You are on page 1of 39

B R B LENE SORALIM :

ALLAH VE PEYGAMBER SEVG S


Mehmet Ali DEM RBA

Sevgi üzerine
Sevginin sebepleri üçtür:
Zevkler anlayı lara ba lıdır
Çok bilen çok sever
Gerçek sevgi nasıl belli olur
Allahı sevmenin sebebi
Sevgi gibi, güzellikler de farklıdır
Allahın dost ve dü manları
Resulullaha uymak için
Açık emir var
Allah sevgisinin alameti
Huzur için
Allahın kulunu sevmesi
Allahı Anmak
Rahata kavu mak için
Allah tealanın rahmeti sonsuzdur
Dinde fazla sevgiye a k denir
Gözya ı ve rahmet damlası
Allah korkusunun alameti
Ho görü ne demektir?
Sevgide gev eklik
Kâfirlerle dostluk
Takva nedir?
Sevgi ve korku
Tesbih ve Hamd
Allahı görmek
Melekler ve Peygamberler
Melek resmi olur mu?
Resul ve Nebi
Peygamberlik ve üstünlük
Peygamber efendimizin ırkı
Rahmet peygamberi
Alemlere Rahmet
Ümmeti de Üstündür
Âlemlerin peygamberi
Her sözü vahy idi
Resûlullahı sevmek farzdır
Allahı tanımak
Peygamberlerin Sıfatları
Peygamber ve Günah
Resulullaha uymak
Habibullah olan zat
Peygamberimize mahsus hükümler
Sakal-ı erîfin kıymeti
Her yere Peygamber
Peygamber efendimizin hürmetine
Resûlullahı rüyâda görmek
Rüyâda görmek için
Cennetliktir
Ey iman edenler, siz de salât edin
Babamın kararmı yüzü nurlandı
Allah ve Resulünü çok sevmek için
ki cihan saadeti
Allahü Teâlâyı Anmak
hsan sahibini sevmek

Sevgi üzerine
Sual: Sevgi nedir, sebepleri nelerdir?
CEVAP
Sevgi, gönlün zevk aldı ı eye meyletmesi demektir. Bu meylin kuvvetlisine a k
denir. Deyim olarak sevgi, hiçbir kar ılık beklemeden sevgiliye [Allaha] tâbi olmak, ona
itaat etmek, onun her i ini güzel, her eziyetini, her iyilikten daha tatlı görmek ve onun
dostlarını dost, dü manlarını dü man bilmek, kısacası onun rızası için ya amaktır.
Sevgi, sevgilinin dostlarını sevmeyi, dü manlarına dü manlık etmeyi gerektirir. Bu
sevgi ve dü manlık, gerçek â ıkların elinde de ildir. Çalı maksızın, zahmet çekmeksizin
kendili inden hâsıl olur. Dostun dostları güzel görünür ve dü manları çirkin ve kötü
görünür. Â ıklar, sevgililerinin delisi olup, onlara aykırı bir ey yapamaz. Aykırı gidenlerle
uyu amaz. ki zıt eyin sevgisi bir kalbde yerle emez.
Bilip anlamadan sevgi gerçekle mez. Ancak bilinen sevilir. Sevgi, cansızların de il,
canlı ve anlayı lı olanların özelli idir. nsanın anladı ı, zevk ve rahatlık duydu u her ey
sevimli; acı duydu u, nefret etti i her ey sevimsizdir. Zevk alınan her eyin, zevk alan için
sevimli olması, gönlün ona meyletmesi demektir.
Her duyu, ancak anladı ı eyden zevk alır, ona meyleder, onu sever. Meselâ gözün
zevki, görüp ho landı ı eylerdir. Kula ın zevki, duydu u güzel seslerdir. Burnunki güzel
kokulardır. Dilin zevki, yiyip içti i eylerin tadıdır. Dokunma duygusunun, tutmanın zevki,
yumu aklık ve zevki ok ayan eylerdir. te duyularla anla ılan bu eyler, ho a gittikleri için
sevilir.
Be duyunun hiçbiri ile anla ılmayan sevgi de vardır. Altıncı bir duyu ile bilinir. Be
duyu ile elde edilen zevkte hayvanlar da ortaktır.
nsanın kalb gözü, ba taki gözden daha kuvvetlidir. Aklın anladı ı güzellik, gözün
gördü ünden daha büyüktür.
Sevginin sebepleri üçtür:
1- Her canlı kendini sever. Kendini sevmek, varlı ının devam etmesini istemek ve
yok olmaktan ho lanmamak demektir. te bunun için insan, ya amayı sever ve ölümden
ho lanmaz. Varlı ımızın devamı gibi, her eyimizin mükemmel olması da sevilir. nsan,
önce kendi zatını, sonra uzuvlarının selâmetini sever. Daha sonra malının, evlâdının, akraba
ve dostlarının selâmetini sever. Bunları, vücudunun devam ve kemâline sebep oldukları için
sever. Meselâ evlâdından bir fayda görmese de sever. Çünkü kendinden sonra neslini devam
ettirecek odur.
2- nsan, ihsanı sever. nsan, ihsanın kölesidir. Gönül, kendine iyilik edeni sever,
kötülük edenden nefret eder. nsan, ister istemez iyilik edene kar ı sevgi duyar.
Sa lık sevilir. Sa lı ının devamı için doktor da sevilir. Doktoru da kendimizi
sevdi imiz için severiz. Bunun gibi ilmi de, ö retmeni de severiz. Ö retmeni ilme sebep
oldu u için severiz.
Para, çe itli ihtiyaçları kar ılamaya ve yiyip içmeye vasıta oldu u için sevilir.
Yeme in kendisi de yenmek için sevilir. Biri bizatihi, di eri ise vasıta oldu u için sevilir.
yilik edeni sevmek, onun ahsını de il, iyili ini sevmektir. yilik kalkınca, sevgi de kalkar.
yilik azalırsa, sevgi de azalır.
3- Bir kimseyi, etti i iyilikten dolayı de il, bizzat zatından dolayı sevmek, yok olup
tükenmeyen gerçek sevgidir. Bu da güzeli sevmek demektir. Güzelli i anlayan güzeli sever.
Güzelli i sevmek, güzelli in zatındandır. Çünkü ondaki güzelli i anlamak, zevkin
kendisidir. Güzeli anlamak da bir zevktir. Akarsu, ye illik, tabiattaki güzellikler yiyip
içildikleri için de il, sırf güzel oldukları için sevilir. Bu insanın elinde olmayan sevgidir.
Allahü teâlânın güzel oldu u bilinirse, onu da sevmemek imkânsızdır. O ise, güzeller
güzelidir. Hadis-i erifte, (Allah güzeldir, güzeli sever) buyuruluyor.

Zevkler anlayı lara ba lıdır


Sual: Sevgide zevk anlayı ı hususunda açıklama yapar mısınız?
CEVAP
Zevkler anlayı lara ba lıdır. Herkes her eyden aynı zevki alamaz, yaratılı ına uygun
eylerden zevk alır. Meselâ zalim, intikam almak ve galip gelmekten zevk alır. Her organın
zevki de ayrıdır.
Kalb, be duyunun bilemedi i manaları anlar. Meselâ, âlemin yaratıldı ını, yani
sonradan meydana geldi ini ve bunu yaratan bir Hâlıka muhtaç oldu unu anlar. Bunlar be
duyu ile bilinmez.
Akıl, insanı hayvandan ayıran bir kuvvettir. E yanın hakikati akılla bilinir. Akıl da
marifet ve ilimden zevk alır. Bu, faydasız, hatta zararlı bir ilim bile olsa, bunu ba kasına
ö retmekten zevk alır. Meselâ, bir kumar oyununu bilen, onu ba kasına ö retmek ister. Bu
da her çe it bilginin zevkli oldu unu gösterir.
lmin zevki, ilmin erefi nispetinde kıymetli olur. lmin zevki de bilinen eylerin
kıymetine göre de er kazanır. Meselâ insanların gizli hâllerini bilip onu anlatmak zevklidir.
Bir bakanın sırlarını bilip açıklamak daha zevklidir. Hele dünyanın en büyük hükümdarının
sırlarını bilip açıklamak çok daha zevklidir. Görüldü ü gibi ilmin erefi, malûmun [bilinen
eylerin] erefine ba lıdır.
Kâinatı yoktan yaratan, süsleyen, devam ettiren Allahın ilminden daha yüce, daha
erefli, daha büyük, daha olgun ilim olamaz. O hâlde en çok arzu edilen bu ilimdir. Bu ilmin
zevki; ehvet, öfke ve di er duyulardan elde edilen zevklerden çok daha fazladır. Allahı
tanımak, emirlerindeki sırları anlamak, zevklerin en büyü üdür. Zevk veren öyle eyler var
ki, hayal etmek bile mümkün de ildir. Allahü teâlâ, (Salihler için, gözlerin görmedi i,
kulakların duymadı ı ve insanların hatırından geçmeyen eyler hazırladım) buyurdu.
Evliya, üst olmanın sıkıntılarla dolu oldu unu ve ölümle de sona erece ini bildi i
için, makam sahibi olmaya de er vermez. Âhiret nimetleri sonsuz ve sıkıntısız oldu u için
hep onlarla me gul olur. Ölüm de buna mâni de ildir. Çünkü Allahı bilen yok olmaz. Ölüm
onun hâlini de i tirir. Ruh, beden kafesinden kurtulur. Beden ölür, ruh ölmez. Ölüm yok
olmak de ildir.
Bâtınî olan bir makama kavu ma zevki, görünen 5 duyunun zevkinden daha
üstündür. Bâtınî zevkleri, hayvan ve bunak anlayamaz. Allahü teâlânın i lerinin sırlarını
bilmek, makam sahibi olmak gibi bütün zevklerden çok üstündür.
Manevî zevkler anlatılmakla bilinmez, tatmayan anlayamaz. Çocuk, önce oyundan,
oyuncaktan zevk alır. Sonra süslenmek, vasıtalara binmekten zevk alır. Erginlik ça ına
girince evlenmek ister. Daha sonra da ba olma sevdasına dü er. Bir çocuk, oyuncakları
bırakıp da, makam sevdasına dü enlere güler. Makam sevdasında olanlar da, marifetullah ile
u ra an evliyaya güler. Ki i bilmedi inin dü manıdır.
Âhiret nimetleri, sevginin kuvvetiyle ölçülür. Sevgi ne kadar kuvvetli olursa, zevk de
o nispette artar. Her müminde sevgi bulunur. Sevmek için iki sebep vardır:
1- Bir bardaktaki hava çıkmadıkça içine su girmez. Giren suyu çıkarmadan da ba ka
ey konulmaz. Kalb de bardak gibidir. Kalbi Allah sevgisiyle doldurmak için, ba ka eyleri
temizlemek gerekir. hlas, kalbde Allah sevgisinden ba ka eye yer bırakmamak, ba ka
eyleri temizlemek demektir. Kalbi ba ka sevgilerden temizleyenin imanı kuvvetlenir.
2- Kalbi Allah sevgisinden ba ka her sevgiden temizledikten sonra, Allah sevgisini
kalbe iyice yerle tirmek gerekir. Topra ı sürüp yabancı otlardan temizledikten sonra, temiz
tohum atmaya benzer. Bu tohumdan sevgi a acı büyür. Bunun için de salih amel gerekir.
Amel için de ilim gerekir. Demek ki, istenilen sevgiye kavu abilmek için ilim, amel ve ihlas
arttır.

Çok bilen çok sever


Sual: Sevgilerin farklı olu u nedendir?
CEVAP
nsanlar, imanın aslında mü terek oldu u gibi, sevginin aslında da mü terektir. Her
mümin, imanın altı esasına inandı ı hâlde, kiminin imanı çok parlak, kimininki ise çok
sönüktür. nsanlar, Allahı tanımakta farklı oldu u için, sevgide de farklıdır. Bunu bir örnekle
açıklayalım:
mam-ı Gazalî’yi her Müslüman sever. Çünkü hepsi onun büyük bir âlim oldu unu
bilir. Onun ilmini bilen âlimler, onu halk tabakasından daha çok sever. Âlimi, âlim olan
anlar. Âlimin güzel bir eseri okununca, ona kar ı sevgi duyulur. Ondan daha güzel bir eseri
okununca, bu sevgisi artar. Eserini tetkik edip, orada bulunan ince bilgilere vâkıf olunca, ona
kar ı olan hayranlık ve sevgi daha da artar.
Kâinatta bulunan her ey Allahü teâlânın eseridir. Her eyi O yarattı ı için insanlar
tarafından Allahü teâlâ sevilir. Fakat âlimler, basîret sahipleri, Allahü teâlânın eserindeki,
sanatındaki inceliklere, harikalara vâkıf oldu undan, insanlardan daha çok sever. Meselâ bir
doktor, insan vücudundaki harikaları ve akıllara durgunluk veren incelikleri görürse, sevgisi
kat kat fazlala ır. Bu sevgi, Onun eserindeki incelikleri bildi i ölçüde fazlala ır. Onun için
âlimlerin, âriflerin sevgisi fazla olur. Çok bilen çok sever.
Allahü teâlâyı zâtı için de il de, verdi i nimetleri için sevenin, ihsanındaki de i iklik
sebebiyle sevgisi de de i ir. Bolluk ve refahtaki sevgisi ile, darlık ve belâdaki sevgisi aynı
olmaz. Fakat zatı için, sırf her eyin maliki, Rabbi oldu u için sevenin sevgisi, ihsanın azalıp
ço alması ile de i mez. Zenginlik-fakirlik, hastalık-sa lık onun sevgisini etkilemez. nsan,
Allaha olan sevgisi nispetinde, âhirette nimetlere kavu ur.
brahim Edhem hazretleri, (Ya Rabbi, seni seven bu kulunun kalbini huzura
kavu tur) diye duâ edince, rüyasında, (Ey brahim sevgiliye kavu madan huzura
eri ilmez) buyuruldu. Hz. Musa, (Ya Rabbi, sevdi in ve sevmedi in ki iyi nasıl
ayırabiliriz) diye sordu.
Allahü teâlâ buyurdu ki:
(Sevdi imin iki alâmeti vardır. O beni anar ve günahlardan sakınır. Ben de onu,
meleklerin yanında anar ve günah i lemekten muhafaza ederim. Sevmedi im kulun da
iki alâmeti vardır. Beni unutup, hiç anmaz, günah içinde yüzer. O kibirlidir, kötülük
i ler ve cimridir. Böyle olana gazap ve azap ederim. Beni sevenin sevgilisiyim. Beni
gerçekten seveni, herkesten üstün tutarım. Beni arayan bulur; ba kasını arayan beni
bulamaz. Öyle kullarım vardır ki, ben onları severim, onlar da beni sever. Onlar beni
anarlar, ben de onları anarım. Onların yolunda olanı severim. Onların yolundan
ayrılana bu zederim. O kullarım, gece olup, herkes sevdi i ile me gul olurken, onlar
yatıp uyumaz, benimle beraber olur, namaz kılar, nimetlerime ükreder, gözya ı
dökerler. Bütün sıkıntılara beni sevdikleri için katlanırlar. Onlara büyük ihsanlarda
bulunurum.)
Ömer bin Abdülaziz’in bir hizmetçisi gündüz hizmet eder, geceleyin bir kö eye
çekilir, duâ eder, gözya ları içinde Allahü teâlâdan bir eyler isterdi. Ömer bin Abdülaziz
hizmetçinin neler söyledi ini merak etti. Bir gün dinledi. Hizmetçi, (Ya Rabbi, bana olan
sevgin hürmetine bana rahmet et) diyordu. Buna hayret edip, (Ey hizmetçi, bu ne cüret) diye
sordu. Hizmetçi, (Allahü teâlâ beni sevmeseydi, sen uykuda iken, beni uyanık tutar,
kendisiyle birlikte olur muyduk? Kur’an-ı kerimde, “Allah onları sever, onlar da Allahı
sever” buyuruyor. Önce kendi sevgisini bildiriyor. Sonra da sevdi inin sevgisini bildiriyor.
Sevmek için sevilmek gerekir) dedi.

Gerçek sevgi nasıl belli olur


Sual: Bazı kimseler, (Allah bazı eyleri yasak etti i, haramlar koydu u için, Onu
sevmek mümkün olur mu?) diyorlar. Böyle dü ünmek yanlı de il mi? Gerçek sevgi nasıl
belli olur?
CEVAP
Bu çok yanlı tır. Çünkü bir annenin, ate e elini uzatan çocu unu ikaz etmesi, onun
eline vurması, çocu un annesini sevmesine mâni de ildir.
Akıllı insan, Allahü teâlânın yasak etti i eylerde, kendisi için çok faydalı hikmetler
oldu unu bilir. Yasak edilen eyleri yapmamayı nimet olarak görür. Meselâ, ( çki yasak
edilmemi olsaydı, alkolik olabilirdim) der, içkinin haram edili ini nimet olarak görür. Bu
bakımdan, Allahü teâlânın emretti i eylerde oldu u gibi, yasakladı ı eylerde de sayısız
hikmetler vardır.
Emre uyup, yasaktan kaçmak bir nimet oldu u için, nimeti gönderen Rabbimizi
sevmeye hiçbir ey engel olamaz. Allahü teâlânın lütfetti i nimetlerden faydalanırken, bazı
sıkıntılara katlanmak gerekir.
Gülü koklamak için yanına gitmek külfetine katlanmak gerekir. (Külfetsiz nimet,
dikensiz gül ve engelsiz yâr olmaz) demi lerdir. Bir nimet külfetsiz ele geçerse, kıymeti
olmaz. Mirasyedi gibi harcarız, ükrünü dü ünmeyiz. Allahü teâlâdan gül isteyen â ık,
dikenine de katlanmalıdır.
Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
(Zavallı a ı a, sevgilinin kendisini aradı ını bilme saadeti yeti ir. Ayrılık hasretini
çekti ini gördü ünü bilmesi yeter. Çünkü, Allahü teâlâ onu elbette görüyor.)
Yusuf aleyhisselâmdan sonra Allaha â ık olan Hz. Zeliha, (Bugün Yusuf’u gördüm)
diyen herkese bir kolye verir. Sevgisi u runa, malını, mülkünü, güzelli ini, hatta 70 deve
yükü mücevher feda eder. Hz. Yusuf ile evlenince, yanına gitmez. Hz. Yusuf sebebini
sorunca, (Allah sevgisi bana yeter) der. Gülün kadrini ancak bülbül bilir.
Leyla’nın u runa deliren Mecnun’a, (Adın ne) diye soranlara, (Leyla) der. (Leyla
ölmedi mi?) derler. (Ölmedi. Kalbimde... Ben Leyla’yım) der. (Leyla’nın evine do ru bak)
derler. O da, (Leyla’nın evini gören yıldıza bakmak bana yeter) diyerek a lar. Gül,
demi ler bülbüle, a lamı feryat ile.
Büyükler, (A ktan maksat, dert ve gam çekmektir. Kavu mak, hiç hatıra bile gelmez)
demi lerdir.
Gerçek sevgi üç eyle belli olur:
1- Seven, sevdi inin sözünü, ba kasının sözüne tercih eder.
2- Sevdi inin yanında bulunmayı, ba kalarının yanında bulunmaktan üstün tutar.
3- Sevdi inin kendisinden razı olmasını, ba kalarının ho nut olmasından çok
kıymetli bilir.
Her eyi yoktan yaratan Allahü teâlâ, neyi, nasıl sevece imizi bize bildirmi tir. Bu
ölçü içinde sevginin tarifi öyledir:
Sevgi, hiçbir kar ılık beklemeden sevgiliye tâbi olmak, ona itaat etmek, onun
her i ini güzel, her eziyetini, her iyilikten daha tatlı görmek ve onun dostlarını dost,
dü manlarını dü man bilmek, kısacası onun rızası için ya amaktır.
Bilip anlamadan sevgi gerçekle mez. nsan ancak bildi ini sever. nsanın anladı ı,
zevk ve rahatlık duydu u her ey, sevgili; acı duydu u, nefret etti i her ey sevimsizdir.
Dostun dostları iyi ve güzel görünür, dü manları ise çirkin ve kötü görünür.
Seven bir kimse, sevgilisinin dü manlarından uzakla madıkça sözünün eri sayılmaz.

Allahı sevmenin sebebi


Sual: Her eyi sevmenin bir sebebi var. Allahü tealayı sevmenin sebebi nedir?
CEVAP
Allahü teâlâyı sevmenin be sebebi vardır:
1- Herkes kendisinin olgunla masını ve hiç yok olmadan devam etmesini ister.
Kendini ve Rabbini bilen, varlı ının devam etmesinin kendi elinde olmadı ını, ancak Allahü
teâlânın dilemesiyle var oldu unu anlar. Varlıkların hepsi Allahü teâlânın kudretiyle
vardır. Hiç kimse kendi kendini yaratıp, hayatını devam ettiremez. O hâlde ki inin,
kendini yaratan, çe itli nimetler veren, ya atan Rabbimizi sevmemesi mümkün
de ildir. E er sevmiyorsa, kendi yaratılı ını bilmedi inden, cehaletindendir. Çünkü
sevgi, mârifetin [bilmenin, anlamanın] meyvesidir.
Bir ey önce bilinip anla ıldıktan sonra sevilir. Yani mârifet olmadan sevgi olmaz.
Sevgi mârifete göredir. Mârifet ne nispette ise, sevgi de o nispette olur. Rabbini bilen O’nu
sever. Çünkü kendisini seven bir kimsenin, kendisini yaratıp çe itli nimetler vereni
sevmemesi dü ünülemez. Güne in yakıcı sıca ına maruz kalan, gölgeyi sever. Gölgeyi seven
de ister istemez, gölge veren a açları sever.
Kâinatta ne varsa, Allaha nispetle, gölgenin a aca nispeti gibidir. Gölgenin varlı ı
a acın varlı ına ba lı oldu u gibi, her ey Allahın eseri olup, hepsinin varlı ı, O’nun
varlı ına ba lıdır.
2- Herkes kendine iyilik edeni sever. Bir zengin, birçok malını sana verip, “Bunlar
senin, istedi in gibi harca” dese, bu ihsanı tamamen zenginden bilmek yanlı olur. Zengini
ve o malı yaratan, seni zengine sevdiren, sana mal vermesinin, zengin için hayır oldu u
dü üncesini veren kimdir? E er zengin, seni sevmeseydi, malı sana vermekle, dünya ve
âhirette hiçbir kazancının olmayaca ını bilseydi, sana malının zerresini verir miydi? u
halde, Cenâb-ı Allah bu sebepleri yarattı. Demek ki, sana asıl ihsanda bulunan, bu i e
zengini vasıta edendir. Zengin, o malı sana vermekle pe in veya ilerisi için bir menfaat
dü ünmü tür. Seni minnet altına almak, kendini övdürmek, cömertlikle me hur olmak,
gönülleri kendine ba lamak, herkesi kendine sevdirmek ve saydırmak gibi pe in menfaati
vardır. Ayrıca, âhirette çok sevap kazanmak üzere ilerisi için yatırım yapmaktadır. Yoksa hiç
kimse, malını bo yere vermez, bir maksat için verir. Maksadı sen de ilsin. Sen onun
maksadını yerine getirmek için bir vasıtasın.
Demek ki sana iyilik eden, sana de il, kendine iyilik etmi olur. Sonra, o verdi inden
fazlasını beklemektedir. Çünkü o, Allahın en az bire on veya bire yedi yüz, hatta daha fazla
verece ini biliyor. Böyle bir ümidi olmasa sana mal verir miydi?
3- nsan, kendine faydası dokunmasa bile, iyilik edenleri sever. Kendine zararı
dokunmasa bile kötülük edenlerden de nefret eder. O halde, bütün mahlukları yaratıp, onlara
çe itli nimetler ihsan eden yalnız Allahtır. Herkese iyilik eden de sevilir.
4- Kendine hiçbir faydası olmasa da insan, güzeli, güzelli inden dolayı sever. Be
duyu ile de anla ılmayan; fakat kalb gözü ile görülen güzellikler de vardır. Güzel ahlak
böyledir. mam-ı a’zam hazretlerini güzel vasıflarından dolayı severiz. Demek ki güzel
sevilir. Mutlak güzel, orta ı e i, benzeri olmayan, diledi ini yapan yalnız Allahü teâlâdır.
5- nsan, benzedi i eye meyleder. Çocuk çocukla, büyük büyükle arkada lık kurar.
Âlim âlimi, bir sanatkârdan daha çok sever. lim sahibi olan da, her eyi bilen Allahı sever.
Basîret sahipleri gerçek sevgiye lâyık olanın yalnız Allah oldu unu bildirmi lerdir.

Sevgi gibi, güzellikler de farklıdır


Sual: (Allah güzeldir, güzeli sever) hadîs-i erîfi bana biraz tuhaf geldi. Güzelin
Allah ile ne ilgisi olabilir? Bunun açıklaması nasıldır?
CEVAP
Bahsetti iniz hadîs-i erîfin daha uygun tercümesi öyledir:
(Allahü teâlâ cemîldir. Cemâl sâhiblerini sever.) [Müslim]
Cemâl, çirkinli i gidermek, vekâr sâhibi olmak ve ükretmek için, ni’meti göstermek
demektir. Gösteri için, övünmek için, ni’meti göstermek, cemâl olmaz, kibir olur.
Yukarıdaki hadîs-i erîf, cemâl sâhibi olmayı övmektedir. Bu bakımdan her i te tertipli,
düzenli olmak iyidir. Cemîl güzel demektir, hasen de güzel demektir. kisinin arasında fark
vardır. Güzel bina ve güzel manzara ile güzel kız arasındaki fark gibi. Sevgi de, sevilen eye
göre de i ir. Allah sevgisi ile evlât sevgisi, ana-baba sevgisi, hanım sevgisi, çiçek sevgisi
farklıdır. Sevgi gibi, güzellikler de farklıdır. Kur’ân-ı kerîmde, (Allah, her eyi güzel
yaratmı tır) buyuruluyor. (Secde 7)
Allahü teâlânın yarattı ı her eyde muhakkak bir güzellik, bir san’at, bir tenâsüp
vardır. O yaratılı tan daha güzeli dü ünülemez. Kur’ân-ı kerîmde, (Biz insanı, en güzel
ekilde yarattık) buyuruluyor. (Tîn 4)
nsanın hiçbir organı ne fazladır, ne de eksiktir. Sindirim sistemi ve di er
sistemlerinden daha güzelini dü ünmek bile mümkün de ildir. Kula ımız tek olsaydı veya
üç tane olsaydı daha iyi olmazdı. Di er organların durumu da böyledir. Allahü teâlâ, kemâl
sıfatlarla muttasıf, noksan sıfatlardan münezzehtir. Yanî her bakımdan güzeldir. simleri de
güzeldir. Kur’ân-ı kerîmde;
(En güzel isimler [esmâül-hüsnâ] Allahındır. O’na o güzel isimlerle duâ edin)
buyuruluyor. (Â’râf 180)
Allahü teâlâ, Cennete de, Kur’ân-ı kerîm’e de hüsnâ [en güzel] demi tir:
(Rabbinizden size indirilenin en güzeline [Kur’ân-ı kerîme] tâbi olun!) [Zümer 55]
(Allah, [Eshâb-ı kirâmın] hepsine de en güzeli [Cenneti] va’detmi tir!) [Nisâ 95]
([Eshâb-ı kirâmın] hepsine hüsnâyı [Cenneti] va’dettik.) [Hadîd 10]
Fâizsiz ve sırf Allah rızâsı için verilen ödünç için de, güzel borç anlamında “Karz-ı
hasen” denmi tir. (Mâide 12)
Dîne uygun sabra da sabr-ı cemîl [güzel sabır] denmi tir. (Yûsüf 18, Meâric 5)
Hattâ Cennet kadınları da, huyu ve yüzü güzel olarak vasıflandırılmı tır. (Rahmân 70)
Çok namaz kılmak, çok oruç tutmak yanî çok ibâdet etmek de il de, güzel ibâdet
etmek gerekir. Kur’ân-ı kerîmde, (Hanginizin amelinin daha güzel olaca ı husûsunda sizi
imtihan için...) buyuruluyor. (Hûd 7, Kehf 7, Mülk 2)
Güzel ve güzellik hakkında hadîs-i erîflerde buyuruluyor ki:
(Hayrı, iyili i güzel yüzlü olanların yanında arayınız!) [Beyhekî]
(Bana gönderece iniz temsilcinin, yüzü ve ismi güzel olsun!) [Bezzâr]
(Allahü teâlâ, birinin hilkati ile ahlâkını güzel yaratmı sa, onu aslâ ate e atmaz.)
[ .Adiy]
(Allahü teâlâ, kime güzel yüz ve isim verir, o da bunları küçültecek duruma
dü ürmezse, seçilmi lerden olur.) [Beyhekî]
(Geceleri çok namaz kılanın yüzü güzel olur.) (Mevkûfât)
(Güzelin güzeli güzel ahlâktır.) [ bni Asâkir]
( slâm, ahlâk güzelli idir.) [Deylemî]
(Güzel saç, güzel ses, güzel yüz, fitneye dü ürebilir.) [Deylemî]
(Güzellik, kiminde daha güzeldir: Adâlet güzeldir, fakat idârecide daha
güzeldir. Cömertlik güzeldir, zenginde daha güzeldir. Verâ âlimde, sabır fakîrde, tevbe
gençte daha güzeldir. Hayâ güzeldir, kadında daha güzeldir.) [Deylemî]
Evliyâdan bir zât, (Bir kimsenin velî oldu u; tatlı dili, güzel ahlâkı, güler yüzü,
cömertli i, münâka a etmemesi, özürleri kabûl etmesi ve herkese merhamet etmesi ile
anla ılır) buyurmu tur.

Allahın dost ve dü manları


Sual: Allah indinde en kıymetli amel nedir?
CEVAP
Allah indinde en kıymetli amel, sevdiklerini sırf Allah rızası için sevmek, dü manlık
ettiklerine de sırf Allah rızası için dü manlık etmektir. Allah dostlarını sevmenin ve
dü manlarına bu zetmenin önemi büyüktür. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Üç ey imanın lezzetini artırır: Allah ve Resulünü her eyden çok sevmek,
kendisini sevmiyen müslümanı Allah rızası için sevmek ve Allahın dü manlarını
sevmemek.)
(Ki i, dünyada kimi severse, ahırette onun yanında olur.)
mam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki: (Sevgi, sevgilinin dostlarını sevmeyi,
dü manlarına dü manlık etmeyi gerektirir. Bu sevgi ve dü manlık, â ıkların elinde ve
iradesinde de ildir. Seviyorum diyen bir kimse, sevgilisinin dü manlarından uzakla madıkça
sözünün eri sayılmaz. Buna yalancı denir. Sevgi, sevgilinin her eyini sevmeyi gerektirir.
Büyükler, (Sevdi in zatı inciten kimseye gücenmez isen, köpek senden daha iyidir)
demi lerdir. Allahü teâlânın dü manlarını sevmek, insanı Allahtan uzakla tırır. Onun
dü manlarından uzakla madıkça, sevgiliye dost olunmaz.)
Resulullaha uymak için
Muhammed aleyhisselama uymak için, Onu tam ve kusursuz sevmek gerekir. Tam ve
olgun sevginin alameti de, onun dü manlarını dü man bilip sevmemektir. Sevgiye gev eklik
sı maz. ki zıt eyin sevgisi bir kalbde, bir arada yerle emez. Cemi zıddeyn muhaldir. Yani
iki zıttan birini sevmek, di erine dü manlı ı gerektirir. (m. 165)
Do ru imanın alameti, kâfirleri dü man bilip, onlara mahsus olan ve kâfirlik alameti
olan eyleri yapmamaktır. Çünkü islâm ile küfür, birbirinin aksidir. Bunlardan birisine
kıymet vermek, di erine hakaret ve kötülemek olur. Allahü teâlâ, habibi olan Muhammed
aleyhisselama, islâm dü manları ile sava mayı ve onlara sertlik göstermeyi emrediyor.
Allahü teâlâ, kâfirlerin, kendi dü manı ve Peygamberinin dü manı olduklarını bildiriyor.
Allahın dü manlarını sevmek ve onlarla kayna mak, insanı Allaha dü man olmaya sürükler.
Bir kimse, kendini müslüman zanneder. Kelime-i tevhidi söyleyip, inanıyorum der. Namaz
kılar ve ibâdet yapar. Halbuki, bilmez ki, böyle, [Allahın dostlarını sevmemek veya Allahın
dü manlarını “ u iyilikleri de var” diye sevmek] gibi çirkin hareketleri, onun imanını
temelinden götürür. (m. 163)
Açık emir var
Muhammed Masum hazretleri de, (Kâfirleri sevmemek Kur' an-ı kerimde açıkça
emredilmi tir. Kur' an-ı kerime uymamız farzdır.) buyurdu. Kâfirleri sevmeyi haram eden
âyet-i kerimelerden birkaçının meali öyledir:
(Allaha ve kıyamet gününe iman edenler; babaları, karde leri ve akrabası olsa
da, Allahın ve Resulünün dü manlarını sevmez.) [Mücadele 22]
(Kâfirleri dost edinen, Allahın dostlu unu bırakmı olur.) [A. mran 28]
(Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin, sevmeyin!) [Maide 54]
(Kâfirlerle, münafıklarla cihad et! Onlara sert davran, dü manlık yap!) [Tevbe
73]
Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramı, (Kâfirlere gadab ederler, birbirlerine
merhametlidirler) diye övmektedir (Feth 29)
Hadis-i eriflerde de buyuruluyor ki:
(Allahü teâlâyı sevmiyen ve Onun dü manlarını dü man bilmiyen, hakiki iman
etmi olmaz. Müminleri Allah için seven ve kâfirleri dü man bilen, Allahın sevgisine
kavu ur.)
(Allahın dostunu seven, dü manını dü man bilen iman-ı kâmil olur.)
( syan edenlere dü manlık ederek, Allaha yakla ın!)
(Bir kavmi sevip de onlarla dostluk kuran, kıyamette onlarla ha rolur.)
(Kâfirlere kar ı malınızla, canınızla ve dilinizle cihad edin!)
Halife Ömere, (Hireli bir hıristiyan var. Çok zeki, yazısı da çok güzel, bunu kendine
katip yap) dediler. Kabul etmedi. (Ey müminler! Yahudi ve hıristiyanları sevmeyin)
mealindeki âyet-i kerimeyi okuyup, (Mümin olmıyan birini dost edinemem) dedi.

Allah sevgisinin alameti


Sual: Allah sevgisinin alameti nedir, Allah sevgisini kimler anlayamaz?
CEVAP
man eden ve imanın tadını bulan, Allahı çok sever. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor
ki: ( man edenlerin Allah sevgisi çok sa lamdır.) [Bekara 165]
Allaha tam ve kusursuz tâbi olabilmek için, Onu tam ve kusursuz sevmek gerekir.
Tam ve olgun sevginin alameti de, onun dü manlarını dü man bilmektir. Onu
be enmeyenleri sevmemektir. Sevgiye gev eklik sı maz.
A ıklar, sevgililerinin divanesi olup, onlara aykırı bir ey yapamaz. Aykırı gidenlerle
uyu amaz. ki zıt eyin sevgisi bir kalbde bulunamaz. iki zıttan birini sevmek, di erine
dü manlı ı gerektirir.
nsan sevgisi, hayvanlarda oldu u gibi be duyuya ba lı de ildir. Altıncı hissi inkar
eden, insanı hayvan derecesine indirmi olur. nsan, akıl, nur, kalb gibi özellikleriyle
hayvandan ayrılır. nsanın kalb gözü, ba taki gözden daha kuvvetlidir. Aklın anladı ı
güzellik, gözün gördü ünden daha büyüktür. te bunun için, be duyu ile anla ılamayan ve
ancak kalb ile idrak edilen, erefli eylerin zevki daha büyüktür. Be duyudan ba ka ey
olmadı ını sanıp, insanı hayvan derecesine dü ürenler, Allah sevgisini anlayamaz.
Peygamber efendimizin, (Ya Rabbi, kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini, sevgine
kavu turacak i lerin sevgisini nasip et ve sevgini susuzluktan yanan kimsenin
arzuladı ı so uk sudan benim için daha kıymetli kıl!) duası, Allah sevgisinin önemini
bildirmektedir. Allahı seven, bilmedi i bir a k ile a kın hâldedir. Uykusu kaçar, gözya ları
dinmez. Her i inde Allahtan korkar, titrer. Allahü teâlânın sevgisine kavu turacak i leri
yapmak için çırpınır. Sevgi kuvvetli ise buna a k denir. Allahı a kla sevmek gerekir. Bu
konuda Yunus Emre diyor ki:
Bilmeyenler bilsin ki a k bir güne e benzer
A kı olmayan gönül misâl-i ta a benzer.
Ta gönülden ne biter dilinde a ı tüter
Çok yumu ak söylese sözü sava a benzer.
A k dolu gönül yanar yumu ar muma döner
Kararır ta gönüller sarp katı kı a benzer.
***
Senin a kının oku, demirden ta tan geçer
A kına dü en ki i can ile ba tan geçer.
Gece gündüz eder zâr, a kın ile olur yâr
Endi esi sen olan yemekten a tan geçer.
A kına dü enlerin yanar durur yüre i
Sana veren kendini lüzumsuz i ten geçer.
Ba ında aklı olan ücretle amel etmez
Her güzele kapılmaz, göz ile ka tan geçer.
Gerçek â ık olasın, can vermeye ivesin
Dostla pazarlık eden nice bin ba tan geçer.
Yunus’un gönül evi doludur Hak sevgisi
Tercih eden sohbeti dosttan tanı tan geçer.

Huzur için
Seven, ancak sevdi i ile huzura kavu ur. Kur' an-ı kerimde mealen buyuruyor ki:
( man edenlerin kalbleri Allahı anmakla itminana [huzura] kavu ur. Dikkat edin
kalbler ancak Allahı anmakla huzura kavu ur.) [Rad 28]
Seven, sevdi inin sözlerinden, ondan bahsedilmesinden usanmaz. Tilkinin kırk
fıkrasının kırkının da tavuk üzerine oldu u gibi, sevenin her dü üncesi de sevdi i ile olur.
Yani mümin her zaman Allahü teâlâyı hatırlar. Böylece huzura kavu ur. Allahı unuttukça
sıkıntılar ba lar. Yahya bin Muaz hazretleri buyuruyor ki:
(Üç haslet kendisinde bulunmıyan gerçek a ık de ildir. Allahın kelamını ba ka
sözlere, Allaha kavu mayı ba ka eylere kavu maya ve Allaha ibâdeti fânîlere hizmete
tercih etmiyen sevgisinde samimi de ildir.)

Allahın kulunu sevmesi


Allahü teâlâ, salih kullarını sever. Kur'
an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah onları sever, onlar da Allahı sever.) [Maide 54]
(Allah tevbe edenleri, temizlenenleri sever.) [Bekara 222]
Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ bir kulunu sevdi i vakit, günah o kula zarar vermez.) [Deylemî]
[Yani Allahü teâlâ, o kuluna günah i letmez demektir. Peygamber efendimizin (Ya
Rabbi, bugünden sonra Osmana günah yazma!) buyurması da böyledir. Bu hadis-i erif,
Hz. Osmanın günah i lemiyece ini gösterir.]
Bir kulu Allahü teâlânın sevip sevmemesi nasıl belli olur? Hadis-i eriflerde
buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ bir kulunu severse, onu çe itli dertlere maruz bırakır.) [Taberânî]
(Allahü teâlâ, bir kulu sevdi i vakit, onu dertlere müptela kılar. Kul sabrederse,
ondan razı olur.) [Deylemî]
(Allahü teâlâ bir kulunu sevdi i vakit, o kulun kalbinde, iyiye yönlendirici,
kötülüklerden uzakla tırıcı bir kuvvet verir.) [Deylemî]
(Allahü teâlâ, kuluna hayır murad etti i vakit, kusurlarını ona gösterir.)
[Deylemî]
Kim, Allahı seviyorsa, bilsin ki Allahü teâlâ da onu seviyor.

Allahı Anmak
Sual: Zikir ve gaflet ne demektir? Rahata kavu mak için ne yapmak lazımdır?
CEVAP
Allahı anmak, yani zikir, kendini gafletten kurtarmak demektir. Gaflet, Allahü teâlâyı
unutmak demektir. Zikir, her ne ekilde olursa olsun, kendini gafletten kurtarmak, zikir olur.
O hâlde, dinin emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmak zikirdir. Dinin emirlerini
gözeterek yapılan alı veri zikirdir. Çünkü, bunları yaparken, emirlerin, yasakların sahibi
hatırlanmakta, gaflet gitmektedir.
Allahü teâlâyı anan, Onun büyüklü ünü, sıfatlarını, emir ve yasaklarını dü ünür, tefekkür
eder, iyi eyleri yapma, kötü eylerden kaçma arzusu do ar. Bu bakımdan Allahü teâlâyı
zikretmek çok faydalıdır. Hasan-ı Basri hazretleri buyurdu ki:
Allahü teâlâyı anmak iki türlüdür:
1- Kalbden hatırlamak büyük sevabdır.
2- Daha iyisi ise, haramları i leyece i anda, Allahü teâlâyı hatırlayıp vazgeçmektir.

Rahata kavu mak için


Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(Kalbler ancak Allahü teâlâyı anmakla, itminana, rahata kavu ur.) [Rad 28]
Allahü teâlâyı anmak her eyden büyüktür.) [Ankebut 45]
(Allahın nimetlerini anın ki, kurtulasınız.) [Araf 69]
(Beni anmayan, sıkıntılara mâruz kalır, kıyamette de kör olarak ha rolur.)
[Taha 124]
(Beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana ükredin; nankörlük etmeyin.) [Bekara
152]
(Beni anan, ükretmi , beni unutan da nankörlük etmi olur.) [Hadisi kudsî]
(Ya Musa, seninle beraber olmamı istersen, beni zikredenin yanında ol. Kim
Beni nerede ve ne zaman ararsa bulur.) [Hadisi kudsî]
(Beni bir gün hatırlayan ve bir defa benden korkanı cehennemden çıkartırım.)
[H.Kudsî]
(Kulum ne vakit beni hatırlayıp anarsa, onunla birlikte olurum. ayet kulum
beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu daha iyi bir topluluk içinde anarım.)
[H.Kudsî]
Topluluklarda
Bir toplulukta, Allahı anmadan kalkmamalıdır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Bir yere toplanıp da Allahı anmadan kalkanlar, sanki e ek le inden kalkmı
gibi olur ve Kıyamette bunun üzüntüsünü duyarlar.)
(Bir toplulukta Allah anılmaz, resulüne salevat getirilmezse, kıyamette
pi manlık çekilir.)
(Gece ibâdet edemiyen, malını hayra harcayamıyan, Allahı çok zikretsin.)
(Deli deninceye kadar Allahı çok anın!)
(Allahı gizli zikreden, dü manlarla tek ba ına sava an gibidir.)
( ükreden kalb, zikreden dil, uygun bir ev ve saliha bir kadına sahip olan,
dünya ve ahiretin hayrına kavu mu demektir.)
(Allahı anan ile anmayan arasındaki fark, diri ile ölü arasındaki fark gibidir.)
(Her eyin bir cilası vardır; kalbin cilası da Allahü teâlâyı anmaktır.)
(Zikrin en faziletlisi la ilahe illallah demektir.)
(Gafiller içinde Allahı zikreden, cepheden herkes kaçarken, sava an asker
gibidir.)
(Sabah ak am Allahı anmak, dü manla sava maktan üstündür.)

Allahı anmanın önemini bildiren bir iirim öyledir:

Dosta ko anlar
Allahı anar.
A kla co anlar
Allahı anar.
Hak yola uyan,
Kalbini yuyan,
Pek az uyuyan
Allahı anar

Huzura varan
Edeble duran
Okuyan Kur' an
Allahı anar

Rızâdır kastı.
Arayan dostu.
Çıkarır postu.
Allahı anar

Hakta bulu an,


A kla çalı an,
Dili alı an
Allahı anar

Baksana karde
Yanıyor ate
Ay ile güne
Allahı anar

Kim ki imânsız
Yanar amansız.
Hep canlı cansız
Allahı anar.

Allaha dayan
Gafletten uyan
lim okuyan
Allahı anar.

Allah tealanın rahmeti sonsuzdur


Sual: Allahü tealanın rahmeti hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Allahü teâlânın rahmetinin sonsuzlu unu dü ünerek, ümitsiz olmamalıdır. Hadîs-i
erîflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, kıyâmette buyurur ki: Dünyada bir gün beni hatırlayıp ananı,
benden bir kerecik korkanı, Cehennemdem çıkarın!) [Tirmizî]
(Allahü teâlânın mü’mine olan merhameti, annenin çocu una olan
merhametinden daha fazladır.) [Buhârî]
(Allahü teâlâ buyurdu ki: ledi i günâhı affımın yanında büyük görene
gazaplanırım. E er acele etmek ânımdan olsaydı, acele cezâ verseydim, rahmetimden
ümit kesenlere acele cezâ verirdim.) [Deylemî]
(Mü’min, Allahın azâbının iddetini bilseydi, Cenneti ümit etmez, kâfir de
Allahın rahmetinin sonsuzlu unu bilseydi, Cennetten ümidini kesmezdi.) [Müslim]
(Kıyâmette, [günâhı sevâbından çok] biri, Cehenneme götürülürken, “Yâ Rabbî,
dünyada sana hep hüsn-i zan ettim, [rahmetinden ümit kesmemi tim]” der. Allahü teâlâ
da, “Onu bırakın! Kulumu beni zannetti i gibi kar ılarım” buyurur.) [Beyhekî]
(Allahü teâlâ, kıyâmette, hiç kimsenin tahmin edemiyece i kadar çok ki iyi
affeder. Hattâ blis bile affolunaca ını umar.) [ bni Ebiddünya]
(Allahü teâlâ buyuruyor ki: Ben Allahım, benden ba ka ilâh yoktur. Rahmetim,
gazabımı geçmi tir. Allahtan ba ka ilâh olmadı ına ve Muhammed aleyhisselâmın,
Onun kulu ve resûlü oldu una ehâdet eden, Cennete girer.) [Deylemî]
([ hlâsla] “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” diyen kimseye Cehennem
harâmdır.) [Buhârî]
(Ömründe bir defa Allahı anan veya Ondan korkan kimse, Cehennemden
çıkar.) [Tirmizî]
Kâdî Yahyâ bin Eksem vefât edince, rü’yâda görüp hâlini sordular. O da, (Allahü
teâlâ bana, “Ey kötü ihtiyâr, unları niçin yaptın” diye beni azarlayınca, beni büyük bir
korku kapladı. Ben de, “Yâ Rabbî, böyle sorguya çekilece imi bildirmediler” dedim. “Ne
bildirdiler” buyurdu. Ben de râvilerin ismini sayarak, “Ben azîmü ân müslüman olarak
saçı sakalı a aran kuluma azâb etmekten hayâ ederim” buyurdu unu bildirdiler, dedim.
“Sen ve râviler sâdıksınız. Ben de seni magfiret ettim” buyurdu) diye cevap verdi.
Cehennemden iki ki iyi çıkarırlar. Allahü teâlâ, (Yaptıklarınızın kar ılı ını
gördünüz. Çünkü ben zulmetmem) buyurduktan sonra, (Haydi tekrar Cehenneme)
denilince, birisi çok hızlı yürür, di eri ise yürümez, bekler. Her ikisine bunun sebebini
sorarlar. Hızlı yürüyen, (Emre uymamanın, söz dinlememenin neye mal oldu unu
anladım, onun için, bu emri olsun yerine getireyim diye hızlı yürüyorum) der. Di eri
ise, (Rabbime hüsn-i zan ettim. Cehennemden çıkarınca, bir daha sokmaz diye ümit
ettim) der. Her ikisini de cenâb-ı Hakkın ihsânı ile Cennete götürürler.
Allahü teâlânın af ve magfiretini ümit eden mü’minleri ve kendisinden korkanları
Cehennemden çıkaraca ı, bildirilmi tir. Peygamberimizin efâ’ati de, günâhı sevâbından çok
olan mü’minler içindir.
Hazret-i Ebû Bekir buyurdu ki: Allahtan korkmanızı, havf ile recâyı birle tirmenizi
tavsiye ederim. Çünkü Allahü teâlâ Zekeriyyâ aleyhisselâmı ve ehli beytini öyle övüyor:
(Hayır i lerinde yarı ır, korku ile ümit arasında bize duâ ederlerdi.) [Enbiyâ 90]
Hazret-i Ömer buyurdu ki: (E er dense ki, Cennete yalnız bir ki i girecek, o ki inin
kendin oldu unu ümit etmelisin! Yine dense ki, Cehenneme yalnız bir ki i girecek, o
kimsenin kendin olaca ını zannedip korkmalısın.)
Hazret-i Ali de, (günâhlarım çok, Allah beni affetmez) diyerek ümitsizli e dü en
birisine buyurdu ki: (Ümitsiz olma, Allahü teâlânın rahmeti senin günâhlarından büyüktür.
Rahmeti gazabını a mı tır.)
Allahü teâlânın rahmetini ümit etmek, kulu Cennete çeken ip gibidir. Havf, ya’nî
Allahtan korkmak ise, Cehenneme dü memek ve Cennete gitmesi için vurulan kamçı gibidir.
Peygamber efendimiz, ölüm hâlindeki bir gence sorar:
- Kendini nasıl buluyorsun?
- Günâhlarımdan korkuyor; fakat Allahtan ümit kesmiyorum.
- Bu korku ile ümit, u ölüm ânında kimde bulunursa, Allahü teâlâ, ona
umdu unu verir ve onu korktu undan emîn kılar. ( .Gazâlî)
Mü’min dâimâ korku ile ümit arasında ya amalıdır. Korkunun fazla olması daha
iyidir. Böylece kötülüklerden kaçıp iyilik etmeye ko ar. Ölürken ise ümidi korkusundan
fazla olmalıdır. Yâ Rabbî! Bizleri azâbından korkan ve rahmetinden ümit eden kullarından
eyle!
Dinde fazla sevgiye a k denir
Sual: Bazı kimseler, (Peygamber efendimiz Allahü teâlâyı çok severdi, yani Ona â ık
olmu tu) veya (Allahü teâlâ Peygamber efendimize â ık olmu tu) demenin uygun olmadı ını
söylüyorlar. Do ru mu?
CEVAP
Yanlı tır. imdi nefsin ehvâni arzularına a k deniyor. Dinde ise, fazla sevgiye a k
denir.
mam-ı Gazalî hazretleri, (Sevgi, gönlün zevk aldı ı eye meyletmesidir. Kuvvetli
meyle a k denir ) buyuruyor.
Abdullah-i Dehlevî hazretleri de, (Allahı seven, bilmedi i bir a k ile a kın hâldedir.
Uykusu kaçar, gözya ları dinmez. Her i inde Allahtan korkar, titrer. Allahü teâlânın
sevgisine kavu turacak i leri yapmak için çırpınır.) buyuruyor.
Bir kulun Allaha â ık olması, Allahü tealanın habibini sevmesi, ona â ık olması
caizdir. Buna bni Teymiyye' nin talebesi bni Kayyım ve bunların yolunda olanlar kar ı
çıkmı tır. Ehl-i sünnet âlimleri ise, böyle söylemenin caiz oldu unu bildirmi lerdir. Bu
bakımdan Mevlid-i erifte de, (Gel Habibim sana â ık olmu am) ifadesi geçmektedir.
Bunu bile tenkid edenler vardır.

Gözya ı ve rahmet damlası


Sual: Allah korkusu ile a lamanın fazileti nedir?
CEVAP
Günah i leyerek kalbi kararan, katıla an kimseler, çok güldükleri hâlde,
a layamazlar. efkat ve merhamet ehli olanların kalbleri rikkatlidir. Allahü teâlâyı çok
sevenler, bu sevgiden mahrum kalma korkusu ile gözya larını tutamazlar. Dünya menfaati
için de il de, sırf Allah korkusu ile a lamanın fazileti büyüktür. Hadis-i eriflerde buyuruldu
ki:
(Allahı anarken, Allah korkusu ile gözünden ya akana, kıyamette azap olmaz.)
(Allah korkusu ile a layan göze, cehennem ate inin dokunması haramdır)
(Kıyamette herkes a layıp gözya ı dökecektir. Ancak dünyada Allah korkusu
ile, bir damlacık gözya ı dökenler a lamayacaktır.)
(Allah korkusu ile, gözünden ya akan mümini, Hak teâlâ ate ten korudu u
gibi, ate i de onun nurundan korur.)
(Allah için gözlerinden ya akan müminin vücudunun, Cehennem ate inde
yanması haramdır. Bir damla gözya ı ile yana ı ıslanan kimsenin yüzü, hiçbir zaman
darlı a dü mez. Kıyamette her ey ölçülür, tartılır. Bunlardan Allah korkusu ile akan
gözya ı, ate deryasını söndürecek güçtedir.)
(Vücudu Allah korkusu ile ürperen kimsenin günahları, a açtan yaprakların
dökülmesi gibi dökülür.)
(Allahü teâlâ, buyurdu ki: "Benden korkup a lıyarak yapılan ibâdet, di er
ibâdetlerden üstündür. Dünyada benden korkarak a layanı, Cennette ebedi
güldürürüm.")
(Allahü teâlânın, himayesinden ba ka himaye bulunmayan kıyamet gününde,
himayesine aldı ı yedi kimseden biri de, yalnız iken Allahı anıp gözünden ya akan
kimsedir.)
bni Ömer hazretleri (Allah korkusu ile bir damla gözya ı akıtmak, binlerce altın
sadaka vermekten daha kıymetlidir) buyurdu. Yunus Emre de a lamakla ilgili öyle diyor:
A lamaktır benim i im,
A la gözüm imden geri.
Irmak ola kanlı ya ın
Ça la gözüm imden geri.

Hüda bize verdi sevda,


Sevmek oldu artık gıda,
Ele geçmez bu dünyada
Gülme gözüm imden geri.

Dü ün halin n’oldu unu,


Ömür gülü soldu unu,
Gece gündüz oldu unu
Bilme gözüm imden geri.

Allah korkusunun alameti


Sual: Allah korkusunun sebebi nedir, Allah’tan korkmanın alameti nasıl belli olur?
CEVAP
Allah korkusunun sebebi, ilim ve marifettir. lim ve marifet sahipleri, kendi
ayıplarını, günahlarını ve ibâdetteki kusurlarını görerek, bunun yanında Allahü teâlânın
kendisine verdi i sayısız nimetleri dü ününce, yaptıklarından utanıp, kalbinde korku ba lar.
Bunun hâli una benzer. Bir padi ah birine iltifat ederek sayısız yardım ve ihsanlarda
bulunsa, üstelik büyük bir rütbe verse, bu kimse de, padi ahın bu iyiliklerine kar ılık
nankörlük ve hıyanet etse, bunu da padi ahın görüp bildi ini anlasa, o kimsenin kalbine bir
korku ate i dü er. te Allah’tan korkmak da böyledir.
Hadis-i erifte de, (Hikmetin ba ı Allah korkusudur) buyuruluyor. Hikmetin bir
çok manası vardır. Faydalı ilim, fen ve sanat, manevî ilim gibi manalara gelir. u hâlde
Allah’tan korkup haramlardan kaçan ve ibâdetleri yapan kimsenin hikmet sahibi, akıllı biri
oldu u anla ılır. Hadis-i erifte, (En akıllınız, Allah’tan en çok korkandır) buyuruldu.
Allah korkusu, sevileni kaybetmekten meydana gelen bir korku oldu u gibi, Ona isyan
ederek tehlikelere maruz kalmaktan da meydana gelen bir korkudur. Allahü teâlâ, Kur' an-ı
kerimde buyuruyor ki:
(Allah’tan korkun ki, kurtulu a eresiniz.) [A. mran 200],
(Ancak âlimler Allah’tan korkar.) [Fatır 28],
(En erefliniz, Allah’tan en çok korkanınızdır.) [Hücurat 13]
Allah’tan korkmanın alameti u yedi eyde, [dilde, kalbde, gözde, midede, elde,
ayakta ve ibadette] belli olur.
1-Dilde: Yalan söylemez. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Müminde, her huy bulunabilir. Fakat yalancı ve hain olamaz. Yalan insanı günaha
sokar; günah da cehenneme götürür.)
(Yalan, imana aykırıdır; münafıklık alametidir.)
(Güldürmek için yalan söyleyene, yazıklar olsun!)
Allah’tan korkanın dili yalan söylemedi i gibi, gıybet de etmez. Gıybet, insanın
sevaplarının azalmasına, ba kasının günahlarının kendine verilmesine sebep olur. Gıybet
büyük günahtır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Gıybet, le yemekten daha kötüdür; imanı zayıflatarak yok eder.)
(Gıybet edenin duâsı kabul olmaz.)
(Gıybet edeni dinleyen de günahta ortaktır.)
Allah’tan korkan, bo da konu maz. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamette günahı en çok olan bo konu andır.)
(Birinin bo konu ması, bo vakit geçirmesi, Allahü teâlânın onu sevmedi ini
gösterir.)
ehit olan bir gencin annesi, (O lum sana cennet müjde olsun!) dedi. Resulullah
efendimiz, o kadına, (Ne biliyorsun, belki bo ey konu urdu.) buyurdu.
2- Kalbde: kalbi, kin, haset gibi kötü huylardan temizlenmi tir.
3- Gözde: Harama bakmaz. Hadis-i erifte, (Harama bakmak, eytanın zehirli
oklarından bir oktur. Allah korkusu ile harama bakmayana, Allahü teâlâ öyle bir
iman verir ki, tadını kalbinde hisseder.) buyuruldu. Kâinattaki her eye ibretle bakar. Hz.
sa, (Sözü zikir, sükutu fikir, bakı ı ibret olanlar, bana benzemi olur.) buyurdu.
4- Midede: Haram lokmadan uzaktır. Hadis-i erifte, (Bir lokma haram yiyenin
kırk günlük güzel ameli kabul olmaz.) buyuruldu.
5- Elde: Harama uzanmaz.
6- Ayakta: Günah i lenen yere gitmez.
7- badette: hlası [Allah rızasını] esas alır, riyadan kaçınır.
Allah’tan korkan kimse, Onun emir ve yasaklarına riayet eder. Hiç kimseye kötülük
etmez. Kusurlarına tövbe eder. Çalı ırken, alı -veri ederken, kimsenin hakkını yemez. lim
ve ahlâk sahip saygı gösterir. Arkada larını sever ve kendini sevdirir. Kimseyi çeki tirmez,
kimseye sert davranmaz. Malı ve mevkii herkese iyilik etmek için ister. Kendini be enmez.
Allahü teâlânın her an, gördü ü ve bildi ini dü ünerek, hiç kötülük etmez. Kısaca, Allah’tan
korkan, vatanına, milletine faydalı olur.

Ho görü ne demektir?
Sual: Yunus Emre’yi kötüleyen biri, (Bir taraftan “Yaratılmı ı ho gördük,
Yaratandan ötürü” diyerek ho görülü ünü sergilerken, bir taraftan da, “Be vakit namaz
kılmıyan, bilin müslüman olmadı, ol Cehenneme girse gerek” diyerek müsamahasızlık
çukuruna dü mü tür. Ho görünün zirvesine çıkmak gerekir) diyor. Ho görü ne demektir?
CEVAP
TDKnın sözlü ünde, (Her eyi anlayı la kar ılayarak olabildi i kadar ho görme
durumu) deniyor. Dikkat ediniz, her ey deniyor. Her eyi anlayı la kar ılamak diye tarif
ediyor. Yine TDKda, Mezhebi geni ifadesini tarif ederken, (Namus konusunda a ırı
ho görülü davranan kimse) deniyor.
Yunus Emreyi kötüleyen kimseye göre, ho görü denilen eyin bir sınırı yoktur. Ne
kadar ho görülürse, o kadar iyidir. Hâlbuki sınırsız hürriyet gibi, sınırsız ho görü de çok
yanlı tır. Kötüler ho görülür mü? Anar istler ve di er suçlular ho görülürse, toplumun
nizamı nasıl sa lanır?
Kâfirleri sevmemek gerekir ise de, dinimizin emri gere i, onlara eziyet etmek,
kalblerini incitmek haramdır. Zaruret olunca, onlara dostluk göstermek de caizdir.
Sevmemek ayrı, onları üzmek ayrı eydir. Din adına, kâfirin, kâfirli ini ho görmek
tehlikelidir. Allahü teâlâ, bu kimsenin anladı ı manada hiç bir müslümanı ho görünün
zirvesine çıkarmasın!
Müslüman, dinimizin izin verdi i ölçüde ho görülü olur. Bunun azı da, ço u da
zararlıdır. Yunüs Emre hazretlerinin, “Yaratılmı ı ho gördük, Yaratandan ötürü”
diyerek yetmi iki millete aynı gözle bakması, dinimize aykırı de ildir. Çünkü dinimizde ırk
üstünlü ü yoktur. Bir hadis-i erifte, ( nsanlar [insan olarak] bir tara ın di leri gibi e ittir)
buyurulmu tur. Bunun için kâfir de olsa, bir kimseden kendini üstün görmek caiz de ildir.
Çünkü kâfir, müslüman olup ebedi saadete kavu abilir, müslüman da, maazallah küfre dü üp
Cehennemlik olabilir.
Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri, (Gel, gel, her kim olursan ol gel, mü rik,
mecusi olsan veya puta tapsan da gel! Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı de ildir. Tevbeni
yüz defa bozmu olsan da gel) diyor. Manası, (Gel sana müslümanlı ı ö reteyim de
gerçe i gör) demektir. Çünkü Allah için olmıyan sevgi ve dü manlı ın hiç önemi yoktur.
Hadis-i erifte, ( manın en sa lam temeli ve en kuvvetli alameti, hubbi-i fillah, bu d-i
fillahtır.) buyuruluyor. Yani, müslümanları sevip, onlara yardım ve hayır duâ etmek ve din-i
islâmı be enmiyenleri, islâmiyete ve müslümanlara dü manlık edenleri sevmemek ve imana,
hidâyete kavu maları için duâ etmektir. Bu d, sevmemek, dü manlık etmek demektir.
Bu d-i fillah, Allah için sevmemek, Allah için dü manlık etmek demektir. Bunun zıttı ise
“Hubb-i fillah”tır. Allah için sevmek, Allah için dostluk etmektir.
Resulullah buyurdu ki: (Cebrail aleyhisselam gibi ibâdet etseniz, müminleri, Allah
için sevmedikçe ve kâfirleri Allah için kötü bilmedikçe, hiç bir ibâdetiniz, hayrat ve
hasenatınız kabul olmaz!)
Allahü teâlâ, Hz.Musaya sordu:
- Ya Musa, benim için ne i ledin?
- Ya Rabbi, senin için namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim, zikrettim.
- Ya Musa, kıldı ın namazlar, seni Cennete kavu turacak yoldur, kulluk
vazifendir. Oruçların, seni Cehennemden korur. Verdi in zekâtlar, kıyamette, sana
gölgelik olur. Zikirlerin de, o günün karanlı ında, sana ı ıktır. Bunların faydası
sanadır. Benim için ne yaptın?
- Ya Rabbi, senin için ne yapmak gerekirdi?
- Sırf benim için dostlarımı sevip, dü manlarıma dü manlık ettin mi?
Musa aleyhisselam, Allahü teâlâyı sevmenin, Onun için olan en kıymetli amelin,
Hubb-i fillah ve Bu d-i fillah oldu unu anladı. Cenab-ı Hak, Hz. saya da vahyetti ki:
(E er yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlukların ibâdetlerini yapsan, dostlarımı
sevmedikçe ve dü manlarıma dü manlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.)

Sevgide gev eklik


Sual: Bazıları hem Allahı seviyoruz diyorlar, hem de Allaha inanmayanlarla dostluk
kurup, onlarla birlikte olmaktan rahatsız olmuyorlar. Böyle Allah sevgisi olur mu?
CEVAP
Kur' an-ı kerim ve hadis-i erifler, Allahü teâlânın kâfirlere dü man oldu unu, açıkça
bildiriyor. Onun dü manlarını seven, Onu sevmi olur mu? Kâfirler ve fâsıklar, Allahü
teâlânın dü manı olmasalardı, (Bugz-ı fillah) vacip olmazdı. nsanı Allahü teâlânın rızasına
kavu turacakların en üstünü olmaz ve imanın kemaline sebep olmazdı. Hak Sözün
Vesikaları kitabındaki Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Bir kimse, Allahü teâlâyı sevmezse ve Allahü teâlânın dü manlarını dü man
bilmezse, hakiki iman etmi olmaz. Müminleri Allah için sever ve kâfirleri dü man
bilirse, Allahü teâlânın sevgisine kavu ur.)
(Bir kimse, Allahın dostlarını sever, dü manlarını dü man bilirse ve Allah için
verir ve Allah için vermezse, imanı kâmil olur.)
(Allahü teâlâ, bir Peygambere vahy etti ki, falan abide söyle: Dünyada zühd
ederek, nefsini rahata kavu turdun ve kendini kıymetlendirdin. Benim için ne yaptın?)
Abid sordu: Ya Rabbi! Senin için ne yapılır? Allahü teâlâ buyurdu ki: (Dü manıma,
benim için dü manlık ettin mi ve sevdi imi benim için sevdin mi?)
Sevenin, sevgilinin sevdiklerini sevmesi ve sevmediklerini sevmemesi gerekir. Bu
sevgi ve dü manlık, insanın elinde de ildir. Sevginin icabıdır. Burada, di er i lerde gereken
iradeye ve kesbe ihtiyaç yoktur. Kendili inden hasıl olur. Dostun dostları, insana sevimli
görünür. Dü manları, çok çirkin görünür. Bir kimse, birisini seviyorum derse, onun
dü manlarından uzakla madıkça, sözüne inanılmaz. Ona münafık denir. eyhül-islâm
Abdullah-ı Ensari diyor ki: (Ben Ebul-Hasen Semunu sevmiyorum. Çünkü üstadım Hıdriyi
üzmü tü. Bir kimse, hocanı üzer, sen de ondan üzülmezsen, köpekten a a ı olursun.)
Allahü teâlâ, Mümtehinne suresinin dördüncü ayetinde mealen, ( brahimin ve
Onunla beraber olan müminlerin sözlerinden ibret alınız! Onlar, kâfirlere dediler ki,
biz sizden ve putlarınızdan uza ız. Dininizi be enmiyoruz. Allahü teâlâya inanıncaya
kadar, aramızda dü manlık vardır) buyurdu. Bundan sonraki ayet-i kerimede mealen, (Bu
sözlerinde sizin için ve Allahü teâlânın rızasını ve ahiret gününün nimetlerini isteyenler
için, ibret vardır) buyurdu. Buradan anla ılıyor ki, Allahü teâlânın rızasını kazanmak
istiyenlere, bu teberri [uzakla mak] gerekir. Allahü teâlâ mealen buyuruyor ki; (Kâfirleri
sevmek, Allahü teâlâyı sevmemektir. ki zıt ey, birlikte sevilemez.) ki dü man, birlikte
sevilemez. Bir kimse, seviyorum dese, fakat onun dü manlarından teberri etmese, bu sözüne
inanılmaz. Al-i mran suresinin 28inci ayetinde mealen, (Kâfirleri sevenleri, Allahü teâlâ,
azabı ile korkutuyor) buyurdu. Bu büyük tehdit, çirkinli in çok büyük oldu unu gösteriyor.
(Mektubat-ı Masumiyye c.3, m.55)

Kâfirlerle dostluk
Sual: Burada çalı tı ımız yerde i imiz gere i ecnebiler ile görü üyoruz. Herkesle iyi
geçinmek için onlara da iyi davranıyoruz. Böyle davranmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
Müminin kâfiri sevmesi üç türlü olur:
Birincisi, onun küfrünü be enir. Bunun için sever. Bu muhabbet yasaktır. Çünkü
onun dininden razı olmu tur. Küfrü be enen kâfir olur. Böyle muhabbet, imanı giderir.
kincisi, herkesle iyi geçinmek için, kâfire dost görünmektedir. Bu yasak de ildir.
Üçüncüsü, ikisi ortasıdır. Onlara meyleder, yardım eder. Dininin bâtıl oldu unu
bilerek, akrabalık, i arkada lı ı sebebi ile dostluk yapar. Bu muhabbet küfre sebep olmaz ise
de, caiz de ildir. Çünkü bu muhabbet, zamanla dinini be enmeye sebep olur. (Mektubat-ı
Masumiyye c.3, m.55)
Kâfirleri sevmek, dost edinmek
Zaruretsiz veya ihtiyaçsız gayrı müslimlerle beraber olmak, onlarla dostluk kurmak
uygun de ildir. Kur' an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Müminler, müminler bırakıp da, kâfirleri dost edinmesinler! Onları dost
edinenler, Allahü teâlânın dostlu unu bırakmı olurlar.) [A. mran 28]
(Ey müminler, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin!) [Maide 51]
Hadis-i erifte de, (Bir kavmi sevip de onlarla dostluk kuran, kıyamette onlarla
ha rolur) [Taberânî] [Yani bir milletin, adete, tekni e ait i lerini de il de, onların dinlerini,
ibâdetlerini, günah olan i lerini seven kimseler, kıyamet günü onlarla birlikte Cehenneme
giderler. Fenne ait i lerini ve günah olmıyan adetlerini yapmak caizdir.]

Takva nedir?
Sual: Takva nedir? Allahtan korkan ne yapar?
CEVAP
Sevgi gibi, korku da çe itlidir. Allah sevgisi, Ana baba sevgisinden, evlat
sevgisinden, hanım sevgisinden, tabiat (do a) sevgisinden farklıdır. Allah korkusu ile
dü man korkusu da çok farklıdır. Kur’an-ı kerimde, (Allah’tan nasıl korkmak gerekiyorsa,
öyle korkun) buyuruluyor. (Âl-i mran 102)
Allahü teâlânın istedi i gibi, Allah’tan korkmaya takva denir.
Takva, Allaha iman edip, Onu sevmek, Ona kulluk etmek, yani Onun emir ve
yasaklarına riayet etmektir. Kısaca Allahtan korkup haramlardan sakınmak demektir. Hadis-i
erifte buyuruldu ki: (Takva, her hayrı içine alır. ) [Ebu Yala]
Dü mandan korkmak takva de ildir. Dü mana iman edilmez. Dü manın cennete ve
cehenneme koyma yetkisi de yoktur. Dü manın sadece zarar vermesinden korkulur. u hâlde
iki korku arasında çok fark vardır. Yine, (E er iman etmi seniz, onlardan [dü manlardan]
de il benden korkun) buyuruluyor. (Âl-i mran 175)
nsan, sevdi i kimseyi, herhangi bir ekilde üzmekten korkar. Bizleri yoktan var eden
ve çe itli nimetler ihsan eden Rabbimizi elbette çok sevmemiz gerekti i gibi, bu sevgiyi
kaybetmekten de çok korkmamız gerekir. Kur' an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Allah indinde en kıymetliniz, Ondan en çok korkanınızdır.) [Hucurat 13]
(Allah’tan korkun! Biliniz ki Allahın azabı çok çetindir.) [Bekara 196]
(Allah’tan korkun ki, kurtulu a eresiniz.) [Maide 100]
Allah’tan korkmak, bir zâlimden korkmak gibi de ildir! Bu korku, saygı ve sevgi ile
karı ık olan bir korkudur. Â ıkların, mâ uklarına [sevdiklerine] kar ı yazdıkları iirlerde,
böyle korku içinde olduklarını bildiren iirleri az de ildir. Ma ukunu [sevgilisini] kendinden
pek yüksek bilen bir â ık, kendini o sevgiye layık görmeyerek, hislerini böyle korku ile
anlatmaktadır.
Allah korkusu ve Allah sevgisi, insanları mutluluk ve huzura kavu turan iki kanat
gibidir. man etmeyen için, Allah korkusu bahis konusu olamaz. man edenin de, imanın
tadını bulması için, Allahı çok sevmesi ve kâfir olmaktan çok korkması gerekir. Hadis-i
erifte buyuruluyor ki: (Allahı ve Resulünü her eyden çok seven, yalnız Allahın
sevdiklerini seven ve küfre dü me korkusu, ate te yanma korkusundan çok olan kimse
imanın tadını bulur.) [Buhârî]
Dünyadaki pek çok rezaletler, cinayetler, iffetsizlik yüzünden meydana gelmektedir.
nsanların pek ço u, iffetsizli in kötülüklerini bildikleri hâlde, kendilerini bu kötü yollara
sapmaktan alıkoyamaz. Bu kuvvetli duygu kar ısında, onları selamet yoluna çıkaracak çare,
terbiye ve ahlâk meselesidir. Din, ahlâk demektir. Allahü teâlâdan korkan bir insan iffetsiz
olamaz. O hâlde, çocuklarımıza Allah korkusunu ö retmeye çalı mak, bizim için en ba ta
gelen vazifedir.
Allah’tan korkmak için, Allahü teâlâyı iyi bilmek gerekir. Allahü teâlâyı bilmek için,
Onun büyüklü ünü ve sıfatlarını ö renmek mecburiyetindeyiz. Durup dururken, Allah
korkusu meydana gelmez. Allah’tan korkmak da, bir bilgi, bir çalı ma ve bir gayret i idir.
Allah’tan korkan, Onun emir ve yasaklarına riayet eder. Hiç kimseye zararı
dokunmaz. Kendine edilen kötülü e sabreder. Kusurlarına tövbe eder. Çalı ırken, alı veri
ederken, kimsenin hakkını yemez. lim ve ahlâk sahiplerine saygı gösterir. Arkada larını
sever ve kendini sevdirir. Kimseyi çeki tirmez, kimseye sert davranmaz. Malı ve mevkiyi
herkese iyilik etmek için ister. Kendini be enmez. Allahü teâlânın her an gördü ünü ve
bildi ini dü ünür, hiç kötülük etmez. Kısaca, Allah’tan korkan, herkese faydalı olur.

Sevgi ve korku
Sual: Allahtan kork deniliyor. Sevmek korkmaktan daha iyi de il midir?
CEVAP
Allahtan korkmak, bir zâlimden korkmak gibi sanılmasın! Bu korku, saygı ve sevgi
ile karı ık olan bir korkudur. A ıkların ma uklarına kar ı yazdıkları iirlerde, böyle korku
içinde olduklarını bildiren beyitleri az de ildir. Ma ukunu kendinden pek yüksek bilen bir
a ık, kendini o sevgiye layık görmiyerek, hislerini böyle korku ile anlatır.
nsan, sevdi i kimseyi, herhangi bir ekilde üzmekten korkar. Allahü teâlâyı ise,
herkesten çok sevmek gerekir. Allahı çok seven bir kimse, herhangi bir yanlı i yapıp Onu
üzerim diye korkmaz mı? Bizleri yoktan var eden ve çe itli nimetler ihsan eden Rabbimizi
elbette sevmek gerekti i gibi, bu sevgiyi kaybetmekten de çok korkmak gerekir.
Müslüman, Allahü teâlâya kar ı küçülmeyi en büyük eref bilir. te bu fark,
korkunun kıymetli oldu u ince bir noktadır. nsan ne kadar olgunla sa, Allaha olan sevgisi
de, o nisbette sa lam olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Suheyb ne iyi bir kimsedir.
Allahtan korkmasaydı da, yine hiç günah i lemezdi.) [ bni Kuteybe]
nsanlardan Allah korkusunu kaldırarak, Allahü teâlâyı yalnız ihsan sahibi sanmak ve
kulların dertlerine, sıkıntılarına deva olacak, efkat ve himaye halinde dü ünmek,
reformculara Avrupa hıristiyanlarını taklid etmekten gelmektedir. Çünkü hıristiyanlar, böyle
inanırlar. Allahü teâlâdan korkmamak, Onu, kanunlarını yürütmeye gücü yetmeyen bir
hükümet gibi aciz, yahut çocukların yalnız arzularını yaparak, onları ımartan ana-baba gibi
beceriksiz tanımak olur.
Huzura uçuran kanat
Allah korkusu ve Allah sevgisi, insanları saadet ve huzura kavu turan iki kanat
gibidir. Allahü teâlânın emrine riayet eden mümin Rabbini çok sever. Kur' an-ı kerimde
buyuruluyor ki: ( man edenlerin Allah sevgisi çok sa lamdır.) [Bekara 165]
Ki inin, bilmedi i eyi sevmesi ve korkması mümkün de ildir. Allahı çok seven ve
Onu iyi tanıyan, Allahtan çok korkar. Allahı en iyi tanıyan da Peygamber efendimiz
oldu una göre, en çok korkan da elbette Odur. Nitekim buyuruyor ki: ( çinizde Allahtan en
çok korkan benim.) [Buharî]
Peygamberlerden sonra Allahı en iyi tanıyan, onların varisi olan âlimler ve onlara
yakın olanlardır. Kur' an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki: (Allahtan, kulları içinde,
ancak âlimler korkar.) [Fatır 28]
(Allaha ve Resulüne itaat edip Allahtan korkan ve sakınanlar; Kıyamette
kurtulan i te bunlardır.) [Nur 52]
(Allah katında en kıymetliniz, ondan çok korkup sakınanınızdır.) [Hucurat 13]
Allahü teâlâdan yalnız mümin korkar. Yani Allah korkusu imandandır. Çünkü (E er
iman etmi seniz, onlardan de il benden korkun) buyuruluyor. (Al-i mran 175)
Allah korkusu, rızık için de çok faydalıdır. Peygamber efendimiz, (Allah korkusunu
kendine sermaye edinenin rızkı, ticaretsiz ve sermayesiz gelir) buyurup, [Talak suresinin]
(Allahtan korkana, Allah bir çıkı yolu ihsan eder, ummadı ı yerden rızkını gönderir)
[mealindeki 2.ve 3.] ayetlerini okudu. (Taberânî)
Müminun suresinin, (Rablerinin huzuruna çıkacaklarından kalbleri korku ile
çarpar) mealindeki 60. ayet-i kerimesindeki kimselerin, hırsız mı, zani mi oldu u sorulunca,
Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Bunlar, namaz kılan, oruç tutan, zekât veren kimse olup "acaba ibâdetlerimiz
kabul olmadı mı" diye korkarlar.) [Tirmizî]
Sonsuz mutluluk için
Allah korkusu, ebedi saadete kavu turucu büyük nimettir. Hadis-i eriflerde
buyuruldu ki:
(Allah ve Resulünü her eyden daha çok sevmiyen iman etmi olmaz.) [Buharî]
(Allah korkusu ile kalbi ürperenin, a açtan yaprak dökülür gibi, günahları
dökülür.) [Beyhekî]
(Günahlarını hatırlayıp a lıyan, hesap görmeden Cennete girer.) [ .Gazali]
(Allah korkusu her hikmetin ba ıdır.) [Taberânî]
(Allahtan hakkıyle korksaydınız, cehilsiz ilme kavu urdunuz.) [ bni Sünni]
(Allahtan korkandan, her ey korkar. Korkmayan ise, her eyden korkar.)
[Ebu eyh]
(Aklın çok olması, Allah korkusunun çoklu u ile belli olur.) [ bni Muhber]
Allahtan korkan kimse, Onun emir ve yasaklarına riayet eder. Hiç kimseye zararı
dokunmaz. Kendine edilen kötülü e sabreder. Kusurlarına tevbe eder. Çalı ırken, alı veri
ederken, kimsenin hakkını yemez. lim ve ahlâk sahiblerine saygı gösterir. Arkada larını
sever ve kendini sevdirir. Kimseyi çeki tirmez, kimseye sert davranmaz. Malı ve mevkii
herkese iyilik etmek için ister. Kendini be enmez. Allahü teâlânın her an, gördü ünü ve
bildi ini dü ünerek hiç kötülük etmez. Kısaca, Allahü teâlâdan korkan, herkese faydalı olur.
(Faideli Bilgiler)
Sevgi ve dü manlık
Müslüman, gafletle ya amamalı, her niyeti, her i i, dostlu u, dü manlı ı yalnız Allah
rızası için olmalıdır! Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Üç ey imanın tadını artırır: Allah ve Resulünü her eyden çok sevmek,
kendisini sevmiyen müslümanı Allah rızası için sevmek ve Allah dü manlarını
sevmemek.) [Taberânî]
( badetlerin en kıymetlisi, Allah için sevmek ve Allah için dü manlıktır.) [E.
Davüd]
(Sevdi ini yalnız Allah için seven, imanın tadına kavu ur.) [Taberânî]

Tesbih ve Hamd
Sual: Allahü tealaya hamdetmenin fazileti nedir?
CEVAP
Allahü teâlâyı tesbih ve ona hamdetmenin fazileti çoktur. Hadis-i eriflerde buyuruldu
ki:
(Sübhanellahi ve bihamdihi diyen için Cennette bir a aç dikilir.) [Bezzar]
(Allah indinde en kıymetli söz, "Sübhanellahi ve bihamdihi"dir.) [Müslim]
(Günde yüz defa "Sübhanellahi ve bihamdihi" diyenin, günahları deniz köpü ü
kadar da olsa affedilir.) [Müslim]
(Gece ibâdet etmek kendine güç gelen veya malını hayra sarfetmekte cimrilik
eden yahut dü manla sava maktan korkan, çokça "Sübhanellahi ve bihamdihi" desin.
Çünkü bu, Allah yolunda infak edece i, bir altın da dan daha kıymetlidir.) [Taberânî]
(Dilde hafif, terazide a ır ve ba ı layıcı olan Allah indinde en kıymetli iki cümle:
"Sübhanellahi ve bihamdihi, Sübhanellahilazim") [Müslim]

Allahı görmek
Sual: Ruh hastası bir zat, her zaman Allahı gördü ünü söylüyor. Do ru olabilir mi?
CEVAP
mam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: (Ehl-i sünnet âlimleri, sözbirli i ile
"Allahü teâlâ dünyada görülmez" buyurdu.) [C.1, m.283]
Kur' an-ı kerimde buyuruldu ki: (Onu [Allahı] gözler idrak edemez.) [Enam 103]
Evliyanın büyüklerinden Mevlana Halid-i Ba dadi hazretleri buyuruyor ki:
(Dünyada Allahü teâlâyı gördüm diyen zındıktır. Evliyanın kalb gözü ile görmesi
rüyet de ildir. Onlara ühud hasıl olmaktadır.) [ tikadname]
mam-ı Gazalî hazretleri de, Allahü teâlâyı dünyada görmenin mümkün
olmıyaca ını bildiriyor.
mam-ı Rabbanî, Mevlana Halid-i Ba dadi, Seyyid Abdülkadir-i Geylani
hazretleri gibi büyük zatlar ise, Peygamber efendimizin Miracda Allahü teâlâyı gördü ünü,
ancak bunun dünya görmesi ile de il, ahiret görmesi ile görmek oldu unu bildirdiler. Allahü
teâlâ, Musa aleyhisselama buyurdu ki: (Sen beni göremezsin.) [Araf 143]
Miracdaki görmek
Dünyada Allahı görmek imkansız oldu u için Hz. Ai e, ("Resulullah Allahı gördü"
diyen yalan söylemi olur) buyurmu tur. (Buharî, C. 6, s. 175)
Fıkh ve hadis ilimlerinde müctehid ve evliyanın büyüklerinden S. Abdülkadir-i
Geylani hazretleri buyuruyor ki: (Mirac gecesi Resulullah, Allahü teâlâyı gördü. Çünkü
Cabir bin Abdullah, Peygamber efendimizin (Necm) suresinde (Elbette Onu gördü) ayet-i
kerimesi üzerine, (Elbette Rabbimi gördüm) buyurdu unu ve aynı surenin (Sidret-ül-
münteha yanında) ayet-i kerimesi üzerine, (Ben sidret-ül-müntehada Rabbimi gördüm.
Öyle ki, ilahi vechinin nuru, benim için zahir oldu) buyurdu unu bildirmi tir. sra suresini
17. ayetinin tefsirinde, bni Abbas hazretleri buyurdu ki:
(Mirac gecesinde Resulullah, Allahü teâlâyı gördü.) [Gunye]
mam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki: (O Server, Mirac gecesinde Rabbini dünyada
de il, ahirette gördü. Çünkü o Server, o gece, zaman ve mekan çevresinden dı arı çıktı. Ezelî
ve ebedi bir an buldu. Ba langıcı ve sonu bir nokta olarak gördü. Cennete gideceklerin,
binlerce sene sonra, Cennete gidi lerini ve Cennette olu larını, o gece gördü. te o
makamdaki görmek, dünyada görmek de ildir. Ahiret görmesi ile görmektir. Bu görmeyi
dünyada gördü demek de mecaz olarak söylenmi tir. Dünyadan gidip gördü ü ve yine
dünyaya geldi i için dünyada gördü denilmi tir.) [m. 283]
(Allahü teâlâ, dünyada görülmez. Dünyada görülece ini söyliyenler yalancıdır. Bu
dünyada bu nimet nasib olsaydı, herkesten önce Hz. Musa görürdü. Peygamberimiz Miracda
bu devletle ereflendi ise de, bu dünyada de ildi. Cenete girip oradan gördü. Yani ahirette
görmü oldu. Dünyada iken, ahirete karı tı ve gördü.) [C.3, m.17]
Mevlana Halid-i Ba dadi hazretleri buyuruyor ki: (Resulullah, Allahü teâlâyı
Miracda gördü. Ancak bu görmesi dünyadaki görmek gibi de il idi.) [ tikadname]
Ahirette görmek
mam-ı Rabbanî hazretleri, (Müminler, ahirette Allahü teâlâyı görecektir)
buyurmu tur. [C.3, m.44]
Kur' an-ı kerimde, (Dünyada kör olan, ahirette de kör olur) buyurulması, kâfirler
içindir. Müminler, ahirette Allahü teâlâyı görecektir. (Berika)
Ehl-i sünnet âlimleri sözbirli i ile Cennette Allahü teâlânın görülece ini, fakat
Cehennemde kâfirlerin göremiyeceklerini bildiriyorlar.
Kur' an-ı kerimde buyuruluyor ki:
([Müminler] Rablerine bakacaklar, [Onu göreceklerdir]) [Kıyamet 23]
([Kâfirler] o gün Rablerini [görmekten] mahrum kalacaklardır.) [Mutaffıfin 15]
mam-ı afiî ve imam-ı Malik hazretleri buyuruyor ki:
(Bu ayet-i kerime, müminlerin Allahü teâlâyı göreceklerine bir delildir. Öyle
olmasaydı, kâfirler göremez buyurulmazdı.) [Hazin]
Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: Dünyada Allahü teâlâ anla ılmadan
bilinece i gibi, ahirette de anla ılmadan görülecektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Kıyamette Rabbinizi, dolunay gibi görürsünüz.) [Buharî]

Melekler ve Peygamberler
Sual: Peygamberler, meleklerden üstün iken, meleklere iman niçin peygamberlere
imandan önce yazılıyor?
CEVAP
Melekler, her canlıdan önce yaratıldı. Onun için, kitaplara imandan önce, bunlara
iman edilmesi bildirildi. Kitaplar da, Peygamberlerden öncedir. Kur' an-ı kerimde de,
inanılacak eylerin ismi, bu sıra ile bildirilmektedir.

Melek resmi olur mu?


Sual: Meleklerin kanatlı olarak resimlerini yapıyorlar. Meleklerin kanadı var mıdır?
CEVAP
Bazısının iki, bazısının dört veya daha çok kanadı vardır. Her hayvanın kanadı ve
tayyarelerin kanatları, kendilerinin yapısında olup, birbirlerine benzemedi i gibi, meleklerin
kanadı da, kendi cinslerindendir. nsan, görmedi i, bilmedi i bir eyin adını i itince, bunu
bilmedi i eyler gibi zannedip aldanır.
Meleklerin kanatları vardır. nanırız. Fakat nasıl oldu unu bilmeyiz. Kiliselerde veya
bazı mecmua ve filmlerde, melek diye görülen kanatlı kadın resimleri uydurmadır.
Müslüman böyle resim yapmaz. Müslüman olmayanların yaptı ı bu bozuk resimleri do ru
sanmamalı, dü manlara aldanmamalıdır.

Resul ve Nebi
Sual: Resul ile Nebi arasında fark var mıdır?
CEVAP
Yeni bir eriat getiren Peygambere (Resul) denir. Yeni din getirmeyip, insanları
önceki dine davet eden Peygamberlere (Nebi) denir. Emirleri tebli etmekte ve insanları,
Allahü teâlânın dinine ça ırmakta, Resul ile Nebi arasında bir ayrılık yoktur

Peygamberlik ve üstünlük
Sual: Peygamberlerin üstünlükleri aynı mıdır?
CEVAP
Peygamberlik vazifelerini görmekte, Peygamberlik üstünlüklerini ta ımakta bütün
Peygamberler müsavidir. Peygamberlerin birbirlerine göre erefleri, üstünlükleri vardır.
Mesela ümmetlerinin çok olması, gönderildikleri ülkelerinin çok yerlere yayılması,
mucizelerinin daha çok ve devamlı olması ve kendileri için ayrı kıymetler ve ihsanlar
bulunması gibi üstünlükler bakımından, ahir zaman Peygamberi Muhammed aleyhisselam,
bütün Peygamberlerden daha üstündür. Ülülazm olan Peygamberler, böyle olmayanlardan ve
Resuller, Nebilerden daha üstündür.

Peygamber efendimizin ırkı


Sual: Peygamber efendimizin ırkı hakkında bilgi verir misiniz? Dinimizde ırkçılık
var mıdır?
CEVAP
Muhammed aleyhisselam, Araptır. Arap, güzel demektir. Meselâ, lisan-ı Arap, güzel
dil demektir. Co rafyada Arap demek, Arabistan yarımadasında do up büyüyen ve onların
kanından olan kimse demektir. Peygamberimizin akrabasını, Arapları sevmek ve saymak
ibâdettir. Onları her Müslüman sever. Anadolu’ya misafir gelen esmer fellahlar ve zenciler;
saygı gösterilsin diye kendilerini, Arap diye tanıttırmı . Anadolu’nun temiz, saf
Müslümanları da Araba olan hürmetlerinden dolayı, bunları sevmi lerdir. Çünkü, dinimizde
siyah, beyaz ayırımı yoktur.
Siyah bir Müslüman beyaz bir kâfirden çok üstün, çok daha kıymetlidir. Siyah olmak,
imanın erefini azaltmaz. Resulullahın çok sevdi i Hz. Üsame ve Bilâl-i Habe î hazretleri
siyah idi. Ebû Leheb ve Ebû Cehil kâfirleri beyaz idi. Allahü teâlâ insanın rengine de il,
îman ve takvasına kıymet vermektedir.
Siyahların, esmerlerin kendilerini Arap olarak tanıtmaları, slâm dü manlarının
i lerine yaradı. Bu dü manlar, siyah insanları, a a ı ve i renç olarak tanıttılar, köle olarak
kullandılar. Arabı siyah olarak tanıtmaya, böylece Müslümanları Peygamberimizden
so utmaya u ra tılar. Siyah resimlere, kara köpeklere, resmin negatif filmine Arap dediler.
Arap saçı, Arap sabunu, kara Fatma böce i gibi uydurma isimlerle Arap milletini
kötülediler. A a ıda Peygamber efendimizi öven hadis-i erifler ayrıca Arap milletinin de
üstünlü ünü göstermektedir.
(Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buharî]
(Allah, smail aleyhisselamın soyundan Kurey i seçti, Kurey ten de,
Ha imo ullarını sevdi. Onlardan da, beni süzüp seçti.) [Müslim]
(Allah, beni insanların en iyilerinden vücuda getirdi.) [Tirmizî]
(Allahü teâlâ, Arabistan’daki seçilmi ler arasından beni seçti.) [Taberânî]
(Ensarı müminden ba kası sevmez, münafıktan ba kası da bu zetmez.) [Buharî]
(Arabı sevmek imandan, onlara bu z etmek küfürdür.) [ .Neccâr]
(Bana bu z eden dinden çıkar, Araba bu zeden, bana bu z etmi olur.) [Hâkim]
( u üç ey için Arabı sevin: Ben arabım, Kur'an Arapça, cennet dili de
Arapçadır.) [Hâkim]
imdi gerçek Arap çok azalmı tır. Ço u Asya’ya cihada gitmi , bir daha
dönmemi tir. Arap bu kadar övüldü ü halde, ırkçılık yapanlarının cehenneme gidece i de
bildirilmi tir. Bir hadis-i erifte, (Arap, ırkçılık yüzünden sorgusuz sualsiz cehenneme
atılır.) buyurulmu tur. (Ebu Ya’la)
Kâfir olan bir Arap, Müslüman Fransız’dan üstün olamaz. Böyle bir ırkçılık dinimize
aykırıdır. Dinimizde ırkçılık yoktur. Kur' an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Ey insanlar, sizi, bir
erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanı manız için milletlere ve kabilelere
ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır.) [Hucurat- 13]
Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Rabbiniz bir oldu u gibi, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir.
Arabın Aceme, [Arap olmayana] Acemin Araba üstünlü ü olmadı ı gibi, kırmızının
karaya, karanın kırmızıya üstünlü ü yoktur. Hiçbir milletin di erine üstünlü ü
yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) [ bni Neccar]
(Allahü teâlâ, cahiliyet övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem
aleyhisselamın evlatlarısınız. Âdem ise topraktan yaratılmı tır.) [Tirmizî]
(Irkçılık yapan, ırkçılık için sava an ve ırkçılık u runda ölen, bizden de ildir.)
[Ebu Dâvud]

Rahmet peygamberi
Sual: Peygamber efendimizin (Rahmet Peygamberi) oldu u ve ümmetinin fazileti
hususlarında bilgi verir misiniz?
CEVAP
mam-ı Kastalani hazretleri (Mevahib) kitabında buyuruyor ki:
Hz. Ali, (Allahü teâlâ, Resulullaha iman etmeleri için peygamberlerin hepsinden ahd
[söz] almı tır. buyuruyor. Nitekim Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin nuru, di er
peygamberlerin nurlarını kaplayınca, bu nurun kimin oldu unu suâl ettiler. Hak teâlâ da,
(Bu Habibimin nurudur. Ona iman ederseniz, sizi peygamber olarak gönderirim)
buyurdu. Onlar da (Senin Habibine iman ettik) dediler. Cenab-ı Hak da, (Ben ahid
olayım mı) buyurdu. Onlar da (Evet) dediler. Bu hususun benzeri Kur' an-ı kerimde de
bildirilmektedir. (Al-i mran 81)
Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Âdem, cesedle ruh arasında iken, benden ahd, misak alındı ı zaman, ben
peygamber idim.) [ . abi]
(Allah, yerleri ve gökleri yaratmadan elli bin yıl önce, (Ümm-il kitab)a unu
yazmı tır; "Muhammed peygamberlerin sonuncusudur.") [Müslim]
(Bekara) suresinin (Resullerden kimini kimine üstün kıldık.) mealindeki 253. ( sra)
suresinin (Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) mealindeki 55. ayet-i kerimesi,
peygamberlerden bazısının, di erinden üstün oldu unu gösteren açık hükümdür. Hadis-i
eriflerde de buyuruldu ki:
(Ben âlemlerin efendisiyim.) [Beyhekî]
(Kıyamet günü insanların efendisi benim.) [Buharî]
(Soyca da insanların en ereflisiyim.) [Deylemî]
(Beni insanların en hayırlısı bilmiyen kâfirdir.) [Hatib]
(Ben, insanların, Ali de Arabın efendisidir.) [Hakim]
(Ar -ı alaya benden ba ka kimse oturmaz.) [Tirmizî, Süyutî]
(Allahü teâlâ, beni insanların en iyisinden yarattı. nsanların en iyisiyim, en iyi
ailedenim. Kıyamette herkes sustu u zaman ben söylerim. Kimsenin kımıldıyamadı ı
vakitte, onlara efaat ederim. Kimsenin ümidi kalmadı ı bir zamanda onlara müjde
veririm. O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir. (Liva-i
hamd) benim elimdedir. Peygamberlerin imam-ı hatibi ve hepsinin efaatçisiyim.
Bunları ö ünmek için söylemiyorum, hakikati bildiriyorum.) [Hakikati bildirmek
vazifemdir. Bunları söylemezsem vazifemi yapmamı olurum. Müjdeci Mek. 44]
(Bir melek bana selam verip, "Ya Resulallah, sana müjdeler olsun ki, Allah
indinde senden ekrem, senden iyi hiç kimse yoktur." dedi.) [ bni Asakir, Süyutî]
Kur' an-ı kerimde de mealen buyuruldu ki:
(Habibim, Rabbinin sana verdi i nimetler sayesinde mecnun de ilsin. Senin için
bitmiyen, sonsuz mükâfat vardır. Elbette sen en büyük ahlâk üzeresin) [Kalem 2-4]
(Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5]
Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, Ya Musa, Ya sa) diyerek ismi ile
hitap ederken, Muhammed aleyhisselama, (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye
hususi hitap ediyor. Bu hitap ekli de Onun di er peygamberlerden üstün oldu unu
göstermektedir.
Fatiha suresinde bildirdi i gibi Allahü teâlâ (Âlemlerin Rabbi)dir. Böyle iken,
Kur' an-ı kerimde (Rabbüke), (Rabbike) yani (Senin Rabbin) buyuruluyor. (Bekara 30,
Saffat 180)
( n irah) suresinin (Biz senin zikrini yükseltmedik mi) mealindeki 4. ayet-i
kerimesi için bni Ata hazretleri, (Senin zikrini kendi zikrim kıldım, seni zikreden beni
zikretmi olur. manın sahih olması için benim zikrimin seninkiyle beraber olmasını
sa ladım) manasına geldi ini bildiriyor. Katade hazretleri de bu ayet-i kerimeyi açıklarken
buyuruyor ki:
(Hak teâlâ, Fahr-i âlemin zikrini dünya ve ahırette yükseltmi tir. Namaz kılan herkes,
"E hedü" diyerek Allaha ve Resulullaha ehadet getirmektedir.)
Kur' an-ı kerimde ve namazda oldu u gibi, ezan okunurken de Allahın ismi,
Habibinin ismiyle birlikte okunmaktadır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Göklerden geçerken, "Muhammed Resulullah" olarak ismimi gördüm.)
[Bezzar]
(Cennette hiç bir a aç yoktur ki, yaprakları üzerinde "La ilahe illallah
Muhammedün Resulullah" yazılı olmasın!) [Ebu Nuaym]
(Ar üzerinde, Cennette ve oralarda bulunan her eyin üzerinde benim ismim
vardır.) [ bni Asakir]
Kur' an-ı kerimde (Elbette Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyorlar. Ey iman
edenler, siz de salevat getirin) buyuruluyor. (Ahzab 56]
Tefsir âlimleri bu ayet-i kerimeyi, Allahın salât etmesi rahmet, meleklerin salâtı duâ,
müminlerininki ise Onun efaatini talep olarak açıklıyorlar.
Alemlere Rahmet
Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, beni âlemlere rahmet ve hidayet için gönderdi.) [Ebu Nuaym]
(Ben lânet edici olarak de il, rahmet için gönderildim.) [Müslim]
Kur' an-ı kerimde de, (Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.)
buyuruluyor. (Enbiya 107)
Bu rahmet, yalnız insanlar için de il, bütün mahlukat içindir. Hatta kâfirler bile
istifade eder. Nitekim Kur' an-ı kerimde, (Sen içlerinde bulundu un müddetçe, Allah
onlara [kâfirlere] azab edici de ildir.) buyuruluyor. (Enfal 34)
Di er peygamberlere inanmıyanar dünyada çe itli belâya maruz kaldıkları hâlde,
peygamber efendimize inanmıyanların cezaları, Onun rahmet olması sebebiyle, ahırete tehir
edilmi tir. Hz. Fahr-i âlem, Cebrail aleyhisselama, (Benim âlemelere rahmet olu umdan
sana da bir pay dü tü mü?) diye suâl edince, (Evet, sonumun ne olaca ından
korkardım. (Tekvir) suresinin 20 ve 21. ayet-i kerimelerini getirince, Ar ın sahibi
yanında, kıymetim, emin oldu um meydana çıktı.) dedi. ( ifa-i erif)
Ümmeti de Üstündür
Muhammed aleyhisselam bütün peygamberlerden üstün oldu u gibi, ümmeti de di er
bütün ümmetlerden üstündür. (Al-i mran 110)
[Hz.Musa, bu ümmetin faziletini okuyunca, (Bu hayırlı ümmete beni peygamber
olarak gönder!) diye duâ etti. Cenab-ı Hak da, (Onlar Ahmedin ümmetidir.) buyurdu. Hz.
Musa (Ya Rabbi, Ahmedin ümmeti için bu kadar nimet ihsan ettin, beni de onun
ümmetinden eyle) diye duâ etti. Hz. Musa gibi büyük bir peygamberin, bu ümmetten
olmayı istemesi, Muhammed aleyhisselamın üstünlü ünü göstermektedir.] (Tenvir)
Di er peygamberlerden, hanımı iman etmiyenler var idi. Peygamber efendimize
kadın tarafından akraba olmak bile büyük bir ereftir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Benimle
evlenen veya kendisinden kız alıp verdi im kimseler Cehenneme girmez.) [Deylemî]
Resulullahın Ehl-i beyti üstün oldu u gibi, eshabı [arkada ları] da çok üstündür.
Kur' an-ı kerimde, (Onların hepsine hüsnayı [Cenneti] vâdettik.) buyuruluyor. (Hadid 10)
(Feth 29, Maide 54, Tevbe 100, Mücadele 22) ve daha ba ka ayet-i kerimelerde
Eshab-ı kiramın üstünlü ü bildirilmektedir. Eshab-ı kiramın üstünlü ünü bildiren çok hadis-i
erif vardır. Biri öyle: (Onlara dil uzatan Allaha dil uzatmı olur.) [Buharî] [Ehl-i beytin,
Eshab-ı kiramın ve bu ümmetin üstünlü ü, Muhammed aleyhisselamın üstünlü ünü gösteren
açık delillerdir.]
Âdem aleyhisselam, Ar ta Muhammed aleyhisselamın nurunu görünce, neyin nuru
oldu unu suâl etti. Hak teâlâ da, (Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen,
zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yerleri ve gökleri de
yaratmazdım.) buyuruldu (Mevahip)
Hadis-i kudsilerde buyuruldu ki: Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca,
(Muhammed aleyhisselam hakkı için, Onun hürmetine beni affet!) diye duâ etti. Allahü
teâlâ ise, (Onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?) buyurdu. Hz. Âdem de, (Ar ta "La
ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı oldu unu gördüm. Anladım ki, erefli
isminin yanına ancak en çok sevdi inin ismini layık görürsün.) dedi. Allahü teâlâ da
buyurdu ki: (Ya Âdem do ru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun
hürmetine duâ etti in için seni affettim. E er Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni
yaratmazdım.) [Taberânî]
(Ey Resulüm, brahimi halil [dost] edindimse de, seni de habib [sevgili] edindim.
Senden daha sevgili hiç bir ey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin
bilinmesi için dünyayı ve ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kainatı yaratmazdım.)
[ elman radıyallahü anh.)
Âlemlerin peygamberi
Muhammed aleyhisselam, Âdem aleyhisselam yaratılmadan önce de peygamber
olup bütün insanlara gönderilmi tir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Ben yaratılı bakımından peygamberlerin ilkiyim. Fakat, onların hepsinden
sonra gönderildim.) [ . Gazalî]
(Ben insanların tamamına peygamber olarak gönderildim.) [Buharî]
Kur' an-ı kerimde de buyuruldu ki:
(De ki, "Ey insanlar, ben Allahın hepinize gönderdi i resulüm.") [Araf 158]
Bütün insanlara peygamber gönderildi i (Sebe) suresinin 28.ayet-i kerimesinde de
bildirilmektedir.
Hâlbuki di er peygamberlerle kendi milletlerine gönderilmi ti. ( brahim suresi ayet
4)
Yalnız bütün insanların de il, cinnilerin de peygamberidir. Kur' an-ı kerimde,
(Âlemlere uyarıcı olması için...) buyuruluyor. (Furkan 1)
Bütün müfessirler, (Bütün âlemlere ifadesine, cin taifesi de dahildir) buyuruyorlar.
Âlem, Allahtan gayriye, her eye, her mahluka denir. Bunun için bir çok âlim, peygamber
efendimizin meleklere de gönderildi ini söylemi lerdir. (Ahlaf) suresinin 29-31. ayet-i
kerimelerinde Resulullahın cinnileri de dine davet etti ine i aret bulunmaktadır.

Her sözü vahy idi


Sual: Peygamber efendimizin dine ait hükümlerdeki her sözü vahy midir?
CEVAP
Peygamber efendimizin, dîne ait hükümlerdeki her sözünün vahy ile oldu u âyet-i
kerîme ile sâbittir. (Necm 4) Resulullah efendimiz, kendisi de, (Yemîn ederim ki, ben size
ancak Allahın emretti ini emrediyor, nehyetti ini nehyediyorum) buyurmu tur.
(Taberânî)

Resûlullahı sevmek farzdır


Sual: (O da be erdir. Kur’ânı getirmekle vazifesi bitmi tir) diyen bazı mezhepsizler
var. Bunlara nasıl cevap vermeli?
CEVAP
Bu gibi sözlerle, Peygamber efendimizin üstünlü ü inkâr edilmektedir. Evet, o da
be er idi, ama “Seyyid-ül-be er” idi, bütün insanların efendisi idi. Sayısız üstünlüklerinden
birkaçını (Mevâhib) ve (Mir’at-i kâinat) gibi kitaplardan alarak bildiriyoruz:

1- Mahlûklar içinde ilk olarak Muhammed aleyhisselâmın rûhu yaratıldı.


2- Onun ismi Ar ’a ve Cennetlere yazıldı.
3- Hz. Âdem zamanında okunan ezânda, Hz. Muhammed’in ismi de söylenirdi.
4- Tevrât, ncîl ve Zebûr’da Muhammed aleyhisselâm müjdelenmi ve övülmü tür.
5- Do aca ı vakit, birçok büyük alâmet görülmü tür.
6- Do unca, meleklerce sünnet edildi. Bütün putlar da yüzüstü devrildi.
7- Be ikte iken konu maya ba ladı. Hz. Îsâ da konu mu tu.
8- Çocuk iken, açıklarda gezerken, ba ı hizâsında bir bulut gölge yapardı.
9- Her Peygamberin nübüvvet mührü, sa elinin üstünde idi. Muhammed
aleyhisselâmın ise, sol kürekteki deri üzerinde, kalbi hizasında idi. Hz. Cebrâil, Cennet
mührü ile sırtını mühürlemi ti.
10- Mübârek a zının ıslaklı ı, acı suları tatlı yaptı. Hastalara ifâ, bebeklere süt gibi
gıdâ oldu.
11- Önünden gördü ü gibi, arkasından da görürdü.
12- Teri, gül gibi güzel kokardı.
13- Uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü.
14- Güne ve Ay ı ı ında, gölgesi yere dü mezdi.
15- Üstüne sinek ve ba ka hiç bir böcek konmazdı.
16- Çama ırları, ne kadar çok giyse de hiç kirlenmezdi.
17- Ta üstüne basınca, izi kalır, kum üstünde giderken hiç iz bırakmazdı.
18- Büyük mu’cizelerinden birisi de, Mi’râc’dır. Burak ile Mekke’den Kudüs’e,
oradan göklere ve Ar ’a götürüldü. Kendisine acâib eyler gösterildi. Bir anda tekrar evine
getirildi.
19- En çok ilim ona verildi. Kimseden bir ey ö renmemi iken, Allahü teâlâ ona
her eyi bildirdi. Hz. Âdem’e her eyin ismi bildirildi i gibi, ona da her eyin ismi ve ilmi
bildirildi.
20- Sözü çok vecizdi. Az kelime ile çok ey anlatırdı:
(Ameller niyetlere göredir)
(Helâl haram bellidir)
( âhidi da’vâcı gösterir, da’vâlıya da yemin dü er)
(Kendi için istedi ini, din karde i için de istemiyen, kâmil mü’min de ildir)
Hadîs-i erîflerden ilki, ibâdet, 2.si, Muâmelât, 3.sü, adâlet ve siyâset ilminin, 4.sü de,
ahlâk ilminin temelidir.
21- Eshâbının hepsi, peygamberlerden ba ka, bütün insanların en üstünleridir.
(Eshâbım, enbiyâ hâriç, cin ve insanların hepsinden üstündür) buyurdu. (Bezzâr)
Mescidinde kılınan bir rek’at namaza, bin rek’at sevâb yazılır.
22- Nikâhla olan akrabâlı ın kıyâmette fâidesi yoktur. Resûlullahınki bundan
müstesnâdır.
Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, bana söz verdi ki, kızlarını aldı ım ve kızlarımı verdi im âileler,
Cennette benimle beraberdir.) [Deylemî]
(Eshâbımın [hanım tarafından olan akrabâlarımın] Cennetlik olmasını istedim.
Rabbim de bu iste imi kesin olarak kabûl buyurdu.) [Hâkim]
(Kız alıp verdi im kimseler Cehenneme girmez.) [ .Neccâr, .Asâkir, Deylemî]
{ u hâlde, Onun kayınpeder ve kayınbirâderlerine ve dâmatlarına dil uzatmaktan
sakınmalıdır.}
23- Onun mübârek ismini ta ıyan hakîkî mü’minler Cehenneme girmez.
24- Onu sevmek farzdır. (Allahü teâlâyı seven, beni sever) buyurdu. Sevmenin
alâmeti, dînine uymaktır. Kur’ân-ı kerîmde, meâlen, (Bana uyanı Allah sever) demesi
emrolundu.
25- Onun Ehl-i beytini sevmek vâcibdir. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki:
( slâmın esâsı, beni ve Ehl-i beytimi sevmektir.) [ .Asâkir]
(Vallahi Ehl-i beytimi sevmiyenin kalbine îmân girmez.) [ .Ahmed]
(Ehli beytime, Cehennemlikten ba kası bu zetmez.) [ .Ahmed]
26- Eshâbının hepsini sevmek de vâcibdir. Allahü teâlânın, hepsinden râzı oldu u
[Tevbe 100’de], hepsine Cenneti söz verdi i [Hadîd 10’da] bildirildi.
Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki:
(Eshâbımı sevmek, beni sevmek; onlara dü manlık, bana dü manlıktır.) [Buhârî]
(Eshâbım arasında fitne çıkacak, benimle olan sohbetleri hürmetine Allahü teâlâ,
onları affedecektir. Bu fitneye karı an, Eshâbıma dil uzatan Cehenneme girecektir.)
[Müslim]
27- Allahü teâlâ, hadîs-i kudsîde, (Sen olmasaydın, hiçbir eyi yaratmazdım)
buyurmu tur. (Deylemî)

Allahı tanımak
Sual: nsan, kendi ba ına do ru yolu bulabilir ve Allahı tanıyabilir mi?
CEVAP
Tarihi inceliyecek olursak, insanların, önlerinde Allahü teâlânın gönderdi i bir rehber
olmadan kendi ba larına gittiklerinde, hep yanlı yollara saptıklarını görürüz. nsan,
kendisini yaratan büyük kudret sahibinin var oldu unu, aklı sayesinde anladı. Fakat ona
giden yolu bulamadı.
Peygamberleri i itmeyenler, Halıkı, yani yaratıcıyı önce etraflarında aradı.
Kendilerine en büyük faydası olan güne i, yaratıcı sandılar ve ona tapmaya ba ladılar. Sonra,
büyük tabiat güçlerini, fırtınayı, ate i, kabaran denizi, yanarda ları ve benzerlerini gördükçe
bunları yaratıcının yardımcıları zannettiler. Her biri için bir suret, alamet yapmaya kalktılar.
Bundan da putlar do du. Böylece, çe itli putlar zuhur etti. Bunların gazabından korktular ve
onlara kurbanlar kestiler. Hatta, insanları bile bu putlara kurban ettiler. Her yeni hadise
kar ısında, putların miktarı da arttı. slâmiyet zuhur etti i zaman Kâbe-i muazzamada 360
put vardı.
Kısacası insan, bir, ezelî ve ebedi olan Allahü teâlâyı kendi ba ına bir türlü
tanıyamadı. Bugün bile güne e ve ate e tapanlar vardır. Bunlara a mamalıdır! Çünkü,
rehbersiz, karanlıkta do ru yol bulunamaz. Kur' an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Biz, Peygamber göndererek bildirmeden önce azab yapıcı de iliz.) [ sra 15]
Allahü teâlâ, kullarına verdi i akıl ve dü ünme kuvvetinin nasıl kullanılaca ını
onlara ö retmek ve kendi birli ini onlara tanıtmak ve iyi i leri fena, zararlı i lerden ayırmak
için, dünyaya peygamberler gönderdi. Peygamberler be eri sıfatlarda bizim gibi insandır.
Onlar da yer, içer, uyur ve yorulur. Di er insanlardan farkları, zeka ve muhakeme
kuvvetlerinin çok üstün olması, tertemiz ahlâklı ve Allahü teâlânın emirlerini bize tebli
edecek bir güçte bulunmalarıdır. Peygamberler en büyük rehberlerdir.
Masum olmak, kusursuz olmak, Peygamberlere mahsustur. (Merec-ül-bahren)

Peygamberlerin Sıfatları
Her peygamber, büyük küçük her günahtan masumdur. (Riyad-ün-nasihin.)
1- Emanet: Her peygamber, emindir.
2- Sıdk: Dinde ve di er meselelerde sadık ve do rudurlar. Yalandan uzaktırlar.
3- Adalet: Adildirler. Zulümden uzaktırlar.
4- smet: Büyük ve küçük günahtan uzaktırlar. Günah eklindeki eyler, ister Kur' an-
ı kerimde olsun, ister sahih hadislerde olsun tevil edilip yakı an mana verilir.
5- Emn-ül azl: Hiçbir peygamberlikten azl olmaz. (Feraid-ül fevaid)
Peygamberler günah i lemekten masumdur, temizdir, günah i leyemezler.
(Mektubat-ı Rabbanî c.2, m.44)
mam-ı Gazalî hazretleri, (Ravda-tüt-talibin) isimli eserinde buyuruyor ki:
(Resulullah, icma ile büyük-küçük günahlardan ve mekruh i lemekten uzaktır. Unutmaktan,
gafletten, verdi i haberlerde hata edip yanılmaktan da uzak oldu u icma ile sabittir.
Tebli etti i sözlerde yanılmasının caiz ve mümkün olması, üzerinde durmayıp
derhal farkına varması artıyledir. Bu da icra etti i eydeki hikmetleri bilmeyi ve ona tabi
olmayı ve unutmanın faydasını bildirmek içindir. Resulullahın bu husustaki yanılma haline
sebep, ilmin anlatılması ve dinin açıklanmasıdır. Nitekim hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Ben hiçbir hususta unutup yanılmam. Böyle bir ey vaki olursa, bu sadece
bildirmek istedi imi açıklamam içindir.)

Peygamber ve Günah
Bu durum, onun için bir noksanlık de il, bilakis tebli i geni letmek ve nimeti
tamamlamak içindir. Fakat bir tebli de bulunmak, fiillerindeki hükümleri açıklamak, dini
emirleri bildirmek ve kalbine gelen vahy haberlerini anlatmak maksadı bulunmayan
hususlarda bütün mutasavvuflar ve kalb ilmine sahip âlimler, yanılmanın, unutmanın, gaflet
ve gev ekli in imkansız oldu unu bildirmi lerdir.
Kadı yad, ( ifa-i erif) isimli kitabında buyuruyor ki:
(Küçük günahları peygamberlere caiz görenler, bu cevazlarına birçok ayet-i kerime
ve hadis-i eriflerin zehirlerini delil olarak almaları, büyük günahları caiz görme e, icmaı
parçalamaya ve müslüman kimsenin söyliyemiyece i eyleri söyleme e sevketmi tir.)
Bütün bu nakillerden anla ılaca ı üzere, peygamberler küçük, büyük günah
i lemezler. Peygamber (Zelle) i leyebilir. Zelle ise günah de ildir. En efdali ve en evlayı
yapmayıp, fadılı, yani fazileti tercih etmektir (Riyad-ün-nasihin.)
Fetih suresinde Peygmaber aleyhisselama hitaben (Allah senin geçmi ve gelecek
günahlarını affetti. Üzerindeki nimetini tamamladı ve seni do ru yola iletti) buyurulan
bu ayet-i kerimede, Allahü teâlâ, Resul-i ekremini her türlü ayıplardan teberri ve Onun
ismetini, günahsızlı ını beyan buyurmaktadır ( ifa-i erif.)
Bazı âlimler de bu ayet-i kerimeyi öyle açıklamı lardır: (Allahü teâlâ, seni
geçmi te ve gelecekte günah i lemekten korudu.)

Resulullaha uymak
Sual: Peygamberimizin peygamberli ini kabul eden, fakat ona uymayan cennete
gider mi?
CEVAP
M. Masum hazretleri (kuddise sirruh) buyuruyor ki:
(En büyük saadet, iki cihanın en üstün insanı olan Muhammed aleyhisselama tabi
olmaktır. Cehennem azabından kurtulmak için, Allahü teâlânın seçti i sevdi i insanların
reisine uymak gerekir. Cennet nimetlerine kavu mak, Ona tabi olanlara mahsustur. Allahü
teâlânın sevgisine kavu mak için, Ona tabi olmak arttır. Ona uymıyanların tevbeleri,
zühdleri, tevekkülleri ve duâları kabul olmaz. Onun yolunda olmıyanların zikrleri, fikrleri,
evkleri ve zevkleri kıymetsizdir. Peygamberler, Onun hayat veren deryasından bir kadehe
kavu makla, o derecelere yükselmi lerdir. Evliya, Onun sonsuz bahrinden bir yudum
içmekle muradlarına ermi lerdir. Yer yüzündeki melekler, Onun hizmetçileri, göklerdekiler,
a ıklarıdır. Her ey, Onun erefine yaratılmı , bütün varlıklar, Onun erefine yaratılmı ,
bütün varlıklar, Onun mubarek ruhundan feyz almı lardır. Allahü teâlânın varlı ını O
açıklamı , her eyin yaratını, Onun rızasını almak istemi tir. Ona ve Onun Aline ve Eshabına
bizden duâlar olsun. O yüce Peygamber, hepsimizden razı olsun!) [c.1, m.10]
[Ey saadete kavu mak istiyen akıl sahibleri! Bütün gücünüzle Ona tabi olmaya
çalı ınız! Bu devlete, bu nimete mani olan her eyden kaçınız! Harikalar gösteren bir din
yobazını ve yüksek mevkiler, diplomalar ele geçirmi olan bir fen yobazını, yani Ona tabi
olmak erefinden mahrum olan bir cahili, bir gafili görürseniz, bunun sözlerinin, yazılarının,
radyolardaki, televizyonlardaki saçmalarının, yalanlarının, insanı felakete sürükleyece ini ve
hiç böyle gösteri yapmıyan, fakat çok dikkat ile ve titizlikle Ona tabi olana inanmanın, Onu
sevmenin, felaketlerden kurtarıcı çok kıymetli ilac oldu unu biliniz!]

Habibullah olan zat


Sual: Bazı kimseler, Peygamberimize Habib denmesi uygun de ildir. Habib sevgili
demektir. Allahın sevgilisi olur mu diyorlar.
CEVAP
Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselama "Habibim" buyuruyor. Habib, sevgili
demektir. Sevgi ise çe itlidir. Ormanı, çiçe i, suyu sevmek ba kadır, yemekleri, meyveleri
sevmek ba kadır. Ana-babayı, evladı sevmek ba ka, hanımı sevmek ba ka, Allahü teâlâyı
sevmek daha ba kadır. Bütün sevgileri yalnız hanımı sevmek gibi kabul etmek çok yanlı tır.
imdi mam-ı Gazalî, mam-ı Kastalani hazretleri gibi slâm âlimlerinden naklen
Allahü teâlânın sevip sevmedi i kimseleri bildirelim!
Kur' an-ı kerimde mealen (Allah, onları [Eshab-ı kiramı, salihleri] sever, onlar da
Allahı sever) buyuruluyor. (Maide 54)
Allahü teâlâ unları sever:
(Sabredenleri sever.) [ mran 146]
(Tevekkül edenleri sever.) [ mran 159]
( yilik edenleri sever.) [Bekara 195]
(Adalet edenleri sever.) [Maide 42]
(Tevbe edenleri sever.) [Bekara 222]
Allahü teala unları sevmez:
(A ırı gidenleri sevmez.) [Bekara 190]
(Fesadı sevmez.) [Bekara 205]
(Zâlimleri sevmez.) [A. mran 57]
(Kibredenleri sevmez.) [Nahl 23]
(Hainleri sevmez.) [Enfal 58]
Allahü teâlâ, Peygamber efendimize, (De ki, e er, Allahı seviyorsanız, bana uyun
ki, Allah da sizi sevsin, günahlarınızı affetsin!) buyuruyor. (A. mran 131)
Peygamber efendimiz de, (Allah ve Resulü bir kimseye, herkesten daha sevgili
olmadıkça, iman etmi olmaz.) buyuruyor. (Buharî)
Selman-ı Farisi hazretlerinin bildirdi i hadis-i kudside buyuruluyor ki:
(Ey Resulüm, brahimi halil [dost] edindiysem de, seni de habib [sevgili]
edindim. Senden daha sevgili hiçbir ey yaratmadım. Sen olmasaydın kainatı
yaratmazdım. (Mevahib-i Ledünniyye)
Yine aynı kitaptaki hadis-i erifte, (Allah, brahimi halil edindi i gibi beni de halil
edindi.) buyuruluyor. u hâlde Peygamber efendimiz hem habibdir, hem halildir.
Sevginin kuvvetli olmasına a k denir. Mevlidde de (Habibim sana a ık olmu am.)
ifadesi geçer. Bazı kimseler, nefsin ehvâni arzularına a k dedikleri için Allahü teâlânın,
Habibini çok sevmesini, yani a k ile sevmesini kabul edemiyorlar. (Mevlidin burası yanlı .)
diyorlar. Allahü teâlâ, en çok Habibini sever. Dinde, fazla sevgiye a k denir. Mevlidde geçen
ifade de yanlı de ildir. lâhî tenzihe aykırı yeri yoktur. (Allah Habibini çok sevmez.) demek
yanlı tır.

Peygamberimize mahsus hükümler


Sual: Gazetenizin yayınlarından birinde, Peygamber efendimizin Hz. Hafsa
validemizi bıraktıktan sonra Cebrail aleyhisselamın i areti üzerine tekrar aldı ı
bildirilmektedir. Burada bir kimse, ba kası ile evlenmeden nasıl alabilece ini söyliyerek
zihinleri bulandırmakta ve kendi çapında Türkiye Gazetesi aleyhinde konu maktadır.
Peygamber efendimize mahsus hükümler yok mudur?
CEVAP
Bir eye itiraz edilirken, böyle bir yazının muteber bir kitapta bulunup bulunmadı ı
sorulur. (Türkiye Gazetesi yanlı yazıyor) diye iftira etmek insanlı a yakı maz. Peygamber
efendimizin Hz. Hafsa validemizi bo ayıp aldı ı çe itli muteber kitaplarda bulunmaktadır.
Mesela kolay bulunması için H. Rahmi Yananlının sadele tirdi i (Mevahib-i Ledünniyye)
tercümesi birinci cild, ikinci bölüm, üçüncü fasıl (Peygamberimizin Hatunları) bahsinde 337
sayfaya bakılabilir.
Yalnız, peygamber efendimize mahsus farzlar ve haramlar vardır. Mesela yazı
yazmak, iir söylemek ona haramdır. Kurban kesmek gibi bazı ibâdetler de ona farz idi.
(Mevahib-i Ledünniyye)
Peygamber efendimizin, zekât alması haram idi. Zengin de olsa zekât vermesi farz
de il idi. ( bni Abiin zekât bahsi)
(Mevahib-i Ledünniyye) de buyuruluyor ki: (Ahzab) suresinin 6. ayet-i kerimesinde
mealen (Peygamberin hanımları, müminlerin anneleridir.) buyurulmaktadır. Peygamber
efendimiz vefat ettikten sonra da onun, hanımları ile evlenmek herkese haram idi. Bu husus
da Ahzab suresi 53. ayet-i kerimesi ile sabittir.
Ahzab suresinin 28. ayet-i kerimesinde de bildirildi i gibi, Peygamber efendimize
önceleri, hanımını bo aması caiz idi. Hz. Hafsa validemize bir talak vermi idi. Hak teâlâdan
vahy geldi: (Ey habibim, Hafsaya geri dön! Çünkü o çok oruç tutar, çok namaz kılar.
Cennette de senin hanımındır.)
Bu vahy üzerine Hz. Hafsa validemizi tekrar aldı. Daha sonra, Ahzab suresinin 52.
ayet-i kerimesi inerek Peygamber efendimizin, hanımlarını bırakması ve ba ka kadınlarla
evlenmesi haram kılındı. Mevahib-i Ledünniyyeden aldı ımız yukarıdaki yazıdan da
anla ıldı ı gibi sırf Peygamber aleyhisselama mahsus hükümler bulunmaktadır.

Sakal-ı erîfin kıymeti


Sual: Peygamber efendimizin sakal-ı erîfi, hırkası veya ba ka bir e yâsı ile
bereketlenmeye putçuluk diyenler var. Bu konuyu açıklar mısınız?
CEVAP
Çok kıymetli bir i’tikâd kitabı olan Nûr-ül- slâm’da aynen öyle buyuruluyor:
Peygamber efendimizin e yâları ile bereketlenmek, onun mübârek gözleri önünde
yapılmı , sâbit bir i tir. Resûlullah da, bu i i be enip kabûl buyurmu tur. Onun vefâtından
sonra da bu i devâm etmi tir. Çünkü Allahü teâlâ, onun kendi e yâlarına, dokundu u
eylere ve mübârek tenine dokunan eylere birçok meziyetler vermi tir ki, bunlarla
bereketlenilir ve faydalanılır.
Hz.Ebû Bekir’in kızı Hz.Esmâ, Peygamber efendimiz hayatta iken giydi i bir cübbe
çıkarıp, ( ifâ bulmaları için, biz bunu yıkayıp hastalara veriyoruz) dedi.
Abdülkasım bin Me’mûn hazretlerinin yanında, Peygamber efendimizin bir çana ı
vardı. Bundan su verdi i hastalar ifâ bulurlardı. Peygamber efendimiz abdest aldı ı zaman,
Eshâb-ı kirâm, onun abdest suyuna dokunmak ve dü en bir kılını almak için yarı ırlar ve
bununla bereketlenirlerdi. O da bu hareketlerini kabûl buyururdu. Hattâ, mübârek ba ını tıra
etti i zaman, bereketlenmek için, mübârek saçını, Eshâbı arasında payla tırmasını Ebû Talhâ
hazretlerine emrederdi. (Buhârî)
Hz.Ebû Cuhayfa diyor ki: (Resûlullah, ö le sıca ında çıkıp abdest aldı. Oradakiler
kalkıp, onun ellerini tutup, yüzlerine sürdüler. Bir de ben, onun mübârek ellerini tutup
yüzümün üstüne koydum. O sıcakta mübârek elleri, kardan daha so uktu ve miskten
daha güzel kokuyordu.) [Buhârî]
(Ellerini tutup yüzlerine sürdüler) ifâdesi, fazîletli ve sâlih kimselere dokunarak
bereketlenmenin me rû oldu unu gösteriyor.
Hz.Âi e diyor ki: (Resûlullah bir yarası olan kimseyi tedâvi ederken, i âret
parma ını yere koyar ve kaldırıp, “Bismillahi türbetü erdinâ birîki ba’dinâ liyü fâ bihî
sekîmünâ biizni Rabbinâ” derdi.) [Müslim]
mâm-ı Nevevî buyuruyor ki: (Hadîs-i erîfin ma’nâsı öyledir: âret parma ını a ız
suyu ile ıslatıp, sonra topra ın yapı ması için yere koyar, sonra illetli ve yara olan yere sürer
ve bu elini sürerken, Allahü teâlânın ism-i erîfiyle bereketlenmek için bu duâyı okurdu.)
Hadîs-i erîf kitaplarında, Eshâb-ı kirâmın Peygamber efendimizin e yâ ve
eserleriyle; teri, gözya ı ve a ız suyu ile bereketlendiklerine dâir misâller çoktur. Âlimler,
buradan hareketle sâlih kimselerin e yâ ve eserleriyle bereketlenmenin câiz oldu unu
bildirmi lerdir.
Resûlullahın sakal-ı erîfinin bazı telleri, halîfeler, müslüman hükümdarlar tarafından
korunmu ve günümüze kadar gelmi tir. Bir kısmı Osmanlı Sultanlarının hazînelerindedir.
Allahü teâlâ, onlara rahmet eylesin. Bu mübârek tellerden birkaçı, Kuzey Irak’ta
Süleymaniye’ye ba lı Halepçe kazâsının Beyâre nâhiyesindedir. Benim gözlerim önünde
bunlar vesîle edilerek kıtlı ın bitmesi ve ya murun ya ması için duâ edildi ve hemen bol bol
ya mur ya dı. Dü manların hücûmu esnasında bunlar vesîle edilerek duâ edilmi ve
müslümanlar, dü manın errinden korunmu lardır. Bu anlattıklarımız, buralarda ya ayan
müslümanlarca ma’lûmdur. Bunlarda üphe etmenin yeri yoktur. Bunlarda üphe edenler,
Yusüf sûresinin 93-96. âyet-i kerîmelerine baksınlar: ([Yûsüf aleyhisselâm,] u gömle imi
götürün de, babamın yüzüne koyun, [gözleri] görecek duruma gelir ve bütün ailenizi
bana getirin, dedi. Kâfile ayrılınca, babaları: “E er bana bunamı demezseniz, inanın
ben Yûsüf’ün kokusunu alıyorum” dedi. Çevresindekiler: “Allaha yemîn ederiz ki, sen,
hâlâ eski a kınlı ındasın” dediler. Müjdeci gelip, gömle i Ya’kûb’un yüzüne sürünce,
hemen gözleri açıldı. Bunun üzerine Ya’kûb, “Ben size, Allah katından sizin
bilmedi inizi biliyorum dememi miydim?” dedi.) [Nûr-ül- slâm s.122-125]
Nûr-ül- slâm’dan aldı ımız bu yazıdan da anla ılaca ı gibi, mübârek e yâlarla
bereketlenmek çok güzel bir i tir, putçulukla hiçbir ilgisi yoktur. Bir misâl daha verelim:
Resûl aleyhisselâm çar ıya çıkıp, bir entârî satın aldı. Giderken gördü ki, bir a’mâ oturmu ,
(Allah rızâsı için ve Cennet elbiselerine kavu mak için, bana kim bir gömlek verir) diyordu.
Almı oldu u entârîyi buna verdi. A’mâ, entârîyi eline alınca, misk gibi güzel koku duydu.
Bunun, Resûl aleyhisselâmın mübârek elinden geldi ini anladı. Çünkü, Resûl aleyhisselâmın
bir kere giydi i her ey, eskiyip da ılsa bile, parçaları da misk gibi güzel kokardı. A’mâ duâ
ederek, (Yâ Rabbî! Bu gömlek hürmetine, benim gözlerimi aç) dedi. ki gözü hemen açıldı.
(Zâd-ül Mukvîn)

Her yere Peygamber


Sual: Peygamberler niçin hep Arabistan’dan çıkmı tır? Neden Avrupaya ve
Uzakdo uya peygamber gelmemi tir?
CEVAP
Dünyanın her tarafına, her ehrine, hattâ her köyüne peygamber gönderilmi tir.
Ancak bunlara inanan hiç olmadı ı veya çok az oldu u için, peygamber gelmemi
zannedilmektedir.
mâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
(Eski zamanlarda, bütün dünyada peygamber gönderilmedik yer kalmamı gibidir.
Hattâ, bundan en mahrûm zannedilen, Hindistan’da bile, Hindlilerden peygamber
gönderilmi tir. Bu ehirleri sayabilirim. Hattâ köylere kadar peygamber gönderilmi tir. Fakat
deli diyerek alay ediyor, inanmıyorlardı. Azgınlıkları artınca, Allahü teâlâ da onları helâk
ediyordu. Bir müddet sonra ba ka peygamber gönderiyor, ona da böyle yapıyorlardı.
Hindistan’da böylece yıkılmı ehir harâbeleri çoktur.) [C.1, m.259]

Peygamber efendimizin hürmetine


Sual: Eski peygamberlerin zamanında kâfirlere çe itli azâblar geliyordu. Meselâ
Hz.Nûh’un kavmi suda bo ulmu , Lût kavminin bulundu u ehir batmı tı. Ad, Semûd ve
di er kavimler cezâlanmı tı. Aynı günahlar imdi de i lenildi i hâlde, niçin genel bir belâ
gelmemektedir?
CEVAP
Allahü teâlâ, Peygamber efendimizin hürmetine bu ümmete genel bir cezâ
göndermiyor. Eski insanlar bin yıl kadar ya ıyordu. Kur’ân-ı kerîmde Hz.Nûh’un bin yıl
ya adı ı bildiriliyor. Bu ümmetin çok sıkıntı çekmemesi için, Allahü teâlâ, Peygamberimizin
hürmetine ömürlerini kısa eyledi. Cenâb-ı Hak, bu kısa zamanda yapılacak, hayırlı i lere ve
ibâdetlere sonsuz ni’metler ihsân edecektir. Peygamberine uymıyan, slâmiyeti
be enmiyenlere de, sonsuz azâb yapacaktır. Ayrıca onun hürmetine, günahlara dünyada
hemen cezâ vermiyor. Kur’ân-ı kerîmde Enfâl sûresinin 33. âyetinde meâlen, (Sen
aralarında bulundukça, o kâfirlere azâb etmem) buyuruldu. Tefsîr kitâblarında ve
Buhârî’de bildirildi i gibi, kâfirler Peygamberimiz ile alay ediyorlar, (Rabbine söyle de,
bize çabuk azâb göndersin) diyorlardı.
Herkese cezâ verilseydi
Enfâl sûresinin, ( stigfâr ettikleri için Allahü teâlâ onlara azâb yapmaz)
meâlindeki 33. âyet-i kerîmesi için, (onlardan, isti fâr edecek olan çocuklar dünyaya
gelece i için, onlara azâb etmem demek) oldu unu, âlimler bildiriyor. Allahü teâlâ,
kâfirlerden mü’minler dünyaya getirmeyi ezelde takdîr buyurdu u için, o kâfirlere azâb
etmem, buyurdu. Bu bakımdan sâlih kimseler yeryüzünde var oldu u müddetçe, Peygamber
efendimizin hürmetine bu ümmete genel azâb gelmez.
Ayrıca Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:
(E er Allah, yaptıkları yüzünden insanları hemen cezâlandırsaydı, yeryüzünde
hiçbir canlı kalmazdı. Fakat Allah, onları belli bir süreye kadar erteler.) [Fâtır 45]
Hadîs-i erîfte de buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ buyurur: Câmiye devam eden, benim için birbirini seven ve
seherlerde istigfâr edenler olmasaydı, günahta haddi a anlardan dolayı genel bir belâ
gönderirdim.) [Beyhekî]
Kâfirlere âhırette iddetli azâb olaca ını bildiren âyet-i kerîmelerden ikisi öyle:
(Allahü teâlâ zâlimlere elem verici, acıklı bir azâb hazırladı.) [ nsan 31]
(Rabbin elbette azâb yapacaktır. Ondan kurtulu yoktur.) [Tûr 7-8]
Cenâb-ı Hak, (Allah ve Resûlünün emirlerine aldırı etmiyen, be enmiyen, “asra,
fenne uygun de ildir, modern ihtiyaçlara kâfi de ildir” diyen, kıyâmette Cehennem
ate inden kurtulamıyacak, Cehennemde, çok acı azâba mâruz kalacaktır) buyuruyor.
Kâfirlere dünyada merhamet edilmesi görünü tedir. Kur’ân-ı kerîmde, kâfirlere çok
mal ve evlâd verilmesinin onlara iyilik olmadı ı, onların azmaları, kudurmaları ve
Cehenneme gitmeleri için bir istidrâc oldu u bildiriliyor. (Mü’minûn 55-56)

Resûlullahı rüyâda görmek


Sual: Rüyâda Peygamber efendimizi de i ik ekillerde görmek neye alâmettir?
CEVAP
Rüyâda Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmı hakîkî ekliyle gören, muhakkak
O'nu görmü olur. Çünkü eytan O' nun ekline giremez. Fakat eytan ba ka ekle girip
görünebilir. Resûlullahı tanımıyan kimsenin, bunu ayırması kolay olmaz.
Bazı âlimler de, (Peygamber efendimizi de i ik ekilde görmek, yine O' nu görmek
olur. Fakat bu, o ki inin dindeki noksanlı ına alâmettir. Peygamber efendimizi rüyâda
gerçek ekliyle gören ve mü' min olarak ölen herkes Cennete gider) buyurmu lardır. Hadîs-i
erîflerde buyuruldu ki:
(Beni rüyâda gören, gerçekten beni görmü tür. Ben her sûrette görünürüm.)
[Deylemî]
(Beni rüyâda gören, gerçekten beni görmü tür. Çünkü eytan benim eklime
giremez. Ebû Bekr-i Sıddîk'ı gören de, gerçekten onu görmü tür. eytan onun da
sûretine giremez.) [Hatîb]
(Beni rüyâda gören, uyanıkken görmü gibidir.) [Ibni Mâce]
(Beni rüyâda gören, Cehenneme girmez.) [ bni Asâkir]
Abdülganî Nablüsî hazretleri buyuruyor ki: bni Sîrîn' e göre, rüyâyı gören,
Resûlullahı vefâtı zamanında bulundu u ekil üzere görmü se hakîkaten onu görmü
demektir. bni Arabî hazretleri gibi bazı âlimler ise, (Resûlullahı hayatta bulundu u ekilde
görmek art de ildir) dedi. Resûlullahı bilinen sıfatları üzere görmek, bizzat Hz. Peygamberi
görmektir. Bilinen sıfatlardan ba ka ekilde görmek, Resûlullahın misâlini idrak etmektir.
Peygamberlerin cesedleri yer de i tiremez. Bundan dolayı Hz. Peygamberi bulundu u
surette görmek, Hz. Peygamberin hakîkatını idrak etmektir. Vasıflarından ba ka bir ekilde
görmek ise, misâlini idrak etmektir.
Kâdî yâd' a göre, Resûlullahı bilinen sıfatından ba ka bir ekilde görenin rüyâsı
te'
vîle, tabîre muhtaçtır. mâm-ı Nevevî ise, (sahîh olan rüyâyı gören her iki surette de
Resûlullahı hakîkaten görmü tür. ster bilinen sıfatı üzere, isterse bilinen sıfatından ba ka bir
surette görsün) dedi.
Resûlullahın gençlik, orta ya lılı ı ve ihtiyârlık zamanlarında ve ömrünün sonunda
olan bilinen sûret ve sıfatlarından birisi üzerine görülen rüyâ ta' bîre muhtaç de ildir. E er
bunlardan birisine benzemiyorsa, tabîre muhtaç olur. Bunun için bazı tabîrcilere göre, bir
kimse, Resûlullahı ya lı görse, selâmete eri meye; genç görse, bu kimsenin iyi hâlli olu una,
öhrete eri mesine ve onun dü manına galip gelmesine delâlet eder. Tebessüm etti ini görse,
rüyâ sahibinin sünnet-i seniyyeye uydu una delâlet eder.
Resûlullahı kızgın bir ekilde görmek, o kimsenin hâlinin kötü olmasına delâlet eder.
Hz. Peygamberi güzel bir surette görmek, rüyâ sâhibinin dince güzelli ine, mübârek
bedeninde noksanlık görmek, rüyâyı görenin noksanlı ına delâlet eder. Çünkü Resûlullah
gayet parlak bir ayna gibidir ki, o aynaya bakan kendi eklini görür.
Hz. Peygamberi böyle uygun ekillerde görmekte büyük faydalar vardır. Çünkü Hz.
Peygamberi bu durumda görmekle rüyâyı görenin durumu bilinir ve gafletten uyanır. Di er
peygamberleri de rüyâda görmek böyledir. Çünkü eytan, peygamberlerin ve melâikenin
sûretine giremez. Rüyâda Hz. Peygamberi görenin durumu iyi ve gönlü en olur. E er o
kimse üzüntülü ve kederli ise, üzüntü ve kederinden kurtulur veya hapis ise hapisten çıkar.
Hz. Peygamberi görenler, muhâsara altında veya kıtlık içinde iseler onlar bu gibi
durumlardan kurtulur ve mazlûm iseler zafere kavu urlar. E er korku hâlinde iseler emin
olurlar.
Resûl-i ekremin kendisine teveccüh gösterdi ini veya bir ey ö retti ini yahut
namazında ona iktidâ etti ini yahut Resûlullahın güzel bir ey yedirdi ini veya lâyık bir
elbise giydirdi ini, veya ona hayırlı duâ etti ini gören, iyilikle emreden ve kötülükten
nehyeden ki i olur. Rüyâyı gören âlim ise, ilmi ile amel eder. Âbid ise, feyze kavu ur.
Günâhkâr ise, tevbe eder, kâfir ise, hidâyete erer.
Rüyâ sahibi korku içinde ise, dü manlarından emin olur. Kendisine efâ' at edilir.
Çünkü Hz.Peygamber efâ' at sahibidir.
Rüyâda Hz.Peygamberi görmek, sözünde do ru ve va' dinde durmaya delâlet eder.
Bazan da büyük bir makâma nâil olur. Rüyâ sahibi yolcu ise ve kuraklık çekiliyorsa,
ya murun ya masına delâlet eder. Çünkü su bulunmayan yerde, Hz. Peygamberin mübârek
parmakları arasından su akmı idi.
Hz. Peygamber bir yerde rengi de i mi veya bir a' zâsı noksan görülürse, bu rü' yâ o
yerde dînin zayıflamasına ve bid' atın meydana çıkmasına delâlet eder. Hz.Peygamberin
üzerinde eski elbise görmenin ta' bîri de böyledir.
Hz. Peygamberin vefât etti ini görenin kendi akrabasından erefli bir zâtın vefâtına
delâlet eder. E er Hz. Peygamberin bir yerde cenâzesini görse, orada büyük bir musîbet olur.
Hz. Peygamberin, kendisine dünya malından veya yiyecek ve içecek bir ey verdi ini
gören, verilen eyin erefi nisbetince eri ece i bir hayra delâlet eder. Bir kimse rü' yâda onun
mübârek elbiselerinden birini giyse veya Hz. Peygamber kendisine elbisesini verse, o kimse
mülke eri ir. Fakir ise, zengin olur, bekârsa evlenir.
Hz. Peygamberin sürme çekti ini gören, dîninde sâlih olur. Onun çok güzel oldu unu
görmek, rü' yâ sahibinin çok dindar oldu una delâlet eder. Hz. Peygamberi bu day benizli
gören, heva ve hevesi terkeder, tevbe etmeyi tercih eder. Hz. Peygamberin beyaz tenli
oldu unu gören, Allaha tevbe eder. Güzel amel yapar ve yolunu düzeltir.
Resûlullahın sakal-ı erîflerinin siyah oldu unu ve beyazlık bulunmadı ını gören,
sevinç ve büyük bir ucuzlu a kavu ur. Sakalına aklık karı tı ını görenin kuvvetli olu una ve
dü manına galip gelmesine delâlet eder.
Resûl-i ekremi kendi mescidinde veya harem-i saâdetinde gören, kuvvet, izzet ve
yüceli e eri ir. Resûlullahın kabri erîfini gören, zengin olur, hapis ise kurtulur. Kabr-i erîfi
ziyâret etti ini gören, büyük bir mala eri ir.
Hz. Peygamberin pe inden yürüdü ünü görenin, sünnete uydu una delâlet eder.
Resûlullahı ayakkabısız görse, rü' yâ sahibinin cemâ' atla namazı terketti inden, ona,
cemâ' atla namaz kılması için emretti ine delâlet eder. Resûlullahın mestlerini giydi ini
görmesi, Hz. Peygamberin o kimseye Allah yolunda cihâd yapması için emretti ine delâlet
eder.
Hz. Peygamberle müsâfeha yaptı ını görenin sünnet-i Resûlullaha uydu una delâlet
eder. Hz. Peygamber kendisine rüyâda hurma ve bal gibi güzel ve ho bir ey ikrâm etse,
Kur' ân-ı kerîmi ezberler ve ona verilen ey miktarınca ilim elde eder.
Peygamberimizin hutbe okudu unu gören, iyilikle emir ve kötülükten nehyeder. Hz.
Peygamberin kendisine bir ey verdi ini gören kimse, ilme nâil ve hakka tâbi olur. Hz.
Peygamberin kendisine verdi i eyi almadı ını görse, o kimse bid' at i ler.
Hz.Peygamberi uzun boylu bir delikanlı sûretinde görmek, insanlar içinde çıkacak
fitneye delâlet eder. Resûl-i ekremi ya lı bir ekilde görse, insanların afiyette olmalarına
delâlet eder. Hz. Peygamberin kendisine kızdı ını veya kendisiyle mücâdale etti ini veya
sesini onun sesinden daha fazla yükseltti ini görenin, dinde çıkaraca ı bir bid' ata delâlet
eder. Hz. Peygamberin herhangi bir yerde vefât etti ini gören, o sene orada vefât eder.

Rüyâda görmek için


Sual: Peygamber efendimizi rüyada görmek için ne yapmak lazım?
CEVAP
Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmı rü' yâda hakîkî ekliyle görebilmek için
düzgün i' tikâda sahip olmak, ibâdetleri yapıp harâmlardan kaçmak ve çok salevât-ı erîfe
getirmek lâzımdır. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki:
(Cum'a gecesi iki rek'at namaz kılıp, her rek'atta bir Fâtiha, bir Âyet-el Kürsî,
15 hlâs okuyup selâm verdikten sonra bana bin salevât okuyan, öteki Cum'aya
varmadan beni rü'yâda görür.) [ ir' a]
Hz.Ömer, (Bir mü' min, Abher namazını kılıp da Resûlullah' ı rüyâsında görmezse,
ben Ömer de ilim. Yemîn ederim ki, Allahü teâlâ, bu namazı kılanın i ini görür, diledi ini
verir, günâhı ne kadar çok olsa da, hepsini affeder, ölürken susamaz, kabrine çiçekler
dö enir. Kabrinden kalkarken de, ba ına kerâmet tâcı konur) buyurdu. Hz. Ali de,
(Resûlullahı görmek istedi im zaman, Abher namazını kılarım) buyurdu.
Abher namazı, 4 rek' atlık nâfile bir namazdır. kinci rek' atte, oturulunca Et-
tehiyyâtüden sonra salli bârik okunur. Her rek' atte bir Fâtiha, on defa Kadr sûresi okunur.
Sonra rükü' dan önce, 15 defa Sübhânellahi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahü vallahü
ekber tesbîhi okunur, sonra rükü' a varılır, rükü'da 3 defa Sübhâne rabbiyel azîm dendikten
sonra 3 defa yukarıdaki tesbîh okunur. Sonra do rulup, kavmede, yanî ayakta iken aynı
tesbîh 3 defa daha okunur. Secdeye varılır, 3 Sübhâne Rabbiyel a' lâ'dan sonra, aynı tesbîh 5
defa okunur. Daha sonra ikinci secdeye gidilir. ki secde arasında tesbîh okunmaz. Di er 3
rek'at da böyle tamamlanır. Selâmdan sonra konu madan Kadr sûresi on defa okunur. Sonra
aynı tesbîh 33 defa okunup Cezâllahü Muhammeden annâ mâ hüve ehlühü denir.

Cennetliktir
Sual: Resûlullahı rüyâda gören kimse, Cennetlik midir?
CEVAP
Ölene kadar o hâlini muhafaza ederse Cennetliktir.

Ey iman edenler, siz de salât edin


Sual: Kur' anda Allah ve meleklerin Peygamberimize salât getirdi i, müminlerin de
salevat getirmesi bildiriliyor. Allahın salâtı ne demektir? Salevat getirmek farz mıdır? Salli
barikler salevat mıdır? Salevat okumanın fazileti nedir?
CEVAP
Salevat, salât kelimesinin ço uludur. Salât, duâ demektir. Peygamber efendimiz için
yapılan duâlara salevat getirmek denir. Kur' an-ı kerimde, (Allah ve melekleri, Resule salât
ediyor. Ey iman edenler, siz de salât edin) buyuruluyor. (Ahzab 56) Hadis-i erifte de,
(Bana bir salat getirene, Allah ve melekleri 70 salât getirir.) buyuruldu. ( .Ahmed)
Allahın salât etmesi rahmet, meleklerinki duâ, müminlerinki ise Onun efaatini taleptir.
bni Abidin hazretleri, (Her müslümanın ömründe bir defa salevat getirmesi farz,
Resulullahın ismini her söyleyince, i itince, okuyunca, yazınca, bir defa söylemesi vacip,
tekrar etmesi müstehaptır) buyuruyor. (R.Muhtar)
Salevat kısaca, Allahümme salli ala Muhammed ve ala ali Muhammed demektir.
Peygamber efendimizin ismi anılınca, aleyhisselam veya aleyhissalatü vesselam yahut
sallallahü aleyhi ve sellem demekle de peygamber efendimize duâ edilmi , salevat getirilmi
olur.
Namazda Ettehiyyatüden sonra okudu umuz Salli Barikler de salevattır. Salevat-ı
erife okumanın fazileti büyüktür. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
( efaatime en layık olan, bana en çok salevat okuyandır.) [Tirmizî]
(Kıyamette bana en yakın olan, en çok salevat getirendir.) [Tirmizî]
(Sabah-ak am on salevat getiren, kıyamette efaatime kavu ur.) [Taberânî]
(Cuma günleri bana 80 salevat okuyanın 80 yıllık günahı affolur.) [ ir’a]
(Cuma günü ve gecesi çok salevat getirene efaat ederim.) [Beyhekî]
(Günde yüz salevat okuyan, kıyamette ehitlerle beraber olur.) [Taberânî]
(Günde bin salevat okuyan, cennetteki yerini görmeden ölmez.) [ bni ahin]
(Duâ perdelidir. Bana salevat getirilince, perdeler yırtılır, duâ kabul olur.)
[Taberânî]
(Bana çok salevat getirenin dertleri gider, günahları affolur.) [Tirmizî]
(Söyleyece ini unutan, hatırlamak için bana salât-ü selam getirsin!) [ bni Sünni]
(Bana bir salevat getirene Allahü teâlâ, on rahmet ihsan eder, on günahını yok
eder ve derecesini on kat yükseltir.) [Nesâî]
( smim anılınca, bana salevat getirmeyen, zelil olsun!) [Tirmizî]
( smim anılınca, salevat okumayan, cimrilerin cimrisidir.) [Tirmizî]
(Salevat sizin için zekâttır.) [ .Hibban][Burada zekât, temizlik, günahların affıdır.]
Peygamber efendimiz, (Cuma günleri bana çok salevat okuyun! Bunlar, bana
bildirilir) buyurdu. Öldükten sonra da bildirilir mi denilince buyurdu ki: (Toprak,
peygamberlerin vücudunu çürütmez. Bir mümin salevat okuyunca, bir melek bana
haber verir, "Falan o lu filan, sana selam söyledi" der.) [ bni Mace]
(Bana salevat okuyana, melekler salât okur. Salevata devam edene, melekler de
ona salât okumaya devam eder. Artık isteyen az, isteyen çok salevat okusun!) [ .Mace]

Bir kitap yazmaya veya va’za ba larken Allahü teâlâya hamd ve Resûlüne salevât
getirmelidir. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki:
(Kim, kitabına ismimi yazdıktan sonra, bana salât ve selam da yazarsa, ismim o
kitapta kaldı ı müddetçe, melaike, o kimse için isti far eder.) [Taberânî]
(Beni sözünüzün ba ında, ortasında ve sonunda anın!) [ .Neccâr]
(Allahı zikretmeden ve Resûlüne salevât getirmeden, toplanıp da ılmak, le ten
da ılmak gibidir.) [ .Ahmed]

Babamın kararmı yüzü nurlandı


Süfyan-ı Sevri hazretleri anlatır:
Kâbeyi tavaf ederken, her adımda salevat okuyan birini gördüm. Ona dedim ki:
- Sen tesbihi ve tehlili bırakıp hep salevat okuyorsun. Her yerde okunacak duâ var.
Neden hep salevat okuyorsun?
- Allah seni ma firet etsin, sen kimsin ki?
- Ben Süfyan-ı Sevriyim.
- Me hur bir zatsın. Cahil olsaydın hâlimi anlatmazdım. Fakat sen âlim oldu un için
anlatmakta fayda olur.
- Anlat bakalım!
- Babamla Beytullaha hacı olmak üzere yola çıkmı tık. Yolda babam hastalandı. Onu
tedavi etmek için epey u ra tım. Me gul olurken babam vefat etti. Baktım, ölünce yüzü
karardı. Yüzünü kapattım. Yanında uyuya kalmı ım. Rüyamda öyle bir zat gördüm ki,
dünyada ondan daha güzel yüzlü hiç kimse görmemi tim. Çok güzel kokuyordu. Babamın
yanına geldi. Yüzündeki örtüyü kaldırıp elini babamın yüzüne sürdü. Babamın siyah yüzü
nurlandı, bembeyaz oldu. Bu zata kim oldu unu sorunca, (Ben Allahü teâlânın Resulüyüm.
Baban, ömrünü bo a harcadı. Fakat bana çok salevat okurdu, vefatından sonra benden
yardım istedi. Çok salevat okuyan mümine ben de elbette yardım ederim.) buyurdu.
Uyanınca babamın yüzü rüyada gördü üm gibi bembeyaz olmu tu. te bu yüzden her yerde
Peygamberimize çok salevat okuyorum.

Allah ve Resulünü çok sevmek için


Sual: Allah ve Resulünü ve slâm âlimlerini çok sevebilmek için ne yapmalıdır?
CEVAP
1- manı Ehl-i sünnet itikadına göre düzeltmelidir! man do ru olmadıkça, Allahü
teâlâ ve Onun sevdikleri sevilemez. Kur' an-ı kerimde mealen, ( man edenlerin Allah
sevgisi çok sa lamdır) buyuruluyor. (Bekara 165)
Sevgi, imanın esaslarındandır. Hadis-i erifte, (Bir kimse, Allah ve Resulünü her
eyden daha çok sevmedikçe, iman etmi sayılmaz) buyuruldu. (Buharî)
Demek ki, hakiki imana kavu anlar, Allah ve Resulünü çok severler, sevdiklerini de
Allah rızası için severler, bu zettiklerine de Allah için bu zederler. Hadis-i erifte buyuruldu
ki:
(En faziletli amel, Allah için sevmek, Allah için bu zetmektir.) [ . Ahmed]
2- Haramlardan kaçıp bütün ibâdetleri yapmaya çalı malıdır! Bilhassa bid' at
i lemekten çok sakınmalıdır!
3- (Müjdeci Mektublar) kitabını çok okumalıdır! Büyüklerin feyzleri sayesinde
Allahü teâlâ ve Onun dostları sevilir.
4- stedi iniz sevgiye kavu abilmek için duâ etmeye devam etmelisiniz! Peygamber
efendimiz öyle duâ ederdi: (Ya Rabbi, bana kendi sevgini, seni sevenin sevgisini, beni
sevgine yakla tıracak eylerin sevgisini nasib eyle ve kendi sevgini, [susuzluktan yanan
kimsenin iddetle arzuladı ı] so uk sudan benim için daha sevgili kıl!) [Tirmizî]

ki cihan saadeti
Sual: Dünya ve ahırette mutlu olmak için ne yapmak gerekir?
CEVAP
Dinimizin emir ve yasaklarına riayet eden, yani iyi bir müslüman olan herkes, dünya
ve ahırette mesud olur. Dünya ve ahıret saadetinin ba ı, en iyisi, Allahü teâlânın rızasına,
sevgisine kavu maktır. Bu da dinimize uyarak, yani farzları, sünnetleri yaparak ve
haramlardan, mekruhlardan sakınarak kazanılır. Fakat bunları ihlas ile yapmak gerekir.
hlas, kalbin temiz olması demektir. Kalbin temiz olması da, dünyaya dü kün
olmaması, onu sevmemesi, yalnız Allahü teâlâyı sevmesidir. Kalbin Allahü teâlâyı sevmesi
için, bir ey yapmak, çalı mak gerekmez. Kalb, dünya sevgisinden kurtulursa, Allah sevgisi
kalbe kendili inden yerle ir. Kalbin dünya sevgisinden kurtulması için, dünyayı unutması
gerekir. Dünyayı unutmaya (Fenafillah) denir. Fenafillaha kavu mak, Allahü teâlâyı çok
anmakla veya evliyadan büyük bir âlimin kitaplarından istifade etmekle de olur.
Allahü Teâlâyı Anmak
Allahü teâlâyı anmak üç türlü olur;
Kalb ile çok (Allah) demek, çok çok (La ilahe illallah) demek ve dine uyarak, sanat,
ticaret ve her mübah i leri yapmaktır. lk ikisinin tesiri daha seri olur.
Âlim ve velî olan bir zatın hayatını okuyarak, onu çok sevip, çok hatırlamak, ona
yalvarmak da fenaya (Allah rızasına kavu maya) yardım eder. Kabrini ziyaret edince, faidesi
daha çok olur. Kalb fânî olunca, aklın, fikrin ve hafızanın da dünya i lerini unutması icab
etmez. Kalb fânî iken de, bütün organlara, akla, fikre, hafızaya, her çe it dünya i lerini
yaptırır, ba ka insanlar gibi dünya i lerine de çalı ır. Bütün insanlık vazifelerini, her iyili i
yapar. Yaptı ı bütün dünya i leri dine uygun oldu u için hepsi de zikr yani Allahü teâlâyı
anmak, hatırlamak olur.
hsan sahibini sevmek
Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
hsan eden, iyilik eden sevilir. Hadis-i erifte, ( hsan sahibini sevmek, insanların
yaratılı ında vardır) buyuruldu. Bütün iyilikleri yaratan, insana can, mal, sıhhat veren,
zararlardan, korkulardan koruyan Allahü teâlâyı sevmek, insanlık icabıdır.
Sevmenin üç alameti vardır:
1- Onu sevenleri sevmek,
2- Ona itaat etmek,
3- Onu, dil ile, beden ile övmek.
Bunlardan ikincisine ( ükr), üçüncüsüne (Hamd) etmek denir. Onu sevenleri, O da
sever. hsanlarını arttırır. Allahü teâlânın sevgisini kazanma a çalı ana (Salih kul) denir. Bu
sevgiyi kazanmı olana (Velî) denir.
Ba kalarının da kazanması için çalı an
Velîye (Vesile) denir. Allahü teâlâ,
Kur' an-ı kerimin Maide suresinde,
(Vesile arayınız!) buyuruyor. Vesilenin
bu iyili i, bu ihsanı, dünya ve ahiret
nimetlerinin en kıymetlisidir. O hâlde,
onu sevmek, hem bu ihsanın sahibi
oldu u için, hem de, Allahü teâlânın
sevgili kulu oldu u için, çok gerekir
ve insanın birinci vazifesidir. Hakiki
vesileye kavu mak, en büyük saadettir.
(C.1, m.27)