Cilt 1, Sayı 6

Yayın Tarihi: 19/12/2011

rlk

Ġzmir, Bursa, Bodrum Hattı

Romantik Yol

DönüĢüm

 

Orada Olmalıydım Edinburg. YaĢayan ve YaĢanan Bir Ortaçağ Masalı

Aile Yemeği

Atatürk’ün DiĢ Sağlığı Aydın: Tralleis / Tralles / Kaisarea

rlk

Cilt 1, Sayı 6

Bu Sayıda...
rlk e-DERGİSİ Cilt 1, Sayı 6 Sahibi Hakan KILAVUZ Genel Yayın Yönetmeni Hakan KILAVUZ Sorumlu Yazı İşleri Müdürü M. Sılay YAPICIOĞLU Yayın Danışma Kurulu Aytekin AYDIN Reklam Müdürü Semih YAPICIOĞLU Halkla İlişkiler Müdürü Halime GÖKDEMĠR Abone Sorumlusu M. Sılay YAPICIOĞLU Yayına Hazırlayan Hakan KILAVUZ Yayın Koordinatörü M. Sılay YAPICIOĞLU Art Direktör Orhan KÜÇÜK Grafik Tasarım Aslı KILAVUZ İçerik Direktörü Ahmet AKIN
www.hakankilavuz.com.tr rlkdergi@gmail.com Atatürk Bulv. No: 54/1-A Karşıyaka-ĠZMĠR (532) 353 65 93 Yazı ve fotoğrafların tüm hakları yazar ve fotoğrafçılara aittir. Yazar ve fotoğrafçıdan izin almak koşulu ile çoğaltılmasında ve başka ortamlarda kullanılmasında engel yoktur. Alıntılanması halinde yazar adının belirtilmesi zorunludur. Yazı ve fotoğrafların içeriğindeki tüm sorumluluk yazar ve fotoğrafçıya aittir. Dergi kar amaçlı değildir. Para ile satılamaz. Elektronik ortamdan dağıtımı yapılır. Kağıda basılarak dağıtılması halinde sorumluluk basan ve dağıtana aittir.

Editörden
İlk cildi 6. sayı ile tamamlıyoruz. Derginin uzun ömürlü olmasını istiyordum. Ancak inancım yoktu desem yalan olmaz. Olduysa, dergide yayınlanmak için yazı yazanlar sayesinde oldu. Dün, değerli dostlarım Melek, Cengiz ve Ahmet ile “kültür” kelimesi üzerinde biraz zihin egzersizi yaptık. Kelime, dilimize batı dillerinden geçmiş. Aslen ekin olarak kullanılması gerekir. Hani topluma ekilen ve hasadı pek güzel olan şey. Kültür tarımı desek yeridir. İngilizcede tarım yerine “agriculture” diyorlar. Burada da bir kültür var. Bir olasılık, kültürün avcı toplayıcı toplumlardan tarım toplumlarına geçişle başladığını düşündüklerinden. Serdar Turgut’un, 15 Aralık tarihli yazısında “kalitesizlik salgını” başlığıyla yazdığı kültür eksikliği toplumumuzu yeniden göçebe hayata döndürüyor gibi. Avcı ve toplayıcı insan grupları, çevrelerindeki tüm kaynakları tüketince göç ederler. Bir zaman gelip göçecek yer kalmaz ise tarım zorunluluk halini alır. Yerleşik yaşam da o gün başlar. Yerleşik olduğuna göre kalıcı barınaklar yapma zamanıdır. İş barınakla bitmez. Bunu sanat ve düşünce eserleri izler. Artık ölülere saygı ve hatta tapınma olduğu gibi, öldükten sonra iyi anılmak için eser bırakma çabası da vardır. Uygar dünyada insanların depolarını tıka basa dolduracak kadar kültürel kaynak var. Ancak almaya çalışan kimse yok. Kültürel eserlerden yararlanmayan insan için onları korumanın da anlamı yoktur. Depo dolu olmayınca paylaşacak malzemesi de olmaz insanın. Yani sıradan halk eser vermez. Yazmaz, fotoğraf çekmez, resim yapmaz, şarkı söylemez. Ölümsüzlüğe giden kapısını kapatır. Toplumca yok oluyoruz. Çocuklarımızın ayaklarını basacakları kültürel temeli oluşturmuyoruz. Ya ne yapıyoruz? Çalışıyoruz. Ekmeğimizi kazanıyoruz. Günü kurtarmak için, ömrü feda ediyoruz. İşini bile sanat icra eder gibi yapmalı insan. İbadethane inşaatında çalışan bir duvar ustasına sormuşlar. “Ne yapıyorsun?” Ölümlü ustanın yanıtı “Taş döşüyorum.” olur. Ölümsüz usta yapıya bakıp şöyle der. “Bir mabet inşaa ediyorum.” Hakan KILAVUZ Karşıyaka, 18/12/2011.

4 6 8 9 10 13 14 16

Ġzmir, Bursa, Bodrum Hattı Mehmet Aka Romantik Yol Hakan Kılavuz Dönüşüm Gökçe Güven Özses Orada Olmalıydım Öznel Ġmre Edinburg. Yaşayan ve Yaşanan Bir Ortaçağ Masalı Mehmet Cengiz Tümer Aile Yemeği Hakan Kılavuz Atatürk’ün Diş Sağlığı Meryem Sılay Yapıcıoğlu Aydın: Tralleis / Tralles / Kaisarea Aynur Civelek

Kapak
Fikret AKA. Düzenleme Hakan KILAVUZ

rlk

ANI

İzmir, Bursa, Bodrum Hattı
Bursa İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi yaz dönemi sınavlarına katılmak üzere, çalıştığım İzmir Karşıyaka Kazım Dirik İlkokulu’nda karneleri dağıttığım günün akşamı Bursa’ya sefer yapan Kamil Koç turizm otobüsüyle gece son sefer olan 23.30’da İzmir ‘den yola çıktım. İzmir-Bursa arası, o zaman Kertil dağlarından dolaşmakta ve yaklaşık 7 saat sürmektedir. Bu yol, uzun ve virajlı olmasına rağmen gündüz çok keyiflidir. Hele Susurluk’un Bol köpüklü ayranı ve Susurluk tostuna diyecek yoktur doğrusu. Öğrencilik yıllarından hepiniz çok iyi bilirsiniz ki, sınav dönemleri hummalı bir çalışma gerektirdiğinden akşamları geç yatılır, sabahları erken kalkılır, sınava girilir ve bir sonraki sınava hazırlanılır. Bu arada haliyle saç sakal birbirine karışır. Ben de bu durumda son sınavı tamamladım.

Mehmet AKA
mehmetaka51@hotmail.com
Son sınav biter bitmez doğru otogara. Gene Susurluk’ta iki yarım dilim ekmekten yapılmış bol kaşarlı bir Susurluk tostu ile bol köpüklü ayranı molada mideye indirdikten sora ver elini İzmir. İzmir’e iner inmez Bodrum’da tatilini yapmakta olan bir arkadaşım beni Bodrum Yalıkavak’a davet etti. Bu durum benim için bulunmaz bir nimet. Bu davete balıklama atladım. Ertesi gün, ben Bodrum yollarındayım. Daha önce Bodrum’a defalarca gittiğim halde Yalıkavak’ı hiç duymamıştım. Siz de şaşırdınız sanırım bu duruma. Çünkü şimdi Yalıkavak çok popüler bir tatil beldesi.

Bodrum’a iner inmez Yalıkavak köyüne nasıl ulaşacağımı araştırdım. Bodrum’dan Yalıkavak köyüne sabah saat 8.00’de ve akşam saat 19.00’da olmak üzere iki minibüs kalkıyordu. O gece Bodrum’da bir pansiyonda kaldım. Sabah ilk minibüsle yola koyuldum. Stablize ve dar bir yolda yapılan inişli çıkışlı yolculuk sonrası Saat 8.45 sularında köye ulaştım. Çok şirin bir sahil köyü. Ulu bir çınar ağacının koyu gölgesi altında bir köy kahvesi . Önünde uzanan çarşaf gibi bir deniz. Kahve, iki katlı sıvaları dökülmüş bir binanın girişi. Deniz, bu binanın duvarlarını yalıyor. Arkadaşım kahvede sandalyesine oturmuş, elinde kahvesiyle sabah serinliğinde denize karşı sabahın keyfini çıkarıyordu. Beni sevgiyle karşıladı. Kucaklaştık. Hemen kahveciye seslenerek bir kahve de bana getirmesini söyledi. Koyu bir sohbet eşliğinde ben de kahvemi keyifle yudumladım.

Sıra gelmişti yatacağım yeri ayarlamaya. Sorun olmadığını, otelin boş olduğunu duyduğum halde gene de işi sağlama bağlamak istiyordum. Gözlerim oteli arıyordu. Kahvenin ikinci katının otel olarak kullanıldığını öğrendim. Bir an önce odama yerleşmeye bakıyordum. Önde kahveci, arkasında ben ve arkadaşım, ahşap merdivenlerin gıcırtı sesleri arasında ikinci kata çıktık. Kahveci bize odaları gösterdi. Bize gösterilen odada dört yatak vardı. Ben odada yalnız kalmayı düşündüğümü söyledim. Kahveci odanın sadece bana ait olabileceğini söyleyince rahatladım. Kahveci, otelin hem patronu hem de tek personeliydi. Tabii ki gözden ırak küçük bir köyde bunu bulmak bile bir şanstı benim için. Yalıkavak köyü o yıllarda henüz elektrik ile tanışmadığından

Sayfa 4

Cilt 1, Sayı 6

ANI

otelde de aydınlanma aracı olarak lüks, fener, gaz lambası ve mum kullanılıyordu. Bu benim için garipsenecek bir durum değildi. Çünkü bu aydınlatma araçları daha önceleri benim yaşamımda yer almıştı. Üstelik şehir yaşamı aralarında kalıcı olmamak koşulu ile böyle gecelerin daha romantik olacağını her zaman düşünmüşümdür. Oda temiz, yatak çarşafları istediğim gibi bembeyazdı. Odanın anahtarını alıp çantamı odaya çıkardım. Artık yerleşmiştim odama. Arkadaşımla birlikte uçsuz bucaksız deniz kenarında çakıl taşları üzerinde kızgın güneşin altında ilerliyorduk. Kahveden uzaklaştıkça üzeri çalı ve toprakla örtülü tek tük dam evlere rastlıyordum. Sahilde yaklaşık bir kilometre kadar yürüdükten sonra arkadaşımın kaldığı evin bahçesinden içeri girdik. Bahçe, üzerindeki sarmaşığın gölgesiyle çok serindi. Bahçe duvarları kireçle boyanmıştı. Bahçe duvarları, üzerinde sıralanmış boy boy tenekelere dikilmiş rengarenk çiçeklerle süslüydü. Bahçeye iki divan yerleştirilmiş ortada da bir masa vardı. Türk misafirperverliği ile hoş bir şekilde arkadaşımın eşi tarafından karşılandım. Yedik, içtik, denize girdik derken akşama mükellef bir sofrayla karşılaştım. Sohbet koyu olunca zaman akıp gitmiş. saat de bir hayli ilerlemişti. İzin isteyerek odama gitmek üzere arkadaşımdan ayrıldım. Pırıl pırıl bir yaz gecesinde çakıl taşlarının tıkırtıları ve ışıl ışıl yakamoz eşliğinde geldiğim gibi sahilde yürüyerek odama

ulaştım. Odadaki mumu yaktım yatmaya hazırlanırken mum ışığını gören sivri sineklerin hücumuna uğradım. Biraz savaştım fakat başa çıkmak olanaksızdı. Çünkü pencere pervazlarının arası birer parmak aralıklıydı. Bu aralıklar katlanmış gazetelerden yapılmış fitillerle kapatılmaya çalışılmış fakat tam doldurulamamıştı. Kovaladığım sivrisineklerinin daha fazlası odaya saldırıyordu. Artık benim için giyinip kahveye inmekten başka çare kalmamıştı. Sabaha dek kahvede sandalyenin üzerinde pinekledim. Sabahın erken saatlerinde kahveci geldi. Durumu anlatarak ilk minibüsle Bodrum’a gitmek istediğimi söyledim. Kahveci; peynir, zeytin, domates ve biberden oluşan bir kahvaltı hazırladı. Birlikte kahvaltı yaparken karşıdan arkadaşım göründü. O da bize katıldı. Tabii ben ilk minibüs ile Bodrum’a döndüm. Bir pansiyona yerleşerek bir haftalık tatilimi böylece tamamladım. Ne yazık ki şimdi o güzelim doğal Yalıkavak’tan eser kalmamış. O güzellikler her tatil beldesi gibi taş yığını haline dönüşmüş.

Sayfa 5

rlk

GEZĠ

Romantik Yol
Bu yaz için yeni bir macera. Halen benimle maceraya atılmaya cesareti olanlara. Gezdirdikçe müşterisi azalan tek turist rehberi benim. Turistlerimi biraz fazla yorduğumdan olsa gerek bir kez gezen tekrar gezmeye cesaret edemiyor. Tek istisna dayım Mehmet Aka. Paris’ten sonra Atina gezisine de gönüllü katıldı. Bu yaz için Romantik Yol gezisine de gönüllü. Almanya’yı uzun süredir düşünüyordum. Kayınbiraderim Emre Gençtürk de Almanya’da olduğundan ondan fikir alabileceğimi düşünüyordum. Aslı Almanya’ya gidip döndükçe orada gördüğü tek şey alışveriş merkezleri olunca azıcık şevkim kırılmadı değil. Ama buldum. Romantik Yol fikrini buldum.

Hakan KILAVUZ
hakankilavuz@gmail.com Romantik yol (Almanca Romantische Straße), güney Almanya'da Würzburg ile Füssen arasında 350 km uzunluğunda tematik bir güzergahtır. Yol, 1950'lerde seyahat acentaları tarafından ünlü edilmiştir. Orta çağda orta Almanya'yı güneye bağlayan bir ticaret yolu idi. Günümüzde Alman kültürü ve ortaçağ Avrupa’sı karakterini en iyi yansıtan yerlerdir. Özellikle şatolar, şarap ve sosis. Nördingen, Dinkensbühl ve Rothenburg ob der Tauber. Yol boyunca görülebilen çok sayıda kaleden önemlileri Burg Harburg ve daha ünlü olan Neuschwanstein kaleleridir. Romantik yol, yol kenarlarında kahverengi tabelalarla işaretlenmiştir. Yani hem yol tabelası, hem turistik bölge işareti. Birbirinden kale duvarları ile ayrılmış kasabaların her biri bir yağlıboya tablo gibidir. Kasabanın girişinde kemerli bir kapının iki tarafında nöbetçi kulelerinde korumaları görebilirsiniz. Girdiğinizde sizi bir gotik katedral, yarı ahşap evler ve sıklıkla bir festival karşılayabilir. Bu peri masalını, masalsı kaleler ve Alp dağları tamamlar. Yol boyunca keşfedilmemiş güzellikleri ilk gören siz olabilirsiniz. Bir gecenizi, Almanya'nın iyi korunmuş bir Orta Çağ kasabası olan Rothenburg'da tarihi bir otelde geçirmelisiniz. Daha güneyde Alplerin eteklerinde II. Ludwig'in Neuschwanstein kalesi ve popüler sanat merkezini görebilirsiniz. Füssen, doğa manzaraları ve sporları için çok uygundur. Bazı oteller odalarını, sağlık ve fitnes aktiviteleri ile birlikte pazarlar. Kasabaların dışındaki tarla, dağ ve alanlar, gezinti için çok uygundur. Bazen otomobil seslerinin yerini yalnızca doğa sesleri doldurur. Bu geziyi planlarken yalnız gezilecek yerleri değil aynı zamanda mimari, sanat tarihi, Avrupa tarihi, şarapçılık ve II. Ludwig’in fanatik derecesinde bağlı olduğu Wagner’i de çalışmak gerekecek.

Sayfa 6

Cilt 1, Sayı 6

GEZĠ

•Würzburg •Tauberbischofsheim •Lauda-Königshofen •Bad Mergentheim •Weikersheim •Röttingen •Laudenbach •Creglingen •Rothenburg ob der Tauber •Schillingsfürst •Feuchtwangen •Dinkelsbühl •Wallerstein •Nördlingen •Harburg •Donauwörth •Augsburg •Friedberg •Kaufering •Landsberg am Lech •Hohenfurch •Schongau •Peiting •Rottenbuch •Wildsteig •Steingaden and Wieskirche •Halblech •Schwangau, Neuschwanstein and Hohenschwangau •Füssen

Sayfa 7

rlk

ġĠĠR

Dönüşüm
Hayat, devrolan bir temaşa. Naçizane varlığımız ise Bir ömürlüğüne emanet, Bize görünen fani dünyaya. Aslolan ruhların dansıdır.

Gökçe GÜVEN ÖZSES
gokceozses@hotmail.com

Kalbi açık olanların aşina olduğu Sonsuzluğun müziği ile coşar; Aşk ateşiyle ayakların yerden kesilir, uçarsın. Sonra derinlere inmelisin. Dokunabilmek için Yüzünü sana dönmüş, Kabuğundan sıyrılmaya can atan İçindeki İnci'ye. Derken, almışsan yolunu bir kez kendine doğru; Zamanı da gelmiştir artık. Çağırır seni Bereketli, yalın toprak, Ve nihayet, uyanıp sıyrılırsan Yalan rüyaların rehavetinden; Görünür olur hakikat Sis perdesinin ardından. Ve yüreğine fısıldar, Mehtap Gökçe bir haldir O nur ışığı Nehir'e kavuşturan. Sen ise bir damlasın küçüğüm, Köpükleri yaratan.

Sayfa 8

rlk

ġĠĠR

Orada Olmalıydım
Orada olmalıydım, Bir okul bahçesinde. Yaşım otuzlarda, Ahmet sağ, çocuklar bizimle. Orada olmalıydım, Koşturmalar içinde.

Öznel İMRE
oznel2009@hotmail.com

Yeni gelen öğrenciler, Günaydınla başlayan Dersler, teneffüsler, Toplantılar, nöbetler. Nöbetçi odasındaki, sohbetler. Orada olmalıydım. Bir okul bahçesinde, Ataya; Bayrağa selam durmalıydım. İstiklal marşı eşliğinde. Orada oldum, Hem de çok kere. Şimdi sıra gençlerde; Orada olmalılar, Bayrağa, Ata'ya; Selam durmalılar İstiklal marşı eşliğinde Ayla Somyürek 24.Kasım.2011

Sayfa 9

rlk

GEZĠ

Edinburg. Yaşayan ve Yaşanan Bir Ortaçağ Masalı
Uçağımız, Amsterdam aktarmalı yaklaşık beş saat süren bir yolculuktan sonra Glascow hava alanına indi. Pasaport işlemlerinden sonra bizi karşılayan güler yüzlü rehberlerimiz ile buluşup Edinburg’a transfer edecek otobüste yerimizi aldık. Glascow’u Edinburg’a bağlayan İskoçya’nın tek otobanı M-8’e çıktığımızda yemyeşil bir doğanın kucağında ilerlemeye başladık. Geniş çayırlıklar arasında uzaklarda şatoları ve iki katlı taş binalardan oluşan yerleşim yerlerini görebiliyorduk. İlk durağımız Edinburg’a yaklaşık 15 km uzaklıktaki NORTON HOUSE HOTEL oldu. Muhteşem bir bahçe içinde bir zamanlar polo okulu olarak hizmet vermiş tarihi butik otelde brunch’ımızı aldık. Yol yorgunluğunun ardından harika bir başlangıç oldu.

Mehmet Cengiz TÜMER mctumer@gmail.com

Edinburg’a girdiğimizde kendimizi bir an Harry Potter filminin setinde sandık. Otobüsümüz kentin ana caddesi Princess street’te ilerlerken sağımız solumuz tarihi şatolar, binalar müzeler ve alışveriş merkezleri ile doldu. Bir yandan da rehberimizi can kulağı ile dinliyorduk. Daha sonraki günlerde buraları tek başımıza keşfedecektik ne de olsa… Otelimize yerleştikten sonra yorgunluğumuza rağmen kenti keşfetme isteği ağır bastı. Yakın bir hedef, Edinburg parkını ve içinde ünlü ressamların ve Rembrandt’ın orijinal resimlerinin bulunduğu National Art Gallery’i seçtik. Princess caddesi ile kente gelen demiryollarının sonlandığı

Edinburg’da ikinci günümüze, rehberlerimiz eşliğinde şehir turu ile başladık. İskoç milli arşiv binası, birçok ünlü yazar ve bilim damının evi, İskoç merkez bankası binası ve heykellerle süslenmiş meydanlardan sonra kentin en yüksek tepesine çıktık. Buradan şehrin panoramik manzarasını, kuzey denizini, Nelson kulesini, Astronomi binasını ve İskoçların cimrilikleri nedeniyle tamamlanamamış utanç anıtlarını gördükten sonra İngiltere kraliçesinin yaz aylarında zaman zaman ikamet ettiği ve partiler verdiği sarayı gezdi. Daha sonra rotamızı Edinburg kalesine çıkan 1,5 mil uzunluğunda-

Central Station arasındaki vadiye düzenlenmiş park, yılın 360 günü yağmurlu geçen ve bu yüzden güneşe hasret İskoçların havanın güneşli ve sıcak olmasını fırsat bilerek soyunup çimenlere uzanması ile yeşil bir plaja dönmüştü. Parkın girişinde çiçeklerden yapılmış dev bir saati hayranlıkla izleyerek heykeller, rengârenk çiçekler arasından ulusal sanat müzesine doğru ilerledik. Grek mimarisinde yapılmış taş binanın ücretsiz olan kapısından geçince muhteşem bir galeri ve devasa resimler karşıladı bizi. Yaklaşık üç saat boyunca muhteşem tabloları hayranlıkla izledik.
Sayfa 10

Cilt 1, Sayı 6

GEZĠ

ki kentin en eski binalarının yer aldığı Royal Mile’e çevirdik Çok iyi durumdaki keleyi, zindanlarını, askeri müzelerini gezebilmek için hem uzun bir gişe sırası bekledik hem de kişi başı 10 pound gibi bizim için yüksek bir ücret ödedik Kenti doğu batı istikametinde ortadan bölen Princess caddesinin, kalenin ve Royal Mile’ın bulunduğu güneyi eski kent, alışveriş merkezleri ve pubların bulunduğu kuzeyi ise yeni kent(!) olarak biliniyor. Ve bu yeni kentteki binaların en yenisi 1700 lü yıllara dayanıyor. Edinburg’a gelmeden bir yazıda okumuştu. Sıcakkanlı İskoçları tanımak ve ünlü İskoç birası Ale’yi tanımak için bir gece uykusuz kalmaya değer diye yazıyordu. O günün gecesi ünlü İskoç Publarını görmek için akşam yemeğinden sonra en tipik İskoç Pub’ı olduğu söylenen Ryre’s Pub’a gittik. Saat 24 sularıydı, daha ilk biramızı yeni yudumlamıştık ki bir çan çaldı. Anlamı servis kapandı demekmiş. Biz, sıcakkanlı barmenimizi Akdenizli sempatikliğimizle sohbete tutup geceyi 01’e kadar ancak uzatabildik. İşsizliğin ve buna bağlı olarak suç oranının sıfır olduğu Edinburg caddelerinde güvenle yürüyerek otelimize döndük. Üçüncü günümüzü Edinburg’un Jenners, FCUK vs gibi ünlü alışveriş merkezlerinde alışverişle değerlendirirken öğle ye-

Sayfa 11

rlk

GEZĠ

meğimizi bizim Kıbrıs Şehitleri Caddesinin bir benzeri Rose Street’te bir kafeteryada harika bir balık çorbası ve tencerede servis yapılan değişik soslu bir çeşit midye yedik. Akşam yemeği için müthiş bir mekân seçmişti rehberlerimiz. Madonna’nın evlenirken kendisi ve dostları için kapattığı şato: Dalhousie Castle… Muhteşem bir doğa içinde, muhteşem bir mekânda muhteşem bir akşam yemeği oldu.

Gezimiz sona erip, uçağa bindiğimizde aklımızda kalan Edinburg’un etkileyici mimarisi, çok iyi korunmuş doğası, her sokak başında ulusal kıyafetleri kilt içinde gayda çalan sanatçıları, rengârenk sevimli taksileri, başta biftek ve somon balıkları olmak üzere lezzetli mutfağı, Edinburg değil de Edinbrau olarak telaffuz etmemiz gerektiği ve İskoç gecesinin sempatik sunucusu James oldu..
Sayfa 12

Cilt 1, Sayı 6

ANI

18/12/2011 tarihinde aileyi Mehmet dayım bir araya getirdi. Hep beraber Izgara adlı mekandaydık. Günlerden Pazar. Tek eksiğimiz Rengim Lal Kılavuz idi. Rengim, arkadaşı İzgi ile sinemada Sherlock Holmes: Gölge Oyunları adlı filmi izliyorlardı. Köfte, ciğer ve sucuk yedik. Tuna, derslerini ayarlayıp erkenden geldi. Keza Abdullah dayım da. Umarım sebepli veya sebepsiz bir arada olabilmek için her fırsatı değerlendirmeye devam ederiz. Bu birlikteliklerin mutlu günlerde olması en büyük dileğimizdir.

Sayfa 13

rlk

DENEME

Atatürk’ün Diş Sağlığı
EV KURCALANIRKEN Son 3 sayıdır rlk dergide sadece okuyucu rolündeydim. Bu sayıda yazmak istediğim çok başka konular vardı ama onu sonraya bırakıyorum. Neden mi? Çünkü yaklaşık 3 haftadır çalışmamama rağmen evin depo kısmını kurcalamaya ancak vakit buldum ve elime, çok eskilerden kalan bir dergi geçti. Dergide kısa kısa anılar, bilgiler var. Bunları ara ara sizlerle de paylaşmaya karar verdim. Umarım beğenirsiniz. (Gerçi Sami Günzberg’in hal ve hareketlerinin abartılı anlatıldığını düşünsem de…)

M. Sılay YAPICIOĞLU
dentist_mse@hotmail.com

Atatürk cepheden cepheye koşarken dişleriyle ilgilenememişti. Cumhuriyetin ilanı tartışılırken bütün dişleri apseli ve ağrılıydı. Bu nedenle protez yaptırmıştı. 1933 yılında Onuncu Yıl Nutku’nu hazırlarken o günleri Afet İnan’a şöyle anlatmıştı:

“Òn yıl önce bu günlerde Cumhuriyet’in ilanı konusunda partide ve mecliste tartışmalar cereyan ederken beni de davet etti. O heyecanlı oturumlarda söz söylemek benim aradığım işti, fakat uzun sözler söyleyemedim. Cumhurbaşkanı seçildiğim vakit söylediğim nutuk da en kısa beyanlarımdan birisidir. Çünkü dişlerimi yeni çektirmiştim. Yeni yapılan dişlerim tecrübe devresinde idi. Söz söylemeye başladığım vakit ıslık gibi bir ses çıkıyor veyahut da ağzımdan düşüyordu. Bu sırada yapacak başka hiçbir şey yoktu. Bu tabii hadise, siyasi hayatımın en mühim safhasına, böylece bir mani teşkil etti. Kim bilir, uzun söylemediğim belki de isabetli olmuştur.”

Atatürk’ün Dişleri Günzberg’e Emanet

Atatürk’ün dişlerini Beyoğlu’nda muayenehanesi olan Sami Günzberg tedavi ederdi. Atatürk ilk kez hasta olarak kendisine geldiğinde, titreyerek bir dişini çekmiş ve korkusundan elindeki aletleri yere atarak banyoya kaçmıştı. Bundan sonra hem devamlı hastası hem de dostu olan Atatürk’e özel bir oda ayırmıştı. Atatürk geldiği zaman bütün diğer hastalarının randevularını iptal ederdi. Atatürk’ün altın varak kaplamalı üst total protezini muayenehanesindeki bir camekanda sergiliyordu. Günzberg gerektiğinde Dolmabahçe Sarayı’na, Florya Köşkü’ne, Savarona yatına ve Yalova’ya giderdi. Dolmabahçe Sarayı’nda bir dişçi koltuğu vardı. 2 Mayıs ve 22 Haziran 1937 tarihinde Ankara’da köşkte Atatürk’ü ziyaret etmişti. Ayrıca Ziya Cemal Büyükaksoy bir dişini çekmiş, Kantorowicz de alt sol küçük azılarından birinde bulunan büyük bir granülom sonucu oluşan ağrı ve infiltrasyona müdahale etmişti.

Sayfa 14

Cilt 1, Sayı 6

DENEME

Dindirilemeyen kanama
Son hastalığı sırasında 11 Ağustos 1938 günü, Dolmabahçe Sarayı’na yaptığı ziyarette, Atatürk’ün dişetlerindeki iltihabi uzantılardan şikayet etmesi üzerine, kendisini bunlardan kurtarabileceğini söyler. Bir makas ister ve yakarak dezenfekte eder. O sırada sarayda Atatürk’ün müdavi doktorları bulunmasına rağmen onlara danışma ihtiyacını hissetmeden üst dudağın freninin sağ tarafındaki burjonu makasla keser fakat kanama durmayınca düşüp bayılır. Bir hizmetli koşarak o sırada Mabeyn dairesinde oturan Dr. Neşet Ömer İrdelp ile Dr. Asım Arar’a haber verir. Dr. Mim Kemal Öke kan durdurucu ilaçlarla saraya çağrılır. Karaciğer yetmezliği nedeniyle pıhtılaşmadığı için dinmeyen kanama perklorür dö fer eriyiği ile durdurulur. Bu hadiseden sonra ziyaret yasağı sıkı bir şekilde denetlenir ve Sami Günzberg’in keyfi müdahalelerine fırsat verilmez.

Sayfa 15

rlk

A R K E O LO J Ġ

Aydın: Tralleis / Tralles / Kaisarea

Aynur CİVELEK
civelekaynur@yahoo.com

Trallei Antik Kenti Aydın İli (antik Tralleis) , Kestane Dağı (Mesogis) eteklerinde, Tabakhane Çayı’nın Büyük Menderes (Maiandros) Nehri’ne birleştiği yerde kurulmuştur. Kentin kuzeyinde dağlık arazi, güneyinde ise Büyük Menderes Nehri’nin aktığı verimli topraklara sahip araziler bulunur. Antik Karia Bölgesi’nin önemli kentlerin den biri arasındadır. Antik yazar Plinius, kenti sulayan düzlükteki kaynağın ismi Thebaid olarak verir. Tralleis’in Argoslular ve Thrakialı bazı kavimler kurulduğu ve ismini buradan aldığı söylenir. Tralleis veya Tralles isimlerinin yanı sıra, Seleukoslar zamanında Seleukeia, Roma İmparatoru Augustus zamanında ise Caisarea adıyla anılmıştır. Kentin tarihi 6500 yıl öncesine dayanmaktadır. Bugün Dedekuyusu olarak anılan yerde Deştepe Höyüğü’nde ilk yerleşimin kurulduğu düşünülmektedir. Daha sonra kent, bugün Topyatağı olarak anılan alanda kurulmuştur ve M.Ö. 7. yüzyıla tarihlenen malzemeler ele geçmiştir. Persler’in M.Ö 546 civarında Lydia Krallığı’na son verdikleri zamanlarda, Persler’in idaresi altına girmiştir. M.Ö. 5 ve 4. yüzyıllarda çok kuvvetli olmasına rağmen, Büyük Aleksandros’a (yaygın şekilde Büyük İskender olarak anılmaktadır) direnmemiştir. En görkemli zamanlarını Hellenistik dönemde (M.Ö. 330-M.Ö. 30) yaşamıştır. M.Ö. 334’te Anadolu’ya gelen Büyük Aleksandros’un Tralleis’te konakladığı bilinmektedir. O’nun ölümünden sonra M.Ö. 313’te I. Antigonos, M.Ö. 301’de Lysimakhos ve M.Ö. 281’de Seleukoslar’ın eline geçmiş ve Seleukeia olarak anılmıştır. Bu dönemde hem ekonomik hem de kültürel alanda ilerlemiş ve kısa sürede bir kültür merkezi haline gelmiştir. M.Ö. 133’te Pergamon (Bergama) Krallığı’na bağlanmış ve Roma cumhuriyet döneminde iyice gelişmiş, ve ün yapmıştır. Antik yazarlar Cicero ve Strabon’un da belirttiği gibi, kültürlü ve zengin çok sayıda kişilerin yaşadığı bir merkez haline gelmiştir. Antik dönemde büyük depremler geçirdiği anlaşılan Tralles, antik yazar Strabon’un bildirdiğine göre, yine böyle bir felaketten sonra yıkılan gymnasion ve kentin değişik kesimlerinin onarımında kullanılmak üzere İmparator Augustus (M.Ö. 26’daki depremden sonra) ve Hadrianus (M.S. 129’da Tralleis’i ziyaret etmiş) tarafından büyük yardımda bulunulmuş, hatta Augustus’un yaptığı yardımlar

Pişmiş Toprak Su Kanalları

Sayfa 16

Cilt 1, Sayı 6

A R K E O LO J Ġ

nedeniyle bir süre Kaisereia adıyla anılmıştır. M.Ö. 395’te Doğu ve Batı Roma olarak ayrılan Roma İmparatorluğu’nun doğu kısmına dahil olmuştur. Tralleis, Bizans İmparatorluğu döneminde Anadolu Patriği’ne bağlı olarak yönetilmiş, M.S. 11. Yüzyıldan itibaren Türkler’in yönetimi altına girmiştir. 13 yüzyılda Aydınoğulları Beyliği’nin yönetimine girerek Güzelhisar adıyla anılmıştır. Menteşe Beyi, Mylasa’yı ve tüm dağlık bölgeyi ele geçirmiştir. Daha sonra Aydınoğulları, Aydın’ı başkent yaparak bölgede üstünlük kurmuşlardır. 15. yüzyılda tamamen Osmanlılar’ın eline geçmiş ve “ışıklı” anlamına gelen Aydın adını korumuştur. 1856-1866 yılları arasında inşa edilen Aydın-İzmir demiryolu hattı, bölgenin tarımsal ürünlerinin ticaretinin gelişmesini sağlamış ve İzmir ile olan bağını kuvvetlendirmiştir. Aydın 1867’de İzmir’e bağlı bir sancak merkezidir. 1899’da geçirdiği büyük deprem sonrasında çok tahrip olmuş ve bu dönemde, padişah fermanıyla, antik kentin taşlarından faydalanarak yeni yapılar inşa edilmiştir. Dolayısıyla Tralleis antik kenti bu yıllardan itibaren büyük tahribe ve sonrasında sürekli kaçak kazıların zararına uğramıştır. Kentteki araştırmalar 18. yüzyıla dayanmaktadır. Fransız araştırmacı Charles Texier kenti ziyaret etmiş ve şehir duvarlarının taş ocağı olarak kullanıldığını görmüştür. Daha sonra iNgiliz araştırmacı Charles Fellows, Tralleis’teki kalıntıların Güzelhisar’a taşındığını görmüş ve halk tarafından bugün Üçgözler olarak anılan yapı kalıntısının bir gymnasium olabileceği fikrini ortaya atmıştır. Tralleis’te ilk resmi kazılar 1888’de Carl Humann ve William Dörpfeld tarafından tiyatro yakınlarında yapılmış ve tiyatronun sahne kısmına ait birkaç

Trallei Antik Kenti

Arsenal kabartma ile heykel parçası bulmuş, tiyatrodan geriye kalanların planı çıkartılmıştır. 1898’deki depremden sonra, Osman Hamdi Bey kardeşi Halil Ethem Bey’i Tralleis’te kazılar yapmak için görevlendirmiştir. Çok uzun yıllardan sonra, 1996’da Adnan Menderes Üniversitesi Arkeoloji Bölümü ve Aydın Belediyesi işbirliği ile kazılara yeniden başlanmış ve 2008 yılına dek aralıksız sürdürülmüştür. Günümüze kalan yapılar arasında su köprüleri, tiyatro, gymnasion, akropolis, gymnasium alanı, hamam ve tuvalet, mezarlar, arsenal, Roma villaları sayılabilir.

Sayfa 17

rlk

A R K E O LO J Ġ

Tralleis’in antik dönemde büyük bir heykeltıraşlık ve seramik üretim merkezi olduğu antik yazarlar tarafından anlatılmaktadır ve bu bilgiler, yapılan kazı ve yüzey araştırmalarıyla da desteklenmiştir. Özellikle Hellenistik ve Roma dönemlerine ait çok sayıda heykel ve seramikler ele geçmiştir. Tralleis tuğlalarının ünlü olduğu, hatta buraya çalışmak için gelen çok sayıda ustanın, giderlerken çantalarında Tralleis tuğlalarını götürdüklerinden antik yazar Plinius söz eder. Halkın geçimini çoğunlukla tarım ürünlerinden sağladığı, günümüzde olduğu gibi, özellikle zeytinciliğin önemli bir yer

Roma Villaları

Kaynakça: Strabon, Geographika: XII-XIV, Antik Anadolu Coğrafyası, Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Pekman, İstanbul, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1993. Ekrem Akurgal, Ancient Civilizations and Ruins of Turkey, İstanbul, Net Yayıncılık, 1985. G. Bean, Eskiçağda Ege Bölgesi, İstanbul, Arion Yayınevi, 1997. R. Dinç, Tralleis Rehberi, İstanbul, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2003. Asaf Gökbel, Hikmet Şölen, Aydın İli Tarihi, Eski Zamanlardan Yunan İşgaline Kadar, İstanbul, 1936.

Sayfa 18

Tiyatro alanı

Cilt 1, Sayı 6

rlkdergi@gmail.com DAĞITIM LĠSTESĠ Ahmet Akın Ahmet Miraç Yüm Alper GümüĢalan Asiye Boz Yağcıoğlu Aslı Kılavuz Asuman Yücel Aynur Civelek Aytekin Aydın Berna Silav Beste Özakıncı Burcu Piral Bağcı Canburak Tümer Cengiz Tümer Ceylan Emir Demet Süter Derya Atak Elif Çakmakoğlu Elif Ilgazdağ Fatma Akın Funda Doğruak Hakan Kılavuz Halime Gökdemir Hasan Silav Hulusi Sam Hüsnü Kemal Kurtaran Koray Ekici Lütfü Apaydın Mehmet Aka Mehmet Akın Mehmet Zafer KitiĢ Melek ġahvar Avcı Melek Yüm Meliha Apaydın Orhan Küçük Özgün Gündüz Öznel Ġmre Pınar Özdem RahĢan Güler Rengim Lal Kılavuz ReyĢan Uğurlu Semih Yapıcıoğlu Sena Yapıcıoğlu Sılay Meryem Yapıcıoğlu Taciser Arslan Tayyibe Erlertürk Tekgül Çiçek Tuna Aka Yeliz Yılmaz

Dergimizi facebook ile takip eden okuyucularımız. rlkdergi@gmail.com adresine bir e-posta atarsanız derginin her sayısını e-posta adresinize gönderebiliriz. Dergimize abone olmasını istediğiniz arkadaşlarınızın e-posta adreslerini de bekleriz. Her tür çalışmanızı yazı veya fotoğraf halinde bizimle paylaşın. Yayınlayalım.

Sayfa 19

rlk

Sayfa 20

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful