Sevgili Arkadaş, Anımsarsın, bugünün Ali Baba ve Kırk Haramilerinden bahsetmiştik.

Bin fersah öteden deniz fenerini kılıfına uydurup her şeraitte gemilerini yüzdürebilen ‘’vizyon sahibi’’ kaptanlardan… ‘’Ben zenginler severim.’’ diyen şişman adamın civa gibi civan küçük prenslerinden… Bahsetmiştik anımsarsın. Ve onların ne iş bilir ne iş bitirici adamlar olduklarından da… Ve elbette onların naif birer müşterisinden daha fazlası olmak gerektiğinden, bir insanın elbette modern-uslu bir müşteriden çok daha fazlası olduğundan, olması gerektiğinden bahsetmiştik, anımsarsın. İşte bu mektubu sana bu çok akıllı haramilerin son derece ‘neo’ bir tezgahından bahsetmek için yazıyorum. Demdir yine kümesin etrafında dolanan tilki kadar akıllılar. Elimize cebren ve hile ile tutuşturuverdikleri kredi kartları da öyle; o kartlar da akıllı. ‘’Akıllı kart’’… O kadar akıllı ki hem öğrenci hem müşteri… Meselenin vizyoner tilkiliği ise öğrenim hakkının hat safhada ‘neo’ bir ön koşula, akıllı-uslu bir müşteri olma zorunluluğuna bağlanmış olmasında. Öte yandan bu akıllı kartların, dünyayı melun bir Baobap ağacının dalları gibi sarıvermiş olan fiber-optik kablolarının üstünde kırkı birden eşgüdüm içinde dans edebilen cambazlarla yani vizyon sahibi haramilerle, birtakım temel, ortak özellikleri var. Bunlardan biri her ikisinin de çok akıllı olmasıyla beraber her ikisinin de riyakar ve iki yüzlü olmaları… Evet, egemen bağışlasın, vizyoner tilki tezgahından çıkma akıllı kartlar hakikaten de iki yüzlü; bizzat senin afili bir fotoğrafının bulunduğu ön tarafında yüzüne karşı; hürriyet, eğitim hakkı, bireysel gelişim, teknolojik ilerleme, serbest pazarın imkanları, çağ atlıyoruz mavalları okunurken; arka tarafında bir bankanın özel şifreli, girift bandının içerisinden şu kısacık gerçek okunuyor: Modern devlet yönetimi, tüm burjuvazinin ortak işlerini yöneten bir komiteden başka bir şey değildir. Ve devamla banka vezneleri, reklam ajansları, haber ajansları, halkla ilişkiler departmanları, öğrenci işleri, karakollar, mahkemeler, hapishaneler tapu-kadastro müdürlükleri ve gagamızda pembe şal ile bizler topyekün devasa bir şirketiz. Ve tanıdığımız yegane hürriyet müteşebbis hürriyeti ve sana sunduğumuz yegane tercih hakkı: ‘’senin kişiliğini hangisi yansıtıyor Nike mı Adidas mı? Evet arkadaş, bütün hikaye bu kadar basit, basit ama kestirme ya da sıradan değil sadece basit. Tüm bunlar hakkında hala tereddüt içerisindeysen Karl geri dönmüyor, o hep ordaydı ona kulak vermelisin, Rosa ve Antonio’ya da… ve yapıcıları da düşünmelisin o zaman tezgahın altında ovuşturulan elleri, dolanan neo-tilkileri görmeye başlayabilirsin ve ellerinde cesur bildiriler kapı kapı dolaşan Don Quichotte’leri anlamaya başlayabilirsin… Ve anlamaya başladığında o vakit sana hayatın boyunca yapacağın ilk özgür tercihini yapma şansı doğar: ya oturup televizyona bakmaya devam edersin ya da ayağa kalkıp tezgahı devirirsin ve televizyon sana bakmaya başlar… Bunu yapabilirsin, unutma hayatın öznesi sensin, Acun’lar, Acar’lar, bankerler değil… Saygılarımla Don Quichotte yenidendonquichotte@gmail.com www.facebook.com/yenidendonquichotte

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful