Semazen.

net

FÎHİ MÂ-FÎH
Çeviren: Abdülbaki Gölpınarlı

RAHMÂN VE RAHİM ALLAH ADÎYLE; ONA DAYANIRIM BEN 1. BÖLÜM: "Bilginlerin kötüsü, beyleri ziyaret eden bilgindir; beylerin hayırlısı da bilginleri ziyaret eden bey. Ne güzel beydir yoksulun kapısındaki bey; ne kötü yoksuldur beyin kapısındaki yoksul." Halk, bu sözün dış anlamını almıştır. Onlarca bilgin kişinin, bilginlerin kötülerinden olmaması için beylerin tapısına gitmemesi gerektir. Halbuki sözün anlamı, onların sandıkları gibi değildir. Asıl anlamı şudur: Bilginlerin kötüsü, beylerden yardım gören, beyler yüzünden düzelen, doğru yolu tutan kişidir. Beyler bana ihsanlarda bulunsunlar, beni saysınlar, bana mevkii versinler kuruntusuyla, onlardan korkarak okumaya başlamıştır da beyler yüzünden işi düzene girmiştir; bilgisizliği bilgiye dönmüştür. Bilgin olunca da onların korkusundan, onların cezasından edep sahibi olur, ister-istemez doğru yolu tutar. Artık ne çeşit olursa olsun, ister görünüşte bey onun ziyaretine gelsin, ister o, beyi ziyarete gitsin, herhalde ziyaret eden odur, ziyaret edilense bey. Fakat bilgin, beyler yüzünden bilgiye sahip olmamışsa, önceden de, sonradan da bilgisi Tanrı için elde edilmişse o başka; balık nasıl sudan başka bir yerde yaşayamazsa, elinden başka bir şey gelmezse bu bilgin kişinin ele yolu-yordamı, ancak doğru yola gitmektir; bu, onun kendi huyundandır. Bu çeşit bilgini yürüten, çekindiren akıldır. Zamanında, bilsinler-bilmesinler, herkes onun heybetinden çekinir; onun ışığından onun aksinden yardım ister. Böylesine bilgin, beyin tapısına gitse bile gerçekte ziyaret eden beydir, ziyaret edilen kendisi. Çünkü herhalde bey, aldığını ondan alır, yardımı ondan görür; oysa beye aldırış bile etmez. O bilgin güneş gibi heryana ışık salar; işi-gücü, herşeye, herkese bağıştır. Güneşte taşları lâ'l, yakut, inci, mercan haline getirir; toprak dağları bakır, altın, gümüş madeni yapar; toprakları yeşertir, tazeleştirir; ağaçlara çeşit-çeşit meyveler bağışlar. Onun işi, sanatı vermektir, bağışlamaktır. Verir de almaz. Hani Araplarda söylene gelen bir atasözü vardır; "Biz vermeyi öğrendik, almayı öğrenmedik" derler; onun gibi. Hâsılı böylesine bilginler ziyaret edilenlerdir, beylerse ziyaret edenler. Aklıma şu âyeti tefsîr etmek geldi. Söylediğim söze uygun da değil amma mademki aklıma geldi söyleyeyim de bitsin-gitsin. Ulu Tanrı buyurur ki: "Ey Peygamber, ellerinizde bulunan tutsaklara de ki: Allah, yüreklerinizde hayırlı bir niyet bulunduğunu bilirse size, sizden alınandan daha da hayırlısını verir, suçlarınızı örter. Allah, suçları örten bir rahîmdir." Bu âyetin inişine sebep şudur: Tanrı rahmet etsin, Mustafâ, kâfirleri bozmuş, öldürmüş, yağmalamış, birçok tutsak tutmuş, ellerini, ayaklarını bağlatıp getirtmişti. O tutsaklardan biri de, Tanrı razı olsun, amcası Abbas'tı, o da onların arasındaydı. Bütün gece bağlanmış, hiçbir şeye güçleri yetmez, aşağılık bir halde ağlıyorlar, inliyorlardı. Kendilerinden umut kesmişlerdi. Kılıcı, öldürülmeyi bekliyorlardı. Tanrı rahmet etsin, Mustafâ, onlara baktı da güldü. Onlar görüyorsun ya dediler, onda da insanlık hali var; halbuki bende insanlık huyu yok diye dâvaya kalkışmıştı. Dâvası, gerçeğe aykırıymış. İşte bak, bize bakıyor, bizi bağlanmış, zincirlere vurulmuş bir

Semazen.net
halde kendisine tutsak olmuş görüyor da seviniyor; tıpkı nefsine uyanlar gibi hani. Onlar da düşmana üst oldular, onları kahrolmuş gördüler mi sevinirler, çalıp çağırırlar. Tanrı rahmet etsin, Mustafâ, içlerinden geçeni anladı da dedi ki: Düşmanlarımı kahrettiğimi göreyim, yahut sizi ziyana uğramış göreyim de güleyim, sevineyim, hâşâ, bu benden uzak. Şu yüzden güleceğim geliyor: Can gözüyle görüyorum; bir topluluğu tutmuşum, külhandan cehennemden, o kapkara bacadan bağlarla, zincirlerle, çeke-sürüye, zorla cennete, Tanrı râzılığına, ölümsüz gül bahçesine götürüyorum da onlar, bizi bu tehlikeli yerden o gül bahçesine, o eminlik yurduna ne diye çekiyor, götürüyorsun diye ağlayıp bağırıyorlar; işte bu yüzden gülmem tutuyor. Bütün bunlarla beraber söylediğim sözü anlayacak, hali ap-açık görecek, can gözü daha sizde yok. Ulu Tanrı diyor ki: Tutsaklara söyle; de ki: Siz önce ordular topladınız; bir çok hazırlıklarda bulundunuz; erliğinize, yiğitliğinize, çokluğunuza güvendiniz. Kendi kendinize, Müslümanları şöyle edeceğiz, böyle kıracağız, kahredeceğiz dediniz. Gücünüzün-kuvvetinizin üstünde daha zorlu bir güç-kuvvet ıssı olduğunu görmüyordunuz. Yok ediciliğinizden daha üstün bir yok edicinin bulunduğunu bilmiyordunuz. Hâsılı şöyle olsun-böyle olsun diye ne tedbirde bulunduysanız hepsi de aksi çıktı. Şimdi korku içindesiniz amma hâlâ da o illetten tövbe etmediniz. Umudunuz yok, hâlâ da bir güç-kuvvet sahibi bulunduğunu görmüyorsunuz. Gücünüz-kuvvetiniz varken beni görmeniz, kendinizi bana karşı yok olmuş bilmeniz gerek ki işler kolaylaşsın. Korkuya düşünce benden umut kesmeyin ki sizi bu korkudan kurtarmaya, emin etmeye gücüm yeter. Ak öküzden kara öküz çıkaranın kara öküzden ak öküz çıkarmaya da gücü yeter. "Geceyi uzatırsan, gündüzün bir kısmı gece olur; gündüzü uzatırsın, gecenin bir kısmı gündüz olur; ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü belirtirsin" bu-yurulmuştur. Şimdi tutsaksınız; fakat tapımdan umut kesmeyin de elinizden tutayım sizin. "Tanrının rahmetinden umut kesmeyin; Tanrı rahmetinden kâfir olan topluluktan başkası umut kesmez." Şimdi Ulu Tanrı buyuruyor ki: A tutsaklar, önceki yolunuzdan döner, Korkuda da, umutta da beni görür, herhalde kendinizi yok etmeme karşı yok olmuş sayarsanız sizi bu korkudan kurtarırım; sizden yağmalanan, elinizden çıkan her malı tekrar veririm size; hattâ kat-kat fazlasını, daha da iyisini verir, sizi bağışlarım; dünya devletine âhiret devletini de katarım. Abbas, tövbe ettim, tuttuğum yoldan döndüm dedi. Mustafâ, Ulu Tanrı ettiğin dâvaya delil ister buyurdu. Beyit: Aşk dâvasına girişmek kolay, Fakat o dâvâya kesin delil gerek. Abbas, hadi dedi, ne delil istiyorsan söyle. Mustafâ, Müslüman olduysan, Müslümanlığın iyiliğini istiyorsan, sende kalan malların bir kısmını müslüman ordusuna bağışla da Müslümanlık kuvvetlensin buyurdu. Abbas, a Tanrı Elçisi dedi, bende ne kaldı ki? Hepsini yağmaladılar; bir eski hasır bile bırakmadılar. Tanrı rahmet etsin, Mustafâ, gördün mü buyurdu, gerçek değilsin tuttuğun yoldan dönmedin; ne kadar malın var, nerde sakladın, kime ısmarladın, nereye gömdün, gizledin, söyleyeyim mi? Abbas, hâşâ dedi. Mustafâ buyurdu ki: Bu kadar malı anana vermedin mi; filân duvarın dibine gömmedin mi, ona, dönersem bana verirsin; esenlikle dönmezsem şu kadarını filân işe harcarsın, şu kadarını filâna verirsin, bu kadarı da senin olsun diye etraflıca vasiyette bulunmadın mı? Abbas bunu duyunca parmak kaldırdı, tam gerçeklikle inandı. Dedi ki: Ey gerçek peygamber, ben, Hâman gibi, Şeddad gibi daha başkaları gibi eski padişahlara nasıl felek yâr olduysa sana da yâr oldu, baht elverdi sanıyordum. Fakat bunu buyurdun ya, bildim-anladım ki bu devlet, o yandandır, Tanrı’dandır. Mustafâ buyurdu ki: Doğru söyledin bu sefer; içindeki şüphe ipi koptu, duydum; sesi kulağıma geldi. Canımın ta içinde gizli bir kulağım vardır, kim şüphe ve kâfirlik zünnârını koparırsa o gizli kulakla o koparma sesini duyarım, can kulağıma gelir. Şimdi doğru söyledin, iman ettin. Mevlânâ buyurdu ki: Bu tefsîri Emîr Pervâne'ye şunun için söyledim; dedim ki: Sen önce Müslümanlığa kalkan oldun. Kendimi feda edeyim. Müslümanlığın kalması, Müslümanların çoğalması için aklımı, tedbirimi kullanayım da Müslümanlık kalksın dedin. Kendi fikrine güvendin. Tanrıyı görmedin, herşeyi Tanrı'dan bilmedin. Böyle olunca da Ulu Tanrı o sebebi, o çalışmayı, Müslümanlığın zararına sebep etti. Çünkü sen Tatar'la bir olmuşsun, Şam'lıları, Mısır’lıları yok etmek, İslâm ülkesini yıkmak için onlara yardım ediyorsun, Tanrı, Müslümanlığın kalkmasına sebep olan tedbiri, Müslümanlığa zarar vermeye sebep kıldı. Şu halde Tanrı'ya yüz tut, çünkü korkulacak bir hal bu. Sadakalar ver de seni, kötü bir hal olan şu korkudan kurtarsın. Ondan umut kesme. Öyle bir ibadetten böyle bir suça attı seni; fakat o ibadeti kendinden gördün de o yüzden suça

Semazen.net
düştün. Şimdi suçta da umut kesme ondan; yalvar-yakar, o ibadetten suçu meydana getirenin,şu suçtan bir ibadet meydana getirmeye de gücü yeter. Sana bundan bir pişmanlık verir önüne sebepler çıkarır da gene Müslümanların çoğalmasına, Müslümanlığın kuvvetlenmesine çalışırsın. Umut kesme ki "Allanın rahmetinden, kâfir olan topluluktan başkası umut kesmez" Maksadım buydu, bunu anlasın da şu halde sadakalar versin, yalvarsın-yakarsın dedim; çünkü çok yüce bir halden aşağılık bir hale düştü; fakat bu halde de umutlanması gerek. Ulu Tanrı aldatır; insanın, bana güzel bir tedbir elverdi, güzel bir iş belirdi, yüz gösterdi diye aldanmaması için güzel şekiller gösterir, içinde kötü şekiller vardır. Her görünen, göründüğü gibi olsaydı Peygamber o kadar keskin, o kadar aydın, o kadar aydınlatıcı görüşüyle gene de "Herşey nasılsa öyle göster bana" der miydi? Güzel gösterirsin, gerçekte çirkindir. Çirkin gösterirsin, gerçekte güzeldir, özdür. Şu halde bize herşeyi, nasılsa öyle göster de tuzağa düşmeyelim, biteviye yol azıtmayalım. Şimdilik senin tedbirin güzel olsa, aydın olsa bile onun tedbirinden daha iyi olamaz; o, böyle derdi. Şimdi sen de her görünene her tedbire güvenme; yalvar-yakar, kork. Maksadım buydu benim. Oysa bu âyeti, bu tefsiri; şu anda ordular çekmedeyiz; onlara dayanmamak, bozguna uğrasak bile o korku, o çaresizlik halinde, gene ondan umut kesmemek gerek tarzında kendi meramınca tevil etti; sözü dileğine göre anladı. Benim maksadımsa söylediğim şeyleri anlatmaktı.

2. BÖLÜM - Birisi, Mevlânâ söz söylemiyor dedi. Dedim ki: Sonucu o adamı yanıma benim hayalim çekti-getirdi. Şu hayalim, ona nasılsın, nicesin diye bir söz söylemedi. Sözsüz hayal, onu çekti buraya; hakıykatim onu sözsüz çeker de bir başka yere götürürse şaşılmaz bu işe. Söz, gerçeğin gölgesidir, parça-buçuğudur. Gölge çekerse gerçek haydi-haydiye çeker. Söz bahanedir; insanı insana çeken can bağdaşmasıdır, söz değil. Birisi yüz binlerce mucize görse, söz duysa, kerametler seyretse kendisinde o peygamberle, yahut o erenle bir can bağdaşması yoksa fayda etmez. İnsanı coşturan, kararsız bir hale getiren can bağdaşmasıdır. Saman çopünde kehlibarla birazcık can bağdaşması olmasa hiç mi hiç kehlibara gitmez. Herşeydeki cinsin cinsiyle bağdaşması gizlidir, gözle görünmez. Herşeyin hayali, insanı o şeye çeker. Bağ-bahçe hayali, insanı bağa-bahçeye çeker, dükkân hayali dükkâna. Fakat bu hayallerde düzenler de gizlidir. Görmüyor musun ki filân yere gidersin, pişman olursun, hayır sanmıştım amma dersin, değilmiş. Bu hayaller, örtüdür, âdeta; örtü ardında birisi gizli. Hayaller ortadan kalktı da gerçekler hayal örtüsü olmadan yüz gösterdi mi kıyamet kopar orda. Hal böyle olunca da pişmanlık kalmaz. Seni çeken her gerçek odur, başka şey de ondan başka değildir, seni çeken gerçeğin ta kendisidir. "O gün, gizli şeyler meydana vurulur." Bu sözün de yeri mi ki söylüyoruz. Gerçekte çeken birdir, fakat sayılı görünür. Görmez misin ki bir adam yüz şey ister, çeşit-çeşit dileklerde bulunur. Tutmaç isterim, börek isterim, helva isterim, kalya isterim, meyva isterim, hurma isterim der. Bu istek, sayı gösterir, sayıyı dile getirir amma temeli birdir, temeli açlıktır, o da birdir. Görmez misin? Bir şey yer de doyarsa bunların hiçbiri gerekmez der. Şu halde belli oldu ki on değilmiş, yüz değilmiş, birmiş "Sayılarını, ancak sınamak için yaptık". Halkın bu birdir, onlar yüz diye sayması, bir sınamadır. Yâni erene bir derler, şu çokluk halkaysa yüz derler, bin derler. Bu, pek büyük bir sınanmadır. Bu görüş, bu düştüğünüz düşünce, yâni halkı çok, onu bir görüşünüz, pek büyük bir sınamadır. “Sayılarını, ancak sınamak için yaptık" Hangi yüz, hangi elli, hangi altmış? Elsiz-ayaksız, akılsızcansız bir bölük halk, tılsım gibi, cıva gibi oynayıp durmada. Şimdi onlara altmış, yahut yüz, yahut da bin dersin, bunaysa bir. Halbuki onlar hiçtir, buysa bindir, yüz bindir, milyondur. "Sayılınca azdır onlar, saldırdılar mı çok." Padişahın biri, birisine yüz kişinin geçineceği kadar dünyalık vermişti. Ordudakiler bu işin aleyhinde bulunuyorlardı. Padişah kendî kendine, bir gün dedi, size gösteririm, neden bu işi yaptım, anlarsınız. Savaş oldu, savaşta herkes kaçtı, yalnız oydu kılıç vuran. Padişah, işte dedi, o işi bunun için yaptım ben. İnsanın, ayırdetme kabiliyetini garezlerden arıtması, bir din dostu araması gerek. Din, dostunu tanır amma siz ömrünüzü ayırdetme kabiliyetinden mahrum bir halde geçirdiniz de onun da ayırdetme kabiliyeti arıklaştı, din dostunu tanıyamıyor. Sen, ayırdetme kabiliyetinden mahrum olan şu bedeni besledin. Ayırdetme, bir huydan ibarettir. Görmüyor musun? Delinin de bedeni var, eli-ayağı var, fakat ayırdetmesi yok. Her pis şeye el atıyor, tutuyor, yiyor. Ayırdetme, şu görünen bedende olsaydı pisi tutmazdı. Hâsılı bildik ki ayırdetme, lâtif bir anlamdır, o da sendedir. Sense gece-gündüz, şu ayırdetme kabiliyetinden

Muma ne ihtiyaç var? Tanrıdan umut kesmemek gerek. "Gerçekten de kâfirlerden başkası Tanrı rahmetinden umut kesmez" umut. o eğriliklerse büyüler gibidir. onu.net mahrum olan bedeni beslemeye koyulmuşsun. ekinleri isteyip Özleyiş sevgisi. bunlara ait sevgi. onlarla dostluk dâvasına girişen. kuvvet veren yüz binlerce şeyler elde ederlerken denizden su alıp götürmenin ne değeri vardır ki? Aklı olanlar bununla övünür mü hiç.Semazen. köpürüp kükremesi yüzünden o köpük. nasıl göklerin hallerini gösteren bir aynaysa "And olsun ki Âdemoğullarını ululadık" diye anılan insanın varlığı da Tanrı usturlabıdır. O yana ne kadar gidersen sevgilinin bulunduğu bu yan. bu yüzden tehlikelidir. süslenmiştir. hep şu bedeni geliştirmedesin. ejderha kesilirler." Usturlap. sana yabancı olur. hiçbir eğrilik kalmaz. Doğru oldun mu bütün onlar kalmaz. onların malını kabul eden bu adam da çaresiz onların isteklerine uygun söz söyler. o kadar kızar sana. o kadar yüz çevirir senden. fakat usturlabı bilmek için müneccim gerek. Halkta onları görecek görüş yoktur amma onlar. ha yarın. onların kötü düşüncelerini. demek ki o güzel değildir. Sakın umut kesme. Tere satanda. senin cefan. yâni bir köprücükten ibaret olan şu dünya kalptır. Doğruluk. anlayan bir yaratık olarak yarattığından insan. kendisini bilen. mücevherler. Yola gitmiyorsan bari yol başını gözle. o dağda ne birşey fazlalaştı. yürüyüp dönmesi. hoşlansınlar diye kabul eder." Bezenmiş. halbuki bu da onunla olur. değeri yoktur. süslenmiştir. pek kıskanç olduklarından bu elbiseleri giyerler de kendilerini gizlerler. çer-cöple dolu bir köpüktür amma o dalgaların çıkıp batması. bilgi ve anlayış. eğretidir onda. "Kim. O ışık. ululuklar elbiselerini giyinirler. Onların yanını yaptın mı temel olan öbür yan. güneşin önüne koymuşsun. kendi varlığının usrurlabından Tanrı tecellisini. Kadınlar ipekli elbiseleri süslenmek için değil. O. hikmet." İnsan Tanrı usturlabıdır. Üstün ve yüce Tanrının öylesine kulları vardır ki onlar. Padişahlarla düşüp kalkmada şu bakımdan tehlike yok: Gidecek baş zâti gider. ha bugün. eminlik yolunun başıdır. onuysa tamamiyle bir yana atmışsın. nerden ona erişecek? Şiir Bir kuş o dağa kondu. yüklerle altınları-gümüşleri. tıpkı onun gibi işte. bunlardan başka daha birçok şeyleri ne bilir ki? Şu halde usturlap münecime fayda verir. Onlarla görüşüp konuşan. Kötülük ettiysen kendine ettin. Musa'nın sopasına benzer. "Kendini bilen rabbini bilir. çünkü dine ziyandır. Dünya ehliyle ne kadar uzlaşırsan o. oğulları. bu rnumla görüyorum diyorsun. aykırı bir söz söyleyemez. burçları. yardım eden kişiye musallat eder.soluğa. soluktan. İnci de nerede? Bu dünya. bakıştan-bakışa görür." Yazıktır denize varıp da bir parçacık su içmeyi. Bu beden. Güzelliklerini korumak için giyindiler der ya. doğruluğu tut sen. yahut bir testi su almayı yeter bulmak. Denizden inciler. çünkü "insanlar için bezenmiştir. bir köpüğüdür bu denizin. Hani Mütenebbî. dönüşlerini. inkılâpları. süslenmiştir buyurdu ya. . tesirlerini. yaldızlanmış kalp paradır. altın suyuna batırılmış. Tıpkı şunun gibi hani: Bir ışık getirmişsin. o kabiliyet bedenle durmaz. Fakat şu yüzden tehlike var ki onlar o makama geçtiler mi nefisleri kuvvetlenir. Doğruluk geldi mi hepsini yer-gider. ne yapmıştır ki bu işi yapan? Hattâ dünya. denizse erenlerin bilgileridir. Eğrilikler yaptım deme. Bak da gör. fakat ondan ne fayda görür usturlupla göklerin hallerini. davarları. Ulu Tanrı. ancak bununla olur diyorsun. seyreder. şu söz. insanlar için bezenmiş. Hâşâ. bir güzellik elde eder. bu pencereler olmasa başka pencerelerden baş çıkarır. bir zalime yardım ederse Allah o zalimi. Nasıl oluyor da sen. ne birşey eksildi dağdan. güneşi bu ışıkla. kadri. bu. mum getirmesen de güneş kendini gösterir. fakat biz onu altınla kaplamışız. başka bir yerdendir. "Kadınları. kulak ve bunlardan başka pencerelerden dışarıya vurur. damgalanmış cins atları. denizin coşup kabarması. yahut bakkalda da usturlap bulunabilir. ayırdetme kabiliyetiyle durur. "Güzellik. sonra uçtu-gitti. neliksizniteliksiz güzelliği. o güzellik bu aynadan hiç mi hiç ayrılmaz.

namazın kalıbıdır. İki mürit Şeyh'e uydu. iltifatın ta kendisidir. Mustafâ buyurdu ki: Her vakit kendini çaresiz görürsen iyidir. Namaz vakti de geldi-çattı. sese gelen herşeyin önü. kaplanlar. elsiz-ayaksız. O padişahtan başka kimsecik kalmaz. odun. ne başlangıcı vardır. bir usanç hâsıl oldu mu bu. Özür getirerek buyurdu ki: Size kalkmıyorum. namaza kalkmadı. o da görünüştür. onun ışığı. Canıysa neliksiz-niteliksizdir. ayın. yakınlara iltifat etmemek. namaz kılıyordum dedi.kuvvetinin üstünde bir güç-kuvvet var ve sen. o işin öylesine bir hayırlı işe sebep olmasını istemez. çaresizim ben dedi. Şu halde bu da hayırlı bir iştir. O dost. iltifatın. Tanrıya dalıştan ayırmaz. o Kâ'be'yi bir peygamber yapmıştır. "ölmeden önce ölün" sırrına ermiştir. Çünkü senin gücünün. kıblenin de canı kesilmiştir. okşamanın ta kendisidir. görünüşte kötü görünen.Birisi. çünkü o şeyh. Onlar kalktılar. Bunda kaldığın zaman nasıl kendini çaresiz görüyorsan.. bunalmış yoksul olmuş bil. fakat namaz. gönlüm de tapınızda hizmet etmede. namaza koyuldular. İkiye bölünmüş değilsin sen ki kimi zaman çaren elinde olsun. içeri girdiler. Çünkü onun da önü vardır. söz söylemiyorum. çünkü tekbir. Tanrı yardımından mahrum oluşunuza delildir. onları ağırlamak yaraşmaz. onun buyruğuna uymuştur. kendinden geçiştir. fakat Moğollar'la uğraşmaktan. kardeşin halini-hatırını sormak. bedeninizle feda ettiniz. Namaza durmayan o iki müritten birinin adı Hâcegî'ydi. Bu. Kim Tanrı ışığından yüz çevirir de yüzünü duvara tutarsa kesin olarak kıbleyi arkasına almıştır. Harfe. Şimdi şu namazı meydana çıkaran Peygamber şöyle der: "Allahla bir vaktim olur ki o vakte ne şeriatle gönderilmiş bir peygamber sığabilir. yalnız şu görünen şekil değildir.Semazen. sonu yoktur. Hamam gibi hani. insanı tiksindiren sebepler meydana getirir. hep çaresizdir. Hani şu halk yüzlerini Kâ'be'ye çevirirler ya. Çünkü ulu Tanrı. Salt anlam olan Cebrail de sığmaz. tezek gibi şeylerdendin. Ulu Tanrı madem ki böyle bir hayırlı işe meyil vermiş. selâm namazın sonu. Çünkü herşeyi ağırlama. yalnız Şeyh'e uyan o iki müridin yüzleri kıbleye karşı. sonu vardır. hattâ gücün-kuvvetin yeterken de çaresiz görmelisin. dalıştır. hatırı dağılmamış olur. ancak onun hakikati kalır" Padişahın biri. onların işleriyle oyalanmaktan vakit bulup da tapınıza gelemiyorum dedi. emniyet içinde ibadete koyulsun diye kendinizi. azara hak kazanmamış olurlar ki bu. ne bitimi. Birisi. namazın önüdür. Mevlânâ Bahâeddin Veled'den gelen bir hikâye vardır: Bir gün ashap onu dalmış buldular. "Herşey helâk olur. gece-gündüz canım da. bizden-benden geçmiştir. Tanrı tapısından dedi. sonu var. timsahlar bile onun karşısında hep çaresizdir. Bu sırada dostlar geldiler. Namazdayken dostlara. Arık bir adamın da yeri mi var. Namazda babanın. onun. seni çağırdım. olduğu yerde kalakalsın. Hamam bunlarla kızar.net 3. BOLÜM . O evi. Fakat bu meyilde bir gevşeklik. o tapıya bir yakınlık elverirse . Artık o Tanrı ışığı haline gelmiştir. Gökler. sözlerine aldırış bile etmedi. Ulu Tanrı. Buyurdu ki: Gene namazdır. Tanrı ışığında helâk olmuştur. ne de Tanrıya yaklaştırılmış bir melek" Şu halde bildik-anladık ki namazın canı. usanca uğrayan adamın. esenlikler versin. Ne güneş kalır. O pek büyük bir padişahtır. Mustafâ. yerler. ne Ay. her halde Hakka karşı yok olmuş-gitmişsin. ne yeryüzü. Şehadet getirmek de yalnız dille söylenen söz değildir. kimi zaman çaresiz kalasın. o yaptığı için de o ev. sonu olan herşey kalıptır. halka da faydası dokunur.. Onun gücünü-kuvvetini gör de kendini her zaman çaresiz. çünkü o ev. bir dostu. Çünkü Şeyh. külhanda yanan ot. Mustafâ dedi ki: Seni ben çağırmadım mı? Adam. Tanrı rahmet etsin. ona aşırı rağbet göstermeniz Tanrı yardımına mazhar oluşunuza delildir. şu halde bütün şekiller dışarıda kalır. çünkü bu namazın önü vardır. lûtuftur. sözü mü olur? Arslanlar. tir-tir titrerler. Hamam sıcaktır amma o sıcaklığı. çünkü onları azaba uğratacak şeyden çekinmiştir. bir tecelliye uğrarsan. can gözüyle ap-açık gördü ki imamla beraber namaza duran ashabın hepsi de kıbleye arka vermiş. görünüşte kötüdür amma adamın hakkında yardımdır. o peygamber yüzünden kıble olmuştur. o oluşu yok olmuş-gitmiştir. Önü. malınızla. o vakte göre olur. ne gökyüzü kalır. Onun ışığı. Bâzı müritler Mevlânâ. güneşin ışığına benzemez ki o ışık varken herhangi birşey. Onlar da azaba. Bu zat. dünyanın kıblesi olmuştur. nasıl oldu da gelmedin diye azarladı. oraya sığamaz. Tanrı sırrını kutlasın. Çünkü onların yüzünden kendisini ibadetten. varlığı kalmamıştır. Onların gönülleri olsun da birkaç Müslüman. çünkü Müslümanların emin olmalarına. okşayışın ta kendisidir. sonu olur. bir gün. perdesiz yüz gösterdi mi. o ev kıble olursa peygamber. her halde. Tanrıya namazdan daha yakın yol var mıdır diye sordu. haydi-haydi kıble olur-gider. Sonu-ucu şu namazı peygamberler icad etmişlerdir. bir dervişe. Mevlânâ buyurdu ki: Bu işler de Tanrı işi. aman bulmalarına sebep olmada. hal-hatır sormuyorum amma bu da ağırlamaktır. yalnız şu görünen şekil değildir. kalıptır. Peki.

Ulu Tanrı buyuruyor ki: Sizi de. dilediklerinden de fazla verirmiş. Şu halde insanın elinden bir iş geliyor ki ne göklerin elinden geliyor o iş. Yahut da zerresiyle yüzlerce tencere alınabilen bir altın tencereyi getirmişsin. unutmasan da onu unutsan hiçbir şey yapmamış olursun. yakut yapıyor. Bütün bunları yapıyorlar. Böylece o söylemeden herkesin ihtiyacını giderir. Fakat padişahın tapısına var di mı. Derken o yazdı kâğıtları bulur. Hani o yüz dinarlık bıçağı duvara saplayıp ona bir kabak. Bu. başarmadın ya. Fıkıh. Derviş. İş görüyorum. sonra da boşu-boşuna bırakmadım ya. padişahın güzelliğinin ışığı o kula vururmuş da kul. cebini yoklar. şüphe yok ki çok zalim oldu. vakitlerinizi de. hiçbir iş başarmamış demektir. Derken onlar. Tanrı katında onu anmasa. maksat odur. şuna benzer: Padişahların hazinelerinde bulunabilen. 4. daha . Hani bir hikâye söylerler. kabağı ona asıyorum. neler yazılmışsa hepsini yazar. tutar da kendini cehenneme satarsan kendine zulmetmiş olursun. Amma sen. soluklarınızı da. ona. Bitkileri.Semazen. nücûm. seni nasıl anayım? Fakat Ulu Tanrı. burada birşey unutmuşum dedi. mallarınızı da. Hani bir padişah seni belli bir iş için bir köye yollasa. o ulu kişi. "Göğü. değerin budur işte bence. Herşeyi unutsan da onu unutmasan korku yok. O kul. Hattâ dileklerini kat-kat. şaşılacak şeyler meydana getiriyor. sana pek büyük bir değer vermiştir. yahut bir testi asan kişi gibi. ihtiyacı olanların dileklerini padişaha söyleyebilir başka kulların yüz tane dileklerinden bir tanesini bile arada-sırada yerine getirirmiş. O işi de gördü mü. mallarını satın almıştır. O da bu kâğıtları cüzdanına kormuş. hiçbir iş başarmamış sayılırsın. akıl işi midir ki? Ulu Tanrı. kabul edemedi. ne dağların.Birisi." O emâneti göklere arzettik. dağları altın. bir pul değerindeki bir tahta. anlatılmasına imkân bulunmayan yüz binlerce şaşılacak işler başarıyor. cennet karşılığı olarak inananların canlarını. Fakat neyleyeyim ki değerini sen bilmiyorsun Kendini ucuz satma. değer biçilmez bir çelik Hint kılıcını tutmuşsun da kokmuş öküz etine satır olarak kullanıyor. o güzellik güneşi vurdu mu. Şu halde insan dünyaya bir tek iş için gelmiştir. Bir bak da gör. ne bilgisizlik. başarıyor. tekrar kâğıtları cüzdanına kormuş. tıp. gülünecek işler değil de nedir bunlar? O kabak. "Gerçekten de biz. cüzdanını ararmış. (Mevlânâ) buyurdu ki: Dünyada unutulmaması gereken birşey var. zamanınızı da satın aldım ben. ölümsüz cennete döndürüyor. ayıpları örtüyor. şu bıçağı öylece bırakmıyorum ya. Dağlar da çeşit-çeşit madenler veriyor. Aklı başında olan. içinde şalgam pişiriyorsun. "And olsun ki Ademoğullarını ululadık" dedi. Acınacak. mantık. sen de gitsen de o işten başka yüzlerce iş basarsan. padişahın karşısında kendinden geçer-gidermiş. ne yerlerin. bir kulu seçti de kendisinden geçirdi mi. yeri aluladık" demedi. bir tanesini bile reddetmezmiş. onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular ve onu yükledik insana. onu yerine getirir. Şimdi gelelim sözümüze. bir padişah varmış. Yeryüzü de tohumları benimsiyor. meyveler veriyor. Yahut da mücevherlerle bezenmiş bir bıçağı kırık bir kabağa mıh yapmışsın da diyorsun ki. diriltiyor. kendimi bile hatırlayamam. kim onun eteğini tutarsa. dersin amma seni öbür işler için yaratmadılar ki. kim ondan muhtaç olduğu birşeyi isterse. gümüş madeni haline getiriyor. yapıyorlar amma onlardan o bir tek iş meydana gelmiyor da o tek işi insan görüyor. arzettik emâneti göklere ve yeryüzüne ve dağlara. o işi görmüyorsam bunca iş görüyorum ya dersin. onda ne zalimlik kalıyor. yeryüzünü coşturuyor. Fakat herşeyi yerine getirsen. Onu başarmadı mı. hatırlasan.net sana. böylesine bir işe kullanıyorum onu diyorsun. hikmet. padişaha sunsun diye yazılı kağıtlar verirlermiş. o tapıya ulaştım mı. yahut demir çiviye de asılabilirken yüz dinarlık bıçağı bu işe kullanmak. Fakat sen. Padişahsa benim güzelliğime dalıp giden kulumun nesi var-nesi yok diye âşıkçasına onun göğsünü. ben dedi. Buyurdu ki: "Gerçekten de Allah. hangi iş için gittiysen onu yapmadın. istemese de Hak. onun da pek özel. çok bilgisiz bir hale geldi o. bana harcarsanız. bana verirseniz karşılığı ölümsüz cennettir. Taşları l'âl." Değer bakımından iki dünyadan da artıksın. göklerden aklı şaşırtan ne işler meydana gelmede. padişahın sarayına gideceği vakit ihtiyacı olanlar dertlerini anlatırlar. BÖLÜM . pek yakın bir kulu varmış. Bahane getiriyor da ben kendimi yüce işlere harcamadayım. beni de an. çünkü değerin pek fazla senin.

Mecnun kendine geldi mi bir de bakar. beni övebilir. onlar gibi öter. Öter. yüzün için eğretidir. padişahın biri. Çünkü parça-buçuklarında bile can âleminde ne çıkışlar var. Fırsat buldu mu geri döner. senin medhini filândan duydum dedi. ne kutsuzluklar var. bakayım buyurdu. Böylece üç ay yollarda kaldı da bu deve. suvarır" denmiştir ya. Fakat bir soluk da Leylâ'ya daldı mı kendisini de unuturdu. tam usta olmuştu. başka türlü seslen deseler seslenebilir. şu helâldir. deveyi de. söyle bakalım. bunların hepsi de sana ait. benim dileğim ilerde. Fakat asıl önemli olan. pek aptal olmakla beraber bu bilgileri elde etmiş. beylerinin safında yerin yok.Semazen. Şiir: Devemin dileği geride. duduyum. Bu. her evden bir başka kumaş göstermek için öğrenmiştir bunu. Çünkü o. insanların kumaşlarını çalmak. oğlunu. korku mu. Çünkü dilim. Fakat sana hayvanlık üst olmuş da atın başucunda. Hep bunları söylerler. yoksa haram mı. bunların hepsi de senin içindir. gizli bir gıdası. remil bilgileriyle başka bilgileri öğrenmesi için hünerli bir topluluğa vermişti. beni zâtımla tanıdıysa o vakit anlarım-bilirim ki o. filân şu işe yarar dersin ya. yuvarlak. Yıldız kutlu olur. Bu dünyada o gıdayı unutmuşsun da şu gıdaya dalıp gitmişsin. Sonucu. bir göreyim. Onların övüşleri şuna benzer. değil mi. bu harf. o filân da kim? Kimin nesi? Beni tanıyacak. yüzüğünü avucuna aldı. onu bilmezler. peki. Herşeye helâldir. elbiseni soymasın. avuçtaki kalburdur hükmüne varırlar. onların hepsi de senin parça-buçuğun. anlatırlar da sonunda. şu haramdır diye hükmederler de kendileri helâl midir. ne inişler var. atların ahırında kalakalmışsın. Yıldız bilgisini öğreniyorsan gökyüzünün hallerini. sarı. sen de ne haller var. Hikâye: Bu. Senin şu uykudan. onun da kendisine göre gizli bir uykusu. seni öldürmesin de sağ-esen kalasın diye öğreniyorsun. bu caizdir. sözlere ait övüşlerde bulunmak da böyledir. Yüzüğü ateşe attın mı bunların hiçbiri kalmaz. bunca şaşılacak haller. şunun aksinedir amma. anlatırlar ya. zâtı kalır. Çocuk. ne olabilir? Çocuk kalbur olacak dedi. . ondan şu iş meydana gelir. Devenin de köyde bir köşesi vardı. ölümsüzlük dünyasının padişahlarının. Fıkıh öğreniyorsan kimse elinden ekmeğini kapmasın. işlere. bütün bunlardan sonra baki kalan zâtiyle ilgisi yoktur bunların. Bir gün padişah. onları iyice kavramışlardır. avcısıdır o. başka türlü ses de çıkarabilir o. Hani. yıldızların yeryüzüne tesirlerini anlamak. senin talihinle ilgiliyse bu da senin için. başka türlü söz söyleyemem ben. Gönlün orda amma beden üst olmuş da o yüzden gönlün de bedenin buyruğuna uymuş. Şu içi boş oluş. çünkü bu ötüş. kendilerine ait olmayan şeyleri iyiden-iyiye bellemişlerdir. o övüş. Meselâ ben kuşum. avucumda ne var? Çocuk. Çünkü bu söz kalmaz. Birisi kuşların ötüşünü taklit eder. filân canda şu Özellik var. kuşların kendisini kuş sanmalarını sağlamaktır. beni övüştür. o beni doyurur. Ona. kendi-kendilerini bilmezler. caiz midir. avucundaki dedi. ona tutsak olup kalmış. sen asılsın. kutsuz olur. yeryüzünde ucuzluk mu olacak. ata binene gıda olamaz. Atın gıdası. Seyyid. bana aittir. Padişah dedi ki: Akılları şaşırtacak kadar ince vasıflarını bilgi kuvvetiyle bildin de kalburun avuca sığamayacağını nasıl bilemedin? Şimdi zamane bilginleri de böyledir işte. yıldız. yaya olarak yürümeye koyuldu. o caiz değildir. haramdır diye hüküm verirler. Hani Mecnun. yahut bülbül. sonsuz âlemler olursa artık var da gör. Düşünürsen anlarsın ki temel sensin. Sonucu şu beden. bir başka türlü öt derlerse ötemem.net da başka bilgiler öğreniyorum diyorsun. Padişah. söyle bakalım. sohbet ederken birisi. ne mutluluklar var. Bana. bütün bunlardan fazla kendilerine yakın bulunan. İşte herşeyin vasfını söylemek. maksadı. bu dünya da o atın ahırı. görürdü ki iki günlük yolu gerisin-geriye dönmüş-gitmiş. onun ötüşü değildir. eğretidir onda. Dilekte onunla benim aramda ayrılık var. buna benzer. çünkü asıl olan şeyden haberleri yoktur. yuvarlaklık. "Rabbime konuk olurum. Bu dudak. şu yiyip içmeden başka bir gıdan daha var. (Mevlânâ) buyurdu ki: Tanrı sırrını kutlasın Seyyid Burhâneddîn-i Muhakkik söz söyler. gecegündüz bedeni beslemedesin. bilmek için öğreniyorsun. köye giderdi. bu ses kalmaz. oğlunu sınamak için gel dedi. Yok. atındır senin. şekil. hepsinden arı olan özü. bu ne çeşit birşey. Parça-buçuğunda bunca yayılış. Bilgilerde kılı kırk yararlar. kuşların düşmanıdır. İşimle tanıdıysa gene böyle. fakat kuş değildir. övecek bir derecede mi? Beni sözle tanıdıysa tanımamış demektir. temiz midir. bilgilere. pis mi. zararlar var. şakır. bunca şaşılacak şeyler. budur benim. eminlik mi hüküm sürecek. pahalılık mı. Leylâ'nın bulunduğu yere giderken aklı başında olunca deveyi o tarafa sürerdi. şuna benzer hani. ortası boş. gizli bir beslenmesi var. faydalar var. başıma belâ oldu diye bağırıp deveden yere atladı. doğru buldun dedi. kendi varlıklarıdır. bu ağız kalmaz. Bunların hepsi de arazdır. sarılık. Derler.

. artık ne oluyor onlara ki inanmıyorlar?" Bunu. hepsi de böyledir. Padişah ona. o işin derdi. hünerini. İster dünya olsun. diksinler diye bağışlarda. Bu ne lûtuf? (Mevlânâ) buyurdu ki: Bütün bunlar. padişah artık başka birşey vermez. halkı kendisine inandırmak. inkâr edip var olan budur ancak demen için değil. Padişah. hattâ itibarın da yeri mi? Beden. bilir ki buğday bitecektir. Hani bilen biri buğday eker. "Doğum ağrısı. âlemi ben zaptetmişim. Onsuz bir iş görülemez. böyle de olması gerek zâti. Yüce. tabiat dışarda nimetlere gark olmuş Şeytan. iç âlemde yokluk-yoksulluk içinde. sona bakmaz artık. gene aslına kavuşur. bütün mal-mülk de benim. ey zâhit dedi. büyük bir dereceniz var. kendinize birçok şeyleri gerekli biliyorsunuz. Sonu görenlerse orta hallilerdir. sanatını. sonsuzdur. fakat kabuğuyla ekersen tutar. Dünya da. buna razı olmuyorsunuz. hiç beklemezdim. bedenle de şereflenmeyi diledik. onun bu çeşit pek çok. hayvanlıktan insanlığı. özle ortak. dünyadakilerden de. Meryem de doğum ağrısı başlamadan baht ağacının yanına gitmedi. cansızlar tavlasından bitkiler tavlasına. Gönlümüz daima tapınızda. onu hurma ağacının dibine sevk etti. Asıl. gönlümden bile geçmezdi." Onu. Allahın zâtına dönersiniz. o işe girişemez. Derviş. Bir usta. büyük bir ağaç olur. Derviş. İnsana yolu gösteren derttir. kendisinden daha başka şeyler de istesinler.. verip vereceği budur ancak desinler diye değil. kendilerini o zâta feda etmişlerdir." Bu. ağaca götüren o dertti de kuru ağaç meyve verdi. ne sonu görürler. yiyip içmeden mîde fesâdına uğramış. o işin hevesi.. umsunlar.Dedi ki : Bu ne lûtuftur ki Mevlânâ şereflendirdi bizi. Âşıklar. bir lokmayla bir hırkayı yeter bulan sensin. pirinç. ister âhiret. ancak biz mahrum kalırız. bütün dünyanın malına-mülküne sahipken hepsi elinden çıksa. Her birimizin bir Îsâ'sı var. isterse başkası. göstermediği başka hünerlerine de ikrar ettirmek. önceden görmüştür. "Elbette geçeceksiniz bir halden bir hale. Bizde dert meydana gelirse Îsâ'mız doğar. halkı kendisine inandırmak. Şu halde bu bakımdan bedenin de büyük bir kadri var. bütün dünya benim. BÖLÜM . Ahırdakilere gelince yayılan hayvanlardır. dünya ehliyse ahiri görür. Dilerse içlerinden birini alır. öne bakarlar da her işin başlangıcını bilirler. Hani önceden yoktu. Zâhid ona derler ki işin sonunu görür. dertsiz kolay gelmez ona. ona bundan da daha zor gelirse işte o kişiye göredir bu. İşte bu. ölümsüzdür. buğday biçecektir o. Âşıklardan başkalarıysa yayılan hayvanlara benzerler. Ağır.Semazen. "Artık nereye dönerseniz dönün. Buyurdu ki: Yayılan hayvanlardır amma kendilerine nimet verilmeye de lâyıktır bunlar. Dervişin biri. bu umutlarla keseler örsünler. âhiret de. başka şeyler eken de böyle. dünyadan da hayırlıdır. boyuna böyledir. Sonu. zâhit sensin dedi. kabuksuz olarak yere ekersen baş vermez. halbuki ona bile lâyık değilim hâlâ. Özsüz beden. hünerini. İster bilgi olsun. hiçbir maksada ulaşılamaz. Can. sanatını. vallahi de böyledir bu. hangi işe koyulura koyulsun. Beden Meryem'e benzer. bir padişahın yanına vardı. gönlünde doğmazsa adam. aşkı. buna lâyık da değilim. Varlık tavlasından cansızlar arasına getirdi. Bir usta. fakat dert olmazsa Îsâ. bunun da sonu yoktur zâti. insanlıktan da melekliğe getirdi. nasıl bir işe yaramazsa bedensiz öz de bir işe yaramaz. Fakat Tanrıya tam yaklaşmış arifler. tutmaz. Hani derler ya "İki rek'at namaz. İnsan. Bütün bunları da. tecelli hiç kesilmez. himmetinizin yüceliğinden. Arpa.. Ahırdadır onlar amma ahır sahibinin makbulüdür onlar. ister padişahlık. Himmetinizin yüceliği yüzünden gene de kendinizi kusurlu görüyorsunuz. onu varlığa getirdi. birisi olsa da dünya yüzünde ne varsa hepsine sahip olsa. birbirinden yüce tavlaları olduğunu ikrar etmen için gösterdi. Benim gece-gündüz el kavuşturup onun kullarının-kölelerinin safında bulunmam gerekti. bu düşünceye kapılacağını bilse ona asla ihsanda bulunmaz. ters görüyorsun sen. Onlar. faydalanamayız ondan. göstermediği başka hünerlerine de ikrar edip var olan budur ancak demen için değil. evet. herkese göre değil. geldiği o gizli yoldan gider. ilerdeki katları ikrar etmen için gösterdim. anlam haline gelene göre anlamdır. Hattâ padişah. önceden malûmdur ona. ister yıldız. Cemşîd'se daha sabah kahvaltısı bile etmemiş. fakat. bitkilikten hayvanlığa. hem de her işte. Hani padişah da. anlamı bilene. bu kadardır.. Madem ki önü gördü. Fakat bedenin de pek büyük bir itibarı var. birisinin böyle diyeceğini.net 5. Hani tohumu. o iş. ne ahiri. İster alış-veriş olsun. karşılık da istemezler. inandırmak için gösterir. hayır dedi. iki rek'at namazını kaçırmak. ben nasıl zâhid olabilirim ki dedi." Amma bu. yüce işlere koyulmuşsunuz. fakat bunlar azdır. bütün sonlar. has ahırına götürür. ihsanlarda bulunur.

teşrifata göre sıralanmıştı. Kardeşinde bir ayıp görüyorsan o ayıp. o da aynı şeyi görüyor da senden inciniyor. bunlar kendisinde oldu mu incinmez. Farsça bile bilmiyordu. ağaçları. İkilik. havuzun suyunu zerre-zerre dalgalandırır. Sen ondan ürküyor. BÖLÜM . o da Tanrıyı aramaktan.Padişahın pek sevdiği bir kölesi vardır. İşte kötü huylar da kelliliklere. kendinden incinmedesin. oluverir" sözüyle bildirildiği gibi sözden doğmuştur. hırs. neden böyle yapıyorum derse bu. Getirdiği kasideyi okumaya başladı. elden çıkar-gider. ayağa kalktı. Fakat söz söylenmeden de anlayan kişiye söz söylemeye hacet mi var? Gökler. kilimleri oynatır. Fakat bir başkasında küçücük bir çıban. çer-çöpü havalandırır. onun da aynası vardır amma aynasından haberi yoktur. yardıma delildir. senin incinişin de onun için bir özürdür. o da senden ürker. yerler. Çünkü "inanan. adam sevdiğini döverse buna azar derler. "Azarlayış kaldıkça sevgi de vardır" derler. yahut azıcık bir yara görse onun yediği yemekten tiksinir. bir ırmak kıyısına oturmuştu. Şâir. Dünya aynaya benzer. şaşılması gereken yerde şaşkınlık gösteriyor.Semazen. dalları. mal verdiler. ululuk gibi bütün kötü huylar. korkuyorlardı. .. bir pişmanlık görüyorsun. gönlüne hiç de tiksinti gelmez. (Mevlânâ) buyurdu ki: Kim bu düşünceye düşer. yaprakları oynatır. Yavaş söylenen sözü bile işiten kişiye anlatmaya koyulmanın. Bize şu hali bildir. temel. incinirsin. anlaması için söze muhtaç olan kişiyedir. o yemek. ben arapça bilmem. çıbanlara benzer. bar-bar bağırmanın ne lüzumu var? . beğeniyordum. gönül alçaklığı gösterilmesi gereken yerlerde iltifatlarda bulunuyordu. müteessir eden. incinirse mâzur gör.net Mesîh'in yeryüzündeykeni hastalığını tedâvi ettir. hareketlerinde aykırılık vardır. Kendini onda görüyorsun sen. Nitekim şeyhlerin yolları. Zulüm ediş. insafsızlık. çünkü o şiirden maksadı nedir. yaralı elini yemeğe sokar. öğren de haber ver bize dediler. kendindeki çıbandan iğrenmez. parmağını yalar. Maksada bakılırsa ikilik kalmaz. akıllandıran azar. o şiirse maksadın parça buçuğudur. Bilmiyordu ki kendinden ürkmekdedir. parça-buçuklardadır. sevgi delili. başka bir fil var sanıyor. geçip giden azar. bil ki bu. sendedir de onda görüyorsun. çünkü sen onu görünce inciniyorsun ya. Mesîh göğe ağmaya koyuldu mu derman. ondan ürküyorlar. bir o kadar daha vermeyi de boyunlarına aldılar. padişah arapça biliyor mu. anlayan kişiye hep sözdür. arapça edebe aykırı bir söz söylediysek vay bizim halimize diyorlardı. Padişah güldü de vallahi dedi. içine sinmez. 6. Çünkü dostlar azarlanır. Padişah tahtına oturmuştu. temel olan. Padişah beğenilecek yerlerde başını sallıyor. fakat bir başkasında bu huyların pek azını bile görse ondan incinir. (Biri dedi ki: Kusurumuz var. sevgiye delil olamaz. Şâir. amma başımı sallıyordum. Çünkü ondan incindiğin zaman. Tanrının yardımına. gelir. ilham mıydı. Hani tozu gitsin diye halıyı döverler ya. Amma bu. padişaha arapça pek güzel bir kaside düzmüştü. Bunların hepsi de "ol der. Ona at verdiler. temelse birdir. sözlerinde. gerçek bakımından hep bir şeydir. vezirler. Bütün bu birbirine aykırı. ah ne haldeyim. Şu halde madem ki kendinde bir dert. İnsana dert vermeyen. inananın aynasıdır. o maksat olmasaydı o şiir söylenmezdi. kin güdüş. sevgisine delildir. Dîvan ehli şaşırdılar. kaçıyorsun ya. Amma azarlayışta da fark var. İnsan. İnsanı dertlendiren. Halının bir ucunu kaldırır. sevgiye. Padişahı memnun gördü. fakat maksat bakımından hepsi de birşeydir." O aybı kendinden gidermeye bak. Padişah Türk'tü. Padişahımızın arapça bir söz bile bilmezdi. padişahın birinin tapısına geldi. "İnanan. Fakat baba çocuğunu. Fil.Bu söz. tiksinir. kendi kelliğinden. anlıyor. akıllılar buna azar demezler. dostluk ve yardıma uğrayış delilidir. çünkü hepsinin hareketi bir yeldendir. tam yerinde nasıl oluyor da başını sallıyor. görünüşte çeşit-çeşittir. çeşit-çeşit halleri belirtir amma maksat. birçok av avlanmıştı. dilemekten ibarettir. katır verdiler. yoksa bu. Hallerinde. Fakat bunları bir başkasında gördün mü ürkersin. Hani şu konağa bir yeldir. Köle bir gün fırsat buldu. "kâfir. kâfirin aynası yok demek değildir. su içsin diye bir su kaynağına götürdüler. Bir padişahın gönlü daralmıştı. maksattır. böyle bir vakitte meydana çıkar. Beyler. Beyler. sende oldu mu incinmezsin. yoksa arapça biliyordu da bunca yıldır bizden mi gizliyordu. eser. kâfirin aynasıdır" demedi. bilmiyor mu? Tam yerinde nasıl baş sallıyordu. İnsan. hasret. onu anlıyordum da başımı sallıyor. Bil ki kendinden ürkmedesin. Dedi ki: Bir fili. inananın aynasıdır" dedi. Ava gitmişlerdi. kendini suda görüyor. ürküyordu. yabancılar azarlanmaz. keramet miydi. hali sordu. Artık anlaşıldı ya. kendinden inciniyorsun demektir. Bir Arap şâiri. Bütün dîvan ehli huzurdaydı.

gönüllerimiz. bir başka renk görsün. hileyle kuşçağızları tuzağa düşürmek. çünkü senin ölmen mümkün. öbür yüceliğe yol bulsun. Doğan. kalma. onlara cevap vererek buyurur ki: Hâşâ. yahut alt yanında olmuşlar. bağışın. Bir kulda bu lûtuf olur. bunu bir bilseydi yeme muhtaç olmazdı da canla-gönülle tuzağı arardı. bu kadar da lütfü vardır onun. satmak için tuzak kurar. O kul. çünkü arada ikilik vardır. âhiret tuzağına düşsün. onlar isterler ki dünya tuzağıyla dünya ehlini avlasınlar da halk. bir diridir ki ölmez". soğuktan ne varsa derilmiş. (Mevlânâ) buyurdu ki: (1) Selim Ağa nüshasında kelimenin altına kırmızı mürekkeple "Şeyh Seref-i Herevî" yazılmıştır (109 a). gönüllerimiz bu sözlerle değil. yakınlık Kafdağı'nın Zümrüdüanka'sı ol. nerde olursa olsun." Keşke o hezeyanlardan boş olsaydı da bu sözlerin bir kısmını kabullenseydiler. o da "ben" diyor. sana tecelli etsin. kendisini niçin tutuyorlar. taşı lâ'l haline getirmenin. bu sözleri çok işittik. onun sağlığını dilemeyi gönlüme veren sensin. Bir adam. Ağır canlı biri geldi de (1) büyük bir kişinin (2) üst tarafına geçti-kuruldu. Yûsuf'u kurt görsün. padişahı güldürebilirsen sana şu kadar dünyalık veririz. hayallerin yeri-yurdu olsun diye Ulu Tanrı. Görünüşte düzendir amma doğruluğun. maksadı başkalarına fayda vermektir." Onlar halkı aldatırlar amma bağışta bulunsunlar diye aldatırlar. Fakat ölü bir kuşu. İki kuşu birbirine bağlasan. bir günü bile. Beyler onu çağırdılar." mealinde "Şeyh Herevî bûd der hâne-i Müstevfî kaydı ilâve edilmiştir. çünkü "o. onların kulaklarını.net Hiçbir suretle gülmüyordu yüzü. Öyle yaptı. Padişah. fakat gene de uçamazlar. Tanrıdan dostunun sağlığını istemedeydi. ölüyü diriltmenin. İçimiz. Sen de "ben" diyorsun. Dünyada mevki. Bir maskarası vardı. sana da ihsanda bulunmayı isterim. boyuna suya bakıyor. vesveselerle.Semazen. "Kalblerimizde kılıf var. İzzet Koyunoğlu nüshasında da gene kırmızı mürekkeple "Müstevfî'nin evinde oldu. padişaha. ne farkı var onlarca? Işık yücelik dilerse kendisi için dilemez. bu çeşit sözlerin kılıfıdır. fakat ne kadar çalıştı-çabaladıysa bir türlü güldüremedi. bari sen yok ol gitsin. padişahın eline kendiliğin-uçar. a âlemin padişahı dedi. senin gördüğünü o da sende görürsün. hattâ bunlardan da üstün bir şeydir bu. Gönülleri kışa dönmüştür. Mümkün olsaydı ikilik kalksın diye senin için ölürdü de hani. Fakat bir padişah. başını kaldırmıyordu bile. (2) Selim Ağa nüshasında gene alta "Çelebi Hüsâmeddîn" yazılmıştır (109 a). buna düzen derler. oraya iki "ben" sığamaz. geç-git şu dünyadan. konardı. başkalarının da ışığından faydalanmasını ister. Ses geldi. gönüllerini mühürlemiştir. Halk. aydınlık vermek. herkese yaşayış bağışlamak. ikilik kalksın-gitsin. görüş lûtfetmek için zaptediyordu. suda ne görüyorsun dedi. Maskara. ona avlanmayı belletmek için tuzak kurarsa buna düzen demezler. fakat bu kabiliyet de yok onlarda. yüceltmek. Güneşte öylesine bir lütuf var ki yarasaya karşı ölür. İşte buna benzer hani. Tanrı kullarından bir kulda bile kendisini bir dost için feda etme gücü vardır. "Bir avuçtur bu avuç ki vermeye alışmıştır. ister aşağıda bulunsun. Yoksa mum. Ya sen onun Önünde öl. Tanrı kabul etmiyordu. Gözleri. Maskara. önü-sonu bütün dünya ömrüne değen ömrünü feda ederse o lûtfu yaratanda böyle bir lûtuf olmaz mı? İmkân mı var buna? Madem ki onun yok olması mümkün değil. kat-kat dolu bu sözlerle. bu istek gitmiyor benden. gönülleri bir başka renge boyansın. duadan vazgeçmemedeydi. ya o senin önünde ölsün de ikilik kalmasın. Sonunda ses geldi: Dilediğinin olmasını istiyorsan başını ver. buzdan. sen yok ol. amma buna imkân yoktur da a yarasa der. Ona karşı iki "ben" olamaz. onlara yemek. Madem ki onun ölmesine imkân yok. gözlerini. Tanrım diyordu.allerle. toplanmıştır gönüllerinde. başka şehirleri. hikmeti saçma-sapan bir söz saysın. onların sözlerinin dış yüzüne bakar da der ki: Biz. sen öl de o. verginin. dost için başıyla oynadı da işi oldu. Hani Mustafâ da Mekke'yi. razı oldum. ikilikle. Şeyh Herevî idi. Böyle bir kul. almaya alışık değildir. acemi doğanı tutup elinde. hattâ lanetle doludur. buna imkân yok. ben onu istemiyorum dendi. her halde de mumdur o. Fakat o ölmez. Padişah ona bakmıyordu ki bir maskaralık yapsın da onu güldürsün. Işığın üst yanında olmuşlar. Sen öl. Mumun da yeri mi? Onlar ölümsüz güneştir." Kâfirler. Ne dış âlemde ölür o. iki kanat dört kanat olmuştur. ne zihinde. kendindeki hünerden haberi bile olmayan değersiz. kulakları bir başka türlü ses duysun. yücelik dilerlerse maksatları şudur: Halkta onların yüceliğini görecek göz yoktur. ölü erliksuyunu insan şekline sokmanın ta kendisidir. Eğer dediler. Çünkü "küfürleri yüzünden Allah lâ-net etmiştir onlara. ister yukarıda. sen onda bir şey görüyorda inciniyorsan o da kör değil ya. O Tanrı kulu ısrar etmede. Allah küfürleri yüzünden lânet etmiştir onlara. onlardan birşey almak için değil. onlara muhtaç olduğundan zaptetmiyordu. ikisi de aynı cinstendir. diri bir kuşa bağlasan diri kuş uçar. çünkü ikilik kalmamıştır. Yârabbi dedi. bu sözlerle dop-doluyuz biz derler de Tanrı. bir kaltaban görüyorum deyince maskara.bileğinde besleyip terbiye etmek. hayır. . yarasalıktan çık. pek yakındı ona. Öl de ululuk ışığımdan faydalan. hay. padişahın yanına gitti. vesveselerin. lûtfum herşeye ulaşmış. bu kul da kör değil ya.

kuşluğundan geçer. Dedim ki: Bu din. Dini nasıl olur da bir yapabilirsiniz siz? Mevlânâ bu hususta birçok faydalı şeyler söyledi de dedi ki: Din orda. yere inmişti. ne önde arar. herkes bir dili söyler. kâğıtta olduğu kadar değildir. ne yücelerdedir. ne sağda. Bir an durur. hoşluğum. oyalandıkları şey de birdir. kap-karanlık bir evde her biri bir yana yüz tutup namaz kılsa gündüz olunca. düşünür de der ki: O zevk. yazın. Fakat burada.net "Allah. Fakat Ulu Tanrının öylesine kulları da vardır ki kıyametten önce de böyledir onlar. bir şeyi düşünür. fare. damarlarında döndü-dolaşti. Ulu Tanrı. hıltlarını gördü. Tatar'a kız verelim de din bir olsun. özünü ululasın. kıbleye yönelip namaz kılan. yahut az. buyurur ki: "Perde açılsa da yakıynim artmaz." Yâni "kalıbı kaldırsalar. her yan derilir. İstenen meydana çıktı mı ne yukarıya uçar insan. kıyamet. perdesiz olarak yüz gösterir. gerçeği görürdururlar. Bu bakımdan dünyada herkes. ne vakit bir olmuş ki? Daima ikiydi. zevkim.Atabek’in oğlu geldi. sinirlerini. dudakları bile ıslanmaz. iyice seyretti. şuna benzer hani: Bir topluluk." Hattâ bunlarla dolu olduğunu söylemenin de yeri mi? Ne onlar. onu da ortak olsa sözleri de bir olur. hepsi de bir olur-gider. kuş. Fakat şeker. bir yerde toplanır-gider. Tanrı yüzünü. Böyle aranır-dururken ansızın rahmet." Hikmet yağmura benzer. birşey duyar. ne onlarla övünenler. Sözün sonu yoktur. rahatım ondadır der. öldürme vardı. Fakat kıyamette olur. kimi olur. galiba iyi aramadım. fareliği bırakır. Dindarların arasında da boyuna savaş vardı. ancak bilinen bir miktarda indiririz. Fare vardır. ne aşağıya iner. bir yere bakar. öbürü bilgiye. buna inanır. ne aşağıyı. Lânet olasıca İblis. fakat-bulamaz. ne de soyları-sopları. olsa-olsa budur mutlaka. ömürleri boyunca gerçeğin kokusunu bile duymamışlardır. "Allah Âdem'in balçığını kırk gün yoğurdu" hükmünce onu düzdü-koştu. çünkü herkes bir olur. tekrar arayayım. yüzlerini kıbleden başka bir yana çevirmiş. Birisi kadın sevgisine düşer. yahut dükkânı olsa. Esenlik size dedi de kalktı (Mevlânâ). herkes bir başka havada. gönüllerine ve kulaklarını mühür vurmuştur ve gözlerinde de örtü var onların. kıyamet belirse. ilâçların madenleri sonsuzdur. kanla dolu olan damarlarını. sözünden anlaşılıyor. Biri kazanca düşer. inançı da üstün. Kıyamet gününde de herkesin görüşü bir olur. onlarca ap-açık meydandadır. Bir testi var. o yana namaz kılmış olanların hepsi de namazlarını kaza ederler. bir İblis yaratılacak diye yazılıydı. Bâzı kimselereyse boş gösterir. baharın biraz daha çok. ondan başkasından yüz çeviren kullar var ya. o değilmiş. Ali. burada birliğe imkân vermez. Bir gün Atabek dedi ki: Rum kâfirleri. Eyvahlar olsun. İnsan dilediği. fakat onu.Semazen. kopmuş-gitmiştir zâten. Gene arar. bir sözü duyar. Çünkü burada herkesin bir dileği var. kâğıda nerden sığacak? . Şu halde şu gece çağında ona yüz tutan. Ondan sonra anlarbilir ki yol. şaşarım doğrusu İblis bu değilse. Çünkü istenen şey. Bu. birşey söyler. ne ardda. fakat isteyen ne kadar isterse o kadar iner. şu Müslümanlık ortadan kalksın dediler. Kimi olur. ne diye kaza etsin? Zâten hepsi de onun döndüğü tarafa dönecekler. gene yakıynim ziyadeleşmez. Testiden su içemeyen ne diye şükretsin? Bu testiyi dolu gören kişi şükreder. dertleri de. Birisi bir şey kaybetse sağı-solu arar. Hani on kişinin bir bağı. üçtü. onları bu suyla suvarır. Madeninde sonsuzdur. aşağıya çeker. fakat geceleyin yüzünü kıbleye tutan. Tanrının bir rahmetidir. kafesi yüceye ağdırır. Âdem'in kalıbına rastladı. İstenen bir kimsedir. Şekerciler şekeri. önde-ardda aranır. bir başka işle uğraşır. şu yeni din. aradığı şeye yönelir. gerçeğe ait bir tek söz bile işitmemişlerdir. fakat ne kadar gerekse o kadar yağar. fakat bulamayınca geri döner. aranası birşey. miktarınca. dermanım. kuş vardır. dünyada buna imkân yoktur. "Hiçbir şey yoktur ki hazineleri katımızda olmasın. bunca zaman yeryüzünde kala-kaldı. Ulu Tanrı onu bâzı kimselere suyla dolu gösterir." Bu. ne aşağılarda. yâni kıyamet kopunca âhirette bir olur. BÖLÜM . İnsanda birçok şeyler vardır. öbürü mal sevdasına. bu. Fakat onu buldu mu ne yukarıyı arar. Herkes. kuş. Ancak oraya giderlerse fare. Dedi ki: Arş ayağında görmüştüm. 7. Kışın. bu. ne solda arar. Şekerin madenleri. o rahmet. O kalıba girdi. eczacılar ilâcı kâğıda korlar. baharın. Amma geldiği yerde sonsuzdur o. güzün. (Mevlânâ) buyurdu ki: Baban boyuna Tanrıyla meşgul. İnsanda yüz binlerce birbirine aykırı canavarlar vardır. Bu yüzden kıyamet gününde de herkesin işi Tanrıya düşer de herkes bir olurgider. kanakana içerler.

burda da imanın namazdan bir üstünlüğü var. fakat adamına göre sunulur. Burada da gümüş para. dinleyenin zevkine. o kadarından pek çok şey anlamıştı. Her dinin namazı bir başka çeşittir. Çünkü bu iş uzun sürecek. fakat onu. zevk-neş'e de. bilgiler. Tanrıyı bir. Geldik sözümüze: Evet. Ona göre hepsi de olgunluktur. etraflıca anlatmıştık. "Dinleyen. İçlerinden biri. bilense bakınca onda ne inciler-mücevherler var. Hepsi de sınırsızdır. hayırlarda bulunmak iyidir. maiyetinde adamlar da bulunur. Önce bayrağı dikerler. bir hikâye dinliyordu. Ferhat'ı. Tanrıya göreyse hepsi de bir. bir satırdan defterleri. imansız namazsa fayda vermez. Tanrı rahmet etsin. mal-mülk de ihsan eder. (Mevlânâ) dedi ki: Nerdeydin Özlemiştik. kâfir olmak. Birisi geldi. Ağaç. aktarın yanına geldin mi. şekeri çoktur amma kaç parayla geldin. "Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri katımızda olmasın. kâfir olmak. Namazın şekilleri. halden hale giriyordu. kötüdür. tutmuş da deve katarları getirmişse. Kur'ân Muhammed'e neden âyet-âyet iniyor da sûre-sûre inmiyor demişlerdi. fazlasına dayanamaz. şuna benzer: Bir topluluk oturmuş. iki yüzlülerin namazı gibi. fakat halka göre elbise vermekle darağacına çekmek. beş vakitte farzdır. davul da vardır. kurur. daha başka farklar da var. imansa sürüp giden bir farz. Namaz. olayın içinde bulunmuştu o. "Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri katımızda olmasın. doğru söylerler. ne kadarsa o kadar tartarlar. ancak bilinen miktarda indiririz. kalmazdım ki. Çünkü insan. fakat herkese. korku. Evet. kalksın aradan. onun saltanatının yüceliğindendir ya.. fakat inanç nedir. kızarıyordu. Namazsız imanın faydası vardır. Böylece bir insan vardır. fakat hiçbir dinin imanı değişmez. bu rastgeliş dönsün-gitsin. bayrak da. Bir işaretten olayın hepsini anlıyordu.BÖLÜM . Hepsi vardır. Fakat adam. Görmez misin Mecnun'u. ikinci cevap da şu: İman namazdan üstündür.. Hani şu dervişler söylerler. anlayış. ancak şu bedeni görür. öfke. Hamura. o bayrağın altına gönderirler. onu bilmez ya. Çünkü namaz. Mustafâ buyurdu ki: Bu ahmaklar ne söylüyorlar? Bana tam olarak birden inseydi yanar-giderdim. madenlerde hep böyledir. nasıl olur da bir olur? 8. zindan. sonsuzdur. namaz kılmak. birşeyden birçok şeyleri..darağacı. duydukları kadar anlıyordu. bilmez. dayanacağı kadar göndeririz. fakat yakından bakan. çabuk savulmayacak. Uzaktan bakan. eşsiz-ortaksız bilmek. azdan çoğu anlar. Bu. (Mevlânâ) bizde dedi. Fakat bilen. dayanamayacakları kadar istek sunuldu. Evet. olgundur. söz de suya benzer.. yahut iki kile verirler. ona bakar. Herşey Tanrıya göre iyidir. öldürüş de saltanatının yüceliğindendir.. hamur yoğuranın önündeki hamura benzer. deli-divâne olur. çünkü o hallerin hepsini bilmiyorlardı ki. Tanrılık dâvasına girişti. esenlik versin ona. vallahi herşey Tanrıdandır amma Tanrıya göre iyidir. darağacı da var. çünkü uygun olanı da budur. doğrulukta bulunmak. kileci gerek derler. hikmet âleminde böyle değildir. yumuşaklık. kızış. (Mevlânâ). başka şeyleri değişebilir. Çünkü bilip anlayan. Nasıl ki bir padişahın mülkünde. Ayrılık getiren rastlayış gerekmez. elbise de verir. Hani elbise vermek. ona denizler bile yetmez. her yandan. özleyişine göre meydana çıkar. bize göre değil. geciktirilmesi caizdir. haznemizde sonsuz defineleri bulunmasın. kilecileri getirirler. herşey iyidir derler ya. tıpkı onun gibi işte. birçok çuvallarla gelmişse kilecilerin gelmelerini buyururlar. geri atılamaz. namaz kılmak.Semazen. zindan da var. onlardan başka âşıkları? Bir kadının aşkı yüzünden dağlara-ovalara düştüler.susuzluktan sararır-solar. onu bilmez. Başkaları. o kadar şeker verir. Görmez misin Firavun'u? Ona fazla mal-mülk sunuldu. dua ediyorduk. İnanç ve himmet miktarınca artar-durur söz. Sararıyordu. bir kile. ne anlamlar var. düğün-dernek de olur. bir insan da vardır. Hepsi de Tanrıya göre iyidir. Tanrıya eş-ortak tanımak. bu adam inanmıştır. inançtır. bir özürle kılınmayabilir. lûtfediş. Bu. Bitkiler de böyledir. hem de padişaha göre hepsi iyidir. ne kadar su . altınlarda. kıblesi. Yâni gaflette olan. Çocuk da ekmeğe inanmıştır amma inandığı nedir. yalnız anlam. umut gibi sayısını ancak Tanrının bildiği sonsuz huylardan meydana gelmiş orduları. namaz kılmamak. Müslüman olmak. fakat bize göre zina etmek. bayrağın altındaki topluluğu da görür. namazın canı namazdan üstündür diye bu soruya cevap vermiştik. bir kere dedi. İnsanın varlığı bir bayrağa benzer. Çünkü onlara. Zina etmek. himmettir. Mallarda-mülklerde. sonra akıl. birkaç katre yeter ona. fakat susuzluk nedir. anlayıverir. neden geciktin? O zat. anlatılanı tam olarak biliyordu. namazdan daha üstün nedir diye sordu.net Hani kınamışlardı da Tanrı esenlik versin ona. Tanrıya eş-ortak tanımak.Çaçaoğlu. çünkü iman hiç bir özürle bırakılamaz. fakat bize göre değil. fazlası ziyan verir. Şeker almaya geldin mi çuvalına bakarlar. yalnız bayrağı görür." İyiden-kötüden hiçbir şey yoktur ki katımızda. böyle rastladı dedi.

sizi de. sonunda da ona karışmaz. dostları şeytandır onların. Hikâye: Bir adam vardı. boyum-posum da. bir dükkânın satışına tanıklıkta bulunurlar. Küçük su. o beni yerden kaldırdı amma ben. Bütün bununla beraber padişahın divanında vezirin yüzüne karşı sert sözler söylerdi. onlara karıştı mı. insana önceki hali hatırlatırlar. bu yüzden dertlenir. anlamı ayrı. insanın mayasına katmış. fakat su toprakla. canı onun yüzünden sararıp solan kişi. o eğreti renkten halâs olsunlar diye peygamberleri. varlığından kurtulmamışsın ki aydınlığın yüz bin kat artsın. pek arıktı. büyüdüm de sonunda böyle aşağılık bir hale geldim. bilemez de bilemez. başka şey mi. bir gösterişçi tarafından terbiye edilen ondan bilgi belleyen. topraktan kaldırdım. karışır-gider. kendisinde görünüşünden midir. onun mayasındandır. bu. gizli şeyleri görsün-göstersin diye bütün bilgileri. Fakat büyük suyu tanımayan. Tanrı eri tarafından terbiye edilen mürîdin canı kanatlanır. senliğindesin. onu unutur-gider. ne yapayım ben. tiksiniyor ondan ya. erenleri. ona kavuşur. onunla öylesine karılmış-birleşmiştir ki ulu sudan. bir başka renge girmiş küçük sular. hani tıpkı toprak yiyen gibi. Şimdi. onun temelinde. aslında vardır bu. Sen. yâni başka bir dinleyen arıyor senden başka. o hüner . kendinden. küçük suyun cinsindendir. bilişenler uyuşurlar. a devletin büyük adamları . a devletin direkleri dedi. Hani arı-duru su. Gene bunun için (Tanrı) buyurmuştur: "And olsun ki. Tanrı bizi de faydalandırsın. yahut başka renklerle bulandı mı o hâssa. akar. ondan ayrılır. çünkü onun ışığı sensin. yoksa tabiatıma karışmış bir hastalıktan mı der. bizim soframızda adama döndü de yüzümüze karşı bu çeşit sözler söyleyecek bir dereceye geldi diye bağırdı. pek aşağılıktı. mayasına yeni birşey eklemezler insanın." . bunalmış. her hadîs. Onun ve atalarının nimetiyle. "Renk. bilir ki bulanıklıklar da eğretiymiş. ondandır. Küçük su. kendi cinsinden başka bir cinsten sanan bulanık su. İşte Ulu Tanrı. bulanmış. doğru söylüyor. başka birinin ekmeğiyle nimetiyle beslenseydim belki yüzüm de." Canı. ey divan ehli. böylesine rezil-rüsvây oldum işte. denizden ürküp kaçması. yaratılıştan verilmiştir ona. onmayasıca herifi ben tuttum. boyuna "keşke toprak olsaydım" deyip durmadayım. dibinde taş mı var. o mayayı öyle yoğurmuş. değerim de bundan iyi olur. renklerle." Onun gibi işte. gözlere o kadar küçük görünürdü. duyguları noksan kalır. onları ışıktan karanlıklara çıkarır. bundan önce de bununla rızıklanmıştık biz" der. her âyet. yüzünde de ne yüzüyorsa hepsini gösterir ya. Tanrı'ya şükrederlerdi. savaşmayı ondan öğrenen. sizden bir peygamber geldi. Hani iki tanık. arık. kendisini arı-duru görünce hatırına gelir. Hani (Peygamber) buyurmuştur ya: "Canlardan. bunu bile bilemez. Gene o iki tanık. Hangi olayda bulunurlarsa o olaya göre tanıklık ederler. Bu eğreti şeylere uğramadan önceki halini hatırlar da "bu birşey ki. işkillerden kurtulamaz. onunum diyen her bulanık su. bir başkasına bakıyorsa ne yapayım ben? Kendinden şikâyetlen. önce böyle arı-duruydum gerçekten de der. bulanıklıklarından kurtulsunlar. Fakat bir müzevvir.net gerekse o kadar su döker. bir evin vakıf olduğuna tanık olurlar. Onu görmeden. fakat hazmederdi. "Onlar ki inanmazlar. ne varsa. onu kendisinden başka gören. bir nikâha da tanık olurlar. bir başkası beni topraktan kaldırsaydı belki böyle maskara olmazdım. size. onu inkâr ediyor. Bil ki tanık olarak söze gelen her beyit. sonradan birşey yapılarak suya verilen eğreti bir hal değildir. hoşlaşmayanlar aykırılığa düşer. kendinden midir. çirkinliklerinden arılıklarından şikâyet eden aşağılık kişiler bile onu gördüler mi. bir serçe kuşuna benzerdi. Gözüm başkasına bakıyor. yoksa o kötü eş-dostun kendine vuruşundan. besledim-geliştirdim. huyumdan mıdır. onun sekli suya vurur da ondan. bulanıklıklara sığınır. Vezir. çeşitli olayları görmüş iki tanığa benzer. uzak düşer. denizden uzak mı. bu da suyun kendinden değildir. kan rengi amma koku. tıpkı onun gibi aşağılık. bir kötü eş-dostun yüzündendir. Aynı iki tanık. bilmeyenler. O kötü eş-dost.Semazen." Yâni ulu su. nîmetiyle. terbiyeyi. o da toprağa meylim. misk kokusu. büyük lâflar ederdi. Şiir: Gözüm. gamlı bir hale gelir. gözümün ışığı sensin. ben ondanım. bizim atalarımızın ekmeğiyle. bu olmayasıca. Şimdi büyük suyu bilip tanıyan. çakıl mı. anlayamaz. Bizim. Şu halde peygamberlerle erenler. arı-duru ulu sular gibi gönderdi. ulu suyu kendinden görmüyor. nerde tanıklık ederlerse oraya uygun tanıklıkta bulunurlar. Sonunda bir gün vezir kızdı. renkler de eğreti. Tanığın görünüşü bu. bundan üstün olurdu. Adam sıçrayıp kalktı da a divan ehli. artık ekmeğiyle beslendim.

Müslümanlar. Tanrının ululuk ışığının çevresinde rahatı-kararı kalmaz. o belâ neden gerekmiş. Pervane de kendisini mumun ışığına vursa da o ışık pervaneyi yakmasa ona da mum demezler. anlarlar. onunla konuşmaya. . Örnek başkadır. onunla ısınıyoruz. altın. örnek getirmektir. gerçekte o bir tek şeymiş. soğuk. Pervane. fakat mumun ışığına dayansa. gönüllerindeki bütün soruların. gizlerler. bir iş için yaratmıştır. ona Öğüt vermeye gücümüz yetmez. maksadımız budur. bağlar-bahçeler meyve veriyor. bahçelere. yok eder-gider. iyiyi kötüden ayırdediyoruz. Ulu Tanrı dağa. yeşilliklerle dolduruyor. ağaçlar. İşte o vakit bütün güçlükler çözülür. Bu dünyadan geçtilerde o padişahı örtüsüz gördüler mi bilirler-anlarlar ki onların hepsi de perdeymiş. tatlılaşıyor. ne deve. Emîr. Bir cevapla bütün sorular. dostlara. Ağaç. bir uğurdan bilinir. iyi kişiler. Emîr. yerlere.Pervâne dedi ki: Mevlânâ Bahâeddin. ayrı-ayrı cevaplandırmayı da gerektirmez. onu ister. Mevlânâ Bahâedin'e cevap verdim de dedim ki dedi: Ben. ham meyveler. hani onun ışığıyla yol yürüyoruz. çalışır-çabalar. onun için şu daha iyi: Dostlarla oyalanmaya. Anlaşılmaz. bir tandır başına çöker. örtüyle-perdeyle görününce dağı. kürkünü giyer. çünkü bizim türlü-türlü hallerimiz vardır.süslenmiş-bezenmiş bir hale sokuyor. Tanrının yüzü. kışın da aynı güneş yok mu diye sordu (Mevlânâ) dedi ki: Bizim koyundan bahsedişimiz. İnsan ona derler ki çalışıp çırpınır. bu anda Hudâvendgâr'ı örtüsüz göremez. onları faydalandır maya. helak olur-gider. kullarının arasına katılayım diye geliyorum. BÖLÜM . bir halimiz olur. kararsız bir hale düşer. BOLÜM . halkla ilgileniriz. Yoksa orda ne koyun vardır. fakat Tanrıyı anlar-bilirse o bilinen-anlaşılan da Tanrı değildir. gerçek olarak göremez. Hudâvendgâr'ı görmeyi dilemekteyim deyip duruyor. dağa göründü mü onu param-parça etti.Tanrı da odur ki insanı yakar-yandırır. anlayamaz amma çabasından da ne vakit kurtulur akıl? Çabasını bırakırsa akıl değildir o. birşeycik kalmaz. müşkülleri hallolur-gider. Bir yaratık olsa da pervaneye benzese. Akıl. kıvranır-durur. söz söyleriz de. elbisesine bürünür. ekşi. diledikleri. onun tesiriyle oluyor. kardeşe. yakut madenleri. onunla şeref bulayım.. Hudâvendgâr'ın yüzündeki örtüdür.net 9. Bu şeylerin hepsi de örtüdür. müşkül çözülür-gider. bir zarar vermesin diye varlarını-yok-larını içlerine çeker. bağlara. sevgiliyse mum gibidir. daha başka bütün bitkiler de soğuktan meyvesiz. Halkın babaya. ot. tez yol vermem. cevabını işitirler. kendisini atsın-gitsin. Mevlânâ buyurdu ki: Hudâvendgâr'ı şu anda. Akıl. ibadetlere. onun ısısıyla oluyor. Bir hale düşer. onu çabasıyla anlayamaz. daha yakına gelse hiç bir fayda vermez. Ulu Tanrı bu örtüleri. ben öyle bir haldeyken gelir ki gönlünü alamayız. yapraksız kalırlar.Çünkü onun Hudâvendgâr'ı görsem diye görmeyi arzuladığı şey. sizi görmeyi arzuluyor. Bahar görünüp de cevaplarını verince. sığınır ya. örtüsüz görünseydi biz ona dayanamazdık. insan değildir. anlamaya imkân yoktur amma akıl. ağaçlarla. beslediği sevgi onları benimseyip esirgeyiş de buna benzer. Mevlânâ. Hepsi de baş çıkarırlar.O dedik. gümüş. sayvanlara bilgilere. şaşırır-kalırız. acı meyveler. pervaneye benzer. yakar. gücümüz olursa biz gideriz. bunun için Emir benim ziyaretime gelmesin. olgunlaşıyor. olur ya. ona ulaşmak için çalışıp çabalamayan kişi. anaya. örtüler yüzünden yardım görmedeyiz. 10. bir hale uğrar. bütün halk yanar-gider. söz söyleyemeyiz. fakat hiçbir akıl. zerre-zerre parçalayıp gidiyor. güllerle. benim de kapıma gelince onları bekletirim. onu anlayamaz. onu alt-üst ediyor.Semazen. bitkiye ait çeşitli soruları bir uğurdan cevaplandırılmış olur. yüze tutulan örtüymüş. herşey açığa çıkar. Şu güneşi görüyorsun ya. Emekliye-sürüne soğuktan bir bucağa girer. Hudâvendgâr yüz göstermeden önce. hattâ bütün dünya. bilirler." Birisi. o tek sevgiliyi anlamak için düşüncelere dalar. elemlere düşse bile muma dayanamasın. Mevlânâ benimle meşgul olsun. kendisini ona atıp yakmasa o yaratık. bir halimiz de olur ki dalar-gideriz. yiyeceklere. fakat pervane de ona derler ki o yanıştan zarar görse. içeceklere. denk-eşit oluş başka. ona derler ki gece-gündüz. görüyoruz. onların ölümü-dirime. Şimdicek oluveren olayların biri şu: Mevlânâ diyelim kî meşguldü. uzun bir zaman beni bekletti. yüzünü göstermedi. "Rabbi. türlü sebeplerle bunca faydalar veren şu güneş. Hepsi de Tanrıyı özler. faydalanamazdık da. Bu bekletiş. bir halimiz olur. Hani kışın. yalnızlığa çekiliriz. Tanrının cevabı her müşkülü teker-teker. yorulup zahmet çekmesin. faydalanmadayız. göklere. dostları ziyaret ederiz buyurmuştu diye özür getirdi. pervane değildir. lâ'l. hâsılı bu çeşit şeylere duyduğu istek. Şu halde Tanrıya dayanan. benimle konuşsun diye gelmiyorum ki. herkes. fakat örtüsüz-perdesiz göründü mü. kendini muma vurur.

onları doya-doya seyredeyim. bulutların. onu tanırız demeleri de bunun gibidir. sağlık ne biçim şeydir? Filozof. onun neş'esinden. birbirlerini iyiden-iyiye görürlerse o dünyada toplandıkları vakit bildiklik. senden sağlığın kendisini soruyorum. başkalarına bu çeşit davranmamam için beni terbiye etti. Nitekim . Arılayayım da elde edeyim dedi. ne bilir vaktinde yağmur yağdırmayı.. onun için geciktiriyor. Şimdi. bağdaşırlar. şunu bilmiyorum ki dedi. sevgili dersin ona. nasıl o âlemden yardım görürler. ne istiyorsun. Sevileneyse vaatlerde bulunur. Mevlânâ. önceki yolunu-yordamını bırakırsan sana ilâç veririm. sağlığı ulaştırırım sana dedi. gerçekte. nasıl şey bu sağlık. Söyledikleri her söz. bu kadar zor olduğunu bilmem içindir. bu yüzden de bu çeşit söz söylemeyi bilmez-anlamazdı. Görünüşü de değişmemiştir. biliyor ki evvelki varlığı yoktur.. dostunu tez kaybeder. Tanrının tasarrufudur. özlerini iyiden-iyiye görüp bilmeleri gerek. Bütün bunlar da mekânsızlık âlemindedir. bilgisinden. dayan da ekmek pişsin der. Tanrıydı.. ben dedi. bir adamı sever. âşıklar. bilmek de budur.o anlatış. Buyur derler. Hani anlatırlar ya. her adamda eğreti olan iyi ve kötü huyları bir yana bırakıp özlerine dikkat etmeleri. Fakat o. onun huyunu-husunu anlatayım size der. sağlık nedir? Filozof. "Allah dedi ki" derdi. Şaşarım insanlara. (bu sırada gelip) buyurdu ki: Hayır. Müslüman olur. fakat senin ah etmen. Fakat o evvelce kendini görürdü. onun özü de bir başka öze dönecek. zâten görmek. sevilir. bu anlamı inkâr ederdi. a kulum buyurur. o âlemin tesiri altında kalırlar derler. Onu iyi tanımazsan. tanışıklık. Çok defa gönlüm ister ki dostları göreyim. lütfûn da kendisidir. hepsi de doğru-düzen. ihsanından. Bir adam. Peygamber esridi. al-al olur. özüne dalmak. hiçbir işe yaramaz. Şu cansız bulut. nasıl bir özü var. böyle sözlerden haberi bile yoktu. duâya koyulup feryâda başladın mı isteğini tez yerine getirirdim. iyileştiririm. şekli bulunmayan. bir başka türlü toplanış belirecek. ondan yardım görür. Görmez misin ki bu dünyada birisiyle dost olursun. Hastalığı uzadıkça uzadı. şu yeryüzünü görüyorsun. O anlatış. onu kaybedersin. önceden Yûsuf gördüğünü şimdi kurt şeklinde görürsün. Şimdiyse ondan böyle sözler doğuyor. halkın. ne çeşit bir mayası var. şu sağlığın şekli ne biçim. Fakat bir kötü iş yüzünden silinir-gider. dedi. düşünüşünden. feryât etmen. betim-benzim ap-ak. esenlikler versin Mustafâ'dan. Buyurdu ki: İşte buracıkta gökyüzü. açılır-neş'elenirim. neliksiz-niteliksiz. öbürü de hiç hoşa gitmez biri bulunsa ev sahibi. Şu şekil yüzünden o tüm anlamdan faydalan. özüne iyiden-iyiye dalmazsan nasıl tanıyabilirsin onu? Hâsılı insanların birbirlerini iyiden iyiye görüp tanımaları. sağlığın şekli yoktur deyince eren. Bir gün hastalandı. elbette bunları birisi yapıyor. Mevlânâ. Burada iyi öze sahip dostlar. zamanın değişmesini görüyorsun. durup dinlenmeden o hoşuma gitmeyen herife bir ekmek parçası ver de çekilip gitsin der. şu dünya vasıtasiyle ondan yardım elde et. işlediği işleri bir yana bırakmak. güç-kuvvet bulurlar. iki kara öküzü vardı. hoşuma gidiyor. Meselâ bir adamın kapısına iki yoksul gelse. iki kara öküzü vardı diyenin hikâyesidir âdeta. Der ki: Benim seyisimdi. Halbuki kendileri de gece-gündüz o âleme girerler. birbirlerine bir hoşça sarılırlar. elden çıktı.net bunun bu kadar güç. O er. Hani bir hikâye söylemişlerdir: Birisi. onu anlamak. gamından elde eder. şu anlamlar neliksiz-niteliksiz amma görünen şekiller vasıtasiyle insan. yeri-yurdu olmayan. söyle bakalım. fakat tutar. Tanrı hikmetini elde etmiş bir er. neliksiz-niteliksiz âlemine nasıl âşık olurlar. vaktinde yağmur yağdırdığını.Semazen. filozofun halini-hatırını sormaya gitti. filân dostu gördük. yeryüzü. Şimdi insanın iyi-kötü. bire nasıl on veriyor. neyse gene odur o. kurtluğa. Eren. âşıklar mekânsızlık âlemine nasıl âşık olurlar. gözünde bir Yûsuf kesilmiştir o. feryâdın hoşuma gidiyor. Dönüp duran gökyüzünün tesirlerini. istenir biri olsa. o neliksiz-niteliksizdir. Bu yardımı onun lûtfundan. dönüverir. Bir filozof vardı. sizi bekletmem.. pekişmiş olacağından birbirlerini gene tanırlar. kendinden geçti de söz söylemeye başladı mı. arada yoktu. o anlamlardan faydalanabilir mi diye sordular. onlar da beni doya-doya görsünler. çünkü insan. ben filân adamı iyi tanırım. şişmanlar-gelişirim. soluktan soluğa bu anlamlardan yardıma ulaşır. Halbuki görünüşte onun dili söylüyordu. erenler. Tanrı rahmet etsin. Filozof. gerçekte söyleyen. duânı tez kabul etmiyorum. filozofa. yazı-kışı. bilmek gerektir. daha ekmek pişmedi. bunların tesiri altında kalır da buna şaşmaz. tazeleşirgiderim. hepsi de bir hikmete dayanmada. sağlık gelince güçkuvvet elde ederim. sağlamlaştırır. sağlık istiyorum dedi. onu gör. neliği-niteliği de olmayan âleme. bilmiyorum dedi. Eren. anışından. Yûsuf luk. bitkiyi nasıl kabulleniyor. madem ki dedi şekli yok. onu anlatış değildir. tez. insanın asıl vasıfları değildir. kölesine. fakat şu bir tek eğreti hareket yüzünden onu yitirdin-gitti. anlamından yardım elde ediyorsun ya. birisi. o âlemden nasıl yardım görürler diye şaşırır-kalır. bu. hani insanın da kalıbını görüyor. Halbuki yarın. bilirler de dünya yurdunda da beraberdik biz derler. Çünkü insanların birbirlerine naklettikleri şu vasıflar. fazla feryât etmeni istiyorum.. onu nasıl isteyebiliyorsun? Söyle bakalım. Ulu Tanrı. O. erenler. dünya vasıtasiyle de dünyanın anlamından yardıma er. Filozof. çünkü sesin.

her dilden akıtır-gider. hem pek azdır. aklında bir düşünce başgösterir. kebap olmuş başı içim çekti. konuştur. Senin yüzünden karakulağın yavrucakları huzursuz bir hale geldi. söylemekten çekinir. daha üstündür bunlardan. bir isteğini elde etmek için çileye girmişti. Kendisine gelince yapa-yalnız olduğunu gördü. Şeyh. istemeden bir söz çıkar. o sözden. Tanrı esenlik versin. İsa'ya. Çünkü bu gelişinden maksadı. Sonradan meydana gelen. ondaki hallerin sana vuruşudur der. bu lütuf sana mahsus oldu. Buyurdu ki: Emîr geldi. görür-anlarsın ki bir hayaldir o. yüzlerce milyon göğe. o kara şeye de anası bu çeşit bir tenbihte bulunduysa ne yaparım ben? Ona da annesi. Böylesine bir sürüp çıkaranın lûtfuna-ihsanına. maksadı da yerine geldi. Bu çeşit ulu padişahlar. gelmiş-geçmiş peygamberlerden. Bir yankesici olsa. anlaşılmaması için mahsustan söz söylemez. . tutturdu. dev gibi koca bir karartı görünüyor. Hatırıma kebap olmuş baş geldi. Kendisine bakan padişahı orda görmedi amma maksadına da erişti. İsâ. fakat böylesine bir sevgilisi yok ki onu evden sürsün. Öyle yaptı. safım. konuşma da anlamasınlar seni dediyse nasıl anlarım-tanırım onu ben? Annesi. kendini ona ver. Camide dediler. Ona. bir başka yerden geliyor. Geliyorlarsa inandıkları. bir yer-yurt var da Meryemoğlu'nun ne sığınağı var. hepsinden de münezzehim. onun. evine geleceğiz dediler. Tanrının sözü. Kür-sî'den. sesten dışarıdır. Şeyh Serrezî. peki anne der. ne yeri-yurdu. Dedi ki: Bizim yanımız kalmamış ki. bizi bekledi. bir ovada geziyordu.Hâsılı şu iki halde de maksadı neyse . Sizin yanınıza geliyorlar mı o büyükler dedik. bunu da şöyle anlarsın: Bakışı sana düştü mü. bir başkasındandır o. maksadı kendini ağırlamaksa. anlarsın ki sana bakmıştır. onlara ihsanlarda bulunurlar." Tanrı. Safların arasından geçerken ansızın onda bir hal belirdi.Semazen. şu halde anlaşıldı ki o söylemiyor. ovada annesine. yere. sana bakar. ne korkun var. karakulağın yavrularının evi var da Meryemoğlu'nun evi yok. hangisidir dedi. Bunca kişinin arasında nasıl tanıyayım. Kürsî'ye değer. mürîtlerinin arasında oturmuştu. evveline evvel olmayandan nasıl haber verir. böyle bir yüce istek. dünkü varlıktı. pek büyük dileklere kavuştururlar. o düşünceden. bir nâra attı. hattâ daha da artıktır bu lütuf. yahut da hatırına bir söz gelir. hatırının kalmaması gerektir. harften. ibrik elinden düştü. bildim ki bunu isteyen filândır. bekleyiş zahmetini fazla çektiğinden fazla sevaba girdi. kendinden geçti. filâna kebap olmuş baş getirin diye emir verdi. kendinden geçersin. o seni tanır. kendinden bu kadar bin yıl önceki insanlardan. Mürîdin birinde kebap olmuş baş iştahı belirdi. Eren. "Kendi dileğinden söz söylemez. fakat dileyenleri. Tanrı da onları kıskandığından halka yüz göstermezler. kapkara gecede bana. o heykellerin ağızlarından su akar. ancak kendisine vahyedilen sözdür. Tanrı söylüyor. Dedi ki: Dünyada bize ev nerde. hem pek nazlı olurlar. çıkarsın. Mustafâ. Bir aziz. yağmur dininciye dek orda kalmak üzere inin bir bucağına sığındı. sesten. Dediler ki: Git. ya bizi ağırlamaktı. onun kebap olmuş baş istediğini ne bildin? Şeyh dedi ki: Otuz yıldır ki bende istek kalmamıştır. onu gördün mü yürekli bir halde saldır üstüne. bunları söylemiyordu. varlıktan-yokluktan bahsediyordu. karakulağın yavrusuna bile bir sığınak. Nice zamandır ki ne yanımız var. dayan. Herkes gitti. sonradan meydana gelen bu dünkü varlığı. ne vakit evimiz olabilir ki? Anlatmışlardır hani. artık onun seni sürüp çıkarması. Arş'tan. her sesten. bir bucakta kala-kaldı. yahut bir kuş yaparlar. bir şekil görünürse aynadan değildir. çileyle elde edilemezçileden çık da ulu bir erin bakışı sana düşsün. Konuşmaya başladı mı. birisi de ona.net Tanrı esenlikler versin. böyle bir ağır elbiseye lâyık oldun. o ulu eri nerde bulayım dedi. Derken bir sağnaktır. sevaba girmekse fazla beklediğinden. çıkmasa bile senin ağzından. Senin. mescitteki topluluğa su sunmaya başladı. İsâ. Olur ya. Bir adamı tanımak istersen söze getir. onun halini anlarsın. Aynada hiçbir şekil yoktur. böylece de bizi fazla ağırlamış oldu. eline içi suyla dolu bir ibrik aldı. ya kendini ağırlamak. aklına gelen söz. ne önümüz. taştan yapılma kuşun ağzından gelmiyor. pek korkuyorum der. adamı sözünden tanırlar dese. dilediği her harften. Çocuk. düşüncelerinde yarattıkları varlığa geliyorlar. biz de tezcek görünmedik ya. onu anlar-tanırsın. harften münezzehtir. Tanrının öyle erleri vardır ki pek yüce olduklarından. onun. kendimi bütün isteklerden arıttım. kervansaraylarda havuz başlarına taştan bin insan. ayna gibi tertemizim. halbuki varlığı. Yok. havuza dökülür. isteğini elde et diye bir ses geldi. içinde beliren o düşünce. Bizi ağırlamaya geldiyse fazla oturdu. ne evi-barkı. Mevlânâ buyurdu ki: Karakulak yavrusunun evi var. belki ağzından bir söz çıkar. söylediği. onun karşısında sus. seni evden sürüp çıkaran böylesine bir sevgilin varken evin yokmuş. Çünkü onun tepkisi altında kaldın ya. Fakat sözünü de. ibrik elinden düşer. Dediler ki: A şeyh. Hani yollarda. bir karakulağın inine girdi. Arş'a. ahrete. Hani bir hikâye vardır: Bir çocuk. Annesi korkma der. tâ dünyanın sonunadek olacak şeylerden. Bütün akıllılar bilirler ki o su.

Ceylân ondan kaçıyordu. binilecek hayvanlar. kaplan şekli. İşte buracıkta bir kişi. Zevk-neş'e de Tanrıdandır.. yaptığını da görür. hepsini bir yerde toplanmış görüyor. gerçekte bu âlemden değil. Tanrı sevgisi değildi. eminlik de Tanrıdan. hepsi onunla beraber dalar-gider. Bu yüzden gönlünün hoş olması. battım. ona açar. o anda artık. başka bir zevk istemiyor. onun çabası da bitsin. fakat bu sevgi. yoksa söze ne hacet vardı? Gönül tanıklık ettikten sonra dilin tanıklığına ne hacet? Emîr Nâip dedi ki: Evet. Ulu Tanrı. yenecekiçilecek şeyler. Hani sinek gibi. 11. suyun işi olsun. suyun hareketinden ibarettir. gönül tanıklık veriyor amma gönlün aldığı ayrı bir tat var. bu âlemden değildir. bir laftır. gözü. adın ağzımda. Tanrıyı da görür. . duyguları hep onda gark olup gidiyor. Şimdi onun korkusu. Tanrı rızâsıyçin Tanrıya kulluk eder. Fakat "Ben Tanrıyım" diyen. ayrı bir tat istemiyor. arada kalmasın. o suya batmamıştır. Gene böyle bağlar-bahçeler. gördüğüm arslan şekli. Leylâ'nın sevgisi. dile ihtiyaç kalmaz. Hâlâ suda elini-ayağını oynatıyorsa buna batış demezler. o sevgiye öylesine bir dalmıştı. başı da oynar. ben salt yokluğum. hiçbiri oynamaz. Kaçtıkça da iki varlık vardı: Biri arslanın varlığı. Suda boğulan o kişidir ki onda hiç-bir hareket. hep odur. arslanın korkusundan kendinden geçti. yalnız arslanın varlığı kalmıştır. âşığı bir hale getiriyor ki kendisini. Dalıp batmak. özel ve görülür-duyulur şekilde bir arslan. Leylâ da balçıktan yaratılmıştı. kulağın aldığı ayrı bir tat. sevinmesi gerekir. bedene. nereye mektup yazayım? Şimdi bedene ait sevgide bile bu güç-bu kuvvet oluyor. burnu. Bir arslan. çeşitli zevkler isteğine düşer. işi de. hiç-bir iş kalmaz. Mecnûn. gözüne göstermede. ona derler ki ondan meydana gelen her iş. kendi zâtından korkutur. bir ceylânın peşine düşmüştü hani. ırmaklar. Fakat arslan ona erişince ceylân. Batmak. Tanrıdan başka varlık yoktur. halbuki "Ben kulum" demek büyük bir dâvâdır. ceylânın varlığı yok olmuş-gitmiştir. ona derler ki dalan-batan. çeşitlidir. bu şekillere bürümede. Ah. bir zevk duymuştur amma noksan bir zevktir bu. kulağı. onunla yok olur-gider. bir kaplan. Fakat bir uzuv daldı-gitti mi. köşkler. Bir duygunun ayrı bir zevk istemesi. dilin aldığı ayrı bir tat.Hani "Gönüller görür -görüşür" derler ya. Anışın gönlümde. Çünkü "Tanrı kuluyum" diyen. "Ben Tanrıyım" der. sözlerini kulakla duymaya da muhtaç değildi. Hayalin gözümde. bir hikâyedir. BÖLÜM . söylerdururlar amma onlara da anlamı açılmamıştır. her duygu. bir de Tanrıyı isbata kalkışır. Şu söylediğimiz uzuvlardan bir tanesi.Semazen. Batıp boğulmak şudur: Ulu Tanrı. başka âzasından hiçbiri. kendisinden ayrı görmüyordu ki. kendisini yok etmiştir. halkın arslandan. gayb âlemindendir demesini. çeşit-çeşit.. yele vermiştir. görünüş bakımından ayrıdır. Gönül alçaklığı. ayrı bir zevk peşine düşer. "Ben Tanrıyım" demek. Leylâ'yı. Halbuki duygular. Sevgisi. zâlimden korkmasından başka bir korkuyla erenleri. bildirir ki korku da Tanrıdandır.. arslanın önünde yere serildi mi. görülen-seyredilen şeyler de. Halk "Ben Tanrıyım" demeyi büyük bir dâva sanır. hareketi de. Böylece pek güzel. alması gereken zevki-tadı tam almadığına delildir zâti. Tanrı için kullukta bulunur amma kendisini de görür. hepsini bir yerde hazır buluyor. hepsi de onun zevkine dalıp-gidiyor. huriler. hareketi. bundan dolayı da halk anlamaz. kulluğu meydandadır. fazlasıyla dilediğini elde etti. suda boğulmamıştır. pek alımlı bir şekilde gösterir. sevgiliden ayrı göremiyor. Bütün rahatlıklar da ondandır. ağır elbiseler. Fakat bala battı mı bütün parçaları bir olur. bir kendisini. yâni ben yokum. bunu anlamasını sağlamaktır. Sinek yücelerde uçtukça kanadı da oynar. şehirler. hiçim der. kaplandan. bir ateş gösterir. Mecnûn'u öylesine bir almıştı. o zevke dalamamıştır da öbür duyguları da zevk ister. nefse aitti. batıp gitmişti ki Leylâ'yı gözle görmeye de muhtaç değildi. gözün aldığı ayrı bir tat. onun pençesinin altında kahroldu. konaklar. (Mevlânâ) buyurdu ki: Gönül dalar-batarsa hepsi. bunda daha artıktır. Gerçek olarak anlar-bilir ki bunlar.net maksadına kat-kat erişti. Tanrı onları. onun işi olmasın.. bütün parçaları da oynar. öbürü ceylânın varlığı. iki varlık ispat eder. boğuldum diye bağırıyorsa buna da batmak-boğulmak demezler. anlam bakımından birdir. yiyip içme de Tanrıdan. bir sözdür. Daha fazla fayda elde etmek için herbirine ihtiyaç var. büyük bir gönül alçaklığıdır. gözü açıkken ona. Bunu göstermesi de erenin. renk-renk şaşılacak şeyler gösterir. tam bir zevk duydu mu.

suya alt olmuştur. gücü-kuvveti yeter. Dikkat eder. ahretin güzelliğini geçici olmayışını bilmesi gerek. hep onun buyruğuna uymuşlardı. itâat etsin. o bilgiyle zâhitliğin meyvesidir. Başkaları onun bu hareketini görünce demek ki böyle gerekmiş dediler. ibadet etmeye çalışıp çabalaması gerek. ibâdetin ta kendisiydi. o.net halkın korkusuna benzemez. kölelerine. Fakat örf bakımından ârif. Şimdi o câriyeciğin yaptığı iş. bu çeşit kişiye ârif derler. onun da sıcaklığı. başka bir tarzda ben Tanrıyım demektir. Şu halde dünyayı bilmesi gerek. böyle yapmasıdır onun. hoşluğu kalmaz. Tanrı. Peki. onları heyecana getiren biri gerektir ki avak direyenin ayak direyişi meydana çıksın. hangi ibadete koyulayım demesi gerek. delilse boyuna durmaz. geri kalan köleler. ahdinde duranıyla durmayanı ayırdetmek. Bilgin sözünün anlamı bakımından bilgin kişinin âriften daha yüce olması gerekmez. şuna benzer hani: Bir adam bir ağaç diker. önceden sahip olduğu bilgiden ve zâhitlikten sonra ona bir başka bilgi vermiştir. delilse durmaz. onun adamlarıydı. Böyle biri olmasa onun ayak direyişi nasıl meydana çıkar? Şu halde onlara. kırıldı. günah da günah değildir. çünkü gördüğü şeyleri delille bilmiş. estirir. tazeleşir. buracıkta görürler. Tanrıya bu sözü söylemek. ibâdete ve ahrete yüz tutmak. Şu halde bilgisiz zâhitlik olamaz. ona göre artık suç da suç değildir. görünebilirse de anlam bakımından birdir.Semazen. gene delille bilir ki o mimarın gözü vardır. atmacayı bırakmak diler de bir yeldir. gözleriyle görmüşlerdir onu. Anlamı . ondaki kölelik. vefalıyı vefasızdan ayırmak istese onlara vesvese veren. herkes Tanrıya kulluk etmektedir. ısınır. hepsi de bir iş görmektedir. padişahın buyruğuna uymuşlardı amma asıl o köleye uymuşlardı onlar. örtüsüz-perdesiz gördüler ki herkes. Çünkü ârif. bir câriyeciğe. tez unutulur. melek olsun. fakat o tek suç. Padişah. a aptallar dedi. Şu kullar. çünkü o. aykırılık. görünüşte. birisi diker. "Gökleri kendim için yarattım" demektir. vesvese veren. Söylediğimiz şu anlama göre bütün köleler. bir görünüşten başka birşey değildi. bu çeşit bilgin kesin olarak yüz zâhitten yeğ. "Bilmiyordu. güçsüz-kuvvetsiz değildir. Peki. kadehlerini mahsustan atıp kırdılar. iyidenkötüden. şundan ibarettir hani: Herkes Tanrıya kulluk etmektedir. kör değildir. böyle yap da onların eminlikleriyle hainlikleri belli olsun diye emreder. çadır yapın dese birisi ip büker. vardır. heyecanlandıran kişi de padişaha kulluk etmektedir. onlar için kıyamettir. herşeyin Tanrıdan olduğunu ona ap-açık göstermiştir. çünkü o. hattâ ibâdetten de üstündü. Bilir amma delille bilir. Tanrı birken. inancım. bağdan-bahçeden sürüp çıkarmak. delille bilir ki şu evin bir mîmarı vardır. Ayak direyenin ayak diremeyenden ayrılıp meydana çıkmasını ister. bir bilgin. görüşüp konuşmuşlar. yüz zahitten yeğdir. anlamış değildir. ben yaptım. Birisine delil getirdin mi hoşlanır. nasıl ibadet edeyim. Hani bir bey. Bir bilgin nasıl olur da yüz zâhitten yeğ olabilir? Sonunda bu zâhit de zâhitliğe bilgiyle ulaşmıştır. yol birken söz. gözlerinden yitmez onların. geçer-gider. Görünüşte bütün hareketler suçtu. dış yüzden ayrıdır. bakarsan görürsün ki suçlu olsun. böyle. dağınıktır amma anlam bakımından birdir. kadeh elinden düştü. birisi mıh kakar. o hareketi o yapmadı. çeşit-çeşittir. Demek ki o zâhit. neden böyle yaptınız diye onları azarladı. Padişah. iyi olsun. Çünkü o köle padişahtı gerçekten. konuk geliyor diye emretti. bütün bunları bilir. günahtan da. kendini süsle. birisi biçer. bilen derler de ârif demek yaraşmaz. isyan etsin. ağaç . suda boğulup gitmiştir. Tanrıda yok olur. padişahın güzelliğiyle dop-doluydu. güçlüydü-kuvvetliydi. bu nasıl oluyor? İşte bunun anlamını anlamamışlardır. Ayrılık. Bu dünyanın halleride böyledir. koklaşmışlardır onunla. evi yapmadan önce vardı. hem zâhit. Ariflere gelince: Onlar mîmarı tanımışlar. Sana yakın olan o köle de böyle yaptı ya dediler. bakışla görmüş de elde etmiştir. birisi iğne batırır. kölelerini sınamak. bu da. taklitle değil de ap-açık. ne yapıyorsa Tanrıya kullukta bulunuyor. Meselâ padişah. Ulu Tanrı buyurur: "Sen olmasaydın gökleri yaratmazdım. padişahın ta kendisiydi. beze de kölelerime görün. bilgiyi görüşle. hatırlarından asla çıkmaz. ona hizmette bulunmuşlardır. Fakat padişah yüz gösterince o öz köle. yok değildir." Bu söz de "Ben Tanrıyım" demektir. bu vasfı vermek. Kesin olarak da bu çeşit bilgiye sahip olan bilgin. Bir padişah. diridir. öğrendi. Bu. Bütün bunlar da bilgidir. sivrisineği ağaçtandaldan. nasıl olur da iki olur? Görünüşte aykırı görünebilirse de anlam bakımından birdir. ekmek yemişlerdir onunla. bu. yüz zahitten yeğ olan bu bilgin. Ârifler. ayak direyenle diremeyeni meydana çıkarmak. Ârif sözünün anlamı. nasıl bir bilgindir. zâhitlik nedir? Dünyadan yüz çevirmek. daha ileridir. çünkü padişahın dileği. fakat delil söylendi de geçildi mi. "Hiçbir şey yoktur ki onu överek noksan sıfatlardan arı olduğunu söylemesin" şu halde bu âlem. çünkü Tanrı. Filozof da bunu bilir amma delille bilir. Zâten o kölelerin hepsinden de maksat. Hani söylerler ya. sen de bir kadeh al dedi. Bu anlamı onlar. Tanrıya bilici. Kendisine yakın olan köleye. Mîmar. ona kulluktan başka bir işe-güce koyulmamaktadır. beraber tuza banmışlardır. bu âlemde delille. olamaz. bu ikinci bilgi. kendisinden geçti. Hani birisi. bilgim artmazdı" denmiştir hani. bildiğini delilsiz bilir. yüz zâhitten yeğdir. herbiriniz elinize altınla bezenmiş birer kadeh alın. aynı zamanda hem bilgindir. İşte böyle adam. bilgisiz zâhitlik mümkün değildir. Görünen bu işler. ölü değildir. şeytan olsun. yakışık almaz. bildi"den ibarettir. Bir padişah. "Perde kaldırılsa bile. o köleydi. birisi bez dokur. başka bir dille. esridi. görünüşte suç gibi görünür amma gerçekte padişaha kulluk etmektedir. Kıyamet.

Herkes Tanrı yoluna ne bağışlıyor diye korku âlemine bir bakılsa görülür ki biri bedenini bağışlamada. dereceler bakımından bâzılarından üstün ettik. Şekere acı der de sirkeye tatlı der. daha da başka duraklar meselâ. insanın mizacı bozulursa bu arıklık yüzünden herşeyi ters görür insan da eğri hükümler verir. kuruntularınızı arıtın ki benim yerim-yurdumdur. nereyi aşıyor. ne söylerse tersinedir. Kesin olarak o meyve veren ağaç. lûtuflarından adam-akıllı gaflete mi daldın ki böyle ağlıyorsun? Erenlerden biri. Tanrının bulunduğu hayâle kulum-köleyim ben." Kulumun sanısı neredeyse ordayım. ne kadar yol aldığını anlar. çünkü zâten de anlamaz onlar. ne biçim gittiğini bilmese de mademki gündüzü bekliyor. Kâbe'ye varmış bir hacı.. besbellidir. beni nasıl sanırsa oyum ben. Biri on rek'at kılıyor. hafif mi. onları göstermek de mümkündür. "Bâzılarını. pek büyük birşeydir. birşeyi istemez. Bu yüzden de tabiatın önceki haline gelmesi için ona yardım edecek bir dış hekime muhtaç olmuşuzdur. Hattâ bu farktan söz açmaya bile ne hacet. bir hüküm verir. "Ben kulumun sanısının katındayım. Konya'ya yahut Kayseri'ye giden yolların konaklan bellidir. Allah için gözlerini yumup açsa bu bile yitmez. bu çeşitli . ancak eminlikte de duraklar vardır. o arıklaştı mı iç duyguları. Emîr Nâib dedi ki: Erişmeyen de umutlanır ya. birşeyi kabul eder. bunları bilmez amma sabah olunca nereye vardığını görür. Onda herşey yazılmıştır. bu olayda bulunmuştu. Fakat bundan sonra da hasta. (Mevlânâ) buyurdu ki: And olsun Tanrıya. Tanrı rahmet etsin. karanlıklar. bir kimse kap-karanlık gecede elbette gündüze kavuşacağım. fakat eminlik duraklarının ne izi vardır-ne tozu. Sultan. erişemeyecekler mi diye korku içindedir onlar. özü perdelidir de ne kadar ilerledi." Gönlünde bir anlam var senin. öbürü namaz kılıyor. Ubruh. Şuna benzer hani. Yahya da çok ağlardı. korkudan geçmişlerdir. Korku alemiyle korku duraklarını söyleyip göstermeye imkân vardır. karanlıklar da bu çeşit-çeşit. ondan fetva alır... Yoksa bütün peygamberler eminliktedir. oruçtan. Söz. Çünkü (Muhammed bile). bu yüzden o ağaçlar meyve vermeyebilirler. ona doğru gitmedeyim deyip de bu kuruntuyla otursa. namazdan. görülmemiş yardımlarından. Tanrı esenlik versin. "Herşey nasılsa. Bu fark. öbürü yüz rek'at. insanın tabiatıdır. dinleyenler. bir gerçekse bin sanıdan yeğdir. (Mevlânâ) buyurdu ki: Nerde umutlanan. "denmiştir. hepsini anlamasalar da birazını anlarlar. ağır mıydı. çölde yol aladuran yüz hacıdan yeğdir. Yahut da birisi. Îsâ'ya dedi ki:Yoksa sen. uyumasa. ne görür. olduğu gibi göster bize" demiştir. beni nasıl hayâl ederse ordayım. Bundan dolayı da dıştaki hekim. meyve vermeyen yüz ağaçtan yeğdir. Biri oruç tutuyor.bir tabiatı vardır. hayallerinizi. tabiatındır senin.. Her kulumun bir çeşit düşüncesi. yalnızlıktan. gündüze yaklaşıp durmadadır. güzel. Mizacının. Emîr dedi ki: Söyleme de bir fayda verir. ne kadar yol aldı. herkesçe görünüp durmadadır. biri de can bağışlamada. çünkü yolda âfetler çoktur. onu biçer orda. dıştaki hekime içinden haber verir. o. gönlünün. yoksa sen de Tanrının inceden ince. hallerin hangi yolda yürürsen daha doğru bir şekle girmede. tabiatının doğru-düzen bir hale gelmesi. renk-renk oyalanmalardır. O. bezmişim o gerçekten ki Tanrı orda olmasın. Peygamberlerle erenler de hekimlerdir. göremez bunu.. bir çeşit hayâli vardır. hangisi seni daha yüceltmede? Bunu anla da o işe sarıl. Şimdi sen kendini bir dene-sına. Yâni. çünkü erişebilecekler mi. Mustafâ'nın peygamberden üstün oluşu. dininin kuvvetlenmesi için ona yardımda bulunurlar. "Kim zerre ağırlığında hayır yapsa karşılığını görür. Şu halde onların durakları meydandadır. içtiğin filân şey nasıldı. bu ikisinden hangisinin makamı daha yüce diye sordu. ahretin tarlasıdır.. dıştaki hekim de ona göre bir hükme varır. biri mal bağışlamada. nerde ulaşan? Korkuyla eminlik arasında çok fark var. A kullarım. Fakat perdeler. kap-karanlık. tahminlere kalkışırlar ya. kendisindeki o bilgiyi okumasına meydan vermez. asıl şunda: Eminlikten eminliğe de pek büyük farklar var. Fakat Antakya'dan Mısır'a dek denizdeki konakların izi-tozu yoktur. bulutlu bir gecede bir kervanın peşine düşse de gitse. "Dünya. Îsâ çok gülerdi. Tanrının inceden ince düzenlerinden adam-akıllı emin mi oldun ki böyle gülüyorsun? Îsâ da ona. Bu hekim zayıflarsa. Şu halde asıl hekim. topluluktan. uykun nasıl diye sorar. gene kendisini kendi hekimine gösterir.Semazen." Ancak şu var ki: İçi karanlıktır. eminlik yüzündendir. izine düşerler. onları kaptan bilir. nereye ulaştı. Fakat bu gerçekten de ulaşmıştır. Tıpkı bunun gibi anlam bakımından da insanın bir mizacı. Hani hekim de hastanın yanına geldi mi içindeki hekimden sorar. Kaymaz. Perdeler. içteki hekimdir.. ağlayıştan. esenlikler versin. gülüşten. Çünkü senin içinde bir hekim vardır ki o. Bana karşı sanısı daha güzel olanın makamı daha yüce diye cevap geldi. "Müftüler fetva bile verseler kalbine danış. Tanrıya. Hattâ birisi. Tanrı esinlik versin.. Yahya. İnsan. müftülerin fetvalarını ona bildir de hangisi uygunsa ona uysun. fakat sonunda görür.net da meyve verir. benim konağımdır onlar. karadakilere söylemez. daha da başka şeylerden hangisi daha faydalı." Kim ne ekerse burada.

ölüyü gömmeyi belletti derler ya. fakat geliri görmez. bilgi. hepsi de bir. onları sana feda edeyim. bilir. onunla karılmışız. başımı uçuruverir. Kış gelir zamanıdır. gönlünün buyruğuyla yazar. Padişah. söze boyuna ulaşır. Leylâ'nın aşkına dalmış.Özledik. yok olmuş-gitmişsin. padişahın biri Mecnûn'u çağırdı da ne olmuş sana dedi. ağzını kırıp dağıtsa herkes. BÖLÜM . İşte buracıkta. bütün bunlarla beraber zâlim onlardı. başka bir aydınlık gerekiyor ona. Mecnûn. isteği yaptırmıştır o işi kargaya. bu hale gelmişti işte. yaptığı Tanrı işidir. hepsi de bir oluyor. Meselâ birisi konuk konuklasa. burnunu. nesir olsun. önüne bakıp durmadaydı. sol eliyle yazı yazmak ister. başı yarılandır zulmeden. hekimlik gibi çeşitli zenaatler. meydana çıkar. Güzeller cilvelenmeye başladı. başkalarında gördüğünden ap-ayrı birşey görüyor bizde. ince konulara. kerpiçten meydana gelmez. Tanrıda yok olmuştur. bu çeşitli istekler. sanatlar. bizimle olan. kuyumculuk. insana. yanımızdayken de. başkasının da olmasa.güzel işler yapmadasınız. meyve vermezler amma işte-güçte değil sanmasınlar onları. ne güzelliği var ki? Gel de sana güzeller. Mecnûn'un yanına getirdiler. o da. Mecnûn dedi ki: Leylâ'nın aşkı kılıcını çekmiş. ondan kesseler de buna verseler görünüşe bakanlar. öyle bir lütuf var ki sizde. Birbirimizi yumruklasak bile onunla konuşmadayız. yıldız. İnsan da hayvanın. Güzelleri çağırdılar.nasıl olur da tüme birşey belletebilir? Hani insan. Meselâ Mağrib ilinde oturan bir . o yumrukta kuru üzüm var. yüreğinde güç-kuvvet vardır amma yazarken eli titrer. neye uğramışsın? Kendini rezil-rüsvây etmişsin. evinden-barkından. titrer amma gene de eli. mimarlık. irfana. apayrı birşey. Zâlim. söz ehli olana. insanın dileği. çünkü gelir yüzünden harcayabiliriz. başını önüne eğmişti. Leylâ dediğin de kim oluyor. Hani bir karga. Terzilik.net dünya tedbirleridir. O dayak yiyen. öğütlere değil. onda ne görmüştü de bu hale gelmişti? 12. Harcamayı herkes görür. Hani mayası temiz bir gönül ehli. Onu yumruk görme. biriz onunla. hep insanın içinden belirir. asıl odur. gelmedik. Hani anlatırlar. başımı kaldırırsam korkuyorum. bize meyli var. özlemlerdir. Mevlânâ) buyurdu ki: Söz zâten kesilmiş değil. bu adam mazlum der. irfana ait sözlerde bulunurlar. fakat gerçekte hiç de zulüm görmemiştir o. başını. Bütün bunlarla beraber karanlıklarda olduğu. dudak vardı. birleşmişiz biz. ulaşmışız ona. söz. kendisiyse mazlumdu. ne kimsecikler bilir. ondan haberi var. onun için zahmet vermiyoruz.Semazen. esenlikler versin. bu yüzden size başvuruyoruz. kalemi eline alır. bizi seviyor. paralar harcasa bunu herkes görür. ince konulara dalarlar. Emîr bildiği için Mevlânâ pek büyük yüce sözler söylüyor (dediler. hem de az değil mi hani. Korku çağı geldi-geçti artık. bu. taştan. birisini dövse. burun vardı. Bu. çünkü özü temizdir. Mecnûn. canlı yaratığın bir parçasıdır ya. birleşmişiz. bizedir. Zahmetlerle nasılsınız? Bugün biliyoruz ki hayırlar. yazsa harcamak zamanı. bize ulaşmış bulunan kişiyle soluktan-soluğa konuşur-dururuz. o yokken de. dülgerlik. Hattâ kuru üzümün de yeri mi? Değerli incilerin de sözü mü olur? Başkaları da nazım olsun. şu karanlıklar. Susarken de. bize gerekti. Temel olan da gelirdir. Çünkü her yerde bu çeşit sözler vardır. bu da insandaki bilginin kargaya vurusundan meydana gelmiştir. yüz vardı. bir kıyasla artık. soyundan-sopundan olmuşsun. Biz. şu dövense işkilsiz mazlumdur. ne bilgiler çıkarır meydana. hepsini de sana bağışlayayım. ziyâretinize bizim gelmemiz lâzımdı. yağma ediyordu. Başkalarında da göz vardı. onu ne kimsecikler görür. gereken işi yapmayan adamdır. daima iştedir-güçtedir onlar. güzelim sözler söylerler. Nitekim Tanrı rahmet etsin. (Mevlânâ) buyurdu ki: Arada bir fark yok. bundan böyle tapınıza biz geliriz dedi.perdelerle örtülmüş bulunduğu halde gene de birşey okuyor. Şimdi şundan bahsediyorduk: Birinin çoluğu-çocuğu olsa. ucun-ucun birikmişti ya. alımlı dilberler seyrettireyim. yıkılmış. çoluğu-çocuğu olandan kesiyor da çoluğu-çocuğu olmayana veriyorsun derler. Fakat Emîr'in meyli bu yanadır. İnanmıyorsan aç da gör. onun için uzun bir zamandır. fakat biliyoruz ki halkın işyeriyle meşgulsünüz. kan döküyordu. şu perdeler kalkınca nasıl da anlar. parça-buçuk. Fakat toy için parasını azar-azar. bilgiler bunlardan başka daha çeşit-çeşit sayılamayacak kadar çok sanat. hattâ savaşırken de onunla beraberiz. Bir seyret de gör. Kışın ağaçların yaprakları yoktur. Tanrıya da zâlim denmez. Mustafâ da öldürüyordu. Fakat dikkat edersen gerçekten çocuğu-çocuğu olan. başını kaldır da bir bak dedi.

net Mağripli olsa. çoğaltırsın. ahrette de sizden razı olur. sıçrar. bir evden daha geniş değildir. Şimdi akıl. Ulu Tanrı. Başbuğ. Teyel verirse teyellemesi. sonunda gene şu evde değil mi? Fakat o özü temiz Mağripli. onun ustasına itaat etmesi gerektir. akla itaat etmezse işi. onun elindeydi. "İnsan arık olarak yaratılmıştır. İki hazne var. "İnsan arık olarak yaratılmıştır. onun salt vergisidir. ilk kertede küçücük. başka şeyler de ihsan eder size. tamamiyle ustasının buyruğuna uyması lâzımdır. elinizden çıkanı. lûtfunun sonsuzluğundan ikisini de kula verir de ikisi de sendendir der. çalışıp çabalama gücü de gelir. ne yaptım ben? Neden dövdüm. onun elinde olsun." Hani çakmaktan elbiseye sıçrayan kıvılcım da önce küçücük birşeydir. daha anasının karnındayken Yahyâ onu övmedeydi. pek faydalıdır amma lûtfun-keremin karşısında ne olabilir ki? Lûtuf da çalışıp çabalama gücü vermez mi diye sordu. o da ancak onun lûtfudur. esenlikler versin Mustafâ'nın tutsaklara gönlü yandı. "Gerçekten de sen. ulu bir ateş olur. tek bir erene nisbetle salt bedendir. Hani bir çocuğu bir terzi dükkânına verirler. filân çölde bunca yıllar kaldılar. Nitekim kavmi. Nasıl itaat etmeliler? O ne yaparsa ona uymaları gerek. Meselâ. neden sövdüm? Bir köyde köy ağası olursa işler düzeninde gider. Önü Tanrı vergisidir amma sen pamuk korsun. "Müslümanlık garip olarak başladı" demişlerdir. Bu evden kalktı." Mademki dedi. o önemsiz. şu uzuvlar onun buyruğunu tuttukça onları düzene sokmak kaydında bulunur. pek büyük bir huya sahipsin elbet. fakat gene de ona uymaları gerektir. odur. o küçük ateş. denizi tozuttular. buyruğunu dinlediler. "Kadir gecesi. Fakat itaat etmezlerse nerden onların işlerini düzene koyma kaydına düşecek? Akıl da insanın bedeninde bir başbuğa benzer. yaptığı ibâdetten mi meydana gelir. Fakat buyruğunu tutmamaya başladılar. çünkü her iki halde de hak. o. ayağından. elde eder demektir. (Mevlânâ) buyurdu ki: Evet amma birisine uymadan da olmaz. Tanrı rahmet etsin. onları düzene koyma kaydında olur. Yâni onun lûtfu-keremi gelip çattı mı bu. ah der. "Yaptıkları şeylere karşılıktır. bedenin uzuvları ona itâat ettikçe bütün işleri düzeninde gider. (Mevlânâ) buyurdu ki: Tanrı vergisidir. geçtiler-gittiler. o eve gitti o. esenlikler versin. Onunla görüşüp konuşan dostlarda ne diye bu hal belirmedi? O lûtuftan. lûtuf-kerem geldi mi. bana kitap verdi" dedi. ömrü pişmanlıkla geçer. Şimdi akıl. Tanrının böylesine lûtfu var. bu lûtuf. Tanrı Elçisi Muhammed de çalışmadan mı buldu dedi. Kul. bundan sonrası da gene Tanrı lûtfudur. hattâ kat-kat fazlasını gene verir. Tanrı başarısı. ayak onun buyruğuna uyarsa gideyim düşüncesinde bulunur. bilgileriyle bir uğurdan. Meselâ. evin dışından gelmiştir. İnsan. onları düzene koyma kaydına düşer. çünkü sapıklıktan uyanış. onunla gelir. görüşleriyle. biri elinizden çıkan. Umarız Ulu Tanrıdan ki bir hal belirir. ibâdette bulunur. Tanrının lûtfudur-keremidir. Çalışmak da pek güzeldir. doğudan gelen şu adam değil. bağlarla. esenlikler versin. o Mağripli dir. Görmez misin. temel budur. yama verirse yamaması gerek. boyuna darmadağın olur. akıllarıyla anlayamazlar. eli altındakilerin kendisine uyduklarını. Tanrı rahmet etsin. Mustafâ. Çünkü bütün dünya. yahut da şu bucaktan o bucağa gitti. onlardaki akıl. elçisinin hatırını yapmak için vahiy gönderdi de onlara de ki dedi." Fakat o arık ateş geliştirilirse bir âlem olur. anlayışlarıyla. fakat itâat etmezlerse hepside bozulur. denizde yollar açıldı. insanların ibâdetlerinden de yeğdir. Çünkü olabilir ya. kendi akıllarına değil. arık bir yaratıktır. dilinden. biri de ahret haznesi. büyük. yüz binlerce çalışıp çabalamadan da üstündür. (Mevlânâ) dedi ki: "Allah göğsünü açmadı mı ki?" İlk olan şey. o hayır. sizi bundan kurtarır. şu kadar asker. yoksa Tanrı vergisi midir diye sordu. şarap içen sarhoş oldu mu. buyruğunu dinlediklerini gördü mü. bozguna uğrasa da mazlumdu. o ihsandan sonradır ki kıvılcım gibi birşeydir. Fakat Ulu Tanrı. nasıl bedende buyruk sahibiyse halk dediğimiz şu varlıklar da kendi akıllarıyla.Semazen. Öğrenmek istiyorsa başına buyruk olmadan vazgeçmesi. Mazlum o kişidir ki hak. Fakat Tanrı esenlikler versin. cinlerin ibâdetlerinden de" sözü birdir. Şimdilik beden mesabesinde olan halk. buyruğunu tutmuyorsa bu düşünceye düşmez. Ertesi günü ayıldı da kendine geldi mi. yüz binlerce çalışıp çabalamanın yaptığı işi. doğulu biri de kalksa Mağrib iline gelse garip. zincirlerle bağlanmışsınız amma bu halde de iyi niyet kurarsanız Ulu Tanrı. pek iyidir. hayır yaparsa o başarı. bozsa da mazlumdu. lûtuf-tur-keremdir. şu elinden. Tanrı ihsanıdır. o kıvılcımı geliştirir." Bu sözle "Tanrı çekişlerinden bir çekiş. buyruğunu dinlerlerse o da onların işlerini düzene sokmak için akıl yorar." . bedeninin uzuvlarından ne bozgunluklar meydana gelir. hattâ daha da fazlasını başarır. "Doğulu garip doğdu" dememişlerdir. bir dünyayı yakar-gider. bir kumandanın emri altında olsa kumandana itâat ederler. Nitekim Tanrı rahmet etsin. (Mevlânâ) nasıl vermez dedi. Mûsâ'ya uydular. Îsâ neye çalıştı da beşikte "Gerçekten de Tanrı kuluyum ben. isterse onu bulur. köylüler ona itaat ederler. kim gerçek olarak birşey diler. bin Aydan da hayırlıdır.

" Şu bedeninde iki şahıs savaşmaktadır. . tıpkı onun gibi. bu dünyadaki hoşluklar. Kıyâmet günü o hava geldi mi. can başka. ordu yapmış bize. Bütün şu dünya kış mevsimi gibi. hattâ dünya tutsak olursa sonsuz düşüncelerin hüküm sürdüğü orda ne olmaz? Bir dikkat et de gör. baht kimin olacak. bir düşünceye tutsak kesilmiş. Tanrı dilerse bir tek kıvılcım. aşağılık bir düşüncenin tutsağı. akılda kalmaz. yüce. onda da bir şüphedir. ovalar. bütün bunlar. ne olabilir ki zâten? Görmüyor musun? Bu kadar bin kâfir. o ışığı asla göremez. çünkü Tanrı. Birisine de kediyi musallat etse. hikmettir. Amma bir tek atlıya. kaleyi zapteder. "Sizden kâfir olan var. ne büyüklüğü vardır o âlemin. Söylediğimiz sözlere sığmayan bir âlem var. insan. kalenin kapısını açar.. sözle ancak bu kadar anlaşılabilir. güllük-gülüstanlık kesilmiştir. Tanrıyı görüştür. insanlığı. Tanrıdan umudumuz var. İçerden bir hırsız yardım etmez de kapıyı açmazsa dışarıdaki bin hırsız. sizinle düşman arasında bir duvar ödevi görmek.Nemrûd'u bir sivrisinek nasıl öldürdüyse o kedi de onu öldürür. sizi çepe-çevre kuşatmak. Demek ki bütün bunlar. şu dağ. ne ziyarete gelmem. zapteder. kimi sevecek? Bunda şüphe yok ki bu dünya kıştır. dünya su kesilir. ulu. bedene giyilen şu elbise. fakat eserleriyle bilinebilir ki bir yel. Bir ağacın kökünde yaşlık olmazsa bin sel akıtsan fayda etmez hani. bir kış var. duyguyla duyulan. Sözle anlaşılmasına imkân yoktur. herşey donmuş. ne âlemleri râmeder o âlem. Tanrınındır. insanın aslıysa eriyip gitmededir. onu söylüyorum ben. yeşermiştir. Şu dünyada hayvanlığının payı olan şu özentilerdir. o kaleyi al buyruğunu verirse o tek atlı. söz söyleyen hayvandır. düşmanları.Semazen. gidin filân kaleye. büyük de gösterse. Tanrının izniyle kaleleri açar. bu nefse mi demiştir? (Mevlânâ) dedi kî: Bu nefse demiştir desek de küçük bir iş değildir. sönmez de büyüdükçe büyür. bir bulanık düşünceye bu kadar bin halk. Bir sivrisineği Nemrûd'a musallat eder. Fakat diledi mi de yüz kıvılcım sıçrarsa hepsi söner. bir kişiye tutsak. kutsal sonsuz düşünceler ne yapmaz. nitekim ateş. Tanrıdan kaçmadadır. Fakat dilemezse yüz bin söz söylenmiş say. Nefis döner-dolaşır. Hani derler ya. şu halde insan iki şeyden ibâret. şu dileklerdir. yahut da ona binek kesilir. Bakalım. Fakat ne çeşit kış? Akılla anlaşılır kış. yazılar dolusu ordu. iş düşüncede. düşmanları nasıl kahreder. hiçbir şeycik yapmaz. can kulağıyla işitirsiniz. o kişi de bayağı. çünkü o.net Mevlânâ. Ulu Tanrı bu sözleri. Anladık ya artık. Dedi ki: Ali. onunla Nemrûd'u öldürür. git. küçük de gösterse gösterdiği odur. insandaki hayvanlığın payıdır. Tanrı dilerse şu azıcık sözü faydalı bir hale getirir. "Göklerin orduları.. ayna iyi de gösterse. İbrâhim'e karşı soğumuştur. insanın hayvanlığına kuvvet verir. unutulur-gider. bütün dağlar erimeye başlar. ne söz söylemem. o kâfirse kendi düşüncesine tutsak. hattâ daha da fazlasını başarır. gözle görülen kış değil. fakat dilemezse arslan bile onun karşısında tir-tir titrer. arslanla kedi birdir. Meselâ eline küçücük bir ayna almış. Ârifin katında pulla dînâr. Çünkü ap-açvk görüyoruz. Nitekim dervişlerden bâzıları arslana biner. onu gönüllerinizde saklatır.. Şu taş. bütün donmuş şeyler erimeye başlar ya. hepsi de donmuştur. esenlik olmuştur. sonsuz yüz binlerce şekil. Bir arık. onu yakmak için izin vermemişti ateşe. ne ululuğu vardır. sizi çok seviyor dedim (Mevlânâ) buyurdu ki: Hayır. iş. Onun özüne gıda olanlarsa bilgidir. anladık ya artık." Bu sözler de Tanrı ordularıdır. amma içteki düşmanları kahretmek için bizim askerlerimiz etmiş. Görmez misin. kapıyı açamaz. başka birşey olur. bin dînârın yaptığı işi yapar. siz de bu sözleri içinizden duyarsanız. Ne gelirse içimden. Fakat o Tanrısal hava geldi mi. peki. Onun kökünde bir yaşlık olmalı ki. hiçbiri de gönülde durmaz. Hani Temmuz sıcağı geldi mi. kendinizi gösterin. herşey erir. hepsi geçer. inanan var. o nefsi bilmiyor ki. Hâsılı herşeyin Tanrıdan olduğunu bilenlerin katında hepsi de birdir. "Nefsini bilen. Bu kadar bin atlı. insan uykudayken nefis nerelere gider.. padişahları olan bir tek kâfire tutsak olmuş. Bu dünya. Dıştaki düşmanlar birşey bile değildir. belirir. O nefsi anlatırsak bu nefsi de anlar o. Hani elbiseye sıçrayan kıvılcım gibi. İnsanın hayvanlığı. Şimdi asıl olan nefisteki kabiliyettir. Hani derler ya. Nefis başkadır. ona yardım etsin. cansa bedendedir. Cansız şeylere neden cemâdât derler? Çünkü hepsi de donmuştur. dünyadan kaçmada. pek büyük faydalar verir size. fakat kaleyi almayın diye buyurursa öyle yaparlar. Dışardan bin söz söylesen içerde bir gerçekleyici olmadıkça fayda vermez. Fakat bin dinârdan bereketi kaldırdı mı bir pulun gördüğü işi bile göremez. Kış değilse dünya ne diye donmuştur? Salt anlamdır da göze görünmez. Ulu Tanrı bereket verirse bir pul. unutturmaz. onu dileyip isteyelim.. sevgi miktarıncadır. rabbini bilir" demiştir. Yüz binlerce ışık görse bile Işığın aslı neredeyse ancak orda oturur Bütün dünyayı ışık kaplasa gözünün ışığı olmayan kişi. fayda veren de budur zâten.

Yârabbi derler. BÖLÜM. gizlice onu çağırır. yahut gözüne yapılar. tuzlaya düşüp tuz olsa onda attıktan addan başka birşey kalmaz." Gece. onun kudret elindedir. kimin için kulluk edeceğim? Ona derler ki: Bir kişi var. Hani bir at. Bu misk kokusu kalmaz. Mısra': Sen cevhersin. koku salar. yahut başka bir hayvan.böyle kişinin eşi-benzeri yoktur. tarlalar görünüverir.. korunsun. şimdi zindandan dışardayız amma zindandayken nasıl muhtaçsak gene muhtacız sana. 13. diş ağrıyınca. fakat gittiği yol. yol alan nerde? İş. bin kere. İnsan yapayalnız kalmıştır. gündüzün meydana çıkar. misk nerde cilveleniyorsa koku da oraya gitmiştir. Evlere vurur.Tanrı rahmet etsin. hepsinin de ötesinde. her iki dünyada sana karşılık arazdır. Gösteriş yapan. inanırlar ki bu vergiyi alır. miskin ta kendisi olmuştur. çünkü öyle birşeye el atmıştır ki o. işte de tesirde de o adın ne ziyanı dokunur ona? O ad. bozguna uğratsın. Bu. bilmez. beden ilinden çıkarsın. anlama yolu yok. Hani güneşin ışığı gibi. birşeyden korkunca. Madem ki arazdır. kulak ağrıyınca. Şimdi zindandan dışardayız amma zindandayken nasıl muhtaçsak gene muhtacız sana. bu dünyaya yüz tuttukça kokusu duyulur. hepsi de işsizgüçsüz. hepsi de donmuş. kokuyu yeter bulmazsa iyidir. "En küçük savaştan en büyük savaşa döndük. bizi şu karanlık dünya zindanından da kurtar. perde ardına girer. miske ulaşmıştır. yapılan işler. Şu halde şekli gören de donmuş. elinde kalmayacaktır. suçlarınla bulandırma. o da tuz denizi olur-gider.Semazen. O görüyor ki herkes. o görüyor. buz kesmiş. Geceleyin herşey. rezil-rüsvây olur-gider. görünüşte ihtiyar olsa. inanır-güvenir ki işitir-duyar. dünya onunla dirilir. artık ona yokluk yoktur. gösterişten saklı kalsın. Bu savaşta düşünceler. Peygamber dedi ki: "Gece uzundur. rakat bu kadarını da yeter bulmaması gerek.net düşüncelerde. güneşin ışığıdır amma güneşle beraberdir. ize. birden-bire bir horoz sesi duyuverir." Yâni şekillerle. Bu nerde. Çünkü koku. Çünkü koku. Şu halde ayrılık korkusunun kalmaması için güneş olmak gerek. edilen ibâdetler. ergen değil. geceyle örtülmüştür. Gösterişçi kişi. Bâzı kimseye Tanrı lûtfetmiştir. bunun için savaşa girişmişiz. dileklerini dilemek için uzundur. onu tuzluktan çıkaramaz ki. sadakayı kabul eder o. Misk. Tanrının Tanrının aksi olan şu hoş şeylerden. fakat irfânı yoktur. düşüncelerin aracı. gündüz ışıtır. miskle beraberdir.. Tanrıyla ölümsüzdür amma halka göre ölümsüz değildir. misk ceylânına benzer. uykunla kısaltma onu. karartma onu. Ulu Tanrı için özden yapılsın diye bir perdedir. o ne haldi ki dos-doğru bir özle o zindanın bucağından seni çağırıyorduk. Tanrı vergisiyle yol alış var. Ulu Tanrı. hepsinden de üstün. göz ağrıyınca. şu dünya. aydınlık da kalmaz. mâdemki der. bunalınca herkes onu çağırır. onun işi. devlete kavuşan o kişidir ki kokuyu duymuş. şu halde bahtı yaver olan. iyi düşünceler. o kesin inanç gene gider de kuruntulara düşme çağı gelir-çatargene. bedensiz işte-güçtedir. şu anda düşünce ordularıyla savaşıyoruz. Halkın zihin bulandırması. sırlarını söylemek. Artık dünyaya o. dileklerimizi verdin. fakat Tanrı vergisini elde edemez. peygamberlerin ışıklı dünyasına ulaştır. ne de büyük başarılı kişidir o kişi. göze görünür düşmanlarla savaşıyorduk. perde ardına girer. geceleyin özü temiz kişiden ayrılır. Şekiller. Kullar. Şu halde insanın. yüz yaşına gelmiş bulunsa bile çocuk. parlar. . şu hoşluklar da misk kokusudur sanki. Olur ya. miskin ta kendisi olmuştur. çünkü arazdır. bir addır ancak. fakat misk kokusunu yeter bulan. esenlikler versin. Amma birisinde şunun her ikisi de olursan ne mutlu ona. çekmiştir. Bâzı kimsenin de irfânı vardır. gönül. bir de irfan sahibi oluş var. şu halde irfân. Güneş dölündü mu. yoksa sapa yol mu. kimsecikler görmüyor. eski varlığından kalan. dostlarındüşmanların zahmet verişleri yoktur. kötüdür. onun gibi işte. körkörüne gider-durur. dilekleri verir. Çünkü bu cevher. misk hükmünü alır o. bir suçla töhmetlenince. Kim bu kokuyu duyar da miski arar. gösterişçi. ona sarılıp kalan. ona sarılıp kalmamak gerek. sağlıktan sağlığa kavuşmak için gizli-gizli sadaka verirler. fakat sen adam değilsin ki onu göresin. işte en büyük savaş da budur. onun güzelliğinin ışığındandır amma Ölümsüz değildir. bizi şu karanlık dünya zindanından da kurtar. onunla kalır. öbür dünyaya yüz tutarsa kokuyla diri olanlar ölür-giderler. düşünce olmadı mı. her çeşit kazayı-belâyı gidermek. şu lûtuflardan geçmemesi gerek. bıkmadan-usanmadan "Kul hüvallahü" okuyup dua ediyorduk. Fakat onlara sağlık-esenlik verdi mi. belirtiye muhtaç olmadan yürüyen. geceleyin rezil-rüsvây olur. Hattâ şu tuz denizine bir başka ad taksan bile tuzluktan çıkmaz. tesellisini bulmuştur. bunu bilmez. Hani akl-ı fa'âl de araçsız olarak göğü döndürüyor da âdeta araca hâcet yok diyor ya. eminlikesenlik kalmayınca herkes. miskin sıfatıdır. hep düşüncelere uymuş. doğru yol mudur. Her ne kadar şu miktar da Tanrı lûtfundandır. şuna benzer: Meselâ birisi yol yürür. kötü düşünceleri kırsın. öbür dünyaya yüz tuttukça kokusu duyulur.

su. İşte insan da bu tas gibidir. Fakat bu. Hepsi de onun ışığından değil mi? Hattâ onda dalga-dalga gül bahçeleri. sen boşaltırsın. yahut dıştan bir vasıta olmadıkça görünmez. Çünkü o zindanda oldukça. gül bahçeleri bezenir. Fakat deniz süt-limansa hiç mi. ancak onu. değişmiş değilsin. çiçekler açar. canınsa bir deniz. bu sıfatlardan bom-boş sanırsın. o denizi daha fazla anladıysa onun gönlü. çayırlar-çimenler biter. Tanrının gezip dolaşan satıcılarıdır. gerçekten de cennettir. görüşler var. Ambarların sonu yoktur. kuşlar. nerde hayâlleri yakıp yandıran o kesin inanç? Tanrı. dileğine erişmemiş bir halde tutun da ölümsüz dileğe ulaşın. Bu dünyadaki herşeyi o dünyadan getirmişlerdir. bu yüzden de dil elbisesine bürünmedikçe görmek mümkün değildir onları. bir seyret de gör. bilinen bir parçasını göndeririz sana. bu hayâlin." 14. bir avuç biber. tabladan o kadar soğur. Dalga. karanlıklar zindanından kurtulun. bilinen bir miktarda indiririz" Aktar. parça-parça şeyler vardır. "Nefsi.BÖLÜM. denizden ancak bir bulut vasıtasıyla ayrılır. zahmetlere uğradıkça senin öz doğruluğun yüz gösterir. Denizdeki suya benzer onlar. ancak dalga vasıtasıyla belirir. fakat insan. baş korkusundan öz doğruluğu beliriyor sende. binlerce kuruntular kurmadayız. Artık bir düşün. bakışlar var. görünür. görmekten bir parça." Bu sıfatlar da sonsuz olarak katımızdadır bizim. Bu düşmanı. derken gene boşaldılar. bu kadar binlerce yüzyıllar. fakat lâtif dalgalar olduğundan vasıtasız göze görünmezler. Şu halde sıfatların. dıştan bir sebep olmadan içten coşup köpürmendir senin. o dünyada da gözler var. Öfke. bu kadar değildir. bu kuruntunun tesiri de binlerce usanç veriyor. küçük-büyük. ne diye onu besleyip geliştirmeye koyulmuşsun? Bu ip-ucunu unutmayın. böylece de hiç kimsecikler o adama acıyıp bağışlanmasını dilemezdi. belâlara düştükçe. Gece-gündüz tablaları o doldurur. Neden şaşıyorsun. Bin kere sınamışındır. insandaki sıfatlar ancak bunlarla meydana çıkar. "Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri katımızda olmasın." Gerçekten de biz. tabla olmadıkça görünmez. Fakat bahar yelinin kendisine bakarsan bunların birini bile göremezsin. neden o öz doğruluğu yok bizde. balıklar. o dünyadan birer örnek. alış-verişte bulunsun diye onları kaplara. Şimdi zindandan dışardayız. kendini. bilgiden bir parça. Her ambardan bir avuç şey vardır tasta. fakat birinin sözü. kuvvetlenir. Şu halde bütün dünya. bundan fazlasına tahammül edemez. lâtif olduklarından göze görünmezler. tablalara koymuşlardır. derken onlar da o adamı dövmeye başlarlardı. o denizden bu kadar bin yılanlar. söylemekten bir parça. derdimiz yok. yahut da gece gene doldururlar. Fakat bu. bunca soylar-boylar geldiler. fakat onlar sende gizlidir. neden o doğruluk gelmiyor bize? Acaba fayda eder mi. ne diye bedenine rahatlık verme kaydındasın. bu gül bahçeleri onda yok demek değildir. ne ambardır bu. şu tablada hemencecik görünür. lâyığınca. haset. bir avuç sakız. Görmüyor musun? Kendi kendine bir düşünceye dalsan hiçbir şey görmezsin. neden tuhaf geliyor sana? Görmüyor musun bahar yelini? Esti mi ağaçlar yeşerir. dileğinden alıkoyanın yurdu. hem de çeşit-çeşit. soyundular mı. birinin zarara uğrayışı. renk-renk yaratıklar çıkıyor. çeşit-çeşit. hiç görmezsin. dönüp dururlar. duymaktan bir parça. boyuna nefsi. . bana da. Meselâ gözün aydınlığını görüyorsun ya. gene dönüp para basılan yere gidiyor. canlı-cansız herşey. keremden-ihsandan bir parça. diş ağrısından. barışması gibi içten. yahut da bir aktar dükkânıdır ki orda Tanrı sıfatlarının hazinelerinden avuç-avuç. bedenin deniz kıyısındadır. bu görülesi şeyler. birisini döverken bir başkasına da neden dövdüğünü anlatmaya koyulurdu. Sen neysen gene osun. Mevlânâ buyurdu ki: Bu dünyada gördüğün herşey. size de düşmandır o. Bu dünyada. Şimdi kimin gönlü. "Gerçekten de Tanrınınız biz ve gerçekten gene dönüp ona varanlarız. Şu halde insanlar.Semazen. Tanrı âşıklarıdır amma lâtiftir. Gündüz boşaltırsın. düşmanınızı dost tutmayın" demiştim ya. fakat tablasına bundan fazlası sığmaz. birinin savaşması. imrenip özleyiş bunlardan başka sıfatların da denizden baş çıkarır. kendilerini gösteriyor da gene denize dalıp gidiyor. baş ağrısından. para basılan yerden çıkıp geliyor.Şeyh İbrâhim dedi ki: Seyfeddîn Ferruh. ilâçların üstüne bir tas kor. akıldan bir parça. sizin hayvanî nefsinizdir. yahut da onunla bir kazanç elde edersin. Görmüyor musun. Sana ondan bir örnektir. o dünyada da tıpkı-tıpkısına var. kuvvet verirler. baharın güzelliğini onlarla seyredersin. dalga-dalga çiçekler vardır. peki. dönüp gene oraya gider. yahut da yitirirsin. etmez mi diye binlerce hayâller. lâtif olduklarından belirmezler. yolladılar ki dünyayı seyredesin. oranın örnekleridir. Yoksa görüş. Tıpkı bunun gibi insanda da gizli vasıflar vardır. cevap verir de buyurur ki: "Düşmanımı. çeşit-çeşit tablaların. "Hiçbir şey yoktur ki hazineleri katımızda olmasın. bu denizden doldular. yâni bizim bütün parçabuçuklarımız oradan gelmiştir. daima savaşma zindanında hapsedin. hattâ bütün bunlar.net peygamberlerin ışıklı dünyasına ulaştır.

Fakat tekrar denize dökülürse herkese helâl olur. Ancak içlerinden bâzıları alış-veriş için Hârezm-şâh'ın iline gelirler. kendi güçleriyle-kendi kuvvetleriyle değil. öylesine bir dert. Padişahları. nerden geliyorsun demişler. azıksız. haznesine girmiş sayılır. senin malın olmaktan çıkar. dünya yurdunda soluktan-soluğa. En iyi Arab atları. Merdiven basamakları. doydular. yahut bir küp su doldurursun. daha fazla rahmete erişsin. daha çabuk uyanır. can rahatı derler ya. dışarı çık. teklikle-yalnızlıkla bu. Temmuz güneşi bana vurdu dese. Sevgiliye dil-ârâm-gönül huzûru. esenlikler versin. bir buz. Evleri ayrı-ayrı yapmalarının sebebiyse halkı ayırmak. bilgi elde etmiş. pişman oluş. kim senden izin almadan o küpü götürürse gasbetmiş olur. İşte sebep buydu. Hani denizden bir testi. fakat olduğu gibi buz halinde. Tacirlerinin. bir alış-verişe girişmiş. güçsüz-kuvvetsiz bir haldeyken Tanrı onlara yardım etti. yalvarıp yakarmaya koyuldu. halk zayıf bile olsa gene de onları kahreder. Buyurdu ki: Onlar. bizim mallarımızı alıyorlar. bir yargılanma olacak. öylesine bir özleyiş.İnsanda öylesine bir sevgi. dedi ki: Moğollar. merdiven basamaklarında harcatmaz ömrünü. dilekler. sevindirmesine karşılıktır. çünkü dilenen. o suç buzları erir-gider. Çünkü Temmuz güneşi vursun da karı-buzu eritmesin. kar halinde kala-kalsa akıllı kişinin inanmasına imkân yoktur. kat-kat toplanmış karlara-buzlara benzer. dünyayı o yüzden zaptettiklerini bilsinler diye Ulu Tanrı. onların mallarıysa bize helâldir. onların. gönül onunla rahatlaşıyor. Bu yüzden. birisini neşelendirmesine. mutlaka bir gün soru-sual. topluluk rahmettir. daha da başka bilgileri öğrenmiştir amma hiç de rahata kavuşmamıştır. alımda-satımda bulunurlar. silâhları tahtadandı. tacirlerinin öldürülmesini buyurdu. Tanrı yardımıyla üst olduklarını. öbür dünyadan haber alış. bir karanlık mağaraya girdi. dışarı çıkınca Tanrı buyruğuyla üst oldular. Şu halde bizim mallarımız onlara haramdır. . bir mevki sahibi olmuş. Mustafâ. dünyayı zaptettiler. bir zenaate. topluluğu sağlamaya çalıştı. bir işe-güce koyulmuş. çır-çıplaktılar. bâzı-bâzı da bize mal bağışlıyorlar. BÖLÜM . Ulu Tanrıdan. kendileri arık." Tanrı rahmet etsin. başkasıyla nasıl esenleşir. O su. Binekleri öküzdü. duânı kabul ettim. Hârezmşâh onları men'etti. (Birisi) sordu. elde edilemez. onlardan on gün mühlet istedi. Tanrıdan korkuş güneşi doğunca bütün o suç karları. Deveye. Şimdiyse ululandılar. "Müslümanlıkta keşişlik yoktur. Acaba hükmü nasıldır? (Mevlânâ) buyurdu ki: Moğol. bir sanat. istenen şey elde edilmemiştir. padişahlarının tapısına gidip öldük diye yalvardılar. ülkelerden gelip orda toplansın diye de Kâb'e'ye varmayı farz ettiler. Bir kar. yoksul. Şimdiyse ululandılar. şu zulüm. bakıştan-bakışa belirip durmadadır. pek ulu tesirler vardır. Dünya halkının çoğu şehirlerden. huzura kavuşuyor demek. Özünü Tanrıya veriş. iyiliğin-kötülüğün karşılığını kıyamette vermeyi vâdetmiştir amma peşin olarak da onun örneği. çünkü canların topluluğunda pek büyük. testide. kendilerine elbise yapmak için kaba keten kumaşlar alırlardı. biz de biliyoruz demek. yahut küpte durdukça kimse ona dokunamaz. o. Ulu Tanrı. oturup kalınacak yer değildir. faydası budur ancak. senin malın olur. ülkesine girmesini de men'etti. Ne mutlu o kişiye ki daha çabuk geçip gider. ilkin bir ovadaydılar. (Mevlânâ) buyurdu ki: Gönülleri kırık. anlar da uzun yol kısalır ona. bir istek. Dizinden-ökçenden belli demişler. bu sevinç. en güzel silâhlar onların. Oruç tuttu. hesap-kitab olacak diyorlar. yalvarışlarını kabul etti. hamamdan demiş. nasıl rahata kavuşabilir ki? Bütün bu hoşluklar. Bir insanın gönlüne bir neş'e. İhtiyaç içindeydiler. Biz de ikrar ediyoruz. Halktan uzak. geçilip gidilecek yerdir. yalvarışını duydum. bu ile ilk geldikleri vakit çıplaktılar.Semazen. mümkün değil. Şehirlinin toplanması için cami yaptılar. neyi alırsa Tanrının eline düşmüş. Şimdi haşre inanıyorlarsa nerde izi-eseri bu inancın? Şu suçlar. merdivene benzerler. yıldız bilgini olmuş.net 15. böylece de Müslümanlarla kendilerini eş tutmak istiyorlar. (Birisi) dedi ki: Moğollar. daha fazla faydalansın diye mescitler kurdular. bir umuş vardır ki yüz bin dünyaya sahip olsa dincelmez. (Birisi) dedi ki: Tatarlar da öldükten sonra dirileceklerine inanmıyorlar. Tatarlar. (Mevlânâ) buyurdu ki: Yalan söylüyorlar. nereye gidersen üst olacaksın diye ses geldi. Şu halk. kuvvetlendiler. rahatlaşmaz. bir sevinç gelse bu neş'e. tıpkı güneşin karları-buzları erittiği gibi. ben güneşi gördüm. Gitti. şu kötülük. onlardan vergi alınmasını da emretti. ayıpları örtmek için. mahalleli orda toplansın.

kötü. Çünkü Şâfiî. bu tapı kılışlar. Mustafâ. iyi oluyor. (Birisi) bir kişi. kırman. Kesin olarak can sıkıntısı. yahut arpa eken buğday devşirir mi. adağı and sayar. asla değişmez.net Sıkılır. birisini incitmen. arpa biçer mi. Yok. yemin sayılmaz. ne kadar çok zulümde bulunursan o kadar çok kötülüklere uğrayıp uğramayacağını anlamaksa. bir düşün. vuslatın ta kendisindesin. Tanrının takdir etmiş olduğu şeyler." Ezelî hükümden maksadın. (Birisi). ya gafletinden. filân gelirse bir gün oruç tutayım demektir. onları düzene sok diye emretti. nasıl olur da kötülük et de iyilik bulasın der.Tanrı rahmet etsin. bu. o hüküm. . onun kötü olduğunu ya bilgisizliğinden. uğraşırken de benimle meşgul olursun. fakat temel hüküm değişmez. bedava mal mı almak istersin benden? Birisi. Tanrı rahmet etsin. şimdi neysen halkla uğraşırken de bu halinden bir kıl kadar eksik bir hale düşmezsin. bir suç işlemen yüzünden meydana geldiğini bilesin diye karşılığı gelip-çatar. Ramazandan altı gün yemezsem adam değilim. gerekmez mi diye sordu. söylediğimiz. Eşeğini bulma umusuyla üç gün oruç tuttu. Hani İblis. "Beni ateşten yarattın. bu hatır gözetişler. Adak iki türlüdür. kötülüğe karşı sevabın. Abbâs'ı tutsak etmişti. Tanrı esenlik versin. şu hoşa gitmeyen şeylerin. o ululuğuyla. değişir. değişip değişemeyeceğini soruyorsan. Tanrının malı. tapıdan sürüldü-gitti. Mûsâ'yı halkla oyalandırdı. şerrini. Çünkü Ulu Tanrı. bir gün oruç tutayım demektir.-oynamak için yaratmadık diye paylandı. parmağındaki yüzüğü döndürdüğünden seni oyalanmak.Semazen. "et-tahiyyât"ın anlamı nedir. kötünün kötülük. Şarta bağlı olmayanı. itaat karşılığı. sordu da görüyoruz biz dedi. "tayyibât". bu da Tanrı emriyleydi. bu kulluklar. bir hükme göre kefâret gerektir. hayrını mükâfakıtını görür. ey Muhammed dedi. hani buğday dolu bir ambardan bir avuç buğday gösterirler ya. bütün esirlerle beraber onun da elini bağlamıştı. cezanın artıp artmayacağını. ceza gününü gösterir. Tanrı rahmet etsin. ne suç işledim de beni tapından sürüyorsun? Ben halkı istemem diye ağlayıp inlemeye de beni tapından sürüyorsun? Ben halkı istemem diye ağlayıp inlemeye koyuldu. Buğday eken. cezasını görür. bu üç güne karşılık dedi. Ulu Tanrı. Fakat Abû-Hanîfe'ye göre adak. Bağlaması Tanrı buyruğuylaydı amma sana gelip çatan şu can sıkıntılarının. aynı zamanda Tanrıyla da meşguldü. ibâdetle mi. biri şarta bağlı. Abbâs'ın elinin ağrımasının tesiridir diye ilham geldi. şu karanlıkların. ne kadar çok iyilikte bulunursan o kadar çok iyilik bulup bulamayacağını. Var. bundan kıyasla da günün. (Mevlânâ) buyurdu ki: Ulu Tanrı. halka öğüt ver. gam yeme. bilmiyorsun onu. İncindi de bu incinişle yüzünü göğe çevirdi. şimdi neysen halkla uğraşırken de benimle meşgul olursun. andını bozana da kefaret gerekir. esenlikler versin. Biz de ancak bunu söylemedeyiz: İyiliğin karşılığı iyiliktir. o büyüklüğüyle gene de bir gece eli ağrımaya başladı. Buyurdu ki: O kötü. ah. Mustafâ'yı önce tümden kendisiyle meşgul etti. [Dedi ki:] Birisinin eşeği yitmişti. birisini gamlandır mıştır. hüküm ve hikmet sahibidir. esenlikler versin. (Mevlânâ) buyurdu ki: Tanrı rahmeti ona. iyinin iyilik bulmasını hükmetmiştir ya. suçla mı geçiyor. Ne ettin. Bunlar. Mustafâ. esenlikler versin. iyilik etmiştir. Boş-boğazın biri. zerre ağırlığınca şer yapan. bütün peygamberler. iyi de kötü oluyor. fakat bir yandan da öyle gerektiğinden halkla oyalandırmıştı onu. benimlesin sen. "salevât" ne demektir diye sordu. ne işle meşgul olursan ol. asla değişmez. seni halkla oyalanmaya koymam ben. ne kadar sıkıldığını anla. Mustafâ'nın. tıpkı onun gibi. öbür dünyanın armağanlarıdır. ezelî hükümler. bu. Biri şarta bağlı değildir. gönül ferahlığı ibâdet. İmâm Şâfiî mezhebinde. Âdem hakkında. mümkün müdür bu? Bütün erenler. gamlanırsa da birisini sıkmıştır. (Mevlânâ) cevap verdi de buyurdu ki: Bu sorular. fakat karşılığına bak da ne kadar ileri gittiğini. Üç gün sonra eşeğini ölmüş buldu. yâni maksadın. Kötü olan o iyi kişi de ya kötülük etmeyi düşünmüştür. yahut iyilik etmeyi düşünmüştür de iyi olmuştur. hep Tanrının bağışıdır. bundan dolayı da kefâret gerekmez. iyiliğin karşılığı kötülüktür demişler. onu topraktan yarattın" diye îtirazda bulundu da meleklerin hocasıyken sonsuz lânete uğradı. kötülüğün karşılığı kötülük. yahut da suçları kolayca sana yaptıran dinsiz bir eş-dost yüzünden suç saymıyorsun. Tanrı korusun. yahut da kötülük etmiştir de kötü olmuştur. Şarta bağlı olanıysa. sonra da orucunu bozarsa kefaret gerekir mi. şu azıcık şeyler o çok şeyi anlatır. etraflıca hatırında değildir amma karşılığından çok kötü bir iş yaptığını anla. hiç değişmez mi diye sordu. onlarla oyalanır. ne yaptın. "Zerre ağırlığınca hayır yapan. ondan sonra halkı çağır. anlattığımızsa. esenlikler versin. bir gün oruç tutayım diye adak adar. suç karşılığıdır. Tanrı rahmet etsin. iyiliğe. Hızır'ıyla tümden kendisiyle meşgul etmişti.

iş görenin başka olduğunu. Zekeriyyâ'ya. içyüzden anlam gelinleri size yüz gösterdi. sebepleri yaratanı görüp bilmek için bir perdedir ancak. herkese. bağışladığı şeylerden birazcığını sadaka olarak. boğazınızı yakar. Dağdan deve çıktı. canlar Tanrı tapısındaydı. o ilin hallerini tümden unutur. sessiz Tanrı sözüydü. Canlar da buna benzer. sudan. gözünün önünde senden. mademki orda ekmediniz. inananlardır. Eline bir güzel. o yanın coşkunluğu. Îsâ babasız doğdu. onu Tanrı haram etmiştir size derler. bu nimetlenme. işlere bakar. Karım. İşte tıpkı bunun gibi. hep baharındır. onları unuttun-gitti.. bilgin. daha çok hatırlar. tıpkı bunlar gibi işte. o meyvelerden birazcığını verseniz. sanırlar ki perde söz söylüyor. niçin unutuyorsun onu? Peygamberlerin. kötünün. ne elde edeceksiniz? Büyüklük etsek de size versek bile mademki Tanrı. üstü kapalı olarak sahâbeye buyurdu ki: "Kaplarınızın ağızlarını kapatın. Benim. Şu halde gerçekte bu ekim. mayalarına göre örneği şudur: Kâfir ilinden Müslüman iline oğlanlar getirirler. bir sevgili geçse. "Dedi ki: Rabbim. doğurmasına imkân yok. zehirli hayvanlar vardır. Mustafâ'yı övmedeydi. Dostlara ısmarıcım olsun (*). beni kimseye gösterme. katı kayadan on iki kaynak fışkırdı-aktı ya.Semazen.. kimisini on beş yaşındayken. nerde verginiz. anlatmayın. ben seninim. onun gibi. duduğunuz şu sözlerimi herkese söylemeyin. tâ önceden sana ne lûtuflarım var. soğuk mu soğuk cennet sularından bizim de canımıza dökseniz ne çıkar ki? diye bağırırlar ya. ehli olmayandan başkasına vermeyin. Tanrı erenleri sebeplerin dışında işler görmüşlerdir ki düzülüp koşulmuş da meydana çıkıvermiş. nimet sahibi odur. büyür. Bir parça daha büyükse azıcık hatırlar. onu size haram etmiştir. böylesine bir kadından çocuk nasıl olur diye feryada başladı. Kimisi biraz hatırlar. onunla güç-kuvvet elde ediyorlardı. evinde gizle dese onu çarşılarda-pazarlarda dolaştırman. ihtiyarladım ben de. Âdem. ben ele ihtiyarım. Bunlar da peygamberlerle erenlerdir. ehlinden de esirgemeyin. babasız-anasız var oldu. karım da ihtiyar. Îbrâhim'e ateşten güller bitti. yerinde bir iş midir. halk onlarla oyalansın diye yüz örtüsünden. ekmeye de çalışmadınız. Bahar olmasaydı kışın olduğu gibi bütün halk. eriyoruz. Fakat erenlerce açıkça anlaşılmış. Çünkü "Hikmeti. yabancılardan bir topluluk geldi. sakınınsakının. Fakat adam-âkıllı büyük olan. perde ardında bırakılmış bir bölüktür. esenleşemezdik ki. ergen. "Cehennemlikler.net Çünkü Tanrı. bu nîmetin tohumu dünyada ekilecekti. hem de şu varlık âlemine gelmeden önce. o buluşmaya ulaşır-giderler. eker. kimisini on yaşındayken. Halk sebeplere. bizim değil. mağaralarda mahpus kalırdı. can âleminde anasız-babasız var ettim. harfsiz. Mustafâ'nın yanına. o yanın havası. onu yabancılara söylemeyin. bu sözleri onlara haram etmiştir. o ilden hiçbir şey hatırlamaz. siz de . "Sizin rabbiniz değil miyim? Evet dediler" var ya. Tanrı rahmet etsin. bu gezip tozma. gizli şeyleri anlatmada. baharın vergisi. Hani baharın halk. onlarda başgösterir. bu bölük. kapların-kacakların.. yolculuk eder. Tanrının size rızk olarak verdiği şeylerden bize de dökün-saçın derler. Hani birisi. hattâ bir buyursam dünyalarca halk belirir. testilerinize düşerler Tanrı esirgesin. yapılar yapar. Kimisini beş yaşındayken getirirler. kulların gönüllerini almak için döküp saçsanız. gülistanlar düzüldükoşuldu ya. tencerelerin. dökülür-gider. bunlar gibi sonu gelmez neler oldu. hal-hatır gözetemezdik. esenlikler versin. Ben seni. eskiden olduğu gibi o hal. yüz bin çocuk meydana getirmeye gücüm-kuvvetim yeter. Sahâbe." Cevap geldi: Aklını başına al ey Zekeriyyâ. benden nasıl bir erkek çocuk meydana gelir. iyinin. satarlar. ona zulmetmiş olursunuz. perdeden başka birşey olmadığını anladılar. Yedikleri-içtikleri. perde ardından çıktı mı bilinir-anlaşılır ki perde bahaneymiş." Yâni testilerin. bize bağışlasanız ne olur ki? Büyük kişilerin kadehinde yeryüzünün de bir payı var. buluşma aracı da pörsümüş-gitmiş. pis. ehline zulmedersiniz" denmiştir. bilmezler ki perdede iş yok. Peygamber. yârabbi. Bir keseye koysanız kese yırtılır. Ulu Tanrı. evlerde. erenlerin. o sevgilinin de hiç hoşuna gidermi bu iş? Onlara gitmez amma sana da kızar. kocar. nerde adamlığınız? Tanrının size verdiği. Fakat adam. tanrı rahmet etsin. ayı araçsız yardı. sana bir oğul vereceğim diye vaitte bulundu. Ulu Tanrı. Bunları gördüler de sebeplerin bahane olduğunu. bir hale düşmüş ki çocuk yapmasına. halkın. Kimileriyse o sözü duydular mı. yerlerine. ovaya-tarlaya çıkar. perde ardında söz söyler. hem de hepsi tam. salevât da. o sözü duyunca o halleri hatırlamaz. gizli şeyler açıldı mı. küplerin ağızlarını örtün. görülmüştür ki sebepler. Bilmiyor musun ki sebepler bahanedir. Hani cehennemlikler. burada ne biçeceksiniz. bunlar. sebeplerin. uzun yıllar Müslümanların arasında yetişirgelişir. Hepsi de baharın bağışıdır.. belirir. Çocukken getirilen. o sözü kendine yabancı bulur. onun malıdır. karım da kısır. gözlerini önüne gelir. o arı-duru. bize sağlık vermeseydi bu soruları soramazdık. cennetliklere. o bir örtüden ibâret. O. gel de şunu bir gör demen. tümden kâfirliğe. örtülü tutun. gene ipin ucunu kaçırdın. bir yaşa gelmiş. boğazınızdan aşağıyşa gitmez o. işleri sebeplerden bilir-anlar. Yüz bin kere sebeplerden dışarı işler gösterdim." Cennettekiler. doğumsuz. ne yardımlarım. Mustafâ. hepsi de onundur. Şu halde gerçekte. Çünkü biz bu ateşin içinde yanıyor. münâfıklardan. kâselerin. cennettekiler de derler ki: Gerçekten de Allah her ikisini de kâfirlere haram etmiştir. tahiyyât da Tanrınındır. Mûsâ'nın sopası yılan oldu. karısız. perdeler tümden kalkar. tayyibât dua. cennettekilere. Kimisini çocukken getirdiler. esenlikler versin. sapıklığa baş-aşağı dalar-gider.

. çünkü onlar fârelerdir. mücevherlerle süslenmiş kadeh sunsalar. onları tertemiz bir hale getirmiştir. kendiliğinden değildir. Fakat herkesin dilediği Tanrıdır. hünerler. Öylesine kalkan. her işi. makamı. o suyla oynayamaz. ezanın anlamını etraflıca anlamaz amma maksat nedir. onlarda kıl kadar bir varlık bile kalmamıştır. Kimisi peygamberler şeklinde görünür. öylesine sırlara mahrem olmuşlardır ki "Tertemiz olanlardan başkaları dokunamaz onlara. "Soru. fakat içinde sirke olsa. bilginin yarısıdır. her yerde sevgiliyi gör. bilirsin ki duvardan gelmiyor o ses. birisine yüz tutmuştur. iyi şeylerdir. sevimli olmaktır temel olan.. ona kasteden bana kasteder. halkın mertebesi.." Tanrı kulları. Tanrı gücünün. Hani aç. size ziyanı dokunur. Onlar. bildik ya. o şarabı içen ve gören kişide.(Mevlânâ) buyurdu ki: Sevilen herşey güzeldir. bilemem. Şu halkın şekli. Şu halde iş.Tanrı kuvvetinin elinde bir kalkana benzerler. Lût kavmi. Tanrıyı bir bilsin. Âdem'in zamanından şimdiyedek başlarına neler gelmiştir bu çeşit kişilerin. böylece de iyileri kötülerden ayırdederler. "Kalanlar. Bu kalkanı Hak görün. Kalkan der ki: Ben arada yokum. Elimde bir kadehe benzer Leylâ. her sözü. ona olan ilgisi kadardır. kıyâmetedek var. boğulan da. Şeddâd. zamandan zamana ulanır-gider. istek. kadehlere benzer. Birisi şu: Soracağım. canı görür. tümünden ayrılamaz. (Mevlânâ) buyurdu ki: Tapımızdan kalkıp dışarıya giden o bey. Bana altınlarla bezenmiş. Hani duvardan bir ses duyarsın ya. yüzense kendi gücüyle.. Tanrı. bir şevk gerek. duvarı söyleten biri var. Leylâ'dan daha güzel olanlar var. Tanrıya saldırmışlardır. düşmanları dostlardan ayırırlar. şu bilgiler. istediği gibi oynar onunla. Tanrı hareminin mahremleridir. Ben o kadehle şarap içerim. Semûd kavmi gibi. anlayamaz onları. dilde yaşayan bir söz olduğu kesin olarak anlaşılmıyor mu? Hele "tutsu" sözünden daha güzel. Güzellik. sözümüzü etraflıca anlamadı amma kısaca anladı ki biz onu gerçeğe çağırmadayız. o umuyla ömrünü harcar-gider. (*) "Bir nesnenin işlemesini bir âdeme. Onun o yalvarışını. fakat Mecnûn'a. özle de şekli görme. fakat aksine her güzel olanın sevimli olması gerekmez.. o nakışlar kalmaz.. soracağım amma ne soracağım. c. bu nîmete lâyık değildir onlar buyurdu." Soru soranın sorucu alabilmesi için önceden iki şeyi düşünmesi gerek. yanılıyor muyum. Ölmeden önce ölmüştür onlar. 1305. Erenler de böyledir işte. Hakla pençeleşmeye kalkışmayın. "Onu gören beni görür.. bir hikmet var mı? Artık anladık. Dostluk etmeye çalışırlarsa Tanrıya dostluk ederler. o kişidir ki su. kendi dileğiyle yüzer. onunla beraberdir. o baş sallayışını. sudandır. can görünür ona ekmek. fakat şarabı kadehten ayırdedebilmek için bir aşk. Dedi ki: Leylâ'nın şeklini sevmiyorum ki ben. şaraptan haberiniz bile yok. (Mustafâ) böylece onlara.net bilmeden o testiden su içersiniz. bunu ayırdedip bilecek biri gerek ki Tanrı birdir desin. kendinden değil. Görmez misin. soracağım şeyden başka birşey var mı? İkincisi de şu: Düşünmeli ki benim bilmediğim bundan daha iyi. Tanrının kesin delilidir halka. Firavun. o şarap ancak iştah. Ona düşmanlıkta bulunursa Tanrıya düşmanlık etmiş olurlar. ekmeğin şeklini görür. açsa ekmeği değil.IV." . oynayışım. kapıduvar kesilmişlerdir. Boğulanın her oynayışı. kadeh kırıldı mı. hattâ o kadeh gizi yüzlerce kadehten daha iyidir bence. İkisi de ekmeğe bakar amma tok. onları getirelim dediler. duy da anla.. Hadımlar gibi hani. yahut şaraptan başka birşey bulunsa ne işim var o kadehle benim? İçinde şarap olan eski kırık bir kabak o kadehten. Şimdi iştahlan. on gün birşey yememiş biriyle günde beş kere yemek yemiş bir tok. böylece de bütün dünya onlara hizmetçi olmuştur. sevimliliğin bir parçasıdır. yabancıların önünde ağzınızı-dilinizi kapatın. Suya dalıp boğulan." Kaamûs tercemesi. Matbaa-i Bahriye. daha anlaşılır bir söz değil mi? Bilmem. su taşır. Şu halde her eren. daha yüce bir soru. o sevisini anlayış yerine tutuyoruz. s. varlık. "Ben Tanrıyım" demenin anlamı da budur işte.şehre gelir de ezan sesini duyar. bunu anlar ya. Sevimlilik oldu mu. Âd kavmi. elbette güzellik de olur: birşeyin parçası. Kalkanın oynayışı. Nemrûd. varlık âleminde. bu hikmete. bir bahanedir. içip durduğum o şaraba âşığım. kimisi erenler şeklinde. Yüzen de. özleyiş gözüyle görülebilir. Kaamûs tercemesi taranmadı mı. Hani bir köylü. gerçekte Tanrıyla savaşa girişmişler. Çünkü böylesine bir kalkanı yaralamaya kalkışanlar. yabancılardan hikmeti gizleyin. Siz kadehi görüyorsunuz. tarandıysa "Vasıyyet" karşılığı olan "ısmarıç" sözü nasıl atlandı? Kaamûs tercemesinde bulundurana göre bu sözün. Çünkü ekmek kadehe benzer. hıyânet damarlarını tâ kökünden koparıp kesmiş. Leylâ bir şekil değil. bir kimsenin eylediği siparişe ve ısmarıca dinür. BÖLÜM. birdir. yüzünde padişahın çevgeninin izi olan kimdir. Tanrı elinin oynayışından. Mecnûn'un zamanında Leylâ'dan daha güzel olanlar vardı. sanatlar da kadehteki nakışlardır.1219}." Bu yüzdendir ki herkes. O arada. Sonları da yok hani.Semazen. ikisi de sudadır amma bunu su götürür. Yalnız bu arada doğruyu bulan. tadıysa içindeki şaraptır sanki. 16. kalıp kadehlerindeki şarapta. Şu halde ben.

benim için kimseye birşey söylemeyin. nasıl olur da değeri olmaz sözün? Sözün değeri yoktur sözünü duyuyoruz ya senden. "Ol. filân şehirde hangi kumaş gerek. kim görebilir bizi? Yolcu yok. iyiye-kötüye âit sözleri. zâhitlikte bulunmak. Onlar. kitaplar meydana getirmek. ne çıkar." Dünyadaki bütün halk. karşılık olarak bir lûtuf bekler.net (Mevlânâ) buyurdu ki. anlamla. Dedim ki: Sen bana umutsuz bir korku göster. şiir nerde? Vallahi şiirden usanmışım ben. İbâdet iste de ibâdet nedir.çabalar. Çünkü bunlar. göstereyim. Şu halde anlaşıldı ya. bunu da sözle söylüyorsun. onun sözüdür. nasıl oluyor da böyle bir soru soruyorsun? Meselâ birisi buğday eker. Herşeyin temeli sözdür. hoş. bu korku da ne diye sordu. o ibâdeti yerine getirse kendisine hiçbir faydası yoktur.Semazen. birbirinden ayrılmaz. ben râzıyım ona. Birisi. ibâdet. geçip gittiler. Yüz kere söylemişimdir. İnanç da bu korkudur. der. Senin sözden haberin yoktur da ondan hor görüyorsun onu. orda tesir edişin şekli yoktur. çünkü ibâdet de sözden doğar. bence şiirden beter birşey yok. bir de sözden meydana gelmiştir. ayrılmaz ondan. umarsa biri. ibâdetin şekilleri. acı ilâcı içer. Toprakla bulanmış suya benzer insan. onu satar. İnanç gönüldedir. gösterelim. İşte şuracıktaki bir bölük halk. Emîr Pervâne bana dedi ki: Temel olan ibâdettir. Mâdem ki ibâdet etmiyorsun.. daha çok çalışır. yahut korkusuz umut. esenlikler versin. yahut korkusuz bir umut göster. Şimdi umutlanır. öğüt vermek. on tane tatlı şeyden vazgeçer ya. İbâdet müşterisi bulamıyoruz. o zahmetleri buraya getirdi. Sayrı. Yüksek kişiler. namaz. birşey işitmek. filân şehirde vergi memurudur derler fakat memurluğun şeklini göremezler ki. güzel mi güzel. ibâdetin şeklidir. sağlık umusunu beslemeseydi nerden. ibâdetle öğrenilebilir. buna dikkat eder de onu alır. Şu halde bu. umutsuz korku. birşey duymak isteğindesin. Namaz bir iştir. Çünkü ağzımızdan çıkan bu söz. Hangi ilaç tesir etti dersin ya. söz müşterisi buluyoruz da sözle oyalanıyoruz. Söz. özdeki anlam. fakat Kur'ân okumazsan doğru olmaz. söz de böyledir. kesin olarak o işe daha sıkı sarılır. umut beslemek gerek. göstereyim sana. ya bir afata uğrarsa diye bir korku da vardır. boyuna ondadır. yüzünü cana tutarsa ziyanı yok. Bedene arkasını döner. Umutsuz kalırsa tembelleşir. eğretidir onda. çünkü onda gerçeklik ve inanç anlamı yoktur ki. anlam. dünyada er arıyoruz ki ona ibâdet nedir. herşeyi görmüş olursun. Hayvanlık. (Mevlânâ) buyurdu ki: İy vallâh. semâ' ederken bana çarparlar. asıl ibâdet. olur" dedi. Bir huyum var benim. bilgileri kaldı ancak. tümdür. hikâyeleri. çünkü konuğun iştahı işkembeyedir. yanıma gelince onlara eşi olmayan. umar amma bu umuda ya bir ziyan gelirse. bizim toplumumuzda şâirlikten daha ayıp bir iş yoktu. onun gibi. boyuna vardır onda. Muhammed'in zamanınadek namaz. yığdı. içi dışına uymaz biri. yol. Yoksa ben nerdeyim. Âdem'in zamanında tâ. ibâdet nedir? İbâdet. fakat ibâdet genede vardı. ne bilirsin sen. Bâzı dostlar da onları men'eder. ibâdetse insandaki anlamdır. yüzünü onların canına çevirmiştir o. yok mudur diye sordu. nasıl dayanırdı buna? İnsan. Onu gördün mü herkesi. şu görünen şekildir sanırlar. kulağını vermişsin. ben ne yapabilirim? Bizim ilimizde. ancak anlamdır orda bulunan. biri olmadan öbürü olmaz. Gönül sahibi. bir güzel iş yaparsak Tanrıdan karşılığını ummamızın. öğrendim-belledim. o bedenler. derin bilginler. ince mi ince şeyler anlatayım diye bütün o bilgileri burada topladı. Dedim ki: İbâdet ehlini. kanadı ne kadar kuvvetli olursa uçuşu. Hani şuna benzer bu: Birisi. gerçeğe erenler. uzağı görenler. oruç değil ki.. bana hoş gelmez. O ilde kalsaydık onların tabiatlarına uygun bir ömür sürer. ne kulluk eder. ibâdet dileyeni göster de ben de onlara ibâdet nedir. bu umuttur. Görünüşte söz söylemese bile boyuna söyler. O umu. konuğunun dileğine uyar da o işkembeye el atar. şekille öğrenilir. hiçbir gönlün bana kırılmasını istemem. Sözün değeri yoktur dediğin zaman bile bu değersizliği gene sözle söylüyorsun. ibâdetlere koyulmak gibi onların istediği şeylere sarılırdık. ıpıssız. Fakat toprak. Sen şimdi söz istiyorsun. beklememizin ziyanı var mıdır. Tanrı rahmet etsin. onların canıdır. Zâten bu ibâdet. buğdayın bitmesini umar elbet. Biz yolda olmuşuz. ibâdete koyulmuşuz. evreni sözle yarattı. va'zetmek. konuşan hayvandır. hangi kumaşı alıyorlar. Hani sayrı. ders vermek. toprağı da hayvanlığı. İnsan. arı-duru su. Çünkü "Bütün avlar yaban eşeğinin karnında. Biz. Ulu Tanrı. O kadar gönül alıcıyım. hiç mi hiç düşünülemez. oruç bu şekilde değildi. Şekil. konuşur insan. Bilgiler elde etmeye çalıştım. Bu adam. onun parça-buçuğudur. insan hayvanlıktan. söz. Bu. sözle söylemezsen fayda etmez. ummak güzel. Bunlar. ibâdet ağacının meyvesidir. . bilgi bilgiyle anlaşılabilir. korkusuz umut yok. gafletinden değil. onunla oyalanmalarını dilerim. odur tüm. kanadıdır onun. Görmüyor musun? O topraklar. İki yüzlü. söylemezsem üzülürsün. isterse matahların en aşağısı olsun. Şu halde ibâdet de halkın anladığından başkadır. çürüyüp eridiler. Birisi benden. gönül yapmayı isterim ki yanıma gelen şu dostların canlan sıkılır korkusuyla şiir söylerim. Onunla ilgili işler yüzünden ona vergi memuru derler. Bana da şiir söylemek gerek. Büyüklerin kabrine arkasını çevirmiştir amma inkârından. akıllı-fikirli adamlar. artık onun elinden ne birşey gelir. bir hayır işler. o kadar çok olur. onu yıkamaya koyulur.

. Onların sözlerini duyduktan sonra duyduğun her söz.. Hatırınıza şu kötüdür. İnsanoğluysa ikisinin arasında çekişe-dövüşe kaldı-gitti. Şehvete düşmüzse. iş bundan ibâret diyorlar. Gidiyor. Böyle olmasaydı neden başkalarında bir dert yok. Şimdi tüm olan onu gördün mü. elde etmeye çalıştığınızı elde edeceksiniz. yarısı hayvan. Kâinatta ne varsa senden dışarda değil. kesin olarak bütün kâinatı görmüş olursun. ter-temizdir. yılanlığı toprağa sürer onu. Hiç savaşmaz nefsiyle. Ulu Tanrı. "Herşey. Moğollara secde ediyoruz. hayvan bilgisizlikle kurtuldu. Biz de şu zamanda onun tıpkısını yapıyoruz. kötülük yapma diyen akıl yoktur onlarda. savaşta. çünkü şehvetten arınmıştır.Semazen. İbâdet etse bile ibâdetini saymazlar. haset gibi bunca put var. 17. bunların hepsine de itâat etmedeyiz. Yoksul insana gelince. Ayrıca içimizde hırs. Yaratıkların kimisi de hayvandırlar. Tanrıyı anış. bütün yerleri (*) A insan. size dileğinizi verecektir. çirkin görünüyor. çekiştedir. Acı su. yarısı balık. sonra da kendimizi Müslüman sayıyoruz.Nâib dedi ki: Bundan önce kâfirler. beğenilmeyecek birşeydir düşüncesi geliyor ya. şehveti aklını yenen hayvanlardan aşağı. balığın canı da sudur. yatağı. tatlı suyu içmiş olana acı gelir. zıddiyle meydana çıkar. herşey. dervişin parça-buçuğudur. putları öperler. size kötü. yiyip içmedir. nefsine.." Melek bilgiyle kurtuldu. kendinde ara. onsuz olamaz ki. sen. gönül gözünüz. istek. sen. havasına uymazsa ne var ki? Zaten bunlardan arınmıştır o. insanlara olduğu gibi onlara teklif yoktur." Yaratıklar üç sınıftır. Kim onu bir konakta görürse sanki Bütün insanları görmüştür. onun yaratılışından ileri gelir. Onlar salt şehvettir. kesin olarak niteliksiz bir pek büyük şey görmüştür ki bu. salt akıldır hepsi. Ne arıyorsan sensin. putlara secde ederlerdi. onlara yaşayış budur. "Kuş kanatlarıyla uçar. onlara tabiattır. Ne istiyorsan kendinden iste. hem içten. Onu gördükten sonra kimi görürsen bir kere daha onu gördün demektir.net Şiir İyi-kötü. "Aklı şehvetini yenen. Onların sözleri de tümün sözleridir. kin. ibâdet. onunla geçinirler." Şu halde Ulu Tanrı canınıza inanç ışığını vermişki bu işleri çirkin görüyorsunuz. Böyle olmayan adam. yastığı da. ne haldeyseler hallerinden memnunlar. Yarısı yılandır. derviş değildir. Padişahın güzelliğine bir aynasın sen. (")Arapçadır. Meleğe teklif de yoktur. BÖLÜM . (Mevlânâ) buyurdu ki: Amma burda bir başka şey var. işitilmiş sözdür. kulluk. Demek ki güzelin karşısında bu çirkin görünüyor. çünkü bu. O. hem dıştan biz de aynı işi yapıyoruz. bir kere daha duyulmuş. hani balığın suda yaşadığı gibi. Tanrı kitabı sensin. Kimisi meleklerdir. meleklerden yücedir. suya çeker. sonra da kendimizi Müslüman sayıyoruz. akılla şehvetten meydana gelmiştir Yarısı melektir. herkes. Balık oluşu. inanç sahibi himmetiyle.

ne hüzünlenirler onlar. Tanrının noksan sıfatlarından arı olduğunu söyle. gücünü-kuvvetini daha çok harcar. aynanın ardına binlerce çeşit nakışlar yaparlar. bundan aynaya ne ziyan var. erenlerdir. ondan sonra bizim bağışımız gelir-çatar. Onlar. kendilerine döndürmeyi beklerler. çünkü Emîr'in arkasını görmüşlerdir. ondan sonra Tanrı yardımı elinden tutar. inanç sahibi edeyim. Başkaları bunlar için severler. "Sıfatlarımla halka görün" demiştir. Yüzbinlerce çalışıp çabalamayla bir zerresini bile göremezsin bu lûtufların. bir ayıplı yüz görür. yere bırakırlar. Fakat mâdemki bu yola düştün. Ulu Tanrının zıddı yoktur da onun için "Ben bir gizli defineydim. ömrüm yetmedi ki halkı çağırayım. Şimdi. feryâd. kendi çabasıyla kendisinden giderebilirler. "Yarlıganma dile. umudan da. şehirler zaptettin ya. yâni neyin varsa yolumuza dök-saç. düşüp yerlere serildin. incide değildir. tek. Bunlar içlerinde dert. takım-takım Müslüman olduğunu göreceksin. Altına âşık olanların. ondan yargılanma dile ki oraya göçeceksin artık. şu anda araç da kalmadı ya. eşsiz kişinin yabancıdan ayrılması. ağrı. Mustafâ'nın karşısında Abû-Cehl gibi tıpkı. o düşünceden tövbe et artık. biz biliyoruz ki şu arık ayakla bu yolu aşamazsın sen. yol al. Fakat gerçeğe ulaşanlar derler ki manası şudur. Fakat yüzü çirkin olan. bölük-bölük başından dökülür-saçılır onlar. Öleceğini anlayınca âh dedi. inananlardır. Şu sonu gelmez. orduyla. çabaladı. Mustafâ. kötü işleri kendi gücüyle. dünyayı Müslüman edeyim. bilinmeyi diledim. bu işi başarma. esenlikler versin. Bu işi başarmayı kendinden bildin. artık hiç gücün-kuvvetin kalmadı mı. bizden değil. Ulu Tanrı." Biz Emîr'i dünya için. kâfirler hoş görmeseler de böyledir bu. "Tanrı ışığını nefesleriyle söndürmek isterlerse de Tanrı. inciye tutulanların gözleri aynanın ardındadır. Gü-cün-kuvvetin varken savaşıp dururdun. ne kadar aykırı hareket ederse işleri o kadar yücelmede onların." Kimisinin de şehveti. savaş içinde kalmıştır. gene böylece peygamberlerle erenleri meydana çıkarmış. onlara ne kadar düşmanlık ederse." Zâhir müfessirleri şöyle tefsîr ederler: Tanrı rahmet etsin. arada-sırada uykuyla uyanıklık arasında. korkudan da kurtulmuşlardır. belli olması için Tanrı ışığını elde etmiş olanlardır. Tanrı yoluna sokayım diye çalıştı. Hattâ yüz bin yıl yürüsen bir konaklık yol bile gidemezsin. zıddını söylemedikçe hiçbir şey. umutlanırdın. Evet.net Şimdi insanların kimisi. bu arık ayakla yürü. Bunlar. ışığı meydana çıksın diye karanlıktan ibaret olan şu kâinatı yaratmıştır. kılıçla iller aldın. görünüşte zıddı vardır onun. Fazla savaşır. bu devlete erdin ya. Ulu Tanrı ona der ki: O işi gücünle-kuvvetinle başaracağını sandın. tövbeleri kabul eder. Bunu gördün mü de bil ki yolculuk vaktin geldi-çattı. hem de halk. başkaları da istiyor. ayıplı olan. şu anda geçip gidiyorsun. Mûsâ'nın karşısında Firavun. salt ışık kesildi-gitti. bağışlarımızı. yüzünü değil. meydana çıkar. Erenler. ikisi de meydana çıksın diye. Bakalım. umutsuz bir hale düşer. altınlardır. esenlikler versin. özleyiş beliren bir bölüktür. aynada bir çirkin. aynayı ayna olduğu için sever onlar. yahut bilgisi. gerçekten de o. o incileri mücevherleri diler. aklına üst olmuştur. "Ne korku vardır onlara. Hani çocuk süt emdikçe kucakta taşınır. ibâdete koyulması yüzünden sevmiyoruz. sevdim" demiş. akla o kadar uydu ki tümden melek oldu. Aynaya âşık olanların gözleriyse altında. şeytanlar da onları aşağılıkların en aşağısına çekmeyi beklerler. artık bizim lûtuflarımızı. bu çeşit yaşayışlarını hoş görmez bunlar. bitip tükenmez yolda bu arık elle. Bunun nişânesi de işte şu: Ölürken halkın. O anlama. Şimdi bunları gördün. elinden gelir o iş sanmıştın ya. Bunlar peygamberlerdir. Ulu Tanrı dedi ki: Gam yeme. bu huylar da tıpkı değerli incilerdir... elden-ayaktan kaldın. kendi ışığını tam parlatır. aynanın yüzünü çevirir. yardımlarımızı seyret. usanmazlar aynadan.Semazen. imkân yoktur buna. Şiir Biz de istiyoruz. düşmanın dosttan. zâten anlam bakımından zıt yoktur. Bu bir yol-yordamdır ki koymuşum. mücevherler korlar. büyüdü mü yürüsün diye onu kucaktan indirirler. devlete kim ulaşacak? "Allahın yardımı gelince. ben ordusuz olarak her yeri. bunları aynanın ardına koymuşlardır. İbrâhim'in karşısında Nemrûd. herkesi sana uydurayım. fakat şimdi gördün ya. fakat gideremez. çünkü aynada güzel yüz seyredeler. o sanıdan. Emîr aynaya benzer. hayvanlıkla insanlığı karıştırdı." Çünkü zıddı olmadıkça." . kapıdan bölük-bölük girdiğini.. Sonu da yoktur bunun. Şimdi de gücün-kuvvetin bitti artık. o kadar yayılıp tanınmada. bunları konaklarına ulaştırmayı. Hani Adem'in karşısında İblis... "Herşey zıddıyla belli olur. Tanrı rahmet etsin. baht kimin olacak. Sûrenin sonunadek. Bunlar da tam hayvan olmuşlardır."Rabbin: Överek noksan sıfatlardan arı olduğunu söyle onun" o işi kendi-kendine başarırsın. bizdendir. yahut da uyanıkken sana bir lûtufta bulunurduk da onunla biz arama yolunda kuvvet bulurdun. onlar boyuna aynaya yüz tutmuşlardır. târif edilemez. insan sanır ki. Şu halde anlam bakımından zıddı yoktur amma erenlerle Tanrıya bir zıt belirlemede. Kimisi de kavga.

Kimisini öbür dünyadan gaflete salmasaydı dünya. istiyoruz ki aziz dostu anlama çekelim. Şu halde mâmurluğu meydana getiren. Dudaktan damağa damaktan karna giderken gittiği her yeri yakıyordu. Tanrının hazneleri çoktur. hiçbir vakit mâmur hale gelmezdi. Tâ uzakta küçücük bir çadır gördü. "Nice Kur'ân okuyan var ki Kur'ân. Konuk geceyarısı çadırın dışında uyudu. hâşâ. Ondan daha güzel bir kunduz getirirler. çünkü sizin yüzünüzden biraz esenleştim. bununsa şakır şakır şakırdaması yok derler. bunlardan kaçar. İster-istemez yedi. Gökyüzünde ne varsa Ayla ışıklanır. çiğnenir. şa-kırşakır ses çıkaran şeydir. Arab ilinde. gafletle gözlerini bağlamıştır. çeşit çeşit yemekler. dedi ki: Sizin bende hakkınız var. Vâsıt da. Hani ceviz oynayan çocuklar gibi. nîmetler. oysa ki onların canları. o da ona uyup kunduzu eline almış. bir sûre. Kocası olan Arap. Hased olamaz. Anlarız ki kunduzu tanımıyor. Bunun sebebi de şuydu: Onlar. yağını versen istemezler. Kuruluşları.Semazen. İsâ'nın. Tanrı sözü vardı. devlete kavuşanları gördüler mi hased ederler. Bu söz. Anlatırlar ya hani. Ondan konuğa da verdiler. anlattım. Kur'ân'ı içiyorlardı. sebebi ikiden artık değil. Rivayet etmişlerdir. Bunu gördü de dedi ki: Kullarını nimetlerle azaplandıran Tanrı. arıdır noksan sıfatlardan.. sindiriyorlardı. Delili de şu: Anlamı söylersen reddeder. esenliğe. Bir batman. duydun mu dedi. yarım sûre ezberlemişti. boy atar. Kayırmam coştu da ondan söylüyorum. Oraya gitti. sözlerimi dinleyin. Rabbimin sözleri bitmeden tükenir-gider. sözleriyle korü-körüne okur-durur. mâmurluğu meydana getiren gaflettir. Bağdat şuracıkta. Kur'ân'ın şeklini doğru okuyor amma anlamdan haberi yok. Birisi bu kunduzdur demiş ona. Karısına pişir şunları dedi. bir sûre ezberinde diye parmakla gösterirlerdi. bir halayıkçağız gördü. Öylesine bir su verdiler ki ateşten sıcaktı. Evet. bu konuk neler dedi. Peygamber'in zamanında sahabenin herbiri. dileğim var diye bağırdı. fakat arapça değildi. esenlikler versin. o Arabın kocası geldi. O şehirlerin tatlarını saydı-döktü. Ancak ağza alınır." Şimdi. Kûfe de. bir adam Hacca giderken çöllere düştü. yapsınlar diye bir bölük halkın. Şu çocuk da gafletle büyür. Çünkü hased etmeye değen birşeye hased etmek yazıktır. Mûsâ'nın. Kadın. pek acıdı da o kadına öğüt vermeye koyuldu. hamamlar. Oralarda pek güzel. ışığını saçar. Ezberleyeni de pek büyük görürler. değmiyene hased etmek de ne oluyor ki? Sözüm. neden öbür Kur'ân'ı reddediyor? Bir hafıza söyledim. Adam. çıkarılırsa bin eşek yükü ekmek de yenebilir.. alnında peygamberlerin. elli dirhem mürekkeple yazılabilir. Aklı olgunlaştımı artık boy atmaz. neler anlattı. Birkaç çöl fâresi avlamıştı. Derken. ata binmiş bir bey gördü. O hâfızın bilgisi var da Kur'ân'ı okuyorsa peki. deniz sözlerine mürekkep olsa o mürekkep. ben de vazgeçtim. Şuna benzer bu: Adamın biri. BÖLÜM . eline bir kunduz alır. Kötürüm bile olsanız sürüne sürüne yuvarlana-yuvarlana oralara varabilirsiniz. Tanrı bilgisine bir işarettir. hoşluklar vardır. sen de bütün aktar dükkânı bu kağıt parçasındandır desen aptallıktır bu. Tanrı bilgisiyse yalnız bu kadar değildir. Amma bu da iyidir. bunlardan başka peygamberlerin zamanında da Kur'ân vardı. Ayın ne suçu var? Köpeğin huyu bu. bu Kur'ân. Tanrının bilgileri çoktur. Tanrı şu dünyayı kursunlar. ya esirgeme yönünden. Bunu anlattım. malla. istemez. yahut iki batman ekmek yemek. Bir Tanrı yoksulu. dedim ki: Tanrı Kur'ân da diyor ki: "Söyle. köpek de ürür-durur. Şimdilik söz söylüyorum ya. Oraya vardı. pek acıdığımdan. Pek susadı. yiyorlardı.Şu hâfız Kur'ân'ı doğru okuyor. oynarlar amma cevizin içini versen. su istedi. Ya hasetten söylüyorum. Tanrı rahmet etsin. altınla. yıkıma sebep olan da uyanıklıktır. tuzdan acı. beylikle azâplandırır. konuğum ben. ancak pek esirgediğimdendir. dünyada hasetçiler çoktur. onları bu esenlikten etmek. . Kur'ân'ın anlamını anlamayanadır. Konuğun anlattıklarını bir eksiksiz kocasına anlattı. erenlerin ışığı vardı. bilmiyor bu adam. Adam. kurup yapmaya sebep olan gaflettir. ceviz. Yeryüzünde bir kırağdan ibâret olan köpek de nedir ki? Birçok kişiler vardır ki Ulu Tanrı onları nîmetle. 18. hay karı dedi. başka büyük şehirler de yakın size. Bir aktar. pek tatlı sular vardır. lanet eder onlara" denmiş.net Ay. büyük bir iştir. bu devletten yoksun bırakmak isterler. bir parça kağıda bir ilâç kosa. Bu söz. o hafıza tesir etmedi. bu çeşit şeyleri dinleme.

ister ağır kumaştan yapılmış kaftan giysin. Çünkü kendilerini Müslümanlardan göstermeselerdi bunu başaramazlardı. Bilginlik de cübbeyle. Tanrı sırrını kutlasın. o çeşit sözü ne bir kimseden duymuştur. mukallidi din yolunda gevşetmek için namaz elbisesi giyindiler. Gene ip kesilir. o. nerde şekli. fakat insanlık yok. Gel. Adam. cefâler çekmedeyim. kurtuldun. tutsağımsın benim. onlar bizim aramıza girip bizi inançsız edemezler. dünyadaki bütün insanları senin sevginle sana bağışladım der. mihnetlerden kurtarır onu. orda kalır. Zenci. yanıyorum. isterse fâre deliği olsun. 19. senin yüzünden öbürlerini de âzâd ettim. Mevlânâ Şemseddîn buyurur. Sonra da bütün kervan halkını suvarır. farketmez. bir kadını seviyordu. nerde Kur'ân'ın anlamı. Kadın. önce o kadar güzel görünmez amma gittikçe tatlılaşmaya başlar. Bağdat desem. maksat budur. Büyük bir kervan bir yere gidiyormuş. Şimdi bu sözü başka bir örnekle söylesen de duymazlar. bâri aklımı başıma devşireyim. bu haldeyim. şu halde. İnsana bak. Çekince bakarlar ki ip kesilmiş. onlara söz söylemek güçtür. Anlama yüz tutmak. Derken kervandan birini iple kuyunun dibine indirirler. bu anlamı bir başka çeşit söyleyebilmek de mümkün. Hâşâ. yahut başka bir şehri söylesem belki onun yerini kınamış olurum der. kandırır. niceye bir ilişkiler. bilgin. kendi-kendine tutsağım. bundan böyle hiç kan dökmeyeceğim. ip bulurlar. buyur der. Çekince bakarlar ki ip kesilmiş kova yoktur. insanlık iste. Nerde Kur'ân'ın şekli. Büyüklerin adlarını duymaya dayanamaz. uzun-uzadıya masallar okudu. seni şöyle böyle edivereyim. dün akşamım şu halde geçti diye haberler yolladı. fakat kovası yokmuş. bundan kurtulmama imkân yok. Kadının cariyeciliğiyle. Akıllı adam. sarıkla değildir bilginlik. Fakat o adamda bir maya varsa sonunda anlama yüz tutar. orası daha iyi. Bir kab elde ederler. bu kadar soğuk mu söyledi dedi. BÖLÜM . Hani bir köpeğe altın tasma takarlar ya. ötesi başağrısı dedi. Akıllı adam. işkillerden. Derken ansızın bir kuyuya raslamışlar. Zenci. din yoluyla inançsız bırakıyorlar dediler buyurdu. Görünüşün tersinedir bu. uzun masal söyleme der.Tâceddin Kabaî'ye. anlamdır. anlatırdı. kendimi kaybetmeyeyim. sonunda o katre. yahut Musevî. kova yok. Takarlar amma bu yüzden o köpeğe av köpeği demezler ki. bizden değildir onlar. Zenci. Şekil önce güzel görünür. . ister altın tasma tak. orası daha iyi diye cevap verir. ne bir içim su. dünyada bir tek adam var." Sözün tümü şu: O ışık sende de var. gel de diyor. Yoksa bir Firenk. Şimdilik seni bıraktım-gitti. Söz fazla bezenince maksat unutulur. bilgin kişinin özündeki bir hünerdir. din yolunu kesmek istediler. Ne bir mâmurluk bulmuşlar. (Sonra da) dedi ki: Hayır.Semazen. kararım yok. Mayasında ululuk olmayan. Şimdi bundan maksad. halkı. nerde anlamı? İnsanın şeklindeki anlam gitti mi bir soluk bile evde bırakmazlar onu. niceyebir uzak kalacaksın bizden.net Şimdi bu halk da böyledir. onunla ne kadar çok düşer-kalkarsan o kadar soğursun ondan. bir hünerdir. bakalım. çaresizim onun elinde. bir topluluğa ne söz söyliyebelir ki o topluluk. dini kınasa sözünü dinlerler mi hiç? "Vay o namaz kılanlara ki namazlarının şartlarını unuturlar önem vermezler. Çöle düşmüşler. doğru cevap vermedikçe hiçbir şeyle kurtulamazsın. Çünkü ona Elest gününde bir katredir. ister yün. temel olan da maksattır. ne şeyhinden. görünüşü. Bir kap daha bulup sallarlar. fakat mukallid. başıma ne gelecek der. kadının yanına varınca dedi ki: Bakkalın selâmı var. gösteriş için kılarlar. o da sensin. Cariye. o da çıkmaz. av köpeğindeki bir huydur. ben ineyim der. Kaba bağlayıp kuyuya sallarlar. beğendim-beğendim. Kervanda akıllı biri varmış. Nitekim Peygamberin zamanında da münâfıklar. şu mollalar aramıza giriyorlar. Bir bakkal. Cariyecik. İnsana nerde bir eş-dost bulunursa orası daha iyidir. sevdâlar içinde bunalıp duracaksın? Fakat insan. bundan ötesi boş söz ancak. Onu sallarlar. ister abayakebeye bürünsün. yerlerden neresi daha iyidir diye sorar. ancak şu şekli görür. Kuyunun dibine varması yaklaşınca korkunç bir Zenci karşısına çıkar. dün şöyleydim. Bir kap daha bulup sallarlar. damlamıştır. sitemlere uğramışım. en değersiz şeyi bile vermezler. isterse orası kuyu dibi olsun. Avlanmak. Esirgeme yüzünden birisi öğüt verse hased ediyor derler. o uzun-uzun söyledi-durdu amma maksadı bu. seviyorum.

Onların beğenmelerinden. temiz yaratılışına uyacak. böylece de Muhammed'lik âlemi yüz gösterinciyedek dayanmak. nerde gördün? Damdaki deveyi görmeyen. Peygamber'in yolu buydu: Kıskançlığı. BÖLÜM . olmayacak şeylerine tahammül etmek tadını alıncaya dek bu dersi ver kendine. ipliği de geçirdim diyor. Tanrı sırrını kutlasın. ne görecekler ki. bırak. öbürü körün pencereden başını çıkarması. seni kınamaya. canınız sıkılır. sebebi ne? Olabilir ya dedi. Peygamber’e ince. hani. iğne yordamını gördüm. esenlikler versin. ulaştığını da görürsün. A hoca diyor. aramızda nikâh yok. yalnızlık. göstermediğin o ekmeği mutlaka göreceğiz diye yalvarmaya. Tanrı rahmet etsin. kendi pisliğini onlara sürmek gibidir. çabalamak. iki şeye güleceğim geliyor demiş. koltuğuna koy. hasedini. çünkü artık faydanı. umduğundan fazlasını elde edersin. Bu söz. meyvesini. ona göre hareket edecektir o. bunun için "Müslümanlıkta keşişlik yoktur" buyurdu. Mâdemki Muhammed'in yoluna gidemiyorsun. göstermemeye savaştığın o ekmeğe öylesine düşerler ki bu düşkünlük. Yok. göstermeyeceğim de de. tersine. vermek şöyle dursun. Tebrizli Şemseddîn'i gördük diyorlar. Meselâ bir somun al. defînelere ulaşırsın. büyük Tanrı. güzelleştirmek için evlenmek. birdenbire o haber verdikleri şey bana da ulaşır dersin. Bunu bildin ya. Peygamber. A kızkardeşi orospu. isteği arttırır ancak. Mayasında kötü bir işte bulunmamak varsa. Muhammed’in yoluysa kadının ve insanların derdini-cefâsını çekmek. Can gözü kör olanlar. karşılığını ya görürsün. yüz binlerce hadsiz-hesapsız zahmetler tatmak. keşişler yalnız yaşarlar. bunlar yoktur Müslümanlıkta. Sonra da bunu doğru-düzen bir iş sanıyorsun. Ekmek. eziyetlerine dayanmak. gizli bîr yol gösterdi yüce. onlara üst olmak. onların kötülüklerine dayanman yüzünden güzelleşir. pek büyük. Onları. Şu halde sen oturmuşsun." Kadına gizlen diye emrettikçe onda. istek üstün olunca yanına gidiyorum de. Sence olmayacak bir söz bile söylese doğru söylüyorsun de.Semazen. apaçık bunda görürsün. esenlikler ona. vermemeye. demesen de iyi huyuna. kadınlarınızı yabancı erkeklerle buluşmuş görürsünüz. dağlara çıkarlar. kıskançlığını bu yolda yen. Zencinin parmak uçlarını karaya boyaması. kendini gösterme isteği çoğalır-durur. çünkü onu da kendinle beraber temizlemiş olursun. iyileşir. pek güzel huylara sahipsin. onun için temizle. Kıskançlık. yaptığını bırakmayacaktır o. kalkıp gitti. haddi-sınırı aşar-gider. kendi huylarını temizlemek. giydirip kuşatmak için zahmet çekmek. onların huylarıysa bu saldırma. Nefsini yenemezsen aklını başına devşir de tutalım. Çünkü "İnsan men'edildiği şeye düşer. inkâr . Onlar da tıpkı buna benzer. esenlikler versin. o. "Gerçekten de sen. ister söyleme. dünya ne? İster söyle.net 20. Rivâyet etmişlerdir. mademki buyurmuşlardır. Kıskançlığı bırak. bütün halk ona düşer. sabredeyim de zamanı gelir.(Mevlânâ) buyurdu ki: Gece-gündüz uğraşıyor. köpekler bile yemiyor amma vermemeye. isteğe uymamaktı. onu gördüm ben. o vakit adam-akıllı tesir eder sana. biri. A Tanrı elçisi dediler. elbette böyle birşey var. gider kendinden. sakladığın. Kendini. Sahâbeden biri dinlemedi. başı boş bir sevgili o. evlenmezler. dünyadan vazgeçerler. bu haddini aşma yüzünden kötüleşir. daha olgun bir hale gelirsin. işkillenme sen. şimdi tesir etmez amma bir zaman sonra daha pişkin. Ne hoş söylemişler o hikâyeyi. karısını bir yabancıyla buldu. sahâbeyle bir savaştan gelmişti. öfkeyi gidermek için zahmet çekmek. Hele koltuğuna-yenine sakladığın. yapma desen de. Nedir o yol? Kadınların cefâlarını çekmek. halkta da o kadın ne kadar gizlenirse onu görmek isteği o kadar artar. bozgunculuğun ta kendisi. kadını doyurmak. Tanrı rahmet etsin. Sende bir arılık varsa yüz sille yersin. beklediğinden. bâri Îsâ'nın yoluna git de bir uğurdan yoksun kalma. Bunu gönlüne koymuşsun. esenlikler versin. Bu gece şehrin dışında yatacağız. ucuzluğundan yerlere dökülüp saçılmıştır. oysa ki bu iş. kendini onunla temizlersen daha iyi olur. Îsâ'nın yolu. sövmeye koyulur. onların cefâsına dayanmak. görünme demek. Kadın nedir. Değil mi ki bu zahmetler yüzünden şu anda hiçbir şey elde edemedim amma sonunda defineler bulacağım diyorsun. haber vermişlerdir. yarın gireceğiz şehre diye davul çalın buyurdu. neyse gene odur. beden pencerelerinden başlarını çıkarmışlar. bolluğundan. Tanrı rahmet etsin. bir fitnedir. başka şeye yaramaz. iki tarafın da isteğini kızıştırıyorsun. kendi pisliğini onunla temizlediğin bir çaput bil. Şu adamlar. kızgınlığını. sakla. mayası pisse gene kendi yolunu tutacaktır o. erkek huyudur amma şu bir tek iyi huyla birçok kötü huylar peydahlanır sende. Peygamber. kadının huylarını güzelleştirmeye çalışıyorsun. Kadının pisliğini kendinle temizlemedesin. yahut da göreceğine inanırsın. Ondan sonra artık bu ders olmadan da dayanmaya başlarsın. Gerçekten de yapma-etme. Senin huyun. göstermemeye kalkıştın mı. ona doğru git. kendine zulmetmeye alışır gidersin. olmayacak sözlerini dinlemek. Hattâ söyledikçe daha da beter olur. bunu kimseye vermeyeceğim de vermeyeceğim. kopar. kendini temizlemeye bak." İnsanların cefâlarına.

Önce görüşü elde etmek gerek. dinleyenlerden usancı gideremeyen kişininse iki pul bile değeri yoktur. vezirlik gibi dünyâyla ilgili düşünceler parlasa bile bir şimşek gibi çakıp geçiverir. Şimdi beyitte mübalâğa yapsak da âşık hakkında mübalâğa değildir o. Şu halde anlaşıldı ki burada delilin işi yok. değil mi diye sordu. kendi anlamından. önce kendi özünden. Bahâeddin. şeyhin görünüşüne. Bu. berbat bir sözdür. Âşık. gözleri keskindi. Kutsal meleklerin ne malları vardı. eyvahlar olsun. Görüyoruz hani. Ne padişahı övüştür. Ne hoştur sevenle sevilenin arasında hiçbir teklif-tekellüfün olmayışı.Şerîf-i Pâ-sûhte der ki: Dünyaya aldırış bile etmeyen o kutlu nîmet sahibi. Tanrıya dalmış-gitmiştir onlar. göremez onları. gizlediği erenler" derler. sevgilinin güzelliğine delil getirmez kimseye. külhanda oturmuş . Tanrıyla oyalanırlar. emin olasın. Adam. gibi bir yüz gösterir. bahaneler getirir. Beğenen de. geçer-gider. Şu erenler. Dünya hevesleri. ne kendini övüş. şeyhin canına ulaşmak. şu bir avuç topraktan ibâret. düşmanına. mürîd . bana aldırış bile etmiyor. 21. hepimiz de seviyoruz seni. BÖLÜM .Semazen. seni kutlamadayız". sana aldırış bile etmesin. gizli erenlerinden birini göster bize diye yalvarıp yakarırlar. bundan ne zevk alırsın sen? Dostların sözü değil. Tanrı güzelliğiyle. saçma-sapan söylenip durmada. Yoksa ya dinleyen topluluk usanır. A adamcık. hepimiz de candanız. bir zevk yüz gösterse bile ben buna nerden layıkım ki deyip Tanrıya binlerce defa şükretmesi için melekler. Herkesin. Şu başı boş kahpelerden hiçbiri. Suyun gönül havuzuna akması için çok arklar açmak. sevgiliden zevkşevk elde etmiş de sevgili diyor. Görüş elde edildikten sonra da nasıl görülecek onlar? Dünyada bunca görüş sahibi. Şimdi şu ateş gibi giden âşık Müslümanı bir seyret. ne mevkileri. yârabbi. varlığından geçer. Hani dünya ehlinin gönlünde de Tanrı korkusu. Salt ışıktı onlar. böyle olursa her ikisi de şeyh olur.. anlamına varmak için geçiyor. ondan sonra bakmak. gerçeğe ulaşmış erenler var. şekline özünü. sana boşvermişim. (Mevlânâ) buyurdu ki: Böyle olamaz. insanın ibret alıp tir-tir titremesi içindir. nerden neyi tanıyacağım diye tir-tir titremesi. şeyhin şekli için kendi anlamından geçmiyor. yabancılar içindir. "Kan dökecekler" dediler.herşeyin canıdır da cana boşverir Vehmin neyi kavrarsa Onun kıblesidir o. erkekliği kalmamış adamdaki istek. çakar-gider. Onlara "Tanrının örttüğü. ben kim oluyorum ki. Bu söz. düşmanların sözü bu. Ne perdeleri vardı. dereler kazmak gerek. Şimdi içinde bir ışık elde etmelisin ki şu işkil yükünden kurtulasın. fakat vehme aldırış bile etmez. Şimdi bütün bunlar. Tanrı ehli olanlarsa tümden Tanrıya vermişlerdir kendilerini. o. bir yeldir ancak. şuna benzer: Bir külhancı. İkisi de görmemiştir. Tanrının gizli erenlerini. çünkü insanın beden gemisinin yelkeni inançtır. yel. şeyhe muhtaç olur. Dünya ehli de ahret hallerinde tam bunun tersinedir. Tanrıya tutmuşlardır yüzlerini. Aşktan başka herşey haramdır âşığa. Fakat onlar dilemedikçe. ne örtüleri. Fakat yelken olmazsa söz. onu büyükbir yere sürer-götürür. A şekli bile binlerce anlamdan daha da hoş olan diyor. erenlerin âlemini özleyiş gibi görünmeyen dünyâyla ilgili düşünceler parlasa bile bir şimşek gibidir bunlar. o gizli erenler dilemedikçe görmeye-tanımıya imkân mı var? Bu iş kolay bir iş değil.. onlara gerekmedikçe ne kadar gözleri açık olsa göremezler o gizli erenleri. Bu sefer Şemseddîn'in sözünden daha da çok zevk duyacaksınız. Bütün bu teklif-tekellüfler. Hiç kimse de sevgilinin güzel olmadığını belirten bir delili âşığın gönlüne yerleştiremez. salt ışığız.net etmelerinden ne çıkar? Akıllıya göre ikisi de birdir. Yelken oldu mu. burada aşk istemek gerek. salt aşkla gıdalanırlardı. onlardan başka da erenler var. anlamını saçıp döküyor da. tam anlatırdım amma yeri-sırası değil. Böyle olmakla beraber insanın. beğenmeyen de. fakat durmaz. yahut da söyleyene usanç gelir. onları bunlar bile göremezler. inkârla ikrar arasında kala-kaldılar. beylik. obur insanlar. İleriyi görürlerdi. Melekler bile bunda kaldılar da "Biz seni överek noksan sıfatlardan arı olduğunu söylemedeyiz. onlarca gerekmezse ulaşamaz onlara. aldırmıyorum bile der. Bu sözü iyice. içinde böyle ışık bulunan kişinin gönlünde. şunlar. hattâ insana bir ışık ışısa. Çünkü zâten şeyhe gelen mürîd.

Ne mutlu o kişiye ki dünyayı. ona aldırış bile etmiyor. Ateşin odundan kaçması. Odun tencereden kaçar mı hiç? Kaçsa-kaçsa tencere kaçar. yanımıza geliyor ya. Mûsâ söyledi. esenlikler versin. Tanrı eserlik versin. Vehminle onlara hikâyeler anlatsan usanırlar. ondan lezzetler buluyor. o vakit de biz inciniriz. dünyadakilere karşı kusurda bulunmadı da hamdolsun Tanrıya. Onu arık görmüştür de o yüzden uzaklaşmıştır ondan. o makamda kendini isbât et. safâ süren erenlerinse bam-başka bir tesbihi. hamamda Şeyh Salâhaddin'e fazla tapı kıldım. bütün külhancılara da boşverir. giriştiği işte bir yetiniş. tapı kılmada aşırı vardın. Çulha vezirlik isteğine düşseydi de bez dokumasaydı bütün dünya halkı. bir köpükçeğizden ibâret olan dünyayı düzene sokmak için yaratmışlardır. o sanatta mahareti artıp duruyor. Mevlânâ Şemseddîn buyurdu ki: Demin melekler gelmişlerdi. A adamcık. dünyayı da o erenin düzeni için. bu dünyâsa köpük gibidir. Sen bir iş yapacaksan onun katında bir mertebe. hâşâ. birbirini yok eder. bu işte bir zevk verdiler de işini yeter buldu. Bir bölük halkı da bu çadırın kurulmasına memur etmişler. Şeyh-i Mahalle de derdi ki: Önce görüş gerek. çadır nasıl düz dururdu. Bu sırada gönlüme şu düşünce geldi. sonra ayağını. Vehim de ne oluyor ki Tanrı ona aldırış etmesin." Bunda şüphe yok ki bu fakıyhler zekidir. Fakat onlarla öbür dünyanın arasına.net da padişah diyor. onunla görüşüp konuşan adamdır. Bu duvar. kaçmak değildir. yüz bin yıl ömür sürse o işi bırakmıyor. Aldırış etmeyiş âyeti kâfirler hakkındadır. çekmişlerdir. köpükçeğiz de bu yüzden yok olur-gider. onlara engel olmasaydı o bilgiyi hiç okumazlardı. herkese. yapan marangozun ayrı bir tesbihi var. onlar için kaçarız biz. Tanrı ömürler versin. köpükçeğizi de mâmur bir hale getirmeyi diledi de bir bölük halkın arkasını o denize döndürdü. bir tat veriyor. hoşlanıyor. onlar. A adamcık. padişah için kurmuşlar. ne halde olursa olsun tencere kaçmaktadır. onların usancından ileri gelir. Bizi usanmış görüyorsan o usanç. Üstün ve Ulu Tanrı. Nitekim padişahı görürler amma padişaha yakın olan. caiz değildir düzeninin kurulması için bir duvardır. senin vehmine de aldırış etmezler. padişah geçiyordu. "Hiçbir şey yoktur ki onu överek noksan sıfatlardan arı olduğunu söylemesin. Şu halde bu topluluğu. kendikendime. sana da aldırış etmez. söyleyip duymak sonra. sanki hâlâ da bana bakmada desin. bana birhayli baktı da geçti-gitti. incinirler. senin vehmine de esrarkeşin vehminden başka ne olabilir ki? İnsanlar. Tanrımızın varlığını isbât etti diye duâ ediyorlardı bu adama. Tanrının aldırış etmeyişi meydanda. o işte. Şu halde bizim çekinip kaçmamız. Söz makamı Mûsâ'nın. söz şuna devler. mıh çakanın ayrı bir teşbihi. Şu külhancı adamcağızdan padişah vazgeçmiş. Ayna. çır-çıplak kalırdı. Ona. Bir çadırdır. Şimdi bu topluluk. sussak usanırlar. Büyük Tanrı. ne zevk alabilir bundan? Evet. bizden bezmiş. yoksa o. O da bana karşı fazla bir gönül alçaklığında bulundu. Selâm verdim ona. sende bir hâl olur da bir-şeye değerse üstünlüğü ne kadarsa o kadar aldırış eder sana. çünkü usanç. caizdir. onu isbâta delil gerekmez ki. gönül alçaklığını yavaş-yavaş göstermek gerek. Direği yonan. ben ipi germeseydim der. "Vehmin neyi kavrarsa" diyor. onun düzeni için yaratmışlardır. o da . Tanrı sırrını kutlasın. bir makam sahibi ol. ne külhancıya zevk verir. Tanrının varlığı zaten meydanda. ipi nereye bağlarlardı. çadırda oturup sevgiliyi seyretmek isteyen padişahın kullarıdır. berbat. bu işe karşı bir sevgi. bir-şey söylesek onlara lâyık olan sözü söylemek gerek. Mustafâ'nın. "Hiçbir şey yoktur ki onu överek noksan sıfatlardan arı olduğunu söylemesin" demişler ya. Öyleyse bu söz nasıl doğru olur. Bu bir sözdür ki o külhancıya zevk verir. ben külhanın damına çıkmıştım. o gönül alçaklığı. işitti de ondan sonra görmeyi diledi. buraya usanç sığmaz. A adamcağız. öylece kala-kalırdı. onların çekinip kaçmasıdır. peki bu adamcağız. ârifler padişahı Tebrizli Şemseddîn'in katında dedi ki: Bu sabah. ne padişahı övüştür. onlarda bir kaçış varsa o görünür bizde. bununla oyalanmasalar halk. görünmez olur. herkes bilir bunu. o iş. görme. İp gerenin ayrı bir tesbihi var.önce elini ovarsın. kaçıyor diye kınarlar bizi. (Mevlânâ) buyurdu ki: Bu eğri. Öbürü ben mıhı çakmasaydım der. o mertebede. çadırda oturup zevk eder. kesin delille Tanrının varlığını isbât ettim. Herkes de bilir ki bunların hepsi. ne biçim sözdür bu? (Mevlânâ) buyurdu ki: Birisi. tencere dayanamaz. Fakat padişah külhancılara boşverir sözü. kendi alanlarında gördükleri şeyleri yüzde yüz. Biz aynayız. kaçarlar. onu.Semazen. Birisi. arıklık sıfatıdır. Tanrı rahmet etsin. ki külhancı. tam görürler. Gerçekte. tersine bir söz. içinde insanın kendisini gördüğü bir araçtır. mü'minler hakkında olamaz. Giderler. senin delilin olmasa da vardır. çadır bezini dokuyanın ayrı bir tesbihi. ne işi var usancın burada? Şöyle rasgeldi. Şu halde üstün. O gönül alçaklığından şikâyet ettim. dünyanın düzeni için değil. işi bir yere vardırırsın ki artık o tapı kılma. her gün o işe karşı sevgisi daha da artıyor. Tanrı sırrını kutlasın ulu Mevlânâ da buna benzer bir örnek getirir de buyururdu ki: O dünya bir denize benzer. Derken azar-azar.

rahmet yurduma taşın. Şeyh Salâhaddin'se bu zevkin temelidir. dervişçe. bütün kulları kavrayan esirgeyişinden. onların suçlarını bağışlarsın. önünden kalkar. Böylesine bir erin. Şeyh Salâhaddin'in aleyhinde bulunmamasıdır. yahut semâ'dan." Dünya işleri de böyle gider. neden tutmuyorsunuz bunu? "Nice şeyler var. Önce öğüt verirsin. bundan önemsiz midir? En aşağı bir buyruktan. bunu belleyip elde etmek için dayanmak gerek değil mi? Bu. İbâdet de. alçak gönüllülüğe karşılık alçak gönüllülük etmeye zorlamamak gerek. acıyışından söylüyor ancak. Salâhaddin'in râzı olmadığı bir şey yaparsan kahrının tâ içine dalarsın. onu bırakmamaya gayret eder. Meselâ rıyâzat mı yapacak. lûtuf yurduma girersin. giydikleri demir çarıklar paralanır-gider. efendimiz. ibâdete yüz tutuş da. Hâsılı onu zahmete sokmamak. ap-aydın olur. başlangıçta azar-azar bir ısı gösterir. Önce beş vakit namaz kılar. hayrın için öğüt veriyor. bu yüzden de gönlün açılır. sense bu esirgemeyi. O sana. varlarını-yoklarını elde ederler. sendeki bâzı huylardan vazgeçmemek dileğindesin. gazep yurdumdan lûtuf. mürîtler de dayanırlar. soylarını-boylarını bırakırlar da Hintten-Sintten yola düşerler. bu özleyişle ölürler de aradıklarını bulamazlar. senin iyiliğin için. bir kadını sevse neler yapar. hepsini de oynarlar. evlâdını. Tanrı korusun. Tanrı sırrını kutlasın. Hattâ karını bırak derlerdi. Onu perdeleyip bu halden başka bir hale düşüren. Hiç mi namaz kılmıyor. tiksinir. perdeler. Eski şeyhler. yutulurlar. bu. kaçarsan bengisuya nasıl ulaşacaksın? Puştlardan puştluğu. babalarını. Dostluğu da böyle yapmak gerek. köteğe. bunları derlerdi. birisine garez besler o. eski şeyhler gibi karını. Onun kahrında oldukça da nasıl için açılır? Gittikçe cehennem dumanına dalarsın. hiç düşünmüyor bunlar. ne gibi bir garezi olabilir? Sen. Bu esirgemeden tiksiniyor o. BÖLÜM (*). ancak karanlıkta ulaşabilirsin. çünkü benim râzı olduğum şeyi işlersen sevgi yurduma. Kâfir. katlanırlardı buna. bir gareze veriyorsun. dostluğu. Ağaçlara bak. Görmez misin? İlkbaharın barışı. usanmâz-bezmez. erenlerin bedenleridir. yavaş-yavaş gelişirler. başka ne yapıyor ki ona. zevk denizleri onun katındadır. pek ulu bir er. Onu buna alıştırırsan yavaş-yavaş alıştırırsın. gene dinlemezse kendinden uzaklaştırırsın. şu karanlıklardan kurtulur. şu karanlıktan çekinirsen. Bengisuya.. sürüp giden yaşayışı istiyorsun da sonra hoş görmediğin birşeye uğramamak. derken yavaş-yavaş yapraklanırlar. malını. nasıl olur bu? Şeyh sana. kahır yurdumdan. yüzünde de görünüyor zâten. haram olan şaraptan. çekinirsiniz. oysa ki hayırdır size. Tanrı ve din Salâh'ı hakkında bana Öğüt verir. ne düşkünlüklere katlanır. Bu İbni Çâvûş. dilemediğin şeylere katlanmak gerek. neleri varsa ortaya korlar. Niceleri vardır. namaza başladı mı. fakat ondan başka herkesten usanç gelir ona. Öylesine azaltır ki bedene onun azalışını göstermez. Önce bir gülümseme. yahut bu çeşit bir başka sebepten sarhoş olursun da o anda bütün düşmanlarından razı olursun.Temel olan. Oysa öğüt veriyor sana. derken daha çok. Şeyhin. ayâllerini. büyük bir belâ. mü'min. nasıl olur da birisine kin güder. analarını. Kur'ân'da da deniyor ya: "Kadınlara öğüt verin. İnsan bir çocuğu. en küçük bir öğütten alınıyor da çekiniyor. senin gibisine karşı ne gibi bir kötü düşüncesi. gece-gündüz vazgeçmez ondan. bu öğüt vermeyi kötü bir düşünceye. bu anda bir görünür sana. Karanlık. gerçekten de büyük bir adam. sûfîce. böyleyken peygamberlerin. şehirlerini. derken daha da çok. meyve verirler.net buna alışır-gider. ayaklarını-ellerini öpmek istersin. dövün onları. ondan sonra boyuna arttırmaya koyulur. işe ilk girişmede aşırı gidene o iş. ahret işlerinde olsun. evinde hazır bulmuşsun da ondan yüz çeviriyorsun. büyük bir gaflet değil de nedir? Tanrı saltanatını ebedî kılsın. kurbağlara ne garezi olabilir ki? Bu saltanat. 22. bu ululuk ıssı. Tanrının sevgisi.Dünya işlerinde olsun. yahut afyondan. düşmanlığı da böyle azar-azar. dinlemezse döversin. mevkiini bırak demiyor. Böylece faydalar elde eder. yataklarınızı ayırın onlardan. Bu sözleri.. varını-yoğunu verir de gönlünü eder. günlerden bir gün bile bu sözleri değiştirmedi derdi. erenlerin durağı olan ölümsüz. yolunu şöyle göstermişler: Bir batman ekmek yiyorsa her gün bir dirhem azaltır. Salâhaddin. vazgeçiyor şeyhten. namaz da böyle. . onun kuyuya düşmek üzere olduğunu görüyor da başka insanları da kavrıyan esirgeyiciliği yüzünden kuyuya düşme diyor. gittikçe kararırsın. yoksa bu çeşit çekirgelere. hiç şu yoksullarla eşit olur mu? Bengisu karanlıktadır derler. onu biz alacağız. kahpelerden kahpeliği öğrenmek istersen binlerce istemediğin şeye.Semazen. diyor ki: Kahrımda kalma. mevlâmız şeklinden başka bir şekilde andığını duymadım. bilgisizlik çöken şu insanlar. kötü garezleri değil de nedir? Şimdi de Şeyh Salâhaddin hiçbir şey değil diyor. Şeyhlerin Şeyhi. ne söylüyorlar." Üstlerine körlük. İbni Çâvûş'un. en önemsiz şey şu: Hangi gün yanına gittiysem bir kere bile adınızı. Bu çeşit bir eri. onu kandırmak için malını-mülkünü feda eder. neler diyor onun hakkında? İnsanlar. bengisu da onlardadır. bir-iki yıl geçti mi yediği ekmeği yarım batmana indirmiş olur. Size kolay bir öğütte bile bulunsa neden katlanmıyorsunuz. kolaylaşmaz. Maksatları da o âlemden koku almış bir eri bulmaktır.

Sonunda hepsi de Tanrının birliğini söyler. Görmez misin? Kâ'be'ye giden yollar çok. o vakit adı. hayaller bir âlem. herşeyi ondan umarlar. bir.net Anlaşıldı ki o ne âşık. bunda herkes birdir. kimisi İran'dan. gönlüne baldan da. yahut Müslümanlık olduğuna. görmez misin.. ne küfürle ilgili. çünkü bu sözden sevgilinin. herkes heyecana düşer. ne bilirler ki. ne de istekli. bu isteğe hiç mi hiç ayrılık. Bu söz. kimisi Çin'den. düşüncelere göre hüküm verilemez. ne o âlemlerin içindedir. Bu çeşit sözü. içinden şunu ikrar ettin. Amma Rumların arasında da öyle kişiler var ki anlıyorlar. o anda küfür. Kâ'be'ye vardılar mı bilirler. sözümüzü anlamazlar. fakat birşey söylemese ikisi de birdir. halden hâle giriyorlardı. Yollar ayrı amma maksat bir. Şimdi şu . o da bunu öyle görürdü ya. ondan başka herşeyi düzüp-koşan. dedi-kodu da. herşeye gücü yeten birini tanımazlar. tasarruf ıssıdır. iyi olur. kalemsiz. gizli şeyleriyse Tanrı bilir. onlar ne anlarlar. dünyaya ne kadar gelirlerse o kadar kaba bir hale gelirler. ayrılık-aykırılık da biter-gider.. gönüllerinde Tanrı sevgisini taşırlar. hürlük dünyasıdır. sevgisi var. bu çeşit bir satışta bulundun. içte kaldıkça adsız-sansızdır. Birgün. Nitekim bedenler bir âlemdir. özlenenin. şu düşünceleri sende. ne Müslümanlık. Bu istek. Şimdi şu kâseyi yapmışlar ya. sınırsız bir ayrılık var. yoldaymış maksatları meğerse birmiş. şekilsiz-renksiz nasıl belirtmede. Yollara bakarsan büyük bir ayrılık var. araçsız. Şimdi söze geldi mi. Bu çeşit anlayışsa ne küfürdür. (Mevlânâ) buyurdu ki: Bu sözün özünü anlamaları gerekmez. Yolda giderlerken bu. ona. doğru olmaz. Aralarında kâfirler de vardı. kimisi içini yıkamalı der. Meselâ kâsenin canı olsaydı kâseciye kul-köle kesilirdi. İnananla inanmayan. ne îman. 23. kimisi yıkamak gerekmez der. seçkin Müslümanların bile binde biri anlayabilirken onlar ne anlıyorlar da ağlıyorlar diye sordu. Yemen'den gelir. BÖLÜM. istenenin kokusu geliyor. kimisi Şam'dan. Herkes gönlünden Kâ'be'ye gitmeyi geçirmede. Tanrı anışsı. Söz arasında ağlıyorlar. şekle. bu sözü duydular ya. İçyüzde bir adı yoktur amma o anlam suyu içten coşup dil oluğundan aktı mı donar. hatıra gelene hüküm yürütemez." Düşünceleri Ulu Tanrı belirtir sende. onunla aşk oyununa girişirdi. bağışlama da. rızık veren odur. Düşünceler. Hani Tanrının araca ihtiyacı yoktur derler ya. şekerden de tatlı gelirdi. kendi-kendine meydana gelmemiştir. Birisi. kötü olur. Hani bitkiler yerden biter ya. bir arada otursa. ne dışında. ceza da ondandır. yahut kötü bulunduğuna hükmedilebilir. kimisi bunu sofraya böyle koymak gerek der. lâhavle çeksen düşünceleri uzaklaştıramazsın kendinden. İnsanlar. havada uçan kuşlara. îman olur.(Mevlânâ) buyurdu ki: Tokat tarafına gitmek gerek. bir yaratan var. vehimler bir âlem. küfür olur. onu dilerler. isteği bulunsaydı söylediklerimizin kat-kat fazlasına katlanırdı. kimisi tekmil yıkamalı der. iyi. (*) Bu bölüm arapçadır. Kimisi de deniz yoluyla Hint'ten gelir. bunda hiç kimsenin ayrılığı yoktur. ne îmanla. onlara hüküm yürütemezsin. "Biz görünüşe. renkleri aktır. Kimisi Anadolu'dan gider. Çünkü düşünceler göze görünmezler. Elinde değil ki neyi vereceksin? Düşünceler. hepsi de der ki: Tanrı yaratıcıdır. Adamın içi. O ilgide hiçbir bulanıklık yok. Düşünce yüzünden hiç kimse sorumlu olamaz.Semazen. Hani ayrı-ayrı yollar var dedik ya. gel. ne küfür diyebilirsin. sen kâfirsin derdi. herkes oraya vardı mı yoldayken birbirleriyle çekişip savaşmaları da kalmaz. Düşünceler. Ulu Tanrıysa bütün âlemlerin ardında. herşeyde tedbir. çünkü hiç kimse gönülden geçene. Ayrılık-aykırılık bu şeylerdir. aykırılık sığmıyor. anlarlar ki o savaş. ince görünürler. sözden maksat neyse onu anlarlar ya. senin tutuğun yolun aslı yok. Antalya da sıcak amma ordakilerin çoğu Rum. başka bir renge bürünürler. o tarafın havası sıcak. buna gücün yetmez: Satımda satılan şeyi alana vermek şarttır. Kuşu tutup kafese koymadıkça şerîatta satman. Fakat maksada bakarsan hepsi de birleşmiş. tat duyuyorlar. Âşık olsaydı. Fakat kesin olarak kâseyi bir yapan. içinden şu düşünceyi geçirmediğine and iç der mi hiç? Diyemez. Tanrıyı anlatıyor. sen yüz binlerce çabada bulunsan. özleyişi artar herkesin. tat alır. o kadar katılaşırlar. dışa göre hüküm veririz. herkes dönüp ona varır. önce bir şekli yoktur onların. bir topluluk içinde konuşuyordum. ormanda gezen ceylânlara benzer. zâti havadaki kuşu satamazsın. havadaki kuşlardır. Şimdi geldik insanlara. gönüllerin Kâ'be'ye büyük bir bağlılığı. Kadı. Şu dünyaya yüz tuttular mı başlangıçta güzel. söze girer. Dünyaya ne kadar ayak basarlar. ona yalvarırlar.

bir bilginden. Âşık oldu mu. isteği gidermek için gerek. Hani âşık. damarda da. ondan daha aşağı birşey için nasıl isterler? "Herşey döner. Minâre üstündeki deveyi göremeyen devenin ağzındaki bir tek kılı nasıl görebilir? Biz gelelim ilk hikâyeye: Tanrı izin verirse diyen âşıklar. tümden dileğe erişir. bir topluluğun başı olursun. bunları nasıl neliksiz-niteliksiz yaratmada. güzel. işler-durur. iş böyleyken bu çeşit haller. bunu anlaması için kıyâmetin kopması gerekmez. karı. hiçbir âleme de sığmaz ya.Semazen. Şimdi zâhir ehline göre Mescidül Harâm. düşünceler âlemine sığmaz. duyabilsin. başka bir şey için değil. anlamlara karşı. kuşkular işkiller içindedir. Tanrı izin verirse varırız diyordu ya. Fakat sevgilinin Tanrı izin verirse demesine az rastlanır. Umduğunu bulacaksın derler. Çünkü âşık. kendisi gerek değildir bunların. sevilenlerdir. çünkü o.. temiz şeyler duyacaksın diye yorarlar. Bir garibin hikâyesi vardır hani. bu incirdir. sevgili izin verirse. sen de aç kalsan. yorduğu şeylerin. Zâti bütün dünya hayalleri rüyadır. orda. aşağıda da. araçsız düzüp koşmada. dallarda meyveleri görmeden bu hurmadır. "Tanrı Elçisinin rüyasını" diyor ya. Bu. "Dünya." Ona erişenler. gözlere görünmez de görünmez olduğunu artık var. Tanrı izin verirse diyenler âşıklardır. hiç de ekmek bulamazsan o paraları yemen. çünkü ona herşey ap-açıktır. bir başka şey için gerektir." Benim özüm ateşten. o üstün ere karşı bunu der. onuysa topraktan yarattın. Bu yüzden de sevgili dilerse gireriz der. Yabancının da yeri mi? Kendisini yok etmeyen oraya sığmaz. Tanrının düşünceleri düzüp koşması bu kadar göze görünmez. çocuk meydana getirmek. İnsanlardaki akılları da beden sayarlardı. "Birşeyi sevdin mi ona karşı kör eder. âşıkların. neliksiz-niteliksizdir ya. Âşıklara. and olsun ki Elçi sinin rüyasını gerçekleştirdi. "Evde-barkta Tanrıdan başka şey yok. Yoruluşu da öbür dünyada meydana çıkar.net düşüncelerde Tanrının tedbirine bak. bu dal ne meyve verir. Elbise soğuktan korunmak için gerek. onlar Tanrıya dalmışlardır. nasıl kalemsiz. Şu halde bilindi-an-laşıldı ya. Ulu Tanrı onları diler. yoruluşu da öbür dünyada meydana çıkar. sevgilinin işine-gücüne koyulmuş görür. öbürünü onun için isterler. işkili gidermeye imkân yoktur. Para. onun özüyse topraktan. Dünyanın herşeyi. o bütün âlemlerin ötesinde." Yoruluşları da öbür dünyada bir başka çeşit olur. ona ereriz. hepsinden daha yücedir. bu elmadır diye hükmeder. Tanrıyla buluşmadır. hepsinden iyidir. canları da. Tanrı izin verirse Mescidül Harâma. hepsinin ötesindedir. meğer ki âşık olsun. ne diye başlığa. Onu Tanrısal düş yorucu yorar. Perdeler ardından o kutsal can bir görünseydi. halkın gittiği bu Kâ'be'dir. Düşünceler âlemine. bu armuttur. özlenilenlerdir. dedi ki: "Beni ateşten yarattın. onlarla geçinmen mümkün mü? Kadın. bu kadar adsız-sansız olursa bütün bunları yaradanın izi-tozu belirmez. özü. Fakat garip gerek ki garibin hikâyesini işitsin." Herkes Kâ'be'ye gireceğiz der. Oraya yabancı sığmaz. buyruğa karşı geldi. başbuğluğa benzesin? Böylece dedik ya." İblis Âdem'e secde etmedi. görme yüceliğine ulaşırız. ne işkil. Görmez misin? Yüz bin dirhemin olsa. onlara karşı. kendini bir iş-güç görüyor. Dışarda da bulamazsın onu. Hiçbir yerde bulamazsın. neliksiz-niteliksizdir o. dilerse diyenler var ya. ululandıkça ululansın. nasıl önceden bilirse o da bu rüyanın yorumu nedir. hepsinden daha güzeldir. göğsünü yarsan. uykuya dalmış kişinin saçma-sapan düyasına benzer. şimdi bu rüya. Yücenin. elbise. şuna benzer hani. O hayali. Peki. buna benzemez. Tanrının öylesine kulları vardır ki onlar. artık ondan daha sonra geçilip gidilecek bir yer yoktur. haslara göreyse Mescidül Harâm. göze görünür şekillerdir. "Tanrı. o ödevleri işler. bu anlamlarsa göze görünmez. bu çeşit gizli şeyler. böylesine bir iştir. Bunu anlatmaya koyulsak Tanrıya ulaşmış erenler bile ipin ucunu yitirirler. halka nasıl söylenebilir? Kalem buraya geldi de başı yarıldı-gitti. önceden görmüştür. Onun için de Tanrı dilerse derler. Ulu Tanrı. Mal. kesin olarak gireceksiniz. Yanı-önü yoktur onun. dilediğini yapıyor görmez. Kimisi de Tanrı izin verirse gireceğiz der. söze ne diye benzesin? seni darağacına asmışlar görürsen. onda ne kuşku kalır. orda yabancıyı anmak haramdır. Yukarda da bulamazsın. bu nardır." Şimdi buracıkta işte. düşüncelerin yaratıcısı olmaması gerekirdi. o düşünceyi araşan. ağaçlara bakar. Darağacı. bunu görürsün. kullanışını seyret. Böylece bütün şeyler birbirine ulanır-gider. ata binmişsin. çünkü bu bilgiyi elde etmiştir o. özliyenlerin rüyasıdır. Tanrıya varır. Kanda da bulamazsın. yahut bir başka âleme sığsaydı düzülüp koşulanın onu kavraması. Atla umudun ne ilgisi var? Sana ter-temiz paralar verirler. seyret. göze görünür şeylerdir. dünyanın halleri bir rüyadır. ona varır-dayanır. zerre-zerre etsen bulamazsın. gerçeklerin. tâ. yâni sevgilinin işine-gücüne koyulmuş olanlar. Tanrının lûtfu karşısında âdeta bedenler. o rüyanın sonucu ne oldu. Ulu Tanrı. verdiği hükümlerin gerçek olduğunu görmesi. sağır eder seni o sevgi. bir bahçıvan. Âşıkların ödevleri neyse Tanrı.. zâti asıl istenen de odur. aşağılık kişiye secde etmesi nasıl yaraşır? . Hani bir rüya görürsün. Bahçıvan. hal böyleyken onu. Hani şu kalıplar. bahçeye girer. İnsan. Ondan kuşkuyu.

beni dedi. O ışığın mâdenidir onlar. Sözü. güneştir amma dünya karanlıkta kalır. uzaklaştırıyorsun kendinden beni. onların maksatları başka. adâlette bulunma gibi halkın geri kalanlarıyla. ileri gidenleriyle ilgili buyruklar var. fakat o iş âlemin durmasına sebep olur . Elçi'sini yalanlamasınlar. akıllarınıza göre değil. Onların ululanmaya ihtiyaçları yoktur. zâten uludur onlar. zevk almak için yaklaşırlar. onar-onar ciltler. yukarı ne? Mum. elinde delil de vardı. sağlam bir delil varken neden böyle bir söz söylemedin? Âdem. yattıkları yerleri ululatmaktır. aşağıdan da. ne yukarısı. akılları miktarınca söz söyleyin. maksadı kendi üstünlüğünü. mum için değildir. İblis'i lânete uğrattı. sayılamaz onlar. bense göklerin yücesine ağdım. Ya vergili olduğunu göstermek için. fakat bununla da asıl maksat meydana geliyordu ki o da Muhammed dininin ululanmasıydı. Orda fakıyhler var. Erenlerin şu büyüklüğü. Şu aşağı-yukarı. Zemahşerî. aşağıda olsa gene güneştir o. Mumu yüksek bir yere koymak isterler ya. sekizer-sekizer ciltler. padişahla konuşup görüşmek. Ulu Tanrının maksadı da erenlerin rütbelerini yüceltmek. görünüşte değildir. hatırına bile gelmez. bu yüzden üstün tutacaksanız tumayın. bu karşı koyuş. fakat Ulu Tanrının ne aşağısı vardır. yapanların. altını da aşağıya. Ulu tanrı onu cennetten çıkardı. yapılmaması buyurulan şeyler." 24. Yukarıya nasıl vurur. bir bakımlık lütfü yüz gösterse o solukta yüceden de. kendi için değildir. nerde buyruk vereni bilmek. Kur'ân için ne kadar tefsîrler yapıldı. sonra da bana lânet ediyorsun. lâ'l de altından üstündür. Tanrı rahmet etsin. Ulu Tanrı Âdem'e dedi ki: A Âdem. Böylece güzelliği için. Elinde böylesine doğru. ister aşağıda olsun. Şu dirhem puldan üstündür ya. başımız var bizim. aşağıdan münezzehtir. uzaklaştırdı da yarâbbi dedi. padişahla görüşüp konuşmaktır. Şu halde bütün halk. sen yaptın. lûgat. herşey senden. Demek ki gerçek yönünden Tanrıya kulluk ediyorlar. Meselâ dirhemi dama koysan. Buna karşılık da ona aylık veriyor. Dünya o buyruklarla durur. böyle hareket edin de Tanrıyı. Ona aşağı nedir. BÖLÜM. Çok kimseler vardır ki başarırlar. Yûnus'tan üstün tutmayın. onların yüceliği. başkaları içindir. Tanrı da yukardan. yok-yoksul kişilerin hali. ondan da bezersin. O yüceden de münezzehtir. Hâsılı erenler de yüceden. maksat odur.Bu imâreti herkes bir kuruntuyla yapar. Her fakıyhin bir müderrisi var. bilmeye biliyordum amma sana karşı edebi bırakmadım elden. inci. yaptığın suç yüzünden seni sıkıştırdığım zaman niçin benimle çekişmedin. nerde olursa olsun ışıklıdır. ister . "İnsanlara. yerinde kullanılmış söz incelikleriyle "Keşşâfı” meydana getirdi. Öyle görünür. (Mevlânâ) buyurdu ki: Bu şerîat. Sana da o âlemin zerre kadar bir tadı. kesin olarak herhalde üstün olan altındır. duvarına. Fakat ışığın başkalarına da ulaşmasını isterler. Âdem'se suç işledi. aşağıdan da. görünüşte değildir bu. dilemediğin şey asla olmaz demedin. su içilecek bir kaynaktır. Fakat dervişlerin. yaratılışına göre ders veriyor. bize göredir. sana karşı koymaya bırakmadı beni. herkesin kendi anlayışına göre söylüyoruz. bense göğe ağdım. Orda yapılması gereken. yaymak. halkın ululamasından münezzehtir. Tanrının maksadıysa bam-başka. kendi üstünlüğünü göstermek için bunca gramer. tavanına bunca paralan harcarlar." Yâni. o tadın özüdür onlar. Şu güneş de gökyüzündedir. yukarıyla bağları mı olur? Onların övünmeleri Tanrıyladır. büyüklüğü var amma neliksizniteliksiz. Muhammed dinini ululamak. ululandıkça ululanır. Bak da gör. öldürme. bir de sevgim. Her yer birdir onca.Semazen. Nerde buyrukları bilmek. öbürüne yirmi. yârabbi dedi. Kadına. fakat ondan bir oğlan doğar. çünkü ayağımız. dünya durdukça durdurmak istedi. öyle görünür. yahut da bir sevâb elde etmek için. dünyada ne dilersen o olur. Bunları meydana getirenlerin maksatları. buyruk verenin bilgisini öğrenmektir. başkaları içindir. herşeyden daha yakındır varlığın sana ya . bana. esenlikler versin. dünyanın durmasını istiyor da onları isteklere düşürüyor. senin sınamandı bu. çünkü onun ağması balık karnında oldu. Pek de güzeldir. başbuğluktan da usanırsın. kapısına. ululanan kıbledir. alışverişten de. kendi bilgisini göstermekti. artık aşağıyla. Şu halde onun yukarda olması. aşağıya da öyle vurur. Gene bunun gibi hani. tanrı işini görmede. İyvallâh. Fakat itibar kıbleyedir. ya adının anılmasını sağlamak için. görünürse. fakat Tanrının maksadından haberleri bile yok. Padişahın dîvanına benzer hani. Birine on. kendi üstünlüklerini göstermek. böyle şeylere aldırış bile etmezler. Tanrı. düzüp-koşanlann maksadı bu değildir amma bu işlerle kıble.net Bu suç. ediyorlar amma o kuruntuyla yapmıyorlar bu işi. maksatları bam-başkadır. Padişahın dîvanından çıkan buyruklar sayısızdır. Padişahla konuşup görüşenlerin halleri bir medresedir sanki. balık karnına da öyle vurur. aşağıdan. bu. mescitler yaptırırlar. Arada pek büyük bir fark var. Tanrı. dörder-dörder ciltler. seni suçlandırdığım. Tanrıyla bu çekişme. tatlılığı yüzünden bir işe koyulurlar. Mustafâ buyurdu ki: "Onun ağması balık karnında oldu. hepsini sen yaptın. daha öbürüne otuz. pek de faydalıdır. Arş'a vardım dîye beni.

Onların hatırına ne ön gelir. anlamlar dünyâsındadır. odur yüce olan. Mademki buğday ekmişlerdir önce. Öğrendik ki hepsi de akıldır. gönül alçaklığından. şimdi meydana çıkmada. onda varken herhalde odur üst olan. ne sona.Semazen. melek cinsindendir. kimisi yarı aydın. Şu halde onlar öne. Tanrı rahmet etsin. Onların görünüşünü yaktın. ne kanadı. Onların birinden ters işler meydana gelirse bu. daha da hastır onlar. Eşeğin onun rengine boyanması. alçak gönüllüdür o. Böylece bir insan da vardık ki pek büyüktür. Tâ o vakitten. Fakat buz haline gelince elle tutulabilir. bunlar. ondan duydular. Bu. akılla yüceldi. BÖLÜM. kimse onu eliyle tutamazdı. Çünkü gölge. birşey göremez. esenlikler versin. Arpa ekenler de buğday biçmeyecekler. getirip eşeğin kuyruğuna bağlamışlar. hani kimi insanın varlıksız bir varlığı vardır ya. Hani şu el ne yaparsa aklın gölgesidir o. yerinde işler başarıyorlar. yüksek rütbelerden ne varsa hepsi de onun bağışıdır. Yücelikten. Tanrıya dalıp gitmişlerdir. Bir kişinin gölgesi. Eşeğinin de yarım kanadı olsaydı eşeklikte kalmazdı. gene de gönlü alçak olan oydu. onun gibi tıpkı. fakat bedene bürünmüş. Meyve haddini aştı mı da büsbütün yerlere döşenmesin diye o dala direkler dayarlar. eşek. öğrendik ki hepsi de akıl olur. o gene o mumdur. ikisi de birşeydir. Öne bakanlarsa daha has kişilerdir.net yukarda. beğenilmeyecek işlere koyulur. çünkü selâmı ondan öğrendiler. akıl. tıpkı onun gibi. ne öne bakarlar. o öz. Hani kepek. aklın gölgesi vuruyor ele. ayak. melek olması mümkündür çünkü. . aklınsa ne şekli vardır. iyi işler görüyorlar. insanlarsa onun organlarıdır sanki. sona bakar. onun zerresi Âdem'de hepsinden daha arıydı. gerçekte bütün o işler. düzgün. ele-avuca sığmazdı. Erittin mi su olur. aklın gölgesinden.. görünüşte öncülük eder görünür amma gerçekte ilk giren. ne son. cehennem otlarıdır. vaktin halîfesidir. büyüktür.Birisi içeriye girdi (Mevlânâ) buyurdu ki: Sevgilidir. görünüşe bakmamak gerek. organlar birer araç. Onlar da öylesine gaflete dalmışlardır ki ne öne bakabilirler. kalburun üstündedir de un altında kalmıştır. bir-şey duysa ters duyar. Onlar. Şu halde yücelik görünüşte değildir. Bu. herkes de anlar ki aklı başından gitmiştir onun. olabilir ya demişler. şimdi meydana gelmiş de değil. Sona bakanlar üstündür. Kimi insan vardır. Onun parça-buçuklarında vardı bu zerreler.. Fakat tutalım önce selâm vermesin. eteğe konabilir. eve ondan önce girse gölge. ne sona. Yoksa buz. ne yaparlarsa onun gölgesiyle yaparlar. o adamın başından aldığındandır. meleğin ışığından ışıklanır. onun gölgesi. isterse altta olsun. Şu halde anlaşıldı ya. hepsi onun vuruşudur. Öncekiler de. huyları da birdir. çünkü görüşleri sonadır son-uca. mayasında var onun. ne kanadı. elbette arpa bitmeyecek sonunda. başlangıca bakarlar. Bu huylar. o Akl-ı Küll'e benzer. selâmda ilk davranan oydu. Aradaki fark bundan ibârettir. kesin olarak üst olan undur. 25. Fakat bu aydınlık. aklın korunmasından uzak düşmüştür o. bu yüzden de onlara görünen akıl derler. Bir bölük halk da vardır. daha alçak gönüllüydü. kimi insan vardır. bu yüzden de herkesten daha alçak gönüllüydü. Bir bölük halk daha var ki dünyâya dalmış. böyle olmakla beraber gerçekte birdir onlar. Bir adama aklın gölgesi vurmasa bütün uzuvları hareketten kalır. öne bakar. bir işi başarırlar. Demek ki bildik. Kimisi aydındı. çünkü önden-sondan bütün dünyanın meyvesi onda toplanmıştı. gölge salmamaktadır ona. akıldan meydana geliyor. Hani meyvesi çok olan dal gibi. tutup kav-rayamaz. Demek ki bildik. "Selâm vermede Tanrı Elçisi'ni kimse geçememiştir. Akıl. sonsuz bir gönül alçaklığıyla ondan önce selâm verirdi. çünkü ondan meydana gelmiştir bunlar. buyruk yürütmeden. El. Meyvesi olmayan dalsa selvi gibi yücelere baş çeker. kulak. Buz haline gelmeden önce de suydu. bu ışıklık. Akl-ı Küll'ün gölgesini. erittin mi hepsi de akıl olur. Peygamberimiz pek alçak gönüllüydü. ne kanadı. çünkü Peygamber. "Sen olmasaydın gökleri yaratmazdım" denmiştir ona. o kişidir. hepsi onun gölgesi. Buz da böyledir. daha öncedir. göklere ağdı. sonra gelenler de. Âdem'in zerrelerinde vardı." Peygamber'den önce kimse ona selâm verememiştir. kimisi de karanlık. onlar. göz. Beyit Îsâ. bir şekle bürünmüştür amma gene o mumdur o. onunla görüşüp konuşma yüzünden melek olur. o meyve onu aşağıya eğer. sona bakmamıza ne hacet var derler. İnsanın hali de şöyledir: Meleğin kanadını. Bir adam delirmeye başlar hani. Hani mumdan bir kuş yaparlar. ona uyar. Mâdemki bir işi görmedeler. temel Muhammed'dir. ne kolu kalır. adım atıp yol yürüyemez. daha aydındı. ne kolu kalır. Şu halde bu organların hepsi de aklın gölgesi yüzünden doğru. o sudur. Meleğin şekli yoktur amma kolu-kanadı vardır. onun gibi. Aklın gölgesi yok amma gene de gölgesiz bir gölgesi var.

ben çalmadım diye inkâr eder. öbürü uyanıklık. Şu baş gözüyle bu dünyâ işi olur-gider. ahreti anış. "hamdolsun Tanrıya ki insan şeklinde eşek yarattı-hadîs" sözü yazılmıştır. bir çıban çıkar da el söz söylüyor." Ben ayakkabı dikicisiyim. 26. Ulu Tanrı. Elini pisliğe atar. hükmederse söyler. o yana gitmeyi kurmazlar bile. ilk doğduğu zaman eşekten de beterdir(*).net Eşeğin insan olmasına ne diye şaşılsın. Tanrıyı özleyiş. duvarı. yoksa soğan ekilmiş yere mi? Şunu biliriz ancak. yahut nekeslik yok. subeyi akıtır onu. bu dünyâya ihtiyaçları yoktur. kulağa muhtaç değillerdir. ayağına tutar da sen söz söylemezdin. görünmez amma Tanrıya göre dil bir bahanedir: Söz söyle buyurdu mu söz söyler. tümden o dünyâya gideriz. Yaşadıkları yerde göze. ayağı. terzi bu araçlarla iş göremez ki. yeraltında yaşarlar. dinleyenin miktarına göre söylenir. herşeyi söze getiren. Göze. Neye de söyle buyurur. İhtiyâcı olmayana birşey verecek olursa o şey. Can gözü. o ayak. nasıl senin dilini söze getirdiyse bizi de söze getirdi derler. keremi yükü almaktır. Tümden yüz gösterse bunlar. Bu. Su ne bilsin subeyi hangi eliyle hıyar ekilmiş yere mi akıtmıştır onu. testere. isilik veren birşey yedim de böyle oldum diyor denebilir. bir eser peydahlanır da söz yerine geçerse o başka. Bir et parçası olan dilin söz söylemesi akla sığar mı? Çok et parçası görmüşsündür. Yeraltında hayvancıklar vardır. işerken. insanın boyuncayım. Tanrıyla buluşmayı özlemezler. karanlıktadır onlar. eli. nasıl oluyor da konuşuyorsun der. dil nasıl söylerse hani. "Tanrı. herşeye söz söyleme gücünü veren Yaratıcı. o kadar dikerim. deri geniş amma ayak ne kadarsa o kadar keserim. kerpici söyleten. öbür organların söz söylemesi böyle olabilir derler. ona yük olur. iş böyleyken nasıl olur da birisine yük yükler? Meselâ keser. lütfü. eşeği insan yaparsa ne diye şaşılsın. onlara nasıl olur da can gözü verir? İşlerine yaramaz ki. Biri gaflet. Sünnîler hayır derler. törpü gibi dülger araçlarını bir terziye versen. beni bıçak kesti. birşeyi ihtiyâca göre verir. ona yük olur bunlar. Tanrının herşeye gücü yeter. yüzünü eline. böylece iki dünyâ da mâmur olur-gider. Fakat birşeyi ihtiyâca göre verir. evet. O el. söz söylemeleri sence mümkün görünmez. Boyu ne kadarsa o kadarını ben.Semazen. El. yalamak için ağzına götürür. (*) Satırın kenarına arapça. üstüne sidik sıçramasın diye ayaklarını açar. Anası döver. akıl kulağı. bizi de söyletti. Bir bölük halk da vardır. ben de aldım diye apaçık söyler. burada kalmayız. bırakmaz onu. Adam. kulak versin? Yoksa Tanrıda göz. Şimdi dünya. Kıyamet gününde insan. elde bir iz. yahut isli tencereye süründüm diyor denebilir. şu dünyâyı yeter bulurlar. İnsanın gölgesiyim. kulağa ihtiyâcı olmayana ne diye göz.(Mevlânâ) buyurdu ki: . kulak az değil. Felsefeciler bunu te'vîl ederler de el nasıl söz söyleyebilir derler. Sanma ki yol alanlar yok. Tanrının hikmeti. olamaz. Hani bir yara olur. Şu çocuk. bunları al desen. o karanlıkta yaşar-giderler. yahut dört duvarla çevrilmiş küçücük bir yerdir. öbür organları söz söyleyecek. eşekten beter olan bir çocuğu insan ederse. Şu halde Tanrı. Ulu Tanrı burada kalmamızı. dinleyenlerin anlayışlarına göre hikmet ilham eder öğüt verenlere. Gaflet olmasa bu dünya kalmaz. Tanrının katında şaşılacak hiçbir şey yoktur. İzleri belirmeyen olgun kişiler yok Sen sırlara mahrem değilsin de Sanıyorsun ki başka çeşit erler yok. ayrı-ayrı. kulakları yoktur. Bizim sözümüz su gibidir. "Herşeyi söyleten Tanrı bizi konuşturdu" derler. elim bir et parçası. bir bahçedir. Söz. su çok geldi mi o yerler daha susuzdur. yahut da kararsa el söz söylüyor. az gelirse orası dar bir yerdir. Elin. lâhana ekilmiş yere mi. duyulacak sözler söyler. çaldın. O yüzden de gözleri. esriyip kendinden geçiş öbür dünyanın mîmârıdır. Kıyamette insanın bütün organları teker-teker. yeraltında yaşayan o kurtlar. kapıyı. ne işlerine yarar onların. Dilin bir et parçasıdır. Eşeğinse bari bir ayırdedişi var. şuna benzer hani. gafletle durur. Yahut el yaralansa. BÖLÜM . taşı. iki dünyânın olmasını diledi de iki kâhya dikti.

Semazen.net
Katımda, yahut ben yokken lûtuflarda bulunuyorsunuz, çabalarda bulunuyorsunuz. Açıkça teşekkür etmiyorsam, sizi ululamıyorsam, sizden özür dilemiyorsam, bunlarda kusur ediyorsam kendimi büyük gördüğümden, yahut aldırış etmediğimden, yahut da nîmet verenin hakkını, karşılığında sözle, işle ne mükâfatta bulunacağını bilmediğimden değil. Fakat sizin ter-temiz inançınızdan biliyorum ki siz, onu özden, Tanrı için yapıyorsunuz, ben de özrünü Tanrı dilesin diyorum, ona bırakıyorum. Mâdemki yaptığını onun için yaptın; teşekkür etmeye kalkışsam, dille sizi ululasam, övsem Tanrının vereceği sevâbın bir kısmını ben vermiş olurum. Çünkü bu gönül alçaklığı göstermeler teşekkür etmeler, övmeler, dünya tadıdır. Dünyâda bir zahmettir, çekersin ya; bu, bir mal vermeye, bir mevki bağışlamıya benzer; bunun karşılığının da tümden Tanrıdan gelmesi daha iyi. Bu yüzden teşekkür etmiyorum. Zâti teşekkürde bulunmak, dünya istemektir. Çünkü mal yenmez ki, mal olduğundan istenmez mal. Malla at alırlar, halayıkçağız alırlar, köle alırlar; bir mevki elde etmek isterler; böylece de övülmeyi dilerler. Zâti dünyâ dediğin de adamın büyük, saygı değer olmasıdır; böyle olan adamı överler, sayarlar. Buhârâ'nın Dokumacı Şeyhi, büyük bir erdi; gönül ehliydi. Bilginler, büyükler, onun katına gelirler ziyâretine varırlar, tapısında diz çökerler, otururlardı. Şeyh, anadan doğduğu gibiydi, okuma-yazma bilmezdi. Kur'ân'ın tefsîrini, hadîsi onun dilinden duymak isterlerdi. Derdi ki: Ben arapça bilmem; âyeti, hadîsi benim dilime çevirin de anlamını söyleyeyim. Âyeti diline çevirirlerdi. O tefsîr etmeye, gerçek anlamlarını söylemeye koyulurdu. Tanrı rahmet etsin, esenlik versin derdi; Mustafâ, filân duraktayken bu âyeti söyledi. Sonra o durağın makamları böyledir der, o durakların, o yolların hallerini, oraya ağmayı etraflıca anlatırdı. Bir gün Muarrif Alevî, onun tapısında kadıyı övüyor, dünyâda böyle bir kadı olmaz, rüşvet almıyor; eşi yok; pervâsız; özü doğru; Tanrı için halka adâletle muâmele etmede diyordu. Şeyh dedi ki: Şimdilik rüşvet almıyor diyorsun; biyol yalan bu söz. Sen Alevîsin, Mustafâ soyundansın, sonra da tutuyor, onu övüyorsun; bu rüşvet değil mi? Onun karşısında onu övüyor, onu anlatıyorsun; bundan daha iyi rüşvet mi olur? Tirmiz Şeyhülislâmı, Seyyid Burhâneddin, gerçekle ilgili sözleri güzel söylüyor; bunun sebebi de şeyhlerin kitaplarını, sözlerini, onların sırlarıyla ilgili yazıları okumuş olması dedi. Birisi, sen de okuyorsun; nasıl oluyor da Öyle söz söylemiyorsun dedi. Dedi ki: Onda dert var, savaşma var, ibâdet var. Adam peki dedi, neden bunu söylemiyorsun, neden bu, hatırına bile gelmiyor da okumasını söylüyorsun? Temel olan bu, biz onu söylüyoruz, sen de onu söylesene. Onlarda, o dünyânın derdi yok. Kimisi ekmek yemeğe gelmiş, kimisi ekmeği seyretmeye. Bu sözleri öğrenip satmayı isterler. Bu sözler, bir geline, güzel bir halayıkçağıza benzer; onu, satmak için alırlar hani. O halayıkçağız, onu ne diye sevsin, ne diye ona gönül versin. O alış-verişte bulunan kişinin aldığı tat, satıştadır; erliği yoktur onun; halayıkçağızı satmak için alıyor; erliği, erkekliği yok ki halayıkçağızı kendisi için alsın. Puştun eline, güzelim bir Hint kılıcı geçse onu, satmak için alır. Yahut bir babayiğidin yayı, eline düşse onu da satmak için alır. Çünkü onra o pazı yoktur ki tutsun da o yayı çeksin. O, yayı istese bile kirişi için ister; fakat kirişi çekecek gücü de yoktur; sadece kirişi sever. Onu da sattı mı, parasını allığa, rastığa verir puşt, başka ne yapacak ki? Onu sattıktan sonra ondan daha iyi ne alacak acaba? Süryancadır bu söz; sakın anladım demeyin. Ne kadar çok anlar, bellersen o kadar uzak düşersin anlamaktan, bellemekten. Bunun anlayışı, anlayışsızlıktır. Senin uğradığın belâ, düştüğün musibet, elde ettiğin yoksunluk, o anlayıştandır. O anlayıştan kurtulman gerek ki birşey olasın. Sen diyorsun ki kırbamı denizden doldurdum, deniz, kırbama sığdı; mümkünü yok bunun. Evet, kırbamı denizde yitirdim dersen bu söz güzel; temel olan da bu. Akıl, seni padişahın kapısına götürünceyedek güzeldir, dilenir. Onun kapısına geldin mi aklı boşa; o anda akıl, ziyan verir sana; yolunu keser. Meselâ biçilmemiş bir kumaştan bir kaftan, yahut bir cübbe diktirmek istiyorsan akıl, seni tutar, terziyedek götürür. Akıl, bu ânadek iyidir; seni terziye ulaştırır. Şimdi bu anda aklı boşamak gerek; terziye karşı kendi düşünceni bırakmak gerek. Hasta da böyledir. Aklı o zamanadek iyidir ki onu tutar, hekime götürür. Hekime vardıktan sonra aklı bir işe yaramaz artık; kendisini hekime tapşırması gerek. Senin gizli-gizli attığın nâralar, dostların kulaklarına geliyor; duyuyorlar onlar.Birşeyi olan, bir özü, bir derdi bulunan kişi anlaşılır. Deve katarının içindeki esrik deve, gözünden, yürüyüşünden, ağzının köpürüşünden, daha da başka şeylerinden belli oluverir: "Secdelerinin izleri yüzlerinden belli olur, yüzlerinde görünür." Ağacın kökü ne yiyorsa ağacın gövdesinden, başından, dallarından, yapraklarından, meyvelerinden belli olur. Birşey yiyip içmemiş ağaçsa solar-sararır; nasıl olur da attığınız şu yüce nâralar gizli kalır? Bu nâraların sırrı, bir sözden sözler anlamanız, bir harften nice şeyler duymanızdır. Hani birisi, Vasît okumuştur, büyük-büyük kitaplar okumuştur. Tenbîh'ten bir sözdür, duyar; onun şerhini okumuştur; o bir tek meseleden temeller, meseleler anlar. Tenbîh'in bir tek harfini duyunca hay der, yâni ben bu sözde birçok şeyler görmedeyim; onu elde etmek için zahmetler çekmişim, gecelerimi gündüz etmişim, defîneler bulmuşum demek ister. "Göğsünü açıp ferahlatmadık mı" denmiştir ya, gönül anlatılmaya kalkışılsa sonu gelmez. Oysa o şerhi okumuştur; bir işâretten birçok şeyler anlar. Fakat okumaya daha yeni

Semazen.net
başlayan, o sözden anlamını anlar; ne haberi vardır onun, ne de hay-hay eder, nâralar atar. Söz, duyanın miktarına göre söylenir, dinleyen, o hikmeti ne kadar çekmeye uğraşır, ne kadar onunla gıdalanırsa hikmet, o kadar söylenir. O istemezse hikmet de söylenmez, yüz göstermez. Ne şaşılacak şey der, neden söz söylemiyor? Söyleyecek olan da ne şaşılacak şey diye cevap verir, neden söz söyletmiyor? Sana dinleme gücünü vermeyen, söyleyene de söyleme isteği vermiyor. Tanrı rahmet etsin, esenlikler versin; Mustafâ'nın zâmanında bir kâfirin Müslüman bir kölesi vardı; mayası temiz bir köleydi. Sahibi, tasları al da hamama gidelim dedi. Yolda mescidin önünden geçiyorlardı. Mustafâ, sahâbeyle mescidde namaz kılıyordu. Köle, efendim dedi, Ulu Tanrı hakkıyçin şu tası bisoluk tut da iki rek'at namaz kılıvereyim; kılar-kılmaz gelirim. Köle mescide girdi, namaz kıldı. Tanrı rahmet etsin, esenlikler versin, Mustafâ, dışarı çıktı; bütün sahâbe de dışarı çıktı. Köle mescidde yapayalnız kaldı. Efendisi, kuşluk çağınadek bekledi, a köle, çık dışarı diye bağırdı.Köle, bırakmıyorlar beni diye cevap verdi. İş sınırı aşınca adam, başını mescidden içeri uzattı; bırakmayan kimdir, onu görmek istiyordu. Ne kimseyi gördü, ne kimsenin gölgesini, ne bir ayakkabı vardı, ne kımıldayan kimsecik. Köleye, seni dışarı bırakmayan kim dedi. Köle, seni içeriye sokmıyan biri var ya dedi, beni dışarı bırakmayan o. Sen onu görmezsin hani, zâti insan, görmediği, duymadığı, anlamadığı şeye âşıktır. Gece-gündüz onu arar, ister; görmediğime kulumköleyim ben der. Anladığından, gördüğünden usanır, kaçar. Bu yüzdendir ki filozoflar, Tanrının görüleceğini inkâr ederler; derler ki görürsen doyabilir, usanabilirsin, buysa olamaz. Sünnîlerce o, bir renkte, bir şekilde görünürse usanılır. Her solukta yüzlerce renkte, yüzlerce şekildedir. "Hergün bir iştedir o." Yüz binlerce yıllar görünse bir görünüşü, bir görünüşüne hiç mi benzemez. Sen de şu anda Tanrıyı izlerinde, işlerinde görüp duruyorsun. Her solukta çeşit-çeşit görmedesin; bir işi, bir işine hiç benzemiyor. Sevinç vaktinde bir başka görünüş, ağlayış vaktinde bir başka görünüş, korku vaktinde bir başka görünüş, umut vaktinde bir başka görünüş. Tanrının işleri, işlerinin görünüşü, izlerinin-eserlerinin görünüşü, renkrenk, çeşit-çeşit olur, bir-birine benzemezse elbette zâtının görünüşü de böyledir, işlerinin görünüşüne benzer. Onu, bununla kıyasla. Sen de bir parça-buçukken Tanrının gücüyle bisolukta bin hale geliyorsun, bir kararda durmuyorsun. Kullardan kimi kullar vardır, Kur'ân'dan Tanrıya varırlar; kimisi de vardır, hastır; Tanrıdan gelirler de Kur'ân'ı burada bulurlar; bilirler, anlarlar ki onu Tanrı yollamıştır. "Biziz Kur'ân'ı indiren; ve gerçekten de biziz onu koruyacak olan." Müfessirler derler ki bu âyet, Kur'ân hakkındadır. Bu tefsîr de iyidir amma şu da var: Yâni sana bir öz, bir istek, bir sürek verdik; onu koruyan, yitirmeyen, bir yere ulaştıran da biziz. Sen bir kere Tanrı de, ondan sonra ayağını dire; bütün belâlar sana gelir-çatar. Birisi, Tanrı rahmet etsin, esenlikler versin, Mustafâ ya dedi ki: Gerçekten de seni seviyorum ben. Mustafâ dedi ki: Aklını başına al, ne diyorsun sen? Adam, seni seviyorum dedi. Mustafâ, aklını başına al, ne diyorsun sen dedi. Adam tekrar, seni seviyorum ben deyince Mustafâ, öylesine ayağını dire dedi; kendi elinle seni öldüreceğim, vay sana. Birisi, Tanrı rahmet etsin, esenlikler versin, Mustafâ'nın zamanında, tapısına geldi de dedi ki: Senin bu dinini istemiyorum, vallahi istemiyorum, bu dini geri al. Senin dinine girdim gireli bir gün olsun, dincelmedim; mal gitti, kadın gitti, çocuk gitti; saygı görmem kalmadı, gücüm-kuvvetim kalmadı, dileğimisteğim kalmadı. Mustafâ, hâşâ dedi; benim dinimin şânından değildir ki bir yere gitsin, birinin gönlüne yerleşsin de o adamı kökünden söküp atmasın; evini-barkını silip süpürmesin, ter-temiz etmesin de geri gelsin; "Ona ancak ter-temiz olanlar dokunabilirler." Nasıl sevgilidir o ki sende kıl kadar bile olsa, kendini sevmek, varlığına bağlanmak varken kendisine yol versin sana. Dostun yüz göstermesi için adamın, tümden kendinden de, dünyadan da usanması, kendine düşman kesilmesi gerek. Bizim dinimiz de hangi gönülde yerleşirse o gönlü Tanrıya ulaştırmadıkça, gerekmeyen şeyleri o gönül ıssından ayırmadıkça ondan el çekmez. Peygamber buyurdu ki: Şunun için din-celmedin, gam yemedesin: Gam yemen, önceki sevinçleri, neş'eleri kusmandır. Mîdende onlardan birşey kaldıkça yemen için sana birşey vermezler; kusarken kimse birşey yiyemez. Kusması kesildi mi, o vakit yemek yer. Sen de sabret, gam yeme; gam yemen kusmaktır; kusman bitti mi bir neş'edir, çıkagelir; hem öylesine bir neş'e ki gam yok onda; öylesine bir gül ki tiken yok onda; öylesine bir şarap ki başağrısı vermez o. Dünyâda gece-gündüz dincelme, esenleşme istiyorsun. Bunun dünyâda olmasına imkân yok; amma gene de bir soluk bile isteği bırakamıyorsun. Dünyâda bir rahata ersen, bir huzur bulsan bile o rahat, o huzur, çakıp giden, durmayan bir şimşek gibidir. Hem de nasıl bir şimşek? Dolularla dop-dolu, yağmurlarla dop-dolu, karlarla dop-dolu, mihnetlerle dop-dolu bir şimşek. Meselâ birisi, Antalya'ya gitmek istese, fakat Kayseri yolunu tutsa, Antalya'ya varacağını umsa da, çabadan vazgeçmese de bu yoldan Antalya'ya ulaşması mümkün değildir; ancak Antalya yolunu tutarsa, topal da olsa, arık da olsa gene varır, erişir; çünkü yolun sonu orası. Dünya işi bile zahmetsiz, eziyetsiz kolaylaşmıyor, ahret işi de böyle.Bâri şu zahmeti, şu eziyeti ahretten yana harca da yitmesin. Sen diyorsun ki: Ey Muhammed, al benim dinimi, dincelmiyorum ben. Bizim dinimiz, adamı dilenen şeye ulaştırmadıkça bırakır mı hiç? Hani anlatırlar, bir öğretmen, yoksulluğundan kış günü, sâdece ketenden bir cübbe giyinmişti.

Semazen.net
Olacak bu ya, sel de dağdan bir ayıyı sürükleyip götürüyordu. Ayının başı, su içindeydi, gizlenmişti. Çocuklar sırtını gördüler de hoca dediler, işte bir kürk, suya düşmüş, sen de üşüyorsun; al onu. Hoca pek muhtaçtı, pek üşüyordu. Bu yüzden postu almak için suya atıldı. Ayı, hocaya pençe attı. Adamcağız, su içinde ayıya tutulmuş-kalmıştı. Çocuklar, öğretmen, kürkü getir, getiremiyorsan bırak da sen gel diye bağırdılar. Öğretmen, ben kürkü bırakıyorum amma kürk beni bırakmıyor, ne yapacağım, ben de bilmiyorum dedi. Tanrı özleyişi ne vakit bırakır seni? Burada şükretmek gerek ki irâdemiz, elimizde değil, Tanrı elindeyiz biz. Hani çocuk, küçükken sütten, anasından başka birşey bilmez; tapacak odur ancak ona. Ulu Tanrı, hiç onu, bu halde bırakır mı? Daha ileri çeker; ekmek yemeye, oyun oynamaya düşürür. Derken oradan da çeker, akıl durağına ulaştırır. Şu çocukluk, öbür dünyâya göre de tıpkı-tıpkısınadır; öbür dünyâda da bir başka meme var; seni hâline koymaz, Öylesine bir yere ulaştırır ki o hâlin çocukluk olduğunu, hiçbir şeye yaramadığını anlarsın. "Şaşarım bir bölük halka ki onları zincirlere bağlarlar da cennete sürüklerler." "Tutun, bağlayın onları zincirlerle." Sonra nîmetlere ulaştırın, sonra da olgunluğa ulaştırın. Balıkçılar, balığı birden avlamazlar. Olta, balığın boğazına takıldı mı, kanı aksın, gevşesin, arıklasın diye birazcık çekerler. Sonra hâline bırakırlar. Derken gene çekerler. Sonunda tam arık-laşır, o vakit tutup alırlar. Aşk oltası da insanın boğazına takıldı mı, kendisinde bulunan güç, pis kan, yavaş-yavaş ondan akıp gitsin diye Ulu Tanrı, onu yavaş-yavaş çeker. "Gerçekten de daraltan da Tanrıdır, genişleten de." "Tanrıdan başka yoktur tapacak" sözü, herkesin inancıdır. Bir de hasların inancı var. Hasların inancı, "Ondan başka varlık yoktur" sözüyle belirtilir. Hani bir kişi, rüyâda padişah olduğunu görür. Tahta kurulmuştur; kullar, perdeciler, beyler, çevre yanında ayakta durmadadır. Padişah olmam gerek, hem de benden başka padişah yok der. Bir de uyanır, bakar ki evde, kendisinden başka kimsecikler yok. Bu kez, benim der, benden başka kimse yok. Fakat buna uyanık göz gerek, uykulu göz, göremez bunu, onun işi değildir bu. Her bölük, öbür bölüğe aslı yoktur der. Bunlar, gerçek biziz, vahiy bize gelmiş, onların aslı yok der. Onlar da bunlara bu çeşit söyler. Böylece yetmiş iki millet, birbirlerine, aslı yok der. Şu halde hepsi de şunda birleşiyor: Diyorlar ki hepsine de vahiy gelmemiş; demek ki vahyin yokluğunda birleşiyorlar; gene bir bölüğe vahiy geldiğinde de hepsi bir, bunda da birleşiyorlar. Şimdi aklı-fikri başında bir ayırdeden inanç ıssı gerek ki o bir bölük hangisidir, bunu bilsin, anlasın, "İnanan, anlayışlıdır, ayırdedicidir." (Birisi) sordu, dedi ki: Bilmeyenler, anlamayanlar çok, bilenler, anlayanlar az. Bilmeyenlerle, özü düz olmayanlarla bilenleri ayırdetmeye kalkışsak bu iş uzun sürmez mi? (Mevlânâ) buyurdu ki: Bilmeyenler çoktur, bilenler azdır amma o azı bildin mi hepsini bilmiş olursun. Hani bir avuç buğdayı bildin mi, dünyâdaki bütün buğday ambarlarını bilmiş olursun ya; hani birazcık şekeri tattın, tadını anladın mı, yüz çeşit tatlı yapsalar şekeri biliyor, anlıyorsan, yediğin şeyde şeker bulunduğunu bilir, anlarsın ya; onun gibi işte. Boynuz kadar bir şeker kamışını emen kişinin şekeri tanıyıp bilmemesi için iki boynuzlu olması gerek. Size bu söz, tekrar gibi görünür; bu da ilk dersi anlamamış olmanızdandır; bu yüzden bize de hergün, bunu söylemek gerekiyor. Hani bir öğretmen, bir çocuğu üç ay okutmuş, çocuk gene de "elifte birşey yok" sözünü geçememiş. Çocuğun babası gelmiş de galiba demiş, hizmette kusurumuz var; bir kusurda bulunduysak buyurun da daha çok ağırlayalım sizi. Öğretmen, yok demiş; sizin kusurunuz yok; fakat çocuk bu dersi geçemiyor. Çocuğu çağırmış; "elifte birşey yok" de demiş. Çocuk, "birşey yok" demiş, "elifte" diyememiş. Muallim demiş ki: "Görüyorsun, hal, gördüğün gibi; bu dersi bile geçemedi, bunu bile öğrenemedi; ona yeni bir ders nasıl vereyim? (Mevlânâ) hamd âlemlerin rabbi Allah'a dedi de sonra buyurdu ki: Şimdicek, hamd âlemlerin rabbi Allaha dedik ya; ekmek, nîmet azaldı, yedik, bitirdik diye değil bu hamd. Nîmetin sonu yok; fakat iştah kalmadı, konuklar doydular; o yüzden hamd Allaha dendi. Bu ekmek, bu nîmet, dünyâ ekmeğine, dünyâ nîmetine benzemez; çünkü dünyâ ekmeğini, dünyâ nîmetini, iştahsız olarak da, dilediğin kadar zorla yiyebilirsin; çünkü canı yoktur; nereye çekersen seninle gelir; canı yoktur ki senden çekinsin, dilemediği yere gitmesin. Bu, Tanrısal nîmetin tersinedir. Tanrısal nîmet, hikmettir; canlı bir nîmettir. İştahın varsa, adam-akıllı üstüne düşersen senin yanına gelir, sana gıdâ olur. Fakat iştahın kalmadı, üstüne düşmedin mi, onu zorla yiyemezsin, zorla kendine çekemezsin. Yüzünü örter, kendini göstermez sana. Kerâmet hikâyelerini söyledi de buyurdu ki: Birisi, bir gün içinde, yahut bir solukta Kâbe'ye gider; bu o kadar şaşılacak birşey de değildir, kerâmet de değil. Sam yelinde de bu kerâmet var; bir günde, bir solukta dilediği yere gider. Kerâmet, ona

bu dünya gibi yüzlercesini meydana getirir de hepsi eskir. gelişir. Şu halde ona. kılıç erişmiyor ona. Bende pek büyük bir düşman var. yalan değildir hani. O anlamlaraysa hayâl diyorsun. bilgisizlikten akla. İnkâr etme. kızar ona. et âlemine. bundan birazcık sunup öldürürler onu.Dervişten birşey sormamak daha iyidir. genişliği şu kadar. Hani. seni getirdiler ya. bin kişinin yerini tutar. bundan haber verirlerse kabul et. eskilikten de. gerçeklerin inançı vardı onda. âdeta onu kışkırtman. haslardan. . Ömer'in bu inanışı söylemeden maksadı. mîmarlık bilgisini bilmeyen böyle bir adama sen hayâl kurmadasın demesi. görünmese de. hasların. dostun hayaliyle kuvvet bulur. cansızlıktan canlılığa sefer edesin. o inançı umuyor. hatırında bile yoktu. hayâl olan asıl bu dünyâ. gönlünden böyle birşey geçirir. bu kadar etki olur. gizlice ölür-gider. duyuluyor da ondan. Fakat maksadı. oysa ki bu dünyâ. Gene bir başka. böyle bir düşünceye kapılırsa ona hayâl derler. kuvvetler bağışlıyor diye neden şaşıyorsun? Onun hayâli. Fakat temel olan anlam âlemi güzeldir. Neden mi? Çünkü ona. yenilikten de münezzehtir. Mecnûn'a gıda olması şaşılır mı? Geçici sevgiyle sevilen sevgilinin hayâlinde bu kadar güç-kuvvet. pıhtılaşmış kan. BÖLÜM . Dost. bu arslanın bir huyu vardı: Kim. çünkü dinleyen kabul etmez. et âleminden hayvanlık âlemine. Tanrı ondan râzı olsun. şimdi arslana yaklaştığınız halde bu durmak da ne? Bir adım ileri atıverin dediler. Bu neye yarar dedi. yalan icad etmeye zorlamandır. bu hayâlden doğmadadır. hattâ daha da çok vardı. Ömer. çünkü dost. zâti gerçeklerin canı. hattâ böylelerin kimisine.. Ömer'e armağanlar getirdiler. arslanı uzaktan görünce öylece kalakaldılar. renk-renk yüzlerce bam-başka âlemlere de götürürler. O adımı pek az adam atabilir. ap-açık görüyorsun ki geldin. girilecek yeri böyle olsun diye hayâl ederse buna hayâl demezler. Konaklar aşıp o ormana vardılar. Tanrı yakınlarından başkalarının işi değil bu. yüz binlerce kişiyi tepesi üstü yerlere yıkmıştır. 27. Fakat kimsede o yürek yoktu ki ileriye bir adım atabilsin. seni bitki âlemine getirdi. cansızdın. canlarından el yumuşlardır.net derler ki seni aşağılık bir halden yüce bir hale getirsin de oradan buraya. benim hakkımda ne de kötü bir sanısı var diye saldırır da. senin dinin gerçek dediler. O inanç. yüreklice yanına varırsa sevgiyle elini uzatır. yüz bin kişiye yeter dediler. hangi yoldan geleceksin. Ona da bu soruya cevap vermek gerek. görünse de vardır. pek güzel birşey getirdin dedi. bunun bir zerresi yeter.Semazen. çünkü onlar. yakın gösterdi. Ömer. fakat o soruya verilmesi gereken cevâba. gerçeğe karşı o cevap. canlanır. Ömer dedi ki: Hepiniz Müslüman oldunuz da bu kâfir. Onun parça-buçuklarıdır eskiliğe. oradan da insanlık âlemine sefer ettin. bunca adım attınız. Kâseyi aldı. Keramet budur işte. fakat ondan biri ürker-korkarsa arslan. zehri içince orda bulunanlar. dünyânın bucaklarına bir arslanın ünü yayılmıştı. peygamberlerin. Bütün o adımları attık ya dediler. Bu arslanı görme sevdasıyla bu kadar yol aştınız. o hayâlin. şu konaklarda nasıl konaklayacaksın. süre-gelmiş bir âdettir. Kılıçla öldürülemeyecek bir düşman varsa gizlice ona. bu çeşit bir lokmaya lâyık değildir. yalan sayılır. içer. Sofası şöyle olsun. yıkılır. anlayışına göre bir yalan cevap uydurmak gerek ki çekilip gitsin. Hepsini birden içmeye hacet yok. mîmar olmayan. bir uğurdan Müslüman oldular. çeşit-çeşit. Çünkü ona bir-şey sorman. peygamberlerden başkasına nasib olmaz. arslanın karşısına varınca ona doğru atılması gereken o bir adımdı işte. böylesine bir yolculuğu sana yakınlaştırdı. vehmine bile gelmezdi. Mecnûn’ a Leylâ'nın hayâlinin kuvvet vermesine. ulu Tanrı. eskimez. Onda o inanç vardı. Halkın da. oysa şu açtığın yollan nasıl aşacaksın. uzunluğu bu kadar olsun. Dervişin söyleyeceği her söz de gerçektir. Evet. mühendis olmayan. Hattâ hayâlin de yeri mi? O. bir de zehir dolu bir kâse sundular. Şimdi Ömer'in de o inanışı söylemeden maksadı. Bu düşman da bir kişi değil dedi Ömer. düyâda ondan daha düşman kimsecik yok bana. Bitki âleminden pıhtılaşmış kan. ileriye bir adım bile atamadılar. kendince söz denecek söze. Gerçeği söyleyemez. verin bana onu da içeyim. Hani önce topraktın. bu. Fakat geldin ya. gözleriyle görmüş kişilerin inancıydı. çünkü o gerçek. Ona hayâl derler amma dünyâ da hayâlle durur. fakat buradan ileriye bir adım bile atamıyoruz. yüz yıllık yol aştınız. Böyelce seni.. Halk o arslanı görüp meraktan kurtulmak için uzak yollardan o ormana yöneldi. Dediler ki: Birisini ap-açık öldürmeyi uygun bulmazlarsa bundan birazcık sunarlar ona. bedenine bağlı biridir soru soran. birden başına dikti.Çünkü o anlam. göze görünüyor. o dünyânın parça-buçuğu. yok olur-gider. ikisinin de ötesindedir. istiyordu. sevgilisine bu kadar kuvvet bağışlarsa gerçek dosta. hâlâ Müslüman olmadı. okşar onu. bu hayâlin parça-buçuğudur. gelecek misin. o kişiliğin ağzıdudağı. Bu dünyâya gerçek diyorsun ya. duyanaysa doğrudur. Onları meydana getirense ikisinden de münezzehtir. herkesin inanışını bildirmek değildi. çürür. hepsi de kolaydı. Bir mühendis. hiçbir ziyan vermez ona. bir yeni dünya meydana getirir. İş tersine. güzel şeydir. yeniliğe bürünen. içinden bir ev kurmayı geçirir.

kendisine yaraşan kulluğu. duyamıyor. "Gerçekten de biz saf kurmuşuz elbet.. tertemiz melekler. aklığı karalığa dönmüş kap-kara bir elbiseye binlerce çeşit yağ damlasa. yıkarlar-yakarlar o şarı. çünkü Tanrı pek kıskançtır. Herbirinin belli bir durağı. bir şara girdiler mi. Mâmur yerdeyse köpek bulunur. getirdin diye sordu. onun ululuğundan birazcığı yol bulsa bu yana. o selâmlan. belli bir ibâdeti vardır. o yabancı lokmanın kötü. Bu yemeği kimden aldın. onların ululuğunu anlayan ziyâretçi. Üzüm. Her sabah virdleri vardır onların. u'yla anlaşılmaz. o elbiseyi giyene de. köpek. Sabahleyin kutlu canlar. onun tapısına gelsinler. kısa keseceğim. bedenine tapanların lokmalarını yememesi gerek. fakat erenlerin hallerinden ne anlatalım? Ona son yok. Tanrı korursa o başka. duyamazsın o sözleri.. Çünkü. sarayında köleler vardır. bölük-bölük Tanrı dinine girdiklerini görürsün. Kan içiyorum da sen şarap sanıyorsun. ne u'nun söylenirken çıktığı yer. göz kesilirim" buyruğu meydana gelmiştir. Adam padişah oldu mu virdi şudur artık: Kullar her yandan." "Melekler. herşey tesir eder ona. Geceleyin düşü azdı. onlara selâm vermeye gelirler. ışıklar ordusundan varlık şarı yıkılır-gider. . bir daha ham bir hale gelmez artık. "Onları Tanrı geriye atmıştır." Bir deve. düşüm azmamıştı. sözü uzatır da uzatırım. onlarla dolaşmaya. onların. çabaya. noksan sıfatlardan arı olduğunu söyleriz onun. Onun içir birşeyler derer-devşirirdi. erenin tapısına çın seherden beri bunca meleğin. 28. ne le'nin söylenirken çıktığı yer. onun verdiği yemekten oldu. bir memur gibi o işe çeker. ne kadar daha temiz olursa o kadar ileri geçirirler adamı. fakat göremezsin onları. tekrar dönüp koruk olmaz. Kim bu uzun hikâyeyi kısaltırsa aziz ömrünü.. o kızın lokmasından dervişin nasıl düşü azdıysa bu çeşit adamların lokması da dervişe tesir eder. Kimisi uzaktan tapıkılar. Erenlerin hallerindeki inceliği bilen. Yolcuların son durağı ulaşmaktır. Sen onların yanına oturmuşsun. "Ona kulak olurum. olmuş meyve. tatlı canını kısaltmış olur. Erenlerin virdlerine gelince: Anlayabileceğin kadar söyleyeyim. evet. bunlar. Ne el kalır. Onun gibi. Fakat kullar. ak bir elbisede azıcık bir karalık olsa hemen görünür ya. güzel bir kız verdi bana dedi. yattı. padişahı da görürler. Bu.. işlere bölmek. herşey görünür. halka da görünmez. Dervişin birinin bir yamağı vardı. küçücük bir eve girse o ev yıkılır-gider amma o yıkık yerde de binlerce defîne bulunur. O gerçekler. "Gerçekten de padişahlar. haram yiyenlerin. belli bir kulluğu. Derviş yedi. BÖLÜM. ne yaptığını da görürler. ölüme yakın hayaller görür. Çünkü derviş lâtiftir.. Hani temiz. Ne le kalır. bozuk-düzen düşüncelere dalar. tapılarına girerler. Böyle yapan. Zamanı. belirir onda. Fakat senin sözün açıldı mı. Mâdemki iş böyle. her işi zamanında yapmayı âdet edinen kişiyi zaman. yolcuların hallerineyse son var. böyle bir evrâd arasında şeyhe zahmet vermemek için bekler de bekler. pek ulu bir duraktır. sürükler. çünkü kulluk kalmamıştır artık: "Tanrı huylarıyla huylanın" hükmü yerine gelmiştir. hasta. Yamak. Amma bunca yıldır. Tanrıdan başka kimseciklerin bilemediği halk. ne u kalır.devşirdiği şeylerle dervişe yemek getirdi.. bir uzun hikâyedir. yerine getirir.. vallahi dedi yirmi yıldır. Meselâ sabahleyin kalkınca ibâdete koyulmak daha iyidir. kulluğa koyulmalarıdır. Günün birinde derip. Derviş. bu yüzden adlarını bile halktan gizli tutar. her kapıdan. kendi miktarınca yapar." Yüz binlerce saf var. Hani padişahın kapısında. bu hayallerden bin kere lâtiftir. Defîne yıkık yerde olur. herkesin lokmasını yememesi gerektir. o gerçekleri de ölmedikçe ölümden önce göremez. daha arı-durudur. Nefis daha yatışmıştır. daha esendir. her iş için bir zaman ayırmak gerek. herkes. Böylece dervişin de çekinmesi. görmezlikten gelir onları. Vallahi uzatmayacağım. Çünkü ululuğu..Semazen. Erenlerin son durağı nedir? Öylesine bir buluşma ki ayrılığı yok mu. ne dediğini duymaz bile." Bu. u'yla. Bu hayalleri bile insan öylesine hastalanmadıkça göremiyor. söylemek de yazıktır. Yolcuların duraklarını uzun-uzadıya anlattık. gerçekten de biz. fakat hiç kaçılamaz bundan. ne bel. Şudur onların virdleri. siz de geriye atın. dervişin de zâlimlerin. "İnsanların. le'yle. Şaşılmaz buna.Dileyenlerin. yok. ne kadar noksanı varsa o kadar geri safa korlar. Varlık biter. gerçek yolcularının virdleri. padişah bakmaz onlara. bunca tertertemiz canın geldiğini bilir. yanıbaşında oturandan haberi bile yoktur.net doğrudan da üstündür. Halkla konuşmayı haram bilirim. Bu. bu elbisede binlerce çeşit kir-pas bulunsa. o gülüşleri. pislikten kararmış.

padişahın avcısı olur. ancak Tanrı içindir. senden sayrılıkları giderecek tatlı suyu içmek istemez. temiz olan da temize ulaştı (2). yahut babandan sana. bu mertebeyi istemeyiz. Ona tapı kılmak. olamaz bu. iyileşmesini istemem dersen. ben bulmuşum. 29. yeryüzünün yaratıcısı kimdi? Zâlimlerin dediklerinden arıdır o. Arş'ın altında bir deniz var. sayrılıklar veren bu acı suyu bulmuşuz. Akıllı olan. Ben de dedim ki: Babandan. leş yemeyi gördük. Hayvanın aklı bile babasından-anasından bulup gördüğü şeyden daha güzelini buldu mu ona sarılıyor da insan. anasından bulduğunu. akıl işi değildir. aklını boşlama. öbür yeryüzüyle arası beş yüz yıllık yol. o da kesin olarak. öbür gökle arası beş yüz yıllık yol. Ulu Tanrı sana. anamdan-babamdan böyle gördüm diyor. bulduğumuz yolu tuttuk dedi. her yeryüzünün. Îsâ'nın rabbi. silâh kullanmayı öğretti. deniz. Asıl oysa. yanımda yediler-içtiler. yeryüzündeki yaratıkların hepsinden üstünken. azmış. o peygambere uymak gerektir. Yutaş'ın babası. kendisi için değil. babanın bıraktığı şeyler arasında kalp. biz bu yeri. Tanrı için sevmek gerek. Nasıl olur da aklın. babanın aklından başka bir akıl. Daha da kat-kat artık şeyler var. dağlardaki kovuklarda yuva kurmayı. hem de Tanrı için uymak gerek. Padişah ona. babamızdan. Mevlânâ dedi ki: Tanrının düşmanı. biz babamızdan ayakkabı dikmeyi öğrendik. Fakat şimdi padişahın ordusuna uymada. aşağılatıcı. rabbe uymuştur derse doğrudur bu söz. bu işi yapmaz. doğru yolu bırakmış. sonra da suyu tatlı. yıkık yerlerde otururdu. Oysa ki samanlıklarda. seni aşağılık bir hale sokan. . Doğan da böyle. Îsâ'ya uyan. senin büyüdüğün yerin suyu tuzlu olur. padişahların tapısında yapılması gereken edepleri. kalpı kabul eder.net Can buluyorsun da sanıyorsun ki can veriyorsun. hâşâ. yeter dersen. sana doğru yolu buldurmayan akla uyma. ona en yüce bir mevki verdi. başka birşeyle karışmamış altın eline geçtiği halde değiştirmez. Hıristiyan dedi ki (1): Topraktan olan toprağa gitti. aklıyla. yaratan oysa nereye gitti öyleyse? Hıristiyan. Yahûdilerin düzeninden tundan tuna kaçan. babanın görüşünden başka bir görüş. Bu söz. Köpek bile köpekliğiyle av avlamayı öğrendi mi. avının peşine düşmeyiz demiyor. padişahın davuluna kulak asmayız. Îsâ'yı üstün etti. Oysa padişahın tapısına ulaştı. azdırıcı. ayakkabı dikerdi. esenlik ona. geçinip gideyim demedi. Allah korusun. a padişahım." Yâni Tanrıdan başkası için birşey sevsen. kapkara bir altın bulur da ayarı tam. Padişah onu terbiye ettikten sonra biz. yaratanına gider. o arıkların arığı olduğunu söyler? Sonra Îsâ'dan önce göklerin. "Sonucu rabbine varır. halkı sağ-esen bir yere yol bulur da oraya göçmeyi dilemez. aslına. hattâ daha da üstününü belirtti mi. bu sözü söylemez. sonra dediler ki: Sizin sandığınız gibi Îsâ Tanrıdır. fakat şerîati korumak için mahsustan gözlüyoruz. Evet. (1-2) Bu cümleler farsçadır. sen çarşıda bir dükkân aç bana da ayakkabı dikmeye başlayayım.Hıristiyan Cerrah dedi ki: Şeyh Sadreddin'in ashâbından bir bölük halk. Bunu kısa kesen. Şeytanın şarabının verdiği esriklikten doğma bir söz. onu da ancak onun için seversin sen. başka bir ayırdediş vermiş. (Mevlânâ) dedi ki: Îsâ'nın canı Allah'sa canı nereye gitti? Çünkü can. ayırdedişiyle. görüşünü.gördüğünü unutur. Tanrıya varır-dayanır. topuğunu aşmıyor. bitkisi tatlı. filân ağaç yakındır diye öldürücü çöle dalmış kişiye benzer. Tanrı eşiğinden sürülmüş. O denizde Tanrının bir meleği var. ne de kötü insandır bu çeşit insan. boyu iki arşından kısa olan arık bir adamın yedi kat göğü koruması nasıl mümkün olur? Her göğün kalınlığı beş yüz yıllık yol. her göğün. onun da derinliği bu kadar. rabbe tapı kılmıştır. Tanrı Îsâ'dan daha üstün bir peygamber yolladı da onun elinden Îsâ'dan beliren şeyleri. leşe düşkündü. kendisine yaklaştırdı. mahsustan inkâr ediyoruz. BÖLÜM. bulduğumuza sarılmışız dersen bu. Îsâ'ya tapı kılan. sonradan da bir ilâç. Tanrıdan başkası için arayıp dilesen gene o sevgi. bütün bunları düzüp koşanın. Her yeryüzünün kalınlığı beş yüz yıllık yol. biz böyle bulduk. babanın öldüğü. sağduyu ıssı bulunan kişi. hâşâ. babasından. Zâti Tanrıdan başkasını sevmek de Ulu Tanrıyı sevmektir. hekime başvurmaz. aşağılanmış. bunun gerçek olduğunu biz de biliyoruz. Tanrı aziz sırrını kutlasın. onların peşine düşmede. ben elimi böyle çolak bulmuşum. çolak bir el kalsa. Onu kendisi için değil. yalan söylüyor.Semazen. çolak elini iyi edecek bir hekim bulur da ilâç kullanmaz.

peygamberlerden beliren her mûcizenin. kınayan da kendisini öldürmüş oluyor. ne faydası var bunun? Oruç. Süleyman'ın yüzüğünü her yerde. Bu güzelle bunca düştük-kalktık. hani söz gibi. işimgücüm buymuş benim. (*) Bu bölüm. gam olmadıkça mümkün değildir. benim düşmanım değil." Öyleyse ârif. (Mevlânâ) cevap verdi: Karşılıklı konuşurken. Mustafâ da "Bengüle-güle öldürenim" buyurmuştu ya. çevremde de duvar var. her halin. altın taç. Cevap verir de deriz ki onlara: Sevilen şeyler. meydana çıkmaz. Ben. Sevinç. Sözün harfleri bitmeden. içilecek. mücevherlerle süslü taç. gönüllerin taht kurduğu yerdir o baş. kötülükten kaçansa övülmeye geder. bütün güzelliklerin hazneleri de ordadır. Tanrı rahmet etsin. istenmeyen şeylerden ayrılmaz ki. Yoksulun elbisesi yırtıldı mı. o huya düşmandır. bunların herbirinin. Çünkü istenmeyen. Hani koyunun boğazını kesmezsin de ayağına üfler-durursun. o çeşit şeyler olmadıkça mümkün değildir. hiçbir şey de meydana gelmezdi. sabredenlerledir. sevilmeyen bir tarafı olmayan sevgili bulunamaz. kullanılacak. kötüleyen. yoklukta bulduk. insanın özündeki ihtiyaçtır. bahçeye girmek için duvarı aşmaya uğraşan kişiye zarar verir. o kınanan huydan zâti kaçar. gerçek olarak bilir de der ki: O adam. Demek ki duvarı kınayış. Ârif kişi hakkında kötü söyleyen. But olmaktan kurtulup Beyt oldu ya. zıddiyle belirir. takdir ettik. sebebi de şu ki: Ârif. söz söylenmeden dinleyen. istenmeyen. zenginliğin güzelliğini. Çünkü iyilik. ârifiyse övmededir. geri kalanlar parça-buçuk. iyilikten ayrılamaz. o gönül sevgilisini örter. buna benzer işte. amma gamın yok olması. kutlu. her kerâmetin. alınacak şeylerin. Fakat o ipucu gizlidir. kendisiyle karşılaşamaz. fakat istenmeyen. tikenler var. notlarda belirtilen parçalardan başka. insanın canında bir ipucu vardır. elbisenin yeniliği. tüm olarak arapçadır. Böylece her şerîatin.Semazen. gerçekte iyi söylüyor sayılır. sevilmiyen. Hani Mecûsîler derler ya. kötülük olmadıkça olmaz. baş vardır. perdeleri o yakmada." Kötülüğü. Bütün ibâdetlerin temeli bu. Mustafâ. iyiliği yapan bir midir. Anlaşıyorlar ya. Ahriman kötülükleri. esenlik versin. Çünkü hiç kimse kendisine aykırı olamaz. O şey gerekmiyorsa o ipucu oynamaz. Yâni benim bir düşmanım yoktur ki kızarak öldüreyim onu demektir bu. işkile düşünce kesin olarak iki olur. faydalanamaz. Çünkü güzellerin kıvırcık saçları. o gerekmedikçe ipucu oynamaz. İş böyle olunca bahçe." Çarşıdaki dükkânda bulunan yenecek. gönlü genişler (*). ârifin düşmanını kınamada. bir hevese uymadan başka birşey değil. Altın taçsa cansızdır. beyt sözündeki "y" süs olarak yeter ona (*).. bir sanatla ilgili nesnelerin herbirinin ipucu. altın taçla bezenir. iki midir diye (birisi) sordu. onun büklüm-büklüm saçlarının güzelliğini örter. hoşlanılmayan şeyleri bulunmayan kişidir. Şu halde o huyu kınayan. bahçeyi görmüyor da o duvarı. güzel bir bahçeyim. "Herşey. Baş vardır. herşeyde aradık. Zâti ben. "Biz. "Tanrı. bahçeden uzak kalıyor. Bir de dedim ki: Birşey yok olmadıkça faydası görünmez. yokluğa râzı olduğu gibi hiçbir şeye râzı olmadı. o pisliği görüyor. iyilikleri yaratandır. öylesine kınanan kötü huydan kaçmadadır. şu halde her ikisi de. küçüklüğümden beri orospulara düşkünüm. ap-aydın kitapta herşeyi sayıp döktük. olgunluklarını örter. güzelliği de yoksulların yüzlerini. aşkı çeker mi çeker. iyilikten vazgeçmek de kötülükle olur. istenmeyen şeyleri yaratan. hoşlanılmayan şeylerin yok olması.. "Gözlerin yaratılıştan kara oluşu. kötülüğe düşkünlük olmasaydı kötülükten vazgeçmeye de kalkışılmazdı. Bu yüzden de kötülük. debdebesini örter ya. görünmez. yüreği açılır. kendi kendini yüz çeşit öldürmesin diye onu bir çeşit öldürür-gider de bu yüzden güle-güle öldürmüş olur. Çünkü ârif. güzelliklerini. O bahçeye yolu düşen. engelleri yokluk gidermede. adamı yokluğa götürür. (*) Bu beyit farsçadır. bilmiyorum işte. Yezdan. birbirinden ayrılmayan tek birşeydir. o kâfir. beni kınamıyor. her dînin. gamın yok olmasıdır hani.net Kâ'be'yi örtüyle örtmek. . o dama ne diye kızsın? Bu kötü söz." Hani elbisenin yırtık-pırtık oluşu. sürme çekmeye benzemez. O duvarın üstünde pislikler var. Zâti sevgili. onun kötülüğünü söylüyor.

Böylece Tanrı erenlerine de bakarsın. Çocuk. Yıldız. bu. o kitabı yanlış okuyor.düşünceyi Tanrı cezbesinden başka birşey gideremez insandan. olabilir ki onlar. ister doğru okusun. güce koşmazlar. Öğretmene göre hepsi de eğridir. hırsızlar da ondan kaçar. iş-güç bu görünen iş-güç değil yalnız. birisi yıldıza bakar. zahmet de kalmaz.Semazen. bir kitabı okumuşsun. Kimisi. Şu halde vahiy demeseler de vahyin anlamı var. olanı da. Çünkü bu halkın bütün işi-gücü eğridir. Meclisin sonunadek öylece bakıyordu onlara. tümden ulaşmak belirir. Sustu. Yüz tane eğriden birini söylerler." "Geç a inanç ıssı. pek büyük bir savaştır. Tanrı ışığıyla bakan. birbirlerinden. gidilecek yolu gidilmeyecek yoldan ayırdeder. o insanlık huyu da kalırdı. en büyük savaştır. . birisi. Tanrı rahmet etsin. sonu da. Halk. Anladık ya artık. bir farkı olmazdı sence. Halka öylesine bir hal geldi. Sözden elde ettiklerinin kat-kat fazlasını sözsüz elde ettiler. dinleyene fayda vermek. Şu görünenler. ister Tanrı cezbesi olsun. Hırsızın polisi tutmak için araması. Birşey istersin. Onlar da görürler. önünde olmayanı da görür. Ulu Tanrı onu olgunlaştırmak. ulaşma. İsteği. "De ki: Gerçek geldi. bütün zahmetler. Tanrı râzı olsun ondan. gerçeğin ta kendisiydi. varacağı yere varır. Bundan sonra da onda öylesine bir hal belirir ki oraya artık ikilik. Namaz kılmadı. Bayezîd'e. herşeyi görür. o işi işleyene güç gelmesin derler. birlik meydana gelir. Eriştiler mi. ayrılık sığmaz. yüz hutbeyle bu güzelim hali elde edemezlerdi. Fakat gene de büyük bir savaş içindedir onlar. İşte şimdilik Mustafâ. ister yanlış. ya ister. o da kolay-kolay ele geçmez. Önce dilerlerken. bir düşünceye kapılmasın. Hacca gitmedi. huylarını değiştirmektir. ne istiyorsun? Bayezîd. çocuğa yazı öğretir. Sevgiyi kolay sanan bir bana baksın. Şimdi. gerçek inanca tümden ulaşırsa o. varlığı hiç kalmamış kişinin halidir bu. ister onun cezbesi olsun. sende tasarruf ederler de sözsüz-lâfsız. halka bakmaya koyuldu. istememeyi istiyorum dedi. hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz" buyurdu ya. çalışa-çabalıya bir yere ulaşır ki içinden geçen şeyi. gönlünü yumuşatmak. istemedin mi. Fakat içine bir istek gelmesin. özlemlerinden geçmek için savaşmışlardır. yâni isterdi. söylemedi. harekelemişsin. hutbe bile okumadı. Yüz öğütle. Fakat öğretmenlik sanatı dolayısiyle hoşgörür de hepsi güzel. korkutur onu elbet. aslı olmayan gitti. o iş-güçse bunun canı. birşey okumadı. hiç söylemedi. geri kalan eğri işlerini örterler. bu." derler hani. dayanabilir misin buna? Mümkünü yok. ya istemez. şöyle yazman gerek bir de şu harfi kötü yazmışsın der. söylerler ya. Doğruyu eğriden ayırdederler. Çünkü sözden maksat. yolunu bulur. Şimdi geldik şuna: Kendisine iş gören dedi amma minberdeyken gözle görülebilecek bir iş de yapmadı. bu yolda mertebeleri vardır onların.Polis. bir satırdan birkaç harfi kötüler. görürler. herşey açılır. öylesine vecde daldılar ki dışarı çıkmalarına imkân kalmadı. böylece birer-birer o eğrilikleri bırakmasına çalışırlar. Meselâ. "Sahâbem yıldızlara benzer. Şu halde olmayacak şeye dayanmak. gelir amma vahiy demezler ona. Öyle faydalar elde ettiler. eminlik durağını yurt edindiler mi. Ulu Tanrı. ne de güzel yazmışsın. insanlık huyu değildir. bundan meydana gelir. Bu bakımdan buyurduğu söz. bunca öğütle bunları elde edememişlerdi. istemezdi. yola düşer. Onu okumamış olsaydın. dileklerinden. adamın elinde değildir. Kendisinden tümden boşalmış. nerde oturduklarından haberleri bile yoktu. Tanrı ne dilerse onu yapar. hiçbir şey söylemiyordu. sadaka vermedi. Minberden ineceği zaman "İş gören imam. tutmak için boyuna hırsızları arar. buluşma durağına götürürler seni. anlamı da şu: "İnanan. İnsanlar kısım-kısımdır. halîfe olunca minbere çıktı. hepsi de kötü. görülmemiş birşeydir. düşüncesine gelen şeyi yapar. BOLÜM . insanda iki hal vardır ancak. önü de görür. harfleri öğrenip yazmaya başladı mı bir satır yazar. tuh-tuh nazar değmesin. öğretmene gösterir. Mustafâ'dan sonra başkalarına vahiy gelmez artık diye bir sözdür. söz söyleyen imamdan daha hayırlıdır size" buyurdu. Tanrı ışığından nasıl olur da birşey örtülü kalır? Örtülü kalırsa Tanrı ışığı değildir o. Şimdi peygamberlerle erenler de kendilerini savaşa sokmazlar. ona söz söyler mi hiç? Ancak yıldıza bakar. yalnız şu harfi kötü yazmışsın. onlara eğri-doğru. Şimdilik hep istememek. o işin-o gücün şekli. Hani bir öğretmen. dedisizkodusuz maksadını elde edersin. neden gelmesin? Gelir. Hani peygamberlerden. insanın da elindedir bu. çünkü yanlışını doğrusundan ayırdedemezdin. ey Bayezîd dedi. Halim anlatır ona. Varlığı kalmış olsaydı onda. düzeltmişsin.net 30. öylesine sırlar açıldı onlara ki bunca ibâdetle. dayanırlar. Üstelik o eğri iş doğrudur diye onu överler de. görünür artık. ışığın ateşimi söndürdü. Tanrının dünyâsında olmayacak şeye dayanmadan daha güç hiçbir şey yoktur." İnanç ıssı. ne diyecek diye bekliyordu. Osman. yanında oturmuş. nefislerini öldürmek. Tanrı ışığıyla bakar-görür. tümden şeyh yapmak istemişti. esenlikler versin.

Madem ki yularlıdır. Sekseninden sonra oyun olur mu derler. Böylece çocuğa yavaş-yavaş öğretir. kendi himmetincedir. geliştirmeye uğraşırlar. onu bir yular gibi o yana bu yana çeker-durur. Emîr'in dileklerini kolaylaştırır. muhtaç olduğu şeyin yanıbaşındadır. yular kesilirdi ona. biraz daha uzaklaşırlar. çünkü insan. Bu çeşit adam. inançta tümden yok olur-gider. "Muhtaç olduğu şey. gönlünde ne varsa. Meselâ sağlık isteyenin kendini sayrı etmemesi gerekir. zamanın Mehdî' si olur.net şöyle yazman gerek diye ona gösterir. iyi işte bulunan başka". muhtaç olduğu şeyi verenin de yanıbaşındadır o. hırsızların yolunu-yordamını bilir. yaklaşmayın bize dediler. ona babasından da yakındır. bağdan kurtulmayı ister. şeyh olursa pek olgun olur. bütün onların ötesinde. sayrılıklarını arttırır onların. verir de onları görüp seyredince. böylesine bir nimet varken nasıl oldu da o dileklerde bulundum diye utançlara dalar-gider. benim vergimse bütün onlardan dışarı. doğruya yakın sanı. İhtiyacım size. Ulu Tanrı demiştir: "Bakmazlar mı deveye?" "Ancak tövbe eden. Bu süt emme." Deve sahipleri hurma yer. 32. Gözü yuları çekende olsaydı yulardan kurtulurdu. "Gönüllerinde sayrılık var da Tanrı. Delili de şu: Bu görünen şekiller. kendi miktarınca. nerde olursa olsun." Sanıyı bozup kötüleştirmek için uğraşmaya koyuldu mu. sanı kalmaz. zamandan zamana. artık adalette bulunmasına. böylece gider işte. onunla beraberdir. Şu halde Tanrı vergisi. yüzyıllar aşar da gene dünyada. kulun himmetine lâyık olan değil. yüzyıldan yüzyıla değişirler. ondan ayrılamaz. vergilerimi umuyordun amma gözlerin gördüğü. Gönlünde bulunan. büyüyüp gelişmede bilgiyle. yalandan-yalanlamadan o kadar uzak. Yanıltıcı. Bu. böylesine bir devlet. Şu bedenler dünyasında görünen şeyhlerle müritler. Tanrıya lâyık olan vergidir. bunların. Hasılı " Büyüyüp bir hortuma dönen burnuna yakında. Bağdan kurtulmak isteyenin bağlanmayı istemesine imkân yok. olgun bir şeyhtir. o anda sanıyı düzene sokmaya kuvvet olur bu uğraşma. BÖLÜM -Yakıyn sıfatı. Ayrı-ayrı dereceleri var. Tanrı vergisiyse Tanrı miktarıncadır. Öyleyse kesin olarak onu. gerçek sanılar da onun müritleridir. biz de ağzına. gönüllere onlara benzer şeylerin geldiği nimetleri umuyordun. şuna benzer hani: Bilgin bir hırsız tövbe eder de polis olur. onunla bitişiktir o"(2) muhtaç olduğu şey. Bir adamın kendi kendini bağlamasına imkân yoktur. o yüzden değersizdir o. yuları çekenin peşine düşmez de o yüzden yular takılır ona. Çünkü hırsızlıkta bulunmuş olan bu polis.Bizden kaçın." Bütün doğru sanılar. inanan. kulakların. bir başkası bağlamıştır. inançtan süt emerler de gelişirler. anasından da. kendisine ulaşan o bağışları elde edince önceki dileklerine bakar da utanır. muhtaç olduğu şeyin yanı-başındadır. Sanı. burnuna gem vuralım da istemeden çekelim-sürüyelim onu. "Abû-Bekr'in inancı tartılsa. yankesicilik için çalışıp uğraşması. Sanı. neyi istiyorsa verir. yuları çekende değildir. bir damgadır. yalanlayıcı sanılar da inanç şeyhinin sürgünleridir. onun bağıdır. Çünkü insanın vehmine gelen şey. azdırıcı. ne aklından geçer. "Ne göz görmüştür.BOLÜM. çünkü hergün. Hırsızken hırsızlık. Çocuğun gönlüne ürküntü gelmesin. vururuz" Madem ki yularsız peşimizden gelmiyor. ne kadar artık olursa inanca o kadar yakındır." Her ne kadar sen. yüreğine güç-kuvvet gelir. inanç olur. o inanç şeyhiyle müritlerinin şekilleridir. ne de insanın hatırından geçmiştir. fakat ne olduğunu bilmediği için istemediği devletleri de kolaylaştırır. Çocuk da bu beğenişe aldanır. kaçarım sizden? (l) Şunu bilmek gerek ki herkes. devirler geçer. Tanrı dilerse umarız ki Ulu Tanrı. develer de tiken yer. değişmeden dururlar. kendisine yular takanın da yanıbaşındadır. Her hayvan. doğruya daha da yakın sanı. hırsızların halleri kapalı-örtülü kalmaz ona. güzel. fakat inanç şeyhiyle çocukları sayılan doğru sanılar. böylece herbir sanı. işle sanının artmasına işarettir. "Tanrı onların kötülüklerini iyiliklere döndürür. Çünkü hem sayrılık istemesine. gözü. Hergün ondan. o kötü sanıyı çoğaltmaya. yüreği gevşemesin diye geri kalan harfleri beğenmiş görünür. Madem ki muhtaç olduğu şeyin yanıbaşındadır. Şimdi vergi ona derler ki insanın ne vehmine gelir. kulun vehmine. Önce hırsız olmayan öbür polislerden de üstündür. çünkü inanç haline geldi mi. . Çünkü yularsız. yardımda bulunur. önümde böyle birşey varmış. nasıl çekinir. o çeşit şeyleri duyduğu. ihsanda bulunmasına bir kuvvet olur. ne kulak duymuştur. 31. hem de sayrık istemesine imkân yok. yularını çekenin. yuları çeken. Yalnız gözü yulardadır da o yüzden üstün değildir. hergün biraz daha alçalırlar.Semazen. dünyada kılavuz kesilir.

güz yağmurlarının yağmasıyla gerçekler bahçesi sararır-solar demektir. yenilmeden korktu da o yüzden sıçradı. "Kâfir. Dâvûd'a karşı dağlar da böyle. oynama isteği verir onlara. dilediğini yapabilir. (3-4) Aynı şiirden olan bu iki beyit de arapçadır. ancak ârifin elindedir. bu yüzden çocukluk. Tutmak istedim.(4) Demek ki ihtiyarlığın ululuğu. Senin varlığın sende oldukça İbadet bile etsen Kâ'be meyhâneye döner. altın. dünyâyı yeni görmüşlerdir. bir dişin düşmesiyle Tanrı baharının gülmesi azalır. geçip giderken senin tasarladığın yoldan senin pusu kurduğun yerden geçmez. ne kurduğunu. Tanrı yüceliğinden yücelmede. ne kadar düz ve sağlam olursa olsun. hoplatır. incelikleri kalmaz ki. "Tanrının yeryüzü geniştir. Başını ayağımın altına aldım. Nolurdu döşemeci. Çünkü sevilmeyen adamın herşeyi. Sonra onun yanında Tebrizli Celâl'i gördüm. onu bu seccâdelere sarıp da . Hiçbir kimse. çünkü Tanrı ululuğunun baharı beliriyor. her işi sevilmez. Gerçekten de o. Dâvûd'un elindeki demir de böyle. o istemezse ârifi anlayamaz." Bilgisiz döşemecinin seçtiği şu eşek sıpası da yetmiş mideyle yemek yiyor. usanmamışlardır dünyâdan. Onun gönlüne. bir mîdeyleyse bile öyle geliyor adama. Çünkü o. deliklerden dışarıya bakmadaydı. senin diline. çünkü bunlar. Küçücük bir odadaydı. düzgün olsun. Mûsâ'nın ağzındaki duâ. bu tuzaklarla avlanmaya da lâyık değildir. güzlük huyunu bırakmaz mı? Böyle bir şey olsa Tanrı baharının üstünlüğünün arıklaşması gerekir. kadri. onları yep-yeni bir yaşayışa atar da sıçratır. Bir hayvan şeklindeydi. oysa ki kutluluğu. a ürkek hayvan. hattâ sana ulaştıklarından bozulur-gider onlar. Güz mevsimine benzeyen ihtiyarlık o baharı yenebilir mi. olduklarından bam-başka bir hale döndüler. sopalığı kalmadı. herşeyi anlama dileği geldi. Av. yedi mîdeyle yemek yer. benden ürktü. Çünkü ârifin öylesine bir hali vardır ki bu tuzaklarla avlanamaz. Tanrı lûtuflarıyla örtülüp bambaşka birşeye döndüğü gibi. Çocuklar. avlanmak istiyorsun. Sen pusuya oturmuşsun. Hani bozuk olsun. kendisini anlayabilmesi. kendi bildiği. Sevilenin yaptığı herşey sevimli görünür. Yakaladım onu. BÖLÜM .net Ben de sekseninden önce oyun olur mu dedîm(3) Ulu Tanrı. yakut. İşte ince anlamlar. 33. ârifin ağzına düşen." Sonra bu incelikler. döşemecinin kanını. Sonra da dedim ki: Ben alacağımı aldım. Hannâne direğiyle Peygamber'in elindeki çöp. sen dilediğin yere kaç. güldürür onları. onu evden atıp kendinden uzaklaştırıncaya dek de yanından ayrılmazdım. Gerçekten de ihtiyarlığın kadri pek yüce. Ondan sonra derisinin güzelliğine baktım.(*) Üstünde bir tilki postu vardı." "Onun bilgisinden. bunu elde edemez. anlayışına-kavrayışına ulaşan herşeyin. Tanrı ululuğundan artmada. inci. akan yıldızların âni hareketlerini ve bundan başka daha da bâzı şeyleri gösteriyordu sanki. adam-akıllı ezdim onu. Fakat bu yolu tutup herşeyi bellemeye çalışan ve bundan tat duyan herkes. dualar da karanlık. evi seccâdelerle doldurdu. Bu deriye dedim.Onu vahşi bir hayvan şeklinde gördüm. Oysa ki o. içinde ne varsa dışarıya fırladı. Döşemeci burada olsaydı yanına gider. canını. gönlünü. zâlimlerin dediklerinden çok yücedir. dilediği miktardan başkasını kavrayamazlar. bıkmamışlar. Bu ihtiyar da dünyâyı yeni görür. bunlar da oldukları halde kalmadılar." (1) Bu beyit arapçadır. beden âlemine bağlı bir ele düşerlerse oldukları gibi kalmazlar. Anlayışlı birinin. beni ısırmak istiyordu. ona öğüt verirdim. mücevher. buna imkân yoktur. Sopayı görmez misin hele? Mûsâ'nın elinde nasıl değişti. Derken ellerini kaldırdı. Keşke şarap içmek gibi kötülüklere alıştırsaydı onu. yenilmesindeydi. kendi lûtfundan ihtiyarlara öylesine bir çocukluk bağışlar ki çocukların haberleri bile yoktur ondan. "Tanrı. senin anlayışına düştü mü.Semazen. ne yanı görürsen o yana sıçra. Zâti o. bu av. dilediği yoldan geçer-gider. aklını bozuyor. münezzehtir o sözlerden. yardımcının yardımlarıyla düzelir-gider. bir saçın ağarmasıyla Tanrı ihsanının yeşilliği kaybolur-gider. şu yana-bu yana sıçramıya koyuldu. ne düzende bulunduğunu da görüyor. Tanrı yardımlarıyla.Avsa seni görüyor. bunlardan da kıymetli şeyler doldurulsa değer. (2) Tırnak içindeki cümle arapçadır. Saçlar ağarmaya başladı mı yeniden oyuna dalıyor insan.

Demek ki buğdayın şeklindeki değer. hepsini de sırtıma yüklenmiştim. semâ edenler de ona uymuşlardır. açışının güzelliği tarifsiz. temeldir. Bu da. bunu böyle gördüler. Yüz binlerce şekil. elinde olana and olsun. bir şeye muhtaç oluştur. Kur'ân. namazlarla avlamış. kendini gösterir. Parça-buçuk. hem göze görünürler. yardımcı hakkındaki inancını bozuyor. ondan da kurtulurdu. asıl beni öldüren. Sayrılık. Gizlilik âleminde kendilerine has olan Tanrı buyruklarına nasıl uyduklarını. kendini öldürüyor âdeta. Tanrı lâtiftir. şaşılacak kıskanç bir büyücüdür. ona der ki: Beni öldürdün. gerçek savaşı göstermek için bir usturlaptır sanki. bir yıl toprak pahasına. Dedik ki: Neden şekilsiz düşünülemesin aşk? Oysa ki şekilleri meydana getiren odur. Açıkça düşmanın kulağına okur. söz getirip götürücüye. açar da ne yoksunluklara düştüğünü. bu güzelliktir. ne kadar seviyorsan o kadar yücedir sence. yardımcı Tanrının rahmetinden ne kadar uzaklaştığını görür. Nağmeci. aşka göre meydana geliyor. o kılıç. övülmeye bile sığmaz. Meydandaki bu oyun. şekliyse neyse odur gene. Tanrı ehlinin namaz kılması. bu şekiller. ressam da resimsiz ressam olamaz amma resim.net yaksaydı. şu sözü söylüyorsun ya deriz. kovuculukta bulunuyor da döşemeci susup duruyor. göz göre-göre önünde alay ediyor. Tanrı anlatır da "Uyma çok and içenlerin hiçbirine" der ya.Şekil. hem gerçekleşmişlerdir. ondan gizlediklerimi hep anlıyordu da ne diye saklıyorsun diyordu bana. düşmanların başlarını nasıl kestiklerini. canım.Semazen. Dilerim Tanrı. kapayışı. gerisin-geriye alıverir. (*) Bu cümle farsça. ne de hoş. kellelerin meydanda nasıl yuvarlandığını. Ortaya gelen o bıçak. oysa. ap-apaçık görünür. geri çekilişini. hayrı tümden men'edene" (diye de gene okur). evin bir bucağında otururken sırtıma yüklenmişim. erlerin saldırışını. Hani parmağın. yüzükle oynayışı gibi (*). parça-buçuktur. şerrinden de. aşksız o şeklin değeri yoktur. ölümü yermeyin. şu halde şeklin parça-buçuğu olmuyor mu dedi. bunları yardımcıdan gizliyordum. çünkü o. muhtaç olduğundan söylüyorsun. Bütün organlarımı döküp-saçarsam bu. bozuk inançlarımı. bu öldürüş alanına değmesin diye yabancıların gözlerini oradan uzaklaştırmak içindir. anlar. tümsüz-temelsiz olamaz. resim. çünkü şekil. ölüm." Mühürleyişi. Tanrıya şekil diyemezler. İbâdet yolunu tutarak kulları Tanrı yolundan azdıran. Şekil. fakat hiç haberi olmaz. BÖLÜM. söylüyor da gene anlamıyor. Sakının. yapma diye buyruk verenin buyruğuna uymayı gösterir. demek bu söz. özden gelen. kilitleyişi de lâtîf. bütün suçlar bende toplandı. onların yollarını kesen bu çeşit yol kesicilerden Tanrı kurtarsın mazlumları. Semâ'da nağmeler inşâd eden. onun sonsuz güzelliğindendir. kötü işlerimi. benim için hastalığı kınamayın. semâ 'etmesi de buna benzer işte. halinden haber verir. namazdaki imama benzer. bu eşsizlik. kovucu. Öylesine bir göz bağlar. kendisine muhtaç olunan şeyse parçabuçuktur derler ya. semâ’ları. Böylece dilediğin. duyuyor da anlamıyor. hızlı ırlarsa semâ'da hızlaşır. savaş erlerinin savaşını seyrettirmek. parça-buçuktur. ağır ırlarsa semâ’ da ağır olur. sevdiğin hünerde ne kadar istekliysen sence o kadar değerlidir. kapamıştır. BÖLÜM. kilitler açıcılığındaki tattandır. bir beyitten başka sonuna dek arapçadır. biz.) aşk da şekilsiz düşünülemez. o gizli şekilleri bir çağırsam hepsi de birer-birer önüme gelir. ressamdan ayrı değildir. Filânın sözüne kulak asma. demek ki muhtaç oluş. okuyor. eliyle başını keser onun. virdlerle. şekli yapandan. bir gün döşemecinin gözlerini açsın. evin şeklini. şekilsiz meydana gelemez. ondan sonra bu bölüm. Döşemeciyi tesbihlerle. kahrı da lâtîf. Yahut da verir. senin . içten duyulan yap. "Ayıp arayan. bir san'âtın dileklisi olmasa o hüneri. yabancının kem gözü. Padişahlar. (Birisi. o ne derse desin. aşktan kopar. kaçışını göstermek için meydanda top-çevgen oynatırlar. 35. nasıl da âriflerden bir koku bile almazlar. sana karşı öyledir diye kovuculuk eder. Tanrının yapma dediği işlerden nasıl çekindiklerini göstermek içindir namazları. elbette açar. azgın. Ev sevgisi olmadan mühendis. ressamsa tümdürtemeldir. Aşk yoksulluktur. evi düşünür mü hiç? Hani buğday bir yıl altın pahasınadır.Şaşarım şu hâfızlara. ona parça-buçuk denemez ki. gizlemek için bir sebep. Amma kilitleyişi açışı gibi değil. 34. onun neliksiz-niteliksiz açıcılığındandır. o san'atı hiç öğrenmezler. "Tanrı mühürlemiştir. fakat kovucunun da ta kendisidir o. o da sözüm ona. aşkın parça-buçuğudur. onun üstüne hiç mi hiç düşmezler. Bir zaman bir hünerin. bütün kötü işlere ben daldım. kulak tıkar ki. bunu okur. döşemeci. savaşlarda bulunamayan şehir halkına.

Bu adam uyuyabilir. tasarlayış. bu göğü. çünkü adamın elindedir. bize delil olamaz ki. yapıldı bu ev. bu evin koridorudur. Şimdi a köpek. olur? (Birisi. yokluğuna tanıklıktan daha da kolaydır. İnsanın vehmi. bu yüzden meydana geldi. Arş'ı. âlemden yüz milyonlarca yıl önce vardı. olduğuna tanıklık mümkündür. Gelenler. şu oturduğumuz evdeyiz. kâinat. bu söz de ondan doğuyor. Böylece evin kapısında. önce koridora girerler. Onlarda bir öz. önce mühendisin gönlünde belirdi. Koridorda beliren. bu istekten. söz yokken de muhtaç oluş var demek. bağlar. Bu da gerçek olmayabilir. o yüzden doğdu bu söz. âlemin önüne ön olmadığını sen neyle bildin? Âlemin önüne ön yok demenin anlamı. Sonra da o filozofçuk. sonradan yapılmıştır. dünyada görülmemiş. bu tanıklık. o isteği. yılan. görmüşüz ki bu ev yoktu. âlemin önüne ön yoktur derlerse sözleri. koridora benzer. bu ihtiyaçtan meydana getirir. hem de gece-gündüz. Bütün dünya bir evdir dedik ya. sonradan meydana gelmiştir. yapılmış-kurulmuş görürler de bu evin önüne ön yoktur diyebilirler. Bu. Meselâ. kapının dibinden. ondan sonra eve gelirler. onlar evi. yahut o dama aptesaneye gitmiş olabilir. ömrümüz altmış-yetmiş olmuş. çünkü buna imkân yoktur. maksat. şu evin sonradan yapıldığını gördüğün gibi onlar da kâinatın sonradan yapıldığını görmüşlerdir. Böylece bu dünyada ne görüyorsan bil ki o dünyada var. önce koridorda belirmiştir. âlem yaratılmamıştır demektir. Çünkü bir soluk onunlaydım. Çünkü biz görmüşüz ki bu ev. birşeyin olmadığına tanıklık etmektir. Çünkü tanıklığından çıkan son-uç şu: Âlem yaratılmamıştır diyorsun. Ulu Tanrı kâinatın yaratılması isteğini onların canlarına vermiştir de sonra bu âlem meydana gelmiştir. Bütün dünya. birkaç yıldır. ağacın parça-buçuğudur. meselâ. dalıdır. Şu halde muhtaç olmak daha önce geliyor. senin âlemin önüne ön yoktur diye ettiğin tanıklıktan daha da kolay. Fakat deseler de bu söz. görünen hayır-şer.net ihtiyacından meydana geldi. Şimdi bu evde. bunların sözleri nasıl dinlenebilir? Kimisi de sonradan yaratılmıştır der. önce gelip-geçenlerin gönüllerine verdi. nasıl olur da parça-buçuk Dedi ki: Maksat daima parça-buçuktur. böyle olunca da aşk ve muhtaç oluş. o denizden. başka şaşılacak şeyleri yaratmak dileyince. Fakat birşeyin varlığına. bu dünya evinden meydana gelen topluluktur. erenler. böyle yaptı diyebilir insan.Semazen.. Çünkü yokluğuna tanıklık etmenin anlamı. hattâ yılın-sayının da yeri mi? Onların varlığına ne sınır var. şaşılacak çeşit-ceşit renk renk şeyler. Halkın kimisi. bu evden başka birşey bilmeyen. Meselâ bir nemde ne görüyorsan bil ki denizde de var. demek ki birşeyin olmadığına tanıklık etmedesin. meyvesidir. tahta kurdu. bunların isteğini. tanıklık edenin. herşey. gene burada yere gömülürler. bahçeler. bu hallerde de beraber bulunamazlar ya. yalan bir dâvâ. gerçek olarak biliyorlar ki âlem. bir evdir sanki. Hâsılı bu tanıklık. Meselâ içinde oturduğumuz şu evin şekli. ondan sonra burada. elbette evde görünecektir. filân adam. Çünkü bu sözü söylemek istedin. ondan sonra bu ev meydana geldi. duvarında meydana gelen. peygamberlerle erenler katında delil olur mu hiç? Peygamberler. bunlar erenlerdir. şöyle dedi. Bu eve giren. peygamberlerdir. Amma her . parça buçuk olmaz. düşünce. çünkü kendi duraklarından haber veriyor bunlar. Sünnîye âlemin sonradan yapıldığını neyle bildin diyor. Demek ki bunlar. görmeyen şu hayvancıklar. Şimdi bunlar. kâinattan da önce vardır. der.) peki dedi. ömrü boyunca o adamla beraber bulunması gerektir ki bu tanıklıkta bulunsun. insanın içi. Ulu Tanrı. dünyanın önüne ön yoktur. Buradan bitmedir onlar. bu sözün söylenişiydi. Dünyada beliren. BÖLÜM-(Mevlânâ) buyurdu ki: O cariyeciğin dâvasına giriştiler ya. Çünkü bu nem. (*)Bu cümle arapçadır. bilgiler çeşit-çeşit kitaplar meydana getirmeyi istedi mi. yiter-giderler. o ihtiyacı önce gönüllere koyar. bu dehlize dalan. gözüne görünen şey gerçek olarak bil ki evde de görünecektir. bir maya yoktur. bu yeri. ne sayı. âlemin sonradan yaratıldığına tanıklık ediyor ya şu adam. 36. oysa ki birşeyin varlığına tanıklık. uykuda. A eşek.. ondan sonra da onları. Fakat bunu bilip anlamak güçtür. duvarın kovuğundan. feşman işi yapmamıştır demektir. o muhtaç oluştan maksat. konu işte. bunlar. ileriye de gitmez.uyanıklıkta beraber olmalı ki bu işi yapmamıştır diye tanıklık etsin. dünyada. vehim. Bu sebeple bir işin olmadığına tanıklık etmek doğru olamaz. ağacın kökünden maksat. mümkündür. Senin. fakat o yüzden şu topluluğun vehmine bir tozdur. kabul edilir. kolaydır. başka küçücük hayvanlar doğar ya. Kürsî'yi. Böylece Ulu Tanrı. fâre. çayırlar.

duymayı öğrenir. sonucu bütün bunlar. söz de faydalar vermede. yüzünde. bize üst oldular. Cüz'î akıl. halk bütün sıfatları. Tanrı bu dini yayacak. yazı bilmez mi hiç? Dünyada ne var ki bilmesin o. Akl-ı Küll mertebesinde olanlardır. Akl-ı Küll. Akl-ı Küll'e mazhar olanlar. Sahâbe. katılaşıyor. bir işe yarar mı. Çünkü anlamın şekle bağlılığı var. Tıpkı bunun gibi cüz'î akıllar da Akl-ı Küll'e karşı bir araç. Şimdi o izleri gördünüz ya." Bu. Hikâye ederler ya. yahut bir iş görebilir mi? Şimdi böylece bu göz de akla. söz olmazsa varsın. Demek ki daimî namaz. o ölü kargayı gömdü. Tanrı rahmet etsin. (Mevlânâ) buyurdu ki: Zâti bu himmet. yahut ona benzer şeyleri görmeden. öğretmendir. üstüne toprak attı. ancak canın namazıdır. insanın eli. bilgiler ıssı olmadığından demezler. yazısı da. kendiliğinden birşey meydana getiremez. o da sana. sonradan kazanılma değil de bu yüzden ümmî derler ona. namazlarını daima kılarlar. maksadına ulaşırsın. bir kargayı öldürdü. bu ihtiyaç yoktur onda. Kadın dedin mi. canlar âleminde. bütün varlığında bunun izi vardır. cüz'î aklı Akl-ı Küll'e ulaştırmışlar. herkes ondan öğreniyor öğrendiğini. Cüz'î akılda ne vardır acaba ki Akl-ı Küll'de olmasın? Cüz'î akıl. akıldan birşeyler öğrenebilir. aşağılarlardı. çaresiz bir mahkûm gerek. daha zor. esenlik versin. El. Adamlar. bütün duyguları. Kaabil. Meselâ. onlara fazlalıklar eklemişlerdir ancak. okuma-yazma bilmez derler. Ayın yüzüne rakamlar yazan. sözünde. Çünkü can. görmeyi. kulağı. can namazıdır. rükûa varman. içe-öze âit birşey. temel olan himmettir. Sonra gene gelip sahâbeyi incitirler. . kaba onlar. akıldan yürümeyi öğrenir. sonradan yaratıldığını neden bildin diyorsun. zamanlarca gizli namaz kıldılar. Derken bir karga. Yazı yazamadığından. âlem sonradan mı yaratıldı. bellemeye-öğrenmeye muhtaçtır. Namaz. dayanın da buyururdu. cüz'î akılsa öğrenmeye muhtaçtır. O çeşit şeyleri görmüşler. îtirâza başladılar. kitaplar yazmışlardır. ona yüz tutun. zâti söz. buyruğu da anadan doğmadır. izâfî adlar. onsuz hiçbir işe yaramıyor. savaşın diye buyruk geldi. Mustafâ. bedenler âleminden önce de vardı. akıldan. Fakat gönülle akıl olmazsa bu duygular. o lâtifle durmada. olmasın. Bizi şu bedenler âlemine boş yere getirmediler. gönülden. onun parça-buçuğudur diyebilirsin? Parça-buçuk olmadıkça ona nasıl asıl adı verilebilir? Demek ki o. yeni yapılar yapmışlardır. yeni hendese kuralları kurmuşlar. ne öğreniyorlarsa ondan öğreniyorlar. bütün işlerin. şeklin de bir işi var. gönülden tutmayı beller. Mustafâ'nın adını gizli andılar. kabadır. ona vahiy gelmededir. secdeye kapanman gerek. Toprağı eşti. a kaltaban diyor. gözü. secdesi vardır amma görünüş bakımından da şu rükûu yerine getirmen. BÖLÜM. herkese gelmemededir. deniz âlemidir. yaratılmadığını. Akl-ı Küll'dür. bütün sanatların temeli. Buyurdu ki: Hepiniz şunda birleşmişsiniz ki dünyada biri vardır. siz de kılıç çekin. Akl-ı Küll'e karşı katı. Bu parça-buçuk olmasaydı onun adı bile anılmazdı. bütün hünerleri peygamberlerden öğrenmiştir.Tanrı rahmet etsin. böyle birşeyin imkânı yok. anlamın parça-buçuğudur diyorsun. başlangıcı vahiydir. birşeyi öğrenebilir. miktarı vardır. bu katı. ona sıkı yapışın da elinizden tutsun sizin. kaysıyı kabuğuyla ekmedikçe bitmediği gibi hani. görmemişsiniz ki. döverler. Şu hakde sözde de iş var. Şekil tebaa. Mustafâ'ya anadan doğduğu gibi kalmış. Canın da rükûu. Sen ona. parça-buçuktur dedi. Şekil namazının vakti vardır. Bunun bir inceliği. gönüle karşı katıdır. daha olmayacak bir dâvâ. çâresiz ona bir erkek gerek. ölü gömmeyi öğretti. bilgisi de. neden bildin? Senin dâvân. sınırı vardır. Herşeyi ilk icat edense Akl-ı Küll'dür. sahabeyle otururken kâfirler.Semazen. İş böyleyken nasıl bu. onlar. birşeyi. değersiz bir hale geliyor. sonu yoktur. O kişinin de işinde. bir letâfeti varsa bile ondan geliyor. yoksa önüne ön yok mu. fakat kabuğuyla ekersen biter. Gözle kulak. buysa boyuna kılınır-durur. "Gönül huzûru yoksa namaz da yoktur" demişler. akılla gönülse lâtif. işte. Bir zaman sonra. Kaabil'e mezar kazmayı. Böylece de meselâ mezar kazma işi gibi. Ayak. (Birisi) bizi himmetle an. gönülse padişah. bedense kıyıdır. önüne ön olmadığını sen. Bunun gibi bütün zenaatlerde kimin aklı. pisleşiyor. "Onlar. Onlar alt olup bu söze karşılık söz bulamayınca kılıçlarına el atarlardı.net ikisine de delil yok. ondan faydalanıyorlar. Şimdilik şekil. Kendiliklerinden yepyeni birşey meydana getirenler. Hâbil'i öldürünce ne yapacağını bilmiyordu. peygamberlerle erenlerdir. parça-buçuk yüzünden asıl oldu. kuruluktur. ayağı. ikisi beraber olmazsa fayda vermez. Şu halde anladık ya. fakat bunlar. zorla dinlerini yaymak istiyorlar demesinler. yeniden meydana gelmiş şeyler değil. Kaysının yalnız çekirdeğini yere eksen hiçbir şey bitmez. Mustafâ. fakat şekil bakımından da namaz kılman. secdeye kapanman gerek. Tanrı rahmet etsin. esenlik versin. esenlik versin. onlar. birleştirmiylerdir. vahiy ıssı odur. ancak o vakit faydalanırsın. Hâkim dedin mi. 37.

düşmanlara üst olmak. ulaşır sana. öylesine bir yoldur ki bu yolda bütün dileklerine kavuşursun. doğuda. Oynasa bile kimse görmesin der. can-bay korkusundan. çalışır-çabalar. bunların hepsi de gelir. istemiyorum. sopaları da yılan oldu. Bir ayırdedici gerek ki yeni sözü tanısın da rivâyetten ayırsın. menekşeler. varlığından geçerse onun dünyaya ait dilekleri de müyesser olur. kınarlar ancak." Bu bilgiler. dünyanın şu hevesleri. Neyi istiyorsan elbette bu yolda. engellerle doludur. hem de hiç aldırış etmezsin ona. yeldir. sebepler. elbette onu vereceğiz sana. şu dedi-kodu. fesleyenler. dört bucağında yüksek minârelerde. Büyücülerin ipleri. böyle yerinde söz söyleyebilsem derdi. bizim için vazgeçtin ondan. onun boyunu-enini. Yârabbi dedi. Büyüklüğünü öylesine yayayım ki dünyanın yedi iklim. bunun boyuna-enine uydurmuşlardır. soğudu bundan artık. tanınmadan.batıda tanın. yüz binlerce dileğinden birini elde eder. insanın ayağına benzer. maksada aykırı gelir. şehir halkının evlerinden geçti mi. utancından gizli oynar. yerinde söz söylemelerini görürdü. onlarla düşüp kalkmadan. o dilek. ordular bozmak. peşindir. insansa toprak. Olabilir ya. ne de arı-durudur. rivâyettir. Bizim sözlerimizin hepsi de yenidir. Aşkı. Çünkü her yolda maksada ulaşmak için sebepler vardır. ancak sebeplerin yoluyla elde edilir. Dünyada ayak olmasaydı bu kalıbı nerden yaparlardı? Şu halde kimi sözler yep-yenidir. ahrete âit dilekleri de. bunu isterdi. keremimize son yok. dervişlere katılmadan. o istek. Şu bilgi. bu kadar . duygularıyla. yollar vardır. görüşüp konuşmadan önce bilginlerle mübâhase etmeye pek düşkündü. Firavun'un zamanında Mûsa'nın sopası yılan oldu. öylesine âlemler bağışlar ki vehmine bile getirmemişsindir onları. bunca şeyler varken öyle bayâ şeyi nasıl istemişim ben? Fakat Ulu Tanrı der ki: Sen ondan arındın. gönlüne soğuk geldi. kim bu yola kendisini fedâ eder. tersine olur. Fakat o yol da uzundur. bağlardan. Mustafâ. Ulu Tanrı buyurdu ki: Gam yeme. başkalarının sözleriyse nakildir. O tahta kalıbı şu ayaktan almışlar. Yel esti de toprağı tozuttu mu. tasavvuf ehliyle oturup kalksın. Nereye gider-oturursa canla-başla bahse girişir. aklı başına gelip olgunlaşınca oyun oynamaz. dervişlerin hallerine karşı oyundur. ayırdediş kabiliyeti kimde varsa büyüyü gerçekten o ayırdı da bu ayırdediş yoluyla imana geldi. Arapların güzel. eşinden-dostundan üstün olmak. su gibi akar. düzüp koşmasıyla karıştı da arılığı kalmadı. Önceden dilediğin. Şimdi. tehlikelerle. Mâdemki yokluk yolunu seçtin. ancak bir başka aşk giderir. güzel. onun zamanından bu zamanadek sözlerini anlatmak için çeşit-çeşit bu kadar cilt kitaplar düzüp koştu. Yep-yeni söz. hasetçilerden ürktüğünden kulaklara gizlice söylüyorlardı. gözyaşları. o yeli yererler. şimdi vahyin arılığına nerden benzeyecek? Hani Turut'tan şehre akan bir su vardır. Mustafâ. sana ziyan vermez o. ömrü yitirmektir. Başka yolların aksine bu yola kim girdiyse hiç şikâyet etmemiştir. Ulu Tanrı. ona öylesine bir söz söyleme kabiliyeti verdi ki bütün âlem.net 38. "Tanrıyla oturup kalkmak isteyen. hem ona ulaşırsın. Şimdi yokluk âlemine geldin. o sözleri anlamaktan âciz kalıyor. yep-yeni sözlerin parça-buçuğudur. Maksat. inanmaktır. İyi de ederdi. ülkeler zapetmek. ne işime yarar benim. Gizli âlem ona açılınca Tanrı esriği oldu. anladık ya. günde beş kere adını yüce.Erzincanlı Hüsâmeddin. kimse bu yoldan şikâyetlenmemiştir. ulaşmadan. onu da gönlü hoşlanacak. yel yerine toprağa su dökersen. ayırdedemedi. rivâyet." Şimdi. "Dünya ancak oyundur. halkı avucunun içine almak. kaynadığı yerde bir seyret de gör. ne de güzel. daha da bunlara benzer herşey. senin adını. İkisi de bir-birine benzer. arılıktan. Ulu Tanrı buyurdu ki: O dilediğin güzel. Bu yoldan başka yolu tutan. vazgeçtim. bu yolda çalıştın ya. Fakat dervişlerle düşüp kalkmaya başlayınca bu iş. şüphe yok ki sulanan topraktan yeşillikler. Şu fıkhın temeli de vahiydi amma halkın düşünceleriyle. Şu yokluk yolu.Semazen. o şey. nereye varırsa gözleri rahatsız eder. küfür de ayırdedemeyiştir. Bildik. Bu nakil. ben de böyle güzel. tümden soğuk geldi ona. ayırdediş. hepsini elde eder o. öylesine ülkeler verir. istemiyorsun. Ulu Tanrı buyurdu ki: Sahâbe. Nitekim Tanrı rahmet etsin. "Görürsün ki Tanrıdan gerçek olarak geldiğini bilirler de bu yüzden gözleri yaşlarla dolar-taşar. gelir-çatar sana. bu rivâyet. bezdin amma o vakit aklından geçmişti. nakilse insan ayağı şeklinde tahtadan yapılmış bir kalıptır. Ulu Tanrı sana. güller biter." İnsan ergenleşince. ayırdedemeyen hepsini bir renkte gördü. güzel seslerle bağırsınlar. inanmak ayırdediştir. İnsan topraktır amma bir söz duydu mu ağlar. yerinde söz söylemeyi verdik sana. yerinde söz söylemek gibi. kimi sözler nakil. münâzaraya başlardı. hâlâ halk. güzel de söylerdi hani. istediğin şeylerden utanır da eyvanlar olsun dersin. esenlikler versin. iş. BOLÜM (*):. yatışacak kadar değil hani. Görmez misin. Fakat şehre girdi de mahallelerden.

bedenini. Kimde ayırdediş kabiliyeti yoksa yoksundur o. Görünüşteki ululamadan. kokmamış su. Yalnız bu suda o arılığın kalmadığını. başka birşeyle karışmaz. Anladık ya. Fakat tersine. yahut onda bunca mal-mülk var. inanmak ayırdetmektir.gider. 39. Bâyezîd. halılarını onunla yıkadı mı. susuzu kandıran. ağrımaya başlar. "Köylünün tanığı kendisidir" derler. görünüşü. Esriklik hali adamı iyice sardı mı esrik. yok mu. Derken Bâyezîd. yok mu. anlarlar. o vakit namazı daha doğru. akıllıdır. anlayışlıdır. hani toprağı güllükgülüstanlık eden. Müritlerini karşısında el-pençe dîvan durdururdu. nasıl arı-duruysa.Semazen. Hayır dedi şeyh. Bağdâd'a geldi. Dedim ki: . Sîbeveyh'in nahvi. oyunla oyalandıkça yüz yaşında bile olsa daha çocuktur. adamların çabası da yite-gider. Hani akıllı-fikirli iki şehirli. Bozulmamış. BÖLÜM. hâsılı o yandan bir yana geçti mi aynı sudur." İhtiyar. o inciyi alıverirler. bende yok diye birisine hasedinden ağladıysa namazı bozulur. elbiselerini. burada bir anlayan. baş koymadan. ağzına geleni söyler-durur. Birisi namazda nâra atar. bunlara hiç dikkat etmez. bu Tanrı fıkhı mı diye sordu. onun katında yitiktir. "Bozulmamış. fakat üç nokta konarak ayrılmış. namazdan maksat odur. neden bunları oturtmuyorsun? Bu. «38. mahallenin köpek enceklerini toplar. Hâsılı ayırdediş. Burada yaşa îtibar yoktur. Babası bunda kaldı. çocukken medreseye götürdü. bengisudur o. nasıl temizse gene de öyledir o su. öylesine bir sudur ki dünyanın bütün pisliklerini temizler de kendisi hiç pislenmez. anlayış yoktur ki. dedi ki: Diriyken günde beş kere talkın verildiği halde anlamayan. mahallelerin lâğımları. Ona bir başka âlem. ne bölümler var. anlayış pek büyük bir nîmettir. anlayıştan doğmuştur o. Hayır dediler. Kuzu. oyunla oyalanmadıkça ihtiyar sayılır. kokmaz. "İnanç ıssı zekidir. değerini bilmeyen bir çocuğun eline verirsen biraz öteye gidince eline bir elma tutuştururlar. ezberlemeyen kişiye ölümden sonra ne soracaklar? Zâti ölümden sonra cevaplarını öğrendiği soruları da unutur-gider. ağlar. bir köylüyü esirgerler. ayırdeder. namazı bozulur mu. Gider. Tanrı fıkhı bu. memelerindeki sütü onlara sağar. ne çeşit ululuyorlar Tanrıyı.. Böylece nereye götürdülerse böyle dedi. Bir şeyh vardı. kimden geldiğini anlarlar. Görünüşte ululamayan kişinin de içinde bir korku olmadığı. yüzünü. ayakta durmadan da özlerinde ne ululamalar var.net halk elini. Ululamak gönülledir amma "Görünüş de özün adı-sanıdır. faydalanması için gidip tanıklıkta bulunurlar. Çocuk.bu arayışa düştü. kenara. çocukta ayırdediş. bu Tanrı nahvi mi diye sordu. beylerin. ben Tanrı fıkhını isterim dedi. Kitabın adından. mîdede de bozulmaz. Bundan sonraki «fasıl»a 39 numarası konduğuna göre doğrudur (156 b). dervişlerin âdeti değil. bu yüzden ağladıysa. Abû-Hanîfe'nin fıkhı. Tanrı erlerini büyük saymadığı anlaşılır. kokmuş su" gerek. tanıklığın da hiçbir sonucu olmaz. hattâ namazı tamamlar.Padişahın hizmetçisi Cevher sordu. böyle söyledi. bu anlaşılır. kimde ayırdetme kabiliyeti varsa kazanır. ehil olan var mı. bu kitapta ne kısımlar var. gördüğü şey dünyaya âitse. İstemem dedi. Şimdi gözden akan suya gözyaşı derler zâti. atların. bu söze müstahak olan. bozulmaz mı? Bu sorunun cevâbı etraflı olmalı. padişahların âdedi. Cüneyd'i görünce bir nâra attı da işte dedi. Bâyezîd hocaya. daha olgun olur." Ad-san nedir. ayırdeden var mı. bilgisizliğinden öyle bir lâf eder ki lâfı. kendi başına bıraktı onu. Şimdi bu sözleri söylüyoruz ya. dünya için. kimde ayırdetme kabiliyeti yoksa bu söz. ayağını. Fakat köylü. fasıl» yazılı (154b). ayırır. Hani bir kadının memeleri iyice dolar. duygulardan dışarı bir âlem gösterdilerse. Ona da. kötü şeylerle bulanmış olduğunu anlamak için bir ayırdedicinin bulunması gerek.. Hayır dediler. ikisinin sözüne de aykırıdır. A şeyh dediler. Şimdi bu söz de anlamayanın eline düştü mü şuna benzer: Değerli mi değerli bir inciyi. acaba ne gördü de ağladı? Böyle birşey gördüyse gördüğü de namazdan sayılır. nasıl olur da sütünü emdiği koyunu tanımaz? Akıldan. Babası. onların bu yolu-yordamı ulu bilmelerini istiyorum. İnanan gerçekle bâtılın arasını. ulu bilsinler de muratlarına ersinler. susun. yahut yenildiği bir düşmana güttüğü kinden. şekli bırak. kime yazıldığını. Abâ-Yezîd'i babası. Selim Ağa nüshasında. bozkırı yeşerten sudur amma bulanmış-gitmiştir. nahivciye götürdü. anlamı nedir? Yâni mektubun üstündeki yazıdan. yep-yeni bir sözle nakledilen sözün arasını ayırdeder. (*) Fasıl yazılmamış. bunları seçer. Bu yüzden. katırların pislikleri akıp da ona karıştı mı.

bana filân meyve gerek diye soru sormaktır. kabul ettiğinden kimi sözlerimi kabul ediyorsun. red mi. bütün gün kullarına ne yapıyorsunuz. O yabancıyı öldürmen gerekti denince de her gün dedi. İnsanın her hareketi bir sorudur. "Onlara azâbımız geldiği zaman yalvarıp yakarmaları gerekti. Buradan dönüp padişahın tapısına gittin mi. Potaya girdin de sızırıldın mı. sorularına uygundur. gam olsun. ne yiyorsunuz. Şu anda. birisini öldürmem gerekti. kabul edişini. ateşten değil. neye korkayım dedi. İp getirin.Semazen. ne görüyorsunuz diye sorular sorar-durur. bu gökkubbe. âlemi kurtarmak da Allahtan. ağacın bitmesi. anlamadılar ki cevap.. bu bir sorudur. Tanrı sopasını Tanrı kuluna vuruyorum. yolladı. Kuyumcunun. cevaptır. artık o çeşit soru sormaması gerekir. cevap verişidir padişahın. sonra da o bahçeden pis bir koku gelse gül bahçesini kınama. Dağa geldin mi güzel sesle seslen. Açlık. ben de Tanrının kuluyum. Adam. pota söyler sana. söz söylemeksizin cevap duymaktır. kimi sözlerimi yarı kabul ediyorsun. sen Tanrı kulusun. sorudur padişaha bu. Eşek anırışını duyuyorsan iyice bil ki sen anırmışsındır. O da doğru cevap vermek için kendisini zorlayamaz. gönülleri katılaştı. Adamın birine birisi. bahse girişini kimsecikler duymuyor. ona cevap vermektir diye mektup yazdı. ağaç Tanrının ağacı. Tanrıdan korkmuyor musun diye bağırmıya başladı. dileğimi kabul mü ettiniz. içinden reddedişini. Bir güzel söz söyledim. Adam. Padişah. Birisinin özden eğri bir görüşü varsa ona. arı-duru bir hale gelir. Tohumu yere dikmek. "Şeytan. neden korkayım dedi. Padişah. Hani birisi. Birinin dili tutuk olsa doğru-düzen konuşmak istese de konuşamaz. dağ çirkin cevap verdi sanırsan imkân yok buna. uğradığı hal de cevaptır. cevap yazmadı. şu ağaca bağlayın bu adamı. lûtfen bildirin diye bir mektup daha gönderdi. Şimdi başına ne gelirse nefsini terbiye et. çünkü o soruya bu cevabı aldı. beden evinde yıkım var diye tabiattan bir istektir. hastanın nabzını tutar. güzel gösterdi onlara. bir söyleyeni bulamazsın. yahut insan seslensin de dağ eşek anırışıyla yankılansın. yaptıkları işleri bezedi. cevapları öğretilmemiş soruları anlayacak. bu da sorudur. Damarın atışı cevaptır. cevabını vereyim. Ne kadar kulak verirsen ver. Yemek de al işte diye bir cevaptır. dilsiz-dudaksız. Altın mısın. gösterdiğiniz yolu daha da aydınlatın demektir bu. altın da işte buyum ben. Duvarın bedeni daha kurumamış demek. Adamı bağlayıp dövmeye koyuldular. Tohum çürümüşse ağaç bitmez. Bahçe sahibi. Tanrı kulu Tanrı malını yiyor. ahmak kişiye karşı susmak. İşte senin bana şu gelişin yok mu? Sorunun ta kendisidir bu. ananı neden öldürdün dedi. geldiğinden beri söylediğim sözleri duyuyorsun. cevap verecek bir kabiliyet kazanır. Sonucu şu: Dünya. Bülbül dağa karşı şakısın. Bahçenin sahibi gördü de Tanrıdan korkmuyor musun dedi. "Herşey Allahtan" derlerse deriz ki nefsini kınamak. üç kez tapıya halimi bildirdim. mümkünü yok. İdrara bakış soru sormaktır. harfsiz soru gerek. balçık ver diye isteyiştir. o vakit bile aldırış etmediler." Yâni. Dilsiz-damaksız. birinin üç mektubunu okudu. Bir gül bahçesini bir bostancıya versen. kerpiç ver. Yememekse henüz ihtiyaç yok diye cevap veriştir. kimisinde de bahse girişiyorsun. Harfsiz cevaba. içinde de arasan-tarasan. ordaki hali duyuracak bir araç yok. Hekim gelir. Hayır olsun. Bizim de susarak. üstüne sıva vurulamaz demektir. şükür de gene o çeşit soru sormasıdır." Yâni sorularının cevabını duydular da bu kötü cevap o soruya lâyık değil dediler. bize bir yol gösterin. bu sopa da Tanrı sopası.çilesin de dağdan karga sesi gelsin. cevap vermemesidir ki bu da cevaptır. hem yiyordu. Lâyık olmayan bir şey gördüm dedi adam. Bahçe sahibi. kimisinin üstünde duruyorsun. Bilmediler ki duman odundandır. Padişahın biri. her gün biriyle savaşman gerekmez. içinden kulağına bir ses gelmez. Hem zerdali topluyordu. dille söylemeksizin cevap veriştir. sizin gizlice sorduğunuz o sorulara cevap vermemizdir. yahut karışığım diye cevap vermededir. bir zerdali ağacına çıkmıştı. boyuna hoş sesli kılsın seni. . şer olsun. halisim. O çeşit sözler duyduğundan. altını mehenk taşına sürmesi sorudur. bir dağa benzer. vurun köteği de sözünün cevabını duysun dedi. Kötü bir cevap duyarsa tez tövbe etmesi. yoksa altın suyuna batmış bakır mısın. yahut konuşarak sizinle oturmamız. bostancıyı kına. dur dedi. Ağacın bitmemesi. Bilmez misin ki cevap vermemek de cevaptır. Şu senin.. neş'e olsun.net Mâdemki öğretileni unutur. kesin olarak eğri cevap verilir. Dağa karşı ne diye eşek gibi anırırsın? * Dilerim. ne dersen onu duyarsın dağdan. bilmez misin ki cevap vermemek de cevaptır. Odun ne kadar kuru olursa dumanı o kadar az olur. Güzel bir cevap duyarsa şükretmesi gerekir.

o. A Bahâeddin. dişleri düşmüş. yok olup gidecektir. güze karşıkoyacak güç yok. vallahi sana karşı er değilim ben. sevgiye sığmaz. o güzel huy bitti-gitti. ikisi de sonradan meydana gelmiştir. Tanrım. kuyruğunu kaldırmış. ölüm zevkidir. Kur'ân'ı öğretti" buyurdu. gidersin de uzaklaşırsın benden umusuna düşmüş. İyi amma o zevk. sesli-sessiz yellenmeyi yaratan denmez de ey gökleri yaratan. suya kapılış bakımından ikisi de bir der. dayanacak gücü-kuvveti olmalı. Güz ona. gündüz oldu. çok ah eden yumuşak bir erdi" buyurmazdı Tanrı. altı yön var. ersen gel der. aha at. o şeyi seçiştir. Hani bir akrep. çıkagelir de ersen. kimisi bilmez dedi. ne söylemişlerse yalan söylemişler. aha erlik meydanı. çiçekte. Bütün bilgileri o öğretti amma Kur'ân hakkındaki bu özellik ne? Nitekim "Gökleri ve yeryüzünü yarattı" âyetinde gökle yer. Genel sıfat bakımından ikisi de bedendir. Bu. Sevgiliyi kim bu genel sıfatlarla anarsa âşık. Beyit A gerçekler padişahı. yoksa şu uykuda ne düşüncesi olacak onun? Uyandıktan sonra düşünmeye . bizi suya yaklaştırdıkça yaklaşır duâsını ilham eder. Derler ki: Bağırma. kuru dal değilsen karşıma çık. istediğini söyle. kâsenin buyruğuyla. buysa ölümden kurtuluşunun zevkidir. "Hikmeti. zevk gelir. yalnız kimisi suyun üstünde olduğunu bilir. ah etmezsen zevk gider. duydum. ölülerinle ölüyüm ben. Şimdi şu sözü söylüyorsun ya.Biz su üstündeki kâseyiz sanki. o da sana karşı bir kuru dalım. kimi vakit de ah edersin. güzelmişsin. Su üstünde giden kâse öylesine gider ki bütün kâseler. ona düşman olur. (Birisi). su. güzel bir ermişsin. öylesine götürür ki bütün kâseler o kâseyi seyrederler. bum-buruşuk olmuş bir kocakarı. "Rahmân. gençsen geldim işte. bu neden? Mâdem ki herşeyi bir uğurdan yarattı. bizdeki özel güzelliği seyredecek kişi değilsin sen. Fakat sana göre bu sıfatlarla da anılabilir. güzellikle karılmıştır. Hâsılı su üstünde giden kâseyi su. Suyun üstündeki kâsenin gidişi. zevk içinde. şuna benzer: Uyuyan birine.net 40. çift sen olduktan sonra er olmamak daha hoş. düşündürür. özel olarak anılmada. Tanrının iki parmağı arasındadır" diye inanan hakkındaki özel hüküm doğru olmazdı. sevgilim pisliklere eş diye birşey gelmez. Öyleyse. ey pisliği. bu götürüşteki güzelliği görseydin bu özel güzelliği sorardın. er değilim ben der. bu herkese göre böyledir. utanırlar. bu umutla oyalanmada. Meselâ. ey akılları yaratan denir. onlara kaçmayı ilham eder. hakkımda ne demişlerse yalan söylemişler. Ağaçlar. fakat kötü birşeyi o suya katıp söylemek. aha güzel. aslına kavuşur-gider. Adam der ki: Sen geldin ya. verirseniz hikmete zulmetmiş olursunuz. ikisinde de parça-buçukluk var. Hani birisinin sevgilisi. havayı bulamazsa başını çeker. Çünkü ibâdetlerin hepsi de zevki belirtmektir. Bitkilerin güze dayanabilmeleri için karşıkoyacak. edepsizlik olur. (Mevlânâ) buyurdu ki: Herkese göre olsaydı "İnananın gönlü. güneşi. zevk gelsin diye söylüyorsun. gül de gülüşünü seyredeyim diye üstüne doğru geliyor. o. onun dileğinin denizi üstünde yüzmede. Derler ki: İşkillendirme onu. kendisinin şeytanı bilir onu. çünkü bizim bahse girişmemiz. benim gibi bir münâfık gördün mü sen? (*) Dirilerinle diriyim. Bu da herkese göre böyledir denemez. Fakat bu sıfatlar. O da suyun bu kâseyi ne kadar güzel götürdüğünü. görüş bilgisidir. BÖLÜM. yalnız ehline gösterilir. ah etme de zevk gitmesin dedi (Mevlânâ buyurdu ki:) Kimi vakit olur. dileğiyle değildir. Tanrı. ersen erliğini göster derse Tanrı korusun dersin. Genel olarak gören kişi. Bu. Böyle olmasaydı "Gerçekten de İbrâhim. çünkü genel bir görüşün var. Ah ettin de zevk gitti. kervan gidiyor diye bağırır birisi. o genel sıfatı anmazdın bile diye cevap verir. fakat ehlinden de saklamayın. suyun buyruğuyladır. Ehli olmayana güzelliği göstermek zulümdür. Söz. genel de olsa bu özellikte bir fayda var. Güneşin tesiriyle ılık havada açılır çiçek. artık gülüş yok bende. ehil olanlara zulmedersiniz" buyurmuştur. zevki gideren. anlam ve beden bakımından bütün pisliklerle eştir amma âşığın aklına. kesin olarak sevgili hakkında söylenmez. güzün çiçek açmaz. suyun dileğiyle. beni güldürecek herşeyim. hadi. kalk. kaçış gücü verir.Semazen. şüphe yok ki bütün kâseler onun gücünün. yüzü kertenkele derisine dönmüş. seninle bahse girişmeye değmez. Demek ki birşeye özellik veriş. zevki kaçar. Aynı zamanda hiçbir ibâdeti de göstermemek gerekirdi. yapılışları bakımından ondan kaçarlar. meyve vermez ki buna dâir bahse girişelim. buna delâlet eder. ehli olmayana vermeyin. daha da bu eşit genel sıfatlar ıssıdır. kesen bir şeyse zevk gelsin diye ona koyuluyorsun. münâzara bilgisi değil. onların gönüllerine.

mizâca hoş gelen. isterse hoş gelsin ona. harf alemine getirirler. 41. bir başkasıyla rahatlaşır. insana kuvvet verir. Ben. Hani çocuk. amma gene de ağaçtan haberi bile yoktur. Çocuk..Semazen. fakat bu hoşluk. yücedir. fakat bu yolla nahivciyi uyandırmak istiyordu. Tıpkı bunun gibi canlar da kutluluk âleminde Tanrıyı anıştan. bu. harfsiz-sessiz âlemde konuşurlar Tanrıyla. canlandılar mı. akıl da ondan güç-kuvvet kazanır. şekildir. buna itibar edilmez. cerrah onu iyileştirir. toprak yemeye alışan kişiye toprak hoş gelir amma ona. ye diyemeyiz. O âlemdeki söz. "Tanrı. yirmi yıllık ömrümde yele gitti. cansız bir kalıp can bulunca ne olursa o olurlar. bu bakımdan da düşüncesi yücelir. insanın kanını artırır derler ya. çünkü ona. sessizdir. yetişir. rahatlaştık sanırlar amma biz. çalışıp çabalamam da. arıdır dudaktan. sense benim umudumu yitirdin gitti. Bunda yanılmışlardır. Başa "Fasıl 41" yazılmış (158 b). . bilgiden vazgeçerler. Ârifin biri. tahsile dalan şu kişiler. Ârif. onu bilmediği. gelişir. kederlendin. akılca ondan aşâğıysa bakışı aşağıya düşer. Halkın çevrelerinde dönüp dolaştığı şu delilerdeyse bu anlam yoktur. Meselâ. can da. o âleme ulaşamaz. insanın hasta olmadığı zaman hoşuna giden iştahını çeken şeydir. kendisine o eğri ayak hoş gelir. bir nahivcinin katına gitmiş. Halk. Bağrış da iki çeşittir. esenleşir ya. Görmez misin sen. bedenler yüzünden hastalanmışlardır. Onda bir hal var ki dile gelmez. tıpkı öyle işte. onun düşüncesi de aşağı âleme gidecektir. eserini söyledik ya. söze sığmaz amma izini. bilgi ıssıdır. (*) Selim Ağa nüshasında "beyit" kelimesi yok. meyve. konuşmuştur onunla. Peygamberler. gelişir. onlar. böyle birşey vardır amma nerdedir. birinin eli kesilmiş.. dille-damakla değildir o söz. bütün halk. çünkü uyandıranı. hoş geliyor sana. Bu ârif.Tahsiller eden. o âlemin izinin tozunu bile bulamaz. harfsizdir. Şimdi harf âleminde ses âleminde kalan şu toplum var ya. onlara. iştahı çeken herşey. O hoşlanmanın îtibarı yoktur. çünkü bir illete dayanmadadır. anasını iyice tanımaz amma onunla dincelir. ayağı kırılmış. O şey akla da sığmaz amma her akla sığmayan da o değildir. Meselâ. fakat peygamber. bu üç halden dışarı bir söz vardır umusuyla çalıştım. onların yüzünden. bir büyük âlem var. sınıkçıysa ona der ki: bundan önce elin-ayağın düzdü. ya fiil olur. yalancı hoşluktur. Çünkü harfe damak gerektir. hani "Öğretmen olarak gönderildim" sözü var ya. eğrilmiş kişinin ayağını düzeltmeye çalışırken ayak ağrır. harf ve ses âlemine göçerler. sessiz âlemden. uyandıran. tatlılaşır. acır. bulunduğu halden başka bir hale dönmez. şekerden hoşlanmaz. kimde. çünkü yanılmıştır o. Bağıran. Her ceviz yuvarlaktır. eski haline getirir. onunla dincelirler. oturmuştu. olabilir ya der. onu unutmuşsun. sanırlar ki buraya kapılırlarsa bilgiyi unuturlar. bir başka hoşlanacak şey var senin için. maksadına da. Mûsâ'ya söz söylemiştir. bunların hallerine ulaşamazlar amma oradan güç-kuvvet elde ederler. bununla rahattın. ona ulaşamadığı halde o uludan güç kuvvet bulur. o sözün anlamına da erişmişti. bu. rahatlık demeyiz ona. bilgi bakımından ondan yüceyse fazla düşünmesine sebep olur. öylesine konuşurlar ki şu parça-buçuk akıllar. hastalanmadan önce hoşuna giden şeydir. Onlar. meydana çıksın. delilere düşkündür. şimdi bu eğri el-ayak. Onlar. dudak gerek ki harf. Doğrudur. kırıldı-eğrildi. damaktan Tanrı. büyürler. Nahivci dedi ki: Söz. onlarla dincelip rahatlaşmaz. Bütün halk şunu bilir ki aklın harfin. daha esenleşir. Zâti bu bilgilerin temeli ordandır. akıl da onunla beslenir. ya harf. rahatlık budur derler. canda. içinde bulunduğu âlemi anlatmış olur ona. şu üç halden dışarı olamaz: Ya isim olur. fakat eren hekimdir. buna rahatlık demezler. Çünkü uyandıranı. illetlere uğramışlardır. onları ziyarete gider. oraya çeker onu. Safra illetine tutulmuş kişi de ekşiden hoşlanır. anasından ayrılır da bir soluk. o sözleri harfsiz âlemden. tıpkı onun gibi bu topluluk da. senin sağ-esen mizacının hoşlandığı şey. kesin olarak onun bakışı da aşağıya düşecektir. bundan hoşlanırdın." Ulu Tanrı Mûsâ'ya söz söylemiştir amma harfle-sesle söz söylememiştir. Bilgilerin hepsi de resimdir. fakat her yuvarlak şey ceviz değildir. sınıkçı. mizacına iyidir. melekler gibi hani. Tanrısal bir uyanıklığı vardır onun. harfsiz. gelişirler. BÖLÜM. toprak yemek hoş gelir onlara.net başlar. olgunlaşır ya. Fakat tersine olursa. Onu gaflet uykusundan uyandırdı mı. incindin. askıya alınmış. Hoşluk ona derler ki illetten önce adama hoş gelsin. şimdi bundan hoşlandığını sanıyorsun da inanmıyorsun bana der. ondan güç-kuvvet bulur ya. bu hoşlanış yalandır. ondan aşağıdır ya. sana hoş gelmez bu. Tanrıya dalıştan hoşlanırlar. elbisesini yırttı da eyvanlar olsun dedi. Öyleyse peygamberler. Oysa ki buraya gelirlerse bütün bilgileri can kesilir. duyarlar onun sözünü. yüce bir yerden seslenmişlerdir. ağızdan. şu çocuklar için çoçuklaşırlar. bu belki de umduğumuzdur. sesin ötesinde birşey. Hekimler.

can şekline bürünenlerin sonu yoktur.) okudu. Şuna benzer bu: Konuk çok olunca evi büyütürler. örtüleri kaldırır. sizin abdestiniz şerîate tam uygun. bir başkası yüz gösterir. şu halde yokluğun ta kendisine âşık olalım. Ondan sonra (Mevlânâ) buyurdu ki: Tanrının öyle kulları vardır. boşverdirmiştir size. Hasan’la Huseyn çocukken birinin yanlış abdest aldığını gördüler. çarşafa bürünmüş bir kadını gördüler mi.net Hikâye ederler. Birine kapıldın-kaldın mı.herkes sıfatlarının aynasına. hepsi de aydınlıklar verir. a çocuklar dedi. ilkinden gönülleri soğur. güzellerin yüzlerini açık olarak gördüler mi. adamları. bunun için o olayı söylemiyorum. gizlileri meydana kor. nefis ehli olan topluluğun tersine. fakat yüzündeki gerçekten haberi bile yoktur. kapalı söyler. Öylesine sonsuz adamlara sonsuz bir durak gerektir. Yüzünü görünce sana fitne olacak. Bu âlemin.. onun evine sığmaz. Bütün âlem buyruğa tutsaktır. daha da büyür. bu yoksulun abdesti yanlışmış. O perdeleri assalar bile bu kapılara lâyık olmaz. bana yanlış abdest alıyorsun diyor. daha da başka kabiliyetlerden meydana gelen düşünce konukları. Daha büyüyünce akıldan. Fakat Mansûr dayanamadı da apaçık söyledi-gitti. Hârezm'de kimse âşık olmaz dedi. ikimiz de tapında abdest alalım. Çünkü padişahın perdeleri. çünkü orda güzellerin sayısı yok. sonu gelmez.Semazen. yemeği daha fazla yaparlar. Mevlânâ dedi ki: Kadı Mansûr. Orda anlam bakımından güzel olanların. Şiir Hani mum ağlar amma göz yaşları. peygamberlerle erenler de aslı olmayan bir sanıya kapılmışlar. Ateşle eş-dosttur da o yüzden mi akar. gizlemez.) onun sözü bence de gerçek dedi. evi yıkar-gider de yeni baştan evler kurar. insanı işkile düşürür. yüzünü görecek aynayı bul da sence benim ayna olduğum anlaşılsın. çoktandır. .) Kadı'nın sözlerinden bir sayfa oku dedi. Yüzünü aç da. ne biçim kadınsın. Biri. sizi görünce siz de bana fitne olamazsınız. kuru dâvâdan başka birşeyleri yok.. çocuğun boycağızı küçükken onun konuğu olan düşüncesi de eve benzeyen kalıbına göredir. Örtü altındaki ayna. BÖLÜM. yoksa baldan ayrıldığından mı bilinmez ya. fakat fitneden kurtulmaları için gönül ehline yüzlerini açmaları yeğ. onlar. İkisi de adamın yanında abdest aldılar. Öyleyse onlara fitne olmamaları için güzellerin onlara yüzlerini göstermemeleri yeğ. bundanda emînim ben. sana tutulacak adam değilim ben. Bir güzeli gördüler de gönül verdiler mi ondan daha güzelini görürler. eve sığmaz. yüzünün aynasıdır senin. çeşitlidir sözleri. kendine fayda veren şeylere âşık olur. Tanık açıklar. (Mevlânâ. ardındakileri göstermeyen perdelerin aksinedir o perdeler. Fakat aşk konuğu geldi mi. sütten dadıdan başka birşey bilmez. yokluktur. O Hârezm. paylamasınlar da.Buhârâlı Seyf Mısır'a gitti. Tanrı ikisinden de râzı olsun. kararları kalmaz. Görmez misin. çünkü Hârezm'de güzeller çok. Birisi. Bu hal. adamın abdesti şerîate sığmıyordu ona en güzel şekilde abdest almayı öğretmek istediler. böylece yürür-gider. anlayıştan ayırdedişten. onda bunca güzel var. Birisi dedi ki: Bunu Heratlı Kadı Abû-Mansûr söylemiştir. doğru. Adam. bu dedi. Harezm’ e âşık olmak gerek. (Birisi. onlara kapılırlar. buyruksa tanığa tutsak. bu kimdi diye kuruntuya düşeriz. orduları. daha çok bezerler. bak. O perdeleri astılar mı. ilkini unutursun. (Mevlânâ) buyurdu ki: Mâdemki Hârezm güzellerine âşık olmak imkânı yok. Aynayı herkes sever. (Adam. Ben de ağır olaylardan şikâyet ediyorum amma hangi olaydan? İnsanlar beni özürlü tutmasınlar. 42. yüzünü aç da görelim derler. neyin nesisin? Yüzü örtülü geçip gittin de seni görmedik mi. herkes. bakalım. Adamın yanına gittiler. Tanrı. ancak görmezsem kimdi bu diye kuruntuda kalacağım. Yüzündeki peçeyi yüz sanır. ikimizden hangimizin abdesti şerîate uygun. bu. güzel. beni sizden arıtmıştır.

Kul tedbirde bulunur. diri. en yüce şeydir. O ovada bir çobandan başka kimsecikler yoktu. büyütüyorlar. elini eline vurmaya. halim düzene girer. yüzünü geri çevirdi de bunun için yaratılmadın sen. Süre. o hasret. insanla insanın gönlü arasında bir engel olur. hiçbir işi dileğince yürümediğini yüz binlerce kez görmüştür. yiten zamana acır. BOLÜM. suçu ne dendi. Taşın. yahut da tersi olur bunun. Sonra görmek. takdîri bilmez. birçok işlerim kolaylaşır. hiç aklına gelmez de demez ki ben uyanıkken gam yediğime pişman olmuştum. istenendir. birşeycik duymuyor. Tanrı takdîri gelip-çattı mı. o hale pişman olur. Çünkü onlar da gördüklerini iddiâ etmişlerdir ki sen de onu ikrar etmedesin. gören gerçek sevgiliye karşı beslenen aşka da benzemez. hepsini unuturlar da kendi dileklerine uyarlar. onlardan şevke geliyorlar. nefyinde ispat olan bir kaziyedir. at sürüyordu. tut ki avlandın beni. uzak düştü. diri. hiç düşünmez. çünkü görmek. faydası bile yoktu. onlara karşı ağlayıp sızlanıyorlar. ulaşmalarındanbuluşmalarından da.Semazen. ne olur bundan dedi. hallerinden de. beni avlanman için var etmediler seni. istenen de. oraya varırsam işler başarırım. Allahlıkla kulluk. dilediğini başaracağını sanır. herşeyden haberi olan sevgilisini kucaklayan kişinin duyduğu tat. taştan. Atı da yorgunluktan terlere battı. İşte müritler de bu battal şeyhin hayâline âşık olmuşlar. tasalara dalar. onlara bir unutmadır verir. kimseye de bir şey söyleme.Bir yere gitmeyi kuran. şuna benzer: Birisi rüyâda bir şehirde garip kaldığını. Derken uyanır. başıboş dolaşıp durduğunu görür.süre ordudan iyice ayrıldı. varlıktaki görüş de. tedbir yok olur-gider. Görmek için kesin olarak görülen gerek. ağlayıp sızlayan. hâcetler istiyorlar. putunsa bunlardan haberi bile yok. Ne kimse onu tanır. bir ceylânın ardına düşmüş. kendi dileğince olmaz. bir yolculuğa çıkmaya niyetlenen herkes. bir tek dostum yok demeye. Karanlıkta sevgiliyi kucaklıyorum sanarak bir direğe sarılan. onlardan birşeyler umuyorlar. aynı zamanda da peygamberleri gerçek bilmedir. puta tapanlar onları ululuyorlar. kepeneğini bana ver. İş. Şu topluluk. ne cinâyet işledi dediler. çocuğunsa bundan haberi bile yok. Şimdi inkârınla isteyende sâbit oldu. dudağını ısırmaya koyulur. Fakat yanıltıcı. bir de bakar ki ne şehir var. verir amma bu aşk. pişman olur o şehre geldiğine. bunca kuruntular kurar. puttan da aşağı değil ya. düşmanları yenerim diye a kıllıca düşüncelere dalar. Dedi ki Bu piçin ne yaptığını. seni bunun için yaratmadılar. kendini attan yere fırlattı. yokluktan. hasretlere düşer de ne diye bu şehre geldim. putun bundan da haberi yok. yanılmış bir hayâli sevmek bile insana vecit verir.net (Mevlânâ) dedi ki: Bu sözü şakacıktan mı söylüyorsun. " Gerçekten de Allah. çocuğun birini dövüyordu. insandan taşan. 43. faydasızmış. mücevherlerle bezenmiş padişahlık elbisesini. şikâyetlenen kişinin duyduğu tat. Ona yalvardı-yakardı. sınırı aşınca ceylân dile geldi. ne o kimseyi. tedbirinin asılsız olduğunu. dilekler diliyorlar. hayâline âşık onun. halimi kimseye açma . bir tanesi olsun. silahını. İbrâhim bu sözleri duyunca bir nâra attı. ne halk. su içinde kaldı. onu ululayıp duruyor dendi de dedim ki: Gaflete daldıran şu şeyh. düşüncelere dalar. gene gamlanmaya. bu bir rüyâydı. Tıpkı bunun gibi halk da kuruntusunun. görülenle meydana çıkar. Ne yaptı ki. Hiç şüphe yok ki o. fakat Ulu Tanrı. Bu. Gene de çölde at koşturmadaydı. Görülen. boşa çıktığını. birşeye ulaşan işlerdendir. taşın. oysa onların ayrılığından da habersiz. yoksa sen de böyle mi görüyor da söylüyorsun? Böyle görüyor da söylüyorsan varlıktaki görüş gerçekleşmiş demektir. Pişman olur adam. Anlar-bilir ki o tasalanma. Taşa. Tam akıtacağım vakit hayâli kaçıp gidiyor dedi. gönlüne gelenler bunlardır. herşeyden haberi olan sevgilisini kucaklayan kişinin duyduğu tada benzemez elbet. Fakat bir kere daha uykuya dalınca rasgele kendini gene öyle bir şehirde görür. o eseflenme. Fakat Ulu Tanrı. Bir fakıyh. İnsan bunca tedbirlerde bulunur. görense isteyen. gerçekliklerine karşı onları sebep ediyor da dileklerini veriyor. Neden dövüyorsun. ne ettiğini bilmezsiniz siz. bu gaflete daldıran adama mürîd olmuş. dostlar sevinirler. atını ona verdi. görmekse varlıktaki en üstün." İbrâhim Edhem. orda bir tek bildiği olmadığını. Tanrının dileğiyse büsbütün başka birşeydir. demek ki kesin olarak sübûtu vâciptir. Bunları al. âşığın her halini bilen. şimdi de öyle işte. bununla beraber gene de kendi tedbirine dayanır. hasret çekmeye koyulur. padişahlığı zamanında ava gitmişti.

Ulu Tanrı. Elinde kanlı kılıç. sustu. Baş ona derler ki onda bir sır bulunsun. gerçeklerin sözüdür. yere yıkıldı. paylarını alırlar. o suçun keffâresi olarak bundan böyle kimden. bozuk. beni. Zâhir ehli olanlar. Onu kucakla. kim oraya sığınırsa zararlardan aman bulur. Müslüman olduktan sonra boyuna ağlar da a Tanrı Elçisi derdi Ömer. Şimdi onun maksadına bak ki neydi. kanlı kılıcı görünce başını getireceğim diye vâdetmiştin ya. Kardeşini görünce Kur'ân'ı gizledi. neden gizledin? Söylemezsen şu solukta kesiveririm başını. öfkesi birdi. o arada Tanrı esenlik versin. er. ya Ömer'le. Şimdi bir bak. bu yakınlarda Muhammed'e bu sözleri vahyetti. öfkeli bir halde sıyrılmış kılıcıyla Mustafâ'nın. esenlik ona. Bu da doğrudur. Hani Ulu Tanrı. azgınlara lûtfetmeyeceğini anlayınca sözünü kayıtladı da Tanrım dedi. nolurdu halim benim. Ömer Müslüman olunca şimdi dedi. hiçbir kimsenin. Cebrâil. Oku da duyayım dedi Ömer. seni öldürürsem âcizi öldürme olur bu. o ne dilerse hep öyle oluyor. önce gideyim. orda namaz kılın ”Tanrı rahmetler etsin. güzeldir amma bu. esenlik versin. neredeyse oraya göre lâf eder. yola düştü. benim dinime ya Ömer'le yardım et. Ömer. orda avlanmak haramdır. o baş değil. Buna bak da bil ki dünyada onun dileği oluyor. ondan sonra senin işini bitiririm. hiç aman vermeyeyim. seçtin. Ulu Tanrıysa bir ceylânla onu avladı. râzılığının elbisesiyle yücelttin. Kız kardeşi.sıyrılmış kılıçla senin kastına gelmiştim ya. onları okuyordum. gönlümü. Bu başı. Evden çıkar-çıkmaz babasına rastladı. gökyüzüne şihaplar dikmiştir ya. vay bana. mutlaka onların başlarını keser-getirirdi. Mustafâ. bunlar. Yâni. bir aşktır belirdi. iki yüzlü bir ipek kumaştır. İşte şimdicek ey Tanrı Elçisi dedi. Şimdi size de ne getirdiniz derlerse baş getirdik deyin Biz bu başı görmüştük derlerse hayır deyin. Ömer kılıcını sıyırdı. nerde baş dediler. sen de lûtuf bekçilerini gönlümüze dik de şeytanların kuruntularını. bir bak da bil ki işler. Çünkü zamanlarında ikisi de kuvvetli. ahdime nâil olamazlar" buyurdu. ululuğuma ermiye lâyık olamazlar. Ömer. Ulu Tanrı dedi. Kur'ân'ın zâhiridir. Canında bir sevgidir. buradan götürdün sen dediler. sıyrılmış kılıcıyla Peygamber'in evine yüz tuttu. seçkinlerin payı. boyuna Tanrım derdi. Ömer pek öfkelendi. Kepeneği giydi. her ikisi de . nefse âit işlerden boşalt. Ulu Tanrı orasını seçmiştir derler. onların hallerini bilip anlamamaları için onları men'etmeye memurdur. Ulu Tanrı. meleklerin sırlarını duymamaları. taşlanmış şeytanların. onun öfkesini bilirdi. şeytanlar. Yâni Tanrım. eve girince apaçık gördü ki Mustafâ'dan atılan bir ışık oku uçtu. Her ikisi de doğrudur. Ömer Müslüman olmak üzere geliyor. sapıklıkta kala-kalırdım. Öylesine kuvvetliydi ki Tanrı rahmet etsin. soyumu da bu ululukla rızklandır. pek güçlü-kuvvetliydi. benim râzılık elbisemi giymeye. Çünkü Ömer. rızkını esirgeme onlardan. Bu âyeti okudular: "An o zamanı ki evi. Ey Tanrı Elçisi dedi. geldi. onun başını keseyim. kılıç elde Peygamberin kastına geldi. ne olacaksa ondan olacak. Sevgisinin çokluğundan Mustafâ'da yanıp erimek. Ömer'in kastı neydi. Müslüman olmadan kızkardeşinin evine girdi. Hayır dedi. maksat ona uymuş. Hangi orduya yüz tutsa mutlaka üst olurdu.Semazen. Çünkü Ulu Tanrı. ondan faydalanırlar. O diledi ki ceylânı avlasın. bir de Tanrının dileği neymiş. yok olmak istiyordu. ya AbûCehil'le. Gerçeklerse derler ki: Ev. İbrâhim'in durağını namaz yeri yapın. süt emer oğlu da. Muhammed'e kastetmiş. kardeşi Kur’ân okuyordu. Kuran. yâni zâlim olanlar. Ömer hemencecik onun başını bedeninden ayırdı. bahtı yâver oldu da görüş ıssı kesildi. bütün zararlardan uzak kalırlar. mutlaka söyleyeceksin dedi. asılsız sevdâlardan. biz sana eziyet olsun diye indirmedik Kur'ân'ı" diyordu. Ömer dediler. başka bir baş bu. nefis düzenlerini bizden uzaklaştırsınlar. İşte bu. îman arzet. Yüksek sesle "Tâhâ. Ulu Tanrının zâlimlere. esenlik versin. eminlik yurdu olması için kurduk. kimisi o yüzünden. insanın gönlüdür. eminlik yurdu kesilsin. Şimdi dedi. ululuk elbisesi hasların. senin hakkında bir kötü söz duyarsam hemencecik şu kılıçla başını bedeninden ayırayım. İbrâhim dedi ki: Tanrım. rızkım geneldir buyurdu. bu baş. Tanrı tuzağına tutuldu. düşüncelerden arıt da orda hiçbir korku kalmasın. kendi yerinde oynar. orda hiç kimseyi incitmek caiz değildir. hiç aman vermem. iki bölüğün de ondan faydalanmasını diler. Hani bir kadının kocası da vardır. zulmetmeyenlere kendi rızkından pay ver.net dedi. Bir nâra attı. kuruntular oraya yol bulamasın. neydi okuduğun. bâtın ehlinin. o keleciyi söyle de duyayım. Tanrı râzı olsun Ömer. Hâsılı Ömer. dininden mi döndün dedi. gönlüne saplandı. nefse ait vesveselerden. İbrâhim. bu baş. pek erdi. bu konuk yurdundaki bütün yaratıklar. yüzlere çıktı. ya Abû-Cehil'in adını önce ansaydın da Tanrım deseydin dinime ya AbûCehil'le yardım et. esenlik versin. bir seyret. İşte baş dedi Ömer. bir pula değmez. dilek onun malı-mülkü. Kız kardeşi pek korktu. o baş değil. Ulu Tanrının ondan dilediği neymiş. Babası. "Zalimler. insanların toplanması. Tâhâ sûresini sonunadek okudu. kendinden geçti. Tanrı rahmet etsin. Öylece kızgın. ancak râzılık elbisesi. Tanrı rahmet etsin. kimisi bu yüzünden faydalanır. Herkes. Can korkusundan söyledi. herkesin payı var onda. böylece de melekler. Kureyş uluları. bu da Müslümanlığın bir şükrü olsun. Tanrım. yoksa bin baş. Mustafâ'ya vahiy getirdi. Yolda Kureyş uluları gördüler. yola düştü. Mescid'ine yüz tuttu. evden maksat Kâ'be'dir. inananlara. yiğit tanınmıştı. vahyinin yeri olsun.

ne bunu bilmen. mîzânı. tümden dileklerinden vazgeçmişlerdir. bütün akla sığmayan şeyler. esenlikte. Toprağı hoş olsun ona derler hani. Örnek başkadır. İbrâhim'in durağı. Gönül olmasaydı. o ne buyurursa onu yaparlar. öbürü kendini yılanlar. Şunun gibi hani. cenneti. Zâhir ehli. babaları. görülür. mihnette bulunuşu. varlıklarından uçar-gider. örnek için bir benzetiştir. elemde. o âlem. kimisinin parçabuçuğu mezarda tat içinde. içinden bir ev kurmayı geçirir. Kur'ân'dan zâhirî bir tat duyarlar. örnekle akla sığmada. Nice kemikler var. süt emerler. Gece herkes uyur. o âlemden koku alır. kimi insanın sağ eline verilecek. saçma lâf değil bu lâf. bunları bir örnekle anlatmadıkça hiçbiri de anlaşılmaz bunların. gönüle girmesi yolu da değildir. şu örneği getirse. ârif. imkânı yok bunun. Hani birisi gözünü yumdu mu. sarhoş bir halde yatıp uyumadadır. o sarhoşluktan da haberleri vardır. akrepler arasında görür. Kâ'be ne işe yarardı? Peygamberlerle erenler. yahut bu durağın yakınlarına ulaştırsın. gönül genişliğine . Kâ'be yanında bir yerdir. ipin ucuna yapışsa o âlemin bütün hallerini şu dünyada görür. yâni nefsini fedâ etti. Tanrının gücüne-kuvvetine sığar. Kim duâ etmişti de toprağı hoş olsun demişti yârabbi? Bunun örneği duyulan âlemde de olur-gider. bununla uğraşmadaydı. ayakkabıcının. esrik bir halde oluşu. Bu. öbür dünyada amel defterleri uçacak. kandile nerden sığacak? Ulular ulusu Tanrı ışıklarının doğuları. rükûu o âlemde. kocası da onunla buluşmadan tat alır. Bir mühendis. Onun ışığı. amma senin şeklin. mezarda çürümüş-gitmiş. gözlerine düşman görünür onların. Kâ'be'yse onun parça-buçuğu. hiç yanılmaz. fakat evin plânını kâğıda çizerse göze görünür. duygularla duyulan şekiller seyreder. öyleyken aynaya bakınca kendini orda görürsün. gözle de görülüyor. Gönlümün dizginini. bir başka anlayışları vardır. şaşılacak bir şey midir ki? Demek anlaşıldı ki akla sığmayan şey.net ondan tat duyar. örnekle akla sığıyor amma örnek de eşide benzemiyor. gönüle nerden sığacak? Fakat onu istedin mi. Yaratıklar. Melekleri. Hani iki kişi bir yatakta yatar. yandı bile derim ben. kendinden pervâsı yok artık. Çünkü onun işi buydu.Semazen. soruyu. enini-boyunu arşınlar. anaları bile olsa bezerler. hiç kimsede bir düşünce bile kalmaz. zâlimin düşüncesi zâlime. Onun gam oklarına okluk olsun gönlüm. peygamberlerle erenlerin gönülleridir. onları bir örnekle söylerlerse akla sığmaz. gül bahçesinde. Kapısının toprağında bir hoş ölüme daldı gönül. Sende ikisinin arasında araştıra-dur. İşte böylece bilir-anlarsın ki öbür dünyada da böyle olacak. Bu. yol çocuklarıdır. hoştur. ne onu. Tanrı uğruna ateşe atarsın. Terzinin düşüncesi terziye. gözünü açtı mı da bunların hiçbirini görmez desen hiç kimsenin aklı almaz bunu. cehennemi. Birisi kendini güzeller arasında. oradan bulursun. erenlerin varlıklarını sırçaya benzetti. çünkü o da Tanrı uğruna kendini fedâ etti. memesindendir. eyvâllah. görürsün onları ya. sahipleri ya esenliktedir. kendi ışığını. kendini Tanrı yolunda çalışıp çabalamayla bu durağa. akla sığdıktan sonra da evi. duygularla anlaşılmada. duygularla duyulur. düşündüğü gibi yaptı mı. şaşılacak şeyler görür. senin eline öylesine verdim ki. gönülde bulursun. Fakat bir örnek getirsen anlaşılır. O ışık gönülde değildir amma onu. yüz yıl yaşasın. kadı'nın. Günün ağarması. Akla sığmaz görünen şeyler var ya. sütündendir onun. şeklini düşünür. kitâbı anlatırlar.. yalnız bu buluş. birisine akla sığmaz görünebilir. fakat gerçekler katında İbrâhim'in durağı şudur: İbrâhim gibi kendini. orda iki rek'at namaz kılmak gerektir derler. Hani kendini aynada görürsün ya. kimse inanmaz bu söze. fakıyhin düşüncesi fakıyhe. akla sığıyor. kimi insanın sol eline. gene onunla uğraşır. Toprağın hoşluktan haberi olmasaydı nasıl söylerlerdi bunu? O Ay parçası güzel. cehennem zebanileri. Bu doğrudur. eşit başka. Gene derler hani. Olgunlarınsa Kur'ân'ın anlamlarında bir başka seyir-seyranları. görünür ona da bilir ki her-şey. çocuğun aldığı tat. İsrâfîl'in sûru üfleyişi gibi onların beden zerrelerini diriltir. bunlardan başka herkesin bütün düşünceleri. bu dünyada da oluyor işte. Arş'ı. ferahlığa. Tanrı vahyinin geldiği yerdir. Demek ki neliği-niteliği aydın bir hale getirdi mi. Hiçbir kişi yoktur ki gece terzi olarak yatsın da gündüz ayakkabıcı olarak kalksın. o tattan. Bunlara şu dünyada eşit yoktur amma örnekle anlaşılır. akla sığmaz bir şey değil ki bu. ona karşı bir tehlike kalmadı. herşeye gücü yeter Tanrının. kimisinin azapta. Bu dünyada örneği şudur bunların. Tanrı dileğine uymuşlardır. padişahın. Her ne söylüyorsak hepsi de örnektir. Şuna benzer bu: Birisi rüyada yüz binlerce şey görür ki uyanıkken onların birini bile göremez. adâlet ıssının düşüncesi adâlet ıssına gelir. şudur: İbrâhim'in namaz yeri. fakat öylesine bir namaz ki kıyamı bu âlemde olmalı. Anlaşıldı ya artık. eşit değil. demircinin düşüncesi demirciye. örnek olarak kandile. İbrâhim'in durağında iki rek'at namaz kılmak güzel. Peki. Onların gönülleri. bütün varlık ve mekân âlemine sığmazken sırçaya. uyur. Şu halde birisi. Tanrının lûtfuna ermeyen kişiden. seninse ne onu görmen. herbirinin düşüncesi. Ulu Tanrı. duyguyla da anlaşılıyor. terzinin. Pişti mi dersen sen.uçup gelen amel defterleri gibi sahibine gelir. aynanın içinde değildir. Kâ'be'den maksat. cennette görür. Ne bunu görürsün..

anlayamaz. Artık anlaşıldı ya. nasıl arıklaşıyorum diyemez. sarp. ne halde bulunursan bulun. sütü binlerce çeşit târif etse." Sen söyle. erenlerin sözleri. kervandakiler esenleşirler. korkudan kurtulur. küfrü adamın beynini kaynatan. o âlemi de. esenleşiyor. ne palan. düşmanlardan bir zarar gelmesin diye boyuna yol alır. Ben tapıdayım da sensin başı dönen Nerde olursan ol. adın ağızdan gitmiyor. fakat söyleyemezler. gönül darlığına. canlar emin oluyor. peygamberlerle erenlere karşı bedendir. ondan yardım görür. Çok kişiler vardır. söz söyle de tanısınlar seni. gölgeyle ısı bir. onları. söz tanır bir hale geldi mi. söylemek isteseler bile söyleyemezler. büyür. söz söyledin mi. söylemeye âşık olsalar. süte âşıktır. bu âlemi de seyrettiler. aşağıdan-yukardan çıktılar. peygamberlerin. Leylâ'ya bir mektup yazmak istedi. insanlıktan. sonucu. onların sözlerini işitti mi. Fakat büyüyen. horoz sesleri var. ayaklarını uzatıp bir güzelce yatarlar. Canlar. Bizim sözlerimiz de mâmurluktan. devlet kokusu duyulmada. aşktır. mektubu kime yazayım. şu beyti söyledi: Hayâlin gözümde. yahut küfrün pisliği. herhalde sevgiliyle beraber. a arayan dedi. Zâti temel olan da gönüldür. Hani birisi. boyuna âşık olursun. İnancın aydınlığı. gama da güz demiştir. fakat korkudan uykuları gelmiyordu ki. yoksul beden. Sevgi mülkün. yol nasıl alınır. imanı ışığa benzetmiştir. Yaratıklar da dünya ovasına dalmışlardır. kesin olarak buğday biter.söyle: Oku.geçici bir saray. târif edemez. şu dünyanın karanlığına ne diye benzesin? Birisi. Bununla beraber gene de sütü anlatamaz. ne yol kesici korkusu var. etten-deriden sıyrıldılar. gidiyor. Mademki buğday ektin. eminliktendir. yanlış söylüyorsun.Semazen. eminlikten geliyor. biz söz söylerken uyursa o uyku. kap-karanlık gecede bir kervanla yoldaş olmuş. Fakat bağırdı-öttü mü. kâğıdı yırttı. boyuna âşık olursun. Ondan sonra geldiler. korkunç bir yolda kap-karanlık gecede yola düşer. Çünkü bu sözden umut kokusu gelmede. sonu gelmez ya. Önce onlar. nerden güze benzeyecek? Fakat bu bir örnektir ki akılsız adam. bulamadığı zamanki kederini de. bilgisizlikten Nasıl bir kişinin tapısından yoksunsun. Mecnûn. küfrü karanlığa. Derken kervan halkının kulaklarına köpek havlaması. Konaklar aştılar. biz hoş bir yer bulduk. cennette de âşık olursun. Küçüklüğünden göze görünmez. Canı süt ister. gözlere görünmüyor. Seninle konuşmadıkça seni göremiyorum ben. lâtifliği. Görünüş bakımından iyilik hoşluk nerden bahara. Oysa ki yolda ne ses vardı. Yol arkadaşlarının seslerini işitmek. yakıp yandıran amansız güneşe benzetmiştir. emin olur. onun aldığı zevki alamaz sütten. Sen. Şimdi bütün bu yaratıklar. Anışın gönlünde. adın ağzımda. . nereye yazayım? Mâdemki hayâlin gözü durak edinmiş. o âleme gittiler. bir yere gitmek istedin mi. mezarda da. size haber vermedeyiz diye halkı o âleme çağırıyorlar. dilektir. tadını da söze getiremez. şu dünyanın ışığına.net bahar adını takmıştır. onun anlamını. kavrayamaz. sürer-gider. her solukta harâmiler kervanı basmış sanmada. Hani çocuk da süte âşıktır. Rubâi Gönüle dedim ki: A gönül. ülken oldu mu. anladılar. ne gürültü. anlıyorlar ki bildiksin. mahşerde de. âşık olmaya çalış. gözlere görünmüyor. övse. emin olur. Hani bir kervan. buralarda dolaşıp duruyorsun sen dedi de kalemi kırdı. öyle olduğu halde uykuya dalıyorlar. uykuya dalarlar. anışın can evinde. sevmiye. aşkı da gidermez bu. Ovada küçücük bir yaratık vardır. o temelli âleme gelin. eline kalemi aldı. Söz söyle. Ulu Tanrı da "Karanlıklarla ışık. Sonra gönül geriye gelir. bir köye vardı mı kervan. senin özünse pek lâtîf. ambardaki buğday da o biten buğdaydır. konaklar aşmaya ihtiyacı yok. peki. yahut horoz sesi geldi mi. âlemin gönlü peygamberlerle erenlerdir. Korkusundan. sesinden anlaşılır. gafletten değildir. Bunlarla bağlı olan. Köyde eminlikle beraber o kadar gürültü-patırtı. orasının ahvâlini anlar. ergenlik çağına gelen kişi. Buna şaşılmaz. seslerinden tanımak ister bu adam. gönülleri bu sözlerle doludur. güzelim bir gölgeliğe benzetmiştir. bu dünya yıkık bir âlem. anlatsa gene de çocuğun bulduğu tadı bulamaz sütte. çünkü özün lâtif. ben süttün ne tat duyuyorum. bedeni çeker-götürür. İnanmayı. eşit değildir" buyurmuştur. gönlüm. orasını görür. onu içmezsem nasıl kederleniyorum. "Ya Muhammed. köpeklerin havlaması. gam. deve ihtiyacı. bilir misin? Gönül bana. önce gönlün gider. onunla kuvvetlenir.

Çünkü düşünceyi. Orda aklın. kapıyı açıyorlar da bana yol vermiyorlar. Aklı. İnsan. onun Tanrıya benden daha çok yakınlığı var. Buyurdu ki: Seyf (kılıç). daha çok ilgisi var Tanrıyla diyemezsin. peygamberler. biri dışarda kalır. canın. Yahut da hiç akar su görmemiş birinin gözlerini bağlasalar da suya alsalar yaş birşeyin gözüne vurduğunu. kulağın. anlayışı olmayan köpek bile aç kaldı mı. genel olarak vericidir. Her solukta duyuyordum. O kadının câriyeciklerini bile tutsak edip götürdüler de ona hiçbir elem erişmedi. Ne yüzden onlara yol veriyorlar. mümkünü yok bunun. İnsanın. Anlarsın ki bu buluş. elinden ne biçim bir iş çıktı da makbul olmuyorsun. Şehri yağma ettiler. nasıl revâ görürsün de zâlimlerin ellerine verirsen beni? Biliyorum. Gözlerini açtılar mı ap-açık görür bilir ki şuymuş o. Çocuk ne isterse babası. Böyle olursa bu bakımdan Tanrıya çekilmiş kılıç olur.Semazen. hamamdakiler de. onunla girişiyorsun giriştiğin işe. Herbirinin özünü görürsün o vakit. Çocuk . Bir derviş. tikene gülden elbise giydirir. suçu kendisine vermesi. nefsin ısısı hep vardır. kendisini Tanrıya tapşırırsa zararlardan emîn olur. Bir insan. Tanrı kılıcı değil. acaba ben ne yaptım ki beni içeriye almadılar. kendi kulağını kendi burmalı. bütün halkı tutsak edip götürdüler. ağzın var demeli. niçin dilemezsin ondan. ihtiyâcın neyse ondan iste. Tanrı. Bilmelisin ki kim. geçmişsiz can bağışlar. devletler buldular. Köpekten de aşağı değilsin ya. Oturduğumuz mahallede bir kız vardı. "Doğurmaz da. bana ekmek ver. Tanrıdan iste. savaşmadaydı. onların da benim gibi kulakları. edepsiz tanıması. şimdi kendisi gördü. diyordu ki: Tanrım. Fakat hamamdan dışarıya çıktın da öbür dünyaya yüz tuttun mu aklın da kendini görürsün. neden vuslat elbisesi um-mazsın ondan? Dilerse kendi verir demişsin de tembelcesine oturup kalmışsın. "Kendinden başla. Kesin olarak bu adam. Ancak önce kendisiyle savaşması. bütün âlemin haberi var onun lûtfundan. peki. yoksulluk göster. ekmeği kalmadı mı karşına gelir. canın da. kulluktan başka bir yolla yol bulamaz ona.O gencin adı ne (dedi).net 44. fakat sende ekmek var demeye koyulur. fakat hamamda oldukça ateşi gözünle görmene imkân yok. akılları. Ne düşünsen. pek büyük bağışlarda bulunuyormuş diye buysa bana da verir umusuna düşer de ondan faydalanmak için mutlaka oraya gider. bu anlayış. Kızışır. Ulu Tanrı. Yalnız. sizsiniz yoksullar. doğruyu eğriden ayırır. doğmamıştır da. kındadır. Tanrının nîmet verişi de bu kadar meşhur. ancak eseriyle görebilirsin." Bütün öğütleri önce kendine vermek gerek. bedenini kapladığın duyar. Seyfeddin ona derler ki din için savaşır. onlar da adamdı. alıştırmıştı onu. pek yakındır sana. O. bu kadarcık bir anlayış vardır onda. seninle. ben ne yapayım. pek istenir-dilenir birşeydir. nefistenmiş. devlet ıssıdır. yaşayış da canın eseriymiş. kuyruk sallıyor."Beni çağırın." Hiçbir kimse. Çabası. kuyrucağını sallamaya. dileseydi yol verirdi dememesi gerek. Dokuzu yol bulur. o düzenler. görünmez. yakarır. bilir ki hamamdaki ısı. on kişi. yaptığın her işte aklın. oğluna öğretmişti. bir eve gitmek ister. bunu bilmez. sen de adamsın. Şu halde Tanrıya karşı yoksulluk göster. gerçeği aslı olmayandan ayırdeder. garezsiz. ateşlenmiş. gece-gündüz. Seyfeddin (dediler). seni kabul etmiyorlar diye kendisiyle savaşmalı da seyfullah olmalı. kapıyı örtüyorlar yüzüme? İnsan. pek güzeldi. Fakat aklı hiç göremiyorsun. bunu bana Tanrı yaptırıyor. sana eş eden de o. pek yakın olduğundan göremezsin. hısımdan-akrabâdan münezzehtir.aklın ışığındanmış. Sen de kuyruk salla. "Tanrı zengindir. Tanrıdan iste derdi. Meselâ. Asker çekmişti." Tanrıya yol bulan kişiye. BÖLÜM." Semerkant'teydik. onun katında hiç kimsenin dileği yitmemiştir zâti. Çünkü bu. Ne şaşılacak şey ki.bir kişiden baht iste ki onun bahtı yâverdir. sana güvencim var. Kâinatın bütün parça-buçuklarının payı vardır nîmetinden. hiç revâ görmezsin bunu. bir yolla Tanrıya sövmektir. o bile toz-toprak içinde yatmaya. ancak kullukla olabilir. nefsin de. Hamamdan çıkar da ateşi gözüyle görürse anlar ki hamam da ateşle kızışmadadır. elin-ayağın. Tanrı dili kesilmeli. maksatlarına erdiler. dilleri. Hârezmşâh Semerkand'i kuşatmıştı. aklın. Öylesine güzeldi ki o şehirde eşi-benzeri yoktu. bu isteyiş hiç mi hiç yitmez. filân şehirde vergili bir adam varmış. eve girer. bir avuç toprağa. onun dileği böyle. tümden Tanrı içindir. icâbet edeceğim size. ne yaptın. önce kendi huylarını güzelliştirmesi gerek. ancak eseriyle görüyorsun. benden edepten dışarı ne meydana geldi diye ağlar. o kadar güzel olmakla beraber kimse ona bakmadı bile. gözün. Tanrıya kılıç çekmektir. elleriayakları vardı. Meselâ. sağ-esen kalır. kendisini kusurlu görmesi. içeri almazlar onu. İnsanın varlığı da büyük bir hamamdır. asıl aklı görmene imkân yok. benden daha bildik. Ateşin ısısının tesiriyle kızışmıştır amma ateşi göremez. herkeseher-şeye. Böylesine bir vergilinin karşısında yoksulluk göstermek. kuruntuyu var eden de odur. ne kursan seninle biledir o. hiç çabalamıyorsun. Denizin eteğini incilerle doldurur. erenler. Ona yakınlık. fakat o nedir. kendi-kendine düşünür. birisi hamama gider. dilerse kendi verir demeye râzı olmuyor. yalvarıyor. ekmeğim yok benim. yâni. Hamamın içinde nereye gitse ısı kendisiyle biledir. Mâdemki bahtın yok. Önce eserleriyle bildi.

bir kale dizdârı. a benim Tanrım. seni hoş bir hale getiriyor ya. Zâtına erişmesen de ulular ulusu Tanrıyı anışın tesirleri olur sana. hem de Zekeriyyâ'nın beli iki kat olduktan. çalışıp çabalamak başka. Tesâdüf bu ya. bir uğurdan ulaşırsan nur mu. dileğini Tanrıdan isterdi. onu müyesser et bana. avâm. Bunlara bak da bil ki bütün bunlar. sen müyesser et. Değirmen de kesin olarak suyla döner. o devleti Tanrı lûtfuyla buldular. rebap çalar-durursun. Çocuk. çünkü bu dünyanın halleridir bunlar. bu da avam içindir. daima sende olmasıdır. iyice arık bir hale geldikten sonra. içyüzü göremez. Mevlânâ Şemseddîn. Çünkü. boyuna an onu. hepsi de örtüldü-gitti. Tanrı evine adamış. ihsanda bulunurdu. Zekeriyyâ dedi ki: Yârabbi. Şu namaz. Tanrıya yalvar. ben teşvik etmeden seninle düşsün-kalksın. ona pek iltifat ederdi. namazda. evde yalnız kalmıştı birgün. bu akışın bereketinden içyüze yol bulur. Onun rahmetine son yok. bütün huylar. seni ben kabullendim. İnanmış. ne istiyorsam Ulu Tanrı gönderiyor dedi. göğe ulaşamasa da soluktan-soluğa yeryüzünden uzaklaşır. Meselâ bir kuş. senin keremin. göğe doğru uçmak ister. kim ona dayanır. onlara güvenmelerini sağlamak içindir. Tanrının lûtfu başkadır. yanıldım. hamdolsun Tanrıya ki bu durağa ulaştın dedi. Bana öylesine bir erkek evlât ver ki senin dostun olsun. Böylece yıllar geçti. onların sözlerine. biz onu görmediğimiz halde onun. can kuşuna güç-kuvvettir. Ondan sonra çocuğa istediğini verirlerdi. Zâti şu söylemek. avâmın. hergün. şu dönüşten başka. yavaş-yavaş için aydınlanır. Tanrıya güvenci de büsbütün arttı. Bununla beraber elini sürdükçe elin kokmada. O zamanın töresi şuydu: Herkes. hiçbir şeyden haberi olmayışın ta kendisidir bu. Meselâ sen rebap çalmadasın. ah der. Çünkü susuz sınamıştır kendini o. o vergi. Hani bir bey. Zekeriyyâ. sana ibâdette bulunsun. mal verirdi. birşey yazarken. O dileğe. kolkanat. o ihsanın kendisine ne hayrı dokunur. Amma bir uğurdan. Yahyâ'yı verdi ona. birşey okurken. padişaha karşı çıkmaktır. susmak. buna erenlere katılasın. Aralarında kavga çıktı. ona hiçbir iş buyurmamayı kurmuştu. öbür kuşlardan daha yücelerde uçar. Birşey istemiyor musun dediler. suya bir sopa atardı. gördüğünü bilir. Uykuda. Tanrı gücüne karşı bahanedir ancak. yok diyordum. meydan da var. hayır. bağışlamak. Babası. herkesin dileğini veriyorsun. secdede durman için konmamış ya. ne bir parlaklık verir ona o vergi. bizim hallerimizi. adam-akıllı doydu. şimdi değirmen. inanmayan kişinin aksine iyiden-iyiye inanır buna. üzerine almayı dilemedeydi.Semazen. Onu gördük mü dostları hatırlıyoruz. Çünkü onu anış. hem de kayıtsız hükmeden o. Soluktan-soluğa dileklerini Tanrıya bildir. cansal bir dönüş ver bana. içine el sığmıyor. Tanrıyı anış da böyledir işte. sızlan. herşeyde hükmeden. hak onun. Yedi. nu olur bu. Derken canı keşkek istedi. mescidin bir bucağına bıraktı. ben yetiştireceğim demedeydi. bütün dilekleri veren sensin. bense o. ihtiyarlamışken iyiden-iyiye hayız gördü. Evet dediler. halinin düzgün olması da bir töredir. kendisine bir parlaklık veremedi. Bu dönüş de vardır. Firavun da pek çalışırdı. öfkelenmek. geldi. kaledekilere ihsanda bulunur. Hangi yemeği getirirse mescidin bir bucağında o yemeği bulurdu. onun olurdu. kendisine mal ederdi onu. peygamberlik durağına çalışmayla ulaşmadılar. değirmenin dönüşünden başka birşey değil. 45. biliyorsun ki ben. onu yetiştirmek istedi. yemek. Zâti inanmayanın da birgün kulağını burarlar. ona isyan etmektir de bu yüzden ihsanda bulunur. Birgün Meryem'e. hiç ardını-arasını kesmezsin. kötü söyledim. onu anıştan pek büyük faydalar elde edersin. Gayb âleminden geldi. bu dönüşü kendinden bilirse bilgisizliğin. hokkanın ağzı da dar. bunların hepsi de hikâyeden başka birşey değil diyen. benim de bir dileğim var. meğer hep oymuş. kimin sopası suyun üstünde durursa o iş. Herşey ondan. bu yemeği nerden getiriyorsun dedi.Şeyh İbrâhim aziz bir derviş. ibâdetle geçmesi. yaşayışının itâatle. burnuna o güzelim koku geliyor. Meryem. hâsılı bütün hallerde Tanrıyı anıştan ayrılmamalısın ki "Onlar. Meselâ bir hokkada misk var. dünyadan kesilir-gidersin. Ulu Tanrı. maksat. BOLÜM . Meryem'e yemek getirirdi. miski çıkarmana imkân yok. gibi bütün haller. tam ulaşamazsan Tanrıyı anmakla azar-azar. Keşkek istedim. Anası da gençken kısırdı. namazlarını boyuna kılarlar" sırrına eresin. Ancak bu durağa ulaşan kişinin huyunun. o kişiye derler ki bu duvarın ardında birisinin bulunduğunu. herkes. Tanrı . Meryem'in anası. uyumak. Boyuna bizim Şeyh İbrâhim'imiz derdi. Meryem'i doğurunca onu. güvenirse dayancı-güvenci hiç yitmez. Fakat maksadı. Peygamberler. hayırlar yapar. görünüşe bakar. fakat herkes de bu işi. yemeğe ihtiyâcım oldu mu. anası geldiler. gebe kalıp doğurdu. Götürdü. o çaba. Babası. bir-bir bildiğini. hayrı yayar-dururdu amma Tanrı lûtfuna mazhar olmadığından o ibâdet. Peki. uyanıklıkta. görünüşe bakınca da bu yüzden. sende beliren halin. bütün gün kıyâmda. duvarın ardındayım. yedim dedi. rükûda. pişman olur. Zekeriyyâ'nın falı düz geldi. Zekeriyyâ. rahmetin bütün varlıklara genel olarak sunulmada de. çocuğu o yetiştirecek.net ağlar-sızlar.

kızdı da hepinizin ne işi var burada dedi.net lûtfetmemiş ona da denemez.Semazen. ağırlamadır. bir evin bucağında. okuyacak-öğrenecek kişinin bilgisizliğini istiyor demektir. nehyi de. ele-ayağa ne hâcet? Eli-ayağı. Fakat okutan. tatsız-tuzsuz bir şey olur. Tanrıyı ispat eden. bilinmeyeni istedim. Bir şey dilemek. Tanrının gizli bir lûtfu vardır ona da herhangi bir sebeple görünüşte reddetmiştir onu. diledim» demiştir. acıdan bağırır-çağırır amma herkes bilir ki döven de beyin buyruğuna uymuş. döven de. Çünkü Ulu Tanrı. BÖLÜM . Ancak onların kimisi biliyor bunu. Firavun gibi Nemrûd gibi. orda kabul etmiyorum diyen. Dense bile bu emir değildir. Acı sözleri. hatırından kederi gidermek içindir. ölümü kovmak için değildir bu. Böylesine birinin varlığını dileyiş de şerri dilemektir. îmanın da şartı budur. Tuz olan yerde ciğer yenebilir. gereklidir de. lûtfu da. Organlardan biri ağrısa öbürleri de derde uğrar. huy bakımından hoşlanmadığı şeyi yap demektir. herkes bir denize dalmıştır. Fakat ne olursa olsun. Firavun’un büyücüleri gibi elsiz-ayaksız olsan ne gam. Yâni bütün âlemi yarattım. yücelik. İnsana taş yeme. bir beden sayılırlar. Ulu Tanrı onları. Çünkü ancak bilgisiz okutulur. pek tatlı-tuzlu. bütün halk görsün. inkâr etmek olmazsa düşünülemez bile. Çünkü «Ben gizli bir defineyim. eli-ayağı ne diye düşünsün? Mâdem ki Tanrıya gidiyor. elbise de verir. Halktan gizli. Dediler ki: Kalabalık bir halde. canla taşınan yüke ne benzesin. zehir bile olsa içilir. saltanatını bildirebilsin. Çünkü birşeyi ispat etmek. olsaydı öğretmezdi. Tanrının bildirisini anlıyor. kimi kahırla. zindana da atar. hem de bu. o yandan bu yana gelmen için verdi sana. şeker ye denemez aç kişiye. şerri yapma demenin doğru olması için şerri yapmak isteyen birinin bulunması şarttır. dövülen de beyin buyruğunun yürüdüğünü gösterir. dövülen de. Hekim de buna . Dostluğun şartı. Hani yasta halk toplanır. kimi lûtufla. Göz görmeyi bırakır. birisine zulmetmek için değil. dost için kendini kavgalara atmaktır. onunla çekişen biri olmazsa neyi ispat eder ki? Onun söyleyeceği sözde ne zevk olur ki? Çünkü ispat. okuyanın bilgisizliğine râzı olamaz. A aç. fakat şerre râzı olmaz. gece-gündüz. halkın görebileceği bir yerde. dayanmada birbirimize yardımcı olalım. her ikisi de gerektir. gösterme var ya. ayaktan kalsan. Hepsi de ağrıyan organın katına toplanır. Emir. Bir mecliste. fakat hepsinden de maksat. İnsanın yapmak istediği şeye de yapma denir. bilsin diye bu darağacına çekmiştir. fakat eli yapana. birisine kahretmek istedi mi dünyada ona büyük bir mevki. yapmak istemediği şeye değil.» Dervişler. Demek ki bütün yaratıklar. «İnananlar. tümden reddedilmiş sayar. fakat halk görsün de ibret alsın. bir darağacına benzer. Bunun gibi şu dünya da Tanrıyı ispat meclisidir. kimi si de gaflette. feryât etmeye koyulsa her ikisi de. dil söylemeyi. bilinmeyi sevdim. Bu iki işten. Öylesine padişah değildir o ki bir tek muarrif. olabilir ya. yürüdüğü anlaşılsın diye yüce bir yerde astırır onu. O. İslâmın da. padişahın buyruğunun geçtiği. beni bilsinler dedim» buyuruyor. şerri de. Tanrı yok diyen de onu bildiriyor amma. edebe getirmelerini buyursa o adam da bağırmaya. kulak duymayı. Çünkü herkesin yüzü birşeyedir. görünüşü korumak için bu. 46. Tanrıyı bildirip durmada. birisini dövmelerini. pek yüce bir yerde astırır. bir bahse giren. dünya devleti de pek büyük. «Ben gizli bir defineydim. şeker gibi yenir. boyuna onu bildirmede. Tanrı. bir kişi gibidir. ulu bir padişahlık verir. onu târif edemez. bilmeyene öğretilir. o. Âlemin bütün zerreleri muarrif kesilse de onu övmeye kalkışsa hepsi de bunda kalır. Mevki. kendisini Tanrıya fedâ etti mi. beyin buyruğu görülüyor. hep birden gelişimiz. Bedenle taşınan yük. fakat ancak hayra râzı olur. kendini dostuna fedâ etmektir. Hayrı buyurmanın. kendimizi göstermek. emredilen kişinin. belâyı-kazâyı. yasa düşeni teselli etmek. Dövülen. Gümüş bedenli sevgilinin elinden. O mevki. Tanrıyı bildirme. pek yüce bir darağacıdır. o şeye gerekli olan şeyleri de dilemektir. inkâr karşısında güzeldir. tiken yeme denmesi doğru olamaz.Ulu Tanrı hayrı da irâde eder. göstermede. şuna benzer: Hani okutmak isteyen var ya. Hani bir bey. Gönül ehli. ayağı yaratan giderken elden çıksan. ancak görünüşe kapılanlar onu. Firavun'a Tanrının hiç lûtfu yok diyemez. helva ye. Dense bile buna nehiy denmez. Çünkü padişahın kahrıda vardır. «Zararı yok.» inanan. Zâti bütün darağaçları tahtadan değildir ki. ispat edenle inkâr eden olmadıkça bu meclisin zevki yoktur: her ikisi de Tanrıyı göstermededir bunların. olsaydı hayrı buyurmazdı. Padişah birisini astırsa onu. Pek tatlı tuzludur sevgili. bunlara eşit olanlar gibi hani. biz Rabbimize dönenleriz. Bu. Dostlar İğdişbaşı'nın katına gittiler. birbirimize dayanalım dedik. Hiç şüphe yok ki Ulu Tanrı emri de irâde eder. ortaya bir mesele atan. küçücük bir çiviye de astırabilir.

şuna benzer: Ana. şerrin bulunmasıyla mümkündür. imkân yoktur bunun. Birşeyi dilemek. Yahûdinin lâğmından pislikler. kalk. maksadı öç almak bile olsa şükürle maksadına ulaşmayı hızlaştırır. insanların hastalanmasını istiyor demektir. . Fakat insanların hastalanmasına râzı değildir. çamaşır suları. şu halde şerri gidermeyi istiyor demektir. ne diye bana haber vermediniz. Fakat aç kalmalarına da râzı değildir. Gülüşten maksat. çünkü parça-buçuk şerri görür o. nîmeti bağlamaktır. Babaysa çocuğun azarlanmasını. onu öldürüştür sanki. Ev halkı. o şeye gereken şeyleri de dilemektir. Derken ashâptan olan o zat öldü. çirkindir. hiçbir yüzden. BOLÜM . nasıl olursa olsun. Fakat isyâna da râzı değildirler. ayâline de Yahûdiye teşekkürler etmesini. Kumandanlar da. Tüm hayır için parça-buçuk şerri istemek. Yâni. pisliklerin aktığı delikleri görünce bunca zamandır olup-biteni anladı. olgun. padişah da onlara ihtiyâcı olmyacağından onları derleyip toplamaz. geçimi yoluna girsin diye insanların acıkmasını ister. Yahut da insan. teşekkürler ederdi. çünkü böyle olmasa erlikleri de meydana çıkmaz. Bir şey dilemek. Öylesine bir nefistir bu ki dünyada ki bütün serler de ona gerekli olan şeylerdir. ordu da böyle. şükredeni. kangren olan uzvun kesilmesi gibi hani. kazansın. râzı olsaydı ekmek satmazdı. Bütün bu sıfatlarla Tanrıyı gerçeklemeni diler mi. Mal olmadıkça doyurmanın da imkânı yoktur. şerri dilemez. diler. çünkü o. barışmamızı buyuruyor. Yap-yapmanm gereklisi de yaratılıştan şerre rağbet eden. râzı olsaydı onları tedâvi etmezdi. hekimlik yapmayı istedi mi. Kim. çocukların sidikleri. küfürden sonra mümkündür. Peygamber. seçmiştir onu. mal elde etmeyi buyurmaktır. düzene girmemizi. kim kullarda vardır. Böylece sekiz yıl geçti. uzlaşmamızı buyuruyor. «Tanrı bir kulu sevdi mi sınar. Fakat kötülüklere râzı olsaydı da ne yap derdi. Ölen zâtın karısına. azâbı da çetindir. yaratılıştan hayırdan nefret eden şu bencil nefistir. dövülmesini ister. Bu. yargılayıcı da olamaz. içteki şikâyeti azaltmaktır. Yahudi. iman için gerekli şeylerden.net benzer. bunların. inanmayı. Kendi nefsindeki şer işletecek huyları diler.Semazen. Şu kötü işleri dilemeseydi. bu bakımdan bu buyruk. 47. «Kısâsta sizin için yaşayış var?. bütün hayırları istese şerleri gidermek de hayırlardan bir hayırdır. Hikâye edilmiştir ya. birisine. dilemez mi? Elbette evet. o buyururdu teşekkür etmemizi. o şeye gerekli şeyleri de dilemektir. çocuğu azarlamak. kötülükten başka bir şey için dilenir. pek nâdim oldu. Evdeki pislikleri. namaz kıl derse kesin olarak ona abdest almayı. bu huyların kendisinde bulunabilmesi için nefsinde kötülüğün. Tanrıya. şer yaptıran huyların da bulunması gerektir. çünkü şükretmek panzehirdir. o zâtın evine akardı. Ulu Tanrı bağışlar. Sonra şunu da söyleyelim: İnsan. (*) Bu fasıl arapçadır. fakat hayır için dilemek çirkin değildir. düşmansa o diyor. ne diye boyuna bana teşekkür edip durdunuz dedi. yoksulları doyurun» dedi. Böylece bize de bağışlamamızı. İnsan da o kötülükleri diler amma onlara râzı olmaz. şükrederse de akrânı arasında seçkin bir hale getirir onu. yâni insan bir şey dilesin de o şeye gerekli olan şeyleri dilemesin. Böyle olduğu halde o. Esenlik ona. râzı olsalardı karşı durmazlar. Kimi kullar vardır. inancı ister dersek. nefse uymayı istemeseydi bunlara gerekli olan yapmayı da istemezdi insan. Çünkü bunları nefsinden gidermeye çalışır-durur. cefâya şükreder. Akıllı. «Ben çok güle-güle öldüren kişiyim» dedi. düşmanlar başkaldırsınlar derler. bunların hepsi de namaz için gerekli şeylerdir(*). İnsan da böyledir. savaşmazlardı. yarlıgar. Ulu Tanrının yapısını yıkmak şerdir. bunların herbiri de hayırlıdır. Hâsılı şerri. Demek ki küfür. öylesine bir kişidir o ki Tanrı. Ulu Tanrı. şikâyet yerine şükretmektir. padişaha olan sevgileri de. işi belli etmemesini buyururdu. kötü bir şey olamaz. Ekmekçi de böyle. şer olduğu için dilemek. Yahûdiye. Tanrı Elçisi'nin ashâbından birinin evinin üst katında otururdu. buyurdu. Lûtfu yüzünden şükrederler Tanrıya. belâlara uğratır. İyi amma şerri gidermek. onlara ilâç vermezdi. kahrı lûtfa döndürür. itâatte bulananı. buna karşılık halkı öldürmeden korumak. dövmez istemez. değil mi? Suçlar olmasa bağışlayıcı. tüm şerre râzı olarak parça-buçuk şer dileğinden vazgeçmek kötüdür. Buna imkân yoktur. fakat yarı-buçuk şerdir. çünkü ap açık şikâyetlenmek. padişahlarına aykırı biri olsun. Şükür sesini duydun mu nîmetin çoğalmasına hazırlan. çünkü tüm şerri görür. mal elde etmeyi buyurdu. Hâsılı kötülük. çekineni sever.» Sabrederse onu seçer. bir Yahûdi vardı. çünkü hekimliğini göstermesi ancak insanların hastalanmasıyla mümkündür. çünkü «Allah yoluna harcayın. râzıdır buna. tüm hayırdır. o kişiye derler ki gizli-açık. buyruğun. cefâ eden gülüşüm. su bulmayı buyurmuştur. bir yüzden de dilemediğini biliyor. Demek ki o bir yüzden şerri istediğini.Şükretmek avlanmaktır. düşmanlık olmadıkça faydası olmaz ki. inanmak. kahrı yüzünden şükrederler. ev halkına başsağlığı vermek için sahâbeden bulunan zâtın katına indi. Sadr-al İslâm buna benzer şu sözleri söylemiştir: Gerçekten de Tanrı bize kazanmayı. ne yapma.

bu iş şeyhe hoş gelmez. Bu fasıl. Onun. çiy et yemeye benzer. ayıptan. yere batmaktır. derken onu kusar. (Birisi. a Abû-Yezîd dedi. o bozuk sanıdan kurtarmak için hikmetinden. işte bu da. yaptıklarına şükürde bulunur. O mürit de zaman geçecek. Biz de her solukta. Müslüman oldu (1).net teşekkürden vazgeçmememiz için bizi korkuturdu dediler. gizli âlemden bir sille yemedeyiz. bu rızklar. İmamın ensesine bir sille asketti. onları. kötülüklere uğrattık. Hamdle şükür arasında ki fark şudur. Aşkın. kusmasaydı o yemek. o ham umut. Bir nimete şükredersin de meselâ. BÖLÜM . Neye yöneliyorsak bir silleyle ondan uzaklaştırıyor bizi. gene öyle yapıyor. ekşimesi yüzünden kusuldu-gitti. vazgeçsinler diye onları iyiliklere. küfürde. Tanrıya şirk koşmadan korursa Tanrı da onun canını şirkten korur. burayadek arapçadır. Sebebi göreni müşrik saydı Tanrı da sütü içtikten sonra zarar veren benim. bu mürit. buna dayanır. insan çalgıyla nasıl içtikçe içerse İyileri anış da iyiliğini arttırır insanın (2). Şeyh buyurdu ki: Şükre engel olan. Çalgı. Zaran veren bir şey yediğini anlayınca kusması gerek. insanın parça-buçuğu olacaktı. onu şükretmemeye uğratmıştır ki o tek sayrılık.» Yere batmaktan maksat. nimet memesini emmektir. Hani Abû-Yezîd gibi. hoca talebeyi falakaya yıkar. Bu beyit farsçadır. Şükretmek. şükretmeye engel olan ne diye sordu. şükre göre daha geneldir. «Bedevî Araplar. 3. Ekşimeseydi. gücü yettiği halde suçluyu bağışlıyanı över (3). O yemek. dünya ehline katılmaktır. insanı şükretmekten alıkor. elbette bir hastalık belirtir. Yahûdi imana geldi. onu gönlünden çıkarır atar. imama. dosttan ayrılıştan kolaydır. Hani birisi bir yemek yer. âleme bir tellâldır. insanı nasıl şaraba düşürürse. Şimdi. bir kötü hareketi yüzünden şeyhin gönlünden çıktı-gitti. fayda veren de. * Buraya kadar farsça. Tanrının katında çoktur. Ulu Tanrı. Dayanamayacağımız şey. uzak kalmaktır denmiş. Hoca talebesine meyve yeme der. sana şirk koşmadım ben. kendinde ki ayıptan. kendindeki kusurdan da haberi yoktu. şükre engel oldu. Talebe yer. fakat sütü bir suç. çok isteğe bağlamıştı onu. gizli âlemden gelir.Semazen. süt içtiğin gece yok mu? Hani bir gece süt içmiştin de süt bana dokundu demiştin. Gönlüne koyduğundan daha azını elde etmesi. Arap beylerinden biri de namazdaydı. «Bedenin eklerini kesmek. İmam. O Arap. verdiği zararı da hocanın azarı haline kodum. Meme dolu olsa bile emmezsen süt gelmez. filânın güzelliğine. yüz sayrılık olmasın(*). hizmet eder. 2. 48. meydana gelir. kusurdan da haberi yoktu. Derken Tanrı korusun. Hâsılı ham umut gütmek. pişmemiş ekmek yemeye. «Dönsünler. Kim dilini. dünyaya dalmak. Az. O da yârabbi demişti. onu kusturmak. münâfıklıkta pek çetindir" âyetini okudu. Uzak düşmekten maksat da erenlerin gönüllerinden uzak düşmektir. yiğitliğine şükrettin diyemezsin. Elde ettiğinden daha çoğunu ummuştu. öbür rik'atte «Araplardan Tanrıya. Ulu tanrı. ham umut beslemedir. kusurdan uzak gördüğü kişideki ayıptan. Bu cümleler gene arapçadır. o sebeplerle örtülür. Tanrının ortakları gibi görünen sebepleri görür."Yâni. adamın yedikten sonra kustuğu yemeğe döner. ondan sonra sonadek arapçadır. 1. gözleri. ummadıkları yerlerden rızklandırdık. ondan bir iştir. Gene bir başka şeye yöneliyoruz. Bu yüzdendir ki Tanrı. insanın parça-buçuğu olacaktı. ham meyve yemeye. âhiret gününe inanan» âyetini okudu. iyi kullarını Kur'ân'da anar. yediği yemek midesinde ekşir. peygamberlerini. saldı da . meyve yedim de tabanlarıma zarar verdi dersen bu söz doğru olmaz.Birisi imamlık ediyordu.) şükretmemenin sebebi nedir. sille ıslah etti seni dedi. İnsanın. oysa ki zarar veren de benim. şeyh olacaktı. Şimdi mürit de şeyhin gönlüne girmek için yaltaklanır. hamd.

Peygamberler. görünür. kardeşinin yüzünü onunla görür. huyum değildir benim. Böyle değilse bu haberi kim getirdi? Oysa ki her solukta bu haber tazelenmede. Bir yeldir. oğlunun güzelliğini. Onların peşinde koşmak beni zahmetlere sokar. gene susuzsun. hattâ bu imreniş. bulur beni. oynarlar. çünkü yiyeceğini. peygamberlerledir. tıpkı buna benzer. tıpkı onun gibi. Rızkım. arar. gelir bana. otursam da gelir. onu sevmez. her solukta daha da fazla parlak. Gerçekten de gümüş olsun. akılsız. Şunu şöyle bil ki ister meze ye. ona imrenmez? Hiçbir erkek var mıdır ki güzel bir kadına gönlü akmasın? Kadın da böyledir. Gül olmadıkça gül kokusu gelmez. Tut ki rüyâda bir şey istemiş de vermişler ona. âşıklara bir örnek olmuş. O aldırış etmezlik yelinde o gönüller. ad-san da. Gönüller.» demiş. oturup din işine girişmektir. rızkın yolunu-yordamını bilmişim. bir fayda vermez sana. isteğin tadını. O oturmadan maksat. bütün tadı-tuzu onda bulur. yaşayışlarını o yanışta. misk olmazsa misk kokusu duyulmaz. horlanmadan gelir. «Dünya. tertemiz erlerle. fakat uykunun sonu uyanmaktır: rüyâda yediği şeyden hiçbir fayda yoktur ona. boşuna kendimi yormak huyum değil. Oturmuş bile olsa dünya için oturan. ikisi de daha çocukken bir mektepteydiler. onun aşkıdır. koşuyor sayılır. Beni kendisine çekmezse o kalkar. beni ananlayım. bir şey dilemek de birisinin rüyâda bir şey istemesidir sanki. İyice bildim ki israf. beni kendisine çeker. Bu sözden maksat şudur: Din işine uğraş da dünya. Uyandın mı uykudan. Onunla düşüp-kalkan Tanrı olmasaydı. Hangi güzel vardır ki insan. Gerçekten de ben. Peygamber demiştir ki: «Kim. Dayanır da yerimde oturursam zahmetsizce. belden aşağı istekler olsun. dertlerini bir dert yaparsa Tanrı. hani ben de onu çekemezsem kalkar. gönlünde Tanrıyı özleyiş bulunmazdı. susuz. oturmuş sayılır koşan. Tanrıyla düşerkalkar. ona giderim ya.» Kimin on derdi olsa din derdine düştü mü. yanıp kül olan gönüllerden ne bir ses duyarsın. Esenlik ona. Mecnûn. Gece bitti-gitti de sözümüzün sonu gelmedi. Uykudasın da su içiyor görüyorsun kendini. giyecek olsun. çünkü o rızk da beni ister. bana gelir. Koşsa bile mâdem ki din işine koşuyor. rızkım neyse. Ona verirler. hani Zeyd'in. anasının. Şu halde dünya hâcetlerinden. yorar. Nitekim peygamberlerin ömür gecesi geçti-gitti amma sözlerinde ki ışık geçmedi. Mecnûn bu sözü duyunca bu adamlar dedi.» . «Nimet. onun öteki dertlerini de giderir. gerçeklerle. o çalışmadan düzeltir-gider. uyuyanın gördüğü rüyâya benzer. ekmek de onlara sunuldu. senin ardından koşsun. Çünkü «Ben. «Tanrının nimetlendirdiği kişiler. yiyecek-içecek olsun. ağzının tadını onda bulur. Bu sözün sonu yoktur. Ulu Tanrı o dokuz derdi. Sonu olsaydı başka sözlere benzerdi. Fakat otursam da o. dünya ve dünyada nîmetler elde etmek. geçmezde-bitmez de. öyle savruluşta görmeselerdi nasıl olurdu da ona bu kadar özenirlerdi? Dünya isteklerinin ateşine düşüp yanan.» Birisi rüyâda bir şey yer ya. nâra atarlar.» Hattâ sözün de yeri mi? O kişi. babasının. ne onlarda bir parlaklık görürsün. Onu elde etmeye çalışıp yorulmadayım. bitmedi. Uykuda içilen su. Tanrı rızâsını kazanma derdine düşmüşlerdi ya. horlar. şehitlerle. Boş yere habire koşmak huyum değil. kebap ye. Kim Tanrı râzılığını dilerse bu dünyada da peygamberlere düşer-kalkar. Derken hepsini de yaktı-kül etti. Mecnûn için dediler ki: Leylâ'yı seviyorsa şaşılmaz buna. Amr'in nahivde örnek oluşu gibi. nasip ne kadarsa o kadardır. nasıl olsa gelip bulacaktır beni. öbür dünyada da. Bu dünyanın gecesi geçer-gider de bu sözün ışığı. yorulmam da hem.net Gönülleri dertlere-belâlara uğrattı. estirdi. ister arı-duru şarap iç.Semazen. aldırış etmezlik yeliyle hepsini savurdu-gitti. beni bulur.

yâni esinlik sana ve senin cinsinden olan herkese. Tanrının temiz kullarına da» demezdi. bulamazsın o şehirde. bu bilgiler. Nitekim Tanrı rahmet etsin. ister uyusun. O varlıkta binlerce hüner olsa da o anlam olmasa o şehrin yıkılması daha yeğ. fakat ölümsüz olan o anlam. bana ne armağan getirdin dedi. denizin suyunu tas-tas ölçmeye.» Öylesine şehirler ki dilediğini bulursun o şehirlerde. İnsan. insanı iştaha getiren. timsahlardan. nar çiçeği ancak budur demek mi? Hayır. bana verdiğin selâm. Nolurdu. içyüzdeki oyalanmasına engel olamaz. daha da binlerce âşinâlık elde ediyor. mal-mülk ıssı. bunları hep elde eder insan da ölümünden sonra neler zuhûr eder ondan. Nice kişi de vardır. fakat anasının bundan haberi bile yoktur. (Mevlânâ) buyurdu ki: Onu sâdece sözle bilmek mümkün olsaydı bunca çalışmaya. uygunluk. mizâcından. «Gerçekten de Tanrı. tuzlu bir sudan. doldurup dökmeye benzer.Semazen. Hani bu. ister uzlaşsın. güzel birçok kişi vardır. O adam. kendisinin aldığı o abdest değildi. çevik. ister savaşsın. ne yaprak. İnci nerde der. görünüşü yıkık. insana âit halleri. o vakit. gerçekten de pek zâlim oldu.) biz. bu yüzden sana bir ayna getirdim. yol bulamazsa o üstünlükten hiçbir fayda elde edemez. fakat ölümsüz olarak kalacak olan o anlam yoktur onlarda. âşinâlıklar elde ederse ne diye şaşılsın buna. derse Tanrıya karşı koymuş olurdu. balıklardan başka bir şey görmez. ancak akıllı birini aradın mı. pek bilgisiz oldu o. öylesine bir anlamdır ki insan onunla yücelmiştir. «Bize de. benim cinsimden olan temiz kullara da olsun demezdi.(Birisi. özellikleri vardır. Fakat o anlam olsa da görünüşte bir süspüs olmasa hiçbir korku yok. Çünkü esenlik yalnız onayken o. neler. bunun tersi olsaydı. timsahların arslanların. bu bezentiler aynanın arkasına tutulan mücevherlerdir. nedir anlamı? Yâni. insanla eşlik. Kaplanların. İnsan da o sırra gebedir. vardır o kişide. ağacın köküne benzer. Yüzü çirkin kişi. Bir dalgıç gerek ki inciye yol bulsun. özendiren şeylerden çeşit-çeşit bezentilerden ne dilersen bulursun orda. Mustafâ. fedâ etmezdi. fakat acı. yaptığınız işlere değil. ne güzel lâf eder. O anlam. Hani gebe kadın. esenlik versin. tıpkı nar çiçeği derler. Aynanın yüzüne bakmaya. çünkü aynanın yüzü. çeşit çeşit çabalamalara ihtiyaç kalmazdı zâti. Mesalâ. karnında büyür-durur. ancak bu abdestle doğru olur. güzel mi. taşıdığı o sırdan dostluklar. «O emâneti insana yükledik. sizin şekillerinize. kendi üstünlüğünü elde eder. Tek o abdest olsaydı hiç kimsenin namazı doğru olmazdı.net 49. onunla başka yaratıklardan üstündür. çünkü aynanın yüzü gammazdır. İnciyi bulmanınsa bir başka yolu vardır. kendi yüzünü görürsün dedi. maksat budur. Hem de her dalgıç değil. herşey var. ısılığından. her solukta ona bakar. bana da olsun. Görünüşte ki işi-gücü. Oysa ki maksat. Hünerlerle bezenmiş. görünüşte ne güzelliği var. bu çiçek de nar çiçeği cinsinden demektir. duygulara sâhip olur. Bir iki dalı kırılsa kök sağlamsa gene biter. yavrusu. neye ihtiyâcın var senin? Senden daha güzel kimse yok. dallarda. öğrendik. gizlidir kök amma eseri. ne yerinde söz söylemeyi bilir. o çeşit abdest almayanın namazının doğru olmadığını bildirmekti. tutup da temiz kulları da bu esenliğe katmaz. huyundan. abdest alırken «Namaz. O şehir insanın varlığıdır. çünkü namazın doğru olmasının şartı. güzel bir yüz gerek. soğukluğundan kıl kadar bir şey kalmadı ki bilmiyelim. o anlama yol bulursa. Bir şehir ki orda güzel yüzlülerden. başka yaratıkların da hünerleri vardır. insan. ancak ulu kişiler yok. Yok yok. BÖLÜM . Mustafâ'nın aldığı o abdest olurdu. güç-kuvvet kazanır. ne halde olursa olsun. yüzlerce canla aynanın yüzünü ister. gönüllerinize bakar. aynanın yüzünün haberi bile yoktur onlardan. ister yesin-içsin. Mısır Yûsuf’unun bir dostu vardı. fakat onlarda o anlam yoktur. Ulu Tanrı. bahtı yâver bir dalgıç gerek. budaklarda görünür. Şimdi yüz bin kere denizin suyunu tas-tas ölçüp biçse gene de inciyi bulamaz. ter-temiz. sende olmayan nedir ki. Ulu Tanrının maksadı bu olmasaydı Mustafâ. Nedir ki Ulu Tanrıda olmasın. Yolculuktan geldi. Maksat. Yüzü güzel olan. hiç kimse de kendisini zahmetlere sokmaz. fakat kök çürükse ne dal kalır. ancak ondan kalacak olan nedir? Onu bilemedik dedi. ne halde olursa olsun. bir-bir bildik.» Fakat Ulu Tanrı onu zulümde. onunla ululanmıştır. onun yüzünü gösterir. birisi denize varır. Yûsuf. «Esenlik sana ey Peygamber» buyurdu. tatlardan. bilgisizlikte bırakmaz. Bu hünerler. içi Tanrıyla oyalanır-durur. çünkü sır. Gerçekten de inci yok mudur? Vardır amma yalnız denizi görmekle inci görülmez ki. . İnsan bedeninde taşınan yavru. boyuna mâmur gerek: İnsan.» buyurdu. neye ihtiyâcı var onun? Ulu Tanrı tapısına aydın bir gönül götürmek gerek ki o gönülde kendini görsün insan. o. Bütün bu hünerler. gördüğünü söyler. aynanın arkasını ister. Sırrın mâmur olması gerek.

ne hiçbir şeyde buna kesin bir delil yok bize. Gönlünde gizlediğin iyi-kötü.» Nefis de önce kulluk dâvâsına kalkışırsa sınamadan kabul etme kulluğunu. insanlık huyudur. yoksa gözünü açmışsın. neden inanca bir delil. bir şehirliye konuk oldu. bozulmuş mu. ne yapayım ben şimdi? Köylü helvayı tattı ya. gönlünü çaldı onun. havucun tadı gözümden düştü. Bulduğunu arayıp isteyiş. «Odur isteyen. insanın aklına sığmaz. duyacak burun gerek. ermeyen mi? Bu sözü eren söylediyse. şu halde bu lûtuf. can burnu kimde varsa o duyar. Sonunda pişman olmamak için dostu sınamak gerek. o zaman Tanrı isteğiyle isteyen bir hâle gelirsin. fakat bunu. Her zaman helva da bulamam. kerâmetlere gelince keşişlerde de var.» Ulu Tanrının sözüdür gene: «Bir hortum gibi büyüyen burnuna yakında bir damga vuracağız. yaprağından izi görünür onun. kaplar seni. büyü yoluyla pek çok şaşılacak şeyler gösteriyorlar. (Mevlânâ) buyurdu ki: Bu sözü eren mi söyledi. bulmadığını elde etmek içindir. değil mi? Bu sınamadan sonra yüze vururlar. Çünkü insanın arayışı. herşeyi bulmuştur. Fakat bu dost başka. çünkü söz. İnsanın araması. Tanrı. Çünkü Ulu Tanrı. onu görmüşsün de ona mı sarılmışsın? Hâşâ dedi o adam. insan bunu düşünemez bile. Fakat böylece de maksattan uzaksın sen. mâdem ki her erenin inancı böyledir. maksadına erdiği halde arayıp istemesi. bu inanç. Abdest alınacak suyu önce burna götürürler. kokusu bozulmuştur. gece-gündüz onu arış-tırır-durur. bir iz-bir eser yok diyorsun da bir-birini tutmaz sözler söylüyorsun? Birisi dedi ki: Her eren. Tanrının isteği kavrar. dışında da gösterir onu. aramadıkça bulamazsın. elimde bulunandan gönlüm soğudu. Kimi vakit selâm verirler. bu. inançım da var. âşıkım da. şaşılacak birşeydir.çeşit arayış. öğrenilmiş olabilir. yok mu? Eyvallâh dedi. her büyük.» Bulandır. İsteğin. Bulan ona derler ki herşeyi bulmuştur. Bu sözü eren . Tanrının arayıp istemesidir. Fakat bulduğunu. kendisine böyle inanır diyor.» dediği gibi isteyendir de. sen. ne varsa Ulu Tanrı. yalnız görmekle yetinmezler. tadarlar. şimdi helvayı tattım. bir ize dayanıyor mu. ne kerâmetlerde.» Tutalım. Sonra da a şehirli dedi. Olabilir ki rengi su rengidir de tadı. Bu çeşit şeyleri saydı-döktü. Birisi dedi ki: Tanrı ereni. selâmlarından duman kokusu gelir. sonra ağza alırlar. Tanrıyla olan yakınlığım derecesinde hiç kimse Tanrıya yakın olamaz. delilsiz. (Mevlânâ) buyurdu ki: Peki. Tanrı isteğinde yok oldu mu. (Mevlânâ) buyurdu ki: Senin birisine inancın var mı. yüceler yücesidir. Tanrıya ulaşmış kimdir? Ne sözde. artık şehre kapılır. şudur. Kimi vakit de selâm verirler. iştahla yedi. çünkü şehirli. abdest alırlar o suyla. İşte. Bu. suyu bir sınamadır. bulmadığı şeyi arar insan. onlar da gönüllerden geçenleri biliyorlar. Ağacın kökü ne yerse dalından. BÖLÜM Herşeyi. Bu sözden maksat şudur öyleyse: A insan. onların selâmından misk kokusu gelir. (Mevlânâ) buyurdu ki: O adam hakkındaki inancın bir delile. koklarlar. «Ol der. Şehirli ona helva getirdi. olur. Bununla beraber Tanrı. bunu bulmadan arayamazsın. fakat betini-benzini ne yapacaksın? 50. izsiz-esersiz değil. bu isteklere düşüş. şu sonradan meydana gelen isteklere düşmüşsün ya. bana ettiği lûtfü kimseye etmemiştir sanısındadır. ben gece-gündüz havuç yemeye alışmıştım. ne işte.Semazen. gelir. Köylü. Tanrı töresidir bu: «Önce nefsinden başla. odur üst olan. «Yüzlerinde secde izi var. herşey onun kudretindedir. her eren. çâresiz o da gönlün peşine düşer. gönlündekini herkes anlamıyor.net Bir köylü şehre geldi. kendisine mahsus değilmiş.

O kişi. a birşeye aldırmaz edepsiz. Sen Tanrılık dâvâsı güdüyorsan onun tersini yap. kıyıya geldi. Fakat insanın. Pek öfkelendi. âdeta diriltirim onu. bu şaraptan içip esriyen. rahim doğusunda batır dedi. Esenlik ona. çünkü Ulu Tanrı bu sırrı bütün erenlerden gizlemiş olduğu halde ondan gizlememiştir. bunu bilelim. Bayram günü ona bindi. kendisinden haberi yok. Bir sarhoş da evinde oturuyordu. ne haddin var ki öyle bir lâf söylüyorsun dedi. o yüzüğün tıpkısı on yüzük yapılmasını buyurdu. seyre daldı. alçalıp hor-hakıyr olmasını istemiyorsa nasıl oluyor da alçalıyor. kendi dileğinin peşine düşmüştür. Nemrûd'a dedi ki: Benim Tanrım ölüyü diriltir. onun içine yeni-yeni şeyler gönderiyor. kendisini bu hale sokuyorsa âşık değildir o. hoşluğun aynasıdır. O sırada damda sarhoş bir adamcağız duruyordu. ne yaptım. yahut başka bir câriye söylemiştir. Hayır. Ertesi gün. birine bir mevki veririm. Adam gelince. Padişah. ana karnında ki çocuğu rahim doğusundan doğdurur. şeyhin. «Herşey. Adam. Kendi cinsinden olmayanlara katılmak. sevgili nasıl isterse öyle olur-gider. adamı getirmelerini buyurdu. zindandan çıkardı. Birisi dedi ki: Aşığın alçalması. cansızdır. Ben asıl böyle pek az görülür şeye şaşarım işte. Halayıkçağızlar. atın üstünde padişahı görünce bu at neye yarar bence dedi. bizim cinsimize katılır. bu sözün onunla bir ilgisi yok. Her câriyeciğe bir yüzük verdi. Sultan Mahmud'a bir denizaygırı getirmişlerdi. zıddıyla belirir. bu sözü o on câriyecikten başkası söylediyse.Semazen. ne suçum var. o sözü ben söylemedim ki. bu yanlıştır. Demek ki bu da aynı söz. denizaygırını seyret diye zorla dama çıkarmak istediler.net söylemediyse gerçekte eren odur. Padişah geçerken sarhoş. Sevgilinin dileğine uymuşsa sevgili de onun bu hale gelmesini. sen de gel. nasıl oluyor da canlıyı yiyor? Zahir ehli derler ki: İnsan hayvan eti yer ya. Maksadı. Bu sözü. İbrâhim. O sözü söyledi-gitti. müridini neliksiz-niteliksiz yiyip bitirmesidir. Çâresiz kaldı. Padişah ona elbise verdi. Çünkü yabancılarla görüşüp konuşmak. belli değildir. Nemrûd. İsâ buyurmuştur ki: Şaşarım canlıya. kiminle oturursa otursun. . Yok. Bütün halk görmek için damlara çıktı. hor bir hale gelmesi. hangi toplulukta konuşursa konuşsun. örnek getirdi de dedi ki: Bir padişahın on tane halayıcığı vardı. bizim içimizden en çok kimi seviyor padişah dediler. yaptılar. sevgilisi odur. (Mevlânâ) buyurdu ki: Âşığın sevgilisi böyle olmasını istiyor mu. gerçekte bizimle oturur. görünüşte öbür sözüne aykırı değil mi? (Mevlânâ) buyurdu ki: Hâşâ. âlemin padişahı buyursun da ben de bileyim diye suçunu sordu. batıdan batırır. Bize sarılan. O câriyeciklerden biri söylediyse o yüzüğün kendisine mahsus olmadığını. diriyi de öldürür. dama çıktı. Soru hâlâ yerinde. istemiyorum. Bu çeşit vasıfları sayıp dökmeye koyuldu. kendisini tanımıyor insan. oysa canlı değildir. birini mevkiinden azlederim. bir başka delile sarıldı. yâni mezar batısından doğdur. ikinci üçüncüye benzemiyor. o sözü nasıl söyledin. padişaha birini yolladı. Neden mi? Çünkü insan et yer. bu söz cevap değil. âşığın ahvali nasıl olacak. kendi cinsinden olanlara katar insanı. Ben kendi halimle oyalanmadayım. hor-hakıyr oluyor? Anlaşıldı ya. maksat bu. şu halde kendisinin bir üstünlüğü yoktur. bizim olan. Hayvan kesildi mi. Tanrı hası odur. (Mevlânâ) buyurdu ki. Fakat adam-akıllı da sarhoştu. ben de yaparım bunu dedi. sen. şu yüzük dedi. öldürmüş olurum onu. Şimdi ben o adam değilim. benim olsaydı çalgıcı çalıp söylerken hemen ona bağışlayıverirdim. sevgiliyle sohbet etmedeki güzelliğin. başka bir örnekle aynı sözdü zâti. yarın kimin evinde bulunursa en çok sevdiğim odur. Aradan bir hafta geçince adam. Bu sözü duyunca İbrâhim. kendi cinsinden olanları sevdirir. bunun tersini yap. ya o on câriyecikten biri söylemiştir. hayvanlığı kalmaz ki. Ulu Tanrı. görme sevdâsında değilim dedi amma zora da dayanamadı. pek hoştu. Yâni. bu söz. Dedi ki: Tanrım güneşi doğudan doğdurur. Ona da hadi. cevap veremedi. Bu söz. Pek güzeldi. Tutup hapsetmelerini buyurdu. ey âlemin padişahı dedi. daha sevgili değildir. öylesine ki ilki ikinciye benzemiyor. herşeye dayanması gerek. Padişah bu sözü duydu. o sözü bıraktı. Birisi sordu da dedi ki: Esenlik ona. Ulu Tanrı insanı her solukta yeniden yaratıyor. bu da İbrâhim'in getirdiği ilk delilden başka bir şey değil. Padişah. nereye giderse gitsin. mezar batısında da batırır. çünkü ikisi de canlı. öğrenelim. padişahın asıl has kırnağı(*) odur. İbrâhim. her câriyecikte ona benzer bir yüzük olduğunu biliyor demektir. onun deliline cevap vermeden âciz değildi. aklı-fikri başında bir adamım ben. istemiyor mi? Sevgili istemiyor da o. oturdu.

o anlamı görmezsin amma görmeyi istersin. (Mevlânâ) buyurdu ki: Eğer sadece sözle bilinseydi varlığı yok etmeye. heyecan verir sana. çetin bir depremle sarsılınca» âyetleri de ona işârettir. çünkü düşmanlık dünyasından kaçarlar da dostluk dünyasına ulaşırlar. esenleşmesi beşiktedir hani. kendini yok etti-gitti. Dostluk.. sen tatlılığı ne bilirsin. o âleme düşman kesilir. sözle anlaşılmaz o. Dostluk. yoksa istersen. önceden bulunduğu ikilik âlemi. Kâ'be'yi göremez. gene göremiyorum der. Kâ'be yok der. duyulan şeyler âlemine karşı daha geniştir. kımıldıyor. Odur Tanrı dersen gene ikilik çıkar bu sözden. yâni ben yok oldum. Dostluk. dama çıkıyorum. Çünkü bütün düşünülen şeyler. Hani birisi. Evet dama çıkar. çünkü durduğu. Yâni o vardır ancak. Sözle elde edilebilseydi bunca çalışmaya. o vakit anlar. Nitekim kışın canla-başla kürk istersin. kendini yok etmeye ihtiyaç kalmazdı. derken Kâ'be yok der.Şu beytin tefsîrini istediler: Fakat sevgi son dereceye vardı mı. Buyurdu ki: Düşmanlık dünyası. çünkü sen sıcağa âşıktın. tüm birlik o âlem. Fakat çarmıhtan kurtulunca ne azap içindeymiş. şimdi. (*) Câriye anlamına gelen kırnak sözü. şekere ümmî adını takmıştı. «Gök yarılıp çatlayınca» : «Yeryüzü. çünkü ondan başka bir varlık kalmamıştı. hayalden doğar. Hani Mansûr. Söz şuna benzer: Uzaktan bir şey görürsün. Oraya ikilik sığmaz çünkü. Birisi dedi ki: Bunca bilgiler belledim. Şimdi başka meyveler. Seni istekli bir hale getirir. İnsan oraya varır da ikilikten çıkar ya. kürke muhtaçtın. Ben Tanrıyım dedi. ikiliğe sebep olur. Tanrının sözüydü. sadece bununla olmaz ki. Mansûr yok olmuştu. bir türlü ona yol bulamadım. Meselâ. Koşar. hareket ediyor. biz bu tatlı hale gelinceyedek ne acılar çektik. Dostluğun da ötesindedir. olduğu yerden Kâ'be görülmez ki. o âlemin genişliğini görmen.. İnsanın sözü de iç âlemde böyledir işte. kürkü kaldırdın-attın. O şeyi elde etmek için bir heyecan verir sana. bir Kâ'be var. îmanın da.net meydana çıkar. Çocukken ellerini bağlarlar. bu ikiliktir. bir türlü bunu bilemedim. çünkü ben olmadıkça o'nun olmasına imkân yoktur. düşmanlık. Çocukların büyümesi. boynunu uzatır.» Tanrı râzı olsun Abû-Bekr-i Sıddıyk. şimdi göçtüğü bu âleme göre aşağıdır. Tanrı kaldı ancak. kışın. 51. düşmanlıktan da. kulluğun sonudur. dostluk âlemi. ikiliğe sebep oluyor ya. onu görürsün. Sözle bu kadar anlaşılır. Fakat kımıldayışını görmekle onu görmüş olmazsın. sözle elde edilemez. birisini çarmıha gerseler sanır ki o halde hoştur o.Semazen. O âlemse küfrün de ötesindedir. öylesine bir gün de gerek ki şu parça-buçukların ayrılışında ki tadı da duyman. acılık zahmetini çekmedin ki diye şekere karşı övünürler. baştan-başa düşmanlık olur. ululanmak. İnsan oraya vardı mı. Kâ'be'yi göremiyorum. ısınmak içinmiş. bunca zahmetler çekmeye ihtiyaç kalmazdı. (Mevlânâ) buyurdu ki: Sözün şu faydası var. hangisidir. yâni aşk âlemi. yoksa anlamın gerçekliğini sözde anlatmaya imkân yoktur. küfür. Fakat ergen . duymuşum amma ne kadar bakarsam bakayım. için nefret eder ondan. Demek ki kürkü isteyiş. lâfın ne faydası var diye sordu. gönül alçaklığının son derecesidir. dostluk dünyasına göre dardır. Bu söz. Birisi. Kâ'be'yi görmek. Şu halde ben Tanrıyım sözünü Tanrı söyledi. kurtuluştaki tadı unutur gider. bu yüzden o âlemi istemez artık. Fakat soğuk kalmadı. yâni anadan doğma tatlı. seni bir koruyan olmadıkça ısınamıyordun. bakınır. Öylesine çalışmak gerek ki sen kalmayasın da o ölümsüz olarak kalacak şeyi bilesin. bir âlem var ki orda ikilik yok. gidiyorum. insanda ölümsüz olarak kalan anlam nedir. şu daracık yerden kurtulman gerek. düşmanlık dünyasını var eden dünyaya göre dardır. yaz gelince atarsın kürkü. Yâni toplanma tadını duydum. Dostluk dünyası da dostluk dünyasını. Türkçe ve böyle kullanılmıştır. ona derler ki sen Tanrısın. Fakat hayal âlemi de hayalin kendisinden var olduğu âleme göre dardır. düşmanlığın da. BÖLÜM . Tanrıya aşkı son haddine varınca kendine düşman kesildi. ben kulum dersin de kendi varlığını da ortaya korsun. dostluktan da çıkar. bunca anlamlar elde ettim. Hayal âlemi de düşünceler. Dâvâya kalkışmak. îman. o söz. peki sözün.

çiçeklerin dağılmasından. İnsanın üç hali vardır. Şu ekmek. kırar-geçirir o adamı. Söz de buna benzer. Fakat yap-yapma emirleri söylenmedikçe. bal ağır gelir onlara. o kadar da kuvveti yok. o düşünce sözü. Kimi vardır. O iki-üç söz öfkelendirir. geviş getirmesi. fakat Tanrı ona bir tesir vermiştir. o letâfeti kesif bir vâsıta olmadan da görebilirsin. gerçekte o düşünce değil. hayvanlığının belirmesidir amma boyuna çiğneyip geviş getirmesi şart değil. söylesen de. herkesin gözü onun güzelliğini. o düşüncesin ancak. ister şer. şikâyet olsun. Tanrının yaratışı. hazırdır. Neden şaşıyorsun ki o söz. yalnız birlik vardır orda. Derken iş bir yere varır ki ışıkları. ondan zevk almak için kesif birşeye muhtaçsın. helva gibi bir yemeğin içinde yiyebilirler. ne diye heyecan versin insana? Meselâ biri çıkagelir yanına. Yaşayanlar da onun yüzünden yaşadıklarını. örtüler yapmıştır bunlara. Derken insanda bir bilgi.Semazen. o kadar da büyük bir söz değildir. güç kuvvet sahibi olursun. Derken bu halde de ileri gittikçe gider. ikiliğe düşürür. şaşkın bir halde donakalmış. söylemesen de boyuna sende var. güllerin. konuşan hayvandır der.Birisi. Nasıl büyük olabilir ki sonucu sözdür işte. kuvvetlenmeleri için zerde gibi. hizmette bulunur. ister hayır olsun. o halde sözün de boyuna seninle olması gerek. Tanrı çevresinde çizginmez. Fakat şükür olsun. ışığı hiç kesilmeyen bir güneştir. bu perdeleri buyruklar haline getirir. o canlılık. hem de ona vurup duruyordu. çocuğa. bir anlayış belirir. bal olarak da yemeye başlarlar. ses vasıtasiyle belirmedikçe görünmez. İnsan. o özel düşünceye bir işâret. hem de boyuna var. buna alışırsın. ne diye yaşatsın insanı. öfkelendirmeyle. râzılığın meydana gelmesiyle. Kimi de vardır. o anlamı. seni sever o. böyle yapma dedi dedikleri zaman ısınır o adam. Amma önce de vardı o ışık. taşa. Kimi kişiler vardır. Tanrının letâfetini görür. İki-üç harfin bir araya gelmesinden doğan söz. söz. daraltır adamı. söylemek. Nasıl oluyor da gücü çoğaltıyor? Onda can olsaydı diri olurdu zâti. koncanın açmasından hoşlanır. küfür-îman yok olsun da aslına ulaşsın ister. Fakat Ulu Tanrı. Tanrıdan başkasına hizmet edemez olur. mala-mülke. Fakat sen. belirsin. Kesif bir şey gerek ki o kesâfet vasıtasiyle o lâtif nesne göze görünsün. Sonunda kuvvetleri bir hadde varır ki balı. Tıpkı bunun gibi söz güneşinin ışıklarıda boyuna vardır amma. meram anlatmak içindir amma boyuna söylemek de şart değil ya. böyle buyurdu. boyuna onun yüzünden sıcaktır. Kadına. Gökyüzündeki güneş gibi hani. Kimi vardır. lâtif. aslına varmasından hoşlanır. Ondan başka neyin varsa kemiktir. herkes. 52. ondan ötesi de hayvan. Sonra da o. harf. hava da lâtiftir. Anlamı genişletmek için düşünce dedik ona. Güneş. Söz güneşe benzer. onu yaşayışa. insanın yaşayışı yok onda. Çünkü bunların hepsi de duvarlardır. bir yüz örtüsü. Hayvanın bir şey çiğnemesi. güneş lâtiftir. Şimdi iki-üç sözün. Düşünce sözünden maksadımız buydu. ince perdeler gerek arık gözlere. onunla yaşar. insana Tanrıyı dileyip bulma heyecanını verir. olsa bile insanların anladıkları bu cinsten düşünce değil. toprağa ibâdet eder de Tanrıya ibâdet etmez. O âlemse genişletir insanı. şu beytin anlamını sordu: A kardeş. hattâ arıklık verir. gerçekten yaşayışa sebep değildir: Fakat Ulu Tanrı. Çünkü. ister duyulsun. Hâsılı anladık-bildik ya. Meselâ birisine Tanrı sözü hiç yüz göstermemiş. Düşüncende söz yok dersen deriz ki: Onda da söz var. sevginin artmasıyla. bütün insanlar onunla ısınır. şaşılacak şeyler görür-seyredersin. sebepler yapar. düşünce olur. onu seyretmeye koyulursun. fakat her vakit görünmez. çiçeklerin açılmasından. onun olgunluğunu görmesin diye perdeler. onunla ısındıklarını bilmezler. güneş göze görünür. güneşi görmek. güçleri yetmez de bal yiyemezler. herşey. ne tapı kılmıyorum diyebilir. İster gizli olsun. Söz. hiçbir sevgi kalmasın. deriden başka bir şey olmayışı doğrudur. arada bir perdedir. öte yanının kemikten. BÖLÜM . erkeğe. düşmanlık meydana gelmekle ne ilgisi var.net birisini beşiğe bağlasalar azaptır ona. merhaba dersin. sen diri oldukça sendedir. herkese ibâdette. boyuna vardır. İlki şudur: Adam. o letâfet denizinde şaşılacak renkler. zindandır. Birine de iki-üç sözle söversin. söz söylemeye koyuldular mı. Buyurdu ki: Sen şu anlama bak. Daima ışır-durur amma ışığı bir duvarı ışıtmadıkça görünmez. Bu yüzden senden hoşlanır. arıktırlar. öyle bir hale gelir ki ne Tanrıya tapı kılıyorum diyebilir. Nihayet o cansızdır. güç-kuvvet buluşa sebep etmiştir. ona saygı gösterirsin. Tanrı şöyle etti. bu iki . halkın anlaması için biraz daha aşağılara inerek anlatmak istese insan. hiçbir dost. daima ışıyan. burada söz. sen. gücü anlatılmadıkça o ışığı göremiyordu. Şu söz. kıldır. İnsan. Demek ki insanın düşünceden ibâret oluşu. konuşan hayvandır demişler ya.

Ölçekten haberi olsaydı buğdaya nerden aldırış ederdi. bütün bilgiler. Deniz kıyısına varan durmak da kalmayıncayadek durur. Ne diyeyim şu dünyaya ki gafletle durur. Bütün sözler. Bu mümkün olsaydı üstün olmayanı üstün görmek gerekirdi. Hayır olsun. Demek ki o ne bulunmayışla vasfedilebilir. o ölçekten vuran parıltıdır. Çünkü bulunmayış halinde bulunuşu yaratması gerek. böylece de o gafletleri yur. o ölçeğin ışığıdır ki dışarıya vurmadadır. Çünkü hazır oluş. bu sözden tat-tuz bulur. dünyanın durması için gaflet içindedir. kalakalır. Hepsi de ölü görünür insana.Buyurdu ki: Önceleri şiir söylerken şiir söylemeye büyük bir istek duyardım. onun hükmü altına girmez. Öyleyse ikisinden de ayrıdır o. vehme sığmayacak kadar yüz binlerce faydalar elde edeceksin amma faydaları Tanrı bilir de kulu bu işe koyultur. İnsanın varlığı. «Ona benzer yok» diyor. gördüğü. pislikten meydana gelmiş bir tepedir. iyi bir ad-san ıssı olmak. Meselâ. fakat gene de şiirlerimde tesirler var. hoşluğa erer. arıtır onu da ondan sonra o âlemle tanıştırır insanı. tutar da aşağılık âleme meylederse bu ölçeğin perde altında gizlenmiş olduğunu bildirir. kayboluş. kayboluş. o kadının varlığıyla tat alır. gelişir. İnsanoğlu. Kadın aradan kalksa o işlerin de tadı-tuzu kalmaz. ne gaaip. buğdaya dalmış-gitmiştir.» Yâni doğan istekleri de yetiştiren odur. insan bu ışık yüzünden o âleme meyleder. Ulu Tanrı. padişahın yüzüğü vardır orda da ondan dolayı üstündür. o işten neler elde edecek. yapıcısı kuldur. aşağılık âlemden seni soğutan her düşünce. demek ki ne halde olursa olsun. ne büyük yaydır. onu işlerde kullanır-durur. yahut da vasıtasız belirir. Ulu Tanrının türesi bu. mallımülklü bir kadın alır. Çünkü hazır olsa kayboluşun bulunmaması gerekir. kadının sürüleri. bütün zenaatler. bir adam. Bulunmayış da tıpkı bunun gibi. aynı zamanda birşeyin. Hâsılı zıddın doğması. yâni hazır oluşu da o yaratmıştır. Bu organlarla bir iş görülse bunları bir araya toplamaya gücü yetmez. bulunmayış varsa bulunuş da var demektir. Bu söz olmasa hiçbir işte. . ikisini de yaratandır o. Görmez misin. Çünkü kuldan beliren her iş. gaaip oluşu da. onda büyük tesirler yaratır. battı-gitti. Şimdi insan. batan istekleri de. bulunuşsa bulunmayışın zıddı. Bu topluluktan bir ses bile duyulmaz. Böyle olmasına imkân yok. İnsanınsa ölçekten haberi bile yoktur. İnsanın varlığı. zâti bilmek de şart değildir. kuvvet. can.Semazen. bu araçla bir işi yaratamaz. Yay bir araçtır. bir çuval buğdaydır. hiçbir zenaatte tat-tuz kalamaz. o vakit-ki şiirlerimde tesirler vardı. fakat Tanrıdan haberi yoktur. gerekir. ahrette sevab elde etmek. ne bulunuşla. dünyada da aman bulmak için namaz kılarsın. Buraya vardın ya. kendini meydana getirmesi gerekirdi. Yok. gaflet vasıtasiyle büyür. kendisine beliren hikmet. Bu araç olmadan da bir iş yaratamaz. herşeyi doğuş vaktinde geliştirir.net mertebeyi de aşmıştır artık. batının da. Kuldan beliren her işin yaratıcısı. birçok hikmetler belirtir. bir şey umar da yapar. Tanrının kendisine bir benzer yaratması caiz değildir. kul değil. küçükken büyümeye başlar ya. yılkıları. Dünyadaki bütün zenaatler. Gerçekte yapan-eden Tanrıdır. Bu hizmetlerle oyalanır amma bu işlerden. ârifin zevk ışığından dirilik bulur. kimin elinde olduğunu bilen yay. birini uyandırdılar mı. dünyada sanki erir-yok olur-gider. atları tımar eder. Oysa ki her ikisi de olamaz. hiç boy atmazdı. beden gibi kulun araçlarından biriyle belirir. büyüdü. bahçeleri-bağları sular. çalışmalar verir. istesin. bir çöplüğe benzer. Fakat o namazın faydası o kadar değildir. bir kuruntuya uyar. BÖLÜM . Tanrı. Şimdi seni yüce âleme çeken. İki halde de kulun bir şey yaratmasına imkân yoktur. şer olsun. kuldan beliren her işi kul. Fakat onun tümden bütün faydalarını Tanrı bilir. cansız görünür adama. Bu. direği gaflettir. onun varlığı olmasa bütün bu işlerde ne zevk kalır. yay değil. ne tat. O işte kendisine görünen anlam. büyümezdi. Pislikten meydana gelen tepe üstünse. dünyadan bezer. Tanrı bilir onu. Mu'tezile der ki: İşleri yaratan kuldur. Tanrı gene ona. Şimdiyse o istek arıklaştı. böyledir amma bilmezler. padişah. bulunuş halindedir bulunmayış. hepsi de ölür-gider. zahmetler yollar. istemesin. herşey. ya akıl. Şuna benzer hani. Bunlarla vasfedilecek olsa zıddan zıddın doğması. işleri yaratan Tanrıdır. 53. o koyunları görürgözetir. çünkü araçsız bir iş görmesine imkân yoktur. kulun aklına-fikrine geldiği kadar değildir. sıcak görünür. aklını yorma. elde ettiği kadardır da o yüzden o işi işlemiştir. benim ölçeğim orda diye bağırır. yoksa hiç mi. Onun zevki olmasa. dur artık. bütün hünerler. aklın işi yok burada. Batış vaktinde de aynı geliştirme vardır. «Doğunun da rabbidir. şu buğdayı nereye götürüyorsun. elde ettiği fayda. Tanrının kudret avucunda bir yaya benzer. Fakat o işteki hikmet. Mâdem ki gaflet vasıtasiyle mâmur oldu. Kimin elindeyim ben diyen. çünkü araç. bütün bilgiler. şu halde o. daha da birçok malı-mülkü vardır. Adam. ne hazırdır.

kendisinedir. herşey kendilerinin olsun diye kana girmek de isterler ki bu. Onların halleri de buna benzer işte. akıl yoluyla yerden. gül bahçesidir. hayâli gözünün önüne geldi mi. Nakle dayanan şu: Melekler bir topluluğun meydana çıkacağını. Herkesi düşman bilirsen düşmanların hayalleri gelir gözünün önüne. sıfatlarının şöyle olacağını Levh-i Mahfûz'da gördüler. o levhe bakar da gücü yettiği kadar dünya hallerini. gül bahçeleri. Madem ki şu dünya da insanları anmaktan. fakat madem ki hayvanlık var insanlarda. bu yüzden haberleri vardı. fesleğenler eker. Bunlar derler ki: Melekler. konuşacak. Onların bir işte dilekleri. esrikliği artar. Ne vakit bakarsa gül görür. Bu. bu kadar taş. Melekler. peki. çöplük görmüşe döner. güzel kokudur. halkı nasıl hayırla. hayvandan da gene çaresiz bu çeşit işler meydana geleceğini buldular. kan dökecekler. sevgisi. o da onun sevgilisi olur. sen uykuda bir iş yapsan onu dileyerek. dedi ki: Tanrı rahmet etsin. insanların haline zıttır. hayallerini görmekten kaçınmaya imkân yok. önceden insanların bozgunculuk edeceğine. bunu başkaları için yapmazlar. Kendileri için herşeyi isterler. tamahları. Bu anlam. yahut tiken. Kadı İzzeddin'in selâmı var. elindedir bu. o adam da onu andı mı. hatırlayışlarının da hep sevimli. okudular. kendileri için bu işe girişmişlerdir. çaresiz suç işleyecekler. kutlamadayız seni» dediler. Mustafâ'ya» «Sen olmasaydın gökleri yaratmazdım» . Erenler. kınanamazsın. derken saray tamamlanır. İrembagları görebilirsin. bir kimse hakkında iyi söylerse o hayır. havuz. kan dökeceğine nasıl hükmettiler? (Mevlânâ) buyurdu ki: Bu sözü iki bakımdan dediler. doldum dedi der ya. Vakti geldi de o okuduğu. akrep görmüşe. şuna benzer: Birisi. Çünkü bu. bu yüzden de sorumlu olamazsın. bu kadar kerpiç. havuz söz söylemiyor amma anlamı şu: Eğer dili olsaydı böyle derdi. Demek ki meleklerin hali. güller. insanların hali. sevgilisini anmış olur. BÖLÜM. Sevgiliyi anış güldür. nefret edilen bir kötülük. çaresiz hayvan sıfatında olacaklarını. fakat böyle demeleri. yollarını kesmesin diye anış-larının da. zerre ağırlığınca şer eden şerrini görür» buyurur Birisi şu soruyu sordu: Ulu Tanrı «Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım» deyince melekler. ne diye tikenliklerde. isteyerek yapmazsın. «Zerre ağırlığınca hay-reden hayrını görür. fesleğen görür. bu kadar saman gidecek der ya. şerle anıyorsan hepsi de dönüp sana geliyor. söz söyleyecek insan. Meselâ. şaşmanın çoğalmasına da sessiz-sözsüz tespihidir onun. Birisi Şeyh'e sordu. İnsan. ikincisi de şu: Melekler. Tanrı birdir desen. (Mevlânâ) buyurdu ki: Kim bizi iyilikle anarsa Dünyada adı. istekleri hiç yoktur. yılanların bulunduğu yerlerde gezip dolaşırsın âdeta.Birisi. Bu sevginin. Demek ki halka ne yapıyorsan. Ulu Tanrı bunun için «Kim bir iyilik ederse kendisinedir o.net 54. Fakat birisinin kötülüğünü söylerse onun nefretini . yılan. dünyada olacak şeyleri önceden okur. insanların hayrını söylemeyi huy edinirse birisinin hakkında hayırlı sözler söylemeye koyulur. topraktan yaratılan insanların. esenliktir. insanda olacak. dil de. Daha Adem gelmemişti. onların dilekleri. hayvan huyudur. mimarın dediği kadar da harç harcanır. biri nakle dayanır. Bu yolla insanların hallerinden haber verebilirler. o iyilik. orda söz de yoktur. boyuna sizi Övüyor dedi. istekleri. uyanıkken bu haldedir. kan dökecek bir topluluk mu yaratacaksın? Oysa ki biz hamdederek noksan sıfatlardan arı olduğunu söylemedeyiz. kim kötülük ederse gene kendisinedir o» buyurur. gerçekte kendisini övüyor demektir. Madem ki gece-gündüz. hevesleri vardır. yâni hem söz söylememeleri. Tanrının ululuğuna. insanların gerekli huyu. Rüyada küfre dair bir söz söylesen. boyuna cennettedir. Bir kimse. esenlik versin. gizli şeyleri bilişine şaşırır-kalır. gece-gündüz tikenliklerde. bu hal karşısında mîmann bilgisine kalfanın inancı artar. iyi görürler ya. yılanların bulunduğu yerlerde gezerdolaşırsın? Herkesi sev de boyuna güllükte-gülüstalıkta yaşa.Semazen. öbürü akla. kötü. herkesi severler. evinin çevresine güller. tüm akıldır. Hani bir mimar. hem de söylemeleri şuna benzer: Hani şâir. hep güzel olmasına çalışırlar. bildiği şey oldu mu Ulu Tanrıya inancı çoğalır. «Orda bozgunculuk edecek. hem de eksiksiz-artıksız. inancın. İyilikle anılsın. bunun tersinedir. tiksinilen bir hayal görmemek isterler. Şimdi her meleğin içinde bir levh vardır. kalfasına haber verir de şu yapılmakta olan saraya bu kadar tahta.kazanır. evinin bahçesini güllükgülüstanlık yapar. melekler. Bir bölük insan da başka bir anlam verir. yahut zina etsen bir şey denemez sana. onu andı mı. salt hayırdır.

itaatlerden doğan o aydınlığı. odur öldüren. uşak-köle nasib etti onlara. onun ululuğuna karşı şuna benzer: Birisi gelir. Nemrûd. yere baş kor. dilerse güneşi batıdan doğdurur. Bu batış hali. Odur dirilten. o da kendini. bu nasıl olur? Şeyh buyurdu ki: Örnekle aydınlanır. O bir sözdür. artıksız-eksiksiz doğru olacak. bu kez bir başka delil getirdi de benim Tanrım dedi güneşi doğudan doğdurur. öldürürüm dedi. hayvancıklar yaparsın da ondan sonra Tanrıya. ibâdete dalar. halka kılavuzluk durağına ulaştı. Çünkü Ulu Tanrı haber vermiştir. bir huzur. Beraberce yaşarnıya. bu kadar ululukla beraber «Keşke Muhammed'in rabbi Muhammed'i yaratmasaydı» derdi. dilerse doğudan. murat vermeye koyuldular. erenlerin yollarına uyarsa onda bunca hoşluklar. atlar. Bu saltanattan maksadım bilgidir. kim doğru yolu tutar. Gizli-gizli feryadlar ediyorlardı amma hallerini dile getirmelerine de imkân yoktu. Köyün birinde bir adam vardı. ana rahmiydi. gider. o bir dille. Bütün şu ibadetler. bir esenlik belirir. Tanrının işidir. Bu. yünden insancıklar. O ibâdeti. Ulu Tanrıyla buluşmuştu. ben de diriltirim. kulluklar. doğruluğa çalışır. Büyüyüp duruyor. kötülüklerde bulunma. batıdan batırır. Yavaş-yavaş ilk hallerine döndüler. Fakat bu. kulluğa. Sen de yanılmışsın onlar da. Ulu Tanrı ona saltanat vermişti ya. öldürür. Birçok koyunlar. Madem ki her ikiside bu yolları tutmuşlar. Şimdi Muhammed de «Keşke Muhammed'in rabbi Muhammed'i yaratmasaydı» dedi ya. bir kerecik başını yere koymuş sayılırsın. Şimdi burada. derine dalış bağışladı. bana buncağızlar hoş geldi. batış halinden doğdur. Muhanı-med'in canı. fakat bu teşbih edenle teşbih eden arasında fark var. batar. Yıllarca bir aradaydılar. ibrahim buyurdu ki: Tanrı odur ki yaşatır. Yanış da son hadde erişince duanın kabul edileceği yere varmış oldular. var etti. Yiyip içmeye.net dendi. ben de bunu yaparım deyince ibrahim. koyunları. gücü yeter gördü. mezar batısına batacaksın. «Gerçekten de Allah güneşi doğudan doğdurun Sen de Tanrılık dâvasını güdüyorsan tersini yap. ' Birisi Ulu Mevlânâ'ya sordu da dedi ki: İbrahim Nemrûd'a. Uzun bir ölümden sonra gene o köyde biraraya geldiler. böylece de kendisinde bir aydınlık. Bu âlemde peygamberlik. korkular. dirilikler belirir. peygamber olmasaydım. buna bir örnek getirelim de anlayın. meydana getiririm. aydınlıklar.» Kâfir de Tanrının noksan sıfatlardan arı olduğunu söyler. onları tümden ayrılık ateşine yaktı. bir esriklik. büyüklük. bu ibâdetler şuna benzer: Tahtadan. belâlar baş gösterir demiştir. diriltir dedi. sana karşı eğilir. bir zevk. o hoşluk. bu bir dille. adamın çokluğundan şehre vardılar. batıdır onca. bunun tersine hareket edenin gönlünde de böylece karanlıklar. balık da suyla yaşar ya. doğudur. Ulu Mevlânâ buyurdu ki: Başkaları herze yediler. Atlan. çabalar.. çalışır-ça-balar. ad-san. Tanrı tapısında bütün yeryüzünü başına koşan buna benzer. Bir anlamı şu: Ulu Tanrı seni yokluk bucağından ana rahmine getirdi. ben de yaşatır. gene senin. Yaşayışları bile biribirindendi bunların. o zevki sürdüremediler. Hal bu hadde varınca o yaşayışı. diriltmeye gücün yetiyorsa o ibâdetlerden. yüce işlere girişir. ben de öldürürüm dedi. ibâdet. bağışlamak senin işin dersin. Ulu Tanrı insana bilgi. Tanrım öldürür. o esenliği şimdi. İkisi de padişahlara lâyık birer büyük konak aidi. suç işleme halidir ya. bu işi Tanrıya vermedi. çünkü ilk sözünü bıraktı. yapa-yalnız kutluluk âleminde. onu teşbih eder. tapı kılmaya istidat verdi sana da onun kulluğuna dair lâf ediyorsun. öldüren de. Hayır. Gönülleri ımıl-ımıl yanmadaydı. koşuşup murad almaya. kalkar. azaptır. kuyular. o çabayı bıraktı mı. ona cevap vermeden bir başka delil getirmeye koyuldu. gerisin-geri rahim doğusuna batır. birbirinden gelişmeye. Bu kulluklar. inanan da. peygamberlerin. Hani balık gibi. Şu halde ikisi de Tanrıyı teşbih ediyor. sahabe ıssı oldu amma Önceki zevk âlemine döndükçe keşke diyordu. Sonunda bu yanış haddi aştı. Bir başka anlamı da şu: Arif. o rahmet denizinde balık gibi dalgalar yutuyordu. iki örnekle söylenmiş. orda yerleştiler. Derken Ulu Tanrı. Çünkü Tanrının hakkı daha da çoktur. şariate. hoş geldi amma can bağışlamak senin işin dersin. Tanrı diriltir. şu işleri diriltir. insan da ben bu işi yaparım. Şu iki hal. Meselâ. İkisinin de evi-otağı birbirine yakındı. mal-mülk. öbürü o tarafa. batıya gider. onun lütfü. bunu hiç mi hiç yapamaz. bozuk-düzen gitme. bir . Bir kadını sevdi. ayrılık acısını da anarlardı. Bunun bir çok anlamlan var. Bu.. ibâdeti bırakış. bağışlamazsan ferman. bu. orda şekil verdi sana. onları zengin etti. çıkacaktır. çünkü «Dirilten de odur. kulun işi değildir. Nemrûd'un İbrahim'i alt etmesi gerekir. Nemrûd. öldürür.Semazen. azalmaya başladı. Malın-mülkün. ilk sözün bir başka şekilde aynıdır.keşke bu âleme gelmeseydim. bundan zevk alırım dedi. Seni nerelerden çıkardı da getirdi. Tanrı hakkına. senin varlığından da öncedir sana. şimdi senin de gücün yeterse mezar batısından dışanya çıkar. can bağışlarsan ibâdetlerimi diriltmiş olursun. altın. öküzler.. can bağışlarsan ibâdetlerimi diriltmiş olursun. adamlarını o saraya yerleştirdiler. kul. ordan doğdun. Çünkü o mutlak buluşmaya karşı bunların hepsi de yüktür. bir tarafa düştü. Ulu Tanrının vâdettiği şeyler. sen de herze yemedesin. senin doğun. zahmettir. anlayış. padişahlık buldu. birbiriyle büyümeye başladı bunlar.

bir şey bellemeyi umun. çünkü kökü o bağdadır. bütün. Son iyi olsun. öbüründen utanmada. Bu güneş. Gönlü. İşe yarayan şeyleri gösteren güneş. onu tutarlar. o asıl güneşe çağırıyor. Birisine de padişah. bu yüzden gene canı sıkılır. Beni buraya çekmeye kalkışmayın. senin oraya gelmen de zor. Çünkü din. Kim vardır ki kendisini meydana getireni sevmesin? Sevgi onda gizlidir amma engeller göstermez onu. gelişen beden de gafletle gelişmiş. Ağa benzer. Halk feleğe kapılmıştır. bilgi ışığını isteyin de baş gözüyle görüneme-yen şeyler görünsün size. onunla meydana çıkıyor. Bunaysa imkân yoktur. yok. o büyük zenginliğe çağırıyorum sizi. iki Öğütçünün arasında ki farkı seyret. doğruluğu yüzünden elbise verir. yetişmiş. o bağa götürürler.» Buna şaşılmaz. Bunun gibi hani.net hırsız hırsızlık eder. güneş güzel amma ışık veriyor demişler. şu söze benziyor: Meselâ. zenginler de Tanrı zenginliğini severler de bu sevgiyle pul-pul. sonunda zenginliğin ışığıyla zengin olmayı isterler.» Sen bu bilgiyi kendi yanına çekiyorsun. onlara der ki: Ben çağıncıyım. Madem ki yaratan bir. hırsızlık edenin hali budur demededir. din de. Tanrı hakkındaysa aşırılık düşünülemez bile.. sen de oraya geç varırsın. şu görünen güneşten başka bir güneş var ki anlamlar. gerçekler onunla görünüyor.. o da Öğüt vermededir Müslümanlara. Tanrıdan başkasının hakkında. Hıristiyanlarda. yırtılmış ağa benzer. o gerçek güneşin geçici bir şekildir. Tanrıdan başkasına beslenen sevgi aşırı olursa. Bu ışık. birbirinden ayrılmıyorlar demek. canı sıkılır. emin kişi bu dille. o sevgi de görünür. onunla hoşlaştığın parça-buçuk bilgi. Düşmanlık da aşırı olursa adam. o kişinin boyuna kutlu olmasını. Bir olmasaydı yaratıcıları. Güneşin ışığından maksat. parça-buçuk aklınız miktarınca şu gönül güneşinden bir ışık elde edin. ortağı yok diye-diye. Bu bir evdir ki yapısı gafletten. «Birdir. o da bunsuz olmuyor. Aşırı olmaması gerek dediğimiz bu dostluk. her dosttan bir şey anlamayı. Demek. Hem de birdir. o gerçek güneşin parça-buçuğudur. Hâsılı temel olan sondur.Semazen. olamaz. Fakat Tanrı sevgisi. Bu bakımdan adamın hatırı darmadağın olur. Şimdi yokluklar böyle olunca var olanlar nasıl olurlar? «Hiçbir şey yoktur ki onu Överek noksan sıfatlardan arı olduğunu söylemesin. bilginiz artsın. seni o büyük bilgiye. Artık siz de. meyveleri başka yerlere sarksa. Siz bu zenginliğe gelin. . öbürünün umudunu kırmada. büyük bir halde kalmasını ister insan. din. Zor amma çalış-çabala da ulu bilgiye ulaş. ateşi kutlu bilenlerde Musa dinine uyanlarda. darağacına asarlar: O da Müslümanlara öğüt vermede. senin yolunda yelip dururlar. feleğin çarkıysa boyuna döner. Şu halde küfür gerek ki terkedilsin. Sen. Bir ağacın kökü. Neyi görmek istersek güneşin ışığıyla görürüz. halkın hali de hal-den-hale döner-durur. aşağılık olmasını ister. küfürden vazgeçmektir. Şu büyüyen. herbiri. Var olanların da sözü mü olur. Fakat tersine olsa bu işi. herşeyi göstermesidir zâti. eminliği. ortalama gerek. buraya sığmam ben. Oysa diyor ki: Ben buraya sığmam. habbe-habbe para biriktirirler. Birisinin hakkında beslenen dostluk da aşırı olmamalı. 55. hatırı hoş olmayan. beni var et demede. hep gafletle. buna imkân yok. Oysa ki zenginliğin ışığı. BOLÜM . küfür olmadıkça mümkünü. Kâfirlik de. düşmanlık da. bir işe yaramaz. Bunların ikisinden de ağ yırtılır. bir mevki elde etmek umuduyla padişahın tapısında saf düzmüş dört kişidir sanki. yokluklar da var olmak umuduyla saf düzmüşlerdir. Ancak şu güneş. onun ahvali de kimi vakit kutlu olur. asıl şaşılacak şey budur. «Onlardır uzaktan seslenilenlerin ta kendileri. onsuz olmuyor. dalları-budakları. Benim buraya sığmama imkân yok. Boyuna kutsuz olması da mümkün değildir.. Son iyiliği de şudur hani. birbirinden ayrılırdı onlar. kimi vakit kutsuz. Çünkü Senâyînin sözünü nakletmek o sözü göstermek. Düzgün. olmayan herşeyde onu överek noksan sıfatlardan arı olduğunu söyler. o büyük bilgiden. Herşeyi güneş gösterir. sağlam olmalı ki av tutsun.. Seyyid buyurdu ki: Bu. Birisi aşırı sevildi mi. değil amma zoru başarmak mümkün. Fakat imkânı olmayanı meydana getirmek mümkün değil. Bunda bir ayıp yok ki. gerçek güneştir. bütün âlemde. Demek ki ikisi de bir şey. Evet. Onun buraya sığacağını umma. o bilginin ışığı. Seyyid Burhâneddin güzel söz söylüyor amma sözlerine Senâyînin sözlerini çok alıyor dediler. Yokluklar. Yaratıcıları bir. o can âleminde dikili olsa. güneşin gerçeğidir. belirtmektir. işe yaramayan şeyleri gösterir.Buyurdu ki: Nasılsın. Gaflet küfürdür. çünkü onun umusu. Herbiri. bütün var olanlarda gizlidir. Engeller kalktı mı. Cisimlerin. ortağı yok» demektir. değil mi ki bu. fakat hırsız o dille öğüt verir. Şu kaçıp sığındığın. Her ustadan. yeri midir yâni? Yokluk bile kendisini varlık âlemine getirir umuduyla coşup köpürmededir. gönlün hoş mu? Gönül aziz bir-şeydir. Sevgi ne kadar ileri olursa o kadar iyidir. Oysa ki feleğin çarkı döner. düşmanının hep kutsuz olmasını. âlemin durması. anladık ya. meyveleri başka yerlere dökülse sonunda o meyveleri toplarlar. Her ikisi. Tanrının önce kendisini var etmesini dilemededir de birbirlerinden utanırlar âdeta.

Söz söylüyorsun ya. sanatın ellerinde dedi. . bu sevgide gizli. yalnız onun yüzünü görmek istiyorum. şunu yap. ayaklarımda ey Tann Elçisinin halîfesi dedi. kulluk sıfatının zıddı olan Tanrılık sıfatını eğreti olarak vermiştir insana. gizlidir onda. hizmet etmede. can sıkıntısına karşılık gene de insanın içi..Ekmeleddin dedi ki: Mevlânâ'ya âşığım. sopada.Semazen. «Tanrı insanı. bedenin başlan sayılan bütün parça-buçuk-lar. kardeşini okşar-sever. ben böyle bir kişinin buyruğu altındayım demez. onun cemâliyle huzura kavuşuyorum. zahmet.. Fakat fayda vermez bu unutuş insana. ateşin otudur. suda. Buyruğu hemencecik yerine getirmesi. kendi yerime geçiririm seni. Tanrı aklına gelmiyor amma bütün bunlar. oynuyordu.. Gizli olmasaydı suyun yüzüne çıkamazdı. edep gözetirsen yerimi sana veririm. Başına bunca vurur da insan gene baş çekmeden vazgeçmez. esirgemek. meydana çıkmazlar. bu kuruntular olmaksızın yalnız Mevlânâ ile uzlaşmışım. ateşin yaşayışıdır: Görmez misin. bunlarla durmada. Çünkü kötü bir iş işledikten sonra insana bir sıkıntı vermede. İnsanın elinde değildir ki bunu gidersin. acımak. ellerimdeki güzellikte ayaklarımın güzelliği de gizli. ahret hiç aklıma gelmiyor zâti. insanı görür gözetir. Halîfe. (Mevlânâ) buyurdu ki: Ahret. bütün ahret ahvali bunda gizlidir. Bu dünya başlarının hepsi de kullarına karşı böyledir işte. gönlümdeki düğüm çözüldü. tabiatlar. fakat önceden de söylediğimiz gibi bütün bunlar. Kız. üfürmekle ateş dirilir. şeyhten ayrılmakla ahret'korkusunu duyar. BÖLÜM . Külhancı.» Tanrı. sonra da zâta. o sıkıntıları. işin sonu. Gördüm ki külhancının bir çırağı var. Hani yel de sopada tahtada gizlidir ya. ferahladım. Söz için gerekli bu kadar çok şeyler var amma bununla beraber gene de bu anlamlar sözle görünmezler. külhancının hoşuna gitti de evet dedi. O başkası. O da çevik bir tarzda dediğini yapıyor. Bu düşünceler. Hep böyle çevik olur. yakınlara sevgi. toprakta bile olsa yel.bu sevginin içinde. Kesin olarak insandan değildir. Tâ sıfatlar âlemine var. sözde gizlidir. 56. Mürit. külhan. dalı-budağı da o âlemde olursa bu.net görünüşte teşbih eder.. bâzı erenlerin kaçıp sığındığı yerdir. kardeşlik. dudak. yakınların yakınlardan umdukları başka faydalar var ya. BÖLÜM . nur mudur..Ârifin biri dedi ki: gönlün ferahlasın diye bir külhana gittim. gökler. dil. o eğreti sıfatı ona mülk etmedikçe silleden kurtulamaz insan. onun buyruğu altındadır. kendi sureti üzerine yarattı. o sevip okşamada gizlidir hep o sevip okşamanın içindedir. oğulluk. onun için ellerim güzel. ahreti etraflıca hatırlamaz amma şeyhi görmekle ahret tadını. Unsurlar. Daha da yüz binlerce sebepler ki âlem.. vefa umusu. o eline geçmeyen şeyleri çabucak unutur-gider. tahta. 57. Halîfenin tapısında güzel bir oyuncu kız çalpara çalıyor. söyler amma kökü bu âlemdedir. bir başkasın-dandır bu. Beni bir gülmedir. böyle çevik ol. Tanrı birliğini söyler insan. beyin. bunu et diyor ona. onu görünce. yahut hayâlini düşününce tatlar buluyorum. gelir-çatar. tuttu. İnsana her gün beş-altı kere isteksizlik.. Sopa. nurdur. çünkü yel. İnsan. Kökü de. Belini bağlamış. damak. bütün meyvelerini de bu âleme getirirler. Görüp gözeten olmasaydı nasıl olur da o kötü işe uygun bir sıkıntı verirdi insana? Bütün bu isteksizliğe. Nitekim birisi oğlunu. tahtada yel olmasaydı ateş onu yakamazdı. bunların hiçbiri aklına bile gelmez amma bütün bunlar.. akıl.

Semazen. hem de baştan bozuk. ona derler ki onun yeri olmasın. senin anlamların da lâtiftir. Böylece kahır da edersin sen. Tanrı attı. Yâni bunlar. nasıl da kurduk onu» buyurur. Herşey onun kudret elinde. birini öldürmeyi kastederken zinâ etmeye koyulur. zerre-zerre. bak bakalım. daha kendi düşüncenin yerini bilemiyorsun. bu yüzden sevinirim. Mâdem ki hayırla şer. hiçbir iş başa çıkmazdı. şu yüzden istenmede ki varlığın durması onunla. öbürü şerri derler. yazın soluk kesilir. hangi iyidir o iyi ki onda bir kötülük gizli bulunmasın? Meselâ. kışın görünür. elbette düşünceden daha lâtiftir. Bu. Çünkü. çünkü bunun gibi yüzlercesini de yapabilir. yok olduğunu nasıl biliyorsun? Evet. bence bundan başka hiçbir şey yok. bu yüzden de incinirim. Zinâ kötüdür ama adam öldürmeye engel olduğu için iyidir. gündüzün de o kuvvetleri harcıyor. öyle mi? Evindeki kahpeyi bilmiyorsun. onu kavrayamaz.net 58.. el-ayak. Çünkü Tanrının söylediği söz nereye varırsa orasını diriltir. yeri nerde? Dilde değil. öbürüne zıt değil. Burada Mecûsîlerle bahsimiz var. görünür. Sende olan şeylerin yerini bildin mi ki onun yerini arıyorsun? Hallerin. onun tasarrufunda. orda yok diyorsun. yer. Zinâya koyulduğundan da kan dökmemiş olur. onun için yazın soluk görünmez. Kendi ahvalini bilmekten âcizken yaratanını bilmeyi nasıl umuyorsun? Kahpenin kardeşi gökte yok diyor. Sense bunlardan önce nerdeydi diye soruyorsun. Demek ki bilgisizlik de istenmede. bir iş yapmalı ki letâfeti. sen göster. yumuşaklığın vardır amma göze görünmez. yeri yarattı. Kudreti. çeşit-çeşit hallere düşüyorsun. vurdun-kırdın mı. A eşek. Sonra gel bakalım. param-parça et. şu halde iki Tanrı olması da mümkün değil.Buyurdu ki: O müneccim diyor ki: Gökleri. her yanı gezdin-dolaştın da haber veriyorsun. Sende olan bütün şeylerin de yeri yok. pek büyük tesirleri görülür. Demek ki iyi-kötü. duygu âlemine giren bir ev kurmadıkça. bu yüzden de sevinirim. bunlardan dışarı bir şey var diye dâvâya girişiyorsunuz. Meselâ. ulanır-gider. Hiçbiri de senin elinde değil. Sen. . elbette evden daha lâtiftir.» Tanrının yayından fırlayan oka hiçbir kalkan. odur hepsini kavrayan. Fakat bir suçluyu kahrettin. benim elimde değil. Bilgi. bunu isterim. BÖLÜM . ediyorsun. fakat onlarda da değil. nerden geldiklerini anlasaydın dilediğin gibi çoğaltır-eksiltirdin. senin o itirâzın nerden geliyor. Şu halde gökten. uyuyorlar da beyin. Biz de bu sözü söylüyoruz. nereye gidiyor. bir lâftır. bu yüzden göze görünmez. Arş. Yaz lâtiftir. «Attığın zaman sen atmadın. siz. gündüzün zıddı amma ona yardımcı. Bütün bunları bir-bir kaz. sanatı gözle görülsün diye göğü. Bu yüzden incinirim işte. yahut göğe bir karış ağsaydın. gündüzle aynı işi görmede. Onlar iki Tanrı vardır. Birisi. yâni gökyüzü onu kaplayıp kavrayamaz. kışın tersine hani. o düşünceni bunlar da bulabilecek misin? Bildik-anladık ki düşüncenin yeri yok. herşey onun mazharı. Gökyüzünü bilseydin. mîmardan da daha lâtiftir: daha üstündür. Ulu Tanrı da pek lâtiftir. Şu soluk. Gece. Geceleyin dinleniyorlar. varlığı kalmazdı. gökyüzünü nerden bileceksin. Fakat neliksiz-niteliksiz olarak gökle ilgisi var. yıldızların. göz-kulak. soluk yoktur demek değildir. Bilgi de istenmede. Meselâ. Hey gidi-hey. Boyuna gece olsaydı hiçbir iş görülmezdi. fakat kahrın da göze görünmez. İmkan yok buna: çünkü hayır. şerden ayrı değil ki. demek ki hiçbiri. kaplıyan. birisi. Hiçbiri. ağızda değil. bir iş göremezdi. kahrın da göze görünür. hiçbir zırh engel olamaz. Bunların doğuş yerini bilseydin. Çünkü dostlara öğüt vereyim derim. göğüste değil. düşüncelerin bile yerleri yokken düşünceleri yaratanın yeri nasıl düşünülebilir? Düşünceyi yaratan. öbürüne benzemez. nerde? Bu soru bozuk bir kere. Boyuna da gündüz olsaydı göz. iki ayrı şey değil. Demek ki ikisi de birbirine yardımcı. şu yüzden istenmede ki Tanrıyı bilmeye sebep. yüzünü göstersin. akıl-fikir. neliksiz-niteliksiz olarak seninle ilgisi olduğu gibi hani. itirâzını. Dedim ki: Bu soru da baştan bozuk. Bu yüzden de «Göğe bakmazlar mı. varsa gösterin. birşeyden ibâret. bir göktür. bir iş olmadıkça göze görünmez. senin haberin yok. Böylece sonu yoktur bunun. Bunun gibi senin sıfatların. Şu dünyada bir kötü iş göster ki onun içinde bir iyilik olmasın. kaplayan demektir. binlerce kuruntular geliyor. odur gökyüzünü kavrayan. tümden insanda olsaydı da bilgisizlik bulunmasaydı insan yanardı. düşünceyi yaratanın yerini nasıl bileceksin? Sana bunca düşünceler. ne yapmak gerek. Derken bir suçluyu bağışlarsın. Şimdi sen bana şersiz bir hayır göster de şer Tanrısı vardır. Kürsî olmadan Tanrı nerdeydi diye sordu. varlıktan dışarı değil. söz. Başka başka tedbirler kuran o mîmarsa. gökyüzünde değildir. bu herzeleri yemezdin. oysa ki onun yeri yok zâti. hayır Tanrısı vardır diye ikrar edelim. duymuşsun. beyin şaşırır-kalır. yazın görünmez. Bütün bunların geçidi sende amma nerden geliyor. buyruğuma uymaz. mâdem ki aralarında ayrılık yok. senin buyruğuna uymuyor. bir ev kurmalı. deli-divane olur. bir ev yapan mimar. ben onun buyruğu altındayım. göster diyorsun. bir iş yapmadıkça görünmez. biri hayrı yaratır. bütün organlar güç-kuvvet buluyor. nerdedir. Tanrı gökyüzünde değil diyoruz amma bizim bu sözden maksadımız. göklerin adlarını işitmişsin. Söz. baş. Fakat sözüm benden daha yücedir. Bütün zıtlar da böyle. Ancak o letâfet. yumuşaklığın duygu âlemine çıkar. şu toprak küreyi görüyoruz ya. bir-birinden ayrılmalarına imkân yok. gök. gökyüzünü karış-karış ölçtün-biçtin. Çünkü Tanrı. bundan başka yüzlercesini de.

» Yolculuğu arttırmazsan sermâye elden çıkar.gider. âlemi. secdeye kapanıyorum. kemikte bulunan görmediğimiz bir şeye tapı kılmadayız. Fakat Tanrı. acaba o sağ göz ne hizmette bulundu da sol göz olmadı? Sağ el ne iş gördü ki sol. Zahmet geldi mi. Nasıl oldu da böyle olduğuna inanmadın? Tanrı. iyiyi. göremiyorum ki. çok oruç tuttuğundan. ister duyanın. öbürüyse tembel. kulluk etsin ona. ağladığı için süt verilmede. Tut ki bir beysin. mâzûrum demesi. hiç olmazsa diyoruz. kâfirin tapınağıdır. fakat şimdi görmüyorsun. kullukta ileri değil. Fakat bu da meydanda ki inanmadın sen. gel. doğru olmasın sakın diye bir sanı da mı belirmedi sende? Kâfirler. bu aldırmamak dâvasına girişmektir. kemikte gizli bir şey olmasaydı. oruçları. Onu iste de çoğalt. O yavrucak ağlar da anası. gönlündekinin yüzünden yüceltildi. Cehennemdeyse gece-gündüz Tanrıyı anar. Bu ağlamamda ne fayda var düşüncesine kapılsa. Şu halde cehennem. Mâdem ki deride. 59. aralarında bir fark kalmazdı. bir başka renge sokarlar. yârabbi. neden bizi aramadın diye kınanacaklar zâti. görünüşte birdir. Şimdi görüyoruz ya. bir parçacık ekmek veriyor. ona lûtfetmiş. ona süt verir. aktarırlar. noksan sıfatlardan arı olduğunu söylesinler diye yarattı ya. Yeri bellerler. o da sevgidir. fakat duyanın kulağında bir duyan var. zahmete düştü mü anar. bir başın önünde eğiliyorum. bu yücelik ona nasib olmuş. «Hareketlerde bereketler var. a kâfirceğiz buyuruyor. arada bir fark yoktur. Mâdem ki kâfirler. onun gibi. öbürü sol göz. mâzûrum demesiyle körlük ondan gider mi hiç. Bu sağ göz. ona Tanrı lûtfetmiş de o yüzden. İyileşti mi. çok namaz kıldığından. Anladık ya. sonunda o bey sana acıyor. terâziye sığmaz. «Onlar gerçekten de dirileceklerini sanmazlar mı bir pek büyük gün için?». esenlikte Tanrıdan gaafildi. Birisi. olmaya ki dedikleri gibi ola diye bir sanı bilirsin sende diyoruz. öyleyse onu anmaları için cehenneme atılırlar. «Gerçekten de Tanrının verdiği rızklardan başka rızkları da vardır. güzellerin yüzlerini görebilir mi hiç? Körün.Semazen. yaratılışlarından maksat da onu anmaları. Böylece Cuma günü. lûtfa uğramış işte. bir beyin. süt vermeye neden sebep olsun kuruntusuna düşse sütten kalır. İnananlara gelince: Onlara sıkıntı vermeye hâcet yok. o hizmeti etmediler. Biri çok hizmetler ediyor. Kendi haline bıraktılar mı. bir dilek gördün mü. ister sağırın olsun. demek ki temel. Deride.» Şimdi şu Cuma. yeri. Kendinde bir istek. kendisini ansın. hani zindanda. bitkiler bitirir. gaflet perdesi yırtılır. Kıyâmette namazları. bu. kendinden zahmeti gidermez. neyi arayacakmışım? Zahmet. bu kemik yerindedir. deriden. gene gaflet perdeleri gerilir önüne. Abû-Cehil'le Muhammed bir olurdu. onu anmazdı bile. söylediğimiz gibidir diye zorlamıyoruz seni. Sağ göz. onları Cuma günü isteyin. Tanrıyı ikrar eder. evde otursa da adamın rızkını verir derler ya. ağlamak. diş ağrıyınca anarlar ya. katılaşır. neden ihtiyatla hareket etmedin. esenlik zamanında Tanrıyı unutur. göğü. bu da.«Abû-Bekr. çok oruç tuttuğundan değil. BOLÜM .net Biz. topalın. O da kulak. sevgidir. Şu kâfirler küfür içindeler ya. güneşi. O çok hizmet eden köleden de geçmiyorsun amma böyle olmuş işte. kendisine fayda vermez. buldun ya. bulamıyorum. Fakat tapı kılıyorsun. Tanrının lûtfu. çocuğa. beni kör yarattılar. günün yüzünü. Şu kulak. sıkıntıyı musallat eder sana da Tanrıyı anarsın. tepeden inmez ya. dolaşan yıldızları. onun önünde tapı kılman yiter-gider. ihtiyâcını bildirmeden başka bir şey değildir. o görünmüyor. o beydeki acıyış göze görünmüyor. Beyden sana acıyan. halk. çok namaz kıldığından. Peki. mutlaka inan. Fakat bir de bakıyoruz ki sen o tembel köleyi o hizmeti çok köleden fazla seviyorsun. beyin derisi. mescididir. ne fayda var bunda düşüncesine dalabilir. Fakat sevgiyi getirdiler mi. onu görmedi? Sağ ayak da böyle. sevgiye hükmedilemez ki. git: bu gitmenin ne faydası var deme. hastalıkta. senin için birçok yolculuklara katlanmış. onun için söylüyoruz hani. diz çöküyorsun ya. ne hizmette bulundu ki başka günler. çok sadaka verdiğinden üstünlüğe ulaştırılmadı. esenlikte anmıyorlar. kemikten dışarı birşeyin de bulunması mümkün. Ayı. Bey öldükten sonra da bu deri. meşakket vaktinde gördün. Sen git. sadakaları terâziye korlar. Mâdem ki sıkıntıya düşünce görüyorsun. mâzûrum dese şu körüm. Tanrı.» Peygamber buyuruyor ki: Abû-Bekr'in başkalarından üstün oluşu. iki tane de kulun var. ey merhametli Tanrım demeye başlar. ağlamaya koyulur. Çünkü o. uykuda. Ulu Tanrı. Yerden de aşağı değilsin ya. o gizli. bu esenlikte o sıkıntıdan . Demek ki temel. görünüşte ikisi de bir. Bir kör. nerde Tanrı der. amma bir bakarsak görürüz ki o zahmet de lûtfun ta kendisi. onlar. Fakat o vakit. fayda da görünür elbet. başka günlere üstün olmuş. küfür zahmeti içindeler. İnsanın dükkâna gitmesindeki fayda. kötüyü. bir sanıya damı düşmedin. dalgınlıkta da öyle. Çünkü Tanrıyı orda anar. eti değildir. Rızk. sızlanmaya. Cehennemlik. onlar Levha yazılmıştır. Vaatlerde bulunduk ya.

kendilerini küçük gösterirler. Senin bir kere daha gezip dolaşman gerek. tevâtür hükmünde olsun. Mâdem ki ağacın bedeni. Çok kişi vardır. faydalı bir söz söylüyordu. bir sözsöylese kulak asılmaz da o söyledi mi. o maksatla dolmuşsun sen. Fakat babam beni besler. Biri öldü mü. Tanrı râzı olsun. onlardan meydana geldin dediler. Fakat sahâbenin huyu böyleydi. ancak baltayla titriyor. yeter.» O «mim«in olması da kusurdur. içyüzünü. Mekke'yi bir çok kişiden duymuşsunuzdur. yâni Tanrı. onu heyecana getirmek. Onun üzerine neyi eklersen noksan olur.anladık ya.. henüz olgunluk durağında değildir. işlerin sırrını anlamaz değildi. Fakat ahmak ata her solukta mahmız gerek. Fakat ahmak çocuk unutur. şu bedenden ibâretse nereye gitti ki? Anlaşıldı ya. bir kişi değildir. hani soluk da yazın görünmez.gider. senin görünen şeklin.Kulağın bir şeyi tevâtürle işitmesi. Bu adamın bir işle oyalanması daha iyidir. Yüz bin kişi. Hani pazarda birisini aramaya. yerine gelir. Zeki at da böyledir. yetiştirir. Ağacın bedeninde. sağlanmış olur. gezer-dolaşırsın. Ömer'den daha fakıyh. Hani babandan oldun. o kıza buyurdu ki: Şu zamanda senin gibi baba hakkını gözeten bir çocuk yok. işitmezsin bile. akıllı çocuk gibi hani. kulağın da. Bundan başka bir kuruntun. aşka düşmek gerek. huzurda bulunmayınca hali daha hoş olur. bin kişidir. sayrının yanında. sence öylesine bir gerçek olmuştur ki onlardan doğmadın deseler duymazsın. Zâti insanları taşımaya lâyık değil. Çünkü Muîneddîn o. sana. Anlaşıldı ya. bir fazlalıktır amma kusurdur. onsuz hiçbir sayı olamaz. beni görmeye bırakmadı seni. o maksat perde oldu sana. hiç mi hiç meyve bitmez. kimseyi göremezsin o vakit. anandan doğdun ya. meyve yüzünden balta yarasından da emindir. Ömer. budaklara kuvvet veren.net gaafil değiller. bütün sayılarla beraberdir. bense gece-gündüz. Gene buna benzer. çünkü orda titreyiş yok. ben görünüşe göre hüküm verdim. bir kere mahmız yedi mi. O. Seyyîd Burhâneddin. budakların uçları titrer. gözün de o meseleyle dolmuştur. Ömer gerçeği bilmez. Tanrı râzı olsun. Ahmağın biri sözünü kesti de bize dedi. sana bu şehirler yok deseler. kuvvetlendirmek için güzel yemeklerden söz açmak iyidir amma o yemekleri getirip önüne koysak. Yaprakları çevirirsin de gene bir şey göremezsin. Dalların.. Ömer'in zamanında biri vardı. görüş hükmündedir. herşeyi kavramış. sarımsak. aklın da. başka bir şey göremezsin artık.Semazen. birisini bulmaya çalışır. Nitekim Bağdad'ı. kulak. gerçeğini anlasın. kaplamıştır. hani bir adam. Ahad olgunluktur. fakat gene de dallara. Göze görünen herşey kabadır. bu. noksandır. şu görünen beden değilsin sen. bütün gün güneş değirmisine bakarsa onun elinden hiçbir iş gelmez. o zahmeti boyuna önlerinde görmedeler. nereyi gezersen gez.haydi olur. «De: Gezin yeryüzünü. Bu bir sayısı. fakat kış olunca soğuğun . Görünüşte tevâtürle söylenen söze nasıl görüş hükmünü verirlerse bir adam da gerek ki onun sözü. sovan içindi. hizmette hiçbir kusurum yok. altı parmaklı olur. özünün örneği. tüm olgunluk kesilir. bir kazâya uğramasın diye üstüme titrerdi. sıkıntısının üstümden kalkması için Tanrıya duâ ediyor. BÖLÜM . tevâtürle bunları işitmişsindir. Seyyîd buyurdu ki: Sen örneksiz gel de örneksiz söz işit. Hâşâ. nerde dolaşırsan dolaş. çocuklar gibi sütle beslerdi onu. Bir maksat için dolaştın ya. O «mim» kalktı mı. Çünkü o. Hani gündüzün bütün aydınlığı güneştendir amma adam. noksandır. Bu. Fakıyh ona derler ki birşeyin özünü bilsin. sen işin içyüzünü söyledim. Bir «mim» yüzünden fazlalık elde etti amma «Olgunluğa eklenen fazlalık. o sıkıntıyı. Sen de sana bir örneksin. 60. bu. başkalarını överlerdi. gölgendir senin. Akıllı çocuğu bir kez falakaya yatırırlar. görsen bile hayal gibi görürsün. Yâni. huzurda bulunmaya gücü yoktur. ölümünü istiyorum. o şeyi görüş hükmündedir. örneksiz söz gerek. böylece de görünüşüne bakarlar da özünü anlarlar. falakayı unutmaz o. öylece durması daha hoş. Ahmed'se. titreyenlere hizmet etmesi için titrememesi. Zâhirde böyle olunca canlar âleminde haydi. andiçseler gene inanmazsın. Bu çok-çok söyleyiş. Dünyayı tamamiyle gezdin amma onun için gezmedin ki. Ben de ona hizmet ediyorum. Onun bir sözü de yüz bin söz sayılır: Buna ne diye şaşmalı? Şu zâhir padişahı bile bir kişi amma yüz bin kişi sayılmada. ona zarar verir o yemekler. noksanın ta kendisidir. birşeyi tevâtürle duyarsa bu. Yahut da bir kitapta bir mesele ararsın.» O geziş benim için değildi. Kimde titreyiş yoksa onun da titreyenlere hizmet etmesi gerek. Bu şeklin. Bildik. aynüddin değil. pek kocamıştı. bu yüzden de onu her solukta falakaya yatırmak gerek. bundan başka bir maksadın oldu mu. aman. filân gitti derler. Kız cevap verdi de doğru buyuruyorsun dedi. gözleri kamaşır. iştahını açmak. Tanrıyı arayıp dilemede tir-tir titremek. o şeyi görmüştür diye hükmedilir. Öyle bir hale gelmişti ki kızı süt verirdi ağzına. ağacın bedenidir. bir daha mahmızlamıya hâcet yoktur onu. ancak benimle babamın arasında bir fark var. pislik yüklerler onu. Babama hizmet ediyorum amma onun benim üstüme titreyişini nenden bulayım? Ömer buyurdu ki: Bu kız. güneş değirmisine bakmamasıdır işte.

Fakat sen onu. Peygambere. Seven tapı kılmasa. orda bırakırlar mı? Ulu Tanrı bunca sanat meydana getirdi. burası korkulu bir yer. Koruğa bir baksana. saydırır. tapı kılar. hizmete koyulur. Fakat sevilen bunu istemiyorsa seven de vazgeçer hizmetten. âşığı sevgiliye kavuştururlar. bir başkasının ayağı. korkudandır. Tersine. belli olsun. oysa ki sana karşı bir suç işlememiştir o. yeni el sayar. işte bu mezarlar da bu çeşittir. biz siziz. Tanrı kuvvetini göstermesi. İnsan. Fakat filân. elbise değiştirirler. derlenip toparlanmamıza sebep oldu. Canın koşması. Peygamberler. Korku. Hiç kimse. canın koşması bir başka çeşit. filân senden korkuyor derler. istekliyi istenenle bir araya getirirler. Yaslı adamın mezarın başında. balarılarını bu işe koşunca onlara bir başka çeşit elbise verir. ümmetlerine. Sevgili dilerse seven. değişen elbisedir ancak. kara topraktan korksun diye. kalması değil. bir kervanı bir yerde soyarlar. Yoksa insan. silâh kuşanır. onun parça-buçuğudur amma onunla birdir. Şu koşmak var ya. hizmet eder. bir de bahçıvan kalır. mumla bal. hizmet ettirir. çünkü orda bir başka iş görür onlar. çünkü o da parça-buçuğudur amma ondan ayrılmıştır. iz belirtmeden. Meselâ birisinin cübbesi pek geniş olsa da cübbenin içinde oynasa-dursa.net çetinliği yüzünden görünür. filânın eli bu kadara yeter. Fakat meclise gelirken de o elbiseyi çıkarır. İnsanın koşması bir başka çeşit. kendi seslerini onlardan duyarlar. Bu böyleyken şekil tuzağından. Ulu Tanrı onları. filâna söz el vermiştir derler ya. 61. kâfirler. Bu sebeple de peygamberler. Onlar uçup giderler. çünkü mecliste başka bir işe koyulacaktır. mumla balı bir araya getirmeye vasıta kılmış. bir suç işlenmesi gerekmez. hiçbir şeyden haberi olmayan toprak yığınının çevresinde dönüp dolaşması. tehlikeli yerdir diye görünen işâretlerdir. kendisi çıktı-gitti. birbiri üstüne korlar. şalvarın parçasını ayak beller. Tanrı kahrına mazhar olmuşlardır. yok derler. ayrılık. halince. O bey geldi. Birisi. Giderlerse bile ancak bağın bir bucağından öbür-bucağına giderler. Bu bağ. Fakat kimi kişi olur ki cübbeyi adam sanır. yüz çeşit elbise değiştirse düşünce o elbiseyle düşünürsün o adamı. toprağı öpüp durması gibi. fakat herbirinin koşması. hizmet ettirir adama. gönlünde bir sevgi belirir. bu ayak değildir. yüzüğümü burada yitirdim diye hep orda döner-dolaşır. fakat bu söz yüzünden ona acırsın. analarımız vasıtadır amma onları da bahçıvan yetiştirir. sevgiyi gidermez ki. İnananlar. Ancak o koşuş göze . ondan boyuna hizmet belirir. şu bedeniyle bir soluk mezara girse . Bütün âlem koşuyor. insanların gönlüne tesir eder ya. sis de bizsiniz. halkı çağırarak uyandırması gerek. gene o insandır. Babalarımız. fişmanın eli altındadır. Hani yolda. bu sözlerde ki elden-ayaktan maksat. yüzüğümü burada yitirdim demektir amma hiç onu. bir başkasının yeni.kurtulur da nasıl orda oturur-kalır? Ulu Tanrı. bir başkasının elidir. gönlünde sana karşı bir ürküntü yok deseler yalnız bu söz yüzünden. başına miğfer giyer. Tanrı lûtfuna. sonra uçup gitmesi gibi hani. Balarısının mumu balla bir araya getirmesi. Birisi bir yerde bir yüzük yitirse. derken ansızın uçuverirler. kendi kokularını onlarda bulurlar.babalarımız. lûtuf. Şimdi tatlılaştı amma hemencecik bu durağa ulaşmadı ki. o balarısına benzerler. Öbür dünyaya gittiler mi. aramızda yabancılık. buna imkân yoktur. kesin olarak bu el. benim oğlumdur dese tanık isterler. onun parça-buçuğudur. Böyle değil. gene o adamdır. çünkü vakit. Temel olan sevgidir. onun işi değildir. Yen sallansa. Çünkü onun varlığı şarttı. Bunlar zâti bağdan dışarı çıkamazlar. yalnız cübbeyi giyen oynamadıkça cübbe oynamaz. kudretini gösterdi de bir gün iki canı kalıba alıştırdı. hizmet etmek. öylesine bağ değil ki buradan çıkılıp gidilebilsin. bu iş. kendisini inkâr edemez.Semazen. Ne kadar koştu da sonunda üzüm oldu. Ulu Tanrı.Kimileri der ki: Sevgi. kervandakiler. bu mest. herkes anlasın diye oraya iki-üç taşı. fakat bir kimseyi istidat durağına ulaştırmak. o işe göre bir elbise. bu benim elim dese ondan hiç de tanık istemezler. oysa ki bu el. Bu. tapı kılmak. adım atmadan. ondaki mumla bal da Tanrı aşkı.otursa korkarım. bitkinin koşması bir başka çeşit. ikisine de mazhardır. Çünkü tapı kılmayı bırakmak. elin sallanmasındandır bu sallanış. kokmuş kalıptan sıçrar.beraberdir. tehlikeli bir yer. savaş vaktidir. Tanrının iki sıfatı vardır: Kahır. sevgiliye tapı kılar. içinden öfkelenirsin ona. cübbe de hiç kıpırdamasa pekâlâ olabilir. kendilerini peygamberlerde görürler. Tanrıyı ikrar edenler. bu da Tanrının hikmeti. bu yen. fakat adam. Analarımız. mesti. BOLÜM . onu oradan alıp götürmüşlerdir amma o. o elbiseyle gördün ya. onları yeniden-yeniye korkutayım diye o türeyi kurmuş. insanların gönülleri mezarda ki yalnızlıktan. Bedenimiz bu kovandır sanki. Kovanı bahçıvan yapar. filân senden hiç korkmuyor. Tanrı gücünü. Hanî filân. saygı göstertir. fakat el sallanınca mutlaka yenin de sallanması gerekmez. ondan terbiye görürler. ayrıdır. Sevilen kişinin isteği. deli-divâne olur. Hani birisi savaşa giderken savaş elbisesi giyer. Meselâ. Tanrı işidir. çünkü el. hizmet etmese bile ondaki sevgi.

onun yüzünden meydana gelsin. 62. bizim ondan haberimiz bile olmasa. Hani Ulu Tanrı buyurur ya: «Hattâ onlardan bir korkutucu geldi mi. ona kim söz geçirebilir. Şu toprak bir akıllıyla buluştu. Bir kediyi tutmak istemişler. oraya ne Muhammed sığabilir. bu mertebeye ulaştılar. gâh aşağılara koyuyoruz. ne yiyip içmekle. akıllı biriyle buluştu. bu göklerden başka gökler görmüşlerdir de bu gökler gözlerine görünmez. Şimdi sen de bir kıyasla. ne gezip tozmakla. onu istediğimiz şekle. O meyve. bir başka şeyden haberi bile olmayıştır. Haberi olmasaydı suyu nasıl kabullenirdi. ne biçim bir hüner gerek şu gökler.net görünmez. bizi o kuvvetle seçti-yüceltti. kim ne edebilir? Meselâ. Akıllı kişinin sohbeti. Fakat bu durağa ulaştıktan sonra anlaşılır ki buraya gelinceyedek bir hayli koşmuş. inananla görüşüp konuşması. Bunların hepsi. Tanrı erenleri. pek incinmişti padişah. Gölgeye bakılıp sahibi. Birden sudan başını çıkardı mı. «Bende bir hal var ki diyordu. şaşar-kalırlar. Çünkü bir inciyle. o tohuma göre nasıl dadılık ederdi. hazinenin incinmemesine bak. bu çeşit güzelim bir yapı oldu. Ancak dostu görmekle geçer o sıkıntı. Ne uyumakla iyileşir. ağacın özü odur. bir tek lâ'lle binlerce süslenecek şey alınabilir. gâh kâse. kuş avlamaya koyulmuş. Çünkü herşeyde birşeyden haberi oluş. nasıl beslerdi onu. inandık derler. ondan başka işlerden haberi bile olmayışıdır. Bir gün o kedi. testi yapmadayız. acaba bir kulda. tümden kendini o işe vermiş.» Hem de o haddedek ki münâfık bile müminlerin arasına girse de otursa. şu yün. Ulu Tanrı kimimizi seçse de biz. BOLÜM . cüz'î aklın sohbetiyle cansızlar. o. senin her çeşitten kumaşların olsa boğulurken hangisine el atarsın? Hepsi de gereklidir amma şu meydandaki hazinene sarılırsın. bizi istediği hale soksa.Semazen. güneş. bulamıyor o hâli de senin gibi koltuğu kokmuş biri o hale sahip oluyor ha. o parça-buçuğu seçmiş.. onun cinsindendik amma Ulu Tanrı. çünkü onlar incinirse gene o sevindirir. Gâh şarap haline getirmedeyiz. Muhammed'in sığmayacağı bir hal olabilir mi? Demek bir hal var ki Muhammed sığmıyor o hâle. ona karşı cansız sayılsak. tam habersizlik değil maksadımız. ne yapmak istersek. fakat gittiğini kimsecikler görmez. Gâh yücelere çekiyoruz onu. buraya varıncayadek su altında yüzüp gittiği anlaşılır. gâh kısaltmada.» Birisi. cüz'î aklın gölgesi. Definenin. geçip-gitmişlerdir. Birisi. aman. ağacın parça-buçuğudur amma Ulu Tanrı. o sırada yakalayıvermişler onu. şu ay.» Bu. Ağaçtan tatlı bir meyve çıkar. geçer. Bu yüzden de o parça-buçuk. Bütün bu varlıklar Akl-ı Küll'ün gölgesi. onların tesiriyle bir solukta mümin olur-gider. nasıl nakışlarla bezenmiş bir kilim. inanana ne faydalar verir. bir halı oldu.» Şeyh buyurdu ki: Şaşılacak şey. bir işe adam-akıllı sarıldı. fakat o bizi görse-bilse. ne çeşit bir tesirde bulunur? Cüz’î nefsin. «Dostla buluşmak. o işteki uyanıklığı. Bak da gör. bir bak da seyret. ne biçim bir akıl. ağaçtan maksat o. Cüz'î aklın gölgesi kendisine göre. pek aşağı görünür onlara bu gökler. Can ilinde gökler var ki Dünya göklerine iş buyurmada(*). neş'elendirir onları. Demek ki tümden dünya işlerine sarılmamak. Şimdi biz de bir cinsiz ya. Hani suya dalıp su altında yüzen kişi de yol alır. şu incinmesin. Ona öylesine bir tatlılık vermiştir ki ondan başka ağacın hiçbir yerine o tadı vermemiştir. böyleyken inanan. dilediğimiz hale soktuk. Önceden biz de o topraktık. kuş avlamaktan başka herşeyi unutmuş. Bir maskara. bunda şaşılacak ne var ki? şimdilik haberimiz olmasa dedik ya. İnsanlar arasında şu özelliğe sahip olan.Dostların gönüllerine öylesine sıkıntılar gelir ki onları hiçbir ilâç iyi edemez. duyguyla anlaşılmaz. Zühal göğünün üstüne ayak basmış bulunan birisinin bulunmasına şaşılır mı hiç? Biz de toprak değil miydik? Ulu Tanrı öylesine bir kuvvet verdi bize ki o kuvvetle cinsimiz olan topraktan seçildik. padişahı güldürmek istiyordu. cansızlara bile bu çeşit tesirlerde bulunursa inananın.. ne Tanrıya yaklaşmış bir melek. bu incinmesin gibi bağlarla bağlanmamak gerek. Bunlara ayaklarını basmışlar da aşmışlar. tümden üst olmuştur. sayrıya şifâdır. o işe koyuldu mu. Toprak bile cansızdır amma Tanrının kendisine verdiğinden haberi vardır. bir türlü tutamamışlar. Akl-ı Küll'ün gölgesi olan varlıklar da kendisine göre. fakat Tanrı korusun. her tohuma. Hani Tanrının buyurduğu gibi: «İnananlarla buluştular mı. Pek kızmıştı. Padişahı güldürürse herkes bir . Biz. o bizim dileğimize uydu. kolayına gitmek. Gâh uzatmadayız. tümden üstün etmiştir. şu yedi kat yer. ne şekle sokmak dilersek râmoldu bize. bu gaflet sözüyle tüm gafleti kastetmiyoruz. kıyas yoluyla anlaşılabilir. inananla düşer-kalkarsa ne olmaz? Münâfık kişiye bile bunu yapıyor.

sana öylesine bir zevk vermiş ki göğü istemiyorsun bile. o faydalıdır bu çeşit kişilere. Peygamber. birisi o sopalardan birini kırmak isterse herkes. maksadı bildirenidir. oysa ki arık bir mumdan faydalanırsın. «Kur'ân'da ap-açık deliller vardır. Acaba bir hal olabilir mi ki senin gibi koltuğu kokmuş kişi o hâlin zevkine varsın da Muhammed'de o hal olmasın? Ne kadar hal sahibi olduysan onun yüzü suyu hürmetine oldun. bağışları onun önüne dökerler de sonra başkalarına dağıtırlar. fayda verenidir. güzellikleri. Dilerse esenlik de vermez. onun yardımıyla gider. suda ne görüyorsun ki boyuna bakıp duruyorsun? Padişah. adam-akıllı bağlanmış. önce Muhammed'e gelmeden kimse bana gelemez: Hani bir yere gitmek istediğin vakit önce. şeyhi görürsen ziyan gelir sana diyordu ses. Tanrı râzılığını dilemek gerek. o görünen şekil değildir ki. canıyla oynadı. anlamlar. sopalar dikmiş. Önce o. onun yüzünden haller elde ettin. az olanı. Maskara bunda kaldı da padişahım dedi. yolumuzu yıkmadasın. Örneği de şunun gibi: Hani birisi. yahut padişahın adını bana söyleyen kişi de yaşadıkça yaşasın dese onun övüşü. boyuna ölümsüz kalan da odur. kapanmıştı. Bütün Kur'ân bunu anlatır.Semazen.net şey verecekti ona. ondan sonra da organlar harekete gelir. karlarla dop-doluydu. maksadına erişir-gider. Neden minârede yalnızca Tanrıyı övmüyorlar da Muhammed’i de anıyorlar. her yere bir nişan koymuş. o sevgi.» Sözlerin en iyisi. Şimdi sen kaleme bakıyorsun da bu kaleme bir el gerek diyorsun. sebeplerde görme. meşakkat olur. Onlar görürler. senin elbiseni yeğinleştirmek istiyor ki güneşin . Duyarlarsa ziyan verir onlara söz. Kalemi oynatan da Tanrı elidir. şu yana gitmeyin. görünüşte deve. bütün nimet sebepleri varken hepsi de zahmet. Sen ne diye sebeplere kakılmış-kalmışsın? «Sözün hayırlısı. Sense bir yerdesin ki kalemi seyretme tadına kapılmışsın da el aklında bile değil. Maskara da padişahın yanında durmuş. nerden buğday ekmeğini anacaksın? Onlar da buğday ekmeği varken nasıl olur da arpa ekmeğini anarlar? Yeryüzü. o esirgeme eğretidir. başına kırk kişi toplandı. Oysa ki asıl zevk yeri göktür. Tanrının rahmeti. artık onlar da. Tanrının türesi böyledir. Tanrı rahmet etsin. zevk de. Padişah. Çünkü önce bütün vergileri. Semûd kavmi gibi helâk olursunuz. bana padişaha yol veren. eh dedi. yanına bile yaklaşamazsın onun. bindiği attır. Peygamber. bu sıraya göre olur-gider. bin yıl insanları çağırdı. Çünkü Tanrı etmesin. bereketleri sana. Hani tanrının ateşi pek çok. Padişah maskaraya bakmıyordu bile. Hâsılı dünya işine sıkı sarılmamak gerek. O yana giderseniz Âd kavmi gibi. o elin seyri yüzünden nasıl olur da kaleme dalarlar. elbiseni bana ver diyor mu? Cübbeyi. Nerde gördüğün. Ulu Tanrı buyurdu ki: «Esenlik sana ey Peygamber. Bu peygamber. işe iyice giriştin mi. çünkü zarar da ondandır. dininden bunca erenler. Maskara. bir ulu kişiyle görüşmek için Tebrîz'e geldi. çünkü yolu o meydana getirmiştir. malı ne yapacak o? O. vaatlerde bulunmuşlardı. o sevgidir. filân yere gitmek gerek. bu da yeter-gider onlara. ondan sonra göz kılavuz olur. buraya ulaştın ya. yol açtı. yazan da. esenlik versin Mustafâ'nın çağrış zamanı ne kadardı. çünkü zarar veren de odur. yahut cübbeni. yeryüzü gökten hayat bulur. Kimi kişinin az sözü. bu yana giderseniz inananlar gibi kurtulursunuz demiştir. nerde söylediğin? Onlara gelince: Onlar. Şimdi. Demek ki maksat faydadır. sebeplere eğreti olarak verilmiştir. Ona dediler ki: Zâti Muhammed'i övüş. bir kaltabanı görüyorum dedi. o istemedikçe kalem oynamaz. yoksa sen yol kesici misin diye ona kasteder. fakat faydalı söz. padişaha Tanrı uzun ömür versin. gözün de akıldan haberi yoktur amma iş. dereyi seyrediyordu. pek çetin olursa ondan faydalanamazsın. Fakat meram anlatma bakımından «Kul huvallah». bu yana gitmeyin. ölümsüz olan da odur. ihtiyâcım var. sözü duymamak faydalıdır.. nerden yeryüzünü hatırlarına getirecekler? Şimdi hoşlukları.» Yâni bu yollarda nişanlar dikmişiz. suya dalmış-gitmişti. Bakaradan üstündür.» Tanrı yolu pek korkuluydu. fakat bunca ülkeler inandı ona. o sevgidir. Bakara sûresiyse hayli uzundur. Kim bu yola giderse onun kılavuzluğuyla. Kalemi görüyorsunda eli aklına bile getirmiyorsun. yalnız böylesine el. halkın râzılığını değil. Az.. azlığa-çokluğa değil.» Bütün saçıları sana saçtık. Şeyhin zâviyesine varınca geri dön. Hâsılı bütün sebepler. gerçekte padişahı övmedir. bu kulun da kör değil ya. boyuna eli görürler de bir de kalem gerek derler. işin gerçeğinden gaafil olursun. at sürdü.. Tanrı kudretinin elinde bir kaleme benzer. Birisi dedi ki. Hanî Sâlîh'in devesi gibi. kılavuz Muhammed'dir. meydanda. o aşktır. gevşek sarılmak gerek. Bütün zevk. senin için budur faydalı diye bir ses duydu. Bir şeyh. Tanrıyı övüştür. Organların gözden. onları halka Tanrı vermiştir. onun şekli. O dedi ki: «Tanrının temiz kullarına da. bana bir cübbe verin. Bir de kimi insana. Çünkü halktaki o râzılık. Demek ki îtibar.. Nûh. çok olana değil. fayda da. yanmamış bir mumu öper-gider. o aşktır. bir dere kıyısında öfkeli bir halde dereyi seyre dalmıştı. Göktekiler. kalemsiz olmaz derler. bunca yeryüzü direkleri geldi. İnsan gaflettedir amma öbürleri gaafil değildir insandan. Hattâ elin güzelliğine bakarlar da kalemi hatırlamazlar bile. çok sözden daha faydalı olur. şuna benzer: Yanmış bir mum. uygun olan bu diye akıl kılavuzluk eder. Peygamber. Şimdi demek bir vaktin olacak ki Muhammed o vakte sığmayacak ha. «Kul huvallah» pek azdır görünüşte. bizi helâk etmeye çalışıyorsun. Kalemi görüyorsun da eli görmüyorsun. fayda veren de. o muma zâti bu yeter. maksat merâmı anlatmak. dünya işine sıkı sarıldın. Arpa ekmeğinden tat almışsın.

Güneşin önünde çır-çıplak kalman daha iyi. Görüşten görüşe bu kadar büyük. ter-temiz olur. görmektir. Bu. bellemekle elde edilen her bilgi. hâşâ. bir ibâdette bulunup dünyada da Tanrı lûtfuna mazhar olandan haber almayı istemelerindendir. Onu okuyorsun amma bir hoşluk yüz göstermiyor. Cehennemlikler «Tanrının size rızk olarak verdiği şeylerden bize de saçın» diyorlar ya. Bilgi vermiş. «Tanrıya güzel bir tarzda borç verin» diyor. küfrü de zayıf. bulduğunuz şeylerden. Ulu Tanrı da kim Tanrıyı dilerse ona başvursun. o güzel değilim. yâni ben dedi. düşünce vermiş. Alî'nin hayâli. pek az bir azâpla Tanrıdan haberdar olur. ona kul olsun diye bir kulunu seçmiştir. size vuran. Medreseyi kurduğu. Tanrı ehlini aramak gerek. Bu yanda hayâlden hayâle çok uzun yol var. Osmân'ın. Fakat çarşafını çekmezsin. hayal bilgisidir. Abû Bekr'in. yakmaz-karartmaz seni bu güneş. Sana yüzünü göstersin diye çarşafını çekersin.Cehennem ehli cehennemde. görüştür. Fakat hayâl olan karanlık perdeleri arasında fark olmadığı gibi pek de lâtif olduklarından gözle de görünmez o perdeler. Görülen herşey «dinler bilgisi»dir. içilecek şeyler olamaz. görüş vermiş. Meselâ bir mühendis düşünür. sahâbenin hayâlinden üstündür. Herkes padişaha onun vasıtasiyle yol bulsun diye bir vezir. bundan öte bütün bilgiler. Bu. . Hani başa sarılan pusu da tozlanır..net ısısı ulaşsın sana. 64. kendisini her şekilde gösterebilir. Kâfirin yanına gelmedi îman.Semazen. Bir zamandır. O sana. uzaktan-uzağa ona hizmetler eder. Münâfık kişiyi. sana verdiğim bu araçlarla elde etmedin mi? Hem kuşlardan sadaka istiyor o. bir düşüncedir. «Kullarımın arasına katıl da cennetime gir» buyurdu çünkü. o yanda da gerçekler âleminde. «Ben Tanrıyım» olmak. bir geline benzer. kuruntunu. sizi parlatan ışıktan bize verin demektir. yoksa dünyanın. yalnız mal istemiyor.. «bedenler bilgisi»dir. tarlasını sularsan. gücü yeter buna. «Ben Tanrıyım» bilgisini bilmek «bedenler bilgisi»dir. Ömer'in. yaptığı zaman gerçek olur. BÖLÜM . kendileri için ahretten daha hoş olmasından değil. bir şey açılmıyor sana ya. karanlıklardan. onun gibi işte. ışık perdesi. Ölümden sonra meydana gelen bilgiyse «dinler bilgisi»dir. Soyunamıyorsan bâri elbiseni yeğinleş-tir de güneşin zevkini gör. neden râzı olursa onu yapmaya çalışırsan çarşafını çekmesen de yüzünü gösterir sana. görüşten görüşe farklar var. Çünkü cehennemde Tanrıdan haberleri olacak. bir nâip dikmişlerdir. karanlık perdesidir. Ulu Tanrı herkese söz söylemez. bilinen herşey «bedenler bilgisi»dir. ekşiliği huy edinmiştin. görüş âleminde. gerçeğe daha yakındır. bem-beyaz eder seni. düşünceni. daha çetin olur onun. dünyadaysa Tanrıdan haberleri yoktu. 63. çünkü mühendisin hayâli. mum ışığında yanıp erimek «dinler bilgisi»dir. Kur'an. fakat seni istemedi. bir ev kurma hayâline düşer. malı. maldan başka pek çok şeyler vermiş. çok büyük fark var. istedikleri yenecek. Tanrıdan haberdar olmaktan daha hoş bir şey de yoktur. bizim nüshada yok. tapılar kılarsan. Bütün peygamberler bunun için gelmiştir. bilgiyle ilgili olan. doğrudur da. (*) Bu beyit. Fakat halının tozunu gidermek için dört kişinin adam-akıllı çırpması gerek. inanmadı. küfrü kuvvetliydi. cehennemin en aşağılık çukuruna atmaları şu yüzdendir: İman. BOLÜM . Dünyayı istemeleri. gerçek. cübbe istemiyor. O. «dinler bilgisi»dir. adamakıllı ağartır. yedi yüz perde var. Tanrıya onlardan başka yol yok. Hayâlden hayâle çok fark var. hem de sonadek sürer-gider bu. arada büyük bir fark var. anlayış vermiş. Bilen bir mühendis. mühendis olmayan da hayâllenir. halı da tozlanır. bâri tatlılığı da bir dene. Mum ışığını. Hani dersin ya. aklını bana harca.Dünyada tahsille. Hayâl âleminden olan herşey. görüşünü. bu kadar derin fark olduğu halde gerçekler âleminde de o farkı anlamaya imkân yoktur. tozu gidiverir. bir tek kişi azıcık silker. bir soluk olsun diyor. hem tuzaktan. dünyada oldukları gibi hoş. kucağına geldi onun da. ışıktan. sana kendisini çirkin gösterdi. çarşafını çektin onun. bir medrese kurmayı hayâlinde canlandırır. Pusuyu. rahat bir haldedir. Şimdi hayâlden hayâle de farklar var. Tanrıdan haberdar olması için azâbı. anlayışını. sana bir düzen kurdu. yedi yüz perde var. ateşte yanmak. gerçekler âleminden olan herşey. ateşi görmek «bedenler bilgisi»dir. râzılığını dilersen. fakat hayâldir. Dünya padişahları da çulhayla konuşmazlar. Hani derler ya.

görünenden de açıktır bu. yoktur amma açlığı kendinden hiçbir düzenle gideremezsin.» «Âdem'i kendi sûreti gibi yarattı» . Anlarsın ki bu yan. fesleyenler dokunur.Esenlik ona. sen nerdesin. bir zerrecik bu gerçeği anladılar. kesiyor mu diye usturayı denediğin gibi hani. Başı bedeninden ayrı. Firavun'un büyücüleri. bedenin onlarla bir ilişiği yok. BOLÜM .» İnsanları hepsi de mazhar aramada. ben bir ovadayım. Âşık. Sanıyorlar ki bedenle ilgileri var. Bu anlayışa vicdanî anlayış derler. Biliyoruz amma Tanrı bilgisine göre bilmemiz de bilgisizliğin ta kendisi. İnsan. hepsi de gölgeyle görünmede. çünkü herşey. Tanrının sıfatlarıdır.» Beden. pek yaman bir şaşırtmacadır. Haccâc esrar içmişti de dalgaya düşmüştü. fakat bir onu biliyoruz. O. halkın halleri de. ahrette de en büyük. anlamı şudur: Sen mazhar istiyorsun. 66. Hepsi de gözle görülmez amma görünürden de açıktır bunlar. bir an bile onunla değilsin ki. kendini gösterecek bir can arıyorsun. Yemeklerdeki sıcaklık. bedenlerini fedâ ediverdiler. Hey gidi hey. BÖLÜM . bunu denerler. bâzı şeyler görünür ancak. İnsanda bulunan şeylerin hepsi de gölgede görünmez. uyumadım. gündüzse işlere koyulurgidersin. hep başka yerlerdesin. düşmanlarına düşman. O memur gözünle göremezsin amma onun sürüşünü. bilinmeyi sevdim. Meselâ açlık. Demek ki halk. İnsan sanır ki o öldü mü kendi de öldü-gitti. Tanrı gölgesidir. başım yere düşmesin diye de bağırıyordu. acılık da böyledir. kendini satacağın. yemedim. BÖLÜM . bir isteneni. şu bizim gölgemizde. bâzısı görünüyor. gördüler ki bu bedensiz var olmuşlar. soğukluk. peki.Sırâceddin dedi ki: Bir şey söyledim. oluşunu. başını almış. ne diye tir-tir. böyle oldum. Hâsılı bu görüşle ne işin var senin. kötüdür. tatlılık. tikenler batar sana. eğilse gölgede eğilir. onun verdiği derdi görür de bilirsin ki bir memur var. esenliktir. Başka bir yana gidersin. ikisini de görmezsin amma anlarsın. ne ilgin var bedenle senin? Büyük. erenler de böyle. kapıyla duruyor sanıyordu. onu sevsin. hüner sahipleri de hep mazhar aramadadır. dünyada da. peygamberler. diledim. şu bedenle ilgin nedir ki? Sen. sevgilisine.net 65. Kapıyı oynatmayın. o yansa güllük-gülüstanlıktır. Bilginler. beş parmağını açsa gölgede açar. doğrulsa. şöyle oldum sensiz der.. Tanrının buyruklarıdır. Çünkü gözünü açsan görülen bir şey yoktur ortada. dostlarına dost kesilsin diyor. öfke. İsâ'ya soruldu. (Mevlânâ) buyurdu ki: O memurdur. en güç şey nedir? . hiç de bedenle değilsin. susuzluk. olmayışını anladılar da boşverdiler bedene. gözle görülmez. İbrâhim. boyuna da bedensiz-sin zâten. bir sevileni arıyor. görülmez amma görülenden daha da açıktır. düm-düz dursa gölgede doğrulur. sana güller. ancak şu var ki gölgemizin bizden haberi yok. beden nerde? «Sen bir ovadasın. tikenliktir. sevinç. Geceyse bedene aldırış bile etmezsin. «Bir gizli defineydim. Bütün bunlar.Semazen. güzelliğini göstereceğin mazhar benim demektir bu. gölgeyse gölgenin ıssına benzer. düz durur. gölgeden ibâret olan varlığımızda görünmüyor. Bizim hallerimiz de böyle.» 67. o sözü söylemene engel oluyor. «Bilginin pek azı verilmiştir size. içime dert oldu. ona râm olsun.. bütün halkta görünür. bunsuz varsın. kapının yanına koymuş sanıyordu kendini. İsmail. onunla yaşamaktadırlar. Su altında yüzersin. titrersin şu bedenin üstüne. pek büyük bir göz bağı bu. Çok kadın vardır ki örtülüdür amma yüzlerini açarlar da ne kadar istenecekler. Demek ki Tanrının bütün sıfatları. bedeni.«Âdem'i kendi sûreti gibi yarattı. herkes. adama eziyet verir. yâni buyruklarının sûreti gibi.

Yolu da bu: Nefis şikâyet etmek istedi mi. Tanrıyı belki anar diye ona. ihsânın kuludur» . oysa ki bununla can-ciğer desinler. huyu budur insanın. Dileğinle oyalan. Senin esrikliğine. Tanrıdan sevgi dilemektir. bize bir çeşit sözler söylüyor. sen nasılsan seni öyle görmemiştir o. Tanrı çevresinde çizginmiye koyulur. ateş gibi gizlidir. dediği yalandır. uğradığı şeye. «Öfkesini yenenleri. yokluktan tekrar-tekrar gelir. Bir gün bile. Seni bana esriklik. yaradandan şikâyettir buyurdu. İnsanın malı-mülkü oldukça dileklerinin sebeplerini hazırlar. sen değilsin. «Fasıl 70» kaydı var (189b). olsa-olsa iki yüzlü o. Çünkü yalancıktan şükretmek. noksanı açıklıyor. bunlarla tapısından uzak tutuyordu. nefis de arıklaşır. perdedir ona. Tanrıyla sırdaş olur. Fakat bir ağrıya. nefret. Tanrı nerde der. Biri şu: Düşman. özlerinin faydasız olduğunu görürlerse bu işe meyilleri kalmaz. Öfkeni yenmekle. kinini yenmekle. padişahlık ihsan etti. insanları bağışlıyanları.» Tanrı sevgilisi de noksanlı-kusurlu olamaz. Öylesine öv onu ki dostları. Yoksullaşmaya başladı mı. Fakat gazyağına benzeyen bir cevapla ona yardım edersen geçecek bir deliğe yol bulur. ikincisi de şu. Süleyman saltanata doydu da. dilediğini verdi ona. sense kendi olgunluğunu açıkladın. Yok. Bir kıvılcım gördün mü. peydahlandı mı. Ulu Tanrı Firavuna dört yüz yıl ömür verdi. söyleşir. yalancılığının açığa çıkmasından fazla utandıracak hiçbir şey yoktur. sayrılandı mı. Hanî çocuklar. yâ Allah demeye koyulur. Bundan neyle kurtulunur dediler. söndür onu da geldiği yere gitsin. artık belli olur ki kötü kişi odur. sende. Tanrı bunda başarı versin bize. Yiğit bile olsalar hilimle kır boyunlarını. bir sızıya uğradı. çocuklara sövdükçe çocuklar.. demek ki sağlık. kulum-köleyim ben. bir başağrısı vermedi. «En güzel neyse onunla def’et onu» da iki yüzden düşmanı kahret-gitsin. ihsanda bulunanları Allah sever. o derdin altında gizliymiş. mal. onu. Tanrı sırrını kutlasın Ulu Mevlânâ. onu övmekle âdeta zehirlemedesin onu.net Tanrının gazabı dedi. Bedeni sağ-esen olan kişi. zarar vericidir. bir muradına erişmezlik. Gene buyurdu ki: Sana güdülen düşmanlık. Bütün bunlar perdeydi. Gördün ya. bu kez onu yokluğa göndermek güçleşir. yâ Allah. 68. düşman olanın eti. Tanrı. . senden defolup gittiği gibi kesin olarak ondan da defolur-gider. Eyyub belâya doymadı-gitti. düştüğü derde bir sevgi peydahlansın. Düşmanı da. sözümüz dokundu diye bu işte daha da ileri giderler. beslenen kin. yaratıktan şikâyet.. Bir ikincisi de şu: Bu bağışlama huyu. derisi değildir. yok olup bitsin. senin eli boş bir hale getirişine. sende kusuru. (*) Selim Ağa nüshasında.Semazen. halinde bir değişiklik görmezler. Çünkü o. Demek ki ona teşekkür etmekle. eli boş oluş lûtfetti (*). öbür perdelerin hepsi de bu ikisinden meydana gelir: Sağlık. Çok çok teşekkür etmekle o kötülük. tersini yapmalı. Tanrı sevgilisi olduğunu bildirdin. görmüyorum ki. BÖLÜM . bizi anma. Dedi ki. gecen hoş olsun dedi. bir de «insan. Devlet ıssı bile olsalar yumuşaklıkla yol bıyıklarını. saltanat. bu adam. beytin başında. birisine bir ad takarlar ya. şükretmeli. anlaşılır ki onun yaptığı. gece-gündüz onunla oyalanır. şükürde o kadar ileri gitmeli ki içinde.Kulla Tanrı arasında perde. ancak şu iki şeydir. ondaki aşağılık düşüncedir.

Tanrıyı düşünüyorsun. ne kadar büyük. ölçmek istiyorsun da tadın-tuzun kalmıyor. bu söz. âlemi yok bilmektir. (*) Fatih Kütüphanesinde 5408. İşte şimdilik nerde büyük bir perde varsa orda daha iyi bir inci var demektir. ağır bir şey var demektir.net 69. aslâ Tanrı olamaz. Hamdedildikten. niteliğini. her hayvanın bir ahırı.Semazen. defînedeki değerli şeyleri gör (*). Şu yüzden söylenmiştir bu söz: İnsanda gizli bir öz var ya. Demek ki sen. bu bölümün sonunda bitiyor. İnsan. nefsin şu kötülüğü. Tanrının neliğini. 70. Definenin üstünde kötü yılan var amma yılanın çirkinliğine bakma. (*) Bu fasıl Selim Ağa nüshasının son faslıdır (190 a). şöyle yahut böyle olduğunu düşünmeyi bırak da olgunluk elde et. Tanrının yokluğunu câiz bilmek. hattâ kâinatı yok saymaktır. Akıllılarsa himmet kanatlarıyla diledikleri yana varırlar. kendindeki kötülüğü. boyuna olgunlaşmaya çalışmalı. o inciye bir perde oluyor. kendisinden sonra peygamber gelmiyene. yılan. neliğini. Nereye büyük kilit takarlarsa orda değerli. kırk yıl insan görmese ejderhâ olur. kötü huylar. her kuşun bir yuvası var (3). Tanrı tapısıdır. (1) Selim Ağa nüshası. Tanrının işlerine dalıyorsun.'de kayıtlı nüsha. şu fenalıklar. (2) Mısra' farsçadır. Bu perde de çok çalışmayla kalkıyor ancak. o öze perde olmuştur. yönlerden bir yöne kanatlarıyla uçup giderler. noksanlaşmaya değil. sınırını. BÖLÜM (*) . Sen Tanrıyı düşünüyorsun. BÖLÜM. dönüp varılacak yer. Yâni sen.Olgunluğun gerekli kıldığı şey. onun neliğininiteliğini. o öze. ne kadar yüce olursa perdesi de o kadar büyük olur. hayallenmeyi. rahmet.Mısra'(1): Sevgilim dedi ki: Filân neyle diri? (2) Kuşlarla kuşların kanatlarının. canavarlarda bile yoktur derler ya. gayretleriyle farkı şudur: Kuşlar. bedeni eritip yok etmektir. Tanrıya yüz tutmuş. bu söz. o hayal. Çalışmalar çeşitçeşittir.İnsanın nefsinde bir şer vardır ki hayvanlarda. doğruyu daha iyi bilir. salâvat verildikten ve «Temmel kitâb» kaydı da konulduktan sonra 190 b de ayrı bir yazıyla üç fasıl yazılmış. başkalarının insana meyletmesidir. . Tanrı hakkında noksanı câiz görmek. Her atın bir tavlası. birinci fasıldır. Tanrı. akıllı kişilerin himmetleriyle. insan onlardan beterdir demek değildir. Tanrının olgunluğu. Hamd. inci-mücevher. bizi iste. ne kadar değerli. dünyada olup-biten şeyleri. düşünceye dalmayı. Çalışmaların en ulusu. Demek ki kötülük. bize âşık ol. Bu. BÖLÜM . Bilmiyorsun ki bu yolda bir tattuz elde edilmez. 190 a da bitiyor. niteliğini düşünüyorsun. bütün varlıkların olgunluğudur. o düşünce. Hani derler ya. olgunluğu gidermek. ona karşılık bu kötü huy. Temiz dostlarla düşüp kalkmaktan daha çetin hiçbir savaşma yoktur. 71. Çünkü onları görmek. nefsi. kendindeki uğursuzluğu yakıp eritecek bir kimseyi görmez demektir. bir Tanrıya. sınırını bilmek. bu âlemden yüz çevirmiş dostlara karışmaktır.

BÖLÜM . kendini de yok etti-gitti. Şimdi Ulu Tanrı. Bir adam. tembelleşip işten kalmamanızı ister (*). Farsça bir rübaî var ve Mevlânâ'nın hiçbir eserinde adı geçmeyen İbni Atâ'dan iki iktibas mevcut. t). BÖLÜM . Dışını yıkamak gerek amma içini yıkamak. sabredin. çeyiziyse gelin olacağı güne saklar. daha da boş (*). can kokusudur. "Fîhi mâ-fîh"e ek olarak alıyor (s. Aldandı. aldanıp telef etmemenizi. kazancını babaya verir. Şimdi kabı yıkamayı buyurdu ya. ona vermez. uyduğun mürşitten başkalarının sözlerini dinlemek sanırlar. Oğulları toplanıp babalarından isteseler bile baba. . cömertlik miktarıncadır. Üstelik bu fasılda Mesnevîden. Fakat sebebi var da onun için burada göstermezler. bu nüshanın pek doğru olmadığını. Dört sahife tutan bu faslı. Evde kızını kötü elbiselerle gezdirir. Kim nefsi öldü de kötü huylardan arındıysa Tanrıya ulaşır derler. Tanrı yoluna ulaşır. İnsanlar. hattâ ap-açık söz bile olsa mürşidinin sözünden başkalarının sözünü dinlemekten geçmezsen tehlikeye düşersin derler.(Birisi. olmayacak tasarruflarda bulunduğunu Mesnevî’den. Sonra gene oğlu kazanır. Fakat gene kendisi. noksan sıfatlardan arı olan Tanrının yolundan azmış olur. Tanrıya değil. (Mevlânâ) buyurdu ki: Yaptığınız işlerin hepsinin de karşılığı var. doğru söz söylese bile canında eğrilik varsa sözünden eğrilik kokusu gelir. edâsına uymaz. Bilgi. Bir adam. Halbuki boş vesveseyle oyalanmak. Söz. kızına çeyiz hazırlar. böyle olmazsa zâten o. (*) Bedî’-uzzaman Fîrûzan-fer. Çünkü Tanrı şarabı. daha da aşağılatır adamı. Eline vermişlerdi. çünkü dışındaki değil. yazanın.İnsan ağaçtan. buradaki tehlikeyi. Bu faslın üslûbu da. içindeki içilir. Tanrı yoluna ulaştığı anlaşıldı ya. "Önsöz"de. çünkü o gün. hâşâ. sözden geçiş kokusu duyulur.Semazen.) İbâdetlerin faydası neden burada görülmüyor diye sordu.net (3) Fasıl arapçadır. faydalandığı nüshaları bildirirken. verirsem yok edersiniz. Dışını yıkamak farz amma içini yıkamak. onu toplamaya bakar. (*)Bu bölüm. kendisine âit bulunan ve 888 de yazılmış olan bir nüshada. ayrı-ayrı dört beyit. daha da farz. ancak temiz kaba dökülür. yok etti kazancını. hazırladığını korur-gözetir. Sözden geçmişse sözünden. burayadek arapçadır. sizin faydanız için yaptıklarınızın karşılığını size vermez. söz söylemeyiş. 73. Kesin olarak Mevlânâ'nın sözü olmayan bu bölümü almadık. Hani baba. Çünkü baba da kazanmıştı. arapça iki beyit. burada vermezler. Baba.382-385). 72. daha da gerekli bir şey. Çokları da bu yoldan yol azıttılar. vakti gelmedi der. öz ellerinizle tehlikeye atmayın» denmiş. edâsı da Mevlânâ'nın üslûbuna. yahut sırçadan yapılmış bir kaba benzer. Divân'dan birçok beyit ve gazelleri metne aldığını bildiriyor (s. eğri-büğrü söylese bile canında doğruluk varsa sözünden doğruluk kokusu gelir. içinin yıkanması gerek. başka yazmalarda bulunmayan ve "Feth" sûresini tefsîr eden bir faslın bulunduğunu söyler. Tanrıya değil. Kim daha fazla cömertse daha çok âriftir. «Kendinizi. mahşer günüdür. daha da kötüdür.

bizse yüce âlemden gurbete düşmüşüz.. kırılıp yarısı düşse şakırtısı azalır. o şâir. Fırsat gözlemek. güzel renkli kuşlardan.. bu çeşit sözlerle olabilir. Biz de. söylediği şiiri okumaya izin istedi. pek neş’eliydi. Maksadımız. bilinip anlanmada. fakat anlayış duygusuyla şekle bürünen görünüşteki anlamı anlarlar. Hani bir kul. padişah ava gitmişti. zâti garipliğin alâmeti. varalım. Dedi ki: Dünyanın padişahı arapça biliyor mu? Padişah. BOLÜM (1) . hiç tınma. bir de o kul. neş'esini. Sabah yaklaşınca korku azalır. bir biz biliriz. o aklı ermez çocuğa söylemez ya. dile getirdiğimiz. başkası değil.. Bu sözlerle böylesine kişinin hiç söz söylemediğini anlatmak istemiyoruz. ses verir. fakat işkillere cevap verir(2). korkutmak. bilmem. maksada ulaşmak başka. o zincir saçlara söyle. söylemez olur.Semazen..» Varlık âleminin ulusu.. sözleşme vaktini tanıyıp bilmek gerek. harfsiz-sessiz olarak can kulağına erişen kişidir. fındık da kabuğunun içindeyken şakırdar. İç ne kadar inceyse kabuk. cevizden. hayır dedi. Her yana erişen şu meyvelerin ağacı olan kişiyi görme isteğine düştük. Sonunda bir gün fırsat buldular. maksatlarıysa anlaşılmaz da anlaşılmaz. İzin verilince okumaya koyuldu. Anlarlar. fakat bizden gizlemiş. sonra gene şükürler olsun. Farsça söyleseler Farsça bilenler anlamaz. Kabuk azıcık çatlasa. Sakın.. Çünkü için bekçisidir kabuk. başka bir suç yüzünden azarlamak. Devlet adamları içinde biri vardı. dududan. A seher yeli. Padişah. dil söylemeden masallar duyan kişidir. Abdül-Muttalîb’in ölümüyle yetim olmamıştı. Çünkü anlamı anlamak başkadır. o hizmetin herkesin kulağına gitmesini istemiyiz. bir çeşit incilere mâden kesilen zâtı görelim dedik. çevgenden. Arap olsalar da arapça söyleseler başka Araplar anlamaz. bu âlemdesiniz. sizse her beytin sonunda. küçücük çocuğuna söz söyler. yoksa o. padişahın ona karşı sevgisi. en çok çekinmeyen oydu. söyle dedi. ne de güzel söylemişsin der gibi başınızı sallıyordunuz.» Buna şaşılmaz da. Hamdederiz Tanrıya ki bu istek. Şükürler olsun. On sekiz bin âlem içinde. sözü kendiliğinden değildir. Ceviz de. avlar tutmuştu. söyleyen kişinin maksadı başkta. Her an da bu istek çoğalıp duruyor. bir dildeş bulamamaktır. Ya arapça kötü birşeyler söylediysek diye telâşa düştüler. Padişah. her beyt okundukça. diz çöktü de a dünyanın padişahı dedi. sert olur.. konuşur amma evliliğinin derdini. sen çoğalt. Hani Türk Çin padişahının tapısına bir Arap şairi geldi. bizi sınamış. anlaşılması güç kelecilerle düzdüğü o kasîdeyi okumuştu hani. Söyle fırsat bulursan gönlümün hallerini. Çocukları muştulamak. toptan. o kadar katı olur. onların özlerindeki yüce anlamlar. Şu hadîste de var ya: «Gönlünüze bir yumuşaklık. Tapıya koştu. eksiltme. el öpmeye başladıkları anda onları hemencecik dilsiz edişidir. yetimliği de bu yetimlikti.Yüce hayırlarınız. bir merhamet geldi mi fırsat bilin de duâya koyulun. öbürlerine beslediği sevgiden fazlaydı. Gülmesi bitince dedi ki: Siz şunu anlamadınız: Sözün anlamı başkadır. Vezirle dîvandakiler.net 74. bekçiler de evlerine gitmeye koyulurlar. gölgesinde oturalım diyoruz.. düğümleri çözer. halkın anladığı suç değildir. özleyenlerden erişti bize. bütün dünya gariplerine nazlanırlar. Hangi dildir ki onların diliyle dildeş olsun? Onlardan hiçbir garip yoktur ki bir garip okşayanı umsun. siz derler. o beyte uygun olarak başını sallıyordu. Nerde anlam kuvvetlenirse görünüş arıklaşır-gider. yerlerin-göklerin ışığı bunu göstermiş bize. tıpkı onun gibi dilden dile dolaşıp yayılmada. aksine onlar. beni görmemiş ol. hani birisi bir hizmette bulunur. Dedi ki: O gün. terbiye etmek isteriz. hani güneş gizlenmez derler ya. ne diye böyle bir kusurda bulundun deriz. Tümden kırılsa hiç ses vermez. «Kim Allahı tanırsa dili tutulur. Dünyada da âdet böyledir. maksadımız nedir. Fakat çözdüğü şeylerden hiç bahsetmez. kuru üzümden. Meyvelerini görmeyi yeter bulmayalım. Tanrım. Ona lûtufta bulunmak üzere gizli bir . bir şardaş. onunla konuşur. Fakat gönül suyu gönül arar bir halde değilse.. bu topluluktan daha kimsesiz kimsecikler yoktur. o devlete eş-dost kesilebilen kişi de. Mekke'den Medine'ye göçmekle de gurbete düşmemişti. sözünü. padişah arapça biliyormuş meğerse. böyle huylara mahzen. Önü-sonu olmayan bu ulu devlete erişenlerin devletinden faydalanabilen. Padişah öylesine güldü ki gülüşünden sırtüstü yerlere serildi. bir müşkülümüz var. Dîvanda bulunan edipler bile gücülen anlayabiliyorlardi. gene de şükürler olsun. O suçu açığa vurmak istemeyiz de halk içinde onu. Gene bunun gibi. Hani baba. tapımıza karşı bir suç işler. Ancak diyoruz ki: Kendisi söz söylemez. kumrudan söz açar. Mustafâ'nın kimsesizliği de buydu. Çünkü on sekiz bin âlemin padişahının bu has kullarla oynadığı ilk oyun..

Semazen.net
işe memur ederiz, yollarız onu; halk arasında ap-açık, fakat bam-başka sözler söyleriz, haberler göndeririz ona... Sözümüz, sözümüzün anlamı, maksadımıza perde olur. Şimdi şiirin anlamı, bizi başka padişahlardan üstün tutmaktır, onlardan ulu olduğumuzu bildirmektir; bizi meleğe, feleğe benzetmektir. Fakat o şâirin asıl maksadı bizden elbise edinmektir, ihsan elde etmektir, para-pul koparmaktır. O maksada ulaştın, dileğini kabul ettik, gönlünü hoş tut diye başımızı salladık. Meşhur ya; Ulu Şeyh'in semâ'ında çalgıcı şu beyti okudu: Geç geldin, yanımdan da tez gittik; Geç gelmek, tez gitmek gülün harcıdır. Semâ'da bulunanlardan üç kişi, bu beyti duyunca nâra atıp yüzüstü düştü. Birisi, bu beyit, şu üç kişinin hâline uygun düştü dedi. Şeyh buyurdu ki: Evet, öyle amma hallerinin arasında da pek büyük fark var. Buyur ey şeyh dediler. Şeyh, kendilerinin söylemeleri daha iyi dedi; gelsinler, dilleriyle söylesinler. Hikâye uzundur... Onlardan biri, yıllardır bir kadının peşindeydi. Öbürü yıllardır, Tanrının kendisine bir erkek evlât lûtfetmesini dilerdi. Yıllardan sonra bir çocuğu oldu, fakat bir haftadan fazla yaşamadı. Öbürü de bir haldeydi ki ne oğula âşıktı, ne kıza... O, oğlu, kızı yaratanı seviyordu. Kur'ân'ı çok tefsîr ettiler amma az kişi Kur'ân'daki maksadı tefsîr edebildi. «Onlar ki inandılar.» Herkes, kendi imanını tefsîr etti, Mustafâ'nın imaniyle onun maksadı gizli. «Ve iyi işler işlediler.» Gene herkes, kendi işlediği işi tefsîr etti; Peygamber’in işlediği iş nerde? «Onların ecirleri.» Gene herkes, vehminin çizip düzdüğü ecri tefsîr etti; Mustafâ'nın ecrindeki maksat hani? Bütün âlem şiirler okur, can der, dost der, herkes âşıktır; fakat âşığın yüceliği, sevgilisinin yüceliği miktarıncadır. Halk, sevgide çeşit-çeşittir; herkes bir şey sever; Sevdiğinden dolayı mâzur görülmeye en lâyık olanı sevgilisi en üstün olanıdır. Sivrisinekten tut da filedek herbirinin bir dileği var, herbirinin bir sevgilisi. Köpeğin kutsuzluğu, dilediği gıdânın kutsuzluğundandır; peygamberlerle erenlerin yücelikleriyle, dilediklerinin yüceliğinden meydana gelmede. Aşksız bir diri olamaz, mümkünü yok. Nitekim Sadr-ı İslâm buyurmuştur. Kim ben âşık değilim, hiçbir şeyi sevmiyorum derse kalkın da burnunu kesin o herifin, kulaklarını kesin gözlerini oyun. Bağırdı mı da deyin ki: Sevgiliden bunu istiyoruz, onun ayrılığıyla ağlayıp bağırmak gerek. Ambardan bir avuç yeter, kitaptan bir yaprak... Geri kalanını buna kıyasla. «Şükrederseniz elbette arttırırım size.» Yâni, iştahınızda kuvvet görürsem arttırırım; çünkü bu nimetin şükrü, iştahtan başka bir şey değil. O hizmet, iştahı belirtmektir, iştahı göstermektir; iştah kuvveti yokken iştahı arttırmak değildir. Nîmet usanç verir; usanç da bu küfürden ileri gelir.
(1) Konya Müzesi Kütüphanesinde, müze kitapları arasında 79 No. Da kayıtlı bulunan ve tercememizin "Sunuş" kısmında tavsîfi yapılan mecmûadaki "Fîhi mâ-fîh"in sonlarında bu ve bundan sonraki fasıllar var. Bu fasılın kenarına, nüshayı yazan "Vucida bi hattıhiş şerîf", yâni "Kendi yüce el.30 yazısıyla bulundu" kaydıyla bu faslın, bizzat Mevlânâ'nın el yazısından nakledildiğini bildiriyor (60 b). Bu üç fasıl, yalnız bu mecmûada var ve bizim 71. Bölümümüzden sonra yazılmış. (2) Metinde "işkil" kelimesi, arapça kaidesiyle cemi'-halinde ve türkçe "işkilât" tarzında kullanılmıştır.

75. BÖLÜM (*): Her sözü, yep-yeni görmek gerek diyorsun; Oysa ki bir yoksulum ben ki hepsinden de dışarıyım. * Kimsenin eğreti sözünü benimsememişim; Gönlüm neyi söylediyse onu söylemişim.

Semazen.net
Ululandıkça ululanası Tanrı, kayıtsız-ilgisiz söz söyler; hem de ezelden ebededek, hiç ardı-arası kesilmeden, harfsiz-sessiz söyler. Her peygambere bir sözü vardır, her erene bir sözü; bütün sözleri de birdir; yâni sözlerinde aykırılık yoktur. İsterse tanığın biri Türk olsun, öbürü Tacik; iki tanığın da sözü birdir. Tanrının sözü yalnız Kur'ân'daki şu harfler olsaydı bunları yazmak için denizlerin mürekkep, bütün ağaçların kalem olmasına hâcet yoktu; yarım okka mürekkeple Kur'ân'ın harfleri yazılır-giderdi. Sonra Kur'ân'ın harflerine son vardır, Tanrı sözününse sonu yoktur. Nitekim buyurur: «Tanrının kelecileri tükenmez.» «Kendi dileğinden konuşmaz; sözleri, kendisine vahyedilen sözlerdir.» Tanrının sözünü gene Tanrıdan duy; Kur'ân okuyanın hüneri bir perdedir çünkü Şu halde erenlere söz söylemeseydi «Onun dili olurum» sözünün boş olması gerekirdi. Çünkü dille Kur'ân okumaksa bu, münâfık da Kur'ân'ın harflerini okur, ihlâs ıssı da; peki, «Bir kulumu seversem» sözüne ne hâcet vardı ki? «Gerçekten de Ömer'in dilinden Hak söyler» denmiş ya; maksat, Ömer'in harfleri söylemesiyse Ömer'e özellik verişe sebep ne? Çünkü bütün yabancıların da bu söyleyişte payı var; hepsi eşit. «Kalbinden hikmet kaynakları coşar» sözünden Kur'ân'ın harflerini okumak kastedilmişse bunun için kırk sabah ihlâs ıssı olmaya ihtiyaç yok. Şimdi birisi, garezsiz olarak şu sözleri bir düşünce bilir-anlar ki «Kur'ân'ın ehli, Tanrı ehlidir, Tanrı hasıdır» sözüyle övülenler başkalarıdır. Ulu Tanrı âlemden seçmiştir onları, kendi sözünü dinleyen bir toplum haline getirmiştir onları. Böyle kişi Tanrı ışığıyla görür, Tanrı diliyle söyler. «Dilediğine hikmet verir; kime de hikmet vermişse o kişiye pek çok hayır verilmiştir.» Hâsılı inâyet bakışı da böyle kişiyi arar işte. «Gerçekten de Allahın öylesine kulları vardır ki onlar, Tanrı kullarına baktılar mı, onlara kutluluk elbisesini giydirirler.» Çünkü onların bakışı, Tanrı bakışıdır; onların yardımı, Tanrı yardımıdır; onların kızgınlığı, Tanrı kızgınlığıdır... Onların, kızgınlıkta, râzılıkta söyledikleri her söz, Tanrı sözüdür. Çünkü Tanrı sözü ne arapçadır, ne farsça... Ne ibrâncadır, ne süryanca; harften de münezzehtir; sesten de. Bir kulun gönlünü arıttı mı onun gönlünün tâ içinden o sözü kaynatır, coşturur. O kulun dilinden, o coşkunluğun köpürüp kaynaması yüzünden bir harftir, akar... İster süryanca olsun, ister arapça, ister farsça... Değil mi ki o coşup köpürüşten gelmede, âlemlerin rabbinin sözüdür. Zamanın geçer akçası o kişidir ki Tanrı o sözü, ona söylemiştir. Bir kimse de o sözün, nakil olmadığını, rivâyet olmadığını, kendisine ilham edilen söz olduğunu anlayacak bir güç-kuvet yoksa, bunu ayırdedemiyorsa, lezzetinden bunu anlamıyorsa o sözü Kur'ân mehenk taşına vurması, Muhammed'e söylenmiş söz olup olmadığını böylece anlaması gerek. İleri gidenler de bilirler, geri kalanlar da... «Benden size bir hadîs nakledilse onu Kur'ân'a arzedin; uyarsa kabul edin, aykırıysa atın» denmiştir. Padişah birisine altın bağışlamış; tanınmışbilinmiş altınla karşılaştır o altını. «Sanır mısın ki çoğu duyar, yahut akıl eder.» «Onlar, ancak hayvanlara benzerler; hattâ daha da sapıktır onlar.» Ulu Tanrının sözüdür, buyurmuştur: «Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Tanrı yolundan saptırırlar.» Gene Ulu Tanrının buyruğudur: «Yeryüzünde bulanan ağaçlar kalem olsa, deniz mürekkep olsa, hattâ deniz bittikten sonra yedi deniz daha bu işe harcansa gene de Tanrının kelecileri bitmez; gerçekten de Allah üstündür; hüküm ve hikmet ıssıdır» Tanrı rahmet etsin, esenlik versin, Peygamber dedi ki: »(Allah der ki:) Bir kulu seversem ona kulak olurum, göz olurum, dil olurum, el olurum da benimle duyar, benimle söyler, benimle tutar.» «Gerçekten Hak, Ömer'in diliyle söyler.» Gene Peygamber’in sözüdür: «Kim Allah için kırk sabah ihlâs ıssı olursa gönlünden diline hikmet kaynakları coşar.» «İnanan kişinin anlayışından sakının; çünkü o, Allah ışığıyla bakar.» Söz söylerken sen yok oldun mu, Sözlerin, sınıkları onaran Tanrının sözü olur. «Kardeşiniz dünyadan geçti mı onun öylesine bir sözü olur ki... Ona yaklaşın; çünkü ona hikmet ilhâm edilir.» Tanrı dostları, Tanrı rahmetiyle gizlenmiştir, Tanrı ışığını giyinirler. «Kur'ân'ı okumak için dilini oynatıp acele-acele okuma... Onu toplamak da bize âittir, okumak da; sonra anlatması da gene bize düşer.» Muhammed ordaydı amma varlık bakımından nerden orda olacak? Orda Tanrıdan başka ne varsa hepsi de yağmaya verilmiş, yok olup gitmişti.
(*) Bu faslın kenarına, nüshayı yazan. «Vuciad bi hattı halîfetihî». Yâni «Bu fasıl, halîfesinin yazısıyle yazılmış olarak bulundu» kaydını yazmış. «Halefihî» demediğine göre Çelebi Hüsâmeddin'in el yazısiyledir.

Semazen.net

76. BOLÜM - Bu karaltıda Hızır'ın suyu var; fakat adam-akıllı bir susamış gerek ki bunu farketsin. Susuzluğun en üst derecesiyle farkedişin kalmayışıdır; kuyu suyu olsun, dere suyu olsun, ne gelirse içer; hele çölü aşmış bir susuz olursa Adam-akıllı susamış, Hızır suyunun kokusunu almış, hem de suyu sudan ayırdediyor; bu çeşit adam, bu karaltıya sığamaz. Yahut da bu, bir bahttır, bir kısmettir, ayırdediş işi değildir. Çünkü ayırdedişin sınırı meydandadır, görülür-durur. Fakat o baht, o devlet, bir ayırdediş kabiliyeti verir ki bu, başka ayırdedişlere benzemez. İman, zâti ayırdediştir, ayırdedişten başka bir şey değil. Bir gün bu söz, dinleyene düşmanlık etmeye kalkışır da Ben seni âbıhayâta çağırdım der, sense kendini sağır ettin. Bu bengisu, ben bengisuyum diye bar-bar bağırmada, dünyayı sesiyle doldurmadadır da şu acı suyu yeter bulan yorgunlar, şu kara suya kanan yaralılar duymazlar bile... Duysalar da bahse girişirler, olaylara kapılırlar, o söze kulak asmazlar; o kadar çok yaygara ederler ki ses duyulmaz olur-gider. Baht işidir bu; o kadar aradığı, o kadar sevdiği halde İskender'e bile vermediler; karşı koyanlara, cedelleşenlere nasıl verirler. Herşeyi aramadıkça bulamazsın; ancak bu dostu bulmadıkça arayamazsın; yâni aramak, bulmak demektir; aramak, bengisuyu içmek, bulup içtikten sonra da ebedî olarak kanmamaktır. «Yaratış da bilin ki onurdur, emir de onun.» Emir oğlu olanlar, halkın ahvâlinden boyuna incinir-dururlar. «Belânın çetini peygamberlere gelirçatar.» Demek ki kim peygamberlerin yoluna girer, onlara uyarsa o çetinlikten onun da bir payı vardır. Zahmet görünür, eziyet görünür amma ne kutlu zahmettir o, ne kutlu eziyet. Buyruğu yerine getirmeye dikilmiş olanlar başkadır, yaratıklar başka, «Ben insanım» buyurdu amma din ehlinin toprak ehlinden ayrılması için sınama yoluyla buyurdu bu sözü. Emir oğullarıyla, yâni ezel oğullarıyla amel oğulları olan halk arasında pek büyük bir fark var. On sekiz bin âlem, iki bölükten artık değil. Yarısı salt cansız, yarısı uyanık. Uyanıklık Peygamber’e uyanın, yahut Peygamber’in halidir. «Benden olup da bana benzemeyen benden değildir.» Yâni uyanık olan uyanıktır, geri kalanı cansız yaratıktır; buyruktan haberi bile yoktur onların; buyruğu anlamamışlardır. Bunca filozofi bilgisiyle, bunca ince, derin bilgilerle gene de bizim cinsimizdensin; hattâ bilgide, akılda bizden de eksiksin; sen gençsin, biz ihtiyarız diye buyruk ıssından mûcize istediler... Mûcizeyle de buyruğu anlamadılar, uyanmadılar-gitti. On iki bilginin bütün terimleri, bütün bu bilgilerle ilgili sözler, bütün bilgilerle beraber salt cansızların harcıdır; çünkü yaratık çevresinden dışarda değil onlar. «Yaratış da bilin ki onundur.» Yaratık da Tanrınındır amma buyruğa karşı cansızdır. «Hüküm, hikmet ıssının katından verilen bilgi» , buyruktur, o bilgi de peygamberlerin, Tanrının bilgisidir; yâni uyandırıcı bilgidir o. Şu halde görüyoruz ya, bilgi, uyanıklık bilgisidir, uyanıklık vermeyen herşey, salt cansızdır. Demek ki kim daha uyanıksa odur daha yakın olan. Bu yaratış âleminin, bu yaratıkların bilgilerinin, ibâdetlerinin sınırı, yönü, çevresi vardır; böyle olan da cisimdir, cisimse cansızdır. Fakat uyanıklığın sonu yoktur. Boyuna gittikçe gitsen dün bulduğun, bugünküne benzemez. Bu yüzden «De ki: Rûh rabbimin buyruğundan» buyurur. Toplum dedi ki: Rûh nedir, Peygamber de bilmiyor; işâretle bir sözdür, söyledi. Oysa ki o ne buyurduysa öyleydi; yâni rûh buyruktur, geri kalanlar cansızdır, cansız da bunu anlamaz zâti. Evet, onların da bir anlayışı vardır amma kendi cansızlıklarına göre bir anlayıştır o. Karanın, denizin yüklenemediği var ya hani; biz yaratığız, cansısız, buyruk altına girmeye gücümüz yok dediler. Âdemoğulcağızıysa o anlamdan doğmuştu; elini göğsüne vurdu da dedi ki: Ben çekerim, onun yükü camındır benim; Söyle, bir kimse kendi canını nasıl olur da çekmez? Şu on sekiz bin âlemden ne görüyorsak, ne duyuyorsak vuralım gitsin; bakalım, ne yana düşer? Rûhül Kudüs'le ilgili bile olsa bu uyanıklık olmadıkça biz onu cansız sayarız; hattâ bu uyanıklığın ta kendisidir, canıdır, Haktır, başka birşeydir diye şaka etseler de bu, böyledir. İsterse salt zehir olsun, bizi helâk olmaktan, yok olmaktan kurtaran herşey, panzehirdir; ölümden kurtaran tatlı şerbet. Bizim görünüşle işimiz yok. Şu on sekizi karmışlar, birbirine katmışlar ya; rûhların rûhu bile olsa bizi helâk

En yakın olan. tez giden. yahut kalp dirhemse bir bölük halk. Tanrı daha iyi bilir. hoş birşeydir: Tanrı onlara esenlik versin. Sözün anlamı. başkalarının soluğuyla tuzağa düşer onlar. ayarı tam saf altındır desin. o huylardan vazgeçeni böyle görürsün ya. ayağına bağ kesilmiştir. bir iş için şu cansızlar arasındasın. gene o tümsün sen. kanadı nerde. daha fazladır onda. bu. A parça-buçuk ışık. yükün peridir senin. § Tanrıyı akılla-fikirle bulmaya uğraşma. Halkın görünüşten de anladığı yaratış-yaratılış âlemiyle ilgilidir. «Ben bir insanım» sözü. «Nefsini bilen. özleyişlere düşer. bize zarar verirse zehirin ta kendisidir. Bu noksan anlayışlardan kurtulan.» Sonradan meydana gelen helâk olacak şeyi bilmenin önüne ön bulunmayanı bilmekle ne ilgisi var? «Ancak onun zâtı helâk olmaz. parça-buçuk değilsin. kafes olmuştur ona. ağır yükün altında yoksullaşır-gider. cansızlara doğrudur. beyazlığı tanırsan güneşi tanımış olmazsın. Öylesine bir kişiyi yüklenmişsin ki bütün ömrünce Güneş bile yüzüne bakamaz senin. Bu ânadek kendi halime ağlıyordum. nefis sözüyle buyruğu. neyiz biz demezler. bir yağ parçasını. bu tulum zümrüdüanka olsun. uyanıklık âleminden. Kalp akçenin ağlayışı da faydasız değildir. ateşi görünce kararır-gider der. İnsan. kalptır. tümdün ya. Ne mutlu kılavuzu yardım olan. yoksulluk. birisi tulumun içinde kalsa dışarıdaki sesleri duyunca anlar ki tulum. sen tüm ışıktaydın. o duygularını yakıp eritti mi hayrete dalar. duyuşların. yazılışından ayrı olamaz. o kadar arıklaşır. Derler ki: Siz ak doğanlarsınız. bu. düşkünlük. rabbini bilir» demişler. söz söylemeyi huy edinmiştir. o ışığı tanırsan güneşi de tanıdın-gitti.» Yâni a göz. gölgesi kutlu devlet kuşlarısınız. Bu bölümleri de «Fîhi mâ-fîh»e almayı uygun bulduk. «Herşey helâk olur. bir de kendine bakar. ne diye kötü sözden gamlansın? Yardım ışığını görmüyorsa ne diye güzel söze sevinsin? Hani padişahın ayarı tam. ne biçim kuşuz biz. haberin var mı? Ayağını gökyüzünün üstüne bas. Duyguların. «İnin» buyruğuyla senin ayağına bağladılar. Konya Müzesi'nin müze kısmında 79 No. Nerde olmayacak şeyler azsa. en uzak olanın ta kendisidir. yaratık kesildin. Kendilerine hiç bakmazlar. Yaratışla buyruk. tanırsan bilirsin ki sen. Şu bağla bağlıyken kendini görür. Görmez misin? Kimin tahsili daha fazlaysa daha fazla donmuş. Çünkü o yük ne kadar ağır olursa güç-kuvvet. cansız bulunan gözdeki yağı. § İçinde yardım ışığı bulunan kişi. buz kesmiştir o. o der ki. peygamberlerin . güzelliği hani. şimdiyse size ağlamaya koyuldum. Bir özelliği olanla görünüş de bir-birinden ayrı değil. şaşkınlık fazlaysa bil ki orda mâmurluk fazladır. akılla sezişlerin Tanrıya ulaştırılması. Fakat kara pulsa. aklı-fikri Tanrıya ulaştırmaya savaş. helâk olacak cansız şeyi değil. Bâzı adamlar. Canla beden ayrılmış değildir. Zâti ayırdediş de bunun içindir ya. sözün oldu..net ederse. yücelişi hangi durağa? Amma bu düşünce de yapılmış-düzülmüş konaktan başgösterir. isterse fil olsun. yaratılmış olan. avcı mıyız. doğru-düzen altınına bir bölük halk. anlamdan da anladığı böyledir. sırtında kim var. av mıyız. yelle dolu tulumun işi değildir bu. varlıkla-benlikle doludur. buyruk âlemindendir.da kayıtlı olan ve «Önsöz»ümüzde tavsîfi yapılan mecmuada «Mecâlis-i Seb'a»dan sonra Mevlânâ'nın bâzı kısa-uzun sohbetleri var (107 b-110 a). Şimdi vara vara kendi anlayışını gittikçe fazlalaşıyor görürsen bil ki yürüyüşün. parça-buçuk oldun. uz gören göze uyup ardından yol alan kişiye. O altın onların sözlerini duyar. sarhoş olur. pek dikkat etmek gerek.. özsüzdür. sende güneşten bir ışık var. yüce yazısından nakledildi ve buradan itibâren beş sahife yazıldı» kaydı var. «Tanrı lâtif sırrını kutlasın. leş mi yemedeyiz. sözün söylenişinden. onun hapishanesidir. anlayışların. uçuşu.Semazen. yahut karalığı. 108 a daki ilk bölümün kenarında. bir mâcun halindedir. o gözyaşı bir iksire ulaştırır onu. Üflendiler mi yelle dolu tuluma dönerler. demezler ki tutalım. bakırdır bu. gün gelir. Olacak bu ya. güleceği gelir. Çünkü zehirle panzehiri bir-birine katmışlardır. yâni. uyanıklığı kastetmişlerdir. uyanıklığın artıklığındandır. A beden. cansızı anlar ancak. İblisin sıfatı olan «Ben ondan hayırlıyım» demek. Burada pek ince işler var. metnin yazısiyle «Nukıla min hattıhiş şerifi kaddasallâhu sırruhul-lâtif va kütiba min hâhunâ ilâ hamseti safahâtın».

a devlet. şu lâtif sözü adalet sahiplerine okuyun. § Hazreti Mevlânâ. adâlet ıssı. her ışığı. ihsan tuzağından başka bir tuzakla elde etmeye imkân yoktur. her buyruk ıssına da râmolmaz. ey Mevlânâ dedi. .. buna buyruğa uymak denmez. o yücelerdeki toplumun kervanbaşısından. âlemin tek buyruk sahibi. Pervâne'nin evinde sohbet buyurmadaydı. devlet ve dinin filânını istemede. o daha da yakınlaştı bucağının konuğundan. sonradan biri tarafından eklenmiştir. gerçek bilip bîatleşmek başka. Buyruğa uymak başkadır.» denmiştir ya hani. Deyin ki: A taca-tahta. ibâdet meydanında bir yol ayakta durmadan daha iyidir. Adalet arslanı. delilin. dünya durdukça. Allah daha iyi bilir. Bir an adâletle solukdaş olursan bir yıl ibâdete el atmandan hayırlıdır. onlara kılavuz olan da Tanrı. Hamdolsun Ulu Tanrıya ki dünya mülkünün memleketlerine hüküm süren padişahlar. cömerttir. Böyle yapın da saltanatınız doğru-düzen yürüsün. Güneş doğdu mu her vuruşu. yanıbaşında adâlet denen zât. yumuşak huylu. Fîtne. Peygamber dedi ki: «Bir an adâlette bulunmak. kutluluk kimyâsı. Sen Tanrıyla ol. şu muştulukla dop-dolu buyruğu taç-taht sahiplerine ulaştırın. kendi yazısından nakledildiğine göre bu başlık. Tanrıdan başkası bakamadı-gitti. bakışta-görüşte yok oldu da şunu dedi: Tanrının yüzüne. sınıkları onaran Tanrı. o yaklaştı-yakınlaştı odasında oturandan. Adâletle insaf.» Bu.: Evet amma halkın anladığı şekilde buyruğa uymak değil. insafı. o hikmet yeşilliğinin bülbülünden. göstersin? Güneşin her zerresinden yüz binlerce delil. Adâlet nedir? Saltanatın gözcüsü. Adâlet arslanını bilgiden başka bir lokmayla avlamaya.. o seçilmiş Muhammed Mustafâ'dan gelmiş dos-doğru bir haberdir. kerem sahibi. ululuk sermâyesi. devletinden faydalandırsın onu. Tanrı aziz sırrını kutlasın. Şöyle buyuruyor yâni: Ey peygamberlik mîrasına konanlar. memleketin düzgünlüğü. gene güneştir. bu incîyi padişahların kapısına götürün. temel..Semazen. Onun huylarını edinir. ona uymaya çalışır. kesip dikmiş. eminliğin fetih buyruğu. devletin güzelliği. her külhanbeyi kalksın da buyruğa uyuyorum diye dâvâya girişsin. delille güneşi göstermeyi kursan ne kadar uğraşırsan uğraş. aynı yazıyla "bir yıl" yazılmış. o kudret bahçesinin yeni yetişmiş fidanından. Bu da tıpkı öncekinin huyunu güder. Ulu Tanrı. esirgeme ağacını gönüllerinize dikin. adâlet kılıcınla kesildi-gitti. peygamberlerin mîrasçılarıdır. hazneler biriktirmiş. baht memleketlerine sahip olanlar. o ahret hocasından. Delil de nedir. artık delilin.. o. yüz binlerce burhan başgöstermede.. Can. birçok memleketleri bayındırmış bir padişah ölür. Çünkü adâlet. altmış yıl ibâdetten hayırlıdır(2)(Üstüne. o kadri yüceltilmiş. Gerçekten de Tanrı kerem sahibidir. onun gibi ihsanda bulunur. Tanrıyı ki kulunu geceleyin götürdü durağında yurt tutandan.. en iyisinden. İşte buracıkta. adâleti istemedeler. yeşertin o ağacı. ). zulüm sarmaşığını uzaklaştırın ondan. ülkenin bekçisi. o vahyetti kuluna ne vahyettiyse haznesinin haznedarından. bu devlet kapısında bulundukça verimi de şu olur: Her gün bu bahçede yeni bir gül biter. Adâlet de Âdemoğulları padişahı.. bu lûtuf adını-sanını padişahların yedinci kat gökte bulunan sayvanlarına kazıyın. sanki adâleti. tahtın süsü-püsü. yüzyıllar sürüp gittikçe bu padişaha ömür versin. birçok ordular toplamış. öyle her padişaha. Pervâne. hem de zamancağızın yiter-gider. esenlik versin. o noksan sıfatlardan arı biliriz. çeşit-çeşit güzel huyları benimsemiş. güneşin dileğine uyar. burhan da nedir ki Tanrıyı belirtsin. hem yumuşaklık kemendi. § Tanrı rahmet etsin. İbâdet ceylânını her zahit tutar amma adâlet arslanını buyruk ıssı olanlardan başkaları avlayamaz. noksan sıfatlardan arı. adâlet ıssı padişahlar padişahı. o san’at ustasının şaşılacak san'atından. Yoksa her yoksul. pek değerli bir incidir. Güneşe delil. hem de lûtuf çayırlığı. senin kahrından korktu da kalktı. baht gelininin bezeyicisi. Mevlânâ buyurdu ki (1)Bu sözler. en yücesi ona. Çünkü ibâdet kuşunu herkes tutar amma adâlet doğanını padişahlardan başkaları tutamaz. Allah daha iyi bilir. İşte uymak. işte hem bunu başaramazsın sen. şu dünya padişahının boyuna göre ölçmüşbiçmiş.. Ulular ulusu onun hakkında şöyle buyuruyor: Bir an adaletle eşdost olursan bu. buyruğa uymaktır. Şanı yüce. bu şaşılacak sırrı onlara duyurun. o dileyiş sedefinin incisinden. Buyruğa uymanın anlamı şudur: Vergili.net yolu da budur. «Bilginler. Övüşlerin en olgunu. A bilgi ıssı. bu eşsiz nükteyi onlara anlatın. Tanrı şanını yüce etsin ki bu yüzyılda hem bilgi lokmasıdır o. yoktur Tanrıdan başka tapacak sözünün şahnesinden. burhânın yeri mi? Köre. adâlet suyuyla sulayın. Onları herşeye sürüp götüren de Tanrıdır. o dünyanın en ulusundan. pek yüce birşeydir. Zulüm. yerine mîrasçısı olan velîahdı geçer. devletin koruyucusu. buna derler. yumuşaklık kemendinden başka bir kementle bağlamaya. burhânın eksik olmaz.

orda kocakarıların iği gibi dönmez. Türkistan padişahları... şu resimleri düzenden utanda onları. gökler orda ayaklar altında kala-kalmış. altmış yıl ibâdet etmekten hayırlıdır (1)(1)Bu kısmın başında bildirdiğimiz gibi bu bölümün kenarında da. yapanın. gökyüzü. Kutlu. Günün Rumluğu perde altına girmişti. oradan nakledildiğini yazmakla yetinmemiş. cömertliğinde bolluğu anlayasınız diye sizin için yarattı o. gemi de uzaktır onlardan. Rum. ey âlemlerin rabbi. çünkü o bir canavardır. bu âcizi kendi hâline bırak. Dilini koru. ona yalvarıştan başka ne çâren var? Dilediğini bulamaz. . § «Bir an düşünmek. Kim yaşamaktan daha uzaksa odur daha fazla ölü. başkası içindir. arazlardan geçirdikleri geceydi. gerçeklerden.» Nimet. İnsana en güç şey. yedi kat yer. burada bulunanların topunu da güzelliğini. Şu şekilleri yapandan. o tâcirin uyanıklığına delildir. . Kur'ân'da münâfıkların namazlariyle ilgili hikâyeler çok geçer. uçsuz-bucaksız bir deniz olmuş. gizli âlemin ağacında birkaç yaprak gibi görünmede. «Susun da acınmış olun. Kim arılıktan daha uzaksa odur daha fazla bulanık. taç gerekse sana.Semazen. çünkü ben yarlıgadım seni der (2)(2)Baş taraflardaki "gerçekten de" sözünden burayadek arapçadır. İnsanın sözü. Bâbül kesilmiş. Zerre bile sana uysa olgunluğa erer. dilediğini yap. Gök bile sana aykırı gitse noksandadır. Zâti işin sonu bu olacak.. güneş mumu. Onu öyle kerâmetlerle özelleştirir ki Tanrı onlardan râzı olsun. Bunda kaldı da dedi ki: «Seni övemem ben. suyu acı. uzak bir denizdir. Tanrıya yaklaşanlardan başka kimsecikler o kerâmetleri bilemez. fakat en faydalı şey. bütün ibâdetlerden daha da iyi olan inançı meydana getiren düşüncedir. işlemez olmuştu. Cömertliğinden yarım katre. (1) Bundan önceki bölümde. devletinin beylerine tümden yardımınla. Yumuşaklığından yarım zerre. Sevin ey padişah. bu. yedi kat gök. elimden gelmiyor. orda bir tozdan ibâret. ondan tat alamazsın gene onu anıştan. ululuğunu seyredenlerden kıl.) kulluk şartlarına uyamıyorum. Buyurmuştur: Gerçekten de Allah kulunu öylesine sever ki sevgisinden. cisimlerden. Birisi Basra'dan hurma alır. gökyüzüne taçtır. rûhundan bir rûh üfler.. sûretinden bir sûret giydirir. orda satar. yolun uzak oluşundandır (1). helâk edici. kalem ve bilgi ehli olan tapısının eminlerine. sabırsa sıkıntının. (2) «Ey» sözünden sonra şöyle bir harf var: o. susmaktır. çünkü burada kâr edişi. anlayamaz. Tahtının basamağı.. bu beş sahifedeki sözlerin hepsinin de Mevlânâ’nın el yazısiyle yazılmış bulunduğunu. Birisine hitab olduğu meydanda. bu faslın kenarına da «Vamin hattıhî». Sonunda dağ-taş. ey yardımcıların hayırlısı.net O yokluk konağına doğru yüzlerce konaklık yol eşti. Gönlün durağı tapın. ne haldeyse o haldeki hizmetime bırak-gitsin beni. Çim.. kapını toprağı. gene susmak. lûtfunla özellikler ver.. bilgineyse süs. kulağıysa kendisi için. Kim bilgiden uzaksa odur daha fazla bilgisiz. kendi diliyle nasıl şükredebilir ki? Yeryüzünü. resmedenin lûtfuyla seyre dal. Rivâyet edilmiştir: Allah bir kulunu sevdi mi. sevgiliye atmışız. Gördü ki topraktan yaratılmış âlem. gözse kapına dikilmiş.. çünkü susmak altındır. bilgisizin bilgisizliğine bir örtüdür.» Susmak. yâni «Gene onun yazısından» kaydını yazmıştır) § Ey H (2). devletli tahtının önünde durmada.. yer seni... herşey o kulu sever. Susmak sabırdır. âriflerden. Gerçekten de söz gümüşse de sus. darlığın anahtarı. A felek.. ona yalvarıştan başka ne çâren var? Elimizi şarap kadehine. Korktuğuna uğrayınca Tanrıyı anıştan.» Bu düşünce.. Fakat Rum ülkesine getirir de kâr ederse uyanıklığına delil olamaz. herşey ona karşı alçalır. § Muhammed'i yıldızlardan. indir onu. İnsanlar. Buna dikkat et de anla ki nefsi temizlemek daha doğru. Tanrım. esenlikten uzak mı. kurt-kuş. kâr eder. Hepsinden geçmişti de bir yere varmıştı ki gecenin saçları orda kesilmişti. . sonadek Mevlânâ’ nın el yazısiyle bulunduğu ve oradan nakledildiği kaydedilmiştir. cevherlerden. ona.

öylece hizmet eder-durur. Halkı tanımaz mıydı onlar? Tanırlar. nükte de. muhiplerin semâ’ına gelince: Bunlar. oyunlardan ter-temizdir. gönüllerinden dünya sevgisi dağılsın. § Şu çer-çöpe benzeyen dünya ehli de oynar-durur. anlayış-seziş bilgisi de onların. itâat ettim demen gerek. «Dünya yaşayışı. dünyadandır. şiirlerde hep böyledir.» Fakat iki Müslümanın arasını uzlaştırmak için yalan söylemek helâldir. dururken de. Çünkü «İşler. § Tanrı. şaşırıp kalışı.» Tam bir doğrulukla. oyundan ibârettir. o korkudadır. bâzıları caiz görmüştür ya. Mürit. zinâdan beterdir. yeme-içme. hattâ zâhir ehlinin çalışıp çabalamasından da yücedir bunların semâ'ı..» Onlarla gerçek olarak düşün.» Belleyip öğrendiğini tutana Tanrı. genişliği bin yıllık yoldur. ahrete inanış sevgileri çoğalsın. kalkın» sözü de bunu gerçekler.» Hani gönülde korku yoksa sanki yaşayış da yoktur orda. güzel yüz aşkı. seslerle bilinir. ârif olana bir işâret yeter.. Her an bir başka aşka düşer insan. oyundan ibarettir. Onlarla düşen-kalkan. Öbürünü de şu bucağa. Her şekle de o tada ulaşma yolunda çeşitli hareketler. ululukları minberlerde söylenen ulu şeyhlere uyarlar. her ikiside doğru. gönül inançıyla. Kör ona derler ki çeşitli sanılara kapılır. onlardandır o. tümden onun buyruğuna uyman. senden korkmayan gönülden sana sığınırım.. gözlerine çeksinler de gönül gözleri aydın olsun. § O köle.erenlerin cinsine katılır-gider. Zahmet. anlayıp sezme bilgisi yoktur. Kime de bu bilgiyi bağışlarsa o. eziyet çekmeseydin merhametli olduğunu nerden bilecektin. dileklerini elde etmeleri. § «Tanrı Önce bir inci yaratmıştır ki uzunluğu on bin. böylece de herbiri. cana şifâdır o.net § Baktım. Onu sizin anışınıza vakfettim. Çünkü nefis ve şehvet. Onların yaptığı iş «Allah attı» hükmüne girebilir. Tanrıya dalsınlar diye onların ayaklarının bastığı toprağı ararlar. Şeyhlerin kodukları herşey. Peygamberlerin mirasçıları onlardır. kendisine bir iş buyurmamasmı sağlamak. sağlık istemekten kolaydır. sesler. miras bilgisi de onlarındır. Semâ' törenini onlar komuştur. § Dervişler vecde düşerler de Tanrıyı özleyişleri artsın. o şaşılacak hareketlerle. yeryüzünün duruşu. Şart bu olmasaydı yalnız Abû-Bekr'le Ömer kul olmazdı da herkes kul-köle kesilirdi. boşuna bir iştir. «Lokma da olgun kişiye helâldir. yapan kişiye Tanrı.» Şeyhlerin. ayağını uzatıp yan gelmek için bir yer bulmak ister. yaptıklarıyla azâba uğrayanların ta kendileri. kalkanları yarattı. efendisinin yanından uzaklaşmak. büyük bir inançla olgun bir kişiye yüz tutan topluluk da olgunluğa gider. bu çeşit yalan söyleyenler cennete giderler buyurmuştur. «Kim bir topluluğa benzetirse kendini. § Bir fare köyden nasıl kaçarsa şeyh de dünyadan öyle kaçar.» § «Sadaka belâyı giderir. ümmetinin arasındaki peygamber gibidir. dönen. haramdır. Peygamberler.Bu hallerden hangisi üstün olursa aşk olur-gidir. ne derse duydum. Mâdemki olgun değilsin. boştur. Büyük oka büyük kalkan. dostlarına dost. bütün tat. onlardan kurtulması da mümkün değildir. niyetlere göredir. İnananlar. Onlardır. Kerâmetleri âleme yayılmış. çeng çalma aşkı. Semâ'ı bâzı bilginler men'etmiştir. bu bucağa gönderirler. Çünkü «Kavminin içinde şeyh. adamın aleyhinde bulunmanın ta kendisidir. ağacın oynayışı. hattâ sevaptır da. hareket ederken de o tadı verir. yürüyen yıldızların hareketleri. Şehvet balını haram zehirlerden iyiden-iyiye koru. onların semâ'ı. nağmeler. bunu da semâ’ sanır. Nitekim Mustafâ buyurmuştur: «Bildiğini tutan. gözlü de ona derler ki iyiden-iyiye inançla bu şüphelerden kurtuluş yolunu bulur. melheme ihtiyâcın olmayacaktı ki. bu doğru söylemeyi zinâdan da beter saymışlardır. § «Fayda vermeyen bilgiden. Şeyh nedir? Varlık. sonunda tam dolunay olur. yok olmadıkça mürit olamaz. içten de kul olman. yahut bir Müslümanın ayıbını meydana çıkarmak niyetiyle doğru söylersen bu. gafletle semâ'a kalkarlar. ebedi olarak kötülüğe düşmez. gözet ki onda azizlerle buluşma zevki vardır. çeşitli şekillerde yarattı.» Hattâ «Benimle duyar. boş şeylerden. güneşten de daha tanınmış olan. Oysa ki semâ' buluşma cennetinden gönüle vuran bir ışıktır. benimle görür» sırrına erer bu çeşit kişiler. hayvanların. «Birisi yokken aleyhinde bulunmak. bilmediği bilgiyi öğretir. şehvetine kapılan kişiler. gizli âlemi görsünler. Nefse uyan.» İki Müslüman kardeşi kavga ettirmek. Bütün yaşayış.. sözler verdi. kendi sıfatlarının tadlarını..» Nasıl ki okları. nağmelerle. § Mümkünü yoktur ki insan âşık olmasın. idare yollu da halkla . bütün dünyayı arar-aktarır.Semazen. Heybetle ona bakmıştır da o inci eriyivermiştir. nitekim gökyüzünün dönüşü... düşmanlarına düşman kesilmen. Sağlığı korumak. yeni ay gibi hani. peygamberlerin kodukları şey demektir. ahret hallerinden haberleri yoktur. dünyaya gönülleri yabancı olsun diye semâ’ ederler. sözler.Nekeslik olmasaydı Allahın kerîm olduğunu nerden bilecektin? Bu bir tek kişiye görünüşte de. gördüm ki herşeyin en iyisi gönül. kibirle. esenlik aşkı. sus. Peygamber. anlayış-seziş bilgisini de bağışlar. Uyku aşkı.. Mürit nedir? Yokluk. Zâhiri hükümleri bilen bilginlerde okuyup belleme bilgisi vardır.

doğrulukta bulunayım da bana güvensinler gibi bir kuruntuya düşmek bezirgânlıktır. su. iyi niyetle yaptığı için o kişi. ne sevâbının eksilmesinden. onun nasıl hareket ettiğini. ateş. tazeleştirirler. § Peygamberlerle erenler. gönlün emin oluşudur.» denen kişinin belindeniz biz. suçsuz olarak otursun. kulluk toprağında yuvarlanmadıkça ölmüş canı dirilmez.. Zâti böyle yaparsa iyilik olmaz o. bir esenlik görür. (*) Arapçadır. § «Mâdemki beni azdırdın.. Bilmezler ki biz padişah oğullarıyız. «l» yerinedir denmiştir. yalnız susuyoruz. bunu öfkesinden isterdi. «Tanrım. yâni andolsun ki beni sen azdırdın. dünyada da. Muhammed gerçekse üstümüze kara bulutlar gönder. kendisine de. yol yitirmemiştir demektir. Fırsat düşse bile onların hakkını almaz. bilmeyiz. bozuk kuruntularla değil. yanılır da böylesine bir kulum ben der. o kadar azalır. Hakkımızda hayırlı olanı ver bize demek gerek. ne sapmıştır. ne suç işledim de bana karşı değiştiler der. her oturuşta onların suçlarını. hakkımızda hayırlı bulunanı ver bize. fakat Tanrının bir başka sırrı var ki o bilginin ötesindedir o. İşte. ne sevâbının eksilmesinden. yoksulluğa düşmem için zevkimi bozarak sen saptırdın beni. noksan mı gelir insana? § «İnsan öfkelenince hayır duâ eder gibi kendine. düşünceyi bağışlıyan. şer midir. çâreyi öğreten. Herkesin sözünü duyup dinleyen mürit de böyledir işte. ayaklarının altına toprak olup döşenmezler miydi? Zâti zevkleri de bundan ileri gelirdi ya (*). ona bir kulcağız kesilmezler miydi. İyi işin alâmeti. Emin olmazsa işe sarılamaz. suç işleme kuruntusunu ne kadar azaltırsan korku. o istediği şey hayır mıdır. ne sevâbının eksilmesinden. Yâni Tanrım. Mekke'yi boynuna alsa. gönül kuşunun ne yana uçtuğunu nasıl olur da görmez.. kendisine yüz göstermez. ayıplarını görüp durmadayız. Bunları da Tanrı için. oysa ki şerdir o. başımıza taş yağdır diye duâ ederdi ya. Bütün Şam'ı. kimseye kötülük gelmesini istemezler. gönlünün emin olduğunu görür. Tanrı ona rahmet etsin diye yapar. canları diriltirler. ne yol yitirmiştir. Ayrı-ayrı yazılarda yayılan koyunlarsa arıklaşır. o işin karşılığında rahata kavuşur. etlenirler. kişi kul olmadıkça. öfkelendiği zaman. Özeti şu ki: Tanrıdan. çünkü Tanrı. «Ne zulümden korkar. Ben iyilik edeyim de bana da iyilik etsinler. diriltmeye gücü yetmeyen kişiye uymaktansa ölmek. ince düşüncelere dalmak. hakkımızda hayırlı olan odur. Abû-Cehil de yârabbi. onun gönlündekini bilir: Ona kuruntuyu veren. yağlanırlar.» Korku. bize dünyada da güzel şeyler ver. hem de tam olarak verir. gönlünde bir eminlik görür. Önceden kişinin isteyip dilediği. bilmezler bile. iyilikte bulunayım da adım iyilikle anılsın. sen bilirsin. § O bilinen sırdan. bir yazıda güdülen koyunlar. bilmez ki onlar.» Gönlüne ne gelirse ister. mal da belâ olur onlara. kendisine yapılmasını dilediği şeyleri başkaları hakkında da diler. inanarak işleyen kişi ne zulümden korkar. § Benim tapımda elli yıl. ehline-ayâline beddua eder. bir şey söylemiyoruz da suçsuz sanıyorlar kendilerini. düşünceyi keskinleştirmek yoluyla bir pay alınamaz buradan. «B» and içindir de denmiştir. niyeti tazeleyemez. Onların kendinde bir hakkı varsa inkâr etmez. bir habbesini bile almaz.» Bu da yoksunluğa düşmemiştir. rezilliklerini. insanın kendisine. beni azdırdığından dolayı. iyiliğimiz. dâvaya kalkışma.» Yâni. padişahın belinden gelmişiz. Adam-akıllı bilirler. . § Dağ-taş. «İyi işlerden bir kısmını. «Ne zulümden korkar. bir gün bile kimsenin kendilerine hizmet etmesini. hem de bir kuyudan suvarılan. sapıklığa sürdün.» İyi işi. birkaç lüzumsuz münâfık secde etmemiş. tazeleşmez. suç belirtisidir. canlanırlar. o kadar azalır. yel bile insana secde etmededir. az bir-şeyle değişmeye başladı mı. Birisi suçlu olsa da ben suçsuzum dese içindeki korku. Gönlünü doğrultur. Kişi. daha hayırlıdır. lâyık olanı yapar. Suçu. suç olmasaydı korku olmazdı diye bağırır. onu Tanrıdan dilemek doğru değil. Bilseydik yaptığımız işlerden pişmanlık duymazdık. Herkese ne rızk verilmişse o. «İnsan pek acelecidir. gelir-çatar. § Şüphe yok ki o bilgi de yücedir. Zulümle onların malına kasdetmez. bu sebeple. Birçok kişiler mal isterler. ehline-ayâline hayır istediği gibi hani. yaptığını Tanrı için yapmalı. hak kiminse ona verir. hayır görünür. Halksa nasıl bir kişiye ulaşmışlar. pek acelecidir» âyetinin anlamı şudur: İnsan. lâtif kişilerdir. onlara da yapar. ince bilgiler öğrenmeye koyulmak. Birçok şey vardır ki gönüle gelir.net geçinirlerdi. hastalanır. nasıl olur da gönlünün perdesini ardında olup biteni bilmez. Çünkü «Hâin korkar. İnsan kırılıp dökülmedikçe o sırlar. alış-veriş olur. Böyle olmadıkça her harekette. belâ ister. herşeyi hemencecik istememek gerek.» Ateşi ne kadar azaltırsan duman. bir şey çalmaz.. gelişirler. ahrette de» âyetinin anlamı budur. İnce söze dalmak. Çocuk isterler olur amma belâ kesilir onlara. kendi-kendine de ne yaptım. gövdeleri kanla-irinle dolar.» § Uyandırmaya. Böyle olmakla beraber gene de açık-gizli. insan. «Onlar iyi bir iş yaptıklarını hesaplarlar.. Doğruluğu isteyene bir terâzidir bu. içini bilirler onun. bizse hakkımızda hayırlı olan nedir. Buradaki «b» . rahmetine alır onu. «Sizinle konuşan. Demek ki her gönüle gelene güvenmek. gerçek olarak savaşmak gerek ki bir an.. yavaş davranmaz. anlamaz? Akıllıya bir işâret yeter.» Yerinde iş işleyen kişi. düzeni ilhâm eden. ahrette de bizim için iyi olanı. nereye baktığını. inanırlar ki burada mülk ıssı erler var. ehline-ayâline de şer ister.Semazen. Böylesine kişi. düşünmez bile. «Rahmetini dilediğine özel olarak verir. böyle olmasaydı tekrar olurdu bu söz de.

§ İnanan kişinin duâsı mutlaka kabul edilir. vücut dükkânında birşeyin varsa himmeti yüce. § Namaz. «Gerçekten de Tanrı. sabrı kendisine durak etti mi sabır. seni anıştan daha da büyük. inananların canlarını satın almıştır. Tanrı. nurları onlardan doğmada. yahut da kötülüğe karşılık bir cezâya uğrarsın da perdeden kurtulur-gidersin. Çünkü onu anış..» Tanrıyı anış. yaklaşması mümkün değildir. Kendinize gelin de yüzük ıssını gözetin. bir geçimdir. İlk zamanlarda nefsiyle savaşmayan kişi. § Tanrı buyurmuştur: «Bizim için savaşanlar. § «Secde edin diye buyurduğum zaman seni secde etmeden men'eden neydi?» Yâni seni secdeden ne men'etti? Âyetteki «lâ» te'kid içindir ve sıladır. Onu anış. yahut da genişlik. bir kumaşı müşterilere gösterir. A alıcı. Meselâ Mûsâ hakkında. yüzük bende der.» Sabrın evvelinde gerçekten de sabretmeyi huy edindi. Savaşanlarsa beşeri âdetlerden çıkarlar. Hele bu yüzük. Kendilerine bilgi verilen. fakat yüzük kimin elindeyse onu bilen. gümüş getirir. ulular ulusu müşteriye göster de on yerine kırk elde et. kendiliğinden verilen bilginlerin gönüllerinde o. derken biri yüz elli verir. İşâret. yahut durup dinlenmeden ıstırâba düşmektir. yâni sen. Tanrısal bilginlerin gönüllerini o bilgilerin mahfazası yapmış. pek uzaktan dilemedesin. Hani birisi ulu olursa kendisinden sonra babası da ulu olur. belâyı defetmeye gücü yeterken belâya uğramaktır. incilerle dolu bir deniz alırsın. çırpınmaktır. sense pek uzakta aramadasın. kendisine dayanma yüzünden rızıklandırır. yorulmadan rızıklanırlar. sağlık-esenlikle kalkmak gibi belâya uğrayıp dayanmayı durak edinmektir. âdet olduğu gibi düzülüp koşulmuş bir kitaptan okudun. § «Andolsun ki sizi yarattık. «Allahı anış. Yahut tövbe etmeye savaşanları öz temizliğine ulaştırırız.. böyle olmazsa. yakınlığı umsa bile uzaklaşır-gider. bir sebebe dayanmadığı gibi bir fayda elde etmek için de değil. Birisi yüz on verir. belirmek için bir zaman arar. ananda kötülüğün azâbını bırakmaz. Sabır. varlık yoluyla değil. cin. öbürü yirmiye çıkarır. tiksinilecek şeylerden men'eder adamı.net Kim hayra ulaşırsa yaptığı işi halk över. onunla birleşir.» Seçme yoluyladır bu. Hani bir kumaşçı. böyledir. hal diliyle herkes. siziyse arayıp tarama sebebiyle rızıklandırır. Tanrıya dayanmaktan vazgeçmez.. Her elbiseye. yüzünü ne diye göğe dikersin? Duâları kabul eden. anılan başka hiçbirşey bırakmaz. Sapıksa boyuna kınanır-durur (*). mal-mülk. Ferrâ. kumaşta değil. Onu anış dillerinizi çözer. «Elbette Ulu Tanrıyı anış. . Onu anış gafleti sürüp gidermektir. sözde birşeyi kuvvetlendirme icab edince lâ ile te'-kid edilir demiştir. bâzı inananların duâları kabul edilmese bile bu. anlayışınıza sığmaz.. yahut da çarpınıp çırpınmadan öylece kalakalmaktır. (*) Bu bölüm arapçadır. sebebi yaratanla bilesin demektir. Derken perde kalkar. Üstelik de o kitap. § «Öyle kişiler onlar ki sabrederler de rablerine dayanırlar. Yabancılardan ap-ayrı. herşey ondadır çünkü. fakat rivâyet yollu değil. ferahlık zamanında.. bulunmaz olup gidiyor.» Ne yazılmış. Tanrı. demek ki onun duâsı kabul edilmiştir öbür müşterilerin dualarıysa noksan para verdiklerinden kabul edilmemiştir. bulandır oyunu üten.. ap-açık delildir. Yeryüzünün gönlündeki defîne benim. derken atası da ululaşır. onlarca görülmede. Tanrı bilgisinde sâbit olur da onlar. şahda-marından da yakındır sana. bundan büyüktür o. götürür. hepsi de o yüzüğe râmolmuşsa. Şu halde pahasını çoğalt da kumaş senin olsun. bir çok da altın. «Bir katre verirsin. başkalarıysa uğraşırlar. «Namaz kılmaya kalktın mı. zâten Tanrıya dayanma. üstelik de ananda. yorulurlar da öyle nzık elde ederler. Hani şuna benzer bu: Bir garip gelir. ne bilinen birşeye dayanan kitaptan. sonra şekle soktuk sizi. Fakat hepsi de avucunu yummuştur. bu dilekle de bulunan.» A duâ eden.. yâni gaflet bulunmazsa onu anış. başka alıcılara göre o kadar çok para verir ki bütün elbiseleri ona sunarlar. iz-eserse. Süleyman'ın yüzüğüdür de. çalışmadan. tek başına. onu şükre ulaştırır. ne diye yüzünü göğe tutarsın? Hani geceleyin kilim altında yüzük oynarlar ya.» denmiştir. Fakat Tanrıya dayananların rızkı. § «Nice hayvan vardır ki kendi rızkını kendisi taşımaz. suçluymuş gibi kalkarsın. hayvanı. kötülükten. ne diye yere baş korsun? Gökyüzünün kıblesi benim. Oysa ki ona bir işâretin ulaşması. «Gerçekten de sen daha yücesin.» Yâni bizim râzılığımız için çalışanlara râzılık yurduna yol gösteririz.Semazen.» Bir şey biriktirmez. § «Bundan önce kitaptan bir şey okumamıştın. elbette daha da büyüktür» . elbiseliği o alır. yüz dirhem ister. ehline bir zevktir.. bir iz. noksan sende. insan. Bu oyuna hepside girişmiştir amma yüzük birinin avucundadır.» Bundan öte irkilmeden alan bir müşteri de olamaz. bir eser ister. Deliller.

kim ateşten kaçarsa onu kurtarır.. Nasıl zuhûr ettiyse öylece zuhûr etmiştir onlar. ilerdenberi öyle bir yerdedir de ondan. bir iş ederek dönmez.» Yılmak. kim cenneti özlemişse onu oraya götürür. o sesin çağrısındandır. onlardan Tanrıya kılavuz olanı da var. ezelî sesin bereketindendir. ancak ezelî sesi duyarlar. gerçeklik durağına ulaşırlar. ya sevgili kesil. Sanma ki sesini duyurdun. . senin sesinin hiç duymaz. Dayanan da böyledir işte. O bedeni riyâzatla terbiye et. sıfatlarıyla. § Tanrıya dayanmak. «Yaptığından sorumlu değildir.» Ya tümden can ol.net § «Şehitlerin ruhları yeşil kuşların. kalemle halka yazıyorum. çünkü herşeyden kurtulmuş bir gönül sahibidir onlar. ancak olgun iman sahiplerinin kalbleri.. peygamberlerinden. § Kalıbımda rûhun yerine bir kutsal rûh geldi. bilerek korkmak bilginlerin. inananların ruhları beyaz kuşların. a kullarım buyurmuştur. tabiat yaşayışından asıl yaşayışa göçer ki bu da gerçekten yaşayıştır. karanlıklarla. Bir yerde kötü işler. onları perdeledi. «Sudan insan yarattı. Sözde ve işte onu geçen hiçbir kimsenin bulunmadığını anlasınlar diye daha yaratmadan yaratacaklarını anmış. «Kalemle öğretti. onu iyi bir binek hâline getirmek için adam-akıllı terbiye et. Çünkü kalb. § Tanrı buyurmuştur: «Gölgeyi nasıl uzattı. onlar. korkuysa herkesin. «Sonra güneşi delil etti ona.» demiştir ya. § Dilden başka birşeyle onun sözünü anlatmanın mümkünü yok. Tanrı bilgisidir. Ezelî sesi duymayan. onlardır Tanrıya götüren gönül kılavuzları. Ulu ve Yüce Tanrıdan başka ona hiçbir yer-yurt yoktur. Ulu Tanrı. îman eden duysa erenlerden olur-gider. Tanrı için nefret etme duygusu da herşeyden kurtulan gönüldedir. sevgili kesildi. gökteki yıldızlardan da daha çoktur.» Çünkü yaptığı işler. § Tanrı. bu. çıkanı bilecek bir bilgi olmadığı gibi onlara ne söz söylenir. Başkalarının halinden ibret alır. onun elleri arasında. onlar halkın gönülleri. böyle olur. «Onlardan haberi olana sor.. İtâat zamanı hüzünlenmesin. rûhunun gidişiyle olur. ancak gönülde tam bir inançtır. Onun dileği varken onların dilekleri de olamaz. § Havâssa semâ' helâldir. Onlarda. görünüşte sünneti gözetirler. Allahla yatışmıştır.anasının memesinden başka hiçbir şey tanımaz. Buyruğa uymuş bir binektir o vücut. yahut çağrıya gelmezse o da cevap verilecek yerden uzaktadır. illetlerden-sebeplerden kurtulurlar. Tanrı peygamberi.» Gönülle Tanrı yazısını okuyorum.» İyi kişilerin gönülleri iyilikle doludur. Senin çağırmana geldiler ya.» Halkı perde ardına attı.» Onlardan Tanrı yollarına kılavuz olan var. kötü kişilerin gönülleri kötülükle. içyüzden de Tanrıyı gözetirler (*). Kim gaflete düşer. huylarıyla bildirmiştir. Cebrâil ortadan kalktı. oturdu. bir sebepten doğmaz. bu. işitir mi sanır. Zâti hiçbir kimse de ona bir iftirâda bulunamaz. § «Bilerek rablerinden korktuklarından. O halden dönse bile bir söz söyliyerek. onlardan imanı atlatanlara delil olanı var.Semazen. § Çoğu duyar. Fakat yazısına insanların şahıslan birer defter olmuş. suçlar mı işleniyor..» Mâdemki yaşıyor. kâfirlerin ruhları da kara kuşların kursağındadır(*).. Cebrâil'im oydu benim. «Sonrada dönüp bize varırlar. Yaşayışı kendisinden olan herkesin ölümü. ne de cevab alınır onlardan. kazançta da olmaz. Kalb. Tanrı için sevme. «Kuluna ne vahyettiyse etti. ancak onun buyruğunu işlerler» . Tanrı buyruğuna aykırı şeylerle. gaflet perdelerini yüzlerine örttü. çünkü doğru yolu. Benim sövüşümü yüz yıllık kâfir duysa imana gelir. tam bir güvenç. İkisinin arasında da gönüller var. Herkes ölümü tadar yokluk yönünden. maksat veya iş bakımından ondan önce bir söz söyleyen yoktur. Tanrıya itâat edenlerin bulunduğu yere göçün. geleni reddedecek. § «Herkes ölümü tadar. § «İki denizi birbirine kavuşturdu. edebe riâyet eder de döner. Fakat rabbiyle yaşayan. onun üstüne binerek aşacaksın. Dayanmak. derken rûh alt oldu. dönmeden duramaz. Tanrı ereni. çocukların ruhları serçe kuşlarının.» *Bu ve bundan önceki yedi bölüm arapçadır. Tanrı ne verecekse onu bekler-durur. yâni anlatıyorum. sana uyduğu zaman yelip yöpürmesin. peygamberleri. § Tâlii kutlu kişi belâdan kaçar da bir kıyıyı tutar. Dayanan çocuğa benzer denmiştir. her dönüşünde de Allaha bir yol açılır. kazançtan vazgeçişte de.» Yâni tanımak güneşlerini. «Onlar. halden hâle döner-durur.. yeryüzüm geniş. § Tanrıya yol. * Bu ve bundan sonraki beş bölüm arapçadır.» Onlardan eğreti olan şeyler düşer.

bengisuya dalarsın. onun akıl elinin avucudur. her Müslümana bilgi öğrenmeye çalışmak farzdır dedi. neyi kabul ederse odur altın. insanları lâyık oldukları konaklara kondurmakla emredildik. § Ulu Tanrının kapısı. ): . Şu beden. «Aranızdaki üstünlüğü unutmayın» der. bir yere ulaşmıyor. Tanrı sarrâfı. yüzüstü kala-kalıyor ya. isterse yetmiş fersahlık yerde olsunlar dedi. kadın olsun. hal bilgisini korumak. herşeyden münezzeh olmalı. Sınanmıştır bu. amma yalvarış yoluyla. ancak erenlerdir. İsyan edenler. sonunda da Tanrıyla buluşma müyesser oldu.Semazen. hani derler ya. Ordan sonraki kısmı yazıyoruz. her üçünde de «Evet» dediler. Senin yardım tapında kabul fermânını elde eden. faydası yoktur. kaderinden çekinmek de mümkün değildir. mutlaka bunları bilmesi şarttır. öfkelendirirse ne yaparsa yapsın. Çünkü bilginin üstünü. Tanrısı bilmeli diyor. fıkıh. bâzısı der ki: En sonunda lâ dediler. bu. üçüncüde de hiçbir şey söylemediler. Hintlilerden sakının.. onların korumasına sığınmak gerek." sözüne kadar bizde var. ne yaramaz. § Esenlik ona. Kim o kapıyı kaybederse ebedi olarak yoksun kalır. § Esenlik ona. çünkü Peygamber de kendisini tedavi ettirirdi(*) Bu ve bundan sonraki beş bölüm arapçadır. fazladır(*). neleri yerine getirmesi gerek. § Esenlik ona. ne getirir. Tanrının kazâsından. zahmeti uzaklaştırdı-gitti Tanrı. ne ederse etsin. iki dünya paralarını düzüp koşan. nasıl başsız yaşayamazsa bu varlık da başbuğsuz bir yere ulaşamaz. Seyyîd buyururdu ki: Melekler. kutlu kişiye güneşten de daha açık bir sözdür(*) Arapçadır.net Herşeyin fazlası faydadır da düşüncedeki fazlalık. erkek olsun. filânı buldu. ikinci defa. baş kesilsin sana. Tanrı nâibi. milyonlarca belâyı def’eder halktan(* Satır başından itibaren burayadek arapçadır. onun gibi tıpkı. Temel. ancak kabul olacak duâ ile çekinilebilir. Kazvinli'nin dağarcıkta tere vardı demesi gibi hani. ister zaman. bir uluyu bulmaktır. hal bilgisidir. § Esenlik ona. onların gölgesine. ). iki Yahudi kalsa gene de Müslümana kastederler dedi. Kâfirler. Peygamber.. başçağızını koymadıkça faydası yok. İster aman de. Bu sözü söyleyebilen kişinin yalvarışındaki kudret. bunları bilmek. onunla dirilirsin. çünkü zarar verir. Esenlik ona. filân hırsız. nefsi bu suretle tanımaktır demiştir.bölümdür. hal bilgisini aramak farz. sebebi hep bu. hâsılı «lâ» belâsına uğradılar-gitti. Onun tapısına varır. (*) Arapçadır. ebedîlik mülkünü elde edersin. Derviş Tanrısal olmalı. § Birisinin bir şeyhi olsa onu. Tanrı râzı olsun Abû-Hanîfe. ). Yok olursan.) ibâdetlerin faydası neden burada görülmüyor diye sordu. belâyı def’etmek için Tanrı ehlinin kanatları altına kaçmak. bizdeki 73. "Tembelleşip işten kalmamanızı ister. amelin üstünü. § «Rabbiniz değil miyim. nefse ne yarar. bu kadar kolayken onu elden bırakıyoruz biz. Ulu Tann da.. dostluk etmek üzere bulmak gerek. senin kullarını görelim diye yer-yüzüne inerler. hizmet kemerini kuşanır da zaman boyunca hizmet eder-durur. § (Birisi.. ilkin evet dediler. Bu söz de. Böyle oldun mu da varlığa bey kesilirsin. filân harâmi. hoşlaşır. § Yıldız bilgisi hastalığa benzer. § Fıkıh. İyi amma uzatma. onu bellemek haramdır. Peygamber. ) § Erenin izi-eseri şudur: Onunla oturanların gönülleri yatışır. Düşmanlık edecekse bulmasından bulmaması yeğ. Bütün bu işler başa çıkmıyor. onunla huzûr buldum.» sorusu üç kere soruldu. Yâni her bilgiyi değil. sultan olursun. Peygamber dedi ki: Biz peygamberler topluluğu. çeşitli ilâçlarla bilginin inceliklerini tanımaktır. kim bir azizi incitirse.. ben Tanrıyım diyebilmeli. (Mevlânâ) buyurdu ki(* Bu bölüm. Hekimlik bilgisi meşrûdur. çünkü kalp akçayla geçer akçanın mehenk taşı. Derken Tanrı kolaycacık geri verdi ciğerimi bana.. dedi ki: Çarşamba günü başlanan her iş. bu sözden de üstün olmalı.. Tanrı kullarını seyretmek için inerler de belki onun sevgisi de iner diye birer-birer onlara söz söylerler. reddedilir.. Şu halde başkoymak gerek ki o. farzı yerine getirmek için neler yapması gerekiyor. üçüncü defa sustular. En büyük temel budur. çok-çok sevgiler yüzünden yok olmadın. mutlaka biter. § Nefsimle savaşırken içimden pişmiş ciğer kokusu duydum da bildim ki ciğerimin üç yanı da yandı-gitti.. Yahudilerden. buracığa baş koymak gerek. Çünkü adama namazda neler farzdır. ancak onlara başvurmakla bir şey elde edilebilir. genişler.. ölürsen o zaman onun varlığıyla var olursun. ölmüyorsun. inananlar.

) her yılda iki bayram. Şüphe yok ki ibâdetlerin faydasının burada belirmemesi. ben doğuştan mı tek gözlüyüm. kendi kendine kör ettin. Tanrı kullarının. insanlığı olgunluğa ulaştıran olgun kişiye hiç zarar vermez. Tanrıyı sevenlerin bir araya gelmeleri. koca bir küptür sanki. bunu bilesiniz diyedir bu. gizli-açık. o günün gürültüsünü hatırlamaları. onu o körlükten kurtarır. gönül gözüne raslar.. o gelir. Küpün canından denize bir yol açıldı mı. Allah daha iyi bilir. Bir gün anasından. daima bu halden kaçarlar. gözüne bir aydınlık gelirse o başka. bu fikir birliğinin bereketiyle de tüm olsun. Böylece onları dileyenlerin dilekleri. Görünüşte isterse Ahmed söylesin. Anlamazsınız amma bu söz. denizin sözü olur.Semazen. «Girin ebedi olarak cennete» derler. Bir kere daha padişahtan bir ihsan koparmaya çalışır. her ayda dört Cuma olmasındaki hikmeti sordu. ayrılık azap. nefîrin feryât edişindeki. orda birbirlerine kutlu olsun derler. bugün belirir. yâni murâdınıza erdiniz. soluktan soluğa. gece-gündüz. Çünkü «Topluluk rahmettir. buyurur-durur. Hazreti Muhammed'e boyuna «Söyle» hitâbı gelirdi. ibâdetlerin karşılığı kesin olarak görülecektir. dervişlerin. Cuma günlerinde bilginlerin. sonra dan mı oldum diye sordu. Erenlerin kimisine ibâdetlerin. Onlar. gözüne. yakınlarından birine bir gelir bağışlar. kazanç bolluğunu elde etmeye düşmesi. parça-buçuk olsun. bu gönül huzurunun. Kerâmet ve kudret göstermek. Mustafâ. Âlem Husrev'inin Şîrin denizinden bir yol vardır o küpe. ondan da başkaları sonsuz faydalara erer. O adam. gizli kalması daha iyi. değerli bir göz ilâcı olan zamanın Îsâ'sı ona acır da acıyış miliyle gözüne başarı tutyasını çeker. Özü. Bu yüzdendi ya.net …………………. Zâti. anlayışsız olmaktır. bu. gizli bir yol. Umutsuzluğa düşmeyesiniz. Böylece Tanrı tapısının haslarının kerâmet göstermeleri de büyük bir suçtur. başka bir iş gelmedi ellerinden. tam dileyerek. Akıllı kişiye bir işâret yeter. kör eder-gider. Yoksa böylece «Ahrette de kör olur. halis olarak seven kişilerle cennette. Bir gün elimde bir iğ vardı. geçimine yeter. çabalar amma az olur ki bir daha bir ihsana konar. Bunu anlamak. kıyâmet gününün topluluğunu. Bu topluluğun. rûh-ı insanî. Küp. § «Rabbimiz. hâlis olarak sevenlerden ibârettir. İçlerinden ne geçerse belirir. size tesir eder ya. güçlü bir sınanıştır. Bir devir de vardır. § Bir gün buyurdu ki: Îsâ. O. boyuna inciler saçan dalgalar gelir. olur. özleri temiz dostlar. nitekim Kur'ân. başlangıçtaki birlikle sondaki birlikten haber almalarıdır. Hâsılı Tanrı feyzi. ahretten bir örnektir bu. Herhalde boyuna ulaşır. rûh-ı kudsî bağışlar. evvelce nasılsa gene o hale gelir adam. önce gelenlerimize de. onların müritlerinin istekleri de onların bereketiyle boyuna olurgider. kurtuldunuz. kesintisiz. bize gökten yemek indir de bize. Nitekim kimileri aldandılar. «Esenlik size. boyuna böyledir de. Tanrı buyruğuyla. rûh-ı hayvânî bağışlardı.» Tanrıya sığındık bundan. Bu sebeple «Söyle» sözü. vurdun. Dedim ki: Maksat Tanrı dostlarının. birleşmeleri. buyruğa uyuşların faydası.isteklerine kavuşurlar. günden güne ona gelir. Bir yabancıya da bir kerecik birkaç dirhem verir. selâm verirler. hep . davulun lüm-lüm diye ötüşündeki sır da şudur: Bütün bunlar der ki: İleri gelen. tertemiz oldunuz» . Hani padişah. boyuna onlara gelir-durur. Onlar.» § (Birisi. tembelliğe koyuldular. dereyle savaşa girişir de ona üst olur. birbirleriyle konuşup görüşmeleridir. mevki istemesi. «Gerçeklik makamında» toplanacakları günü hatıra getirmeleridir. arife günlerinde zurnanın bağrışındaki. kerâmet göstermeyi istemezler. halkın toplantısından maksat. § Gene bir gün buyurdu ki: Tek gözlü bir adam vardı. noksansız. zilin çalınışındaki. Bayram. «Çekinenler başka» âyetindeki erler de bu temiz dostlardan. onu habbe-habbe harcar amma gene az bir günde tükenir. sonra geleceklerimize de bayram olsun. Anası dedi ki: İki gözlüydün sen. onu benliğe sürmez. Şimdi halkın şu dünyayı dilemesi. o kadarı yeter buldular. Tanrıdan dileklerine. nakaranın. Kendileri istemeden istekleri boyuna olur-gider. çocukluğundan onu benden aldın. Bu da bir hikmete dayanmadadır. geri kalan bütün kullar. o iğe benzer. onlardan hiç mi hiç kesilmez. üstün. burada..» Maksat da canlarla bedenlerin birbirlerine alışmaları. Gene böylece bayram günlerinde. davulun gümleyişindeki.

râzılığıyla muştular» fermânının ellerine sunulmasını bekliyorlar. «O boru çalınınca» âyetindeki borunun sesini duy. alçalır gider. o bölük-bölük toplulukların toplanmasını. cennet güzelliklerinin dolunay yüzlerini görmeye lâyık olursun. kendilerinden geçerek namaz kılıyorlar. Allah daha iyi bilir. «Yaptıklarına karşılıktır bu» vesselâm. sapıtır-gider. eseriyle) görünür. demiştir ki: Gerçekten Allah. «Gerçekten de iyi kişiler. Bilgin olmadığı halde kendisine doğru yolu gösteren birisine sahip olmayan kişi. çünkü onlar. o insanların çil yavrusu gibi dağılmalarını düşün de kendini çeşitli ibâdetlerle. yalvarıp yakarıyorlar. dincelirsin. münâfaklara tümden korku olan. § Denmiştir ki. alçalarak Tanrı tapısında sızlanıyorlar. böylece de «Rabbine saf-saf arzedilirler» âyetinde bildirilen o korkulu yeri düşünüyorlar. yarlıganma tacını başına korsun. yakınlık şerbetini içersin. erlerin ağızlarından alınan şeydir. Böyle yaptın mı. mahşer halkının toplanacakları gibi onlar da musallâ arasâtında toplanmışlar.. alıştan-verişten vazgeçmişler. iyi işlerle. § Peygamber. Tanrı ona esenlik versin. âşıklara en büyük bayram. bilgi. Allah vergilerinden bayramlık rahmet elbisesini giyersin.Semazen. tahtlar üstünde seyrederler» işret yerinde ululuk ıssının cemâlini neliksiz-niteliksiz görür. böylece de «Rableri onları kendi rahmetiyle. azâp olan kıyâmet gününden haberdar ol. şekillere değişerek (sıfatıyla. * * * .net birleşerek işlerini-güçlerini bırakmışlar. varsın ya.. Şimdi sağsın. elbette cennettedir. sadaka-i fıtri ihtiyâcı olanlara ulaştır. Gene demiştir ki: Bir ip sar-kıtsanız elbette Allahın üstüne düşer. § Zâlim olmadığı halde kendisine bir yardımcı olmayan kişi. Utanarak. olgunluklarla beze. tir-tir titriyorlar. bellediklerinin de en güzelini yaparlar. duyduklarının en güzelini bellerler.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful