You are on page 1of 157

SÜNNET-B DAT-

BOZUK FIRKALAR
Yazan : Mehmet Ali DEM RBA
Sünnet ne demektir
Sünnet ve çe itleri
Sünnetin Üç Manası
ahısların sünneti
Kur'an-ı kerimi anlamak
Birle tirici olmalı
Kötü maksatlılar
Hadîs-i erîflerin yazılması
Hadis-i erif ile amel etmek
Mezheplerin hükmü ne?
Sünnet dü manlı ı
Kur’an-ı kerim sanki bunlara gelmi
Kur'an-ı kerimden Deliller:
Sünnetin önemi
Kur'an-ı kerimin Açıklanması
Peygamber dü manlı ı
Sünnet, Kur'andan Ayrı De il
Hempherin torunları
Resulullaha Tabi Olmak
Peygamberimizi inkar edenler
Bir dinsizin hezeyanı
Yaratıcıya kafa tutan câhil
nsanın yaratılı ı
Kur’ân-ı kerîm niçin Arapça?
E er Yunanca olsaydı
Kâinâtta tesâdüf yoktur
eytanın da elçileri vardır
Bid’ati iyi ö renmeli
Bid’at nedir?
Bizden olmıyanlar
Ya günü kutlamak
Bid’at ve bid’atin zararları
Günümüzde i lenen bid’atler
Di er bid’atlerden bazıları unlardır
Bid’at ehli ile konu mak
Bid’at neden günahtır?
Bazı bid’atler:
Bid’at olmayanlar
Yine kaset ve ibâdet
Aslı ve Benzeri
Bid'atın Zararı
Âdetle ilgili sünnetler
Bid’atin mahiyeti
Bid’at sakal nedir?
Âdete ait sünnet
nsanlar müstehabı ne zannediyorlar?
Be katlı slam binası
Önce Farz
hlas yoksa hepsi bo tur
Ehl-i kıble nedir?
Sarı ın ucunu sarkıtmak
Sünneti de i tirmek
Güzel sanılan bid'atler
Her Bid'at Sapıklıktır
Cihazdan Çıkan Ses
Mevlid Okumak
Vesile nedir?
Âlimleri taklîd ni’meti
Hüccet-ül islâma çirkin iftira
ctihadlar Rahmettir
Cami duvarını kirletenler
mâm-ı Gazâlî’ye saldıranlar
Hadis-i erifleri anlamak
Dolmu çu Yazar
Dini bilen yazar
Reformcu mantı ı
Müslüman nasıl dü ünür
Abduhçu gence
Mezhebsiz Sapıtır
srâîliyâtçıların hezeyânı
Din ve ihtiyâç
Kur'ân-ı kerîmdeki bilgiler
Allahtan ba kasına duâ
Ya lı terzinin zulmü
Hangisini okuyacaklar?
Cehalet fa izmi mi?
Dînimizi bozmaya çalı anlar
eytânın yardımcıları
Yedullah meselesi
“Ol Cehenneme girse gerek”
Bilmeden yazıp çizmek
lim ve cehâlet
Mahallî yazarın tenkidleri
Uydurma sanılan hadis-i erifler
Uydurma hadis üzerine
Dinde nakil esastır
Allah var demek kâfi mi?
Âlimlere tabi olun
Dillerin Meydana Çıkı ı
Ölü için Kur’ân-ı kerîm
Kur’ân-ı kerîm ifâdır
Atasözleri hakkında
"Üzümünü Ye, Ba ını Sorma"
Hamdolsun denir mi?
Hamdolsun yiyiz
Bizden de il ne demek?
Kendini Tanımak
Do ru Yolda Gidenler
mâm-ı a’zamın vasıyeti
slâm âlimini kötülemek
Felsefe ve dindeki yeri
Felsefeciler
Tasavvuf ve felsefe
Selefilik ve tasavvuf
Vehbi ilim, ilham ve evliya
lham senet de il
Kıl ucu kadar uygunsuzluk bulunursa
Yine ilham üzerine
Dinde reformculuk
Mezhepsiz mantı ı: (Çok ki i olursa, çok ta ta ınır)
Dü manların sinsi planları
Dinin ruhuna aykırı imi
mansızın cezası
Peygamberim diyenler
Efgani, Abduh gibi Mezhepsizler fitne kaynaklarıdır
Dînimizdeki dört delil
Kıyası inkâr sapıklıktır
ctihadı emreden âyetler
lk kıyas yapan
cma olan hususlar
Kur’an-ı kerim sana mı gönderildi?
Hz. brahim ve azer
Seçilmi Bir Silsile
Azer Üvey Babadır
Kaza namazı
Kâfir Cennete Girmez
Miraç hadisesi
Allahü Teâlânın Kudreti
Kâfirler Övülüyor
Cehennem Sonsuzdur
Allahü teâlâ Görülmez mi?
"Müminler Allahı Görecektir"
Peygamberimiz Ümmi di
Faize Cevaz
Reenkarnasyon hurafesi
Kadınlık Halleri
Türkçe Namaz mı?
Oruç kefareti
çki çmek
Kâfirle evlenmek
Kadının Sesi
Kadın ve Cuma Namazı
Kürtaj
Tesettür
Ay’ın ikiye ayrılması
Siccin Ta ı
Oruca Geç Ba lamak
Reform Yapacakmı
Sormazlar mı Osmanlı dünyaya nasıl hükmetti?
Selefilik, vehhabili in ba ka adıdır
Amelde mezhepler
Müslümanlar karde tir
“Kötüler iyi, iyiler kötü gösterilmedikçe, Kıyamet kopmaz.”
Kurtulu Yolu
Câmi ve kilise
Müslüman takvimi
Dinde anar i çıkarmak
Allaha ve Resulüne iman
Allahın ipine sarılmak
Kur’anı insanlara açıkla
Din nasıl yıkılır?
Hadisleri inkâr etmek
Sünnete inanmayan
Mezhepsizlerin imamı bni Teymiyye
bni Teymiyyenin yolu
Fitne kaynaklarından Cemalettin Efgani
Mason Abduhun Dostu
Fitne kaynaklarından eyh Muhammed Abduh
Abduhçu yazarlar
Yazılardaki Saçmalıklar
Dinimizi içten yıkmak için çalı anlar
Abduh Dosyası
Maskaralıklar
Fitne kaynaklarından Re it Rıza
Mucizeyi nkar
Fitne kaynaklarından eyh Bedreddin
Fitne kaynaklarından Mısırlı Fârûk el-Angutânî
slâm dü manları
Kâfir olmak bir ayrıntı mıdır?
Allaha âcizlik isnâdı
Mezhepsizlik politikası
Efgânî'nin masonluktan ba ka hatâsı yokmu !
Allah indinde hak din slâmdır
“Cennete sadece müslüman olan girer”
Dinler arası diyalog!
Bir diyalogcu ile diyalog
Âlimlerin kötüsü insanların en kötüsüdür
nsanların en kötüleri
Reformcuların Yeni Oyunu
Fitne kaynaklarından Hamidullah
Sadreddin Hocanın Tenkidi
Kâfiri Tasdik Ediyor
Mescid-i Aksa Yok mu?
Mucizeyi nkar Ediyor
Allahtan Ba ka Dayanak
Paslı Silsileden Biri
Zırva tevil götürmez
Tenkid mektubu
Tenkitler nasıl olmalı?
Yanlı Fetva Vermek
Mezhepsizler fitneci olup, fitne kaynaklarıdır
Hayvan ve insan kesenler
Dini deyimlerin açıklanması
Miracı nkar Edenler
Resulullah efendimiz Miracı anlattı
Erzincanlı kızın mektubu
Cennetin vasıfları
Dünya ve Cennet
Aslı ve Gölgesi
Fıkıh De i mez
Allahü teâlâyı görmek
Sırat Köprüsü
Mezhepsizlik urası = n aat ta aron irketi mi!
Mezhepsizlerin format’ı bozuktur
Ödünçte faiz olabilir
Küfre cevâz
Tu la ile kerpiç
Din konusu dikkat ister
"Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder."
Cebriye denilen fırka
Kaderi inkâr edenler
Mutezilenin görü leri
Akıl Yolu
Hayret! Bazıları da aynı eyleri sormuyor mu?
Dinde kolaylık nedir?
Fellahla acemin hezeyanı
Eshab-ı kiram
Sahabenin Kerameti
Cennetlik olan insanlar
Dört halifenin fazileti
Hz. Ömerin Fazileti
Üstünlük Sırası
Hz. Osman’ın Fazileti
A lama Ya Osman
Allahın Sevdi i Zat
Hz. Alinin Fazileti
Ehl-i beytin fazileti
Cennetle müjdelenen sahabiler
Resulullahın akrabaları
nsanların En yileri
Taif Kahramanı
Kadınların en üstünü
Hazret-i Ali hakkında
Mübarek Sözleri
Hükümdarlara nasihati
Hazret-i Alinin menkıbeleri
Sen Benim Karde imsin
Allahın Aslanı
Hz. Aliyi Sevmek
Mezhepsizler samimiyetsizdir
Hz. Ömerin Maksadı
Dört halifenin son sözleri
Hz. Ömerin Son Sözleri
Hz. Ömerin Yüzü ü
Hz. Osmanın Son Sözleri
Hz. Alinin Son Sözleri
Üç büyük ehid
Eshâb-ı Bedir
slam dü manlarının sinsi planları
Dü manların Planları
Salihleri anmak
Ölmü mümine merhum demek
Hüküm Zahire Göredir
Ölüleri kötülemek
Eshaba Dil Uzatmak
En büyük hadîs âlimi
Allahü teâlâ, hilmi sever
Sünnet ne demektir
Sual: Bazı kimseler, (Peygamber, ne hanefi, ne de afii idi, sünni de de il idi) diyor.
Sünnet ne demektir?
CEVAP
Demek ki mezhep de, sünnet de, bilinmiyor. Askerlikte, kara, hava ve deniz kuvvetleri
vardır. Genel kurmay, karacı, havacı veya denizci de ildir diyerek bu kuvvetlerden ayrı
sayılır mı? Kuvvetler genel kurmaya ba lı oldu u gibi, mezhepler de Resulullaha ba lıdır.
Nasıl ki kuvvet komutanlıkları birbirinin yardımcısı ise, mezhepler de öyledir. Kendi
mezhebine göre yapılması güç olan bir i ba ka mezhebe göre yapılır. Mezhepler, bir elin
parmakları gibi, aynı ele hizmet eder. Sünnet kelimesi de yerine göre, farklı anlamlarda
kullanılır:
1- Kitab ve sünnet ifadesindeki sünnet, hadis-i erifler demektir. Hadis-i erifte
buyuruldu ki: (Allahın kitabına, Peygamberin sünnetine sarılırsanız hiç sapıtmazsınız.)
[Hakim]
2- Farz ve sünnet ifadesindeki sünnet, Resulullahın emirleri demektir. Hadis-i erifte
buyuruldu ki: (Ümmetim bozulunca, sünnetime uyana ehit sevabı verilir.) [Hakim]
3- Sünnet, yalnız olarak kullanılınca, genelde slâmiyet anla ılır. Hadis-i erifte
buyuruldu ki: (Bir zaman gelecek ki, ortalık bozuldu u zaman sünnetime [ slamiyete]
tutunmak avuçta ate tutmak gibi olacaktır.) [Hâkim]
4- Sünnet, yol, çı ır, gibi manalara da gelir. Mesela sünnet-i hasene iyi çı ır, sünnet-i
seyyie kötü çı ır demektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bir kimse, sünnet-i hasene
çıkarırsa, [iyi bir çı ır açarsa] onun sevabı ve kıyamete kadar onunla amel edenlerin
sevabı kadar sevab alır. Bir kimse de sünnet-i seyyie çıkarırsa, [kötü bir çı ır açarsa]
onun günahı ve kıyamete kadar onu i leyenlerin günahı kadar günah kazanır.)
[Müslim]
Sünnet, yol demektir. (Sünnetullah), Allahın yolu demektir. (Sünnet-i Resulullah),
Resulullahın yolu demektir. Sahabilerin de sünneti olur. (Hz. Ömerin sünneti), (Hz. Alinin
sünneti) gibi. Nitekim hadis-i erifte buyuruldu ki: (Sünnetime ve hulefa-i ra idinin
sünnetine sımsıkı sarılın!) [Buharî]
Sünnet, âdet, kanun manalarına da gelir. Mesela, Allahın sünneti; Allahın kanunu
demektir. Bu Kur’an-ı kerimde sünnetullah olarak geçmektedir. (Allah'ın sünnetinde
[kanununda] asla bir de i iklik bulamazsın.) buyuruluyor. (Ahzab 62, Fetih 23, Fatır 43)
5- Ehl-i sünnet, kurtulu fırkasının adıdır. mam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki:
Tirmizî’nin bildirdi i hadis-i erifte, (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72si cehenneme gider,
yalnız bir fırka kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir)
buyuruldu. Bu fırkaya (Ehl-i sünnet vel cemaat) denir.

Sünnet ve çe itleri
Sual: Sünnet nedir? (Sünnetimi terk edene efaatim haram oldu.) Hadis-i erifini
alimlerimiz nasıl açıklamı lardır?
CEVAP
Peygamber efendimizin kendili inden emretti i veya yaptı ı ibâdetlere (Sünnet) denir.
Sünnet ikiye ayrılır.
1- Sünnet-i hüda
2- Sünnet-i zevaid
1-Sünnet-ü hüda: Buna sünnet-i müekkede de denir. slâm dininin iarıdır, ba ka
dinlerde yoktur. Peygamber efendimiz bunları devamlı yapmı , nadiren terk etmi ve terk
edenlere de bir ey dememi tir. Ara sıra terk etti i sünnetlere de (Gayr-ı müekkede) denir.
Müekked sünneti, özürsüz [mazeretsiz] devamlı terk etmek mekruhtur, küçük günah olur.
Namaz içindeki müekked sünnetleri terk etmek ise tahrimen mekruhtur. (R. Muhtar)
Dinimizin bütün hükümleri Kur' an-ı kerimden çıkmaktadır. Bu hükümler üç kısımdır:
1- Manaları açık olan ve ilim ehli tarafından bildirilen hükümlerdir. [Allah birdir gibi]
2- Müctehidler tarafından ictihadla çıkarılan hükümlerdir. [Abdestin farzının, Hanefide
dört, Hanbelide on olması gibi.]
3- Bir kısmı ise çok gizlidir. Allahü teâlâ bildirmedikçe anla ılamaz. Bunlar sadece
Peygamber efendimize bildirilmi tir. Bu hükümler de Kur' an-ı kerimden çıkartılıyor ise de,
Peygamber efendimiz tarafından açıklandı ı için bunlara (Sünnet) denir. (Mektubat-ı
Rabbanî c.2, m. 55)
Ezan okumak, cemaatle namaz kılmak gibi sünnetler (Sünnet-i hüda)dır. (Hadika)
2-Sünnet-i zevaid: Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin, ibâdet olarak de il de adet
olarak devamlı yaptı ı eylere denir. Zevaid sünnetleri terk etmek mekruh de ildir.
Peygamber efendimizin giyini ekli, iyi eyleri yapmaya sa dan ba laması gibi eyleri
sünnet-i zevaiddir. (R. Muhtar)
(Muhtar-ül ehadis)deki hadis-i erifte buyuruldu ki: (Sünnet, farza ba lı ve ba lı
olmamak üzere ikiye ayrılır. Farzdaki sünnetin aslı Allahü teâlânın kitabındadır. Onu
almak hidayet, terki ise dalalettir. Di er sünneti almak bir fazilettir, terki ise hata
de ildir.) [Taberânî]
Peygamber efendimizin böyle adet olarak yaptı ı eyleri yapmamak bid' at de ildir.
Bunları yapıp yapmamak, ülkelerin ve insanların adetlerine ba lı olup, dini hükümler
de ildir. Her ülkenin adeti ba ka ba kadır. Hatta bir ülkenin adeti zamanla de i ir. Bununla
beraber, adete ba lı eylerde de [Bir mazeret yoksa] Resulullaha tabi olmak, dünya ve
ahırette insana çok ey kazandırır ve çe itli saadetlere yol açar. (Mektubat-ı Rabbanî c.2,
m.55)
Sünnetin Üç Manası
Sünnet kelimesinin dinimizde üç manası vardır. (Kitab ve Sünnet) denilince, buradaki
sünnet, hadis-i erifler demektir. (Farz ve Sünnet) denince, buradaki sünnet, Peygamber
efendimizin emri demektir. Sünnet, yalnız olarak kullanılınca ( slâmiyet yolu) demektir. Bu
sünnete uyanlara ( Ehl-i sünnet) denir. (Cevhere)
eyhulislâm bni Kemal Pa azade hazretleri, ( erh-ı hadis-i erbain) kitabında,
(Sünnetimi terk edene efaatim haram oldu.) hadis-i erifini açıklarken buyruyor ki: Bu
hadis-i erifteki sünnet, islâmiyet yolu demektir. Çünkü mümin, büyük günah i lese de
efaatten mahrum kalmaz. Nitekim hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Ümmetimden, büyük günah i liyenlere efaat edece im.) [Ebu Dâvud]
Görüldü ü gibi Ehl-i sünnetten ayrılanlar efaate kavu amıyacaklardır. ( ira)
(Ümmetimin arasında fitne, fesat yayıldı ı zaman, sünnetime sarılana yüz ehit
sevabı vardır) hadis-i erifi, fitne zamanında, ehl-i sünnet ve cemaat itikadında olup, be
vakit namazı cemaat ile kılana yüz ehit sevabı verilece ini bildirmektedir. Bunun için, önce
ehl-i sünnete uygun iman etmek, sonra haramlardan sakınmak, sonra farzları yapmak, sonra
mekruhlardan sakınmak, sonra müekked sünnetleri, daha sonra da müstehapları yapmak
gerekir. Bu sırada, önce olanı yapmıyanın, sonra olanı yapmasının hiç faydası olmaz ve önce
olanı yapabilmek için, sonra olanı terk etmesi vacip olur.

ahısların sünneti
Sual: "Yalnız Peygamberin sünneti olur. Âlimlerin sünneti olmaz" deniyor. Mesela, Hz.
Ömerin sünneti denir mi?
CEVAP
Sünnet, yol, çı ır demektir. (Sünnetullah), Allahın sünneti, Allahın yolu demektir.
(Sünnet-i Resulullah), Resulullahın sünneti, Resulullahın yolu demektir. Resulullahın yolu,
Allahü teâlânın yolundan ayrı olmadı ı hâlde, Resulullahın sünneti dendi i gibi, Peygamber
efendimizin yolundan ayrı olmıyan her sahabinin de sünneti olur. (Hz. Ömerin sünneti), (Hz.
Alnin sünneti) demek caiz ve gerekir. Nitekim hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Sünnetime ve Hulefa-i Ra idinin sünnetine sımsıkı sarılın!) [Ebu Dâvud]
Hz. Ömer, hulefa-i Ra idindendir. Bu hadis-i erife uyarak (Hz. Ömerin sünneti) denir.
Hz. Ömerin sünneti dendi i gibi, mam-ı a' zam hazretlerinin sünneti veya (falanca âlimin
sünneti) demekte de mahzur yoktur. Hatta bid' at ehlinin sünneti de (yolu, çı ırı da) olur.
Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bir kimse, sünnet-i hasene çıkarırsa, [iyi bir yol, iyi bir çı ır
açarsa] onun sevabı ve kıyamete kadar onunla amel edenlerin sevabı kadar sevab alır.
Bir kimse de sünnet-i seyyie çıkarırsa, [kötü bir yol, kötü bir çı ır açarsa] onun günahı ve
kıyamete kadar onu i liyenlerin günahı kadar günah kazanır.) [Müslim]
Kur'an-ı kerimi anlamak
Sual: Kur’an-ı kerimi arapça bilen anlıyamaz mı?
CEVAP
Kur' an-ı kerimi tam olarak yalnız Muhammed aleyhisselam anlamı tır. Ondan ba ka hiç
kimse tam anlıyamaz. Eshab-ı kiram, ana dilleri Arapça oldu u hâlde, bazı ayetleri
anlıyamayıp, Peygamber efendimize sorarlardı. Resulullah, Kur' an-ı kerimin tefsirini
Eshabına bildirmi tir. Eshab-ı kiramın bildirdi inden ba ka türlü söyleyenler, dalalete, hatta
küfre dü er. Tefsir, yoruma de il, nakle dayanır.
Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki: (Bir gün Peygamber efendimiz,
Hz. Ebu Bekire ince marifetleri, onun seviyesine göre anlatıyordu. Yanlarına Hz. Ömer
gelince, konu ma uslubunu onun da anlıyaca ı ekilde de i tirdi. Hz. Osman gelince, yine
konu ma eklini de i tirdi. Hz. Ali de gelince konu masını, hepsinin anlıyaca ı tarzda
de i tirdi. Resulullahın her defasında konu ma uslubunu de i tirmesi, oradaki zatların
istidatlarının farklı olu larından meydana gelmi tir.) [Mek. Masumiyye 59]
Kur' an-ı kerimi, Arapça bilen de tam anlıyamaz. Dil ayrı, ilim ayrıdır. Türkçe bilen, tıp,
hukuk, fen bilgisini anlayabilir mi? Hadis-i erifte, (Kur'an, Allahın metin ipidir.
Manalarının hepsi anla ılmaz.) buyurulmu tur. Kur' an-ı kerim çok veciz olup, bitmez
tükenmez manalarının bulundu u, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kâ ıt ve
mürekkep bulunamıyaca ı bizzat Kur' an-ı kerimde öyle bildirilmektedir: (De ki, Rabbimin
[ lmini, hikmetini bildiren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz
ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109]
Anayasayı anlamak için hukukçulara gidiliyor. Hâlbuki bunları da insan yazmı tır. Bir
kanundan bile herkes aynı eyi anlamazken, Allahın kelamını nasıl anlıyabilir? Kur’an-ı
kerimi anlıyabilmek için, tercümelerine de il, tefsirlere bakmak gerekir. Yusuf suresinin,
(Anlayabilmeniz için, Kur'anı Arapça olarak indirdik) mealindeki 2. ayet-i kerimesi,
tefsirlerde özetle öyle açıklanıyor: (Kur' an-ı kerimi herhangi bir lisan ile de il, en geni , en
açık, en ahenktar olan Arapça olarak indirdik. E er iyi dü ünürseniz, bu Kitabın ulviyetini,
kendisinin bir aheser, sözlerinin, bütün insanlı a hitap etti ini görür, müslüman olmayı en
büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz. Ey Araplar, Kur' an-ı kerim, sizin
dilinizle indi. Edebiyatçıların, airlerin sözlerine benzemedi ini gördünüz. Bunun insan sözü
olmadı ını, lâhî bir kelam oldu unu dü ünürseniz, anlarsınız.)
Demek ki ayetteki anlamak, bunun ilahi kelam oldu unu anlamaktır. Yoksa ahkamını
anlamak de ildir. E er öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur'an-ı kerimi insanlara açıkla)
buyurulmazdı. (Nahl 44)
Fussilet suresinin, (E er biz Kur'an-ı kerimi yabancı bir dilde okunan bir kitap
kılsaydık. Diyeceklerdi ki, ayetleri tafsilatlı ekilde açıklanmalıydı. Muhatapları Arap
oldu u hâlde, Arapça olmıyan bir kitap mı geldi) mealindeki 44. ayet-i kerimesinin
açıklaması da öyledir:
Kur' an-ı kerim [ branice, Yunanca de il] sizin lisanınızda, yani arapçadır. Siz Arap
oldu unuza göre, ifadelerinin vecizli inden, aheserli inden bu Kur' an-ı kerimin lâhî bir
kelam oldu unu anlarsınız. Yoksa, (Arapça bildi inize göre, Kur' anın hükümlerini de
anlarsınız) denmiyor. Herkes Kur’andan aynı eyi anlasaydı, 72 sapık mezhep meydana
çıkmazdı. manı, farzları ve haramları ö renmek farzdır. Bunlar, ancak fıkıh kitaplarından
ö renilir. Fıkhı, âlimler, ayet-i kerimelerden ve hadis-i eriflerden çıkarmı lardır. (Hadika s.
324)
Namazların kaç rekat oldu unu, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınaca ını, zekât
nisabını, orucun ve haccın farzlarını, hukuk bilgilerini, Resulullah açıklamasaydı Kur' an-ı
kerimden anlamak mümkün de ildi. mran bin Hasin hazretleri, (Bize yalnız Kur'andan
söyle!) diyene, (Ey ahmak, Kur'andan her eyi anlamak mümkün mü? Mesela
namazların kaç rekat oldu unu bulabilir miyiz?) buyurdu. Hz. Ömere de, (Farzlar
seferde kaç rekat kılındı ını Kur'anda bulamadık.) dediler. Cevaben, "Biz, Kur'anda
bulamadı ımızı, Resulullahtan gördü ümüz gibi yapıyoruz. O, seferde dört rekatlık
farzları, iki rekat olarak kılardı.” buyurdu. (Mizan)
Birle tirici olmalı
Sual: (Yalnız Kur’an) diyenler, ne dinimizi ya ıyan ne de bilenler. Bunların maksatları
ne?
CEVAP
Genelde hiç kimse, bilmedi i konularda, uzmanlık alanın dı ında konu maz. E er konu
din ise, bilen bilmeyen herkes, fikir yürütür, “Bence böyle olmalı” der. Dini ele tirenlere
bakın, dinden hiç haberi yoktur. Kulaktan duyma bilgilerle dine saldırırlar.
Din cahili bazı yazarlar, fırsat buldukça dine saldırıyorlar. Bölücülük yapıyorlar.
Müslümana gerici diyorlar. Gerici demek bölücülüktür. Nedir bu gericilik? Saldırının
iddetini ço altmak için, köktendinci, fundemantalist gibi yaftalarla halkımızı bölmeye
çalı ıyorlar. Din cahili bu yazarlardan biri, (Köktendinciler, Kur’anı anlamak istemezler,
Kur’an'daki bir âyeti hatmetmeye [ezberlemeye] çalı ırlar.) diyor. Cahil yazar,
hatmetmeyi ezberlemek sanıyor.
Acaba köktendinci, do u tan müslüman mı demektir? Niye böyle hiç kimsenin tam
anlamadı ı kelimelerle bölücülük yapıyorlar? (Gericiler Kur’anı anlamak istemezler.
Kur’an'ın anla ılmasının önüne konan ketler yüzyıllardır devam ediyor.) diyor.
stemiyen gericiler kimmi ? Niye istemiyorlarmı ? Kur’an anla ılırsa onların ne zararı
olurmu ? imdi piyasada belki de yüzü a kın Kur’an tercümesi var. Bu tercümelerle Kur’an
anla ıldı ise, müslümanların bildirdi inden farklı ne var imi ? Âlimler neyi gizlemi ? Böyle
bir ey olmadı ına göre, ne diye halkımızın huzuru bozulmaya çalı ılıyor?
Kur’an tercümelerinden dinin hükümlerinin hepsi anla ılır mı? Dini bilmeyenler veya
din dü manları, (Kur’anı herkes anlar, hadislere ve âlimlerin açıklamalarına ihtiyaç
yoktur) diyorlar. Bilindi i gibi, Anayasa’yı insanlar yazmı tır. Anayasayı okuyan bir kimse,
orada aradı ı her hükmü, her kanunu bulabilir mi? Sonra insanların yazdı ı bu Anayasayı
bile okuyanlar, farklı yorumlar getiriyorlar. Meclis Anayasaya uygun sanarak bir kanun
yapıyor, Anayasa mahkemesi bu kanunun Anayasaya aykırı oldu u gerekçesiyle bozuyor.
Bir uygulama için bakanın biri, bu anayasaya uygundur derken, öteki bakan anayasaya
aykırıdır diyebiliyor. Demek ki, insanların yaptı ı bir Anayasa bile herkes tarafından aynı
anla ılmadı ına göre Kur’an, o kadar basit bir kitap mı da herkes hemen anlasın?
Hırsızlık, adam öldürmek, gasp, zina ve di er suçların cezaları Anayasada açıkça
bildirilmez. Bunlar Kanunlarla anla ılır. Hatta kanunları da herkes kolayca anlayamaz.
Kanunların iyi anla ılması için, tüzükler, yönetmelikler çıkarılır.
Bir kimse, Kur’andan dinimizin hükümlerinin hepsini ö renmesi mümkün de ildir. En
ba ta namaz nasıl kılınır? Kaç rekat kılınır? Namazda neler okunur? Yanılmalar için neler
yapılır? Namazı bozan eyler nelerdir? Namazın farzları, vacibleri, mekruhları, sünnetleri
nelerdir? Abdesti bozan eyler nelerdir? Orucun farzları nelerdir? Niyetsiz oruç tutulur mu,
tutulmaz mı? Niyet ne zamana kadar geçerlidir? Orucu bozan eyler nelerdir? Zekâtın
farzları nelerdir? Zenginli in ölçüsü nedir? Ne kadar malı, parası olanın zekât vermsesi
gerekir? Hac ve di er ibadetlerde de durum aynıdır. Bütün bunları açık olarak Kur’an-ı
kerimde bulamayız. Yalnız Kur’an diyenlerin art niyetleri böylece meydana çıkıyor.
bdadetlerdeki, farzları, vacibleri, sünnetleri, mekruhları ancak Peygamber efendimizin
sözlerinden ö reniriz. Kur’an-ı kerimde, (Allaha ve Resülüne uyun) buyuruluyor. Kur’anın
bir kısmına inanıp da bir kısmına inanmayanlara sözümüz yoktur.

Kötü maksatlılar
Sual: Bir mezhepsiz, Kur' an-ı kerimden misal vererek, hadislere inanmamak gerekti ini
söylüyor.
CEVAP
Bu kasıtlı bir iftiradır. öyle ki: Hadis, söz demektir. Hadis-i erif denilince, Peygamber
efendimizin mübarek sözü anla ılır. Allahü teâlâ Kur' an-ı kerimi kastederek (Bu uydurma
bir söz de ildir) buyuruyor. Söz kelimesi arabide hadis kelimesi ile söylendi i için kötü
maksatlılar, (Kur'an uydurma bir hadis de ildir) diyerek, sözde hadis-i eriflere dil uzatmaya
kalkıyorlar. Hâlbuki o ayet-i kerimenin yani Yusuf suresi 111. ayet-i kerimenin (Hadislere
inanmayın) sözü ile hiç bir alakası yoktur. O ayet-i kerimenin uydurma bir söz olmadı ı,
vahy-i ilahi oldu u bildiriliyor. Hadis dü manları, ayetleri istedikleri gibi tevil etmekle
kalmayıp yanlı manalar vererek müslümanları kandırmak istiyorlar.
mam-ı Rabbanî hazretleri böyle kimseler için buyuruyor ki: (Bir hükmün do ru veya
yanlı oldu u Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamakla anla ılır. Çünkü
Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan her mana, her bulu kıymetsizdir, yanlı tır.
Çünkü her sapık, Kur' an-ı kerime ve hadis-i eriflere uydu unu sanır, sapıklı ının do ru
oldu unu iddia eder. Yarım aklı, kısa görü ü ile, bu kaynaklardan yanlı manalar çıkarır.
Do ru yoldan kayar, felakete gider. Kur' an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Kur'an-ı kerimdeki
misaller, ço unu küfre sürükledi i gibi, ço unu da hidayete ula tırır.) [Bekara 26]
Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri manalar do rudur, bunlara uymayan yanlı tır.)
[Müj.M. 286]
( nsanların, kötüsü kötü âlimlerdir. Bunlar, din, iman hırsızlarıdır. Kur'
an-ı kerimde,
(Onlar kendilerini müslüman sanıyor, onlar son derece yalancıdır, eytan onlara
musallat olmu tur. Allahü teâlâyı hatırlamaz ve ismini a ızlarına almazlar, eytana
uymu lar, eytan olmu lardır. Biliniz ki, eytana uyanlar ziyan etti, ebedi saadeti
bırakıp, sonsuz azaba atıldı.) buyuruluyor.
Büyüklerden biri, eytanın bo oturdu unu görünce sebebini sorar. eytan, (Zamanın din
adamı geçinen kötü âlimleri, insanları yoldan çıkarmakta, bana o kadar yardımcı olmakta ki,
bu mühim i i benim yapmama lüzum kalmıyor.) der.
Böyle kötülüklerden uzak durmalıdır! Dünyaya gönül vermiyen, mal, mevki, öhret
kazanmak, ba a geçmek sevdasında olmıyan din âlimlerine yakın olmalıdır! (Müjdeci
Mektublar 33]

Hadîs-i erîflerin yazılması


Sual: Bir din dü manı, (Peygamber, hadîslerimi yazmayın demi tir. Bunun için hadîse
uymak yanlı tır) diyor. Hadîslere uymak lâzım de il midir?
CEVAP
Diyânet leri Ba kanlı ı’nın, (Sahîh-i Buhârî muhtasarı tecrîd-i sarîh) tercümesinin
mukaddimesinde özetle deniyor ki:
lmi talep etmek, her müslümana farz oldu u gibi, ilmi ne retmek de böyledir. Hadîs-i
erîfte de, hikmetin, mü’minin kaybolmu malı oldu u, bulursa, derhal alması gerekti i
bildirilmi tir. Ayrıca, (Burada olanlarınız, burada olmayanlara tebli etsinler! Belki de,
kendilerinden daha anlayı lı birine tebli etmi olabilirler) ve (Sözlerimi i itip
belledikten sonra, ba kalarına aynen aktaranın Allah yüzünü a artsın) hadîs-i
erîflerine uyan âlimler, dîni yaymaya çok gayret göstermi lerdir.
Eshâb-ı kirâmdan Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri buyuruyor ki:
(Kılıcı enseme dayasanız, Resûlullahtan duydu um bir sözü, ba ım kesilinceye
kadar tebli e vakit bulaca ımı bilsem, o sözü muhakkak size yeti tiririm) Ebû Zer-i
Gıfârî hazretlerinin bu sözü de, ilme verilen önemi göstermektedir.
Kur’ân-ı kerîm, ilk nâzil oldu u sıralarda, hadîs-i erîflerle karı tırılmamaları için,
(Kur’ân-ı kerîmden ba ka bir ey yazmayın) buyurulmu tu. Daha sonra Kur’ân-ı
kerîmi ezberliyenler çok oldu u için, hadîs-i erîflerin de yazılması emredildi.
Abdullah bin Amr bin Âs, Resûlullahtan ne i itirse yazar, Resûlullah efendimiz buna
mâni olmazdı. Hattâ Kurey ten ba’zıları, (Sen her eyi yazıyorsun. Fakat Resûlullah da
insandır. Rızâ ve gazap hâlinde de söz söyler) dediler. Bir gün durumu Resûlullaha
arzetti inde, buyurdu ki: (Sözlerimi yaz! Allaha yemîn ederim ki, buradan [a zımdan]
hak sözden ba kası çıkmaz.) [Ebû Dâvüd]
Hadîs-i erîfleri ezberliyemedi ini arzeden Ensârdan bir zâta, Resûlullah efendimiz
yazmasını bildirip, (Sa elinden yardım iste) buyurdu. (Tirmizî)
Râfi’ bin Hadîc’e de, (Hadîslerimi yazınız) buyurdu. (Râme hürmüzî)
Yine hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Hadîslerimi senediyle birlikte yazınız!)
[Deylemî]
(Ölümünden sonra geriye, [yazılmı hâlde] kırk hadîs bırakan, Cennette
arkada ımdır.) [Deylemî]
Namazın kaç rek’at oldu u, zekât nisâbı gibi husûslar Kur’ân-ı kerîmde açık ekilde
bildirilmemi tir. Bu âyetleri Allahın resûlü açıklamı tır. Meselâ cenâb-ı Hak, alı -veri i
helâl, fâizi harâm kılmı tır. Fakat hangi alı -veri sahîh, hangisi fâsid ve harâmdır, fâiz
çe itleri nelerdir? te bütün bunlar, Peygamber efendimizin sünnetinde beyân
buyurulmu tur.
Bir örnek verelim! Cenâb-ı Hak, meyteyi [le i] harâm kılmı tır. Fakat Allahın resûlü,
denizde ölen balıkları istisnâ etmek sûretiyle Allahın murâdını açıklamı tır. Daha birçok
hükümler Kur’ânın sarâhatinde mevcut de ildir. Sadece hadîs ile sabit olmu tur.
Hadîs-i erîfleri inkâr etmek, Allahın emrine isyândır. Kur’ân-ı kerîmde meâlen
buyuruluyor ki:
( nsanlara açıklıyasın diye Kur’ânı sana indirdik.) [Nahl 44]
(Allaha ve Resûlüne îmân edin, Ona uyun ki do ru yolu bulasınız.) [A’râf 158]
(Resûle itâ’at eden, Allaha itâ’at etmi olur.) [Nisâ 80]
(Allaha ve Resûlüne itâ’at eden, kurtulmu tur.) [Ahzâb 71]
(Peygamberin emrine uyun, yasak etti inden sakının!) [Ha r 7]
(Allaha ve Resûlüne kar ı gelen için Allahın azâbı çetindir.) [Enfâl 13]
(Allaha ve Resûlüne kar ı gelen, apaçık bir sapıklı a dü mü olur.) [Ahzâb 36]
(De ki, “E er Allahı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!”) [Âl-i mrân
31]
(Anla amadı ınız i in hükmünü Allahtan [Kur’ân-ı kerîmden] ve Resûlünden
[Sünnet-i seniyyeden] anlayın!) [Nisâ 59]
Bu konudaki hadîs-i erîflerden birkaçı da öyledir:
(Sünnetimden yüz çeviren benden de ildir.) [Müslim]
(Bana itâ’at Allaha itâ’at, bana isyân Allaha isyândır.) [Buhârî]
(Bana uyan Cennete girer, isyân eden giremez.) [Buhârî]
(Allahın kitabına, Peygamberin sünnetine sarılan sapıtmaz.) [Hâkim]
( htilâflar çıkınca, sünnetime ve Hulefâ-i râ idînin sünnetine uyun!) [Tirmizî]

Hadis-i erif ile amel etmek


Sual: Okudu umuz bir hadisle amel etmemiz caiz midir?
CEVAP
Kifaye kitabında buyuruldu ki:
(Müctehid olmayan din adamı, okudu u hadisten kendi anladı ına uyarak amel
edemez. Müctehidlerin ayet-i kerime ve hadis-i eriflerden anlayarak, verdikleri fetva
ile amel etmesi gerekir. Takrir kitabında da böyle yazılıdır.)
Bu önemli hususa birkaç örnek verelim: Bu konudaki hadis-i eriflerden be i öyle:
1- (Deve eti yemek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî]
2- (Ate te ısınmı bir eyi yiyip içmek abdesti bozar) [Müslim, Ebu Dâvud, bni
Mace, Tirmizî, Nesâî]
3- (Ön avretine dokunan erke in abdesti bozulur.) [Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî]
4- (Eli ile ön avretine dokunanın abdesti bozulur.) [Hakim, .Ahmed, . afii]
5- (Ön avretine dokunan erke in abdesti bozulmaz. Çünkü o da vücuttan
parçadır.) [Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî]
Böyle birbirinden farklı gibi görünen sahih hadis-i erifler çoktur.
Mezheplerin hükmü ne?
Birinci hadis-i erifi okuyan, deve eti yemenin abdesti bozdu unu anlar. Hâlbuki deve
eti yemek yalnız Hanbelide abdesti bozar, di er mezheblerde bozmaz.
kinci hadis-i erifi okuyan kimse, ate te pi irilen her eyin abdesti bozdu unu anlar.
Hâlbuki hiçbir mezhepte ate te pi irilen eyleri yiyip içmek abdesti bozmaz. Bu hadis-i erif,
Kütüb-i sitte denilen altı kıymetli hadis kitabından be inde mevcuttur. Hiçbir hadis âlimi bu
hadis-i erife uydurma dememi tir. Bu hadis-i erifin açıklaması Mizan-ül-kübra kitabında
vardır.
Üçüncü hadis-i erif, bir erke in kendi ön avret yerine dokununca abdestinin
bozuldu unu bildirmektedir. Hâlbuki Hanefide bozmaz, di er üç mezhebde bozar.
Dördüncü hadis-i erifte ise, avret yerine dokunursa deniyor. Kadın mı, erkek mi, elin içi
ile mi, dı ı da dahil mi, bunlar açık de ildir. Hâlbuki Hanefide, erkek veya kadın, bildirilen
yere dokununca abdesti bozulmaz. Fakat afiîde ise elin içi seveteyne, yani hem ön hem
arkaya, elinin içi ile de ince abdest bozulur. Ba kasına, hatta erkek veya kız kendi
bebe ininkine de se de bozulur. Malikide ise, sadece erkek, kendi önüne, elinin içi ile
dokunursa abdesti bozulur. Arkasına de erse bozulmaz. Çocu a veya ba kalarına dokunsa
yine bozmaz. Hanbelide ise, hem elin içi, hem de elin dı ı ile kendisinin veya büyük-küçük,
ölü-diri kim olursa olsun ba kasının seveteynine dokunursa abdesti bozar. Yalnız, kadınlar
kendi avretine dokunursa bozmaz. Bu hükümleri hadislerden bizim çıkarmamız hiç mümkün
müdür?
Be inci hadis-i erif ise, dokunmanın abdesti bozmadı ını bildirmektedir. Hâlbuki
Hanefi hariç, di er üç mezhepte bozar.
Müctehid olmayanın bunları hadis-i eriflerden anlaması mümkün olmaz. Bu bakımdan,
müctehid âlim olmayan kimse, hadis kitabı okursa, ya hadis-i eriflerin uydurma oldu unu
zanneder veya kendi aklına göre, yanlı bir hüküm çıkarır. Her ikisi de felaketine sebep olur.
Bir müslümana yapılacak büyük bir kötülük, (Kütüb-i sitteyi al, hadisleri oku ve dinini
ö ren) demektir.
Namazda imam arkasında Fatiha okunur mu?
Bu konudaki üç hadis-i erif öyle:
(Fatihasız namaz eksiktir.) [Tirmizî]
(Namazda imam okurken siz de okumayın, Fatihayı hafif okuyun!) [Beyhekî]
(Fatihasız namaz olmaz.) [Buharî,Müslim]
Bu hadislere ve ba ka delillere dayanarak, afiî âlimleri imam arkasında Fatiha
okumanın farz oldu unu bildirmi lerdir.
Malikide ise, imam yava okurken müstehaptır. mam açıktan okuyorsa, Fatiha
okunmaz. Namazda Fatiha okumak Malikide farz, Hanefide ise, vaciptir. Hadis-i eriflere
bakalım:
( mamla namaz kılarken susun, imamın kıraati, cemaatin kıraatidir.) [Hatib]
(Ne o, Kur'anda rekabet mi, namazda biri benimle beraber okuyordu.) [Tirmizî]
Hanefi âlimleri, bu hadislere ve ba ka delillere dayanarak, ( mam arkasında Fatiha
okumak mekruhtur) demi lerdir.
mam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki:
(Hadis-i eriflerle amel etmek, bize caiz olmaz. Mezhebimizin hükmüne aykırı gibi
görülen hadis-i erifler, âlimlerin sözlerini reddetmek için delil ve senet olamaz. Bir
Hanefinin, imam arkasında Fatiha okuması mezhepten çıkmaktır, ilhaddır.) [Müjdeci
m. 312, Mebde ve Mead 31]
M. Hadimi hazretleri buyuruyor ki: (Dindeki dört delil, müctehidler içindir. Bizim
için delil, mezhebimizin bildirdi i hükümdür. Çünkü bizler, ayet ve hadisten hüküm
çıkaramayız. Mezhebin bir hükmü, ayete, hadise uymuyor gibi görünse de yanlı
de ildir. Çünkü ayet ve hadis ictihad isteyebilir, ba ka bir ayet veya hadisle de i mi
olabilir veya bilmedi imiz bir tevili vardır.) [Berika s. 94]

Sünnet dü manlı ı
Sual: Mısırlı, Suriyeli mezhepsizler, dinimizdeki dört delilden ikisini inkar edip sadece
"Kitab ve sünnet" diyorlardı. Bizdeki bazı mezhepsiz yazarlar, daha ileri giderek, sünneti de
inkar ediyorlar. Sünneti Kur' an-ı kerimden farklı bir ey zannediyorlar. Allaha kına bunların
asıl maksadı ne?
CEVAP
Bunların asıl maksadı Kur' an-ı kerimi inkardır. Edille-i erıyyeden, dindeki dört delilden
üçü inkar edilince, herkes kendi anladı ını do ru kabul edecek, herkesin anladı ı din olacak.
Böylece insan sayısı kadar din meydana gelecek. Bir karga a ya anacak. Maksatları
slâmiyeti yıkmaktır. Fakat buna muvaffak olamıyacakları Kur' an-ı kerimde bildirilmektedir.
Mealen (Onlar, a ızları ile [sihir, kehanet diyerek] Allahın nurunu [Allahın dinini,
kitabını, delillerini] söndürmeye yelteniyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de, Allah
nurunu tamamlayacaktır) buyuruluyor. (Saf 8)
Hemen sonra, (Allah peygamberini hidayet ile [Kur' an-ı kerim ile, mucize ile] ve hak
din ile gönderendir.) buyuruluyor. (Saf 9)
Peygamber Gaybı Bilir mi?
Kur' an-ı kerimde gaybı ancak Allahü teâlânın bildi i yazılıdır. Allahü teâlânın gaybı
bildirdi i kimseler de vardır. Mealen buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, gaybdan bazılarını
yalnız peygamberlerden diledi ine bildirir.) [Cin 27]
Gaybdan bilmek peygamberlerin mucizesidir. Evliyanın gaybdan bildi i kerametleri de
yine Peygamber efendimizin mucizesinin devamıdır. (Redd-ül muhtar)
Bu ayet-i kerimede bazı gaybları Allahü teâlânın peygamberlere bildirdi i açıkça
yazılıdır. Peygamber efendimiz de, Allahü teâlânın kendisine bildirdi i gaybları, gelecekte
olacak hadiseleri bildirmi tir. Mesela Deccalın ve Hz. Mehdinin gelece ini bildirmi tir.
Hâ â Peygamberimiz yalan mı söylemi tir? Kur' an-ı kerimde mealen (O, [Resulullah]
vahyedilenden ba kasını söylemez.) buyuruluyor. (Necm 3)
Necm suresindeki ayet-i kerime, Peygamber efendimizin din hakkında bildirdikleri,
Allahü teâlânın vahyetti inden ba ka olmadı ını bildirmektedir. Kur' an-ı kerimde yine
mealen buyuruluyor ki: (Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan
da sakının!) [Ha r 7]
Kur' an-ı kerimde, Resulullaha itaatin Allaha itaat oldu u, Ona isyan edenin Allaha isyan
etmi oldu u çok yerde bildirilmektedir. [Nisa 80]
Yine Kur' an-ı kerimin çok yerinde (Allaha ve Resulüne itaat), (Allah ve Resulüne
isyan) ifadeleri çok yerde geçer. (Nisa 13 - 14)
Sünneti, Kur' an-ı kerimden ayrı göstermek büyük sapıklıktır. Çünkü Kur' an-ı kerimde
mealen buyuruluyor ki:
(Kâfirler, Allahü teâlânın emirleri ile, peygamberlerinin emirlerini birbirinden
ayırmak istiyorlar.) [Nisa 150]
Nasıl kanunlar, Anayasadan ayrı kabul edilmezse, sünnet de, yani hadis-i erifler de
Kur' an-ı kerimden ayrı de ildir. Onun açıklamalarıdır. Nasıl, tüzükler, yönetmelikler,
kanunlara aykırı kabul edilmiyorsa, icma ve kıyas-ı fukaha da sünnete aykırı de ildir. Kıyas,
Kur' an-ı kerimin ve hadis-i eriflerin açıklamasıdır. Sünneti Kur' an-ı kerimden ayrı, kıyası
[âlimlerin ictihadlarını] hadis-i eriflerden ba ka göstermeye çalı anlar, dalalet ehlidir.
(Mektubat-ı Rabbanî)

Kur’an-ı kerim sanki bunlara gelmi


Sual: Batılı yazarların etkisi altında kalan bazı mezhepsiz reformcular, "Sünnete uymak,
peygamberi ilah yerine koymak demektir. Dinimizde kaynak sadece Kur' andır." diyorlar.
(Yalnız Kur’an) diyenler, aslında Peygambere inanma, bana inan demek istiyorlar. Sanki
Kur’an-ı kerim bunlara gelmi . mam-ı Azama, mam-ı Malike, mam-ı afiye, mam-ı
Ahmede uyma, bana uy diyorlar. Dü ününce, bunların dinle imanla alakalarının olmadı ı
anla ılıyor. Dinimizde kaynak, sadece Kur’an mı? Sünneti inkar eden müslümanlıktan
çıkmaz mı?
CEVAP
Sünnetin üç manası vardır:
1- Kitap ve Sünnet, kitap Kur' an-ı kerim, sünnet hadis-i eriflerdir.
2- Farz ve sünnet, farz Allahü teâlânın, sünnet de Peygamber efendimizin emridir.
3 - Sünnet kelimesi yalnız olarak kullanılınca, slâmiyet, yani dinimizin bütün
hükümleri anla ılır. Sünnet, yol, çı ır, i , adet gibi manalara gelir.
Sünnet inkarcıları, birinci maddedeki sünneti kabul etmiyorlar. Bunların ba ında
müste rikler gelir. Mesela gnaz Goldziher, Shacht bunlardandır. Oryantalist denilen gayr-i
müslim yazarların çıkardı ı bu akıma, peygamberlik iddiasında bulunan Hintli Mirza Gulam
Ahmet, yine Peygamberlik iddiasında bulunan Mısırlı Re at Khalife de kapılmı lardır.
Bunların tesirinde kalan ba kaları da vardır.
Kur'an-ı kerimden Deliller:
Kur' an-ı kerimde (sadece Allaha itaat edin) denmiyor. (Allaha ve Resulüne itaat edin!)
buyuruluyor. (Enfal 20)
Bu ayet-i kerime gösteriyor ki, Peygamber efendimizin sünnetine tabi olmak, Allahü
teâlâya tabi olmaktan ayrı de ildir. Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın emirlerinden
ba ka bir ey bildirmemi tir.
Peygamber efendimizin yanlı bir ey söyliyece ini dü ünmek, Allahü teâlânın kelamını
inkar olur. Çünkü Allahü teâlâ (Resulüme uyan kurtulur) buyururken, buna inanmamak
Allahı inkar etmek olur. Bu husustaki ayet-i kerime meallerinden birkaçı öyle:
(Allaha ve Onun ümmi nebi olan Resulüne iman edin, Ona tabi olun ki do ru yolu
bulasınız.) [Araf 158]
(Kim Resule itaat ederse, Allaha itaat etmi olur.) [Nisa 80]
(Kim, Allaha ve Resulüne itaat ederse, elbette en büyük kurtulu la kurtulmu tur.)
[Ahzab 71]
(Peygamber size neyi verdiyse alın, neyi yasak ettiyse ondan sakının!) [Ha r 7]
(Ey iman edenler, sizi hayat verecek eylere [dinin emirlerine, Cennete, ebedi do ru
itikad ve amellere] davet edince, Allaha ve Resulüne icabet edin!) [Enfal 24 ]
(De ki "E er Allahı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin!") [A. mran 31]
[Bu ayet-i kerime inince, münafıklar, imdiki müste rikler gibi, "Muhammed kendine
tapılmasını istiyor." dediler. Bunun üzerine a a ıdaki ayet-i kerime indi. ( ifa-i erif)]
(De ki, "Allaha ve Peygambere itaat edin! E er [Peygambere uymayıp] yüz
çevirirlerse, [kâfir olurlar] Elbette Allah kâfirleri sevmez.) [A. mran 32]
(Ey iman edenler, sizi hayat verecek eylere [dinin emirlerine] davet edince, Allaha
ve Resulüne icabet edin!) [Enfal 24]
(Bir i te anla amazsanız, bu i in hükmünü Allahtan [Kur' an-ı kerimden] ve
Resulünden [Sünnet-i seniyyeden] anlayın!) [Nisa 59]
Elbette bu "anlayın emri" de âlimler içindir. Ba kaları, âlimlerin anladıkları hükme uyar.
Çünkü Kur' an-ı kerimde (Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) buyuruluyor. (Nahl 43)
Sünnetin önemi
Müste riklere ve onların yolunda giden zavallılara soruyoruz. Kur' an-ı kerimde (Meyte
ve kan size haram kılındı) buyuruluyor. (Maide 3)
Meyte, bo azlanmadan ölen veya öldürülen yani le olan hayvandır. Bir müste rik, bu
ayete bakarak balık yemenin haram oldu unu söyler. Ona göre sadece delil Kur' andır.
Hâlbuki Allahü teâlâ mealen (Bir i te anla amazsanız, bu i in hükmünü ö renmek için
Kur'an-ı kerime ve sünnet-i seniyyeye bakın!) buyuruyor. Balık yenir mi diye Kur' an-ı
kerime bakınca müste rik yenmiyece ini anlar.
Dalak kandır. Müste rik, ayete bakınca bunun da haram oldu unu anlar. Fakat sünnete
bakılınca istisna olarak balık ve dala ın helal oldu u görülür. Hadis-i erifte (Size iki meyte
ve iki kan helal kılındı) buyuruluyor. ( .Mace)
Peygamber efendimiz, bu meytelerden birinin balık, kanlardan birinin de dalak oldu unu
bildirmi tir. ( bni Mace)
Hatta kendili inden ölüp su yüzüne çıkan balı ın da yenilmiyece i hadis-i erifle
bildirilmi tir. (Dare Kutni)
Kur'an-ı kerimin Açıklanması
E er Peygamber efendimiz Maide suresinin 3.ayetinde bildirilen Meyteyi
açıklamasaydı, hiç bir müslüman balık yiyemezdi. Namazın nasıl kılınaca ını, zekâtın nasıl
verilece ini, hangi mallardan ne kadar verilece ini ayet-i kerimeden çıkarmak imkansızdır.
Bunları peygamber efendimiz açıklamı tır.
Cebrail aleyhisselam, Kur' an-ı kerimi getirdi i gibi, açıklamasını da, sünnet-i seniyyeyi
de getirmi tir. Bu husus hadis-i erifle bildirilmi tir. (Darimi)
Peygamber efendimizin, dine ait hükümlerdeki her sözünün vahy ile oldu u ayet-i
kerime ile de sabittir. (Necm 4)
Allahü teâlâ Kur' an-ı kerimi açıklamasız bırakmamı , (Kur'anı açıklamak bize ait)
buyurmu ve bu i le de peygamber efendimizi vazifelendirmi tir. Mealen buyuruluyor ki:
(Kur'an-ı kerimi insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]
Yukarıda Sünnet-i seniyyeye uymanın farz oldu unu ayet-i kerimelerle bildirmi tik. Bu
konudaki hadis-i eriflerden birkaçı:
(Peygamberin haram kılması, Allahın haram kılması gibidir.) [Tirmizî]
(Bana uyan cennete girer, bana isyan eden Cennete giremez.) [Buharî]
(Bana Kur'anın misli kadar daha hüküm verildi.) [ .Ahmed]
(Yakında, "Allahın kitabının dı ında tabi olaca ımız bir ey tanımıyorum"
diyenler çıkacaktır.) [Ebu Dâvud]
(Bir zaman gelir, beni tekzib edenler [yalanlıyanlar] olur. öyle ki, kendisine benden
bir hadis söylenince "Resulullah böyle ey söylemez. Bunu bırak, Kur'andan söyle"
der.") [Ebu Yala]
(Allahın kitabına, Peygamberin sünnetine sarılırsanız hiç sapıtmazsınız.) [Hakim]
(Sünnetimden yüz çeviren benden de ildir.) [Müslim]
(Bir zaman gelecek sünnetimi öldürecek, dini bozmaya çalı an kimseler çıkacak.
Allahın, meleklerin ve bütün halkın lâneti onların üstüne olsun!) [Deylemî]
(Ümmetim bozulunca, sünnetimi ayakta tutana ehid sevabı verilir.) [Hakim]
(Benden sonra ihtilaflar çıkacaktır. te o zaman sünnetime ve hülefa-i ra idinin
sünnetine uyun! Onlara azı di lerinizle ısırır gibi sımsıkı sarılın!) [Tirmizî, bni Mace]
Kur'an-ı kerime ve sünnete sarılmak için de âlimlere tabi olmak ve hak mezheblerden
birine uymak arttır. (Mektubat-ı Rabbanî) (Hadika)

Peygamber dü manlı ı
Sual: Bir dergi, kabir azabını, miracı, Cennette Allahü teâlânın görülece i gibi hususları
inkar ediyor. Ehl-i sünnetin inanı ının yanlı , mutezilenin görü ünün do ru oldu unu
savunuyor. Eshab-ı kirama dil uzatıyor. Peygamber efendimizin gelecekten bahseden
hadislerini, mesela Deccalı, Mehdiyi, kıyamet alametlerini inkar ediyor. "Çünkü peygamber
gaybı bilmez. Sözleri bir tahminden ibarettir. Tahmini do ru da, yanlı da çıkabilir." diyor.
"Kitab ve Sünnet" tabirine de çok saldırıyor. "Kur' andan ba ka bir sünnet adı altında din
çıkarmak slâmı yıkmaktır" diyor. Bu ne biçim bir fikir hürriyetidir?
CEVAP
Mısırlı, Suriyeli mezhepsizler, dinimizdeki dört delilden ikisini inkar eder, sadece "Kitab
ve Sünnet" diyorlardı. Bunlar daha ileri giderek, sünneti de inkar ediyorlar. Sünneti Kur' an-ı
kerimden farklı bir ey zannediyorlar. Bunların asıl maksadı Kur' an-ı kerimi inkardır. Edille-
i erıyyeden, dindeki dört delilden üçü inkar edilince, herkes kendi anladı ını do ru kabul
edecek, herkesin anladı ı din olacak. Böylece insan sayısı kadar din meydana gelecek. Bir
kaos ya anacak. Maksatları slâmiyeti yıkmaktır. Fakat buna muvaffak olamıyacakları
Kur' an-ı kerimde bildirilmektedir. Mealen (Onlar, a ızları ile [sihir, kehanet diyerek]
Allahın nurunu [Allahın dinini, kitabını, delillerini] söndürmeye yelteniyorlar. Hâlbuki
kâfirler istemeseler de, Allah nurunu tamamlayacaktır.) buyuruluyor. (Saf 8)
Hemen sonra, (Allah peygamberini hidayet ile [Kur' an ile, mucize ile] ve hak din ile
gönderendir) buyuruluyor. (Saf 9)
Kur' an-ı kerimde gaybı ancak Allahü teâlânın bildi i yazılıdır. Allahü teâlânın gaybı
bildirdi i kimseler de vardır. Mealen buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, gaybdan bazılarını
yalnız peygamberlerden diledi ine bildirir.) [Cin 27]
Gaybdan bilmek peygamberlerin mucizesidir. Evliyanın gaybdan bildi i kerametleri de
yine Peygamber efendimizin mucizesinin devamıdır. (Redd-ül muhtar)
Bu ayet-i kerimede bazı gaybları Allahü teâlânın peygamberlere bildirdi i açıkça
yazılıdır. Peygamber efendimiz de, Allahü teâlânın kendisine bildirdi i gaybları, gelecekte
olacak hadiseleri bildirmi tir. Mesela Deccalin ve Hz. Mehdinin gelece ini bildirmi tir. Hâ â
Peygamberimiz yalan mı söylemi tir? Kur' an-ı kerimde mealen (O, [Resulullah]
vahyedilenden ba kasını söylemez.) buyuruluyor. (Necm 3)
Sünnet, Kur'andan Ayrı De il
Necm suresindeki ayet-i kerime Peygamber efendimizin din hakkında bildirdikleri
Allahü teâlânın vahyetti inden ba ka olmadı ını bildirmektedir. Kur' an-ı kerimde yine
mealen buyuruluyor ki: (Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan
da sakının!) [Ha r 7]
Kur' an-ı kerimde, Resulullaha itaat in Allaha itaat oldu u, Ona isyan edenin Allaha
isyan etmi oldu u çok yerde bildirilmektedir. [Nisa 80]
Yine Kur' an-ı kerimin çok yerinde (Allaha ve Resulüne itaat), (Allah ve Resulüne
isyan) ifadeleri çok yerde geçer. (Nisa 13-14)
Sünneti, Kur' an-ı kerimden ayrı göstermek büyük sapıklıktır. Çünkü Kur' an-ı kerimde
mealen buyuruluyor ki: (Kâfirler, Allahü teâlânın emirleri ile, peygamberlerinin
emirlerini birbirinden ayırmak istiyorlar.) [Nisa 150]
Nasıl kanunlar, Anayasadan ayrı kabul edilmezse, sünnet de, yani hadis-i erifler de
Kur' an-ı kerimden ayrı de ildir. Onun açıklamalarıdır. Nasıl, tüzükler, yönetmelikler,
kanunlara aykırı kabul edilmiyorsa, icma ve kıyas-ı fukaha da sünnete aykırı de ildir. Kıyas,
Kur' an-ı kerimin ve hadis-i eriflerin açıklamasıdır. Sünneti Kur'an-ı kerimden ayrı, kıyası
[âlimlerin ictihadlarını] hadis-i eriflerden ba ka göstermeye çalı anlar, dalalet ehlidir.
(Mektubat-ı Rabbanî)

Hempherin torunları
Sual: " ngiliz yazar" denilen biri, "Peygamberin bir mucizesi vardır. O da Kur' andır.
Kur' an mucize olarak yetmiyor mu da ba ka mucizelere ihtiyaç hasıl olsun? Bir eyin farz
veya haram olması, ancak Kur' anın söylemesi ile mümkündür. Kur' anda olmıyan farz ve
harama itibar edilmez. Peygamberin ve âlimlerin sözleri, Kur' ana uymuyorsa alınmaz.
Mukallidlik çok kötüdür. Peygambere uyan onun mukallidi olur. Mukallid, aklını
kullanmamı olur. Kur' an sık sık Aklını kullan derken, bir mezhebe, bir âlime, bir
peygambere uyan aklını kullanmı olamaz. Mukallid olur. Kur' anı herkes anlar. Bunda
sahabenin veya âlimlerin bizden bu hususta bir üstünlü ü yoktur. Benim yazdıklarımdan
do ru olanları alın! Bunda da ölçü sadece Kur' andır" diyor. Böyle yazarlar, ngiliz Casusu
Hempherin ma aları olabilir mi?
CEVAP
slâm âlimleri, asırlardır bu tip yazarlara cevap vermi lerdir. Yayınlarımız böyle
yazarlara cevaplarla doludur. Her ey yazılmı tır, eksik bir ey bırakılmamı tır. Zaman
zaman bu kitaplardan nakiller yapıyoruz. Tek tük de olsa böyle ma aların a larına takılan
kimseler oluyor. yi niyetli kimselerin bunların tuza ına yakalanmamaları için slâm
âlimlerinin eserlerinden nakiller yapıyoruz.
Peygamber efendimizin binden fazla mucizesinin görüldü ü tevatürle sabittir. Eshab-ı
kiram tevatürle bildirmi tir. Bunları inkar eden, Eshab-ı kiramın sözüne inanmıyan, Kur' an-ı
kerime nasıl inanır? Çünkü Kur' an-ı kerimi toplıyan da Eshab-ı kiramdır. Eshab-ı kiramda -
hâ â - yalancılık olursa, onların topladı ı Kur' an-ı kerime nasıl itimat edilir? Bazı dinsizlerin
dedi i gibi, "Kur' an-ı indiren biziz, koruyan da biz olaca ız" diye bir ayet niye
uydurmasınlar? Zaten ngiliz ma alarının asıl gayesi de budur. Kur' an-ı kerime olan itimadı
sarsmaktır. Önce hadis-i eriflere olan itimadı sarsıyorlar, sonra da Kur' an-ı kerime olan
itimada gölge dü ürmeye çalı ıyorlar.
ngiliz yazar, (Kur' anda olmıyan eylere, [hadis-i eriflere, Eshab-ı kiramın ve âlimlerin
hükümlerine] itibar edilmez.) diyor. Kur' an-ı kerimde bizim anlamamız mümkün olmıyan
çok ey vardır. Mesela namazların nasıl kılınaca ını Kur' an-ı kerimden ö renmemiz
mümkün de ildir. Hadis-i eriflere veya cmaya bakmadan bilmemiz mümkün olmaz. Bu
ma alar, (Kur' an- Kur' an...) diyerek Peygamber efendimizi devreden çıkarmak istiyorlar.
Resulullaha Tabi Olmak
ngiliz "Kur' an varken ba ka eye ihtiyaç yok" diyerek hadis-i erifleri inkara kalkı ıyor.
Hâlbuki Kur' an-ı kerimin bir çok yerinde (Allaha ve Resulüne tabi olun!) buyuruluyor.
Peki Allaha tabi olmak yetmiyor mu da "Peygambere de tabi olun!" buyuruluyor?
Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın bildirdiklerini bize anlatıyor, açıklıyor. (Onun
söyledi i vahiyden ba ka bir ey de ildir) buyuruluyor. (Peygamber size neyi emrettiyse
onu alın, neyi yasaklamı sa ondan vazgeçin!) buyuruluyor. Peygamber efendimize uymak
Allahtan gayriye uymak de ildir. Kur' an-ı kerimde (Bilmiyorsanız âlimlere sorun!)
buyuruluyor. Âlimlere sorup onlara tabi olmak da Allahtan gayriye tabi olmak de ildir.
Allahü teâlânın emrine uymak olur. Mukallid, aklını kullanarak Peygamberimize ve âlimlere
tabi olmu tur.
Eshab-ı kiramın ilminin, faziletinin üstünlü ü Kur' an-ı kerimle, hadis-i eriflerle sabittir.
Hepsinin istisnasız cennetlik oldu u yine Kur' an-ı kerimde açıkça bildiriliyor. Hadis-i erifte
de (Eshabımdan birine uyan, hidayete kavu ur) buyuruluyor. Tabiin, Eshab-ı kirama
uydu u için kıymetli oldular. Yani onları taklid ettikleri, onların mukallidi oldukları için
kıymetli oldular.
ngiliz yazar, "Benim yazdıklarımdan do ru olanları alın” diyor.
Ben do ruyu yanlı ı biliyorsam senin yazılarını niçin okuyayım? Do ruyu ö renmek
için Kur'an-ı kerim yetmiyor mu? Allahü teâlâ, ngiliz yazarlara de il, Allaha, Resulüne ve
âlimlere tabi olmamızı emrediyor. te bunun için biz kendi anladıklarımızı de il,
Peygamber efendimizin ve âlimlerimizin bildirdiklerini ölçü kabul ediyoruz. Herkes aklına
uyarsa, insan sayısı kadar din meydana çıkar. Buna din de il dinsizlik denir.

Peygamberimizi inkar edenler


Sual: Burada bazı insanlar, yabancıların etkisi altında kalarak, "Yalnız Kur' ana uyalım.
Kur' andaki dine uyalım!" diyerek Resulullah efendimize tabi olmayı ve onun sünnetlerini
inkar ediyorlar. Kur' an, Peygamberimize tabi olmayı emretmiyor mu?
CEVAP
Dinimizi yıkmak isteyen yabancıların bir kısmı, "Yalnız Kur' an", "Kur'andaki din" gibi
ifadelerle Peygamber efendimize tabi olmayı reddederek dinimizi bozmaya çalı ıyorlar. Bir
kısmı da sadece "Kur' an ve Sünnet" diyerek dinimizin dört kayna ından ikisi olan cma ve
Kıyas-ı fukahayı kaldırmaya çalı ıyorlar. Hâlbuki Kur' an-ı kerimde çok yerde Allahü teâlâ,
hem kendine, hem de Peygamberine uymayı emrediyor.
Din dü manlarının iddia ettikleri gibi Allahü teâlâ "Yalnız bana uyun, bana itaat edin"
demiyor, çok yerde "Allaha ve Resulüne itaat edin!" buyuruyor. [(A. mran 32, 132),
(Nisa 13, 59, 69), (Enfal 1, 20, 24, 46), (Tevbe 71), (Nur 52, 54), (Ahzab 31, 33, 71),
(Muhammed 33), (Feth 17), (Hucurat 14), (Mücadele 13), (Tegabün 12)]
Allahü teâlâ, (Allaha ve Resulüne itaat edin!) buyurdu u gibi, (Allaha ve Resulüne
isyan etmeyin!) de buyuruyor. [(Nisa 14), (Enfal 13), (Tevbe 26, 63), (Ahzab 36),
(Mücadele 5), (Ha r 4), (Talak 8), (Cin 23)]
Cenab-ı Hakkın tekrar tekrar (Bana ve Resulüme uyun, Bana ve Resulüme kar ı
gelmeyin!) buyurması, i in öneminden dolayıdır. Resule uyan, Allaha uymu olur. Nitekim
Kur' an-ı kerimde (Resule itaat eden, Allaha itaat etmi olur) buyuruluyor. (Nisa 80)
Resulünün emri, kendi emrinden ayrı de ildir. Onun için Kur' an-ı kerimde (Peygamber
size neyi verdiyse onu alın, neyi yasak ettiyse ondan sakının!) buyuruluyor. (Ha r 7)
Allahü teâlâ, sadece bizim peygamberimizi de il, di er kavimlerin peygamberlerini de
kendilerine itaat edilsin diye göndermi tir. Nitekim Kur' an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Biz her peygamberi ancak Allahın izniyle itaat edilsin diye gönderdik.) [Nisa 64]
Di er peygamberlerin de (Allahtan korkun, bana uyun!) buyurdu u çe itli ayet-i
kerimelerde bildirilmi tir. (Mesela uara 126, 144, 163, 179)
Bu kadar vesika kar ısında, gerçekten Allaha inanan Onu seven kimsenin Resulünün
bildirdiklerine de uyması arttır. Nitekim Kur' an-ı kerimde (Ey peygamberim, de ki, "E er
Allahı seviyorsanız bana uyun!") buyuruluyor. (A. mran 31)
Cenab-ı Hak, Kur' an-ı kerimde peygamberine itaat etmenin kendisine itaat etmek
oldu unu bildiriyor. O hâlde, peygamberine itaat edilmedikçe, Ona itaat edilmi olmaz.
Bunun pek kesin ve çok kuvvetli oldu unu bildirmek için de (Muhakkak böyledir) buyurdu.
Bazı do ru dü ünmeyenlerin bu iki itaati birbirinden ayrı göstermelerine meydan vermedi.
Yine Allahü teâlâ, (Kâfirler, Allahın emirleri ile peygamberlerinin emirlerini
birbirinden ayırmak istiyorlar.) buyurdu. [c.1, m. 152]
Allahü teâlâ, emre uymakta kendi ismi ile Resulünün ismini birlikte bildirdi i gibi, iman
hususunda da beraber bildirmi tir. (Yalnız bana iman edin) demiyor. (Allaha ve Resulüne
iman edin!) buyuruyor. (Mesela Araf 158, Nur 62, Nisa 136, Feth 9, 13, Hadid 7, Saf 11,
Tegabün 8)
htilafları halletmek için de (Allah ve Resulüne) müracaat etmek gerekir. Kur' an-ı
kerimde mealen buyuruluyor ki: (Bir i te anla amazsanız, bu i in hükmünü Allahtan
[Kur' an-ı kerimden] ve Resulünden [hadis-i eriflerden] anlayınız!) [Nisa 59]
Buradaki (Anlayınız!) emri âlimler içindir. Çünkü bilmeyenin, âlimlere sormasını da
Kur' an-ı kerim bildiriyor. (Nahl 43)
Yabancı slâm dü manları (Kur' ana, Kur'
andaki slâma uyun! Yalnız Kur' an) diyerek
Peygamber efendimizin, âlimlerin bildirdiklerini Kur'
an-ı kerimden farklı göstermeye
çalı ıyorlar. Bu slâm dü manlarına, (Biz her zaman Kur' an-ı kerime uyuyoruz. Kur' an-ı
kerim bize, Resulullaha ve âlimlere uymamızı emrediyor.) demeliyiz.

Bir dinsizin hezeyanı


Sual: Dinsiz bir yazar, Peygamber efendimizin Hz.Âi e vâlidemizle genç ya ta
evlenmesini tenkit ediyor. Peygamber efendimiz, niçin henüz küçük olan Hz.Âi e ile
evlendi?
CEVAP
Resûlullah ilk olarak, 25 ya ında iken, 40 ya ında ve dul bir kadın olan Hz. Hadîce ile
evlendi. 25 sene beraber ya adı. Hz.Hadîce hayatta iken, Resûl-i ekrem hiç evlenmedi. 55
ya ında iken, Hz. Hadîce’nin ölümünden uzun bir müddet sonra, Allahü teâlânın emri ile
Hz.Âi e’yi nikâhladı. Hz.Âi e bülu a erdikten bir müddet sonra da onunla evlendi. Dinsiz
yazar, sanki Hz.Âi e vâlidemizi bülu a ermeden evlenmi gibi gösteriyor. Tamamen
yalandır. Herkes bilir ki, sıcak ülkelerde kızlar daha erken bülu a eriyorlar. So uk
memleketlerde ise geç eriyorlar. Dinsiz yazarın bunu istismara kalkı ıp iftira etmesi kendi
seviyesizli ini gösterir. Kur’ân-ı kerîmde, Allahü teâlâ, Peygamber efendimizi övüyor, (Biz
seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik) ve (Elbette senin ahlâkın en güzeldir)
buyuruyor. (Enbiyâ 107, Kalem 4)
Ateist yazar da, Allahı yalancı çıkarmaya çalı arak âlemlerin efendisini kötülemeye
kalkıyor.
Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:
(Allaha ve Resûlüne kar ı gelen, bilsin ki, Allahın azâbı çok iddetlidir.) [Enfâl 13]

Yaratıcıya kafa tutan câhil


Sual: Bir gazetenin Avrupa baskısında, bir yazar, âyetleri de yanlı yazarak, Kur’ân-ı
kerîmde çeli ki buldu unu sanıp, (Tanrı, insanı u âyette topraktan, u âyette sudan, u
âyette çamurdan yarattı ını söylüyor. Di er milletler Tanrının kulu de il mi de, Kur’ânı
Arapça indirdi) diyor. Daha ba ka hezeyanları da vardır. Bir cevap verir misiniz?
CEVAP
Bir karıncayı yaratmaktan âciz birinin, kâinâtı bir nizâm içinde yaratan ve devam ettiren
Yaratıcıya böyle söylemesi ne kadar ahmaklıktır. Nasreddin hocanın kazanının do urdu una
inanıyorlar da, do mu olan tencerenin öldü üne inanmıyorlar. Bu koca kâinâtı görüyorlar
da, bunun bir yaratıcısının bulundu unu kabûl etmiyorlar. Allahın kelâmında tenâkuz
[çeli ki] olmaz. Cenâb-ı Allah buyuruyor ki: (E er o [Kur’ân-ı kerîm] Allahtan ba kası
tarafından [gelmi ] olsaydı, elbette onda tutarsız [uyumsuz] çok ey bulunurdu.) [Nisâ
82]
Eshâb-ı kirâmdan birkaç zât, bir âyet-i kerîme üzerinde farklı yorumlar yaparken,
Resûlullah Efendimiz çıkageldi ve buyurdu ki: (Sizden önceki ümmetler, Allahın
gönderdi i kitabı yanlı yorumladıkları için helâk olmu tur. Bu Kur’ânın bir kısmı,
di er bir kısmına zıt de ildir. Anlıyamadı ınız yerleri bilenlerden sorun!) [ .Ahmed]
Peygamber efendimiz, kimseden bir ey ö renmemi , hiç yazı yazmamı iken ve
geçmi lerden ve etraftakilerden haberi olmayan insanlar arasında hâsıl olmu iken, Tevrât’ta
ve ncîl’de ve bütün ba ka kitaplarda yazılı eyleri bildirdi. Geçmi lerin hâllerinden haber
verdi. Her dinden, her meslekten ileri gelenlerin hepsini huccet ve burhânlar söyliyerek
susturdu. En büyük mu’cize olarak Kur’ân-ı kerîmi ortaya koydu. Allahü teâlâ, Resûlüne
buyuruyor ki: (Sen bundan [Kur’ân-ı kerîm gelmeden] önce bir kitap okumu ve onu
yazmı de ildin. E er öyle olsaydı bâtıl yoldakiler, [Kur’ânı ba kasından ö renmi veya
önceki semâvî kitaplardan almı ] derler ve [Yahûdîler de, Onun vasfı Tevrât’ta ümmîdir, bu
ise ümmî de il diye] üpheye dü erlerdi.) [Ankebût 48]
Kur’ân-ı kerîmde kimsenin yapamıyaca ı, söyliyemiyece i eyler sayılamıyacak kadar
çoktur. Birkaçı öyle:
1- ’câz ve belâgattır. Ya’nî az söz ile pürüzsüz ve kusûrsuz olarak, çok ey anlatmaktır.
Bütün âirler, edebiyatçılar, Kur’ân-ı kerîmin nazmında ve ma’nâsında âciz ve hayrân
kalmı lar, bir âyetin benzerini söyliyememi lerdir. ’câzı ve belâgati insan sözüne benzemez.
Ya’nî, bir kelimesi çıkarılsa veya bir kelime eklense, lafzındaki ve ma’nâsındaki güzellik
bozulur. Bir kelimesinin yerine koymak için, ba ka kelime arayan bulamamı tır.
2- Harfleri ve kelimeleri, Arab harflerine ve kelimelerine benzedi i hâlde, âyetler, ya’nî
sözler ve cümleler, onların sözlerine ve iirlerine hiç benzemiyor. Kur’ân-ı kerîmin yanında
onların sözleri, cam parçalarının elmasa benzemesi gibidir. Dil mütehassısları bunu pek iyi
görmektedir.
Allahü teâlâ, her asırda en az bir ki iyi Peygamber olarak göndermi , ona çe itli
mu’cizeler vermi tir. Meselâ, Hz.Mûsâ zamanında sihir, büyücülük çok ilerlemi ti. Hz.Mûsâ
asâsını yere koyup büyük bir ejderha olmu , sihirbazların ellerindeki âletleri, ipleri
yutmu tur. Hz.Îsâ zamanında tıp çok ileri idi. Hz.Îsâ mu’cize olarak, körleri iyi etmi , ölüleri
diriltmi tir. Bizim Peygamberimizin zamanında ise edebî söz ve yazı san’atı çok ileri idi.
Yarı mada birinci olan iir, yazı ve konu malar Kâ’be duvarına asılırdı. Kur’ân-ı kerîm
gelince, bunlar indirilip, yerine, gelen âyetler kondu. natçı kâfirler hâriç herkes Kur’ân-ı
kerîmin Allahın kelâmı oldu una inandı. Kur’ân-ı kerîmde, (Bu Kur’ân, Allah kelâmıdır.
nanmıyorsanız, bir âyeti kadar siz de söyleyin! Söyliyemezsiniz) buyuruluyor. Bütün
dü manlar elele verip, yıllarca u ra tıkları hâlde onun benzerini bugüne kadar
söyliyemediler. Söylemek de mümkün de ildir.
3- Bir insan, Kur’ân-ı kerîmi ne kadar çok okursa okusun bıkmıyor, usanmıyor. Arzûsu,
hevesi, sevgisi ve zevki artıyor. Hâlbuki, Kur’ân-ı kerîmin tercümelerinin ve ba ka ekillerde
yazmalarının ve di er bütün kitapların okunmasında, böyle arzû ve lezzet artması olmuyor.
Usanç hâsıl oluyor. Yorulmak ba kadır, usanmak ba kadır.
4- Geçmi insanların hâllerinden birçok ey Kur’ân-ı kerîmde bildirilmektedir.
5- leride olacak eyleri bildirmektedir. Bunlardan ço u meydâna çıkmı ve çıkmaktadır.
Meselâ, Rûm sûresinin 3. âyetinde meâlen, (Rumlar, en yakın bir yerde ma lup oldu.
Hâlbuki onlar, bu ma lubiyetten sonra birkaç yıl içinde [on yıla varmadan] gâlip
gelecektir) buyuruldu. Bu âyet, Rum Kayseri Heraklius’un on yıldan az zamanda, Îrân âhı
Husrev Perviz ordusuna gâlip gelece ini önceden haber vermektedir. Aynen vâki oldu.
nsanın yaratılı ı
Ateist yazar, (Kur’ânda, insanın yaratılı ı ile ilgili olarak bir yerde çamur, bir yerde
toprak, bir yerde su, bir yerde nutfe deniyor. Görüldü ü gibi Kur’ânda çeli ki vardır) diyor.
Kur’ân-ı kerîmde çeli ki [tenâkuz] yoktur ve olamaz. Kur’ân-ı kerîm, her câhilin
kolayca anlıyaca ı basit bir kitap de ildir. Kur’ân-ı kerîmin tercümesini okuyup da, hüküm
çıkarmaya çalı mak çok yanlı olur.
Hz.Âdem’in, Âl-i mrân sûresinde topraktan, Hicr sûresinde balçıktan, Sâffât
sûresinde cıvık çamurdan, Rahmân sûresinde kuru balçıktan oldu u belirtilmektedir.
Mes’ele ilmî bir ekilde incelenince, her dört kelimenin de men einin toprak oldu u görülür.
Demek ki, Hz.Âdem çe itli topraklardan yaratılmı tır.
Hadîs-i erîfte de buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâmı yeryüzünün her tarafından alınan topraklardan
yarattı. Bu sebeple neslinden, siyah, beyaz, esmer, kırmızı renkte olanlar oldu u gibi,
bu renkler arasında bulunanlar da oldu. Kimi yumu ak, kimi sert, kimi de hâlis ve
temiz oldu.) [Ebû Dâvüd]
Hazret-i Âdem, yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk Peygamberdir. Bütün insanların
babasıdır. Çe itli ülkelerden getirilen toprakları melekler su ile çamur yapıp, insan ekline
koydu. Mekke ile Tâif arasında kırk yıl yatıp, pi mi gibi kurudu. Önce Muhammed
aleyhisselâmın nûru alnına kondu. Sonra Muharremin onuncu Cum’a günü rûh verildi.
Kendisine her eyin ismi ve faydası bildirildi. nsanlar bir ki iden, Hz.Âdem’den
yaratılmı tır. (Nisâ 1, Zümer 6, En’âm 98)
lk insan, çamurdan, balçıktan, ya’nî topraktan yaratılmı tır. (Âl-i mrân 59, En’âm 2,
Rûm 19, 21, Sâffât 11, Rahmân 14, A’râf 12, Hicr 26, 28, 33 srâ 61, Sad 71)
lk insanın çamurdan, nesli, nutfeden yaratılıp; nutfe, çe itli devrelerden sonra et, kemik,
sonra insan hâline geldi. (Mü’minûn 12-14, Secde 7-9, Hac 5, Mü’min 67)
Her canlı ey [hayvan ve bitki] sudan yaratılmı tır. (Enbiyâ 30, Nûr 45, Furkân 54)
nsan nutfeden yaratılmı tır. (Nahl 4, nsan 2, Abese 19)
lk insan topraktan, nesli nutfeden yaratıldı. (Fâtır 11, Hac 5, Kehf 37, Mü’min 67)
Bu âyetlerde, insanın nutfeden yaratıldı ı açıkça bildirilirken, a a ıdaki âyetlerde, nutfe
için, su, hakîr su, atılan su gibi ifâdeler, te bihler kullanılmı tır. Bir damla sudan, bir damla
nutfeden yaratılan insan, kibirlenir, kendini bir ey zanneder. Böyle bir insan için
buyuruluyor ki: (Bakarsın ki Rabbine apaçık bir hasım oluverir.) [Nahl 4]
Hakîr su ifâdesinden de kolayca anla ılaca ı gibi, insan basit bir sudan yaratılmı tır.
Allahü teâlâ, (Aslın bu, niye kibirleniyorsun) buyuruyor. blis de, ate i üstün, topra ı da
hakîr gördü ü için, kibirlenerek topraktan yaratılan Hz. Adem’e do ru secde etmedi. (A’râf
12, Hicr 33, Sad 74, 75)
nsan sudan [nutfeden] yaratıldı. (Furkân 54)
nsan hakîr sudan [nutfeden] yaratılmı tır. (Secde 8, Mürselât 20)
nsan, atılan bir sudan [nutfeden] yaratılmı tır. (Târık 6)
Görüldü ü gibi, âyetin birisinde nutfe, di erinde su denmesi farklı bir ey de ildir.
Ateist yazarın anladı ı gibi Kurân-ı kerîmde asla çeli ki yoktur.
Kur’ân-ı kerîmi, lisânı Arapça olanlar bile anlıyamaz. Hattâ evliyânın ve ulemânın en
büyükleri olan Eshâb-ı kirâm bile, âyetlerin ma’nâlarını Resûlullah efendimize sorarlardı.
Bir hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Kur’ân, Allahın metin ipidir. Ma’nâlarının hepsi
anla ılmaz. Çok okumak ve dinlemekle eskimez.) [ bni Mâce]
Kur’ân-ı kerîm çok vecîz olup, bitmez tükenmez ma’nâlarının bulundu u, bütün
ma’nâları bildirilse bile, yazmak için kâ ıt ve mürekkep bulunamıyaca ı bizzat Kur’ân-ı
kerîmde bildirilmektedir.
Meâlen buyuruluyor ki: (De ki, Rabbimin [ lmini, hikmetini bildiren] sözleri için,
denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilâve edilse, denizler tükenir, Rabbimin
sözleri tükenmez.) [Kehf 109, Beydâvî]
Anayasayı, bir kanunu anlamak için hukukçulara gidiliyor. Hâlbuki bunları da insan
yazmı tır. Bir kanundan bile herkes aynı eyi anlamazken, Allahın kelâmını herkes nasıl
hemen kolayca anlıyabilir? Do rusunu anlıyabilmek için, bir Kur’ân tercümesine [meâllere]
de il, slâm âlimlerinin tefsîrlerine bakmak gerekir.
Kur’ân-ı kerîm niçin Arapça?
Ateist yazar, (Di er milletler kendi kulu de il mi de, Tanrı Kur’ânı Arapça indirdi)
diyor. E er Kur’ân ngilizce olarak inseydi, aynı bozuk mantıkla, (Di er milletler kendi kulu
de il mi de, Tanrı Kur’ânı ngilizce indirdi) diyecekti. Maksadı yanlı bulmak olduktan
sonra her eyi tenkîd eder. Yûsüf sûresinin, (Biz Kur’ânı Arapça olarak indirdik, umulur
ki, siz onu anlarsınız) meâlindeki 2. âyet-i kerîmesi, tefsîrlerde özet olarak öyle
açıklanıyor:
Biz Kur’ân-ı kerîmi herhangi bir lisân ile de il, en geni , en açık, en âhenktar olan Arap
lügâtı üzere indirdik. E er akıllıca dü ünürseniz, bu Kitâbın ulviyetini, kendisinin bir
âheser, hükümlerinin, te’sîrli sözlerinin, bütün insanlı a hitap etti ini, müslüman olmayı en
büyük bir vazîfe, en yüksek bir saâdet telâkki edersiniz.
Ey Araplar, Kur’ân-ı kerîm, sizin lisânınızla indi. Bugüne kadar birçok edebiyatçının,
âirin sözünü dinlediniz. Hiçbirisine benzemiyor. Bunun insan sözü olmadı ını, lâhî bir
kelâm oldu unu dü ünürseniz, anlarsınız.
Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilâhî kelâm oldu unu anlamaktır. Yoksa ahkâmını
anlamak de ildir. E er öyle olsaydı, (Ey Resûlüm, Kur’ân-ı kerîmi insanlara açıklaman
için indirdik) meâlindeki âyet-i kerîmeye zıt olurdu (Nahl 44)
E er Yunanca olsaydı
Fussilet sûresinin, (E er biz Kur’ân-ı kerîmi yabancı bir dilde okunan bir kitap
kılsaydık. Diyeceklerdi ki, âyetleri tafsîlatlı ekilde açıklanmalıydı. Muhatapları Arap
oldu u hâlde, Arapça olmıyan bir kitap mı geldi) meâlindeki kırkdördüncü âyet-i
kerîmesinin tefsîrlerdeki açıklaması da öyledir:
Kur’ân-ı kerîm [ brânîce, Yunanca falan de il] sizin lisânınızda, ya’nî arapçadır. Siz
Arap oldu unuza göre, ifâdelerinin vecîzli inden, âheserli inden bu Kur’ân-ı kerîmin lâhî
bir kelâm oldu unu anlarsınız. Yoksa, (Siz Arap oldu unuza göre, Kur’ânın ahkâmını da
anlarsınız) denmiyor.
[Tokatlı eyh-ül-islâm Mustafa Sabri efendi, (Biz Arabîyi az biliriz. Fakat Kur’ân-ı
kerîmi Araplardan daha iyi anlarız) buyuruyor.]
Lisânı Arabî olan herkes Kur’ânı anlayamaz. Lisân ayrı, ilim ayrıdır. Türkçe bilen insan,
tıp, hukuk, fen gibi bilgileri bilir mi? Kur’ân-ı kerîm ba tan ba a bir ilim deryâsıdır. Her
Arabî bilen Kur’ân-ı kerîmi nasıl anlar? Ateist yazar gibi, tercümesini okuyup da, (Bakın
Kur’ânda çeli ki var) demek ne kadar abes ve saçmadır.
Ateist yazar, Kur’ân-ı kerîmde suçlulara verilecek cezâları da ele tiriyor. Bir cânî, çoluk
çocuk demeden on ki iyi öldürüyor. Cezâ olarak bu da öldürülmeli denince, ( nsanlı a
yakı ır mı) deniyor. Cânînin on ki iyi öldürmesi insanlı a yakı ır mı? Katliamlara son
vermenin çâresi, öldürenin cezâsız kalmamasıdır. Cezâların hafif olması, hapse girince bütün
ihtiyaçların kar ılanması suçları te vik olmaz mı?
Allahü teâlâ, (inanmıyanları ate te yakaca ım) diyor. Ate te yakmaktan daha büyük cezâ
olur mu? Her eyi yoktan yaratan Rabbimizin, emrini dinlemiyenlere cezâ verme yetkisi yok
mudur? Cezâyı suçluların kendisi mi tâyin eder? Suçlu kalkıyor, (Yâ Rabbî, verdi in bu ceza
bana a ır gelir) diyor. Hâ â Allahü teâlâ a ır gelip gelmiyece ini hiç bilmez mi? Dünyada
suçluya cezâ verilmiyen bir ülke var mıdır?
Kâinâtta tesâdüf yoktur
Ateist yazar, (Her ey kendili inden, tesâdüfen en mükemmel ekilde oluverdi. Bir
yaratıcısı yok) demek istiyor. Her varlı ın kendi kendine var olması, fenne o kadar uzak
bir eydir ki, tabî’atçılar bile (tabî’at öyle yapmı tır, tabî’at kuvvetleri yapmı tır) diyorlar.
Böylece varlıkların kendiliklerinden olmayıp, bir yapıcısı bulundu unu, farkında olmadan
açıklamı oluyorlar. Fakat, o yapıcıya lâyık olan isimleri ve sıfatları vermekten çekiniyorlar.
Bilgisiz ve irâdesiz bir tabî’ate ba lanıyorlar.
Fizik, kimya olaylarından hiçbirinin kendili inden oldu unu görmüyoruz. Harekete
geçen veya hareketini de i tiren, yahut harekette iken duran bir cisme (elbette bir kuvvet etki
etmi tir) diyoruz. Bütün bu varlıkların bu nizâm, bu düzen ile kendili inden oluverdi ini
sanmak, fizik ve kimya kanûnlarını inkâr etmek olur. Atomdan Ar ’a kadar bütün varlıkları
yoktan var eden, ilim, irâde ve kuvvet sâhibi bir yaratana, ya’nî Allahü teâlâya inanmayıp da,
bu varlıkları, fizik ve kimya kanûnlarına uymayan bir tesâdüf sanmak kadar câhillik olamaz.

eytanın da elçileri vardır


Sual: Bazı kimseler, kendilerine vahy geldi ini söylüyor. “Karıncaya, kargaya vahy
geliyor da, bize niye gelmesin” diyorlar. Bir kısmı da, “Nebi gelmez ama, Resul gelir, biz
resulüz” diyorlar.
CEVAP
Vahy haber demektir. Deyim olarak da, Allahü teâlânın Cebrail aleyhisselam vasıtası ile
peygamberlerine gönderdi i haber demektir.
Vahy Peygamber efendimizin vefatı ile kesilmi tir. mamı Rabbani hazretleri
(Peygamberlik sona ermi ve vahy kesilmi , sona ermi ve din kemâl bulmu ve nîmet
tamam olmu tur.) buyuruyor.
Kısas-ı enbiyâ kitabının 410. sayfasında diyor ki:
Resûlullah hayatta iken, vahy geliyor ve ümmete teblî olunuyor idi. Ondan sonra artık
vahy kesildi, hiç kimseye vahy gelmek ihtimali kalmadı.
Vahy, iki türlüdür: 1-Vahy-i metlû, 2- Vahy-i gayri metlû
Cebrâîl aleyhisselam, Allahü teâlâdan aldı ı haberleri getirerek Peygambere okur. Bu
vahyin kelimeleri de, mânaları da Allah’tan gelmi tir. Kur' an-ı kerim, vahy-i metlûdür.
Vahy-i gayri metlû, Allahü teâlâ tarafından Peygamberin kalbine bildirilir. Peygamber;
bu vahyi, kendi buldu u kelimelerle yanındakilere söyler. Bu sözlere, Hadis-i kudsî denir.
Vahy, yalnız Peygamberlerin kalblerine gelir. Evliyaya da gelmez. Meleklerin
getirdikleri dü üncelere lhâm denir. lhâm Peygamberlerin ve sâlih Müslümanların
kalblerine gelir.
Allahü teâlâ, her hayvana bir eyler ö retmi tir. Anne ku lar, yavrularının acıktıklarını
bilir, onlara yiyecek getirir. Bunu nereden biliyor? Allah ö retti tabii. Memeli hayvanlar da
yavrularını emzirir. pek böce i dut yapra ından ipek yapar. Kanguru tehlikeli anında
yavrularını torbasına koyarak kaçar. Bunları onlara kim ö retti, elbette Allah ö retti. Yani
her hayvana her insana bir eyler ö retti. Bunun peygamberlere gelen vahy ile bir ilgisi
yoktur. Bunlar için ilham olundu demek daha uygundur. Kur’anı kerimde mealen
buyuruluyor ki:
(Rabbin bal arısına, “Da larda, a açlarda ve hazırlanmı kovanlarda yuva edin;
sonra her çe it üründen ye; sonra da Rabbinin i lemen için gösterdi i yollardan yürü”
diye ö retti. Karınlarından insanlara ifa olan çe itli renklerde bal çıkar. Dü ünen bir
millet için bunda ibret vardır.) [Nahl 68-69]
Meallerde, tefsirlerde, (Allah arıya ilham etti, ö retti) ifadeleri geçiyor. Hiçbir âlim,
(Arıya vahy geliyor, arı peygamberdir) dememi tir.
Kur’anı kerimde karga ile ilgili âyet-i kerime u mealdedir:
(Allah, karde inin ölüsünü nasıl gömece ini göstermek üzere, ona (Kabil’e) yeri
e eleyen bir karga gönderdi. (Kabil ise), “Bana yazıklar olsun! Karde imin ölüsünü
örtmek için bu karga kadar olmaktan âciz kaldım” dedi ve etti ine pi man oldu.)
[Maide 31]
Kargaya bunu ö reten Allahü telâlâ, arıya da, di er hayvanlara da çok ey ö retmi tir.
(Vahy kesilmedi, kargaya da arıya da vahy geliyor, bana da vahy geliyor) demek çok
yanlı tır. nsanlara eytandan vesvese gelir, melekten ilham gelir. eytandan gelen dü ünceyi
(Bana vahy geliyor) sanarak, “Ben Resulüm” diyen sapıklar çıkabilir. eytanın resullerine
[elçilerine] itibar etmemelidir.

Bid’ati iyi ö renmeli


Sual: Bazılarının sünnet diye i ledi i i lere, di erleri bid’at diyor. Kiminin bid’at
diyerek sakındı ı eylere bazıları da sünnet diyor. Bidat nedir?
CEVAP
Bid’at konusu, müslümanlı ı ya ayanları yakından ilgilendiren bir konudur. Dedi iniz
gibi bir kısım müslümanların sünnet diye i ledi i i lere, bazı müslümanlar bid’at diyor.
Kiminin bid’at diyerek sakındı ı eylere bazıları da sünnet diyor. Adam sünnet diye iki karı
sakalını uzatıyor. Kimi de sünnet diye yüzünde yarım parmak kadar kıl bırakıyor. Bunların
hangisi sünnet veya bid’at?
Bid’ati sünnet diye i lemek haramdır. Müezzinin farza ba larken okudu u üç ihlas
sünnet mi bid’at mi? Müezzinin tesbihlere komut etmesi nedir? Namazlardan sonra Ayet-el
kürsi yerine selaten tüncina okumak bid' at midir? TVdeki imama uyup namaz kılmak, teybe
ezan okuyup bunu her vakitte ezan olarak dinlemek ve ilahileri, mevlidleri herhangi bir çalgı
aleti ile çalmak bid' at midir? Anneler bababalar günü tertip etmek ya günü tertip etmek
bid’at midir? Evliya kabirlerine gidip onlardan yardım istemek bid’at midir? Ölünün
yedinci, kırkıncı, elliikinci gecelerini yapmak bid’at midir? A açlara bez ba lamak, nazar
boncu u takmak bid’at midir?
Sünnet oldu u halde bid’at olarak bilinen veya bid’at oldu u halde sünnet gibi i lenen
çok eyler vardır. Hepsini saymaya lüzum yoktur. Genel kaide bilinirse, hepsinin cevabını
kendimiz verebiliriz.
Bid’at nedir?
Bid'at, sonradan çıkarılan ey demektir. Bunlar ya adette olur veya ibâdette olur.
Adette bid'at, sevab beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan eylerdir. Adette
bid'at, bir ibâdeti bozmazsa veya dinin yasak etti i bir ey de ilse günah olmaz. Adette olan
bid'at, ceket, pardesü giymek, çay ve kahve içmek gibi dinin yasak etmedi i bir ey ise,
günah de ildir. Peygamber efendimiz, papaz ayakkabısı ve kolları dar Rum cübbesi de
giymi tir. Fen bilgileri ve fen aletleri, fen i leri dinde bid'
at de ildir. Bunları faydalı
yerlerde kullanmak günah de ildir. Fenni bulu lara sahip çıkmak, dinimizin emridir. Çünkü
( lim Çinde de olsa alın! Fen ve sanat, müminin kaybetti i malıdır. Nerede bulursa
alsın) hadis-i erifleri, kâfirlere uymayı de il, fenni onlarda bile olsa, arayıp bulmayı
emretmektedir.
badette Bid'at, Peygamber efendimizin ve dört halife zamanında bulunmayıp da,
dinimizde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanı lara, sözlere, i lere, ekillere ve
adetlere denir. badetlere bid' at karı tırmak büyük günahtır. Hadis-i erifte, (Her bid'at
sapıklıktır ve sapıklık yapan da Cehennemdedir.) buyuruldu. badete bid' at karı tırmak,
Allahü teâlânın bildirdi i dinde noksanlık bulmak, koydu u hükümleri be enmemek, dini
de i tirmek olur. Kâfirlerin ibâdet olarak yaptıkları eyleri müslümanların yapması caiz
olmaz. Mesela papazlar, ibâdet için zünnar ku anır, haç takar. Müslümanların, böyle
yapması küfür olur.
Bizden olmıyanlar
Peygamber efendimizin, ( badetleri bizim gibi yapmıyanlar, bizden de ildir.) sözünü
dü ünerek, ibadetlere ilâve ve çıkarma yaparak dini de i tirmekten çok sakınmalıdır! Dini
kuran biz de iliz ki, de i tirme yetkisi bizde olsun! tikad ve ameldeki bid’atten de çok
sakınmalı. Hayhuy edenleri veya (Kuranla amel etmiyorsunuz, ben de bu Kuranı yere
atıyorum) diyerek Mushafı erifi halkın üzerine atan, sonra para toplamak için a layan
kimseleri görüp de, bu bid’at sahiplerini iyi müslüman sanmamalıdır. Çünkü Peygamber
efendimiz, (Bid’at i liyene eytan çok ibâdet yaptırır. Onu çok a latır.) buyurmaktadır.
imdi bir eyin bid’at olup olmadı ını bilmek için genel bir kaide verelim:
Sünnet olmayan bir eyi sünnet diye i lemek bid’attır. Mesela a ure günü sünnet sanarak
a ure pi inmek bid’attır. Sünnet olmadı ını bilerek, o gün bir tatlı yapmak niyetiyle a ure
pi irmek bid’at olmaz, sevap olur. Sakalın sünnet ölçüsü dudaktan itibaren bir tutamdır.
Sünnet diye bunu kısa yapmak bid’at olur. Çünkü sünneti de i tirmek haramdır. Bu kaide
ö renilince, öteki bid’atleri de bilmek çok kolay olur. Mesela ezanın hoparlörle okunmasının
sünnet olmadı ını bilmiyen yoktur.

Ya günü kutlamak
Sual: Anneler günü, babalar günü, evlilik yıldönümü ve do um günü tertip etmekte ve
hediye vermekte mahzur var mıdır?
CEVAP
Do um gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan ö renip, almı lardır. Ya
günü kutlamak ibâdet de il adettir. Bu adet hıristiyanlardan gelmi olsa bile, ibâdet olmadı ı
için müslümanların, do um günü, evlilik yıldönümü, anneler, babalar günü gibi günler tertip
etmesinde mahzur yoktur.
Anneler babalar günü de adettir. Yani “Adette bid' at”tır. Adette bid'
at oldu u ve zararlı
olmadı ı, çirkin ve dine aykırı yönü bulunmadı ı için, anneler günü, babalar günü ya günü
tertip etmekte ve hediye vermekte mahzur yoktur. Fakat gayrı müslimlerin ibâdet olarak
yaptıkları eyleri, mesela bayramlarını kutlamak caiz olmaz. Do um günü, evlilik yıldönümü
gibi günler de böyledir. Günah olmıyan böyle adetleri taklid etmek caiz olur. Ancak faydası
olmıyan adetleri almak, Batıyı körü körüne taklid etmek, onlara özenmek uygun sayılmaz.
Fenni bulu ları gayrı müslimlerden almak ise, dinimizin emridir. Çünkü ( lim Çinde de
olsa alın) ve (Hikmet, fen ve sanat, müminin kaybetti i malıdır. Nerede bulursa alsın)
hadis-i erifleri, gayrı müslimlere uymayı de il, ilmi, fenni onlarda bile olsa, arayıp bulmayı
ve onlardan üstün olmaya çalı mayı bildirmektedir.
Bid'at, sonradan çıkarılan ey demektir. Sonradan çıkan eyler ya adette veya ibâdette
olur. Adette bid' at, sevab beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan eylerdir. Adette
bid'at, bir ibâdeti bozmazsa veya dinin yasak etti i bir ey de ilse günah olmaz. Adette olan
bid'at, uça a binmek, ceket giymek, çay ve kahve içmek, analar, babalar günü tertip etmek
gibi dinin yasak etmedi i bir ey ise, günah de ildir.
bni Abidin hazretleri, (Yemek, içmek ve giyinmek gibi adetlerde, de i ik ekillerden
çirkin, zararlı olanlarını kâfirlere benzemek niyetiyle yapmak tahrimen mekruhtur. Zararlı
olmıyanları, onlara benzemeye özenmeden yapmak, kullanmak mekruh olmaz. Resulullah
efendimiz papaz ayakkabısı giymi tir) buyurdu. Peygamber efendimizin kolları dar bir Rum
cübbesi giydi i Tirmizi’de de yazılıdır.
Resulullah efendimizin ibâdet olarak yaptı ı, ezan okumak, cemaatle namaz kılmak gibi
dinimizin iarı olan sünnetlere Sünnet-i hüda denir.
badet olarak de il, adet olarak yaptı ı eylere ise, Sünnet-i zaide denir. Bina yapmakta,
yiyip içmekte, elbisede, yaptı ı ve kullandı ı eyler böyledir. Bunları yapmamak ve adette
bid'at olan, yani sonradan ortaya çıkan yenilikleri yapmak günah olmaz. (Hadika)
badette bid'at, Peygamber efendimiz ve dört halife zamanında bulunmayıp da, dinde,
sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanı lara, sözlere, i lere, ekillere ve adetlere denir.
badetlere bid'at karı tırmak büyük günahtır. Hadis-i erifte, (Her bid'at sapıklıktır ve her
sapık da Cehennemdedir.) buyuruldu. badete bid' at karı tırmak, Allahü teâlânın bildirdi i
dinde noksanlık bulmak, koydu u hükümleri be enmemek, dini de i tirmek olur.
slâm âlimleri, bid'ati, Bid'at-i hasene ve Bid'at-i seyyie diye ikiye ayırmı lar, mektep,
kitap gibi sonradan yapılan eylere Bid' at-i hasene demi lerdir. Hadikada, (Böyle bir bid' at,
bir ibâdetin yapılmasına yardımcı oldu u için, dinimiz izin verir) buyuruldu. mam-ı
Rabbanî hazretleri ise, dinin izin verdi i böyle faydalı eylere, bid' at kelimesini
bula tırmamak ve bunlara Sünnet-i hasene [iyi i ] demek gerekti ini bildirir. Sünnet, burada
yol, i demektir. Yolun, i in iyisi de, kötüsü de olur. Hadis-i erifte, Sünnet-i hasene [iyi
çı ır] açanlar övülmekte, Sünnet-i seyyie [kötü çı ır] açanlar ise kötülenmektedir.
Kâfirlerin ibâdet olarak yaptıkları eyleri müslümanların yapması caiz olmaz. Mesela
papazlar, ibâdet için zünnar ku anır, haç takar. Müslümanların, böyle yapması küfür olur.
Fakat ya günü, anneler günü tertip etmek günah olmaz. Ya gününde mum yakmak
lüzumsuz ve israftır. Yemek vermek, pasta yemek v.s. gibi i lerde mahzur yoktur.

Bid’at ve bid’atin zararları


Sual: bâdete bid' at karı tırmak, Allahü teâlânın dininde noksanlık bulmak, koydu u
hükümleri be enmemek, dini de i tirmek olmaz mı? Bidat ve günümüzde i lenen bidatler
hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Her müslümanın, çok önemli bir konu olan bid’atin ne oldu unu, zararlarını ve
günümüzde i lenen bid’atleri bilmesi gerekir. Çünkü bid' at, günahların en büyü üdür.
Katillikten, eroin içmekten, hırsızlıktan daha büyük günahtır. Hadis-i erifte, (Bid'atler
yayılınca, ilmi olan bunu herkese bildirsin, bildirmezse, Kur'an-ı kerimi gizlemi
sayılır.) ve (Bir sünneti ihya etmek veya bir bid’ati kaldırmak için bir hadis nakledenin
yeri cennettir.) buyuruluyor. ( . Asakir, Ebu Nuaym)
Bid'atin tarifi: Bid’at, âdet veya ibâdette sonradan ortaya çıkarılan her eye denir.
Âdette bid'at: Sevap beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan i ler, mesela uça a
binmek, alvar giymek, çay, kahve, kola içmek gibi eylerdir. Bunun gibi eyler, bir ibâdeti
bozmazsa veya dinin yasak etti i bir ey de ilse günah olmaz. Peygamber efendimiz,
mübarek ayaklarına kadar uzun gömlek, yani entari giyer, alvar giymezdi. Mübarek
hanımları da entari giyer, çar af giymezdi. alvar ve çar af âdette bid' attir. Pardesü ve manto
da, çar af gibi âdette bid’attir, günah de ildir. Çünkü Peygamber efendimizin papaz
ayakkabısı ve Rum cübbesi giydi i hadis-i erifle bildirildi. (Tirmizi)
bâdette bid'at: Peygamber efendimizin ve dört halife zamanında bulunmayıp da,
sonradan ibâdet olarak meydana çıkarılan inanı lar, huylar, sözler, i ler, ekiller, âdetlerdir.
bâdet olarak ortaya çıkan böyle bir bozuklu u sevap bekleyerek yaymak yasak edilen
bid'attir. Bu bid’at üçe ayrılır:
1- Küfür alameti kullanmak [mesela haç takmak] en kötü bid' attir. Bu bid’ati i leyen
kâfir olur.
2- Ehl-i sünnete aykırı inanı lar da kötü bid' attir. Böyle inanana, 72 sapık fırkaya bid'at
ehli denir.
3- bâdet olarak yapılan yenilikler, reformlar büyük günahtır. bâdetlerde böyle
de i iklik yapanlara da bid'at ehli denir. Bunlar hakkında hadis-i eriflerde buyuruluyor ki:
(Her bid'at sapıklıktır, her sapık da ate tedir.) [ . Asakir]
(Bid'at ehlinin duası, namazı, orucu, haccı, cihadı, farz ve nafilesi kabul olmaz,
ya dan kılın çıktı ı gibi dinden çıkması kolay olur.) [ bni Mace]
(Bir bid'at çıkarılınca, bir sünnet kalkmı olur.) [ . Ahmed]
(Bir zaman gelir, sünnetim unutulur, bid'atler meydana çıkar. Sünnete uyanlar
garip olur, yalnız kalır. Bid'atlere uyan ise, kendilerine çok yardımcı bulur.) [ ira]
(Bir zaman gelir ki, Sünnet, bid'at gibi çirkin görülür, bid'at ise sünnet gibi ra bet
görür. Kötüler halka musallat olur. yiler duâ eder, ama duâları kabul olmaz.) [Hatîb]
(Bid’at ehli olanlar, yaratıkların en kötüleridir.) [Ebu Nuaym]
(Allahın, meleklerin ve bütün insanların laneti, ümmetime hıyanet eden, yani bid’at
çıkarıp, onunla amel edenlerin üzerine olsun.) [Dare.Kutnî]
(Bid’at çıkarana da, onu himaye edene de lânet olsun.) [Buhari]
(Bid'at ehli Sırattan geçemeyecek, cehenneme dü ecektir.) [ bni Asakir]
(Bid'at ehlini be enmeyenin kalbi, îman ile dolar.) [Gunye]
(Bid'at ehli, cehennem ehlinin köpekleri olacaktır.) [Buhari] (Yani cehenneme köpek
eklinde atılacaktır.)
Günümüzde i lenen bid’atler
bâdetlere bir ey ilave etmek bid' attir, büyük günahtır. Dinimiz noksan de ildir. Hâ â
Allahü teâlâ veya peygamberimiz dinde bir eyi eksik bırakmı da, daha iyisini biz mi
yapaca ız? bâdete bid' at karı tırmak, Allahü teâlânın dininde noksanlık bulmak, koydu u
hükümleri be enmemek, dini de i tirmek olur.
Mesela ak am namazının farzını 3 rekat yerine, daha fazla ibâdet etmek için, 4 rekat
kılmak bid' attir. 3 yerine de geçmez, namaz hiç kabul olmaz. Tesbihleri 33 yerine, çok sevap
olsun diye 40 defa veya daha fazla çekmek bid' at olur. Halbuki hiç tesbih çekilmeden gidilse
günah olmaz.
Namazlardan sonra âyet-el-kürsi okunur, tesbihler çekilir ve duâ edilir. Duâ ederken
salâten tüncina okunur. Ayet-el kürsinin okundu u yerde salâten tüncinayı okumak sünneti
de i tirmek olur, yani bid' attir. Peygamber efendimiz nasıl ibâdet etmi se, mezhebimiz bunu
nasıl bildirmi se, o ekilde ibâdet edilir. “ unu da yapalım, ötekini de ilave edelim” demek,
dinde de i iklik olur. Hadis-i erifte, ( bâdetleri bizim gibi yapmayan bizden de ildir)
buyuruluyor. Hoparlörle ezan okumak iyi ise, Allahü teâlâ, peygamberine ibâdetin iyisini
niye bildirmedi? Allah hoparlörü yaratmaktan âciz mi idi? Binlerce mucizesi görülen Sevgili
Peygamberimiz bunu yapamaz mıydı? Yapmadı ına göre, hoparlörü ibâdete sokmak bid’at
olur.
Di er bid’atlerden bazıları unlardır:
nce çoraba veya çıplak aya a mesh etmek. (Dürer),
Kur' an-ı kerimi tegannî ile okumak. (Bezzâziyye),
Namazı hoparlör ile kıldırmak. (Mezahibi erbea, Elmalılı tefsiri),
Sünnet ile farz namaz arasında duâ etmek, tesbih çekmek, üç hlas okumak. ( bni
Abidin),
Müezzinin tesbihlere komuta etmesi. Hutbeyi Türkçe olarak okumak. (El edille),
Namaz kılıp, duâdan sonra ükür secdesi yapmak. (Dürr-ül-muhtâr),
Namazlardan sonra imam ile, eli gö se koyarak selâmla mak. (S.Ebediyye),
Camide her namazdan sonra müsafeha etmek [Tokala mak] (Reddül muhtar),
Esta firullahel'azîm ellezi... diye ba layan isti farı müezzinin yüksek sesle okuması.
(El bda),
Vaazdan sonra, cenazede yüksek sesle duâ etmek. (Mekâtîb-i erife),
Mezar ta ı üzerine âyet-i kerime, iir, methiye v.s. yazmak. (S.Ebediyye),
A ure günü a ure pi irmeyi ibâdet sanmak. (S.Ebediyye),
Bir kabirden ba ka bir yere nakledilirken tekrar cenaze namazı kılmak.(Hindiyye),
Eshab-ı kiramdan herhangi birini kötülemek. ( erh-i Akâid),
Kadını bir defada üç talakla bo amak. (Mecmua-i Zühdiyye),
Cenazede yüksek sesle tekbîr getirmek, ilâhi okumak. (Halebî),
Cenaze namazından sonra konu ma yapmak. (Zübdet-ül-makamât),
Ölü evinden helva vs. da ıtmak. Ölünün 3, 7, 40, 52 veya 53 üncü günlerini yapmak.
(Tahtavi),
Kabir azabına inanmamak. (Akâid-i eybâniyye),
Yatırlara mum yakmak. Mezhepsiz olmak. (Tahtavi),
Zekeriya sofrası diye adak yapmak. (S.Ebediyye),
Bir ki inin bildirdi i hadislere inanmamak. (Tâtârhâniyye),
Mi’rac mucizesinin Kudüs’ten sonrasına inanmamak.(Bahr),
Kısa sakala sünnet demek. (Hadika)
Hz. Mehdi geldi i zaman, (Bir zaman gelir ki, Sünnet, bid'at gibi çirkin görülür,
bid'at ise sünnet gibi ra bet görür.) hadis-i erifinde bildirildi i gibi, bid' at i lemeye
alı mı olan Medine’deki âlim, bid' ati güzel sanıp ibâdet olarak yaptı ı için Hz. Mehdi’nin
bid’at aleyhindeki sözlerine a ıp "Bu adam bizim dinimizi yok ediyor" diyecektir. Hz.
Mehdi, bu mezhepsizi öldürecektir. (Mek. Rabbani)

Bid’at ehli ile konu mak


Sual: Bid’at ehli ile konu mak, arkada lık yapmak uygun mudur?
CEVAP
Bid’at ehli ile arkada lık yapmak, oturup onunla sohbet etmek caiz de ildir.
mam-ı Rabbanî hazretleri ( yi biliniz ki, bid' at ehli ile konu mak, kâfirle arkada lık
etmekten, kat kat daha fenadır. Bid' at ehlinden yılandan, canavardan kaçar gibi kaçmak
gerekir.) buyurdu. Muhammed Masum hazretleri de buyuruyor ki:
(Bid'at ehlinden ba ka herkese, dosta ve dü mana, Müslümana ve kâfire, daima güler
yüz, tatlı dil göstermelidir. Bid'at ehline ve münâfıklara ve açıkça günah i leyenlere tatlı dil
ve güler yüz câiz olmadı ı için, zaruret olmadıkça, bunlarla kar ıla mamaya, görü memeye
çalı malı, görü ülürse, zaruret miktârını a mamalıdır.)
Bid'at ehli ile görü meyi yasaklayan hadis-i eriflerden bazıları unlardır:
(Bid'at ehline sert davran! Allah, onlara dü mandır.) [ bni Asakir]
(Onlardan kaçın! Sizi dalalete, fitneye dü ürmesinler.) [Müslim]
(Hasta olurlarsa, ziyaretlerine gitmeyin!) [Ebu Dâvud]
(Kar ıla ınca, onlara selam vermeyin!) [ bni Mace]
(Onlarla birlikte bulunmayın, birlikte yiyip içmeyin!) [Ukayli]
(Onların cenazelerine gitmeyin, onlarla birlikte namaz kılmayın!) [ bni Hibban]
(Ben onlardan de ilim. Onlara kar ı cihad, kâfirlerle cihad gibidir.) [Deylemî]
(Bid'at i leyene büyük diyen, Müslümanlı ı yıkmaya yardım etmi olur.) [Mekt.
Rabbani]
Bid’at ehlinden böyle uzak durmanın sebebi bid’atin çok kötü bir i oldu u içindir.
Çünkü bid’at çıkaran dine ilave yapıyor, Allahü teâlâ adına, peygamber adına hükümler
koymu oluyor. Allahın ve Resulünün koydu u hükümleri be enmemi oluyor. Bütün
günahlardan daha büyük günah i lemi oluyor. Hadis-i eriflerde buyuruluyor ki:
(Bid'at çıkaran ve bunu yapana eytan çok ibâdet yaptırır, onu çok a latır.)
[F.Bilgiler]
(Kim bid'at ehlinden bu z ederek yüz çevirirse, Allah onun kalbini korkudan emin
kılar ve imanla doldurur. Kim bid'at ehline sert muamele ederse, Allahü teâlâ onu en
büyük korku gününde emin kılar. Kim bid'at ehlini hakir ve zelil görürse, Allahü teâlâ
onu cennette yüz derece yükseltir. Kim de bid'at ehline selam verir veya onu müjdeyle,
sevindirici eyle kar ıla ırsa, Muhammed aleyhisselama indirilen Kur’an-ı kerimi
küçümsemi olur.) [Hatîb]
(Bir bid'at ehli öldü ünde slâmda bir fetih vuku bulmu gibi olur.) [Hatîb]
(Bir bid'at çıkaran, ölmeden önce mutlaka onun kötülü üne maruz kalır.)
[Taberânî]
(Bid’at ehlinden ilim ö renmeye çalı mak, kıyâmet alâmetlerindendir.) [Taberânî]
(Bid’atlerin yayılı ı, ta ınamayan yüktür, bitmez, tükenmez kötülüktür.) [Taberânî]
(Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72’si [bid’at ehli olanlar] cehenneme gider.) [Tirmizî]
(Ümmetim gruplara bölünecek, bu grupları bid'atler kaplayacak, tıpkı kuduz ısırıp
da, kuduran kimsede hiçbir damar bırakmayıp her tarafını sardı ı gibi, bu bid'at da
onların her hallerine sirayet edecektir.) [Ebu Davud]
O halde bid’atlerden çok sakınmalıdır.

Bid’at neden günahtır?


Sual: Bid’at neden böylesine büyük günah, sebebi nedir?
CEVAP
Bid’at çıkaran, sahih hadisleri uydurma zanneder, slâm âlimlerini be enmez, dinde
noksanlık görür. Dinde noksanlık sandı ı hükümleri de i tirmeye, yeni hükümler koymaya
çalı ır. Bid’at ehli kibirlidir. mam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Kibrin di er günahlardan daha büyük olmasının sebebi udur:
Büyüklük ancak Allahü teâlâya mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir kölenin
hükümdarın tacını ba ına geçirerek onun tahtında oturup hükmetmesine benzer. Hükümdarın
bir emrini yapmayarak suç i lemekle, hükümdarlı ına sahip çıkmak, onun tahtına oturup
emirler vermek arasında elbette büyük fark vardır. te kibirlenmek, Allahın emrini
yapmamak gibi bir suç de il, bizzat ilah olmak gibi büyük suç oluyor.
Bid’atin de hırsızlık, katillik gibi suçlardan daha büyük olmasının sebebi budur. Günah
i leyen, katillik yapan kimse, Allahın emrine isyan etmi olur, büyük günah i ler. Fakat
bid’at çıkaran kimse, Allahın, Resulünün ve Resulullahın varisleri olan âlimlerin bildirdi i
hükümleri be enmeyip yeni hükümler koymaya, bizzat dinin sahibi olmaya çalı ıyor. Yani
Allah adına, Resulü adına hareket ediyor, hatta onları be enmeyip kendi görü ünü din gibi
ortaya koymaya çalı ıyor. Bu bakımdan bid’at ehli, hırsızdan, e kıyadan daha büyük günah
i liyor. te bunun gibi sebeplerden dolayı Peygamber efendimiz, (Ben onlardan de ilim,
onlar da benden de ildir. Onlara kar ı cihad, kâfirlerle cihad gibi önemlidir.)
buyuruyor. (Deylemî)
mam-ı Rabbanî hazretleri de buyuruyor ki: (Bid’at ehli, yapaca ı de i ikliklerle, dini
düzelteceklerini, olgunla tıracaklarını zannederek bid' at çıkarıyor, bid'
atlerin zulmetleri ile
sünnetin nurunu örtmeye çalı ıyorlar. Bunlar, dinin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia
ediyorlar. Bilmiyorlar ki din noksan de il, kâmildir. Kur' an-ı kerimde Maide suresinin 3.
âyet-i kerimesinde, mealen, (Bugün sizin için dininizi ikmal eyledim. Üzerinize olan
nimetimi tamamladım ve size din olarak slâmiyeti vermekle razı oldum.) buyuruluyor.
Dini noksan sanıp, tamamlamaya [asra göre, ça da tefsir yazmaya ve çe itli bid’atler
çıkarmaya] çalı mak bu âyet-i kerimeye inanmamak olur. Bu bakımdan bid' at ehli ile
konu mak, kâfirle arkada lıktan daha kötüdür. Bid' at ehlinden yılandan, canavardan kaçar
gibi kaçmak gerekir.)
14 asırdan beri, slam âlimleri, bid’at ve hurafe karı mamı olan dinimizin bayra ını
birbirine teslim ede ede, emin ellerle günümüze kadar getirmi lerdir. Böyle bir dini
be enmeyen ve Kur’anı kendi görü üne tefsir eden kimse elbette en büyük günahı i liyor.
Sahih hadis-i erifleri, muhkem âyetleri yersiz tevil ederek açık gezmenin caiz oldu unu
söylemek, e kıyalık gibi veya çıplak gezmek gibi, büyük günahlardan biri de ildir.
Bunlardan da tehlikelidir, yani küfürdür. Çünkü hadis-i erifte, (Kur’anı kendi görü üne
göre tefsir eden kâfir olur) buyuruluyor. Resulullah efendimiz, Kur’an-ı kerimi nasıl tefsir
etmi se, Eshâb-ı kiram bize nasıl bildirmi se, öyle anlamak gerekir. Herkesin anlayı ına göre
din olsa idi, insan sayısı kadar din olurdu.

Bazı bid’atler:
Cennette, Allahü teâlânın görülece ine inanmamak,
Gökte Allah var demek,
Allah dede demek,
Hz. Aliyi di er üç halifeden üstün sanmak,
Eshabı kirama veya fasık Müslümanlara bile lanet etmek bid’attir.
Namaza ba larken yalnız dil ile niyet etmek bid' attir. Kalb ile niyet arttır.
Kur'anı, zikirleri, tekbirleri müzikle veya ney çalarak okumak bid’attir, tasavvuf müzi i
de bid’attir.
Ücretle Kur’an okumak bid' attir.
Hutbenin ikinci kısmında, a a ı basama a inmek, sonra tekrar yukarı basama a çıkmak,
Mest üzerine mesh etmemek ve çıplak aya a mesh etmek bid' attir.
Vaazdan sonra toplanarak yüksek sesle duâ yapmak,
Mübarek gecelerde, câmilerde fazla ı ık yakmak bid' attir.
Kısa sakal ile sünneti yerine getirdi ine inanmak.
Büyük zatların ölüm yıldönümlerinde matem tutmak bid' attir.
Cenaze oldu unu bildirmek için, minarelerde salât okumak,
Ölünün 40. ve 52. gecesini yapmak,
Mezar ta larına resim koymak, Fatiha ve methiye yazmak bid’attir.
Türbe veya camilerde tavaf eder gibi dönmek bid’attir.
Bid’at olmayanlar
Bid’at ehli, a a ıdakileri de hurafe saymı sa da yanlı söyledikleri çe itli kitaplarda
yazılıdır:
Kur' an ve hadiste olmayıp da, icma veya kıyası fukaha ile meydana gelen hükümler
bid’at de ildir.
ki bayram arasında nikah yapmak caizdir. Peygamber efendimiz, Cuma gününe
rastlayan bir bayram günü, namazdan sonra, nikah yapması istenince, ( ki bayram arası
nikah olmaz) buyurdu. Yani vakit dar, bayramla tıktan sonra tekrar cuma namazı için
mescide gelece iz demek istemi tir.
Nazar için kur un dökmek, nazar boncu u takmak, tarlaya at kafası takmak bid’at
de ildir. Bunlara bakılınca, gözlerdeki ua ilk defa oraya gider ve nazar önlenir. (Hindiye)
Ölü i itti i için, ölüye telkin vermek sünnettir. Devir ve iskat bid’at de ildir. Definden
sonra, mezarlıkta, cenaze sahiplerine taziyede bulunmak bid' at de ildir.
Peygamber efendimizin âdet olarak yaptı ı eyleri yapmamak [mesela entari giymemek]
yahut da yapmadı ı eyleri yapmak, [mesela çatal ka ık kullanmak] bid' at de ildir.
Ölmü evliyaya adak yapmak, yani mübarek bir zatı vesile edip, Allahü teâlâya
yalvarmak caizdir. Mesela (Hastam iyi olursa, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak
üzere, Allah için, adak olarak bir koyun kesece im.) demek. Burada, Allahü teâlâ için
kesilen ada ın sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine ba ı lanıyor, onun efaati ile, Allahü
teâlâ, hastaya ifa veriyor kazayı, belâyı gideriyor. Koyunu mezar ba ında kesmek haramdır.
Puta tapanların, put yanında kesmelerine benzememeli. Türbenin avlusu geni se, bir kenarda
kesilebilir.
leri, Allahü teâlânın yaptı ına inanarak, türbelerdeki evliyadan yardım istemek, onların
hürmetine dua etmek de bid’at de ildir. Hz. Mevlana, (Ben ölünce, beni dü ünün,
imdadınıza yeti irim) buyurdu. Deylemî’nin bildirdi i (Kabirdekiler olmasa,
yeryüzündekiler yanardı.) hadis-i erifi de, Allahü teâlânın izni ile, ölülerin dirilere yardım
etti ini göstermektedir.

Yine kaset ve ibâdet


Sual: Eski bir yazınız hakkında yeni yayınlanmı gibi, bir tv programında, birçok
yanlı lıklar yapıldı. Siz ibâdette de i iklik olmaz derken, onlar sizin adette de i iklik
yapılmaz dedi ini söylediler. O yazıyı bir daha yayınlar mısınız?
CEVAP
16 ubatta yayınladı ımız yazı öyle idi: Televizyon, video iyi bir e itim vasıtasıdır.
Mesela namazın nasıl kılınaca ını tatbiki olarak göstermek çok iyi olur. Fakat namaz kılan
imamın filmini alıp, imam yerine ekrandaki bu görüntüye uymak caiz olmaz.
Bunun gibi, ezan okuyan müezzinin filmini videoya alıp, vakit gelince videodan ezan
okutturmak da caiz olmaz. Çünkü TV ekranındaki resim, müezzinin kendisi de il,
görüntüsüdür. TVdeki ses de, müezzinin bizzat kendi sesi de il, benzeridir.
ki ayrı ey, birbirine çok benzese de, aynı de ildir. Mesela Ali ile ikiz karde i Velî,
birbirine ayırt edilmiyecek derecede benzese de, ayrıdır. Biri Ali, öteki Velîdir.
Bir insanın resmi, kendisinin tam benzeridir, aynısı de ildir. Resmin gözü çıksa,
sahibinin gözü çıkmı olmaz.
Bir kimse aynaya baksa, aynadaki görüntü, bakan kimsenin resmidir. Bu resim sahibinin
bizzat kendisi de il, benzeridir, görüntüsüdür. Aynayı kırsak, görüntü kaybolursa da sahibine
bir ey olmaz.
Aslı ve Benzeri
TV, teyp ve radyodaki sesler de, sahibinin benzer sesidir, aynısı de ildir. Aynen bunlar
gibi imamın sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatıs haline dönü üyor. Bizim
duydu umuz ses, imamın sesi de il, elektrik ve mıknatısın hasıl etti i sestir. Yani
hoparlörden çıkan ses, elektrik tesiriyle hasıl olan mıknatıs kuvvetlerinin titreyerek demir
levhanın husule getirdi i bir sestir. Bu ses, imamın sesine, ne kadar benzerse benzesin,
benzeridir, aynısı de ildir.
TVdeki görüntüye imam diye uymakla, hoparlörden çıkan sese imamın sesi diye uymak
aynıdır. Görüntü bizzat imam olmadı ı gibi, ses de bizzat imamın sesi de ildir. Onun için
görüntüye ve cihazdan çıkan sese uymakla imama uyulmu olmaz.
TVdeki sesler yankı da de ildir. Yankıya da uymak caiz olmaz. (Redd-ül-muhtar)da
(Da a çarpıp yankılanan ses, insan sesi olarak kabul edilmez. Vasıtasız, bizzat insanın
söylemesi gerekir. Yankı ile gelen ses, hakiki ses hükmünde olmadı ı için, yankı ile gelen
bir secde ayeti için secde-i tilavet gerekmez.) buyuruluyor.
Namaz kılarken görüntüsü videoya alınmı imama uymak caiz olmadı ı gibi, TV naklen
yayın yapsa, imamı da bizzat görsek, böyle bir imama da uymak caiz olmaz. Yahut hoparlör
veya radyo vasıtasıyla gelen ses de imamın sesi olmadı ı için, bu ses ile hareket etmek de
caiz olmaz.
Radyo ile, hoparlör ile ezan ve Kur' an-ı kerim okumanın bile caiz olmadı ı Elmalılı
tefsirinde de bildirilmektedir. (C.3, s.2361)
Mezahib-i erbeada da, gramofonda [teyp, radyo, tv ve benzeri vasıtalarda] okunan secde
ayetini i itenin tilavet secdesi yapması gerekmedi i bildirilmektedir. (C.1, Tilavet Secdesi
Bahsi)
Bid'atın Zararı
Bu aletleri ibâdet vasıtası olarak de il de, bugün TGRTnin yaptı ı gibi, e itim, ö retim,
haber gibi i lerde kullanmak çok faydalıdır. badetlere karı tırmak bid' attır.
Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiram ve imdiye kadar gelen slâm âlimleri, namazı
nasıl kılmı lar, ibâdetleri nasıl yapmı larsa, aynen öyle yapmak gerekir. Eklemek ve
çıkarmak, dini de i tirmek olur. badetlere bid' at sokmakla daha güzel ibâdet edilmi olmaz.
( badetleri bizim gibi yapmıyanlar, bizden de ildir.) hadis-i erifini dü ünerek, ibâdetlere
ilave ve çıkarma yaparak dini de i tirmekten çok sakınmalıdır! Hadis-i eriflerde buyuruldu
ki:
(Her bid'at sapıklıktır ve her sapık da Cehennemdedir.) [ .Asakir]
(Bid'atten sakının; çünkü her bid'at dalalettir.) [ bni Asakir]
(Bid'at çıkaranın, orucu, haccı, cihadı, tevbesi ve hiçbir iyili i kabul olmaz. Bunun
müslümanlıktan çıkması, ya dan kıl çıkar gibi kolay olur.) [Deylemî]
mam-ı Rabbanî müceddid-i elfi sani hazretleri buyuruyor ki:
(Ahir zamanda Hz. Mehdi gelip, dini yayıp sünneti diriltirken, bid'at i lemeye
alı mı olan Medinenin âlimi, bid'ati güzel sandı ı ve ibâdet olarak yaptı ından, Hz.
Mehdi için, "Bu adam bizim dinimizi yok edecek" diyecektir.) [Mektubat-ı Rabbanî
c.1,m. 255]

Âdetle ilgili sünnetler


Sual: Resulullah gibi entari ve sarık giymek, sakal bırakmak sünnet midir?
CEVAP
Sünnettir. Sünnet iki türlüdür:
Sünnet-i hüdâ, ezan ve ikamet okumak gibi, slâm dininin iârıdır.
Sünnet-i zâide, Resulullahın kılık kıyafeti, elbise giymek, yatmak ve yürümekteki
âdetleridir. (Hadika)
Peygamber efendimiz, topuklarına kadar uzun gömlek [entari] giyerdi. ( bni Asakir)
Bugün Arap denilen insanların ço u entari giymektedir. Türkiye’de ise âdet olmadı ı
için erkekler entari giymemektedir. Sünnet-i zâide oldu u için entari giymemek günah
de ildir. Sarıkla gezmek de âdeti idi. Kâfirleri de sarıklı idi. Hadis-i erifte, (Sarık
Arapların tacıdır) buyuruldu. (Beyhekî)
Buharî, Müslim, Nesâî, Ebu Davud, Tirmizî’nin rivayet etti i (Sünnet olan on eyden
biri sakal bırakmaktır) hadis-i erifi sakalın sünnet oldu unu açıkça bildirmektedir.
Sakalın bir tutamdan fazlasını kesmek sünnettir. Bir tutamdan kısa bırakmak, sünnete
aykırıdır. Sakalı sünnet diye bir tutamdan kısa bırakmak bid’attir. Böyle sakalı, bid’atten
kurtarmak için, bir tutam uzatmak vacip olur. (Redd-ül muhtar)
Bid’atin mahiyeti
Saç veya sakal kazımak bid’at de ildir. Çünkü bid’at, dinin emretmedi i bir eyi ibâdet
olarak yapmaktır. Hiçbir müslüman da ibâdet diye sakalını kesmez.
Bahr-ür-râık’da, (Erkeklerin sarkan saçlarını büküp fitil yapmaları mekruh olur. Çünkü,
fitil yapmak, bazı kâfirlere benzemek olur) buyuruldu. Demek ki kâfirlerin âdetlerine
benzedi i için yasaklanan eyi yapmak, haram de il, mekruhtur. Hadis-i eriflerde
buyuruldu ki:
(Mü riklere benzemeyin, bıyı ınızı kısaltın, sakalınızı bırakın.) [Nesaî]
(Mecusiler bıyıklarını uzatır, sakallarını kısaltır. Onlara muhalefet edin,
bıyıklarınızı kısaltın, sakalınızı uzatın!) [ .Hibban]
(Namazınızı nalın ile kılın ki Yahudilere benzemeyin!), (Nalını olmayan, mest
giysin!) [Hâkim, Müslim]
[Nalın, terli e benzer ayakkabı]
Bahr-ür-raık’ın ifadesine göre, bu hadis-i erifler, sakal kazımanın ve çıplak ayakla
namaz kılmanın mekruh oldu unu bildiriyor. Yine hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Yahudi ve Hristiyanlar sakal boyamaz. Onlara benzemeyin, boyayın!) [Müslim]
(Saçlarınızı kırmızı veya sarıya boyayın, ehli kitaba muhalefet edin!) [ .Ahmed]
Bunun için, Eshab-ı kiramın kimi boyadı, kimi boyamadı. Çünkü, bu âdetteki emre ve
yasa a uymak vacip de ildir. Burada, o ehrin âdetine uyulur. (Hadika)
Eshab-ı kiram sakal kazımazdı. Çünkü, o zaman, sakal uzatmak Arapların âdeti idi. Ebu
Cehil gibi bütün kâfirler sakallı idi. E er sakal sünnet-i hüdâ, yani slâmın iârı olsaydı,
mü rikler müslümanlara benzememek için hemen sakallarını keserlerdi.
Sünnet olan sakala kıymet vermiyen kâfir olur. Yüzünü, kadın gibi parlak yapmak,
kadınlara benzemek için sakal kazıtmak haramdır. Kadınlara benzemeyi dü ünmeyip, genç
ve güzel görünmek için sakal kazımak mekruhtur. (Kimya-i saadet)
bni Teymiyye, sakal kazımaya haram diyor. Mason Abduh’u ve çömezi Re it Rıza’yı
mâm diye tanıtan Mezahib-i Erbea kitabı da, bni Teymiyyeci oldu u için, sakal kazımaya
haram demi tir.
Bid’at sakal nedir?
Hadis-i erif kitapları sakal bırakmanın sünnet oldu unu bildirirken, vacip veya bni
Teymiyye gibi farz diyen, sünnete ve Cumhuru ulema’ya kar ı gelmi olur. Kâfirlere veya
kadınlara benzemek için sakalı bir tutamdan kısa yapmak veya kazımak haramdır. Benzemek
niyeti olmayıp, memleketin âdetine uymak için olursa, mekruh olur. Kısa sakala sünnet
demek bid’at olur. Sünnete önem vermezse, kâfir olur. Sünneti bir özür ile terketmek caizdir.
Peygamber efendimiz papaz ayakkabısı giymi tir. (R.Muhtar, Mevâhib-i Ledünniyye)
Peygamber efendimiz, uzun entari giymi , alvar ve pantolon giymemi tir. alvar
giymek âdette bid’attir. Âdette bid’at olan eyi yapmak günah de ildir. Uça a binmek de
âdette bid’attir, günah de ildir. Bunun için âdet olan yerlerde, kâfirlerden gelmi olsa bile,
kadınların çar af ve erkeklerin pantolon giymeleri günah olmaz. Peygamber efendimiz,
bazan Rum, bazan Arap elbisesi giyerdi. Tirmizî’nin bildirdi i hadis-i erifte, kolları dar,
Rum cübbesi giyerdi. (Mevâhib-i ledünniyye)
Hâkim’in rivayet etti i (Bir kavme benziyen onlardandır) hadis-i erifindeki
benzemek, ibâdetlerde benzemektir. Kılık kıyafetle ilgili eyler âdettir. Çirkin olmayan
âdetlerde kâfirlere benzemek günah olmaz. badette kâfirlere benzemek bazı yerlerde
mekruh, bazı yerlerde haram, bazı yerlerde küfür olur. Mesela haç takan kâfir olur. Fakat
kâfir gömle i giymek, saç uzatmak günah olmaz. Çünkü bunlar âdettir.

Âdete ait sünnet


Sual: S. Ebediyye kitabını 40 kere okumu biri olarak söylüyorum ki, geçen günkü sarık
ve sakalla ilgili yazınız, her zaman tavsiye etti iniz bu kitaba aykırıdır. Bu kitaptaki, (Sarık,
müslümanlar ile kâfirlerin arasını ayırır) hadis-i erifini yazmayıp, (Sarık Arapların
tacıdır) hadis-i erifini yazarak, sarık sarmayı âdet kabul ederek, sarı ı küçümsüyorsunuz.
Yaptı ınız do ru mudur?
CEVAP
Do ru yazılmı çok kıymetli bir kitabı 40 kere okumak elbette takdire ayandır. Ancak
çok okumak yerine, anlayarak okumak daha iyidir. Âdetle ilgili sünnetleri de küçümsemek
küfürdür.
Sakal gibi, sarıkla gezmek de âdet idi. Peygamber efendimiz, peygamberli inden önce
de, sakallı ve sarıklı idi. Kâfirlerde de sarık ve sakal var idi. Kılık kıyafetle ilgili sünnetlere,
(Sünnet-i zaide) veya (Sünen-i zevaid) denir. Zevaid sünnetleri yapmamak günah olmaz.
Fakat bunu de i tirip, adına sünnet demek bid’at olur. Mesela hiç sarık sarmıyan, sarıkla
gezmiyen kimse günah i lemi olmaz. Fakat sünnet diye, sarı ın iki ucundan birini sa
omuza, di er ucunu da sol omuza veya öne sarkıtmak bid’at olur.
Sarıkla namaz kılmak müstehabdır. Hadis-i erifte buyuruluyor ki:
(Sarıkla kılınan iki rekât namaz, sarıksız kılınan 70 rekât namazdan daha
efdaldir.) [Ebu Nuaym]
Müslim’deki, (Yahûdi ve Hıristiyanlar sakal boyamaz. Onlara benzemeyin,
boyayın) hadis-i erifine uyarak, Eshab-ı kiramın kimi boyadı, kimi de boyamadı. Çünkü, bu
âdetteki emre ve yasa a uymak vacip de ildir. (Hadika)
Sarı ın, müslümanla kâfiri ayırması, sakal boyamanın müslümanla kâfiri ayırması
gibidir. Bunlar âdetteki emirlerdir. Eshab-ı kiram sarıklı idi. Çünkü, o zaman, sarık Arapların
âdeti idi. Ebu Cehil gibi bütün kâfirler sakallı ve sarıklı idi. E er sakal ve sarık, âdete ait
sünnet olmayıp, sünnet-i hüdâ, yani slâmın iârı olsaydı, mü rikler müslümanlara
benzememek için, hemen sarıklarını çıkarır ve sakallarını keserlerdi.
mam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Peygamber efendimizin böyle adet olarak yaptı ı eyleri yapmamak bid' at de ildir.
Bunları yapıp yapmamak, ülkelerin ve insanların adetlerine ba lı olup, dinî hükümler
de ildir. Her ülkenin adeti ba ka ba kadır. Hatta bir ülkenin adeti zamanla de i ir. Bununla
beraber, adete ba lı eylerde de, Resulullaha uymak, dünya ve ahirette insana çok ey
kazandırır ve çe itli saadetlere yol açar.)

nsanlar müstehabı ne zannediyorlar?


Sual: Tek’e riayet etmenin, bir eye sa dan ba lamanın hükmü nedir?
CEVAP
Teke riayet etmek, yani bir ey yaparken 1, 3, 5, 7 gibi tek sayıda yapmak sünnettir.
Hadisi erifte, (Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever) buyuruldu.
mam-ı Rabbanî hazretleri, Mevlana Salih’e bahçeden birkaç karanfil getirmesini
emretti. Onun, altı tane karanfil getirdi ini görünce buyurdu ki: (Bizim en a a ı talebemiz,
en azından (Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever) hadis-i erifini bilir. Teke riayet
müstehaptır. nsanlar müstehabı ne zannediyorlar? Müstehap, Allahü teâlânın sevdi i eydir.
E er dünya ve ahireti Allahü teâlânın sevdi i bir ey için verseler, hiçbir ey vermemi
olurlar.)
Mübarek, erefli ve temiz i leri yaparken sa dan ba lamak müstehaptır. Bunlara Sünnet-
i zevaid denir. Ayakkabı, gömlek giyerken, saç tararken, misvak kullanırken, tırnak
keserken, el, ayak yıkarken, mescide girerken, heladan çıkarken, sadaka verirken, yemek
yerken, su içerken sa dan ba lanır. Bunların zıddı olanları yaparken, mesela ayakkabı
çıkarırken, taharetlenirken, sümkürürken soldan ba lamak müstehaptır. Özürsüz, kasten
bunların tersini yapmak tenzihi mekruhtur. Bir hadis-i erifte de, (Allah sa dan ba lamayı
sever.) buyuruluyor.

Be katlı slam binası


Sual: Harâm i liyerek farz, mekrûh i liyerek sünnet yapılır mı?
CEVAP
Yapılmaz. Çünkü Peygamber efendimiz, (Ufacık bir günâhtan kaçınmak, bütün cin
ve insanların ibâdetleri toplamından daha iyidir) buyuruyor. (R.Nâsıhîn)
Zengin bir kadının, yanında mahremi yoksa, farz olan hacca gidemez. Çünkü yalnız
veya yabancılarla gitmesi harâmdır. Harâm i lenerek farz yapılmaz.
Câmiye girince tehıyyet-ül-mescid namazı kılmak sünnetir. E er kerâhet vakti ise, bu
namazı ve di er nâfile namazları kılmak mekrûh olur.
bâdetleri dînimizin bildirdi i ekilde yapmak, meselâ be katlı bir slâm binâsı’na sâhip
olmak için, önce bir arsa gerekir. Sonra, sıra ile katları çıkmak gerekir.
Bu katlar; Harâmlardan kaçma katı, Farzları ifâ katı, Vâcibleri ifâ katı, Mekrûhlardan
kaçma katı, Sünnet ve Nâfileleri ifâ katıdır.
Arsa olmadan binâyı kurmak mümkün de ildir. Bu arsa, do ru îmândır. Îmân olmadan
müslümanlık olmaz. slâm binâsının kurulaca ı arsa, bataklı a, oynak yerlere kurulursa,
üzerine binâ kurulamaz, yıkılır. Onun için îmânın do ru olması arttır. Ya’nî küfür
pisliklerinden temiz olması lâzımdır. Ehl-i sünnet olmıyanın ya’nî bid’at ehli sapıkların
ibâdetleri sahîh olmaz. slam binasını kurarken;
1- Harâmlardan kaçma katı: Îmân arsası olmıyanın, harâmlardan kaçması veya
kaçmaması bir ey ifâde etmez. Kâfir içki içmese, kumar oynamasa bir sevâb kazanamaz.
2- Farzları ifâ katı: Farz katına çıkabilmek için harâmlardan uzak durmak lâzımdır.
Harâmlardan çekinmiyen kimse, farz katını yapamaz. Ya’nî farzları sahîh olsa da kabûl
olmaz. Harâm i liyerek, farz, vâcib, sünnet, nâfile yapılmaz. Harâmlardan kaçmadan farz
katı in â edilemez.
3- Vâcibleri ifâ katı: Farz katında oldu u gibi, vâcibleri de yapabilmek için
harâmlardan kaçmak gerekir.
4- Mekrûhlardan kaçma katı: Mekrûh i liyerek sünnet ve nâfile ibâdet yapılmaz.
5- Sünnet ve nâfileyi ifâ katı: Farz borcu varken, sünnet ve nâfile ile me gul olunmaz.
Farz katını yapmamı veya birkaç duvarı eksikken, be inci katı yapmaya kalkmak
mümkün olmaz. kinci katı yıkık olanın, be inci katı yapmaya kalkması mümkün olmaz.
u hâlde kâmil insan olabilmek için, ilk önce, slâm âlimlerinin bildirdi i gibi küfür ve
bid’at pisliklerinden uzak, do ru bir i’tikâda sahip olmak, bid’at ve harâmlardan kaçarak
farzları yapmak, mekrûhlardan sakınarak sırayla vâcib, sünnet, müstehab, edeb ve nâfileleri
yapmak lâzımdır.
Îmân arsası bataklık olan kimseye, (be inci katın yıkıktır, sünnet ve nâfile ile u ra )
demek, ne kadar abes olur. te bunun için hadîs-i erîfte buyuruluyor ki: (Farz borcu
varken, nâfile kılan, bo yere zahmet çekmi olur, kazâsını ödemedikçe, nâfile
namazları kabûl olmaz.) [Fütuh-ul gayb]
Önce Farz
En kıymetli ibâdetler farzlardır. Hadis-i kudside buyuruldu ki:
(Bir kimse, kendisine farz yaptı ım ibâdeti yapmakla bana yakla tı ı gibi,
hiçbir eyle yakla amaz.) [Buharî]
hlas yoksa hepsi bo tur
Her katı in â için mutlaka ( hlâs) lâzımdır. Riyâdan uzak, yapılan her i , Allahü teâlânın
rızâsına uygun olmalıdır. Rızâsına uygun olmayan bütün i ler, iyi gibi görünse de makbûl
de ildir. Ba kalarının takdirlerini almak için veya dünya menfaati için, makâm ve mevki için
namaz kılan kimsenin ibâdeti makbûl olmaz. Mideme zarar veriyor diye içkiden kaçmak
sevâb olmaz. hlâs olmadan yapılan binâ; demirsiz, çimentosuz yapılan çürük binâya benzer.
Püf denilince hemen yıkılır. Aslında ihlâssız binâ yapılmaz. Fakat zâhirde yapılmı gibi
göründü ü için var kabûl edilmi tir. Demek ki, ihlâssız ibâdetler bo tur.

Ehl-i kıble nedir?


Sual: Ehl-i sünnet, Ehl-i kıbleye [namaz kılana] kâfir demedi i hâlde, mam-ı Rabbanî
hazretleri, namaz kılan bid' at fırkalarının Cehenneme gidece ini bildiriyor. Bunun
açıklaması nasıldır?
CEVAP
mam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
(Hadis-i erifte, (Ümmetim yetmi üç fırkaya ayrılır, yetmi ikisi Cehenneme gider,
yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir.)
buyuruldu. Bu fırkaya (Ehl-i sünnet) denir.) [C.2, m.67]
tikadı küfür olmıyan bid' at fırkaları, yanlı imanları yüzünden Cehennemde yandıktan
sonra Cennete gider. Fakat yeryüzünde böyle itikadı küfür olmıyan bid' at fırkası kaldı ı
bilinmiyor. Onun için küfre dü ürücü itikada sahip kimseler, namaz kılsa da sonsuz
Cehennemlik olur.
1- Zaruri olan ve icma ile bildirilen din bilgilerinde ictihad caiz olmadı ı için böyle
bilgilere inanmıyan kimse, namaz kılsa da ebedi Cehennemliktir. (Milel Nihal)
2- Yetmi iki bid' at fırkası, namaz kıldı ı ve her ibâdeti yaptı ı hâlde, bir kısmı mülhid
olmu , imanları gitmi tir. (Hadika)
3- Zaruri din bilgilerinden birine inanmıyan, namaz kılsa da kâfirdir. (R. Muhtar)
4- Dinde inanılması zaruri olan hususlara inanmıyan kâfirdir. (Mektubat-ı Rabbanî)
Bir kimse namaz kılıp oruç tutsa, fakat Miracın tamamını inkar etse kâfir olur.
Mezhepsiz yazarlar, Mirac gibi birçok mucizeyi inkar etmektedir. Böyle kimseler, namaz
kılsa da kâfirdir. (Berika)

Sarı ın ucunu sarkıtmak


Sual: Tercüme bir kitapta, sarı ın ucunu sarkıtmanın Yahûdî âdeti oldu u
bildirilmektedir. Sarı ın ucunu sarkıtmak, sünnet de il midir?
CEVAP
Kitabı tercüme eden bu ki i, dört mezhebde de harâm olan bir husûsa helâl diyen, bni
Teymiyyeci bir bid’at ehlidir. Kendi sözü mu’teber olmadı ı gibi, tercümelerine de i’timâd
edilmez. Resûlullah efendimizin, sarık sardı ı zaman ucunu iki küre i arasına uzattı ı
(Sahîh-i Müslim)de bildirilmektedir. Sarı ın ucunu, arkaya de il de, sa a, sola veya öne
uzatmak sünneti de i tirmek olaca ından bid’attır.
slâm âlimlerinin en büyüklerinden mâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
(Ba’zı âlimler, sarı ın ucunu sol omuz üzerine sarkıtmanın güzel olaca ını söylüyor.
Halbuki iki kürek arasına sarkıtmak sünnettir. Sol omuz üzerine sarkıtmak bid’at olur. Bu
bid’atın da sünneti açıkça yok etti i meydandadır.) [c.1, m.186]
Peygamber efendimiz, peygamberli inden önce de, di er Arablar gibi sarık sarardı.
Ya’nî sarık, kıyâfet eklidir. Buna (Sünnet-i zevâid) denir. Sünnet-i zevâidi hiç yapmamak
günâh olmaz. Fakat bunu de i tirip adına sünnet demek bid’at olur. Meselâ hiç sarık
sarmıyan kimse günâh i lemi olmaz. Fakat sünnet diye, sarı ın iki ucundan birini sa
omuza, di erini de sol omuza sarkıtmak bid’at olur.
Hadîs-i erîfte ise, (Her bid’at sapıklıktır) buyurulmu tur. (M. Ledünniyye)
Sakal bırakmak da sarık sarmak gibi sünnet-i zevâiddir. Sünnet diye yalnız çenede sakal
bırakmak sünneti de i tirmek olur, bid’at ve harâm olur. Halbuki herhangi bir özürle sakal
bırakmamak günâh olmaz. Fakat sünnet diye, sünneti de i tirmek günâh olur. Dînimizin her
emrini de i tirmek böyle bid’at olur. Emri de i tirip yanlı yapmak, hiç yapmamaktan daha
kötüdür. Bir kimse, namaz böyle kılınır diyerek çe itli jimnastik hareketlerinde bulunsa,
namaz kılmamaktan daha büyük günâh i lemi olur. Dînin her emrini de i tirmek,
yapmamaktan daha büyük felâket olur. (Hadîka, Berîka, Hâ iye-i Tebyîn)

Sünneti de i tirmek
Sual: Sünneti de i tirmekte mahzûr var mıdır? Meselâ tesbihi 33 yerine, daha fazla
sevâb olsun diye 44 olarak çeksek mahzûru olur mu? Sakalı bir tutam yerine bir veya iki
karı uzatsak veya çok kısa yapsak bir mahzûru olur mu?
CEVAP
Peygamber efendimizin yaptı ı i lere sünnet denir. Hattâ birisini bir ey yaparken görüp
de bir ey demedi i i lere de sünnet denir. Peygamber efendimiz bu yaptıklarını ya ibâdet
olarak veya âdet olarak yapardı.
Âdet olarak yaptıklarına sünnet-i zevâid denir. Uzun entari giymesi, saçlarını uzatması
veya kısaltması, sakal bırakması gibi. Bir kimse, (Peygamberimiz, kadınlar gibi entari, uzun
gömlek giyermi ) diyerek alay etse, îmânı gider. Yâhut sakalı be enmeyen veya sünnete
uygun sakalı olana çember sakallı, top sakallı diye hakâret eden kâfir olur. Çünkü
Peygamber efendimizin yaptı ı i leri ya' nî sünnetini, be enmemi olur.
Hâlbuki Allahü teâlânın bütün insanların en üstünü olarak yarattı ı ve âlemlere rahmet
olarak gönderdi i peygamberini be enmemek, Allahı be enmemek olur. (Niye böyle
peygamber gönderdin) demek olur. Allahı be enmeyenin de kâfir olaca ı pek açıktır.
Kur'ân-ı kerîmde, Peygamber efendimizin emretti ini yapmak, yasakladı ından kaçmak
gerekti i bildiriliyor. (Ha r 7)
bâdete ait hükümler zamanla de i mez. bâdetleri de i tirmek, dîni de i tirmek olur,
dinsizlik olur. Bir kâfir, bir söz ile [kelime-i ehâdet getirerek] müslüman olur. Bir
müslüman da küfre dü ürücü bir söz ile kâfir olur. Dînimizin herhangi bir hükmünü
be enmeyen, meselâ, (tesettür lüzûmsuzdur) diyenin îmânı gider. Resûlullah efendimize
uymanın önemi büyüktür. Kur' ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:
(Resûle itâ'at eden, Allaha itâ'at etmi olur.) [Nisâ 80]
Peygamber efendimiz de aynı meâlde buyuruyor ki:
(Bana itâ'at eden, Allaha itâ'at etmi olur, bana isyân eden de Allaha isyân etmi
olur.) [Buhârî]
Kur' ân-ı kerîmde, Resûlullaha itâ' atin Allaha itâ'at oldu u, Ona isyân edenin Allaha
isyân etmi oldu u çok yerde bildirilmekte, (Allaha ve Resûlüne itâ'at), (Allah ve
Resûlüne isyân) ifâdeleri çok yerde geçmektedir. (Nisâ 13-14)
Hadîs-i erîflerde de buyuruluyor ki:
(Sünnetimden yüz çeviren benden de ildir.) [Müslim]
(Bir bid'at çıkarılınca, bir sünnet kalkmı olur.) [I.Ahmed]
bâdet maksadı ile dîne bir ey ilâve etmek bid' attir, büyük günâhtır. Dînimiz noksan
de ildir. Hâ â Allah veya peygamberimiz dinde bir eyi eksik bırakmı da, daha iyisini biz
mi yapaca ız? bâdete bid' at karı tırmak, Allahü teâlânın bildirdi i dinde noksanlık bulmak,
koydu u hükümleri be enmemek, dîni de i tirmek olur. Meselâ ak am namazının farzını 3
rek'at yerine, daha fazla ibâdet edeyim diye 4 rek' at kılmak bid' attir. 3 yerine de geçmez,
namaz hiç kabûl olmaz. Namazdan sonraki tesbihleri 33 yerine, çok sevâb olsun diye 40 defa
veya daha fazla çekmek bid' at olur. Hiç tesbih çekilmese günâh olmaz. Fakat sünnet
sevâbından mahrûm kalınmı olur.
Her zaman tesbih çekilebilir. Fakat kayna ı olmadan (belli zamanlarda, belli tesbihleri
okumak lâzım) demek bid' at olur. Sayı ve gün gözetmeden okumakta mahzur yoktur.
Bir din kitâbını tahkîr etmek, islâm âlimlerinden biri ile alay etmek ve ta' zîm etmemiz
emrolunan bir eyi tahkîr etmek, tahkîr etmemiz emrolunan bir eyi ta' zîm etmek küfürdür.
Bunları yapan kâfir olur. (Birgivî)
Sakalı sünnet diye kısa bırakmak veya sadece çenede bırakmak bid' at olur, Resûlullah
efendimizin sakal ekli be enilmemi olur. Hadîs-i erîfte, ( bâdetleri bizim gibi
yapmıyanlar bizden de ildir) buyuruluyor. Namazlardan sonra âyet-el-kürsî okunur. Sonra
tesbihler çekilir, ondan sonra duâ edilir. Duâ ederken salâten tüncînâ veya ba ka duâlar da
okunur. Âyet-el-kürsî' nin okundu u yerde salâten tüncînâ' yı okumak sünneti de i tirmek
olur, ya'nî bid'attir. Peygamber efendimiz nasıl ibâdet etmi se, mezhebimiz bunu nasıl
bildirmi se, o ekilde ibâdet edilir. ( unu da yapalım, ötekini de ilâve edelim) demek, dinde
de i iklik olur. (Hadîka)
(Kim dinde olmıyan bir ey çıkarırsa merdûddur) hadîs-i erîfi gösteriyor ki, dinden
olmıyan bir i' tikâd, bir söz, bir i , bir hâl ortaya çıkarılır ve bunun din ve ibâdet oldu una
inanılırsa, yâhut slâmiyetin bildirmi olduklarında, bir fazlalık veya noksanlık yapılırsa ve
bunu yapmaktan sevâb beklenirse, bu yenilikler, de i iklikler, (Bid' at) olur. slâmiyete
uyulmamı , ona îmân edilmemi olur.
mâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
Bugün kalbler kararmı oldu undan, ba' zı bid'atler güzel görünse de, hepsinden
kaçınmak lâzımdır, kıyâmette hepsinin zararlı oldu u anla ılacaktır. Hadîs-i erîfte, (Her
bid'at sapıklıktır) buyuruldu. (Müslim)
Din bir bütündür. Bir hükmünü be enmiyen veya de i tiren kâfir olur. Meselâ sünnet
olan sakalı da be enmiyen kâfir olur. Be endi i hâlde yapmaz ise kâfir olmaz. Sünneti
de i tirirse bid'at ehli olur.
[Bu yazı, Hadika, Berika, Birgivi Vasiyetnâmesi ve Mektûbât-ı Rabbânîden
alınmı tır.]

Güzel sanılan bid'atler


Sual: Bir yazar "Türkçe hutbe okumak bid' attir. Ancak güzel, edebi bir türkçe ile
okunursa bid' at-ı hasene olur. Böyle bir hutbeyi Çince bile olsa dinlerim" diyor. Bir ba ka
yazar da, "Cırtlak sesli müezzinlerin vakitli vakitsiz hoparlör ile ezan okumaları bid' attir.
Güzel okuyan, bir müezzinin sesi, kasete alınır, bu kaset bütün camilere ba lanırsa, bid' at-ı
hasene olur" diyor. Bid' at-ı hasene nedir?
CEVAP
Resulullah ve Onun dört halifesinin zamanlarında dinde olmıyan bir inanı ı, bir i i, bir
sözü ortaya çıkarmak ve böyle bir bozuklu u yaymak ve bundan sevab beklemek yasak
edilen bid'at olur.
Yiyip içmek, giyinmek gibi zamanla de i en adetler, bir ibâdeti bozmadıkça veya dinin
yasak etti i bir eyi i letmedikçe yasak edilen bid' at olmaz. Mesela ka ık çatal kullanmak
günah de ildir.
badetlere bid'at karı tırmak büyük günahtır. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Bid'at ehlinin namazı, orucu, haccı, cihadı, farz ve nafilesi kabul olmaz, ya dan
kılın kolayca çıktı ı gibi dinden çıkması kolay olur.) [ bni Mace]
slâm âlimleri, bid' ati, (Bid'at-i hasene ve bid'at-i seyyie diye ikiye ayırmı lar, mektep,
kitap gibi sonradan yapılan eylere (bid' at-ı hasene) demi lerdir.
Her Bid'at Sapıklıktır
mam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki:
Mekteb, kitap gibi dinin izin verdi i faydalı eylere bid' at dememeli, Sünnet-i hasene,
yani iyi i demelidir. Bid' atler, nurlu, parlak, faydalı görünseler de, hepsinden kaçınmak
gerekir. Hiçbir bid' atte fayda yoktur. Bugün kalbler karardı ından, bazı bid' atler güzel
görünse de, Kıyamette hepsinin zararlı oldu u anla ılacaktır. (Her bid'at sapıklıktır) hadis-
i eriftir. [Kur'an-ı kerimde, (Bazı eyleri faydalı sanıp seversiniz, Hâlbuki o eyler sizin
için zararlıdır) buyuruldu. (Bekara 216)]
bni Abidin hazretleri, (Hutbeyi, arabiden ba ka dil ile okumak, ba ka dil ile iftitah
tekbiri almak gibi tahrimen mekruhtur) buyurdu. Hindistan âlimlerinden Muhammed Viltori
hazretleri de (Hutbelerin bir kısmını bile arabiden ba ka dil ile okumak bid' attir.) buyurdu.
[El-edille]
Eshab-ı kiram ve Tabiin-i izam, bid' at i lememek için, Asya ve Afrikada, hutbeleri hep
arabi okudu. Hâlbuki, dinliyenler arabi bilmiyordu. Bunun için, Osmanlı âlimleri, 600 yıldır,
hutbelerin, kabul olmıyaca ını bildikleri için, Türkçe okunmasına izin vermediler. Cuma
vaazları koydular. Bu vaazlar, namazdan önce veya sonra, hutbenin manasını anlatırdı.
Hutbe böylece ö renilirdi.
Namaz kılan imamın filmi çekilse, imam yerine bu görüntüye uyulsa, caiz olmaz. Bunun
gibi, ezan okuyan müezzinin filmini videoya alıp, videodan ezan okutturmak da caiz olmaz.
Çünkü TV ekranındaki resim, müezzinin kendisi de il, görüntüsüdür. TVdeki ses de,
müezzinin bizzat kendi sesi de il, benzeridir. ki ayrı ey, birbirine çok benzese de, aynı
de ildir. Mesela Ali ile ikiz karde i Velî, birbirine çok benzese de, ayrıdır. Bir insanın resmi,
kendisinin tam benzedirdir, aynısı de ildir. Resmin gözü yırtılsa, sahibinin gözüne zarar
gelmez. Bir ki i aynaya baksa, aynadaki görüntü, bakan ki inin resmidir. Bu resim bakanın
kendisi de il, benzeridir. Ayna kırılsa, bakana bir ey olmaz.
Cihazdan Çıkan Ses
TV, teyp ve kasetteki sesler de, sahibinin benzer sesidir, aynısı de ildir. mamın sesi,
hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hasıl etti i bir ses haline dönü üyor. Duyulan ses,
imamın sesi de il, elektrik ve mıknatısın hasıl etti i sestir. Yani hoparlörden çıkan ses,
elektrik tesiriyle hasıl olan mıknatısın titreterek demir levhanın husule getirdi i sestir. Bu
ses, imamın sesine, çok benzese de, benzeridir, aynısı de ildir. TVde görülen imama
uymakla, hoparlörden çıkan sese imamın sesi diye uymak aynıdır. Görüntü bizzat imamın
sesi de ildir. Görüntüye ve cihazdan çıkan sese uymakla imama uyulmu olmaz.
Yankıya da uymak caiz olmaz. Çünkü yankı, insan sesi olarak kabul edilmez. Bizzat
insanın söylemesi gerekir. Yankı ile gelen ses, hakiki ses olmadı ı için, böyle duyulan secde
ayeti için secde-i tilavet gerekmez. (R. Muhtar)
Görüntüsü videoya alınmı imama uymak caiz olmadı ı gibi, tv naklen yayın yapsa,
imamı da bizzat görsek, böyle bir imama da uymak caiz olmaz. Yahut hoparlör veya kaset
vasıtasıyla gelen ses de imamın sesi olmadı ı için, bu ses ile ibâdet etmek de caiz olmaz.
Radyo, hoparlör ve kasetle ezan okumak caiz de ildir. (Elmalılı tefsiri c.4,s.2361)
Gramofonda [teyp, radyo vb. gibi vasıtalarda] okunan secde ayeti için secde-i tilavet
gerekmez. (Mezahib-i erbea)

Mevlid Okumak
Sual: Mevlid okumak bid’at midir?
CEVAP
Mevlid, do um zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve
onikinci günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin do um günü, bütün
müslümanların bayramıdır. Mevlid gecesinde, Peygamber efendimiz do du u için sevinenin
günâhları affedilir.
Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâbına ziyâfet verir, dünyayı te rif etti i ve
çocukluk zamanındaki eyleri anlatırdı. Hz.Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı
toplayıp, Resûlullah efendimizin dünyayı te riflerindeki ola anüstü hâlleri konu urlardı.
Do um gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan ö renip almı lardır. slâm
âlimleri mevlid gecesine çok önem vermi lerdir. Hz.Mevlânâ, (Mevlid okunan yerden
belâlar gider) buyurmu tur.Peygamber efendimizi öven çe itli mevlid kasîdeleri vardır.
Me hûr olan, Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasîdesini Süleymân Çelebi, 15. asırda
yazmı tır. Bu kasîdenin Asr-ı saâdetten sonra yazılması, bid’at olmasını gerektirmez. Çünkü
Peygamber efendimizi övmek ibâdettir. Her zaman Onu övücü kasîdeler, yazılar yazılabilir.
Onları da okumak bid’at de il, sevâb olur. Mevlid-i erîf okumak demek, Resûlullahın
dünyaya geli ini, mi’râcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir.Her
mü’minin Resûlullahı çok sevmesi lâzımdır!
Peygamber efendimizin, (Allahü teâlâ, bir kuluna söz ve yazı san’atı ihsân ederse,
Resûlullahı övsün, dü manlarını kötülesin!) hadîs-i erîfine uyarak, slâm ülkelerinde
mevlid kitapları yazılmı ve okunmu tur. Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli
gecedir. El-mukni, el-miyâr ve Tenvîr-ül-kulûb kitaplarında ise, Mevlid gecesinin Kadir
gecesinden kıymetli oldu u bildiriliyor. Ücretle okunan Kur’ândan ölüye sevâb hâsıl olmaz.
(Hidâye)
Pazarlık etmeden, sırf Allah rızâsı için hatim veya mevlid okuyan hâfızın, okutanın
verdi i hediyeyi alması câiz olur. Kur’ân okuyup hediye almayı meslek hâline
getirmemelidir! Zira âdet hâline gelen hediye, art edilen ücret gibidir. (Dürr-ül muhtâr)
Dünyanın her tarafındaki müslümanlar, her sene, bu geceyi, Mevlid kandili olarak tes’îd
etmektedir. Her yerde (Mevlid kasîdeleri) okunarak Resûlullah hatırlatılmaktadır. Mevlid
gecelerinde toplanarak, mevlid kasîdesi okumak, tatlı eyler yedirip içirmek, hayrât ve
hasenât yapmak, böylece, o gecenin ükrünü yerine getirmek müstehabdır. Sâlihlere elbise
ve benzeri hediye vermek, bu geceye hurmet etmek olur. Bunları Allah rızâsı için yapmak
çok sevâb olur. ( bni Battâl mâlikî)
Mevlid cemiyetinde, sâlihleri toplayıp, salevât okumak, fakîrleri doyurmak, her zaman
sevâbdır. Fakat, bunlara çalgı gibi harâm karı tırmak büyük günâh olur. (Allâme
Zahîrüddîn bin Ca’fer)
Mevlid cemiyetinde, sadaka, hediye vermek, ne ’e ve sevinç göstermek, harâm
karı tırmadan mevlid kasidesi okutmak çok sevâb olur. (Allâme Nasîrüddîn)
Harâm eyler karı tırmadan mevlid cemiyeti yapmak müstehabdır. (Sünen-i ibni Mâce
erhi)
Mevlid okumanın kıymetli bir ibâdet oldu unu bildirmek için, slâm âlimleri birçok
kitap yazmı tır.
Hadîs-i erîfte buyuruldu ki:
(Beni ana-babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmiyen, mü’min
olamaz.) [Buhârî]
Peygamber efendimizi çok seven de, Onu çok anar. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki:
(Bir eyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemî]
(Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.) [Deylemî]
Peygamber efendimizi sevip anmak ibâdettir, iir olarak söylemek daha te’sîrli olur.
Resûlullah efendimizin âirleri vardı. Bunlar, dü manların iftirâlarına cevap verirler ve
Resûlullahı överlerdi. Bunlardan Hassân bin Sâbit’in iirlerini çok be enirdi. Resûlullah
sallallahü aleyhi ve sellem, mescide bu âir için bir minber koydurdu. Hassân bin Sâbit,
minbere çıkar, dü manları iir ile kötüler, Resûlullahı överdi. Resûlullah efendimiz de
buyurdu ki: (Hassân’ın sözleri, dü manlara ok yarasından daha te’sîrlidir.) [M.Nasîhat]
(Allahü teâlâ, Resûlünü övmek ve müdâfaa etmek husûsunda Hassân’ı, Rûh-ül-
kuds [Cebrâil aleyhisselâm] ile takviye etmektedir.) [Buhârî]
Peygamber efendimiz, âirin iirini be enince, (Di lerin dökülmesin) diye duâ
buyurmu tur. (Hâkim)
iir hakkında hadîs-i erîflerden birkaçı:
( iir, öyle bir sözdür ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir.) [Buhârî]
(Büyüleyici sözler gibi, hikmetli iirler de vardır.) [Ebû Dâvüd]
(Ba’zı iirler elbette apaçık bir hikmettir.) [Buhârî]

Vesile nedir?
Sual: Kur' ânda vesîleden bahsediliyor. Vesîle nedir?
CEVAP
Allahü teâlâ meâlen, (Bana yakla mak için, vesîle arayınız) buyuruyor. (Mâide 35)
Mezhepsizler, (Vesîle, ibâdetlerdir. Bir mür ide tâbi olmak, ölülere, dirilere yalvarmak,
insanı Allaha yakla tırmaz. Aksine uzakla tırır) diyor.
Ehl-i sünnet âlimleri ise buyuruyor ki:
bâdetler içinde, sahîh, do ru, hâlis olan ibâdetler vesîle olur. bâdetlerin sahîh olması
için, do ru îmân, temiz ahlâk sâhibi olmak ve artlarına uygun yapmak lâzımdır. Meselâ,
namazın sahîh olması için, abdest almak, kullanılan suyun temiz olması, namazı vaktinde
kılmak ve kıbleye kar ı kılmak, namazdaki âyetleri, tesbîhleri ve duâları do ru okumak ve
di er artları, vesîleleri bilmek ve yapmak lâzımdır. Her ibâdetin de böyle artları, vesîleleri
vardır. Bunlar, senelerce çalı arak ö renilir. Bunlar dü ünmekle ö renilemez. Bunları bilen
ve yapan âlimlerden i iterek veya kitaplarını okuyarak ö renilir.
Fen bilgileri de, bilenlerden uzun zamanda ö renilmektedir. Böyle, îmânı, kalbi temiz,
do ru din âlimlerine müderris, muâllim ve mür id denir. Mür id demek, su üstünde yürüyen,
havada uçan, kaybolan eyleri bilen, okuyup, üfliyerek hastalara ifâ da ıtan kimse demek
de ildir. erî' ati, ya'
nî kalb, rûh ve beden ile yapılan ibâdetleri bilen, yapan ve ba kalarına da
ö reten Ehl-i sünnet âlimi demektir. Her müslüman, Mâide sûresindeki emre uymak için,
böyle bir âlimden veya kitaplarından farz ve nâfile ibâdetleri ö renmelidir! (F.Bilgiler)

Âlimleri taklîd ni’meti


Sual: Bazı mezhepsizler, “ slâm âlimlerinin asırlar önce verdi i fetvâlar bizi ba lamaz,
onları taklîd etmek uyduluktur” diyorlar. Bir mezhebe uymak uyduluk mudur?
CEVAP
Kötüyü, yanlı ı ve bâtılı taklîd, ne kadar zararlı ise, iyiyi, do ruyu ve hakkı taklîd de o
kadar faydalıdır. Bir kimsenin bütün ilimlerde üstâd, bütün i lerde mütehassıs olması
mümkün de ildir.
Hastanın kendisini ameliyat edecek bir doktora ihtiyâcı vardır. Doktorun da, ma’nevî
hastalıklarını tedâvi edebilecek bir mür id-i kâmile [Kalb mütehassısına] ihtiyâcı vardır.
Doktorlar ilâç imâl etmez, kimyagerlerce hazırlanan ilâçları tavsiye ederler. Hastalar da,
doktorlara i’timât ederek, onlara teslîm olarak, onların tavsiyesine uyarak ilâçları kullanırlar.
Herkesin, hem kimyager, hem doktor, hem mühendis gibi ihtisas istiyen her mesle in erbâbı
olması dü ünülebilir mi? O hâlde, bir kimse, bir i te mütehassıs da olsa, ihtisası dı ındaki
ba ka bir i in mütehassısına tâbi olması lâzımdır. Bir saate, bir radyoya ihtiyâcı olan kimse,
(Taklîd gericiliktir. Hiç kimsenin yaptı ı bir eyi kullanmam) diyerek saat, radyo yapmaya
kalkması do ru mudur?
Taklîd dü manları, hem taklîdi uyduluk olarak vasıflandırıyor, hem de Batı’nın taklîd
edilmesini istiyorlar. Ke ke Batı, ahlâkta de il de, teknikte taklîd edilse idi. Çünkü
Peygamber efendimiz, (Fen ve san’at mü’minin kaybetti i malıdır, nerede bulursa alsın,
ilim Çin’de [çok uzakta ve kâfirde] de olsa talep edin) buyuruyor. Batı’nın tekni i yerine,
örf ve âdeti, ahlâksızlı ı taklîd edilirse, elbette rezîl olunur.
Uzun tercübelerden sonra çe itli âletler yapılmı , çe itli kâideler bulunmu , çe itli
ilimler sistemle tirilmi tir. (Taklîd etmemek için bunları kullanmam) diyenin aklından üphe
edilir.
Maiyet bulunmadıkça, âmir olur mu? Ast bulunmazsa üst olur mu? Herkesin müctehid,
lider olmasını istemek ate in ü ütmesini, buzun ısıtmasını istemek gibi e yânın tabiatına
aykırıdır. Müctehid olmak, doktor veya kimyager olmak gibi kolay bir i de ildir. Birçok
ilimde ihtisas sâhibi olduktan ba ka, ilâhî mevhibe sâhibi de olmak gerekti i için Yûsüf-i
Nebhânî hazretleri, (Bugün müctehidlik taslıyanın ya aklı veya dîni noksandır)
buyurmu tur.
Eshâb-ı kirâm’ın hepsi mutlak müctehid oldu u hâlde, Peygamber efendimizi görüp
taklîd ettikleri için, peygamberlerden sonra en yüksek makâma kavu mu lardır. Tâbiîn,
Eshâb-ı kirâma tâbi oldukları, onları taklîd ettikleri için yüksek erefe kavu mu tur.
Onlardan sonra gelenler de onlara tâbi oldukları, onları taklîd ettikleri için Tebe-i tâbiîn
erefine nâil olmu tur. Peygamber efendimiz de, (Âlimler rehberdir, âlimlere tâbi olun)
buyurdu. O hâlde âlimleri taklîd etmek lâzımdır. (Berîka)
Ehl-i sünnet âlimleri çok yüksek insanlardır. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki:
(Âlimin mürekkebi, ehîdin kanı ile tartılır, âlimin mürekkebi, a ır gelir.)
[ .Neccâr]
(Âlim, Allahın güvendi i zâttır.) [Deylemî]
(Âlimler, benim ve di er peygamberlerin vârisleridir.) [Ebû Nuaym]
(Âlimlere tâbi olun! Onlar, dünyanın ı ı ıdır.) [Deylemî]
(Âlimler [ebedî saâdet yolunu gösteren] birer kılavuzdur, rehberdir.) [ .Neccâr]
Kur’ân-ı kerîmdeki Allahın ipi’nden maksat, cemâ’attır. Cemâ’at da, fıkıh ve ilim
sâhipleridir. Fıkıh âlimlerinden bir karı ayrılan dalâlete dü er. Sivâd-ı a’zam, fıkıh
âlimlerinin yoludur. Fıkıh âlimlerinin yolu da, Peygamber aleyhisselâmın ve Hulefâ-i
râ idînin yoludur. Bu yola tâbi olmıyan, bid’at ehli olur, Cehenneme gider. (Tahtâvî)
Dindeki dört delil, müctehid âlimler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdi i
hükümdür. Çünkü biz, âyetten ve hadîsten hüküm çıkaramayız. Bunun için, mezhebimizin
bir hükmü, nassa uymuyor gibi görünse de, mezhebimizin hükmüne uyarız. Çünkü nass;
ictihad isteyebilir, te’vîl edilmesi gerekebilir, nesh edilmi olabilir. Bunları da ancak
müctehid âlimler anlar. Bunun için tefsîr ve hadîs de il, âlimlerin kitaplarını okumamız
lâzımdır. (Berîka s.94)
Buhârî’deki, (Bir zaman gelir, din âlimi kalmaz, din adamı yerine geçirilen câhiller,
bilmeden fetvâ verir, herkesi, do ru yoldan çıkarmaya çalı ırlar) hadîs-i erîfi,
âlimlerden nakletmeye taklîdçilik diyerek, Ehl-i sünneti kötüliyen, dinde reformcuların
zararlarını bildirmektedir. Yine Buhârî’deki (Kıyâmete yakın, ilim yok olur, din câhilleri
ço alır, içki içen ve zinâ edenler artar) hadîs-i erîfi de, dinde reformcuların, din adamı
olarak ortaya çıkacaklarını bildiren Resûlullahın mu’cizelerinden biridir.

Hüccet-ül islâma çirkin iftira


Sual: "Kusursuz kul olmaz. Âlimlerin hatası olur. Mesela mam-ı Gazalînin hatası
çoktur. Kitaplarında uydurma hadis var" deniyor. Böyle söylemek do ru mudur?
CEVAP
"Kusursuz kul olmaz" sözü do rudur. Fakat " mam-ı Gazalî, hata etmi tir, kitaplarında
uydurma hadis vardır" sözü yanlı tır. Böyle söyliyenler, âlimin dindeki ve Allah katındaki
yerini bilmiyen kimselerdir. Hadis-i erifte, (Âlimler, peygamberlerin varisleridir)
buyuruldu. ( bni Mace)
Peygamberlerin varisleri hakkında böyle konu mak çok çirkindir. mam-ı Gazalî
hazretleri müctehid imamdır. Müctehidin hatasına da sevab vardır. Sonra bir müctehid di er
bir müctehidin hata etti ini söylemez. Çünkü ( ctihad, ictihadla nakzedilmez) kaidesi
me hurdur. Mesela, mam-ı afiî hazretleri, deriden çıkan kanın abdesti bozmıyaca ına,
mam-ı a' zam hazretleri de bozaca ına ictihad etmi tir. imdi bunlardan birisi için (hata
etmi ) denemez. Hiçbir müctehidin ictihadı için hata demek asla do ru olmaz. Hadis-i erifte
buyuruldu ki: (Âlim, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevab alır.) [Buharî]
ctihadlar Rahmettir
Sevab olan bir ey için hata tabirini kullanmak caiz de ildir. Böyle farklı ictihadlar da
Allahü teâlânın bir rahmetidir. Nitekim hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Âlimlerin farklı ictihadları rahmettir.) [Beyhekî]
Sevab ve rahmet olan bir ictihadı için, bir âlime hata etti ini, ya cahil yahut da bid'
at ehli
söyler. Ne mam-ı Gazalî hazretlerinin, ne de ba ka âlimlerin hiçbir kitabında uydurma hadis
yoktur.
Hanefi ve Hanbelide gusülde a zın içini yıkamak farz iken, Maliki ve afiîde farz
de ildir. Bunun için mezhebin birine do ru, ötekine yanlı denemez. Her müctehid, bir
hadisten farklı hüküm çıkarabilir. Bir müctehidin sahih dedi i bir hadise, ba ka bir müctehid
mevdu diyebilir.
Hadis ilminde müctehid bir âlim, bir hadise mevdu derse, di er müctehidler buna sahih
diyebilir. Çünkü mevdu diyen müctehid, bir hadisin sahih olması için lüzum gördü ü artları
ta ımıyan bir hadis için "Mezhebimin usulünün kaidelerine göre mevdudur" der. Yani bu
sözün hadis oldu u bence anla ılamamı tır, der. Yoksa "Bu söz, Peygamber efendimizin
sözü de ildir" demek istemez.
Aynı hadis için ba ka bir müctehid sahih diyebilir. Sahih oldu unu söyliyen müctehid
ötekine, "Resulullahın bu sözüne nasıl mevdu dersin?" demedi i gibi, öteki de, "Bu uydurma
söze sen nasıl hadis diyebilirsin?" demez. Diyelim ki, Süyutî ve Zehebi gibi hadis âlimleri,
mam-ı a' zam ve mam-ı Gazalî hazretlerinin sahih dedi i bir hadise mevdu dese, o hadis,
ancak bu iki zata göre mevdu sayılır. mam-ı Gazalî hazretlerine göre yine sahihtir. Fakat
Acluni, mam-ı a' zam veya mam-ı Gazalî hazretlerinin bildirdi i hadis-i eriflere mevdu
derse, o hadis-i erifler mevdu olmaz.
Acluni ve benzerlerinin sözlerine aldanarak, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına dil
uzatmaktan sakınmalıdır! Büyük âlim bni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
( mam-ı Gazalî hazretlerinin yazılarında kusur bulan kimse, ya hasetçidir veya
zındıktır.) [El-alam bi-kavatııl-islâm]
bni Abidin hazretleri de buyuruyor ki:
( mam-ı Gazalî hazretlerinin âlim olmadı ını söyliyen kimse, cahillerin echeli ve
fâsıkların en kötüsüdür. O, zamanının hüccet-ül-islâmı ve âlimlerin en üstünü idi.) [El-
Ukud-üd-dürriyye]
Kâtip Çelebi, “Bütün din kitapları yok olsa, mam-ı Gazalinin kitapları, bu
bo lu u doldurabilir, hatta hyâ’sı bile kâfi gelir” diyor.
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri de, “ mam-ı Gazali’nin hyâ kitabı, bütün
âlimlerce do ru ve yüksektir. Bir gayrı müslim, severek yapraklarını çevirirse,
müslüman olmakla ereflenir” buyuruyor.
Cami duvarını kirletenler
Din dü manlarının, dine ve din âlimlerine saldırması yadırganmaz. Âlimlerin de me hur
ve tesirli olanlarına saldırırlar. Özellikle mam-ı Gazali hazretleri, onlar için hedef tahtasıdır.
Dinimizi içten yıkmaya çalı an reformcular da, aynı eyi yapıyorlar. Bazı ahmaklar da,
me hur olmak için cami duvarını kirletmeyi, yani slam âlimlerine saldırmayı tercih
ediyorlar.
slam âlimi kime denir? Her dalda uzman olan âlimler vardır. Fıkıh âlimi, hadis âlimi,
tasavvuf âlimi, kelam âlimi, fen âlimi gibi. Bunların hepsini bilene slam âlimi denir.
Bilmek de yetmez. Bildikleri ile amel etmesi ve ihlaslı olması da arttır. Onun için ilim, amel
ve ihlas sahibi olan müslümana slâm âlimi denir. Bu üçünden biri noksan olana kötü din
adamı, yobaz denir. Mason Abduh, çömezi mezhepsiz Re it Rıza ve günümüzde bunların
pe inden giden bid’at ehli birer yobazdır. slâm âlimi, dinin bekçisi, yobaz ise, eytanın
yolda ıdır. Dört mezhebin imamı, mam-ı Rabbani ve mam-ı Gazali gibi müctehidler, slam
âlimidir. te Resulullah efendimiz, bu âlimler için, (Âlimler, peygamberlerin vârisleridir)
buyurdu. ( bni Mace)
mam-ı Birgivi, “ slam âlimlerince yazılan bir din kitabına hakaret etmek, bu
âlimlerden biri ile alay etmek ve saygı göstermek gereken bir eye hakaret etmek,
hakaret edilmesi gereken bir eye saygı göstermek küfürdür.” buyuruyor.
Mezhepsizler, demagojiyi iyi beceren eytanın u aklarıdır. Mesela mam-ı Birgivi’nin
yukarıdaki sözünü alarak, “Sizler çeli ki içindesiniz, Efgani ve Abduh gibi âlimleri
kötüledi iniz için kâfirsiniz” derler. Aynı mantıkla, mam-ı Gazali hazretlerine saldırırlar.
“Gazali, slam filozoflarına kâfir diyor, Kur’ana aykırı hadisleri hya’sına almı tır, sahih
hadisle, uydurma hadisi ayıramazdı. Gazali imdi ya asaydı hya’yı yazmazdı” gibi
hezeyanlarda bulunuyorlar. Mezhepsizler, bir hadisin Kur’ana aykırı oldu unu biliyor da,
koca imam bilemiyor mu?
Dinimizde âlimin kıymeti büyüktür: Kur' an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43]
(Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) [Nahl 43]
(Bunun hükmünü Peygambere ve ülül-emre [âlimlere] sorsalardı, ö renirlerdi.)
[Nisa 83]
[Ayet-i kerimede geçen ülül-emrin âlim demek oldu u tefsirlerde yazılıdır. Peygamber
efendimiz de (Ülül-emr, fıkıh âlimleridir) buyurdu. (Darimi)]
(Allahtan en çok korkan ancak âlimlerdir.) [Fatır 28]
[Allahtan korkmak büyük mertebedir. Peygamber efendimiz (Allahtan en çok ben
korkarım) buyurdu. (Buharî)]
(Hiç bilenlerle bilmiyenler bir olur mu?) [Zümer 9]
Hadis-i eriflerde ise buyuruldu ki:
(Âlimlere tabi olun! Çünkü onlar, dünya ve ahıretin ı ıklarıdır.) [Deylemî]
(Âlimler, kurtulu yolunu gösteren birer rehber ve kılavuzdur.) [ .Neccar]
(Âlimler olmasaydı, insanlar helak olurdu.) [ .Maverdi]
(Bilmediklerinizi salih[âlim]lerden sorup ö renin!) [Taberânî]

mâm-ı Gazâlî’ye saldıranlar


Sual: Eskiden daha çok, mâm-ı Gazâlî’ye, kitaplarına uydurma hadîs aldı diye
Abduhçu mezhepsizler iftirâ ederdi. imdi de, din câhilinin biri, (Matemati i zararlı, fen
ilimlerini gereksiz, felsefeyi slâma aykırı gören Gazâlî, bilimsel uyanı ı yıkmı tır) diye
iftirâ ediyor. mâm-ı Gazâlî’nin kitapları meydandadır. Bu iftirâ nasıl yapılabiliyor?
CEVAP
Din dü manları genelde, açıkça saldırmıyor. slâm âlimini, tesettürü, tesbîhi, takkeyi
bahane ederek dîni kötülüyor. Hangi dinsize sorarsanız sorun, (Ben müslümanlı a kar ı
de ilim, ben irticâya kar ıyım. Kadınların kapanmasına kar ıyım. Araplara para
yedirmek için hacca gidilmesine, medreselere, Kur’ân kurslarına kar ıyım) gibi
cevaplar verir. Hâlbuki kar ı oldu u hususlar, dinde bulunan eylerdir.
mâm-ı Gazâlî hazretleri (rahmetullahi teala aleyh), eserlerinde, özetle buyuruyor ki:
slâmi ilimler, aklî ve naklî ilimler [din bilgileri] olmak üzere ikiye ayrılır. Aklî ilimler
[fen bilgileri], akıl ile incelenerek, tecrübe edilerek ve hesaplanarak elde edilir. Bu ilimler,
naklî ilimlerin anla ılmasına ve tatbik edilmesine de yardımcıdır. Ö renilmeleri farz-ı
kifâyedir. Bu ilimler, matematik, mantık ve bütün tecrübî ilimlerdir. Hadîs-i erîfte, ( lim
Çinde de, [çok uzakta ve kâfirde de] olsa, gidip alınız) buyuruldu. Bir islâm ehrinde,
fennin yeni buldu u bir âlet, bir vâsıta yapılmayıp, bu yüzden bir müslüman zarar görürse, o
ehrin idârecileri mes’ûl olur. Fennin ilerlemesi, Allahü teâlânın varlı ını ve kudretini daha
fazla meydana çıkarmaktadır. Astronomi ve anatomi bilmiyen, Allahü teâlânın varlı ını ve
kudretini iyi anlıyamaz.
Aklî ilimler, iyi, kötü ve mubâh olarak üçe ayrılır:
1- yi olanlar: Tıp, matematik ve benzeri ilimlerdir ki, bunlar da farz-ı kifâye ve fazîlet
olmak üzere ikiye ayrılır:
a) Farz-ı kifâye olanlar:
Fen bilgileri böyledir. Meselâ Tıp, insanın sıhhatli olarak ya ayabilmesi için zarûrîdir.
Hesâb ilmi, alı -veri , mîrâs, vasıyet ve bütün muâmelâtta zarûrîdir. Bu ilimleri bir beldede
bilen bulunmazsa halk zorlukla kar ıla ır ve hepsi birden mes’ûl olur. Fakat ihtiyâç
nisbetinde bilenlerin bulunması kâfidir. Bu sûretle di erleri de bu mecburiyet ve
mes’ûliyetten kurtulmu olur. Tıb ve hesâb gibi fen ilimlerine farz-ı kifâye dememize
a mayın. Hakîkat u ki: Bütün san’atların asılları aynı hükümde olup farz-ı kifâyedir.
Rençberlik, dokumacılık, siyâset, dikicilik, tıp v.s. Bir memleketin tabîbi olmazsa hastalık
ço alır, insanlar i inden gücünden kalır, tâkattan kesilir ve nihâyet ölüme mahkûm olur.
b) Fazîlet olanlar:
Fen ilimlerinin, çok ender lâzım olacak en ince teferruâtına inmektir. Bu da, lâzım olan
kısımları anlamayı kolayla tırması bakımından bir fazîlet ve üstünlüktür.
2- Kötü olanlar: Bunlar dînde yeri olmayıp, hiç bir fayda sa lamıyan, sihir [büyü],
tılsım, telbîsât [sahteyi do ru gibi gösterip aldatma ilmi] gibi.
3- Mubâh olanlar: iir ö renmek, eski târihlerle me gûl olmak gibi. Bu ilimlerin hepsi
makbûldür. lim bizâtihi kötü de ildir. Yanlı yerlerde kullanılırsa zararlı olur. Astronomi
ilmi de kötü de ildir. Peygamber efendimiz, (Kaderden, yıldızlardan ve Eshâbımdan
bahsedilince sükût edin) buyurdu.
Bazı hâllerde cehâlet, bazıları için daha faydalıdır. Çocu u olmıyan, bir hanım doktora
gider. Doktor, nabzına bakıp, “Do urmadı ı iyi, çünkü bu kadın, kırk güne kalmaz ölür” der.
Hanımı deh etli bir korku sarar, vasıyetini yapar. Kırk gün yemez içmez, mâtem içinde
günleri geçer. Kırk gün geçti i hâlde ölmeyince, kocası doktora durumu bildirir. Doktor der
ki:
- imdi çocuk do urur.
- Nasıl olur doktor bey?
- Hanımınız çok i mandı. Ondaki ya ın çocuk olmasına mâni oldu unu anladım. Bu
kadını ölüm korkusundan ba ka bir ey zayıflatmaz diye onu ölümle korkuttum. imdi
zayıfladı, ya eridi, çocu un do masına mâni kalmadı.
te u kıssa bazı kimselerin bazı ilimleri bilmemesinin iyi olaca ına bir örnektir.
Peygamber efendimiz de, (Faydası olmayan bilgiden Allaha sı ınırım) buyuruyor. ( hyâ)
mâm-ı Gazâlî hazretleri, Yunan felsefecilerinin küfre dü ürücü bütün sapıklıklarını
tesbit etmi tir. Bunlardan üçü udur: Felsefeciler diyor ki:
1- Âlem, Allah gibi ezelî ve ebedîdir.
2- Allah, cüz’î olan eyleri bilmez.
3- Cismânî ve bedenî bir ha r, dirilme yoktur. (Tehâfüt-ül-felâsife)
mâm-ı Gazâlî hazretlerinin fikirleri bunlardır. Bu fikirlerin ilme dü manlıkla veya geri
kalmı lıkla, ilerlemeye mâni olmakla ne ilgisi vardır?

Hadis-i erifleri anlamak


Sual: Bazıları, bir hadis-i erif görünce, aklı ile ölçüyor, böyle hadis olmaz diyorlar.
Hadis-i erifleri her okuyan anlayabilir mi?
CEVAP
yi bilinmeli ki, hiçbir hadis kitabında, uydurma hadis olmaz. Çünkü onlar uydurma
hadis nakletmenin vebalini çok iyi bilirlerdi. Hadis bir ilimdir. O hadiste kastedilen mana
nedir? Bilmeden hemen uydurma demek, o hadis âlimine büyük bir iftira olur. Mesela,
(Cimri çok ibâdet etse de, cennete girmez. Cömert, çok günah i lese de cehenneme
girmez.) hadis-i erifine bakan bir cahil, demek namaza, oruca imana ihtiyaç yok, cömert
olduk mu cennete gideriz zannedebilir. Alimlerimiz bu hadis-i erifi öyle açıklıyor:
Cömerdin imanı yoksa, ebedi olarak cehennemde kalır. manı varsa, sevapları fazla ise
cennete girer. Cimri cennete girmez demek, hiç girmez demek de ildir. (Cimri, günahının
cezasını çekmedikçe Cennete giremez) demektir. Hatta sevabı günahından çok ise,
cehenneme girmeden de cennete girer. Affa ve efaate kavu arak da cennete girebilir.
(Ana babasını razı eden, cehenneme girmez, inciten de cennete girmez.) hadis-i
erifi de böyledir. Ana babasını razı eden kimse imansız ise, yani kâfir ise asla cennete
girmez. manlı olsa da, namaz kılmıyorsa, oruç tutmuyorsa, haramlardan kaçmıyorsa, o ki i
ana babasını razı edince cennete hemen girebilir mi? Elbette giremez. Demek ki
Müslüman' da bulunması gereken artlar varsa, o zaman cennete girer. Ana babasını inciten
de cennete girmez demek, Müslüman ana babayı haklı olarak incitmek demektir. Bir baba,
içki getirmedi i için evladına incinse, o evlat cennete girmez mi? Elbette girer. Me ru i lerde
ana babanın sözü dinlenir. Dine aykırı i lerde verilen emre uyulmaz. Dinimizin di er
emirlerine uyan Müslüman bir evlat, ana babasının me ru emirlerini dinlemese bile, günahını
çektikten sonra cennete girer. (Cennete girmez) demek, günahının cezasını çekmeden veya
efaate kavu madan giremez demektir.
(Yetim malı yiyen, cennete giremez.) hadis-i erifleri de böyledir. Cezasını çekmeden
cennete giremez demektir. Yoksa hiç girmez demek de ildir. Bir müminin günahı
sevabından çok ise, affa ve efaate de u ramamı sa, günahının cezasını çektikten sonra
cennete gider. manı olmayan kimsenin ise, ne yaparsa yapsın, hiçbir iyili i onu
cehennemden kurtaramaz.
(Kom usu aç iken tok yatan, mümin de ildir.) hadis-i erifindeki, (Mümin de il)
ifadesi, kâfir demek de ildir. Kâmil [olgun] mümin de il demektir. Bir Müslüman, kom usu
aç yatarken o tok yatsa, belayı nimet de il de, bela saysa yine mümindir, geç de olsa, yine
cennete girer. Hadis-i erifler, böylelerinin iyi bir kimse olmadı ını bildirmektedir.
(Yılandan korkup öldürmeyen bizden de ildir.), (Evlenmek sünnettir; sünnetime
uymayan benden de ildir) hadis-i eriflerindeki, (benden de il) ifadesi, kâfir anlamında
de ildir. Sünnetime uymamı olur demektir. Yılanı öldürmemek veya evlenmemek günah
olmaz. Bir çok evliya evlenmemi tir. Hatta âhir zamanda evlenmemek daha iyi olabilir.
( ki rekat ku luk namazı, bir hac ve umreye bedeldir.) hadis-i erifindeki hac ifadesi
elbette nafile hac içindir. Ku luk namazı nafiledir. Nâfile ibadet, farzın yanında denizde
damla bile de ildir.
(Abdest alanın bütün günahları affolur.) hadisi erifinde, bütün günahlardan maksat,
küçük günahlardır. Namaz kılmayan ve haram i leyenin günahları af olur mu? Büyük
günahlar ve kul hakları ödenmedikçe af edilmez. Nafile ibâdetin sevabına kavu abilmek için
imanı do ru olmak, haramlardan kaçmak ve o i i ibâdet olarak yapmaya niyet etmek arttır.

Dolmu çu Yazar
Sual: Dolmu çu yazar gibi tabirler kullanılıyor. Dolmu çu ne demektir?
CEVAP
Abduhçu bir yazar, Ehl-i sünnet müslümanlarını, dört hak mezhebden birine uydukları
için (Hanefi mezhebinin dolmu una binen, afiîlerin dolmu una veya Gazalînin dolmu una
binen...) gibi tabirler kullanıyor. Bunu tanıyanlar da, dolmu tabirini çok kullandı ı ve
ngiliz casusu Hempherin dolmu undan inmedi i için kendisine dolmu çu diyorlar.
Bu tip yazarların özelli i, Efgani gibi bir ingiliz u a ının aleyhine yazı yazılsa, hemen
günlerce onu müdafaa için ellerinden ne gelirse yaparlar. Fakat mam-ı a' zam, mam-ı
Gazalî, mam-ı Rabbanî hazretleri gibi âlimlerin aleyhine bir ey yazılsa, hiç oralı olmazlar.
Hatta ulema ve evliyadan daha üstün olan Eshab-ı kiram aleyhine yazı yazanları
desteklemeyi marifet sayarlar.

Dini bilen yazar


Sual: Dini yönden "O kitap, o yazı muteber de ildir. O yazar dini bilmez." deniyor. Bir
yazının muteber olmadı ı veya bir yazarın dini bilmedi i nasıl anla ılır?
CEVAP
Bir yazı, cumhur-ı ulemanın [Ehl-i sünnet âlimlerinin ekserisinin] muteber olarak
bildirdi i eserlere aykırı de ilse, o yazı muteber demektir. Bir yazarın yazısı, bu eserlere
uygunsa, o yazarın dini bildi i anla ılır. Bu eserlere uymuyorsa, o yazarın dini bilmedi i ve
yazısının da muteber olmadı ı anla ılır.
Kur' an-ı kerimi kendi görü üne göre yorumlıyanların yazıları da muteber de ildir. Bu
bakımdan nakli esas almıyanların yazılarına, sözlerine itibar edilmez.
Bazı okuyucular, (Bu husus bence öyledir, acaba sizce nasıldır?) eklinde suâl
soruyorlar.
Dinimizin hükümleri size ve bize göre de i mez. Allah ve Resulü nasıl bildirmi se, Ehl-i
sünnet âlimleri bunları nasıl açıklamı sa öyledir. Dinin hükümleri insanların anlayı larına
bırakılsaydı, insan sayısı kadar din meydana çıkardı. Onun için (Bence)yi ve (Sence)yi
kaldırıp, bu hususta dinimizin hükmü nedir? diye sormak gerekir? Bu bakımdan hadis-i
erifte, (Güzel suâl [suâl sormasını bilmek] ilmin yarısıdır) buyuruldu. (Taberânî)

Reformcu mantı ı
Sual: (Mezheb imâmına uymak, Allahı ve Resûlünü bırakıp kula kul olmak demektir.
Müslümanlar, müctehidleri peygamber kadar yükselttiler, Kur' ândan ayrılıp, "müctehidin
sözü varken Kur'ânla amel edilmez" dediler. Sonra gelen âlimlere kıymet vermediler.
Halbuki, sonra gelen âlimler, öncekilerden daha ileri olur. mâm Mâlik, bir mezhebi bilirse
Abduh her mezhebi bilir) diyen bir mezhepsizin yazısı ektedir. Cevap verir misiniz?
CEVAP
(Müctehidleri Peygamber kadar yükselttiler) sözünü bir müslüman söyliyemez. Çünkü
bu söz, dört mezhebdeki milyonlarca müslümana kâfir damgasını basmaktır. Müslümana
kâfir diyenin kendisi kâfir olur. Bir mezhebe tâbi olan mü' mini Kur' ândan ayrılmakla
suçlamak ise, bundan daha büyük iftirâdır.
Mezheb, Kur' ân ve Sünnet yolu demektir. Bir mezheb imâmına uyan, Kur' ân-ı kerîme ve
Resûlullaha uydu una îmân etmi demektir. Hiçbir müslüman, (müctehidin sözü varken,
Kur' ân ile amel edilmez) demez. Bu söz, mezhepsizlerin temiz müslümanlara yaptıkları
çirkin iftirâlardan biridir.
Müslüman nasıl dü ünür
Bir mezhebe tâbi olan müslüman öyle der:
(Kur' ân-ı kerîme uymak istiyorum. Fakat, Kur' ân-ı kerîmden ve hadîs-i erîflerden
kendim hüküm çıkaramıyorum. Anladı ım hükümlere güvenemem ve uymam. Mezheb
imâmının anlamı oldu una güvenirim ve uyarım. [Nasıl ki dünya i lerinde i in ehline
gidiyor, yani bir yerim a rıyınca notere de il de doktora, hem de mütehassısına gidiyorsam,
kendi ilacımı kendim yapmayıp, kendi kendimi ameliyat etmiyorsam, daha hassas olan din
i inde de müctehid olan islam alimine yani mezhebimin imamına gider, ona teslim olur,
dediklerine harfiyyen uyar, yaparım.] Çünkü o, benden daha âlimdir. (Kendi anlayı ı ile
ma'nâ çıkaran kâfir olur) hadîs-i erîfinden korkarım. limlerinin, takvâlarının, sonra
gelenlerden kat kat üstün oldu u, hadîs-i erîflerle bildirilmi olan, o büyük âlimlerin bile
Kitâbdan ve Sünnetten çıkardıkları hükümler birbirine benzemiyor. Hüküm çıkarmak kolay
olsaydı, hep aynı eyi anlarlardı.)
(Sonra gelen âlimler, öncekilerden daha ileri olur) sözü, fen bilgileri için do rudur. Din
bilgilerinde ise, Resûlullahın, (Her asır, kendinden öncesinden daha erdir. Kıyâmete
kadar hep böyle olur) hadîs-i erîfine i' tibâr edilir. Bu hadîs-i erîf, fen adamlarının
ahsiyetleri ve fen vâsıtalarını kullanmaları bakımından da mu' teberdir.
Elbet bu kâide ço unluk için mu' teberdir. Her asırda, bundan müstesnâ olanlar
bulunmu tur. Mezhepsiz reformcu, fen bilgisi ile din bilgisini birbiri ile karı tırmakta, fen ile
fen adamını da aynı ey sanmaktadır. Fen elbet ilerliyor. Fakat bu ilerleyi , fen adamlarının
ileri olması demek de ildir. Sonra gelen fen adamları arasında öncekilerden daha geri, daha
bozuk olanları az de ildir.
Din imâmlarımız, Kur' ân-ı kerîmden ma' nâ çıkarmaya kalkı madılar. Kendilerini bundan
âciz gördüler. Resûlullahın Kur' ân-ı kerîme nasıl ma' nâ verdi ini Eshâb-ı kirâmdan sorup
ara tırdılar. Eshâb-ı kirâmın anladıklarını da, kendi anlayı larına tercîh ettiler. mâm-ı a' zam
hazretleri, herhangi bir sahâbînin sözünü kendi anladı ına tercîh ederdi. Resûlullahtan ve
Sahâbeden bir haber bulamayınca, ictihâd etmek zorunda kalırdı. Her asırda gelen islâm
âlimleri, daha önce gelenlerin, büyüklükleri, üstünlükleri, vera've takvâları kar ısında
titrerler, onların sözlerine senet, delil olarak sarılırlardı. Eshabın yoluna uyun.
Bu din, edeb dîni, tevâzu'dînidir. Câhil cüretkâr olur, kendini âlim sanır. Âlim olan
tevâzu'gösterir. Cehenneme gidecekleri hadîs-i erîfle haber verilen 72 bid' at fırkasının
reîsleri de derin âlim idi. Fakat onlar, ilimlerine güvenerek, Kitâbdan, Sünnetten ma' nâ
çıkarmaya kalkı tılar. Böylece, Eshâb-ı kirâma uymak erefine kavu amadılar. Onların
do ru yollarından saptılar.
Dört mezhebin âlimleri, derin ilimlerini Kur' ân-ı kerîmden ahkâm çıkarmakta
kullanmadılar. Buna cesâret edemediler. Resûlullahın ve Eshâb-ı kirâmın bildirdiklerini
anlamakta kullandılar.
Allahü teâlâ, insanlara, (Kur' ân-ı kerîmden hüküm çıkarın) demiyor. (Resûlümün ve
Eshâbının çıkardı ı hükümlere uyun, bunları kabûl edin) buyuruyor. (Resûlüme itâ'at
edin, ona tâbi' olun) âyet-i kerîmesi ve (Eshâbımın yoluna sarılın) hadîs-i erîfi, bunu
açıkça bildirmektedir. Âlimler bile, Kurân-ı kerîmin ma' nâsını anlamakta güçlük çekerken,
bir câhil, murâd-ı ilâhiyi bilmeden nasıl olur da, Allah öyle buyuruyor, Resûlullah böyle
buyuruyor, diyebilir? Derse, dedi i nasıl do ru olabilir? Allahü teâlâ, böyle söylemeyi
yasakladı. Tefsîr âlimleri ve mezheb imâmları bile, bu sözü söylemeye cesâret edememi tir.
Anladıklarını bildirdikten sonra, (bu benim anladı ımdır, do rusunu Allah bilir) demi lerdir.
Kur'ân-ı kerîmin ma'
nâsını Eshâb-ı kirâm bile anlamakta güçlük çeker, Resûlullaha
sorarlardı.

Abduhçu gence
Abduhçu bir genç, asırlardır müslümanların ve âlimlerin dört mezhebden birine
uymalarına tahammül edemiyor, birkaç mezhepsizin kitabından aldı ı ifadeleri kaynak
gösterip bir mezhebe uymanın caiz olmadı ını isbata kalkıyor. Bahsetti i kitapları kendisinin
okumadı ı, herhangi bir mezhepsizin kitabından aldı ı pek açıktır. Çünkü mam-ı aranî
gibi büyük bir âlimin Mizanından nakil yapıp, mam-ı Ahmedin müctehid bir hadis imamı
olan Ebu Davüda (Kimseyi taklid etme, dini Resulullah ve eshabından ö ren) dedi ini
bildiriyor. (Gördünüz mü, arani de 4 mezhebden birine uymayı yasaklıyor) demek istiyor.
Abduhçu gencin bilmedi i iki husus var. Birincisi, her müctehid, kendi ictihadı ile
hareket eder. Ba ka bir müctehide uyması caiz de ildir. mam-ı afiî hazretleri, mam-ı
a'zam hazretlerinin çok yüksek bir âlim oldu unu bildirdi i hâlde, kendi ictihadlarına
uymu tur.
kinci husus, mam-ı aranî hazretleri, 4 mezhebin hak oldu unu, mutlaka bu 4
mezhebden birine uymak gerekti ini bildirmek için Mizan-ül-kübrayı yazmı tır. Dört
mezhebin fıkh bilgilerini anlatan Mizanın tercümesi de vardır. Zahiri ve batıni ilimlerin
mütehassısı Abdülvehhab-ı aranî hazretleri, hadis ve fıkh âlimi olup afiî mezhebindedir.
Mizanın sadece önsözünü okuyup buna uyan mezhepsiz olmaktan kurtulur.
Mezhebsiz Sapıtır
Mizanın önsözünde buyuruluyor ki:
Dört mezhebden birini taklid etmiyen dalalete dü er, zındık olur, ba kalarını da yoldan
çıkarmakta eytana yardımcı olur. Bugün var olan 4 mezhebin hepsi haktır, sahihdir. Birinin,
ötekisi üzerine üstünlü ü yoktur. Çünkü, hepsi aynı din kayna ından alınmı tır.
Dört mezhebin imamları ve onları taklid eden âlimlerin hepsi, her müslümanın 4
mezhebden diledi ini taklid etmekte serbest oldu unu bildirdiler. Allahü teâlâ, amelde
mezheblere ayrılmaktan razı oldu unu, Habibi vasıtası ile bildirdi. Resulü, bu ayrılı ın
rahmet oldu unu bildirdi. Müctehid olmıyanın, bir mezhebe uyması gerekir. Bir âlim, ictihad
derecesine yükselince, kendi ictihadına uyması gerekir. mam-ı Ahmedin, ( lminizi
imamlarınızın aldıkları kaynaktan alın, taklidcilikte kalmayın) sözü bunu göstermektedir.
Resulullah Kur' an-ı kerimde kısa ve kapalı olarak bildirilenleri açıklamasaydı, Kur'
an-ı
kerim kapalı kalırdı. Resulullahın varisleri olan mezheb imamlarımız, hadis-i eriflerde
mücmel olarak bildirilenleri açıklamasalardı, sünnet-i nebeviyye kapalı kalırdı. Böylece, her
asırda gelen âlimler, Resulullaha uyarak, mücmel olanı açıklamı lardır. Nahl suresinin 44.
ayetinde, ( nsanlara indirdi imi onlara beyan eyle) buyuruldu. Beyan etmek, açıklamak
demektir. Âlimler de açıklıyabilselerdi ve Kur' an-ı kerimden ahkam çıkarabilselerdi, Allahü
teâlâ Resulüne, sana vahy olunanları teblig et der, beyan etmesini emretmezdi. (Mizandan
tercüme etti.)
Dört mezhebe uyanlar, birbirinin karde idir. manları aynıdır. Ameldeki bazı ayrılıkları
da, Allahın rahmetidir. Allahü teâlâ, müctehid olmıyanın bir müctehide uymasını emredip
(...ve ülulemrinize itaat edin) buyuruyor. (Nisa 59)
Ülulemr, nasslardan ahkam çıkarabilen âlimlerdir. (Nisa 83)
Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Ülulemr, Fıkh âlimleridir.) [Darimi]
mam-ı Süyutî hazretleri, tkan tefsirinde, bni Abbas hazretlerinin (Ülulemr, Fıkh
âlimleridir) buyurdu unu bildirmektedir.
Ülulemrin Fıkh âlimi oldu u, Tefsir-i kebirin 3. cildinin 375. mam-ı Nevevinin Müslim
erhinin 2. cildinin 124. sayfasında ve Meâlim ve Ni apur tefsirlerinde de yazmaktadır. sra
suresinin (O gün her fırkayı imamları ile ça ırırız) mealindeki 71. ayeti, Ruh-ül beyan
tefsirinde açıklanırken, (Mezhebin imamı ile ça ırılır. Mesela ya afiî yahut ya Hanefi
denilir) buyuruluyor. bni Abidin hazretleri buyuruyor ki:
(Bir i in, bir ibâdetin sahih olması için dört mezhebden birine uygun olması gerekir. Bir
ibâdeti yaparken, artlarından biri, bir mezhebe, ba ka biri de ba ka mezhebe uygun olursa,
bu ibâdet sahih olmaz.) [R.Muhtar s. 51]
S. Ahmed Tahtavi hazretleri, Dürr-ül muhtar ha iyesinin zebayih kısmında buyuruyor
ki: (Bugün her müslümanın 4 mezhebden birinde bulunması vaciptir. Dört mezhebden
birinde bulunmıyan Ehl-i sünnetten ayrılır. Ehl-i sünnetten ayrılan da sapık veya kâfir olur.)
bni Hazm, evkani, Abduh, Re it Rıza, Sıddık Hasan an gibi mezhep dü manlarının bir
kısmı, taklidi haram sayarak, bir kısmı da telfik yaparak, birçok gafili dalalete
sürüklemi lerdir.
srâîliyâtçıların hezeyânı
Bilhassa bni Teymiyeci, Abduhçu mezhebsizler, evliyânın kerâmetine inanmadıkları
için, bu menkıbeleri hangi âlim bildirirse bildirsin inanmıyorlar. Peygamberlerin vârisi olan
bu âlimleri yalan söylemekle suçluyorlar. Ba’zıları ile görü tüm. Evliyâ-i kirâmı sıradan bir
insan olarak görüyorlar. (Ben hergün uyudu uma göre, Ebû Hanîfe’nin de uyuması gerekir.
Çünkü o da insandır. Ben Kur’ânı birkaç saat içinde hatmedemedi ime göre, onun da
hatmetmesi imkânsızdır) diyorlar.
Halbuki, Belkıs’ın tahtını iki aylık yoldan getiren de insandı, Peygamber de de ildi, âlim
bir zâttı. Cenâb-ı Hak, bunu Kur’ân-ı kerîmde haber veriyor. Mezhebsiz getiremeyince de,
ya te’vîl veya inkâr ediyor. Abduhçular mu’cizeleri bile inkâr ediyorlar. Abduh, Fil
sûresindeki mu’cizeyi, çiçek hastalı ı idi diye te’vîl etmi ti. Aynı yolun yolcuları da, hadîs-i
erîfle bildirilen mu’cizeleri inkâr ediyorlar. Kurân-ı kerîmdeki akk-ul-kamer, Mi’râc
gibileri de te’vîl ediyorlar. Kimisi, (Ebû Hanîfe’ye hâtiften gelen ses, Onun yolunda olanları
affetti ini bildirdi. Di er mezhebdekiler Cehennemlik mi) diyor.
slâmî usûlden bu kadar habersiz olana ne denir? (Buranın manzarası güzel) demek,
ba ka yerde güzel manzara yok demek de ildir. Peygamber efendimiz, Eshâb-ı kirâmdan on
zâtın Cennetle müjdelendi ini bildirdi. Bu demek, di er Eshâb Cehennemlik demek midir?
Yine peygamber efendimiz, (Ba ınıza Ali gelince, hâdî ve mühdî olur, sizi do ru yola
götürür) buyurdu. (Hâkim, .Ahmed) Bu demek, Hz.Ali’den ba kası, meselâ Hz.Ömer
geçerse, e ri yola götürür demek de ildir. (Eshâbım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız
hidâyete kavu ursunuz) hadîs-i erîfi bunu bildirmektedir. (Dârimî)
Peygamber efendimiz, müctehidler için de, ( ctihâdında hatâ ederse bir, isâbet ederse
iki sevâb alır) buyurdu. (Buhârî) Demek ki sadece Hanefîler de il, hak olan bir mezhebe
uyan kurtulur.
Be ikteki çocuk konu ur mu? Elbette konu amaz. Fakat mu’cize veya kerâmet olarak
konu abilir. Be ikte konu an çocuklardan biri, Benî srâîl zamanında ya amı tır. Kötü bir
kadın gayrı me ru çocu unun babasının Cüreyc denilen bir âbid oldu unu söyler. ftirâya
mâruz kalan âbid, namaz kıldıktan sonra, çocu a babasının kim oldu unu sorar. O da, falan
yerdeki çoban diye cevap verir. Bu husûs, Buhârî ve Müslim’deki hadîs-i erîfte
bildirilmi tir.
Bu olayı srâîliyyâtçı bir mezhebsize anlattım. (Bu bir srâîliyyâttır, biz srâîliyyât
hikâyelerine inanmayız) dedi. (Buhârî’de yazıyor, Peygamber efendimiz bildiriyor) dedim.
(Buhârî’de akla uymıyan birçok hadîs vardır) dedi. (Dînimiz nakil dînidir, fakat selim olan
akla da zıt de ildir) dedimse de, inanmadı. Mâide sûresinin 110. âyet-i kerîmesinde be ikteki
çocu un (Hz.Îsâ’nın) konu tu unu bildirdim. (Onun bir te’vîli vardır) diyerek çekip gitti.
srâîliyyâtçı, Peygamber efendimizin ve müslüman olmu kitab ehli âlimlerin Benî srâîl
zamanındaki anlattıkları olaylara hurâfe diyerek inanmıyan ve hattâ Peygamber
efendimizden sonra slâm âlimlerinin kitaplarında bulunan evliyâ menkıbelerine bile
srâîliyyât diyen Abduhçu mezhebsizlerdir.
Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Sana geçmi in haberlerinden bir kısmını böylece
anlatıyoruz. Sana verdi imiz Kur’ân-ı kerîm tefekküre ve i’tibâra âyân olan kıssaları,
hâdiseleri ihtivâ eder.) [Tâhâ 99]
Hadîs-i erîflerde de buyuruldu ki: (Benden i ittiklerinizi, ba kalarına anlatın! Benî
srâîlden de bahsedin! Ancak kasten bana yalan isnât eden Cehennemde azâb
görecektir.) [Buhârî]
( srâîlo ullarından ba’zı eyleri anlatmanızda vebâl yoktur. Zirâ onlarda, çok
acâyip eyler görülmü tür.) [Deylemî]
Vehb bin Münebbih hazretleri, Resûlullahın emrine uyarak srâîliyyâttan çok bahsetmi
olan bir âlimdir. Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir. Allahü teâlâ, (Bilmiyorsanız,
âlimlere sorun) buyuruyor. Peygamber efendimiz de (Âlimlere tâbi olun) buyuruyor.
Âlimlere olan i’timâdı sarsmak için, ngilizler asırlardır, slâm âlimlerinin kitaplarında
uydurma hadîs olabilece ini telkîn etmeye çalı mı lar, bunda da oldukça ba arı
sa lamı lardır. srâîliyyatçılardan Ebû ebhe, bu oyuna gelmi , Ehl-i sünnet âlimlerinin
tefsîrlerinde, uydurma hikâyeler oldu unu söyliyecek kadar ileri gitmi tir. Kimi çıkıyor, Ebû
ebhe’nin sözünü senet kabûl ediyor da, Buhârî, Müslim ve di er hadîs âlimlerinin, mâm-ı
Gazâlî, bni Hacer-i Mekkî hazretleri gibi bir mezhebe tâbi olan âlimlerin bildirdi i husûsları
hurâfe olarak vasıflandırmaktan çekinmiyor. Ne diyelim, onun dîni ona, bizim dînimiz bize...

Din ve ihtiyâç
Sual: Reformcu bir yazarın, (Akıl ile nakil çatı ırsa, akla uymalıdır) hadîsine göre,
dînin, ihtiyâca göre de i tirilece ini söylemesi yanlı de il midir?
CEVAP
slâm bilgileri fen ve din bilgileri olmak üzere ikiye ayrılır. Din bilgileri, yalnız nakil ile
anla ılır. Bunların kayna ı, Kur' ân-ı kerîm ile hadîs-i erîflerdir.His organları ile anla ılan
eylerin bir sınırı vardır. Bu sınırların dı ında olan bilgiler his organlarımız ile anla ılamaz
veya yanlı anla ılır. Bundan ba ka, insanların hissetme kuvvetleri çok yerde hayvanlardan
daha zayıftır. His organlarımız ile anlıyamadı ımız eyleri, akıl ile bulur, anlarız. Bunun gibi
aklın da bir anlayı sınırı vardır. Bu sınırın dı ında olan bilgileri, akıl bulamaz ve anlıyamaz.
Akıl, eri emedi i eyleri anlamaya kalkı ırsa yanılır, aldanır. Böyle bilgilerde akla
güvenilemez. Meselâ, Allahü teâlânın sıfatları, Cennet ve Cehennemde olan eyler,
ibâdetlerin nasıl yapılaca ı ve din bilgilerinin ço u böyledir. Akıl bunlara eremez. Bu
bilgilerde akıl ile nakil çatı ırsa, nakle uyulur, aklın yanıldı ı anla ılır.
Kur'ân-ı kerîmdeki bilgiler
Kur' ân-ı kerîmde dört ey bildirilmektedir: Îmân, ahkâm, kıssalar ve haberler.
Îmânda, inanılması lâzım olan bilgilerde hiç de i iklik olamaz. Her peygamberin, her
ümmetin inanı ı hep birdir. nanı ları arasında hiç ayrılık yoktur.
kincisi olan ahkâm, Allahü teâlânın emirleri ve yasaklarıdır. Yapılması ve sakınılması
emredilen ahkâmda de i iklik olabilir. Fakat, bu de i ikli i yalnız Allahü teâlâ yapmı ve
peygamberleri ile de i tirmi tir.
Kıssalar, geçmi insanların, ümmetlerin hâllerini, ya ayı larını anlatmak demektir.
Haberler, geçmi te olmu ve gelecekte olacak eyler demektir. Meselâ, canlıların su ile
ya adı ı, kıyâmet alâmetleri, Cennette akarsuların bulundu u haber verilmi tir.
Kıssalar ve haberlerde de i iklik olmaz. Din bilgileri arasında birbirleri ile çatı ır gibi
olanları görülürse, bunlar yine akla uydurulmaz. Birbirlerine uydurulmaya çalı ılır. Bunlar
arasında, birkaç türlü anla ılabilen bilgiyi, açıkça bildirilmi olan ba ka bilgi ile
çatı mayacak ekilde anlamalıdır. Burada akla dü en vazîfe, böyle bilgileri, açıkça
anla ılabilene uygun anlamaktır.
slâm ilimlerinin ikincisi olan fen bilgilerine gelince: Bunlar, his organları ile ve bunlara
yardımcı âletlerle gözetliyerek, inceliyerek, hesâb ederek ve deneyerek anla ılan bilgilerdir.
Bunların hepsi akıl ile, zekâ ile yapılır. Hepsinde aklın buldu una güvenilir. Nakil ile fen
bilgisinde çatı ma oldu u zaman, akla uyulur. Ya' nî nakil, akla uygun olarak açıklanır.
Bahsedilen hadîs-i erîfin açıklaması böyledir. (Fâideli Bilgiler)

Allahtan ba kasına duâ


Sual: bni Teymiyyeci bir yazar, (Sizlere fayda ve zararı olmıyan, Allahtan ba kasına
duâ etmeyiniz) ve (Allahü teâlâ ile birlikte ba kasına duâ etmeyiniz) âyetlerini gösterip,
evliyâ, hattâ peygamber de olsa, Allahtan ba kasından bir ey istiyenin kâfir, mü rik
olaca ını söylüyor. Dînimizin bu husûstaki hükmü nedir?
CEVAP
Bu âyet-i kerîmede yasak edilen duâ, ilim dilinde kullanılan duâ demektir. Ya'nî
tapınarak yapılan duâdır. Bu duâ, ancak Allahü teâlâya olur. Fakat, bir kimse, yalnız
Allahü teâlâya duâ edilece ini, Allahü teâlâdan ba ka kimsenin yaratıcı olmadı ını, her eyi
O' nun yaptı ını bilerek, enbiyâyı ve evliyâyı vesîle eder, onların Allahın sevgili kulları
olduklarını ve Allahın, onların rûhlarına, insanlara yardım edebilmek kuvvetini verdi ini
dü ünerek, rûhlardan yardım beklerse, câiz olur.
Onlar, mezârlarında, bilmedi imiz bir hayatla diridirler. Rûhlarına, kerâmetler ve
tasarruf kuvveti ihsân edilmi tir. Böyle inanana mü rik denemez.
Böyle olmakla beraber, müslümanlar, evliyânın rûhlarından, kalblerinin temizlenmesini,
feyz, ma' rifet ister.
Resûlullahın mübârek kalbinden, onun kalbine kadar, kalbden kalbe akıp gelmi olan
bilgilerden, kendine de vermesini ister. (F.Bilgiler)
Bir eye kavu mak istiyen bir müslüman, Allahü teâlânın âdetine uyar. Bu iste inin
yaratılmasına sebep olan eyi yapar. Meselâ, para kazanmak isteyen, san' at, ticâret yapar. Aç
olan yemek yer. Hasta olan doktora gider, ilâç alır. Dînini ö renmek isteyen, Ehl-i sünnet
âlimlerinin kitaplarını okur. Hasta, câhil kimsenin verdi i ilâçtan ifâ bulamadı ı gibi
ölebilir de... Ehl-i sünnet olmıyanın [bid'at sâhibi, mezhepsizin] îmânı bozuktur. Din ile ilgili
sapık kitap okuyanın da, îmânı bozulur.
Allahü teâlâ, din ve dünya ihtiyaçlarına kavu mak için, duâ etmeyi de sebep yaptı. Fakat
duânın kabûl olması için, müslüman olmak, Ehl-i sünnet i' tikâdında olmak, sâlih olmak,
ya'nî Allahü teâlânın sevgisine kavu mak için çalı mak lâzımdır.
Bunun için de, harâm yoldan kazanç sa lamaktan sakınmak ve yalnız Allahü teâlâya
yalvarmak lâzımdır. Böyle olmıyan kimse, böyle olan kimseden, ya' nî, Evliyâdan, kendisine
duâ etmesini ister.

Ya lı terzinin zulmü
Sual: Enbiyânın mu' cizesini, evliyânın kerâmetini inkâr eden, selefiyyeci oldu unu
gizlemiyen ya lı bir terzi, birçok büyük âlim için, "mü rik" diyor. Kitâbı ektedir.
CEVAP
Sapıklık o kadar ço aldı ki, kendini mehdî, hattâ peygamber ilân edenler türedi.
Kâdıyânîlik, Behâîlik, Selefiyyecilik, Yehovacılık gibi sapık dinler meydana çıktı. Hepsi de
slâm dînini içeriden yıkmaya çalı ıyor. Bid' atler yayıldı. Eshâb-ı kirâma saldırılar ço aldı.
Her sapı a cevap vermek imkânsızdır. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki:
(Bid'atler yayıldı ı, sonra gelenler, öncekilere la'net etti i zaman, do ruyu bilenler
herkese bildirsin! Do ruyu bilip de gücü yetti i hâlde, do ruyu bildirmiyen kimse,
Allahın Muhammed aleyhisselâma indirdi i Kur'ân-ı kerîmi gizlemi olur.) [Ibni
Asâkir]
Sapık terzi, Hüccet-ül islâm mâm-ı Gazâlî hazretlerine, Evliyânın büyüklerinden
Molla Câmi hazretlerine, Sofiyye-i aliyyeden "Tezkiret-ül evliyâ"nın sahibi F.Attâr
hazretlerine ve daha ba ka evliyâ ve ulemâya hâince dil uzatmakta, mü rik demektedir. Hattâ
daha a ır ifâdeler kullanıyor. Böyle kimseler için "Kâfirûn" sûresini okuyup erlerinden
Allaha sı ınmak lâzımdır.
Zâlim ya lı terzi, Lokman sûresinin, (Allaha irk ko ma! Do rusu irk, büyük bir
zulümdür) meâlindeki 13.âyet-i kerîmesini delil gösterip, (Gazâlî, peygamberlerden kıssalar
anlatıyor, âyetler, hadîsler yazıyor, kaynak vermiyor. Allah adına âyet uyduruyor. irke
girdi i için büyük zulüm i liyor) diyor.
Dînimizde delil dört iken, bu sapık, bilhassa (Kıyâs-ı fukahâ)yı hiç kabûl etmiyor.
Kur' ân-ı kerîmden de, mâm-ı a' zam hazretleri gibi âlimlerin anladı ını de il, kendi
anladı ını ölçü olarak alıyor. Hâlbuki Kur' ân-ı kerîmde, (Bilmiyorsanız âlimlere sorun)
buyuruluyor. (Nahl 43)
(Âlimler peygamberlerin vârisidir) hadîs-i erîfi ise me hurdur. Dört mezheb imâmı,
Peygamberlerin vârisi olan âlimler de il midir? Bu âlimler, Kur' ân-ı kerîmi tefsîr ediyor.
Zâlim terzi, (Ben Kur' ândan onlar gibi anlamıyorum) diyor. Müfessiri, Kur' ân tercümesi
yazan bir kimse zannediyor. Kim olursa olsun, âlimlere dil uzatan sapıklardan uzak
durmalıdır!

Hangisini okuyacaklar?
Sual: Bir hoca, dinleri birbirine yakla tırmak gâyesiyle, Allahın evi diyerek, kilisede
Kurân-ı kerîm okudu. Hıristiyanlar da câmide ncil okuyacaklarmı . Uygun mudur?
CEVAP
Dört incilden hangisini okuyacaklar? ncillerin Allah kelâmı olmadı ını Hıristiyanlar da
kabûl ediyor. Câmide incil okunması câiz de ildir. Câmiye abdestsiz bile girmek câiz
de ildir.
Allahü teâlâya ibâdet edilen yere Allahın evi denilir. Meselâ Kâ’beye Beytullah, ya’nî
Allahın evi denir. Fakat kilise ve havra Allahın de il, eytanın evidir. Hadîs-i erîfte
buyuruldu ki:
(Câmiler Allahın evidir.) [Hâkim]
Kilisede namaz kılınmaz ve Kurân-ı kerîm okunmaz. E er ba ka yer yoksa kilisede
namaz kılmak câiz olur. Namazdan sonra hemen çıkmalıdır. Çünkü, Kilisede, eytanlar
toplanır. Kilise putlardan temizlenirse namaz kılmak mekrûh olmaz. (R.Muhtâr)
Dinler birle mez. Hak olan hangisi ise onda toplanılır. Domuz sütü ile koyun sütü
birle mez. Birle ince hepsi domuz sütü hükmündedir. çilmesi harâm olur.
Dinler birbirine nasıl yakla tırılacak? Meselâ Hıristiyanlar, müslümanlı a yakla mak
için üç tanrı inancını bırakıp iki tanrıya mı inanacaklar? Müslümanlar da Hıristiyanlara
yakla mak için iki tanrıya mı inanacaklar? Hıristiyan, iki tanrıya, hattâ bir tanrıya da inansa,
dînine bir zarar gelmez. Fakat müslüman iki tanrıya inanırsa kâfir olur. Onun için Kâfirun
sûresinde, (Sizin dîniniz size, benim dînim bana) buyurulmu tur.

Cehalet fa izmi mi?


Sual: Din cahili bir yazar, (Kilise eytanların evi demek, fikir fa izmidir. slâm dini,
Hıristiyanlı ı ve kitaplı dinleri hak bilir) diyor.
CEVAP
Kur’an-ı kerimde ise, (Hak din yalnız slâmdır) buyuruluyor. (Al-i mran 19)
Madem Hıristiyanlık hak din idi de, slâmiyet niçin geldi? Demek ki, bozulup aslî
hüviyetini kaybetmi ki, slâmiyet gelmi tir. Böyle din cahilli ine de cehalet fa izmi mi
deniyor ki?

Dînimizi bozmaya çalı anlar


Sual: Ba’zı yazarlar, “Din budur”, “ te gerçek slâm”, “Kur’ân müslümanlı ı” gibi
ifâdelerle âyetleri kendi kafasına göre açıklayarak, mezheplerin Kur’âna aykırı oldu unu,
islâm âlimlerinin yanlı yolda oldu unu söylüyorlar. Aynı âyetten birkaç ma’nâ nasıl
çıkarabiliyorlar?
CEVAP
mâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki:
(Bir hükmün do ru veya yanlı oldu u Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun
olup olmamakla anla ılır. Çünkü Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan her ma’nâ,
her bulu kıymetsizdir, yanlı tır. Çünkü her sapık kimse, Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i erîflere
uydu unu iddia eder. Yarım aklı, kısa görü ü ile, bu kaynaklardan yanlı ma’nâlar çıkarır.
Do ru yoldan kayar, felâkete gider. Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:
(Kur’ân-ı kerîmde bildirilen misâller, ço unu küfre sürükledi i gibi, ço unu da
hidâyete ula tırır.) [Bekara 26]
Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri ma’nâlar do rudur, bunlara uymıyanlar yanlı tır.)
[Müj.Mek. 286]
eytânın yardımcıları
Yine mâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
( nsanların kötüsü, kötü âlimlerdir. Bunlar, dîn, îmân hırsızlarıdır. Kur’ân-ı kerîmde,
(Onlar kendilerini müslüman sanıyor. Onlar son derece yalancıdır, eytan onlara
musâllat olmu tur. Allahü teâlâyı hatırlamaz ve ismini a ızlarına almazlar, eytana
uymu lar, eytan olmu lardır. Biliniz ki, eytana uyanlar ziyân etti, ebedî saâdeti
bırakıp, sonsuz azâba atıldı) buyuruluyor.
Büyüklerden biri, eytanın bo oturdu unu görünce sebebini sorar. eytan, (Zamanın dîn
görevlileri olan kötü âlimler, insanları yoldan çıkarmakta, bana o kadar yardımcı olmakta ki,
bu mühim i i benim yapmama lüzûm kalmıyor) der. Böyle kötü kimselerden uzak
durmalıdır!) [Müj.Mek.33]
nsanların en iyisi iyi âlimler oldu u gibi, en kötüsü de kötü âlimlerdir. Hadîs-i erîfte
buyuruldu ki:
(Ümmetim, kötü âlimler, câhil âbidler yüzünden helâk olur. Kötülerin en kötüsü
kötü âlimlerdir. yilerin en iyisi de iyi âlimlerdir.) [Dârimî]
imdi kendi görü lerini, sapıklıklarını din gibi ortaya atanlar ço aldı. Hadîs-i erîfte,
(Ümmetim, kötü din adamlarından çok zarar görecektir) buyuruldu. (Hakîm)
Zamanımızda hakîkî âlim çok azaldı. Önceki âlimler, asr-ı saâdete yakın zamanda
ya adıkları için de kıymetli idi. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki:
( nsanların en hayırlısı benim asrımdaki müslümanlar [Eshâb-ı kirâm]dır.
Bunlardan sonra en iyileri, bunlardan sonra gelenler [tâbi’în]dir. Onlardan sonra da en
iyileri, onlardan sonra gelenler [Tebe-i tâbi’în]dir. Artık bunlardan sonra yalan yayılır,
bunların sözlerine ve i lerine inanmayınız!) [Buhârî, Müslim]
Tabi’înden olan büyük âlimleri, onların yolunu, kurdukları mezhebleri be enmeyip, dört
mezhebden farklı kitap yazıp, (Biz bir mezhebe göre de il, slâma göre yazıyoruz) diyen
câhiller, kendilerinin büyük âlim olduklarını söylüyorlar. Hâlbuki hadîs-i erîfte buyuruldu
ki:
(Âlimim diyen câhildir.) [Taberânî]
Bid’at ehli bu sapıklar, kâfirlerden daha zararlı olur. En büyük kâfirlerden biri Deccâl
oldu u hâlde, hadîs-i erîfte, (Sizin için Deccâl’dan daha çok, sapık imâmlardan
korkuyorum) buyuruldu. ( .Ahmed)
Kâfir, insanın canına kastedebilir. Fakat dört mezhebe uymıyan bu sapıklar, insanın
îmânına kastedip ebedî Cehennemlik olmasına sebep olur.Bu zamanda sapıklık ço aldı ı
için, “âlimim” diye ortaya çıkan kimselerin pe inden gidenler sapıtabilir. Fakat eskiden
gelmi , dost-dü man tarafından Ehl-i sünnet âlimi oldu u bildirilen, mâm-ı a’zam, mâm-ı
âfi’î, mâm-ı Mâlik, mâm-ı Ahmed, mâm-ı Gazâlî, mâm-ı Rabbânî gibi her biri birer
güne olan âlimlerin yolundan gidilirse, kurtulu a erilir.
Dört mezhebden birine uymıyan bni Teymiyye, evkânî, Abduh, Re it Rızâ gibi
sapıkların yoluna uyan da dalâlete dü er. “Ehl-i sünnetim” diyen her müslümanın, dört hak
mezhebden birisine uyması lâzımdır. (Hadîka, Berîka)
Yedullah meselesi
Sual: Okudu um bir kitapta, "Yedullah" kelimesini "Allahın kudreti" olarak
açıklamanın asla caiz olmadı ı söyleniyor. Hadis-i erifte geçen böyle kelimeleri alimlerimiz
açıklamamı mıdır?
CEVAP
Mücessime ve mü ebbihe denilen [yani Allahü teâlâyı bir cisim olarak kabul eden ve
Ona insanlardaki gibi uzuvlar isnad eden] fırkalar, dini yıkmaya çalı ınca, slâm âlimleri, bu
hususta kitaplar yazarak, bunlara gerekli cevapları vermi lerdir. Bugün, kendilerine
selefiyim diyenlerin aynı yolu tuttu unu görüyoruz. mam-i Gazalî hazretleri buyurdu ki:
(Cehalet ve dalalet fırkaları, Allahü teâlânın zatı ve sıfatı hakkında, Cenab-ı Hakkın
münezzeh oldu u eyleri Ona isnad ediyorlar. Bu dalaletlerine de "Selefin yolu" diyerek
selef-i salihine, [yani Eshab-ı kirama ve Tabiin-izama] iftira ediyorlar. Selefin itikadını sana
beyan edeyim. Yedullahtaki yed kelimesini el gibi dü ünmemelidir. Mesela "Falanca ehir,
falanca valinin elinde" denilince, o ehrin valinin elinin içinde de il, onun idaresi altında
oludu u anla ılır. Bu bakımdan yedullah ifadesini Allahın kudreti olarak anlamalıdır.)
[ lcam-ül-avam]
Yine, mam-ı Gazalî hazretlerinin bildirdi i gibi, di er ifadeleri de böyle açıklamak
gerekir. Mesela (Zıllullah) ifadesine de "Allahın gölgesi" demek do ru de ildir. Bu
husustaki hadis-i erifi açıklarken, (Kendisinden ba ka himaye edenin bulunmadı ı bir
günde Allahü teâlâ, yedi sınıf insanı kendi himayesine alır) demelidir. Yoksa "Kendi
gölgesinde gölgelendirir" dememelidir. Çünkü bu ifadeden, Cenab-ı Hakkın cisim oldu u
gibi bir mana çıkaranlar olabilir. Nasıl "Beytullah" yani "Allahın evi" kelimesini, hâ â
Allahın barındı ı bir ev olarak anlamıyorsak, hadis-i eriflerde geçen "Yedullah", "Zıllullah"
kelimelerini de zahir manaları gibi anlamayıp, tevil etmemiz gerekir. Bir bid' at ve dalalet
olan selefiyye sapıklı ını önlemek için, slâm âlimleri müte abih ayet ve hadisleri tevil
etmi lerdir. Ancak bu tevil i inde haddi a ıp slâm âlimlerinin bildirdiklerine uymıyan mana
verenler de sapıtmı lardır. slâm âlimlerinin bildirdiklerine uymıyan bütün kitaplar, muteber
de ildir.

“Ol Cehenneme girse gerek”


Sual: Bir yazar, Abduhçu birini överek, (Bu zât, mülhidleri, ateistleri, zındıkları sevdi i
için ho görünün zirvesine çıkmı tır. Yûnüs Emre ise, bir taraftan “Yaratılmı ı ho gördük,
Yaratandan ötürü” diyerek ho görülü ünü sergilerken, bir taraftan da, “Be vakit namaz
kılmıyan, bilin müslüman olmadı, ol Cehenneme girse gerek” diyerek müsamahasızlık
çukuruna dü mü tür) diyor. Yazarın dedi i gibi ho görülü olmak gerekir mi? Kâfiri seven
küfre dü mez mi?
CEVAP
Ho görü ne demektir? TDK’ nın sözlü ünde, (Her eyi anlayı la kar ılayarak olabildi i
kadar ho görme durumu) deniyor. Dikkat ediniz, her ey deniyor. Yine TDK’da, Mezhebi
geni ifâdesini ta’rîf ederken, (Nâmus konusunda a ırı ho görülü davranan kimse) deniyor.
Yazara göre, ho görü denilen eyin bir sınırı yoktur. Ne kadar ho görülürse, o kadar iyidir.
Halbuki sınırsız hürriyet gibi, sınırsız ho görü de çok yanlı tır. Kötüler ho görülür mü?
Anar istler ve di er suçlular ho görülürse, cemiyetin nizamı nasıl sa lanır?
Kâfirleri sevmemek lâzım ise de, dînimizin emri gere i, onlara eziyet etmek, kalblerini
incitmek harâmdır.Zarûret olunca, onlara dostluk göstermek de câizdir. Sevmemek ayrı,
onları üzmek ayrı eydir. Kâfir sevilmez. Din adına, kâfirin, kâfirli ini ho görmek
tehlikelidir. Allahü teâlâ, bu yazarın anladı ı ma’nâda hiç bir müslümanı ho görünün
zirvesine çıkarmasın!
Müslüman, dînimizin izin verdi i ölçüde ho görülü olur. Bunun azı da, ço u da
zararlıdır.Yûnüs Emre hazretlerinin, “Yaratılmı ı ho gördük, Yaratandan ötürü” diyerek
yetmi iki millete aynı gözle bakması, dînimize aykırı de ildir. Dînimizde ırk üstünlü ü
yoktur. Bir hadîs-i erîfte, ( nsanlar [insan olarak] bir tara ın di leri gibi e ittir)
buyurulmu tur. ( bni Lâl)
Bunun için kâfir de olsa, bir kimseden kendini üstün görmek câiz de ildir. Çünkü kâfir,
müslüman olup ebedî saâdete kavu abilir, müslüman da, maazallah küfre dü üp
Cehennemlik olabilir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, (Gel, gel, her kim olursan ol
gel, mü rik, mecûsî olsan veya puta tapsan da gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı
de ildir. Tevbeni yüz defa bozmu olsan da gel) diyor. Ma’nâsı, (Gel sana müslümanlı ı
ö reteyim de gerçe i gör) demektir. Çünkü Allah için olmıyan sevgi ve dü manlı ın hiç
önemi yoktur. Hadîs-i erîfte buyuruluyor ki:
(Îmânın en sa lam temeli ve en kuvvetli alâmeti, hubbi-i fillah, bu d-i fillahtır.)
[E.Dâvüd] (Ya’nî, müslümanları sevip, onlara yardım ve hayır duâ etmek ve dîn-i islâmı
be enmiyenleri, islâmiyete ve müslümanlara dü manlık edenleri sevmemek ve îmâna,
hidâyete kavu maları için duâ etmektir. Bu d, sevmemek, dü manlık etmek demektir. Bu d-
i fillah, Allah için sevmemek, Allah için dü manlık etmek demektir. Bunun zıddı ise “Hubb-
i fillah”tır. Allah için sevmek, Allah için dostluk etmektir.)
Resûlullah buyurdu ki: (Cebrâîl aleyhisselâm gibi ibâdet etseniz, mü’minleri, Allah
için sevmedikçe ve kâfirleri Allah için kötü bilmedikçe, hiç bir ibâdetiniz, hayrât ve
hasenâtınız kabûl olmaz!) [Ey O ul lm.]
Allahü teâlâ, Hz.Mûsâ’ya sordu:
- Yâ Mûsâ, benim için ne i ledin?
- Yâ Rabbî, senin için namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim, zikrettim.
- Yâ Mûsâ, kıldı ın namazlar, seni Cennete kavu turacak yoldur, kulluk
vazîfendir. Oruçların, seni Cehennemden korur. Verdi in zekâtlar, kıyâmette, sana
gölgelik olur. Zikirlerin de, o günün karanlı ında, sana ı ıktır. Bunların faydası
sanadır. Benim için ne yaptın?
- Yâ Rabbî, senin için ne yapmak gerekirdi?
- Sırf benim için dostlarımı sevip, dü manlarıma dü manlık ettin mi?
Mûsâ aleyhisselâm, Allahü teâlâyı sevmenin, O’nun için olan en kıymetli amelin, Hubb-
i fillah ve Bu d-i fillah oldu unu anladı. (Mektûbât-ı Ma’sûmiyye)
Cenâb-ı Hak, Hz. Îsâ’ya da vahyetti ki: (E er yerlerde ve göklerde bulunan bütün
mahlûkların ibâdetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve dü manlarıma dü manlık
etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [K.Saâdet]

Bilmeden yazıp çizmek


Sual: Bayan bir yazarın makalesi ektedir. Birilerini tenkid ederken, bilmedi i dîni
konulara girip, yanlı üstüne yanlı yapıyor. Bir cevap verir misiniz?
CEVAP
Bayan yazarın, mahrem erkek akrabâsı olmadan kadının niye hacca gidemiyece ini,
âdetli iken niçin harem-i erîfe giremiyece ini ve tavâf edemiyece ini aklı almamı .
(Mevlüt efendi, mazeretli kadının Kâ’beyi tavâf edemiyece ini söylüyor. Tanrı tavâf hakkını
yalnız erke e verecek kadar adâletsiz midir? Diyelim ki kadın, hac esnasında regl oldu,
ertesi sene gidince yine regl oldu. Ne olacak) diyor. Dînin emrini bildirenlere, (Bunların
hepsinin psikolo a ihtiyacı var) diyor.
imdi açıklıyaca ımız gibi, bayan yazarın dîni hiç bilmedi i görülünce, acaba onun neye
ihtiyacı olacaktır? Herhalde dînî bilgi veren bir mektebe ihtiyacı olacaktır.
Türkiye’de oy kullanma ya ı 18’dir. Milletvekili seçilme ya ı 30’dur. imdi 17
ya ındaki bir gencin, (18 ya ındaki gençler, oy kullanıyorlar da, ben niçin oy
kullanamıyorum. Bu ne adâletsizlik) demeye hakkı var mıdır? Yirmi ya ındaki bir gencin de,
(otuz ya ındakiler milletvekili adayı olurken, ben niye olamıyorum) demesi acaba normal
midir? Bir avukatın, (Bana niçin doktorluk yaptırmıyorlar) demesi, bir doktorun da, (Bana
niçin avukatlık yaptırmıyorlar. Böyle adâlet olmaz) demesi normal midir? Asıl böyle
diyenler psikologluk de il midir? Birçok ülke, pasaportu olmıyan kimseyi, geri çeviriyor,
ülkesine koymuyor. Pasaportsuz birinin, (Herkes gidiyor, beni niye koymuyorlar? Bu ne
adâletsizlik) demesi elbette yanlı tır.
Dînin kurucusu Allahtır. Kuralları koyan O’dur. Kur’ân-ı kerîmi gönderen O’dur.
Kur’ân-ı kerîmi hadîs-i erîfleriyle açıklıyan O’nun elçisidir.
En büyük elçisi Muhammed aleyhisselâm buyuruyor ki:
(Allahü teâlâya ve âhıret gününe inanan bir kadının, yanında babası veya o lu veya
kocası veya erkek karde i veya bir mahremi olmadan üç günlük ve daha fazla bir yola
gitmesi helâl olmaz.) [Bu hadîs-i erîfi, büyük hadîs âlimlerinden mâm-ı Buhârî
bildirmektedir.]
(Kocası veya mahremi olmıyan müslüman bir kadının, hacca gitmesi helâl olmaz.)
[Bu hadîs-i erîfi, büyük hadîs âlimlerinden mâm-ı Taberânî hazretleri bildirmektedir.]
(Kadın, yanında bir mahremi [nikâh dü miyen erkek akrabâsı] olmadan hacca
gidemez.) [Bu hadîs-i erîfi, büyük hadîs âlimlerinden mâm-ı Bezzâr hazretleri
bildirmektedir.]
Bayan yazar bunları bilmiyebilir. Bilmedi i de meydandadır. Bilmedi i konuları ele alıp
da, bilenlerin yanında gülünç duruma dü mesi âkıl kârı mıdır? Regl olan bir kadının namaz
kılmaması, oruç tutmaması ve tavâf yapmaması Mevlüt efendinin dü üncesi de ildir.
Kadının muayyen özürlü iken Harem-i erîfe girememesi de, M.Talû’nun fikri de ildir.
Bunlar Allahın bildirdi i hükümdür. Bunları kimse de i tiremez. Pasaportsuz yabancı bir
ülkeye gidilemedi i gibi, temiz, abdestli olmıyan da Harem-i erîfe giremez.
Bu konuda Allahın sevgili elçisi buyuruyor ki:
(Hayzlı [regl, âdetli olan] kadın namaz kılamaz.) [Bu hadîs-i erîfi, büyük hadîs
âlimlerinden mâm-ı Ebû Dâvüd hazretleri bildirmektedir.]
(Kâ’be’yi tavâf etmek, namaz kılmak gibidir. Namaz kılarken abdestli olmak
gerekti i gibi, Kâ’be’yi tavâf ederken de abdestli olmak gerekir.) [Bu hadîs-i erîfi,
büyük hadîs âlimlerinden mâm-ı Tirmizî hazretleri bildirmektedir.]
(Cünüp ile hayzlı veya nifâslı kadına mescide, câmiye, harem-i erîfe girmek helâl
olmaz.) [Bu hadîs-i erîfi, büyük hadîs âlimlerinden mâm-ı Muhammed ibni Mâce
hazretleri bildirmektedir.]
Kadın, tavâf ederken regl olursa, en fazla on gün bekler. Temizlenince tavâf eder. Ertesi
sene gelmesine gerek yoktur. Telbiye sırasında sesini yükseltmemesi de yine dînimizin
emridir. Ârif olana bu kadar yetmez mi?

lim ve cehâlet
Sual: Ben hoca de ilim. Dînî bilgim yoktur. Gazetenizde ve yayınladı ınız kitaplardaki
bütün bilgiler yanlı tır. Sebebi de aklıma ve di er gazetelerden okudu um bilgilere uygun
gelmiyor. Meselâ ( lim Çin’de de olsa alınız) sözü, hadîs olmadı ı hâlde, hadîs diye nasıl
yazabiliyorsunuz? Bir gazetede hadîs olmadı ını okudum. 22 Nisan tarihli Gazâlî’nin
hyâ’sından aldı ınız yazı yanlı tır. Bir doktor bir kadına, 40 gün sonra öleceksin nasıl
diyebilir? Gazâlî de sizler gibi karacâhilin birisi imi . Bu asırda onun bildirdikleri ile hareket
edilir mi? Sizin kitaplardaki kö eli parantez içindeki yazılar, günümüzün problemleridir.
Nasıl olur da, bin sene önce öyle söylenmi tir? Meselâ bin sene önceki bir yazarın kitabında
tv’den bahsediliyor. Bu nasıl olur?
CEVAP
1- Tıp bilgisi olmıyanın bir doktoru tenkid etmesi gülünç oldu u gibi, dînimizden
tamamen habersiz biri, dînî konuda kulaktan duydu u, gazetelerden okudu u, yalan yanlı
bilgiler üzerine, mâm-ı Gazâlî hazretleri gibi, büyük bir din otoritesini nasıl tenkid edebilir?
Tenkid edilen yazı u:
“Bazı hallerde cehalet, bazıları için daha faydalıdır. Çocu u olmıyan, bir hanım doktora
gider. Doktor, nabzına bakıp, “Do urmadı ı iyi, çünkü bu kadın, kırk güne kalmaz ölür”
der. Hanımı deh etli bir korku sarar, vasıyetini yapar. Kırk gün yemez içmez, matem içinde
günleri geçer. Kırk gün geçti i hâlde ölmeyince, kocası doktora durumu bildirir. Doktor der
ki:
- imdi çocuk do urur.
- Nasıl olur doktor bey?
- Hanımınız çok i mandı. Ondaki ya ın çocuk olmasına mani oldu unu anladım. Bu
kadını ölüm korkusundan ba ka bir ey zayıflatmaz diye onu ölümle korkuttum. imdi
zayıfladı, ya eridi, çocu un do masına mani kalmadı.”
Hastasını tedavi eden doktordur. Bunu hyâ’da bildiren de, mâm-ı Gazâlî hazretleridir.
Eski bir siyâsetçinin zannetti i gibi, mâm-ı Gazâlî hazretleri, bir köy imâmı de ildir. Sözü
dinde senet büyük bir âlimdir. (rahmetullahi teala aleyh)
Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki:
(Kim bir âlimi a a ılarsa, Allahü teâlâ da, onu a a ılar.) [R.Nâsıhîn]
(Ehli olmıyana ilimden bahseden, domuzların boynuna inci kolye asan kimseye
benzer.) [R.Nâsıhîn]
(Âlimler peygamberlerin vârisidir.) [Ebû Dâvüd, .Mâce, Tirmizî, Deylemî, .Neccâr]
(Âlimler, yeryüzünün ı ıkları, benim ve di er enbiyânın vârisleridir.) [Ebû Nuaym]
(Âlimler olmasaydı, insanlar helâk olurdu.) [R.Münîre]
Böyle zâtlara dil uzatanın dili kurur.
2- ( lim Çin’de de olsa alınız) hadîs-i erîfini birkaç mezhepsiz uydurma demi ise de,
Deylemî, Taberânî, Beyhekî, bni Adîy, bni Abdilber, Muhammed Gazâlî gibi büyük âlim
ve muhaddisler, bu hadîs-i erîfin sahîh oldu unu bildirip kitaplarına almı lardır. Bu âlimlere
de il de, birkaç mezhepsize inanmak câhillik olur.
3- Kö eli parantezin açıklama oldu unu, kitabın aslında bulunmadı ını bilemiyorsanız
biz ne yapalım? Açıklamasız kitap tercüme etmek faydalı olmaz. Belki de birçok zararları
olur. Onun için slâm âlimleri uzun uzun erhler yazmı tır.

Mahallî yazarın tenkidleri


Sual: Mahallî bir gazetede yazarın biri, ekteki makalesinde, Bir Bilene Soralım
kö esindeki yazıları tenkid ediyor, (her sene aynı yazılar yazılıyor ve fitil ve benzeri eylerin
orucu bozup bozmıyaca ı husûsunun oruçla ne ilgisi var, slâmiyet bu mudur?) deniyor.
slâmiyetin ne oldu una dâir bir alternatif söylemiyor. Tenkidinde haklılık payı var mıdır?
CEVAP
Yazar, slâmiyeti bilmedi i gibi, nelerin orucu bozaca ını da bilmiyor. slâmiyet her
sene de i mez. Bu sene slâmın artı be denmi se, gelecek sene bu altı olmaz. Azalmaz da,
ço almaz da. Bu sene, (hastaya serum vermek orucu bozar) denmi se, gelecek sene
(bozmaz) denilemez. Aslında de i ik yazan varsa, o tenkid edilmelidir! Hep aynı eyi yazan
tenkid edilir mi? imdi mahallî yazara soruyoruz, slâmiyet bu de ilse nedir? Her sene
de i mesi mi gerekir?
Yazar, orucun ne oldu unu, orucu nelerin bozdu unu bilmiyor ki, (vücuda giren eylerin
orucu bozup bozmıyaca ından bahsedilmez) diyebiliyor. Önce oruç nedir ve neler orucu
bozar, kısaca bir ta'
rîfini yapalım!
Oruç, fecrin a armasından, güne batıncaya kadar, yiyip içmeyi ve orucu bozan di er
eyleri terketmektir. Di er bozan eyler nelerdir? Yaradılı ta bulunan deliklerden içeri giren
eyler orucu bozdu u gibi, vücuttaki yaraya konulan ilâç, sindirim yollarına sızarsa, yine
oruç bozulur. ne [enjeksiyon], serum orucu bozar. Çünkü bunlar sindirim yoluna gider.
(Tahtâvî)
Hastalık için kullanılan fitiller, tabiî deliklerden verilir. A rı kesici, ate dü ürücü fitiller
oldu u gibi, romatizma, mantar, bulantı, hemoroid ve kabızlık önleyici fitiller de vardır.
Serum yolu ile de ilâç ve gıda verilebilir. Tabiî deliklerden ilâç olmıyan maddeler de girerse
yine oruç bozulur. Bunları sormak ve bunlara cevap vermekten tabiî ne olabilir? Fakat yazar,
(bunlar pis, anormal ve manyakça sorular) diyor. Acaba aynada kendini mi görüyor?

Uydurma sanılan hadis-i erifler


Sual: A a ıdaki hadislerin kayna ı nedir?
CEVAP
Kaynakları öyle:
(So uktan sakının, çünkü karde iniz Ebüdderdanın ölüm sebebidir.) [Darekutni]
(Töhmetten, dedikoduya sebep olacak yerlerden sakının.) [ .Manavi- .Gazali]
(Ekme e hürmet edin!) [Beyhekî, Hakim]
(Toprak yemek her müslümana haramdır.) [Deylemî]
(Ya Rabbi, hükümdarı ve mahiyetindekileri ıslah eyle.) [ .Münavi- . Gazalî]
(Ben ilmin ehriyim, Ali de kapısıdır.) [Deylemî, Taberânî]
(Sadaka vermekte acele edin, çünkü belâ sadakayı geçemez.) [Beyhekî]
(Din temizlik esası üzerine kurulmu tur.) [ . Gazalî]
(Bir saatlik tefekkür, bir senelik ibâdetten hayırlıdır.) [Ebu eyh]
(Kalbler, iyilik edenleri sevecek kötülük edenlere de bu zedecek ekilde yaratılmı tır.)
[Beyhekî, Ebu Nuaym]
(Bir eyi sevmen seni kör ve sa ır eder.) [ bni Mace]
(Dünya sevgisi bütün hataların ba ıdır.) [Beyhekî]
(Ümmetimin kadınlarının hayırlısı yüzü güzel ve mehri az olandır.) [ bni Asakir]
(Dünya ahıretin tarlasıdır.) [Deylemî]
(Küçük cihaddan döndük, [nefsle olan] büyük cihada ba ladık.) [Beyhekî, . Gazalî]
(Arabın seyyidi Alidir.) [Ebu Nuaym]
(Kadınlara itaat pi manlıktır.) [Hakim, Deylemî, bni Lal]
(Cömerdin yeme i ifa, Cimrinin yeme i hastalıktır.) [Hakim, Deylemî, bni Lal]
(Müminin kalbi tatlıdır, tatlıyı sever.) [Beyhekî]
(Kerim, gücü yetti i hâlde affedendir.) [Taberânî]
(E er yoksul, yalan söylemiyorsa, onu reddeden iflah olmaz.) [Künuz-üd-dekaık]
(Mümin, Rabbine mülaki oluncaya kadar rahat etmez.) [ bni Nasr]
(Ümmetim için en korktu um ey, kadın ve içki fitnesidir.) [Süyutî]
(Dostlara meclis dar gelmez.) [Hatib]
(Müslüman olarak öl, gerisine karı ma!) [Deylemî]
(Hastalık ani gelir, fakat yava çıkar.) [Deylemî]
(Birinin müslüman olmasına sebep olan Cenneti hak eder.) [Taberânî]
(Allahü teâlâ, bir zâlime yardım edene o zâlimi musallat eder.) [ bni Abakir]
(Gurbetteki garibe yardım eden Cenneti hak eder.) [Deylemî]
(Devamlı gece namazı kılanın yüzü güzelle ir.) [ bni Mace]
(Cimri, Cennete girmez.) [Taberânî]
(Namaz dinin dire idir.) [Taberânî, Beyhekî]

Uydurma hadis üzerine


Din dü manları ve bid’at ehli çıkardıkları bazı sözlere hadis demi lerse de, Ehli sünnet
âlimleri bu sözleri kitaplarına almamı lardır. Hiçbir slam âliminin kitabında uydurma hadis
yoktur. Kitabına uydurma hadis alan kimse zaten slam âlimi denmez. slâm âlimleri, hadis
uydurmanın ve uydurulmu hadisi nakletmenin vebalinin büyüklü ünü bildikleri için,
kitaplarına uydurma hadis almazlar. Çünkü hadis-i erifte, (Benden duydu unuz âyet ve
hadisi tebli edin! Beni srailden bildirdiklerimi de söyleyin! Yalnız bana bilerek yalan isnat
eden, cehennemdeki yerine hazırlansın!) buyuruluyor. (Buharî)
Bu âlimlerin kitaplarındaki hadis-i eriflere uydurma demek büyük bir insafsızlık ve
cehalettir. Hanefilere göre, deniz ha aratı yenmez, di er üç mezhebe göre yenir. Hanefi,
di er üç mezhebe sizin ictihadınız yanlı diyemedi i gibi, üç mezhep de, Hanefi’ye sizinki
yanlı diyemez. Bir hadise bir âlim mevdu derken, öteki sahih diyebilir. Bu âlimler, birbirine
dil uzatmaz. Seyyid Abdulhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki:
Hadis ilminde müctehid bir âlim, bazı âlimlerin sahih dedi i bir hadise mevdu diyebilir.
Müctehidin böyle demesi; “Bu hadis, Peygamber efendimizin sözü olamaz" anlamında
de ildir. Bu hadis benim usulüme göre hadis de ildir, uydurmadır; fakat ba ka bir
muhaddise göre sahih olabilir” demektir. Farklı ictihadlar da aynen böyledir. Bana göre
do rusu bu der; fakat farklı ictihadda bulunan müctehide dil uzatmaz. Çünkü hiçbir Ehl-i
sünnet âliminin kitabında uydurma hadis olmaz. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına dil
uzatmamalı ve onların kitaplarında uydurma hadis var sanmamalıdır.
Bir dergide, daha çok mezhepsizlerden ahit gösterilerek sahih olan bir çok hadise
uydurma damgası basılıyor. Biz de muhaddisleri ve slam âlimlerini delil göstererek onların
sahih oldu unu ispat ediyoruz. Uydurma hadise sahih demek ne kadar tehlikeli ise, sahih
olan hadise uydurma demek, Resulullahın mübarek sözünü yalanlamak olaca ından en az
onun kadar tehlikelidir. Bir de slâm âlimlerinin kitaplarından örnekler veriliyorsa, o âlime
suizan edildi inden ikinci bir tehlike meydana geliyor. Günümüzün mezhepsizleri
Resulullahın varisleri olan bu âlimleri küçük dü ürmeye çalı ıyorlar. imdi verilen
kaynaklara bakalım:
Mezhepsiz Yusuf Kardavi bile delil olarak gösterilmi . Halbuki bu mezhepsiz, resmen
benim mezhebim yok diyor. Ça da fetvalar kitabına bakalım: “ nce çoraba meshedilir”
diyor. Dört mezhepte de mesh caiz olmaz. “Fitil kullanmak orucu bozmaz” diyor. Hâlbuki
dört mezhebde de bozar. “Ha ha , kenevir ve tütün ekmek haramdır. Çünkü bunlar kötü
yerlerde kullanılıyor” diyor. Bunlardan afyon, tıbda çok kullanılır. laç olarak az miktarda
kullanmak ise caizdir. Kötü yerlerde de kullanılıyor diye ha ha ekmeye haram demek, arap
yapılıyor diye üzüm yeti tirmeyi yasaklamaya benzer. “Hastaya Kur' an okumak, âyetleri
muska eklinde üstte ta ımak haramdır” diyor. Daha ba ka sapıklıkları çoktur. Bu mezhepsiz
nasıl kaynak olur ki?
Kardavi’den daha süper mezhepsiz olan Elbani de kaynak olarak gösteriliyor. O Elbani
ki, bni Teymiyeci, mezhepler üstü konu an, telfıkı savunan bir sapıktır. Elbani’nin kitabını
tercüme eden Ali Aslan, yanlı gördü ü bir yere öyle bir not ilâve etmi : “Elbani’nin bu
fetvası, dört mezhebe muhaliftir. Dört mezhebe göre de altın kadınlara helâldir,
bilinsin.” diyor. Böyle kimseler nasıl kaynak ve kitapları niye tercüme edilir ki?

(Dünya, ahiretin tarlasıdır) hadis-i erifine de uydurma deniyor. Peygamber


efendimizin mübarek ana babalarına kâfir demekten çekinmeyen Aliyyül Kari, Zeydi bir
mezhepsiz olan evkani, sahih hadislere uydurma demekle tanınan, Sehavi, Acluni ve
Sagani ahit olarak gösterilmektedir. Halbuki mam-ı Münavi, mam-ı Deylemî, Hâkim-i
Ni apuri, mam-ı Gazali gibi büyük âlimler sahih oldu unu söylemi lerdir.
Yine Sehavi ve Acluni’nin yanı sıra, Dervi el Hut ile süper mezhepsiz Elbani’yi ve
ilim ehlince sahih hadislere mevdu diyen ibni Cevzi’yi ahit göstererek, ( lim Çinde de olsa
alınız) hadis-i erifine de uydurma deniyor. Halbuki hadis âlimlerinden imam-ı Deylemî,
imamı Taberânî, imam-ı Beyhekî, imam-ı ibni Adiy, imam-ı ibni Abdilber gibi hadis
âlimleri ve hüccetül islam ünvanı ile me hur olan imam-ı Gazali hazretleri sahih oldu unu
bildirmektedir. Bu büyük imamların nakletti i bu hadis-i erife uydurma diyenin dili kurur.
Yine Aliyyülkari, Acluni, Elbani, mezhepsizlerin piri ibni Teymiyyenin talebesi bni
Kayyimi ahit gösterilerek, (Kim, â ık olup, a kını gizlese, iffetini muhafaza edip ölse,
ehit olur) hadisi-i erifine uydurma deniyor. Halbuki hadis âlimlerinden Hâkim-i Ni âpûrî
ve Hatîb- Ba dâdî, Hüccetül islam mam-ı Gazali ve Molla Câmi hazretleri bu hadisi
erifin sahih oldu unu bildiriyor.
Yine Aliyyülkari, Acluni ve Sehavi’nin yanı sıra Zeydi mezhepsizlerden evkani delil
gösterilerek, (Âlimlerin mürekkebi, ehitlerin kanı ile tartılır, âlimlerin mürekkebi, a ır
gelir) hadis-i erifine uydurma damgası basılıyor. Halbuki hadis âlimlerinden ibni Neccar,
Hatib-i Ba adi, mam-ı Süyuti ve afii âlimlerinden imam-ı Rafii ve ikinci bin yılın
müceddidi mamı Rabbani hazretleri gibi âlimler, bu hadisin sahih oldu unu
bildirmektedir.
Yine Aliyyülkari, ibni Kayyim ve Elbani ile birlikte mamı Süyuti’den naklen,
(Fâsıkı, hayasızı gıybet etmek günah olmaz) hadis-i erifine uydurma deniyor. Halbuki
hadis imamlarından Haraiti, Ebu Nasr Deylemi, ibni Asakir, ibni Ebiddünya, Beyheki
gibi âlimler, sahih diyorlar. mam-ı Süyuti muteber bir âlimdir, bu hadis-i erif ancak
ona göre mevdu olur, di er âlimlere göre sahihtir. Ba ka âlimlerin sahih dedi i bir hadise
hemen uydurma damgasını vurmak çok yakı ıksız bir harekettir.
Sadece süper mezhepsiz Elbani’yi ahit göstererek, (Eshabım gökteki yıldızlar
gibidir. Hangisine uyarsanız, do ru yolu bulursunuz.) hadis-i erifine uydurma
diyebiliyorlar. Halbuki, hadis imamlarından Beyhekî, Deylemi, Münâvî gibi âlimler sahih
demi tir.
Yine Aliyyülkari, Sehavi, Zeydi evkani ve ibni Cevziyi göstererek, (Kadınlara
itaat pi manlıktır.) hadisi-i erifine uydurma diyor. Halbuki hadis imamlarından Hâkim,
Deylemî, bni Lal, bni Asakir gibi âlimler, uydurma olmadı ını söylemi lerdir.
Yine yalnız Elbani bayku u gösterilip, (Hiç ölmeyecekmi gibi dünya için, yarın
ölecekmi gibi de ahiret için çalı ınız) hadis-i erifine uydurma damgasını basılmı tır.
Halbuki hadis âlimlerinden bni Asakir sahih oldu unu bildirmi tir. Elbani’ye inanıyorlar
da hadis âlimine inanmıyorlar. Bu da kıyamet alametlerinden olsa gerektir.
Yine Aliyyülkari, Elbani, Acluni, mam-ı Süyuti, Sagani ve Dervi ahit gösterilip,
(Dünya sevgisi bütün hataların ba ıdır) hadis-i erifine uydurma deniyor. Halbuki, mâm-
ı Münâvî, Beyhekî, mam-ı Rabbani ve Kenzû’l-Ummal sahibi sahih oldu unu bildiriyor.
Yine Sehavi ve Acluni’ye ilaveten ibni Arrak’ı da yanına alarak, (Zengine zengin
oldu u için tevazu gösterenin dininin üçte ikisi gider) hadis-i erifine uydurma diyor.
Halbuki, Deylemî, mamı Rabbani ve Urvet-ül-vüskâ, Kayyûm-i rabbânî Muhammed
Mâsum-i Fârûkî Serhendî hazretleri sahih demektedir.
Yine Aliyyülkari, Acluni. Sagani, Zeydi evkani ve Elbani’den naklen, Kur’anı
kerimde, (Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdim) mealindeki âyet-i kerimesi ile
övülen Peygamber efendimiz için, (E er sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım) kudsi
hadisine, uydurma demeye çekinmiyorlar. Halbuki sahih oldu u Deylemi ve di er hadis
âlimlerince bildirilmektedir.
Âdem aleyhisselam, Ar ta gördü ü nurun mahiyetini suâl etti. Hak teâlâ buyurdu ki:
(Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin
nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.) [Mevahibi ledünniyye]
Allahü teâlâ yine buyuruyor ki:
(Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile her ne isteseydin, kabul ederdim. O
olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Hâkim]
(Ey Resulüm, brahimi halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha
sevgili hiç bir ey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için
dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) [Mevahib-
ledünniyye]
Hadis-i eriflerde de buyuruluyor ki:
(Âdem aleyhisselam, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselam hakkı için, Onun
hürmetine beni affet diye duâ etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap verece ini bildi i halde,
cevabının da di er insanların duyması için] “ya Adem, onu henüz yaratmadım. Nereden
bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, Ar ta "La ilahe illallah Muhammedün
Resulullah" yazılı oldu unu gördüm. Anladım ki, erefli isminin yanına ancak en çok
sevdi inin, en erefli olanın ismini lâyık görürsün dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki:
“Ya Âdem do ru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine duâ
etti in için seni affettim. E er Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım”)
[Taberânî]
(Allah, brahimi halil edindi i gibi beni de halil edindi.) [Mevahibi ledünniyye]
u hâlde Peygamber efendimiz hem habibdir, hem halildir.
(Levlake...... .lema halaktül eflake) yani, (Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım)
kudsi hadisi, Marifetname’nin ön sözünde, Yusuf-i Nebhani hazretlerinin Envar-ı
Muhammediyye kitabının 13. sayfasında ve mam-ı Rabbanî hazretlerinin Mektubat’ının
122. mektubunda vardır.
Mektubatın farisi ha iyesinde, bu hadisin Deylemî’nin Firdevsinde bulundu u
bildirilmektedir. Deylemî de, Buharî ve di er muhaddisler gibi, me hur ve muteber bir
hadis âlimidir.
Mektubat-ı Rabbanînin 3.cildinde, (Sen olmasaydın Cenneti yaratmazdım), (O
olmasaydı kâinatı yaratmaz, rububiyetimi izhar etmezdim) kudsi hadisleri de
bildirilmektedir.
Miracda Allahü teâlâ, peygamber efendimize, (Senden ba ka her eyi senin için
yarattım) buyurunca, Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem de, (Ben de senden ba ka her
eyi senin için terk ettim) dedi. (Mirat-i kainat)
Acluni, Sehavi, Dervi ve Elbani gibi netameli kimselerden birinin veya birkaçının
uydurma dedi i a a ıdaki hadis-i eriflerin hangi kitaplarda bulundu u sonlarında
bildirilmi tir.
(Çok konu an çok yanılır.) [Taberânî, Askeri]
(Âlimlerin uykusu ibâdettir.) [ .Gazali, mamı Rabbani, Tezkire-i Kurtubî muhtasarı]
(Vatan sevgisi imandandır.) [ mam-ı Rabbani, Hz. Mevlana Mesnevi]
(Bir saat tefekkür, bir sene ibâdetten kıymetlidir.) [Ebu eyh, .Gazali]
(Ümmetimin âlimleri, srâîl o ullarının Peygamberleri gibidir) [ mâm-ı Yâfiî,
mamı Rabbani, Abdülgani Nablusi]
(Allahü teâlâ buyurdu ki: "Ey dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet
edene de güçlük göster") [Ebu Nuaym, Muhammed Hâdimi]
(Her eyin bir anahtarı vardır, cennetin anahtarı da yoksul ve fakirleri sevmektir.)
[ bni Lal, .Süyuti]
(Dünyayı terk etmek, sabırdan daha acıdır. Fisebilillah kılıç vurmaktan da zordur.
Dünyayı terk edene, Allah ehid sevâbı verir.) [Ebu Nasr Deylemî]
(Dünya, ahiret adamlarına haram, ahiret de, dünya adamlarına haramdır. Dünya
ve ahiret ise Ehlullaha haramdır.) [Deylemî]
(Sarıkla kılınan bir namaz, sarıksız kılınan 25 namazın derecesine bedeldir. Sarıklı
kılınan bir cuma namazı, ise sarıksız kılınan yetmi Cuma namazına bedeldir.)
[ .Asakir] öyle bir rivayet de vardır: (Sarıkla kılınan iki rek'at namaz sarıksız kılınan 70
rek'at namazdan efdaldir.) [Ebu Nuaym, Deylemi]
Daha bunlar gibi, slam âlimlerinin kitaplarında bulunan sayısız hadis-i erife uydurma
damgası vurulmu tur. Mezhepsizler, bir hadisi erifi tenkit ederken, bu hadis Kur’anın
ruhuna aykırıdır derler. Birkaç gündür uydurma denilen hadisleri yazdık. Bunların hangisi,
hangi âyete aykırıdır? lk gün yazdı ımız gibi, ictihad ictihadla yok edilemeyece i gibi, bir
âlimin sahih dedi i hadise, yetkili ba ka bir âlim uydurma dese de o hadis uydurma
sayılamaz. Hadis âlimleri tarafından bildirilen a a ıdaki hadislere de, aynı ahıslar ahit
gösterilerek zayıf damgası vurulmak istenmi tir:
( u üç ey için Arabı sevin: Ben arabım, Kur'an Arapça, cennet dili de Arapçadır.)
[Taberani, Beyheki, bni Asakir, Ukayli, Hâkim]
( lerin hayırlısı vasat [orta] olanıdır.) [Deylemî, Beyhekî, .Gazali, .Süyuti, Hadika,
Berika]
(Hikmetin ba ı Allah korkusudur.) [ .Asakir, Beyhekî, .Süyuti]
(Küçük cihaddan döndük, nefsle olan büyük cihada ba ladık.) [Deylemi, Beyhekî,
Hatibi Ba dadi, . Gazalî, .Süyuti]
(Ki inin dini, dostunun dini gibidir, kiminle dostluk etti inize dikkat edin.) [Ebu
Davud, Tirmizî, Hâkim, Askeri, .Süyuti]
(Mü'minin niyeti amelinden hayırlıdır.) [Taberani, Hatîbi Ba dadi, Ziya el-Makdisi]
(Müminin firasetinden korkun, o Allahın nuru ile bakar) [Buhari,Tirmizi,
.Cerir, .Süyuti]

Dinde nakil esastır


Sual: Bazı yazarlar, slâm dini yerine, " slâm nazariyesi" " slâm dü üncesi", " lâhî uur"
tabirlerini kullanıyorlar. Yoksa bunlar slamiyetin semavi din oldu una inanmıyorlar mı?
Küfre dü ürücü ifade kullananın imanı gitmez mi?
CEVAP
Piyasada Allahı tanımakla ilgili ve Allahın varlı ını ispat etmeye kalkı an bir çok kitap
vardır.
Genelde bu kitaplar, akli ve felsefi görü lerle doludur. Kaynakça olarak gösterilen
kitapların ço u da asrımızdaki sapık yazarların eserleridir. mam-ı Rabbani, mam-ı Gazali
büyük slâm âlimlerinin kitaplarından nakil yoktur. Milyonlarca hadis-i erif varken, hadis-i
eriflerden nakil yapmıyorlar. Hep ahsi görü le, ahsi yorumla doludur.
Bu tip yazarlar, küfre dü ürücü sözleri bilmiyor. Zaten Allahın varlı ını ispat ile
u ra anlar, genelde küfre dü ürücü ifadeler kullanıyorlar. slâm âlimleri, (Allahın
yaratmak, var olmak gibi sıfatlarını insana vermek veya insanın, akıl, uur, hafıza ve
dü ünce gibi yaratılmı olan sıfatlarını Allaha vermek küfürdür) buyuruyorlar.
Mesela bir kimse, (Allah akılsızdır) dese, bu bir hakaret olaca ı için küfre dü er. (Allah
akıllıdır) dese, bu sefer de, onu yaratık kabul etti i için küfre dü er. (Allah iyi dü ünür) dese
yine kâfir olur. Çünkü akıl, uur, hafıza, dü ünme i i mahluktur, yani yaratıktır. Allahın
böyle sıfatları yoktur. Yazarlar ise bunun gibi büyük hatalara dü mü tür. (Yaratılmı olanın
özelliklerine bakarak, yaratanın özelliklerini bulmaya çalı aca ız) diyorlar. slâm
âlimleri, (Bilinenle bilinmeyen mukayese edilmez) buyuruyor.
Yazarlar i e yanlı ba ladı ından yanlı sonuçlar çıkarıyorlar. nsan vasfı sayar gibi,
Allahın vasfını sayıyorlar. (Allah çok akıllıdır, hafızası çok geni tir, çok hızlı dü ünür,
çok çalı kandır) diyorlar. Senâüllah Pânî-pütî hazretleri (Allahü teâlânın varlı ı,
sıfatları, razı oldu u eyler, ancak peygamberlerin bildirmesi ile anla ılır. Akıl ile
anla ılamaz.) buyuruyor.
Kimi yazar da Allah özenerek yaratır diyor. Böyle söylemek Allahı âciz sanmaktan ileri
gelir. Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Bir eyin olmasını istedi imiz zaman, ona sadece ol
deriz, o da, hemen oluverir.) [Nahl 40]
Bu yazarlar kaderi de iyi bilmiyorlar, ( nsan, kendi kaderine tesir eder) diyor. Kader,
de i meyen son ekildir. Kaderi Allah da de i tirmez. Allahın vasıflarını bildirirken,
âlimlerin kitaplarından alarak, sıfat-ı zatiyye ile sıfat-ı sübütiyyeyi, yazsalar, büyük hizmet
etmi olurlar. Kendi görü leri, kendi akıllarını din gibi ortaya atıyorlar. Hadis-i erifte, (Dini
aklı ile ölçen kadar zararlı kimse yoktur.) buyuruldu. (Taberânî)
Bu çe it yazarlar, slâm dini yerine, " slâm nazariyesi" " slâm dü üncesi", " lâhî uur"
tabirlerini kullanıyorlar. slâmiyet, ilahi bir dindir, bir dü ünce sistemi de ildir.
Dü ünce, bir i için dü ünülen çare veya kıyaslanan neticedir.
Nazariye de, akli, zihni esaslara dayanan görü , teori demektir.
Akıl, zihin mahluktur.
Allahü teâlânın bildirdi i eylere "dü ünce", "görü " denmez. Kur' an-ı kerimdeki
hükümlere bile "Kur' ani görü " diyorlar. Bu tabirleri kullanmak küfürdür.
Âlimler buyuruyor ki: man, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdi i
eyleri, tahkik etmeden, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadı ına bakmadan,
tasdiktir. Akla uygun oldu u için tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resulü tasdik etmek
olmaz. Yahut Resulü ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimat tam
olmaz. timat tam olmayınca, iman olmaz. Allahü teâlâ, (Onlar gayba iman ederler)
buyuruyor. (Bekara 4)
man ne kadar kıymetli ise, zıttı olan küfür de o kadar kötüdür. manı kurtarmak için
ibâdetleri yapmak ve haramlardan kaçmak gerekir. Bilhassa küfre dü ürücü söz ve
hareketlerden sakınmak gerekir. Mesela imanını çok kuvvetli sanan biri, Allah dostlarından
birine dü man olsa veya Allah dü manlarından birini sevse, yahut dinin bir emrini lüzumsuz
görse, yaptı ı ibâdetler kıymetsiz olur ve cehenneme gider. Küfre dü ürücü ifade kullananın
imanı gider de haberi olmaz. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Öyle bir zaman gelir ki, ki inin
imanı gider de haberi olmaz. Ondan, gömle in çıktı ı gibi, iman çıkmı olur.) [Deylemî]

Allah var demek kâfi mi?


Sual: Bazı kimseler, bütün ömürlerini Allahın varlı ı ispat etmekle geçirmekte, "Asıl
maksat iman oldu una göre, Allahın varlı ını ispat ile u ra mak, ibâdetle, fıkıh ilmi ile
me gul olmaktan daha iyidir " diyerek, her zaman, bitkilerin, insan ve hayvanların
anatomisini incelemek suretiyle imanı kuvvetlendirmek gerekti ini söylüyorlar. Devamlı
bunlarla me gul olmak zararlı de il midir?
CEVAP
Allaha inanan insan için devamlı bunlarla me gul olmak zararlıdır. Allaha inanan
kimsenin, Allahın sıfatlarını da bilmesi gerekir. Bilmezse veya yanlı bilirse, Allaha inanmı
sayılmaz. Allaha sıfatları ile inanan kimsenin, kendisine gereken ibâdet bilgilerini ö renmesi
farz olur. Fıkhı bırakıp da, Allahın varlı ını ispat ile u ra ması çok yanlı tır.
man bilgilerini anlatan kelam ilmini akıl ve nakil ile ispat edecek ve sapıklara,
dinsizlere anlatacak kadar okumak farz-ı ayn olup, bundan fazlasını ö renmek ancak din
âlimlerine gerekir. Ba kalarına caiz de ildir. Ba kaları bu ilimle me gul olursa, bâtıl yollara
kayar, zındık olur.
slâm âlimleri buyuruyor ki
lm-i kelam ile u ra ıp sapıtmak yanında, büyük günah i lemek hafif kalır. Ehl-i sünnet
itikadını iyi ö renmeden önce, ilm-i kelam ile u ra manın zararı bilinseydi, kelam ilmi ile
u ra maktan, aslandan kaçar gibi kaçınılırdı. ( . afii)
Kelam ilmi ile u ra an hep üphe içindedir. ( . Ahmed)
Resûlullah, fıkhı te vik etti. Kelamı men etti. (Hadika)
Fıkhı ö renmek her Müslümana farz-ı ayndır. ( . Abidin)
Tasavvuf sayesinde iman sa lamla ır, üphe getiren tesirlerle sarsılmaz. Akıl ile, delil ve
ispat ile kuvvetlendirilen iman böyle sa lam olmaz. ( mam-ı Rabbanî)
man bilgilerini, ihtiyaçtan fazla ö renmek câiz de ildir. Bid' atlerin yayılmasına sebep
olur. (Hindiyye)
bni Sakka isimli bir âlim, her eyi akılla ispata kalkardı. Akla çok önem verirdi. Allahın
varlı ını, birli ini 99 delil ile ispat ederdi. Zamanla aklının almadı ı konular da çıktı,
üpheleri arttı, bocalamaya ba ladı. Nizamiyye medresesinde vaaz eden Yusuf-i Hemedani
hazretlerine bir ey sordu. O da (Otur, senin sözünden küfür kokusu geliyor) buyurdu.
stanbul’a elçi olarak gidince, Hıristiyan oldu. Hıristiyan olduktan sonra da, 100 delil ile
Allahın 3 oldu unu ispata kalkı tı. (F.Hadisiyye)
Bir kimse, Allaha, âhiret gününe inansa, peygamberlerden sadece birine inanmasa kâfir
olur. Çünkü Allahü teâlâ, kendisine inanmaktan ba ka, bütün peygamberlere inanmak
gerekti ini bildirmi tir. Kur' an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Onlar, sana ve senden önce
gönderilen kitaplara ve peygamberlere ve âhiret gününe iman ederler.) [Bekara 4]
Peygamber efendimiz, Kur' an-ı kerimdeki imanla ilgili di er âyet-i kerimeleri de
açıklamı , imanı u ekilde tarif etmi tir: ( man; Allaha, meleklere, kitaplara,
peygamberlere, âhiret gününe, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, cennete, cehenneme,
hesaba, mizana, kadere, hayrın ve errin Allahtan oldu una inanmaktır.) [Nesâî]
Amentü’deki altı esastan birini inkâr eden kâfir olur. Sadece Allah var demek kâfi
de ildir. Gayrı Müslimlerden de Allah var diyenler çoktur. Mümin olmaları için bütün
peygamberlere inanmaları gerekir. Yahudiler ve Hıristiyanlar, Muhammed aleyhisselama
inanmadıkları için kâfir oldular. Bir Müslüman da, Amentüde bildirilen altı husustan birini,
mesela kaderi inkâr etse, kâfir olur, bütün iyi amelleri yok olur.

Âlimlere tabi olun


Sual: "Vatan sevgisi imandandır" hadis midir, uydurma mıdır? Bir kâfir de vatanını
sever. Vatanını seven herkese nasıl mümin denir?
CEVAP
Din dü manları, yıllardır durmadan slâm âlimlerini kötülemek, dinimizi içten yıkmak
için din kitaplarında uydurma hadis oldu u iftirasını yaymaya çalı mı lardır. Maalesef bazı
müslümanlar da bilmeden bunlara alet olmu lardır. Bunlara alet olanlar, âlimin dindeki ve
Allah katındaki yerini bilmiyenlerdir. Hadis-i erifte, (Âlimler, peygamberlerin
varisleridir) buyurulmu tur. ( bni Mace)
(Vatan sevgisi imandandır) hadis-i erifin sahih oldu unu slâm âlimlerinin en
büyüklerinden ve ikinci bin yılın müceddidi olan mam-ı Rabbanî hazretleri, Mektubat
kitabının 155. mektubunda bildiriyor. Evliyanın büyüklerinden, hümanistlerin, dinsizlerin
bile sevdi i Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin Mesnevisinde de vardır.
mam-ı Rabbanî hazretleri müctehid imamdır. Müctehidin hatasına da sevab vardır.
Sonra bir müctehid di er bir müctehidin hata etti ini söylemez. Çünkü ( ctihad, ictihadla
nakzedilmez) kaidesi me hurdur. Mesela, mam-ı afiî hazretleri, deriden çıkan kanın
abdesti bozmıyaca ına, mam-ı a' zam hazretleri de bozaca ına ictihad etmi tir. imdi
bunlardan birisi için hata etmi denemez. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Âlim, ictihadında
hata ederse bir, isabet ederse iki sevab alır.) [Buharî]
Böyle farklı ictihadlar da Allahü teâlânın bir rahmetidir. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Âlimlerin farklı ictihadları rahmettir.) [Beyhekî]
Hanefi ve Hanbelide gusülde a zın içini yıkamak farz iken, Maliki ve afiîde farz
de ildir. Bunun için mezhebin birine do ru, ötekine yanlı denemez. Her müctehid, bir
hadisten farklı hüküm çıkarabilir. Bir müctehidin sahih dedi i bir hadise, ba ka bir müctehid
mevdu diyebilir.
Hadis ilminde müctehid bir âlim, bir hadise mevdu derse, di er müctehidler buna sahih
diyebilir. Çünkü mevdu diyen müctehid, bir hadisin sahih olması için lüzum gördü ü artları
ta ımıyan bir hadis için "Mezhebimin usulünün kaidelerine göre mevdudur" der. Yani bu
sözün hadis oldu u bence anla ılamamı , der. Yoksa "Bu söz, Peygamber efendimizin sözü
de ildir" demek istemez. Aynı hadis için ba ka bir müctehid sahih diyebilir. Sahih oldu unu
söyliyen müctehid ötekine, "Resulullahın bu sözüne nasıl mevdu dersin?" demedi i gibi,
öteki de, "Bu uydurma söze sen nasıl hadis diyebilirsin?" demez.
Diyelim ki, Süyutî ve Zehebi gibi hadis âlimleri, mam-ı a' zam ve mam-ı Gazalî
hazretlerinin sahih dedi i bir hadise mevdu dese, o hadis, ancak bu iki zata göre mevdu
sayılır. mam-ı Gazalî hazretlerine göre yine sahihtir. Fakat Acluni, mam-ı a' zam veya
mam-ı Gazalî hazretlerinin bildirdi i hadis-i eriflere mevdu derse, o hadis-i erifler mevdu
olmaz. mam-ı Gazalî gibi büyük âlimlerin kitaplarında uydurma hadis oldu u söyliyen
Acluni ve M. emseddin Sehavi Peygamber efendimizin ana-babasına kâfir diyen Aliyyül
kari ve benzerlerinin sözlerine aldanarak, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına dil uzatmaktan,
onların kitaplarında uydurma hadis var demekten sakınmalıdır!
Dinimizde âlimin kıymeti büyüktür: Kur' an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) [Nahl 43]
(Bunun hükmünü Peygambere ve ülül-emre [âlimlere] sorsalardı, ö renirlerdi.)
[Nisa 83] [Ayet-i kerimede geçen ülül-emr âlim demektir. Peygamber efendimiz de (Ülül-
emr, fıkıh âlimleridir) buyurdu. (Darimi)]
(Hiç bilenlerle bilmiyenler bir olur mu?) [Zümer 9]
Hadis-i erifte ise buyuruldu ki: (Âlimlere tabi olun!) [Deylemî]
Vatanını seven herkese mümin denmez. Fakat mümin vatanını sever. Yani vatanını
sevmek müminli in alametlerindendir. Yalan söylemek münafıklık alametidir. Fakat her
yalan söyleyen münafık de ildir. (Temizlik imandandır) Yani müminin alametlerinden biri
de temiz olmaktır. Fakat her temiz olana mümin denmez. Kâfirlerden de temiz olanlar çıkar.
Hadis-i erifte (Hayâ imandandır) buyuruluyor. Müminli in, imanlı olmanın
alametlerinden biri de hayâlı olmaktır. Fakat her hayâlı olana mümin denmez. Hakimin
bildirdi i hadis-i erifte (Arabı sevmek imandandır) buyuruluyor. Her Arabı de il,
müslüman olan Arabı sevmek gerekir. Ebu Cehil de, Ebu Leheb de Arab idi. Hâlbuki bu
Arabları seven kâfir olur. Vatan sevgisi de böyledir. zâlimlerin, hainlerin, dinsizlerin
vatanını sevmesi de böyledir. Müslüman olan vatan sevilir. Vatanın müslümanlı ı, halkının
müslümanlı ı demektir. Vatanını sevmek, ta ını, topra ını de il, oradaki müslümanları,
yakınlarını, akrabalarını sevmek demektir. Yani vatan sevgisinden maksat sıla-i rahmdir.
Sıla-i rahm, yakınlarını, akrabasını ziyaret etmek, onlara yardım etmektir.
Dillerin Meydana Çıkı ı
Sual: Dinsizler, hiçbir vesikaya dayanmadan, sırf dinleri inkar için, ilk insanın konu ma
bilmedi ini, i aretle anla tı ını söylüyorlar. Darwin’in nazariyesini anlatanları da var.
Bunlara cevap verir misiniz?
CEVAP
[Gerçekler onların söyleyip söylememesiyle de i mez. Zaten sözlerinin hiçbir kıymeti
yoktur. Bırakın ba kalarının kendi haklarındaki sözlerinin bile kıymeti yoktur. Onlar diyorlar
ki, maymun soyuyuz, biz diyoruz ki hayır sen maymun de il insan soyundansın. Onlar
söylüyor diye, biz onların maymun olduklarını, yani hayvan olduklarını nasıl kabul ederiz!
imdi gelelim ilk insanın, yani Adem aleyhisselamın konu ma bilip bilmedi ine.]
Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Âdem aleyhisselam, Allahü teâlâ ile konu an bir peygamberdir. ) [Hakim]
(Âdem aleyhisselam Cennetten dünyaya inince, Allahü teâlâ, ona her eyin sanatını,
ilmini ö retti. ) [Taberânî]
Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselama, u anda dünyada mevcut bütün dilleri ö retti. Âdem
aleyhisselam da, Arapça, Süryanice, branice ve di er bütün dillerde kitaplar yazıp her dil ile
konu mu tur. Bu husustaki delillerden biri (Allahü teâlâ, Âdem'e bütün isimleri ö retti)
mealindeki 31. ayet-i kerimesidir.
Hz. Âdem, Hak teâlâdan ö rendi i için, varlıkların adlarını, bütün dil ve lügatları
biliyordu. Çocukları bütün dilleri konu uyordu. Hz. Âdem vefat edince, çocukları kafileler
halinde ba ka ba ka ülkelere gittiler. Her kafile, ayrı bir dil ile konu uyordu. Böylece
çocukları babalarının konu tu u di er dilleri unutmu lardı. O anda konu tukları dil ile
kaldılar. (Mirat-ı Kainat)

Ölü için Kur’ân-ı kerîm


Sual: Yazarın biri, 13 ubat tarihli yazısında, (Ölüye Kur’ân okunmaz. Kur’ân ölülere
bir ey demez. Ne derse, dirilere der. Öyleyse ölü için okunan Fâtiha, hlâs ve Yasîn
sûresinin anlamına bakın) diyor. Bir ba ka yazar da, (Ölülere Yasîn, hastalara Fâtiha
okunuyor. Bu sûrelerin tercümesine bakın, ifâdan bahsetmiyor. Fâtiha okumakla kendimize
duâ ediyoruz. Bunların ifâ ile ne ilgisi vardır) diyor.
CEVAP
Neden bahsederse bahsetsin Kur’ân-ı kerîmin her âyeti, her harfi ifâdır. Bir âyetin
tercümesine bakarak ona kıymet biçmek çok yanlı olur. Hadîs-i erîflerde buyuruluyor ki:
( lâçların en iyisi, Kur’ân-ı kerîmdir.) [ . Mâce]
(Fâtiha, her derde devâdır.) [Beyhekî]
(Ölülerinize Yasîn okuyun!) [ .Ahmed]
(Yanında Yasîn okunan hasta, suya doymu olarak vefât eder.) [S.Ebediyye]
Peygamber efendimiz 3 türlü ilâç kullanırdı. Kur’ân-ı kerîm veya duâ okurdu. lâç
kullanırdı. Her ikisini karı ık kullanırdı. (Kur’ân-ı kerîmden ifâ beklemiyene ifâ nasîb
olmaz) buyururdu. (Mevâhib)
Kur’ân-ı kerîm ve duâ, artları gözetilerek okunursa ifâ verir. Okuyanın ve hastanın
buna inanması lâzımdır. Harâm i liyenin ve kalbi gâfil olanın duâsı kabûl olmaz. ’tikâdı
düzgün olmıyanın okuması fâide vermez. Kur’ân-ı kerîmi ücret ile okumak harâmdır.
(Tefsîr-i Mazherî)Peygamber efendimiz, ölülerimize Yasîn okunmasını emrediyor. Yazar da
okumayın diyor. Hangisine uymak gerekirse ona uymalıdır. Müslüman, elbette
Peygamberine uyar.
Kur’ân-ı kerîm ifâdır
Sual: Bazı kimseler, (Kur’ân, ölüye okunmadı ı gibi, felçliye, kanserliye, a’mâya
okunmaz. Okunsa da bunlara bir faydası olmaz) diyorlar. Yanlı de il mi?
CEVAP
Elbette yanlı tır. Kur’ân-ı kerîm, maddî ve ma’nevî her derde ifâdır. Yüzlerce evliyâ
menkıbelerinde, nice felçlilerin iyi oldu u bildirilmektedir. Duâya, kerâmete inanmıyan
inançsızlara bir ey demenin faydası yoktur. Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(Kur’ân-ı kerîm, mü’minler için ifâ ve rahmettir.) [ srâ 82]
Peygamber efendimiz de, ( lâçların en iyisi Kur’ân-ı kerîmdir) ve (Kur’ân-ı
kerîmden ifâ beklemiyene ifâ nasîb olmaz) buyururdu. ( bni Mâce, Mevâhib)
lâca da, Kur’ân-ı kerîm okumaya da ifâyı veren Allahü teâlâdır. Sırf ilâçtan ifâ
beklemek câiz de ildir. Allahü teâlânın ifâyı yaratması için, ilâcı sebep yaptı ına inanmak
lâzımdır. Böyle inanarak ilâç kullanmak iyidir. (Hindiyye)

Atasözleri hakkında
Sual: Birçok uydurma atasözleri varmı . Bunları slâm dü manları uydurmu . Bu sözler
insanı korkaklı a, harama, hırsızlı a, nemelazımcılı a, yalana ve tembelli e te vik eden
sözlermi . Bunları size gönderiyorum. Okudu um yazıda bildirildi i gibi midir?
CEVAP
Yalnız atasözleri de il, hadis-i erifleri de anlıyamıyan bazı sapık fikirli kimseler,
bunlara da uydurma, mevzu hadis damgasını basmı lardır. Hâlbuki slâm âlimlerinin
kitaplarında asla uydurma hadis olmaz. slâm âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis
oldu unu söyliyen, her kim olursa olsun ya sapıktır veya cahildir. Atasözlerinin ekserisi
tecrübeye dayanan sözlerdir. Bazıları hadis-i erifleri açıklar mahiyettedir. Birkaçını
açıklıyalım:
(Dünya mümine Cehennem, kâfire ise Cennettir) sözü do rudur. Çünkü hadis-i
erifte buyuruldu ki: (Dünya mümine zindan, kâfire de cennettir.) [Müslim]
Mümine dünyanın zindan olması, Cennete göredir. Cennette ebedi nimetler kar ısında
dünya zindan gibi, Cehennem gibi olmaktadır. Kâfirler için de Cehennem azabı, o kadar
iddetli olacaktır ki, dünyadaki en iddetli i kence bile hafif gelecektir.
(Geç olsun da güç olmasın!) atasözü de Yahudi uydurması de ildir. Dinimizde be ey
hariç, acele edilmemesi emredilmektedir. (Acele i e eytan karı ır) sözü me hurdur.
(Dilini tutan ba ını kurtarır) sözü, uydurma de il, güzel bir sözdür. Hadis-i erifte,
(Susan kurtuldu) buyuruluyor. (Tirmizî)
Susan, dünyada da ahırette de ba ını dertten kurtarır. bni Mesud hazretleri, (Hapse,
dilden daha layık bir ey yoktur) buyurmaktadır. Hz. Ebu Bekr, konu mamak için a zına
ta koyardı.
Sana senden olur, her ne olursa,
Ba ın selamet bulur, dilin durursa.
(Zaman sana uymazsa, sen zamana uy!) sözü de Yahudi uydurması de ildir.
Mecellenin 39. maddesinde, zamanın de i mesiyle adete ait hükümlerin de i ece i
bildirilmektedir. Mubah olan adetlerde ve fen bilgilerinde zamana uyulur. badetlerde
zamana uyulmaz.
(Herkesin nabzına göre erbet vermeli) atasözü de, Yahudilerin uydurması de ildir.
Allahü teâlâ buyuruyor ki: ( nsanları Allahın yoluna hikmetle, güzel ö ütle davet et!)
[Nahl 125]
Hadis-i eriflerde ise öyle buyuruluyor:
( nsanlara, akıllarının seviyesine, anlayı larına göre söyleyin!) [Buharî]
(Biz peygamberler, herkese seviyesine göre muamele yapmak ve anlıyaca ı ekilde
konu makla emrolunduk.) [ .Gazali]
Görüldü ü gibi insanların akıl, ilim ve kültür seviyesine göre konu mak dinimizin
emridir. Bu emre uymıyan, nabza göre erbet veremiyen, dine hizmet etmeye kalkarsa, fitne
çıkarır, müslüman olacakları ürkütür.
(Her koyun kendi baca ından asılır.) atasözü de yanlı anla ılmamalıdır! Fransadaki
birinin günahı, Mısırdaki bir kimseden sorulmaz. Herkesin günahı, sevabı kendine aittir.
Kur' an-ı kerimin çe itli yerlerinde bu husus açıkça bildirilmi tir. Fakat ki i, emrinin
altındakilerden mesuldür.
(Do ru söyliyeni dokuz köyden kovarlar) atasözü de din dü manlarının uydurması
de ildir. Do ruluk ve do ru söz, dinimizin esasındandır. Fakat büyüklerimiz, (Sözün do ru
olmalı, ama her do ruyu her yerde söylememelidir!) demi lerdir. Ulu orta, köre kör,
sa ıra sa ır demek uygun olmaz. Dünya ve ahıreti yaramıyan do ruyu söylemekte ise zaten
fayda yoktur. (Denizde su, ormanda a aç, çölde kum olur) demek do rudur. Fakat bo
sözdür. Bu do ru söz insanların içinde be on kerre tekrar edilirse ona deli derler. Dokuz
köyden kovulmamak için do ruyu dinimizin emrine uygun söylemelidir! Mesela hırsız,
ahlâksız, hain insan kötüdür. Bunu ıslah için (Sen ahlâksızsın) denirse kabul etmez. Dokuz
köyde böyle konu ursak, her köyden kovuluruz. yi ahlâkın güzelli i anlatılarak kötülükten
vazgeçirmeye çalı ılır.
(Yi itlik ondur. Biri kaçmak, dokuzu hiç görünmemek) sözünde bir pasiflik
görünüyor gibi ise de, yi itlik, kabadaylık de ildir. Kavga çıkaran, ba yaran, belâsından
yanına varılmıyan kimseye yi it denmez. Yi it, haklı oldu u, gücü yetti i hâlde, affeden,
intikam almıyan, kavga etmiyen, iyi geçinen kimsedir. Hadis-i erfte buyuruluyor ki:
(Yi itlik, kahramanlık, pehlivanlık hasmını yenen de il, öfkesini yenendir.) [Buharî]
Harbde dü man kar ısında cesur, fakat müslümanlar arasında mütevazi olmalıdır!
(Üzümünü ye, ba ını sorma) sözü de, (Üstüne gerekmiyen eye karı ma) demektir.
Faidesiz, lüzumsuz i lerle me gul olmamalıdır!
Bunları söylemekle, bütün atasözlerinin ve deyimlerin muhakkak do ru oldu unu
söylemek istemiyoruz. Atasözlerimiz arasına karı mı uygunsuz sözler olabilir.
Atasözlerinin de dinimize uygun olup olmadı ı slâm âlimlerinin kitabları ile ölçülür. Sonra
atasözünün hangi devirde, ne maksatla söylendi i de bilinirse izahı kolayla ır.

"Üzümünü Ye, Ba ını Sorma"


Sual: Ecdadımıza her fırsatta hücum eden bazı gazeteler, "Üzümünü ye, ba ını sorma!"
atasözünün yanlı oldu unu söylüyorlar. Ceddimiz yanlı konu ur mu? Atasözleri bir
tecrübenin mahsulü de il midir?
CEVAP
Genel olarak atasözlerinin hepsi do rudur. Son asırda atasözü diye bazı sözler ilave
edilmi olabilir. Bunlar ceddimize leke sürülmesine sebep olmaz. "Üzümünü ye, ba ını
sorma" atasözü çok güzeldir, dinimize uygundur. Bir sözün do ru olup olmadı ı dinimize
göre ölçülür. Üzümünü ye, ba ını sorma demek, üstüne vazife olmayan eylere karı ma, her
eye burnunu sokma demektir. Açıklamalı atasözleri kitabında ise (Mühim olan, bir nimetin
gelmesidir. Nereden geldi ini bilmek lüzumsuzdur.) eklinde açıklanmı tır.
Bu söz, ecdad dü manlarının iddia etti i gibi, (Üzümün haram olup olmadı ını sorma)
demek de ildir. Ayet-i kerimeleri ve hadis-i erifleri de maksadına aykırı olarak açıklamak
asla caiz de ildir. Mesela, Kur'an-ı kerimin çe itli yerlerinde (Allah diledi ini hidayete
kavu turur, diledi ini dalalette bırakır.) buyuruluyor. (Amentü)deki iman esaslarından
birisi de (Hayrın ve errin Allahtan geldi ine inanmak)tır. nanmıyan bir kimse, (Hidayet
Allahtan oldu una göre, dalalet üzere kalmamda benim suçum yoktur.) diyemez. Yani ayet-i
kerimeyi kendi anladı ı gibi açıklıyamaz. (Mektubat-ı Rabbanî)deki hadis-i erifte
buyuruldu ki:
(Kur'an-ı kerimden kendi aklı ile, kendi dü üncesi ve bilgisi ile mana çıkaran kâfir
olur.) [C.1, m.234]
Hadis-i eriflere de yanlı mana vermek, tehlikelidir. Her i i ehline bırakmalıdır! Hadis-i
erifte buyuruldu ki: (Ko uculuk eden [söz ta ıyan] Cennete girmez.) [Buharî]
Bu hadis-i erife bakarak her söz ta ıyanın muhakkak Cennete giremiyece i söylenemez.
Bu hadis-i erifi âlimler öyle açıklıyor:
Ko ucu, söz ta ıma günahını çekmedikçe Cennete giremez. Ko ucunun sevabları
günahlarından a ır gelirse, efaate kavu ursa, ehid olursa, affa u rarsa, bunun gibi
sebeplerle ko ucu Cehennemi görmeden Cennete girer.
Ecdadımızın güzel atasözlerini ters ekilde yorumlamakla, onlara dil uzatmakla bir yere
varılamaz. Me hur olmak için illa ecdadı mı kötülemek veya zemzem kuyusunu mu
kirletmek gerekir?

Hamdolsun denir mi?


Sual: Bir yazar, "Allah ismini unutturmak için, filmlerde, TVlerde, arkı ve türkülerde,
"Allah kahretsin" yerine "Kahrolsun", "Allaha ükürler olsun" yerine " ükürler olsun"
deniyor. Böyle söylenmemeli diyor. Ba ka bir yazar da "Nasılsın" diyene, "Hamdolsun
iyiyiz" demek caiz de ildir, bid' attir. Allaha hamdolsun demeli" diyor. Do ru mudur?
CEVAP
mam-ı Birgivi hazretleri buyuruyor ki:
Do ru olsa da çok yemin etmek, Allahü teâlânın ismine ve yemine kıymet vermemek
olur. Bunlara kıymet vermiyerek yemin etmek çok çirkindir. arkılarda, temsillerde,
e lencelerde yemin etmek böyledir. (Tarikat-ı Muhammediyye)
Allahü teâlânın ismini, çirkin filmlerde de il, temiz yerlerde kullanmalıdır! Lüzumsuz
yere kullanmak da uygun de ildir. Mesela çok uzak bir yere gitti ini belirtmek için (Yürü
Allahım yürü, bir türlü varamadık) ve çok yemek yendi i zaman (Ye Allahım ye bitmiyor)
demenin Allahın ismini hafife almak oldu unu âlimlerimiz bildiriyor. O hâlde arkılarda,
türkülerde, filmlerde Allahın ismini lüzumsuz yere kullanmak do ru de ildir. Bunun gibi
Allah a kına diyerek bir kimseden para, dünyalık ey istemek de caiz de ildir. (Hadika)
Allahü teâlânın ismi maddi i lere, kötü eylere alet edilmemelidir!
Hamdolsun yiyiz
kinci yazarın görü ü de dinimize aykırıdır. Çünkü slâm âlimleri tek ba ına hamdolsun,
ükürler olsun eklinde kullanmı lardır. mam-ı Rabbanî hazretleri, her mektubunda Allahü
teâlâya hamdolsun diye yazdı ı hâlde, bazı mektuplarında Allah kelimesini kullanmadan da
hamdolsun diyor. Mesela Mektubat kitabının ilk cildinde buyuruyor ki:
(Sizin için ne kadar hamdetsek, ne kadar ükretsek azdır. Sayenizde Lahor ehrine
islâmiyet yerle mektedir.) [M. 76]
(Kıymetli karde im! Hamdolsun, hepimiz iyiyiz) [M. 241]
Hamd veya ükür elbette yalnız Allahü teâlâya mahsustur. Fatiha suresinin ilk ayet-i
kerimesi de böyle oldu unu bildirmektedir. Nitekim âlimlerimiz buyuruyor ki:
Herhangi bir kimse, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye,
herhangi bir eyden dolayı, herhangi bir suretle hamdederse, bu hamd ve ükürlerin hepsi,
Allahü teâlânın hakkıdır. Hamd yalnız Allahü teâlâya yapıldı ı gibi, duâ da, secde de Allah
için yapılır. Allaha duâ ediyorum, Allaha secde ediyorum demek art de ildir. Duâ
ediyorum, namaz kılıyorum, oruç tutuyorum demek yanlı de ildir, Allah adı kasten
kaldırılmı olmaz.
S.Ebediyyedeki u dörtlü ü de okuyalım!
Huda Rabbim, nebim hakka Muhammeddir Resulullah,
Hem islâm dinidir dinim, kitabımdır kelamullah.
Akaidde, Ehl-i sünnet oldu mezhebim, hamdolsun,
Amelde, Ebu Hanife mezhebi, mezhebim vallah.

Bizden de il ne demek?
Sual: Mutezili itikadında birisi, salih bir Müslüman’a, (Bizi aldatan bizden de ildir)
hadis-i erifini naklederek, (Müstear isim kullandın, bizi aldattın, küfre girdin) demi .
Müstear isim kullanan arkada da, (Elbette sizden de ilim, yani mutezile de ilim) demi .
(Bizden de ildir) ne demek?
CEVAP
Herkes hadis-i erifleri kendi aklına göre açıklıyor. Hele mutezile fırkası, tamamen aklı
esas alır, akıl ile Allah’ın varlı ını ispat etmeye kalkar. Bu fırka mensupları, hep iman
bilgileri üzerinde u ra tıkları için, fıkıh bilmezler. Neyin küfre sebep olup olmadı ını da
anlayamazlar. Günümüzde bu fırka mensupları kalmamı tır. Fakat o fırkanın metodunu
kullananlar az da olsa vardır.
imdi, bizden de il denilen hadis-i erifleri slâm âlimleri nasıl açıklıyor, onu görelim.
Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Büyü ünü saymayan, küçü üne acımayan bizden de ildir.)
[Biz Müslümanlar, büyüklerimizi sayar, küçüklerimize acırız, acımayan bu güzel ahlaka
sahip de ildir. Fakat kâfir de de ildir. ]
(Guslettikten sonra abdest alan bizden de ildir.)
[Gusletmekle abdest de alınmı olur. Ayrıca namaz abdesti almak mekruh olur. Burada
bizden de il demek, bizim sünnetimize uymamı olur demektir.]
(Alı veri te hile yapan bizden de ildir.)
[Müslüman kendi menfaati için, ba ka müslümanı kandırmaz. Kandırırsa haram i lemi
olur. Fakat haram i lemekle kâfir olmaz.]
(Bize silah çeken bizden de ildir.)
[Müslümanla dövü mek, hatta sava etmek küfür de ildir. Eshab-ı kiram arasında
sava lar olmu tur. Timur Han, kendisi gibi Müslüman sultanlarla sava mı tır. ki tarafa da
kâfir denmez. Çünkü Kur’an-ı kerimde, (E er müminlerden iki grup birbirleriyle
sava ırlarsa aralarını düzeltiniz) buyuruluyor. Hücurat 9]
(Soygun yapan bizden de ildir.)
[Hırsızlık eden, gasbeden, soygun yapan haram i lemi olursa da kâfir olmaz. Günah
i leyen müslümana kâfir denmez. Mutezile kâfir diyor.]
(Korktu u için yılan öldürmeyen bizden de ildir.)
[Zararlı hayvanları, suda bo mamak, ate te yakmamak artı ile öldürmek gerekir.
Yılandan korktu u için, onu öldürmeyen, dinimizin emrine uymamı olur, fakat yine
müslümandır.]
(Verilen selamı almayan bizden de ildir.)
[Verilen selamı almayan, günah i lemi olur, fakat yine müslümandır.]
(Irkçılık yapan bizden de ildir.)
[Biz Müslümanlarda ırk üstünlü ü yoktur. Buna ra men, iyi kimseler geldi i için Arabı
severiz, Türkü severiz. Sevmemizin mahzuru olmaz. Fakat Müslüman bir Arabı, Müslüman
Fransız’dan üstün tutamayız. Böyle bir ırkçılık yapmak dinimize aykırıdır. Hele Hıristiyan
bir Türk, Müslüman Araptan üstündür demeyiz. Böyle söyleyen Müslümanlıktan çıkar.
(Evlenmeyen bizden de ildir.)
[Evlenmeyen sünnete uymamı olur. Ama bir mazeretten dolayı evlenmeyen Müslümana
kâfir denmez. Hatta hiç bir mazereti olmasa da yine evlenmeyen kâfir olmaz. Evlenmek
sünnetine veya sakal sünnetine uymayana da kâfir denmez. (Mü riklere muhâlefet edip
sakalınızı uzatınız!) ve (Bizden ba kasına benzeyen bizden de ildir.) hadisi eriflerini
okuyup, sakal bırakmayana, kâfir, mü rik dememelidir. Mubah olan âdetlerde kâfirlere
benzemekte mahzur yoktur. bâdetlerde de i iklik yapmak, kâfirlere veya bid’at ehline
benzemek caiz olmaz. Çünkü, ( badetleri bizim gibi yapmayan bizden de ildir.)
buyuruluyor. bâdetleri de i tirmek haramdır, bid’attır. Be enmedi i için de i tirmek ise
küfür olur.

Kendini Tanımak
Sual: Hadiste "Kendini tanıyan Rabbini tanır" buyuruluyor. Ki i kendini nasıl tanır?
CEVAP
Bir kimse, kendi ahsında Allahü teâlânın zatının varlı ını, kendi sıfatlarında, Hak
teâlânın sıfatlarını, kendi irade ve tasarrufundan, cenab-ı Hakkın bütün âlemlerdeki
tasarrufunu anlıyabilir.
nsan kendine baktı ı zaman, bir damla sudan, göz, ba , kan, sinir gibi vücudunun bütün
organlarının ve akıl ve ruhunun yaratılmı oldu unu görür. Bunu kendisinin yaratmadı ını,
bir yaratıcının bulundu unu zaruri olarak bilir. Tesadüfen muazzam bir vücudun meydana
geldi ini dü ünmek akla uygun olmaz. Vücuddaki organların yerli yerinde yaratılı ını, hiç
bir uzuvda eksiklik ve fazlalı ın bulunmayı ını görür ve bunları yoktan yaratanın kudretini
anlar.
Bütün akıllılar bir araya gelse, insanın eklinden daha mükemmelini dü ünemezler. ki
el yerine üç veya dört el olsa veya göz, ba ka bir yerde olsa daha iyi olurdu denemez. Her
organın en uygun ekilde yaratılmı oldu unu görür. nsan ne dü ünürse dü ünsün eksik olur
ve Hak teâlânın yarattı ı ise en mükemmeldir. Buradan da anla ılıyor ki, Yaratan her eyi
bilir ve her eye gücü yeter.
Bir kimse, organlarının faydalarını ve hikmetlerini ne kadar çok bilirse, Yaratıcıya olan
hayranlı ı o kadar çok olur. te bunun için kendini tanımak, Allahü teâlâyı bilmenin
anahtarıdır.
nsan, canlı veya cansız bir mahluka baksa, mesela suya, havaya, güne e, Aya baksa,
bunların faydalarını dü ünse, yine Rabbimizin büyüklü ünü, kudretini görür. Bunları
görebilen insan, kendinin yaratılı gayesini dü ünür. Bunun da Yaradana kulluk ve ibâdet
etmek oldu unu ö renir. O hâlde Allahü teâlâyı tanımaktan maksat, Ona, Onun istedi i
ekilde do ru ibâdet etmektir. Bunun için de, slâm âlimlerinin Kur' an-ı kerimden ve hadis-i
eriflerden çıkardı ı bilgileri ö renmek gerekir. Herkes, her sahada mütehassıs olamaz.
Mütehassıs âlimlerin kendi sahalarında söz sahibi oldukları bilgileri ö renmemiz gerekir. Bu
bilgileri kendimiz, do rudan do ruya Kur' an-ı kerimden ö renmemiz mümkün de ildir.
Dinimizi, ibâdetlerimizi muteber ilmihallerden ö renip ilmimizle amel etmeye çalı malıyız.

Do ru Yolda Gidenler
Sual: Bid' at ehlinin yazdı ı bozuk kitaplar gittikçe ço alıyor. Dinimizi bozmaları
mümkün müdür?
CEVAP
Bir toplum ne kadar bozulursa bozulsun, içinde hak üzere olan bir taife bulunur. Nitekim
hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Ümmetimden bir taife, hak üzere cihaddadır. Kıyamete kadar galip olarak devam
eder.) [ bni Asakir]
(Hakkın yardımı ümmetimden bir taife üzerine Kıyamete kadar devam eder.
Bunları terkedip ayrılanların bu taifeye bir zararı olmaz.) [ bni Mace]
(Ümmetimden bir taife, dü manlara galip olarak hak üzere cihad ederler. Hatta
sonuncu taife, Deccal ile sava ır.) [Ebu Dâvud]
(Ümmetimden bir taife, Allahın emriyle hak üzere hareket etmekte devam eder.)
[Buharî]
Mi kat-ül-mesabihdeki, (Bir zaman gelir, ümmetimin bir kısmı mü rik olur, puta
tapar, peygamberim diyen çıkar. Ben son peygamberim. Benden sonra peygamber
gelmez. Ümmetim arasında, do ru yolda olanlar, her zaman bulunur. Onlara kar ı
çıkanlar, Allahın emri gelene kadar, do ru yolda olan bu kimselere zarar yapamaz)
hadis-i erifi de gösteriyor ki, bid'
at ehli, dinimizi, Kıyamete kadar asla bozamaz. Kütüphane
ve kitapçılarda bulunan slâm kitapları arasında bozuk olanları pek çok ise de, do ru olanları
da vardır. Bu do ru kitaplar hiçbir zaman yok olmaz ve hiçbir kimse yok edemez. Bunların
koruyucusu Allahü teâlâdır. Bu kitapları arayıp, bulup, okuyup saadete kavu anlara müjdeler
olsun! (F.Bilgiler)

mâm-ı a’zamın vasıyeti


Sual: Ehl-i sünnet i’tikâdını bildiren imâm-ı a’zamın vasıyeti nasıldır?
CEVAP
mâm-ı a’zam hazretleri, düzgün i’tikâda sahip olmak için, ölüm hastalı ında yaptı ı
vasıyetin özeti öyle:
1- Îmân, dil ile ikrâr, kalb ile de tasdîktir. Îmânda azalma, ço alma olmaz. Ancak
parlaklı ında, kuvvetinde ço alma olur. Amel, îmândan parça de ildir. Günâh i liyene kâfir
denmez. Îmân herkese lâzım iken, her amel herkese lâzım de ildir. Meselâ nisâba ula mıyan
fakîr zekât vermez. Hayz ve nifâs hâlinde namaz kılınmaz. Fakat fakîre ve böyle kadına
îmân lâzım de ildir denemez.
2- Hayrın ve errin takdîri Allahtandır.
3- Eshâb-ı kirâmı seven mü’min müttekî, onlara dü man olan, münâfık ve akîdir.
4- Kul ve yaptı ı i ler mahlûktur.
5- Yaratıcı ve rızık verici yalnız Allahtır.
6- Cenâb-ı Hak, mü’mine ibâdeti, kâfire îmânı, münâfıka da ihlâsı farz kılmı tır.
7- Mest üzerine meshetmek câizdir.
8- Kabir suâli haktır. Cennet ve Cehennem ebedîdir.
9- Allahü teâlâ, bütün mahlûkâtı öldükten sonra diriltir. Cennettekiler, nasıl oldu u
bilinmeden, bir eye benzetilmeden ve cihetsiz olarak Allahü teâlâyı görecektir.
10- efâ’at haktır. Büyük günâhı olan mü’minlere Resûlullah efâ’at edecektir.
Ehl-i sünnet olmak için lâzım olan i’tikâdlardan ba’zıları da unlardır:
1- Mi’râc rûh ve bedenle birlikte oldu.
2- Mu’cize ve kerâmet haktır.
3- Okunan Kur’ân-ı kerîmin ve verilen sadakanın sevâbını ölüye göndermek câizdir.
4- Kabir azâbı rûh ve bedene olacaktır.
5- Sırât köprüsü, hesâb ve mîzân vardır.
6- Öldürülen ve intihâr eden kendi eceli ile ölmü tür.
7- Herkes kendi rızkını yer, kimse kimsenin rızkını yiyemez.
8- Allahü teâlâ, diledi ini hidâyete kavu turur, diledi ini dalâlette bırakır.
9- Cennet ve Cehennem u anda vardır.
10- Deccâl, Dâbbet-ül-arz, Hz.Mehdî gelecektir. Hz.Îsâ gökten inecek, güne batıdan
do acaktır. (R.Nâsıhîn)
slâm âlimini kötülemek
Peygamberlerin vârisleri olan âlimleri kötüleyen kimsenin îmânı gider. Bir de slâm
âlimi sanılan ve dînimizi içten yıkmaya çalı an dinde reformcular vardır. Meselâ, mason
Abduh ve çömezleri böyledir. Bunların ihânetlerini söylemek, kötülemek olmaz. Dînin
emrine uymak olur. Kötüye kötü, kirliye pis demek yanlı de ildir. Temize pis demek
yanlı tır. Kötülerin kötülü ünü açıklamak, müslümanları onların zararından korumaya
çalı mak farzdır.
Hadîs-i erîfte buyuruluyor ki:
(Bid’atler yayıldı ı, sonra gelenler, öncekilere la’net etti i zaman, do ruyu bilenler
herkese bildirsin! Do ruyu bilip de gücü yetti i hâlde, do ruyu bildirmeyen kimse,
Allahın Muhammed aleyhisselâma indirdi i Kur’ân-ı kerîmi gizlemi olur.) [ bni
Asâkir]
Haksızlık kar ısında susan dilsiz eytandır. Neden imkânın var iken sustun, benim helâl
kıldı ıma harâm diyen kimseye niçin cevap vermedin derse Allah, ne cevap verece iz?
Dîne saldıran bir hâin için, (Bu kimsenin hiç iyi tarafı yok mu) denilmesi do ru de ildir.
Cenâb-ı Hak, îmânsızların yol, köprü, câmi yaptırmak gibi hiçbir ameline sevâb vermiyor,
Cehenneme atıyor. Bunların ihânetlerini açıklamak, kötülemek olmaz. Böyle kötü din
adamları, din, îmân hırsızlarıdır. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Âlimlerin kötüsü, insanların
en kötüsüdür.) [Bezzâr]

Felsefe ve dindeki yeri


Sual: Felsefe ile kesin netice, çıkarılabilir mi? Dindeki yeri nedir?
CEVAP
Felsefe = Philosophie, Yunanca “philos” (sevgi) ve “sofia” (hikmet) kelimelerinden
meydana gelmi , “hikmet sevgisi” demektir. Her eyin aslını aramak için, dünya ve ahiret
hakkında aklın ortaya koydu u dü üncelere “felsefe” denir. Günümüzde felsefe, “Madde,
kâinât, toplum, ruh, din ve ilah konularını inceleyen dü ünce sistemi” diye tarif
edilmektedir. Felsefenin tek dayana ı akıldır.
Felsefe ile me gul olanların, hem ruh, hem de fen bilgilerinde çok derin bilgi sahibi
olması gerekir. Fakat bir insanın ne kadar ilmi olursa olsun, yanlı dü ünebilir veya yaptı ı
ara tırmalardan yanlı neticeler çıkarabilir. te bunun içindir ki, felsefe, hiçbir zaman kesin
neticeler vermez.
Bir kerre de, bunu i iten insanın kendi akıl ve mantık süzgecinden geçirmesi icab eder.
Her felsefenin bir de zıddı vardır. Onun için, bu kar ılı ı da incelemek, her iki dü ünceyi
kar ıla tırmak gerekir. Bir çok felsefi dü üncelerin zamanla de i ebilece i unutulmamalıdır.
O hâlde, felsefi dü ünceler, hiçbir zaman kesinlik ta ımaz.
Her ça da gelen filozoflar, öncekilerin yanlı larını göstererek kısmen veya tamamen
reddettiler. Eski Yunan filozoflarından Eflâtun ve Aristo’nun, daha sonra gelen filozoflar
üstündeki tesirleri daha uzun sürdü. Bugünkü felsefeyi ngiliz filozofu Bacon ile Fransız
filozofu Descartes’in kurdu u kabul edilir. Filozoflar içinde Sokrat, Aristo, Eflâtun,
Epikuros, Farabi, bni Rü d, Bacon, Dekart, Spinoza, Kant, Hegel, KarlMarx, Ogüst
Compte, Bergson me hurlarıdır. Bunların hiçbiri, yanlı sız bir sistem kuramamı tır.
Filozoflar, iman bakımından üçe ayrılır:
1- Dehriyyun: “Bu âlem böyle gelmi , böyle gider. Bu âlemin yaratıcısı yoktur.” derler.
2- Tabiiyyeciler. Bir yaratıcıya inanırlar; fakat, âhiret hayatını inkâr ederler.
3- lâhiyyun: Bunlar ilk ikisinin görü lerini reddederler. Ancak, peygamberlere ve
bedenen dirilmeye inanmazlar.
slâm dininde felsefe yoktur. Felsefenin cevap aradı ı soruların hepsine hiç de i mez ve
aksi iddia ve ispat edilemeyecek ekilde dinimiz cevap vermi tir. Felsefecilerin u ra tı ı her
eyi dinimiz açıklamı tır. Bunlar, tekni in ve zamanın de i mesiyle de i mez.
Batılılar, dinimizdeki tasavvufu, felsefe zannetmi ler ve tasavvuf büyüklerine slam
filozofu demi lerdir. “ slâm felsefesi” tâbiri de bu yanlı lıktan do mu tur. Tasavvuf ahlak
ilmidir.
slâm felsefesinden bahsedenler, Ehl-i sünnetin dı ındaki 72 sapık fırka mensuplarıdır.
Bu bozuk fırkaların ortaya çıkı ında eski Yunan, Hind ve Acem felsefesinin karı tırılmasının
ve âyetleri, nakle göre de il, akla göre açıklanmasının çok büyük etkisi olmu tur. Felsefeden
farklı ve bir ibâdet olan tefekkür ikiye ayrılır:
1- Allahü teâlânın büyüklü ünü, kudretini dü ünerek, kendisinin acz ve zayıflı ını
anlamak, eserden müessire (o eseri yaratana) yol bulmaktır.
2- lmi ve tekni i slâm dininin bildirdiklerine uygun, insanların rahat ve huzurunu
temin etmek maksadıyla kullanmak için akıl yormaktır.
mâm-ı Gazali hazretleri, “Akıl daha kendisinden bile habersizdir. Her ey
peygamberlik gerçe indedir. Bu gerçe e yapı arak kurtuldum.” demi tir. Hz. Mevlana;
“Hocamı bulunca aklımı bıraktım ve kurtuldum.” demi tir. Felsefede kuru akılcılı ı yıkan
Bergson’a: “Akılcılı ı yine akıl ile yıktın.” denildi inde, “ te aklın ataca ı en son adım
kendi aczini ve hiçli ini anlamasıdır” demi tir.
slâm dünyasında aklı ölçü alan bir felsefe olmamı , vahye uygun tefekkür olmu tur.
Farabi, bni Sina, bni Rü t gibi filozoflar ve bid’at fırkaları, Yunan filozoflarının etkisinde
kalıp, Kur’an-ı kerimi ve hadis-i erifleri kendi akıllarına göre yorumladıkları için, do ru
yoldan ayrılmı lardır. bni Rü t ise, mam-ı Gazali’ye kar ı, felsefecileri savunmu tur.

Felsefeciler
Sual: Yunan felsefecileri, (Kainat, Allah gibi, ezelî ve ebedidir, Allah cüzi olan eyleri
bilmez, cismani, bedeni bir ha r yoktur) diyor.
CEVAP
Bunların küfür oldu unu her müslüman bilir. Bir filozof da, di er filozoflar gibi böyle
dü ünüp böyle bilirse, elbette o da di erleri gibi kâfir demektir. slâm filozofu denilen
kimseler de böyle dü ünüyorsa, elbette onlar da aynı hükme girer. bni Rü d, Farabi, bni
Sina da böyle dü ünüyorsa, bunlar da aynı hükme girer.
mam-ı Gazalî hazretleri, böyle dü ünen ilahiyatçıların da aynı hükme girdi ini (El
münkızü min-ed dalal), (Tehafüt) ve ( lcam)da bildirmektedir. Kainatı ezelî ve ebedi bilen
felsefecilere kâfir dedi i için mam-ı Gazalî ve mam-ı Rabbanî hazretleri gibi
Resulullahın varisleri olan büyük âlimlere dil uzatmak cahillik ve ahmaklıktır, hatta daha da
kötüdür.

Tasavvuf ve felsefe
Sual: Tasavvuf ehlinin felsefî fikirleri var mı?
CEVAP
Tasavvuf ehli, felsefeye bula madı. (Kur’ân-ı kerîmi tam anlıyabilmek ve hakîkî
müslüman olmak için Peygamberimizin yalnız emir ve yasaklarına de il, ahlâkına ve her
hâline uymalıdır) derlerdi.
Tasavvuf ehlinin yollarının esâsı unlardır:
1) Fakîrlik: Her i te, her eyde Allahü teâlâya muhtâç oldu unu bilmektir.
2) Zühd ve takvâ: Her i te slâmiyete uymaktır. Dînin bütün ahkâmına tamamen uyarak
çalı mak, iyilik yapmak ve bo zamanlarını ibâdet ile geçirmektir.
3) Tefekkür, sükût ve zikir: Hep Allahü teâlânın varlı ını, ni’metlerini dü ünmek,
lüzûmsuz konu mamak, hiç kimse ile münâka a etmemek ve dâimâ Allahü teâlânın ismini
zikretmektir.
4) Hâl ve makâm: Kalbe gelen nûrlarda, kalbin, rûhun temizlenme derecesini anlamak,
kendini ve haddini bilmektir.
En me hûr ve ilk tasavvuf ehli Hasen-i Basrî hazretleridir. Bu zât, öyle büyük bir din
âlimidir ki, büyük bir imâm [müctehid] idi. Kuvvetli seciyesi, derin ilmi ile me hûrdur.
Va’zlarında herkesin gönlüne Allah korkusu telkîn etmeye çalı mı tır. Kendisinden birçok
hadîs-i erîf rivâyet edilen büyük bir hadîs âlimidir.
Mu’tezile felsefesinin kurucusu (Vâsıl bin Atâ), bu zâtın talebesi iken, sonradan onun
dersinden ayrıldı. Mu’tezil, ayrılan demektir. Mu’tezile’ye Kaderiyye de denir. Çünkü
bunlar, kaderi inkâr edip, (Kul kendi yaptıklarının yaratıcısıdır. Allah hiçbir zaman fenâlık
yaratmaz) derler.
Tasavvufun gâyesi, insanı Ma’rifet-i ilâhiyye’ye kavu turmak, ya’nî Allahü teâlânın
sıfatlarını tanıtmaktır. O’nun zâtını, ya’nî kendisini tanımak mümkün de ildir. Peygamber
Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), (Allahü teâlânın zâtını dü ünmeyiniz. O’nun
ni’metlerini dü ününüz) buyurmu tur. Ya’nî, O’nun kendisinin nasıl oldu unu de il,
sıfatlarını ve insanlara verdi i ni’metleri dü ünmelidir. Bir defasında da, (Allahü teâlânın
nasıl oldu unu dü ündü ün zaman, hâtırına her ne gelirse, bunların hiçbiri, Allah
de ildir) buyurdu.
nsanın aklının kapasitesi, sâhası sınırlıdır. Bu sınırın dı ında olanları anlıyamaz. Bunları
dü ünürse, yanılır. nsan aklı, insan dü üncesi, din bilgilerindeki incelikleri, hikmetleri
anlıyamaz. Bunun için, din bilgilerine felsefe karı tıranlar, dînimizin gösterdi i do ru yoldan
ayrılır, bid’at ehli veya kâfir olur.
slâm felsefesi diye bir ey yoktur. Ehl-i sünnet âlimleri, ( slâm bilgilerinin ölçüsü,
insan aklı, insanın dü üncesi de il, muhkem olan [ma’nâları açık olan] âyet-i kerîmeler
ve hadîs-i erîflerdir) buyuruyorlar.
Tasavvufun esâsı, insanın kendini (aczini, zavallılı ını) tanımasıdır. Tasavvuf, sırf Allah
sevgisi, yüce [ulvî] a k esâsı üzerine kurulmu tur. Buna da ancak, Muhammed aleyhisselâma
uymakla kavu ulabilir. Kur’ân-ı kerîmde beyân buyuruldu u gibi, Allahü teâlâ, insanın
kalbine tecellî eder. Fakat, bu tecellî yalnız Allahü teâlânın sıfatlarının tecellîsidir. Akıl ile
alâkası yoktur. Tasavvuf ehli, Allahın tecellîsini kalbinde duyar. Onun için tasavvuf ehline
ölüm bir felâket de il, güzel ve tatlı bir eydir.
Tasavvuf ehlinden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, ölüme, eb-i arûs = Dü ün gecesi
adını vermi tir. Tasavvufta, keder ve ümîtsizlik yoktur. Yalnız sevgi ve tecellîler vardır.
Hz.Mevlânâ, (Gel, gel, her kim olursan ol gel, mü rik, mecûsî, puta tapan da olsan gel!
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı de ildir. Tevbeni yüz def’a bozmu olsan da, gel)
diyor. Bu sözler, ba ka zâtlara da nisbet edilmektedir.
Tasavvuf ehli arasında, mâm-ı Rabbânî, Cüneyd-i Ba dâdî, Abdülkâdir-i Geylânî,
M.Celâleddîn-i Rûmî, S.Abdülhakim Arvasi gibi büyük velîler, Sultân Veled, Yûnüs
Emre, Mevlânâ Hâlid-i Ba dâdî gibi Hak â ıkları vardır.
Vahdet-i vücûd, tasavvufun gâyesi de ildir. Gâyeye götüren yolculuklarda, kalbde hâsıl
olan ve akıl ile, fikir ile, madde ile ilgisi olmıyan bilgilerdir. Bunlar kalbde bulunmaz, kalbde
görünür. Onun için, vahdet-i vücûd yerine Vahdet-i ühûd demelidir. Kalb, temizlenince,
ayna gibi olur. Kalbde görünenler, Allahü teâlânın zâtı da, sıfatları da de ildir. Sıfatlarının
sûretleridir. Allahü teâlâ kendi, görme, i itme, bilme gibi sıfatlarının sûretlerini, benzerlerini,
insanlara vermi tir. Verdikleri O’nunkiler gibi de ildir. O’nun görmesi, ezelîdir, ebedîdir.
Her zaman, her eyi görür. Vâsıtasız, âletsiz devamlı görür. nsanın görmesi böyle de ildir.
nsanın görmesi, o görmenin sûreti, zıllidir. Görmesinin zılli gözde, i itmesinin zılli kulakta
tecellî etti i gibi, sevmesi, bilmesi ve ba ka birçok sıfatlarının zılleri de, insanın kalbinde
tecellî eder, hâsıl olur.
Gözün görebilmesi için, hasta, bozuk olmaması gerekti i gibi, kalbin de, bu tecellîye
kavu abilmesi için, hasta olmaması gerekir. Kalbin hasta olması, günahlar ile kararmasıdır.
Günahlardan kaçıp ibâdet ederek kalbi temizlemelidir.

Selefilik ve tasavvuf
Sual: Selefiler niçin evliyalı a, kısaca tasavvufa kar ıdır?
CEVAP
Marmara lahiyat Fakültesi profesörlerinden H.Kamil Yılmaz özetle diyor ki: bnül-
Cevzi ile ba layan Selefilik hareketi, bni Receb Hanbeli, bnül-Kayyim el-Cevziyye ve bni
Teymiyye ile devam etmi ve nihayet Muhammed b.Abdülvehhab ile yeni bir ekol halini
almı tır.
Bu ekol artık tasavvuf kar ıtı olmayı, kendi yollarının bariz bir vasfı gibi kabullenmi ve
nihayet Suud ailesinin resmi mezhebi haline gelince, “Selefilik” adı, yerini “Vehhabilik”e
bırakmı tır.
Bugün slâm dünyasının muhtelif yörelerinde tasavvuf kar ıtı akımların arkasında, siyasi
ve mali güç olarak bu dü üncenin bulundu u görülmektedir.
Önceleri Selefilik adıyla ortaya çıkan, bugün de pek çok yerde kendini bu adla takdim
eden, ama daha çok “Vehhabilik” adıyla anılan tasavvuf kar ıtı cereyanın en önemli
eksikli i, tasavvufa yöneltti i tenkitler de ildir. Çünkü tasavvuf çevrelerinde onların
tenkitlerini haklı çıkaracak birtakım uygulamaların bulundu u muhakkaktır.
Belki yanlı lık bu tür hataların genelleme ile bütün tasavvuf çevrelerine te mil edilerek,
bu müesseseleri yok saymak ve slâm dı ı göstermektir. Aslında yapılan i , maksadını a an
bir davranı tır. Kar ı tarafı anlama kaygısı ta ımadan üstüne varmadır. Pek çok mütefekkir
ve mutasavvıfın büyük derdi anla ılamamaktır. Nitekim kendisini idam etmek üzere
toplanan kalabalı a kar ı Hallacın u duâsı bu gerçe i yansıtmaktadır: “Allahım, Senin
kulların, Sana olan yakınlıklarından ve dinlerine ba lılıklarından, beni öldürmek için
toplandılar. Onları ba ı la! Çünkü Sen, bana gösterdi in sırları onlara da göstermi olsaydın,
hakkımda böyle dü ünmezlerdi. ayet onlardan gizlediklerini benden de gizlemi olsaydın,
ben de böyle sözler söylemezdim.” (Altınoluk)

Vehbi ilim, ilham ve evliya


Sual: Bazı kimseler, "Bizim üstadımız vehbi ilim sahibidir. Kendisine ilham gelir. Hiç
bir âlimin kitabından nakil yapmadan eserler verir. Bir mesele onun kalbine do ar, ilham
olunur, yahut rüyada bildirilir, o da talebelerine bildirirdi. Vehbi ilim, Allah tarafından ilham
edildi i için kesbi ilme zıt dü erse, vehbi ilmi tercih ederiz" diyorlar. Vehbi ilim dinde senet
olur mu? Dine sarılmıyan, bid' atten sakınmıyan kimsenin söyledikleri, nefsten ve eytandan
gelen bozuk fikirler de il midir?
CEVAP
(Vehbi ilmi tercih ederiz) demeleri ve bahsettikleri gibi inanıp davranmaları çok yanlı
bir dü ünce ve hareketdir. Çünkü dinde senet yalnız edille-i erıyyedir. Bunlar, Kitab,
Sünnet, cma ve Kıyas’tır. Akıl, ilham, rüya dinde senet olmaz. Çünkü, ilhamlara ve
rüyalara, vehim, hayâl ve eytan karı abilir. Karı mamı olanları da, tevilli, tabirli olabilir.
Do ruları, e rilerinden ayırd edilemez. Evliyanın ilhamı ba kalarına senet olamaz.
lham, Allah tarafından kalbe gelen bilgi demektir. Ehlullahın ilhamlarının do rulu u,
islâmiyet bilgilerine uygun olmalarından anla ılır. Dine sarılmıyan, bid' atten sakınmıyan
kimsenin söyledikleri, nefsten ve eytandan gelen bozuk fikirlerdir. lm-i ledünni ve ilham,
Muhammed aleyhisselama uyanlara ihsan olunur. Bu ihsana kavu anlar, Kur' an-ı kerimi ve
hadis-i erifleri iyi anlar. Her sözü bunlara uygun olur. Bugün din bilgileri, ancak Ehl-i
sünnet âlimlerinin kitablarından ö renilir.
lham senet de il
Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki: lham ile dinimizin hükümleri anla ılamaz. Yani,
Allahü teâlânın, evliyanın kalblerine verdi i bilgiler, helal ve haramlar için delil, senet
olamaz. Resulullahın mübarek kalbine gelen ilham, her müslüman için senettir. Her
müslümanın bunlara uyması gerekir. Evliyanın ilhamı islâmiyete uygun ise, yalnız kendisine
senettir. Ba kalarına senet olamaz. Buharîdeki hadis-i erifte, ( lim üstaddan ö renilir)
buyuruldu. Marifet ise ilham ile hasıl olur. lim, ilham ile hasıl olmaz. lmin kayna ı Kur' an-
ı kerim ve hadis-i eriflerdir. (Berika s.385)
Mearif-i ilahiyye bilgileri, ilham ile hasıl olur, hocadan ö renilmez. badetlerin
yapılması ve bütün eriat bilgileri ise, üstaddan ö renmekle elde edilir. eriat bilgileri, ilham
ile hasıl olsaydı, Allahü teâlânın Peygamberler ve kitablar göndermesine lüzum olmazdı.
(Hadika s.378)
mam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki: (Kıyas ve ictihad, dinin dört temelinden
birisidir. Buna uymaya emrolunduk. Evliyanın ke f ve ilhamları böyle de ildir. Bunlara
uymaya emrolunmadık. lham, yalnız sahibi için delildir, ba kaları için senet de ildir.) [m.
272]
(Evliyanın ke finde hata etmesi, yanılması, müctehidlerin ictihadda yanılması gibidir;
kusur sayılmaz. Bunun için evliyaya dil uzatılmaz.) [m.31]
(Evliyanın ke finde hata etmesi, yanılması, müctehidlerin ictihadda yanılması gibidir;
kusur sayılmaz. Bundan dolayı, Evliyaya dil uzatılmaz. Müctehidlere uyanlara, onların
mezhebinde bulunanlara da, hatalı i lerde sevab verilir. Evliyanın yanlı ilhamlarına
uyanlara, sevab verilmez. Çünkü ilham, ancak sahibi için senettir. Müctehidlerin sözü ise,
mezhebinde bulunan herkes için senettir. O hâlde, Evliyanın yanlı ilhamlarına uymak caiz
de ildir. Müctehidlerin hata ihtimali olan sözlerine uymak ise vaciptir.) [m.31]
Kıl ucu kadar uygunsuzluk bulunursa
(Tasavvuf büyüklerinden birkaçı, kendilerini hâl ve sekr kaplayınca, do ru yolun
âlimlerinin bildirdiklerine uymıyan bilgiler, marifetler söylemi ler ise de, ke f yolu ile
anladıklarını bildirmi lerdir. Bunun için, suçlu sayılmaz. Bunlar ictihadında yanılan
müctehidler gibidir. Onlar gibi, bunların yanılmalarına da bir sevab verilir. Böyle, birbirine
uymıyan bilgilerde, hep Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri do rudur. Çünkü bunların
bilgileri, Peygamberlik kayna ından alınmı tır. Bu bilgiler, vahy ile bildirilmi tir. Elbette
do rudur. Tasavvuf büyüklerinin marifetleri ise, ke f ve ilham ile anla ılmaktadır. lhamın,
do rulu u kesin de ildir. lhamın do ru olup olmadı ı, Ehl-i sünnet âlimlerinin
bildirdiklerine uygun olup olmaması ile anla ılır. Kıl ucu kadar uygunsuzluk bulunursa,
yanlı demektir. in do rusu böyledir. in do rusu bilinince, buna uymıyan ilhamların,
sapıklık oldukları anla ılır.) [m.112]
mam-ı Rabbanîden aldı ımız bu bilgiler ile di er âlimlerin yazıları, Ehl-i sünnet
âlimlerinin kitaplarına aykırı olan ve yanlı olarak vehbi ilim mahsulü denilen kitapların
bozuklu unu ortaya çıkarmaktadır. Bu kitapların vehbi ilimle de bir alakası olmadı ı ilim
ehlince kolayca anla ılır.

Yine ilham üzerine


Sual: Edille-i erıyyeye [dört delile] aykırı olsa da, üstadımızın ilhamları senettir.
Hocamızın bir kitabı, Sorbon üniversitesinde, yüksek lisans konusu olarak verilmektedir. Bu
sizce bir ey ifade etmiyor mu?
CEVAP
Bilindi i gibi, dünyada, komünist, ateist, hıristıyan, müslüman profesör ilim adamları
vardır. Sorbonda da ilim adamları vardır. Sorbonda okunan her kitabın do ru olması
gerekmez. Ezher’de bile birçok mezhepsizin kitabı okutulmaktadır. Bir kitabın do ru olup
olmadı ı edille-i erıyye ile anla ılır. lham adı altında dine aykırı eyler yazılıyorsa hiç
kıymeti yoktur.
mam-ı Rabbani hazretleri gibi bütün büyük âlimler, ( lham senet de ildir. Kesin olan
edille-i erıyyedir. Bunlara aykırı olan ilhamlar senet olamaz) buyuruyor.
unlar ilhammı
lham adı altında bakın neler deniyor:
Büyük ilim adamı [Mason] Abduh, benim üstadımdır deniyorsa bu ilham da yanlı tır.
Abduh mason olmasa bile, mezhepsiz biridir. Peygamber efendimiz, (Ki i ahirette sevdi i
ile beraber olur) buyurmu tur. Elbette Abduh’u seven de onunla beraber olacaktır.
Kâfirler mazlum olarak ölürse cennete gider denmi se bu ilham da yanlı tır. Çünkü
edille-i erıyyede [dört delilde], her çe it kâfirin ebedi olarak cehenneme gidece i
bildirilmi tir.
Kur’an gibi bakî bir mucize varken, ben hadislere itibar etmem deniyorsa, bu ilham
da yanlı tır. Çünkü Allahü telâlâ, Resulüne uymamızı emrediyor. Hadis-i eriflere inanmıyan
kimse, Kur’an-ı kerime de inanmamı sayılır.
lhamın do rulu u, vahiy kadar de ilse de, üphe götürmiyecek kadar kesin
deniyorsa, bu da yanlı tır. lhamı vahye benzetmek çok tehlikelidir. O zaman dinimizin dört
delili nerede kaldı?
Akıl eskiden senet de ildi, imdi ise senettir ve akılla Allahı isbat edemiyenin imanı
muteber de ildir deniyorsa, bu da dört delile aykırıdır. Akıl, sadece iilerce hüccettir. Akla,
normalden, yani dinin verdi i ölçüden fazla önem veren, dini aklı ile ölçen mutezile
fırkasıdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Dini aklı ile ölçen kadar zararlı kimse yoktur.)
man tahkik edilmedikçe muteber olmaz deniyorsa, bu ilham da yanlı tır. Çünkü
dinimizin bildirdi i iman, acaba do ru mu diye tahkik edilmez yani ara tırılmaz. man,
Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdi i eyleri, tahkik etmeden, akla,
tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadı ına bakmadan, tasdiktir. Akla uygun oldu u için
tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resulü tasdik etmek olmaz. Yahut Resulü ve aklı
birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimad tam olmaz. timad tam olmayınca,
iman olmaz.
Ben Mehdiyim, falanca talebem de sa’dır deniyorsa, bu ilham da yanlı tır. Çünkü Hz.
Mehdinin adı Muhammed, babasının adı Abdullahtır. Gökten bir melek (Bu Mehdidir)
diyece i hadis-i erifle sabittir.
Dünya u tarihte kopacaktır deniyorsa, bu ilham da ayet ve hadislere aykırıdır.
Dünyanın ne zaman kopaca ı bildirilmemi tir. Güne in batıdan do ması, Deccalin çıkması
gibi, sadece alametleri bildirilmi tir. Bazı gruplar, (Dünya falanca tarihte kopacak) diyerek
halktan para toplamı lar, dedikleri tarih gelip geçti i halde dünya kopmamı tır. Hemen her
grupta, (Dünya u tarihte kopacak) diye yanlı bir ilham bulunmaktadır. Hatta Yehova
ahitleri denilen hıristiyanların lideri Charles Russel de 1914’te dünya kopacak demi ti.
Yehovacılar, ( sa’nın dünya krallı ı ba ladı) diyerek, devletlerin sonunun yakla tı ını,
tarihler vererek ortaya atmı lardır. Bu tarihler, 1914, 1918, 1925 ve 1975’tir. Tabii hepsi de
bo a çıkmı tır. u dünyayı bir türlü koparan çıkmadı.
Ben evliyayım diyerek, kendi grubundan olmayan müslümanlara kâfir diyenler
ço almı tır. Unutulmamalı ki, müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olur. Din kimsenin
tekelinde de ildir. Bölücülük yapmamalıdır.

Dinde reformculuk
Sual: Reform, ıslah etmek, bozulmu bir eyi düzelterek, eski do ru haline getirmek
demektir. Hıristiyanlık bozuldu u için reform yapıldı. Dinimiz bozulmadı ı için, böyle bir
hareket dini bozmak olmaz mı?
CEVAP
Evet, müslümanlık bozulmadı ı için böyle bir hareket, dini bozmak olur. Dürer-ül
hükkam erhinde, (Zamanın de i mesi ile, örf ve adete dayanan hükümler de i ebilir.
Nassa, dayanan hükümler zamanla de i mez) deniyor.
mam-ı Rabbanî hazretleri de buyuruyor ki:
Bazı kimseler, yapacakları de i ikliklerle dini düzelteceklerini zannediyor, ortaya bid'at
çıkarıyorlar. Bid'atlerin zulmetleri ile sünnetin nurunu örtmeye çalı ıyorlar. Yaptıkları
de i ikliklerle dinin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia ediyorlar. Bilinmelidir ki din
noksan de ildir. Kur' an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Bugün sizin için dininizi ikmal
eyledim. Üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak slâmiyeti vermekle
razı oldum.) [Maide 3]
Reform üçe ayrılır
Reform, Fransızca bir kelimedir. Yeniden ekil verme, eski haline döndürme,
bozuklukları, kötülükleri düzeltmek için yapılan ıslahat demektir. Bu manalara göre dinde
reform üçe ayrılır:
1- Cahiller ve din dü manları tarafından müslümanlar arasına sokulmu olan hurafeleri,
bid'atları, yanlı inançları düzeltme i idir. Dine bir ey ilave etmeden eski haline döndürmek
demektir. Bunları yapan büyük âlimlere (Müceddid) denir. mam-ı Rabbanî, mam-ı
Gazalî ve dört mezhebin imamları birer müceddid âlimdir. Bu âlimlere, reformcu de il,
(Müceddid) denir.
2- Dinde reform yapmaya kalkanların ikinci kısmı ise, ayet-i kerime ve hadis-i
eriflerden, kendi akıllarına göre mana çıkaran ve slam âlimlerinden ayrılanlardır.
3- Dinde reform yapmak istiyenlerin üçüncü kısmı, sinsi islâm dü manlarıdır. Bunlar
müslüman görünerek, (Dini ıslah ediyoruz, ana kaynaklara iniyoruz, Kitab ve Sünnete
sarılmalıyız) diyerek ayet-i kerimelere ve hadis-i eriflere kasten yanlı mana veren
kimselerdir. ster bunlar gibi kasti olsun, isterse, cehaletleri sebebiyle, Kur'
an-ı kerime yanlı
mana veren kimseler dinden çıkar. Hadis-i erifte, (Kur'an-ı kerimden kendi aklı ile, kendi
dü üncesi ve bilgisi ile mana çıkaran kâfirdir) buyuruldu.
Bunun için slam âlimlerinin kitaplarından nakil yapmıyan kimselerin yazdı ı kitaplar
çok zararlıdır. nsanları felakete sürükler. Yakın tarihimizde camilere müzik aleti sokma ve
sıra koyma gibi gayretleri olmu tur. Bir ingiliz u a ı olan Efgani de dinde reform
pe indeydi. Efgani, hem Türkçü, hem slâmcı görünmeyi ba armı tır. Mehmet Emin
Yurdakul, Ziya Gökalb, A. Agayef hep Efgani’den destek görmü tür. slamın Luther’i olarak
tanıtılan ve slâm ile komünizmin arasını bulmaya çalı an Kazanlı Moskof Musa Carullah
Beykiyef isimli din yobazı, bu moskof reformcu, geri kalı ın sebebini dinde ve din
kitaplarında görüyordu. (Fıkh, kelâm, tefsîr v.s. gibi din kitaplarında akıldan, fikirden,
müslümanlıktan bir ey var mı? Kur’anın bazı kuralları eskimi tir. Aklı olan dini
esaretten kurtulmalı) diyerek, dine ve dinimizin esası olan kitaplara saldırmı tır.

Mezhepsiz mantı ı: (Çok ki i olursa, çok ta ta ınır)


Sual: Bir yabancı yazar, “Teknolojinin ilerledi i günümüzde yeni fen vâsıtaları çıktı,
devir de i ti. Yeni olaylarla kar ıla ıyoruz. Yeni ictihâd gerekir. Ancak müctehid olmadı ı
için, slâm ülkelerinden da’vet edilecek kalabalık bir kuruldan, bir ictihâd ûrâsı
kurulmalıdır. Kurul üyesi fazla olursa, hatâ daha az olur. Alınacak kararlarla, yeni tefsîrler,
yeni ictihâdlar yapılmalı, farzlar azaltılmalı, kolaylıklar getirilmeli, mezhebleri taklîd devri
kapanmalı, slâm âlimlerinin bin yıl önce verdi i fetvâlar bizi ba lamamalıdır” diyor. Dinde
reform câiz mi?
CEVAP
Mecelle’nin Dürer-ül-hükkâm erhinde, (Zamanın de i mesi ile, örf ve âdete dayanan
hükümler de i ebilir. Nassa dayanan hükümler zamanla de i mez) deniyor.
mâm-ı Rabbânî hazretleri de buyuruyor ki:
(Ba’zıları, yapacakları de i ikliklerle, dîni düzelteceklerini, olgunla tıracaklarını
zannediyorlar. Ortaya bid’atler çıkarıyorlar. Bid’atlerin zulmetleri ile sünnetin nûrunu
örtmeye çalı ıyorlar. Bunlar, dînin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia ediyorlar.
Bilmiyorlar ki din noksan de ildir. Kur’ân-ı kerîmde, meâlen, (Bugün sizin için dîninizi
ikmâl eyledim, üzerinize olan ni’metimi tamamladım, size din olarak slâmiyeti
vermekle râzı oldum) buyuruluyor. Dîni noksan sanıp, tamamlamaya [dinde reform
yapmaya] çalı mak, bu âyete inanmamak olur.) [c.1, m.260]
Dîni de i tirip yıkmak istiyen reformcuların kuracakları ûrâdakiler, ya mâm-ı a’zam
hazretleri gibi birer müctehiddir veya de ildir. E er müctehid iseler, ictihâdlarını
birle tiremezler. Meselâ mâm-ı a’zam hazretlerinin üç talebesi müctehid oldukları ve
hocalarından farklı ictihâdda bulundukları hâlde, hocalarının ictihâdının yanlı oldu unu
söylememi ler. Çünkü ictihâd, ictihâdla nakzedilmez, ya’nî hükmü ortadan kaldırılmaz. En
mühimi de farklı ictihâdların rahmet olmasıdır. Hadîs-i erîfte, (Müctehid âlimlerin farklı
ictihâdları rahmettir) buyuruluyor. (Beyhekî)
Bu rahmeti ortadan kaldırmak câiz olmaz. Reformcuların kuracakları ûrâda, 5
reformcu, guslün farzının iki, yedi reformcu da dört oldu una karar verse, 5 müctehid, 7
müctehidin kararına uymaya mecbûr mu edilecektir? Hâlbuki, her müctehid kendi ictihâdı ile
hareket eder. Ba ka müctehide uyması câiz de ildir. Sonra gusül ile namaz ile fen
vâsıtalarınının ilerlemesinin ne alâkası olur?
Zamanla farzlar, sünnetler de i mez. Ef’âl-i mükellefîni de i tirmeye kalkmak düpedüz
dîni yıkmaktır. Önce, ictihâd edebilmek için ictihâd edilecek konu olması lâzımdır. ctihâd,
dînî konularda olur. Dinde yeni bir eye ihtiyâç yok ki ictihâd dü ünülsün.
Teknolojinin ilerlemesi dinde de i ikli i gerektirmez. Namazın yeni bir kılını ekli,
orucun yeni bir tutulu ekli olmaz.
[Mezhepsizlerin yanıldı ı nokta, (zamanla her eyin kamil eklini alaca ını)
sanmalarıdır. Zamanla kamil eklini alan akli ilimlerdir. Ka nıyı dü ünün bir de imdiki
arabaları, uçakları, füzeleri. Tıpta, teknikte, fendeki di er yeni geli melerde bunun gibidir.
slamiyet ise zaten kamil olarak gelmi tir. Bunun saf, berrak ekli ise geridedir. man, ibadet
bilgileri zamanla de i mez. Kıyamete kadar aynıdır. De i en, kamil eklini alan akli
ilimlerdir, nakli ilimler de il. Akli ilimleri ö renmek, Çin’de bile olsa almak zaten dinimizin
emridir.Bu; akıl, ilim, insaf ve iman sahibi insanlar için anla ılmıyacak bir husus de ildir.]
ctihâd edecek âlim olmayınca kimler ictihâd edecek? Da’vet edilecek din görevlisi
sayısının fazla olması neyi halleder? Ya’nî kemiyetin çok olması keyfiyete te’sîr etmez.
n aata ta ta ınmıyor ki, (Çok ki i olursa, çok ta ta ınır) diye dü ünülsün. Milyonlarca
ilkokul talebesi, bir profesör ile mukayese edilemez. Milyonlarca profesör de bir müctehidle
mukayese edilemez.
Reform ûrâsı, ittifakla namaz vakitlerini, rek’at sayılarını azaltsa veya ço altsa, zekât
1/40 iken 1/100 veya 1/20 yapsalar, yaptıkları bu reform, dîne hizmet mi olur, yoksa dîni
yıkmak mı olur?
ûrâdaki reformcular, müctehid de ilse, o zaman alacakları kararların ne kıymeti olur?
Her iki hâlde de yapacakları i , dîni de i tirmekten ba ka bir ey de ildir. ûrâ sözünü a zına
alanların câhil de ilse, sapık oldu u apaçık meydandadır.
Dü manların sinsi planları
Din dü manları, slâmiyeti yıkmak için, özellikle u yollarla saldırıyorlar:
1- Âlimlere olan itimadı yıkmaya çalı ıyorlar. Halbuki Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Bu
misalleri ancak âlimler anlar.) [Ankebut 43], (Bilmiyorsanız âlimlerden sorun!) [Nahl
43], (Bilenle bilmeyen bir olur mu?) [Zümer 9]
Peygamber efendimiz de buyuruyor ki: (Âlimlere tâbi olun.) [Deylemî], (Âlimler
benim ve di er peygamberlerin vârisleridir.) [Ebu Nuaym], (Âlimler, kurtulu
rehberleridir.) [ . Neccar]
2- Mezhepleri birle tirerek herkesi mezhepsiz yapmak istiyorlar. Mason Abduh’un
çömezi Re it Rıza ile onları taklit eden mezhepsizler, mezheplere kinli bo a gibi
saldırıyorlar. Halbuki mezhepler karde tir. Birinde yapılması güç olan ey, ötekine göre
yapılır. Bunun için Peygamber efendimiz, (Âlimlerin farklı ictihadları, mezheplere
ayrılmaları rahmettir) buyuruyor. (Beyheki)
3- Eshab-ı kirama olan itimadı sarsmaya çalı ıyorlar. Maksatları onların rivayet etti i
hadis-i eriflere ve onların topladı ı Kur' an-ı kerime gölge dü ürmektir. Halbuki Allahü teâlâ
hepsinden razı oldu unu, hepsinin cennetlik oldu unu bildiriyor. (Tevbe 100, Hadid 10)
Rafizi me repli kimseler de, “Müslüman müslümanla sava maz” diyerek Hz. Ali ile
sava an eshab-ı kirama kâfir diyerek hakaret ediyorlar. Halbuki iki müslüman ordunun
sava abilece i Kur’anı kerimde bildiriliyor. ki tarafa da kâfir denmez. Çünkü, (E er
müminlerden iki grup birbiriyle sava ırlarsa aralarını düzeltiniz) buyurulmu tur.
(Hücurat 9)
4- Asırlardır gelen halifelerin gerçek halife olmadı ı, onların hilafetinin sahih oldu unu
söyleyen binlerce âlimin de gerçek âlim olmadı ı, dolayısıyla bu âlimlerin sözlerine itimat
edilemeyece i fikrini yaymak istiyorlar. [Âlimlere itimat sarsılınca, onların bildirdikleri dine
de itimat kalmaz.]
5- Geri kalı ımızı yeni ictihatlar yapılmayı ına ba lamaya çalı ıyorlar. Kur' an-ı kerimin
yanlı ekilde tevil ve tefsirleri yapılarak yeni görü ler çıkarmak suretiyle dini bozmaya
çalı ıyorlar.
6- Hadis-i eriflere olan itimadı sarsmaya çalı ıyorlar. Halbuki hiçbir hadis kitabında ve
hiçbir slam âliminin kitabında uydurma hadis yoktur. slam Âlimleri din dü manları
tarafından, din kitaplarına sokmaya çalı tıkları sözleri kitaplarına almamı lardır. Bazı cahil
okuyucular, (Bir hadisi Kur’ana göre ölç ona göre yaz) diyorlar. Sanki mam-ı Buhari ve
di er hadis âlimleri bir hadisi kitaplarına alırken Kur’ana uyup uymadı ını anlamamı lar da
biz mi anlayaca ız?
7- Herkesin meal okumasına te vik ediyorlar. Böylece her anlayı a göre farklı görü ler
meydana çıkmasına, yani dinde anar i çıkarmaya çalı ıyorlar. Mesela Kur’anı yanlı tevil
ederek, namaz üç vakittir, tesettür farz de ildir, tavuktan, balıktan kurban olur diyorlar.
Allahü teâlâ, Peygamber fendimize Kur’anı açıklamasını emretmi tir. (Nahl 44), Peygamber
efendimiz de, Kur'an-ı kerimi açıklamı tır. Onun için Kur’anın yorumlamak için
Resulullahın açıklamasına bakmak arttır. Onun açıklamasından farklı yorumlar getirmek
dinde reform olur. Hatta Peygamber efendimizin hadis-i eriflerini de âlimler açıklamı ,
bize onlara uymaktan ba ka ey bırakmamı lardır.
Din dü manlarının bu oyunlara bilmeden alet olmak gaflet, bilerek alet olmak hainliktir.

Dinin ruhuna aykırı imi


Sual: Yahudi ve Hıristiyanların da cennete gideceklerini söyleyen, altın yüzü e cevaz
veren, melekler rüzgarlardır diyen bir ilahiyat profesörünün oruçla ilgili bir yazısını
gönderiyorum. Profesör diyor ki: (Her ne kadar hadislerde hayzlı ve nifaslı kadınlar namaz
kılamaz, oruç tutamaz, Kur’ana dokunamaz deniyorsa da, namaz kılmasında, oruç
tutmasında ve Kur’ana dokunmasında sakınca yoktur. Bu hadisler dinin ruhuna aykırıdır. Bir
de kütüb-i sitte denilen altı hadis kitabında, kasten orucu bozanlara, ceza olarak 61 gün oruç
tutmaları gerekti i bildiriliyorsa da, bu da Kur’anın ruhuna, dinin temel prensiplerine
aykırıdır. Çünkü ceza i lenen suça uygun olmalıdır. Bir gün oruç yiyene, 61 gün oruç
tutturmak zulüm olur.) Bu ne biçim profesör?
CEVAP
Dinimizde delil dörttür: Kitab, Sünnet, cma ve Kıyas-ı fukaha. Bir hüküm için bu
delillere bakılır. Hem kütüb-i sittedeki hadislerde var diyor, hem de, bu hadisler dinin ruhuna
aykırıdır diyor. Önce hadis dinde delil midir de il midir, bunu kasten bildirmiyor. Sonra bu
hadisler uydurma mıdır, yoksa sahih midir? Bunları da kasten söylemiyor. Uydurma
demesine imkân yok. Çünkü kütüb-i sitte denilen en kıymetli altı hadis kitabındaki hadisler,
bütün âlimlerce sahihtir. Mezhepsiz olmayan bir kimse, bu kitaplardaki hadis-i eriflere
uydurma diyemez. Profesör açıkça, peygamber Kur’anın ruhuna aykırı konu mu demek
istiyor. Zaten mezhepsizler, anlayamadı ı hadis-i eriflere, (Uydurma veya Kur’anın
ruhuna aykırı) damgasını basarlar.
Profesör oruç tutmamakla, kasten orucu bozmayı birbirine karı tırıyor. Kefaret oruç
tutmamanın cezası de ildir. Orucu kasten bozmanın cezasıdır. Bir adamı yanlı lıkla
öldürmekle, kasten öldürmenin cezası aynı olur mu? Hatta öldürmek niyetiyle kur un sıksa,
öldüremese bile, öldürmü gibi ceza verilir. Ama kazaen öldürenin cezası hafiftir. Orucu
kazaen bozmak ile, hiç niyet etmeden oruç tutmamak ve kasten niyetli orucu bozmak
arasında çok fark vardır.
mansızın cezası
Sanki profesör, Kur’anın ruhunu, dinin temel prensiplerini biliyormu gibi konu uyor.
imdi bu zavallı profesöre soruyorum: Kur’an-ı kerimde, imanla ölenlerin yarın âhirette
sonsuz olarak cennette, imansız ölenlerin ise cehennemde sonsuz olarak kalaca ı
bildirilmektedir. Bir kimse, 50 veya 100 yıl ya ıyor, yüz yıllık iyi i lerine kar ı sonsuz olarak
cennette kalıyor. Bir kimse de 100 yıl günahına ve küfrüne kar ılık bin yıl, milyar yıl, trilyon
yıl de il, sonsuz olarak cehennemde kalıyor. Bu dinin ruhuna aykırı olmadı ına göre, orucu
kasten bozmanın cezasının da 60 gün olması, dinin ruhuna aykırı olmaz. Bir gün orucu
kasten bozmanın cezası 61 de il, 60 gündür. Bir gün de bozarak tutmadı ı orucun kazasıdır.
Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın hanımları da, yıllarca hayz ve nifas hali
olmu tur, onlar namaz kılmamı , oruç tutmamı tır. Peygamber efendimiz ve Eshab-ı kiram
Kur’anın ruhuna aykırı mı hareket ediyorlardı? Hz. Ai e’nin nakletti i hadis-i erifte, hayzlı
iken tutulamıyan orucu kaza etmek gerekti i, kılınmayan namazları kaza etmek gerekmedi i
bildirilmi tir. (Buharî)
Hadis-i erifte, (Hayzlı Kur'andan bir ey okuyamaz) buyuruldu. (Tirmizî)
14 asırdır gelen yüzlerce müctehidler ve âlimler, bu meseleleri bilememi de, birkaç
mezhepsiz bunların dinin ruhuna aykırı oldu unu nasıl söyleyebilir ki?
Bu ve benzeri çıkı lar, dini bozarak, yozla tırarak yıkmak için yapılan sinsi bir oyundur.
14 asırdan beri din kitapları ne yazıyorsa onlara uymalı, türedilere itibar edilmemelidir.
Peygamberim diyenler
Sual: Mezhepsiz türediler, her gün yeni bir yorum getirerek, 14 asırdır bozulmadan
gelen dinimizi dört koldan bozmaya, yıkmaya çalı ıyorlar. Hadis-i erifleri inkâr için adeta
birbirleri ile yarı ediyorlar. Kimi hayzlı iken namaz kılınır, oruç tutulur diyor. Kimi
cünüpken Kur’an okutuyor. Kimi de, akraba dı ındaki kadınlarla yapılan zina günah de il,
cinsel hizmet vermektir diyor. Kimi mehdi oldu unu ilan ediyor, R. Khalife, A.Kadiyani,
Bahaullah ve daha ba ka zındıklar da kendilerine peygamber diyor. Artık peygamber
gelmiyece ini ayet ve hadislerle yazar mısınız?
CEVAP
Kur' an-ı kerimde buyuruluyor ki: (O, [Muhammed aleyhisselam] Allahın resûlü ve
nebilerin sonuncusudur.) [Azhab 40]
Hiç bir mezhepsizin uydurma diyemeyece i u sahih hadis-i eriflerde buyuruluyor ki:
(Nübüvvet ve risalet sona ermi tir. Benden sonra nebi de, resûl de yoktur.)
[Tirmizî]
(Nebiler benimle son buldu.) [Müslim]
(Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer olurdu.) [Buhârî]
(Resûllerin ilki Âdem, sonuncusu Muhammeddir.) [Hâkim]
(Ben peygamberlerin efendisiyim, hepsinin sonuncusu ve efaat edicilerin ilkiyim.)
[Darimi]
(Di er peygamberlere göre benim durumum u misale benzer. Bir kimse, güzel bir
ev yapar, fakat bir kerpici noksandır. Ziyarete gelen halk, evi be enir. Yalnız " u
bo lu a da bir kerpiç konsaydı" derler. te ben o kerpicim. "Hatem-ün-nebiyyin" yani
peygamberlerin sonuncusu, tamamlayıcısıyım.) [Buhârî, Müslim]
Artık peygamber gelmeyece i gibi, gelmesine de lüzum olmadı ı, slâm binasının
tamamlandı ı (Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin
için din olarak slâmı be endim) âyet-i kerimesi ile bildirilmektedir. (Maide 3)
Allahü teâlâ böyle buyuruken yeni bir din, yeni bir peygamber aramaktaki maksat gizli
de ildir.
Mezhepsizler, kelime oyunu yapıyorlar, (Nebi gelmez ama resûl gelir) diyorlar. Halbuki
sahih hadis-i eriflerde yoruma gerek duyulmadan, Peygamber efendimizin hem nebi, hem
de resûl oldu u ve artık nebi de resûl de gelmiyece i açıkça bildiriliyor. Resûllerin [kitab
gönderilenlerin] sayısının 313 ve nebilerin ise 124 bin oldu u söyleniyorsa da bu tam kesin
de ildir. Allahü teâlâ peygamberlerin hepsini bildirmemi tir. (Nisa 164)
Yeni bir din getiren, kendisine kitap verilen Peygambere resûl dendi i gibi nebi de
denir. Yani her resûl, nebidir. Her nebi, resûl de ildir. Yeni din getirmeyip, önceki dine
davet edenlere nebi denir. Fussilet suresinin (Resûlüm!) Sana söylenen, senden önceki
resûllere söylenmi olandan ba ka bir ey de ildir.) mealindeki âyet-i kerimesi de,
resûllere kitap verildi ini göstermektedir. Allahü telâlâ, dinini bildiren kitap göndermedikçe
ceza vermiyor. sra suresinin (Biz resûl göndermedikçe azap etmeyiz) mealindeki 15.
Ayet-i kerimesi de, resûlün kitap getiren peygamber oldu unu bildirmektedir.
Resûller için birkaç örnek: Hz. Muhammed resûl ve nebidir. (Ahzab 40), Hz. brahim
resûl ve nebidir. (A.imran 84), Hz. Musa resûl ve nebidir. (Meryem 51), Hz. sa resûl ve
nebidir. (Nisa 157, A.imran 84),
Kitap gönderilmeyen peygamberlere nebi denir. ki örnek: Hz. Harun nebi idi. (Nisa
163), Hz. Yahya nebi idi (A. imran 39) Nebilik resûllük makamı içindedir, nebi gelmezse,
resûl hiç gelmez. Sapıkların dedi i gibi, resûllük nebilik makamı içinde de ildir.

Efgani, Abduh gibi Mezhepsizler fitne kaynaklarıdır


Sual: Ça da yazar, bir gayrı müslimin, (Fikrini tazelemiyen beyin ölür) sözünü bir nass
[âyet ve hadîs] gibi eline alıp, dinde reform istiyerek özetle diyor ki:
(Hiçbir din, vahyoldu u artlarda kalmamı tır. Meselâ Mûsevîlik, de i ip düzelerek
günümüze gelmi tir. Hıristiyanlık ise, Bizans ve Roma uygarlı ının süzgecinden geçerek
Martin Luther’in reformu ile bugünkü çizgiyi kazanmı tır. Her din, ça dan etkilenir, ça da
çizgi kazanır. Günün müslümanı teknolojiyi itirâzsız kullanır. Meselâ bilgisayarla yazı yazar.
Fakat sıra Din’e geldi mi, slâm akıl dîni demesine ra men, bir santim kımıldamaz. slâm
âleminin geri kalı ının sebebi budur. mâm-ı a’zam, en büyük bilgindir. Fakat bilgisi, bin yıl
önceki ça ın sınırı içindedir. Bu bakımdan Ebû Hanîfe’nin fikirleri Kur’ânın ı ı ı altında
sorgulanmalı, Efgânî ve Abduh’un Taze fikirlerle slâmı donatma hareketi yürütülerek,
ça da müslüman olmalıdır.)
CEVAP
Birkaç yanlı a cevap verelim:
1- (Her din de i mi tir) sözü, Mûsevîlik ve Hıristiyanlık için do ru ise de, Müslümanlık
için yanlı ve iftirâdır. Kur’ân-ı kerîmin hangi âyeti de i ti? Bozulma ihtimâli var mı?
(Kur’ânı biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz) âyetine inanmıyor mu?
2- Din, Allahın bildirdi i ekilde mi do rudur, yoksa insanların süzgecinden geçtikten
sonra mı do ru olur? Ya’nî insanlar, hâ â Allahın yanlı ını mı düzeltiyor?
3- Luther’in reformu, bozulan Hıristiyanlı ı düzeltmek içindi. Müslümanlı ın neresi
bozuldu da düzeltmeye ihtiyâç hissedilsin?
4- Yazar, din denilince, bâtıl, hak demeden hepsini aynı kefeye koyup, mukayese ediyor.
Hak ile bâtıl mukayese olmaz.
5- Bâtıl dinler ça dan etkilenebilir. Fakat Müslümanlık ça dan nasıl etkilenir? Nasıl
etkilenmesi gerekir? Ça a uyabilmek için namazı, haccı mı kaldırmak gerekiyor?
6- Müslüman, zamana uyar, teknolojinin en iyisini kullanır. Bu zaten dînimizin emridir.
Dînimiz, fen bilgilerinde, her de i ikli i yapmayı, bütün yeni ke ifleri ö renmeyi
emretmi tir. Fakat, namaz, oruç gibi ibâdetlerde, de il bir santim, bir milim bile de i tirmek,
onu bize bildiren Allah ve Resûlünün koydu u hükmü be enmemek olur. Bu hükmü
be enmiyen ve de i mesi gerekti ine inanan kâfir olur.
7- Ça da yazar, ( slâm akıl dîni ise, akla uyalım) diyor. slâm, nakle dayanan, selîm
akıl dînidir. Selîm akıl, yanılmıyan akıldır. Yazarın aklına uygun gelmiyen bir ey, selîm akıl
sahibi için uygun gelebilir. Akla göre din olsa, insan sayısı kadar din olur. slâmiyette aklın
ermedi i ey çoktur. Fakat, selîm akla uymayan bir ey yoktur.
Âhıret bilgileri ve Allaha ibâdet ekilleri, e er aklın çerçevesi içinde olsaydı ve akıl ile
do ru olarak, bilinebilseydi, Peygamberlere lüzûm kalmazdı. nsanlar, dünya ve âhıret
saâdetini kendileri bulabilirdi ve Allah, hâ â Peygamberleri bo yere göndermi olurdu.
Bunlar bilinemiyece i için, Allah, her asırda, Peygamber göndermi ve son olarak da bütün
dünyaya, peygamber olarak Muhammed aleyhisselâmı göndermi tir.
8- Ecnebîler gibi, yazar da, müslümanların geri kalı ını ibâdette de i iklik yapılmayı ına
ba lıyor. Sanki ibâdette de i iklik yapılsa, slâm ülkeleri hemen kalkınıverecek.
9- Yazar, (Tam müslüman olmak için u ki inin Ça da lmihâl’ini okumalı) diyor. O
ki i ise, ( mâm-ı a’zamın bin yıl önceki fetvâları bizi ba lamaz) diyor. Aynı mantık.
10- Zamana göre ibâdetler de i mez. bâdetlerde de i iklik, dîni be enmemek olur.
Hadîs-i erîfte, ( bâdetleri bizim gibi yapmıyan bizden de ildir) buyuruldu. Mecelle’de,
(Zamanın de i mesi ile, örf ve âdete dayanan hükümler de i ebilir. Nassa dayanan
hükümler ise de i mez) deniyor.
mâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
(Kimi yapaca ı de i iklikle, dîni düzeltece ini zannediyor, dînin noksanlı ını
tamamladı ını iddia ediyor. Hâlbuki din noksan de ildir.
Kur’ân-ı kerîmde, (Bugün sizin için dîninizi ikmâl eyledim, üzerinize olan ni’metimi
tamamladım, size din olarak slâmiyeti vermekle râzı oldum) buyuruluyor.
Dîni noksan sanıp, tamamlamaya [reform yapmaya] çalı mak, bu âyeti inkâr olur.)
[m.260]
Yazar, içkiye, Kur’ânın ı ı ı altında fetvâ veriyor, ( çki içince, dilin dola ıyor, a ırıyor
ve arkada ınla dövü üyorsan, içki sana yasaktır) diyor. Acaba kendisi nasıl içiyor? Dili
dola madan ve dövü meden mi? Sarho etmese de, zarar vermese de içkinin damlası
harâmdır. Peygamber efendimiz, (Ço u sarho eden içkinin, azını da içmek harâmdır)
buyuruyor. Hattâ içki sofrasına oturmayı yasaklıyor, (Allaha inanan içki içilen sofraya
oturmasın) buyuruyor. (Nesâî, Taberânî)
Görüldü ü gibi yazar, taze fikirle ça a uyarak, dînimizin harâm etti i eyleri helâl
etmeye çalı ıyor
Dînimizdeki dört delil
Sual: Selefi görü lü kimseler, kıyas yaparak ictihad etmenin caiz olmadı ını bildirerek,
kıyas yapan mam-ı a' zam, mam-ı afii gibi mezhep sahibi büyük müctehid âlimlere dil
uzatıyorlar. Sünnet, icma ve kıyas, Kur' an-ı kerimde bulunmıyan eyleri eklemek midir?
CEVAP
Edille-i er’ıyye [din bilgilerinde, müctehid imâmlara delil] dörttür: Bunlar, Kur’ân-ı
kerîm, Sünnet [hadîs-i erîfler], cmâ’ı ümmet ve Kıyâs-ı fükahâ’dır.
Sünnet, icmâ’ ve kıyâs, Kur’ân-ı kerîmde bulunmıyan eyleri eklemek de ildir. Bunlar,
Kur’ân-ı kerîmin içinde kapalı olarak bulunan bilgileri meydana çıkarmaktadır.
Müctehid, bir i in nasıl yapılaca ını, Kur’ân-ı kerîmde açık olarak bulamazsa, hadîs-i
erîflere bakar. Bunlarda da açıkça bulamazsa, bu i için, cmâ’ var ise, öyle yapılmasını
bildirir. cmâ’ sözbirli i demektir. Ya’nî, bu i i, Eshâb-ı kirâmın hepsinin aynı sûretle
yapması veya söylemesi demektir. Eshâb-ı kirâmdan sonra gelen tâbi’înin de icmâ’ı delîldir,
seneddir.
Günümüzdeki dinde reformcuların ve din câhillerinin ittifak ettikleri sözlere, icmâ’
denmez.
Kıyası inkâr sapıklıktır
Kıyâs, bir eyi ba ka eye benzetmek demektir. Fıkhta, nass’tan anla ılamıyan bir eyin
hükmünü, bu eye benziyen ba ka eyin hükmünden anlamak demektir. Kıyâs, Kur’ân-ı
kerîmin ve hadîs-i erîflerin, derin, örtülü ma’nâlarını meydana çıkarmaktır. Eshâb-ı kirâm
da kıyâs yapar, onların da ayrı mezhebleri var idi. Beydâvî tefsîrinde kıyâs ve icmâ’ın,
mrân sûresinin 108. âyetinde emredildi i yazılıdır. bni Âbidîn hazretleri, (Kıyâs ile
anla ılan bilgileri kabûl etmiyen, do ru yoldan saparak bid’at ehli olur, muhakkak
Cehenneme girer) buyuruyor.
Kıyâsın delîl oldu u aklen ve naklen sabittir. (Fa’tebirû) âyet-i kerîmesi,
(Bilmediklerinizi, bildiklerinize kıyâs edin) demektir. (Menâr erhi) [Bu âyet-i kerîmenin,
kıyâsın câiz ve lâzım oldu unu bildirdi i Beydâvî tefsîrinde yazılıdır.]
A’râf sûresinin, (Allahü teâlâ, rüzgârı, rahmeti olan ya murdan önce, müjdeci
gönderir. Rüzgârlar, a ır olan bulutları sürükler. Bulutlardan ölü olan topra a su
ya dırır, o ya murla yerden meyvalar çıkarırız. Ölüleri de mezârlarından böyle
çıkaraca ız) meâlindeki 56. âyet-i kerîmesi de kıyâsın hak oldu unu isbât etmektedir. Bu
âyette, ihtilâflı olan bir eyi, sözbirli i ile anla ılmı olana benzetmek bildirilmektedir.
Çünkü, Allahü teâlânın ya mur ya dırdı ını ve yerden ot çıkardı ını, hepsi biliyordu.
Öldükten sonra dirilmenin hak oldu unu, yeryüzünün kuruduktan sonra tekrar
ye illenmesine benzeterek isbât etmektedir.
ctihâd, gücü, kuvveti yetti i kadar, zahmet çekerek, u ra arak çalı mak demektir.
ctihâddan maksad, âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i erîflerden, ma’nâları açıkça
anla ılmıyanları, açıkça bildiren di er ahkâm-ı er’ıyyeye kıyâs ederek, benzeterek,
bunlardan yeni hükümler çıkarmaya u ra mak, çalı maktır. Meselâ ana-babaya itâ’ati
emreden âyet-i kerîmede, (Onlara, öf sıkıldım demeyin) buyuruluyor. Dövmekten,
sövmekten bahis buyurulmamı tır. Âyet-i kerîmede, yalnız bunların en hafîfi olan öf
kelimesi açıkça bildirildi ine göre, müctehidler, dövmenin, sövmenin ve hakâret etmenin
elbette harâm olaca ını ictihâd etmi lerdir.
ctihadı emreden âyetler
mâm-ı a’rânî hazretleri buyuruyor ki: ( ctihâdı emreden âyet-i kerîme çoktur. Nahl
sûresinin, (Bizden indirileni insanlara açıklaman için) meâlindeki 44. ve Nisâ sûresinin
(Allahın kitâbına ve Resûlün hadîslerine mürâcaat edin) meâlindeki 59. âyet-i kerîmesi
ictihâdı emrediyor.) [Mîzân]
u âyet-i kerîme de, birbirine benzemiyen hâdiselerin, hükmünün de farklı oldu unu
bildirmektedir: (Yoksa, kötülük i leyenler, hayatlarında ve ölümlerinde, îmân edip sâlih
amel i leyenlerle kendilerini bir tutaca ımızı mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm
veriyorlar.) [Câsiye 21]
mâm-ı Râzî hazretleri, kıyâsın delîl oldu unu ve mukallidin, âlimleri taklîd etmesinin
vâcib oldu unu, (Ülül-emre itâ’at edin) meâlindeki âyet-i kerîmeden çıkarmı tır. Mutlak
müctehid olmıyan âlimlerin de, mukallid olduklarını, usûl âlimleri sözbirli i ile bildirdiler.
Müctehidlerin sözbirli i ile bildirdiklerinden ayrılmak harâmdır. Bu husûs, Nisâ sûresinin
114. âyetinden anla ılmaktadır. (E edd-ül-cihâd)
mâm-ı Müzenî hazretleri, (Asr-ı saâdetten beri fakîhler kıyâsı kullanmı lardır.
Kıyâsı inkâr câiz olmaz) diyor. Kıyâsın, er’î bir delîl oldu u hakkında, Eshâb-ı kirâmın
ittifakı vardır. Hz. Ebû Bekir, mîrâs konusunda, ölenin babası yoksa, babanın babasını, baba
hükmünde saymı tır. (Usûl-i fıkıh)
Eshâb-ı kirâm, Hz.Ebû Bekir’e, bî’at ederken; namaz imâmlı ı ile devlet
ba kanlı ını kıyâs ederek, (Resûlullah, O’nu din i imizde imâm ta’yîn etti, biz de onu,
dünya i imizde imâm tanırız) diyerek ictihadda bulunmu lardır. (Usûl-i Serahsî)

lk kıyas yapan
Sual: Dini konuda yorum ve kıyas yapmak yanlı mıdır?
CEVAP
Ehli olanın, dini konuda yorum ve kıyas yapmasının mahzuru yoktur. Ancak ehli
olmıyanın yorum ve kıyas yapması çok mahzurludur. Dinde büyük gediklerin açılmasına
sebep olur. Binlerce farklı görü lerin meydana çıkmasına yol açar.
Piyasada birbirini tutmıyan binlerce kitap vardır. Hepsi de yanlı kıyas ve yanlı
yorumlardan meydana çıkmı tır. Kur' an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allahü teâlâ, blise "[Âdem aleyhisselam istikametinde bana] secde et emrime, niçin
uymadın" buyurunca, blis "Ben, ondan hayırlıyım; çünkü beni ate ten, onu [Âdem
aleyhisselamı] çamurdan yarattın" dedi.) [Araf 12]
blis, ate in, topraktan daha hayırlı oldu unu sanmı , yanlı kıyas yapmı tır. Hâlbuki
Allahü teâlâ, topra ı ate ten üstün yaratmı tır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Kendi görü ünüze göre dinde kıyas yapmayın! Çünkü din kıyas kabul etmez. lk
kıyas yapan blistir.) [Deylemî]
(Dini aklı ile ölçmek kadar zararlı ey yoktur. Böylece helala haram, harama da
helal denmi olur.) [Taberânî]
bni Abbas hazretleri de buyuruyor ki: ( lk kıyas yapan blistir. Kıyası da yanlı tır.
Kendi görü ü ile dinde kıyas yapan blisin dostu olur.)

cma olan hususlar


Sual: Bazı kimseler, dinimizdeki dört delilden icma’nın hiç olmadı ını iddia ediyorlar.
cma olan hususları yazar mısınız?
CEVAP
Halbuki sayısız konuda icma meydana gelmi tir. Dinde zaruri olan, yani cahillerin de
bildikleri icma’ya inanmayan kimse, kâfir olur. cma yani söz birli i olan hususlardan
bazıları unlardır:
badetler imandan parça de ildir.
Namaza ba larken niyet etmek farzdır.
Miraç haktır. [Resûlullah’ın, Mekke’den Kudüs’e götürüldü üne inanmayan kâfir olur.
Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldü üne inanmayan ise sapık olur.]
Kur' an mahluk de ildir.
Eshab-ı kiramın hepsi, cemaat ile yirmi rekât teravih kılmı tır.
Nezri yerine getirmek lazımdır.
Kütüb-i sitte denilen altı hadis kitabındaki hadis-i eriflerin hepsi sahihtir.
Bid' at yayıldı ı zaman, bunun kötülü ünü Müslümanlara duyurmak farzdır.
Nass ile veya icma ile bildirilmi olan harama önem vermeyen kâfir olur.
Çalgı çalmanın haram oldu u, sözbirli i ile bildirildi.
Kabr-i saadeti ziyaret lazım oldu u ve çok sevap oldu u sözbirli i ile bildirilmi tir.
Resûlullah da, kabrinden yardım isteyene ya mur ya aca ını müjdelemi tir. Resûlullah’ın
kabrinden yardım istemeye inanmamak, Eshab-ı kiramın sözbirli ini inkar etmek olur.
Ehl-i sünnet âlimleri, söz birli i ile (Müctehid olmayan Müslümanların ibadetlerini
do ru yapabilmek için, bir müctehidi ve bir mezhebi taklit etmeleri vacibdir.) demi lerdir.
Yeni Müslüman olanın, diledi i bir âlimi taklit etmesinin lazım oldu unda sözbirli i
meydana gelmi tir.
Dört mezhebin kolaylıklarını ara tırıp, bunları bir araya toplayarak, yeni bir kolaylıklar
mezhebi uydurmaya telfîk denir. Telfîkin batıl oldu unda söz birli i vardır. slâm âlimleri
söz birli i ile bildiriyorlar ki; imdi bütün Müslümanların, bilinen dört mezhepten birine
uymaları lazımdır. Dört mezhep birle tirilemez, bir mezhep haline getirilemez.
Müta nikahının caiz olmadı ına sahabe-i kiramın icma-ı vardır.
Hz. Ebû Bekr’in ve Hz. Ömer’in halife olduklarına inanmayan kâfir olur. Çünkü, halife
seçildikleri, söz birli i ile bildirilmi tir.
Eshâb-ı kirâmın sözbirli i etti i, bugün Müslümanların elinde bulunan Mushaf sahihtir.
Bundan ba kasını okumak haramdır.
Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin üstünlükleri halifelik sırasına göre
oldu u, Eshâb-ı kirâmın sözbirli i ile bildirilmi tir.
Kainattaki her ey, yani Allahü teâlâ’dan gayri ne varsa hepsinin sonradan yaratıldı ında
sözbirli i hasıl oldu, inkâr eden kâfirdir.
Cemaatle namazı terk etmeyi âdet edinmek söz birli i ile günah olur.
Namazda ayakta, ayet-i kerimeleri Arapça’dan ba ka dil ile okumanın câiz olmadı ı söz
birli i ile bildirildi.
Âlimlerimiz söz birli i ile bildiriyor ki, Kur' an-ı kerimin bir harfini de i tiren kâfir olur.
Bir sözün küfre sebep olmasında, âlimlerin söz birli i yoksa, o sözü söyleyene kâfir
denemez.
Kadınların kulaklarından sarkan saçlarını örtmeleri farz de ildir diyen âlimler de vardır.
Ba larındaki saçları örtmenin farz oldu u söz birli i ile bildirildi.
Kadınların mahremsiz olarak sefere gitmelerinin haram oldu unu Hanefî âlimleri
sözbirli i ile bildirmi tir.
Ölüm hastalı ındaki bir kimsenin, kaza edemedi i namazlar için, oruçta yaptı ı gibi
iskat yapılması için, bütün âlimlerin söz birli i vardır.
Ehl-i sünnet âlimleri söz birli i ile bildiriyor ki:
Dört mezhebin kitaplarından ayrılan kimse, Resûlullah’ın yolundan ayrılmı tır.
(Ümmetim dalâlet üzerinde sözbirli i yapmaz!) hadis-i erifi de gösteriyor ki, Ehl-i
sünnet âlimlerin söz birli i ile bildirdiklerinin hepsi do rudur.
Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır. Bunlardan 72’si
cehenneme gider, yalnız bir fırka kurtulur. Bu fırka, benim ve eshabımın gitti i yolda
gidenlerdir.) [Tirmizî]

Kur’an-ı kerim sana mı gönderildi?


Sual: Bir yazarın, "Kur'andaki Din" isimli kitabı ektedir. Dine aykırı çok yerleri vardır.
Çok kimselerin sapıtmasına sebep oluyor. Allah rızası için buna bir cevap verir misiniz?
CEVAP
Kitabının yazarının etiketine bakıp da inanan çıkar endi esiyle bazı hususları bildirmek
istiyoruz. Yazar, (Bir mezhebe tabi olmak gerekmez. Peygamber ve Sahabenin mezhebi mi
vardı? Hele mezhebi dörtte sınırlamak, en büyük islâm dü manlı ıdır.) diyor.
Mezheb imamı demek, Kur' an-ı kerim ve hadis-i eriflerde açıkça bildirilmi olan din
bilgilerini, Eshab-ı kiramdan i iterek toplıyan kitaba geçiren büyük âlim demektir.
Eshab-ı kiramın herbiri müctehid ve mezheb imamı idi. Her biri kendi mezhebinde idi.
Hepsi de, mezheb imamlarımızdan daha üstün idi. Mezhebleri daha kıymetli idi. Fakat,
bunlar kitablara yazılmadı ı için mezhebleri unutuldu.
(Peygamberin, sahabenin mezhebi nedir?) demek, (Ordu kumandanı, hangi
bölü ün eridir?) veya (Fizik ö retmeni, hangi sınıfın talebesidir?) demeye benzer.
Çünkü sahabenin her biri bir mezheb imamı idi. Resulullah efendimiz de kainatın hocası idi.
(Mezhebe, hadise uymam) demek (Kur'ana uymam) demektir. Çünkü Kur' an-ı
kerimde buyuruluyor ki:
(Resule itaat eden, Allaha itaat etmi olur.) [Nisa 80]
(Peygamberin emrine uyun, nehyetti inden sakının.) [Ha r 7]
(Kur'anı insanlara açıklaman için sana indirdik.) [Nahl 44]
Kur'ana Uymak çin
Âlimler de, ayetleri açıklayabilselerdi, Allahü teâlâ Peygamberine, (Sadece sana vahy
olunanları tebli et!) der, (Kur'anı insanlara açıkla!) diye emretmezdi. (Huccetullahi
alelalemin)
Kur' an-ı kerimdeki; (Allahın ipine sarılın!) emri, (Fıkıh âlimlerinin, mezheb
imamlarının bildirdi ine uyun!) demektir. [Tahtavi (Dürr-ül muhtar) ha iyesi, zebayih
kısmı]
Sünnet [hadis-i erifler], Kur'an-ı kerimi; mezheb imamları da sünneti açıklamı lardır.
Âlimler de, mezheb imamlarının sözlerini açıklamı lardır. Hadis-i erifler olmasaydı,
namazların kaç rekat oldu u, nasıl kılınaca ı, rükû ve secdede okunacak tesbihler, cenaze ve
bayram namazlarının kılını ekli, zekât nisabı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri
bilinmezdi. Bunları Peygamber efendimiz açıklamı tır. Sünneti müctehid âlimler açıklamı ,
böylece mezhebler meydana çıkmı tır. Peygamberimiz de bu mezheblere, bu âlimlere
uymamızı emrediyor: Bunlardan birkaçı öyle:
(Kur'an-ı kerime tabi olmak, hepinize farzdır. Onu terketmek için hiçbir özür
olamaz. Kur'an-ı kerimde bulamadı ınız i lerde, sünnetime uyunuz. Sünnetimde de
bulamazsanız, Eshabımın sözüne uyunuz.) [Beyhekî]
(Âlimlere tabi olun!) [Deylemî]
(Ümmetimin âlimlerinin ihtilafları [farklı ictihadları, mezheblere ayrılmaları] rahmet-
i ilahidir.) [Beyhekî]
Mezheb, slâmdan Farklı mı?
Yazarın (Ben slâma, Kur'ana göre hareket ederim, mezhebe uymam) demesi, (Ben
devletin emrine uyarım. Fakat, kanunu, polisi, hakimi dinlemem.) demeye benzer.
Çünkü slâma, Kur' ana uymak demek, dört hak mezhebden birine uymak demektir. slâm
ayrı, mezheb ayrı de ildir.
Allahü teâlâ ve Resulü, müminlere merhamet ettikleri için, bazı i lerin nasıl yapılaca ı,
Kur' an-ı kerimde ve hadis-i eriflerde açık bildirilmedi. Açıkça bildirilse idi, öylece yapmak
farz ve sünnet olurdu. Farzı yapmıyanlar günaha girer, kıymet vermiyenler de kâfir olurdu.
Müminlerin hali güç olurdu. Böylece mezhebler meydana geldi.
Resulullah, Kur' an-ı kerimde icmalen bildirilenleri, yani kısa ve kapalı olarak
bildirilenleri açıklamasaydı, Kur' an-ı kerim kapalı kalırdı. Resulullahın varisleri olan mezheb
imamlarımız, hadis-i eriflerde mücmel olarak bildirilenleri açıklamasalardı, sünnet-i
nebeviyye kapalı kalırdı. Böylece, her asırda gelen âlimler, Resulullaha tabi olarak, mücmel
olanı açıklamı lardır. Bilinen dört imam zamanında, ba ka mezheb imamları da vardı.
Bunların da mezhebleri vardı. Fakat, bunların mezheblerinde olanlar azala azala bugün hiç
kalmadı. (Hadika)
Ehl-i sünnetin dört mezhebinin imanları, inandıkları eyler, birbirlerinin aynıdır.
Aralarında hiç fark yoktur. Ayrılıkları yalnız ameldedir. Bu da, müslümanlara bir kolaylıktır.
Her müslüman, diledi i mezhebi seçerek, bunu taklid eder. Her i ini, seçti i mezhebe göre
yapar. Müslümanların, dört mezhebe ayrılmaları, Allahü teâlânın rahmetidir. Bir müslüman,
kendi mezhebine göre ibâdet yaparken, bir zahmet, bir me akkat hasıl olursa, ba ka bir
mezhebi taklid ederek, bu i i kolayca yapar.
Hz. brahim ve azer
Sual: Yazar, (Peygamberin dedelerinden kâfir olanlar var idi. Mesela Hz. brahimin
babası kâfir idi.) diyor.
CEVAP
Peygamber efendimizin bütün dedelerinin temiz bir mümin oldu u ayet-i kerime ve
hadis-i eriflerle sabittir. Bunun aksini söylemek bu husustaki nassları inkar olur.
(Tevbe) suresinin 28. ayet-i kerimesinde mü riklerin necis, yani kâfirlerin pis oldu u
bildiriliyor. Peygamber efendimiz de bütün dedelerinin temiz oldu unu bildiriyor. ( uara)
suresinin 219. ayetinde (Vetekallübeke fissacidin) buyuruluyor. Yani mealen, (Sen, yani
senin nurun, hep secde edenlerden dola tırılıp, sana inkılab etmi , ula mı tır) demektir.
Ehl-i sünnet âlimleri bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken, bütün ana-babalarının mümin
oldu unu bildirmi lerdir.
(Mevahib-i ledünniyye) kitabının ba ında bütün dedelerinin temiz birer mümin
oldu unu bildiren hadis-i erifler nakledildikten sonra, ( uara) suresinin 28. ayet-i
kerimesinin tefsirinde buyuruluyor ki:
( bni Abbas hazretleri buyuruyor ki: "Seni bir peygamberin neslinden di er bir
peygamberin nesline naklettim. Yani senin soyun peygamberler silsilesidir. Bir babanın
iki o lu olsa, peygamberlik hangisinde ise, Resulullah ondan gelmi demektir.")
Seçilmi Bir Silsile
Bu ayet-i kerimenin tefsiri mahiyetinde olan hadis-i eriflerden birkaçı öyle:
(Her asırdaki insanların en iyilerinden, seçilmi lerinden dünyaya getirildim.)
[Buharî]
(Allah, smail aleyhisselam evladından, Kinane ismindeki zatı ve onun sülalesinden
Kurey ismindeki zatı be endi, seçti, Kurey evladından da, Ha imo ullarını sevdi.
Onlardan da, beni süzüp seçti.) [Müslim]
(Allah, beni insanların en iyilerinden vücuda getirdi. Silsilem, en iyi insanlardır.)
[Tirmizî]
(Allahü teâlâ, Arabistandaki seçilmi ler arasından beni seçti. Beni her zamandaki
insanların seçilmi lerinde, en iyilerinde bulundurdu.) [Taberânî]
(Dedelerimin hiçbiri zina yapmadı. Allahü teâlâ beni, iyi babalardan, temiz
analardan getirdi. Dedelerimden birinin iki o lu olsaydı, ben bunların, en iyisinde
bulunurdum.) [Mevahib]
(Bana cahiliyyet devrinin kötülü ü isabet etmedi. Âdem aleyhisselamdan babama
kadar hep nikahlı ana-babadan geldim. Ben ecdad olarak sizin en hayırlınızım.)
[Deylemî]
(Ö ünmek için söylemiyorum. Soy bakımından da insanların en ereflisiyim.)
[Deylemî]
Bu hadis-i erifler ve ( uara) suresindeki ayet-i kerime, Peygamber efendimizin bütün
dedelerinin temiz bir mümin oldu unu göstermektedir. Kâfirler pis oldu una göre, brahim
aleyhisselamın babasının kâfir olması mümkün de ildir.
Molla Cami hazretleri buyuruyor ki: (Muhammed aleyhisselamın zerresini ta ıdı ı için,
Hz. Ademin alnında nur parlıyordu. Bu zerre, Hz. Havvaya ve ondan it aleyhisselama ve
böylece temiz erkeklerden temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçti. O nur
da, zerre ile birlikte, alınlardan alınlara geçti.) [ evahid-ün-Nübüvve]
Bu nur, kâfire geçmedi i gibi, zina gibi bir günah i liyen mümine bile geçmiyordu. Bu
bakımdan da Azer, Hz. brahimin babası de ildi.
Azer Üvey Babadır
Enam suresinin 74. ayet-i kerimesinde, ( brahim, babası Azere dedi i zaman...)
buyuruluyor. Burada Azer kelimesi baba kelimesinin atf-ı beyanı oldu u Beydavi
tefsirinde yazılıdır. Bir kimsenin iki ismi olup, birlikte söylenince, birinin me hur olmadı ı,
ikincinin me hur oldu u anla ılır. Me hur olmıyan birincisindeki kapalılı ı açıklamak için
ikincisi söylenir. Bu ikincisine atf-ı beyan denir.
Hz. brahim iki kimseye baba demektedir. Birisi kendi babası, di eri de üvey babası ve
amcası olan kimsedir. caz, belagat ve fesahat kaidelerine göre, ayet-i kerimenin manası,
( brahim, ismi Azer olan babasına dedi i zaman) demektir. Böyle olmasaydı, sadece (Azere
dedi i zaman) veya (Babasına dedi i zaman) demek yeti irdi. E er Azer kendi öz babası
olsaydı (Babası) kelimesi fazla olurdu. Türkçede bile (Babam Ali geliyor) denmez, sadece
(Babam geliyor) denir.
Kur'an-ı kerimde amcaya baba denilmektedir. Hz. smail, Hz. Yakubun amcasıdır.
Fakat Kur' an-ı kerimde (Amcan smail) denmiyor, (Baban smail) deniyor. (Bekara)
suresinin 133. ayet-i kerimesinde çocukları, Hz. Yakuba (Babaların brahim ve smail ve
shak...) diyor. Yani, (Baban brahim, baban smail ve baban shak) deniyor. Hâlbuki Hz.
smail, Hz. Yakubun babası de il, amcasıdır. Tefsir kitaplarında Kur' an-ı kerimde amcaya
baba denildi i bildirilmektedir. Peygamber efendimizin ya lı köylüye, amcaları olan Ebu
Talibe, Ebu Lehebe ve Hz. Abbasa baba dedi i, çe itli muteber kitaplarda yazılıdır. Yalnız
Arablar de il, çe itli milletlerde, amcaya, üvey babaya, kayınpedere ve yardımsever zatlara
baba demek adettir. Bu bakımdan Hz. Yakubun öz babası Hz. slak iken, Kur' an-ı kerimde,
Hz. Yakuba hitaben (Baban smail) buyurulmu tur. [ mam-ı Süyutî hazretleri, (Kitabüd-
derc-il-münife) kitabında Azerin Hz. brahimin amcası oldu unu vesikalarla isbat
etmektedir.]

Kaza namazı
Sual: Yazar, bni Teymiyye gibi (Kılınmayan namazın kazası gerekmez.) diyor.
CEVAP
brahim Muhammed Ne at hazretleri buyuruyor ki:
Namazı bilerek terketmenin büyük günah oldu unu ve kaza etmek gereti ini, cumhur-ı
ulema bildirmektedir. bni Teymiyye, (Namazı kasten terkedenin kaza etmesi gerekmez.
Kaza kılması sahih olmaz. Çok nafile kılması, çok hayrat ve hasenat yapması gerekir) dedi.
Daha önce bni Hazm da, böyle uygunsuz fikirler ortaya atmı tı.
bni Teymiyye ve bni Hazm, bazı ayet-i kerimelere ve hadis-i eriflere, yanlı manalar
vererek, Ehl-i sünnetten ayrıldılar. Böylece, hayırlı i lerin, namaz yerine geçece i sapıklı ını
ortaya attılar. slâmiyette açtıkları yaraların en zararlı olanlarından biri de bu olmu tur. Hz.
Alinin bildirdi i hadis-i erifte buyuruluyor ki:
(Farz borcu olan, kazasını kılmadan nafile kılarsa, bo yere zahmet çekmi olur.)
[Fütuh-ul gayb 48. makale]
Bütün Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki:
Özürlü ve özürsüz olarak namazı terkedenin, bunu kaza etmesi gerekir. ( bni Abidin,
Halebi, Cevhere, Tahtavi)
Namazı, eri özürsüz vaktinden sonra kılmak, büyük günahtır. Bu günah, kaza edince
affolmaz. Kaza ettikten sonra, ayrıca tevbe de gerekir. (D. Muhtar s.485)

Kâfir Cennete Girmez


Sual: Yazar, kendi gibi ate ehli yazarlardan da destek alarak, (Allaha inanıp barı a
yönelik hizmetler veren herkes, ister yahudi, ister hıristiyan olsun Cennete girecektir.) diyor.
CEVAP
Cennete yalnız müslüman olanlar girer. Hud suresi 16. ve Tevbe suresi 17. ayet-i
kerimelerinde, gayrı müslimlerin iyi amellerinin hiç fayda vermiyece i, Muhammed
aleyhisselama tabi olmadıkları için Cehennemde sonsuz kalacakları bildirilmektedir. yi
i lere, ibâdetlere sevab verilebilmesi için düzgün iman sahibi bir müslüman olmak arttır.
(Kitab-üt-tevhid)
Kur' an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ey iman edenler,yahudileri de, hıristiyanları da dost edinmeyin! Onlar birbirinin
dostudur. Onları dost edinen de onlardandır. Allah, [gayrı müslimleri dost edinerek
kendilerine] zulmeden kavme hidayet etmez.) [Maide 51]
(E er Ehl-i kitap [Kur' ana ve Muhammed aleyhisselama] iman edip [kötülükten]
sakınsaydı, günahlarını örter, nimetleri bol cennetlere koyardık.) [Maide 65]
( man edenlere en iddetli dü manlık edenler yahudi ve mü riklerdir) [Maide 82]
(Hak din yalnız slâmdır.) [Al-i mran 19]
( slâm dininden ba ka din istiyenlerin, dinlerini Allah kabul etmez. Bunlar ahırette
en büyük zarara u rayacaklardır.) [Al-i mran 85]
(Ey Resulüm, de ki, E er Allahı seviyorsanız, bana tabi olun!) [A. mran 31]
[Ehl-i kitap] ("Yahudi ve hıristiyanlar hariç hiç kimse Cennete girmeyecek"
dediler. O iddia, onların kuruntusudur. Onlara de ki "Do ru söylüyorsanız delilinizi
getirin.") [Bekara 111]
(Kendi dinlerine uymadıkça, yahudilerle hıristiyanlar senden asla ho nut
olmazlar.) [Bekara 120]
( brahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, Allahı bir tanıyan hanif, do ru
bir müslüman idi; mü riklerden de de ildi.) [Al-i mran 67]
Hz. brahim, Hz. Musa, Hz. sa da her peygamber gibi müslüman idi. Hz. Musaya ve
Hz. saya o zaman inanan kimseler de müslüman idi. imdiki yahudi ve hıristiyanlar,
Muhammed aleyhisselama inanmadıkça, yani müslüman olmadıkça ebedi Cehennemliktir.
Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki:
(Cennete ancak müslüman olan girer.) [Buharî, Müslim]
(Beni duyup da Peygamber oldu umu kabul etmiyen yahudi ve hıristiyan, mutlaka
Cehenneme girecektir.) [Hakim]

Miraç hadisesi
Sual: Yazar, ( sra, Mirac ruhani bir olay, bir rüyadır.) diyor.
CEVAP
Kavl-ül-fasl kitabında deniyor ki:
sra suresinin birinci ayet-i kerimesinde, Allahü teâlâ ayetlerini, yani kudret ve azametini
gösteren nice acayip i lerden bazılarını göstermek için, Muhammed aleyhisselamı,
Mekkeden Kudüse götürdü ünü bildiriyor. sra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken,
geceleyin yürümek manasına kullanılır.
sra suresinin 60. ayet-i kerimesinde ise, (Sana [Miraçta] gösterdi imiz o tema ayı
insanlar için bir fitne [imtihan] yaptık.) buyuruluyor. mtihan uyanıkken olur. Peygamber
efendimizin anlattı ı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf kar ılamazdı. Bir kısmı inkar edip mürted
olmaz, bir kısmı da tasdik edip yüksek derecelere kavu mazdı.
Miraç hakkında Ehl-i sünnetin hükmü öyledir: (Resulullahın Mekkeden Mescid-i
Aksaya götürüldü üne inanmıyan kâfir olur. Göklere ve bilinmiyen yerlere götürüldü üne
inanmıyan ise sapık olur.) [Ruh-ul-beyan, Bahr-ür-raık]
Allahü Teâlânın Kudreti
Birkaç saniyede Mekkeden Kudüse götüren Allahü teâlâ, neden daha uzaklara, Cennete,
Cehenneme götüremesin? Allahü teâlânın kudretinden ancak kâfirler üphe eder.
Miraç hakkında birçok hadis-i erif vardır. Birkaçı öyle:
( sra gecesi [Miraca çıktı ım zaman] Cennetin kapısı üzerinde "Sadakanın sevabı
on, ödünç vereninki ise on sekiz mislidir." yazılı oldu unu gördüm.) [ bni Mace]
( sra gecesi, Ar ın nuruna garkolmu bir zat görüp sordum:
- Bu kimdir, bir melek midir?
- Hayır melek de ildir.
- Peygamber midir?
- Peygamber de de ildir.
- Öyle ise kimdir?
Cebrail aleyhisselam dedi ki:
- Devamlı Allahı hatırlayan, kalbi mescidlere ba lı ve ana-babasına asi olmayan bir
kimsedir. ( bni Ebiddünya)
( sra gecesinde Mele-i alaya u radım. Cebrail aleyhisselamın ha yetullahtan eski
bir kilim gibi titredi ini gördüm.) [Deylemî]
(Göklere çıkarıldı ım zaman, geçti im gö ün her katında "Muhammedün
Resulullah" hemen arkasından "Ebu Bekr-i Sıddik" yazılı oldu unu gördüm.) [Ebu
Nuaym]
(Kurey ten Miracımı inkar edenler olunca, Allahü teâlâ Mescid-i aksayı gözümün
önüne getirdi. Ben de bakıp sorduklarına cevap verdim.) [Buharî]
(Miraca çıkarıldı ımda, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve gö üslerini tırmalayan
kimseler gördüm. Bunların kim oldu unu Cebrail aleyhisselama sordum. "Bunlar
gıybet ederek insanların etini yiyen, ahsiyetlerini zedeliyen kimselerdir " dedi.) [Ebu
Dâvud]
(Miraçda Cehenneme baktım. Kokmu le yiyenler gördüm. Bunların kim
oldu unu sordum. Cebrail aleyhisselam, "Bunlar, gıybet etmek suretiyle insanların
etlerini yiyenlerdir" dedi.) [ .Ahmed]
(Miraçta Cennet ırmaklarını gösterdiler. Sonra elli vakit namaz farz kılındı.)
[Buharî]
Peygamber efendimizin Mescid-i Aksadan sonra beden ile çe itli yerlere gitmesine
dalalet fırkalarından Mutezile inanmamı tır. Bugün de Mutezile kafalı yazarlar, Miraç
mucizesinin bu kısmını inkar ediyorlar. Gerekçeleri de dinden uzak olduklarını gösteriyor.
Peygamber efendimizin götürülü ünü - hâ â- Allahın bulundu u bir yere götürüldü ünü
zannediyorlar. Onun için de -hâ â- (Allahın huzuruna kadar gitti.) diyorlar. Allahü teâlâ
mekandan münezzehtir. Onun görmedi i yer yoktur. Bunun için (Allahın huzuruna kadar)
demek mekan ittihaz etmek olur.
Allahü teâlâ Musa aleyhisselam ile Tur da ında konu mu tur. Peygamber efendimizle
de bilinmeyen bir yerde konu mu tur. Konu ulan yeri - hâ â- Allahın yeri kabul etmek
ahmaklık olur.

Kâfirler Övülüyor
Sual: Müste riklerin ve Hintli Hamidullahın görü üne uygun olarak ([Budizmin
kurucusu] Buda, [Çinli filozof] Konfüçyüz ve [Yunanlı felsefeci] Sokrat peygamber idi.
Re at Khalife rahmetle anılacak bir müslümandır.) diyor.
CEVAP
Bir kâfire peygamber diyen müslüman ise, müslümanlıktan çıkar.

Cehennem Sonsuzdur
Sual: bni Teymiyye gibi (Cehennem azabı sonsuz de ildir.) diyor.
CEVAP
Kâfirlerin Cehennemde sonsuz kalacaklarına dair bir çok ayet-i kerime vardır. (Bekara
81, Ahzab 65, Fussilet 28, Zuhruf 74)

Allahü teâlâ Görülmez mi?


Sual: Yazar, Mutezilenin görü üne uygun olarak (Allah dünyada görülemiyece i gibi
Cennette de görülmez) diyor.
CEVAP
Evliyanın büyüklerinden S. Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyuruyor ki:
(Mirac gecesi Resulullahın Allahü teâlâyı, kalb ve rüya ile de il, ba gözü ile gördü üne
iman ederiz. Cabir bin Abdullaha, "Peygamber efendimizin (Necm) suresinde (Elbette Onu
gördü) mealindeki onüçüncü ayet-i kerimesi üzerine, ( ek ve üphe yok ki ben Rabbimi
gördüm) ve (Sidre-i müntehada Rabbimi gördüm; öyle ki, ilahi vechinin nuru, benim
için zahir oldu) buyurdu unu bildirdi. bni Abbas hazretleri, (Mirac gecesinde Resulullah
Allahü teâlâyı gördü. Hullet Hz. brahim için, kelam Musa aleyhisselam için, rüyet de
Muhammed aleyhisselam için olmu tur) dedi.) [Gunye]
[Hullet, dostluk, Kelam, konu ma, Rüyet, ba gözü ile görme demektir.]
Bu görmenin nasıl oldu unu da mam-ı Rabbanî hazretleri öyle bildiriyor:
(O Server, Mirac gecesinde Rabbini dünyada de il, ahırette gördü. O gece, zaman ve
mekan çevresinden dı arı çıktı. Ezelî ve ebedi bir an buldu. Ba langıcı ve sonu bir nokta
olarak gördü. Cennete gideceklerin, binlerce sene sonra, Cennete gidi lerini ve Cennette
olu larını gördü. te o makamdaki görmek, dünyada görmek de ildir. Ahıret görmesi ile
görmektir. Bu görmeyi dünyada gördü demek mecazdır. Dünyadan gidip gördü ü ve yine
dünyaya geldi i için dünyada gördü denilmi tir.) [Müjdeci Mektublar 283]
Mevlana Halid-i Ba dadi hazretleri de buyuruyor ki:
(Muhammed aleyhisselam Allahü teâlâyı Miracda gördü. Ancak bu görmesi dünyadaki
görmek gibi de il idi.) [ tikadname]
"Müminler Allahı Görecektir"
mam-ı Rabbanî hazretleri, (Enam) suresinin 103. ayet-i kerimesini açıklarken
(Müminler, ahırette Allahü teâlâyı göreceklerdir) buyuruyor. (C.3, m.44 ve 90)
mam-ı Nevevi hazretleri (Ona gözler eri emez demek, Onun zatının künhünü
[hakikatini] gözler idrak ve ihata edemez demektir. Yoksa rüyet haktır.) buyuruyor.
Bid'at fırkalarından Mutezile ile Hariciler, (Enam) suresinin 103. ayetini delil getirerek,
(Ona gözler eri emez) ayetine göre dünyada ve ahırette Allahı görmek imkansızdır, dediler.
Bunun yanlı oldu unu, Kur' an-ı kerim ve hadis-i erifleri bildiriyor. (Beydavi)
Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri, (Tekmil-ül-iman) kitabında buyuruyor ki: Dünyada
Allahü teâlâ anla ılmadan bilinece i gibi, ahırette de anla ılmadan görülecektir. Hadis-i
erifte buyuruldu ki: (Kıyamette Rabbinizi, dolunayı gördü ünüz gibi görürsünüz.)
[Buharî, Müslim]
Peygamberimiz Ümmi di
Batılı kâfirler gibi (Peygamber, ümmi de il, okur-yazar idi.) diyor. Batılılar, Peygamber
efendimizin bu bilgileri, papazlardan ve daha ba ka kimselerden ö rendi ini
söyleyebilmeleri için onun okur-yazar oldu unu söylüyorlar. Peygamber efendimizin ümmi
oldu u, yani okur-yazar olmadı ı pek me hurdur. Bütün bilgileri vahy ile Allahü teâlâdan
ö rendi. Kur' an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Sen bundan [Kur' an-ı kerim indirilmeden] önce, bir yazı, bir kitap okumadın, elinle
de yazı yazmadın. Böyle olsaydı, bâtıl yoldakiler üpheye dü erlerdi.) [Ankebut 48]
(Yanlarındaki Tevrat ve ncilde [ismini ve sıfatını] yazılı buldukları ümmi nebi olan
o Resule [Muhammed aleyhisselama] tabi olanlar.) [Araf 157]
(Allaha ve Onun ümmi nebi olan Resulüne [Muhammed aleyhisselama] uyun ki
do ru yolu bulasınız.) [Araf 158]
lk ayet inip (Rabbinin ismi ile oku!) buyurulunca, Peygamber efendimiz, (Ben okuma
bilmem) dedi i me hurdur.

Faize Cevaz
Sual: Üstadı Abduh, dü ük faize cevaz veriyordu. Bu da (Faiz helal, riba haramdır)
diyor.
CEVAP
Hâlbuki faiz ile riba aynıdır. Faiz yedi büyük günahtan biridir. (Buharî)
Kur'an-ı kerimde de faizin haram oldu u bildirilmi tir. (Bekara 275-279)
Faizin haram oldu unu bildiren birçok hadis-i eriflerden biri öyle:
(Mirac gecesi, karınları ev gibi, içleri yılan dolu insanlar gördüm. Bunların kim
oldu unu Cebrail aleyhisselama sordum. Faiz yiyenler oldu unu bildirdi.) [ bni Mace]

Reenkarnasyon hurafesi
Sual: Reenkarnasyon hurafesine (Olabilir) diyerek zihinleri bulandırıyor.
CEVAP
Dirili le ilgili Kur'
an-ı kerimde bildiriliyor ki:
lk insan çamurdan, sonrakiler, nutfeden yaratıldı. Nutfe kan pıhtısı, sonra et olur, sonra
can verilir. Herkes ölür, Kıyamette dirilir. (Müminun 12-16)
nsanlar ilk ölümden ba ka bir ölüm tadmıyacaklar. (Duhan 56)
Cehennemde ölüm yoktur. (Ala 13)
Bekara suresinin (Allah sizi ölü iken diriltti. Sonra öldürecek, sonra diriltecek,
nihayet Ona döndürüleceksiniz.) mealindeki 28. ayetini, Beydavi ve di er tefsirler öyle
açıklıyor:
Çocu un ana rahminde can verilmesinden önceki hali için ölü, can verilmesine de
diriltme tabiri kullanılmı tır. Yani insan, bir defa ana rahminde diriltiliyor, bir de kabirden
sonra diriltiliyor. ki ölü hali vardır. Biri ana rahmindeki canlılıktan önceki durumu, bir de
kabirdeki hali. Böylece iki ölüm, iki diriltme hadisesi oluyor.

Kadınlık Halleri
Sual: Yazar, (Kadın, hayz halinde, namaz kılar, oruç tutar, Kur'
an okur, tavaf eder.
Kur' ana abdestsiz hatta cünüp el sürülür ve okunur.) diyor.
CEVAP
(Merakıl-felah) ha iyesi ve bunun tercümesi olan (Nimet-i slâm) kitabında diyor ki:
Cünüp, namaz kılamaz, Kur' an-ı kerim okuyamaz, Mushafa ve ayetlere dokunamaz,
mescide, camiye giremez. Kâbeyi tavaf edemez. Abdestsiz olarak da namaz kılamaz, tavaf
edemez ve Mushafı tutamaz, yani bir ayet bile olsa, abdestsiz Mushafa el süremez. Hayz ve
nifas halinde haram olup yapılamıyan eyler:
1- Namaz kılamaz. [Cünüp gusletmedikçe namaz kılamaz (Nisa 43), hadis-i erifte,
(Müstehaza [özürlü kadın] hayzlı iken namaz kılamaz, fakat hayzı bitip özrü devam
ederken kılar) buyurulmu tur. (Ebu Dâvud, Darimi)]
2- Oruç tutamaz. [Hz.Ai e validemizin nakletti i hadis-i erifte, hayzlı iken
tutulamıyan orucu kaza etmek gerekti i, kılınmıyan namazları kaza etmek gerekmedi i
bildirilmi tir. (Buharî) Hz. Havva validemiz, Ramazan ayında hayz olunca, Allahü teâlâ,
namaz kılmamasını ve oruç tutmamasını, hayzlı iken kılamadı ı namazları kaza etmemesini,
fakat orucu kaza etmesini emretmi tir. (Mevkufat)]
3- Kur'an-ı kerim okuyamaz. Hadis-i erifte (Hayzlı ve cünüp olan, Kur'andan
bir ey okuyamaz) buyuruldu. [Bunu (Tirmizî, bni Mace ve Taberânî) nakletmektedir.]
4- Mushafa el süremez. Çünkü Kur' an-ı kerimde (Ona [Kur' an-ı kerime] temiz
olanlardan ba kası dokunamaz.) buyuruluyor. (Vakıa 79) [Bu ayet-i kerimeyi açıklıyan
Peygamber efendimiz, (Kur'ana ancak temiz olan el de direbilir.) buyurmu tur. (Nesâî)]
5- Camiye, mescide giremez. Hadis-i erifte, (Cünüp ile hayzlıya mescide girmek
helal olmaz.) buyuruldu. ( bni Mace)
6- Kâbeyi tavaf edemez. Çünkü tavafta abdestli olmak gerekir. Hadis-i erifte,
(Beytullahı tavaf etmek, namaz kılmak gibidir.) buyuruldu. (Tirmizî, Hakim)
7- Zevciyet muamelesinde bulunulamaz. (Bekara 222 - Kitab-üt-tahare)
Hayzlı kadın, her çe it duâ okur, tesbih çeker. Saç ve tırnak kesebilir. Cünüp olan saç ve
tırnak kesemez.
Bütün fıkıh kitaplarında böyle açık yazarken Mushafı abdestsiz olarak tutanlar,
tutturanlar, gusülsüz Kur' an-ı kerim okuyanlar ve okutanlar, büyük vebal altındadır.
Elimizde, bni Abidin, Mülteka, Hidaye, Hindiyye, Kuduri, Gurer ve Dürer gibi bir çok
fıkıh kitabı varken, nakli esas almayan, kendi görü ünü din olarak bildiren Mısırlı, Suriyeli
yazarların kitaplarına itibar edilmez

Türkçe Namaz mı?


Sual: Yazar, (Her millet, namazda okunan sureleri, ayetleri, namaz kılarken kendi lisanı
ile, yani tercümesini okuyabilir.) diyor.
CEVAP
Diyanetin hazırladı ı Kur' an-ı kerim mealinin önsözünde diyor ki:
(Kur' an-ı kerim, yalnız Türkçeye de il, hiçbir dile hakkıyle çevrilemez. Eski tefsirlerin
ı ı ı altında verilen manalara da tercüme de il, meal demek uygundur. Kur' anın yalnız
manasını ifade eden sözleri, Kur' an hükmünde tutmak, namazda okumak caiz olmaz. Hiçbir
tercüme, aslının yerini tutamaz.)
bni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki: (Kur' an-ı kerimi Arabiden ba ka harf ile
yazmak ve ba ka dile tercüme edip, Kur' an-ı kerim yerine bunu okumak, sözbirli i ile
haramdır. Arabiden ba ka harf ile yazmak ve böyle yazılmı Kur' anı okumak haramdır.
Kur' an-ı kerimi Arabi harflerle, okundu u gibi yazmak sureti ile de i tirmek bile, sözbirli i
ile haramdır.) [Fetava-i fıkhiyye s.37]

Oruç kefareti
Sual: Yazar, (Oruç kefareti diye bir ey yoktur) diyor.
CEVAP
Geceden niyetli orucunu, kasten bozana kefaret gerekti i din kitaplarının hepsinde
yazılıdır. Kütüb-i sitte denilen me hur altı hadis kitabından Buharî, Müslim, Ebu Dâvud,
Tirmizî ve Nesâîde mevcuttur. Bu kitaplarda bulunan Hz. Ebu Hureyrenin rivayet etti i
hadis-i erif öyle:
Bir kimse, Peygamber efendimize gelerek (Helak oldum ya Resulallah) dedi
Peygamber efendimiz, kendisini helak eden eyin ne oldu unu sordu. O da Ramazan
orucunu kasten bozdu unu söyledi. Peygamber efendimiz, bir köle azad etmesini
bildirdi. Kölesi olmadı ını bildirince, aralıksız iki ay oruç tutmasını emretti. Bunu da
yapamıyaca ını bildirince, fakir doyurmasını bildirdi.
slâm âlimleri de, geceden niyetli orucunu bozan kimsenin kefaret olarak, varsa bir köle
azad etmesini, yoksa pe pe e altmı gün oruç tutmasını, tutamazsa, altmı fakiri doyurmasını
bildirmi lerdir. (R. Muhtar)
Peygamber efendimizin bildirdi i hükmü kabul etmiyen Allahü teâlânın emrini kabul
etmemi olur. Çünkü Kur' an-ı kerimde mealen buyuruyor ki:
(Resule itaat eden, Allaha itaat etmi olur.) [Nisa 80]
(Peygamberin emrine uyun, nehyetti inden sakının.) [Ha r 7]
çki çmek
Sual: arap dı ındaki her içkiyi, sarho olmıyacak kadar içmek caizdir. diyor.
CEVAP
arap dı ındaki içkilerin mesela rakının, ampanyanın, votkanın haram oldu unu
bilmiyen müslüman var mıdır? Bu husustaki birkaç hadis-i erif öyle:
(Ço u sarho eden içkinin, azını da içmek haramdır.) [Nesâî]
(Sarho eden her içki haramdır.) [Müslim]
(Bir zaman gelir ki, arabın adı de i tirilip helal sayılır.) [ .Ahmed]

Kâfirle evlenmek
Sual: (Müslüman kadın ve erkek, kâfirlerle evlenebilir.) diyor.
CEVAP
Müslüman kadın, kitaplı veya kitapsız kâfir ile evlenemez. (Mümtehine 10)
Müslüman erkek ise, sadece kitapsız kâfir ile evlenemez. (Bekara 221)
Müslüman erkek, kitap ehli hıristiyan ve yahudi kadınla evlenebilir. (Maide 5)
Kitaplı kâfir kadın, zimmi ise evlenmek tenzihen mekruh, harbi ise tahrimen mekruhtur.
Bugün dünyada zimmi kadın olmadı ına göre, zaruret olmadıkça, kitaplı kâfir kadınlarla
evlenmemelidir! (R.Muhtar)

Kadının Sesi
Sual: (Kadının sesi haram de ildir, namahrem erkeklerle konu abilir.) diyor.
CEVAP
Kadınlar zaruret olmadıkça namahrem erkeklerle konu ulmaz. Ramuzun 469. sayfasında
yazılı ilk hadis-i erif öyle:
(Ey kadınlar, ancak mahreminiz olan erkeklerle konu un, mahreminiz
olmıyanlarla konu mayın!) [ bni Said]
[Mahrem, kendisi ile evlenmek haram olan amca, dayı gibi yakın akraba demektir.
Namahrem, kendisi ile evlenmek haram olmıyan yabancı erkekler demektir.]

Kadın ve Cuma Namazı


Sual: (Kadınlara da cuma namazı farzdır.) diyor.
CEVAP
Yalnız erkeklere farz oldu u çe itli hadis-i eriflerle bildirilmi tir. Bunlardan iki tanesi
öyle:
(Cuma namazı, köle, kadın, çocuk, hasta hariç, her müslümana farzdır.) [Ebu
Dâvud, Hakim]
(Namaz kıldırması için bir erke e emredeyim, sonra da cuma namazına gelmiyen
erkeklerin evlerini ba larına yıksam diye dü ündüm.) [Buharî]

Kürtaj
Sual: (Sa lık, estetik, ekonomik ve sosyolojik gibi sebeplerle kürtaj caizdir) diyor.
CEVAP
Saymadı ı ba ka bir sebep kalmadı. Uzuvları te ekkül ettikten sonra çocuk aldırmanın
caiz olmadı ı bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. (R.Muhtar)

Tesettür
Sual: (Eskiden, cariyeden ayırt etmek için, hür kadınlar örtünürdü. Bugün için böyle bir
eye ihtiyaç olmadı ı için, kadınların örtünmesi gerekmez) diyor.
CEVAP
Cevap vermeye de mez. Her müslüman tesettürün farz oldu unu bilir.
Ay’ın ikiye ayrılması
Sual: Yazar, Re it Rıza ve di er mezhepsizler gibi, mucizeleri tevil ve inkar etmekte
( akkul-kamer yani Ayın ikiye ayrılması, fiili de ildir. Peygamber böyle bir görüntü
meydana getirdi) diyor.
CEVAP
Kâfirler de bu mucizeye inanmamı lardı. Peygamber efendimizden mucize istemi ler, O
da mübarek parma ı ile Aya i aret edince, Ay ikiye ayrılmı , sonra birle mi ti. Mü rikler,
buna da itiraz edip "büyü" demi lerdi. Bu mucize ile ilgili ayet-i kerimenin meali öyle:
(Kıyamet yakla tı, Ay yarıldı. Onlar [mü rikler] bir mucize görünce hemen yüz
çevirirler ve "Eskiden beri devam ede gelen bir sihir [büyü] derler.) [Kamer 1,2]
Görüldü ü gibi yazar, bu mucizeyi de inkar ediyor.

Siccin Ta ı
Sual: Üstadı mason Abduh gibi (Ebrehenin ordusunu helak eden siccin ta ları, veba
mikroplarıdır.) diyor.
CEVAP
Elmalılı Hamdi Yazır bile, Abduhun görü ünü tenkid etmi tir.

Oruca Geç Ba lamak


Sual: (Ortalık iyice aydınlandıktan sonra oruca ba lanır) diyerek milletin orucunu ifsad
ediyor.
CEVAP
Bekara suresinin 187. ayetinde mealen (Sabahın beyaz ipli i [aydınlı ı] siyah
ipli inden ayırdedilinceye kadar yiyip için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın!)
buyurulmu tur. Bu ipliklerin, gündüzün beyazlı ı ile gecenin siyahlı ı olduklarını anlatmak
için, daha sonra fecrin kelimesi nazil oldu. Gündüzün beyazlı ı ile gecenin siyahlı ı, iplik
gibi birbirinden ayrılınca, oruca ba lanır. Sabah namazının vakti girmeden önce yiyip içme
kesilir. (R. Nasıhin)

Reform Yapacakmı
Sual: (Bugün camilerde kılınan namazlar, peygamberin kıldı ı namaza uymuyor) diyor.
CEVAP
Namazın nasıl kılınaca ını da bildirmiyor. Namaz kıldırmamak için her yola ba vuruyor.
Yazar, namaz kılmadı ı, oruç tutmadı ı, her çe it günahı i ledi i için, (Amelsiz iman
makbul, fakat imansız amel makbul de ildir.) diyor. Sözü do ru ise de, maksadı ba kadır.
(Namaz kılmasam da, her günahı i lesem de bana kâfir diyemezsiniz.) demek istiyor.
(Kur'anı zamana ve mekana göre yeniden ictihadımla yorumlayıp "Ça da ilmihal"
yazaca ım.) diyor. Yani, ictihad adı altında dinde reform yapmak ve bütün sapık fikirlerini
buraya koymak, böylece halkı zehirlemek istiyor.

Sormazlar mı Osmanlı dünyaya nasıl hükmetti?


Sual: Bir yazar, (Osmanlı döneminde slâm hukuku bir fıkıh mezhebi ile sınırlandı ı
için slâmiyet büyük darbe yemi tir. Bütün fıkhi mezhepler birle meli, herkes tek yolda
yürümelidir) diyor.
CEVAP
Mezhep, Cennete götüren yolun, vasıtanın adıdır. Bir yere otobüsle, trenle, vapurla veya
uçakla gidilebilir. "Dördü de gitmez, yalnız biri gider" veya "Bütün yolları kaldırmalı,
sadece bir yoldan gitmeli" demek yanlı tır. Hak olan mezheplerin hepsi de, insanı Cennete
götürür.
Mezheplerin rahmet oldu u, müslümanlara kolaylık olması için Allahü teâlânın izin
verdi i hadis-i erifle sabittir. tikadda zaten mezhep tektir. tikadda ayrılık olmaz. Fakat
fıkhi mezhepleri kaldırmak, Peygamber efendimizin bildirdi i rahmeti yok etmeye çalı mak
demektir. Mezhepleri birle tirmek, her mezhepteki kolay hükümlerle amel etmek telfıktır.
Telfık de bâtıldır. (Hulasat-üt-tahkik)
Yine bir yazar, (Mezhepler, geleneklere ba lılıktan do mu tur. Kur'
anla irtibat kurup,
serbestçe, mezheplerüstü dü ünmeli, bir mezhebe ba lanmamalıdır. Ben, Kur' ana göre
hareket ederim, mezhebe uymam) diyor.
Yazarın (Ben, Kur'ana göre hareket ederim, mezhebe uymam) demesi, (Ben devletin
emrine uyarım. Fakat, kanunu, polisi, hakimi dinlemem) demeye benzer. Çünkü Kur' ana
uymak demek, dört hak mezhepten birine uymak demektir. slâm ayrı, mezhep ayrı de ildir.

Selefilik, vehhabili in ba ka adıdır


Sual: tikadda tek mezheb, Ehl-i sünnet vel cemaattir. Amelde ise dört hak mezheb
vardır. Son zamanlarda, selefiyye mezhebi diye bir ey çıkardılar. bni Teymiyyeciler,
selefiyiz diyorlar. Selef kime denir?
CEVAP
Eshab-ı kirama, tabiine, tebe-i tabiine selef veya selef-i salihin denir. Bunların yoluna
"Ehl-i sünnet vel-cemaat" denir. Bid’at ehli bazı kimseler, selef kelimesini istismar
ediyorlar. (Selefiyye mezhebi, selefin yoludur) diyorlar. mam-ı a' zamın, mam-ı E arinin,
mam-ı Matüridinin yolu selefin yolu de ilmi gibi bir intiba vermeye çalı ıyorlar.
Bazı sapıklar da çıkıp, (Peygamberiyye mezhebi) kursa, buna da bu peygamberin
yoludur dese itibar edilir mi? mam-ı Gazalî hazretleri, Eshab-ı kiramın yolu olan Ehl-i
sünnet itikadını anlatıp, ( te selefin mezhebi budur) buyuruyor.
tikadda mezheb tektir. Çünkü itikadda ayrılık olmaz. tikadda mezhebimiz Ehl-i sünnet
vel- cemaattır. Ehl-i sünnet fırkasının me hur iki imamı vardır. Birincisi mam-ı E ari,
ikincisi mam-ı Matürididir. kisinin ictihadları arasındaki farklılık temelde de ildir. E er
farklılık temelde olsa idi, birisi Ehl-i sünnet itikadından ayrı olsaydı, elbette onun itikadı
Ehl-i sünnet kabul edilmezdi.
Amelde mezhepler
Amele ait bir mezhebde farklı ictihadlara sahip imamlar olabilir. Mesela mam-ı a' zam
ile mam-ı Ebu Yusufun ictihadı farklı olabilir. Farklı olması, rahmet olup Hanefi mezhebine
aykırı olmaz. mam-ı E ari ile mam-ı Matüridi arasında iman konusunda temelde ayrılık
yoktur. Hatta biri Hanefilerin, di eri afiîlerin imamı demek de do ru de ildir. kisi de ehl-i
sünnetin imamlarıdır.
mam-ı Rabbanî ve mam-ı Matüridi, hanefi mezhebine göre amel ettikleri için itikadda
Hanefi imamları olarak bilinmektedir. Ebul Hasen-i E ari de afiîye göre amel etti i için
itikadda afiî imamı olarak tanınmaktadır. Bir afiî, mam-ı Matüridi gibi inansa veya bir
Hanefi, mam-ı E ari gibi inansa Ehl-i sünnet olmaktan çıkmaz. Fakat bir kimse, amele ait
bir hükümde ihtiyaçsız kendi mezhebini bırakıp, ba ka bir mezhebin hükmü ile amel etse
mezhebsiz olur. (Hulasat-üt-tahkik)
Hiçbir slâm âlimi, selefiyye mezhebi diye bir mezhebden bahsetmemi tir. Türkiyede ilk
defa emekli postacı denilen bir sapık, bu sapıklı ı ortaya çıkarmı tır. bni Teymiyyeciler,
selefiyiz diyorlar. Selefilik, vehhabili in ba ka adıdır. Emekli postacı, selefiyye mezhebinde
oldu u için Elhamdülillah diyor. Bu postacının yolundan giden bazı selefi yazarlar, itikadda
hak olan mezhebi üçe ayırıyorlar. Hâlbuki Tirmizînin bildirdi i hadis-i erifte (Ümmetim 73
fırkaya ayrılacak, yetmi ikisi Cehenneme gidecektir) buyurulurken, üç fırkaya fırka-i
naciye denir mi, itikadda üç tane hak mezheb olur mu? Fırka-i naciye denilen kurtulu fırkası
bir tanedir. O da Ehl-i sünnet-vel-cemaattir. Hadis-i erifle de bildirildi i gibi, di erleri
Cehenneme gidecektir. (Hadika)
Günümüzde mezhebsiz bir prof. bir kitap yazıyor. O zihniyetteki ba ka bir prof. da,
mezhebsizlik üzerine yazılar yazıyor. Kaynak olarak da mezhebsiz bir profu gösteriyor. Din
konusunda günümüzdeki böyle kimselerin yazısı hüccet olur mu? slâm âlimlerinden
nakletmiyorsa yazılarının hiç kıymeti olmaz. Mesela mezhebsiz bir yazar, Miracı inkâr edici
bir yazı yazıyor. Sahih hadislere mevzu diyor. ( nanmazsanız falanca profesörün u kitabına
bakabilirsiniz) diyor. Kendisi senet olmadı ı gibi, kaynak olarak gösterdi i mezhepsiz de
senet de ildir.
Müslümanlar karde tir
Bir mezhebde bulunan müslüman, di er üç mezhebdeki müslümanları karde bilir.
Onları incitmez. Birbirlerini severler, yardım ederler. Allahü teâlâ, müslümanların imanda
birle melerini, emrediyor. Böyle inanmaya, Ehl-i sünnet denir. Bütün müslümanların, Ehl-i
sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi inanmaları gerekir. Sonradan çıkan Selefiyye veya
mezhebsizlik inanı larının bozuk oldu unu bildiren muteber kitaplar çoktur.
Amelde mezheblerin bir olmayıp, çok olmasının, lüzumlu, faydalı oldu u, akıl ile de
kolay anla ılmaktadır. nsanların yaratılı ları birbirlerine benzemedi i gibi, sıcak çölde
ya ayanlara, bir mezhebe uymak kolay olurken, kutuplara yakın yerlerde ya ayanlara, ba ka
mezhebe uymak kolay geliyor. Da da ya anlara, bir mezheb kolay iken denizcilere, bu
mezheb güç oluyor. Bir hastaya bir mezheb kolay iken, ba ka hasta için, ba ka mezheb kolay
oluyor. Tarlada çalı anlarla, fabrikada çalı anlar için de, bu ayrılı görülmekdedir. Herkes,
kendine daha kolay gelen mezhebi seçip, taklid ediyor veya bu mezhebe tamamen geçiyor.
Mezhebsizlerin istedikleri gibi, tek bir mezheb olsaydı ve herkes tek bir mezhebe uymaya
zorlansaydı, bu hâl çok güç, hatta imkânsız olurdu. Resulullahın rahmet olarak bildirdi i,
dört hak mezhebden birine uymak gerekir. (Hadika)
“Kötüler iyi, iyiler kötü gösterilmedikçe, Kıyamet kopmaz.”
Mezhepsizler, en fazla 50-100 sene önce ya amı tır. imdi uculuk, buculuk adı altında
çe itli dini gruplar meydana çıkmı tır. Bu gruplar çıkmadan önce, dinimiz noksan mıydı?
Günümüzdeki mezhepsizlerin kitabını okumamı olan eski insanlar, slâma göre amel
etmiyor muydu? tikadları mı bozuktu? Onlar yanlı yolda iseler, imdiki mezhepsizler nasıl
do ru yolu bulabilir? Kur' ana, sünnete göre denirse, onların elinde bunlar yok muydu?
Mezhepsizin biri (Bir hadise bakarım, Kur' ana aykırı ise onun uydurma oldu unu
anlarım) diyor. mam-ı Gazalî ve di er slâm âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis oldu u
böyle bir yolla nasıl tesbit edilir? mam-ı Gazalî hazretleri, bir hadisin Kur'an-ı kerime aykırı
oldu unu bilmiyecek kadar cahil miydi? slâm âlimlerini tenkid etmek çok kötüdür. Çünkü
âlimler kıymetli kimselerdir. Hadis-i erfte buyuruldu ki: (Âlimler, yeryüzünün kandilleri,
peygamberlerin halifeleri, benim ve di er peygamberlerin varisleridir.) [Ebu Nuaym]
Abduh, ölünce, çömezler de, bo durmamı , gadab-ı ilahinin tecellisine sebep olan çok
sayıda zararlı kitablar ne retmi lerdir. Mesela Re id Rıza, Muhaverat kitabında, üstadı
mason Abduh gibi, Ehl-i sünnetin dört mezhebine saldırmı , mezhebleri fikir ayrılı ı sanarak
ve ictihad usul ve artlarını, taassub ve münaka a eklinde göstermi , (Mezhebler slâm
birli ini bozmu tur) diyecek kadar dalalete dü mü tür. Dört mezhebden birini taklid eden,
bin seneden beri gelmi milyonlarca halis müslüman ile alay etmi tir. Asrın ihtiyaçlarını
kar ılamayı, dini, imanı de i tirmekte arayacak kadar dinden uzakla mı tır. Sonra gelenlerin
önceki âlimlerden kıymetli olması mümkün müdür? Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece Kıyamete kadar hep bozulur.)
[Hadika]
( nsanların en hayırlısı, en iyisi benim asrımda bulunanlar [Eshab-ı kiram]dır.
Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [tabiin]dir. Onlardan sonra da en
iyiler onlardan sonra gelenler [tebe-i tabiin]dir. Artık bundan sonra yalanlar yayılır.)
[Buharî]
(Sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlar.) [ .Asakir]
(Kötüler iyi, iyiler kötü gösterilmedikçe, Kıyamet kopmaz.) [Haraiti]
Kurtulu Yolu
Resulullahın övdü ü islâm âlimlerinin hepsi, Cehennemden kurtulaca ı müjdelenen
fırkanın (Ehl-i sünnet vel-cemaat) oldu unu sözbirli i ile bildiriyor. Aklı olan, bin seneden
beri gelmi olan islâm âlimlerinin övdükleri Ehl-i sünnete mi uyar, yoksa, türedi
Abduhçulara mı inanır?
Mezheb imamlarının, benim sözümü bırakın, hadise uyun buyurmaları, kendi talebeleri
için idi. Talebeleri de müctehid idi. Müctehidin kendi ictihadına uyması gerekir. Hiç bir
müctehid, di er müctehidin ictihadına yanlı demez, diyemez. Çünkü her müctehide, kendi
ictihadı haktır, do rudur.
mam-ı a' zam hazretlerinin, mam-ı Ebu Yusüf ve mam-ı Muhammed gibi müctehid
talebelerinin, mam-ı a' zama uymayan sözleri, onu be enmemek, kabul etmemek de ildir.
Kendi ictihadlarını bildirmektir. Bunu bildirmekle vazifelidirler.
Peygamber efendimiz, her biri birer müctehid olan Eshab-ı kirama, Kitab ve Sünnette
bulamadıkları meselelerde ictihad etmelerini emir buyurdu. Kendilerinden daha yüksek
olsalar da, ba kalarının ictihadına uymamalarını emir buyurdu. te bunun için mam-ı a' zam
hazretlerinin müctehid talebeleri, kendilerinden çok yüksek olan hocalarının ictihadlarına
tabi olmaz, kendi ictihadları ile hareket ederlerdi. Dört mezheb arasındaki farklar da bundan
ileri gelmektedir. (Hadika)

Câmi ve kilise
Sual: Bir e itimci profesör diyor ki, (Kilisede olanlar, câmide olmalı. Felsefe, müzik,
resim kilisede oldu u gibi câmilere de sokulmalı. Kur’ânı yeniden yorumlayıp zamana
uydurmalı. Kur’ânı her ça da, o asrın teknolojisine göre yeniden tefsîr etmeli.) Acaba bu
adam kilisede mi dünyaya gelmi , yoksa babası bir papaz mı diye soracaktım ama neyse,
bunun nerede dünyaya geldi i ve babasının kim oldu u beni ilgilendirmiyor. Siz
söylediklerine cevap verir misiniz?
CEVAP
Bir kimsenin ihtisası dı ında ilmî konularda konu ması ne kadar uygunsuz oluyor.
Hırıstiyanlık, Müslümanlıkla aynı mı da, kilisede olanlar, câmide olmalı deniyor? Niçin
kilisede olan câmide olmalıdır? E er kilisede olan, câmide olacaksa, ne diye Müslümanlık
gelmi tir? Herkes Hıristiyan olur, kilisede müzik konseri verir, resim sergisi açar ve her
istedi ini yapar. Fakat Müslüman olan, câmide her istedi ini yapamaz. Allahü teâlâ ne
istiyorsa, ancak onu yapar. Kilisede konser var diye câmiye de sokarsak, kilisede put var
diye câmiye put koyarsak, kilisede arap var diye câmiye arap koyarsak, câminin eytanın
evi olan kiliseden ne farkı kalır? mâm yerine bir de papaz getirilir. E itimci prof. câmiyi
kiliseye çevirerek müslümanları gâvurla tırmak mı istiyor?
Her derne in bir tüzü ü vardır. Kiminde, (18 ya ından küçükler giremez) yazılıdır. Bir
çocuk severler derne ine, her ya taki çocuk geliyor diye, bu derne e de, 18 ya ından küçük
olanı almak tüzü e aykırı olmaz mı? Bunun gibi slâm dîninin de, belli hükümleri vardır.
Kilisenin kanununa uyulmaz, Müslümanlı ın kanununa uyulur.
Müzik kelimesi, Yunanlıların büyük putları olan Zeüs’ün kızları sayılan Mausa (Müz)
denilen 9 heykelin adından alınmı tır. Müzik, lâhî dinlerde büyük günâhtır. ncil’in yasak
etti i müzi i, sonradan papazlar, Hıristiyanlı a soktular. Bozuk dinler, rûhları besliyemedi i
için, müzi in nefse ho gelmesi rûhânî te’sîr sanıldı. Batıdaki müzik, kilise müzi inden
do du. Bugün yeryüzünü kaplıyan bozuk dinlerin hemen hepsinde, müzik ibâdet hâlini
almı tır. Müzikle, nefsler keyiflenmekte, ehvânî duygular rahat bulmakta, rûhun gıdâsı olan
ibâdetler unutulmaktadır. nsanı, alkolik ve morfinman gibi gaflet içinde, uyu uk
ya atmaktadır. Böylece çok kimsenin ebedî saâdetten mahrûm kalmasına sebep olmaktadır.
slâm dîni, insanları bu felâketten korumu tur. Dinde reform istiyen e itimci prof. ise,
câmide müzik konseri vererek, bizi bu felâkete itmek istiyor. Ayrıca, Kurân-ı kerîmin
felsefele mesini isteyip, (Kur’ânı yeniden yorumlayıp zamana uydurmalı) diyor. Kur’ân-ı
kerîmin zamana uymıyan nesi vardır? Müslümanları Kur’ân-ı kerîme uydurmayıp da,
Kur’ân-ı kerîmi zamanımızdaki insanlara uydurmak, ne kadar çirkin bir teklîftir. Her
kafadan bir ses çıkartıp, müslümanlı ı Hıristiyanlık gibi bozmak mı istiyor?
“Kur’ânı her ça da, o asrın teknolojisine göre yeniden tefsîr etmek gerekir” diyerek
Kur’ân-ı kerîmi asra uydurmaya çalı mak çok yanlı tır. Tefsîr, moda kitâbı de ildir. Her
ça a, göre de i ik tefsîr olmaz. Dînimiz eksik mi ki tamamlanacaktır? Yoksa fazlalık mı var
ki çıkarılacaktır? Dinde eksiklik ve fazlalık olmadı ı için yeni bir tefsîre ihtiyâç olmaz. Dîne
yeni bir ey eklemek bid’at olur. Her ça a göre de i ik tefsîr yazmak, dîni her asırda, bozmak
demektir.
Kur’ân-ı kerîmin ma’nâsını Muhammed aleyhisselâm anlamı ve bize bildirmi tir.
Do ru tefsîr kitâbı O’nun hadîs-i erîfleridir. Tefsîr âlimleri, tefsîrlerini, Peygamber
efendimizden ve Eshâb-ı kirâmdan naklederek meydana getirdiler. Bunların tefsîrleri her
asra uygundur. Kur’ân-ı kerîmin emîrleri, her asırdaki insan için aynıdır. Önceki asırlar için
ba ka, sonraki asırlar için ba ka ma’nâsı yoktur. Kur’ân-ı kerîmi en iyi bilen Peygamber
efendimizdir. O’nun açıklamaları bellidir. Bundan farklı açıklamak, dîni de i tirmek olur,
reform olur.
Her asırda, her insana lâzım olan îmân ve ibâdet aynıdır. Asra göre bunlar
de i tirilemez. Bundan yarım asır önce, lâhiyat Fakültesi profesörlerince namaz kılma
eklinin de i tirilmesi dü ünülmü , câmilere “Asra göre modern ibâdet âletleri” konulması
teklîf edilmi ti.
“Zaman sana uymazsa, sen zamana uy” sözü do rudur. Zamana uymak, zamanın
gerektirdi i husûslara uymak demektir. Zamanın de i mesiyle, örf ve âdete ait hükümler
de i ebilir. Nassa [Kur’ân ve hadîslere], delîle dayanan hükümler zamanla de i mez. Dîne
aykırı olmıyan örf ve âdete ait hükümler de i irse, bunlara uymakta mahzûr yoktur. Herkes
traktörle, kamyonla giderken, ka nı ile gitmek gerek diye ısrâr edilmez. Fakat günâh olan bir
ey, herkes tarafından yapılsa, buna uyulmaz. Zamana ait i lerin de i mesine, zamanın
de i mesi denmi tir. Böyle misâller Kur’ân-ı kerîmde de vardır. Meselâ, (köy halkına sor)
yerine, (köye sor) denilmi tir. (Yûsüf 82)
Türkçe’de de, ( u sınıf tembel) denir. Burada anlatılan, sınıfın kendisi de il, oradaki
talebelerdir. Zamana uymak da, zamanın îcâbı olan faydalı i lere uymak demektir. Zararlı,
günâh olan eylere uyulmaz.

Müslüman takvimi
Din dü manı bir yazar, dini ticarete alet edenleri tenkid ederken, din hakkında yanlı
bilgi vererek diyor ki:
Sual: 1- Hicri takvimin slâmla bir ilgisi yoktur. 2- slâmın dili Arapça olmadı ı için her
millet ezanı kendi dili ile okur ve namazı da öyle kılar. Çünkü Selman-ı Farisi, Fatihayı
Farsçaya çevirmi tir. 3- Evlenip ço almayı te vik slâmda yoktur.
CEVAP
1- Bilindi i gibi hicri kameri bir takvim vardır. Müslümanlar, ibâdetlerini bu takvime,
yani kameri aylara göre yaptıkları gibi, oruçlarını da bu takvime göre tutar. Her yıl, on gün
önce gelerek Ramazan, her sene de i mekte, yaza, kı a, bahara da gelmektedir. Kefaret
orucu tutanlar da bu takvime göre tutar. Mübarek gün ve geceler, bayramlar hep bu takvime
göredir. Yazarın, kameri takvimle müslümanlı ın ilgisi yok demesi, kendi bilgisizli ini
göstermektedir.
2- slâmın dili arabidir. Ezanı ba ka bir dil ile okumak, namazı ba ka bir dil ile kılmak
caiz de ildir. Orucu, Ramazan ayında tutmak Allahın emri oldu u gibi, namazda kıraati
arabi okumak da Allahın emridir.
Selman-i Farisi hazretleri, Fatihanın tercümesini de il, tefsirini yaptı. Kur'
an-ı kerimi
tercüme etmek ba ka, yapılan tercümeyi Kur' an yerine koymak ba kadır.
Kur' an-ı kerimin tercümesini, Kur' an hükmünde tutmak ve namazda okumak asla caiz
de ildir. Allahü teâlâ, Kur' an-ı kerimde, (Benim kitabım Arabidir), (Bu Kur'an-ı Arabi
lisanı ile indirdim) buyuruyor.
Allahü teâlânın melek ile indirdi i kelimelerin, harflerin ve manaların toplamı Kur' an-ı
kerimdir. Kur' an-ı kerim Arabiye bile çevrilse, yine Kur'an olmaz. Kur' an-ı kerimin
açıklaması olur. Manası bozulmadan da, bir harfi bile de i ince, Kur' an-ı kerim olmaz. Hatta
hiçbir harfi de i meden okunmasında ufak de i iklik yapılırsa Kur' an-ı kerim denmez.
Fetava-i fıkhiyyede buyuruluyor ki:
(Kur'an-ı kerimi Arabiden ba ka harf ile yazmak ve ba ka dile tercüme edip,
Kur'an-ı kerim yerine bunu okumak sözbirli i ile haramdır. Kur'an-ı kerimin
tercümesi namazda okunamaz.)
Namaz haricinde, her milletin kendi diliyle duâ etmesi caizdir. Vaaz ve nasihatı kendi
lisanıyle yapması gerekir. Din için yapılacak di er bütün hizmetler de böyledir.
3- (Sizin çoklu unuzla, di er ümmetlere kar ı iftihar ederim) ve (Velud [do urgan]
kadınla evlenin) hadis-i erifi, evlenmeyi te vik etmektedir. Gerekli islâmi terbiye
verilemedi inden gençler, namaz kılmamakta, dinden uzakla makta, hatta bir kısmı anar ist
olmaktadır. Peygamber efendimiz elbette, böyle gençlikle övünmez. ( ki yüz yılından sonra
en iyiniz, hanımı ve çocu u olmıyandır) hadis-i erifi ortam müsait olmayınca,
evlenmemenin daha iyi oldu unu göstermektedir.
Tekasür suresinin ba ında (Çoklukla övünmek sizi o kadar oyaladı ki, kabirleri de
ziyaret ederek, ölülerinizin çoklu unu da hesaba kattınız) buyuruluyor. Dinimizde
övünmek uygun de ildir. badetle bile övünmek iyi de ildir. Çok ibâdet iyidir, fakat çok
ibâdet yaptı ı için övünmek iyi de ildir. Müslümanların ço alması çok iyidir. Fakat
ço unlukla övünmek iyi de ildir. Sebe suresinin 35. ayet-i kerimesinde de (Biz malca ve
evlatça daha ço uz, biz azaba u ratılacak da de iliz) diyerek büyüklenenler
kötülenmektedir. Çoklukla büyüklenmek, övünmek ba ka, ço unluk olmayı istemek
ba kadır. Bu ikisi birbirine karı tırılarak müslümanların ço almasına engel olunmak
istenmektedir.

Dinde anar i çıkarmak


Sual: Genç birisiyim. Dini konularda kimseye güvenemez hâle geldim. Her eye üphe
ile bakıyorum. Bir din kitabında, kendi mantı ıma uymayan bir ifade görünce, tercümesinde
hata vardır, diyorum. Ara tırıp tercümenin do ru oldu unu ö renince, kitabın aslını yazan ya
güvenilir biri de ilse, diyorum. Sonra, bu zatın güvenilir biri oldu u söylenince de, bu da bir
insan, bu hükmü verirken, yanlı yazmı sa, diyorum. Bu zat güvenilir biri de olsa,
zamanımızdan asırlar önce ya amı , belki de o zamanın artlarına uygun fetva vermi tir,
diyorum. Bak bu âlim fetvasını hadise dayandırmı , diyorlar. Bu defa da aklıma uydurma
hadis konusu geliyor. Ya bu hadis uydurma ise, o zaman buna dayandırılan fetva da yanlı
olur. Bir kitapta birkaç uydurma hadis varsa, di erlerinin uydurma olmadı ını nereden
bilece iz, diyorum. ster istemez bütün hadislere üphe gözü ile bakıyorum. Bu çeli kiler
içinde bocalarken, reformcuların sözlerine hak vermeye ba ladım. Ço u zaman da farkında
olmadan, onların fikirlerini destekledi imi görüyorum. Kitap okurken de hadisler hakkındaki
üphem kuvvetleniyor. Tercüme eden, dipnot dü üp, (Bu hadisin kayna ı yok, kabul
edilebilir gibi de il) gibi açıklamalar yapılıyor. Kitabına birkaç uydurma hadis alan zatın
sözlerine ve aldı ı di er hadislere nasıl itimat edilir? Öyle bir noktaya geldim ki, hangi âlim
söylerse söylesin, mantı ıma uygun de ilse kabul etmiyorum.) Bana yol gösterir misiniz?
CEVAP
Günümüzde sizin gibi gençler çoktur. Dinimizi yıkmak isteyen yabancıların bir kısmı,
“Yalnız Kur’an”, “Kur’andaki din” gibi ifadelerle Peygamber efendimize tâbi olmayı
reddederek dinimizi bozmaya çalı ıyorlar. Bir kısmı da sadece “Kur’an ve Sünnet” diyerek
dinimizin dört kayna ından ikisi olan cma ve Kıyas-ı fukaha’yı kaldırmaya çalı ıyorlar.
Hâlbuki Kur’an-ı kerimde çok yerde, Allahü teâlâ, hem kendine, hem de Peygamberine
uymayı emrediyor. Din dü manlarının iddia ettikleri gibi Allahü teâlâ, bir çok ayette,
“Yalnız bana uyun, yalnız bana itaat edin” demiyor, (Allaha ve Resulüne itaat edin)
buyuruyor. Allahü teâlâ, yine bir çok yerde, (Allaha ve Resulüne itaat edin) buyurdu u
gibi, (Allaha ve Resulüne isyan etmeyin) de buyuruyor.
Cenab-ı Hakkın tekrar tekrar, (Bana ve Resulüme uyun, Bana ve Resulüme kar ı
gelmeyin) buyurması, i in öneminden dolayıdır. Resule uyan, Allaha uymu olur. Kur’an-ı
kerimde, (Resule itaat eden, Allaha itaat etmi olur) buyuruluyor. (Nisa 80)
Resulünün emri, kendi emrinden ayrı de ildir. Onun için Kur’an-ı kerimde, (Peygamber
neyi verdiyse, onu alın, neyi yasak ettiyse, ondan sakının) buyuruldu. (Ha r 7)
Do ru yol üzerinde olmak için, Resulullaha tâbi olmak arttır. Kur’an-ı kerimde
(Resulüme tâbi olun ki, do ru yolu bulasınız.) buyuruluyor (Araf 158)
Allahü teâlâ, sadece bizim Peygamberimize de il, di er kavimlerin peygamberlerine de
ümmetinin itaat etmesini emretmektedir. Nitekim Kur’an-ı kerimde. (Allahın izniyle, her
peygamberi, ancak itaat edilsin diye gönderdik.) buyuruldu. (Nisa 64)
Di er peygamberler de, (Allahtan korkun, bana uyun) buyurmu tur. ( uara 126)
Bu kadar vesika kar ısında, gerçekten Allaha inanan, Onu sevenin Resulünün
bildirdiklerine de uyması arttır. Nitekim (Ey peygamberim, de ki, e er Allahı
seviyorsanız bana uyun) buyuruldu. (Al-i mran 31)
Allaha ve Resulüne iman
Cenab-ı Hak, Kur’an-ı kerimde, Muhammed aleyhisselama itaat etmenin, kendisine itaat
etmek oldu unu bildiriyor. O hâlde, Onun Resulüne itaat edilmedikçe, Ona itaat edilmi
olmaz. Bunun pek kat’î ve kuvvetli oldu unu bildirmek için, (Elbette, muhakkak böyledir)
buyurup, do ru dü ünmiyenlerin, bu iki itaati birbirinden ayrı görmelerine meydan
bırakmadı. Yine Allahü teâlâ, (Kâfirler, Allahü teâlânın emirleri ile peygamberlerinin
emirlerini birbirinden ayırmak, bir kısmına inanırız, bir kısmına inanmayız diyerek,
iman ile küfür arasında bir yol açmak istiyorlar. Bu kâfirlerin hepsine çok acı azap
hazırladık) buyurmaktadır. Allahü teâlâ, emre uymakta kendi ismi ile Resulünün ismini
birlikte bildirdi i gibi, iman hususunda da beraber bildirmi tir. (Allaha ve Resulüne iman
edin) buyuruyor. (Araf 158)
htilafları halletmek için de Allahın ve Resulünün emrine uymak gerekir. Kur’an-ı
kerimde, (Bir i te anla amazsanız, bu i in hükmünü Allahtan [Kur’an-ı kerimden] ve
Resulünden [hadis-i eriflerden] anlayınız!) buyuruluyor. (Nisa 59) Buradaki (Anlayınız)
emri, âlimler içindir. Çünkü, âlimlere sorulmasını da Kur’an-ı kerim bildiriyor. (Nahl 43)
Resule itaat eden, Allaha itaat etmi olur
(Herkes, sünnete de il, Kur’andan anladı ına uymalı) diyenler, bilerek veya bilmiyerek,
dinde anar i, kaos, karga a çıkarıp dinimizi içten yıkmaya çalı ıyorlar. Herkes kendi
anladı ına uyarsa, ortaya binlerce görü çıkar, Allahın dini unutulur. Dini parçalamak, fırka
fırka ayrılmak bölücülüktür ve zararı büyüktür. Hadis-i erifte, (Ümmetim 73 fırkaya
ayrılır. Bunlardan 72’si cehenneme gider, yalnız bir fırka kurtulur. Bu fırka, benim ve
eshabımın gitti i yolda gidenlerdir.) buyuruldu. Peygamber efendimizin sözlerini Kur’an-ı
kerimden ayrı göstermeye çalı ıyorlar. Hâlbuki Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın
vahyetti ini bildirmi tir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(O, [Resulullah] kendisine vahyedilenden ba kasını söylemez.) [Necm 4]
(Ona [Muhammed aleyhisselama] tâbi olun ki, do ru yolu bulasınız!) [Araf 158]
(Resule itaat eden, Allaha itaat etmi olur.) [Nisa 80]
u hâlde do ru olarak Allahın dinine uymak için, Resulüne uymak gerekir. Resulullahın
sünneti, yani hadis-i erifler olmasaydı, namazın kaç rekat oldu u, nasıl kılınaca ı, zekât
nisabı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinemezdi. u hâlde Kur’andan kendi
anladı ımıza de il, Peygamber efendimizin Kur’an-ı kerimden anlayıp, bize bildirdiklerine
uymamız arttır. Kur’an-ı kerimi Peygamber efendimizden sonra en iyi anlayanlar, eshab-ı
kiram ve di er âlimlerdir. O hâlde, Allahın dinine uymak için, âlimlerin sözbirli i hâlinde
bildirdikleri hükümlere uymak gerekir. Kur’an-ı kerimi, herkes de il, ancak hakiki âlimler
anlar:
(Bu misalleri, âlim olanlardan ba kası anlıyamaz.) [Ankebut 43]
(E er bilmiyorsanız âlimlerden suâl ediniz!) [Nahl 43]
(Hiç bilen kimselerle bilmiyenler bir olur mu?) [Zümer 9]
(Allahtan en çok korkan ancak âlimlerdir.) [Fatır 28]
(E er bunun hükmünü peygambere ve ülül-emre [âlimlere] sorsalardı,
ö renirlerdi.) [Nisa 83]
Allahın ipine sarılmak
Peygamber efendimiz, (Ülül-emr, fıkıh âlimleridir) (Darimî)buyurdu. Ahmed Tahtavî
hazretleri, (Kur’an-ı kerimdeki, “Allahın ipine sarılın” emri, “Fıkıh âlimlerinin
bildirdiklerine uyun!” demektir) buyurdu.
Hadis-i eriflerde ise buyuruldu ki:
(Âlimlere tâbi olun! Onlar, dünya ve ahiretin ı ıklarıdır.) [Deylemî]
(Âlimler olmasaydı, insanlar helak olurdu.)
(Bilmediklerinizi salih [âlim]lerden sorup ö renin!) [Taberânî]
(Âlimin, insanlara üstünlü ü, peygamberin ümmetine üstünlü ü gibidir.)
(Âlimlerin mürekkebi, ehitlerin kanı ile tartılır, âlimlerin mürekkebi a ır gelir.)
(Âlim, Allahü teâlânın güvendi i kimsedir.)
(Âlimler, benim ve di er peygamberlerin vârisleridir.)
(Âlimler [ebedî saadet yolunu gösteren] birer kılavuzdur, rehberdir.) [ . Neccâr]
(Yakında “Kur’andan ba ka uyulacak bir ey tanımam” diyenler çıkar.) [Ebu
Dâvud]
(Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. öyle ki, bir hadis söylenince,
“Resûlullah böyle ey söylemez. Hadisi bırak, Kur’andan söyle” derler.) [Ebû Ya’lâ]
( htilaflar çıkınca, sünnetime ve hulefa-i ra idinin sünnetine uyun!) [Tirmizî]
Asırlardan beri âlimlerimizin bildirdikleri itikada, ibadete sarılmamız arttır. Yoksa
herkes Kur’an-ı kerimde kendi anladı ına uyarsa, dinde anar i olur, bölücülük olur. Kur’an-ı
kerim, Peygamber efendimize inmi tir. Muhatabı odur. Eshab-ı kiram, Peygamber
efendimize, Kur’an-ı kerimin açıklamasını suâl ederlerdi. Açıklamayı gerektirmiyen ayetler
hariç, her ayetin açıklamasını bilen yalnız odur. Resulullah efendimizin bildirdi inden ba ka
türlü açıklamak yanlı olmakla kalmaz, Allaha ve Resulüne iftira olur. Hiçbir kimse,
Peygamber efendimizden daha iyi bildi ini söyliyemez. Çünkü Allahü teâlâ (Size kitabı,
hikmeti getiren ve bilmediklerinizi ö reten bir peygamber gönderdik.) buyuruyor.
Demek ki, Peygamber efendimiz, Kitabın [Kur’an-ı kerimin] dı ında, bir de hikmet
getirmi tir. Ayrıca, Kur’an-ı kerime ra men, insanların bilmedi i eyleri de ö retmi tir.
Allahü teâlâ hikmet ehlini de övmü tür: (Allah, hikmeti kime dilerse, ona verir. Kime de
hikmet verilmi se, muhakkak ona çok hayr verilmi tir.) [Bekara 269]
Hikmet, fen manasına geldi i gibi, fıkıh ilmi anlamına da gelir. Peygamber efendimiz,
bni Abbas hazretleri için, (Ya Rabbi, bunu fakih kıl, hikmet sahibi eyle ve buna Kur’an-
ı kerimin bilgilerini ihsan eyle) buyurdu. Peygamber efendimiz, fıkıh bilgilerini de eshab-ı
kirama ö retmi tir. Peygamberimizin ö rettiklerine sünnet dendi i için, ö retti i fıkıh ilmine
sünnet de denir.
Kur’anı insanlara açıkla
mam-ı afiî hazretleri, (Bu ayetteki hikmetten maksat, Resulullahın sünnetidir.
Önce Kur’an zikredilmi , pe inden hikmet bildirilmi tir) buyuruyor. Kur’an-ı kerim
açıklamasız ö renilseydi, Peygamber efendimize, (tebli et yeter) denilirdi, ayrıca (açıkla)
denmezdi. Hâlbuki, açıklanması da emredilmi tir:
(Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]
(Biz bu Kitabı, hakkında ihtilafa dü tükleri eyi insanlara açıklayasın ve iman eden
bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye sana indirdik.) [Nahl 64]
Bu ayet-i kerimeler, açıklamayı gerektiren ayetlerin bulundu unu gösterdi i gibi, bunu
açıklamaya Resulullah efendimizin yetkisi oldu unu da göstermektedir. Kur’an-ı kerimde
her bilgi vardır. Ancak açık de ildir. Peygamber efendimiz bunları vahiy ile ö renmi ve
ümmetine bildirmi tir.
Hz. Cebrail, Peygamber efendimize gelip, be vakit namazın her eyini bizzat tatbiki
olarak ö retmi tir. Peygamber efendimiz de, (Namazı benim kıldı ım gibi kılın) (Buhârî)
buyurmu tur. Kur’an-ı kerimden namazın kılını eklini ö renmemiz mümkün de ildir.
Peygamber efendimizin bildirdi i namaz ekline, Emevî namazı, Osmanlı namazı veya
i kence namazı demek, Allahın Resulüne yapılan çirkin bir iftiradır. Okuyucularımız, böyle
sapıkların oyununa gelmemelidir.
Din nasıl yıkılır?
Din dü manları asırlardır, dinimizi içten ve dı tan yıkmaya u ra mı lar ve hâlâ da
u ra ıyorlar. Bütün çalı malarına ra men yıkamadıklarını görünce, dini bozmaya, yanlı
yorumlar yapmaya çalı tılar. Din böylece kendili inden yıkılmı olur. Bunun için de,
dinimizdeki dört delilin (Kur’an, sünnet, icma ve kıyas’ın), üçünü inkâr edip sadece
(Kur’an) diye ortaya çıkıyorlar. Onu da kendi anladıkları gibi yorumluyorlar. Böylece
müslümanlık adında ba ka bir din meydana çıkıyor.
Geçen gün (Son peygamber) diye bir yazı yazmı tım. Artık ba ka bir peygamber
gelmiyecek demi tim. Peygamber oldu unu söyliyen Mısırlı Re at Khalife, Hintli Ahmet
Kadıyani ve yine (Ben resûlüm, ben mehdiyim) diyen yerli bir sapı ın müritleri, (Kur’an
nebi gelmez diyor, resûl gelmez demiyor) dediler, sanki (Resûl gelir) diye bir hüküm varmı
gibi, tenkit yazıları gönderdiler, Kütüb-i sitte olarak bilinen en kıymetli altı hadis kitabından
nakletti im hadis-i erifleri yalanladılar.
Hadisleri inkâr etmek
Hadis-i erifler yalanlanınca ne olur? Allahü teâlâ, Kur' an-ı kerimde, Resûlüne (Kur'an-
ı kerimi insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) buyuruyor. Peygamber efendimiz de
bunu açıklamı tır. Açıklamalara inanılmazsa, ortada din diye bir ey kalmaz. Namazın nasıl
kılınaca ı, zekâtın nasıl verilece i asla bilinemez. Herkes kendine göre bir namaz ekli
meydana çıkarır. 25 yıl önce bir dergi çıkarıyordum. Anayasaya baktım. (Dergi çıkarmak
için önceden izin almak gerekmez.) diyor. Ben de dergiyi bastırmak üzere matbaaya verdim.
yi ki bir tanıdık, (Habersiz dergi çıkarmak suç, derhal, valili e dilekçe verin) dedi. Kanuna
bakmadan sadece Anayasa ile hareket edilemiyece ini bir kere daha anlamı tım. Sünnete
itibar etmeden, Kur’an-ı kerimle amel etmeye çalı mak da böyledir.
Din dü manlarının bir kısmı da, (Biz Buhari, Müslim gibi hadis kitaplarının tamamını
de il, bir kısmına inanmıyoruz) diyor. Peki bir kısmı yalan ise, ötekilerin do ru oldu una
nasıl inanılır? Bir tane yalan bile olsa, ötekilere nasıl itimat edilir? Zaten onların maksadı da
bu. ine gelmiyen hadis-i eriflere uydurma diyerek dini yıkmaya çalı ıyorlar.
E er herkes sadece Kur’an-ı kerim ile amel edebilseydi, Peygamber gönderilmezdi.
Herkes bu Kur’an ile amel etsin denirdi. Kur’an-ı kerimde Allah ile birlikte Resûlüne de
uyulması emrediliyor:
(Allaha ve Resûlüne itaat edin, onların emirlerine uyun!) [Enfal 20]
(Resûle itaat eden [onun emrine uyan], Allaha itaat etmi [onun emrine uymu ] olur.)
[Nisa 80]
(Bir i te anla amazsanız, bu i in hükmünü Allahtan [Kur' an-ı kerimden] ve
Resûlünden [Sünnet-i seniyyeden] anlayın!) [Nisa 59] [Elbette bu "anlayın emri" de
âlimler içindir. Ba kaları, âlimlerin anladıkları hükme uyar. Çünkü Kur' an-ı kerimde
(Âlimlere sorun!) buyuruluyor. (Nahl 43)
Sünnete inanmayan
Bu konudaki hadis-i eriflerden birkaçı da öyledir:
(Sünnetimi kabul etmiyen benden de ildir.) [Müslim]
(Peygamberin haram kılması, Allahın haram kılması gibidir.) [Tirmizî]
(Bir zaman gelir "Kur' andan ba ka ey tanımam" diyenler çıkar) [Ebu Davud]
(Bir zaman gelir, beni yalanlıyanlar olur. öyle ki, kendisine benden bir hadis
söylenince "Resûlullah böyle ey söylemez. Bunu bırak, Kur' andan söyle" derler.") [Ebu
Yala]
(Kur'ana ve sünnete uyan hiç sapıtmaz.) [Hakim]
(Kur'anda bildirilen hükümler kadar bana daha ba ka hükümler de bildirildi.)
[ .Ahmed]
Hz. Cebrailin Kur' an-ı kerimi getirdi i gibi, açıklaması olan sünneti de getirmi tir.
(Darimi)
Allahü teâlâ, Maide suresinin 3. Âyetinde ((Bugün, dininiz [ slamı] tamamladım.)
buyuruyor. Tamamlanan din için yeni bir Resûle, yeni bir kitaba ihtiyaç olur mu?
Allahü teâlâ, bütün kitaplarda Peygamber efendimizin gelece ini bildirmi tir. O
geldikten sonra da, (Peygamberim) diyen yalancıların çıkaca ını bildi i için. (Ondan sonra
nebi [Peygamber] gelmiyecek) buyurmu tur. Hadis-i eriflerle de bu husus iyice
açıklanmı tır.
Kur’an-ı kerimi kendi görü üne göre yorumlayana, Sünneti kabul etmiyene, hadis
âlimlerine inanmıyanlara sözümüz yoktur.

Mezhepsizlerin imamı bni Teymiyye


Sual: Mezhepsizlerin imamı bni Teymiyye ve yolu hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Hanbelî fıkıh ve hadis âlimi iken mezhepsiz oldu. Ehl-i sünnete uymayan yazılarından
dolayı Mısrıda iki defa hapsedildi. slam âlimleri buyuruyor ki:
Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep etti i kimsedir. ( bni Hacer-i Mekkî)
Ar kadîmdir diyor. (Akâid-i Adudiyye erhı)
Kitap-ül Ar onun en çirkin kitaplarındandır. Ona eyhulislâm diyenin kâfir olaca ını
söyleyen âlimler vardır. ( mâm-ı Sübkî)
bni Teymiyyeye uyanın malı ve canı helâldir. (Mirâtül-cenân, Nebrâs hâ iyesi)
Kitabül-Ar isimli eserinde, “Allah Ar ' ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması
için Resulullah'a da yer bırakır.” diyor. (Ke füz-Zünun)
am camiinin minberinden inerken “Allah gökten yere, benim indi im gibi iner” dedi.
( bni Battuta)
Essırât-ul-müstekîm kitâbında, ibni Abbas gibi büyük sahabîlere kâfir demi tir.
(Ke füzzunûn)
(Kazâ namazı kılmak lâzım de ildir) derdi. Halbuki dört mezhepte de farzdır.
Abdürrâzık pa a diyor ki, (Vehhâbîlik, bir bakımdan ibni Teymiyyeye ba lı oldu u
gibi, son asrın müceddidi denilen Abduh’daki dinde reform fikirleri de, ibni Teymiyyeye
ba lıdır.)
Cehennem azabı sonsuz olmadı ını söylerdi. Kâfirlerin Cehennemde sonsuz
kalacaklarına dair bir çok ayet-i kerime vardır. (Bekara 81, Ahzab 65, Fussilet 28, Zuhruf
74)
Ömer çok yanılmı tır diyerek, mam-ı Ahmedin bildirdi i (Allahü teâlâ, do ru sözü,
Ömerin dili üzerine koymu tur. O hiç yanılmaz) hadis-i erifine kar ı gelmi tir. Eshab-ı
kiramın ço u, ictihad ile anla ılacak i lerde yanılmı olsa da, onların yanılmaları, ictihadi
mesele idi. ctihadda müctehidin yanıldı ı bilinemez. Çünkü ictihad ictihad ile nakzedilmez.
Bunun için, müctehid olan o büyükler tenkit edilemez. Dört mezhebin ictihadları farklı
oldu u halde, benimki do ru diyerek biri ötekini tenkit etmemi tir.
Sadreddin-i Konevi, bni Arabi hazretleri gibi tasavvuf büyüklerine de saldırmı tır.
“Gazalînin kitaplarında uydurma hadis dolu” derdi. (Hadika)
mam-ı aranî hazretleri buyuruyor ki: ( bni Teymiyye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya,
âriflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır.)
[Tabakat-ül-kübra]
Câmi’ul-ezherdeki hanefî âlimlerinden Muhammed Bahitin (Tathir-ül-füad min-denisil
i’tikad) kitabı, (Et-tevessül-i bin-Nebî ve bis-Salihîn), ( evâhid-ül-hak), (Cevahir-ül-
bihar), (Seyf-ül-Cebbar) ve (Ta’lim-üs-sübyan) kitapları, bni Teymiyyenin dalalete
dü tü ünü vesikalarla ispat etmektedir.
bni Battuta, ibni Hacer-i Mekkî, imâm-ı Sübki, kendi o lu Abdulvehhab, îzzeddin
bin Cema'a, Ebu Hayyan Zahirî, Zahid-ül Kevserî, Yusûf-i Nebhani, mam-ı aranî,
Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, eyhülislâm Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler
bni Teymiyye' ye reddiyeler yazmı lar, dalâlet ve küfürlerini açıklamı lardır. Üstad Necip
Fazıl da, (14. asrın ir ad kutbu[seyyid Abdülhakim Arvasi], “ bni Teymiyye dini
içinden zedeleyen kâfirdir” buyurdu.) diyor. (Türkiye’nin manzarası)
bni Teymiyyenin yolu
bni Teymiyye, Furkan isimli kitabında dini üç kısma ayırmaktadır. Selefilere göre bu
üç prensip vazgeçilmez esaslardır. slâmiyet ancak bu üç kaide gere ince, aslına uygun
olarak bilinebilir. Yoksa slâm pınarını, etraftan karı mı bulanık sulardan yani mezhep
imamlarının ictihadlarından arındırmak mümkün de ildir. Çünkü fıkıhçılar, kelâmcılar ve
tasavvuf ehli, dinin aslına ilâveler yapmı lar, bu bakımdan din çok geni letilmi ve içinden
çıkılmaz bir hal almı tır. Dine yapılan bu ilâveleri çıkarmak gerekir. Sımsıkı ba lanılan
prensip üçtür:
1- Münezzel din: Kur' ân-ı Kerîmden ve sahih kabul etti i hadîs-i eriflerden kendi
anladıkları.
2- Müevvel din: Mezhep imamlarının Kitap ve sünnetten çıkardıkları hükümler.
3- Mübeddel din: Geçmi dinlerin hükümleri ve uydurma saydı ı hadis-i erifler.
bni Teymiyye’ye göre, Münezzel din’e, uymak bütün Müslümanlara farzdır. Çünkü
Allahü teâlâ bir müctehidin Kitap ve Sünnetten neyi anladı ını bir ba ka mükellefe sormaz.
Hattâ onu mükellef de tutmaz. Herkesi Kitap ve Sünneti anladı ı ölçüde sorumlu tutar. Bu
bakımdan herkes, Münezzel din ile amel etmelidir. Müevvel din’e, tevil edilmi olana,
ictihaddan âciz olan mukallitlere caizdir. Ama müctehid olanlara bu caiz de ildir.
bni Teymiyye' nin selefiyye yolunu savunan bütün mezhepsizler, kendilerini birer
müctehid zannettikleri için, mezhep hükümleri onlar için muteber de ildir, Kitap ve
Sünnetten anladıklarına tâbi olurlar. Kendilerine selefiyiz diyen bugünkü mezhepsizler,
kraldan çok kralcı olup bni Teymiyye mukallit halk için münevvel din ile [mezhep
imamlarının hükümleriyle] amel etmeyi caiz görürken, onlar cahillerin de, mezhep
hükümleriyle amel etmesini caiz görmezler, herkesi Kitap ve sünnete el atmaya iterler.
bni Teymiyye, Mübeddel din ile amel edilmeyi haram sayar. Geçmi dinlerin bütün
hükümleri nesh edilmemi tir. nanılacak hususlar bütün dinlerde aynıdır, amele ait
hükümlerin de bazıları nesh edilmi tir. Uydurma hadîslerle amel edilen bir din yoktur.
Uydurma hadîs meselesi de ayrı bir konudur. Bir müctehidin usûlüne göre, uydurma
sayılan bir hadîs ba ka bir müctehidlerin usûlüne göre sahih olabilir. bni Teymiyye, aklının
almadı ı hadîs-i eriflere hemen uydurma damgasını basmı tır. Fıkıh, kelâm ve tasavvufun
ortaya koydu u hükümleri, usulleri, uydurma hadîslerden çıkarıldı ı havasını uyandırmak
istemi tir. Onun bu mugalatasına slâm âlimleri gerekli cevaplar vermi tir.
Mezhepsizler, imamları olan bni Teymiyye’nin görü lerine uyar ve onun usulüne uyup
Kitap ve sünnetten ahkâm çıkarmaya çalı ırlar. Bunu da gayet normal sayarlar ve buna
münezzel din derler.
Biz de mezhep imamımız olan mam-ı a' zam hazretlerinin hükümleriyle amel edince,
onun usullerine uyunca, Allahın gönderdi i din ile de il, mezhep imamlarının çıkardı ı din
ile amel etti imizi söylerler. bni Teymiyye'
ye uyup Kitap ve sünnete el ve dil uzatan
mezhepsizler, bizim de imam-ı a' zama uymamıza ne hakla kar ı çıkarlar ki?

Fitne kaynaklarından Cemalettin Efgani


Sual: Bazı kimseler tarafından çok övülen Cemaleddin-i Efgani kimdir?
CEVAP
Efgani, 1838de Afganistanda do du. Felsefe kitapları okudu. Zındıkların kitaplarını
okuyarak dinden çıktı. Bir aralık, Ruslara Afganistan hakkında casusluk yaptı. Ruslardan çok
para aldı. Dinine ve vatanına hiyanet etmekten çekinmedi. ngiliz masonları ile de i birli i
yaptı. Mısıra gelince mason oldu. ngiliz locasına ba lı bir mason olan Sadr-ı A' zam Ali
pa a, Efganiyi stanbula getirerek vazife verdi. Re id Pa a tarafından Pariste yeti tirilmi
olan ve kâfir oldu una fetva verilen mason Hasan Tahsin tarafından, buna, o sene bir çok
konferans verdirildi. O zamanın eyhülislamı olan büyük âlim Hasan Fehmi Efendi hazretleri
tarafından kâfir oldu una fetva verildi. Müderrislik de yapmı olan Hasan Fehmi Efendi
hazretleri, Osmanlı devletinin 110. eyhülislamı idi. Mısır âlimleri, ilimdeki kudretini takdir
ettiler. Bu büyük âlimin ilmi kar ısında Efgani rezil oldu. Efganinin cahilli i ve zındıklı ı
ortaya çıktı. Ali pa a, bunu stanbuldan çıkarmaya mecbur kaldı.
Mason Abduhun Dostu
Mısırda ihtilal ve dinde reform fikirleri a ılamaya çalı an Efgani, Abduh ile dost olup,
sapık fikirlerini ona a ıladı. Londrada ve Pariste, dinde reform hakkında çok zararlı yazılar
yazdı. 1886da rana geldi. Orada da rahat durmadı. Zincirlere ba lanarak 500 süvari ile
Osmanlı hududuna bırakıldı. Ba data, Londraya gitti. ran aleyhinde yazılar yazdı. Oradan
stanbula geldi. Burada da, Behailerle i birli i yaparak, dini siyasete alet etti. Nihayet
çenesinde kanser çıkarak, 1897yılında öldü. Maçkadaki mezarlı a gömüldü. Bir Amerikalı,
buna mezar yaptırdı. 2. cihan harbinden sonra kemikleri Afganistana götürüldü. Masonlar,
bunun islâm dü manlı ını, ihtilalci ve fesatçı hareketlerini vatana, millete hizmet gibi
gösterdiler. Bunu kahraman gösterebilmek için, eyhülislâma ve islâm âlimlerine cahil,
gerici demekten sıkılmadılar. Yerli Abduhçular da masonlara alet olup aynı rezalete devam
ediyorlar.
Dr. Muhammed Re ad, dört yüzün üstünde önemli kaynaktan hazırladı ı Efgani
Etrafında Makaleler isimli kitabında özetle diyor ki:
Çok önemli bir kaynak olan Sicilli Osmani’de Efgani’nin ranlı bir ii oldu u
belirtilmektedir. Manastırlı Naibi efendi ve o devrin eyhülislamı, büyük âlim Hasan Fehmi
efendi tarafından kâfir oldu una fetva verildi. Afganistan hakkında Ruslara casusluk da
yapan, dinine ve vatanına hiyanet etmekten çekinmeyen Efgani, mason olmadan önce de,
masonlu u kötülememi tir. Hatta dehrileri [dinsizleri] tenkit ederken, masonluktan hiç
bahsetmemesi manidardır. Gitti i her yerde, masonlar tarafından himaye görmü , ngiliz
masonları ile de i birli i yapmı tır. Birkaç mason locasına kayıtlı olan Efgani, skoç
locasından kovulmu sa da, kendisi bizzat mason locası kurmu , çömezleri bu locaya
girmi tir. Edward Brown, Efgani’nin özel mason eldiveni ile bir resmini ne retmi tir.
Efgani, hem Türkçü, hem slâmcı görünmeyi ba armı tır. Mehmet Emin Yurdakul, Ziya
Gökalb, A. Agayef hep Efgani’den destek görmü tür. Mesela M. Emin Yurdakul’un, "Ben
bir Türküm, dinim cinsim uludur" iirini Efgani çok be enmi ti. O zamanki slamcı
Sebilürre ad dergisi, ırkçılı ı tenkit eden makaleler ne rederken, ırkçılar da, Efgani’nin
ırkçılı ı öven makalesini tercüme edip yayınlayınca slâmcıların sesleri, solukları kesilmi ti.
Efgani, makalesinde diyordu ki: “Irkçılık dı ında saadet yoktur. nsanları birbirine ba lıyan
iki ba vardır: Biri dil, biri de din birli idir. Dil birli i, ırk ve milliyet birli i demektir.
üphesiz, bu birli in dünyadaki beka ve sebatı dinden daha devamlıdır.”
Efgani, Mısır’da da Arap ırkçısıdır. (Arap ırkının sınırını belirleyecek ölçü din ve
mezhep de il Araplık ölçüsüdür.) demi tir. II: Abdülhamid Han, hatıratında diyor ki:
(Hilafetin elimde olması ngilizleri hep tedirgin etti. Blund adlı bir ngiliz ile Efgani adlı
bir maskaranın el birli i ile ngiliz hariciyesinde hazırladıkları bir plan elime geçti. Efgani’yi
yakından tanırdım. Tehlikeli bir adamdı. Bana bir ara Mehdilik iddiasıyla bütün Orta Asya
Müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmi ti. Derhal reddettim. Bu sefer Blundla i birli i
yaptı. Kendisini stanbul’a ça ırttım. Bir daha stanbul’dan çıkmasına izin vermedim.)
Ahmet Davudo lu hoca da diyor ki: 1355 numara ile arkın Yıldızı Locası’na kayıtlı
bir mason olan, slâma duydu u güvensizli i açı a vurmaktan çekinmeyen ve Peygamberlik
sanatlardan bir sanattır diyen Efgani, bir ilim adamı de il, siyasetle u ra an bir nankördür.
Fesatçılı ı sezilince ulema tarafından stanbul’dan kovulmu , Mısır’a kaçmı tır. (Din
Tahripçileri)
Prof. M. Kaya Bilgegil, (Ziya Pa a) isimli kitabında, (Efgani, her mason gibi slâmiyeti
içerden yıkmaya çalı mı tır.) diyor. Mısır’da kurulan mason localarının ba ına gelen C.
Efgani ve M. Abduh, Müslümanlar arasında masonlu un yayılmasına çok yardım ettiler.
(Les franco-maçons s.127)
Efgani’nin pe inden gidenler ahmak de ilse, elbette haindir.

Fitne kaynaklarından eyh Muhammed Abduh


Sual: Mezhepsizlerin mutlak müctehid dedikleri Abduh kimdir, müslüman mıdır?
CEVAP
Günümüzdeki mezhepsizlerin, yaptı ı reformlarından dolayı mutlak müctehid diyerek
övdükleri Abduh hakkında kitaplardaki bilgiler öyledir:
Beyrut mason locası ba kanı diyor ki: (Efgani, Mısır’da Efgani’den sonra mason
locası ba kanı olan imam Abduh, masonluk ruhunu yayarak çok hizmet etti.) [Daire-
tül-mearif-ül-masoniyye s. 197]
Efgani’den sonra, Abduh da, masonlu a çok yardım etti. (Les franco-maçons s. 127)
“Salih amel i leyen kâfir de olsa, cennete girer” diyor. S.Kutup, “Üstad Abduh,
dü ünü ünü nakzeden ayetleri hatırlamıyor” diyerek tenkit ediyor. [Nisa 124. ayetinin
tefsirinde]
Fil suresindeki ku lara, sivrisinek; attıkları ta lara da mikrop diyor. Elmalılı Hamdi,
buna gerekli cevabı vermi tir. (s. 84, 87)
slâmiyet ve nasraniyyet kitabında, “Bütün dinler birdir. Dı görünü leri de i iktir”
diyor. Londra’daki papaza yazdı ı mektupta, ( slâmiyet ve Hıristiyanlık gibi iki büyük dînin
el ele vererek kucakla masını beklerim. O zaman, Tevrat ve ncîl ve Kur' an birbirlerini
destekleyen kitaplar olarak her yerde okunur) diyor. [Anla ılan diyalogcular Abduh’un
emrini uyguluyorlar.]
C. Zeydan, “Abduh, eski âlimlerin koydu u kuralları be enmezdi.” diyor. (Medeniyet-i
islâmiyye)
Mehmet Sofuo lu, “Abduh faize helal der, Kur' anı mahluk kabul eder” diyor Tefsir
kitabı (s.41)
Davudo lu Hoca, Din Tahripçileri kitabında diyor ki:
1) eyhulislam Mustafa Sabri efendinin Mevkıful akl kitabında dedi i gibi, Abduh,
Efgani vasıtasıyla Ezhere masonlu u sokup kadınların açılmasını destekledi. (s. 81)
2) Ezher Mecellesinde “Mısır’da ilk mason locasını kuran Abduhtur” diyor. (s. 81)
3) eytan, cin gibi eyleri kabul etmez. Mucizeler, ona göre slâm için birer kara lekedir.
Mesela Hz. Musa’nın denizi yarma mucizesine med-cezir olayı der. (s. 82, 83)
4) Kur'anda bulunan her eye do ru demek gerekmedi ini söyler. (s. 82)
5) Teselsülün bâtıllı ına inanmaz. (s. 82)
Büyük islâm âlimi, 14. asrın müceddidi olan seyyid Abdülhakîm Arvasi hazretleri
buyuruyor ki: (Abduh, slâm âlimlerinin büyüklü ünü anlayamamı , slâm
dü manlarına satılmı , sonunda mason olarak islâmiyeti içerden yıkan azılı kâfirlerden
olmu tur.)
ngilizler, yüzyıllardır slâm ülkelerini binlerce müslümanı ve din adamlarını aldatarak,
mason yapmı , insanlı a yardım, karde lik gibi laflarla, dinden çıkmalarına, dinsiz
olmalarına sebep olmu tur. slâmiyeti büsbütün yok etmek için, bir çok pa a, ma a olarak
kullanılmı tır. Mesela, Mustafa Re it Pa a, Ali Pa a, Fuat Pa a ve Mithat Pa a, Talat Pa a
gibi masonlar, slâm devletlerini yıkmakta kullanıldıkları gibi, Efgani ve Abduh gibi
masonlar ve yeti tirdikleri [ Re it Rıza gibi] çömezler de, islâm bilgilerini bozmaya, yok
etmeye alet olmu lardır. (Faideli Bilgiler)

Abduhçu yazarlar
Sual: Ekteki yazıların birinde, "Dostumuz Efgani ve Abduh" tabiri kullanılıyor. Yapılan
haklı tenkidler "Gaddarca saldırı" olarak nitelendiriliyor. Bu iki mason, iki masum
peygamber gibi gösteriliyor. Bunlara gereken cevap verilemez mi?
CEVAP
O kadar çok sapık fikirli yazar var ki, hepsine cevap vermeye kalksak, zaruri gereken
iman ve ibâdet bilgilerini bildirmeye zaman kalmaz. Efgani ve Abduhun masonlu u pek
açıktır. Bunu inkar etmek, güne i balçıkla sıvamaya çalı mak gibidir.
Bugünkü Abduhçular üçe ayrılmaktadır:
1- Efgani ve Abduhu adeta peygamber gibi masum bilip, mason oldu unu bile kabul
etmiyenler. Masona masum diyen Abduhçu Mustafa veya Dolmu çu Mustafa denilen
kimseler, bu tiplerdendir. [Bu tipler, sinsi bir islâm dü manıdır. ngiliz casusu Hempherin
dolmu una binenlerdendir.]
2- Efgani ve Abduhun masonlu a girdi ini inkar edemeyip tevil edenler. slâma hizmet
için mason oldu unu sıkılmadan söyliyenler. [Onun devrinde ya amı birçok slâm âlimi,
neden bu yolu denemediler de, bu iki sicilli, masonlu u tercih etti?]
3- (Efgani ve Abduhun masonlu u ve ba ka hataları olabilir. Fakat bunların iyi
taraflarını alıp kötü taraflarını atarız.) diyenler. [ nsaflı gibi görünen bu tipler, hakla batılı
karı tırdıkları, gençlere kötü örnek oldu u için çok zararlıdır. Küfrü hafife almak çok
tehlikelidir. Hangi gruptan olursa olsun, Abduhçu olanın mutlaka bir dengesizli i vardır.
Bunu yıllardır yaptı ım ara tırmalara dayanarak söylüyorum.]
Yazılardaki Saçmalıklar
imdi çirkin hatalardan birkaçını bildirelim!
Abduhçu yazar, (Abduhun kitapları insanın ufkunu açar) diyor. slâm âlimlerinin yazıları
de il de, Abduhun ufuk açıcı yazıları acaba ne ki? Dinimizde noksanlık mı var da yeni bir
ey çıkarıyor? Acaba mucizeleri tevil ve inkar etmesi mi ufuk açıyor ki?
Abduhçu yazar, (Aydın bir müslümanım) diyor. Acaba aydın olmıyan müslüman var mı
ki? Yoksa Abduhçu olmıyanı "Aydın" kabul etmiyor mu? Aynı Abduhçu, (Modern yorum
yapar, marjinal dü ünürüm) diyor. Mesela namaz ve oruç hakkında modern yorumu ve
marjinal dü üncesi nedir ki? Bu devirde bunlara lüzum yok mu veya azaltalım mı diyecek?
Abduhçu yazar, (Mezhebleri, hatta hadisleri bırakıp Kur' ana dönelim!) diyor. Acaba
mezheb imamları Kur' ana dönmedi mi? Hadisler Kur' ana aykırı mı? "Kur' ana dönü " tabiri
dini yıkmak için bir kalkan olarak kullanıldı ı pek açıktır.
Abduhçu yazar, (Sultan Abdülhamid, Efganiye maskara demi . Asıl maskara kendisidir.
Efganinin Abdülhamidi tenkidi ve ona olan dü manlı ını normal kar ılamalıdır! Çünkü
falanca ve filanca zat bile a za alınmıyacak hakaret yapmı tır.) diyor.
Falanca ve filanca zat dedi i iki Abduhçudur. Abduhçu me ru olan her eye kar ı çıkar.
Me ru halifeye isyanı bile cihad kabul eder. Resulullahın 99. halifesi olan bir emire nasıl
isyan edilir? Ona olan dü manlık nasıl me ru gösterilir? Abdülhamid Han, müslümanların
halifesi, emiri de il miydi? Allahü teâlâ, müslümanlara (Allaha, Peygambere ve sizden
olan emirlere itaat edin!) buyuruyor. (Nisa 59)
Buharîdeki hadis-i eriflerde (Malını zorla alsa da emirin sözünü dinle ve ona itaat
et!) ve (Emirinizin, be enmedi iniz i lerine sabredin, çünkü cemaatten ayrılan imansız
ölür.) buyuruluyor. Kusurlu buldukları Sultan müslüman de il miydi, yoksa Efgani ve
Abduhçular ayete ve hadise kar ı mı geliyorlardı? O hâlde yazıklar olsun Abduhçulara.
Abduhçu yazar, (Müslümanlar bir ba altında idare edilemez. Ha Hindistan Londradan
idare edilmi , ha Mısır stanbuldan. kisi de aynı.) diyor. Pes do rusu. slâm devleti Osmanlı
ile slâm dü manı ngilizi birbiri ile mukayeseye kalkmak, Abduhçuya mahsus alçakça bir
taktiktir.

Dinimizi içten yıkmak için çalı anlar


Sual: Bazıları, Cemaleddin Efgani ve Muhammed Abduhu çok övüyorlar. Bunlar
önemli kimseler midir?
CEVAP
Evet dinimizi içten yıkmak için çalı maları önemlidir. Bu kimselerin reformcu,
mezhepsiz oldu u, yurt içinde ve yurt dı ında yazılan birçok eserde bildirilir. Ahmed
Davudo lu, (Din Tahripçileri) kitabında diyor ki:
1- Efgani, Abduh ve pe indekiler, slâma duydukları güvensizli i açı a vurdular. (s.3)
2- Efgani, bir ilim adamı de il, siyasetle u ra an bir nankördür. Fesatçılı ı sezilince
ulema tarafından stanbuldan kovulmu , Mısıra kaçmı tır. (s. 56)
3- Efgani ( arkın Yıldızı Locası)na 1355 numara ile kayıtlı bir masondur. (s. 67)
Edip shak Efendi, (Ed-dürer) kitabında (Efgani, Kahire mason locası reisidir.) diyor.
Prof. M.Kaya Bilgegil, (Ziya Pa a) adındaki kitapta, (Efgani masondur, her mason gibi
slâmiyeti içerden yıkmaya çalı mı tır.) diyor.
Abduh, Pariste mason planlarını hazırlayan Efganinin çalı malarına katıldı. Sonra Mısıra
gelerek, Pariste alınan kararları uygulamaya, gençleri zehirlemeye ba ladı. Masonlar bunu
Kahire müftülü üne tayin ettirdiler.
Abduh Dosyası
1- Beyrut mason locası ba kanı Ebi Ra id diyor ki: (Efgani, Mısırda mason locası reisi
idi. Âlim ve devlet adamlarından üçyüze yakın üyesi vardı. Ondan sonra, mam Abduh reis
oldu. Abduh, masonluk ruhunu Arap diyarına yayarak büyük hizmet etti.) (Daire-tül-
mearif-ül-masoniyye) [s. 197]
2- (Salih amel i liyen kâfir de olsa, Cennete girer.) diyor. S.Kutup bile, (Üstad Abduh,
dü ünü ünü nakzeden ayetleri hatırlamıyor. Bu ayetler Abduhun görü ünü nakzeder.) diyor.
[Nisa 124. ayetinin tefsirinde]
3- Fatihanın tefsirinde, Eshabın üstünlü ünü bildiren hadis-i erifleri inkar ediyor.
4- Fil suresinde bildirilen ku ları, sivrisinek; attıkları ta ları da mikrop olarak tevil
etmi tir. Elmalılı Hamdi Yazır, buna gerekli cevabı vermi tir. (s. 84, 87)
5- (Les franco-maçons) kitabında (Efganiden sonra, mason localarının ba ına getirilen
Abduh da, masonlu un yayılmasına çok yardım etti.) deniyor. (s. 127)
6- Mehmet Sofuo lu (Abduh faize helal, Kur' ana mahluk der.) diyor Tefsir kitabı (s.41)
7- Davudo lu Hoca, Din Tahripçileri kitabında diyor ki:
a) eyhulislam Mustafa Sabri efendinin (Mevkıful akl) kitabında dedi i gibi, Abduh,
Efgani vasıtasıyla Ezhere masonlu u soktu. Kadınların açılmasını destekledi. (s. 81)
b) Ezher Mecellesinde (Mısırda ilk mason locasını kuran Abduhtur.) diyor. (s. 81)
c) Tecrübe ile anla ılmıyan eytan, mucize gibi eyleri kabul etmez. Mesela Hz.
Musanın asası ile denizi yarma mucizesine med-cezir olayı der. (s. 82)
ç) (Kur' anda bulunan her eye do ru demek gerekmez.) der. (s. 82)
d) Teselsülün bâtıllı ına inanmaz. (s. 82)
e) Mucizeler, Abduha göre slâm için bir lekedir. (s. 83)

Maskaralıklar
Enver Baytan hoca, Maskaralıklar ismiyle Mısırlı üç mezhepsiz (Efgânî, Abduh ve
R.Rıza) hakkında, kırmızı kapaklı bir kitap yazmı . Sacaya ı bu üç mezhepsiz hakkında, bir
müddet önce Dr. M. Re ad da bir kitap yazmı tı. Abduhçunun biri, (Karanlık güçlerin
kitabı) demi ti. Acaba bu kırmızı kitaba, (Kızıl güçlerin kitabı) mı diyecek ki? Rahmetli
Ahmed Davudo lu hoca da, aynı mezhepsizler için, (Din tahripçileri) adı altında siyah
kapaklı bir kitap ne retmi ti. Abduhçu mezhepsizler, hep bir a ızdan, (Kara kitap) damgasını
vurmu lardı. Rahmetli, kitabın ikinci baskısında kitabın kapa ını de i tirip kırmızı yapmı tı.
Bu olayı da ikinci baskıda anlatmı tı. Enver Baytan hoca da, mezhepsizler kara kitap
demesin diye mi acaba siyah kapak koymadı?
Ali Nar hoca’nın da bu üç mezhepsiz hakkında tercüme bir kitabı var. D.Ali Kayapınar
hoca, (Mezhepsizlik) hakkında tercüme bir kitap ne retmi ti de, hac yolunda günâh i liyen
bir yaygaracı, aleyhine kitap yazıp, D.Ali hocayı mahkemeye vermi ti. Dr. Alaeddin
Yalçınkaya’nın da, bu mezhepsizler hakkında (Cemaleddin Efganî) isminde kitabı vardır. Bu
masonik kafalı yobazları tenkid eden ba ka eserler de ne redilmi tir. Basında, mâm-ı Gazâlî
veya ba ka slâm âlimini tenkid eden yazılar çıkar. Abduhçulardan çıt çıkmaz. Bu üç
mezhepsiz hakkında bir müslüman tenkid yazısı yazsa, mezhepsizler hemen yaygara
koparırlar. Bölücülük yaparak karde i karde e dü man eden mezhepsizlerin errinden bizleri
muhafaza eyle yâ Rabbî...

Fitne kaynaklarından Re it Rıza


Sual: Re it Rıza mezhepsiz midir?
CEVAP
Re id Rıza, 1865te Lübnanda do du. 1935te vefat etti. Abduhun talebesidir. (Müncid)
Hocasının dinde reformcu fikirlerini yaymak için Mısırda El-Menar dergisi çıkardı.
(Eldavetü vel-ir ad) medresesinde hocalık yaptı. El-muhaverat kitabında, Ehl-i sünnet
mezhebine ve fıkh kitaplarına saldırdı. Mezhepsizler kitabında Dr. Hasib Es-Samirai [Ali
Nar tercümesinde] diyor ki:
(Re id Rıza, ne aldıysa, M. Abduhtan aldı. O da bütün sermayesini, Efgani diye me hur
olan arkın filozofu Cemaleddinden dev irdi. Yani bu iki zatın özü ve fikri hüviyeti
üstadlarına ba lıdır. (s. 45)
Re id Rıza, Efgani ile kar ıla ma imkanı bulamadıysa da, onun fikir mirasçısı ve çömezi
Abduhla beraber olmak imkanını elde etmi ti. Abduhla bulu ma onun fikri hüviyetinin
olu masının temel unsurlarından biridir. (s. 80)
Re id Rızanın bariz vasfı veya tavrı ıslahatçılık. Mısıra varınca da Abduh ile tanı mı ;
yapmayı tasarladı ı ıslahatın pro ramını ne r için Menar dergisini çıkarma fikrini ona
açarken, pe in olarak bunları açıklamı tı. (s. 85)
Mısıra göçmesinin esas sebebi de, Efganinin halifesi durumundaki Abduhla bulu mak ve
din ıslahatı yolunda çalı maktı. (s. 93)
Mucizeyi nkar
Re id Rıza, mucizeleri hissi ve akli olmak üzere ikiye ayırır. "Hissi mucize, geçmi
peygamberlerin mucizeleri, akli mucize de Kur' an-ı kerimdir" der. Bu suretle, di er
mucizeleri inkar eder. Böyle bir taksimle Kur' an-ı kerime, sahih hadislere iftirada bulunur.
Çünkü bunu destekleyen herhangi bir sahih haber yoktur. Bu, hakikatten aklın iste ine,
me hur olma hevesine ve i raki felsefeyi körükörüne taklide yönelmektir. (s. 97)
Re it Rızanın resmini görünce, din gayreti ile u iiri yazdım:

Re id Rızanın resmi, geçti i an elime,


Neler geçti içimden, neler geldi dilime.

Sakalını kısaltmı , sünnete hiç uymamı ,


Kulakları tıkanmı , hak sözleri duymamı .

Do ru yola girmedi, dola tı hep kenarda,


Ne zehirler kusmu tu, Mecelle-i Menarda.

(Muhaverat) adıyla, düzdü sayısız yalan.


Okuyan afyonlandı, sapıttı nice insan.

Hocası Abduh gibi, ne naneler yemi ti,


slâmı kendisine uydurmak istemi ti.

Sayısız hurafeler soktu din-i slâma.


Haince saldırmı tı mübarek dört imama.
Büyük bir insan diye Firavunu övmü tü,
Hz. Musa için (O bir kahin) demi ti.

Lakin peygamber dedi, kıral Hammurabiye,


Reformu örnek oldu bugünkü Vehhabiye.

Ölçü aldı kendine, mezhepsiz evkaniyi


Büyük bir üstad bildi, farmason Efganiyi.

Ne kadar sapık varsa, hepsine kucak açtı.


Her mezhebin üstüne, telfik zehiri saçtı.

Dil uzattı selefe, büyük küçük bilmedi,


Mezhebi bid'at saydı, taklide haram dedi.

eri delil dört iken, ikisini kaldırdı.


cma ile kıyasa pek sinsice saldırdı.

Mucizelerin hepsi görünmü ken a ikar


Kimini tevil etti, kimini ise inkar.

nanmadı hadise, mütevatir habere.


üphe gözüyle baktı, me hur akk-ul kamere

Sözde din adamıydı, dü manlık etti dine


ctihadlar yapmı tı hiç bakmadan haddine.

Âlimlere küfretti, gayet edepsiz idi.


Ehl-i sünnet dü manı, koyu mezhepsiz idi.

Sakın aldanmayalım, Mısırlı bu fellaha!


Küfre varan sözünden sı ınalım Allaha!

Fitne kaynaklarından eyh Bedreddin


Sual: Abduhçu yazarın biri, "Aslında bizim olan Hasan Sabbah ve eyh Bedrettine
yabancılar sahip çıkmı tır." diyor. Bizim dedi i ahıslar sapık de il midir?
CEVAP
Abduh ve Abduhçular için, eyh Bedreddin de, Hasan Sabbah da birer kahramandır.
Gerçek ise öyledir:
eyh Bedreddin, Samavne kadısının o ludur. Mısırda okudu. Bir müddet sonra sapıtıp,
müridleri halkın imanlarını bozmaya ba ladı. Üzerlerine Bayezid pa a gönderilip da ıtıldı.
Kendisi Bosnaya kaçtı. Müridler topladı. Yine sapık yol tuttular. Üzerlerine yine asker
gönderildi. Tevbe eden müridleri tarafından yakalanıp teslim edildi. Mevlana Haydar
Hirevinin ba kanlı ındaki ilim heyeti tarafından muhakeme olunarak, ölümüne fetva verildi.
1415te idam edildi. Görüldü ü gibi, ölümüne fetva verilecek kadar küfründe zararlı olan bir
mülhid idi.
Hasan Sabbah smailiyye Devletinin kurucusu ve Batınili in bir kolu olan Ha a in
fırkasının ba kanı idi. Hasan Sabbahın fikirleri, Asr-ı saadetten önce, Sasaniler zamanında
Mejdekin sapık fikirlerine çok benziyordu. Pekçok haramları mubah sayıp, ahıreti, Cenneti
ve Cehennemi inkar ediyordu. Kandırdı ı cahilleri afyonke yaparak, cinayetler i letiyor,
kurdu u terör te kilatıyla pekçok slâm âlimini, devlet adamlarını ve Ehl-i sünnet
müslümanları ehid ettiriyordu. Hind, Türkistan ve Horasan hacılarının, Rey ehri yakınında,
yollarını kestirip öldürttü. Hasan Sabbahın 1124te ölümü üzerine eski güçlerini kaybeden
Alamut Batınileri de 1256da Mo ollar tarafından imha edilerek büyük bir fitne önlenmi ve
Batıni sapıklarından temizlenmi oldu.

Fitne kaynaklarından Mısırlı Fârûk el-Angutânî


Sual: Mısırlı Fârûk el-Angutânî’nin bir kitabı ektedir. (Sizi, slâm dü üncesine, ilâhi
görü e da’vet ediyorum), (Emr-i lâhî, ya’nî ecel gelmeden intihar eden, takdîr-i lâhîyi
de i tirdi i için kâfir olur), (Mısır bayra ına paçavra diyen veya sevmiyen kâfir olur) ve
(Organ nakli câiz de il) gibi görü leri vardır. Mısır’daki, kendi gibi dü ünmiyen herkese,
bütün islâmî gruplara kâfir diyor. Bir cevap verir misiniz?
CEVAP
Bilhassa Mısırlı, Suriyeli yazarlarla, Avrupalı müste rikler, slâm dîni yerine, “ slâm
nazariyesi”, “ slâm dü üncesi” ve “ lâhî görü ” ta’bîrlerini kullanıyorlar. slâmiyet, lâhî bir
din olup, bir dü ünce sistemi de ildir. Dü ünce, bir i için insanlar tarafından dü ünülen çâre
veya kıyaslanan netîcedir. Dü ünce, ilahî de ildir, insana mahsustur ve sonradan
yaratılmı tır. Nazariye de, aklî, zihnî esaslara dayanan görü , teori demektir. Akıl, zihin
mahlûktur. Allahü teâlânın bildirdi i eylere “dü ünce”, “görü ” denmez. lâhî görü diyen
kâfir olur.
Kur’ân-ı kerîmdeki hükümlere, “Kur’ânî görü ” diyen sapıklar da vardır. Akıl, görü
mahlûktur. Mahlûka âit bir sıfâtı Allah için söylemek küfürdür. Allahın görü ü ve Allahın
aklı diyen kâfir olur.
slâmiyet bir dü ünce veya görü sistemi de ildir. lâhî emîr ve yasaklara dü ünce veya
görü denmez. çinde slâm dü üncesi, lâhî görü gibi ifâdeler bulunan kitaplar çok
zararlıdır. Böyle küfre dü ürücü ifâde kullananın îmânı gider de haberi olmaz. Hadîs-i erîfte
buyuruldu ki:
(Öyle bir zaman gelir ki, ki inin îmânı gider de haberi olmaz. Ondan, gömle in
çıktı ı gibi, îmân çıkar.) [Deylemî]
Angutânî’nin (Emr-i lâhî, ya’nî eceli gelmeden intihar eden, takdîr-i lâhîyi de i tirdi i
için kâfir olur) görü ü de dînimize aykırıdır. “Eceli gelmeden intihar eden, takdîr-i lâhîyi
de i tirir” görü ü, sapık fırkalardan Mu’tezile’nin fikridir. Allahü teâlâ, onun intihar
edece ini elbette bilir. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: (Yaratan hiç bilmez mi?)
[Mülk 14]
Kulun intihar edece ini Allahü teâlâ, ezelî ilmi ile bilir. Herkesin ecelini takdîr etmi tir.
ntihar edecek olanı da, intihar edece ini bildi i için, ecelini ona göre takdîr etmi tir. (Eceli
gelmeden intihar eden, Allahın takdîrini de i tirir) diyen küfre girer. Çünkü (Hiç kimse,
ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez) meâlindeki âyet-i kerîmeyi inkâr etmi olur.
Hadîs-i erîfte de, (Allahü teâlâ, insanları yaratırken, ecellerini ve rızıklarını takdîr
etmi tir) buyuruldu. (Müslim)
Herkesin bir eceli vardır. Ecel gelince bir an gecikmez. Eceli gelmeden de kimse ölmez.
(Araf 34, Yûnüs 49, Hicr 5, Nahl 61, Mü’minûn 43, Münâfikûn 11)
Me hur Emâlî’de, (Öldürülen kimsenin eceli, münkatı’ de ildir,) ya’nî, o anda, ömrü
ortadan kesilmi de ildir. Kâmûs mütercimi Ahmed Âsım efendi hazretleri, burayı
açıklarken diyor ki: (Ehl-i sünnet i’tikâdı öyledir ki, öldürülen veya intihar eden kimsenin, o
anda eceli gelmi tir. Ömrü ortadan kesilmemi tir. Herkesin eceli bir tânedir.) Angutânî’nin
Ehl-i sünnet olmadı ı buradan da bellidir.
Doktor ve ilâç bulmak da, takdîre ba lıdır. Allahü teâlâ, takdîrine göre sebepleri
yaratmaktadır.
Bir yeri kesilen insanın eceli gelmedi ise, damarı ba lanır, ilâç verilir, ölmez. Eceli
gelmi ise, damarı ba lıyacak biri bulunamaz. Kanı akar, mikrop kapar, ölür.
Angutânî, (Mısır bayra ına paçavra diyen kâfir olur) demekle ırkçılık yapmaktadır.
Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i erîfler, ırkçılı ı, ırk üstünlü ünü kesin olarak reddetmektedir.
Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: (Ey insanlar, üphesiz biz sizi, bir erkekle bir
kadından yarattık. Birbirinizle tanı manız için milletlere ve kabîlelere ayırdık. Allah
indinde en üstününüz, takvâda en ileri olanınızdır.) [Hucurât 13]
Hadîs-i erîflerde de buyuruldu ki:
(Rabbiniz bir oldu u gibi, babalarınız, dîniniz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın
Aceme, Acemin Arab’a üstünlü ü olmadı ı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya
üstünlü ü yoktur. Hiçbir milletin di erine üstünlü ü yoktur. Üstünlük ancak
takvâdadır.) [ .Neccâr]
(Irkçılar bizden de ildir.) [Ebû Dâvüd]
Irkçılık yapan Angutânî, Mısır bayra ını din gibi kabûl etmektedir. Mısır bayra ının
di er bayraklardan farkı ne de, ona bez veya paçavra diyen kâfir oluyor?
ster Mısır, ister Libya veya di er milletlerin bayraklarına paçavra demek, uygun de ilse
de, kâfir olmayı gerektirmez. Her millet, kendi bayra ını sevebilir. Fakat ırkçılık yaparak,
(Hangi milletten olursa olsun benim bayra ımı sevmiyen kâfir olur) demek çok yanlı tır.

slâm dü manları
Sual: slam dü manlarını besliyen, öncülü ünü yapan kimlerdir?
CEVAP
slâm dü manları, tâ ilk asırdan beri, slâmiyeti yok etmek için çalı ıyorlar. imdi de,
çe itli adlarla, çe itli plânlarla saldırıyorlar. Cehenneme gidecekleri bildirilmi olan i'tikâdı
bozuk kimseler de müslümanları do ru yoldan ayırmak için, hîle ve iftirâ yapıyorlar.
Böylece, islâm dü manları ile i birli i yaparak, Ehl-i sünneti yıkmaya u ra ıyorlar.
Bu saldırıların öncülü ünü ngilizler yaptı. Bütün kaynaklarını, hazînelerini, silahlı
kuvvetlerini, donanmasını, tekni ini, politikacılarını ve yazarlarını bu i te kullandı. Böylece,
dünyanın en büyük iki slâm devleti olan Hindistan' daki Gürgâniyye ve üç kıt' a üzerine
yayılmı bulunan Osmanlı slâm devletlerini yıktı. Her yerde islâmın de erli kitaplarını yok
etti. slâm bilgilerini birçok yerlerden sildi, süpürdü.
kinci Cihân Harbinde, komünistler yok olmak üzere iken, bunların kuvvetlenmelerine,
yayılmalarına sebep oldu. ngiliz Ba bakanı James Balfour, 1917' de, müslümanların
mukaddes yerleri olan Filistin' de Yahûdî devletinin kurulması için çalı an Siyonizm
te kilâtını kurdu. ngiliz hükûmeti, bu i i senelerce destekleyip, 1947' de srâil devletinin
kurulmasını sa ladı. Yine ngiliz hükûmeti, 1932' de, Arabistan Yarımadası' nı Osmanlılardan
alıp, Süûdlara teslîm ederek, slâmiyete en büyük darbeyi vurdu.
1944' de Japonya' da vefât eden Abdürre îd brâhim efendi, 1910' da stanbul' da basılan
Âlem-i islâm kitâbının ikinci cildinde, ( ngilizlerin slâm dü manlı ı) yazısında diyor ki:
(Hilâfet-i islâmiyyenin bir ân evvel kaldırılması, ngilizlerin birinci dü üncesidir. Kırım
muharebesine sebep olmaları ve burada Türklere yardım etmeleri, hilâfeti yıkmak için bir
hîle idi. Pâris muâhedesi, bu hîleyi ortaya koymaktadır. Her zaman Türklerin ba ına gelen
felâketlerde ngiliz parma ı vardır. ngiliz siyâsetinin temeli, slâmiyeti yok etmektir. Bu
siyâsetin sebebi, slamiyetten korkup müslümanları aldatmak için, satılmı vicdansızları
kullanırlar. Bunları islâm âlimi, kahraman olarak tanıtırlar. Sözün özü, slâmiyetin en büyük
dü manı ngilizlerdir.)
ngilizler, yüzyıllardır islâm memleketlerini kana boyamakla kalmamı , skoç masonları,
binlerce müslümanı ve din adamlarını aldatarak, mason yapmı , insanlı a yardım, karde lik
gibi lâflarla, dinden çıkmalarına, dinsiz olmalarına sebep olmu tur. slâmiyeti büsbütün yok
etmek için, bu masonları ma a olarak kullanmı lardır. Böylece, Mustafa Re ît Pa a, Ali
Pa a, Fuât Pa a ve Mithat Pa a, Talat Pa a gibi masonlar, islâm devletlerini yıkmakta
kullanıldıkları gibi, Efgânî ve Abduh gibi masonlar ve yeti tirdikleri çömezler de, islâm
bilgilerini bozmaya, yok etmeye âlet olmu lardır.
Bu mason din adamlarının yazdıkları yüzlerce yıkıcı, bozucu din kitapları arasında
Mısırlı Re îd Rızâ' nın (Muhâverât) kitâbı, tercüme edilip da ıtılarak müslümanların dinlerini
ve îmânlarını bozmaya çalı maktadırlar. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumamı ,
anlıyamamı birkaç genç din adamının da bu akıntıya kapılarak felâkete sürüklendikleri ve
ba kalarının da felâketlerine sebep oldukları görülmektedir. (Fâideli Bilgiler)

Kâfir olmak bir ayrıntı mıdır?


Sual: Yazarları tenkîd ederken a ırı gidiyorsunuz. Her insanın hatâsı olur. Meselâ, (Altın
yüzük ve ipek erke e de helâl diyor, dalak yemek harâm diyor, dü ük fâize cevâz veriyor,
Allahın özel müdâhalesinden bahsediyor, Allahı âcizlikle suçluyor, tesettürü inkâr ediyor,
Hz.Îsâ’nın öldü ünü ve Mi’râcın rü’yâda oldu unu söylüyor) gibi ayrıntılara giriyorsunuz.
Bütün islâmî mes’eleler bitti de, sıra bunlara mı geldi? Böyle hatâlarından dolayı bir âlimi
tenkîd etmek do ru mudur?
CEVAP
Bunlar ayrıntı de ildir. Me hûr bir harâma helâl, me hûr bir mubâha harâm diyen kâfir
olur. Kâfir olmak bir ayrıntı mıdır? Adam, erkeklerin altın yüzük kullanmalarının mubâh
oldu unu söylemi tir. Peygamber efendimiz ise, (Altın ve ipek, kadınlara helâl, erkeklere
harâmdır) buyuruyor. (Tahâvî)
Adam, dalak yemenin harâm oldu unu söylüyor. Peygamber efendimiz ise, ( ki kan
helâldir. Bunlar, karaci er ve dalaktır) buyuruyor. ( bni Mâce)
Adam, dü ük fâize helâl diyor. Peygamber efendimiz ise, (Fâiz 73 kısımdır. En a a ısı,
ki inin anası ile zinâ etmesi gibidir) buyuruyor. (Hâkim)
Allaha âcizlik isnâdı
Adam, (Allah özel müdâhale eder) diyor. Böyle demek, Allahı âciz bilmek, yaratırken
zorluk çekti ini bildirmek olur. Hâlbuki Allah yarataca ı bir ey için ol derse, hemen o ey
oluverir. Bu konudaki birkaç âyet-i kerîme meâli:
(O, [Allahü teâlâ] bir eyi yaratmak istedi i vakit ona ol der, o da hemen oluverir.)
[Bekara 117]
(Onun [Allahü teâlânın] ol dedi i gün her ey oluverir.) [En’âm73]
(Bir eyin olmasını istedi imiz zaman, ona sadece ol deriz, o da, hemen oluverir.)
[Nahl 40]
(O, [Allahü teâlâ] bir ey yaratmak isteyince, ol der, hemen oluverir.) [Yasîn 82]
(Dirilten de, öldüren de ancak O’dur. Olmasını istedi i eye ol der, o da hemen
oluverir.) [Mü’min 68]
Hz. Meryem, (Yâ Rabbî, bana bir erkek eli de medi i hâlde, nasıl çocu um olur)
dedi. Allahü teâlâ da, (Allah diledi ini yaratır. Bir i e hükmedince ona sadece ol der; o
da oluverir) buyurdu. (Â. mrân 47)
Tesettürün farz oldu u, kitap, sünnet ve icmâ ile sabittir. Teferruat diyerek inkâr eden
kâfir olur.
Birçok mezhepsiz, Hz.Îsâ’nın öldü ünü söylüyor. Hâlbuki Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(Allahın resûlü Meryem o lu Îsâ’yı öldürdük dedikleri için Yahûdîleri la’netledik.
Onlar Îsâ’yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine Îsâ gibi gösterildi.)
[Nisâ 157]
( srâil o ullarının seni öldürmesinden ben kurtardım.) [Mâide 110]
Mi’râcı inkâr etmek, rü’yâ demek de teferruat de ildir. Kudüs’e kadar gitti i âyet-i
kerîme ile sabittir. nkâr eden kâfir olur. Göklere, bilinmiyen yerlere gitmesi de hadîs-i
erîflerle bildirilmi tir.
(Ayrıntılar üzerinde durup da, eytanın oyununa gelmiyelim) diyenlere soruyorum.
Allah a kına söyleyin, bunların hangisi teferruattır? Farza, harâma mühim de il demenin
küfür oldu unu bilmeyen, küfürle günâhı ayıramayana ne desek faydasızdır.Dînimiz ilme ve
âlime büyük önem verir. Bize ilmi bildiren âlimlerdir. Hadîs-i erîfte, (Âlimler,
Peygamberlerin vârisleridir) buyuruldu. (Tirmizî)

Mezhepsizlik politikası
Sual: Bir gazetede Akif' in locaya kaydoldu u yazıldı. Bu iftirâ niçin yapılıyor?
CEVAP
Mezhepsiz, bir ideoloji adamıdır. slâm dü üncesi' ni savunur. Dînimiz, ideoloji, dü ünce
sistemi de il, ilâhî nizâmdır. Denize dü enin yılana sarılması gibi, mezhepsiz de, ideolojisini
yürütmek için her türlü yalana sarılır. Buna mezhepsizlik politikası derler. Politika, yalanı,
yanlı ı do ru gibi gösterebilme sanatına dendi i gibi, bir hedefe varmak [meselâ
mezhepsizli i yaymak] için kar ısındakilerin duygularını ok amak, zayıf noktalarından veya
aralarındaki uyu mazlıklardan yararlanmak gibi yollarla i ini yürütmeye de mezhepsizlik
politikası denir.
Bir iki misâlle bunu açıklıyalım!
bni Teymiyye' nin tenkid edilmesini istemiyen bir mezhepsiz, ( mâm Gazâlî ve imâm
bni Teymiyye gibi büyükler tenkid edilmez) demi ti. Maksadı, bni Teymiyyeyi büyük
âlimler arasına koymak... Aslında mezhepsizler, mâm-ı Gazâlî hazretlerini tenkidden hiç
çekinmez. Hemen her mezhepsiz, ( mâm Gazâlî' nin, din gayretinin azlı ından ve sahîh hadîs
ile uydurma hadîsi ayıracak ilmi olmadı ından, kitabına birçok uydurma hadîs almı tır)
iftirâsını yaparlar.
Maocu bir genç, (Yavuz Selim, M.Kemal ve Mao gibi büyükler tenkid edilmez) derdi.
Maksadı, Mao' yu büyük adam sınıfına koymaktı. Di erlerini buna âlet ediyordu.
Mezhepsizler de, bu politikayı güderler. Mason Efgânî' yi temize çıkarmak için, ünlü
kimseleri de locaya girmi gibi gösterirler. Akif' e yapılan iftirâ da, Efgânî'
yi ibrâ [aklama]
içindir.
Akif' e mason diyen mezhepsize soruyoruz. Sözünde zerre kadar samimî ise, hangi
locaya ne zaman, hangi numara ile kaydoldu unu vesîkası ile isbat etmelidir! Aksi takdirde
Efgânî' yi kurtarmak için Akif' e çamur atması, alnında bir kara leke olarak kalacaktır. unu
da hemen bildirelim ki, ünlü birinin mason olması, masonlu un hak olmasını gerektirmez.

Efgânî'nin masonluktan ba ka hatâsı yokmu !


Sual: Mezhepsiz bir yazar, (Efgânî' nin masonluktan ba ka hatâsı yoktur) diyor. Efgânî
dîne kar ı de il mi idi? Dînimize bir hizmeti dokunmu mudur?
CEVAP
Malatyalı Dr.Muhammed Re ad Önal' ın hitâbesinden, Efgânî' nin dîne aykırı, küfrü
gerektirici sözlerini nakletmi , Filibeli Halil Fevzi ve Ahmed Cevdet Pa a gibi zamanın
ulemâsının Efgânî' nin küfrüne fetvâ verdi ini bildirmi tik.
Efgânî, (Arab ırkının sınırını belirliyecek ölçü, din de il Arablık ölçüsüdür) ve Renan' a
verdi i cevapta ise, ( slâm, ilmin tekâmülüne mani' dir) demi tir. Efgânî'nin bütün dinlere
dü man oldu unun vesîkasını da göstermi tik. Efgânî' nin "homo" oldu u da bildirilmi tir.
Efgânî, ranlı oldu unu gizlemi , takıyye yaparak Afganlı oldu unu söylemi tir. Mertçe
konu sa kim ne derdi? Birçok slâm âlimi ran' da yeti mi tir.
Cemil Meriç, (Batılılar, Efgânî' nin dinsiz tarafını severler) diyor. Abdülhamîd Han
hâtırâtında, (Efgânî tehlikeli biri) diyor. Ahmed Davudo lu, "Peygamberlik bir san' at" gibi
dîne aykırı yazılarından dolayı Efgânî' nin a zının payını vermi tir. Ali Nar hoca, Efgânî ve
çömezlerinin foyasını ortaya döken bir kitabı tercüme etmi tir.
Berekât Yayınevi' nce çıkarılan, (Ba langıcından bugüne mezhepsizler) kitabında,
Efgânîci bütün mezhepsizler te hir edilmi tir. Ünlü fikir adamı A. Selâmi Tosçuo lu' nun bu
konudaki bir yazısı ile Ahmet Arvâsî beyin de yazıları vardır.
Efgânî mason oldu u için tenkid edilseydi. Ziya Pa a, Namık Kemal ve birçok ittihatçı
da mason da tenkid edilirdi. Dine zararları yoksa, tenkid edilmemi tir. Demek ki, Efgânî sırf
mason oldu u için de il, sırf dine dü man oldu u için tenkid edilmi tir.
Yazar, (Efgânî' yi müslüman kabûl edenler de vardır. Çünkü, (Ümmetim bâtıl üzerinde
ittifâk etmez) hadîs-i erîfi de gösteriyor ki, Efgânî' nin küfründe ittifak yoktur) diyor.
Hadîs-i erîfteki ümmet' ten maksat, âlimlerdir. Avâmın ittifakı neye yarar ki? Hattâ böyle
insanların ittifakları zararlıdır. Çünkü Allahü teâlâ, insanların ço una uyanın sapıtaca ını
bildiriyor. (En'âm 116)

Allah indinde hak din slâmdır


Sual: Bir hoca (!), Eshâb-ı kirâmdan bir zâtın, Hıristiyan olması için Hıristiyanlar
tarafından çok i kence edildi ini, ba ının kaynar suya sokuldu unu, kızgın demirle
da landı ını, fakat bu zâtın yine Hıristiyanlı ı kabûl etmedi ini bildirdikten sonra, (E er bu
zât, Hıristiyanlı ı kabûl etse idi, Hz. Îsâ mutlaka bu zâtı Cennete sokardı) dedi. Bu söz,
Hıristiyan gâvuru olmayı te vik de il mi? Hıristiyanlık hak bir din ise, Müslümanlık niye
geldi? Hâ â Allah lüzûmsuz bir i mi yaptı? Hıristiyanlar kitaplı kâfir de il mi, ebedî
Cehennemde kalmıyacak mı? Madem Hz. Îsâ, Hıristiyan olanı kurtarıyorsa, peki bu
hoca niçin Hıristiyan oldu unu ilân etmiyor?
CEVAP
Aynı sözü Mısırlı Fettâbî de söylemi tir. Maalesef günümüzde Hıristiyanların ve
Yahûdîlerin Cennete gidece ini söyliyen sapıklar gün geçtikçe ço almaktadır.
Hıristiyanların ve Yahûdîlerin kâfir oldu u Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i erîfler ile
bildirilmi tir. Hak olan sadece slâm dînidir. Bu husûstaki âyet-i kerîmelerden birkaçının
meâli öyle:
(Allah indinde hak din ancak slâmdır.) [A. mrân 19]
(Sizin için din olarak slâmı be endim.) [Mâide 3]
(Kim slâmdan ba ka din ararsa, bilsin ki, bulaca ı o din, aslâ kabûl edilmez.)
[A. mrân 85]
Kitap ehli olan Hıristiyanlarla Yahûdîlerin, di er kâfirlerden farkı udur: Kitap ehli olan
kâfirlerin kesti i hayvanı yemek câizdir. Bu konudaki âyet-i kerîme meâli öyle: (Ehl-i
kitâbın [Yahûdî ve Hıristiyanların] pi irdiklerini, kestiklerini yemek helâldir.) [Mâide 5]
(“Îsâ da, ebedîdir. Her eyi yoktan yaratır” diyen Hıristiyanlar, ehli kitâb de ildir, kestikleri
yenmez.)
Kitap ehli olan kadınla da evlenmek câizdir. Harbî olanları ile evlenmek tahrîmen
mekrûh, zimmî olanlarla evlenmek ise tenzîhen mekrûhtur. Kitap ehli olmıyan kâfir
kadınlarla evlenmek câiz de ildir. Evlenen kâfir olur.
Müslümanların günâhları sevâblarından çok gelenleri, Cehennemin birinci tabakasında,
Hıristiyanlar ikinci, Yahûdîler üçüncü, Sâbiîn dördüncü, Mecûsîler be inci, mü rikler altıncı,
münâfıklar [müslüman görünen zındıklar] ise, yedinci tabakada azâb görürler. Kur’ân-ı
kerîmde meâlen buyuruluyor ki:
(Münâfıklar Cehennemin en alt katındadır.) [Nisâ 145]
Hadîs-i erîfte ise, (Cehennemde ebedî kalanlara ölüm yoktur. Hep azâb ve üzüntü
içinde kalırlar) buyuruldu. (Müslim) Yahûdî, Hıristiyan ve di er kâfirlerle dost olmayı bile
dînimiz yasak etmi tir.
Yahûdî ve Hıristiyanların kâfir oldu una dâir bazı âyet-i kerîme meâlleri de öyle:

(Ey mü’minler, Yahûdî ve Hıristiyanları dost edinmeyin!) [Mâide 51]


(“Yahûdî veya Hıristiyan olun ki, do ru yolu bulasınız” diyenlere de ki: “Aksine
biz, hanîf [do ru ya amı ] brâhim’in dînine uyarız.”) [Bekara 135]
(“Biz, Allah ve O’nun indinde bize indirilene, brâhim, smâil, shak, Ya’kûb ve
Esbât’a indirilene, Mûsâ’ya, sâ’ya verilenlere, Rablerinden di er peygamberlere
gelenlere, onların hiç biri arasında fark gözetmeden inandık ve biz sadece Allaha teslim
olduk” deyin!) [Bekara 136]
([“Kur’ân Îsâ’nın babasız oldu unu kabûl etti ine göre, ilâhlı ını da kabûl ediyor” diyen
Necranlı Hıristiyanlara] de ki: Gelin duâ edelim, Allahın la’neti yalancıların üzerine
olsun!) [A. mrân 61] [Fakat Hıristiyanların buna yana madı ı tefsîrlerde bildirilmektedir.]

(Ey ehl-i kitap, resûlümüz [Muhammed aleyhisselâm] kitaptan gizledi iniz eyleri
açıklamak üzere geldi. Size Allahtan bir nûr ve apaçık bir kitap geldi.) [Mâide 15]
(Îsâ’ya, Allah diyenler kâfir olmu tur. Halbuki Mesîh, “Rabbim ve Rabbiniz olan
Allaha kulluk edin” demi tir. “Allah üçün üçüncüsü” diyenler de kâfirdir.) [Mâide 72,
73]
(Meryem, Îsâ’yı do urup kuca ında getirince, ona, “Çok garip bir i yapmı sın,
baban kötü, annen ise iffetsiz de ildi” dediler. Meryem, [sormaları için] çocu u
gösterince, ona, “Biz çocukla nasıl konu uruz?” dediler. Çocuk dedi ki: “Ben Allahın
kuluyum, O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. Bana namazı ve zekâtı
emretti.”) [Meryem 27-31] [Hıristiyanlar, ncil’de emredilen namaz ve zekâtı da tahrif
etmi ler.]
(Îsâ, “Ben Allahın resûlüyüm. Benden önce gelen Tevrat’ı do rulayıcı, benden
sonra gelecek Ahmed isimli peygamberi müjdeleyici olarak geldim” demi ti.) [Saf 6]

Yukarıya birkaçını aldı ımız âyetlerden de anla ıldı ı gibi, Yahûdîlik ve Hıristiyanlık
bozulmu , bâtıl birer dindir. Hz. Îsâ ile ilgili âyetlerden ikisi de öyle:

(Ey Meryem o lu Îsâ, seni mukaddes rûh ile desteklemi tim, böylece be ikte iken,
yeti kin olunca da insanlarla konu mu tun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve ncil’i
ö retmi tim. Çamurdan yaptı ın ekle üfleyince benim iznimle ku oluyor, anadan
do ma körü ve alacalıyı benim iznimle iyile tiriyor, ölüleri benim iznimle diriltiyordun.
srâil o ullarının seni öldürmesinden ben kurtardım.) [Mâide 110]
(Îsâ dedi ki: “Allah, benim de, sizin de Rabbinizdir. O’na ibâdet edin, i te do ru yol
budur.”) [Zuhruf 63, 64]

Hz. Îsâ’ya ilâh demekle, O yüceltilmi olmaz. Allahın o lu demek de Allaha hakâret
olur. Hz. Îsâ böyle sözler söylememi tir. Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:

(Allah, “Ey Îsâ, insanlara ‘Beni ve anamı Allahtan ba ka iki ilâh bilin’ diye sen mi
söyledin?” diye sorunca, o da, “Hâ â, seni tenzîh ederim. Bu söz bana yakı maz”
demi tir.) [Mâide 116]
(Kâfirler, Allahın emirleri ile Peygamberlerin emirlerini birbirinden ayırmak
istiyor. [Yahûdîler] bir kısmına [Mûsâ ve daha önceki peygamberlere] inanırız. Bir
kısmına [Îsâ’ya, Muhammed’e] inanmayız. [Hıristiyanlar ise -hâ â- Îsâ Allahın o lu diyor.]
Bu inanı ları ve dinleri kıymetsizdir. Hepsi kâfirdir, hepsine çok acı azâblar hazırladık.
Bütün peygamberlere îmân edip, hiçbirini di erinden ayırmıyan [müslümanlar] ise,
Allahın mükâfatına kavu acaktır.) [Nisâ 150-152]
(Allah, inkârları yüzünden Yahûdîlere la’net etmi tir.) [Nisâ 46]
( brâhim, ne Yahûdî, ne de Hıristiyan idi; fakat o, Allahı bir tanıyan do ru bir
müslüman idi; mü riklerden de de ildi.) [Âl-i mrân 67]

( brâhim, smâil, shak, Ya’kûb ve torunlarının Yahûdî veya Hıristiyan oldu unu
söyleyenlere de ki: Siz mi iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allahın bildirdi ini gizliyenden
daha zâlim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gâfil de ildir.) [Bekara 140]
[Hz. brâhim, Hz.Mûsâ, Hz. Îsâ da, her peygamber gibi müslüman idi. Hz.Mûsâ’ya ve
Hz.Îsâ’ya o zaman inanan kimseler de müslüman idi. imdiki Yahûdî ve Hıristiyanlar,
Muhammed aleyhisselâma inanmadıkça, yanî müslüman olmadıkça ebedî Cehennemliktir.
Bu âyetler de gösteriyor ki, her peygamber müslümandır, aynı îmânı bildirmi tir, Yahûdî ve
Hıristiyanlar kitap ehli kâfirdir.]

([Ehl-i kitap] “Yahûdî ve Hıristiyanlar hâriç hiç kimse Cennete girmeyecek”


dediler. Bu, onların kuruntusudur. De ki: “Do ru söylüyorsanız delilinizi getirin.”)
[Bekara 111]
Hz. Mûsâ’ya ve Hz. Îsâ’ya o zaman inanan kimseler de müslüman idi. imdiki Yahûdî
ve Hıristiyanlar, Muhammed aleyhisselâma inanıp müslüman olmadıkça Cehennemliktir.
Çünkü Allahü teâlâ, (Ancak Resûlüme uyan kurtulur) buyuruyor. Kur’ân-ı kerîmde
buyuruluyor ki: (Allaha ve Resûlüne itâ’at edin!) [Enfal 20]

(Resûle itâ’at eden, Allaha itâ’at etmi olur.) [Nisâ 80]


(Ey îmân edenler, sizi hayat verecek eylere [dînin emrine, Cennete, ebedî hayat
verecek i’tikâda, amellere] da’vet edince, Allaha ve Resûlüne icâbet edin!) [Enfâl 24]

“Cennete sadece müslüman olan girer”


Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruldu ki: (De ki, Allahı seviyorsanız bana uyun ki,
Allah da sizi sevsin!) [A. mrân 31] [Bu âyet-i kerîme inince, münâfıklar, imdiki
müste rikler gibi, “Muhammed kendine tapılmasını istiyor” dediler. A a ıdaki âyet-i kerîme
bunun üzerine indi. ( ifâ-i erîf)]
(De ki, “Allaha ve Resûlüne itâ’at edin! E er [Resûle uymayıp] yüz çevirirlerse,
[kâfir olurlar] elbette Allah da kâfirleri sevmez.) [A. mrân 32]

Hadîs-i erîflerde de buyuruldu ki:


(Cennete sadece müslüman olan girer.) [Buhârî, Müslim]
(Ben bir kulum. Hıristiyanların Îsâ aleyhisselâmı [ilâh ve ilâhın o lu diye] övdükleri
gibi, beni övmeyin!) [ ir’a]

Görüldü ü gibi Cennete yalnız müslümanların girece ini Allah ve Resûlü söylüyor. Bazı
okuyucularımız, Hz.Mûsâ’ya ve Hz.Îsâ’ya o zaman inanan kimselerin Cennete girip
girmiyece ini soruyorlar. Bu peygamberler de hak peygamber idi. Onlara inananlar da
mü’min idi. Elbette onlar da Cennete gidecektir.
Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:
([Senden önce peygamberlere] îmân edenler, Yahûdî, Hıristiyan ve sâbiînlerden Allaha
ve âhırete inanıp sâlih amel i leyenler için elbette Rablerinin katında mükâfatlar
vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur, üzülmeyecekler de.) [Bekara 62]
Ehl-i kitâbın [Yahûdî ve Hıristiyanların] kâfir oldu unu gösteren bir âyet-i kerîme
meâli de u: (De ki: “Ey Kitâb ehli, ancak Allaha kulluk etmek, O’na irk ko mamak,
Allahı bırakıp insanları Rab edinmemek üzere, aramızdaki mü terek bir söze gelin!”
Yine yüz çevirirlerse, “Bizim müslüman oldu umuza âhid olun” deyin!) [A. mrân 64]
Ehl-i kitap müslüman olsaydı, böyle ifâdeler kullanılmazdı. Bilindi i gibi Hıristiyanlar
Hz.Îsâ’yı Rab edinmi lerdi. Ehl-i kitap hakkında bir âyet-i kerîme meâli de öyle:
(Ehl-i kitâbdan bir kısmı sizi saptırmak ister; halbuki kendilerini saptırırlar da
farkına varmazlar.) [A. mrân 69]

Dinler arası diyalog!


Soru: Son günlerde bazı sapıklarca dile getirilen (Dinler arası diyalog) hakkında bilgi
verir misiniz?
CEVAP
Yo un bir misyoner faaliyeti ve Hıristiyanlık propagandası sürüp gidiyor. Bunun için
dünyanın her tarafına onların dilinde ücretsiz kitaplar, kasetler, bro ürler da ıtılıyor. Geçen
yıl, Vatikan bildirisinde, (Bizim asıl gayemiz, bütün insanları Hıristiyan yapmaktır)
deniyordu. Bu gayelerini gerçekle tirmek, her yerde bazı dini grupları, tarikatları alet olarak
kullanıyorlar. Maide suresinin 51. âyetinde, (Ey müminler, Yahudi ve Hıristiyanları dost
edinmeyin!) buyurulurken, bu gruplar, (Dinler arası diyalog) adı altında yıkıcı faaliyetlerde
bulunuyorlar. Bakın bu gruplardan birisi dü üncelerini öyle açıklıyor: (Hıristiyanlarla
temel noktada aynıyız. Amentü’de ittifakımız vardır. Amentü’deki ittifakımız, dikkate
alınmıyor da, teferruatla u ra ılıyor, küfre kar ı Hıristiyanlarla yaptı ımız diyaloga
engel olmaya çalı ılıyor.)
Bu ne cahilce bir sözdür. Bir defa Amentü’de asla ittifakımız yoktur. Bunlar kısaca
öyledir:
1- Onlar üç tanrıya iniyorlar, biz bir Allah’a inanıyoruz. Hz. sa’ya tanrının o lu da
diyorlar.
3- Onlar tanrıyı güçlü bir insan gibi görüyorlar, biz her türlü noksan sıfattan münezzeh
biliyoruz.
3- Onlar tanrıyı gökte sanıyorlar, biz mekandan münezzeh olarak biliyoruz.
4- Onlar melekleri kız gibi görüyorlar, biz ise, meleklerde erkeklik di ilik olmadı ını
biliyoruz.
5- Onlar semavî kitaplardan Kur’an-ı kerime inanmıyorlar, biz ise hepsini tasdik
ediyoruz.
6- Onlar, Muhammed aleyhisselama inanmıyorlar, biz ise bütün peygamberleri kabul
ediyoruz.
7- Biz hayrın ve errin Allahın takdiri ile oldu una inanıyoruz, onlar ise, (Tanrı
kötülükleri takdir etmez) diyorlar.
Daha bunlar gibi aramızda temel ayrılıklar vardır. Onun için, dinimiz Ehl-i kitabı, Ehl-i
küfür olarak bildirmi tir. Sanki Hıristiyanlar Ehl-i küfür de ilmi gibi, (Küfre kar ı
Hıristiyanlarla diyaloga girelim) deniyor. Bu gafillerin yaptıkları ne kadar korkunçtur.
Hıristiyanlık hak bir din ise, Müslümanlık niye geldi? Hâ â Allah lüzumsuz bir i mi
yaptı, u âyetleri niçin gönderdi?
(Allah indinde hak din ancak slâmdır.) [A. mran 19]
(Sizin için din olarak slâmı be endim.) [Maide 3]
(Kim slâmdan ba ka din ararsa, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [A. mran 85]
Ehl-i kitabın kâfir oldu u Kur'an-ı kerim ve hadis-i erifler ile bildirilmi tir. Bu
husustaki âyet-i kerimelerden birkaçının meali öyledir:
(Müminler, müminleri bırakıp da, kâfirleri dost edinmesinler! Onları dost edinen,
Allah’ın dostlu unu bırakmı olur.) [A. mran 28]
(Yahudiler Üzeyre, Hıristiyanlar da sa’ya Allahın o lu dediler. Daha önce kâfir
olmu ki ilerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin.) [Tevbe 30]
(Sen, onların dinine uymadıkça, Hıristiyanlar ve Yahudiler senden razı olmazlar.
De ki: "Do ru yol, ancak Allahın yoludur.") [Bekara 120]
(Ey ehl-i kitap, sa, Allahın peygamberidir. Tanrı üçtür demeyin. Allah, ancak tek
bir ilahtır. Çocu u olmaktan münezzehtir.) [Nisa 171]
(“Allahın çocu u oldu” dediler. Hâ â, O yücedir, göklerde ve yerdekilerin hepsi
O’nundur, hepsi O’na boyun e mi tir.) [Bekara 116]
Ehl-i kitapla Amentü’de farkımız yok diyenler insaf etsinler, âlemi kör ve sa ır
sanmasınlar. Amentü’deki ittifakımız nerededir? Hadis-i eriflerde ve ayet-i kerimelerde
buyuruldu ki:
(Beni duyup da îmân etmiyen Yahûdî ve Hıristiyan muhakkak Cehenneme
girecektir.) [Hâkim]
(Cennete ancak Müslüman girer.) [Buhârî]
( manı olmayan cennete girmez.) [Tirmizî]
(Allah irki [her çe it kâfirli i] affetmez.) [Nisâ 48]
(Kâfir olarak ölenlerin i leri, dünyada da, ahirette de bo a gider.) [Bekara 217]
(Kâfirlerin [iyi olarak] yaptı ı bütün i ler, kıyamette bo a gider.) [Tevbe 17]
( mansızın ameli bo a gider.) [Mâide 5]
(Kâfirlere ahirette yalnız cehennem vardır. Emekleri bo a gider.) [Hûd 16]

Bir diyalogcu ile diyalog


Diyalogcu: Diyalogculara kar ı çıkmakla ittihad-ı slam gerçekle mez ve "Müminler
karde tir." ayetine uyulmaz ki...
- Hıristiyanlara kucak açmakla ittihad-ı slam gerçekle mez ki... Papanın ve
papazın elini öpmekle, "Müminler karde tir." ayetine uyulmaz ki... Yapacaksan, önce
yetmi parçaya bölünmü Müslümanları birle tir, (10 tane Türkiye Gazetesi abonesini
caydırıp, bizim gazeteye abone yaptıranı hacca gönderece im) demekten vazgeç, ondan
sonra, Hıristiyanlarla diyaloga gir.

Diyalogcu: Artık internet ile kötülü e ula mak çok kolaydır, bu kötülükler dinlere hayat
hakkı tanımadı ı için, ayakta kalmak isteyen dinler diyalogtan yana olmak zorundadır.
- Hıristiyanlar, Müslümanlı ı yok etmek için dinsizlerden daha çok çalı ıyorlar.
Hıristiyanların misyoner te kilatı var, ateistler ve komünistlerin böyle bir te kilatı yok.
Eskiden zımmi olanlar vardı. Devletin gölgesinde ya adıkları için diyalog önem ta ırdı.
Harbi olanlarla diyalog zararlı olur.

Diyalogcu: Öyle tv programları var ki, dini, imanı yele verebilir...


- Hıristiyanlar zaten bunu yapıyor. Diyalog olunca bu programları kaldıracak mı?
Adamlar papaza gidip günah çıkarıyorlar. Onlara göre, zinanın ne sakıncası olur ki?
Papaza 5 Dm verdin mi günahlar tamam.

Diyalogcu: Ayya lık yaygın hal almı ... Fuhu moda haline gelmi ...
- Hıristiyanlıkta içki ve sarho luk günah de il ki... Diyalog kurulunca içkiden
vazgeçecekler mi?

Diyalogcu: Bu olumsuzluklar insanların dinlerden ne kadar uzakla tı ını


göstermektedir.
- slamla di er dinler mukayese kabul eder mi? nsan, di er dinlerden ne kadar
uzakla ırsa o kadar iyi. Bir dinsizin Müslüman olması mümkün, fakat Hıristiyan’ın
Müslüman olması daha zordur.

Diyalogcu: Kiliseler, havralar kadar camiler de bo aldı. Hurafeler, bid'


atlar bütün
dinleri sardı. E er yeryüzünde din adına bir eyler kalacaksa, dinler arasında yardımla ma
arttır.
– Diyalog ile hurafe ve bid’at nasıl temizlenir ki? Hak olmayan Hıristiyan ve
Yahudilikteki bid’at ve hurafeyi kaldırsak bile ne önemi var? Zaten o hak de il.
Ondaki hurafeyi kaldırmanın maksadı var mı?

Diyalogcu: Diyalog, dinlerin birle mesi de il, yardımla masıdır.


- Hıristiyan ve Yahudi bize, biz ona ne yardım edece iz? Gavurların ne yardımı
olur ki?

Diyalogcu: Diyalog anla madır, bir kısım prensiplerde mutabık kalmaktır.


- Hep yuvarlak konu uyorsunuz. Ne anla ması, hangi prensiplerde mutabık
kalınacak? Programın ne? Bunlarla anla ılabilecek tek mesele, tek Allah inancıdır.
Fakat Hıristiyan üç tanrı varken senin tek Allah’ına inanır mı? Sayın diyalogcu, lütfen
açık ol, gavurlarla ne diyalogunun pe indesiniz? Onlar gölge etmesin, ba ka ihsan
istemeyiz. Misyoner faaliyetlerini durdursunlar yeter. Ama buna diyalogcuların gücü
yetmez.

Diyalogcu: Hz. Muhammed (sas) de gayrimüslimlerle 52 maddelik bir anla ma


yapmı tı. slam tarihinde yabancılarla yapılan anla maların sayısı pek çoktur.
- Dü manlarla anla ma yapılır fakat bu anla maya diyalog denmez. Siz anla ma
de il, diyalog pe indesiniz. Günah çıkarmayın, misyonerli i bırakın, üç tanrıya
inanmayın gibi bir anla ma mı imzalayacaksınız? Yoksa...

Diyalogcu: Hıristiyanlarla yardımla mamız lazım:


- Gavur bize ne yardımı yapacak? Tarihte görüldü ü gibi hizmet perdesi altında
Hıristiyanlık propagandası yapacaklar. Zaten (gayemiz, dünyayı
Hıristiyanla tırmaktır) diyorlar.

Diyalogcu: Ne o beni Hıristiyan yapabilir, ne de ben onu Müslüman yapabilirim, benim


gayem, dinsiz kalmak istemeyenlerle el ele verece im.
- Hıristiyan’la el ele vermek anla ma mıdır, yoksa dostluk mudur? Belki onlar, seni
Hıristiyan yapamaz ama, onların tek gayesi herkesi Hıristiyanla tırmaktır. Bile bile
bunun üstüne gitmek, dinini bilmeyen Müslümanları kurban etmek olmaz mı? Dinini
bilmeyen Müslümanları pe ke mi çekeceksin? Yoksa Hz. sa onları kurtarır diyerek
gizli bir maksadın mı var?

Diyalogcu: Televizyonda ahkam kesip, diyaloga kar ı çıkanlar, bir zamanların TCK'
nın
163. maddesinin hı mına u ramayan kimselerdir.
- Diyalog olunca, ceza kanunları kalkacak mı?

Âlimlerin kötüsü insanların en kötüsüdür


Sual: Bazı kimseler, «Dinsizler dururken din görevlilerinin hataları ile u ra mak
gıybettir. Hatasız kul olmaz. Hatalı da olsa bid'
at ehlinin kitaplarından faydalanmalı. 73
islam fırkası, birle erek slam birli i gerçekle tirilmeli. Hatta Hıristiyanlarla diyaloga girip,
önce dinsizlik yok edilmeli. Bid’at ehlinin hatalarını biz de kabul ediyoruz. Ancak imdi
zamanı de ildir» diyorlar.
CEVAP
Din âlimlerini kötülemek çok kötüdür. bni Asâkir hazretleri, (Din âlimlerinin etleri
zehir gibidir. Koklayan [tenkide yönelen] hastalanır, tadan [kötüleyen] ölür.) buyuruyor.
Biz , kötü olan kimseleri, mezhepsizleri te hir ediyoruz. Kitaplarından misaller vererek
hatâlarını açıklıyoruz. Bu hatâlara aldanmamaları için müslümanları ikaz ediyoruz.
Elbette slam âlimlerini gıybet etmek haramdır. Ama gıybet nedir?
Gıybet, bir müslümanın veya bir zimminin gizli bir kusurunu arkasından söylemek olup
harbîlerin ve açıkça günah i leyen müslümanların bu günahlarını bildirmek, müslümanlara
zulmedenlerin ve alı veri te onları aldatanların yaptıkları bu fenalıkları duyurmak,
müslümanları bunların errinden sakındırmak, Müslümanlı ı yanlı anlatanların ve
yazanların bu iftiralarını söylemek lâzım oldu undan gıybet olmaz. (Reddül Muhtar)
Mezhepsizlerin ileri sürdükleri görü ler, “Hatasız kul olmaz” kabilinden basit hatalar
de ildir, imanı ilgilendirmektedir. Bir kısmı bid' at bir kısmı ise küfürdür. Mesela, îbni
Teymiyye gibi Ar ın kıdemine kani olmak, (Ar ı yaratılmı kabul etmemek) Mason Abduh
gibi dü ük faizlere cevaz vermek, Mason Efgani gibi “Peygamberlik bir sanattır” demek,
Re it Rıza gibi icmayı inkâr edip telfık zihniyetini savunmak, Mr. Hamidullah gibi
mucizeleri tevil veya inkâr etmek, zeydî evkânî gibi taklidi haram saymak, izmirli smail
Hakkı gibi camilere sıra, müzik âletleri konmasını ve Türkçe namaz kılınmasını istemek,
bazı sapıklar gibi tesettürü inkâr etmek, bid’at fırkalardan müte ekkil bir islâm birli i
dü ünmek basit birer hata mıdır?
Bunları bilip de, gücü yetti i halde, susmanın vebali büyüktür. Çünkü hadis-i eriflerde
buyuruldu ki:
(Bid'atlar yayılıp, sonra gelenler, öncekilere lânet etti i zaman, do ruyu bilenler
herkese söylesin! E er söylemeyip gizlerse, Allahın indirdi i Kur'an-ı kerimi gizlemi
olur.) [ bni Asakir]
(Ortalık karı ır, yalanlar yazılır, adetler ibâdetlere karı tırılır ve Eshabıma dil
uzatılıdı ı zaman, do ruyu bilenler herkese bildirsin! Allahü teâlânın, meleklerin ve
bütün insanların lâneti, do ruyu bilip de, gücü yetti i hâlde bildirmeyene olsun.)! [Ebu
Nuaym, Deylemî]]
Bu lanete müstahak olmamak için, susmamak gerekir. Haksızlık kar ısında susanın
dilsiz eytan oldu u bildirilmi tir.
Allahü teâlânın emirlerini bildirmek ve yasak ettiklerinden sakındırmak çok mühim bir
vazifedir. Hadîs-i erifte buyuruldu ki:
(Birbirinize Müslümanlı ı ö retin! Emr-i marufu bırakırsanız, Allahü teâlâ, en
kötülerinizi ba ınıza musallat eder ve duâlarınızı kabul etmez.) [Bezzar]
Emr-i marufu ve nehy-i münkeri el ile yapmak hükümete, dil ile yapmak din adamlarına,
kalb ile yapmak her Müslümana farzdır. (Hadika)
nsanların en kötüleri
Din görevlisinin iyisi, kötüsü olur mu? Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Âlimlerin iyisi, insanların en iyisidir. Âlimlerin kötüsü ise, insanların en
kötüsüdür.) [Bezzar]
(Cehennemdeki din görevlisine, "Sen dünyada dinin emirlerini bildirirdin. Niçin
bu azaba dü tün?" derler. O da, "Günahtır, yapmayın" der, kendim yapardım.
"Yapın" dediklerimi de yapmazdım. Bunun cezasını çekiyorum" der.) [Buharî]
(Cehennemde azap çekenlerden bazılarının yaydıkları kötü kokular, di erlerine
ate ten daha fazla azap verir. "Sen ne günah i ledin ki, öyle pis koku saçıyorsun?"
denildi inde, "Ben din görevlisi idim. Bildiklerimi yapmazdım"der.) [ . Ahmed]
(Yazıklar olsun kötü âlimlere ki, ilmi ticarete alet ederler. Menfaat için devlet
adamlarına yakla ırlar, bunların yaptıkları ticaret, kesada [darlı a, kıtlı a] u rasın!)
[Hâkim]
(Bir zaman gelir ki, din görevlisi fitne unsuru olur, camiler ve hafızlar ço alır, ama,
[hakiki] âlim hiç bulunmaz.) [Ebu Nuaym]
(Zebaniler, günahkâr hafızlara, puta tapanlardan önce azap yapar. Çünkü bilerek
yapılan günah, bilmeyerek yapılandan daha kötüdür.) [Taberânî]
(Âhir zamanda câhil din görevlileri ve fâsık hafızlar ço alır. Bunlar, merkep
le inden daha kokmu olur.) [Tezkire-i kurtubi muhtasarı]
(Kur'an-ı kerim, okuyanlarına, ya efaat edecek veya dü man olacaktır.) [Müslim]
(Ümmetimdeki münafıkların ço u Kur'ân-ı kerîm okuyanlardan olacaktır.)
[ .Ahmed]
(Ahir zamanda, âlim azalır, cahil artar. Cahil ve sapık din görevlisi de, yanlı fetva
vererek fitne çıkarır, kendisi sapar, ba kalarını da saptırır.) [Buhârî]
(Bir zaman gelir ki din görevlileri, en erli olur; fitne onlardan ba lar, onlara
döner.) [Hâkim]
(Ümmetim, kötü âlimler, cahil âbidler yüzünden helak olur.) [Darimi]
(Ümmetim, kötü din görevlilerinden çok zarar görecektir.) [Hakim]
Bu hadîs-i eriflerden dini içten yıkmaya çalı anların bulunacakları anla ılmaktadır.
Böyle kimselerin ihanetlerini açıklamak gerekmez mi? “ ç mücadeleye imdilik lüzum yok”
demek büyük gaflettir. Aslında iç dü man, dı dü mandan, içteki yara dı taki yaradan daha
tehlikelidir. Ayaktaki bir yaranın tedavisi, kalbdeki bir yaranın tedavisinden daha kolay olur.
Sırlarımızı, cephanemizi ve zayıf noktalarımızı bilen bir dü manın zararı dı taki dü mandan
daha tehlikelidir.
Abduhcuların, “Biz imâm-ı a' zamı da, Muhammed Abduh' u da severiz.” demeleri
yanlı tır. Abduh sevilirse, mâm-ı a'zam hazretleri sevilmemi olur. Çünkü mam-ı
Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Resulullaha tam ve kusursuz tâbi olabilmek için, onu tam ve kusursuz sevmek
lâzımdır. Tam ve olgun sevginin alâmeti de onun dü manlarını dü man bilip
sevmemektir. Sevgiye gev eklik sı maz. ki zıt eyin sevgisi bir kalbde yerle mez. ki
zıttan birini sevmek di erine dü manlı ı gerektirir. (m. 165)

Reformcuların Yeni Oyunu


stanbuldan KBB mütehassısı bir doktor diyor ki:
Sual: Dinde reformcu bir grup, yeni bir kitap yazıp, âlimlerden farklı, yeni ictihadlar
yapacaklarmı . Kula a damlatılan ilacın orucu bozmıyaca ı yönünde bilgi istiyorlar. Hanefi
ve afiîye göre, göze, kula a ve burna damlatılan ilaç, orucu bozar mı, bozmaz mı?
CEVAP
Fıkıh kitaplarındaki hüküm öyle:
Hanefide göze damlatılan veya di çukuruna konan ilacın tadı bo azda hissedilse bile
orucu bozmaz. Kula a damlatılan ilaç, burna konan sıvı ilaç orucu bozar.
afiîde ise, göze damlatılan ilacın tadı bo azda hissedilse bile bozmaz. Fakat kula a
konan her ey orucu bozar. Burna konan sıvı ilaç da bozar.
Hanefide ve afiîde, sa lam deriye sürülen ilaç, emilip içeriye nüfuz etse de oruç
bozulmu olmaz. Mesela kalb hastalı ında, gö üs üzerine nitroderm ihtiva eden bir ilaç
[TTN] konur. Bu deriden içeriye emilir. Sa lam deriden içeri girdi i için Hanefide de,
afiîde de orucu bozmaz.
Hadis-i erifte ( çeri giren eyler orucu bozar) buyuruluyor. afiîde, kulak tabii
menfezdir. Kula a konan sıvı-katı her ey, mideye girmi gibi orucu bozar. Hanefide, kula a
giren katı ey ve su orucu bozmaz. Fakat ya ve ilaç bozar. Ya ve ilaç emilse de, emilmese
de, sindirim yoluna gitse de, gitmese de bozar.
Göz, menfez kabul edilmedi i, aynen sa lam deri hükmünde oldu u için, göze konan
ilaç, sa lam deriye sürülen ilaç gibi çe itli kanallarla sindirim yoluna gitse de hiçbir
mezhebde orucu bozmaz. Fakat bo aza, beyne ve mesaneye açılan yara yolu ile ilaç
verilirse, Hanefide de, afiîde de oruç bozulur.
Reformcu grup ne yapmak istiyor? Kendileri müctehid olsalar bile, ictihadla ictihadın
nakzedilemiyece ini bilmeleri gerekir. Reformcuların, (Burada Hanefilerin kavli do rudur.
Kula a kum koymak orucu bozmaz. afiînin ictihadı yanlı tır.) demeye hakları olmaz.
Fitne kaynaklarından Hamidullah
Sual: Bazı gazetelerde, Hamidullahın görü ü esas alınarak, Miracın rüyada oldu u
bildirildi. Mirac hakkında Kur' anda hüküm yok mu?
CEVAP
(Ruh-ul-beyan)da Tefsir-i Hüseyniden alarak, (Resulullahın Mekkeden Mescid-i
Aksaya götürüldü üne inanmıyan kâfir olur. Göklere ve bilinmiyen yerlere götürüldü üne
inanmıyan ise sapık olur.) buyuruluyor. Hamidullah ise, her ikisine de inanmıyor.
Hamidullahın çok sapık biri oldu u çe itli ilim adamlarınca bildirilmi tir. Mesela Üstad
Necip Fazıl, Türkiyenin Manzarası isimli eserinde özetle diyor ki:
"Dalalet kumkuması Hamidullah slâm Peygamberi isimli kitabında:
1- Azılı islâm dü manı müste rik Dr. Duzi a zıyla konu an,
2- Resulullaha, hıristiyanlardan din bilgisi almı olmayı yakı tıran (s.21),
3- Süt karde i eymanın omuzunu, hayat boyu iz kalacak ekilde ısırdı diye yazabilen
(s.40),
4- Nübüvvetten önce, Peygamber puta koyun kurban etti diyebilen (s.47),
5- Vahyi, "Onların ifadesine göre" diyerek üpheli gösteren (s.66),
6- Budayı Peygamber sayan (s.69),
7- akk-ül-kamer mucizesini bıyık altından alaya alan (s.82),
8- Miracı, ruhi bir hâl sayan, Miracı Allaha mekan tayin etmi olmak gibi gösteren
(s.92),
9- slâmdan önce Kudüste mescid bulunmadı ını iddia edip Mescid-i aksayı dolayısıyle
Kur' anı bile yalanlamaya kadar giden (s.93),
10- Eserini, Fransızlardan gördü ü misafirperverli e mukabele için yani kiliseyi
memnun edebilmek için yazdı ını itiraf eden... (Önsöz)
Evet, bütün bunları eyliyen, dinden, imandan yoksun bir bedbahtın, âlim ve mütefekkir
diye piyasaya sürülmesinden büyük felaket dü ünülemez. Din simsarları böyle kitapları basa
dursun..."
Sadreddin Hocanın Tenkidi
Sadreddin Yüksel Hoca da, (Hamidullahın ki Eseri Üzerine Bir Ara tırma) isimli
kitabında özetle diyor ki:
1- Hamidullah, slâm Peygamberi isimli kitabında "Hz. Muhammedin yegane arzusu
eski peygamberlerin tebli lerini tekrar canlandırmaktır. O, kendisinden sonra bir peygamber
daha gönderilmesine lüzum kalmaksızın, ilahi tebli in hiç de i meden baki kalaca ına dair
samimi kanaatinde yanılmamı tır." diyor. (s.14)
Peygamberimiz için "Samimi kanaatinde yanılmamı ." demek, [affedilmez] çok büyük
bir hatadır. Çünkü Resulullahın peygamberlerin sonuncusu oldu una dair ayet-i kerime
vardır. E er Hamidullahın iddia etti i gibi, bu Peygamberimizin samimi kanaati olsaydı,
Ahzab suresinin 40. ayeti Allahın kelamı de il, Hz. Muhammedin sözü olurdu. Zaten
Hamidullaha göre, Kur' an, ilhama dayalı Hz. Muhammedin sözüdür, Hamidullah,
(Resulullah Muhammed isimli eserinde (Kur' an Allahın sözünü temsil eder, onun yerine
geçer.) diyor. (s.2)
[Kur' an-ı kerimin Allah kelamı olmadı ını söylemek küfürdür.]
Kâfiri Tasdik Ediyor
2- slâmın zuhurunda çok sayıda din var idi. Yeni bir dine ihtiyaç var mı idi? slâmın
muvaffakiyeti hangi artlara ba lı idi. Buna, Filip Hittinin, çok veciz ve faydalı cevabı öyle:
slâmiyet, Sami kavimlere ait dinlerin mantıki mükemmelle mesidir. Yani slâm semavi bir
din de il, di er dinlerin bir tekamülüdür.
Hamidullah, müste rikin sözünü faydalı görmekle, ona suç orta ı olmu tur. [Yani onun
gibi kâfir olmu tur.]
3- (Hz. Muhammed, Suriye hıristiyanlarının akideleri hakkında bilgi edindi.) diyor.
(s.21)
Burada da vahyi silmek için aynı gayret gösteriliyor. Kur' an-ı kerimde, hıristiyanların
akidelerini bildiren ayetler yok mu da, hıristiyanlardan ö renmek mecburiyeti hasıl olsun?
4- Hamidullah, ( slâmiyetin tesisinde bazan mucizelere götüren tesadüfi artlardan ayrı
bizim bilmedi imiz bir ey vardır.) diyen Napolyonu haklı gösteriyor. (s.26)
Napolyonun, slâmın zaferlerini tesadüfe ba laması normaldir. Fakat Fransızların slâm
profesörü dedi i bir kimse böyle nasıl dü ünebilir.?
5- Hamidullah, (Bütün bu seyahatler, Hz. Muhammedin gezdi i yerlerin ticari, idari
gelenek ve kanunlarını ö renmesine yol açtı. Olgunluk ya ında, kırkında bu tercübeli adam,
kavmini ıslaha te ebbüs etti.) [S.34]
Hamidullah, tam bir misyoner edasıyla, Hz. Muhammedin, seyahatler neticesinde bilgi
edinmesinden sonra ıslahata kalkı tı ını yazıyor. Bu, bir peygamberin vasfı de il, olsa olsa
bir ıslahatçının vasfı olabilir. [Hâlbuki, Peygamber efendimiz, vahy ile ö reniyordu.
Ankebut suresinin 48. ayetinde mealen (Sen bu Kur'an gelmeden önce, bir kitap
okumadın, ba kalarından ö rendin diyebilirlerdi.) buyuruldu.]
6- (Tarihçilere göre Hz.Muhammed, bir seyahatinde Mirac ehri Kudüsü gördü) diyor.
(s. 53)
Hâlbuki Mirac bahsinde, Kudüsün Mirac ehri olmadı ını, Peygamberin Kudüse
gitmedi ini yazıyor. Böylece tenakuza dü üyor ve ( ayet Hz. Muhammed, soruldu u zaman,
Mescid-i aksa hakkında bir ey söyleyebilmi se 25 ya ındakayken oraları gördü ü için)
demek istiyor. (s.92)
7- (Hz. Muhammed, Eliyadinin tek ilah hakkındaki nutkunu asla unutmaz, bazan da
Lebid ve Ümeyyenin aynı konudaki mısralarına müracaat ederdi.) diyor. (s.64)
Sanki Hz. Peygamber,. tevhid akidesine ait bütün ilhamını Eliyadi, Lebid ve Ümeyyeden
almı ve sanki tevhid inancı Peygamberimizde bunlar sayesinde uyanmı .
Mescid-i Aksa Yok mu?
8- Hamidullah Miracın bedenle oldu unu inkar etmek için, Mescid-i aksayı inkar edip
(Kur' anın inzal edildi i devirde Kudüste mescid yoktu.) diyor. (s.94)
Hâlbuki Buharîdeki hadis-i erifte, yeryüzünde ilk kurulan mabedin Mescid-i haram,
ikincisinin ise Mescid-i aksa oldu u bildiriliyor. Yine Buharîdeki hadis-i erifte, üç mescid
için uzaktan ziyarete gelinebilece ini bunlardan birinin de Mescid-i aksa oldu u bildiriliyor.
Mescid-i aksa, gökteki Beytül Mamur de ildir. Çünkü ziyaret için deveye binip de göklere
çıkılmaz.
9- Hz. Musa ile ilgili Kehf suresindeki hadise için, (Din kitapları temsiller getirir.
Bunların tarihi hadiseler olması zaruri de ildir.) diyor (s.377)
Kâfirler, (Bu Kur'an, eskilerin masallarından ibaret) demi lerdi. E er Kur' an-ı
kerimdeki kıssalar, gerçek tarihi hadiseler olmazsa, masal ve asılsız hikayelerden ibaret kalır.
Muarızların iddiaları do ruluk kazanır. Bu ise, Kur' an-ı kerim için -hâ â-büyük bir
hezimettir. O hâlde, Kur' anda anlatılan hadiselerin tarihi hadiseler olması zaruridir.
10- Hz. Peygamber ile yahudiler arasında çıkan anla mazlıkta hangi tarafın zâlim
oldu unu anlamak zor diyor. (s.389)
Mü te rik gibi konu uyor, Peygamber tarafı da zâlim olabilir demek istiyor. Böyle
ifadeler tüyler ürperticidir. Zulüm büyük günahtır. Peygamberler masumdur, ismet sıfatları
vardır. Peygamber hâ â zâlim olur, adil olmazsa, ba ka kim adil olur ki?
Mucizeyi nkar Ediyor
Sadreddin Hoca, Hamidullahın, Resulullah Muhammed adlı kitabı için diyor ki:
1- Hamidullah, bu kitabında Peygamber efendimizin nübüvvetten önceki, irhasat
denilen, bin senedir yanan mecusilerin ate lerinin sönmesi, Kisranın sarayının yıkılması gibi
harikaların Peygamberimizin do umu ile ilgisini kesmeye çalı ıyor. (Müstakbel kahramanın
dünyaya gelmesi ile bir alakası olup olmadı ı bir tarafa.) diyor. (s.24)
2- Peygamber efendimizin, ilk vahyini anlatırken, yine samimiyetsizli inin bariz
örne ini veriyor. Vahyi rüya olarak gösteriyor. (s.49)
Cebrail aleyhisselamın ilk geli i, uykuda, sonrakiler uyanıkken oldu. Vahy hep
uyanıkken oldu.
3- (Allah ses ve lisandan ötedir. Kur' anın Arapça lafızları, Allahın sözünün yerine
geçer.) diyor. Hâlbuki Kur' anın lafzıda, nazmı da Allahındır. te ayet-i kerimeler: (Ta ki
Allahın kelamını, dinlesin, i itsin.) [Tevbe 6], (Biz onu Arapça bir Kur'an olarak
indirdik.) [Yusüf2]
Allahü teâlâ, ben Kur' anı Arapça olarak indirdim buyuruyor. Hamidullah ise, mana
Allahtan, lafızlar ise Peygambere ait diyor. Onun tarif etti i kudsi hadistir. O zaman kudsi
hadis ile Kur' anın bir farkı kalmaz.
4- Mucizelerin, tabiat kanunlarına göre vuku buldu unu söylüyor. Mesela
Peygamberlerden ayın ikiye ayrılması istendi i sırada, ayın iç yapısında bir patlama
meydana geliyor, sonra kendisindeki mevcut çekim kuvvetiyle tekrar birle iyor diyor.
Böylece mucizeyi mucize olmaktan çıkartıyor. (s.228)
Hamidullah, smaili mezhebinde, koyu Ehl-i sünnet dü manı olarak yeti ti. slâmiyeti
sinsice bozmaya, Ehl-i sünnet âlimlerini lekelemeye çalı maktadır. Sebe suresinin 28.
ayetinde mealen (Seni bütün insanlara Peygamber gönderdim) buyurulurken, yalnız
müslümanların Peygamberi oldu unu anlatan slâm Peygamberi isimli kitabında, (Hz.
Muhammed, çocuk iken, süt karde inin omuzunu hayat boyu iz kalacak ekilde ısırdı.)
diyerek Onu di er çocuklar gibi zannediyor. (s.40)
Hâlbuki, O, süt karde ini hiç incitmedi i gibi, onun haklarına hatta, sütüne bile saygı
gösterir, onun emdi i memeden hiç emmezdi. Halime Hatun diyor ki, (O emerken kendi
o lum emmez, Ona saygı gösterirdi. Bu da süt karde lerinin Ondan hiç incinmediklerini,
Onu hep sevip saydıklarını bildirmektedir. O emerken, güzel yüzüne bakmaya
dayanamazdım. Konu maya ba layınca, ilk olarak Kelime-i tevhid söyledi. Her eyi tutarken
Bismillah derdi. Çocukların oyunlarına karı mazdı. (Biz oyun oynamak için yaratılmadık.)
derdi. Hiç a lamaz, kimseyi incitmezdi.)
Allahtan Ba ka Dayanak
Hamidullah (Ö lenin yakıcı sıca ından korunmak için Abdullah bin Cudanın duvarının
gölgesine sı ınırdı.) diyor.(s.48)
Resulullahın mübarek ba ı üstünde bulut bulundu u, Onunla birlikte gitti i, Ona gölge
yaptı ı, nübüvvete kadar böylece güne ten muhafaza olundu u muteber eserlerde yazılıdır.
Gölgeye sı ınırdı demek, bu mucizeye inanmamak olur. Resulullah, burada gölgelenmek
için de il, gölgelenenleri ir ad etmek için oturmu olabilir.
Ayın ikiye ayrılmasını [yani akk-ul kamer mucizesini] ayet-i kerime ve hadis-i erifler
ile bildirildi ini yazmıyor, tarihçilerin haber verdi ini yazıyor. Böylece bir mucizeyi daha
hafife alıyor. (s.82)
Bütün ümitlerini kaybedip ölümle pençele en hasta için, artık bunun i i, Allaha kaldı
veya Allahtan ba ka dayana ı kalmadı denir. Hamidullah da (Önce zevcesi, sonra amcası
vefat etti. Müminlerin büyük kısmı Habe istanda idi. Artık Allahtan ba ka dayana ı
kalmamı tı.) diyor. Resulullah efendimiz, her zaman ve her i lerinde, yalnız Allahü teâlâya
güvenir. Ancak, O emretti i için sebeplere yapı ır. Sebeplere dayanmaz. Sebeplerin yapıcı
de il, yardımcı olduklarına inanırlar. Dinimizde, kitap ehli hariç, bütün kâfirlerin,
putperestlerin, dinsizlerin kesti i hayvan yenmez. Sebebi de, dinsiz oldukları için. Fakat
Hamidullah, (Müslüman, mecusilerin kesti i hayvanı yemez. Sebebi de mecusiler, hayvanı
keserken sa lık kaidelerine çok az yer veriyordu.) diyor. (s.277)
Sa lı a riayet etseler, kestikleri yenir mi? Hamidullaha göre yenir. Dinsiz ile evlenilmez.
Fakat Hamidullah, bunda da sebep olarak dinsizli i de il, hayvan kesmedeki gibi ba ka
sebepleri bildiriyor. (s.277)
Paslı Silsileden Biri
Hamidullah, A. Ü. slâmi limler Fakültesinde Mirac ile ilgili seminer verir. Seminerde
Prof Dr. Zeki Çıkman da bulunur. Hamidullahla 50 dakika konu ur. Zeki Çıkmanın akli ve
nakli delilleri kar ısında ahitlerin huzurunda, Hamidullah "Bu benim ahsı dü üncem"
demek mecburiyetinde kalır. Zeki Beyin, Mirac ve Hamidullah isimli kitabında yapılan
konu malar ve cevaplar vardır.
Ahmed Davudo lu Hoca da, bu kitaba yazdı ı takrizde Hamidullahın paslı silsilenin
[din taripçilerinin] son halkalarından biri oldu u, onun Peygamberimiz hakkında yazdı ı
kitaplarında Kur' an-ı kerimin Hz. Cebrail vasıtasıyle indirildi ine yani vahy mahsulü
oldu una dair bir i aret bulunmadı ını kaydettikten sonra Mısırda çok reformcu gördü ünü,
bu bakımdan Hamidullaha a madı ını, fakat onu bir din yetkilisi gibi kabul ederek fesat
tohumu ekmesine müsaade edenlere çok a tı ını bildirmektedir.
Zırva tevil götürmez
Bir müddet önce, Hamidullah hakkında, bazı müelliflerin yazılarını nakletmi tim. Üç
tane tenkid mektubu geldi. Bunların ikisi biraz insaflıdır. Ancak bir tanesi çok gariptir. Bu
mektubu birazcık kısaltarak ibret için yayınlıyorum:

(Prof. Hamidullah hakkındaki yazınıza cevabımdır:


1- Birkaç yazardan nakil yaparak, Prof. Hamidullahın bazı görü lerini tenkid ettiniz. Bu
görü lere siz de katılıyorsunuz ki, ne rettiniz. Necip Fazıl, onun bu kitabı Fransızlara bir
ükran borcu olarak yazdı ını söylüyor. Peki Fransız arabalarının Türkiye bayili ini almakla
asıl siz Fransızların adamı olmuyor musunuz?
2- Miracı inkar etmekle ne olur? O, slâmı kabul ediyor, namaz kılıyor ya. Namaz kılan
bir müslümana Miracı inkar etti veya akkul-kamer mucizesini inkar etti diye hemen kâfir
damgası basılır mı? Bir müslümana kâfir diyenin kendi kâfir olmaz mı?
3- akkul-kamer mucizesi hakkında ayet yoktur. Varsa yazın. Biz de bilelim
4- Hz. Ai e de, Miracın rüyada oldu unu yazıyor. Buna ne diyebilirsiniz?
5- Onun kitaplarındaki görü leri, kendine ait de ildir. Çe itli yazarlardan nakildir.
Kendine ait olmıyan görü lerden dolayı onu nasıl suçlarsınız?
6- Onu tenkid edenlerden Prof. Zeki Çıkman, tıp doktorudur. Doktor dinden ne anlar?
7- Sadreddin Hocanın o lu, Amerikada peygamber oldu unu söyliyen birinin dinine
girmi tir. Onun görü leri do ru olsaydı, o luna etki ederdi.
8- Davudo lu Hocanın ona "Paslı silsileden biri" demesinin hiç kıymeti yoktur. Çünkü
o, daha ba kalarını da tenkid etmi tir.
9- Prof. Hayrettin Karaman ve di er bazı prof.lar da onu takdir ediyorlar. Buna ne
diyeceksiniz?
10- slâmi çalı malar yüzünden hiç hapiste yattınız mı? Yatmadıysanız, yazılarınızın
hiçbir de eri olmaz.)
CEVAP
Aslında cevap vermeye de mez. Fakat birkaç satır olsun yazalım!
1- Be inci maddedeki görü üne zıttır.
2- Miracı inkar edenin kâfir olaca ını (Ruh-ül-beyan) tefsirinden ve (Bahr-ür-raık) fıkıh
kitabından alarak yazmı tık. Dinimizin bir hükmünü inkar edenin kâfir olaca ı bütün din
kitaplarında yazılıdır. Böyle bir kimse, namaz kılsa da kâfirdir. Kâfire kâfir demek caizdir.
3- akkul-kamer mucizesi, Kamer suresinin ilk ayetlerinde bildirilmektedir.
4- Peygamber efendimizin, bedenle gidilen Miracdan ba ka rüyada gördü ü miracları da
olmu tur. Hz. Ai e validemizin bildirdi i bu miraclardır. Çünkü me hur Mirac hadisesinde
henüz Ai e validemizle evlenmemi ti bile.
5- Bu görü ünün birinci maddedeki görü e zıt oldu unu, birinci maddede bildirmi tik.
Nakletmek suç de ilse, nakletti imiz yazılardan dolayı bizi niçin suçluyorsunuz?
6- Din kimsenin inhisarında de ildir. steyen herkes, dini ö renebilir. mam-ı a' zam
hazretleri de tüccar idi. Doktor olan dini ö renemez mi? Zeki Çıkman tıp profesörü de, kendi
ülkesinde vatanda lıktan çıkarılan Hamidullah, ne profesörüdür? Devletler Hukuku
profesörüdür. Biz onu hukukçu oldu u için de il, Ehl-i sünnet dü manı oldu u için tenkid
ediyoruz.
7- O lundan dolayı babasını tenkid etmek yanlı tır. Hz. Ademin ve Hz. Nuhun
o ullarından biri de kâfir idi. Bunlardan dolayı babalarına söz söylenir mi?
8- Ba kaları dedi i kimseler, Efgani ve Abduh gibi mezhepsizlerdir.
9- Onu takdir eden yanda ları olmasaydı, kitapları Türkiyede satılır mıydı?
10- Hapiste yatan herkesi kahraman saymak yanlı tır.

Tenkid mektubu
Sual: 1-TGRTde evliyaların kerametleri, üstün halleri anlatılıyor. Bunlar efsane de il
mi? slâm eskiden ya anmı da imdi niçin ya anmıyor? Peki imdi eski büyüklerin
benzerleri neden yok? Olmadı ına göre, eskiden de yok demektir.
2- Efgani, Abduh, K. Marx gibi yazarların kitaplarını okumayı uygun bulmamak çok
yanlı tır. Kötü de olsa, her yazarla tanı mak istiyoruz. Önümüz kesilmemelidir! Her eyi
bilmek ve okumak istiyoruz. Her kitapta faydalı bilgi vardır. yisini alır, kötüsünü atarız.
3- Cem idin 800 yıl ya aması efsanedir, sünnetullaha aykırıdır. Bir insan 800 yıl
ya ayamaz.
4- 15. Asırdaki Zeyd ile bugünkü Ercanın problemi aynı de ildir. O zamanki fetvaya
göre hareket edemeyiz. Biz eski fetvalara mahkum olamayız.)
CEVAP
1- Evliyanın hayatlarını anlatan filmler, muteber eserlerden alınmı tır. Hepsi do rudur.
Eskiden evliya çok idi. imdi azaldı. Sebebi de, her asır, gittikçe bozulmaktadır. Nitekim
hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(En hayırlı insanlar, benim asrımdaki müslümanlardır. Onlardan sonra en iyileri,
onlardan sonra gelenlerdir. Onlardan sonra da en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir.
Onlardan sonra, yalan yayılır. Bunların sözlerine ve i lerine inanmayınız!) [Buharî]
(Her asır, öncekinden daha bozuk olur. Böylece Kıyamete kadar hep bozulur.)
[Hadika]
(Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar. lmin azalması, âlimlerin azalması ile
olur. Cahil din adamları, insanları do ru yoldan saptırırlar.) [Müslim]
Bu hadis-i eriflerden bakıp da, ahir zamanda hiç evliya gelmiyecek demek de ildir.
Genel olarak gittikçe insanlar bozulacaktır. Fakat do ru yolda bulunan iyi kimseler her
asırda bulunacaktır. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Hakkın yardımı ümmetimden bir taife üzerine Kıyamete kadar devam eder.) [ bni
Mace]
Demek ki imdi de slâmı ya ıyanlar vardır. Bir insan körse, güne in bunda suçu ne?
Yarasa güne i sevmez, kaçar, görmezse, güne in bunda suçu ne?
2- Evet kitap, bilgi ö renilmek için okunur. Bir eyin hak veya bâtıl, faydalı veya zararlı,
iyi veya kötü oldu unu bilen, o konudaki kitabı niçin okusun? Bilmiyorsa, bâtılı hak, kötüyü
iyi, zararlıyı faydalı zannedebilir. Pisli in içinde faydalı ey ararken, üstüne necaset
bula masa bile, en azından kokusundan zarar görür.
Sivri akıllının biri, hep eytanı görmek istermi . Bir evliyaya yalvarmı . Evliya da,
( eytandan insana fayda gelmez.) demi se de, adam çok yalvarmı . Nihayet duâsı kabul
olup eytanı görmü . eytan, bunu görünce, (Seni bir vuru ta öldürürdüm. Ancak ömrüne
daha kırk yıl var.) demi . Adam ise, (Yirmi yıl günah i lerim. Sonra tevbe eder, kalan yirmi
yılı da ibâdetle geçiririm.) demi . Adam, yirmi yıl ya amadan günahlar içinde ölmü . Efgani
gibi, eytanın yolda larının kitaplarını okuyan, ordaki zehirlerden etkilenmemesi mümkün
de ildir. Zehirle aka olmaz. u kadar zehirden ne zarar gelir denmez. Yahut elimi bir defa
yılanın veya aslanın a zına koysam, acaba bir zararı olur mu demek ahmaklık olur. Aslan,
insanın canını alır. eytan ve yolda ları ise, insanın sonsuz ölümüne sebep olurlar.
3- Cem id, randa ilk hükumet kuran Pi dani o ullarının 4. hükümdarı olup, 800 sene
saltanat sürmü , 500 sene randa kimse hasta olmadı ı için, halk kendine tapmı tır. 21
Martta tahta çıktı ı için, bugüne Nevruz demi , yılba ı ve bayram yapmı tır. slâmiyetten
önceki kâfirlerin adetlerini, tapınmalarını, bugün meydana çıkarıp "ecdad yadigarı" diyenler,
bu i in aslını do ru bilmiyenlerdir. Böyle diyenlere kanmamalıdır. Yabancılar da bunu
körüklüyorlar. Cem id bin ya ında iken, eddadın ye eni Dahhak ile sava ta yakalanmı ,
testere gibi olan balık kemi i ile ikiye biçilmi tir.
Cem id, sekizyüz de il, bin yıl ya amı tır. Bu sünnetullaha aykırı de ildir. Eskiden
insanlar çok ya ardı. Nuh aleyhisselamın 950 yıl, kavmi arasında kaldı ı Kur' an-ı kerimde
bildirilmektedir. (Ankebut 14)
Ayet-i kerimeye de efsane gözü ile bakana diyece imiz yoktur.
4- Namaz, oruç gibi ibâdetlerde zamana uyulmaz. badetlerde de i iklik olmaz. Bu
bakımdan asırlar geçse de, Zeyd ile Ercanın problemi farklı olmaz. Fetvanın da eskisi, yenisi
olmaz. Eskiden haram olan bir ey imdi helal olmaz.
Tenkitler nasıl olmalı?
25 yıldır yazı yazıyorum. Ara sıra yazılı veya sözlü tenkitlere [ele tirilere] maruz
kalıyorum. imdiye kadar ciddi bir tenkide rastlamadım. Kimi hakaret ediyor, sövüp sayıyor,
kimi de, hiçbir mesnete [delile] dayanmadan “yanlı yazıyorsunuz” diyor.
Geçen sene ramazanda, kefareti tarif ederken, (Kefaret, oruç tutmamanın de il, geceden
niyetli Ramazan orucunu kasten bozmanın cezasıdır” demi tik. Bir genç, telefon edip, “Ben
me ru mazeretsiz, Ramazanda bir gün oruç tutmazsam, cezası ne?” dedi. Ben de,
“Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak haramdır. Ama bir gün oruç tutmazsan o bir günü
kaza etmen gerekir” dedim. Genç, “Ben kasten tutmadım, niye 60 gün kefaret de il de, bir
gün kaza tutmam gerekiyor?” diye sordu. Ben de, fıkıh kitapları öyle yazıyor dedim. Genç,
ben ilahiyatçıyım, kitaba ne gerek var, akıl var, mantık var, kasten oruç tutmuyorsun ve kaza
gerekir diyorsun, olmaz böyle ey” dedi. Tekrar senin dedi in hangi kitapta yazıyor dedim, o
da, “Kitaba gerek yok demi tim ya, akıl mantık yok mu?” dedi. “Evet akıl mantık var, akıl
mantık yeni çıkmadı o eskiden beri var. Ama eskiden beri akla mantı a de il, kitaba bakılır,
kitap ne yazarsa ona göre hareket edilir” dedim. Ama o genç ikna olmadı. Din akla mantı a
zıt de il ama, akıl ve mantıkla dini hükümler bulunmaz.
Geçen gün de bir genç daha aradı. “Halebi imi , Reddülmuhtar imi , Hindiye imi ,
bunlar senet olmaz, bana Kur’andan delil göster. Çünkü bir müslüman için dini konularda
temel ba vuru kitabı üphesiz Kur’andır” dedi. Kur’an temel ba vuru kitabı nasıl olur
dedim. “ nanmazsan, Dr. Arif Güne ’in, (Kur’anın ortaya çıkı süreci) isimli eserinin
ba ına bakabilirsin” dedi. “Sen Halebi’ye inanmıyorsun da o kitaba nasıl inanıyorsun?”
dedim. “Ama o Kur’ana göre yazıyor” dedi. “Peki Halebi’nin Kur’ana göre yazmadı ını
nereden biliyorsun?” dedim. Öteki kitap, u ayette diye delil gösteriyor, ama Halebi’de
ayetlerden bahsetmiyor” dedi.
Halbuki dinimizde delil dört tanedir. Her ey Kur’anı kerimde açıkça bulunmaz. Onlar
temel ba vuru kitabı deseler de, namazın nasıl kılınaca ı, namazı bozanlar, namazın farz,
vacib, sünnet ve mekruhlarını Kur’an-ı kerimde bulamayız. Orucun farzları sünnetleri de
öyledir. Birçok hükmü Kur’anda bulamayız. Bir çok cahil kimse, “ una haram diyorsunuz,
ama hangi ayette haram oldu u yazılı” diyor. Biraz daha dinden haberi olan, âyet yoksa
haram oldu una dair hadis var mı diyor. Maalesef hangi fıkıh kitabında yazıyor diyen pek
nadirdir.
Tenkit ilmi olmalıdır. Mesela denmeli ki:
(Siz namazda rüküa e ilince ayakları birle tirmenin sünnet oldu u hususunu,
Dürrülmuhtar ve Halebi’de yazdı ını söylediniz. Halbuki ben o kitaplara baktım öyle bir ey
görmedim) demeli veya (Evet bildirdi iniz kitaplarda öyle yazıyor ama, ba ka kitaplarda
ise, mesela Hidaye’de, Dürer Gurer’de müftabih olanı, ayakları birle tirmemektir diyor.”
demelidir. Ancak böyle bir tenkidin bir de eri olur. Saygı ile kar ılarız. Bakarız biz
yanılmı sak, hemen hakkı kabul ederiz. Hakkı kim söylerse söylesin kabul etmeyene itibar
edilmez. Hiçbir kimse çıkıp da, “Size u muteber eserlerden kaynak gösterdik, fakat kabul
etmediniz“ diyemez. nsanlık hali, nakilde bir yanlı ımız olsa, hemen kabul eder, bunu
muteber eserlerden gösterene minnettar kalırız.

Yanlı Fetva Vermek


Sual: Tv, radyo ve gazetelerdeki haberlerden ö rendi imize göre, bir hocanın ak
dedi ine öteki kara diyor. Birinin helâl dedi ine öteki harâm diyor. Neden böyle oluyor?
Fetvâ vermenin hiç mi mes’uliyeti yoktur? Dîni konularda çalakalem yazı yazmanın, ona
uygun, ötekine uygun de il demenin vebâli yok mudur?
CEVAP
Dînî konularda bilmeden konu manın vebâli çok büyüktür. Me hur bir harâma helâl
veya me hur bir helâle harâm diyen küfre girer. Müctehid olmıyan kimsenin, Kur' ân-ı
kerîmden ve hadîs-i erîflerden anladı ına göre fetvâ vermesi câiz de ildir. Çünkü âyet ve
hadîslerden dört mezhebin müctehidleri, farklı hükümler çıkarmı tır.
Onun için herkes, kendi mezhebine uymalı, kendi mezhebindeki âlimlerin verdi i
fetvâlarla amel etmelidir!
Bilmeden, kitaba bakmadan, "câizdir", "câiz de ildir" gibi konu maktan çok
sakınmalıdır!
Hadîs-i erîfte, (Ate e [Cehenneme] en cür'etkâr olanınız, fetvâ vermeye en cür'etkâr
davrananınızdır) buyuruldu
Harâmdan korkmıyan, günâh i lemeye cesâret eden câhildir. Nitekim, (câhil, cür'etkâr
olur) buyuruldu. Ya' nî, (câhil, günâh i lemekten korkmaz) demektir.
Fetvâ vermenin mes’uliyeti çok büyüktür. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki:
(Bilmeden fetvâ verene, yer ve gökteki melekler la’net eder.) [ bni Lâl]
(Ehli olmadan yanlı fetvâ veren, hâinlik etmi olur.) [Ebû Davüd, Hâkim]
(Allahü teâlâ, âlimleri almak sûretiyle ilmi ortadan kaldırır. Âlim kalmayınca da,
câhiller önder olur, onlar da bilmeden yanlı fetvâ verirler, hem kendileri dalâlete
dü erler hem de ba kalarını dalâlete dü ürürler.) [Buhârî]
(Cehennem zebânileri, günâh i liyen hâfızlara, puta tapanlardan daha çok azâb
yapar. Çünkü bilerek yapılan günâh, bilmiyerek yapılan günâhtan daha kötüdür.)
[Taberânî]
(Ümmetim, kötü âlimler, câhil âbidler yüzünden helâk olur. Kötülerin en kötüsü
kötü âlimlerdir. yilerin en iyisi de iyi âlimlerdir.) [Dârimî]
(Ümmetim, kötü din adamlarından çok zarar görecektir.) [Hâkim]
(Sizin için Deccâl'dan daha çok, sapık imâmlardan korkuyorum.)[ .Ahmed]
Kendine suâl sorulan, bilmiyorsa, "bilmiyorum, kitaplara bakayım, bulursam söylerim"
demelidir! Bilmiyorum demek ilimdendir.
Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki:
( lim üçtür, biri "bilmiyorum" demektir.) [ bni Mâce]
(Üzeyr'in, Zülkarneyn'in peygamber olup olmadı ını bilmiyorum. Cebrâil
aleyhisselâm gelinceye kadar, oturulacak yerlerin en iyisi ve en kötüsünün ne oldu unu
soranlara "bilmiyorum" dedim. Cebrâil de, "bilmiyorum" dedi. Nihâyet Allahü teâlâ
bildirdi ki, "Oturulacak yerlerin en iyisi câmiler, en kötüsü de sokaklardır.") [Ebû
Dâvüd]
(Âlimim diyen câhildir.) [Taberânî]
Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki:
(Bilmem, demek ilmin yarısıdır. Allah rızâsı için bilmedi i bir husûsta, susanın aldı ı
mükâfât, bildi i husûsta konu anın aldı ı mükâfâttan az de ildir. Çünkü cehâleti kabûl
etmek nefse çok a ır gelir.) [ a'bî]
( eytanı en çok kahreden ey, âlimin "bilmiyorum" demesidir. eytan, "Bunun susması
benim için, konu masından daha zararlı" der.) [ brâhim Edhem]
(Hakîkî âlim, suâli cevaplandırırken, kıyâmette, "bu cevabı hangi kitapta buldun" diye
sorulaca ından korkan zâttır.) [H.Ni apurî]
Hz. Câbir anlatır: Yolculukta, arkada larımdan birinin ba ı yaralandı.
Oradakilere sordu:
- Muska yapmak câiz olur mu? Oradakiler dedi ki:
- Câiz olmaz, ba ını yıka!
O da ba ını yıkayınca öldü. Medîne’ye gelince, Resûlullah efendimize haber verdik.
Buyurdu ki:
(Allahü teâlâ, onun ölümüne sebep olanları öldürsün. Bilmediklerini niçin sorup
ö renmediler? Cehlin ilâcı, sorup ö renmektir!) [Mi kât]
Bu zâtlar, daha çok bilenlerden sormadan, kendiliklerinden fetvâ verdikleri için, çok sert
sözle kar ıla ıp, kendilerine, (Allahü teâlâ, onları öldürsün) buyurulunca, imdi din adamı
geçinen bir kimsenin islâm âlimlerinin kitâblarını okumadan, kendi bo kafası ve kısa görü ü
ile Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i erîflere ma’nâ vermeye kalkı masına, böylece,
müslümanların dinlerini, îmânlarını bozmasına ne denilece i meydandadır. Böyle kimseye,
din, îmân hırsızı demek yerinde olur.
Allahü teâlâ, hepimizi böyle din hırsızlarının zararlarından muhâfaza buyursun!
Bilmiyorsa, sükût etmeli, ara tırmalı, ehline sormalıdır! Biliyorsa sükût etmesi câiz de ildir.
Çünkü bildi ini gizlemenin de vebâli büyüktür. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki:
( lmini gizliyene, denizdeki balıktan, gökteki ku lara kadar her ey la’net eder.)
[Dârimî]
(Âlimin bildi ini söylememesi, câhilin de bilmedi ini sormaması helâl de ildir.
Çünkü Allahü teâlâ, "bilmiyorsanız, ilim ehline sorun" buyuruyor.) [Taberânî]
lmin kıymetini bilmiyen kimseye, ilim ö retilmez.
Hadîs-i erîfte buyuruldu ki:
( lmi, ehli olmıyana ö retmek, onu kaybetmek demektir.) [ bni Ebî eybe]

Mezhepsizler fitneci olup, fitne kaynaklarıdır


Sual: Mevdudici ve Kutupçu mezhepsiz fitneciler, Maide suresinin “Hz.Ademin o lu
Kabil, karde i Habile “Seni öldürece im" dedi i zaman, Habil, “Sen beni öldürmek
için elini uzatsan da, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam, çünkü ben Allahtan
korkarım” demi tir.) mealindeki 27 ve 28. âyetlerinden dolayı Hz. Habili pasif ve korkak
olarak vasıflandırıyorlar. Fitne kayna ı bu mezhepsizlere, fitne çıkarmanın dinimizdeki
yerini anlatır mısınız?
CEVAP
28.9.2001 tarihli Gazetelerde yayınlanan,
Fransız din uzmanı profesör Jacques Rollet’nin, ( slamiyette iddet yok. Teröristler,
bn-i Teymiyyenin fikirlerini referans alıp, yörüngelerini buna göre çizen El-Benna, S.
Kutub, Mevdudi gibi insanların fikirlerini prati e döktüler ve bugünkü radikal gruplar
olu tu) sözü de, mezhepsizlerin fitneci oldu unu göstermektedir.
Halbuki Kur’anı kerimde, fitne kötülenmektedir. Birkaç âyet-i kerime meali öyledir:
(Onlar öyle sapıklar ki, yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar.) [Bekara 27]
(Onlara; "Yeryüzünde fitne fesat çıkarmayın" dendi i zaman, "Biz ancak ıslâh
edicileriz" derler.) [Bekara 11]
(Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür.) [Bekara 217]
(Kalblerinde e rilik olanlar, fitne çıkarmak için, ayetleri kendilerine göre
yorumlar.) [Ali imran 7]
(Onlar fitne çıkarmak için can atarlar.) [Nisa 91]
(Onlar yeryüzünde bozgunculu a ko arlar; Allah ise bozguncuları sevmez.) [Maide
64]
(Fitneden sakının.) [Enfal 25]
(Kâfirler birbirinin dostları, yardımcılarıdır. Siz aranızda dostluk olmazsa
yeryüzünde karga a, fitne ve büyük bozgun çıkar.) [Enfal 73]
(Yeryüzünde fitne fesat çıkaranlara lânet olsun.) [Rad 26]
Fitne, Müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak,
insanları isyana kı kırtmak demektir. (Hadika,Tarikat-ı Muhammediyye, Berika)
Fitnenin birçok anlamı vardır. Kur’an-ı kerimden be örnek verelim:
1- Günah: (Bizi fitneye dü ürme, diyenlerin kendileri fitneye dü mü tür.) [Tevbe 49]
2- mtihan: (Sana [Miracta] gösterdi imiz tema ayı halk için bir fitne [imtihan]
yaptık.) [ sra 60]
3- Belâ: (Fitneden [belâdan] sakının!) [Enfal 25]
4- Eziyet: (Fitneye [eziyete, i kenceye] u ratıldıktan sonra hicret edip, ardından da
sabrederek cihad edenlerin yardımcısı elbette Rabbindir.) [Nahl 110]
5- Anar i: (Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür.) [Bekara 191]
Hadis-i eriflerde de buyuruluyor ki:
(Fitneden sakının! Söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile çıkarılan fitne gibidir.) [ bni
Mace]
(Malı ve canı ile cihad eden, ortalı ın karı ık oldu u zaman bir kenara çekilip
ibâdetini yapan ve kimseye zararı olmayan insan, mümin-i kâmildir.) [Hakim]
(Ne mutlu fitneye karı mayana.) [Ebu Dâvud]
(Olaylar, fitneler, zuhur edince, katil [öldüren] olmaktan kurtulup, maktul
[öldürülen] olabilirsen ol!) [Ebu Nuaym]
(Fitneciler saldırdı ı zaman, "Beni öldürmek için sen bana elini uzatırsan da, seni
öldürmek için ben sana elimi uzatmam" diyen Âdemin o lu [Habil] gibi ol!) [Ebu
Dâvud, Tirmizî]
(Fitne zamanı evinizden ayrılmayın! Âdemin o lu [Habil] gibi olun!) [Ebu Dâvud,
Tirmizî]
(Kıyamet yakla tıkça fitneler ço alır. Böyle zamanlarda kenarda kalan, ileri
atılandan, oturan ayakta olandan, ayakta olan, yürüyenden, yürüyen de, ko andan
hayırlıdır, evinizde oturun, fitneye karı mayın!) [Ebu Dâvud]
(Fitne uykudadır, uyandırana Allah lânet etsin!) [ .Rafii]

Hayvan ve insan kesenler


Sual: Amerika’daki olayları bahane ederek Müslümanlı a saldıran din cahili bir yazar
diyor ki: “Bak, en büyük ibadetin, bir hayvanı yatırıp bo azlamak oldu unu kabul eden bir
kültürün [bir dinin], bugün yeryüzünün en acımasız, en vah i, en kanlı, en bıçaklı-satırlı
terörü ile suçlanması, bence rastlantı de il. Bahçelerinde besledikleri kuzuları gözlerinin
önünde kesile kesile büyüyen ve böylece cennete gideceklerine inandırılan çocuklar, belli
artlarda kan akıtmaktan, kesmekten, öldürmekten kaçınmıyorlar.“ Bu din cahiline cevap
verir misiniz?
CEVAP
Müslümanlık yeni mi geldi? 1400 yıldan beri yok mu? Bu Zamana kadar kurban kesen
müslümanlar, eli satırlı anar ist mi oldu, hep insan mı kestiler? Bu cehalet mi, yoksa dine
saldırmak için bir bahane mi?
Kurban kesmek en büyük ibadet sözü de yanlı tır. Kurban kesmek, zengin olan kimseye
sadece Hanefi mezhebinde vacip, di er üç mezhepte ise sünnettir. Yani kurban kesmeyen
günaha girmez. Müslümanlıktaki en büyük ibadet ne oldu unu, farz, vacib, sünnet, mekruh
gibi terimlerin neyi ifade etti ini, din cahili yazar, nereden bilsin ki? O, sadece bahaneler
bulup Müslümanlara çamur atmayı bilir.
Kurban kesme sünneti sadece Müslümanlıkta de il, Yahudilerin de, Hıristiyanların da
Peygamber olarak kabul ettikleri brahim aleyhisselamın sünnetidir. brahim aleyhisselam
o lunu kesmeyip, bir koçu kesti i için, bu sünnet asırlardan beri devam etmektedir.
Çocukların sünnet olmaları da brahim aleyhisselamdan kalmı tır.
Müslüman kültüründe yeti en kimse, vah i bir terörist oluyorsa, bu yazar, da da
yeti medi ya... O da Müslümanların arasında büyüdü. Kurban kesiminden hiç mi
etkilenmedi? Demek ki kurban kesmenin terörle bir ilgisi yok. Ama Müslümanlara saldırmak
için yazar, kurban kesmeyi bahane ederek Müslümanları potansiyel terörist olarak
göstermeye çalı maktadır.
Hıristiyan Avrupa gibi, yerli ateistler de, hayvan kesmeye de il, kurban kesmeye
kar ıdır. Fakat bunu hayvan hakları adı altında yapıyorlar.
Avrupalılar, hayvan kesip hiç et yemiyorlar mı? Yahut zevk için bo a güre leri
düzenleyip, sonunda bo ayı i leyip öldürmüyorlar mı? Vah i hayvanları öldürüp kürklerini
giymiyorlar mı? Çinliler, Japonlar kedi köpek kesip yemiyorlar mı? Bunların maksadı
hayvan korumak de il, Müslümanlı a saldırmak için bahane aramaktır.
Gazetelerde okuyanlar görmü tür. Bir kı günü hayvanları koruma derne inin bir
toplantısına gelen bayanların hemen hepsinde astragan denilen kuzu postu, Samur veya
vizon kürkler vardı. Bunların maksadı, hayvanları korumak de il, edebiyatını yaparak
Müslümanlı a çatmaktır.
Terörü, müslümanım diyenler yapınca, en acımasız, en vah i, en kanlı, en bıçaklı-satırlı
terör oluyor da, gayri müslimler terör yapınca, sevecen, uygar ve kansız bıçaksız mı oluyor?
Bosna-Hersek, Kosova, Türkistan, Cezayir, Çeçenistan, Karaba , Filistin ve daha ba ka
ülkelerde yıllarca yaptıkları zulüm insancıl mıydı? PKK’lılar arasında Hıristiyan Ermenilerin
bulunması, yapılan katliamları sevecen hale mi getiriyor? Bu ne sakat görü böyle?
Hıristiyan Sırpların yaptı ı zulümlere, biz Hıristiyan terörü mü dedik? Hırkes Sırp zulmü
dedi.
Din cahili yazarın, varsa e er, Müslümanların suçlarını Müslümanlı a yamamak
istemesi, Müslümanlı ı terör dini gibi göstermeye çalı ması, onun kötü maksatlı oldu unun
açık delilidir.
Dini deyimlerin açıklanması
Dinimizde kullanılan bazı kelimeler bilinirse, din kitapları daha iyi anla ılır. Ateistlere
göre de tarifleri yapılmı tır.
Allah: Kâinatı yoktan yaratan ilah. Ateiste göre, insanların yarattı ı hayali varlık.
slâmiyet, Allahın emir ve yasaklarının tamamı. Ateiste göre, hurafeler zinciri.
Müslüman, slâmiyet’e uyan kimse. Ateiste göre, hurafelere uyan gerici.
Salih, ibadetleri yapıp haramlardan kaçan müslüman. Ateiste göre, tam ba naz kimse.
Fâsık, bazı farzları yapmayan veya birkaç haram i leyen müslüman. Ateiste göre, az
ba naz kimse.
Kâfir, Müslüman olmayan. Ateiste göre, tam özgür ki i.
Münafık, Müslümanları aldatmak için müslüman görünen kâfir. Ateiste göre,
özgürlüklerinden özveride bulunan yi it militan.
Mürted, Müslümanlıktan ayrılıp, kâfir olan. Ateiste göre, tam özgürlü ü seçen ilerici.
Mülhid, kendini samimi müslüman bildi i hâlde, ayet ve hadise kendi görü ü ile mana
vererek, imanı bozulan, küfre dü en kimse. Ateiste göre, aydın müslüman.
Zındık, Allaha, helale, harama inanmadı ı halde inanıyor gibi görünen dinsiz kâfir.
Zındıklar, komünist, mason veya ateisttir. Ateiste göre, özgürlüklerinden özveride bulunan
militan.
Yobaz, bütün hakikatler kendisine gösterildi i hâlde, kabul etmeyen, kendi indi ve hatalı
görü ünde körü körüne ısrar ve inat eden kaba, cahil kimse. Bunun din yobazı, fen yobazı,
devrim yobazı, laiklik yobazı gibi birçok çe idi vardır. Yobazların her çe idi zararlıdır.
Ateiste göre, herhangi bir dine inanan ba naz.
Nikah: Me ru bir aile kurmak için, sünnete uygun yapılan evlilik. Ateiste göre, bir e le
beraber ya amaya zorlanan, özgürlükleri kısıtlayıcı, Sümerlerden kalma yasal baskı.
Tesettür: Dine uygun giyinme. Ateiste göre, özgürlü ü örten, öcüsel giysi.
Ölüm: Müslümanların Allaha, kâfirlerin azaba kavu ması. Ateiste göre, insanın yok
olup gitmesi.

Miracı nkar Edenler


Sual: Geçen günkü yazınızda Hamidullahın Miracı inkar etti ini yazdınız. slâmi
fırkalardan Miracı inkar eden olmu mudur?
CEVAP
Mutezile fırkası ile onun yolunda olan bazı bid' at sahipleri, Peygamber efendimizin bir
anda, Cenneti, Cehennemi ve daha birçok yerleri gezip gelmesine akıl erdirememi , inkar
etmi tir. Bir kısım akılsızlar da, hâ â "Miracı kabul etmek, Allaha mekan ittihaz etmek olur"
diyerek Miracı inkar ediyor. Allahü teâlâ, Musa aleyhisselam ile Tur da ında konu mu tur.
Hâ â, Tur da ı Allahın mekanı de ildir. Cennete giren müminler de Allahü teâlâyı
görecektir. Mutezile bunu da inkar etmi tir. Cennet de Allahü teâlânın mekanı de ildir.
Allahü teâlâ mekandan münezzehtir.
Ehl-i sünnet âlimleri ise, sözbirli i ile Miracın hak oldu unu bildiriyorlar. Kavl-ül-fasl
kitabında deniyor ki: sra suresinin ilk ayet-i kerimesinde, Allahü teâlâ, kudret ve
azametinden nice acayip i lerden bazılarını göstermek için, Muhammed aleyhisselamı,
Mekkeden Kudüse götürdü ünü bildiriyor. sra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken,
geceleyin yürümek manasına kullanılır. Yine aynı surede (Sana [Miracta] gösterdi imiz o
tema ayı insanlar için bir fitne [imtihan] yaptık) buyuruluyor. ( sra 60)
mtihan uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattı ı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf
kar ılamazdı. Bir kısmı inkar edip mürted olmaz, bir kısmı da [Hz. Ebu Bekr gibi] tasdik
edip yüksek derecelere kavu mazdı.
Resulullahın, Mekkeden Kudüse götürüldü üne inanmıyan kâfir olur. Göklere ve
bilinmeyen yerlere götürüldü üne inanmıyan ise sapık olur. (Bahr)
Birkaç saniyede Mekkeden Kudüse götüren Allahü teâlâ, neden daha uzaklara
götüremesin? Allahü teâlânın kudretinden ancak kâfirler üphe eder.
Resulullah efendimiz Miracı anlattı
En sahih hadis kitaplarından olan sahih-i Müslimde bizzat Peygamber efendimiz
miracını öyle anlatıyor:
Bana Burak verildi. O, beyaz, merkepten büyük, katırdan küçük bir hayvandı.
Adımını gözün eri ebildi i yerin en sonuna atardı. Ona binip Beyt-ül-Makdis'e geldim.
Onu, önceki Peygamberlerin ba ladı ı halkaya ba ladım, sonra Mescide girdim ve
orada iki rek’at namaz kıldım. Sonra çıktım. Cebrail aleyhisselam bir kap arap, bir
kap da süt getirdi. Ben sütü seçtim. Cebrail aleyhisselam Yaratılı a uygun olanı seçtin,
dedi.
Sonra bizi birinci semaya çıkardı. Gök kapısında, “Sen kimsin” diye bir ses geldi.
Ben Cebrail'im dedi. Yanındaki kim? dendi. Muhammed aleyhisselam dedi. O,
Peygamber olarak gönderildi mi? dendi. Cebrail, evet dedi. Gök kapısı açıldı. Adem
aleyhisselam ile kar ıla tım. Bana merhaba, dedi ve hayır dua etti.
kinci semaya çıktık. Yine orada da, “Sen kimsin” denildi. Ben Cebrail'im, dedi.
Yanındaki kim? denildi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak
gönderildi mi? denildi. Cebrail, evet dedi. Gö ün kapısı açıldı. Burada iki teyze o ulu
sa ve Yahya ile kar ıla tım. Bana merhaba, dediler ve hayır dua ettiler.
Üçüncü semaya çıktık. Bu kapıda da “Sen kimsin” denildi. Yine ben Cebrail, dedi.
Yanındaki kim denildi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak
gönderildi mi? denildi. Cebrail, evet dedi. Gö ün kapısı açıldı. Orada Yusuf
aleyhisselamı gördüm. Bana merhaba dedi ve hayır dua etti.
Dördüncü semaya çıktık. Yine kim o denildi. Cebrail, dedi. Yanındaki kim?
denildi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi? denildi.
Cebrail, evet dedi. Kapı açıldı. dris aleyhisselam ile kar ıla tım. Merhaba dedi ve
hayır dua etti.
Be inci semaya çıktık. Yine kim o denildi. Cebrail, dedi. Yanındaki kim? denildi.
Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi? denildi. Cebrail,
evet dedi. Kapı açıldı. Harun aleyhisselam ile kar ıla tım. Bana merhaba, dedi ve hayır
dua etti.
Altıncı semaya çıktık. Yine kim o denildi. Cebrail, dedi. Yanındaki kim? denildi.
Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi? denildi. Cebrail,
evet dedi. Kapı açıldı. Musa aleyhisselam ile kar ıla tım. Bana merhaba, dedi ve hayır
dua etti.
Yedinci semaya çıktık. Yine kim o denildi. Cebrail, dedi. Yanındaki kim? denildi.
Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi? denildi. Cebrail,
evet dedi. Kapı açıldı. Arkasını Beyt-ül-mamura dayamı brahim aleyhisselamı
gördüm. Bana merhaba, dedi ve hayır dua etti. Beyt-ül-Mamur'u gördüm.
Sonra Cebrail beni Sidretü'l-Münteha'ya götürdü. Sidrede bana bir hâl oldu.
Anladım ki Allahü teâlânın yarattıklarından, onun güzelli inin bir kısmını bile kimse
tarif edemez.
Allahü teâlâ, günde elli vakit namaz farz kıldı. Hz. Musa'nın yanına indim. Ona elli
vakit namaz farz kılındı ını bildirdim. Rabbine dönüp, ondan azaltmasını iste. Çünkü
ümmetin buna güç yetiremez. Ben srail o ullarını imtihana tabi tutmu ve onları
tecrübe ettim, dedi. Ben de Rabbime dönüp, durumu arz ettim. Benden be vaktini
indirdi. Musa'ya döndüm. Musa, ümmetin buna da güç yetiremez. yine Rabbine dön ve
hafifletmesini iste, dedi. Böylece Rabbim ile Musa aleyhisselam arasında gidip gelmeye
devam ettim. Nihayet Rabbim bana buyurdu ki: "Ya habibim, be vakit namazı farz
kıldım. Her vakit için on sevap vardır. Böylece elli vakit namaz olur. Bir iyili e
niyetlenip de yapamayana, bir iyilik yazılır, yaparsa on iyilik yazılır. Bir kötülü e
niyetlenip de yapmayana hiç bir ey yazılmaz. E er yaparsa, bir tek kötülük yazılır."
Sonra Musa aleyhisselamın yanına indim. Ümmetin bu be vakte de güç yetiremez,
git azaltılmasını iste, dedi. “Rabbime çok gittim, artık yüzüm kalmadı” dedim.
(Müslim)
Mirac hakkında birçok hadis-i erif vardır. Birkaçı öyle:
( sra gecesi [Miraca çıkınca] Cennetin kapısı üzerinde "Sadakanın sevabı on, ödünç
onsekiz mislidir" yazılmı oldu unu gördüm.) [Beyhekî]
( sra gecesi her gökte "Muhammedün Resulullah" ve arkasından "Ebu Bekr-i
Sıddik" yazılı oldu unu gördüm.) [Ebu Nuaym]
(Miracımı inkar edenler olunca, Allahü teâlâ Mescid-i aksayı gözümün önüne
getirdi. Ben de bakıp sorduklarına cevap verdim.) [Buharî]
( sra gecesi, Ar ın nuruna garkolmu bir zat görünce, dedim ki:
- Bu zat kim, bir melek mi?
- Hayır melek de ildir.
- Peygamber midir?
- Peygamber de de ildir.
- Öyle ise kimdir?
Cebrail aleyhisselam dedi ki:
- Dünyada iken devamlı Allahı hatırlayan, kalbi camiye ba lı ve ana-babasına asi
olmayan bir kimsedir. ( bni Ebiddünya)
( sra gecesinde Mele-i alaya u radım. Cebrail aleyhisselamın ha yetullahtan eski
bir kilim gibi titredi ini gördüm.) [Deylemî]
(Miraca çıkarıldı ımda, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve gö üslerini tırmalayan
kimseler gördüm. Bunların kim oldu unu sordum. Cebrail aleyhisselam "Bunlar
gıybet ederek insanların etini yiyen, ahsiyetlerini zedeliyen kimselerdir " dedi.) [Ebu
Dâvud]
(Miracda Cehenneme baktım. Kokmu le yiyenler gördüm. Bunların kim
oldu unu sordum. Cebrail aleyhisselam, "Bunlar, gıybet etmek suretiyle insanların
etlerini yiyenlerdir" dedi.) [ . Ahmed]
Mekkeden Kudüse ancak bir ayda gidip gelinebilir. Kısa bir anda Mekkeden Kudüse
varıp gelmek ancak Allahü teâlânın kudreti ile olur. Buna inanıp da daha uzaklara gitti ine
inanmamak Allahü teâlânın kudretinden üphe etmeyi gerektirir. te mutezile fırkasının
anlamadı ı husus burasıdır. Allahü teâlâ dilerse niçin olmasın? Peygamber efendimiz,
(Göklere ve daha uzaklara gidip geldim) buyuruyor. Bunu inkar etmekteki maksat nedir?
Gayrı müslimler, slâmiyeti yıkmak için yerli ma alarla bunu yapmaya çalı ıyorlar.
Ecnebilerin sinsi emellerine alet olmak büyük gaflettir.

Erzincanlı kızın mektubu


Sual: Erzincanlı kız, mektubunda, hem Allaha ve slâma inandı ını söylüyor, hem de
slâmiyetin peygamberi Muhammed aleyhisselama, çok evlendi i için çirkin iftiralar ediyor.
Müslümanım dedi i hâlde, bir misyoner gibi slâm dı ı inanç ve ideolojileri tavsiye
ediyor. slâmiyetin ilme önem vermedi ini, Kur' anın de i tirildi ini, dinin emrine uymıyan,
namaz kılmıyan ve zina eden kimsenin de kalbinin temiz olaca ını, namus mefhumunu
kafada aramak gerekti ini, dinin emirleri o günkü pis olan Arablara mahsus oldu unu,
müslümanların Cennet sözüyle avutuldu unu, Cennet diye bir yerin olmadı ını, Erzincanın
Cennet oldu unu bildiriyor.
CEVAP
Erzincanlı kız, sinsi bir slâm dü manıdır. E er Allaha inanıyorsa, Allahın gönderdi i
peygambere iftira etmez. Allaha inanırım demesi, sadece arkada ı ile olan irtibatının
kesilmemesi ve onu kandırmak isteyi indendir.
Müslümanların bilmesi, ö renmesi gereken ilimlere slâmi ilimler denir. slâmi ilimler,
Akli ilimler ve Nakli ilimler olmak üzere ikiye ayrılır.
Akli ilimler, matematik, mantık ve tecrübi ilimlerdir. Bunlara Fen bilgileri de denir. Fen
bilgileri din bilgilerinden ayrı de ildir. Akli ilimlerin ö renilmeleri farz-ı kifayedir.
slâmiyetin ilme önem vermedi ini söylemek iftiradır. Arabların veya ba ka müslümanların
hatalarını slâmiyete yüklemek ise insafsızlık olur. Bir müslüman, hırsızlık etse,
müslümanlık hırsızlı ı ho görüyor denebilir mi?
Nakli ilimler, aklın ve dima gücünün dı ında ve üstündedir. Kelam, tasavvuf, fıkıh gibi
ilimlere nakli ilimler veya din bilgileri denir.
Bir insan, her türlü kötülü ü yaptıktan sonra, kalbim temizdir, diyemez. Bir insanın iyi
veya kötü olması yaptıklarına göre de i ir. Bir insan e er hiç kimseye zararı dokunmuyorsa,
elinden geldi i kadar herkese faydalı olmaya çalı ıyorsa, Allahın emirlerine uyup
yasakladıklarından kaçıyorsa o insan hem iyi niyetli hem de temiz kalblidir. Fakat her
kötülü ü yapıyorsa, Allahın emirlerini yapmayıp yasaklarından kaçmıyorsa; ne kadar
niyetim iyi, kalbim temiz, sen kalbe bak, dese de ona inanılmaz ve iyi biri oldu u asla
söylenmez. Çünkü Hadika isimli kıymetli kitapta buyuruluyor ki:
Haram i liyenlerin, sen kalbime bak, kalbim temiz demeleri yanlı tır. Müslümanları
aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi temiz olur.
Arab veya ba ka ırk de il, ancak müminler karde tir. (Hücurat 10)
slâmda ırk üstünlü ü yoktur. Dine en iyi ekilde uyan daha üstündür. (Hücurat 13)
Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki:
(Rabbiniz bir oldu u gibi, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın
aceme, acemin araba üstünlü ü olmadı ı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya
üstünlü ü yoktur. Hiçbir milletin di erine üstünlü ü yoktur. Ancak takva bakımından
biri di erinden üstün olur.) [ bni Neccar]
[Acem, Arab olmıyan demektir. Takva, Allahın emir ve yasaklarına riayet etmektir.]
(Acemlerden, iman edip nesebinize katılanlar olacaktır.) [Hakim]
(Takva hali hariç, kimsenin kimseye üstünlü ü yoktur.) [Taberânî]
( nsanlar [insan olarak] bir tara ın di leri gibi e ittir.) [ bni Lal]
(Irkçılık yapan veya ırkçılık u runda ölen bizden de ildir.) [Ebu Dâvud]
Peygamber efendimiz Arab oldu u için -hâ â- kötü, çirkin de ildir. Arab, lügatta, güzel
demektir. Zencileri veya Mısırlı fellahları Arab sanmak yanlı tır. Arablar beyaz, bu day
benizli olur. Bilhassa Peygamber efendimizin sülalesi beyaz ve çok güzel idi. Dedelerinden
Hz. brahim de Basralı olup beyaz idi. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buharî]
(Allahü teâlâ, smail peygamberin sülalesinden Kurey i seçti. Kurey ten de, Beni
Ha imi seçti. Onlardan da, beni süzüp seçti.) [Müslim]
(Allahü teâlâ, nsanlar içinden seçtiklerini Arabistanda yerle tirdi. Bu
seçilmi lerden de, beni seçti. O hâlde, Arabistanda bana ba lı olanları seven, benim
için sever. Onlara dü manlık eden, bana dü manlık etmi olur.) [Taberânî]
Cennetin vasıfları
Erzincan Cennete benzetilemez. Cenneti dünya ölçüleriyle tarif etmek mümkün de ildir.
Kur' an-ı kerimde Cennetin bazı vasıfları öyle bildiriliyor:
Allah Cennettekilerin yüzüne parlaklık ve ne e verir. Meyve a açlarının koparılması
kolayla tırılmı tır. Cennetin neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün.
Üzerlerinde ince ye il ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır; gümü bileziklerle
süslenmi lerdir. Rableri onlara tertemiz içecekler verir. ( nsan 11-22)
Cennette monoton hayat yoktur. Dinimiz, iki günü aynı olan müminin ziyanda oldu unu,
hergün ilerlemek gerekti ini bildirmi tir. Ahırette de hergün nimetler artacak, iki gün e it
olmayacaktır. (Gunye)
Bilinmiyen ey bilinen eye kıyas edilmez. (Dünya, ana rahmine nisbetle Cennet gibi,
Cennete nisbetle, çöplük gibidir.) buyuruluyor. (Marifetname)
Dünya ve Cennet
Çöplükle Cennet mukayese edilir mi? Ana rahmindeki bir çocu un, nasıl ki, dünyaya
gelip, çe itli hadiselerle kar ıla aca ını bilmesi mümkün de ilse, Cennete gidecek müminin
de, orada kavu aca ı nimetleri bilmesi mümkün de ildir. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Cennette, gözlerin görmedi i, kulakların i itmedi i, hatıra, hayâle gelmiyen
nimetler vardır.) [Buharî]
Kur' an-ı kerimde bahsedilen ırmakları, yiyecek ve içecekleri dünyada bildi imiz
nimetlerle mukayese etmek do ru olmaz. Çünkü hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Cennetteki eylerle, dünyadakiler arasında sadece isim benzerli inden ba ka
benzerlik yoktur.) [Beyhekî]
(Cennet elbisesi dünyaya gelse, gören dayanamaz, dü er bayılır.) [ . Ebiddünya]
Bunları aklın alması mümkün müdür? Aklın almadı ı eyler akılla ölçülmez.
Cehennemdeki azablar da dünyadakilere hiç benzemez. Mesela Cehennemin bir kıvılcımı
dünyaya gelse, da ları eritir, denizleri kurutur, canlı-cansız her eyi yok eder. (D.Fahire)
Rüya ile dünya hayatı bile mukayese edilmez. Rüyada gözlerimiz kapalı oldu u hâlde
çok yerleri görürüz. Dilimiz oynamadı ı hâlde konu uruz. Yani görmemiz göz ile,
konu mamız dil ile de ildir. itmemiz kulak ile, yürümemiz ayak ile de ildir. Rüyada
hükümdar olsak ne çıkar. Az sonra uyanınca hayâl oldu u görülür. te dünya hayatı da, rüya
gibidir. Asıl hayat olan ahırette hükümdar olmak gerekir. Hadis-i erifte, ( nsanlar
uykudadır, ölünce uyanırlar.) buyuruldu.
Aslı ve Gölgesi
Nasıl ki, rüyadaki eyleri bile dünyadaki nimetlerle mukayese etmek uygun de ilse,
dünyadaki eyler de, Cennetteki nimetlerle mukayese edilmez. Cennet nimetleri yanında,
dünya nimetleri, onların gölgesi, resmi gibi bile de ildir. Cennette, üzüntü, sıkıntı yoktur.
Herkes mutlu olur. Allahü teâlâ (Müminleri, sıkıntısız güzel bir hayat içinde ya ataca ız.)
buyuruyor. (Nahl 97)
Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki:
(Cennet ehli Cennete girince bir münadi seslenir: "Siz asla hastalanmaz, daima
sıhhatli olursunuz. Ölmeden, sonsuz ya arsınız. Ya lanmaz, hep genç kalırsınız. Asla
üzülmez, zevk ve safa içinde, hayat sürersiniz.") [Müslim]
(Allahü etala, "Salih kullarıma, gözlerin görmedi i, kulakların i itmedi i ve
insanın hatırına gelmiyen eyler hazırladım" ve [Secde suresi, 17. ayet-i kerimesinde ise],
" yi amellerinin mükâfatı olarak, insanları memnun edecek neler hazırlandı ını hiç
kimse bilemez" buyuruyor.) [Buharî]
(Allahü teâlâ, Cennet ehline, "Razı mısınız, ho nut oldunuz mu?" buyurunca,
onlar, "Niçin razı olmıyalım, yarattıklarından hiç kimseye vermedi in nimetleri ihsan
ettin." derler. Allahü teâlâ, "Bunlardan daha iyisini size vereyim mi?" buyurur.
Cennet ehli, "Bunlardan daha üstünü de var mıdır?" diye sorunca, "Sizden hep razı
olaca ım. Size asla gücenmiyece im" buyurur.) [Buharî]
(Cennete giren ölmez, ebedi ya ar. Hep mutlu ve sevinçli olur. Üzülmez, ümitsizli e
dü mez, elbiseleri eskimez ve gençli i gitmez.) [ bni Ebiddünya]
(Cennet ehlinin aralarında anla mazlık olmaz, gönülleri birdir.) [Buharî]
Fıkıh De i mez
Büyük fıkıh âlimi allame seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri, (Dürr-ül-muhtar) ha iyesinde
(Zebayıh) kısmında buyuruyor ki: (Kur' an-ı kerimde (Allahü teâlânın ipine sarılın,
fırkalara bölünmeyin) buyuruldu. Tefsir âlimlerinden bazıları, Allahü teâlânın ipi, cemaat,
birlik demektir dediler. Cemaat de, fıkıh ve ilim sahibleridir. Fıkıh âlimlerinden bir karı
ayrılan, dalalete dü er. Allahü teâlânın yardımından mahrum kalır, Cehenneme gider.
Çünkü, fıkıh âlimleri do ru yoldadırlar. Muhammed aleyhisselamın sünnetine yapı an ve
Hulefa-i ra idinin [dört halifenin] yoluna sarılan bunlardır. Müslümanların ço u, fıkıh
âlimlerinin yolundadır. Bunların yolundan ayrılan Cehennemde yanacaktır.
Ey müminler, Cehennemden kurtulmu olan tek fırkaya tabi olun! Bu da, (Ehl-i sünnet
vel-cemaat) denilen fırkadır. Çünkü, Allahü teâlânın yardımı ve koruması ve tevfikı bu
fırkada olanlaradır. Allahü teâlânın gadabı ve azabı bu fırkadan ayrılanlaradır. Bu fırka-i
naciye, bugün dört mezhebde toplanmı tır. Bu dört hak mezheb Hanefi, Maliki, afiî ve
Hanbelidir. Bu zamanda, bu dört mezhebden birine tabi olmayan kimse, bid' at sahibidir ve
Cehenneme gidecektir. Bid' at sahibi olanların hepsi de, kendilerinin do ru yolda olduklarını
iddia ediyorlar. Bu i , kuru iddia ile olmaz. Bu yolun mütehassıslarının ve hadis âlimlerinin
bildirmeleri ile anla ılır. Bunların bildirdikleri hak yoldur.) [Ha iye-i Tahtavi]
Mecellenin 39. maddesinin açıklamasında buyuruluyor ki:
(Zamanın de i mesiyle, örf ve adete ait hükümler de i ebilir. Nassa, delile dayanan
hükümler zamanla de i mez.) [Dürer-ül hükkam]
Delile [Kitaba, sünnete, icma ve kıyas-ı fukahaya] aykırı olmıyan örf ve adete ait
hükümler de i irse, bunlara uymakta mahzur yoktur. Mesela uçakla giderken, ka nı ile
gidilmesi gerekir diye ısrar edilmez. Fakat günah olan bir ey, herkes tarafından yapılsa,
buna uyulmaz.
Kıyas-ı fukaha delildir. Delile dayanan hükümlerin de zamanla de i miyece i yukarıda
bildirildi. u hâlde, ( slâm fıkhı de i en zamana göre de i ir) diyerek fıkha, dört hak
mezhebe dil uzatan kimse, elbette mezhepsizdir.

Allahü teâlâyı görmek


Sual: Cennete giren kadın-erkek herkes, Allahü teâlâyı görecek midir?
CEVAP
Cennete giren kadın-erkek herkes, Allahü teâlâyı görecektir.
Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri, (Tekmil-ül-iman) kitabında buyuruyor ki:
Dünyada Allahü teâlâ anla ılmadan bilinece i gibi, ahirette de anla ılmadan
görülecektir.
mam-ı Nevevi hazretleri, "(Ona gözler eri emez) demek, Onun zatının künhünü
[hakikatini] gözler idrak ve ihata edemez demektir. Yoksa rüyet haktır" buyuruyor.
Ehl-i sünnet âlimleri sözbirli i ile Cennette Allahü teâlânın görülece ini, fakat
Cehenneme giden kâfirlerin ise göremiyeceklerini bildiriyorlar. Kur' an-ı kerimde mealen
buyuruluyor ki:
( üphesiz ki onlar [kâfirler], o gün Rablerini [görmekten] mahrum kalacaklardır.)
[Tatfif 15]
mam-ı afiî ve mam-ı Malik hazretleri de (Bu ayet-i kerime, müminlerin Allahü
teâlâyı göreceklerine bir delildir. Öyle olmasaydı, (Kâfirler göremez) buyurulmazdı. (Tefsir-
i Hazin)
Dünyada imandan mahrum olanlar ahirette de rüyetten mahrum olurlar. (Medarik)
mam-ı Rabbanî hazretleri, Enam suresinin 103. ayet-i kerimesini açıklarken
(Müminler, ahirette Allahü teâlâyı göreceklerdir) buyuruyor. [Mektubat-ı Rabbanî c.3, m.
44 ve 90]
Kur' an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Ahirette, [enbiya, evliya ve müminler] yüzleri nurlu ve parlak olarak, Rablerine,
bakarlar.) [Kıyamet 22, 23]
(Güzel amel edenlere, hüsna [Cennet] ve ziyadesi de vardır.) [Yunus 26]
Buradaki ziyade kelimesini Resulullah efendimiz rüyet [Allahü teâlâyı görmek] olarak
açıklayıp buyurdu ki:
(Kıyamette Rabbinizi, ondördüncü gecesindeki ay gibi görürsünüz.) [Buharî]
Ahirette Allahü teâlânın görülece inde icma vardır. Mutezile inkar edip diyor ki:
(Görmek, için be art gerek: Görünen ey bir yerde olmalı, bir tarafta olmalıdır,
kar ısında olmalıdır, çok uzak ve çok yakın olmamalı ve gözden çıkan ualar o eye
ula malıdır. Bakan ile bakılan ey arasında ı ık olmak da arttır. Bu artlar Allahü teâlâ için
söylenemez ve görmek de imkansız olur.)
Bu artlar dünya ölçüleri ile ilgilidir. Ahiret i leri, dünya i lerine hiç benzemez.
Dünyanın batısında olan bir kör, Allahü teâlânın kudreti ile dünyanın do usundaki bir
karıncayı görür. Allahü teâlânın kudretinden üphe edilmez.
Tecelli genel ve özel olmak üzere iki kısımdır:
Genel tecelli bir Cuma günü kadar olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Cennet ehli beyaz kafurdan tepeler üzerinde dururken, Allahü teâlâ onlara her
Cuma günü miktarında tecelli eder.) [Cami-us-sagir]
Özel tecellide Cennettekiler e it de ildir. lim ve ameldeki olgunluklarına göre görürler.
En yüksek derecede olanlar, her zaman mü ahede ederler. Kimi üç günlük zaman kadar
görür. mam-ı Belkini, cinlerin, mam-ı E ari, mam-ı Beyhekî, meleklerin de görece ini
bildirdiler. Kadınların da göreceklerini bildiren âlimlerin kavli sahihtir. (Feraid-ül-fevaid)

Sırat Köprüsü
Sual: Sırat köprüsüne inanmak farz mıdır, inkar eden sapık olur mu?
CEVAP
mam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki: Mutezile fırkası, Cehennem üzerindeki kıldan
ince, kılıçtan keskin olan Sırat köprüsüne inanmadı. Sırat köprüsüne inanmak farzdır. Çünkü
Sırat köprüsü Nass ile sabittir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Onları Cehennem
Sıratına götürüp hapsedin! Çünkü onlar mesuldür.) [Saffat 23, 24]
Nuhbet-ül-Leali kitabında diyor ki:Sırat, Cehennem üzerinde bir köprüdür. Kur' an-ı
kerimde mealen buyuruluyor ki: ( çinizden oraya [Cehenneme] u ramıyacak hiç kimse
yoktur.) [Meryem 71]
Sıratan geçerek herkes Cehenneme u ramı olacaktır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Cehennem üzerine Sırat köprüsü kurulur. Buradan ümmetiyle ilk geçecek
Peygamber benim.) [Buharî]
(Kıyamette Sırat köprüsünün ba ında durur, ümmetimin geçmesini beklerim.
Allahü teâlâ, "Diledi ini iste, istediklerine efaat et, efaatin kabul olunacaktır."
buyurur. Ümmetime efaatten sonra, yalvarmaya devam ederim. Rabbim bana
"Ümmetinden ihlasla bir defa "La ilahe illallah" diyen ve imanla ölen herkesi Cennete
koy" buyuruncaya kadar yerimden kalkmam.) [ . Ahmed]
(Sırat köprüsünü geçmek herkesin nuruna ba lıdır. Kimi göz açıp yumuncaya
kadar, kimi im ek gibi, kimi yıldız akması gibi, kimi ko an at gibi sıratı geçerler. Nuru
çok az olan da yüzüstü sürünür. Elleri ve ayakları kayar, tekrar yapı ır. Nihayet
sürüne sürüne kurtulur.) [Taberânî]
(Ehl-i beytimi ve Eshabımı çok sevenin, Sırat köprüsünden geçerken aya ı
kaymaz.) [Deylemî]
(Hiçbir bid'at ehli Sırattan geçemiyecek, Cehenneme dü ecektir.) [ bni Asakir]
(Cehennem ate i müminlere der ki: Ey mümin, üzerimden çabuk geç, senin nurun
ate imi söndürüyor.) [Taberânî]
(Nice kimseler Sırattan geçti ini bilmeyip, meleklere derler ki: Sırat ve Cehennem
nerede kaldı, biz onlardan geçtik mi?
Melekler de öyle cevap verirler:"Siz Cehennem üstündeki Sırattan geçtiniz; fakat
Cehennem ate i sizin nurunuzdan çekilip, örtülmü tü.") [Camius-sagir]
Peygamber efendimizin ümmetinden olan bazı ki iler, mezardan kalkınca do ruca
Cennete giderler. Melekler bunlara derler ki:
- Hesab gördünüz mü?
- Hayır biz hesap falan görmedik.
- Sırat köprüsünü geçtiniz mi?
- Hayır Sırat falan görmedik.
- Cehennemi gördünüz mü?
- Hayır Cehennemi de görmedik.
- Siz ne amel i lediniz de böyle hesap görmeden, Sırata u ramadan do ruca Cennete
geldiniz?
- Bizim iki hasletimiz var idi. Onun sayesinde bu nimete kavu tuk. Allahtan utanır,
yalnızken de günah i lemezdik. Bir de Allahın verdi i az rızka razı olurduk.
Melekler derler ki: Bu nimetler sizin hakkınızdır. ( bni Hibban)
Köprü denilince, bilinen köprüler zannedilmemelidir! (Sınıf geçmek için imtihan
köprüsünden geçilir.) diyoruz. Hâlbuki imtihanın köprüye benzer tarafı yoktur. Sırat köprüsü
de, bilinen köprülere veya imtihan köprüsüne hiç benzemez. (S.Ebediyye)

Mezhepsizlik urası = n aat ta aron irketi mi!


Sual: Mezhebsiz bir yazar, "Teknolojinin ilerledi i günümüzde ictihad gerekir, ancak
müctehid olmadı ı için slâm ülkelerinden davet edilecek kalabalık bir kuruldan, bir ictihad
urası kurulmalıdır. Kurul üyesi fazla olursa, hata daha az olur" diyor. Böyle bir ura gerekli
midir?
CEVAP
Böyle teklifleri mezhebsizlerin yapmasını artık normal kar ılıyoruz. Fakat kendilerine
Ehl-i sünnet diyen kimselerden bazılarının da buna benzer tekliflerde bulunması çok
tuhaftır. Önce, ctihad edebilmek için ictihad edilecek konu olması gerekir. ctihad, dini
konularda olur. Dinde yeni bir eye ihtiyaç yok ki ictihad dü ünülsün. Teknolojinin
ilerlemesi dinde de i ikli i gerektirmez. Namazın yeni bir kılını ekli, orucun yeni bir
tutulu ekli olmaz.
ctihad edecek âlim olmayınca kimler ictihad edecek? Davet edilecek din görevlisi
sayısının fazla olması neyi halleder? Yani kemiyetin çok olması keyfiyete tesir etmez.
n aata ta ta ınmıyor ki, (Çok kimse olursa, çok ta ta ınır) diye dünü ülsün. Milyonlarca
ilkokul talebesi, bir profesör ile mukayese edilemez. Milyonlarca profesör de bir müctehid
imamla mukayese edilemez.
Hem ictihad edilecek konu gösterilmiyor. Hem de müctehidin olmadı ı itiraf ediliyor.
Sonra da ( ctihad yapılmalı) deniliyor. Hiç mümkün olmıyan bir tekliftir.
ctihad adı altında dinde reform yapmak, dini de i tirmek, yani dini yıkmak olur. ura
perdesi altında dinimizi böyle içten yıkmak isteyenlere dikkat etmelidir.

Mezhepsizlerin format’ı bozuktur


Sual: Bazı mezhepsizler, kullandıkları “format” kelimesini hangi anlamda
kullanıyorlar?
CEVAP
Ateistler, dini hükümlere, âyet ve hadislere, yani naslara “dogma” diyerek kar ı çıkarlar.
Dogma, kelime olarak, tartı masız kabul edilen bilgi, inanç demektir. Mesela herkes Hz.
Adem’den gelmi tir. Hz. Adem de topraktan yaratılmı tır. Bu nasla sabit kesin bir inançtır.
Ateistler “Bu bir dogmadır, bilimsel olmayan dogmalara inanmayız” derler. imdi
mezhepsizler türedi. Ateistlerin dogma, dinimizin nas dedi i veya edille-i eriyye denilen
hükümlere, mezhepsizler, “format” diyorlar.
Dinde yenilik yaptı ını söyleyen bir mezhepsiz, fakirin lehine diyerek zenginlikteki
nisap miktarını 96 gramdan 80’e indirmi . (Önceleri slâm âlimlerine uyarak altının
nisabının 96 gr oldu unu açıklamı tım. Fakat fakirin lehine oldu u için imdi 80 gramı esas
alıyorum) diyor.
Fakirin lehi dinde ölçü olur mu? Madem ölçü oluyorsa, ne diye 70 gr de il de, 80 gr
alınıyor? 10 gr alınsa fakirin daha lehine de il mi? Hatta bu ölçüyü temelli kaldırsa,
fakirlerin lehine olmaz mı? Âlimlerin bildirdi i ölçüye uymadan fakirin lehine diyerek
altının nisabını de i tirmek dinde reform olur.
Ba ka bir mezhepsiz de, a a ıda bildirilen 5 maddedeki hükümler için, bu çözüm
de ildir, formatlara takılıp kalmadan, hükümleri yeniden farklı bakı açılarına göre
yorumlamak gerekir. Format udur: Ribaı nesie' de fazlalık artı yoktur. Kadr ve cins
illetlerinden birisi varsa, faiz olur. Yani 5 gün sonra geri almak kaydıyla 5 altın verir yine, 5
altın olarak geri alırsanız faiz olur. E er formatlara uyarsanız, geli meyi durdurursunuz;
korumak istedi iniz de erlerle hayat arasındaki ba ları zaafa u ratır, hep Molla Kasım' larla
kar ıla ırsınız.” diyor.
Molla Kasım da gelse, biz Format reformcusuna de il, edille-i eriyyeye uyarız, yeni
formatla dinimizi sulandırmayız.
Ödünçte faiz olabilir
Bey ve irâ Risalesi erhinde, (Ödünç verirken, zaman tayin etmek, malı, misli ile
veresiyle satmak olur. Bu ise fâizdir, büyük günahtır.) buyuruluyor. Genelde ödünç
verilen paralar için gün tayini lâzım oluyor. Faize bula madan gün tayin etmenin birkaç yolu
öyledir:
1- Ödünç verece i kimseden kefil ister. Kefilden de senet alır. Borçlu da, senetteki
tarihte öder.
2- Borçlu, borcunu kendine borcu olan birine havâle eder. O da, borcunu günü gelince
öder.
3- 1 milyar ödünç isteyene, ucuz bir eyi, mesela bir kalemi, belli tarihte ödemek üzere 1
milyara satar. Sonra bu kalemi 1 milyara o ki iden pe in alır. Senedin günü gelince parasını
ister.
4- "Falana olan borcuma kefil ol" dese, o da kabul edip ödese, kefil borçluya, " u tarihte
bana öde" diyebilir.
5- Mâlikî mezhebi taklit edilirse senede tarih konur. [En kolayı budur.]
[Samimi tanıdıklar arasında, daha kolay bir yol vardır: Mesela, 1 milyar ödünç isteyene,
“ 5 Ocakta bana 1 milyar hediye edersen, u 1 milyarı sana hediye ederim.” denir, 1 milyar
hediye edilir.]
Küfre cevâz
Sual: Küfründe icmâ bulunan zünnar, haç ve benzeri küfür alâmetleri için Abduh
kullandı diye, mezhepsiz yazar, nasıl olur da "istiyen kullanır" diyebiliyor?
CEVAP
Böyle söze i kembeden atılmı denir. Dr.M.Re ad bey ise, (ba ırsaktan çıkmı ) diyor.
Abduh' u temize çıkarabilmek için, dîni de i tirip küfür alâmetine cevâz vermek çok
yanlı tır.

Tu la ile kerpiç
Sual: Bozuk kitabın, tu laya de il de, kerpice benzetilmesinin sebebi nedir?
CEVAP
Dr.M.Re ad bey, (Kerpiç, yapılırken, temiz olmasına itina gösterilmez. çine kirli sular
ve necâset de karı ır. çine hayvanların kirletti i saman da ilâve edilir. Tu la ise temizdir.
çinde sapık fikirler bulunan kitap, kerpice benzetilebilir) diyor.
Din konusu dikkat ister
Sual: Ateisti, mezhepsizi, etiketlisi etiketsizi, din yeni inmi gibi, üstelik ha a bunlara
inmi gibi ahkam kesiyorlar. Bunlarda iyi niyetin (i)si bile yok. Bırakın dini hususları,
Peygamberi kabul etmeyen hiç müslüman olur mu? (Yalnız Kur’an) diyen, (Kur’andan
ba kasını kabul etmem) diyen nasıl müslüman olabilir. Kur’an kime geldi? Kur’anı kim
getirdi? Kur’anı al, Peygamberi kabul etme! Peygamberin açıklamasını be enme, sen
açıkla! Hiç olur mu? Olmıyaca ını herkes bilir. Peki ama neden böyle yapıyorlar?
CEVAP
slâmiyet, nakle dayanan, selim akıl dinidir. Selim akıl, yanılmayan akıldır. Birinin
aklına uygun gelmeyen bir ey, selim akıl sahibi için uygun gelebilir. Akla göre din olsa,
insan sayısı kadar din olur. slâmiyette aklın ermedi i ey çoktur. Fakat, selim akla uymayan
bir ey yoktur. Ahiret bilgileri ve Allaha ibâdet ekilleri, e er aklın çerçevesi içinde olsaydı
ve akıl ile do ru olarak, bilinebilseydi, Peygamberlere lüzum kalmazdı. nsanlar, dünya ve
ahiret saadetini kendileri bulabilirdi ve Allah, hâ â Peygamberleri bo yere göndermi
olurdu. Bunlar bilinemeyece i için, Allah, her asırda, Peygamber göndermi ve son olarak da
bütün dünyaya, peygamber olarak Muhammed aleyhisselamı göndermi tir.
Din yeni inmedi. Dinimizde eksiklik yoktur. Yeni bir ey ilave etmek veya çıkarmak
dini bozmak olur. Sanki asırlardır gelen slam âlimleri yanlı hüküm vermi ler gibi, âyetler
ve hadisler yeniden yorumlanmaya ba lanmı tır. Bu çok kötü bir durumdur. Milliyet
Gazetesinden Do an Heper bile, bu durumu be enmemi , TV’lerdeki din sava ları isimli
yazısında diyor ki:
"Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder."
Bugün bu sözün anlamını daha iyi kavrıyoruz.
Birçok ki i gibi TV' leri yakından izlerim. Be enelim, be enmeyelim TV' ler güncel
haber, bilgi kayna ımızdır. Ukalalık bilenin hakkıdır.
Temel bilgi e itimdeyse, güncel bilgi medyada, yani TV ve gazetelerdedir. Hele bizim
gibi i i gazetecilik, habercilik olanlar için TV izlemek bir lüks de il, görevdir. En basitinden;
kameralar 24 saat, gece gündüz dünyanın her yerinde olayların pe indedir. Onlara
takılırsanız siz de dünyadan haberdar olursunuz.
TV' lerde bir gecedeki 5 - 6 adet tartı ma, haber programı, 18 - 20 uzmanın görü ü eder.
O uzmanların güncel olaylar hakkındaki birbirine zıt veya paralel görü lerini anında
ö renmek ancak TV' lerin bu programlarını izlemekle mümkündür.
Kur’an' da; "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" diyor.
Din ve slam konusu da TV' lerin tartı ma konularının ba ında geliyor.
Önceki gün bıçaklanan Prof. Zekeriya Beyaz' ı da, daha lahiyat Fakültesi Dekanı
olmadan o programlarda aykırı fikirleriyle tanıdık.
Bilimsellik üphe temeline oturur, bilimsel olan akıl yürütmeyle ilgilidir. Din; inanç
meselesidir, fazla tartı ma kaldırmaz.
Ama TV çıktı, din, slam, itikat ve ibadet öyle tartı ılır hale getirildi ki, bu tartı maları
izleyenler neredeyse dinden, imandan çıkar hale getirildi.
Önüne gelen, uzman veya uzman zannedilen, kendine göre bir içtihat yaratır oldu.
Birinin söyledi ini öteki tekzip eder oldu.
Yalnız, "Kur’an" diyenler. "Kur’an ve hadis" diyenler. Sahih hadis ve uydurma hadis
diyenler. Tarikatlara ve din ulemasına göre birbirine zıt çe itli tefsir ve yorumları ortaya
koyanlar. Konu macıların kendi farklı görü ve yorumları, derken sade vatanda a ırdı, kör
kuyuya atılmı gibi oldu, etrafını göremez oldu. Bazılarının inancı sarsıldı.
Zaman zaman bu tartı malarda kavgalar da çıktı.
Konca Kuri öldürüldü. Prof. Beyaz bıçaklandı.
Bu kadar nazik bir konuyu, inanç konusunu, bilenin bilmeyenin her gün tartı tı ı bir
sorun haline getirirseniz olaca ı budur. (Do an Heper, Milliyet 10 ocak 2001)

Cebriye denilen fırka


Sual: Cebriye [mürciye] denilen dalalet fırkası (Bize imanı veren de ibadet ettiren de
Allahtır. Allah her i i zorla yaptırır. nsan kaderine mahkumdur. Hiç kimse, i ledi i
günahtan mesul de ildir) ) diyerek u âyetleri delil olarak gösteriyor:
(Allah, diledi ini hidayete kavu turur, diledi ini dalalette bırakır.) [ brahim 4]
(E er rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi iman ederdi. O halde
inanmaları için insanları zorlayacak mısın? Allahın izni olmadıkça, hiç kimse, iman
edemez.) [Yunus-99,100]
(Sizi de, yaptı ınız i leri de yaratan Allahtır.) [Saffat 96]
Bu hususta açıklama yapar mısınız?
CEVAP
Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
Hayır ve errin yaratılmasında, insanın irade ve ihtiyarının da tesiri vardır. nsanın
iradesine, dilemesine kesb denir. nsanın yapmak istedi i i i, Allahü teâlâ da dilerse, o eyi
yaratır.
Demek ki, insanların yaptı ı her hareket, her i , insanın kesbi ve Allahü teâlânın
yaratması iledir. nsan istiyor Allah da yaratıyor.
Cebriyye = mürciye fırkası, insanın kesbini, iradesini inkâr ederek, ( nsan istese de,
istemese de her hareketini, her i ini Allah yaratır. nsanın her i i, a aç yapraklarının
rüzgardan sallanması gibidir. Her eyi Allah zorla yaptırıyor.) dediler. Böyle söylemek
küfürdür. Elin titremesi ba kadır. steyerek oynatması ba kadır. Kur' an-ı kerimde buyuruldu
ki: ( steyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. nkârcılara cehennem ate ini hazırladık.)
[Kehf 29]
Allah zorla inandırırsa niye isteyen iman etsin, dileyen inkâr etsin diyecek ki? Demek ki
Allah, insana bir irade verdi. nanmak da inkâr etmek de insanın elindedir. E er Allah zorla
küfre soksa veya zorla günah i letse, hâ â zulmetmi olmaz mı? Yarın ahirette kâfir, Allaha,
“Hidayete kavu turan sendin, dalalette, küfürde bırakan da sendin. Bana iman
ettirmedin, beni dalalette bıraktın ben de küfür i ledim, imdi beni kendi yaptı ın i ten
dolayı sorguya mı çekiyorsun?” demez mi? Allahü teâlâ hiç adaletsiz i yapar mı?
nsanlara zulmeder mi? Kur' an-ı kerimde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, onlara zulmetmez. Onlar, kendilerine zulmediyorlar.) [Nahl 33]
Bir cebriyeci kendisine haksız saldırana kızar, ensesine bir tokat vursan, “ne yapıyorsun”
der, ona “Kader böyle, bunları yapan Allahtır desen, sana hak verir mi? Cebriyeciler,
(Kâfirler mâzurdur. Çünkü, i leri yapan Allahtır. Bunlar, mecburdur) diyorlar. Bu sözleri
küfürdür. Kur’anı kerimde buyuruluyor ki:
(Onları hesap mahallinde durdurun! Hesap olunacaklardır.) [Saffat 24]
(Rabbin hakkı için, onların hepsini yaptıklarından dolayı sorguya çekece iz.) [Hicr
92, 93]
(Zerre kadar hayır ve er i leyen, kar ılı ını görür.) [Zilzal 7,8]
(Ki i önceden ne hazırladı ını, ne getirdi ini görecektir.) [Tekvir 14]
Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Mürciye ve kaderiyenin [mutezilenin] islamiyetten nasibi yoktur.) [Buhârî]
(Allahü teâlâ kaderiye ve mürciyeye 70 Peygamber lisanı ile lanet etmi tir.)
[Taberânî]
(Kaderiye ve Mürciye, Kevser havuzunun ba ına varamaz ve cennete giremez.)
[Ebu Davud]

Kaderi inkâr edenler


Sual: Mevdûdî, kadere îmânı, îmânın altı esası arasında bildirmedi i için, yerli bir prof.
(Kadere îmân diye bir ey yoktur) diyor. Kadere îmân, Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i erîfler ile
bildirilmedi mi?
CEVAP
Kadere îmân, hem Kur’ân-ı kerîm ve hem de hadîs-i erîfler ile bildirilmi tir. Allahü
teâlâ, ezelî ilmi ile, insanların ve di er mahlûkâtın, ne zaman do aca ını, ne zaman ölece ini
ve ne yapacaklarını bilir. lâhın her eyi bilmesi, her eye gücü yetmesi lâzımdır. Bilmiyen,
gücü yetmiyen, muhtâç olan, ölebilen ilâh olamaz. Allahü teâlâ, herkesin ne yapaca ını bilir.
Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:
(Allah, onların i lediklerini ve i leyeceklerini bilir.) [Bekara 255]
nsanların ba ına gelecek olaylar, do acakları, ölecekleri ve ne i yapacakları gibi bütün
bilgiler, levh-i mahfûz denilen bir kitaptadır. Bu kitaptaki bilgilere kader deniyor.

Mutezilenin görü leri


Sual: Mutezile fırkasının görü leri nasıldır?
CEVAP
Kuru akılcı ve bid'at fırkalardan Mutezilenin görü lerinden bazıları unlardır:
Sahabenin hepsinin âdil ve cennetlik oldu unu inkâr ederler. Halbuki Kur’an-ı kerimde,
(Onların hepsine hüsnayı [Cenneti] vâdettik.) buyuruluyor. (Hadid 10)
Mi’racı, di er mucizeleri ve kerameti inkâr ederler. Kur’an-ı kerimde, kerametin hak
oldu unu bildiren âyetlerden bazıları unlardır:
Ledün ilmine sahip bir zat, Belkısın tahtını bir anda getirdi. (Neml 40)
Hz. Meryeme her zaman taze meyve ve yiyecek verilirdi. (Ali imran 37)
Eshab-ı kehf asırlarca, ölmeden uyudu. (Kehf 17, 18),
(Cennette olanlara Allah görülmez.) derler. Kur' an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Ahirette, yüzleri nurlu olarak, Rablerine, bakarlar.) [Kıyamet 22, 23]
(Günah i leyen kâfir olur, amel imandan parçadır.) derler. Ehl-i sünnet itikadında, amel
ile iman ayrıdır, günah i leyene kâfir denmez. Kur' an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Allah irki [küfrü] affetmez. Di er bütün günahları ise, istedi ini affeder.) [Nisa 48]
(Kabir ziyaretinde, enbiya ve evliyadan yardım istemek caiz de il) derler. Hadis-i
erbain’de (Bir i inizde, sıkı ıp a ırınca, kabirdekilerden yardım isteyin!) buyuruluyor.
Kabir suâlini, kabir azabını inkâr ederler. Hadis-i erifte, (Kabir azabı haktır.)
buyuruldu. (Buharî)
(Ölüye, duânın fayda etmez) derler. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Dirilerin duâları ile,
ölülere çok rahmet verilir. Dirilerin, ölülere hediyesi, onlar için duâ ve isti far
etmektir.) [Deylemî]
(Sırat, mizan, efaat diye bir ey yok) derler. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamette mizan, sırat, ehidi rahatsız etmez.) [Beyhekî]
(Cehennem üzerine Sırat köprüsü kurulur.) [Buharî]
(Büyük günah i leyenlere efaat edece im.) [Nesâî]
(Akıl, herkeste e ittir. Akıl a maz bir hüccettir. Aklın be endi i, güzel gördü ü eylere
farz, çirkin gördü ü ey ise haramdır. Din bildirmese de, akılla haramı ve farzları bilmek
mümkündür) derler.
Her ne kadar akıl, iyiyi kötüden ayıran bir kuvvet ise de, her i te ölçü olmaz. Allahü
teâlâya ait bilgilerde akıl senet olmaz. Akıl, kendi ba ına dinin emir ve yasaklarını bilseydi,
peygamberlere, âlimlere lüzum kalmazdı. Dinin hükümlerini duymayan, cezalandırılmaz. Bir
ayet-i kerime meali:
(Biz peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.) [ sra 15]
Eski milletlere mubah olan bazı eyler, bizlere haram edilmi , eskilere haram olan bazı
eyler de bizlere mubah kılınmı tır. Demek ki, bir eyin farz veya haram olu u, ancak dinin
emri ile belli olur, akıl ile belli olmaz. Mesela eskiden sı ır ve davar iç ya ı haram idi,
bizlere ise helaldir. (Enam 146)
Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki:
Nakil yolu ile anla ılan, yani Peygamberlerin söyledikleri eyleri, akıl ile ara tırmaya
u ra mak, düz yolda, güç giden, yüklü bir arabayı, yoku a çıkarmak için zorlamaya benzer.
Yoku a do ru at, kamçılanırsa, çabalaya çabalaya, ya yıkılıp canı çıkar, yahud, alı mı
oldu u düz yola kavu mak için sa a sola ve geriye kıvrılarak arabayı yıkar ve e yalar harab
olur. Akıl da, yürüyemedi i, anlıyamadı ı ahıret bilgilerini çözmeye zorlanırsa, ya yıkılıp
insan aklını kaçırır veya bunları alı mı oldu u, dünya i lerine benzetmeye kalkı arak,
yanılır, aldanır ve herkesi aldatır.
Akıl, his kuvveti ile anla ılabilen veya hissedilenlere benzeyen ve onlara ba lılıkları
bulunan eyleri birbirleri ile ölçerek, iyilerini kötülerinden ayırmaya yarayan bir ölçüdür.
Böyle eylere ba lılıkları olmayan varlıklara eremiyece inden, a ırıp kalır. O hâlde,
peygamberlerin bildirdikleri eylere, inanmaktan ba ka çare yoktur.
Akıl Yolu
Peygamberlere tabi olmak, aklın gösterdi i bir lüzumdur ve aklın istedi i ve be endi i
bir yoldur. Peygamberlerin, aklın dı ında ve üstünde bulunan sözlerini, akla danı maya
kalkı mak, akla aykırı bir i olur. Gecenin koyu karanlı ında bilinmeyen yerlerde, pervasızca
yürümeye ve engin denizde, acemi kaptanın, pusulasız yol almasına benzer ki, her an
uçuruma, girdaba dü ebilirler. Nitekim, felsefeciler ve tecrübeleri hayalleri ile izaha kalkı an
maddeciler, akılları dı ında bulunan sözlerinin ço unda yanılmı , bir yandan birçok
hakikatleri meydana çıkarırken, bir taraftan da, insanların seadet-i ebediyyeye kavu malarına
mani olmu lardır. Tecrübelerin dı ına ta mıyan akıl sahibleri, bu acıklı hali, her zaman
görmü ve bildirmi tir.
slâmiyette aklın ermedi i eyler çoktur. Fakat, akla uymayan bir ey yoktur. Ahıret
bilgileri ve Allahü teâlânın be enip be enmedi i eyler ve Ona ibâdet ekilleri, e er aklın
çerçevesi içinde olsalardı ve akıl ile do ru olarak, bilinebilselerdi, binlerce peygamberin
gönderilmesine lüzum kalmazdı. nsanlar, dünya ve ahıret saadetini kendileri görebilir,
bulabilirdi ve Allahü teâlâ, hâ â peygamberleri bo yere ve lüzumsuz göndermi olurdu.
Hiçbir akıl, ahıret bilgilerini bulamıyaca ı, çözemiyece i içindir ki, Allahü teâlâ, her asırda
dünyanın her tarafına, peygamber göndermi ve en son ve kıyamete kadar de i tirmemek
üzere ve bütün dünyaya, peygamber olarak, Muhammed aleyhisselamı göndermi tir. Bütün
peygamberler, Allahü teâlânın be endi i ve be enmedi i eyleri açık olarak bildirmi lerdir.
Ehl-i sünnet âlimleri, mutezilenin dalalette oldu unu ayet ve hadislerle isbat etmi lerdir.

Hayret! Bazıları da aynı eyleri sormuyor mu?


Sual: blis, meleklere bazı suâller sormu . Bu suâller ile cevapları nasıldır?
CEVAP
blis dedi ki: (Kulun ibâdetinin Allaha hiç faydası, isyânının da hiçbir zararı olmadı ına
göre, emrine ve nehyine uyulmasını isteyerek kullarına niçin sıkıntı, zahmet çektiriyor?)
Cevap: nsana, ibâdetler faydalı, harâmlar zararlıdır. Allahü teâlâ hiçbir eye muhtâç
olmadı ı hâlde emir ve yasaklar vermekle kullarını ereflendirmi tir. Her insanın yaptı ı
ibâdetin faydası kendisinedir.
Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Kim, [ibâdetlerini yapar ve günâhlarından]
temizlenirse, faydası kendinedir.) [Fâtır 18]
(Sâlih amelin faydası, bunu yapanadır.) [Fussilet 46]
(Kulun ibâdetine Allahın ihtiyâcı yok) diyen kimse, perhiz yapmayan hastaya benzer. Bu
hastaya doktor, perhiz tavsiye ediyor. Bu ise, (Perhiz yapmazsam doktora hiç zararı olmaz)
diyerek, perhiz yapmıyor. Doktora zararı olmadı ı do rudur. Fakat kendine zarar
vermektedir. Tabîb, kendine faydası oldu u için de il, onun hastalıktan kurtulması için,
perhiz yapmasını tavsiye etmi tir. Doktorun tavsiyesine uyarsa, ifâ bulur. Uymazsa ölebilir.
Tabîbin bundan hiç zararı olmaz.

blis dedi ki: (Kâfirin günâh i liyece ini bildi i hâlde, Allahın onu yaratması zulüm
de il mi?)
Cevap: Kul, sahibinin i lerinin sebebini soramaz! Allahü teâlâ herkesi Cehenneme
koysaydı, kimsenin bir ey söylemeye hakkı olmazdı. Çünkü yarattı ı kendi mülkünü
kullanmaktadır. Ba kasının mülküne tecâvüz yok ki zulüm denebilsin. Cenâb-ı Hakkın âdeti
öyledir ki, isyân etmeden kimseyi Cehenneme sokmaz. Bunun için îmân ve isyân imkânı
verdi i kullarını, imtihandan geçirdikten sonra mükâfât veya cezâ vermektedir. Böylece kul
için bir bahâne kalmamaktadır.
Allahü teâlâ, blise, (Ey blis, sen beni tanımadın. E er tanısaydın, bana hiçbir
i imde kar ı gelinmiyece ini, i’tirâz edilmiyece ini bilirdin. Benden ba ka ilâh yoktur.
Yaptıklarımdan kimseye hesâb vermem) buyurdu.
nsanda râde-i cüz’iyye vardır. Bunu kullanmakta serbesttir. Allahü teâlâ, kul, irâdesini
iyili e kullanırsa iyilik, kötülü e kullanırsa kötülük yaratabilir. Kul, ibâdet etmekte ve günâh
i lemekte serbest olmasa, âhırette iyili e mükâfât, kötülü e cezâ verilmez.

blis dedi ki: (Ben Âdem’e secde etmedi im için la’netlendim? Âdem’e secde
etmeyi imin, Allaha isyânla ne ilgisi var?)
Cevap: blis, isyânını Âdem aleyhisselâma kar ı yaptı ını zannediyor. Hâlbuki Hz.
Âdem’in önünde (secde et) emrini Allahü teâlâ veriyor. Bu emri dinlememek, Allahü teâlâya
isyândır.

blis dedi ki: (Bir kimsenin Cennetlik veya Cehennemlik oldu u ezelde takdîr edilmi tir.
Cehennemlik ise, yapaca ı ibâdetlerin hepsi bo tur. Cennetlikse, ibâdete ne lüzûm var?)
Cevap: Cennetliklerin ibâdet yapması ve Cehennemliklerin isyân etmesi; sa lıklı
ya aması ezelde takdîr edilmi olanın gerekli ilâcı almasına; hastalanması takdîr edilmi
olanın da, ilâç bulamamasına benzer. Zengin olması takdîr edilmi olana, kazanç yolları
açılır. Bunun gibi, ezelde Cennetlik olana îmân ve ibâdet etmesi nasîb olur.
Hadîs-i erîfte buyuruldu ki:
(Cennetlik olan, Cennete götürecek, Cehennemlik olan da, Cehenneme götürecek
amel i ler.) [Ebû Dâvüd]
Kulun vazîfesi, Allahü teâlânın emrine uyup Cennetlik amelleri i lemektir. Cehennemlik
olan, (Herkesin Cennetlik veya Cehennemlik oldu u ezelde takdîr edilmi ) der ve ibâdet
etmez. Bol mahsûl alması takdîr edilene ise, tarlasını sürmek, tohum ekmek nasîb olur.
Cennetlik olanın ibâdet yapması, Cehennemli in de, kâfir olması böyledir. Cennetlik olan,
Allahü teâlâya itâ’at eder. Cehennemlik olan, hep günâh i ler. Herkes, Cennetlik veya
Cehennemlik oldu unu, amelinden anlıyabilir. Her ni’met, Allahü teâlâya, ihlâs ile ibâdet
etmekten hâsıl olur. Her kötülük ve sıkıntı da, günâh i lemekten hâsıl olur. Herkese belâ,
günâh yolundan, huzûr da, itâ’at yolundan gelir. Allahü teâlânın âdeti böyledir. Nefse kolay
ve tatlı gelen eyi iyilik, nefse güç ve acı gelenleri de felâket sanmamalıdır!

blis dedi ki: (La’netlik oldu um hâlde, niçin bana uzun bir mühlet verilmi tir?)
Cevap: Allahü teâlâ, isyân edenle itâ’at edenin belli olması için, (domuz eti yemeyin,
içki içmeyin) gibi ba’zı yasaklar koydu. Domuzu ve içkiyi yaratıp, yasaklaması gibi, senin
gibi eytanı yaratarak, uzun bir mühlet vermesi de insanlar için bir imtihandır. Bu imtihanı
kazanmaları için kurtulu yolu da gösterilmi tir. Öyle bir imtihan ki, soru ve cevapları
bellidir. ( unları yapan imtihanı kaybeder, unları yapan kazanır) buyurulmu tur. Hiç kimse
de gücünün yetmiyece i i lerle mükellef kılınmamı tır. Herkese akıl ve imkân vermi ,
yapaca ı i lerde serbest bırakmı tır. Artık bir bahâne kalmamı tır. (Mek.Rabbânî, Hadîka,
Berîka)

Dinde kolaylık nedir?


Sual: (Allah size güçlük yüklememi tir) âyet-i kerîmesine göre, kolaylık olaca ı için,
kadınların pantolon giymesinin câiz olaca ı anla ılmıyor mu?
CEVAP
Sizin ve bizim gibilerin bir âyet-i kerîmeye ma’nâ vermeleri câiz de ildir. Kadının
pantolon giymemesinin güçlükle ne ilgisi vardır? Benzemek niyeti olmasa da, erke in
boynuna kolye, koluna bilezik ve kula ına küpe takması kadınlara benzemek olur ve câiz
de ildir. Kadının da, benzemek niyeti olmadan da, pantolon giymesi câiz olmaz.
(Dinde kolaylık vardır) diyerek bilerek veya bilmeyerek dinde yenilik yapmaya
çalı anlar çıkıyor. Dînimizde ifrât ve tefrîtin ya’nî a ırılı ın yeri yoktur. Dînimiz orta yolda
olmayı emreder. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: ( lerin hayırlısı vasat olanıdır.) [Beyhekî]
[Vasat, ifrât ve tefrîtten uzak orta yol demektir. frât, normalden fazla, tefrît, normalden az
demektir. Meselâ çok uyumak ifrât, çok az uyumak tefrîttir.]
frâta kaçarak gücünün yetmedi i ekilde ibâdet etmeye çalı mak, meselâ geceleri hiç
uyumadan namaz kılmak, gündüzleri hep oruç tutmak, hanımından uzak kalmak, et, süt, tatlı
gibi eyleri hiç yememek, iyi müslüman olmak demek de ildir.
Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki:
(Kolay bir din ile gönderildim. Dînimizde ruhbanlık yoktur. Et yiyin,
hanımlarınızla müba eret edin! [Nâfile] oruç da tutun! Tutmadı ınız günler de olsun!
[Nâfile] namaz da kılın! Uyuyun da. Ben bunlarla emrolundum.) [Taberânî]
(Din kolaylıktır. Dinde a ırı gideni din ma lup eder.) [Nesâî]
u hâlde yiyip içmeden, uyumadan ibâdet etmek zordur.
Günümüzde ifrâta kaçanlar azdır veya hiç yoktur. Fakat tefrîte gidenler çoktur. (Dinde
kolaylık var) veya (Kolayını yapıyorum) diyerek dîni bozmaya çalı anlar çoktur.
Birkaç misâl:
Ayaklara mest giyiliyor, üstüne meshediliyor diyerek tırnaklara oje sürüp, üstüne
meshetmek câiz olmaz. Yâhut bugünkü naylon çoraplara meshetmek câiz olmaz. Çoraba
meshetmek kolaylık ise de, dînin emri de i mi olur, ibâdet sahîh olmaz.
Su bulunmadı ı zaman teyemmüm etmek farzdır. Fakat dinde reformcuların dedi i gibi,
sular kesilince hemen teyemmüm edin demek, dinde kolaylık de il, dîni de i tirmektir.
Ramazan yaza gelince tutmayıp, kı a tehir etmek de dîni de i tirmek olur.
(Dinde kolaylık var) diyerek namazları vaktinde kılmayıp, hepsini gece yatarken kılmak
da dîni de i tirmek olur. (Dinde zorluk yoktur, kolaylık vardır) demek, (Dînimizin
verdi i ruhsatlardan faydalanın) demektir. Yoksa, (Herkes ho una giden eyleri yapsın,
ho lanmadı ı eyleri yapmasın, ibâdetleri keyfine göre de i tirsin, erkek kadın elbisesi
giysin, kadın erkek elbisesi giysin) demek de ildir. Dinde ufak bir de i iklik yapmaya hiç
kimsenin yetkisi yoktur.
Kur’ân-ı kerîmde de meâlen, (Dinlerini oyuncak ve e lence edinen kimseleri bırak)
buyurulmaktadır. (En’âm 70)

Fellahla acemin hezeyanı


Sual: Ölmü yabancı iki yazar tarafından yazılan, ve "EBUZER- GIFAR " adıyla
Türkçeye tercüme bir kitabı ekte gönderiyorum. Eshab-ı kirama hakaret ile dolu bu kitap
nasıl tercüme edilir ki?
CEVAP
Gönderdi iniz kitap, Es-Sahhar isimli bir fellah tarafından, gizlice, Cezayirde
basılmı tır. Yıllar sonra, Ali eriati Mezinani isimli bir acem tarafından Farsçaya geni bir
ilave ile tercüme edilmi tir. Bu hakaretler, Türkçeye niçin aktarılır ki? Bu sorunun cevabını
yayınevi veriyor. Diyor ki: (Biz Yayınevi olarak, sahabelere, saygı ve hürmet edilmesi
gerekti ini hatırlatmakla beraber, be er oldukları için, ele tirilebileceklerini söylüyoruz.) [s.
209]
Demek ki, Eshab-ı kirama hakaretin tek sebebi, be er yani insan oldukları içinmi .
Kitabın mütercimi ise, (Sunu ) bölümünde diyor ki:
(Yazar, ihtilaflı konuları bilerek kaleme almı , "Bu rivayetlerin do rulu unu veya
yanlı lı ını tesbit etmek, tarih yazanın bilece i i tir." diyerek i in içinden çıkmı tır.) [s.7]
Yazarın ve mütercimin de itiraf etti i gibi, do ru oldu u bilinmiyen isnatlarla Eshab-ı
kirama hakaret edilmi tir. Acem yazar, ilk iki halifenin halifeli ini islâma darbe olarak
bildiriyor: (Bu rejimin kurucusu ortadan gittikten sonra, Alinin mahrumiyeti ve siyasi
grupla malar, hilafet duvarının temel ta ının e ri konulmasına sebep oldu. Ebu Bekrin,
Ömeri kendisine halife seçmesiyle, islâmi rejime ikinci darbe de vurulmu oldu.) [s. 14]
Hz. Osmana da öyle saldırıyor:
(Ömer de gidince,....... Osman hükumeti eline aldı.... slâm kanunlarında yapılan
de i iklikler, o kadar iddetliydi ki, Muhammedin binası kökten viran oldu.) [s.15]
Hz. Ebu bekre saldırısı da öyle:
(Ebu bekir, Aliyi -na-civanmerdane-siyaset sahnesinden ala a ı ederek, hilafete
oturdu u gün, Ebuzer endi e ve korkuya dü tü.) [s. 15]
Di er Eshab-ı kirama da öyle hücum ediyor:
(Ama mümkün müydü, Osmanları,..... Abdurrahman bni Avflar, hadisle, ayetle ve
konu mayla do ru yola getirmek? Bu nasıl olabilirdi ki Allahın resulü, vahyle silahlı oldu u
zaman bile bunu yapamamı tı. Oysa bunların bizzat kendileri, vahiyle, Kur' anla milleti
ya me etmi lerdi.) [s. 195]
Acem yazar, bu sahabiyi bir gayrı müslime benzeterek diyor ki:
(Ebuzer de, Pascal gibi, Allahı yürek yoluyla bulmu ve Peygamberi görmeden üç yıl
önce Allaha inanmı tı.) [s. 18]
Acem yazar da, di er reformcular gibi sosyalizm taraftarıdır. Hz. Ebuzeri de sosyalist
olarak övmektedir. Diyor ki:
(Peki Ebuzerin sosyalizmi ne oldu? Yeni sosyalistler diyor ki: Dünya gerek ki sosyalist
olsun, ta ki ya amaya layık olsun!.. Biz de aynı dü ünceyi Ebuzerin bütün hayatı boyunca
açıkça görüyoruz.) [s.17]
Görüldü ü gibi slâm perdesi altında sosyalizmi savundukları açıkça anla ılmaktadır.
Acemo lu, Hz. Ebuzere de iftira ederek onun a zından, (Evinde ekmek bulunmadı ı
hâlde, kınından sıyrılmı kılıcıyla isyan etmiyen adama a arım.) diyor.
Acemo lu, niçin çalı mıyorsun da isyan ediyorsun? Rızık Allahtan de il midir?
Peygamber efendimiz ve Eshab-ı kiram günlerce aç kaldı. Hangisi isyan etti?
Yine bu Acemo lu, Hz. Ebuzer dahil, birkaç sahabinin ismini söyledikten sonra,
(Bunların hayatlarını özet olarak da olsa, anlatan do ru bilgiler ne yazık elimizde yoktur.)
diyor. (s.21) Buna ( ntak-ı hak) denir. Peki do ru bilgi yok da Hz. Ebuzer hakkında koca bir
kitap nasıl yazılabilir? ftira olunca niye yazılmasın ki?

Eshab-ı kiram
Sual: Eshab-ı kiramın fazileti hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Eshab-ı kiramın faziletiyle ilgili ayet-i kerimelerden birkaçı öyle:
(Muhammed [aleyhisselam], Allahın peygamberidir, Onunla birlikte bulunanların
[Eshabın] hepsi, kâfirlere kar ı iddetli ve birbirlerine kar ı merhametlidir.) [Feth-29]
(Mekkenin fethinden önce Allahü teâlâ için mal veren ve muharebe edenlere,
fetihten sonra verenlerden ve harbedenlerden daha yüksek derece vardır. Bunların
dereceleri e it de ildir. Hepsi için Cenneti söz veriyorum.) [Hadid 10]
(Biz onların [Eshab-ı kiramın] hepsinden razıyız.) [Tevbe 100]
Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki:
(Eshabımın hiç birine dil uzatmayın. Yemin ederim ki, bir ki i, Uhud da ı kadar
altın sadaka verse, eshabımdan birinin bir müd arpa sevabına kavu amaz) [Mevahib]
[Bir müd, 875 gr.]
(Ensari müminden ba kası sevmez, münafıktan ba kası da bu zetmez. Ensari
seveni Allah da sever, onlara bu zedene Allah da bu zeder.) [Buharî]
(Eshabıma dil uzatmakta Allahtan korkun! Benden sonra onları kötü emellerinize
alet etmeyin!) [Buharî]
(Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür.) [Bezzar]
(Eshabımın ve akrabamın ve gösterdi im yolda gidenlerin sevgisinde benim
hakkımı koruyun! Onları sevmek suretiyle peygamberlik hakkımı koruyanları, Allahü
teâlâ, dünyada ve ahirette belâlardan, zararlardan korur. Peygamberlik hakkımı
dü ünmeyip, onları incitenleri, Allahü teâlâ sevmez. Allahü teâlânın sevmediklerine de
azab etmesi yakındır.) [Taberânî]
(Eshabımın ismini i itince, susun, anlarına yakı mıyan söz söylemeyin!) [Taberânî]
(Kimi çıkıp, Eshabımı kötüliyecek. Bunlar, müslümanlıktan ayrılacaklardır.)
[Beyhekî]
(Eshabımın kusurlarını söylemeyin! Kalbleriniz onlara kar ı de i ir. Eshabımı
iyilikle anın ki, kalbleriniz ülfet etsin!) [Deylemî]
(Eshabımın bundan sonraki hatalarını, Allahü teâlâ affedecektir. Onların
slâmiyete hizmetini kimse yapmamı tır) [Süyutî]
(Beni gören müslüman, Cehenneme girmez.) [Taberânî]
( nsanların en hayırlısı asrımdaki müslümanlar [Eshab-ı kiram]dır. Onlardan sonra
en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tabiin]dir. Onlardan sonra en iyileri, onlardan
sonra gelenler [Tebe-i tabiin]dir. Artık bunlardan sonra yalan yayılır. Bunların [Benim
ve Eshabımın yolunda olmıyanların] sözlerine ve i lerine inanmayınız!) [Buharî]
(Eshab, ezvac ve ehl-i beytimi sevip dil uzatmayan Cennette benimle beraberdir.)
[Ramuz]
(Eshabımı kötüliyen hariç, Kıyamette, herkesin kurtulma ümidi vardır.) [Hakim]

Sahabenin Kerameti
Sual: Eshab-ı kiram, bütün evliya-i kiramdan üstün oldu u hâlde, kerametlerinden az
bahsedilmesinin sebebi nedir?
CEVAP
Onların kerametleri az de ildir. Menkıbelerini anlatan bütün kitaplar tercüme edilmedi i
için bize az gibi geliyor. Camiul-keramat kitabında birçok sahabinin kerametleri anlatılıyor.
Onların kerametlerinin, sonra gelen evliyaya göre daha az görülmesinin birkaç sebebi vardır.
Hadis-i erifte, (Eshabım gökteki yıldızlar gibidir) buyuruldu. Yıldızlar, gündüz de mevcut
iken, geceleyin görülür. Gündüz, güne in ı ıkları, yıldızların görülmesine manidir. En parlak
bir ı ık bile, gündüz güne ı ı ının yanında pek zayıf kalır. ki cihan güne i Muhammed
aleyhisselamın nuru ve mucizeleri yanında da Eshab-ı kiramın kerameti, elbette gölgede
kalır.
kinci husus, insanların iman etmeleri için, Peygamberlerin mucize göstermeleri gerekir.
Evliyanın keramet göstermesi gerekmez. Hatta keramet göstermekten hayâ ederler.
Asr-ı saadetteki insanların imanı kuvvetli idi. Kerametle imanlarının kuvvetlenmesine
ihtiyaç yok idi. Daha sonra gelenlerin imanı zayıfladı. manlarının kuvvetlenmesi için
keramete ihtiyaç hasıl oldu. Onun için daha sonra gelen evliyada keramet çok görüldü.
( evahid-ün-nübüvve s.417)

Cennetlik olan insanlar


Sual: Eshabı kiramın bazısını kötülemek caiz midir?
CEVAP
Eshab-ı kiramın bazısını, herhangi bir sebeple kötülemek birkaç bakımdan caiz de ildir:
1- Eshab-ı kiram Peygamber efendimizin arkada ları ve dostlarıdır. Onun dostlarını
üzmek, Onu üzmek demektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Eshabım hakkında Allah’tan
korkun! Onları kötülemeyin. Onları seven beni sevdi i için sever. Beni sevmeyen de
onları sevmez. Onları inciten beni incitmi olur. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmi
olur.) [Buharî]
2- Eshab-ı kiram, bizim ölülerimiz oldu u için kötü söz söylenmez. Çünkü (Ölülerinizi
hayırla anın, iyiliklerini söyleyin, kötülüklerini açıklamayın) hadis-i erifine aykırı olur.
(Tirmizî)
3- Eshab-ı kiramın kusurları olsa bile, söylememek gerekir. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Eshabımın kusurları, yanlı hareketleri olacaktır. Allahü teâlâ, benim hatırım için
onların kusurlarını affedecektir.) [ bni Asakir]
4- Eshab-ı kiramın kusurunu söylemek fayda vermeyece i gibi, aksine cehenneme
gitmeye sebep olaca ı için susmak gerekir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Eshabım arasında
fitne çıkacaktır. O fitnelere karı anları, Allahü teâlâ benimle olan sohbetlerinin
hürmetine af ve ma firet edecektir. Sonra gelenler ise, bu fitnelere karı an Eshabıma
dil uzatarak Cehenneme girecektir.) [Müslim]
5- Peygamber efendimiz, (Eshabımı kötülemeyin) buyurdu u için onların hiç birisi
hakkında kötü söz söylenmez. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Eshabımı kötüleyen hariç, kıyamette, her müminin kurtulma ümidi vardır.)
[Hakim]
(Eshabımı kötüleyenler, müslümanlıktan ayrılmı olur.) [Beyhekî]
(Eshabımın ismini i itince, susun, anlarına yakı mayan söz söylemeyin!) [Taberânî]
(Eshabımı kötüleyenlere Allahü teâlâ lânet etsin.) [Taberânî]
6- Allahü teâlâ, onlardan razı oldu u ve onların kusurlarını affetti i ve hepsine cenneti
söz verdi i için kötülemek caiz olmaz. Kur' an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Allah onlardan
razıdır.) [Tevbe 100]
(Hepsine hüsnayı [cenneti] vâdettik.) [Hadid 10]
7- Araf ve Hicr surelerinde (Biz azimü an, onların kalblerindeki gıl ve gı ı
nezettik) buyuruluyor. Yani kalblerindeki kin ve dü manlık gibi eyleri kökünden çıkarıp
attık. Demek ki, hiçbir sahabi, ba ka bir sahabiye haset ve kin beslemez. Çünkü, hepsi
Hakkulyakîn mertebesine ula mı lardır. Aralarındaki sava lar ictihad sebebi ile idi. Her biri,
kendi ictihadı ile hareket etmeye mecbur oldu undan, hiçbiri kötülenemez. Eshab-ı kiramdan
birini kötülemek, (Allah onlardan razıdır.) mealindeki âyete inanmamak olur. (Tathir-ül-
cenan)
Kur'an-ı kerimde ( ki mümin grup birbiriyle sava tı ı zaman aralarını düzeltin!)
buyuruluyor. (Hucurat 9)
mam-ı a'zam, (Eshab-ı kiramın hepsini hayırla anarız) buyurdu. mam-ı afiî ve
Ömer bin Abdülaziz de, Eshab-ı kiram arasındaki sava lar hakkında (Allahü teâlâ,
ellerimizi, bu kanlara bula maktan korudu u gibi, biz de, dilimizi tutup,
bula tırmayalım!) buyurdu. (M.Rabbani c.2, m.96)
mam-ı Gazalî hazretleri de (Dinimizi bize ula tıran Eshab-ı kiramdır. Onlardan
birini kötülemek, dini yıkmak olur.) buyurdu.

Dört halifenin fazileti


Sual: Dört halifenin faziletlerini anlatır mısınız?
CEVAP
Dört halifeden Hz. Ebu Bekrin faziletini bildiren hadis-i eriflerden birkaçı:
(Ebu Bekri sevmek ve ona ükretmek her mümine vaciptir.) [Deylemî]
(Ebu Bekr, insanların en üstünüdür. Yalnız Peygamber de ildir.) [Deylemî]
(Ebu Bekrin varken, ba kasının imam [ba kan] olması layık de ildir.) [Tirmizî]
(Ey Ebu Bekr, Allah sana "Sıddık" ismini verdi.) [Deylemî]
(Allahü teâlâ, Ebu bekre çok rahmet etsin! Bana kızını verdi. Hicrette beni
Medineye götürdü) [Hakim]
(Kıyamette, Ebu Bekr hariç, herkese hesab sorulur.) [Hatib]
(Ebu Bekrin ekline eytan giremez.) [Deylemî]
(Ebu Bekrin imanı, bütün insanların imanları toplamı ile tartılsa, Ebu Bekrin
imanı daha a ır gelir.) [M.Ç.Güzin]
Hadis-i erifte, (Allahü teâlânın gö süme akıttı ı marifetlerin, bilgilerin hepsini,
Ebu Bekrin gö süne akıttım) buyuruluyor. Sevgi, ba lılık çok oldukça, faydalanmak da o
kadar çok olur. Bunun içindir ki, Hz. Ebu Bekr bütün Eshabın en üstünü oldu. Çünkü, onun
Resulullaha ba lılı ı, herkesten çok idi. (Ebu Bekrin üstünlü ü, çok namaz kıldı ı, çok
oruç tuttu u için de ildir. Onun kalbinde bulunan bir ey içindir) hadis-i erifteki o ey,
Resulullahın sevgisidir. [ .Gazali]

Hz. Ömerin Fazileti


Hz. Ömerin faziletini bildiren hadis-i eriflerden birkaçı öyle:
(Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu.) [Tirmizî]
(Cebrail geldi. "Ömerin müslüman olmasından dolayı gökteki melekler birbirine
müjde veriyor, bayram ediyorlar" dedi.) [Hakim, Ebu Nuaym]
( eytan, Ömeri müslüman olduktan sonra görünce, yüzüstü yıkıldı.) [Dare Kutni]
(Geçmi ümmetler içinde vukuundan önce bazı eyleri haber veren keramet ehli
zatlar vardı. Ümmetimin içinde de Ömer onlardandır.) [Buharî]
Hz. Ömer, Medinede hutbe okurken, rana gönderdi i ordunun ma lup olmak üzere
oldu unu görüp, kumandana (Ya Sariye arkanı da a ver) buyurdu. O da, da a yana tı ve
zafere kavu tu. ( evahid)

Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömeri birlikte bildiren hadis-i eriflerden birkaçı da öyle:
(Benden sonra Ebu Bekre ve Ömere iktida edin, uyun!) [Tirmizî, Hakim]
(Cennete ilk girecek olan Ebu Bekr ve Ömerdir.) [Deylemî, bni Neccar]
(Bu ikisini kötüleyen bana ve slâma kastetmi demektir.) [Ebu Nuaym]
(Bu ikisini sevmek, iman, bunlara dü manlık küfrdür.) [ . Adiy, . Neccar]
Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömere sövmenin küfr oldu u Hulasa-tül-fetavada yazılıdır. Bu
ikisine dil uzatanların küfründe bütün âlimlerin sözbirli i oldu u Mirat-ı Kainatda da
yazılıdır. Hadis-i eriflerde buyuyruldu ki:
(Ümmetimin oyları dalalet üzerinde toplanmaz.) [Ebu Nuaym]
(Müminlerin güzel dedi i eyi, Allahü teâlâ da güzel kabul eder.) [ . Ahmed]
(Allah, namazı, zekâtı ve orucu farz etti i gibi, Ebu Bekri, Ömeri, Osmanı ve Aliyi
sevmeyi de farz etti) [Vesile]
(Ba ınıza Ebu Bekr gelince, onu zahid ve ahirete ragıb bulursunuz. Ba ınıza Ömer
gelince, onu kuvvetli, emin ve Allah yolunda kimseden çekinmez görürsünüz. Ba ınıza
Ali gelince, hadi ve mühdi olur. Sizi do ru yola götürür bulursunuz) [Hakim]

Üstünlük Sırası
Peygamber efendimiz, Ebu Bekr, Ömer ve Osman "radıyallahü anhüm" ile Uhud da ına
çıktıkları zaman da sevinçten sallandı. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Ey da , sallanma! Senin üstünde bir peygamber, bir sıddık, iki de ehid [Ömer ve
Osman] vardır.) [Buharî]
Ebu Bekr-i Sıddık, Peygamberler hariç, insanların en üstünüdür. Müslümanlıktan önce
de, Allahü teâlânın lutfu ile, putlara tapmadı. Bundan sonra, insanların en üstünü Hz.
Ömerdir.
Bundan sonra, iyilikler hazinesi, hayâ, iman ve irfan kayna ı, Zinnureyn Hz. Osmandır.
Bundan sonra, a ılacak üstünlükler sahibi, Allahın arslanı Hz. Alidir. Bunlardan sonra, en
üstünleri A ere-i mübe eredir, yani Cennet ile müjdelenmi on ki idir. Bunlardan sonra,
Bedir gazasındaki 313 ki i üstündür. Sonra Uhud gazasındaki 700 ki inin hepsi, daha sonra
da Biat-ür-rıdvan, yani a aç altında söz veren 1400 ki i üstündür. Ondan sonra da di er
Eshab-ı kiramdır.
Resul-i Ekrem efendimizin yolunda, can ve mallarını feda eden, Ona yardım eden
Eshab-ı kiramın hepsinin isimlerini, saygı ile, sevgi ile söylemek bize vaciptir. Onların
büyüklü üne yakı mıyan sözler söylemek asla caiz de ildir. simlerini saygısızca söylemek
sapıklıktır. Resulullahı sevenin, Onun Eshabının hepsini de sevmesi gerekir.

Hz. Osman’ın Fazileti


Akılsız ve soysuz Mezhepsizlerin hedef aldı ı Hz. Osman, Cennetle müjdelenmi on
ki iden biridir. Hadis-i erifte (Osmanın efaati ile hepsi Cehennemlik olan yetmi bin
ki i sorgusuz suâlsiz Cennete girecektir.) buyuruldu. ( bni Asakir)
Hazret-i Osmanın faziletini bildiren hadis-i eriflerden birkaçı öyle:
(Her peygamberin bir arkada ı var. Benim cennette arkada ım Osmandır)
[Tirmizî]
(Ya Osman, benden sonra sana da hilafet verilecektir. Münafıkların sözüne bakıp
da hilafeti terk etme! O gün oruçlu ol, benim yanımda iftar edersin.) [ bni Adi]
(Ya Osman, Allahü teâlâ sana hilafet gömle ini giydirecektir. Münafıklar
çıkartmak istiyeceklerdir. Bana kavu uncaya kadar onu çıkartma!) [ bni Mace, Tirmizî]
Resulullah efendimiz, kızı Hz. Rukayyeye buyurdu ki:
(Ey canım kızım, Osmana çok sevgi göster! Zira Eshabım arasında ahlâkı bana en
çok benziyen odur.) [Mesabih, Mirat]
A lama Ya Osman
Mirat-ı kainatda deniyor ki:
Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın emri ile kızı Rukayyeyi Hz. Osmanla evlendirdi.
Hz.Rukayye vefat edince, Hz. Osmanın gözlerinden ya lar akmaya, yani a lamaya ba ladı.
Bunu gören Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Ya Osman a lama! Allaha yemin ederim ki, yüz kızım olsa ve vefat etseler, bir
tane kalmayıncaya kadar sana verirdim. te, Cebrail aleyhisselam geldi. Allahü
telalanın, ölen kızımın yerine karde ini, [Ümm-i Gülsümü] aynı mehr sana vermemi
emretti ini bildirdi.) [ bni Asakir]
Kızı Ümm-i Gülsüme de, (Kızım, zevcin Osman, Ceddin brahim peygambere ve
baban Muhammede [aleyhisselam] herkesten daha çok benzemektedir) buyurdu.
Hz. Osman gelince Peygamber efendimiz, mübarek ayaklarını örttü. Sebebi suâl
edilince, (Osmandan melekler hayâ eder, ben hayâ etmez miyim?) buyurdu.
Tebük gazvesinde Hz.Osman, kendi ticaret malından üç bin deve, 70 at, onbin altın
getirdi. Resulullah efendimiz, bunları askere da ıtıp, (Bugünden sonra Osmana günah
yazılmaz) buyurdu.[Bundan sonra Allah Osmanı günah i lemekten korur.] (Tirmizî) ve (Ya
Rabbi, Osmanın geçmi , gelecek, gizli-açık ve kıyamete kadar i liyece i günahları
affet!) diye duâ etti. (Ebu Nuaym)
[(Allahü teâlânın sevdi i kula, günah zarar vermez) hadis-i erifi de (Allahü teâlâ
onu günah i lemekten muhafaza eder) ve (Allahü teâlâ, sevdi i kula tevbe imkanı verir,
ölmeden onun günahlarını affeder) eklinde açıklanmı tır. (Deylemî, R.Münire)
Feth suresinin (Allah senin geçmi ve gelecek günahlarını affetti) mealindeki 2. ayet-i
kerimesi, (Allahü teâlâ, Peygamber efendimizi geçmi te ve gelecekte günah i lemekten
korudu) eklinde açıklanmı tır. ( ifa-i erif)]
Allahın Sevdi i Zat
Hz. Ali, bir gün Hz. Fatımayı incitmi ti. Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömer Peygamber
efendimize ricada bulundularsa da, Peygamber efendimiz Hz. Aliyi affetmedi. Hz. Osman
rica edince affetti. Sebebini sorduklarında buyurdu ki:
(Öyle birinin efaatini [ricasını, af talebini] kabul ettim ki, yer ile gö ün yerini
de i tir diye, Allahtan istese, Allahü teâlâ bunu kabul edip de i tirir. Yahut "ya Rabbi
bu ümmetin hepsinin günahlarını affet!" dese, affeder) [Mesabih]
Resulullahın yanına bir cenaze getirildi. Namazını kılmadı ve (Bu adam Osmana
dü man idi. Onun için, Allahü teâlâ da, buna dü mandır) buyurdu. (Tirmizî)
Peygamber efendimiz, Ebu Musa E ariye, (Kapıdan girenleri Cennete müjdele!)
buyurdu. Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömer girdi. Kapı tekrar çalınınca, (Kapıyı aç! Gelenin
Cennetlik oldu unu müjdele! Ba ına belâlar gelece ini söyle!) buyurdu. çeri giren
Hazret-i Osman idi. (Buharî)

Hz. Alinin Fazileti


Ehl-i beytten ve dört halifeden Hz. Alinin fazileti ile ilgili birkaç hadis-i erif:
(Aliyi ancak mümin olan sever ve ona ancak münafık olan bu zeder.) [Nesâî]
(Aliyi sevmek, ate in odunu yaktı ı gibi, müslümanların günahını yok eder.) [ .
Asakir]
(Aliye dü man olanın dü manı Allahtır.) [Ramuz]
( lim on kısımdır. Dokuzu Alide, biri di er halktadır. O, bu biri de onlardan iyi
bilir.) [E. Nuaym]
(Alinin yüzüne bakmak ibâdettir.) [Hakim]
(Aliyi seven, beni sevmi tir. Ona dü manlık, bana dü manlıktır. Onu inciten beni
incitmi tir. Beni inciten de elbette Allahı incitmi olur.) [Taberânî]
(Ya Ali, senin sevdi ini sever, senin bu zetti ine bu zederim.) [Taberânî]
( manın alametleri vardır. Birinci alameti Aliyi sevmektir.) [M.Ç.Güzin]
(Ben ilmin ehriyim, Ali ise kapısıdır.) [Deylemî]
(Ben kimin mevlası [efendisi] isem, Ali de onun mevlasıdır!) [Nesâî]
(Aliyi sevmek, iman, ona dü manlık, nifak alametidir.) [Kurret-ül-ayneyn]
(Ya Ali, bana, Harunun Musaya yakınlı ı gibisin. Yalnız benden sonra nübüvvet
yoktur.) [Buharî]
(Ya Ali Fatıma bana senden daha sevgilidir. Sen bana, ondan daha kıymetlisin.)
[E. Kiram]
(Kızım Fatımayı Aliye Rabbimin emriyle verdim. Allahü teâlâ, her peygamberin
neslini kendinden, benimkini ise Aliden devam ettirmi tir.) [M.Ç.Güzin]

Ehl-i beytin fazileti


Sual: Ehl-i beyti sevmek art mıdır?
CEVAP
Ehl-i beyti sevmek arttır. Çünkü imanın temeli ve en kuvvetli alameti, Allahı sevmek
ve Allahın sevmediklerini sevmemektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
( manın temeli ve en kuvvetli alameti, Allah dostlarını sevmek ve Onun
dü manlarına dü manlık etmektir.) [ .Gazali]
Hak teâlâ, Hz. saya da buyurdu ki:
(Yer ve gökteki bütün mahlukların ibâdetini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve
dü manlarıma dü manlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [ .Gazali]
Allahü teâlâ, Ehl-i beyte buyuruyor ki:
(Allahü teâlâ sizlerden ricsi yani her kusur ve kirleri gidermek istiyor ve sizi tam
bir taharet ile temizlemek irade ediyor.) [Ahzab 33]
Peygamber efendimiz, Hz. Aliyi, Hz. Fatımayı, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyni mübarek
abaları ile örterek öyle duâ eyledi:
( te benim Ehl-i beytim bunlardır. Ya Rabbi, bunlardan kötülü ü kaldır ve
hepsini temiz eyle!) [Mesabih]
Her namazda, Al-i Muhammed diye duâ etti imiz Ehl-i beyt bunlardır. Allahü teâlânın
en çok sevdi i resulü Muhammed aleyhisselamdır. Onun da en çok sevdi i Ehl-i beyti ve
Eshabıdır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Ehl-i beyti seveni Hak teâlâ sever, bu z edene de bu z eder.) [ .Asakir]
(Eshabımı, zevcelerimi ve Ehl-i beytimi sevip onlara dil uzatmayan, Cennette
benimle beraber olur.) [Ramuz]
( slâmın esası, bana ve Ehl-i beytime sevgidir.) [ bni Asakir]
(Size iki ey bıraktım. Allahın kitabı ve Ehl-i beytim. Bunlara uyan, hidayet üzere
olur. Uymıyan sapıtır.) [ .Hibban]
(Ehl-i beytimi ve Eshabımı çok sevenin, Sırat köprüsünde ayakları kaymaz.)
[M.Ç.Güzin]
(Ehl-i beytim, Nuhun gemisi gibidir. Tutunan kurtulur, tutunmayan, bo ulur.)
[Taberânî]
(Ehl-i beytime bu zeden, yüzüstü Cehenneme atılır.) [ . Ahmed]
(Ehli beytime, Cehennemlikten ba kası bu zetmez.) [ . Ahmed]
(Ehl-i beytimi sevmiyen, ihtilafa dü er ve eytana yolda olur.) [Hakim]
(Vallahi Ehl-i beytimi sevmiyenin kalbine iman girmez.) [ .Ahmed]
(Sizin iyileriniz, benden sonra, Ehl-i beytime iyilik edenlerdir) [Hakim]
(Benim soyuma dil uzatarak, beni incitenlere, Allahü teâlâ çok azab yapar.)
[Deylemî]
( u üç hürmeti gözetenin, dini ve dünyası muhafaza edilir, yoksa hiç bir eyi
korunmaz. slâma, Peygambere ve onun nesline hürmet.) [Taberânî]
[ slâma hürmet, Dinin emirlerine riayet etmektir, Peygambere hürmet, sünnetine
uymaktır, nesline hürmet seyyidlere, eriflere hürmettir.]
(Fatıma, Cennet hatunlarının üstünü, Hasan ve Hüseyn de Cennet gençlerinin
yüksekleridir.) [Tirmizî]
(Fatıma benden bir parçadır. Onu sıkan ey beni de sıkar. Onu ferahlandıran ey
beni de ferahlandırır. Kıyamette benden ba ka kimse nesebine sahib olamaz.) [Hakim]
(Ya Fatıma, Allahü teâlâ senin gazabın için gazab eder, senin rızan için razı olur.)
[Hakim]
(Allah, Fatıma ve nesline Cehennemi haram kıldı.) [Hakim, Taberânî]
(Kızım Fatımanın adı "Allah onu ve sevenlerini Cehennemden korur"
manasındadır.) [Deylemî]
(Ya Rabbi, Hasan ve Hüseyni seviyorum. Sen de sev! Bunlara bu zedene, sen de
bu zet!) [Taberânî]

Cennetle müjdelenen sahabiler


Sual: A ere-i mübe ere kime denir?
CEVAP
Cennetle müjdelenen sahabilere A ere-i mübe ere denir. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(On ki i Cennetliktir. Ebu Bekr, Ömer, Osman, Talha, Zübeyr, Abdurrahman bin
Avf, Ali, Sad bin Ebi Vakkas, Ebu Ubeyde bin Cerrah ve Said bin Zeyd) [ .Mace,
Tirmizî]

Resulullahın akrabaları
Sual: Herhangi bir sahabinin, mesela, Hz. Ebu Süfyanın müslüman olmadan önceki
halini anlatmak caiz mi?
CEVAP
Hiçbir Sahabinin müslüman olmadan önceki halini kötüliyerek anlatmak asla caiz
de ildir.
Müslüman olmadan önce i lenen bütün günahları Cenab-ı Hak, sevaba çevirdi ini ayet-i
kerime ile bildirmi tir. Hele Peygamber efendimizin Eshab-ı kiramından birini kötülemek
çok büyük günahtır. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Eshabım hakkında Allahtan korkun! Benden sonra onları kötülemeyin. Onları
seven beni sevdi i için sever. Beni sevmiyen de onları sevmez. Onları inciten beni
incitmi olur. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmi olur.) [Buharî]
Hz.Ebu Süfyan, Eshab-ı kiramın büyüklerinden ve Resulullah efendimizin kayınpederi
idi. Yani Eshardan [hanımı tarafından akraba] idi. Peygamber efendimize nikahla akrabalık
büyük bir ereftir.
nsanların En yileri
Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ bana insanların en iyilerini sahabi olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını
bana vezir olarak, din-i islâmı bildirmekte yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını
da eshar [hanım tarafından akraba] olarak ayırdı. Onlara dil uzatanlara Allahın,
meleklerin ve bütün insanları lâneti olsun!) [Hakim]
(Allahü teâlâ, beni bütün insanlar arasından ayırıp seçti. Bana eshab ve akraba
olarak en iyileri seçti. Bunlardan sonra, birçok kimse gelir ki, eshabıma ve akrabama
dil uzatırlar. Onlara yakı mıyan iftiralar söyliyerek, kötülemeye çalı ırlar. Böyle
kimselerle oturmayın! Birlikte yiyip içmeyin. Bunlardan kız alıp vermeyin.) [D.Kutni]
(Allahü teâlâ bana söz verdi ki, kızlarını aldı ım ve kızlarımı verdi im aileler,
Cennette benimle beraber olacaktır.) [Deylemî]
(Benimle evlenen veya kız alıp verdiklerim, Cehenneme girmez.) [Deylemî .Neccar]
(Kızlarımı evlendirece im kimselerle, evlenece im kadınların Cennetlik olmasını
Rabbimden istedim. Rabbim de kabul etti.) [ irazi]
(Eshabımı, zevcelerimi ve Ehl-i beytimi seven ve onlara dil uzatmayan, Cennette
benimle beraber olur.) [Ramuz]
(Esharımın [Hanım tarafından olan hısımlarımın] Cennetlik olmasının istedim.
Rabbim de bu iste imi kesin olarak kabul etti.) [Hakim]
Eshardan, Peygamber efendimize akraba olanlardan bazıları unlardır:
1- Hz.Ai e validemizin babası Hz. Ebu Bekr-i Sıddik [kayınpeder]
2- Hz.Hafsa validemizin babası Hz. Ömer-ül Faruk [kayınpeder]
3- Ümm-i Habibe validemizin babası Hz. Ebu Süfyan [kayınpeder] karde i Hz. Muaviye
[kayınbirader] ve annesi Hz. Hind. [kayınvalide]
4- Peygamber efendimizin iki damadı, Hz. Osman ve Hz. Ali.
Taif Kahramanı
Hz. Ebu Süfyan, müslüman olmadan önce Mekkenin ordu kumandanı idi. Mekkenin
fethinde müslüman oldu. slâm ordusu ehre girerken, bir tepeden onları seyrediyordu. Kendi
kendine ( imdi büyük bir ordum olsa, acaba bunları yenebilir miydim?) diye dü ündü. Tam
o sırada Peygamber efendimiz yanına gelip, yava ça (Ne kadar büyük ordun olsa, yine
seni yenerdim) buyurdu. Bu mucize kar ısında Hz. Ebu Süfyanın imanı daha da
kuvvetlendi. Daha sonra Peygamber efendimiz Eshabına buyurdu ki:
(Ebu Süfyanın evine giren öldürülmekten kurtulur.) [Müslim]
Hz. Ebu Süfyan Mekkeye gidip Kurey i slâma davet etti. slâm ordusunun ehre girmek
üzere oldu unu haber verdi. (Müslüman olanlar ve veya benim evime ve Mescid-i harama
sı ınanlar hariç, herkes kılıçtan geçirilecektir.) dedi. Hz. Ebu Süfyana bu ereften ba ka,
daha birçok ihsanlara kavu tu.
Taif gazasında çok büyük kahramanlık gösterdi. Harbde bir gözü çıktı. Gözünü avucuna
alıp geldi. (Ya Resulallah, gözüm Allah yolunda telef oldu. Allahü teâlâ, geçmi
günahlarımı affeder mi?) diye suâl etti. Cevabında buyurdu ki:
( stersen duâ edeyim gözün iyile sin. stersen Cennette büyük mükâfatlara kavu ,
Cennet gözü için sana duâ edeyim.) [Mevahib]
Hz. Ebu Süfyan elindeki gözünü yere atıp, (Cennet gözü isterim) dedi. Peygamber
efendimizin vefatından sonra, Yermük sava ında, dinden dönenlerle yaptı ı sava ta di er
gözü de çıkıp ehid oldu. (Medaric-ün nübüvve s.417)

Kadınların en üstünü
Sual: Kadınların en üstünü kimdir?
CEVAP
mam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
Ehl-i sünnet âlimleri buyurdu ki; limde ve ictihadda Hz. Ai e, Hz. Fatımadan üstündür.
Abdülkadir-i Geylani hazretleri, (Hz. Ai e daha üstündür.) buyurdu. (Gunye)
limde ve ictihadda Hz.Ai e, zühd ve dünyadan kesilmekte ise, Hz. Fatıma daha ileridir.
Bunun içindir ki, Hz.Fatımaya Betul yani çok temiz demi lerdir. Hz. Ai e Eshab-ı kirama
eriati ö retirdi. Eshab-ı kiram, mü küllerini, ondan sorup ö renirdi. (c. 2, m.67)
Hz. Ai e, Resulullahın zevce-i mutahherasıdır. Ebu Bekr-i Sıddikın kızıdır. Çok akıllı,
zeki, âlime, edibe ve afife ve saliha idi. Hafızası pek kuvvetli oldu u için, Eshab-ı kiram
birçok eyleri ondan sorup ö renirdi. Resulullah tarafından çok sevilir ve çok ö ülürdü.
Nikahı Allahü teâlânın emri ile yapıldı. Ayet-i kerime ile medhedilmi tir.
Fatıma-tüz-zehra, Resulullahın dört kızından en sevgilisi idi. Aklı, zekası, hüsn-ü
cemali, zühd ve takvası ve ahlâk-ı hüsenesi pek ziyade idi. Yüzü pek beyaz ve parlak
oldu undan Zehra denildi. Ayet-i kerime ve hadis-i erifte medholundu.
Hadice-tül-kübra ise, Resulullahın ilk zevcesidir. Çok zengin ve âlime ve akıllı idi.
Bütün malını Resulullaha ba ı ladı. Yirmidört sene çok iyi hizmet etti. Bir kerre incitmedi.
lk imana gelen hür kadındır. Resulullah, vefatına kadar, her zaman kendisini meth
buyururdu. Hatta bir gün, evde methederken, Ai e validemiz dayanamayıp "Cenab-ı Hak
size ondan daha iyisini verdi" dedi. (Hayır! Ondan iyisi verilmedi. Herkes bana yalancı
dedi i günlerde, o bana inandı. Herkes bana eziyyet verirken, o bana Yâr oldu. Üzüntülerimi
giderdir) buyurdu. Hz. Hadice ile kerimesi Fatıma-tüz-zehra, dünyadaki bütün kadınların en
üstünü oldukları hadis-i erifte bildirilen dört kadından ikisidir. Üçüncüsü Hz. Ai e,
dördüncüsü, Hz. Meryemdir.
Bazı âlimler de Hz. Fatımanın Hz. Meryemden sonra bütün kadınların en üstünü
oldu unu bildirmi lerdir.
Hazret-i Ali hakkında
Sual: Hazret-i Ali’nin hayatı hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Hz. Ali "radıyallahü anh" Resulullahın amcası olan Ebu Talibin o lu idi. Cennetle
müjdelenen on ki iden biridir. Resulullahın damadıdır. Ehl-i beytin birincisidir. Hicretten 23
yıl önce Mekkede do du. Bütün gazalarda kahramanlıklar gösterdi. Uhudda onaltı yerinden
yaralandı. Hicri 35 yılında halife oldu. Bundan be yıl sonra Ramazan-ı erif ayı 17. Cuma
günü sabah namazına giderken bni Mülcem isminde bir harici tarafından kılıçla alnına
vurularak ehid edildi. Kufede yani Necef denilen yerde medfundur.
Hz. Ali, Bu day benizli, uzun gerdanlı, güler yüzlü, iri ve siyah gözlü, geni gö üslü, iri
yapılı idi. Sakalı sık olup sava ta uzatırdı ve omuzlarına kadar yayılırdı. Son zamanlarda saçı
ve sakalı pamuk gibi beyaz olmu tu. Evliyanın büyü ü, Vilayet yolunun reisidir. Her
tarikatte herkese evliyalı ın feyzleri ve marifetleri Hz. Aliden gelmektedir.
Hz. Ali ve Hz.Fatıma çocuklarının herkes üzerinde hakları vardır. nsanların en
ereflileri onlardır. Onlara tazim, dinimizin emridir.
Mübarek Sözleri
Hz. Alinin mübarek sözlerinden bazıları öyledir:
Dostların kötüsü, senin için külfete giren, seni özür dilemeye mecbur bırakandır.
Cehennemlik görmek istiyen, kendi oturdu u hâlde, ba kasını ayakta tutan kimseye
baksın!
Bedende ba ne ise, imanda da sabır aynıdır. Ba sız beden, sabırsız iman da olmaz.
Dost edinin! Onlar sizin için dünya ve ahıret sermayesidir.
Müslümanlar ahırete inanıyor. Kitapsız kâfirler inkar ediyor. Tekrar dirilmek olmasaydı,
inanmıyanlar, bir ey kazanmaz, müslümanlar da zarar etmezdi. Fakat herkes dirilince,
kâfirler sonsuz azab çekeceklerdir.
Ahmak ve cahil ile arkada lık etme! Ondan kendini koru! Nice ahmaklar var ki, arkada
oldukları akıllı kimseleri helak ederler. Ki i arkada ı ile ölçülür. Kalbler bulu tu u zaman
birinin di erine tesiri vardır.
Kendilerinden hayâ edilen kimselerle arkada lık etmek suretiyle amellerinizi
güzelle tiriniz!
Mürüvvet iffetli olmak, nefse hakim olmak, darlıkta ve geni likte bol bol ihsanda
bulunmaktır.
Halkın bir kısmı, beni çok sevip Eshab-ı kirama bu zeder. Ben bunları sevmem. Ben
peygamber de ilim. Bir kısmı da bana bu zedip, Sahabenin bir kısmını sever. Bunlar da
Cehennemliktir.
Hükümdarlara nasihati
Ey hükümdar, sakın kibirlenme! Büyüklük taslıyanlara özenme. Çünkü Allahü teâlâ, her
zorbayı zelil, her büyükleneni hakir ve zelil eder.
Affetti inden dolayı asla pi man olma; cezalandırdı ın için de sakın sevinme!
Halkının ayıbını gücün yetti i kadar ört ki Allah da senin halkından gizli kalmasını
istedi in eylerini örtsün. Kimseye kin gütme! intikam iplerini kes. unu bunu
gammazlayanın sözüne sakın çarçabuk inanma. Çünkü gammaz ne kadar saf görünürse
görünsün yine hilekardır.
Sadık ve kanaatkar adamları kendine sırda edin. E er bunlar seni alkı lamazlar ve
yapmadı ın bir takım i leri sana isnad ile keyfini getirmezler ise bunu da anlayı la kar ıla.
Zira alkı a ve yersiz övgüye müsamaha etmek insanı büyüklenme e sevkeder. Sakın
insanların iyisi ile kötüsü, senin yanında bir olmasın. Zira onları böylece e it görmek bir
tarafta iyileri iyilikten so uturken kötülerin de fenalı a olan meylinde onlara cesaret verir.
Hazret-i Alinin menkıbeleri
Hz. Alinin menkıbeleri çoktur. Birkaçı öyle:
Hz. Ali, yanına oturan fakir bedeviye (Bir iste in mi var?) buyurur. Bedevi utancından
diliyle bir ey söylemeyip i aretle bildirir. Hz. Ali, yanında bulunan iki giyece in ikisini de
bedeviye verir. Bedevi sevinerek güzel bir beyit okur. Beyit Hz. Alinin çok ho una gider.
Çocukları için ayırdı ı üç altının hepsini bedeviye verir. Bedevi (Ey müminlerin emiri,
beni kendi ailemin en büyük zengini ettin) der. Hz. Ali de, u hadis-i erifi nakleder:
(Herkesin de eri, söyledi i güzel sözlere, yaptı ı iyi i lere göre ölçülür.) [M.Cami]
Cenab-ı Hak, Hz. Cebrail ile Hz. Mikaili karde etti, her ikisi de, kendisinin daha uzun
ömürlü olmasını istedi. Allahü teâlâ, (Muhammed aleyhisselam ile Aliyi karde ettim. Ali,
ölümü göze alıp Onun yata ına yattı. Onu kendine tercih etti. Yere inin, Aliyi
muhafaza edin) buyurdu. Hz. Cebrail ba ucunda, Hz. Mikail ayak ucunda durup (Rahat
uyu! Senin gibi yi it var mı? Allahü teâlâ seninle meleklerine övünüyor) dediler. Cenab-
ı Hak buyurdu ki: (Öyleleri vardır ki, Allahın rızasını kazanmak için canını verir.)
[Bekara 207]
Peygamber efendimiz, ku kebabını yemek için sofraya oturunca, (Ya Rabbi en çok
sevdi imi gönder de, u kebabı onunla beraber yiyelim) dedi. Hemen Hz. Ali geldi,
beraber yediler. (Tirmizî)
Sen Benim Karde imsin
Peygamber efendimiz, Muhacirlerle Ensarı birbirleriyle karde yapmı tı. Hz. Ali gözleri
ya lı, (Ya Resulallah, Eshab-ı kiramı birbirleriyle karde yaptın. Beni kimseyle karde
yapmadın) dedi. Resulullah efendimiz buyurdu ki:
(Ya Ali, sen benim dünya ve ahırette karde imsin.) [Tirmizî]
Kusuru var zannı ile Hz. Aliyi Peygamber efendimize ikayet ettiklerinde, Resulullah
efendimiz buyurdu ki: (Aliden ne istiyorsunuz, o benden, ben de ondanım. Benden sonra
Ali her müminin velîsidir.) [Tirmizî]
Aynı konuda Peygamber efendimize bir de mektup yazmı lardı. Mektup okununca
Resulullah efendimizin rengi de i ip buyurdu ki: (Allah ve Resulünü seven, Allahın ve
Resulünün de kendisini sevdi i bir zat hakkında ne denebilir?) [Tirmizî]
Peygamber efendimiz, Hz. Aliyi aile efradına vekil bırakarak, Tebük seferine çıktı.
Münafıklar, (Resulullah, Aliden ho lanmadı ı için sefere götürmedi) dediler. Hz. Ali hemen
silahlanıp yola çıktı. Resulullaha vasıl olup söylenilenleri anlattı. Peygamber efendimiz
onların yalan söylediklerini bildirip buyurdu ki: (Ya Ali, sen bana, Harunun Musaya
yakınlı ı gibisin. Ancak benden sonra peygamberlik yoktur.) [Buharî]
Hayber gazasından dönen Hz. Aliye Peygamber efendimiz, (Ya Ali, e er halk, saya
söylediklerini söylemiyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman
herkes, bereketlenmek için, aya ının tozunu alır, abdest suyunu ifa için hastalarına
verirlerdi. Seni ehid ederler. Ahırette havzımın üzerinde halifemsin. Cennete en önce
sen girersin. Seni sevenler nurdan minberler üzerinde olur) buyurunca, Hz. Ali ükür
secdesi yaptı.
Allahın Aslanı
Peygamber aleyhisselam (Fakirlikle ö ünürüm) buyurunca, Hz. Ali, dünya malına hiç
kıymet vermedi. Eline bin altın geçse, ertesi güne bırakmazdı. Hepsini fakirlere da ıtırdı.
Resul-i ekrem, bu yüzden Hz. Aliye (Sultan-ül Eshiya), yani cömertler sultanı buyurmu tur.
Hz. Ali, Haydar [aslan], Kerrar [dü mana defalarca hamle eden], Ebüttürab [toprak
babası], Esedullah [Allahın aslanı] gibi çe itli isimlerle anılmı tır.
Hz. Ali namaza durunca dünya yıkılsa haberi olmazdı. Bir harpte Hz. Alinin mübarek
aya ına bir ok saplanmı tı. Oku çıkaramadılar. Doktor geldi. (Bayıltıcı ilaç vermeli ki,
ancak o zaman ok çıkarılır. Yoksa, bunun a rısına tahammül edilemez) dedi. Hz. Ali
(Bayıltıcı ilaca lüzum yok, ben namaza durunca çıkarın) buyurdu.
Hz. Ali namaza ba ladı. Doktor da Hz. Alinin mübarek aya ını yarıp oku çıkardı. Yarayı
sardı. Hz. Ali, namazını bitirince (Oku çıkardınız mı?) buyurdu. Doktor (Evet çıkardım)
dedi. Hz. Ali (Hiç farkına varmadım) buyurdu. [ bni Mülcem bunu bildi i için Hz. Aliyi
namaz kılarken öldürmeyi planladı.]
Hz. Yusufun güzelli i kar ısında da Mısır kadınları hayran olup, kendilerini öyle
unutmu lardı ki, ellerini kestiklerinden haberleri olmamı tı. Müminler de vefat anında
Resulullah efendimizin güzel yüzünü görüp ölüm acısını duymazlar.
Hz. Ali, vefatına yakın (Tabutumu Arene götürün, orada ı ık saçan bir kaya vardır.
Beni oraya defnedin) buyurdu. Öyle yaptılar ve buyurdu u gibi buldular. ( evahid)
Hz. Aliyi Sevmek
Bir kimse, Allahın emirlerini yapmasa, yasakladıklarından kaçmasa, sonra da (Ben
Allahı çok seviyorum) dese, bu kimseye inanılır mı? Çünkü sevginin gere i, sevgilinin
yolunda gitmektir.
Hz. Aliyi mümin sever, mümin olmıyan sevmez. Hz. Ali de, ancak müminleri sever.
Yani namaz kılanı oruç tutanı, zekât vereni, hacca gideni sever. Bunları yapan, Hz. Alinin
yolunda olur. Çünkü Hz. Ali kendisi namaz kılar, oruç tutar, dinimizin di er emir ve
yasaklarına uyar, haramlardan kaçardı. Bunları yapmadan Hz. Aliyi sevmek mümkün olmaz.
manın temeli, Allah dostlarını dost, dü manlarını da dü man bilmektir. slâmın be sartını
yerine getirmiyen Allah dostu olmaz.
Hz. Ali, Allah dü manlarının dü manı, Allah dostlarının dostudur. u hâlde, Hz. Ali,
namaz kılmıyan, dinimizin di er emirlerini yerine getirmiyen kimseleri sevmez. Böyle
kimseler de Hz. Aliyi sevemez. Seviyorum derse de yalan olur. Çünkü seven, sevdi inin
yolundan gider. Namaz kılmayan, Allahın haram etti i eyleri pervasızca i liyen kimsenin
Hz. Aliyi sevmesi mümkün olur mu?

Mezhepsizler samimiyetsizdir
Sual: Bilindi i gibi, Mısırlı, Suriyeli, Pakistanlı ve Hintli bazı yazarlar, Eshab-ı kirama,
bilhassa Hz. Osmana a ır ekilde dil uzatıyorlar. Dinimizi içten yıkmaya, müminler arasında
tefrika çıkartmaya çalı ıyorlar. Bunları gören bazı müslümanlar, mesela Davudo lu Hoca,
Necip Fazıl, Sadreddin Yüksel ve daha ba kaları, bu mezhepsizlere gereken cevabı
vermi lerdir. Fakat mezhepsizlerin yanda ı olan bir yazar, "Hz. Osman ve di er sahabeleri
kötüleyenler imdi ölmü tür. Müminler elbette karde tir. Dolayısıyla (Ölülerinizi iyilikle
anın, kötülüklerini söylemeyin!) hadisine uyup, Sahabeyi kötüleyen bu zatları da tenkid
etmek caiz olmaz." diyor. Peki mezhepsiz bir kimse, yazarın ölüsü sayılıyor da ve onu
iyilikle anmak, kötülüklerini söylememek gerekiyor da, Hz. Osman ve di er Eshab-ı kiram
müslümanların ölüleri sayılmıyor mu? Onları kötülemek caiz midir?
CEVAP
Mezhepsizlere göre, Eshab-ı kiramı kötülemek caiz, fakat, kötülüyenlere ne
yapıyorsunuz demek bile caiz de ildir. Böylece Eshab-ı kiramı kendi ölüleri olmadıklarını
adeta kabul etmi oluyorlar. Mezhepsizlerin ve onların yanda larının çok samimiyetsiz
oldukları meydandadır. Hem (Ölülerinizi iyilikle anın!) hadis-i erifini yazarlar, hem de
Eshab-ı kirama dil uzatırlar. Eshab-ı kiramı kötülemek caiz olmadı ı gibi, onlar hakkında
iyilikten ba ka ey söylemek de caiz de ildir.

Hz. Ömerin Maksadı


Sual: Allahü teâlâ, "Dininizi tamamladım" buyurdu u ve Peygamber efendimiz ümmi
oldu u hâlde, vefat ederken kâ ıt istemesinin ve Hz. Ömerin kâ ıt vermekte duraklamasının
sebebi ne idi?
CEVAP
mam-ı Rabbanî hazretleri, hatıra gelebilen böyle bütün suâlleri saydıktan sonra
buyurdu ki: (Hz. Ömerin maksadı, sorup anlamak idi. Kâ ıt istiyorsa, getirin, istemiyorsa, bu
nazik zamanda, kendisini üzmiyelim demek istedi. Çünkü, vahy ile isteseydi, ka ıdı tekrar
isterdi. Kendisine emrolunan eyi mutlaka yazardı. Ka ıdı tekrar istemedi, vaz geçti.
Böylece, vahy olmadı ı anla ıldı. Sayıklama olup olmadı ını anlamak için, duraklamak,
yanlı bir i de ildir. Bunun için Hz. Ömere bir ey demek caiz olmaz.) [C.2, m.96]

Dört halifenin son sözleri


Sual: Dört halife ölmek üzere iken neler söylemi lerdir?
CEVAP
Hz. Ebu Bekir, ölüm dö e inde iken, kızı Ai e validemiz, (Yüzü suyu hürmetine
ya mur ya an, yetimlerin, dulların koruyucusu) anlamında bir beyit okur. Hz. Ebu Bekir,
(O senin dedi in Resul-i ekremdir) buyurur. Ziyaretine gelip ö üt isteyenlere de öyle
buyurur: (Allahü teâlâ size fetih kapılarını açacaktır. htiyacınızdan fazla dünyaya
sarılmayın! Sabah namazını kılan Allahın himayesindedir. Allahın hakkını
küçümseyen yüzüstü Cehenneme dü er.)
Hastalı ı a ırla ıp iyile mesinden ümit kesildi i vakit, yerine birisini halife tayin
etmesini istedikleri zaman Hz. Ebu Bekr: (Size halife olarak Ömeri seçtim. Yarın
ahırette Allahü teâlâya, " nsanların en hayırlısını onların ba ına halife tayin ettim"
derim) buyurdu. [Osmanlı sultanları da, Hz. Ebu Bekrin tayin usulüne uygun olarak halife
seçmi lerdir.]
Sonra Hz. Ömere buyurdu ki: (Bil ki Allahü teâlânın insanlar üzerinde hakları
vardır. Gündüz yapılması gereken ibâdetin gece, gece yapılması gereken ibâdetin de
gündüz yapılmasını kabul etmez. Farz borçlarını ödemedikçe, o farzla ilgili nafileleri
kabul etmez. Kıyamet gününde mizanın a ır gelmesi için hakka uy ve onu hakim kıl.
Allahü teâlânın, rahmet ve azab ayetlerini bir arada bildirmesinin sebebi, kulun, korku
ile ümit arasında olması içindir. Bu vasiyetime uyarsan, ölümden daha sevgili bir eyin
olmaz. Bunlara uymazsan ölümden kötü bir eyin olmaz. Hâlbuki ölüm muhakkak seni
bulacaktır.)
[Hadis-i erifte de, (Farz borcu olan, kazasını ödemedikçe, Allah, onun nafile
namazlarını kabul etmez.) buyuruldu. Peygamberlerden sonra insanların en üstünü olan
Hz. Ebu Bekir de Peygamber aleyhisselamın bildirdi ini söylemi ti. Farzlarla beraber kılınan
sünnetlerin de nafile namaz demek oldu u bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. (Cevhere)]

Hz. Ömerin Son Sözleri


Hz.Ömer, sabah namazına duraca ı an, mecusi köle Ebu Lülü bıçakla saldırdı. Yaka-
lamak isteyenleri de bıçakladı. Kaçamıyaca ını anlayınca bıça ı kendine sokup intihar etti.
Hz. Ömer, imamlı a Abdurrahman bin Avf hazretlerini geçirdi. O da, kısa surelerle
namazı kıldırdı. Hz. Ömer, kendisini bıçaklıyanın kim oldu unu sordu. Mecusi Ebu Lülü
oldu unu söylediler. (Allaha hamdolsun ki, beni müslüman de il de, bir gayrı müslim
öldürüyor. Benim ona çok iyili im de dokunmu tu) buyurdu.
Daha sonra Hz. Ai e validemize haber gönderdi. (Resulullah ile Hz. Ebu Bekrin
yanına defnedilmeme izin verir mi?) diye sordular. Hz. Ai e, (Burasını kendime
ayırmı tım. Ömeri kendime tercih ederim. Oraya defnedin!) buyurdu. Hz. Ömer,
(Elhamdülillah benim için bundan önemli bir ey yoktur) buyurdu.
Hz. Ömer, yerine bir halife tayin etmedi. Tayin etti i altı ki iden birini seçmelerini
söyledi. Hz. Ömer vefat edince Resulullahın yanına defnettiler. Resulullahın kayınpederi ve
Hz. Ali’nin damadı idi.
Hz. Ali, (Ömerden üstün insan kalmadı) buyurdu. Sonra Peygamber efendimizin her
zaman (Ben, Ebu Bekir ve Ömer geldik. Ben, Ebu Bekir, Ömer çıktık) hadis-i erifini
bildirip (Ömer de Resulullah ve Ebu Bekirle birlikte olur) buyurdu.
Kendisinden sonra kimi halife seçti i sorulunca, Eshab-ı kiramdan altı ki inin ismini
bildirip, (Bunlardan birini seçersiniz. Halife olarak seçilen zat, herkese iyilik etsin,
zimmilere de [Gayrı müslim vatanda lara] iyi davransın) buyurdu.
Hz. Ömerin Yüzü ü
Hz. Ömerin yüzü ünde (Kefa bil-mevt vaızan ya Ömer) yazılı idi. Manası, (Ya Ömer,
vaiz olarak ölüm kâfidir) demektir. "Ya Ömer" kısmı hariç, hadis-i eriftir. (Taberânî)

Hz. Osmanın Son Sözleri


Mısırlı fellahlar tarafından evi sarılınca, birkaç hadis-i erif bildirdi. Bunlardan biri
öyle: Peygamber aleyhisselam, ebir da ında Hz. Ebu Bekir, hazret-i Ömer ve Hz. Osmanla
beraber otururken da sallandı. Resulullah efendimiz, (Ey da , dur, senin üzerinde bir
peygamber, bir sıddık ve iki ehid vardır.) buyurmu tu. Hz. Osman, bu hadis-i erifi
bildirdikten sonra, yemin ederek (Ben ehid olaca ım) buyurdu. Kazaya rıza, belâya sabır
göstermi ti. E kıyanın halîfenin evine saldırdı ını, Hz. Ali i iterek, korumak için iki o lu
Hasan ve Hüseyni halifenin evine gönderdi. Her ikisi kılıçlarını çekerek kapıdan ku
uçurtmadılar ise de, 5-6 e kıya, arka taraftan merdivenle içeri girdi. Kanlar içinde yatarken,
(Ya Rabbi müslümanlar arasındaki tefrikayı kaldır) diye üç kerre duâ etti. Daha sonra
Allahı tesbih ederek vefat etti.
Hz. Osman, Resulullahın damadı ve a ere-i mübe eredendir.

Hz. Alinin Son Sözleri


Hz. Ali, Di er üç halife gibi Cennetle müjdelenenlerden olup, Resûlullahın damadı ve
Hz. Ömer’in kayınpederidir. Sabah namazına giderken ibni Mülcem isimli bir hârici, kılıçla
alnına vurarak ehit etti. Fakat Hz. Ali iki gün sonra vefat etti. Resulullah, Hz. Ali’nin bni
Mülcemin kılıcı ile ehit olaca ını bildirmi ti. Hz. Ali, bni Mülcemi gördükçe; mübarek
ba ını gösterip, (Bunu ne zaman kana bulayacaksın) buyururdu. bni Mülcem de, (Ya Ali,
bu kötü i i, Peygamberimiz bildirmi tir. Sen beni öldür de, kıyamete kadar lânete maruz
kalmıyayım) derdi. Hz. Ali de, (Öldürmeden önce ceza olamaz.) buyururdu.
Hz. Ali, ehid edilece i gün sabah namazına giderken yolda u beyti okuyordu:
Ölüme hazır ol ki, ölüm elbet gecikmez.
Ölüm gelince artık feryad fayda vermez.
Ramazan-ı erifin onyedinci Cuma günü sabah namazına giderken bni Mülcem
tarafından kılınçla alnına vurularak ehid edildi. Kufede, yani Necef denilen yerde
medfundur.
Hz. Alinin kızı ve aynı zamanda Hz. Ömerin hanımı olan Ümmü Gülsüm, hadiseyi
duyunca (Babam da, kocam Ömer gibi sabah namazında suikasde u radı) dedi.
Hz. Ali, ölmek üzere iken (Yeminle söylüyorum ki umdu uma kavu tum) buyurdu.
Kelim-i ehadet getirerek vefat etti. (Radıyallahü anhüm)

Üç büyük ehid
Sual: Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Hz. Hamza nasıl ehid oldu?
CEVAP
Hz. Hasan, babası Hz. Ali’den sonra halife seçildi. 7 ay sonra, sava a hazırlanırken,
müslüman kanı dökülmemesi için, hilafeti bıraktı. Kıskançlık yüzünden hanımı tarafından
zehirlenerek ehit edildi.
Hz. Hüseyin: bni Mercane denilen, Sinan bin Enes Nehâî isimli biri tarafından
Kerbela’da ehit edildi. Hz. Hüseyin ile birlikte 70 ki i daha ehit oldu. Mübarek ba ı,
Mısır’da Karafe kabristanındadır.
Hz. Hamza, Bedir’de Cübeyrin amcasını öldürmü tü. Cübeyr, kölesi Vah i’ye,
“Hamzayı öldürürsen azat ol” demi ti. Sonradan Resullahın kayınvalidesi olan Hind de,
babasının intikamı için, Hamzayı öldürene çok altın verece im demi ti. Azat olmak ve
altınlara kavu mak için, iyi okçu olan Vah i, Hz. Hamzayı, ok atarak a ır yaralayıp kılıcı ile
ehit etti. Mekkenin fethinden sonra, iman etti. man edince, sahabi oldu. Yemame tarafına
gitmesi emrolundu. Müseyleme ile sava an Halid ibni Velidin ordusu bozuldu u sırada, Hz.
Vah i kahramanca saldırıp, Peygamberim diyen Müseyleme-tül-kezzâbı öldürdü. Bunu
gören müslümanlar hücum edip, zafer elde ettiler. Resulullah efendimizin, Hz. Vah i’yi
Yemâme tarafına göndermesinin, mucize oldu u meydana çıktı.
Dinimizde, yas tutmak günah oldu undan, ehit olan bu mübarek zatların hiç birisi için
matem tutmak caiz olmaz.

Eshâb-ı Bedir
Sual: Eshâb-ı Bedrin isimleri yazılı kâ ıdı eve asmak veya üzerimizde ta ımakta fayda
var mıdır?
CEVAP
Eshâb-ı Bedrin isimlerinin ifâ ve bereket verdi i, Kabânînin (Esmâ-i Ehl-i Bedr)
kitâbında yazılıdır.

slam dü manlarının sinsi planları


Sual: Mektubumun ekinde ( mamlık, sultanlık ve halifelik) hakkında yazılmı bir
kitaptan aldı ım bazı cümleleri gönderiyorum. Sahabeye, âlimlere sinsice saldırılıyor.
Dinimiz içeriden yıkılmak isteniyor. Bu yazara gerekli cevaplar, vesikaları ile verilerek,
okuyucuların, bu büyük tehlikeden kurtarılmasını önemle rica ediyorum.
CEVAP
Bozuk kitaptaki ifadeler, bir hata veya bilgisizlik eseri de il, kasıtlı iftiralardır. ngiliz
casusları bile, bu yazarın yanında bir hiç kalır. Okuyucumuzu tebrik ederiz. Yazarın
maksadını iyi anlamı . Hain yazar diyor ki:
1- ( slâmiyet, hilafetin saltanata çevrilmesi ve ictihad kapısının kapatılması ile
yıkılmı tır. Ate oduna dü man oldu u gibi, sultanlar (padi ahlar) da ictihada dü mandır.
Dört halifeden sonra, hilafet sultanlı a (padi ahlı a) çevrildi. Hilafet ancak Ömerin yaptı ı
gibi ura ile seçilir. Ba ka türlü seçilenlerin hilafeti sahih de ildir.
Dü manların Planları
Din dü manları, slâmiyeti yıkmak için, bilhassa u yollarla saldırıyorlar:
a) Eshab-ı kirama olan itimadı sarsmak, böylece hadis-i eriflerin ve Kur' an-ı kerimin
do rulu undan üphe ettirmek,
b) Halifelerin gerçek halife olmadı ını, onların hilafetinin sahih oldu unu söyleyen
binlerce âlimin de gerçek âlim olmadı ını, dolayısıyla bu âlimlerin sözlerine itimad
edilemiyece i fikrini yaymak, [Âlimlere itimad sarsılınca, onların bize bildirdi i dine de
itimad kalmaz.]
c) Geri kalı ımızı ictihad yapılmayı ına ba lamak, Kur' an-ı kerimi yalan yanlı ekilde
çe itli tevil ve tefsirleri yapılarak yeni ictihadlar çıkarmak suretiyle dini bozmak,
ç) Peygamber efendimiz Kur' an-ı kerimi açıklamı tır. Onun hadis-i eriflerini de âlimler
açıklamı tır. Din dü manları bunları hiçe sayarak herkesin bizzat Kur' an-ı kerimden kendi
anlayı ının ölçü alınmasını istiyorlar. Böylece herkese göre farklı dinler meydana çıkarmaya
çalı ıyorlar.
d) Hak mezhebleri bölücülük kabul ederek yıkmaya çalı ıyorlar. Böylece herkesi
mezhepsiz yapmak istiyorlar.
e) Halifeye yani devlet ba kanına, âmirlere olan itaati yıkmaya ve böylece anar i
çıkarmaya çalı ıyorlar.
Yerli gafilerden bazıları yabancı din dü manlarının bu oyunlarına bilmeyerek alet
oluyorlar. Bilerek alet olanları ise haindir.
Yukarıda sözlerini aldı ımız yazar, din dü manlarının taktiklerini ustaca kullanmı tır.
imdi bu yazarın birinci maddedeki sözlerine cevap verelim!
Mezhepsizler tarafından da kitapları muteber kabul edilen ah Velîyyullah-ı Dehlevi
hazretleri, zalet-ül-hafa kitabında buyuruyor ki:
("Halife dört ekilde seçilir:
Birincisi, âlimlerden, hakimlerden, kumandanlardan ve di er söz sahiplerinden, bir araya
toplanmaları kolay olanların seçmesi ile olur.
kincisi, halifenin, birini seçerek vasıyyet etmesidir. Hz. Ömerin seçilmesi böyle oldu.
Üçüncüsü, halifenin vasıyyet etti i bir kaç ki i arasında birini seçmektir.
Dördüncüsü, birinin güç kullanarak, hilafetli zor ile elde etmesidir. Böyle güç kullanarak
hilafeti ele geçiren zat, ya hilafete ehildir veya de ildir. Ehil ise, mesele yoktur. Hilafet
artlarına malik de ilse, böyle olan halifenin slâmiyete uygun olan emirleri kabul edilir.
Bunun emri ile cihada gidilir. Abdülmelikin hilafeti böyle idi.") [Böyle halifelere de beyat
edilince me ru olacakları, bni Abidinde ve Hadikada da bildirilmektedir.]
Osmanlı halifelerinin seçilme ekilleri, Hz. Ömerin seçili ine benzemektedir. Halife,
kendisinden sonra gelecek olanı vasıyyet ediyor. Halife dilerse, karde ini veya o lunu
tavsiye edebilir. Nitekim Hz. Ömere (Yerine halife olarak o lunu tayin et!) dediklerinde
onlara, (Hilafet zor bir i tir. Bir aileden bir kurban kâfidir) buyurarak o lunu halife olarak
vasıyyet etmedi. Etseydi elbette caiz olurdu.
ctihad kapısını kimse kapatmamı tır. Ehli olmadı ı için kendili inden kapanmı tır.
ctihad edip etmemekle, geri kalı ımızın bir alakası yoktur. Binlerce insan kendisinin ehil
olup olmadı ına bakmadan, kitap yazıyor. Mâdem ictihad yapılmadı ından geri kaldık.
imdi herkes ictihad yaptı ı hâlde niçin ilerlemiyoruz? Yazar diyor ki:
2- (Sultanlara ses çıkarmayan âlimler, birer saray mollasıdır. Resmi vazife alan Osmanlı
eyhülislamları da birer saray ulemasıdır. mam-ı a' zam, vazife almadı ı için gerçek âlim
oldu unu isbat etmi , halifenin zulümlerine isyan etti i için de ehid edilmi tir.)
3- (Müslümanlıkta bütün ba lar Allaha ba lıdır. Sultanlık sisteminde ise, ba ba a, ba
padi aha ba lıdır. Bu bakımdan müslümanlı ı yıkan emirilik [âmirlik] sistemidir. Emirin her
emrine itaat eden, kula kul olmu demektir.)
Görüldü ü gibi yazar, âmire, idareciye gösterilmesi gereken itaati kırmak, disiplini
bozmak ve anar i çıkarmak istiyor. Hâlbuki dinimiz emire [âmire, idareciye] itaati
emretmektedir.
Kur' an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ey iman edenler, Allaha itaat edin,
Peygambere ve sizden olan emirlere itaat edin!) [Nisa 59]
Hadis-i eriflerde de buyuruluyor ki: (Siyah ba lı habe li bir köle de olsa emirinize
itaat edin!) [Buharî]
(Emirinizin be enmedi iniz i lerine sabredin! Çünkü cemaatten bir karı ayrılan
[itaatsizlik eden, fitne çıkaran] cahiliyye ölümü ile [yani imansız] ölmü olur.) [Buharî]
Peygamber efendimiz, dine riayet etmeyen, eytan gibi emirlerin gelece i zamanlar
olaca ını bildirince, Eshab-ı kiramdan Hz. Huzeyfe, (Ya Resulullah o zamana
yeti tirsem ne yapayım?) diye sordu. Resulullah buyurdu ki: (Sırtına vurup malını alsa
da, emirin sözünü dinle ve ona itaat et!) [Buharî]
Hadikada ve Redd-ül-muhtarda (Emire isyan etmek fitnedir. Zâlim olan emire de itaat
vaciptir. Berikada ise, (Emirin dine uymayan emirlerine fitneye sebep olmamak için kar ı
gelmemelidir!) deniyor. Yine bu kitaplardaki hadis-i erifte, (Fitne çıkarana Allah lânet
etsin) buyuruluyor.
Dinimiz böyle emrederken, yazar, halifeye isyan etmedikleri için âlimlere "Saray
uleması" diye saldırıyor. ( mam-ı a' zam halifenin zulümlerine isyan etti i için ehid edildi)
diyerek hadiseyi çarpıtıyor. Herkesin bildi i gibi hadise öyle:
mam-ı a' zam hazretlerine kadılık teklif edilir. (Ben kadılık yapamam) buyurur. (Yalan
söylüyorsun) derler. (E er yalan söylüyorsam, yalancıdan kadı olmaz. Do ru söylüyorsam
kadılık yapamam diyorum) buyurur. Çok takva ehli olup, dünya makamına kıymet
vermedi i için kabul etmez. Yazar diyor ki:
4- (Sultanlık sisteminde, insan, Allahın de il, padi ahın kuludur. Onun için padiah, halka
"Kullarım" derdi. Sultanlı a kar ı çıkanlar, soylu mücadele verenlerdir.
Bazı kelimeler birkaç manaya gelir. Cümledeki yerlerine göre manaları de i ir. Mesela
Mevla kelimesi, yedi manaya gelir. Daha çok ilah, efendi, köle manasında kullanılır.
(Mevlanın rahmeti bol) cümlesindeki mevla, ilah manasındadır. (Mevlana Celaleddin)deki
mevla da efendi demektir. imdi biri çıkıp da (Sen Celaleddine ilah dedin) diyebilir mi?
Bunun gibi kul kelimesi de mahluk, insan, köle, bende, emir altında bulunan, tabi,
mensub gibi manalara gelir. imdi birisi nezaket olsun diye (Bendeniz) dese, bende ise kul,
köle demek oldu u için, (Sen kar ındakine bendeniz demekle onu ilah yaptın.) demek caiz
olur mu? Padi ahlar, tebasından sadık yardımcılarına "Kulum" derdi. Burada kul, "Sa
kolum) demektir. Sultana ait seçkin askerlere (Kapı kulu) denirdi. Yazar diyor ki:
5- (Dört halifeden sonra, ba a gelenler, ibâdetleri de i tirmi , dini kendilerine
uydurmu lardır. Bugünkü din, Allahın gönderdi i dinden çok farklıdır. Bu fark Allahı bile
hayrette bırakıyor. Dört halife zamanında Beytülmalın adı halkın malı idi. Dört halifeden
sonra, Beytülmal yani devletin malı denmi ve ba a geçenler, kendileri istedikleri gibi
kullanmı lardır.)
Halifeleri, dini de i tirmekle suçlamak da di erleri gibi alçakça bir iftiradır. nsan
bilmedi i bir ey ile kar ıla ınca hayret eder. Fakat Allahü teâlânın bilmedi i ey olur mu?
Allah hayret eder mi? kincisi de, -hâ â- Allahın hayret etti ini bu yazar nereden biliyor?
Dinimiz, Beyt-ül-malın gelirlerini ve nerelere sarfedilece ini, bunda kimlerin yetkili
oldu unu bildirmi tir. Yazar, halifeleri, halkın malını yemekle suçlamaktadır. Müfteri yazar
diyor ki:
6- (Eshaba dokunulmaz gözü ile bakanlar, sultanlık sisteminin u aklarıdır. Mısırlı,
Suriyeli, Pakistanlı bazı soylu âlimler, Eshabın hatalarını söyleyince sultan u aklarının
hücumlarına u ramı lardır. Biz Eshaba kin beslemiyoruz. Çünkü (Önce iman eden
karde lerinize [Eshaba] kin beslemeyin!) ayeti Eshaba kin beslemeyi yasaklıyor, fakat
onların yaptı ı cinayetleri açıklamayı yasaklamıyor. O altın nesle kin beslenir mi hiç? Kin
beslemeden onların zulümlerini açıklamak ilmi bir vazifedir.)
Diyelim ki, Mısırlı yazarın biri, cennetle müjdelenen, kendisine hesap bile sorulmayacak
olan Hz.Osmana dil uzatsa, "Beyt-ül-malın paralarını çarçur edip yedi, akrabalarına yedirdi."
dese, biz de, "Bu mısırlı yazar, Eshab-ı kiramdan birine dil uzatıyor" desek, bu müfteri
yazarlar, hemen "Mısırlı soylu âlimler saldırıya u ramı tır" diye yaygara koparırlar.
Vicdansızlar, "Hz. Osmana hiç dil uzatılır mı?" demezler. Eshab-ı kirama saldıran adi
kimselere, soylu veya âlim denir mi hiç?
Eshab-ı kiramın dokunulmazlı ı var mıdır, yok mudur? Onların hataları olsa bile
söylemek caiz midir, de il midir? Allahü teâlâ ve Resulü bu hususta ne buyuruyor?
Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramın tamanından razı oldu unu bildiriyor. (Maide 119, Tevbe
100, Mücadele 22, Beyyine 8, Feth 118)
Allahü teâlânın bütün sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Eshab-ı kiramdan razı olması da
sonsuzdur. Onun için, Eshab-ı kiramdan hiçbiri, sonradan sapıtıp kâfir olmamı tır. stisnasız
hepsinin cennetlik oldu unu da Kur' an-ı kerim haber veriyor. (Hadid 10)
Allahü teâlânın hepsinden razı oldu u ve hepsini cennete koyaca ı müstesna insanların,
olsa bile, hatalarını söylemek, gıybet etmek caiz midir? Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Eshabım anılınca, dilinizi tutun!) [Taberânî]
(Eshabımın kusurlarını anlatmayın!) [Deylemî]
(Eshabımın hiçbirine dil uzatmayın!) [Buharî]
Yalnız Eshab-ı kiramı de il, ölmü bir müslüman bile kötülenmez. Hadis-i erifte
buyuruldu ki: (Kötülüklerini söyliyerek ölülerinizi üzmeyiniz!) [Tirmizî]
Eshab-ı kiram, bizim ölülerimiz de il midir? ngilizlerin ölüsü olmadı ı için onlar
Eshab-ı kiramı kötüler. Fakat onlara alet olan müfterilere ne demelidir?
Eshab-ı kiram arasında kelleler uçurularak fitne çıkarıldı. Bunlardan da mı söz
etmiyece iz? Peygamber efendimiz bu hususta buyuruyor ki:
(Eshabım arasında fitneler çıkacaktır. Allahü teâlâ, o fitnelere karı an Eshabımı,
benimle olan sohbetleri hürmetine af ve magfiret edecektir. Sonra gelenler ise, bu
fitnelere karı an Eshabıma dil uzatarak Cehenneme girecektir.) [Müslim]
Yukarıda bildirilen ayet-i kerime ve hadis-i erifler, Eshab-ı kiramı üzecek hiçbir söz
söylemenin caiz olmadı ını bildiriyor. Onun için Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Eshabıma dil uzatan hariç, kıyamet günü herkesin kurtulma ümidi vardır.)
[Hakim]
(Allahın, meleklerin ve bütün insanların lâneti, Eshabıma dil uzatanların üzerine
olsun! Onların ne farz ne de nafile ibâdetleri kabul olmaz.) [Ebu Nuaym]
Yabancıların ibâdetlerinin kabul edilip edilmeme endi esi yoktur. Fakat nasıl olur da
müslümanım diyen bir kimse, Eshab-ı kiram hakkında kötü konu abilir? Bunlar ngiliz
casusu, bir hain de ilseler, çok zavallı gafillerdir. [ ngilizlerin oyununa gelmemek ve
ngilizlerin müslümanlı ı yıkmak için neler yaptıklarını, bu i lerde kimleri kullandıklarını
ö renmek için ngiliz Casusunun tirafları isimli kitabı okumak gerekir. Dokuzuncu baskı
yapılan bu kitap Türkiye Gazetesinin bütün bürolarında bulunur. Önemle tavsiye ederim.]

Salihleri anmak
Sual: Salihleri anmak nasıl olur?
CEVAP
Enbiyayı, evliyayı ve salih kimseleri anmak, onların yüksek mertebelerini, hallerini,
güzel ahlâklarını hatırlamak, söylemek demektir. Bunları böylece hatırlayıp sevmek, Allah
sevgisindendir. Bunları i itenler, bunlar gibi olmaya çalı ırlar. (Müslümana Nasihat)
kitabındaki hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Salihleri anmak, günahları temizler.) [Deylemî]
(Peygamberleri anmak, ibâdettir, salihleri anmak günahlara kefarettir. Ölümü
anmak sadaka vermek gibidir. Kabri hatırlamak sizi Cennete yakla tırır. Cehennemi
hatırlamak cihad etmek gibidir.) [Deylemî]
(Her hastalı ın ifası vardır, kalbin ifası, Allahü teâlâyı anmaktır.) [Deylemî]
(Salihler anılınca rahmet iner.) [ .Ahmed]
[Hadis-i erifteki rahmet, Cennetlik olmak demektir. Salihler anılınca, bu rahmetin
sebebine kavu ulmu olur. Salihlere uyma iste i ba lar. Salihlere uyan da Cennete girer.]
Tasavvuf, Cenab-ı Hakkı anmak, arifleri hatırlayıp sevmek ve Resulullahın yoluna
yapı maktır.

Ölmü mümine merhum demek


Sual: Abduhçular, peygamberlerden ba kasına, "Evliya" veya "Cennetlik" demenin,
yahut "Merhum" veya "Rahmetullahi aleyh" demenin, gaibden haber vermek olaca ını, bu
bakımdan, Abdülkadir-i Geylani hazretlerine veya ba ka bir zata evliya diyenin kâfir
olaca ını, söylüyorlar. Bunların görü leri yanlı de il midir?
CEVAP
Eshab-ı kiramın tamamı Cennetliktir. Herbirine "Radıyallahü anh" denir. Eshab-ı
kiramdan on ki inin, isimleri bildirilerek müjdelenmesi onlara ayrı bir ikramdır. Yoksa
Sahabenin tamamı Cennetliktir. Kur' an-ı kerimde, (Hepsine hüsnayı [Cenneti] vâdettik)
buyuruluyor. (Hadid 10)
Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Beni gören müslüman Cehenneme girmez.) [Taberânî]
Peygamberler, evliyalar ehidler Cennete girece i gibi, imanlı ölen her günahkâr
müslüman da muhakkak Cennete girecektir. Onun için ölen müslümanlara "Merhum" veya
"Rahmetullahi aleyh" denir. Âlimlerin ismi geçince, "Rahmetullahi aleyh" demek ise
müstehaptır. (R. Muhtar)
Hüküm Zahire Göredir
Müslüman olarak bilinen biri imansız ölse, fakat imansız öldü ü bilinmese, ona hüsn-i
zan edilerek "Rahmetullahi aleyh" demek caiz olur. Dinimiz zahire bakar. Aksine bir gayr-i
müslim, müslüman olup, müslümanlı ını gizlese, kimseye bir ey söylemedi i için herkes
onu hıristiyan zannetse, buna müslüman denemez. Çünkü dinimiz zahire göre hüküm
verilmesini emreder. Bu kimsenin imanlı öldü ü bilinmedi i için, ona gayr-i müslim demek
caizdir. Müslüman olarak ya ayıp da imansız ölen kimse için de, imansız öldü ü bilinmedi i
için, buna da "Müslüman " demek caizdir. Müslüman için de, "Merhum" veya "Rahmetullahi
aleyh" demek caiz olur. Bunun için Ehl-i sünnet âlimlerinin hepsine hüsn-i zan etmeli,
isimleri geçince, "Rahmetullahi aleyh" demelidir!
Kâfire müslüman, müslümana da kâfir denmez. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buharî]
Mümin ölüleri iyilikle anmalıdır! Hadis-i erifte:
(Ölülerinizin iyiliklerini anın, ayıplarını söylemeyin!) buyuruldu. [Tirmizî]
slâm âlimlerini rahmetle anmak gerekir. Ölen müslüman günahkâr bile olsa, onun iyi
oldu unu söylemek caizdir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Ölen müminin iyi oldu una ahitlik edilirse, Allahü teâlâ onun kötü oldu unu
bildi i hâlde, "Müslümanların bu ölü hakkındaki ahitliklerini kabul ettim. Onun
kötülüklerini de affettim" buyurur.) [Bezzar]
(Siz kimin iyiliklerini söylerseniz Cennet ona vacip olur, kimin de kötülüklerini
söylerseniz ona da Cehennem vacip olur. Siz yeryüzünde Allahın ahitlerisiniz.)
[Buharî]
(Hangi müslümanın iyili ine dört ki i ahitlik ederse, Allah onu Cennete koyar. Üç,
hatta iki ki i ahitlik ederse yine böyledir.) [Buharî]
Abdülkadir-i Geylani hazretlerini ve di er evliya-yı kiramı binlerce âlim, iyilikle anmı ,
Cennetlik oldu unu söylemi lerdir. Allahü teâlâ iki müslümanın ahitli ini kabul eder de,
birçok âlimin, evliyanın ittifakla söyledi i sözleri kabul etmez mi?

Ölüleri kötülemek
Sual: Bid' at ehli bazı kimselerin sapıklıklarını söyleyince, "Ölülerin kötü tarafı
söylenmez. Ayrıca gıybet de olur" deniyor. Fakat bu bid' at ehli ahıslar, ba ta Hz. Osman
olmak üzere Eshab-ı kiramın ço unu kötülüyorlar. Eshab, bizim ölülerimiz de il mi, onları
kötülemek gıybet de il mi?
CEVAP
Bid'at ehlini kötülemek gıybet olmaz. Gıybet, bir kimsenin gizli bir kusurunu,
arkasından söylemektir. Harbilerin ve bid' at sahiblerinin ve açıkça günah i liyenlerin bu
günahlarını ve zulmedenlerin ve alı veri te hile yapanların bu fenalıklarını müslümanlara
duyurarak, bunların errinden sakınmalarına sebep olmak ve müslümanlı ı yanlı
anlatanların bu iftiralarını söylemek gerekir, gıybet olmaz (R. Muhtar c.5, s.263)
Eshab-ı kirama dil uzatanlar, ölü olsun, diri olsun, bunları açıklamak, gıybet olmaz,
aksine dinin emrine uymak olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bid'atler çıkıp, Eshabıma
kötü söz söylendi i zaman, do ruyu bilen, herkese söylesin! Allahü teâlâ, bildi i [ve
gücü yetti i] hâlde do ruyu söylemiyen böyle âlime lânet eder.) [Deylemî]
Eshab-ı kiramın hepsi müslümandır. Bizim ölülerimizdir. Hiç kimsenin onları tenkit
etmesi caiz olmaz. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Ölülerinizi hayırla anın, iyiliklerini söyleyin, kötülüklerini açıklamayın.) [Tirmizî]
(Ölülerinize sövmeyin, onlar amelleriyle ba ba a kalmı tır.) [Buharî]
(Hz. Ai e, "Lânetlik bni Kays ne yapıyor?" diye sorar. Oradakiler "Öldü", derler.
Hz. Ai e hemen, Estagfirullah der. "Neden önce lânetledin, sonra istigfar ettin?"
diyene, "Resulullah (Ölülerinizi kötülemeyin) buyurdu u için" diye cevap verir.) [ bni
Hibban]
Eshaba Dil Uzatmak
Eshab-ı kiramın kusuru olsa da, bizim ölülerimiz oldu u için ve Allahü teâlâ onların
kusurunu affetti i için bunları söylemek caiz olmaz. Hadis-i eriflerde buyuruluyor ki:
(Eshabımın ismini i itince, susun, anlarına yakı mıyan söz söylemeyin!) [Taberânî]
(Eshabımın kusurları, yanlı hareketleri olacaktır. Allahü teâlâ, onları bana
ba ı lıyacak, kusurlarını affedecektir.) [ bni Asakir]
(Eshabımın kusurlarından bahsetmeyin, onlardan so uyabilirsiniz. Eshabımın
iyiliklerinden bahsedin ki, kalbleriniz onlara ısınsın!) [Deylemî]
(Eshabım arasında fitne çıkacaktır. Allahü teâlâ benimle olan sohbetlerinin
hürmetine o fitnelere karı anları, af ve ma firet edecektir. Sonra gelenler ise, bu
fitnelere karı an Eshabıma dil uzatarak Cehenneme girecektir.) [Müslim]
(Allahtan korkun, Eshabıma dil uzatmayın! Onları seven, beni sevdi i için sever.
Onları sevmiyen, beni sevmedi i için sevmez. Onlara el ile, dil ile eziyet eden, Allaha
eziyet etmi olur.) [Buharî]
(Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür.) [Bezzar]
Abduhçuların hedef tahtası haline getirdikleri Hz. Osman, Cennetle müjdelenmi on
ki iden biridir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Osman bendendir, ben de Osmandanım.) [Taberânî]
(Yüz kızım olsa, hepsini de Osmana verirdim.) [ bni Asakir]
(Meleklerin hayâ etti i zattan [Osmandan] ben hayâ etmez miyim?) [Beyhekî]
(Osmanın efaati ile Cehennemlik 70 bin ki i, hesab görmeden Cennete girer.)
[ .Asakir]
Tebük gazvesinde Hz. Osman, kendi ticaret malından üç bin deve, yetmi at, on bin altın
getirdi. Resulullah efendimiz, bunları askere da ıttıktan sonra, (Bugünden sonra Osmana
günah yazılmaz.) [Bundan sonra Allah Osmanı günah i lemekten korur.] buyurdu. (Tirmizî)
ve öyle duâ etti: (Ya Rabbi, Osmanın geçmi , gelecek, gizli-açık, Kıyamete kadar bütün
günahlarını affet!) [Ebu Nuaym]
Birgün Hz. Fatıma, Hz. Alinin bir hareketine incinmi ti. Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömer
Peygamber efendimize ricada bulundularsa da, Resulullah efendimiz sükut etti. Hz. Osman
rica edince damadı Hz. Aliyi affetti. ki kayınpederinin ricasını kabul etmeyip de, damadı
Hz. Osmanın ricasını niçin kabul etti i suâl edilince, (Öyle birinin efaatini [ricasını, af
talebini] kabul ettim ki, yer ile gö ün yerini de i tir diye, duâ etse, Allahü teâlâ
de i tirir.) buyurdu. (Mesabih)

En büyük hadîs âlimi


Sual: Hz.Ebû Hüreyre’nin çok hadîs rivâyet etti i için kötülenmesi do ru mu?
CEVAP
Hz.Ebû Hüreyre kötülenince, ahkâm-ı er’ıyyenin yarısı kötülenmi olur. Çünkü,
ahkâm-ı er’ıyyeyi bildiren üç bin hadîs-i erîf vardır. Ya’nî üç bin ahkâm-ı er’ıyye, sünnet
ile belli olmu tur. Bu üç binin yarısını haber veren Hz.Ebû Hüreyre’dir. Onu kötülemek,
ahkâm-ı er’ıyyenin yarısını kötülemek olur.
Hz.Ebû Hüreyre, çok fakîr idi. Sava ta ve barı ta Resûlullahın yanından ayrılmazdı.
Hâfızası çok kuvvetli oldu undan, çok hadîs-i erîf ezberlemi ti. Eshâb-ı kirâmdan ve
Tâbi’înden 800’den fazla kimsenin, kendisinden hadîs ö rendi i Buhârî’de yazılıdır.
Hz.Ömer zamanında Bahreyn ve Hz.Osman zamanında Mekke kâdısı idi. Daha sonra
Medîne vâlîsi oldu.
Hz.Ebû Hüreyre, (Bilerek bana yalan isnâd eden, Cehennemdeki yerine hazırlansın)
hadîsinin râvîsidir. Hadîs rivâyet etmek istedi inde bu hadîsi zikrederdi. Birçok sahâbî, onun
hadîs rivâyetindeki üstünlü ünü kabûl edip, ondan hadîs naklettiler. (Hâkim Nîsâbûrî, III,
513)
mâm-ı Buhârî, (Hz.Ebû Hüreyre, sahâbe ve muhaddisler nazarında son derece
güvenilir, yüce bir ahsiyettir),
Hz. bni Ömer de, (O, benden daha hayırlı ve nakletti ini daha iyi bilendir),
Hz.Talha ise, (Elbette o, Hz. Peygamberden bizim duymadı ımız hadîsleri i itmi tir)
demi tir. (H.Nîsâbûrî,III, 511)
mâm-ı âfiî gibi büyük âlimler, (Hz.Ebû Hüreyre, kendi dönemindeki hadîs râvîleri
içinde, hâfızası en sa lam olanıdır) buyurmu tur. ( bni Hacer, el- sâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe,
IV, 205)
Hazret-i Ebû Hüreyre, müslüman olduktan sonra 47 yıl ya amı tır. Hz.Ebû Bekir gibi
ya lı ilk sahâbîlerin ço u, Hz.Peygamberden sonra fazla ya amadıkları için, çok hadîs
rivâyet edememi tir. Hz.Ebû Hüreyre’nin bildirdi i hadîs sayısı 5374 de ildir. mâm-ı
Ahmed’in Müsned’inde Hz.Ebû Hüreyre’den alınmı 3848 hadîs yer almaktadır. Bu
hadîslerin yarısından fazlası (2269) mükerrer olup, hakîkatte bütün Müsned’de, onun
rivâyetinde ancak 1579 hadîs vardır.
Çok hadîs rivâyet etmesinin sebeplerinden ba’zıları:
1- Hz.Peygamber ile çok beraber olmu ve ona hiç çekinmeden her çe it soruyu
sormu tur. Hz.Ebû Hüreyre, (Çok hadîs rivâyet etmemin sebebi udur: Muhâcirler, alı -
veri le, ensâr da kendi mal ve mülkleriyle u ra ırken, ben Hz.Peygamberin
meclislerindeydim) demi tir. (Müslim, Fedâilüs-sahâbe, Buhârî, lim)
2- lme çok tutkundu. Hz.Peygamber ona bildi ini unutmaması için duâ buyurmu tu.
Hz.Ebû Hüreyre anlatır: Resûlullah efendimiz, ( çinizden hanginiz elbisesini çıkarıp yere
yayar? Ba’zı eyler söyliyece im. Sonra elbisesini toplayıp, katlasın, sözlerimi hiç
unutmaz) buyurdu. Paltomu çıkarıp yaydım. Resûlullah efendimiz diledi ini söyledi.
Paltomu giydim. Gö sümü kapadım. Bundan sonra, i itti im hiçbir eyi unutmadım.
(Buhârî, lim 42)
Hâkim Nî âbûrî, u haberi vermektedir: Bir zât, Zeyd bin Sâbit’e bir mes’ele sordu. O da
Hz.Ebû Hüreyre’ye gitmesini söyledi ve öyle devam etti: Çünkü bir gün ben, Hz.Ebû
Hüreyre ve bir arkada la Mescidde oturuyorduk. O sırada Resûlullah geldi, yanımıza oturup,
(Hepiniz Allahtan bir dilekte bulunsun) buyurdu. Ben ve arkada ım, Hz.Ebû Hüreyre’den
önce duâ ettik, Hz. Peygamber de bizim duâmıza âmin dedi. Sıra Hz.Ebû Hüreyre’ye
gelince, (Yâ Rabbî, senden iki arkada ımın iste i ile unutulmıyan bir ilim dilerim) dedi.
Resûlullah efendimiz bu duâya da âmin dedi. Biz de, (Yâ Resûlallah, biz de, Allahtan,
unutulmayan bir ilim isteriz) dedik. Bize, (Devsli genç [Ebû Hüreyre] sizden önce
davrandı) buyurdu. (Müstedrek III, 508, Nesâî, III, 440)
Hazret-i Ebû Hüreyre anlatır: (Yâ Resûlallah, kıyâmette senin efâ’atine nâil olacak
en mes’ûd ki i kim) dedim. Bana, (Yâ Ebâ Hüreyre, senin hadîse olan sevginin
çoklu unu bildi im için, böyle bir soruyu senden önce hiç kimsenin sormayaca ını
tahmin etmi tim. Kıyâmet günü efâ’atime nâil olacak en mes’ûd ki i, Lâ ilâhe illallah
diyendir) buyurdu. (Buhârî, ilim 339)
3- Büyük sahâbîlerle görü üp onlardan birçok hadîs almı ve böylece ilmi artmı tır.
4- Hz.Peygamberin vefâtından sonra 47 yıl ya amı ve hadîsleri yaymakla me gul
olmu tur. Dört büyük halîfe ise devlet i leri ile me gul oldu u için az hadîs bildirmi tir.
5- Hz.Ebû Hüreyre, Resûlullah efendimizden nakletti i hadîsleri halka ö retmeyi, ilmi
gizlemenin günâhından kurtulmak için, kendine vazîfe kabûl ediyordu. (Buhârî)
Bütün bunların netîcesinde Hz.Ebû Hüreyre, sahâbe içerisinde hadîsi en iyi bilen, hadîs
alma ve rivâyet etme husûsunda di erlerinden daha üstün bir duruma gelmi tir. bni Ömer,
onun cenâze namazında, (Resûlullahın hadîsini muhâfaza eden) demi ve ona rahmet
dilemi tir. Ayrıca, (Ebû Hüreyre, Resûlullahın sohbetine en fazla devam eden ve onun
hadîslerini en iyi ezberliyen zâttır) derdi. (Tirmizî, Menâkıb, 46)

Allahü teâlâ, hilmi sever


Sual: Hep yumu ak hareket edilmesini bildiriyorsunuz. Neden hakkı mertçe ve sertçe
söylemekten çekiniyorsunuz?
CEVAP
[Biz hakkı, do ruyu oldu u gibi yazıyoruz. u veya bu ahısla ne i imiz vardır ne de alıp
veremedi imiz. Ne bir menfaat beklentimiz, ne de bir mevki makam iste imiz vardır. Ancak
slamiyeti insanlara do ru olarak bildirmek lazım. Din ne sizin ne de bizim tekelimiz
altındadır. Sizin ve bizim görü ümüzün de ne kıymeti vardır ne de dinde yeri vardır. Din
adına dinin dı ına çıkmamalı, fitne çıkarmamalı, mezhepsizlik yapmamalıdır. Edille-i
eriyyeye göre slamiyeti anlatmak lazım. Bu insanların hakkıdır. Hem de en tabii hakkıdır.
Bunu yapmak, do ru yapmak insanlık vazifesidir. Yanlı anlatanlar, aklına göre anlatanlar
yarın hesabını veremiyecekleri gibi çok acı azaplara duçar olacaklardır. kinci binin
müceddidi, büyük islam alimi mam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki, ( nsanların çekti i
sıkıntıların sebebi kötü din adamlarıdır.) Bu güzel söz de yukarıda anlatmaya
çalı tıklarımızın vesikası de il mi?
Biz do ruları söylemeye devam edece iz, ama iyilikle, yumu aklıkla. Ben, önüne gelene
çatan, aslında kendi aklından ba kasınınkini be enmiyen, fitne çıkaran, idareye ba kaldırtan
mezhepsiz de ilim. Maksadım Allahü tealanın kullarına hizmet olup, onların slamiyeti
do ru ö renmelerine vesile olmaktır.]
Allahü teâlâ yumu ak olmayı emretmektedir:
(Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel ö ütle da’vet et, onlarla en güzel ekilde tartı !)
[Nahl 125]
([Ey Resûlüm] etrâfındakilere yumu ak davranman, Allahü teâlânın sana bir kerem
ve rahmetidir. E er kötü huylu olup, sert davransaydın hepsi da ılıp giderlerdi.) [Âl-i
imrân159]
Bir vâiz, (Zâlim sultân kar ısında do ruyu söylemek cihâd olur) diye, Halîfe Memûn’a,
sert sözlerle nasîhat etmeye ba ladı. Halîfe, (Ey vâiz, Allahü teâlâ, senden iyisini, benden
kötüsüne gönderdi i hâlde, o, yumu ak konu tu) dedi. Vâiz, (Benden iyi ve senden kötü olan
kim) dedi. Halîfe, (Benden kötü olan Firavun’dur, senden iyi olan da Hz.Mûsâ’dır) dedi.
Allahü teâlâ, Hz.Mûsâ’ya, Firavun’a yumu ak ekilde nasîhat etmesini emretmi tir. (Tâhâ
44)
Rıfk yumu aklık demektir. Katılı ın, kabalı ın tersidir. Rıfk, mülâyimlik, naziklik,
yava lılık, tatlılık, güzellik, acımak, iyilik etmek, kısaca slâmiyete uymaktır.Yumu ak
yerine sert ve kaba konu an, fitneye sebep olur. Her zaman yumu ak davranmaya çalı malı,
sertlikten kaçmalıdır! Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki:
(Rıfk, hikmetin ba ıdır.) [Harâitî]
(Rıfk ile bereket hâsıl olur.) [Taberânî]
(Rıfkı olmıyanın hayrı yoktur.) [Müslim]
(Allah refîktir her i te rıfkı sever.) [Buhârî]
(Rıfk, insana zînet verir, kusûrlarını giderir.) [ bni Hibbân]
(Emr-i ma’rûfu ancak rıfk sâhibi fakîhler yapar.) [ .Gazâlî]
(Rıfktan mahrûm olan bütün hayırlardan mahrûm olur.) [Müslim]
(Uygun suâl sormak ilmin yarısı, rıfk, geçinmenin yarısıdır.) [Askerî]
(Rıfk sâhibi olan, dünya ve âhıret iyiliklerine kavu ur.) [Tirmizî]
( nsanlara kolaylık ve rıfk gösteren mü’min, Cehenneme girmez.) [Tirmizî]
(Mü’min öyle yumu aktır ki, yumu aklı ından dolayı ahmak sanılır.) [Beyhekî]
(Hilm [rıfk] sâhibi, gündüzleri oruç tutan, geceleri namaz kılan kimsenin derecesine
kavu ur.) [Mekt.Ma’sûmiyye]
(Allahü teâlâ, hilmi sever.) [Taberânî]
(Hilm sâhibi olmak Peygamberlerin sünnetidir.) [Beyhekî]
- SON -