IÇINDEKILER Besleme Volodya Başkalarının Derdi Nişanlı Kız Boyundaki Nişan İonıç Kabuğuna Sinmiş Adam.

BESLEME Geceyarısı. On üç yaşındaki besleme Varka, beşiği sallarken bir yandan da uykulu bir ninni tutturmuş, mırıldanıyordu: Uyusun da büyüsün, ninnii, Tıpış tıpış yürüsün, ninnii... Meryem Ana tasvirinin önünde küçük, yeşil bir lâmba yanıyor. Odanın bir başından öteki başına gerili ipte, kurumaları için kundak bezleri, iri, kara pantolonlar asılı. Lâmbanın ışığı, tavanda geniş, yeşil bir yuvarlak çizmiş, kundakların, pantolonların uzun gölgeleri sobanın, beşiğin, Varka' nın üstüne düşmüş... Lâmbanın ışığı titreştiğinde tavandaki yuvarlak ile gölgeler canlanıyor, rüzgârdanmış gibi dalgalanıyorlar. Boğucu bir hava var içeride. Koyu bir lahana çorbası ve kösele kokusu sarmış her yanı. Bebek ağlıyor. Bağırmaktan.sesi kısıldığı, bitkin düştüğü halde yine de ağlamayı kesmiyor. Yatışacağa da benzemiyor. Varka'nın uykusu var. Gözkapakları kapanıyor, başı ikide bir önüne düşüyor, boynu çok ağrıyor. Ne gözkapaklarını kaldıracak, ne de dudaklarını oynatacak gücü var. Yüzü kurumuş, odunlaşmış, başı topluiğne başı kadar küçülmüş gibi geliyor ona. — Uyusun da büyüsün ninnii, diye mırıldanıyor Varka, tıpış tıpış yürüsün... Bir cırcırböceği sobanın içinde cırlıyor. Yan odada, duvarın ötesinde bey ve Kalfa Afanasiy horluyorlar... Beşik acıklı acıklı gıcırdıyor, Varka mırıltıyla ninni söylüyor... Gecenin sessizliğinde her şey birleşiyor, rahat döşekte yatarken dinlemesi pek tatlı bir ninni oluveriyor. Ama bu müzik inşanın sinirini bozmaktan, onu canından bezdirmekten başka bir şeye yaramıyor şimdi. Çünkü Varka'nın üzerine gevşeklik çöktürüyor, uykusunu getiriyor. Oysa uyuyamaz Varka. Allah saklasın, bir uyuşa, hanımla bey canını çıkartana kadar döverler onu sonra. Lâmba göz kırpıyor sanki. Yeşil yuvarlak ile gölgeler harekete geçiyor, Varka'nın yarı açık, dalgın gözlerinin önünde öteye beriye kayıyor, uykulu beyninde dumanlı düşler yaratıyorlar. Varka, gökyüzünde birbiri ardından koşuşan, bebek gibi ağlaşan kapkara bulutlar görüyor hayâlinde. Ve işte güçlü bir rüzgâr çıkıp tümünü dağıtıyor. Varka, cıvık çamurla kaplı geniş bir şose görüyor. Bir dizi yük arabası güçlükle ilerliyor, omuzlarında ağır çuvallarla iki büklüm insanlar el ele tutuşmuş yol almaya çalışıyor, karmakarışık bir sürü gölge, ortalıkta dolaşıyor. Soğuk görünüşlü bulutların arasından şosenin iki yanında ormanlar gözüktü. Çuval taşıyan iki büklüm insanlarla gölgeler birden çamura yatıyor. "Niçin çamurun içinde yatıyorsunuz?" diye soruyor Varka. "Uyuyacağız, uyuyacağız!"

diyorlar, berikiler. Ve derin, tatlı bir uykuya dalıyorlar. Bir sürü saksağan ve karga gelip telgraf teline konuyor, küçük çocuk gibi bağrışarak uyuyanları uyandırmaya çalışıyor Varka, .— Ninni, ninnii... diye mırıldanırken kendini karanlık, havasız bir köy evinde görüyor şimdi. Rahmetli babası Yefim Stepanov yerde kıvranıyor. Varka onu görmüyor, ama acıdan tahtaların üzerinde yuvarlanışını, inleyişini işitiyor. Kendi deyişiyle: 'fıtığı ağrıyor'. Acısı öylesine dayanılmaz ki, tek sözcük bile söylemiyor, yalnızca derin derin, hırsla soluyor, dişlerini 'tak taktak' diye trampet gibi takırdatıyor. Biraz önce annesi Pelagey, beylere, Yefim'in ölmek üzere olduğunu söylemek için koşarak çıkıp gitmişti. Bu zamana kadar dönmüş olmalıydı. Varka, sobanın üstündeki döşeğinde yatıyor. İstiyor, ama uyuyamıyor, babasının 'taktak'larını dinliyor, îşte, bir arabanın tekerlek sesleri duyuldu. Buraya geliyor, Bey, kentten onlara konuk gelen genç doktoru göndermiş. Doktor içeri giriyor. Karanlıkta görünmüyor, ama öksürüğü ve kapıyı kapayışı işitiliyor. — Işığı yakın, diyor. Yefim karşılık veriyor: — Taktaktak... Pelagey, aceleyle sobanın üstüne atılıp kibritleri koydukları çanak parçasını aramaya koyuluyor. Aradan hayli zaman geçiyor, ama kibrit hâlâ bulunamadı. Sessizlikte doktor, cebinden kendi kibritini çıkarıp yakıyor. Pelagey, — Bir dakika, efendim, bir dakika, diyor ve koşarak dışarı çıkıyor, biraz sonra elinde yana yana ufacık kalmış bir mum parçasıyla geri geliyor. Yefim'in yanakları al al, gözleri faltaşı gibi açık, bakışları keskin. Oradakilerin içlerini okuyor sanki. Doktor üzerine eğilerek: — Neyin var? diyor. Dur bakayım! O!.. Ne zamandan beri buran böyle? — Ne bileyim ben. Ecel geldi, beyim, ecel... Ömrü tükettik... — Saçmalama... İyileştiririz seni!.. — Canınız nasıl isterse öyle yapın anam babam. Candan teşekkür ederim size, ama boşuna yorulacaksınız, bir şeyi değiştiremeyeceksiniz, biliyorum... Ölüm insanın başucuna konduktan sonra insanoğlunun elinden bir şey gelmez. On beş dakika muayene ediyor doktor Yefim'i. Sonra doğruluyor: — Benim yapabileceğim bir şey yok... diyor. Hastaneye gitmen gerek, ancak orada ameliyat edebilirler seni. Zaman kaybetmeden hemen git... Gitmemezlik etme sakın! Vakit hayli geç, şimdi herkes uyuyor, ama zararı yok, bir pusula veririm sana. Duydun mu? Pelagey atılıyor yandan: — Efendim, neyle gitsin istiyorsunuz? Atımız yok ki bizim. — Olsun, beye söylerim, bir araba verir size. Doktor gidiyor, mum sönüyor ve 'taktak'lar yine başlıyor... Yarım saat sonra bir arabanın daha yaklaştığı işitiliyor. Bu, beyin hastaneye gitmesi için Yefim'e gönderdiği arabadır. Yefim hazırlanıyor ve gidiyor... Ve işte güzel, ışık dolu bir gün doğuyor. Pelagey evde yok: Hastaneye, Yefim'in

başına gelenleri öğrenmeye gitti. Bir yerde bir çocuk ağlıyor. Varka, birinin kendi sesiyle ninni söylediğini duyuyor: — Uyusun da büyüsün, ninnii; tıpış tıpış yürüsün, ninnii... Kapı açılıyor, Pelagey içeri giriyor. Haç çıkardıktan sonra fısıltıyla, — Gece, ağrısını dindirmişler, sabah ruhunu teslim etmiş, diyor. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın... Doktorlar, 'geç kaldınız' dediler... Daha önce gitseymiş kurtulurmuş... Varka koşarak ormana gidiyor, ağlamaya başlıyor. Birisi ensesine aniden öyle bir vuruyor ki, alnı kayın ağacının gövdesine hızla çarpıyor. Gözlerini kaldırıyor, ayakkabıcılık yapan beyini karşısında görüyor. — Ne yapıyorsun, Allahın belâsı? diyor bey. Yavrum ağlıyor, duymuyor musun? Ve kulağından yakalayarak hızla sarsıyor Varka'yı. Bey gittikten sonra Varka beşiği sallamaya, ninni mırıldanmaya devam ediyor. Yeşil yuvarlak ile pantolon, kundak bezi gölgeleri göz kırpıyorlar ona ve biraz sonra yine kendilerine bağlıyorlar onu. Cıvık çamur şoseyi yine görüyor. Omuzlarında ağır torbalar taşıyan iki büklüm insanlar ile gölgeler hâlâ uyuyorlar. Onları seyrederken ölesiye uyumak istiyor Varka. Neredeyse ayakta uyuyacak, ama yanısıra yürüyen annesi Pelagey habire daha çabuk yürümesi için dürtüklüyor onu. İşe girmek için kente gidiyorlar. Varka, karşılaştıkları yolculara yakarıyor: — Allah rızası için bir sadaka verin! İyi yürekli beylerimiz, küçük bir sadakayı esirgemeyin bizden! Tanıdık bir ses yanıt veriyor ona: — Çocuğu ver bana! Varka ayılamıyor, aynı ses bu kez daha kızgın, — Çocuğu ver bana, diyorum! diye bağırıyor. Uyuyorsun değil mi, geberesice! Varka şaşkınlıkla yerinden sıçrayıp çevresine bakmıyor ve durumu hemen kavrıyor: Ne şose, ne Pelagey, ne de sadaka veren yolcular var. Yalnız, bebeği emzirmeye gelen hanım var. Odanın ortasında ayakta duruyor. Şişko, iriyarı bayan, bebeği emzirip yatıştırmaya çalışırken Varka ayakta duruyor, ona bakıyor. Hanımının işini bitirmesini bekliyor. Dışarıda gök yavaş yavaş mavileşiyor, tavandaki yeşil yuvarlak ve gölgeler, belli belirsiz soluklaşıyor. Sabah olmak üzere. Hanım, geceliğinin önünü iliklerken; — Al! diyor. Çok ağlıyor, herhalde göz değdi. Varka bebeği alıyor, beşiğine koyuyor ve yeniden sallamaya başlıyor. Yeşil yuvarlakla gölgeler yavaş yavaş kayboluyorlar. Artık hiçbir şey kafasına girip aklını karıştırmıyor. Uyumak istiyor, hem çok istiyor. Uykusunu dağıtmak için başını beşiğin kenarına dayayıp kendisi de birlikte sallanıyor, ama boşuna, gözkapakları yine kapanıyor, başı dönüyor. Sessizlikte birden, öteki odadan beyin sesi gürlüyor: — Varka, sobayı yak! Artık kalkıp işe girişme zamanının geldiğini anlıyor Varka. Beşiği bırakıp odun almak için odunluğa koşuyor. Varka daha rahattır şimdi. Koşarken, dolaşırken,

gözlerini iyice açıyor. Semaver de o kadar küçük ki. müşterilere ayıp oluyor! Varka merdivenleri yıkıyor. Ve birden çizmeler büyüyor. giysisinin kolunu dirseğine kadar sıvamış öfkeli bayan. büyüyor... Akşamın loşluğu. Son bir buyuru daha duyuluyor: — Varka. Başını kaşıyacak zamanı yok. bir koşu git votka getir bakayım! Varka. kapanan gözlerini okşuyor.. yeşil yuvarlak tavanda. balıkları temizle! Ve işte konuklar da gidiyorlar. alışverişe koşuyor. derin bir uyku müjdeliyor ona. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de. Odunu getirip sobayı yakmaya koyuluyor. Konuklar çaya doyuncaya dek beş kere yakmak gerekiyor onu. Dışarıda havanın yavaş yavaş kararmasını uykulu gözlerle seyrederken uyuşmuş şakaklarını ovuyor ve nedenini kendisinin de bilmediği bir gülümseme dolaşıyor dudaklarında. Ama şu. eşya gözünde büyümesin. dikiş işleri de oldukça yorucu. Odunlaşmış yüzünün yumuşadığını.. bıçak elinden kayıyor. — Uyusun da büyüsün. Hanım. Bir yandan da. Gece oturmaya konuklar geliyor. Hanım. buyruk bekliyor. koş iki şişe bira al! Varka ok gibi fırlayıp uykusuyla yarışıyormuş gibi olanca gücüyle koşuyor. . — Varka. titreşiyor. dış merdivenleri yıka. Hemen. gözlerinin önünde patatesler kararıyor. Öğleden sonraki çamaşır. beyin çizmelerinin çamurunu temizle! Döşemeye oturup çizmeleri temizlemeye kovuluyor. Gün akşam oluyor. çevresinde dolaşıp bağıra çağıra söylenmiyor mu. semaveri koy! diye sesleniyor. Öyle anlar oluyor ki. bir ses daha işitiliyor: — Varka. semaveri yak! diye bağırıyor. Işıklar bir bir sönüyor. şişiyor. — Varka. bütün odayı dolduruyor. derin çizmenin içine sokup biraz kestirse ne iyi olurdu diye geçiriyor içinden. düşüncelerinin aydınlığa kavuştuğunu seziyor. ninni. her şeye boş vererek şöyle yere uzanıp doyasıya bir uyku çekmek istiyor canı. hanımla bey yatıyorlar.. odaları topluyor.. çocuğu salla! Sobanın içinde cırcır böceği cırlıyor. Başını bir şey yere doğru çekiyor sanki. pantolon ve kundak bezlerinin gölgeleri yine Varka'nın yarı açık gözleri önünde oynaşıyor. tıpış tıpış yürüsün... diye mırıldanıyor Varka. öteki sobayı yakıyor. Varka'nın elindeki fırça yere düşüyor. oynayıp durmasın diye başım iki yana sallıyor. düşüncelerini bulandırıyor. — Varka. — Varka.. Varka henüz çırayı yarmış. ateşlemiş. semaverin altına sokuyor ki. — Varka.. şişe açacağı nerede? Varka. mutfakta dikilip patates soymak olmasa. başını geniş. Kafasının içinde çan gibi çınlıyor bu ses Varka'nın.oturduğu zamanki gibi başına vurmuyor uyku. Çay içildikten sonra Varka tam bir saat kapı dibinde dikilip konuklara bakıyor.

İkincisi. usul usul beşiğe yaklaşıyor. hastalıklı. kameriyede oturuyordu. Pelage/i. Üç şeye üzülüyordu. soluk almasını engelleyen görünmez gücü bir türlü anlayamıyor. Şumihin'lere bir daha gitmemeleri için yalvarırdı anasına. çok derin bir uyku 1888 VOLODYA Geçen yaz mevsimiydi. Düş... çatlayacak gibi ağlıyor. Varka gülümsüyor. eğlenip durduklarını biliyordu. derin. tavanda titreşen yeşil yuvarlağa bakıyor. bir sürü örnekler verir. Yefim'i görüyor. anasının hâlâ kendini genç kız sandığım. oyunda kaybettiği parayı hiçbir zaman ödemediğini. anlıyor. gözlerini kırpmadan odanın içinde dolaşmaya başlıyor.. yarınki pazartesi günü matematikten sınava girecekti. Ondan kurtulmak için çevresine bakıyor. ağır sözler söyler. Orada ne aşağılayıcı bir rol oynadığını bir bir anlatır. On yedi yaşında. bunca sıkıntıdan sonra sonunda uyuyabileceğini düşünerek gülümsüyor. başkasının pabucunu giymeye. çekingen bir genç olan Volodya. Birincisi. daima kendinden üstün kişilerin arasına girmeye özenen. Bir keresinde. elini ayağını zincire vuran.. Gülümseyerek yeşil yuvarlağa işaret parmağını sallıyor. Taburesinden kalkıp içten gülümsüyor. çok makyaj yaptığını. anasını adam yerine koymadıklarını. Ellerini ayaklarını zincire vuran bebekten biraz sonra kurtulacağını düşünmek rahatlatıyor onu. Her zaman. Sonunda bu acılara dayanamayacağını açıkça görüp bütün gücünü toplayarak yukarıya. Çocuğu öldürdükten sonra uyuyacak. geçmeden. Varka yine çamurlu şoseyi. kendilerini soylu kişiler sayan Şumihin'lerin yanında kalmak gururunu incitiyordu. bulamıyor. birer sığıntı diye baktıklarını. matematikten yıllık ortalamasının ikilere üçlere düştüğünü biliyordu. bahçeye gizlenerek taraçada Bayan Şumihina'nın. Bu yazılı sınavda başarı sağlayamazsa altıncı sınıfta iki yıl üst üste kalmış olacağı için okuldan atılacağını. ama dinletemezdi. uyuyacak. ama şımarık. Bayan Şumihina ile yeğenlerinin ona ve anasına yoksul birer akraba. Canı son derece sıkkındı. çirkin sayılabilecek derecede şekilsiz yüzlü. oldukça zengin. arıyor. Varka'yı iyice sarıyor. ama boşuna. basit düşünceli anasını caydıramaz ve haftada . kuzeni Anna Fedorovna'ya. gençliğinde kocasının da kendisinin de varını yoğunu har vurup harman savuran. Böyle basit bir şeyi şimdiye dek anlayamamış olmasına şaşıyor. çocuğun sesini dinliyor ve soluk almasını engelleyen düşmanı buluyor: Bebeği. şaşırıyorlar. uyuyacak. çuval taşıyan iki büklüm insanları.Ama bebek susacağa benzemiyor.. bir pazar akşamı saat beş sıralarında Şumihin'lerin yazlığında. sigarasını içmeye bayıldığını söylediğini kulaklarıyla duymuştu. Yeşil yuvarlak. bebeğin üzerine eğiliyor. Hepsini tanıyor.. ama bu yarı uykulu halinde. gölgeler ve cırcırböceği de gülümsüyor.

Bahçenin iki yanı ağaçlıklı yolunda biri ağır adımlarla kameriyeye yaklaşıyordu. diye mırıldandı Volodya... Bir kadın sesi. Evet cinsel tutkudan başka bir şey olamaz bu. Haftada bir gün yazlığa gelir. Gelin görün ki.... Volodya doğrulmuş. sağlam yapılı. başını kaldırdı. ince dudaklarından gülümseme hiç eksik olmayan bir kadındı bu. Kameriyede oturmuş ertesi günkü sınavı ve yazlıktakilerin her zaman alay ettikleri anasını düşünürken.. Bayan Şumihina'nın kuzeni ve konuğu Anna Fedorovna'ya tutulduğunu sanıyordu. — Kim var orada? dedi. siz misiniz Volodya? Ne yapıyorsunuz burada? Gene düşünüyorsunuzdur tabii! Düşün. güzel. Nütya içeri girerken. yuvarlak omuzlarını kaldırarak. cesur.. pırıl pırıldı. korkulu. taze bir banyo kokusuyla badem sabunu kokusu dolmuştu içeriye. Banyodan yeni geliyor olmalıydı: bornoz ve havlusu omzundaydı. zeki. temiz aşka hiç benzemiyordu. Hoş. Cinsel tutkuyu düşünürken bir türlü yenemediği çekingenliğini.. Anna Fedorovna'yı böyle çağırıyorlardı) görmek. giysisinin hışırtısını işitmek isteğine kapıldı. gür sesli.. — Böyle bir duyguya aşk diyemeyiz. Üçüncüsü. uzun bir kahkahadan ya da merdivenleri aceleyle çıktıktan sonra kendini koltuğa atıp sık sık soluyarak gözlerini kısıp göğsü sıkılıyormuş gibi yapmasını içi giderek seyretmemek elinden gelmiyordu. Canlı. kahkahasını.. pek hoş olmayan. beyaz ipek başörtüsünün altından dökülüp alnına yapışan siyah saçları nemli. Bluzunun üst düğmesi. — Kimse var mı içerde? diye sordu. Evliydi. Kocası ciddi bir mimardı.. Her akşam yattığında hayâl ettiği. otuz yaşlarında. Genç ve güzel değildi. kalın gerdanlı. önüne bakarak iyice hayâle dalmıştı ki. bu sesi tanımıştı. son modaya göre giyinen bir delikanlı olarak hayâl etmeye çalıştı kendini. Volodya. Biraz sonra ayak sesleri kesildi. kameriyenin girişinde beyaz bir gölge belirdi. çopur yüzünü. bıyık diye üst dudağındaki sarı tüyleri. yuvarlak omuzlu. iğrenç bir duyguydu bu. güleç. Kameriyenin karanlık köşesinde iki büklüm oturmuş. romanlardan tanıdığı duygulu. onu düşünmemek.. şimdiye dek hiç tatmadığı yepyeni bir duyguydu.. Ah. Hayâlinde kendini Nütya ile yan yana koydu: böyle bir çift imkânsız gibi geldi ona. onun kente gidişlerini dört gözle beklemesine şaşıyordu. anlaşılmaz. Gelip geçici küçük bir cinsel tutkudur. kapıya baktı. Oldukça güçlü bir istekti bu. şaşkın gözlerle Nütya'ya bakıyordu. sık sık soluyordu. Onları unutarak. Volodya bunu pekâlâ biliyordu. evli bir kadına âşık olamaz insan. ufak gözlerini hatırladı.iki kere bu yerebatasıca yazlığa taşınmak zorunda kalırlardı. boyun ve göğsünü gösterecek şekilde . Kendine bile açmaktan çekindiği. acayip. Otuz yaşında.. Hızlı yürüdüğü için olacak. birden Nütya'yı (Şumihin'ler.. bu mimardan böylesine nefret etmesine. dışarıda hafif ayak sesleri duyuldu. Aklınızı kaçıracaksınız!. sağlıklı. bol bol uyur ve ertesi gün kente dönerdi. al yanaklı. sonu ne olacak bunun?. Volodya irkildi.. düşün. işte o kadar. içinde belirmeye başlayan acayip. etli sırtını kıpırdatarak kroket oynayışını.

Volodya! Hep oturuyor. Nütya'nın omzundaki büyük. sizi seviyorum! Ve elinde olmadan. parmaklarını arkasında kenetledi. yaşlar yanaklarından aşağı yuvarlanıyordu. bir fok balığından farksız olmanızın nedenini söyleyeyim mi size! Kadınların arkasından koşmuyorsunuz da ondan. niçin bana asılmıyorsunuz? Volodya dinliyor. Sonra beceriksiz. âşık olması gerek. başını kaldırıp Nütya'nın gülen gözlerine bakmıştı. Niçin başınızı kaldırmıyorsunuz? İzin verin de yüzünüzü göreyim bari! Evet. Opera aktristlerinin korkunç bir şey duyduklarında söyledikleri sesle. Evet Volodya. Çok acayip. Tuttuğu bileğin çekilmediğini görünce Volodya cesaretlenmiş. — Bravo. rahatsız bir tavırla beline sarıldı. Fok balığından farksızsınız. somurtkanlığı . Nasıl? Ne söylediniz. Öyle olabilmen için de bir kadına ihtiyacın var. şaşkınca. kalın havludan başka bir şey görmüyordu gözü. bir fok balığından farksızsınız! Volodya. Ta derinlerden.. hiç konuşmuyorsunuz.. canım! Tüü. kadınların peşinden koşması.. onlarla ilgilenmezsiniz? sizin yaşınıza göre kız yok. rusuna yanıt vermemek bir erkeğe yakışmaz. — Atik... konuşmaya karar vermişti artık.. hoş olman gerek. Söyler misiniz bana? Niçin siz hiç kadınların arkasından koşmaz. Volodya. sizi seviyorum! dedi.. Titrek sesiyle tekrar etti Volodya: — Sizi. sevimli. şaşkınlık içinde kaşlarını kaldırıp gülümsedi. Nütya. biliyor musunuz? Siz de gururlusunuz. Gözleri bulanmış. — Ne duyuyorum? diye haykırdı. ellerini ensesine atıp koltuk altı çukurlarını göstere göstere başörtüsünün altından saçlarını düzeltmeye çalışıyor. — Hâlâ susuyor! dedi Nütya. Volodya'yı yukarıdan aşağı süzdükten sonra. diyordu.. atlayıp zıplaması... gözlerini kırpıştırdı ve elini yeniden şakağına götürdü: — Sizi. Sizin yaşınızda bir gencin yaşaması. düşünüyordu. Niçin birşeyler söylemiyorsunuz? Hadi konuşun. Konuşmalı. bir yandan da sakin bir sesle. Volodya'nın kolları arasında Nütya. bir yandan da dalgın dalgın şakağını kaşıyordu. susmayı ve yalnızlığı sever. ben istiyorum! Hadi!. biraz erkek olmanız gerek. haklısınız. yumuşak elin tuttuğu havluya bakıyor. gevezelik etmesi... Volodya. bileğinden tuttu. Hayat ve ateş yok sizde! Hiç yakışmıyor size bu ha]. lütfen!. ne? Bir daha söyleyin. Volodya beyaz. hiçbir şey düşünemeden Nütya'ya doğru yarım adım attı. — Niçin bir şey söylemiyorsunuz? dedi.. gülmelisin. Bakın. iğrenç profesör! Nütya gülümsedi Volodya.. Nütya elini oradan çekerek devam etti: — Son derece gururlu insanlar. Volodya! Hiç olmazsa bir gülümseyin. bravo! diye bir ses geliyordu kulağına. Gülümsemeye çalışarak alt dudağını gerdi.açıktı. filozof gibi düşünüyor. Hanımların so. sonu neye varırsa varsın. ama kadınlar ne güne duruyor? Siz de onlara kur yapın! Örneğin.

. hiçbir şeye aldırmadan yüksek sesle konuşacaktı.. Yan salonda çay içenlerin seslerini duyuyordu. Bu demek oluyordu ki. sağa sola baktıktan sonra bahçenin derinliklerine doğru yürüdü. anasıyla binip kente gidecekleri tren sekizi kırk geçe kalkıyordu. Hadi bakayım. kocasına bağlı. Bahçede bir süre dolaşıp biraz kendine geldikten sonra içeri girdi. . Taraçayı. evli. Gitme. Bayan Şumihina.. Ama o hemen şimdi. 'Ne olursa olsun!' der gibi bir kararlılık okunuyordu. çok uzaklara gitmek istiyordu. Her hareketinde. "Ah. birbirini tutmaz sözler mırıldanıyor. neşeyle gülüşüyorlardı.. Sekize doğru eve geldi. Ellerini ovuşturarak şaşkın şaşkın göğe bakıyor. kendinden kat be kat üstün bir kadının beline sarıldığını hatırladıkça utancından yerin dibine giresi geliyordu. Başını ellerinin arasına almış. Biraz önce kendisine çocuk gibi davranılmasından. bir an önce!" Volodya'nın. Volodya dinlemeye koyuldu: — İnanın ki yalan söylemiyorum! diyordu Nütya. soluk almak için konuk salonunun ortasında durdu. saat sekiz. gidiyorum! Sana söylüyorum.. Düşünün bir kere.. "Allahım. "Yüksek sesle ve soğukkanlılıkla. anası ve Nütya birşeyler konuşuyor. Hem biliyor musunuz? İlginç bir yanı da yok değildi hani ya. ama olmazdı. Bayan Şumihina sert bir sesle çıkıştı ona: — Çay saatinde neden gelmiyorsunuz? Volodya yere bakarak karşılık verdi: — Bağışlayın beni. niçin böyle bir anne verdin bana? Niçin?" Alıp başını uzaklara. duymuyor musun! Nütya kolaylıkla belini kurtarıp bir şarkı mırıldanarak çekip gitti." diyordu.bırakmalısın. Allahım. "Böyle şeyleri nasıl da yüksek sesle konuşabiliyorlar?" diyordu. Çerkezlerinkini andıran vahşi bir ifade vardı yüzünde. şimdi bırak beni. filozofluk yapacak çok zamanın olacak. Volodya yalnız kalmıştı içeride. gitmelerine daha üç saat vardı. Anası uzun bir kahkaha attıktan sonra.. kameriyeden çıktı. Başkasından duysam ben de inanmazdım. Utanma duygusunun insanda bu denli güçlü olabileceğine akıl erdiremiyordu. Yerinden sıçrayarak kalktı. Utancından gülümsüyor. "bir an önce gidebilsem buradan! Ne olur. Babasına çekmiş demek! Volodya sert bir hareketle geri dönüp koşarak bahçeye çıktı. annesini beklemeden gitmek istiyordu. — Doğru mu bu? dedi. ellerini kollarını sallıyordu. Yaptığından son derece utanıyordu. büyük salonu kararlı adımlarla geçti. çekingenliğinden utanıyor. Cesaretle içeri girecek. Saçlarını düzeltti. Anası isteksiz bir tavırla. daha gençsin. eve dönmek zorundaydı. Sonra banka oturup bir daha gülümsedi. beni sevdiğini söylerken kollarını belime doladı. herkesin gözünün içine sıkılmadan bakacak." Anası da gülüyordu!. O anda tanınmayacak şekilde değişmişti. gülümsedi ve kameriyenin içinde üç kere bir köşeden öteki köşeye yürüdü. gitme zamanı geldi anne. korkma.

Öyle bir fırsat bir daha eline geçse artık kuşu kaçırmaz. birşeyler söylemeye hiç gerek yoktu. Yolun açık olsun. Fırsatı yakalamak o kadar güç değildi ki. Treni kaçırdığımı söylersem inanırlar.. sabah treniyle giderim. Volodya'yı yanağından öptükten sonra Nütya'ya dönerek Fransızca ekledi: — Biraz da Lermontov'u andırıyor.. rahat soluyabiliyordu.. kahkaha ve bel.. Treni kaçırdığını söyleyince hepsi birden kaygılanıp sabahleyin erken kalkıp gitmesini.. Konuşmaya.. utanmıyor. köpürürdü. canım. İşe bakın ki. Hareketim hoşuna gitmeseydi güler miydi? Kızardı. Okuldan atılmak bile. sonra kucaklayacaktı onu. Sınavı aklına getirmek bile istemiyordu. Nütya ve yeğenlerden biri taraçada oturmuşlar. kameriyede yeterince cesaretli olamadığına içerliyordu şimdi. ama hiç tasalanmıyordu. bekliyordu. açlıktan açığa sigara içecek. küçük. "Döneceğim oraya... değil mi? Volodya bin bir sıkıntıyla oradakilerle vedalaşarak kimsenin yüzüne bakmadan çay salonundan çıktı. Artık sıkılmıyor. Her şey hoş." Uyumaya çalıştığı yoktu. kollarımı beline doladığımda güldü.. içinden. Hareketsiz oturup çevreye akşamın ağır ağır çöküşünü izlemek Volodya'nın sıkıntılarını hafifletmişti.. istediği zaman buraya gelip Nütya ile oynaşacaktı." diye düşünüyordu. Kameriyenin yarı karanlığı. daha pişkin davranır. Şumihin'lerde her akşam yemeğinden sonra bahçeye çıkılıp biraz dolaşılır. hatta çok hoştu şimdi." Ve döndü.. Kafasında planı hazırdı: Karanlıkta ona yaklaşacak. Oturup oyunlarına devam ettiler. bunların hepsi şimdi kafasından şaşırtıcı bir canlılıkla bir daha geçiyordu.. sınava geç kalmamasını tembihlediler. elinden tutacak.. Yarın bir kuş kadar özgür olacak. durumu daha iyi değerlendirirdi. Dizlerini avuçlarının içine alarak karyolasında oturmuş düşünüyordu. sivil giysi giyecek. ayak sesleri.. dedi... yavrum. ama tren daha görünürlerde yoktu. Yarın olan olacak.. Gene kameriyede... Güle güle. Gurubu seyrederken bütün bunlar o kadar korkunç gelmiyordu ona. anası. Bu gece ben Lili'de kalacağım. İleride buğulu.— Sen git. Onlar oynarlarken Volodya bir kenara oturmuş.. Böyle aptalca uzaklaşması da anlamsızdı doğrusu.. Yatmaya hazırlanırken hayıflanıyordu Volodya: "Tüh be! Ne şans! Ama olsun varsın. tutkulu gözlerle Nütya'yı süzüyor. "Elimi itmedi.. banyo kokusu. İstasyonda birkaç ışık yanmıştı. Gel öpeyim seni.. bundan daha iyi fırsat mı olurdu! Volodya. Saat bire kadar oynayıp sonra odalarına dağıldılar. İstasyona yarım verst kala yolun kenarındaki bir taşa oturup yarısına kadar ufka gömülmüş güneşi seyretmeye koyuldu. "Yarın.. Bayan Şumihina. "Önemsiz şeyler bunlar. İkisi de konuşmadan birbirini anlayacaklardı. Okuldan atılacağını düşünüyor.. yarını var bu işin." diyordu. Karanlıkta Nütya'nın yanına yaklaşsa. yemekten sonra kadınlar bahçeye çıkmadılar. briç oynuyorlardı." Ve Volodya orada. . yeşil bir ışık görünüyordu. On dakika sonra istasyon yolundaydı ve yerebatasıca yazlıktan kurtulduğuna seviniyordu..

.' görünce. Mariya Leontyevna! İnci çiçeği bu.. Volodya'yı uyandırın. Aradan bir dakika geçti geçmedi ki. Titreyen elleriyle boşuna karıştırdığı eter.. İşler yolunda demektir.... Nütya. — Uyumuyor musun? diye sordu. Saçları omuzlarına karmakarışık 22 dökülmüş.. pencereye gidip üstünü okudu ve çıkıp gitti. Volodya. hemen gideceğim ben.. Bir yandan da Volodya'ya bakıyordu. • "Annem gitti. fenol ve çeşitli ot ilacı şişelerinden sızan kokulardan boğulacak gibi oluyor. Nütya fısıldıyordu: — Anladınız mı? Morfin! Kutunun üstünde yazılar belki Latincedir. ortalık aydınlanmaya başlamıştı.. dedi.. — Bakın. ilaç şişelerini ve kutularını karıştırmaya başladı. oysa Lili morfin istiyor. o bulur.. Volodya'çığım. sık ve uzun oldukları için öyle kolay kolay düzelmiyorlardı.. işte Volodya da uyanık.... bekliyordu. gözleri uykulu. Her zaman bir derdi olur zavallının. — Bir baksanıza. Buyrun! Nütya kapıda. İlaç almaya geldim.. Aradan iki saat geçmişti. yavrum... Anası gözden bir şişe aldı. Elleri titriyor. — Buldum. Gelen anasıydı.. Az mı meslek vardı dünyada ki üzülsündü okuldan atıldığına. Sen uyu. ya da posta idaresine telgraf memuru olarak girecekti. geniş bluzu içinde. Ne dikiliyorsunuz? Volodya gidip komodinin önünde diz çöktü.. — Ne yapacaksınız ilacı? . — Çabuk bulabilecek misiniz? diye seslendi. Morfin bu olacak. gözde morfini bulur musun bize. uykulu haliyle. Her zaman banyoya gittiği bluzuylaydı.. Volodya. Anası kapıyı açtı." Nütya sözcükleri yayarak.. başı dönüyordu.." diye geçiriyordu içinden. Nütya'ya baktı.. rengi loş ışıkta daha bir esmerdi. bir de o baksın. içinde soğuk dalgalar koşuşuyormuş gibi göğsünde ve midesinde acayip birşeyler hissediyordu..Geri kalan meslek ve geleceğini kazanmak problemleri ise kolaydı: ya serbest bir iş tutacak.. bir ayağı içeride kalacak şekilde durmuş. Bunlardan biri olmazsa eczaneye de girebilirdi. bir ayağı koridorda.. İyi çalıştıktan sonra kalfalığa kadar yükselebilirdi orada insan. Yerinden fırlayıp pantolonunu giydi.. şekerim! Bu da Lili'nin kaderi işte. dağınık saçlarıyla Volodya'ya her zamankinden .. Volodya bir kadın sesi işitti: — Bu o damla değil. uyu. Esneyerek. — Zavallı Lili'nin sancısı tuttu yine. Henüz güneşin aydınlatmadığı kurşunî gökten odaya dolan soluk ışıkta Nütya. Volodya'nın sırtından soğuk terler boşaldı. şişelerden birinin üstünde 'Morph. Anası birşeyler mırıldanarak esnedi ve gitti. dedi. Saçlarını düzeltmeye çalışıyordu ya. Uyu. Volodya hâlâ oturuyordu. dedi. Bu Nütya'nın sesiydi. yarın sınava gireceksin. "Bu iyi işte.. Oğlunuz uyuyor mu? Rica edin. Odasının kapısı hafif gıcırdayarak dikkatle açıldığında saat üçtü. omuzlarına pijamasının üstünü aldı ve kapıya gidip dışarıyı dinlemeye başladı.

.. Kapıya gidip koridora baktıktan sonra ekledi: — Ah siz liseliler! Kimsecikler yok. birisi geliyor herhalde. "İğrenç olduğum doğru... dedi birden." dedi içinden. Birdenbire kameriyede yaptığı gibi elini tuttu. Nütya. Nütya yüzünü buruşturmuş. mutlu. duygulu bir yaşantının varlığını söylüyorlardı. Ama nerede? Bunu ne anası ne de çevresindeki öteki tanıdıkları söylüyordu ona. İğrenç bir domuzdan farkım yok. İğrenç domuz! Uzun saçları. dedi. Bayan Şumihina ve Nütya saat birde uyandılar. — Sizi seviyorum. diye mırıldandı. kuşlar cıvıl cıvıl ötmeye başlamışlardı. bol bluzu.. Uşak. Bayan Şumihina'nın uyanıp gürültüyle penceresini açışını.. Ve tekrar odaya döndü. ne de çirkin.. Ablak. adım atışı. sabah trenine yetişmesi için onu uyandırmaya geldiğinde uyuyormuş gibi yaptı. dedi. Biraz sonra sığırların böğürtüsü. rapor alacağım.. ona bakıyordu: — Durun. Güneş doğmuş. O anda Volodya'ya oda. çirkin.. — Susun. alacakaranlık ve kendisi birleşerek... olağanüstü gelmişti. Nütya ciddileşerek bir an düşündü ve. Şişeyi ona verirken bu iç gıcıklayıcı bele kameriyede sarılışını başı dönerek anımsadı...daha bir çekici. Güneş ve sesler Volodya'ya bu dünyanın uzak.. zavallı bir şeymişsiniz. şimdiye dek hiç tadılmamış güçlü bir mutluluğa dönüştüler gibi gelmişti.. yanında kentten yeni gelmiş mimarın siyah kaşları ve sakalları ile Nütya'nın . Volodya titrek bir sesle. susarak yüzüne bakıyordu. "Cehennemin dibine kadar yolun var!. Uf. Annesi onun sabah treniyle gitmediğini görünce çok şaştı. gideceğim. sonunu bekliyordu. Nütya. Volodya." Dışarısı iyice aydınlanmıştı. tiksintiden buruşmuş bir yüz görmüştü karşısında. kız yeğenlerle sığıntı dizisinin (anası sonunculardandı) kahvaltı masasını kuşatışını. biçimsiz yüzüne bakarak: — Kadın haklı.. Ama yarım dakika sonra bu duygu kayboldu. Ama her şey iğrenç aslında. kaba seslenişine Nütya'nın şakrak bir kahkahayla karşılık verişini duydu. Bahçıvanın bahçede yürüyüşü. Ve olanlardan kendi de iğrendi birden. — Anlayamadım.. On birde yataktan kalktı. bilinmeyen bir ülkesinde temiz.... Odada yalnız kalınca. sesi ne kadar da iğrenç geliyordu Volodya'ya şimdi!. "İğrenç domuz. efendim? diye sordu ve içeri girip gülümseyerek ekledi: — Bir şey mi söylediniz? Volodya. bakıcılarının bağrışması başladı. elarabasının'gıcırtısı duyuluyordu. Aynada saçlarını tararken geceyi uykusuz geçirdiği için renksiz.. Ama merak etmeyin." diye mırıldandı kendi kendine.. — Uyanamadım anne.. Volodya. titriyordu: — Ne hoşsunuz. insanın uğruna rahat yaşantısını kenara itip sonsuz acılara seve seve atılabileceği olağanüstü.. Çay salonunun kapısının açılışını.. Beriki gülümseyerek ona bakıyor. Şaşırmış.. diye fısıldadı.

karanlık bir öfkeye salıyordu onu. güleç yüzünün salonu aydınlatışını izledi.. Kahvaltıda verilen köftelere nedense çok soğan koymuşlardı. Nefret ediyorum sizden! Oğlunun onur kırıcı sözlerine karşı ana.. armağanı bluzuna bakıyor. Nefret ettiği annesi orada oturduğu için girmiyordu kompartımana.... ruhsuz. rezil olacağız! Söylediklerini duyuyor! Volodya. öfkeyle soluyarak devam ediyordu: — Sevmiyorum sizi işte. kondüktör duyacak! Sus. Döşeme. Nütya'nın bilerek öyle yüksekten kahkahalar attığını sanıyordu. değil mi? Yoksulluğumdan utanmıyorum. yavrum! Arabacı duyuyor! — Babamın onca malı mülkü nerde? Sizin paralarınız nerde? Hepsini olur olmaz yerlerde yiyip bitirdiniz. Akşamüzeri dörtte anasıyla istasyona gittiler. iğrenç domuzun masada varlığını bile fark etmediğini ona belli etmek için ondan yana önem vermeden baktığına inanıyordu. iç sızısı sonsuz bir umutsuzluğa. içtenlik. Kente daha iki istasyon vardı. sıcak. Ana. Öyle dalmış. trenin dumanından ve titremesinin nedeni sandığı soğuktan nefret ediyordu. Mimar kabasaba şakalar yapıyordu. uykusuz geçen bütün bir gece. — Dişiniz mi ağrıyor? diye sormuştu.yıkanmış.. kondüktörden. Arkadaşlarım sizi sordukları zaman yerin dibine girecek gibi oluyorum.. Yattığı divandan başka bir eşyası yoktu orada. Yolda Volodya.. ürkek ürkek çevresine bakmıyor. yavrum? diye mırıldanıyordu. kentte.... Bu çok ayıp şey! Sizi sevmiyorum. ellerini ovuşturuyor. çekici yaşantıyı içinde daha açık seçik duyuyordu. yolculardan biri yüzüne uzun uzun bakıp.. başkalarının sigarasından otluyorsunuz.. okuldan atılma olasılığı. Nütya'nın üstünde ona hiç de yakışmayan biçimsiz bir Ukrayna giysisi vardı. Sizin yaşmızdaki bir kadına böyle şeyler yakışmıyor! Güzelleşmek için yapmadığınız kalmıyor. Bu bluzu bir daha giymeyeceksiniz! Duydunuz mu? Parça parça edeceğim onu. ağlıyordu: — Kendine gel. o uzak. küçük burnuna. olanları umursamadığını.. Bütün bunlar Volodya'ya böyle geliyordu aslında. Allahım. Bu odalardan geniş pencereli.. soylu. Volodya'yla anası. Mariya Petrovna isminde soylu bir kadının satın alıp oda oda kiraya verdiği oldukça geniş bir dairenin iki odasında oturuyorlardı. ıvır . bilinmeyen ülkedeki sevgi. bir yandan da kızgın bir sesle. o yaşantının özlemi içini öyle yakıp kavuruyordu ki. — Zorunuz ne? diyordu annesine.. Nütya'nın. ama sizin gibi bir annem olduğu için yüzüm kızarıyor.. Kendinden. hiç kompartımana girmedi. Nefret ediyorum sizden! Ahlâksız. kumar borcunuzu ödemiyor. karanlık oda ise Volodya'nındı. İnsanın yüzünü kızartan anılar. ananın nedense sakladığı hasır giysi ve karton şapka kutularıyla. Yandaki küçük. Geceyi tümüyle unuttuğunu. neşe ve özgürlük dolu. duvarlarında altın çerçeveli iki resim bulunanında ananın karyolası vardı. Sahanlıkta dikilmiş sinirden titriyordu. dehşet içinde: — Ne oluyorsun. Kara kara düşündükçe. tertemiz.. Anasının sıska profiline.

gevrek gevrek gülümseyerek. General Şumihin ve Baron Kolb hakkındaki sözleri de doğruydu.. bakışlarında. "Ne yapsam acaba?" dedi içinden Volodya. Yalnız İngiliz kızları seçikti. Hizmetçiyi ekmek almaya göndersem iyi olacak. Şapka." diye geçirdi içinden ve kalkıp pardösüsünü giydi.. Volodya haykırarak sözünü kesti: — Anne. Fransız. Fransız: — Dunyaş! diye seslendi. semaver sarsılmış. giysi kutuları ve ıvır zıvır aklına gelince anasından. anasının bardağı devrilmiş. Üzülmeyin! Kalkıp sert. Lili'nin babası Baron Kolb. onu sık sık ziyaret eden konuklarından. yuvası olmadığını anladı. Anası onun arkasından müzik öğretmenine. Eve geldiklerinde Volodya odasına çekilmiş. akşamları toplandıkları büyük odaya bu isim konmuştu) hazırlardı. geri kalan her şey bulanık. dalgaların yüksekliğini.. Gıcık tutmuş gibi mendilini çıkarıp öksürdü.. — Bugün öğle yemeği yemedim. pis kokulu sigarasını görünür bir yere koydu. Nedense birden rahmetli babasıyla bir ara kaldığı Menton geldi gözlerinin önüne. 'salon'a gitti. Orada çay içiliyordu. . Devam etti: — Baron ve generalleri niçin anlatıyorsunuz şimdi? Neden yalan söylüyorsunuz? Müzik öğretmeni şaşırmıştı. çayı üzerine dökülmüştü. Şumihin'lerde geçirdiği günleri ve orada ne güzel ağırlandığını ballandıra ballandıra anlatmaya başlamıştı: — Lili Şumihina akrabam olur. Anasının ses tonunda. hizmetçiyi ev sahibesinin bir yere yolladığını söylediler.' dedi. Gelen giden olmadı. Ben hemen gider size ekmek alırım... — Yalan söylüyorsunuz! diye bir daha bağırdı ve var gücüyle bir yumruk indirdi masaya. her şeyindeydi yalan.. "Olmuyor. ya da 'salon'da (kiracıların yemek yedikleri. kocamın kuzeniydi. Rahmetli kocası General Şumihin. Göğün ve okyanusun o andaki rengini. Biarris ve kumda oynadığı iki İngiliz kızını anımsadı. ama başaramadı. içlerinde bir sözcüğün bile yalan olmadığını pekâlâ biliyordu. orta yaşlı Fransız Avgustin Mihayloviç.zıvırla doluydu.. Yandan. Öyle ki. Ama nedense hepsi yalanmış gibi geliyordu ona. karmakarışıktı. belki titremesini bastırır diye yatağa girip yorganı başına çekmişti. Semaverin başında üç kişi vardı: Anası... gözlüklü müzik öğretmeni kocakarı ve parfümeri fabrikasında çalışan şişko. ruhsal durumunu hayâlinde canlandırmaya çalıştı. yalan bunların hepsi! Niçin yalan söylüyorsunuz? Annesinin anlattıklarının doğru olduğunu. Volodya derslerini ya annesinin odasında. burası soğuk. Anası ise ağlıyordu. — Zararı yok. şapkasını başına geçirdi ve çıktı. diyordu anası. yüz ifadesinde. şimdi 'salon'dan gelen seslerden kaçıp sığınabileceği bir odası.

Ne de hoş kokuyordu. tetiğe benzer bir çıkıntı geldi eline. pencerelerin içi. gidip kapının kilidine bir daha baktı. Kendinizi alıştırmalısınız.. uçsuz bucaksız bir uçurumun içine uçtular. pırıl pırıl nehirde titreşiyorlardı. masanın üstündeki gazeteyi aldı. elmas çiğ tanecikleriyle kaplı toprağın göze hoş gelen. hatta belki de hayatlarının. en mutlu sabahı olmuştu. "evet. Ömründe ilk kez eline silâh alıyordu." Bu arada Avgustin Mihayloviç dönmüş. "Önce burayı kaldırmak gerek herhalde. 'Salon'da müzik öğretmeni anayı yatıştırmaya çalışıyordu: — Üzmeyin kendinizi artık! Olur böyle şeyler. Sonra yine masadan tabancayı aldı. Sonunda çocukluğu ..Sokağa çıkamazdı. çekti. Volodya. Yevğeniya Andreyevna. onu da çekti. parmağıyla eline gelen çıkıntıyı itti. babası onun yasını tutuyordu. Yeşillerle bezenmiş. — Yanılıyorsunuz.... arkadaşlarına gitmekten de utanıyordu. Sonra başka bir çıkıntı da ha buldu. siyah şeritli bir fötr şapka vardı. Sonraları kendilerinin de söyledikleri gibi.. 'Salon'un bir başından öte başına yürüdü... daha gençtir! Onun yaşındaki gençler çoğunlukla böyle olurlar. bu sabah Kovalev'lerin halaylarının. parlak gölgeler yaparak ormanın koyuluğunda uzanıyor. Bir kadın ölmüş.... Ben çok zayıf kalıyorum. Sonra babasını gördü. Volodya namluyu yeniden ağzına soktu. birlikte çok karanlık. şişelerin üzerine düştü. şarkı söylüyor. Ömürlerinde hiç erken kalkmamışlardı ve şimdi durgun bir yaz sabahının güzelliği. ancak masallarda karşılaşılabilecek olağanüstü hoş bir şeymiş gibi geliyordu onlara. Köye gidiyorlardı. kayboldu. benimki kimseye benzemez! Başında bir büyüğü yok ki terbiye etsin.. 1887 BAŞKALARININ DERDİ Hukuk fakültesini yeni bitiren Kovalev"le genç karısı arabaya binip yola düzüldüklerinde daha sabahın altısı bile olmamıştı. nedensiz yere kahkahalar atıyorlardı. mutlu bir görünümü vardı. banyodan çıkmış da daha bir genç ve sağlıklı olmuştu. Avgustin Mihayloviç'in odasına daldı. Güneş ışınları. hatta sandalyeler irili ufaklı renk renk şişelerle doluydu. 'salon'da. sesli sesli birşeyler anlatıyor. herhalde. kahkahayla gülüyordu... Birden Volodya'yı iki eliyle kaptı.. Ensesine bir şey hızla çarptı gibi geldi ona ve yüzüstü masaya.. Namluyu ağzından çıkarıp pardösüsünün eteğiyle kuruladı. çevirip ismini okudu: 'Figaro'. Masanın üstü. Hiç susmadan gevezelik ediyor.. Gene İngiliz kızlarını hatırladı. Bir patlama oldu. Keskin bir eter ve tuvalet sabunu kokusu vardı içeride." diye geçirdi içinden. Menton'daydılar.. Olağanüstü mavi ve berrak havada öyle bir tazelik vardı ki. sanki doğa. Sonra her şey karıştı. Şanssızlık bende! Volodya tabancanın namlusunu ağzına soktu. Başında geniş.

Kapının eşiğinde oturmuş. birbirinden uykulu.. Merih'ten gelmişiz gibi bakıyorlar bize. iki yanı ağaçlık yollarda sakin sakin dolaşan tavuklara. Dere kıyısına. Yamacın dibinde de dere! Bundan iyisi can sağlığı! Ama Veroçka'çığım. Mutluluk yalnız o anda 'değil. Gülmemek için güç tutuyorlardı kendilerini. Koyu yeşilliğin arasından kırmızı bir çatı gözüküyordu.. Tarım . Yırtık. şapkasını çıkararak. Bir süre sonra evden ufak tefek. Gülüp oynarken on sekiz verst yolun nasıl bittiğini fark etmediler bile. Mutfağın pencerelerinden. bir baştan bir başa fidanlar dikilmişti. — Ne tuhaf yüzleri var! dedi. Araba.. bir çift çocuk çizmesinin çamurlarım temizliyordu. soğuk soğuk gülümsedi.. Kovalev. Kovalev. oltayla balık avlamak. karısıyla bakışarak. altın işlemeli terliklerini sürüyerek Kovalev'lere yaklaştı. merdivende iş yok. sen yardım et bize. ihtiyar yüzlü. Kaba duruşuyla bütün görünümü bozuyor. kocası da peşinden. mutfaktan çıkıp Kovalev'lere bir baktıktan sonra. küçücük şirin çiftliklerini görmeye gidiyorlardı. hoş kokulu geceler. geçit yerinden karşı yakaya geçerken Kovalev.. şaşkın yüzler uzandı. Kahkaha atarak. arabacıdan bile utandılar.. gelecek yaşantılarında da gülümsüyordu onlara: evlenmeye karar verdikleri günden beri hayâl ettikleri çiftliği.öylesine ileri götürdüler ki. saçı başı karmakarışık bir köylü oldu. Kadınınsa işin romantik yanı başını döndürüyordu: yarı karanlık park yollarında kol kola dolaşmalar. ikisine de parlak umutlar vermekteydi.. hindilere de geçti. Koş. Gelecek. çiftliği görmeye geldiğimizi haber ver kendisine. — Alıcılar gelmiş! diye bir ses işitildi. genişçe bir kayın ormanının içine gizlenmişti. saçları karışık bir adam çıktı.. Görünüm Veroçka'nın da hoşuna gitmişti.. Kovalev. Ev yamaçta. bütün bedenini. kitaplarda okuduğu. şakayla sağa sola oynatarak merdivenden yukarı tırmanmaya başladı. sakalsız. dalgın bakışlarını çağrılmadan gelen konuklara dikti. kedinin kuyruğuna basıldığında çıkardığı sesi andıran bir çığlık işitildi.. kısa zamanda. el emeğinin karşılığını görmek. — Bay Mihaylov olacaksınız sanırım? dedi. — Görünüm fena değil! dedi. eve gideceğine biraz ötedeki mutfağa girdi. Köylü şaşkın şaşkın gelenlere baktı ve ağır adımlarla yürüdü. iriyarı.. Görmeye gittikleri yedinci dereceden Mihaylov'un çiftliği. Uşağa benzeyen kısa boylu bir adam.. Burayı alırsak ilk işimiz yeni bir demir merdiven yaptırmak olsun. kazlara. Saygılarımı sunarım. Soluyarak koruluğa daldılar: Evin yanında karşılarına ilk çıkan. yolda ceketini giymeye çalışarak eve koştu. dinlediği onca mutluluklar göz kırpıyordu.. — Bay Mihaylov evde mi? diye sordu.. derenin dik yamacında. bilimsel tarım çalışmaları. uykulu yüzlü... Avludaki huzursuzluk. Mihaylovo'yu satıyorlar! Bak hele ne de genç şeyler! Yapıların arkasında bir köpek havladı. Allahım. Erkeğe. toprakla uğraşı. Kovalev'lere pek gülünç gelmişti bu telâş.

Mihaylov. — Yazlıktan mı?. tatlı tatlı soludu: — Sabahları içinde çay içmek ne hoş olur. bir öğretmen tavrıyla. — Pekâlâ. hemen perdenin arkasına gizlenmişti. — Ha çöktü ha çökecek. yataktan yeni kalkmıştık. armalı. Sakalsız yüzünde öyle bir sıkılganlık ifadesi vardı ki.. emrinizdeyim. bağışlayın. Gerçekte önemli olan onlardır.. Kovalev ile Veroçka'sı bakışıp kendilerini tutamadılar. — Konuk odaları. Bu güzel işte. Böyle bir köprü Prens Afrontov'un köşkünde görmüştüm. Giriş kapısının önünde. Hayret!.. Ağladığı için sıkılmış olacak.. — Haklısın. Alabalık var mı içinde? — Var. Her yanı eski. Ansızın bir kadın hıçkırığı işitildi. Mihaylov. zaten buruşuk yüzünü soğuk gülümsemesiyle daha da buruşturarak... çok eskiydi. dedi. — O! dedi. Her zaman çocuk kalan bir teyze gibi duygulu. Mihaylov. Uzun zamandan beri çatısı boyanmamış. güneşten gözlerini kısarak. sıvaları yer yer dökülmüş büyük kagir evi inceledi.. dedi.. henüz her yer karmakarışık.. havuz da var. Ama ev yine de hoşuna gitmişti. İçini temizlemeyi bırakınca hepsi öldü. Ahır ve ambarlan görmek için yürüdüler... her ambarı bir bir gezip . Önce eski ağır üslupta. Belki alırız. burayı satın alırsak havuzun içine ayaklar üzerine oturan bir kameriyeyle onu kıyıya bağlayan küçük bir köprü yaptırırız. soğuk soğuk gülümseyerek ellerini ovuşturdu. Kovalev. Hukukçu.. Orayı da yıktırmamız gerekecek. bir görelim dedik.. aslanlı. gülümsediler. Şu tepesi sivri kule ne? Mihaylov.. camları temizlenmemiş. Vera. Veroçka. içinde iki ördekle bir oyuncak kayığın yüzdüğü bir havuz vardı. bir kere daha soğuk soğuk gülümsedi. Bir zamanlar havuz sazanı bile vardı... kızardı.. Aynı boy ve kalınlıkta kayın ağaçlan kuşatıyordu çevresini. — Yazık. Gidelim.. Uzaktan mı geliyorsunuz? — Konkuvo'dan.. cana yakın bir görünümü vardı. tam o sırada pencerelerden birinin kanadı kapandı. efendim. kirli camların arkasında ağlamaktan şişmiş bir çift iri göz görünüp kayboldu. merdivenlerinin basamakları arasında otlar büyümüştü.. alçakgönüllü. Kovalev gözlüklerini takıp tarihî değerli yapıtları inceleyen bilgili bir turist tavrıyla çevresine göz gezdirmeye başladı. KovalevMer sesin geldiği yana baktılar. Orada yazlıktayız. Kovalev. Havuzu elden geldiğince sık temizlemek gerek. — Bahçeyle öteki yapıları da görmek ister misiniz? diye sordu. Affedersiniz.Bankasının. Mihaylov. çiftliğinizin satışa çıkarıldığını bildiren duyurusunu okuduk. Üstelik dibinden çıkarılan pislik ve yosun.. gözlerini kırpıştırdı/Şaşkınlıktan başını kaşıyıp zaten karışık olan saçlarını daha da karıştırdı. konuklarını evin öte yanına götürdü. Karımla beni gezdirir misiniz zahmet olmazsa.. ekinler için pek yararlı bir gübredir.

dedi. kumarbazın biridir. yavrum! Ben de acıyorum. tutku dolu bakışlarını kocasının yüzünden ayırmıyor.. — Sattırmayın. Veroçka. — Çok tuhaf.. Konuşurken arada bir de Veroçka'sına bakıyordu. Kovalev. dedi. yokladı. Alıcılara bakarak acaba ne düşünüyorlardı? Kafalarından geçenleri Veroçka anlıyordu. Doğup büyüdüğü yuvasının satılmak üzere olduğunu görmek dokunuyor ona. Mihaylov'un çocuklarıydı bunlar. sevgilim!" diye geçiriyordu. çocuklarını.. "Ne zekisin. Suratını görmedin mi? Karısının da giyime. şuna buna hakkını verselerdi. yemiş. Bu işlere yabancı olmadığı belliydi. kesiyorlar sanki. süse müse düşkün şıllığın biri olduğuna kalıbımı basarım.. şirin çiftlik hayâlleri de tüm çekiciliklerini kaybetmişlerdi. Allanın tembelleri. diye mırıldandı. yatmışlar. hayvancılığa. Allah yardımcısı olsun. ormanların kesilmesine engel olmadığı için Çar'ı yerdi. Bıçak gibi saplanmıştır yüreğine sözleriniz. orada kim ağlıyor? Mihaylov. Birini dövüyorlar.inceledi. banka. Hıçkırıklar çoğalınca Veroçka... buraya şöyle bir şey yaptırmak gerekecek diyordunuz. — Karım.. Çiftliğin kaç dönüm olduğunu. Bilirim böylelerini! . bunca gübreyi kullanmadığı için Mihaylov'a çıkıştı. içmiş. Mihaylov. — Madem istemiyor niçin satıyorsunuz siz de? — Ben satmıyorum ki. saçları dibinden kazınmış bir lise öğrencisiyle iki kız çocuğu gördü. ahırlardaki hayvan sayısını sordu... Dönüşte evin yanından geçerlerken Bayan Kovaleva. Öteki. — Çok acı bir durum! dedi. Yuvasını. — Ne de akıllısın ya.. Havuzun başında konuşurken şunu yıktırmak. şaşkınlıkla Veroçka'nın yüzüne baktı.. — Faizleri ödeyemiyoruz.. Kadınlar böyle şeylere dayanamıyorlar... öte yana döndü. ama suç onların. dedi. İki bin rubleyi verip onları kurtarsak daha iyi ederdik gibime geliyor! Satılmazdı zavallıların çiftliği. Hizmetçi takımından da utanıyor ayrıca. — Niçin ağlıyor? — Zayıf yaratılışlı bir kadındır. Her yıl iki bin ruble! Nerede bulalım bu parayı? İster istemez susuyoruz. beni bu durumda görmek üzüyor onu. — Bir dakika. niçin engel olmuyorsunuz satmalarına? Mihaylov. gülümsedi. içinden. Ahırları dolaşırlarken biraz önceki hıçkırığı yine duydular. bayanım.. omuz silkti. pekâlâ yaşayabilirlerdi burada.. Kocasına dönerek. yuvalarından olmazlardı.. Veroçka.. pencerede.. 'Boşver' der gibi elini salladı. bilimsel tarım yapsalardı. Muhakkak sarhoşun.. Çiftliklerini ipotek ettirmelerini kim söyledi onlara? Niçin hiç ilgilenmediler topraklarıyla? Acımaman böylelerine! Bu toprağı kafalarıyla işleselerdi. kuşama. Kente gitmek için arabaya bindiklerinde taze sabah da.

Mihaylov'lardan boşalan çiftliğe geldiklerinde Veroçka'nın gözüne ilk çarpan şunlar oldu: Çocuk eliyle yazıldığı belli ders notlan. bu işin nasıl yapılacağını herkese göstereceğim! Göreceksin! Kovalev'ler. ekonomik durumu iyi hesap etseydi bu parayı bir dönümden bile çıkarması işten değildi! Yol boyunca hep konuştu Kovalev.. 1886 . başı kopmuş bir oyuncak bebek... Mihaylov değilim ben. iklim koşullarını. yerdeki ekmek kırıntılarını gagalayan bir arı kuşu ve duvarda tebeşirle 'Pis Nataşa' yazısı. Birkaç gidip gelmeden sonra kocası onun drahomasıyla Mihaylova çiftliğini satın alınca üzüntüsü bir kat daha arttı. Hüznü ve insanî yanı derinleştikçe gözünde kocası değerini yitiriyordu: Kendine aşırı bir güvenle akla yatkın tarımdan söz ediyor. Ama sabahki neşesini bir türlü bulamadı. her söylediğinin doğru olduğuna bütün kalbiyle inanıyordu. Mihaylov'un işbilmezliğiyle alay ediyordu. sonunda düşüncesiz.. sürüyle kitap ve dergi getirtiyor. Mihaylov'un soğuk gülümsemesiyle pencerede bir an görünüp kaybolan ağlamaktan şişmiş bir çift iri göz aklından çıkmıyordu. sıkılmak bilmez bir övünme alışkanlığı olup çıktı... hayvancılığa hakkını verseydi...— Nerden bilirmişsin bakalım? — Bilirim işte! Faizi ödeyemiyormuş beyefendi.. Karısı dinliyor.. Tarımcılık üzerine konuşmaları.. Mihaylov'un ailesiyle birlikte arabaya binip bunca yıl yaşadıkları yuvalarını ağlayarak bırakıp gidişlerini görür gibi oluyordu hep.. toprağı gübrelese. değiştirmek ya da kırmak gerekecekti. Başkalarının derdini unutabilmek için çok şeyi boyamak. — Göreceksin! diyordu. İki bin rubleyi böyle bir çiftlikten nasıl çıkaramaz insan! Bilimsel bir tarımcılık yapsaydı.

o da şöyle . Nadya'nın annesi Nina İvanovna'yla birşeyler konuşuyordu. rahmetli kocasının ruhuna okuttuğu dua yeni bitmişti. Nedense herkes bu çocuğun sanatçı bir yaratılışı olduğu inanandaydı. hastalıklı. ancak on beş yılda. kızartılmış hindi. Kara gölgeler yerde hareketsiz yatıyorlar. kentin dışındaki kırlarda. yoksul düşmüş. camların ardında daha bir genç görüyordu annesini şimdi Nadya. yalnızca uzaklarda. belki de kentin öte yanında kurbağaların bağırtılan işitiliyordu. neşeli ve kutsal ilkbahar yaşantısının doğmakta olduğunu düşünmek geliyordu içinden. Biraz hava almak için bahçeye çıkan Nadya. soylu. Bahçe sessiz. oğlu Andrey dikiliyor. Bunun hep böyle sürüp gideceği. büyükanneye yardım almak için Mariya Petrovna adında ufak tefek. Mutfağın bulunduğu bodrum katının açık penceresinden. Daha yirmi üç yaşındaydı. On gün önce Moskova'dan gelen konuklan Aleksandr Timofeiç. İşte biri evden çıkıp merdivenin başında durdu. Saşa'nın annesi ölünce büyükanne sevap kazanmak için onu Moskova'da polis okuluna yatırmıştı. çatal kaşık.. buralardan pek uzaklarda. İyice aydınlatılmış salonda. hoş. salonda yemek hazırlıklarının yapıldığını. gökkubbe altında bir yerde.. sıska. Neredeyse ağlayacaktı Nadya. kişinin içine bir sıcaklık salan mayıs hissediliyordu her yanda! Kişi daha bir rahat soluyor. İki yıl sonra Şaşa bu okulu bırakarak güzel sanatlar okulunun mimarî bölümüne girmiş. allı pullu ipek giysisiyle büyükannenin ortalıkta koşuştuğunu görüyordu. Hemen yanlarında Peder Andrey5 in. Büyükanne Marfa Nikolayevna'nm. ağaçların üzerinde. On altı yaşından bu yana hep evlenmeyi. Kilisenin en kıdemli papazı Peder Andrey ise. serindi. Ve şimdi salonda annesiyle Peder Andrey'in yanında dikilip onları dinleyen Andrey Andreyiç'in nişanlısıydı. Bu kadının Şaşa diye bir de oğlu vardı. içeride büyük bir telaş olduğu işitiliyor. Mayıs. vişne turşusu kokusu geliyordu. Geceleri rahat Uyuyamıyordu. dikkatle onları dinliyordu. nedense sevinemiyordu. Kocası olacak erkekten hoşlanıyordu. bir yuva sahibi olmayı hayâl etmişti. ormanlarda günahkâr basit insanların anlayamayacağı esrarlı. Parlak bir mehtap vardı dışarıda.NİŞANLI KIZ Gecenin onu olmuştu. pek uzaklarda. dul bir kadın gelip giderdi. hızla kapatılan kapı sesleriyle. tüm neşesi uçup gitmişti. en küçük bir değişikliğin olmayacağı duygusu vardı Nadya' nın içinde nedense. ya da kısaca Saşa'ydı bu. Yedi temmuzda düğünleri olacaktı ya. Yıllarca önce.

Büyükanne de boş oturuyor. annemi seyrediyordum. eski. Yirmi yıl önce de böyleydi. Onun bu çeşit sözlerine güler geçerdi önceleri. ondan önceki yıl da. ama yine de bulunmaz bir kadındır. uzun kuru parmaklı. — Buradaki her şey pek garibime gidiyor. iri gözlü. son derece bitkin bir durumda. ama.. sakallı. iyidir.. — Tabii. — Buraları çok güzel. daha önceki yıllar da dinlemişti bunları. Hatta siz bile. ağzıma düş. Nişanlınız Andrey Andreyiç'in de bir şey yaptığı yok. — Haklısınız. nedense bir sıkıntı düşmüştü içine. Başka birşeyler bulup konuşamaz mısınız siz? Şaşa gülümsedi. o da ayağa kalktı. daha güzel giyimli görünüyordu Şaşa. Üstünde düğmeleri iliklenmiş bir ceketle. dedi Şaşa. İğrenç bir koku vardı içerde. — Yıllardan beri dinliyoruz bunları. Merdivenin başında dikilirken bahçedeki Nadya'yı görüp yanına gitti. döşek yerine de eski püskü birşeyler vardı.. Geldiği yazlar kaldığı odanın adı bile çoktandır 'Saşa'nın odası'ydı. dedi. Eylüle kadar kahrım bekli. Hemen hemen her yaz. keten bir pantolon vardı. Birazcık da anlayışlı olması gerekirdi. dedi. nasıl söyleyeyim? Bu sabah erken kalkmıştım. Dört hizmetçi de yerde yatıyorlardı. Anneniz bir kadın olarak gerçekten de pek iyi yürekli. yaşlı kadındır.. daha bir sağlıklı. Saşa'nın başka türlü düşünemeyeceğini biliyordu. güzel yapılı Nadya yanında yürürken. esmer olmasına karşın. tiyatroya gidiyor. taş basma yapan bir atölyede çalışıyordu şimdi. Hayata atıldıktan sonra mimarlığı da bırakmıştı. bekliyor. Bir an sustuktan sonra ekledi: — Annemin bazı zayıf yanları var kuşkusuz. Anneniz sabahtan akşama kadar bir kontes gibi dolaşıyor sadece. ya anneniz? Fransızca konuşuyor.böyle. Ayağa kalkarak. Karyolaları yoktu. Sonbahara kadar kalmalısınız. bilmez. dinlenmek ve biraz iyileşmek için büyükanneye gelirdi.. yine de yakışıklıydı. armut piş. Gömleği ütüsüzdü. Uzun boylu. bit ve tahtakurusundan geçilmiyordu. Dinleyicisinin önünde iki uzun ince parmağını uzatarak konuşuyordu Şaşa. ama şimdi. Nedensiz gülümsedi Şaşa ve Nadya'nın yanına oturdu. Son derece zayıf. — Sanırım öyle olacak. geçen yıl da. Moskova'da. Herkes sırtüstü yatmış. Olduğundan bir o kadar daha genç ve güzel görünüyor böyle.. Büyükanneyi bırakın hadi. dedi. eve doğru yürümeye başladılar. En küçük bir değişiklik yok. Öteki: — Oturmuş. Pek bitkin bir hali vardı. bitirebilmişti. diye devam etti. O da fark etti bunu ve acıdı Saşa'ya. sevimlidir. Nadya. şimdi de böyle. bol paçalı. Şumihin'lere baba evi gibi alışmıştı. mutfağa gittim. içlerinde kendisini hiç yabancı hissetmezdi. içi bir tuhaf oldu: .

keman çaldı. peçeteyi ağzına götürerek birdenbire gülmeye başladı. Ama. Şaşa. Örneğin. Ama o yine de her sabah. Saşa'ya dönerek.. Çarşıda birkaç dükkânı vardı. Yemekten sonra Andrey Andreyiç. Bulunmaz bir ihtiyardır. Umurumda değil Anderyiniz. yüzüne ciddi. Yeter ki biraz bol ye. dedi. doğanın esrarlı. güleç gözlerle tane tane konuşarak. ya da evdeki adıyla 'Babiş'. — Bir haftaya kalmaz. — Mel'un. Nadya'nın nişanlısı Andrey Andreyiç ise şişmanca. bıyıklı bir ihtiyardı. Büyük. Salona girdiklerinde herkes masadaki yerini almak üzereydi. — Andrey'! mi. dedi.. Daima yüksek sesle konuşurdu.— Çok boş konuşuyorsunuz. Beriki. babasının omzunu okşayarak. yine de! — İnanın ki. — Kesin olarak inandığımı söyleyemem. — Babacığımı pek severim. dünyada esrarı çözülememiş çok şey var. Büyükanne. Gelini Nina İvanovna Nadya'nın annesi. anlaşılmaz sandığımız birçok şeyi açıklar bize. esrarlı. Neye benziyorsun bu halinle? derin bir iç geçirdi İnsanlıktan çıkmışsın! Yolunu şaşırmış çocuklardan farkın yok. Nina İvanovna'nın piyanoda eşliğiyle. Peder Andrey. — Demek ki hipnotizmaya inanıyorsunuz? diye sordu. hatta sert bir ifade takınarak. çirkin. Peder Andrey ile Nina İvanovna konuşmalarına devam ediyorlardı. tertemiz bir yüreği vardır. Biraz sonra gözlerinde yaşlar parıldamaya başladı. zayıf. Bir an herkes sustu.. Andrey'im hakkında düşündüklerinizi söylediniz az önce. din. ağlardı. yağlı bir kızartılmış hindi getirdiler masaya. hiçbir yerde . düzelirsin burada. sanatçı ya da artistinkileri andıran kıvırcık saçlarıyla oldukça yakışıklı bir gençti. Sesinin tonundan. heyecanlanmıştı: — Her ne kadar sizinle bir tartışmaya girmeye cesaretim yoksa da. Yüzünde. diye söylendi. canlılığınıza acıyorum ben. pek şişko. yüzünün anlatımından evde en büyüğün o olduğunu hemen anlamak hiç de güç değildi. Nina İvanovna'ya. — Sizinle aynı fikirdeyim. Üçü hipnotizma üzerine konuşuyorlardı. Edebiyat fakültesini bundan on yıl önce bitirdiği halde. pek gülünç bir şey anlatmaya hazırlanıyormuş gibi garip bir anlatım vardı. Peder Andrey. Kocaman. oysa daha hiç tanımıyorsunuz onu. dedi. Sizin gençliğinize. Andrey Andreyiç. kalın kaşlı. parmaklan pırlanta yüzük dolu bir sarışındı. Pırlantalar parıldıyordu Nina İvanovna'nın parmaklarında. babasının varını yoğunu iç ettikten sonra vardı gitti akılsız hayvanların arasına çöp gibi kurumaya. burundan sıkma gözlüklü. anlaşılamayan birçok yanları olduğu da su götürmez bir gerçek bence. bir tek şey bile yok. eski ev de bahçesiyle birlikte onundu. Tanrının onu yoksul düşmekten koruması için dua eder. Babiş. dedi. Peder Andrey. Ancak şunu da biliyorum ki. dişsizdi.. diyeceğim.

çalıyor. hâlâ sabahtı. Masada semaver kaynıyordu ya. daha ötede gecenin serinliğinden uykulu. İşte. annesiyle birlikte olduğu üst kata çıktı (alt kat büyükanneye aitti). Bekçinin ayak sesleri yaklaşıyordu: "Tik. aklını yitirmemesi de şaşılacak şeydi doğrusu Saşa'nın! Bekçinin ayak sesleri çoktandır işitilmiyordu artık. Bir önceki gece düşündüklerini düşünüyordu yine. Şaşa'dan başka çay içen yoktu. aşağı katta hizmetçilerin takımları toplayışından çıkan gürültüyü. kimbilir! Yoksa Saşa'nın etkisi mi vardı bunda? Ama kaç yıldır aynı şeyleri söyler o. bu iyi yürekli. niçin sıkılıyor canım bu kadar? Düğünden önce her nişanlı kız böyle olurdu belki de. Ruh çağırmayla. Şaşa.. elinde maden suyu dolu bardağıyla göründü. nişanlısını geçirdikten sonra. Önceden bilinemeyen pek ağır bir şey bekliyordu onu sanki. Eski mayıs gecelerinde yaptığı gibi.. Tik. evlenme önerisini kabul edişini. Bütün bunlara karşın. Nadya. kalın sesiyle öksürüyordu. gereksiz bir sürü düşünce üşüşmüştü kafasına. Sis dağılmış. tok. çiy taneleri yapraklarda elmas taneleri gibi parıldamaya başladı. Moskova usulü. örtmek için sessiz sessiz ona yaklaşıyor. kafasına . anlaşılmaz bir hali vardır. Soyunup yatağına girdikten sonra uzun süre. ağlamaktan gözleri şişmiş Nina İvanovna. zeki gencin değerini zamanla daha iyi anladığını hatırlatan hep birörnek. Daima uzun uzun. bir oturmada yedi sekiz bardak içerdi çayı. hâlâ çay içiyordu. Nadya uyandığında saat beş olmalıydı. yatağının içinde bağdaş kurup düşünmeye başladı. Uzun zamandır bakımsız kalan bahçe. Nedense pek yavaş geçiyordu saatler. tok. herkes sessizce onu dinliyordu. sandalyelerin düzeltilme sesleri geliyordu. Pencerenin dibinde. hayır için düzenlenen konserlerde keman çalmaktan başka belli başlı bir işi yoktu. vaktin geç olduğunu öğrenince kalkmaya hazırlandılar. Sonunda her şey sustu. ötelerde kargalar uykulu uykulu gaklıyordu. kalın sesiyle öksürdüğü işitiliyordu sadece. Babiş de uyanmıştı." Geniş pencereden bahçe. Uzaklardan bir bekçinin ayak sesleri geliyordu. koyu. omeopatiyle uğraşır. Aşağı kattaki odasında Saşa'nın. semaverin kurulma. bir huzursuzluk düşmüştü içine. Andrey Andreyiç. Yatakta uyanık durmak da hoş değildi. güneşin ışıtmasıyla canlandı bahçe. Salondan.çalışmıyordu. görkemli bir görünüm kazandı. Andrey Andreyiç'in ona kur yapmaya başladığı zamanlan. beyaz bir sis.. — Allahım. genç. Nadya kalkıp penceresinden bahçeyi seyretmeye başlayalı hayli zaman olduğu halde. Şaşa ise oturmuş. hava yeni yeni aydınlanmaya başlamıştı çünkü. gülümseme gibi tatlı bir aydınlığa bürünmüştü çevre.. herkes gülümsedi. Canı uyumak istemiyordu. solgun leylâk ağacı görünüyor. uykusu kaçmıştı. Arasıra. Salonun ışıklarım söndürmeye başlamışlardı. arada bir. Saat on ikide birdenbire kemanın teli koptu. nedense bir korku. büyükannenin söylenişini dinledi Nadya. bahçede kuşlar cıvıldamaya başlamıştı. çok okur. Biraz sonra. Düğüne bir aydan daha kısa bir zaman kaldığı bu son günlerde. 'Artist' derlerdi ona kentte. hem konuşurken de garip.

kutsal kişilerdir sadece topluma gerekli olanlar. Çarşamba. bir an sustuktan sonra. elemli bir anlatımla kaplanıyor. konuşmasını . tanınmaz bir durum alacaktır.takılan kuşkular üzerinde konuşmayı pek severdi.canlandırırım kafamda. Bazan. pek başarılı olamıyordu bu çabaları. bir yeri vardı tutamadım kendimi. Nadya.. her şey sihirli bir değnek dokunmuşçasına.duygu. tertemiz yürekli insanlar dolduracaktır buraları. Sevgili. günahkâr yaşantıdan kaçın. oruç günüydü. gidin buralardan! Bu durgun. sevgili Nadya. kimse kendinden önce başkasına güvenmeyeceği için en büyük kazanç. Anna Karenina'yı getiririm gözümün önüne. İhtiyar. şimdi her yanı dolduran bu kötülüklerin ortadan kalkması olacaktır. Yürüyüşünü. cennet gibi bahçeler. canım. görülmemiş fıskiyeler. yüreğine bir soğukluk giriyor.. Gülünç bir şey söylemeye hazırlanırken son derece uzun. Yemek süresince durmadan şaka yapmaya. ondan bıktığınızı gösterin herkese. O zaman kentiniz yavaş yavaş değişecek. Nina İvanovna da biraz piyano çaldıktan sonra gitti. annesinin onu anlamadığını. bunları derin. Nina İvanovna bir yudum maden suyu içtikten sonra ekledi: — Demin yine aklıma geldi. Saat ikide öğle yemeğine oturdular.ömründe ilk kez yer ediyordu onda. Geceleri gözüme niçin uyku girmiyor dersin? — Bilmem ki. Uyuyamadığım geceler gözlerimi sıkı sıkı kapar. yeryüzü Tanrının cennetine o kadar daha benzeyecektir. herkes inanacağı. Koşarak odasına çıktı. yüzü acıklı. anne? — Bir ihtiyarla kızım anlatan uzunca bir öykü okuyordum dün akşam. sıkıcı. gizlenmek istiyordu. anlayamayacağını sezinliyordu. Büyükanneye pancar çorbasıyla balıklı pilav getirdiler. beni dinleseydiniz! Nadya eski bir koltuğa iyice gömülmüş. İçine bir yılgı düşmüş. ölününkiler gibi kupkuru parmaklarını havaya kaldırdığında çok hasta olduğu. Annesinin elini öpüp yanısıra merdivenlerden inmeye başladı: — Niçin ağladın. niçin yaşadığını bileceği. tersyüz olacak. ağladım.. Ama yine de önemli olan bu değil. Bu toplumun değişmesi. tarihten bir olayı düşündüğüm de olur. temiz çocuk. Böyleleri ne kadar çoğalırsa. dokunsalar ağlayacak gibi oluyordu. Yemekten sonra büyükanne dinlenmek için odasına çekildi. dedi. Sonuna kadar okuyamadım ya. işte şöyle. büyükanneyi kızdırmak için. — Bugünlerde benim de çok canı sıkılıyor. Şaşa odanın içinde bir köşeden öteki köşeye sessiz adımlarla gidip geliyordu: — Öğrenim yapmaya gitseydiniz! Öğrenim görmüş. Şaşa. belki de bu dünyada günlerinin sayılı olduğu düşüncesi aklına geliyormuş gibi. Öz benliğinizi bulun! . anlamlı şeyler sanırdı. Pek büyük yapılar. Alışılmış yemek sonrası söylevine başladı hemen Şaşa: — Ah.. bir yerde çalışıyordu. amiri de kızına tutkun. Nadya. oruç günlerinde yenmesi günah olan etli çorbayla pancar çorbasını birlikte yiyordu. aydın. çevresindekileri güldürmeye çalışıyordu ya. her şeyden kaçmak..Bu. yine ağladım. gözlerini kapamıştı. Nadya.

— Olamaz, Şaşa, evleniyorum. — Eh... Bırakın evlenmeyi şimdi! Başka zorunuz yok mu? Bahçeye çıkıp biraz yürüdüler. Şaşa devam ediyordu: — Bu avare yaşantınızın ne derece boş, pis, töredışı olduğunu iyice düşünmeli, anlamalısınız canım. Siz de, anneniz de, Babiş'iniz de bir şey yapmıyor, hep boş oturuyorsunuz. Öyleyse sizin için başkaları çalışıyordur demek oluyor bu. Sizler onların emeğini, hayatlarını tüketiyorsunuz. Bu, iğrenç, bayağı bir şey değil de nedir? "Haklısınız," demek istiyordu Nadya; tam bunları anladığını söylemeye hazırlanıyordu ki, gözleri doldu, durgunlaştı, titremeye başladı ve kalkıp koşarak odasına gitti. Akşam üzeri Andrey Andreyiç geldi. Her zamanki gibi uzun süre keman çaldı. Pek konuşkan bir insan değildi. Belki de çalarken susmak zorunda olduğu için kemanı bu denli seviyordu. On birde, serinlik olduğu için pardösüsüyle eve dönerken kapıda Nadya'yı kucaklayıp omuzlarım, ellerini tutkuyla öpmeye başladı. Bir yandan da, — Sevgilim, bir tanem, güzelim!., diye mırıldanıyordu. Oh, ne mutluyum bilemezsiniz! Başım dönüyor mutluluktan! Bu sözleri önceleri yine duyduğunu, ya da bir yerde okuduğunu düşünüyordu Nadya... Eski, yırtık, rengi sararmış, çoktandır bir kenara atılmış bir romanda. Salonda Şaşa masanın başına oturmuş, uzun ince parmaklan üzerine fincan tabağını yerleştirmiş, çay içiyordu. Babiş fal bakıyor, Nina İvanovna okuyordu. Nadya, nişanlısını yolcu ettikten sonra odasına çıkıp yattı, hemen uykuya daldı. Ama bir önceki gece olduğu gibi, daha hava yeni aydınlanmaya başlamışken uyanmıştı. Uyumak istemiyordu canı. İçinde dayanılmaz bir ağırlık, heyecan vardı. Yatağında, başını dizlerinin üzerine koyarak oturmuş; nişanlısını, düğününü düşünüyordu... Nedense,,annesinin, ölen kocasını hiç sevmediğini, şimdi de parasız pulsuz, kaynanasının boyunduruğu altına girmek zorunda kaldığını fısıldıyordu kulağına bir ses. Ne kadar düşündüyse, annesini şimdiye dek herkesten başka, olağanüstü bir kadın bilmesine; onun basit, olağan, mutsuz bir kadın olduğunu görememesine bir anlam veremedi. Aşağı katta Şaşa da uyumuyordu. Kesik kesik öksürük sesi gecenin sessizliğinde pek derinden işitiliyordu. Ne garip, saf adam, diye düşünüyordu Nadya. Anlattığı cennet bahçeleri, görülmemiş fıskiyelerde olmayacak, pek aptalca birşeyler varmış gibi geliyordu ona. Ama onun bu aptalca düşüncelerinde, hatta saflığında yine de o denli güzel, çekici bir şey vardı ki, öğrenim yapmaya gitse nasıl olur acaba? diye düşünmeye bile başlamıştı Nadya. Yüreği küt küt vuruyor, içi'bir hoş oluyor, heyecanlanıyordu. — Düşünmemek daha iyi, düşünmemek daha iyi... diye mırıldandı kendi kendine. Böyle şeyler düşünmemeliyim. Uzaktan bekçinin ayak sesi geliyordu: "Tik, tok... tik, tok... tik, tok..." Haziranın ortalarında Saşa'nın canı birdenbire sıkılmaya başladı. Moskova'ya yolculuk hazırlıklarını tamamlarken sıkıntılı sıkıntılı,

— Bu kentte kalamam artık, diyordu. Ne su var bu kentte, ne de kanalizasyon! Ağzıma bir lokma yemek koymaya iğreniyorum; mutfakta pislik diz boyu... Büyükanne, nedense alçak sesle, kandırmaya çalışıyordu onu: — Biraz daha kal, yavrum! Ayın yedisinde düğün olacak! — İstemem. — Hani eylüle kadar kalacaktın! — Kalmayacağım. Çalışmam gerek! Islak ve serin bir yaz başlamıştı. Ağaçlar nemli, bahçede her şey hüzünlüydü. Gerçekten de çalışmak istiyordu kişinin canı. Evin tüm odalarında tanıdık olmayan kadın sesleri çınlıyor, büyükannenin odasındaki dikiş makinesi durmadan çalışıyordu: çeyizi hazırlamaya çalışıyorlardı. Nadya'nın çeyizinde, büyükannenin söylediğine göre, en ucuzu üç bin ruble değerinde yedi tane kürk vardı sadece! Evdeki telâş sinirlerini bozuyordu Saşa'nın. Odasında oturuyor, durmadan diş gıcırdatıyordu. Kalması için herkes yalvarıyordu ona. Sonunda, temmuzun birinden önce gitmeyeceğine söz verdi. Zaman pek çabuk geçiyordu. 'Petrov Günü' öğleden sonra Andrey Andreyiç ile Nadya, kendilerine kiralanıp hazırlanan evi bir daha görmek için Moskova Sokağına gittiler. İki katlı bir evdi bu. Ancak ikinci katını hazırlamayı yetiştirebilmişlerdi. Salonun döşemesi cilalanmış, pırıl pırıldı. Viyana stili sandalyeler, piyano, keman çalarken notaları koymak için çatkı... her şey yerli yerindeydi. Taze boya kokuyordu içerisi. Altın çerçeveli, yağlıboya bir tablo vardı duvarda: sapı kırılmış mor bir vazonun yanında ayakta duran çıplak bir kadın. Andrey Andreyiç saygıdan derin bir soluk alarak, — Pek hoş bir tablo, dedi. Şişmaçevskiy1 indir. Sonra, ortasında yuvarlak bir masa duran konuk odasına geçtiler. Masa, kanepe ve koltuklar parlak mavi bir kumaşla kaplıydı. Kanepenin arkasındaki duvar, Peder Andrey'in nişanlarıyla kaplıydı; bir de din giysileriyle çektirdiği bir portresi asılıydı. Oradan, her şeyi tamam yemek odasına geçtiler. Daha sonra, loş yatak odasına girdiler. İki karyola yan yana kurulmuştu. Bu odayı döşeyenler, burada daima mutluluğun egemen olacağını, başka türlü bir yaşantının kapıdan içeri giremeyeceğini göz önünde tutarak döşemişlerdi sanki. Andrey Andreyiç, nişanlısına odaları bir bir gösteriyor, elini belinden hiç çekmiyordu. Nadya kendisini zayıf, suçlu hissediyor, bütün bu odalardan, karyolalardan, koltuklardan, tablodaki çıplak kadından nefret ediyordu. Andrey Andreyiç'e olan sevgisini artık yitirdiğini anlamıştı. Belki de hiç sevmemişti onu. Ama kime, nasıl söyleyecekti bunu? Gündüz gece hep onu,düşündüğü halde, şimdiye dek niçin anlayamamıştı nişanlısını sevmediğini?.. Andrey Andreyiç kolunu beline dolamış, kulağına tatlı sözler fısıldıyordu. Kendi evinde, yarın karısı olacak kızla dolaşırken pek mutlu olduğu belliydi. Ama Nadya bütün bunlarda sadece basitlik; aptalca, saf, sıkıcı, dayanılmaz bir bayağılık görüyordu. Beline dolanan kol, sert, soğuk bir demir çember gibi geliyordu ona. Kaçmaya, avazı çıktığınca bağırmaya, pencereden aşağı atlamaya her an hazırdı. Andrey, banyoya götürdü onu, duvarın içine yerleştirilmiş musluğu çevirdi; birdenbire

su akmaya başladı. — Nasıl? dedi Andrey. Yüz kova su alabilecek bir depo yaptırdım tavan arasına. Her an suyumuz olacak. Dışarı çıkıp avluyu gezdiler, sokağa çıkıp bir araba kira layarak eve yollandılar. Rüzgâr, koyu toz bulutlarını öteye beriye savuruyor, her an yağmur bekleniyordu. Andrey Andreyiç, tozdan gözlerini kısarak, — Üşüyor musunuz? diye sordu. Nadya susuyordu. Andrey bir süre yanıt bekledikten sonra, — Hatırlıyor musunuz? dedi, çalışmadığım için sitem etmişti bana Şaşa, dün akşam. Haklı! Hiçbir şey yaptığım yok, yapamam da. Niçin acaba, sevgilim? Bir gün alnıma kokartımı takıp çalışmaya gidebileceğimi düşünmek bile niçin iğrendiriyor beni? Niçin bir avukat, Latince öğretmeni ya da belediye memuru görünce rahatsız oluyorum? Hey anayurdum Rusya! İşsiz güçsüz, bir şeye yaramayan ne de çok evlâdın var! Benim gibi çilekeş ne çok insan barınıyor koynunda! Andrey Andreyiç, çalışmamanın genelliğini, bu durumun zamandan ileri geldiğini göstermeye uğraşıyordu. — Evlendikten sonra, diye devam etti, köye gider, orada çalışırız, sevgilim! İçinden dere geçen küçük bir çiftlik alır, var gücümüzle çalışırız... Ne mutlu olacağız sizinle! Şapkasını çıkarmış, saçlarını rüzgâra koyvernıişti. Nadya onu dinliyor, bir yandan da şöyle düşünüyordu: "Tanrım! Bir an önce evde olmak istiyorum! Tanrım!" Bahçenin girişinde Peder Andrey'e yetiştiler. Andrey Andreyiç, şapkasını sallayarak sevinçli bir sesle, — Bakın, babam da size gidiyor! dedi. Ve arabacıya parasını verirken, — Babamı pek severim, diye ekledi. Gerçekten, can bir ihtiyardır. Üzerine yoktur. Konukların geç vakte kadar oturacaklarını; onlarla ilgilenmesinin, gülümsemesinin, keman ve bir sürü ipe sapa gelmez saçmalıklar dinlemesinin, hep düğünden konuşmasının gerektiğini bildiği için eve girdiğinde Nadya'nın canı son derece sıkkındı. Allı pullu ipek giysilerinin içinde kurulan büyükanne, konukların yanında her zaman takındığı kibirli tavrıyla semaverin başında oturuyordu. Peder Andrey, dudakların da kurnaz bir gülümsemeyle içeri girdiğinde büyükanneye yönelerek, — Sizi sağlıklı görmekle büyük sevinç ve yüreğime su serpen bir teselli duymaktayım, dedi. Şaka mı yoksa ciddi mi konuştuğunu anlamak güçtü. Rüzgâr kapıları pencereleri takırdatıyor; her yandan ıslık sesi geliyor, evin meleği sobanın içinde içli şarkısını söylüyordu. Geceyarısı, saat birdi. Evde herkes yatmıştı ya, henüz kimse uykuya dalmamıştı. Alt katta biri keman çalıyormuş gibi geliyordu Nadya'ya. Keskin bir gürültü işitildi: Pancurlardan biri kopmuş olmalıydı. Bir dakika sonra Nadya'nın odasına elinde bir mumla Nina

genç kız oldun. akıllısın. anne! Tanrım. Hıçkırıklar konuşmasına engel oluyordu. Yorgunluktan sinirlerin bozuldu. bırak beni gideyim buradan! Yalvarırım. Birden başını avuçlarının içine alıp hıçkırarak ağlamaya başladı. Karyolanın kenarına ilişerek. ayaklarına kapanırım. bir aptal o. Nadyâ hıçkırarak ağlıyordu: — Git yanımdan anne. — Olmaz. diyordu. Daima öyledir sevgililer. biraz açıldıktan sonra. Düğün olmamalı. ürkek gülürrisemesiyle annesi daha bir yaşlı. Biraz sakinleş. Senin de böyle hırçın bir kızın olacak. ne olur! Nina İvanovna şaşırmıştı. Gözleri yaşlı Nina İvanovna yatağına girmiş. — Nereye? diye sordu. Nereye gideceksin? Uzun uzun ağladı Nadya. ağzından çıkan her sözü nasıl gururla dinlediğini hatırladı nedense. ama sonra barışırlar. çıkar bunu aklından. her şeyi unutuverirler hemen. — Ah. çirkin ve bodur göründü ona. Sandığınız gibi zeki biri değil o. Nadya? Bu rüzgârlı gecede örgülü saçları. Çok korkmuştu Nina İvanovna. Bu sözlerden hiçbiri yoktu aklında şimdi. Yalvarırım iyi düşün ve anla beni! Yaşantımızın ne denli anlamsız ve bayağı olduğunu anla yeter. Ben . Doğada hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. elinde bir kitap tutuyordu. Nadya karyolasında oturuyordu. Sobadaki sesler yine başladılar.. anneciğim! Yalvarırım. — Büyükannen de sen de çok üzüyorsunuz beni! dedi. ama hıçkırik boğazında düğümlendiği için söyleyemedi. dedi. göreceksin kendin de güleceksin bu söylediklerine. sonra büyüdün. Hatta "Aaaah. Nadya aceleyle karyolasından atlayıp annesinin yanına koştu. Kalbimi bir bilsen. çok mutsuzsun da. birdenbire korkunç. hatta büyükanne olmuşsun. şimdi yuva kurmaya hazırlanıyorsun. Çabuk çabuk konuşarak. anladın mı? Onu sevmiyorum. ağlayarak çıkıp odasına gitti. Gözlerim açıldı artık. — Anne. Allahım!" gibi bir de ses işitildi. — Buradan gitmeme izin ver.. Hıçkırarak. Olur böyle şeyler. Daha dün bir bebektin. mavi battaniyesini göğsünün üzerine kadar çekmiş. Andrey Andreyiç'in ne mal olduğunu da biliyorum. yavrum. yavrum. Niçin boş konuşuyorsun? Niçin? Bir şey söylemek için ağzını açtı Nina İvanovna. dedi. şimdi her şeyi bütün çıplaklığıyla görebiliyorum. — Sevgili anneciğim. git! Biraz bekledikten sonra Nina İvanovna. anneciğim. olmayacak da. Sonunda. beni dinle. ama mutsuz. aceleci bir hareketle yatağının içinde oturdu. ürküntü verici bir şey dolmuştu odaya. — Anneciğim. Sobadaki şarkıya birkaç kalın ses daha katıldı. bir aptal! Nina İvanovna. Bir konuda atıştınız Andrey'le herhalde. dedi. Göz açıp kapayana dek bakacaksın anne. dedi.İvanovna girdi: — Ne vurdu öyle.de yaşamak . biliyorum. Yakın zamana kadar onu gözünde nasıl da büyüttüğünü. adını bile etmek istemiyor canım.

geri kalan boştur. Sabaha dek düşündü. — Yapamayacağım. olağanüstü birşeyler söylemesini bekliyordu. sıkıntı bile çekseniz. Önemli olan yaşamasını bilmektir. yaşlı bir erik ağacını devirdiğini söyledi büyükanne sabahleyin. Şimdiye dek burada yaşayabilmeme bir türlü akıl erdiremiyorum. Bir sözcük bile söylemeden koltuğun dibinde diz çöküp elleriyle yüzünü kapadı. Yaşantınızı düzelttiğinizde her şey değişecek. Nişanlımdan. anlamsız bir görünümü vardı ki. gözlerinde sonsuz bir bekleyişle bakıyordu Saşa'ya. Bulutlu. ne kadar sevinçliyim! Nadya. tutku dolu gözlerini kırpmadan bakıyordu Saşa'ya. anlamsız yaşayışımdan iğreniyorum. Nadya devam etti: — Canıma tak dedi bu yaşantı artık. pencerede oturup sabahı beklemeye koyuldu.. zavallı. Sevinçten ellerini kollarını sallıyor. Battaniyenin altına girip iki büklüm oldu. ıslık çalıyordu sanki.. Sonunda durumu kavramış. Nadya odasına gidip giyindi. bir çocuk gibi sevinmişti. Gidip bir okula girin.. iri.. Çaydan sonra Nadya. kendimden. — Ya. Pancurları birisi takırdatıyor. odanın içinde zıp zıp zıplıyordu. diye devam etti. — Yemin ederim ki pişman olmayacaksınız.. sonsuz ufuklar açılmaktaydı Nadya'nın önünde. Acı acı ağlamaya başlamıştı. Öyle küçük. Ellerini ovuşturarak: — Pek güzel! dedi. Üçüncü zil çaldığında koşup trene binin. yeni. hakkım değil mi bu? Çöktürdünüz beni siz!.. yağmur pencere camlarında takırdıyordu. Çantanızı bavulumun içine koyar. Moskova'ya kadar birlikte oluruz. oradan Petersburg'a bir başınıza devam edersiniz. Saşa'nın odasına gitti. Allah aşkına birlikte gidelim! Bir süre şaşkın şaşkın Nadya'nın yüzüne baktı Şaşa.. Bir süre düşündükten sonra: — Yarın gidiyorum. pek anlamlı. yılmayın. Daha bir şey söylememişti ya. bu başıboş. — Neniz var? diye sordu Şaşa. Tanrım.. gideriz. Herkes soğuktan sızlanıyor. anlayamıyorum.istiyorum oysa! Yaşamak! Yumruğuyla iki kere göğsüne vurduktan sonra devam etti: — Biraz özgürlük de bana verin! Daha gencim. Beni yolcu etmek için tren istasyonuna gelin.. biletinizi de alırım... düşündü. Bir gün daha kalamam burada. Ölüme bile olsa. İyi bile. şimdiye dek bilmediği. ışık bile yakılsa yine de insanın içine kasvet salan puslu bir gündü. hiç düşünmeden gidebilecek bir ruhsal yapı içinde. Rüzgârın bahçedeki tüm elmaları yere döktüğünü. Yarın gidiyorum.. Üzülecek bir durum değil bu. ben de 50 yaşamak istiyorum. dedi Şaşa. duygulu bir sesle. Büyülenmiş gibi. Öyleyse yarın . Nüfus kâğıdınız var mı? — Var.. dedi. karşısındaki erkeğin önemiyle oranlı. Şaşa.

Hâlâ uyuyordu Nina İvanovna. Bütün bunlardan korkmuyor. Şimdiye dek fark edilemeyecek kadar ufak olan gelecek ise . Nadya. Annesini. . asık yüzlü geçmişi sıkışıp küçücük bir top oluvermişti. sevgi doluydu. Birdenbire her şeyi. Andrey'le babasını. yemyeşil tarlalarla telgraf direkleri hızla geriye doğru koşuyor. çok eskiden Kazakların savaş sanatını öğrenmek için Zaporojya'ya gitmeleri gibi bir şeydi bu. Şaşa! — Olur. Nadya'yı arabaya yerleştirip dizlerini yol battaniyesiyle örttü. sessiz adımlarla annesinin odasına gitti. Dışarıda bardaktan boşanırcasma yağmur yağıyordu. Babiş. Allahaısmarladık! — Tanrı korusun seni! — Sağ ol! Nadya sadece ağlıyordu. Gittikçe uzaklaşıyordu onlardan. kendisi de geçip yanına oturdu.büyüdü. Mutluluktan soluğu tutulacak gibi oluyordu Nadya'nın: özgürlüğe. bütün görüş ufkunu kapladı. Böyle bir havada adam geçirmek de nerden geldi aklına? Gitmesen iyi ederdin. Ama odasına çıkıp yatağına girer girmez derin bir uykuya daldı. ağlamanın verdiği rahatlık ve saf bir gülümsemeyle sabaha dek uyudu. Nadya tüm hazırlıklarını tamamlamış. Kompartımanda yerlerini aldıktan sonra tren kalkınca öylesine anlamlı. Yüzünde.. Arkalarından büyükanne: — Yolunuz açık olsun! Tanrı yardımcınız olsun! diye bağırıyordu.gidiyoruz. Uşağı araba çağırmaya göndermişlerdi. Elveda. gidene dek çok acı çekeceğini. annesini seyrederken tam olarak inanamadığı şeyin. hayatında ilk kez bu denli ağır bir sorumluluğun altına girdiğini. Şaşa. kent. şapkasıyla pardösüsünü de giymişti.. Baksana. diyordu. Yağmur. büyükannesini. öğrenmeye gidiyordu. — Araba seni güç alacak.. Odası sessizdi. nasıl yağmur yağıyor! Nadya birşeyler söylemek istiyordu ya. Nadya annesini öptü.. kötü kötü düşüneceğini sanıyordu Nadya. yeni evlileri. başaramıyordu. bir zamanlar. Evden aldığı mektuplar sakin. Üstü kapalı arabanın sürücüsü sırılsıklamdı. Büyükannesiyle vedalaşırken. Saşa'yı pek özlemişti Nadya. Moskova'dan yaz bize. Sıcaklığını daha yitirmemiş karyolasının ayakucunda durup odasını bir daha gözden geçirdi. Hep onları düşünüyordu. saçlarını düzeltti. Annesiyle kendi odasını son bir kere daha görmek için üst kata çıktı. Sonbahar.. kompartımanın pencerelerinde fıkırdıyor. tablodaki çıplak kadını hatırladı. Sonra ağır adımlarla aşağı indi. Hizmetçiler bavulları arabaya yerleştirirlerken büyükanne. — Evet! Lütfen! Pek heyecanlı olduğunu. tellere konmuş kuşlar uçuşuyorlardı. buralardan uzaklara gidişinin gerçek olduğunu görüyordu şimdi. iki dakika bekledi. — Olur! diyordu. olur böyle şeyler! Üzülmeyin. gülümseyerek. Şaşa. sıkılmıyordu artık. arkasından kış geçti.

Nedense Şaşa. bana geldi. Yüzünde acıklı bir anlatım vardı. Nadya gelmiş! diye haykırmıştı. Sonra Saşa'nın. Geçen yazki gibiydi Şaşa: sakallı. Şaşa. hastayım. ama çok değil. ilginç olan Saşa'yı artık öyle göremediğine ağlıyordu: — Sevgili Şaşa.. Masanın üzeri ve döşeme sinek ölüsü doluydu. belki de mezara girmesi pek yakın bir yarı canlı olduğunu yavaş yavaş kavramaya başlamıştı. Çok şey borçluyum size! Benim için ne büyük bir anlamınızın olduğunu. Mayısta sınavlarını verdikten sonra sağlıklı. — İki gün sonra Volga'ya gidiyorum. çatlak bir sesle konuşuyordu. saçı başı darmadağınık. gerçekten hasta olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. çökmüştü. gelmişti Nadya'ya. neşeli bir şekilde eve dönerken Saşa'yla görüşmek üzere Moskova'ya uğradı. Petersburg'da bir kış geçirmesinden. heyecanla anlatıyordu: — Her şey yolunda gitti. Aynı ceket ve keten pantolon üzerindeydi. ilginçliğini yitirmiş. Ama ikide bir öksürüyor. sadece gülerdi. Saşa'nın yaşayışıyla gülümseyişini görüp söylediklerini dinledikten sonra Nadya. en candan yakınmışınız. çocukluk çağı gibi pek uzaklarda kalmış görünen geçmişi hatırladı. kolayına geldiği gibi. eski. Şaşa! — Boşverin. Nadya dikkatle yüzüne bakıyor. bu kez biraz taşralı. Oturup uzun uzun konuştular. Kardeşim. Sizi böyle solgun yüzlü ve zayıf görmemek için yapamayacağım şey yoktu. bir tanem! Koyu bir sigara dumanının doldurduğu atölyede oturdular. — Tanrım. Birdenbire Andrey Andreyiç'i. Pek iyi bir karısı var. Büyükannemin kaçmama pek kızmadığını.Her şey bağışlanmışa. Nadya. benim iyi Şaşa'çığım! Gerçekte benim en yakınım. rahatlığına aldırmadan yaşadığını söylüyordu. yalnızca biraz zayıflamış. onu sevdiğinden söz etse bir şey anlamaz. Saşa'nın özel yaşantısını pek önemsemediğini. Masanın üstündeki sönmüş semaverin yanında. Saşa'nın gözlerinde bir mutluluk okunuyordu. dedi. Sonbaharda annem Petersburg'a. bilgisiz. her gün odama çıkıp dua ettiğini söyledi. tablodaki çıplak kadını. Her şey. yine sigara dumanı ve döşemesi tükürük dolu odasına gittiler. Güç soluk alınıyordu içeride. onu görünce neşeyle gülümsemiş. — Siz hastasınız. ona gerçeği gösteren bu insanın artık yaşama dönemini bitirmiş. Nadya telâşlanmıştı: — Tanrım! Niçin bakmıyorsunuz kendinize? Niçin tedavi olmuyorsunuz? Gözleri yaşarmıştı Nadya'nın. Güzel gözleriyle pek değişmemişti ya. Kımız içeceğim orada. Biri çıkıp ona mutlu olması için yapması gerekli şeylerden. görgüsüz.. bilgili. dedi Şaşa. havayı son derece ağırlaştırmıştı. içinde siyah bir kâğıt olan kırık bir tabak duruyordu. Hep öksürüyordu. çok hastasınız siz. benzi de uçuktu. canımı bile seve seve verebilirdim. yaşantısını bir düzene sokmasının yararından. unutulmuşa benziyordu. Gözünde daha geçen yıl o denli aydın. yaşantımı nasıl değiştirdiğinizi bilemezsiniz. Boğucu bir çini mürekkebi ve boya kokusu sigara dumanına karışmış. öğrenim yapmak için . Bir arkadaşım da karısıyla geliyor.

— Nasılsın. Şaşa çay ve elmayla ağırladı konuğunu. ağlamaya başladı. Nina İvanovna da çökmüş. Sonra Tanrıya yalvarmaya. eski onurları. Hayatından memnun musun? Çok mu memnunsun? — Evet. Yalnızca müzik aletleri tamircisi Almanı gördü: sarı pardösüsünü giymiş. Çok şeyi daha iyi görüyor. Gece yatağına girip battaniyesini boğazına kadar çektiğinde. evlerine konuk çağırmaya haklan yoktu artık. Felsefeyle uğraşıyor. Dışarıdaki güneş ışığıyla dolu. Bütün bunlara karşın. tok. Nina İvanovna odanın içinde bir aşağı bir yukarı dolaşıyordu. bu sıcak. Bir tanem! Sonra oturup hep birlikte sessizce ağlaştılar. Rahat. neşeli. — Yavrum! dedi. daha açık . Nadya odasına çıkıp karyolasını. Nina İvanovna kalkıp Nadya'yla pencereleri kutsadı. tok. gürültülü bahçe de değişmemişti hiç. O zaman. tasasız yaşantıya elveda! demekten başka çaresi kalmaz. tik. çirkinleşmiş. dedi. Tren hareket ettiğinde gülümseyerek mendil sallarken pek ağır hasta olduğu. anne. yine de bir eksiklik varmış gibi geliyordu ona: odalar boş.. Kızın görünce tüm bedeni titreyerek. Sonra gara gittiler. Sokaklarda kimsecikler yoktu. Ama pırlantalar eskisi gibi yine parıldıyordu parmaklarında. çevresine bakınarak karyolanın ayaklığına ilişiverdi... İstasyondan eve giderken sokaklar hayli geniş. Büyükannenin de. annenin de geçmişi bir daha dönmemek üzere yitirdiklerini düşündüğü belliydi: toplum içinde bir yerleri. — Gördüğün gibi dindar oldum artık. Annesi geldi yanına. tavanlar alçaktı sanki. anne? — İyi. Kentine gün ortasında vardı Nadya. — Büyükannemin sağlığı nasıl. Yaşantısını değiştirmesini istiyorum.. bir deri bir kemik kalmıştı. oturup derin düşüncelere daldı. Rahat. lezzetli." — Her şeyden önce hayatın prizmadan geçirilmesi gerekir. Nadya'yı kucaklayarak yüzünü omzuna dayayıp uzun uzun ağladı. Nadya? diye sordu. yağlı kaymakla çay içti. yumuşacık döşekte yatmak gülünç geldi ona. ama evler küçük. daha uzun süre yaşayamayacağı titreyen bacaklarından da belliydi. tüm eşyalarını yerli yerinde gördü. Şaşa ile kaçtıktan sonra senden aldığımız telgrafı okuyunca küt diye düşüp bayılmış. beyaz sevimli perdelerini. yine çirkin büyükanne. aceleyle bir yere gidiyordu. Tüm evler tozla kaplıydı sanki.. birbirine pek sokulmuş geldiler ona. tasasız yaşarken geceleyin birdenbire polisin evi basıp arama yaparak ev sahibinin bir sahtekâr olduğunu açığa çıkardığı zamanlarda da böyle olur kişi. düşünüyorum.Petersburg'a gitmesini söylüyorum ona hep. Suçlu gibi ürkek. Yani. Parmağıyla masasına dokundu. Şimdi iyi. Artık iyice ihtiyarlamış şişko. Her şeyden önce hayatın prizmadan geçirilmesinin gerektiğini öğrendim. anlıyorum şimdi. hep düşünüyorum. üç gün hareketsiz yatmıştı. Sonra alt kata inip iştahla yemeğini yedi. Bir süre dalgın durduktan sonra.. Bekçinin ayak sesleri işitiliyordu: "Tik.

pis odada yaşamaktan başka bir yaşantı düşünülemeyen büyükannenin evinden iz kalmayacağı. Eve alışmıştı Nadya artık. özgür olma hakkını kazanacaktı! Ergeç başlayacaktı o hayat! Dört hizmetçi için. yahut kısaca Saşa'nın veremden öldüğü bildiriliyordu. Tavanlar her gün biraz daha alçalıyormuş gibi geliyordu Nadya'ya. Akşamları Nina İvanovna. sokakta hiç çekinmeden dolaşıyor. gözden geçiriyordu. ne zaman gittiğini bilmiyordu Nadya. büyükannenin ağlamasını dinleyerek bir süre salonda dolaştı. Harcayacağı her on köpek için büyükanneye danışmak zorundaydı. iki haftadan beri hastanede yattığını yazıyordu. Nina İvanovna' nın daha neler anlattığını. Sonra. Yaşantısını Saşa'nm istediği gibi değiştirdiğini sezinliyor. — Nişanlı kız! Nişanlı kız! Nişanlın nerde? diye bağrışıyorlardı. Masanın üzerinde bir telgraf duruyordu. Komşu evin çocukları pek eğlendiriyorlardı Nadya'yi. Büyükanne heyecanlı heyecanlı birşeyler soruyordu... Kentte her şeyin çoktan ömrünü tükettiği. Evde çok sinek vardı. kızdırmak için gülerek. bir an önce başlasaydı o yeni. felsefesini anlatıyordu. bodrumdaki ufacık. Nadya. Oysa Nadya bahçede. yanıp kül olmuş. Şaşa. Nadya aşağı indiğinde büyükanneyi gözleri yaşlı. Peder Andrey ya da Andrey Andreyiç'le karşılaşmaktan korktukları için sokağa çıkamıyorlardı. yalnız. çok uzak bir anıydı onun için. genç. bu kentteki her şeyin de onun için gereksiz. ışığın yedi ana renge ayrıldığı gibi. köşede dua ederken buldu. çite taşla vuruyorlar. Önceleri olduğu gibi yine bir yanaşma gibiydi evde. Aleksandr Timofeiç. Mayıs geçti. sonra telgrafı alıp okudu.söyleyeyim. yabancı.. geçmişinin artık ondan koptuğunu. Saşa'yla tanışması artık tatlı. Bunun ne demek olduğunu anlamıştı Nadya. Büyükanneyle Nina İvanovna. ötekiler dinlese de dinlemese de. Nadya ise odalarda dalgın dalgın dolaşıyor. yeniden Petersburg'a gitmeyi pek istiyordu. gereksiz olduğunu. Saratov'da biraz hastalandığını. hiç kimsenin hatırlamayacağı bir zaman gelecekti elbet. ölünün ruhuna okutulacak duanın hazırlıklarını yaptırmak için kalkıp kiliseye gittiler. Saratov'dan bir mektup gönderdi. sık sık soluyordu. O. Hemen uyuyuvermişti. O zaman kaderinin gözlerinin içine cesaretle bakabilecek. Dün sabah Saratov"da. ama uzak. her birinin ayrı ayrı incelenmesi gerekir. evleri. İnanca benzeyen bir önsezi sarmıştı içini. bahçede dolaşırken. Büyükanne hep semaverle uğraşıyor. Yaşamayı. Yalnız. neşeli.. sesinin kısıldığını. hayatın da en basit elamanlara bölünmesi. kendisinin buralarda bir başına. köhne çitleri seyrediyor. bu önseziyle Şaşa hakkındaki düşüncelerinin onu eskisi gibi heyecanlandırmamasına canı sıkılıyordu. parlak hayat. neşeli elyazısıyla Volga bölgesindeki gezisinin pek iyi geçtiğini. Gün daha ağarmadan pencereye oturup dinlemeye koyuldu: Alt kattan sesler geliyordu. düşünüyordu. birisi sesli ağlamaya başladı. Oynak. taze bir şeyin doğmasını beklediği kanısındaydı. onu kimsenin. Ah. haziran girdi. Gece hiç uyuyamadı. Babiş'le Nina İvanovna. külü de rüzgârla savrulmuş gibi tümüyle . anlamsız olduğunu.

sevgili Şaşa!" diye mırıldandı. neşeli. Niyeti bir daha dönmemekti. anlamlı bir hayat vardı. Ertesi sabah evdekilerle vedalaştı. özgür. Saşa'nın odasına girip ortasında dikildi. "Elveda. Önünde yepye• ni. mutlu olarak doğup büyüdüğü kentinden çıkıp gitti. bilinmezliklerle dolu bir hayat çekiyordu onu. Yol hazırlığı yapmak için odasına çıktı. Henüz karanlık.yok olduğunu biliyordu. 1903 .

Yeni evlileri yolcu etmek için daire arkadaşlarıyla akraba. babalarının frakının eteğinden çekeliyor. Müzikli. Pötr Leontiç. özellikle. bıyıksız bir devlet memuruydu. ellerinde kadehler 'hey' diye bağırmak için trenin kalkmasını bekliyorlardı. tombul yanaklı. iki yüz verst uzaktaki bir manastıra duaya gideceklerdi. sağlıklarına kaldırdıkları kadehleri sonuna kadar içtikten sonra tren istasyonuna yollandılar. Birçoğu. — Anyuta! Anya! Anya! Bir şeycik söylememe izin ver! diye yalvarıyordu kızına.. kompartımanı gözden geçirdikten sonra kalkıp eşyaları yerleştirdi. geçip genç karısının karşısına oturdu. Babasının fısıldadıklarından bir şey anlayamıyordu kızcağız: sanki üflüyordu kulağının içine. tanıdık kalabalığı. Yüzü nasıl da acıklı. Olgun Modest Alekseyiç'in. ellerini haç çıkartarak kutsadı. bunu daha olağan bulmuşlardı. gözlerinde yaşlar parıldıyordu. suçluydu. Tren hareket edip istasyondan çıkarken Anya. Kulağına birşeyler fısıldadı babası. kadehindeki şarabı yerlere saça saça trenin arkası sıra bir süre koştuğunu gördü. babasının iki yana yalpa vura vura. Modest Alekseyiç. dut gibi sarhoş.. utangaç fısıldıyorlardı: — Babacığım. Çevresi özenle alınmış yuvarlak sakalı ayak topuğunu andırıyordu. Silindir şapkalı.. Önemli bir aşamaya ermiş Modest Alekseyiç gibi yaşlı başlı bir kişi için gürültülü bir düğünün pek de uygun kaçmayacağı kanısındaydılar. bıyığının . yeter. Babacığım. bu geziyi. ablak yüzlü. Anya pencereden sarktı. mutluluklarla dolu bir düğünle onu izleyen akşam yemeği yerine. acıklı bir sesle.BOYUNDAKİ NİŞAN Nikâh töreninden sonra yiyecek soğuk bir şey bile yoktu. öğretmen giysili kayınpeder Pötr Leontiç. şişko. göğsunu.. Doğrusu. Yüzünün en dikkati çeken özelliği. genç karısına nikâhta bile ilk yeri dine ve töreye tanıdığını anlatmak için çıkardığını söyleyenler de yok değildi. — Heeey! diye bağırıyordu. favorili. Yeni evliler. Bunu yaparken soluğu titriyor. Anya'nın lise öğrencisi olan iki erkek kardeşi Petya ile Andrüşa. Orta boylu. yüzü bembeyaz. saf. elindeki kadehi vagonun penceresine kaldırıyor. Keskin bir şarap kokusu yayılıyordu çevresine. danslı. hadi. Gülümsüyordu.. kızının yüzünü. elli iki yaşındaki bir devlet memurunun daha on sekizine yeni basmış bir kızla evlendiği düğünde müzik dinlemek iç açıcı olmazdı zaten. Yeni evliler sonunda yalnız kalmışlardı..

"Niçin bu kadar bahtsızım ben acaba?" Modest Alekseyiç. Bu adamın o kalın.. Bundan beş yıl önce Kosorotov'a ikinci derece kutsal Anna Nişanı'nı verdiklerinin ertesi günü. Az önce babasıyla kardeşleri onu yolcu . ederlerken. İkinci derece Anna'yı kazandığımda valinin aynı sözü bana da söylemek için nedenler bulamayacağım umarım. kadınlara yabanı bir erkeğin beceriksizliğiyle Anna'nın beline koydu elini.1 öteki ikisi boynunuzda. sonra omzunu okşamaya başladı. Erkekler.. annelerini toprağa verdikleri günün akşamı olduğu gibi aç. Daha bu sabah bile her şey böylesine iyi olup bitti diye seviniyor. ceplerinde bir köpek bile olmadığını anlamıştı. başları önlerine eğik. frakıyla yeleğini de çıkarıp pijamasını giydi. teşekkürlerini sunmak üzere adamcağız huzura çıktığında. dedi.. Kardeşlerinin yırtık çoraplarını yamamak. ucuz şapkasını. Nikâh giysisini bile borç para alarak diktirmişlerdi. yüz anlatımı yumuşaktı. hem iğreniyordu. bu kadar güzelken niçin bu yaşlı.. annesini. göklere uçuyordu oysa. derece derece yağlı. aldatılmış ve gülünç hissediyordu kendisini. Yeni kazınmış.. dedi. Anna'nın yanına otururken. babasıyla kardeşlerinin şimdi. — İşte böyle. hoppa karısı o günlerde yeni dönmüştü kocasının yanına. Çocukların ne çizmesi. ıslak dudaklarıyla kendisini her an öpebileceğim. (Çev. "Ne bahtsızım!" diye geçiriyordu içinden. Sonra memurlar geldiler. yüzlerinden. güzelliğini. Nikâh töreninin ne sıkıcı geçtiğini düşünüyordu Anna. 1." Kosorotov'un Anna dedikleri hırçın. vali bey şöyle söylemişti ona: "Şimdi üç Anna'nız var. konuklar. boynundaki madalyasını çıkardı. Ama nikâh kıyılırken olduğu gibi şimdi de suçlu. bu yüzden de yoksul düşmüşlerdi.. ayakkabılarının mürekkeple boyayıp örttüğü deliklerini bütün dünya görüyormuş gibi geliyordu ona. Hareketleri yavaş. Bugün akşam yemeği yiyebilecekler miydi acaba? Ya yarın? Nedense. ayağa kalktı. Ne utanılacak şeylerdi bunlar! Sarhoş baba. ağırbaşlı davranıyordu. bundan kaçmaya bile artık hakkının olmadığını düşünüyor. Anna Nişanı'nın birinci derecesi yakadaki iliğe takılırdı. "Niçin? Bu kadar hoş. oldukça yavaş. Küçücük gözleriyle gülümsüyordu Modest Alekseyiç. ne de potini vardı. Bir gün evden alıp savcılığa götürdüler babasını. Oldukça ciddi. ağırbaşlı. Ama yine de parası yoktu. kilisedeki herkes acıyarak yüzüne bakıyorlar. Gülümseyerek. kendisini içkiye vermişti annesi öldükten sonra. onu toprağa verdikleri günü düşünüyordu. — Bir şeyi şimdiden söylemek zorundayım size. evdeki eşyaları yazdılar.) Modest Alekseyiç. biçimsiz herifle evleniyor?" diye içlerinden geçiriyorlar gibi gelmişti ona. Beriki ise paraları. yetersizliği . Geceleyin. Hem korkuyor. Papaz. Lisede yazı ve resim öğretmenliği yapan babası. Tombul bedeninin yumuşak hareketleri iğrendiriyordu onu. gençliğini. sının peşinden koşmak Anna'ya düşüyordu. demek ki: biri yakanızda. Anna da gülümsedi. İşte sonunda zengin biriyle evlenmişti. davranışlarını övdüklerinde. yüreği heyecandan küt küt vuruyordu. oturduklarını görür gibi oluyordu.olmamasıydı. jelatin gibi titrek yanaklara geçen çıplak bir yer olmuştu bıyıklardan artakalan. çarşıya pazara gitmek de ona kalmıştı.

huzura çıkıp Pötr Leontiç'i görevinden uzaklaştırmaları için okul müdürüne. Anya için. Bankada yüz bin rublesiyle kiraya verdiği babadan kalma bir çiftliği vardı. ağaçların ötesindeki askerî bandonun trenin ardınca çaldığı bir polkayı. görevleri değiştirilen ya da başarı ödülü alan memurlardan. — Niçin kalkmıyor tren? diye sorduğunda. Lojmanda kalıyorlardı.. ardınca yürüyordu. Omzundan.. ön düğmeleri baştan sona açık bir gömlek. Parmaklıkların arkasındaki kalabalıkta armonika ve ucuz. güzel havadan yararlanarak dinlenmek için buraya gelen kentliler. Yeni evliler manastırda iki gün kaldıktan sonra kente döndüler. zengin. Sesinin hoş çınlayışından. onun da bu yüz karasına dayanamayıp annesi gibi öleceği korkusu. dediler ona. peronda bir aşağı bir yukarı dolaşıyorlardı. Üzerinde. herkesin neşeli görünmesinden olacak. ıslıkla tekrarlamaya başlamıştı bile. zengin bir koca araştırmaya başlamışlardı bile. ayaklarında yüksek topuklu. Neşeyle gülümseyerek tanıdık öğrenci ve subayların ellerini sıkıyor. Akşam yemeklerinde Modest Alekseyiç bir yandan midesini tıkabasa doldururken öte yandan da hiç durmadan politikadan. Artınov'un kendisine baktığını fark edince gözlerini cilveli cilveli kısarak yüksek sesle Fransızca konuşmaya başladı. Tren kalktığında tanıdığı subaylar ona el sallarken. mahmuzlu çizmeler vardı. patlak gözlü. cırlak sesli bir kemanla oynak bir hava çalıyorlardı. valinin de sevdiği bir memurdu. Anya'ya söylediklerine göre. dalmış. her şeye karşın mutlu olacağına inandırmış gibi bir ruhsal durum içindeydi. kadınların şımarttığı o ünlü donjuanın kendisine bakmasından. Ara istasyonlardan birinde durmuştu tren. nasılsınız? Sahanlığa çıkıp ayışığında herkesin onu yeni.dolayısıyla babasının yakında işinden uzaklaştırılacağı. acayip giysili Artınov da oradaydı. içine bir mutluluk doluvermişti. düğünü unutmuştu artık. — Aktarma bekliyoruz. uzun boylu. ara istasyonda biri onu mutlu olacağına. Yazlıktakilerle. bunları düşünürken açık pencereden birdenbire bağırtılarla karışık bir müzik sesi doldu kompartımana. Kısa bir arama döneminden sonra Modest Alekseyiç bulunmuştu. paraları. Posta trenini bekliyoruz. Anya'nın gözlerinde hâlâ yaşlar parıldıyordu ya. Modest Alekseyiç. yeterdi o kadarı da. Ağırbaşlı. — Merhaba! diyordu. Genç ve güzel değildi. Kompartımana döndüğünde. yeni atanmalardan. gelinlik kuyruğu gibi etekleri yerlerde sürünen bir pelerin sarkıyordu. Anya. Yüksek kayın ve kavak ağaçlarının. uykularını kaçırıyordu. esmer. ya da daha üstüne bir emir çıkartması onun için işten bile değildi. pek güzel giysisi ve şapkasıyla görebileceği bir yerde durdu. annesini. Ermeniye benzeyen. Bu arada bazı tanıdık bayanlar. Sivri burunlarını yere eğmiş iki tazı. Bu koca yazlığın sahibi. ama parası vardı. görevdeyken Anya zamanını piyano çalmakla. sıkıntıdan ağlamakla ya da kanepeye uzanıp roman okumakla geçiriyordu. kişinin çok . ayın ısıttığı yazlık evlerin ötesinde bir yerden askeri bir bandonun sesi geliyordu: danslı bir eğlence olsa gerekti orada.

aile yaşantısının bir zevk değil.. Biriyle selâmlaşsa hemen fısıldıyordu kulağına: "Beşinci sınıf memurdur. bir dikişte hepsini bitiriyordu. kadınca görünüşü sıkıyor. daha fazla içmemesi için yalvarıyordu babasına. yeter artık. yumruklarıyla masayı dövmeye başlıyordu: — Kimsenin beni denetlemesine razı olmam! diye bağırıyordu. aşçı kadın kılıklı karıları da bir odada toplanıp otururlardı. . Modest Alekseyiç'in karısıyla tiyatroya da gittiği olurdu. ince. kulağa hoş gelen sesler çıkarmaya uğraşırken kendisi de bir şarkı mırıldanır. kaba. O zaman Anna kalkıp babasının. Öyle ki.. silindir şapkasını giyer. paraya kanıp sevimsiz.çalışmasının gerektiğinden. konuşacak bir şey bulamıyorlardı. Oyun sırasında memurların çirkin. — Her insan görev ve sorumluluklarını bilmelidir! diyordu. Bıçağı elinde bir meç gibi tutarak. ikincisi. Anya da telâşlanıyor. Kendi evi var. titrek elleriyle küçük bir sürahiden kendine şarap koyuyor. sonra eldivenlerini. İstediği gibi gür. Vali kabul etmiştir onu". Pötr Leontiç. Akşam yemeğine onsuz oturmaya alışamamışlardı henüz. papyonunu düzelterek süslenir. pilav. pis. Öfkelenmesi çocuklardan birini bile ürkütmüyordu. özel derslere giderdi.. ya da yine çocuklara köpürürdü: — Namussuz. Koluna takıp koridorlarda." Büfenin yanından geçerlerken Anya'nın canı tatlı bir şey çekerdi. Ama yine de eskisi gibi seviyorlardı onu. Ama parası yoktu. "Pek zengindir. dünyada din ile ahlâkı her şeyin üstünde tuttuğundan söz ediyordu. — Hadi. İlk kadehi. Yanlarındayken şaşırıyorlar. Dinlenme aralarında Anna'yı bir adım bile uzaklaştırmıyordu yanından. Eline aldığı bir armudu avucunda evirip çevirerek.. kocasından istemeye de sıkılıyordu. kardeşlerinin yanına gidiyordu. içyağında kızardığı için mum kokan patates kızartması yiyordu. İri gözlü. tatsız bir dedikodudur başlardı aralarında hemen. koku sürünerek.. borç olduğundan. Pis çocuklar! İğrenç kız! Hepinizi kovacağım bu evden! Oysa bir zayıflık. sigara salonlarında dolaştırıyordu onu. Yemekten sonra kocası dinlenmek için uzanıyor. herifler! Hainler! Bozmuşlar akordeonumu! Anya'nın kocası geceleri aynı lojmanda oturan daire arkadaşlarıyla kâğıt oynardı. Giysilerinin hışırtısı. biraz sonra da yüksek perdeden horlamaya başlıyordu. bir yufka yüreklilik oluyordu sesinde böyle bağırırken.. ya resim yapar. Anya. Genellikle. kararsız bir sesle. masadan aç kalkıyordu. Anna içeri girdiğinde babasıyla çocuklar. çoğunlukla yemeği bırakıyor. Usturayla tıraş olurken kestiği renksiz yüzüyle yarım saat boyunca ince boynunu uzatarak aynanın karşısında dikilir. bilezikleri. boş yere bir köpek bile harcamaktan çekindiğinden. sıkıcı bir herifle evlendiği için onu kınıyorlarmış gibi şaşkın şaşkın bakıyorlardı ona. ya da çıkrık gibi fıs fıs ses çıkaran akordeonuyla birşeyler çalmaya uğraşırdı. diyorlardı. solgun yüzlü Petya ile Andrüşa sürahiyi kaldırırlarken. Çikolata ve elma şekerini pek severdi.. üçüncüsünü izliyordu. aşağılıyordu onları sanki. Beriki birdenbire kükrüyor.. babacığım. korkudan titrerdi. siyah bıyıklarını kıvırarak. Kendileri gibi çirkin. Tatil günüyse evde kalır. yemekten sonra süslenirdi.. onlarla birlikte lahana çorbası.. Anya oturuyor. dinler. zevksiz giyimli.

zorlamadan gözleri bile yaşarıyordu. Hayâlinde bütün bu güçler birleşiyor.— Kaça bu? diye soruyordu Modest Alekseyiç. Ve. bütün şişeyi son damlasına kadar içiyordu. diyordu karısına. bu okşayışlardan hoşlanır görünüyordu. Para için evlenmişti ya. Gizliden almak ya da istemek de olmuyordu. çoktandır içinde olduğu inanandaydı. — Yirmi beş köpek. Kızken hiç olmazsa arasıra babasının yirmi köpek filan verdiği oluyordu ona. "bu durumdan örnek alarak. Bir şey almadan büfenin yanından uzaklaşmalarının pek hoş kaçmayacağını bildiği için.. Kocasından korkuyor. onları ezip geçen kocaman bir beyaz ayı şekline giriyordu. güçlü bir içme isteği başını döndürüyordu.". borç para istemeye cesaret edebilmişti ondan. yalnız bir kere.. — Şu ihtiyar kadına selâm var. diyordu onlara Modest .. — Herkes sorumluluk ve zorunluluklarını bilmelidir. birdenbire heyecanlanarak." girişleriyle başlayan birçok konu anlattı. Lojmanlar dairesi başkanının karışıdır! Selâm ver diyorum sana! Kafan düşmez. korkunç. Oturup saatlerce dinlemek zorundaydılar. Bıyıksız. titriyordu. Bu iki büyük gücün yanında biraz zayıf kalan bir sürü güç daha vardı. içkiyi bırakamazsanız bir daha yardım etmeyeceğim size. Dolaşırlarken Modest Alekseyiç. — Olsun. ne dayanılmaz sıkıntıydı bu. Dudaklarını yayarak yapmacıktan gülümsüyor. korkma. Anya selâm veriyor. o da artık bekletilemeyecek bir borcunu ödemek için. kızlığında olduğundan daha az parası vardı şimdi. "bununla birlikte.varsın. bir maden suyu istiyor. Bir zamanlar. Zavallı Pötr Leontiç yerin dibine giriyor. — Yaa. Şimdi sonuncusundan. Herkesin bildiği gerçeği bir de ben hatırlatmadan geçemeyeceğim size: Zamanla yüksek görevlere yükselebilecek binlerce yetenekli insanı mahvetmişti bu tutku. babası gibi zayıf ve suçlulara saldıran. Kocasının her istediğini yapıyor. öyle mi! diyor ve armudu yerine bırakıyordu. Evde herkesin sözünü saygıyla ettiği. Öyle ki. ciddi yüzü ile müdürünküne benzeyen Modest Alekseyiç'ten titriyordu. Şimdi cebinin bir köpek bile gördüğü yoktu. "şimdi anlatacağım gibi. Kocası onu kaba hareketleriyle okşayıp kucağına alarak iğrendirirken ters bir şey söylemekten ödü kopuyordu Anya'nın.. demişti. Devlet kapısında çalışan bir kişi için bu zayıflık yüz kızartıcıdır. — Peki.. Anya nefret ediyordu ondan o sırada. sert yüzlü. çocukluğunda okul müdürü onca heybetli. Ondan duyduğu bu korkunun. Ah. — Ama tanımıyorum onu. Yalnız şunu iyi bilesiniz 'ki. ona kandığı için kendi kendine kızıyordu. gerçekten de kafası düşmüyordu. Delik ayakkabı ve yırtık pantolonlarla Anya'ya konukluğa gelen kardeşlerinin de öğütten başka bir şey aldıkları yoktu. Pötr Leontiç. önüne gelen her şeyi ezip geçmeye hazır bir bulut ya da lokomotif gibi ilerleyen bir güçtü. Tanrım! Uzun uzun düşündükten sonra. nedense korktuğu vali bey de öyle bir güçtü. vereceğim. amansız öğretmenleri de bunların arasındaydı.".. ama içi sıkılıyordu.

Yılbaşına daha çok vardı ki. merdivenlerden çıkarken pek büyük bir boy aynasında parlak ışıkların altında bir kat daha güzelleşen kendini gördü. broşlar armağan ediyordu. Fransızcayla mazurka oynamayı da en iyi annesinden öğrenmişti Anya (evlenmeden önce beş yıl dadılık yapmıştı annesi). 'r' harflerini gırtlaktan söyleyebilir. bugün de sen beni mutlu kılabilirsin. İşte. kocasının kolunda. İçinde bir sevinç ve mehtaplı gecede ara istasyonunda duyduğu o mutluluk sezisi uyandı. Çok.Alekseyiç. Artık kız değil. Rahmetli annesi daima son modaya göre giyinir. bilezikler. Ama para vermiyordu. dedi. Çıkarıp yüz ruble verdi ona. önce Mariya Grigoryevna ile Natalya Kuzminişna'nın fikirlerini al bu konuda. Anyuta'çığım! Sonra sesine gururlu bir anlatım vererek ekledi: — Seni ben mutlu kıldım. gerektiğinde de bakışlarıyla esrarlı hüzünle gösterebilirdi. Bu arada kış gelmişti. bir kadın olmanın hazzını ilk kez tadarak. Gene annesi gibi göz süzebilir. Öte yandan Anya'ya. güzel pozlar takınabilir. — Ne kadar da güzelsin. Yalnızca babasıyla konuşarak annesinin balolarda nasıl giyindiğini öğrenmeye çalışmıştı. kira ile mücevherler almacı iyi bilirdi. kentin tek gazetesinde. Anya.. rica ediyorum. acaba verdiği armağanlar tamam mı diye karısının komodinini denetlemeyi de ihmal etmiyordu tabii. Üst katta çalan orkestranın tatlı ezgileri dolduruyordu kulaklarını. adîm atış ve hareketlerini annesininkilere benzetmeye çalışarak. Babasından ise gözleriyle saçlarını. dedi. pek çok güzelsin. Yalvarırım. ateşli kişiliğini ve süse düşkünlüğünü almıştı. eldivenlerini benzinle temizlemeyi. Anya'yı da taşbebek gibi süsler. eskileri bozarak kendine yeni giysiler dikmeyi. gerektiği zaman heyecanlanabilir. Anya da annesi gibi. Anya parayı alıp kimsenin fikrini sormadan bir balo giysisi diktirdi kendine. giysisinin gözalıcılığı karşısında şaşaladı. uykulu uşaklar. Sık sık. kapısında resmi giysili kapıcısıyla Soylular Kulübü görünmüştü. Kâğıt oyunundan sonra Modest Alekseyiç her akşam telâşlı telâşlı Anya'ya bakarak memur kanlarıyla birşeyler fısıldaşıyor. böyle şeyleri kara gün için saklamanın akıllıca bir hareket olacağını söyleyerek yüzükler. favorileriyle oynayarak büyük bir mutluluk içinde.. sonra uzun süre bir köşeden öteki köşeye gidip gelerek düşünüyordu. Anladın mı? Yalnız. her yere onunla giderdi. ellerindeki yelpazeleriyle kendilerini hava akımından korumaya çalışan dekolte bayanlar doldurmuştu. gidip valinin eşine saygılarını sun! Allahaşkına! Bizim dairenin hukuk danışmanlığına onun yardımıyla atanabilirim! Baloya gitmek üzere evden çıktılar. . tazeliği. Gene böyle akşamlardan birinde Modest Alekseyiç dolaşmasını yarıda keserek Anya'nın önünde durdu: — Kendine bir balo giysisi diktirmelisin. Portmantoların bulunduğu giriş yerini kürkler. Baloya gitmeden yarım saat önce Modest Alekseyiç tuvalet aynasında madalyasını boynuna takmak için sırtında gömlekle karısının odasına girdiğinde onun güzelliği. geleneksel kış balosunun 29 Kasım akşamı Soylular Kulübünde yapılacağı duyuruldu.

Heyecanla kızının gözlerinin içine bakarak. tezgâhlarda hazır bekleyen son derece açık giysili. kendine sonsuz bir güvenle. Gözleri ışıl ışıl. eğlence. Pötr Leontiç yanına sokulup vişneli dondurma dolu bir tabağı uzattı ona.. avukatları. Tutkuyla. son derece ciddi. başı yukarıda yürüyordu. omuzlarını oynatıyor. kavalyesinin omzunun üzerinden babasının da bir kadim kucaklayıp salonda dönmeye başladığını görebildi. Hiç düşünmeden uçup gitti kocasının yanından. Fırtınalı havada yelkenli bir kotrayla dalgaların üzerinde uçarcasına kayıyordu sanki. Titreyen elleriyle cebinden bir tomar para çıkardı Özel derslerimden bir bölüğünün ücretini aldım bugün.. Buruşuk. onu hiç de küçültmeyip erkeklerin pek hoşuna giden duygulu bir esrarlılık da kazandırdığını daha kulübün kapısından girerken içgüdüsüyle sezinlemişti. Vaktiyle gezilerden. akşam yemeklerinden tanıdığı subayları. kendinden geçmiş. lisede öğrenciyken Eski Kiev Sokağında tanışmıştı onunla. 'r' harflerim gırtlaktan çıkararak. valse buyur etti onu. "Ayıkken ne de cana yakın oluyor!" diye geçirdi içinden. Rusçaya Fransızca karıştırarak. Niçin? Bunu bizim için yaptığını biliyorum. çevresinde durmadan dönen. kulaklarını dolduran müzik ve uğultuya kendini sonsuz bir hazla bırakmış. Onlar içeri girdiğinde dans başlamıştı bile. Mazurkayı da o iriyarı subayla oynadı. Cam pek oynamak istemiyora benziyordu ya. güzelli çirkinli yüksek sosyete bayanlarını kalabalık arasında daha ilk bakışta seçebilmişti. kocasını da hiç kimseyi de umursamadan. Ömründe ilk kez zengin ve özgür hissediyordu kendisini. Artınov'u. Omuzlarında parlak apoletleriyle boylu poslu bir subay Anya. diyordu. ayaklarını pek hafif vuruyordu yere. Adını hatırlamıyordu sun di yerden biter gibi çıkageldi. yelpazesini avucunun içinde var gücüyle sıkıyor. Ancak ta uzaktan. Anya. kocana olan borcumu ödeyebilirim artık.. yoksullar yararına yapılacak satışa başlamak üzere kulübelerde. Yaşlı bir kocanın yanıbaşında olmasının. Orkestra büyük salonda çalıyordu. Subay alabildiğine soğuk. Böylesi de olağandı zaten. Toplum yaşantısı. hareketleri duyguluydu Anya'nın. Heyecandan soluğu kesilecek gibi oluyor. Sağdan soldan. güzelliği ve açıkta kalan omuzlarıyla onu baştan çıkarmaya çalışan Anya'nın etkisinden de kurtulamıyordu bir türlü. öğretmenleri. . Subay resmî giyimi içinde bir heykel gibi duruyor. elden ele uçarak. bir kral soyluluğuyla elini Anya'ya uzatıyordu. Erkeklerin onu beğendikleri açıktı. yürüyor. kadril oynuyordu art arda. Kocasının varlığı bile sıkmıyordu onu artık. gürültü ve müzik anılarıyla günlerini geçirdiği lojmanın soğuk dört duvarından sonra bu geniş. Böyle erken evlenmene bu akşamki kadar hiç üzülmemiştim. ne güzel!" diye mırıldanıyordu içinden. toprak sahiplerini. içmek istiyordu.. gülerek. "Ah. Kocası taa uzakta. memurları. ağır hareket ediyor. vals. benzin kokan frakıyla babası. valiyi. kıyıda kalmıştı.gururlu. olduğu yerde duruyor. aydınlık salona göz gezdirirken heyecanla. dondurma tabağını babasının eline sıkıştırarak o anda kendisini kollarının arasına alan bir erkekle uçup gitti. polka. — Bugün göz kamaştırıcısın.

yavaş yavaş o soğuk. Neşe. önüne geleni ezip geçecekmiş gibi ilerleyen güç. Şimdiye değin titrediği o lokomotif gibi.. Kimseden kokmuyordu artık. Daha sonra eşinin albenisine kendisini iyice koyvererek yumuşak.. şimdi pek gülünç geliyordu ona. karşısındaki kölesiymiş gibi. kıskandığını geçiriyordu içinden. dedi. parlak. anlamlı bakıyordu. ama hâlâ ayaklarının üzerinde yıkılmadan durabilen Pötr Leontiç bölmeye yaklaşıp bir kadeh konyak istedi.. Bütün güzel kadınlar. Biraz sonra patlak gözlü. silik bir babası olduğuna üzülüyordu). güleç. dans ve aşk arayan erkek dolu yaşantı için yaratıldığından emindi artık. Vali bey.. ağzında iri bir taş saklıyormuş gibi yüzünün alt bölümü olağanüstü geniş. kendi kraliçe.. para babası Artınov yaklaştı kulübeye... Vali. Gümüş semaver ve fincanların yanında boş kalan yerine Anya geçti. ona. Çok sayıda müşteri topluyordu başına Anya. — Yardımlarınızı esirgemeyin bizden. müzik. Elini Anya'ya uzatarak ekledi: — Karım elçi olarak beni gönderdi size. — Çok memnun oldum. diye başladı. kıvrak hareketler yapmaya başladı. Evet.. heyecanlandı. Karım sabırsızlıkla sizi bekliyor. Niçin yardım etmek istemiyorsunuz bize? Kadın sözlerini bitirdikten sonra arkasına bakmadan bölmeden çıkıp gitti. yüz ruble daha verdi. yaşlı bir kadının oturduğu bir bölmeye götürdü onu. onun yanına geliyor olmalıydı.. astımlı. Yazın ara istasyonda olduğu gibi acayip giysili değildi şimdi. Ama Pötr Leontiç konyağı içti. Canlandı. Madam. heybetli subayı da sarmaya başlamıştı. Sonra bir fincan çay içti... sizin gibi bir hazineyi şimdiye dek bizlerden gizlediği için hapsettireceğim. Anya omuzlarını oynatıyor. Yüzü yavaş yavaş beyazlamaya başlayan. Oyun bitmiş. Babasının uygunsuz bir söz söyleyebileceğinden ödü kopan Anya kıpkırmızı kesilmişti (böyle yoksul. Hareketli bir satış başladı hemen. Gözlerini Anya'nınkilerden ayırmadan bir kadeh şampanya içip yüz ruble verdi. eşiyle tanıştırdıktan sonra. gıpta ettiğini. Yalnızca. cebinden çıkardığı kâğıt para tomarından bir on rublelik . erkekler kollarını yana sarkıtarak doğruldular. Bu gürültülü.— Bravo! Bravo!. yoksullar yararına düzenlenen satışta görev aldılar. Ama kocanızı. Anya'ya doğru geliyordu. sesleri geliyordu kulaklarına. annesinin. heybetli subay elini yeni öpmüştü ki. iki yıldızlı frakıyla. O anda bütün salonun onları süzdüğünü. Hiç konuşmuyor. sık sık soluyordu. Herkes gibi frak giymişti.. İriyan subayı üç fincan içmeden bırakmadı. Para alırkenki gülümseyişle bakışlarının erkeklere sonsuz mutluluklardan başka bir şey bağışlamadığından emindi.. Amerika'da olduğu gibi size de güzelliğinizin armağanı bir ödül verilmelidir bence. Bir fincan çaya bir rubleden aşağı kabul etmiyordu. kurnaz. Bize yardım etmelisiniz. çok sevindim. Kadın. güzel bir kadın gördüğünde yaptığı gibi. kalabalık birdenbire açıldı. onun bu başarısını görseydi pek sevinecek olan annesinin şimdi yanında olmadığına üzülüyordu. dudaklarını emerek tatli tatlı gülümsüyordu. Nedense yalnız siz boş dolaşıyorsunuz. çünkü dik dik onun gözlerinin içine bakıyor.

Biraz sonra Anya. Çok paraya ihtiyacı vardı. sarhoş. bağırarak yürüdüğünü görünce. konuk salonunun kalın halısına uzanıyor. Mutlu. utancından kıpkırmızı bir kadının kolunda yalpa vura vura. baygın gözlerle bakıyordu ona. halının üzerinde uyuduğunu anlatıyordu. Her sözcüğün üzerine hınçla. kendini yatağa atıp hemen uyudu. mutlu. Elini öperken yine ziyaretine gelebilmesi için izin istedi ondan ve gitti. ya da "Bu beye hemen 100 ruble öde!" gibi küçük pusulalarla görüyordu işini. Tugay komutam. çiçeklerin dibinde. alayla basa basa. Vedalaşırken baygın baygın gözlerinin içine bakıyordu Anya'nın. içi yepyeni duygularla dolu. "Bu kâğıdı getirene 200 ruble ver!". karşısında dikiliyordu. topladıkları paraları ağzında iri bir taş saklıyormuş gibi görünen yaşlı bayana verdikten sonra Artınov. Öğleden sonra ikide oda hizmetçisi uyandırıp Bay Artınov'un onu görmeye geldiğini bildirdi. yararına bugünkü yardım satışımızı düzenlediğimiz yoksul yemek odalarının ge üşmesi umuduyla kadeh kaldırmamızın yerinde olacağı kanısındayım. kocası Modest Alekseyiç girdi içeri. Ne yersizdi bu hatırlama şimdi! Bölmelerde semaverler sönüp yorgun argın bayan büfeciler. Her gece sabaha karşı dönüyor. — Böyle zengin bir yemek salonunda. Masada yirmi kişi vardı. O günden sonra hiç boş zamanı olmadı Anya'nın. pek çok neşeli bir yemekti bu! Anya'yı eve götürürlerken tanyeri ağarmak üzereydi. konuk salonuna geçti. Hem para için öyle rica minnet ettiği de yoktu. ya da tatil günü akşamları evlerde düzenlenen eğlencelere gidiyordu. Yüksek. Çok. dedi. Anya'nın koluna girerek onu yoksullar yararına satışa katılan bayanlar için yemek hazırlanan salona götürdü. son derece yorgun soyundu. şaşkın. önünde karavana attığı gücün onuruna' içmeyi önerdi. ama son derece gürültü çıkıyordu. İlkbahardaki paskalyada Modest Alekseyiç ikinci derece Anna Nişanı'nı aldı. Vali bey.. Her gün ya bir kır gezisine. Bu hakareti yüzünden bir cezaya çarptırılmayacağından emindi. Aşçı kadınlar sepetlerini kollarına takmış. tanınmış kişilerin yanında takındığını her zaman gördüğü yüzündeki o yaltakçı bağlılık ifadesiyle. sonra da herkese yana yakıla. üç yıl önce yine böyle bir balodan uşaklarla eve gönderilip ertesi gün de müdürün bir daha böyle bir durum olursa onu görevinden uzaklaştıracağını bildirmesiyle sonuçlanan akşamı hatırladı. salak! diye haykırdı Anya. yaşantısında beklediği tuhaf değişikliğin böylesine çabuk olmasına bir türlü inanamayarak salonun ortasında kalakalmıştı ki. Anya aceleyle kalkıp giyindi. . Artınov'un gitmesinden hemen sonra Vali Bey gelip akşamki yardımı için teşekkürlerini bildirdi. O da güleç..çekip kızının önüne attı ve bir şey söylemeden uzaklaştı. kadeh kaldırarak. pazara gidiyorlardı. Anya. kendi parasıymış gibi gönül rahatlığıyla onunkiler! harcıyordu. kent içinde faytonla grup dolaşmasına katılıyor. — Defol karşımdan. Herkes bayanlarla kadeh tokuşturmak için ayağa kalktı. Artık Modest Alekseyiç'ten çekinmediği için. 'Topçunun bile.

Pötr Leontiç şimdi daha çok içiyordu. dedi. yakışıklı bir sarışındı. babacığım. Sokağa çıktığında düşmesin diye. S.. Akordeonu satalı bir hayli olmuştu. bilmece.. Bu cesaret ve ince buluşunu her yerde anlatmak heyecanı şimdiden sarmıştı içini.. başını sallamıştı ona. favorili. İstemez. Yüzünde öyle bir anlatım vardı ki. rol gereği pek gülünç öksürürdü. zayıf. Kısacası. eğlencelere katılmaya devam ediyor. şaka yapmasını. kentlerinde yaşamanın pek renkli olduğunu. burundan sıkma gözlüklü. atasözü bilir. hayatın tekdüze sürüp gittiğinden dert yanacak olsalar. Vaftiz babası olmanızı istemek cesa'retini gösterebilir miyim acaba? IV. Uzun zamandır bir başlarına yemek yemeye alışmışlardı. Modest Alekseyiç gülmemek için iki parmağını dudaklarına götürdü: — Artık küçük Vlâdimir'in doğmasını beklemekten başka yapacağımız yok. bu ailede herkesin kendine özgü bir yeteneği vardı. troykayla dolaşmalarına. öteki ikisi boynunuzda. Roman ve uzun öyküler yazar. Artınov'la ava gitmeye. Evinde hayır için temsiller düzenler. Birçok fıkra. — Şimdi üç Anna'nız var. Evin tek kızı Katerina İvanovna ise piyano çalardı. insanın tanışıp iyi komşuluk ilişkileri kurabileceği aklı başında. şişman. bu temsillerde general rollerini de kendi oynar. Karısı Vera İosifovna. Paralan yoktu. anacaddedeki vali konağının hemen yanındaki kendi malları olan evde oturuyordu. nükteli sözler söylemesini pek severdi. diyorlardı. sık sık balolar verildiğini. efendim. çocuklar hiç yalnız bırakmıyorlardı onu. şaka mı ciddi mi söylüyor anlaşılmazdı. Ve en görgülü. Öte yanda Anya. Bu aile. derece Vlâdimir Nişanını ima etmişti Modest Alekseyiç. 1895 İONIÇ Yeni gelenler S. İvan Petroviç Turkin. bir tiyatrosunun.... — Hadi. Vali gazetesini alıp okumaya başlamış. yetenekli aile olarak da Turkin'leri gösterirlerdi. Birşeyler daha söylemek istiyordu ya. kentin yerlileri durumu kurtarmak istermişçesine bunun tersini iddia eder. yalvarır bir sesle. sevimli bir kadındı. Eski Kiyev Sokağında sürücü yerinde Artınov'un oturduğu bir çift doru at koşulu faytonuyla Anya'ya rastladıklarında Pötr Leontiç silindir şapkasını çıkararak ona seslenmeye hazırlandığında Petya ile Andrüşa kolundan çekeliyorlar. içtenlikle konuklarına okurdu.' nin bir kitaplığının. seve . kentinde kişinin canının sıkıldığından. Turkin'ler konuklarını her zaman güleryüzle karşılarlar. bir kulübünün olduğunu.Teşekküre gittiğinde Vali Bey gazetesini kenara koyup koltuğuna iyice gömüldükten sonra pembe tırnaklı bembeyaz parmaklarına bakarak. hoş ailelerin bulunduğunu söylerlerdi. yazdıklarını seve seve. demek oluyor: biri yakanızda. babacığım. değerli. babasının evine gün geçtikçe daha seyrek uğruyordu.

" Kentte öğle yemeğini bir lokantada yedi. Yayan. ama olsun varsın. Yeni yeni gelişen bakir göğüsleri güzel. Pencerelerinin yarısı ilkbaharda bülbüllerin ötüştüğü. gerçek ilkbaharı söylüyorlardı. ağır ağır yürüyor (henüz atı yoktu). Vera İosifovna..seve. kuşkulanmaması için dikkatli davranırız biz de. Konuklar yukarı salonda otururlarken mutfakta hummalı bir çalışmadır başlar. Kışın. gofret ve pek lezzetli.'den on verst uzaklıktaki Dyalij'in köy hekimliğine atanan Dmitriy İoniç Startsev'e de. dedi. kavrulmuş soğan kokusu bol. Dites que l'on nous donne du the. konuğunu kolundan tutarak yanıbaşına oturturken. Kocam pek kıskançtır. — Buraya oturun. kendi kendine şu şarkıyı mırıldanıyordu: "Feleğin kadehinden gözyaşı içmeye daha başlamadığım zamanlar. onun gibi ince yapılı. sizi bizim hanımla tanıştırayım. on yedi yaşlarında bir kızdı. Annesine pek benzeyen. İvan Petroviç dış merdivenlerde karşıladı onu: — Buyurun lütfen. seni gidi yaramaz civcivim benim. — Hastanesinde kapanıp kalmasının Roma hukukuna aykırı olacağını. Gelin. lezzetli bir akşam yemeğinin muştusuyla avluya dolardı. İvan Petroviç. yaşlı ağaçların gölgelendirdiği geniş bahçeye bakardı. koleradan söz ettikten sonra Turkin evine buyur etti onu. Parkta dolaştı.. yaz sıcaklarında serindi. Ve karısını alnından öptükten sonra konuğuna dönerek ekledi: — Tam zamanında onurlandırdınız bizleri. tam bir içtenlikle yeteneklerini gösterirlerdi onlara. Hanımım büyücek bir roman yazdı. sudan..1 Biraz sonra salona Katerina İvanovna geldi. dedi. Havadan. şefkatle mırıldandı: — Ah. reçel. bal. Hallerinde çocuksu bir anlatım vardı. hem de bazı ihtiyaçlarını gidermek için kente gitmeye karar verdi. Salona girdiklerinde karısına. kocasına. sevimli. Otello'dan farkı yoktur. bir gün sokakta İvan Petroviç'le tanıştırdılar onu. daha iyice yerleşmeden. . S. bu akşam konuklarımıza okuyacak onu. sevgilim? Vera İosifovna. pek çok mutluyum. dedi. aydın bir kişi olarak Turkin'lerle tanışmasının zorunlu olduğunu söylemişlerdi. İstediğiniz gibi kur yapabilirsiniz bana. Haksız mıyım.. sağlıklıydı: ilkbaharı. boş zamanlarını topluma vermesinin gerektiğini söylüyordum kendilerine. Daha sonra. tiyatrodan. diyordu. Büyük taş evleri oldukça geniş. Akşamla birlikte konuklar da yavaş yavaş sökün etti. Sizin gibi hoş bir konuğu evimizde görmekle çok. Startsev ilkbaharda bir tatil günü göğe çıkma bayramıydı hastalarının vizitesini bitirdikten sonra hem biraz hava almak. İvan Petroviç her geleni gülen gözlerle karşılıyor: — Buyurun lütfen. — Jançik. Sonra birdenbire İvan Petroviç'in öğüdünü hatırlayarak Turkin'lere uğrayıp nasıl kişiler olduklarını görmeye karar verdi. beli incecikti. bıçak takırtıları. insanın ağzında dağılan çeşit çeşit reçellerle çay içtiler.

. kavrulmuş soğan kokusu geliyordu. Omuz ve göğüsleri titriyor. her şey gümbürdeyip duruyordu. dinlemesi yine de hoştu. Dinlerken düşünceleriyle çok uzaklara giden bir konuk. — Hayır.. Salon korkunç bir gürültüyle uğulduyordu. batan güneşin. gezgin bir sanatçıya tutulmasının öyküsüydü..) Söyleyiver de çay getirsinler bize. döşeme. — Yapıtlarınızı dergilerde yayınlıyor musunuz? diye sordu Vera İosifovna'ya. öte yandan aşırı çabadan yüzü al al olmuş. yayınlamıyorum. Dinlerken... inatla hep aynı yere indiriyordu on parmağını birden. kalkmayı çekmiyordu canı. Katerina İvanovna. koro şarkılar söylüyordu.. genç bir kızı . hiç duracağa benzemiyorlardı. yani gerçeği söylüyordu bu ezgi. mutfaktan tahtaya vuran bıçakların takırtısı işitiliyor. leylak kokusunun bahçeden salona dolduğu bu ilkbahar akşamında dondurucu soğuğu. Startsev. Tavan. eşyalar.. aklına nedense iyi şeyler geliyor. kitaplıklar yaptıran genç bir kontesin. Gerçekte hiç olmamış ve olamayacak şeylerdi bunlar ya. fısıltıyla.Beklenen konuklar gelince büyük bir ciddiyetle konuk salonunda toplandılar. Sokaktan geçenlerin gürültü ve gülüşmelerinin her yanı sardığı. güç.... Dyalij'de hastalar ve köylüler arasında geçirilen uzun bir kıştan sonra böyle zengin döşeli bir konuk salonunda oturup albenili. (Fr. Tuşları piyanonun içine gömünceye dek böyle vuracağa benziyordu. Romanda olmayanı. Startsev. (Çev. Şöyle başladı: "Dondurucu bir soğuk vardı. Taşlar durmadan peş peşe yuvarlanıyor. .. köyünde okullar. oturur oturmaz on parmağını birden vargücüyle tuşlara indirdi.) — Kötü değil. donuk ışınlarını baştan başa kar kaplı kırda bir başına yürüyen yolcunun üzerine düşürmesini anlamak pek güçtü. kızına döndü: — Kotik. uzun. perçemi alnına düşmüş Katerina İvanovna'yı çalarken seyretmek de pek hoşuna gidiyordu. yeterince paramız var.. güçlü. tekdüze bir parça çalıyordu. geniş koltuklarda bir huzur vardı. Vera İosifovna romanını okuyacaktı. Yumuşak. Vera İosifovna'nın okuduğu roman. Yakındaki kent parkında bir orkestra çalıyor. yüksek bir dağdan yuvarlanan kocaman kocaman taşlar dolduruyordu Startsev'in hayâlini. Vera İosifovna defterini kapatınca herkes beş dakika susarak o sırada koronun söylediği 'Luçinuşka'yı dinledi.bir daha. Salonun loşluğunda ışıklar titreşiyordu. tertemiz. Piyanonun kapağını kaldırdılar. duyulur duyulmaz bir sesle yanıtladı onu: — Doğru." Salonda pencereler sonuna dek açıktı. şimdi de sen birşeyler çal bize. Aradan iki saat geçti. dedi öteki. hastaneler. İvan Petroviç. Oradakiler nedense iç geçirdiler. Hemen arkasından bir daha. Yayınlamam için bir neden yok ki.. bu korkunç yuvarlanışın bir an önce durmasını istiyor. Yazıp dolabıma kilitliyorum. 1. dedi. hemen oracıkta hazır bekleyen notaları açtılar.. enerjik. İvan Petroviç. Katerina İvanovna.. gerçekten de öyle.. Kişinin içi bir rahatlıyor. ilginçliğini güçlüğünden alan.

önemli müziği dinlemek pek hoş. Startsev. kötü değil. Konservatuvarda mı? — Hayır. Bir meyhaneye girip şarap içti. bastonlarını seçerlerken ortalıkta bir o yana bir bu yana koşup duran on üç on dört yaşlarında. lise ya da enstitülerde çocuk. Sorduklarını kimseler bilemeyince de yine kendisi çözüverdi. Katerina İvanovna. Karınlarını tıkabasa doyurmuş. — Müzik öğreniminizi nerede yaptınız? diye sordu. Kotik anneciğini sever. Kızı çalmayı bitirip piyanonun önünden kalkınca İvan Petroviç. konservatuvara yeni gireceğim.. büyüme çağında yalnızca annesinin etkisi altında kalmalıdır. Kendine özgü. pek yeniydi onun için. zafer sarhoşluğu vardı. Siz de bilirsiniz ki.. Her halinde bir büyüklük. sonra yine yayan. yan şaka yarı ciddi. Bu kadarını evde. — Çok güzel! Genel heyecana kapılan Startsev de söze karıştı: — Çok güzel! Sonra Katerina İvanovna'ya dönerek. birtakım kötülüklerin etkisi altındadır. Evdeki olağanüstülüklerin hepsi bu kadar da değildi. — Hayır. onu kutluyor. şakacı. Dyalij'e yollandı. Yolda hep şu . ya da evdeki adıyla Pava'ya. Herkes Katerina İvanovna'nın çevresini almış. diye seslendi. dedi. geçirdikleri birkaç saatten son derece memnun konuklar. hafif gülümseyerek duruyordu. Bayan Zavkonvska'dan öğrendim. Fava. antrede birikip pardösülerini. — Olmaz. ayaklarını yere vurarak. Genç kız ortalarında hiç konuşmadan. çoktan beri günlük konuşmasına girdiği açıkça anlaşılan bir dille konuşuyordu: büyücek. kırdım sizi bağışlayın. — Ama yine de konservatuvara gireceğim. tombul yanaklı uşak Pavluşka'ya.' diye geçirdi içinden. sokağa çıktığında. dedi. uzun çalışmalar sonunda elde edilmiş. Sadece gözleriyle gülerek birçok fıkralar anlattı. çoktandır bu kadar tatlı müzik dinlemediklerine birbirlerini inandırmaya çalışıyorlardı. Yap numaranı. Ölesiye doyurdun bizi müziğe. kafası üç numaraya vurdurulmuş. gözleri yaşlı. İvan Petroviç.seyretmek. — Liseyi bitirdiniz mi? Kızının yerine Vera İosifovna karşılık verdi: — Hayır! Öğretmenleri eve getirttik.. Annesiyle babasını üzmeyecek. iç çekiyor. olduğu yerde put gibi durdu. — Hadi. diye atıldı Katerina İvanovna. çaldığı gürültülü. Pava. gülünç bilmeceler sordu.. 'Sıkılmadık. — Kotik'çiğim. Özellikle kız çocuğu. bu akşam her zamankinden bir başka çaldın. ellerini yukarı kaldırıp son derece acıklı bir sesle: — Ölesiye mutsuz kız! dedi. Gideceğim! Gideceğim! Yemekten sonra ise İvan Petroviç gösterdi hünerlerini. şakalar yaptı. can sıkıcı da olsa. nazlı bir sesle. Herkes kahkahayla gülmeye başlamıştı.

— Bir haftadır göremiyorum sizi diyordum. Artık hava da erken kararıyordu. yaşlı akçaağacın dibindeki bank. nöbetler sıklaşmıştı. o günden sonra da sık sık gidip gelmeye başlamıştı Turkin'lere. Kız. Birazcık beni dinleyin.şarkıyı mırıldandı kendi kendine: "Senin o sesin bana hem tatlıdır. Gene o banka oturdular. gelen konuğu karşılamak gerekiyordu. Gerçekten de önceleri hafifletmişti Vera İosifovna'mn acısını. Yirmi verst daha seve seve yürüyebilirdi. Bahçede ikisinin de sevdiği bir yer vardı: kalın bedenli. her önüne gelene onun bulunmaz." Dyalij'e kadar olan on versti yürüdükten sonra yatağına girdiğinde en ufak bir yorgunluk bile hissetmiyordu. kuru. Hele. Heyecandan kalbi duracakmış gibi çarpıyordu. Ama artık Startsev'in Turkin'lere bu kadar sık gidip gelmesinin gerçek nedeni Vera İosifovna'nın baş ağrısı değildi. onsuz yapamam. bu önerisine şaşmış gibi omuzlarını kaldırmıştı. Tam uykuya dalarken 'Kötü değil' sözü geldi aklına. Arkası sıra yürüyen Startsev. Katerina İvanovna'mn kulağına eğilerek: — Allahaşkına. Sesinize tutkunum ben.. Öyle ki. hastanedeki işlerinden fırsat bulamıyordu. bahçeye çıkalım! diye fısıldadı. Kentin bütün doktorları hastanın acılarını dindirmek için ellerinden geleni yapmışlardı. Konuşmak için fırsat bulamıyorum sizinle. Hasta. Kalkıp kapıya gitmek. Startsev... duygulu bir mektup yazmış. sonunda sıra köy hekimine gelmişti. Böylesine uzun bir zaman sesinizi işitmedim. yalvarırım. uzun zamandan beri migrenden dertliydi. on beş dakikacık da bana ayırın. ama yine de yerinden kalkıp bahçeye çıktı. acıyın bana. Startsev'in ona ne söylemek istediğini anlayamamış. bir hüzne bürünmüştü. olağanüstü bir doktor olduğunu söyleyip duruyordu. Vera İosifovna. Elinizi. Katerina İvanovna. Startsev... ayağınızı öpeyim. hiç kalkmıyorsunuz oradan. İvan Petroviç'in anlattığı fıkralara gülüşüyorlardı. bir işadamı tavrıyla: — Ne istiyorsunuz? diye sordu. Böyle sıkı çalışmayla yalnızlık içinde bir yıl geçti. sonra da annenizin yanma oturuyor." diye tutturduğu son zamanlarda baş ağrısı dayanılmaz bir hal almış. istenildiği gibi en kısa zamanda gelmiş. . diyordu. Katerina İvanovna piyanoda uzun. Özel işlerine bir saat bile ayıramıyordu. yorucu parçalarını bitirdikten sonra hep birlikte yemek salonunda oturmuşlar.. hafifçe gülümsedi. bir an önce gelip acılarını dindirmesi için yalvanyordu ona. Güz yakındı. Bahçe anlamlı bir sessizliğe. Gene bir tatil günüydü.. İki yanı ağaçlı yollar solgun yapraklarla örtülüydü. hem acı. Startsev devam etti: — Bir haftadır göremiyorum sizi. Vera İosifovna. Birdenbire dış kapının zili çaldı. Bir anlık kargaşadan yararlanan Startsev.. Kotik'in her gün "Konservatuvara gideceğim. Konuşun. bunun ne dayanılmaz bir acı olduğunu bilemezsiniz! Oturalım. Bir gün mavi zarflı bir mektup getirdiler Startsev"e. Turkin'lere gitmeyi pek istiyordu ya. — Üç dört saat piyano çalıyorsunuz. çay içmişler.

Pisemskiy'in ne acayip bir soyadı varmış: Aleksey Feofilaktiç! — Nereye gidiyorsunuz? diye haykırdı Startsev alçak. acıklı bir sesle. Bahçede sevgili banklarında otururlarken. Demetti Anıtının yanında olun" yazıyordu kâğıtta. yine piyanosunun başına oturdu.'de okumayı sevmezlerdi genellikle. kızlardan mektup almak. park dururken kentin dışındaki mezarlıkta. Kotik kalkmış. derdi). sıkılgan bir tavırla Startsev'in eline bir kâğıt sıkıştırıp koştu. Hatta kitaplık memuru. kadife yelekli. Yıldızlı gökyüzünde süzülen dolunayın ısıttığı kent derin bir sessizliğe gömülmüştü. "Böyle bir iş için mezarlık da nereden çıktı? Nereden?" Bunda anlaşılamayacak bir yan yoktu oysa: kötü bir şaka yapıyordu Kotik. "Bu gece saat on birde mezarlıkta. Ciddi bir konuşma sırasında bazan olmadık yerde birdenbire kahkahayı koyverdiği. eve gidiyordu. "Bu. — Pisemskiy'i.Katerina İvanovna'nın tazeliğine. mezarlıklarda sürtmek. (S.. Otele giderken Startsev. Yalvarırım. saf ve içten inceliğiyle dokunaklı birşeyler buluyordu. — Görüşmediğimiz son haftada ne okudunuz? diye sordu yine. hayattan.. çevresinde saygı gören bu taşra hekimine yakışır mıydı hiç? Bu serüven nereye götürecekti onu? Ne işler açacaktı başına? Arkadaşları duyunca ne diyeceklerdi? Otelin oturma salonundaki masalar arasında bir aşağı. Katerina İvanovna'nın okuma sevgisi pek hoşuna gidiyordu Startsev'in. akıllıca bir buluş değil işte. Artık bir çift atıyla. sanat üzerine. bu dönemde bir lise öğrencisinin bile güldüğü çocukluklar yapmak onun gibi aklı başında." diye düşünüyordu. temiz anlatımına vurulmuştu. koşarak eve girdiği . istediği her konuda rahat rahat konuşabilirdi onunla. kendinden geçerek Katerina İvanovna'nın yanıtını dinlerdi. anlatın bana. hem de gece vakti. Bütün öteki S. Sokak. mezarlığa yollandı. pek akıllı. Panteleymon adında bir de arabacısı vardı. randevu vermek garipliği başka neye yorumlanabilirdi ki? Hem. eve gitti. gözleriyle yanaklarının saf. Bir sonbahar serinliği vardı. insanlardan yakınabilirdi ona yine de. oluyorsa da. Bu saflığa karşın. Ama saat on buçukta birdenbire karar değiştirip arabasını acele hazırlattı. . Kentin dış mahallelerinden. ah vah etmek. burayı kapatsalar kızlarla genç Yahudilerden başka kimsenin ruhu duymaz. Bari beş dakikacık daha kalın! Elinizi ayağınızı öpeyim! Katerina İvanovna bir şey söylemek istiyormuş gibi durdu. Her görüştüklerinde heyecanlı bir ilgiyle en son ne okuduğunu sorar. yaşına göre pek olgun da geliyordu ona. kızları gibi o da çok okuyordu. Oturup edebiyat üzerine. Giysisinin bedenine oturuşunda bile olağanüstü sevimli. — Neyini? — 'Bin Run'unu. birşeyler açıklamalıyım size. bir yukarı dolaşırken böyle düşünüyordu işte Startsev. Startsev seslendi arkasından: — Sizinle konuşmalıyım.

. bu anıtı da yaptırmışlardı. Bakımsız anıtın girişi üzerindeki lâmba ayışığını yansıtıyor. sonsuz bir yaşantı vaat eden içe kapanıklığın. "Herkesin garip bir yanı olur. Startsev. ayışığının. ya da geniş bir bahçe gibi simsiyah uzanıyordu. Her yer. Startsev'in bu sessizlikte çınlayan ayak sesleri öyle yersiz ve zamansızdı ki. hüzün ve sükun kokusu esiyordu. bu mezarlığa gömülü sandı bir an nedense. Doğa ana ne kötü alay ediyordu insanoğluyla! Ne acı bir gerçekti bu! Startsev'in aklından geçen bunlardı ya. kapısı göründü. ama boş umuda bırakmış. Yıldızlar. candan olduğu. kadın sanatçılarından biri temsil sırasında ölünce buraya gömmüşler. Uzaklarda kilisenin saati geceyarısını vurmaya başladığında Startsev kendisini ölü. Demetti'nin anıtı. bulunamayacağı. beşiğindeymiş gibi yumuşak. kucaklaşmalar canlandırıyordu hayâlinde.mezbahanın bulunduğu yandan köpek ulumaları işitiliyordu. beyaz taşla örülü alçak duvarı. tepesinde melek tasviri olan haç biçiminde küçük bir yapıydı. yine de birşeyler istediğini. İlk gördüğü. ne pahasına olursa olsun aşk . Kimbilir? Belki de şaka yapıyordur. Mezarlık uzakta bir orman. Vahşi hayvan pençesini andıran akçaağaç yaprakları yerdeki gri kumda. hazdan başı dönüyordu. sessizlik değil. bir yandan da "Bir zamanlar güzel. Görünürlerde kimsecikler yoktu. Ayışığı iç ateşini kızıştırıyormuşçasına. öpüşmeler. Ayışığında kapının üzerindeki yazı okunabiliyordu: "Vadesi gelecek. mermer mezarlar üzerinde kara karaydılar." Kendisini bu tatlı. her mezarında sakin. dolaşmaya başladı.. seven. Gelecek.. ama her karanlık servisinde. solgun çiçeklerden yapraklara sinen sonbahar havasından bir veda." diye düşünüyordu.. hoş. Siyah ve beyazdan başka bir şey görünmüyordu çevrede. Uykulu ağaçlar dallarını beyazlıkların üstüne sarkıtmışlardı. geceleri tutku ateşiyle içleri kavrulan.. Ansızın birisi onu gözetliyormuş gibi geldi. Hayatında ilk kez gördüğü. Tarlalar arasından geçen yolda bir buçuk saat kadar yürüdü. Burada sükun. Tarlalardan daha bir aydınlıktı burası sanki. arabasını kentin bilimindeki ara sokaklardan birinde bırakarak. Yarım saat kadar anıtın dibinde oturdu. bilinmezliğin gizlendiği bir:dünya. Mezar taşlarından.'ye de uğramış. yanıyormuş gibi parıldıyordu. her şey susmuştu. Geceyarısı kim gelirdi buralara zaten! Ama yine de bekliyordu Startsev. yaşantının bulunmadığı. "Kotik'in de var bazı gariplikleri. beyaz haçlarla mezar taşları ve servilerle mezar taşlarının ayışığında iki yanı ağaçlı yollara düşen kara gölgeleri oldu. Mezar taşlarındaki yazıtlar rahatlıkla okunuyordu. yokluğun derin elemiyle içe atılmış umutsuzluğun bulunduğunu düşündü. o da. Bir yandan yolları gözetliyor.. Biraz sonra. albenili. Yıllar önce bir İtalyan operası S.. belki de bir daha hiç göremeyeceği bir şey şaşırtmıştı Startsev'i ilk anda: başka hiçbir şeye benzemeyen değişik bir dünya vardı karşısında.. kendilerini yumuşak okşamalara bırakan kaç kadın ve kız yatıyordur burada acaba?" diye düşünüyordu. hırsla bekliyor. Bu olay çoktan unutulmuştu kentte. dostça bir uzlaşma içinde gökyüzünden aşağıyı seyrediyorlardı. mezarlığa doğru yürümeye başladı. sonra kalkıp şapkası elinde." Startsev parmaklıklı kapıdan geçip içeri girdi.

Katerina İvanovna. "Olsun varsın.. dedi Panteleymon'a. çevre zifiri bir karanlığa bürünmüştü. Hadi sür bakalım arabacı. onunla bir iş tutmaya çalışırım. ayaklarım taşımıyor beni. Startsev. Saat ikiye kadar uyuyor. İvan Petroviç. ay bulutların arkasına kaymış. fazla şişmanlık hiç iyi değil!" Ertesi gün akşamüzeri evlenme önerisinde bulunmak üzere Turkin'lere gitti Startsev. utanarak ağaç gölgelerine saklanmaya çalışan biçimli. ciğerleri kavruluyormuş gibi geliyordu ona. Omuzlarım açıkta bırakan balo giysisi içinde daha bir cici. sıcaklıkla doluydu. Geçerken Kotik'i de kulübe bırakırsınız hem. — Bu havada dışarı çıkmak akıl kârı değil ya! dedi. odasında saçlarını yapıyordu. bir taşra hekimisin. salondakilere allahaısmarladık derken Startsev gitme zamanının geldiğini.. Konuğunun düşünceli ve pek keyifsiz olduğunu sezen İvan Petroviç. Büyük bir hazla arabasına otururken şöyle geçirdi içinden: "Of. Öte yandan kafasındaki garip bir soğuklukla ağır bir taş uyarmaya çalışıyorlardı onu: "Vakit henüz geç değilken vazgeç bu çılgınlıktan!" diyorlardı. Uzun süre yemek salonunda oturup çay içmesi gerekti. Arabasını bıraktığı ara sokağı bir buçuk saat aradı. Gece hiç uyuyamadığı için tatlı. tertemizdi. orada kalmasını gerektiren bir neden yoktu artık. Mermer taşlar yerine. dalgın dalgın dinlerken. hastalarının beklediğini söyleyerek kalktı.aradığını haykırmak geliyordu içinden. "Oldukça yüklü bir drahoma verirler herhalde. Startsev onu görünce öyle heyecanlanmıştı ki. Dışarıda yağmur çiseliyordu. Alman çiftlik kâhyasının köyde gizlilikle utanmanın ortadan kalktığını haber veren gülünç mektubunu çıkarıp okudu ona.. kaprisli bir kız. pek hoş kadın hayâlleri görüyordu şimdi. — Elden ne gelir." diye düşünüyordu. Arabanın ne yanda olduğunu ancak Panteleymon'un kısık öksürük sesinden anlayabildiler.. dedi İvan Petroviç. uyuşturucu bir içki içmiş gibi bir sersemlik vardı üzerinde." Taş parçası bırakmıyordu: "Hem onunla evlensen bile kızın ailesi taşra hekimliğini bırakıp kente yerleşmeni isteyecek. Nasıl olsa drahoma verecekler. İçine bir sıcaklık doluyor. Biraz sonra perde inmiş gibi her şey kayboldu birdenbire. sadece gülümsüyordu. Ama yine şansı yoktu. tek söz söyleyemeden yüzüne bakıyor. — Çok yoruldum.. Gidiniz bari." "Ne olur kente yerleşirsem? Kentte istiyorlarsa kentte yaşarız biz de. Yüreği mutluluk. kızını arabaya yerleştirirken. Sen bir köy papazının oğlu. Katerina İvanovna'ya kadın berberi gelmiş. oraya gidecekti. . Kulüpte danslı bir eğlence vardı.. "Senin dengin mi o? Şımartılmış. zifiri bir karanlık vardı." "Ne olacak sanki?" diye geçiriyordu içinden. Startsev kapıyı güçlükle buldu. Tenteyi açmıştı Panteleymon." Sonunda göründü Katerina İvanovna.

özgür kalmak istiyorum. Ama çabuk döndü. Birilerinden bulup buluşturduğu frakla ve yakanın içinden fırlamak istiyormuş gibi durmadan kabaran beyaz papyonuyla geceyarısı kulübün konuk odasında oturmuş. olamaz böyle bir şey! Kişi yüksek. — Oh. — Mezarlığa mı gittiniz? — Evet. tanımlamalar neye yarar? Gereksiz güzel sözler de söylemeyeceğim.. sanatı her şeyin üstünde tutan bir insanım ben.Güle güle gidiniz. Kendimi ona adadım. . lütfen! Araba karanlığın içine daldı. bağışlayın. Sonunda dayanamadı: — Yalvarırım. Birkaç saniye sonra arabadan inmişti bile. Soyluluğunuz ve iyi yürekliliğinizle bağdaşmıyor bu davranışınız. ayağa kalkarak sözlerine öyle devam etti: ama kusura bakmayın. aile yaşantısıysa hayatımın sonuna dek elimi kolumu bağlar benim. şimdiye dek kimse aşkı eksiksiz tammlayamamıştır. Katerina İvanovna'ya duygulu bir tavırla. Dmitriy İonıç.. Bence. karım olunuz! dedi. karınız. diye başladı Startsev. karga? Çek arabanı bakalım! Startsev doğru otele gitti. Katerina İvanovna bir an düşündükten sonra pek ciddi bir sesle. ama. Dmitriy İonıç. Bir sanatçı olarak ün yapmak. Müziği pek. ama pek çok seviyorum. olamam. — Şakadan anlamıyorsanız üzülün. dedi Katerina İvanovna. derken 'Aleksey Feofilaktıç'ı hatırlamıştı). ne kadar da habersizlermiş dünyadan! diyordu.. hayatlarında hiç sevmeyenler. aydınlık amaçlara yönelmelidir. diye karşılık verdi. — Dmitriy İonıç. Kahkahayla gülmeye başlamışken birdenbire korkuyla haykırdı: Araba kulübün girişine dönüş yaptığı için hafif yana yatmıştı. bir işe yaramaz yaşantımı sürdürmemi istiyorsunuz benden. gittim ve saat ikiye dek bekledim orada. başarıdan başarıya koşmak. köleniz olurum. size saygım sonsuzdur. soğuk bir sesle. Startsev fırsatı değerlendirerek hemen beline sarıldı. Kulübün aydınlık girişindeki polis memuru iğrenç bir sesle bağırdı Panteleymon'a: — Ne bekliyorsun. siz iyi yürekli. böyle aşırı bir tutkuyla sevildiği için de son derece mutluydu. biliyorsunuz ki. Startsev kendini tutamayıp Katerina İvanovna'yı dudaklarından. Bir ev kadını olmak ha. Ciddi konuşalım.. mutluluk ve iç sıkısı dolu duyguyu anlatmak pek öyle kolay değildir. Önsözler. — Dün gittim mezarlığa.. — Yeter. boynundan öperken. yeridir. Aşkım sınırsızdır. Bu ince. bana bağışladığınız onura çok çok teşekkür ederim. Çok üzüldüm. Ona tutulan bir erkeğe böylesine kurnazca bir şaka yapabildiğinden kıvanç duyan Katerina İvanovna. Dmitriy İonıç (hafifçe gülümsedi: 'Dmitriy İonıç'. Siz ise bu kentte yaşamamı. Onu bir kez bile olsa tadanlar sözcüklerle anlatmaya kalkışmazlar.. Beriki de korkudan iyice yaklaşmıştı ona. artık dayanamayacağım bu boş. daha da çekti onu kendine.

iyice yağlanmıştı. salondakiler bu sözleri kendilerine edilmiş hakaret sayıyor. Kentte pek çok hastası vardı şimdi Startsev'in. Zamanla. soylu. konuşmalarıyla. "O zaman isteyen istediğini sokak ortasında yatırıp kesmez mi?" diye soruyordu.. kentli kaşlarım çatarak kuşkulu kuşkulu gözlerinin içine bakıyor. Şişmanlamış. Aşkına. hemen sinirli bir tartışmaya girişiyorlardı onunla. bir söz bile etmeden ... — Hiç de üşenmemişim! diyordu. onu.. Olaylar. bayağı. tabağından gözlerini kaldırmadan.. bir şey yemedi. Öyle ki. gözlerinde yaşlar parıldıyordu bütün kalbimle beğeniyorum sizi ya. az zaman sonra pasaport ve ölüm cezaları da kalkar bu gidişle. Aradan dört yıl geçti. Startsev çok evlere girip çıkıyor. derin bir soluk aldı. Öyle ki. avazı çıktığınca bağırmamak. ne de bir şeyle ilgileniyorlardı kentliler. Bütün o hayâllerinin. Ağlamamak için arkasını Startsev'e dönüp odadan çıktı.zeki. Herkesten üstün bulurum sizi ben. böyle aptalca bir sona götürdüğüne inanamıyordu. umutlarının. Enine verdikçe daha bir üzüntüyle solur olmuştu. filozofça sözler ettiğini öğretmişlerdi ona.. Bir eve eğlenceye çağrıldığında oturuyor. ama kimseyle yakın ilişki kurmuyordu. Acı talihinden yakınıyordu hep: araba sürmek canına tak etmişti artık. Dyalij'deki hastalarının işlerini alelacele bitirdikten sonra hemen troykasıyla (artık çıngıraklı bir troykası vardı) kentteki hastalarına koşuyor. gece geç vakit dönüyordu eve. hatta dış görünüşleriyle nefret uyandırıyorlardı onda. üstün bir insansınız. örneğin "Şükür. önünde oturan Panteleymon'un geniş sırtına şemsiyesinin sapını vargücüyle indirmemek için zor tutuyordu kendini. Utanıyordu. anlayın beni ne olur. insanın kolunu sallayıp hemen oradan uzaklaşmaktan başka bir şey yapamayacağı öyle ahmakça. Önerisinin reddedilebileceğini hiç mi hiç getirmemişti aklına. insanlık ilerliyor. Nefes darlığı olduğu için yaya yürüyemiyordu hiç. sadece yiyor ve briç oynuyordu. örneğin politika. çalışmadan yaşamanın doğru olmadığını söyleyecek olsa. Aydın geçinen bir kentliyle konuşmayı denediğinde. oyun oynarken. eski yaşayışına dönebildi. Gerçekten de ne bir iş yapıyor. Akşam toplantılarında yemekten sonra salonda otururlarken kişinin çalışmasının gerektiğini. mezarlıkta beklediğini. Startsev'in yüreği hızlı çarpmıyordu artık. sıkıntılarının. Her akşam. gururu kırılmıştı. hatta zeki görünen bir kişinin yemekle ilgili olmayan bir konuya. İnsanlar hayat görüşleriyle. sohbet etmek için onları ilgilendiren bir konu bulmakta güçlük çekiyordu Startsev. Uyumadı. o akşam frak bulabilmek için kapı kapı dolaştığım daha seyrek hatırlıyordu. Panteleymon da hayli şişmanlamıştı. Üç gün elini bir işe değdiremedi. yemek yerken uysal. Sokağa çıktığında ilk iş olarak papyonunu gevşetti. Aklına geldiğinde tembel tembel gerinerek. ya da bilime sıra gelince öyle çıkmazlara girdiğini. duygularına acıyordu. birçok insanla karşılaşıyor. İşte bunun için onlarla konuşmaya başlamaktan daima kaçınıyor." diyecek olsa. Ancak Katerina İvanovna'nın konservatuvara girmek için Moskova'ya gittiğini duyduktan sonra biraz kendine gelebildi. tiyatrodaki küçük bir aşk oyununda olduğu gibi.

yine yalnızca gözleriyle gülerek. babasının evinde kendi evinde değilmiş gibi çekingendi. heyecanlanıyordu ya. yine de bir şey söylemiyordu. Tiyatro. görememişti onu hiç. K. . bu fazla ya da eksik olan şeyin ne olduğunu bilemiyordu yalnız. davranışlarında ürkek. Yüreğinin heyecanla çarptığı belliydi. genç biri geldi şimdi. hem bugün doğum günü olduğunu yazıyordu. — Kaç yaz. Startsev'in elini sıkarken yapmacık soluyarak. hem pek hoşlanmıştı ya. Toplanan banknotlar birkaç yüzü bulunca hepsini birden bankaya yatırıyordu. serin bir sabahtı. haksız. sonra gizli bir yerde biriktiriyordu. hayâllerini. bir yanı eksikmiş gibi geliyordu ona. çocuksu saflığı yoktu üzerinde. konser gibi eğlencelerden kaçıyor. Eski tazeliği. Hayli çökmüş." Startsev uzun uzun düşündükten sonra akşamüzeri kalkıp Turkin'lere gitti. Belki o biraz şanslı olur. daha bir güzelleşmiş. oturduğu koltuğu da beğenmez oldu. Hastaneye bir mektup getirdiler Startsev'e. 'Kızgın Leh' diyorlardı ona. Bakışlarında. saçları aklaşmış Vera İosifovna. Startsev'in canı sıkılıyor. Onunla evlenmeyi istediği geçmişteki her şeyden nefret ediyordu. Kotik mi ne haldeydi? Zayıflamış. Uçuk benzini. Katerina İvanovna'ydı. ama dört yıl önceki duyguları yine yaşamasına bir şey engel oluyordu. hemen gelip acılarını dindirmesini istediğini. öte yandan saatlerce seve seve briç oynuyordu. Mektubun altında bir de şöyle dip notu vardı: "Annemin isteklerine ben de katılıyorum. İvan Petroviç. Artık Kotik değil. merakla Startsev'in yüzüne bakarken devam etti: — Ne de çok şişmanlamasınız! Yanmış. Gözlerini kırpmadan. Durgun. aptalca şeyler söylüyorlardı. Bir yanı fazla da olabilirdi. ceplerini tıkabasa dolduran lavanta. Farkında olmadan etkisine kapıldığı bir eğlencesi daha vardı: gündüz kazandığı. ama genel olarak pek az değişmişsiniz. buyurun lütfen! diye karşıladı onu. Balon. — Bana hiç kur yapmak istemiyorsunuz. Sizin için pek yaşlıyım anlaşılan. sirke. Katerina İvanovna her yaz annesini babasını görmeye geliyordu ya. Dört yıl önce onu öylesine heyecanlandıranaşkını. şimdiki yüz anlatımını. — Oo. dedi. suçlu birşeyler vardı. Biraz sonra giysilerini. daha bir olgunlaşmış. Burada. hafiften gülümsemesini. Masadakiler konuşuyordu hep tabii. doktor. yeşil banknotları çıkarıp tek tek sayıyor. yüzü solmuş. Lehlilikle hiç ilgisi olmadığı halde. Daima kaşları çatık sustuğu. Vera İosifovna onu çok özlediğini. Artık uğramıyorsunuz bize. Elini Startsev'e uzatırken. o da hâlâ migren tedavisi gören Vera İosifovna'nm çağrısı üzerine gitmişti Turkin'lere. Katerina İvanovna'nın gidişinden bu yana geçen dört yılda ancak iki kere.yemeğini yiyordu. vaftiz yağı kokulu sarı. serpilmişti. Startsev şimdi de hoşlanmıştı Katerina İvanovna'dan. kaç kış geçti aradan! dedi. olmamış. tabağına baktığı için bir ad da takmışlardı ona kentte. sesini sevememişti. Bayağı.

ama mutsuz seven bu erkeği daha yakından görmek istiyormuş gibi katıksız bir merakla Startsev'in yüzüne bakıyor. dünyadan.umutlarını hatırladı. bir zamanlar onu öylesine tutkuyla. Tatlı börekle çay içtiler. Gerçekte hiç olmamış. Ama bir türlü alışamıyorum da. Bahçe yarı karanlıktı. gün ağarırken yorgun argın eve dönüşünü. Startsev dinliyor. acı bir pişmanlık duydu yaptıklarına. Nasılsınız? İşleriniz ne âlemde? Neyiniz var? Hep sizi düşündüm sesi titriyordu. Vera İosifovna'nın ak düşmüş biçimli başına bakıyor. gözleri bu aşk için ona sonsuz minnettarlıklar anlatıyordu. Bitirdiğinde uzun süre hayranlıklarını belirttiler. biraz konuşalım sizinle. Startsev'in aklına bir şey gelmiyordu. İçinde bir ateş yavaş yavaş yanmaya başlamıştı. Bir süre sustular. kendimizi koyvermekten başka ne yapabiliriz? Günler birbirini . Startsev'in ise onunla ilgilendiği yoktu. "Roman yazmasını beceremeyen değil. dedi. bahçeye çıkmalarını önermesini bekliyordu.. Eski çocuksu anlatımı bile gelmişti yüzüne sanki... bir an önce bitirmesini bekliyordu. övdüler onu. gürültülü bir parça çaldı. Hep konuşmak. Yarı karanlıkta odadakinden daha da genç görünüyordu. — Kötü değil. Sonunda dayanamayıp yanına sokularak. herhalde. yazıp da yetersizliğini gizleyemeyen yeteneksizdir. Katerina İvanovna elleriyle yüzünü kapayarak. Bir keresinde kararımı iyice vermiştim. Niçin böyle davranıyorsunuz bana? Bugün öyle bir heyecanla bekliyordum ki sizi. Katerina İvanovna da. canı sıkılmaya başladı. İçindeki ateş tutuşmuştu artık." diye geçiriyordu içinden. — Sizi kulübe götürdüğüm akşamı hatırlıyor musunuz? dedi. dedi Katerina İvanovna. Mektup yazmak. — Nasılsınız? diye sordu Katerina İvanovna. — Gelin." diye düşünüyordu Startsev. Bahçeye çıkıp dört yıl önceki gibi yine akçaağacın dibindeki banka oturdular. Allahaşkına bahçeye çıkalım. — Şöyle böyle. Ama sizin umursadığımz yok... Katerina İvanovna ona bakıyor. — Çok heyecanlıyım. ama sonra vazgeçtim. olamayacak şeylerdi yine okudukları. Sonra Vera İosifovna son yazdığı romanını okudu. Ve birdenbire bir sıkıntı düştü içine. Moskova'dan döndüğüme seviniyorum. Startsev de hatırladı geçmişi: mezarlıkta bekleyişini.. "İyi ki evlenmedim onunla. — Eh! dedi. hatta Dyalij'e gelmek istedim. insanlardan yakınmak istiyordu. Göğüs geçirdikten sonra. Yağmur yağıyordu. Nasıl olabilirim? Yaşlanıp şişmanlamak. Nasıl olduğumu soruyorsunuz. içten... dedi İvan Petroviç. Daha sonra Katerina İvanovna uzun. Katerina İvanovna'nın yüzünü daha yakından görüyordu şimdi Startsev.

Yaylı troykasına binince. Eve gitmek için ayağa kalktı. niçin?" diye yazıyordu. İçimi rahatlatın. Annemin yazar olduğu kadar ben de piyanistim işte. minnetle kendisini süzüp birşeyler arayan gözlerini görünce yine huzuru kaçtı. acıklı sesiyle: — Ölesiye mutsuz kız! dedi. anısız ve düşüncesiz yaşantımızı sürdürüp gidiyoruz. Sık sık görüşüp dertleşeceğiz. Pek sert bir davranış oldu bu.. ülküsel bir kişiydiniz benim için. Yanınızda ne çalacağım." diye geçirdi içinden. Sizinle konuşmaya çok ihtiyacım var. ömrümüz tükeniyor. İçeri girdiklerinde Startsev aydınlıkta Katerina İvanovna'nın yüzünü. biz de sıkıcı." Mektubu okuduktan sonra bir an düşünüp Pava'ya: . o zamanlar anlayamıyordum sizi. bir zamanlar onun için pek değerli olan karanlık eve. Kuşkusuz. Kendimi büyük bir piyanist sanıyordum. Sadece sizi düşünüyordum da diyebilirim. "Kentte en yetenekli kişiler bunlarsa gerisi de öyle olur tabii. İvan Petroviç'in zekice sözlerini ve Pava'nın acıklı sesini hatırladı. Artık bir piyanist değilim ben.. akşamları kulüpte nefret ettiğim kumarbazların. "Bize karşı değişmiş olabileceğinizden korkuyorum. Kotik'in piyano çalışını. Artık çocukluktan çıkıp bıyıklı bir delikanlı olan Pava yine put gibi durarak kollarını havaya kaldırdı. elem dolu. "İyi ki evlenmedim onunla. — Oysa soylu bir mesleğiniz var. değil mi? Söz verin bana. O zamanlar ben de bir gariptim ki sormayın. alkoliklerin. Onu geçirirken İvan Petroviç." diye geçirdi içinden yine. Gündüzleri hastalarımla uğraşıyorum. Katerina İvanovna koluna girerek konuşmasına devam etti: — Ömrümde tanıdığım insanların en iyisisiniz. Pava. yap numaram. Katerina İvanovna'dan bir mektup getirdi ona.. halka yardım edebilmek ne büyük mutluluktur! Moskova'da sizi düşündüğümde üstün. acı çekenlere. gelip her şeyin eskisi gibi olduğunu söylevin bana. Bütün bunlar sıkıyordu Startsev'i. ama Moskova'da hep sizi düşündüm. içinde biraz önce tutuşan ateş hemencecik sönüverdi. Startsev akşamlan sonsuz bir hırsla ceplerinden çıkarıp saydığı banknotları hatırladı. Hemen gitmeye hazırlandı. Katerina'nız. dedi. Her genç kızın piyano çalabileceğim düşünemiyordum. "Hiç bize gelmiyorsunuz. Sonra Pava'ya dönerek ekledi: — Hadi bakayım. ne de müzikten söz edeceğim. mıymıntıların arasında vakit geçiriyorum.kovalıyor. bahçeye bakarken birdenbire Vera İosifovna'nın romanlarını. kendimi buldum. Bunu düşünmek bile tüylerimi ürpertrneye yetiyor.. — Akşam yemeğini yemeden gitmeniz Roma hukukuna aykırıdır. Anlayacağınız dayanılmaz bir hayatım var. Bir taşra hekimi olmak. Ben de başkaları kadar çalıyordum ve ötekilerden üstün yanım yoktu. Eskiden hastanenizden konuşmayı pek severdiniz. Üç gün sonra Pava.

hem oraya hem buraya yetişmeye çalışıyordu. kızları piyano çalıyor? Onun hakkında söyleyebileceğimiz bu kadar işte. bir hafta. karşıdan gelen arabacılara "Sağdan gel!" diye bağırarak sürdüğü çıngıraklı troykasıyla sokaklardan geçerken duygulu bir görünüm belirirdi. son mutluluğuydu. Üç gün sonra gelebilirim belki. canım. tizleşmişti. daima 17 numaralı yeri ayırıyordu ona. bastonunu sabırsızca yerlere vurarak o kulak tırmalayan sesiyle bağırıyordu. aradan üç gün. ama çabuk vazgeçti. Artık büyükçe bir çiftlik ve kentte iki ev sahibiydi. Sıkıcı bir yaşayış sürdürüyor. Hizmetini oranın en eski garsonu İvan görüyor. Dyalij'deyken Kotik'e olan tutkusu tek ve herhalde. Aradan birkaç yıl daha geçti. kalın enseli Panteleymon'un sürücü yerine oturup kollarını değnek gibi dümdüz öne uzatarak. Ama. kırmızı yanaklı. neleri sevdiğini neleri sevmediğini biliyor. Hasta sayısı pek kabarıktı.— Bugün çok işimin. Dyalij'de de kentte de sadece İonıç diye çağırıyorlardı onu. Bir keresinde evlerinin yakınından geçerken bir uğramasının iyi olacağım geçirdi aklından. olduğunu. iki hafta geçti... hiç sıkılmadan. Soluk alacak boş zamanı yoktu. Boş şeyler söylemeyin! Tekbaşına oturuyordu. Kulüpteki bütün görevliler. . Tombul. Yoksa. bastonuyla döşemeyi dövmeye başlardı. Tanrı korusun. Startsev iyice şişmanlamış. Yoluna devam etti. Bir yandan da sık sık soluyor.. çocuklara aldırış etmeden bütün odaları dolaşıyor. ellerinden geldiğince sevdiği şeyleri yapmaya çalışıyorlardı. hemen kızar. aşçısı. korku ve şaşkınlıkla yüzüne bakan yarı çıplak kadınlara. sesi incelmiş. alnında biriken terleri mendiliyle siliyordu. hekimliği yine de bırakmamıştı. yine de gitmedi Turkin'lere. huysuz olmuştu. bir Olimpos tanrısıydı. İşi çoktu ya. Yemek sırasında başını kaldırıp genel söyleşilere katıldığı pek seyrek oluyordu: — Neden söz ediyorsunuz? Ha? Kimi? Yan masalardan birinden Turkin'lerin adını duysa: — Turkin'lerden mi konuşuyorsunuz? diye soruyordu. "İonıç nereye gidiyor?" ya da "İonıç'ı çağırsak mı dersiniz?" Gırtlağı yağ bağladığı için daraldığından olacak. hemen kalkıyor. — Lütfen. gelemeyeceğimi söyle. doğruca sözü edilen eve gidiyor. Akşamları kulüpte briç oynuyor. hiçbir şeyle ilgilenmiyordu. bastonuyla kapılara vurarak. kırmızı yanaklarıyla yine onun gibi şişko. sonra masaya yalnız başına oturup yemeğini yiyordu. Sanki geçen insan değil de. Kişiliği de değişmişti bu arada: daha bir çekilmez. yalnız sorularıma yanıt veriniz. garsonları. Şimdi de bir üçüncüyü almaya hazırlanıyordu. Hastalarını muayene ederken ufak bir şeyden sinirleniveriyor. yürürken başım geriye atıyordu. Para hırsı sarmıştı benliğini bir kere. Sık sık soluyor. dedi Startsev. Hani şu. — Bu çalışma odası mı? Burası yatak odası mı? Peki burası ne? diye soruyordu. yağlanmıştı. Bankada satılacak bir evden söz etseler ona.. Ondan sonra da bir daha görmedi Turkin'leri.

muhtarın karısı Marva'ya geldi: Kafası işleyen. Uzun boylu. zayıf. Palto yakaları her zaman kalkık durduğu için yüzü bile kılıflı gibiydi. içtenlikle okuyor konuklarına. ömründe bir kere bile doğup büyüdüğü köyden dışarı çıkmayışından ne kenti. fıkralar anlatıyor. Doğabilimci olmadığım için bu konuda söyleyecek fazla şeyim yok. — Bunda şaşılacak bir yan yok! dedi Burkin. yine eskisi gibi şakalar yapıyor. Temiz hava almak için arasıra böyle ava çıktığı olurdu. Kimbilir. Faytona bindiğinde ilk işi sürücüye tenteyi çekmesini söylemek olurdu. İçeride. bu belki ataerkil yapının yasaları uyarınca eskiye. lütfen! diye sesleniyor arkalarından. Muhtar Prokofıy'in Mironositskiy Köyünün ucundaki samanlığında gecelemeye hazırlanıyorlardı. Siyah gözlük takar. belki de insan yaratılışının her zaman görülebilen yasadışı bir örneğidir. Ama şu kadarım biliyorum ki. Şemsiyesi de. sivri bıyıklı bir ihtiyar olan İvan İvanıç. ay yüzünü aydınlatıyordu. yalnız kalem açmak için çıkardığı çakısı da birer kılıf içindeydiler daima. Şuradan buradan konuşuyorlardı. Bu yüzden çevrede herkes yalnız küçük adıyla çağırırdı onu. Öğretmen Burkin. varlığını bir örtüyle gizlemek . İki kişiydiler: Veteriner İvan İvanıç ile lise öğretmeni Burkin. Hasta olsa gerek. kapının dışında oturmuş piposunu tüttürüyor. mağarasında bir başına yaşayan ilk insana bir dönüş. Söz döndü dolaştı. her yaz annesiyle Kırım'a gidiyor. sağlam bir kadın olduğu halde. ne demiryolunu gördüğünden. Uzağa gitmeye ne gerek. Ve mendilini sallıyor. İvan İvanıç'in 'Çişma Himalayskiy' diye kendisine hiç de yaraşmayan iki isimden oluşan pek acayip bir soyadı vardı.'lerden geçirirdi. Bizim lisenin Latince öğretmeniydi. — Güle güle gidiniz. 1898 KABUĞUNA SİNMİŞ ADAM Geç kalan avcılar. samanların üzerinde uzanan Burkin ise karanlıkta kaldığı için gözükmüyordu. Kent dışındaki harada kalırdı. kulaklarını pamukla tıkardı. Buralarda tanımayan yoktu onu. Onları yolcu ederken İvan Petroviç tren hareket ettiğinde gözyaşlarını silerken. Sözün kısası. Mavra gibileri az değildir yer yüzünde. Salyangoz gibi kendi kabuğuna sinmek eğiliminde az insan vardır yeryüzünde. Belli belirsiz yaşlanmış. Hakkında anlatılanlardan bir kısmını sanırım siz de duymuşsunuzdur. Çok sıcak havalarda bile çizmelerini ve pamuk astarlı paltosunu çıkarmaması. daha toplumsal yaşayışa geçmemiş. . daha iki ay önce Belikov adında bir arkadaşım öldü. siyah gömlek giyer. Kotik her gün üç dört saat piyano çalıyor. on yıldır gündüzleri sobanın arkasında pinekleyip geceleri ıssız yollarda yalnız başına dolaştığından söz ediyorlardı. şemsiyesini bir an bile elinden bırakmaması yüzünden kentte herkes tanırdı onu. İkisinin de uykusu yoktu.Turkin'lere gelince: İvan Petroviç hiç yaşlanmadı. Vera İosifovna yazdığı romanları seve seve. yaz aylarını Kont P. saati de.

"— Tabii haklılar. "Kendisiyle hiç ilişiği yokmuş gibi görünen en küçük bir yasadışı hareket son derece üzer. Sçedrin'i okumuş. yaşadığı zamandan tiksintisini haklı gösterebilmek çabası içinde daima geçmişi. Bu ziyaretlerin ona pek sıkıcı ve ağır geldiği açıktı ya. derdi. kafası işleyen insanlardır. Bir iki saat böylece oturduktan sonra kalkıp giderdi. artık bunu başka bir şeklini düşünemezdi. gözlerini kısarak. Yenilgiyi ister istemez kabullenmiştik: Önce 'hal ve gidiş'ten Petrov ile Yegor'un birer notunu kırdık. ikinci sınıftan Petrov. öğrencilerden birinin yaramazlığı duyulsa ya da memurelerden biri gece geç vakit bir subayla dışarıda görülse hemen heyecanlanır. umutsuzluğa düşürürdü onu. Arkadaşlarından biri kiliseye geç kalsa. Bu oldukça güçlü bir duyguydu onda. Belki de bu korkusunu. alçak bir sesle. bir arkadaşlık görevi sayıyordu bunu kendince. Gerçeklerden gizlenmesine yarayan şemsiyesi. Kentte bir tiyatro. eşyalara bakardı. okuma ya da çay salonu açılmasına izin çıksa başını sallar. parmağını sallayarak eklerdi: "— Antropos! "Belikov'un. çizme ve şemsiye ile dolaşan bu adam tam on beş yıl okulu avucunun içinde tuttu! Yalnız okulu mu? Bütün kenti! Aman belki o duyar gibi eşlerimiz cumartesi akşamlan toplanıp . altından bir çapanoğlu çıkacağından korktuğunu. ürkütüyordu onu. inanın. bir zaman sonra cezayı daha ağırlaştırarak izinsiz bıraktık ve sonunda okuldan attık onları. sınıflarda çok gürültü olduğunu. "Çocuk eğitimi konusunda ileri sürdüğü fikirlerdeki aşırı ürkeklik ve kuşkuculuğuyla. "Belikov'un pek yadırganan bir huyu daha vardı: öğret? men arkadaşlara konukluğa giderdi. dördüncü sınıftan Yegor atılsa çok iyi olacağını söyler dururdu. küçücük yüzünün ortasındaki gerçekten kokarcanınki gibi küçücüktü yüzü siyah gözlükleriyle sonunda hepimizi yendi. Bütün bunlar iyi ya. Sonunda ne oldu biliyor musunuz? İç çekmeleriyle. gerçekten kılıflı iddialarıyla ne kadar da umutsuzluğa düşürürdü bizleri! Kız ve erkek liselerinde gençliğin gemi azıya aldığını. Biz öğretmenler son derece çekinirdik ondan. Öğretmenler az çok mürekkep yalamış. "— Altından bir çapanoğlu çıkmasa bari. çizmeleri ile öğretmeye çalıştığı Latince aynı şeydi onun için. değil mi? Ama gelin görün ki. Bir genelge öğrencilerin akşam saat ondan sonra sokağa çıkmalarını ya da bir gazete yazısı cinsel ilişkileri yasaklıyorsa. bunları yukarının duymasından. Yasak yasaktı onun için: İzinlerde ise her zaman kuşkulu.. renksiz. Gözleri parlayarak. Girer oturur denetlemeye gelmiş gibi hiç konuşmadan duvarlara. Turgenyev'i. altından bir çapanoğlu çıkmasa. Gerçekler sinirini bozuyor. açık söylenilmemiş. Ne hoş ve gür bir dildir şu Latince. Bunun adına da 'Arkadaşlarla iyi ilişkileri sürdürmek. "Ve sözlerinin doru olduğu kanıtlamak ister gibi..' derdi. düşüncelerini de kılıfta saklamaya çalışır bir hali vardı.ve çevresinde kendisini dış etkenlerden koruyup yalnız kalmasını sağlayacak bir kılıf yaratmak eğilimi vardı. Bazı hareketleri yasaklayan genelge ve gazete yazılarından başka bir şeye güvenle inanamazdı. "— Ah! derdi. derdi. Müdür bile korkardı. bulanık bir yan arardı. acınmalarıyla. hiç var olmayan şeyleri över dururdu.

Sık sık görüşürdük. boğucu bir hava olurdu." İvan İvamç bir şey söylemek istiyor gibi öksürdü. Gitmekte olduğu kalabalık. altmış yaşlarında bir adamı aşçı olarak tutmuştu. bu kabuğuna çekilmiş insan. Dairelerimiz aynı katta. tereyağında alabalık kızarttırıp yerdi. Benimle yürümekten bile sıkılırdı. ciddi söylüyorum. sobada ıslık çalar. Ve sabahleyin birlikte okula giderken hep solgun yüzlü. "Ve bu Latince öğretmeni. Sçedrin'i. inanılacak şey değil. ama orucu bozacağını da kimse iddia edemezdi ya. İçeride daima sıkıcı. inanır mısınız. Afanasiy." İvan İvanıç. kapıları tıkırdatır.. Burkin hikâyesine devam etti: "Belikov ile aynı apartmanda oturuyorduk. "— Son zamanlarda çocuklar sınıflarda çok gürültü ediyorlar. Uzun boylu. "Yorganın altında boğulacak gibi olurdu. kalkıncaya kadar bir daha dışarı çıkarmazdı onu. çekindiği belli olurdu hareketlerinden. Kötü birşeyler olacağını.. Mihail Şavviç Kovalenko adında Ukraynalı bir tarihcoğrafya öğretmeni atanmıştı bize. Son onon beş yıldan beri onun etkisiyle kentte herkes..' diye söz ederler sonra. şöyle böyle yemek pişirebilen. gürültülü liseden ürktüğü. oruç ayında din adamları onun yanında et yemekten. kapı sürmeleri. dedi. panjurlar. mutfaktan Afanasiy'in öfkeli solumaları işitilirdi. Bunun da bir yolunu bulmuştu. ay1 a baktı ve tane tane konuşarak: — Evet. Bu belki oruç yemeği değildi. Ablası Varenka ile geldi. de. kapılarımız karşı karşıyaydı. Yatağa girer girmez başını yorganın altına sokar. Kovalenko. Orada da aynı durum vardı: pijama. derin derin soluyarak durmadan aynı şeyi mırıldanırdı: "— Eskiden böyle miydi ya!. Karyolasını koyu bir cibinlik kuşatırdı.. derdi. Sıtma görmemiş bir sesi . Yüksek sesle konuşmaktan.. uygunsuz kaçabilecek bir dostluğa başlamaktan. piposundan bir çekti. mektup yazmaktan. et yese olmaz: birisi duyar ya da görür de 'Belikov oruç tutmuyor. bir sürü yasaklar ve 'altından bir çapanoğlu çıkmasa!'lar. Rüzgâr. kocaman elli. askerliğinde emirerliği yapmış.. sonra sabahlara kadar kötü kötü düşler görürdü. esmer. kalın sesli bir gençti bu. az kalsın evleniyordu. onları okutmaktan çekmiyorlardı. kapalı pancurları. yarım akıllı. Birinin aklına kötü bir şey gelir diye evine kadın hizmetçi sokmazdı. kitap okumaktan. külah. ellerini göğsünde bağlar. ama ramak kalmıştı evlenmesine. Kafası işleyen.şöyle bir eğlenemezler. hırsızların eve girmeye hazırlandıklarını kurar kurar. birden dönüp içeri baktı: — Şaka ediyorsunuz! — Hayır. Ve bu can sıkıntısını gizleyebilmek için. her şeyden korkar olmuştu. iriyan. kapıda dikilir. Bu kadarı hiç olmamıştı. Afanasiy adında beceriksiz. Evdeki yaşantısını da biliyordum.... Afanasiy'in onu kesmek istediğini.. yoksullara yardım etmekten. Böyle işte. Turgenyev'i de.. daha birçoklarını da okumuş öğretmenler boyun eğdiler. Oruç ayında hamur işi yese mideye zarar. sıkıntılı görürdüm onu. "Belikov'un yatak odası kutu gibi küçücüktü.. iskambil oynamaktan çekinirlerdi..

Bir de ne görüyoruz. ha. "Ağzımız açık onlara bakıyorduk.. Hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk.. Sonunda Varenka'nın bu evliliğe seve seve atılacağı çıktı ortaya. kardeşi gibi iriyarı ve uzun boylu bir kızdı. yaş günü partilerine bile zoraki giden öğretmenler arasına köpüklerin içinden birdenbire bir Afrodit doğuyor: ellerini beline koymuş ortalarda dolaşıyor. konuşurken gümbür gümbür ederdi.. Öyle canlı. anlamış gibi birdenbire kendilerini bulmuşlardı. Kovalenko'larla müdürün yaş günü partisinde tanışmıştık. Her zaman ciddi. ciddi oldukları kadar da sıkıcı. Müdürün eşi. Acaba kadınlar hakkında ne düşünüyordu? Bu önemli konudaki sorunlarını nasıl çözümlüyordu? Bu sorularla daha önceleri hiç ilgilenmemiştik. ne dersiniz? diye fısıldadı. Peşinden bir iki halk şarkısı daha söyledi. Evden kerpetenle sökülüp alınmış gibi bir hali var.. En küçük bir şey olsa ha. sıcak yaz günlerinde bile çizmeyle gezen. kara kaşlı. Durmadan Ukrayna halk şarkıları söyler. kazan durmadan kaynıyordu.. eni konu geçkin bir şey olduğunu kestirmişsinizdir.. O kadar lezzetli. İşte bu avarelikten olacak. Gadyaçeski ilindeki çiftliğini anlatmaya başlamıştı.. Müdürün eşi kulağıma eğilerek.. yapılması gereken şeylerin yapılmayıp da boş şeylerle uğraşılmasından ileri geliyor bence. kabaklar yetişirmiş ki orada. o kadar lezzetli borsç çorbası yapılırmış ki. kadınlar Belikov ile Varenka'yı buyur etmem koşuluyla kabul ediyorlar.. cibinliksiz uyuyamayan bu adamın. hayatın amacını görmüş. "Nedense hepimiz aynı anda Belikov'un bekâr olduğunu hatırlamıştık. elinde süslü püslü bir yelpazeyle Varenka da sağ yanında oturmuyor mu? Mutlu mu mutlu. Kız dedim ya. birini sevebileceğine olasılık vermiyorduk. Yanında da Belikov süklüm püklüm. kahkahayla gülerdi. şarkı söylüyor. kız da otuzunda. müfettişin ve öteki öğretmenlerin eşleri.. heyecanlı heyecanlı yurdunu. kara gözlü. Bir akşam yemeği verecek oluyorum. evli halini düşünemediğimiz bir adamı evlendirmeyi koymuştuk aklımıza.. Bir arkadaşımızın yaşantısındaki böyle önemli bir ayrıntının şimdiye dek dikkatimizi çekmemiş olmasına şaşıyorduk. gürültücü halleri vardı ki. gözleri pırıl pırıl.. Önce duygulu bir sesle 'Rüzgâr esiyor' şarkısını söylemişti. Hepimiz mest olmuştuk. oynuyor. öyle armutlar.. kulağıma fısıldamaya devam ediyordu: "— Kırk yaşını geceli hayli oluyor. al yanaklı. Şarkılar bitince gidip yanına oturmuş. Müdürün. Anlayacağınız. öyle kavunlar. Bir akşam müdürün eşi. Örnek mi . tatlı tatlı gülümseyerek.vardı. "Bu yakınlık kızın hoşuna gitmiş olacak ki. Hatırlıyorum. neşeli. "Can sıkintısından neler yapılmaz ki taşrada! En akla hayâle gelmeyecek saçmalıklar. delilikler! Bu durum. Her gün kavga gürültü vardı aralarında. Annesi çiftlikte kalıyormuş. otuz yaşlarında. Varenka'nın bu işe hayır diyeceğini sanmam. ha! diye yüksek perdeden kahkahayı koyverirdi. demişti. Belikov bile hayran hayran dinliyordu onu. Ablası ise genç kızlık çağını arkada bırakmış.. "— Onları evlendirirsek mi. tiyatroda bir loca kiralıyor. "— Ukrayna dili de Latince gibi kulağı okşayıcı ve gür sesli bir dil. Belki de.. tadına doyum olmazmış!. neşeli kahkahalar atıyor. Kardeşiyle aralan pek iyi değildi zaten.

evlenme öyle basit bir şey değildir. Kendi evceğizi olsun isterdi. Bir keresinde cansız cansız gülümseyerek.. içten olan tek kızdır' gibi bir sürü ipe sapa gelmez sözleri büyük bir ciddiyetle söyleyerek adamcağızın başını döndürdük. arkadaşlar ve hanımlarımız Beli kov'un. yaşayışını hiç mi hiç değiştirmemişti. demişti bana. Böyle durumlarda insan evlenmek için adam seçmez.. Sonra altından bir çapanoğlu çıkar. "Ya Belikov? Bizlerin ziyaretimize geldiği gibi Kovalenko'lara da gidiyordu. evlenmek önemlidir. "Aşkta.. Aksine.. insan azmanı Kovalenko. kabuğunun daha da derinlerine çekilmesine yol açmıştı.. 'Size ilgi gösteren. Hepimiz. "— Düşünecek ne var? dedim. Her insanın bir yuva kurmak zorunda olduğunu biliyorum. ötekinde kocaman budaklı bir sopa. olsun bitsin. Kaç kere söyleyeceğim. ama başaramadık bir türlü. ha. Zayıflamış.istiyorsunuz? Buyrun: Bir keresinde sokakta bağrışmışlardı. Her ne hal ise.. bu kez daha da yüksek sesle bağırıyordu: "— Okudum diyorum sana! Kes artık!. İnsan önce. evlenecekleri kimse değil. Kolları yine kitap dolu ablası iki adım arkasından söylene söylene geliyordu: "— O kitabı okumadın sen. ha!. babası kolbaşıydı'. rengi iyiden iyiye uçmuştu.. nikâhın ciddi bir adım olduğundan. "Kovalenko elindeki sopayı parke taşlarına hırsla vurarak.. Varenka'dan. Her şey o kadar birdenbire oldu ki. Kovalenko'lara gittiğinden dem vuruyordu. 'Varenka güzel ve ilginç bir kızdır'.. Eve dönüyorlardı. kasketinin altından saçları alnına düşmüş. Çok kaygılandırıyor beni bu. Hem. — Uğraştık. sol elinde bir paket kitap. ama. 'Hem çiftliği de var'. 'Nikâh pek ciddi bir adımdır'. özellikle evlenme konusunda telkinin çok büyük rolü vardır.. "— Okudum! diye bağırıyordu. canım? Güzel güzel konuşamaz mısın sen? "Kovalenko. Evlenin. artık hayatta onun için yapılacak tek akıllıca işin evlenmek olduğuna inandırmaya. "— Olmaz. O sustukça Varenka ya 'Rüzgâr esiyor'u söylüyor. ayartmaya çalışıyorduk. Girip oturuyor ve bir sözcük bile söylemeden yine duvarları seyrediyordu. "— Varvara Savvişna'dan hoşlanıyorum." İvan İvanıç araya girdi: — Önce çizme ve şemsiyesini attırsaydınız bari. Belikov'a açıktan açığa aşırı ilgi gösteriyordu. aile mutluluğundan. Böyle bir yaşantı tabii ki bıktırmış olmalıydı kızı. bizim kızlarımız için. Yaşını da hesaba katıyor olmalıydı. önde iriyarı. . Birbirini yer dururlardı. ya da birdenbire kahkahayı basıyordu: "—Ha. üzerine almaya hazırlandığı tüm sorumluluk ve zorunlulukları taşıyabileceğinden iyice emin olmalıdır. "Evde de aynı hır gür vardı. ya dalgın dalgın ona bakıyor. Ve sonunda evlenmesinin gerektiğine kendisi de inanır oldu. yürüyordu. evlenme düşüncesi. Evleneceği erkek bir Latince öğretmeni olsa bile. okudum işte! "— Hey Allahım! Niçin kızıyorsun. kim çıkarsa karşısına evlenir gider. 'Öyle basit bir kimse olduğu sanılmasın sakın. Varenka. Öte yandan. üzerinde yamalı bir gömlek. Varenka'nın bir resmini masasının üstüne koymuştu. İkide bir bana geliyor. Çok düşünmek gerek. Mihail! Yemin ederim ki okumadın! diyordu.

papaz okulunun bütün öğretmenleri. Herkesin işine burnunu sokan bu pis herife. dediği olurdu. "— Böyle şeylere ben karışmam. ya cesaret ettiğinde kaşlarını çatmış. Cam isterse o iğrenç herifle bile evlenebilir.Gece sabahlara kadar uyuyamıyorum. köylü çocuklarına birşeyler öğretmeye çalışırım daha iyi. "Bakın sonra ne oldu. Yasalara körü körüne bağlı.. bizden çok başka türlü düşünüyorlar. "— Bizim eve de niçin gelir bilmem. Sözümona öğretmensiniz.. Bu durum müdürün eşiyle öteki hanımları son derece üzüyordu tabii. duvarlara bakıp bakıp bir şey konuşmadan çekip gidiyor. bir keresinde. Bunun normal olduğunu. "— Bir türlü akıl erdiremiyorum. ablasının herkesçe sevilen ve sayılan Belikov gibi ciddi birisiyle evlenmesinin pek iyi olacağını ima yoluyla çıtlatma . Niçin gizleyecekmişim. Sizi yalancı peygamberinizle baş başa bırakacağım. "Bazan gözlerinden yaş gelen dek o gürültülü sesini bir inceltip bir kalınlaştırarak kahkahayla güler. Başkalarının işine burnumu sokmak âdetim değildir. Omuzlarını kaldırarak. Yaramaz öğrencinin biri bir karikatür çizmiş: Belikov ayağında çizmeleri. ilk görüştükleri günden beri Belikov'dan nefret ediyordu. sizin gibi insanlarla bir arada yaşayamam. Siz de kabul edersiniz ki başarılı bir buluş. Her gün erteliyordu niyetini. Ablası Varenka'nın 'Örümcek'le evlenmeye hazırlandığını hiçbirimiz söyleyemiyorduk ona tabii. Bu böyle gitmez canım. Belikov bile almıştı bir tane. ne haliniz varsa görün. Varenka'nın kardeşi Kovalenko. durumunun öyle davranmasını gerektirdiğini sanıyor olmalıydı. Evlenirsin. Sanatçının birkaç gece sabahlara kadar çalışması gerekmiş sonradan.. birer tane istemişlerdi aynı karikatürden. Görecek gözü yoktu onu. tatsız bir durum çıkar ortaya. Sorumluluk ve zorunlulukları gözünde büyütüyor. Ne gezer?. Yaratılışı da çok hareketli. Hemen Ukrayna'ya. Müdürün eşi. Ne istiyor bizden? Gelip oturuyor. kolunda da Varenka. çiftliğime dönüp ıstakoz avlar. pantolonunun paçalarını sıvamış gidiyor.. Aile mutluluğu üzerine konuşmak için hemen her güri bize geliyordu. O zaman da ayıkla pirincin taşını bakalım. derdi. memurlar. şaşıyorum. avarelik ve sıkıntıdan taşrada önayak olunan gereksiz ve saçma evliliklerden biri daha birleşme ile sonuçlanacaktı. Şunu da söyleyeyim ki. hiç beklenilmedik büyük bir skandal patlak vermeseydi.. "Belikov'a bir ad bile takmıştı: 'Örümcek' diyordu ona. Altında şöyle bir yazı: 'Âşık antropos'. ama öte yandan her gün Varenka ile dolaşıyordu. diye homurdanmıştı. şemsiyesini açmış. "Evlenme önerisini bir türlü yapamıyordu.. beyni küflenmiş bir polis memurundan farkınız yok. Karikatürün çok ağır bir etkisi olmuştu üzerinde.. Her şeye karşın. Havası insanı boğacak gibi oluyor. Kafalarınızın içi tın tın.. bir zaman sonra.. korkuyorum: kardeşinin de onun da öyle garip fikirleri var ki. Allah saklasın. sonra kollarını iki yana açarak. "Mayısın biri pazardı. Çünkü kız ve erkek liselerinin. iğrenç yüzüne nasıl dayanabiliyorsunuz? Böyle bir kentte nasıl yaşıyorsunuz. Öğretmen ve öğrenciler okulun önünde buluşup .

benim ve ikimize de çok yakın bir bayanın gülünç bir resmini yapmış. Ve ömründe ilk kez dersleri yarıda bırakarak evine gitti. o kadar güzel ki! "Ve bir dakika geçmeden ikisi de gözden kayboldular. bu da nesi? Yoksa gözlerim mi yanılttı beni? Lise öğretmenleri ile kadınların bisiklete binmesi yakışık alır mı hiç? "— Bunda yakışık almayacak ne var? dedim. sıkı sıkıya giyinip tıs tıs Kovalenko'lara gitmiş.. Dudakları titreyerek. görevi gençliği eğitmek olan bir kimseye yakışmaz. daima son derece dürüst ve ciddi davrandım. ama yine de neşeli. "Kovalenko bas sesiyle sormuş: "— Niçin? "— Bunun anlaşılamayacak ne yanı var. bir şey söylemiyormuş. yorgun. Demek öyle ha? "Çok bozulmuştu. okula doğru yürüyorduk. acımıştım ona. bize ne? "Benim bu umursamazlığım daha da şaşırtmıştı onu:'' — Öyle mi? dedi. dedi. "Belikov on dakika hiç konuşmadan oturmuş ve sonra başlamış: "— Üzüntülermi size açmak için geldim. anlamsız anlamsız yüzüme bakıyordu. dışarıda hava oldukça sıcak olduğu halde. Yüzü yemyeşildi. Varenka evde yokmuş. Böyle bir alaya yol açabilecek en küçük bir düşüncesiz hareketim olmamıştır. "Nedense. mutlu ablası başka bir bisiklette. Belikov sesini alçaltarak devam etmiş: "— Bir şey daha söylemek istiyorum size. bisikletle gelmiyor mu. Şuna inanmanızı istiyorum ki. Bir ağabey olarak sizi uyarmak görevimdir. Bizim Belikov'un yüzü yeşilden beyaza dönmüştü. zangır zangır titriyordu. Uzun yıllardan beri öğretmenlik yapıyorum. Mihail Savviç? Düşünemiyor musunuz ki. yüzü al al olmuş. demiş.. birden ne görsek beğenirsiniz? Kovalenko. İftiracı alçağın biri. "— Ne kötü insanlar var! dedi. önüne bakıyor. Sağlık durumunun pek iyi olmadığı açıktı. Arkasından. Akşama doğru. "Kovalenko. Binebiliyorlarsa ve sağlıkları da elveriyorsa varsın istedikleri kadar binsinler. Oysa bu. ona yetişmeye çalışırken bir yandan da bağırıyor: "— Biz önden gidiyoruz! Hava o kadar güzel. "— Affedersiniz ama.. Dili tutulmuştu sanki. bunda benim hiçbir suçum yoktur. Öğle uykusundan yeni kalktığı için keyfi pek yerinde değilmiş: "— Rica ederim. "Ertesi gün okulda hiç durmadan sinirli sinirli ellerini ovuşturuyor.. Bisiklete bindiğinizi gördüm dün.. oturun. siz ise daha yeni atıldınız mesleğe. Evden Belikov'la birlikte çıkmış. Kovalenko kaşlarını çatarak soğuk bir tavırla buyur etmiş onu. Öğle yemeğini bile yememişti. Tam tersine. Okula yaklaşmıştık ki. öğretmenleri bisiklete binerse. Bizimle gelmekten vazgeçip eve döndü. demiş. durmuş. Canım çok sıkılıyor. öğrencilere binecek bir şey kalmaz! Başlarının .yürüyerek kent dışındaki koruluğa gidecektik..

Rica ederim yanımda üstlerimden bir daha böyle söz etmeyin. Yukarının haberi olursa. "— Sadece sizi uyarmak istiyorum. Odadan merdiven başına çıkarken. Kalkıp. Ömründe ilk kez böyle kaba sözler işitiyormuş. ha. "Kovalenko'nün tepesi atmış artık. Keşke iki ayağı da boynu da kınlaydı. artık kendinde değilmiş. çizmeleri basamaklarda gürültü çıkara çıkara merdivenden aşağı yuvarlanmış. Ayağa kalkmış. Mihail Savviç. o kadar. Sizin gibi dalkavuk herifle konuşamam ben. lütfen. Beriki. Belikov'un yanlışlıkla düştüğünü sanarak kendini tutamamış. elinizde kitapla dolaşıyorsunuz sokakta. çizmelerine bakarak. "— İletecek misin? Bas git. kadınların gözünde küçük düşmeseydi. "— Bana karşı böyle davranırsanız sizinle konuşamam artık.. Dün görünce şaştım kaldım doğrusu! Ablanızı da arkanızdan başka bir bisikletle sizi izlerken görünce gözlerime inanamadım. cehennemin dibine kadar yolun var! "Kovalenko.. Yamalı gömlekle. gözlükleri sağlam mı öğrenmek için burnunun üstünü yoklamış. büyüklerin kulağına gidecek! Ah. Aile işlerine burnunu sokacak olanları cehennemin dibine yollarım. yanında iki bayanla içeri girmiş. ama Belikov dibe kadar sağ salim varabilmiş.üzerinde mi yürüsünler onlar da? Yönetmelikte böyle bir izin olmadığına göre binemezsiniz demektir. Ama siz öyle tehlikeli hareketler yapıyorsunuz kî!. Belikov'u yakasının arkasından yakaladığı gibi itmiş. Bunu yapmam gerek. ha!. Bir kızın ya da kadının bisiklete binmesi ne korkunç şeydir! "— Asıl istediğiniz nedir... Yalnız şunu bilin ki. İster misiniz yani. Tam o merdivenlerden yuvarlanırken giriş kapısından Varenka. ilet. herkes onu konuşacaktı. demiş. "— Şimdi istediğiniz gibi konuşabilirsiniz. yanlış anlamaya meydan vermemek için tartışmamızın özetini müdür beye iletmek zorundayım. durumu kavrayamadan. şimdi de bisiklet çıktı. öfkeli öfkeli bakmış karşısındakine: "— Kimseye saygısızlık ettiğim yok! Beni rahat bırakın. demiş. Belikov'u seyrediyorlarmış. Üstelik iftiracılardan da nefret ederim. pabucun pahalı olduğunu anlamış ve gitmek için aceleyle hazırlanmaya başlamış.. Şimdi bu olayı şehirde duymayan kalmayacak. "Doğrulduktan sonra tanıyabilmiş onu Varenka ve gülünç yüzüne. sizin? Onu söyleyin. Merdiven hayli yüksek ve diktir. Müdür bey duyacak. Üçü de durmuş. Büyüklerimize saygılı olmak zorundasınız. buruş buruş olmuş paltosuna. kahkahayı koyvermiş: "— Ha. bir çapanoğlu çıkmasaydı altından! O insafsız öğrenci yeni bir karikatür çizecek ve sonunda istifa etmesini isteyeceklerdi. Onun için asıl acı olan da bu olmuş zaten. Gençsiniz daha. çabalama dönemi var. "Belikov'un yüzü bembeyaz kesilmiş bir anda. önünüzde uzun bir çalışma. . Çok çok dikkatli olmalısınız. ablamın da bisiklete binmemiz kimseyi ilgilendirmez! diye bağırmış. konuşmamızı birinin duymuş olabileceğini hesaba katarak. öyle bir §ey olsun? Kovalenko yavaş yavaş kızmaya başlamış: "— Benim de.. "Belikov.

Burkin yukarı bakarak. ama yine de yeterince özgür yaşantımız eskisi gibi sıkıntılı. hiç konuşmadan yatıyordu. dedi. Biraz sonra lise öğretmeni samanlıktan çıktı. Ne bir ses. kötü bir hava vardı. Sağda. Ne var ki. aradan günler geçtiği halde. sessiz bir uykuya dalmıştı. Yorganı çenesine kadar çekmiş. ne de bir hareket vardı. Eve dönünce ilk işi Varenka'nın resmini masasının üstünden almak olmuş. Derin derin soluyarak odada dolaşıyor. Hiçbir şey değişmemişti. — Böyle insanlar yeryüzünden hiçbir zaman eksik olmayacaktır!. Beyinin çok hasta olduğunu söyledi ve doktor çağırsa nasıl olur acaba diye sordu. mehtap! Geceyarısı olmuştu. Belikov'un yeryüzündeki yaşantısı da.. Afanasiy üzülmüşe benziyordu. özgürlük. hepimiz çizmeli ve şemsiyeliydik. Belikov gibilerini toprağa bırakmak insana bir hafiflik veriyor. Hemen Belikov'un yanına koştum. Mezarlıktan dönerken görevini yerine getirmiş insanların rahatlığı vardı içimizde. Doğanın bu denli . ne tatlısın sen! Bir parıltın bile ruhlara kanat takmaya yetiyor! "Anlayacağınız. "Doğrusunu söyleyeyim."Ve bu şakrak 'ha. Kısa boylu. Mezarlığa kadar Varenka da gelmişti. Onunla birlikte iki avcı köpeği de çıktı dışarı. cenaze günü yağmurlu. yanımızdakilere fark ettirmemeye çalışıyorduk. sert ve anlamsız devam ediyordu. Varenka'yı işitmiyordu artık. Ve piposunu tüttürmeye devam etti. hoş. birşeyler yapmaya çabalıyordu. gözleri kararmıştı. Sorularıma evet ve hayırdan başka yanıt vermiyordu. ha' ile her şey bitti: Evlenme işi de. Gene cibinliğinin içindeydi. Ah. derin. yönetmelik yasaklarıyla dolu. Tabut çukura indirilirken acı acı ağlıyordu. ülküsüne erişmişti Belikov! Ve bunun onurunaymış gibi.. Sakalları hemen hemen göbeğine kadar uzanıyordu. Ukraynalıların ya kahkaha attıklarını ya da ağladıklarını. Sanki. Cenaze törenine hepimiz. özgürlük. Bir ay sonra Belikov öldü. — Ey mehtap. Evet. Belikov'u toprağa vermiştik. ha. Tabutta yatarken yüzünde cana yakın. — Haklısınız. bir daha hiç çıkmayacağı kabuğuna girebildiğine seviniyordu. Bu hep böyle de gidecek!" İvan İvanıç. Sonra yatmış. ama onun gibi kabuğuna çekilmiş daha niceleri vardı. Burkin. köy ve beş verst ilerisi gözüken uzun köy yolu. herkes evine mutlu döndü. ikisinin arasındaki ruhsal durumlarının pek bulunmadığını o gün anladım. Votka fıçısı gibi keskin bir votka kokusu yayılıyordu ondan. bir daha da kalkmadı.. Ta çocukluğumuzda büyükler bizi evde yalnız bırakıp gittiklerinde bahçeye koşup sonsuz özgürlüğümüzün tadını çıkardığımızda duyduğumuz hafifliğe benzeyen bu rahatlığı nedense hepimiz içimizde gizlemeye. dazlak kafalıydı. iki lisenin ve papaz okulunun öğretmenleri katıldık. hatta neşeli bir ifade vardı.. şişman. dedi. "Bu olay üzerinden üç gün geçmişti ki bir sabah Afanasiy çaldı bizim kapılı.

Artık yeryüzünde kötülük yokmuş..sessiz olabileceğine inanası gelmiyordu insanın. ot yığınlarıyla geniş bir köy yolunu seyretmek kişinin içinde bir yumuşaklık verir. oynadığımız briç de birer kabuk değil mi? Bütün ömrümüzü işsiz güçsüzlerin. Ayın ısıttığı bu bozkırda çıt çıkmıyordu. yatalım artık.. aradan iki dakika geçtikten sonra yeniden: tap. Yıldızlar bile sevinçli bir duygululukla bakıyor gibidir. 1898 . aptalların. Yürürken birden duruyor. dedi. karaladığımız bir sürü gereksiz kâğıt. özgür insanların yanında olduğunu açık açık söyleyememek. avare kadınların arasında. Böyle bir dünyada yaşanmaz! Burkin yarı uykulu bir sesle. Solda. uyuyan söğüt ağaçlan. yaşantımız. Birlikte içeri girip samanların üzerine uzandılar. hadi Allah rahatlık versin. Mehtaplı bir gecede iki yanında köy evleri. Biraz sonra ayak sesleri işitilmez olmuştu. köyün bitiminden sonra.. dürüst. hüzünlü. her şey yolundadır sanki. karaborsacıların. gülümsemek. Gecenin.. dostum. hoş bir görünüşü vardır. Biraz sonra derin bir uykuya dalmıştı. Hayır. — İstemez. Kalkıp dışarı çıktı. alçalmayı sineye çekmek. — Kentteki boğucu. pofladı. tap. Hadi uyuyalım. dedi İvan İvanıç. İvan İvanıç öte yana dönerken homurdandı: — Başkalarının yalanlarını dinlemek ve bu yalanlan yutmuş göründüğün için seni aptal bellemelerine göz yummak. bir sıcak köşe. beş para bile değeri olmayan bir lokma ekmek. kaygı ve üzüntüden arınmış sessizliği içinde cana yakın. Burkin: — Mavra geçiyor. Köpekler hırlamaya başladılar. bir mevki için çekilmez bütün bunlar. kapının eşiğine oturup piposunu yaktı. üstelik yalan söylemek zorunda kalmak. dedi Burkin. İvan İvanıç uzun süre bir o yana bir bu yana döndü durdu. İkisi de üstlerini örtüp uyumaya hazırlanıyorlardı ki. bu yarı karanlıkta işten. dedi. hayır. Yoldan birisi geçiyordu.. laplar başlıyordu. — Başka bir operaya geçtiniz. — Haklısınız. günlerimizi saçma sapan şeyler dinlemekle geçirmemiz de birer kabuk değil midirler? Canınızı sıkmazsam ilginç bir hikâye anlatabilirim size.. ta ufka kadar süren bir düzlük başlıyordu. birden dışarıda ayak sesleri işitildi: tap. ofladı.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful