Cilt 1, Sayı 2

Yayın Tarihi 22/08/2011

rlk
 Atina’da  AĢk. Sen Adama Balık Yedirirsin  Mutlu ya da Mutsuz  Bir Göbek Bağının Ardından  Ġlk Ġnsan ve Gökyüzü  Kaz Dağları’ndan Esen Rüzgar  BaĢkalarının Yolundan Gidenler Ġz Bırakamaz

rlk

Cilt 1, Sayı 2

Bu Sayıda...
rlk e-DERGİSİ Cilt 1, Sayı 1 Sahibi Hakan KILAVUZ Genel Yayın Yönetmeni Hakan KILAVUZ Sorumlu Yazı İşleri Müdürü M. Sılay YAPICIOĞLU Yayın Danışma Kurulu Aytekin AYDIN Reklam Müdürü Semih YAPICIOĞLU Halkla İlişkiler Müdürü Ahmet AKIN Abone Sorumlusu Hakan KILAVUZ Yayına Hazırlayan Hakan KILAVUZ Yayın Koordinatörü M. Sılay YAPICIOĞLU Art Direktör Orhan KÜÇÜK Grafik Tasarım Orhan KÜÇÜK İçerik Direktörü Hakan KILAVUZ
www.hakankilavuz.com.tr rlkdergi@gmail.com Atatürk Bulv. No: 54/1-A Karşıyaka-ĠZMĠR (532) 353 65 93 Yazı ve fotoğrafların tüm hakları yazar ve fotoğrafçılara aittir. Yazar ve fotoğrafçıdan izin almak koşulu ile çoğaltılmasında ve başka ortamlarda kullanılmasında engel yoktur. Alıntılanması halinde yazar adının belirtilmesi zorunludur. Yazı ve fotoğrafların içeriğindeki tüm sorumluluk yazar ve fotoğrafçıya aittir. Dergi kar amaçlı değildir. Para ile satılamaz. Elektronik ortamdan dağıtımı yapılır. Kağıda basılarak dağıtılması halinde sorumluluk basan ve dağıtana aittir.

Editörden
İkinci sayı ile tekrar merhaba. İlk sayımızın yayını, yazıların gecikmesi nedeniyle sancılı oldu. Uzunca bir süre sancı çektikten sonra daha fazla dayanamayıp sezaryen ile çıkarıverdim ilk sayıyı. Bu nedenle hata ve eksiklikler oldu. İkinci sayıda bu hataları yapmamak ümidiyle. Anneannem bilgisayar başında saatler geçirdiğimi görünce, “Çok yoruyorsun gözlerini.” dedi. Haklı. Ancak göz nuru, yorgunlukla dökülüyor. İlk sayıyı planlarken düşündüğüm bazı bölümleri koyamamıştım. Onların da girmesi ile ikinci sayı daha güzel olacak. Bunlardan biri “Aklıma Dolananlar”. Zaten sık sık aklıma bir söz veya söz dizimi takılır. Uzun açıklamalar içeren bir kaynak da bulamam. Orayı burayı kurcalayarak bulduklarımı unutmamak adına bu bölüm yararlı olacak. Yeni sayıda özel ilgi alanım “Antik İyon” adlı bir bölüm planlıyorum. Umarım planladığım kadar kolay olur. Başlangıç olarak önceden hazırladığım yazılarla başlayabiliriz. İlk sayının ortasına bir Yunanistan gezisi girdi. Bir hafta gezmenin iki hafta dinlenmesi oluyor. Tatil hangisi, onu bilemedim. Dinlenirken Yunanistan’da gördüklerimi yeni sayılarda sizlerle paylaşacağım. Yunanistan sonrası tamamlayıcı olarak düşünülebilecek Sakız adası gezisi planım var. Bir hafta sonu gitmek istiyorum. Belki gelecek seneki tatilimi stres ve yorgunluktan uzak bir ada otelinde yan gelip yatarak geçirebilirim. İlk sayımız 26 kişiye ulaştı. Okuyuculardan gelen tepki ve önerileri yazacağımız bir bölüm de olacak. Okuyucuların önerileri ile daha çok kişiye ulaşmaya çalışacağız. Sorumlu Yazı İşleri Müdürümüz Sılay Yapıcıoğlu ve Reklam Müdürümüz Semih Yapıcıoğlu’nun önerisi ile dergi dağıtımımız için rlkdergi@gmail.com adresini aldık. Facebookta da rlk dergi adlı bir grubumuz var. Bugün Burcu Piral Bacı’nın da katılımı ile üye sayısı 10 olmuş. Yazı, fotoğraf ve önerilerinizi rlkdergi@gmail.com adresine bekliyoruz. Mutluluklar... Hakan KILAVUZ Çeşme, 30/07/2011.

4 8 9 10 16 18 20

Atina’da Hakan Kılavuz Aşk. Sen Adama Balık Yedirirsin M. Sılay Yapıcıoğlu Mutlu ya da Mutsuz Meliha Apaydın Bir Göbek Bağının Ardından Melek Sarı Yüm Ġlk Ġnsan ve Gökyüzü Ahmet Akın Kaz Dağları’ndan Esen Rüzgar Orhan Küçük Başkalarının Yolundan Gidenler Ġz Bırakamaz Semih Yapıcıoğlu

Kapak
Rengim Lal KILAVUZ ve Maria Agalapouou Patras Okulu’nda. 03/11/2010. Düzenleme Hakan KILAVUZ

rlk

Atina
anlatılamayacak kadar önemli. Tek bildiğimiz, Omonia meydanı geceleri çok güvenli olmadığından oradaki otelleri seçmeyecektik. Şubat tatilinde Atina’ya giden Nevzat, Plaka Otel’de kalmış. Plaka Otel’in iyi bir manzarası var. Ancak yer yok. Aslı bir Pazar günü sabahtan akşama kadar otelleri taradı. O otelin salonunu beğenmedi, öbürünün banyosunu derken en doğru kararı verdi. Airotel Parthenon iyi bir tercihti. Gidince gördük ki gerçekten iyi bir tercih ve iyi bir yerdeymiş. Atina’ya gidecekseniz Plaka’da kalmalısınız. Plaka gece gezmeleri için hem alışveriş yerlerine, hem tavernalara, hem de Akropol manzaralı Diyonisos Arpegeatu’ya yakın. Üstelik güvenli. Gitmemize birkaç hafta kala ortalık karıştı. Atina’dan halk ayaklanması haberleri gelmeye başladı. Halk sokaklara dökülmüş, Syntagma meydanında, Parlamento binası önünde eylem yapıyor, polis ile çatışıyor, grevler arka arkaya geliyordu. Havaalanında grev olduğunu öğrenince gezimizin iptal olabileceğini düşündüm. Uçak inemeyebilir, metrolar çalışmayabilirdi. Gezimizden birkaç hafta önce Rengim’in Yunanistan’daki ailesi İzmir’e geldiler. Onlardan öğrendim ki grevler bizi etkilemeyecek, her şeye karşın Atina güvenilir bir yer.

Hakan KILAVUZ
hakankilavuz@gmail.com Bu yıl kızım Rengim, Avrupa Birliği’nin düzenlediği Comenius projesi ile Yunanistan’a gidip yaşıtı bir kızın ailesi ile aynı evde kaldı. Biz de, Yunanistan ekonomik bunalımda olduğundan ucuz olur beklentisi ile Atina’ya gitmeye karar verdik. Aylar öncesinden uçak biletlerimizi aldık. Pegasus havayollarının İzmir’den Atina’ya doğrudan uçuşu var. Erken bilet satın almak daha ekonomik oluyor. Booking internet sitesi ile de otel bulup yer ayırttık. Ancak otel konusu bir cümle ile

Keramikos Müzesi

Atina seyahatinin detaylarını uzun uzun çalıştım. Türkçe hazırlanmış iyi bir gezi kitabı yok. İngilizce hazırlanmış birkaç gezi kitabı okudum. Onlardan gezilecek yerler ile ilgili kısımları Türkçe’ye çevirip yazdım. Hatta bunlar için bir blog bile hazırladım. Ahmet’e sorarsan abartıyorum. Ama abartmayı seviyorum. Blog olayı da ayrı bir kriz. Bloğumu blogspottan aldım. http://atinayayolculuk.blogspot.com/. Tam blog bitti, blogspot mahkeme kararıyla kapatıldı. Blogu toparlayıp wordpresse taşıdım. http://atinayayolculuk.wordpress.com/ Gezilecek yerler listesi yüzleri geçince hepsine yetişemeyeceğimiz belli oldu. Ancak gezilmesi kaçınılmaz olanlar dışında zaten yol üzerinde olanlar da var. Anıt ve kalıntıların hikayelerini yazdım. Gezilecek yerlere nasıl gidileceğini ve nerelerde yemek yenebileceğini araştırdım. Ada gezisi ve Pire limanı için okuma aşamasına geldiğinde çalışmaktan bıkmıştım. Bu kadarı da yetti. Gezi arkadaşlarının seçimi çok önemli. Bu geziye, Aslı ve Rengim dışında Mehmet dayım, kuzenim Tuna ve eşi Görkem ile çıktık. Doğrusunu söylemek gerekirse sıcak ve uzun öğle yürüyüşlerine karşın kimse şikayet etmedi. Ören yerlerinin gezilmesinden çok hoşnut olmadıklarını düşünüyorum. Ancak mızmızlanan da olmadı. Bir gün Görkem rahatsızlanıp öğleye kadar yataktan kalkamadı. Başka da firemiz olmadı.

Gezi ekibi

Sayfa 4

Cilt 1, Sayı 2

Parlamento önünde nöbet değişimi

Atina, derli toplu bir yer. Her bölgenin belli özelliği var. Plaka bölgesi turistlerin yerleştiği bir yer. Dar bir sokak üzerine dizilmiş sıra sıra hediyelik eşya dükkanları var. Her an kalabalık. Dükkan sahipleri sakin. Burunları Roma tarzı havada. Bazı dükkanlarda fotoğraf çekmek bile yasak. Köşelerde cafe ve tavernalar var. Küçük tavernaların terasları Akropol manzaralı. Canlı müziğin kaçınılmaz enstrümanı buzuki. İki gece bu tip lokantalara takıldık. Açık havada güzel iki geceydi. Sokak aralarında kapalı mekanlar halinde tavernalar var. Sanırım gerçek taverna bunlar. Son gecemiz, Tuna ve Görkem’in evlilik yıldönümüydü. Kapalı bir tavernaya gittik. En çok eğlendiğimiz akşam yemeği de bu oldu. Kapıda sınırsız uzo için pazarlık yaptık. Ortada geniş bir sahne ve büyücek bir müzik grubu vardı. Müzik grubu gece boyunca ara vermeden çaldılar. İki bayan ve iki erkekten oluşan bir dans grubu etnik dans gösterileri yapıyordu. Onlar kostüm değiştirirken de bir hanım Yunan şarkıları söylüyor. Böyle bir tavernada Aslı’nın Brezilya’lı bir hanım ile pişti olacağını kim bilebilirdi ki? Tuna ile Görkem’in üçüncü düğününü de Yunanistan’da yapmış olduk. Plaka sokaklarında Hindistan’lı gibi görünen adamlar kaldırıma oturmuş ellerindeki domates şekilli oyuncakları tüm gücüyle bir tahtaya atıyor. Domates tahta üzerinde salça gibi dağılıp tekrar toplanıyor. Adamlar ekmek parası kazanırken eğleniyor. Rengim onların adını eğlenen adam koydu. Ancak poliz de eğlenen adamların peşinde. Yakalayınca oyuncaklara el koyup tahtalarını da çöpe atıyor. Oyuncakları, üçü beş Euro yeri-

ne, tanesi bir Euro’dan aldık. Zaten biz almasak polis alırdı. Plaka’nın bir ucu Monastiraki Meydanı. Burada sıra sıra restoranlar sovlaki satıyor. Sovlaki, yufka gibi bir ekmeğin içinde şiş veya döner dışında domates, soğan ve yoğurttan oluşuyor. Meydan, sovlakisini yiyen turistlerle dolu. Yola konan kuşları korkutup kaçırmak çok zor. Burası bizim dercesine kaçmıyorlar. Diğer bir bölge de Monastiraki Meydanından başlayıp Plaka’nın ters yönünde uzanan bit pazarı. Burada dükkanlar biraz daha giyim dükkanlarına dönüşüyor. Monastiraki’den Omonia’ya uzanan yolda nalburundan pastacısına kadar yerli halkın da alışveriş yaptığı esnaf var. Hemen hemen tüm balıkçı, kasap ve şarküterilerin bir arada olduğu ve uzaktan bile kokusu hissedilebilen Central Market de bu yol üzerinde. Tüm israrlarımıza karşın bu markete Aslı ve benden başka kimse girmedi. Kasap dolaplarındaki domuz kafaları çok masum bakıyordu. Monastiraki’den Syntagma’ya uzanan Ermou sokağı, şık mağaza zincirlerinin bulunduğu

bir yer. Hanımları bıraksak tüm günlerini bu sokakta geçirirlerdi. Onlar mağazalara girince biz de şık giyimli Yunan kızlarına baktık. Bence gezinin ana amacı olan arkeolojik alan Akropol ve agoralar idi. Arkeolojik siteleri gezerken sarhoş oldum. Oyulmuş her Pentelik mermer, bir mitolojik öykü ile canlanıyor ve ruh kazanıyor. Defalarca yıkılıp tekrar yapılmış olan kalıntılar bir kez daha ayağa kalkıyor. Onlarca sanat tarihçi, mimar ve arkeolog, eksik kısımları aynı niteliklerde mermerlerle tamamlayıp kenti tekrar ayağa kaldırıyor. Sanki yarın dinsel törenler Parthenon tapınağında yapılacak, tüccarlar agorada tezgah açacaklar gibi hummalı bir çalışma sürüyor. Çok kıskandım. Pire, İzmir’in Alsancak’ı gibi. Atina’nın limanı. Küçücük Pire’nin ayrı bir arkeoloji müzesi olması çok dikkat çekici. Limandan ada feribotlarının biri gidiyor, biri geliyor. Feribota sabah bindik. Rahat deri koltuklar ve temiz masalar ile feribot çok güzel. Biz de Egina adasına gittik. Egina adası çok uzak değil. Ortalama kırk dakika sürüyor. Adanın tek avantajı plajı. Enteresan tarafı Egina adasının da ayrı bir arkeoloji müzesi olması. Deniz kenarında bir restoranda yediğimiz öğle yemeği çok güzeldi. Ancak denize girdiğimiz halde bir duş bulamadık. Yurtdışı gezilerinin canımı en çok yakan tarafı cep telefonu faturasında gözlerimi dört açtıran rooming ücreti oluyor. Yapacak bir şey yok. Hastalarım arayacak ve ben nerede olursam olayım onların telefonlarına yanıt vereceğim. Ya da menzilim ÇeşmeFoça hattı dışına çıkmayacak.

Zeus Tapınağı’nda uçan Rengim

Sayfa 5

rlk

Atina’da protesto

Metroda uyuyanlar

Tavernada yalnız biz

Egina

Adası

yolu

İşte tabak kırma

Sayfa 6

Cilt 1, Sayı 2

Pire Müzesi’nde amazon rölyefi Tavernada yöresel dansçı

Benaki Müzesi’nde Ege haritası

Yunan Gelene ksel n Yunan GelenekselEEnstrumanlar Müzesi’nde kemençeler struma nlar M üzesi’n de kem ençele r

Sayfa 7

rlk

Aşk Sen Adama Balık Yedirirsin
büyümeme tanık olmuş ve bana ablalık yapmıştır. Her neyse. Hatice Abla'mın evi sobalıydı, üstelik kuzineli. Gider gitmez annem ve Hatice Ablam kolları sıvar, balığa girişirlerdi. Balıklar bir tepside kuzineye sürülür ve mis kokular salarak pişerdi. Ben pırrr... yaşayıp giderken... Bir gün yolum düştü İzmir'e. Gönlüm düştü Semih'e. İlk defa baş başa yemeğe çıkacağımız zaman Semih nereye gitmek, ne yemek istediğime dair sorular sormaya başladı. İç sesim 'Balık olmasın' derken dış sesim 'farketmez' ve ardından tekrar iç ses 'seninle olduktan sonra' dedi. Korktuğum sözcükler Semih'in ağzından dökülmeye başladı. 'Balık yiyelim o zaman.' Ben bir şey dememişim önce, sonra zar zor duyulacak şekilde 'olur' demişim. Semih anlamış tabi: Sevdiğim kız balık sevmiyor. 'Neyse bugün bir et restoranına gidelim' dedi. O anlık kurtulmuştum ama anlamıştım ki: Sevdiğim adam balık seviyor. O gün misler gibi et yedik. Ben mutlu, Semih mutlu. İkinci buluşmamızda Semih yine nereye gitmek, ne yemek istediğime dair sorular sormaya başladığında anladım ki işte o an gelmişti. Bir çırpıda 'bu sefer balık yiyelim.' demiştim. Ama, gelin bir de bana sorun. Tabii Semih bu balık olayını bana işkence formatında yaşatmamak için çok hoş bir jest yaptı. Çok güzel bir balık restoranına gittik ve Semih siparişini şekil itibari ile balığa benzemeyen lahos ve dil şişten yana kullandı:) Yedim, evet balık yedim. Üstelik o akşam balıklarla ilgili tüm duygu ve düşüncelerimizi açık açık, alaylı alaylı konuştuk. Bir önceki yemekteki iç seslerimizi de:) Sonra yavaş yavaş o bu derken balık yemeyi sevmeye başladım. Şimdi mi? Hiç sormayın. Her türlü balığı daha doğrusu denizden çıkan herşeyi deliler gibi on parmak yiyorum ve her türlü pişiriyorum. Aşk aşk! Sen adama balık yedirirsin.

M. Sılay YAPICIOĞLU
dentist_mse@hotmail.com
Ben küçükken eve balık alındığında Hatice Ablama giderdik. Hatice Abla, ben 3-4 aylıkken babamla çalışmaya başlamış, an be an

Pişen balık sofraya alınır ve büyük bir iştahla yenirdi. Ama ben yemem. Yemem için bana uzanan tüm ellerin emekleri boşa. Yemem de yemem. E büyük konuşmamak lazımmış. 'Ben balık yemem. Ben balık sevmem.' diye

Sayfa 8

Cilt 1, Sayı 2

Mutlu ya da Mutsuz
getirilerine de aynı gözle bakmalısın. Aşk, sevgili sana yaşamında gelebilecek en güzel hediyelerden birisi. Buraya kadar tamam ama aşk ve sevgilinin olmaması seni mutsuzluğa itecek bir neden olamaz, olmamalı da. Olması seni daha çok mutlu etmeli, ama hayatında aşk yoksa sevgilin yoksa mutsuz olmamalısın. dingin yaşamlar. Sen yaşamaktan vaz geçersen, kimse senin için üzülmez. Seni ayakta tutabilecek tek bir kişi var. O da kendin. Sen içine kapanarak kimseye ceza vermiyorsun. Sadece kendini yaşamdan alabileceğin keyiflerden mahrum bırakıyorsun. Hem de ne için? Senin değerini bilmeyen birkaç kişi yüzünden mi? Sen üzüldüğünde, etrafından, çevrenden, arkadaşlarından, ailenden koptuğunda, seni üzen kişinin umurunda mı bu? O bir başka hayata çoktan adımını attı. Kendini eğlendiriyor. Belki tekrar aşık bile oldu. Asla insanlardan kaçmayın. Tam tersi insanların içine girin. Hata yapın. Hatalar da sizin. Unutmayın ki her hata bir derstir. Bir tecrübedir. Yeter ki aynı hataları tekrarlamayın. Ben insanların güzellikleri görmesi tarafındayım. Olumsuzlukları değil, olumlu tarafları görmeliyiz. Yaşamın içinde birçok insanla karşılaşıyoruz ve karşılaşacağız da. Bunların içinde çok sevdiklerimiz de olacak, nefret ettiklerimiz de. Ancak yaşamı nasıl yaşamak istediğimize biz karar veriyoruz, nefreti de sevgiyi de kontrol edebildikten ve dengeleyebildikten sonra mutsuz olmayı gerektirecek hiçbir şeyimiz olmadığını görebiliriz. Mutsuz olmak çok kolay. İnanın, çok kolay. Yaşamımızdaki pozitif enerjileri yan yana getirip, keyifli anlar yaşamak ve yaşatmak daha zor. Zoru tercih edin, kendinizi mutsuz edebilecek her şeyden uzak durmaya çalışın . En önemlisi kendinizle konuşun. İçinizle, özünüzle. O zaman göreceksiniz ki, özünüz asla sizin mutsuz olmanızı istemiyor. Hiçbir şey için. Onu mutlu edebilecek tek kişi sizsiniz. Mutlu anlarınızın çoğalması dileğimle... Sevgiler...

Meliha APAYDIN
melihaapaydin@yahoo.com İnsanlardan kaçmak ve içine kapanmak. Bugünlerde en sık duyduğum konulardan birisi bu. Neden bunu yapıyoruz? Neden kendimizi böyle depresif durumlara sokacak ortamı hazırlıyoruz. Bir işin varsa, iyi kötü kendini ayakta tutabilecek bir gelirin varsa, annen, baban, kardeşlerin sağlıklıysa, çevrende seviliyor ve seviyorsan ve hepsinden öte sağlıklı bir bünyeye sahipsen, çok şanslı biri olduğunu düşünmüyor musun? Böyle bir yaşam zaten sana güzel sunulmuş bir armağan değil mi? Düşünsene. Yeryüzünde on binlerce, yüz binlerce insan mutsuz, yetim, aldatan ve aldatılan insanlar, sağlığı bozulmuş, çeşitli hastalıklarla boğuşanlar, işsiz, evsiz, arkadaşsız insanlar topluluğu. Sende bunlar varsa, sen zaten mutlu olabilmenin en önemli gereklerine sahipsin. Bunun üstüne gelen her şey moda deyimle bonus, yani hediye. Eğer hediyenin küçüğü büyüğü olmaz diyorsan, senin için bir pırlanta yüzük ile bir gül aynı şeyi ifade ediyorsa, yaşamının sana

Sevgili ve aşk yaşamında her zaman karşına çıkmaz. Kimi zaman yaşamında bir kez çıkar. Bulduğunu düşünürsün, evlenir ve ölünceye kadar aşkını yaşamaya devam edersin. Kimi zamansa bulduğunu zannedersin ama zamanla bakarsın ki yanılmışsın. İşte yalnızlık, yalnız kalma, insanlardan kaçma ve içine kapanma genelde bu gibi durumlarda ortaya çıkar. Çok güvendiğin, sevdiğin, sevildiğini düşündüğün ilişkilerde yaşadığın acı sonlardan. Ancak bu gerçekten acı bir son mudur? Öncelikle, içine kapanıp insanlardan kaçarak kimi cezalandırıyorsun? Senin kendine yaptığın eziyeti sana yapma hakkını veren kim? İçindeki çocuğu cezalandırmak seni ne ölçüde mutlu edecek? Yaşamın içinde her şey var. Mutlu, mutsuz,

Sayfa 9

rlk

Bir Göbek Bağının Ardından

Melek SARI YÜM
memeksariyum@superonline.com İnsanlar çocukları olduğunda, onların gelecekleriyle ilgili temennilerini “göbek bağlarını” bu konuyla ilgili yerlere koyarak ifade ederler ya hani ..! Aslında bu bir temenni olmakla birlikte bazen de gizliden gizliye kendi yapamadığının ya da çok yapmak istediği bir şeyin çocuğu tarafından yapılmasını istemektir. İşte kızımla gezi hikayelerimiz de sanırım bu kaynaktan yola çıkarak başladı. Ben, oldum olası içinde “git” dürtüsüyle yaşayan biriyim. Çocuk sahibi olmadan önce

de kafamı alıp gittim. Uzanabildiğim kadar uzağa gitmeye çalışmış ve kendi dönemine göre bayağı gezmiş, görmüş biriyim. “Anakara”m İstanbul’u terk edip, Marmaris’te kızımı doğurduğunda da zaten aynı eylemi yurtiçinde yapmaya devam ediyordum.

Kızımın göbek bağına da yer seçerken bu duygumu temel almışım ki, onu bir Atlas Dergisi içine koydum. Bu dileği kızım için tutuğumu sanırken aslında onun yaşam tarihinin içine bir eylemci olarak gireceğimi hiç düşünmemiştim. Kısacası dileğimin yani Gezginlik tarihini böylece, birlikte yazmaya başladık. Bu yıl üçüncü yılımız. Geçtiğimiz yıllarda başlayan dünyayı keşif turlarımıza bir de ana başlık bulduk aslında: Aile Çalışma Kampları. Bir tesadüf eseri, (hiç birşey tesadüf değildir yasasını göz ardı etmiyorum aslıda) yıllar yıllar sonra tekrar rastladığım “gönüllü çalışma kampları”ndaki arkadaşlarımın da yönlendirmesiyle, uluslararası aile çalışma kampına katıldık. İtalya’ya gittik kızımla ilk olarak. Giderken gemiyle gittik, dönerken de. Sonra kamp günleri, yeni insanlar, doğa, yaban hayvanları, dostluklar derken, biz bu tür bir yaşamdan kopamayacağımızı anladık. Aslında ben kendi özüme dönmüş oldum. Kızım sadece benimle birlikte günlerin tadını çıkardı veya sıkıntısını yaşadı.

Sayfa 10

Cilt 1, Sayı 2

Bir yıl önceki İtalya deneyimine göre işi ciddiye alıp gerçekten çalıştı ve kendince bir aktivite planı çıkardı. Özellikle çocuklar için. Çok da başarılıydı. İşte biz üç yıl önce başlattığımız bu kamp çalışmalarının sonuna mutlaka bir başka seyahati, en azından birkaç şehir daha ekleyerek, kızımla ortak bir yazgı oluşturmaya başladık. O annesinin dileğinin bir temsilcisi olarak yeni tarihine, ben ise geçmiş tarihimde ara verdiğim yerden bağlantıyı tekrar kurarak. Seyahat etmek ucuz bir şey değildir. Özellikle Türk iseniz bu daha da pahalı gelir insana. Ama gezgin iseniz durum değişir. O zaman

Son üç yıldır her yaz bir yurtdışı seyahatimiz var. Ama bu ona çok normalmiş gibi geliyor sanırım. Bir yerlere gitmek farklı insan ve dillerle karşılaşmak, tanımadık sokaklarda dolaşmak, bilmedik köşeleri dönmek, farklı renkli ve yüzlü insanlarla aynı masada yemek yemek onun için bir “yenilik” değil artık. Ne şaşırıyor ne de alkışlıyor. Sadece “bu daha sevimli, bu abla daha güzel, bak yeni

bir oyun öğrendim” diye yorum getiriyor. Kızım sadece 9,5 yaşında ve bir aile çalışma kampında olması gereken etkinlikleri de biliyor, bunların nasıl düzenleneceğini de. Çünkü geçen yılki kampı biz Gençtur’la birlikte Türkiye’de düzenledik. Daha doğrusu uluslararası düzenleyen kuruluş Gençtur yani Zafer’di (bizim için) ve kamp lideri olan da ben ve Elifsu’yduk.

minimum maliyete maksimum sonuç almaya çalışırsınız…alırsınız da. Gezmek, çalışmamak; çalışmamak ise o ara para kazanamamak demektir. Yani gezerken sadece para tüketirsiniz, kazanmak kolay değil. Ama çalışma kampları, bu noktada çok ama çok ayrıcalıklı bir konumla gelir gündeme. Zira orada kaldığınız sürece yatak ve yemek için para ödemezsiniz. Kampa adım attığınız tarihten itibaren, birlikte yer, içer, çalışır, gezersiniz.

Sayfa 11

rlk

nında yaşamak; gezgin olmak ise yaşanan hayatın tam içine girmeye çalışmaktır bence. Dedim ya, biz üç yıldır geziyoruz kızımla. Şu ana kadar da İtalya’da epece bir yer, Kara Yunanistan ve Almanya’nın özellikle eski Doğu Almanya şehirlerini gördük, köylerinde yaşadık. Bizde söyleyecek laf çok, gösterecek fotoğraf da öyle. Ve hatta gezginliğimize yeni bir de sistem ekledik bu yıl! Madem biz gidiyoruz, birileri de bize gelsin dedik ve “ev değişim sistemine” dahil olduk. Şimdi kamplar dışında gittiğimiz ülkelerde bir de ev edinme ve o evde yaşama şansımız oldu. Bu yıl denedik, Berlin’e gittik. Sonuç harikaydı. Çalışma deyince, biz Türkler için çok ciddiye alınacak bir şey değil bana göre. Hele aile kampları çoğu kez çevre duyarlılığına yönelik projeler için yapılır ki, hal böyle olunca buna çalışmaktan çok eğlence diyebilirsiniz. Kamp zahmetsiz ama keyifli bir yerdir. İnsana bütün bir yıl konuşacak, oyalanacak, yazışacak, görüşmek isteyecek dostluk ve birikim bırakır. Çocukların beyinlerinde ise güzel anılar ve henüz sonuçları alınmamış gizemli ama mutlaka olumlu tohumlar bırakır. Gelecek yıllarda kızımda bunları göreceğiz. Şimdiden gördüklerimizi saymazsak tabii ki. Sonuç olarak, bir aile çalışma kampına giderken temel ihtiyacınız yol parası, cep harçlığı ve gittiğiniz organizasyona ödediğiniz temel bir paradan ibarettir. Bizim gibi sonrasına da başka geziler eklerseniz o da sizin seçiminiz olur artık. Biz, onda da gezginlere ait çok uygun koşullar ve fiyatlar buluyoruz. Aslında bu bizim ne kadar kabiliyetli veya zeki olduğumuzdan değil, dünyanın birçok ülkesi bunları neredeyse yüz yıllardır yapıyor ve dolayısıyla bir sistem kurulmuş ve her türlü olanak buna göre sağlanmış durumda. Yani gezmek için bilmem kaç yıldızlı otel aramak gibi bir sorun yok. Yine söylüyorum: Seyahat etmek için gitmekle, gezgin kimliği içinde yola çıkmak aynı şeyler değildir. Seyahat etmek, var olanları gözlemek, yakıİnsanoğlu aklına bir şeyi koymayagörsün, mutlaka bir yol buluyor ve yapıyor. Yeter ki gerçekten istesin ve inansın. Ben çocukların sadece okullarda değil, hayatın içinde de eğitileceğine inanan biriyim. Ve hatta bunun daha önemli olduğunu söyleyecek kadar da ileri gidebilirim.

Sayfa 12

Cilt 1, Sayı 2

Yerinde görmekle, yaşamakla; kitapta okumak ve anlamaya çalışmak aynı değil. Biz bile her gün yediğimiz bazı meyveleri dalında gördüğümüzde, elimizle kopardığımızda şaşırmıyor muyuz? Halbuki onun ağaçta ya da toprak üstünde büyüdüğünü kitaplardan biliyoruz ama görmek, dokunmak, dalında koklamak başka bir şey. Nefis pişmiş bir kuru fasulyeyi kime anlatabilirsin? Halbuki bir kış günü akşam eve geldiğinizde bütün evi mis gibi kokusuyla sarmışsa neler hissedersiniz. Üzerine bir kitap yazılır elbette ama ben yine de gidip o evin içinde olmayı isterim. Elbette her şeyi kaynağında ve yerinde göremeyiz ama eğer bir şeyi anlamak için vereceğim parayla gidip gerçeğini görebileceksem… Benim tercihim oraya gitmekten yana.

Birçok aile çocuklarının geleceği için onları kolejlere, özel okullara gönderiyor, inanılmaz paralar harcıyor. Ama eğitimleri boyunca bir kez olsun yıllarca eğitimini aldığı o kültürle ne karşılaştırıyor, ne de dilini konuşması için o milletten biriyle bir araya gelme-

sini sağlıyor. Ben diyorum ki, olmaz… Böyle olmaz. Ya alın çocuklarınızı, götürün görsünler ya da bu işi kendine iş değil ama gönül koymuş bazı insanların yanına katın, gidip öyle görsünler.

Sayfa 13

rlk

Biz kızımla Almanya’dan yeni geldik. Tarihe duyarlı bir insan olarak Berlin’le ilgili bilgim olmasına rağmen Berlin’in tarihi, Türklerin neden çalışmaya oraya çağrıldığını, Berlin duvarının nedenlerini, Berlin’in aslında Doğu ve Batı diye ayrıldığını sanırken, Batı Berlin’in; Almanların, USA, İngiliz ve Fransızlarla birlikte bu bölgeyi paylaşıp, onların ağırlıklı kurallarıyla yaşadığını, Berlin’in bir nehirler, kanallar ve göller şehri olup bu denli yeşil ve sulak olduğunu hiç ama hiç bilmiyordum. Tarihi yerleri, müzeleri, sanat ve konser merkezleri de işin cabası. Bir şehirde hem metro, hem şehir içi treni, hem otobüs, hem tramvay olur mu kardeşim. Bu ne bolluk? Elifsu şimdi hepsinin nasıl kullanılacağını ve seyahatimiz için şehirlerarası tren biletlerinin nasıl bilgisayarlı otomatlarla organize edileceğini biliyor. Yani gitgide yönetim ona geçiyor. Ben aslında kızımın göbek bağını Atlas’a koyduğumdan itibaren onun kadar kendim için de bir dilekte bulunmuşum…başka diyecek bir şey yok. Ama bazıları gibi Oxford Üniversitesi bahçesine gömseydim, birlikte gidip okumaya kalkar mıydım, bilmiyorum.

Sayfa 14

Cilt 1, Sayı 2

Sayfa 15

rlk

İlk İnsan ve Gökyüzü
bu merakın, neden ve nasıl sorularına cevap aramak şeklindeki dönüşümü insanların gökyüzü hakkındaki bilgi ve görüşünün gelişmesine neden olmuştur. Binlerce yıl boyunca bu soruları yanıtlamanın tek şekli mitoloji olmuştur. O zamanlardan kalan bu yöntem bugün bile halen izlerini sürdürmektedir. Bilindiği gibi gökyüzündeki gezegenler antik dönem tanrı isimlerini taşımaktadır. Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn, Yunan tanrıları Hermes, Afrodit Ares, Zeus ve Kronos’un Roma mitolojisindeki adlarıdır. olayları karşısında, insanlar ilk dönemlerden itibaren ona ilahi bir sıfat kazandırmışlar ve bu yüzden tanrılarını gökyüzüne yerleştirmişlerdir. Tarım toplumuna geçen kültürlerde, gözlemlere dayalı bazı takvimlerin yapıldığı ve bunların da tarımsal amaçlı veya dinsel törenli kullanıldığı bilinmektedir. Yaşadıkları yerküre ve evrenin nasıl ve kim tarafından oluşturulduğu konusunda her toplumun kendine göre farklı bir görüşü vardır. Bu görüş ile kendi tanrılarının nasıl ortaya çıkıp evreni yarattığını anlatan bir yaratılış öyküsü ortaya çıkar. Bu, çevreyle ilişkilidir ve yaşadıkları ortamın özelliklerini taşır. Örneğin İskandinav ülkelerinde, evrenin buzdan doğduğu öngörülür. Don güçlü bir ateşle karşılaşıp eriyince Ymir adlı bir dev oluşturmuştu. Baştanrı Odin ve erkek kardeşleri, Ymir’i öldürüp kafatasını gökkubbe olarak kullanmışlar ve daha sonra da Ymir’in etinden yeryüzü, kanından okyanuslar, beyninden bulutlar oluşmuştur. Evrenin yaratılışı hakkında buna benzer onlarca farklı masal vardır. Farklı yorumlar olsa da tüm toplumlarda evrenin yaratılışını anlama çabası mevcuttur. Evrenin oluşumu ile ilgili ilk bilimsel modeller, Anadolu’da, özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarında ve Mezopotamya’da yani Dicle ve Fırat nehirlerinin arasında kalan bölgede ortaya çıkmıştır.

Ahmet AKIN
Ahmet.akin51@yahoo.com

İ

nsanoğlunun gökyüzü ile ilişkisi, bilinç ile başlamıştır.

Önceleri, onu etkileyen doğa olaylarının gökyüzünde meydana gelmesi ilgisinin oraya yönelmesine neden olmuş olabilir. Güneşin ışıması, geceleri ayın ve yıldızların parlaması, şekil değiştirmesi, bizim bugün kolayca açıklayabildiğimiz güneş veya ay tutulmaları, insanların yaşamını zorlaştıran yağmur, kar, şimşek, gök gürlemesi, rüzgâr, fırtına gibi korku verici olayların hep gökyüzünde ortaya çıkması buna sebep olmuş olabilir. On binlerce yıl önce ilkel insan, Afrika’nın doğusunda yer alan savanalarda evrimini sürdürürken, gece, mağarasının dışında, bulutsuz, pırıl pırıl gökyüzünü seyretmek onun için eğlendirici olsa gerekti. O dönemde bile gökyüzünde olan bitenleri ilgiyle, ayın ve güneşin hareketlerini, gökteki yıldızları ve zaman zaman bir meteor kaymasıyla oluşan sihirli ışık olayını hayret ve korkuyla seyretmiş olabilirler. Onlar için bunu oluşturan gücün ne olduğu sorusunu sormak belki de çok erkendi. Hemen her kültürde insanlar gökcisimleri ve gök olaylarıyla ilgilenmiştir. Ancak tarih öncesi dönemlerde bu ilginin nasıl ve kimler tarafından başlatıldığı hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Başlangıçta merak nedeniyle oluşan ilgi, daha sonraları

Venüs aşk tanrıçasının güzelliğiyle parıldar, Mars’ın kızıllığı savaş kanının görüntüsüdür.
Uygarlığın ortaya çıkmaya başladığı yörelerde iklim nedeniyle insanlar zamanlarının çoğunu açık havada geçiriyordu. Mezopotamya olarak adlandırılan bölgede yaşayan toplumlar, gecenin koyu karanlığında gökyüzünü daha ayrıntılı izleyebiliyorlardı. İnsanların, gökyüzüyle iç içe olmaları onların bazı gök olaylarını değerlendirmelerinde yardımcı olmuştur. Güneş’in ve Ay’ın hareketlerini izlemişler, mevsimlerin farkına varmışlar ve buna göre bazı takvimler oluşturmuşlardır. Gökyüzünün inanılmaz ve başa çıkılamaz

Sayfa 16

Cilt 1, Sayı 2

İnsanların tarım toplumuna geçtikten sonra astronomiye olan ilgileri arttı. Ekim zamanını belirleme, sulama dönemleri, yağmur mevsimleri ve hasat zamanı gibi bilgilerin direkt gökyüzüyle ilgisi vardı. Bu nedenle insanlar, gökyüzünü ihtiyaçlarından dolayı gözlemeye başladılar. Ayrıca insanların yaşadıkları ortamdan başka yerlere göç etmeye başlamaları ve denizciliğin ortaya çıkmasıyla, karada ve denizde seyir sırasında yönlerini tayin etme ihtiyaçları doğmuştur. Bu nedenle de bazı gökcisimlerinin konumları ve hareketlerini izlemeyi öğrenmişlerdir. Buradan da anlaşılacağı gibi gökyüzüyle ilgilenmenin ihtiyaçlardan doğduğu söylenebilir. Antik dönemlerde yaşayan toplumların astronomi ile olan ilişkilerine biraz daha yakından bakmak için uygarlığın ortaya çıktığı topraklardan, yani Mezopotamya’daki topluluklardan söz ederek başlamakta yarar vardır. Mezopotamya’nın en eski toplumları olan Sümerler ve Akadlar’ın ortaya koydukları astronomi geleneğini Babilliler ve Asurlular sürdürmüş ve geliştirmişlerdir. O zamana kadar elde edilen bilgiler, daha sonraki toplumlara, yani eski Yunan, İslam toplumları ve çağımız dünyasına aktarılmıştır. MÖ 2000’li yıllarda Mezopotamya’da çok sayıda yıldız gözlemlerinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Babillilerin gökteki yıldızları birçok canlı figüre benzeterek bazı takımyıldızlar oluşturduğu ve onlara verdikleri isimlerin de günümüze kadar ulaştığı bilinmektedir. Aslan, Koç, Yengeç gibi takımyıldızlar Sümerler ve Babilliler tarafından ortaya konmuştur. Eski toplumlar, bu takımyıldızların

durumlarına bakarak hasat zamanlarını belirlemekte ve yapmaları gereken diğer pek çok işlerde de yıldızların konumlarına göre karar vermekteydiler. MÖ 1600 yıllarında Babilliler’den kalma tabletlerde Venüs hakkında bilgilere rastlanmakta, hatta Venüs’ün güneş etrafında dolanma süresi 3 gün hata ile 587 gün olarak hesaplanmaktadır. O çağlarda haftanın yedi gün olduğu belirtilmiş ve bu günler ayrı ayrı isimlendirilmiştir. Yine bu dönemde güneş, ay ve beş gezegenlerin hareketleri gözlemlenmiştir. Mezopotamya toplumları da diğer eski toplumlar gibi ay takvimi kullanmışlar ve 354 günü bir yıl olarak kabul etmişlerdir.

Evrenin oluşumuna ait ilk kuramsal düşüncelerle yine Babilliler döneminde tanışırız.
Evrenin oluşumu konusunda bize rehber olan meşhur kitabın adı “Enuma Eliş”tir. Kitabın asıl kaynağının Sümer kökenli olduğu düşünülse de bu döneme ait bir kopya bulunamamıştır. Eldeki en eksiksiz metin, Nineve’deki kazılarda Austin Henry Layard tarafından Asur Kralı Asurbanipal’in ünlü kütüphanesinde bulunan ve MÖ sekizinci yüzyıla ait olduğu düşünülen Akadça metindir. Bu metin, yedi kil tablet üzerine kaydedilmiştir. Evrenin oluşumu hakkında ayrıntılı ve karmaşık bir yaratılış destanı sunar. Bu kitapta asıl karakter, Babil/Akad panteonunun en yüce Kralı ve Tanrısı olan Marduk’tur. Bu kurama göre başlangıçta kararsızlık ve karmaşa (kaos) vardır. Bu bir su kaosudur ve iç içe girmiş üç maddeyi içerir. Apsu (tatlı su), Tiamat (tuzlu su), Mumu (bulut kümeleri ve sis). Bunlar birbirleriyle

karışmış haldedirler. Bu kaos içinde iki tanrı oluşur, bunlar Lahmu ve Lahamu’dur. Henüz yer ve gök yoktur. Bu iki tanrıdan da ufkun temsilcisi Anshar ve Kishar adlı kutsal çift ürer. Onlar da gök tanrısı Anu’yu meydana getirirler. Böylece yer ve gök yaratılmış olur. Aslında Sümer ve Akad uygarlıklarına ait kozmoloji metinleri dikkatle incelenip gökyüzü kayıtlarıyla karşılaştırılırsa, metinlerde tanrı olarak söz edilen her bir kutsal varlığın, Güneş sistemimizdeki o zamana kadar bilinen bazı gezegenlere karşılık geldiği ve evrenin oluşumundan önceki kaos ortamının bazı göksel olaylarla ortadan kalktığı ve bunların da kendi yörüngelerine yerleşerek Kozmos’un (düzen) oluştuğu düşünülebilir. Burada kaosun temsilcisi, göksel karmaşaya neden olan Tiamat’tır. Tiamat’ın diğer bir gökcismi (ki bu Akad/Babil’in yüce baş tanrısı Marduk’tur), tarafından parçalanmasıyla düzen (kozmos) oluşur. Yazının ortaya çıkmasından itibaren astronomi çalışmaları hakkında bilgi edinilebilmektedir. Yazı öncesi dönem arkeoloji bilgileri arkeoastronomi bilimi ile incelenir. Bu bilim dalı, eski uygarlıkların astronomiyle ilgili çalışmalarını ve inançlarını araştırır ve bunlara ait kanıt bulmaya çalışır. Arkeoastronomi bilimi, çalışmalarında arkeoloji, astronomi, antropoloji, mitoloji gibi bilim dallarından yararlanır.

Sayfa 17

rlk

Orhan KÜÇÜK
Orh.kucuk@gmail.com

Sayfa 18

Cilt 1, Sayı 2

Sayfa 19

rlk

Başkalarının Yolundan Gidenler İz Bırakamaz
çelerindeki, arabalarının bagajına atıp götürdüğü ve piknik yerlerinde kurdukları veya kurmaya çalıştıkları mangalları gözlemlerim. Gözlemlerimle insanların vidalı parçaları kurmaktan çekindiğini veya kurmayı beceremediğini farkettim. Kimisinin ayak vidaları gevşediği için

Semih YAPICIOĞLU
semih@yapicioglu.com

sallanıyordu. Kimisinin kulpları yoktu. Belki kutudan bile çıkarmadılar o mangal taşıma saplarını. Hatta ayakları bile takılmadan yalnızca mangalın bedeninin bir yere konulup kullanıldığını gördüm. Kardeşim, o parçaları yapıp, onu o kutunun içine İmalat, tasarım gerektirir. Tasarım, yaratıcılık gerektirir. Ancak yaratıcılık gözlemden beslenir. Gözlemse algıda seçicilikle büyür. Algıda seçicilik tüm canlılarda vardır. Oturduğunuz evden memnun değilseniz satılıkkiralık evler dikkatinizi çeker. Evleniyorsanız mobilya mağazaları, düğün salonları dikkatinizi çeker. Bebek bekliyorsanız diğer hamileler, anne-bebekler dikkatinizi çeker. Bir mesleğiniz varsa meslektaşlarınız ve branşınızla ilgili konular dikkatinizi çeker. İşte ben de bu algıda seçicilikle insanların balkonlarındaki, bah-

koyuyorsak bir bildiğimiz vardır değil mi? Yok. Vatandaş pratik düşüneceğim derken mangalın verimini illa ki yerle bir edecek. Baktım ki olmuyor, vidalı parçaları vidasız olarak yapmaya karar verdim. Ama taşıma kolaylığı olması için katlanabilir de olmalıydı. Bu fikrimi bu işe ömrünü vermiş, bu işin ustası olan babamla paylaştım. Babam el becerisinden dolayı rahatlıkla birkaç prototip yaparak bana sundu. Ama bir türlü beğenmiyor, ağız burun kıvırıyordum. Bir iki üç değil, defalarca geliştirdiği prototipleri beğenmemem, babamı en sonunda çileden çıkartmış ve 'O kadar biliyorsan sen yap' dedirterek, prototipleri fırlatıp çıkmasına neden olmuştu. 3-4 aylık bu çekişmeler sonunda babam bana öyle bir prototiple geldi ki beğenmemek elde değildi. Önüme sunulan prototipin kulpları arzu edilince yukarı kaldırma hareketi ile kilitlenip, sabit kalıyordu. Yer kaplamadan kaldırılabilmesi veya taşınabilmesi için de çok ufak bir itme hareketiyle katlanıyordu.

Sayfa 20

Cilt 1, Sayı 2

AKLIMA DOLANANLAR
Müşavir

OKUYUCU YORUMLARI
Elinize, fikrinize, yüreğinize sağlık... Çok güzel olmuş. (Kapakta ben varım diye demiyorum vallahi!...) İnsanı gerçekten yazmaya ve yazdıklarını

Müşavir kelimesinin Türkçe karşılığı danışman. Dilimize Arapça’dan geçmiştir. İngilizce’deki consultant veya consellor kelimelerine karşılık geliyor. Gündelik dilimizde en sık mali müşavir olarak kullanıyoruz. Mali müşavir, parasal konularda danışmanlık eden kimsedir. Bakan müşaviri, uzman olduğu konuda bakana danışmanlık eder. Basın müşaviri gibi kullanımları da var. Kelime, müşavere kökünden geliyor. Müşavere ise danışma demektir. Meşveret kelimesi de aynı kökten türemiştir. Meşveret, şuranın yapmış olduğu iştir. Bir kişinin düşüncesini alma veya daha fazla sayıda kişinin düşüncelerini paylaşmasıdır. Jöntürklerden Ahmet Rıza Bey, 1895 yılında Paris’te İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin bir yayın organı olarak Meşveret adlı bir gazeteyi Türkçe ve Fransızca olarak çıkarttı. Tanzimat dönemi aydınları, meşveret kelimesini demokrasi yerine kullanıyorlardı. Hukuk dilinde, kendisini tam idare edemeyen ve hacir altına alınmış olanlara atanan ve onlara işlerinde yardımcı olup mallarını yöneten kimse olarak tanımlanır.

paylaşmaya davet ediyor. En kısa zamanda tüm 'Aranıyor' ilanlarınıza yanıt alacağınız inancıyla RLK'ya yayın hayatında başarı ve uzun ömür dilerim...

Dr. Berna SĠLAV
Tebrik ederim güzel bir yayın olmuş, büyüyerek devamını dilerim.

Elif ILGAZDAĞ
Derginizin kapağı özlemlerimi, mutluluklarımı, huzurlu anlarımı kısacası ne kadar insana ait iyi ya da kötü duygu varsa hepsini çağrıştırdı, bir miktar (hayır sonsuz...) kıskançlık duygusu uyandırdı. Orada olmayı eski günlerde ki gibi iş çıkışı günün yorgunluğunu ve kötü enerjisini bir bardak bira ile yıkayıp yok etmeyi çok özledim, arkadaşlarla yapılan masumane dedikoduları özledim, yakışıklı-güzel-YÜZÜ GÜLEN insanları seyretmeyi özledim, kısacası ben KARŞIYAKA'yı özledim. Size çok teşekkür ederim, hep güzelliklerle kalın, sevgiler.

Bu son prototipin ayakları ise iki tip, iki tipin de mantığı farklıydı. Kısa ve uzun ayaklı. Kısalar montaj gerektirmiyor ve yalnızca ayakların dışa çekilmesi ile açılıp dengede duruyor, itilmesiyle de taşınabilirkaldırılabilir forma geçiyordu. Uzun ayaklılarda ise iki delik ve bir gergi mekanizmasıyla, metalin gerilime direncinden faydalanılarak rahat bir şekilde dengede kalmasını ve gevşememesini sağlıyordu. Ayakları biraz sıkıştırıp çekerek deliklerinden çıkarıp katlanabiliyordu. Her iki modelde de hem kulpların dizaynı hem de ayakların tasarımı ile montaj ve taşıma sıkıntısını ortadan kaldırıp sadece mangalın kasası hacmine indirilebiliyorduk. Beğenmemek elde miydi?

Asiye BOZ YAĞCIOĞLU
Bu gözlemler, fikir, tasarım, yaratıcılıktan doğan prototipler aylar içinde hazırlansa da üretim aşamasına gelmesi iki yıllık emeğimizle oldu. Başkalarının yolundan gidenler iz bırakamaz. Biz bu anlamda sektörde iz bırakmayı, taklit eden değil taklit edilen olmayı hedefliyoruz.

(1,5 yıllık Muğla'lı, ölesiye KSK'li)

Sayfa 21

rlk

rlkdergi@gmail.com DAĞITIM LĠSTESĠ Ahmet Akın Ahmet Miraç Yüm Alper GümüĢalan Asiye Boz Yağcıoğlu Aslı Kılavuz Asuman Yücel Aytekin Aydın Berna Silav Beste Özakıncı Burcu Piral Bağcı Canburak Tümer Ceylan Emir Derya Atak Elif Ilgazdağ Fatma Akın Funda Doğruak Hakan Kılavuz Halime Gökdemir Hasan Silav Hulusi Sam Hüsnü Kemal Kurtaran Koray Ekici Lütfü Apaydın Mehmet Aka Mehmet Akın Mehmet Cengiz Tümer Mehmet Zafer KitiĢ Melek ġahvar Avcı Melek Yüm Meliha Apaydın Orhan Küçük Özgün Gündüz Pınar Özdem RahĢan Güler Rengim Lal Kılavuz ReyĢan Uğurlu Semih Yapıcıoğlu Sena Yapıcıoğlu Sılay Meryem Yapıcıoğlu Taciser Arslan Tayyibe Erlertürk Tekgül Çiçek Tuna Aka Yeliz Yılmaz

Sayfa 22

Cilt 1, Sayı 2

Sayfa 23

rlk

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful