Ca'fer b. Süleyman, Huseyn b. Ukeyl.

Tefsirinin Kaynakları Abdurrazzâk'ın tefsirdeki metodunu iyi anlayabilmek için, eserinin kaynaklarını da belirtmemiz icab eder. Zamanındaki çeşitli ilim adamlarından ilim aldığını ve eserler telif ettiğini yukarıda söylemiştik. Abdurazzâk'ın zamanında, tefsir ilmi, hadisten ayrılmış müstakil bir ilim olma gayreti içindedir. Tefsirinin kaynakları, bütün nakli tefsirlerde olduğu gibi, Kur'ân-ı Kerîm, Hazreti Peygamber’in sünneti, sahabe, tabiîn, etbâu't-tâbiîn ve Ehl-i Kitab'ın rivayetleridir. Abdurrazzâk'ın tefsirinde şifâi rivayetlerden istifade ettiği anlaşılmaktadır, Bazı şahısların eserlerinden faydalanıp faydalanmadığını teyid edecek bir delile rastlanmamıştır. Abdurrazzâk’ın tefsirinin, tefsir, hadis, kıraat, lûgât, nahiv, fıkıh ve tarih kaynaklarının hangileri olduğunu araştırmak isterdik. Maalesef bu ilimler o devirde müdevven kitaplar halinde olmadığından, müstakil başlıklar halinde bilgi verme imkânını bulamadık.

Metodu Abdurrazzâk'ın tefsirinde takip ettiği usûlü, başkalarının onun hakkında söylediklerine ehemmiyet vermeden,[924] kişinin ilmî şahsiyetini aksettiren bir ayna mesabesinde olan eserinden akseden delillerle belirtmeğe çalışacağız. Eserden çıkartacağımız çeşitli delillere göre, onun ilmî şahsiyyetinin muhtelif yönlerini ortaya koyacağız. Sahabe devrinde, âyetleri sıra ile arka arkaya tefsir etmek gibi bir hareket mevzu bahis değildi. Kur'ân-ı Kerîm âyetlerini sıra ile tefsir etme hareketi tabiîler devrinden itibaren tedricen gelişmeye başlamış, II. asrın sonlarına doğru kemâlini bulmuştu. Abdurrazzâk da Kur'ân âyetlerini tam bir sıra ile takip etmemiş, bazılarını atlamıştır. Bu tefsirde, nakd, tercih, re'y ve

nesh. tefsir ilminde bilinmesi lâzım gelen hususlardan en mühimi. Kur'ân-ı Kerîm'deki bir âyetin hükmünün. Neshin asıl hedefi hüküm olduğundan. ehemmiyet verdiği hususlardan biri âyetlerden hükümler çikarmak. o nisbette de karışıktır. Tefsir. eserinden alacağımız bir kaç örnek görelim:[926] Nesh İlmindeki Yeri Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinin tefsirini yapmak ve ondan ameli hükümler çıkarabilmek için bilinmesi gereken esaslardan biri de nesh meselesidir. kelimelerin veya kelimelerin birleşmesinden maydana gelen terkibin manasının anlaşılmasını hedef edinir. daha doğrusu. mevkuf ve maktu haberlerle doludur. Nüzul sebeblerini bilmek. fıkhî mezheplerin ortaya çıkmaya başladığı bir zamana rastladığından. ıstılahta. yazarın ve cemiyetin sâf ve temiz anlayışını aksettirmesi bakımından itimad telkin etmektedir. bu hususta yapılan münakaşalara girişmeyeceğiz. Netice olarak. Abdurrazzâk'ın isnaddaki yerini kısaca belirtmemiz yerinde olacaktır. Abdurrazzâk da. Tefsirde.[928] Lugât Ve Nahivdeki Yeri Naklî tefsirin kaynaklarından birini teşkil eden lugâvi kaynak. bazılarının da olmayabiliyordu. kıraat. Abdurrazzâk. Zaman geçtikçe sebepler ortadan kaybolmuş. daha sonra vahyolunan bir âyetle kaldırılmasıdır. Her âyet için bir nüzul sebebi bahis konusu değildi. Biz burada. hükümleri sebeplere bağlamaya vesile olur. Bazı âyetlerin nüzul sebepleri açık olduğu halde. nesh olayı. Abdurrazzâk tefsirinde sahabe.[927] Fıkıhtaki Yeri Abdurrazzâk'ın yaşadığı devir. lugâvî kaynağa ehemmiyet vermiş. âyetlerin sebeb-i nüzulünü bilmek. lugât. Bu hususta. Nüzul sebebi olmayan âyetler de. âyetlerin nerede. tefsirden ictinab gibi hareketler başgöstermiştir. Lügatte. İsrâiliyyât ve fırkalar bölümü altında toplayacağımız ve örnekler vereceğimiz hususlar. bir ön fikre sahip olmaksızın ve tevilsiz olarak zikredildiğinden bir orijinalliği hâizdir. Zikrettiğimiz bu bölümlere geçmeden evvel.[925] Eserde bu şekildeki örneklere sık sık rastlanılmaktadır. ihtiva ettikleri manayı anlatmak için nazil olmuş olabilirler. Sebeb-i nüzul. onun. âyetteki kelimelerin . Abdurrazzâk da nesh olayını kabul eder ve âyetlerin nâsih ve mensûhları hakkında bilgi verir. Sebeplerle hükümler arasında sağlam bir irtibat kurulamayınca. tefsirinde nüzul sebeplerini ihmal etmemiş sık sık âyet lerin nüzul sebeplerini rivayetlere dayanarak vermiştir. Kur'ân'ın manasını anlamaya vesile olan en mühim bir yoldur. O. Yalnız şunu söyleyelim ki. fıkıh. değiştirmek manalarına gelen bu kelime. meydanda sadece hükümler kalmıştır. tabiîn ve daha sonrakilerden nakledilen sözler. ilk fıkhî mezheplerden hangisine temayül ettiğini tayin edememekteyiz. tefsirle meşgul olan herkes bu konuya da temas etmek mecburiyetini hissetmiş ve görüşünü eserinde aksettirmiştir. câhili Arap şiirinden istifade etme gibi bir yola da tevessül edilmemiştir. ahkâm âyetlerini açıklayan haberleri nakletmektir. tahvil etmek. Kur'ân-ı Kerîm tefsin için çok lüzumlu olan bu nesh meselesi. merfu.Arap dilinin filolojik inceliklerine dayanan hususlara rastlanmamaktadır. nakletmek. yalnızca ahkâm âyetlerinde tezahür eder. ekserisini de inkitalı bir şekilde nakletmiştir. naklettiği haberlerin bazısını tam bir isnadla verirken. bu eserinde re'y tefsirine delâlet edecek bir hususa rastlanmadığı gibi. ne zaman ve hangi sebepten dolayı nazil olduğunu bilmektir. Nüzul Sebeblerindeki Yeri Âyetlerin iyice anlaşılması için. Bu iş Arap dilini öğrenmeye dayanır. Onun.

bir nâkil vazifesini görmekte. İsrâüîyyat lafzı altında toplanmaktadır. tenkid süzgecinden geçirilmeksizin aktarılmıştır. Bu menkûlât zamanla çoğalmış. mananın hâkim olduğu bu tefsirdeki âyetlerde. Bu kıssaların ekserisi Ka'bu'l-Ahbâr ve Vehb b. Münebbih'e istinad etmektedir. sâf ve sâde bir şekilde nakletmesi bakımından ehemmiyeti hâizdir. Lisân inceliklerinden ziyade. ilk Müslümanların kültürlerinin zayıf olmasında aranılacağı gibi. II. Kur'ân-ı Kerîm'de kısa ve kapalı olarak zikredilen kıssalar ve müphem olan noktalar etrafında dönmüş ve aralarındaki boşlukları doldurmak için diğer din mensuplarına veya kitaplarına müracat edilerek tamamlayıcı bilgiler. Tabiîler devrinden itibaren. Ancak İsrâiliyyat dediğimiz tehlike. muhtelif dil ve medeniyetlere sahip cemiyetler arasında geniş bir devlet şeklini alınca. Kur'ân-ı Kerîm'de hiç bir müphem yer bırakılmaması hususunda. tefsirinde kıraat rivayetlerini nakletmeyi ihmâl etmemiş. tefsirine girmekte gecikmemiştir. cennetteki memnu ağaca yaklaştırmak için. Mesela Tâlût kıssasında[932]. Buna şu hususu da üâve etmemiz yerinde olur. tam manasiyle. İslâmiyet'e girişi. Adem'i.[931] Bu gibi örneklere eserde sık sık rastlanır.[929] Kıraaf İlmindeki Yeri Abdurrazzâk. Çünkü Araplar yaratılıştan sahip oldukları meleke sayesinde. nakletmekten kendini alıkoyamamıştır. eserinde bu hususa delâlet edecek bir ize tesadüf olunmamak-tadır. din ve felsefe cereyanlarının hiç biriyle karışmamıştı.[930] İsrâiliyattaki Yeri İslâmiyet'e dışarıdan gelen aslı olup olmadığı bilinmeyen haberlerin hepsi. ve bunlara verilen cezalar. bunun üzerine dil kaidelerinin kayıt ve zaptına.müfred manalarını. ilk devirdeki Kur'ân tefsir anlayışını.LÛGÂTÇILARA GÖRE TEFSİR İslâm devleti fütuhattan sonra. yabancı fikirlerin ona girmesine mâni olunmuştu. kaideler öğrenmekten ve kelime ezberlemekten müstağni idiler. Bu bakımdan. âyetlerdeki bazı kelimelerin okunuş şekillerini göstermiştir. Yukarıda zikredilen hususlardan başka. bu hususda da kendi fikrini belirtmemekte. tefsirciler arasında başlayan hırslı bir hareket. Kur'ân-ı Kerîm nazil olduğu sırada. pekçok müfessir eserlerini. çeşitli ırklara mensup. Bu . yılanla olan mesaisi. bu gibi şeylerle doldurmayı âdet edinmiştir. Bu rivayetlerin. diğer dinlerden İslâmiyet'e giren şahısların şahsî durumlarında da aramak icab eder. âyetleri zuhur edecek mezhep cereyanlarına tahsis etme hareketinin izlerini de bu tefsirde görmekteyiz. Nakledilen bu haberler. Müellif. şeytanın gayreti. zamanında âdet olan bu Isrâilî nakilleri. Hz. Yine diğer hususlarda olduğu gibi. kültür bakımından terakki etmiş milletlerin kafalarını karıştıran.[934] Tavsifini ve müellifinin metodunu göstermeğe çalıştığımız bu ese[935]. bu gibi rivayatlerin tefsirlere bol miktarda girmesine sebep olmuştur. aynen Tevrat'taki gibidir[933]. Abdurrazzâk da. BÖLÜM A. Allah'ın murad ettiği şeyin anlaşılmasına matuf bir gayret göze çarpmaktadır. âyetin bütün manasını izah edecek şekilde nakillerde bulunmuştur. Arap dili yavaş yavaş bozulmaya başlamış. Eser. Kur'ân ilk günden itibaren olduğu gibi kabul edilmiş ve bir kitap haline gelinceye kadar. eserinde. Arapların zihinleri. lafızların toplanmasına lüzum görülmüş ve Arap olmayanlar buna daha çok muhtaç olmuşlardır. onun aslına değil de. Şiîlikle itham edilen müellifin. kendi şahsî fikirlerini hiç ortaya koymamaktadır. sadece haberleri nakletmektedir. Abdurrazzâk'ın şeyhlerinin rivayetlerine dayanmaktadır.

Meşhur şâir Ebu'l-Alâ el-Ma'arri (ö. hikâyede. bu dönemin. edebiyat ve dil âlimlerinin çoğunluğunu bunlar teşkil etmişlerdir. Nabatî ve Hindli Araplaştı. kânunları. Çünkü işitmek dilde melekenin asıl temelidir. şiiri vardı. Arap dili ilimleriyle daha ziyade Arap olmayanlar meşgul olmaya başlamış. saf Arap kültürünü öğrenmek için. Kur'ân ve hadisi anlayamıyacak dereceye gelmekten korktukları için. Hindlilerden Müslüman olanlarla birlikte bu âdetlerden bir kısmı İslâm'da eriyerek Arap edebiyatına sızdı. Bunlardan Ebû Ubeyde. sonraları bunlar birbirine karışmaya başlamıştır. Hindli. miras. muhakeme. Birçok İranlı. Bunlar arasında samimi Müslüman olup. onların İranlı. İran'lı âlimler bazen açıkça. ya doğrudan doğruya ticaret yoluyla veya İran kültürü yoluyla girmiş İlahiyat. bu karşılıklı münasebetlerin mühim rolü oluyordu. Aslı Arap olmayanların Arapça'yı öğrenme faaliyetleri bir taraftan devam ederken. din ve imânlarını ancak Kur'ân'ı öğrenmekle tamamlıyor ve onunia kuvvetlendirebiliyorlardı. bazen de gizlice iyi veya kötü niyete dayalı olarak savunmakta idi. iddet.[940] Yunan ve Roma edebiyatının Arap edebiyatına. Ebû Amr eş-Şeybânî. kültürlerin bir karışma noktasında bulunduğu unutulmamalıdır. hikmette. sözlerinin ve cümlelerinin kullanılış şekillerinden faydalanarak bu melekenin korunmasına hizmet eden Arap dilinin kural ve kanunlarını ortaya koydular”[936]. Müslüman olan başka kavimlerin. Bu karışıklığa iltifat etmeyip. Hind'lilerin. onların melekeleri değişti. Her kültür ilk önce kendi mensupları arasında akıp giderken. Arabın bu meleke ve konuşmasına aykırı olarak konuşmaları. Hind’in Tenâsuh-u Ervah inancı Irak'a sızmış. Fars kültürünün naklinde nasıl köprü vazifesi gör-müşlerse. Yahudi ve Hıristiyan oldukları nazarı dikkate alınırsa ve onların da bir kültürü olduğu gözlerden uzak tutulmazsa. 224/838) ve etrafındakiler bu fikrin savunucusu olmuşlardı. diğer kavimlerle karıştıktan sonra. Yunan edebiyatından ziyade. İslâm'a ve ilme hizmet edenler olduğu gibi.[938] Hind kültürü de. evlenme. Bu iş ise en azından iki kültürün birleşmesine sebep oluyordu. edebiyatta. Bunu hakkıyla yerine getirebilmeler için de Arap dili ve edebiyatını öğrenmek icap ediyordu. âdet ve geleneklerde siyaseti islâh işlerinde. bayram âdetleri. Bütün bu kültürler birbirlerinden birşeyler ahp vermişlerdir[937]. Hammâd b. bu kitabı ve dilini anlamaları için talim ve tedrise ihtiyaçları vardı. Bu kültürü. edebiyat. şiirde. kelâmcılar da genellikle Yunan kültürünü nakletmede büyük rol oynamışlardır. Ebû Zeyd el-Ensârî. Arap dili gramerini tesbit etme işinde. çöllerde vadilerde Arap kabileleri arasında dolaşıp öğrendiklerini şehirlerde halka öğreten el-Esmâ'i. bu melekeyi bozdu. Bu karışım en güzel vasatı. Çünkü onlar çeşitli dinlerle temas kurmak suretiyle felsefe ile din. Sallâm elCumahî gibi dilciler yanında. kültürleri kaynaştırmadaki önemi hiç bir zaman inkâr edilemez. nifas. nokta ve harekeleri bahis konusu edilmiş. demektedir. Hind’in âdetleri. Araplar. kolay okuyup anlayabilmek için onun yazısı. insanları şehevî arzulara uymaktan men ederdi. et yemez. İran ve Hint edebiyatının tesiri altında kalmıştır. 449/1057) de Hind’in tesirleri görülmektedir. Irak'ta bulmuştur. İbn Haldun bu konuda “Müslümanlar. İslâm'a tuzak kurup onu yok etmek ve İran ırkını yüceltmek için harekete geçenler de vardı. hele Brahmanizm. ilimlerin tasnifinde. İran edebiyatının açık tesirleri görülür. astroloji ve hesapla ilgili bilimlerde tesirini göstermiştir. Başka milletlerden Müslüman olanlar. et yememiş. el-Mufaddâl ed-Dabbî ve Muhammed b. İlim adamları bu melekenin büsbütün değişmesinden ve aradan uzun zaman geçmesi sonunda. keffâret. hattâ onu tefsir etmek ve onu iyi anlayabilmek için Arap edebiyatına müracât edilmeye başlanmıştır. azgın Şiîrierce bilhassa Bâbek el-Hurremî (ö. cenin. felsefe iie edebiyat arasında irtibat temin ettiler. halife saraylarında. Müslümanların her türlü ihtiyaç karşısında muhatap olarak gördükleri Kur'ân-ı Kerîm’i. Vahşi hayvanları öldürmez. insanların sınıfları hakkında birçok anâneleri vardır. Bu arada kelâmcılann kültür kaynaşmasında en mühim rolü oynadıkları unutulmamalıdır. Câhız ve Ebû Nuvâs'ı zikredebiliriz. eğlence ve musikide. Râviyye. Diğer taraftan Arap olmayan Müslümanların. Edip ve şâirlerin hemen ekserisi İran asıllı idiler. Araplar. Bilhassa.sebepten dolayı. O. hayvan kesmeyi ve öldürmeyi uygun görmemiştir. Hindistan'ı (İran. Rûm ve Çin ile birlikte) dört mühim devletten biri sayarlardı[939]. Yunanlı. Bu sırada Irak'ta tek başına kalmış bir kültür gösterilmez. Arap kültürünü geniş bir şekilde öğrendiler ve iyi bir Müslüman oldular. kelâmcıların mezheplerinde ve dinî sahada. felsefe ve tabiî ilimler gibi yönlerde tesiri fazla . Müslüman olan İranlılar. ceza. devlet ve ilim adamlarının köşklerinde. İslâm dinînin. Bu ilk devirlerde Arap edebiyatı. kültürlerin karışmasından istifade edenler de vardı.

bu iki mektep arasındaki fikir münakaşaları.Muerric b. el-Alâ (ö.Yunus b. Arap dili ve onun üslûblarından ve Peygamber devrinde zuhur eden tarihî hâdiselerden faydalanmışlardır. el-Müsennâ (ö. Kuteybe (ö. 170 veya 175/786 veya 791) de Arap dilinin lügatini yazmıştır. Ahmed (ö. Bu devirden itibaren filolojik yönden rrâbul-Kur'ân” “Garibu'l-Kur'ân” “Meânil-Kur'ân” adlı eserler meydana gelmeye başladı. tıbba. Yunan ve Roma kültürünü Arapça'ya nakleden tercümanların reisi Huneyn b. Pisagor. 1. 13. 131/748) nın “Meâni'l-Kurân'ı”. lafızları bakımından da Arap dili için bir esâs idi. Saliâm (ö. haklarında ancak kaynakların verebildiği bilgileri nakletmekle yetiniyoruz. Ali (ö. Yunan ve Roma kültürünün temsilcileri idi. Saliâm b. Rabâh (Riyah) el-Cerîri (ö. Sonra müşkiller daha da artarak. 121/738) nin “Tefsiru Garibu'l-Kur'âni'l-Mecîd'r. Salim il-Cumahî (ö. 141/758) nin “Garibu'l-Kur'ân'ı”[947] 4. Yani Kur'ân-ı Kerîm filolojik tetkikler için en mühim kaynak olmakta idi. 177/793) gibi şahsiyetler Arap grameri hakkında eserler meydana getirmişlerdir.195/810) un “Garibu'l-Kur'ân'ı” ile “Meâni'lKur'ân”[952] 9. İbn İshak. 174/790) nin Garibu'l-Kur'ân'ı”[948] 5. felsefe ve ilimler beynelmileldir. Çünkü edebiyat millî. 260/873) idi. mantığa. Amr b. Ebû Amr b. İslâmî ilimlerin diğer sahalarında da mensûblarını müsabakaya sürüklemiştir. Müslim b. Şumeyl en-Nahvî (ö. Peygamber'den ve sahabeden nakledilen tefsirin bütün Kur'ân'ı içine almadığını daha evvel söylemiştik. umum ve mutlak gibi hususları beyân. Câlinos'un tıbbini. müşkü.Muhammed b. 206/821) un “Meâni'l-Kur'ân'ı[954] 11. Sibeveyh (ö. Bağdat'ta. Onun “Kitâbu'l-Ayn” adlı eseri[943] ilk lügat kitabı addedilir. İshâk (ö. Abdillah b. Biz burada hicrî IV. el-Hâris b. Diğer taraftan Halil b.Ebû Ubeyde Ma’ıner b. müphem. Ebebiyât lisan zevki ve hayatın aynası iken. Atâ (ö. İslâmiyet'le doğmuş olan Basra ve Küfe şehirlerinde çok gelişmiş. ekserisi kaybolan “Garibu'l-Kur'ân” adındaki birçok eserin mevzuunu teşkil etmiştir[944]. Habib (ö.[941] Abbasiler devrinde. Araplar Homero'sun “ilyada” sından hoşlanmadıkları halde.Muhammed b. Ziyâd el-Ferrâ (ö.Ebân b. 180/796) ve el-Ahfeş (ö. 210/825) nin “Mecâzu'l-Kur'ân'ı”. Tağleb b. Bu iki dinîn sâlikleri. asra kadar dil yönünden yapılmış tefsirleri kronolojik sıraya göre sıralayacak ve onlardan bize ulaşanların bazılarını örnekleriyle tanıtmaya çalışacağız. o devirdeki. 203/813) nin “Garibu'l-Kur'ân'ı”[953] 10.[945] 2. Hamza eİ-Kisâî (ö. Sırf dil bakımından yapılan tefsirler.Zeyd b. Ebû Ali el-Kutrub (ö.el-Ahfeş (ö. Sedûs (ö. 154/770). el-Müstenir. 232/846) nin “ Garibu'lKur'ân'ı'[957] 16.Ebû Muhammed Abdullah b. Dil ilimleri. 276/889) nin “Te'vilu Muşkili'l- .Vâsıl b. Milletlerin ve cemiyetlerin sosyal yapıları farklı olduğundan.Ebû Feyd Mersed İbnu'l-Hâris b.[946] 3. 207/822) nın “Meâni'l-Kur'ân'ı” 12. Aristo mantığını. 189/804) nin “Maâni'l-Kur'ân'ı”[951] 8. Onlar genellikle mücmel. 177/793) in “Kitâbu Maâni'l-Kur'ân'ı”[949] 6. 223/837) in Kur'ân'ı'[956] “Garibu'l-Kur'ân'ı” ve “Meâni'l- 15. Amr es-Sakafi (ö. Eflatun ve Sokrat'a izafe edilen hikmetli sözleri aldılar. İsâ b. 149/ 766).Ebû Zekeriyya Yahya b. felsefe ve ilimler ise aklın eseridir. İslâmî ilimler sahasında örf ve âdetler yönünden en fazla müessir olan unsurlardan biri de Yahudî ve Hıristiyan kültürüdür.Ebu'l-Hasan Nâdr b. tefsir bütün Kur'ân'a teşmil edilince. tavzih ve tefsir etmişlerdir. Müslümanlar için her sahada esas olan Kur'ân. 221/835) in “Garibu'l-Kur'ân'ı” ile “Meâni'l-Kur'ân'ı'[955] 14 -Ebû Ubeyd el-Kâsım b. Onlardan bazıları günümüze kadar ulaştıkları halde. birçoğu elimizde mevcut olmadığından. Hz. Mes'ade el-Ahfeş el-Avsat (ö.[942] Arap dili filolojisi hicrî ikinci yüzyıldan itibaren gelişmeye başlamış. Aristo ve Eflatun felsefelerine âit kitapları terceme etmiş “Beytu'l-Hikme” de vazife görmüş bir Hıristiyandı. 183/790) in “Maâni'l-Kur'ân'ı”[950] 7. sarf ve nahivde olduğu gibi. Meni' es-Sedûsî (ö.olmamıştır.Ebu'l-Hasan Ali b.Ebû'l-Hasen Sa'id b.

Hz. Diğer bir kısmı ise. Ali b. Kur'ân'da yabancı kelimelerin mevcudiyetini kabul etmektedirler. kabul olunabilir. Ebû'l-Abbas el-Müberred (ö. onun gariblerini araştırınız” demiştir. sözüne karşılık. Sahabe devrinin sonuna kadar Arap dili asliyetini muhafaza etmiştir. Bu durumu ile Arap dili maddî ve manevî mefhumları ifade edebildiği gibi. Sahabe de bilmedikleri şeyleri ona sormuşlardır. Peygamber zamanında Arap dilinin fesahat ve belagat sahasındaki üstünlüğü.İsmail b. Yahya. Peygamber'e kadar ulaştırılmış yanlış bir isnadı olsa gerektir. Seleme ed-Dabbî (ö. çeşitli Arap kabileleriyle görüşmüş. Çok zengin olan Arap dili çeşitli lehçelere ayrılmıştı.Kur'ân'ı”ile “Garibu'l-Kur'ân'ı”[958] 17. onlarla anlaşmış hatta onların lehçe özelliklerini kullanmıştır. Garibu'l-Kur'ân hakkındaki izahlar. el-Müsanna. Kur'ân-ı Kerîm'de. Yezid b. Cerir et-Tâberi. Bunların tabiî bir neticesi olarak Arap lisânı. Kurân-ı Kerîm'de. Bu bakımdan Kur'ân. zaman zaman temas ettikleri yabancılardan bazı kelimeler almış oldukları ve kendi dillerinde kullandıkları. Allah'ın kelâmında Arapça'dan başka tek bir yabancı kelimenin mevcut olmadığını iddia etmişlerdir. başka lehçelerde bulunan birçok kelimeleri öğreniyor ve benimsiyorlardı. Arapları birleştirmede. ayrı dil. yabancı dillerle karışmaya başlamıştı. yukarıdakilere birlikte.Kur'an'ı[963] 22.Muhammed b. din ve kültüre sahip cemaatlar İslâm'ın bünyesi içerisinde toplanmıştı. 143/760)’nın “Sahifetu Ali b. Arapların gerek ticaret ve gerekse diğer vesilelerle. dil ve edebiyatlarının gelişmesinde en önemli âmil olmuştu. 307/919) nin “Meâni'l-Kur'an[964] İbnu'n-Nedîm. Bazıları. . yeni kelimelerin teşekkülü için zengin bir iştikak kaynağına da sahipti. Hz.Muhammed b. Meselâ Ebû Ubeyde Ma’ıner b. 285/898) in “Meâni'lKur'ân'ı”[960] 19. Ebûl-Abbâs es-Sa’leb (ö. onun. Artık yeni beldeler fethedilmiş. Peygamber zamanında Kur'ân'ın İ'rabı ve garibleri hakkında bir fikir münakaşasının varlığı ile karşılaşmış oluyoruz. 282/895) nin “Meâni'l-Kur'ân'ı'[959] 18. kaideler sistemi içine almaya koyuldular. onda bazı yabancı kelimelerin bulunması tabiîdir. bu sahada en salahiyetli müfessir olan İbn Abbas'a dayanmakta ve ondan da en sahih rivayetler Alî b. İsmail b. Peygamber lisan bakımından Arap kabilelerinin en fasîh konuşanı idi. Bu. “Kur'ân'ın i'rabını yapınız. Hz. Peygamberin. ehlince bilinmekteydi. muhtelif Arap kabilelerinden gelen elçilerle konuşmasına işaret ederek.Ahmed b. Ebî Talha (ö. 299/911) nın “Meâni'l. İshak b. Âyetlerin veya lafızların mana ve i'rablarının tesbiti için Arap şiirine başvurma gibi filolojik bir harekete oldukça erkenden teşebbüs edilmiş. Kur'ân'ın dil yönünden yapılmış tefsirlerini el-Fihrist adlı eserinde saymaktadır.Muhammed b. Peygamber “Allah beni en güzel şekilde te'dib etti.[966] Hz. bunun bir Peygamber emri olduğu kanaâtına kadar varılmıştı. siz elçilerle bizim anlayamadığımız bir lisânla konuşuyorsunuz. İbn Abbas'tan rivayete göre “Hz. görüyoruz ki. 291/904) in “Garibu'l-Kur'ân’ı” ve “Meâni'lKur'ân'ı”[962] 21. Diğer taraftan Kureyş lehçesini kullananlar da. Ebî Sâre. Hammâd el-Ezdî (ö. ikinci asırdaki filolojik faaliyeti gösteren bir haberin Hz. eş-Şâfi'i ve Muhammed b. Abdi'l-Ekber. Halbuki o devirde böyle bir durum yoktur.”[967] Burada. Keysân (ö. Peygamber. Ebî Tâlib. Ali Ebû Ca'fer er-Ru'âsî (ö. Ebî Talha” adı ile bilinen sahifesi ile zamanımıza kadar gelmiştir. Kureyş lehçesini kullanmayan Araplar. Peygamber'e “Kur'ân'ın hangi ilmi daha hayırlıdır” diye sorulunca.el-Mufaddal b.[965] Hz. zamanına ulaşan daha pek çok kimsenin. 290/903) nin “Meâni'l-Kur'ân'ı”[961] 20. Arap dilini. Ahmed b. İbrahim b. yabancı kelimelerin mevcut olup olmadığı meselesi hayli ihtilaflara yol açmıştır. Zaman geçtikçe bu karışıklığın arttığını gören maârif ehlinden bir cemaat. bundan sonra benim edebim en güzel oldu” buyurmuşlardı. Kur'ân-ı Kerîm Arapların konuştukları dilde nazil olduğundan. Kur'ân-ı Kerîm'i okurken bu lehçeyi benimsemeye ve iyice anlamaya gayret etmişlerdir. bu görüşü savunurlar. gerek Kureyş ve diğer lehçelerden alınan ve gerekse diğer dillerden Arapça'ya geçen ve Araplaşmış bulunan kelimeler.

ilk Kur'ân müfessirlerine âit birçok isimden bahsetmişlerse de.şiiri medhettiğini gösteren haberler eksik değildir. el-Ferrâ ve Ebû Ubeyde’nin eserlerini.[974] Lugâtçılar ve nahivciler. Gerek İbnu'n-Nedîm gerekse hal tercemelerinden bahseden kaynaklar. bu şahısların eserlerinin muhteva ve tertiblerini tahmine imkân yoktur. mezkûr tertib dâhilinde nevilerinin ilki addediyorsa da[976]. İslâm'dan önce ve İslâm'ın zuhuru esnasında kullanılan şiir ve diğer kültür unsurlarını toplayıp. Abdullah b. daha sahabe zamanında hissedilmiş olmasına. 328/940) de bunlara karşı sahabe ve tabiîlerden birçokları. Ömer de “Ey inananlar. çok erkenden. âyetlerin lügavî manalarında. Bunlar. Kur'ân tefsirinde müşkilata uğranılan kelimenin iştikakı. garib kelimelerin tefsirinde. manası garib olan lafızları seçmişlerdir. Lügâtçıların bu şekildeki hareketlerinin gayesi. Hz. âyetleri mushaftaki sıralarına göre. Mes'ud ve diğer sahabeden daha az salahiyetli olduklarına kayıtsız şartsız hükmetmiştir. bunun için de. ikinci asırda tefsir faaliyeti geniş bir hürriyete kavuşamamıştı. ilk tefsir tedvininden bahsederken de temas etmiştik. Kur'ân ve hadis ile uğraşmayı tehlikeli buluyordu. o kelimenin şiirde veya Arap dilindeki kullanılışını araştırmış. İbn Abbas'ın tefsiri üzerine ileri sürülen şüpheler. baştan sona kadar ele alan ilk müfessiri ve eserini tayin etmek biraz güçtür. geniş bir kitlenin arzularına cevap verebilen kimselerin bulunmasına. orada kitabınızın tefsiri vardır”[969] demiştir. Arap şiirine müracaat etme ihtiyacı kendini hissettirmiştir. el-Kâdi Ebû Bekir el-Bakilânî (ö. Bazen de kelimenin Arap dilinde bilinip bilinmediği gösterilmektedir. Bir taraftan Kur'ân kıraâtındaki faaliyetler genişlerken.” dediler”[970]. Meselâ. ikinci asırdaki filolojik faaliyetlerin ilk hazırlığı olarak kabul edebiliriz. 216/831) bile. kültür merkezlerine yıömak ve onları gelişmekte olan tefsir. belki biraz da isrâiliyât karışık rivayetler ile Kur'ân'ı daha ziyade haberler ve kıssalar ile tefsir ederek.[975] Böylece Kur'ân tefsiri faaliyeti biri serbest. Ahmet Emin. Kur'ân'ın garib kelimelerinin kıyas dışı kalan nahvî . bir metod altında toplanmaya başlamıştır. serdetmişlerdir. mecaz. fukaha delillerini Kur'ân'dan istihraç ediyor. Unutmamak gerekir ki Kur'ân âyetlerinin manalarını izaha yönelen hareketler. göz önünde bulundurularak. Bîr asır sonra. Bunlara cevap olarak “Biz sizin zannettiğiniz gibi şiiri Kur'ân için bir asıl yapmadık. Kur'ân'ın gariblerini ve müşkillerini şiirden hüccet getirip hallettiler[973]demektedir. sözde cazibe vardır”[968] buyurmuşlardır. Hz. iştikakını. 310/922) bütün Garibu'l-Kur'ân müelliflerinin. Kur'ân'da kötülenen bir şey nasıl olur da ona delil getirilir. hadis. Bütün bunları. Daha sonra bedî. Arap dili filologlarının ileri gelenlerinden biri olan el-Esma'î (ö. onunia âyetin izahını kolaylaştırmışlardır. gerek i'rab ve gerekse manası bakımından uğranılan güçlüğü. Hattâ Sibeveyh’in Kur'ân'dan 300 şâhid topladığı söylenir. bu hususu teyid edebilecek kuvvetli delillere sahip değiliz. nahiv ve lügat ilimlerinde kullanmak icâb etmiştir. Kur'ân tefsiri için şiirden faydalanıldığı gibi yeni teşekkül eden sarf ve nahiv ilimleri için de Kur'ân'dan misaller getirilmeye başlandı. eskiden beri gelişmiş olan şiire başvuruyorlardı. filologlar Kur'ân'ın garib kelimelerini ve kaide dışında kalan nahvî meselelerini cevaplandırmaya çalışıyor. ellerindeki imkânlar nisbetinde gidermeye çalışmışlardır. Hakiki manada kullanılmayan kelimenin ne gibi bir anlamda kulanıldığını da araştırmışlardır. Bu konuya. geniş olarak sebeb-i nüzule dalmaktan alıkoymak. i'rab gibi hususlarla. siyâsî fikirlerin tasvibi için bütün prensiplerin delillerini naslarda arayan fırkaların çok erken devirde ortaya çıkmış olmalarına rağmen. hatta bir kelimenin muhtelif manalarda kullanılabileceğini. 403/1012) şiirle Kur'ân'ı izah etmenin mekruh olduğunu söylemiştir[971]. Bazen de kelimenin tasrif edilip edilemeyeceğini. beyân ve meânî ilimleri Kur'ân'ın üslûbu ile teyid olunmuştur. İkinci asrın sonlarından itibaren filologlar. Yani mecaz anlamı. Şiirle âyetlerin manalarını açıklama gibi bir yola tevessül eden nahivcilerin bu hareketini beğenmeyenler “Siz şiiri Kur'ân için bir asıl yaptınız. doğrudan doğruya âyetin anlaşılmasını temin etmektir. belki Kur'ân’daki garib kelimeleri şiirle açıklamayı murad ettik”[972] denilmektedir. senedleri şüpheli. Kur'ân kıssalarını lüzumsuz olarak araştırma meşguliyetinden ve aynı zamanda âyetin anlaşılmasını temin edecek sebeb-i nüzuller müstesna. Kur'ân'ın her kelimesi veya âyetin bütün anlamı üzerinde durmamış. Dolayısıyla şaheserler meydana çıkamamıştır. câhiliyetteki şiir divânı ile uğraşınız. Peygamber “Şiirde hikmetler. Ebû Bekr el-Enbârî (ö. Bir kelimenin manasını izah için. Kur'ân âyetlerindeki gibi anlaşılması zor bir takım kelimelerin tefsiri için. tefsirde büyük bir otorite olan et-Tâberı (ö. diğeri de tutucu iki zıt kuvvetin karşısında kalmıştı.

hiç bir nüshaya bakmadan ezberinden salı ve cuma günlerindeki toplantılarında yazdırdı. bu gün elimizde bulunan eserlerden bazılarını örnekleriyle tanıtmaya çalışacağız. Bunun üzerine elFerrâ. Ebu'l-Abbas. Ebû Budeyl el-Vadâhi'den nakledildiğine göre o. Kitaplarını bir nüshaya bakmaksızın imla ederdi. toplanın. Mansûr el-Kûfi el-Ferrâ (144-207/761-822) Kûfeliler arasında nahiv. gerek Arap dili ve gerekse Kur'ân'ın nahvine âit eserleri pek çoktur. el-Ferrâ'nın bu eserinin telifi hakkında müellifler şöyle bir kıssayı nakleder:[984] Ebu'l-Abbas Sa'leb. bu ilmi zamanın otoritesi olan el-Kisâiden almıştır. Bu hususta müellifler ittifak halindedirler. Biz burada. Yâkût er-Rûmî. bu güne kadar ulaşabilmiş. tasniflerinde felsefe yaptığını ve felsefe lafızlarını kullandığını zikretmektedir. nahivde Emiru'l-Mu’ıninin mesabesinde idi. onun. lügat. Kendisinin Mu'tezîlî görüşe meylettiği söylenmektedir. Hıfzı çok kuvvetli idi. Mescidde insanlara namazda Kur'ân okuyan ve müezzinlik yapan birine el-Ferrâ iltifat ederek. Zamanında.[981] Biz burada sadece konumuzla ilgili en mühim eser olan “Meâni'l-Kur'ân'ı”[982] üzerinde duracağız. Ancak bibliyografik eserlerde isimleri zikredilmektedir. Ali. Emir el-Hasan b. bunu zaptetmeye imkân bulamadık. Ebû Bekir b. Ayyaş. size Kur'ân hakkında bir kitap yazdıracağım dedi ve onlara bir gün tayin etti. el-Kisâî. Arapçayı hülasa etti ve onu zaptetti” demektedir. Bu hıfz kuvveti hayatı boyunca devam etti. Uyeyne gibi zevattan ilim aldı. Bu durum bütün kitabın tamamlanmasına kadar devam etti. Kur'ân'ın manalarını “Meâni'l-Kur'ân”ı ihtiva etmektedir. er-Rebi. O da tefsir etti. dil yönüden şöhrete ulaşmış. el-Ferrâ'ya şöyle bir mektub yazdı. Süfyân b. büyük bir kısmının ise eserleri mevcut değildir. Mendel b. hikâye ve hadislere başvuruyorlardı. O.El-Ferrâ Ve Meâni'l-Kur'ân'ı Ebû Zekeriyya Yahya b. Sibeveyh’in kitabını en önemli kaynak ittihaz etti. Emir el-Hasan b. Arap dili olmazdı. bundan önce hiç kimsenin böyle bir şey yapmadığını. Abdillah b. Ebu'l-Abbas Sa'leb (ö. el-Cehm es-Semmeri (188-277) tarafından rivayet edilmiştir. Bunlara cevap veremedim. Ailesinin İran'ın Deylem bölgesinden olduğu anlaşılmaktadır. Onlar da o günde hazır bulundular. Onu bize Ebû Zekeriyya Yahya b.[978] Câhız (ö. Setıl’in hususi sohbetinde bulunmuştu. onun kelâm ilmine karşı kabiliyeti olmadığını söylerken[979]. “Biz bu Meanı'l-Kurân'ı yazanların adedini saymak istedik. Tarihu Bağdat'ta. bir kimsenin onu geçtiğini zannetmediğini söyledi”. Bu iş için kadîm Arap şiirine. garib kelimeleri ve nahvî meseleleri içinde bulunduran cümle. Kendisi İslâm'ın en mühim kültür merkezlerinden biri olan Kûfe'de. el-Ferrâ'nın “Meâni'l-Kur'ân'ı” nı imlâ etmesindeki sebebi şöyle anlatır: “el-Ferrâ'nın dostlarından olan Ömer b.meselelerinin cevaplandırılmasına kendilerini vermişlerdir. Hocalarından aldıklarının hiç birini hıfzına güvendiği için yazmadı. 291/904) onun hakkıda: “Eğer el-Ferrâ olmasaydı. Ziyâd b.”[985] Bu da. dostlarına (talebelerine). Ebû Ca'fer et-Mansûr zamanında 144/761 yılında doğdu ve tahsilini orada tamamladı. es-Semmeri bu kitabın başlangıcında şöyle demektedir: “Bu kitap. el-Ferrâ genellikle nahiv ilminde temayüz etmiştir. Onlardan pek az bir kısmının eserleri. ona Fatihadan başlayıp oku dedi. el-Ferrâ'nın bu eserine ne kadar ehemmiyet verildiğinin bir ifadesidir. bu hususları aydınlatan esasları toplamanı veya müracaat edebileceğim bir kitap yazmanı rica edeceğim. Kays b. 207/822 senesinde Mekke'den dönerken yolda vefat emiştir. bu eserin tam olarak ismi “Tefsiru Muşkilİ l'rabi'l-Kur'ân ve Meânîhi” dir[983]. Kisâi'den sonra Kûfe’nin ilim önderi addedildi. Muhammed b. Sehl bana Kur'ân'dan bazı şeyler sordu. 255/868). Dolayısıyla hadislerin de garipleri filolojik bir tenkide tâbi tutulmuş bulunuyodu. 1. edebiyat ve diğer ilimlerde en âlim olanı idi. Yukarıda dil yönünden Kur'ân'ı çeşitli yönlerden tefsir edenlerin bir listesini vermiş ve bunların daha da çoğaltılabileceğini söylemiştik. dedikten sonra devam ederek bu kitabın 80 kâdî de bulunduğunu söyledi. Bu toplantılar ve kitabın yazılması 202 senesi .[980] elFerrânın.[977] Ebû Bekr İbnu'l-Enbârî de. Ziyâd el-Ferrâ -Allah ona rahmet eylesin. O. el-Ferrâ'nın bu eseri Muhammed b. el-Ferrâ'nın kitaplarının 3000 varak olduğunu zikreder. Eğer uygun görürsen. Cehm’in el-Ferrâdan rivayetine göre. Bukeyr.

el-Ferrâ. Buna benzer diğer iki âyet örneğini vermektedir. Bakara. kullanılışını serdeder. Bakara 29'da şöyle demektedir:[989] Görüldüğü gibi “İstiva” kelimesinin Arap dilindeki vecihlerini gösterdikten sonra. Burada şu hususu hatırlatmakta fayda vardır: el-Ferrâ. Mesela. önündeki fiîlin çoğul olmasındaki hususiyetinin Arap kelamı için fasîh bir hal olduğunu izah etmeye çalışmaktadır. Tefsirle meşgul olan kimse ondan müstağni . âyetin veya sûrenin indiğini anlatmaktadır. eserinin hemen hemen her sahifesinde rastlanır. el-Ferrâ'nın. 41 de şöyle diyor:[990] Bu âyette kâfir kelimesinin müfred.[995] Kureyş'ten iki kabile. Bazen de kıraat meseleleriyle uğraşır. Kur'ân'ın nahvi ve anlaşılması konusunda en mühim kaynaklarımızdan biridir. Yüce Allah “Onların meseli. bedevilerin onu muhtelif şekillerde okumalarını ve bu okunuş şekillerine âit çeşitli örnekleri vermek suretiyle. Benû Abdi Menaf ile Benû Sehm’in aralarındaki sayı üstünlüğüyle oğünmelerinin neticesinde. bu kelimenin üstün veya esre ile okunup okunamayacağı meselesini münakaşa ederek. âyetlerin manasını açıklamak için. yoksa şahsa aidiyeti olmadığını söylerken . Bakara 158 de şöyle der:[991] Bu ayette kelimesinin okunuşu ve bu kelimenin İbn Mes'ud'un mushafında ne şekilde bulunduğu hakkında bilgi vermektedir.lafzını kullanmaktadır. Araplar'dan işittiklerini nakletmektedir. vb harflere benzediğini anlatarak kelimesinin “Nûn” harfi üzerine vakfedilmesi ve nûn'un nasbedilmesi üzerine okunduğuna dâir.[992] Görüldüğü gibi bu âyette kelimelerinin selefe uygun şekilde manalarını verirken. Bazen kelimenin Arap dilindeki kullanılışını ve kıraatim ele alarak okuyucuyu muhayyer bırakmaktadır. Eserinde Mu'tezile görüşünü teyid eden bir görüşe de rastlanmamaktadır. bu eserinde sûre ve âyet sırasına riayet etmiştir. Meselâ. açıklamaya çalıştığı kelimeleri ve onların kullanışlarını genellikle şâirlerin beyitlerinden misaller vererek izah eder. Bu beyitlere. el-Ferrâ. Araf Sûresinin 26. Meselâ. âyetinde şöyle demektedir:[993] Başka bir kıraatte şekli de vardır.[994] Bu örnekte lafzının manasında olduğunu Hasan el-Basri'den naklettikten sonra.Allah en İyi bilendir . Meselâ. En'âm Sûresinin 98. tamamen İbn Abbas ve talebeleri olan Mücâhid ve Said b. el-Hurûfu'l-Mukatta'a'lar ve onların okunuşları hakkında da bilgi vermeye çalışır. eserinde ihtiyatlı bir şekilde hareket ettiğini müşahede etmekteyiz. 203 senesi tamamen ve 204 senesinden bazı aylarda devam etti”[986] Kitabın telifine sebep olan hâdiseden ve kitabın ismini teşkil eden terkipden bu eserin.Ramazanından başlayıp. Bunun nifak için bir misal olduğunu belirtmektedir. onların sebebi nüzullerinden de istifade eder. Bakara 17. Meselâ. el-Ferrâ. el-Ferrâ. kelimenin Arap dilindeki kullanılış şekillerini göstererek. Ebû Ubeyde'ye nisbetle selefin fikirlerine daha bağlı kalmıştır. Meselâ. o senenin diğer ayları. El-Ferra.[988] âyetinin. ateş yakanın misâli gibidir” demiş de. bu kelime hakkında İbn Abbas'ın görüşünü de vermektedir. kelimenin Arap dilindeki. elemektedir. Meselâ. Bu eser. seleften tamamen ayrı olarak izah ederken. “Onlar ateş yakan kimselerdir” dememiştir. nahvî yönden açıklamaya ihtiyaç duyulan âyetleri bahis konusu etmiştir. el-Ferrâ buradaki kelimesini kelimesinin çoğulu olarak veyahutta in masdarı olarak alınmasını serbest bırakmaktadır. evvela âyetlerdeki izaha İhtiyaç gösteren kelimenin i'rabı ile meşgul olmakta ve uyguladığı i'raba göre kelimenin manasını vermektedir. âyetindeki kelimelerini. Cübeyr'e tâbi olmaktadır. el-Ferrâ. bu kelimelerin okunuşu ve merfu oluşlarını da izah etmektedir. Ebû Ubeyde. fiîle taallûk eden bir darbı mesel olduğunu. Mesela:[987] Bu misalde görüldüğü gibi (iaaJI) kelimesinin ötre ile okunması hususunda kurranın ittifakını belirttikten sonra. Tekasür Suresi hakkında. nin Arapça'da alfabe harfleri mesabesinde olduğunu. Bazen de kelimenin cümle içerisindeki durumunu tayin etmeye çalışmaktadır. Fakat her âyeti sıra ile ele almamış. Kur'ân anlayışındaki bazı güçlükleri gidermesi için meydana getirildiği anlaşılmaktadır. el-Ferrâ bu eserinde. bu konuda seleften gelen rivayetleri de nakletmektedir.

ahlâki bakımdan töhmet altında bulunması[1004] gibi bir durum da eklenince ona karşı duranların çok olması tabiîdir. gramer hatası yapmaksızın söylemeyeceğini. el-Müsenna et-Teymî (110-210/728-825).[1011] Bu hususta elEsma'î (ö. zamanına âit ilimler sahasında çeşitli eserler yazmıştır. onu Arapça bir âyeti.Ebû Ubeyde Ve Mecâzu'l-Kur'ân'ı Ebû Ubeyde Ma’ıner b. Basra nahivcilerinin en meşhûrlarındandır. diğer bir kere Kaderiyeden olduğunun söylenmesi.[1010] Fakat muasırları onun bu eserini re'y yoluna saptığı için beğenmezler. 223/837). Kur'ân kelimesinin Allah'ın kitabına hâs bir isim olduğunu fakat bu lafızla Yüce Allah'ın diğer kitaplarını tesmiye edemeyeceğimizi söyleyerek. elFerrâ. “Ebû Ubeyde. Ebû Ubeyde’nin dilinden salim olmamaları ve gerekse onun aslının Yahudi oluşu[998] haklı olarak kendisine pek çok düşman kazandırmıştır.[996] 2.Kâsım b. garibde. bunların isimleri müteaddid. onun Kaderî olduğunu dahi söylemişlerdir[1003]. İbnu'n. tefsirinde takip etmiş olduğu bu yoldan dolayı. bütün ilimlerde en âlim olan Ebû Ubeyde idi”[1006] demektedir. Ebû Ubeyde. Ignaz Goldziher'e göre. İbn Dureyd (ö. Sallâm (ö. bütün bu kültür nevilerine iştirak etmiştir. 277/890) Mecâz'ın yazılmasını ve okunmasını helal görmüyor. el-Esmâi’nin ilim meclisine gider ve ona Yusuf Sûresinin 36. Arap dilinde ve eski Arap menkibeleri hakkında en geniş bilgiye sahipti. hele bunlara ilâveten. nev’inin ilki olması bakımından mühim olan ve bugün elimizde basılmış olarak bulunan “Mecâz'ul-Kur'ân'i” alakadar edecektir. Kur'ân. Nazzâm'ı medhettiği için. ez-Zeccâc (ö. Şüphesiz maruz kaldığı hücumlara biraz da kendisi sebep olmuştur. Ebû Ubeyde ona: “Allah'ın Kitabını re'y ile tefsir ediyorsun” diye itham eder.[1014] Ebû Ubeyde eserine. adları bize kadar gelen yüzden fazla eser meydana getirmiştir. 330/941). eserin muhteviyatını tahlil ederken daha açık bir şekilde görülecektir. fakat sen beni ayıplıyorsun” diyerek. Naşirin de ifadesine göre. 391/1000) ve daha sonrakiler bu eserin tesirinden kurtulamamışlardır. Taberî (ö. Buhârî (ö. Kur'ân'ı yüzünden okurken dahi hata yaptığını ileri sürmüşlerdir. 311/923). Ebû Ubeyde de.Nahhâs (ö. onun ilimdeki mertebesini övmektedirler. İbn Kuteybe (ö. orada yetişmiştir. 256/869).[997] Gerek muasırlarının.kalamaz. 321/933). 333/944). er-Rebi' (ö. el-Esmâî'de pişirip yediğimiz ekmek olduğunu söyleyince. Buna rağmen. Ebû'l-Abbas el-Müberred “Ebû Ubeyde şiirde. meclisten ayrılır”[1012]. “Mecâzu'l-Kur'ân”. 310/922).[1008] Mecâzu'l-Kurân adlı eserinin muhteviyatına bakılınca. İsmail. Birçok ansiklopedik eserde. Kendisi uzun bir ömür yaşadığından. Ebû Ubeyde’nin Kur'ân ilimlerine dair “Garibu'tKur'ân”. el-Esmâ'î kendini müdafaa edince. hattâ daha ileri giderek. iğneleyici bir dile sahip olduğundan. Hâricilerin Sufriyye. Câhız onun hakkında “Yeryüzünde Hârici ve ehlisünnet uleması arasında. Onun bir kere Hâricilerden. müsemmaları bir kitap olduğu anlaşılmaktadır. Bu bakımdan kaynaklar cenazesinde hiç kimsenin bulunmadığını zikrederler. 216/831) ile aralarında geçen olay da mühimdir: “el-Esma'î’nin Mecâzu'l-Kur'ân'da re'y ile amel edildiğini söylemesini ve ayıplamasını işitince. Ferrâ'nın bu eserinden istifade etmiştir. O. aslının da Yahudî olması. Ebû Ubeyde’nin bu eseri telife başlamasına sebep olarak şu hâdiseyi zikretmektedirler: el-Fadl b. Uzun müddet Basra'da kalmış. Bu andan itibaren Mecâzu'l-Kur'ân'ın telifine başlanmış olur. fıkıh ve ahbara dâir ilimlerin esasları ortaya konulmuştu. 208/823) nin kâtiplerinden biri olan İbrahim b. Bu düşmanları. Buhârî bile. hadis. “Aynı şeyi ben de söylüyorum. el-Ezherî (ö. Zamanında İslâmî ilimlerin yani tefsir. sûre ve âyet lafızlarının manalarını belirtmekte ve sûrelerin uzunluk ve . Ebû Ubeyde’nin Mecâzu'l-Kur'ân'ı uzun asırlar unca bu sahada çalışanlar için bir kaynak oluşturmuştur. muasırları tarafından kendisine iyi bir nazarla bakılmamıştır.[1001] bazıları ise İbadiyye[1002] koluna mensubiyetini ileri sürmektedirler. 311/923). Ebû Hatim (ö. âyetindeki manayı kastederek “ekmek” hakkında ne dersin der. Ebû Abdillah el-Yezîdî (ö. onu dövmek ister.[999] Ebû Ubeyde’nin hârici görüşüne sahip olduğu söylendiği gibi[1000].”[1007] Burada bizi daha ziyade. “Meâni'l-Kur'ân” adlı eserler yazdığı söyleniyorsa da. bazıları onun. ancak Ebû Ubeyde’nin hatalarını tashih ve beyân etmek için okunmasına müsaade Hvorcu[1013]. Kendisine karşı yapılan bu saldırı ve ithamlara rağmen. ona bir âyetin manasını sorar. Ebû Ubeyd el. Ebû Bekr es-Sicistânî (ö. 276/889). o da cevap verir.[1009] Bu husus. ahbar ve nesebde âlim idi”[1005]. aynı kitabın muhtelif nüshalarının isimleri başka başkadır. Müellifler. zamanında yaşamış olan birçok ilim adamı. Bilhassa kısa surelerin tefsirlerinde Ferrâ'nın “Meâni'l-Kur'ân”ından faydalanmıştır.

Zira bu dönem. onu zikreder. “Müstakâr” lafzının “Rahim”. Fuad Sezgin.[1033] .[1028] Sayın Sezgin’in bu ifadesinde biraz mübalağa görmemek mümkün değildir. İbn Abbas'tan ta'lik yolu ile gelen kelimelerin ekserisinin Mecâzu'l-Kur'an'daki lafızlara uygunluk göstermesi buna örnek verilebilir.[1030] Yine Ebû Ubeyde. şiddetle tenkid edilmiştir. aralarında bir mutabakat dâima mümkündür. i'râb. [1031]âyetini. i'rab ve Kur'ân tefsiri için kullanılan tabirlerin hemen hepsini içine almaktadır. daha sonraki belagat alimlerinin ortaya koyduğu mecaz anlamından çok geniştir. meâni ve garib olan lafızlar üzerinde tavakkuf eder. pek çok noktalarda onlarla iştirak halinde olması icâb eder.[1016] Ona göre mecaz. hem de meâni yönünden incelemektedir. Meselâ:[1025] Bazen de kelimelerin hangi kökten geldiğini belirtmektedir. suib. ziyade. Meselâ:[1026] [1027]Ebû Ubeyde bu eserinde kelimelerin. Bu sebepten dolayı. Arapların bunları kullanış şekilleri. Ebû Ubeyde’nin kelimesini lafzının çoğulu olarak göstermesi. Meselâ: Bakara Sûresinin 22. selefin görüşlerine muhalefet etmektedir.[1017] Mecaz. Sahihu'l-Buhâri'de. müfessirler ve lügatçtiar tarafından. Rahîm. biraz serbest hareket etmiş olmasıdır. harf. çoğul anlaşılması veya bunun aksı. Mücâhid gibi şahsiyetlerden bu konuda. Meselâ:[1023] Bazen de. lafız müfred olduğu halde. Arap dilini anlama yönünde. lafızların Arap dilindeki kuianılışını nazarı dikkate alarak hareket ettiklerinden. Meselâ. Eseri tenkitli neşre hazırlayan Prof. isbât mahiyetinde Arap şiirinden misaller getirmektedir. Allah'ın huzuru. Meselâ:[1018] Bazen de. mecazdan neyi kastettiğini misallerle uzun boylu anlatmaktadır. Bu durumda onun Mecâzu'l-Kur'ân tabirinin içine Garibu'l-Kur'ân ve Meâni'l-Kur'ân da girecektir. Onlardan bazı noktalarda ayrılmış olsa bile. O. Müellifin bu eserdeki en mühim hususiyeti. sarf ve nahiv yönlen. yukarıdaki şekilde manalandırarak. kabir”.[1022] Kelimelerin i'rab durumu izah edilirken. muhtelif manalara gelen edatlar. sahabe ve tabiîlerden gelen rivayetlerde pek çok noktalarda uygunluk göstermektedir. meâni. Meselâ:[1021] Bu ziyadeliklere müfessirlerin şiddetle muhalefet ettiklerini ve bu görüşe tâbi olmadıklarını görmekteyiz. ne kadar serbest fikirli olursa olsun. Sa'id b. sıra ile bütün âyetler üzerinde durmaz daha ziyade mecaz. bazen bir âyette bulunan bir kaç hususa da temas eder. takdiruhu gibi lafızlar kullanmaktadır ki bunların hepsi aynı anlamda kullanılmaktadır. Zira insanlar-bilhassa o zamanda.[1032] Ebû Ubeyde’nin görüşü ise. kıraat ihtilafları. Meselâ: [1024] Ebû Ubeyde bu eserinde bazı coğrafi mevkilerin hudutlarını da tayin etmektedir. İkrime.zamanlarının kültürünü aksettirirlerdi. Cübeyr. tefsiruhu. Dr.kısalıklarına göre taksimatını yapmaktadır. Zira Ebû Ubeyde’nin Basra dil mektebinin bir ferdi olduğunu unutmamak gerekir. kelimelerin çeşitli anlamları ve Arap dili hususunda daha pek çok bilgiler vermektedir. Ebû Ubeyde. hem i'rab yönünden. âyetini tefsir ederken:[1019] [1020] Ebû Ubeyde. kelimenin dilde kaç şekilde kullanılabileceğini izah etmektedir. Fatiha Sûresinin ikinci âyetini. takdim-tehir. Meselâ:[1029] Bu örneklerde görüldüğü üzere. Meselâ. bu görüşlerin hiç biri ile uyuşmamaktadır. demekte ve kelimesinin çoğulunun olduğunu söylemekte ve nahivde onun bir mevkii olmadığını zikretmektedir. seleften tamamen ayrıldığı bazı noktalar olduğunu da müşahede etmekeyiz. ihtisar. garib ve İ'rab bakımından açıkladığı lafızları. Ama buna rağmen Ebû Ubeyde'nîn serbest olarak hareket edip. Bazen bu şekillerden hangisini ihtiva ediyorsa. Ebû Ubeyde’nin yapmış olduğu bu iş fahiş bir hatadır ve Allah Kelâmının tahrifidir. her iki taraf da. Ebû Ubeyde’nin ifade etmek istediği mecaz manası. Ebû Ubeyde onların koyduğu kaidelere boyun eğmemiştir” demektedir. pek azı müstesna olmak üzere. izmâr. Ebu Ubeyde bu eserinde. İbn Abbas. Bazen bir Kelimenin sadece lügat manası verilmektedir. “Mustavda'ın “ ise “Kabir” veya Mustakâr'ın “Kadının karnı. mecâzuhâ. mustevda'ın ise “Babanın sulbü. yer yüzü. Ebû'l-Heysem. Kur'ân'daki bazı harflerin ziyadeliğinden de bahseder. dünya” oiduğu hakkında görüşler de mevcuttur.[1015] Ebû Ubeyde. onların tasrif edilip edilmeyeceği de bahis konusu edilmektedir. İbn Mes'ud. her iki mektebin oluştuğu dönemdi. kelimenin lügat manasını verirken. âyet içindeki manasını da izah etmektedir. “O Küfe ve Basra mekteplerinin kayıtları ile mukayyet olmamıştır. iltifat. Aralarında zaman farkı olmasına rağmen. ma'nahâ.

Hâricilerin görüşlerini benimsediğine dâir bir ize bu eserinde rastlanmamaktadır. Te'viiu Muşkili'l-Kur'ân adlı eserlerini yazmıştır. onun tefsir usûlündeki dirayetini ortaya koyan. şiir sahasındaki eserlerinin yanında. İslâmî ilimler alanında. çağdaşlarının onu kötülemelerine vesile olmuştur. isimleri ayrı değilse .[1040] Bu itham zinciri İbn Kuteybe’nin zamanına kadar çıkartılabilir. edebiyat. lügat. yapılan bu hücumların ona muarız olan bir âlimler silsilesinden geldiğini ispat etmiştir. “Buharinin kaynakları” adlı eseri müellifine göre müfessirler tarafından kabu! edilmiş olmayıp. [1041] Onun tarih. el-Beyhaki (ö. el-Beyhakî (ö. 282/895) gibi şöhrete ulaşmıştır. sûrelerin. öğreneceklerini öğrenmiş[1036] ve daha sonra da İslâmî ilimler ve edebiyat sahasındaki meşhur eserlerini yazmış[1037] ve şöhretli talebelerini yetiştirmiştir[1038]. Me’ınunun hilâfetinin sonlarına doğru 213/828 senesinde doğmuştur es-Sem'ânî ve el-Kıftî onun Bağdat'ta doğduğunu söylerken.İbn Kuteybe ve Te'vilu Muşkili'l-Kur'ân'ı Ebû Muhammed Abdullah b. Ebû. Bu eserinde filozoflara ve re'ycilere karşı Kur'ân'ın doğruluğunu müdafaa etmek suretiyle zamanındaki din mücâdelesine fiilen karışmaktadır. Buhâri’nin Sahih’inde. Kur'ân'daki tertibine riâyet edilmiş. 387/ 997) bir araya getirmiş. Te'vilu Muşkili'l-Kur'ân'ına atıflarda bulunur. Müslim b. Ebû Ubeyde’nin izahlarının biraz değiştirilerek alınması yüzünden meydana gelen bazı filolojik mahiyetteki yanlışlıklar. tefsir. Te'vilu Muşkili'l-Kur'ân'ı olacaktır. el-Enbârinin (ö. ed-Dineverî nisbeti ile şöhret kazanmıştır. aslının Yahudi ve dilinin iğneleyici oiuşu gibi sebebler. nahiv. İbn Kuteybe hakkında takdirkâr sözler sarfederken. 458/1065) ise Kerrâmiye görüşüne sahip olduğunu zikretmektedirler[1039] Te'vilu Muşkili'l-Kur'ân'ın naşiri esSeyyid Ahmed Sakar. O. Ebû Ubeyde'de aramaya kalkışmışlardır. kelâm. Buhâri’nin Ebû Ubeyde’nin biraz değişik şekildeki nakli hususunda kusur ve eksikliği. İ'rabu'l-Kur'ân. 255/868-869) ve Ebû Hanife ed-Dîneverî (ö. İranlı bir aileden gelmektedir. [1035] Âyetlere ve kelimelere serbest mânâ verişi. el-Enbâri'de ed-Dârekutni (ö. el-Hâkim.eğer eserlerinin müsemmaları bir.Garibu'l-Kur'ân. 328/939) üstadı.Âyetine getirdiği bu izah. Onun. 458/1065) in üstadıdır. Meâni'l-Kur'ân. Gâribu'l-Kur'ân'ının birçok yerlerinde. Bilhassa burada üzerinde durmayı düşündüğümüz Te'vilu Muşkili'l-Kur'ân'ı ile Garibu'l-Kur'ân'ını. Bağdat'taki. Bunların birçoğu zamanımıza kadar ulaşmamıştır. İbn Kuteybe’nin bizim için mühim oian tarafı. Bu eser. 3. fıkıh. bilhassa tefsir ve hadis sahasında eserler telif ettiği de malûmdur. Kuteybe ed-Dîneverî (213-276/828-889) Küfe ve Basra ekollerini birleştirmede rol oynayan Bağdat nahiv ekolünün ilk mümessillerinden biridir. es-Seyyid Ahmed Sakar. İbnu'n-Nedîm. İbn Kuteybe. İbn Kuteybe. İbn Kuteybe’nin iki kitabının dağınık olan mevzularını bir araya toplamış olması bakımından faydalıdır. genç yaşından itibaren. 385/995) nin. hadis. ed-Dârekutnî ise el-Hâkim (ö. İbn Kuteybe. dil. bu hususları birer birer tetkik etmiş ve bu ithamların İbn Kuteybe'de mevcûd olmadığını ve İbn Kuteybenin bu şekilde ithama lâyık bulunmadığını. 405/1014) in. sonrada müşkülen çözülmüştür. . Ulemanın hakkında ittifak ettiği husus. Ebû Ubeyde'ye hâs kalan tefsirdir. onun eserlerinin 47 tanesini bize tanıtmaktadır. Ahmed b. Kitaplarının sayısının 65 veya daha fazla olduğu söylenir. ed-Dârekutni (ö. velûd bir müellif olarak tanınır. onun Bağdat'ta yetişmiş ve gelişmiş olmasıdır. Eserde. çağdaşları olan el-Câhız (ö. Buhâri'den ziyâde. Te'vilu Muşkili'l-Kur'ân'ın bir tetimmesidir. Garibi'l-Kurân'ın daha sonra te'lif edilmiş olduğu ve iki eserin birbiriyle sıkı bir irtibatı bulunduğu anlaşılmaktadır. 405/1014) onun yalancı olduğunu. Tefsir sahasında . Zaten Garibi'l-Kur'ân. Buradan da. 291-904). et-Taberi tarafından ele alınmış:[1034] ve görüldüğü gibi “Manasızlıkla” tavsif edilmiştir. Bu itham zincirinin irtibatı şöyledir: İbn Kuteybenin çağdaşı olan Ebû'l-Abbâs es-Sa'leb (ö. İslâm âlimlerinin büyük bir kısmı. İbnu'l-Enbârî ve İbnu'l-Esîr Kûfe'de doğduğunu söylemektedirler. Yoksa yeni bir fikir getirmemektedir. İbn Kuteybe. meydana geien bu yeni esere “el-Kurteyn”[1042] ismini vermiştir. Nedense sarihler. devrinin en iyi öğretmenlerinden. zamanındaki ilimlerde. edeb ve tarih dersleri meclislerine devam etmiş. Hatta bu izah. Buhâri sarihlerinin gözlerinden kaçmamıştır. Dinever şehrinde kadılık yaptığı için. evvelâ sûrelerdeki garibler izah edilmiş. Abdillah Muhammed b. Mutarrif (Mutarriz) el-Kinânî el-Kurtübî (ö.

zem. Kur'ân'ın müşkil meselelerinin. el-azâb. Lafızları bir. Nisa Sûresi ise üç defa tekrarlanmıştır..[1057] Kur'ân sûrelerinde bulunan müşkiller. Bu eseriyle o.[1052]hazf ihtisardan bahsetmiştir:[1053] Kıssa ve haberlerin tekrarındaki sebepler üzerinde durmaktadır:[1054] Kinaye ve tariz hakkında örnekler vermekte. İbn Kuteybe’nin bu eseri.[1046] İbn Kuteybe'ye göre te'vilcilerin hataları ekseriyetle mecazda idi. bu hususta parlak deliller. Bu eseri yazmaya sevkeden âmili şöyle anlatmaktadır. Bütün sûrelerin müşkillerini bahis konusu etmemiş. Bütün bunlar onun. Bunların hangi şekiller üzerinde ihtilaflar meydana getirdiğini ve bu konudaki çeşitli görüşlerden bazılarını münakaşa edip tahlil ettikten sonra reddetiği görülür. Ebû Ubeyde de oi-duâu gibi sadece mecaz lafzı altında değil de. Kur'ân ve dinî ilimlere olan bağlılığını. O sadece bu yeni ilimlerin.[1058] keza kelimesi hakkında bu kelimenin aslının taâttan başka bir şey olduğunu görmüyorum. kelimesinin muhtelif kullanılış manalarını verdikten sonra. onların ta'nlannm nevilerini ortaya koymakta. Bu eserde. Kur'ân'daki müteşâbih âyetlerden maksat nedir? Gibi suallerine karşı cevaplar vermiş ve Kur'ân'daki müteşâbih âyetlerin hikmetini gerek seleften deliller ve gerekse Arap dilinden örnekler vermek suretiyle izah etmiştir:[1051] Medh. istihza gibi hususlardan. el-kavl. sonra da aynı sûreye bir kaç defa dönmek zorunda kalmıştır. Kur'ân'da geçen hurufu'l-meânî ve fiile benzeyen fakat tasrif edilmeyen lafızlardan bahsetmekte ve bunların manalarını ve kullanılış şekillerini göstermektedir. böyle bir tenakuz ve ihtilafın olmadığını izaha çalışmış ve Kur'ân'dan bol bol misaller vermiştir:[1050] Muhaliflerin. dua gibi şeyler de onun içindedir demektedir. gürültü yaptılar ve anlayışsızlık gösterdiler. salat. zihinlere. ele almış olduğu sûrelerden de. bazı lehçelere göre sahih olduğunu söylemek suretiyle. fakat manaları aynı müfred kelimelerden bahsetmiş ve bunları neşet etmiş olduğu asla döndürmüştür.[1060] Daha sonra İbn Kuteybe. Meselâ.[1045] İbn Kuteybe eserine. Kur'ân'a ta'n edenlerin hikâyeleri ile başlayıp. problemlerin halli yoluna gitmiştir:[1049] Ayetler arasında tenakuz ve ihtilaf gibi görülen yerlerde. onun hayatını tetkik eden el-Cundî’nin eserinde de görmek mümkündür. zikrettiği bir sûredeki müşkilleri tamamlamadan başka sûreye geçmiş. sonra da bablar halinde onların iddialarını reddetmektedir. el-kıyame. akıllara bağ ve köstek olabileceğinden endişelenmektedir. belirli bablar hâline girdiğini ve mecaz lafzının hududunun daraltılıp nevilere ayrıldığını görmekteyiz. ez-zenb gibi manalara geldiğinde örnekler verdikten sonra “Bunlar hepsi ihtilaf etse de asılları birdir” demektedir. Buna göre Alah'ın Kitabını müdafaa etmek.[1043] Bu eser. bu manalar hepsi furu'dur.. Terceme yoluyla İslâm'a giren ilimleri. ed-din. Bakara Sûresi dört defa. kıyam. bu gün elimizdeki mushaf tertibine riâyet edilmeden sıralanmış. Allah'ın kitabının müteşâbih âyetlerine tabii olarak itirazda bulunup. açık burhanlar getirerek gürültü yapanların koymuş oldukları şüphelen ortadan kaldırmak için böyle bir teşebbüse giriştim. onların hepsi bir asıldandır. Kur'ân etrafında dolaşan şüpheleri bertaraf etmek için İbn Kuteybe’nin sağlam ilminin bir semeresidir.[1055] lafzın zahirinin manaya olan muhalefetini ele almaktadır:[1056] Hurufu Mukatta'a hakkında söylenen sözleri nakletmekte ve müfessirlerin bu husustaki ihtilaflarını göstermektedir. Mesela.[1048] Kur'ân-ı Kerîm'de kâtip hatası olduğu söylenen bazı âyetlerin. bir şeyi zıt vasfıyla söylemek olan maklûb. sadece Cin sûresinin tamamını nazarı dikkate almıştır. Sakat görüşleriyle Allah'ın kelâmını yerlerinden oynatıp tahrif ettiler. Buna göre yolların ayrıldığını ve ihtilafların hasıl olduğunu söylemektedir:[1047] Yedi harf ve kıraat ihtilaflarını bahis konusu etmiş ve onları yedi vecihte toplamıştır. elvahy.”[1044] Zaten onun. İslâmî ilimlerden üstün tutanların “büyük bir dalâlet” içinde olduklarını söyledikten sonra bu yeni ilimlerin öğrenilmesine de taraftar ve bunların lüzumuna kail olduğunu görmekteyiz. Nihayet harfi çerlerin birbiri yerine kâim olmasına âit örneklerle eser sona ermektedir. Arap ve Fars kültürlerine iyi bir şekilde . o günlerde Kur'ân'a karşı vâki olan itirazları göstermesi bakımından tarihî bir kıymet ifade etmektedir. bilgisinin genişliğini ve anlayışının derinliğini göstermiştir. “Mülhidler.[1059] Keza kelimesi Kur'ân'da el-kaza. ilminin sağlamlığını.

Sallâm. eserlerinde. Çünkü o. onlara cevaplar verir gibi. Muhtemel sorular sorarak. Bunların. onların Allah'a karşı cüretlerini. münakaşa metodunu kullanır. Şüphesiz ilk devirde âyetlerin tefsiri basit ve tefsir edilen âyetler de mahdut idi. Peygamber’in gazalarını ihtiva ediyordu. Zamanla müfessirler mütekellirnlerden ve Mu'tezileden fikir hürriyetini alarak. hadisin bir cüzü idi. menkûl rivayetlerin kalmasını istemişlerdir. bu ilk günkü duruma aldanarak “Kur'ân tefsiri. el-Müberred. pişmanlıkla geriye döndüğünü” anlatmaktadır. kendilerini idare edenlere karşı medenî üstünlüklerini anlamaları. el-Esmâi. Şu hususu unutmamak gerekir ki ilk devirde tefsir. Bu durumda tefsire. B.. Ancak neş'eti. aklî tefsirden müstakil te'lifler meydana gelinceye kadar devam etti ve menkûl tefsirle meşguliyet geriledi. İslâm âleminde bazı millî hareketlerin doğmasına sebep olmuştu. kıyaslarında inkıta meydana gelmesi için kendilerini nasıl günahlara sürüklediklerini gördüğünü ve oradan hüsran içerisinde. Müslümanlara nazaran daha münevver idiler. İslâm memleketlerinde yaşayan. O zamanda hadis ilmi bütün dinî maârife şâmildi. Hz. takvalarının azlığını. ez-Zeccâc. İslâm milleti arasında şayi olan fırkalardan herbiri Kur'ân'dan kendi mezhebine uygun geleni alıyor. hicrî birinci asır sonlarından itibaren. İslâm Ansiklopedisine yarım kolonluk “Tefsir” maddesini yazan Carra de Vaux. Onun hakkında neler söylenirse söylensin. bunların tefsir tarafından ihtiva edilmesine çalışıldığından âyetlerin tefsin genişlemiş. Dinî sahalarda. Ali zamanındaki iç harbler. Bütün eserlerinin muhtevaları ciddidir ve tertip ve tasnifleri güzeldir. menkûl rivayetlere müracaat etme ihtiyacı duyduklarından. akide .. Kur'ân tefsirinde yeni ufuklar açtılar ve menkûl tefsire müracaat. şüphesiz o. sadece şüpheleri red ve te'villeri tashih etme yolunu takip etmişti. hadisin bir dalıdır. İslâm cemâati nübüvvet ışığından uzaklaştıkça. siyâsi ve hârici sebepler dolayısıyla durmaya mecbur oldular. Osman zamanındaki fitne Hz. bu alandaki ilim erbabından sadece bir kaçıdır. Herşeyden evvel Müslüman olduklarını unutmayan bu fırkalar. İbn Kuteybe’nin dinî eserleri. hadisin bir dalı olarak bakamayız. naklî tefsirin yanında aklî tefsir de gelişmeye başlamıştır. Birçok müfessir. cami ve medreselerde taallüm edilir”[1064] demektedir.[1061] Şunu da unutmamak gerekir ki. herkes kendi yolunun doğruluğunu ispata çalışarak.vâkıf olmasından ileri gelmektedir.FIRKA TEFSİRLERİ İslâm'da tefsir hareketine hız veren âmillerden biri ve belki de en mühimi.[1063] Edebî tefsir konusunda. uygun olmayanı ise te'vil edip uydurmaya çalışıyor ve insanlarda bu yollardan birine tabi oluyordu. yaptıkları işlerin doğruluğunu ispat için Kur'ân'a başvuruyorlardı. belki kendisine hak verebilirdik. öğretme ve faydalı olma gayesini güder. âyetleri davalarını savunacak şekilde te'vil etmişlerdir. Kur'ân ve hadis naslarının hâricine çıkmaz. Delillerini ileri sürerken. Zira. Bu eserlerinde tafsilata girişilmeksizin meselelerin özüne inilir. Onun edebi yönü dini yönünü asla nakzetmez. örnekleri günümüze kadar çoğaltmak mümkündür. Peygamber’in vefatıyla hilafet meselesi zuhur etmiş. Zaten Hz. dinî vakar ve salabete sahip olan bir kişidir.[1062] Zaten kelamcılara karşı olan tutumundan anlaşılacağı üzere. bazıları da Hz. Bazı hadisler Kur'ân âyetlerinin tefsirini. Bu sırada müfessirlerin yaptıkları açıklamalar. “O bazen kelamcıların meclislerinde bulunmuş. kendi görüşlerini teyid edecek şekilde te'vil ediyorlardı. Bu bakımdan eserleri. Gittikleri yolun doğruluğunu göstermek için âyetleri. olgun bir izah şekli olamıyordu. muhaddis ve râvilere ittisali bakımından hadisin bir bölümü olarak düşünülebilir. bazıları fıkhî bir hükmü. Peygamber’in vefatından sonra. Halbuki tefsir ilmi sadece rivayet düzeyinde durmayıp daha ilk asırdan itibaren dirayet yönünün de ortaya çıkmaya başladığı görülür. Hz. bu eserlerinde akılcılar ve kelamcılarla tam manasıyla münakaşa etmemiş. Daha doğrusu bu müfessirler anlayışta tam bir istiklâle sahip değillerdi. Ebû Ubeyd el-Kâsım b. İnsan tefekkürü geliştikçe ve hâdiseler çoğaldıkça. Akideye ait meseleler üzerinde. Eğer tefsir faaliyeti sadece rivayete dayanıp devam etseydi. eserlerinde böyle bir şey aramak mümkün değildir. fakat Müslüman olmayan unsurlar. İslâm'ın birinci asrından itibaren gerek dinî ve gerekse siyasî bir anlayışla zuhur etmeye başlayan fırkalar olmuştur. Fakat edeb sahasında fikri hür bırakır. Islâm'da sonu gelmeyen mücadelelere yol açmış. tam bir kelâm eseri olarak mütalaa edilemez.

Bir kısmı da ahlâka taalluk eder. demektedir. Ubeydullah'ın bu çirkin sözlerinden dolayı hücuma uğradığını ve sözlerinde tenakuz ve bozukluk bulunduğunu zikretmektedir.meselelerini incelemeye ve onları izah etmeye koyuldu. Bizim bunları teker teker alıp incelemeye imkânımız yoktur. Kur'ân'ın kendisinde fırkaların doğuşuna âmil olacak esaslar bulunduğunu. Zira Kur'ân bu manaiarın hepsine de delâlet eder. kâfir dese de veya o fasıktır.[1067] akidelerini te'yid edecek mahiyette âyetler pek çoktur. delillerini. Fakat fırkalaşmada rol oynayan asıl sebep İslâm'ı anlayıştan doğduğu veya kısacası İslâm'ın kendisi olduğu unutulmamalıdır. bir Mu'tezilî Kur'ân'ı mezhebi açısından ele almış. Bu izahlarda da ihtilaflar görülmeye başladı. şu sözleriyle ifade etmektedir: “Kur'ân'ın kendisi ihtilafa delâlet ediyor. Allah'ın insanla. kendi fikirlerini teyid ve tasdik eder şekilde Hz.[1068] İhtilaflara sebeb olabilecek bu gibi noktalar mevcut iken. Şiâ ve Hârici fırkalar olacaktır. Zaman geçip diğer din mensuplarıyla ihtilaflar arttıkça. Bazılarının sadece çeşitli âyetler hakkındaki tefsir ve tevilleri mevcuttur. İslâm'daki pek çok fırkanın tefsirleri maalesef elimizde yoktur. aklın değerini ele almış. Kur'ân'ı almıştır. Zira orada cebr. delillerini Kur'ân'dan aldıklarına göre. muhtelif görüşler ortaya atılmışsa da. sosyal bir vakıa olarak. Bu durumda Peter Werenfels’in İncil hakkında söylediğini hatırlamadan geçemiyeceğiz: “Herkes akidesini şu mukaddes kitaptan talep ediyor ve yine herkes istediğini onda buluyor. Meselâ. bu meseleler daha fazla düğümlendi. Zİrâ Kur'ân-ı Kerîm'de âyetlerin siyak ve sibaklarına dikkat edilmeden bir değerlendirmeye gidilecek olursa hataya düşülür. Kader ve cebr için Kur'ân'da asıllar vardır. Kur'ân'ı. Bu duruma göre her fırkanın bir tefsin olması gerekecektir. Mesela. Zaten İbn Kuteybe de. hüsn ve kubuh meselesini. Bu fırkalardan herbiri. O kâfirdir. ortaya çıkan ihtilaflar fırkaların teşekkülüne önayak olmuştur. Allah'ın sıfatları. fakat müşrik değildir. hiç de yabancı tesirler olmadığının bir ifadesi değildir. islâm'daki fırkaların fikirleri bir kaç kısma ayrılır. Müslümanlar fethettikleri yerlerdeki yabancı unsurları İslâmiyet'e davet etmeye başlayınca. Bunlann hepsi.”[1072] Hristiyanlikta olduğu gibi. ilm-i kelâmdaki mezhepler doğar.[1070] Hakikatte bu söz pek cüretkârânedir. bekalarını sağlayabilmek için Kur'ân'a dayanmak mecburiyetinde kalmışlardır. kadılıktan azledilmiştir. bundan hukuku şahsiyye doğar. Kur'ân fikirlerini teyid eden tâli bir unsurmuş gibi hareket etmişlerdir. Çünkü her grup kendi menfaatine göre.[1071] Bu konuda bizi daha çok alakadar eden. 168/784). halifenin kim olacağı meselesi münakaşa edilir. bundan da. Onun için biz her fırkanın ayrı ayrı görüşlerini ele . el-Hasan (ö. mezheplerine uygun olmayanı te'vil etmiştir. Peygamber'e hadis isnad etmeye kalkışmışlardır. Bunlar hususunda kim ne derse isabet etmiş olur.[1065] kader[1066] ve teşbih. Ubeydullah bu sözlerinden dolayı. Daha Emeviler zamanında kader. Bazısı imâna taalluk eder. Ama bu söz. Bu düğümleri çözmek için. Bunun üzerine bir takım problemler ortaya çıktı ve bu problemlerden bazısının bu güne kadar toplu bir çözümü bulunamadı. Yani onlar. Bazıları içtimaiyata taalluk eder. Mu'tezile. cebr. mümin dese de. teşbih ve irca meseleleri ortaya çıkmıştır. ilim kitapları arasında umumi olarak da bulunurlar. benimle musafaha etti. Bir kimse zâniye. benimle yüz yüze geldi. Mehdî zamanında Basra kadısı olan Ubeydullah b. fırkalar üzerinde. İslam dünyası içinde bulunan fırkalar da. Kur'ân'a kendi akidesi açısından bakmış ve onu mezhebine göre tefsir etmiştir. Bunlar tefsir kitaplarının sahifeleri arasında hususi olarak zikredildiği gibi. Bazısı ise siyasete taalluk eder. Müslümanlar da onların bu müdafaa metodlarını benimsemeye başladılar. İlk ihtilaf. tenakuzu Kur'ân'da sanmak hatadır. Ortaya çıkan ilk mezheplerin hepsinin Kur'ân'a sarıldığını ve ilk ihtilafların hepsinin Kur'an'a rucû ettiğini görmekteyiz. hatta İslâm bünyesi içinde. elini iki omuzumun arasına koydu” demekteydiler. fırkaların doğuşunu sadece haricî sebeplere atfetmek doğru olmaz.”[1069] Goldziher. kendi fırkalarının dar görüşü içine sığdırmaya uğraşmış. Hakiki Müslüman kimdir? İnsanın mesuliyeti nedir ve Allah'ın iradesi neden ibarettir gibi meseleleri araştırmaya teşebbüs ettiler. parmak uçlarının soğukluğunu hissedinceya kadar. İslâm'da gerek siyâsî gerekse fikrî münakaşalardan doğan fırkalar üzerinde yabancı tesirler eksik değlifdir. Hattâ bu fırkalar. Keza Şiî ve diğer mezheb erbabı da bu yolu takip etmişlerdir. aslı İslâmî olmayan fırkalar bile. ne kâfirdir ve ne de mümindir dese isabet etmiş olur. bundan da mutasavvıfların yollan elde edilir. davet edilenler kendilerinde mevcut olan mantık ve felsefe metodlarından istifade edip. Müşebbihe “Rabbim bana mülâki oldu. insanın Allah'la olan ilgisinin sınırlarını çizmekte kendini gösterdi. Veya kâfirdir müşriktir dese de isabet etmiş olur. mesnedlerini Kur'ân'da aramak mecburiyetinde kalıyorlardı. Onlar. adeta Müslümanları müşkil durumda bırakıyorlardı.

Allah Taâla'nın kıyamette görünmesini kabul etmemeleri. Zira âhirette cennetlik ve cehennemliklerden başka bir fırka yoktur.[1073] Yani onlar akılcıdırlar. onlar hakkında her şeyi cem eder mahiyettedir. Ve bunlar “taât. Bunların içinde bulunan aşırı fırkalara (gulât) veya bâtınîlere de temas edeceğiz. dinin lüzumunu. Allah zâtı ile âlîm ve zâtı ile kadir dediklerinden “Muattile” olarak isimlendirilırler. 1. Böylece “el-menzile beyne'l-menzileteyn” esâsı olan “Mümin medhe lâyıktır. Emevîler devrinde neşet etmiş. Burada müellifinin kısaca hayatını ve metodunu ve Allah'ın kitabını izah yolunda takip ettiği yolu göstermeye çalışaceğız. cidal ve kelâm yönünden insanların en muazzamıdır. Akıl onlar için herşeydir. Atâ'nın başkanlığında. Bunlara göre nakil. iki şehadeti ikrar etmesi ve hayırlı amelleri yapmış olması sebebiyle kâfir de değildir. Irak'ta süratle yayılmaya başlamış. [1074] Kaynaklar genellikle Mu'tezilenin ilk zuhurunu şu olaya bağlarlar: “Bir gün Hasan el-Basri’nin meclisine bir adam gelir ve ona ey din adamı.[1075] Bazen Mu'tezileye “Kaderiye”. zamanımızda bir cemaat zuhur etti . Hasan'ın cemâatinden kendisine katılanlarla birlikte diğer bir sütunun dibine çekildi. el-Va'd ve'l-Va'îd. Onun sıfatlarının zatından başka bir şey olmadığını söylemeleri ve Kur'ân'ın Yüce Allah için mahlûk olduğunu zikretmeleri bu esasa dayanır Mu'tezilenin en fazla titizlik gösterdiği husus bu prensiptir. el-Mu'temer’in başkanlığında gelişmeye başlamıştır. fakat Abbasiler döneminde İslâm fikriyatını meşgûl eden bir fırka olmuştur. bunlar. Onlara göre kişinin bilmesi lâzım gelen ilk esâs tevhittir. Bağdat medresesi de Bişr b. el-Adl. Eğer nakille akıl arasında mutabakat olmazsa. Abdilmelik zamanında yaşamış olan Vâsıl b. eî-Emru bil-Ma'rûf ve'n-Nehyu ani'l-Münker” dir. Vâsılın bu yorumu üzerine Hasan. Allah'ın zâtından ayrı sıfatlarının olabileceğini ve bu sıfatların ezeliliğini reddetmişlerdir. fâsık mümin olsa bile medhe lâyık değildir. Vâsıl bizden uzaklaştı (i'tizal etti) dedi ve bu kelime ona ve ashabına isim olarak verildi”. onlara göre Allah ilmi ile değil zâtiyle âlimdir. Mu'tezilîler. ilim adamlarının fikri mücadelesi devam etmiş ve Irak'ta iki büyük medrese. Onlar. Fakat onun durumu kafirin durumundan daha hafiftir” sözlerini söyledi dedi. elMenzile beyne'l-Menzileteyn. Hişâm b. Diğer bir cemaat ise kebire sahibini tehir (irca) ediyorlar. mâsiyet de imân ile birlikte olduktan sonra zarar vermez diyorlar”. Kur'ân lafızlarında şüpheü olan manaları ilk bakışta lügata müracaat etme suretiyle giderme yolunu tutmuşlardır. Yine onlar Allah'ın sıfatlarını nefyettiklerinden.et-Tevhîd: Bu ilke Mu'tezile mezhebinin esasıdır. “Muattile” gibi isimler de verilir. küfürle menfaat vermediği gibi. Eğer tevbe etmeden ölürse cehennemde ebedî kalır. 1. Mu'tezile Allah'ın birliğine halel . Basra ve Bağdat Mu'teziüleri arasında birçok meselede ihtilaflar mevcuttur. Şimdi bu beş aslı görelim. müteşâbih âyetler üzerinde durmak olmuştur. Bir kimse onunla. nakil te'vil edilmelidir. Bu hususta nasıl inanacağımızı sen bize nasıl hükmedersin” der. Allah'ın birliğine değil gölge düşürmek. tefsirdeki amaçları. Atâ (80-131) nın mezhebidir. İbn Teymiye’nin de dediği gibi. Hasan düşünmeye başlar ve soruya cevap vermeden Vâsıl söze karışarak “Biz kebire sahibine mutlak Mü’min veya mutlak kâfir demeyiz” dedikten sonra. Basra medresesi Vâsıl b. Zaman geçip kültürler kaynaşıp fikir ihtilafları zuhur edince. Bunları anlatırken de fırkaları genel olarak Mu'tezile. helâl ve haramı bilmeğe mecburdur. Şiâ ve Hâriciler olarak ele alacağız. Görüldüğü gibi Mu'tezile Basra'da doğmuş. Allah'ı. Çünkü onlar kulların fiillerini kendi kudretlerine isnad ettiklerinden ve kaderi inkâr ettiklerinden “Kaderiyye” diye lakaplanırlar. Bu beş asıl.Mu'tezile Ve Kur'ân Tefsirindeki Yeri Bu fırka. asrın ileri gelen Mu'tezile imamlarından Ebû'l-Hasen el-Hayyât. Aralarındaki bu ihtilaflara rağmen Mu'tezile “usûlü hamse” dedikleri beş esasta birleşir.Hâricileri kastederek -kebire sahibini (büyük günah sahibini) tekfir ediyorlar. sadece mezheplerinin genel tefsir görüşünü vermeye çalışacağız ve bu konuda şöhretli tefsiri örnek olarak vereceğiz. Emevî ve Abbasi halifelerinden bazıları onları korumuş. O. şu usûlü hamseyi söz olarak cem etmeyenin Mu'tezile ismine müstehak olamayacağını söylemektedir[1076]. gölge düşürdüğünü zannettikleri her şeye şiddetle karşı çıkmışlardır. dâima bu yolda hareket ederek tefsirler meydana getirmişledir. ancak akılla mutabakat ettiği zaman delil olabilir. Bu konuda fırka kitaplarında pek çok bilgiler vardır. Onlar. Sahih manada bu beş aslı kabul etmeyen Mu'tezili olarak kabul edilmez. muhkem âyetler üzerinde durmamış.almayacak. akılcılık cereyanı genişlemeye başlamış ve onlar selef yolunun birçok esaslarını tanımamışlardır. Bunlar “et-Tevhîd. III.

adalet ve irâde hürriyetine tahsis edilmiş olduklarını görür. kalb kâfi gelmezse dille yapılır. sevabın tâat üzerine. Mürcie ise. Şimdi Kur'ân tefsiri hakkındaki tutumları üzerinde duralım.El-Menzile Beyne'l-Menzheteyn: Mu'tezile. Allah'ın iltizam ettiği bir kanun olarak görmektedirler. Allah'ın vahdaniyetine ve Rasûlüne imân eden bir kimse eğer büyük bir günah işlerse. Kötülükler ise insanın kendi amellerinin neticesidir. büyük günah işleyenin. 2. Yüce Allah. Bu asıl. ister müteşâbih olsun. muasır olan diğer mezheplerin bu konuda ifrat ve tefrit sayılabilecek görüşlerine orta bir yol bulmaya çalışmıştır. Bunlardan hiç kimseyi ateşten çıkarmaz. Bu esastan hareket eden Mu'tezile. kendi görüş ve akidelerini aksettirmiş ve nakle itimaddan ziyade akla sarılmışlardır. Allah teâla yaratmamaktadır. 4. Çünkü Allah büyük günah sahibini cezalandıracağını va'detti ve ona haber verdi. “Günahların. Biz ancak burada kısaca Mu'tezilenin neşeti ve birleştikleri usûlü hamseyi tanıtmaya çalıştık. “Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz. durumu hakkında. eğer biri diğeri üzerine saldırırsa. Allah insanların faydasına olan şeyleri yaratır. Mu'tezile tefsirini okuyan bir kimse. delillerini Kur'ân'dan getirmek mecburiyetinde kaldıklarını söylemiştik ve Mu'tezilenin de kendi içindeki muhtelif fırkalarla beş asılda anlaşabildiğim zikretmiştik. Hanbel ve diğer nice âlimlere zor kullanabilmişlerdir. Kul fitlinde hür olmasaydı teklif yersiz olurdu. şüphesiz Allah âdil davrananları sever” âyetini delil getirmektedirler”[1077]. Eğer onu cezalandırmazsa va'dinden dönmüş olması lâzım gelir. Büyük günah işleyeni tevbe etmedikçe bağışlamaz ve bu kimse hakkında Şefaati kabul etmez. gafilleri irşâd etmek için Müslümanlara vâcibdir. bu farklılıklar bizi ilgilendirmemektedir. kötülükten nehiy kalple olur. kötülük işleyip suçu kendisini kuşatmış olan kimseler. El de yetmezse kılıçla yapılır. âdil davranınız. bu tefsirlerin mutlak bir tenzih. Bunlar da. 5. Büyük günah sahibi tevbe etmeden ölürse. insanın davranışlarında tam bir hürriyet içerisinde olduğunu ileri sürmüş ve kaderi nefyetmiştir. Bunlar da yeterli olmazsa el ile yapılır. Onlar böylece. “Hayır öyle değil. Bu bakımdan onlar imamet konusuna da önem verirler. Buna göre.getirecek bir nassla karşılaşırsa. günah işleyeni de cezalandırması vaciptir. Onlar orada temellidirler” âyetini delil olarak gösterirler. Buna Hucûrât Sûresinin 9. Hâriciler “Büyük günah işleyeni” kâfirle müsavi kılıp onun gibi azab göreceğini söylerken. hayır olsun şer olsun. 3. İslâm'ın neşr ve daveti.el-Va'd ve'l-Vald: Yüce Allah'ın adaletinin bir gereği olarak. Onlara göre. dalâlette olanları hidayete sevketmek. Onlar bu hususu Şöyle izah ederler: İtaat eden kimseye Allah'ın sevap vermesi. kulun hür iradesiyle işlediği iyi veya kötü amellerinin karşılığını görmesi tabiîdir. Allah'ın onu affetmesi caiz olmaz. Yapmış oldukları tefsirlerde. Ahmed b. cezanın da ma'siyet üzerine olmasını. her fırkanın varlığını sürdürebilmesi için. Onlar. Mu'tezile cumhura muhalefet ederek şöyle der: “Şayet kafi gelirse. iyilik yapana veya kötülük yapana yaptığının karşılığını verir. imân sahibine bir zarar veremeyeceğini ileri sürmekteydi” Mu'tezile bu iki görüşün ortasını bulmaya çalışarak günah işleyenin ne kâfir ne de Mü’min olduğunu onun cehennemde kalacağını. iyiliği emr. Bilinen bir husustur ki. Bu esasa göre insanın amellerini. . ancak onun azabının kâfirin çekeceği azab kadar şiddetli olmayacağını söylemiştir. Fırka kitaplarının beyânına göre Mu'tezilenin muhtelif fırkaları arasında farklılıklar mevcut ise de.El-Emru Bi'l-Ma'rûf Ve'n-Nehyu Ani'l-Münker: Bu husus onlar indinde mukarrer bir esastır. Bu esasa dayanan Mu'tezile. bu beş asıl ehlisünnet ve'l-cemaât mezhebinin görüşleriyle de bir ittifak halinde değildir. İslâm'ın emirlerinin iyi uygulanabilmesi için imâna ihtiyaç vardır. cehennemde ebedi olarak kalır. saldıranlarla Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız. Allah'ın suçluyu affetmesi caiz değildir. o nassı akılla te'vil ederler. Mesela.el-Adl: İnsan fiillerinde tam bir hürriyet sahibidir. Bu düşüncelerine Bakara Sûresinin 81. Kur'ân Tefsirindeki Yeri Yukarıda. bütün Müslüman fırkalarda mevcuttur. ister büyük ister küçük olsun. Ceza da işlenen suç ölçüsüne göre olacaktır. cehennemlikler işte onlardır. zahiri tearuz eden âyetler hakkında aklı hakem tayin etmişlerdir. eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz. Bu asıl. dinî esasları çıkarmak için ilk kaynak olarak Kur'ân'a müracaat etmişlerdir. te'vil ve görüşlerini başkalarına zorla kabul ettirmek yolunu tutmuş ve bilhassa Kur'ân'ın mahlûk olduğu görüşünü kabul ettirme için. bu nass ister muhkem.

onun Arapça maddî bir görüş ifade etmediğini ispata çalışmış ve bu âyete kulun Allah'a rağbeti veya ondan sevap taleb etmesi gibi bir mana vermişlerdir. ez-Zamehşeri âyetini tefsir ederken. kâfir olarak gider. hayır işleyene mükafat vermeye mecburdur. sana şöyle cevap veririm: “Hakka inanmak.[1080] Yine onlar deki lafzını ebedi olarak nefy manasına almışlardır. fâsıkın derecesini. demektedir. Sa'd b. bütün Müslümanlar Yüce Allah'ın. Mu'tezile kelimesinin lügat mânâsı olan. 226/840) dan başka kimse onların fâni olacağını söylememektedir. Allah'a isnad edilemez. Tefsirlerinde bu hususlar bazen sual-cevap şeklinde tertip edilmiştir. Aradıklarını bazen orada bulabilmiş. Bu kelimenin Allah'a isnadının sebebi. İbn Ömer. demektedirler. va'dini ve vai'dini yerine getirmesi vâcibdir.[1093] Bazen de ayrı ayrı fırkaların aynı fikirde birleştiklerini görmekteyiz. iyilikleri emir ve kötülüklerden nehiy meselesinde. hükmüne varmıişardır. Onlar bu prensiplerini ispat edebilmek ve muhaliflerine karşı. Mu'tezile. bir tarafa çekilip tarafsız kalma mânâsının ilk muhatabı oldukları halde onların bu fikri sonradan tekâmül eden kelâm Mu'tezilesi tarafından kabul edilmemiştir. Meselâ. güçlü bir akıl ve geniş bir dil kültürü ile te'vil yoluna gitmişlerdir. Allah'ın onlara kudret ve kuvvet vermesindendir. Bu sebebten O. kötülüklerden sakındırma hususunda. Safvan'dan geçmiştir. Bunları. genellikle de kendi görüşleriyle çatışan naslarla karşı karşıya kalmışlardır. Bu fikir. büyük günah işleyenlere şefaati inkar etmişlerdir[1086]. Ve insanlar mutlak bir iradeye mâliktirler. âhirette. Mu'tezile. Kur'ân[1082] âyeti ile. bu hususu anlayış ve tatbik şekli ilk devirden beri çeşitlidir. Bu da adi esasına nakisâ kondurmamak içindir. Mu'tezile ile Hâriciler ittifak halindedir. İyilikleri emir. Zaten bunu da ibaresi teyid etmektedir”[1083] demektedir. Eğer bir kimse itikadı ihlâl edip. usûlü hamseyi akıldan çıkarmamalıdır. Zeyd. cehennem ve onların ehilleri fena bulacaklardır. Onlar[1078] âyetini[1079] ayetlerini delil getirerek. Yalnız.[1090] emrine iştirak ederler. Abdulcebbâr bu âyet hakkında “Bütün mâsiyetlerde tevbe makbuldür. Allah'ın dünya ve âhirette görülemeyeceği sekilinde tefsir etmişlerdir. kâfirle mümin derecesi arasında göstermektedir. bunları savunabilmek için. Kilise ebedî azap meselesiyle uğraşmış. Eğer amelî ihlâl ederse fâsıktır”[1084] demek suretiyle. Allah'ı teşbih ve tecsimden tenzih etmek için. şehâdet ve amel ederse. Bu yüzden de günahları affedemez. büyük günah işlemek insanı dinden çıkarır. Fakat unutulmamalıdır ki Mu'tezile denilince. tefsirlerinde dâima görülür.[1085] âyetine dayanarak. bana sahih iman nedir diye sorarsan. o kimse tevbe etmediği takdirdedir. Yüce Allah bu gibi çirkin şeyleri yapmaktan[1088] âyetlerine göre münezehdir diyerek kelimesini hakkı kabulden menetmek mânâsına alarak. onu lisan ile izhâr ve amelle tasdik etmektir. Ebû Huzeyl'e Cehm b. cennet. Çünkü o. Muhammed b. Bunlar ilk günlerde zuhur eden fitne olaylarına fiilen iştirak etmemişlerdir.[1081] âyetine dayanarak. Allah'ın her işte insanların yararına olan şeyleri yapması. Buradaki den maksat. Allah hakkında yapılan tavsifler. Alah'a âzâ. o münafıktır. itibarî şeylerdir diyerek. Usame b. günahkâra ceza. Meselâ. Yunan kilisesi büyükleri ebedi azabı inkâr etmişlerdir. cismiyet ve yön ifade eden âyetlerin manalarını Allah'a lâyık görmeyerek. Eğer şehadeti ihlal ederse kâfirdir. Allah'a isnadını mecaz yoluyla tevile kalkışmışlardır.[1092] Cehm ise bu fikri Hıristiyanlıktan almıştır. zina ve kati masiyetini ırtıkab eden kimselerin bile tevbe ettikleri takdirde affedileceklerini kaydeder. kalb ve lisanla iştirak edip fiili olarak el ve kılıçla iştirak etmemişlerdir. küfür. cehennem azabını icâb ettirir. hakkı kabul etmeyi engelleyen şeytan veya kâfirdir. Bunun manası. ilk kaynak olarak Kur'ân'a başvurmuşlardır.Mu'tezilenin beş esası. sıfatlarının zâtından ibaret olduğunu söylemişlerdir. Sahabeden bazıları emru bi'l-ma'ruf ve'nnehyu ani'l-münker'e. Sevap ve ceza görmek ise bunun sonucudur ve bunları yerine getirmenin Allah'a vacip olduğunu söylemektedirler. Ebî Vakkâs. Yine Mu'tezile. Mu'tezile cennet ve cehennem hakkında ümmet fırkalarıyla ittifak edip Ebû Huzeyl el-Allâf (ö. kelimesinin lügat manası üzerinde durarak. Bu fena işlerin halikı insandır. Mesleme bu görüşte idiler. Onlar[1087] ayetindeki işinin çirkin bir iş olduğunu ve bu işin Aliah'a isnadının doğru olmayacağını ileri sürdüler. Burada şunu da belirtmekte fayda vardır: Aynı fırka mensuplarının fikirlerinin birbirine uymadığını müşahede etmekteyiz. insanların kâfir ve mümin olmaları gibi iyi veya kötü işler.[1091] Bu kimseler olaylara karışmadıklarından.[1089] Zaten onlara göre. Sorumluluğun sebebi de budur. Allah'ı sıfatlarından tenzih etmişlerdir. . Onlar dâima şiddet ve kuvvet kullanmak taraftarıdırlar. Eğer günahkar tövbe etmeden ölürse.

onu en iyi bir şekilde sena edin. tehlil. dilediğini de doğru yola eriştirir” âyeti ile “kalbleri mühürlemeyi” ihtiva eden âyetlerin izahı sorulduğunda. sabah akşam O'nu teşbih edin. Mu'tezile ileri gelenlerinden el-Hayyâfa (ö. gafil olanlar da söylerler yani onu anın ve senin Cuma günü oruç tut. genellikle kendi prensipleriyle çatışan. Mu'tezile. takdis. Akıl tarafından bilinemeyecek olan şeylerin. bazen onları tefsirlerinde rivayet ederler. onunla alınları ve üzerlerine secde edilen el. insanları düşündürmek ve bu konudaki hakikatleri düşünerek. namaz kıl sözün gibi. Fakat buradan hareket ederek onların bütün hadislere karşı olduklarını veya me'sûr tefsiri kabul etmediklerini söylemeye muktedir olamayız. Gâşiye Sûresinin 17. Çünkü onların çoğu ne bir esasa ne de bir rivayete dayanmaktadırlar.. onunla amel edesin. O. tekbir ile. Mu'tezile akla büyük yer vermiş. Mu'tezile örfüne ehemmiyet veren ez-Zemahşeri'yi. Haberleri senet ve metin yönünden tenkid ederler. Mücâhid'den gelen rivayette ise bu kelimeleri temiz olan. Mu'tezile. haber-i vahide karşı çıkarsa da. sual sorana “Benim şu anda acele işim var.. Onlar her ne kadar müteşâbih âyetlerin. irade hürriyeti hüsn ve kubuh gibi meselelerde akla dayanmıştır[1094]. muhkem âyetler vasıtasıyla izah edilmeleri gerektiğine dikkat çekmişler ise de.Mu'tezile mutlak akla en yüksek mevkiyi verince. bir iyiliği emredip sonra ona engel olması ve bir kötülükten sakındırıp sonra da kişiyi ona sokması caiz değildir. 231/845) in muasırları olan müfessirlerin rivayetlere dayanmadan. İkrime.. kulun muhatap olduğu hitapların bir kısmının akıl ile bilinebileceğini. Allah için kastedilen şeyin ne .. Bu konuda Abdulcebbâr. Keza. namaz. onların tefsirlerini. Peygamber'den ve seleften gelen tefsir görüşlerini zikrederken bu görüşlere itimad ettiğini görürüz.[1095] onları daha çok kendi akılları ile te'vil etmiş ve ilimde rüsûh sahibi olanların müteşâbih âyetlerin te'vilini bildiklerini ileri sürmüşlerdir. zihinlerinin çöplüğü ve fikirlerinin artığı olarak vasıflandırmakta ve bu görüşleriyle kalpleri şüphe ve yüryüzünü fesatla doldurduklarını. Zira onlar Cin Sûresinin 18. Allah'ın bu sözie develeri değil.ona lâyık olanlarla . Süleyman. cünüb olan. âyetlerinde “Allah'ı anın. dinde aklî delillerle bilinemeyecek bazı hususlar olduğunu kabul eder. Süddi. bir kısmının da onun tarafından bilinemeyeceğini söyler. Mukâtil b. tefekkür ederek bulmak olarak ileri sürmeleri. Ebû Bekr el-Asam aynı yolda olan kimselerdir. Mu'tezilenin aklî metodunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. “Allah dilediğini saptırır. Onların tefsirlerine nasıl güvenip. yani bütün vakitlerde yapın” der ve Hz. müteşâbih âyetlerin te'vilinde akla geniş yetkiler tanımış. Mu'tezile tefsirlerinde aklın mutlak sultası bariz şekilde görülür. Bu sebepten dolayıdır ki bazen sahih haberleri inkâr etme mecburiyetinde kalmışlardır. söylemektedir[1099]. şöyle demektedir: “Müfessirlerin birçoğu. deyiniz denilmektedir. mutlak tenzih.ncu âyetindeki kelimesiyle “muz” kastedildiğini ileri Mu'tezile. Vakıa sürerler. İbnu'l-Kayyım. şeklindedir.bunları.. akl. bulutlan kastettiğini söylerler. çoğaltın.[1100] Mu'tezile mezhebinin tefsirde giriştiği bütün teşebbüslerin. Kur'ân'da müteşâbih âyetlerin varlığının hikmetini.[1098] Mu'tezile. müteşâbihleri kendi prensipleri doğrultusunda te'vil etmişlerdir. Artık bundan sonra âyetleri dilediğin şekilde te'vil et” şeklinde verdiği cevap. ayak. Yine onlar. Ancak şunu bilelim ki. Meselâ Mu'tezilenin ileri gelenlerinden biri olan en-Nazzâm (ö. halkın o kadar hoşuna gider. “Onlar devenin nasıl yaratıldığına bakmıyorlar mı?” âyetinin tefsirinde. Bilesin ki hükmedenlerin en iyi hükmedeninin. “Allah bununla içinde namaz kıldığımız mescidleri kastetmedi.”[1097] Sûresinin 29. Onların müteşâbih âyetleri te'vil konusunda akla verdikleri bu geniş yetki.. nci âyetindeki sözünün tefsirinde. Müfessir ne kadar acâib ve garib şeyler söylerse. nakle hiç de önem vermemiş diyemeyiz. ama sana bir söz söyleyeyim ki. Meselâ.. namaz şartları ve şeriatteki diğer ibadetler olduğunu ifade eder. 300/912) Fâtır Sûresinin 8. Peygamber'den şöyle bir rivayeti zikreder: “Allah'ın zikri bütün Müslümanların ağzındadır” veya “bütün Müslümanların kalbindedir” Katâde'den gelen bir rivayette.[1096] Mu'tezile tefsirde akla dayanmış ve onu nakle tercih etmiş ise de. burun. Dahhak. mezheplerinin kaidelerine ve esaslarına muhalif olan sahih hadisleri inkâr yoluna gittiler. Mu'tezilede muteber olan hürriyet nizamıdır. Kelbî. tahmid. sabah akşam. onların akla verdikleri önemi gösterir. Ahzâb Sûresinin 41-42. ehlisünnet tarafından şiddetli bir şekilde tenkid edilmiştir. Hz. onlara güvenemeyiz. kendilerini halka tefsir yapmakla vazifeli saysalar bile. Görüldüğü gibi. kendi nefislerinin meylettiği şekilde tefsir etmelerine karşı çıkması bu hususa bir örnek teşkil eder. diz ve secde edilen yeri kastediyor” derler. namaz vakitleri. doğruluğuna inanayım.

kendi mezhebleri ile uygun olan mânâsına benzetmeye çalışırlar. Halbuki Kur'ân'î lafızda fiili tekid için müekked masdar da gelmiştir. Musa'yı fitne ve mihnetin pençeleriyle yaraladı (cerh etti) demek bi'dat bir tefsir İdir. âyetlerin te'vilinde akıldan sonra başvurdukları diğer bir asıl dil yönüne. Kur'ân âyetlerinin tefsirinde açık bir şekilde görülür. Allah. teşebbüsler içtihaddır. âyetinin mezhepleriyle uyuşmadığını hissederler. tırnaklar ve fitnelerin pençeleriyle yaraladı. Mesela bazı Mu'tezîliler. Meselâ: Kıyame Sûresinin Allah'ın görünmesine delalet eden 22-23. Mesela. Mu'tezile sünnet ehlinin aktığı gözle bakmaz ve mümkün mertebe lügat mebdelerini tatbik etmeye çalışır Onlar lafzın zahirinde kendileri için vâki olan tehlikeyi dahi atlatabiliyorlar. Bu hırsları. Bu mânâya uygun şiir ve lügat bilgilerinden şahitler vermeye gayret gösterirler. O zaman âyete Allah Musa'yı belaların. Yani kalblerimiz.[1106] Şu misallarden de onların mezhebî maksatları kolayca ortaya çıkar. “Ey Muhammed.[1103] Ehlisünnet âlimleri. Allah lafzını meful yaparak nasb halinde okurlar. her Peygamber için. beklemek. Peygamber’in bu hususta getirdiğinden müstağni kalırlar. Bu âyetin tefsiri sırasında Allah ismini mensûb olarak okuyanlardan şöyle bir rivayette bulunur: İkinci görüşün çirkinliğini şöyle tasrih eder: olmayan hususlardandır ki. Onlar zahir mânâsı. böylece bir düşman ortaya koyduk” âyetini mezhebine göre yorumlayarak Allah üzerine “Salah” ve “Aslah”ın vâcib olduğunu söylemiş ve buradaki “Ca'ale” kelimesinin zahir mânâsının bu anlamla bağdaşmadığını ileri sürmüştür. Bazı Mu'tezileler de Kur'ân'î lafzı. Nisa Sûresinin 164. Bunun neticesi olarak Allah onları hidâyetten menetti ve dalalete sevketti. Yine bir Mu'tezili. Tabi ki Mu'tezilenin bu yolu. âyetinin mezheplerinin bu konudaki görüşünü teyid etmediği görüşündedirler. Bakara Sûresinin 88. mezheplerine uygun olması için nassın kıraatini şöyle değiştirmeye çalışırlar. Kur'ân nasslarını Rasulullah (s. Mu'tezilli âlim Ebû Ali el-Cübbâi “Ca'ale” kelimesinin “Yaratma” mânâsında olmayıp “Beyyene” mânâsında olduğunu söyleyerek. Mu'tezile in çoğulu olarak okur ve (kap) manasına alır. ıstılahi olduğu görüşünden hareket ederek lafızları çeşitli mânâlara çekme hususunda kendilerini serbest hissedebilmişlerdir. Zikrettiğimiz bu hususa ez-Zemahşeri. lügavî izah ve kaidelere önem vermeleridir.[1102] Yine bir Mu'tezili olan Ebû Ali el-Fârisi kelimesinin. kalb ile düşünmek” gibi manalar vermektedirler. Furkân Sûresinin 31. Allah'ın onların kalblerini İslâm'ı kabul etmeyecek bir vaziyette yarattığına işaret ediyor. Bu takdirde âyetin mânâsı “Allah Taala her nebisine düşmanını açıkladı ki ona karşı tedbirini alsın” olmaktadır.a. ona kelimesi tefsirde başka benzeri mânâsı vererek. Onlar dilin menşeinin tevkifi olmadığı.[1105] Mu'tezile bazen kendi akidelerini desteklemek için. Bu bakımdan Mu'tezile indinde Kur'ân tefsiri için en yüksek mebde olarak dil yönüne olan hırslarını görürüz. Onlar burada “Nazar” kelimesine “Ummak. Bu sıkıntıdan. Mu'tezile bir âyetin tefsirinin tek bir veçhe mânâsı vardır ve onda da hata bahis konusu değildir. Mu'tezilenin bu şekildeki te'viline karşı çıkmış ve kelimesinin ile birlikte kullanıldığı takdirde “Görmek” mânâsını ifade ettiğini söylemişlerdir[1104]. görüşünü reddetti ve Kur'ân'da mevcut olan meselelerin halli için giriştiği teşebbüslerde görüş ve esaslarına muhalif olan tefsir imkanlarını bertaraf etmek için. Bu durumda.) dan tevaturen gelen kıraatlerle uyuşmayacak şekilde değiştirir. Onlar evvela Kur'ân lafızlarında gördükleri müteşâbih mânâları iptal etmeye ve sonra bu lafzın mevcut mânâsının dilde. Fakat ona mezheplerine muhalif düşmeyecek mânâlar yüklerler ve konuşmayı “el-Cerh” mânâsına alırlar. Musa lafzını da fâil yaparlar. aksine görülmesi istenen şeye doğru gözü çevirmek olduğunu söyler ve bu görüşünü bazı beyitlerle destekler. Şölye diyorlar: Allah'a nazar etmenin mânâsı. ilim için bir muhafaza yeridir (kaptır) derler.[1101] Mu'tezile’nin. nimet ve kerametin vukuu ve ümittir.olduğunu ortaya koyma iddiası olduğu unutulmamalıdır. maddi bir şeye bakmak demek değildir. mânâsını verirler. Arapça'da bir şeye nazar etme (bakmak). Onlar Hz. Müçtehid hata veya isabet edebilir. (görüşlerine aykırı olması sebebiyle). sünnet ehlinin yoluna muhalif düşmektedir. Bu muhtemel mânâlar. Bu da ma'rûf kıraatte den daha hafiftir. kendi prensiplerine ters düşen lafızları te'vil etmek için lugavî izahlara ve eski Arap şiirine başvurmuşlardır. Keşşafında değinir. Her iki halde de sevap kazanılır. Bu da lafzın zahiri mânâsından kaçıştır. onları kurtarmıştır. Bu da mecaz ihtimalini kaldırmak içindir. Çünkü âyet. Bazı Mu'tezilîler. ve Mutaffifin Sûresinin 23 âyetlerine. şeklinde düşünürler. Halbuki ez-Zemahşeri ün tahfifi olan lafzını ile ele . mütevatir va'zı üzerine bırakırlar. Allah'ın muradının ne olduğuna hükmetti. Müfessir içtihadlarla da kesintisiz Allah'ın muradını elde etmeye çalışır. şâirden de delil getirerek. gözün görmesi olan görmekten ibaret olmadığını.

yere. bunun dışında Muhammed’in getireceği şeriate ihtiyaçları yoktur. Mu'tezile genellikle üzerinde durduğu bir âyette uzak garib. Ancak Peygamberlerden bildirmek istediği bunun dışındadır. Allah gayba ittila hususunda razı olunanlar arasından râsulleri mahsûs kılmıştır. Kur'ân âyetlerinin lugavî mebdeleri üzeride durarak. Bazen de Kur'ân nassını. görülmeyene kimseyi muttali kılmaz. Zemahşerinin Keşşafında zikrettiği gibi üç te'ville bu işten sıyrılmışlardır. cinnin vücûdunu ve insana tesirini.. Fahruddin erRâzi de bu âyet hakkında tefsirinde şöyle bir ibareyi nakletmektedir: “İkinci vecihi. Onlar. sihrin hakikatini ve meşhura tesirini itiraf. ehlisünnet’in husumetini üzerlerine çekti. tefsirinde bütün bu dini hakikatleri ölçmek için aklı şart koşmuştur. Zahirî manayı söylemezler ve talep etmezler. Kur'ân âyetlerini mukayese etmek suretiyle te'vil ettiler. gayba kimseyi muttali kılmaz. demiş. Netice olarak. Bu sebeple yukarıdaki meselelere muhalif olmuş ve bunları hurafât kabilinden saymış ve bunu eşyanın tabiatına muhalif bulmuşlardır. Ehlisünnet ve cumhur indinde sabit olan bazı hakikatleri. Hattâ Kur'ân nassını. Kahin ve müneccimleri iptal etmiştir. Ehlisünnet.dinî hakikatleri çevreleyen hurafeleri uzaklaştırma ve Kur'ân ile her türlü şaibeden uzak bir tevhid inancı üzerine kurulmuş olan akîdelerinin arasında sağlam bir irtibat kurma gayretidir. Bu da kerametlerin iptali demektir. ancak hasseten nübüvvete seçmiş olduğu. bizzat cinnin varlığını itiraf ederek insana tesir etmeyen bir kuvvet olduğunu söylediler. dağlara sunmuşuzdur da onlar. onlara. razı olduğu kişiler müstesna. Bu gibi zahir manalardan uzak temsili manalara gitme hareketini Zemahşeri’nin Keşşafında bol bol görmek mümkündür[1109]. rasûl değillerdir. Kur'ân nazım ve üslûp yönünden en yüksek ve en mükemmel derecede temsili kullanmıştır. İlim için bir kapdır. ona dokunmanın imkanını ve onunla mücadele etmeyi itiraf ve evliyanın keâmetini kabul ederken Mu'tezile. Bazen. mezhep kaidelerine göre uygular ve böylece asgari derecede muarazayı gidermeye çalışırlar.”[1108] Mu'tezile ileri gelenlerinin Kur'ân ile mezheplerinin arasını uzlaştırmak için bu şekilde teşebbüslere giriştiklerini görürüz.. bunun dışında sarfedilmesine hangi sarfedici kalkışabilir.. nci âyetinde “Rabbin insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş. de in çoğuludur. Sihir ve sihirbazlara itikad hususunda bütün kayıtlardan sıyrılarak mutlak bir hürriyetle direnmişlerdir. evliyanın kerametlerine itikad hususunda inat eder. zahir bir mana ile karşı karşıya kalırsa. Felak Süresindeki bu konu üzerinde uzun uzadıya durmamış. Onlar Kur'ân tefsirinde.nci âyetinde “Doğrusu biz sorumluluğu göklere. kendi yönlerine çevirecek şekilde değiştirmeye ve kullanmaya çalışırlar. Cin Sûresinin şu iki (26/27) âyetine dayandırırlar: “Görülmeyeni bilen Allah. onları çeşitli tevillerle tatbik ederler.[1111] . Sahih olan hadisleri ya inkâr ya da te'vil ettiler. onları inkara ve sahih hadisleri te'vile yönelmişlerdir. Ebû Amr'den de rivayetini nakleder. Fakat hakikati irade etmeye hangi şey mani olur? Zahir üzerine mümkün olan bir hususun. Asamm bazılarından rivayet etti” Yani onların kalpleri ilim kabıdır. biz bunun dışındakilerden de müstağni oluruz demektedir. Zira kendilerine keramet izafe olunanlar her ne kadar kendilerinden razı olunan veliler olsalar da.. akide yönünden hevaya yöneldiler. hikmetle doludur.[1110] en-Nazzâm gibi Mu'tezilenin ileri gelenlerinden bazıları Cin’nin varlığını inkâr ettiler. Bunu temin etmek için her türlü vasıtaya taşebbüs ederler.. Meselâ: A'raf Sûresinin 172. Ahzâb. demektedir. red ve inkâra yöneldiler. elem ve acı verici sözler söyletti ve nasları yerlerinden tahrifle itham ettirdi. Keza. ehlisünnet itikadıyla uyuşmayan bir noktada yer almasının ve tefsirde akla geniş yetki vermesinin tek sebebi . Mu'tezile’nin. bizatihi kendi nefsinde Mu'tezilenin dediği mecaz ve istiareleri kabul eder. ben sizin Rabbiniz değil miyim.[1107] (halbuki bu kıraat şazdır). Mu'tezile. bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişledir” sözü temsil ve hayal üzerine hamledeher. Zemahşerî gibi bazıları da yukarıda denilenin aksine. Sûresinin 72.. Bu inatlarını. tefsir usulünde mecaz yoluna itimad ederler.” ez-Zemahşeri bu âyetten istintaç ederek. Tabiî ki bunları. O. Şiddetli bir şekilde tenkide maruz kaldılar.almaktadır. Hakikatte Mu'tezile’nin bu pervasızca tasarrufu. Yüce Allah. Evet.zanlarınca . Kahin ve müneccimler rıza gibi şeyden çok uzaktırlar ve onlar rızanın zıddı olan kerihliğe dâhil edilirler.” keza.

ona icabet etmemişler. Onun. Keza başka bir fırka. Yüce Allah da onlardan azabı kaldırmış. Bu iki fiilin aynı olması mümkün değildir. “O'nun kürsüsü. “Yükersiü” kelimesi ise hemzelidir. “Andolsun ki cin ve insanlardan birçoğunu. Âyetteki “Kürsî” lafzı ile şiirdeki “Yükersiü” kelimesinin ayniyeti üzerinde durmaktadırlar. Mutezile mezhebinin ileri gelen imamlarının mezhep ve akide yönlerinden Kur'ânî ibarelere olan meyillerini açıklamak için. kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı” âyeti hakkında. onlardan bir fırka.a. zaten kavminin imân etmesi için gönderilmiş ve bununla emrolunmuştur. Zu'n-Nûnun “Rabbine kızmış olmasını” söylemekten korkmuşlardır. ne kavmine ne de Rabbine öfkelenerek çıkıp gitmiştir. Bir şaire ait.Mûtezile'yi Tenkidler İbn Kuteybe’nin Tefsirdeki İtizal Mezhebini Tenkidi İbn Kuteybeyi en çok kızdıran mezhep Mutezile olmuştur. midesi bozulacak kadar süt içtiği zaman “Gaviya'l-fâsîlu. hani o öfkelenerek giderken. yüksek çatı ve derin kuyuları anlarlar. ona yönelmiştir. bu takdirde onunla. Rasûl'den. Yine onlardan başka bir fırka. Bize ulaşmayan adlı tefsirinin mukaddimesinde bu hususta şöyle demektedir: Ehli zeyg ve ehli dalâlet Kur'ân'ı kendi re'ylerine göre ve onu Allah'ın sultan olarak indirmediği ve delil olarak açıklamadığı nevalarına göre tefsir ettiler. İbn Kuteybe. Ayette şaştı manasına gelen fiilidir. ehlisünnet arasındaki muhavere ve mücâdeleleri açıklamaya çalışmaktadır. Arapların sütten kesilen deve yavrusu. Onların dediği ise. Ne zaman ki vakit tamam olmuş veya yaklaşmış kavmi düşünmüş ve Allah'a tevbe etmiş. Âdem’in. Te'vilu Muşkili'l-Kur'ân'ında[1112] şöyle izah eder: O. midesi bozulmak manasına gelen fiilidir. sahabe ve tabiinden ve ileri gelen seleften birşey rivayet etmediler.[1113] İmam Ebu'l-Hasan El-Eş'arinin Mutezile Tefsiri Hakkında Hükmü İmâm Ebû'l-Hasan el-Eş'arî Mûtezile’nin tefsirinde meyletmiş ve sapmış olduğuna hükmeder. görüldüğü gibi hemzelidir. Tâhâ Sûresinin “Âdem Rabbine âsi oldu da şaşırdı” âyetinde. ise hemzesizdir. Allah'ın peygamberlere verdiği ismet sıfatı dolayısıyla. bir Allah düşmanı arasında ne fark kalır? Binaenaleyh o. Böyle bir zorlamaya teşebbüs etmelerinin sebebi şudur: Onlar Allah'ın kürsisinin (oturacağı bir makam) olduğunu söylemekten çekinmiş ve arşın şerir veya kürsiden başka bir şey olduğunu söylemişlerdir. “Zunnûn'u hatırla. hiç duyulmamış bir delil getirmişlerdir. çirkin şeylerden sakındırmış. ağacın meyvesinden yediği için hastalığa mübtelâ olduğunu söylemişlerdir. ehlibeytten. bu mezheple. korkmamışlar. Eğer bir peygamber yüzbin veya daha fazla sayıda insanın imân etmesine öfkelenecek olursa. Enbiya Sûresinin 87. kavmine öfkelenerek çıkıp gittiğini söylemişlerdir. iddialarını ispat için de. dalâlet içinde tefsir yaptılar ve . sonra onlardan uzaklaşarak helak oluşlarını beklemiştir. âyetinde (Ebeveynini arş üzerine çıkardı) buyurmaktadır ki bu da. onlara belirli bir zamanda azabın ineceğini bildirmiş. Benim gayem (kelamcıların ve re'y ehlinin) Allah'ın kitabını keyiflerine göre manalandırmaları ve kendi fırkalarını destekleyecek şekilde te'vilde bulunmaları suretiyle. kavmini davet için gönderilmiş. Allah'a iftira ederek. gökleri ve yeri kaplamıştır” âyetini “O'nun ilmi her yeri kaplamıştır” diye açıklamış. Halbuki “Kürsî” kelimesi hemzesiz. Maksadım bu kitapta. taht üzerine çıkardı anlamındadır. Meselâ. onların Kur'ân'ı çok garip bir şekilde tefsir ettiklerini. bu gibi hataları anlatmak değildir. belirli bir zamana kadar onları faydalandırmıştır. Te'vilu Muhtelifi'l-Hadis adlı eserinde sert bir şekilde onları tenkit etmektedir. Allah'ın bir peygamberinin onlara öfkelenmesi nasıl caiz olabilir? Halbuki o. Keza yine onlar. sözünün manası onlara göre “insan (mahlûk) Allah'ın ilmini bilmez” demektir. Allah'a karşı olan cüretkârlıklarını ve cahilliklerini ortaya koymaktır. Yusuf Sûresinin 100. Kavmi imân ettiği zaman. A'raf Sûresinin 179. Allah'dan vaadlerde bulunmuş. Emziklilerini ve çocuklarını tazarru ve ecir taleb etmek için çıkarmışlardır. Halbuki Araplar “-Arş” denilince ancak şerir (taht) i. bundan maksatlarının da mezheplerini desteklemek ve yaptıkları tevilleri kendi fırkalarına hamletmek olduğunu söylemektedir. Bu hususu. Bakara Sûresinin 255. Bunlar. onları bir zaman davet etmiş. yağva ğavan” demesindeki manayı kastettiler. Nitekim Yüce Allah. cehennem için yarattık” âyetindeki fiilinin “Rüzgar onu savurdu” sözündeki fiille aynı olduğunu kabul etmişlerdir. rağbet etmemişler.

Ebû-Kâsım. O'nun indirdiğine muhalif olarak te'vil etmiştir. âlemi fesatla doldurdular. Onlar tefsirlerini Ebû Huzeyl. Keşşaf sahibini ve benzerlerini buna örnek verebiliriz. fikirlerin artığı. Nazzâm. Bu tefsir de diğerleri gibi bize ulaşmamıştır. zihinlerin kırıntısı. göğüslerin vesvesesidir. dinlerinde bunları taklîd ettiler. Bunların tefsir sahasındaki görüşlerini geçmiş âlimlerimizden öğrenmekteyiz. 249/854) isimli Mutezile şeyhidir. Muhammed b. Yine bize ulaşmayan ve . Mutezileden olan câhiller. Suyûti. Allah'ın kitabını. kitaplarında ve sözlerinde. Selâm Ebû Ali el-Cübbâi (ö. Kendisi Kur'ân'ın indiği lisanı bilen bir kişi de değildi. müfessirlerden birinden bir harf bile rivayet etmemiştir. onların tefsirlerine uygun tefsirler yaptıklarını gördüm”. Ancak. Bu tefsirlerin tesiri. Sen el-Cübbâİ’nin bir Kur'ân tefsin telif ettiğini görürsün. Kitabını. 23) İbnu'n-Nedim ise et-Fihrist’inde (s. Keysân el-Asam (ö. önce bir görüş kabul ediyorlar. Ebu'l-Hasen el-Eş'arinin zikrettiğinden başka. [1115] Mütezile Hakkında İbnu'l-Kayyım'ın Hükmü İbnu'l-Kayyımında Mu'tezile tefsirleri hakkındaki hükmü sert ve kabadır: Onların tefsirleri. Ebû Bekr Abdurrahmân b. el-Eşec Ca'fer b. Suyûti ve Dâvûdi’nin tefsir tabakalarından öğrendiğimize göre. görüşlerin işe yaramayanı. sonra da Kur'an lafızlarını bu görüşe göre te'vil ediyorlar. Keşfuzzunûn sahibi (I. onların tefsirleri hakkında şöyle der: “Bu gibi gruplar. Mutezileden tefsirde en meşhur olan. Harb. Zamanla bunlardan bazıları kaybolmuş ve bu mezhebin tefsirlerine karşı. Abdullah b. 50) onun bu eserini zikretmektedirler. Kitabında. Ca'fer b. Ahmed el-Belhî el-Hanefî el-Ma'rûf bi'l-Kâbî el-Mu'tezîli (ö. Onlar kalbleri şüphe. O. 319/931) nin 12 cild tutan büyük bir tefsir telif ettiğini söyler.[1116] Önemli Bazı Mutezile Tefsir Kitapları Mutezile şeyhlerinden pek çoğu mezheplerine göre Kur'ân'ın tefsirini yapmışlardır.hidayete erenlerden olmadılar. onların usûllerini. el-Fihrist’inde şöyle demektedir: O bir Kur'ân tefsiri telif etti. ne iyilikle onlara tabi olanlardan ne de Müslümanların imamlarından işitilmiştir. Abdulvahhâb b.[1114] Mutezile Tefsiri Hakkında İbn Teymiyenin Hükmü İbn Teymiye. Ya onların sözlerinin aleyhine bir delil vardır veya onlara muarız olan bir cevap bulunur. ifadelerinin çok fasih olmasına dikkat ederler ki ifadelerindeki bidatleri gizlemiş olsunlar ve işin farkına varılmasın. hevâyı akla takdim etmesinden kaynaklandığını görür. Bu fikirlerle birçok varakı karalayıp doldurdular. İbnu'nNedîm. bâtıla inanmayan pek çok kimseyi rağbet ettirmek isterler. 234). el-Fûtî. bu tefsir hakkında bir şey bilememekteyiz. bu tefsir hakkında bir bilgimiz yoktur. Allah'ın dilediği nisbette. Böylece birçok kişi farkına varamadığından bilemez. Bunlardan bazıları. Onların batıl tefsirlerinden herhangi biri ele alındığında bunun batıl olduğu birçok yönden ortaya çıkar. başka bir şeye itimat etmemiştir. genel olarak bir çekingenlik meydana gelmiştir. Tabakâtu'i-Müfessif'inde (s. el-İskâfî ve el-Fervî'den almışlardır.” Onlar bâtıl tefsirlerinde.[1117] Fakat üzerinden uzun zaman geçmesi sebebiyle. Biraz aklı olan kimse âlimin fesada düşme sebebinin re'yi vahye. Bunlar dalâletin önderleridir. Müfessir âlimlerden bazılarının. bazen de Kur'ân'ı tefsir ettikleri şeyin fasidliğiyle ortya çıkar. Bu konuda hiçbir tefsirleri de yoktur. fesatlarını ve hidâyetsizliklerini bildikleri halde. Bilhassa felsefe ve kelâm alanında şöhret kazanmıştır. Bu da iki şekilde bilinir: Bazen sözleinin fasid olduğunun bilinmesiyle. 303/915) Mutezilenin ileri gelen imamlarından biridir. Mübeşşir. el-Cübbâî. İbrahim. vicdanının ve şeytanının vesvesesine tabi olmuş. Halbuki onların bu görüşlerini teyid eden bir görüş ne selefi salih olan sahabeden. diğer tefsir kitaplarından daha fazla olmamıştır. Cubbâ diye bilinen beldesinin dili ile yazmıştır.

321/933) nin tefsiri de bu meyanda zikredilmelidir. Orada itikadını yaydı. Ebu'l-Hasen Alî b. Bu tefsire İbnu'n Nedim. Bazı kimseler. İbnu'n-Neccârdan nakledildiğine göre. ilim tahsili için Bağdat'a gelmiş. 19) bir tefsiri olduğunu ve besmele hakkında 120 vecih zikrettiğini söylediği. et-Tefsir ve'l-Müfessirûn sahibi (I. Ebû Müslim'e nisbet ederek aldılar ve onları müstakil bir kitap hâline getirerek. Fahruddin er-Râzi’nin. Suyûtinin Tabakât’ında (s. Hemadân şehri yakınlarındaki Esedâbad'da doğmuştur. Ölümü Rey şehrinde olmuş ve öldüğü evde gömülmüştür. Isâ er-Rummâni (ö. Suyûti. Ahmed el-Hemedânî. Bu kitap elimizde ilim ehli insanlar ondan yararlanmaktadır. Süleyman'ın hükümdarlığı hakkında söylediklerine uydular”. tefsirinde. Mutezile tefsirlerinden bize ulaşanların en şümullü olanı budur. Bir rivayete onun 20 cild olduğu söylenir. Ancak kaynaklar onun uzun müddet yaşadığını. Biz onlardan bir ikisi üzerinde duracak.Abdulcebbâr b. Ahmed’in “Tenzîhu'l-Kur'ân Ani'l-Matâ’in Ve Müte-şâbihu'lKur'ân”ı İslâm fikir hayatında çok mühim yeri olan Mûtezile’nin ileri gelen şahsiyetlerinden ve imamlarından biri olan Ebu'l-Hasan Abdulcebbâr b. 538/1144) Kur'ân-ı Kerîm’in ciddi büyük bir tefsirini yaptı. Mutezile tefsirlerinden bildiklerimizin en meşhur olanlarıdır. Mutezile mezhebi ile çelişen bazı Kur'ân âyetleri ile itizâli akide arasında uygunluk sağlamak üzere bir kitap yazdı. ilk tahsilini muhitinde yaptıktan sonra. 19) “Bu zat büyük bir tefsir cemetti. el-Esedâbâdî eş-Şâfi'î. lisanı uzun olan bir kimse idi. Ebû'l-Kâsım el-Arûzî el-Mûtezîli (ö. Cerv el-Esedî. Ubeydullah b. Ebu'l-Hasen İbrahim b. Suyûtî Tabakâtu'l-Müfessirinde (s. 489/1096) nin ihtisar ettiğini söylemektedir. 389) Mısır Üniversite Kütüphanesinde ondan bir cüz'ü gördüğünü söylemektedir. Bahr el-İsfahâhanî (ö. eş-Şerîf Murtazâ (ö. 50). Ondan daha çok yarar sağlayan bir tefsir kitabı vârid olmadı. Keşfuzzunûn sahibi (I..Suyûtinin Tabakât'ında (s. Bu duruma göre onun IV. 322/934) “Câmiu't-Te'vit li Muhkemi'tTenzîl” isminde 14 cildlik bir tefsir tasnif etmiştir. Doğum tarihi hakkında bilgimiz yoktur. Ebu İshâk b.. Ebî Ali el-Cübbâî (ö. Hallaçlık yapan fakir bir ailenin çocuğu olan Abdulcebbâr. 389) ise. o. Keşke o. 23) ondan bir cüz gördüğünü söylediği. Abdusselâm b. Ebû'l Kasım Mahmûd b. asrın ilk çeyreğinin sonlarında doğmuş olması icâb eder. bütün Kur'ân âyetlerine şâmil değildir. 90 yaşını aştıktan sonra 414/1025 senesi Zi'lka'desinde vefat ettiğini kaydederler. Muhammed b. tefsirinde ondan nakillerde bulunur. Yine aynı zâtın göremediğini söylediği. Ahmed el-Hemedânî (ö. Ebû Müslim'den zikrettiği bu şeyleri. 384/994) Şiî Mûtezili şeyhlerden biridir. eş-Şeyh Ebû Abdillah'ın yanında akranlarının önüne geçmiştir. Suyûti ise Buğyetu'l-Vuât (s. Ali el-Müezzîn el-Herevî (ö. 387/997) yi de kaydetmemiz icab eder. Ebû Hâşim Abdusselâm b. Tefsire karşı harîs ve bu alanda iyi bir araştırıcı idi. Ömer ez-Zemahşerî (ö. Seleme el-Kattân (ö. İşte yukarıda zikrettiklerimiz. Muhammed b. 24) onu gördüğünü söyler. bu tefsirin ne aslını ne de muhtasarını görmediğini kaydetmektedir. et-Tefsir ve'l-Müfessirûn sahibi (I. 500 cilde baliğ hâşiyeli bir kitap (tefsir) yazdı. 23) ında işaret etmektedirler. ona. Onda. bir âyet için bir cild yazıldığını gördüm. 237) ise bu tefsiri Abdulmelik b. 436/1044). Ebû Müslim Muhammed b. Bu âyet de. nassları tevillerini ve sahicilerini göstermeye çalışacağız. Acaiplikleri ihtiva eden. Bir Kur'ân tefsiri te'lif etmiştir. el-Kazvinî hakkında şöyle demektedir: O. Bunun 7 cildi fatihaya aitti” demektedir. Ayyâş'tan kelâm. Keşke bu tefsir itizâlî görüşleri muhtevi olmasaydı. 415/1025) “Tenzîhu'l-Kur'ân Ani'l-Matâ’in” adlı kitabını telif etti. el-Kâdi Abdulcebbâr b. Keza. Bakara Suresinin 102. “Şeytanlar. . Yûsuf el-Kazvînî (ö. Fakat bu eser. Ebû Müslim’in bu tefsirine itimad eden Fahreddin er-Râzi. Mutezile kelamıyla meczedilmiş olmasaydı. Ebû Müslim el-lsfahâni’nin tefsiri adını verdiler. Eser 300 cild idi. Tabakât'ında (s.Bazı Mûtezilî Müfessirler Ve Tefsîrleri ba. Mutezilenin Kur'ân'ı tefsirdeki gidiş yolunu. “Gureru'l-Fevâid ve Dureru'l-Kalâid” adını verdiği “Emâli” sinde tefsirle ilgili bölümler bulunmaktadır. âyetidir. el~Fihhstinde (s. 483/1090) Kur'ân'ı geniş bir şekilde tefsir etti. b.

Abdilvahid el-Esedâbadi (ö.[1118] Abdulcebbâr usûlde Mûtezili. Hârûn. İbn Kesîr onun en büyük kitabının iki cildlik “Kiiâbu Delâilu'n-Nübüvvet” olduğunu söyler. 483/1090) gibi meşhur zatlara hocalık yapmıştır. ölümünden sonra bu sözleri sarfetmesi. 436/1044). “Kitâbu'l-Hilâf ve'l-Vifâk” “Kitâbu'l Mebsût” “Kitâbu'l-Muhît” gibi eserleri kelâma aittir. 7.[1121] Abdulcebbâr'ın “Müteşâbihu'l-Kur'ân” adlı eseninin tahkikini yapan Dr. Ca'fer b. Ebu'l-Kasım el-Busti İsmail b. Ebû Nasr er-Ruzâmî. Büveyh oğullarının meşhur veziri es-Sâhib İsmail b. ölünceye kadar Rey şehrinde tedris ve yazı hayatı ile meşgul olduğunu görüyoruz. tefsirini Ebu'l-Hasen el-Eş'arinin 500 cild olduğu söylenen büyük tefsiri “elHâzîn” veya “el-Muhtezen” adı verilen tefsirinden almıştır. 346/957). el-Hasan et-Tennûhî. Çeşitli alanlarda muhtelif eserler kaleme almıştır. Ebî Salih el-Hemedânî. Yusuf el-Kazvînî (ö. onun bazı zamanlarda nebiz içtiğini söylemiştir.Müteşâbihu'l-Kur'ân. Ebû Muhammed b. Abdurrahmân b. Abbâd. Abdillah er-Râmahurmûzî gibi şahıslardan da çeşitli ilimleri almıştır. Kendisini yüksek mevkilere getiren ve ilimini yücelten.[1120] Abdulcebbar Ve Kur'ân Tefsiri Kaynakların beyanına göre Abdulcebbar “Tenzîhu'l-Kur'ân” ve “Müteşâbihu'l-Kur'ân” dan başka. Eş'arinin bu meşhur tefsirinden almış ve “el-Muhit” adını verdiği 100 cüz'den ibaret olan tefsirini yazmıştır. 346/957). Faris (ö. Adnan Muhammed Zerzûr. demektedir.Fadlu'i-İ'tizâl ve Tabakâtu'l-Mûtezile. 9. et-Tayyib (ö. Mutezile mezhebini savunan. el-Lubâdî. Abdullah b. el-Kâsım b. İbnu'l-Arabi’nin. onun tevbe etmeden ölmüş olmasını göstermiş. ez-Zübeyr b. Amr ez-Zi'bakî el-Basrî. Muhammed b. 5. Ahî es-Sâvî.Şerhu'l-Usûli'l-Hamse. kendisini yeryüzünde en âlim olarak gören bir kimseye karşı. vefasızlık olarak nitelendirilmiş ve kadılık vazifesinden azledildiği gibi. Muhammed b.Tenzîhu'l-Kur'ân ani'l-Matâ”in. furu'da Şâfi'iyyu'l-Mezheb idi. Muhammed b. Ebu'l-Kâsım Ali b. el-Hasan b.[1119] Artık bundan sonra onun. Abbâcl (ö. Abdıllah b. 4. 347/958) gibi zatlardan hadis ilmini okudu. 420/1029) Ebû Muhammet. 3. Ebû Bekr el-Harezmî. Abdusselâm b. Ali es-Saymirî el-Fakîh. Mattuye (Mattaveyh). 10.Tesbitu Delâilu'n-Nübüvve Seyyidina Muhammed. “en-Nihâye ve'l-Umde” ve bunun şerhi usûlü fıkha aittir. 8. ona rahmet dileyemiyeceğini söyleme cesaretini göstermiştir. Ca'fer b.el-Muğni ft Ebvâbi't-Tevhid ve'l Adl. Ahmed b. Kur'ân'ın bütününün tefsirine âit “el-Muhit” adlı ve 100 cilde ulaşan bir tefsir yazmıştır. Ahmed el-lsbahânî. Rahmet dilememesine sebeb olarak. Yine ona göre Büveyhoğuları vezirlerinden olan es-Sâhib b. e!-Huseyn b.el-Emâli fi'l-Hadis 2. Muhammed b. Bu vazifesinde vezirin ölümüne kadar kalmış. Ebû Yusuf. Muhammed.el-Muhit bit-Teklîf. mezhebine mutaâsıb bir şekilde bağlı olan ve asla taviz vermiyen bir yaratılışa sâhib bulunan Abdulcebbar. 385/995) Abdulcebbâr'ın ilmini takdir etmiş ve onu 360/971 senesinden itibaren Rey bölgesi başkadılığına tayin etmiştir. Bunu elHâkim el-Cüşemî ve el-Kâdi Ebû Bekr İbnu'l-Arabî zikretmektedirler. es-Sâhib İsmail b. el-İmâm Ebu'l-Huseyn Ahmed b. malı da müsadere edilmiştir.345/956). bu tefsirin bulunduğu Bağdat'taki “Hizânetu Dâri'l-Halife” yi yakmıştır. Bunlardan başka bibliyografik kaynaklarda şu eserleri de zikredilir: 1. Ebû Reşîd en-Neysâburî Sa'id b. Abbâd'ın vefatından sonra. Abdulcebbar. Ahmet (ö. kütüphane yakma meselesini ve gerekse . 436/1044). Hamdan e!-Cellâb (ö. eş-Şerîf er-Râdî (ö. Ali b. gerek İbn Abbâd'ın. 6.Risale fi Ilmi'l-Kimyâ. İbnu'l-Arabi’nin zannına göre Abdulcebbar.el-Hilâf Beyne'ş-Şeyheyn. Ebu'l-Huseyn elBasrî Muhammed b. Abdurrahmân b.

ona kâfi gelir. orucunda ve diğer hususlarda Rabbine nasıl ibâdet edeceğini bilir. doğru yolun ta kendisidir.Doğrusu biz. Matbu olan bu eser hakkında Dr. İnsanlardan pek çoğu mütaşâbihâta yapışmakla sapıtmış oldular. . namazında. en kıza zamanda bu çalışmamızı neşredeceğiz”[1123].. Kim ki bu şekilde inanırsa.. Muhammed'e ve onun temiz taraftarlarına olsun. Bunun içindir ki Yüce Allah “Onlar hâla Kur'ân-ı düşünmüyorlar mı?. okuduğundan faydalanamaz. harikuladelikleri bitmez. ona dil.. kendisinden sonra ümmetin ihtilâfa düşmemesi hususunda müteyakkız olmasını söylemiş ve Allah'ın kitabına sarılınız. Bundan sonra.. Onu cin taifesi işittiğinde “. münâkaşa etmiş ve delilleriyle bunun mümkün olmadığını ispatlamıştır[1122]. okuduğu şeyleri ve (Allah'ın) güzel isimlerinden olan duaların manalarını toplu veya detaylı bilmekle tamam olur.” [1126]buyurmaktadır. Râhîm Allah'ın adıyla. O. Abdulcebbar. muhkemle müteşâbih arasını ayırt eden bir kitabı yazmaya başladık. sûrelerdeki müteşâbih âyetlerin manalarını.. Onun (Kur'ân'ın) gayrı ile hidâyet taleb eden kimseyi Allah saptırır. nazım. kişinin ilimleri tercih konusunda kabul edeceği en önemli husus.Abdulcebbâr'ın Eş'âri’nin tefsirinden nakletme işini. Bu da Kur'ân-ı Kerîm'i okumak ve kendini Allah'a vermekle olur. Hamdü sena (övme) dünya ve âhirette nimetlerini ve ihsanını esirgemeyen Allah'a. Böylece. Kişi (Kur'ân'da olan) bu şeyleri düşünürse. salât (dua) Hz.. Kur'ân'ı vasıflandırmıştır.” [1125]âyetini taş. Tashîf ve tahriflerle doludur. Kur'ân'ın başından sonuna kadar. doğru yola götüren.. tertibi üzere Kur'ân sûrelerini arzettik. Bütün bunlar. Dâru'l-Kutubi'l-Mısriyye'deki yazmasından basılmıştır. Allah'ın (tutunulacak) sağlam ipidir. eserlerinden de anlaşılacağı üzere. Şeyhi Ebû Ali el-Cübâi’nin eserlerinden istifâde etmiştir. Bunları en büyük menfaata ulaşmak için yaptık. onun kitabına koyduğu kısacık veciz mukaddimeyi buraya kaydedip anlamaya çalışmakta daha büyük faydalar temin edileceğini düşünmekteyiz. muhkem ve müteşâbih âyetleri ayırt etmek icâb ettiğini. Bu kitapta. Yine Cenab-ı Hâk: “ Doğrusu bu Kur'ân. en doğru yola aötürür ve yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu müjdeler” [1127]âyetinde. Sevap hususunda Allah'ın tevfikini dileriz. Adnan Muhammed Zerzûr'un şu sözlerini de burada kaydetmekte fayda mülâhaza etmekteyiz: “Abdulcebbâr'ın bu eseri 1329 senesinde Ezheriyye Kütüphanesi sahibi tarafından. Alî b. Zira Yüce Allah. hali hazırdaki (önünüzdeki) hususların hükümleri vardır.. i'rab. O. Bütün âyetleri ele almayan küçük hacmine rağmen. Yüce Allah'ın “Göklerde olanlar da yerde olanlar de Allah'ı teşbih ederler. hayrete düşüren bir Kur'ân dinledik. Onu terkeden (reddeden) zâlimi Allah helak eder. Aynı eser daha sonra tashîfleri daha da artırılmak suretiyle Beyrut'ta basılmıştır. Tenzihin mukaddimesi şöyledir: “Rahman. tekrarların çokluğu ile o yıpranmaz (eskimez). Hatta onlar. Allah'ın kitabından faydalanmanın mümkün olamayacağını. tefsirde genellikle. çamur. hikmetli işidir. Yine O (Kur'ân) öyle bir doğru yol ki lisanlar onun üzerinde ihtilaf etmez. zecr ve bunlara benzer şeyleri Kur'ân'da bizlere emânet (vedia) olarak vermiştir. Kitabın başka bir nüshasına da muttali olduk. Tenzîhu'l-Kur'ân'ın Mâhiyeti Ve Müellifinin Metodu Abdülcebbâr'ın tefsir sahasında yazdığı en mühim eserlerinden biri şüphesiz “Tenzîhu'l-Kur'ân Ani'l-Matâ’in” adlı eseridir. Müellifin bu eserindeki metodunu uzun uzadıya izah etmeye çalışmaktansa. Peygamber'den rivayet olunduğuna göre. onu te'vil eden insanlardan bir grubun hata yönleriyle birlikte açıklamaya çalıştık.” [1124]demekten kendilerini alamadılar. müteşâbih âyetlere itikâd derecesinde temessük etmeleriyle dalâlete düştüklerini söylemektedir. Hz. muhkem ve müteşâbihin arasını ayırt etmekle mümkün olur. Bu sebeplerden dolayı biz. Orta ebadda 400 sahifeye ulaşmaktadır. kuş ve hayvanat gibi herşeyin tesbihatı olarak tefsir ettiler. insanlardan pek çoğunun. Kur'ân'ın manalarına vukuf peyda edilmedikçe.[1128] Görüldüğü gibi Abdülcebbâr mukaddimesinde. Bilinen bir husustur ki ondan (Kur'ân'dan) faydalanma. o. meâni ve mezhebî açıdan ta'n edenlerin görüşlerini kendi mezhep görüşü cihetinden ele alarak özlü bir üslûpla açıklamaktadır. ancak kendisindeki manalara vukûfiyet. Bunun her iki nüshadan tahkikine başladık. onda sizden önce gelenlerin ve sizden sonra geleceklerin haberleri. va'z. Ebî Tâlib'e. dünya ve âhirette kendisine büyük fayda veren ilimleri seçmesidir.

ibâdet yoluna meyletmeyen ve delili bulunmayan kimse gibi midir?[1133] Yüce Allah'ın “De ki. Arap Dili Yönünden Müşkillere Ait Bazı Örnekler Arap diline ait bazı müşkiller ve bunların cevapları hususu. dünyada doğru yolu bulmuş olandır. Başka örneklerde de[1137] görüleceği gibi. asla ateşte hayır olmadığı halde. Bu lafız Allah'a lâyık olamaz. Bu mu hayırlı. Rabbının açık bir delili üzerinde bulunup ve ardınca yine ondan bir şâhid gelen kimse gibi midir?” [1132]Ayeti hakkında.Bu eserinde müellif. Keza. dediler. cevabımız şöyle olacaktır: Haber belirli olduğu zaman bazen hazfolunur. Hz. Kendine göre problem teşkil eden âyetler ele alınır. Fakat O. bu ibare nasıl sahîh olur denilirse. Bu durumda olan kimse. ancak kullarına münâsib olur. şükr ile emir ve kendisine şükretmemiz için bir talimdir. derlerse. küfredip. Muhkem ve müteşâbihi ayırt etmeye yönelerek bazı insanların te'vil hususundaki hatalı beyanlarını ele almıştır. âyet âyet Allah'ın kitabını şerhedip tefsir etmeyi kastetmemektedir. Allah'ın doğru yolu ve sapıklığı yarattığına delalet etmez mi?. Eser Fatiha Sûresi ile başlar. onunla olur.. Yukarıda da söylediğimiz gibi sûrelerdeki bütün âyetler ele alınmaz. Nâs Sûresi ile son bulur. bunun varlığına delalet eder.[1131] Yüce Allah'ın “. Eğer bize böyle söylemeyi emretmişse. mezhebinin görüşlerinden hareketle hidâyet ve delâlet meselesini de. Keza Yüce Allah “Yüce Rabbi’nin ismini teşbih et” âyetinde olduğu gibi. ismini tenzîh etmeyi emretmekte. haber cümlesidir. re'ye itibar etmeyen ve Kur'ân'a itizâli bir görüşle bakmayan sünnet ehli kastolunmaktadır. Bu. Bu yüzden bu konudaki müşkiller çok fazla değilse de epeyce yer işgal eder. hakîmin isyankâr olan kişilere “Tâate yapışmak (temessük etmek) fenalığa yapışmaktan daha hayırlıdır” demesi gibidir. Bunlardan bazı örnekler sunalım:[1135] Yüce Allah'ın “Allah'ın doğru yola sevkettiği kimse doğru yolda olur. Allah'ın ismi ile başlandı. yoksa muttâkilere va'd olunan Huld Cenneti mi?” [1134]âyeti hakkında. haberi olmayan şu mübtedânın ne fâidesi vardır. kendini yüceltmek için isim lafzını zikretmiştir. ismiyle değil. Fakat Allah. müellif. Eğer ibaresindeki emri hazfedilmiş ise ibaresi. Eğer Allah kendi kendine hamdetmiş ise. denilirse. Burada denilmiş ve lafzı hazfedilmiştir. ayetinde de aynı durum söz konusudur. İşte bunun gibi da böyledir. O zaman bunun manası “Ancak sana ibâdet ederiz” deyiniz demektir. bunun bize bir fâidesi yoktur. cevabımız: Allah'ın cennet'e ve sevaba sevkettiği kişi.[1138] Yüce Allah'ın “Vay haline gözü ile kaşı ile eğlenici olanın” [1139] âyetinin muhtevasına kâfirlerin .[1130] Dediler ki: İnşâ değil. Bu eserde genellikle. ta'zim amacıyla ismini zikrederek kendisini kastetmiştir. Buna cevabımız şudur: tş dedikleri gibidir. bununla kendine lâyık olmayan şeylerden tenzîhini murâd etmektedir. dünyada helâka maruz kalandır. Bu. Peygamber zikredildiğinde lafzının zikr edilmesine benzer. Her mesele bir müşkili ve cevabını ihiva eder. Sevaptan uzaklaştırıp cezaya duçar kıldığı kişi ise. sapıttığı kimseler ise.. Allah'ın kulunu hidâyet yolundan dalâlet yoluna sevkedeceğini veya aksini söylemekten kaçınmaktadır. demek gerekli olurdu. acaba denilmez mi? Allah'tan yardım dileme. denilirse. Bunlardan bazı örnekler vermeye çalışalım:[1129] Besmele de başlangıç derken. o zaman. buna cevabımız: Burada hayır yönünden ikisinden hangisi daha evladır gibi bir mana kastolunmaktadır. Bunun benzerleri Kur'an'da çoktur. Mutezile Akidesi Yönünden Müşkillere Ait Bazı Örnekler Mu'tezile akidesi yönünden müşkil olan ayetler daha çoktur ve bu küçük kitabın büyük bir kısmı bu müşkilleri ihtiva etmektedir. Bir nevi sual cevap şekilde ortaya konulan bu müşkiller genellikle ya Arap dili veya Mutezile akidesine uygun düşen bir tarzda incelenmektedir. elhamdülillah deyiniz. bütün müfessirlerin tefsirlerinde müstağni kalamadıkları bir husustur. buna cevabımız: Bununla murâd. işte onlar hüsrana uğrayanlardır” [1136]âyeti.

Allah'ın âhirette görüleceği hususunda. Allah'ın cisim olmadığını söyleyendir. denilirse. Allah'ın dostudur. Allah'la musafaha da eder. Görüldüğü gibi. ona nazar etmenin sahihliğini te'vil etmek icâb eder.. “o kimse tevbe etmediği takdirde”dir.[1149] Allah'ın “Kim bir Mü’mini kasden öldürürse. Bu kimse Allah'tan teşbîhî nefyedecektir. öldürmeyi de kendi nefsine izafe etmiştir. fakat Allah öldürdü. Yüce Allah'a nazar etmenin doğru olmadığını itiraf etmesi icâb edecektir. kasten adam öldürenin tevbesinin kabul edilmeyeceğine delalet etmez mi. cevâbımız: Bundan maksat. Bu da ancak cisimlerde sahih olur. Zira nazar. Allah'tan lanet ve gazab inmez. mallarının Yüce Allah tarafından verildiğine inanmayan kâfirlere lâyık olması daha muhtemeldir. burada tevbe etmeyen günahkârın küfrü bahis konusu edilmektedir. Tevbe edenin hâli malûmdur ki o. belki bir cihetten onun rızasına nail olmuş olur. Allah da onun attığını. Mutezile Allah'ın âhirette görüleceği fikrini kabul etmez. onlardan ayrılan parçalardır. burada sözde ittifak vardır. cezası. O halda nazar etmekten maksat. O halde “onların cezası cehennemdir” den maksat. onlarla şeytanların taşlanması nasıl sahîh olur. Rabbine bakıp parlayacaktır” [1142]âyetleri hakkında. Burada. denilirse. yıldızlar mekanlarında ebedî sabit oldukları halde. bunun aksi vârid olamazdı. denilirse. Burada. atmayı kendi nefsine izafe ettiği gibi. Müteşâbihu'l-Kur'ân [1153] Abdulcebbâr'ın “Tefsir” alanında zamanımıza ulaşan ve Mutezile mezhebinin Kur'ân tefsirindeki . yüce ve hoşa giden şeylere tesir etmesi icab ederdi ki. yakın göğü kandillerle donattık. küfür. Mutezile mezhebine göre. Kur'ân'ı dinlediklerinde neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi” [1146]âyetine dayanarak göz değmesi haktır derlerse buna cevâbımız: Bundan murad onlara Kur'ân okunduğunda. fakat Allah atmıştı.”[1144] âyeti karşısında. hakiki gözün. ona (Peygambere) kötü bir nazarla bakmalarıdır. Böylece burada Yüce Allah. boynuna da sarılır ve Yüce Allah'a eliyle de dokunur! Bizim bu konuda konuşacağımız (münakaşa edeceğimiz) kimse. onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık” [1148]âyeti hakkında. buna cevabımız: Yüce Allah her türlü mâsiyetten dolayı yapılacak tevbenin makbul olduğunu akıllarda değerlendirdi.gayrı olanlar mı. Yani burada da göz değmesi inkâr edilmektedir. Bu âyet. kati ve zina mâsiyetini irtikâp edenlerin tevbe ettikleri takdirde affedileceklerini muhtevidir. Allah'a hamdolsun ki. kul fiilinin halikıdır veya efâlu'l-ibâd meselesi bahis konusu edilmektedir. Attığın zaman da sen atmamıştın. Ona. Peygamber. o günkü yıldızlar hakkındaki görüşün ne olduğunu ve Mûtezile’nin nasıl te'vile gittiğini görmekteyiz. cevabımız: Yüce Allah'ın “Malının kendisini ölümsüz kılacağını sanır”[1140] âyeti. görülmesi istenen bir şeye doğru çevrilmesidir.[1143] Yüce Allah'ın “Onları siz öldürmediniz. içinde ebedi ağı cehennemdir. Zaten bunu da âyetin devamı olan “Allah ona gazab etmiş. Allah kullarının fiillerini yaratmaz sözü nasıl sahih olur. Bedir muharebesinin cereyan ettiği gün ok atıyordu. buna karşı cevâbımız şöyle olacaktır: Hz. Abdulcebbâr da görmenin vuku bulacağını tecviz eden her âyeti te'vil etmek suretiyle kurtulmak ister.. Böylece taşlanma kelimesinin yıldıza izafeti sahîh olur. Bu âyette de büyük günâh sahibinin Mu'tezile'ye göre durumunun nasıl olduğunu ele aldığını görmekteyiz. lanetlemiş ve büyük azap hazırlamıştır” [1152]ibaresi açıklamaktadır. Bu örnekte Mûtezile'ye göre. Bunun için biz de sözü kâfirlere atfedenlerin görüşünü tercih ettik. cevabımız şöyle olacaktır: Eğer bir kimse Yüce Allah cisimdir derse.[1145] Bazı kimseler Allah'ın “Doğrusu inkar edenler. bu Allah'ın âhirette görüleceğine en kuvvetli delildir. yoksa sadece kâfirler mi girer? Denilirse. [1141] Yüce Allah'ın “O gün bir takım yüzler. Bu hususu Kur'ân'da “Ancak tevbe edenler müstesna” [1151]âyetiyle açıkladı. Eğer onların dedikleri gibi göz değmesi hak olsaydı..” [1150]âyeti. onunla bir çekişmemiz olmaz. ondan sevâb beklemektir. [1147] Yüce Allah'ın “Andolsun ki. öldüreceği kişiye ulaştırıyordu. denilirse.. Belki o.

Allah'a mekân isnâd edip ona mülaki olma gibi sözlerle tecâvüzde bulunanları reddetmektedir. âyetleri te'vil etme hususunda uzun bir mukaddime yazmıştır. Âyetler arasında mevcut olan manevî ve lugavî münasebetin açığa çıkmasına önem verir. kitabı elleriyle yazıp. Bu bakımdan Müteşâbihu'l-Kur'ân'ın meseleleri iki nevi üzerinedir: “Mesâil” “Delâlet”. ona mülâkî olmuş sayılır. böyle bir istidlale gitmenin mümkün olamayacağını beyân etmektedir. sonra onları sahih yönde hasmın iddiasını iptal edecek şekilde te'vîl eder. Zümer 33. Dile itimad edip verdiği örneklerden bir kaçını görelim:[1154] Abdulcebbâr. zira fiildeki en sağlam izafet. nahiv ve i'rab kaidelerinden istifade etmeye ve Kur'ân nazmına itinâ gösterir. Bu hususu mukaddimesinin son meselesi olarak ele almaktadır. Zaten müellifimizin ve diğer Mu'tezile imamlarının tefsîr ve te'vîlde dile verdikleri önem malumdur. mezhebine delâlet ettiğini sandığı âyetler. küfrü kulları için murad etmemesi. hitabını işittiği kimseyi görmese de ona mülâki olmuş olur. Allah cisimdir. Eğer o yazılan şeyleri Allah yaratmış olsaydı. yaratma meselesiyle ilgili tüm tasarrufu Allah'a havale etme. buna cevabımız şöyle olur: İlim sahipleri ve şeyhlerimiz bundan kastedilen şeyi. Abdulcebbâr bu eserinde mushaftaki tertibe göre sûreleri sıralar ve âyetlerin iki nev'i üzerinde durur. muhalif mezheplerin görüşlerine saldırmaksızın. Mülk 12. fiilini murad ediyor. burada özetle şöyle demektedir: “Yüce Allah'ın “Rablerine kavuşacaklarını ve ona döneceklerini umanlar” [1155]âyetine dayanarak Allah'la mülakat ve ona ulaşma mümkündür. Buna cevabımız: “Bu Rablerinden büyük bir imtihan (belâ) idi” den maksat. bu fiillerin Yüce Allah tarafından yaratılmadığına delâlet eder. büyük günah işleyenin tevbe ettiği takdirde cehennemde ebedî olarak kalmaması. .metodunu veren en mühim eserlerinden biri de “Müteşâbihu'l-Kur'ân” adlı esendir. Mutezile imamlarının. hak mezhebe delâlet eden muhkem âyetler. onları sıkıntılardan kurtarması cihetinden büyük bir ihsandır. Aynı şey En'âm 30. âyetlerinde mevcuttur. onu müdafaa etmek ve deliller getirmektir. kısa ve özlü bir cevapla iktifa etmesidir. mezhebî yönden görüşlerini arzeder. Aklî yönden ileri sürdükleri görüşlere. Ahzab 57. Halbuki âyette onların yukarıda söyledikleri şey vârid olmadı. Müellifin tesis etmek istediği mühim asıl. hasmın ileri sürdüğü delillere. bu şekilde hareket etmesindeki gaye. bu Rabbinizin büyük bir imtihanı idi” [1157] âyetinde mâsiyetin kendi cihetinden olduğu. kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavn ailesinden sizi kurtarmıştık.. Hasmın. Müellifin bu meseleler hakkındaki âdeti. Abdulcebbâr bu eserinde müteşâbih âyetleri ele almaktadır. Allah burada nefsini zikrediyor. Enbiya 49. yarattığı ve icat ettiği şeyle birlikte onları kendi zâtından nefyetmesi sahîh olmazdı. Mesâillerin mevzuu. akıl ve dil yönüne önem verdikleri bilinen bir hususdur. Müellif genellikle onların görüşlerini arzederken ibaresini kullanır. Ona mekân ve ulaşma caiz olur diyenleri teyid etmiyor mu? Böyle olunca ondan teşbihi nefyetmeniz nasıl sahih olur? Denirse. müteşâbih âyetlerdir. sonra da onu az bir değere satmak için. Muhatabından uzakta olsa da. diğeri ise. Birisi hasmın müteşâbih zannedip. batıl görüşe karşı delil olarak getirilen âyetin anlaşılmasıdır. Görüldüğü gibi burada da müellif. Fatır 18. bazı kelimeleri aklın iktizâ edeceği şekilde te'vil etme gibi hususlar örnek verilebilir. vay kazandıklarına” [1159] âyeti. bu Allah katındandır.[1158] Yüce Allah'ın “Vay. Abdulcebbâr aklî tevillerinde dil. ellerinin yazdıklarına. kitabında sözü kolay bir şekilde sunmak. Onun burada. Allah'ın Kitabını te'vîlde. aklî delillerle.. Abdulcebbâr bu âyetle. müşahede ciheti üzerine yakınlık değildir. zira kör olan kimse.[1156] Yüce Allah'ın “Size işkence eden. Burada Abdulcebbâr dilin kullanılışından hareket ederek. Arap kelâmında zahiri lügatte nimetler ve ihsanlar “Belâ” diye isimlenir. Eğer O'nun yaratması olsaydı. mâsiyetin Rabbleri tarafından büyük bir belâ olduğu zikredilmiş ve kendi nefsine izafe edilmiştir. kulların fiilerinin Allah Taâla'nın yaratması olmadığına delil getirmektedir. Eserinde.[1160] Bu metinde müteşâbihi şeklinde her sûredeki muhkemleri ise ibaresiyle ifâde etmektedir. Bu sebepten adi ve tevhid delillerini ileri sürmek suretiyle âyetleri Arap dili esaslarına veya aklî delillere dayanarak te'vil etmiştir. Allah'ın vâdettiği sevaba mülâkî olmak manasına almaktadırlar. vay. dilden hareket ederek. ondan nefyetmesi sahîh olmazdı. Mûtezüe'ye göre akıl esas olduğundan bu eserde de aklî metot ön planda yer almıştır. Lika. diyenlere. fiili failine izafe etmektir.

Nizâmu'l-Mülk'ün yanında itibarı olan bu zât. “Divânu'l-Edeb” adlı eserindeki şiirlerinden anlaşıldığına göre. Zemahşerî'yi. Şüphesiz din ve fikir hürriyetinin serbest olduğu bir muhit içerisinde ilmî faaliyetler gelişecek ve çeşitli ilim alanlarında meyvelerini verecektir. Daha sonra Selçuklular'ın merkezi olan İsfahan'a gelmiş İslâm'a yaptığı büyük hizmetlerden dolayı Melikşâh'ı öven şiirler söylemiştir. Mu'tezile kelimesiyle eş anlamlı bir manaya gelmeye başlamıştır. Melikşâh zamanında devlet ricali ile olan münasebetlerinin artmasına rağmen. ince ve âtifet sahibi bir kadın olduğunu söyler. ed-Dabbî. Annesinin. Melikşâh'ın hükümdarlığı devresinde dünvaya geldi. Hocası ile talebesi arasındaki bu münasebet sadece ilim çerçevesi içerisinde kalmamış. gittikleri yerlerdeki âlimlerden feyz alırlardı. Zemahşerî de böyle bir namzed olma yaşına gelince. . Haşeviyyenin ve diğer fırkaların.Delâletlere gelince. Cerir ed-Dabbî el-İsfahânî (ö. gündüzlerini oruçla geçiren. en iyi talebesi olarak. bütün müteşâbih âyetleri. Abdulcebbâr. ilimle meşgul oluyor. Müellif bunları et-Tevhîd ve el-Adl meseleleri üzerine delil olarak getirir. Hârizm Orta Asya'nın medenî gelişmesinde büyük tesiri olan ehemmiyetli bölgelerden biridir. Böyle bir metod. dinî emirlere riâyet eden bir aileden gelmektedir. âyetlerin zahirine temessüklerini reddeder. Hârizmde itizâlî fikirler öyle sağlam bir şekilde yayılmış olacak ki. Nizâmu'l-Mülkü medh etmiştir. Ondan istifade edenlerden biri de Zemahşerî idi. artık Hârizm kelimesi. ilim ve âlimleri seven. Çünkü bu zât. şiirlerinde bu veziri medheder ve över. Müellifimiz. onların mevzuu muhkem âyetlerdir. 507/1113) olmuştur. ilim ve edep yönünden yıldızların doğduğu bir yer olan Buhâra'ya ilim almak için gitmiştir. Fakir. O devirde âlimler. Müslüman seyyah ve coğrafyacıların. zamanın gailelerinden uzak olarak. edip. onun ilminden ve ahlâkından insanlar istifade etmişlerdir. devlet ricali yanında şöhrete ulaşmasına da yardımcı olmuştur. sebebi pek iyi bilinmeyen bir hâdise neticesinde hapsedilmiş ve hapiste iken 494/1101 senesinde vefat etmiştir. zamanının yegânesi olarak bilinir. mantık. ferdî hayat yaşayışını en yüksek seviyeye ulaştıran. Horasan'a gitmiş ve orada Ebû'l-Feth Ali b. nahivde ve edebde. çeşitli Şehirlerde ilim müesseseleri inşa ettiren. kitabı ortaya koyma hususunda Abdulcebbâr için tabiî olmaya en uygun metoddur. Bilhassa Yemen'deki Zeydî kelâmcılar. 467/1075 senesi Receb ayının 27. Gerektiğinde bu konudaki âyetleri sıralar. Mutezilenin bu son safhası ve onun eserleri gereği gibi incelenmemiştir. felsefe ve itizâl yönünde de kuvvetli ve mezhebini yaymakta hırslı bir kişi idi. Zemahşerî'ye sadece dil ve nahiv yönünden tesir etmemiş. muhkem âyetlere uygun olacak şekilde te'vil etmiştir ve dediklerine muhkem olanları delil getirmeyi asıl kılmıştır. Her devirde olduğu gibi. O. âlim. onun eserlerini korumuşlardır. mal ve hırs yönünden büyük emellerine ulaşamadığı anlaşılan Zemahşeri. ileride hayatına tesir edecek ilk ilmî ve edebî bilgileri bu aile muhiti içerisinden almıştır. gecelerini ibâdet. Bir müddet Hârizm'de ikâmet etmiş. İşte Carullah Mahmûd b. Cebriyenin. Babası vefat ettiğinde o. aynı zamanda ona itizâlî fikirlerini de aşılamıştır. malı az ve ona önem vermeyen zühd ve takva sahibi bir kişidir. ilim talebi için ayrıldığı memleketinden uzaklarda bulunuyordu. Mücessimenin. duaları kabul olunan sâliha. Muahhar Mutezile yazarlarının eserleri Abdulcebbâr'ın görüş ve fikirleri ile doludur. Eserler. itikad ettiği mezhebe delil. Onun ilmî ve fikrî gelişmesine en fazla te'sir eden. Babası da. Ömer ez-Zemahşerî böyle bir bölgede. el-Huseyn el-Erdistânî ve Ubeydullah b. Zemahşerîyi mâlî yönden desteklediği gibi. babası. Diğer kitablarındaki usûlü de böyledir. geçimleri için başka sahalarda zorunluluğunu hissetmiyorlardı. fakat muttaki bir aile içinde yetişen Zemahşerî. Nizâmu'lMülk gibi bir vezirin hüküm sürdüğü bir devirde. kendini dîne veren. Kendi ifadelerinden anlaşıldığına göre. o zamanda da ilim elde etmek için âlim namzedleri şehir şehir dolaşır. Bu zât dil bilgilerinde. bb. Kur'ân'daki müteşâbih âyetlerin anlaşılması için üzerinde durulması icâb eden en mühim tertip şeklinin bu olduğu kanaatindedir. Zemahşerinin ailesi hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. araştırıcıları beklemektedir. bu hocasının tesiri açık olarak görülür. Mahmûd b. “el-Mufassal” ve “Esâsu'l-Belaga” adlı eserlerinde. toplum hayatını sükûn ve emniyete avuşturan.Ez-Zemahşerî Ve Tefsiri Tarihçilerin. ibâdetlerini aksatmayan. ilim âşıkı olan bu vezire tanıtmıştır. Çarşamba günü Hârizm’in büyük bir kasabası olan Zemahşer'de. O. hakkında verdikleri geniş ve tafsilatlı bilgilerden anlaşıldığına göre. Sâmânoğullarının elinde bulunan.

Anuştekin (ö. Kıymetli eserler verişinin. Hârizme döndükten sonra. hayatının büyük bir bölümünü üme ve eser telifine vermiş. Taiha b. Böyle bir zâtın etrafında pek çok talebe toplanmıştır. Hârizm'de Ebû Tâhir Sâmân b. Ebû Sa'id eş-Şâkânî. İsâ b. Abdillah el-Ya'bûrî (ö. Bu gibi tamahlardan kurtuluşun. Zemahşerî’nin durumu daha da sağlamlaşmıştır. Ebû'l-Mahasin İsmail b. Zemahşerî’nin vatan hasreti ile dolu olarak Hârizm'e dönmeye karar verdiğini görmekteyiz. Muhammed b. onun türbesini gördüğünü söylemektedir. Semerkant'da. Bu arada Bağdat'a da uğramış Ebû'l-Hattâb b. Çeşitli ilimlerde üne kavuşmuş olan Zemahşerî’nin. Mekke'de 518/1124 senesinden önce Sibeveyh’in meşhur “Kitab”ını Abdullah b. Mekke'ye giderek. Bunlardan başka. Bu bereketli yer sayesinde birçok eserlerini telif etmiş olmasına rağmen. Muhammed b. Zemahşerî. Abyurt'da. Abdilmelik el-Fakîh. Zemahşerî. el-Hasan es-Simsâr. Abdillah et-Tavîlî. Ahmed b. Mervân el-Kumrânî Ebu'l-Hasen. Ahmed b. onlara bildiği ilimleri öğrettiği gibi. onun meşhur talebelerinden bir kaçıdır. edebde ve diğer ilimlerde müthiş bir zekaya mâlikti. Talebeleri onun nezdinde sulbünden gelecek nesillerden daha hayırlı idi. 518/1124) den okuduğu bilinmektedir. Mekke'de eserler telif etmeye. melik ve hükümdarların civarından uzaklaşmakla mümkün olabileceğini anlamış ve bu engellerden kurtulmak için Mekke'ye gitmeye karar vermiştir. nesil üretmekten vazgeçtim”demek suretiyle ızâh etmektedir. Ebû'l-Mahâsîn Abdurrahîm b Abdillah el-Bezzâr. bu bölgelerdeki hocaları kaynaklarda zikredilmemiştir. fazilet sahibi el-Emiru'l-Alevî Uleyy b. Ebû Bekr’in hilafet müddeti kadar bir zaman süresinde Kur'ân tefsiri “elKeşşâf”ını tamamlamıştır. İslâm'a büyük hizmeti dokunan. Ali b. nahivde. Tefsirde. Ebû Mansûr elHâris'den hadis almış. velûd bir yazar oluşunun sebebini “Divânu'l-Edeb” adlı esenrıdekı bir şiirinde. Zemahşerî. Daha sonra. Vahhâs Ebu't-Tayyib. mensubu bulunduğu Mu'tezile akide sistemini de öğretmekten ve onları kendi mezhebine davet etmekten geri kalmamıştır. kendisindeki makam ve mal hırsını törpülemiştir. Ali b. Ca'fer Ebû Yusuf el-Belhî. Memleketine dönerken 533/ 1139 senesinde Bağdat'a tekrar uğramış ve bu arada dile ait bazı kitapları Ebû Mansûr el-Cevâlikî'ye okuduktan sonra vatanına dönmüştür. Ebu'l-Kâsım Baycuk. gerek hayatını ve gerekse eserlerinin tahkiklerini yapanların verdikleri bilgilerden istifade ederek. dilde. Tekrar Mekke'ye döndüğünde İbn Vahhâs'ın yardımı ile oraya yerleşmiş ve tefsirindeki mukaddimesinden anlaşılacağı üzere. nefsini tamamen ilme adamıştı. Uleyy b. “Mukaddimetu'l-Edeb” adlı eserini bu zâta ithaf etmiştir. 538/1144 senesi başlarında. nâdir şahsiyetlerden biridir. ilim almak için çeşitli beldeleri dolaşmış ve şöhreti ufukları aşmış olmasına rağmen. Talebelerinden meşhur olan bazılarını zikredelim: Taberistan'da. 551/1156) zamanında. şüphesiz asrının imamı.kendisi hakkında söylenenlere hakkıyla lâyık olmakla Mutezile mezhebinin görüşlerini benimsemiş ve o fikirlerin yayıcısı olması yönünden ağır tenkidlere uğramıştır. Zemahşerî. aile ve evlad mesuliyetinden uzak kalmıştır. Ebu Mansûr el-Cevâliki'den de ilim almıştır. 521/1127) müellifimize bir ev tahsis etmiş ve onun yanında iyi bir mevkiye sahip olmuştur. Hârizm’in Cürcâniyye kasabasında vefat etmiştir. Bir ayağı topal ve takma idi. Ebû Amr Âmir b. bir ara Şam'a da uğramış. Kısacası o. edep ve nahiv ilimlerinde üstad olan faziletli bir nahivci idi. Vahhâs'ın büyük yardımlarını görmüştür. yine vatan hasreti galebe çalmış ve Mekke'den ayrılmaya karar vermiştir. Bâtınîler ve Hıristiyanlarla mücadele eden Tâcu'l-Melik (ö. Harzemşâh lakabını alan Muhammed b. Hamza b.512/1118 senesinde yakalandığı bir hastalık. Hemedan'ı ziyaret etmiş ve oradaki “Âli Zeriri”yi övmüştür. 526/1132) i övmüştür. İbn Batut'a. Hakikatte müellifimiz. Zemahşeri. Ya'kub b. Ali b. Muzaffer en-Neysâbûrî. Bu zâtın ölümünden sonra yerine geçen oğlu Atsız (ö. Zemahşer'de. tedrise başlamış olmasına rağmen. Muhammed b. eserlerini basılmış olanlar ve basılmamış olanlar olmak üzere iki grupta sıralayacağız: . eski dilcilerin yaptıkları gibi Arap beldelerini dolaşmış ve “Esâsu'l-Belâga” da maddesinde Arap topraklarındaki bütün türbelere girdiğini ve onları gördüğünü söylemiştir. Yukarıda saydığımız hocalarından başka. Ebu'n-Nasr el-İsbahânî. Ebû'l-Fadl el-Bukâlî. ana-babanın aile ve evlâd terbiyesinde karşılaştığı güçlükleri getirerek “Bu sebepten evlenip. Hz. Hamza b. elMuvaffak b. Yemen'de. Mekke'de biraz kaldıktan sonra. ed-Dâmegânî ve eş-Şerif eş-Şecerî gibi fakîhlerle görüşmüştür. Mahmud eş-Şâti. Muhammed b. el-Batar. Ebû Sa'd Ahmed b. Ebû'l-Hasen Ali b. Ebî Sa'id Ishâk Ebu'l-Müeyyed. Fıkıhta Hanefî mezhebine mensuptur.

Haşiye ale'l-Mufassal. er-Râid fi'l-Ferâid. ed-Durr ed-Dâ'ir el-Muntahab fi Kinâyât ve istiârât ve Teşbihâti'l-Arab. Tesliyetu'd-Darîr. Divânu Hutab. el-Unmûzec. . Acebu'l-Aceb fi Şerhi Lâmiyeti'l-Arab. Minhâcfi Usûli'd-Dîn. Şerhu Makâmât. Nevâbigu'l-Kelim veya (el-Kelim en-Nevâbiğ). Etvâku'z-Zeheb (en-Nesâihu's-Sigâr). Ruûsu'l-Mesâil. Divânu Resâil. el-Kıstasu'l-Mustakîm fi İlmi'l-Arûz. el-Müfred ve'1-Müellef. Rebiul-Ebrâr ve Nusûsu'l-Ahbâr. Makâmât (en-Nesâihu'l-Kibâr). el-Mufred ve'l-Murekkeb. Nuhzetu'l-Mûtennis ve Nahzete'l-Muktebis (Zemahşeri'ye ait olmadığı da söylenir). Esâsu'l-Belâga. el-Muhaccât ve'l-Mütemmem. Çeşitli Kütüphanelerde Yazma Halinde Bulunan Veya Kaybolan Muhtemel Eserleri Nüketu'1-Arab fi Garibi'l-I'rab. el-Mustaksâ fi Emsâli'l-Arab. Kitâbu Müteşâbihi Esmâi'r-Ruvât.Basılmış Eserleri el-Keşşâf an Hakâiki't-Tenzîl ve Uyûni'l-Ekâvil fi Vücûhi't-Te'vil. el-Mufassal fi Sina'ati'l-İ'rab. Kitâbu Şakâiku'n-Nu’ınân. Mukaddimetu'l-Edeb. Şerhu'l-Mufassal Şerhu Kitabı Sibeveyh. el-Emâlifi Külli fenn. el-Fâik fi Garibi'l-Hadis. Muhtasaru'l-Muvafaka Beyânu Ehli'l-Beyti ve's-Sahabe. Hasâisu'l-Aşereti'l-Kirâmi'l-Berere. Kitâbu'l-Cibâl ve'l-Emkine ve'l-Miyâh.

Zemahşeri’nin bu eserlerinin herbiri. Bunlardan başka. Kelimetu'l-Ulemâ. Menâsiku'l-Hacc. el-Muhâdarât. tefsirde nasıl bir metod takip ettiklerini. ilim adamlarının izzeti nefis sahibi. Nesâihu'l-Mülûk. tefsir. Bu bakımdan tefsirlerin mukaddimeleri. esas görüşlerini. müellifinin son eserlerinden biri olması hasebiyle muhteviyatı âdeta onun kemâl ve ilmî olgunluğunun bir nişanesidir. mütevâzi ve sabırlı olmalarına dâir tavsiyeler. Mersiyye. Bu eserlerde felek ve nücûma dair bilgiler. Fusûsu'n-Nusûs. bizzat . sultan ve emirlere nasihatler. Bu eserler. Esrâru'l-Mevâdi. Cevâhiru'1-Luga Kitâbul-Ecnâs. Ruhu'l-Mesâil.[1161] Biz burada müellifin bütün eserlerini tetkik etmeyecek. er-Risâletu'l-Mubkiyye. Mu'cemu'l-Hudûd. Esrâru't-Takdîs. Ziyâdetu'n-Nüsûs. Risâletu'l-Esrâr. Divânu't-Temsil (Temessül) er-Risâletu'n-Nâsiha. Zemahşeri’nin bu çalışmaları genellikle bidayette edeb. Kitâbu Akli'l-Küll. Divânu'ş-Şür. yazdıkları tefsir mukaddimesinde göstermeye çalışırlar. dinlerini dünya ile değişenlere hücumlar ve ta'rizler vardır.Samimu'l-Arabiyye. nefislerde ve asrının sosyal bozukluklarında birer ihtilal meydana getirecek mahiyettedir. Tefsir tarihinde mühim bir yer işgal eden el-Keşşâf. Fusûsu'l-Ahbâr. Genellikle müfessirler. Şerhu Ebyâti'l-Keşşâf Şerhu Muhtasari'l-Kudûrî Talebetu'l-Ufât fi Şerhi't-Tasarrufât. Kitabu'ş-Şâfi. Sevâiru'l-Emsâl. mukallidlere. tefsir tarihini inceleyenler ve tefsir metodlarını araştıranlar için mühim bir kaynak teşkil eder. rüşvet alan kadılara ve mala perestiş edenlere. el-Esmâ ve'l-Luga. sadece onun tefsirdeki metodunu incelemeye çalışacağız. Risâletu'l-Mesele. dil ve nahiv yönlerinde ağırlığını gösterir. Bir müfessirin tefsirdeki metodu hakkındaki görüşlerini başkalarının naklettiklerinden dinlemektense. Zemahşeri’nin bereketli ilim hayatının delilleridir. Delâletu'n-Nâşid. hadis ve fıkıh sahasında da eserler yazmıştır.

Allah'a mahsusdur. kısacası. Evveliyeti ve kıdemi kendisine hâs. kendilerine vahyedilenlerin en hayırlısı. Belagat sahiplerinin sayıları. onunla susturdu. eğriliği olmayan Arapça bir Kur'ân. İslâm ilim âleminde büyük bir şöhrete sahip olan Zemahşeri’nin tefsiri ve tefsirdeki metodu hakkında başkalarının görüşlerine dalmadan. Duâ (salât ve selâm). garib nüktelerle gönülleri en çok olgunlaştıran ardı ardına saklanan gizliliklerin telâfisi ancak keskin basiret ile idrak edilebilen ilim. Kabaran deniz dalgalarının. Düşmanlıkta. Kusayy olan Benû Luey kabilesinde sözü geçen Hâşim sülalesinden gelen. ilmî objektiflik bakımından büyük faydalar vardır. Abdilmuttâüb'e pâk ehü beytine. onun gibi veya ona benzer bir şey meydana getirmeye teşebbüs edemediler. Kur'ân-ı Kerîm'i düzenli bir kelâm halinde toplamış olarak indiren. hatta bu üstünlük ve farkın bini bir sayacak sonsuz bir dereceye ulaştığı. şurası bir gerçektir ki (bil ki) her ilmin esasında. ed-Dehnâ[1163] daki kum sayısından daha fazla olmasına rağmen.kendi ifadelerinden istifade etmede. biri kendilerine karşı bir övünmede bulununca. gâlib gelmek için bütün güçlerini ortaya koymaya. Kur'ân'a karşı koyma hususunda en ufak bir savunma dahi göstermediler. bizzat kendisinin tefsir hakkındaki görüşlerini. Kur'ân'ı. manaların incelikleri. nesli Abdulmenâf b. Bu ilim. fikir konulan olan manaların letafeti ve perdeler ardında gizli kalan sırların kapalı oluşudur. Bu sır ve gizlilikleri ancak toplumun seçkinlerinin (havassın) en ender. Her önemli sanatta da. O. şeref ve kemâl sahibi olan. Bütün bunlar. Bunların büyük birçoğunluğu sır ve kapalılıkların gerçeklerini kendi maharetleriyle idrâk etme imkânına sahip değildirler. Allah'ın sevgilisi. biri onlara bir ikramda bulununca daha fazlası ile mukabelede bulunmalarına rağmen. gönülleri en çok dolduran. 255/869)’ın “Nazmu'l-Kur'ân” adlı eserinde . fark ve üstünlüklerin büyüdüğü. ismeti sabit bulunan. terceme ve tefsirindeki orijinal noktalara temas ederek göstermeye çalışacağız. ilim ve sanatlarda mevcut olan sırların güzellikleri. nezdinde bulunan semavî kitapları tasdik eden. hikmet ile teyid edilen. Onlar taklidin esiridirler ve ondan asla kurtulamazlar. beyânı açık. delili kesin. el-Batha'daki[1162] ince çakıldan daha çok. en hâs. Sonra. Ancak önemli farklar. Onu sûrelere. İşte biz de. Ona meydan okuyan belagat sahibi hatiplerin dillerini. Keşşafın Mukaddimesi “Rahman. insanı hayrete düşüren mucize ve açık delilleri karşısında. dünyaya ve âhirete âit menfaatlerin bir anahtarı. Muhkem ve müteşâbih olmak üzere iki kısım halinde vahyetti. O. övünmelerinin değersiz kalacağını ve eriyip gideceğini bildikleri için. Kur'ân-ı Kerîm'i ihtiyaca göre (tüm olarak değil de) zaman zaman (parça parça) indirdi. Ebu'l-Kâsım Muhammed b. damat ve kayınpederleri olan dört halifeye. zarar vermekte. kendileri ve atalarının yaptıkları büyük işleri. en üstün ve en seçkin olanları keşfedebilir. iltica ve sığınma ile sona erdirdi. zamanla başlayan en mükemmel şekilde yoktan meydana getirilen birer sıfat.kendi varlıklarının söneceğini. Fakat onlar delili bir tarafa bırakarak. kendisinde. el-Câhız (ö. ismi Tevrat ve incil'de geçen Ümmî Peygamber. yoktan varedilmişlik damgasını vuranı (Allah'ı) bu gibi sıfatlardan tenzih ederim. hamd-ü sena. Allah onlara ilk önce delil (hüccet)i. onunla tuttu. tefsir metodunu. Ey muhatap. bütün muhacir ve ensara olsun. rütbelerin farklı olduğu. her istediklerinde haddi tecâvüz etmede aşırı davranışlarıyla meşhur olmalarına. müsabaka ve mücadelenin hızlandığı. Bir ilim adamı diğerini ancak bir kaç adım geçebilir. kendisinin gayrındaki her şeye. Onu (Kur'ân'ı) hamd ile başlattı. sonradan ihdas ve icâd edilen birer alâmet ve işaretlerden ibarettir. âyetleri de gayelerine göre duraklara ayırdı. diğer bütün mucizelerin dışında her zaman (kıyamete kadar) mu'ciz. mucize ve delilleri dile getiren bir vahiy. sanatkârların seviyeleri birbirine yakın veya eşittir. sûreleri âyetlere. en kısa bir suresi kadar bir sûre meydana getiremediler. Rahim Allah'ın Adıyla Övme. -Kısacası. güneş doğunca. delille değil kılıçla karşı koydular. hüccete karşı koyamamış ve çekinmişlerdir. en ufak bir şeyden dolayı savunmaya kalkışmalarına. küçük göl birikintilerini içine aldığı. sonra da kılıcı yöneltti. diğer yıldızların ziyasını boğduğu gibi -Kur'ân'ın fesahat ve belâgati. Fesahat sahibi olanlardan hiçbiri. isabetli fikirlerle kendisine ulaşılan. Hâlis Araplardan ona karşı muarız olmak isteyenleri. her ilmin aslında ve her sanatın esasında kaydedilen yarış farkı mühimsenecek kadar değildir. diğer kitaplar arasında her yerde ve her dilde dolaşan bir kitap olarak indirdi (yarattı). tefsirine yazdığı mukkadimeye. tefsir ilmidir. ona karşı kat kat övünmelerine. Abdillah b. ilim adamlarının dereceleri birbirine yaklaşıktır.

neticeye götüren fikirlerin tertip ve birleştirilmesinde usta olmalı. başındaki işler kalabalık olmasına rağmen. Vahhâs'ın yanında buldum. Bu konuları içine alan bir kitabın telifi için can atıyorlardı.) in hilafette bulunduğu müddet[1167] kadar bir zaman içerisinde eserini tamamladı. Hatta. bir nahivci Sibeveyh (ö. Verilen bu bilgiler oldukça geniş ve uzun. Hamza b. Geçtiğim her ülkede göze çarpacak kadar ilim ve güç sahibi olanlara rastladım. ne kaba ve ne de eziyet verici olmalıdır. Bu işi böyle kısa bir zamanda tamamlamak Beytuİlah'ın mucizelerinden bir mucize. daha Hicaz'a gelmeden önce bu gayeye ulaşmak için. din ulularını. ne sert ve ne de donuk. Bağışlanmasını isteyenin (müellif kendisini kastetmektedir) çareleri daraldı. Çünkü bu konunun içine girmek bana farz gibi idi. Arapça ve din usulü ilmine vâkıf olan Adliyye Nâciyye fırkası[1165] mensubu faziletli din kardeşlerimize. Allah muvaffak etsin ve atılan adımları isabetli kılsın. İbnu'l-Kırriyye'den[1164] daha çok ezberlemiş olsa. imlâ edilen ilmi elde etmek. Ancak tekliflerinde ısrar ederek. Allah'ın Râsulünün mucizelerini izah etmede. Göçü Mekke'ye attığımda bir de ne göreyim. bir vaiz el-Hasen el-Basrî (ö. zaman zaman (onu okumaya ve okutmaya) rucu edildikten. Kur'ân ilmine giden yola suluk edemez ve gizli kalan sırlan araştırmada ehil duruma gelemezler. Bu konuda geniş bilgi vermekten gayem. Bunların pek azı. Beytullah'a gitmek ve Haremi Şerifte konaklamak için olan azmim kesinleşince.zaman ahvalinin kötü oluşu. Ebû Bekr (r. meâni ve beyân ilimlerinde şöyle dursun.a. insanlar arasında ilme karşı en çok susamış en çok içi yanmış ve ona karşı rağbette en vefakâr olarak buldum. Birçok fâideleri. 110/728) den daha tesirli vaazda bulunsa. Arapların “Dekkâketu'r-Rikâb”[1166] adını verdiği el-aşre yaklaştım. nesir ve şiir sanatlarına âşinâ. Fakat beni bağışlamalarını istedim. 180/796) den daha çok nahiv bilse ve bir dilci dil ilminin zirvesine çıksa bile. mecbur kaldığında cümle terkibi ve telifinin nasıl tanzim edileceğini ve sıralanacağını bilmelidir. fikrî davranışlarda yumuşak tabiatlı. bir fıkıhçı fetva ve ahkâm konularında emsalini geçse. Meselâ. çok çok müracaat ve uzun uzun mütalada bulunulduktan. Bütün bunlar. uzun mesafeleri geçmeyi ve bize Hârizm'e elçi göndermeyi düşündüğünü anlattı. Üzerinde çalışıp yorulduğum şeyi. Ben onlara sûre başları ile ilgili bazı meseleleri ve Bakara Sûresinin kapalı yönleri hakkında bir takım bilgiler yazdırdım. Bu durumdan çok memnun oldular ve bana karşı hayırhahlık duydular. Onu. Bu konularda üstünlük sağlayan kimse. O. hikâye ve ezber ezberleyen. onlara hedef edinebilecekleri bir meş'ale dikmek ve uyabilecekleri bir ölçü vermekti. Bu konuda ilmimin bağışlanmasını istememdeki sebeb -halbuki isteklerine icabet etmem gerekli idi. bu iki ilimle ilgili ilimlerin en azında bile himmetde bulunmamalarıdır. çıplak çölleri aşmayı. üzerinde durup hakkında görüş beyân etmek her ilim sahibi için mümkün değildir. insanların ilmi zayıflığı. Bu kimse. bu ilmin geniş ölçüde sırları bulunduğuna işaret etmek. Bu iki ilimde üstünlük elde etmek için zaman zaman bu ilimler üzerinde durulması ve incelemelerde bulunulması gerekir. sırları ortaya koymak için gönlü açık. o (Ebu'lHasen) onlar arasında dikili bir sancaktı. kendimi büyük bir ağacın yüksek dalını temsil eden Râsulullah ailesinin şerefi el-Emîr eş-Şerif el-lmâm Ebû'l-Hasen Uleyy b. bu ilimleri tatbik etme gayretinde bulunulmalıdır. bir kelâmcı kelâm sanatında dünya ehlini mağlûp etse. bunların hiçbiri. bir âyetin tefsiri hakkında bana her müracatlarında kendilerine kapalı olan bazı gerçekleri izah ettim. diğer ilimlerden haz alındıktan. beni kurtaran bir sebep ve sırat köprüsünde her tarafımı aydınlatan bir ışık (nûr) kılmasını Yüce Allah'tan isterim. Hasanoğulları iyilikleri çok ve öğünmeye değer işleri bulunmakla beraber. Harem-i Şerifin bereketlerinden bir bereket ve üzerime akıtılan feyzden başka bir şey değildir.dediği gibi. en kapalı bir işarete karşı ayık ve en ufak kaş-göz hareketlerine karşı uyanık bulunmalı. isteği ne güzel yerine getirendir. Ka'be civarında 528/1134 . cildim buruştu. Mekke'ye doğru hareket ettim. bana gelerek “Kur'ân gerçekleri ve te'vil vecihleri hakkında söylenenlerin” en hayırlı olanlarını kandilerine imlâ etmemi teklif ettiler. O. onunla ünsiyet kurmak için bağrı yanmakta ve onu iktibas etme hırsına sahip bulunmakta idi. Allah onun şanını daim kılsın. Görüyorsun yaşı ilerledi. tevhid ve adalet ulemasını şefaatçi olarak aracı koydular. başkaları ile münazara yapıldıktan ve i'rab ilminde gelişme sağladıktan sonra olacaktır. sırları ve gizli tarafları dikkate almak kaydıyla daha önce takip ettiğim yoldan daha kısa bir yol ittihaz ettim. tutacak dalı kalmadı. Kur'ân'a âit olan meâni ve beyân ilimlerinde üstünlük sağlayamadıkça. tahkik ve hıfz gerçekleştirildikten. çok sorulu ve cevaplı olmuştu. Gördüğüm bu durum bana biraz memnunluk verdi ve cesaretimi artırdı.” Tefsir ilmi hakkındaki görüşlerini ve gayesini kendi ağzından dinlediğimiz Zemahşeri “el-Keşşâf an Hakâiki't-Tenzîl ve Uyûni'l-Akâvil fî Vucühi't-Te'vil” adlı eserini 526/1132 senesinde Mekke'de yazmaya başlamış ve yine müellifin el yazısı ile eserinin sonunda. Bütün kıymeti otuz seneden daha fazla bir zaman değeri taşıyan Hz. Allah'ın kitabında bulunan incelikleri keşfetmede.

fıkhî meseleler.[1178] Hevaric.[1171] c. Müslim’in Sahihinin dışında açık olarak hadis kaynaklan zikredilmemektedir[1182]. Ka'b'ın mushafı[1185]. 144/761) nin tefsiri. 311/923) “Meâni'l-Kur'ân” adlı tefsirinden genellikle Kur'ân'ın lugâvî tefsiri ve naklî tefsirin mücmel olan yönlerini alır. Keşşaf adlı tefsirinin telifine ait târihî bilgileri müellifinin ağzından dinledikten sonra. Mu'tezilî görüşlerini tamamen ortaya koymuştur. tefsirle meşgul olacak kişinin bilhassa meâni ve beyân ilimlerine gereken ehemmiyeti vermesini istemiş âdeta bütün gayesini bu nokta üzerine teksif etmiştir. 384/994) nin tefsiri.Ebu Bekr b.Ubeyy b. Zemahşerî bu zattan kiraât ve tefsir rivayetlerinde bulunur. Ebî Tâlib[1176] (ö.[1175] f. Yine mukaddimesinde.[1190] . erRummâni’nin yolunu takip ettiğini söyler.[1187] f. bu kıymetli eserinde kullandığı hadisler. Süveyd’in mushafı[1184] c. Keşşaf’ın Kaynakları Tefsir tarihinde.[1186] e.Amr b.[1180] Mutasavvıfa [1181] gibi çeşitli fırka tefsirleri. Pazartesi günü bitirdiğini kaydetmiştir. Zira Zemahşeri. lügat. âyetleri tefsir ederken.Abdullah'ın dostu el-Hâris b.[1168] Kaynak eserler. Kıraat kaynaklan: Zemahşerî.[1169] Zaten böyle bir zorlamaya lüzum yoktur. İbn Tangnberdî. ' Tefsir kaynakları: Tefsirin muhtevasından elde edebildiğimiz bilgilere göre tefsir kaynaklan şunlardır: a. 148/765)[1177] gibi şahıslardan nakledilen Şiî tefsirler. Zemahşerî’nin tef-sirde. Müşebbihe. kurrâ ve mushaflara ve muhtelif şehir kıraatlerine vâkıftı.senesi Rebiu'l-Âhirinin 23. Cebriye. fakat bu tashihin müellifin tashihi olmadığını beyân etmektedirler. Bazen ondan nakillerde bulunur[1172]. Mes'ud'un mushafı[1183] b. el-Asam (ö. Zemahşerî bu eseri çok kullanır ve onu daima yüceltir. bu mühim eserin biraz da kaynaklarına temas edelim. bazen de onu reddeder[1173] .ez-Zeccâc (ö. cedel.Irak ehli mushafı.Ehl-i Küfe mushafları. kendisinin Mu'tezile'ye mensub olduğunu göstermek için Tefsir mukaddimesinin başlangıcındaki veya lafızlarını kullandığını.Ve diğer muhsaflar[1189] Dil Ve Nahiv Kaynakları a. d.Abdullah b. d.er-Rummânî (Ö.Sibeveyh’in “el-Kitâb”ı. Bu geniş kültürün ona çeşitli kaynaklardan geldiği şüphesizdir.[1174] e.[1170] b. 40/660) ve Ca'feri sâdık (ö.[1179] Ravafız. Kur'an'ın nassının güzelliğini ortaya koyabilmek için işlediği meâni ve beyana âit bilgiler onun geniş kültüre sahip olduğunu bize göstermektedir. 235/849) in tefsiri. bilhassa aklî tefsir yönünden çok mühim bir şahsiyyet olan Zemahşerî. g. Müslim’in Sahih'i dışındaki hadis kaynaklarından aldığı hadisleri “ve fi'l-Hadis” ibaresi ile zikretmektedir.Ali b.[1188] g.Ehl-i Hicaz ve Ehl-i Şâm mushafları.Mücâhid (ö. 104/722) in tefsiri.Zemahşerî’nin “Bid'iyye” diye isimlendirdiği. Hadis kaynakları: Zemahşerî’nin tefsirinde. şiirler. Ubey el-Mu'tezîli (ö. fakat dostlarının bunu şeklinde tashih ettiklerini. Genellikle eserlerinde ismi geçenler şunlardır: a.

onun şahsiyetini ve tefsirdeki metodunu ortaya koymaya çalışacağız.b. Şüphesiz Zemahşerî. İ'câz konusunun dâiresini genişletip hudutlarını tayin daha sonraları mümkün olmuştur.el-Müberred (ö. onun o eserinden akseden ilmî şahsiyetini ortaya koymak demektir. “Şâfi'l-İlliyyi min Kelâmi'ş-Şâfi”[1204] ve “enNesâihu's-Sigar”[1205] adlı eserleri. “Kitâbu'l-Hücce[1194] ve “Kitâbu'l. e. hayat hikâyesinde anlattığımız gibi Mu'tezile'ye mensuptur.Şehr b. g. Kişinin eserini tetkik etmeden. Va'z Ve Esatir Kaynakları a. Diresteveyh (ö.Müellifin kendisinin “Nevabiğu'l-Kelim”[1203]. 255/869) in “el-Hayavân[1200] b.[1191] c. Bu eserini niçin telif etmeye çalıştığını ve bu eseri için kaynak olan.Ebu'l-Feth el-Hemedâni (ö. el-Câhız (ö. 306/ 918). Şunu unutmamak gerekir ki bir şahsın eserindeki metodunu tetkik etmek demek.[1210] Tefsirdeki Metodu Eser sahibinin şahsiyetini aksettiren en güzel ayna. Bazıları ona el-Beyân. el-Bâkıllânî (ö. bazıları şiir sanatı ve bazıları da yazı sanatı demişlerse de.Bazı efsanevi kıssalar nakleden kitaplar. asırdan itibaren bu mesele istikrar bulmaya başlamıştır. 384/944) gibi Mu'tezili imamlar bu alanda çalışmışlardır. Kur'ân'ın i'cazı hakkındaki görüşlerini. 106/724)[1207] Mâlik b. muhakkak ki kendi eseridir. kıraat.347/958) in “Kitâbu'l-Kitâbi'l. dil. tefsir ve Arap dili sahasında şöhrete ulaşmış olan Zemahşerî’nin “el-Keşşâf”ın tarayarak. 112/730)[1206].el-Câhız (ö. fıkıh ve edebdeki maharetini.Muhteseb[1197]. 130/748)[1208] gibi ilk tasavvuf erbabından nakledilen bazı va'z ve tasavvuf kitapları. nahiv. el-Vâsıtî (ö. Fikri mütaalaSarı.Dile âit müellifi bilinmeyen “el-İklîd” adlı eser[1198]. Zemahşerî’nin.Ebû Ali el-Fârisî (ö. başkalarının o kişi hakkındaki övgüleri veya yergileri nazarı dikate alıp kişinin şahsiyetini tahlil etmek. 231/846) in “Hamâse”si.Halebiyyât”. Tavus (ö.[1199] Edebi Kaynaklar a. 403/1012) ise belagatın manasını açıklamaya ve İ'câzu'l-Kur'ân'ı anlamak için bir metod ortaya koymaya muvaffak oldu sayılamaz. Biz burada.İbnu's-Sikkît (ö. bazıları el-Bedi. 244/858) in “İslâhu'l-Mantık”in tenkid eder. Mütemmem”[1193]. insanı hataya götürür.İbnu'l-Cinnî (ö. Mu'tezile tefsir ekolü içerisinde incelenecektir. d. 449/1057) nin “Estağfiru ve'sstağfıri”si. Dinar (ö. Havşeb (ö.[1209] b.[1195] 392/1001) nin “Kitâbu't-Temâm”[1196] ve “Kitâbu'l. kendinden evvelki eserleri tefsirinden çıkarmaya çalıştık. Kur'ân'ın İ'câzı Mu'tezile mezhebi mensupları başlangıçtan beri Kur'ân'ın i'câzı üzerinde ehemmiyetle durmuşlar ve III. Onun için biz de. aklî ve naklî tefsirdeki yerini. eserinden alacağımız örneklerle göstermeye çalışacağız.Ebu Temmâm (ö. er-Rummânî (ö. 285/898) in [1192]. insan ruhunu terbiye ve toplumu ıslahta gösterdiği gayreti. 357/986) nin “et-Tıbyân”.Abdullah b. h. 255/869).[1201] c. Belagatın güzellik yönlerini ve illetlerini gösterip .[1202] d. Rabia el-Basriyye.Ebu'l-Alâ el-Maarrî (ö. 377/987) nin f. bu sanatın hakikatini tam olarak ortaya koyamamışlardır.

Kur'ân'ın İ'câzının esasıdır. mecaz.[1215] Demek suretiyle. ayetlerden belagat yolunun iktizalarına göre manalar istihraç etmiş. terkiplerin tahlilini ve onların hususiyetlerini ele almış. Mu'tezile mezhebi akla büyük önem verir. bedel. Zemahşerî'yi tefsirinde bir fakih. tekrar üslûbu. nida. nisbe. 471/1078) olmuştur. Bu hususlar genellikle diğer tefsirler ve tefsircilerde de görülebilir. tahyil. tesniye. haberin mübteda üzerine takdimi. Daha sonra Zemahşerî gaybî haberler ihtiva eden âyetlere işaret ederek onlardaki mucizeyi göstermeye çalışır. bunların hiçbiri Kur'ân ilmine giden yola sülük edemez. O.. elBedî gibi üç kısımda incelenmektedir. âyetlerini tefsir ederken[1217] “Bu âyet nübüvvetin sıhhatine ve Kur'ân’ın Allah indinden olduğuna şahadet eden açık âyetlerdendir. Biri nazmının i'cazı. vaiz. gaybî haberlerin doğruluğu mucize ve âyettir. Kur'ân'ın güzelliklerinin sırları hakkında ise[1213] “Bu sırlar ve nükteler ancak nazım ile ortaya çıkabilir” demektedir. ismi fail. Meâni hususunda: İsmu'l-İşâre. Bedi' ilmi içerisinde ise cinas. asrın başlangıcında.. lâfızlardaki gizlilik..Nazım. onda gaybî haberlerin bulunmasıdır. Kur'ân'ın i'câzının diğer yönü ise. haberci.” Zemahşerî. Nitekim o. Aklî Tefsirdeki Yeri Biliyoruz ki. nazım güzelliklerinin tahlili gibi konulan meâni ilmi içerisinde inceleyerek Kur'ân'ın nazmî i'câzının güzelliklerini ortaya çıkarmaya çalışır. Arapça cümlelerdeki sırları öğrenmeye çalışmaktaydı. hakikaten bir müfessir olarak mütalaa edilmiştir. nazım meselesinde Abdülkâhir el-Cürcânî'ye tâbi olur. sahih lügâta tâbi olarak. Kur'ân'a âit olan meâni ve beyân ilimlerinde üstünlük sağlayamadıkça. ta'riz. Kur'ân'ın i'câzını veciz bir şekilde izah etmeye çalışır:[1211] Ona göre Kur'ân iki cihetten mu'ciz bir kitaptır. âyetlerin izahını ilmî yönden ele almıştır. temsil. Günümüzde bile belagat dersleri. “Sonra gönülleri en çok dolduran. Abdulkâhir’in verdiği metod üzerinde hareket ederek. fiîl. Zemahşerî tefsirinde bütün gayretini burada sarfetmiş ve bilgisini bu konuda olgunlaştırmıştır.. Zemahşerî'ye göre Kur'ân'tn i'câzının en mühim yönü onun nazmıdır. Şüphe yok ki Zemahşerî.. Onun Kur'ân'a tahsis ettiği ve manalarının güzelliğinin keşfine yardımcı olan meâni ve beyân ilimlerine önem verdiğini belirtelim. Tefsirinin hemen her sahifesinde bu hususlara temas edilmektedir. i'câz üslûbu. İsmu'l-Mevsûl. [1212] “. mefûlü bihin hazfi. Onda Allah'dan gayrı kimsenin bilemeyeceği gayb haberleri vardır” demektedir. Bunlardan yararlanarak. ehemmiyetle ona dikkat etmesidir” dedikten sonra. Abdülkâhİr’in Kur'ân i'câzının güzelliği nazariyesini ilk defa tatbike koyan ve bunları Kur'an'ın her Sûresine sıra ile tatbik edendir. nahivci ve dilci olarak görüyoruz. iltifat üslûbu.mazbut kalıplar va'zeden ve İ'câzu'l-Kur'ân meselesini kanalize eden “Delâilu'l-İ'câz” adlı eserin sahibi Abdulkâhir el-Cürcânî (ö. bu konuda en fazla Abdülkâhir'den müteessir olmuştur. te'nis. bu alanda Zemahşerî şöhret kazanmıştır. el-Keşşâf adlı tefsirinde Kur'ân'ın i'câzını ince bir zevkle nasıl incelemeye çalıştığını göstermeye çalışacağız. Muğlak olan bu kapı artık yavaş yavaş açılıyordu. Bu ilim el-Câhız'ın “Nazmu'l-Kur'ân” adlı eserinde dediği gibi. Şüphe yok ki Zemahşerî. O. Meydan okuma onun hakkında cereyan etmektedir. onu yüceltir ve adeta takdis eder. onda gaybî haberlerin bulunmasıdır. izmâr. el-Beyân. onun koyduğu esaslara uyulmuştur. gayb haberlerinin i'câzına işaret etmektedir. istiare. isabetli fikirlerle kendisine ulaşılan.. müşâkele. Bu . O beyân ilmi içerisinde de.. Bu hususta Zemahşerî’nin tesiri zamanımıza kadar ulaşmış. garib nüktelerle gönülleri en çok olgunlaştıran.. Rûm Sûresinin 1-3. Bu zât Arap dilinin nahvini iyi bilmekte ve onun arkasındaki ilimlere geçerek. Rasûl mucizesinin izahını yapmıştır. Meselâ. baş tarafta tercemesini verdiğimiz mukaddimesinde gayet güzel açıklamıştır. kinaye. bir mütekellim. âyetlerini izah ederken açığa kavuşturmaktadır[1216]. leff üslûbu gibi konuları inceler. Bunu Bakara Sûresinin 23-24. Müfessire vâcib olan. tefsir ilmidir. Bu bakımdan o. ardı ardına saklanan gizliliklerin telafisi ancak keskin basiret ile idrak edilebilen ilim. isim cümlesi. üzerinde durup hakkında görüş beyan etmek her ilim sahibi için mümkün değildir..[1214] Zemahşerî'ye göre. şiir üslûbu gibi konuları ele alır. Diğer ilimlerden de yardım talep etmiştir. diğeri ise. tenkir. V. asrın ikinci yarısında ve VI. el-Meâni. Zemahşerî. Kur'ân'ın mu'ciz beyânını.

bunun bizim bildiğimiz sayılardan olmadığını. ilmimizin onu takdirden âciz bir hikmetinin bulunduğunu. aklî düşüncede ilmin metodlarına tâbi olur. Peygamber’in yaşantısının mutabakatını sağlamaya çalışmaktadır. genellikle Kur'ân’ın zahirî manası ile ikna olmaz.[1226] arasında bulunduklarına delalet ettiğini” ifade eder. Meselâ En'am Sûresinin 108. âyetteki korumaktan maksat.[1221] Müellifimiz.[1222] Biri sana dese ki. icma ve kıyas gibi hususların aklî delillere dayanması bakımından aklın öncelik kazandığını ifade etmektedir”. Hz. çağıranlara sövmeyin. Ârâf Sûresinin 50.[1227] Diyerek çalışmaya büyük bir teşvik. böyle bir şeyden nehyetmek nasıl sahih olur. Bazen de çalışmayı. yaralanmaktan değil. Zemahşerî indinde akıl. seni ondan alıkoymasın.Arşı su üzerindedir. korunma nerede. “Göklerde ve yerde olanların ve sıra sıra uçan kuşların Allah'ı teşbih ettiğini görmez misiniz?. “. Akıl işitmekten evvel gelir. ölümden korumak manasınadır. Allah'tan gayrı ilahlara sövmek hak ve taâttır. Bütün ihtimalleri göz önünde bulundurarak münakaşalara girişir ve nassı tefsir eder. demek suretiyle.mezhebin bir mensubu olan Zemahşerî de şüphesiz akla ehemmiyet verecektir. Peygamberin yaşantısı arasındaki uygunluk üzerinde de durur. nassı muhtelif manevî vecihlere kalbederken. gaflette olan akıl için bir uyarıcıdır.” âyetini tefsir ederken. Sonra onlar da haddi aşarak bilgisizce Allah'a söverler” âyetini izah ederken. cennetliklere bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin. Yusuf Sûresinin 111. Kur'ân'ı müdafaa ederek. “Allah seni insanlardan korur. kendisine dua ve teşbih etmelerini ilham etmesi de uzak değildir.. teşvik ve taklidden kaçınmayı işaret eden delilleri göstermeye çalışır. İşitmek. Kur'ân ile Hz. Meselâ. taât değildir mâsiyet olmuşlardır. keza Hûd Sûresinin 7. Mâide Sûresinin 67. ancak masiyet olan şeylerden nehiy sahih olur. Onlar taât olmaktan çıkar. âyetlerini tefsir ederken.” âyetine dayanarak[1225] “Arşın ve suyun.. Demek oluyor ki akla perestiş etmesine rağmen. delici aklını kullanmak suretiyle.[1223] Müfessirimiz nüfuz edici. “Cehennemlikler. fenalıkların artmasına sebep olduğu bilinirse.. aklı kısırlaşır. O. Sen şöyle dersen. demek suretiyle.[1220] akıllıların bile bilemeyeceği ince ilimleri Yüce Allah kuşlara ilham ettiği gibi. aklın aczini de itiraf etmiş olmaktadır. icma ve kıyastan önce gelir.. cevap olarak derim ki: Nice taatler vardır ki onların mefsedet olduğu bilinir. Zemahşerî. âyetinin tefsirini yaparken. Kur'ân ile Hz. Meselâ.” âyetindeki altı günü izah etmeye çalışırken. onun da neticesiz ve âciz kaldığı yerler olduğunu kabul etmektedir. sünnet.[1218] “Eğer sen. ben de şöyle derim demek suretiyle problemleri halletmeye çalışır. Zemahşerî’nin aklî tefsirde önem verdiği diğer bir husus da. Müfessirimiz akla bu kadar değer vermesine rağmen. Furkân Sûresinin 59.. taklitçiliğe açık bir şekilde zecr olduğuna. Kur'ân'a ta'n etmek isteyenlere karşı. “Meleklerin de emir ve nehiy. zaman zaman bazı âyetlerdeki ilâhî kudret karşısında âdeta nefesi kesilir. Meselâ. buna mümasil bazı âyetlerdeki sayıları örnek vererek bunları Allah kadirdir. Tâhâ Sûresinin 16. taklitçilik ve ona tâbi olanların değersizliklerine ve helaklarına temas eder. Bir şeyin neticesinin. onda bir tenakuz ve ihtilafın olamayacağını bildirir. Artık onlar. Kur'ân âyetlerinin manaları arasında ihtilaf olduğu zannını benimseyip. Zemahşerî âyetleri tefsir ederken. Kur'ân'dan istihraç ettiği delillere. artık o şey mâsiyete dönüşmüş olur” demektedir. fakihlerin akla dayanarak yine Kur'ân'dan istinbat ettikleri hüccetlere dayanmasıdır. dünya ve göklerin yaratılışından evvel yaratılmış olduğunu gösterdiğini. “Allah'tan başkasını. Kur'ân'daki gaybî işler hakkında istihraçlarda bulunur. demek suretiyle. onlar üzerinde derin derin düşünür ve aklını kullanır.. diye seslenirler” âyetinde[1224] İbaresinin “Cennetin cehennemin üstünde bulunduğuna” delil olduğunu.[1219] Yine Nûr Sûresinin 41.. va'd ve va'id hususunda diğer mükellefler gibi korku ve ümit . Yine Nahl Sûresinin 49 ve 50. onları açıklamaya çalışırken.. yoksa helak olursun” âyetinde. “Buna inanmayan ve hevesine uyan kimse. Meselâ.” âyetini izah ederken. aczini ifade eder. dersen.. Bu gibi şeylerden nehiy vâcib olur. “Allah arz ve semaları ve her ikisinin arasındakiler! altı günde yaratan.. tanrı edinerek. Peygamberin Uhud'da yüzü yaralandı ve dişleri kırıldı? Cevaben derim ki. dinde akla muhtaç olunduğunu “Sünnet.

nehyolundu. dedikten sonra. el-emru bi'lma'ruf ve'n-nehyu ani'l-münker gibi beş esası (Usulü Hamse) benimseyerek. bu mezhebin genel prensiplerini izah eden tevhid. delilleridir[1234]. kudreti gibi ona lâyık olan sıfatlarla te'vil etmeye çalışır. Elçiler. Yunus Sûresinin 14. insanlar o zamanda ya sakınan müminler veya müşrikler idi.. “Doğrusu bu Kur'ân en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan Mü’minlere büyük ecir olduğunu müjdeler. Zaten haram olanı rızık tesmiye olunamaz. mümin ile kâfir arasında bir grub teşkil ederler. salih müminlerden ve fasık kâfirlerden bahsettiği halde (ashab-ı menzile beyne'l- menzileteyn dediğimiz) fasıklardan bahsetmiyor? Dersen cevap olarak. Ancak Mu'tezile bu anlayışı derinleştirerek. “husn ve kubh” meseleleri üzerinde de duran Zemahşerî. yan gibi insanlara ıtlak edilebilecek vasıfların. Kur'ân-ı Kerîm'de yeri geldikçe bu konuların savunuculuğunu yapmaya azamî gayret gösterir. adi.[1242] Sonra Zemahşerî. Allah'ın mahlûkunu gayesine göre yarattığını ve Allah'ın yarattığı şeyler için hayır murad ettiğini. âhirete inanmayanlara can yakıcı azâb hazırladığımızı haber verir” âyetini izah ederken. Daha sonra. gusül. menzile beyne'l-menzileteyn. eğer sen. Bu onların dalaleti ve hidayeti seçmiş olmalarından dolayıdır. “Allah dünyada kullarından hayrı murad eder ve onları onun için yaratmıştır” demektedir.Menzile beyne'l-Menzileteyn: Mu'tezile mezhebine göre fısk olan amel ile imân zail olmaz. küfürden başka büyük günah bahis konusu değildi. gafletten uyandırmak ve şeriatlerî öğretmektir. Bu mesele hakkında Zemahşerî de tefsirinde epeyce konuşmuştur. Allah. Böyle bir noktadan hareket edilerek şu sonuca varılır. Enbiya Sûresinin 23. Allah'ın fiillerinin hikmete mebni olduğunu söylemektedir[1233]. Zira Allah cisim değildir ki.[1237] Allah. O. İsrâ Sûresinin 9-10. miras. el-Menziletu beyne'l-Menzileteyn dediğimiz büyük günah ortaya çıktı. Mu'tezile mezhebine mensûb bir kimse olduğundan. cenaze namazı ve kabirlere definde mümin hükmünde. Allah'ın elçilerinin vazifesi ancak aklı. Nihayet “insan fiîlinin yaratıcısıdır” neticesine ulaşarak Hûd Sûresinin 118. zâtı. “Yüce Allah. Allah'ın insanlara karşı. Onların hür iradelerine bir müdahale[1240] sayılmaz diyerek. 3. kâfirlere ise lütfunu meneder. Sonra da bunu. lanet. Belki o haram olan nzkı.” âyetini. Biri Mü’min diğeri ise kâfir.Adl: Bütün Müslümanların Allah'ın âdil olduğu hususunda ihtilafları yoktur. derim ki burada istiare sanatı vardır. insanların helal rızık ile rızıklanmalarını. görünen ve görünmeyen bütün maddelerden münezzehtir. Bu hususlara birer örnek vermeye çalışalım: 1.[1236] Şirki. yaptığından sorumlu değildir. Allah'ın ilmi ile kendi ilmimizin mukayese edilemeyeceğini.[1239] ibaresi ile şakaveti de. Allah'ın fiîllerini tahlilde ihtimam göstermiş ve bunların hepsinin bir hikmet ve maslahata mebni olduğunu söylemiştir.[1241] Kur'ân nazil olduğu sıralarda. Mu'tezile’nin “Adl”esasını savunmaya çalışır. Allah'ı idrak edemez. nikâh.. Meselâ. yüz. büyük günah işleyerek.[1230] Müellifimiz birçok yerde. Onlar. Peygamber putlara tapmaktan evvela aklî delillerle. Hz.[1228] Ona göre gözler.. zem. hayrı ve takvayı murad eder. onlar ise sorumlu tutulacaklardır” âyetini tefsir ederken.[1231] 2. iki fırka halinde idi.Zemahşerî. Şeriatte fâsık. Fakat Mu'tezile bu meselede Allah'ı mahlûkata benzetmeme hususunda son derece itina gösterir. İşte bunlar. sem'i delillerle kuvvetlendirdi. nasıl mümkün olur? Burada mukabele manası vardır” dersen. itikad ve şehâdet hususunda kâfir gibidirler.. Aklî delil de yalnız başına bulunursa yeterli olur[1235]. Allah'ın emirleri hâricine çıkandır. Kur'ân'ın mahlûk olduğunu beyân ederek tevhid esasına toz kondurmamaya çalışır. el-va'd ve'l va'id. cismî sıfatların ve azaların Allah'a isnadını asla caiz görmez ve bunları. büyük günah çeşitlerini sahabeden nakleder ve İbn Abbas'ın . saadeti de insanın kendisinin seçtiğini söyler. mâsiyet ve kötü şeyleri istemez. müminlere lütûfta bulunur. [1232] Bu arada adalet meselesinden zuhur eden “salah ve aslah”. Bir şeyi kesin bilmek bakmaya ve gözle görmeye benzetilmiştir. nasıl davranacağınıza bakmak için sizi yeryüzünde onların yerine geçirdik” âyetini ele alarak. Aklî ve sem'i deliller onların mezheplerini iptal etmekte en kuvvetli delillerdir. insan irâdesinin hürlüğüne tahsis etmektedir. Allah şerri murad etmez ve onu emretmez. Bundan sonra iki menzile ashabı ortaya çıktı derim” demektedir. “O. haram rızıktan uzak durmalarını ister. “Eğer Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı. demektedir. el. onu idrak mümkün olsun[1229] Allah. İstiva. “Allah'a nazar etmek. Zemahşerî. “Sonra onların ardından. onlar kendi çalışmalarıyla elde ederler[1238]. Kur'ân nazil olduğunda insanlar.Tevhid: Bu esasa bütün Müslümanlar inanırlar. şerri murad etmediğini söyler.

tevbe istiğfar ile de büyük günah kalmaz” sözünü ilâve eder. münkerden nehiy olduğunu söylemiştir. Zemahşerî. Bakara Sûresinin 48.” hadisini örnek vermesi gibi[1247] Zemahşerî. Allah şüphesiz bağışlamaz. Allah'ın hesâb gününde razı olduğu kullarına mahsus ihsanı bulunduğunu. Bir kimse âmeli ihlal ederse o kimse de fasıktır. imân. hakka itikaddır. Zemahşerî zahirî manadan başka bütün kültürünü ve bilgisini bu mezhebin savunuculuğunu hizmetine tahsis etmiştir. amel ile tasdikten ibaret olup. Fakat bu işin gaye ve tatbikatında ihtilaf halindedirler. Ali cihadın en faziletlisinin ma'rufu emir. “İyiliği emr ve kötülükten nehiy kime uygulanır?” Sualine “Her mükellef” cevabını verir. işte kurtuluşa erenler yalnız onlardır” âyetini açıklarken “Min” harfi cerrini ba'ziyye olarak ele almakta ve bu işin bir farzı kifaye olduğunu söylemektedir. Meselâ. dâima hür irade meselesi üzerinde durur. Nehyin vücûbunun şartlarını beyân ettikten sonra. bu söz onların imânını artırdı da: “Allah bize yeter. münkerden nehyedenlerdir. Zemahşerî'ye göre. Yine Zemahşerî'ye göre ma'rufu emir bazen vâcib. imanın tarifini bu şekilde yaptıktan sonra. ikrar ve âmel olduğunu beyân ettikten sonra.” âyetini tefsir ederken. onlardan korkun” dediklerinde. bizzat kendisi razı olmadıkça. O ne güzel vekildir dediler” âyetinde. Hakkında va'id bulunanlar büyük olanlardır ki bunlar ancak tevbe ile sakıt olur. Münkerden nehiy ise sadece vâcib olur. . düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar.el-Va'd ve'l-Va'id: Bu meseleyi. senden evvel indirilene de inanırlar” âyetini tefsir ederken şöyle bir sual sorarak cevaplandırır:[1246] “Sen sahih İmân nedir? Diye sorarsan. Ma'ruf ve münkeri bilen kimseler ancak bu işi yapabilirler. böyle bir neticeye ulaşır[1250]. mantık kültürünü kullanarak. Hz. Günah işlemeyi de küçük ve büyük olmak üzere iki kısımda mütalaa eder. Kur'ân'ın farklı kıraatlerinden istifade ederek âsilere şefaati mezhebine yardım edecek şekilde kullanır. mâsiyet veya masiyeti işleyenin karşılığını alması yönünden büyük veya küçük olabilir.. imanın itikad.O münafıktır. bütün melekler ve insanlar beraberce şefaat etseler. Yukarıda. Âli İmrân Sûresinin 104. Bunun için Bakara Sûresinin 4. bilmeyenler için bu mümkün değildir. Bir kimse şehâdeti ihlal ederse kâfirdir. nasslann zahirine dayanarak müellifin Mu'tezile mezhebinin genel prensiplerindeki yerini göstermeye çalıştık. bunun bir fayda vermeyeceğini. bazen de mendûb olur. “Onlar sana indirilene de. Bir kimse itikadı ihlal edip. Zemahşerî’nin Keşşafından vermeye çalıştığımız örneklerde. buyurmuştur. doğruluğu emreden ve fenalıktan men eden bir cemâat olsun. taat.. 4. Nisa Sûresiin 168. günahların büyüklüğü veya küçüklüğü.[1243] Zemahşerî. . Hz. lisan ile izhâr. şu ifadesiyle beyân eder. “Sizden iyiye çağıran. Peygamber minberde iken İnsanların hayırlısı kimdir diye sorulduğunda. Bu hususta hadislerden de yararlanır. Zemahşerî'ye göre.her ne kadar şahadet ve amel etse de.[1244] Keza Zemahşerî.El-Emru Bi'l-Ma'rûf Ve'n-Nehyu Ani'l-Münker: Bütün Müslümanlar bu konuda müttefiktirler. demektedir. meâni. Âli İmrân Sûresinin 173. Mu'tezile imân ve ilâhî adalet tasavvuru üzerine bina eder. cevaben derim ki: Hakka inanmak onu lisan ile açıklamak ve amelle doğrulamaktır.” Zemahşerî bu fikrini hadislerle de teyid etmeye çalışır. günah işleyenin durumuna gelir.“Israr edilirse küçük günahlar büyür. Âyetlerin anlaşılmasında ve mezhebine hizmet yönünde. İbn Ömer’in: “Ya Râsulallah iman artar ve eksilir mi? sorusuna karşı “Evet sahibini cennete sokuncaya kadar artar ve sahibini cehenneme sokuncaya kadar eksilir. âyetindeki “Lâ yukbelu” lafzını Katade’nin “Lâ yakbelu” şeklinde okuduğunu söyleyerek. ma'rufu emredip. âsi olan kullarına karşı yapılacak şefaati kabul etmeyeceğini. “İnkâr edenleri ve zâlimleri. Küçük olanlar hakkında va'id yoktur.[1245] kâfir ve âsi mağfiret olmamakta aynı seviyededir ve ancak onlar tevbe etmek suretiyle afvolunurlar. “Deliler ve çocuklar gibi mükellef olmayanlar ise başkasına zarara teşebbüs ettikleri takdirde men edilirler” demektedir[1249].[1248] 5. “Onlar öyle kimselerdir ki. Şunu unutmamak gerekir ki Zemahşerî otorite olduğu lügat... Keza.

Meselâ. “Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez” âyetinin nüzul sebebini.[1263] “Ne zaman ki Allah müşrikler için bir mesel olarak kitabında sinek ve örümceği zikredince. itizâlî ilmi kelâm olduğunu söyler. Daha doğrusu. Keza Kasas Sûresinin 74. va'idinden korkanlar zümresinde bizi hasret” duası ile nihayetlendirir. Unutmamak gerekir ki eskiden olduğu gibi genellikle bu asırda bilhassa akide yönünden Şia.. Hz.” diyerek başlamıştır. Bazen nüzul sebeplerini “Kile” lafzı ile[1264]. Ali'den[1254]. İhlas Suresini mezhebine uygun olarak[1259] “Allah'ım. [1261] Yine İbrahim Sûresinin 27. naktî tefsir bilgilerinden faydalanmaktadır. Âzib’in haberini nakleder. Eğer sünnet açık bir şekilde mütevatir ise. mezhep görüşüne uygun olan bu görüş iltifat etmediği görülür. seni bilen âlimler.beyân ve nahiv gibi ilimleri âdeta Mu'tezile mezhebinin emrine âmâde kılmıştır. Keza tefsirinde. Fakat icma.” Zemahşerî. âyetlerin iniş sebebi üzerinde durur ve o haberlerin sahabeye isnadını ortaya koymaya çalışır. kendi mezhep görüşüne muhalefet eder. Ali'den[1251].[1262] Nakli Tefsirdeki Yeri Hiç şüphe yoktur ki. Zemahşerî’nin Mu'tezilî olduğunu aksettiren görüşlerinden biri de. o kabir azabının varlığını itiraf etmektedir. İlimlerin en şereflisinin ve en yücesinin adi ve tevhid (Mu'tezileyi kastederek) ehlinin ilmi olan. el-Hasan ve Katade'den naklen. Mezhebini aşırı bir şekilde savunmasına rağmen. Bakara Sûresinin 65. adi ve tevhidine kail olanlar. Mu'tezile ile aynı görüşleri paylaşmakta idi. Yine bir suâl sorarak şöyle cevaplandırır:[1267] “Ayetin âyetle tebdilinden anlaşılacağı üzere nesih ancak kendi misli ile mi olur? Yoksa gayrı ile de olabilir mi? Sünnet. Hz. seleften âyette. Muhammed b. Ca'fer-i Sâdıktan[1256]. gönüllerde olduğunu söylerken. bir âyetin tefsiri hakkında bana her müracaatlarında. nesh olayının vuku bulup bulmadığını nakletmeye çalışı[1268]. Bazen de aklî metoduna tâbi olarak. zaman zaman. Bakara Sûresinin 26. senin emirlerini yerine getirenler. âyeti hakkında Ebu'l-Âliye'den gelen nesh fikrini tenkid eder. âyetinde. bizi tevhid ehline dahil ettiğin gibi va'idinden kurtulanlara da dahil et” diye dua eder. icma ve kıyas âyeti neshedebilir mi? Cevap olarak. âyetlerin nâsih ve mensûhlarını açıklamaya çalışır. Hüseyin'den[1253]. kabir azabının varlığını inkâr ederken. Zemahşerî de âyetleri tefsir ederken.” demektedir. Genellikle Mu'tezile. hikmete mebnî olarak bazılarını sabit kıldığını ve bazılarını neshettiğini söylemektedir. Bütün bunlar onun açık bir şekilde Mu'tezile mezhebi içinde olduğunun delilleridir. nesh meselesi hakkındaki görüşüdür. buradaki neshin cisimlerde değil. Nesh meselesinde bir hikmet olduğuna işaret ederek. Hasan'dan[1252]. [1258] “Allah'ım. tenkidei şahsiyetini ortaya koyar. bir âyetin diğer bir ayetle tebdilini ele almakta. tefsirinde hasımlarına çatması ve onlara lanet etmesidir. Kur'ân misli ile nesholunur. bir müfessir ne kadar aklî tefsire önem verirse versin.[1260] Bazen de. En zayıf hadislerden bile mezhebi için medet umar.[1269] . Burada gayrının neshini nefyeden bir husus yoktur. Furkan Sûresinin 63. tefsirinde tenkidlere girişmeksizin. bazen de “Ruviye” kelimesi ile[1265] vermeye çalışır. ilk devirlerdeki aşın Mu'tezile imamları gibi bazı meselelerde fazla katı bir tutum sergilemediği.. Kur'ân gibidir. O da neshedebilir. Bazen de tafsilata girmeksizin. Zeyd b. Keşşaf tefsiri. Bunun üzerine Allah bu âyeti indirdi. Emîr İbn Vahhâs'ın işareti ve yardımı ile telif edilmiştir. Allah'ın mesâlih ve mefâsidleri bildiğini. Zemahşerî’nin. Yahudiler gülmüş ve “Bu Allah'ın sözüne benzemiyor demişlerdi. âyetlerin kimler hakkında indiğini zikretmekle iktifa eder.[1266] Zemahşerî’nin naklî tesirdeki diğer mühim bir tutumu. Hanefiyye'den[1255]. Meselâ. âyetini tefsir ederken. gerek kıraat ve gerekse tefsir hususunda pek çok rivayet vardır. Zemahşerî daha tefsirine başladığı anda mukaddimesinde[1257] “Arapça ve din usûlü ilmine vâkıf olan adliyye-nâciyye fırkası mensubu faziletli din kardeşlerimiz. hattâ mutedil bir tavır takındığı gözlerden kaçmamaktadır. kıyas ve mütevatir olmayan sünnet Kur'ânı neshedemez. Hz. kendilerine kapalı olan bazı gerçekleri izah ettim. âyetini tefsir ederken “Kile” lafzı ile de olsa bu âyetin kabir suâli üzerine nazil olduğunu söyler ve el-Berâ b. naklî tefsirden müstağni kalamaz. Mücâhid.

itaat emredildiğine göre. âyetini izah ederken. bazı selefleri ile ihtilafa düşmesidir. hangisine tâbi olursanız. Bilhassa enbiyanın ismeti hususunda şiddetli davranmasıdır. Meselâ Âl-i İmrân Sûresinin 180. hangi tarafa gideceğini kestiremeyen mütereddid koyuna benzetmektedir. âyetindeki “Fâû” lafzının okunuşunu.Burada temas edilmesi gereken mühim bir husus. zekâtı terkedenlerin zâlimler olduğunu açıklarken. Meselâ Kehf Sûresinin 5. Bakara Sûresinin 284. bazılarını tefsir ettiği gibi. “O dört ay içerisinde dönerlerse”. maden servetleri gibi gizlenmiş olan muhtemel manaları ortaya çıkarmak için kıraâta dalar ve tefsire hizmet için bu kıraatlerden faydalanmaya çalışır. derim ki. Kur'ân'ın güzellik üslûbundan ve manayı kuvvetlendirmekten bir şeyler kaybettirirse.Herşeyi açıklayan kitabı sana indirdik” ayetini tefsir ederken. Şura Sûresinin 137. ümmetinin sahabeye tâbi olmasını istediği “Ashabım yıldızlar gibidir. sünnet de onu tefsir eder. âyetinde. Bakara Sûresinin 254. nahiv ilmini bilmemekten ileri geldiğini söyler[1285] ve nahiv kaidelerine uymayan bütün kıraatleri .[1278] Şüphesiz Zemahşerî âyetin arkasında. Nahl Sûresinin 89. âyetindeki “Huluk” kelimesinin “Halk” şeklinde okunuşu[1281] ile zuhur edecek manalar üzerinde durur.[1283] diyerek “Ta'lemûn” lafzının “Ya'lemûn” şeklinde de okunabileceğini söyledikten sonra “Ta” ile okunursa.[1275] Kıraatin lügat yönünden âyetin mana farklılığına tesirini beyân etmeye çalışır. Hz. Zemahşerî.[1273] kıssaların tenkidini dahi mezhep görüşü açısından ele alır. Bazen de bir kelimenin çeşitli okunuşlarındaki lügat farklarını zikreder. yine bazı âyetlerle tefsir edilmesini kabul eder ve tefsirinde bunlardan istifade eder. Kur'ân'ın bazı âyetlerinin. âyetindeki “Hayât” kelimesinin nekre olarak okunmasını. Ubeyy’in “el-Hayât” şeklinde ma'rife olarak okumasına tercih etmiştir[1284].[1282] diyerek “Kelimeten” kelimesinin “Kelimetün” şeklinde merfu olarak da okunabileceğini. Zemahşerî. bunun va'îdi daha iyi belirttiğini “Ya” ile okunursa zahiri olduğunu söylemek suretiyle. kıssalara âit âyetlerin tefsirinde. Meselâ. âyetini izah ederken dört vecih üzerinde durur. oradaki okunuş şekillerindeki farklılıklarının. Bazen âyetteki iki kıraati beyân eder[1277]. diğer Mu'tezîlîlerde ve bilhassa Muhammed b. her şeyi açıklamanın manası dini işlere âit demektir. ustûre ve hayale benziyen haberler dahi olsa onları tenkid etmez. Allah'ın nebisinin izninin mümkün olamayacağını söylemektedir. Kıraat İlmindeki Yeri Zemahşerî. Ubeyy ve İbn Mes'ud kıraâtlannın delâlet ettiğine işaret eder. Meselâ. hidayeti bulursunuz” hadisini zikretmektedir. Göstermeye çalıştığı tefsir vecihlerini takviye için kıraatlere itimad eder. Peygamber’in de hadisinden istifade ederek. onun sünneti demektir. eğer Kur'ân nasıl herşeyi tebyin eder diye sorarsan.[1271] Zemahşerî’nin tefsirdeki diğer mühim bir tutumu da. âyetinde “Bi şıkki” veya “Bi şakki” şeklinde “Şın” harfinin kesre veya fetha ile okunuşu sebebiyle âyetin alacağı manayı inceler[1276]. “Yalan söylemekte oldukları için de onlara acıklı bir azab vardır” âyetini tesfsir ederken âyetteki “Yekzibûn” kelimesini “Yükezzibûn” şeklinde de okunabileceğine işaret ederek. Meselâ Bakara Sûresinin 10. nasb halinin daha kuvvetli ve beliğ olduğunu belirtir ve bunu tercih eder. Zemahşerî bizzat Kur'ân'ın muhtevasındaki neshi inkâr etmemekte. Bazen de iki kıraat arasında uygun olanı tercih eder. böyle bir kıraati reddeder ve diğerlerini tercih eder. Abdullah'ın kıraâtından istifade ederek. nasb halinde okunursa temyiz olacağını. Mesela. Nahl Sûresinin 7. Süleyman kıssasında geçen suretlere secde etme gibi olaylara. Âli İmrân Sûresinin 81. âyetinde. “. âyetlerin tefsirinde kıraatten de yararlanır. Eğer kıraat. Buradan daha ileri giderek Allah Elçisi’nin. kıraati zaptederken. Meselâ. ref halinde ise fail olacağını belirttikten sonra.. Meselâ. âyetinde. Bakara Sûresinin 96. Meselâ. Bakara Sûresinin 226. âyetindeki “Liyudille” lafzının “Li yadille” şeklinde[1280]. kendi mezhep görüşüne muhalif olarak nesh meselesini kabullenmektedir. dördüncü vecihte kendilerinden misak alınanların kitap ehli olduğuna. münafıkın durumunu Hz.[1272] Keza mezhep görüşüne muhalif olmayan. “Ta” ile okumayı tercih eder. Kur'ân'ın bazı âyetleri.. nahiv ilmine ihtiyaç olduğunu göstermeye çalışır. iltifat tariki olacağını.[1279] Keza Lokman Sûresinin 6. Kur'ân'ın güzel üslûbunu muhafaza eden ve manasını kuvvetlendiren kıraati diğerlerine tercih eder. Bahr el-İsfahânî de olduğu gibi. şeklinde tercih eder[1274]. diğer âyetlerin açıklamasından istifade eder. akidesine dokunmayan hususlarda. Zemahşerî.[1270] Zemahşerî'ye göre. Bu da nassın nassı izahı veya Râsule ittiba.

şeklinde bir suâl sorar. balık ve çekirgenin de ölülerden olduğunu. görülen mühim bir hususiyet de. Çünkü Kur'ân Arapça'dır ve manaları da Arap dilinin manalarına uygudur. O. aşırı bir taassub göstermeyerek. bir de Allah'tan başkası için kesileni. saldırmamak ve haddi aşmamak şartı ile. âyetini izah ederken şöyle der:[1293] Kâfir olan kimse kazifte bulunsa sonra küfründen tevbe etse. ziya. temyiz etmeksizin iki kızdan birini nikahlamak nasıl sahih olur. âyeti tahlil etmeye çalışır. Arabın bildiği gibi ar-zetmeye çalışır.[1292] Zemahşerî bazen de şeriatın hikmetini beyân eder. âyetinde “Ziya” ve “Nûr” kelimelerini tefrik ederken. Nûr Sûresinin 4. Zemahşerî’nin bir dil âlimi olarak görünmesidir. Bakara Sûresinin 173. demek suretiyle cevaplandırır. kanı. O.. Ebû Hanife ve Şâfi'i mezheplerinde meselenin nasıl halledilmesi gerektiğini söyler ve Dâvûd Şeriatı ile İslâm Şeriatı arasında bir irtibat kurmaya çalışır[1291]. kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa. Dâvûd ve Süleyman Peygamberlerin. onun üzerine günah yoktur. Cevap olarak “Bu yüzden. böyle bir meselenin İslâm şeriatında vuku bulması üzerine. Enbiya Sûresinin 78-79. diyerek Yunus Sûresinin 5. mezhebi ile iftihar ettiğine ve onu medhedici sözler söylediğine işaret etmiştik. kati'yyen haram kıldı. fıkıhta Hanefî mezhebi üzere olduğuna. bir mesele hakkında verdikleri hükümleri tahlil ettikten sonra. ayı nûr kıldı” âyetini delil olarak getirir[1294] Keza “Nasab” ve “Lugub” kelimelerinin farklılığını aşağıdaki ifadelerle güzel bir şekilde izah etmiştir:[1295] . âyetindeki “Gayre nâzirîn” terkibini İbn Ebî Able “Taam”ın sıfatı olarak Gayrı nazırın şeklinde mecrûr okur. sadece fıkhî görüşleri arzeder. âyetlerini tefsir ederken. Hanefî olmasına rağmen. “. Nahiv Ve Edebiyattaki Yeri el-Keşşâf tetkik edildiğinde. hakkı tesmiye etmesi ve sıhhatinin zahir olması sebebiyle Şâfi'i mezhebinin görüşünü benimser.. “Allah güneşi ziya. diye başka bir soru daha sorar ve bu hususta Hanefî ve Şâfi'i mezhebinin görüşlerini serdederek. “O size ölüyü. hastalık hakkındaki ihlilafları sıralamaya çalışır. Fakat Zemahşerî bunu kabul etmez[1286]. Tefsir ilminin hizmetinde olarak fıkhî münakaşalara girişir.reddeder.” Lugât. Eğer bu âyette Umre’nin vücûbu hakkında delil var mı? Dersen. bu kazfinden tevbe etse. Hac ve Umre hakkındaki haberleri sıralar[1289]. Mesela. Fıkıh İlmindeki Yeri Daha evvel Zemahşerî’nin hayatından bahsederken. müteradif olan iki Kur'ân lafzını manevî ince yönlerini ortaya koymak suretiyle ayırt eder. Müslüman olarak kazifte bulunmaktan daha ehven mi oluyor.. “Hacc'ı da Umre'yi de Allah için tam yapın” âyetinin açıklamasını yaparken. Meselâ. Hanefî ve Şafiî mezheplerinin görüşlerini serdettikten sonra. Meselâ. Azhâb Sûresinin 53..[1287] Zemahşerî. Fakat. Yine Kasas Sûresinin 27. Meselâ. şehadeti kabul edilmemektedir. Kur'ân âyetlerini. Bakara Sûresinin 237.” âyetinde. nikâh aktedilmiş değil ki. kendi görüşünü ortaya koyar. halbuki bunların yenmesinin helâl sayıldığını belirterek tartışmalara girişir.. Zemahşerî. şeklinde bir suâl sorar ve cevabını da. Fakat vâcib ve nafile oluşları hakkında bir deiil yoktur.[1290] Yine o. Müslüman olup kazifte bulunan kimse. âyetini açıklarken. Allah'ın kelamını sema yoluyla Araplardan işitip. başka mezhepleri de tafdil eder. Zemahşerî. Bakara Sûresinin 184. derim ki emir her ikisinin tamamlanmasıdır. bazen tafsilata girmeksizin. Meselâ..” âyetini tefsir ederken. Bu durumda küfür halinde kazifte bulunmak. Bu sebepten Arap belde ve sahralarını dolaşmıştır. kâfirin kazifte bulunduğu kimseye Müslümanın kazifte bulunması gibi bir ayıp ve leke gelmez. onun şehadeti Ebû Hanife indinde kabul edilirken. Fakat ufku geniş bir alim olduğundan.[1288] Bazen de.Bana sekiz yıl çalışmana karşılık bu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Bu bakımdan başkasına bir leke kondurmasına engel olmak için Müslümana daha şiddetli davranılır. Bakara Sûresinin 196. açıklamaya çalışan İlk dilcilerin yolunu takip eder. fıkhî görüşlerle tahlil etmeye çalışır. Bakara Sûresinin 17. ışığı ziyade olana denir. Kur'ân lafızlarını. Genellikle şazz kıraatler üzerinde de durur. domuz etini. Nefsini mehir olarak icâre etmesi nasıl mümkün olur. âyetini tefsir ederken.

insanın ruhî olarak melûf olduğu şeyler arasında fazilet bakımından ayrılık ve farklar bulunsa dahi. Âli İmran Sûresinin 161. kıyamet günü hainlik ettiği o şeyi . “Onu doğurduğunda. Kur'ân'ın beşer kelâmı üzerine olan üstünlüğünden bahsederek tenkidlere girişir. “Müzebzeb” ve “Teezzene” kelimelerinin izahında gösterdiği incelik. Fakat. Bunlara. Meselâ. Nisa Sûresinin 24. her iki durumda ne gibi mana farkının meydana geleceğini izah etmeye çalışır. iyi amelde bulunanlar. burada âdetindendir ki şiirleri kendine nisbet etmez. Dilcilerin sınır koyduğu dibi sadece cahiliye devri şâirlerinden değil. “. Keza. Ebû Nuvâs[1305] ve el-Mütenebbi[1306] gibi İslâm devrindeki şâirlerlerin şiirlerinden de deliller getirir. Rasûlünü. Kur'ân tefsirine hizmet amacıyla manaları tanzim edecek şekilde Kur'ân'ın nahvî meseleleri ile meşgul olmuştur.. zikrullahı. gibi bir sual sorar ve cevap olarak da. Nisa Sûresinin 162. Zümer Sûresinin 23 âyetindeki “Takşairru”. ümit ettiği şeyin. âyetini açıklarken. Meselâ. [1298] O. Farazdak'tan bir beyit zikreder[1304]. nahiv sanatının ta gerilerine ulaşan i'rabî bağlantıları arzetmiştir. şiir söylediklerinde Allah'ı öven ve onu birleyen. hayatından bahsederken temas etmiştik. Bunları. Kur'ân okuması. “. Âl-i İmrân Sûresinin 111. i'rab hükümlerini arzettiği gibi. demek suretiyle kendi şiirini serdeder[1307]. Zemahşerî’nin edib bir kimse olduğuna. Zemahşerî’nin en mühim edebî yönlerinden biridir. Bazen de kendi nazmettiği divanından örnekler verir. âyetini izah ederken “Izâ hadara” nın şehâdet için zarf olduğunu “Hîne'l-vasiyyeti”nin de ondan bedel olduğunu. Meselâ. âyetindeki “Lâ yunsarûne” lafzının niçin cezmedilmeyip ref edildiğini. Âl-i İmran Sûresinin 36.. âyetindeki “et-Mukimune's-Salate” terkibindeki “Mukimûne” kelimesinin. Kur'ân’ı izah edebilmek için. namazın faziletini beyân için medh üzere nasbedildiğini söyler ve bunun şâhidlerini getirir[1300] .. Kur'ân'ın manalarını ve manalardaki tertibi de ortaya koyar..Onlar. hikmet ve mevizesini ortaya koyan. [1296] Bir nahiv âlimi olarak Zemahşerî. dünya meyveleri ile cennet meyvelerinin benzerliklerinin maksadı nedir? Halbuki cennet meyveleri. bu hususta Ebu'i-Alâ'yı tenkid eder. şiirine galebe çalan. buradan da vasiyyetin vucübuna delil olacağını çıkarmaktadıri[1299] Zemahşerî. başka bir cinse benzemez. Meselâ Bakara Sûresinin 25. Meselâ.[1309] Bazen ihtar kabilinden nükteler de verir. mâsiyete götürmeyen makbul olan şiirdir. Ona göre sanat ıslah edicidir. Gölgenin mahiyeti ve istifadesi değişik oisa bile.Şüphesiz Zemahşerî ince bir dilcidir.. Kur'ân'ı müdafaa eder. nassı övme hususunda his ve ruh birlikteliği içinde manalara dalar ve nassın bâtınî manasından nefis için şifalar talep eder. tefsirinin hemen hemen her sahifesinde rastlanır. cennette de ağacın gölgesinden istifadeyi düşünür.” âyetini izah ederken. böyle bir sözü niçin irâd etti. kız doğurdum.. Kur'ân tefsirinde de göstereceği tabiîdir. edebî kültürünü gösteren edebî istidratlar yapar. Meselâ. Meselâ. Onun diğer eserlerinde göstermiş olduğu incelik ve edebî zevkî.[1303] Zemahşerî âyetlerin manalarını tefsir edici şiirleri ortaya koyar. Şuarâ Sûresinin 224-226. Nisa Sûresinin 37. bazılarının inşâd ettiği. Zemahşerî. Bazen de bu istidratlarda.Kim böyle hainlik ederse. Harun er-Reşid’in âlimlerinden birinin. Allah'ı çok ananlar. böyle değildir” âyetlerini ele aldığında. bazı âyetlerde. zahirî meziyetleri bakımından ona yakınlık gösterir ve ona rağbet eder. Meselâ. Allah onun ne doğurduğunu bilirken: “Ya Râbbi. Onların her vadide ifrata düştüklerini ve dâima yapamayacakları şeyleri söylediklerini görmedin mi? Ancak imân edip. dünyada bir ağacın gölgesinden nasıl istifade etti ise.[1302] Güzel şeyler ve dînî atıfetler karşısında coşan bir şahsiyete sahip olması..” âyetini izah ederken. “Şâirlere gelince onlara sapık kimseler uyarlar... Kur'ân'ın manevî tenasübüne de riâyet eder. nahivden istifade ederek. onun bu sahadaki vukufuna delâlet eder. Şiir. inancı. Bakara Sûresinin 23. aksi çıkışının bir tahassürü ve hüznünün bir neticesi olduğunu beyân etmeye çalışır. Kur'ân'ın tek bir âyetindeki manevî tertibe özen gösterdiği gibi.[1297] Zemahşerî... dünyadakini hatırlaması bakımından benzerlik arzeder[1301]. âyetini tefsir ederken “Mâ meleket eymânüküm” den kastın kimler olduğunu açıklayıcı mahiyette. hükümdarın sarayının hizasına bir saray yaptırdığını istidraden anlatır[1308]. âyetindeki “Min mislihi” kelimesindeki zamirin ya “Mimma nezzelnâ” ya. Allah'ın bol nimetinden kendilerine verdiğini gizlerler. şeklinde bir sual sorduktan sonra şöyle bir cevap verir. veya “Abdinâ” ya râci olabileceği üzerinde ince münakaşalara girişir. âyetin tefsirini yapma gayesi ile yapar. Ona göre nahiv. Bu arada manalara değer vermiş nahvî hükümleri beyân etmek ve manevî farkları göstermek için i'rab takdirleri yapmıştır. ashabını ve ümmetin sâiihlerini medheden şâirleri bu kötü taifeden istisna etmektedir. Mâide Sûresinin 106.. mananın hizmetindedir. Zemahşerî.

Mademki burada gaye va'z ve tergib'dir. ayetteki inceliği farkedemediğini anlatır. o halde bana ağırlığı az. aniden bir kimsenin girmesi gibi bir hareketi. Zariyât Sûresinin 26. âyetlerin tefsirinde. sûrelerin faziletleri hakkındaki mevzu hadisleri dahi kullanır. din ilmi diyorsunuz?” diye sorar. zahiri tescimle kötülenmiş hadisleri delil getirmekte bir eksiklik görmez. va'z ve dersler istihraç eder.. Cehaletlerinden ve umumî zayıfhklanndan dolayı. Bu. zamanında yaşamış olduğu olaylarla ispatlamaya çalışır. onunla amel edilmedi” demek suretiyle hayretini ifade etmeye çalışır. âyetini tefsir ederken. demek istemektedir. İzin talep etme de bunlardan biridir.” âyetinin tefsirinde şöyle der:[1318] Özet olarak. Bazen de zamanındaki sosyal durumu tenkid eder. kokusu güzel şey yüklenir demek suretiyle. O hangisidir deyince “Yeyiniz. “Ey imân edenler. “Beğenmediklerini Allah'a malederler. Meselâ. Huseyn b.[1316] “Dini esaslardan nicesi.[1310] Psikoloji Ve Rûh Terbiyesindeki Yeri Zemahşerî'ye göre. komşusuna eziyet eden kimsenin hâlini. ayetini tefsir ederken zamanının bazı kadılarını. (seslenip) sahiplerine selâm vermeden girmeyiniz. takvanın nasıl renklendiğini ortaya koyarak. fakirleri mahrum edip hediyelerle sultanlara yaklaşanları tenkid eder. gecenin başlangıcında namazlarında bu âyeti okuduklarını ve sabah namazına çağrılıncaya kadar bunu ağlayarak düşündüklerini nakletmektedir. günahı varsa benim boynuma. Allah'ın ismi ile şirk koşanları levmeder.. sultanlara verilen öğünülecek şeyler yanında. Sûrelerin faziletlerine dâir sure sonlarında verilen haberler genellikle uydurmadır. Meselâ. Va'zu nasihat için takvaya davet ve teşvik yolunda.yüklenerek gelir. âyetlerini tefsir ederken. Nûr Sûresinin 27.[1313] Keza. Yine o Hud Suresinin 45. tergîb ve terhib örnekleri verir. evindesin. Ona cevap olarak “Allah Teala tıp ilminin tamamını. güya İslâm ile isimlenmiş olup dostlarını büyük günahları işlemeyi teşvik edenleri görürsün. Zemahşerî Mu'tezile mezhebinin mücâdele ettiği. bunlar kelâm ve . şöyle bir hikâye anlatır: [1312] Hârûn er-Reşid’in nâzik Nasrânî bir doktoru vardı. Kehf Sûresinin 34-36. ne İslâmî ve ne de câhilî bir selam vermeksizin. “Kitabınızda tıb İlminden bir şey yok. [1317] Zemahşerî.. Ankebût Sûresinin 12. rûh terbiyesinin pratik ders kitabıdır. derler. Müslümanların hâlini tenkid eder. işleri sözlerine uymayan birçok zengin Müslüman görürsün diyerek. Vâkıd'a. misafir âdabı üzerine eğilir[1314]. bir gün Ali b. o bir Yahûdinin ölümü ile kesilecek ineğin bazı parçalarının vurulmasından. [1322] diyerek bazı zâhidlerin.[1315] Zemahşerî. âyetlerini izah ederken. Bazı âyetleri tefsir ederken. Nahl Sûresinin 62.. âyetini tefsir ederken. hem din. demektedir. yeme ve içme konularındaki tavsiyelerinden dolayı Kur'ân'ı ve sünneti över. ifade ederek devrinin sosyal bozukluğunu göstermeye çalışmaktadır. tazminat vermeye girişenler gibi nice mağrur kimseler mevcuttur.. Bundan dolayı. hayat tecrübelerinden de istifade ederek faydalı neticeler çıkarmaya çalışır. sizin günahlarınızı biz yüklenelim. Sonra da bu münakaşa hadislere intikal eder. Onlar haksızuğa uğramazlar” âyetini izah ederken. ilim ikidir: Beden ilmi. evlerinizden başka evlere. yeminlerinde. hem de dünya kitabıdır. sadece tefsir edilmiş bir söz veya teorik tefsir kitabı değil. Mülk Sûresinin 27. bedevî sert Araplardan birinin. bu işi işle.[1320] Zemahşerî. Dilleri. bana vediğiniz bu kırık dökük şeyler nedir? sorusuna utanmayacak mısınız. Bazı âyetlerle zamanın hâdiseleri arasında münasebet tesis eder. Onlar.” âyetini tefsir ederken. diye cevap verir. kitabında yarım âyette topladı” der. israf etmeyiniz” âyetidir. o. “Yeyiniz içiniz israf etmeyiniz” âyetini tefsir ederken. “O kâfirler imân edenlere dediler ki: Bizim yolumuza uyun da. her hususta izin isteme âdabını ihmâl edenlere iyi gözle bakmaz. izin almadan.[1321] Keza.” Yine.. meşhur olan misk'ten çaldığını bu âyet kendisine okununca da. Aynı zamanda o.” âyetini tefsir ederken.[1319] diyerek tenkid eder.[1311] O. Araf Sûresinin 31. Kur'ân'ın hayatla sıkı bir ilgisi vardır. Bu bakımdan o. İbrahim Sûresinin 13-14. insanlar tarafından mensuh bir kuralmış gibi terk edildi. Meselâ. Sonra herkes ne etti ve ne kazandıysa eksiksiz ödenir. va'z. kapıdan izin istemeksizin. içiniz. güzel şeylerin kendilerine âit olduğunu yalan yere söyler durur.

şerhler ve ihtisarlar yazılan bu eseri her zaman ve her mekanda kıymetini muhafaza etmiştir. Kısacası o. ondan çekinmiş ve gizli itizalî fikirlerinden sakındırmışlardır. Keşşaf sahibi ve benzerleri batıl tefsirlerinde Allah'ın dilediği nispette batıla inanmayan pek çok kimseyi tefsirlerinden istifadeye teşvik ederler. 830/1427) Keşşaf haşiyesinde. demektedir. gayesi geniş. erRâzinin Tefsiri Kebir’inde ve diğer tefsirlerde bulunmayan garib ve nüzel nükteleri ihtiva eden Keşşaftan cemedilmiştir. yüzyıl başı) tefsir mukaddimesinde “Kitabım. Ömer el-Bulkinî (ö.mezhebî cedel sahasına girmez. Tâcuddin es-Sübkî (ö. ibarelerinin çok fasih olmasına dikkat ederler ki ifadelerindeki bidatleri gizlemiş olsunlar ve işin farkına varılmasın. 728/1328) de. Fakat o. ondaki . Zemahşerî'yi. Ehlisünnet ve'l-Cemâatten kötü bir edeple bahseder. eseri. muteber hadis mecmualarına uyan hadisleri aldık. onun. bid'ât ehlindendir. Sûrelerin faziletlerini ihtiva eden haberlerini almadık. demektedir. Bu şekilde savunmasının. dedikten sonra. üzerine bol miktarda haşiyeler. Fakat itizâli fikirlerini ve mevzuu hadislerini münakaşa konusu yapar. Meselâ. Mu'tezîli fikirleri ihtiva etmesi bakımından tenkide tâbi tutulmuş. Böylece birçok kişi farkına varamaz. Doğuda ve Batıda. Keşşaftaki bu gibi şeylerin tümünü soyup atmak vaciptir. Bunlardan bazıları. Keşşafı şu sözleriyle tenkid eder: “Muhakkak Keşşaf muazzam bir kitaptır. el-Keşşâfa kısmen veya tamamen haşiye ve talik yazanlar. Bilhassa tefsiri. Zemahşerî pek çok kimse tarafından. Kur'ân'ın i'câz yönünün en güzel örneklerini meâni ve beyân yönünden vermiş olması bakımından da. Bunlar bazen sözlerinin fasid olduğunun bilinmesiyle. dil ve belagat yönünden üstadlığını kabul eder. hicrî altıncı asırdan günümüze kadar aklî hayata heyecan veren. Ehlisünnet mezhebine iyi bir şekilde vâkıf olan bir kimse. onun tefsirdeki dil ve belagat yönünü medhederek.”[1325] İbn Haldun. Nübüvvetin derecesini düşürür. eğer onun itizâli sözlerinden emin olacak miktarda bir bilgiye sahip ise. dil ve belagat yönünden Keşşafın yerini tayin etmeye çalışır. tefsirini mütala etmesinde ve dil bakımından olan inceliklerinden faydalanmasında bir beis yoktur. Mu'tezile akidesini savunduğundan. 911/1505). Kısacası İbn Teymiye. [1323]. es-Suyûti (ö. BeytuSlah'a komşu oluşundan ve dinî atıfetinden olduğu umulur. lisan ve belagat konusundaki derin nüfuzunu kabul etmekle beraber. Keşşaftan. el-Keş-şâfdan itizâli konuları münakaşalı bir şekilde aldığını belirtmiştir[1328]. Allah'ın velilerine. Zayıf hadis onun indinde hedefe ulaşmaya vesiledir. bazen de Kur'an'ı tefsir ettikleri şeyin fasitliğiyle ortaya çıkar. râsullerine ve ehlisünnet'e taân etmesi bakımından tenkid eder[1327]. onu teihis edenler. ondaki bazı müşkilleri halletmeye çalışan eserler. Keşşaf tefsirinde insanların gafil bulundukları gizli bid'ât ve zehirli bir fesahat görür. münakaşalara yol açan. Musannifi ise bu sanatta imamdır. Zemahşerî’nin bu tefsiri hakkında “Batıl olan ve butlanı birçok yönden açık olarak görülen bir tefsirdir. birdenbire onu okumaktan vazgeçtiğini ve bu vazgeçişinin sebebi hakkında bir risale yazdığını ve bu makalede. 805/1403) nin görüşleri ile kendi görüşlerini naklederek onun. Fakat bütün bu sihirli güzelliğin Mu'tezile mezhebi için kullanılmasına dikkat çeker. 808/1406) ise. demektedir”[1326]. Peygamber hakkında birçok yerde kusur ettiğini söylediğini ve ancak o tefsire bakmayı Ehlisünnet metodunu iyi bilen ve kaderî şüphelerden müteessir olmayacak kimselere uygun gördüğünü söylemektedir[1324] . Ehlisünnet uleması. babasının Keşşafı okurken. İbn Haİdûn (ö. 771/1369) ise. Sadettin et-Taftazâni’nin talebesi olan Şeyh Haydar (ö. kendisinden sonra gelen her müfessir tarafından okunmuş ve âdeta kapışılmıştır. Hz. Evvela ona ve tefsirine yapılan tenkidlere bir göz atalım: Onu tenkid edenlerden biri olan İbn Teymiye (ö. Keşşâf’ın i'câz yönünden sahip olduğu üstün meziyyetini takdir eder. Zira bunlar tenkid edilmiştir. onun ilmî olgunluğun zirvesini teşkil eden. Peygamber ve ehlisünnet hakkındaki edep dışı sözlerinden ve gerekse zayıf ve mevzu haberlere isnad etmiş olmasından dolayı tenkidlere uğramışsa da. Zâten el-Bulkinî. Bid'âtını açıkça ortaya koyanlardandır. Ya onların sözlerinin aleyhine bir delil vardır veya onlara muarız olan bir cevap bulunur. Bakara Sûresinin sonunda zikrettiği bazı haberler buna örnek verilebilir. “Keşşaf”ın Fikir Hayatına Te'siri Zemahşerî’nin eserlerinin kendinden sonraki ilmî ve edebî hayata tesirleri olduğu şüphesizdir. gerek itizâlî fikirlerinden gerek Hz. Nizâmuddin el-Kummî en-Neysâbûrî (IX.

Onların hiç biri Keşşafım gibi değildir. İranlıları tamamen Şia akidesine sevketti. sûre sonlarına. Daha doğrusu. bu durumdan mütessir olarak Şia'ya temayül göstermesine aynı zamanda. lüzumsuz metinler ve haşviyattan hâli oîması. Şia fırkası. 32/625). âyetleri Mu'tezile mezhebine göre tatbik etme gayreti. Onların aralarındaki ihtilâf genellikle iki esasta toplanabilir: a) Hz. Hz. Esved (ö. Araplarla İranlılar arasında. onun şöhretine delâlet eden en mühim delillerden birisidir[1329]. sayılamayacak kadar çoktur. onu oku. haşiyeleri üzerine haşiye yazanlar. maksadını izah edebilmek için. mevâli denilen grubun. birçoğu zahiren Müslüman olmuşlardır. Yâsir. Hz.Şia Ve Kur'ân Tefsirindeki Yeri Hz. Ammâr b. Ali'den sonra gelen oğullarının ve torunlarının hangisinin imamete daha lâyık olduğu meselesidir. İran hükümdarlarının kanının. Onlara karşı aşırı bir hayranlık duygusu meydana getirilerek. Şia. Câbir b. bu hâkimiyeti yıkmaya uğraşmış. inançlarına destek bulabilmek için. Ali hilâfete daha lâyık olması ve diğer hâlifelerin durumunu tayin meselesi. Ali ve ehlibeyt'e olan bağlılık istismar edilmiştir. 33/653) gibi sahabe. Bu da. Ali ve evlâdına temayül etmeye başlamış ve Emevîler'i zulümle itham etmişlerdir. her türlü fırsattan İstifâde edip. Ali'ye âit olduğuna ve hilâfete en lâyık onun olduğuna inanan fırkaya Şia denir. sualli cevaplı bir yolu takip etmesi yönlerinden temayüz etmiş. Sahabe arasında da bu görüşü benimseyenler vardı. onu Peygamber ve hattâ ilâhlığa kadar çıkaran muhtelif görüşlerin mevcûd olduğu bir mezhepdir. el-Mikdâd b. Ali'yi hilâfete daha lâyık görüyorlardı[1330]. el-Keşşâf. Bu fırka İslâm'ın İlk mezheplerindendir. şâzz kıraat hikâyelerine dalması. Hz. meâni ve beyân ilimleri yönünden azamî gayret göstermesi. Keşşaf şifâ. Bilhassa Şia'ya mensup olanlar. Ali’nin fazileti ile başlayıp. Abdillah. Selmân-ı Fârisi (ö. Peygamber’in vefatından sonra. şevâhidden olan beyitlerini şerhedenler. İmametin Hz. Ömer'i katletmeleriyle ortaya çıkar ki. bazı mütevâtir kıraatlere hücum etmesi. 32/652). Arap dili ve üslûbu yönünden manalarına itimad edilmesi. söylenmeyen sözleri dahi imamlarına söyletmiş ve halk arasında onların menkıbeleri süratle yayılmıştır.hadisleri tahriç edenler. hemen hiç kimse ondan müstağni kalamamıştır. Arap hâkimeyeti altına girince. Ali’nin hilâfeti döneminde de gelişmiştir. mezhep ve akide yönünden pek çok gruba ayrılmış olup birleşik bir fırka değildir. Eğer hidayeti taleb etmek istersen. birbirlerini küçük göstermekten zuhur eden mücadeleler mevcuttu. Bu mezhep siyâsî bir görüşle ortaya çıkmıştır. olduklarından daha başka gösterilmeye çalışmışlardır. Bu görüşe göre Ali diğerlerine nazaran hilâfete daha lâyıktı. Emeviler iktidarı ele alınca Şia'ya zulmetmeye başlamışlardır. isrâiliyât ve kıssalardan salim bulunması. Emevî hükümetinin şiddetli bir Arap milliyetçiliği gütmesi. bazı kusurlarıyla beraber dil ve belagat yönü ile tanınmış meâni ve beyân ilimlerinde kendinden sonra gelen yazarların kaynağı olmuş. halkın kanı gibi olmadığı inancı. b) Hz. Osman'ın hilâfetinin sonlarına doğru zuhur etmeye başlayan bu hareket. İranlılar. Ortaya çıkan dehşet hareketlerinde zulme uğrayanlar. onun ilâhlığına kadar uzanan bir . Bunların hareketlerindeki ilk fenalık örneği. Kur'ân'ın i'câz yönünün tahkik ve ispatı için belagat nüktelerine ehemmiyet vermesi. İslâm'dan önce de düşmanlık. Bâtıniyye vasıtasıyla. mühim şahsiyyetleri öldürmek gibi bir safhaya intikâl ettirilmiştir. sonradan bu metod. o sûrenin faziletine dâir mevzu hadisler koyması cihetiyle de ayıplanmış bir tefsirdir. 2. Cehalet hastalık gibidir. zikri geçen Şia'ya âit pek çok fırka. Ali’nin faziletinden başlayıp. Zemahşerî şu beyti ile tefsirini medhetmektedir: Dünyada tefsirler sayısızdır. Hz. Ebû Zerr el-Gıffarî (ö. halk ve mevâliden olan ekseri ulemâ. Yabancı unsurlar -bilhassa Yahudiler ve İranlılar-Arap sultasını ve onların mülklerini yok etmeye çalışıyorlardı. hattâ maksatlarını gerçekleştirmek için. Kısacası el-Keşşâf. Kısacası. Mezhep ve fırka kitaplarında.

mezhep kitâblarında.[1332] Bu kanaati savunanlar daha ziyade müfrit Şiîlerdir. gerek Allah'ın kelâmının. Aynı gayeye hizmet eden bu insanlar. Hıristiyan ve Mecûsiler’in verdiği zararlardan daha şiddetli olduğu zikredilir. Peygamber ve Ali’nin sözlerinin zahirinin. Bunlar daha ileri giderek. onu yürekten seven. bu sözlerini takiyye için sarfetmiş olabileceklerini de hatırdan uzak tutmamak faydalı olur. ekseriya başlarında bulunanların isimlerine izafeten veya akidelerinden dolayı çeşitli isimler almışlardır. Ali'yi Hz. Meymun b. Şia her devirde siyâsi bir fırka olarak görünmüş ve gayesine ulaşabilmek için “takiyye” esasına riâyet etmiştir. Düşmanın şerrinden korunmak için. bir de yüksek tabakanın anlayabileceği bâtınî manasının bulunduğu fikridir. Hz. İslâm âleminde fitne fesâd ve melanetlerini yaymak. Ebû Bekr. Ali ve ehlibeyti'ne muhabbetten neşet eden bu fırkanın içine. Bu tutumlarından dolayı kendilerine “Bâtıniyye” ismi verilmiştir. İslâm'da siyâsi gayelerle ortaya çıkan ilk fırkanın Şia olduğunu söyleyebiliriz. İslâm'ın kuvvet ve kudreti karşısında devamlılıklarını sağlayabilmek için. dînî tekliflerin de kalkacağını iddia ederler. imamlarını ve gayelerini. ası! inancını gizler. Genellikle bunların dayandığı esas. Kur'ân'ı ve İslâm'ı kendilerine perde yapmaya çalışmışlardır. Câfer-i Sâdık'ın azadlı kölesi ve Ahvâz'lı idi. dâima kendilerini haklı görmüş ve sadece kendilerinden olanları hakiki Müslüman addetmiştir. onlara ve sahabeye küfreden “Sâbbe” ve Ali'ye ilâhiık isnâd ederek “sen ilâhsın” diyen “Gâliye” dahî Şia lafzı altında değerlendirilir. “Kur'ân ve hadisten maksat onların bâtınî mânâlarıdır. onun perdesi altına gizlenerek. . gerekse Hz. Şunu unutmamak gerekir ki. Bunların herbirinin görüşlerini. siyâsi gaye ve şahsî emel düşkünleri. Hz. Bu iki şahıs Irak'ta mahkûm edilmişlerse de. Çok geniş bir mânâyı kapsayan bu fırka içerisinde.grafik çizgisi arasında seyreder. Bunların ilk zuhuru Me’ınûn zamanında Abdullah b. mezhep kitapları ayrı ayrı incelemiş ve bazıları aşırı bir taassuba kapılarak. İslâm'ın çeşitli bölgelerinde. Hz. Her ne kadar Kur'ân'ı tahrîf iddialarının sahtekârlar tarafından ciddi kaynaklara sokulmuş olabileceğini söylemekte iseler de. Bu fırka genel olarak. el-Huseyne tâbi olma şeklinde gerçekleşmiştir. Ali'de gördükleri iyi vasıflardan dolayı. hakikî mânâyı ifâde etmediğini. sadece kendi imamlarının sözlerine itimad etmiş. Daha sonra incelemeye çalışacağımız Kur'ân hakkındaki görüşleri de çok çelişkilidir. İslâm'a muhabbetle bakan ve onu tahrip etmeye kadar varan bir hareket aynı lafız altında toplanabilmektedir. bâtın ismine vâkıf olanlardan. Ali ve ehlibeytine sözde bir muhabet gösterisiyle. son dörtte biri ise kısas ve emsale aittir. Muhammed b. mahkumiyetlerinden sonra. Bu bakımdan Kur'ân'ın sadece kendileri için nazil olduğu kanaati de onlarda belirmiş. bâtınî mânâları olduğunu.İsmâiliyye (Bâtıniyye) nin Tefsir Anlayışı İsmailiyye Ca'fer-i Sâdık'ın oğlu İsmail'e tâbi olan bir Şia fırkasıdır. zahirden başka. hattâ birçoğunda Kur'ân'ın tahrif edildiği fikri zuhur etmiştir. İsmâiliye (Bâtinıyye) imâmiyye ve Zeydiyye’nin tefsir anlayışlarını göstermeye çalışacağız. Ömer ve Hz. uçuncü dörtte biri şeriat esasına. onların asıl fikirlerinin başka olduğunu ileri sürerek. Kur'ân ve hadisin de. böylece islâm'ı yıkmak isteyenler de bulunmaktadır. hilâfete lâyık gören ve ona yardım eden (ki bunlar arasında sahabe ve tabiilerden pek çok kişi bulunmaktadır) kimseler de dahil edilmektedir. a. zahirin gizli hakikatlere işaret eden bir kabuktan başka bir şey olmadığını ve bununla iktifa edenlerin şeriat bağlarından kurtulamayacaklarını. Deysân diye de tanınan Meymûn el-Kaddâh. Aslı Islâmî olmayan bir takım fırkalar. Mezhepleri ve akideleri Kur'ân'a ve İslâm'a aykırı olduğundan dâima gizli kalmaya çalışmış ve aslî fikirlerini gizlemişlerdir. ikinci dörtte biri düşmanlarına. Takiyye esasından hareket eden bu zümreler.[1331] Bunlara göre Kur'ân'ın muhtevasının dörtte biri alevilerin işlerine. Kur'an ve hadis lafızlarının delâlet ettiği ve herkes tarafından anlaşılan bir zahirî mânâ. Bunlardan en çok yaşayan Bâtınî'ler olmuştur. Bu gün bu fırkanın mensubu olan ve Kur'ân tefsiri ile ilgilenen. Meymûn el-Kaddâh ve Dendân diye bilinen. demişlerdir. tefsirlerinde kendi akidelerini savunmuş. Gulât içerisinde genel olarak mütalaa edeceğimiz Batıniyye’nin İslâm'a verdiği zararın. incelenmesini sürdürmüştür. Osman'a tafdil eden “Mufaddıla”. iktidar sahibine dıştan itaat gösterip. Yahudi. İslâm ülkesinin çeşitli bölgelerinde propaganda yapıp dağılmak suretiyle fitnelerini gayrı memnun insanlar arasında yaymışlardır. Onlar Kur'ân'ın zahiri mânâsına itibar etmeyip bâtınî mânâsına değer verdiklerinden veya gizli bâtın bir imâma inandıklarından “Bâtıniyye” diye de isimlendirilmişlerdir.

Gayelerini tahakkuk ettirebilmeleri için gizli bir yol tâkib etmeleri gerekli idi. Küfe. Abdullah b. Bu faaliyetlerini. İslâm şerîatım yıkmaktı. büyük oğlu İsmail'e geçtiğine inanırlar veyahutta İsmail’in babasından evvel ölmesiyle imametin oğlu Muhammed b. menfaat siyâset ve bilgisizlik en mühim rolü oynamaktadır. Hasan Sabbah gibi çeşitli Bâtınî liderler geliştirmişlerdir. mükelleb de zahir ehli arasına sokularak. Meymûn b. Mısır ve Bahreyn'de ağlarını kurarak. Bunlar müminlerin derecelerini yükseltir.Mü’min: Bu mezhebe imân edip inanmış. Hatta bu bâtıl fırkaların kurucuları. melek. Onların diğer bir ismi de “Karamita” dır. ahdu peymân almış dâi'ye tâbi olan kimsedir. dâi'yi me'zuna götürür. farzları iptal. Meymûn. İslâm şeriatını yıkmak için. Onlar her asrın boyasına ve kisvesine bürünmüşlerdir. Kuzey Afrika.Zu Masse: Çocuğun gıdası olan sütü anasının memesinden alması gibi o da ilmini hüccetten alır. Haramları helal kılmalarından dolayı “Hurremiyye”. Horasan. Hicaz. çalılıklar arasına sokulup av araştırıyorsa. dağlan sarsıp durduran Ali b. doğrudan doğruya halkı davet ve irşada izin verilmemiştir.İmâm: Allah'a ulaşmak için en yüksek delil sayılan ve bilgileri doğrudan doğruya Allah'tan alan şahıstır. Muhammed b. Ebî Ya'fur'a yazdığı mektubun baş tarafı enteresandır. 2. Bu ifâde onların ilahlık iddiasında bulunduklarını gösterir. [1334] İslâm dinini kökünden kaldırmaya niyet eden Bâtınîlerin akidelerini rastgele herkese ifşa etmediklerini ve gizli cemiyetler halinde çalıştıklarını söylemiştik. İbnu'n-Nedim. şeriatleri ve ashabını küçültmek ve kıymetten düşürmek gibi. Haçlı ordularının İslâm âlemini istilâ etmelerine yardımcı olmuşlardır. pek büyük şeyler gördüm” demektedir.”[1333] ibaresiyle başlamaktadır. daveti kabul etmeye müstaid olanları birtakım sözlerle kandırıp. Bu rütbeye ulaşanlara Dâi-i Ekber de denir. kırmızı elbise giymelerinden “Muhammire” gibi isimler almışlardır.Hüccet: İmâmın ilmini yüklenmiş olup o ilimle ihticâc edendir.Ebvâb: Davete (propagandaya) memur olan dâilerdir. Hamdan-ı Karmat. Nasıl avcının köpeği. ortaya attığı rec'a. itikadı ve fiilî küfürlerini gizli olarak sâliklerine ilkâ etmişlerdir.. 7. Fazl'dan kulu Esâd'a. Açıktır ki umumun itikadına muhalif bir din ve mezhebe açıktan açığa herkesi davet edebilmek kolay birşey değildir. Abdullah b. milliyetlerini bile gizlemiş. Vazifesi. İslâm'da.Mükelleb: Dinde ve mezhepte derecesi olmakla beraber. galiye dediğimiz daha pek çok fırkalar “Bâtıniyye” lafzı altında toplanabilir.İsmail b. Onlar arasında yedi derece bulunur: 1. “Belâgatu's-Seb'a” adlı eserlerinin bulunduğunu ve “Kitâbu'l-Belâgi's-Sabi” adlı yedinci kitaplarında mezheplerinin neticesinin bulunduğunu söyler. Mektup. orada haramları helâl göstermek. “Yeri döşeyip yayan. Haddi aşan. haramları helâl kılma ve imamlarına Allah'ın hülûl ettiğine inanmaları. yedi nâtik ve yedi imâma ve bu süflî âlemi yedi gezegenin idare ettiğine inandıklarından “Sebeiyye”. vasiyye ve hulul nazariyeleriyie câhil ve kültürsüz halk tabakalarını aldatarak arkasından sürüklemeyi başarmıştır. Azerbeycan'da. Onların hedefi bu gizli yollarla. Ehli Beyt'e uygun nesepler ihdas etmişlerdir. küfürlerinin bariz delilleridir. Bunların gelişmesinde. 3. “Bu kitabı okudum. Fazl'ın. küfür ve melanetlerini yaymış ve yapmadık rezalet bırakmamışlardır. onların tasnif edilmiş kitaplarını sayarken. ismail'e geçtiğine kaildirler. eski İran medeniyetinin ve devletinin yeniden canlanmasını istemekteydiler. emellerine kılıç ve kuvvetle ulaşmaları imkansızdı. Esad b. Her topluluğun gerektirdiği tavır ve hâle uyabilmişlerdir. Peygamber. Bâtınî fırkalarının sâlikleri. 4. bu ismi almışlardır.Dâi-i Me'zûn: Zahir ehlinden bu mezhebe girmek isteyenlerin. Ca'fer es-Sâdık'a intisâb etmelerinden dolayı İsmâiliyye” adını alan fırka. bu fitne ve fesâd ateşini ilk tutuşturan ve melanet tohumunu eken. Onları imâmın zimmetine sokar ve onlara ilim ve menfaat kapılarını açar. Ca'fer esSâdık'tan sonra imametin. Bâbek el-Hurremi'ye tâbi olmalarından “Bâbekiyye”. Allah. 6. Huseyn ed-Dendân. halka deliller göstermektir. Sebe ofmuş. Yemen'deki bâtınî Alî b.. İmamlar ve dâiler vasıtasıyla yapmaktadırlar. kitab hakkındaki görüşleri. İslâm devleti kuvvetli olduğundan. Deysân elKaddâh. mezmûm te'viller ve hatta tahrîflerle. . 5. Kendilerini ilk defa bu mezhebe davet eden şahıs “Hamdân-ı Karmat” isminde biri olduğundan. kendilerine. ahd ve misâklarını alır. Onun attığı bu tohumu.

Karamita ve Bâtınî hareketlerinin aynı gayeye matuf hareketler olduğunu söylerken. 4. 5. Bunlardan De Sacy. Ve bu işin yeminsiz olamayacağını söyleyerek onu bekletir. Bâtınîlerin Kur'ân'ı sûre sûre. ince sözler söyler ve nasihatlerde bulunurlar. Şaşkın bu sırları öğrenmekte acele ederse. Dâi'lere de şu tavsiyelerde bulunur: “Çorak araziye tohum saçmayınız”. âyet ve hadislerin zahirini ibtâl edici sözler söylenir ve devrin en ma'ruf şahsiyetlerinin kendilerinden olduğu nakledilir.Teşkik (Şüpheye düşürmek): Acâib sualler sormak suretiyle davet edileni şüpheye düşürürler..Tesis: Müstecibi ürkütmeksizin yavaş yavaş. bu bakımdan. Guyard.Tedlis (Aldatma): Müstecibden yemin aldıktan sonra. zahirin hiç bir kıymetinin kalmadığını söyleyerek. bâtının ise hakiki mana olduğunu izah etmek. çeşitli kitaplarının içlerinde dağınık . onlardan bu sırları sormasını isterler. İsmâiliye. “İçinde ışık olan evde konuşmayınız” gibi sözlerle. Casanova P. İvanow W. bütün dînî vecibelerden kurtulmuş ve muharremât kendisine helâl kılınmış olur. (Çıkarma): Hakikat olan bâtını öğrendikten sonra. hakikatlerin kolayca öğrenilemeyeceği söylenerek. bu hareket üzerine eğilmişlerdir. bazı dinî mecburiyetleri kaldırmak.İnsilâh (Sıyrılma): Yukarıdaki dereceleri atlayan müstecib. İslâmî kaynaklardaki fikirlere tâbi olarak. şaşkının gözünde. hayvanlarınki karnındadır? Niçin bazı hayvanlar doğurur da. temayülleri ve şahsiyeti öğrenilmiş kimselere. 6. onlara hoş görünmeye çalışırlardı. dîni bir hareket olarak gösterilen bâtınî hareketlerin. ise bunlar arasında ayrılıklar bulunduğunu ifâde etmektedirler[1336]. onların te'vil ve hurûfîlik hususundaki Kur'ân âyetlerine âit örneklerinin.Bâtınîler câhil toplulukları kandırabilmek için bir takım hileler uydurmuş.Te'nis (Alıştırma): Dâi'ler. De Goeje. Hades başka yerden çıktığı halde. Lewis dahi Bahreyn'deki Karamita'ların müstakil olduğunu ve İsmâililerden ayrıldığını söyler. Bilhassa Avrupalı müsteşrikler. 2. Bâtınîlerin zuhuru. ekonomik ve sosyal yönleri olduğu unutulmamalıdır. abdestte yüzün yıkanmasının sebebi nedir? Bir damla meninin çıkmasıyla niçin bütün beden yıkanır? Niçin akşam namazı üç rekattır da sabah namazı ikidir? Niçin rüku birdir de. din felsefeleri.Rabt: Mezhebe girecek kimsenin.[1335] Burada şunu da hatırlamak gerekir ki genellikle İslâmî kaynaklarda. bazıları yumurtlar? Sûre başlarındaki hurûfu mukattaalar neye delalet etmektedir? Bu gibi suallerle câhil kimseleri şaşırttıktan sonra. belirli bir vakit vererek. Böylece şaşkının. Hattâ B. 3. secde ikidir? Niçin zâninin tenasül âleti kesilmez de. bunları sistemli bir şekilde tespit ederek. bazı işler işlemesini ve tevbe etmesini de tavsiye ederek. 8. inci veya tohum mesabesinde olan sözlerin zayi olmamasını. Konumuz. bunlar hakkında bu genel bilgiden sonra onların Kur'ân tefsiri anlayışlarına geçebiliriz. Dâi'ler davet ettikleri şahısların tabiat ve temayüllerini iyice tetkik ederek.Tefarrus (ez-Zevk): Dâi davet edeceği kimsenin bütün ahvâlini dikkatle gözden geçirir. zahirin remz. Yerine göre ahû figanla zühd ve takvalarını izhâr ederler ve davet edilecek şahsın itimadını kazanmaya çalışırlar. 9. Dozy. 1. kendisine söylenecek sırları hiç kimseye (zahir ehline) ifşa etmeyeceklerine dâir. 7. Blockhet gibi şahsiyetler. çok ağır bir yemin almak. dinî işlerde onu şüpheye düşürürler ve bunlardaki sırları kendilerinden başka hiç kimsenin bilemiyeceğini söylerler.Ta'lik: Yukarıdaki sualler ile merakı tahrik olunan şahıs. sırlara vâkıf olmanın ehemmiyetini büyütmüş olur. akîdeleri. âyet âyet başlangıcından sonuna kadar tefsir etmekten çekindiklerini aşırılıklarının açığa çıkmasından korktuklarını. anlaşıldı sen bunlar hakkında bir şey bilmiyorsun diyerek. Hammer.[1337] Bir fırka hakkında diğer mezhep sahiplerinin yazdıkları eserleri ihtiyatla karşılamak icab ederse de. fakîh ve mütekellimlerin yanında konuşulmamasını isterlerdi. Dolambaçlı yollardan hareket edilerek. alemin yaratılışı hakkındaki görüşleri ve davet usullerini tetkik olmadığından. acele etmemesini tenbih eder. suallerin sırrını öğrenmek isteyince. davet usûllerini dokuz derecede toplamışlardır. Daveti kabule yanaşmayan kişilerle meşgul olmaz. sırlar birdenbire açıklanmaz. hırsızın eli kesilir? Niçin insanın dili bir tanedir de kulağı iki tanedir? Niçin insanın memesi göğsündedir de.Hal.

bildirmektedirler. tam olarak alınmaksızın yarım yarım alınarak. âyetinde “. Onlar. zira bilgisiz yapılan iş sahibine fayda vermez. Ebi Ya'fur'a yazdığı mektup da buna misâi olabilir. Mezheplerinin davet usullerine göre. Bâtıni mezhebi mensuplarının eserleri kaydedilmekte ve çeşitli yerlerde “Te'vilu'ş-Şeria” ve “el-Belâğ”adlı eserlerden iktibaslar yapılmaktadır[1340]. Peygamberden rumuz ve işaretle rivayet olunan manaları düşün. bâtındır. bir de bâtını vardır. Kur'ân'ın da zahir ve bâtını vardır. kabirlerden yeniden neşri. Zahir. Namaz şüphesiz inananlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır” denildiğini ve bu hususta Hz.[1343] Allah Kur'ân'da “Namazı dosdoğru edâ ediniz. Tevrat ve İncillerle istinca ettiler”[1341] demek suretiyle. Mushaf. bütün şeriatleri ve bilhassa İslâmiyeti yıkmak olduğunu söylemiştik. insanları meşakkatlere. Ondan maksat. onlar bütün ilâhî şeriatlere harp ilân etmiş. Ona bazı Kur'ân âyetlerini kasten yanlış okurlar ve bazı kelimelerin lafız ve manalarını tahrîf ederler.. “Kullarımdan şükredenler pek azdır” [1346]âyetlerini delil olarak getirirler. İnsanlarla münafıklar arasına. onların görüşleri ile hiç bir ilgisinin olmadığı açıkça görülmektedir. [1347] Âyetler siyak ve sibaklarına bakılmadan. oruç.. Peygamberlere kötü söz söylediler. âyetleri ne kadar keyfî bir şekilde te'vil ettikleri hemen göze çarpmaktadır. Zekât yılda bir kere farzdır. Kim ki onu yılda bir kere kılarsa emrolunanı edâ etmiş olur. Ali b. Tevrat'ta. el-Hasan b. Lewis sünnet ehlinin.olarak bulunabileceğini. derler. kapısının içinde rahmet ve dışında azab olan bir sûr (duvar) çekilir” âyetindeki bâtını kendi lehlerine. Fazl'ın Esâd b. çünkü büîün insanların din adına yaptıkları işler. Halbuki bu âyetlerin.. Bu husûsû teyid için de “pek az kimse onunla beraber inanmıştı”[1344]. Hz. zoraki olarak kendilerini teyid ettirmek isterler. mümkün mertebe şarap içmediklerini. onların mal ve kadın iştirakında çok ileri gitmiş olduklarını söylemesine rağmen[1338]. taharet gibi şeylerin zahirini değil. İranlı bir İsmâili olan Nâsır-ı Hüsrev “Sefernâme” adlı eserinde “Ahsâ'da namaz ve orucun iptal edildiğini. Bu emellerini gerçekleştirmek için. Keza. Peygamber'den vârid olan sözleri ve filleri unutmuş görünürler.. Bâtının zahire nispeti. iç manaları öğrenmeye bak. câhil halk tabakaları arasında. Her ne kadar B. ed-Deylemî’nin “Beyânu Mezhebi'l-Bâtınîyye” adlı eserinde. Ekseriya müellifler. sırları keşfetmeye bak. Süleyman b. Aklı başında olanlardan çekinirler ve yanlarına sokulmazlar. Onları sureta ibâdete teşvik ederler. Bir de bunların bâtınî manaları var ki onları pek az kişiler bilebilir. namaz hakkında Nisa Sûresi’nin 103. Sen. Ve yine sana. Zebur'da ve İncil'de şüpheye düşürmeni. Burada. “... Herşeyin bir zahiri. Keza daha evvel zikretiğimiz. kendi ağlarına düşecek insanlar ararlar. Peygamber'den değiştirilmiş rivayetler ve yaldızlı sözlerle onu aldatmaya çalışırlar. Bu konuda Hâdid Sûresi’nin 13. hacıları kati.. zekâtı veriniz” buyurmaktadır. gibi bütün hayvanların etlerinin yenildiğini. bunları bir tertibe koymuşlardır. Eğer namzette kendilerine itaat etme belirtisini görürlerse.” kaydetmektedir[1339]. Kâdi Abdulcebbâr. özün kabuğa nisbeti gibidir. Onu bu hal üzerine bir müddet bırakıp sabrını ve temayülünü kontrol ederler. bâtın ise. Cuma merasiminin yapılmadığını. Kur'ân'ın remizlerini düşün. eşek .Ben sana. Muhammed’in nübüvvetini tanıdıklarını. Kur'ân'ı kendi isteklerine göre manalandırabilmek için bu şekilde kaideler va'zetmişlerdir. mescidlerin bulunmadığını. Yukarıda namazı.. Bâtınî düşünce esasının. kedi. âlemin kıdemi hususunda sana yardımcı olacak olan. söylenenlerde bir hakikat payının bulunduğunu da itiraf etmek mecburiyetindeyiz. ilâhî şeriatlere karşı ne şekilde düşmanca hareket ettiklerini göstermektedir. bâtın mana kastederek hak olan kelimeleri sarfederler ve insanın zihnini bulandırırlar. el-Hasan (Huseyn) el-Kayrevânî’nin. şeriatleri ta'til. perde altında olan bir takım manalar için birer darbı meseldir. onların bu husustaki tutumlarını gayet açık olarak belirtmektedir:[1342] “. onların gizli eserierinden deliller vermektedirler. şeriatleri iptale davet etmeyi. Allah'ın murâd etmediği şekillerde te'vîl etme yoluna gitmiş ve onun kıymetini hiçe indirmeye çalışmışlardır. namaz. halkın kanaat ettiği dış manalarla yetinme.Sa'id el-Cennâbi'ye yazdığı mektuptaki tavsiyeleri. Adem'den evvel yeryüzünde pek çok beşerin bulunduğu sözlerine (inancına) davet etmeni tavsiye ederim”. Bâtınîler hakkında: “Onlar. Dâi-i Me'zûn (Ruhsatlı davetçi) un yardımcıları olan nâibler ve mükellebler. . köpek. Namazın da böyle olması icâb eder. lügat yardımı ile zahiri olan mana değil. zahiri de aleyhlerine kullanmışlardır. zahir ile ameli terke sevkeder. gökteki melekleri ve yerdeki cinleri inkâr etmeyi tavsiye ederim. teliflerini meydana getiren bu zümrenin biraz mübalağa etmiş olduğunu söyleyebilirsek de... Ubeydullah b. meâdı. yine onların eserlerinden istifâde ederek. zekâtla mukayese ederlerken. “Sayıları ne kadar azdır”[1345]. insanları Kur'ân'da. bilhassa İslâm'ın asıl dayanağı olan Kur'ân-ı Kerîm'i.

zâlimlerden korkarak gizlendikleri vakitte. âyetleri olan “Belini büken yükünü üzerinden atmadı mı?” yı okuyarak. Yaş ve kuru üzümden. oğlu Hz. lügat yönünden de bir münasebet tesis edilemez. onlardan kaçınılması emrolunmuştur. dâi de. Halbuki. içkiyi temiz rızık içine sokma imkanı var mıdır? Mâide Suresindeki âyet ise. vaziyet bunun aksini göstermektedir. derler. Eğer oruç lafzından yemek yememek kastedilseydi.. muayyen bir fidye[1352] karşılığında. içki ve kumarın mubah olduğunu öğrenen şaşkına. hurma. Meryem’in söylemesi emrolunduğu sözde “Ben bugün hiç kimse ile konuşmayacağım” yerine “Ben bugün hiç bir şey yemeyeceğim” demesi lâzım gelirdi. Bütün müfessirler bu hususta ittifak halindedirler.[1350] Cansız madde ve mana adlarından. Gâsıb olduklarından. saklandıkları yerleri söylememektir. şeriatın gerektirdiği Allah'a itaat kaydından cahilleri kurtarır. onu kutlarlar. “Herkim Ramazan ayında hazır bulunursa. bu manayı da öğrendikten sonra. yeni şeriatle kaldırılacağına dâir iken. üzerindeki namaz farizasından muaf tutulurlar. Bu gibi sözler. “De ki: Allah'ın kullan için yarattığı zinet ve temiz azıkları haram kılan kimdir” âyetiyle. kelimeleri yedişer harftir. İsimler bir şahsı göstermek veya mana bildirmek için konulmuştur. içkidir. Allah'a hamdolsun.[1348] Bir tesadüften başka birşey olmayan bu uygunluğa böyle bir mana verilmesi akıl ve mantık yönünden uygun olamayacağı gibi. O halde. ramazan orucu bıraktırmaya tevessül edilir. aldanan da Peygamber yerine konuluyor.. diye tefsir ederler. Onlar bu ayeti imamların. Peygamber'den sırtına ağırlık veren yükü kalırdıysa.[1351] Şaşkın. bu faraziyyeye göre. Delil olmak üzere de Araf Sûresi’nin “Onların ağır yüklerini indirir. Kumar da kumardır.” ayetini zikreder ve aldanmışa iltifatlarda bulunur.Bâtınîler. Hz. sır saklamaktır. Çünkü onlar yerin bitirdiği şeylerden yapılmıştır. buğday ve diğer maddelerden yapılan şarabın haram olmadığını söylerler. Namazın gereksiz. Onlara. herhangi bir insan adı ve şahıs anlaşılmaz. Bu yetki ancak Allah'a mahsustur. Zaten bunlar câhil nefsin arayıp da bulamadığı şeylerdir. O halde namaz ve zekâtın gayesi. Bu kelime iki lafız arasında müşterek olduğundan. Nasıl Yüce Allah. âyet içindeki yerine göre mana alacaktır. derler. onu oruçla geçirsin” âyetindeki orucun manası. Muhammed ve Ali'ye muhabbet beslemektir ve her ikisine taraftar olmaktır. Allah'ın nehyettiği içki ve kumarın manası. Bugün hiçbir insanla konuşmayacağım” âyeti şahit getirilerek. Hz. . Sonra. “Ben Rahman'a oruç adadım. muayyen bir meblâğ ödeyip dâi-i ekber veya bâb tarafından. aldanana ağırlık veren namaz yükünü kaldırmış oluyor. Halbuki küfürle yadettiğiniz kelimelerinin toplamı da 14 eder. konuşmamak manasına da gelir. Sonra da İnşirah Sûresi’nin 2-3. isimlerindeki harflerin toplamı da yedidir. Ebû Bekr ve Ömer'dir. belki iki kişi arasında böyle bir anlaşma ile bir şey olabilir. Allah'la Peygamber arasında böyle bir anlaşma farz olunsa bile. Peygamber’in Ebû Bekr ve Ömer'e yüz verip konuşmaması ve onları medhetmemesi icâb ederdi. Bu umuma teşmil edilemez. İsa'yı doğurduktan sonra. Artık kim onları candan severse. denilir. derler. Hz. Bu onlara dil uzatmamayı ve saygı göstermeyi gerektirmez mi? diye sorulabilir. zor tekliflerini hafifletir. hiç kimsenin. içki ve kumardan başka bir müsemmâ anlaşılmasına imkân yoktur. Bu gibi hilelere kananlar fırka içinde derecelerini güya yükseltmek için. dâilerin sanki kendileri hakkında imiş gibi kabul etmeleri ve İnşirah Süresindeki âyetleri okumaları da. Bunların bâtınî manası.. Aldananı daha fazla şaşırtmak ve dinden uzaklaştırmak için A'raf Sûresi’nin 32. içki haram kılınmadan evvel içip de ölenlerin hâlinin ne olacağına üzülen bazı sahabenin suâlleri üzerine nazil olmuştur. Bakara Sûresinin 185. senin beline ağırlık veren yükünü indiren. şeytanî habasetlerine delâlet eder. Haram kılınan şeyleri kendilerine caiz gösterir. teklifleri kaldırmak ve günahlarını bağışlamak gibi bir selahiyeti yoktur. yemekten içmekten kendini alıkoymak manalarına geldiği gibi. Mâide Sûresi’nin “İmân edip iyi işler işleyenlere yediklerinden dolayı vebal yoktur. Böyle dememesi. Bâtınîlerin dediği gibi. Hz. Hiçbir zaman bunlardan şahıs manası kastolunmaz. Burada dâi Allah. orucun susmak manasına olduğuna delâlet eder. Biliyoruz ki İslâmiyet'te. Arap dilinde “Savm” kelimesi. Her halde içki. oruç farizası da üzerinden kaldırılmış olur. Peygamber'den evvel gelen şeriatlerdeki ağır tekliflerin.” âyetini okurlar. Meryem Sûresi’nin 26. müteaddid âyetler ve sahih hadisler içkinin haram ve necis olduğunu söylerken. kendilerinin bu mantık dışı metodu ile namaz ve zekât kelimelerinin toplamı 14 eder. namazı ve zekâtı edâ etmiş olur.[1349] A'râf Süresindeki âyet. Meryem’in. yukarıda zikredilen zahiri manalar değildir. derler.

bir an evvel dünyada cennete girip hurilerle yaşamak ister. İnsanın yaratılışının temeli olan bu şey necis olmamalıdır. bellemek manalarının verilmesine. cennetin câhillere değil. beğenilen eşyanın. Bu da onun temiz olduğuna delâlet eder. Onu ne su ne de başka bir şey temizler. Zaten âyetlerin devamları bunların âhirete taalluk ettiklerini açıkça göstermektedir. Gözünden perdeyi kaldırdık. muhatabın merakını tahrik ederler. câhillerin (şeriat ehli kastolunur) haram saydıkları şeyleri. dünya hayatının nimetleri gibi vasfeden sözler. Mevlâ. Bu âyetin hakiki manası. “Sen bu hususta büyük gaflet içinde idin. denir. Tamamen aldatılmış olan mürid. diye tenbihte bulunur ve ona Fussilet Sûresinin 35. Bunu ve Kâf Süresindeki âyeti de sanki dünyada imiş gibi ifâde etmektedirler. Taharetin ve cünûpluğun manası hakkında da suâller açıp. âyetinde “Her diri şeyi sudan yarattık” buyuruyor. Eğer meni dolayısıyla gusletmek dinin emirlerinden olsaydı. Çünkü onlar da pis ve necistirler. akli ve mantıkî yönden düşünülecek olursa. İsa'nın dile gelerek Allah'ın emirlerini bildirmesinde ve nimetlerini zikredip duâ etmesinde. Cünûbluk ise. Hz. dünyada iken cennete girmek ister misin? diye sorar. Leyl Suresindeki âyetle de. sana helâl kılmama sakın nankörlük etme. Mâide Süresindeki âyette. Mü’min bizatihi temizdir. Bu nimetler maddî gözden saklıdır. demektir. kendisinden evvel ve sonra gelen âyetlerle bir bütün olarak incelenirse. hasta ve misafirlere özürleri müddetince farz kılınmaması. Kucağında çocuğu ile kendisini gören kimseye karşı susması. Secde Süresindeki âyette. Bu câzib ve şaşırtıcı sözler karşısında mürid. Kâfir ise pistir. bir müddet o vaziyette bırakıldıktan sonra. Tamamen sapıtmış olan mürid. dünyada iken cennete girmeyenin. her kapıdan erkeklerin yanına kadınlar gelir. bu zahmetlerden de kurtulmuş olur. dünyada cennet akıl ve ilimden yoksun olan kimselerden gizlenen bir şeydir.rastlayacağı herhangi bir iftiraya karşı “Ben bugün birşey yemeyeceğim” demesinde hiçbir mana yoktur ki böyle bir söz söylemekle emrolunsun. artık aynı fırkaya mensup olan kişilerin aileleriyle serbestçe düşüp kalkmaya başlar. buna büyük bir hazza mâlik olandan gayrisi eriştirilemez” âyetini teşvik için okur. Bakara Süresindeki âyet. şiddetle atılan bir sudan yaratıldı” âyetlerinde. mumlar söndürülür. Bu nimetleri.[1354] Yukarıda zikredilen. taharetin maddî olduğuna delâlet eden hususlardır. âhirette de giremeyeceğini. her hakikati açık görürsün” âyetini de okuyarak. cünup halinden temizlenme emrinin verilmesi. Bunun üzerine ona “Âhiret ve dünya bizimdir” ile “Sedef içinde saklı inci gibi iri gözlü huriler de çevrelerinde dolaşırlar” âyetlerini de okuyarak. bedenlere hayat veren ilmi de öğreniniz. ona vesile olan maddî temizlik de aranan bir özelliktir. O halde Mâide Sûresi’nin 6. Belirli fidyeyi ödedikten sonra. Yoksa cünûplükten temizlenme. hastalık sebebiyle veya su bulunmadığı hallerde teyemmümle emrolunması. dinde aranan bir husus olmakla beraber. âyeti olan “Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi hiç bir nefis bilemez” i okur. ne akıl ne de dil ilmi izin verir. Halbuki. şehvani duygu içinde bedenin. başlar kızarır. zahiri mana değildir. Ve yine ona Kâf Sûresi’nin 22. “Buna sabredenlerden başkası kavuşturuiamaz. meninin necisliğinden dolayı değildir. gizli olanlar olduğunu da belirttikten sonra. “Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın. Taharetin manası kalb temizliğidir. Taharete. Ramazan ayına tahsis edilmesi. fikirlerini savunurlar. [1353] Şaşkın belirli bir fidye ödemek suretiyle. Artık bugün gözün keskindir. Cennet kelimesinin etimoloji bakımından gizlilik ifade ettiğini. sonunda Mevlâ'ya teşekküre gelen müride. içkiler içilir. dâi ona işin sonuna geldiklerini. öğrenmek. “Enbiya Sûresi’nin 30. Bu gibi iğvalarını yaptıktan sonra. Allah meniye burada su demektedir. Secde Sûresi’nin 17. çıralar. akıllılara mahsus olduğunu söyler. “Eğer cünûb olursanız. Lugavî ve aklî mana bunu âmirdir. bu cennetin yolunu sormakta vakit kaybetmez. Gece içtima kurulur. cünûp olanı bâtın ilmine karşı câhil olarak anlamanın “Tatahhar” kelimesine de. yarı şaşkınlıkla. Târik Sûresi’nin 5-6. cennet nimetleri tarif olunmaktadır. onların ifade ettikleri gibi. Abdestin tarifi yapıldıktan sonra. ehlibeyte ve kendilerine muhalif olanları sevmektir. orucun eski milletlere farz oluşu. . kalp temizliği manası verilmesi. ondan daha necis olan büyük ve küçük abdestlerden sonra da gusletmek lâzım gelirdi. Yüce Allah'ı bir an unutmuş olması gafletinden uyarmak ve ona zindelik kazandırmak içindir. zımnen anasını müdafaa etmesi söz konusudur. Nitekim Allah Taâla. Peygamberleri ve velileri yarattığı meni nasıl pis olur. derler. mecazîdir. O. iyice temizlenin” âyetinin manasından maksat. asıl gaye olan saadete uluşılması için. diyerek. Allah'ın. yedikleri günler sayısınca kaza ile mükellef bulunmaları gibi hususlar. bu kelimenin susmak yerine kullanılmış olmasının manasızlığı ortaya çıkar.

Ali ve ehlibeytine muhabbet ve sevgi ile başlayan şaşkın mürid. sı ağızdır deyip ve Allah. geçmişte olduğu gibi. Ölüleri diriltmek: Câhillere bâtını öğretmek. Sefine: Davete icabet edenleri koruyan muhafaza. yukarıdan beri anlattığımız hususları da kabullendikten sonra.ir ehli Cibril: el-Aklu'l-Fa'âl. sen de onun gibisin derler. sanki kendilerinin fikrini teyid ediyormuşcasına. ise ayaklar mesabesinde diyerek. teklifler sebebiyle bedenlerin meşakkat çekmesi Tufan: Zahir ve şüphe ehlini boğan ilim.kendini Allah yerine koyduğunun bir delilini teşkil eder. şaşkın müride. Kıble: İmam . Nâr-ı İbrahim: Nemrud'un gazabı Denizin yarılması: Musa'nın ilminin bölümlere ayrılması. diyerek. Seni Muhammed’in suretinde yarattı. Muhammed kelimesinin baş. bedendir. melanet toplantılarını iyi karşılaması temin edilmiş olur. İblis ve Âdem: Ebû Bekr ve Ali.[1355] Onlar Allah'ın sıfatlarını İnsanlara rucû ettirmekten de geri kalmazlar. Allah ve Muhammedin inkârına gidilmektedir. âyetlerdeki terimleri (istılahları) ve isimleri kendi arzularına göre nasıl açıkladıklarına âit bazı örnekler verelim: Namaz: imama duâ etmek. Fussilet Süresindeki âyet ise. şaşkının. Şeytanlar: Zahir ehli Cennetin kapıları: Bâtın ilminin dereceleri. Kureyş Sûresi’nin 3. Kısacası. siyak ve sibakından açıkça anlaşıldığına göre. burun. Merve: Ali. Ali lafzının nı göz. artık onlar için Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinin manalarını izah edip açıklamak gayet kolay olacaktır. iyi hasletlere sevkedilmek istenen insana yönelmesine karşın bu habisler tarafından. sen Muhammed'sin imasında bulunur ve bunu kabul ettirirler. Vakıa Süresindeki âyeti okumakla. kişinin bedeni Allah makamına kâim olmaktadır. bazı âyetleri. derler.: İmam Telbiye: Dâiye icabet Nâr: Zahir ilimdeki. günümüzde ve gelecekte de eksik olmayacaktır. Zekât: Müsfaîd olanları ilme teşvik etmek Oruç: Zahir ehlinden ilmi saklamak Gusül: Ahdi yenilemek Cima: Bâtına ahdi olmayanla konuşmak Zina: Ahdi olmayan kimseye ilmi ilka etmek Teyemmüm: İzin verilen kimseden ilim almak Hacc: İlmi taleb etmek Kabe: Peygamber. sı eller ve kollar göbek. Bu gibi şaşırtıcı ve sapık hareketler. artık Allah inkâr edilmekte. bu lafzı insana benzetirler. yorumlanır. Safa: Peygamber. insanları Muhammed ve Ali suretinde yarattı. “Artık onlar Rabbın Beytine ibâdet etsinler” âyetindeki ruhtur. melanet işlemlerinin sonunda. Bâb: Ali. Ye'cüc ve Me'cüc: Zah Ruhsuz bir cesede benzeyen zahir.[1356] Bu durumda. Onların. Mikât.

el-Hasen'e yazdığı mektup bu gibi melanetleri ihtiva etmektedir. bugünkü Kur'ân'ın tahrife uğrayarak. Bu grup.. Vehim. Yagus. Onların Kur'ân âyetleri hakkındaki te'villeri hiçbir esas ve delile dayanmamaktadır. Buna yukarıda örneklerini verdiğimiz Bâtıniyye’nin iddiaları. Bunlardan birincisi bâtıldır. Ubeydullah b. M. Hz. Yani bir nevi tagutî sanem oldular. onların itikada. Ömer ve Osman'dır veya bunlar gibi olanlardır.” âyetini şöyle tefsir ederler: Onlar. Süleyman b. Meselâ “Nikâh ancak veli ve iki âdil şâhidle sahih olur”[1362] haberini “Cima ancak zeker ile olur. Nesr. hâk ehline çevreden ulemâ ve zahir ehli. aşağıya düşmesi. İblis Hârût. hadisleri de aynı usullerle te'vil etmişlerdir. Beyânu Mezhebi'l-Bâtıniyye adlı eserinde[1364]. Bâtın ilmini iki kısımda incelemek icâb eder.[1358] Görüldüğü gibi. Kur'ân'da geçen tâgut ve sanemler bu şekilde te'vîl edilmişlerdir. Bu kadarı da onların mesuliyetsiz ve hudutsuz ve hatta tahrife varan te'villeri hakkında yeterli bilgi vermektedir. Tâguti sanemlerin evveli Ebû Bekir.. neticesinde. Tekvir Sûresi’nin 19. Bâtıniler gibi zahiri manayı tamamıyla terketmiyor ve onu şeriat için lüzumlu görüyorlar. yaptıkları bu batıl tevillerle yetinmemiş. Burada şu noktayı hatırlatmakta fayda vardır. Mârût. Onların rezillik ve rüsvaylıkları bu kadarla da kalmamış. Ya'uk. fiile ve kavle taalluk eden küfürlerinin delillerini yirmi vecihte incelemektedir. kız kardeşe en haklı nikâh sabibinin erkek kardeşi. eş-Şeceret'ul-Mel'une: Benû Umeyye. onların bâtıl tevillerinin hepsi hevâ ve heveslerinin ve şahsî çıkarlarının bir neticesi olarak tezahür etmektedir.[1360] Bakara Sûresi’nin 257. “Kur'ân-ı Kerîm'i Taklid Teşebbüsleri” adlı mühim bir makale yazmış olan merhum hocam Prof. “. veli odur. ikincisi ise ilmi zahire muhalif olmayan bâtın ilmidir.. diğerine ise mutasavvıfların yolu örnek gösterilebilir. Tâgut. kıza da en lâyık olanın babası olduğunu söyleyerek nikâhtaki bütün haramları helâl kılmış ve İslâm toplumunun aslî unsuru olan aile mefhumunu temelinden sarsmışlardır. Mevkûze: Dâiye vurulan değnek. ilmi zahire muhalif olan batın.[1361] Onlar.[1359] Bâtınîler hakkında bilgi veren eserlerde. İki husyede şâhidlerdir” şeklinde meseleyi bayağılaştırmalardır. Kur'ân'ın.Bu gibi örnekleri daha çok arttırmak mümkündür[1357]. Fahşa: Ebû Bekr.. Meselâ.[1365] “Gerçi Hindistan'ın Bankipore şehrindeki . Ali ve ehlibeyti'ne âit bazı âyet ve sûrelerin çıkarılmış olduğunu söyleme cesaretini bile göstermişlerdir.[1363] ed-Deylemî. İhtilâm: Ehil olmayan bir kimseye sırrı ifşa etmek. Birincisi. Mütereddiye: Yüksek dereceye ulaşan kimsenin. Hasen el-Kayrevâni’nin. Vudd ve Suvağ: Bunların hepsi. Alfabe harflerinin dahi çeşitli mana ve şahıslara delâlet ettiğini söylerler. Peygamber’in kelâmı olduğunu söylerler.Kâfirlerin dostları putlardır (şeytanlardır). Cibt. Mutasavvıflar. imamların nimetlerine küfrettiler ve putların dostu oldular.Mazmaza istinşak: Hüccetten hakiki ilmi aîmak Meyte: Ruhsuz bir cesede benzeyen zahir Kan: Sana haram olan şüphe Domuz eti: Münafık Münhanika: Ahdi bozmak. Münker ı: Ömer Bağy: Osman Hamr ve Meysir: Ebû Bekr ve Ömer. bazı âyetlerin müstakil olarak tevillerinin yapıldığını görmekteyiz. şüphe ve bâtıllıkları ile zayıf akılları onları dinlerinden etmekte ve kendilerini ilhâd grubuna sokmaktadır. “Bu söz emin bir elçinin sözüdür” âyetine dayanarak. Tayyib Okiç bu konuda şöyle söylemektedir.

[1371] Nihayet bu apokrif “Suretu'n-Nureyn” üzerinde incelemeler yapmış bulunan Kazem Bek ile T. Bunun gibi el-İnsân veya ed-Dehr Sûresi.Genel Şark Kütüphanesinde cümle veya bütün sûreleri ihtiva eden apokrif (uydurma) bir mushaf yazma hâlinde Bu nüshada Kur'ân-ı Kerîm metninin muhtelif yerlerine bazı mevcuttur”[1366] ilaveler yapıldığı gibi.[1373] “Şimdiye kadar ne Avrupa'da neşredilmiş ne de Avrupa dillerine terceme edilmiş olan bu eseri tanıtmayı düşündüm. Garcin de Tassy şöyle demektedir. Ancak böyle bir şeyin hicri VII. Ali ve imamlara gösterilmesi lâzım gelen hürmet ve itaatten bahseder. yukarıda zikredilen sûrelerin bir listesini vermekte fayda mülahaza etmakteyiz. şüphesiz Kur'ân'a dayanmak mecburiyetinde kalmış. Clair Tisdall tarafından 1913 yılında İngilizceye terceme edilmiştir[1369]. tasni' edilmiş iki ayrı “Sûre” de bulunmaktadır. aynı zamanda kelâmî münakaşaların bol olduğu polemike âit eserlerde de. nüzul sebebine göre sıralanmış olan apokrif Bankipore nüshasının sıra numaralarına. St. Yazma halinde mevcûd olan bu nüshanın ihtiva ettiği apokrif parçalar İran'da misyonerlik yapmış bulunan W. asırdan sonra Şiiler arasında ilk defa görülmeye başladığını ispatlamıştır. bu hususta hiçbir işaretin bulunmadığını da göstermiştir. yukarıdaki hükmümüze bir delil teşkil eder. el-lsrâ (XVII) Sûresi. Fransızca tercemesi neşredilmiştir. Bir sene sonra yine aynı mecmuada.[1375] Okuyuculara örnek olmak üzere. aslı islâmî olmayan ve bâtıniyye lafzı içinde toplanan çeşitli fırkalar. müsteşriklerin. Peygamber ile Hz. Nöldeke. . listemizde “Het'etâ” ismiyle zikredilmiştir. Muhammed Draz'ın “Initiation au Koran” adlı çok değerli eserlerinde[1370] dediği gibi. Fransız müsteşrik Garcin de Tassy tarafından. koyu bir İslâm düşmanıdır. Bunu uyduran kim olursa olusun muhakkak ki o. ikinci rakamlar ise. bu apokrif cümleleri bir defa okumakla. meşhur polemik kitaplarında bile kendilerinden hiç bahsolunmamaktadır. Kur'ân'dan bazı asılların çıkarılmış olduğu görüşünü savunmak istemiştir.[1368] İkinci apokrif sûre ise yedi âyetten ibaret olan “Sûretu'l-Velâye” dir ki. Kur'ân-ı Kerîm’in esas parlak ve ahenkli üslûbu ile bunların ne kadar büyük bir tezat teşkil ettiği kolayca anlaşılabilir. bekalarını sağlayabilmek için. Ali kastedilmektedir) kırkbir âyetten (hamd ve âmini itiva eden bir âyet daha sonra eklenmiştir) mürekkeb bu apokrif parçanın ilk defa 1842 tarihinde. Bunlardan birincisi “Suretu'n-Nureyn” yani iki nûr Süresidir (ki bu iki nurdan Hz. Kazan Üniversitesi Profesörlerinden Mutanassır Mirza (Alexandre) Kazem Bek’in aynı mecmuada buna dâir bir tenkit ve tahlil yazısı çıkmıştır. Gâfir (XL) Sûresi yerine “el-Mümin”. Verdiğimiz bu listede bazı sûrelerin isim değişikliklerine de rastlanmaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'i. [1376] Netice olarak. o devirde geçerli bir fikir olan. Mesela. Burada yine fayda mülahazasıyla uydurma “İki nûr” Sûresi’nin tamamının metnini koymayı uygun görmekteyiz. Bu uydurma sûre ve âyetlerin kim tarafından ve ne zaman tasni' edildiği belli değildir. Kur'ân'da tasni' edilmiş kısımlar olduğu görüşünü savunan zihniyeti destekler mahiyette. Fussilet (XLI) Suresi yerine de “Secde” isimleri kullanıldığı görülür. Şia'nın Kur'ân'ın da böyle sahte bir sûre izine rastlanmadığını göstermekle kalmamış. asırda Farsça olarak yazdığı “Debistân-ı Mezâhîb” (Mezhep Okulları) adlı eserinde buldum ve bu eserin muhtevasına muhterem dostum M.[1367] Ondan bir sene sonra (1843).”[1374] Garcin de Tassy bu makelesi ile. onun uydurma olduğunu teslim etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Hz. Diğer taraftan tanınmış Mısır âlimlerinden merhum Profesör Dr. bütün çırpınmalarına rağmen. 1842 yılında Journal Asiatique de neşrettiği “Châpitre İnconnu du Coran” (Kur'ân'ın Bilinmeyen Sûresi) adlı makalesinin mukaddimesi. Mushaf-ı Şerifin sıra numaralarına delâlet etmektedir. Troyer’in yapmış olduğu tercemesi sayesinde ulaştım. fırkalarının dar ve fasid görüşü içine sığdırmaya çalışmışlardır. İslâm'da kusur ve eksiklik bulma hususundaki gayretlerinin güzel bir örneğini teşkil eder[1372]. Bu durumda Peter Werenfels’in İncil hakkında söylediği sözleri hatırlamadan geçemeyeceğiz: “Herkes akidesini şu mukaddes kitaptan talep ediyor ve yine herkes istediğini onda buluyor”[1377]. uydurma (apokrif) mushaftaki Bu listedeki ilk rakamlar. yerine listemizde “Benû İsrail”. Garcin de Tassy'ye gereken cevabı veren ve onun emellerine engel olan Mirza Kazem Bek adı geçen makalesinde. Bu (sûreyi) Keşmirli Muhsin-i Fâni’nin 17. Bütün bu apokrif sûre ve âyetlerin Mirza Kazem Bek’in belirttiği gibi Şiiler tarafından nazarı itibara alınması şöyle dursun. Bu misal. Fâtır (XX XV) Sûresi yerine “Melâike”.

b. mehdilik. 40/661) 2. 50/670) 3. İran'daki Bâbîler ve Bahâiler. dînî ve dünyevî liderdir. 114/733) 6.Mut'a nikâhına cevaz: Bu bir erkeğin bir kadınla bir ay veya bir sene müddetle. ismet. Hz. Peygamber’in kızı Fâtıma'dan olan çocuklarıdır. Genellikle imâmiyye Şiası için belli başlı vasıfları şu noktalarda toplayabiliriz: 1. Ali (ö. Şia nazarında imâm. sonradan bu nikâh şeklini Hz. Ali evladından gelen 12 imamın isimleri şöyledir. eski Bâtıniyye fırkalarının zamanımızda yeşeren filizlendir. Peygamber’in vekilidir.Ehlisünnetin hadis kitaplarında rivayet edilen hadisleri reddederek. Her devirde olduğu gibi. imamet. el-Hüseyn (ö. hatta Hindistan'daki Ahmedîler veya Kâdiyânîler. Ebî Tâlib (ö. zamanımızda da.Âhir zamanda Mehdi’nin geri gelmesi: Mehdi. Şia'nın bu İmâmiyye fırkasının kabul ettiği Hz. Bunları ayrıca günümüzdeki tefsir hareketleri bahsinde ele almaya çalışacağız.Yukarıda “Bâtıniyye” lafzı altında pek çok fırkanın bulunabileceğini söylemiştik.İmâmiyye Şiası'nın (İsnâ Aşeriyye) Tefsir Anlayışı Ve Tefsirleri Bu fırkanın kuruluşunun siyâsî olduğunu söylemiştik.e!-Hüseyn b.Ca'ferb. Şia'yı yeniden canlandırmak ve onlara yardım etmek için yeniden dönecektir. İmâmiyye ise. kadına mehrini ve nafakasını vermek suretiyle ve evladını itiraf etmesiyle yapılan muvakkat nikâhtır. 61/680) 4. ayakların da meshinin farziyetine kail olmuşlardır.Musa b. 4. 7. Pakistan ve Güney Afrika'da Ağa Han başkanlığındaki (şimdi torunu Kerim Han başkandır) İsmâililer.Yahudi ve Hıristiyanlardan (Ehl-i Kitaptan) olan kadınların nikâhlarının haram olması: Hz. Onlara hata ve nisyandan bir şey atfetmek caiz olmaz. son imam da kaybolmuştur. Peygamber yasaklamış ve bu ibâha hükmünü neshetmiştir. 6. 183/799) Künyesi Ebû'l-Hasen Ebû Muhammed Ebû Abdillah Ebû Muhammed Ebû Ca'fer Ebû Abdillah Ebû İbrahim Lakabı el-Murtaza ez-Zekî eş-Şehîd Zeynu'l-Abidiri el-Bâkır es-Sâdık el-Kâzım . Ali (ö. Peygamber'den sonra ilk imamlığa layık olan Hz. Onlar bugün dahi İslâm âleminin çeşitli ülkelerinde çeşitli isimler altında ortaya çıkabilmektedirler.148/765) 7. 95/713 5. Bu şekilde nikâha. derler. Ca'fer (ö. imâmiyye’nin inanç esaslarını ve seçkin vasıflarını bilmemiz lâzım gelir. 3. İslâm'ın zuhuru esnasında bazı hallerin ve zurûfun iktizasıyle cevaz verilmişse de. zâlimlerden gizlenmiş olan Şia imâmlarındandır. İnanç esasları olan. 2. ister müşrik ister kitabî olsun bütün kâfirlerin nikâhının haram olacağı anlayışındadırlar. Ali (ö.Muhammed b. Adı 1. 5. Bu hareketler ülkelere göre çeşitli isimler alsalar da gaye itibariyle Bâtınilikle aynı paralelde yürüdüklerinden o grubun içine sokulabilmektedirler. Muhammed'e insanlardan ve yakınlarından en haklı mirasçı Hz.el-Hasen b.Alib. Ali'dir. Muhammed (ö.[1379] Şia denince de genellikle akla bu fırka gelir. Bunların tefsir anlayışına geçmeden önce.Abdest alırken yıkanması farz olan ayakların meshi: Cumhuru fukahâ abdestte ayakların yıkanmasının farziyetine kaildir. Şia ricalinden gelen senedlerle rivayet edilen hadisleri kabul ederler. abdest âyetindeki [1378] “Vav” başa meshetmeye atfederek.Peygamberler de diğer insanlar gibi miras bırakırlar: Hz. rec'a ve takiyye gibi esasların neler olduğunu ve bu hususların tefsirdeki rollerine temas edebiliriz. İslâm âleminde sonu gelmeyen huzursuzluklara sebep olmaktadırlar. Hindistan.Ali b. Ali'dir ve Hz.Hayatları boyunca imâmlar büyük ve küçük günahlardan korunmuşlardır. Onun evlâdından imâmiar gelmiş. Muhammed’in nübüvvetini inkâr eden kâfir olduğu için Yüce Allah'ın Bakara Sûresi’nin 221 âyetine dayanarak. Hz.

Mutezile ile aynı görüşü paylaşır. istedikleri manaları çıkarmakta zorluk çekmezler. onları nebi kılar. Şia'nın mühim bir inancı da “Takiyye” dir. Icmâ'nın delil olması ancak ma'sûm imâmın görüşlerinin açıklanması veya icma edenlerin içine imâmın da dâhil olması ile geçerli olur ki hakikatte bu şartları hâiz bir icmâ da kitap ve sünnete dâhil olmuş olur. İmâmı reddetmek Allah'ı reddetmek demektir.[1381] Buradan da anlaşılıyor ki. Musa (ö. Peygamber. Bunları Peygamber ve ileri gelen sahabe ağzından söyletmişlerdir. et-Taberesî ve diğer Şia ileri gelenleri tefsirlerinde Mutezile görüşünü savunmuşlardır. Hz.Muhammed b. Ali (Ö. Bu şirke yakın bir derecedir. kendi lehlerine ve düşmanları aleyhine hadisler uydurmaktan çekinmemişlerdir. akıl olmak üzere fıkhın delilleri dörttür. Kendileri te'vil ehli olduklarından. büyük ve küçük günah işlemekten korunmuşlardır. Genellikle Şia. mehdîlik fikridir. imamların Allah ile ruhsal bir bağları vardır. icma. Sünnet hakkındaki görüşleri de değişiktir. Böylece düşmanın zararından kendini korumuş olur. İmâmiar mukaddestir. Ali'ye tevdi etmiş. zayıf anlarında. aradaki basit farkı ortadan kaldırıp. Mûtezîli-lere talebelik yapmış olmasıdır. Meselâ. Şia ileri gelenlerinden pek çok kimsenin. Kitap hususunda şimdiye kadar verdiğimiz misallerden ve verilecek olanlardan anlaşılacağı gibi. Sahabeyi cerhe tâbi tuttukları gibi. Ebû Bekr. Hz. Bunlar sadece bu kadarlıkla da kalmamışlar. 220/835) 10. kelâmî meselelerde pek azı müstesna olmak üzere.8. Şiilere göre babasının vefatından sonra gizlenmiş olup halen sağdır. âhir zamanda ortaya çıkıp yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Alî (ö. 203/818) 9. imamlık Ali ve evladının hakkıdır. Kısacası durumunu gizlemesidir. ei-Mugire b. imâm diğer müc-tehidler gibi değildir. el-Hasen el-Askerî. Meselâ. Ali ve diğer on imamın da dünyaya gelecekleri inancı da rec'a inancını ifade eder. . el-Hasen (255/869 da doğmuş. Ancak hadis olsun tefsir olsun Şii olanlardan veya Şii bir tarikle gelmiş olanları alırlar. Beklenen mehdi. peygamber sözü ile imâmınki arasında bir fark yoktur. Ebû Ali. Şia indinde bizatihi delil değildir. Şu'be'den rivayet edildi diye reddederler. öbür âleme göçerken din ilimlerinin tümünü ve şeriat hükümlerini. 260/873) Ebû'l-Hasen Ebû Ca'fer Ebû'l-Hasen Ebû Muhammed er-Ridâ el-Cevâd el-Hâdî el-Askerî el-Mehdî 12. Hatta eş-Şerif el-Murtaza daha da ileri giderek “Emâli” sinde Hz. Şia'nın diğer bir inanç esası. O ilmini diğer müctehidler gibi nazar (gözlem). asıl maksat ve inancını gizler. kitap. maârif ve şer'i hükümleri.)Ebû'l-Kâsım Son imâm. el-Murtedâ. Şüphesiz. imâma gelinceye kadar devam etmiştir[1380]. Bütün Şia kitaplarında görüleceği gibi.Alib. Ömer ve Osman'a bey'at etmekle tekfir ederler. es-Şerîf. Onların veliliğine inanmadan. iktidar sahibine dıştan itaat gösterip. Delil olma bakımından. 254/868) 11. Gizlenmiş olan onikinci İmam. Onlara göre. İmâm ilham alıyorsa da. Şia'nın tefsirlerinde. Hz. Peygamber ve sahabeden gelen haberlere ya ret veya te'vîl yoluyla açık bir şekilde muhalefet ederler. istidlal. Bu ismet vasfı imamdan ayrılmaz olan bir sıfattır. Hz. Kuvvetli olduğu zaman. Muhammed (ö. silahlı ihtilâle giriştiği halde.[1382] İmâmlar. Peygamber. Zira Mugire'yi münafıkların başı olarak görürler. İcmâ. Belki. imâma tâbi olup ona itaat etmeleri vacip olur. Allah'ın hüküm ve hidayetini açıklamaktadırlar. Böylece Şia kendilerini belirli bir dâirenin içine hasretmekte ve sadece kendilerini Müslüman görmektedir. o da İmâm Hasan'a.el-Hasen b. Çünkü ikisi de Allah'tan tebliğ etmektedirler. imâmın bilerek veya bilmeyerek hâsıl olacak hatâlardan salim olması. dünyaya döndükten sonra. ondan hüküm istinbat ederken kendilerine âit tefsir ve te'vil görüşleri vardır. dinin öteki esaslarının kıymeti olamaz. mut'a nikâhının haram olduğunu gösteren hadisleri ve soğuklarda ayağa giyilen mesh üzerine meshi. o da Hüseyin'e bırakmış. Her devirde bir imâm vardır. İmâmiyye indinde. Ona muhalefet etmek ve onu reddetmek caiz değildir. bu sebebten de onlar kâfir ve münafık olmuşlardır. Bu iki fırka arasındaki benzerliğin sebebi. Mutezilenin kelâmı görüşleri fazlaca yer alır. böylece 12. daha evvelce de zikrettiğimiz gibi. Kıyametten önce zuhur ederek zulümle dolmuş olan dünyayı adaletle dolduracaktır. kitaplar ve şeyhler yoluyla almaz. Her ne kadar Peygamber vahiy. Müslümanların. Şu noktayı hatırdan çıkarmamak gerekir. Ali'yi MûtezilT olarak gösterir. Fakat ashaptan pek çoğu onların haklarını gaspetmiş. peygamberler veya kendinden evelki imamlardan veya ilham yoluyla alır. sünnet. Şia'nın fıkıhta ve fıkıh usulünde diğer fıkıh mezhepleri ile uyuşmayan tarafları vardır.Muhammed b.Ali b.

Âli Beyt'tendir” demiştir. batınını da. Bütün kitabın ilmi onlardadır. Kur'ân'dan yapmış oldukları istinbatlara cevaz verdiler. Kur'ân'da vârid olan her şeyin imamlarından ve velilerinden. İmamiyye Şiası'nın tefsirinde en fazla görünen veya onların tefsirine en fazla tesiri olan. Rasulü ve ehlibeyt için ihlasla kullanan. her ikisini inkâr eden gibi küfretmiş olur. Kur'ân'ın muhkem ve müteşâbihine. sevgisini Allah. İçtihad meselelerinde de ihtilafları vardır. bu ümmetin de geçmiş ümmetler gibi. nâsih ve mensûhuna inanmanın vâcib oluşu gibidir. İmamiyye Şia'sı. Bu iki mana arasında bir tenasüb ve teşâbüh kurmaya kalkarlar. Kur'ân'ın zahiri ve bâtını. velayet ve buna bağlı olan şeylere davete mahsus kılmıştır. Onlara göre . Peygamber’in hadislerinin ve sahabenin asarının onlar indindeki yeri gibi hususlardır. “(Ey İnsanlar) şüphesiz siz bir durumdan diğerine uğratılacaksınız” âyetinin bâtın? manasında. Tasavvuf erbabı da aynı iddiayı İleri sürmektedir. bazı âyetlerde. Bu hususta sağlam haberler mevcut olduğuna göre. Onların miras hususunda da bazı ayrıldığı noktalar vardır. Tabi bu konularda. Belki bâtın manası daha çoktur. fıkıhda da bazı muhalif olan hususları vardır. evliya ve düşmanları hakkında Kur'ân'ın yeri. onu ehlibeyt’in bir ferdi haline getirmiştir. bâtınî mana vasıtasıyla işaret etti. [1384] Kur'ân'ın zahir ve bâtınına verilen manalar birbirinden ne kadar uzak olursa olsun. Kısaca. imamet. değil. zahire inanıp bâtına inanmazsa. insanların akıllarını men ve muattal bırakmak isterler. Kişi. Enbiyanın miras bırakacaklarına cevaz verirler. Kur'ân'ın zahirini tevhide. Peygamber'e ve kendisinden sonra gelen imamlara mahsus kılarlar. şeklinde iddialar ileri sürerler.[1385] İmâmiyye Şia'sı. İmamiyye Şia'sı. onlara göre. Zira Hz. Müslümanlar arasında bir ihtilâf bahis konusu değildir. Peygamber “Selmân bizden. Abdestte iki ayakların meshedilmesi farzdır. istihsan. düşmanlarından ve muhaliflerinden bahsetmekte olduğunu iddia ederler. Çünkü Kur'ân onların evine inmiştir ve ancak onlardan çıkan manalara güvenilir. Yüce Allah. Onlar nihayet işin neticesinde. Bazen de. yıkanması. diğer insanların Kur'ân'a akıl erdirmesine mâni oldular ve imamlardan işittiklerinden başkasına kulak verdirmediler. masâlihu'l-mürsele buna dâhil değildir. Kur'ân'ın tahrif ve tebdili ve nihayet. Bâtınî manaya inanma işini biraz da zorla kabul ettirmeye çalışırlar ve şöyle derler: İnsan için Kur'ân'ın zahiri nasıl vâcib ise bâtınına inanmak da aynı şekilde vaciptir. Onların iddialarına göre Allah Teâla. Kur'ân'ın bütün ilimleri imamlar indindedir. dediler ve bu hususu. tefsir ve görüşlerini kabul ettiler.[1383] İmamiyye Şiası gaye ve maksatlarını Kur'ân'da bulamayınca Kur'ân’ın zahir ve bâtın manası vardır. gelecekte olacak hâdiseleri. Çünkü bu kimsenin ehlibeyte muhabbeti ve ilmini onlardan alışı. Bu üme tafsîllî bir şekilde ulaşmak da ehlibeyt yoluyla olur. Kur'ân-ı Kerîm nasslarındaki hür görüşten. Kur'ân'ın her iki manası da yalnız ehlibeytten gelir. bu hususa diğer Müslümanların da muhalif olmamaları gerekir. nübüvvete ve risalete çağırmaya. mesh üzerine mesih caiz değildir. Avliyyeyi inkar ederler. peygamberlerden sonra gelen vasilere zulmedeceklerine işaret olduğunu söylerler. Kur'ân'ın zahir ve bâtın manası olduğunu ileri sürer. Bu konuda geçen âyet ve hadisleri de kendi görüşleri ve mezhepleri açısından te'vil etmektedirler. Kendilerinin fikir ve prensiblerinden salim kalan diğer herkesi ise vehimlerinin aldattığı zannına kapıldılar. kaide olarak koydukları esaslardan. zahirinin bile birçoğunu bilemezler. gerek usûl ve gerekse furu yönünden kendi görüşleri hususunda mutaassıptırlar. Meselâ. bu iki mana arasında mutlaka bir alaka kurmaya çalışır ve bütün gayretlerini bu işe sarfederler. aynı zamanda Kur'ân'ın i'câzından addettiler. hevâ ve heveslerine uyarak vazgeçiverdiler. Onların fıkıh usûlündeki ayrılıkları gibi. başkaları değil bâtını. Her iki manayı ancak ehlibeytten olanlar bilir. derler. Meselâ. Hz. Bu. Kıyas. imam. zahir ve batın konusunda aşırı te'villere giderek birbirine zıt düşünceler ileri sürmüşlerdir. Belirli bir sınırda kalındığı takdirde. Ancak İmamiyye belirli hudutlar içinde kalmamış. Kur'ân'ın fıkhî âyetleri hususunda. Onlar akılları taşlaştırarak. Yine onlar. Kısacası. Çünkü bunların hepsi onlara göre delil değildir.Akıl delili Şia indinde geçerlidir. ortaya koyduğu bu bâtınî tefsir dolayısiyle akidelerini süslemek ve diledikleri heveslere ulaşmak için Kur'ân'da gelişi güzel tasaruflarda bulunmak ve bazı hurafeleri tefsire sokmak durumunda kaldılar. Yine onlardan bazıları Kur'ân'ın Hz. ehlibeyt mensuplarından ilmini alan kimselerin de. Inşikâk Sûresi’nin 19. Kur'ân'ın zahir ve bâtına taalluk eden bütün manaları müsavidir derler ve bunu Hz. Mut'a nikâhı caizdir. ehübeyt'ten gelen mana anlaşılmasa dahi kabul etmek icâb eder. Peygamber zamanındakinden tebdil ve tahrif olunduğunu iddia ederler.

durum ve maslahata göre hareket etmelidir. dediler. bâtınî manada bu ümmete hitap olabilir. hayatında ölümünde kat kat azabını tattırırdık. “Âyetlerimiz onlara açık açık okununca. batında ise Alî’nin velayetini inkâr edenleri kastettiğine hükmedilir. bu husus onların. Hz. İmâm. İmâmiyye Şiası. zıt manalar olabilir. bizimle karşılaşmayı ummayanlar. birbirine muhalif. Allah. Peygamber'e böyle bir hitabın lâyık olmayacağı düşüncesinden hareket ederek bu âyetle Hz. Bu ise bilinen. Ali’nin ve sonra gelen imamların imametini ve onlara sevgi ve dostluk. Bu esasa dayanarak imâmın susması veya icabet etmemesi bahis konusu olabilir. Meselâ. Takiyye (asıl inancını gizleyip. “Musa'nın milletinden bir topluluk. Kur'ân tefsiri hususunda Allah tarafından vazifelendirilmiştir.[1387] İmâmiyye Şia'sı. muhaliflerine ve düşmanlarına buğzu imânın asıllarından bir asıl kabul ettiler. bir kişinin imânı sahîh olmaz dediler. Kur'ân ve te'vilini en iyi bilendir. Kur'ân âyetlerinin te'villeri tek bir zaman ehli üzerine geçerli olmaz. söylemişlerdir. bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir. dediler. onların dostları ve düşmanları mevcuttur. Bu zanları neticesinde. Milletin siyâsetinde de o vazifelendirilmiştir. zahirde bütün kâfirleri ifâde edebilirken. yaygın olan bir mecazdır. Yunus Sûresi’nin 15. Kur'ân'da nefsini cemi sigası ile veya zamiri ile zikretmektedir. İmamlara itaate ve onların bütün mahlûkattan faziletli olduklarına inandılar. Kur'ân'ın manası yenilenir (tazelenir). “Sana sebat vermemiş olsaydık. bütün kötüleme ve azarlama âyetlerini de imamlarına muhalif olanlara ve düşmanlarına tahsis ediverdiler. Bazen de sadece bâtın manayı kulanarak. tek bir âyetin tefsirinde zıt fikirlerin olabileceği görüşünü kabul etmenin doğuracağı tehlikeleri görmeye başlayınca. gelinim sen dinle) kabilinden oluduğunu söylerler. hakkı gösterirler ve onunla hükmederlerdi” âyetindeki “Musa'nın Milleti” bâtınî manada “İslâm Ehli'dir” demişlerdir. Hele buna siyaset yönünden de vazifelendirilme ilâve edilince. o halde bu vazifelendirilme (tefviz) çok geniştir. Kur'ân'ın her yerinde imamlar. Daha da ilâve ederek. O takdirde sana. Zamanın değişmesiyle. İşte bu takiyyedir.zahirde genellik ifâde eden lafız batında özellik ifade edebilir. Buna bağlı olarak. Kur'ân'ın bâtınî manasını esas aldıklarından.” âyetlerdeki lafzındaki (a) zamiri Aliye irca ederek demişledir. Bu esasa dayanarak. Takiyye ise bu genişlik hududunu daha da genişletir. sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın” âyetinde. şöyle bir sözü söylemelerine vesile oldu.[1386] Imamiyye Şiası.. Meselâ. Zahirde geçmiş milletlere veya onların fertlerine ait olan bir hitap. Madem ki imâm. Şu üç esastan herbiri ile imamlardan gelen tefsirlerde görülen zıddiyet ve muhalefetlerden kurtulunur. adı geçmeyenlere irca ederler. andolsun ki az da olsa onlara meyledecektin. başka görünmek). A'raf Sûresi’nin 159. “el-Kâfirûn” lafzı. . Kur'ân'da geçen her medih ve sena âyetlerini imamlara ve onları sevenlere. her ne kadar Şii bu sözü anlamasa da. kastolunanın geçmişte olan bir kişi olduğunu yahutta (Kızım sana söylüyorum. onlar zahiri manasının murad edilmediğini. Allah'ın nebisini ve imamları da beraberce murad etmesidir. Peygamber’in kastolunmadığını. Meselâ. Yukarıdaki esasları bir inanç esası kıldıktan sonra. bu zırva tevillerine bir sebep bulabilmek için şu meselelere inanılması gerektiğini söylediler. Kur'ân'daki bazı zamirleri. Bunun sırrı ise. Ali’nin hilâfeti ve velayeti hususu ile bir ilgisi yoktur. Kur'ân tefsiri hususunda imâm. bu görüşlerin ışığında Kur'ân'ın nasslarını ele aldılar. Meselâ. İsrâ Sûresi’nin 74-75. Allah tarafından vazifelendirilmiştir. Siyak ve sibak itibariyle âyetin. sonu başka bir şey için geçerli olabilir. Âyetin başı bir şey. bu daha da genişler. Hatta Kur'ân'ın tümünün kendileri için nazil olduğunu söyleyecek kadar eri gittiler ve Kur'ân onları irşâd etmek. Bunlar olmadıkça. Muhammed'e. eğer imâm takiyye sebebi ile bir şey söylemişse. İsteyenin ve dinleyenin salâhını en iyi temin edecek odur. Daha doğrusu Kur'ân'ın her devre mahsus manası vardır. Zira imâm.. zahiri terk etmişlerdir. onların yaptıklarını emretmek ve yapmadıklarını nehyetmek için nazil olmuştur. belki onlar indinde Kur'ân'ın her bir manası her an ve her zaman ehli üzerine geçerlidir. onu almak ve onunla amel etmek mecburiyetinde olduğunu.

onlara o kadar hâkim olmuştur ki bu esaslar onları her yönde etkilemiştir. İlâhi kelâm olan Kur'ân'ın insanları sevketmek istediği asıl hidayet yolundan uzaklaşılacak. Kur'ân'a iftira eden mantık dışı rivayetlerle doludur. Her ne kadar bu devirde bazı şahısların ellerinde hususi toplanmış mushaflar varsa da. diyerek. Kur'ân'ın bâtınî manasına bağlarken. ehlisünnetle aynı görülmesi de. Zira gerçek mana mümkün iken mecaza gidilmez. tefsin üzerinde duracağımız mukaddes kitabımız Kur'ân (mushaf) hakkındaki görüşlerini ortaya koymakta fayda vardır. Fırka olarak ileri sürecekleri ön fikirler. ortaya atılan fikirleri destekleyen ikinci derecede bir kaynak hâline getirilecektir. Buhârî’nin Sahîh’ine mukabil olarak gösterdikleri elKuleynî (ö. Hal böyle iken. kendilerinde bulunan “Takiyye” anlayışının varlığını hemen hatırlatıvermektedir. Sabit başkanlığındaki bir heyet tarafından. aynı mushafın okunmasını intaç etmiştir. kendilerine zulmediyorlardı” âyetinin tefsirinde Muhammed Bâkır'dan Allah zulmedilmekten münezzehdir. bir önder olunca. bazılarının tahrîf edildiğini. Tabiîdir ki bu anlayışlar. Bâtıniyye Şiası’ın teyid eden laflar etmişlerdir. birçok yönleriyle. imâmiyyeye mensûb olan birçok ilim adamı. Osman'a ve sahabeye duydukları nefret sebebiyle. bizim zulme uğramamızı. imamlarına aitmiş gibi göstermiş ve bunları imama itaat. kendisinin zulme uğraması.[1388] Bütün bunları maruf. üzerinde duracağımız Kur'ân ve Kur'ân tefsîri görüşlerini de etkileyecektir. ondan veraset yoluyla. Ebû Bekr zamanında tamamlanmıştı. Bu konuda Şia'nın Bâtıniyye (Gâfiye) grubuna âit bazı örnekleri daha önce vermiştik. malûm mecaz olarak kabul ederler. Halbuki bunların. Şia'nın. Allah'a âit. Bu âyette aslî veya gerçek manayı ifade etmeye mâni olan ne bir karine ne de bir alaka vardır. ulemânın kabul ettikleri mecazla ilgisi yoktur. İlk Şiî kaynaklarında. Hz. bazılarının yerlerinin değiştirildiğini söylemeye başladılar. yerine getirilmişti. demektedir. Mâide Sûresi’nin 55. kendisine itaat edilmesi. bizi kendisine kattı. Osman zamanına ulaşılınca ortaya çıkan zaruretler. Zeyd b. O'nun Peygamberi ve namaz kılan. “Onlar bize değil. kendi imamlarına râci kılarak. Tebdil ve tahrifden uzak olan sahîh Kur'ân budur. İmâmiyye Şiasının tefsir anlayışına geçmeden evvel. Kur'ân tarafından teyid ettirilmek istenince. yine ilk kaynaklarda Kur'ân'ın tahrîf edildiğine dâir rivayetlere rastlamak mümkündür. “Sizin dostunuz ancak Allah. onu almışlardır. Bu nüsha bütün Müslümanlar tarafından icmâ ile kabul edilmişti.[1390] . Diğer taraftan Şianın Kur'ân anlayışınin birçok yönüyle. Kur'ân'ın tahrif edilmesi ve bazı âyetlerin tağyir edilmesi hakkında. Hz. Osman'ın hilafetinde. onun siyasî yönü. Yukarıda zikretmeye çalıştığımız İmâmiyye Şiasının inanç ve mümeyyez vasıflan. onun rızâsı. İmâmiyye Şiası. Meselâ bunlardan birinde şöyle denilmektedir:[1389] Bu habere göre Kureyş'ten 70 kişinin babalan ile birlikte isimleri yazılı imiş. Ondan sonra imamlar. Bakara Sûresi’nin 57. Halbuki bu işte takip edilecek doğru yol. gınası ve fakrı saymışlardır. Tabiî bununla. bizlerde. Şia'nın bazı kolları. onlar Allah. Bazen de. bizim sevilmemizi kendisinin sevilmesi kabul etti. Kur'ân'dan bazı nasslarla kuvvetlendirilmeye çalışılacaktır. resmî bir mushafın ortaya çıkarılıp bütün İslâm beldelerinde. Bunun haricindekiler muharref ve değişmiştir. 329/941) nin “el-Usûl mine'l-Kâfi” adlı eseri. Kur'ân'da imamlarının ve düşmanlarının açık bir şekilde görülmesini. İlâh ve Râb lafızlarını veya bunlara delâlet eden zamirleri. Tahrîf haberleri Şia indinde mütevâtir derecesindedir. Bu konudaki haberler. Onlarda ehlibeyt'e taalluk eden sarih hususlar hazfedümiştir. tefsirlerinde ve hadis kitaplarında. Bilindiği gibi Kur'ân'ın tek bir kitap haline getirilip toplanışı. görüşümüzü teyid ettirecek kadar çoktur. O. Hz. Kur'ân (mushaf) hakkındaki görüşlerinin tam bir istikrara kavuşmadığı gözlemlenmektedir. İmâmiyye Şiası'nın bu ilk devir eserlerinde. Kur'ân'ı asıl kabul etmek. Bunlar ehlibeyt tarafından rivayet edilmişlerdir. Hz. Ancak gerçek mananın mümkün olmadığı yerde mecaza gidilir. Meselâ. rızâsı. Kur'ân'dan Alî ve ehlibeyt'e âit bazı âyet ve sûrelerin çıkarıldığını. Ne gariptir ki. gınası ve fakrı gibi hususları. Onlara göre Kur'ân Ali tarafından cem' edilmiştir. ehlisünnete yakın bir şekilde anlatılırken. bir taraftan da onun tahrif edildiğine kail olmuşlardır. bu Çoğul zamiri ile sadece imamlar kastedilmiştir. daha sonraları. zekât veren ve rükû eden müminlerdir” âyetini okudu.derler. dünyevî ve uhrevî dînî ve siyasî otoriteyi elinde tutan bir şahsiyet. Ömer ve Osman'ın bu isimlen işlerine gelmediği için mushaflardan çıkarmış olduğuna imâ etmektedir. Şia indinde imâm. Halbuki bu âyetlerin siyak ve sibak itibariyle onlarla hiçbir alakası yoktur. imâmiyyenin Kur'ân (mushaf) hakkındaki görüşleri. Ebû Bekr. Bu vazife Hz. onun rehberliğinde hareket etmektir.

” Ali de mushafı alıp götürmüş. bizim senin dediğine ihtiyacımız yok. Fâtıma çok ağlamış.” Nihayet Fâtıma meleğin geldiğini Ali'ye söylemiş. “Bizim yanımızda Kur'ân'ı içinde toplayan bir mushaf var. “Vallahi dedi. hemen orada bulunan Ömer atılmış: “Ya Ali. benden günah gitti. Benim yanımda bulunan Kur'ân'ı yalnız temizler ve evlâdımdan vasîler tutabilir. İşte o sözlerden bir mushaf meydana gelmiş. Bu haberi Kur'ân'ın büyük bir kısmının zayi edilmiş olduğu intibaı verilmektedir. Peygamber tarafından Ali'ye yazdırılmış bir sahife varmış. Kapısına biri gelse. Melek onunla konuşmuş. Bir de Hz. Sonra Ömer.”demiş. Ali: “Evlâdımdan. siz de Kur'ân'ı zayi etmeyin. onu teselli emek için Allah bir melek göndermiş. Sâbit'i getirtip: “Ali bir Kur'ân getirdi.000 âyet idi” denilmektedir. Ebû Bekr açınca içinde ashabın rezaletlerini anlatan âyetleri görmüş.” dediler. Peygamber (a. “Bunu derleyip bir araya getirmedikçe abamı giymeyeceğim” dedi. el-Velîd eliyle Ali'yi öldürmeye yeltenmişse de başaramamış. Daha garibi de var: Allah'ın Resulü vefat edince.” dedi. elCâmi denilen.” dedi.[1392] el-Kuleynî. Bu konuda bir iki enteresan örneği “İmâmiyye Şiasının Tefsir Anlayışı” adlı yazıdan verelim: [1391] Hz. biz bilmiyorduk. Kur'ân'ı sarı bir örtü içine doldurdu. 17. demiş. Derledikten sonra insanlara çıkardı: “İşte Allah'ın Kitabı. onu karşılamak için abasız çıkardı. sünnet onunla cereyan eder. Hz. Hz. Hâlid b. Sen bize bir Kur'ân derle muhacir ve ensârın kötülüklerini anlatan yerleri çıkar. ben size haber vereyim” dedim. Bundan sonra onu bir daha göremezsiniz. Ali vermemiş: “Hayır. Ali demiş ki: “Meleğin geldiğini hissedince bana söyle. Ali'ye bir kapı öğretmiş ki her kapıdan bin kapı açılırmış. Yahudilerin Tevrat'ı zayi ettikleri gibi. Yalnız bu mushafta helâl ve harama dâir bir şey yokmuş da gelecekte vuku bulacak olaylar varmış.s. evine götürüp üzerine mühür vurdu. Fâtı’ına'nın mushafı varmış ki bugünkü mushafın üç misli büyüklüğünde imiş ve onda bugünkü mushaftan tek kelime dahi yokmuş.” Ali gidip. Bu sahifede helâl. İçinde muhacirlerin ve ensârın kötülükleri anlatılmaktadır.) hasta döşeğinde yatarken Hz. Ali'ye: “Ali. bize getirip göstermedin demiyesin. demiş ya ben bu Kur'ân'ı derledikten sonra Ali de kendi derlediğini çıkarırsa yaptığım boşa gitmez mi?” Ömer bu işe çâre düşünmüş. Ali'yi öldürmekten başka çare bulamamış. Peygamber’in arşını ile yetmiş arşın uzunluğunda. . Muhammed'e getirdiği Kur'ân. ehlibeyt tarafından muhafaza edilmektedir. haram ve insanların muhtaç olduğu her şey yazılı imiş. ipek ve varaklar üzerinde bulunmaktadır.Ca'fer-i Sâdıktan rivayet edilen bir haberde “Cebrail’in Hz. kâim kalkarsa onu ortaya çıkarır. insanlar onu ezberler. Şia kitaplarında bulunan acâip bir rivayete göre de Ali. Onları alın toplayın. Fâtıma bunu Ali'ye şikâyet etmiş. Şiî anlayışına göre bu kaybolan kısım. Uydurma olduğu açıkça belli olan bu uzun söze göre güya Hz. Kur'ân okuyucusu olan Zeyd de: “Peki ama. Kur'ân'ı derleyince Ebû Bekr'e getirmiş.” demiş. demiş. Ali evlâdında. Emiru'l-Mü’minin (Ali) melekten duyduğu her sözü yazmış. Hz. Ebû Abdiliah'a bir söz atfeder. Ömer kendi halife olunca Ali'den mushafını istemiş.” Ömer bunun ortaya çıkacağı bir zaman olup olmadığını sormuş. götür onu bizim ona ihtiyacımız yok. onu Allah'ın Muhammed'e indirdiği biçimde iki kapak arasına topladım. ben onu size getirdim ki. Peygamber. Zeyd b. Nihayet Kur'ân'ı derledi. “Kur'ân döşeğimin altında sayfalar.

(Muhammed ashabının hakkına) zulmeden zalimlere. Şüphesiz (Muhammed’in ashabından olan) zâlimler için ateş hazıladık” şeklinde indirdiğini söylemişlerdir.el-Ayyâşî’nin kaydettiği bir rivayete göre de.. şeklinde Ca'fer-i Sâdık'tan nakletmişlerdir. Bugün 64 âyet olan Nûr Sûresi önce 100 ayetten fazla idi.. Kur'ân'ın tahrif edildiğini gördüğü halde. şüphesiz zâlimler için ateş hazırladık” âyetini Cibrilin “De ki (Ali’nin velayeti hakkındaki) gerçek Rabbinizdendir. “çalıştığınız işi biliyorum: Dokuz yüz harfi tahrif ettiniz. Bu imamlar da böyle mantıksız sözler söylemekten münezzehtir. insanları rüsvâ etmek için tutup şahısların kötülüklerini mi sayacak? Nasıl olur da Ali’nin o kadar üzerine titreyip sakladığı bu gizli mushaftan. Dileyen inansın.” dedi.. “Ya Ali. Hz. Çünkü bu sözlerin hiç bir ilmî değeri yoktur. Ali nasıl duyar? İslâm'ı savunmak için canlarını vermeye her zaman hazır olan muhacirlerin ve ensârın ne kötülükleri varmış da Ebûbekr. Hz. Ali’nin topladığı asıl Kur'ân'ı bir defacık gösterip hemen sakladığı anlatılmaktadır. Keza.” dedi. Fâtıma'nın bundan sevinmesi lâzım gelirken neden Hz. umarız ki Allah o sayede bu ümmeti “Evet. siz de . Şiiler. Cebrail’in. o zâlimlerin üzerine fasıklık etmelerinden dolayı gökten bir azab indirmiştik” âyetini. 99 âyet olan Hicr Sûresi. Birinci rivayette. dileyen inkâr etsin. Hz. “Bu gece bir iş üzerinde çalıştık. eksik dedikleri bu Kur'ân'a ilâve edecek tek âyet dahi bulamadıklarından. Dileyen İnansın. Onlardan öteye giden bir senet yoktur. aslında 296 âyeti ihtiva ediyordu. Müslümanlara hâkim olmuştur. değiştirdiniz. “. biz de. el-Kâfi'sindeki rivayetlerin hemen hepsi Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık'a atfedilir.. “Kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz Kur'ân'dan şüphe ediyorsanız. Peygamber'e “Ama (Muhammed ashabının hakkında) zulmedenler. Ali gibi kahraman bir insan. el-Âs. bazı âyetlerin.De ki: Gerçek Rabbinizdendir.. asıl Kur'ân'ı ortaya çıkarmak için çaba göstermez. [1396] Bakara Sûresi’nin 59.Öyleyken insanların çoğu (Ali’nin velayeti hususunda) nankör olmakta direndiler” şeklinde Cibril’in indirdiğini. hâşa muharref Kur'ân'ın yayılmasına boyun eğer? Özellikle dört yıl bizzat halifelik yapmış. tam olarak Kur'ân'ı. başka sözle değiştirdiler. üç yüzünü değiştirdiniz.. onu büsbütün üzüntüye sokup yüreğini dağlamaz mı? Öç almaya mı geldi bu melek? Melek rûhânî bir varlıktır. 190 âyet idi. büyük bir kurtuluşa erişmiş olur” şeklinde okumuşlar ve bu âyet böyle nazil oldu. âyetini “Kim Allah'a ve Peygamberine (Ali ve Ali'den sonraki imamların velayeti hususunda) itaat ederse. İmâmiyye Şiası.” Emiru'l-Mu’ıninin: Osman'ın yanından çıkan Abdullah b. Ali’nin mushafını açar açmaz hemen muhacirlerin ve ensârın kötülüklerini anlatan âyetlerle karşılaşmış? Âlemlere rahmet ve insanları ıslâh için gelen Allah kelâmı. kendilerine söylenmiş olan sözü. tebdil ettiniz: üç yüzünü tahrif ettiniz. Onun Fâtıma ile konuşmasını. Amr b. yoldan çıkmalarından dolayı gökten azab indirdik” şeklinde indirdiğini zikretmektedirler. kendi Kur'ân'ını saklar.. nasıl olur da. Biz de. Kehf Sûresi’nin 29. Fâtıma evlâdının başına gelecek hazîn olayları söyleyip de. “. Ali'ye şikâyet eder? Fâtıma'yı teselli için gelen melek.[1394] Yine bu haberde Nisa Sûresi’nin 66. Konuşması da ruhanîdir. bazı kısımlarının çıkarıldığına kail olmuşlardır. [1395] İsrâ Sûresi’nin 89.[1397] Bakara Sûresi’nin 23. ileride gelecek olan imâmın ortaya çıkaracağını ileri sürmekle güçlükten kurtulmaya çalışmışlardır. Kendilerine verilen öğüdü yerine getirmiş olsalardı onlar için daha iyi olurdu” âyetini “kendilerine verilen (Ali hakkındaki) öğüdü yerine getirmiş olsalardı onlar için daha iyi olurdu” şeklinde indiğini söylemektedirler. ncı âyetinin bir bölümü olan “. yolda Emiru'l-Müminin (Ali'ye) e rastladı: sağlamlaştırır. dileyen inkâr etsin. Bunlara âit bazı misalleri el-Kuleynî’nin “el-Usûl mine'l-Kâfı” sinden vermeye çalışalım:[1393] Ahzâb Sûresi’nin 71. Öyleyken insanların çoğu nankör olmakta direndiler” âyetini “. Osman mushafında 73 âyet olan Ahzâb Sûresi.. Bu dört yi! içinde neden kendinde bulunan asıl Kur'ân'ı çıkarıp yaymamıştır? Sonra Fâtıma'ya teselli için melek gelmiş İse. üç yüzünü de tebdil ettiniz. kendilerine söylenenden başka bir şekle çevirmişlerdi de. “(Buna rağmen içlerinden) zulmedenler sözü. Hz. ashabın kötülüklerini anlatan bir âyet dahi kalmaz? Bazı Şia kitaplarına göre.” el-Kuleynî’nin.

Bize göre ise “ed-Duhan” (93) Sûresi ile. Kur'ân'ın âyetlerinin toplam sayısı on yedi bin olurdu ve bunlar. mutlaka onun içinde olurdu.. Mezhebimize göre sıhhat bakımından en doğru olanı budur. Cebrail’in. sonunda onunla karşı karşıya geleceksin. Muhammed b. Ebû Ali el-Fadl b. Hasan b. tefsirinin mukaddimesinde Kur'ân hakkında:[1400] “Ey Muhatab bil ki.” Elem tere Keyfe” (105) Sûresi ile. fakat Kur'ân değildir. dışında değil” demektedir. Onların hepsi de vahiydir. on yedi bin âyet idi” sözüne karşı “Aksine biz diyoruz ki şu anda Kur'ân'da bulunmayan öyle çok vahiy inmiştir ki eğer onlar Kur'ân'da toplansaydı. Kur'ân'ın bundan (mevcûd halinden) fazla olduğunu söylediğimizi ileri süren. Hasan et-Tûsî (ö.). Yüceliği İse. Kur'an'da ziyadelik olduğunu söylemek ittifakla bâtıldır. Kur'ân hakkındaki inancını şu sözlerle ifade etmektedir: “Şeyh (Ebû Ca'fer) şöyle der: İnancımız odur ki. el-Kuleynî’nin “Cebrail’in Hz. Peygamber’in doğruluğunu gösteren büyük bir mucizedir. söz gelişi Cebrail (a. Ebû Ca'fer.[1399] Ebû Ca'fer Muhammed et-Tusî ise..” âyetini. 381-991). sizde onun benzeri bir sûre meydana getirin” şeklinde indirdiğini söylemişlerdir. Nebiye “Allah sana: Ey Muhammed. Bizim.. el-Hasen et-Tabresî. hatka eziyet vermekten kaçınmasıdır” demesi gibidir.. 460-1068). Müminin şerefi gece kıldığı namazdır. Ali b. Zira bunların te'vili mümkün olabilir. Veya yine onun (Cebrail) “Halkın nefret ve düşmanlığından sakın” veya “Ne kadar yaşarsan yaşa. Bu şekilde daha pek çok misali gerek el-Kâfi'de ve gerekse diğer Şia kitaplarında bulmak mümkündür. Muhammed el-Cevâd el-Belâgi gibi alimleri buna örnek gösterebiliriz. Yine aynı müellif. Yukarıda. Ebû Ca'fer Muhammed “Şeyh Sadûk”. Muhammed'e “Kulumuz Muhammed'e (Ali hakkında) indirdiğimiz Kur'ân'dan şüphe ediyorsanız. iki kapak (deffeteyn) arasında bulunup insanların ellerinde olandır ve bundan fazla değildir. muhakkak Kur'ân Hz. Ancak bu meselelerin esasını iyi bilen ve araştıran ciddî Şia âlimleri. istediğin kadar çalış.” dedikten sonra. Kur'ân'ın tahrif ve tağyirine dâir kendi kitaplarından vermeye çalıştığımız örnekleri daha da arttırmak mümkündür.. Muhammed'e getirdiği Kur'ân. bunlara benzer habeler pek çoktur. Hatta o mucizelerin en büyüğü ve en meşhurudur. “li îlâfi” (106) Sûresi bir tek sûredir. istediğin kadar sev sonunda ayrılacaksın. Ümmetten hiç kimse buna itiraz etmemiş ve onu reddetmemiştir. Ebû Ca'fer Muhammed b. Kitâbu'l-İtikad'ında. yalancıdır”[1398]. Âlemu'lHudâ es-Seyyid Murtaza. Görüldüğü gibi Kur'ân hakkındaki bu ithamlar. delile dayanmayan ve senedleri noksan olan mücerred iddialardır. Bu gün İmâmiyye Şiası. Meselâ. Evlâ olan bu gibi rivayetlerden kaçınmak onlarla meşgul olmamaktır.Allah'ın salat ve selâmı onun üzerine olsun. İmâmiyye Şiası'nın inanç esaslarını yazan. Bu konuda daha pek çok örnek verdikten sonra. Zira onun doğruluğu bilinmektedir. Eğer Kur'ân olsaydı. Hz. halen Müslümanların elinde iki kapak arasında bulunan mushafın tahriften âzâde olarak geldiğine inanmaktadırlar. Yüce Allah'ın nebisi Muhammed'e . Kur'ân'ın tamâm olduğu hakkındaki görüşünü şöyle ifâde etmektedir:[1401] “. Bu görüş rivayetler içinde zahir olandır. Eksik olduğunu söylemek de yine Müslümanların mezhebine aykırıdır. el-Hasan et-Tabresî (ö 548-1153). Fakat.s.onun benzeri bir sûre meydana getirin. Kur'ân'ın âyetlerinin noksan olduğu hakkında umûmî ve hususi cihetten pek çok rivayet nakledilmiş. sonunda öleceksin.indirdiği Kur'ân. el-Murtezâ'nın da desteklediği görüş budur. Kur'ân hakkındaki tahrif iddialarını kesin bir şekilde reddetmektedirler. yer yer bunlara misâller verilmiştir ki bunların hepsi ilim ve amel yönünden kıymet ifade etmeyen âhâd yolla gelmiş rivayetlerdir.” Ebû Ali el-Fadl b. Kur'ân hakkındaki görüşünü şöyle ifâde etmektedir:[1402] . Bâbeveyh (Bâbûyeh) el-Kummî “Şeyh Sadûk”(ö. Halka göre sûrelerin sayısı yüzondörttür. “Elemneşrâh” (94) Suresi bir tek sûredir. Bu rivayetler doğru olsa bile iki kapak arasında bulunana (Kur'ân'a) zarar vermezdi. Bunların eserlerinden alacağımız öneklerle bu hususu teyid etmeye çalışalım. Ali b. yarattıklarıma benim davrandığım gibi davran” demesi gibidir. yukarıda isimlerini zikrettiğimiz müdakkik âlimlerin çalışmaları ve eserleri neticesinde. bu konuda daha fazla itina göstererek..

Ebû Bekr ve Hz. en azından Kur'an'ın tertip edildiğini. Müslüman âlimler Kur'ân'ı ezberlemeye ve onu korumaya ehemmiyet verirlerdi. Ali indinde bulunduğuna dair rivayetler de hiç bir esâsa dayanmamaktadır. sıhhati kesin olarak bilinen şeyden dönülmez. kaydettiği muharref rivayetlerden sonra. titizlik ve zaptı hususundaki itinadan sonra.. gidermesi gerekmez miydi.[1405] Hz. onda nasıl değişiklik ve noksanlık olabilir?. esîrin hürriyetine kavuşturulması (kurtarılması). kâfire bedel bir .“Kur'an'da ziyâde ve noksanlık meselesi tefsirde uygun olmayan bir şeydir.. ne de arkasından onu boşa çıkaracak biz söz gelmeyecektir” [1403] “Zikri muhakkak biz indirdik. Halbuki Yüce Allah “O. es-Sâfi adlı eserinde. Ali’nin de Osman'ın mushafından daha fazlasının bulunmadığını kendi ağzı İle itiraf ettiğini beyan etmektedir:[1408] “Ebû Cuheyfe: Hz. şehirlerdeki nâdir olayların ve büyük hâdiselerin varlığına inanmak kadar kesindir. ne önünden. kişiye Kur'ân'daki hükümleri anlama kabiliyetini vermesidir. Zira Buhârî’nin Sahih’indeki bir haber bu gibi sözlerin asılsız olduğunu teyit etmektedir:[1406] “İbnu'z-Zubeyr.. Hz. ehlibeyt hakkındaki âyetlerin Kur'ân'dan çıkarıldığı tarzındaki mülâhazaları tamamen çürüktür. Allah'ın indirdiği biçimde değilse. onlara söyletmişlerdir. Hz. aziz kitaptır. Allah'ın Kitabı'na aykırıdır.. ona atfedilen akıldışı ve İslâmî olmayan sözlerin dayanağı asla olamaz. Allah kitabında bulunandan başka yanınızda. parçalı ve dağınık olmadığını düşündürür. Zira Kur'ân. Ey Kardeşimin oğlu. Kur'ân'da değişiklik ve noksan olduğunu söylemiştir. hüccet olamaz. hakkında ihtilâf edilen i'rab. Bu kadar gayret. Ali: “Hayır yoktur. Bütün bunlar. Peygamber zamanında Kur'an'ın tamamının okunması. peygamberlik mucizesinin. Kur'ân'ın doğru olarak nakledildiğini bilme ilmi. Tahrîf edilmiş olsaydı arzın ne yararı kalırdı? Kaldı ki tahrîf haberi. tedris edilmesi ve ezberlenmesi delâlet eder. Kur'ân'daki ziyadelik iddiası herkesçe bâtıl kabul edilmiştir. Ali’nin. Hatta (Hz. Ubeyy b. benim bildiğim bir şey yoktur. “Bu sahifedeki hükümler nedir?” diye sordum. Kur'ân'ın tahrif edilmesi bu âyetlere aykırı düşer.” es-Seyyid el-Murtazâ. yararsız olur. taneyi yaran ve insanı yaratan Allah'a yemin ederim ki. Peygamber'e arzedilip okunuyordu. Bu gibi şeylerle. Bu hususta yine Buhâri'de bulunan bir haber Şia'nın görüşünü reddetmekte. Ali’nin hilâfet döneminde böyle bir hareket mevcut değildir. Çünkü bu gibi muhalif sözler. Osman'a “Bakara 234. Yalnız Kur'ân'ın bütünlüğüne zarar vermeyecek bazı isimlerin düşürülmüş veya açıklama kabilinden bazı sözlerin çıkarılmış olması muhtemeldir. zayıf haberleri nakleden. Ka'b ve sahabeden bir grub. Ali ve ailesine koyu bir muhabbetle bağlı olan bu fırka mensuplarının çoğu. Mezhebimizin ileri gelenlerine göre. Bizzat Hz. Peygamber'e bir kaç defa hatmederek okumuşlardı. Ali gibi muhterem bir şahsın İslâm'a ve ilme hizmetleri tarih sahnesinde tespit edilmiş iken... yaptığı dört senelik hilafet döneminde. Ali'ye. sahih olan görüş bunun tersidir. Kur'ân'ı Hz. Abdullah b. vahyden birşey var mıdır? diye sordum. Kur'ân'a karşı yapılan haksızlıkları. naklettikleri haberleri doğru sanan hadisçilere izafe edilir.” dedi. İmamlardan gelen sözlerde de belirtildiği üzere Kur'ân arzediliyordu. ancak bildiğim bir şey varsa o da Allah'ın. Bilakis O. Bir de şu sahifeden olan hükümlerdir. Bu konuda bazı örnekler vermek yerinde olacaktır: Hz. şer'i ilimlerin ve dinî hükümlerin kaynağıdır. Bunun aksini söyleyen İmâmiyye ve Haşeviyye mensuplarının muhalefetlerine itibar edilmez. Hz. kendinden önceki halifelerin Kur'ân hakkındaki icrââtını teyid etmiştir. Ali'ye atfettiği sözlerden anlaşılacağına göre elde mevcut olan Kur'ân'dan çok fazlasının Hz. Kur'ân Hz. Kur'ân'ın bugünkü şekliyle toplanmış olduğuna Hz. Halbuki Hz. âyetini başka bir âyet [1407]neshettiği halde onu niçin yazıyorsun” dediğimde. Osman'ın Kur'ân'ın cem'i ve teksîri hususunda kendisine atfettikleri sözleri doğru olsaydı. Şia'nın Hz.. Mes'ud. Kur'ân'da hiç bir şeyi yerinden oynatamam dedi” diyor. Onun. ve onu elbette biz koruyacağız” [1404]buyurmuştur.. kıraat. Ali ve evlâtlarının söylemedikleri mantık dışı sözleri. Ondaki noksanlık iddiasına gelince dostlarımızdan bir cemaat ve haşeviyye-i ammeden bir kavim. Ali: “Maktulün diyeti (kân pahası). Osman'a kin besleyen bazı Şiilerin. onlara cevap olarak şöyle demektedir: “Eğer Kur'ân Muharref ise. Peygamber) sahabeden bir cemaati Kur'ân'ı ezberlemekle vazifelendirmişti. harf ve âyetleri hakkındaki her şeyi bilirlerdi.

[1409] “Allah. Hz. Osman'ın gerek Kur'ân'ın teksirinde ve gerekse eldeki hususî mushafların ve Kur'ân sahifelerinin imha edilmesinde kendi başına değil. Kur'ân-ı Kerîm’in tahrîf ve tadîl edildiği konusundaki düşüncelerini özlü bir şekilde vermeye çalıştık. Kur'ân'dan sonra en sahih kitap olarak kabul ettikleri “el-Kâfi” nin pek çok hezeyanla dolu olduğunu görmemiş olmaları imkânsızdır. Ali’nin “Benim bildiğim bir şey varsa. Her ne kadar ciddî Şiâ âlimleri iddia edilen bu tahrîfleri kabullenmiyor ve bu gibi iddiaların. Osman mushafları yakmağa teşebbüs ettiğinde. O. Kur'ân hakkındaki görüşlerini bazı örneklerle ortaya koyduktan sonra. Bu işleri yaparken cemaatin fikrini aldı. Ali. Ve insanları tek bir mushaf üzerinde toplamak istiyorum” dedi. Osman'ın bazı Kur'ân sahifelerini ve resmiyet ifâde etmeyen hususî mushaflan yaktırmasını haksız yere suçlayanlara. Hz.[1411] Hz. o da. Ali şöyle hitap etti: “Hz. Hz. Osman'ın Kur'ân için yaptıklarını tebcil eden sözlerini toplamış ve dolayısiyle Şia'nın bu konudaki görüşlerini reddetmiştir. Hz.a. verilecek en güzel cevaptır. Osman bu işi yapmakla büyük bir muvaffakiyet kazanmış ihtilâfları kaldırmış. Ali’nin böyle kuvvetli bir yemin ile teyid ederek. Görüldüğü gibi. Hz.[1412] “Hz. şiddetli bir reddiyedir. Sahabe Ebû Bekr ve Ömer zamanlarında.Müslümanın katlinin caiz olmaması. Zira onların. Osman hakkında ileri geri haddi aşarak konuşmayın. bu işi o yapmamış olsaydı. Osman'ın mushafını kullanırlar.. Peygamber'den. şu kıraat hakkında ne dersiniz. Ali. Kitâbu'l-Mesâhif sahibi Ebu Dâvûd. İmamiyye Şiâsının. başkalarından saklı ve gizli olarak Ehl-i Beyte mahsus ne mektup ve ne de dînî hiç bir emir telakki ettim. Hz. Hz. Eğer isteseydim üçüncünün ismini de söyleyebilirdim. Şia'nın görüşü tekzib edilmektedir. İmamiyye Şiâsı'nın. Nitekim Hz. Kur'ân hakkındaki tahrif iddialarını. Bu haberlerde görülüyor ki Şiâya göre.. kelimeleri toplamış ve İslâm ümmetini rahatlığa ulaştırmıştır”. bu işi yanındakilere danışarak yapmış ve onların muvafakatini almıştır. Kur'ân-ı Kerîm’in İslâm teşriinin ilk kaynağı olduğunu kabul ederler ve bu gün elde mevcut olan Hz. Hz. dinî usûl ve kaidelere uygun olmak kaydıyla her hangi bir âlimin anlayış ve zekâsıyla Kur'ân'dan çıkarabileceğine cevaz ve işaret vardır.. Hz. o yapmamış olsaydı ben yapardım” demesi. el-Burhân isim eserin sahibi ez-Zerkeşi. “Biz de. Ebû Bekr'e rahmet etsin o. bu günkü Şiiler.[1410] Bu. Ali’nin şu sözleriyle çürütmektedir. dedi. mushafı iki kapak arasında ilk defa toplayandır. Hz. İmamiyye Şiâsı'nın kaynaklan arasında ihtilaflı olmasına rağmen. aklın ve ilmin gösterdiği yoldur. Osman. Kıraatler hakkında da. Mushafı iki kapak arasına toplayandır”. Peygamber (s. Ebû Bekr ve Hz. Ömer'dir. Ali’nin “Bu yakma işini. bu kitabın tefsiri hakkındaki fâaliyetlerine geçebiliriz: Başlangıçta Şia'nın siyâsî bir fırka olduğunu . ben Hz. müfessirlerden naklolunmayan hükümlerin. Bu da dinin. Hz. muhakkak onu ben yapardım” demiştir. Hz. Ali’nin hakkını gasbeden Ebû Bekr ve Ömer. Ebû Bekr'den sonra en faziletlisi Hz. bu müellif ve âlimlerin hadis kitaplarından habersiz olmaları mümkün değildir. yalancılar ve sahtekârlar tarafından Şia'ya isnad edildiğini söylüyorlarsa da. görüşün ne güzel dedik”. Osman'ın tertip ettiği mushaf şekline ihtiyaç duymamışlardı.”. Ali şöyle demektedir:[1414] “Ey insanlar. onlar zamanında ortaya çıkmamıştı.. Çünkü Osman zamanında çıkan ihtilaflı hadiseler. Keza.” dedi. yukarıda tercemesini verdiğimiz haberin bir kısmıdır.[1413] “Hz.. Hz. Ali tarafından tebcil edilmekte ve kendi imamları tarafından.s) den sonra insanların en faziletlisi Ebû Bekr'dir. Mushaflar hakkında veya mushaflan yakma hususunda onu hayırla yadedin. Ali “Mushaflar hususunda ecir yönünden insanların en muazzamı Ebû Bekr'dir. Allah'ın kişiye Kur'ân'daki hükümleri ve hakikatleri anlama gücünü vermiş olmasıdır” sözünde. demesi de Şia'nın genellikle bu konuda teksif etmeye çalıştığı mesnedsiz iddialarına karşı. Ali’nin Hz. diğer sahabe ile birlikte karar verdiğini ve bu hareketi güzel bulduğunu ifade etmektedir. Hz..

“Allah ve Resulüne eziyet edenlere. Ali hakkında nazil olduğunu iddia eder. Rasûlullâh yaralarını tedavi karşılık “Savaştan kaçmak suretiyle düşmana arka çevirmediğim için Allah'a hamdolsun” şeklinde duada bulununca. Ali buna “Ey Rasûlullâhın ediyorum” dedi. Bu âyet hakkında Hz. şeyhinin de tamamen zayıf olduğuna dikkat çekmektedir. “Baki olan sâlih ameller. Halbuki târih kaynakları. Ali’nin. râviler gibi mütalâa edilmezler. Benû Umeyye'ye bir müddet daha mühlet verildi”[1416] sözü nakledilmektedir. âyeti ile keza aynı sûrenin 145. onlar için büyük bir kazanç olacaktır. imamlar. Biz onları korkutuyoruz. sadece kendi imamlarının sözlerine itimâd ederek sadece kendilerini haklı görüp kendilerini hakiki Müslüman addetmişlerdir. Benû Mugire'yi Bedir'de hakladık. müfessirlerinden Tabresî bile. Allah dünya ve âhirette lanet etmiştir” âyetini tefsir ederken. Sahabe arasında. “. Ali’nin ve evlâtlarının meşru halife ve imâm olmaları esasıdır. İbn Kesir rivayetin senedindeki Hasan b. Ahzab Sûresi’nin 57.. Ali. Hz. Âli İmrân. Onlardan gelen haberler. “Allah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayan ve milletlerini helak olacakları yere (götürenleri) görmüyor musun?” âyetinde kastedilenleri. Bu sebepten dolayı. dinin bütün meselelerinde olduğu gibi. Ali’nin. Rabbinin katında sevap ve ümit cihetinden daha hayırlıdır” âyetini tefsir ederken “Baki olan sâlih amelin ne demek olduğu hakkında vârid olan sözleri naklettikten sonra şu haberlere yer vermektedir:[1420] “İbn Ebî Ukdenin kitabında yer alan bir habere göre. aynen Rasûlullâhtan gelmiş gibi sayılır. Uhud'da etmiş ve kendisine duada bulunmuştur. Hz. İhtiyaçları olan bu delilleri Kur'ân'da bulabilirlerse bu. Hz. Bu durumda sorumsuzca tevîllere gidileceği aşikardır. Kur'ân'a ve sahih olan Sünnet'e muhalif olan görüşlerini yaymak istedikleri anlaşılmaktadır. Meselâ. bize dost olmayı küçümseme. mezhebi görüşlere ağırlık vermiş “Ali'ye verilen eziyet Allah'a ve Rasûlüne verilmiş gibidir” şeklinde Şiî kaynaklı bir haber nakletmiştir:[1419] “. Kur'ân-ı Kerîm'deki bir kısım Bu konuda munsif saydığımız Imâmiyye maksadıyla aynı mevzudaki rivayetlerle yaralanınca. Ebû Bekir’in yerine Ali’nin İmâm ve halife olmasının gerekliliğini iddia eden bu fırka mensupları.[1418] İmâmiyye’nin. Ebû Abdillah. Hz. Benu Umeyye ve Benu Mugire olarak te'vil etmişlerdir[1415]. fakat size dost olduğumdan ötürü hamd âyetlerin. kendisine eziyet verenlerin üzerindedir” Yine aynı anlayışla Kehf Sûresinin 46. Zübafe’nin metruk olduğuna. bazı maymunların minbere çıktığını görmüş ve vefat edinceye kadar gülümsememiştir.. Belirli önyargılarla hareket eden bu fırka mensupları Kur'ân-ı Kerîm âyetlerini istedikleri şekilde tefsir ve te'vile tâbi tutmuşlardır. fakat bu onlara büyük taşkınlık vermekten başka bir şeye yaramıyor” âyetindeki “Lanetlenmiş ağaç”. Kureyşin en kötü iki kabilesi olan Benû Umeyye ile Benû Muğire'dir. Halbuki Şiâ mezhebinin varlığının temeli. Hz. tefsirlerinde kendi akidelerini savunmuş. Hasîn b. “Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır”. 114. Nitekim Tabresî. Abdirrahmân'a: “Ey Hâsin. Bu durumda. Ebî Tâlib şöyle dedi: “Allah elçisinin eli sakalındayken bana şunu söyledi: “Kim senin bir kılına eziyet ederse. Ali'ye işaret etmek birçok âyeti tefsir etmiştir. Hz. Peygamber. Hz. Bunun için tefsirde .[1421] Imâmiyye Şiâsına göre. Meselâ. Bana eziyet veren Allah'a eziyet etmiş gibidir. ehlibeyt imamlarını. Keza İsrâ Sûresi’nin 60. Hattâ bazı mezhep esaslarının bu istismara dayanılarak bina edildiğini söylemek mümkündür. Peygamber’in vasîsi ve vârisi olduğuna dâir sağlam bir haber ortaya çıkmış değildir. Ali ve ehlibeyt sevgisi arkasında gizlenerek. Çünkü sevgimiz baki olan sâlih amellerdendir” dedi. bana eziyet etmiş olur. tefsir konusunda da yegâne merci kabul ederler. Peygamber’in vefatından sonra. Hz. Peygamber’in vefatından sonra yeni halifenin seçim şekli hakkında tatmin edici malûmat vermektedirler.. onu küçümsemiyorum. Hasîn oğlu. Peygamber’in akrabası ve damadı olmasından başka ciddî bir delil ortaya koyamamışlardır. Yüce Allah da Kur'ân'ın iki ayetinde ona işaret etti. Hz.söylemiştik. bize Hz. “Ve şükredenlere de mükafat verir” âyetleri bu vesile ile nazil oldu” demektedir. İmâmiyye. İbrahim Sûresi’nin 28. Allah'ın laneti.Ali b. O halde bu fikri destekleyecek nasslar gerekecektir. Sana gösterdiğimiz rü'ya ile ve Kur'ân'da lanetlenmiş ağaçla sadece insanları denedik. Ali'den “Allah'ın nimetini küfürle değiştirenler. Hz.. “Fitne” ve “Tuğyan” lafızlarının Emeviler'e işaret ettiğini iddia etmişlerdir[1417]. Hz.

Furkân Sûresi’nin 74. Hz.. onların ağızlarından bâzı âyetlerin tefsir ve te'vili mahiyetinde çeşitli hadisler uydurmaktan çekinmemişlerdir: Meselâ. Şems Sûresi’nin 1-4. dalları göğe doğru olan. bu âyeti Ali’nin şu şekilde izah ettiğini söyleyebilmişlerdir:[1425] Bu uydurma rivayet. dalları müminlerin emiri Ali. sahih kabul edilirse. Ali.âyetindeki kelimesini. Cuma Sûresi’nin 2. yazdırmıştır.. Sûrenin siyak ve sibakından anlaşıldığına göre bu âyetler. tefsirini. böylece inanç ve görüşlerine uygun âyetler bulmada güçlük çekmemişlerdir.[1423] Bir işten diğer bir işe veya bir ibâdetten diğer bir ibâdete teşebbüs etme manasını ifâde eden bu âyeti. Peygamber’in öğrettiği biçimde te'vîlini. Zaten onlar kendilerini hakiki Müslüman addetmiş. Zira bütün peygamberlerin ilmi Ali'de ve ondan sonra gelen imamlarda toplanmıştır. Hz. âyetindeki ifadesini ehlibeyt[1431]. Rahman Sûresi’nin 19. ayetinde “. Bu tevillerinin inandırıcı olabilmesi için. unutmasın diye Ali'ye duâ etmiş. Bu tür misalleri çoğaltmak mümkündür. “Öyleyse bir işi bitirince diğerine giriş” âyetini şöyle tevil etmişlerdir. Peygamber’in halifesi olduğunu ispat edebilmek için. Hasan ve Hüseyn[1428]. el-Kâfi'de. Kays yoluyla Hz. bazen Kur'ân'a. imamların dindeki irşâd metodlarına göre değişecektir. Peygamber'e dayandırılan “Kurtuluş . kaynak eserlerinde.son söz yine imamlarındır. Ali'ye okutup. soranların durumuna ve anlayışına. hedefinden saptırarak ifadesini Muhammed’in ağacı. Fatıma'dan gelen imamlar. Kur'ân'ın ve İslâm'ın ruhuna uygun olan bu anlamı. onu bürüyen geceye. Hz. Peygamber'i hem Ali'yi ve hem de diğer imamları vâsıta yapmış.[1426] rivayetinde görüldüğü gibi kendilerine tahsis etmişlerdir. Cenab-ı Allah.. Ancak bunlar.. geceyi de. kendi leh ve menfatlarıne çevirmesini bilmişlerdir. ifadesini. Onların evinden çıkmayan bilgiye güvenilemez. âyetindeki ifadesini. âyetindeki “el-Hikmet” kelimesini Ali’nin velayetine[1427]. büyük haber. el-Kuleynî’nin. yapraklan ise Şia ve ehlibeyte muhabbeti olanlar. âyetini Hz. Ali ve Fâtıma. Ali b. Ali'den naklen. budağın kısımları. Hz. ilk kaynak olarak telakkî ettikleri Kur'ân-ı Kerim’in âyetlerini zorlama te'villere tâbi tutmak durumunda kalmışlardır. bazen de kâinatta bulunan mühim varlıklar üzerine yemin etmiştir. Ali öteki peygamberlerden bilgilidir. ardından gelmekte olan aya. “Herkes kazancına bağlı bir rehindir. Ay'ı Hz.. Bu açıklığa rağmen Şii müellifler. İbrahim Sûresi’nin 24-25. Fatıma ve oğulları[1429].” ibaresini de kendi yararlarına çevirmesini bilmişlerdir. “Güneşe ve onun ışığına. bazen kendi yüce ismine. Muhammed'de. Onun gerçek tefsirini imamlar bilir ve yanlız onlardan gelen tefsîr rivayetleri makbuldür. Allah bütün peygamberlerin ilmini Hz. mensûhunu muhkemini. Fırkalarının temeline aldıkları Ali’nin. bazen peygamberlere ve peygamberlerin zuhur ettikleri yerlere.. Meselâ. Ali kendi eliyle âyetin Hz. Ebî Tâlib[1430].”[1432] şeklinde te'vil etmişlerdir. Âl-i İmran Sûresi’nin 103. Nebe Sûresi’nin 2.” âyetlerini de şöyle te'vil etmektedirler:[1424] Arap içtimâi hayatında mühim rolü olan yemini. Ali'yi velayete tâyin etmeye tahsis etmişlerdir. Ali'den rivayet ettiği bir habere göre Hz.. Hz. kendilerinin dışında olanlara ehemmiyet vermemişlerdir. Güneşi. Ümeyyeoğuları şeklinde te'vil etmişlerdir. Zümer Sûresi’nin 33. nâsihini. Bunlar da Peygamber’in ehlibeyti'dir. ehlibeyt'ten çok rivayetler gelmiştir. öğrendiği şeylerden bir harf dahi unutmamış. Yüce Allah. Hz. Kendi menfaatleri yönünden serbest bir te'vile alışmış olan Şiiler. İnşirah Sûresi’nin 7.. “Allah'ın hoş bir sözü. müteşâbihini yazmıştır. Genel olarak ifade edilen Müddesir Sûresi’nin 38-39. meleklere. Hasan ve Hüseyin. Düşmanlardan gizlenme (takiyye) amacıyla birçok meseleler köşelerde gizli kalmıştır[1422]. yemin ederek Allah için en büyük âyetin ve en büyük haberin. âyetindeki ifadesini. kendisi olduğunu bildirmiştir.. Ancak defterleri sağdan verilenler böyle değildir.. bu olaya inanmak istemeyenlere açık delillerini ileri sürmektedir. kökü sağlam. öldükten sonra tekrar dirilmeye taalluk etmektedir. Peygamber. Süleyman b. artık ondan sonra Ali. hem Hz. kıyamet gününe. onu ortaya koyan gündüze. Rabb'ının izni ile her zaman meyve veren. Ali. Kur'ân'ın tefsirini ancak Kur'ân'ın evlerinde indiği kimseler bilirler.” ayetinde geçen “defterleri sağdan verilenler” ifadesini. Peygamber. Şiiler. Ali'de topladığı için. gündüzü. onun ilmini de Hz. hoş bir ağaca benzeterek nasıl misâl verdiğini görmüyor musun?” âyetlerindeki benzetmeyi. Ali. ilâhi kelâmında sık sık kullanmış. Peygamber inen her ayeti. Şûra Sûresi’nin 23. Kur'ân tefsiri hakkında. Hz. Peygamber ifadesini. meyveleri Hasan ve Hüseyin budağı Fatıma.

. rasûller arasında bir vasıtadır. sağlam bir kulpa yapışmak ve Allah'ın sağlam ipine tutunmak isteyen kimse Ali'ye dost olsun ve onun oğullarını da hidayet verici olarak tamamlasın[1433] sözde hadisiyle tefsir etmişlerdir. âyetlerin mesuliyetsizce te'vil edildiğine dâir örnekleri yüzlerce çoğaltmak mümkündür. Mes'ud'a izafeten şöyle te'vil etmişlerdir: “Allah Taâlâ Kur'ân'da üç kişi için halifelik ihdas etti: Birincisi Âdem (a. onları da yeryüzüne halef kılacağına. Bu konudaki bazı delillerini daha önce zikretmiştik. kendilerine yardım edenleri yüzlerinden tanıyıp cennete. Meselâ.). Bakara Sûresi’nin 30. Halbuki âyetin siyak ve sibakından ve gramer bakımından yapısından böyle bir mananın anlaşılmasına imkân yoktur. Abdullah b. nebi de dini Ali ve evladına tefviz etmiştir. biri insanlara verilmiştir” dedi. İnsanları cennet ve cehenneme sokmak gibi bir işlemin sahibi oluşu. Ömer ve Osman tarafından tahrif edilmiştir. Fakat Allah bana bunu böyle emretti. Ali’nin. Peygamber sonra anlasın ve unutmasın diye. Fâtıma'nın mushafı elimizdeki Kur'ân'ın üç misli kadar büyüktü. “Benim Kitabımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet gününde onu kör olarak hasrederiz” âyetini Hz.. Hz. o da hesaba çekilecektir. Ebû Bekr. Böyle bir mana İslâm'ın genel görüşüne uymamaktadır. Ey Arap topluluğu. ikincisi halife Dâvûd (a. “Allah içinizde inanıp yararlı iş işleyenlere.. âyetlerin Ali ve Şiası hakkında nazil olduğuna. Nasıl Allah. ona yüce bir mevki vermekten başka birşey değildir. Ali’nin imamlığı ve velayeti gibi hususlarda. Tâhâ Sûresi’nin 124.[1438] “Süleym b. Bana. Ali ve ehlibeyt'i öven birçok âyet Kur'ân'dan çıkarılmıştır. Bu konuda Hz.s. Ali b. En'âm Sûresi kadar uzundu. Onlara göre imâm. “. beni sevdiğiniz için Ali'yi de sevin.” âyetini delil getirerek.” âyetini de kendi görüşlerine nasıl uydurduklarını görelim:[1435] Görüldüğü gibi İbnu'l-Kevvâ bu âyeti Hz. ilk asırlarda bir İmâmiyye Şiasının iddiasına göre. Gerek Hz. Ebû Abdİllah'dan şöyle dediğini nakleder: Nahl Sûresi’nin “. bu iddiaların birine göre Ahzâb Sûresi. dünyanın ve öbür âlemin erkanı ve arz üzerinde yaşayanları tanzim eden bir unsurdur. Bazı delillerini daha burada kaydetmekte fayda vardır.gemisine binmek. Yüce Allah'ın Nûr Sûresi’nin 55. Ebî Tâlib olduğunu söylemektedir[1434]. onlardan öncekileri halef kıldığı gibi. üçüncüsünün ise. müteşâbihini öğrettiği şekilde kendi elimle yazdım. Peygamber'e Ali hakkında sorulduğunda.. kendilerine buğzedenleri ise yüzlerinden tanıyıp cehenneme sokacaklarını söyletmektedir. benim keremim için ona ikram ediniz. benden sonra kim Ali'ye buğzederse. dokuzu Ali'ye. Ali'ye soruyor o da cennetle cenennem arasında duracaklarını. “Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim” âyetindeki “Halife” kelimesini. benim için Allah'a duâ etti. onun tefsirini. Zira bu salâhiyet Hz.). mensûhunu muhkemini. Artık bu duâdân sonra. O gün yegâne hâkim Allah'tır. Meselâ. Kur'ân'ın gerçek tefsirini yalnız imamlar bilir ve yalnız onlardan gelen tefsir haberleri makbuldür. dinini nebisine tefvîz etmiş ise. Allah onu kıyamet gününde kör olarak diriltir ve onun için bir delil de yoktur. Zira bütün Peygamberlerin ilmi Ali'de ve ondan sonra gelen imamlarda toplanmıştır. Kur'ân ilimlerinde önde gelen bir sahâbi oluşu. Burçlar üzerinde onları yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Kays el-Hilâli şöyle dedi: Ali'yi şunları söylerken işittim: “Allah'ın Elçisi Kur'ân'dan kendisine inen her âyeti bana okutur veya yazdırırdı.s. te'vilini. Ali de insandır. Diğer bir deyimle Kur'ân. Şia için imâm her şeydir. gerek Hz.[1437] “Hz. Peygamber. Bu sûreden ehlibeytin faziletiyle ilgili âyetler çıkarılmıştır. ona pek çok makûl olmayan haberin dayandırılmasına vesile olmuştur. “Hikmet ona bölündü. Peygamber'den.. Cehm el-Hilâli. Ali'den ve diğer Şia imamlarından ve gerekse bazı sahabeden. Allah'a yemin ederim ki ben bunu kendiliğimden söylemiyorum. İnsanlarla.. nâsihini. Peygamber’in ağzından.. . Ali vasıtasıyla kendi lehlerine şöyle çevirirler:[1436] “Hz. Muhacir ve Ensâr'a.[1439] Muhammed b.. Peygamber'e dahi verilmemiştir.” Şiî'lerin lehine olacak daha pek çok haber zikredilmektedir ki bunların sağlam olmadıkları ve islâm'ın ruhuna uymadıkları ilk bakışta anlaşılmaktadır. Kısacası. öğrendiğim şeylerden bir harf dahi unutmadım”. A'raf Sûresi’nin 46. Peygamber'e şöyle bir haberi de söyletebilmişlerdir. Mezhepleri bu imam odağı üzerine tesis edilmiştir.

Bazı âlimler. Hz. onun tahrife uğradığını gösteren delillerin tutarsız oluşudur. Böyle geniş bir salâhiyete sahip kılınan imamlar. bu görüşlerinde samîmi oldukları söylenemez. Ali’nin.. asır Şii âlimlerinden olan tefsir sahibi Molla Muhsin Kaşı[1445] Seyyid Abdullah Alevî[1446]. Hicri 11. asır âlimlerinden Sultân Muhammed Horasânî[1448] Kur'ân'ın tahrif edildiğini iddia etmişlerdir.”[1443] düşüncesinden hareketle. Diğer bir delil ise. [1449] Kaynaklar Hz. vâcib kılmıştır. ve benzer pek çok rivayet İmâmiyyenin muteber hadis mecmualarında yer almaktadır. Ali’nin Kur'an-ı cem ettiği hakkında vârid olan haberlerin bir kısmı zayıftır (İbn Ebî Davud'un İbn Sîrin'den tahriç ettiği rivayet gibi). Kur'ân'ın tahrîf edildiğine karşı çıkan Tusî... Ali’nin gerçekten bir mushaf tertiplediği kabul edilse bile. halkın kemâl ve terbiye hususundaki idâri ve siyâsî işlerini (güya) imamlara tefviz etmiş ve her hususta onlara itaat. tahrifin ciddi olarak vuku bulduğunu iddia ederken. falancayı dost edinmeseydim” âyeti de şeklindeyken. vebali. Kur'ân'ın bizzat kendisidir.dir. Hz. Müteahhir Imâmiyye âlimleri bu iddiaları kabul etmemiş gibi görünüyorlarsa da.[1451] Hz. bu cem’in nüzul sebebi ve nâsihmensûh sırasına göre yapıldığı gelen haberlerlerden anlaşılmaktadır. Ayyâşi gibi hadis ve tefsire dâir eserlerde tahrif iddiaları yer alırken. Hz. “. İmâmi'ye gibi tefsirlerine alır ve te'vil yoluna giderlerdi. Bu âyet tahrif edilmiştir. Ali bu mushafını bir rekabet duygusu içinde hazırlamamış. Yine Imâmiyyeye göre ilk devirde Kur'ân mâsûm olmayanlar tarafından toplandığı için. bazıları da (Tabresi ve Tabatabaî gibi) tahrif iddilarına karşı çıkarak. Tevrat ve İncil’in İsrâiloğulları tarafından tahrîf edilmesi.Keşke şeklindeydi. ehlisünnet âlimlerince ittifakla kabul edilmiştir. Osman ve Zeyd b.. Ahzâb Sûresi’nin[1441] âyetinden sonra kısmı Kur'ân'dan çıkarılmıştır. Görüldüğü gibi imâmiyye’nin tahrifle ilgili görüşlerinde bir tutarsızlık vardır. Tusî. Çünkü Müslüman olan herkes bilir ki. meçhul bir grubun üzerine atmak istemişlerdir. Onun koruyucusu Allah'dır. Sanki onlar. asır âlimlerinden Mevlâ Abdullatif Kazrânî[1447]. aksine o. “Vay başım. “Benu İsrail'de olan herşey.” âyeti Allah'ın kelâmı değildir. göğsünde cemettiğine hamledilmelidir. Halbuki ehlisünnet tefsirlerinde böyle bir şeye rastlanmamaktadır. toplama işinin tam ve vakıalara mutabık olması mümkün değildir. Kummî. Tabresî ve Tabatabâi gibi müfessirlerin. İmâmiyye müfessirlerinin ekserisi aksi görüştedirler. Kur'ân'ın âyetlerini tefsir ve . 13. asır Şii âlimi Hüseyin b. Tabresî ve Tabatabâi gibi âlimlere karşın. İslâm ümmetinde de meydana gelecek. bir kısmı da mevzudur (Ebû Hayyan et-Tevhidi'den tahriç edilenler gibi). Eğer ehlisünnet. Sâbit'i hayırla yadetmiştir. Ehli Beyt'den çıkmayan bilgiye güvenilmediğineen İmâmiyye imamlara ve onların vekillerine çok geniş bir salâhiyet vermiştir. Yüce Allah Peygamber'den sonra. Kur'ân'ın cem'i işinde hizmeti geçmiş olan Ebû Bekr. İmâmiyye’nin bütün bu delillerinin dayanaksız olduğu. bir takiyye esası olarak böyle konuşmak durumunda kalıyorlar. Kur'ân'da Müslümanlar tarafından tahrîf edileceği fikrinin olduğu iddiası gibi hususlar. keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım” âyeti Keza aynı sûrenin 28.[1442] Bu. Hz. Ömer.[1452] Hz.[1453] Kur'ân'ın tahrife uğramadığının en mühim delili. İmâmiyye’nin muteber kaynak kitapları olan el-Kâfi. tahrif sonucu değiştirilmiştir. tahrîf iddialarına karşı çıkmaları meselenin ne kadar asılsız olduğuna bir delildir. Vallahi onun aslı. 12. İmâmiyye gibi Kur'ân'ın tahrîf edildiği iddiasında bulunsaydı.[1440] Bir diğer rivayete göre. İlk Şia müfessirleri Kur'ân'ın müphem lafızlarından evvel veya sonra (münasebetine göre) imamlarının veya muhaliflerinin isimlerini yerleştirmişlerdir. 14. Bunlar asla şer'i bir delil olamazlar.Diğerinden daha çok olan bir ümmet.. Ali’nin Kur'ân'ı bir mushaf halinde cemettiğine değil.. Kur'ân ehlibeyt ve hasımlarının menkibelerini anlatan bir hikâye kitabı değildir. Muhammed Tabresî tahrifle ilgili olarak “Faslu'l-Hitâb fi Ademi Tahrifi'l-Kitab” adlı bir eser telif etmiş ve bu eser 1289 da İran'da basılmıştır.[1444] Gerçekten de bu ilâve tahriflerin Kur'ân olmadığı ilk bakışta anlaşılır.[1450] Âlusi'ye göre. Peygamber’in vefatında uzlete çekilip mushafı toplaması ve insanlara göstererek asıl Kur'ân’ın bu olduğunu (güya) ifâde etmesi. Kur'ân'dan çıkarmalar olduğu yolundaki haberleri. Bu haberler arasında mutevâtir bir haber bulunmadığı gibi aklın kabul edebileceği bir delil de ortada yoktur. Ali’nin bir mushaf tertip ettiğinden bahsetmektedir. Şia'nın Kur'ân'ın tahrîfi konusunda ileri sürdüğü diğer delillerdir. Sahîh olanlar ise (İbn Dârisî’nin rivayeti gibi). İddialarına göre Furkân Sûresi’nin 27.

onları doğru yola eriştirmez” âyetinin Ebû Bekr. Muhammed b. 4. Muhammed el-Bâkır (ö. bazen onlar hakkında sükût. Ömer ve Osman hakkında. Meselâ. asır başlarında yaşamış olan Ali b. Bunların bazıları tamamlanmış bazıları da tamamlanmamıştır.[1455] İbnu'n-Nedim Şia için. âyetleri bazen beyân. ancak ondan müteferrik nakiller biliniyor” demektedir. aynı meseleye ayrı ayrı üç cevap verilmesinin ya ta-kiyyeden veya tefvîzden ileri geldiğini söylemektedirler[1454]. iftâ ve hükümleri beyân hususunda salahiyetli kılınmışlardır.[1456] Brockelmann ise. I. Bir cild halinde basılmıştır. Muhammed el-Askerî (ö. imamların ismeti.[1457] İtidal ve ifrat yönüden farklı inanç esaslarını ihtiva eden bu eserlerin hepsi onlar arasında dolaşır. Kur'ân'ın asıl tahrif ve tebdilinin bizzat kendileri tarafından yapılmış olduğunu göstermektedir.Ebû Ca'fer Muhammed b. Böylece zahirde onun hurûfu ve tebdîli olsa bile. aşırı te'viller yoktur. sonra da inkârları artmış olanları. Ali et-Tûsî (ö. muhalif ve düşmanlardan beri olmaları insanlara nasıl vâcib olur? Halbuki Kur'ân'da bunlar nazfedilmiştir. . aynı zamanda Kur'ân'ın bâtınında ve tevilinde onlara işaret etti. Bu hususlara şöyle cevap vermektedirler: Tahriften maksat çok değil. Mehdi-i Muntazar. Onların mezhepleri açısından yapmış oldukları tefsirleri kronolojik olarak şöylece sıralayabiliriz: 1. Bu bakımdan da Kur'ân'ı tahrif ve tebdilden salim kıldı.Âli Beytin faziletini itiraf etmeleri. Aynı âyetin manasını soran üç kişiye Sâdık'ın ayrı ayrı cevaplar verdiğini. Daha sonra Peygamber’in vefatından sonra inkâr ettiler. onlar. insanlar üzerinde hücceti kâim oldu. Ali b. Ayyâşî es-Sülemî elKûfı’nin tefsiri: Şia'nın ana tefsir kaynaklarından biridir. elde mevcûd olan Kur'ân'a nasıl itimad ediyorlar? b. Hakikatte Kur'ân'ı tahrîf ve tebdîl edenler kendileridir.te'vil. daha sonra da. mezhep erbabı itimad ederler. tefsir kitapları yönünden çok zengindir. 260/873) ye âit tefsirlerin muhtelif kütüphanlerde bulunduğundan bahsetmektedir. asır âlimlerinden Muhammed b. ibrahim el-Kummi’nin tefsiri: Muhtasar alarak bir cild halinde yazılan bu tefsire. Kur'ân'ı tahrîf etmişlerdir. nazil olduğunu söyleyivermişlerdir. Bir cild halinde son baskısı 1386/1966 da Necef'te yapılmıştır. Bunların akideleri için tehlikeli iki husus vardır: a. İkinciye cevaplan ise şöyledir: Yüce Allah Kur'ân'da tahrif ve tebdil olacağını bildi. Yine onlar. Mâide Sûresi’nin 67. 2. Şia imamlarından olan Zeyd b. Ca'fer es-Sâdık (ö. Ondan olmayan birçok şeyi ona ilâve ettiler ve bunları Ehl-i Beyt’in kıraati olduğunu iddia ettiler. 260/873) ye atfedilen Tefsİru'l-Hasan el-Askerî. ilk müdevven Şia tefsiri olarak Ca'bir el-Cu'fi (ö. sonra inkâr edenleri sonra inanıp tekrar inkâr edenleri. bugünkü tâlim ve itikad esaslarında. bazen de beyânın üzerinde diledikleri şekilde açıklamalarda bulunuyorlardı. asır sonu ile IV. Ali (ö. “Doğrusu inanıp. Daha önce pek çok örneğini verdiğimiz gibi. Ehli Beytin faziletini ve düşmanlarını sarih olarak bildirmekle yetinmedi. Nisa Sûresi’nin 137. “et-Tefsir ve'l-Mufessirûn” sahibi bu eserin bize ulaşmadığını söylemektedirr. 10 cild halinde Necefte basılmıştır.Kur'ân tahrîf ve değiştirilmiş olmasına rağmen. Allah bağışlamaz. 113/731) a nispet edilen bir tefsirin olduğunu söylemektedir. Daha sonra gelen et-Tabresî bu eserden faydalanmıştır. sonra Ali için bey'at ettiler.Hicri III. 128/745) ninkini göstermekte ve “Bu tefsir bu gün mevcûd değildir. İmâmiyye Şiası'nın Tefsirleri İmâmiye Şiası.Hicri III. herkesten bey'at almak suretiyle küfürlerini artırdılar” demektedirler. ahval ve maslahatın gerektirdiği durumlarda ve takiyye esaslarına göre. Mes'ûd b. Baş tarafta da söylediğimiz gibi. ayetine lazım ilave ettiler. Güya “onlar evvela Peygamber'e inandılar. Onların kendi mezhepleri zaviyesinden yapmış oldukları Kur'ân tefsirlerinin bazıları elde kalmış. 3. bazıları ise kaybolmuştur. Allah'ın indirdiğinin hâricinde te'vil etmek suretiyle. 148/763). sadece Âli Muhammed ve münafıkların isimleridir. 121/738).Hasan el-Askeri (ö. Bu ve bunun gibi örnekler Şia'nın keyfî hareketlerle Kur'ân lafızlarını gelişi güzel yorumlamaları sebebiyle. el-Hasan b. 460/1086) nin “et-Tıbyân” adlı tefsiri: İlmî olan bu tefsirde. rec'a ve takiyye esasları kafalarına öyle yerleşmiş ki bu akâid esasları çerçevesinde Kur'ân'a bakarak onu kendi hevâ ve heveslerine göre tefsir ve te'vil etmektedirler. Goldziher. Onlar.

” demektedir. Tehzibu'l-Ahkam. el-Ebvâb. Muhammed b. Ebû Ali et-Tabresi de bu tefsir hakkında “O. Ali b.[1459] Tusi.Sultan b. Fıkıh'ta: el-Mebsût. [1458] Tıbyân Tefsiri. Şia indinde müfessirlerin İmamı addedilir.Ebû Ca'fer Et-Tûsî Ve Tefsîru't-Tıbyânı Bu tefsirin müellifi. Kısacası onun gibi bir tefsir yazılmamıştır. Bağdat'ta kitapları ve evi yakılmıştır. Ağâ Buzurk et-Tahrâni tarafından. ehlisünnet tefsir anlayışına yakındır. Fâtiha'dan. asır âlimlerinden Molia Muhsin el-Kâşi diye şöhret kazanan Muhammed b. Biz burada mühim olan bir kaç eserinin ismini verelim. eserinde lafızları beyân etmeden tedvine ve araştırmadan sıraya dizmeye razı olmadı. el-Hilâf fi'l-Ahkâm. Kendisi nuru ile insanları aydınlatan. Müellif bu eserini “el-Asfâ” adıyla ihtisar etmiştir. 548/1153) nin “Mecmau'l-Beyân fi Tefsiri'l-Kur'ân” adlı eseri: “Mektebetu'l-İlmiyyeti'l-İslâmiyye” tarafından 10 cild halinde basılmıştır. orada pek çok Şiî hocadan ders aldı ve talebeler yetiştirdi. 23 yaşında iken 408/1017 senesinde Bağdat'a geldi. en-Nihâye. El-Fihrist ve dibâcesindeki malumat ve tavsifler bunun derecesini gösterecek mahiyettedir. Hasan en-Necefi (ö. 9.Mevlâ Abdullatif el-Kâzrâni’nin “Mirâtu'l-Envâr ve Mişkâtu'l-Esrâr” adlı eseri basılmıştır. el-Cümel ve'l-Ukûd. İslâmi ilimlerin hemen her alanında eserler yazmış olan bu zât için kaynaklar. el-Hasan et-Tûsî'dir. Hak ışığının iktibas edildiği. Ebû Ca'fer Muhammed b.Hicrî XII. Umumî olarak İmâmiye Şiası'nın Kur'ân ve tefsir anlayışına kısa ve özlü bir şekilde yer verdikten sonra. Aşırı te'viller yoktur. Hadiste: el-İstibsâr fîma Uhtülife fîhi mine'l-Ahbâr (Şia'nın dört hadis kitabından biridir).Son olarak Muhammed Huseyn et-Tabâtabâi’nin “el-Mizân fi Tefsiri'l-Kur'ân” adlı eserini sayabiliriz. onları irşâd eden bir merci oldu. 1352/1933) nin “Âlâu'r-Rahmân fi Tefsiri'lKur'ân” adlı eseri: Tamamlanmamıştır. Necefde ölünceye kadar ikâmet etmiş ve orada 460/1068 senesinde vefat ederek evinde defnedilmiştir. denmektedir. Akâidde ve İbâdatta: el-İktisâdu'l-Hâdi ilâ Târihi'r-Raşâd.Hâşim b. Süleyman b. müellifin eserlerini alfabetik sıraya göre tasnif etmiş ve 47 adet eseri hakkında kısa bilgiler vermiştir.Ebû Ali el-Fadl b. Tıbyân tefsirinin baş tarafında. Eserlerinin adedi pek çoktur. el-Hasan b. 13. ismail el-Bahrânî (ö. Hicri 385/995 senesi Ramazan'tnda Tûs şehrinde doğdu. 447/1055 senesinde Selçukluların (Tuğrul Bey) Bağdat'ı işgalinden sonra. 1242/1826) nin “Tefsiru'l-Kur'ân” adlı eseri: Büyük bir cild halinde basılmıştır. Bağdat'ta ikamet ettiği Kerh'dekî evinden ayrılmış Necefe göç etmiştir.5.Muhammed Cevâd b. 12. 11. Tûsînin hayatını geniş bir şekilde anlatan Ayetullah Ağa Buzurk et-Tahrânî. Nisa Sûresi’nin 56..[1460] . doğruluğun tadının zahir olduğu bir kitaptır. el-Fusul fi'l-fusul. “Şia'nın Fakîhi” lakabını kullanırlar. O. 1091/1680) nin “es-Sâfi” adlı eseri: Büyük bir cild halindedir. 8. Muhammed Rizâ el-Alevî (ö. el-Emâli. Şia indinde şöhret kazanan bazı tefsirlerin tahlil ve tanıtımına ve müfessirlerinin tefsirlerin deki metodlarına geçebiliriz: ba. el-Hasan et-Tabresî (ö. 1107/1695) nin “el-Burhân” adlı eseri iki cild halinde basılmıştır. Bu tefsir..Seyyid Abdullah b. 6. Sünnî ve Şii taifeleri arasında meydana gelen hâdiseler neticesinde 448/1056 veya 449/1057 senesinde. Usul'de: el-iddet İlmi Kelâm ve Imâmiyye'de: Teihisu's-Şâfi. bediî. Şia'nın elindeki en meşhur tefsirlerden biridir. Beyrut'ta 1973 senesinde basılmıştır. 7. 10.Hicri XI. asır âlimlerinden) nin “Beyânu'sSaâde fi Makamâti'l-İbâde” adlı eser: Büyük bir cild halinde 1314 de Tahran'da basılmıştır. esrarlı manalar ve geniş lügat elfazını muhtevidir. asır âlimlerinden Nuriddin unvanı ile şöhret kazanan Muhammed Murtazâ elHuseyni’nin “el-Müellef adlı bir cildlik tefsiri: Henüz basılmamıştır. Şia indinde şöhret kazanmış ve kendisinden sonra gelmiş olan müfessirlere kaynak olmuş ilk Şia tefsirlerinden biridir. Biyografyada: Fihristu Kutubi'ş-Şia. Haydar el-Horâsâni (Hicri XIV. Tefsirde: et-Tıbyân el-Câmi li UIumi'l-Kur'ân. âyetine kadardır. Rivayetleri bir araya getirmesi bakımından mühimdir. 436/1044 senesinde İmâmiyye taifesinin şeyhi oldu. Ferâizde: el-İcâz. Kur'ân ilimlerinin nevilerini beyan alanında cem olunan ilk tefsirlerden biri olarak nitelenir. Murtezâ (ö.

genellikle mutedil olup onları Ehlisünnet tefsirlerinden ayırt etmek güçtür. Genel olarak Tûsî. ibâresindeki lafzı Ebû Ubeyde tarafından zâid görülmektedir.Biz. Çünkü bunların eserleri bu anlamda tasnif edilenlerin en iyisidir. tefsirini yazış sebebini şöyle anlatmaktadır: “Eski ve yeni dostlarımızın hiçbirinin. [1462] Âyetteki lafzının zâid olduğunu ve bunun hazfedileceğini kabul etmeyen Tûsi. Tûsî’nin tefsir mukaddimesini ve tefsirini. dil ve edebî yönden de. Burada aynı şeyleri tekrar etmeyeceğiz. Ferrâ. ikinci fasılda ise. Kur'ân'ın isimlerinin sûre ve âyet kelimelerinin anlamlarını ele alır. topladıklarını mütekâmil bir hale getirmeye ve ihtiyaç duyulan tefsirleri yapmaya uğraşmamıştır. mütekellimler. Hamdele ve Salveleden sonra. Bazıları rivayetlerini. Zeccâc gibi dilcilerin eserlerinden istifâde etmiştir. Zira Allah'ın kelamının faydalı ziyadeye hamli imkânı varken. mukaddimesinde verdiği esaslara göre ele almış ve bu usûle bağlı kalarak. Eski ve yeni arkadaşlarımızdan bir kısmının. Besmele. Onlardan bir kısmı da tefsir külliyatına. himmetlerini. Meselâ. iki fasıl açar. Ne var ki bunlar bu konuda sözü uzattılar ve ihtiyaç duyulmayan pek çok şeyi irad ettiler. el-Ferrâ ve bu ikisine benzer nahivciler. eserini tamamlamıştır. Mufaddal b. oradan alacağımız misallerle değerlendirmeye çatışalım: et-Tûsî. lügat. fakihlerin ihtilaflarını tefsir ilmine soktular. boş bir şeye hamledilmesi caiz olmaz” demektedir. Kur'ân'ın tefsirine girişen ümmetin âlimlerini iki grub olarak müşahede ettim. kudret ve in'amıile bizi doğru yola iletmesini dilerim. ne mukaddimesinde ne de tefsirinde aşırı bir İmâmiyye Şiası taraftarı olarak görülmektedir. Bu konuda mu'tedil güzel bir yol takip edenlerin en iyisi Muhammed b. Kur'ân'ın tümünü tefsir ve onun mana ilimlerini ihtiva eden bir kitap üzerinde çalışmadıklarını müşahede ettiğimden böyle bir kitaba başlamayı gerekli gördüm. Mesela. İlk fasılda. Tusî. Rivayet ve dirayet tefsir metotlarını kullanmıştır. Müşebbihe. ihtisas sahibi oldukları konularda söylenebilecek sözleri ilâve ettiler. İsâ er-Rummani'dir. Allah'tan yardım. Bu konuda aşırı davrananların görüşlerini daha evvel zikretmiştik. Zeccâc ve Rummânî’nin görüşlerini ortaya koyarak:[1463] “Ebû Ubeyde hata etti. her âyeti. Ancak buna başlamadan önce teferruatına girmeden zikredilmesi gereken bazı hususları ihtiva eden bir fasıl sunmak istiyorum. Kisâi. kelâmî manalara sarfettiler. Tusî. başkalarının leh ve aleyhindeki sözleri bir tarafa bırakarak. bu konuda bilmedikleri şeyleri terkettiler. Yine Bakara Sûresi’nin 41. Bu konuda orta bir yol tutmak istemektedir. Birisi Taberî ve benzerleri gibi Kur'ân'ın tüm manalarını ve bütün fenleriyle ilgili söylenenleri toplamaya çalışan geniş tefsir sahipleri. Kur'ân tefsirine başlamadan önce. Çünkü ez-Zeccâc. bilinmesi lâzım gelen esasları inceler. dilcilerin görüşlerini olduğu gibi almamış onları kendine göre bir tenkit süzgecinden geçirerek. Bunlardan hiçbirisi. mana ve sebeb-i nüzul gibi meselelere gerek gördükçe temas etmiştir. Bahr Ebû Müslim el-İsfahani ve Ali b. müteşabihinden bahseden. Allah izin verirse bunu veciz bir şekilde her ilmini özetleyerek okuyucuyu bıktıracak uzatmalara ve manayı izale edecek kadar kısaltmalara girmeden yapacağım. Ebû Ubeyde. mülhidlerin ve Cebriye. Onlar. Her âyet için kıraat. Müberred. [1461]Bilhassa ilk fasılda bulunan. Mücessime gibi batıl gurupların karalamalarına cevap veren. Bakara Sûresi’nin 30. Zaten bu eserini yazış tarzını izah ederken aşırılıktan. fıkıhın furu'u ile ilgili meseleleri. Kuran'ın kıraatlerinden. fazla uzun veya çok kısa ihtisarlardan sakınma taraftan olduğunu ifade etmişti. kıraat imamlarının görüşlerini naklettiği gibi. et-Tûsî eserini yazış gayesini bu ifadelerle belirttikten sonra. i'rab ve manalarından. Bu kısımda örnek olarak vereceğimiz tefsirler. bütün güçlerini sarf ve nahivle ilgili konulara verdiler. bazen reddetmiştir. Her konunun detaylandırılacağı kendisine uygun mahali vardır. Kıraat konusunda. nakillerini ve hadis kitaplarında bulduklarını toplama yoluna gitmiştir. Ebû Ali el-Cübbâi vb. diğeri de sadece garib kelimeleri ve lafızların anlamlarını zikreden kısa tefsir sahipleridir. ayetinde harfinin . Ancak şunu söylemek gerekir ki müellifimiz. Seleme ve diğerleri ise lügat ilminin ve lafızların iştikakından çokça bahsettiler. arkadaşlarımızın pek çok yerde usulu'd-din ve furuu konusunda mezheplerinin haklılığı hususunda ileri sürdükleri delilleri cemeden derli toplu bir kitaba rağbet ettiklerini gördüm. el-Belhî ve benzeri fıkıhcılar. müellifin bazı görüşlerini daha önce zikretmiştik.

Hz. Meselâ. el-Belhî. Çünkü o indirilmiş ve korunmuştur. Peygamber.manasında olduğunu söyleyen el-Kisâî’nin görüşünü kabul etmemektedir. kendilerinden addettikleri meşhur müfessir Taberî'den de çok istifâde etmişse de birçok noktada onu tenkid etmektedir.[1474] diyerek bunun Kur'ân'ın hudûsuna delâlet ettiğini ifade etmektedir. “. Salih imamlar eliyle de zuhur edebilir. mukaddimesinde zikrettiği gibi tefsirini ne okuyucunun anlamayacağı bir şekilde kısaltmış ne de lüzumsuz uzatmalara girişmiştir. indirdiğimiz kutsal bir kitaptır. İmâmiyye Şiası tarihi gelişmesinde. Atâ. İndirilmiş ve korunmuş olmak. Bahr el-lsfahânî..[1468] Tûsi. Ebû Bekr b. Bu tefsirin diğer tefsirlerden ayrı bir yönü. Bu gibi haberlere on cildlik tefsirin hemen hemen her sahifesinde rastlamak mümkündür. Hasan ve Hüseyn.Şâhidler çağırıldıklarında çekinmesinler” âyetini tefsir ederken. âyetindeki lafzının kıraatinin “yâ” ile de olabileceği görüşünü kabul etmeyen Taberî’nin görüşünü kabullenmediği görülür. er-Rummâni. Hz Ali. bu kimseleri Kureyş müşrikleri olarak görmesini zayıf görür ve[1465] diyerek Taberî’nin görüşünü benimsemediğini ifade eder. Muhammed b. Onun Arapça oluşu dahi . Keza şu örnekleri de verebiliriz:[1470] Bu şekilde örnekleri çoğaltmak mümkündür. Görüldüğü gibi. “Akledesiniz diye Kur'ân'ı Arapça okunan bir kitap kılmışızdır” âyetinin tefsirinde. Bu tefsirde de. muhdes olanların vasfıdır. Meselâ. “usul” de izah etmiştik” diyerek atıfta bulunur. “Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka aönülleri gaflet içinde eğienerek dinlerler” âyetini tefsir ederken şöyle demektedir:[1473] Âyette geçen “Muhdes” ve “ez-Zikr” kelimelerinin manalarını kendi görüşlerine göre manalandırmak suretiyle her ne kadar siyak ve sibaka uygun gelmiyorsa da.[1475] “Bir şeyin kılınmış. Şia'nın İmâm telakki ettiği kimselerden rivayette bulunmasıdır. İmâmiyye Şiası'nda olduğu gibi Tûsî’nin de.[1466] Bakara Sûresi’nin 282. Halku'l-Kur'ân meselesinde. Zira kadîm olanlar için İnmek caiz olmadığı gibi. Umûmî olarak asıl prensiblerde beraberdirler. onun muhafazaya da ihtiyacı yoktur. Bakara Sûresi’nin 114. sözü uzatmaktan kaçınmıştır. Hicr Sûresi’nin 9.. Ubeyd.” âyetinin tefsirinde. Orta halli bir tefsir yazabilmek için. teferruata girişeceği hususlara diğer eserlerine atıflar yapmak suretiyle. Daha evvel zikrettiğimiz gibi imamlar. Amr b. Mu'tezile ile haşır neşir olmuş ve onların ilim adamlarından ilim almış ve fikren onların tesiri altında kalmışsa da. âyetini tefsir ederken. Bu sıfat muhdesât sıfâtlarındandır. İnme ve indirilme ile vasıflanabilen bir şey kadîm olamaz.. Taberi’nin. Bakara Sûresi’nin 56. âyetini tefsir ederken:[1469] “Bize göre mucizeler. Tûsî de tefsirinin birçok yerinde Kur'ân'ın muhdes olduğunu ispat etmeye çalışır. birçok hususta ve bilhassa fikhî meselelerde onlara muhalefet etmiştir. Vâsıl b. Keza yine Zuhrûf Sûresi’nin 3. Mutezile ile aynı görüşü paylaşırlar.[1471] İmâmiyye Şiasının veya Tûsî’nin Mutezile ile aynı görüşte olduğu hususları göstermeye çalışacağız. Ebû Ca'fer ve Ebû Abdillah tariki ile gelmektedir. Taberî’nin görüşünün bâtıl olduğunu söyler:[1467] Bu misallerde görüldüğü gibi Taberi’nin kıraat. Genellikle tefsirde hadis mâhiyetinde olan haberler. mescidleri harab eden zâlimlerin genel olarak Arap müşrikleri olduğu ileri sürülürken. “İşte bu. Yine Bakara Sûresi’nin 114. el-lhşîd gibi pek çok Mutezile müellifinin görüşlerine sık sık rastlanmaktadır. onlara göre masumdur ve onlardan yalan sâdır olmaz. fıkıh ve diğer konulardaki düşüncelerine çeşitli eleştiriler yöneltilmiş bulunmaktadır. âyetinin tefsirinin sonunda:[1472] “Bu âyet Kur'ân'ın hadis olduğuna delâlet eder. Tûsî tefsirinde sözü uzatmamak için sık sık diğer eserlerine atıflar yapmaktadır.” Enbiya Sûresi’nin 2. Mezheplerine taalluk eden bâzı akâid ve fıkhın furu'u meselelerinde Mûtezile'ye itiraz ederler..[1464] Tûsî bu tefsirinde. böyle bir manayı zorlayarak çıkarabilmektedir. Yine Enbiya Sûresinin 50. Meselâ. Bu zevatın zikrinden sonra “Aleyhisselâm” lafzı veya ona delalet eden harfi kullanılır. Ebû Ali elCübbâi. yapılmış olması muhdes olmasına delalet eder. Genellikle isnadlar imamlara dayanmakta isnad zincirlen verilmekte ve bu zevat cerhe tabi tutulmamaktadır. Bunu .

birçok hususta Mutezile imamlarının veya Mûtezile’nin de bu görüşte olduğunu söylemek suretiyle. Kitap ve sünnete diğer fırkalara nisbetle daha fazla sarılan ehlisünnetin. bu fikrin menşei için daha gerilere gitmek icâb edecektir. Âyet ve hadislerde de bu konuya temas edilmemekte idi. Allah ve Elçisinin böyle bir şeyi emretmediği neticesine varılmıştır. Hanbel teşkil eder. onun mahluk mu. bu meselede. Kısacası onlar da. her canlıya şâmil olduğunu. Ebî Duvâd.[1485] diyerek rahmet sıfatının mübalağa ifade ettiğini.[1483] Aşağıda vereceğimiz örneklerde de görüleceği gibi. onları Kur'ân'ın mahlûk olduğu fikrine davet etmiştir. Meselâ: Fatiha Sûresi’nin başındaki besmeleyi bilhassa Rahman ve Rahîm sıfatlarını izah ederken. özellikle Mu'tezile imamlarının tesiri altında kalarak. İmâmiyye Şiası'nın aynı meselede Mutezile ile hem fikir olduklarına da değineceğiz.[1477] Es-Subkî. Mücessime. Hariciyye. Bu görüşü ehlsünnet âlimleri ittifakla kabul etmişlerdir. el-Mütevekkil (232-247) zamanında ise.[1479] Bu fikir. “Kur'ân Allah'ın ilmidir. Kim ki Allah'ın ilminin mahlûk olduğunu düşünürse. Cebriyye. Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür. Allah'ı inkâr etmiş olur” demektedir. Kur'ân-ı Kerîm Allah'ın Kelâmı olması sebebiyle mahlûk değildir. b. Cebriyeyi reddediş sebeplerini belirlerken. bu zâtı. Ahmed b. Hanbel. Mutezile ile hemfikir olduklarını açıkça ifâde etmektedirler. Zehebî. Kaynaklar bu zatın Cehmİyyeden olduğunu kaydederler. âyeti hakkında. Yüce Allah'ın kâfirin küfrünü yaratıp sonra da bu küfürden dolayı onu azaplandırmasıyla terstir. Mutezile Halku'l-Kur'ân meselesini serbestçe ele almışsa da. sık sık rastlamak mümkündür. asırdan itibaren ortaya çıkan ve III. Kur'ân'ın mahlûk olduğunu kabul etmişlerdir. Fakat II. tanınmış birçok ilim adamı bu işkenceler altında can vermişti.[1480] Yukarıda adı geçen Ahmed b. Bu mesele Mûtezile’nin bir hâkimiyet prestiji olarak el-Mu'tasım (218-227) ve el-Vâsık (227-232) devrine kadar devam etmiş. Mutezile ile birlikte benimsedikleri kader anlayışı sebebiyle. o hükmü yerine getirmekte acele edeceği şüphesizdir. Mutezile gibi Allah'ın sıfatlarını tenzih ederek reddettiklerinden. diğer fırkalara nispetle daha sık rastlanmaktadır. Kur'ân'ın mahlûk olduğu görüşü yasaklanmış ve ehlisünnet görüşüne dönülmüştür. ilmi ve ilim adamlarını seven bu zat. Mutezile fırkasının arasına “Allah kelâmını bir ağaç üzerinde yaratmış ve Mûsâ ağaçtan gelen sesi dinlemiştir” şeklinde girmiştir. Eş'ari’nin yazılı olan veya okunan Kur'ân'ın cevher itibariyle gayrı mahlûk olduğunu savunmasıyla ehlisünnet akidesinin zaferi temin edilmiş oldu: Yukarıda örneklerini verdiğimiz. Dirhem'den bahsederken “Allah İbrahim'i dost ittihaz etmedi ve Mûsâ ile konuşmadı” şeklinde fikirler ileri sürdüğünü ve bu sebepten Irak'ta katledildiğini zikreder. Ebî Duvâd adındaki bir Kâdı'nın mühim roller oynadığını zikrederse de. asrın başlarında İslâm âleminde geniş bir fikir mücadelesine yol açan ve birçok âlimin ezâ ve cefa görmesine vesile olan ve hattâ onların katledilmesine kadar varan Halku'l-Kur'ân meselesi Me’mun'un halife olmasıyla (198/218) su yüzüne çıkmış. birçok muhaddis ve fakihi Kur'ân'ın mahlûk olduğu fikrini ikrara zorlamak için eziyete maruz bırakmış. Çeşitli ve uzun süren münazaralardan sonra. Me’ınun bu arada.kadîm olmadığına yeterlidir. Bakara Sûresi’nin 88. Şayet âyet ve hadislerde bu hususta bir delil olsaydı. Cebriyye’nin “Kâfirin üzerinde Allah'ın hiçbir nimeti yoktur” görüşünü iptal ettiğini söylemektedir.[1486] diyerek . Mutezilenin bu prensibine sadık kalmıştır. Halife Mu'tasım ve Vâsık'ın baş kadısı olmuş ve ilim adamlarını imtihana çekip. gayrı mahluk mu olduğu meselesi ilk devirlerde bahis konusu olamazdı.[1482] Görüldüğü gibi. bu görüşü benimsemeyen. bazı görüş ayrılıkları zuhur etmiştir. âyetinin tefsirindeki şu ibareyi verebiliriz. Ayrıca Rahman sıfatı bir medih sıfatıdır.[1481] Ahmed b. Haşeviyye ve Tenâsuha kail olanları redden görüşlere.[1484] Görüldüğü gibi onlar. Bu konudaki örnekleri biraz geniş tutmaya çalışacağız. Zaten İslâm'ın ilk asrında Kur'ân mahluk mudur? Yoksa gayrı mahluk mudur? Şeklinde bir problem mevcut değildi.[1478] bu fikrin Mutezile mezhebi tarafından benimsendiği göz önünde tutulursa. Allah'ı inkâr edenlerin büyüğü olarak görür. Çünkü böyle bir vasıf zem sıfatıdır. Küfrünün sebebi sorulduğunda. Imâmiyye Şiası'nın. Kur'ân'ın Allah Kelâmı olduğunu gösteren açık âyetler varken[1476]. bunun. Hele Cebriyye'yi reddeden haberlere.” demektedir. Bu ezâ ve cefâya maruz kalanların en iyi örneğini Ahmet b. Kur'ân'ın mahluk olduğu görüşünü resmen ilan etmişti. onlarla hemfikir olduklarını beyân etmişlerdir. Ca'd. Tûsî ve İmâmiye Şiası. Buna daha açık bir misal olarak Bakara Sûresi’nin 106. Halku'l-Kur'ân meselesinin din ve itikadla ilgili bir mesele olmadığı.

denir. enbiya hakkında caiz görmemektedir. “Ona.[1487] diyerek Cebriyye’nin “Çocuklar babalarının günahlarından mes'ul tutulurlar” görüşünü. Yine Bakara Sûresi’nin 178. Keza Âl-i İmrân Sûresi’nin 78. bu âyetin reddettiğini. her şeyi yaratan Allah'tır. Allah'ın verdiği rızıklardan sarfetmiş olsalardı ne zararı olurdu? Oysa Allah onları bilir” âyetini tefsir ederken... “Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlan ile uçuşan kuşlar da ancak sizin gibi bir topluluktur. Allah'ın batılı irade etmesi konusundaki Cebriyye’nin görüşünü şu sözleriyle reddetmektedir:[1492] Ra'd Sûresi’nin 16. İhlâs Sûresi’nin ilk âyetindeki “Ahad” lafzını izah ederken. yine Cebriyye’nin “Kâfir imâna muktedir olmaz” görüşünü. Cebriyye’nin görüşüne muhalif olduğunu ileri sürerek bu görüşü reddeder:[1489] Âl-i Imrân Sûresi’nin 165. âhiret gününe inanmış.[1497] diyerek. Al-i İmrân Sûresi’nin 19. bu vasfın başkalarının müşareketi mümkün olmayan bir özelliğe sahip olduğunu ve onun sadece kadîm. Yine En'âm Sûresi’nin 38. “Oraya.” âyetini tefsir ederken.. aralarında mahiyet farkı bulunduğunu şu ifadesiyle ortaya koymaktadır:[1500] . Ankebût Sûresi’nin 45. Daha evvelce de söylediğimiz gibi İmâmiyye Şiası. kadîr. alîm. âyetini tefsir ederken. Allah'a.De ki. âyetinin tefsirinde.. Hâriciler’in “Büyük günah işleyen kâfirdir” sözüne. Cebriyye’nin de hata ettiğini söylemektedir. mevcut olan Allah'a ait olduğunu ve kendisinden gayrı bir varlığa ibâdetin lâyık olmadığını belirttikten sonra “Allah birdir” lafzının mücessime mezhebinin fesadına delil iddia etmektedir: [1496] Keza Leyl Sûresinin 15-16. Cebriyye’nin “Alemdeki zulmü Allah'a nispet etme” hakkındaki görüşünü şu ifadeyle reddetmektedir:[1494] Keza. Bakara Sûresi’nin 134. âyetini tefsir ederken.” âyetinin tefsirinde Cebriyye’nin. sizin gibi bir topluluktur” ibaresine dayanarak onların da mükellef olduğuna inanan tenasüh erbabının görüşünü şu ifadeyle reddetmektedir:[1499] Buraya kadar verdiğimiz örneklerde görüldüğü gibi genellikle Mutezile ile hemfikir olarak hareket etmişlerdir. mâsiyetlerin hepsi Allah'ın fiilindendir görüşünü şu ibarelerle reddetmektedir:[1490] Nisa Sûresi’nin 39. sözünün hakikatten uzak olduğunu beyân etmektedir:[1493] Hacc Sûresi’nin 10. kâfir için bir özür olamayacağını şu sözleriyle beyân etmektedir:[1491] Enfâl Sûresi’nin 7. yalanlayıp yüz çevirmiş olan o en azgından başkası yaslanmaz” âyetini tefsir ederken. “Bunlar. âyetini tefsir ederken.[1488] diyerek Cebriye ile istitaa konusunda muhalif düştüğünü belirtmektedir. Büyük günah olan zulüm irtikabını ise câhil Haşeviyye grubundan başkası. Kazandıkları kendilerine. Cenab-ı Hakk'ın bu âyetle nefyettiğini ve bu bakımdan onların görüşünün bâtıl olduğunu belirtmektedir. kazandıklarınız da sizindir.Yahudîler’in hata ettiği gibi. bu âyetin delil olamayacağını ifade ederek onların görüşünü reddetmektedir. bazı fer'î hususlarda ve fıkhî meselelerde Mu'tezile'ye de muhalif olmuştur. nebinin sevabını eksilten şey olarak açıklamışlardır.. “Onlar geçmiş bir ümmettir. Tusî. Meselâ. Kitapta biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık. kullarına karşı hiç de zâlim değildir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz” âyetini tefsir ederken. Şimdi de bu konuda genel olarak Mûtezile'ye veya bazı Mutezile imamlarına karşı olan itirazlarına bazı örnekler vermeye çalışalım. imânı terk hususunda.[1498] diyerek küçük günahları peygamberler için caiz görenler. “.Allah yaptıklarınızı bilir” âyetini tefsir ederken de. Enbiyâ Sûresi’nin 87. bunlar senin yaptıklarından ötürüdür. âyetini tefsir ederken. bunu. “. onlar sonra Rabblerine toplanacaklardır” âyetini tefsir ederken “behâim ve kuşlar da. Cebriyye’nin “Allah kâfiri dalalet için yaratmıştır” görüşünün bâtıl olduğunu belirtmektedir:[1495] Tûsî. yoksa Allah. âyetini tefsir ederken. kulların fiillerini Allah yaratır. demektedir. yine Cebriyye’nin. “İslâm” ve “İmân” lafızlarının kendileri ve Mutezile indinde aynı şey olduğunu belirttikten sonra..

Bu onun.[1503] diyerek kendilerine göre Ali'yi öldüren kimsenin tekfiri meselesini izah etmektedir. En'âm Sûresi’nin 81. Bu gibi itirazları çoğaltmak mümkündür. İmâmiyye Şiası'nın bazı Mutezile imamlarına da itirazlarda bulunduğunu söylemiştik. hadis. “O. âyetlerinde Hz. yukarıda örneklerini vermeye çalıştığımız şekilde ibarelere sık sık rastlanmaktadır. Nebiliği sabit olsa bile. Ebû Ali e!-Cübbâî’nin Dünyanın bir küre şeklinde olmadığı” görüşünü reddetmektedir.[1513] diyerek dinde taklidin caiz olmadığını beyan etmektedir. Keza. [1505] diyerek el-Cübbâi’nin. ayetini tefsir ederken de. âyetlerini tefsir ederken.[1514] diyerek taklidi tasvib edip. Mutezile. icmâ ve kıyâs hakkındaki görüşlerine daha evvel temas etmiştik. Tusî. içinde temelli kalacağı cehennemdir” âyetini tefsir ederken.[1504] Ebû Ali el-Cübbâi’nin. aynı zamanda iki nebi olabilir fakat iki imam olamaz sözünü. yine Nisa Sûresi’nin 123. yeryüzünü size bir döşek ve göğü de bir bina kıldı. Şia ancak kalb fiillerinden olan vâcib fiileri imândan kabul etmektedir. İmâmiyye Şiası ile Mutezile. Musa'nın arkadaşı ile olan kıssasını tefsir ederken. Şimdi burada aynı meselelere temas etmeyecek. Mutezile bu âyetle “Afv” meselesinin mümkün olamayacağını ileri sürerken. Tefsirinin başka bir yerinde de “Taklidin akla göre çirkin bir hareket” . Musa'nın dostu olan zâtın Hızır olamayacağını. Çünkü bu durum Allah'ın takdiri iledir. ne Mü’min ve ne de müslimdir”. onun zamanımıza kadar yaşayıp gelemeyeceğini. Nahl Sûresi’nin 110. “Kim bir Mü’mini kasden öldürürse cezası. araştırarak hüccet getirmeyi reddeden kimselerin görüşünün fâsid olduğunu ifade etmektedir. Meselâ. Tûsî. imân ve İslâm aynı manadadır. Tusî. Mutezile müfessirlerinden biri olan er-Rumânî'den pek çok istifade ettiği halde. Tûsî’nin tefsirinde ele aldığı usûlü fıkıh ve fıkıhla ilgili enteresan bazı örnekleri vermeye çalışacağız. zira peygamberimizden sonra peygamber olamayacağını iddia attiğini bunun sahîh olmadığını söylemektedir. Onlara göre uzuvların filileri vâcib olsa da İmandan değildir. Rummânî’nin âyeti delil getirdiği hususu kabullenememededir:[1511] Bilhassa. Keza. Hûd Sûresi’nin 46. türlü eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden. Rummânî’nin. Bakara Sûresi’nin 163. âyetini tefsir ederken. Tusî. âyetini tefsir ederken. Zira onun peygamberliğinin. Kehf Sûresi’nin 15. Bakara Sûresi’nin 259. mucizenin peygamberlerle birlikte.[1506] Tûsî. uzuvlarla işlenen vâcib şeyleri imandan kabul ederken.” âyetini tefsir ederken:[1507] Görüldüğü gibi. peygamberimizden önce olduğu sabittir” sözleriyle Ebû Ali el-Cübbâi'ye itiraz etmektedir. peygamberimizden sonra peygamber olduğuna delil olmaz.. Hz. Meselâ. “Zira. sonra Allah uğrunda savaşan ve sabreden kimselerden yanadır. onun görüşlerine itirazlarda bulunmuş ve kabullenmemiştir. evvela Hızır'ın nebi olduğunu bilmiyoruz. her durumda cehaletin çirkin bir şey olduğunu ifâde etmeye çalışmış. prensip itibariyle taklidin caiz olmadığını saunmakta ve bu konunun fesadına âit bazı deliller vermektedir. âyetini tefsir ederken şöyle demektedir:[1502] Görüldüğü gibi. diyorlarsa da. Kehf Sûresi’nin 79-83. bu görüşün sahîh olmadığını. Ârâf Sûresi’nin 121-122.Görüldüğü gibi. İslâm hukukunun kaynağı olan Kur'ân.[1501] diyerek Bu konuda Mutezile ile aynı görüşte olmadıklarını ifade etmektedir. hata veya unutma halinde bu durumun hafifleyeceğini söylemesini. şu ifadeleriyle kabul etmemektedir:[1509] Keza. “Rabbin. [1512] İmâmiyye Şiası'nın. onun Musa'dan sonra gönderilmiş bir nebi olduğunu. Rabbin şüphesiz bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder” âyetini tefsir ederken. mu'cizeyi peygamberlere mahsus kıldığını. Şia aynı görüşü paylaşmamaktadır. Rummânî’nin bunu kast haline tahsis etmesini. yine birçok noktada.. şu sözleriyle reddetmektedir:[1510] Tûsî. onun zamanımıza kadar kalmasına mâni bir durum yoktur. âyetini tefsir ederken. dedikten sonra. Yine Nisa Sûresi’nin 93. “Mutezile nezdinde büyük günah işleyen. Meselâ. imâm ve velilerden de sâdır olabileceğini söylemektedir. Bakara Sûresi’nin 22. âyetinde Rummânî’nin lafzı hakkındaki görüşünü hatalı olarak görürken[1508].

bakıp tahkik etmek bâtıldır diyenlerin görüşünü reddettiğini ifâde ettikten sonra. Tûsî. kendi mezhep sâliklerinin İnşirah Sûresi ile Duhâ Sûresi'ni. bu âyetlerde aklî kıyâsın sıhhatına delil olduğunu. Rûm Sûresi’nin 11-20. Ekseri fukahaya göre el bilekten kesilir.[1525] Daha evvelce de söylediğimiz gibi. Müfessirimiz neshin sadece Kur'ân ile değil. âyeti İcma'nın sıhhatine delil kabul etmek doğru değildir. ayağın da mesh edilmesi hususunu tercih etmektedir:[1527] Keza. âyetini tefsir ederken bu hususu şu sözleriyle gayet açık bir şekilde belirtmektedir:[1523] Bazı sûrelerin başında bulunan el-Hurûfu'l-Mukattaalar hakkında da farklı bir görüşü yoktur. baş parmakla avuç bırakılır. Bakara Sûresi’nin 221. hakîmdir” âyetini tefsir ederken. âyetini tefsir ederken müşrik kadınlarla evlenme konusunda[1526] diyerek putperest kadınla evlenmenin icmâen caiz olmadığını belirttikten sonra. Haricîler ise hırsızın elini omuzundan keserler. bu âyetlerin şer'i kıyâsa delâlet edemeyeceğine de işaret etmektedir. âyetini tefsir ederken. Nitekim Yunus Sûresi’nin 15. Onlar aklı şer'i bir delil kabul etmelerine rağmen. ehlisünnet’in delil olarak kabul ettiği İcma'yı şartlı olarak kabul etmişlerdir. El kesmenin mahiyeti hakkında ise şu bilgileri vermektedir:[1529] Görüldüğü gibi Şia veya Tûsî'ye göre el kesmecezasında elin dört parmağı dibinden kesilir. Meselâ.[1521] Kur'ân'da neshin cevazını kabul etmeyenlerin sözlerinin batıl olduğunu beyân etmektedir. Onlara göre “Vasat Ümmet”ten maksat Ehli Beyt imamlarıdır. diyerek. Onlara göre Icma'nın hüccet olarak kabul edilebilmesi için icma edenlerin içinde masum bir imamın bulunması gerekir. Öyle mi? Deki: Öyleyse onun sûrelerine benzer uydurma on sûre meydana getirin. Tûsî'ye göre ehlibeyt’in dahil olmadığı icma bâtıldır. tahâddî ve belagat çeşitleri üzerinde durmaktadır. Yine Kıyarne Sûresi’nin 40. dinarın dörtte birine tekabül ettiğini söyler. diyorlar. Bu hususu Bakara Sûresi’nin 106. yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak. keza Fîl ile Kureyş Sûresi'ni “Besmele” ile ayırt etmeyip birleştirdiklerini ve namazlarda da bir rekatta birleştirmeyi zorunlu kıldıklarını ifade ettikten sonra. Allah güçlüdür. Çünkü ümmetin her ferdinin vasat (udûl) olması imkânsızdır. Tûsî Kur'ân'da neshin varlığını kabul eder. kıyası reddetmişlerdir. “Erkek hırsız ve kadın hırsızın. imâmiyye Şiası'nın ve Tûsî’nin fıkhî meselelerde aşırılıkları görünmüyorsa da. Yine Şiaya göre. topuk ve başparmak bırakılmak suretiyle ayağın dört . “Senin için. Bakara Sûresi’nin 143.[1516] Keza. Mâide Sûresi'ndeki Abdest âyetini tefsir ederken. Tûsî’nin tefsirinde bizlere muhalif olan bir kaç hususu örnek olarak vermemizde fayda vardır. demektedir:[1519] Müfessirimiz “Besmeleyi” Fâtiha'dan addeder ve namazda besmeleyi terkedenin namazının bâtıl olacağını söyler:[1520] Kur'ân'da neshin varlığını kabul etmeyen bazı Mutezile imamlarının görüşüne muhalif olarak. Mushaf'ta ise her ikisinin arası “Besmele” ile ayrılmıştır. el kesmeye nisab olacak miktarı tayin hususunda 6 görüş bulunduğunu belirtir ve[1528] diyerek mezheblerine göre bu miktarın. bu âyetin. âyetini tefsir ederken.[1518] madem ki Allah insanı yaratmıştır. Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın” âyetini tefsir ederken. iddianızda samimi iseniz. aklî kıyasın sıhhatına delil olacağını ileri sürmektedir. aynı illetin Yahudî ve Nasaradan olan zimmîler için de geçerli olduğunu onlarla da evlenemeyeceğini beyân etmektedir. bu âyetin Kur'ân'ın i'cazına delâlet ettiğini söyledikten sonra. sünnet ile de olabileceğine kaildir. İmâmiyye'de istinbat delillerinin üçüncüsü akıldır.olduğunu iddia etmektedir[1515]. öldükten sonra da onu diriltmeye kadirdir.[1524] Tûsî. o uydurdu. ellerini kesin. Neshin nelere dâhil olup olmayacağını ise şu ifadesiyle belirlemektedir:[1522] Daha sonra da. Hûd Sûresi’nin 13. âyetlerini tefsir ederken şöyle der:[1517] Tusî. Tûsî Mâide Sûresi’nin 38. Bu konuda müfessirlerin çeşitli görüşlerini nakletmektedir. Kur'ân'daki neshin üç kısımdan hâli olamayacağını beyan etmektedir.

bu âyetin “Allah'tan başka hidâyete erdiren yoktur. Ahzâb Sûresi’nin 33.[1544] rivayetini vererek “Hz. Tûsî de eserlerinde ve tefsirinde. âyetini de ehlibeyt’in masumluğuna delil getirerek onların hata yapmayacağını söyler.[1533] diyerek sanki Hz. Necm Sûresi’nin 26..[1537] Keza yine imametin verasetle olduğunu kabul etmeyenleri reddederek şöyle demektedir:[1538] Tusî. Peygamber'den sonra açık bir şekilde Hz. Allah'tan başka kimse hidâyete erdiremez” sözünü red için. Âl-i Muhammed'den olacağı da âdeta hükme bağlanmıştır. “Zâlimler benim ahdime erişemez” buyurmuştu” âyetini tefsir ederken. Yine Âl-i İmrân Sûresinin 61. Ali’nin imametine işaret etmektedir” diyor. Aişe'den rivayette bulunmaktadır. Meselâ. “Musa'nın milletinden bir topluluk hakkı gösterir ve onunla hükmederlerdi” âyetini açıklarken. hiç bir isnada dayanmaksızın. sahabenin en faziletlisi olduğunu iddia etmektedir. “. “İnsanlara hidâyeti veren Allah'tır. Keza Mâide Sûresi’nin 55. Hz. Dehr Sûresi’nin 1-10. Yine En'âm Sûresi’nin 68. Bu konulara âit çeşitli örnekler vermeye çalışacağız. âyetini tefsir ederken. Meselâ. âyetinin.Bugün size dininizi tamamladım. “Rabbi. Şefaat meselesini kabul etmeyenlere karşı. O “Soyumdan da” deyince. âyetini tefsir ederken şöyle demktedir:[1539] Tusî. kendi mezhep prensiplerini dâima göz önüne almış. âyetini açıklarken şöyle demektedir:[1540] Keza. Hattâ bu konuda o kadar ileri gitmektedirler ki muhaliflerinden bile rivayette bulunmuşlardır. âyetinde. Hz.. tefsirinin birçok yerinde. Keza Mâide Sûresi’nin 3.[1546] diyerek kendi şefaat anlayışını ortaya sermektedir. bu tevehhümü gidermek için Hz. Bakara Sûresi’nin 124. İbrahim'i bir takım emirlerle denemiş. Peygamber ve İmamlara takiyyeyi uygun görmeyenleri reddetmektedir. takiyye esasını benimsemektedir. enbiyalar vâris bırakmaz görüşünü reddetmektedir. Nisa Sûresi’nin 59.[1536] diyerek bu âyeti imamların masumiyetine delil getirmekte ve âyetteki ahdi imametle tefsir etmektedir. Şianın en önemli esasıdır. Müfessirimiz.[1545] diyerek Hz. Ebû Ca'fer ve Ebû Abdillah'dan gelen haberi nakletmeyi ihmal etmemektedir:[1535] İmâmiyye Şiasında olduğu gibi..[1531] kendisi.[1534] diyerek bu sözün doğru olmadığını iddia edip. âyetlerinin tefsirinde. Peygamber takiyye için vahiyden birşeyler saklamış da. Cübbâî’nin masum imamlar için takiyyeyi kabul etmeyişine karşılık. Haber-i Vâhid’in amel ve ilim ifâde etmeyeceğini[1530]. âyetini tefsir ederken de.[1541] rivayetini zikrederek “İmamların Âl-i Muhammed'den olacağına işaret edilmektedir” demektedir.. âyetinin tefsirinde. Ra'd Sûresi’nin 45.” âyetini açıklarken. haber-i vâhid olarak kabul etmekte ve haberi vâhidle Kur'ân'ın umumunun tahsisinin ve neshinin caiz olmadığını beyân etmekte ve peygamberlerin de miras bırakacaklarını söylemektedir. âyetini tefsir ederken “Onların şefaati bir işe yaramaz” âyetinin tefsirinde.. İmamet meselesi ve onların masumiyeti. Ali’nin imametine delâlet ettiğini söylemektedir:[1543] Ra'd Sûresi’nin 7. sözünün bâtıl olduğuna . Nemi Sûresi’nin 16. Şia indinde imamların. Her milletin bir yol göstericisi vardır” âyetinde yol göstericisi olarak beş görüş bulunduğunu açıklarken. “seni insanlara önder kılacağım” demişti. bu hususta üç görüş olduğunu belirttikten sonra.. Manayı bozan muzdarib haberleri kabul edenlerin görüşlerini reddederken. o da onları yerine getirmişti.[1542] diyerek bu âyetlerin Ali ailesine âit olduğunu ve onların faziletine delâlet ettiğini iddia eder.parmağı diplerinden kesilir. Ebû Ca'fer ve Ebû Abdiliah'dan rivayetler de bulunmaktadır. Meselâ. Tûsî. Kısacası Hz. Meselâ Mâide Sûresi’nin 67. nalıncı keseri gibi.Sen ancak bir uyarıcısın. “. meseleleri kendi lehine yorumlamıştır. Ali’nin. Araf Sûresi’nin 159. muzdarib olsun kendi menfaatlerine kullanmışlardır. Meselâ. Meselâ Ali’nin hilafeti konusunda şu rivayette bulunmaktadır[1532] İmamet meselelerine taallûk eden haberleri ahâd olsun. Peygamberin ve imamların şefaatçi olacağı fikrini savunur. Allah. peygamberler miras bırakmaz haberini. söyler.

İbn Şehr Eşveb. Tevbe Sûresi’nin 12. Şeyh Ebû Ali b.. âyetini açıklarken şöyle ifâde etmektedir.Mecmau'l-Beyân li Ulumi'l-Kur'ân[1559] 2.İ'lâmu'l-Verâ bi A'lâmi'l-Hüdâ. Kendisini İslâmî ilimler sahasında yetiştirmiş. el-Kutbu'r-Râvendî ve diğerleri ilim almış ve nakletmişlerdir. bir kavmin. Şeyh et-Tûsî'den rivayet etmiş ve kendisinden de oğlu Radiyyuddîn. Keza.iki kişiden biri olarak. Meselâ.Cevâmiu'l-Câmi. “O gün her ümmetten âyetlerimizi yalanlayanları toplarız. İmâmiyye Şiâsı bazı lafızları ve terkibleri kendi görüşlerine göre te'vit etmişledir. Rıdvan bey'atına iştirak edenlere âit olduğunu.. fıkıh ve kelâm alanında verdiği eserlerden bazılarını şöylece sıralayabiliriz: 1. belagat. Ebû Ali e!-Fadl b. söylemektedir:[1555] Tusî. 3. Tevbe Sûresi’nin 40. 4. Nemi Sûresi’nin 83. Zümer Sûresi’nin 9.delâlet ettiğini söylemektedir:[1547] Tûsî. Onun tefsiri. yine Imâmiyye Şİâsının prensiplerine sâdık kaldığı görülmektedir. tarih ve bilhassa İmâmiyye Şiası fikriyatı hakkında araştırma yapmak isteyenler için okunması gereken bir tefsirdir. âyetindeki (küfrün önderleri) terkibini. âyetindeki “Müminlerin iyisi” terkibini[1557] şeklinde Ali b. düşmanlarını da bilmeyenler olarak göstermektedirler. Ali’nin emirliğine delâlet ettiğini söylemektedir..[1551] diyerek iddia etmektedir. onların Ebû Bekr ve Ömer’in imametlerine delil olduğu görüşünü reddederek. hareketle lafızları kolaylıkla kendi görüşleri doğrultusunda te'vil etmekte bir beis görmez. Nahl Sûresi’nin 43.[1554] Cemel ehli olarak te'vil etmişlerdir. fâzıl. el-Hasan ve akrabasından çeşitli dönemlerde büyük âlimler çıkmıştır. bb. Şia ulemasındandır. Meselâ. bu âyette Ebû Bekr’in faziletine delalet eden bir şey olmadığını. âyetindeki “. Ebî Tâlib olarak te'vil etmiştir. muhaddis fakîh bir kişi olarak vasfetmektedir. bu âyetin Ebû Bekr’in faziletine âit olmadığını. el-Hasan b. 548/1153 senesinde Sebzvâr'da vefat etmiş ve Meşhed'e nakledilerek orada defnedilmiştir. Yine Tahrim Sûresi’nin 4. bu âyetin Ebû Bekr hakkında nazil olduğunu söyleyenlerin sözlerinin doğru olmadığını söylemektedir[1550]. Yine Fetih Sûresi’nin 16-17.” ifadesi hicrette Hz. Tûsî. Şeyh Muntahabuddîn.Ebû Alî Et-Tabresî Ve Mecmau'l-Beyân Li Ulûmi'l-Kur'ân'ı Bu tefsirin yazarı. müfessir.Hakâiku'i-Umûr fi'l-Ahbâr. Yukarıda verdiğimiz örneklerden anlaşılacağı üzere. Ebû Bekr’in faziletine bir delil olduğu halde. 5. Mâide Sûresi’nin 54. Eminüddin'dir.[1548] Müfessirimiz. . kamil. Kaynaklar onu âlim.. kendileri olduğunu. âyetini tefsir ederken. Doğum tarihi hakkında bilgimiz yoktur. Onlar bir arada tutulup. Hayber fethinde Ali’nin rolünün ehemmiyetini ileri sürmeye çalışmaktadır.Muhtasaru'l-Keşşâf. “Bilenlerle bilmeyenler hiç bir olurlar mı?” âyetindeki bilenlerle bilmeyenleri ise şöyle te'vil etmektedir:[1556] Kendilerini bilenler. asil bir alim olarak tanıtılır. Dostlarınca sika. her asrın imâmdan hâlî olamayacağını Nahl Sûresi’nin 89.Tâcu'l-Mevâlid. el-Fadl et-Tabresî et-Tûsî es-Sebzvârî elMeşhedî.[1552] Yine Feth Sûresi’nin 18. Ailesi ilim ehlidir ve kendisinden sonra da oğlu Radiyyuddîn ve torunu Ebu'l-Fadl Ali b. öldükten sonra dünyaya yeniden dönmesinin “reca”' mümkün olacağına. Peygamberle birlikte bulunan Hz. 6.âyetindeki binden kastedilenlerin.[1558] Tefsir. dil. âyetlerini tefsir ederken. Tusî’nin aşırı bir yönü görünmemekle beraber. âyetini tefsir ederken şöyle demektedir:[1553] Tusî. hesab yerine sevkedilirler” âyetini delil getirerek buna meyilli olduğunu gösterir:[1549] İmâmiye Şiası ve Tûsî bazı âyetlerin düşmanları hakkında nazil olduğu veya kendileri için nazil olmadığı noktasından.

furu. 10. Müellifimiz Kur'ân ilimlerine genç iken başlayıp kendini çeşitli yönlerden yetiştirdikten sonra yaşı altmışa gelip saçları ağardığında bu tefsir işine teşebbüs ettiğini. Arapça'nın en açık yücesini. omuzlarında evine taşıdı. . hamdele ve salvele'den sonra. Keşşaf’ın da latifelerini ihtiva eden ve Mecmau'l-Beyân'ın muhtasarı mâhiyetinde olan “Cevâmiu'l-Câmi” adlı tefsirini telif etti.Iddetu's-Sefer ve Umdetu'l-Hadar. Kur'ân tefsiri ilmi hususunda eskilerden ve yenilerden olan âlimlerin meşgul olduklarını ve onun gizlilikleri üzerinde çalışıp. lügat ilimlerinin kapalı ve müşki! olan kısımlarından kaynak ve fasılları. meâni. âbid için zahîre. Kur'ân'a ta'n edenlere cevapları ve usûl. tefsirlere baktığını. yazacağı tefsiri bizlere şöyle “Şu ilmin nevilerini ve fenlerini cemederek özlü ve temiz bir şekilde güzel bir nazım ve tertible kitabı te'life başladım. sağlam olan manaları. Mecmau'l-Beyân tefsirinin te'lif sebebi hakkında garib ve acâib bir görüş ileri sürülmektedir ki bu onun bir nevi kerameti olarak da söylenebilir. kıraat. sûrenin okunmasının faziletlerini takdim ettim. şeyhi canlı ve kendisi ile konuşur bulunca. kendisine Zemahşerî’nin “el-Keşşâf”ı ulaşmış ve onun metodunu çok güzel bulmuştur. Tabresî. 9. illet ve ihticâcları. irab. der. Mecmau'l-Beyân'ı telife başladı. Sonra âyetlerdeki kıraat ihtilaflarını.en-Nûru'l-Mubînu'l-Fâik. i'rab hususunda açık her delili.Maâricu's-Suâi. kelamcı için hüccet. Çok zayıf olduğu için ayağa kalkamıyor ve yürüyemiyordu. Şöyle ki “Tabresi'ye âni bir hal vâki olur (sekte-i kalb). kıssalar. okuyucu için ibret. 11. akli ve nakli konulardaki itikadlarının sıhhatına dâir ashabımızın münferit olarak zikrettiği pek çok istidlal şekillerini muhtasar ve mu'tedil bir tarzda ihtiva etmekte.7. yıkayıp kefenleyip defnederler. Kaynaklar bu eserin 534/1140 senesinde tamamlandığını zikretmektedirler. olduğunu ayetlerin sayısındaki ihtilafları. Biz burada müellifin “Mecmau'l-Beyân fi Tefsiri'l-Kur'an” adlı tefsirini tanıtmaya çalışacağız. Ona giyecek ve mal verdi ve hırsız onun eliyle hidayete erip tevbe etti. hırsız. çok yorulduğunu. meâni hüküm ve te'villeri. sebebi nüzuller. bu konuda istihare yaptığını ve bütün gayretini bu işe verdiğini. onun Mekki mi. 12. Eğer şu belâdan kurtulursa. Medeni mi. aksine bu görüşü reddedecek fikirlere rastlanmaktadır. Şeyh ona korkma ben canlıyım ve bana bir sekte-i kalb isabet etti ve beni bu hale getirdi. Mecmau'l-Beyân'ı telif ettikten sonra. Allah'a hamdü senalar olsun ki o (bu tefsir) edîp için bir esas. Bir zaman sonra bu halinden uyanır ve kendisini hiç bir çıkış yolu olmayan kabirde bulur. ondaki derinliklere dalıp kitaplar telif ettiklerini söylemektedir. Ne zaman ki kabri açar. Onu öldü zannederler. İslâm'da ilmin değerini ve ilimler içinde de en yüce en faziletli ve en faydalı ilim olarak da Kur'ân ilimlerini ele almaktadır. lügat.Künûzu'n-Necâh. Bundan sonra da nezrini (adağını) yerine getirmeye koyuldu. onun korunmuşluğunu ortaya koyarak. besmele.”[1560] Kaynaklar böyle garib bir haberi zikrediyorlarsa da müellifimizin tefsirinin baş tarafına yazdığı mukaddimesinde. korku ve dehşete düşer. Tûsî’nin “Tıbyân” ını. müşkülâtlar hususunda açık her burhanı topladım.Nasru'l-Leâlî. fikrini uzattığını. sırları açıklaması ve hakikatları ortaya koyması bakımından medhetmektedir. nahivci için bir hazır malzeme.” Tabresî. Arapça ve dilleri. i'rab ve müşkilleri. sözü ne çok uzatmakta ne de iyice kısıtlamaktadır. Bunun üzerine Mecmau'l-Beyân'ın fâidelerini. Yazdığı bu iki tefsirin muhtasarı veya Keşşafın hulâsası olan “Muhtasaru'l-Keşşâf'ını üçüncü bir tefsir olarak te'lif etti. bir Kur'ân tefsiri te'lif etmeyi adar. hadisçi için hüccet kaynağı. Cenâb-ı Hak'tan kolaylık ve tevfik istediğini şu ifadeleriyle anlatmaktadır:[1561] Müellifimiz. âyetler arasındaki tenâsüb ve insicamları sundum. Kendi dostlarından (yani İmâmiyye Şiası'ndan) olanların tefsir konusunda kendilerine ulaşan muhtasar haberlerden başka bir şey nakletmediklerini ve bunlarda da manalar ve sırların açıklanmadığını söyledikten sonra. 8.el-Âdâbu'd-Diniyye. tefsirinde takip ettiği metodunu mukaddimesinde şöyle açıklamaktadır:[1563] “Her sûrenin başında. Hırsız onu. böyle bir hâdise nakledilmediği gibi. Kefen soyuculardan biri onun kefenini soymaya niyetlenir. O. bir tefsir yazmaya tanımlamaktadır:[1562] niyet ettikten sonra.

yapılan izahlar ve yazılan kitaplar hususundadır.[1564] . Ferrâ. Kur'ân'ın tefsirine başlamadan evvel okuyucuya lüzumlu olan bazı Kur'ân ilimlerini yedi fen halinde anlatmaya çalışmaktadır. Yedinci fen: Kur'ân'ın okunuşunda lafızları güzelleştirme ve sesi süsleme hususunda okuyucuya müstahab olan hususlar hakkındadır. Nüzul sebeblerinden bahsettiğinde ve kıssaları şerhettiğinde sözlerin hakkını verir ve hepsini ortaya koyar. Tabresî. Âyetler ve cümleler arasındaki münasebet ve tanzim güzelliğini izah eder. Lafızları açıklayıcı mahiyette Arap şiirinden şâhidler getirir. Bundan sonra müellif istiaze. Muhtelif ilim ve fenlerde sahibinin değerini gösterecek mâhiyettedir. mezhebinin görüşlerini sıralar. Müberred gibi dilcilerden istifade eder. Tabresî bu tefsirinde. Halil b. tefsir ilminin birçok özelliğine riâyet etmekle beraber. Şia ve Mu'tezile görüşlerini bir tarafa bırakacak olursak. Diğer Şia tefsirlerinde olduğu gibi. oradaki şüpheyi giderir. Daha sonra “el-Ma'na” adı altında âyetin manasını açıklar. Allah'ın kitabını akidesiyle uyuşacak şekilde yorumlaması. sûrede bulunan Mekkî ve Medenî âyetlerin sayısı ve bu sayılar hakkındaki ihtilaflar hususunda bilgi verir. yazarının mukaddimede metodunu verdiği şekilde güzel tertibler ve münasebetlerle devam eder. İcmali manayı şerhederken. zamanı için yenilikler getirir. Temas ettiği her yöne. Dördüncü fen: Kur'ân'ın isimleri ve onların manaları hakkındadır. Esmâ'i. Ahmed. diğer mezheplerin bu âyetten çıkardıkları dellilere de işaret eder. Zeccâc gibi meşhur dil âlimlerinden bu konularda nakillerde bulunur. l'rab yapılması gereken müşkil yerlerde “el-l'rab” başlığı altında meseleyi çözmeye çalışır. murâd edileni açıklar. Ahkam hususunda konuşurken fakîhlerin mezhep görüşlerini arzeder. pek çok mevzu hadisleri rivayet etmesi gibi aleyhine sayabileceğimiz noktalar varsa da. Mezhebinde fukahanın dediğine ters bir şey varsa onu savunur. Ayette yer alan garib lafızların lugavî manalarını “el-Lugâ” başlığı altında inceler. Beşinci fen: Kur'ân ilimleri hakkında söylenen sözler.. Birinci fen'de: Kur'ân âyetlerinin sayısı ve bunu bilmenin faydaları üzerinde durulmaktadır. Kendisinin Şii olması ve onu savunması. münasebet ve insicamını göstermeye çalışır. Bu tefsir. i'rab vecihlerlerinden bahsederken yeni görüşler ortaya koyar. diğer pek çok İmâmiyye âlimi gibi Şiilikte aşırı ve akidesinde müfrit değildir. lugavî manalardan ve lafızlardan. İcmâlî manayı şerhederken. Altıncı fen: Kur'ân ve Kur'ân ehlinin fazileti hususunda gelen bazı haberlerin zikri hakkındadır. Ahfeş.fakîh için kılavuz. karşı mezheplerin görüşleriyle kıyaslar ve onlara cevaplar verir. Fatiha ile başlayıp Kur'ân'ın sonuna kadar tefsirine devam etmektedir. tefsir ettiği âyetin kendinden evvelki âyet veya âyetlerle irtibat. Her sûrenin başında. Ona “Mecmau'l-Beyân li Ulûmi'l-Kur'ân” adını verdim. Üçüncü fen: Tefsir ve te'vîl kelimelerinin anlamı ve re'y ile tefsire cevaz veren ve vermeyenlerin âyet ve hadislerden getirdikleri deliller hakkındadır. İkinci fen: Şehirlerde meşhur olan Kur'ân'ın isimleri ve onların râvileri hakkındadır. Kur'ân'ın müşkilatı arzedildiğinde.” diyerek. Kıraat ve vecihlerinden. Kur'ân'ın i'cazı ve Kur'ân'da ziyâde ve noksanlık hususunda söylenen sözler gibi. ahkâm âyetlerini kendisi ve benzerlerinin ictihadlarına uygun düşecek şekilde izahı. Kendi mezhebini ortaya koyar. besmele. Yüce Allah'tan onu pek çok değerli incileri muhtevî bir kitap kılmasını temenni ederim”. Kendilerinden olan geçmiş müfessirlerin sözlerini nakleder. Kıssalara âit rivayetlerini genellikle ehlibeyte ve Ebû İshak'a dayandırır. Hakikatte Tabresî’nin tefsiri. Sonra da kırâatlann lügat ve nahivden delillerini “el-Hucce” adı altında açıklar. değerli büyük bir tefsirdir. ehlibeyt'e kadar ulaştırır. Bir âyeti tefsire başlarken önce âyetle ilgili kıraat farklılıklarını “el-Kırâ'a” başlığı altında anlatır. doğrusu o. murad edileni açıklar. gönlü rahatlatır. ehlisünnetten farklı olan İmâmiyye inançları teşkil eder. Âyette İmâmiyye itikadı ile ilgili bir şey varsa “Mezhep âlimlerimiz şöyle istidlal eder. O genellikle kendi mezhebî görüşlerini.. “en-Nüzûl” başlığı altında âyetlerin sebeb-i nüzullerini inceler ve bu konudaki haberleri genellikle Kummî ve Ayyâşî’nin tefsirlerinden naklederek. tefsirinin ağırlık noktasını. bu tefsirde de Muhammed Bakır ve Ca'fer Sâdık'tan gelen rivayetler ağırlık kazanır. Bazen'de “en-Nazm” başlığı altında. Onlardan tercih ettiklerini belirtir. âyetten çıkarılan kendi mezhebine âit delilleri gösterdiği gibi. Sibeveyh. mukaddimesinde tefsirinin vasfını ve metodunu verdikten sona. Nüzul sebeplerinden bahsettiğinde ve kıssaları şerhettiğinde sözlerin hakkını verir ve hepsini ortaya koyar. vaiz için bir âlettir.

Hüseyn evladına verilmesinin sebebini şu ifâdelerle anlatmaya çalışmaktadır:[1571] Imamiyye Şiâsı'nın.. yine itikadlarınca. Allah seni insanlardan korur” âyetini tefsir ederken. Bu âyet Hz. safsata cinsinden bâtıl ve yalan olduğunu söylemektedir. İmamdan rivayet edildiğine göre.[1568] Yine müellifimiz Mâide Sûresi’nin 67. bu konuda Peygamberlerle aynı seviyede bulunduklarını . kendisine buğz edenleri de yine yüzlerinden tanıyıp cehennem'e sokacağını. kendilerinin bilenler. Zümer Sûresi’nin 10. Hasan ve Hüseyin'den ibaret olduğunu gösterme hususunda ciddi gayretlere girişir. seni insanlara önder kılacağım demişti.. Meselâ. Meselâ. “Rabb'i İbrahim'i bir takım emirlerle denemiş. Kur'ân'da ziyadelik noksanlık olduğu hakkındaki görüşlere şu ifadesi ile cevap vermektedir:[1565] Tabresî. Ebû Zerr'den rivayet ettiği uzun haberi inceleyen ve bu âyetin Ali hakkında nazil olduğunu söyleyenlere karşı İbn Teymiye delillerin sağlam olmadığını. Ali’nin.” ibaresini tefsir ederken iki imam Ebû Ca'fer ve Ebû Abdillah'tan rivayet edilen bir habere göre bu âyetin Hz. Ali ve evladlarının imamlığı üzerinde durduğu gibi. Peygamber'e lâyık olmayacak şeyler söylemekte ve Hz.Bugün dininizi tamamladım. Bu meseleyi açıklığa kavuşturmak için onların delillerini çürütmekte ve kendisi bu konuda sağlam deliller ileri sürmektedir.. eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun.[1567] Tabresî. “Sizin dostunuz ancak Allah. Hz.” âyetini tefsir ederken görüşlerini te'yid edici mâhiyette lügat.Tabresî’nin Kur'ân tefsirinde mezhebine muvafık manaları verirkenki meylini ve mezhebinin Kur'ân esasları üzerine tesis edilmiş olduğu hususundaki şiddetli gayretini göstermek için tefsirinden bazı misaller vermek uygun olacaktır. Bu görüşler ışığında âyeti şöyle manalandırmaktadır:[1566] “Mahlûkatı üzerine velayetin kime âit olduğunu ve onların işlerini yerine getirenlere tâatın vâcib olduğunu Yüce Allah bu âyette belirtmektedir. şüphesiz Allah sizden kusuru giderip. Hz. İmâmiyye Şiası'na mensûb olduğundan bu mezhebin akide e-saslarını benimsemektedir. “. Allah. sizi tertemiz yapmak ister” âyetini tefsir ederken Peygamber’in ev halkının. es-Sa'lebî’nin.. Ali'yi Gadirhûm mevkiinde kendisinden sonra imâm nasbettikten sonra nazil olduğunu ve bunun son farîza olduğunu belirtmektedir.Ey Muhammed de ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar” âyetini tefsir ederken. Ali’nin imamlığı üzerinde durmaktadır. Peygamber tarafından imamete nasbedildiğini şu ifâdelerle belirtmeye çalışmaktadır: [1569] Hatta. Hz. Ali evlâdının imametini. “Ey Peygamber. âyet’indeki. bazı âyetleri kolaylıkla kendi lehlerine te'vil ettiklerini daha önce söylemiştik.. Bu hususa âit görüşlerine tefsirinde sık sık rastlanmaktadır. Ali’nin kıyamette cennet ile cehennem arasında durup kendisine yardım edenleri yüzlerinden tanıyıp cennet'e. Mâide Sûresi’nin 3. genellikle imamlarından naklettiği haberlerde isnâd vermektedir.. o da onları yerine getirmişti. soyumdan da deyince. 12 imâm meselesini ve imametin Hasan evladına değil de. tefsirinde şiddetle müdafaa eder. Ebû Abdillah'dan yaptığı bir rivayette. Ahzâb Sûresi’nin 33. kendi ağzından söyletmeye çalışırlar:[1570] Yine Bakara Sûresi’nin 124. imamların masum olduğunu. Bu hususu müellifimizde de sık sık görmekteyiz. zâlimler benim ahdime erişemez. öğüt alan akıl sahiplerinin de.” demek suretiyle imametin sıhhati ve Hz. deyip haberi nakletmektedir.. kendilerine yardımı olan “Şia” olduğunu. âyetinin tefsirinde Ca'feri Sâdık'tan rivayet edilen haberlerin. Halbuki. imamların korunmuş olduğuna ve yalan söylemeyeceklerine inanmaktadır. Daha sonra da onların her türlü günah ve çirkinliklerden korunmuş olduklarını. Peygamberin. Meselâ. Hz. Meselâ. şu ibare ile ifade etmektedir:[1572] Tabresî. O. buyurmuştu”. i'rab ve nüzul sebeblerini nakletmeye çalışmaktadır. zekât veren ve rükû eden Mü’minlerdir. Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Peygamber'den sonra hiç ara vermeksizin Ali’nin imamlığının sıhhatına delâlet etmektedir. Fâtıma. Hz.. O'nun Peygamber! ve namaz kılan. “. Demek oluyor ki akideleri icâbı. zayıf isnadlara dayanarak. Ali.. Imâmet’in sıhhati meselesi. Misallere geçmeden evvel müellifimizin bugün elimizdeki Kur'ân'ı noksansız ve ziyadesiz olarak kabul etmekte olduğunu belirtelim.. Mâide Sûresinin 55. düşmanlarının bilmeyenler olduğunu. Ali ve evlâtlarının imamlığı ve imamların korunmuş olmalarını şiddetli bir şekilde müdafaa etmektedir.Ey Peygamber’in ev halkı. “.

İmâmiyye Şia'sı ve Tabresî. âyetini tefsir ederken:[1582] diyerek devamlı olarak kitabî kadınlarla nikâhın Bakara Suresinin 221..[1580] diyerek peygamberlerin diğer insanlar gibi malı miras olarak bırakabilecekleri görüşünü benimsemektedir. takiyyenin bu âyetle caiz olduğunu ve bu konuda vücûb hâlinden. mezhebinin diğer imamları gibi “Peygamberler. İbn Mes'ûd ve sahabeden bir cemaatin gaybı (Kulların bilmediği şey) şeklinde tarif ettiklerini. benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. şu ifadelerle belirtmektedir:[1577] İmâmiye Şia'sının diğer imamlarında olduğu gibi. onların fıkhî yönünden de müteessir olmuştur ki onların bu görüş ve içtihadlarını tefsirinde görmek mümkündür. “Müminler müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler. lügatta ve şeriatte miras lafzının. ancak onlardan sakınmanız hali müstesnadır.” âyetini açıklarken.[1579] diyerek aynı mezhebe sâlik olanların bu âyetle.. peygamberlerin mal miras bırakabileceklerine kail olduklarını. buna Şia'nın Mehdi’nin gaybeti ve hurucu zamanıyla ilgili haberlerin de gireceğini ifade etmektedir:[1575] Müellifimiz. terkine kadar olan durumları şu ifadelerle anlatmaktadır:[1576] Akide yönünden. harplerde elde edilen ganimetler hakkında uyguladıkları. Bu meseleyi müdafaa hususunda bütün kuvveti ile çalıştığını. “Allah'a eş koşan kadınlarla.” âyetini tefsir ederken. âyetini tefsir ederken. Tabresi’nin. namazı kılarlar. İmâmiyye Şiası'ndaki “Takiyye” esasına da temas etmiş ve mezhebini teyid edecek şekilde bu konuyu Âl-i İmrân Suresinin 28. hakikatten mecaza gitmenin doğru olmayacağını beyân etmektedir. Mehdî’nin gizlendiğini ve âhir zamanda ortaya çıkacağına inandığını. Rabbim. abdestte ayakların meshedilmesini farz olarak sayar. Yahudi ve Hıristiyan (Ehl-i Kitap) olan kadınların nikâhlarına cevaz vermemektedirler. Tabresi de nev'i ne olursa olsun icmaya bir delil gözü ile . bu âyetin umumuna daha uygun olduğunu. tefsirinde müşahede etmekteyiz: Meselâ. mevrusdan vârise intikal eden mal gibi şeyler olduğunu. Keza Neml Sûresi’nin 16. Bakara Sûresi’nin 3. Bu husustaki delillerin usûl kitaplarında zikredildiğini beyân etmektedir. “Doğrusu. Tabresî de. humusun taksimi hususunda âlimlerin ihtilaf ettiklerini belirtir ve bu konuda dört görüş zikreder. ve Mümtehine Sûresi’nin 10. Mâide Sûresi’nin 6. onun rızanı kazanmasını da sağla” âyetini tefsir ederken. Karım da kısırdır. gayba inanırlar. bana ve Ya'kub oğullarına mirasçı olsun. Bakara Sûresi’nin 221. ganimetleri kendi mezheb mensûbları arasında bölüşür[1583]. kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerinde sarfederler” âyetinin tefsirinde “Gayb” kelimesini izah ederken. kim böyle yaparsa Allah katında bir değeri yoktur. âyetini tefsir ederken. bu nikâhın cevazını. daha evvelce de zikrettiğimiz Mut'a nikahının cevazı ve bu konudaki görüş ve rivayetleri zikrederek.[1578] diyerek imâmiyye’nin meshi tercih ettiğini söyler ve kendi leyhîerinde olan haberleri nakleder. malın hâricinde kullanılmadığını. aklî delillerle mezhebinin bu görüşünü savunduğunu görürüz. Meryem Sûresi’nin 5-6. Bakara Sûresi’nin 56.. Keza Mâide Sûresi’nin 5. irs'ten maksadın ilim ve nübüvvet olmayıp mal olduğunu. Meselâ. İmâmiyye Şia'sında olduğu gibi. Tabresî. âyetin mensûh olmadığını ve bu konudaki diğer görüşleri nakletmektedir. onlar İmâna gelinceye kadar evlenmeyin. şükredesiniz diye sizi tekrar diriltmiştik” âyetinin tefsirinde şöyle der: [1574] Kendi mezheplerinden olanların bu âyeti “Rec'a” nın cevazına delil getirdiklerini söylemekte ve öldükten sonra geriye dönmenin Peygamber zamanında bir mucize olabileceğini beyân edenin sözünü bâtıl olarak görmekte ve kendilerince ve ümmetin çoğunluğunca. Enfâl Sûresi’nin 41. diğer insanlar gibi miras bırakırlar” görüşüne sahiptir. yine mezhep görüşünün tesiri altında kalarak.[1573] Şia'nın “Rec'a” hakkındaki görüşünü de tefsirinde benimser. Meselâ.ifâde etmeye çalışır ve bu konuda hususî ve umumî tariklerle gelen rivayetleri serdeder.. “Ölümünüzden sonra. imâm ve evliyalar eliyle de mucizelerin izahının caiz olacağına kail olmaktadır. “İnkarcı kadınları nikahlarınızda tutmayın” âyetlerine göre caiz olamayacağını beyân etmektedir. Katında bana bir oğul bağışla ki. âyetini tefsir ederken de. Bu konuda bazı örnekler vermeye çalışalım: Meselâ. âyetindeki ibaresini tefsir ederken. Sonra atfının merciindeki münakaşalara girişir ve aklî delillerle görüşlerini teyid etmeye çalışır. Yine Tabresî. Nisa Sûresi’nin 24. İmâmiye Şia'sının görüşlerini benimseyen Tabresî.[1581] diyerek kâfir olan kadınların Ehl-i Kitaptan ve diğerlerinden olabileceğini. kendilerine mahsus bir usûlü benimser. bir delâlet yokken. “Onlar.

şefaat meselesinde Mutezile görüşünü kabul etmez. sevinci artmış olması. Ra'd Sûresi’nin 7. âyetinde olduğu gibi.[1589] Mutezile burada bir adaletsizlik olacağı iddiasıyla şefaati kabule yanaşmaz.[1586] Ahiret'te Allah'ın görülmesi meselesinde de. Bu hususu Nisa Sûresi’nin 59. Tabresî. Meselâ. “.. bu konuda iki yönde ihtilaf edildiğini. Tefsirinin birçok yerinde bazı kelâmî görüşlerde Mutezile ile uygunluk gösterdiği görülür. gözle bakmanın manasının iki kısma hamledileceğini anlatmaktadır: Birincisi. imâmın görüşünü açıklayıcı oluşu veya imamın da icma edenlerle birlikte olması ile sahîh olur. İbn Abbas'tan aldığı rivayetler. gözle nazar etmenin hakikat. Şura Sûresi’nin 23. İcmânın bir delil olması. Hz. ehlibeyt ve sûrelerin faziletleri hakkındaki bazı mevzu haberlere tâbi olduğu görülür. yine İbn Abbas'a atfettiği ve diğerlerine zıt olan haber. ikinci mana ise “Görmek” manasınadır. kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun” âyetini tefsir ederken. kendi fırka görüşlerini yansıtıcı mâhiyette mevzu olan haberlerdir. kişinin hidâyet ve dalâletine taalluk eden âyetlerde Mutezile inancına uygun ve onları savunur bir tutum içerisinde görmek mümkündür. Bazen de Mûtezile’nin sözlerini beğenmediğine onlarla münazaa hâlinde olduğunu ve delillerine karşı çıktığını görürüz. âyetini tefsir ederken Mûtezile’nin görüşlerini verdikten sonra. Mutezile şefaati âsilerin dışında. kendinin imân hakkındaki görüşünü serdetmektedir. birinin gözle bakmak. mutiler ve tevbe edenler için menfaatin ziyadeleşmesi olarak kabul eder.. kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği. Onların mezhebini beğenir ve onları müdafaa eder. Meselâ. Mutezile gibi bu işin mümkün olmayacağını savunur. Şöyle ki:[1591] Yine müfessirimiz. Şimdi burada Mutezile ile hemfikir olmadıkları bazı meseleler üzerinde duracağız. onların düşmanlarını yıkmaya çalışır. Peygamber'e nisbet ettiği. onlardan başka bir şekilde. Şia'nın uydurup Hz. Ey Muhammed De ki: ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden başka bir ücret istemiyorum. cumhuru ulemâ icma için hüccet olarak ileri sürdüğü Kur'ânî delilleri reddederken ve bu âyetleri anlayış hususunda onlarla şiddetle münâkaşa ederken görüyoruz. “.. onlarla sert bir şekilde mücadele eder. Tabresî’nin.[1585] âyetlerini tefsir ederken müşahede etmekteyiz. âyetinin tefsirinin sonunda sihrin mahiyeti hakkındaki görüşlerini aşağıda zikretmeyi faydalı görüyoruz: [1588] Yukarıda verdiğimiz örneklerde Tabresi’nin Mutezile itikadıyla aynı paralelde olduğunu gördük. Daha sonra Tabresî. beklemenin ise mecaz olduğu ve burada mecaza gitmenin caiz olacağı meselesi üzerinde durmaktadır. zararı def etmek ve günahkâr müminlerin hakettikleri cezayı iskât etmek olduğunu söyler. “Kimsenin kimseden faydalanamayacağı. bunların çeşitü yönde açıklamasını yapmakta ve Kâdî Abdulcebbâr ve Adi Ehli’nin bu görüşü benimsediği. Bu sebepten Bakara Sûresi’nin 3. Tabresî. Peygamber'e yapılan sihri de kabullenmez. Fakat gerek Tabresî ve gerekse fmâmiye Şia'sı her konuda Mutezile ile hemfikir değildir.bakmaz. bu âyet hususunda ümmetin Hz.[1584] ve 115. Bu da gözleri ile Allah'a bakmasıdır. . ancak şefaatin keyfiyeti hususunda ihtilaf ettiğini söyledikten sonra. Tefsirinde de mezhebini te'yid edecek mevzu haberleri naklettiğini müşahede etmekteyiz.. kendi görüşüne göre imânın aslını şu ifadeleriyle açıklamaya çalışır:[1590] Görüldüğü gibi Mûtezile’nin imân hakkındaki muhtelif görüşlerini ortaya koyduktan sonra. diğerinin de beklemek anlamında olduğunu belirtip. sihrin hakikatini inkar eder ve bu hususta tefsirinde deliller ortaya koyar. Tabresi'yi. Biz onu.” âyetini tefsir ederken. Meselâ. imânın hakikati konusunda da Mûtezile'ye muhalefet eder. Enam Sûresi’nin 125. Bakara Sûresi’nin 102. âyeti açıklayıcı . Rabbı'nın sevab olarak vereceği cennet nimetlerine bakarak hoşnut olması. Tabresî ve İmamiyye Şia'sı.. İlmi kelâma âit meselelerde Mutezile esasları ile irtibat halindedir. Bu görüşü şu ifade iie kabullenmediğini görürüz:[1587] Görüldüğü gibi onlar. Kıyamet Sûresi’nin 22-23 “O gün bir takım yüzler Rab'lerine bakıp parlayacaktır” âyetini tefsir ederken. “Nazar” kelimesinin “İntizar” “Bekleme” hamli üzerinde durarak. Müellifimiz Mûtezile’nin fikirlerini reddettiği gibi. Tabresî. Allah'a beşer sıfatlarını yakıştırmaktan çekinmek gayesiyle böyle söylemek durumunda kalıyorlar. Nitekim Bakara Suresinin 48. kendi mezhebine göre şefaatin. âyetin manasını açıklarken. Her milletin bir yol göstericisi vardır” âyetini tefsir ederken. Peygamber’in şefaati hususunda birleştiğini..

ehlibeyt'ten haber vermektedir[1596].mâhiyette ve dînî siyâsete uygun manaları verdikten sonra. umumî manada mü’min sayılırsa da. yine mezhebinin görüşlerini ileri sürer mâhiyette mevzu haberlere dayanmaktadır ki bu haberlerin isnadı ehlibeytten olan imamlara ulaştırılmaktadır:[1592] Görüldüğü gibi. Allah elçisinin ilmi. Allah ve Rasulüne inanmak derecesinde olsaydı. Eğer Hz. Nûr Sûresi’nin 35..” âyetini tefsir ederken. diğer bir tâbirle. âyetlerini tefsir ederken Hz. deliller serdetmesi. birbirlerinden farkedilmeyecek çok hassas bir noktaya getirilmiştir. Tefsirinde fazla bir aşırılığa gitmediği görülür. fslâm dışı bir İnançtır. Ali ve ehlibeyt’in muhabbeti vâcib kılınmıştır. insanî bir vazifeyi ifa etmekten çıkarıp ehlibeytin siyasî ve kanunî haklarına delil göstermeye kalkışmıştır. Aşırılığa giderek ne Molla Muhsin el-Kâşi’nin “esSâfi” sinde ve ne de Abdullah el-Alevî’nin “Tefsiru'l-Kur'ân’ında” olduğu gibi. Ali’nin göğsüdür. Fakat tefsirinin her yerinde. onu mevzu hattâ isrâiliyâttan olan pek çok haberleri nakletmek mecburiyetinde bırakmaktadır. mezhebinin usûlünü. Fırka taassubunu körükleyen ve hiç bir esasa dayanmayan bu haberler tamamen uydurmadır. Muhabbeti vâcib olan bir kimseye itaat da vâcibdir. itikatta ve tatbikatta tehlikeli sonuçlar meydana getirmektedir. Allah elçisinin makamı gibi olsaydı. onlara göre. İmamı Peygamberlerle kıyaslamak. onun muhabbeti de vâcib kılınmıştır. ehlibeyt'ten bir imâm. Bu inançla. İmâmiye bu itikaddan hareketle. bazı rivayetlerle istidlalleri bu görüşlerinin tersinedir. Allah Elçisi kelime-i tevhidde cümlesini bizzat ilâve ederdi. bir evvelki imâmın arkası sıra ilim ve hikmet nuru ile müeyyed olarak gelir. Şu halde Hz. her ne kadar haberlerin sıhhati hakkında gayret göstermeye çalışıyorsa da. İslâm dışı bir mukayesedir. Onlar “Bu âyetle. Dâvûd'la. . Kur'ân'da geçen ifadeleri. hususî manada mümin değildir. Meselâ. dil. Ebû Ca'fer şöyle dedi: “Bizi tanımayan dalalettedir”. aşırılığı olan bir kişi değildir. bu âyetin Ali ve ehlibeyt imamlarının imametine deli! olduğunu iddia etmektedir. dostlarının akidesini şiddetli bir şekilde savunduğu müşahede edilir. Nitekim Tabresî. Müslümanların fakir olan akrabalarına yardım etmelerini emreden gibi âyetleri bile. Bu inancın tefsirlerine aksettiğini görmekteyiz. Hz. Meselâ. Ali âyetin nassı ile imamdır” demektedirler. Tefsirinde bu gibi haberlere rastlanmaktadır. yukarıda zikrettiğimiz âyetin tefsirinde kısmını. İmamiyye’nin. Allah elçisinin göğsündeki ilim nurudur. uzun izahlardan sonra remzî manalara girişmekte. itaati vâcib olan her şahıs imamlığa sahiptir. kelime-i tevhidin üçlü bir şehadet ifâde ettiğine kaildir. tefsiri güzel bir tertiple ele alınmış. Ali. “Allah göklerin ve yerin nurudur. Tabresî. Orya'nın karısı arasındaki İsrâilî hikâyeleri ve diğerlerini uzun uzun ele alır.. Mezhep görüşü bir tarafa bırakılacak olursa. Imâmiyye. dikkatli incelemeleri. Ali’nin imamlığına inanmak. İmamiyye bu aşırı inançta “İmamet dinin rüknüdür” neticesini çıkarmaktadır. tefsir ederken. deki “Züccace” Hz. Hz. ehlibeyt’in başı olduğuna göre. Peygamber ile imâm arasında mevcûd olan açık fark.[1595] Bu noktadan hareketle. zahir manalar üzerinde durmaya çalışırsa da. Sa'd Sûresi’nin 21-22. demektedir. gramer. imâmın makamı ile ilgili imâmiye görüşleri asılsızdır. Görüldüğü gibi birbirine zıt manalar ifade eden. Bu da yine mezhep görüşlerini teyid veya reddetme hususlarında kullanılır. tefsirinde genellikle. sahabeye küfür ve ta'n hareketlerine girişmez. kısmı bildiriyor ki. imamların yaratılış ve makamları ile ilgili takdis derecesine varan bu inancı. şayet imamın makamı. İmâmiyye Şia'sına mensûb bir kişi ise de. Hz. fırka taassubu. kısmı da. Tabresî. ehlibeyt âlimleri sual olunmadan ilim konuşurlar. Ne var ki. bazıları gibi. İslâm esaslarına uymayan. kendi fırkasını teyid etme temayülünü aksettirmektedir:[1594] Ali’nin göğsüne girmiştir. bazen bâtınî veya remzî manalara daldığı da görülür. O halde “Kelime-i Şahadet üçlü bir mana ifade eder” şeklindeki iddia delilsizdir. Onlara göre imama inanmayan bir kişi. belagat yönlerinden okuyuculara faydaları görülebilir.[1593] Müfessirimiz.

ancak genel hatları ile bu fırkanın esaslarını verdikten sonra. Bu tefsir Kur'ân'ın tamamını ele almakta. Ahmed’in “esSemerâtu'l-Yâni'a” adlı esridir. Zeyd b. Peygamber'den rivayet ettiğini görür. Emevilerden Hişam b. Vâsıl. Kur'ân-ı Kerîm tefsirindeki faaliyetlerini ve çalışmalarını göstermeye çalışacağız. Buna rağmen bugüne kadar geride kalan tefsir sahasındaki eserleri pek fazla değildir. Efdal (en üstün Ali’nin) bulunması halinde. Onlardan bazıları zamanla kaybolmuş. ister Hüseyn evladından olması önemli değildir. İmamların gizlenmesi ve âhir zamanda zuhuru gibi. Zeydiye’nin inanç esaslarını şöyle hülasa edebiliriz: Hz. onun da imam olan babalarından ve Hz.” görüşü Mûtezile'den. Zeydiye âlimlerinden bazılarının tefsir kitaplarının isimlerini buldum. Yine onlar İmâmiye’nin “takiyye” ve imamlarının “ismeti” hususunda söylediklerini söylemezler. Ali b. âlim. Peygamber'den sonra hilâfete daha evladır. Bu bakımdan “Büyük günah işleyen tevbe etmediği takdirde ebedi cehennemde kalacaktır. isimle değil. imametlerini meşru saymış ve sahabeden hiç kimseyi de tekfir etmemişlerdir. Biz bu konuda. Zeydiye kitaplarını okuyan bir kimse. Bu sebebten onlar arasında içtihâd çok olmuştur. Zeyd b. Şia'nın ehlisünnete en yakın ve aralarında en az ihtilâf olan kolu Zeydiye'dir. Zeydiye'ye göre. yani Ali’nin mevcûd olması Ebû Bekr ve Ömer’in imamlığına mâni değildir. Biz bu fırkanın siyasî gelişmesi üzerinde durmayacağız. Ali. Çok eski zamandan beri mevcûd olan bir fırkanın eserlerinin bulunmaması makûl bir şey değildi. imamlarının müctehid olmasını şart koşarlar. Muhammed Huseyn ez-Zehebî’nin “etTefsir ve'l-Müfessirûn[1597] adlı eserinde vermiş olduğu bilgileri okuyucularımıza nakletmeye çalışacağız. zâhid.Zeydiye’nin Tefsir Anlayışı Şia fırkasının en mühim kollarından biri olan Zeydiye. Zeydiye’nin kitaplarını okuyanlar. Zeydiye için bulabildiğimiz eserler bunlardır. ehlisünnet ile aralarında fazla bir problemin olmadığını söylemektedirler. Şevkâni’nin “Fethu'l-Kadîr” inden başka fazla bir şey elde edemedik. Yine onlar. Onlara göre imamlığın vasıfları şunlardır: Hâşimi. Onlar ancak ehlibeyt tariki ile gelen hadisleri kabullenirler. imâmiye hurafeleri bunlarda mevcûd değildir. Bu fırka günümüze kadar devam etmiş ve bugün Yemen'de hâlen mensupları bulunmaktadır. açıklanan sıfatlarla muttasıf oldukları müddetçe. Atâ'nın talebesi olması sebebiyle. insanları kendine davet için ortaya çıkacak cesaret gösterebilme kabiliyeti bulunacak. ondan daha az üstün olan (mefdûl) biri. belirli vasıfları hâiz olmakla mümkün olur. Artık ehlibeyt’in dışında olan sahabeden rivayet edilen hadise ihtiyaç yoktur. “et-Tefsir ve'l-Müfessirûn” sahibi Zeydiye’nin tefsir kitapları hakkında şöyle demektedir: Biz Zeydiye'ye âit tefsir kitaplarını kütüphanelerden ve elimizdekilerden araştırdık. Zeydiye'ye intikal etmiştir. Ali’nin. Önemli olan ona itaatin vacib oluşu ve ona bey'at edilişidir. aynı zamanda iki ülkede iki imâmın zuhuru caizdir. el-Huseyne tâbi olanların teşkil ettiği gruptur. Bu zâtın nakline . Ali Zeyne'l-Âbidin'den. Böylece Hz.c. rivayet ve dirayeti cemetmektedir. asır âlimlerinden olan Şemsuddin Yusuf b. Fâtıma evladından. şecaat sahibi ve eli açık olacak. İmâmiye Şia'sı ile mukayese ettiklerinde. Mukâtil b. bazıları da günümüze kadar hususi kütüphanelerde gizli olarak kalmış veya kendilerine ulaşılamamaştır. Süleyman'ın bu mezhebe mensûb olduğundan ve onun “Kitâbu'tTefsiri'l-Kebîr” ve “Kitabu Nevâdirit-Tefsir” adlı eserlerinden bahsetmektedir. İbnu'n-Nedim el-Fihrist'ınde Zeydiye'den bahsederken. diğer sahabeden daha faziletlidir ve Hz. Abdulmelik'e karşı mücadele etmiş ve 121/738 de Kûfe'de asılarak hayatına son verilmiştir. imamlık. Çünkü onlara göre efdal varken mefdûlün imameti caizdir. b. ahkâm âyetlerinin tefsiri mahiyetinde 9. Belki her ikisinin imametini caiz görüyorlar. Her halde onların talim ve tedrislerinde kullandığı eserlerin bu gün bizlere kadar ulaşmadığını söylemek mümkündür. Ali'den önceki halifelerin. Bu taifenin tefsirlerinin bu kadar olmaması gerekir. Diğer bir tefsir de. Zeyd. Şunu da söyleyelim ki. Bu vasıfları hâiz olan bir imam bulunduktan sonra ister Hasan. Bu görüşten hareket ederek bana yardımcı olacak bazı kitapları inceledim. Hakikaten böyle bir suâli kendime sordum ve bu taifenin tefsir alanında eserleri bulunacağına kanaat getirdim. imâm olabilirler. Şeyheyn (Ebû Bekr ve Ömer)'den beri olduklarını söylemiyorlar ve her ikisini tekfir de etmiyorlar. imamet mevkiine getirilebilir. Onlardan herbiri kendi ülkesinde. Zeydiye'ye âit eserlerde ve bilhassa tefsirlerinde yazarlarının temayüllerini görmek mümkündür. onlardaki bütün hadisleri Zeyd b. Zeydiye’nin Mûtezile’nin görüşlerinin tesiri altında kaldığı görülür. Onlar.

5.[1600] 1. Sonra dili. Kendisine bu eserlerin bu güne kadar el yazması halinde kalışının. Huseyn b.[1598] Yine el-Fihrisi Sahibinin beyânına göre Ebû Ca'fer Muhammed b. Muhammed en-Nahvî ez-Zeydî es-San'ânî (ö.Hasan b. Muhammed b. el-Kâdi b.Muhsin b. ona tarih kitaplarını ve edep mecmualarını tetkik etme fırsatını vermiş. tefsirler arasında güzel tertibiyle meşhurdur. Gelişmesi ve ilk dînî terbiyesi San'a'da babasının yanında olmuştur. Zeyd b.İsmail b.Hicrî 9. d. . 3. O âyeti tam olarak ırâd eder. Ahmed en-Necrâni’nin “Şerhu'l-Hamsimie Âye”adlı ahkâm âyetlerinin tefsiri. Muhammed b. tefsirde. Ahmed b. “Bu tefsirlerin günümüze ulaşıp ulaşmadığını merak ettim. 4. Ali isnadı ile cemetmiştir. Daha sonra zamanının şöhretli âlimlerinden ilim almıştır. Mansûr b. Bugüne intikal edenlerin de el yazması halinde kütüphanelerinde bulunduğunu söyledi ve onlardan bazılarını şöyle sıraladı: 1. bu yolda devam ederek. 665/1262) nin “Tefsiri”. Bana.Atiyye b. Müftüsü. asır Zeydiye âlimlerinden. demektedir. Bu tefsir. onların tefsirde yegâne itimât ettikleri Zamehşerî’nin Keşşafının ellerde bulunması idi. sonra kıraat konusuna geçer. 3. Zeydiye’nin tefsir görüşünü kısa bir şekilde ortaya koyabiliriz. kendilerinde matbaacılığın ilerlememiş olması. böyle bir tefsir ellerinde varken diğer tefsir kitaplarından ınsırâf ettiler. zamanının allâmesi olan bu zât 1173/1760 senesinde Zılka'de ayının 28 inde Hacretü'ş-Şevkân'da doğmuştur. Ali el-Bustî ez-Zeydî (ö. eş-Şeyh Şemsuddin Yusuf b. (Bu sözde. Tefsir sahibinin bu tefsirinde. Abdillah elCendârî’nin “Şerhûl-Ezhâr” adlı eserinden şu tefsirleri tesbit ettim. Bu eseri 290 seneleri civarında vefat eden Zeydiye imamlarından biri olan Muhammed b. Süfyan es-Sevrî ve Süfyân b. 791/1389) nin “et-Teysîr fi't-Tefsir” i. Ahmet b. Muhammed Huseyn ez-Zehebî.Hicrî 13. 4. iki sebeb bulunduğunu söyledi.[1599] Zeydiye’nin ricalinden ve eserlerinden bahseden Ahmed b. Mısır'a gelen ve içinde Zeydî âlimlerin bulunduğu bir heyete ve onların içinden el-Kâdî Muhammed b. İlme olan sevgisi. basılma-yışının. Zeydiye’nin pek çok Kur'ân tefsiri bulunduğunu ve onlardan bir kısmının bugüne ulaştığını. asır Zeydiye âlimlerinden. Muhammed en-Necrânî ez-Zeydî (ö. sözü sahibine nisbet eder. Zeydiye'ye âit bilgileri cem ettiği söylenir. Yezid el-Kûfî. 494/1101) nin “et-Tehzib”i. 5. Babası San'a'ya yerleşmiş ve Şevkânî diye bilinmekteydi. Birincisi. el-Huseyn b. Abdillah eş-Şevkâni'dir.Hicrî 11. Bana cevap olarak. 2. 410 senelerinde) nin bir cildlik “Tefsir”i. Mutezile ile Zeydiye arasındaki alakayı dikkati nazara almak gerekir).Eş-Şevkânîve Fethu'l-Kâdiri Bu tefsirin müellifi Muhammed b. asır Zeydiye âlimlerinden. Ali b. herkese üstünlük sağlamış ve ilimde temayüz etmiştir. nazmı ele alır ve manayı vermeye çalışır. Nüzul sebebi üzerinde durduktan sonra ayetten çıkartılacak hükümler üzerinde durur. Muhammed b.Hicrî 8. Şeyhu'l-İslâm'ı. Muhammed b.[1601] O halde. bir kısmının ise kaybolduğunu söyledi. el-Kâsım'ın “Munteha'lMerâm”adlı ahkâm âyetlerinin şerhi. Yemen’in İmamı. Ali’nin “Tefsiru Garibi'l-Kur'ân”ı. İlim ehli. tefsir sahasındaki Zeydî müellefâtı ve onların bu gün mevcûd olup olmadıklarını sordum. Kısa zamanda elde ettiği bu başarı sayesinde kıraatte.Zeyd b. ez-Zeydî (ö. Abdirrahmân el-Mücâhid’in “Tefsir”i. ilim ehli ve bilhassa tefsir âşıklarının elinde dolaşmamasının sebebini sordum.Eski Zeydiye'lerden biri olan İbnu'l Akdâm'ın tefsiri. çeşitli ilmî eserleri mütalaa ve hıfz yoluna gitmiş. ondan istifade ederek. Sonra çeşitli görüşleri nakleder ve her sözü hangi müfessirden ise. 2. asır Zeydiye âlimlerinden. i'rabı. Kerâme el-Mûtezilî.göre muhaddis ve fakih âlimlerin ekserisi. diğeri ise. elimizde Şevkâni’nin “Fethu'l-Kadîr” adlı tefsiri bulunduğuna göre. Osman'ın “es-Semerâtu'l-Yânia” adlı ahkâm âyetlerinin tefsiri. Abdillah el-Emînî ez-Zeydî'ye. Mansûr el-Murâdî de Zeydiye'dendi ve onun “Kitâbu't-Tefsir el-Kebîr” ve “Kitâbu't-Tefsir es-Sagîr” isimli tefsirleri zikredilmektedir. yedi kıraat imamını temyiz eder. Uyeyne de Zeydiye'den idi. neticede asrının yeganesi ve imâmı olmuş.

911/1505). 383/993).[1603] Müfessirierin genellikle iki fırkaya ayrıldıklarını. Oğlu Ali b. yazmış olduğu “el-Kavlu'l-Mufîd fi Edilleti'l-İctihâdî ve't-Takiîd” adlı eserinde. onlardan istifâde etmek gerektiğini belirtmiş ve tefsirini her iki yolun sağlam esasları . mukaddimesinde 1223/1808 senesi Rebiu'l-Âhirinde tefsiri yazmaya başladığını 1229/1814 senesi Receb’inde de bitirdiğini kaydetmektedir. Asım . Üzerinde duracağımız tefsirinin adı “Fethu'l-Kadîr el-Câmiû-Beyne Fenni'r-Rivayeti ve'd-Dirâyeti min İlmi't-Tefsir” dir. el-Kâsım b. kendisinden de pek çok kimse faydalanmıştır. Bu andan itibaren Zeydiye mezhebini taklid etmekten vazgeçmiş ve bütün mezheplerin görüşlerini bir tenkid süzgecinden geçirdikten sonra. birinin.Atiyye ed-Dımaşkî (ö. 546/1151). Ahmed b. fakat tam ve mükemmel bir tefsir olabilmesi için. selef görüşüne sahip olduğunu göstermiştir. Ali b. Şevkânî tefsirdeki bu iki yolu tahlil ettikten sonra. taklidin haram olduğuna kail olmuş ve bütün mezheplere karşı. el-Kurtûbî (ö. Yemen'de zamanının en muktedir ve en çalışkan âlimi olmuştu Bu ilimleri elde edebilmek için pek çok âlimden istifade etmiş. Ahmed b. hamd ve salattan sonra. Müellif. tefsir ilminin fazileti üzerinde durmakta ve bu konuda Hz. içtihada girişerek eski mezhebi Zeydiye'yi terk ettiği için. İsmail en-Nehemî. Hasan eş-Şecenî ez-Zimârî. anlatmaya çalışmış ve bu konuda yazdığı “et-Tuhaf bi Mezhebi's-Selef” adlı eserinde. bu tefsirinde. her iki yolu birleştirip. İlim aldığı kişilerden bir kaçını şöylece sıralayabiliriz: Evvela babası Ali eş-Şevkânî. Yahya el-Havlânt. Allah'ın mahlûku üzerine olan fazileti gibidir” sözünü naklederek sonuçlandırmaktadır. 337/948). Şevkânî’nin. Besmele. el-YemânL Muhammed b. Kasım el-Medâinî. Arap diline ve ulûmu aliyyeye önem verip. çeşitli alanlarda pek çok eser telif etmiştir. Şeyhülislâm İbn Teymiye’nin tesiri altında kalmış. 671/1273) ve es-Suyûtî (ö. Muhsin es-Sebu'î el-Ensârî. muasırlarım hücumuna uğramış. Ebû Ca'fer en-Nahhâs (ö. Ehlibeyt’in mezhebini yıkmakla itham olunmaktaydı. Velûd ve araştırıcı olan Şevkânî. Kur'ân ve hadislerde geçen Allah'ın sıfatlarını te'vil ve tahrife tâbi tutmamış ve zahir manalarına hamlederek. Abdullah b. Günde 13 saat ders okuttuğu söylenir. şâir kelâma olan fazileti. Kısacası tefsin. rivayete önem vermediklerini söylemektedir. Muhammed b. bilgisi geniş-İemiş ve kendisinde ictihâd yapabilme salâhiyetini görmüştür. tefsirlerini tamamen rivayete dayandırdıklarını. İsminden de anlaşılacağı üzere. mukaddimesinde açık bir şekilde izah etmeye çalışmıştır. Kur'ân'ın ne sadece rivayet ve de sadece dirayet yoluyla tefsirinin mümkün olamayacağını. Şevkânî 20 yaşından itibaren San'a'da fetva vermeye başlamıştır. Abdulhak b. hem rivayet hem de dirayet usûllerini cem eden mühim bir tefsirdir. Ahmed b. Halbuki kendisi ehlibeyt'e bağlı bir kimse idi. Şevkânî. Şevkânî tefsirinde takip etmiş olduğu yolu. Ahmed. diğerinin ise. Huseyn b. 538/1143). aralarında münazara ve münakaşalar olmuş. İsmail el-Mağribî. Âmir ei-Haddâî. hattâ San'ada fitne hareketlerinin kopmasına ramak kalmıştı. ez-Zemahşeri (ö. Abdurrahman elEhdel’in bazı mutemed kimselerden beyanına göre. Akîde yönünden.hadiste. her iki yol ile yazılmış tefsirlerin birçoğunda isabet bulunabileceği. Abdulkâdir b. bu mezhebe göre fetva vermiş ve o mezhebin en büyük imamlarından biri oimuştu. bu yönden bir cephe almıştır. Atiyye (ö.. Abdulhak b. Muhammed eş-Şevkânî başlangıçta Zeydiye fıkhını okumuş. Nasır elHâzımî gibi meşhur alimler ise kendisinden ilim almışlardır. Muhammed el-Harrâzî. Abdullah b. Müelifimiz 1250/1834 senesi Cumade'l-Âhire’nin 27 sinde San'a'da vefat etmiştir. Şevkânî’nin eserlerinin adedi 114'e uluşmaktadır. rivayet ve dirayet yönlerinden iki kısma ayırmaktadır. büyük bir kısmı da kütüphanelerde yazma halinde bulunmaktadır. kendinden evvelki şu müfessirlerden ve eserlerinden bol bol istifade ettiği görülmektedir.. Daha sonra. el-Hasan b. Abdurrahman b. edeb ilimlerinde büyük bir başarı sağlamış. Fadl el-Hindî. Daha sonra hadis ve diğer ilimlerle meşgul olunca. Muhammed eş-Şevkânî. Peygamberi “Allah'ın kelâmının. tarihte. İbrahim b. [1602] Tefsirdeki Usûlü Çok eser yazan ve araştırıcı bir vasfa sahip olan Şevkânî’nin eserlerinin bir kısmı basılmış. Bu tefsir Mısır'da 5 cild halinde 1349 da basılmış ikinci tabı da 1383/1964 de yapılmıştır.

O evvela âyetleri zikreder. bunların mevzuluğuna işaret etmemiş ve sahîh imiş gibi rivayet etmiştir. Kafirler hakkında nazil olan ayetleri imamlara tabi olanlara ve onları taklid edenlere tatbik etmesi. Allah da bize bunu emretti derler. tefsirinden bazı örnekler vermeye çalışalım: Meselâ. özlerin özü. O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Kendisi bir hadisçi olmasına rağmen. Şu tefsirin sıhhati hakkında bilgi almak istersen. De ki. ondan faydalanmayı devam ettirmesini ve kesintisiz olarak onu istifade edilecek bir hazine kılmasını temenni ederim”[1604] Daha sonra müellifimiz. Bu genel izahattan sonra seleften gelen tefsir rivayetlerini ele alır. Onlardan hüküm çıkarma hususunda kendisine geniş bir hürriyet bahşeder ve kendisini bir müctehid olarak görür. Yüce Allah'tan meded talep ederek. Doğrusu Allah kâfirlere yol göstermez” âyetinin tefsirinde Ebû Sa'îd el-Hudrî'den şöyle bir rivayet nakleder:[1606] Bu iki rivayeti ve ondan sonra zikrettiği haberleri tahkik etmeksizin nakleder. Şevkânî’nin bu tefsirine bakarsak. onun Peygamberidir. fâide ve kaideleri muhtevi olması yönünden önemlidir. naklettiği haberlerin bazısının iyi bir tenkide tâbi tutulmadığı. insanı hayrette bırakanların acâibi. zekâtı veren. Yine yüce Allah'tan. “Sizin dostunuz ancak Allah'tır. Hz. Zira onlar “Atalarımızı böyle bir yol üzere bulduk ve onların yollarına . Âyetler arasındaki münasebeti ihmal etmez. Senin için bu kitabın. Meselâ. Araştırma yönü ve maksada isabeti iyidir. tefsir kollarının her ikisini de tefsirinde denediği görülür. bir kısım tefsir yönlerinin hangisinin tercihe lâyık olduğuna. Bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz” âyetini tefsir ederken şöyle der:[1607] Bu âyette hak yoluna muhalif olan mezhepler hakkında atalarımızın yoluna tabiyiz diyen mukallidler için büyük bir engel ve açık bir va'zu nasihat vardır. Ebû Ubeyde ve el-Müberred gibi dil imamlarından nakleder. Çünkü bu. A'raf Sûresinin 28. Zaman zaman yedi kıraate de temas eder. Allah'ın emirlerine boyun eğici olarak namazı dosdoğru kılan. babalarımızı bu yolda bulduk. gözler önünde sabahın aydınlığını görürsün. fıkıh ve kelâma âit bazı meselelere ve Fahruddin er-Râzî gibi müfessirierin tefsirlerine bakılmasını tavsiye etmekte ise de. başlangıçtan sonuna kadar gayeye ulaştırmasını dileyerek “Fethu'l-Kadîr el-Câmiu Beyne Fenni'r-Rivâyeti ve'd-Dirâyeti min ilmi't-Tefsir” adını verdim. Diğer tefsir kitaplarındaki dağınık bir şekilde bulunan güzellik. Keza Şevkânî. Ali’nin rukûda iken yüzüğünü tasadduk etmesi olayıdır. pek çok. onlardan istinbat eder ve tercihlerde bulunur. Bu ve buna âit diğer rivayetler ilim ehlinin kesinlikle mevzu olarak ele aldığı haberlerdir. “Onlar bir fenalık yaptıkları zaman. muhtelif eserlere istinad ederek. onları yeterince kötülemiştir. Kur'ân'ın faziletine dair olan haberleri toplamaktadır. eğer bunu yapmazsan. isteyenlerin hazinesi. Böyle yaptığın takdirde. hatta bazı zayıf ve mevzu haberleri naklettiği görülür. Mâide Sûresi’nin 67. Bu hususa âit. Bu kitaba. Rivayet ve dirayet tefsirlerinin kuvvetli ve za'af noktalarını araştırmış. Bu işte biraz da aşırı giden ve titiz davranan yazar. işte yeryüzündeki tefsirler rivayet yönünden muteber olan tefsirlere bak. Müellifimiz Şevkânî genellikle eserlerinde ve tefsirinde takfîdi ve mukallidlerin durumunu ele almış. babalarını ve ecdadını taklid eden müşriklerden bahseden âyetler geçtikçe. Allah fenalığı emretmez. sert bir davranıştır. Mâide Sûresi’nin 55. akıllıların ihtiyaçlarını gidereceği son mahal olarak müşahede edersin. Şu iki cins tefsire baktıktan sonra.üzerine kurmayı tasarlamıştır. bunları fıkıh mezhep imamlarını taklid edenlere uygulamağa kalkmış ve onları Allah'ın kitabını terk etmek ve elçisinin sünnetine yüz çevirmekle itham etmiştir. Rabbinden sana indirileni tebliğ et. insanlardan korur. Allah seni. lugâvi bilgilere girişir ve onları el-Ferrâ. sonra dirayet yönünden muteber olan tefsirlere dön. Yeri geldikçe fıkıh âlimlerinin mezheb görüşlerini de ihmal etmez. sonra ma'kûl ve makbul bir şekilde tefsir eder. hak ehline değil de küfür ehline tâbi olmaktır. hadisci olmasına rağman. bu hususta denilenleri incelemiş ve her iki tarafın en sağlam yönlerinden istifâde etmiş ve uyguladığı metodunu tefsirine ad olarak vermiştir: “ Fethu'l-Kadîr el-Câmi Beyne Fenni'r-Rivâye ve'd-Dirâye min İlmi't-Tefsir” adlı eserinin tanıtışını kendi ağzından dinleyelim: “Bu tefsir her ne kadar hacmi büyükçe ise de ihtiva ettiği bilgiler çoktur. “Ey Peygamber. Müellifimiz bazı rivayetlerin zayıf olup olmadığına. bir de bu tefsire bak. Onların ihtilaflarını ve delillerini gösterir. o müminlerdir” âyetini tefsir ederken İbn Abbas'tan şöyle bir rivayet zikredilir:[1605] Bu âyetin iniş sebebi olarak gösterilmek istenen hâdise.

Babalarımızı onlara tapar bulduk. hep atalarını Yahudilik. bizlere onların yolunu emretti” derler..Peygamber size ne verirse alın. bu ayette zikredilen şehidlerin kimler olduğu hususunda ihtilaf etti. mukallidin durumunu böylece anlattıktan sonra. tâbi bulunduğumuz imamımız.” diyerek. Sahih olan görüş ilkidir. İbrahim’in kavmî. tefsirinde Allah yolunda şehid olanları mecazî değil de hakiki hayatları ile rabbleri indinde canlı olarak rızıklandıklarını söyler. yanlış yolda kalmazdı. Allah'ın emrettiği yol budur. fâsid görüşü sahîh görüşle karıştırdıklarını. Allah'ın bu ümmete tek bir eiçi gönderdiğini ve ona ittibâ edilmesini emrettiğini ve ona muhalefeti nehyettiğini belirttikten sonra “. “Onlar muhakkak. “Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın bilakis Rablari katında diridirler” âyetini tefsir ederken şöyle der: [1610] İlim ehli. demişlerdi. “İbrahim babasına ve milletine. onun kokusunu alırlar. onlara delille reddedilmiş sırf re'y ile ameli inkâr etse onlar. atalarının gidişatıyia aldanması olmasaydı. İslâm âlimlerinden bir âlimin içtihâdlarının toplandığı bir kitapla değiştirdiler. görüşlerini aldığımız atalarımız.. Nasrâninin Nasraniliği. Zira sünnette de onların ruhları yeşil kuşların karınlarında ve onlar da cennette rızıklanıyorlar. Kitap ve sünnette âlim olan. Onlardan bazıları: “Onlara kabirlerinde ruhları iade edilir ve orada nimetlenirler” dediler. Nasranilik ve bid'atçılık üzere bulmalarından ileri gelmiştir. bidatçının bidatçılığı. Mücahid: “Onlar cennet meyveleriyle rızıklandırılırlar” dedi. kendilerini taklid ettiğimiz. Oniara verilecek cevap. Şevkâni. Şevkânî. babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz” yani hiç kimseye gizli olmayan açık bir hüsrandasınız. bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir? demişti. bazıları Bedr ve bazıları da Bi'r-i Maune şehidleri dediler.. lâyık olduğu şekilde araştırmamışlardır.” ayetini tefsir . Bunlar akıl sahibine kapalı değildir. sizler de.” [1608]âyetini zikretmektedir. bunu “İslâmî mezheplere tatbik etmeğe girişerek” onların dalalet üzere devam ettiğini şerri hayırla. İbrahim Halilullah'ın müşriklere verdiği cevaptır: “Andolsun ki. İslâm'da olan şu mukaiiidler Allah'ın kitabını ve Rasûlünün sünnetini.. şehidler hakkında cumhurun görüşünü savunurken. lafzın umumi oluşunadır. bunun seviyesinde bir hüsran olmadı. Bu şekilde hareket edenlerle mücadele ederek onları cahiliye devrine dönmüş olmakla itham eder.tâbi oluruz” derler. İşte bu sırf takliddir ve hâlis bir kusurdur. mukallidleri. Halbuki onlar hakkı vacip olduğu gibi talep etmemişler.. Yahûdinin Yahudiliği. ne kadar hayrete düşüren bir gaflet ve hak'tan ne büyük bir zühuldür” demektedir. Yine Enbiyâ Sûresi’nin 52-54. Meseia Yunus Suresinin 49. cennetteki nimetlere müstahaktırlar. sahihi sahîh olmayanla. böyle bir durum.. işitmeyen ve görmeyen putlara tapıyordu. Bundan daha ileri bir dalâlet. bu hususları güzelleştirmişlerdir. enbiya ve evliya ile Allah'a yaklaşmayı (tevessülü) inkar eder. Yani onlar Allah'ın hükmünde. Sonra ihtilaf ettiler.. Müellifimiz. Cumhurdan gayrisi da şöyle bir görüşe vardılar: “Onların hayatı mecazi bir hayattır. zarar ve menfaat vermeyen. Mukallidin. “Andolsun ki sizler de. hakiki âlimlere nisbetle âlim olmaya lâyık görmediği mezhep imamlarını zemmetmektedir. Yine onlar: “Atalarımızı bu yol üzere bulduk ve Allah. Âli İmrân Sûresi’nin 169. şüphesiz bu ümmetin re'y ehli sayısınca müteâddid pek çok resulleri olması gerekirdi ve Allah'ın teklif etmediği şeyleri insanlara teklif edenlerin bulunması icâb ederdi. Cumhur indinde ayetin manası. babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz deyince” âyetlerini tefsir ederken şöyle der:[1609] İslâm milleti ehlinden olan şu mukallidler de böylece cevâb verir. sizi neden menederse ondan geri durun. Eğer mezheb imamları ve tâbiierinin görüşleri kullara deli! olsaydı. diyerek. ayetindeki: “De ki: “Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve bir zarar verecek durumda değilim. Allah'ın kitabının ve Rasûlünün sünnetinin varlığı yanında ve onlardan istifade yolları ve anlama vasıtaları ve akıl melekesi e!de bulunurken.. canlı bir hayattadır” şeklindedir. Mecaza gitmeye hiçbir sebep yoktur. Onlar kendi nefislerine bakmaksızın atalarının bulunduğu yolu hak ve Allahın onu emretmiş olması zannından hareket ederek. Yani orada bulunmadıkları halde. yiyorlar ve metalanıyorlar” denilmektedir. Ayet hususi bir sebep için nazil olsa da itibar sebebin hususiliğine değil. Bazıları onları Uhud. böyle dedi derler.

Fakat yine onlar Allah indinde putlarını. evliyalardan medet umması sahîh olmaz. Başlangıçta Zeydiye'den bahsederken... Yine onlardan hastalıklar için şifâ. Şevkâni’nin hayatından bahsederken. Allah'tan başka Allah'ın olmadığına ve Allah'ın bir olduğuna işaret ettikten sonra şöyle der:[1611] “Ey Muhatap. Meselâ. Bunlar ise aracı kabul ettikleri şahısların. ileride beyan edileceği gibi zahir olan görüşe göre. Bu kötü işi işitmek sana yeter. şeriatını şirk pisliğinden.. ilimden ibarettir dediler. faydalı ilimden yeterince nasibini alamayanların aldandığı kaidelerdir”.. A'raf Sûresi’nin 54.ederken Allah'ın Rasûlünün ancak Allah'ın yardımıyla yapabileceği şeylerle tevessül etmeye kalkışanlara büyük bir va'zu nasihat ve açık bir zecrinin bulunduğunu ve bu işin ancak Allah tarafından yapılabileceğini. hakikati benimsemekte ve onun keyfiyeti üzerinde durmamaktadır. “. kalplere muhabbet vermesi ve bunun gibi şeyler istemenin de caiz olmadığını ifâde etmektedir. Mutezile ve aynı görüşte olanlar ve metodlar. Allah'ın yaratıcı ve rızık verici olduğunu. . küfür kirliliğinden temizler. O. Doğru olan ilk olanıdır. Meselâ. bundan daha garibi. Allah'ı yaratıcı. sıfatı hakkındaki hadislerle belirtilen cisimdir. öldüren. “Ey Mûsâ. yaşatan.. Bunlar açık bir şekilde hata ettiler.. burada kürsî.[1612] Kürsî. peygamberlerin de birer kul olduğunu ve Peygamberin de bu âyette bunu açık bir şekilde belirttiğini izah ederek. onların görüşlerine meyletmediği gibi. Onun kürsisi (hükümranlığı) gökleri ve yeri kaplamıştır. Görüldüğü gibi. Altah'ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız. demiştiniz de gözleriniz göre göre sizi yıldırım çarpmıştı” âyetini tefsir ederken şöyle der:[1614] “Onlar.. mecazî manalara gitmeye lüzum olmadığını ifâde etmektedir. Yine onun hakkında “Mülk” manası verildi.bu vesilelerle gayesine ulaşmak ve gönlünü soğutmak için tevessül eder. Bakara Sûresi’nin 55. kendilerini ona yaklaştıran şefaatçi olarak kabul ediyorlardı. şiddetli bir şekilde tenkid edilmektedir. onların görüşlerini reddettiğini ve birçok yerde onlarla şiddetli bir münazaraya giriştiğini görmekteyiz. Bazen onlara tek başlarına. onların Mutezile görüşlerinin tesiri altında kaldığını ve onlardan bazı fikirleri. onun keyfiyetini Allah'a havale etmiştir. belki caiz olmayacak şeylerden. Allah'ın Kürsî'si hakkında arz ve semâları tutan kudreti. bu görme işinin dünya ve âhirette cevazını ve âhirette tahakkuk edeceği görüşünü savunurlar. her ne kadar Zeydî bir sistem içerisinde gelişmiş ise de. Onlar. denildi. bazen de Allah'a vesile kılarak onunla birlikte yalvarıyorlar (nida ediyorlar). zarar ve menfaata kadir olma sıfatını veriyorlar. arş. Allah'ın bir şey üzerine istivasının keyfiyetinin bilinemeyeceği. O'na lâyık bir yönle olabileceği”. Kur'ân'ın müteşâbih âyetlerinde. Şeytan -Allah onu zelil ve rüsvay kılsın .. Mutezile ve onlara tâbi olanlar. Tevatür derecesindeki hadisler kafi delildir ki insaf sahibine. Allah'ın müsaade etmediği dünyada görülmeyi istedikleri için yıldırımla cezalandırıldılar. demektedir. Kur'ân'da geçen müteşâbih lafızları zahirî manalarına göre anlamaya çalışmış. rızık verici. diriltip öldürdüğünü.” âyetini tefsir ederken. bu kaideyi aktın ortaya koyduğunu zannettiler. Yine Şevkânî. O'nun azametinin tasviridir. bunlardan doğruluk yönünden en hakîki ve evlâ olanın selef-i sâlihin.[1613] diyerek “Allah'ın arş üzerine istivası hususunda âlimlerin ihtilaf ettiğini ve bu konuda görüş serdedildiğini. görüşünü benimsemektedir.. Bunların yaptıkları cahiliyye döneminde yapılanlardan daha beterdir. ilim ehlinin bu zümrenin hareketlerini görüp. selef akidesine sahip olduğunu söylemiştik. dünya ve âhirette Allah'ın görülmesini inkâr ederler. zannederler ki yaptıkları şeyler güzeldir. Mücerred hayaller ve sapıklıklarla. O'nu tenzîh etmek suretiyle. aldıklarını söylemiştik. Yani bu konuda kürsînin hakiki manası ile cisim olduğunu.. Seleften bazıları da. Şu mübarek ümmetten çok küfreden kimseler. Bakara Sûresi’nin 255. Bunların dışındakiler de. sonradan hakikat yönüne yapmış olduğu dönüşlerle. zarar ve menfaat verdiğini itiraf ediyorlardı. büyük yanlışlığa düştüler. Bunlar. “Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden. Mûtezile'den bir cemaat kürsînin varlığını nefyetti. bunları bırakıp Mutezile ileri gelenlerinin ortaya koyduğu şu kelâmı kaidelere sarılması doğru olmaz. Allah dinine yardım eder. Çünkü.” âyetini tefsir ederken. Bu görüşü İbn Cerir etTaberî tercih etti. Şevkânî’nin ise.. müşrikler. “Biz Allah'a aidiz ve biz ona dönücüyüz” diyerek. bu lafzın hakikatle ilgisi yoktur. hakîki manadan yüz çevirmeye lüzum yoktur. Halbuki bu kaideler çürük bir temel üzerine kurulmuştur. onlara ses çıkarmamaları ve onların cahiliye dönemine hattâ daha beterine dönüşlerine engel olmamalarıdır. Görüldüğü gibi. Allah'a yaklaşmak için her hangi bir vasita ile tevessülü şiddetle reddeder. selefin görüşü olan mecaza gitmekten ziyâde. zarar ve menfaaât veren olarak tanıyan bir kimseye.

Sahîh olan hadislerde vârid olduğuna göre. Mûtezile’nin “Göz değmesi” ve “Günahların mağfiret edilmesi” hususundaki görüşlerine de muhalefet eder ve şiddetli cevaplar verir. ancak Allah beni kendi canibinden rahmet ile muhafaza edecektir. A'raf Sûresi’nin 43. Şevkânî. “Babaları. sizden hiçbir kimse kendi ameli ile cennete giremeyecektir.. Zira o. Şayet Allah'ın ihsanı sadece amel işlemeye muktedir kılmaktan ibaret olup. Buna Zemahşeri’nin tefsirinde yaptığı. İnsan ve hayvan nev’inden niceleri bu sebepten helak olmuştur” sözleriyle Şevkânî “göz değmesi” ve “nazar'ı kabul etmekte ve kabul etmeyenleri şiddetli bir şekilde tenkîd etmektedir. “Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka. amelleriniz sebebiyledir. yeterince ilmi olmayan kimseleri bâtıl sözlere ve sapık mezheplere düşürecek şekilde ibare üzerinde kabahatler irtikab etmeye cür'et eder.Şevkânî yine. Bunların. dedikten sonra. İmam Ahmed b. Mutasım ve Vâsık'ın hükümranlıklarında. oğullarım. Kısacası. Peygamber zamanında bir cemaate isabet etmişti. Kitap ve sünnetin delillerini mücerred akli yorumlarla reddetmek bunların âdetindendir. Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Enbiya Sûresinin 2.” âyetini tefsir ederken:[1616] diyerek Mûtezile’nin. (yani Kur'ân'ın kadîm veya hadis oluşu meselesi) sebebiyle ilim ehlinden pek çok kimse imtihana tâbi tutuldu. Meselâ. Bu mesele.” âyetini tefsir ederken şöyle der: [1615] “Mûtezile'den Ebû Hâşim ve el-Belhî gibi bazı Mutezile erkanı göz değmesinin tesiri olduğunu inkâr ettiler. Onlardan biri de Allah'ın Elçisi idi. işlediğinize karşılık işte mirasçı olduğunuz cennet... bu şeriatın nassları ile varid olan şeyleri inkâr etmelerinden daha şaşılacak olanı.. nüzulde yenilenmiştir. Bilhassa Me’mûn. göz değmesi haktır. başka olmasaydı. mubtile olmazdı. Şevkânî ne ehlisünnetin ne de Mûtezile’nin görüşlerini beğenir. “Ey Muhammed. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. sende mi amelinle cennete giremeyeceksin?” diye sordular. bol rahmetine kavuşturacak” âyetleri bunu teyid etmektedir. o işi işlemeye kudret vermemiş olsaydı. onların şu sözleri pek çok delil.. Hanbel için . ayrı ayrı kapılardan girin.” buyurdu. ümmetin selef ve halefinin güvenilir âlimlerinin icmaı ile reddedilmiştir. Bunlara cevap verilir: Harfler ve savtlardan mürekkeb olan şeylerin hadis olmasına niza yoktur. iyi amel işleyen kişilerin cennete girmeye hak kazanmaları hususunda Zemahşerî’nin görüşünü kabul etmez ve onu şiddetle reddeder. Sahabiler de. merhametlidir.. Kur'ân'da geçen “Bu nimet Allah'tandır” “O inananları. tek bir kapıdan değil. Çünkü O.. Sizler doğruya yapışınız. Şunu iyi biliniz ki. Mutezile görüşlerini benimsememiş ve o görüşleri şiddetli bir şekilde tenkid etmiştir. Hz. Peygamber’in sahîh olan sözünde söylediği bir şeydir.Onlara. “Ey Allah'ın Elçisi. Mubtile’nin dediği gibi (cennete giriş) Allah'ın ihsanı sebebiyle değil. Halku'l-Kur'ân (Kur'ân'ın mahlûk) olduğu meselesinde. Keza yine o. doğruya yaklaşınız. Müellifimiz Şevkânî. “. diye seslenilir” âyetini tefsir ederken şöyle der:[1617] “Zemahşeri tefsirindeki..” buyurdu” Sebebin açıklığı diğer sebebin nefyini gerektirmez. bağışlayandır. derim ki: “Ey miskin. doğru hareket ediniz. pek çok yerde. bazı Mûtezililerin aklî yoruma ve ibarelerin ince tetkikine dayanarak muhalif delille amel edenleri hakir görmeleridir. Eğsr Allah'ın işleyene bir tafdili olarak.” Nitekim. Allah'ın Elçisi: “Ben de amelimle girmeyeceğim. gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler” âyetini tefsir ederken:[1618] “Âyette geçen “Zikr” kelimesinin muhdes olmasından dolayı Kur'ân'ın muhdes olduğu neticesini çıkarmak istemişlerdir. Yûsuf Sûresi’nin 67. Bunun manası: Onun tenzili muhdesdir. Kur'ân kadîmdir veya mahlûkdur sözünü söylemeyen imamlara meyi yoluna gider. günahkârın tövbe etmedikçe mağfiret olunmayacağı meselesine de itiraz eder. bu. Zümer Sûresi’nin 53. de ki: Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım. asla o hayırlı iş olmazdı. Çünkü o. şer'i delili uzak bir yorumla bertaraf etmekle kalmaz. Zira buradaki “Zikr” den maksat Kur'ân'dır. Göz değmesinin varlığı müşahede ile tesbit edilmiştir. örnek verilebilir.” sözüne karşı. “Cennete girmek Allah'ın lutfuyladır” diyenler gerçekçi olur. Verdiğimiz örneklerde görüldüğü gibi. Şüphesiz bu konuda tavakkuf eden âlimlerin görüşlerini tercih eder ve bir görüş serdetmez. Zeydiye’nin Mûtezilî görüşlerini benimsemediği anlaşılmaktadır. Şüphesiz niza nefsî kelâmdadır. Bidayette Zeydiye'den olmasına rağmen.

tabiin ve onlardan sonraki selefi salihinden fitne başgösterinceye ve bu mesele ortaya çıkıncaya kadar Kelâmla ilgili bir şey duyulmamış ve bu konuda onlardan bir kelime bile nakledilmemiştir. sahabe. Mâide Sûresi’nin 95. ibâdet ve taâtte çok şiddet ve taassub göstermiş. hiç müsamaha etmeksizin dâima kılıçla mukabele etmişlerdir. Ehlisünnet imamları Kur'ân'ın mahluk ve hadis olduğunu söylemekten çekinmekle isabet etmiştir. 3.. Bu anlayışsızlık ve taassûblarının neticesi olarak. Hz. işi Ali'yi öldürmeye kadar götürmüşlerdir. İçinizden iki âdil kimsenin . Hz. vakfedenlerin dahi tekfirine yöneldiler. Mutezile tâliminden olan bazı şeyleri hafife almış.. ehlisünnet ve Şia arasında mevcûd olan ayrılıkların bir ölçüde giderileceği inancını dâima korumak isteriz. Araplar arasında câhiliye devrinde mevcut olan kabile asabiyetinin mühim rol oynadığı muhakkaktır. Bu yönden de. Fakat onlar (Allah onlara rahmet etsin) Kur'ân'ın kadim olduğunu söylemekle ileri gitmişlerdir.. Haricîler. Bu sebepten. Ali'ye yardımcı olan bu insanlar. belki de Kur'ân'ın lafzının mahlûk olduğunu söyleyenleri dahi tekfire cür'et gösterdiler.. sırf İmâmiyenin Zeydiye koluna âit bir tefsir olarak itibar edilemez.” âyetine dayanarak. tefsir tarihinde tarafgirliklerden mümkün mertebe uzak olan ve kıymet taşıyan tefsirlerden biridir. Bu devrede ve bu devreden sonra büyük fitne zuhur etti. ilk asırlardan itibaren İslâm devletinde huzursuzluk âmili olmuşlardır. Bu yüzden Muhammed b. kendi söylediklerinin ve görüşlerinin dinin kakikati olduğunu iddia etmişlerdir. Kendileri de aynı şeyieri kabul ettikleri için küfre saplanmış. sadece kahramanlık göstermek ve kelimelerin zahiri manalarına sımsıkı sarılmakla kalmamışlardır Bunların da ötesinde. Haricîlerin ekserisi. Hz. Kur'ân'ı dâima reislerini anladıkları şekilde kabul etmişlerdir. Belki de bu iş üzerinde bir şey söyleyip. Abbas'ı hakem tâyin etmek isteyen Ali'yi fikrinden vazgeçirip. Zira bu mücâdeleden istifade edecek olanlar İslâm düşmanları olacaktır. taklid kayıdlarını kırmış. Çünkü tefsirin sahibi. nasihat kabul etmez bir güruh olduklarından. “Hüküm ancak Allah'ındır. Keşke o. Ali zamanında bir mezheb hüviyeti ile ortaya çıkmış siyasî fırkalardan biridir[1619]. Kimsenin görüşünü ve nasihatini kabul etmemiş. Zira Şia.Hâriciler ve Kur'ân Tefsirindeki Yeri Hâricilik de Şiîlik gibi Hz. takva ve ihlâslı görünmeleri onların idrâklarını kıskıvrak bağlamış ve onları şuursuz bir şekilde hükmü altına almış olan bir taassubdu. Onlar. misallerde de görüldüğü gibi. mukaliidlerle mücâdele etmiştir. “. Şia'nın bir aksülameü olarak görebiliriz. Sunnîlerle Şia arasında yapılacak polemik tarzındaki mücadelelerin İslâm'a zarar vereceğine inanıyoruz. Ali onlara nasihat etmek için İbn Abbas'ı göndermiş. Bugün yeryüzünde Müslümanlar arasında bir hilâfet kavgası olmadığına göre. mezheb bağlarına bağlı kalmayarak. Siyâsi yönden Hâriciler'i. Tenkidlerini her tarafa doğru yapar. Bu mesele hakkında da selefin görüşünü tercih ettiği anlaşılmaktadır. Keşke onlar bu konuda tevakkuf sınırını aşmayarak bunun ilmini gâibleri en iyi bilen (Allah'a) havale etselerdi. İki taraf da akılcı yollarla birbirlerini anlamaya çaiışıriarsa aralarındaki ihtilafı hafifletmiş olurlar. Şia mezhebinin aşırı tutumları bir tarafa bırakılacak olursa. Hz. ilmi anlayışları dar. Onlar.. çöl Arapları bedevîlerden olduğundan. Bu nefretin tesiri prensiblerinde de görülecektir. İslâm dünyası da bu sayede güç kazanmış olur. sebepsiz tehlikelere atılma maceracı bir hayat yaşama onların vasıfları idi. Başlangıçta Hz. Peygamber’in vefatından sonra meydana gelen kargaşa. halifenin Mudar kabilesinden oluşunu hazmedememişlerdir. kendisine araştırmaları için geniş bir hürriyet tanımıştır. Câhil. fakat tövbe ederek dalâletten kurtulmuşlardır. Netice olarak. Ebû Mûsâ el-Eş'ari'yi seçmesini zorluyor ve arkasından da En'âm Sûresinin 57. Tahkîm meselesinde. Çünkü. Ali’nin işlemiş olduğu günahdan tevbe etmesini istiyorlardı. Ali’nin. bütün İslâmî mezheblere karşı nezih bir hakem ve insaflı bir münekkid olma pozisyonunu muhafaza edebilseydi? Bu tefsir. Haricîlerin ekserisi Rabia kabilesindendir. Nasr el-Huzâi’nin boynu vurulmuştu..şiddetli bir darb ve uzun bir hapis uygulanmıştı. Zühd. dinden dönme ve fitne olaylarında. hakem tâyin etmesi hususunda âdeta Ali'yi icbar ediyor ve Abdullah b. Ebû Musa'yı hakem tâyin etmekle küfre girdiğine kail olmuşlardır. Allah onlar vasıtasıyla ümmet-i Muhammedi bid'ate düşmekten korumuştur. Hattâ onun hadis olduğunu söyleyenleri tekfir etmekle yetinmediler. Ali’nin ve bazı imamlarının ölmezliğine ve kıyamet gününden önce tekrar dirileceğine inanırken. ölüme tereddüt etmeden koşma. Buna. demektedir. Halifenin hüküm ve icraatlarından nefret etmişlerdir. Şevkânî’nin tefsin basılmış olarak ilim ehlinin elinde dolaşmaktadır. ehlisünnetin bazı yönlerinden de kaçınmıştır.

Hâricilerin büyük birçoğunluğu büyük günah işleyenleri tekfir eder. Ezrâk'ın imametine inananları küfürle itham ederler. Zenzibâr.. 4. Kuzey Afrika ülkelerinde. Hırsızın elini omuzundan keser ve kadın âdet halinde iken ona orucu ve namazı vâcib kılarlar.Zâlim olan sultana karşı gelmek vâcibtir. endişelenirseniz. derler.Necedât: Necede b. Onlar namuslu kadına iftira edene kazif haddi uygular. İbn Abbas'ı dinlememişler ve dalâlet bocalamaya başlamışlardır. Biz bunlardan meşhur olan dört grubtan özlü bir şekilde bahsedeceğiz: 1. Halife hata ve sapıklıklardan uzak kaldığı ve şeriati ayakta tuttuğu ve adaleti tesis ettirdiği müddetçe. ehlisünnete bazı yönlerden yaklaşmalarına rağmen. vazifede kalabilir. imâma ihtiyaç bulunmadığını söyler. Aralarında mirascılığı caiz görmezler ve onlara müşrik kâfirler gibi muamele ederler. Kendilerine düşman olan Müslümanları tekfîr ederler. adam öldürene katil. Kureyşin hâricinden olmasını tercih ederler.İbâdiyye: Abdullah b. Bu gün Arap yarımadasının Umman bölgesinde. Bunların görüşlerini genel olarak şöyle özetleyebiliriz: Onlar Kur'ân-ı Kerîm’in lafzına sımsıkı sarılmak suretiyle taviz vermeksizin tatbik edilen şeklini benimserler. Ameli terk edeni imândan çıkmış sayarlar. İmân ve İslâm bir bütündür. Ezârika'da olduğu gibi onlar. Onlara göre günâh işleyenler müşriktirler. ibâd'a tâbi olanlardır. 2. Başlangıçta siyasî olarak ortaya çıkan bu fırka.” ve Nisa Sûresi’nin 35.” meselesinde delil getirmişse de. Asfar'a tâbi olanlardır.[1620] 2. meselâ. imâm tayin etmek caiz olur. “..hükmedeceği.. kâfirdirler. şeriatte hâd cezası bulunan günah irtikab edene müşrik denmeyeceğini. re'y ve içtihadda hata yapanın günahkar olacağına ve dinden çıkacağına kaildirler..Ezârika: Bunlar Nâfi b.Karı kocanın arasının açılmasından erkeğin ailesinden bir hakem.. muhaliflerini. Ebû Bekr ve Hz. Onların kestiklerini ve nikâhlarını haram kılarlar. 3. derler. hırsızlık yapana hırsız. Nitekim Abdullah b. Onlara göre Kur'ân “mahlûk” dur. kadın ve çocuklarını öldürmeyi kabul etmezler. Âmir'e tâbi olanlardır. âyetlerini hakem bataklığı içinde kısa bir müddet Hâriciler çeşitli görüşleri bakımından 20'ye yakın hizbe ayrılırlar.. Osman'ın altı senesi dışındaki durumu ve Hz. Ali’nin tahkim olayından itibarenki durumu ile iki hakem. Bugün Hâriciler denilince. Mozanbik'te ve Tunus'da Cerbe adasında mensûbları bulunmaktadır. Takiyyeyi caiz görmezler. insanların tamamen anlaşarak birlik haline gelebilmeleri ve doğru yolu bulmaları bir imâmla mümkün olacaksa.Sufriyye: Ziyâd b. kadın ve çocukların katlini helâl görürler. Fakat bunların hepsi şu esaslarda birleşirler: 1. Bu fırka Hârici fırkalarının en âdili ve ehlisünnete en yakın olanıdır. Tarihte çeşitli safhalar geçiren Hâricîliğin günümüze kadar gelen koludur. içerisinde dinî bir hüviyet kazanmıştır. Ali’nin de tahkime kadarki dönemini kabul ederler. Vehb erRâsibi'yi Kureyşî olmadığı halde kendilerine imam seçmişlerdir. Allah'ın sıfatları konusunda Mutezile ile aynı görüştedirler. Hz. Halifenin. hangi suçu işlemişse ondan türeyen isimle anılacağını. namuslu kimseye iftira yapana kâzif denileceğini söyleyenler de vadır. günümüzde yaşıyan Ibâdîler akla gelir. Şeriatte haddi olmayan günahları işleyenlerin. söz dinlemez bir güruh olduğunu söylemiştik. Madakaskar.Hz. 3. Ya İslam'a gireceksin veya kılıçla öldürüleceksin. günahkâr için bahis konusu olmayacağını aksi takdirde . Onlar kendi aralarında bile en ufak meselelerden dolayı mücadele etmiş ve birbirlerini tekfir etmekten çekinmemişlerdir. Onlara göre Habeşî bir köle bile imâm olabilir. bazı noktalarda esaslı ayrılıklar gösterirler. Onların bulundukları yerleri dâr-ı harb sayarlar. vali veya kadı. Haricîler’in sert. fakat namuslu erkeğe iftira edene kazif haddi tatbik etmezler. el-Ezrak'a tâbi olanlardır. Onlar muhsen zâni hakkında recmi iptal ederler. Halife herhangi bir fırka veya grup tarafından değil. zamanla yumuşayan görüşleriyle. Yukarıda. Bu fırka. Başlangıçtaki sertliklerini izâle ederek. amel imandan bir cüzdür. Ömer’in hilâfet dönemlerinin tamamını. Yine bunlar. Hatta. Sufriyye'den. Hz. Ebû Bekr ve Ömer’in hilafetini itirazsız kabul ederler. Bu bakımdan onlar Nâfi b. ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. insanlar arasında birlik ve beraberliği teessüs ettirebildikleri takdirde. Eğer sapıtacak ve doğru yoldan ayrılacak olursa. Hz. cemel vak'asına iştirak edenler ve tahkim meselesini tasvib edenler. Peygamberin şefaatinin. Osman'ın ilk altı yılını. onu azletmek veya katletmek vâcib olur. bütün Müslümanların iştirak edeceği serbest bir seçimle seçilir. onun hakkında hâd uygulayıp küfrüne hüküm verinceye kadar kâfir sayılamayacağını söyleyenler de vardır.

belirli olan cezasını çektikten sonra cennete geçebilir. kadınlar. Mutezile ve Şia gibi grupların yazdıkları eserleri. ona bazı sözler katmış olsaydı. tefsiri terkettik. Tabiîdir ki böyle bir toplumdan. muhtelif eserlerin içerisinde dağınık bir şekilde bulunanlardır. Zira bu fırka bugüne kadar devam etmiş ve çeşitli İslâm beldelerinde yayılmıştır. Onlardan ilm-i kelâm. Haricîlerden bize tefsir telifleri gelmemiştir. Ekserisine göre bu durumdaki insan Mü’min sayılmazdı. kendilerine komşu olan medenî milletlerden müteessir olmaları uzak olan bir güruh idi. Bizlere ulaşanların hemen hepsi de ibâdiyyeye âit olanlardır. Ancak onlardan bize intikal edenler. sadece kendilerini idare edenlerin sözlerini dinleyen mütaassıb bir güruh olduğunu söylemiştik. Onlardan pek azı bedeviliklerini muhafaza etmekle beraber. Onlara göre imamette soyun önemi yoktur. Bunların fazla eser vermemeleri ve eserlerinin sonrakilere intikal etmemesinin üç sebebi olabilir: a. diğer ilimler için de aynıdır. Ölmeden önce. c. Bütün bu sebeplerden dolayı.Kur'ân Tefsirleri Ve Tefsirdeki Görüşleri Haricîlerin. Eğer tövbe etmeden ölürse. Zaten bugün İbâdilerden başka ne Haricî fırkası kalmış ve ne de bunların eserleri bize intikâl etmiştir. Allah'a karşı yalancı olmaktan korktular.Haricîler akidelerine sağlam bir şekilde bağlı idiler. “Ne zaman ki Allah'ın “Eğer Muhammed.Onlar zuhurlarından itibaren harp ve mücadele ile meşgul olmuşlardır. ilmî. tefsir sahasında da onlardan bize ulaşanlar. mücadele ve münazaralarını ihtiva eden bazı Kur'ân âyetlerinin tefsirleridir. usûlü fıkıh. Bundan dolayı onlarla savaş yapıldığı takdirde. İbâdilere göre. İslâmî ilimler alanında olduğu gibi. Hakikate ulaşamayıp. nassların zahir manası ile iktifa eden. Kitâb ve sünnetten ayrılan ve halka zulmeden imâmın azli gerekir. . b. bize karşı.[1621] a. fıkıh. bedevîliklerinin gâlib gelmesi sebebiyle dînî. zâhid bir Müslümanın köle dahi olsa imâm olabileceğini kabul ederler. Allah her şeyin yaratıcısıdır. günahındaki ısrarından dolayı şirk küfrü işlemiş olacağından daimî olarak cehennemde kalır. İnandıkları şeye iyice sarılmış ve yalanı cürümlerin en büyüğü saymışlardır. düşünce basitliğinin yanında bedevî ehline has olan mühim şeyleri muhafaza etmek isteyen. Kısacası onlar. sonra onun şah damarını koparırdık”. çocuklar ve malları haramdır. hadise âit ilimler de bize bolca ulaşmamıştır. diğer fırkalarda olduğu gibi. içtimaî düşünsel bakımdan insanların en uzak olanları idiler ve diğer milletlerin talimlerine iştirak etmeksizin yaradılışları üzere kendi sahalarında İslâm'ı ilk temsil ediyorlardı. basit bir yaşayışı tercih eden câhil ve anlayışları kıt. Ali. uzun ve devamlı olmuştur. günahlarından tövbe eden kimse cehennemde daimî kalmaz. Büyük günah işleyen nimet küfrü içerisindedir. cevap olarak. medeni bir yaşantıdan uzak. Bu kimse cehennemde ceza çekecektir. Ancak günahını inkâr ettiği ve o günahı işlemekte ısrar ettiği takdirde şirke düşmüş olur. Emevîler ve Abbasîlerle uzun uzun muharebe etmiş. fikir münakaşaları yapan ehlisünnet. büyük günah işleyen kimse müşrik değildir. Allah'ın Kitabı ve Resulünün sünnetini ayakta tutacak âdil. bu bakımdan ilmî araştırma ve tasnifle meşgul olmamışlardır. Bu husus sadece tefsirlere mahsus değil. Bazılarına “Kur'ân'ı niçin tefsir etmedin?” diye sorulduğunda. Bunun için de en sert ve katı tedbirleri benimserler. Cehennemde devamlı kalmamanın yegane kurtuluş yolu tövbedir. Hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanırlar. savaş sahasında ele geçirilen silâh ve malzemeler dışında.Allah'ın va'd ve va'İd prensibini bozacağını iddia ederler. Allah'ın dünya ve âhirette görülemeyeceğini kabul ederler.” demişlerdir. Kul fiilinin yaratıcısı olamaz. Onlar küfrü “nimet küfrü” ve “şirk küfrü” olmak üzere ikiye ayırırlar.Haricîlerin büyük bir ekseriyeti köy ve çöllerde yaşayan ve Temim kabîie-sinden olan Araplardı. Harpler sert. Hz. Bunlar çeşitli kitapların muhtevalarında dağınık durumdadır. biz onu kuvvetle yakalardık. Genellikle ibâdiye kendilerinden olmayan Müslümanları nimet küfrü içerisinde sayarlar. Basra ve Küfe gibi şehirlerde yaşıyordu. tasavvurları dar. âlim. beklemek mümkün değildir. Bu sebepten Kur'ân tefsirine dalmadılar ve onun manalarının gerisini araştırmaktan çekindiler. yaratılış itibariyle meselelere nüfuz etmeyi düşünmeyen. Onlar. [1622]bu sözünü gördük. derler.

işte onlar. Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez” âyetine istinad ederek. bu eseri iki cild içinde dört cüz halinde müellif hattı ile gördüğünü zikretmekte ve tefsirin muhtevası hakkında bilgi vermektedir. Doğrusu kâfirlerden başkası. Bu tefsirin 32 cüz olmasını istemiş. Ibâdî âlimleri tarafından araştırma. o şekilde anlarlar ve onlar nasıl ne kadar uyguluyorsa. asra aittir. Bu tefsir bugün mevcut değildir. Âli İmrân Sûresi’nin 97. Bilhassa onların tefsir örnekleri için asrımıza âit “Himyânu'z-Zâd ilâ Dâh'l-Maâd” adlı eserden. ilk devir Hâricilerinin görüşlerini tam olarak yansıtacağı kanaatinde değiliz. Leyl Sûresi’nin 14-16. Haricîlerin tefsirlerini sormuş.Muhammed b. Görüyoruz ki. “. Allah için Ka'be'yi haccetmesi gereklidir. Orta hacimli yedi cild hâlinde basılmış olup yaygın değildir. Oraya yol bulabilen insana.[1625] Fakat bu eser piyasada yaygın değildir.Ebû Ya'kûb Yusuf b. Müellifin bu eseri Kâhire'de Dâru'l-Kütübi'l-Mısırıyye'de bulunmaktadır. Hâricilerin niçin az tefsir yazdıkları üzerinde durarak bize ulaşan fakat göremediğimiz bazı tefsirlerini nakletmeye çalıştık. Sebe 17. Mâide Sûresi’nin 44. İbn Ebi'l-Hâdid “Şerhu Nehci'l-Belaga” adlı eserinde. Yusuf Itfeyyiş’in eseridir. yalanlayıp yüz çevirmiş olan o en azgından başkası yaslanmaz” âyetlerine dayanarak. İbn Ebi'l-Hadîdin münakaşaya giriştiği delilleri. çeşitli kitapların muhtevalarındaki dağınık eserlerden vermeye çalışacağız. Buraya kadar. Bu da hicrî III. O. Rüstem el-Fârisi’nin tefsiri. Kim inkâr ederse.. 2. kendilerine yazık edenlerdir. fakat İbâdiyyeden ilim sahibi olan bir zata. onların doğru olup olmadığına kafa yormaksızın tâbi olurlar. âyetlerinden de. kütüphanelerde fazla bir şey bulamamış. işte onlar kâfirlerdir” âyetinin manasına dayanarak... Ancak bu eserin. Bu sebepten onlar Kur'ân'a ve Kur'ân âyetlerine mezhep görüşü ışığında ve onun açısından bakarlar. 5. dişleri sırıtıp kalır. Bu tefsirin dört cild hâlinde Mağrib'de İbâdîlerin elinde bulunduğu söylenir.“Teysîru't-Tefsir” yine Muhammed b. sonra bu azminden vazgeçerek “Himyânu'z-zâd ilâ Dâri'1-Meâd” adlı tefsiri ile meşgul olmaya başlamıştır. “. bilsin ki. Bu tefsir bugün mevcut değilse de. Meselâ. Hâricilerin câhil ve mutaassıp bir grup olduğunu söylemiştik. o da kendilerine âit şu tefsirleri zikretmiştir: 1. “Tartıları ağır gelenler. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler. Abese 38. cehennemde temellidirler. asra aittir..Hûd b. Hâricilerin dayandığı görüşler hakkında okuyucuya yeterli bilgi verir ve Haricîlerin Kur'ân nasslarından akidelerini öğrenmelerinin ne derece başkalarının tesiri altında kaldığını gösterir. Ondan ancak başkaları ne şekilde mana çıkartıyorsa. Yusuf Sûresi’nin 87..[1624] 3.. Allah: . doğrusu Allah âlemlerden müstağnidir” âyetine dayanarak haccı terk edenin kâfir olduğunu söylemektedirler. Keza yine onlar. oraya. et-Tefsir ve'l-Müfessirûn müellifi Muhammed Hüseyn ez-Zehebi’nin eserinde naklettiğini vermeye çalışacağız. 4. Allah'ın indirdiğinin gayrı ile hükmetmiş olduklarına kail olmaktadırlar. demektedirler.et-Tefsir ve'l-Müfessirûn sahibi[1623] bu konuyu incelemiş. meseleler üzerinde derin olarak düşünemez ve körü körüne kabul ettikleri mezheplerinin görüşü ne ise ona veya kendilerini idare edenlerin sözlerine. inceleme ve i'rab yönünden en iyi tefsir olduğu zikredilir. Hâricilerin ekserîsi büyük günah işleyenin kâfir olduğu ve cehennemde ebedî kalacağı hususunda ittifak halindedirler ve bunları Haricîlerden bahseden kitaplarda okumaktayız. Mutezile ile de birleşerek. Meselâ. hicrî VI. Bu sebepten ilk Hâricilerin tefsir görüşlerini. “. Tartıları hafif gelenler. İbrahim el-Vercülânî’nin tefsiri. Ateş onların yüzlerini yalar. Müminûn Sûresi’nin 102-105. Sonra bu eser 13 cild halinde 1300-1314 senelerinde Zengibar'da basılmıştır.. Allah'ın rahmetinden ümidini kesmiş olduğundan kâfirdir. Keza yine Âli İmrân 106.Abdurrahmân b. asrımızın tefsin ise de müellif bu eserini tamamlayamamıştır. fâsık. fâsıkın ateşe yaslanacağı ve onu kâfir ismiyle isimlendirmenin vâcib olacağını söylüyorlar. asra aittir. “Sizi alevler saçan ateşle uyardım.. onların Kur'ân'dan aldıkları delilleri getirir ve büyük günah işleyen hakkındaki görüşlerini vermeye çalışır. et-Tefsir ve'l-Müfessirûn sahibi. günah işleyen herkesin. Bu yaratılışta olan insanlar. işte onlar kurtuluşa erişmiş olanlardır. bu delilleri münakaşa eder ve çeşitli delillerle onları yalanlamaya çalışır. fışkı ve fışkındaki ısrarından dolayı. Muhakkem el-Huvvârî tefsiri. hicrî III. fâsıkın kâfir olacağı hükmünü istinbat etmektedirler. Yusuf Itfeyyiş “Dâi'l-Amel li Yevmi'l-Emel” adlı tefsir. o kadarını yaparlar.

doğru olup olmadığı ortaya konulmalı. Muarızlarının sağlam delillerine boyun eğmez. İmamların işledikleri suçları gözleriyle gördükleri halde. akidelerini şiddetle koruyan ve mezhep sultasına boyun eğen kimselerdir. Hilâl el-Yeşkûrî. kiminiz inkarcı. Nisa Sûresi’nin 77. sizin için hayırlı olmuştur. İtham edilenle itham edenler yüzleştirildiğinde. Bunları anladıklarını zannedenlerin görüşlerine bağlanıyor ve ona sımsıkı sarılıyorlardı.. Fâsıkın tartısı hafif elir. mezheblerine bir din gibi bağlanmış olmaları. el-Ezrâk... ikna usûllerini bilme. Haricîlerin Kur'ân nasslarını anlayışları ve onları ifâ etmeleri çok gariptir. o.. Müslümanlardan kendilerine muhalif olanlara karşı. Nûr Sûresi’nin 11.. [1626] İşte sizlere günah işleyip tövbe etmeyen kimseler hakkında. fâsık Mü’min değildir. Hz. Bu konuda Nâfi'ye görüşlerini reddeden bir mektub yazmış. âyetin zahiri manasına kapılarak büyülenmiş. Nâfi de kendine göre deliller vererek. Fasîh konuşmaları yanında. zira Yüce Allah bu hususta bir nass indirmemiştir. Fakat onlar. onun sadece kelimeleriyle uğraşıyor ve zahiri ile hükmetmeye çalışıyor ve mücerred kelimeleri aşıp arkasındaki ince manalara ulaşamıyorlardı. onları akl-ı selimden uzaklaştıracak kadar hissî kılması. şeklinde bir mana çıkarmışlardır. Şimdi de. zaten onlar çılgın aleve atılacaklardır. harbe gitmeyip oturanları kâfir addetmesi. Secde Sûresi’nin 20. görüşlerinde haklı olduğunu göstermeye çalışmıştır. Peygamber'e isnadlarda bulunup hadis uydururlardı. “Firavun ailesinden olup da. âyetlerine dayanarak “tartıları hafif gelenler yalancıdırlar. “Yetimin mallarını haksız yere yiyenler. fıtratları icâbı işlek ve nüfuz edici bir zekâya mâliktiler.[1629] . muhaliflerinin çocuklarının katlini helal görmesi. Mü’min Sûresi’nin 28. itham doğru ise. Ubeyde ayağa kalkarak. İşlerine yarayacak bir delil bulamadıkları zaman. O kimselerden her birine kazandığı günâh karşılığı ceza vardır. Haricîlerin dayandıkları âyetler ve onlardan çıkardıkları neticelerden bazılarını göstermeye çalıştık.” âyetine dayanarak takiyye’nin cevazına hükmetmiştir. Ubeyde’nin boynuna sarılıp kendilerini affetmesini isterler. O bakımdan yalancıdır. En'am Sûresi’nin 33. Fikirlerinin. Nisa Sûresi’nin 10. “. Bu misâller. meseleyi ele almadan. Görüldüğü gibi her iki Haricî arasında görüş ayrılığı mevcuttur. el-Ezrâk'ın. Keza yine Necede b. karınlarına ancak ateş tıkamış olurlar. bir kimse bir yetimin çok az bir malını yemiş olsa. O halde fâsıkın kâfir olması icâb eder. yaptıklarınızı görendir. el-Ezrâk’in Allah Kelâmı'nın mevkii ve âyetlerin medihleri hususundaki cehalet ve mugalata derecesine varan taassubunu göstermektedir. bir kadınla zînâ yapmakla itham edilir.[1628] Halbuki burada mesele tahkik edilip. Bunu kendiniz için kötü sanmayın. Haricîler genellikle Kur'ân'da kastedilen asıl gaye ve maksadı anlıyamıyor. delilsiz itham ettikleri şahsın yine delili olmadan suçsuzluğuna karar vermiş ve tenakuzlar içerisinde kalmışlardır. Halbuki onlar.” âyetine göre o yiyen kimsenin yanması vâcib olur. “Sizi yaratan O'dur. Onlar. Haricîlerden bazı fırkaların kendilerine düşman olan diğer bazı Haricî fırkalarından. Ama o kimse yetimi katlederse veya karnını yararsa o kimsenin yanması gerekmez. Meselâ.. Meselâ.. mücâdele ve münakaşalarına daha hız verir ve mugalatalarla güç kazanmaya çalışırlardı.tahkikini yapmadan.” âyetini delil getirerek “takiyye” nin haram olduğunu söylüyordu. Tegâbûn Sûresi’nin 2. muhaliflerine emâneti geri vermesi gibi görüşlerini kabul etmemektedir. Nâfi b. “O yalanı uyduranlar içinizden bir güründür. Allah'tan korkar gibi.” âyetinin muktezasından da.[1627] Bunlar onların ve bilhassa Nâfi b. Ubeyde cezalandırılmalı doğru değilse iftira edenler hakkında gereken yapılmalıydı. ve yine âsi olan mü’minler hakkında vârid olan âyetler ve hadisler üzerinde biraz düşünülürse onların elde ettikleri neticelere ulaşmak mümkün olmadığı görülecektir. içlerinden bir takımı hemen. Mü’min olmayan bir kimse kâfirdir. Ubeyde b.” gibi bir hüküm çıkarırlar. Onlar hasımları önünde soğukkanlı ve sabit fikirli idiler. kiminiz mü’mindir. insanlardan. Meselâ. içlerinden elebaşılık yapana ise büyük azab vardır” âyetini okuyunca âyeti işitenler ve kendisini itham edenler şaşkına dönerler ve hüngür hüngür ağlıyarak. Onlara savaş farz kılındığında. inandığını gizleyen bir adam dedi ki: .“âyetlerim size okunurken onları yalanlıyordunuz değil mi?” der” âyetleriyle. Âmir. bunları susturucu.. Ezârika'nın reisi olan Nâfi b. Âmir de. hattâ daha çok korkarlar. Necede b. okunacak bir âyetin zahiri hükmüne kendilerini kaptırarak büyülenirlerdi. Allah. Nûr Sûresi’nin 55. Her yalancı da kâfirdir. Hiç şüphe yok ki Haricîlerin. münferid kaldıkları bazı Kur'ân âyetlerinin tefsiri üzerinde duralım. Halbuki âyetlerin siyak ve sibakından bunların o kadar geniş manalarda olmadığı. özlü ve veciz konuşma vasıfları vardı. mutaassıb. muarızları ile yaptıkları münazara ve münakaşalarda akidelerini teyid edecek yeni esaslar bulma hırsını artırırdı. onların tefsirlerinin taassûb ve inatçılıklarının en açık örneklerini sergiler. reddolunmaz deliller olarak kullanıyorlar.

[1631] Yine Haricîlerin garib durumlarından biri de şudur: Onlar Müminlerin annesi olan Hz. İbn Abbas'ın Kur'ân'a âit bazı kelimelerin manasını eski Arap şiirine dayanarak cevaplandırması gibi bir hâdise ile de karşı karşıya gelmekteyiz. Çok az bir şeyin de çalınması elin kesilmesini gerektirdiği[1633] gibi görüşler.. 328/940) “Kitâbu'l-Vakf ve'l-İbtidâ” sında[1634] etTaberâni “el-Mu'cemu'l-Kebîr”[1635] Suyûti “el-ltkân”[1636]. çünkü onda birçok manaları ihtiva eden. el-Kerâbisî. Fakat câriye emri yerine getirmede gecikmişti. oğullarının kızları.. delil olarak Kur'ân-ı Kerîm'i hüccet gösterme. onların Kur'ân'ı sathi olarak anlayışlarının ve basit görüşlerinin açık örnekleridir.. falan şâirden şöyle şöyle işittim” diyerek. el-Ezrâk” adı ile sorulan âyetleri ve ilgili beyitleri sıralamış ve içlerindeki garib kelimeleri alfabetik sıraya göre tertib etmiştir.[1632] Ezârika. Buhârî’nin . Mustahrecen min Sahihi'tBuhârî'[1637] adlı eserinin sonunda. Sual cevap şekilleri şöyledir: Nâfi. ne ona isnad edilen tefsirde ve ne de bir rivayet tefsir kitabında.Haricîlerin bir kolu olan Meymûniyye’nin reislerinden olan Meymûn el-Acredî. Haricîlere nasihatlerde bulunduğu da târihen sabittir.. Muhammed Fuad Abdulbâkı “Mu'cemu Garîbi'l-Kur'ân. Nâfi b. Oysa Allah alışverişi helal. Bu meseleye lugavî tefsirler bahsinde temas edilecektir. Biliyoruz ki Kur'ân'ın bir kısmını inkâr eden. onu bize tefsir ve yapacağın bu tefsire Arap kelamından delil ve örnekler ver. Nâfi’nin sualini ve İbn Abbas'ın cevabını ve delil olarak ileri sürdüğü 190'a yakın beyti. zû vücûh kelimeler vardır. hakikaten delil olarak bu beyitleri vermiş midir? Onların görüşmüş olmaları tarihi yönden uygundur. Buna delil olarak da “Allah Teâla ancak. kız kardeş ve erkek kardeşin kızları ile evlenmeyi mubah görür. Bizim burada üzerinde duracağımız nokta. erkek kardeşlerinin çocuklarının kızları. Orada bulunan Meymûn isimli biri (Meymûniyye’nin kurucusu değil) ona “Mü’min bir cariyeyi nasıl olur da kâfirlere satarsın” dedi. 65/684).[1630] İbâdiye'den ismi İbrahim olan bir adam vardı. Bu konuda. muhsen olan zâniye recm gerekmediğini söyler. “Evlerinizde oturun. Bu adam mezhebinden olan bir topluluğu evine çağırmış ve mezhebinden olan cariyesine de bir şey emretmişti. fakat kızlarının kızları. bu işi helâl kılmışlardır. Ebî Tâlib onu Haricîlerle münakaşa ve onları ikna etmek için gönderdiğinde. Aii b. muhsene olan kadına yalan zina isnadında bulunmak had cezasını gerektirir.” der. demiş ve gerçeğin bu olduğunu söylemiştir. İbrahim ona cavap olarak. kız ve erkek evlâdın kızları. Yusuf Sûresi’nin Kur'ân'da oluşunu da inkâr eder” demektedir. tamanını inkâr etmiş gibidir. Buradan. Muhsen oian bir adama yalan zina isnadında bulunmak haddi gerektirmez de.. Yalnız sünnet ile fikirlerini teyid et. bunların Kur'ân'da haram kılınan şeyler arasında zikredilmemiş olduğunu gösterir. Nâfi ile İbn Abbas arasında böyle bir görüşme olmuş mudur? İbn Abbas. kız kardeşlerin çocuklarının kızlarından bahsetmemiştir” diyerek. İbn Abbas'ı imtihan etmek kastı ile “Biz sana Allah'ın kitabından sormak istiyoruz. O'nu bedevi Araplara satmaya yemin etti. Nâfi'ye cevap mahiyetinde verdiği beyitlere rastlanmaktadır. Haricîlerin en şiddetli mutaassıp grubu olarak nitelenen Ezârikâ'nın reisi Nâfi b..” âyetine karşı “Niçin evinden çıktın” diyerek muhalefet ettiler ve karşı çıktılar. faizi haram kıldı” ayetini okumuş ve kendi dostlarımızdan olup da bizden önce geçenler de. Yüce Allah'ın Ahzâb Sûresi’nin 33. el-Ezrâk ile İbn Abbâs arasında geçen bu hâdiseyi ele almış ve müstakil olarak “Mesâilu Nâfi b. Müslümanların icmâına muhalif olarak.” İbn Abbas: “Onun manası şudur. Zira Allah Teâla Kur'ân'ı açık bir şekilde Arap diliyle indirmiştir” dediler. kaydetmektedirler. Ebû Bekr el-Enbârî (ö. anaların nesebinden olan kadınlar.[1638] Halbuki. kız kardeş kızları nikâhlamayı haram kılmış. “Meymûniyye. Zaten İbn Abbas'ın. “. İbn Abbas'a: “Allah'ın şu kavlini bana haber ver. Nâfi: “Senin bu dediğini Arap biliyor mu?” İbn Abbas: “Evet. Âişe'ye. Bunun üzerine İbrahim. el-Ezrâk (ö. Bakara Sûresinin 275. Fakat bu cevaplar. ona şu hususu tenbih etmeyi ihmâl etmemişti: “Onlarla münâkaşa ederken. bir beyti okur.

“Birinize ölüm geldiği zaman. fıkhî ve târihî yönden incelenen tefsirlerde.size haram kılındı. size farz kılındı” buyurmaktadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder” buyurmaktadır. Pek az da olsa uygun olmayanlar da vardır. hür kadınlar manasında olup. Onlar. mana bakımından uymaktadır. Onlar hiçbir zaman ümmetin icmaına iltifat etmemişlerdir. “Onlar. Meselâ: “Benden gelen şeyleri. Kur'ân âyetlerini. Nasıl ki dînî. şiir alanında da isnadlarda bulunabilirler. eğer mal bırakıyorsa.“Sahihinde ta'lik olarak mevcûd olan İbn Abbas'ın rivâyetleriyle karşılaştırıldığ