Kurdistana Sor- KIZIL KÜRDİSTAN

Http:// Kurdistan-post.com

GÜNEY KAFKASYA TARİH BOYUNCA KÜRTLERİN ETKİ ALANI OLMUŞTUR
Hejar Şamil'in Letif Memmed Bruki (Tarihçi, Kurdolog, Rusya ve Uluslar arası gazeteciler federasyonu üyesi) görüsmesinden; H.Ş.: İfade ettiğiniz görüşlerin tarihi dayanakları nedir? L.M.B.: En başta şunu belirtmek gerekir ki, en az 2,5 bin yıl boyunca Güney Kafkasya, Kürt aşiretlerinin etnik ve askerisiyasal etkinlik alanı olmuştur. Kürtler burada Ermeni ve Türklerden çok önceleri belirginleşmiş, etkinliklerini 19. yy.ın sonlarına kadar korumuşlardır. Halkımız “Kızıl Kürdistan” ismi ile bilinen araziler de dahil Güney Kafkasya’da bin yıllar boyunca yaşamış ve burada birçok devlet oluşumunun kurucuları olmuştur; Medya imparatorluğunun bir bölümü burada bulunmuş, Aran şahlar, Sasaniler, Mehraniler, Şirvan Şahlar,

Desem El-Kürdi, Revvadiler, Şeddadiler, Penahiler devlet kurmuştur ... 18. yy.ın başlarında Kürtlerin Güney Kafkasya’da yaşadığı toprakların bir kısmı Kürdistan adlandırılmıştır. İskoçyalı hekim, Rusya’daki İngiliz misyonunun sekreteri Bel, kendi yol günlüklerinde Persiya’ya gezisini şöyle kaleme almıştır: “ (Aralık 1716’da) Rusyalılar tarafından Muğan bozkırı, Farslar tarafından Kürdistan adlanan boş bir araziye girdik. Şimdi Arras adlanan Araks nehri, üzerindeki köprüden yarım mil yukarıda Kura nehrine karışıyor. Kura Kürdistan eyaletini bölerek akıp gidiyor. Kürtler isimlerini bu nehirden almıştır. Bu halk oldukça kadimdir ve kanımca Ksenofon’un “Kardux” olarak anlattığı, Grek akınlarına karşı direnç gösterenlerin ta kendisidir. Şimdi de onlar pek cesur sayılmaktadırlar. Onların atları gerek güzel görünüşleri, gerekse de güçlü oluşu ile Persiya’da çok övülmektedir. Burada meskun olan Kürtler yıl boyuca göçebe yaşam sürdürmektedir (“Seyyahlar Azerbaycan hakkında”. Bakû, 1961, say. 397)

KIZIL KÜRDİSTAN MİLLİ BİR OTONOMİYDİ

H.Ş.: Çokça tartışılan “Kızıl Kürdistan” sorununa dönersek… Kürt basınında bu konuda bölük pörçük bilgiler yer alsa da, kanımca, gereken düzeyde detaylı araştırmalar yürütülmemiştir. L.M.B.: Biraz önce notlarına başvurduğumuz Bel tarafından tarif edilen, Muğan bozkırından Aras ve Kura nehirlerinin kavuştuğu yere kadar (bu yerin yakınlığında Şeddadi hükümdarlarının yaptırdığı, Kürt mimariliğinin ve mimari düşüncesinin eşsiz eseri olan Xudaferin köprüsü bulunmaktadır), oradan Kelbecer’e (“Kızıl Kürdistan’ın bir ili – H.Ş) kadar uzanan arazi, geçen yy.ın 20-30’lu yıllarında daha çok “Kızıl Kürdistan” ismi ile bilinen Kürt milli bölgesinin içerisinde yer almıştır.

Xudaferin köprüsü

1923 yılında Azerbaycan merkezi yürütme komitesinin kararı ile Kürdistan inzibati birim olarak belirlenmiştir. 1932’de A. Bukşpan “Azerbaycan Kürtleri” kitabında bu birimin sınırlarını şöyle tarif etmiştir: “Eski Kürdistan kazasının Kuzey sınırlarını Gence kazasına kadar uzanan Murovdağ sıradağlarından akan su belirlemekteydi. Kürdistan, Kangur-Alangez (Doğru ismi Gonur-Elegez’dir – H.Ş.) sıradağlarından geçen nehir boyunca Ermenistan SSC'nin NorBeyazit (şimdi Kamo-red) kazasıyla sınırdaştı. Güney Doğu'da ise Ermenistan SSC'nin Dereleyez ve Zengezur illerine kadar uzanmaktaydı. Kürdistan'ın Güney Doğu hudutları, Hekeri nehri boyunca eski Cavanşir kazasından geçmekte, Efendiler köyünden başlayarak Hekeri'nin sol kolu olan Milxelev'e kavuşana kadar devam etmekteydi. Ve nihayet, Kürdistan, Güney Doğu'da Dağlık Karabağ'la sınırdaş olup bu sınırlar Milxelev suyu Hekeri'ye karıştığı noktadan Murovdağ sıradağlarına kadar uzanmaktaydı”. (A.Bukşpan. Azerbayanskiye Kurdı” Baku, 1932, s.10-11. Rusça; A.Bukşpan “Azerbaycan Kürtleri”. İstanbul, 2007, s. 19. “Pêrî” yayınları. Türkçe. Çevirmen: Hejarê Şamil) Kürdistan kazasına Kubatlı kazası, Cavanşir ve Şuşa kazalarının

tüm batı bölümleri ve eski Karyagin kazasının bir bölümü dahildi. 1921 yılı Azerbaycan ziraatı geliştirme temelinde yürütülen nüfus sayımına göre Kürdistan kazasını kapsayan topraklarda 30 bin Kürt yaşamaktaydı. (“Zarya Vostoka” gazetesi. NO 281 (446), 6 Aralık 1923). Coğrafi Kürdistan kazası Dağlık Karabağ’ın bir bölümünü oluşturmaktaydı. (“Zarya Vostoka”, NO 186 (2132), 20 Temmuz 1929) Kürdistan milli otonomisi olan “Kızıl Kürdistan” aşağıdaki illerden oluşmaktaydı: Lacın (Pirican) 1835 metre kare; Kelbecer (Kevin bajer) 1936 metre kare; Zengilan 707 metre kare; Kubadlı 802 metre kare; Cebrail 1050 metre kare. Böylece Kürtler 1923’te Kuzey Azerbaycan’ın Güney Batısında nominal bir devlet yaratabilmişti. 1929’da iptal edildi.

KÜRTLER KARABAĞ’DA ÖNEMLİ NÜFUS YOĞULUĞUNA SAHİPTİ
Kürtler haklı olarak Dağlık Karabağ’a dahil olan tüm Zengezur (1) topraklarını kendi yurtları saymaktadırlar. Kızıl Kürdistan’ın önemli bir bölümü Zengezur toprakları üzerinde kurulmuştu. Tarihe bir göz atarsak; Kafkasya’nın Rusya tabiliğine geçmesiyle Erivan vilayetinin sınır bölgelerinde, Kars eyaletinde ve Yelizavetpol vilayetinde (2) 1898 yılında 100 bine yakın Kürt nüfus bulunmaktaydı. (Rusya Ansiklopedi sözlüğü. 1991, s. 143-144). Nahçıvan’da da Kürtlerin önemli bir nüfus yoğunluğuna sahip olduğu görülmektedir: 19. yy.ın 80’li yıllarında Doğu Dereleyez’de bulunan 44 yerleşim biriminde 910 aile yaşamış, bunlardan 663’ü Kürt ve 247’si Ermeni ailesi olmuştur. (“Nahçıvan eyaletinin istatistik tarifi” Sank-Petersburg, 1833. s., 80).

1893 verilerine göre Karabağ’da 333 Azeri, 69 Kürt ve 49 Ermeni köyü bulunmaktaydı. (“Azerbaycan” gazetesi, Baku, 1,5 Ocak 1992). 1926 yılı nüfus sayımına göre Azerbaycan’ın Kürdistan kazasında 41.193 Kürt yaşamaktaydı. Şuan Kürtlerin 5,5 bin metre karelik arazisi tümden Ermenistan tarafından işgal edilmiş, Kürtler Azerbaycan’ın onlarca ilinde mülteci yaşamı sürdürmektedirler.

ERMENİSTAN KÜRT ÖZERKLİĞİNE SICAK YAKLAŞMADI
H.Ş.: Kuşkusuz, Kızıl Kürdistan’ın ortadan kaldırılmasında Moskova’nın diktesi ile hareket eden Baku yönetiminin payı fazlasıyladır. Ne var ki, Ermeni yönetimlerinin Kürt özerkliğine karşı hasımca yaklaşımları göz ardı ediliyor. Bir çok yazıda, araştırma-incelemede Ermeniler neredeyse Kürtlerin hamisi olarak kaleme veriliyor… L.M.B.: Bu yaklaşım, yıllar boyunca Moskova’nın tercihiyle Erivan’da Kürt radyosunun faaliyet göstermesi, Kürt gazetesinin basılması, diğer kültürel faaliyetlerin gerçekleşmesi nedeniyle oluşmuştur. Kürtlerin özerklik elde etmesine Ermeni yönetimlerinin sıcak yaklaştığı bir efsanedir. Aleksandr Mixayloviç Skibitski’nin “Karabağ krizi: çıkmazdan kurtulmak için geçmişi bilmek gerekir” makalesinde (“Soyuz” haftalığı NO 7, 1991) Güney Kafkasya Kürtlerine karşı Ermeni siyasetinin örtülü yanlarını su yüzüne çıkarmıştır. Yazar, dönemin Azerbaycan başkanı Neriman Nerimanov’un imzaladığı Deklarasyon uyarınca “Dağlık Karabağ” sınırları içerisinde bulunan Zengezur kazasının tümden Ermenistan’a verilmesinin ön görüldüğünü kaydediyor. A.M. Skibitski yazıyor: “Bugün N.Nerimanov’un Deklarasyon’unu takip eden bu önemli koşulu dikkatten kaçırmamalıyız; deklarasyonda Zengezur kazası “Ermenistan’ın ayrılmaz hissesi” olarak belirtilmiş, özellikle Azerbaycan hükümeti “Dağlık Karabağ’ın emekçi köylülerine tümden kendi kaderini tayin hakkı” vermiştir. Bu gün söz konusu belirleme yalnız Dağlık Karabağ özerk bölgesine şamil edilmektedir. Fakat o günlerde Dağlık Karabağ topraklarının tamamından bahsedilmekteydi ve yalnız Azerbaycan sınırları içerisindeki Ermeni otonomisi değil, Ermenistan’a verilmesi önerilen Zengezur kazasında Kürt otonomisinin oluşturulması ön görülmüştü. Bu kazadaki “emekçi köylülerin” 117 binini oturak

yaşam sürdüren Müslümanlar (Kürtler), 90 binini Ermeniler oluşturmaktaydı. S.İ.Kasyan (Ermenistan başkanı-red) Zengezur kazasının tümüyle Ermenistan’a verilmesi ve burada Kürt otonomisi oluşturulmasını uygun görmemiş, kazanın Kürtlerin meskun olduğu Doğu kesiminin Azerbaycan sınırları içerisinde kalmasını istemiştir. Böylelikle, Zengezur kazasının Kürtler yaşayan Doğu bölümünde, Azerbaycan sınırları içerisinde Kürdistan kazası ortaya çıkmıştır” (A. M. Skibitski).

DAĞLIK KARABAĞ’IN ERMENİSTAN’A BİRLEŞTİRİLMESİ PLANLARI ESKİDİR

H.Ş.: Anlaşıldığı kadarıyla, Azerbaycan Zengezur kazasının tümden Ermenistan’a verilmesini ve planlanan Kürt özerkliğinin burada oluşturulmasını istemiştir. Ayrıca Zengezur’un da dahil olduğu tüm Karabağ topraklarında halkların kendi kaderini tayin hakkını kullanması önerilmiştir. Ermeniler kendi arazilerinde Kürt özerkliği istememiştir. Sonuçta Zengezur’un Kürler yaşayan Doğu kesimi Azerbaycan’a bağlanmış, burası Kızıl Kürdistan kazası arazilerine dahil edilmiştir. Ermenilerin neden böyle davrandığı nasıl izah edilebilir? L.M.B.: Ermenistan politikacıları uzun vadeli plan çerçevesinde aşağıdaki nedenlerden dolayı Ermenistan sınırları içerisinde Kürt otonom biriminin oluşmasına razılık verememişlerdir: 1.1920 yılında artık Ermenistan’ın kendi topraklarında 50 binden fazla Kürt yaşamaktaydı ve ülke yönetimi dar milli çıkar hesaplarından dolayı ülkedeki Kürtlerin 200 bine ulaşmasını istememiştir. 2. Bilindiği gibi Kürlerin yoğun yaşadığı araziler Ermenistan’la Dağlık Karabağ özerk cumhuriyeti arasında yerleşmektedir. Ermenilerin hesaplamalarına göre, bu arazilerde Ermenistan sınırları içerinde kurulacak olan Kürt otonomisi ileriki süreçte Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a birleştirilmesi için ciddi engel olabilirdi. 3. Ermenistan’da Kürt otonomisinin oluşması sonucunda yıllardan beri Müslüman ve Yezdi Kürtler arasında (Ermenistan’da yaşayan Kürtlerin ağırlıklı kesimi Yezdi Kürtlerdi

– H.Ş) yaşanan ayrışmalar tersi bir gelişme gösterebilir, ulusal düşünce pekişebilir ve ciddi bütünleşme yaşanabilirdi. Ne var ki, Ermenistan’ın amacı bunu engellemeye yönelikti ve bu politika bugün de sürdürülmektedir.

KÜRDİSTAN KAZASININ ORTADAN KALDIRILMASININ SORUMLULARI; STALİN REJİMİ, AZERİ MİLLİYETÇİ ÇEVRELERİ, ERMENİ LOBİSİ VE TÜRKİYE DEVLETİDİR
H.Ş.: Gerçekten de Kızıl Kürdistan kazasının kuruluş aşamasındaki gelişmelerin incelenmesi, bir çok nüansları gözler önüne seriyor. Kazanın kuruluş nedenlerinin ve bunun için neden Azerbaycan’ın tercih edildiğinin birden çok nedeni vardır. 1929’da Kürdistan kazasının ortadan kaldırılması da çeşitli nedenlerle izah ediliyor… L.M.B.: 1920-1930 yıllarında Azerbaycan yönetiminin başında S.M.Kirov, L.Mirzoyan, N. Kikalo, V.Polonski vb. vardı. Moskova’da ise yöneticilik yapan A.Nazaretyan’dan, A.Mikoyan’dan günümüze kadar Ermeni lobisi Güney Kafkasya halklarının kaderinin belirlemesinde belirleyici yol oynamıştır. Azerbaycan’da “Müslüman” Kürdistanının” ortadan kaldırılmasının ve Ermeni Dağlık Karabağ otonomisinin geliştirilmesinin esas bir nedeni Moskova’daki Ermeni lobisinin gücü sayesinde olmuştur. Diğer bir belirleyici neden de şudur; Stalin rejimi Azerbaycan’ın milliyetçi çevreleri ile birlikte hareket etmiş ve Türkiye’nin tahriklerinden de etkilenerek Kürt otonomisine son vermiştir. Son Ermeni-Azeri çatışmasının faturası da Kürtlere çıkmış; halkımız yüzyıllar boyunca yaşadığı topraklarından sürülmüştür. (1). Zengezur kazası, 1923’te oluşturulan Kızıl Kürdistan arazilerinin ağırlıklı bölümünü kapsamaktaydı. Bu kaza 1868’de kurulan Yelizavetpol eyaleti içerisine alınmış, 1921’de ağırlıklı kesimi Azerbaycan’a, diğer bir kısmı ise Ermenistan’a dahil edilmiştir. “Zengi” bir Kürd aşiretinin ismi, “zur” Kürtçe taşlık, cıngıllı yer, çıngırak, çıngırdak demektir. “Zengezur” toponimi, “zur”da, yani taşlık, arazide yaşayan Zengiler anlamını taşımaktadır. (2). Yelizavetpol guberniyası (eyalet, valilik) 1868 yılında oluşturulmuş, bu dönemde Kafkasya’da Kürtlerin yaşadığı temel bölgeler, Kızıl Kürdistan toprakları dahil, bu inzibatı arazi bölümü içerisine alınmıştır. 1921 yılında valilik 8 kazaya ayrılmış, bunlardan 6’sı Azerbaycan SSC dahilinde kalmıştır. Esasta Kürtlerin yaşadığı Zengezur kazasının bir kısmı Ermenistan’a tabi edilmiştir. (Daniel Müler “1920-1991 yıllarında Sovyet

Azerbaycan’ında Kürtler” Cantral Asian Survey, 2000, s., 41-77)

Kurdistana Sor- KIZIL KÜRDİSTAN
Yazar Hejarê Şamil 'in “Sovyet Kürdlerinin kısa tarihi” adlı kitabından;

KAFKASYA KÜRDİSTAN’ı KÜRDİSTAN’IN BİR KOLUDUR
Kürd halkı ve Kürdistan'ın diğer halkları Kürdistan toprakları üzerinde tarihten beri damarlar biçiminde meskun olmuştur. Mezopotamya ve Üç Göl (Van, Urmiye ve Sevan gölleri) arası topraklardaki Kürd, Ermeni, Asuri, Azeri halklarının içi içe, yan yana ve birbirine paralel damarlar biçiminde yaşadığı tarihi incelemeler sonucunda kolaylıkla ortaya çıkmaktadır. Tarihi gerçekler, Kuzey Kürdistan'in Serhat bölgesinden Nahçivan eyaleti ve şimdiki Ermenistan Cumhuriyeti’nin Sisyan, Vedi bölgeleri üzerinden Kızıl Kürdistan'a ve oradan Gence'ye kadar bir Kürd damarının; Xoy’dan Kızıl Kürdistan’a kadar diğer bir Kürd damarının uzandığını göstermektedir. Somut olarak birinci Kürd damarı; Iğdır ve Mako illerinden, Ağrı dağının eteklerinden başlayarak, Aras nehrini keserek Güney Batı’dan Kuzey Dogu'ya doğru Erivan ve Nahçıvan şehirleri arasından Vedi, Şerur-Dereleyez ve Sisyan bölgesinin bir kısmını içine alarak Karabağ hanlığı ve Sevan dölü arasında daha da incelerek Kuzeye, Şeddadi Kürd devletinin başkenti Gence şehrine kadar uzanmaktadır. İkinci Kürd damarı, Xoy’dan Kuzey Doğu’ya doğru giderek Hekeri nehrinin Aras nehrine karıştığı yörelerden Kuzeye kayarak, Zengilan üzerinden Kızıl Kürdistan’a bağlanmaktadır. Sözsel haritasını çizdiğimiz coğrafi Kürdistan'ın bu dağlık bölgesi, tarihten beri göçebe hayvancılıkla uğraşan Kürdlerin meskeni olmuştur. 18. - 19. yy.ları ve özellikle 20. yüzyılın başında Kürd’ler Nahçıvan, Şerur-Dereleyez, Sisyan, Karabağ, Gence ve hatta tarihi Kızıl Kürdistan topraklarında adalar biçiminde var olmaya başlamışlardır. Bahsini ettiğimiz Kürd damarı üzerinde var olan "Kürd adaları" arasında Ermeni ve Azeri

nüfusu, göçler ve Kürdlerin Azeri olarak asimile edilmesi sonucunda artmıştır. Kürd damarının kopmasının en önemli nedeni asimilasyondur. Bölgedeki yüzlerce Azeri köyünün bir zamanlar Kürd’çe konuştuğu 18-20 yy. arasında burada araştırma yürüten yabancı araştırmacıların eserlerine konu olmuştur. Ermeni işgaline kadar bölgede "mete" (hala), "xal" (dayı), "xalti" (teyze), "de" (anne) gibi saf Kürd kelimeleri kullanan onlarca "Azeri köyü" bulunmaktaydı. Asimilasyon, son dört-beş yüzyıl boyunca durmadan günümüze kadar devam etmiştir. Kürd’ler şimdiki Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarında en az M.Ö. 2000 yıllarından beri yaşamaktadırlar. Arkeolojik kazılar ve Antik Yunan tarihçilerin eserlerinde ortaya çıkan veriler, Uti, Guti, Kuti, Kurti ('dağlılar' anlamındadır) Kürd kavimlerinin M. Ö. 2000 yıllarda Aras nehrinin Güney ve Kuzey yakalarında, başka bir değimle Kızıl Kürdistan'ı da içine alan Aras ve Kur nehirleri arasındaki geniş verimli arazilerde meskun olduklarını kanıtlamaktadır. Sovyet tarih otoritelerinin ağırlıklı bölümü Utilerin (Kuti, Kurti) Kürdlerin ataları olduğu konusunda ortak görüş taşımaktadır. E.Garantovski, Heradot’un bahsettiği Uti’lerin Kur nehrinin Güneyine, Aras nehrinin Güney’inden Batı’ya doğru yayıldığını ileri sürmektedir. Bu araziler, bizim “Kürd damarları” biçiminde tanımladığımız arazilerle örtüşmektedir. Kızıl Kürdistan'ın Kelbecer ilindeki "Keti" dağ silsilesi, muhtemelen Kutilerden kalma bir isimdir. Kürdlerin şimdiki Azerbaycan Cumhuriyeti’ndeki varlığı İslam sonrası Arap belgelerinde de bolca belgelenmiştir. Arap kaynakları, Kurd komtan Deysem İbrahim el Kurdi'nin 9. yy.'da merkezi Berde şehri olmakla Deysemi Kürd devleti kurduğuna tanıklık etmektedir. Bugün de Berde ismiyle bilinen, bu kent Kur nehrinin kıyısında Kızıl Kürdistan'ın Doğu ve Kuzey Doğusunda bulunmaktadır. Berde merkezli Deysemi devletine ait sikkeler bugün Avrupa ve Kafkasya müzelerinde

korunmaktadır. Kuzey Azerbaycan'da kurulmuş Şeddadi Kürd Devleti tarihte daha fazla iz bırakmıştır. Şeddadi Kürd devleti (951-1164) Revvadi Kürd aşiretine mensup Muhemmed ben Şeddad tarafından kurulmuştur. Yeri gelmişken, İslam dünyasını Haçlı seferlerinden koruyan şanlı Kürd kralı Selaheddin Eyyubi'nin de Revvadi aşiretinden çıktığı bilinmektedir. Selaheddin'in babasının Kafkasya'nın Dvin bölgesinden olması, Revvadi kökenli Şeddadi ve Eyyubiler arasında aşiretsel akraba bağlarına ışık tutmaktadır. Selaheddin'in ata yurdu olan Dabil-Dvin'in Şeddadi devletinin temel merkezlerinden birisi olduğu da bu bağlar konusunda ilgi çekici başka bir ayrıntıdır. Gence şehrinde yaşamış büyük İran şairi Nizami Gencevi'nin annesinin de Revvadi sülalesinden olduğu konusunda bulgular mevcuttur. Şeddadi Kürd devletinin 1164 yılında Selcuklu Türk hanedanlığı tarafından çökertilmesi ve başkent Gence'nin yakılıp yıkılması ortaçağın önemli bir kültür merkezini de yerle bir etmiştir. Şeddadilerin çöküşünden sonra Azerbaycan'da Türk boyları nüfuz kazanmış ve sayıca artma eğilimi göstermiştir. Bu süreçten itibaren Azerbaycan Kürdlerinin asimilasyonu başlamış, Kürd aşiretlerinin bir kısmı Kızıl Kürdistan'ı çevreleyen dağlık bölgelere sığınarak kendi varlıklarını korumayı başarmıştır. 1587 yılında İran şahı Şah Abas döneminde Doğu Kürdistan'dan 24 büyük Kürd aşiretinin İran devletinin Kuzey sınırlarını pekiştirmek amacıyla Kafkasya'ya göçertilmesi, Kızıl Kürdistan’da ve ona sınır bölgelerde Kürdlerin nüfusunu daha da arttırmıştır. Bu göçten sonra uzun süre Karabağ yöresinde bu Kürdlerin yaşadığı bölge “24’ler” adlandırılmıştır. Göçler, Azerbaycan Kürdleri’nin birkaç kuşaktan oluşmasını beraberinde getirmiştir. 1587 yılından önceki göçleri izleme imkanına sahip değiliz. Bu nedenle 16.yüzyıla kadar şimdiki Kuzey Azerbaycan topraklarında yaşayan Kürdleri bir bütün

olarak Azerbaycan’ın “ilk kuşak Kürdleri” biçiminde tanımlamayı doğru bulduk. Bu kuşak, yüzde yüz asimilasyona maruz kalarak, etnik kök bağlarından kopmuştur. İkinci kuşak 1587’de göç ettirilen Kürdlerdir. Sayıları on binleri bulan ve aşiret kimliklerini kaybetmiş bu kuşak, etnik kimliklerine de yabancılaşmıştır. Üçüncü kuşak, 16 yy.dan sonra özellikle 19. yy. boyunca ve 20. yy.ın başlarında Kürdistan’dan bu topraklara yerleşen kesimleridir. 19. yy.da yoğun savaşlar, ekonomik-sosyal altüst oluşlar, hem İran-Kafkasya, Türkiye-Kafkasya ve Kafkasya içi Kürd hareketliliğini beraberinde getirmiştir. 19. yy.a kadar ana dilinde konuşan Kafkasya Kürdlerinin ağırlıklı bölümü yukarıda bahsettiğimiz Kürd damarları üzerinde yaşayan Kürdlerden oluşmuştur. Söz konusu damarların geçmiş Şerur-Derlez illerinden geçen Batı yanının bir kısmı şimdiki Ermenistan Cumhuriyeti arazisine dahildir. Ancak Kürdlerin tarihten beri meskun olduğu bu arazi uzantısının esası ise şimdiki Azerbaycan Cumhuriyeti’ne aittir.

KAFKASYA’NIN RUS BUYRUĞUNA GEÇMESİ
1801’de Gürcistan’ın gönüllü olarak Rusya'yla birleşmesi, Rus-İran ilişkilerini gerginleştirdi. 1804’de Rusya’ya karşı başlattığı savaş Rusya’nın zaferi ile sonuçlandı. Savaşı sona getiren Gülistan barış antlaşmasıyla (1813) Kuzey Azerbaycan ve Dağıstan Rusya tabiliğine geçti. Bu arada 1805 yılında Kürekçay antlaşmasıyla Kızıl Kürdistan’ın esas kısmını içine alan Karabağ hanlığı Rusya’ya bağlanmıştı. Rus Çarı 1.Nikolay’ın (1796-1855) güney’e doğru genişlemeyi esas alan dış politikası sonucunda başlayan 2. Rus-İran savaşı (1826-1828) Türkmencay antlaşmasıyla bitti. Antlaşmayla Doğu Ermenistan, Ruslara tabi oldu. Rusya, Türkiye’yle yürüttüğü 1828-1829 savaşını da zaferle bitirdi ve Adrianopol atlaşmasıyla Apara, Poti, Axalsik ve Axalkali’yi kendine bağlayarak Kafkasya’yı fiilen fethetmiş

oldu. 1930’lu yıllarda Rusya İmparatorluğuna karşı isyan başlatan Şeyh Şamil’ın son savaşçıları 1859’da alt edildi. 1864’de Kafkasya’nın Rusya’ya bağlanması resmen sonuçlandırıldı. Kafkasya’da 60 yıl boyunca süren bu çalkantılı süreç, Kürdlerin göçleri ile zengin olmuştur. Kürdlerin ileri-geri göçleri İran-Rusya savaşları döneminden başlayarak, Osmanlı-Rusya savaşları sürecinde de devam etmiştir. Rus ve Türkler arasındaki Kırım savaşı döneminde, ayrıca 1885 yılında bir çok aşiret Guzey Kürdistan’dan Kafkasya’ya geçmiştir. 19. yy. dan önce Kürdlerin Kafkasya’daki sayısı hakkında herhangi bir fikir ileri sürmek mümkün değildir; bu konuda hiçbir veri bulunmamaktadır. 19. yy. sonu, 20. yy. başlarında bu etnik birimin bölgede küçümsenmeyecek bir sayıda olduğu dönemin istatistik sonuçlarına yansımıştır. Aşağıda sıralayacağımız verileri, gerçeğin tamamı olarak kabul etmemek gerektiğini, bu verileri hazırlayanların kendilerinin belirlemelerinden çıkarmak olasıdır. 19. ve 20. yy. kavşağında bölgede incelemeler yürütenlerin bir çoğu, Kürdlerin yaşadığı bölgelere ulaşmanın zorluğundan, Kürdlerin başka etnik kesimlere ait edilmesinden ve asimilasyondan dolayı bu halkın sayısının daha fazla olabileceği hususunda not düşmüşlerdir. Fakat istatistik belgelere yansıyan rakamlar bile Kürdlerin bölgedeki ağırlığını algılamak için yeterli olabiliyor. 1897 yılı nüfus sayımında Kafkasya’daki Kürdçe konuşan Kürdlerin sayısı 99.832 kişi olarak hesaplanmıştır. 19. yy.’da Kürdlerin ağırlıkta olduğu Azerbaycan arazilerinde yüzden fazla “Kürd devlet köyü”nün bulunduğu kayda alınmıştır. Devlet köyü sayılmayan Kürd köylerinin ise var olan köylerin 17-20 faizi kadar olduğu belirtilmiştir. 1917’de basılan ‘Kafkasya takvimi’nde ise 1 Ocak 1916 tarihi itibarıyla Kafkasya Kürdleri’nin sayısı 132. 257 (bunlardan 97.047’si Müslüman Kürd’ü, 35.210’u Yezdi Kürd’ü) kişi gösterilmiştir.

1897 yılı resmi istatistik rakamlarını veri alarak Kafkasya kökenli “Sovyet Kürdleri”nin bugünkü sayıları hakkında fikir yürütmek mümkündür. 99.832 rakamını esas alırken, bunun yalnız Kürdçe bilen Kürdleri ihtiva ettiğini başta hatırlatmak ihtiyacı duymaktayız. Çünkü 20. yy’ın başlarında yukarıda sözünü ettiğimiz Azerbaycan’ın “birinci kuşak Kürdleri” ana dillerini tümden unutmuş, “ikinci kuşak Kürdleri”nin asimilasyonuysa tamamlanmak üzereydi. Anlaşıldığı kadarıyla 1897 nüfus sayımında Kafkasya’nın diğer bölgelerinde yaşayan Kürdlerle birlikte Azerbaycan’ın genellikle Kürd’çe bilen “üçüncü kuşak Kürdleri” hesaba katılmıştır. 1897’de ağırlıkta Kürdlerin yaşadığı Kızıl Kürdistan topraklarının dahil olduğu Yelizavetpol vilayetinde yalnız 3042 Kürd’ün kayda alınması, yukarıda belirtilenleri kolaylıkla kanıtlamaktadır. 1930 yılının başlarında Azerbaycan Planlama Komitesinin Laçın ve Kelbecer illerinde genel nüfusun 99.3 faizini Kürdlerin teşkil ettiğini açıklaması ise belirlememizin diğer bir kanıtı olarak seslenmektedir. Son yüz yılda Kafkasya nüfusunun sayısı ortalama beş defa artmıştır. Kürd’ler arasındaki doğum oranını da dikkate almak suretiyle, bu hesapla eski Sovyetler Birliği topraklarında yalnız 1897 yılında kayda alınan yaklaşık yüz bin Kürdçe bilen Kürd’ün bugün 600 (altı yüz) bin sayısına ulaştığı söz konusudur. Bunlar dışında Azerbaycan ve Türkmenistan Cumhuriyetleri’nde Kürd olarak kayda alınmamış ve asimle olmuş yüz binlerce etnik Kürdün varlığı söz konusudur. Sonraki yıllarda Kürdlerin sayısı hakkındaki rakamlara yüzeysel bir bakış bile, SSCB çapında Kürdlerin sayısının hayret yaratacak biçimde sahteleştirdiğini açıkça göstermektedir. Coğrafi araziler, tarihin ayrı ayrı kesimlerinde bu araziler üzerinde hüküm sürdüren siyasal birimlerin idari düzenlemelerine tabi tutulmuş ve bu düzenlemeler temelinde isimlendirilmiştir. Ancak çoğu zaman halk

arasında kullanılan adlar resmi isimlendirmelerden daha uzun ömürlü olmuştur. Böylesi bir durumun Kafkasya Kürdistan'ı için de geçerli olduğu bir gerçektir. Kafkasya'da Kürd'lerin kompakt (iç içe) yaşadığı topraklardan tarihi belgelerde "Kürdlerin yaşadığı bölgeler", "Kürd bölgesi" ve “Kürdistan” olarak bahsedilmiştir.Yazılı belgelerde "Kürdistan" biçiminde adlandırılmaya 19. yy. ortalarından sonra yazılmış kitaplarda, halk şiirlerinde rastlamaktayız. Resmi belgelerde ise bu bölge yalnız 20. yy. başlarından "Kürdistan" adlandırılmıştır. Ne var ki, bu dağlık bölgenin tamamının başka bir isimle tanımlandığına hiçbir tarihi belgede rastlanmamaktadır. Kafkasya'da 20 yy.ın başlarında nasıl ki, Azerilerin ve Ermenilerin yoğunlukta yaşadığı bölgeler Azerbaycan ve Ermenistan olarak adlandırılmışsa, tarihi Kürd bölgeleri de Kürdistan biçiminde tanımlanmıştır. 20. yy. başında Kürdlerin bölgede yadsınamaz milli bir gerçeklik olduğu, Azerbaycan Müsavat Cumhuriyeti’nin 1920 yılında Kürd atıcı taburu, Kürd süvari alayı oluşturma kararından da açıkça görülmektedir. Yalnız ilk atıcı taburun 1280 kişiden oluşturulması kararı alınmıştı. Sovyet hükümetinin kuruluş arifesinde Kürdler Kafkasya'da önemli bir nüfus yoğunluğuna sahip olmuştur. Kürdler, Kafkasya Kürdistanı'nın dışındaki illerde de yaşamaktaydı. Azerbaycan'ın 1926 yılı resmi nüfus sayımı sonuçlarına göre Kürdler, Azerbaycan genelinde 41.193, Azerbaycan Kürdistan'ında 37.182 kişi olup burada genel nüfusun 72.2 % oluşturmaktaydı. Azerbaycan Planlama Komitesi'nin hesaplamalarına göre Kelbecer ilinde ahalinin 99.5 % , Laçin ilinde ise 99.2 % Kürdlerden ibaretti. Her iki ilde Azeri Türeleri’nin sayısı toplam 180 kişi olmuştur. Sovyet hükümetinin kurulmasıyla bu tarihi gerçekler kısmen de olsa dikkate alınmış, karmaşık milli sorunların çözümünün bir parçası olarak Kürdlerin yoğunlukta yaşadığı Kafkasya Kürdistanı'nda Kürdistan otonomisi (özerklik) oluşturma kararına varılmıştır.

Daha çok Kızıl Kürdistan ismiyle anılan Kafkasya Kürdistan'ı değişik bakış açıları ile yapılan tartışmalara neden olmaktadır. Bu noktada en doğru yöntem, belgelerin tanıklığına baş vurmaktır. Kızıl Kürdistan'ın kuruluş arifesinde, 20'li yılların başında Moskova, Baku, Erivan koridorlarında yürütülen tartışmaların tamamını öğrenme imkanına sahip değiliz. Fakat elde olan belgeler ve değerlendirme yazıları genel manzarayı canlandırmaya olanak sağlamaktadır. En başta şunu eminlikle söylemek mümkündür ki, Kafkasya'da Kızıl Kürdistan otonomisinin oluşturulması meselesi; tarihi zorunluluktan, bölgede milli bazdaki dengelerin dayatmasından kaynaklanmıştır. SSCB'nin kurulduğu yıllarda Moskova'nın Sovyetler Birliği'ndeki "her halka ve milli azınlığa bir devlet ve otonomi" anlayışı olmasa da İmparatorluk Rusya'sından miras kalan karmaşık milli sorunların çözümü için milli ve idari birimler yaratılması bir çare olarak görülmüştür. Diğer taraftan halklar için özgürlük vaat eden, sosyalist ideoloji ve bunun halklar tarafından benimsenerek talep edilmesi de genç Sovyet devletini halkların ulusal taleplerini karşılamak için formüller aramaya zorlamaktaydı. 1920 yıllarında Güney Kafkasya'daki Dağlık Karabağ ve bununla iç içe ele alınan Kürdistan sorunu, böylesi karmaşık çözümler serisi ortamında halledilmeye çalışılmaktaydı. Kızıl Kürdistan'ın oluşturulması, hiç kuşkusuz bölgesel tarihi ve siyasi gerçekler dikkate alınarak Moskova tarafından düşünülmüştü. Moskova'nın meseleye birkaç açıdan yaklaşması mümkündü: 1. Halklara özgürlük vaat eden sosyalist anlayışla; Kürdlerin ağırlıkta olduğu bir bölgede (1926 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre Kürdler, Kızıl Kürdistan'da ahalinin 72.2'sini oluşturmaktaydı) otonomi kurulması, bu azınlığın kültürel gelişimine tarihi bir fırsat sunabilirdi. 2. Pragmatik idari açıdan;

Azerbaycan SSC ve Ermenistan SSC arasındaki tartışmalı Dağlık Karabağ sorunu yakıcı bir biçimde gündemde durmakta, Ermeni ve Azeriler arasında ciddi tartışmalara neden olmaktaydı. Dahası her iki halk çok yakın bir geçmişte birbirine silah kaldırmış, binlerce insanın kanı akıtılmıştı. Azeriler, 17-18. yy.larında Karabağ hanlığına dahil olan, Kafkasya'nın Rusya'ya bağlanmasından sonra İmparatorluğun guberniya düzenlenmesine tabi tutulmuş, Müsavat Cumhuriyeti döneminde savaş alanına dönüşmüş Dağlık Karabağ'ın Azerbaycan sınırları içerisinde kalmasını; Ermeniler ise bu toprakların Ermeni yoğunluğu nedeniyle Ermenistan'a dahil olmasını arzulamaktaydı. Moskova, Dağlık Karabağ'ın özel bir statüyle Azerbaycan SSC'de kalmasını, Dağlık Karabağ'la Ermenistan arasındaki Kürd bölgelerinde Kürdistan Otonomisi oluşturarak bir anlamda Kürdleri iki rakip güç arasında emniyet subabı gibi tutarak bu sorunu böylece çözmeyi yeğlemişti. 3. Uluslararası siyasi dengeler açısından; 1. Dünya savaşından sonra Orta Doğu’nun, özellikle Büyük Britanya’nın başını çektiği blok tarafından yeniden düzenlenmesi, Kürdlerin yaşadığı tarihi arazilerin bir kısmında Kürdistan devleti oluşturma yaklaşımını gündeme getirmişti. 1920 yılındaki Sevr anlaşmasıyla Kürdlere devlet öngörülmesi, Sovyetlerin Kürdler üzerinden yeni bir politika oluşturma eğilimlerini gündemleştirdi. Kafkasya’daki “Sovyet Kürdistan’ı”, Sovyetlere genellikle sempati ile bakan Ortadoğu Kürdistan’lılarını etkileme gücüne sahipti. Kafkasya’nın coğrafi Kürdistan (İran ve Türkiye Kürdistanları) sınırında yerleşmesi dikkate alınarak; SSCB'deki proletaryanın zaferini bütün dünyaya yayma perspektifine sahip olan Moskova'nın; Kafkasya'da bir "Sovyet Kürdistan’ı" oluşturarak Ortadoğu için bir etki merkezi hazırlamak anlayışıyla hareket etmesi rasyonelpolitik bir düşünceydi. Kızıl Kürdistan kurulurken, bunun da hesaba katıldığı muhakkaktır. Ancak sonraki gelişmeler gösterdi ki, bu hesaplar ham ve olgunlaşmamış kaldığı gibi Sovyet Rusya, 70 yıl boyunca kendi arzu ve çıkarlarına denk

düşen genel ve işlek bir Kürd politikası oluşturamadı. Kürd sorununun Kürdlerin bulunduğu ülkelerle ilişkilerde salt yardımcı bir faktör biçiminde ele alınması, Ruslarda Kürd sorununu momente göre geçici "kullanma ve geri çekilme" siyasal mantığını geliştirdi ve büyük bir dünya devleti olarak Kürdler konusunda politikasız kalmasına yol açtı. "Kullanma ve geri çekilme" ham düsturunun en bariz örneği 1945 yılında Rusların desteği ile Güney Azerbaycan ve Doğu Kürdistan'da (İran) oluşturulan Azerbaycan ve Kürdistan Cumhuriyetleri döneminde yaşanmıştır. Kızıl Kürdistan oluşturulurken, Moskova için yukarıda üç madde biçiminde belirttiğim olgulardan hangisinin daha önem teşkil ettiği ayrı bir tartışma konusudur. Bütün siyasal süreçler, birbiriyle bağlantılı temel ve yardımcı faktörlerin bütünselliğinden ibarettir. Ancak meseleye uzun vadeli ve kısa vadeli hesaplar açısından yaklaşıldığında Rusların Kızıl Kürdistan oluşturulurken ve iptal edilirken meseleye kısa vadeli hesaplarla yaklaştığını, daha çok ikinci maddede ifade edilen mantık ekseninde hareket ettiğini varsaymamızı gerekli kılmaktadır. Diğer taraftan, Kafkasya Kürdistan'ı oluşturulurken ve iptal edilirken Moskova dışındaki bölgesel ve uluslararası aktörlerin rolleri de dikkate alınmak durumundadır. Çok genel ifadelerle söyleyecek olursak, Kürdistan'ın oluşmasına; Azerbaycan baştan tereddütlü onay vermiş, Ermenistan mecbur kalmış, Kürdlerin kendisi pasif yaklaşmış, Türkiye hasımane politika izlemiştir. Kızıl Kürdistan'ın kurulması ve iptal edilmesi sürecinin anlatımı, söz konusu tarafların yaklaşımlarını ve rollerini daha açık biçimde ortaya koyacaktır. 1920 yıllarına ait belgeler, Dağlık Karabağ ve Kürdistan sorunlarının iç içe ele alınarak çözülmek istendiğine ışık tutmaktadır. 1923 yılının başında bu konuyla Azerbaycan Merkezi Yürütme Komitesi (MYK) iller düzenlemesi komisyonu ve de Azerbaycan Komünist (Bolşevikler) Partisi Merkez Komitesi'nin “Dağlık Karabağ ve Kürdistan idari biçiminin

belirlenmesi üzere” özel komisyonu çalışma yürütmüştür. Komisyonun 7 Temmuz 1923 tarihli toplantısında Kürdler açısından tarihi bir karar alınmıştır. Kararda net ifadelerle "Özerk Kürdistan kurulması" kararına varılmıştır. Kararın orijinal biçimi şöyledir: "Otonom Karabağ'ın ve Kürdistan'ın sınırlarının belirlenmesi komisyonu toplantısının tutanağı. 7 Temmuz 1923 yılı. Dinlendi: 1. Karabağ'ın aran (düzlük) bölümünün yürütme organlarının yapılandırılması hakkında. 2. Kürdistan hakkında. Karara alındı: 2. Özerk Kürdistan oluşturmak, merkezini ve sınırlarını Özerk Dağlık Karabağ'ın sınırlarının tespit edilmesiyle birlikte belirlemek Komisyon başkanı A. G. Karaev” Yukarıdaki yetkili komisyon kararından açık biçimde görüldüğü gibi Eli Haydar Garayev’in başkanlığında oluşan komisyonda Kafkasya Kürdistanı’na özerklik tanınması öngörülmüştür. Ne var ki, daha üst organlar kararın onaylanmasında ayak sürümüştür. Nihayet, 9 gün sonra, 16 Temmuz 1923’te Azerbaycan Komünist (Bolşevikler) Partisi Merkez Komitesi, komite sekreteri S.Kirov’un imzasıyla yayınlanan aşağıdaki karara ulaşmıştır: “Azerbaycan Komünist (Bolşevikler) Partisi Konseyi toplantısının tutanağı. 16 Temmuz 1923 yılı (...) Karara alındı: d) Kürdlerin yerleşik olduğu topraklarda “Kürdistan kazası” oluşturmak (...) Azerbaycan KP MK sekreteri S.Kirov”

KIZIL KÜRDİSTAN’IN KURULUŞU VE ÇÖKÜŞ NEDENLERİ
19 Temmuz 1923 tarihinde Azerbaycan Komünist partisinin merkez organı olan “Baku işçisi” (Rusça) gazetesi Kürdistan kazası oluşturulmasını şu biçimde sayfalarına taşımıştı: “Azerbaycan MYK kararı uyarınca, Dağlık Karabağ’ın tesis edilmesiyle ilgili aran (düzlük) Karabağ’ı iki kazaya ayrılacaktır. Birisinin merkezi Ağdam, diğerinin merkezi Cebrayıl olacaktır. Kürdistan da özgün bir kaza biçiminde oluşturulacaktır”. 21 Temmuz 1923 tarihinde Azerbaycan MYK ve Azerbaycan Halk Komiserleri Sovyeti’nin ortak toplantısında Azerbaycan K(b)P’ın “Kürdlerin yerleşik olduğu topraklarda “Kürdistan kazası” oluşturmak” kararını harfiyen tekrarlamak suretiyle onaylamıştır Temmuz sonunda Azerbaycan MYK tarafından Kürdistan’ın merkezi Piricahan (Laçin) olarak belirlenmiştir. Kürdistan kazasının kurulmasıyla birlikte Kürdler arasında eğitimsizliğin, soysal geriliklerin ortadan kaldırılması, Kürd dili ve kültürünün geliştirilmesi açısından önemli adımlar atılmaya başlanıyor ana dilinde okullar açılmaya başlanıyor. 1923’te Laçın’ın Minkend sakini olan öğretmen Müseyib Axundov’un hazırladığı Latince Kürd alfabe kitabı esasında Kürd okullarında eğitim başlıyor. Söz konusu alfabe kitabı ve yine M. Axundov’un “Nisan ürünleri” isimli çocuklar için şiir kitabı incelendiğinde Kürd okul sisteminin oluşturulması açısından önemli bir başlangıç yapıldığı açıkça görülmektedir. Dağlık Karabağ’da yerleşen Şuşa şehrinde de Kürd’çe yüksek öğretmen okulu (teknikum) açılıyor. Milli eğitim kadroları hazırlanması süreci hız kazanıyor. Kürd Tiyatrosu oluşturulur. “Sovyet Kürdistan”ı isminde gazete Laçın kendinde yayınlanmaya başlıyor. Kürd’çe yayın yapan radyo istasyonu kurulur… Ne var ki, yalnız Azerbaycan Kürdleri açısından değil, Kürd halkının geneli için önemli nitelik arz eden bu gelişmeler altı

yıl sonra durduruluyor. 1929 yılında Kelbecer, Laçın, Gubadlı ve Zengilan illerinden oluşan Kürdistan kazası bir siyasibölgesel birim olarak iptal edilerek, Cebrayil ilinin bir hissesi de eklenerek yerinde Kafkasya Kürdistanı’nın tümden iptal edilmesinin zemini olarak düşünülen Kürdistan dairesi oluşturulur. 1931’de Kafkasya Kürdistan’ı, Azerbaycan genelinde dairelerin ortadan kaldırılması ve il düzenlemesine geçilmesi sürecine tabi tutularak iptal edilir. Böylece Kürdistan kelimesi de resmiyette ortadan kaldırılmış olur. 30’lu yılların başlarında Azerbaycan Kürdleri’nin kimliklerinde milliyeti bölümünde yer alan “Kürd” kelimesi de özel bir kararla ortadan kaldırılarak yerine “Azerbaycanlı” yazılıyor. Yeri gelmişken, Kürdlerin böylesi “resmiyette ortadan kaldırılması” uygulaması Azerbaycan’da tümden, Türkmenistan’da genellikle, Gürcistan’da kısmen gerçekleştirilmiştir. Ermenistan’da ise Yezidi Kürtlerin dini kimlikleri milli-etnik kimlikleri biçiminde yansıtılmış, milliyeti gösteren bölüme “Yezidi” yazılarak Kürd halkı arasında uzun süreye yayılan parçalama siyaseti güdülmüştür. Kızıl Kürdistan’ın ortadan kaldırılmasıyla birlikte ana dilinde okullar, radyo, tiyatro, öğretmenler okulu kapatılmış, bir sözle Kürdlük adına her şey yasaklanmış, “Azerbaycanlı” adı altında bu ülkede uzun yıllardan beri devam eden asimilasyon sürecine hız verilmiştir. Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti’nde olduğu gibi Kürd inkarı devlet politikası biçiminde uygulanmaya başlamıştır.

KIZIL KÜRDİSTAN’IN ÇÖKÜŞ NEDENLERİ
Ne Kızıl Kürdistan’ın kuruluşu, çökertilmesi ne de 6 yıl içerisinde orada yaşanan gelişmeler hakkında Azerbaycan Devlet arşivinde yeterli materyallere rastlamak mümkün değildir. Bu, söz konusu döneme ait belgelerin arşivlerden kaldırıldığı konusundaki yaygın görüşü doğrulamaktadır. 30’lı yıllardan günümüze kadar Azerbaycan tarihini inceleyenler Kızıl Kürdistan hakkında suskunluklarını korumakla kalmayıp, “Kürd” kelimesini bile kullanmaktan ısrarla kaçınmaktadırlar.

Kızıl Kürdistan’ın yok edilmesinin hem iç, hem de dış konjonktürle bağlantılı nedenleri vardır. Kürt halkının ayrılmaz bir parçası olan Sovyet Kürdleri, Kürdistan’daki siyasal gelişmelerden sürekli direk ve indirek biçimde etkilenmiştir. Değerlendirilen süreç, Kürd sorununun genç Türkiye Cumhuriyeti’nde keskin çizgilerle gündemde olduğu bir süreçtir. Kemalist Türk yönetiminin Kürdlere kısmi özgürlük tanıyan Sevr antlaşmasından (1920) kurtulmak için yürüttüğü yoğun politik çabaların önemli bir boyutu; Kürdlerin haklarını tanıdıkları konusundaki demeçleri, Kürd etkinleri ile yaptıkları temaslar oldu. Sonraki gelişmelerin gösterdiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürd ve Türk halklarından oluştuğu konusundaki M.K.Atatürk’ün değerlendirmeleri taktik bir hamle olup süreci kurtarmak için yapılan politik çıkışlardı. Sevr’i gömen Lozan Antlaşması’ndan (1923) sonra Kürdlere dönük son 80 yıl boyunca sürecek baskı ve inkar politikasının zemini atıldı. 1925’te başlayan ve kanla bastırılan Şeyh Sait isyanının akabinde Kemalistler, Kürdlerin ve Kürd sorununun da olmadığını yüksek sesle dile getirmeye başladılar. Bütün bunlar direk ve dolaylı biçimde Azerbaycan Kürdlerinin kaderini de derinden etkilemiş oldu. Burada iki faktör belirleyici rol oynadı. Söz konusu dönemde “emperyalizme karşı mücadele veren” Türkiye ve Rusya arasında 1923 de yapılan işbirliği antlaşmasıyla birlikte her iki devlet arasında sıcak ilişkiler gelişmişti. İstanbul’un savunmasına asker gönderen, Ağrı dağında Kürd isyancıları helikopterleriyle bombalayan Ruslar, “sosyalizme sıcak yaklaşan” Türkiye üzerinden Ortadoğu’ya kapı açacağından ve doğu sınırlarında “ideolojik kardeş” olan bir devlet bulunacağından umutlanmışlardı. Özellikle Şeyh Sait isyanından sonra Ruslar, dost Türkiye’de yasa dışı ilan edilmiş bir halkın arazi esaslarına dayalı milli-kültürel haklarını tanımakla Kemalistlerin tepkisini çekmeyi anlamlı bulmamıştı. Türk-Rus dostluğu, Türkiye’yi gıcık eden “Kürdistan” ismiyle bir bölgenin bulunmasını da “gereksiz kılmıştı”. Diğer taraftan böylesi bir bölgenin; Türkiye’ye etnik akrabalık bağlarıyla bağlı olan Azerbaycan’da bulunması hiç “yakışık düşmüyordu”. Tüm bunların Moskova

tarafından dikkate alınması, Azerbaycan yönetimine Kafkasya Kürdistan’ını ortadan kaldırmak ve Türk tecrübesini takip etmek suretiyle Kürdlere dönük inkar politikasını başlatma izni çıkardı. SSCB’nin Kürdleri gözden çıkarması ve Azerbaycan’ın inkar politikası; 70 yıl içerisinde Azerbaycan Kürdlerinin asimilasyonunun tamamlanması, buradaki Kürdlerin etnik kimliklerine yabancılaşması ile sonuçlanmıştır. Azeri yazarların ve siyasetçilerinin “gönüllü asimilasyon” ve “halkların kaynayıp karışması” olarak kaleme vermeye çalışıldığı bu süreç, bir çok yabancı ve Kürd araştırmacılarca “beyaz katliam” olarak tanımlanmaktadır.

Hejarê Shamil- Haziran 2005

Http://Kurdistan-post.com

"Bize kültür merkezi değil ülke lazım"

Kızıl Kürdistan'ın yıkılmasının ardından Kürtler bir süre daha mücadelelerini sürdürürler. Kızıl Kürdistan'ın yıkılışından 8 yıl sonra 1937'de Ermenistan'ın başkenti Erivan'da 'Raya Teze' gazetesi çıkarılır. II. Dünya Savaşı'nın ayak seslerinin kendisini iyiden iyiye hissettirdiği yıllardır. Dönemin Sovyet yönetimi Türkiye ve İran sınırlarında bulunan azınlık halklarının kendisine ihanet edeceği düşüncesine saplanmıştır. Komünist Parti Genel Sekreteri ve Sovyet Lideri Stalin'in talimatı üzerine harekete geçen İçişleri Bakanı Lavrenty Berya, bu halkların hepsini sınırlardan 200 km iç bölgelere sürerek acılı bir sürgüne tabii tutar. Kafkasya'dan Orta Asya'ya sürülen Kürtler, burada da mücadelelerini sürdürür. Kürtlerin ancak Stalin'in ölümünden sonra tekrar Kafkasya'ya dönerler. Bu kez 1937 yılında yayına başlayan 'Reya Teze' gazetesinin yanı sıra 1957'de Erivan'da Kürtçe yayın yapan bir radyoyla birlikte

ömrü 2 yıl süren Kürtçe eğitim veren Dil Enstitüsünü kurarlar. Tanıklar anlatıyor Ermenistan'a dönen Kürtler kurumlaşma çalışmalarına girişirken Orta Asya'da kalan Kürtler ise Kızıl Kürdistan'ı yeniden diriltmek için büyük bir çaba içine girerler. Bunun öncülüğünü yapan ve halen Bakü'de yaşayan Mehmet Babayev 1961'de Timur Ali, Hüseyine Nebo, Mehmet Emin Aziz, Hüseyin Sadıkov, Çerkezê Beko'dan kurdukları 9 kişilik bir heyetle Moskova'yı ziyaret ederler. Dönemin Komünist Parti Genel Sekreteri ve Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Kruşçev'in sekreteriyle görüşerek taleplerini anlatırlar. Komiteyi karşılayan Kruşçev'in danışmanlarından Vader ve Şumonsky, başkanları hazır olmadığından kendileri ile görüşemeyeceğini söyler. Bunun üzerine Kürt heyeti hazırladıkları dilekçeyi Kruşçev'in sekreterine verirler ve isteklerini bir kez de sözlü olarak anlatırlar. Heyetin içinde yer alan Prof. Dr. Hüseyin Sadıkov Moskova'da temaslarını şöyle anlatıyor: 'Biz sekretere yaşadığımız sürgünü, sahip olduğumuz dil, kültür, tarih ve kimlikle bir halk olduğumuzu söyledik. Ancak birçok zorlukla karşı karşıya kaldığımızı, 1923 yılında bizim adımıza Kızıl Kürdistan diye bir yer kurulduğunu ve halkımızın yaşadığı parçalanmışlığa daha fazla yol vermemek için, kendimizi koruyup, kültürümüzü geliştirmek için, tekrardan Kızıl Kürdistan'ımızı dirilterek halkımızı uğradığı asimilasyondan kurtarmak istediğimizi söyledik. Sadıkov, bu görüşmeden sonra Moskova'nın hiçbir talebine cevap verilmediğini söylüyor. Gittiğimiz gibi geri döndük' Aynı komite içersinde yer alan Mehmet Emin Aziz ise, gittik ve gittiğimiz gibi geri döndük diyerek Moskova ziyaretini özetliyor. Halen Kazakistan'ın Almati kentinde yaşayan Emin Aziz gözyaşları arasında o günleri şöyle anlatıyor: 'Biz onlara isteklerimizi aktardık. Bizi güzelce dinlediler. Ama sonuçta şunu söylediler; 'biz size kültürel otonomi verelim. Yani Kırgızistan'da 1, Kazakistan'da 3, Azerbaycan ve Türkmenistan'da birer tane olmak üzere size 6 tane kültürel otonomi merkezlerini açma hakkı verelim'. Bunun üzerine söz hakkı alan Babayev, 'Kültür Merkezlerini biz de biliyoruz. Bunların varlığından da haberimiz var. Bize bunlar değil üzerinde halkımızla birlikte yaşayacağımız toprak lazım. Bize kültür merkezi değil ülke lazım' der. Babayev'in bu anlatımlarını dinleyen Kuruşçev'in sekreter kararlı olduğumuzu görünce, konuştuklarımızı ve istemlerimizi Devlet Başkanı Kruşçev'e aktaracağını, isteklerimizin çok ciddi olduğu, üzerinde düşünülmesi gerektiği, istenen toprakların Azerbaycan topraklarında kaldığı, bu topraklar için Azerbaycan'a baskı yapamayacaklarını, sorunu çözmeleri için Azerbaycan Komünist Partisi ile Meclisine ileteceklerini söyleyerek görüşmeyi bitirdi.'

Aziz biraz ironik ve birazda duyduğu acılardan yüzünde zoraki beliren bir gülümseme ile evet bize o günlerde yani 42 yıl önce düşüneceklerini söyleyenlerin hala düşündüklerini görüyoruz diyerek Moskova'nın vereceği kararı ne kendisinin ne de çocuklarının görmediğini ve bundan sonra da görmeyeceğini söylüyor. 1961'de Moskova'dan bir cevap gelir. Cevap bekledikleri gibi, yani ilk görüşmede heyete aktarılanlar olduğu gibi tekrar ediliyor. Bunun üzerine Kızıl Kürdistan savaşımını verenler işlerin pekte kolay olmayacağını görürler ve bunun üzerine bir süre sessiz kalırlar. Biraz özgürlükler yanlısı gibi görünen Kruşçev'in açılımlar yapma istemlerinden cesaret alarak harekete geçen ve hiçbir sonuç elde etmeden evlerine dönen Kürtler, olası yeni fırsatların ortaya çıkmasını beklerler. Bu süre zarında ilişkilerini sürdürürler. Kruşçev'den sonra Brejnev, Andropov'un devlet başkanlığı sırasında da henüz koşulların oluştuğunu görmeyen komite beklemeye devam eder. Bu uzun bekleyiş ta ki Gorbaçov iktidara gelen kadar sürer. Gorbaçov yönetime geldiği gibi reform yönünde attığı adımlar ile birlikte Azerbaycan ile Ermenistan arasında Dağlık Karabağ sorunundan dolayı başlayan savaş, Kızıl Kürdistan'ı inşa komitesinin yeniden harekete geçmesine neden olur. Dağlık Karabağ savaşına kadar temel stratejileri bekleyip uygun zamanı kollamak olan komite, bu süre içerinde Kürtler içerisinde örgütlenme çalışmaları yürütürler. Grubun liderliğini yapan Babayev, 1988-89 yılında Azerbaycan ile Ermenistan arasında Dağlık Karabağ sorunundan ötürü çıkan savaşta bir kez daha sahneye çıkar. Babayev, Kürtlerin Kızıl Kürdistan'a kavuşmasının tek yolunun savaş olduğunu söyleyerek, Azerbaycan'a karşı silahlı mücadelenin verilmesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine Kafkasya ve Orta Asya'daki Kürtler arasında hararetli bir tartışma başlar. Komiteden bazı üyeler Babayev'in bu görüşüne karşı çıkarken, bazı üyeler ise sessiz kalır. Halktan ve aydınlar arasında kısmen de olsa destek gören Babayev, savaş sırasında Ermenilerin kendi topraklarında yaşayan Kürtlere yönelmesi üzerine ileri sürdüğü görüşü yeniden düşünmeye başlar. Babeyev'in ileri sürdüğü "silahlanıp savaşalım" görüşüne karşı çıkan komitenin diğer üyeleri arasında da farklı düşünceler ortaya çıkar. Bazı üyeler, 'Tekrar Moskova'yı ziyaret edelim' görüşünü ileri sürerken, bazıları ise Azerbaycan'da savaşmak yerine Kürdistan'da PKK tarafından başlatılan savaşa katılma önerisi yaparlar. Almati derelerinde oportünizm tartışması

Babayev tarafından gerçekleştirilen toplantılar zaman zaman sert tartışmalarda sahne olur. Tartışmaların ana konusu: 'Kızıl Kürdistan savaş ile mi yoksa barış ile mi kurulacak? Ancak bu kez yürütülen savaş tartışmalarının, Azerbaycan ile Kızıl Kürdistan için savaşma yerine ülkeye gidilerek PKK saflarında savaşılmasının gerektiği şeklinde gelişiyor. Bu ateşli tartışmaları başlatanların başında ise 90 yaşındaki İkinci Dünya Savaşı gazilerinden Azelxan Mustafayev geliyor. Mustafayev, Kuzey Kürdistan'da 80'li yıllarda başlayıp hala süren bir savaşın olduğunu, buna rağmen kendilerinin Almati'nin derelerinde toplanıp tartışmalarının oportünizmden başka bir şey olmadığını söyler. Almati'de yaşayan Mustafayev, 'bize öncülük yapan Babayev'e 'ülkemizde savaş var. Ülkemizde yanmaya başlayan ve her geçen gün biraz daha gürleşen özgürlük savaşına gidip katılmamız gereken yerde buralarda bunları tartışmamızın hiç bir anlamı yoktur' dedim. Fakat gel gör ki, Babayev'in 89 yılında Azerilerle Ermeniler arasında dağlık Karabağ sorunundan dolayı başlayan savaştan faydalanmak amacıyla gidip savaşarak hakkımızı alalım dayatmasına karşı çıkanlar, Babayev'in benim söylemlerime katılmasını bir kez daha engelleyerek başkaları için çokça gösterdiğimiz çabaları ülkemiz için göstermemizden bizi bir kez daha alı koydu' diyor. Kürtler arasında bu tartışmalar sürerken, Azerileri kendi topraklarından söken Ermeniler bu kez Ermenistan'ın sadece Ermenilerin yaşadığı bir ülke haline getirmek için Kürtlere yönelirler. Ermenilerin Kürtlere baskılarını nedeni Hasan Hacı Süleyman ise, „Ermeniler 1915'teki Ermeni katliamının intikamını bizden almak istediler“ diyor. Hacı Süleyman, Babayev'in 'savaşalım' görüşünü savunanlardan. Ermenilerin Kürtlere yönelimleri, halklar arasında düşmanlık geliştirmek isteyenlerin çabaları sonucu meydana geldiği düşüncesinde. Bu süreçte Kürtlere ait evlerin yakıldığını, sokak ortasında cinayetler işlendiğini belirten Hacı Süleyman, 'yapacağımız tek şey kalmıştı o da Ermenistan'dan ayrılmaktı. Ölseydik de öldürülseydik de vazgeçmeyeceğimiz bir şeyde vardı, o da Kızıl Kürdistan davası. Biz bunları yaptık ve o gün göç ederek Ermenistan'dan çıktık, o günden beri geldiğimiz Almati'deyizî diyor. Komünist Parti Başkanı körüklüyor Dağlık Karabağ sorunundan ötürü Ermeniler ile Azeriler arasında alevlenen savaşın, Ermenistan'da yaşayan Kürtleri nasıl etkilediklerini öğrenmek için görüşlerine başvurduğumuz Dil Bilimci Prof. Dr. Kinyas Mirzoyev, 'Ermeniler Türkiye'nin gerçekleştirdiği Ermeni katliamının intikamını bizden almaya başladılar diyerek sözlerine başlıyor. Mirzoyev, tüm Ermenileri hedef

göstermenin doğru olmadığını belirterek, tarih boyunca iyi ilişkiler içersinde olan iki halk arasında korkunç düşmanlıkların gelişmemesi için Kürtlerin Ermenistan'ı terk ettiğini söyledi. Mirzoyev, her şeye rağmen bu olaylara neden olanlar hakkında ise şunları dile getirdi: 'Ermenilerin orada Kürtlere yönelimi yürütülen ciddi bir parçalama politikanın sonucuydu. Kürtler önce Êzîdî ve Müslüman olarak ayrıştırıldı. Kürtlere karşı oynanan oyun Êzîdî Kürtlerinin kimliklerine Kürt değil de Êzîdîdir diye yazılmasıyla devam edildi. Müslüman Kürtlerin, Türk olduğu ve Türklerin yandaşı olduğu şeklindeki propagandalarla sürdü. Bu propagandalarla Êzîdî Kürtleri bu yönelime araç haline de getirildi. Örneğin Êzîdî şeyhlerinden Hasan, Keleş ve Kerem yaptıkları açıklamalarla Kürtlere yönelimi meşrulaştırdılar. Ama Êzîdî Kürtlerin aydınları buna hem karşı çıktılar hem de halkımızın o ateşin içinden çıkarılmasında büyük rol oynadılar. Karleni Çaçani, Prof. Dr. Şakıro Mıho, Halıt Çetoyev, Çerkeze Reş, Celile Celil, Amerike Serdar, Prof. Dr. Şeref Eşiri, Prof. Dr. Saidi İbo gibi aydın, yazar ve bilim adamı yaptıkları radyo ve TV konuşmalarında Kürtlerin Êzîdî, Müslüman diye bir ayrıma tabii tutulmasının yanlış olduğu dikkat çekerek, bu yaklaşımlar Kürtlerin katliamını meşrulaştırma anlamına geleceğini söylediler. Verdikleri bu çabalar sonucu halkımızı o ateşin içinden çıkardılar. Orada bende birkaç kere bu yönelimleri durdurmak için televizyonlarda konuşmalar yaptım. Çünkü Kürtlerin evleri yakılıyor, öldürülüyor hatta evlerinin içinde bile yakılanlar oluyordu. Yani burada Müslümanlık Azeri ve Türk olmakla bir tutulmuştu. Aslında yapılmak istenen mezhep çatışmasıydı. Tek bir çaremiz kalmıştı oradan çıkmak ve bizde onu yaptık. Bu kez adı konmamış bir sürgündü başlayan, çünkü halkımız bununla bir parçalanmışlığı daha yaşadı. Rusya'ya, Özbekistan'a, Ukrayna'ya gidenler ile gelip Kazakistan ve Kırgızistan ülkelerine yerleşenlerde oldu. Bu neden yapıldı? Bana göre oradaki potansiyelimizden, var olan kurumlarımıza sahip çıkmamızdan ve Kızıl Kürdistan'ı yeniden diriltme çabalarından duyulan korkulardı. Sorumluları ise Ermeni Biliminsanı Komünist Parti Sekreteri Galust Galuyan, yine bilimler akademisi öğretim görevlisi Babik Asetyan gibi tanınmış insanlardı. Bunlar orada milliyetçiliği pompalayarak Ermenistan'ın sadece Ermenilerden oluşan bir ülke olmasını sağlamak istediler.Ancak biz Sovyet Kürtleri tarihten silinmemizi oluşturduğumuz kurumlar aracılığıyla başardık.' Babayev gizli toplantılarla işe başladı Ermenilerin Kürtlere yönelmesi Kürtlerin Ermenistan'ı terk etmeleriyle sonuçlanınca komitenin çalışmaları, daha önce yeniden 'Moskova'ya giderek Devlet Başkanlığı ile görüşme arayışlarında olunmalı' görüşünden yana olanların istemi doğrultusunda gelişiyor. Gorbaçov özgürlüklerden yana adımlar atmış olsa da Babayev işe gizli

toplantılarla başlıyor. 1989 yılında yaşadığı Azerbaycan'daki Kürtler arasında toplantılara başlayarak sırasıyla Türkmenistan, Gürcistan, Ermenistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Kazakistan Kürtleri arasında gizli toplantılar yaparak işe başlayan Babayev, vermek zorunda oldukları mücadeleyi anlatıyor. Kazakistan'ın Almati kentinde gerçekleştirilen toplantıya katılanlardan Doç. Dr. Hanım Sadıkova, Babayev'in bu toplantıları Sovyetlerde yaşayan Kürtleri örgütlemek ve kendi sorunlarına sahip çıkmak amacıyla yaptığını söylüyor: 'Bu toplantıların yapılması Gorbaçav'lu Sovyetlerde kısmen de olsa başlayan özgürlük ortamından biz Kürtler de yararlanmak istedik. Sovyetler Birliği'nde Gorbaçov'un attığı açılım adımları en çokta ezilen biz Kürtlere yaradı. Çünkü bu durum Babayev'in toplantıları ile üzerimize serpilmiş ölü toprağından silkinmemize neden oldu.î Toplantılar serisinin içeriği hakkında da bilgi veren Sadıkova, toplantılarda yapılan tartışmalarda tanınan bu özgürlük ortamından Kürtlerin nasıl yararlanabileceği, haklarını nasıl elde edebileceği, bunun için hangi yöntemlerle hareket etmeleri gerektiği ve son tahlilde Kızıl Kürdistan'ı yeniden nasıl diriltebileceklerini ele aldıklarını söylüyor. Kürtlerin, hakları için Orta Asya denkleminde gerçekleştirilen toplantılarda bazı kararlara gittiğini belirten Doç. Dr. Hanım Sadıkova, en önemli kararın ise 1961 yılında Moskova'ya giden heyetin hayatta kalan üyeleri genişletilmiş bir heyetle tekrar Moskova'ya giderek Devlet Başkanı Mihail Gorboçov'a Sovyet Kürtlerinin durumunu aktarma kararı olduğunu söyledi. Kürtlere retçi yaklaşımın sürmesi üzerine Kürt temsilcilere yeniden Moskova yolu görünür. Kızıl Kürdistan'ı İnşa Komitesi, Moskova'ya giderek bir kez daha sorunun çözümünün devlet yönetiminden istenmesi kararlaştırıldıktan sonra tartışmalar bu kez gidiş tarihi ve biçimi üzerinde sürdürülür. Almatı'da 1989'da kurulan Almatı Kürt Kültür Merkezi'nde yapılan son toplantı da Sovyetlerin Alman faşizmini yenilgiye uğrattığı 9 Mayıs Bayram kutlamaları da dikkate alınarak mayıs ayında Kürtlerin yaşadığı Kafkasya ile Orta Asya ülkelerinden en az beşer kişilik bir heyetle Moskova'ya gidilmesi karara bağlanır. Komite böyle bir kararla toplantıları bitirirken, kendi aralarında yaptıkları toplantıda ise 'bu kez çözüm yolu bulunmadan Moskova'dan dönülmeyecek' kararlığıyla Kürtlerin yaşadıkları ülkelerdeki Kürt ileri gelenlerine haber verilerek Moskova'ya gidecek heyetlerin hazırlanması istenir. Almatı Kürt Kültür Merkezi'nde yapılan son toplantıya katılan Ramazan Seyidov o günlerde gerçekleştirilen toplantılar, yapılan tartışmalar ve Moskova'ya gidilmesi durumunda neler yapılacağını şöyle anlatıyor: 'Toplantılar bazen çok sert geçti. Biz gençler ülke gerçekliğini bilmediğimizden dolayı 'Kızıl Kürdistan'ın yeniden diriltilmesi için mücadele edelim' görüşünü savunurken özellikle ülkeden göç tarihlerini hala hatırlayan yaşlılarımız ise 'gerçek ülkemiz Kürdistan için mücadele vermeliyiz' görüşünü

savundukları için tartışmalar sertleşiyordu. Ancak her şeye rağmen sonuç olarak Moskova'ya gidiş kararlaştırıldı. Moskova'ya gidiş onaylanırken komitenin ortak kararı olarak ortaya çıkan çok önemli bir husus da şu oldu: Bu kez Moskova'dan boş dönülmeyecek, mitingle başlanacak ve çözüm bulununcaya dek eylemselliğe devam edilecekti.' Yeniden yollara düşme vakti Mayıs ayı başından itibaren Kürtler, cumhuriyetlerden yollara dökülerek Moskova'ya akarlar. O günlerde Kazakistan'dan gelen temsilciler arasında bulunan Gülçek Seyidova, 'Moskova Kürtlerin istilasına uğramış gibiydi' diyor. Aydınından köylüsüne, çobanından akademisyenine, sanatçısından işçisine kadar her kesimden Moskova'ya binlerce Kürt gelir. Moskova'daki Rusya oteli Kürtlerden geçilmiyordu. Her yeri Kürtler doldurmuştu. O günlerde Kırgızistan temsilcileri arasında bulunan Barzani Yusubov ise, 'gelmesi gereken Kürtlerin hepsi 5 Mayıs'ta Moskova'ya gelmişti. Ancak ben bu kadar insanın geleceğini tahmin etmiyordum' diyor. Yusubov, daha önce devletle görüşmelerde bulunması için Mehmet Babayev, Ali Abdurrahman Hatun Seyidova, Prof. Dr. Kinyas Mirzoyev, Vekil Mustafayev, Hüseyine Nebo, İşxane Aslan ile Rustem Broyi'den oluşan komitenin devletle görüşmeler için girişimlerde bulunmaya başladığını, ancak devletin bunu kabul etmemesinden dolayı yapmayı kararlaştırdıkları eylemlere başlama kararını aldıklarını söyledi. Moskova'da ilk Kürt mitingi Komitenin görüşme girişimleri sonuçsuz kalınca Moskova'ya akan Kürtler yaptıkları mitingle gövde gösterisi yaparlar. 7 Mayıs günü yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı İsmailovsky parkında gerçekleştirilen mitingin ardından devlet yetkilileriyle görüşmelere başlanır. Görüşmeler sonuçsuz kaldıkça Moskova'ya çözüm için gelen Kürtler yine eylemlerine devam ederler. Bu kez eylemler Moskova'nın en merkezi yerlerinden biri olan Puşkin Meydanı'nda sessiz oturma şeklinde sürdürülür. Oturma eyleminin beşinci gününde Kürt eylemciler Sovyet polisinin müdahalesiyle karşı karşıya kalır. O günlerde Kırgızistan temsilcisi olarak Moskova'ya gelen Gülçek Abdulla, polis saldırılarını şöyle anlatıyor: 'Buralarda kendimizi yabancı hissediyorduk. Kaldı ki öyleydik. Ama madem 1926 yılında böyle kabul etmemişsek ve bizim de üzerinde yaşabileceğimiz bir yer ayrılmışsa o zaman biz adımıza ayrılan bu yerin kavgasını vermeliydik. Ancak bu bize çok görüldü ve daha ben yokken o hak elimizden alınmıştı. Biz en demokratik bir biçimde o hakkımızı istemeye gelmiştik, bize herhangi bir cevap verilmeyince hakkımıza ilişkin devlet bir adım atana kadar oturma eylemimizi devam ettiriyorduk. Hiç kimseyi rahatsız etmeden binlerce insan orada öyle oturuyorduk. Ancak Sovyet polisi bunu bize çok gördü ve vahşice saldırdı. Herhangi bir şiddet eyleminde de bulunmuyorduk. Fakat onlar bize karşı çok zalimce davrandılar.' Rus kadınları sahiplendi

Kazakistan'dan gelen temsilciler grubu içerisinde bulunan Bedire Musa ise polislerin saldırısıyla Rus kadınlarının kendilerine yönelik sahiplenme duygusuyla yaklaştıklarını söylüyor: 'Ok yaydan çıkmıştı artık geri adım atmak yoktu. Kaldı ki zaten karar herhangi bir çözüme kavuşturulmadan ve devlet yetkililerinden söz almadan geri dönmek yoktu. Biz devlet Başkanı Gorbaçov'la görüşmeye gelmiştik. Ama bize Moskova'da olmadığı, Çin'de olduğu söyleniyordu. O ya da danışmanları kim olursa olsun görüşüp onlardan bir söz almadan Moskova'dan bize dönüş yoktu ve öyle de yaptık.' Bu arada polisin saldırısına rağmen binlerce kişinin Puşkin meydanındaki eylemleri sürer. 8. gününde Danışman Gavril Popov heyeti görüşmeye çağırır. Danışman Popov başkanlığındaki bir heyet, kabul ettiği Kürt heyetinin isteklerini bir kez daha dinledikten sonra devletin resmi görüşünü açıklar. Popov, Kürt heyetine Azeriler ile Ermeniler arasında mevcut durumda bir savaşın sürdüğü, ikinci bir savaşın başlamaması ve Kızıl Kürdistan sorununun çözümü için bir komisyon oluşturulacağını söyler. İlerleyen tarihlerde Kürt heyetiyle birlikte Laçin'e giderek durum hakkında bir araştırma yapılarak çözüme ilişkin karar verilmesi gerektiğini belirtir. Kürtler, verdikleri mücadele sonucunda kazandıkları başarıdan duydukları sevinçle Kremlin'i terk ederler. Komite önce kendi arasında ve daha sonra da eylemdeki Kürtlerle ile tartıştıktan sonra beklemekten başka bir çarelerinin kalmadığı kararına ulaşarak Moskova'dan ayrılır. Beklemek 'kader' oldu 19 Mayıs 1989 yılında Gorbaçov'un Başdanışmanı Gavril Popov'un komite kurma sözü vermesinin ardından evlerine dönen Kürtler beklemeye başlarlar. 1989 yılı mayıs ayından itibaren başlayan bekleyiş bir türlü bitmeyince Kürtler, Sovyet halkları arasında başlayan hareketlilik; Kırgızistan, Türkmenistan, Azerbaycan ve Özbekistan'da kendilerine yönelik saldırılar başlayınca tekrar Moskova'nın yollarını tutar. Moskova'ya 1991'de yeniden gitmek zorunda kaldıklarını belirten Hüseyine Nebo o günlere ilişkin şunları söylüyor: 'Son gelişimiz artık hiçbir umut içermiyordu. Çünkü Sovyetler sallanıyordu. Yıkıldı yıkılacak gibiydi Sovyetler. Gorbaçov yıkılışın önüne geçmek için çırpınıyordu. Biz Gorbaçov'la görüşemeyeceğimizi bile bile Moskova'ya geldik ve Gorbaçov'la görüşemedik. Bu kez Popov ile bile görüşemedik. Geldiğimiz gibi geri döndük. Artık elimizde bir tek şey kalmıştı: Kültürel otonomi kurma hakkı! Bazı yerlerde bu kurumları kurmuştuk, örneğin Kazakistan'da. İşte bundan sonra yapacağımız çalışma kurduğumuz kurumları koruyarak güçlendirme ve kurumlarımızın olmadığı yerlerde de kurum kurmak oldu. Çok geçmeden Sovyetler yıkıldı. Birçok halkın payına belli bir toprak parçası üzerine ülke kurmak düşerken, bizim bunca çabamızdan sonra bir türlü kurtaramadığımız Kızıl Kürdistan yerine bize de Kültür Otonomileri düştü. Ama her şeye rağmen biz davamızda haklıydık. Bugün fırsatı bulursak yine aynı mücadeleyi veririz.'

1992'de dram 1992 yılında Azerbaycan ile Ermenistan arasında başlayan savaşta Kürtler ve Kürt illerinin hedef haline geldiğini, bu yüzden saldırılardan korunmak için Laçin'e bağlı köylerinden 92 Mayıs ayında göç ettiklerini belirten Adil Lachin, şunları söylüyor: 'Acımasız bir savaş başlamıştı. İki ülke arasında başlayan savaş bizim topraklarımız üzerinde sürüyordu. Bu yüzden yaşadığımız yerler saldırıların merkezi oldu. Yoksul, silahsız ve savunmasız halk bu saldırılara dayanamayıp tek çare olarak oradan göç etmekte gördü. O zaman benim ailem de Laçin'e bağlı bir köyde yaşıyordu. Göç eden Kürtler yönlerini Ağcabedi de denilen Ceyrandüz Ovası'na çevirmişti. 100 bin civarında Kürt oraya göç ederken bazı aileler de Bakü'ye göç ettiler. Bu insanlar Tıdığı, Karanlık Dere ve Mıhdöken sıra dağlarından geçen yolları kullanarak göç etmişlerdi.' 1993 yılı başlarına kadar Laçin, Kelbecar, Zengelan ve Kubatlıya bağlı 800'ye yakın köyün göç etmek zorunda kaldığını ifade eden Adil, boşalmamış Kürd köyü kalmadığını belirtti.

Seyit Evran Özgür Gündem http://www.gundem-online.com

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful