You are on page 1of 45

KÜFÜR

Yazan :
Mehmet Ali DEM RBA

Amentü’de altı esas var


Allah irki asla affetmez
Küfür tek millettir
irk ve küfrün çe itleri
Küfre sebep olan bazı söz ve i ler
mansızlı a götüren eyler
Büyük günahlar
Bazı farzlar
Çok mühim tenbih
Sorumsuzca söylenen sözler
Yılba ı ile Noel
Yabancılarla dostluk
Kâfirin imanı ve Allahın rahmeti
blisin suâlleri
Tazim için olursa
Adet olarak söylemek
Dinleri birle tirmek
Dini aklı ile ölçenler
Kelime-i ehadet okuyan kimseye
Misyonerlerin uydurdu u hikaye ve vasiyetnameler
Vasiyetname hurafesi
Hırıstiyanlı ın esasları
Yehova ahitleri kimdir?
Ço unlu a uymak
A lanacak hallerine Gülenler
Kâfirlerin müslüman olması

Amentü’de altı esas var


Sual: Bir kimse, Allaha, âhıret gününe inansa, Peygamberlerden sadece birine inanmasa
kâfir olur mu? Cennete girmek için sadece Allaha inanmak kâfi mi?
CEVAP
Elbette kâfir olur. Çünkü Allahü teâlâ, kendisine inanmaktan ba ka, âhıret gününe,
[ölüme, öldükten sonra dirilmeye, Cennete, Cehenneme, hesâba, mîzâna] meleklere, [Allahü
teâlânın gönderdi i] kitaplara, [bütün] peygamberlere inanmak gerekti ini bildirmi tir.
(Bekara 177)
Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:
(Onlar, sana ve senden önce indirilen kitap ve peygamberlere ve âhıret gününe
îmân ederler.) [Bekara 4]
(Allahın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmı bir kaderdir.) [Ahzab 38]
(Kendilerine bir iyilik dokunsa, “Bu Allahtan” derler; ba larına bir kötülük gelince
de “Bu senin yüzünden” derler. “Hepsi Allahtandır” de!) [Nisâ 78]
Peygamber efendimiz, Kur’ân-ı kerîmdeki îmânla ilgili âyetleri açıklayıp îmânı öyle
târif etmi tir:
(Îmân; Allaha, meleklere, kitaplara, peygamberlere, âhıret gününe, ölüme,
öldükten sonra dirilmeye, Cennete, Cehenneme, hesâba, mîzâna, kadere, hayrın ve
errin Allahtan oldu una inanmaktır.) [Nesâî]
Amentü’deki altı esastan birini inkâr eden kâfir olur. Sadece Allaha inandım demek kâfi
de ildir. (Hıristiyanlar da Allaha inanıyor. Onlara kâfir denmez) demek yanlı tır. Bizim
peygamberimiz dâhil bütün peygamberlere inanmaları gerekir.
Yahûdîler, Hz. Îsâ’ya, Hıristiyanlar da, Muhammed aleyhisselâma inanmadıkları için
kâfir oldular. Bir müslüman da, Amentü’de bildirilen altı husûstan birini, meselâ kaderi inkâr
etse, mürted yanî kâfir olur, bütün iyi amelleri yok olur. (R.Muhtâr)
Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:
(Onlardan kimi, ona [Muhammed aleyhisselâma] îmân etti, kimi de, ondan yüz
çevirdi. Bunlara da çılgın ate li Cehennem yetti. Âyetlerimizi inkâr ederek kâfir
olanları elbette ate e ataca ız.) [Nisâ 55-56]
Bekara sûresinin 62. âyet-i kerîmesinde, di er peygamberlere, onların zamanlarında
îmân edenlerin, o zamanki Yahûdî ve Hıristiyanların Cennete gidece i bildirilmektedir.
Buna bugünkü Yahûdî ve Hıristiyanların da dâhil oldu unu söylemek, Kur’ân-ı kerîme
iftirâdır. Önceki peygamberlerin dinlerinde arap harâm de ildi. Bir kâfir, müslüman
olduktan sonra, araba helâl dese, tekrar kâfir olur. Dînimiz gayrı müslimlere selâm vermeyi
bile câiz görmez. Hadîs-i erîfte (Yahûdî ve Hıristiyanlara selâm vermeyin) buyuruldu.
(Müslim)

Allah irki asla affetmez


Sual: Bir arkada ım, iyi i yapan gayr-i müslimlerin de Cennete girece ini söyledi.
"Mesela, elektrik ampulünü yaratan Edison Cennete girecektir."dedi. Edison gibi, insanlı a
hizmeti geçmi gayr-i müslimler Cennete girecek midir?
CEVAP
Allahü teâlâ, (Hud) suresi 16. ve (Tevbe) suresi 17. ayet-i kerimesinde, gayr-i
müslimlerin iyi amellerinin hiç faide vermiyece ini, Muhammed aleyhisselama tabi
olmadıkları için, Cehennemde sonsuz cezalandırılacaklarını bildirmektedir.
Cennet ve Cehennemin sahibi Allahü teâlâdır. Cennete girmek için imanlı olmak artını
koymu tur. manı olmıyanların hepsi Cehenneme girecektir. Ancak u kadar var ki, kimi
di erine göre daha fazla ceza görecektir. Amerikalı Fizikçi Thomas Edison imansız ölmü
ise, Cehenneme gidecektir. Cenab-ı Hakkın kanunu böyledir.
Dünyada bir profesör, insanlı a faydalı çok eserler yapsa; fakat çe itli insanları suçsuz
yere öldürse, hırsızlık etse, bulundu u devletin kanunlarına göre, yaptı ı iyilikler nazar-ı
itibara alınmaz. Hak teâlâ da, imansızlıktan ba ka günahları dilerse affedece ini; fakat
imansızlı ı asla affetmiyece ini bildirmektedir. Kur' an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Allah [Ahırette] irki [küfrü, bozuk imanı] asla affetmez. Di er bütün günahları ise,
istedi i kimselerden affedir.) [Nisa 48]
Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki:
(Cennete sadece Müslüman olan girer.) [Buharî, Müslim]
(Beni duyup da iman etmiyen yahudi ve Hıristiyan [müslüman olmıyan herkes]
muhakkak Cehenneme girecektir.) [Hakim]
(Cebrail aleyhisselam, Allaha irk [ortak] ko madan ölen herkesin muhakkak
Cennete girece ini müjdeledi.) [Buharî]
Phonograph, megaphon elektrik ampulü gibi aletleri ilk defa bulan Thomas Edison,
bunları yaratmamı , yapmamı , yapılmasına sebep olmu tur. Bunları yaratan, Allahü
teâlâdır. Edisonun bunları yaratması öyle dursun, mevcud maddeleri bir araya toplayıp, yeni
aletlerin yapılmasına sebep olurken, elinin, aya ının, gözünün, di er duygularının, çe itli
hücrelerinin, kalbinin, ci er, böbrek ve daha nice organlarının i lemesinden ve kullandı ı
maddelerin, aletlerin yapısından, içlerindeki atom, proton kuvvetlerinden haberi bile yoktu.
Ne kendinin, ne de kullandı ı eylerin bir çok inceliklerinden haberi olmıyan bir vasıtaya,
bir sebebe yaratıcı denilir mi? Yaratıcı, bunların en ufa ını, en incesini, hepsini bilen,
hepsini yapandır ki, bu da ancak Allahü teâlâdır. (S. Ebediyye)

Küfür tek millettir


Sual: “Küfür tek millettir” deniyor. Halbuki, çe itli kâfir var. Hepsi de birbirine
dü mandır. Bu sözün açıklaması nasıldır?
CEVAP
Kâfirler, slâma olan dü manlıklarında birbirinin dostudur. Menfaatleri olan i lerde
birbirine dü mandır. Bir menfaat için, bir kemik için birbirini yerler. Konu slâm olursa,
hepsi birle ir, birbirine arka çıkarlar. Bu olaylar çok görülmü tür. En son Bosna’da aynı
oyunlar oynanmı tır.
Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:
(Ey îmân edenler, Yahûdîleri de, Hıristiyanları da dost edinmeyin! Onlar, [ slâma
olan dü manlıklarında] birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan [kâfir] olur.
Allahü teâlâ, [kâfirleri dost edinip kendine] zulmedenlere hidâyet etmez.) [Mâide 51]
(Zâlimler, [ slâma olan dü manlıklarında] birbirinin dostudur. Allahtan korkanların
dostu ise Allahtır.) [Câsiye 19]
Allah dü manları, birbirini iyi tanıdıkları ve birbirlerinin açıklarını iyi bildikleri için,
[merhum Necip Fazıl’ın tâbiriyle] birbirlerinin aleyhine söyledikleri her ey do rudur.

irk ve küfrün çe itleri


Sual: irk nedir, küfrün çe itleri nelerdir?
CEVAP
irk, Allahü teâlâya ortak yapmak, benzetmek demektir. Benzeten kimseye mü rik,
denir. Küfrün çe itleri vardır. Hepsinin en kötüsü, en büyü ü irktir. Bir eyin her çe idini
bildirmek için, genelde, bunların en büyü ü söylenir. Bunun için, ayet-i kerime ve hadis-i
eriflerde bildirilen irk, her cins küfür demektir.
Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, irki [her çe it küfrü] asla affetmez ve
irkten ba ka olan [büyük küçük bütün] günahları dilerse affeder). [Nisa 48]
Bir kâfir, bir kelime-i tevhid söylemekle mümin oldu u gibi, bir mümin de, bir söz
söylemekle kâfir olur. Küfre dü ürücü söz kullananın imanı gider de haberi olmaz. Hadis-i
erifte buyuruldu ki: (Öyle bir zaman gelir ki, ki inin imanı gider de haberi olmaz.
Hâlbuki ondan, gömle in çıktı ı gibi, iman çıkmı olur.) [Deylemî]
Küfre dü enin bütün ibâdetlerinin sevapları yok olur, tövbe ederse, geri gelmez, ayrıca,
nikahını da yenilemesi gerekir. Tövbe etmek için, yalnız Kelime-i ahâdet söylemeleri kâfî
de ildir. Küfre sebep olan o eyden de tövbe etmeleri lâzımdır. Küfre dü tü ü eyleri
bilmiyorsa, bilip bilmedi im bütün küfür söz ve i lerden tövbe ettim demesi kâfidir.
Berika ve Hadikada, ( tikadında, sözünde veya i inde küfre sebep olacak bir ey bulunan
kimsenin tecdid-i iman ve [evli ise] iki ahid yanında tecdid-i nikah yapması gerekir. Bir
sözün veya i in, küfre sebep olaca ını bilerek, tehdit edilmeden söyleyenin imanı gider.
Buna Küfr-i cehli denir. Çünkü her Müslümanın bilmesi gereken eyleri ö renmesi farzdır.
Bilmemesi özür olmaz, büyük günahtır. Her iki hâlde de küfre girenin önceki ibâdetleri yok
olur. Tövbe ederse, geri gelmez. Zengin ise tekrar hacca gitmesi gerekir. Önce eda etti i
namaz, oruç veya zekâtları kaza etmez. Fakat küfre dü meden önce yapmadı ı ibâdetleri
kaza eder. Tövbe için yalnız kelime-i ehadet söylemek kâfi de ildir. Küfre sebep olan
eyden de tövbe etmesi gerekir. Küfre sebep olan sözü, hata ederek, yanılarak veya tevilli
olarak söyleyen veya küfrü gerektirdi i âlimler arasında ihtilaflı olan bir sözü bilerek
söyleyen küfre girmez. Fakat tecdid-i iman etmesi gerekir. )
Küfre dü üren söz ve i leri bilerek bunlardan sakınmalı ve küfre dü mekten korunmak
için sabah-ak am (Allahüme inni euzü bike min en ü rike bike eyen ve ene âlemü ve
esta firüke lima la âlemü inneke, ente allamülguyub) duâsını okumalıdır!
bni Hacer-i Mekkî hazretlerinin Zevacir isimli eseri ile, birkaç kitaptan aldı ım, küfre
dü üren söz ve i lerden bazıları unlardır:
Küfre sebep olan bazı söz ve i ler
1- Allahü teâlâya layık olmayan ey söylemek. Mesela bir kimse bir i i yaptı ı halde,
(Allah biliyor ki yapmadım.) demek. Yahut, yapmadı ı bir ey için (Allah biliyor ki yaptım)
demek. Böyle söylemek Allahü teâlâya cahillikle suçlamak olur.
2- Allah akıllıdır, uurludur, iyi dü ünür demek. Böyle demekle Allah yaratıklara
benzetilmi
oluyor.
3- Peygamberleri küçültücü ey söylemek, onunla alay etmek. Mesela Hz. Âdemi
kastedip ( lk insan vah i idi.) demek. Veya bir evliyayı peygamberden üstün bilmek. Yahut
peygamberin dedi i do ru ise biz kurtulduk demek. Bir kimseye (Öküz aleyhisselâm)
demek.
4- Peygamberimizden sonra ba ka bir peygamberin gelece ini caiz görmek.
5- Melekleri küçültücü ey söylemek. Mesela (Senin bakı ın bana Azrail gibi geliyor.)
demek. Yahut (Cebrail bile söylese inanmam) demek. (Bu ibadetin sevabını yazacak melek
yok) demek. (Çocuklarınızı iyi yeti tirmezseniz, zebani olur) demek.
6- slâm âlimlerinin sözlerini, fıkıh kitaplarını ve fetvalarını tazim etmesi gerekirken
tahkir etmek. Mesela ( mam-ı a' zamın kıyası hak de ildir.) demek. Hocayı kötülemek için
(Hocayla etme pazar, sonunda fetvâya bozar) demek.
7- Ahirette olacak eylerle alay etmek. Mesela (Ben cenneti istemem, cehennemi isterim.
Çünkü bütün sanatçılar, nata alar oradadır.) demek.
8- Allahü teâlânın emir ve yasaklarına yani Kur' an-ı kerimde ve hadis-i eriflerde açık
bildirilmi ve islâm âlimlerinin kitapları ile her tarafa yayılmı , inanılması zaruri olan din
bilgilerinden birine inanmamak veya önem vermemek. Mesela (Ben görmedi im için
cinlere, nazara inanmam.) demek.
9- Kesin haram oldu u bilinen bir eyi yiyip içerken besmele çekmek. Mesela arap
içerken veya domuz eti yerken Besmele çekmek küfürdür.
10- Kur'an-ı kerimi teganni ile [ arkı okur gibi] okuyan hafıza, ne güzel okuyor demek
11- Kâfirlerin ibâdet olarak yaptıkları ve kâfirlik alameti olan veya islâmiyeti inkâr
etmek ve inanmamak alameti olan ve tahkir etmemiz vacip olan eyleri yapmak veya
kullanmak. Bunlardan me hur olanlarını bilmeyerek veya aka olarak veya herkesi
güldürmek için yapmak da küfürdür. Mesela zünnar denilen papaz ku a ını ba lamak.
Bunları mizah için, ba kalarını güldürmek için de kullanmak küfre sebep olur. tikadının
do ru olması fayda vermez.
12- Yunan felsefecileri gibi, dünya ezelî ve ebedî demek.
13- slâmiyet’e, ( slâm dü üncesi) demek. Çünkü slâmiyet bir dü ünce sistemi de ildir.
lâhî emir ve yasaklara dü ünce demekten çok sakınmalıdır! çinde ( slâm dü üncesi), ( slâm
nazariyesi) gibi ifadeler bulunan kitaplar çok zararlıdır.
14- Kâfirlerin dini âyinlerini, bayramlarını be enmek. Mesela zaruretsiz bir Hıristiyanın
Noelini tebrik etmek. Nevruz günü yumurta boyamak.
15- (Yahudiler de, Hıristiyanlar da Allah’a inandıkları için cennete gidecekler) demek.
16- Mucizeyi veya kerameti inkâr etmek.
17- Me hur bir harama helal, me hur bir helâle haram demek. Mesela domuz ya ı helâl,
sirke haram demek.
18- Âyeti, besmeleyi, bir melek, bir peygamber ismi bulunan yazıyı, kasten helaya,
necasete, [pisli e] atmak. Müslümanın a zına sövmek [def-i hâcet lafzı ile]
19- Hac, namaz, oruç gibi ibadetlerin eklinde üphe etmek. Mesela (Acaba namaz
böyle mi kılınır) demek.
20- Bir parça et yemek, ilim ö renmekten iyidir demek.
21- (Bir süre sonra Hıristiyan olaca ım) diye dü ünmek. Bir bayan, bir Hıristiyanla
evlenmeye karar verdi i andan itibaren kâfir olur.
22- A ır bir hastalı a dü üp de, (Allahım benim canımı al da, istersen kâfir olarak al)
demek.
23- (Allahım çocu umu aldın, ba ka elinden ne gelirse onu yap) demek.
24- Tırna ı uzun olana, (Tırnak kesmek sünnettir) dense, o da, (Sünnet olsun, kesmem)
dese kâfir olur.
25- n allah, ma allah veya namaz kılmak karın doyurmaz demek.
26- Bir dostuna, bir arkada ına, (Sen bana Allah’tan da, peygamberden de sevgilisin)
demek.
27- lim meclisine gidelim dendi inde, (Benim orada ne i im var) demek veya slam
âlimlerini lanetlemek.
28- Küfre rıza küfürdür. Müslüman olmak isteyene elimdeki u i i bitirip de geleyim
diyerek, onun Müslüman olmasını geciktirmek. [Gazetede iken bir bayan telefon edip,
rüyasının tabir edilmesini istedi. Biz rüya tabir etmiyoruz demedim. Önce bir dinleyeyim
dedim. Anlattı, dinledim. Bayan Ermeni imi . Rüyada Kur’an ö renilmesi istenmi . (Hemen
Müslüman olman gerekiyor) dedim. (Müslüman olmak için nereye gitmek gerek) dedi. Ben
de, (Hiç bir yere gitmene gerek yok, hemen kelime-i ahadet söylemen kâfidir) dedim. Ben
söyledim o da aynısını tekrar etti, Müslüman oldu. E er onu, Müslüman olmadan önce,
müftülük aramaya çalı ıp da Müslüman olmasını geciktirseydim, vebali çok büyüktü.
(Müslüman olduktan sonra artık istedi in yere gidebilirsin) dedim. (Bana Müslümanlı ı
ö reten bir kitap tavsiye et) dedi. Ben de bir kitap gönderdim.]
29- Birine kâfir diye hitap edilse, o da kabul eder mahiyette, (Söyle ne var) dese, küfre
girer. Kâfire hürmet olsun diye efendim demek, hürmet gayesiyle papazın veya papanın elini
öpmek küfre sebep olur. Bir Müslümana kâfir dense, söyleyen kâfir olur.
30- Avrupa’daki ehirlere imrenip, (Hıristiyanlar Müslümanlardan hayırlıdır, iyidir)
demek.
31- Bir kimse aksırsa, biri de (Allah sana rahmet etsin) dese, bir ba kası da (Öyle deme,
onun rahmete ihtiyacı yok) dese, son söyleyen küfre girer.
32- Ai e validemize iffetsiz demek.
33- Hz. Ebu Bekir sahabeden de ildi demek.
34- Eshab-ı kiramdan birine kâfir demek. (Çünkü Kur’an-ı kerimde hepsinin cennetlik
oldu u bildirilmi tir. Birine kâfir denilince Kur’ana inanılmamı olur.)
35- (Mazlum olarak öldürülen Hıristiyan, cennete girer) demek.
36- Kötülere deyyûsân-i kirâm hazretleri demek.
37- Aradı ı hadisi bulamayınca, hadis kitabını yere atmak veya (Bu Kuranla amel
etmiyorsunuz, ben de onu yere atıyorum) diyerek Mushafı yere fırlatmak.
38- Haram paradan sevap ummak. Mesela bir bayan fuhu parası ile kurban kesse,
bundan sevap umsa, küfre girer.
39- Allahı mekanlı bilmek, mesela Hıristiyanlar gibi Allah gökte oturuyor demek. Allahı
kastedip, (Göklerden bir ses geldi), (Allah, gökten bize bakıyor.) demek. Böyle söylemek
Allahü teâlâya mekan isnad etmek olur. Dünya, gezegenler, cennet ve cehennem ezeli
de ildir, sonradan yaratılmı tır, mahluktur. Yer ve gökler yok iken de Allahü teâlâ var idi.
slâm âlimleri, (Allah her zaman ve her yerde ebedi olarak hazır ve nazırdır.) demenin caiz
oldu unu bildirmi lerdir. Ancak, Allahü teâlâ zamanlı ve mekanlı olmadı ı için bu söz,
görünü üzere kalmaz, mecaz olur. Bu bakımdan (Allah, zamansız ve mekansızdır, hiçbir
yerde olmıyarak hazır ve nazırdır.) demek caiz olur.
Böyle olmazsa, Allahü teâlâyı zamanlı ve mekânlı bilmek olur ki bu ise küfürdür.
40- (Namaz kılmam ama, kalbim temiz) demek.
41- Bir Müslümanı kötülemek gayesiyle (Allahlık) demek.
42- (Anan baban esmer, sen nasıl sarı ın oldun?) diyene, (Ben imalat hatasıyım) demek.
43- O, cimrilerin Allahı demek.
44- lahileri müzikle söylemek.
45- (Ebu Cehil, imdikilerden daha erefli kâfirdi) demek.
46- Ecelin hoyrat eli demek.

Bunların hepsi küfrü gerektiren sözlerdir. Küfre sebep olan bir sözü, tehdit edilmeden
söyliyenin
imanı gider. Çünkü her müslümanın bilmesi gereken eyleri ö renmesi farzdır.
Bilmemesi özür olmaz, büyük günahtır. Küfre girenin önceki ibâdetleri yok olur. Tövbe
edince, geri gelmez. Tövbe için yalnız kelime-i ehadet söylemek yetmez. Küfre sebep olan
eyden de tövbe etmesi gerekir.

mansızlı a götüren eyler


Sual: Günah i lemek ve i lemeye devam etmek insanın imansız ölmesine sebep olmaz
mı? Büyük günahlar nelerdir?
CEVAP
Büyük günahları i lemek ve devam etmek de insanı küfre sürükler, imansız ölmesine
sebep olur. Büyük günahlardan bazıları unlardır:
Büyük günahlar
1- Bid'at sahibi olmak.
2- Büyük günah i lemeye devam etmek.
3- Müslüman oldu una ükretmemek.
4- mansız ölmekten korkmamak.
5- Zulmetmek.
6- Anaya-babaya âsî olmak.
7- Do ru olsa da çok yemin etmek.
8- Namazı ö renmeye ve çoluk-çocu a ö retmeye önem vermemek.
9- çki içmeye devam etmek.
10- Yalan yere evliyâlık satmak.
11- Günahını küçük görmek.
12- Kendini be enmek.
13- lim ve ibadetlerinin çoklu u ile kendini üstün görmek.
14- Haset etmek, din karde ini çekememek.
15- Tecrübe etmeden bir kimseye iyi demek.
16- Yalana, gıybete devam etmek.
17- Din alimlerinden uzak durmak
18- Kâfir olsa da kom usuna eziyet etmek.
19- Dünya i leri için, çok sinirlenmek.
20- Büyü yapmak.
21- Sâlih olan mahrem akrabâyı ziyâreti terk etmek.
22- Allahü teâlânın sevdiklerini sevmemek; sevmediklerini sevmek.
23- Mümin karde ine üç günden fazla kin tutmak.
24- Zinâ veya livataya devam etmek, tövbe etmemek.
25- Karısının, kızının ve nasihat vermek hakkına sahip oldu u kadınların açık giyinerek
ve kokulu soka a çıkmasına ve kötülerle görü mesine râzı olmak.
26- Katillik,
27- Hırsızlık.
28- Uyu turucu madde kullanmak.
29- Gasb.
30- Ramazan orucunu, açıktan yemek.
31- Fâizle i tigal.
32- Yetîm malı yemek.
33- Ölçü ve tartıda hile yapmak.
34- Namazı vaktinden önce veya sonra kılmak.
35- Kalb kırmak
36- Rü vet almak.
37- Malın zekâtını ve u runu vermemek.
38- Canlı hayvan ate te yakmak.
39- Kur' an-ı kerimi ö rendikten sonra, okumasını unutmak.
40- Allahın rahmetinden ümidini kesmek.
41- Müslümanlara hainlik etmek
42- Eshâbı kiramdan herhangi birisini sevmemek.
43- Namuslu kadına, kötü kadın demek.
44- Müslümanlar arasında söz ta ımak.
45- Avret yerini açmak veya ba kasının avret yerine bakmak.
46- Emânete hıyânet etmek.
47- Cimrilik
48- Dünyaya dü künlük
49- Allahü teâlânın azâbından korkmamak.
50- Haramı haram helâlı helâl bilmemek.
51- Falcıların falına inanmak.
52- Kadına, kıza yani harama bakmak.
53- Kadınların erkek, erkeklerin kadın elbisesi giymesi.
54- Etti i iyili i ba a kakmak.
55- Dinimizin bildirdi inden ba ka türlü yemin etmek. Mesela çocu umun ölüsünü
öpeyim gibi. 56- Küçük günahı i lemeye devam etmek.
57- Bir namaz vaktini kaçıracak zaman kadar cünüp durmak.
58- Müzik, çalgı aletleri kullanmak.
59- ntihâr etmek.
60- Dinini ö renmemek

Bazı farzlar
Farzları yapmamak da insanı imansız ölmesine sebep olur. Farzlardan bazıları unlardır:
1- Be vakit namaz kılmak.
2- Ramazan orucunu tutmak.
3- Zengin ise zekat vermek ve hacca gitmek.
4- Cünüplükten gusletmek.
5- Belâlara sabretmek, yani isyân etmemek.
6- Günahlara tövbe etmek.
7- hlâs üzere ibâdet etmek.
8- Ölüme hazırlanmak.
9- Âleme ibret nazarı ile bakmak.
10- Allahü teâlânın varlı ını tefekkür etmek.
11- Dilini haram ve kötü sözlerden korumak.
12- Sözünde durmak
13- Farzları ve haramları ö renmek.
Çok mühim tenbih
Sual: Bilip bilmeden çok söz söylüyor, do ru yanlı çok i yapıyoruz. Farkında olmadan
küfre dü mü sek ne yapmamız lazımdır?
CEVAP
slâm âlimleri buyuruyor ki: Her Müslümanın Allahın emirlerine uyması, yasak etti i
eyler kaçması gerekir. badetleri yapmaya, haramlardan sakınmaya önem vermeyenin imanı
gider, kâfir olur. Kâfir olarak ölen kimse, ahirette sonsuz olarak cehennemde çe itli azaplara
maruz kalır. Affedilmesine ve cehennemden çıkmasına imkân ve ihtimal yoktur.
Bir Müslümanın küfre dü mesi, yani kâfir olması çok kolay olur. Çünkü her sözde ve
her i te kâfir olmak ihtimali çoktur. Bunun için küfrün sebebi bilinmese de, her gün bir kere,
(Ya rabbi, bilerek veya bilmeyerek küfre [kâfirli e] sebep olan bir söz söyledim veya
bir i yaptımsa, pi man oldum,. Beni affet) demelidir. Böyle tövbe eden muhakkak af olur,
cehennemden kurtulur. Cehennemde sonsuz kalmamak için, her gün muhakkak tövbe
etmelidir. Müslümanın bu tövbeden daha önemli görevi yoktur.
Kul hakkı bulunan günahlara tövbe ederken bu hakları ödemeli, kılınmamı namaz
borçlarına tövbe ederken de, bunları kaza etmeye çalı malıdır. (S.Ebediyye)

Sorumsuzca söylenen sözler


Sual: nsanı küfre dü üren sözler hakkında piyasada bir çok kitap var. Bunlara göre kim
müslüman kalabilir! Bu kitaplardan bazılarını size gönderiyorum. nceleyip, bu sözleri
açıklar mısınız?
CEVAP
Küfür sözler konusunda piyasadaki kitaplarda, küfür olmayan sözlere de küfür damgası
basılmı tır. imdi bu sözleri inceleyelim:

(Allahın o lu gelse bu i i yapamaz. Yürü Allah yürü, ye Allah ye, uyu Allah uyu
gibi sözleri söyleyen kâfir olur.) deniyor.
Allahın o lu demek, Allah unu yapamaz demek elbette küfürdür. Fakat di er sözlerin
küfürle hiç alakası yoktur. Çünkü bunu söyleyen kimse, Allah yürür, Allah yer içer, Allah
uyur demek istemiyor. Yolun uzunlu unu, bitip tükenmedi ini bildirmek için yürümekle
bitmiyor demek istiyor. arkılarda, türkülerde ve böyle sözler arasında Allah ismini
kullanmak do ru de ildir. Ama küfür de de ildir. Küfrün ne oldu u dinin dört delili ile
sabittir. Bunun dı ında küfür olmaz. Bütün milleti kâfir yapmak da çok tehlikelidir.
Müslüman’a kâfir diyenin kendisinin kâfir olaca ı hadis-i erifle de bildirilmi tir.

(En büyük Galatasaray, ba ka büyük yok diyen kâfir olur) deniyor.


Bunun küfürle ne alakası var? Kendi grubunda, yani futbolda en büyük demektir. En
büyük Türkiye gazetesi desek, ba ka büyük yok desek, gazeteler içinde tirajı veya kalitesi en
büyük olan demektir. En büyük TGRT demek de böyledir. Televizyonlar içinde en kalitelisi
demektir. Hâ â Allah’tan büyük anlamına gelmez. Zoraki böyle bir anlam çıkarmak çok
yanlı tır. Böyle sözlerle bütün milleti kâfirlikle suçlamak ne kadar yersizdir.

( slam dini akıl mantık dinidir demek çok yanlı bir sözdür.) deniyor.
Bu ifadeyi kullanmak ne kadar yanlı tır. Kur’an-ı kerimin bir çok yerinde (Akletmez
misiniz, aklınızı kullanmaz mısınız?) gibi ifadeler çok geçer. Peygamber efendimiz de
buyuruyor ki:
(Ki inin dini, aklı ölçüsündedir. Aklı olmayanın dini yoktur.) [Ebû’ - eyh]
( nsanı ayakta tutan aklıdır. Aklı olmayanın dini de yoktur.) [Beyhekî]
(Akıllı olmak, din i lerinde sevinç kayna ıdır.) [ bni Asakir]
(Aklı do ru olmayanın dini de do ru olmaz.) [Taberani]
(Ki i, ilmi ve aklı sayesinde kurtulur.) [Deylemî]
(Akıllı kimse kurtulu a ermi tir.) [Buhari]
(Akıl imandandır.) [Beyheki]
slamiyet akla dayanan nakil dinidir. Selim akla uygundur. Dinde aklın önemi büyüktür.
Ancak yalnız akla uyup, yalnız ona güvenip yanılan kimseye felsefeci denir. Aklın erdi i
eylerde ona güvenen, aklın ermedi i yanıldı ı yerlerde, slâm ı ı ı altında akla do ruyu
gösteren büyük zatlara, slâm âlimi denir. Akıl göz gibidir. slâmiyet de ı ık gibidir. Göz
karanlıkta cisimleri göremez. Görmesi için ı ık gerekir. Bunun için Hz. Ali, (Din, akıl ve
görü ile olsaydı, mestin üstünü de il de altını meshetmek gerekirdi.) buyurmu tur.

(Ne biçim kaderim varmı , alnımın kara yazısı, adam ülkenin kaderini de i tirdi
demek insanı imandan çıkarır) deniyor.
Halbuki slam âlimleri, (Kaderin, hayırlısı, erlisi, iyisi, kötüsü, tatlısı, acısı, hep Allahü
teâlâdandır. Çünkü, kader, bildi i eyleri yaratmak demektir.) buyuruyorlar. Bir insanın
ba ına kötü i ler gelirse, (Kaderim böyle imi , veya bu alnımın kara yazısıdır, ne kadar kötü
kaderim varmı ) demesinde mahzur yoktur. Çünkü hayır er Allahtandır. Fakat (Adam
ülkenin kaderini de i tirdi) demek yanlı tır. Allahın kaderini kimse de i tiremez. ( ntihar
eden, Allahın kaderini de i tirir) diyenler de vardır. Bütün bunlar kaderi bilmeyen cahil
kimselerin sözleridir.

(Sözde müslümanlar, “ibadet ile cennete girilmez, temiz kalb gerek, Allah kalbe
bakar” derler) diyerek böyle kimselerin müslüman olmadı ı söyleniyor.
Böyle söyleyen herkesi suçlamak yanlı tır. Çünkü Peygamber efendimiz, (Hiç kimse,
ibâdeti sebebi ile cennete girmez) buyurmaktadır. Çünkü yaptı ımız bütün ibâdetler kabul
olsa bile, bir gözümüzün ükrünün kar ılı ı bile de ildir. Cennete, Allahü teâlânın lütfu ve
ihsanı ile girilir. Lütfa ve ihsana kavu mak için, imanlı olmak art oldu u gibi, ibadete de
ihtiyaç vardır. Bir insan ne kadar çok ibâdet ederse etsin, ibâdeti sebebiyle kendini mutlaka
Cennetlik olarak bilmemelidir. Kulun vazifesi ibâdet etmektir. Kur' an-ı kerimde (Ben cin ve
insanları yalnız bana ibâdet etmeleri için yarattım.) buyuruluyor.
Temiz kalb gerek demekte de mahzur yoktur. Çünkü Hadis-i eriflerde buyuruluyor ki:
(Kalb bozuk olunca, bedenin i leri de bozuk olur.) [Beyhekî]
(Allah, sizin güzel suretlerinize, mallarınıza bakmaz. Kalb ve amelinize bakar.)
[Müslim]
Allahü teâlâ kalblerde olan ihlâsa ve Allah korkusuna bakar. Amellerin, ibâdetlerin
kabûl edilmesi için, yâni sevap verilmesi için, hem artlarına uygun olması, hem de ihlâs ile
niyet edilmesi lâzımdır. Yani ibâdetin kabûl olması için, Allahü teâlânın rızası için
yapılması lâzımdır.

(Ar imet kanunu, Newton kanunu demek imanı zedeler) deniyor.


Allahü teâlâ kainatta çe itli düzenler yaratmı tır. Suya belli bir kaldırma gücü vermi tir.
Bunu bulana onun ismini vermenin küfürle ilgisi olmaz. Suya kaldırma gücünü Ar imet
veriyor denmiyor ki. Bunun varlı ını Ar imet buldu deniyor.

(Kur’an okumak çok zordur demek batıl bir yaygaradır) deniyor.


Bilmeyene elbette zordur. Kimine yabancı dil, kimine matematik zor gelir. Zora zor
demenin batılla, küfürle ne alakası vardır?

(Hele u namazımızı kılalım da, rahat rahat çayımızı içelim diyenlerin akıbetleri
çok feci olur) deniyor.
Bu ne kadar da yanlı bir ifade? Adam, namaza çok önem veriyor ki, (Önce u
namazımızı kılalım, namazı geciktirme endi esi ile çay içersek çayın tadını da alamayız, hele
namazı kılalım çayı nasıl olsa içeriz) demek istiyor. Bu sözün neresi kötü ki? Alimlerimiz,
namaza mani olan i te hayır yoktur buyuruyorlar. Vakit girer girmez, önce namazı kılmalı,
ondan sonra di er i leri yapmalıdır.

( slam bir bütündür, tamamını alan ancak müslümandır.) deniyor.


Bu söz izaha muhtaçtır. tikatta öyle ise de amelde öyle de ildir. "Ya, dinimizin bütün
emirlerini yapıp, bütün yasaklarından kaçınmak veya hiçbirini yapmamak gerekti ini"
söylemek, "Ya hep, ya hiç" demek çok yanlı tır. birkaç günah i liyorum diye, di er
günahları da yapmak gerekmez. mam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: (Bütün günahlara
tövbe edip hepsinden kaçmak büyük nimettir. Bu yapılamazsa, bazı günahlara tövbe etmek
de nimettir. Bunların bereketiyle belki bütün günahlara tövbe etmek nasib olur. "Bir eyin
bütünü ele geçmezse, hepsini de kaçırmamalı" buyuruldu.)

( badet de gizli, rezalet de) diyenlere ate püskürülüyor.


Halbuki hadis-i erifte, (Kim, dünyada günahını gizlerse, Allahü teâlâ da, Kıyamette,
o günahı herkesten saklar.) buyuruluyor. (Müslim)
nsanlardan utanarak günahı gizlemek de hayâdandır. Hayâ da imandandır. Günah
gizlenmezse, fâsıklar bundan cesaret alır. (Falanca günah i liyor. Ben de i lesem ne çıkar?)
diyebilir. Riya olmaması için ibâdeti gizlemek caizdir. Onun için (Kabahat da gizli, ibâdet de
gizlidir) denmi tir. Bunun gibi atasözlerinin ço u bir hadis-i erife dayanmaktadır. (Hayâ
elbisesine bürünenin ayıpları görülmez. Duyulunca ho lanılacak eyleri yap! Kimsenin
duymasını istemedi in ve duyulunca insanların ho lanmayaca ı eylerden kaç!)
buyurulmu tur.

Câmileri siyasi arena haline getirmek isteyen bazı din cahilleri, (Emperyalist kâfirlerin
“Câmide dünya kelamı konu mak günahtır” sözünü söyleyerek. Câmiler, ziyaret
yerleri, mevlit ve hatim merkezleri haline getirilmi tir) diyor.
Câmilerin ziyaret edilmesi, mevlit okunması, hele hatim yani Kur’an okunmasına kar ı
çıkmak ne kadar çirkindir. Câmide konu mayı emperyalist kâfirler de il, Allah ve Resulü
yasaklıyor. Câmide konu mak sevapları giderir. Hutbeyi bile nutuk çeker gibi yüksek sesle
okumak haramdır. Câmide konu ulmaz. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Mescidde dünya kelamı söyleyenin a zından kötü bir koku çıkar. Melekler, "Ya
Rabbi, bu kulun mescidde söyledi i dünya kelamından dolayı, a zından çıkan fena koku
bizleri rahatsız ediyor" derler. Hak teâlâ da buyurur ki: " zzetim, celalim hakkı için,
onlara büyük belâ veririm.") [Ey O ul lm.]
(Ahir zamanda bazı kimseler, mescidlerde dünyadan, dünya kelamından
bahsedecekler. Onlarla beraber olmayın! Allahın böyle kimselerle i i yoktur.) [ bni
Hibban]
(Hayvanların otu yedi i gibi, mescidde konu mak da sevapları yer, yok eder.)
[ .Gazali]
Önce (tehıyyetül mescid) namazı kılıp veya ba ka ibâdet yapıp, itikafa niyet ettikten
sonra, hafif sesle ihtiyaç kadar konu mak caizdir. htiyaçsız mescidde konu ulmaz.

(Bu mahallenin çocuklar ahlaksız) diyenlere de hücum edilerek, (Her çocuk mümin
ve günahsız do ar.) deniyor.
Çocu un günahsız do du u do rudur, fakat mümin do ar demek yanlı tır. Çünkü bir
hadis-i erifte (Kız çocu unu diri olarak gömen de, gömülen çocuk da cehennemdedir.)
buyuruldu. (Ebu Dâvud)
Kâfirlerin çocukları, akıl-bali olsaydı, mümin veya kâfir olacaktı. Bu ise ilm-i ilahide
bilindi ine göre, büyüyünce ne olacaksa hüküm de ona göredir. Yani kâfir olacaklar
cehenneme, müslüman olacaklar ise Cennete gideceklerdir. Peygamber efendimize, küçük
ya ta ölen mü rik çocuklarının durumu suâl edildi inde (Akıl bali olsalardı, ne amel
i leyeceklerini Allah elbette bilir.) buyurdu. (Buharî)
Bu kavli bildiren âlimler oldu u gibi, çocuklar günahsız do du u için kâfir çocuklarının
da cennete gidece ini söyleyen âlimler vardır. Fakat çocuklar mümin olarak do ar diyen
âlim yoktur

(Can çıkmayınca huy çıkmaz) sözü yanlı deniyor.


Bu söz, gazap, ehvet gibi insanın fıtratında olan eylerin tamamen yok edilemeyece ini
bildirmek için söylenmi tir. u hadis-i erif de aynı mealdedir:
(Bir da yerinden ayrılmı denirse, tasdik edin. Fakat, bir kimsenin ahlâkı de i mi
denirse inanmayın. Zira fıtrî yapı de i mez) [ .Ahmed]
Terbiye etmek ba ka, yok etmek ba kadır. Bir erik çekirde i, ne elmadır, ne de eriktir.
Bu çekirdek, topra a konur, sulanıp gübrelenirse, erik a acı olabilir. Bu a açtan da erik
alınabilir. Bu a aca ne kadar bakılırsa bakılsın, erik çekirde inden elma olmaz. te can çıkar
huy çıkmaz bu anlamdadır.

(Kötü hava artları demek korkunç bir hatadır) deniyor.


Bu söz cahilli in daniskasıdır. Çünkü hayır er de Allahtandır. Amentü’de bunu her
zaman söyleriz. yi havayı Allah yaratıyor da kötü havayı ba kaları mı yaratıyor. Kur’an-ı
kerimde buyuruluyor ki: (Her eyi yaratan Allahtır.) [Zümer 62]

(Çocukları câmiye sokmayanlar var. Her câmi avlusu, çocuk bahçesi haline
getirilmeli . câminin mimarisinde, edebiyatında, musikisinde hep fayda vardır. Bu
faydalardan çocuklarımızı uzak tutmayalım) deniyor.
Halbuki, hiç zarar vermese de, câmiye küçük çocuk getirmek mekruhtur. Zarar verir,
kirletirse haram olur. Hadis-i erifte (Câmiye çocuk ve deli koymayın) buyuruluyor. ( bni
Mace)
Musiki haramdır, harama helal diyen küfre girer. Musikiyi bir yazı ile bildirmek
istiyoruz.

(Allah yazdı ise bozsun demek imanı yok eder) deniyor.


rade-i cüziyye risalesinde buyuruluyor ki:
mâm-ı Gazâlî buyurdu ki: (Kaza-i mu' allak, Levh-i mahfûzda yazılıdır. E er o kimse,
iyi amel yapıp, duâsı kabul olursa, o kaza de i ir). Hadis-i erifte buyuruldu ki, (Kader,
tedbîr ile, sakınmakla de i mez. Fakat kabûl olan duâ, o belâ gelirken korur). Duânın
belâyı def'etmesi de, kaza ve kaderdendir. yâni, o kimsenin duâ etmesi de, takdîr edilmi ise,
duâ eder, kabûl olunca, belâyı önler. (Ecel-i kaza)yı da, iyilik etmek geciktirir. Fakat, (Ecel-i
müsemmâ) de i mez. Ecel-i kaza, bir kimse, e er iyi i yapar, yâhut sadaka verir, hac
ederse ömrü altmı sene, bunları yapmazsa kırk sene diye takdîr edilmesi gibidir. Vakit
tamam olunca, eceli bir ân gecikmez. Birinin üç gün ömrü kalmı iken akrabâsını, Allah
rızası için ziyâret etmesi ile, ömrü otuz seneye uzar. 30 yıl ömrü olan kimse de, akrabâsını
terk etti i için, ömrü üç güne iner. Takdîr, ezelde Levh-i mahfûzda yazılmı tır. Sonradan
bir ey yazılmaz. Yâni, Levh-i mahfûzda olacak de i iklikler ve ömürlerin artması ve
kısalması da, ezelde yazılmı tır ki, buna kaza-i mu' allak denir. Allahü teâlânın kaderi, yâni
ezelde ilmi nasıl ise, Levh-i mahfûzdaki de i iklikler, ona uygun olur. (Ecel, bir ân
gecikmez ve vaktinden önce gelmez) ayeti, (Ecel hazır oldu u vakit gecikmez. Fakat, ecel
hâsıl olmadan önce, sadaka ile, duâ ile, amel-i sâlih ile, ömür uzar. Zîrâ Fâtır sûresinde,
(Herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması hep yazılıdır) buyurulmaktadır) dedi. u halde,
Allah yazdı ise bozsun demek, eceli kaza ise Allah takdir etmesin demektir. Kaza ve kaderi
bilmeyen cahiller böyle rastgele konu abilir.

(Ben cahilim demek, cahiliyet devrini kabul etmek olur) deniyor.


Halbuki peygamber efendimiz, (Âlimim diyen kimse cahildir.) buyuruyor. (Taberânî)
Hz. abi, (Bilmem, demek, cahilli ini söylemek ilmin yarısıdır. Allah rızası için
bilmedi i bir konuda, susanın aldı ı mükâfat, bildi i konuda konu anın aldı ı mükâfattan az
de ildir. Çünkü cehaleti kabul etmek nefse çok a ır gelir.) buyuruyor. mam-ı gazali
hazretleri, Tevekkülün ikinci derecesini anlatırken buyuruyor ki: (Bu kelime-i tevhîdin
mânasına, kalbin inanmasıdır. Bu inanı , yâ ba kalarından görerek, i iterek olur ki, bizim
gibi câhillerin inanı ı böyledir. Yâhut delîl ile, aklın isbât etmesi ile inanır. Din âlimlerinin,
kelâm ilmi üstâdlarının inanması böyledir.)
Hikmet ehli bir zat, (Kötü sözlerimize dayanan, isteyene veren ve cahilliklerimize göz
yuman bizim efendimiz) der. Ben cahilim demenin, ben cahiliyet devri itikadındayım
demekle hiç bir ilgisi yoktur.

(Bekarlık sultanlıktır sözü yanlı tır.) deniyor.


slamın ilk zamanları evlenmek tavsiye ediliyordu. Peygamber efendimiz, (Evlenmek
benim sünnetimdir, sünnetime uymayan benden de il) buyuruyordu. Fakat ahir zamanda
bu durum de i mektedir. Çünkü Ebu Ya’la’nın rivayet etti i hadis-i erifte, Peygamber
efendimiz, ( kiyüz yılından sonra, sizin en iyiniz, hafîfülhâz olandır) buyurdu. Hafîfülhâz
nedir, dediklerinde, (Hanımı ve çocu u olmıyandır) buyurdu. Bi r-i Hafî, Bayezid-i
Bistamî, Ebül-Hüseyn Nuri [ve Rabia-i Adviyye] gibi büyük âlimler bekar idi. Hicretin
ikiyüz yılından sonra gelenler arasında, bunların ve bunlar gibi olanların eref ve
üstünlüklerini, bu hadis-i erif bildirmektedir. ( hyâ)
Ebu Süleyman-ı Daranî hazretleri, (Bekarlı a dayanmak, ailenin çilesine dayanmaktan,
onların eziyetine katlanmak, cehennem ate ine dayanmaktan daha kolaydır) buyurdu.

(Millet din demektir. Bunun için Fransız milleti, Türk milleti denmez. Türk
milliyetçisiyim demek de, Türkün dinindenim demek olur ki çok yanlı tır) deniyor.
Millet kelimesi çe itli manalara gelir. Birkaçı öyledir:
1- Din manasında kullanılır. "Millet-i brahim", "Millet-i Resulullah" gibi. Bir kimse,
brahim aleyhisselamın dinindenim dese mahzuru olmaz. Çünkü bizim dinimizle onun dini
arasında fark yoktur.
2- Ümmet manasında, bir din mensuplarının tamamına denir. " slâm milleti", "Yahudi
milleti" gibi.
3- Topluluk manasına gelir. "Kâfirler tek millettir.", "Kâfir milleti zâlimdir." gibi.
4- Sınıf, cins, taife manasına kullanılır. "Kadın milleti", " oför milleti" gibi.
5- Halk manasına kullanılır. "Bu millet, iyiye layıktır." gibi.
6- Kavim manasında kullanılır. Din, dil, tarih, gelenek, kültür, ideal ve vatan birli i olan
topluluk demektir. "Türk milleti", "Arap milleti" gibi.
Milliyetçi demek, aynı dine mensup, aynı dili konu an, ortak tarihi olan, aynı gelenekleri
ve aynı kültürü olan, aynı ideale ve aynı vatana sahip olan kimse demektir. "Ben
milliyetçiyim." demek yanlı olmaz. Kelimenin yalnız bir manasını dü ünmek do ru
de ildir.
Millet kelimesini yanlı anlayanlar gibi, zaman kelimesini de yanlı anlayanlar çıkıyor.
(Zaman çok kötüle ti demek, Allahtan ikayettir. Çünkü, zamana söven beni
cezalandırır. Ben zamanım) hadisi kudsisi vardır.) deniyor. Zaman kelimesinin sanki tek
bu anlamı mı var da böyle söyleniyor?
Zaman kelimesinin anlamlarından birkaçı öyledir:
1- Vakit demektir. Olayları sıralamaya yarayan ba ı ve sonu belli olmayan mücerret
kavram. Zaman akıp gidiyor gibi.
2- Ça demektir. Osmanlıların ilk zamanlarında Türklerin itibarı yüksekti gibi.
3- Gün demektir. Zaman olur beni de anlayan çıkar gibi.
4- An demektir. Bir zaman durakladı, konu madı gibi.
5- Mevsim demektir. imdi hasat zamanı gibi.
6- Elveri li vakit demektir. Tam hücum etme zamanı gibi.
7- Ya anılan devir demektir. Zaman çok kötü oldu, bilir bilmez herkes din adına ahkam
kesiyor gibi.

(Zaman sana uymazsa sen zamana uy sözü çok yanlı tır.) deniyor.
Halbuki “Zaman sana uymazsa, sen zamana uy” sözü do rudur. Zamana uymak,
zamanın gerektirdi i hususlara uymak demektir. Zamanın de i mesiyle, örf ve adete ait
hükümler de i ebilir. Nassa [Kur' an ve hadise] dayanan hükümler zamanla de i mez. Dine
aykırı olmayan örf ve adete ait hükümler de i irse, bunlara uymakta mahzur yoktur.
Herkes traktörle, kamyonla giderken, ka nı ile gitmek gerek diye ısrar edilmez. Fakat
günah olan bir ey, herkes tarafından yapılsa, buna uyulmaz. Zamana ait i lerin de i mesine,
zamanın de i mesi denmi tir. Böyle misaller Kur' an-ı kerimde de vardır. Mesela, (köy
halkına sor) yerine, (köye sor) denilmi tir. (Yusüf 82)
Türkçede de, ( u sınıf tembel) denir. Burada anlatılan, sınıfın kendisi de il, oradaki
talebelerdir. Zamana uymak da, zamanın icabı olan faydalı i lere uymak demektir. Zararlı,
günah olan eylere uyulmaz. Zamanı kötülemek de, o zamanda ya ayan kötü insanları tenkid
etmektir. Yoksa zamanı yaratan Allahı kötülemek anlamında de ildir.

(Din siyasete alet edilmez diyenler Müslümanları u ak olarak kullanmak


isteyenlerdir.) deniyor.
Yani apaçıkça din istismarı normal görülüyor. Dini kullanarak, gerek ahsi, gerek siyasi
menfaat veya nüfuz sa lama i ine din istismarı denir. Koltuk kapmak, alkı toplamak, bir
grup insanı pe ine takmak gibi herhangi bir menfaat, Allah rızasından ba ka niyetlerle
yapılırsa riya olur. mam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki: yi bil ki riya haramdır, riyakârı
Allah sevmez. Hadis-i erifte: (Ahır zamanda dünya menfaati için dini alet eden, gösteri
yapanlar çıkar. Sözleri baldan tatlıdır. Bunlar kuzu postuna bürünmü birer kurttur.)
buyuruldu.(Tirmizî)
Din alet edilerek elde edilen mal, mevki için air der ki:
u mala, makama ola ki lânet,
Ona din veya ırz edile alet.
Dini siyasete, politikaya alet etmek, yahut ba ka zararlı maksatlar ve menfaatler için
kullanmak, bir takım cahilleri, din ismi altında, tahrik etmek çok büyük bir günahtır. Allahü
teâlâ, en çok bunu kötülemektedir. Din, tertemiz ahlâk sahibi olmayı emreden, sırf
merhamet, sevgi ve büyüklere itaat , küçüklere efkat emreden, insanları do ru yola götüren
Allahü teâlânın razı oldu u yoldur. Dini herhangi bir menfaate, mesela siyasete alet etmek,
yahut ba ka zararlı maksatlar için kullanmak, bir takım cahilleri, din ismi altında, tahrik
etmek çok büyük bir günahtır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Yazıklar olsun ilmini ticaret
vasıtası yapan kötü âlimlere ki, devlet adamlarına yakla ır ve kazanç temin ederler.
Allah onların ticaretine kesatlık versin!) [Hakim]
Vaaz etmek, dini yazı yazmak, kitap çıkarmak, ancak Allah rızası için olunca, mevki,
mal ve öhret kazanmak için olmayınca faydalı olur. Aksine olursa çok zararlı olur. Hadis-i
erifte buyuruldu ki: (Hak teâlâ, Hz. Âdeme bin çe it sanat ö retip buyurdu ki:
Çocukların ve neslin, bu sanatlardan biri ile rızkını talep etsin! Sakın ola ki dini geçim
vasıtası yapmasın! Dini kullanarak dünyayı talep edenlere yazıklar olsun!) [Hakim]
Peygamber efendimiz, (Kıyamet yakla tıkça, fitneler ço alır) buyururken, bazıları
çıkıyor, (Fitne devrinde ya ıyoruz demenin dinde yeri yoktur.) diyebiliyor. Fitne imtihan
demektir. Anar i, bozgunculuk, günah, irk, belâ ve daha ba ka manalara gelirse de, ekseriya
bölücülük, bozgunculuk anlamında kullanılır. Abdulgani Nablüsi hazretleri, (Fitne,
Müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak, insanları
isyana kı kırtmak demektir.) buyuruyor. mam-ı Birgivi hazretleri de, fitneyi böyle tarif
etmi tir. Muhammed Hadimi hazretleri de fitneyi böyle tarif ettikten sonra (Fitne çıkarmak
haramdır. Kur' an-ı kerimde, dinden saptırmak için fitne çıkaranların cehenneme atılaca ı ve
fitne çıkarmanın adam öldürmekten daha kötü oldu u bildirilmektedir) buyuruyor. Fitne
hakkındaki hadis-i eriflerden bazıları öyledir:
(Fitneden sakının! Söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile çıkarılan fitne gibidir.) [ bni
Mace]
(Fitne ve karı ıklık zuhur edince, katil [öldüren] olmaktansa, maktul [öldürülen]
olmayı tercih et!) [Ebu Nuaym]
(Fitne zamanı saldırgan, evinize girerse, [Maide suresinin 28. ayetinde bildirildi i
gibi] "Beni öldürmek için sen bana elini uzatırsan da, seni öldürmek için ben sana elimi
uzatmam." diyen Hz.Âdemin o lu [Habil] gibi ol!) [Tirmizî]
(Kıyamet yakla tıkça fitneler ço alır. Sabah evinden mümin çıkan, ak am evine
kâfir olarak döner. Ak am mümin iken, gece imanları gider, kâfir olarak sabaha
çıkarlar!) [Ebu Dâvud]
Peygamber efendimizin bu sözlerine saldıranlara ne söylense azdır.

(Ne yapayım emir kuluyum demek yanlı tır. Allahın kulu olmalı, kulun kulu
olmamalı) deniyor. Bir ba ka cahil de öyle diyor: (Osmanlılarda, insan, Allahın de il,
padi ahın kuluydu. Onun için padi ah, halka "Kullarım" derdi. Sultanlık sistemine
kar ı çıkmak, soylu mücadele vermektir) diyor.
Bazı kelimeler birkaç manaya gelir. Cümledeki yerlerine göre manaları de i ir. Mesela
Mevla kelimesi, yedi manaya gelir. Daha çok ilah, efendi, köle manasında kullanılır.
(Mevla’nın rahmeti bol) cümlesindeki mevla, ilah manasındadır. (Mevlana Celaleddin)deki
mevla da efendi demektir. imdi biri çıkıp da (Sen Celaleddine ilah dedin) diyemez. Bunun
gibi kul kelimesi de mahluk, insan, köle, bende, emir altında bulunan, tabi, mensup gibi
manalara gelir. imdi birisi nezaket olsun diye (Bendeniz) dese, bende kul, köle demek
oldu u için, (Sen kar ındakine bendeniz demekle onu ilah yaptın.) demek caiz olur mu?
Padi ahlar, sadık yardımcılarına "Kulum" derdi. Burada kul, "Sa kolum) demektir. Sultana
ait seçkin askerlere (Kapı kulu) denirdi.

(Allahtan ba kasına itaat etmek irktir, kula kulluktur) deniyor.


Bu söz de çok yanlı tır. Çünkü Kur'an-ı kerimde, Allah ve Resulüne ve ülulemre de itaat
edilmesi emrediliyor. Âlimlere, ana babaya itaat da dinimizin emridir. Bunlara itaat da
Allaha itaat olur. (Hadika)

( eyhi olmayanın eyhi eytandır sözüne hadis demek korkunçtur, Bayezid-i


Bistamiye aittir.) deniyor.
O zaman adama u soruyu sorarlar: Bu korkunç sözü ne diye Bayezidi Bistami hazretleri
söylemi tir? Bir âlimin söylemesi o sözün kötü olmasını mı gerektirir? Burada eyh, mür id,
rehber, üstad, ö retmen anlamındadır. Din ilimlerini hocasız ö renmek kolay mıdır? Hele
tasavvufu rehbersiz ö renmek imkansızdır. Bayezidi Bistami hazretlerinin bu sözü, korkunç
olarak vasıflandırılıp niye be enilmez ki? Burada tasavvuf dü manlı ı mı yapılıyor?
Rehbere, üstada kızılır mı? Bir talebenin, ilim ö renebilmesi ve do ru yolu bulabilmesi için,
bir ö reticiye ihtiyacı vardır. Çünkü hadis-i erifte, ( lim üstaddan ö renilir) buyuruldu.
(Tebarani)
Kur'an-ı kerimde ise, (E er bilmezseniz, bilenlerden sorun!) buyuruldu. (Nahl 43)

(Tesadüfen kar ıla tık demek yanlı tır, tevafuk etti demelidir) deniyor.
nsan, tesadüfen iyi kötü i yapabilir. Tevafuk, birbirine uyma, uygun gelme demektir.
nsan sevmedi i biriyle kar ıla ınca, tevafuk etti demek tuhaf olur. Hiçbir dini kitapta
rastlantı anlamındaki tesadüf yerine tevafuk kullanmak gerekir diye yazmaz. Tesadüf yerine
tevafuk, nakli de il de, aklı esas alanların uydurdu u bir bid' attir. "Tesadüfen Ali Beyle
kar ıla tım" demek ve tesadüf kelimesini böyle yerlerde kullanmak caizdir. "Bu âlem
tesadüfen yaratılmı , da lar, denizler tesadüfen olmu tur" demek caiz olmaz. Çünkü her eyi
yaratan Allahü teâlâdır. Bu ikisini karı tırmamak gerekir.
(Üzümünü ye ba ını sorma sözü yanlı tır.) deniyor.
"Üzümünü ye, ba ını sorma" atasözü çok güzeldir, dinimize uygundur. Bir sözün do ru
olup olmadı ı dinimize göre ölçülür. Üzümünü ye, ba ını sorma demek, üstüne gerekmeyen
eylere karı ma, her eye burnunu sokma demektir. Açıklamalı atasözleri kitabında ise
(Mühim olan, bir nimetin gelmesidir. Nereden geldi ini bilmek lüzumsuzdur.) eklinde
açıklanmı tır. Bu söz, ecdad dü manlarının iddia etti i gibi, (Üzümün haram olup olmadı ını
sorma) demek de ildir. Ayet-i kerimeleri ve hadis-i erifleri de maksadına aykırı olarak
açıklamak asla caiz de ildir. Mesela, Kur' an-ı kerimin çe itli yerlerinde (Allah diledi ini
hidayete kavu turur, diledi ini dalalette bırakır.) buyuruluyor. (Amentü)deki iman
esaslarından birisi de (Hayrın ve errin Allahtan geldi ine inanmak)tır. nanmayan bir kimse,
(Hidayet Allahtan oldu una göre, dalalet üzere kalmamda benim suçum yoktur.) diyemez.
Yani ayet-i kerimeyi kendi anladı ı gibi açıklayamaz. Mektubat-ı Rabbanî’deki hadis-i
erifte (Kur'an-ı kerimden kendi aklı ile, kendi dü üncesi ile mana çıkaran kâfir olur.)
buyurulmu tur.

(Bir ey için u urlu, u ursuz demek cehalet kültürünün eseridir. ) deniyor.


Halbuki bu konuda Peygamber efendimizin sahih hadisleri vardır.
U ur, iyilik getirdi i sanılan ey veya belirti, hayır, iyilik, bereket.
U ursuz, kötülük ve zarar getirdi i sanılan ey.
U ursuzluk, bir eyi veya bir olayı kötüye yorumlamak.
Bir eyin, bir günün veya bir yerin u ursuz sanılması, Yahudilikte vardır. Hıristiyanlıkta
da, 13 rakamının u ursuzluk getirdi ine inanılır. Dinimizde ise, bir eyi u ursuzlu a yormak
yoktur. Fakat, ( u i veya u ev bana u ursuz geldi) gibi sözleri söylemek caizdir. Hadis-i
eriflerde buyuruluyor ki:
(Müslümanlıkta u ursuzluk [bir eyi kötüye yorumlamak] yoktur.) [Hadika]
(Bir eyi u ursuzlu a yorma, hayra yor! Sizden biriniz, ho una gitmiyen
u ursuzluk zannetti i bir ey görünce, öyle desin: "Ya Rabbi! yilikleri veren,
kötülükleri defeden ancak sensin. Lâ havle velâ kuvvete illâ bike.") [Beyhekî]
(Yumu ak muamele u urluluk [iyilik], çetin davranmak u ursuzluk getirir.)
[Harâitî]
(U uru [hayrı] ve u ursuzlu u [ erri] en çok olan uzuv dildir.) [Taberânî]
(Kötü huy u ursuzluk getirir.) [Taberânî]
Eskiden, Arabistan' da yolculu a çıkarken, bir ku uçururlardı. Ku sa a uçarsa, u urlu
sayıp, yola devam ederler, ku sola uçarsa, u ursuz sayıp geri dönerlerdi. Peygamber
efendimiz bunu yasaklamı , (Ku lara dokunmayın, yuvalarında kalsın!) buyurmu tur. ( .
Maverdi)
Bir olayı hayra yormakta ise mahzur yoktur. Çünkü Peygamber efendimiz, gördü ü
eyleri hayra yorardı. Hiçbir eyi u ursuz saymazdı. ( . Ahmed)

(Mavi boncuk tak nazar de mesin demek hurafedir, batıl bir inançtır, irktir)
deniyor.
Böyle söylemek çok yanlı tır. Boncu un yaratıcı bir kuvvete sahip oldu una inanmak
irktir. Fakat hangi müslüman, bir boncu un yaratıcı gücü oldu una inanır? Hadis-i erifte,
(Temime ve tivele irktir) buyuruluyor. Manasız eyleri veya küfre sebep olan rukyeyi
okumaya Efsun denir. Efsunu veya nazarı bizzat önledi ine inanılan nazarlık denilen eyleri,
üzerinde ta ımaya Temime denir. irinlik muskası denilen rukyelere Tivele denir. Rukye,
okuyup üflemek veya üzerinde ta ımak demektir. Rukye, ayet-i kerime ile ve hadis-i erifle
bildirilen duâlarla yapılırsa buna Taviz denir. Taviz ise caizdir. Hadis-i erifte ( laçların en
iyisi Kur'an-ı kerimdir) buyuruldu ( bni Mace)
Mezhepsiz Kardavi ve onun yoluna uyan yerli bid' at ehli, ayetlerle yapılan ve taviz
denilen rukyeleri ta ımaya bile irk diyorlar. Ellerinde bir irk çamuru, rastgele atıyorlar.
bni Abidin hazretleri buyuruyor ki: (Nazar de memek için tarlaya kemik, korkuluk,
hayvan kafası koymak caizdir. Bir kadın tarlasındaki mahsule nazar de memesi için ne
yapaca ını sorunca, Resulullah (Tarlaya hayvan kafası as) buyurur. Bakan kimse, önce
bunu görüp tarladaki mahsulü sonra görür.) [R. Muhtar c.5, s.232 ve 275]
R. Muhtardaki bu yazıdan nazardan korunmak için korkuluk, hayvan kafası, nazar
boncu u ve benzeri eylerin temime olmayaca ı, caiz olaca ı pek açıktır. Bizzat nazar
bocu u veya hayvan kafası nazarı önlemez. Nazarı önleyen Allahü teâlâdır. Bakan kimse
önce bunları görünce, gözlerinden çıkan zararlı ualar bunlara isabet eder. Nazarın gerçek
oldu u ayet-i kerime ile sabittir. Hadis-i erifte de (Nazar haktır) buyuruldu. (Müslim)

(E er o iki sene olmasaydı Numan helak olurdu sözü imamı azama ait de ildir,
uydurma bir sözdür. Tasavvuf olmadan da insan evliya olur) deniyor.
Maksat tasavvufu kötülemek. Tasavvuf dü manlı ı selefiler arasında çok yaygındır.
Evliyaya, keramete dü manlık yaparlar. Bilmeyenin bilmedi i eyleri dü manlık yapması
yadırganmaz. Atalarımız böyle kimseler için, (Ki i bilmedi i eylerin dü manıdır)
buyurmu lardır.
Muhammed Masum hazretleri, Mektubat kitabında buyuruyor ki:
(Allahü teâlâyı tanımak iki türlüdür:
1- Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi tanımak,
2-Tasavvuf büyüklerinin tanımaları.
Birinci ekildeki imanda nefs azgınlı ından vazgeçmemi tir, iman hakiki de il,
mecazidir. Bu iman gidebilir. kincisinde nefs de imana geldi i için iman yok olmaktan
korunmu tur. (Ya Rabbi, senden sonu küfür olmayan iman istiyorum) hadis-i erifi ve
Nisa suresinin (Ey iman sahipleri, iman edin) mealindeki 136. ayet-i kerimesi de hakiki
imanı bildirmektedir. Bu ayet, (Hakiki imana kavu un) manasındadır.
mam-ı Ahmed hazretleri ilim ve ictihadda çok yüksek dereceye sahip oldu u hâlde,
hakiki imana kavu mak için Bi r-i Hafi [ve Zünnun-i Mısri] hazretleri gibi evliyanın
sohbetinde bulundu. mam-ı a' zam hazretleri de, ömrünün son yıllarında Cafer-i Sadık
hazretlerinin sohbetinde bulunduktan sonra, (Bu iki sene olmasaydı, Numan helak
olurdu), yani (Hakiki imana kavu amazdım) buyurmu tur. Her iki imam da ilimde ve
ibâdette son derece ileri oldukları hâlde, tasavvuf büyüklerinin sohbetinde bulunarak marifeti
ve bunun meyvesi olan hakiki imanı elde ettiler.) [C.2,m.106]
Senaullah-i Dehlevi hazretleri de buyuruyor ki:
(Tasavvufta fena makamına kavu an, muhakkak imanla ölür. Bekara suresinin (Allahü
teâlâ imanınızı zayi etmez) mealindeki 143. ayet-i kerimesi ve (Allahü teâlâ, kullarının
imanlarını geri almaz. Fakat âlimleri yok ederek ilmi geri alır) hadis-i erifi, hakiki
imanın ve batın ilminin geri alınmayaca ını göstermektedir.) [ r ad-üt-talibin]

(Sizin dü manınız eytandır) ayet-i kerimesini delil getirerek, bize dü man olan
birisine (Sen benim dü manımsın) demenin küfür oldu u söyleniyor.
Cahilli in bu kadarına da pes artık. Bir müslüman da di er müslümana dü manlık yaptı
diye hemen ona kâfir denir mi? Hangi kitap böyle yazar? Tarihte iki müslüman ordu
çarpı madı mı? Bunlara kâfir denir mi? Bu cahil adamlar, ellerine almı lar, bir kâfir karası,
önüne gelenlere rastgele sürüyorlar.
Müzi in her çe idinin haram oldu u muteber eserlerde bildirilirken, müzi in
e lendirici, dü ündürücü, dinlendirici ve e itici yönleri de bulundu u anlatılarak sanki bazı
müziklerin caiz oldu u söyleniyor. Mehter mar ı, def, dü ünde davul çalmak hariç elbette
müzi in her çe idi haramdır. Tasavvuf müzi i diye de bir ey yoktur.

(Kâfirler Allahtan ümit keser) ayetini delil getirerek, (Bu toplum düzelmez) diyenlerin
küfre girdi i söyleniyor.
Halbuki bu ayetin, bununla hiç ilgisi yoktur. Delinin biri çıksa, (Ben hiç
hastalanmayaca ım, göklerde uçaca ım, dünyadaki herkesi müslüman edece im) dese, bir
ba kası da bunları yapamazsın dese, hemen eldeki kara, bu adamın alnına yapı tırılır, (Sen
Allahtan ümit kesti in için kâfirsin) denir. Ben inansam da, ibadet etsem de Allah beni
affetmez) demek küfürdür. Allahtan ümit kesmek, Allahın rahmetinden ümit kesmektir.
Yoksa bu i i yapamazlar demenin küfürle ne ilgisi vardır?

Atasözlerine dü manlık edenler, (Do ru söyleyen dokuz köyden kovulur) sözünü de


be enmemi ler.
Bu sözün nesi var. Sakın do ru söylemeyin, yalan söyleyin mi deniyor? Yine atalarımız,
(Her söyledi in do ru olsun ama her do ruyu her yerde söyleme) demi lerdir. Demek ki
rasgele konu ursan dokuz köyden kovulursun. Mesela her yerde her iir okunmaz. Okunursa
ne olur, adamın canına okurlar. Söyledi in do runun bir faydası varsa söyleyeceksin. Zarar
veriyorsa, kimseye faydası dokunmuyorsa, söylemenin alemi nedir?
Peygamber efendimiz, yalanı çok kötüledi i halde, caiz oldu u yerleri de bildirmi tir.
Demek ki do runun söylenmeyece i yerler de vardır.
Gencin biri, iftiraya u rar. Sonunda idama mahkum olur. nfaz saatini beklerken,
kendisine iftira edenlere, bu arada hükümdara a zına gelen sözleri sarf eder, sövüp sayar. Bu
acı ba ırmalar, bir süre devam eder. Hükümdar, saraydan bu feryatları duyar. Fakat ara uzak
oldu u için ne söyledi ini anlayamaz.
ki vezirinin yanına giden hükümdar, bu gencin neler söyledi ini sorar. Birinci vezir,
(Hükümdarım bu genç, (Allah, affedenleri aziz eder) hadis-i erifini söylüyor,
"Affedenlerin yeri Cennet" diyor. Sizden af talebinde bulunuyordu) der.
Bu söz, hükümdarın ho una gider. (Bu genci affettim, serbest bırakın) der. kinci vezir,
hemen atılıp der ki:
(Ha metli hükümdarımız, bu veziriniz, zât-ı âlinize kar ı, utanmadan yalan
söylüyor. Genç, af istemiyor, size sövüp sayıyordu.).
Hükümdarın ka ları çatılıp der ki:
(Bre vezir, sen yersiz do ru söylemekle, iki ki inin ölümüne sebep olmak istiyorsun.
u vezirin yalanı ise bir canı kurtarmı tır. Unutma ki, " bitiren yalan, fitneye sebep
olan do rudan daha iyidir")
Hükümdar, yersiz do ru söyleyen veziri azleder, yerinde yalan söyleyerek bir suçluyu
kurtaran veziri de kendisine sadrazam yapar.
Eli ya lı karalılar, (gemisini kurtaran kaptan) sözüne de saldırıyorlar, bu kâfir
uydurmasıdır diyorlar.
Halbuki bu söz. Hadis-i eriflere ve âlimlerimizin bildirdiklerine aykırı de ildir, çok
güzel bir sözdür. Atalarımız aynı anlamda, (Önce can, sonra canan) demi lerdir. Can
kurtarılmadan canan kurtarılmaz.
Abdulgani Nablüsi hazretleri (Söz ve yazı ile emr-i maruf âlimlerin vazifesidir. Kalb ile,
duâ ederek günah i leyene mani olmaya çalı mak da her müminin vazifesidir. El ile
müdahale ise devletin vazifesidir.) buyuruyor.
Faydası olmıyaca ı ve zarar gelece i bilindi i hâlde, her günah i liyene emr-i maruf
yapmaya kalkmak do ru de ildir. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Kıyamette, bir kimseye, günah i leyene, niçin engel olmadı ı sorulacak, o da,
“Onun zararından korktum, Allahın affına güvendim” diyecek ve mazur görülecektir.)
[ bni Mace]
Peygamber efendimiz, ortalık bozuk iken, ortalı ı düzletmeye kalkmak yerine, evine
çekilip kimseye karı mamak gerekti ini, hatta öldürmek yerine ölmeyi tavsiye ederek
buyuruyor ki:
(Fitne zamanı, evinize girilince, Âdem aleyhisselamın, [Maide suresinin 28. âyetinde
bildirildi i gibi] "Sen, beni öldürmek için bana el uzatsan da, seni öldürmek için ben
sana el uzatmam" diyen o lu [Habil] gibi ol!) [Tirmizî]

Kötü de olsa mevcudu kabullenme olaca ı için, (Beterin de beteri vardır) sözü de
tenkid ediliyor.
Halbuki mam-ı rabbani hazretleri, (Hiç bir zaman, hiç bir ekilde, halinizden
ikayetçi olmayın. Her zaman ükredici olun. Beterin beteri vardır.) buyuruyor.
Topal olan kimse, (Beni niye topal yarattın veya niye kazada aya ımı koparttın) diye
Allaha isyan mı etmesi gerekir, yoksa (Ya rabbi gözümü kör etmedi ine, kula ımı sa ır
etmedi ine çok ükürler olsun demesi gerekmez mi? Her zaman beterin beteri vardır diyerek
halimize ükretmeliyiz. Kur' an-ı kerimde ükretmek emredilmektedir:
(Bana ükredin, nankörlük etmeyin!) [Bekara 152]
( ükrederseniz elbette nimetimi artırırım. E er nankörlük ederseniz, iyi bilin ki
azabım çok iddetlidir.) [ brahim 7]
Hadis-i erifte de (Kıyamet günü " ükredenler gelsin!" diye seslenilir. Onlar bir
bayrak altında Cennete girer. Bunlar, darlık ve geni likte, her hâl-ü karda Allaha
ükredenlerdir.) buyuruldu.
ükür, nimeti de il, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gere iyle amel
etmektir. Bu amel, kalb, dil ve di er azalarla olur. Kalb ile iyili e niyet eder. Dil ile
hamdeder, ükrünü açıklar. Uzuvlarla ükür ise, Allahü teâlânın verdi i nimetleri yerli
yerinde kullanmaktır. Mesela gözün ükrü, müslümanların, arkada ların kusurunu
görmemektir. Kula ın ükrü, söylenilen ayıpları duymamı olmaktır.
mam-ı Mücahid hazretleri Nahl suresinde (Onlar, Allahın nimetini bilip itiraf
ederler. Sonra da onu inkâr ederler) mealindeki 83. ayet-i kerimesini (Onlar, nimetlerin
Allahtan oldu unu bilirler. Fakat "Bu nimetleri biz kazandık veya bize miras kaldı"
diyerek nankörlük eder) diye tefsir etmi tir.
nsan, bir hasta veya sakat görünce, kendisinin böyle bir derde müptela olmadı ı için
ükretmelidir! Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Bir kimse, hasta, sakat birini görünce, "Allahü teâlâya hamdolsun ki beni böyle
etmedi. Bundan ve daha ba ka dertlilerden üstün kıldı." derse, nimetin ükrü olur.)
[Beyhekî]
Nimete ükredince, hem eldeki nimet yok olmaktan kurtulur, hem de yeni nimetlerin ele
geçmesine sebep olur. Hadis-i erifte, (Az veya çok bir nimete kavu an, "Elhamdülillah"
derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir.) buyuruldu. ükredenden
Allahü teâlâ razı olur. Yine hadis-i erifte, (Yiyip içtikten sonra "Elhamdülillah"
diyenden Allahü teâlâ razı olur.) buyuruldu. u üç eyi yapan tam ükretmi olur:
1- Bir nimet gelince bunu Allahtan bilip ükretmek.
2- Allahü teâlânın verdi i her eye razı olmak.
3- Verilen nimetten istifade edildi i müddetçe, Allahü teâlâya isyan etmemek.
Hadis-i erifte, (Din i lerinde kendinden üstün olanı görüp ona uyan, dünya
i lerinde ise kendinden a a ısına bakıp Allaha hamd eden ükretmi olur.) buyuruldu.
Nimet umumi olunca, herkese gelince insan bu nimetin kıymetini bilemez. Görmek büyük
nimet iken, herkeste göz oldu u için göz nimetine her zaman ükretmeyiz. Gençler;
ya lanmadıkça gençli in kıymetini bilmez. Hastalar sa lı ın kıymetini anlar. Fakirler
zenginli in kıymetini bilir. Hayatın kıymetini de ancak ölüler anlar. u hâlde ya lanmadan
gençli in, hastalanmadan sıhhatin ve ölmeden önce de hayatın kıymetini bilip ükretmelidir.

(Allahsızlar demek zehirli gazdır) deniyor.


Bir kimseye Allahsız demek, (Seni Allah yaratmadı, sen maymundan geldin) demek
de ildir. (Dinsiz, imansızsın) demektir. Allahsız demek her ne kadar pek ho de ilse de,
bunu konu etmeye, bunun için kitap yazmaya de mez. Dinde mecazi çok ey vardır. Kur’anı
kerimde, hadis-i eriflerde örnekleri çoktur.

(Kedinin baca ını gerdek gecesi ayırmak gerekir) sözüne de saldırıyorlar.


Halbuki bu sözün anlamı, tedbirini zamanında almak gerekir demektir. Yoksa kedinin
baca ını tutup ayırmak demek de ildir. Tedbir i in ba ında alınmazsa, zamanla olayları
önlemenin güç oldu unu bildirilmektedir. Gerdek gecesi hanımı dövmek gerekir diye bir ey
yoktur. Çünkü çoluk çocu u terbiye etmek için dövmek do ru de ildir. Ancak yanlı bir i
yapınca, cezalanabilece i hissini vermek gerekir. Peygamberimiz, ev halkının
dövülmemesini emretti i hâlde, terbiye edilmeleri için cezalanacakları, dövülecekleri hissini
ta ımaları gerekti ini bildirmi tir. Bu hususta peygamber efendimiz, (Ev halkınızı terbiye
edebilmek için bastonunuzu onların görece i yere asın!) buyurmaktadır. (Taberânî)
Kur’an-ı kerimde de cenab-ı Hak, (Azabım çok iddetlidir) diyerek kullarını ikaz
etmektedir. O halde son pi manlık fayda vermez, kedinin baca ını ilk gece ayırmak gerekir.

(Haram tatlıdır diyen, haramı be endi i için kâfir olur) diyorlar.


Nefsimiz kâfir oldu u için, nefsimizin her istedi i bizim aleyhimizedir. Nefsimiz, helal
olandan de il, haram olandan daha çok zevk alır. Nefsimizin ho una gitti ini bildirmek için,
haram ama bana tatlı geliyor demekle insan kâfir olmaz. Bir kimsenin dünya güzeli bir
hanımı olsa, çirkin bir bayanın baca ı açılsa, nefsimiz ona bakar ve ona bakmaktan ho lanır.
Yani haram ona tatlı gelir. Gelmez diyenler, nefsin mahiyetini bilmeyen câhil kimselerdir.
Nefsimiz, kötü bir bayana iltifat etmekten zevk alır da, evimizde yeme imizi pi iren,
çocuklarımıza bakan, evimizi düzenleyen, yolda ımız, sırda ımız, fedakâr hayat
arkada ımıza iltifat etmekten ho lanmaz.
Bu bakımdan tatlı gelen harama, tatlı geliyor demekle küfre girilmez. Fakat günahını
açıklamak do ru de ildir. Acı geliyor dersek belki o zaman gerçe i söylememi oluruz.
Kumarın, içkinin ba ından kalkmayanlar, tatlı gelmese orada dururlar mı? Bilgisayrda çe itli
oyunlardan zevk almasalar, saatlerce onun ba ında beklerler mi? Sabahlara kadar internette
chat yaparlar mı? Kendimizi kandırmaya çalı manın alemi yoktur.

Meleksin, melek gibisin demeye de saldırıyorlar.


Halbuki caiz olan te bihler vardır. Bir kimseye böyle söylemekle, onun melek oldu u
veya melek gibi günahsız oldu u söylenmi olmaz. Ona iyi insan dendi i anla ılır. Mesela
biz bir arkada a, günahlardan kaçtı ı için Melek Kasım diyoruz. Çocu unu severken, melek
kızım demekte de mahzur yoktur.

(Vakit nakittir) sözü de tenkit edilerek, bu paraya tapmanın ba ka ifadesi deniyor.


Adam oradaki nakitin ne anlama geldi ini bilmedi i için böyle söylüyor. Mesela nakten
ödemek pe in ödemek demektir. Vakit nakit demek de, vaktin de erini bilmek, onu bo a
harcamamak, vaktinde yani pe in olarak de erlendirmek gerekir anlamındadır. Böyle
sözlerin ne mahzuru olur?

(Babam öldü, hemen mezarını yaptırdım) diyene kızıyorlar, israftır, dine aykırıdır
diyorlar.
Mezar dü manı oldu unu çekinmeden açıklıyorlar. Alimlere evliyaya türbe yaptırmak
bile caizdir. Bunun için atalarımıza dil uzatmak çok yanlı tır. Aynı zihniyet enbiya ve evliya
kabirlerin yardım istemeye de, onlar için kurban kesmeye de irk diyorlar. Ben Allah rızası
için kurban kesip sevabını yatırdaki evliyaya ba ı lamanın dinen bir mahzuru yoktur. Hele
irk ile zerre kadar ilgisi yoktur. Evliya kabirlerine gidip evliyanın aracı olmasını istemenin
irkle bir ilgisi yoktur. Biz her eyin yaratıcının ve o evliyaya yardım etme gücünü verenin
Allahü telâlâ oldu unu biliyoruz. En cahil bir kimse de, insanın yaratıcı olmadı ını bilir.
Onun için evliya kabirlerine dua etmeye giden kimselere mü rik demek çok çirkin bir
harekettir.

Fitneci insanlar, kötü bir i yapılırken, (Elalem neder, dost dü man ne der) sözüne de
saldırıyorlar.
Halbuki di er sözler gibi, bu söz de dinimize aykırı de ildir. Kuldan utanmayan
Allahtan da utanmaz. Bir kötülü ü i lerken Allahtan utanmayan kimse, hiç de ilse kuldan
olsun utanmalıdır. Kötü örnek olaca ı için kötülü ü açıktan i lemek daha fazla günahtır.
Açıktan oruç yemek gizli yemeye göre daha büyük günahtır. Onun için dinimizde açıktan
oruç yiyen dünyada da cezalandırılır. Çünkü kötülü e örnek oluyor. Hadis-i eriflerde
buyuruluyor ki:
(Kim, dünyada günahını gizlerse, Allahü teâlâ da, Kıyamette, o günahı herkesten
saklar.) [Müslim]
(Bir günaha dü en, Allahın örtüsünü, onun üzerinde bulundurmalıdır!) [Müslim]
nsanlardan utanarak günahı gizlemek de hayâdandır. Hayâ da imandandır. Günah
gizlenmezse, fâsıklar bundan cesaret alır. (Falanca günah i liyor. Ben de i lesem ne çıkar?)
diyebilir. Riya olmaması için ibâdeti gizlemek caizdir. Onun için (Kabahat da gizli, ibâdet de
gizlidir) denmi tir. Bunun gibi atasözlerinin ço u bir hadis-i erife dayanmaktadır. (Hayâ
elbisesine bürünenin aybı görülmez. Duyulunca ho lanılacak eyleri yap! Kimsenin
duymasını istemedi in ve duyulunca insanların ho lanmıyaca ı eylerden kaç!)
buyurulmu tur. Yani dost dü manın ayıplıyaca ı kötülükleri yapmamalıdır.

(Zevkler ve renkler tartı ılmaz sözü, islamı kaldırmayı hedef almaktadır) deniyor.
Kur’an-ı kerimi kendi görü üne göre yorumlayanlar gibi, her sözü islama aykırı gibi
göstermek ne tuhaf bir gayrettir. Allahü teâlâ insanları farklı karakterlerde yaratmı tır.
Herkesin zevki farklıdır. Kimi maviyi sever kimi ye ili. Kimi uzunu sever, kimi kısayı. Kimi
deveye binmekten ho lanır, kimi ata binmekten. Kimi ekerli kahve ister, kimi orta ekerli
olsun der. Kimi masada yer, kimi yer sofrasında yer. Evini, dükkanını herkes zevkine göre
dö er. Herkesin zevkine, özel hayatına, ahlaka aykırı de ilse kimin karı maya hakkı vardır?
Dine aykırı olmayan renk ve zevkleri tenkit etmek çok yersizdir.
Eli karalılar, saldıracak yer arıyorlar, ( yi atadan kötü evlat, kötü atadan iyi evlat
olabilir, sözü batıl bir sözdür, hiçbir dayana ı yoktur) diyorlar.
Bu çok normal bir sözdür. Adem aleyhisselam, Nuh aleyhisselam, büyük birer
peygamber oldukları halde, çocuklarından kâfir olanlar da olmu tur. Aksine Ebu cehilin
o lu, Eshab-ı kiramdan olmakla ereflenmi tir.

(Yeni yılınız kutlu olsun diyen kâfir olur, çünkü Noel kutlanmı olur) diyorlar. Yeni
yıl ba ka, Noel ba kadır. Yeni yıl Hıristiyanların yeni yılı mı, yoksa bütün dünyanın yeni bir
yılı mı? Yılın ne günahı var? Allah bütün yeni yıllarımızı kutlu etsin. Yeni yılımızın iyi
geçmesi için dua etmenin Noeli kutlamakla ne ilgisi olabilir.

Adamlar her dü ünü oyun e lence sandıkları için, (Sünnet dü ününde Kuran okumak
küfürdür) diyorlar.
Halbuki içkisiz yapılan ve ba ka haram bulunmayan sünnet dü ünlerinde mevlit ve
Kur’an-ı kerim okutmakta hiç mahzur yoktur. Müzik varsa, davul veya def çalınıyorsa,
e lence arasında elbette Kur’an-ı kerim okunmaz. Sünnet dü ünü sebebiyle Kur’an-ı kerim
okumaya engel olmak çok çirkin bir harekettir.

(Allah cezanı versin demek bedduadır, böyle söylemek haramdır) deniyor.


Ceza kelimesi, iyi veya kötü kar ılık, mükafat demektir. Mesela ahirete, iyilik ve
kötülüklerin kar ılı ının verildi i yer anlamında dâr-üc-ceza denir. Hadis-i erifte
buyuruludu ki: ( yilik gördü üne, cezakellahü hayran kesira [Allah, seni çok hayırla
mükâfatlandırsın] diyen, ona en büyük duâyı etmi olur.) [ .Asakir]
Allah seni mükafatlandırsın anlamında Allah cezanı versin demek beddua olmaz.
Atalarımız Arapça bildi i için böyle konu urlardı. Yeni neslin bunları bilmedi i için beddua
sanması yadırganmaz.

Zalim felek sözüne de saldırıyor.


Fele in ne için kullanıldı ı bilinmeden böyle ulu orta konu mak do ru de ildir. Felek,
gök demektir. Ço ulu eflaktır. Dünyaya da felek denir. arkı ve türkülerde geçen Kahpe
felek deyiminde dünya kastediliyorsa sakıncası yoktur. lah kastediliyorsa elbette küfür olur.
Felek hakkında söylenen deyimlerden birkaçı öyledir:
Fele in çemberinden geçmek. Ba ından çe itli olaylar geçip çok tecrübe sahibi olmak,
bu yüzden zorlukların üstesinden gelmek.
Felek, kimine kavun yedirir, kimine kelek. Kimi rahat, kimi sıkıntı içinde ya ar.
Fele in sillesini yemek. Kötü durumlara dü mek, peri an olmak, felakete u ramak.
Fele ini a ırmak. ummadı ı bir durumda kalmak, a kına dönmek.
Felekten bir gece çalmak. E lenceli bir gece geçirmek.
Felek yâr olsa. artlar uygun giderse.
Fele e ba e mez. Hiç kimseye müdarası yok.
Felek dönektir. Dünyaya güven olmaz.
Ecelim gelmeden öldürdün felek. Dünyanın kahrı, gençken beni peri an etti demektir.
Kimse eceli gelmeden ölmez. Onun için bu deyimi kullanmamalıdır.
Fele in her i i aksinedir deyimini mam-ı Rabbanî hazretlerinin u sözü güzel
açıklamaktadır: Dünya, insanın gölgesine benzer. Kovalarsan kaçar, kaçarsan kovalar.
Acı olaylara maruz kalmayan, her istedi ini yapaca ını zanneder anlamında denir ki:
Fele in sillesini yemeyen bir ba ,
Elini demir sanır, yumru unu ta .
Gözden ırak olan gönülden de ırak olur sözünü de be enmiyor.
Halbuki bu mealde hadis-i erif vardır. mam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kalb [gönül] çok zaman his organlarına ba lıdır. Duygu organlarından uzak olanlar,
gönülden de uzak olur. Hadis-i erifte, (Göz görmeyince, gönülden de ırak olur)
buyuruldu. Bu hadis-i erif, kalbin duygu organlarına ba lı bulundu u mertebeyi
göstermektedir. Tasavvuf yolunun nihâyetine varılınca, kalbin his organlarına ba lılı ı
kalmaz. Histen uzak olmak, kalbin yakın olmasını bozmaz. Bunun içindir ki, tasavvuf
büyükleri, ba langıçta ve yolda olanların, olgun rehberin yanından ayrılmalarına izin
vermemi lerdir.
(Bir eyin hepsi yapılamazsa, hepsini de elden kaçırmamalı) sözüne uyarak yolunuzu
de i tirmeyin! Uygunsuz kimselerle arkada lık etmekten, elden geldi i kadar sakının!
(M.117)
slam âlimlerinin eserlerinden ırak olanlar, onların gönüllerinden de ırak olurlar.

( yi i ler, iyi günler, iyi yolculuklar) demeye saldırıyorlar. Hayırlı i ler, hayırlı günler
demek gerekiyormu .
Arapça olan hayrın, yakla ık Türkçe kar ılı ı iyi kelimesi ile ifade edilir. Ha hayırlı
dediniz, ha iyi dediniz fark eden bir ey olmaz. Bunun gibi ifadeleri bir problem haline
getirmek yanlı tır.

Malum ya lı kararılar, (Bana göre öyle, bence böyle) sözünü tenkit ederek birkaç
güzel örnek vermi ler, fakat yazdıkları üç ciltlik eserleri ahsi görü le, bana göre ile doludur.
Atalarımız, bunun gibiler için, (Bu ne perhiz…) demi lerdir.

(Ya günü, anneler, babalar günü Batıdan gelen sapıklıktır) diyorlar. Hem de bunu
din adına söylüyorlar. Batıdan gelen her eye günah denir mi? Dinimiz sadece kâfirlerin
ibadetle ve haram olan adetlerini yapmayı yasaklar. Mubah olan adetlere izin verir.
Peygamber efendimizin papaz ayakkabısı ve rum cübbesi giydi i muteber eserlerde
bildirilmektedir. Do um gününe önem vermeyi Hıristiyanlar, Müslümanlardan ö renip,
almı lardır. Mevlid, do um zamanı demektir. Peygamber efendimizin do um günü, bütün
Müslümanların bayramıdır. Mevlid gecesinde, Peygamber efendimizin do du u için
sevinenlerin günahları affedilir. Bu gece, Peygamber aleyhisselamın do um zamanlarında
görülen halleri, mucizeleri okumak, dinlemek çok sevaptır. Kendisi de anlatırdı. Eshab-ı
kiram da bir yere toplanıp, okurlar ve birbirlerine anlatırlardı.
Ya günü kutlamak ibâdet de il adettir. Bu adet Hıristiyanlardan gelmi olsa bile, ibâdet
olmadı ı için bir Müslümanın, do um günü, evlilik yıldönümü, anneler babalar günü gibi
günler tertip etmesinde, yılba larında tebrik kartı yazmasında mahzur yoktur. Günah
olmayan böyle adetleri taklit etmek caiz olur. Ancak ya gününde mum dikmek gibi faydası
olmayan adetleri yapmak uygun olmaz.
Peygamber efendimiz, uzun entari giymi , alvar ve pantolon giymemi tir. alvar
giymek âdette bid’attir. Âdette bid’at olan eyi yapmak günah de ildir. Uça a binmek de
âdette bid’attir, günah de ildir. Bunun için âdet olan yerlerde, kâfirlerden gelmi olsa bile,
kadınların çar af ve erkeklerin pantolon giymeleri günah olmaz. Peygamber efendimiz,
bazen Rum, bazen Arap elbisesi giyerdi. Tirmizî’nin bildirdi i hadis-i erifte, kolları dar,
Rum cübbesi giyerdi. (Mevâhib-i ledünniyye)
Hâkim’in rivayet etti i (Bir kavme benzeyen onlardandır) hadis-i erifindeki
benzemek, ibâdetlerde benzemektir. Kılık kıyafetle ilgili eyler âdettir. Çirkin olmayan
âdetlerde kâfirlere benzemek günah olmaz. badette kâfirlere benzemek bazı yerlerde
mekruh, bazı yerlerde haram, bazı yerlerde küfür olur. Mesela haç takan kâfir olur. Fakat
kâfir gömle i giymek, saç uzatmak günah olmaz. Çünkü bunlar âdettir.
Atasözlerine dü manlık
Bazı kimseler, atalarımızın tecrübe mahsulü kıymetli sözlerindeki incelikleri
anlamadıkları veya ters anladıkları için, ceddimize dil uzatıyorlar. Halbuki atasözlerinin
ço u hadis-i erif mealleridir. Yahut slam âlimlerinin sözleridir. Bazı örnekler verelim:
(Dilini tutan ba ını kurtarır) atasözü için dinimize aykırı deniyor. Halbuki bu söz, bir
hadis-i erif mealidir. Susan, iki cihanda da ba ını dertten kurtarır. bni Mesud hazretleri,
(Hapse, dilden daha layık bir ey yoktur) buyurmaktadır. Hz. Ebu Bekr, konu mamak için
a zına ta kordu. Yine bir atasözü vardır:
Bana benden olur, her ne olursa,
Ba ım selamet bulur, dilim durursa.
Dilini tutmak, ona sahip olmakla ilgili bir çok hadis-i erif vardır. Bazıları öyledir:
(Dilini tutan kurtulur.) [Tirmizî]
(Rahat isteyen sussun!) [Ebu - eyh]
(Selamet isteyen, dilini tutsun!) [ .Ebiddünya]
(Susmak, hikmettir.) [Deylemî]
(En makbul amel dilini tutmaktır.) [Taberânî]
(Dilini tutan, eytanı ma lup eder.) [Taberânî]
(Sükut eden bir mümine yakın olun! O hikmetsiz de ildir.) [ bni Mace]
(Ya hayır konu ya sus!) [Buharî]
(Çok konu an çok yanılır.) [Taberânî]
(Kurtulu için dilini tut, evinde otur, günahların için a la!) [Tirmizî]
(Ki iyi cehenneme sürükleyen dilidir.) [Tirmizî]
(Dilini tutmayan, tam imana kavu amaz.) [Taberânî]
(Çok konu mak kalbi karartır.) [Beyhekî]
(Kusurların ço u dildendir.) [Taberânî]
(Allahı görür gibi ibâdet et, kendini ölmü say, daha iyisi ise dilini tutmaktır.)
[Taberânî]
(Rahat olmak isteyen sa ır, kör, dilsiz olmalıdır) sözüne de ahsiyetsizli e sevk
ediyor diye saldırıyorlar. Yukarıdaki hadis-i erifler de bu sözün do ru oldu unu
göstermektedir.

(Yi itlik ondur, biri kaçmak, dokuzu hiç görünmemek) sözünde bir pasiflik
görünüyor gibi ise de, yi itlik, kabadayılık de ildir. Kavga çıkaran, ba yaran, belâsından
yanına varılmayan kimseye yi it denmez. Yi it, haklı oldu u, gücü yetti i hâlde, affeden,
intikam almayan, kavga etmeyen, iyi geçinen kimsedir. Hadis-i erifte buyuruluyor ki:
(Yi itlik, pehlivanlık hasmını yenen de il, öfkesini yenendir.) [Buharî]
Sava ta dü man kar ısında cesur, fakat Müslümanlar arasında gayet mütevazı olan
yi ittir.

(Her koyun kendi baca ından asılır.) atasözü de yanlı anla ılmamalıdır! Fransa’daki
birinin günahı, Mısır’daki bir kimseden sorulmaz. Herkesin günahı, sevabı kendine aittir.
Kur' an-ı kerimin çe itli yerlerinde bu husus açıkça bildirilmi tir. Fakat ki i, emrinin
altındakilerden mesuldür. Ba kalarının i ledi i kötülükleri önlemek herkesin vazifesi
de ildir. Abdulgani Nablüsi hazretleri (Söz ve yazı ile emr-i maruf âlimlerin vazifesidir.
Kalb ile, duâ ederek günah i leyene mani olmaya çalı mak da her müminin vazifesidir. El ile
müdahale ise devletin vazifesidir.) buyuruyor.

(Dünya mümine cehennem, kâfire ise cennettir) sözü de do rudur. Çünkü hadis-i
erifte (Dünya mümine zindan, kâfire de cennettir.) buyuruldu. Mümine dünyanın zindan
olması, cennete göredir. Cennette ebedi nimetler kar ısında dünya zindan gibi, cehennem
gibi olmaktadır. Kâfirler için de cehennem azabı, o kadar iddetli olacaktır ki, dünyadaki en
iddetli i kence bile hafif gelecektir.

(Geç olsun da güç olmasın!) atasözüne de kızgın bo a gibi saldırılmaktadır. nsanın


fıtratında acelecilik vardır. Kur' an-ı kerimde [ sra 11], ( nsan pek acelecidir.) buyuruluyor.
Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki:
(Acele eytandan, teenni Allahtandır.) [Tirmizî]
(Teenni eden isabet eder, acele eden hata eder.) [Beyhekî] [Teeni, acelenin zıttıdır]
O hâlde, i lerde acele etmemeli ve hemen karar vermemelidir! Acele ile verilen kararlara
eytan karı ır. Nefsin istedi i bir ey hatıra gelince eytan, "Fırsatı kaçırma, hemen yap!"
der. Onun için kalbe gelen eyi yapmadan önce, bu i ten Allahü teâlâ razı olur mu, sevap
mıdır, günah mıdır diye dü ünmelidir! Günah de il ise yapmalıdır! Böylece teenni edilmi ,
yani acele edilmemi olur. Yalnız 5 yerde acele gerekir:
1- Misafir gelince yemek vermeli!
2- Günah i leyince, tövbe etmeli!
3- Vakti girince namazı kılmalı!
4- Çocuklara din bilgilerini ve namaz kılmayı ö rettikten sonra, bülu a erip dengi
çıkınca, hemen evlendirmeli! Hadis-i erifte, (Üç eyi geciktirme! Namazı vakti girince
kıl, cenaze namazını hemen kıl! Kızını dengi isteyince, hemen ver!) buyuruldu. O halde,
namazını kılan, günahlardan sakınan ve nafakasını helalden kazanan biri bulununca, kızını
hemen onunla evlendirmelidir! hadis-i erifte, (Dinini, ahlâkını be endi iniz bir kimse,
kızınıza talip olursa, hemen evlendirin! Evlendirmezseniz, fitne ve fesada sebep
olursunuz.) buyuruldu. (Tirmizi)
5- Defin i ini de acele yapmalıdır!
badetleri ve hayırlı i leri yapmakta acele etmelidir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Ölmeden önce tövbe edin. Hayırlı i leri yapmaya mani çıkmadan önce acele edin.
Allahü teâlâyı çok hatırlayın. Zekât ve sadaka vermekte acele edin. Böylece Rabbinizin
rızıklarına ve yardımına kavu un!) [ bni Mace]
(En akıllınız, ölümü çok hatırlayan, ahiret için azık toplamakta acele edendir.)
[Taberânî]
(Sadaka vermekte acele edin, çünkü belâ sadakayı geçemez.) [Beyhekî]
Zekâtını vermeyen ve malını ahiret yolunda sarf etmeyen kimse, fakir olunca çok
pi man olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Tesvif eden helak olur.) [Berika] [Tesvif, hayırlı
i yapmayı sonraya bırakmaktır.]
Tembellik, bir i i geciktirmek, sonraya bırakmak nasıl kötü ise, acele etmek de kötüdür.
Bunun biri ifrat, di eri tefrittir. Dinimiz orta yolu, a ırılıklardan uzak olmayı emretmektedir.
Hadis-i erifte, (A ırı giden helak olur) buyuruldu. Bir kimse, müsrif olursa buna ifrat
denebilir. Bir kimse de cimrilik ederse, buna da tefrit denebilir. Dinimiz, her iki a ırılı ı da
yasaklamı tır. Furkan suresinin 67. ayet-i kerimesinde, israf edenlerle cimrilik edenler
kötülenmi , ikisinin ortası olanlar övülmü tür.
Acele eden fütura dü er. Yani gev eklik ve bezginlik hasıl olur. Hayırlı bir i in olması
için acele eden, gecikince, bezginli e, ümitsizli e dü er. Duâ eder, hemen duâsının kabul
olmasını ister. Duâsı gecikince duâyı bırakır, maksudundan mahrum kalır. Acele edenin
ihlası, takvası bozulabilir. üpheli eylere, hatta haramlara dalabilir. Namaz kılarken acele
eden, tadil-i erkanı terk edebilir. Hızlı okurken tecvide uymayabilir, yanlı okuyabilir. Onun
için a ırba lı olmalı, dü ünerek hareket etmelidir.

( yilikten maraz do ar) ve ( yili e iyilik olsaydı kara öküze bıçak olmazdı)
atasözlerine saldırıyorlar. Bu sözlerin iyilik etmeyi engelledi ini sanıyorlar. Genel olarak
kötü kimseler, kadir inas de ildir, nankördür. Nitekim Kur' an-ı kerimde (Allah ve Resulü
kendi lütuflarından onları [kötüleri] zenginle tirdi i için öç almaya kalkı tılar)
buyuruluyor. (Tevbe 74)
Demek ki kötü kimselerin, kendilerine iyilik edenlere zararları dokunabilir. Bunun için
atalarımız, ( yilik et kele, duyursun seni ele) de, demi lerdir. Bu atasözleri, iyili in mutlaka
zararlı oldu unu göstermiyor, kötülere iyilik edince onlardan bazı zararların gelebilece ini
gösteriyor.
Hz. Ali, (Kerim kimse, iyilik görünce yumu ar, kötü kimse de, kendisine iyilik yapılınca
katıla ır) buyuruyor.
Hz. Ömer de, (Kötü insanları mürüvvetsiz veya mürüvvetlerinin az oldu unu gördüm)
buyurmaktadır.
Ebu Amr bin Ala buyuruyor ki: ( yiye ihanet edince, kötüye iyilik edince, akıllıyı
sıkıntıya sokunca, ahma a acıyınca, kötü ile dü üp kalkınca errinden sakın!)
Allahü teâlâ, (Kendisine iyilik edene kötülük eden, benim nimetime nankörlük etmi
olur, kendisine kötülük edene iyilik eden de, bana ükretmi olur.) buyuruyor. Bir
menfaat elde etmek için seninle arkada lık edenin errinden sakın! Çünkü bekledi i ey
kesilince; özür kabul etmez. ( uab-ül-iman)
Genel olarak bir kimse, hiçbir menfaat beklemeden Allah rızası için, kötü birine de iyilik
ederse, ondan zarar gelmez. E er, bir menfaat kar ılı ı iyilik ediyorsa, iyilik etti i kimseden
zarar gelebilir.
Hiçbir menfaat beklemeden, sırf Allah rızası için iyilik etmekten korkmamalıdır. Kötü
kimse, buna zarar vermeye kalksa da, fazla ba arılı olamaz. yilik eden, kendine iyilik etmi
olur. Onun için atalarımız, ( yilikten kötülük gelmez), ( yilik eden iyilik bulur), ( yilik et,
denize at, balık bilmezse Hâlik bilir) demi lerdir. Demek ki, iyilik balık için de il, Hâlik
için, yani Allah rızası için yapılırsa zararı olmaz.
Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: hsan eden, iyilik eden sevilir. Hadis-i
erifte, ( hsan sahibi kimseyi sevmek, insanların yaratılı ında vardır) buyuruldu.
(Deylemî)
nsan, ihsanın, iyili in kölesidir. Gönül, kendine iyilik edeni sever, kötülük edenden
nefret eder.
nsan, ister istemez iyilik edene kar ı sevgi duyar. Bunun için Peygamber efendimiz
öyle duâ ederdi:
(Ya Rabbi, kötü birinin, bana iyilik etmesini nasip etme!) [Deylemî]
Allahü teâlânın kullarına hizmet etmekle, dünya ve ahirette çe itli nimetlere kavu ulur.
nsanlara iyilik etmek, onların i lerini güler yüzle ve tatlı dille ve kolaylıkla yapmak, insanı
Allah sevgisine kavu turur. Ahiret azaplarından kurtulmaya ve cennet nimetlerinin artmasına
sebep olur. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, nimetlerini kullarına ula masına vasıta olanları çok sever.) [Deylemî]
(Her iyilik sadakadır.) [Tirmizî]
( nsanların iyisi, insanlara iyilik eden kimsedir.) [ . Ahmed]
(En iyiniz, kendisinden hep iyilik beklenilen ve errinden emin olunandır. En
kötünüz, kendisinden iyilik beklenilmeyen ve errinden emin olunmayandır.) [Tirmizî]
(Layık olana da, olmayana da iyilik et! yilik etti in kimse, buna layıksa ne iyi.
Layık de ilse, sen iyilik ehlinden olursun.) [ bni Neccar]
( yilik zayi olmaz, kötülük unutulmaz, herkes etti ini bulur.) [Beyhekî]
O hâlde, maddi bir menfaat beklemeden herkese iyilik etmeye çalı malıdır.

(Güzele bakmak sevaptır) sözünün sanki tek anlamı varmı gibi tenkit edilmektedir.
Güzele ra bet etmeyen olmaz. Çünkü hadis-i erifte, (Allah güzeli sever) buyuruluyor.
Mubah olanı güzeli sevmek, ona ra bet kınanmamalıdır. Hâkim’in rivayet etti i (Ali’nin
güzel yüzüne bakmak ibadettir) hadis-i erifi de, helal olan güzele bakmanın sevap
oldu unu göstermektedir. Berika’da diyor ki: (Güzel yüze bakmak gözü kuvvetlendirir)
hadis-i erifi, bakması helal olan eylere bakmanın faydasını bildirmektedir. Yoksa, haram
olan yabancı kadınlara bakmak, gözü zayıflatır ve kalbi karartır. mam-ı Gazalî hazretleri de
buyurdu ki:
Bir kimseyi, etti i iyilikten dolayı de il, bizzat zatından dolayı sevmek, yok olup
tükenmeyen gerçek sevgidir. Bu da güzeli sevmek demektir. Güzelli i anlayan güzeli sever.
Güzelli i sevmek, güzelli in zatındandır. Çünkü ondaki güzelli i anlamak, zevkin
kendisidir. Güzeli anlamak da bir zevktir. Akarsu, ye illik ve tabiattaki güzellikler yiyip
içildikleri için de il, sırf güzel oldukları için sevilir. Bu, insanın elinde olmayan sevgidir.
Güzel bir çiçe e bakmak, onu koklamak ruha tatlı gelir. Ruhun Allahü teâlânın varlı ını,
büyüklü ünü anlamasına, Onun emirlerine uymasına sebep olur. Allahü teâlânın güzel
oldu u bilinirse, onu da sevmemek imkânsızdır. O ise, güzeller güzelidir. Hadis-i erifte,
(Allah güzeldir, güzeli sever.) buyuruldu. Kendine hiçbir faydası olmasa da insan, güzeli,
güzelli inden dolayı sever. Be duyu ile de anla ılmayan; fakat kalb gözü ile görülen
güzellikler de vardır. Güzel ahlâk böyledir. mam-ı a’zam’ı ve bir çok evliyayı güzel
vasıflarından dolayı severiz.[Güzel bir kitap, güzel bir iir, güzel bir bina, güzel bir bahçe,
güzel bir idare, güzel ahlaklı bir idareci, güzel bir alet, güzel yemekler, güzel içecekler, güzel
öten ku lar, güzel çiçekler. Tabiatta güzel olan ne varsa sırf güzel oldu u için sevilir.]
Mutlak güzel, e i, benzeri olmayan yalnız Allahü teâlâdır.
Ne iyi o gözler ki, hep güzele bakıyor.
Ne talihli o kalb ki, Onun için yanıyor.

Ceddimize suizan edilerek, (Akçenin gitti ine bakma, i in bitti ine bak) sözüne rü vet
te vik ediliyor diyorlar. Halbuki bu, ne kadar güzel sözdür, rü vetle hiç bir ilgisi yoktur.
Ya mur ya ıyor, elimizde yükümüz de var. Bir taksi tutup evimize gidersek, artık
elbette paranın gitti ine bakmaz, i imiz oldu una sevinmemiz gerekmez mi?
Eve gelin getirirken, arabanın önünü kesiyorlar. Para vermezsen, vasıtanın önüne
yatıyor, üç be kuru verip kurtuluyoruz. Birkaç liramız gitmi se de, eve sa salim gelini
getirdi imiz için sevinmez miyiz? Elbette paramızın gitti ine de il, i imizin bitti ine
bakarız.
Birçok ülkede pasaport almayınca geçmeye izin verilmiyor. Pasaport almak için belli bir
ücret verece iz elbette. Hatta zorluk çıkartıyorlarsa, günlerce oralarda bekletilecekse,
oradakilere cay kahve ısmarlayıp i inin bitti ine bakacaksın. Bakmamak ahmaklık olur.
Çünkü slam alimleri, (Malını, canını, ırzını ve hakkını kurtarmak için rü vet vermek her
zaman câizdir) buyuruyorlar. Eli silahlı birkaç ehir e kıyası, önümüzü kesse, yanımızda da
hanımımız, kızımız olsa, (Ya üstünüzdeki paraları verin, yoksa ırzınıza geçeriz) dese,
elimizdeki parayı verip, bu beladan kurtulmaya çalı ırız. Paramızın gitti ine de il, i imizin
bitti ine bakarız. Hac için de öyledir. Hacda ayak bastı parası adı altında rü vet alınıyor.
Vermezsen hac yaptırmazlar. Alimlerimizin sözünü dinleyip, hac etme hakkını elde
edebilmek için istedikleri rü veti veririz. Günahı isteyene olur, verene olmaz. Rü vet büyük
günahtır. Fakat malını, canını, hakkını ve namusunu kurtarmak için rü vet vermek caizdir.
Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Dinini ve namusunu malı ile koruyabilen bunu yapsın.) [Hakim]
(Ki i, erefini ne ile korursa, o sadaka olur.) [Ebu Ya’lâ]
(Ahir zamanda insanların paraya ihtiyacı daha çok olur. Çünkü insan o zaman din
ve dünyasını ancak para ile korur.) [Taberânî]
Resulullahın ve onun varisi olan âlimlerin sözüne uyarak, dünyamı (malımı, mülkümü)
ve dinimi ( erefimi, namusumu) para ile koruyorsak, bunu ayıplamak çok yanlı olur. (Para
kılıç gibidir. Kullanmasını bileni güldürür, kullanamayanı öldürür) demi lerdir.
( imdi ra bet güzel ile zengine) sözüne de hücum ediliyor. E er zengine, sırf
zenginli inden dolayı ra bet ediliyorsa, Allah rızası gözetilmiyorsa, zamanın bozuldu unu
gösterir. Ama bu devir, ne zamandan beri bozulmu sa, atalarımızın sözü, eskimez bir kanun
gibi geçerli ini hep korumaktadır. Atalarımız, haklıya de il de zengine ra bet edildi i için
böyle kıymetli bir söz sarf etmi ler. Her devirde güçlü olanın kendini haklı gösterdi ini
vurgulamı lardır. Gerçek bu iken niye bu do ru söze itiraz edilir ki? Atalarımız, haksız olan
güzele de, güzelli inden dolayı haklı muamelesi yapılmasını da uygun görmüyor. Atalarımız
ne güzel söylemi ler.

(Herkesin nabzına göre erbet vermeli) atasözü de, kâfir uydurması de ildir. Herkese
seviyesine göre ilim ö retmeli, konu malı, anla malı demektir. lkokul talebesine üniversite
seviyesinde konu ursanız elbette fayda sa lanmaz. Sakala göre tarak tabiri de böyledir.
Hadis-i eriflerde buyuruluyor ki:
( nsanlara, akıllarının seviyesine, anlayı larına göre konu un!) [Buharî]
(Biz peygamberler, herkese seviyesine göre muamele yapmak ve anlayaca ı ekilde
konu makla emrolunduk.) [ . Gazali]
Görüldü ü gibi insanların akıl, ilim ve kültür seviyesine göre konu mak, yani nabza göre
erbet vermek dinimizin emridir. Bu emre uymayan, nabza göre erbet veremeyen, dine
hizmet etmeye kalkarsa, fitne çıkarır, Müslüman olacakları ürkütür.

(Gelen a am, giden pa am, niye her i e karı am) sözü de gadre u rayanlardan. Her
insanın belli görevi vardır. Bu görevin dı ına çıkmamalıdır. Geleni kim göndermi se, gideni
kim u urlamı sa, onun görevidir bu. Gelen benim dü üncemde de il diye ona isyan etmek
asla caiz olmaz.
Dinimiz, cemiyetin huzur içinde ya aması, karga adan uzak olması için âmirler kötü de
olsa, onların me ru emirlerine itaat edilmesini, gayri me ru emirlerine de isyan edilmemesini
emreder. Kur' an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Ey iman edenler, Allaha, Peygambere ve
sizden olan emirlere itaat edin!) [Nisa 59]
Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Bir hayvanın aya ını veya ya bir hurma a acını kesenin yahut orta ına hıyanet
edenin, kazandı ı sevapların dörtte biri gider. Emîre isyan edenin ise sevaplarının
tamamı gider.) [Beyhekî]
(Emîrinizin be enmedi iniz bir eyi yaptı ını görürseniz, ona sabredin! Çünkü
cemaatten bir karı ayrılan, cahiliyyet ölümü ile ölmü olur.) [Buharî]
(Müslüman, ho una gitse de, gitmese de, emîrin sözünü dinler ve ona itaat eder.
Emîr, günah olan bir eyi emrederse, o emri dinlemez.) [Buharî]
Peygamber efendimiz, dine riayet etmeyen, eytan gibi emirlerin gelece ini bildirince,
Eshab-ı kiramdan Hz. Huzeyfe, (Ya Resulullah o zamana yeti irsem ne yapayım?) diye
sordu. Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Sırtına vurup malını alsa da, emirin sözünü
dinle ve ona itaat et!) [Buharî]
Avrupa’daki âmirler, patronlar, Müslüman i çilere içki, kumar gibi haram eyleri
yapmalarını emrederlerse, Müslümanlar, bunları yapmaz. Çünkü (Hâlıka isyan olan i te,
mahluka itaat olmaz) hadis-i erifi vardır. Ancak, gayrı me ru emre itaat edilmez diye
isyan etmek caiz olmaz. Ana-baba da haramı, küfrü emretse, onlara da itaat edilmez. Fakat
isyan edip onları üzmek do ru olmaz.
(Hakim)in bildirdi i hadis-i erifte emir [âmir, ba kan] (Ya Müslümanlı ı bırakırsın
veya öldürürüm) derse, (Müslümanlı ı bırakmamalı, [kesilmesi için] boynunu uzatmalı)
buyuruluyor.
Kâfir olmaya zorlayan bir emîre bile isyan etmeyi dinimiz caiz görmüyor. Hâlbuki kâfir
olmayan bir emir, Müslümanı kâfir olmaya zorlamaz.
Âmir kötü diye yakınmak do ru de ildir. Önce kendimize bakmamız gerekir. Acaba
kendimiz iyi miyiz? Kendimizi düzeltirsek, âmirlerimiz de düzelir. Nitekim bir hadis-i
erifte (Siz nasılsanız, ba ınıza öyle âmirler geçer) buyuruluyor. O hâlde, ilkönce
kendimizi ıslah etmeliyiz! Yönetilenler düzgün olursa, yönetenler de düzgün olur. Sen üç
ka ıtçı olursan, yöneticinin düzgün olmasını istemeye hakkın olur mu?

Nasreddin Hocanın me hur fıkrasında geçen (Parayı veren düdü ü çalar) sözüne de
saldırılıyor. Bilindi i gibi, hoca köyden ehre giderken, çocu un biri bir miktar para verip,
“Hocam pazardan gelirken bana bir düdük al” diyor. Bunu gören di er çocuklar da, para
vermeden, bana da düdük al” diyorlar. Tabii bu arada yiyecek vesaire ısmarlayanlar da
oluyor.
Hoca ehirden dönünce, çocuklar etrafını sarıyor, sipari ettikleri eyleri istiyorlar. Hoca
cebinden bir düdük çıkarıp parasını veren çocu a uzatırken diyor ki:
Parasını veren düdü ü çalar,
para vermeyen avucunu yalar.
Hoca, çocukların bele e alı mamalarını, çalı madan bir nimete konulmayaca ını,
külfetsiz nimet olmayaca ını onlara anlatmak ister. Bu söz de yıllardan beri söylenir gelir.
Bir kimse ev, araba, yiyip içecek veya ba ka bir ey almak istese parasız alabilir mi? Onun
için “Kırmızı me in, paralar pe in” de demi lerdir. Bu güzel sözlere kızmak, bele çili i
tasvip etmek, haksızlı a prim vermek olur.

(Ar dünyası de il, kâr dünyası, ar eden kâr etmez) atasözüne de hücum ediliyor. Bu
söz, utanıp çalı mayı kendisine yediremeyenler için söylenmi tir. Ba kasının eline
bakaca ın yere, çöpçülük yap, in aatta çalı , ayakkabı boyacılı ı yap, utanılacak zaman de il
anlamında söylenmi tir. Birçok slam büyü ü de talebeli e kabul etti i kimselere böyle i ler
vermi ler, mesela ci er sattırmı lar, elma sattırmı lar. Ele muhtaç olmak, ona buna el
açmamak için çalı manın önemini bildiren böyle sözlere saldırmak cahillikten
kaynaklanmaktadır.

(Ya mur ya arken, küpünü doldurmaya bak) sözüne de saldıranlar çıkıyor.


Ya mur, rahmeti, bir nimeti temsil ediyor. Ortada bir nimet varsa, fırsatı ganimet bilip o
nimeti kaçırmamak gerekti i bildiriliyor. Ucuz arsalar satıldı ı zaman alıp da, imdi kö eyi
dönenler çok olmu tur. Diyelim ki Fizan’da bir zat varmı , kendisini ziyaret edene dua
ediyormu . Duaya kavu an da hidayete eriyormu . Durulur mu, hemen gitmek gerekmez mi?
Madem rahmet ya ıyor, küpü doldurmak gerekir. Ceddimizin söyledi i böyle sözlerde kötü
maksat aramamalıdır.

imdi cahil misyonerler de, atasözlerine saldıran cahiller gibi, Kur’ân-ı kerimdeki
sözleri kasıtlı olarak yorumluyorlar. Mesela, Kur’an-ı kerimde, (Mekke’nin Rabbi) ifadesi
geçiyor. Misyoner, (Her ehrin bir rabbi mi olur, Müslümanlar tek tanrıya de il, çok tanrıya
inanıyorlar) diyerek cahilli ini sergiliyor. Allah’ın evi mi olur da, Kâbe’ye Beytullah denir
diye de itiraz ediyorlar. Halbuki Kâbe’ye de er vermek için öyle denmi tir. Camilere de
Allah’ın evi denir. O söz, Mekke’ye, camiye verilen kıymeti göstermektedir. nsan sevdi i
yardımcısına bu benim sa kolum der. Güvenilen ba yardımcı demektir. Niçin söylendi ini
bilmeden sırf tenkit olsun diye âyetlere, hadislere ve atasözlerine saldırmak, en azından o
ki inin cahilli ini gösterir.

(Minareyi çalan kılıfını hazırlar) sözü de hı ma u rayanlardan. Piyasada öyle


sahtekarlar var ki, yaptı ı yolsuzluklara me ru görünen bir kılıf hazırlar demektir. Mesela
adamı öldürüyor, intihar süsü veriyor. Kötüler i ini biliyor deniyor. Hırsızlık me ru i gibi
gösteriliyor deniyor, burada hırsızlık müdafaa edilmiyor ki bu söze kızılsın.

( steyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara) sözünü de ele tiriyorlar. stemek kötü
ise de, vermemek daha kötü deniyor. Bu do ru sözün neresi tenkit edilir ki? stemek tavsiye
edilmiyor, isteyeni bo çevirmenin kötülü ü bildiriliyor.
Kıyamette günahı çok bir Müslümanı hesaba çekerler. O kimse de, (Benim iyili im
yoktur. Sadece çıra ıma, “Fakir olan borçluları sıkı tırma, ne zaman ellerine geçerse, o
zaman vermelerini söyle, bir ey isterlerse yine ver, bo çevirme” diye söylerdim) der.
Allahü teâlâ da, o kimseyi affederek buyurur ki:
(Ey kulum, bugün sen fakir, muhtaçsın. Sen dünyada benim kullarıma acıdı ın
gibi, bugün biz de sana acırız.) [Buharî]
Bir hadis-i erifte, (Rabbiniz elbette kerimdir. Kendine açılan elleri bo çevirmekten
hayâ eder.) buyuruldu. (Tirmizî)
Veren el, alan elden üstündür. Vermekten korkmamak gerekir.

(Para isteme benden buz gibi so urum senden) sözü de kötülenmi . Burada paraya
böyle fazla de er verilmemesi isteniyor. Hatta, (Canımı iste, para isteme) sözü de aynı
anlamdadır. Bu sözler paraya böyle de er verenleri kötülemektedir. Ne günlere kaldık
anlamındadır. Adam canını veriyor da, parasını vermiyor deniyor.

(Güvenme dostuna, ot doldurur postuna) sözüne saldıranlar çıkıyor. Halbuki bu söz


tedbirli olmayı gösterir. Nitekim Peygamber efendimiz, (Dostunu günün birinde, aranızın
açılabilece ini hesaba katarak, dü manına da bir gün dost olabilece ini dü ünerek
itidalli ol.) buyuruyor. Dostumuza bazı sırlar verirsek, ileride dü man oldu unda, bunları
koz olarak kullanır ve bizi mahcup eder. Dü manımıza da dü manlıkta ileri giderek, ileride
dost oldu umuzda, söyledi imiz kötü sözler ve i lerden dolayı mahcup oluruz. Onun için,
dinimizin emrine uyup, dostumuza sır vermekten sakınmalıyız. Sır, gizli kalması ve hiç
kimseye söylenmemesi gereken eydir. Ba kaları duyunca, ya mahcup oluruz veya o i i
ba aramayız. Bunun için sır saklamak, ba arının önemli sebeplerinden biridir. Bir çok devlet
adamı, ba arılarının en mühim sebebinin sır saklamak oldu unu bildirmi lerdir. Fatih Sultan
Mehmet Han, "Yapaca ım i leri, sakalımın bir kılı bilse, onu kopartırım" demi tir. Sırrını
söyleyen ekseriya pi man olur. Hikmet ehli diyor ki:
( nsan, söylemedi i sözün hakimi, söyledi i sözün mahkumudur.)
(Sır, insanın esiridir. Açıklayınca, insan ona esir olur.)
(Sırrını akıllıya söylersen, seni zelil görür. Ahma a söylersen, ba kalarına söyler, sana
hıyanet eder.)
(Akıllı kimse, sır küpüdür.)
(Sırrını anlatmanı isteyene, sırrını söyleme, sırrını if a eder.)
(Ahma ın kalbi a zında, akıllının dili kalbindedir.) Yani ahmak sır saklıyamaz, akıllı
sırrı if a etmez.
(Bir ki iye söylenen sır, sırlıktan çıkar.)
Kerem sahibi ile, aran açılsa bile,
yili ini söyler, kötülü ünü gizler.
Kötülere gelince, dostluk sona erince,
yili ini gizler, kötülü ünü söyler.
Sırrı gizleyebilen insan, çok az oldu u için, sırrımızı ba kalarına söylememiz uygun
olmaz. Ba kalarının bize söyledi i gizli eylerini de, adeta unutmalıyız, hiç kimseye
söylememeliyiz! Cenab-ı Hakkın bir ismi de Settardır. Ayıpları, çirkin i leri gizler.
nsanların ayıplarını gizleyen kulunu da sever. Hadis-i erifte, (Arkada ının aybını
gizleyen, bir ölüyü diriltmi gibi sevap kazanır. ) buyuruldu. Bir sözünün duyulması, o
kimseye zarar verecekse, o kimse "Bunu kimseye söyleme" demese bile, o sözü gizlemelidir!
Hadis-i erift, (Bir kimse, etrafına bakınarak bir söz söylerse, o söz dinleyene
emanettir.) buyuruldu. (Tirmizî)

(Kom unun tavu u kom uya kaz, karısı kız görünür) sözü de tenkit ediliyor. Halbuki
aynı anlamda, (Davulun sesi uzaktan ho gelir), (Uzak yerin somunu büyük olur), (Dı ı
eli yakar, içi beni), (Dı ı kalaylı, içi alaylı), (Görünü e aldanmamalı) gibi sözler de
kullanılmaktadır. in mahiyeti bilinince, görünü e aldandı ımız meydana çıkar. Mesela
kom unun karısını dı arıda süslü püslü görürüz ama, evdeki durumunu bilemeyiz. Belki de
evde çok pasaklı birisidir. Belki de dı arıda hanım hanımcık ise de. Evde kocasına kan
kusturuyordur. Yahut bir erkek dı arıda çok halim selimdir, eve gelince aslan kesilir,
dünyayı zavallı hanımına dar getirir. Onun için görünü e göre karar vermemeli, mahiyetini
iyi ö renmeli demek istiyor atalarımız. Bir erkek, yabancı bayanlara gösterdi i saygıyı
evindeki hanımına gösterse, hanımını da aynı ekilde hareket etse, o evde hiç huzursuzluk
olur mu?

(Dü enin dostu olmaz) sözüne de, safsata diye hücum ediliyor. Bu sözün devamında,
hele bir dü de gör ifadesi de vardır. Elinde mal varsa, i ba ında yetkili birisi isen, sözün
geçiyorsa, o zaman sana dost görünen çok olur. Elinde avucunda bir ey kalmamı sa, etkili
görevinden de almı larsa, sözüne de er verilmiyorsa, yalancıktan bile olsa sana dost olanı
bulman güç olur. Günümüzde gerçek bu. Artık bunu kim inkâr edebilir? Asırladır bunun
sayısız örnekleri görülmü , atalarımız bunu, bir vecize olarak söylemi lerdir. Tabii aslında,
herkes islam ahlakına sahip olsa, dü enle ayakta duran, zengin ile fakir farklı muamele
görmezdi. mam-ı Maverdi hazretleri buyurdu ki:
(Cahilin yanında susmaya mahkum olan bir âlim, zelil ve hakir duruma dü mü olur.
Esirler arasındaki bir cariyenin, cömertli i ile me hur Hatim-i Tainin kızı oldu unu ö renen
Peygamber efendimiz, (Aziz iken [itibarlı, makam ve mevki sahibi büyük bir zat iken, bu
makamdan dü erek] zelil olana, zengin iken fakir dü ene ve cahiller arasında kalan
âlime merhamet etmek [ve iyi davranmak] gerekir.) buyurup kızı serbest bıraktırdı. [Edeb-
üd-dünya]
Böyle bir ahlaktan mahrum kalan toplumlarda elbette dü enin dostu olmaz. Bu do ru
sözün Allahı dost kabul etmemekle ne ilgisi vardır? Atalarımıza saldırmak için bahane mi
aranıyor?

( ki gönül bir olursa, samanlık seyran olur) sözü de gadre u ramı . Bu söz, Allaha
itaatsizli e ve zinaya sevk edici imi . Halbuki, birbirini seven iki ki i için maddenin önemi
yoktur. Evleri dayalı dö eli olmasa da, kulübede olsalar da, orası onlar için saray olur.
Önemli olan birbiri ile anla abilmeleridir. Anla amıyorlarsa, saray onlar için zindan olur.

(Kızı olan tez kocar) sözünden sanki kız evlat kötüleniyor sanmı lar. Genelde kız
evladı yeti tirmek, dengini bulup evlendirmek zor olur. Geleneklerimizde, o lumuz için her
kapıyı çalıp kız isteyebiliriz de, kızımız için aynı eyi yapamayız. Bu yanlı bir ey ise de,
töremiz böyle oldu u için kızı olan sıkıntılara maruz kalır. Bunun için atalarımız, (Kızı olan
tez kocar) demi lerdir. Böyle söylemenin dinimize aykırı bir tarafı yoktur.

(Bahtım olsaydı anam kız do ururdu) sözünden de erkek kız ayrımı yapıldı ı
sanılmı . Bazen, toplumda bayanlara öncelik tanındı ı oluyor. Bir bayan bir i i kolayca
yaptı ı halde, bir erkek yapamıyor, (Bahtım olsaydı. Anam kız do ururdu) diyor. Hatta bir
i i yaptırmak için, (Adamını bul, adamını bulamazsan madamını bul) da derler. Bu yanlı bir
i ise de, maalesef toplumun gerçe i bu.

(Ke ke anam beni do urmasaydı) sözünü de, Allahın emrine kar ı gelmek
zannetmi ler. Hz. Ebû Bekir, dalda bir ku görünce, (Ne mutlu sana ey ku , diledi in dala
konar, diledi in meyveleri yersin, kıyamet günü hesaba çekilmez, azap görmezsin,
ke ke, senin gibi bir ku olsaydım) dedi i me hurdur. Bir kere de, (Ke ke bir ye il ot
olaydım da, hayvanlar beni yiyeydi, böylece, kıyamette hesaba çekilmeseydim) buyurdu.
Büyük günahların sahibinin kalbinde îman varsa, azaptan sonra efaate kavu ur. Allahü
teâlâ, onlara ikrâm eder. Asırlar geçtikten sonra, onları cehennemden çıkarır. Halbuki,
cehennemdekiler, yandıktan sonra, tekrar yaratılmaktadır. Hasan-i Basrî, (Ke ke ben, böyle
olan ki i olsaydım) buyururdu.

Atasözlerini savunmakla, bütün atasözlerinin ve deyimlerin muhakkak do ru oldu unu


söylemek istemiyoruz. Bunların arasına karı mı uygunsuz sözler olabilir. Mesela Allah
a ırtmasın yerine, yanlı olarak Allah a masın deniliyor. Bir de Allah tepen akmasın
deniliyor. Dikkatli konu mak gerekir.

(Hocanın dedi ini yap, yaptı ını yapma) sözü ile hocaların kötülendi i sanılıyor.
Halbuki bu söz çok güzeldir. Hocaya olan itimadı göstermektedir. Eskiden hocalarımız,
kitaba bakarak konu urlar, kafadan bir ey söylemezlerdi. Bu sözün anlamı, (Hoca kitaptan
ne söylemi se ona uymalı, kendi insanlık icabı yanlı yaparsa bizi ba lamaz) demektir.
Hocaların gitti i yol, muhakkak dinimizin emretti i yol olmayabilir. Çünkü Hz. Enes,
(Ya Resulallah, yapamadı ımız bir eyi emretmeyelim mi? Kendimiz sakınamadı ımız bir
eyi nehyetmeyelim mi?) diye suâl edince, peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Her ne kadar iyili in hepsini yapamasanız ve her ne kadar kötülükten
sakınamazsanız da, emr-i maruf ve nehy-i münker yapın [ yilikleri emredin,
kötülüklerden sakındırın]) [ hya]
Hocalarımız da bu hadis-i erife uyarak, kendileri bazı iyilikleri yapamasa da, bazı
kötülüklerden sakınamasa da, (siz unu yapın, undan da sakının) diyeceklerdir. (Hoca
efendi, sen bunu kendin yapmıyorsun, bize niye tavsiye ediyorsun) demeye de hakkımız
yoktur. Hoca dinin emrine uyarak ikazını yapmı tır.
Evet eskiden (Hocanın dedi ini yap, yaptı ını yapma) deniyordu. imdi hocalar da
bozulmaya ba ladı. imdiki insanlar, (Hocanın yaptı ını yapma, dedi ini de yapma)
diyorlar. Elbette böyle hocalar da vardır. Kimi tesettürü inkâr eder, kimi haccı inkâr eder,
kimi kurban kestirmez, kimi namaz kılmaz.
Bir hocanın ak dedi ine öteki kara diyebiliyor. Bu da, kitaba göre konu mamaktan ileri
geliyor. Adam Kur’an-ı kerimi açıyor, kendine göre yorumluyor, arkasından, ( te din
budur, di er hocaların söyledi i hurafedir) diyor. Oruç kefareti diye bir ey yok diyor,
sahih hadislere uydurma diyebiliyor.
Hocaların aleyhine uydurulmu fıkralar, sözler çoktur. Dinimiz gibi, hocanın kisvesi
(elbisesi) bembeyazdır. Ufak bir kir hemen görünmektedir. Halkımız hocaların bir kusur
i lememesini ister. Ufak bir hatasını büyütür. Hocalık mesle ini seçenler buna dikkat
etmelidir.

(Çok ya ayan de il, çok gezen bilir.) sözü, sanki dine aykırı imi gibi, bo azlananlar
arasına alınmı . Köyde do up büyümü , hiçbir yeri görmemi kimse ile, seyyah olarak her
yeri dola an daha çok eyler görmü , daha yeni bilgiler edinmi olabilir. Bunun anormallik
neresindedir?
(Durdu durdu turnayı gözünden vurdu) sözü de insanı hırsızlı a sevk edermi .
Halbuki çok güzel bir söz. Durmasının, beklemesinin, eme inin kar ılı ını gördü, nimete
kavu tu demektir. Aynı anlamda, (Tekkeyi bekleyen çorbayı içer), (Sabreden dervi ,
murada ermi ) denmektedir.

Tüyü bitmemi yetimlerin hakkını yiyen, hırsızları kötülemek için, devletin malını deniz
bilip, domuz gibi yiyorlar, anlamında, (Devletin malı deniz, yemeyen domuz) demi lerdir.
Hırsızlık yapmayan namuslu kimselere kim domuz der ki? Bunun gibi sözler çoktur. Mesela
(Yap bir hile, al bin akçe) sözü de, hile yaparak para kazananları tenkit için söylenmi tir.

(Zengin arabasını da dan a ırır, fakir düz yolda a ırır) sözü de be enilmemi ,
rü vete te vik var denilmi . Buluttan nem kapma diye buna mı diyorlar acaba? Zengin
imkânlarını kullanarak önemli i ler yapması do ru de il mi? Ya murlu bir günde, parası
olan bir taksi tutuyor, kısa zamanda evine geliyor. Parası olmayan da belediye otobüsünü
tercih ediyor, biri geliyor, dolu diye ona binmiyor, ötekini bekliyor, ya mur ya dı ı için,
stanbul trafi e felce u ruyor, hele ev ile durak arası da biraz uzaksa sırılsıklam olarak eve
gelebiliyor. (Parası olan eve tez gelir, parası olmayan ıslanır, geç kalır) desek, rü vete,
hırsızlı a mı te vik etmi oluruz? Gerçekleri inkâr etmenin faydası yoktur. Parası olan
elbette arabasını da dan a ırır. Bu sözlerde suç aramak, öküz altında buza ı aramak gibidir.

Yılba ı ile Noel


Sual: Yılba ı ile noel hakkında bilgi verir misiniz? Yılba ı kutlanır mı?
CEVAP
Yılba ı ile Noel birbirinden farklıdır. Fakat 21 veya 25 Aralık’taki Noel kutlamalarının
devamı sayılabilece inden yılba ı gecesi onlar gibi e lenmek, çam kesip evi çamla süslemek
caiz olmaz. Çünkü bayramlarında onlar gibi e lenmek, onlara benzemek olur.
Yılba ı münasebetiyle Türkiye’nin ve dünyanın çe itli yerlerinde milyonlarca çam fidanı
Noel hurafesi u runa kesilip yok edilmektedir. Hıristiyan ülkelerde oldu u gibi, Müslüman
ülkelerde de bu cinayetler i lenmemeli. Hıristiyanlara benzememek için yılba ı gecesi hindi
yememeli! Yenirse mekruh olur. Birkaç gün sonra yenebilir. Kumar oynamak, tombala
çekmek gibi oyunlar ise zaten her zaman caiz de ildir. Bu gece, gayrı müslimlere benzemek
gayesiyle çe itli yiyecek, içecek almak da caiz olmaz. Her zaman ne alınıyorsa onları
almakta mahzur yoktur. Bu geceye ayrı bir önem vermemelidir.
Yalnız Hıristiyanların de il, Yahudilerin ve bütün bâtıl dinlerin ibâdetlerini yapmak,
onlara benzemek olur. Mesela 21 Martı Nevruz Bayramı diyerek kutlamak da böyledir.
Kâfirlerin ibâdetleri ve çirkin i leri hariç, mubah olan adetlerini yapmakta mahzur yoktur.
Yani onlara benzemi olunmaz.
Noeli kutlamak asla caiz de ildir. Fakat, Noel ile ilgisi olmayan yılba ında bir
Müslümana tebrik kartı yazıp, yeni bir yılın insanlık için, Müslümanlar için hayırlı olmasını
dilemek günah de ildir. Yahut, (yeni yılın kutlu olsun) diyene, (seninki de kutlu olsun)
demek günah olmaz. Bu inceli i anlamalıdır!
Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır! Sanki mübarek
geceymi gibi mevlid okutmak, sohbetler düzenlemek uygun de ildir. Bu gecenin di er
gecelerden farkı yoktur. Bu geceye de er veriyormu gibi hareket etmek do ru de ildir.
Kâfirlerin yaptıkları ibadetler ve çirkin i leri hariç, mubah olan âdetlerini yapmakta
mahzur yoktur. Yani onlara benzemi olunmaz. Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu
gece de onları yapmalıdır!

Yabancılarla dostluk
Sual: Gayri müslimlerle alı veri yapıyoruz, i icabı da olsa dostluk kuruyoruz. Neye
dikkat edelim? Birisi papa için ( erefli) dedi, ben de her türlü eref slamiyettedir, dı ında
eref bulunmaz dedim. Bu hususta da açıklama yapar mısınız.
CEVAP
Gayrı müslimlerle ticaret yapılır. Fakat onları erefli kabul etmek câiz de ildir.
Peygamber efendimizin dü manı olan papa veya papaz, asla eref sahibi olamaz.
Hz. Ömer, (Biz, zelil kimselerdik. Allahü teâlâ, bizleri Müslüman yapmakla
ereflendirdi) buyuruyor. slâmiyetin, her çe it fazilet ve eref kayna ı oldu unu bilmeyen
papaz, nasıl erefli olur? eref kelimesi sözlükte, yükseklik, büyüklük, yüksek mertebe,
insanlar arasında geçerli ve makbul olma, cenab-ı Hakka itaat ve yüksek hizmeti ile çok
ihsana kavu ma demek olup, gerçek eref, yalnız Müslümanlıktadır. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı
kerimde buyurdu ki:
(Kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet, eref mi arıyorlar? Bilsinler ki,
bütün izzet yalnızca Allaha aittir.) [Nisa 139]
( zzet ve eref istiyen, bilsin ki, izzet ve erefin hepsi Allahındır.) [Fatır 10]
(“E er bu sava tan Medine’ye dönersek, andolsun ki, erefliler, alçakları oradan
çıkaracak” diyorlardı. Oysa, eref Allahın, peygamberinin ve müminlerindir.)
[Münafikun 8]
(Allah indinde en üstününüz, en erefliniz takvada en ileri olandır.) [Hucurat 13]
[Takva, Allaha ve Resulüne inanıp, emirlerine riayet etmektir.]
(Kur’an-ı kerim, erefli bir elçinin getirdi i sözdür.) [Hakka 40, Tekvir 19]
(Yasaklandı ınız büyük günahlardan kaçınırsanız, küçük günahlarınızı örter ve
sizi erefli bir yere [cennete] koyarız.) [Nisa 31]
(De ki, mülkün gerçek sahibi olan Allahım! Sen mülkü diledi ine verir,
diledi inden geri alırsın. Diledi ini aziz, erefli; diledi ini de zelil edersin.) [Al-i mran
26]
Allahü teâlâ, son ayet-i kerimede insanları dört sınıfa ayırmı tır:
1- Hem mülk, hem de eref verdikleri. [Süleyman aleyhisselam gibi]
2- Mülk verip, eref vermedikleri. [Firavun, Nemrut gibiler]
3- eref verip, mülk vermedikleri. [Mülk sahibi olmayan her Müslüman böyledir]
4- eref ve mülk vermedikleri. [Mülk sahibi olmayan her kâfir böyledir]
Peygamberimiz de, ( eref ve üstünlük, mal ile de il, ilim ve irfan iledir) buyuruyor.
Üstünlük, eref, büyük bir zatın yakını olmakta da de ildir. Kan bakımından daha yakın
olan, daha üstün olsaydı, Hz. Abbas, Hz. Ali’den daha üstün olurdu. Kan bakımından çok
yakın olan Ebu Leheb’de ise, eref ve üstünlük hiç yoktur.
Hz. Ömer, kölesi ile nöbetle e deveye biniyorlardı. am’a girerken deveye binme sırası
köleye geldi i için, köle deve üzerinde idi. am ordusunun kumandanı olan Ebu Ubeyde bin
Cerrah, bir heyetle kar ılayıp, (Ya Halife! Böyle ne yapıyorsun? Bütün amlılar, bilhassa
Rumlar, Müslümanların halifesini görmek için toplandılar. Sana bakıyorlar. Bu yaptı ını
be enmezler.) der. Hazret-i Ömer buyurur ki: (Ya Eba Ubeyde! Senin bu sözün, buradaki
insanlar için çok zararlıdır. itenler, insanın erefini, vasıtaya binerek gitmekte ve süslü
elbise giymekte sanacaklar. erefin, Müslüman olmakta ve ibadet yapmakta oldu unu
anlamayacaklar. Biz a a ı insanlardık. Allahü teâlâ Müslüman yapmakla bizleri
ereflendirdi. Allahü teâlânın verdi i bu ereften ba ka eref ararsak, Allahü teâlâ bizi yine
zelil eder. Her eyden a a ı eder. zzet, slâmdadır. slâmın ahkâmına uyan, aziz olur. Bu
ahkâmı be enmeyip, izzeti, erefi, saadeti ba ka eylerde arayan zelil olur.)
Bu olay da, erefin yalnız Müslümanlıkta oldu unu göstermektedir. Kâfirlerle dostluk
kurmak câiz de ildir. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Ey iman edenler, Yahûdileri de,
Hıristiyanları da dost edinmeyin! Onlar, [ slâma olan dü manlıklarında] birbirinin
dostudur. Onları dost edinen de onlardan [kâfir] olur. Allahü teâlâ, [kâfirleri dost edinip,
kendine] zulmedenlere hidayet etmez.) [Maide 51]

Kâfirin imanı ve Allahın rahmeti


Sual: mana gelen bir kâfir, imana gelmeden önce yaptı ı iyiliklerin kar ılı ına kavu ur
mu?
CEVAP
Elbette. Hakim bin Hazam, imana gelince, (Önceki iyiliklerim ne oldu) diye sordu.
Peygamber efendimiz, (Önceki iyi i lerin makbul olmak üzere Müslüman oldun.)
buyurdu.
man eden kâfirin, kâfir iken yaptı ı iyilikler bo a gitmedi i gibi, yaptı ı bütün
günahları affolur, hatta sevaba çevrilir. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ,
kâfirken tövbe edip iman eden ve salih amel i leyenlerin seyyiatını hasenata
[günahlarını sevaplara] çevirir. Allah çok affedici ve çok merhamet sahibidir.) [Furkan
70]
Kâfirin günahları gibi, Müslümanın günahları da sevaba çevrilir. Hadis-i eriflerde
buyuruldu ki:
(Rıza-i ilâhi için Allahı ananların günahları sevaba çevrilir.)
(Recep ayında dokuz gün oruç tutanın günahları sevaba çevrilir.)
(Tövbe eden kimse, hiç günah i lememi gibi olur.)
Allah rızası için yapılan iyiliklerin, sadakanın, zekâtın kar ılı ı, verenin ihlas derecesine
göre, bire ondan bire yedi yüze kadar, hatta daha fazla olur. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor
ki:
(Malını Allah yolunda harcayanın hâli, her ba a ında yüz tane bulunan yedi
ba aklı bir tohuma benzer. Allah diledi ine daha fazla da verir.) [Bekara 260]
(Bir iyilik yapana on misli verilir; bir kötülük ise ancak misli ile cezalandırılır; hiç
kimseye haksızlık yapılmaz.) [Enam 160]
(Allah, [kötülü ün cezasını adaletle verir] zerre kadar haksızlık etmez, zerre kadar
iyili in sevabını da kat kat artırır ve ayrıca büyük mükâfat verir.) [Nisa 40]
Hadis-i eriflerde ise buyuruldu ki:
(Her iyilik için on mislinden yediyüze kadar sevap yazılır. Her kötülük ise, bir misli
yazılır. Allah onu affederse hiç yazılmaz.)
(Allah, dilerse, bir haseneyi [iyili i] iki milyon hasene yapar.)
(Cihad edenin bir iyili ine veya hac için harcanan mala, 700 misli sevap verilir.)
(Rabbiniz, rahimdir. Bir iyilik yapmak isteyip de yapamayana, bir sevap yazar.
Yapana on mislinden 700 misli veya daha fazla sevap yazar. Kötülü ü isteyip de
yapmayana bir sevap, yapana ise bir günah yazar, dilerse onu affeder.)
(Malını Allah yolunda harcayana, mükâfatı 700 misline kadar artırılır. Oruç
tutana verilecek sevabı, Allahü teâlâdan ba ka kimse bilemez.)
(Zilhiccenin ilk on günündeki amele 700 misline kadar sevap verilir. Zilhiccenin bir
günü fazilette bin, Arefe günü ise on bin güne e ittir.)
(Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sura üfürülünceye kadar ya amı
bütün insanların sayısının iki katı kadar sevap yazılır.)
Allahü teâlânın rahmeti, ihsanı boldur. Zerre kadar bir iyili e da kadar sevap verir.
Mülk Onundur. Diledi ine diledi i kadar ihsan eder. Kur’an-ı kerimde de buyurdu ki: (Beni
zikrediniz! Ben de sizi zikredeyim!) [Bekara 152]
Allahü teâlâ, affetmek ve bol sevap vermek için, bir vesile arıyor. Bir kere kelime-i
ehadet söyleyene, sonsuz olarak cennetini veriyor. Bir hadis-i erifte, (Cennetin bedeli lâ
ilâhe illallahtır) buyuruldu. Kelime-i ehadet söyleyen kimse, haramlardan kaçmaz ve
ibadetleri yapmazsa, imanlı ölmesi çok zordur. mansız ölen de ebedî olarak cehennemliktir.
manlı ölen de, günahlarının cezasını çektikten sonra cennete girer. Yahut affa u rayarak
cennete girer. manlı ölmek için de, Allahın emir ve yasaklarına riayet etmek gerekir.

blisin suâlleri
Sual: blisin meleklere sordu u suâller nasıldı?
Cevap: eytanın, meleklere sordu u suâlleri, Abdulgani Nablüsi hazretleri bildirmi tir.

eytan dedi ki:


Sual: Kulun ibâdetinin Allaha hiç faydası olmadı ı gibi, isyanının da hiçbir zararı
yoktur. Allah, neden emrinin yapılmasını, nehyinden kaçılmasını isteyerek kullarını mükellef
tutmu tur?
CEVAP
mam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
( nsanlara, ibâdetler faydalı, haramlar da zararlıdır. Allahü teâlâ hiçbir eye muhtaç
olmadı ı hâlde emir ve yasaklar vermekle kullarını ereflendirmi tir.) [73. Mektub]

eytan dedi ki:


Sual: Kâfirin günah i liyece i muhakkak iken, onu yaratmasındaki hikmet nedir? Secde
kendine yapıldı ı hâlde, Allah, niçin Âdem' e secde etmemi emretti?
CEVAP
mam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
(Kul, sahibinin i lerinin sebebini soramaz! Allahü teâlâ bütün insanları Cehenneme
koyup, sonsuz azab yapsaydı, kimsenin bir ey söylemeye hakkı olmazdı. Çünkü yarattı ı
kendi mülkünü kullanmaktadır. Ba kasının mülküne tecavüz yok ki zulüm denebilsin?) [266.
Mektub]
Abdulgani Nablüsi hazretleri de, naklen buyuruyor ki: [Allahü teâlâ, blise, (Ey blis,
sen beni tanımadın. E er tanısaydın, bana hiçbir i imde kar ı gelinmiyece ini, itiraz
edilmiyece ini bilirdin. Benden ba ka ilah yoktur. Yaptıklarımdan kimseye hesab
vermem.) buyurdu.] (Hadika)
Evet, kâfirin günah i liyece i muhakkaktır. Fakat cenab-ı Hakkın adeti öyledir ki, isyan
etmeden kimseyi Cehenneme sokmaz. Bunun için iman ve isyan imkanı verdi i kullarını
imtihandan geçirdikten sonra mükâfat veya ceza vermektedir. Böylece kullar için bir bahane
kalmamaktadır. blise de, (Secde et) emrini vererek imtihan etmi tir.

eytan dedi ki:


Sual: Ben Allaha de il, Âdem' e secde etmedi im için niye lânetlendim?
CEVAP
eytan, "Benim Âdem' e secde etmeyi imle, Allaha isyanın ne alakası var?" demek
istiyor. eytan, isyanını Âdem aleyhisselama kar ı yaptı ını zannediyor. Hâlbuki Hz.
Ademin önünde (Secde et!) emrini Allahü teâlâ veriyor. Bu emri dinlememek, Âdem
aleyhisselama de il, Hak teâlâya isyandır.

eytan dedi ki:


Sual: Lânetlik oldu um hâlde, niçin insanları sapıtmam için bana imkan ve uzun bir
mühlet verildi?
CEVAP
Allahü teâlâ, isyan edenle itaat edenin belli olması için (Domuz eti yemeyin, içki
içmeyin) gibi bazı yasaklar koydu. Domuzu ve içkiyi yaratıp, yasaklaması gibi, eytanı
yaratarak, insanları sapıtması için ona uzun bir mühlet vermesi de insanlar için bir
imtihandır. Bu imtihanı kazanmaları için Allahü teâlâ kurtulu yolunu da göstermi tir. Öyle
bir imtihan yapıyor ki, soru ve cevapların hepsi bellidir. ( unları yaparsanız imtihanı
kaybeder, unları yaparsanız kazanırsınız.) buyurmu tur. mtihanı kaybedenleri de Cennete
koyabilirdi. Fakat mülk Onun oldu u için, iman etmiyenlere Cennetini haram kılmı tır. Hiç
kimseyi de gücünün yetmiyece i i lerle mükellef kılmamı tır. Herkese akıl ve imkan vermi ,
yapaca ı i lerde serbest bırakmı tır. Artık insanlar için hiçbir bahane kalmamı tır.

Tazim için olursa


Sual: Kâfire, kerhen [istemiyerek] sayın manâsında hazretleri demek küfr olur mu?
CEVAP
Olmaz. Tazim için olursa küfr olur.

Adet olarak söylemek


Sual: Kâfire, (dayı, amca, dayıcı ım) demek câiz midir?
CEVAP
Adet olarak söylemek câizdir.

Dinleri birle tirmek


Sual: Almanya’da bir hoca, dinleri birbirine yakla tırmak gayesiyle, Allahın evi diyerek,
kilisede Kur' an-ı kerim okuyacakmı . Hıristiyanlar da camide ncil okuyacaklarmı . Bu ne
biçim hoca, bu ne biçim i ?
CEVAP
Hıristiyanlar, dört ncilden hangisini okuyacaklar? ncillerin Allah kelamı olmadı ını
Hıristiyanlar da kabul ediyor. Camide ncil okunması caiz de ildir. Camiye abdestsiz bile
girmek caiz de ildir.
Allahü teâlâya ibâdet edilen yere Allahın evi denilir. Mesela Kâbeye Beytullah, yani
Allahın evi denir. Fakat kilise ve havra Allahın de il, eytanın evidir. Hadis-i erifte,
(Camiler Allahın evidir.) buyuruldu. (Hakim)
Kilisede namaz kılınmaz ve Kur' an-ı kerim okunmaz. E er ba ka yer yoksa kilisede
namaz kılmak caiz olur. Namazdan sonra hemen çıkmalıdır. Çünkü, Kilisede, eytanlar
toplanır. Kilise putlardan temizlenirse namaz kılmak mekruh olmaz. (Redd-ül Muhtar)
Dinler birle mez. Hak olan hangisi ise onda toplanılır. Domuz sütü ile koyun sütü
birle mez. Birle ince hepsi domuz sütü hükmündedir. çilmesi haram olur. Dinler birbirine
nasıl yakla tırılacak? Mesela Hıristiyanlar, Müslümanlı a yakla mak için üç tanrı inancını
bırakıp, bire yakla mak için iki tanrıya mı inanacaklar? Müslümanlar da, Hıristiyanlara
yakla mak için bir Allah inancını bırakıp iki tanrıya mı inanacaklar? Hıristiyan, iki tanrıya,
hatta bir tanrıya da inansa, dinine bir zarar gelmez. Fakat Müslüman iki tanrıya inanırsa kâfir
olur. Onun için Kâfirun suresinde, (Sizin dininiz size, benim dinim bana) buyurulmu tur.

Dini aklı ile ölçenler


Sual: Piyasadaki birçok kitapta slâm dini yerine, " slâm nazariyesi, slam teorisi, slâm
dü üncesi, slam felsefesi, lâhî görü , Kur' ani görü " gibi tabirler kullanılmaktadır. Bu
sözler yanlı de il mi, insan küfre dü mez mi?
CEVAP
Piyasada Allahı tanımakla ilgili ve Allahü tealanın varlı ını ispat etmeye kalkı an
kitaplar, akli ve felsefi görü lerle doludur. Faydalanılan kitapların ço u da günümüzdeki
sapık yazarların eserleridir. mam-ı Rabbani, mam-ı Gazali büyük slâm âlimlerinin
kitaplarından nakil yoktur. Hep ahsi yorumla, küfre dü ürücü [kâfir edici] ifadelerle
doludur.
Dinimiz, ( nsanlara ait akıl, uur, hafıza ve dü ünce gibi yaratılmı olan sıfatları Allaha
vermek veya Allahın yaratmak, var olmak gibi sıfatlarını insana vermek küfürdür.)
bildiriyor. Mesela Allaha unları izafe etmek [yakı tırmak] küfürdür: Allah çok akıllıdır,
Allah uurludur, Allahın zihni açıktır, ilahi uur yanılmaz, Allah iyi dü ünür, Allahın
hafızası çok geni tir, Allahın beyni iyi çalı ır.
Akıl, uur, hafıza, zihin, beyin, dü ünme i i mahluktur, yani yaratıktır. Allaha
yaratıkların sıfatlarını vermek küfür olur. Allah yarattıklarına benzemez. Allah Ar tadır veya
göktedir demek de, küfürdür. Çünkü Allaha, yaratıklara mahsus olan mekân [yer], tayin
edilmi olur. Senâüllah Pânî-pütî hazretleri (Allahü teâlânın varlı ı, sıfatları, razı oldu u
eyler, ancak peygamberlerin bildirmesi ile anla ılır. Akıl ile anla ılamaz.) buyuruyor.
Kendi görü ünü, kendi aklını din gibi ortaya atmak çok tehlikelidir. Hadis-i erifte, (Dini
aklı ile ölçen kadar zararlı kimse yoktur.) buyuruldu. (Taberânî)
Allah özenerek yaratmı , özel müdahale etmi tir. Böyle söylemekle Allaha âcizlik isnat
edilmi olur. Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Bir eyin olmasını istedi imiz zaman, ona sadece
ol deriz, o da, hemen oluverir.) [Nahl 40]
“Yaratılmı olanın özelliklerine bakarak, yaratanın özelliklerini bulmaya çalı aca ız”
demek de küfürdür. Dinimiz, (Bilinen, [yaratıklar] bilinmeyenle[yaratıcı] ile mukayese
edilmez) buyuruyor.
nsan için de unları söylemek küfürdür:
nsan yaratıcıdır, insan ezeli ve ebedidir, evliya gaybı bilir. [Allah dilemedikçe gaybı
bilemez] , felsefecileri gibi, (Dünya kadimdir, Allah gibi ezelîdir) demek de küfürdür.
slâm dini yerine, " slâm nazariyesi, slam teorisi, slâm dü üncesi, slam felsefesi, lâhî
görü , Kur' ani görü " gibi tabirler kullanmak da küfürdür. slâmiyet, ilahi bir dindir, bir
teori, bir dü ünce sistemi veya bir felsefe, bir görü ü de ildir. Dü ünce, bir i için dü ünülen
çare veya kıyaslanan neticedir. Nazariye de, akli, zihni esaslara dayanan görü , teori
demektir. Akıl, zihin mahluktur. Allahü teâlânın bildirdi i eylere "dü ünce, görü " demek
küfürdür.
Âlimler buyuruyor ki: man, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdi i
eyleri, ara tırmadan, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadı ına bakmadan,
tasdiktir. Akla uygun oldu u için tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resulü tasdik etmek
olmaz. Yahut Resulü ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimat tam
olmaz. timat tam olmayınca, iman olmaz. Allahü teâlâ, (Onlar gayba iman ederler)
buyuruyor. (Bekara 4)
man ne kadar kıymetli ise, zıttı olan küfür de o kadar kötüdür. manı kurtarmak için
haramlardan kaçarak ibâdetleri yapmak ve özellikle küfre dü ürücü söz ve hareketlerden
sakınmak gerekir. Sakınmayanın imanı gider de haberi olmaz. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Öyle bir zaman gelir ki, ki inin imanı gider de haberi olmaz. Ondan, gömle in çıktı ı
gibi, iman çıkmı olur.) [Deylemî]

Kelime-i ehadet okuyan kimseye


Sual: Müslümanda, küfrü gerektiren bir durum görülse, buna kâfir denir mi?
CEVAP
Müslüman oldu unu söyliyen, (Kelime-i ehadet) okuyan kimseye, üphe ile küfür
damgası basılamaz. Müslüman oldu unu söyliyen bir kimsenin bir i inde veya sözünde
birçok küfür alametleri ile bir iman alameti veya küfür olması üpheli olan bir alamet
bulunsa, buna kâfir dememelidir. Çünkü müslüman iyi zan olunur.) (R. Muhtar)
(Bezzâziyye) fetvasında unu da ekliyor ki, (Küfür alametini diledi i açıkça anla ınca,
kâfir olur. Tevil etmemiz fayda vermez.)

Misyonerlerin uydurdu u hikaye ve vasiyetnameler


Sual: A a ıda bir misyonerin uydurdu u hikaye anlatılıyor. Bu hususta açıklama yapar
mısınız?
(Bir misyoner, uydurdu u hikayede, me hur bir Kur’an hocasının o lunu ve torununu
Hıristiyan yapıyor. Bir Hıristiyan, hocanın o luna incillerden birini veriyor. Ona, «Kur’an
beni kurtarmadı, de i tirilmi ncil beni nasıl kurtarabilir ki?» dedirtiyor. Ama yine de
okutuyor. nciller sevgiden söz ediyormu , günahlardan da temizliyormu . (Ey sa, sen
benim rabbimsin) demi . sa, hocanın o lunun hayatını de i tirmi , bütün kötü
alı kanlıklarını bıraktırmı .
Hocanın o lu, Hıristiyan olunca hiç kimse ona i vermemi . sa’nın kendisini nasıl
kurtardı ını anlatınca, vah i Müslümanlar ona hücum etmi , polis onu tutuklamı .
Karakolda, incilleri komisere açıklamı . Komiser incillerdeki gerçekleri ö renince, onu
serbest bırakmı .
Hocanın torunu esrar satıyormu , kazandı ı bütün parasını sekse ve kumara veriyormu .
Hıristiyan arkada ını da birçok kere, seks filmlerine, içki içmeye veya kumara gitmeye
ça ırmı sa da, gitmemi . Hıristiyana, “Sen neden böyle iyisin” demi , o da, ben sa
imanlısıyım demi . Hıristiyan buna bir incil vermi , günahı ve sa' nın haçta bu torun için
nasıl öldü ünü anlatmı . Toruna unları söylettiriyor:
sa, Tanrı ve ruhun, nasıl bir oldu unu anlayamadım. Tanrı, sa ve Kutsal ruh
dü üncesi çok karı ıktı. Ama o, üçlü birli i açıkladı. Ben inciller de i mi sanırdım. Ama
bu do ru de ilmi . Bir gece Yuhanna incilini okuyordum ve sa' nın haçta nasıl öldü ünü ve
acı içerisinde nasıl kıvrandı ını okudum. te o an günahkâr oldu umu anladım ve a ladım.
Hıristiyanlı ın do rulu unu ö renmek için, «Ey sa gerçekten Kurtarıcı isen, gerçek tanrı
isen hayatımı de i tir. Sigara, içki, kumar, kötü kadınlara ve kötü filmlere gitmek
istemiyorum. ncillere boyun e mek için, sa sana iki aylık bir zaman tanıyorum”
dedim. Bu iki ay içinde beni de i tirebilirse, ömür boyu Ona boyun e ecektim.
Sigarayı, içkiyi bıraktım ve di er bütün kötü alı kanlıklarım sona erdi. sa gerçekten
hayatımı de i tirdi. Halbuki Müslüman iken, Allaha yalvarmı tım da hiç faydası olmamı tı.
sa beni kurtardı. sa’nın benim için haçta öldü ünü anladım. Beni kötü yerlere götürmek
üzere gelen eski arkada larıma “babam izin vermez “dedim. Baban kim dediler, «Tanrı
sa» dedim.
Bir gün biri, beni bıçakladı, ölmek üzere idim, «Ey rab sa, ölmek istemiyorum, fakir
ailem ne yapacak? Duy beni sa ve onlar için beni kurtar» deyince, bir mucize olarak
kurtuldum. Rabbim sa, beni önce günahlardan temizledi, imdi de hayatımı kurtardı.
Altı yıldır görmedi im eski bir arkada ımın hanımının içine eytan girmi , hanımı
delirmi . Ona, sa'nın kör, topal, felçlileri iyile tirdi inden ve birçok insandan eytan
çıkardı ından da bahsettim. Beni çok sevdi ini, ancak sa’ya güvenemeyece ini belirtti.
Kur’anın en iyi kitap oldu una inanıyordu. Kur’an hocaları yardım edemezse, sa,
karısı için ne yapabilecekti? Ona okuması için ncil'i verdim. Bir ay sonra ncil'i
okumu , ama o da, Tanrı, Tanrının O lu ve Kutsal Ruh üçlüsünün birli ini
anlayamamı tı. «Tanrının nasıl sa oldu unu anlamadım,» diyordu. Hemen ona sa'nın
haçta neden öldü ünü açıkladım. Arkada ıma, “ sa karımı iyile tir” de, dedim.
Arkada ım Rabla konu mu . Ona, (Ey sa Tanrı isen, karımı iyile tir) demi . Bir hafta
sonra karısı iyile mi . Arkada ım günahlarını sa'ya itiraf etmi . Çünkü o,
günahlarımızın kefareti olarak çarmıhta, acılar çekerek canını verdi.)
CEVAP
Misyoner, sanki Müslümanlıkta; zina, içki, uyu turucu kullanmak helal da,
Hıristiyanlıkta da haram gibi ve Hırıstiyanlar ahlaklı, Müslümanlar ahlaksız gibi bir intiba
[izlenim] vermeye çalı ıyor. çkinin, uyu turucunun haram oldu u, hangi incilde yazıyor ki?
Aksine helal oldu u yazılı. sa imanlısı olan sanki içki gibi kötü alı kanlıkları olmazmı .
ncilde gerçekler varmı , ne gerçe i ise? Tek gerçek var, dört incil birbirini tutmaz.
ncillerin yazarları insandır.
Papaz, Kur’anı kerimle incilleri mukayese etmeye cüret ediyor. nciller sevgiden söz
edermi . Asıl sevgiden bahseden Kur’an-ı kerimdir:
(Allah, sabredenleri, iyilik edenleri, adalet edenleri sever.) [A. mran 146, Bekara
195, Maide 42]
(Allah onları sever, onlar da Allahı sever.) [Maide 54]
Hıristiyanlıkta üç tanrı var: Baba tanrı, o ul tanrı ve ruh tanrı. Üç tane tanrı mı olur
denince, üçü bir diyorlar. Üçlü birlik diyorlar. Nasıl oluyor denince, 1+1+1=3 demek yanlı
olur, do rusu 1x1x1=1 diyorlar. Bre papaz, ne diye üç tane biri çarpıyorsun, o zaman 100
tane biri de birbiri ile çarparsan yine bir çıkar. O zaman yüz tane tanrı demek de sana göre
do ru olur.
Kur’anı kerimde (Kimse kimsenin günahını çekmez) buyuruluyor. (Enam 164) Fakat
Hz. sa, günahkârların günahını affettirmek gayesiyle fidye için çarmıhta öldürülmesini
istemi .
Burada sayısız yanlı lıklar var. Bir defa Hıristiyanların tanrısı ne kadar vicdansız, suçsuz
o lunu, suçlular için öldürüyor. kincisi ne diye öldürmeye gerek duyar ki, affettim dese ne
olur sanki? Kanunu ba kası mı koydu da tanrıları buna uymaya mecbur olsun?
Hz. sa eski günahkârlar için ölmü ise, ondan sonra do an günahkârların günahı için ne
diye bir daha gelip çarmıha gerilmiyor? Bir kere ölmek yetiyor mu? Bizim için ölmü se, ne
diye halâ bizden günah çıkarılmaya çalı ılıyor? Hıristiyanların tanrıları insanların
günahlarını bilmiyorlar mı da, günah itiraf etme mecburiyeti getiriyorlar? Bu itiraf
mecburiyeti hangi incilde yazıyor? Böyle bir ey yok. Papazlar Kilisenin de eri artsın diye
böyle saçma sapan eyler uydurmu lar.
Sonra yeni do an çocuklar, masumlar niye Hıristiyanlarca günahkâr do uyor da, Hz.
sa’nın kurban edilmesi gerekiyor? Yeni do an çocuk ne günahı i ledi? Madem günahkâr
do uyor, gider papaza, (Papaz efendi benim ve çocu umun günahını çıkar) denir, o da
araplı su ile vaftiz edince günahsız olur. Ne diye Hz. sa’yı öldürüyorlar?
Sonra ne diye Allahın bir o lu var? Kızı falan yok? Karısı kim? O la neden ihtiyaç
duymu ? Hıristiyanlara göre gökte o lu sa ile oturuyormu ? Onlar tanrılarını et kemik
olarak gördükleri için söylüyorum, tanrıları orada bir ey yiyip içmeden nasıl ya ar ki?
Yahudiler duyarsa gidip onların tanrılarını öldürürler.
Misyonerin kahramanı, o ul tanrı dedi i sa’dan iki ay mühlet istiyor. Tanrı iki ayda ne
yapacak? Kur’an-ı kerimde (Ol deyince oluverir) buyuruluyor. ki aya ne hacet var? E er
Hıristiyanlık onu kötü alı kanlıklardan kurtarırsa, ömür boyu Hıristiyanlı a boyun
e ecekmi . Hıristiyanlı ın ne kanunları var da, ona boyun e ecek? çki içmeyin, namaz
kılın, zekat verin, hacca gidin gibi bir emirleri mi var? Adam öldürenin cezası bu, hırsızlık
edenin cezası u diye bir hüküm mü var? nciller ortada öyle bir hüküm yok. Hıristiyanlıkta
hangi kural var? Bir hukuk, bir ceza sistemi mi var? Varsa; ne diye Hıristiyan ülkeler, onun
emrine göre de il de, be eri sistemlerle idare ediliyorlar?
Ne tarafından bakarsanız bakın, Hıristiyanlık birer saçma hurafeler zinciridir.

Vasiyetname hurafesi
1950’de eyh Ahmet Vasiyetnamesi diye küçük bir risale okumu tum. Zamanla bu
vasiyetname günün artlarına göre de i tiriliyor. Eski baskısında bunu yazana Türbe bekçisi
deniyordu. Yenisinde Harem anahtarının ta ıyıcısı deniyor. Bir ba ka baskısında ise
Türbe-i erif hatibi deniyor. Bu adama rüyasında, Peygamber efendimiz özetle, (Kıyamet
alametleri zuhur ediyor. Çok yakında 3 gece güne tutulacak üç gün sonra batıdan do up
do udan batacak, Kuran-i Kerim insanların gözüne görülmeyecektir. Kim vasiyetnameyi
i itip de yazmazsa bir köye veya ba ka yere göndermezse, yüzü kara ola. Vallahülazim bu
vasiyetnamede yanlı ım varsa, öbür dünyaya imansız gideyim.) diyormu .
Bu, yabancı slâm dü manları tarafından dinimize hurafe sokmak için sinsice ve çok
cahilce uydurulmu bir hezeyan namedir. Maksatları, slâma hurafe sokmaya çalı mak,
zihinleri bulandırmak, az da olsa, böyle basit yazılarla Müslümanları me gul etmek, ciddi
konulara e ilmeyi önlemektir. Eskiden (Yalan söylüyorsam kâfir olayım.) deniyor. Son
baskısında, (Yalanım varsa, bu dünyadan öbür dünyaya imansız gideyim.) deniyor. Her iki
ekilde de söyleyen Müslüman ise kâfir olur. Böyle yemin caiz de ildir. Hadis-i erifte,
(Allahtan ba kası için yemin etmek irktir.) buyuruluyor.
Vasiyetname, ba tan ba a cahilce ve ahmakça yazılmı , saçma sapan eylerle doludur.
Bu hurafe yazılalı birkaç asır oldu u hâlde, bu . Ahmet denilen hayâli ahıs ölmeyip hâlâ
yabancılar eliyle mesaj gönderiyor. Eski baskılarında, (Haber aldım ki, bu vasiyetin yalan
oldu unu söyleyen birinin aynı gün o lu ölmü , bir doktor da bu vasiyeti da ıtmadı ı için
çıldırıp arabası ile bir dereye yuvarlanmı .) deniyor. Tehditler sayıldıktan sonra, bu i e alet
olacaklara ödüller veriyor. Eskisinde, (Bu ka ıdı da ıtan bir tüccar 90 bin lira kazanmı tır)
diyordu. imdi, bu 90 bin lirayı az diye yüz bin rubleye çıkarmı . Yeni baskısında ise, para
miktarı hiç yazılmamı . Güne gece tutulacak diyor. 3 gün sonra güne batıdan do acak
diyor, asırlar geçti i halde hâlâ güne batıdan do madı ve gece tutulmadı.
Dikkat edilecek noktalar: Dinimizde dört delil vardır. Rüya senet de ildir. . Ahmedin
gördüm dedi i rüyadır. Bu ka ıdın hiç kıymeti yoktur. Sanki din kitapları noksanmı gibi,
din kitapları yerine, bu kâ ıt parçası da ıtılıyor. En mühim nokta ise, bu kâ ıt dinde
noksanlık oldu unu bildiriyor. E er vasiyetnamede dine uygun hususlar var ise, bu ka ıdın
özelli i kalmaz. E er dinde olmayan eyler mevcutsa, daha kötüdür, dinde olmayan eyi
bildirmek bid' attir. Dinin emirlerini yapmayan, yasaklarından kaçmayan kimse, bir kâ ıt
parçasını da ıtmakla nasıl ilahi rızaya kavu abilir? Zaten hainlerin maksatları da budur.
Müslümanları dini emirlerden koparıp hurafelerle avutmaktır.
13 rakamlı yazı: Bir de 13 rakamlı bir yazı da ıtılıyor. Bu da hurafedir. Hıristiyanlarca
13 rakamı u ursuzluk i aretidir. Bu yazıda dokuz tane 13 var. Rüyamda Hz. Zeynebi gördüm
diyen kızın ya ı 13, fakir 13 gün sonra zengin olmu , ya lı kimse 13 gün sonra hapse
dü mü , zengin 13 gün sonra servetini kaybetmi , memur 13 gün sonra i inden olmu , bu
yazıyı 13 sayfa yazıp, 13 ki iye göndermeliymi , 13 gün sonra murada erilir, yazmayana da
13 gün sonra belâ gelirmi . Rakamların toplamı 13 eden önemli olaylardan, Peygamber
efendimizin 571' de do du u, stanbul’un 1453' de alındı ı hatırlanınca, fanatik
Hıristiyanların neden 13 sayısını u ursuz saydıkları kolayca anla ılır. Bu i lere alet
olmamalıdır.

Hırıstiyanlı ın esasları
Sual: Hıristiyanlık hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Hz. sa 30 ya ında iken, Benî isrâil' e peygamber olarak gönderildi. Bozulan Yahudili in
hükümlerini neshedip yürürlükten kaldırdı. Kendisine ncîl kitabı verildi. ncîl' de, Allahü
teâlânın birli i, sa aleyhisselâmın Allah' ın kulu ve resulü oldu u yazılıydı.
Hz. sa' ya inanmayan Yahudiler, onu Romalılara ikâyet etti. Kudüs' teki Romalıların
Yahudi vâlisi Pilatus, Hz. sa' nın yakalanıp çarmıha gerilmesini emretti. Havarilerden biri
olan Yehuda, onu Romalılara ihbar etti. Askerlerle beraber yerini göstermeye gidince,
Allahü teâlâ Yehûda' yı Hz. sa'nın ekline çevirdi. Askerler aradıkları sa' nın bu oldu unu
sanarak, Yehuda' yı çarmıha gerdiler. O anda Allahü teâlâ Hz. sa' yı gö e çıkardı.
Hak din olan sevilik yayılmaya ba layınca, Yahudiler ile Yunanlılar ve Romalılar kar ı
çıktılar.
Bolüs (Pavlos) adındaki bir Yahudi; sa' ya inandı ını söyleyerek ve hak din olan
sevili i yaymaya çalı ıyor görünerek, asıl ncil' i yok etti. 4 ki i ortaya çıkıp 12 havariden ve
Bolüsten i ittiklerini yazdılar. Böylece 4 incil meydana geldi.
Yunan felsefesi ile yeti en Bolüs, Havarilerden Barnabas’ın yakın arkada ı idi. Bozuk
fikirlerini ona da a ılamak istedi, ba aramayınca, açıkça dü manlı a ba ladı. Bolüs, sevi
görünüp kendisini din âlimi tanıtarak; " sa, Allah'ın o ludur." gibi bir çok eyler uydurdu.
arabın ve domuzun helâl oldu unu söyledi. Bolüs' ün " sa'nın haça gerilmesi, hikmet ve
kurtulu tur" diyerek ortaya attı ı anlamsız iddia; bugünkü Hıristiyanlı ın esas felsefesini
te kil etti. Müslümanların kitaplarından alarak dünyanın güne etrafında döndü ünü
söyleyen Galile, incillerdeki yanlı bilgiye göre, Engizisyonca müebbet hapse mahkum
edildi ve gözleri kör olarak öldü. Bugünkü Hıristiyanlı ın esasları öyledir:
1. Her çocuk günahkâr olarak do ar.
2. Hz. sa, Allah' ın o ludur. Bazen de Allah’tır.
3. Allah, insanların günâhını affettirmek için, kendi o lunu haçta öldürtmü tür.
4. nsanlar, Allaha dua edemez. Ancak papazlar dua edebilir ve insanların günahını
affedebilirler.
5. Papa günahsızdır. Onun her yaptı ı i do rudur.
Hıristiyanlı ın tekrar do ru yola girmesi için, çe itli çalı malar yapılmı , reformlar
meydana gelmi tir. Papaz Luther, Protestanlı ı kurarak bazı düzeltmeler yapaca ım derken,
Hıristiyanlı ı büsbütün bozmu tur. Kilise, toplumun maddi, manevi bütün hayatına hâkim
olmu tur:
1) Kilise günahları itiraf ettirir ve papazlar günah çıkarır.
2) Hıristiyanlıkta baba, o ul ve kutsal ruh adına vaftiz olmak kilisenin emridir.
3) Nikâh kilisede kıyılır. Kilise dı ında yapılan nikâh geçersizdir.
Son zamanlarda Hıristiyanlıkta Allah inancı hususunda önemli geli meler olmaktadır.
Katolik Kilisesinin ve Vatikan' ın ileri gelenleri ve bilim adamlarından meydana gelen bir
heyetin 7 yıllık bir ara tırma neticesinde hazırladı ı Evrensel Kate izm adlı el kitabında,
Katoliklerin de slâmiyetteki gibi "Tek Allah" inancında olmaları gerekti i belirtildi.
Papalı ın direktifi ile hazırlanan bu kitap 1992’de Fransa' da piyasaya çıktı. Hıristiyanların
bu yeni el kitabı, imdiye kadar bu gaye ile hazırlanan di er papalık yayınları arasındaki en
önemli farkı, Allah inancının "Baba-o ul-Ruhül-Kudüs" eklinde olmaması gerekti inin
açıkça belirtilmesidir. Kitapta Allah’a yaratılmı varlıkların sıfat ve suretlerinin hiçbirisinin
yakı tırılamayaca ı; çünkü Allahın ne erkek, ne kadın ne de insan suretiyle ilgisi
bulunmayan tek yaratıcı oldu u ifade edilmektedir. Bu yeni inancın slâmiyetteki Allah
inancı gibi olması gerekti i açıkça belirtilmektedir.
nsan hakları, yaratılı esasları ile cinsiyet konuları üzerinde durulan, Vatikan' ın bu yeni
eserinde; "Huzurlu ya amanın anahtarı Yaratan'ı benimsemek ve Tek Allah'ın
varlı ına inanmaktır." denilmektedir. Bu eser, bilim adamlarınca çok önemli bir geli me
olarak kabul edilmektedir.

Yehova ahitleri kimdir?


Sual: Yehova ahitleri kimdir?
CEVAP
Bu dinin kurucusu papaz Charles Russel’dir. lkokul mezunudur. 1916’da ölmü tür.
“Bin yıllık krallı ın peygamberi” olarak kabul edilir. Önceleri protestan presbiteryan
kilisesine ba lı iken, sonra protestan congregasionalist kilisesine üye oldu. Buradan da
ayrıldı.
Russel, satı a çıkardı ı bir bu dayın çok fazla ürün verece ini, bu bu dayın mucizeli
oldu unu ilan etti. Bu yalana inananlar bir avuç bu dayı 60 dolara alarak ektiler. Fakat
istenilen ürünü alamayanlar, dolandırıldıklarını anlayanlar mahkemeye verdiler. Mahkemede
bu bu dayın di er bu daylardan farkı olmadı ını itiraf etti ve mahkum oldu.
Evlâtlık kızı Rose Boly’ye tecâvüz etti i için karısı Maria Francis tarafından
mahkemeye verilmi ve mahkemede suçunu îtirâf ederek hüküm giymi tir. Mahkeme,
Russel’in “yalan yere yemin eden” bir yalancı oldu una dâir de bir hüküm vermi tir.
Bu din, bir zamanlar Russelizm adıyla anılmı ve bir cins Luthercilik olarak
görülmü tür. Hedefleri tanrının denetiminde Hz. sa’nın liderli inde bir dünya krallı ı, tek
tip toplum düzeni kurmaktır. Yehova ahitleri 1917-1928 yılları arasında inançlarında 148
kadar de i iklik yaptılar. Karmakarı ık bir inanç sistemi hâline gelen Yehovacılık, gerçek
Hıristiyanlık iddiası ile ortaya çıkmasına ve Yahûdîlikle Hıristiyanlık karması gibi
görünmesine ra men onlardan tamamen farklı bir inanı haline geldi.
Yehova: Bu kelimesinin aslı Yahvedir. Yahve sraillilerin milli ilâhlarının adıdır. Bu din,
önceleri “Russel tarikatı” adıyla çalı ıyordu. 1931’de “Yehova ahitleri” adıyla meydana
çıktı. Dört incili esas alırlar.
( sa’nın dünya krallı ı ba ladı) diyerek, devletlerin sonunun yakla tı ını, tarihler
vererek ortaya atmı lardır. Bu tarihler, 1914, 1918, 1925 ve 1975’tir. Tabii hepsi de bo a
çıkmı tır.
Yehovacılar, yeni yorumlarla ayrı bir akım, ayrı bir Hıristiyanlık dini eklinde
görünürler. Bazı Hıristiyanlar ( sa üç tanrıdan biridir) derler. Yehovacılar için tek ilâh
Yehova derler ise de, ( sa, Yehovanın o ludur, üstün bir varlıktır) derler. Hz. sa’yı ilâh
olmaktan çıkarmaları ve ruhu kabul etmemeleri katolik, ortodoks ve protestanları
kızdırmı tır.
Yehovacılara göre de, di er Hırıstiyanlar gibi, her çocuk günahkâr do ar. nançlarını
a ılamak için, Hıristiyanlıklarını gizlerler. Yehova yerine “Allah” ve di er slâmî terimleri
kullanırlar. Bunlar ancak cahiller kanar, dinini bilen hiçbir Müslüman kanmaz.
Bunlar ahirete inanmaz. Cennetin dünyada olaca ına, Hz. sa’nın oradaki krallı ına
inanırlar. Ruhun ölmezli ine inanmazlar. Üçleme inancını yorumlamaları, bazı Hıristiyan
mezheplerden farklı olmakla birlikte, onu reddetmezler. Dünya onlara göre bâkidir.
Kendilerini bir millete ve vatana ba lı hissetmezler. Hıristiyanlık inancını benimserler. Hatta
kendilerini asil Hıristiyan olarak tanıtırlar.
Bayra a kar ı çıkarlar, milliyet ve vatan sevgisini reddederler. Vatan bütünlü ü, vatan
savunması ve askerlik yapmaya kar ıdırlar. Zina dı ında herhangi bir sebeple bo anmaya ve
incillere aykırı oldu unu ileri sürerek kan nakline kar ı çıkarlar.
Tatlı, ok ayıcı dillerle gençleri aldatmaya, Hıristiyan yapmaya çalı ıyorlar. Çe itli
yollardan ele geçirdikleri adreslere bro ür ve kitap gönderiyorlar. ık, süslü giyinmi güzel
kızlar, kapı kapı dola arak, evlere bu kitap ve bro ürleri bırakıyorlar. Bu oyuna
gelmemelidir.

Ço unlu a uymak
Sual: Misyonerler diyor ki: (Avrupa’nın kalkınması Hıristiyan oldu u içindir.
Hıristiyanlık hak din oldu u için, daha çok ra bet görüyor ve dünyada Yahudilerden ve
Müslümanlardan daha çok Hıristiyan vardır. nsanların ço u neye ra bet ediyorsa, o en
do rusudur.) Cevap verir misiniz?
CEVAP
Bu iki iddia da demagojiden ileriye gidemez. Çünkü Hıristiyanlı ın hüküm sürdü ü
Ortaça da, Avrupa geri idi. Hıristiyanların fende ilerlemesine, dört incil de il, inanmadıkları
Kur' an-ı kerimin gösterdi i yola uygun çalı maları sebep olmu tur. Müslümanların geri
kalmalarının sebebi de, Hıristiyan olmadıklarından de il, Müslümanlı ın emri olan
çalı maya, do rulu a önem vermedikleri içindir.
Japonlar Hıristiyan olmadıkları hâlde, Kur'an-ı kerimin emretti i gayret ve dürüstlükle
çalı tılar, optikte Almanları; otomobil sanayinde Amerikalıları geçtiler. 1985de, Japonya’da
5.5 milyon otomobil yapıldı ve bütün dünya buna hayret etti. Japon halkı, refah içindedir.
Elektronik sanayinde de, dünyayı geçmi tir. Japon hesap makineleri, Japon Bilgisayarları,
mikroskopları, teleskopları ve foto raf makineleri dünyayı kaplamı tır.
“Hıristiyanlar biz nüfusça daha ço uz, ço unlu un oldu u taraf do rudur” sözü de
yanlı tır. Çünkü Çin’in, Japonya’nın nüfusu Hıristiyanlardan daha çoktur. Dinleri
Budizm’dir. O halde, bu söze göre insanların ço u Budisttir. Budizm hak din, Hıristiyanlık
batıl dindir.
Kimisi, “Çok kimse, bir dine inanmadı ı için, ben de inanmıyorum.” diyor. Kimisi de,
(Çok kimse namaz kılmadı ı için ben de kılmıyorum; hemen herkes açık gezdi i için ben de
açık geziyorum.) diyor. Genel olarak ço unluk örnek gösteriliyor. (Herkes böyle yapıyor,
ben de yapsam ne çıkar?) deniyor. Babam öyle diyo misali, “Herkes öyle diyor” demek,
ço unlu a gözü kapalı uymak çok yanlı tır.
Kur' an-ı kerimde mealen buyuluyor ki:
(Yeryüzündeki insanların ço una uyarsan, seni Allahın yolundan saptırırlar.)
[Enam 116]
(Do ru olan din budur, fakat ço u bunu bilmez) buyuruluyor. (Rum 30, Yusüf 40)
[Bilselerdi herkes müslüman olurdu.]
Putlara tapan bir kimse ile Allaha inanan kimsenin e it olmadı ı bildirildikten sonra,
(fakat ço u bunu bilmez) buyuruluyor. (Zümer 29) [Bilselerdi, herkes Allaha inanırdı.]
Ölüler dirilerle konu sa, fakat yine de inanmıyanların çıkaca ı bildirildikten sonra
(fakat ço u bunu bilmez) buyuruluyor. (Enam 111)
Kıyametin ne zaman kopaca ını ancak Allahın bildi i bildirildikten sonra, (fakat
[Allahın bildi ini] ço u bilmez) buyuruluyor. (Araf 187)
Allahın, diriltip öldürece i, sonra Kıyamette toplıyaca ı bildirildikten sonra, (fakat ço u
bunu bilmez) buyuruluyor. (Casiye 26)
Ço unlu a gözü kapalı uymak çok yanlı tır, demi tik. Bunun bir istisnası vardır.
Tirmizi’nin bildirdi i bir hadis-i erifte, bu ümmetin 73 fırkaya bölünece i, ancak bunlardan
birisinin kurtulaca ı, o fırkanın da, Ehl-i sünnet vel-cemaat fırkası oldu u, Ehl-i sünnet
âlimlerinin sözbirli i ile bildirilmi tir. slâm âlimlerinin ittifak etti i bu yola sivad-i a'
zam
denir. Sivad-i azam, cumhuru ulema, âlimlerin ço unlu u demektir. [ bni Mace’nin
bildirdi i, (Ümmetim [âlimler] dalalet üzerinde ittifak etmez. htilaf olunca sivad-i
a'zam tarafını tutun!) hadis-i erifi ise, insanların de il, âlimlerin ço unlu una uyanın
kurtulaca ını bildirmektedir. nsanların ço una uyan sapıtır. Kur' an-ı kerimde buyuruluyor
ki: ( nsanların ço una uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar.) [Enam 116]
Ekseriya kıymetli ey az olur. Kur' an-ı kerimde (Do ruyu bilenler azdır), (Salihler
azdır) gibi ifadeler vardır. Genel olarak kıymetli olan eyler azdır. Meselâ ükretmek çok
faziletlidir; Kur’an-ı kerimde, ( ükreden azdır.) buyuruluyor. Buyuruldu ki:
1- Halk çok amelle u ra ırken, sen az da olsa iyi, güzel amelle me gul ol!
2- Halk nafile ibâdetlerle vakit geçirirken sen farzları tam yapmaya çalı !
3- Herkes görünü ünü, dı ını süslerken sen, içini süslemeye çalı !
4- Herkes onun bunun ayıbını ara tırırken, sen kendi ayıplarınla me gul ol!
5- Herkes dünyadaki faydasız eyleri imar ederken, sen ahireti imar ile me gul ol!
6- Herkes ona buna yaranırken, sen Allahın rızasını kazanmaya çalı !

A lanacak hallerine Gülenler


Sual: Bir zâtın hayatından bahsederken, (aradı ı hadîsi bulamayıp, hadîs kitabını yere
atmı , kitap açılınca, o hadîs, açık kalan sayfada görülmü ) deniyor. Bu, o zâtın kerâmeti
olarak gösteriliyor. Hadîs kitabını yere atmak küfrü gerektirmez mi?
CEVAP
Evet. Öyle günlere kaldık ki, hadîs kitabını yere atmak kerâmet olarak gösterildi i gibi,
(madem Kur’ânla amel edilmiyor, ben de bunu yere atıyorum) diyerek, Kur’ân-ı kerîmi yere
fırlatan kimse, iyi bir i yapmı gibi, alkı lara bo ulmu tur. Bir hadîs-i erîfte buyuruluyor
ki:
(Öyle bir zaman gelir ki, câmilerde binden fazla ki i namaz kılar da, içlerinde bir
tane mü’min bulunmaz.) [Deylemî]

Kâfirlerin müslüman olması


Sual: Bir kafir hangi sebeplerle müslüman olur?
CEVAP
Bir kâfir, u üç sebeple müslüman olur: Allahın lütfu, kendi ara tırması ve birine iyilik
yapıp onun duâsına kavu makla.
1- Allahın lütfu ile:
Allahü teâlâ, bir kimsenin hidayetini, yani müslüman olmasını dilemi se, o kimse,
severek müslüman olur. Kur' an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah, kimi do ru yola iletmek isterse, onun kalbini slâma açar.) [Enam 125]
(Allah, diledi ini hidayete kavu turur.) [ brahim 4]
2- Kendi ara tırması ile:
Hakkı, do ruyu bulmak gayreti ile, bütün dinleri inceler. slâmiyetin güzelli ine hayran
olup müslüman olur. Allahü teâlâ, slâmiyeti do ru olarak ö renmek istiyene, bunu nasib
edece ini vâd buyurmu tur. Kuran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Do ru yolu arayanları, saadete ula tıran yollara kavu tururuz.) [Ankebut 69]
(Allahü teâlâ, kendine kavu mak isteyenlere, kavu turan yolu gösterir.) [ ûra 13]
Do ru yolu aramayıp, nefslerine uyarak îman etmiyenleri, azıp can yakanları,
cehennemde sonsuz olarak yakaca ını haber veriyor. slâmiyeti i itmiyen çok kimse vardır
ki, akl-ı selîmleri oldu u için, bozulmu , uydurulmu dinlerin adamlarına aldanmamı lar,
astronomide ve fen bilgilerinde ve bilhâssa tıb ilminde gördükleri nizâmlı olayların
birbirlerine ba lantılarını dü ünerek, yaratılı ın sırlarını, bu hesaplı düzenin gerçe ini
anlamak istemi lerdir. Bunlar yine akl-ı selîmleri sâyesinde, islâmiyetin bildirdi i güzel
ahlâkın birço unu bulup, müslüman gibi ya amı , kendilerine ve ba kalarına faydalı
olmu lardır. Allahü teâlânın, (Ankebût) sûresinde vaat etti i üzere, bunları îman etmeye
sebep olan rehberlere, kitaplara kavu turaca ı, (Ruh-ul-beyan) tefsîrinde, altıncı cüz son
âyetinde yazılıdır.
Böyle tâlihli mesud bir kimse anlar ki, her eyi yaratan, yok olmaktan, zararlardan
koruyan bir Allah vardır.
Allahü teâlâ her eyi görür, bilir, i itir. Her eye gücü yeter. Gücü, kuvveti sonsuzdur.
Her eyi, eceli, zamanı gelince yok etmektedir. nsanları tekrar diriltece ini, hesaba
çekece ini, îman etmi olanlara cennette sonsuz nimetler verece ini, îmanı olmayanları,
kâfirleri cehennemde sonsuz yakaca ını bildiriyor. Onun yapmak istedi ini kimse
durduramaz. Onun i ine kimse karı amaz. Onun emirlerine uymaktan, rızasını, sevgisini
kazanmaktan ba ka kurtulu ve saadet yolu yoktur. nsanların hiçbiri îman etmese, inanmasa,
onun büyüklü ünde, kuvvetinde, kudretinde hiç noksanlık olmaz.
3- Birine iyilik yapıp onun duâsına kavu makla:
Birisinin duâsı ile müslüman olmu çok kimse vardır. Hz. Ömer bunlardan biridir.
Hz. Hamza, îmâna gelince, müslümanlar çok kuvvetlendi. Bu i , kâfirlere güç geldi.
Müslümanların ço almasını önlemek için çâreler dü ündüler. Ebû Cehil, (Onu öldürmekten
ba ka çâre yok) dedi. Bunu yapana, çok miktarda deve ve altın verece ini bildirdi. Ömer bin
Hattâb yerinden fırladı. (Bu i i, Hattâbo lundan ba kası yapamaz) dedi. Ömer’i alkı ladılar.
Ömer, kılıcını çekerek yola dü tü.
Yolda rastladı ı Nu’aym bin Abdullah, nereye gitti ini sordu. O da Resûlullahı
öldürmeye gitti ini söyleyince, Nu’aym, (Yâ Ömer, güç bir i . Onun Eshâbı [arkada ları],
çevresinde, pervâne gibi dola ıyor. Ona yakla mak çok zordur. Onu öldürsen bile
Abdülmuttalib o ullarının elinden kurtulamazsın?) dedi. Ömer kızıp, (Yoksa, sen de mi
onlardan oldun? Önce senin i ini bitireyim) diye, kılıca sarıldı. Nu’aym, (Yâ Ömer, beni
bırak! Karde in Fâtıma ile, kocası Sa’îd de müslüman oldu) dedi. Ömer a aladı. Karde ini
merak edip hemen evine gitti.
O zaman Tâhâ sûresi yeni gelmi , Sa’îd ile Fâtıma, bunu yazdırıp, Habbâb adındaki
sahâbîyi evlerine getirmi , okuyorlardı. Ömer, kapıdan bunların sesini duydu. Kapıyı sertçe
çaldı. Ömer’i, kılıç belinde görünce, yazıyı sakladılar. Habbâbı da gizlediler. Ömer içeri
girince, ( itti im do ru imi ) diyerek Sa’îd’i yakasından tutup, yere attı. Fâtıma kurtarayım
derken, onun yüzüne de öfkeli bir tokat indirdi. Yüzünden kan aktı. Ömer kanı görünce,
karde ine acıdı. Fâtıma kana boyandı ise de, îmân kuvveti, kendisini harekete getirip dedi ki:
- Yâ Ömer, mu’cizeler ile gelen Peygambere nasıl inanmazsın? Kocamla müslüman
olduk. Ba ımızı kessen dönmeyiz. Ömer, a ırdı. Yumu ak sesle dedi ki:
- Hele u okudu unuz kitâbı getirin!
Fâtıma alıp geldi. Ömer, Tâhâ sûresini okumaya ba ladı. Kur’ân-ı kerîmin fesâhatı,
belâgatı, manâları ve üstünlükleri kalbini çok yumu attı. (Göklerde ve yeryüzünde ve
bunların arasında ve topra ın altındaki eyler hep O’nundur) âyetini okuyunca, derin
dü ünceye daldı. (Bizim 1500 kadar putumuz var. Hiçbirinin, yeryüzünde bir eyi yok) dedi.
a kınlık içinde biraz daha okudu. (Ondan ba kasına tapılmaz, bel ba lanmaz.
Her ey, ancak O’ndan beklenir. En güzel isimler O’nundur) âyetini dü ünüp,
(Hakîkaten, ne kadar do ru) dedi. Habbâb, bunu i itince, saklandı ı yerden fırladı:
- Müjde yâ Ömer, Resûlullah, (Yâ Rabbî! Bu dîni, Ebû Cehil ile veya Ömer ile
kuvvetlendir) diye duâ etti. te bu devlet, bu sa’âdet sana nasîb oldu. (Tirmizî)
Bu âyet-i kerîme ve bu duâ, Ömer’in kalbindeki dü manlı ı sildi. Resûlullah sevgisi
ile yanmaya ba ladı. Hemen (Resûlullah nerede?) diye sorup, yola dü tü.
O gün, Resûl-i ekrem, Hz.Erkam’ın evinde Eshâbı ile sohbet ediyordu. Ömer’in
kılıçla geldi i görüldü. Eshâb-ı kirâm, Resûlullahın etrâfını sardı. Hz.Hamza, (Ömer’den
çekinecek ne var, o kılıcını çekmeden, ben onun ba ını yere dü ürürüm) derken, Resûlullah,
(Yol verin, içeri gelsin) buyurdu. Hz. Cebrâîl, daha önce, Ömer’in îmân etti ini haber
vermi ti.
Resûlullah, onu tebessümle kar ıladı. Ömer, Resûlullahın önünde diz çöktü, kelime-i
ehâdet getirdi. Hz. Hamza’nın ve üç gün sonra Hz. Ömerin müslüman olması ile,
müslümanlar kuvvetlendi. Hz.Ömer, (Harem-i erîfe gidip açıkça namaz kılalım) dedi.
Resûlullah kabûl buyurdu. Kırk kadar sahâbî ile Harem-i erîfe gittiler. Kurey kâfirleri,
orada müjde bekliyorlardı. (Ömer, müslümanları toplamı getiriyor) diye sevindiler. Ebû
Cehil, bu geli i be enmeyip, (Yâ Ömer, bu ne?) dedi. Hz. Ömer hiç aldırı etmeden ehâdet
getirdi. Ebû Cehil, ne diyece ini a ırdı, donakaldı. Hz. Ömer, mü riklere, (Beni bilen bilir,
bilmiyen bilsin ki, Hattâbo lu Ömerim. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak
istiyen, yerinden kıpırdasın) dedi. Hepsi da ılıp gitti. Müslümanlar, Harem-i erîfte saf
olup, ilk olarak meydanda namaz kıldılar.