SÜNNET-B DATBOZUK FIRKALAR

Yazan : Mehmet Ali DEM RBA Sünnet ne demektir Sünnet ve çe itleri Sünnetin Üç Manası ahısların sünneti Kur'an-ı kerimi anlamak Birle tirici olmalı Kötü maksatlılar Hadîs-i erîflerin yazılması Hadis-i erif ile amel etmek Mezheplerin hükmü ne? Sünnet dü manlı ı Kur’an-ı kerim sanki bunlara gelmi Kur'an-ı kerimden Deliller: Sünnetin önemi Kur'an-ı kerimin Açıklanması Peygamber dü manlı ı Sünnet, Kur'andan Ayrı De il Hempherin torunları Resulullaha Tabi Olmak Peygamberimizi inkar edenler Bir dinsizin hezeyanı Yaratıcıya kafa tutan câhil nsanın yaratılı ı Kur’ân-ı kerîm niçin Arapça? E er Yunanca olsaydı Kâinâtta tesâdüf yoktur eytanın da elçileri vardır Bid’ati iyi ö renmeli Bid’at nedir? Bizden olmıyanlar Ya günü kutlamak Bid’at ve bid’atin zararları Günümüzde i lenen bid’atler Di er bid’atlerden bazıları unlardır Bid’at ehli ile konu mak Bid’at neden günahtır? Bazı bid’atler: Bid’at olmayanlar Yine kaset ve ibâdet Aslı ve Benzeri Bid'atın Zararı Âdetle ilgili sünnetler Bid’atin mahiyeti Bid’at sakal nedir? Âdete ait sünnet nsanlar müstehabı ne zannediyorlar? Be katlı slam binası Önce Farz hlas yoksa hepsi bo tur Ehl-i kıble nedir?

Sarı ın ucunu sarkıtmak Sünneti de i tirmek Güzel sanılan bid'atler Her Bid'at Sapıklıktır Cihazdan Çıkan Ses Mevlid Okumak Vesile nedir? Âlimleri taklîd ni’meti Hüccet-ül islâma çirkin iftira ctihadlar Rahmettir Cami duvarını kirletenler mâm-ı Gazâlî’ye saldıranlar Hadis-i erifleri anlamak Dolmu çu Yazar Dini bilen yazar Reformcu mantı ı Müslüman nasıl dü ünür Abduhçu gence Mezhebsiz Sapıtır srâîliyâtçıların hezeyânı Din ve ihtiyâç Kur'ân-ı kerîmdeki bilgiler Allahtan ba kasına duâ Ya lı terzinin zulmü Hangisini okuyacaklar? Cehalet fa izmi mi? Dînimizi bozmaya çalı anlar eytânın yardımcıları Yedullah meselesi “Ol Cehenneme girse gerek” Bilmeden yazıp çizmek lim ve cehâlet Mahallî yazarın tenkidleri Uydurma sanılan hadis-i erifler Uydurma hadis üzerine Dinde nakil esastır Allah var demek kâfi mi? Âlimlere tabi olun Dillerin Meydana Çıkı ı Ölü için Kur’ân-ı kerîm Kur’ân-ı kerîm ifâdır Atasözleri hakkında "Üzümünü Ye, Ba ını Sorma" Hamdolsun denir mi? Hamdolsun yiyiz Bizden de il ne demek? Kendini Tanımak Do ru Yolda Gidenler mâm-ı a’zamın vasıyeti slâm âlimini kötülemek Felsefe ve dindeki yeri Felsefeciler Tasavvuf ve felsefe

Selefilik ve tasavvuf Vehbi ilim, ilham ve evliya lham senet de il Kıl ucu kadar uygunsuzluk bulunursa Yine ilham üzerine Dinde reformculuk Mezhepsiz mantı ı: (Çok ki i olursa, çok ta ta ınır) Dü manların sinsi planları Dinin ruhuna aykırı imi mansızın cezası Peygamberim diyenler Efgani, Abduh gibi Mezhepsizler fitne kaynaklarıdır Dînimizdeki dört delil Kıyası inkâr sapıklıktır ctihadı emreden âyetler lk kıyas yapan cma olan hususlar Kur’an-ı kerim sana mı gönderildi? Hz. brahim ve azer Seçilmi Bir Silsile Azer Üvey Babadır Kaza namazı Kâfir Cennete Girmez Miraç hadisesi Allahü Teâlânın Kudreti Kâfirler Övülüyor Cehennem Sonsuzdur Allahü teâlâ Görülmez mi? "Müminler Allahı Görecektir" Peygamberimiz Ümmi di Faize Cevaz Reenkarnasyon hurafesi Kadınlık Halleri Türkçe Namaz mı? Oruç kefareti çki çmek Kâfirle evlenmek Kadının Sesi Kadın ve Cuma Namazı Kürtaj Tesettür Ay’ın ikiye ayrılması Siccin Ta ı Oruca Geç Ba lamak Reform Yapacakmı Sormazlar mı Osmanlı dünyaya nasıl hükmetti? Selefilik, vehhabili in ba ka adıdır Amelde mezhepler Müslümanlar karde tir “Kötüler iyi, iyiler kötü gösterilmedikçe, Kıyamet kopmaz.” Kurtulu Yolu Câmi ve kilise Müslüman takvimi Dinde anar i çıkarmak Allaha ve Resulüne iman

Allahın ipine sarılmak Kur’anı insanlara açıkla Din nasıl yıkılır? Hadisleri inkâr etmek Sünnete inanmayan Mezhepsizlerin imamı bni Teymiyye bni Teymiyyenin yolu Fitne kaynaklarından Cemalettin Efgani Mason Abduhun Dostu Fitne kaynaklarından eyh Muhammed Abduh Abduhçu yazarlar Yazılardaki Saçmalıklar Dinimizi içten yıkmak için çalı anlar Abduh Dosyası Maskaralıklar Fitne kaynaklarından Re it Rıza Mucizeyi nkar Fitne kaynaklarından eyh Bedreddin Fitne kaynaklarından Mısırlı Fârûk el-Angutânî slâm dü manları Kâfir olmak bir ayrıntı mıdır? Allaha âcizlik isnâdı Mezhepsizlik politikası Efgânî'nin masonluktan ba ka hatâsı yokmu ! Allah indinde hak din slâmdır “Cennete sadece müslüman olan girer” Dinler arası diyalog! Bir diyalogcu ile diyalog Âlimlerin kötüsü insanların en kötüsüdür nsanların en kötüleri Reformcuların Yeni Oyunu Fitne kaynaklarından Hamidullah Sadreddin Hocanın Tenkidi Kâfiri Tasdik Ediyor Mescid-i Aksa Yok mu? Mucizeyi nkar Ediyor Allahtan Ba ka Dayanak Paslı Silsileden Biri Zırva tevil götürmez Tenkid mektubu Tenkitler nasıl olmalı? Yanlı Fetva Vermek Mezhepsizler fitneci olup, fitne kaynaklarıdır Hayvan ve insan kesenler Dini deyimlerin açıklanması Miracı nkar Edenler Resulullah efendimiz Miracı anlattı Erzincanlı kızın mektubu Cennetin vasıfları Dünya ve Cennet Aslı ve Gölgesi Fıkıh De i mez Allahü teâlâyı görmek Sırat Köprüsü

Mezhepsizlik urası = n aat ta aron irketi mi! Mezhepsizlerin format’ı bozuktur Ödünçte faiz olabilir Küfre cevâz Tu la ile kerpiç Din konusu dikkat ister "Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder." Cebriye denilen fırka Kaderi inkâr edenler Mutezilenin görü leri Akıl Yolu Hayret! Bazıları da aynı eyleri sormuyor mu? Dinde kolaylık nedir? Fellahla acemin hezeyanı Eshab-ı kiram Sahabenin Kerameti Cennetlik olan insanlar Dört halifenin fazileti Hz. Ömerin Fazileti Üstünlük Sırası Hz. Osman’ın Fazileti A lama Ya Osman Allahın Sevdi i Zat Hz. Alinin Fazileti Ehl-i beytin fazileti Cennetle müjdelenen sahabiler Resulullahın akrabaları nsanların En yileri Taif Kahramanı Kadınların en üstünü Hazret-i Ali hakkında Mübarek Sözleri Hükümdarlara nasihati Hazret-i Alinin menkıbeleri Sen Benim Karde imsin Allahın Aslanı Hz. Aliyi Sevmek Mezhepsizler samimiyetsizdir Hz. Ömerin Maksadı Dört halifenin son sözleri Hz. Ömerin Son Sözleri Hz. Ömerin Yüzü ü Hz. Osmanın Son Sözleri Hz. Alinin Son Sözleri Üç büyük ehid Eshâb-ı Bedir slam dü manlarının sinsi planları Dü manların Planları Salihleri anmak Ölmü mümine merhum demek Hüküm Zahire Göredir Ölüleri kötülemek Eshaba Dil Uzatmak En büyük hadîs âlimi Allahü teâlâ, hilmi sever

Sual: Bazı kimseler, (Peygamber, ne hanefi, ne de afii idi, sünni de de il idi) diyor. Sünnet ne demektir? CEVAP Demek ki mezhep de, sünnet de, bilinmiyor. Askerlikte, kara, hava ve deniz kuvvetleri vardır. Genel kurmay, karacı, havacı veya denizci de ildir diyerek bu kuvvetlerden ayrı sayılır mı? Kuvvetler genel kurmaya ba lı oldu u gibi, mezhepler de Resulullaha ba lıdır. Nasıl ki kuvvet komutanlıkları birbirinin yardımcısı ise, mezhepler de öyledir. Kendi mezhebine göre yapılması güç olan bir i ba ka mezhebe göre yapılır. Mezhepler, bir elin parmakları gibi, aynı ele hizmet eder. Sünnet kelimesi de yerine göre, farklı anlamlarda kullanılır: 1- Kitab ve sünnet ifadesindeki sünnet, hadis-i erifler demektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Allahın kitabına, Peygamberin sünnetine sarılırsanız hiç sapıtmazsınız.) [Hakim] 2- Farz ve sünnet ifadesindeki sünnet, Resulullahın emirleri demektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ümmetim bozulunca, sünnetime uyana ehit sevabı verilir.) [Hakim] 3- Sünnet, yalnız olarak kullanılınca, genelde slâmiyet anla ılır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bir zaman gelecek ki, ortalık bozuldu u zaman sünnetime [ slamiyete] tutunmak avuçta ate tutmak gibi olacaktır.) [Hâkim] 4- Sünnet, yol, çı ır, gibi manalara da gelir. Mesela sünnet-i hasene iyi çı ır, sünnet-i seyyie kötü çı ır demektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bir kimse, sünnet-i hasene çıkarırsa, [iyi bir çı ır açarsa] onun sevabı ve kıyamete kadar onunla amel edenlerin sevabı kadar sevab alır. Bir kimse de sünnet-i seyyie çıkarırsa, [kötü bir çı ır açarsa] onun günahı ve kıyamete kadar onu i leyenlerin günahı kadar günah kazanır.) [Müslim] Sünnet, yol demektir. (Sünnetullah), Allahın yolu demektir. (Sünnet-i Resulullah), Resulullahın yolu demektir. Sahabilerin de sünneti olur. (Hz. Ömerin sünneti), (Hz. Alinin sünneti) gibi. Nitekim hadis-i erifte buyuruldu ki: (Sünnetime ve hulefa-i ra idinin sünnetine sımsıkı sarılın!) [Buharî] Sünnet, âdet, kanun manalarına da gelir. Mesela, Allahın sünneti; Allahın kanunu demektir. Bu Kur’an-ı kerimde sünnetullah olarak geçmektedir. (Allah'ın sünnetinde [kanununda] asla bir de i iklik bulamazsın.) buyuruluyor. (Ahzab 62, Fetih 23, Fatır 43) 5- Ehl-i sünnet, kurtulu fırkasının adıdır. mam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki: Tirmizî’nin bildirdi i hadis-i erifte, (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72si cehenneme gider, yalnız bir fırka kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir) buyuruldu. Bu fırkaya (Ehl-i sünnet vel cemaat) denir. Sünnet ve çe itleri Sual: Sünnet nedir? (Sünnetimi terk edene efaatim haram oldu.) Hadis-i erifini alimlerimiz nasıl açıklamı lardır? CEVAP Peygamber efendimizin kendili inden emretti i veya yaptı ı ibâdetlere (Sünnet) denir. Sünnet ikiye ayrılır. 1- Sünnet-i hüda 2- Sünnet-i zevaid 1-Sünnet-ü hüda: Buna sünnet-i müekkede de denir. slâm dininin iarıdır, ba ka dinlerde yoktur. Peygamber efendimiz bunları devamlı yapmı , nadiren terk etmi ve terk edenlere de bir ey dememi tir. Ara sıra terk etti i sünnetlere de (Gayr-ı müekkede) denir. Müekked sünneti, özürsüz [mazeretsiz] devamlı terk etmek mekruhtur, küçük günah olur. Namaz içindeki müekked sünnetleri terk etmek ise tahrimen mekruhtur. (R. Muhtar) Dinimizin bütün hükümleri Kur' kerimden çıkmaktadır. Bu hükümler üç kısımdır: an-ı 1- Manaları açık olan ve ilim ehli tarafından bildirilen hükümlerdir. [Allah birdir gibi] 2- Müctehidler tarafından ictihadla çıkarılan hükümlerdir. [Abdestin farzının, Hanefide dört, Hanbelide on olması gibi.]

Sünnet ne demektir

3- Bir kısmı ise çok gizlidir. Allahü teâlâ bildirmedikçe anla ılamaz. Bunlar sadece Peygamber efendimize bildirilmi tir. Bu hükümler de Kur' kerimden çıkartılıyor ise de, an-ı Peygamber efendimiz tarafından açıklandı ı için bunlara (Sünnet) denir. (Mektubat-ı Rabbanî c.2, m. 55) Ezan okumak, cemaatle namaz kılmak gibi sünnetler (Sünnet-i hüda)dır. (Hadika) 2-Sünnet-i zevaid: Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin, ibâdet olarak de il de adet olarak devamlı yaptı ı eylere denir. Zevaid sünnetleri terk etmek mekruh de ildir. Peygamber efendimizin giyini ekli, iyi eyleri yapmaya sa dan ba laması gibi eyleri sünnet-i zevaiddir. (R. Muhtar) (Muhtar-ül ehadis)deki hadis-i erifte buyuruldu ki: (Sünnet, farza ba lı ve ba lı olmamak üzere ikiye ayrılır. Farzdaki sünnetin aslı Allahü teâlânın kitabındadır. Onu almak hidayet, terki ise dalalettir. Di er sünneti almak bir fazilettir, terki ise hata de ildir.) [Taberânî] Peygamber efendimizin böyle adet olarak yaptı ı eyleri yapmamak bid' de ildir. at Bunları yapıp yapmamak, ülkelerin ve insanların adetlerine ba lı olup, dini hükümler de ildir. Her ülkenin adeti ba ka ba kadır. Hatta bir ülkenin adeti zamanla de i ir. Bununla beraber, adete ba lı eylerde de [Bir mazeret yoksa] Resulullaha tabi olmak, dünya ve ahırette insana çok ey kazandırır ve çe itli saadetlere yol açar. (Mektubat-ı Rabbanî c.2, m.55) Sünnetin Üç Manası Sünnet kelimesinin dinimizde üç manası vardır. (Kitab ve Sünnet) denilince, buradaki sünnet, hadis-i erifler demektir. (Farz ve Sünnet) denince, buradaki sünnet, Peygamber efendimizin emri demektir. Sünnet, yalnız olarak kullanılınca ( slâmiyet yolu) demektir. Bu sünnete uyanlara ( Ehl-i sünnet) denir. (Cevhere) eyhulislâm bni Kemal Pa azade hazretleri, ( erh-ı hadis-i erbain) kitabında, (Sünnetimi terk edene efaatim haram oldu.) hadis-i erifini açıklarken buyruyor ki: Bu hadis-i erifteki sünnet, islâmiyet yolu demektir. Çünkü mümin, büyük günah i lese de efaatten mahrum kalmaz. Nitekim hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ümmetimden, büyük günah i liyenlere efaat edece im.) [Ebu Dâvud] Görüldü ü gibi Ehl-i sünnetten ayrılanlar efaate kavu amıyacaklardır. ( ira) (Ümmetimin arasında fitne, fesat yayıldı ı zaman, sünnetime sarılana yüz ehit sevabı vardır) hadis-i erifi, fitne zamanında, ehl-i sünnet ve cemaat itikadında olup, be vakit namazı cemaat ile kılana yüz ehit sevabı verilece ini bildirmektedir. Bunun için, önce ehl-i sünnete uygun iman etmek, sonra haramlardan sakınmak, sonra farzları yapmak, sonra mekruhlardan sakınmak, sonra müekked sünnetleri, daha sonra da müstehapları yapmak gerekir. Bu sırada, önce olanı yapmıyanın, sonra olanı yapmasının hiç faydası olmaz ve önce olanı yapabilmek için, sonra olanı terk etmesi vacip olur. ahısların sünneti Sual: "Yalnız Peygamberin sünneti olur. Âlimlerin sünneti olmaz" deniyor. Mesela, Hz. Ömerin sünneti denir mi? CEVAP Sünnet, yol, çı ır demektir. (Sünnetullah), Allahın sünneti, Allahın yolu demektir. (Sünnet-i Resulullah), Resulullahın sünneti, Resulullahın yolu demektir. Resulullahın yolu, Allahü teâlânın yolundan ayrı olmadı ı hâlde, Resulullahın sünneti dendi i gibi, Peygamber efendimizin yolundan ayrı olmıyan her sahabinin de sünneti olur. (Hz. Ömerin sünneti), (Hz. Alnin sünneti) demek caiz ve gerekir. Nitekim hadis-i erifte buyuruldu ki: (Sünnetime ve Hulefa-i Ra idinin sünnetine sımsıkı sarılın!) [Ebu Dâvud] Hz. Ömer, hulefa-i Ra idindendir. Bu hadis-i erife uyarak (Hz. Ömerin sünneti) denir. Hz. Ömerin sünneti dendi i gibi, mam-ı a' hazretlerinin sünneti veya (falanca âlimin zam sünneti) demekte de mahzur yoktur. Hatta bid' ehlinin sünneti de (yolu, çı ırı da) olur. at Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bir kimse, sünnet-i hasene çıkarırsa, [iyi bir yol, iyi bir çı ır açarsa] onun sevabı ve kıyamete kadar onunla amel edenlerin sevabı kadar sevab alır. Bir kimse de sünnet-i seyyie çıkarırsa, [kötü bir yol, kötü bir çı ır açarsa] onun günahı ve kıyamete kadar onu i liyenlerin günahı kadar günah kazanır.) [Müslim]

Kur'an-ı kerimi anlamak Sual: Kur’an-ı kerimi arapça bilen anlıyamaz mı? CEVAP Kur' kerimi tam olarak yalnız Muhammed aleyhisselam anlamı tır. Ondan ba ka hiç an-ı kimse tam anlıyamaz. Eshab-ı kiram, ana dilleri Arapça oldu u hâlde, bazı ayetleri anlıyamayıp, Peygamber efendimize sorarlardı. Resulullah, Kur' kerimin tefsirini an-ı Eshabına bildirmi tir. Eshab-ı kiramın bildirdi inden ba ka türlü söyleyenler, dalalete, hatta küfre dü er. Tefsir, yoruma de il, nakle dayanır. Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki: (Bir gün Peygamber efendimiz, Hz. Ebu Bekire ince marifetleri, onun seviyesine göre anlatıyordu. Yanlarına Hz. Ömer gelince, konu ma uslubunu onun da anlıyaca ı ekilde de i tirdi. Hz. Osman gelince, yine konu ma eklini de i tirdi. Hz. Ali de gelince konu masını, hepsinin anlıyaca ı tarzda de i tirdi. Resulullahın her defasında konu ma uslubunu de i tirmesi, oradaki zatların istidatlarının farklı olu larından meydana gelmi tir.) [Mek. Masumiyye 59] Kur' kerimi, Arapça bilen de tam anlıyamaz. Dil ayrı, ilim ayrıdır. Türkçe bilen, tıp, an-ı hukuk, fen bilgisini anlayabilir mi? Hadis-i erifte, (Kur'an, Allahın metin ipidir. Manalarının hepsi anla ılmaz.) buyurulmu tur. Kur' kerim çok veciz olup, bitmez an-ı tükenmez manalarının bulundu u, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kâ ıt ve mürekkep bulunamıyaca ı bizzat Kur' kerimde öyle bildirilmektedir: (De ki, Rabbimin an-ı [ lmini, hikmetini bildiren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109] Anayasayı anlamak için hukukçulara gidiliyor. Hâlbuki bunları da insan yazmı tır. Bir kanundan bile herkes aynı eyi anlamazken, Allahın kelamını nasıl anlıyabilir? Kur’an-ı kerimi anlıyabilmek için, tercümelerine de il, tefsirlere bakmak gerekir. Yusuf suresinin, (Anlayabilmeniz için, Kur'anı Arapça olarak indirdik) mealindeki 2. ayet-i kerimesi, tefsirlerde özetle öyle açıklanıyor: (Kur' kerimi herhangi bir lisan ile de il, en geni , en an-ı açık, en ahenktar olan Arapça olarak indirdik. E er iyi dü ünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir aheser, sözlerinin, bütün insanlı a hitap etti ini görür, müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz. Ey Araplar, Kur' kerim, sizin an-ı dilinizle indi. Edebiyatçıların, airlerin sözlerine benzemedi ini gördünüz. Bunun insan sözü olmadı ını, lâhî bir kelam oldu unu dü ünürseniz, anlarsınız.) Demek ki ayetteki anlamak, bunun ilahi kelam oldu unu anlamaktır. Yoksa ahkamını anlamak de ildir. E er öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur'an-ı kerimi insanlara açıkla) buyurulmazdı. (Nahl 44) Fussilet suresinin, (E er biz Kur'an-ı kerimi yabancı bir dilde okunan bir kitap kılsaydık. Diyeceklerdi ki, ayetleri tafsilatlı ekilde açıklanmalıydı. Muhatapları Arap oldu u hâlde, Arapça olmıyan bir kitap mı geldi) mealindeki 44. ayet-i kerimesinin açıklaması da öyledir: Kur' kerim [ branice, Yunanca de il] sizin lisanınızda, yani arapçadır. Siz Arap an-ı oldu unuza göre, ifadelerinin vecizli inden, aheserli inden bu Kur' kerimin lâhî bir an-ı kelam oldu unu anlarsınız. Yoksa, (Arapça bildi inize göre, Kur' hükümlerini de anın anlarsınız) denmiyor. Herkes Kur’andan aynı eyi anlasaydı, 72 sapık mezhep meydana çıkmazdı. manı, farzları ve haramları ö renmek farzdır. Bunlar, ancak fıkıh kitaplarından ö renilir. Fıkhı, âlimler, ayet-i kerimelerden ve hadis-i eriflerden çıkarmı lardır. (Hadika s. 324) Namazların kaç rekat oldu unu, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınaca ını, zekât nisabını, orucun ve haccın farzlarını, hukuk bilgilerini, Resulullah açıklamasaydı Kur' an-ı kerimden anlamak mümkün de ildi. mran bin Hasin hazretleri, (Bize yalnız Kur'andan söyle!) diyene, (Ey ahmak, Kur'andan her eyi anlamak mümkün mü? Mesela namazların kaç rekat oldu unu bulabilir miyiz?) buyurdu. Hz. Ömere de, (Farzlar seferde kaç rekat kılındı ını Kur'anda bulamadık.) dediler. Cevaben, "Biz, Kur'anda bulamadı ımızı, Resulullahtan gördü ümüz gibi yapıyoruz. O, seferde dört rekatlık farzları, iki rekat olarak kılardı.” buyurdu. (Mizan)

CEVAP Genelde hiç kimse, bilmedi i konularda, uzmanlık alanın dı ında konu maz. E er konu din ise, bilen bilmeyen herkes, fikir yürütür, “Bence böyle olmalı” der. Dini ele tirenlere bakın, dinden hiç haberi yoktur. Kulaktan duyma bilgilerle dine saldırırlar. Din cahili bazı yazarlar, fırsat buldukça dine saldırıyorlar. Bölücülük yapıyorlar. Müslümana gerici diyorlar. Gerici demek bölücülüktür. Nedir bu gericilik? Saldırının iddetini ço altmak için, köktendinci, fundemantalist gibi yaftalarla halkımızı bölmeye çalı ıyorlar. Din cahili bu yazarlardan biri, (Köktendinciler, Kur’anı anlamak istemezler, Kur’an'daki bir âyeti hatmetmeye [ezberlemeye] çalı ırlar.) diyor. Cahil yazar, hatmetmeyi ezberlemek sanıyor. Acaba köktendinci, do u tan müslüman mı demektir? Niye böyle hiç kimsenin tam anlamadı ı kelimelerle bölücülük yapıyorlar? (Gericiler Kur’anı anlamak istemezler. Kur’an'ın anla ılmasının önüne konan ketler yüzyıllardır devam ediyor.) diyor. stemiyen gericiler kimmi ? Niye istemiyorlarmı ? Kur’an anla ılırsa onların ne zararı olurmu ? imdi piyasada belki de yüzü a kın Kur’an tercümesi var. Bu tercümelerle Kur’an anla ıldı ise, müslümanların bildirdi inden farklı ne var imi ? Âlimler neyi gizlemi ? Böyle bir ey olmadı ına göre, ne diye halkımızın huzuru bozulmaya çalı ılıyor? Kur’an tercümelerinden dinin hükümlerinin hepsi anla ılır mı? Dini bilmeyenler veya din dü manları, (Kur’anı herkes anlar, hadislere ve âlimlerin açıklamalarına ihtiyaç yoktur) diyorlar. Bilindi i gibi, Anayasa’yı insanlar yazmı tır. Anayasayı okuyan bir kimse, orada aradı ı her hükmü, her kanunu bulabilir mi? Sonra insanların yazdı ı bu Anayasayı bile okuyanlar, farklı yorumlar getiriyorlar. Meclis Anayasaya uygun sanarak bir kanun yapıyor, Anayasa mahkemesi bu kanunun Anayasaya aykırı oldu u gerekçesiyle bozuyor. Bir uygulama için bakanın biri, bu anayasaya uygundur derken, öteki bakan anayasaya aykırıdır diyebiliyor. Demek ki, insanların yaptı ı bir Anayasa bile herkes tarafından aynı anla ılmadı ına göre Kur’an, o kadar basit bir kitap mı da herkes hemen anlasın? Hırsızlık, adam öldürmek, gasp, zina ve di er suçların cezaları Anayasada açıkça bildirilmez. Bunlar Kanunlarla anla ılır. Hatta kanunları da herkes kolayca anlayamaz. Kanunların iyi anla ılması için, tüzükler, yönetmelikler çıkarılır. Bir kimse, Kur’andan dinimizin hükümlerinin hepsini ö renmesi mümkün de ildir. En ba ta namaz nasıl kılınır? Kaç rekat kılınır? Namazda neler okunur? Yanılmalar için neler yapılır? Namazı bozan eyler nelerdir? Namazın farzları, vacibleri, mekruhları, sünnetleri nelerdir? Abdesti bozan eyler nelerdir? Orucun farzları nelerdir? Niyetsiz oruç tutulur mu, tutulmaz mı? Niyet ne zamana kadar geçerlidir? Orucu bozan eyler nelerdir? Zekâtın farzları nelerdir? Zenginli in ölçüsü nedir? Ne kadar malı, parası olanın zekât vermsesi gerekir? Hac ve di er ibadetlerde de durum aynıdır. Bütün bunları açık olarak Kur’an-ı kerimde bulamayız. Yalnız Kur’an diyenlerin art niyetleri böylece meydana çıkıyor. bdadetlerdeki, farzları, vacibleri, sünnetleri, mekruhları ancak Peygamber efendimizin sözlerinden ö reniriz. Kur’an-ı kerimde, (Allaha ve Resülüne uyun) buyuruluyor. Kur’anın bir kısmına inanıp da bir kısmına inanmayanlara sözümüz yoktur. Kötü maksatlılar Sual: Bir mezhepsiz, Kur' kerimden misal vererek, hadislere inanmamak gerekti ini an-ı söylüyor. CEVAP Bu kasıtlı bir iftiradır. öyle ki: Hadis, söz demektir. Hadis-i erif denilince, Peygamber efendimizin mübarek sözü anla ılır. Allahü teâlâ Kur' kerimi kastederek (Bu uydurma an-ı bir söz de ildir) buyuruyor. Söz kelimesi arabide hadis kelimesi ile söylendi i için kötü maksatlılar, (Kur' uydurma bir hadis de ildir) diyerek, sözde hadis-i eriflere dil uzatmaya an kalkıyorlar. Hâlbuki o ayet-i kerimenin yani Yusuf suresi 111. ayet-i kerimenin (Hadislere inanmayın) sözü ile hiç bir alakası yoktur. O ayet-i kerimenin uydurma bir söz olmadı ı,

ne?

Birle tirici olmalı Sual: (Yalnız Kur’an) diyenler, ne dinimizi ya ıyan ne de bilenler. Bunların maksatları

vahy-i ilahi oldu u bildiriliyor. Hadis dü manları, ayetleri istedikleri gibi tevil etmekle kalmayıp yanlı manalar vererek müslümanları kandırmak istiyorlar. mam-ı Rabbanî hazretleri böyle kimseler için buyuruyor ki: (Bir hükmün do ru veya yanlı oldu u Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamakla anla ılır. Çünkü Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan her mana, her bulu kıymetsizdir, yanlı tır. Çünkü her sapık, Kur' kerime ve hadis-i eriflere uydu unu sanır, sapıklı ının do ru an-ı oldu unu iddia eder. Yarım aklı, kısa görü ü ile, bu kaynaklardan yanlı manalar çıkarır. Do ru yoldan kayar, felakete gider. Kur' kerimde buyuruluyor ki: (Kur'an-ı kerimdeki an-ı misaller, ço unu küfre sürükledi i gibi, ço unu da hidayete ula tırır.) [Bekara 26] Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri manalar do rudur, bunlara uymayan yanlı tır.) [Müj.M. 286] ( nsanların, kötüsü kötü âlimlerdir. Bunlar, din, iman hırsızlarıdır. Kur' kerimde, an-ı (Onlar kendilerini müslüman sanıyor, onlar son derece yalancıdır, eytan onlara musallat olmu tur. Allahü teâlâyı hatırlamaz ve ismini a ızlarına almazlar, eytana uymu lar, eytan olmu lardır. Biliniz ki, eytana uyanlar ziyan etti, ebedi saadeti bırakıp, sonsuz azaba atıldı.) buyuruluyor. Büyüklerden biri, eytanın bo oturdu unu görünce sebebini sorar. eytan, (Zamanın din adamı geçinen kötü âlimleri, insanları yoldan çıkarmakta, bana o kadar yardımcı olmakta ki, bu mühim i i benim yapmama lüzum kalmıyor.) der. Böyle kötülüklerden uzak durmalıdır! Dünyaya gönül vermiyen, mal, mevki, öhret kazanmak, ba a geçmek sevdasında olmıyan din âlimlerine yakın olmalıdır! (Müjdeci Mektublar 33] Hadîs-i erîflerin yazılması Sual: Bir din dü manı, (Peygamber, hadîslerimi yazmayın demi tir. Bunun için hadîse uymak yanlı tır) diyor. Hadîslere uymak lâzım de il midir? CEVAP Diyânet leri Ba kanlı ı’nın, (Sahîh-i Buhârî muhtasarı tecrîd-i sarîh) tercümesinin mukaddimesinde özetle deniyor ki: lmi talep etmek, her müslümana farz oldu u gibi, ilmi ne retmek de böyledir. Hadîs-i erîfte de, hikmetin, mü’minin kaybolmu malı oldu u, bulursa, derhal alması gerekti i bildirilmi tir. Ayrıca, (Burada olanlarınız, burada olmayanlara tebli etsinler! Belki de, kendilerinden daha anlayı lı birine tebli etmi olabilirler) ve (Sözlerimi i itip belledikten sonra, ba kalarına aynen aktaranın Allah yüzünü a artsın) hadîs-i erîflerine uyan âlimler, dîni yaymaya çok gayret göstermi lerdir. Eshâb-ı kirâmdan Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri buyuruyor ki: (Kılıcı enseme dayasanız, Resûlullahtan duydu um bir sözü, ba ım kesilinceye kadar tebli e vakit bulaca ımı bilsem, o sözü muhakkak size yeti tiririm) Ebû Zer-i Gıfârî hazretlerinin bu sözü de, ilme verilen önemi göstermektedir. Kur’ân-ı kerîm, ilk nâzil oldu u sıralarda, hadîs-i erîflerle karı tırılmamaları için, (Kur’ân-ı kerîmden ba ka bir ey yazmayın) buyurulmu tu. Daha sonra Kur’ân-ı kerîmi ezberliyenler çok oldu u için, hadîs-i erîflerin de yazılması emredildi. Abdullah bin Amr bin Âs, Resûlullahtan ne i itirse yazar, Resûlullah efendimiz buna mâni olmazdı. Hattâ Kurey ten ba’zıları, (Sen her eyi yazıyorsun. Fakat Resûlullah da insandır. Rızâ ve gazap hâlinde de söz söyler) dediler. Bir gün durumu Resûlullaha arzetti inde, buyurdu ki: (Sözlerimi yaz! Allaha yemîn ederim ki, buradan [a zımdan] hak sözden ba kası çıkmaz.) [Ebû Dâvüd] Hadîs-i erîfleri ezberliyemedi ini arzeden Ensârdan bir zâta, Resûlullah efendimiz yazmasını bildirip, (Sa elinden yardım iste) buyurdu. (Tirmizî) Râfi’ bin Hadîc’e de, (Hadîslerimi yazınız) buyurdu. (Râme hürmüzî) Yine hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Hadîslerimi senediyle birlikte yazınız!) [Deylemî] (Ölümünden sonra geriye, [yazılmı hâlde] kırk hadîs bırakan, Cennette arkada ımdır.) [Deylemî]

Namazın kaç rek’at oldu u, zekât nisâbı gibi husûslar Kur’ân-ı kerîmde açık ekilde bildirilmemi tir. Bu âyetleri Allahın resûlü açıklamı tır. Meselâ cenâb-ı Hak, alı -veri i helâl, fâizi harâm kılmı tır. Fakat hangi alı -veri sahîh, hangisi fâsid ve harâmdır, fâiz çe itleri nelerdir? te bütün bunlar, Peygamber efendimizin sünnetinde beyân buyurulmu tur. Bir örnek verelim! Cenâb-ı Hak, meyteyi [le i] harâm kılmı tır. Fakat Allahın resûlü, denizde ölen balıkları istisnâ etmek sûretiyle Allahın murâdını açıklamı tır. Daha birçok hükümler Kur’ânın sarâhatinde mevcut de ildir. Sadece hadîs ile sabit olmu tur. Hadîs-i erîfleri inkâr etmek, Allahın emrine isyândır. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: ( nsanlara açıklıyasın diye Kur’ânı sana indirdik.) [Nahl 44] (Allaha ve Resûlüne îmân edin, Ona uyun ki do ru yolu bulasınız.) [A’râf 158] (Resûle itâ’at eden, Allaha itâ’at etmi olur.) [Nisâ 80] (Allaha ve Resûlüne itâ’at eden, kurtulmu tur.) [Ahzâb 71] (Peygamberin emrine uyun, yasak etti inden sakının!) [Ha r 7] (Allaha ve Resûlüne kar ı gelen için Allahın azâbı çetindir.) [Enfâl 13] (Allaha ve Resûlüne kar ı gelen, apaçık bir sapıklı a dü mü olur.) [Ahzâb 36] (De ki, “E er Allahı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!”) [Âl-i mrân 31] (Anla amadı ınız i in hükmünü Allahtan [Kur’ân-ı kerîmden] ve Resûlünden [Sünnet-i seniyyeden] anlayın!) [Nisâ 59] Bu konudaki hadîs-i erîflerden birkaçı da öyledir: (Sünnetimden yüz çeviren benden de ildir.) [Müslim] (Bana itâ’at Allaha itâ’at, bana isyân Allaha isyândır.) [Buhârî] (Bana uyan Cennete girer, isyân eden giremez.) [Buhârî] (Allahın kitabına, Peygamberin sünnetine sarılan sapıtmaz.) [Hâkim] ( htilâflar çıkınca, sünnetime ve Hulefâ-i râ idînin sünnetine uyun!) [Tirmizî] Hadis-i erif ile amel etmek Sual: Okudu umuz bir hadisle amel etmemiz caiz midir? CEVAP Kifaye kitabında buyuruldu ki: (Müctehid olmayan din adamı, okudu u hadisten kendi anladı ına uyarak amel edemez. Müctehidlerin ayet-i kerime ve hadis-i eriflerden anlayarak, verdikleri fetva ile amel etmesi gerekir. Takrir kitabında da böyle yazılıdır.) Bu önemli hususa birkaç örnek verelim: Bu konudaki hadis-i eriflerden be i öyle: 1- (Deve eti yemek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî] 2- (Ate te ısınmı bir eyi yiyip içmek abdesti bozar) [Müslim, Ebu Dâvud, bni Mace, Tirmizî, Nesâî] 3- (Ön avretine dokunan erke in abdesti bozulur.) [Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî] 4- (Eli ile ön avretine dokunanın abdesti bozulur.) [Hakim, .Ahmed, . afii] 5- (Ön avretine dokunan erke in abdesti bozulmaz. Çünkü o da vücuttan parçadır.) [Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî] Böyle birbirinden farklı gibi görünen sahih hadis-i erifler çoktur. Mezheplerin hükmü ne? Birinci hadis-i erifi okuyan, deve eti yemenin abdesti bozdu unu anlar. Hâlbuki deve eti yemek yalnız Hanbelide abdesti bozar, di er mezheblerde bozmaz. kinci hadis-i erifi okuyan kimse, ate te pi irilen her eyin abdesti bozdu unu anlar. Hâlbuki hiçbir mezhepte ate te pi irilen eyleri yiyip içmek abdesti bozmaz. Bu hadis-i erif, Kütüb-i sitte denilen altı kıymetli hadis kitabından be inde mevcuttur. Hiçbir hadis âlimi bu hadis-i erife uydurma dememi tir. Bu hadis-i erifin açıklaması Mizan-ül-kübra kitabında vardır. Üçüncü hadis-i erif, bir erke in kendi ön avret yerine dokununca abdestinin bozuldu unu bildirmektedir. Hâlbuki Hanefide bozmaz, di er üç mezhebde bozar.

Dördüncü hadis-i erifte ise, avret yerine dokunursa deniyor. Kadın mı, erkek mi, elin içi ile mi, dı ı da dahil mi, bunlar açık de ildir. Hâlbuki Hanefide, erkek veya kadın, bildirilen yere dokununca abdesti bozulmaz. Fakat afiîde ise elin içi seveteyne, yani hem ön hem arkaya, elinin içi ile de ince abdest bozulur. Ba kasına, hatta erkek veya kız kendi bebe ininkine de se de bozulur. Malikide ise, sadece erkek, kendi önüne, elinin içi ile dokunursa abdesti bozulur. Arkasına de erse bozulmaz. Çocu a veya ba kalarına dokunsa yine bozmaz. Hanbelide ise, hem elin içi, hem de elin dı ı ile kendisinin veya büyük-küçük, ölü-diri kim olursa olsun ba kasının seveteynine dokunursa abdesti bozar. Yalnız, kadınlar kendi avretine dokunursa bozmaz. Bu hükümleri hadislerden bizim çıkarmamız hiç mümkün müdür? Be inci hadis-i erif ise, dokunmanın abdesti bozmadı ını bildirmektedir. Hâlbuki Hanefi hariç, di er üç mezhepte bozar. Müctehid olmayanın bunları hadis-i eriflerden anlaması mümkün olmaz. Bu bakımdan, müctehid âlim olmayan kimse, hadis kitabı okursa, ya hadis-i eriflerin uydurma oldu unu zanneder veya kendi aklına göre, yanlı bir hüküm çıkarır. Her ikisi de felaketine sebep olur. Bir müslümana yapılacak büyük bir kötülük, (Kütüb-i sitteyi al, hadisleri oku ve dinini ö ren) demektir. Namazda imam arkasında Fatiha okunur mu? Bu konudaki üç hadis-i erif öyle: (Fatihasız namaz eksiktir.) [Tirmizî] (Namazda imam okurken siz de okumayın, Fatihayı hafif okuyun!) [Beyhekî] (Fatihasız namaz olmaz.) [Buharî,Müslim] Bu hadislere ve ba ka delillere dayanarak, afiî âlimleri imam arkasında Fatiha okumanın farz oldu unu bildirmi lerdir. Malikide ise, imam yava okurken müstehaptır. mam açıktan okuyorsa, Fatiha okunmaz. Namazda Fatiha okumak Malikide farz, Hanefide ise, vaciptir. Hadis-i eriflere bakalım: ( mamla namaz kılarken susun, imamın kıraati, cemaatin kıraatidir.) [Hatib] (Ne o, Kur'anda rekabet mi, namazda biri benimle beraber okuyordu.) [Tirmizî] Hanefi âlimleri, bu hadislere ve ba ka delillere dayanarak, ( mam arkasında Fatiha okumak mekruhtur) demi lerdir. mam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki: (Hadis-i eriflerle amel etmek, bize caiz olmaz. Mezhebimizin hükmüne aykırı gibi görülen hadis-i erifler, âlimlerin sözlerini reddetmek için delil ve senet olamaz. Bir Hanefinin, imam arkasında Fatiha okuması mezhepten çıkmaktır, ilhaddır.) [Müjdeci m. 312, Mebde ve Mead 31] M. Hadimi hazretleri buyuruyor ki: (Dindeki dört delil, müctehidler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdi i hükümdür. Çünkü bizler, ayet ve hadisten hüküm çıkaramayız. Mezhebin bir hükmü, ayete, hadise uymuyor gibi görünse de yanlı de ildir. Çünkü ayet ve hadis ictihad isteyebilir, ba ka bir ayet veya hadisle de i mi olabilir veya bilmedi imiz bir tevili vardır.) [Berika s. 94] Sünnet dü manlı ı Sual: Mısırlı, Suriyeli mezhepsizler, dinimizdeki dört delilden ikisini inkar edip sadece "Kitab ve sünnet" diyorlardı. Bizdeki bazı mezhepsiz yazarlar, daha ileri giderek, sünneti de inkar ediyorlar. Sünneti Kur' kerimden farklı bir ey zannediyorlar. Allaha kına bunların an-ı asıl maksadı ne? CEVAP Bunların asıl maksadı Kur' kerimi inkardır. Edille-i erıyyeden, dindeki dört delilden an-ı üçü inkar edilince, herkes kendi anladı ını do ru kabul edecek, herkesin anladı ı din olacak. Böylece insan sayısı kadar din meydana gelecek. Bir karga a ya anacak. Maksatları slâmiyeti yıkmaktır. Fakat buna muvaffak olamıyacakları Kur' kerimde bildirilmektedir. an-ı Mealen (Onlar, a ızları ile [sihir, kehanet diyerek] Allahın nurunu [Allahın dinini, kitabını, delillerini] söndürmeye yelteniyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de, Allah nurunu tamamlayacaktır) buyuruluyor. (Saf 8)

Hemen sonra, (Allah peygamberini hidayet ile [Kur' kerim ile, mucize ile] ve hak an-ı din ile gönderendir.) buyuruluyor. (Saf 9) Peygamber Gaybı Bilir mi? Kur' kerimde gaybı ancak Allahü teâlânın bildi i yazılıdır. Allahü teâlânın gaybı an-ı bildirdi i kimseler de vardır. Mealen buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, gaybdan bazılarını yalnız peygamberlerden diledi ine bildirir.) [Cin 27] Gaybdan bilmek peygamberlerin mucizesidir. Evliyanın gaybdan bildi i kerametleri de yine Peygamber efendimizin mucizesinin devamıdır. (Redd-ül muhtar) Bu ayet-i kerimede bazı gaybları Allahü teâlânın peygamberlere bildirdi i açıkça yazılıdır. Peygamber efendimiz de, Allahü teâlânın kendisine bildirdi i gaybları, gelecekte olacak hadiseleri bildirmi tir. Mesela Deccalın ve Hz. Mehdinin gelece ini bildirmi tir. Hâ â Peygamberimiz yalan mı söylemi tir? Kur' kerimde mealen (O, [Resulullah] an-ı vahyedilenden ba kasını söylemez.) buyuruluyor. (Necm 3) Necm suresindeki ayet-i kerime, Peygamber efendimizin din hakkında bildirdikleri, Allahü teâlânın vahyetti inden ba ka olmadı ını bildirmektedir. Kur' kerimde yine an-ı mealen buyuruluyor ki: (Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının!) [Ha r 7] Kur' kerimde, Resulullaha itaatin Allaha itaat oldu u, Ona isyan edenin Allaha isyan an-ı etmi oldu u çok yerde bildirilmektedir. [Nisa 80] Yine Kur' kerimin çok yerinde (Allaha ve Resulüne itaat), (Allah ve Resulüne an-ı isyan) ifadeleri çok yerde geçer. (Nisa 13 - 14) Sünneti, Kur' kerimden ayrı göstermek büyük sapıklıktır. Çünkü Kur' kerimde an-ı an-ı mealen buyuruluyor ki: (Kâfirler, Allahü teâlânın emirleri ile, peygamberlerinin emirlerini birbirinden ayırmak istiyorlar.) [Nisa 150] Nasıl kanunlar, Anayasadan ayrı kabul edilmezse, sünnet de, yani hadis-i erifler de Kur' kerimden ayrı de ildir. Onun açıklamalarıdır. Nasıl, tüzükler, yönetmelikler, an-ı kanunlara aykırı kabul edilmiyorsa, icma ve kıyas-ı fukaha da sünnete aykırı de ildir. Kıyas, Kur' kerimin ve hadis-i eriflerin açıklamasıdır. Sünneti Kur' kerimden ayrı, kıyası an-ı an-ı [âlimlerin ictihadlarını] hadis-i eriflerden ba ka göstermeye çalı anlar, dalalet ehlidir. (Mektubat-ı Rabbanî) Kur’an-ı kerim sanki bunlara gelmi Sual: Batılı yazarların etkisi altında kalan bazı mezhepsiz reformcular, "Sünnete uymak, peygamberi ilah yerine koymak demektir. Dinimizde kaynak sadece Kur' andır." diyorlar. (Yalnız Kur’an) diyenler, aslında Peygambere inanma, bana inan demek istiyorlar. Sanki Kur’an-ı kerim bunlara gelmi . mam-ı Azama, mam-ı Malike, mam-ı afiye, mam-ı Ahmede uyma, bana uy diyorlar. Dü ününce, bunların dinle imanla alakalarının olmadı ı anla ılıyor. Dinimizde kaynak, sadece Kur’an mı? Sünneti inkar eden müslümanlıktan çıkmaz mı? CEVAP Sünnetin üç manası vardır: 1- Kitap ve Sünnet, kitap Kur' kerim, sünnet hadis-i eriflerdir. an-ı 2- Farz ve sünnet, farz Allahü teâlânın, sünnet de Peygamber efendimizin emridir. 3 - Sünnet kelimesi yalnız olarak kullanılınca, slâmiyet, yani dinimizin bütün hükümleri anla ılır. Sünnet, yol, çı ır, i , adet gibi manalara gelir. Sünnet inkarcıları, birinci maddedeki sünneti kabul etmiyorlar. Bunların ba ında müste rikler gelir. Mesela gnaz Goldziher, Shacht bunlardandır. Oryantalist denilen gayr-i müslim yazarların çıkardı ı bu akıma, peygamberlik iddiasında bulunan Hintli Mirza Gulam Ahmet, yine Peygamberlik iddiasında bulunan Mısırlı Re at Khalife de kapılmı lardır. Bunların tesirinde kalan ba kaları da vardır. Kur'an-ı kerimden Deliller: Kur' kerimde (sadece Allaha itaat edin) denmiyor. (Allaha ve Resulüne itaat edin!) an-ı buyuruluyor. (Enfal 20)

Bu ayet-i kerime gösteriyor ki, Peygamber efendimizin sünnetine tabi olmak, Allahü teâlâya tabi olmaktan ayrı de ildir. Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın emirlerinden ba ka bir ey bildirmemi tir. Peygamber efendimizin yanlı bir ey söyliyece ini dü ünmek, Allahü teâlânın kelamını inkar olur. Çünkü Allahü teâlâ (Resulüme uyan kurtulur) buyururken, buna inanmamak Allahı inkar etmek olur. Bu husustaki ayet-i kerime meallerinden birkaçı öyle: (Allaha ve Onun ümmi nebi olan Resulüne iman edin, Ona tabi olun ki do ru yolu bulasınız.) [Araf 158] (Kim Resule itaat ederse, Allaha itaat etmi olur.) [Nisa 80] (Kim, Allaha ve Resulüne itaat ederse, elbette en büyük kurtulu la kurtulmu tur.) [Ahzab 71] (Peygamber size neyi verdiyse alın, neyi yasak ettiyse ondan sakının!) [Ha r 7] (Ey iman edenler, sizi hayat verecek eylere [dinin emirlerine, Cennete, ebedi do ru itikad ve amellere] davet edince, Allaha ve Resulüne icabet edin!) [Enfal 24 ] (De ki "E er Allahı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin!") [A. mran 31] [Bu ayet-i kerime inince, münafıklar, imdiki müste rikler gibi, "Muhammed kendine tapılmasını istiyor." dediler. Bunun üzerine a a ıdaki ayet-i kerime indi. ( ifa-i erif)] (De ki, "Allaha ve Peygambere itaat edin! E er [Peygambere uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] Elbette Allah kâfirleri sevmez.) [A. mran 32] (Ey iman edenler, sizi hayat verecek eylere [dinin emirlerine] davet edince, Allaha ve Resulüne icabet edin!) [Enfal 24] (Bir i te anla amazsanız, bu i in hükmünü Allahtan [Kur' kerimden] ve an-ı Resulünden [Sünnet-i seniyyeden] anlayın!) [Nisa 59] Elbette bu "anlayın emri" de âlimler içindir. Ba kaları, âlimlerin anladıkları hükme uyar. Çünkü Kur' kerimde (Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) buyuruluyor. (Nahl 43) an-ı Sünnetin önemi Müste riklere ve onların yolunda giden zavallılara soruyoruz. Kur' kerimde (Meyte an-ı ve kan size haram kılındı) buyuruluyor. (Maide 3) Meyte, bo azlanmadan ölen veya öldürülen yani le olan hayvandır. Bir müste rik, bu ayete bakarak balık yemenin haram oldu unu söyler. Ona göre sadece delil Kur' andır. Hâlbuki Allahü teâlâ mealen (Bir i te anla amazsanız, bu i in hükmünü ö renmek için Kur'an-ı kerime ve sünnet-i seniyyeye bakın!) buyuruyor. Balık yenir mi diye Kur' an-ı kerime bakınca müste rik yenmiyece ini anlar. Dalak kandır. Müste rik, ayete bakınca bunun da haram oldu unu anlar. Fakat sünnete bakılınca istisna olarak balık ve dala ın helal oldu u görülür. Hadis-i erifte (Size iki meyte ve iki kan helal kılındı) buyuruluyor. ( .Mace) Peygamber efendimiz, bu meytelerden birinin balık, kanlardan birinin de dalak oldu unu bildirmi tir. ( bni Mace) Hatta kendili inden ölüp su yüzüne çıkan balı ın da yenilmiyece i hadis-i erifle bildirilmi tir. (Dare Kutni) Kur'an-ı kerimin Açıklanması E er Peygamber efendimiz Maide suresinin 3.ayetinde bildirilen Meyteyi açıklamasaydı, hiç bir müslüman balık yiyemezdi. Namazın nasıl kılınaca ını, zekâtın nasıl verilece ini, hangi mallardan ne kadar verilece ini ayet-i kerimeden çıkarmak imkansızdır. Bunları peygamber efendimiz açıklamı tır. Cebrail aleyhisselam, Kur' kerimi getirdi i gibi, açıklamasını da, sünnet-i seniyyeyi an-ı de getirmi tir. Bu husus hadis-i erifle bildirilmi tir. (Darimi) Peygamber efendimizin, dine ait hükümlerdeki her sözünün vahy ile oldu u ayet-i kerime ile de sabittir. (Necm 4) Allahü teâlâ Kur' kerimi açıklamasız bırakmamı , (Kur'anı açıklamak bize ait) an-ı buyurmu ve bu i le de peygamber efendimizi vazifelendirmi tir. Mealen buyuruluyor ki: (Kur'an-ı kerimi insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44] Yukarıda Sünnet-i seniyyeye uymanın farz oldu unu ayet-i kerimelerle bildirmi tik. Bu konudaki hadis-i eriflerden birkaçı: (Peygamberin haram kılması, Allahın haram kılması gibidir.) [Tirmizî]

(Bana uyan cennete girer, bana isyan eden Cennete giremez.) [Buharî] (Bana Kur'anın misli kadar daha hüküm verildi.) [ .Ahmed] (Yakında, "Allahın kitabının dı ında tabi olaca ımız bir ey tanımıyorum" diyenler çıkacaktır.) [Ebu Dâvud] (Bir zaman gelir, beni tekzib edenler [yalanlıyanlar] olur. öyle ki, kendisine benden bir hadis söylenince "Resulullah böyle ey söylemez. Bunu bırak, Kur'andan söyle" der.") [Ebu Yala] (Allahın kitabına, Peygamberin sünnetine sarılırsanız hiç sapıtmazsınız.) [Hakim] (Sünnetimden yüz çeviren benden de ildir.) [Müslim] (Bir zaman gelecek sünnetimi öldürecek, dini bozmaya çalı an kimseler çıkacak. Allahın, meleklerin ve bütün halkın lâneti onların üstüne olsun!) [Deylemî] (Ümmetim bozulunca, sünnetimi ayakta tutana ehid sevabı verilir.) [Hakim] (Benden sonra ihtilaflar çıkacaktır. te o zaman sünnetime ve hülefa-i ra idinin sünnetine uyun! Onlara azı di lerinizle ısırır gibi sımsıkı sarılın!) [Tirmizî, bni Mace] Kur' kerime ve sünnete sarılmak için de âlimlere tabi olmak ve hak mezheblerden an-ı birine uymak arttır. (Mektubat-ı Rabbanî) (Hadika) Peygamber dü manlı ı Sual: Bir dergi, kabir azabını, miracı, Cennette Allahü teâlânın görülece i gibi hususları inkar ediyor. Ehl-i sünnetin inanı ının yanlı , mutezilenin görü ünün do ru oldu unu savunuyor. Eshab-ı kirama dil uzatıyor. Peygamber efendimizin gelecekten bahseden hadislerini, mesela Deccalı, Mehdiyi, kıyamet alametlerini inkar ediyor. "Çünkü peygamber gaybı bilmez. Sözleri bir tahminden ibarettir. Tahmini do ru da, yanlı da çıkabilir." diyor. "Kitab ve Sünnet" tabirine de çok saldırıyor. "Kur' andan ba ka bir sünnet adı altında din çıkarmak slâmı yıkmaktır" diyor. Bu ne biçim bir fikir hürriyetidir? CEVAP Mısırlı, Suriyeli mezhepsizler, dinimizdeki dört delilden ikisini inkar eder, sadece "Kitab ve Sünnet" diyorlardı. Bunlar daha ileri giderek, sünneti de inkar ediyorlar. Sünneti Kur' an-ı kerimden farklı bir ey zannediyorlar. Bunların asıl maksadı Kur' kerimi inkardır. Edillean-ı i erıyyeden, dindeki dört delilden üçü inkar edilince, herkes kendi anladı ını do ru kabul edecek, herkesin anladı ı din olacak. Böylece insan sayısı kadar din meydana gelecek. Bir kaos ya anacak. Maksatları slâmiyeti yıkmaktır. Fakat buna muvaffak olamıyacakları Kur' kerimde bildirilmektedir. Mealen (Onlar, a ızları ile [sihir, kehanet diyerek] an-ı Allahın nurunu [Allahın dinini, kitabını, delillerini] söndürmeye yelteniyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de, Allah nurunu tamamlayacaktır.) buyuruluyor. (Saf 8) Hemen sonra, (Allah peygamberini hidayet ile [Kur' ile, mucize ile] ve hak din ile an gönderendir) buyuruluyor. (Saf 9) Kur' kerimde gaybı ancak Allahü teâlânın bildi i yazılıdır. Allahü teâlânın gaybı an-ı bildirdi i kimseler de vardır. Mealen buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, gaybdan bazılarını yalnız peygamberlerden diledi ine bildirir.) [Cin 27] Gaybdan bilmek peygamberlerin mucizesidir. Evliyanın gaybdan bildi i kerametleri de yine Peygamber efendimizin mucizesinin devamıdır. (Redd-ül muhtar) Bu ayet-i kerimede bazı gaybları Allahü teâlânın peygamberlere bildirdi i açıkça yazılıdır. Peygamber efendimiz de, Allahü teâlânın kendisine bildirdi i gaybları, gelecekte olacak hadiseleri bildirmi tir. Mesela Deccalin ve Hz. Mehdinin gelece ini bildirmi tir. Hâ â Peygamberimiz yalan mı söylemi tir? Kur' kerimde mealen (O, [Resulullah] an-ı vahyedilenden ba kasını söylemez.) buyuruluyor. (Necm 3) Sünnet, Kur'andan Ayrı De il Necm suresindeki ayet-i kerime Peygamber efendimizin din hakkında bildirdikleri Allahü teâlânın vahyetti inden ba ka olmadı ını bildirmektedir. Kur' kerimde yine an-ı mealen buyuruluyor ki: (Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının!) [Ha r 7] Kur' kerimde, Resulullaha itaat in Allaha itaat oldu u, Ona isyan edenin Allaha an-ı isyan etmi oldu u çok yerde bildirilmektedir. [Nisa 80]

Yine Kur' kerimin çok yerinde (Allaha ve Resulüne itaat), (Allah ve Resulüne an-ı isyan) ifadeleri çok yerde geçer. (Nisa 13-14) Sünneti, Kur' kerimden ayrı göstermek büyük sapıklıktır. Çünkü Kur' kerimde an-ı an-ı mealen buyuruluyor ki: (Kâfirler, Allahü teâlânın emirleri ile, peygamberlerinin emirlerini birbirinden ayırmak istiyorlar.) [Nisa 150] Nasıl kanunlar, Anayasadan ayrı kabul edilmezse, sünnet de, yani hadis-i erifler de Kur' kerimden ayrı de ildir. Onun açıklamalarıdır. Nasıl, tüzükler, yönetmelikler, an-ı kanunlara aykırı kabul edilmiyorsa, icma ve kıyas-ı fukaha da sünnete aykırı de ildir. Kıyas, Kur' kerimin ve hadis-i eriflerin açıklamasıdır. Sünneti Kur' kerimden ayrı, kıyası an-ı an-ı [âlimlerin ictihadlarını] hadis-i eriflerden ba ka göstermeye çalı anlar, dalalet ehlidir. (Mektubat-ı Rabbanî) Hempherin torunları Sual: " ngiliz yazar" denilen biri, "Peygamberin bir mucizesi vardır. O da Kur' andır. Kur' mucize olarak yetmiyor mu da ba ka mucizelere ihtiyaç hasıl olsun? Bir eyin farz an veya haram olması, ancak Kur' söylemesi ile mümkündür. Kur' anın anda olmıyan farz ve harama itibar edilmez. Peygamberin ve âlimlerin sözleri, Kur' uymuyorsa alınmaz. ana Mukallidlik çok kötüdür. Peygambere uyan onun mukallidi olur. Mukallid, aklını kullanmamı olur. Kur' sık sık Aklını kullan derken, bir mezhebe, bir âlime, bir an peygambere uyan aklını kullanmı olamaz. Mukallid olur. Kur' herkes anlar. Bunda anı sahabenin veya âlimlerin bizden bu hususta bir üstünlü ü yoktur. Benim yazdıklarımdan do ru olanları alın! Bunda da ölçü sadece Kur' andır" diyor. Böyle yazarlar, ngiliz Casusu Hempherin ma aları olabilir mi? CEVAP slâm âlimleri, asırlardır bu tip yazarlara cevap vermi lerdir. Yayınlarımız böyle yazarlara cevaplarla doludur. Her ey yazılmı tır, eksik bir ey bırakılmamı tır. Zaman zaman bu kitaplardan nakiller yapıyoruz. Tek tük de olsa böyle ma aların a larına takılan kimseler oluyor. yi niyetli kimselerin bunların tuza ına yakalanmamaları için slâm âlimlerinin eserlerinden nakiller yapıyoruz. Peygamber efendimizin binden fazla mucizesinin görüldü ü tevatürle sabittir. Eshab-ı kiram tevatürle bildirmi tir. Bunları inkar eden, Eshab-ı kiramın sözüne inanmıyan, Kur' an-ı kerime nasıl inanır? Çünkü Kur' kerimi toplıyan da Eshab-ı kiramdır. Eshab-ı kiramda an-ı hâ â - yalancılık olursa, onların topladı ı Kur' kerime nasıl itimat edilir? Bazı dinsizlerin an-ı dedi i gibi, "Kur' indiren biziz, koruyan da biz olaca ız" diye bir ayet niye an-ı uydurmasınlar? Zaten ngiliz ma alarının asıl gayesi de budur. Kur' kerime olan itimadı an-ı sarsmaktır. Önce hadis-i eriflere olan itimadı sarsıyorlar, sonra da Kur' kerime olan an-ı itimada gölge dü ürmeye çalı ıyorlar. ngiliz yazar, (Kur' anda olmıyan eylere, [hadis-i eriflere, Eshab-ı kiramın ve âlimlerin hükümlerine] itibar edilmez.) diyor. Kur' kerimde bizim anlamamız mümkün olmıyan an-ı çok ey vardır. Mesela namazların nasıl kılınaca ını Kur' kerimden ö renmemiz an-ı mümkün de ildir. Hadis-i eriflere veya cmaya bakmadan bilmemiz mümkün olmaz. Bu ma alar, (Kur' Kur' anan...) diyerek Peygamber efendimizi devreden çıkarmak istiyorlar. Resulullaha Tabi Olmak ngiliz "Kur' varken ba ka eye ihtiyaç yok" diyerek hadis-i erifleri inkara kalkı ıyor. an Hâlbuki Kur' kerimin bir çok yerinde (Allaha ve Resulüne tabi olun!) buyuruluyor. an-ı Peki Allaha tabi olmak yetmiyor mu da "Peygambere de tabi olun!" buyuruluyor? Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın bildirdiklerini bize anlatıyor, açıklıyor. (Onun söyledi i vahiyden ba ka bir ey de ildir) buyuruluyor. (Peygamber size neyi emrettiyse onu alın, neyi yasaklamı sa ondan vazgeçin!) buyuruluyor. Peygamber efendimize uymak Allahtan gayriye uymak de ildir. Kur' kerimde (Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) an-ı buyuruluyor. Âlimlere sorup onlara tabi olmak da Allahtan gayriye tabi olmak de ildir. Allahü teâlânın emrine uymak olur. Mukallid, aklını kullanarak Peygamberimize ve âlimlere tabi olmu tur. Eshab-ı kiramın ilminin, faziletinin üstünlü ü Kur' kerimle, hadis-i eriflerle sabittir. an-ı Hepsinin istisnasız cennetlik oldu u yine Kur' kerimde açıkça bildiriliyor. Hadis-i erifte an-ı

de (Eshabımdan birine uyan, hidayete kavu ur) buyuruluyor. Tabiin, Eshab-ı kirama uydu u için kıymetli oldular. Yani onları taklid ettikleri, onların mukallidi oldukları için kıymetli oldular. ngiliz yazar, "Benim yazdıklarımdan do ru olanları alın” diyor. Ben do ruyu yanlı ı biliyorsam senin yazılarını niçin okuyayım? Do ruyu ö renmek için Kur' kerim yetmiyor mu? Allahü teâlâ, ngiliz yazarlara de il, Allaha, Resulüne ve an-ı âlimlere tabi olmamızı emrediyor. te bunun için biz kendi anladıklarımızı de il, Peygamber efendimizin ve âlimlerimizin bildirdiklerini ölçü kabul ediyoruz. Herkes aklına uyarsa, insan sayısı kadar din meydana çıkar. Buna din de il dinsizlik denir. Peygamberimizi inkar edenler Sual: Burada bazı insanlar, yabancıların etkisi altında kalarak, "Yalnız Kur' uyalım. ana Kur' andaki dine uyalım!" diyerek Resulullah efendimize tabi olmayı ve onun sünnetlerini inkar ediyorlar. Kur' Peygamberimize tabi olmayı emretmiyor mu? an, CEVAP Dinimizi yıkmak isteyen yabancıların bir kısmı, "Yalnız Kur' "Kur' an", andaki din" gibi ifadelerle Peygamber efendimize tabi olmayı reddederek dinimizi bozmaya çalı ıyorlar. Bir kısmı da sadece "Kur' ve Sünnet" diyerek dinimizin dört kayna ından ikisi olan cma ve an Kıyas-ı fukahayı kaldırmaya çalı ıyorlar. Hâlbuki Kur' kerimde çok yerde Allahü teâlâ, an-ı hem kendine, hem de Peygamberine uymayı emrediyor. Din dü manlarının iddia ettikleri gibi Allahü teâlâ "Yalnız bana uyun, bana itaat edin" demiyor, çok yerde "Allaha ve Resulüne itaat edin!" buyuruyor. [(A. mran 32, 132), (Nisa 13, 59, 69), (Enfal 1, 20, 24, 46), (Tevbe 71), (Nur 52, 54), (Ahzab 31, 33, 71), (Muhammed 33), (Feth 17), (Hucurat 14), (Mücadele 13), (Tegabün 12)] Allahü teâlâ, (Allaha ve Resulüne itaat edin!) buyurdu u gibi, (Allaha ve Resulüne isyan etmeyin!) de buyuruyor. [(Nisa 14), (Enfal 13), (Tevbe 26, 63), (Ahzab 36), (Mücadele 5), (Ha r 4), (Talak 8), (Cin 23)] Cenab-ı Hakkın tekrar tekrar (Bana ve Resulüme uyun, Bana ve Resulüme kar ı gelmeyin!) buyurması, i in öneminden dolayıdır. Resule uyan, Allaha uymu olur. Nitekim Kur' kerimde (Resule itaat eden, Allaha itaat etmi olur) buyuruluyor. (Nisa 80) an-ı Resulünün emri, kendi emrinden ayrı de ildir. Onun için Kur' kerimde (Peygamber an-ı size neyi verdiyse onu alın, neyi yasak ettiyse ondan sakının!) buyuruluyor. (Ha r 7) Allahü teâlâ, sadece bizim peygamberimizi de il, di er kavimlerin peygamberlerini de kendilerine itaat edilsin diye göndermi tir. Nitekim Kur' kerimde mealen buyuruldu ki: an-ı (Biz her peygamberi ancak Allahın izniyle itaat edilsin diye gönderdik.) [Nisa 64] Di er peygamberlerin de (Allahtan korkun, bana uyun!) buyurdu u çe itli ayet-i kerimelerde bildirilmi tir. (Mesela uara 126, 144, 163, 179) Bu kadar vesika kar ısında, gerçekten Allaha inanan Onu seven kimsenin Resulünün bildirdiklerine de uyması arttır. Nitekim Kur' kerimde (Ey peygamberim, de ki, "E er an-ı Allahı seviyorsanız bana uyun!") buyuruluyor. (A. mran 31) Cenab-ı Hak, Kur' kerimde peygamberine itaat etmenin kendisine itaat etmek an-ı oldu unu bildiriyor. O hâlde, peygamberine itaat edilmedikçe, Ona itaat edilmi olmaz. Bunun pek kesin ve çok kuvvetli oldu unu bildirmek için de (Muhakkak böyledir) buyurdu. Bazı do ru dü ünmeyenlerin bu iki itaati birbirinden ayrı göstermelerine meydan vermedi. Yine Allahü teâlâ, (Kâfirler, Allahın emirleri ile peygamberlerinin emirlerini birbirinden ayırmak istiyorlar.) buyurdu. [c.1, m. 152] Allahü teâlâ, emre uymakta kendi ismi ile Resulünün ismini birlikte bildirdi i gibi, iman hususunda da beraber bildirmi tir. (Yalnız bana iman edin) demiyor. (Allaha ve Resulüne iman edin!) buyuruyor. (Mesela Araf 158, Nur 62, Nisa 136, Feth 9, 13, Hadid 7, Saf 11, Tegabün 8) htilafları halletmek için de (Allah ve Resulüne) müracaat etmek gerekir. Kur' an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Bir i te anla amazsanız, bu i in hükmünü Allahtan [Kur' kerimden] ve Resulünden [hadis-i eriflerden] anlayınız!) [Nisa 59] an-ı Buradaki (Anlayınız!) emri âlimler içindir. Çünkü bilmeyenin, âlimlere sormasını da Kur' kerim bildiriyor. (Nahl 43) an-ı

Yabancı slâm dü manları (Kur' Kur' ana, andaki slâma uyun! Yalnız Kur' diyerek an) Peygamber efendimizin, âlimlerin bildirdiklerini Kur' kerimden farklı göstermeye an-ı çalı ıyorlar. Bu slâm dü manlarına, (Biz her zaman Kur' kerime uyuyoruz. Kur' an-ı an-ı kerim bize, Resulullaha ve âlimlere uymamızı emrediyor.) demeliyiz. Bir dinsizin hezeyanı Sual: Dinsiz bir yazar, Peygamber efendimizin Hz.Âi e vâlidemizle genç ya ta evlenmesini tenkit ediyor. Peygamber efendimiz, niçin henüz küçük olan Hz.Âi e ile evlendi? CEVAP Resûlullah ilk olarak, 25 ya ında iken, 40 ya ında ve dul bir kadın olan Hz. Hadîce ile evlendi. 25 sene beraber ya adı. Hz.Hadîce hayatta iken, Resûl-i ekrem hiç evlenmedi. 55 ya ında iken, Hz. Hadîce’nin ölümünden uzun bir müddet sonra, Allahü teâlânın emri ile Hz.Âi e’yi nikâhladı. Hz.Âi e bülu a erdikten bir müddet sonra da onunla evlendi. Dinsiz yazar, sanki Hz.Âi e vâlidemizi bülu a ermeden evlenmi gibi gösteriyor. Tamamen yalandır. Herkes bilir ki, sıcak ülkelerde kızlar daha erken bülu a eriyorlar. So uk memleketlerde ise geç eriyorlar. Dinsiz yazarın bunu istismara kalkı ıp iftira etmesi kendi seviyesizli ini gösterir. Kur’ân-ı kerîmde, Allahü teâlâ, Peygamber efendimizi övüyor, (Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik) ve (Elbette senin ahlâkın en güzeldir) buyuruyor. (Enbiyâ 107, Kalem 4) Ateist yazar da, Allahı yalancı çıkarmaya çalı arak âlemlerin efendisini kötülemeye kalkıyor. Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Allaha ve Resûlüne kar ı gelen, bilsin ki, Allahın azâbı çok iddetlidir.) [Enfâl 13] Yaratıcıya kafa tutan câhil Sual: Bir gazetenin Avrupa baskısında, bir yazar, âyetleri de yanlı yazarak, Kur’ân-ı kerîmde çeli ki buldu unu sanıp, (Tanrı, insanı u âyette topraktan, u âyette sudan, u âyette çamurdan yarattı ını söylüyor. Di er milletler Tanrının kulu de il mi de, Kur’ânı Arapça indirdi) diyor. Daha ba ka hezeyanları da vardır. Bir cevap verir misiniz? CEVAP Bir karıncayı yaratmaktan âciz birinin, kâinâtı bir nizâm içinde yaratan ve devam ettiren Yaratıcıya böyle söylemesi ne kadar ahmaklıktır. Nasreddin hocanın kazanının do urdu una inanıyorlar da, do mu olan tencerenin öldü üne inanmıyorlar. Bu koca kâinâtı görüyorlar da, bunun bir yaratıcısının bulundu unu kabûl etmiyorlar. Allahın kelâmında tenâkuz [çeli ki] olmaz. Cenâb-ı Allah buyuruyor ki: (E er o [Kur’ân-ı kerîm] Allahtan ba kası tarafından [gelmi ] olsaydı, elbette onda tutarsız [uyumsuz] çok ey bulunurdu.) [Nisâ 82] Eshâb-ı kirâmdan birkaç zât, bir âyet-i kerîme üzerinde farklı yorumlar yaparken, Resûlullah Efendimiz çıkageldi ve buyurdu ki: (Sizden önceki ümmetler, Allahın gönderdi i kitabı yanlı yorumladıkları için helâk olmu tur. Bu Kur’ânın bir kısmı, di er bir kısmına zıt de ildir. Anlıyamadı ınız yerleri bilenlerden sorun!) [ .Ahmed] Peygamber efendimiz, kimseden bir ey ö renmemi , hiç yazı yazmamı iken ve geçmi lerden ve etraftakilerden haberi olmayan insanlar arasında hâsıl olmu iken, Tevrât’ta ve ncîl’de ve bütün ba ka kitaplarda yazılı eyleri bildirdi. Geçmi lerin hâllerinden haber verdi. Her dinden, her meslekten ileri gelenlerin hepsini huccet ve burhânlar söyliyerek susturdu. En büyük mu’cize olarak Kur’ân-ı kerîmi ortaya koydu. Allahü teâlâ, Resûlüne buyuruyor ki: (Sen bundan [Kur’ân-ı kerîm gelmeden] önce bir kitap okumu ve onu yazmı de ildin. E er öyle olsaydı bâtıl yoldakiler, [Kur’ânı ba kasından ö renmi veya önceki semâvî kitaplardan almı ] derler ve [Yahûdîler de, Onun vasfı Tevrât’ta ümmîdir, bu ise ümmî de il diye] üpheye dü erlerdi.) [Ankebût 48] Kur’ân-ı kerîmde kimsenin yapamıyaca ı, söyliyemiyece i eyler sayılamıyacak kadar çoktur. Birkaçı öyle: 1- ’câz ve belâgattır. Ya’nî az söz ile pürüzsüz ve kusûrsuz olarak, çok ey anlatmaktır. Bütün âirler, edebiyatçılar, Kur’ân-ı kerîmin nazmında ve ma’nâsında âciz ve hayrân

kalmı lar, bir âyetin benzerini söyliyememi lerdir. ’câzı ve belâgati insan sözüne benzemez. Ya’nî, bir kelimesi çıkarılsa veya bir kelime eklense, lafzındaki ve ma’nâsındaki güzellik bozulur. Bir kelimesinin yerine koymak için, ba ka kelime arayan bulamamı tır. 2- Harfleri ve kelimeleri, Arab harflerine ve kelimelerine benzedi i hâlde, âyetler, ya’nî sözler ve cümleler, onların sözlerine ve iirlerine hiç benzemiyor. Kur’ân-ı kerîmin yanında onların sözleri, cam parçalarının elmasa benzemesi gibidir. Dil mütehassısları bunu pek iyi görmektedir. Allahü teâlâ, her asırda en az bir ki iyi Peygamber olarak göndermi , ona çe itli mu’cizeler vermi tir. Meselâ, Hz.Mûsâ zamanında sihir, büyücülük çok ilerlemi ti. Hz.Mûsâ asâsını yere koyup büyük bir ejderha olmu , sihirbazların ellerindeki âletleri, ipleri yutmu tur. Hz.Îsâ zamanında tıp çok ileri idi. Hz.Îsâ mu’cize olarak, körleri iyi etmi , ölüleri diriltmi tir. Bizim Peygamberimizin zamanında ise edebî söz ve yazı san’atı çok ileri idi. Yarı mada birinci olan iir, yazı ve konu malar Kâ’be duvarına asılırdı. Kur’ân-ı kerîm gelince, bunlar indirilip, yerine, gelen âyetler kondu. natçı kâfirler hâriç herkes Kur’ân-ı kerîmin Allahın kelâmı oldu una inandı. Kur’ân-ı kerîmde, (Bu Kur’ân, Allah kelâmıdır. nanmıyorsanız, bir âyeti kadar siz de söyleyin! Söyliyemezsiniz) buyuruluyor. Bütün dü manlar elele verip, yıllarca u ra tıkları hâlde onun benzerini bugüne kadar söyliyemediler. Söylemek de mümkün de ildir. 3- Bir insan, Kur’ân-ı kerîmi ne kadar çok okursa okusun bıkmıyor, usanmıyor. Arzûsu, hevesi, sevgisi ve zevki artıyor. Hâlbuki, Kur’ân-ı kerîmin tercümelerinin ve ba ka ekillerde yazmalarının ve di er bütün kitapların okunmasında, böyle arzû ve lezzet artması olmuyor. Usanç hâsıl oluyor. Yorulmak ba kadır, usanmak ba kadır. 4- Geçmi insanların hâllerinden birçok ey Kur’ân-ı kerîmde bildirilmektedir. 5- leride olacak eyleri bildirmektedir. Bunlardan ço u meydâna çıkmı ve çıkmaktadır. Meselâ, Rûm sûresinin 3. âyetinde meâlen, (Rumlar, en yakın bir yerde ma lup oldu. Hâlbuki onlar, bu ma lubiyetten sonra birkaç yıl içinde [on yıla varmadan] gâlip gelecektir) buyuruldu. Bu âyet, Rum Kayseri Heraklius’un on yıldan az zamanda, Îrân âhı Husrev Perviz ordusuna gâlip gelece ini önceden haber vermektedir. Aynen vâki oldu. nsanın yaratılı ı Ateist yazar, (Kur’ânda, insanın yaratılı ı ile ilgili olarak bir yerde çamur, bir yerde toprak, bir yerde su, bir yerde nutfe deniyor. Görüldü ü gibi Kur’ânda çeli ki vardır) diyor. Kur’ân-ı kerîmde çeli ki [tenâkuz] yoktur ve olamaz. Kur’ân-ı kerîm, her câhilin kolayca anlıyaca ı basit bir kitap de ildir. Kur’ân-ı kerîmin tercümesini okuyup da, hüküm çıkarmaya çalı mak çok yanlı olur. Hz.Âdem’in, Âl-i mrân sûresinde topraktan, Hicr sûresinde balçıktan, Sâffât sûresinde cıvık çamurdan, Rahmân sûresinde kuru balçıktan oldu u belirtilmektedir. Mes’ele ilmî bir ekilde incelenince, her dört kelimenin de men einin toprak oldu u görülür. Demek ki, Hz.Âdem çe itli topraklardan yaratılmı tır. Hadîs-i erîfte de buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâmı yeryüzünün her tarafından alınan topraklardan yarattı. Bu sebeple neslinden, siyah, beyaz, esmer, kırmızı renkte olanlar oldu u gibi, bu renkler arasında bulunanlar da oldu. Kimi yumu ak, kimi sert, kimi de hâlis ve temiz oldu.) [Ebû Dâvüd] Hazret-i Âdem, yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk Peygamberdir. Bütün insanların babasıdır. Çe itli ülkelerden getirilen toprakları melekler su ile çamur yapıp, insan ekline koydu. Mekke ile Tâif arasında kırk yıl yatıp, pi mi gibi kurudu. Önce Muhammed aleyhisselâmın nûru alnına kondu. Sonra Muharremin onuncu Cum’a günü rûh verildi. Kendisine her eyin ismi ve faydası bildirildi. nsanlar bir ki iden, Hz.Âdem’den yaratılmı tır. (Nisâ 1, Zümer 6, En’âm 98) lk insan, çamurdan, balçıktan, ya’nî topraktan yaratılmı tır. (Âl-i mrân 59, En’âm 2, Rûm 19, 21, Sâffât 11, Rahmân 14, A’râf 12, Hicr 26, 28, 33 srâ 61, Sad 71) lk insanın çamurdan, nesli, nutfeden yaratılıp; nutfe, çe itli devrelerden sonra et, kemik, sonra insan hâline geldi. (Mü’minûn 12-14, Secde 7-9, Hac 5, Mü’min 67) Her canlı ey [hayvan ve bitki] sudan yaratılmı tır. (Enbiyâ 30, Nûr 45, Furkân 54) nsan nutfeden yaratılmı tır. (Nahl 4, nsan 2, Abese 19)

lk insan topraktan, nesli nutfeden yaratıldı. (Fâtır 11, Hac 5, Kehf 37, Mü’min 67) Bu âyetlerde, insanın nutfeden yaratıldı ı açıkça bildirilirken, a a ıdaki âyetlerde, nutfe için, su, hakîr su, atılan su gibi ifâdeler, te bihler kullanılmı tır. Bir damla sudan, bir damla nutfeden yaratılan insan, kibirlenir, kendini bir ey zanneder. Böyle bir insan için buyuruluyor ki: (Bakarsın ki Rabbine apaçık bir hasım oluverir.) [Nahl 4] Hakîr su ifâdesinden de kolayca anla ılaca ı gibi, insan basit bir sudan yaratılmı tır. Allahü teâlâ, (Aslın bu, niye kibirleniyorsun) buyuruyor. blis de, ate i üstün, topra ı da hakîr gördü ü için, kibirlenerek topraktan yaratılan Hz. Adem’e do ru secde etmedi. (A’râf 12, Hicr 33, Sad 74, 75) nsan sudan [nutfeden] yaratıldı. (Furkân 54) nsan hakîr sudan [nutfeden] yaratılmı tır. (Secde 8, Mürselât 20) nsan, atılan bir sudan [nutfeden] yaratılmı tır. (Târık 6) Görüldü ü gibi, âyetin birisinde nutfe, di erinde su denmesi farklı bir ey de ildir. Ateist yazarın anladı ı gibi Kurân-ı kerîmde asla çeli ki yoktur. Kur’ân-ı kerîmi, lisânı Arapça olanlar bile anlıyamaz. Hattâ evliyânın ve ulemânın en büyükleri olan Eshâb-ı kirâm bile, âyetlerin ma’nâlarını Resûlullah efendimize sorarlardı. Bir hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Kur’ân, Allahın metin ipidir. Ma’nâlarının hepsi anla ılmaz. Çok okumak ve dinlemekle eskimez.) [ bni Mâce] Kur’ân-ı kerîm çok vecîz olup, bitmez tükenmez ma’nâlarının bulundu u, bütün ma’nâları bildirilse bile, yazmak için kâ ıt ve mürekkep bulunamıyaca ı bizzat Kur’ân-ı kerîmde bildirilmektedir. Meâlen buyuruluyor ki: (De ki, Rabbimin [ lmini, hikmetini bildiren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilâve edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109, Beydâvî] Anayasayı, bir kanunu anlamak için hukukçulara gidiliyor. Hâlbuki bunları da insan yazmı tır. Bir kanundan bile herkes aynı eyi anlamazken, Allahın kelâmını herkes nasıl hemen kolayca anlıyabilir? Do rusunu anlıyabilmek için, bir Kur’ân tercümesine [meâllere] de il, slâm âlimlerinin tefsîrlerine bakmak gerekir. Kur’ân-ı kerîm niçin Arapça? Ateist yazar, (Di er milletler kendi kulu de il mi de, Tanrı Kur’ânı Arapça indirdi) diyor. E er Kur’ân ngilizce olarak inseydi, aynı bozuk mantıkla, (Di er milletler kendi kulu de il mi de, Tanrı Kur’ânı ngilizce indirdi) diyecekti. Maksadı yanlı bulmak olduktan sonra her eyi tenkîd eder. Yûsüf sûresinin, (Biz Kur’ânı Arapça olarak indirdik, umulur ki, siz onu anlarsınız) meâlindeki 2. âyet-i kerîmesi, tefsîrlerde özet olarak öyle açıklanıyor: Biz Kur’ân-ı kerîmi herhangi bir lisân ile de il, en geni , en açık, en âhenktar olan Arap lügâtı üzere indirdik. E er akıllıca dü ünürseniz, bu Kitâbın ulviyetini, kendisinin bir âheser, hükümlerinin, te’sîrli sözlerinin, bütün insanlı a hitap etti ini, müslüman olmayı en büyük bir vazîfe, en yüksek bir saâdet telâkki edersiniz. Ey Araplar, Kur’ân-ı kerîm, sizin lisânınızla indi. Bugüne kadar birçok edebiyatçının, âirin sözünü dinlediniz. Hiçbirisine benzemiyor. Bunun insan sözü olmadı ını, lâhî bir kelâm oldu unu dü ünürseniz, anlarsınız. Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilâhî kelâm oldu unu anlamaktır. Yoksa ahkâmını anlamak de ildir. E er öyle olsaydı, (Ey Resûlüm, Kur’ân-ı kerîmi insanlara açıklaman için indirdik) meâlindeki âyet-i kerîmeye zıt olurdu (Nahl 44) E er Yunanca olsaydı Fussilet sûresinin, (E er biz Kur’ân-ı kerîmi yabancı bir dilde okunan bir kitap kılsaydık. Diyeceklerdi ki, âyetleri tafsîlatlı ekilde açıklanmalıydı. Muhatapları Arap oldu u hâlde, Arapça olmıyan bir kitap mı geldi) meâlindeki kırkdördüncü âyet-i kerîmesinin tefsîrlerdeki açıklaması da öyledir: Kur’ân-ı kerîm [ brânîce, Yunanca falan de il] sizin lisânınızda, ya’nî arapçadır. Siz Arap oldu unuza göre, ifâdelerinin vecîzli inden, âheserli inden bu Kur’ân-ı kerîmin lâhî bir kelâm oldu unu anlarsınız. Yoksa, (Siz Arap oldu unuza göre, Kur’ânın ahkâmını da anlarsınız) denmiyor.

[Tokatlı eyh-ül-islâm Mustafa Sabri efendi, (Biz Arabîyi az biliriz. Fakat Kur’ân-ı kerîmi Araplardan daha iyi anlarız) buyuruyor.] Lisânı Arabî olan herkes Kur’ânı anlayamaz. Lisân ayrı, ilim ayrıdır. Türkçe bilen insan, tıp, hukuk, fen gibi bilgileri bilir mi? Kur’ân-ı kerîm ba tan ba a bir ilim deryâsıdır. Her Arabî bilen Kur’ân-ı kerîmi nasıl anlar? Ateist yazar gibi, tercümesini okuyup da, (Bakın Kur’ânda çeli ki var) demek ne kadar abes ve saçmadır. Ateist yazar, Kur’ân-ı kerîmde suçlulara verilecek cezâları da ele tiriyor. Bir cânî, çoluk çocuk demeden on ki iyi öldürüyor. Cezâ olarak bu da öldürülmeli denince, ( nsanlı a yakı ır mı) deniyor. Cânînin on ki iyi öldürmesi insanlı a yakı ır mı? Katliamlara son vermenin çâresi, öldürenin cezâsız kalmamasıdır. Cezâların hafif olması, hapse girince bütün ihtiyaçların kar ılanması suçları te vik olmaz mı? Allahü teâlâ, (inanmıyanları ate te yakaca ım) diyor. Ate te yakmaktan daha büyük cezâ olur mu? Her eyi yoktan yaratan Rabbimizin, emrini dinlemiyenlere cezâ verme yetkisi yok mudur? Cezâyı suçluların kendisi mi tâyin eder? Suçlu kalkıyor, (Yâ Rabbî, verdi in bu ceza bana a ır gelir) diyor. Hâ â Allahü teâlâ a ır gelip gelmiyece ini hiç bilmez mi? Dünyada suçluya cezâ verilmiyen bir ülke var mıdır? Kâinâtta tesâdüf yoktur Ateist yazar, (Her ey kendili inden, tesâdüfen en mükemmel ekilde oluverdi. Bir yaratıcısı yok) demek istiyor. Her varlı ın kendi kendine var olması, fenne o kadar uzak bir eydir ki, tabî’atçılar bile (tabî’at öyle yapmı tır, tabî’at kuvvetleri yapmı tır) diyorlar. Böylece varlıkların kendiliklerinden olmayıp, bir yapıcısı bulundu unu, farkında olmadan açıklamı oluyorlar. Fakat, o yapıcıya lâyık olan isimleri ve sıfatları vermekten çekiniyorlar. Bilgisiz ve irâdesiz bir tabî’ate ba lanıyorlar. Fizik, kimya olaylarından hiçbirinin kendili inden oldu unu görmüyoruz. Harekete geçen veya hareketini de i tiren, yahut harekette iken duran bir cisme (elbette bir kuvvet etki etmi tir) diyoruz. Bütün bu varlıkların bu nizâm, bu düzen ile kendili inden oluverdi ini sanmak, fizik ve kimya kanûnlarını inkâr etmek olur. Atomdan Ar ’a kadar bütün varlıkları yoktan var eden, ilim, irâde ve kuvvet sâhibi bir yaratana, ya’nî Allahü teâlâya inanmayıp da, bu varlıkları, fizik ve kimya kanûnlarına uymayan bir tesâdüf sanmak kadar câhillik olamaz. eytanın da elçileri vardır Sual: Bazı kimseler, kendilerine vahy geldi ini söylüyor. “Karıncaya, kargaya vahy geliyor da, bize niye gelmesin” diyorlar. Bir kısmı da, “Nebi gelmez ama, Resul gelir, biz resulüz” diyorlar. CEVAP Vahy haber demektir. Deyim olarak da, Allahü teâlânın Cebrail aleyhisselam vasıtası ile peygamberlerine gönderdi i haber demektir. Vahy Peygamber efendimizin vefatı ile kesilmi tir. mamı Rabbani hazretleri (Peygamberlik sona ermi ve vahy kesilmi , sona ermi ve din kemâl bulmu ve nîmet tamam olmu tur.) buyuruyor. Kısas-ı enbiyâ kitabının 410. sayfasında diyor ki: Resûlullah hayatta iken, vahy geliyor ve ümmete teblî olunuyor idi. Ondan sonra artık vahy kesildi, hiç kimseye vahy gelmek ihtimali kalmadı. Vahy, iki türlüdür: 1-Vahy-i metlû, 2- Vahy-i gayri metlû Cebrâîl aleyhisselam, Allahü teâlâdan aldı ı haberleri getirerek Peygambere okur. Bu vahyin kelimeleri de, mânaları da Allah’tan gelmi tir. Kur' kerim, vahy-i metlûdür. an-ı Vahy-i gayri metlû, Allahü teâlâ tarafından Peygamberin kalbine bildirilir. Peygamber; bu vahyi, kendi buldu u kelimelerle yanındakilere söyler. Bu sözlere, Hadis-i kudsî denir. Vahy, yalnız Peygamberlerin kalblerine gelir. Evliyaya da gelmez. Meleklerin getirdikleri dü üncelere lhâm denir. lhâm Peygamberlerin ve sâlih Müslümanların kalblerine gelir. Allahü teâlâ, her hayvana bir eyler ö retmi tir. Anne ku lar, yavrularının acıktıklarını bilir, onlara yiyecek getirir. Bunu nereden biliyor? Allah ö retti tabii. Memeli hayvanlar da yavrularını emzirir. pek böce i dut yapra ından ipek yapar. Kanguru tehlikeli anında yavrularını torbasına koyarak kaçar. Bunları onlara kim ö retti, elbette Allah ö retti. Yani

her hayvana her insana bir eyler ö retti. Bunun peygamberlere gelen vahy ile bir ilgisi yoktur. Bunlar için ilham olundu demek daha uygundur. Kur’anı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Rabbin bal arısına, “Da larda, a açlarda ve hazırlanmı kovanlarda yuva edin; sonra her çe it üründen ye; sonra da Rabbinin i lemen için gösterdi i yollardan yürü” diye ö retti. Karınlarından insanlara ifa olan çe itli renklerde bal çıkar. Dü ünen bir millet için bunda ibret vardır.) [Nahl 68-69] Meallerde, tefsirlerde, (Allah arıya ilham etti, ö retti) ifadeleri geçiyor. Hiçbir âlim, (Arıya vahy geliyor, arı peygamberdir) dememi tir. Kur’anı kerimde karga ile ilgili âyet-i kerime u mealdedir: (Allah, karde inin ölüsünü nasıl gömece ini göstermek üzere, ona (Kabil’e) yeri e eleyen bir karga gönderdi. (Kabil ise), “Bana yazıklar olsun! Karde imin ölüsünü örtmek için bu karga kadar olmaktan âciz kaldım” dedi ve etti ine pi man oldu.) [Maide 31] Kargaya bunu ö reten Allahü telâlâ, arıya da, di er hayvanlara da çok ey ö retmi tir. (Vahy kesilmedi, kargaya da arıya da vahy geliyor, bana da vahy geliyor) demek çok yanlı tır. nsanlara eytandan vesvese gelir, melekten ilham gelir. eytandan gelen dü ünceyi (Bana vahy geliyor) sanarak, “Ben Resulüm” diyen sapıklar çıkabilir. eytanın resullerine [elçilerine] itibar etmemelidir. Bid’ati iyi ö renmeli Sual: Bazılarının sünnet diye i ledi i i lere, di erleri bid’at diyor. Kiminin bid’at diyerek sakındı ı eylere bazıları da sünnet diyor. Bidat nedir? CEVAP Bid’at konusu, müslümanlı ı ya ayanları yakından ilgilendiren bir konudur. Dedi iniz gibi bir kısım müslümanların sünnet diye i ledi i i lere, bazı müslümanlar bid’at diyor. Kiminin bid’at diyerek sakındı ı eylere bazıları da sünnet diyor. Adam sünnet diye iki karı sakalını uzatıyor. Kimi de sünnet diye yüzünde yarım parmak kadar kıl bırakıyor. Bunların hangisi sünnet veya bid’at? Bid’ati sünnet diye i lemek haramdır. Müezzinin farza ba larken okudu u üç ihlas sünnet mi bid’at mi? Müezzinin tesbihlere komut etmesi nedir? Namazlardan sonra Ayet-el kürsi yerine selaten tüncina okumak bid' midir? TVdeki imama uyup namaz kılmak, teybe at ezan okuyup bunu her vakitte ezan olarak dinlemek ve ilahileri, mevlidleri herhangi bir çalgı aleti ile çalmak bid' midir? Anneler bababalar günü tertip etmek ya günü tertip etmek at bid’at midir? Evliya kabirlerine gidip onlardan yardım istemek bid’at midir? Ölünün yedinci, kırkıncı, elliikinci gecelerini yapmak bid’at midir? A açlara bez ba lamak, nazar boncu u takmak bid’at midir? Sünnet oldu u halde bid’at olarak bilinen veya bid’at oldu u halde sünnet gibi i lenen çok eyler vardır. Hepsini saymaya lüzum yoktur. Genel kaide bilinirse, hepsinin cevabını kendimiz verebiliriz. Bid’at nedir? Bid'at, sonradan çıkarılan ey demektir. Bunlar ya adette olur veya ibâdette olur. Adette bid'at, sevab beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan eylerdir. Adette bid' bir ibâdeti bozmazsa veya dinin yasak etti i bir ey de ilse günah olmaz. Adette olan at, bid' ceket, pardesü giymek, çay ve kahve içmek gibi dinin yasak etmedi i bir ey ise, at, günah de ildir. Peygamber efendimiz, papaz ayakkabısı ve kolları dar Rum cübbesi de giymi tir. Fen bilgileri ve fen aletleri, fen i leri dinde bid' de ildir. Bunları faydalı at yerlerde kullanmak günah de ildir. Fenni bulu lara sahip çıkmak, dinimizin emridir. Çünkü ( lim Çinde de olsa alın! Fen ve sanat, müminin kaybetti i malıdır. Nerede bulursa alsın) hadis-i erifleri, kâfirlere uymayı de il, fenni onlarda bile olsa, arayıp bulmayı emretmektedir. badette Bid'at, Peygamber efendimizin ve dört halife zamanında bulunmayıp da, dinimizde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanı lara, sözlere, i lere, ekillere ve adetlere denir. badetlere bid' karı tırmak büyük günahtır. Hadis-i erifte, (Her bid'at at sapıklıktır ve sapıklık yapan da Cehennemdedir.) buyuruldu. badete bid' karı tırmak, at

Allahü teâlânın bildirdi i dinde noksanlık bulmak, koydu u hükümleri be enmemek, dini de i tirmek olur. Kâfirlerin ibâdet olarak yaptıkları eyleri müslümanların yapması caiz olmaz. Mesela papazlar, ibâdet için zünnar ku anır, haç takar. Müslümanların, böyle yapması küfür olur. Bizden olmıyanlar Peygamber efendimizin, ( badetleri bizim gibi yapmıyanlar, bizden de ildir.) sözünü dü ünerek, ibadetlere ilâve ve çıkarma yaparak dini de i tirmekten çok sakınmalıdır! Dini kuran biz de iliz ki, de i tirme yetkisi bizde olsun! tikad ve ameldeki bid’atten de çok sakınmalı. Hayhuy edenleri veya (Kuranla amel etmiyorsunuz, ben de bu Kuranı yere atıyorum) diyerek Mushafı erifi halkın üzerine atan, sonra para toplamak için a layan kimseleri görüp de, bu bid’at sahiplerini iyi müslüman sanmamalıdır. Çünkü Peygamber efendimiz, (Bid’at i liyene eytan çok ibâdet yaptırır. Onu çok a latır.) buyurmaktadır. imdi bir eyin bid’at olup olmadı ını bilmek için genel bir kaide verelim: Sünnet olmayan bir eyi sünnet diye i lemek bid’attır. Mesela a ure günü sünnet sanarak a ure pi inmek bid’attır. Sünnet olmadı ını bilerek, o gün bir tatlı yapmak niyetiyle a ure pi irmek bid’at olmaz, sevap olur. Sakalın sünnet ölçüsü dudaktan itibaren bir tutamdır. Sünnet diye bunu kısa yapmak bid’at olur. Çünkü sünneti de i tirmek haramdır. Bu kaide ö renilince, öteki bid’atleri de bilmek çok kolay olur. Mesela ezanın hoparlörle okunmasının sünnet olmadı ını bilmiyen yoktur. Ya günü kutlamak Sual: Anneler günü, babalar günü, evlilik yıldönümü ve do um günü tertip etmekte ve hediye vermekte mahzur var mıdır? CEVAP Do um gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan ö renip, almı lardır. Ya günü kutlamak ibâdet de il adettir. Bu adet hıristiyanlardan gelmi olsa bile, ibâdet olmadı ı için müslümanların, do um günü, evlilik yıldönümü, anneler, babalar günü gibi günler tertip etmesinde mahzur yoktur. Anneler babalar günü de adettir. Yani “Adette bid' at”tır. Adette bid' oldu u ve zararlı at olmadı ı, çirkin ve dine aykırı yönü bulunmadı ı için, anneler günü, babalar günü ya günü tertip etmekte ve hediye vermekte mahzur yoktur. Fakat gayrı müslimlerin ibâdet olarak yaptıkları eyleri, mesela bayramlarını kutlamak caiz olmaz. Do um günü, evlilik yıldönümü gibi günler de böyledir. Günah olmıyan böyle adetleri taklid etmek caiz olur. Ancak faydası olmıyan adetleri almak, Batıyı körü körüne taklid etmek, onlara özenmek uygun sayılmaz. Fenni bulu ları gayrı müslimlerden almak ise, dinimizin emridir. Çünkü ( lim Çinde de olsa alın) ve (Hikmet, fen ve sanat, müminin kaybetti i malıdır. Nerede bulursa alsın) hadis-i erifleri, gayrı müslimlere uymayı de il, ilmi, fenni onlarda bile olsa, arayıp bulmayı ve onlardan üstün olmaya çalı mayı bildirmektedir. Bid' sonradan çıkarılan ey demektir. Sonradan çıkan eyler ya adette veya ibâdette at, olur. Adette bid' sevab beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan eylerdir. Adette at, bid' bir ibâdeti bozmazsa veya dinin yasak etti i bir ey de ilse günah olmaz. Adette olan at, bid' uça a binmek, ceket giymek, çay ve kahve içmek, analar, babalar günü tertip etmek at, gibi dinin yasak etmedi i bir ey ise, günah de ildir. bni Abidin hazretleri, (Yemek, içmek ve giyinmek gibi adetlerde, de i ik ekillerden çirkin, zararlı olanlarını kâfirlere benzemek niyetiyle yapmak tahrimen mekruhtur. Zararlı olmıyanları, onlara benzemeye özenmeden yapmak, kullanmak mekruh olmaz. Resulullah efendimiz papaz ayakkabısı giymi tir) buyurdu. Peygamber efendimizin kolları dar bir Rum cübbesi giydi i Tirmizi’de de yazılıdır. Resulullah efendimizin ibâdet olarak yaptı ı, ezan okumak, cemaatle namaz kılmak gibi dinimizin iarı olan sünnetlere Sünnet-i hüda denir. badet olarak de il, adet olarak yaptı ı eylere ise, Sünnet-i zaide denir. Bina yapmakta, yiyip içmekte, elbisede, yaptı ı ve kullandı ı eyler böyledir. Bunları yapmamak ve adette bid' olan, yani sonradan ortaya çıkan yenilikleri yapmak günah olmaz. (Hadika) at badette bid' Peygamber efendimiz ve dört halife zamanında bulunmayıp da, dinde, at, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanı lara, sözlere, i lere, ekillere ve adetlere denir.

badetlere bid' karı tırmak büyük günahtır. Hadis-i erifte, (Her bid'at sapıklıktır ve her at sapık da Cehennemdedir.) buyuruldu. badete bid' karı tırmak, Allahü teâlânın bildirdi i at dinde noksanlık bulmak, koydu u hükümleri be enmemek, dini de i tirmek olur. slâm âlimleri, bid' Bid'at-i hasene ve Bid'at-i seyyie diye ikiye ayırmı lar, mektep, ati, kitap gibi sonradan yapılan eylere Bid' hasene demi lerdir. Hadikada, (Böyle bir bid' at-i at, bir ibâdetin yapılmasına yardımcı oldu u için, dinimiz izin verir) buyuruldu. mam-ı Rabbanî hazretleri ise, dinin izin verdi i böyle faydalı eylere, bid' kelimesini at bula tırmamak ve bunlara Sünnet-i hasene [iyi i ] demek gerekti ini bildirir. Sünnet, burada yol, i demektir. Yolun, i in iyisi de, kötüsü de olur. Hadis-i erifte, Sünnet-i hasene [iyi çı ır] açanlar övülmekte, Sünnet-i seyyie [kötü çı ır] açanlar ise kötülenmektedir. Kâfirlerin ibâdet olarak yaptıkları eyleri müslümanların yapması caiz olmaz. Mesela papazlar, ibâdet için zünnar ku anır, haç takar. Müslümanların, böyle yapması küfür olur. Fakat ya günü, anneler günü tertip etmek günah olmaz. Ya gününde mum yakmak lüzumsuz ve israftır. Yemek vermek, pasta yemek v.s. gibi i lerde mahzur yoktur. Bid’at ve bid’atin zararları Sual: bâdete bid' karı tırmak, Allahü teâlânın dininde noksanlık bulmak, koydu u at hükümleri be enmemek, dini de i tirmek olmaz mı? Bidat ve günümüzde i lenen bidatler hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Her müslümanın, çok önemli bir konu olan bid’atin ne oldu unu, zararlarını ve günümüzde i lenen bid’atleri bilmesi gerekir. Çünkü bid' günahların en büyü üdür. at, Katillikten, eroin içmekten, hırsızlıktan daha büyük günahtır. Hadis-i erifte, (Bid'atler yayılınca, ilmi olan bunu herkese bildirsin, bildirmezse, Kur'an-ı kerimi gizlemi sayılır.) ve (Bir sünneti ihya etmek veya bir bid’ati kaldırmak için bir hadis nakledenin yeri cennettir.) buyuruluyor. ( . Asakir, Ebu Nuaym) Bid'atin tarifi: Bid’at, âdet veya ibâdette sonradan ortaya çıkarılan her eye denir. Âdette bid'at: Sevap beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan i ler, mesela uça a binmek, alvar giymek, çay, kahve, kola içmek gibi eylerdir. Bunun gibi eyler, bir ibâdeti bozmazsa veya dinin yasak etti i bir ey de ilse günah olmaz. Peygamber efendimiz, mübarek ayaklarına kadar uzun gömlek, yani entari giyer, alvar giymezdi. Mübarek hanımları da entari giyer, çar af giymezdi. alvar ve çar af âdette bid' attir. Pardesü ve manto da, çar af gibi âdette bid’attir, günah de ildir. Çünkü Peygamber efendimizin papaz ayakkabısı ve Rum cübbesi giydi i hadis-i erifle bildirildi. (Tirmizi) bâdette bid'at: Peygamber efendimizin ve dört halife zamanında bulunmayıp da, sonradan ibâdet olarak meydana çıkarılan inanı lar, huylar, sözler, i ler, ekiller, âdetlerdir. bâdet olarak ortaya çıkan böyle bir bozuklu u sevap bekleyerek yaymak yasak edilen bid' attir. Bu bid’at üçe ayrılır: 1- Küfür alameti kullanmak [mesela haç takmak] en kötü bid' attir. Bu bid’ati i leyen kâfir olur. 2- Ehl-i sünnete aykırı inanı lar da kötü bid' attir. Böyle inanana, 72 sapık fırkaya bid'at ehli denir. 3- bâdet olarak yapılan yenilikler, reformlar büyük günahtır. bâdetlerde böyle de i iklik yapanlara da bid'at ehli denir. Bunlar hakkında hadis-i eriflerde buyuruluyor ki: (Her bid'at sapıklıktır, her sapık da ate tedir.) [ . Asakir] (Bid'at ehlinin duası, namazı, orucu, haccı, cihadı, farz ve nafilesi kabul olmaz, ya dan kılın çıktı ı gibi dinden çıkması kolay olur.) [ bni Mace] (Bir bid'at çıkarılınca, bir sünnet kalkmı olur.) [ . Ahmed] (Bir zaman gelir, sünnetim unutulur, bid'atler meydana çıkar. Sünnete uyanlar garip olur, yalnız kalır. Bid'atlere uyan ise, kendilerine çok yardımcı bulur.) [ ira] (Bir zaman gelir ki, Sünnet, bid'at gibi çirkin görülür, bid'at ise sünnet gibi ra bet görür. Kötüler halka musallat olur. yiler duâ eder, ama duâları kabul olmaz.) [Hatîb] (Bid’at ehli olanlar, yaratıkların en kötüleridir.) [Ebu Nuaym] (Allahın, meleklerin ve bütün insanların laneti, ümmetime hıyanet eden, yani bid’at çıkarıp, onunla amel edenlerin üzerine olsun.) [Dare.Kutnî]

(Bid’at çıkarana da, onu himaye edene de lânet olsun.) [Buhari] (Bid'at ehli Sırattan geçemeyecek, cehenneme dü ecektir.) [ bni Asakir] (Bid'at ehlini be enmeyenin kalbi, îman ile dolar.) [Gunye] (Bid'at ehli, cehennem ehlinin köpekleri olacaktır.) [Buhari] (Yani cehenneme köpek eklinde atılacaktır.) Günümüzde i lenen bid’atler bâdetlere bir ey ilave etmek bid' attir, büyük günahtır. Dinimiz noksan de ildir. Hâ â Allahü teâlâ veya peygamberimiz dinde bir eyi eksik bırakmı da, daha iyisini biz mi yapaca ız? bâdete bid' karı tırmak, Allahü teâlânın dininde noksanlık bulmak, koydu u at hükümleri be enmemek, dini de i tirmek olur. Mesela ak am namazının farzını 3 rekat yerine, daha fazla ibâdet etmek için, 4 rekat kılmak bid' attir. 3 yerine de geçmez, namaz hiç kabul olmaz. Tesbihleri 33 yerine, çok sevap olsun diye 40 defa veya daha fazla çekmek bid' olur. Halbuki hiç tesbih çekilmeden gidilse at günah olmaz. Namazlardan sonra âyet-el-kürsi okunur, tesbihler çekilir ve duâ edilir. Duâ ederken salâten tüncina okunur. Ayet-el kürsinin okundu u yerde salâten tüncinayı okumak sünneti de i tirmek olur, yani bid' attir. Peygamber efendimiz nasıl ibâdet etmi se, mezhebimiz bunu nasıl bildirmi se, o ekilde ibâdet edilir. “ unu da yapalım, ötekini de ilave edelim” demek, dinde de i iklik olur. Hadis-i erifte, ( bâdetleri bizim gibi yapmayan bizden de ildir) buyuruluyor. Hoparlörle ezan okumak iyi ise, Allahü teâlâ, peygamberine ibâdetin iyisini niye bildirmedi? Allah hoparlörü yaratmaktan âciz mi idi? Binlerce mucizesi görülen Sevgili Peygamberimiz bunu yapamaz mıydı? Yapmadı ına göre, hoparlörü ibâdete sokmak bid’at olur. Di er bid’atlerden bazıları unlardır: nce çoraba veya çıplak aya a mesh etmek. (Dürer), Kur' kerimi tegannî ile okumak. (Bezzâziyye), an-ı Namazı hoparlör ile kıldırmak. (Mezahibi erbea, Elmalılı tefsiri), Sünnet ile farz namaz arasında duâ etmek, tesbih çekmek, üç hlas okumak. ( bni Abidin), Müezzinin tesbihlere komuta etmesi. Hutbeyi Türkçe olarak okumak. (El edille), Namaz kılıp, duâdan sonra ükür secdesi yapmak. (Dürr-ül-muhtâr), Namazlardan sonra imam ile, eli gö se koyarak selâmla mak. (S.Ebediyye), Camide her namazdan sonra müsafeha etmek [Tokala mak] (Reddül muhtar), Esta firullahel'azîm ellezi... diye ba layan isti farı müezzinin yüksek sesle okuması. (El bda), Vaazdan sonra, cenazede yüksek sesle duâ etmek. (Mekâtîb-i erife), Mezar ta ı üzerine âyet-i kerime, iir, methiye v.s. yazmak. (S.Ebediyye), A ure günü a ure pi irmeyi ibâdet sanmak. (S.Ebediyye), Bir kabirden ba ka bir yere nakledilirken tekrar cenaze namazı kılmak.(Hindiyye), Eshab-ı kiramdan herhangi birini kötülemek. ( erh-i Akâid), Kadını bir defada üç talakla bo amak. (Mecmua-i Zühdiyye), Cenazede yüksek sesle tekbîr getirmek, ilâhi okumak. (Halebî), Cenaze namazından sonra konu ma yapmak. (Zübdet-ül-makamât), Ölü evinden helva vs. da ıtmak. Ölünün 3, 7, 40, 52 veya 53 üncü günlerini yapmak. (Tahtavi), Kabir azabına inanmamak. (Akâid-i eybâniyye), Yatırlara mum yakmak. Mezhepsiz olmak. (Tahtavi), Zekeriya sofrası diye adak yapmak. (S.Ebediyye), Bir ki inin bildirdi i hadislere inanmamak. (Tâtârhâniyye), Mi’rac mucizesinin Kudüs’ten sonrasına inanmamak.(Bahr), Kısa sakala sünnet demek. (Hadika) Hz. Mehdi geldi i zaman, (Bir zaman gelir ki, Sünnet, bid'at gibi çirkin görülür, bid'at ise sünnet gibi ra bet görür.) hadis-i erifinde bildirildi i gibi, bid' i lemeye at alı mı olan Medine’deki âlim, bid' güzel sanıp ibâdet olarak yaptı ı için Hz. Mehdi’nin ati

bid’at aleyhindeki sözlerine a ıp "Bu adam bizim dinimizi yok ediyor" diyecektir. Hz. Mehdi, bu mezhepsizi öldürecektir. (Mek. Rabbani) Bid’at ehli ile konu mak Sual: Bid’at ehli ile konu mak, arkada lık yapmak uygun mudur? CEVAP Bid’at ehli ile arkada lık yapmak, oturup onunla sohbet etmek caiz de ildir. mam-ı Rabbanî hazretleri ( yi biliniz ki, bid' ehli ile konu mak, kâfirle arkada lık at etmekten, kat kat daha fenadır. Bid' ehlinden yılandan, canavardan kaçar gibi kaçmak at gerekir.) buyurdu. Muhammed Masum hazretleri de buyuruyor ki: (Bid' ehlinden ba ka herkese, dosta ve dü mana, Müslümana ve kâfire, daima güler at yüz, tatlı dil göstermelidir. Bid' ehline ve münâfıklara ve açıkça günah i leyenlere tatlı dil at ve güler yüz câiz olmadı ı için, zaruret olmadıkça, bunlarla kar ıla mamaya, görü memeye çalı malı, görü ülürse, zaruret miktârını a mamalıdır.) Bid' ehli ile görü meyi yasaklayan hadis-i eriflerden bazıları unlardır: at (Bid'at ehline sert davran! Allah, onlara dü mandır.) [ bni Asakir] (Onlardan kaçın! Sizi dalalete, fitneye dü ürmesinler.) [Müslim] (Hasta olurlarsa, ziyaretlerine gitmeyin!) [Ebu Dâvud] (Kar ıla ınca, onlara selam vermeyin!) [ bni Mace] (Onlarla birlikte bulunmayın, birlikte yiyip içmeyin!) [Ukayli] (Onların cenazelerine gitmeyin, onlarla birlikte namaz kılmayın!) [ bni Hibban] (Ben onlardan de ilim. Onlara kar ı cihad, kâfirlerle cihad gibidir.) [Deylemî] (Bid'at i leyene büyük diyen, Müslümanlı ı yıkmaya yardım etmi olur.) [Mekt. Rabbani] Bid’at ehlinden böyle uzak durmanın sebebi bid’atin çok kötü bir i oldu u içindir. Çünkü bid’at çıkaran dine ilave yapıyor, Allahü teâlâ adına, peygamber adına hükümler koymu oluyor. Allahın ve Resulünün koydu u hükümleri be enmemi oluyor. Bütün günahlardan daha büyük günah i lemi oluyor. Hadis-i eriflerde buyuruluyor ki: (Bid'at çıkaran ve bunu yapana eytan çok ibâdet yaptırır, onu çok a latır.) [F.Bilgiler] (Kim bid'at ehlinden bu z ederek yüz çevirirse, Allah onun kalbini korkudan emin kılar ve imanla doldurur. Kim bid'at ehline sert muamele ederse, Allahü teâlâ onu en büyük korku gününde emin kılar. Kim bid'at ehlini hakir ve zelil görürse, Allahü teâlâ onu cennette yüz derece yükseltir. Kim de bid'at ehline selam verir veya onu müjdeyle, sevindirici eyle kar ıla ırsa, Muhammed aleyhisselama indirilen Kur’an-ı kerimi küçümsemi olur.) [Hatîb] (Bir bid'at ehli öldü ünde slâmda bir fetih vuku bulmu gibi olur.) [Hatîb] (Bir bid'at çıkaran, ölmeden önce mutlaka onun kötülü üne maruz kalır.) [Taberânî] (Bid’at ehlinden ilim ö renmeye çalı mak, kıyâmet alâmetlerindendir.) [Taberânî] (Bid’atlerin yayılı ı, ta ınamayan yüktür, bitmez, tükenmez kötülüktür.) [Taberânî] (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72’si [bid’at ehli olanlar] cehenneme gider.) [Tirmizî] (Ümmetim gruplara bölünecek, bu grupları bid'atler kaplayacak, tıpkı kuduz ısırıp da, kuduran kimsede hiçbir damar bırakmayıp her tarafını sardı ı gibi, bu bid'at da onların her hallerine sirayet edecektir.) [Ebu Davud] O halde bid’atlerden çok sakınmalıdır. Bid’at neden günahtır? Sual: Bid’at neden böylesine büyük günah, sebebi nedir? CEVAP Bid’at çıkaran, sahih hadisleri uydurma zanneder, slâm âlimlerini be enmez, dinde noksanlık görür. Dinde noksanlık sandı ı hükümleri de i tirmeye, yeni hükümler koymaya çalı ır. Bid’at ehli kibirlidir. mam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Kibrin di er günahlardan daha büyük olmasının sebebi udur:

Büyüklük ancak Allahü teâlâya mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir kölenin hükümdarın tacını ba ına geçirerek onun tahtında oturup hükmetmesine benzer. Hükümdarın bir emrini yapmayarak suç i lemekle, hükümdarlı ına sahip çıkmak, onun tahtına oturup emirler vermek arasında elbette büyük fark vardır. te kibirlenmek, Allahın emrini yapmamak gibi bir suç de il, bizzat ilah olmak gibi büyük suç oluyor. Bid’atin de hırsızlık, katillik gibi suçlardan daha büyük olmasının sebebi budur. Günah i leyen, katillik yapan kimse, Allahın emrine isyan etmi olur, büyük günah i ler. Fakat bid’at çıkaran kimse, Allahın, Resulünün ve Resulullahın varisleri olan âlimlerin bildirdi i hükümleri be enmeyip yeni hükümler koymaya, bizzat dinin sahibi olmaya çalı ıyor. Yani Allah adına, Resulü adına hareket ediyor, hatta onları be enmeyip kendi görü ünü din gibi ortaya koymaya çalı ıyor. Bu bakımdan bid’at ehli, hırsızdan, e kıyadan daha büyük günah i liyor. te bunun gibi sebeplerden dolayı Peygamber efendimiz, (Ben onlardan de ilim, onlar da benden de ildir. Onlara kar ı cihad, kâfirlerle cihad gibi önemlidir.) buyuruyor. (Deylemî) mam-ı Rabbanî hazretleri de buyuruyor ki: (Bid’at ehli, yapaca ı de i ikliklerle, dini düzelteceklerini, olgunla tıracaklarını zannederek bid' çıkarıyor, bid' at atlerin zulmetleri ile sünnetin nurunu örtmeye çalı ıyorlar. Bunlar, dinin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia ediyorlar. Bilmiyorlar ki din noksan de il, kâmildir. Kur' kerimde Maide suresinin 3. an-ı âyet-i kerimesinde, mealen, (Bugün sizin için dininizi ikmal eyledim. Üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak slâmiyeti vermekle razı oldum.) buyuruluyor. Dini noksan sanıp, tamamlamaya [asra göre, ça da tefsir yazmaya ve çe itli bid’atler çıkarmaya] çalı mak bu âyet-i kerimeye inanmamak olur. Bu bakımdan bid' ehli ile at konu mak, kâfirle arkada lıktan daha kötüdür. Bid' ehlinden yılandan, canavardan kaçar at gibi kaçmak gerekir.) 14 asırdan beri, slam âlimleri, bid’at ve hurafe karı mamı olan dinimizin bayra ını birbirine teslim ede ede, emin ellerle günümüze kadar getirmi lerdir. Böyle bir dini be enmeyen ve Kur’anı kendi görü üne tefsir eden kimse elbette en büyük günahı i liyor. Sahih hadis-i erifleri, muhkem âyetleri yersiz tevil ederek açık gezmenin caiz oldu unu söylemek, e kıyalık gibi veya çıplak gezmek gibi, büyük günahlardan biri de ildir. Bunlardan da tehlikelidir, yani küfürdür. Çünkü hadis-i erifte, (Kur’anı kendi görü üne göre tefsir eden kâfir olur) buyuruluyor. Resulullah efendimiz, Kur’an-ı kerimi nasıl tefsir etmi se, Eshâb-ı kiram bize nasıl bildirmi se, öyle anlamak gerekir. Herkesin anlayı ına göre din olsa idi, insan sayısı kadar din olurdu. Bazı bid’atler: Cennette, Allahü teâlânın görülece ine inanmamak, Gökte Allah var demek, Allah dede demek, Hz. Aliyi di er üç halifeden üstün sanmak, Eshabı kirama veya fasık Müslümanlara bile lanet etmek bid’attir. Namaza ba larken yalnız dil ile niyet etmek bid' attir. Kalb ile niyet arttır. Kur' zikirleri, tekbirleri müzikle veya ney çalarak okumak bid’attir, tasavvuf müzi i anı, de bid’attir. Ücretle Kur’an okumak bid' attir. Hutbenin ikinci kısmında, a a ı basama a inmek, sonra tekrar yukarı basama a çıkmak, Mest üzerine mesh etmemek ve çıplak aya a mesh etmek bid' attir. Vaazdan sonra toplanarak yüksek sesle duâ yapmak, Mübarek gecelerde, câmilerde fazla ı ık yakmak bid' attir. Kısa sakal ile sünneti yerine getirdi ine inanmak. Büyük zatların ölüm yıldönümlerinde matem tutmak bid' attir. Cenaze oldu unu bildirmek için, minarelerde salât okumak, Ölünün 40. ve 52. gecesini yapmak, Mezar ta larına resim koymak, Fatiha ve methiye yazmak bid’attir. Türbe veya camilerde tavaf eder gibi dönmek bid’attir. Bid’at olmayanlar

Bid’at ehli, a a ıdakileri de hurafe saymı sa da yanlı söyledikleri çe itli kitaplarda yazılıdır: Kur' ve hadiste olmayıp da, icma veya kıyası fukaha ile meydana gelen hükümler an bid’at de ildir. ki bayram arasında nikah yapmak caizdir. Peygamber efendimiz, Cuma gününe rastlayan bir bayram günü, namazdan sonra, nikah yapması istenince, ( ki bayram arası nikah olmaz) buyurdu. Yani vakit dar, bayramla tıktan sonra tekrar cuma namazı için mescide gelece iz demek istemi tir. Nazar için kur un dökmek, nazar boncu u takmak, tarlaya at kafası takmak bid’at de ildir. Bunlara bakılınca, gözlerdeki ua ilk defa oraya gider ve nazar önlenir. (Hindiye) Ölü i itti i için, ölüye telkin vermek sünnettir. Devir ve iskat bid’at de ildir. Definden sonra, mezarlıkta, cenaze sahiplerine taziyede bulunmak bid' de ildir. at Peygamber efendimizin âdet olarak yaptı ı eyleri yapmamak [mesela entari giymemek] yahut da yapmadı ı eyleri yapmak, [mesela çatal ka ık kullanmak] bid' de ildir. at Ölmü evliyaya adak yapmak, yani mübarek bir zatı vesile edip, Allahü teâlâya yalvarmak caizdir. Mesela (Hastam iyi olursa, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak üzere, Allah için, adak olarak bir koyun kesece im.) demek. Burada, Allahü teâlâ için kesilen ada ın sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine ba ı lanıyor, onun efaati ile, Allahü teâlâ, hastaya ifa veriyor kazayı, belâyı gideriyor. Koyunu mezar ba ında kesmek haramdır. Puta tapanların, put yanında kesmelerine benzememeli. Türbenin avlusu geni se, bir kenarda kesilebilir. leri, Allahü teâlânın yaptı ına inanarak, türbelerdeki evliyadan yardım istemek, onların hürmetine dua etmek de bid’at de ildir. Hz. Mevlana, (Ben ölünce, beni dü ünün, imdadınıza yeti irim) buyurdu. Deylemî’nin bildirdi i (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı.) hadis-i erifi de, Allahü teâlânın izni ile, ölülerin dirilere yardım etti ini göstermektedir. Yine kaset ve ibâdet Sual: Eski bir yazınız hakkında yeni yayınlanmı gibi, bir tv programında, birçok yanlı lıklar yapıldı. Siz ibâdette de i iklik olmaz derken, onlar sizin adette de i iklik yapılmaz dedi ini söylediler. O yazıyı bir daha yayınlar mısınız? CEVAP 16 ubatta yayınladı ımız yazı öyle idi: Televizyon, video iyi bir e itim vasıtasıdır. Mesela namazın nasıl kılınaca ını tatbiki olarak göstermek çok iyi olur. Fakat namaz kılan imamın filmini alıp, imam yerine ekrandaki bu görüntüye uymak caiz olmaz. Bunun gibi, ezan okuyan müezzinin filmini videoya alıp, vakit gelince videodan ezan okutturmak da caiz olmaz. Çünkü TV ekranındaki resim, müezzinin kendisi de il, görüntüsüdür. TVdeki ses de, müezzinin bizzat kendi sesi de il, benzeridir. ki ayrı ey, birbirine çok benzese de, aynı de ildir. Mesela Ali ile ikiz karde i Velî, birbirine ayırt edilmiyecek derecede benzese de, ayrıdır. Biri Ali, öteki Velîdir. Bir insanın resmi, kendisinin tam benzeridir, aynısı de ildir. Resmin gözü çıksa, sahibinin gözü çıkmı olmaz. Bir kimse aynaya baksa, aynadaki görüntü, bakan kimsenin resmidir. Bu resim sahibinin bizzat kendisi de il, benzeridir, görüntüsüdür. Aynayı kırsak, görüntü kaybolursa da sahibine bir ey olmaz. Aslı ve Benzeri TV, teyp ve radyodaki sesler de, sahibinin benzer sesidir, aynısı de ildir. Aynen bunlar gibi imamın sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatıs haline dönü üyor. Bizim duydu umuz ses, imamın sesi de il, elektrik ve mıknatısın hasıl etti i sestir. Yani hoparlörden çıkan ses, elektrik tesiriyle hasıl olan mıknatıs kuvvetlerinin titreyerek demir levhanın husule getirdi i bir sestir. Bu ses, imamın sesine, ne kadar benzerse benzesin, benzeridir, aynısı de ildir. TVdeki görüntüye imam diye uymakla, hoparlörden çıkan sese imamın sesi diye uymak aynıdır. Görüntü bizzat imam olmadı ı gibi, ses de bizzat imamın sesi de ildir. Onun için görüntüye ve cihazdan çıkan sese uymakla imama uyulmu olmaz.

TVdeki sesler yankı da de ildir. Yankıya da uymak caiz olmaz. (Redd-ül-muhtar)da (Da a çarpıp yankılanan ses, insan sesi olarak kabul edilmez. Vasıtasız, bizzat insanın söylemesi gerekir. Yankı ile gelen ses, hakiki ses hükmünde olmadı ı için, yankı ile gelen bir secde ayeti için secde-i tilavet gerekmez.) buyuruluyor. Namaz kılarken görüntüsü videoya alınmı imama uymak caiz olmadı ı gibi, TV naklen yayın yapsa, imamı da bizzat görsek, böyle bir imama da uymak caiz olmaz. Yahut hoparlör veya radyo vasıtasıyla gelen ses de imamın sesi olmadı ı için, bu ses ile hareket etmek de caiz olmaz. Radyo ile, hoparlör ile ezan ve Kur' kerim okumanın bile caiz olmadı ı Elmalılı an-ı tefsirinde de bildirilmektedir. (C.3, s.2361) Mezahib-i erbeada da, gramofonda [teyp, radyo, tv ve benzeri vasıtalarda] okunan secde ayetini i itenin tilavet secdesi yapması gerekmedi i bildirilmektedir. (C.1, Tilavet Secdesi Bahsi) Bid'atın Zararı Bu aletleri ibâdet vasıtası olarak de il de, bugün TGRTnin yaptı ı gibi, e itim, ö retim, haber gibi i lerde kullanmak çok faydalıdır. badetlere karı tırmak bid' attır. Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiram ve imdiye kadar gelen slâm âlimleri, namazı nasıl kılmı lar, ibâdetleri nasıl yapmı larsa, aynen öyle yapmak gerekir. Eklemek ve çıkarmak, dini de i tirmek olur. badetlere bid' sokmakla daha güzel ibâdet edilmi olmaz. at ( badetleri bizim gibi yapmıyanlar, bizden de ildir.) hadis-i erifini dü ünerek, ibâdetlere ilave ve çıkarma yaparak dini de i tirmekten çok sakınmalıdır! Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Her bid'at sapıklıktır ve her sapık da Cehennemdedir.) [ .Asakir] (Bid'atten sakının; çünkü her bid'at dalalettir.) [ bni Asakir] (Bid'at çıkaranın, orucu, haccı, cihadı, tevbesi ve hiçbir iyili i kabul olmaz. Bunun müslümanlıktan çıkması, ya dan kıl çıkar gibi kolay olur.) [Deylemî] mam-ı Rabbanî müceddid-i elfi sani hazretleri buyuruyor ki: (Ahir zamanda Hz. Mehdi gelip, dini yayıp sünneti diriltirken, bid'at i lemeye alı mı olan Medinenin âlimi, bid'ati güzel sandı ı ve ibâdet olarak yaptı ından, Hz. Mehdi için, "Bu adam bizim dinimizi yok edecek" diyecektir.) [Mektubat-ı Rabbanî c.1,m. 255] Âdetle ilgili sünnetler Sual: Resulullah gibi entari ve sarık giymek, sakal bırakmak sünnet midir? CEVAP Sünnettir. Sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüdâ, ezan ve ikamet okumak gibi, slâm dininin iârıdır. Sünnet-i zâide, Resulullahın kılık kıyafeti, elbise giymek, yatmak ve yürümekteki âdetleridir. (Hadika) Peygamber efendimiz, topuklarına kadar uzun gömlek [entari] giyerdi. ( bni Asakir) Bugün Arap denilen insanların ço u entari giymektedir. Türkiye’de ise âdet olmadı ı için erkekler entari giymemektedir. Sünnet-i zâide oldu u için entari giymemek günah de ildir. Sarıkla gezmek de âdeti idi. Kâfirleri de sarıklı idi. Hadis-i erifte, (Sarık Arapların tacıdır) buyuruldu. (Beyhekî) Buharî, Müslim, Nesâî, Ebu Davud, Tirmizî’nin rivayet etti i (Sünnet olan on eyden biri sakal bırakmaktır) hadis-i erifi sakalın sünnet oldu unu açıkça bildirmektedir. Sakalın bir tutamdan fazlasını kesmek sünnettir. Bir tutamdan kısa bırakmak, sünnete aykırıdır. Sakalı sünnet diye bir tutamdan kısa bırakmak bid’attir. Böyle sakalı, bid’atten kurtarmak için, bir tutam uzatmak vacip olur. (Redd-ül muhtar) Bid’atin mahiyeti Saç veya sakal kazımak bid’at de ildir. Çünkü bid’at, dinin emretmedi i bir eyi ibâdet olarak yapmaktır. Hiçbir müslüman da ibâdet diye sakalını kesmez. Bahr-ür-râık’da, (Erkeklerin sarkan saçlarını büküp fitil yapmaları mekruh olur. Çünkü, fitil yapmak, bazı kâfirlere benzemek olur) buyuruldu. Demek ki kâfirlerin âdetlerine

benzedi i için yasaklanan eyi yapmak, haram de il, mekruhtur. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Mü riklere benzemeyin, bıyı ınızı kısaltın, sakalınızı bırakın.) [Nesaî] (Mecusiler bıyıklarını uzatır, sakallarını kısaltır. Onlara muhalefet edin, bıyıklarınızı kısaltın, sakalınızı uzatın!) [ .Hibban] (Namazınızı nalın ile kılın ki Yahudilere benzemeyin!), (Nalını olmayan, mest giysin!) [Hâkim, Müslim] [Nalın, terli e benzer ayakkabı] Bahr-ür-raık’ın ifadesine göre, bu hadis-i erifler, sakal kazımanın ve çıplak ayakla namaz kılmanın mekruh oldu unu bildiriyor. Yine hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Yahudi ve Hristiyanlar sakal boyamaz. Onlara benzemeyin, boyayın!) [Müslim] (Saçlarınızı kırmızı veya sarıya boyayın, ehli kitaba muhalefet edin!) [ .Ahmed] Bunun için, Eshab-ı kiramın kimi boyadı, kimi boyamadı. Çünkü, bu âdetteki emre ve yasa a uymak vacip de ildir. Burada, o ehrin âdetine uyulur. (Hadika) Eshab-ı kiram sakal kazımazdı. Çünkü, o zaman, sakal uzatmak Arapların âdeti idi. Ebu Cehil gibi bütün kâfirler sakallı idi. E er sakal sünnet-i hüdâ, yani slâmın iârı olsaydı, mü rikler müslümanlara benzememek için hemen sakallarını keserlerdi. Sünnet olan sakala kıymet vermiyen kâfir olur. Yüzünü, kadın gibi parlak yapmak, kadınlara benzemek için sakal kazıtmak haramdır. Kadınlara benzemeyi dü ünmeyip, genç ve güzel görünmek için sakal kazımak mekruhtur. (Kimya-i saadet) bni Teymiyye, sakal kazımaya haram diyor. Mason Abduh’u ve çömezi Re it Rıza’yı mâm diye tanıtan Mezahib-i Erbea kitabı da, bni Teymiyyeci oldu u için, sakal kazımaya haram demi tir. Bid’at sakal nedir? Hadis-i erif kitapları sakal bırakmanın sünnet oldu unu bildirirken, vacip veya bni Teymiyye gibi farz diyen, sünnete ve Cumhuru ulema’ya kar ı gelmi olur. Kâfirlere veya kadınlara benzemek için sakalı bir tutamdan kısa yapmak veya kazımak haramdır. Benzemek niyeti olmayıp, memleketin âdetine uymak için olursa, mekruh olur. Kısa sakala sünnet demek bid’at olur. Sünnete önem vermezse, kâfir olur. Sünneti bir özür ile terketmek caizdir. Peygamber efendimiz papaz ayakkabısı giymi tir. (R.Muhtar, Mevâhib-i Ledünniyye) Peygamber efendimiz, uzun entari giymi , alvar ve pantolon giymemi tir. alvar giymek âdette bid’attir. Âdette bid’at olan eyi yapmak günah de ildir. Uça a binmek de âdette bid’attir, günah de ildir. Bunun için âdet olan yerlerde, kâfirlerden gelmi olsa bile, kadınların çar af ve erkeklerin pantolon giymeleri günah olmaz. Peygamber efendimiz, bazan Rum, bazan Arap elbisesi giyerdi. Tirmizî’nin bildirdi i hadis-i erifte, kolları dar, Rum cübbesi giyerdi. (Mevâhib-i ledünniyye) Hâkim’in rivayet etti i (Bir kavme benziyen onlardandır) hadis-i erifindeki benzemek, ibâdetlerde benzemektir. Kılık kıyafetle ilgili eyler âdettir. Çirkin olmayan âdetlerde kâfirlere benzemek günah olmaz. badette kâfirlere benzemek bazı yerlerde mekruh, bazı yerlerde haram, bazı yerlerde küfür olur. Mesela haç takan kâfir olur. Fakat kâfir gömle i giymek, saç uzatmak günah olmaz. Çünkü bunlar âdettir. Âdete ait sünnet Sual: S. Ebediyye kitabını 40 kere okumu biri olarak söylüyorum ki, geçen günkü sarık ve sakalla ilgili yazınız, her zaman tavsiye etti iniz bu kitaba aykırıdır. Bu kitaptaki, (Sarık, müslümanlar ile kâfirlerin arasını ayırır) hadis-i erifini yazmayıp, (Sarık Arapların tacıdır) hadis-i erifini yazarak, sarık sarmayı âdet kabul ederek, sarı ı küçümsüyorsunuz. Yaptı ınız do ru mudur? CEVAP Do ru yazılmı çok kıymetli bir kitabı 40 kere okumak elbette takdire ayandır. Ancak çok okumak yerine, anlayarak okumak daha iyidir. Âdetle ilgili sünnetleri de küçümsemek küfürdür. Sakal gibi, sarıkla gezmek de âdet idi. Peygamber efendimiz, peygamberli inden önce de, sakallı ve sarıklı idi. Kâfirlerde de sarık ve sakal var idi. Kılık kıyafetle ilgili sünnetlere, (Sünnet-i zaide) veya (Sünen-i zevaid) denir. Zevaid sünnetleri yapmamak günah olmaz.

Fakat bunu de i tirip, adına sünnet demek bid’at olur. Mesela hiç sarık sarmıyan, sarıkla gezmiyen kimse günah i lemi olmaz. Fakat sünnet diye, sarı ın iki ucundan birini sa omuza, di er ucunu da sol omuza veya öne sarkıtmak bid’at olur. Sarıkla namaz kılmak müstehabdır. Hadis-i erifte buyuruluyor ki: (Sarıkla kılınan iki rekât namaz, sarıksız kılınan 70 rekât namazdan daha efdaldir.) [Ebu Nuaym] Müslim’deki, (Yahûdi ve Hıristiyanlar sakal boyamaz. Onlara benzemeyin, boyayın) hadis-i erifine uyarak, Eshab-ı kiramın kimi boyadı, kimi de boyamadı. Çünkü, bu âdetteki emre ve yasa a uymak vacip de ildir. (Hadika) Sarı ın, müslümanla kâfiri ayırması, sakal boyamanın müslümanla kâfiri ayırması gibidir. Bunlar âdetteki emirlerdir. Eshab-ı kiram sarıklı idi. Çünkü, o zaman, sarık Arapların âdeti idi. Ebu Cehil gibi bütün kâfirler sakallı ve sarıklı idi. E er sakal ve sarık, âdete ait sünnet olmayıp, sünnet-i hüdâ, yani slâmın iârı olsaydı, mü rikler müslümanlara benzememek için, hemen sarıklarını çıkarır ve sakallarını keserlerdi. mam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Peygamber efendimizin böyle adet olarak yaptı ı eyleri yapmamak bid' de ildir. at Bunları yapıp yapmamak, ülkelerin ve insanların adetlerine ba lı olup, dinî hükümler de ildir. Her ülkenin adeti ba ka ba kadır. Hatta bir ülkenin adeti zamanla de i ir. Bununla beraber, adete ba lı eylerde de, Resulullaha uymak, dünya ve ahirette insana çok ey kazandırır ve çe itli saadetlere yol açar.) nsanlar müstehabı ne zannediyorlar? Sual: Tek’e riayet etmenin, bir eye sa dan ba lamanın hükmü nedir? CEVAP Teke riayet etmek, yani bir ey yaparken 1, 3, 5, 7 gibi tek sayıda yapmak sünnettir. Hadisi erifte, (Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever) buyuruldu. mam-ı Rabbanî hazretleri, Mevlana Salih’e bahçeden birkaç karanfil getirmesini emretti. Onun, altı tane karanfil getirdi ini görünce buyurdu ki: (Bizim en a a ı talebemiz, en azından (Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever) hadis-i erifini bilir. Teke riayet müstehaptır. nsanlar müstehabı ne zannediyorlar? Müstehap, Allahü teâlânın sevdi i eydir. E er dünya ve ahireti Allahü teâlânın sevdi i bir ey için verseler, hiçbir ey vermemi olurlar.) Mübarek, erefli ve temiz i leri yaparken sa dan ba lamak müstehaptır. Bunlara Sünneti zevaid denir. Ayakkabı, gömlek giyerken, saç tararken, misvak kullanırken, tırnak keserken, el, ayak yıkarken, mescide girerken, heladan çıkarken, sadaka verirken, yemek yerken, su içerken sa dan ba lanır. Bunların zıddı olanları yaparken, mesela ayakkabı çıkarırken, taharetlenirken, sümkürürken soldan ba lamak müstehaptır. Özürsüz, kasten bunların tersini yapmak tenzihi mekruhtur. Bir hadis-i erifte de, (Allah sa dan ba lamayı sever.) buyuruluyor. Be katlı slam binası Sual: Harâm i liyerek farz, mekrûh i liyerek sünnet yapılır mı? CEVAP Yapılmaz. Çünkü Peygamber efendimiz, (Ufacık bir günâhtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibâdetleri toplamından daha iyidir) buyuruyor. (R.Nâsıhîn) Zengin bir kadının, yanında mahremi yoksa, farz olan hacca gidemez. Çünkü yalnız veya yabancılarla gitmesi harâmdır. Harâm i lenerek farz yapılmaz. Câmiye girince tehıyyet-ül-mescid namazı kılmak sünnetir. E er kerâhet vakti ise, bu namazı ve di er nâfile namazları kılmak mekrûh olur. bâdetleri dînimizin bildirdi i ekilde yapmak, meselâ be katlı bir slâm binâsı’na sâhip olmak için, önce bir arsa gerekir. Sonra, sıra ile katları çıkmak gerekir. Bu katlar; Harâmlardan kaçma katı, Farzları ifâ katı, Vâcibleri ifâ katı, Mekrûhlardan kaçma katı, Sünnet ve Nâfileleri ifâ katıdır. Arsa olmadan binâyı kurmak mümkün de ildir. Bu arsa, do ru îmândır. Îmân olmadan müslümanlık olmaz. slâm binâsının kurulaca ı arsa, bataklı a, oynak yerlere kurulursa,

üzerine binâ kurulamaz, yıkılır. Onun için îmânın do ru olması arttır. Ya’nî küfür pisliklerinden temiz olması lâzımdır. Ehl-i sünnet olmıyanın ya’nî bid’at ehli sapıkların ibâdetleri sahîh olmaz. slam binasını kurarken; 1- Harâmlardan kaçma katı: Îmân arsası olmıyanın, harâmlardan kaçması veya kaçmaması bir ey ifâde etmez. Kâfir içki içmese, kumar oynamasa bir sevâb kazanamaz. 2- Farzları ifâ katı: Farz katına çıkabilmek için harâmlardan uzak durmak lâzımdır. Harâmlardan çekinmiyen kimse, farz katını yapamaz. Ya’nî farzları sahîh olsa da kabûl olmaz. Harâm i liyerek, farz, vâcib, sünnet, nâfile yapılmaz. Harâmlardan kaçmadan farz katı in â edilemez. 3- Vâcibleri ifâ katı: Farz katında oldu u gibi, vâcibleri de yapabilmek için harâmlardan kaçmak gerekir. 4- Mekrûhlardan kaçma katı: Mekrûh i liyerek sünnet ve nâfile ibâdet yapılmaz. 5- Sünnet ve nâfileyi ifâ katı: Farz borcu varken, sünnet ve nâfile ile me gul olunmaz. Farz katını yapmamı veya birkaç duvarı eksikken, be inci katı yapmaya kalkmak mümkün olmaz. kinci katı yıkık olanın, be inci katı yapmaya kalkması mümkün olmaz. u hâlde kâmil insan olabilmek için, ilk önce, slâm âlimlerinin bildirdi i gibi küfür ve bid’at pisliklerinden uzak, do ru bir i’tikâda sahip olmak, bid’at ve harâmlardan kaçarak farzları yapmak, mekrûhlardan sakınarak sırayla vâcib, sünnet, müstehab, edeb ve nâfileleri yapmak lâzımdır. Îmân arsası bataklık olan kimseye, (be inci katın yıkıktır, sünnet ve nâfile ile u ra ) demek, ne kadar abes olur. te bunun için hadîs-i erîfte buyuruluyor ki: (Farz borcu varken, nâfile kılan, bo yere zahmet çekmi olur, kazâsını ödemedikçe, nâfile namazları kabûl olmaz.) [Fütuh-ul gayb] Önce Farz En kıymetli ibâdetler farzlardır. Hadis-i kudside buyuruldu ki: (Bir kimse, kendisine farz yaptı ım ibâdeti yapmakla bana yakla tı ı gibi, hiçbir eyle yakla amaz.) [Buharî] hlas yoksa hepsi bo tur Her katı in â için mutlaka ( hlâs) lâzımdır. Riyâdan uzak, yapılan her i , Allahü teâlânın rızâsına uygun olmalıdır. Rızâsına uygun olmayan bütün i ler, iyi gibi görünse de makbûl de ildir. Ba kalarının takdirlerini almak için veya dünya menfaati için, makâm ve mevki için namaz kılan kimsenin ibâdeti makbûl olmaz. Mideme zarar veriyor diye içkiden kaçmak sevâb olmaz. hlâs olmadan yapılan binâ; demirsiz, çimentosuz yapılan çürük binâya benzer. Püf denilince hemen yıkılır. Aslında ihlâssız binâ yapılmaz. Fakat zâhirde yapılmı gibi göründü ü için var kabûl edilmi tir. Demek ki, ihlâssız ibâdetler bo tur. Ehl-i kıble nedir? Sual: Ehl-i sünnet, Ehl-i kıbleye [namaz kılana] kâfir demedi i hâlde, mam-ı Rabbanî hazretleri, namaz kılan bid' fırkalarının Cehenneme gidece ini bildiriyor. Bunun at açıklaması nasıldır? CEVAP mam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: (Hadis-i erifte, (Ümmetim yetmi üç fırkaya ayrılır, yetmi ikisi Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir.) buyuruldu. Bu fırkaya (Ehl-i sünnet) denir.) [C.2, m.67] tikadı küfür olmıyan bid' fırkaları, yanlı imanları yüzünden Cehennemde yandıktan at sonra Cennete gider. Fakat yeryüzünde böyle itikadı küfür olmıyan bid' fırkası kaldı ı at bilinmiyor. Onun için küfre dü ürücü itikada sahip kimseler, namaz kılsa da sonsuz Cehennemlik olur. 1- Zaruri olan ve icma ile bildirilen din bilgilerinde ictihad caiz olmadı ı için böyle bilgilere inanmıyan kimse, namaz kılsa da ebedi Cehennemliktir. (Milel Nihal) 2- Yetmi iki bid' fırkası, namaz kıldı ı ve her ibâdeti yaptı ı hâlde, bir kısmı mülhid at olmu , imanları gitmi tir. (Hadika) 3- Zaruri din bilgilerinden birine inanmıyan, namaz kılsa da kâfirdir. (R. Muhtar) 4- Dinde inanılması zaruri olan hususlara inanmıyan kâfirdir. (Mektubat-ı Rabbanî)

Bir kimse namaz kılıp oruç tutsa, fakat Miracın tamamını inkar etse kâfir olur. Mezhepsiz yazarlar, Mirac gibi birçok mucizeyi inkar etmektedir. Böyle kimseler, namaz kılsa da kâfirdir. (Berika) Sarı ın ucunu sarkıtmak Sual: Tercüme bir kitapta, sarı ın ucunu sarkıtmanın Yahûdî âdeti oldu u bildirilmektedir. Sarı ın ucunu sarkıtmak, sünnet de il midir? CEVAP Kitabı tercüme eden bu ki i, dört mezhebde de harâm olan bir husûsa helâl diyen, bni Teymiyyeci bir bid’at ehlidir. Kendi sözü mu’teber olmadı ı gibi, tercümelerine de i’timâd edilmez. Resûlullah efendimizin, sarık sardı ı zaman ucunu iki küre i arasına uzattı ı (Sahîh-i Müslim)de bildirilmektedir. Sarı ın ucunu, arkaya de il de, sa a, sola veya öne uzatmak sünneti de i tirmek olaca ından bid’attır. slâm âlimlerinin en büyüklerinden mâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: (Ba’zı âlimler, sarı ın ucunu sol omuz üzerine sarkıtmanın güzel olaca ını söylüyor. Halbuki iki kürek arasına sarkıtmak sünnettir. Sol omuz üzerine sarkıtmak bid’at olur. Bu bid’atın da sünneti açıkça yok etti i meydandadır.) [c.1, m.186] Peygamber efendimiz, peygamberli inden önce de, di er Arablar gibi sarık sarardı. Ya’nî sarık, kıyâfet eklidir. Buna (Sünnet-i zevâid) denir. Sünnet-i zevâidi hiç yapmamak günâh olmaz. Fakat bunu de i tirip adına sünnet demek bid’at olur. Meselâ hiç sarık sarmıyan kimse günâh i lemi olmaz. Fakat sünnet diye, sarı ın iki ucundan birini sa omuza, di erini de sol omuza sarkıtmak bid’at olur. Hadîs-i erîfte ise, (Her bid’at sapıklıktır) buyurulmu tur. (M. Ledünniyye) Sakal bırakmak da sarık sarmak gibi sünnet-i zevâiddir. Sünnet diye yalnız çenede sakal bırakmak sünneti de i tirmek olur, bid’at ve harâm olur. Halbuki herhangi bir özürle sakal bırakmamak günâh olmaz. Fakat sünnet diye, sünneti de i tirmek günâh olur. Dînimizin her emrini de i tirmek böyle bid’at olur. Emri de i tirip yanlı yapmak, hiç yapmamaktan daha kötüdür. Bir kimse, namaz böyle kılınır diyerek çe itli jimnastik hareketlerinde bulunsa, namaz kılmamaktan daha büyük günâh i lemi olur. Dînin her emrini de i tirmek, yapmamaktan daha büyük felâket olur. (Hadîka, Berîka, Hâ iye-i Tebyîn) Sünneti de i tirmek Sual: Sünneti de i tirmekte mahzûr var mıdır? Meselâ tesbihi 33 yerine, daha fazla sevâb olsun diye 44 olarak çeksek mahzûru olur mu? Sakalı bir tutam yerine bir veya iki karı uzatsak veya çok kısa yapsak bir mahzûru olur mu? CEVAP Peygamber efendimizin yaptı ı i lere sünnet denir. Hattâ birisini bir ey yaparken görüp de bir ey demedi i i lere de sünnet denir. Peygamber efendimiz bu yaptıklarını ya ibâdet olarak veya âdet olarak yapardı. Âdet olarak yaptıklarına sünnet-i zevâid denir. Uzun entari giymesi, saçlarını uzatması veya kısaltması, sakal bırakması gibi. Bir kimse, (Peygamberimiz, kadınlar gibi entari, uzun gömlek giyermi ) diyerek alay etse, îmânı gider. Yâhut sakalı be enmeyen veya sünnete uygun sakalı olana çember sakallı, top sakallı diye hakâret eden kâfir olur. Çünkü Peygamber efendimizin yaptı ı i leri ya' sünnetini, be enmemi olur. nî Hâlbuki Allahü teâlânın bütün insanların en üstünü olarak yarattı ı ve âlemlere rahmet olarak gönderdi i peygamberini be enmemek, Allahı be enmemek olur. (Niye böyle peygamber gönderdin) demek olur. Allahı be enmeyenin de kâfir olaca ı pek açıktır. Kur' kerîmde, Peygamber efendimizin emretti ini yapmak, yasakladı ından kaçmak ân-ı gerekti i bildiriliyor. (Ha r 7) bâdete ait hükümler zamanla de i mez. bâdetleri de i tirmek, dîni de i tirmek olur, dinsizlik olur. Bir kâfir, bir söz ile [kelime-i ehâdet getirerek] müslüman olur. Bir müslüman da küfre dü ürücü bir söz ile kâfir olur. Dînimizin herhangi bir hükmünü be enmeyen, meselâ, (tesettür lüzûmsuzdur) diyenin îmânı gider. Resûlullah efendimize uymanın önemi büyüktür. Kur' kerîmde buyuruluyor ki: ân-ı (Resûle itâ'at eden, Allaha itâ'at etmi olur.) [Nisâ 80]

Peygamber efendimiz de aynı meâlde buyuruyor ki: (Bana itâ'at eden, Allaha itâ'at etmi olur, bana isyân eden de Allaha isyân etmi olur.) [Buhârî] Kur' kerîmde, Resûlullaha itâ' Allaha itâ' oldu u, Ona isyân edenin Allaha ân-ı atin at isyân etmi oldu u çok yerde bildirilmekte, (Allaha ve Resûlüne itâ'at), (Allah ve Resûlüne isyân) ifâdeleri çok yerde geçmektedir. (Nisâ 13-14) Hadîs-i erîflerde de buyuruluyor ki: (Sünnetimden yüz çeviren benden de ildir.) [Müslim] (Bir bid'at çıkarılınca, bir sünnet kalkmı olur.) [I.Ahmed] bâdet maksadı ile dîne bir ey ilâve etmek bid' attir, büyük günâhtır. Dînimiz noksan de ildir. Hâ â Allah veya peygamberimiz dinde bir eyi eksik bırakmı da, daha iyisini biz mi yapaca ız? bâdete bid' karı tırmak, Allahü teâlânın bildirdi i dinde noksanlık bulmak, at koydu u hükümleri be enmemek, dîni de i tirmek olur. Meselâ ak am namazının farzını 3 rek' yerine, daha fazla ibâdet edeyim diye 4 rek' kılmak bid' at at attir. 3 yerine de geçmez, namaz hiç kabûl olmaz. Namazdan sonraki tesbihleri 33 yerine, çok sevâb olsun diye 40 defa veya daha fazla çekmek bid' olur. Hiç tesbih çekilmese günâh olmaz. Fakat sünnet at sevâbından mahrûm kalınmı olur. Her zaman tesbih çekilebilir. Fakat kayna ı olmadan (belli zamanlarda, belli tesbihleri okumak lâzım) demek bid' olur. Sayı ve gün gözetmeden okumakta mahzur yoktur. at Bir din kitâbını tahkîr etmek, islâm âlimlerinden biri ile alay etmek ve ta' etmemiz zîm emrolunan bir eyi tahkîr etmek, tahkîr etmemiz emrolunan bir eyi ta' etmek küfürdür. zîm Bunları yapan kâfir olur. (Birgivî) Sakalı sünnet diye kısa bırakmak veya sadece çenede bırakmak bid' olur, Resûlullah at efendimizin sakal ekli be enilmemi olur. Hadîs-i erîfte, ( bâdetleri bizim gibi yapmıyanlar bizden de ildir) buyuruluyor. Namazlardan sonra âyet-el-kürsî okunur. Sonra tesbihler çekilir, ondan sonra duâ edilir. Duâ ederken salâten tüncînâ veya ba ka duâlar da okunur. Âyet-el-kürsî' okundu u yerde salâten tüncînâ' okumak sünneti de i tirmek nin yı olur, ya' bid' nî attir. Peygamber efendimiz nasıl ibâdet etmi se, mezhebimiz bunu nasıl bildirmi se, o ekilde ibâdet edilir. ( unu da yapalım, ötekini de ilâve edelim) demek, dinde de i iklik olur. (Hadîka) (Kim dinde olmıyan bir ey çıkarırsa merdûddur) hadîs-i erîfi gösteriyor ki, dinden olmıyan bir i' tikâd, bir söz, bir i , bir hâl ortaya çıkarılır ve bunun din ve ibâdet oldu una inanılırsa, yâhut slâmiyetin bildirmi olduklarında, bir fazlalık veya noksanlık yapılırsa ve bunu yapmaktan sevâb beklenirse, bu yenilikler, de i iklikler, (Bid' olur. slâmiyete at) uyulmamı , ona îmân edilmemi olur. mâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Bugün kalbler kararmı oldu undan, ba' bid' güzel görünse de, hepsinden zı atler kaçınmak lâzımdır, kıyâmette hepsinin zararlı oldu u anla ılacaktır. Hadîs-i erîfte, (Her bid'at sapıklıktır) buyuruldu. (Müslim) Din bir bütündür. Bir hükmünü be enmiyen veya de i tiren kâfir olur. Meselâ sünnet olan sakalı da be enmiyen kâfir olur. Be endi i hâlde yapmaz ise kâfir olmaz. Sünneti de i tirirse bid' ehli olur. at [Bu yazı, Hadika, Berika, Birgivi Vasiyetnâmesi ve Mektûbât-ı Rabbânîden alınmı tır.] Güzel sanılan bid'atler Sual: Bir yazar "Türkçe hutbe okumak bid' attir. Ancak güzel, edebi bir türkçe ile okunursa bid' hasene olur. Böyle bir hutbeyi Çince bile olsa dinlerim" diyor. Bir ba ka at-ı yazar da, "Cırtlak sesli müezzinlerin vakitli vakitsiz hoparlör ile ezan okumaları bid' attir. Güzel okuyan, bir müezzinin sesi, kasete alınır, bu kaset bütün camilere ba lanırsa, bid' at-ı hasene olur" diyor. Bid' hasene nedir? at-ı CEVAP Resulullah ve Onun dört halifesinin zamanlarında dinde olmıyan bir inanı ı, bir i i, bir sözü ortaya çıkarmak ve böyle bir bozuklu u yaymak ve bundan sevab beklemek yasak edilen bid' olur. at

Yiyip içmek, giyinmek gibi zamanla de i en adetler, bir ibâdeti bozmadıkça veya dinin yasak etti i bir eyi i letmedikçe yasak edilen bid' olmaz. Mesela ka ık çatal kullanmak at günah de ildir. badetlere bid' karı tırmak büyük günahtır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: at (Bid'at ehlinin namazı, orucu, haccı, cihadı, farz ve nafilesi kabul olmaz, ya dan kılın kolayca çıktı ı gibi dinden çıkması kolay olur.) [ bni Mace] slâm âlimleri, bid' (Bid' hasene ve bid' seyyie diye ikiye ayırmı lar, mektep, ati, at-i at-i kitap gibi sonradan yapılan eylere (bid' hasene) demi lerdir. at-ı Her Bid'at Sapıklıktır mam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki: Mekteb, kitap gibi dinin izin verdi i faydalı eylere bid' dememeli, Sünnet-i hasene, at yani iyi i demelidir. Bid' atler, nurlu, parlak, faydalı görünseler de, hepsinden kaçınmak gerekir. Hiçbir bid' fayda yoktur. Bugün kalbler karardı ından, bazı bid' güzel atte atler görünse de, Kıyamette hepsinin zararlı oldu u anla ılacaktır. (Her bid'at sapıklıktır) hadisi eriftir. [Kur' kerimde, (Bazı eyleri faydalı sanıp seversiniz, Hâlbuki o eyler sizin an-ı için zararlıdır) buyuruldu. (Bekara 216)] bni Abidin hazretleri, (Hutbeyi, arabiden ba ka dil ile okumak, ba ka dil ile iftitah tekbiri almak gibi tahrimen mekruhtur) buyurdu. Hindistan âlimlerinden Muhammed Viltori hazretleri de (Hutbelerin bir kısmını bile arabiden ba ka dil ile okumak bid' attir.) buyurdu. [El-edille] Eshab-ı kiram ve Tabiin-i izam, bid' i lememek için, Asya ve Afrikada, hutbeleri hep at arabi okudu. Hâlbuki, dinliyenler arabi bilmiyordu. Bunun için, Osmanlı âlimleri, 600 yıldır, hutbelerin, kabul olmıyaca ını bildikleri için, Türkçe okunmasına izin vermediler. Cuma vaazları koydular. Bu vaazlar, namazdan önce veya sonra, hutbenin manasını anlatırdı. Hutbe böylece ö renilirdi. Namaz kılan imamın filmi çekilse, imam yerine bu görüntüye uyulsa, caiz olmaz. Bunun gibi, ezan okuyan müezzinin filmini videoya alıp, videodan ezan okutturmak da caiz olmaz. Çünkü TV ekranındaki resim, müezzinin kendisi de il, görüntüsüdür. TVdeki ses de, müezzinin bizzat kendi sesi de il, benzeridir. ki ayrı ey, birbirine çok benzese de, aynı de ildir. Mesela Ali ile ikiz karde i Velî, birbirine çok benzese de, ayrıdır. Bir insanın resmi, kendisinin tam benzedirdir, aynısı de ildir. Resmin gözü yırtılsa, sahibinin gözüne zarar gelmez. Bir ki i aynaya baksa, aynadaki görüntü, bakan ki inin resmidir. Bu resim bakanın kendisi de il, benzeridir. Ayna kırılsa, bakana bir ey olmaz. Cihazdan Çıkan Ses TV, teyp ve kasetteki sesler de, sahibinin benzer sesidir, aynısı de ildir. mamın sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hasıl etti i bir ses haline dönü üyor. Duyulan ses, imamın sesi de il, elektrik ve mıknatısın hasıl etti i sestir. Yani hoparlörden çıkan ses, elektrik tesiriyle hasıl olan mıknatısın titreterek demir levhanın husule getirdi i sestir. Bu ses, imamın sesine, çok benzese de, benzeridir, aynısı de ildir. TVde görülen imama uymakla, hoparlörden çıkan sese imamın sesi diye uymak aynıdır. Görüntü bizzat imamın sesi de ildir. Görüntüye ve cihazdan çıkan sese uymakla imama uyulmu olmaz. Yankıya da uymak caiz olmaz. Çünkü yankı, insan sesi olarak kabul edilmez. Bizzat insanın söylemesi gerekir. Yankı ile gelen ses, hakiki ses olmadı ı için, böyle duyulan secde ayeti için secde-i tilavet gerekmez. (R. Muhtar) Görüntüsü videoya alınmı imama uymak caiz olmadı ı gibi, tv naklen yayın yapsa, imamı da bizzat görsek, böyle bir imama da uymak caiz olmaz. Yahut hoparlör veya kaset vasıtasıyla gelen ses de imamın sesi olmadı ı için, bu ses ile ibâdet etmek de caiz olmaz. Radyo, hoparlör ve kasetle ezan okumak caiz de ildir. (Elmalılı tefsiri c.4,s.2361) Gramofonda [teyp, radyo vb. gibi vasıtalarda] okunan secde ayeti için secde-i tilavet gerekmez. (Mezahib-i erbea) Mevlid Okumak Sual: Mevlid okumak bid’at midir?

CEVAP Mevlid, do um zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin do um günü, bütün müslümanların bayramıdır. Mevlid gecesinde, Peygamber efendimiz do du u için sevinenin günâhları affedilir. Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâbına ziyâfet verir, dünyayı te rif etti i ve çocukluk zamanındaki eyleri anlatırdı. Hz.Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplayıp, Resûlullah efendimizin dünyayı te riflerindeki ola anüstü hâlleri konu urlardı. Do um gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan ö renip almı lardır. slâm âlimleri mevlid gecesine çok önem vermi lerdir. Hz.Mevlânâ, (Mevlid okunan yerden belâlar gider) buyurmu tur.Peygamber efendimizi öven çe itli mevlid kasîdeleri vardır. Me hûr olan, Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasîdesini Süleymân Çelebi, 15. asırda yazmı tır. Bu kasîdenin Asr-ı saâdetten sonra yazılması, bid’at olmasını gerektirmez. Çünkü Peygamber efendimizi övmek ibâdettir. Her zaman Onu övücü kasîdeler, yazılar yazılabilir. Onları da okumak bid’at de il, sevâb olur. Mevlid-i erîf okumak demek, Resûlullahın dünyaya geli ini, mi’râcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir.Her mü’minin Resûlullahı çok sevmesi lâzımdır! Peygamber efendimizin, (Allahü teâlâ, bir kuluna söz ve yazı san’atı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, dü manlarını kötülesin!) hadîs-i erîfine uyarak, slâm ülkelerinde mevlid kitapları yazılmı ve okunmu tur. Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir. El-mukni, el-miyâr ve Tenvîr-ül-kulûb kitaplarında ise, Mevlid gecesinin Kadir gecesinden kıymetli oldu u bildiriliyor. Ücretle okunan Kur’ândan ölüye sevâb hâsıl olmaz. (Hidâye) Pazarlık etmeden, sırf Allah rızâsı için hatim veya mevlid okuyan hâfızın, okutanın verdi i hediyeyi alması câiz olur. Kur’ân okuyup hediye almayı meslek hâline getirmemelidir! Zira âdet hâline gelen hediye, art edilen ücret gibidir. (Dürr-ül muhtâr) Dünyanın her tarafındaki müslümanlar, her sene, bu geceyi, Mevlid kandili olarak tes’îd etmektedir. Her yerde (Mevlid kasîdeleri) okunarak Resûlullah hatırlatılmaktadır. Mevlid gecelerinde toplanarak, mevlid kasîdesi okumak, tatlı eyler yedirip içirmek, hayrât ve hasenât yapmak, böylece, o gecenin ükrünü yerine getirmek müstehabdır. Sâlihlere elbise ve benzeri hediye vermek, bu geceye hurmet etmek olur. Bunları Allah rızâsı için yapmak çok sevâb olur. ( bni Battâl mâlikî) Mevlid cemiyetinde, sâlihleri toplayıp, salevât okumak, fakîrleri doyurmak, her zaman sevâbdır. Fakat, bunlara çalgı gibi harâm karı tırmak büyük günâh olur. (Allâme Zahîrüddîn bin Ca’fer) Mevlid cemiyetinde, sadaka, hediye vermek, ne ’e ve sevinç göstermek, harâm karı tırmadan mevlid kasidesi okutmak çok sevâb olur. (Allâme Nasîrüddîn) Harâm eyler karı tırmadan mevlid cemiyeti yapmak müstehabdır. (Sünen-i ibni Mâce erhi) Mevlid okumanın kıymetli bir ibâdet oldu unu bildirmek için, slâm âlimleri birçok kitap yazmı tır. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Beni ana-babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmiyen, mü’min olamaz.) [Buhârî] Peygamber efendimizi çok seven de, Onu çok anar. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Bir eyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemî] (Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.) [Deylemî] Peygamber efendimizi sevip anmak ibâdettir, iir olarak söylemek daha te’sîrli olur. Resûlullah efendimizin âirleri vardı. Bunlar, dü manların iftirâlarına cevap verirler ve Resûlullahı överlerdi. Bunlardan Hassân bin Sâbit’in iirlerini çok be enirdi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, mescide bu âir için bir minber koydurdu. Hassân bin Sâbit, minbere çıkar, dü manları iir ile kötüler, Resûlullahı överdi. Resûlullah efendimiz de buyurdu ki: (Hassân’ın sözleri, dü manlara ok yarasından daha te’sîrlidir.) [M.Nasîhat] (Allahü teâlâ, Resûlünü övmek ve müdâfaa etmek husûsunda Hassân’ı, Rûh-ülkuds [Cebrâil aleyhisselâm] ile takviye etmektedir.) [Buhârî]

Peygamber efendimiz, âirin iirini be enince, (Di lerin dökülmesin) diye duâ buyurmu tur. (Hâkim) iir hakkında hadîs-i erîflerden birkaçı: ( iir, öyle bir sözdür ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir.) [Buhârî] (Büyüleyici sözler gibi, hikmetli iirler de vardır.) [Ebû Dâvüd] (Ba’zı iirler elbette apaçık bir hikmettir.) [Buhârî] Vesile nedir? Sual: Kur' ânda vesîleden bahsediliyor. Vesîle nedir? CEVAP Allahü teâlâ meâlen, (Bana yakla mak için, vesîle arayınız) buyuruyor. (Mâide 35) Mezhepsizler, (Vesîle, ibâdetlerdir. Bir mür ide tâbi olmak, ölülere, dirilere yalvarmak, insanı Allaha yakla tırmaz. Aksine uzakla tırır) diyor. Ehl-i sünnet âlimleri ise buyuruyor ki: bâdetler içinde, sahîh, do ru, hâlis olan ibâdetler vesîle olur. bâdetlerin sahîh olması için, do ru îmân, temiz ahlâk sâhibi olmak ve artlarına uygun yapmak lâzımdır. Meselâ, namazın sahîh olması için, abdest almak, kullanılan suyun temiz olması, namazı vaktinde kılmak ve kıbleye kar ı kılmak, namazdaki âyetleri, tesbîhleri ve duâları do ru okumak ve di er artları, vesîleleri bilmek ve yapmak lâzımdır. Her ibâdetin de böyle artları, vesîleleri vardır. Bunlar, senelerce çalı arak ö renilir. Bunlar dü ünmekle ö renilemez. Bunları bilen ve yapan âlimlerden i iterek veya kitaplarını okuyarak ö renilir. Fen bilgileri de, bilenlerden uzun zamanda ö renilmektedir. Böyle, îmânı, kalbi temiz, do ru din âlimlerine müderris, muâllim ve mür id denir. Mür id demek, su üstünde yürüyen, havada uçan, kaybolan eyleri bilen, okuyup, üfliyerek hastalara ifâ da ıtan kimse demek de ildir. erî' ya' kalb, rûh ve beden ile yapılan ibâdetleri bilen, yapan ve ba kalarına da ati, nî ö reten Ehl-i sünnet âlimi demektir. Her müslüman, Mâide sûresindeki emre uymak için, böyle bir âlimden veya kitaplarından farz ve nâfile ibâdetleri ö renmelidir! (F.Bilgiler) Âlimleri taklîd ni’meti Sual: Bazı mezhepsizler, “ slâm âlimlerinin asırlar önce verdi i fetvâlar bizi ba lamaz, onları taklîd etmek uyduluktur” diyorlar. Bir mezhebe uymak uyduluk mudur? CEVAP Kötüyü, yanlı ı ve bâtılı taklîd, ne kadar zararlı ise, iyiyi, do ruyu ve hakkı taklîd de o kadar faydalıdır. Bir kimsenin bütün ilimlerde üstâd, bütün i lerde mütehassıs olması mümkün de ildir. Hastanın kendisini ameliyat edecek bir doktora ihtiyâcı vardır. Doktorun da, ma’nevî hastalıklarını tedâvi edebilecek bir mür id-i kâmile [Kalb mütehassısına] ihtiyâcı vardır. Doktorlar ilâç imâl etmez, kimyagerlerce hazırlanan ilâçları tavsiye ederler. Hastalar da, doktorlara i’timât ederek, onlara teslîm olarak, onların tavsiyesine uyarak ilâçları kullanırlar. Herkesin, hem kimyager, hem doktor, hem mühendis gibi ihtisas istiyen her mesle in erbâbı olması dü ünülebilir mi? O hâlde, bir kimse, bir i te mütehassıs da olsa, ihtisası dı ındaki ba ka bir i in mütehassısına tâbi olması lâzımdır. Bir saate, bir radyoya ihtiyâcı olan kimse, (Taklîd gericiliktir. Hiç kimsenin yaptı ı bir eyi kullanmam) diyerek saat, radyo yapmaya kalkması do ru mudur? Taklîd dü manları, hem taklîdi uyduluk olarak vasıflandırıyor, hem de Batı’nın taklîd edilmesini istiyorlar. Ke ke Batı, ahlâkta de il de, teknikte taklîd edilse idi. Çünkü Peygamber efendimiz, (Fen ve san’at mü’minin kaybetti i malıdır, nerede bulursa alsın, ilim Çin’de [çok uzakta ve kâfirde] de olsa talep edin) buyuruyor. Batı’nın tekni i yerine, örf ve âdeti, ahlâksızlı ı taklîd edilirse, elbette rezîl olunur. Uzun tercübelerden sonra çe itli âletler yapılmı , çe itli kâideler bulunmu , çe itli ilimler sistemle tirilmi tir. (Taklîd etmemek için bunları kullanmam) diyenin aklından üphe edilir. Maiyet bulunmadıkça, âmir olur mu? Ast bulunmazsa üst olur mu? Herkesin müctehid, lider olmasını istemek ate in ü ütmesini, buzun ısıtmasını istemek gibi e yânın tabiatına aykırıdır. Müctehid olmak, doktor veya kimyager olmak gibi kolay bir i de ildir. Birçok

ilimde ihtisas sâhibi olduktan ba ka, ilâhî mevhibe sâhibi de olmak gerekti i için Yûsüf-i Nebhânî hazretleri, (Bugün müctehidlik taslıyanın ya aklı veya dîni noksandır) buyurmu tur. Eshâb-ı kirâm’ın hepsi mutlak müctehid oldu u hâlde, Peygamber efendimizi görüp taklîd ettikleri için, peygamberlerden sonra en yüksek makâma kavu mu lardır. Tâbiîn, Eshâb-ı kirâma tâbi oldukları, onları taklîd ettikleri için yüksek erefe kavu mu tur. Onlardan sonra gelenler de onlara tâbi oldukları, onları taklîd ettikleri için Tebe-i tâbiîn erefine nâil olmu tur. Peygamber efendimiz de, (Âlimler rehberdir, âlimlere tâbi olun) buyurdu. O hâlde âlimleri taklîd etmek lâzımdır. (Berîka) Ehl-i sünnet âlimleri çok yüksek insanlardır. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Âlimin mürekkebi, ehîdin kanı ile tartılır, âlimin mürekkebi, a ır gelir.) [ .Neccâr] (Âlim, Allahın güvendi i zâttır.) [Deylemî] (Âlimler, benim ve di er peygamberlerin vârisleridir.) [Ebû Nuaym] (Âlimlere tâbi olun! Onlar, dünyanın ı ı ıdır.) [Deylemî] (Âlimler [ebedî saâdet yolunu gösteren] birer kılavuzdur, rehberdir.) [ .Neccâr] Kur’ân-ı kerîmdeki Allahın ipi’nden maksat, cemâ’attır. Cemâ’at da, fıkıh ve ilim sâhipleridir. Fıkıh âlimlerinden bir karı ayrılan dalâlete dü er. Sivâd-ı a’zam, fıkıh âlimlerinin yoludur. Fıkıh âlimlerinin yolu da, Peygamber aleyhisselâmın ve Hulefâ-i râ idînin yoludur. Bu yola tâbi olmıyan, bid’at ehli olur, Cehenneme gider. (Tahtâvî) Dindeki dört delil, müctehid âlimler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdi i hükümdür. Çünkü biz, âyetten ve hadîsten hüküm çıkaramayız. Bunun için, mezhebimizin bir hükmü, nassa uymuyor gibi görünse de, mezhebimizin hükmüne uyarız. Çünkü nass; ictihad isteyebilir, te’vîl edilmesi gerekebilir, nesh edilmi olabilir. Bunları da ancak müctehid âlimler anlar. Bunun için tefsîr ve hadîs de il, âlimlerin kitaplarını okumamız lâzımdır. (Berîka s.94) Buhârî’deki, (Bir zaman gelir, din âlimi kalmaz, din adamı yerine geçirilen câhiller, bilmeden fetvâ verir, herkesi, do ru yoldan çıkarmaya çalı ırlar) hadîs-i erîfi, âlimlerden nakletmeye taklîdçilik diyerek, Ehl-i sünneti kötüliyen, dinde reformcuların zararlarını bildirmektedir. Yine Buhârî’deki (Kıyâmete yakın, ilim yok olur, din câhilleri ço alır, içki içen ve zinâ edenler artar) hadîs-i erîfi de, dinde reformcuların, din adamı olarak ortaya çıkacaklarını bildiren Resûlullahın mu’cizelerinden biridir. Hüccet-ül islâma çirkin iftira Sual: "Kusursuz kul olmaz. Âlimlerin hatası olur. Mesela mam-ı Gazalînin hatası çoktur. Kitaplarında uydurma hadis var" deniyor. Böyle söylemek do ru mudur? CEVAP "Kusursuz kul olmaz" sözü do rudur. Fakat " mam-ı Gazalî, hata etmi tir, kitaplarında uydurma hadis vardır" sözü yanlı tır. Böyle söyliyenler, âlimin dindeki ve Allah katındaki yerini bilmiyen kimselerdir. Hadis-i erifte, (Âlimler, peygamberlerin varisleridir) buyuruldu. ( bni Mace) Peygamberlerin varisleri hakkında böyle konu mak çok çirkindir. mam-ı Gazalî hazretleri müctehid imamdır. Müctehidin hatasına da sevab vardır. Sonra bir müctehid di er bir müctehidin hata etti ini söylemez. Çünkü ( ctihad, ictihadla nakzedilmez) kaidesi me hurdur. Mesela, mam-ı afiî hazretleri, deriden çıkan kanın abdesti bozmıyaca ına, mam-ı a' hazretleri de bozaca ına ictihad etmi tir. imdi bunlardan birisi için (hata zam etmi ) denemez. Hiçbir müctehidin ictihadı için hata demek asla do ru olmaz. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Âlim, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevab alır.) [Buharî] ctihadlar Rahmettir Sevab olan bir ey için hata tabirini kullanmak caiz de ildir. Böyle farklı ictihadlar da Allahü teâlânın bir rahmetidir. Nitekim hadis-i erifte buyuruldu ki: (Âlimlerin farklı ictihadları rahmettir.) [Beyhekî] Sevab ve rahmet olan bir ictihadı için, bir âlime hata etti ini, ya cahil yahut da bid' ehli at söyler. Ne mam-ı Gazalî hazretlerinin, ne de ba ka âlimlerin hiçbir kitabında uydurma hadis yoktur.

Hanefi ve Hanbelide gusülde a zın içini yıkamak farz iken, Maliki ve afiîde farz de ildir. Bunun için mezhebin birine do ru, ötekine yanlı denemez. Her müctehid, bir hadisten farklı hüküm çıkarabilir. Bir müctehidin sahih dedi i bir hadise, ba ka bir müctehid mevdu diyebilir. Hadis ilminde müctehid bir âlim, bir hadise mevdu derse, di er müctehidler buna sahih diyebilir. Çünkü mevdu diyen müctehid, bir hadisin sahih olması için lüzum gördü ü artları ta ımıyan bir hadis için "Mezhebimin usulünün kaidelerine göre mevdudur" der. Yani bu sözün hadis oldu u bence anla ılamamı tır, der. Yoksa "Bu söz, Peygamber efendimizin sözü de ildir" demek istemez. Aynı hadis için ba ka bir müctehid sahih diyebilir. Sahih oldu unu söyliyen müctehid ötekine, "Resulullahın bu sözüne nasıl mevdu dersin?" demedi i gibi, öteki de, "Bu uydurma söze sen nasıl hadis diyebilirsin?" demez. Diyelim ki, Süyutî ve Zehebi gibi hadis âlimleri, mam-ı a' ve mam-ı Gazalî hazretlerinin sahih dedi i bir hadise mevdu dese, o hadis, zam ancak bu iki zata göre mevdu sayılır. mam-ı Gazalî hazretlerine göre yine sahihtir. Fakat Acluni, mam-ı a' veya mam-ı Gazalî hazretlerinin bildirdi i hadis-i eriflere mevdu zam derse, o hadis-i erifler mevdu olmaz. Acluni ve benzerlerinin sözlerine aldanarak, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına dil uzatmaktan sakınmalıdır! Büyük âlim bni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki: ( mam-ı Gazalî hazretlerinin yazılarında kusur bulan kimse, ya hasetçidir veya zındıktır.) [El-alam bi-kavatııl-islâm] bni Abidin hazretleri de buyuruyor ki: ( mam-ı Gazalî hazretlerinin âlim olmadı ını söyliyen kimse, cahillerin echeli ve fâsıkların en kötüsüdür. O, zamanının hüccet-ül-islâmı ve âlimlerin en üstünü idi.) [ElUkud-üd-dürriyye] Kâtip Çelebi, “Bütün din kitapları yok olsa, mam-ı Gazalinin kitapları, bu bo lu u doldurabilir, hatta hyâ’sı bile kâfi gelir” diyor. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri de, “ mam-ı Gazali’nin hyâ kitabı, bütün âlimlerce do ru ve yüksektir. Bir gayrı müslim, severek yapraklarını çevirirse, müslüman olmakla ereflenir” buyuruyor. Cami duvarını kirletenler Din dü manlarının, dine ve din âlimlerine saldırması yadırganmaz. Âlimlerin de me hur ve tesirli olanlarına saldırırlar. Özellikle mam-ı Gazali hazretleri, onlar için hedef tahtasıdır. Dinimizi içten yıkmaya çalı an reformcular da, aynı eyi yapıyorlar. Bazı ahmaklar da, me hur olmak için cami duvarını kirletmeyi, yani slam âlimlerine saldırmayı tercih ediyorlar. slam âlimi kime denir? Her dalda uzman olan âlimler vardır. Fıkıh âlimi, hadis âlimi, tasavvuf âlimi, kelam âlimi, fen âlimi gibi. Bunların hepsini bilene slam âlimi denir. Bilmek de yetmez. Bildikleri ile amel etmesi ve ihlaslı olması da arttır. Onun için ilim, amel ve ihlas sahibi olan müslümana slâm âlimi denir. Bu üçünden biri noksan olana kötü din adamı, yobaz denir. Mason Abduh, çömezi mezhepsiz Re it Rıza ve günümüzde bunların pe inden giden bid’at ehli birer yobazdır. slâm âlimi, dinin bekçisi, yobaz ise, eytanın yolda ıdır. Dört mezhebin imamı, mam-ı Rabbani ve mam-ı Gazali gibi müctehidler, slam âlimidir. te Resulullah efendimiz, bu âlimler için, (Âlimler, peygamberlerin vârisleridir) buyurdu. ( bni Mace) mam-ı Birgivi, “ slam âlimlerince yazılan bir din kitabına hakaret etmek, bu âlimlerden biri ile alay etmek ve saygı göstermek gereken bir eye hakaret etmek, hakaret edilmesi gereken bir eye saygı göstermek küfürdür.” buyuruyor. Mezhepsizler, demagojiyi iyi beceren eytanın u aklarıdır. Mesela mam-ı Birgivi’nin yukarıdaki sözünü alarak, “Sizler çeli ki içindesiniz, Efgani ve Abduh gibi âlimleri kötüledi iniz için kâfirsiniz” derler. Aynı mantıkla, mam-ı Gazali hazretlerine saldırırlar. “Gazali, slam filozoflarına kâfir diyor, Kur’ana aykırı hadisleri hya’sına almı tır, sahih hadisle, uydurma hadisi ayıramazdı. Gazali imdi ya asaydı hya’yı yazmazdı” gibi hezeyanlarda bulunuyorlar. Mezhepsizler, bir hadisin Kur’ana aykırı oldu unu biliyor da, koca imam bilemiyor mu? Dinimizde âlimin kıymeti büyüktür: Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: an-ı

(Bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43] (Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) [Nahl 43] (Bunun hükmünü Peygambere ve ülül-emre [âlimlere] sorsalardı, ö renirlerdi.) [Nisa 83] [Ayet-i kerimede geçen ülül-emrin âlim demek oldu u tefsirlerde yazılıdır. Peygamber efendimiz de (Ülül-emr, fıkıh âlimleridir) buyurdu. (Darimi)] (Allahtan en çok korkan ancak âlimlerdir.) [Fatır 28] [Allahtan korkmak büyük mertebedir. Peygamber efendimiz (Allahtan en çok ben korkarım) buyurdu. (Buharî)] (Hiç bilenlerle bilmiyenler bir olur mu?) [Zümer 9] Hadis-i eriflerde ise buyuruldu ki: (Âlimlere tabi olun! Çünkü onlar, dünya ve ahıretin ı ıklarıdır.) [Deylemî] (Âlimler, kurtulu yolunu gösteren birer rehber ve kılavuzdur.) [ .Neccar] (Âlimler olmasaydı, insanlar helak olurdu.) [ .Maverdi] (Bilmediklerinizi salih[âlim]lerden sorup ö renin!) [Taberânî] mâm-ı Gazâlî’ye saldıranlar Sual: Eskiden daha çok, mâm-ı Gazâlî’ye, kitaplarına uydurma hadîs aldı diye Abduhçu mezhepsizler iftirâ ederdi. imdi de, din câhilinin biri, (Matemati i zararlı, fen ilimlerini gereksiz, felsefeyi slâma aykırı gören Gazâlî, bilimsel uyanı ı yıkmı tır) diye iftirâ ediyor. mâm-ı Gazâlî’nin kitapları meydandadır. Bu iftirâ nasıl yapılabiliyor? CEVAP Din dü manları genelde, açıkça saldırmıyor. slâm âlimini, tesettürü, tesbîhi, takkeyi bahane ederek dîni kötülüyor. Hangi dinsize sorarsanız sorun, (Ben müslümanlı a kar ı de ilim, ben irticâya kar ıyım. Kadınların kapanmasına kar ıyım. Araplara para yedirmek için hacca gidilmesine, medreselere, Kur’ân kurslarına kar ıyım) gibi cevaplar verir. Hâlbuki kar ı oldu u hususlar, dinde bulunan eylerdir. mâm-ı Gazâlî hazretleri (rahmetullahi teala aleyh), eserlerinde, özetle buyuruyor ki: slâmi ilimler, aklî ve naklî ilimler [din bilgileri] olmak üzere ikiye ayrılır. Aklî ilimler [fen bilgileri], akıl ile incelenerek, tecrübe edilerek ve hesaplanarak elde edilir. Bu ilimler, naklî ilimlerin anla ılmasına ve tatbik edilmesine de yardımcıdır. Ö renilmeleri farz-ı kifâyedir. Bu ilimler, matematik, mantık ve bütün tecrübî ilimlerdir. Hadîs-i erîfte, ( lim Çinde de, [çok uzakta ve kâfirde de] olsa, gidip alınız) buyuruldu. Bir islâm ehrinde, fennin yeni buldu u bir âlet, bir vâsıta yapılmayıp, bu yüzden bir müslüman zarar görürse, o ehrin idârecileri mes’ûl olur. Fennin ilerlemesi, Allahü teâlânın varlı ını ve kudretini daha fazla meydana çıkarmaktadır. Astronomi ve anatomi bilmiyen, Allahü teâlânın varlı ını ve kudretini iyi anlıyamaz. Aklî ilimler, iyi, kötü ve mubâh olarak üçe ayrılır: 1- yi olanlar: Tıp, matematik ve benzeri ilimlerdir ki, bunlar da farz-ı kifâye ve fazîlet olmak üzere ikiye ayrılır: a) Farz-ı kifâye olanlar: Fen bilgileri böyledir. Meselâ Tıp, insanın sıhhatli olarak ya ayabilmesi için zarûrîdir. Hesâb ilmi, alı -veri , mîrâs, vasıyet ve bütün muâmelâtta zarûrîdir. Bu ilimleri bir beldede bilen bulunmazsa halk zorlukla kar ıla ır ve hepsi birden mes’ûl olur. Fakat ihtiyâç nisbetinde bilenlerin bulunması kâfidir. Bu sûretle di erleri de bu mecburiyet ve mes’ûliyetten kurtulmu olur. Tıb ve hesâb gibi fen ilimlerine farz-ı kifâye dememize a mayın. Hakîkat u ki: Bütün san’atların asılları aynı hükümde olup farz-ı kifâyedir. Rençberlik, dokumacılık, siyâset, dikicilik, tıp v.s. Bir memleketin tabîbi olmazsa hastalık ço alır, insanlar i inden gücünden kalır, tâkattan kesilir ve nihâyet ölüme mahkûm olur. b) Fazîlet olanlar: Fen ilimlerinin, çok ender lâzım olacak en ince teferruâtına inmektir. Bu da, lâzım olan kısımları anlamayı kolayla tırması bakımından bir fazîlet ve üstünlüktür. 2- Kötü olanlar: Bunlar dînde yeri olmayıp, hiç bir fayda sa lamıyan, sihir [büyü], tılsım, telbîsât [sahteyi do ru gibi gösterip aldatma ilmi] gibi.

3- Mubâh olanlar: iir ö renmek, eski târihlerle me gûl olmak gibi. Bu ilimlerin hepsi makbûldür. lim bizâtihi kötü de ildir. Yanlı yerlerde kullanılırsa zararlı olur. Astronomi ilmi de kötü de ildir. Peygamber efendimiz, (Kaderden, yıldızlardan ve Eshâbımdan bahsedilince sükût edin) buyurdu. Bazı hâllerde cehâlet, bazıları için daha faydalıdır. Çocu u olmıyan, bir hanım doktora gider. Doktor, nabzına bakıp, “Do urmadı ı iyi, çünkü bu kadın, kırk güne kalmaz ölür” der. Hanımı deh etli bir korku sarar, vasıyetini yapar. Kırk gün yemez içmez, mâtem içinde günleri geçer. Kırk gün geçti i hâlde ölmeyince, kocası doktora durumu bildirir. Doktor der ki: - imdi çocuk do urur. - Nasıl olur doktor bey? - Hanımınız çok i mandı. Ondaki ya ın çocuk olmasına mâni oldu unu anladım. Bu kadını ölüm korkusundan ba ka bir ey zayıflatmaz diye onu ölümle korkuttum. imdi zayıfladı, ya eridi, çocu un do masına mâni kalmadı. te u kıssa bazı kimselerin bazı ilimleri bilmemesinin iyi olaca ına bir örnektir. Peygamber efendimiz de, (Faydası olmayan bilgiden Allaha sı ınırım) buyuruyor. ( hyâ) mâm-ı Gazâlî hazretleri, Yunan felsefecilerinin küfre dü ürücü bütün sapıklıklarını tesbit etmi tir. Bunlardan üçü udur: Felsefeciler diyor ki: 1- Âlem, Allah gibi ezelî ve ebedîdir. 2- Allah, cüz’î olan eyleri bilmez. 3- Cismânî ve bedenî bir ha r, dirilme yoktur. (Tehâfüt-ül-felâsife) mâm-ı Gazâlî hazretlerinin fikirleri bunlardır. Bu fikirlerin ilme dü manlıkla veya geri kalmı lıkla, ilerlemeye mâni olmakla ne ilgisi vardır? Hadis-i erifleri anlamak Sual: Bazıları, bir hadis-i erif görünce, aklı ile ölçüyor, böyle hadis olmaz diyorlar. Hadis-i erifleri her okuyan anlayabilir mi? CEVAP yi bilinmeli ki, hiçbir hadis kitabında, uydurma hadis olmaz. Çünkü onlar uydurma hadis nakletmenin vebalini çok iyi bilirlerdi. Hadis bir ilimdir. O hadiste kastedilen mana nedir? Bilmeden hemen uydurma demek, o hadis âlimine büyük bir iftira olur. Mesela, (Cimri çok ibâdet etse de, cennete girmez. Cömert, çok günah i lese de cehenneme girmez.) hadis-i erifine bakan bir cahil, demek namaza, oruca imana ihtiyaç yok, cömert olduk mu cennete gideriz zannedebilir. Alimlerimiz bu hadis-i erifi öyle açıklıyor: Cömerdin imanı yoksa, ebedi olarak cehennemde kalır. manı varsa, sevapları fazla ise cennete girer. Cimri cennete girmez demek, hiç girmez demek de ildir. (Cimri, günahının cezasını çekmedikçe Cennete giremez) demektir. Hatta sevabı günahından çok ise, cehenneme girmeden de cennete girer. Affa ve efaate kavu arak da cennete girebilir. (Ana babasını razı eden, cehenneme girmez, inciten de cennete girmez.) hadis-i erifi de böyledir. Ana babasını razı eden kimse imansız ise, yani kâfir ise asla cennete girmez. manlı olsa da, namaz kılmıyorsa, oruç tutmuyorsa, haramlardan kaçmıyorsa, o ki i ana babasını razı edince cennete hemen girebilir mi? Elbette giremez. Demek ki Müslüman' bulunması gereken artlar varsa, o zaman cennete girer. Ana babasını inciten da de cennete girmez demek, Müslüman ana babayı haklı olarak incitmek demektir. Bir baba, içki getirmedi i için evladına incinse, o evlat cennete girmez mi? Elbette girer. Me ru i lerde ana babanın sözü dinlenir. Dine aykırı i lerde verilen emre uyulmaz. Dinimizin di er emirlerine uyan Müslüman bir evlat, ana babasının me ru emirlerini dinlemese bile, günahını çektikten sonra cennete girer. (Cennete girmez) demek, günahının cezasını çekmeden veya efaate kavu madan giremez demektir. (Yetim malı yiyen, cennete giremez.) hadis-i erifleri de böyledir. Cezasını çekmeden cennete giremez demektir. Yoksa hiç girmez demek de ildir. Bir müminin günahı sevabından çok ise, affa ve efaate de u ramamı sa, günahının cezasını çektikten sonra cennete gider. manı olmayan kimsenin ise, ne yaparsa yapsın, hiçbir iyili i onu cehennemden kurtaramaz.

(Kom usu aç iken tok yatan, mümin de ildir.) hadis-i erifindeki, (Mümin de il) ifadesi, kâfir demek de ildir. Kâmil [olgun] mümin de il demektir. Bir Müslüman, kom usu aç yatarken o tok yatsa, belayı nimet de il de, bela saysa yine mümindir, geç de olsa, yine cennete girer. Hadis-i erifler, böylelerinin iyi bir kimse olmadı ını bildirmektedir. (Yılandan korkup öldürmeyen bizden de ildir.), (Evlenmek sünnettir; sünnetime uymayan benden de ildir) hadis-i eriflerindeki, (benden de il) ifadesi, kâfir anlamında de ildir. Sünnetime uymamı olur demektir. Yılanı öldürmemek veya evlenmemek günah olmaz. Bir çok evliya evlenmemi tir. Hatta âhir zamanda evlenmemek daha iyi olabilir. ( ki rekat ku luk namazı, bir hac ve umreye bedeldir.) hadis-i erifindeki hac ifadesi elbette nafile hac içindir. Ku luk namazı nafiledir. Nâfile ibadet, farzın yanında denizde damla bile de ildir. (Abdest alanın bütün günahları affolur.) hadisi erifinde, bütün günahlardan maksat, küçük günahlardır. Namaz kılmayan ve haram i leyenin günahları af olur mu? Büyük günahlar ve kul hakları ödenmedikçe af edilmez. Nafile ibâdetin sevabına kavu abilmek için imanı do ru olmak, haramlardan kaçmak ve o i i ibâdet olarak yapmaya niyet etmek arttır. Dolmu çu Yazar Sual: Dolmu çu yazar gibi tabirler kullanılıyor. Dolmu çu ne demektir? CEVAP Abduhçu bir yazar, Ehl-i sünnet müslümanlarını, dört hak mezhebden birine uydukları için (Hanefi mezhebinin dolmu una binen, afiîlerin dolmu una veya Gazalînin dolmu una binen...) gibi tabirler kullanıyor. Bunu tanıyanlar da, dolmu tabirini çok kullandı ı ve ngiliz casusu Hempherin dolmu undan inmedi i için kendisine dolmu çu diyorlar. Bu tip yazarların özelli i, Efgani gibi bir ingiliz u a ının aleyhine yazı yazılsa, hemen günlerce onu müdafaa için ellerinden ne gelirse yaparlar. Fakat mam-ı a' zam, mam-ı Gazalî, mam-ı Rabbanî hazretleri gibi âlimlerin aleyhine bir ey yazılsa, hiç oralı olmazlar. Hatta ulema ve evliyadan daha üstün olan Eshab-ı kiram aleyhine yazı yazanları desteklemeyi marifet sayarlar. Dini bilen yazar Sual: Dini yönden "O kitap, o yazı muteber de ildir. O yazar dini bilmez." deniyor. Bir yazının muteber olmadı ı veya bir yazarın dini bilmedi i nasıl anla ılır? CEVAP Bir yazı, cumhur-ı ulemanın [Ehl-i sünnet âlimlerinin ekserisinin] muteber olarak bildirdi i eserlere aykırı de ilse, o yazı muteber demektir. Bir yazarın yazısı, bu eserlere uygunsa, o yazarın dini bildi i anla ılır. Bu eserlere uymuyorsa, o yazarın dini bilmedi i ve yazısının da muteber olmadı ı anla ılır. Kur' kerimi kendi görü üne göre yorumlıyanların yazıları da muteber de ildir. Bu an-ı bakımdan nakli esas almıyanların yazılarına, sözlerine itibar edilmez. Bazı okuyucular, (Bu husus bence öyledir, acaba sizce nasıldır?) eklinde suâl soruyorlar. Dinimizin hükümleri size ve bize göre de i mez. Allah ve Resulü nasıl bildirmi se, Ehl-i sünnet âlimleri bunları nasıl açıklamı sa öyledir. Dinin hükümleri insanların anlayı larına bırakılsaydı, insan sayısı kadar din meydana çıkardı. Onun için (Bence)yi ve (Sence)yi kaldırıp, bu hususta dinimizin hükmü nedir? diye sormak gerekir? Bu bakımdan hadis-i erifte, (Güzel suâl [suâl sormasını bilmek] ilmin yarısıdır) buyuruldu. (Taberânî) Reformcu mantı ı Sual: (Mezheb imâmına uymak, Allahı ve Resûlünü bırakıp kula kul olmak demektir. Müslümanlar, müctehidleri peygamber kadar yükselttiler, Kur' ândan ayrılıp, "müctehidin sözü varken Kur' amel edilmez" dediler. Sonra gelen âlimlere kıymet vermediler. ânla Halbuki, sonra gelen âlimler, öncekilerden daha ileri olur. mâm Mâlik, bir mezhebi bilirse Abduh her mezhebi bilir) diyen bir mezhepsizin yazısı ektedir. Cevap verir misiniz?

CEVAP (Müctehidleri Peygamber kadar yükselttiler) sözünü bir müslüman söyliyemez. Çünkü bu söz, dört mezhebdeki milyonlarca müslümana kâfir damgasını basmaktır. Müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olur. Bir mezhebe tâbi olan mü' mini Kur' ândan ayrılmakla suçlamak ise, bundan daha büyük iftirâdır. Mezheb, Kur' ve Sünnet yolu demektir. Bir mezheb imâmına uyan, Kur' kerîme ve ân ân-ı Resûlullaha uydu una îmân etmi demektir. Hiçbir müslüman, (müctehidin sözü varken, Kur' ile amel edilmez) demez. Bu söz, mezhepsizlerin temiz müslümanlara yaptıkları ân çirkin iftirâlardan biridir. Müslüman nasıl dü ünür Bir mezhebe tâbi olan müslüman öyle der: (Kur' kerîme uymak istiyorum. Fakat, Kur' kerîmden ve hadîs-i erîflerden ân-ı ân-ı kendim hüküm çıkaramıyorum. Anladı ım hükümlere güvenemem ve uymam. Mezheb imâmının anlamı oldu una güvenirim ve uyarım. [Nasıl ki dünya i lerinde i in ehline gidiyor, yani bir yerim a rıyınca notere de il de doktora, hem de mütehassısına gidiyorsam, kendi ilacımı kendim yapmayıp, kendi kendimi ameliyat etmiyorsam, daha hassas olan din i inde de müctehid olan islam alimine yani mezhebimin imamına gider, ona teslim olur, dediklerine harfiyyen uyar, yaparım.] Çünkü o, benden daha âlimdir. (Kendi anlayı ı ile ma'nâ çıkaran kâfir olur) hadîs-i erîfinden korkarım. limlerinin, takvâlarının, sonra gelenlerden kat kat üstün oldu u, hadîs-i erîflerle bildirilmi olan, o büyük âlimlerin bile Kitâbdan ve Sünnetten çıkardıkları hükümler birbirine benzemiyor. Hüküm çıkarmak kolay olsaydı, hep aynı eyi anlarlardı.) (Sonra gelen âlimler, öncekilerden daha ileri olur) sözü, fen bilgileri için do rudur. Din bilgilerinde ise, Resûlullahın, (Her asır, kendinden öncesinden daha erdir. Kıyâmete kadar hep böyle olur) hadîs-i erîfine i' tibâr edilir. Bu hadîs-i erîf, fen adamlarının ahsiyetleri ve fen vâsıtalarını kullanmaları bakımından da mu' teberdir. Elbet bu kâide ço unluk için mu' teberdir. Her asırda, bundan müstesnâ olanlar bulunmu tur. Mezhepsiz reformcu, fen bilgisi ile din bilgisini birbiri ile karı tırmakta, fen ile fen adamını da aynı ey sanmaktadır. Fen elbet ilerliyor. Fakat bu ilerleyi , fen adamlarının ileri olması demek de ildir. Sonra gelen fen adamları arasında öncekilerden daha geri, daha bozuk olanları az de ildir. Din imâmlarımız, Kur' kerîmden ma' çıkarmaya kalkı madılar. Kendilerini bundan ân-ı nâ âciz gördüler. Resûlullahın Kur' kerîme nasıl ma' verdi ini Eshâb-ı kirâmdan sorup ân-ı nâ ara tırdılar. Eshâb-ı kirâmın anladıklarını da, kendi anlayı larına tercîh ettiler. mâm-ı a' zam hazretleri, herhangi bir sahâbînin sözünü kendi anladı ına tercîh ederdi. Resûlullahtan ve Sahâbeden bir haber bulamayınca, ictihâd etmek zorunda kalırdı. Her asırda gelen islâm âlimleri, daha önce gelenlerin, büyüklükleri, üstünlükleri, vera' takvâları kar ısında ve titrerler, onların sözlerine senet, delil olarak sarılırlardı. Eshabın yoluna uyun. Bu din, edeb dîni, tevâzu' dînidir. Câhil cüretkâr olur, kendini âlim sanır. Âlim olan tevâzu' gösterir. Cehenneme gidecekleri hadîs-i erîfle haber verilen 72 bid' fırkasının at reîsleri de derin âlim idi. Fakat onlar, ilimlerine güvenerek, Kitâbdan, Sünnetten ma' nâ çıkarmaya kalkı tılar. Böylece, Eshâb-ı kirâma uymak erefine kavu amadılar. Onların do ru yollarından saptılar. Dört mezhebin âlimleri, derin ilimlerini Kur' kerîmden ahkâm çıkarmakta ân-ı kullanmadılar. Buna cesâret edemediler. Resûlullahın ve Eshâb-ı kirâmın bildirdiklerini anlamakta kullandılar. Allahü teâlâ, insanlara, (Kur' kerîmden hüküm çıkarın) demiyor. (Resûlümün ve ân-ı Eshâbının çıkardı ı hükümlere uyun, bunları kabûl edin) buyuruyor. (Resûlüme itâ'at edin, ona tâbi' olun) âyet-i kerîmesi ve (Eshâbımın yoluna sarılın) hadîs-i erîfi, bunu açıkça bildirmektedir. Âlimler bile, Kurân-ı kerîmin ma' nâsını anlamakta güçlük çekerken, bir câhil, murâd-ı ilâhiyi bilmeden nasıl olur da, Allah öyle buyuruyor, Resûlullah böyle buyuruyor, diyebilir? Derse, dedi i nasıl do ru olabilir? Allahü teâlâ, böyle söylemeyi yasakladı. Tefsîr âlimleri ve mezheb imâmları bile, bu sözü söylemeye cesâret edememi tir. Anladıklarını bildirdikten sonra, (bu benim anladı ımdır, do rusunu Allah bilir) demi lerdir.

Kur' kerîmin ma' ân-ı nâsını Eshâb-ı kirâm bile anlamakta güçlük çeker, Resûlullaha sorarlardı. Abduhçu gence Abduhçu bir genç, asırlardır müslümanların ve âlimlerin dört mezhebden birine uymalarına tahammül edemiyor, birkaç mezhepsizin kitabından aldı ı ifadeleri kaynak gösterip bir mezhebe uymanın caiz olmadı ını isbata kalkıyor. Bahsetti i kitapları kendisinin okumadı ı, herhangi bir mezhepsizin kitabından aldı ı pek açıktır. Çünkü mam-ı aranî gibi büyük bir âlimin Mizanından nakil yapıp, mam-ı Ahmedin müctehid bir hadis imamı olan Ebu Davüda (Kimseyi taklid etme, dini Resulullah ve eshabından ö ren) dedi ini bildiriyor. (Gördünüz mü, arani de 4 mezhebden birine uymayı yasaklıyor) demek istiyor. Abduhçu gencin bilmedi i iki husus var. Birincisi, her müctehid, kendi ictihadı ile hareket eder. Ba ka bir müctehide uyması caiz de ildir. mam-ı afiî hazretleri, mam-ı a' hazretlerinin çok yüksek bir âlim oldu unu bildirdi i hâlde, kendi ictihadlarına zam uymu tur. kinci husus, mam-ı aranî hazretleri, 4 mezhebin hak oldu unu, mutlaka bu 4 mezhebden birine uymak gerekti ini bildirmek için Mizan-ül-kübrayı yazmı tır. Dört mezhebin fıkh bilgilerini anlatan Mizanın tercümesi de vardır. Zahiri ve batıni ilimlerin mütehassısı Abdülvehhab-ı aranî hazretleri, hadis ve fıkh âlimi olup afiî mezhebindedir. Mizanın sadece önsözünü okuyup buna uyan mezhepsiz olmaktan kurtulur. Mezhebsiz Sapıtır Mizanın önsözünde buyuruluyor ki: Dört mezhebden birini taklid etmiyen dalalete dü er, zındık olur, ba kalarını da yoldan çıkarmakta eytana yardımcı olur. Bugün var olan 4 mezhebin hepsi haktır, sahihdir. Birinin, ötekisi üzerine üstünlü ü yoktur. Çünkü, hepsi aynı din kayna ından alınmı tır. Dört mezhebin imamları ve onları taklid eden âlimlerin hepsi, her müslümanın 4 mezhebden diledi ini taklid etmekte serbest oldu unu bildirdiler. Allahü teâlâ, amelde mezheblere ayrılmaktan razı oldu unu, Habibi vasıtası ile bildirdi. Resulü, bu ayrılı ın rahmet oldu unu bildirdi. Müctehid olmıyanın, bir mezhebe uyması gerekir. Bir âlim, ictihad derecesine yükselince, kendi ictihadına uyması gerekir. mam-ı Ahmedin, ( lminizi imamlarınızın aldıkları kaynaktan alın, taklidcilikte kalmayın) sözü bunu göstermektedir. Resulullah Kur' kerimde kısa ve kapalı olarak bildirilenleri açıklamasaydı, Kur' an-ı an-ı kerim kapalı kalırdı. Resulullahın varisleri olan mezheb imamlarımız, hadis-i eriflerde mücmel olarak bildirilenleri açıklamasalardı, sünnet-i nebeviyye kapalı kalırdı. Böylece, her asırda gelen âlimler, Resulullaha uyarak, mücmel olanı açıklamı lardır. Nahl suresinin 44. ayetinde, ( nsanlara indirdi imi onlara beyan eyle) buyuruldu. Beyan etmek, açıklamak demektir. Âlimler de açıklıyabilselerdi ve Kur' kerimden ahkam çıkarabilselerdi, Allahü an-ı teâlâ Resulüne, sana vahy olunanları teblig et der, beyan etmesini emretmezdi. (Mizandan tercüme etti.) Dört mezhebe uyanlar, birbirinin karde idir. manları aynıdır. Ameldeki bazı ayrılıkları da, Allahın rahmetidir. Allahü teâlâ, müctehid olmıyanın bir müctehide uymasını emredip (...ve ülulemrinize itaat edin) buyuruyor. (Nisa 59) Ülulemr, nasslardan ahkam çıkarabilen âlimlerdir. (Nisa 83) Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ülulemr, Fıkh âlimleridir.) [Darimi] mam-ı Süyutî hazretleri, tkan tefsirinde, bni Abbas hazretlerinin (Ülulemr, Fıkh âlimleridir) buyurdu unu bildirmektedir. Ülulemrin Fıkh âlimi oldu u, Tefsir-i kebirin 3. cildinin 375. mam-ı Nevevinin Müslim erhinin 2. cildinin 124. sayfasında ve Meâlim ve Ni apur tefsirlerinde de yazmaktadır. sra suresinin (O gün her fırkayı imamları ile ça ırırız) mealindeki 71. ayeti, Ruh-ül beyan tefsirinde açıklanırken, (Mezhebin imamı ile ça ırılır. Mesela ya afiî yahut ya Hanefi denilir) buyuruluyor. bni Abidin hazretleri buyuruyor ki: (Bir i in, bir ibâdetin sahih olması için dört mezhebden birine uygun olması gerekir. Bir ibâdeti yaparken, artlarından biri, bir mezhebe, ba ka biri de ba ka mezhebe uygun olursa, bu ibâdet sahih olmaz.) [R.Muhtar s. 51]

S. Ahmed Tahtavi hazretleri, Dürr-ül muhtar ha iyesinin zebayih kısmında buyuruyor ki: (Bugün her müslümanın 4 mezhebden birinde bulunması vaciptir. Dört mezhebden birinde bulunmıyan Ehl-i sünnetten ayrılır. Ehl-i sünnetten ayrılan da sapık veya kâfir olur.) bni Hazm, evkani, Abduh, Re it Rıza, Sıddık Hasan an gibi mezhep dü manlarının bir kısmı, taklidi haram sayarak, bir kısmı da telfik yaparak, birçok gafili dalalete sürüklemi lerdir. srâîliyâtçıların hezeyânı Bilhassa bni Teymiyeci, Abduhçu mezhebsizler, evliyânın kerâmetine inanmadıkları için, bu menkıbeleri hangi âlim bildirirse bildirsin inanmıyorlar. Peygamberlerin vârisi olan bu âlimleri yalan söylemekle suçluyorlar. Ba’zıları ile görü tüm. Evliyâ-i kirâmı sıradan bir insan olarak görüyorlar. (Ben hergün uyudu uma göre, Ebû Hanîfe’nin de uyuması gerekir. Çünkü o da insandır. Ben Kur’ânı birkaç saat içinde hatmedemedi ime göre, onun da hatmetmesi imkânsızdır) diyorlar. Halbuki, Belkıs’ın tahtını iki aylık yoldan getiren de insandı, Peygamber de de ildi, âlim bir zâttı. Cenâb-ı Hak, bunu Kur’ân-ı kerîmde haber veriyor. Mezhebsiz getiremeyince de, ya te’vîl veya inkâr ediyor. Abduhçular mu’cizeleri bile inkâr ediyorlar. Abduh, Fil sûresindeki mu’cizeyi, çiçek hastalı ı idi diye te’vîl etmi ti. Aynı yolun yolcuları da, hadîs-i erîfle bildirilen mu’cizeleri inkâr ediyorlar. Kurân-ı kerîmdeki akk-ul-kamer, Mi’râc gibileri de te’vîl ediyorlar. Kimisi, (Ebû Hanîfe’ye hâtiften gelen ses, Onun yolunda olanları affetti ini bildirdi. Di er mezhebdekiler Cehennemlik mi) diyor. slâmî usûlden bu kadar habersiz olana ne denir? (Buranın manzarası güzel) demek, ba ka yerde güzel manzara yok demek de ildir. Peygamber efendimiz, Eshâb-ı kirâmdan on zâtın Cennetle müjdelendi ini bildirdi. Bu demek, di er Eshâb Cehennemlik demek midir? Yine peygamber efendimiz, (Ba ınıza Ali gelince, hâdî ve mühdî olur, sizi do ru yola götürür) buyurdu. (Hâkim, .Ahmed) Bu demek, Hz.Ali’den ba kası, meselâ Hz.Ömer geçerse, e ri yola götürür demek de ildir. (Eshâbım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidâyete kavu ursunuz) hadîs-i erîfi bunu bildirmektedir. (Dârimî) Peygamber efendimiz, müctehidler için de, ( ctihâdında hatâ ederse bir, isâbet ederse iki sevâb alır) buyurdu. (Buhârî) Demek ki sadece Hanefîler de il, hak olan bir mezhebe uyan kurtulur. Be ikteki çocuk konu ur mu? Elbette konu amaz. Fakat mu’cize veya kerâmet olarak konu abilir. Be ikte konu an çocuklardan biri, Benî srâîl zamanında ya amı tır. Kötü bir kadın gayrı me ru çocu unun babasının Cüreyc denilen bir âbid oldu unu söyler. ftirâya mâruz kalan âbid, namaz kıldıktan sonra, çocu a babasının kim oldu unu sorar. O da, falan yerdeki çoban diye cevap verir. Bu husûs, Buhârî ve Müslim’deki hadîs-i erîfte bildirilmi tir. Bu olayı srâîliyyâtçı bir mezhebsize anlattım. (Bu bir srâîliyyâttır, biz srâîliyyât hikâyelerine inanmayız) dedi. (Buhârî’de yazıyor, Peygamber efendimiz bildiriyor) dedim. (Buhârî’de akla uymıyan birçok hadîs vardır) dedi. (Dînimiz nakil dînidir, fakat selim olan akla da zıt de ildir) dedimse de, inanmadı. Mâide sûresinin 110. âyet-i kerîmesinde be ikteki çocu un (Hz.Îsâ’nın) konu tu unu bildirdim. (Onun bir te’vîli vardır) diyerek çekip gitti. srâîliyyâtçı, Peygamber efendimizin ve müslüman olmu kitab ehli âlimlerin Benî srâîl zamanındaki anlattıkları olaylara hurâfe diyerek inanmıyan ve hattâ Peygamber efendimizden sonra slâm âlimlerinin kitaplarında bulunan evliyâ menkıbelerine bile srâîliyyât diyen Abduhçu mezhebsizlerdir. Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Sana geçmi in haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Sana verdi imiz Kur’ân-ı kerîm tefekküre ve i’tibâra âyân olan kıssaları, hâdiseleri ihtivâ eder.) [Tâhâ 99] Hadîs-i erîflerde de buyuruldu ki: (Benden i ittiklerinizi, ba kalarına anlatın! Benî srâîlden de bahsedin! Ancak kasten bana yalan isnât eden Cehennemde azâb görecektir.) [Buhârî] ( srâîlo ullarından ba’zı eyleri anlatmanızda vebâl yoktur. Zirâ onlarda, çok acâyip eyler görülmü tür.) [Deylemî]

Vehb bin Münebbih hazretleri, Resûlullahın emrine uyarak srâîliyyâttan çok bahsetmi olan bir âlimdir. Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir. Allahü teâlâ, (Bilmiyorsanız, âlimlere sorun) buyuruyor. Peygamber efendimiz de (Âlimlere tâbi olun) buyuruyor. Âlimlere olan i’timâdı sarsmak için, ngilizler asırlardır, slâm âlimlerinin kitaplarında uydurma hadîs olabilece ini telkîn etmeye çalı mı lar, bunda da oldukça ba arı sa lamı lardır. srâîliyyatçılardan Ebû ebhe, bu oyuna gelmi , Ehl-i sünnet âlimlerinin tefsîrlerinde, uydurma hikâyeler oldu unu söyliyecek kadar ileri gitmi tir. Kimi çıkıyor, Ebû ebhe’nin sözünü senet kabûl ediyor da, Buhârî, Müslim ve di er hadîs âlimlerinin, mâm-ı Gazâlî, bni Hacer-i Mekkî hazretleri gibi bir mezhebe tâbi olan âlimlerin bildirdi i husûsları hurâfe olarak vasıflandırmaktan çekinmiyor. Ne diyelim, onun dîni ona, bizim dînimiz bize... Din ve ihtiyâç Sual: Reformcu bir yazarın, (Akıl ile nakil çatı ırsa, akla uymalıdır) hadîsine göre, dînin, ihtiyâca göre de i tirilece ini söylemesi yanlı de il midir? CEVAP slâm bilgileri fen ve din bilgileri olmak üzere ikiye ayrılır. Din bilgileri, yalnız nakil ile anla ılır. Bunların kayna ı, Kur' kerîm ile hadîs-i erîflerdir.His organları ile anla ılan ân-ı eylerin bir sınırı vardır. Bu sınırların dı ında olan bilgiler his organlarımız ile anla ılamaz veya yanlı anla ılır. Bundan ba ka, insanların hissetme kuvvetleri çok yerde hayvanlardan daha zayıftır. His organlarımız ile anlıyamadı ımız eyleri, akıl ile bulur, anlarız. Bunun gibi aklın da bir anlayı sınırı vardır. Bu sınırın dı ında olan bilgileri, akıl bulamaz ve anlıyamaz. Akıl, eri emedi i eyleri anlamaya kalkı ırsa yanılır, aldanır. Böyle bilgilerde akla güvenilemez. Meselâ, Allahü teâlânın sıfatları, Cennet ve Cehennemde olan eyler, ibâdetlerin nasıl yapılaca ı ve din bilgilerinin ço u böyledir. Akıl bunlara eremez. Bu bilgilerde akıl ile nakil çatı ırsa, nakle uyulur, aklın yanıldı ı anla ılır. Kur'ân-ı kerîmdeki bilgiler Kur' kerîmde dört ey bildirilmektedir: Îmân, ahkâm, kıssalar ve haberler. ân-ı Îmânda, inanılması lâzım olan bilgilerde hiç de i iklik olamaz. Her peygamberin, her ümmetin inanı ı hep birdir. nanı ları arasında hiç ayrılık yoktur. kincisi olan ahkâm, Allahü teâlânın emirleri ve yasaklarıdır. Yapılması ve sakınılması emredilen ahkâmda de i iklik olabilir. Fakat, bu de i ikli i yalnız Allahü teâlâ yapmı ve peygamberleri ile de i tirmi tir. Kıssalar, geçmi insanların, ümmetlerin hâllerini, ya ayı larını anlatmak demektir. Haberler, geçmi te olmu ve gelecekte olacak eyler demektir. Meselâ, canlıların su ile ya adı ı, kıyâmet alâmetleri, Cennette akarsuların bulundu u haber verilmi tir. Kıssalar ve haberlerde de i iklik olmaz. Din bilgileri arasında birbirleri ile çatı ır gibi olanları görülürse, bunlar yine akla uydurulmaz. Birbirlerine uydurulmaya çalı ılır. Bunlar arasında, birkaç türlü anla ılabilen bilgiyi, açıkça bildirilmi olan ba ka bilgi ile çatı mayacak ekilde anlamalıdır. Burada akla dü en vazîfe, böyle bilgileri, açıkça anla ılabilene uygun anlamaktır. slâm ilimlerinin ikincisi olan fen bilgilerine gelince: Bunlar, his organları ile ve bunlara yardımcı âletlerle gözetliyerek, inceliyerek, hesâb ederek ve deneyerek anla ılan bilgilerdir. Bunların hepsi akıl ile, zekâ ile yapılır. Hepsinde aklın buldu una güvenilir. Nakil ile fen bilgisinde çatı ma oldu u zaman, akla uyulur. Ya' nakil, akla uygun olarak açıklanır. nî Bahsedilen hadîs-i erîfin açıklaması böyledir. (Fâideli Bilgiler) Allahtan ba kasına duâ Sual: bni Teymiyyeci bir yazar, (Sizlere fayda ve zararı olmıyan, Allahtan ba kasına duâ etmeyiniz) ve (Allahü teâlâ ile birlikte ba kasına duâ etmeyiniz) âyetlerini gösterip, evliyâ, hattâ peygamber de olsa, Allahtan ba kasından bir ey istiyenin kâfir, mü rik olaca ını söylüyor. Dînimizin bu husûstaki hükmü nedir? CEVAP Bu âyet-i kerîmede yasak edilen duâ, ilim dilinde kullanılan duâ demektir. Ya'nî tapınarak yapılan duâdır. Bu duâ, ancak Allahü teâlâya olur. Fakat, bir kimse, yalnız Allahü teâlâya duâ edilece ini, Allahü teâlâdan ba ka kimsenin yaratıcı olmadı ını, her eyi

O' yaptı ını bilerek, enbiyâyı ve evliyâyı vesîle eder, onların Allahın sevgili kulları nun olduklarını ve Allahın, onların rûhlarına, insanlara yardım edebilmek kuvvetini verdi ini dü ünerek, rûhlardan yardım beklerse, câiz olur. Onlar, mezârlarında, bilmedi imiz bir hayatla diridirler. Rûhlarına, kerâmetler ve tasarruf kuvveti ihsân edilmi tir. Böyle inanana mü rik denemez. Böyle olmakla beraber, müslümanlar, evliyânın rûhlarından, kalblerinin temizlenmesini, feyz, ma' ister. rifet Resûlullahın mübârek kalbinden, onun kalbine kadar, kalbden kalbe akıp gelmi olan bilgilerden, kendine de vermesini ister. (F.Bilgiler) Bir eye kavu mak istiyen bir müslüman, Allahü teâlânın âdetine uyar. Bu iste inin yaratılmasına sebep olan eyi yapar. Meselâ, para kazanmak isteyen, san' ticâret yapar. Aç at, olan yemek yer. Hasta olan doktora gider, ilâç alır. Dînini ö renmek isteyen, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okur. Hasta, câhil kimsenin verdi i ilâçtan ifâ bulamadı ı gibi ölebilir de... Ehl-i sünnet olmıyanın [bid' sâhibi, mezhepsizin] îmânı bozuktur. Din ile ilgili at sapık kitap okuyanın da, îmânı bozulur. Allahü teâlâ, din ve dünya ihtiyaçlarına kavu mak için, duâ etmeyi de sebep yaptı. Fakat duânın kabûl olması için, müslüman olmak, Ehl-i sünnet i' tikâdında olmak, sâlih olmak, ya' Allahü teâlânın sevgisine kavu mak için çalı mak lâzımdır. nî Bunun için de, harâm yoldan kazanç sa lamaktan sakınmak ve yalnız Allahü teâlâya yalvarmak lâzımdır. Böyle olmıyan kimse, böyle olan kimseden, ya' Evliyâdan, kendisine nî, duâ etmesini ister. Ya lı terzinin zulmü Sual: Enbiyânın mu' cizesini, evliyânın kerâmetini inkâr eden, selefiyyeci oldu unu gizlemiyen ya lı bir terzi, birçok büyük âlim için, "mü rik" diyor. Kitâbı ektedir. CEVAP Sapıklık o kadar ço aldı ki, kendini mehdî, hattâ peygamber ilân edenler türedi. Kâdıyânîlik, Behâîlik, Selefiyyecilik, Yehovacılık gibi sapık dinler meydana çıktı. Hepsi de slâm dînini içeriden yıkmaya çalı ıyor. Bid' yayıldı. Eshâb-ı kirâma saldırılar ço aldı. atler Her sapı a cevap vermek imkânsızdır. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Bid'atler yayıldı ı, sonra gelenler, öncekilere la'net etti i zaman, do ruyu bilenler herkese bildirsin! Do ruyu bilip de gücü yetti i hâlde, do ruyu bildirmiyen kimse, Allahın Muhammed aleyhisselâma indirdi i Kur'ân-ı kerîmi gizlemi olur.) [Ibni Asâkir] Sapık terzi, Hüccet-ül islâm mâm-ı Gazâlî hazretlerine, Evliyânın büyüklerinden Molla Câmi hazretlerine, Sofiyye-i aliyyeden "Tezkiret-ül evliyâ"nın sahibi F.Attâr hazretlerine ve daha ba ka evliyâ ve ulemâya hâince dil uzatmakta, mü rik demektedir. Hattâ daha a ır ifâdeler kullanıyor. Böyle kimseler için "Kâfirûn" sûresini okuyup erlerinden Allaha sı ınmak lâzımdır. Zâlim ya lı terzi, Lokman sûresinin, (Allaha irk ko ma! Do rusu irk, büyük bir zulümdür) meâlindeki 13.âyet-i kerîmesini delil gösterip, (Gazâlî, peygamberlerden kıssalar anlatıyor, âyetler, hadîsler yazıyor, kaynak vermiyor. Allah adına âyet uyduruyor. irke girdi i için büyük zulüm i liyor) diyor. Dînimizde delil dört iken, bu sapık, bilhassa (Kıyâs-ı fukahâ)yı hiç kabûl etmiyor. Kur' kerîmden de, mâm-ı a' hazretleri gibi âlimlerin anladı ını de il, kendi ân-ı zam anladı ını ölçü olarak alıyor. Hâlbuki Kur' kerîmde, (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) ân-ı buyuruluyor. (Nahl 43) (Âlimler peygamberlerin vârisidir) hadîs-i erîfi ise me hurdur. Dört mezheb imâmı, Peygamberlerin vârisi olan âlimler de il midir? Bu âlimler, Kur' kerîmi tefsîr ediyor. ân-ı Zâlim terzi, (Ben Kur' ândan onlar gibi anlamıyorum) diyor. Müfessiri, Kur' tercümesi ân yazan bir kimse zannediyor. Kim olursa olsun, âlimlere dil uzatan sapıklardan uzak durmalıdır! Hangisini okuyacaklar?

Sual: Bir hoca, dinleri birbirine yakla tırmak gâyesiyle, Allahın evi diyerek, kilisede Kurân-ı kerîm okudu. Hıristiyanlar da câmide ncil okuyacaklarmı . Uygun mudur? CEVAP Dört incilden hangisini okuyacaklar? ncillerin Allah kelâmı olmadı ını Hıristiyanlar da kabûl ediyor. Câmide incil okunması câiz de ildir. Câmiye abdestsiz bile girmek câiz de ildir. Allahü teâlâya ibâdet edilen yere Allahın evi denilir. Meselâ Kâ’beye Beytullah, ya’nî Allahın evi denir. Fakat kilise ve havra Allahın de il, eytanın evidir. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Câmiler Allahın evidir.) [Hâkim] Kilisede namaz kılınmaz ve Kurân-ı kerîm okunmaz. E er ba ka yer yoksa kilisede namaz kılmak câiz olur. Namazdan sonra hemen çıkmalıdır. Çünkü, Kilisede, eytanlar toplanır. Kilise putlardan temizlenirse namaz kılmak mekrûh olmaz. (R.Muhtâr) Dinler birle mez. Hak olan hangisi ise onda toplanılır. Domuz sütü ile koyun sütü birle mez. Birle ince hepsi domuz sütü hükmündedir. çilmesi harâm olur. Dinler birbirine nasıl yakla tırılacak? Meselâ Hıristiyanlar, müslümanlı a yakla mak için üç tanrı inancını bırakıp iki tanrıya mı inanacaklar? Müslümanlar da Hıristiyanlara yakla mak için iki tanrıya mı inanacaklar? Hıristiyan, iki tanrıya, hattâ bir tanrıya da inansa, dînine bir zarar gelmez. Fakat müslüman iki tanrıya inanırsa kâfir olur. Onun için Kâfirun sûresinde, (Sizin dîniniz size, benim dînim bana) buyurulmu tur. Cehalet fa izmi mi? Sual: Din cahili bir yazar, (Kilise eytanların evi demek, fikir fa izmidir. slâm dini, Hıristiyanlı ı ve kitaplı dinleri hak bilir) diyor. CEVAP Kur’an-ı kerimde ise, (Hak din yalnız slâmdır) buyuruluyor. (Al-i mran 19) Madem Hıristiyanlık hak din idi de, slâmiyet niçin geldi? Demek ki, bozulup aslî hüviyetini kaybetmi ki, slâmiyet gelmi tir. Böyle din cahilli ine de cehalet fa izmi mi deniyor ki? Dînimizi bozmaya çalı anlar Sual: Ba’zı yazarlar, “Din budur”, “ te gerçek slâm”, “Kur’ân müslümanlı ı” gibi ifâdelerle âyetleri kendi kafasına göre açıklayarak, mezheplerin Kur’âna aykırı oldu unu, islâm âlimlerinin yanlı yolda oldu unu söylüyorlar. Aynı âyetten birkaç ma’nâ nasıl çıkarabiliyorlar? CEVAP mâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: (Bir hükmün do ru veya yanlı oldu u Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamakla anla ılır. Çünkü Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan her ma’nâ, her bulu kıymetsizdir, yanlı tır. Çünkü her sapık kimse, Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i erîflere uydu unu iddia eder. Yarım aklı, kısa görü ü ile, bu kaynaklardan yanlı ma’nâlar çıkarır. Do ru yoldan kayar, felâkete gider. Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Kur’ân-ı kerîmde bildirilen misâller, ço unu küfre sürükledi i gibi, ço unu da hidâyete ula tırır.) [Bekara 26] Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri ma’nâlar do rudur, bunlara uymıyanlar yanlı tır.) [Müj.Mek. 286] eytânın yardımcıları Yine mâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: ( nsanların kötüsü, kötü âlimlerdir. Bunlar, dîn, îmân hırsızlarıdır. Kur’ân-ı kerîmde, (Onlar kendilerini müslüman sanıyor. Onlar son derece yalancıdır, eytan onlara musâllat olmu tur. Allahü teâlâyı hatırlamaz ve ismini a ızlarına almazlar, eytana uymu lar, eytan olmu lardır. Biliniz ki, eytana uyanlar ziyân etti, ebedî saâdeti bırakıp, sonsuz azâba atıldı) buyuruluyor. Büyüklerden biri, eytanın bo oturdu unu görünce sebebini sorar. eytan, (Zamanın dîn görevlileri olan kötü âlimler, insanları yoldan çıkarmakta, bana o kadar yardımcı olmakta ki,

bu mühim i i benim yapmama lüzûm kalmıyor) der. Böyle kötü kimselerden uzak durmalıdır!) [Müj.Mek.33] nsanların en iyisi iyi âlimler oldu u gibi, en kötüsü de kötü âlimlerdir. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Ümmetim, kötü âlimler, câhil âbidler yüzünden helâk olur. Kötülerin en kötüsü kötü âlimlerdir. yilerin en iyisi de iyi âlimlerdir.) [Dârimî] imdi kendi görü lerini, sapıklıklarını din gibi ortaya atanlar ço aldı. Hadîs-i erîfte, (Ümmetim, kötü din adamlarından çok zarar görecektir) buyuruldu. (Hakîm) Zamanımızda hakîkî âlim çok azaldı. Önceki âlimler, asr-ı saâdete yakın zamanda ya adıkları için de kıymetli idi. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: ( nsanların en hayırlısı benim asrımdaki müslümanlar [Eshâb-ı kirâm]dır. Bunlardan sonra en iyileri, bunlardan sonra gelenler [tâbi’în]dir. Onlardan sonra da en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tebe-i tâbi’în]dir. Artık bunlardan sonra yalan yayılır, bunların sözlerine ve i lerine inanmayınız!) [Buhârî, Müslim] Tabi’înden olan büyük âlimleri, onların yolunu, kurdukları mezhebleri be enmeyip, dört mezhebden farklı kitap yazıp, (Biz bir mezhebe göre de il, slâma göre yazıyoruz) diyen câhiller, kendilerinin büyük âlim olduklarını söylüyorlar. Hâlbuki hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Âlimim diyen câhildir.) [Taberânî] Bid’at ehli bu sapıklar, kâfirlerden daha zararlı olur. En büyük kâfirlerden biri Deccâl oldu u hâlde, hadîs-i erîfte, (Sizin için Deccâl’dan daha çok, sapık imâmlardan korkuyorum) buyuruldu. ( .Ahmed) Kâfir, insanın canına kastedebilir. Fakat dört mezhebe uymıyan bu sapıklar, insanın îmânına kastedip ebedî Cehennemlik olmasına sebep olur.Bu zamanda sapıklık ço aldı ı için, “âlimim” diye ortaya çıkan kimselerin pe inden gidenler sapıtabilir. Fakat eskiden gelmi , dost-dü man tarafından Ehl-i sünnet âlimi oldu u bildirilen, mâm-ı a’zam, mâm-ı âfi’î, mâm-ı Mâlik, mâm-ı Ahmed, mâm-ı Gazâlî, mâm-ı Rabbânî gibi her biri birer güne olan âlimlerin yolundan gidilirse, kurtulu a erilir. Dört mezhebden birine uymıyan bni Teymiyye, evkânî, Abduh, Re it Rızâ gibi sapıkların yoluna uyan da dalâlete dü er. “Ehl-i sünnetim” diyen her müslümanın, dört hak mezhebden birisine uyması lâzımdır. (Hadîka, Berîka) Yedullah meselesi Sual: Okudu um bir kitapta, "Yedullah" kelimesini "Allahın kudreti" olarak açıklamanın asla caiz olmadı ı söyleniyor. Hadis-i erifte geçen böyle kelimeleri alimlerimiz açıklamamı mıdır? CEVAP Mücessime ve mü ebbihe denilen [yani Allahü teâlâyı bir cisim olarak kabul eden ve Ona insanlardaki gibi uzuvlar isnad eden] fırkalar, dini yıkmaya çalı ınca, slâm âlimleri, bu hususta kitaplar yazarak, bunlara gerekli cevapları vermi lerdir. Bugün, kendilerine selefiyim diyenlerin aynı yolu tuttu unu görüyoruz. mam-i Gazalî hazretleri buyurdu ki: (Cehalet ve dalalet fırkaları, Allahü teâlânın zatı ve sıfatı hakkında, Cenab-ı Hakkın münezzeh oldu u eyleri Ona isnad ediyorlar. Bu dalaletlerine de "Selefin yolu" diyerek selef-i salihine, [yani Eshab-ı kirama ve Tabiin-izama] iftira ediyorlar. Selefin itikadını sana beyan edeyim. Yedullahtaki yed kelimesini el gibi dü ünmemelidir. Mesela "Falanca ehir, falanca valinin elinde" denilince, o ehrin valinin elinin içinde de il, onun idaresi altında oludu u anla ılır. Bu bakımdan yedullah ifadesini Allahın kudreti olarak anlamalıdır.) [ lcam-ül-avam] Yine, mam-ı Gazalî hazretlerinin bildirdi i gibi, di er ifadeleri de böyle açıklamak gerekir. Mesela (Zıllullah) ifadesine de "Allahın gölgesi" demek do ru de ildir. Bu husustaki hadis-i erifi açıklarken, (Kendisinden ba ka himaye edenin bulunmadı ı bir günde Allahü teâlâ, yedi sınıf insanı kendi himayesine alır) demelidir. Yoksa "Kendi gölgesinde gölgelendirir" dememelidir. Çünkü bu ifadeden, Cenab-ı Hakkın cisim oldu u gibi bir mana çıkaranlar olabilir. Nasıl "Beytullah" yani "Allahın evi" kelimesini, hâ â Allahın barındı ı bir ev olarak anlamıyorsak, hadis-i eriflerde geçen "Yedullah", "Zıllullah" kelimelerini de zahir manaları gibi anlamayıp, tevil etmemiz gerekir. Bir bid' ve dalalet at

olan selefiyye sapıklı ını önlemek için, slâm âlimleri müte abih ayet ve hadisleri tevil etmi lerdir. Ancak bu tevil i inde haddi a ıp slâm âlimlerinin bildirdiklerine uymıyan mana verenler de sapıtmı lardır. slâm âlimlerinin bildirdiklerine uymıyan bütün kitaplar, muteber de ildir. “Ol Cehenneme girse gerek” Sual: Bir yazar, Abduhçu birini överek, (Bu zât, mülhidleri, ateistleri, zındıkları sevdi i için ho görünün zirvesine çıkmı tır. Yûnüs Emre ise, bir taraftan “Yaratılmı ı ho gördük, Yaratandan ötürü” diyerek ho görülü ünü sergilerken, bir taraftan da, “Be vakit namaz kılmıyan, bilin müslüman olmadı, ol Cehenneme girse gerek” diyerek müsamahasızlık çukuruna dü mü tür) diyor. Yazarın dedi i gibi ho görülü olmak gerekir mi? Kâfiri seven küfre dü mez mi? CEVAP Ho görü ne demektir? TDK’ nın sözlü ünde, (Her eyi anlayı la kar ılayarak olabildi i kadar ho görme durumu) deniyor. Dikkat ediniz, her ey deniyor. Yine TDK’da, Mezhebi geni ifâdesini ta’rîf ederken, (Nâmus konusunda a ırı ho görülü davranan kimse) deniyor. Yazara göre, ho görü denilen eyin bir sınırı yoktur. Ne kadar ho görülürse, o kadar iyidir. Halbuki sınırsız hürriyet gibi, sınırsız ho görü de çok yanlı tır. Kötüler ho görülür mü? Anar istler ve di er suçlular ho görülürse, cemiyetin nizamı nasıl sa lanır? Kâfirleri sevmemek lâzım ise de, dînimizin emri gere i, onlara eziyet etmek, kalblerini incitmek harâmdır.Zarûret olunca, onlara dostluk göstermek de câizdir. Sevmemek ayrı, onları üzmek ayrı eydir. Kâfir sevilmez. Din adına, kâfirin, kâfirli ini ho görmek tehlikelidir. Allahü teâlâ, bu yazarın anladı ı ma’nâda hiç bir müslümanı ho görünün zirvesine çıkarmasın! Müslüman, dînimizin izin verdi i ölçüde ho görülü olur. Bunun azı da, ço u da zararlıdır.Yûnüs Emre hazretlerinin, “Yaratılmı ı ho gördük, Yaratandan ötürü” diyerek yetmi iki millete aynı gözle bakması, dînimize aykırı de ildir. Dînimizde ırk üstünlü ü yoktur. Bir hadîs-i erîfte, ( nsanlar [insan olarak] bir tara ın di leri gibi e ittir) buyurulmu tur. ( bni Lâl) Bunun için kâfir de olsa, bir kimseden kendini üstün görmek câiz de ildir. Çünkü kâfir, müslüman olup ebedî saâdete kavu abilir, müslüman da, maazallah küfre dü üp Cehennemlik olabilir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, (Gel, gel, her kim olursan ol gel, mü rik, mecûsî olsan veya puta tapsan da gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı de ildir. Tevbeni yüz defa bozmu olsan da gel) diyor. Ma’nâsı, (Gel sana müslümanlı ı ö reteyim de gerçe i gör) demektir. Çünkü Allah için olmıyan sevgi ve dü manlı ın hiç önemi yoktur. Hadîs-i erîfte buyuruluyor ki: (Îmânın en sa lam temeli ve en kuvvetli alâmeti, hubbi-i fillah, bu d-i fillahtır.) [E.Dâvüd] (Ya’nî, müslümanları sevip, onlara yardım ve hayır duâ etmek ve dîn-i islâmı be enmiyenleri, islâmiyete ve müslümanlara dü manlık edenleri sevmemek ve îmâna, hidâyete kavu maları için duâ etmektir. Bu d, sevmemek, dü manlık etmek demektir. Bu di fillah, Allah için sevmemek, Allah için dü manlık etmek demektir. Bunun zıddı ise “Hubbi fillah”tır. Allah için sevmek, Allah için dostluk etmektir.) Resûlullah buyurdu ki: (Cebrâîl aleyhisselâm gibi ibâdet etseniz, mü’minleri, Allah için sevmedikçe ve kâfirleri Allah için kötü bilmedikçe, hiç bir ibâdetiniz, hayrât ve hasenâtınız kabûl olmaz!) [Ey O ul lm.] Allahü teâlâ, Hz.Mûsâ’ya sordu: - Yâ Mûsâ, benim için ne i ledin? - Yâ Rabbî, senin için namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim, zikrettim. - Yâ Mûsâ, kıldı ın namazlar, seni Cennete kavu turacak yoldur, kulluk vazîfendir. Oruçların, seni Cehennemden korur. Verdi in zekâtlar, kıyâmette, sana gölgelik olur. Zikirlerin de, o günün karanlı ında, sana ı ıktır. Bunların faydası sanadır. Benim için ne yaptın? - Yâ Rabbî, senin için ne yapmak gerekirdi? - Sırf benim için dostlarımı sevip, dü manlarıma dü manlık ettin mi?

Mûsâ aleyhisselâm, Allahü teâlâyı sevmenin, O’nun için olan en kıymetli amelin, Hubbi fillah ve Bu d-i fillah oldu unu anladı. (Mektûbât-ı Ma’sûmiyye) Cenâb-ı Hak, Hz. Îsâ’ya da vahyetti ki: (E er yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlûkların ibâdetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve dü manlarıma dü manlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [K.Saâdet] Bilmeden yazıp çizmek Sual: Bayan bir yazarın makalesi ektedir. Birilerini tenkid ederken, bilmedi i dîni konulara girip, yanlı üstüne yanlı yapıyor. Bir cevap verir misiniz? CEVAP Bayan yazarın, mahrem erkek akrabâsı olmadan kadının niye hacca gidemiyece ini, âdetli iken niçin harem-i erîfe giremiyece ini ve tavâf edemiyece ini aklı almamı . (Mevlüt efendi, mazeretli kadının Kâ’beyi tavâf edemiyece ini söylüyor. Tanrı tavâf hakkını yalnız erke e verecek kadar adâletsiz midir? Diyelim ki kadın, hac esnasında regl oldu, ertesi sene gidince yine regl oldu. Ne olacak) diyor. Dînin emrini bildirenlere, (Bunların hepsinin psikolo a ihtiyacı var) diyor. imdi açıklıyaca ımız gibi, bayan yazarın dîni hiç bilmedi i görülünce, acaba onun neye ihtiyacı olacaktır? Herhalde dînî bilgi veren bir mektebe ihtiyacı olacaktır. Türkiye’de oy kullanma ya ı 18’dir. Milletvekili seçilme ya ı 30’dur. imdi 17 ya ındaki bir gencin, (18 ya ındaki gençler, oy kullanıyorlar da, ben niçin oy kullanamıyorum. Bu ne adâletsizlik) demeye hakkı var mıdır? Yirmi ya ındaki bir gencin de, (otuz ya ındakiler milletvekili adayı olurken, ben niye olamıyorum) demesi acaba normal midir? Bir avukatın, (Bana niçin doktorluk yaptırmıyorlar) demesi, bir doktorun da, (Bana niçin avukatlık yaptırmıyorlar. Böyle adâlet olmaz) demesi normal midir? Asıl böyle diyenler psikologluk de il midir? Birçok ülke, pasaportu olmıyan kimseyi, geri çeviriyor, ülkesine koymuyor. Pasaportsuz birinin, (Herkes gidiyor, beni niye koymuyorlar? Bu ne adâletsizlik) demesi elbette yanlı tır. Dînin kurucusu Allahtır. Kuralları koyan O’dur. Kur’ân-ı kerîmi gönderen O’dur. Kur’ân-ı kerîmi hadîs-i erîfleriyle açıklıyan O’nun elçisidir. En büyük elçisi Muhammed aleyhisselâm buyuruyor ki: (Allahü teâlâya ve âhıret gününe inanan bir kadının, yanında babası veya o lu veya kocası veya erkek karde i veya bir mahremi olmadan üç günlük ve daha fazla bir yola gitmesi helâl olmaz.) [Bu hadîs-i erîfi, büyük hadîs âlimlerinden mâm-ı Buhârî bildirmektedir.] (Kocası veya mahremi olmıyan müslüman bir kadının, hacca gitmesi helâl olmaz.) [Bu hadîs-i erîfi, büyük hadîs âlimlerinden mâm-ı Taberânî hazretleri bildirmektedir.] (Kadın, yanında bir mahremi [nikâh dü miyen erkek akrabâsı] olmadan hacca gidemez.) [Bu hadîs-i erîfi, büyük hadîs âlimlerinden mâm-ı Bezzâr hazretleri bildirmektedir.] Bayan yazar bunları bilmiyebilir. Bilmedi i de meydandadır. Bilmedi i konuları ele alıp da, bilenlerin yanında gülünç duruma dü mesi âkıl kârı mıdır? Regl olan bir kadının namaz kılmaması, oruç tutmaması ve tavâf yapmaması Mevlüt efendinin dü üncesi de ildir. Kadının muayyen özürlü iken Harem-i erîfe girememesi de, M.Talû’nun fikri de ildir. Bunlar Allahın bildirdi i hükümdür. Bunları kimse de i tiremez. Pasaportsuz yabancı bir ülkeye gidilemedi i gibi, temiz, abdestli olmıyan da Harem-i erîfe giremez. Bu konuda Allahın sevgili elçisi buyuruyor ki: (Hayzlı [regl, âdetli olan] kadın namaz kılamaz.) [Bu hadîs-i erîfi, büyük hadîs âlimlerinden mâm-ı Ebû Dâvüd hazretleri bildirmektedir.] (Kâ’be’yi tavâf etmek, namaz kılmak gibidir. Namaz kılarken abdestli olmak gerekti i gibi, Kâ’be’yi tavâf ederken de abdestli olmak gerekir.) [Bu hadîs-i erîfi, büyük hadîs âlimlerinden mâm-ı Tirmizî hazretleri bildirmektedir.] (Cünüp ile hayzlı veya nifâslı kadına mescide, câmiye, harem-i erîfe girmek helâl olmaz.) [Bu hadîs-i erîfi, büyük hadîs âlimlerinden mâm-ı Muhammed ibni Mâce hazretleri bildirmektedir.]

Kadın, tavâf ederken regl olursa, en fazla on gün bekler. Temizlenince tavâf eder. Ertesi sene gelmesine gerek yoktur. Telbiye sırasında sesini yükseltmemesi de yine dînimizin emridir. Ârif olana bu kadar yetmez mi? lim ve cehâlet Sual: Ben hoca de ilim. Dînî bilgim yoktur. Gazetenizde ve yayınladı ınız kitaplardaki bütün bilgiler yanlı tır. Sebebi de aklıma ve di er gazetelerden okudu um bilgilere uygun gelmiyor. Meselâ ( lim Çin’de de olsa alınız) sözü, hadîs olmadı ı hâlde, hadîs diye nasıl yazabiliyorsunuz? Bir gazetede hadîs olmadı ını okudum. 22 Nisan tarihli Gazâlî’nin hyâ’sından aldı ınız yazı yanlı tır. Bir doktor bir kadına, 40 gün sonra öleceksin nasıl diyebilir? Gazâlî de sizler gibi karacâhilin birisi imi . Bu asırda onun bildirdikleri ile hareket edilir mi? Sizin kitaplardaki kö eli parantez içindeki yazılar, günümüzün problemleridir. Nasıl olur da, bin sene önce öyle söylenmi tir? Meselâ bin sene önceki bir yazarın kitabında tv’den bahsediliyor. Bu nasıl olur? CEVAP 1- Tıp bilgisi olmıyanın bir doktoru tenkid etmesi gülünç oldu u gibi, dînimizden tamamen habersiz biri, dînî konuda kulaktan duydu u, gazetelerden okudu u, yalan yanlı bilgiler üzerine, mâm-ı Gazâlî hazretleri gibi, büyük bir din otoritesini nasıl tenkid edebilir? Tenkid edilen yazı u: “Bazı hallerde cehalet, bazıları için daha faydalıdır. Çocu u olmıyan, bir hanım doktora gider. Doktor, nabzına bakıp, “Do urmadı ı iyi, çünkü bu kadın, kırk güne kalmaz ölür” der. Hanımı deh etli bir korku sarar, vasıyetini yapar. Kırk gün yemez içmez, matem içinde günleri geçer. Kırk gün geçti i hâlde ölmeyince, kocası doktora durumu bildirir. Doktor der ki: - imdi çocuk do urur. - Nasıl olur doktor bey? - Hanımınız çok i mandı. Ondaki ya ın çocuk olmasına mani oldu unu anladım. Bu kadını ölüm korkusundan ba ka bir ey zayıflatmaz diye onu ölümle korkuttum. imdi zayıfladı, ya eridi, çocu un do masına mani kalmadı.” Hastasını tedavi eden doktordur. Bunu hyâ’da bildiren de, mâm-ı Gazâlî hazretleridir. Eski bir siyâsetçinin zannetti i gibi, mâm-ı Gazâlî hazretleri, bir köy imâmı de ildir. Sözü dinde senet büyük bir âlimdir. (rahmetullahi teala aleyh) Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Kim bir âlimi a a ılarsa, Allahü teâlâ da, onu a a ılar.) [R.Nâsıhîn] (Ehli olmıyana ilimden bahseden, domuzların boynuna inci kolye asan kimseye benzer.) [R.Nâsıhîn] (Âlimler peygamberlerin vârisidir.) [Ebû Dâvüd, .Mâce, Tirmizî, Deylemî, .Neccâr] (Âlimler, yeryüzünün ı ıkları, benim ve di er enbiyânın vârisleridir.) [Ebû Nuaym] (Âlimler olmasaydı, insanlar helâk olurdu.) [R.Münîre] Böyle zâtlara dil uzatanın dili kurur. 2- ( lim Çin’de de olsa alınız) hadîs-i erîfini birkaç mezhepsiz uydurma demi ise de, Deylemî, Taberânî, Beyhekî, bni Adîy, bni Abdilber, Muhammed Gazâlî gibi büyük âlim ve muhaddisler, bu hadîs-i erîfin sahîh oldu unu bildirip kitaplarına almı lardır. Bu âlimlere de il de, birkaç mezhepsize inanmak câhillik olur. 3- Kö eli parantezin açıklama oldu unu, kitabın aslında bulunmadı ını bilemiyorsanız biz ne yapalım? Açıklamasız kitap tercüme etmek faydalı olmaz. Belki de birçok zararları olur. Onun için slâm âlimleri uzun uzun erhler yazmı tır. Mahallî yazarın tenkidleri Sual: Mahallî bir gazetede yazarın biri, ekteki makalesinde, Bir Bilene Soralım kö esindeki yazıları tenkid ediyor, (her sene aynı yazılar yazılıyor ve fitil ve benzeri eylerin orucu bozup bozmıyaca ı husûsunun oruçla ne ilgisi var, slâmiyet bu mudur?) deniyor. slâmiyetin ne oldu una dâir bir alternatif söylemiyor. Tenkidinde haklılık payı var mıdır?

CEVAP Yazar, slâmiyeti bilmedi i gibi, nelerin orucu bozaca ını da bilmiyor. slâmiyet her sene de i mez. Bu sene slâmın artı be denmi se, gelecek sene bu altı olmaz. Azalmaz da, ço almaz da. Bu sene, (hastaya serum vermek orucu bozar) denmi se, gelecek sene (bozmaz) denilemez. Aslında de i ik yazan varsa, o tenkid edilmelidir! Hep aynı eyi yazan tenkid edilir mi? imdi mahallî yazara soruyoruz, slâmiyet bu de ilse nedir? Her sene de i mesi mi gerekir? Yazar, orucun ne oldu unu, orucu nelerin bozdu unu bilmiyor ki, (vücuda giren eylerin orucu bozup bozmıyaca ından bahsedilmez) diyebiliyor. Önce oruç nedir ve neler orucu bozar, kısaca bir ta' rîfini yapalım! Oruç, fecrin a armasından, güne batıncaya kadar, yiyip içmeyi ve orucu bozan di er eyleri terketmektir. Di er bozan eyler nelerdir? Yaradılı ta bulunan deliklerden içeri giren eyler orucu bozdu u gibi, vücuttaki yaraya konulan ilâç, sindirim yollarına sızarsa, yine oruç bozulur. ne [enjeksiyon], serum orucu bozar. Çünkü bunlar sindirim yoluna gider. (Tahtâvî) Hastalık için kullanılan fitiller, tabiî deliklerden verilir. A rı kesici, ate dü ürücü fitiller oldu u gibi, romatizma, mantar, bulantı, hemoroid ve kabızlık önleyici fitiller de vardır. Serum yolu ile de ilâç ve gıda verilebilir. Tabiî deliklerden ilâç olmıyan maddeler de girerse yine oruç bozulur. Bunları sormak ve bunlara cevap vermekten tabiî ne olabilir? Fakat yazar, (bunlar pis, anormal ve manyakça sorular) diyor. Acaba aynada kendini mi görüyor? Uydurma sanılan hadis-i erifler Sual: A a ıdaki hadislerin kayna ı nedir? CEVAP Kaynakları öyle: (So uktan sakının, çünkü karde iniz Ebüdderdanın ölüm sebebidir.) [Darekutni] (Töhmetten, dedikoduya sebep olacak yerlerden sakının.) [ .Manavi- .Gazali] (Ekme e hürmet edin!) [Beyhekî, Hakim] (Toprak yemek her müslümana haramdır.) [Deylemî] (Ya Rabbi, hükümdarı ve mahiyetindekileri ıslah eyle.) [ .Münavi- . Gazalî] (Ben ilmin ehriyim, Ali de kapısıdır.) [Deylemî, Taberânî] (Sadaka vermekte acele edin, çünkü belâ sadakayı geçemez.) [Beyhekî] (Din temizlik esası üzerine kurulmu tur.) [ . Gazalî] (Bir saatlik tefekkür, bir senelik ibâdetten hayırlıdır.) [Ebu eyh] (Kalbler, iyilik edenleri sevecek kötülük edenlere de bu zedecek ekilde yaratılmı tır.) [Beyhekî, Ebu Nuaym] (Bir eyi sevmen seni kör ve sa ır eder.) [ bni Mace] (Dünya sevgisi bütün hataların ba ıdır.) [Beyhekî] (Ümmetimin kadınlarının hayırlısı yüzü güzel ve mehri az olandır.) [ bni Asakir] (Dünya ahıretin tarlasıdır.) [Deylemî] (Küçük cihaddan döndük, [nefsle olan] büyük cihada ba ladık.) [Beyhekî, . Gazalî] (Arabın seyyidi Alidir.) [Ebu Nuaym] (Kadınlara itaat pi manlıktır.) [Hakim, Deylemî, bni Lal] (Cömerdin yeme i ifa, Cimrinin yeme i hastalıktır.) [Hakim, Deylemî, bni Lal] (Müminin kalbi tatlıdır, tatlıyı sever.) [Beyhekî] (Kerim, gücü yetti i hâlde affedendir.) [Taberânî] (E er yoksul, yalan söylemiyorsa, onu reddeden iflah olmaz.) [Künuz-üd-dekaık] (Mümin, Rabbine mülaki oluncaya kadar rahat etmez.) [ bni Nasr] (Ümmetim için en korktu um ey, kadın ve içki fitnesidir.) [Süyutî] (Dostlara meclis dar gelmez.) [Hatib] (Müslüman olarak öl, gerisine karı ma!) [Deylemî] (Hastalık ani gelir, fakat yava çıkar.) [Deylemî] (Birinin müslüman olmasına sebep olan Cenneti hak eder.) [Taberânî] (Allahü teâlâ, bir zâlime yardım edene o zâlimi musallat eder.) [ bni Abakir] (Gurbetteki garibe yardım eden Cenneti hak eder.) [Deylemî]

(Devamlı gece namazı kılanın yüzü güzelle ir.) [ bni Mace] (Cimri, Cennete girmez.) [Taberânî] (Namaz dinin dire idir.) [Taberânî, Beyhekî] Uydurma hadis üzerine Din dü manları ve bid’at ehli çıkardıkları bazı sözlere hadis demi lerse de, Ehli sünnet âlimleri bu sözleri kitaplarına almamı lardır. Hiçbir slam âliminin kitabında uydurma hadis yoktur. Kitabına uydurma hadis alan kimse zaten slam âlimi denmez. slâm âlimleri, hadis uydurmanın ve uydurulmu hadisi nakletmenin vebalinin büyüklü ünü bildikleri için, kitaplarına uydurma hadis almazlar. Çünkü hadis-i erifte, (Benden duydu unuz âyet ve hadisi tebli edin! Beni srailden bildirdiklerimi de söyleyin! Yalnız bana bilerek yalan isnat eden, cehennemdeki yerine hazırlansın!) buyuruluyor. (Buharî) Bu âlimlerin kitaplarındaki hadis-i eriflere uydurma demek büyük bir insafsızlık ve cehalettir. Hanefilere göre, deniz ha aratı yenmez, di er üç mezhebe göre yenir. Hanefi, di er üç mezhebe sizin ictihadınız yanlı diyemedi i gibi, üç mezhep de, Hanefi’ye sizinki yanlı diyemez. Bir hadise bir âlim mevdu derken, öteki sahih diyebilir. Bu âlimler, birbirine dil uzatmaz. Seyyid Abdulhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki: Hadis ilminde müctehid bir âlim, bazı âlimlerin sahih dedi i bir hadise mevdu diyebilir. Müctehidin böyle demesi; “Bu hadis, Peygamber efendimizin sözü olamaz" anlamında de ildir. Bu hadis benim usulüme göre hadis de ildir, uydurmadır; fakat ba ka bir muhaddise göre sahih olabilir” demektir. Farklı ictihadlar da aynen böyledir. Bana göre do rusu bu der; fakat farklı ictihadda bulunan müctehide dil uzatmaz. Çünkü hiçbir Ehl-i sünnet âliminin kitabında uydurma hadis olmaz. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına dil uzatmamalı ve onların kitaplarında uydurma hadis var sanmamalıdır. Bir dergide, daha çok mezhepsizlerden ahit gösterilerek sahih olan bir çok hadise uydurma damgası basılıyor. Biz de muhaddisleri ve slam âlimlerini delil göstererek onların sahih oldu unu ispat ediyoruz. Uydurma hadise sahih demek ne kadar tehlikeli ise, sahih olan hadise uydurma demek, Resulullahın mübarek sözünü yalanlamak olaca ından en az onun kadar tehlikelidir. Bir de slâm âlimlerinin kitaplarından örnekler veriliyorsa, o âlime suizan edildi inden ikinci bir tehlike meydana geliyor. Günümüzün mezhepsizleri Resulullahın varisleri olan bu âlimleri küçük dü ürmeye çalı ıyorlar. imdi verilen kaynaklara bakalım: Mezhepsiz Yusuf Kardavi bile delil olarak gösterilmi . Halbuki bu mezhepsiz, resmen benim mezhebim yok diyor. Ça da fetvalar kitabına bakalım: “ nce çoraba meshedilir” diyor. Dört mezhepte de mesh caiz olmaz. “Fitil kullanmak orucu bozmaz” diyor. Hâlbuki dört mezhebde de bozar. “Ha ha , kenevir ve tütün ekmek haramdır. Çünkü bunlar kötü yerlerde kullanılıyor” diyor. Bunlardan afyon, tıbda çok kullanılır. laç olarak az miktarda kullanmak ise caizdir. Kötü yerlerde de kullanılıyor diye ha ha ekmeye haram demek, arap yapılıyor diye üzüm yeti tirmeyi yasaklamaya benzer. “Hastaya Kur' okumak, âyetleri an muska eklinde üstte ta ımak haramdır” diyor. Daha ba ka sapıklıkları çoktur. Bu mezhepsiz nasıl kaynak olur ki? Kardavi’den daha süper mezhepsiz olan Elbani de kaynak olarak gösteriliyor. O Elbani ki, bni Teymiyeci, mezhepler üstü konu an, telfıkı savunan bir sapıktır. Elbani’nin kitabını tercüme eden Ali Aslan, yanlı gördü ü bir yere öyle bir not ilâve etmi : “Elbani’nin bu fetvası, dört mezhebe muhaliftir. Dört mezhebe göre de altın kadınlara helâldir, bilinsin.” diyor. Böyle kimseler nasıl kaynak ve kitapları niye tercüme edilir ki? (Dünya, ahiretin tarlasıdır) hadis-i erifine de uydurma deniyor. Peygamber efendimizin mübarek ana babalarına kâfir demekten çekinmeyen Aliyyül Kari, Zeydi bir mezhepsiz olan evkani, sahih hadislere uydurma demekle tanınan, Sehavi, Acluni ve Sagani ahit olarak gösterilmektedir. Halbuki mam-ı Münavi, mam-ı Deylemî, Hâkim-i Ni apuri, mam-ı Gazali gibi büyük âlimler sahih oldu unu söylemi lerdir. Yine Sehavi ve Acluni’nin yanı sıra, Dervi el Hut ile süper mezhepsiz Elbani’yi ve ilim ehlince sahih hadislere mevdu diyen ibni Cevzi’yi ahit göstererek, ( lim Çinde de olsa alınız) hadis-i erifine de uydurma deniyor. Halbuki hadis âlimlerinden imam-ı Deylemî,

imamı Taberânî, imam-ı Beyhekî, imam-ı ibni Adiy, imam-ı ibni Abdilber gibi hadis âlimleri ve hüccetül islam ünvanı ile me hur olan imam-ı Gazali hazretleri sahih oldu unu bildirmektedir. Bu büyük imamların nakletti i bu hadis-i erife uydurma diyenin dili kurur. Yine Aliyyülkari, Acluni, Elbani, mezhepsizlerin piri ibni Teymiyyenin talebesi bni Kayyimi ahit gösterilerek, (Kim, â ık olup, a kını gizlese, iffetini muhafaza edip ölse, ehit olur) hadisi-i erifine uydurma deniyor. Halbuki hadis âlimlerinden Hâkim-i Ni âpûrî ve Hatîb- Ba dâdî, Hüccetül islam mam-ı Gazali ve Molla Câmi hazretleri bu hadisi erifin sahih oldu unu bildiriyor. Yine Aliyyülkari, Acluni ve Sehavi’nin yanı sıra Zeydi mezhepsizlerden evkani delil gösterilerek, (Âlimlerin mürekkebi, ehitlerin kanı ile tartılır, âlimlerin mürekkebi, a ır gelir) hadis-i erifine uydurma damgası basılıyor. Halbuki hadis âlimlerinden ibni Neccar, Hatib-i Ba adi, mam-ı Süyuti ve afii âlimlerinden imam-ı Rafii ve ikinci bin yılın müceddidi mamı Rabbani hazretleri gibi âlimler, bu hadisin sahih oldu unu bildirmektedir. Yine Aliyyülkari, ibni Kayyim ve Elbani ile birlikte mamı Süyuti’den naklen, (Fâsıkı, hayasızı gıybet etmek günah olmaz) hadis-i erifine uydurma deniyor. Halbuki hadis imamlarından Haraiti, Ebu Nasr Deylemi, ibni Asakir, ibni Ebiddünya, Beyheki gibi âlimler, sahih diyorlar. mam-ı Süyuti muteber bir âlimdir, bu hadis-i erif ancak ona göre mevdu olur, di er âlimlere göre sahihtir. Ba ka âlimlerin sahih dedi i bir hadise hemen uydurma damgasını vurmak çok yakı ıksız bir harekettir. Sadece süper mezhepsiz Elbani’yi ahit göstererek, (Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, do ru yolu bulursunuz.) hadis-i erifine uydurma diyebiliyorlar. Halbuki, hadis imamlarından Beyhekî, Deylemi, Münâvî gibi âlimler sahih demi tir. Yine Aliyyülkari, Sehavi, Zeydi evkani ve ibni Cevziyi göstererek, (Kadınlara itaat pi manlıktır.) hadisi-i erifine uydurma diyor. Halbuki hadis imamlarından Hâkim, Deylemî, bni Lal, bni Asakir gibi âlimler, uydurma olmadı ını söylemi lerdir. Yine yalnız Elbani bayku u gösterilip, (Hiç ölmeyecekmi gibi dünya için, yarın ölecekmi gibi de ahiret için çalı ınız) hadis-i erifine uydurma damgasını basılmı tır. Halbuki hadis âlimlerinden bni Asakir sahih oldu unu bildirmi tir. Elbani’ye inanıyorlar da hadis âlimine inanmıyorlar. Bu da kıyamet alametlerinden olsa gerektir. Yine Aliyyülkari, Elbani, Acluni, mam-ı Süyuti, Sagani ve Dervi ahit gösterilip, (Dünya sevgisi bütün hataların ba ıdır) hadis-i erifine uydurma deniyor. Halbuki, mâmı Münâvî, Beyhekî, mam-ı Rabbani ve Kenzû’l-Ummal sahibi sahih oldu unu bildiriyor. Yine Sehavi ve Acluni’ye ilaveten ibni Arrak’ı da yanına alarak, (Zengine zengin oldu u için tevazu gösterenin dininin üçte ikisi gider) hadis-i erifine uydurma diyor. Halbuki, Deylemî, mamı Rabbani ve Urvet-ül-vüskâ, Kayyûm-i rabbânî Muhammed Mâsum-i Fârûkî Serhendî hazretleri sahih demektedir. Yine Aliyyülkari, Acluni. Sagani, Zeydi evkani ve Elbani’den naklen, Kur’anı kerimde, (Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdim) mealindeki âyet-i kerimesi ile övülen Peygamber efendimiz için, (E er sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım) kudsi hadisine, uydurma demeye çekinmiyorlar. Halbuki sahih oldu u Deylemi ve di er hadis âlimlerince bildirilmektedir. Âdem aleyhisselam, Ar ta gördü ü nurun mahiyetini suâl etti. Hak teâlâ buyurdu ki: (Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.) [Mevahibi ledünniyye] Allahü teâlâ yine buyuruyor ki: (Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile her ne isteseydin, kabul ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Hâkim] (Ey Resulüm, brahimi halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiç bir ey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) [Mevahibledünniyye] Hadis-i eriflerde de buyuruluyor ki:

(Âdem aleyhisselam, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselam hakkı için, Onun hürmetine beni affet diye duâ etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap verece ini bildi i halde, cevabının da di er insanların duyması için] “ya Adem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, Ar ta "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı oldu unu gördüm. Anladım ki, erefli isminin yanına ancak en çok sevdi inin, en erefli olanın ismini lâyık görürsün dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ya Âdem do ru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine duâ etti in için seni affettim. E er Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım”) [Taberânî] (Allah, brahimi halil edindi i gibi beni de halil edindi.) [Mevahibi ledünniyye] u hâlde Peygamber efendimiz hem habibdir, hem halildir. (Levlake...... .lema halaktül eflake) yani, (Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım) kudsi hadisi, Marifetname’nin ön sözünde, Yusuf-i Nebhani hazretlerinin Envar-ı Muhammediyye kitabının 13. sayfasında ve mam-ı Rabbanî hazretlerinin Mektubat’ının 122. mektubunda vardır. Mektubatın farisi ha iyesinde, bu hadisin Deylemî’nin Firdevsinde bulundu u bildirilmektedir. Deylemî de, Buharî ve di er muhaddisler gibi, me hur ve muteber bir hadis âlimidir. Mektubat-ı Rabbanînin 3.cildinde, (Sen olmasaydın Cenneti yaratmazdım), (O olmasaydı kâinatı yaratmaz, rububiyetimi izhar etmezdim) kudsi hadisleri de bildirilmektedir. Miracda Allahü teâlâ, peygamber efendimize, (Senden ba ka her eyi senin için yarattım) buyurunca, Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem de, (Ben de senden ba ka her eyi senin için terk ettim) dedi. (Mirat-i kainat) Acluni, Sehavi, Dervi ve Elbani gibi netameli kimselerden birinin veya birkaçının uydurma dedi i a a ıdaki hadis-i eriflerin hangi kitaplarda bulundu u sonlarında bildirilmi tir. (Çok konu an çok yanılır.) [Taberânî, Askeri] (Âlimlerin uykusu ibâdettir.) [ .Gazali, mamı Rabbani, Tezkire-i Kurtubî muhtasarı] (Vatan sevgisi imandandır.) [ mam-ı Rabbani, Hz. Mevlana Mesnevi] (Bir saat tefekkür, bir sene ibâdetten kıymetlidir.) [Ebu eyh, .Gazali] (Ümmetimin âlimleri, srâîl o ullarının Peygamberleri gibidir) [ mâm-ı Yâfiî, mamı Rabbani, Abdülgani Nablusi] (Allahü teâlâ buyurdu ki: "Ey dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet edene de güçlük göster") [Ebu Nuaym, Muhammed Hâdimi] (Her eyin bir anahtarı vardır, cennetin anahtarı da yoksul ve fakirleri sevmektir.) [ bni Lal, .Süyuti] (Dünyayı terk etmek, sabırdan daha acıdır. Fisebilillah kılıç vurmaktan da zordur. Dünyayı terk edene, Allah ehid sevâbı verir.) [Ebu Nasr Deylemî] (Dünya, ahiret adamlarına haram, ahiret de, dünya adamlarına haramdır. Dünya ve ahiret ise Ehlullaha haramdır.) [Deylemî] (Sarıkla kılınan bir namaz, sarıksız kılınan 25 namazın derecesine bedeldir. Sarıklı kılınan bir cuma namazı, ise sarıksız kılınan yetmi Cuma namazına bedeldir.) [ .Asakir] öyle bir rivayet de vardır: (Sarıkla kılınan iki rek'at namaz sarıksız kılınan 70 rek'at namazdan efdaldir.) [Ebu Nuaym, Deylemi] Daha bunlar gibi, slam âlimlerinin kitaplarında bulunan sayısız hadis-i erife uydurma damgası vurulmu tur. Mezhepsizler, bir hadisi erifi tenkit ederken, bu hadis Kur’anın ruhuna aykırıdır derler. Birkaç gündür uydurma denilen hadisleri yazdık. Bunların hangisi, hangi âyete aykırıdır? lk gün yazdı ımız gibi, ictihad ictihadla yok edilemeyece i gibi, bir âlimin sahih dedi i hadise, yetkili ba ka bir âlim uydurma dese de o hadis uydurma sayılamaz. Hadis âlimleri tarafından bildirilen a a ıdaki hadislere de, aynı ahıslar ahit gösterilerek zayıf damgası vurulmak istenmi tir: ( u üç ey için Arabı sevin: Ben arabım, Kur'an Arapça, cennet dili de Arapçadır.) [Taberani, Beyheki, bni Asakir, Ukayli, Hâkim]

( lerin hayırlısı vasat [orta] olanıdır.) [Deylemî, Beyhekî, .Gazali, .Süyuti, Hadika, Berika] (Hikmetin ba ı Allah korkusudur.) [ .Asakir, Beyhekî, .Süyuti] (Küçük cihaddan döndük, nefsle olan büyük cihada ba ladık.) [Deylemi, Beyhekî, Hatibi Ba dadi, . Gazalî, .Süyuti] (Ki inin dini, dostunun dini gibidir, kiminle dostluk etti inize dikkat edin.) [Ebu Davud, Tirmizî, Hâkim, Askeri, .Süyuti] (Mü'minin niyeti amelinden hayırlıdır.) [Taberani, Hatîbi Ba dadi, Ziya el-Makdisi] (Müminin firasetinden korkun, o Allahın nuru ile bakar) [Buhari,Tirmizi, .Cerir, .Süyuti] Dinde nakil esastır Sual: Bazı yazarlar, slâm dini yerine, " slâm nazariyesi" " slâm dü üncesi", " lâhî uur" tabirlerini kullanıyorlar. Yoksa bunlar slamiyetin semavi din oldu una inanmıyorlar mı? Küfre dü ürücü ifade kullananın imanı gitmez mi? CEVAP Piyasada Allahı tanımakla ilgili ve Allahın varlı ını ispat etmeye kalkı an bir çok kitap vardır. Genelde bu kitaplar, akli ve felsefi görü lerle doludur. Kaynakça olarak gösterilen kitapların ço u da asrımızdaki sapık yazarların eserleridir. mam-ı Rabbani, mam-ı Gazali büyük slâm âlimlerinin kitaplarından nakil yoktur. Milyonlarca hadis-i erif varken, hadis-i eriflerden nakil yapmıyorlar. Hep ahsi görü le, ahsi yorumla doludur. Bu tip yazarlar, küfre dü ürücü sözleri bilmiyor. Zaten Allahın varlı ını ispat ile u ra anlar, genelde küfre dü ürücü ifadeler kullanıyorlar. slâm âlimleri, (Allahın yaratmak, var olmak gibi sıfatlarını insana vermek veya insanın, akıl, uur, hafıza ve dü ünce gibi yaratılmı olan sıfatlarını Allaha vermek küfürdür) buyuruyorlar. Mesela bir kimse, (Allah akılsızdır) dese, bu bir hakaret olaca ı için küfre dü er. (Allah akıllıdır) dese, bu sefer de, onu yaratık kabul etti i için küfre dü er. (Allah iyi dü ünür) dese yine kâfir olur. Çünkü akıl, uur, hafıza, dü ünme i i mahluktur, yani yaratıktır. Allahın böyle sıfatları yoktur. Yazarlar ise bunun gibi büyük hatalara dü mü tür. (Yaratılmı olanın özelliklerine bakarak, yaratanın özelliklerini bulmaya çalı aca ız) diyorlar. slâm âlimleri, (Bilinenle bilinmeyen mukayese edilmez) buyuruyor. Yazarlar i e yanlı ba ladı ından yanlı sonuçlar çıkarıyorlar. nsan vasfı sayar gibi, Allahın vasfını sayıyorlar. (Allah çok akıllıdır, hafızası çok geni tir, çok hızlı dü ünür, çok çalı kandır) diyorlar. Senâüllah Pânî-pütî hazretleri (Allahü teâlânın varlı ı, sıfatları, razı oldu u eyler, ancak peygamberlerin bildirmesi ile anla ılır. Akıl ile anla ılamaz.) buyuruyor. Kimi yazar da Allah özenerek yaratır diyor. Böyle söylemek Allahı âciz sanmaktan ileri gelir. Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Bir eyin olmasını istedi imiz zaman, ona sadece ol deriz, o da, hemen oluverir.) [Nahl 40] Bu yazarlar kaderi de iyi bilmiyorlar, ( nsan, kendi kaderine tesir eder) diyor. Kader, de i meyen son ekildir. Kaderi Allah da de i tirmez. Allahın vasıflarını bildirirken, âlimlerin kitaplarından alarak, sıfat-ı zatiyye ile sıfat-ı sübütiyyeyi, yazsalar, büyük hizmet etmi olurlar. Kendi görü leri, kendi akıllarını din gibi ortaya atıyorlar. Hadis-i erifte, (Dini aklı ile ölçen kadar zararlı kimse yoktur.) buyuruldu. (Taberânî) Bu çe it yazarlar, slâm dini yerine, " slâm nazariyesi" " slâm dü üncesi", " lâhî uur" tabirlerini kullanıyorlar. slâmiyet, ilahi bir dindir, bir dü ünce sistemi de ildir. Dü ünce, bir i için dü ünülen çare veya kıyaslanan neticedir. Nazariye de, akli, zihni esaslara dayanan görü , teori demektir. Akıl, zihin mahluktur. Allahü teâlânın bildirdi i eylere "dü ünce", "görü " denmez. Kur' kerimdeki an-ı hükümlere bile "Kur' görü " diyorlar. Bu tabirleri kullanmak küfürdür. ani Âlimler buyuruyor ki: man, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdi i eyleri, tahkik etmeden, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadı ına bakmadan, tasdiktir. Akla uygun oldu u için tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resulü tasdik etmek

olmaz. Yahut Resulü ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. timat tam olmayınca, iman olmaz. Allahü teâlâ, (Onlar gayba iman ederler) buyuruyor. (Bekara 4) man ne kadar kıymetli ise, zıttı olan küfür de o kadar kötüdür. manı kurtarmak için ibâdetleri yapmak ve haramlardan kaçmak gerekir. Bilhassa küfre dü ürücü söz ve hareketlerden sakınmak gerekir. Mesela imanını çok kuvvetli sanan biri, Allah dostlarından birine dü man olsa veya Allah dü manlarından birini sevse, yahut dinin bir emrini lüzumsuz görse, yaptı ı ibâdetler kıymetsiz olur ve cehenneme gider. Küfre dü ürücü ifade kullananın imanı gider de haberi olmaz. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Öyle bir zaman gelir ki, ki inin imanı gider de haberi olmaz. Ondan, gömle in çıktı ı gibi, iman çıkmı olur.) [Deylemî] Allah var demek kâfi mi? Sual: Bazı kimseler, bütün ömürlerini Allahın varlı ı ispat etmekle geçirmekte, "Asıl maksat iman oldu una göre, Allahın varlı ını ispat ile u ra mak, ibâdetle, fıkıh ilmi ile me gul olmaktan daha iyidir " diyerek, her zaman, bitkilerin, insan ve hayvanların anatomisini incelemek suretiyle imanı kuvvetlendirmek gerekti ini söylüyorlar. Devamlı bunlarla me gul olmak zararlı de il midir? CEVAP Allaha inanan insan için devamlı bunlarla me gul olmak zararlıdır. Allaha inanan kimsenin, Allahın sıfatlarını da bilmesi gerekir. Bilmezse veya yanlı bilirse, Allaha inanmı sayılmaz. Allaha sıfatları ile inanan kimsenin, kendisine gereken ibâdet bilgilerini ö renmesi farz olur. Fıkhı bırakıp da, Allahın varlı ını ispat ile u ra ması çok yanlı tır. man bilgilerini anlatan kelam ilmini akıl ve nakil ile ispat edecek ve sapıklara, dinsizlere anlatacak kadar okumak farz-ı ayn olup, bundan fazlasını ö renmek ancak din âlimlerine gerekir. Ba kalarına caiz de ildir. Ba kaları bu ilimle me gul olursa, bâtıl yollara kayar, zındık olur. slâm âlimleri buyuruyor ki lm-i kelam ile u ra ıp sapıtmak yanında, büyük günah i lemek hafif kalır. Ehl-i sünnet itikadını iyi ö renmeden önce, ilm-i kelam ile u ra manın zararı bilinseydi, kelam ilmi ile u ra maktan, aslandan kaçar gibi kaçınılırdı. ( . afii) Kelam ilmi ile u ra an hep üphe içindedir. ( . Ahmed) Resûlullah, fıkhı te vik etti. Kelamı men etti. (Hadika) Fıkhı ö renmek her Müslümana farz-ı ayndır. ( . Abidin) Tasavvuf sayesinde iman sa lamla ır, üphe getiren tesirlerle sarsılmaz. Akıl ile, delil ve ispat ile kuvvetlendirilen iman böyle sa lam olmaz. ( mam-ı Rabbanî) man bilgilerini, ihtiyaçtan fazla ö renmek câiz de ildir. Bid' atlerin yayılmasına sebep olur. (Hindiyye) bni Sakka isimli bir âlim, her eyi akılla ispata kalkardı. Akla çok önem verirdi. Allahın varlı ını, birli ini 99 delil ile ispat ederdi. Zamanla aklının almadı ı konular da çıktı, üpheleri arttı, bocalamaya ba ladı. Nizamiyye medresesinde vaaz eden Yusuf-i Hemedani hazretlerine bir ey sordu. O da (Otur, senin sözünden küfür kokusu geliyor) buyurdu. stanbul’a elçi olarak gidince, Hıristiyan oldu. Hıristiyan olduktan sonra da, 100 delil ile Allahın 3 oldu unu ispata kalkı tı. (F.Hadisiyye) Bir kimse, Allaha, âhiret gününe inansa, peygamberlerden sadece birine inanmasa kâfir olur. Çünkü Allahü teâlâ, kendisine inanmaktan ba ka, bütün peygamberlere inanmak gerekti ini bildirmi tir. Kur' kerimde buyuruluyor ki: (Onlar, sana ve senden önce an-ı gönderilen kitaplara ve peygamberlere ve âhiret gününe iman ederler.) [Bekara 4] Peygamber efendimiz, Kur' kerimdeki imanla ilgili di er âyet-i kerimeleri de an-ı açıklamı , imanı u ekilde tarif etmi tir: ( man; Allaha, meleklere, kitaplara, peygamberlere, âhiret gününe, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, cennete, cehenneme, hesaba, mizana, kadere, hayrın ve errin Allahtan oldu una inanmaktır.) [Nesâî] Amentü’deki altı esastan birini inkâr eden kâfir olur. Sadece Allah var demek kâfi de ildir. Gayrı Müslimlerden de Allah var diyenler çoktur. Mümin olmaları için bütün peygamberlere inanmaları gerekir. Yahudiler ve Hıristiyanlar, Muhammed aleyhisselama

inanmadıkları için kâfir oldular. Bir Müslüman da, Amentüde bildirilen altı husustan birini, mesela kaderi inkâr etse, kâfir olur, bütün iyi amelleri yok olur. Âlimlere tabi olun Sual: "Vatan sevgisi imandandır" hadis midir, uydurma mıdır? Bir kâfir de vatanını sever. Vatanını seven herkese nasıl mümin denir? CEVAP Din dü manları, yıllardır durmadan slâm âlimlerini kötülemek, dinimizi içten yıkmak için din kitaplarında uydurma hadis oldu u iftirasını yaymaya çalı mı lardır. Maalesef bazı müslümanlar da bilmeden bunlara alet olmu lardır. Bunlara alet olanlar, âlimin dindeki ve Allah katındaki yerini bilmiyenlerdir. Hadis-i erifte, (Âlimler, peygamberlerin varisleridir) buyurulmu tur. ( bni Mace) (Vatan sevgisi imandandır) hadis-i erifin sahih oldu unu slâm âlimlerinin en büyüklerinden ve ikinci bin yılın müceddidi olan mam-ı Rabbanî hazretleri, Mektubat kitabının 155. mektubunda bildiriyor. Evliyanın büyüklerinden, hümanistlerin, dinsizlerin bile sevdi i Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin Mesnevisinde de vardır. mam-ı Rabbanî hazretleri müctehid imamdır. Müctehidin hatasına da sevab vardır. Sonra bir müctehid di er bir müctehidin hata etti ini söylemez. Çünkü ( ctihad, ictihadla nakzedilmez) kaidesi me hurdur. Mesela, mam-ı afiî hazretleri, deriden çıkan kanın abdesti bozmıyaca ına, mam-ı a' hazretleri de bozaca ına ictihad etmi tir. imdi zam bunlardan birisi için hata etmi denemez. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Âlim, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevab alır.) [Buharî] Böyle farklı ictihadlar da Allahü teâlânın bir rahmetidir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Âlimlerin farklı ictihadları rahmettir.) [Beyhekî] Hanefi ve Hanbelide gusülde a zın içini yıkamak farz iken, Maliki ve afiîde farz de ildir. Bunun için mezhebin birine do ru, ötekine yanlı denemez. Her müctehid, bir hadisten farklı hüküm çıkarabilir. Bir müctehidin sahih dedi i bir hadise, ba ka bir müctehid mevdu diyebilir. Hadis ilminde müctehid bir âlim, bir hadise mevdu derse, di er müctehidler buna sahih diyebilir. Çünkü mevdu diyen müctehid, bir hadisin sahih olması için lüzum gördü ü artları ta ımıyan bir hadis için "Mezhebimin usulünün kaidelerine göre mevdudur" der. Yani bu sözün hadis oldu u bence anla ılamamı , der. Yoksa "Bu söz, Peygamber efendimizin sözü de ildir" demek istemez. Aynı hadis için ba ka bir müctehid sahih diyebilir. Sahih oldu unu söyliyen müctehid ötekine, "Resulullahın bu sözüne nasıl mevdu dersin?" demedi i gibi, öteki de, "Bu uydurma söze sen nasıl hadis diyebilirsin?" demez. Diyelim ki, Süyutî ve Zehebi gibi hadis âlimleri, mam-ı a' ve mam-ı Gazalî zam hazretlerinin sahih dedi i bir hadise mevdu dese, o hadis, ancak bu iki zata göre mevdu sayılır. mam-ı Gazalî hazretlerine göre yine sahihtir. Fakat Acluni, mam-ı a' veya zam mam-ı Gazalî hazretlerinin bildirdi i hadis-i eriflere mevdu derse, o hadis-i erifler mevdu olmaz. mam-ı Gazalî gibi büyük âlimlerin kitaplarında uydurma hadis oldu u söyliyen Acluni ve M. emseddin Sehavi Peygamber efendimizin ana-babasına kâfir diyen Aliyyül kari ve benzerlerinin sözlerine aldanarak, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına dil uzatmaktan, onların kitaplarında uydurma hadis var demekten sakınmalıdır! Dinimizde âlimin kıymeti büyüktür: Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: an-ı (Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) [Nahl 43] (Bunun hükmünü Peygambere ve ülül-emre [âlimlere] sorsalardı, ö renirlerdi.) [Nisa 83] [Ayet-i kerimede geçen ülül-emr âlim demektir. Peygamber efendimiz de (Ülülemr, fıkıh âlimleridir) buyurdu. (Darimi)] (Hiç bilenlerle bilmiyenler bir olur mu?) [Zümer 9] Hadis-i erifte ise buyuruldu ki: (Âlimlere tabi olun!) [Deylemî] Vatanını seven herkese mümin denmez. Fakat mümin vatanını sever. Yani vatanını sevmek müminli in alametlerindendir. Yalan söylemek münafıklık alametidir. Fakat her yalan söyleyen münafık de ildir. (Temizlik imandandır) Yani müminin alametlerinden biri de temiz olmaktır. Fakat her temiz olana mümin denmez. Kâfirlerden de temiz olanlar çıkar. Hadis-i erifte (Hayâ imandandır) buyuruluyor. Müminli in, imanlı olmanın

alametlerinden biri de hayâlı olmaktır. Fakat her hayâlı olana mümin denmez. Hakimin bildirdi i hadis-i erifte (Arabı sevmek imandandır) buyuruluyor. Her Arabı de il, müslüman olan Arabı sevmek gerekir. Ebu Cehil de, Ebu Leheb de Arab idi. Hâlbuki bu Arabları seven kâfir olur. Vatan sevgisi de böyledir. zâlimlerin, hainlerin, dinsizlerin vatanını sevmesi de böyledir. Müslüman olan vatan sevilir. Vatanın müslümanlı ı, halkının müslümanlı ı demektir. Vatanını sevmek, ta ını, topra ını de il, oradaki müslümanları, yakınlarını, akrabalarını sevmek demektir. Yani vatan sevgisinden maksat sıla-i rahmdir. Sıla-i rahm, yakınlarını, akrabasını ziyaret etmek, onlara yardım etmektir. Dillerin Meydana Çıkı ı Sual: Dinsizler, hiçbir vesikaya dayanmadan, sırf dinleri inkar için, ilk insanın konu ma bilmedi ini, i aretle anla tı ını söylüyorlar. Darwin’in nazariyesini anlatanları da var. Bunlara cevap verir misiniz? CEVAP [Gerçekler onların söyleyip söylememesiyle de i mez. Zaten sözlerinin hiçbir kıymeti yoktur. Bırakın ba kalarının kendi haklarındaki sözlerinin bile kıymeti yoktur. Onlar diyorlar ki, maymun soyuyuz, biz diyoruz ki hayır sen maymun de il insan soyundansın. Onlar söylüyor diye, biz onların maymun olduklarını, yani hayvan olduklarını nasıl kabul ederiz! imdi gelelim ilk insanın, yani Adem aleyhisselamın konu ma bilip bilmedi ine.] Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Âdem aleyhisselam, Allahü teâlâ ile konu an bir peygamberdir. ) [Hakim] (Âdem aleyhisselam Cennetten dünyaya inince, Allahü teâlâ, ona her eyin sanatını, ilmini ö retti. ) [Taberânî] Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselama, u anda dünyada mevcut bütün dilleri ö retti. Âdem aleyhisselam da, Arapça, Süryanice, branice ve di er bütün dillerde kitaplar yazıp her dil ile konu mu tur. Bu husustaki delillerden biri (Allahü teâlâ, Âdem'e bütün isimleri ö retti) mealindeki 31. ayet-i kerimesidir. Hz. Âdem, Hak teâlâdan ö rendi i için, varlıkların adlarını, bütün dil ve lügatları biliyordu. Çocukları bütün dilleri konu uyordu. Hz. Âdem vefat edince, çocukları kafileler halinde ba ka ba ka ülkelere gittiler. Her kafile, ayrı bir dil ile konu uyordu. Böylece çocukları babalarının konu tu u di er dilleri unutmu lardı. O anda konu tukları dil ile kaldılar. (Mirat-ı Kainat) Ölü için Kur’ân-ı kerîm Sual: Yazarın biri, 13 ubat tarihli yazısında, (Ölüye Kur’ân okunmaz. Kur’ân ölülere bir ey demez. Ne derse, dirilere der. Öyleyse ölü için okunan Fâtiha, hlâs ve Yasîn sûresinin anlamına bakın) diyor. Bir ba ka yazar da, (Ölülere Yasîn, hastalara Fâtiha okunuyor. Bu sûrelerin tercümesine bakın, ifâdan bahsetmiyor. Fâtiha okumakla kendimize duâ ediyoruz. Bunların ifâ ile ne ilgisi vardır) diyor. CEVAP Neden bahsederse bahsetsin Kur’ân-ı kerîmin her âyeti, her harfi ifâdır. Bir âyetin tercümesine bakarak ona kıymet biçmek çok yanlı olur. Hadîs-i erîflerde buyuruluyor ki: ( lâçların en iyisi, Kur’ân-ı kerîmdir.) [ . Mâce] (Fâtiha, her derde devâdır.) [Beyhekî] (Ölülerinize Yasîn okuyun!) [ .Ahmed] (Yanında Yasîn okunan hasta, suya doymu olarak vefât eder.) [S.Ebediyye] Peygamber efendimiz 3 türlü ilâç kullanırdı. Kur’ân-ı kerîm veya duâ okurdu. lâç kullanırdı. Her ikisini karı ık kullanırdı. (Kur’ân-ı kerîmden ifâ beklemiyene ifâ nasîb olmaz) buyururdu. (Mevâhib) Kur’ân-ı kerîm ve duâ, artları gözetilerek okunursa ifâ verir. Okuyanın ve hastanın buna inanması lâzımdır. Harâm i liyenin ve kalbi gâfil olanın duâsı kabûl olmaz. ’tikâdı düzgün olmıyanın okuması fâide vermez. Kur’ân-ı kerîmi ücret ile okumak harâmdır. (Tefsîr-i Mazherî)Peygamber efendimiz, ölülerimize Yasîn okunmasını emrediyor. Yazar da okumayın diyor. Hangisine uymak gerekirse ona uymalıdır. Müslüman, elbette Peygamberine uyar.

Kur’ân-ı kerîm ifâdır Sual: Bazı kimseler, (Kur’ân, ölüye okunmadı ı gibi, felçliye, kanserliye, a’mâya okunmaz. Okunsa da bunlara bir faydası olmaz) diyorlar. Yanlı de il mi? CEVAP Elbette yanlı tır. Kur’ân-ı kerîm, maddî ve ma’nevî her derde ifâdır. Yüzlerce evliyâ menkıbelerinde, nice felçlilerin iyi oldu u bildirilmektedir. Duâya, kerâmete inanmıyan inançsızlara bir ey demenin faydası yoktur. Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Kur’ân-ı kerîm, mü’minler için ifâ ve rahmettir.) [ srâ 82] Peygamber efendimiz de, ( lâçların en iyisi Kur’ân-ı kerîmdir) ve (Kur’ân-ı kerîmden ifâ beklemiyene ifâ nasîb olmaz) buyururdu. ( bni Mâce, Mevâhib) lâca da, Kur’ân-ı kerîm okumaya da ifâyı veren Allahü teâlâdır. Sırf ilâçtan ifâ beklemek câiz de ildir. Allahü teâlânın ifâyı yaratması için, ilâcı sebep yaptı ına inanmak lâzımdır. Böyle inanarak ilâç kullanmak iyidir. (Hindiyye) Atasözleri hakkında Sual: Birçok uydurma atasözleri varmı . Bunları slâm dü manları uydurmu . Bu sözler insanı korkaklı a, harama, hırsızlı a, nemelazımcılı a, yalana ve tembelli e te vik eden sözlermi . Bunları size gönderiyorum. Okudu um yazıda bildirildi i gibi midir? CEVAP Yalnız atasözleri de il, hadis-i erifleri de anlıyamıyan bazı sapık fikirli kimseler, bunlara da uydurma, mevzu hadis damgasını basmı lardır. Hâlbuki slâm âlimlerinin kitaplarında asla uydurma hadis olmaz. slâm âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis oldu unu söyliyen, her kim olursa olsun ya sapıktır veya cahildir. Atasözlerinin ekserisi tecrübeye dayanan sözlerdir. Bazıları hadis-i erifleri açıklar mahiyettedir. Birkaçını açıklıyalım: (Dünya mümine Cehennem, kâfire ise Cennettir) sözü do rudur. Çünkü hadis-i erifte buyuruldu ki: (Dünya mümine zindan, kâfire de cennettir.) [Müslim] Mümine dünyanın zindan olması, Cennete göredir. Cennette ebedi nimetler kar ısında dünya zindan gibi, Cehennem gibi olmaktadır. Kâfirler için de Cehennem azabı, o kadar iddetli olacaktır ki, dünyadaki en iddetli i kence bile hafif gelecektir. (Geç olsun da güç olmasın!) atasözü de Yahudi uydurması de ildir. Dinimizde be ey hariç, acele edilmemesi emredilmektedir. (Acele i e eytan karı ır) sözü me hurdur. (Dilini tutan ba ını kurtarır) sözü, uydurma de il, güzel bir sözdür. Hadis-i erifte, (Susan kurtuldu) buyuruluyor. (Tirmizî) Susan, dünyada da ahırette de ba ını dertten kurtarır. bni Mesud hazretleri, (Hapse, dilden daha layık bir ey yoktur) buyurmaktadır. Hz. Ebu Bekr, konu mamak için a zına ta koyardı. Sana senden olur, her ne olursa, Ba ın selamet bulur, dilin durursa. (Zaman sana uymazsa, sen zamana uy!) sözü de Yahudi uydurması de ildir. Mecellenin 39. maddesinde, zamanın de i mesiyle adete ait hükümlerin de i ece i bildirilmektedir. Mubah olan adetlerde ve fen bilgilerinde zamana uyulur. badetlerde zamana uyulmaz. (Herkesin nabzına göre erbet vermeli) atasözü de, Yahudilerin uydurması de ildir. Allahü teâlâ buyuruyor ki: ( nsanları Allahın yoluna hikmetle, güzel ö ütle davet et!) [Nahl 125] Hadis-i eriflerde ise öyle buyuruluyor: ( nsanlara, akıllarının seviyesine, anlayı larına göre söyleyin!) [Buharî] (Biz peygamberler, herkese seviyesine göre muamele yapmak ve anlıyaca ı ekilde konu makla emrolunduk.) [ .Gazali] Görüldü ü gibi insanların akıl, ilim ve kültür seviyesine göre konu mak dinimizin emridir. Bu emre uymıyan, nabza göre erbet veremiyen, dine hizmet etmeye kalkarsa, fitne çıkarır, müslüman olacakları ürkütür. (Her koyun kendi baca ından asılır.) atasözü de yanlı anla ılmamalıdır! Fransadaki birinin günahı, Mısırdaki bir kimseden sorulmaz. Herkesin günahı, sevabı kendine aittir.

Kur' kerimin çe itli yerlerinde bu husus açıkça bildirilmi tir. Fakat ki i, emrinin an-ı altındakilerden mesuldür. (Do ru söyliyeni dokuz köyden kovarlar) atasözü de din dü manlarının uydurması de ildir. Do ruluk ve do ru söz, dinimizin esasındandır. Fakat büyüklerimiz, (Sözün do ru olmalı, ama her do ruyu her yerde söylememelidir!) demi lerdir. Ulu orta, köre kör, sa ıra sa ır demek uygun olmaz. Dünya ve ahıreti yaramıyan do ruyu söylemekte ise zaten fayda yoktur. (Denizde su, ormanda a aç, çölde kum olur) demek do rudur. Fakat bo sözdür. Bu do ru söz insanların içinde be on kerre tekrar edilirse ona deli derler. Dokuz köyden kovulmamak için do ruyu dinimizin emrine uygun söylemelidir! Mesela hırsız, ahlâksız, hain insan kötüdür. Bunu ıslah için (Sen ahlâksızsın) denirse kabul etmez. Dokuz köyde böyle konu ursak, her köyden kovuluruz. yi ahlâkın güzelli i anlatılarak kötülükten vazgeçirmeye çalı ılır. (Yi itlik ondur. Biri kaçmak, dokuzu hiç görünmemek) sözünde bir pasiflik görünüyor gibi ise de, yi itlik, kabadaylık de ildir. Kavga çıkaran, ba yaran, belâsından yanına varılmıyan kimseye yi it denmez. Yi it, haklı oldu u, gücü yetti i hâlde, affeden, intikam almıyan, kavga etmiyen, iyi geçinen kimsedir. Hadis-i erfte buyuruluyor ki: (Yi itlik, kahramanlık, pehlivanlık hasmını yenen de il, öfkesini yenendir.) [Buharî] Harbde dü man kar ısında cesur, fakat müslümanlar arasında mütevazi olmalıdır! (Üzümünü ye, ba ını sorma) sözü de, (Üstüne gerekmiyen eye karı ma) demektir. Faidesiz, lüzumsuz i lerle me gul olmamalıdır! Bunları söylemekle, bütün atasözlerinin ve deyimlerin muhakkak do ru oldu unu söylemek istemiyoruz. Atasözlerimiz arasına karı mı uygunsuz sözler olabilir. Atasözlerinin de dinimize uygun olup olmadı ı slâm âlimlerinin kitabları ile ölçülür. Sonra atasözünün hangi devirde, ne maksatla söylendi i de bilinirse izahı kolayla ır. "Üzümünü Ye, Ba ını Sorma" Sual: Ecdadımıza her fırsatta hücum eden bazı gazeteler, "Üzümünü ye, ba ını sorma!" atasözünün yanlı oldu unu söylüyorlar. Ceddimiz yanlı konu ur mu? Atasözleri bir tecrübenin mahsulü de il midir? CEVAP Genel olarak atasözlerinin hepsi do rudur. Son asırda atasözü diye bazı sözler ilave edilmi olabilir. Bunlar ceddimize leke sürülmesine sebep olmaz. "Üzümünü ye, ba ını sorma" atasözü çok güzeldir, dinimize uygundur. Bir sözün do ru olup olmadı ı dinimize göre ölçülür. Üzümünü ye, ba ını sorma demek, üstüne vazife olmayan eylere karı ma, her eye burnunu sokma demektir. Açıklamalı atasözleri kitabında ise (Mühim olan, bir nimetin gelmesidir. Nereden geldi ini bilmek lüzumsuzdur.) eklinde açıklanmı tır. Bu söz, ecdad dü manlarının iddia etti i gibi, (Üzümün haram olup olmadı ını sorma) demek de ildir. Ayet-i kerimeleri ve hadis-i erifleri de maksadına aykırı olarak açıklamak asla caiz de ildir. Mesela, Kur' kerimin çe itli yerlerinde (Allah diledi ini hidayete an-ı kavu turur, diledi ini dalalette bırakır.) buyuruluyor. (Amentü)deki iman esaslarından birisi de (Hayrın ve errin Allahtan geldi ine inanmak)tır. nanmıyan bir kimse, (Hidayet Allahtan oldu una göre, dalalet üzere kalmamda benim suçum yoktur.) diyemez. Yani ayet-i kerimeyi kendi anladı ı gibi açıklıyamaz. (Mektubat-ı Rabbanî)deki hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kur'an-ı kerimden kendi aklı ile, kendi dü üncesi ve bilgisi ile mana çıkaran kâfir olur.) [C.1, m.234] Hadis-i eriflere de yanlı mana vermek, tehlikelidir. Her i i ehline bırakmalıdır! Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ko uculuk eden [söz ta ıyan] Cennete girmez.) [Buharî] Bu hadis-i erife bakarak her söz ta ıyanın muhakkak Cennete giremiyece i söylenemez. Bu hadis-i erifi âlimler öyle açıklıyor: Ko ucu, söz ta ıma günahını çekmedikçe Cennete giremez. Ko ucunun sevabları günahlarından a ır gelirse, efaate kavu ursa, ehid olursa, affa u rarsa, bunun gibi sebeplerle ko ucu Cehennemi görmeden Cennete girer.

Ecdadımızın güzel atasözlerini ters ekilde yorumlamakla, onlara dil uzatmakla bir yere varılamaz. Me hur olmak için illa ecdadı mı kötülemek veya zemzem kuyusunu mu kirletmek gerekir? Hamdolsun denir mi? Sual: Bir yazar, "Allah ismini unutturmak için, filmlerde, TVlerde, arkı ve türkülerde, "Allah kahretsin" yerine "Kahrolsun", "Allaha ükürler olsun" yerine " ükürler olsun" deniyor. Böyle söylenmemeli diyor. Ba ka bir yazar da "Nasılsın" diyene, "Hamdolsun iyiyiz" demek caiz de ildir, bid' attir. Allaha hamdolsun demeli" diyor. Do ru mudur? CEVAP mam-ı Birgivi hazretleri buyuruyor ki: Do ru olsa da çok yemin etmek, Allahü teâlânın ismine ve yemine kıymet vermemek olur. Bunlara kıymet vermiyerek yemin etmek çok çirkindir. arkılarda, temsillerde, e lencelerde yemin etmek böyledir. (Tarikat-ı Muhammediyye) Allahü teâlânın ismini, çirkin filmlerde de il, temiz yerlerde kullanmalıdır! Lüzumsuz yere kullanmak da uygun de ildir. Mesela çok uzak bir yere gitti ini belirtmek için (Yürü Allahım yürü, bir türlü varamadık) ve çok yemek yendi i zaman (Ye Allahım ye bitmiyor) demenin Allahın ismini hafife almak oldu unu âlimlerimiz bildiriyor. O hâlde arkılarda, türkülerde, filmlerde Allahın ismini lüzumsuz yere kullanmak do ru de ildir. Bunun gibi Allah a kına diyerek bir kimseden para, dünyalık ey istemek de caiz de ildir. (Hadika) Allahü teâlânın ismi maddi i lere, kötü eylere alet edilmemelidir! Hamdolsun yiyiz kinci yazarın görü ü de dinimize aykırıdır. Çünkü slâm âlimleri tek ba ına hamdolsun, ükürler olsun eklinde kullanmı lardır. mam-ı Rabbanî hazretleri, her mektubunda Allahü teâlâya hamdolsun diye yazdı ı hâlde, bazı mektuplarında Allah kelimesini kullanmadan da hamdolsun diyor. Mesela Mektubat kitabının ilk cildinde buyuruyor ki: (Sizin için ne kadar hamdetsek, ne kadar ükretsek azdır. Sayenizde Lahor ehrine islâmiyet yerle mektedir.) [M. 76] (Kıymetli karde im! Hamdolsun, hepimiz iyiyiz) [M. 241] Hamd veya ükür elbette yalnız Allahü teâlâya mahsustur. Fatiha suresinin ilk ayet-i kerimesi de böyle oldu unu bildirmektedir. Nitekim âlimlerimiz buyuruyor ki: Herhangi bir kimse, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye, herhangi bir eyden dolayı, herhangi bir suretle hamdederse, bu hamd ve ükürlerin hepsi, Allahü teâlânın hakkıdır. Hamd yalnız Allahü teâlâya yapıldı ı gibi, duâ da, secde de Allah için yapılır. Allaha duâ ediyorum, Allaha secde ediyorum demek art de ildir. Duâ ediyorum, namaz kılıyorum, oruç tutuyorum demek yanlı de ildir, Allah adı kasten kaldırılmı olmaz. S.Ebediyyedeki u dörtlü ü de okuyalım! Huda Rabbim, nebim hakka Muhammeddir Resulullah, Hem islâm dinidir dinim, kitabımdır kelamullah. Akaidde, Ehl-i sünnet oldu mezhebim, hamdolsun, Amelde, Ebu Hanife mezhebi, mezhebim vallah. Bizden de il ne demek? Sual: Mutezili itikadında birisi, salih bir Müslüman’a, (Bizi aldatan bizden de ildir) hadis-i erifini naklederek, (Müstear isim kullandın, bizi aldattın, küfre girdin) demi . Müstear isim kullanan arkada da, (Elbette sizden de ilim, yani mutezile de ilim) demi . (Bizden de ildir) ne demek? CEVAP Herkes hadis-i erifleri kendi aklına göre açıklıyor. Hele mutezile fırkası, tamamen aklı esas alır, akıl ile Allah’ın varlı ını ispat etmeye kalkar. Bu fırka mensupları, hep iman bilgileri üzerinde u ra tıkları için, fıkıh bilmezler. Neyin küfre sebep olup olmadı ını da anlayamazlar. Günümüzde bu fırka mensupları kalmamı tır. Fakat o fırkanın metodunu kullananlar az da olsa vardır.

imdi, bizden de il denilen hadis-i erifleri slâm âlimleri nasıl açıklıyor, onu görelim. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Büyü ünü saymayan, küçü üne acımayan bizden de ildir.) [Biz Müslümanlar, büyüklerimizi sayar, küçüklerimize acırız, acımayan bu güzel ahlaka sahip de ildir. Fakat kâfir de de ildir. ] (Guslettikten sonra abdest alan bizden de ildir.) [Gusletmekle abdest de alınmı olur. Ayrıca namaz abdesti almak mekruh olur. Burada bizden de il demek, bizim sünnetimize uymamı olur demektir.] (Alı veri te hile yapan bizden de ildir.) [Müslüman kendi menfaati için, ba ka müslümanı kandırmaz. Kandırırsa haram i lemi olur. Fakat haram i lemekle kâfir olmaz.] (Bize silah çeken bizden de ildir.) [Müslümanla dövü mek, hatta sava etmek küfür de ildir. Eshab-ı kiram arasında sava lar olmu tur. Timur Han, kendisi gibi Müslüman sultanlarla sava mı tır. ki tarafa da kâfir denmez. Çünkü Kur’an-ı kerimde, (E er müminlerden iki grup birbirleriyle sava ırlarsa aralarını düzeltiniz) buyuruluyor. Hücurat 9] (Soygun yapan bizden de ildir.) [Hırsızlık eden, gasbeden, soygun yapan haram i lemi olursa da kâfir olmaz. Günah i leyen müslümana kâfir denmez. Mutezile kâfir diyor.] (Korktu u için yılan öldürmeyen bizden de ildir.) [Zararlı hayvanları, suda bo mamak, ate te yakmamak artı ile öldürmek gerekir. Yılandan korktu u için, onu öldürmeyen, dinimizin emrine uymamı olur, fakat yine müslümandır.] (Verilen selamı almayan bizden de ildir.) [Verilen selamı almayan, günah i lemi olur, fakat yine müslümandır.] (Irkçılık yapan bizden de ildir.) [Biz Müslümanlarda ırk üstünlü ü yoktur. Buna ra men, iyi kimseler geldi i için Arabı severiz, Türkü severiz. Sevmemizin mahzuru olmaz. Fakat Müslüman bir Arabı, Müslüman Fransız’dan üstün tutamayız. Böyle bir ırkçılık yapmak dinimize aykırıdır. Hele Hıristiyan bir Türk, Müslüman Araptan üstündür demeyiz. Böyle söyleyen Müslümanlıktan çıkar. (Evlenmeyen bizden de ildir.) [Evlenmeyen sünnete uymamı olur. Ama bir mazeretten dolayı evlenmeyen Müslümana kâfir denmez. Hatta hiç bir mazereti olmasa da yine evlenmeyen kâfir olmaz. Evlenmek sünnetine veya sakal sünnetine uymayana da kâfir denmez. (Mü riklere muhâlefet edip sakalınızı uzatınız!) ve (Bizden ba kasına benzeyen bizden de ildir.) hadisi eriflerini okuyup, sakal bırakmayana, kâfir, mü rik dememelidir. Mubah olan âdetlerde kâfirlere benzemekte mahzur yoktur. bâdetlerde de i iklik yapmak, kâfirlere veya bid’at ehline benzemek caiz olmaz. Çünkü, ( badetleri bizim gibi yapmayan bizden de ildir.) buyuruluyor. bâdetleri de i tirmek haramdır, bid’attır. Be enmedi i için de i tirmek ise küfür olur. Kendini Tanımak Sual: Hadiste "Kendini tanıyan Rabbini tanır" buyuruluyor. Ki i kendini nasıl tanır? CEVAP Bir kimse, kendi ahsında Allahü teâlânın zatının varlı ını, kendi sıfatlarında, Hak teâlânın sıfatlarını, kendi irade ve tasarrufundan, cenab-ı Hakkın bütün âlemlerdeki tasarrufunu anlıyabilir. nsan kendine baktı ı zaman, bir damla sudan, göz, ba , kan, sinir gibi vücudunun bütün organlarının ve akıl ve ruhunun yaratılmı oldu unu görür. Bunu kendisinin yaratmadı ını, bir yaratıcının bulundu unu zaruri olarak bilir. Tesadüfen muazzam bir vücudun meydana geldi ini dü ünmek akla uygun olmaz. Vücuddaki organların yerli yerinde yaratılı ını, hiç bir uzuvda eksiklik ve fazlalı ın bulunmayı ını görür ve bunları yoktan yaratanın kudretini anlar. Bütün akıllılar bir araya gelse, insanın eklinden daha mükemmelini dü ünemezler. ki el yerine üç veya dört el olsa veya göz, ba ka bir yerde olsa daha iyi olurdu denemez. Her

organın en uygun ekilde yaratılmı oldu unu görür. nsan ne dü ünürse dü ünsün eksik olur ve Hak teâlânın yarattı ı ise en mükemmeldir. Buradan da anla ılıyor ki, Yaratan her eyi bilir ve her eye gücü yeter. Bir kimse, organlarının faydalarını ve hikmetlerini ne kadar çok bilirse, Yaratıcıya olan hayranlı ı o kadar çok olur. te bunun için kendini tanımak, Allahü teâlâyı bilmenin anahtarıdır. nsan, canlı veya cansız bir mahluka baksa, mesela suya, havaya, güne e, Aya baksa, bunların faydalarını dü ünse, yine Rabbimizin büyüklü ünü, kudretini görür. Bunları görebilen insan, kendinin yaratılı gayesini dü ünür. Bunun da Yaradana kulluk ve ibâdet etmek oldu unu ö renir. O hâlde Allahü teâlâyı tanımaktan maksat, Ona, Onun istedi i ekilde do ru ibâdet etmektir. Bunun için de, slâm âlimlerinin Kur' kerimden ve hadis-i an-ı eriflerden çıkardı ı bilgileri ö renmek gerekir. Herkes, her sahada mütehassıs olamaz. Mütehassıs âlimlerin kendi sahalarında söz sahibi oldukları bilgileri ö renmemiz gerekir. Bu bilgileri kendimiz, do rudan do ruya Kur' kerimden ö renmemiz mümkün de ildir. an-ı Dinimizi, ibâdetlerimizi muteber ilmihallerden ö renip ilmimizle amel etmeye çalı malıyız. Do ru Yolda Gidenler Sual: Bid' ehlinin yazdı ı bozuk kitaplar gittikçe ço alıyor. Dinimizi bozmaları at mümkün müdür? CEVAP Bir toplum ne kadar bozulursa bozulsun, içinde hak üzere olan bir taife bulunur. Nitekim hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Ümmetimden bir taife, hak üzere cihaddadır. Kıyamete kadar galip olarak devam eder.) [ bni Asakir] (Hakkın yardımı ümmetimden bir taife üzerine Kıyamete kadar devam eder. Bunları terkedip ayrılanların bu taifeye bir zararı olmaz.) [ bni Mace] (Ümmetimden bir taife, dü manlara galip olarak hak üzere cihad ederler. Hatta sonuncu taife, Deccal ile sava ır.) [Ebu Dâvud] (Ümmetimden bir taife, Allahın emriyle hak üzere hareket etmekte devam eder.) [Buharî] Mi kat-ül-mesabihdeki, (Bir zaman gelir, ümmetimin bir kısmı mü rik olur, puta tapar, peygamberim diyen çıkar. Ben son peygamberim. Benden sonra peygamber gelmez. Ümmetim arasında, do ru yolda olanlar, her zaman bulunur. Onlara kar ı çıkanlar, Allahın emri gelene kadar, do ru yolda olan bu kimselere zarar yapamaz) hadis-i erifi de gösteriyor ki, bid' ehli, dinimizi, Kıyamete kadar asla bozamaz. Kütüphane at ve kitapçılarda bulunan slâm kitapları arasında bozuk olanları pek çok ise de, do ru olanları da vardır. Bu do ru kitaplar hiçbir zaman yok olmaz ve hiçbir kimse yok edemez. Bunların koruyucusu Allahü teâlâdır. Bu kitapları arayıp, bulup, okuyup saadete kavu anlara müjdeler olsun! (F.Bilgiler) mâm-ı a’zamın vasıyeti Sual: Ehl-i sünnet i’tikâdını bildiren imâm-ı a’zamın vasıyeti nasıldır? CEVAP mâm-ı a’zam hazretleri, düzgün i’tikâda sahip olmak için, ölüm hastalı ında yaptı ı vasıyetin özeti öyle: 1- Îmân, dil ile ikrâr, kalb ile de tasdîktir. Îmânda azalma, ço alma olmaz. Ancak parlaklı ında, kuvvetinde ço alma olur. Amel, îmândan parça de ildir. Günâh i liyene kâfir denmez. Îmân herkese lâzım iken, her amel herkese lâzım de ildir. Meselâ nisâba ula mıyan fakîr zekât vermez. Hayz ve nifâs hâlinde namaz kılınmaz. Fakat fakîre ve böyle kadına îmân lâzım de ildir denemez. 2- Hayrın ve errin takdîri Allahtandır. 3- Eshâb-ı kirâmı seven mü’min müttekî, onlara dü man olan, münâfık ve akîdir. 4- Kul ve yaptı ı i ler mahlûktur. 5- Yaratıcı ve rızık verici yalnız Allahtır. 6- Cenâb-ı Hak, mü’mine ibâdeti, kâfire îmânı, münâfıka da ihlâsı farz kılmı tır.

7- Mest üzerine meshetmek câizdir. 8- Kabir suâli haktır. Cennet ve Cehennem ebedîdir. 9- Allahü teâlâ, bütün mahlûkâtı öldükten sonra diriltir. Cennettekiler, nasıl oldu u bilinmeden, bir eye benzetilmeden ve cihetsiz olarak Allahü teâlâyı görecektir. 10- efâ’at haktır. Büyük günâhı olan mü’minlere Resûlullah efâ’at edecektir. Ehl-i sünnet olmak için lâzım olan i’tikâdlardan ba’zıları da unlardır: 1- Mi’râc rûh ve bedenle birlikte oldu. 2- Mu’cize ve kerâmet haktır. 3- Okunan Kur’ân-ı kerîmin ve verilen sadakanın sevâbını ölüye göndermek câizdir. 4- Kabir azâbı rûh ve bedene olacaktır. 5- Sırât köprüsü, hesâb ve mîzân vardır. 6- Öldürülen ve intihâr eden kendi eceli ile ölmü tür. 7- Herkes kendi rızkını yer, kimse kimsenin rızkını yiyemez. 8- Allahü teâlâ, diledi ini hidâyete kavu turur, diledi ini dalâlette bırakır. 9- Cennet ve Cehennem u anda vardır. 10- Deccâl, Dâbbet-ül-arz, Hz.Mehdî gelecektir. Hz.Îsâ gökten inecek, güne batıdan do acaktır. (R.Nâsıhîn) slâm âlimini kötülemek Peygamberlerin vârisleri olan âlimleri kötüleyen kimsenin îmânı gider. Bir de slâm âlimi sanılan ve dînimizi içten yıkmaya çalı an dinde reformcular vardır. Meselâ, mason Abduh ve çömezleri böyledir. Bunların ihânetlerini söylemek, kötülemek olmaz. Dînin emrine uymak olur. Kötüye kötü, kirliye pis demek yanlı de ildir. Temize pis demek yanlı tır. Kötülerin kötülü ünü açıklamak, müslümanları onların zararından korumaya çalı mak farzdır. Hadîs-i erîfte buyuruluyor ki: (Bid’atler yayıldı ı, sonra gelenler, öncekilere la’net etti i zaman, do ruyu bilenler herkese bildirsin! Do ruyu bilip de gücü yetti i hâlde, do ruyu bildirmeyen kimse, Allahın Muhammed aleyhisselâma indirdi i Kur’ân-ı kerîmi gizlemi olur.) [ bni Asâkir] Haksızlık kar ısında susan dilsiz eytandır. Neden imkânın var iken sustun, benim helâl kıldı ıma harâm diyen kimseye niçin cevap vermedin derse Allah, ne cevap verece iz? Dîne saldıran bir hâin için, (Bu kimsenin hiç iyi tarafı yok mu) denilmesi do ru de ildir. Cenâb-ı Hak, îmânsızların yol, köprü, câmi yaptırmak gibi hiçbir ameline sevâb vermiyor, Cehenneme atıyor. Bunların ihânetlerini açıklamak, kötülemek olmaz. Böyle kötü din adamları, din, îmân hırsızlarıdır. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Âlimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür.) [Bezzâr] Felsefe ve dindeki yeri Sual: Felsefe ile kesin netice, çıkarılabilir mi? Dindeki yeri nedir? CEVAP Felsefe = Philosophie, Yunanca “philos” (sevgi) ve “sofia” (hikmet) kelimelerinden meydana gelmi , “hikmet sevgisi” demektir. Her eyin aslını aramak için, dünya ve ahiret hakkında aklın ortaya koydu u dü üncelere “felsefe” denir. Günümüzde felsefe, “Madde, kâinât, toplum, ruh, din ve ilah konularını inceleyen dü ünce sistemi” diye tarif edilmektedir. Felsefenin tek dayana ı akıldır. Felsefe ile me gul olanların, hem ruh, hem de fen bilgilerinde çok derin bilgi sahibi olması gerekir. Fakat bir insanın ne kadar ilmi olursa olsun, yanlı dü ünebilir veya yaptı ı ara tırmalardan yanlı neticeler çıkarabilir. te bunun içindir ki, felsefe, hiçbir zaman kesin neticeler vermez. Bir kerre de, bunu i iten insanın kendi akıl ve mantık süzgecinden geçirmesi icab eder. Her felsefenin bir de zıddı vardır. Onun için, bu kar ılı ı da incelemek, her iki dü ünceyi kar ıla tırmak gerekir. Bir çok felsefi dü üncelerin zamanla de i ebilece i unutulmamalıdır. O hâlde, felsefi dü ünceler, hiçbir zaman kesinlik ta ımaz. Her ça da gelen filozoflar, öncekilerin yanlı larını göstererek kısmen veya tamamen reddettiler. Eski Yunan filozoflarından Eflâtun ve Aristo’nun, daha sonra gelen filozoflar

üstündeki tesirleri daha uzun sürdü. Bugünkü felsefeyi ngiliz filozofu Bacon ile Fransız filozofu Descartes’in kurdu u kabul edilir. Filozoflar içinde Sokrat, Aristo, Eflâtun, Epikuros, Farabi, bni Rü d, Bacon, Dekart, Spinoza, Kant, Hegel, KarlMarx, Ogüst Compte, Bergson me hurlarıdır. Bunların hiçbiri, yanlı sız bir sistem kuramamı tır. Filozoflar, iman bakımından üçe ayrılır: 1- Dehriyyun: “Bu âlem böyle gelmi , böyle gider. Bu âlemin yaratıcısı yoktur.” derler. 2- Tabiiyyeciler. Bir yaratıcıya inanırlar; fakat, âhiret hayatını inkâr ederler. 3- lâhiyyun: Bunlar ilk ikisinin görü lerini reddederler. Ancak, peygamberlere ve bedenen dirilmeye inanmazlar. slâm dininde felsefe yoktur. Felsefenin cevap aradı ı soruların hepsine hiç de i mez ve aksi iddia ve ispat edilemeyecek ekilde dinimiz cevap vermi tir. Felsefecilerin u ra tı ı her eyi dinimiz açıklamı tır. Bunlar, tekni in ve zamanın de i mesiyle de i mez. Batılılar, dinimizdeki tasavvufu, felsefe zannetmi ler ve tasavvuf büyüklerine slam filozofu demi lerdir. “ slâm felsefesi” tâbiri de bu yanlı lıktan do mu tur. Tasavvuf ahlak ilmidir. slâm felsefesinden bahsedenler, Ehl-i sünnetin dı ındaki 72 sapık fırka mensuplarıdır. Bu bozuk fırkaların ortaya çıkı ında eski Yunan, Hind ve Acem felsefesinin karı tırılmasının ve âyetleri, nakle göre de il, akla göre açıklanmasının çok büyük etkisi olmu tur. Felsefeden farklı ve bir ibâdet olan tefekkür ikiye ayrılır: 1- Allahü teâlânın büyüklü ünü, kudretini dü ünerek, kendisinin acz ve zayıflı ını anlamak, eserden müessire (o eseri yaratana) yol bulmaktır. 2- lmi ve tekni i slâm dininin bildirdiklerine uygun, insanların rahat ve huzurunu temin etmek maksadıyla kullanmak için akıl yormaktır. mâm-ı Gazali hazretleri, “Akıl daha kendisinden bile habersizdir. Her ey peygamberlik gerçe indedir. Bu gerçe e yapı arak kurtuldum.” demi tir. Hz. Mevlana; “Hocamı bulunca aklımı bıraktım ve kurtuldum.” demi tir. Felsefede kuru akılcılı ı yıkan Bergson’a: “Akılcılı ı yine akıl ile yıktın.” denildi inde, “ te aklın ataca ı en son adım kendi aczini ve hiçli ini anlamasıdır” demi tir. slâm dünyasında aklı ölçü alan bir felsefe olmamı , vahye uygun tefekkür olmu tur. Farabi, bni Sina, bni Rü t gibi filozoflar ve bid’at fırkaları, Yunan filozoflarının etkisinde kalıp, Kur’an-ı kerimi ve hadis-i erifleri kendi akıllarına göre yorumladıkları için, do ru yoldan ayrılmı lardır. bni Rü t ise, mam-ı Gazali’ye kar ı, felsefecileri savunmu tur. Felsefeciler Sual: Yunan felsefecileri, (Kainat, Allah gibi, ezelî ve ebedidir, Allah cüzi olan eyleri bilmez, cismani, bedeni bir ha r yoktur) diyor. CEVAP Bunların küfür oldu unu her müslüman bilir. Bir filozof da, di er filozoflar gibi böyle dü ünüp böyle bilirse, elbette o da di erleri gibi kâfir demektir. slâm filozofu denilen kimseler de böyle dü ünüyorsa, elbette onlar da aynı hükme girer. bni Rü d, Farabi, bni Sina da böyle dü ünüyorsa, bunlar da aynı hükme girer. mam-ı Gazalî hazretleri, böyle dü ünen ilahiyatçıların da aynı hükme girdi ini (El münkızü min-ed dalal), (Tehafüt) ve ( lcam)da bildirmektedir. Kainatı ezelî ve ebedi bilen felsefecilere kâfir dedi i için mam-ı Gazalî ve mam-ı Rabbanî hazretleri gibi Resulullahın varisleri olan büyük âlimlere dil uzatmak cahillik ve ahmaklıktır, hatta daha da kötüdür. Tasavvuf ve felsefe Sual: Tasavvuf ehlinin felsefî fikirleri var mı? CEVAP Tasavvuf ehli, felsefeye bula madı. (Kur’ân-ı kerîmi tam anlıyabilmek ve hakîkî müslüman olmak için Peygamberimizin yalnız emir ve yasaklarına de il, ahlâkına ve her hâline uymalıdır) derlerdi. Tasavvuf ehlinin yollarının esâsı unlardır: 1) Fakîrlik: Her i te, her eyde Allahü teâlâya muhtâç oldu unu bilmektir.

2) Zühd ve takvâ: Her i te slâmiyete uymaktır. Dînin bütün ahkâmına tamamen uyarak çalı mak, iyilik yapmak ve bo zamanlarını ibâdet ile geçirmektir. 3) Tefekkür, sükût ve zikir: Hep Allahü teâlânın varlı ını, ni’metlerini dü ünmek, lüzûmsuz konu mamak, hiç kimse ile münâka a etmemek ve dâimâ Allahü teâlânın ismini zikretmektir. 4) Hâl ve makâm: Kalbe gelen nûrlarda, kalbin, rûhun temizlenme derecesini anlamak, kendini ve haddini bilmektir. En me hûr ve ilk tasavvuf ehli Hasen-i Basrî hazretleridir. Bu zât, öyle büyük bir din âlimidir ki, büyük bir imâm [müctehid] idi. Kuvvetli seciyesi, derin ilmi ile me hûrdur. Va’zlarında herkesin gönlüne Allah korkusu telkîn etmeye çalı mı tır. Kendisinden birçok hadîs-i erîf rivâyet edilen büyük bir hadîs âlimidir. Mu’tezile felsefesinin kurucusu (Vâsıl bin Atâ), bu zâtın talebesi iken, sonradan onun dersinden ayrıldı. Mu’tezil, ayrılan demektir. Mu’tezile’ye Kaderiyye de denir. Çünkü bunlar, kaderi inkâr edip, (Kul kendi yaptıklarının yaratıcısıdır. Allah hiçbir zaman fenâlık yaratmaz) derler. Tasavvufun gâyesi, insanı Ma’rifet-i ilâhiyye’ye kavu turmak, ya’nî Allahü teâlânın sıfatlarını tanıtmaktır. O’nun zâtını, ya’nî kendisini tanımak mümkün de ildir. Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), (Allahü teâlânın zâtını dü ünmeyiniz. O’nun ni’metlerini dü ününüz) buyurmu tur. Ya’nî, O’nun kendisinin nasıl oldu unu de il, sıfatlarını ve insanlara verdi i ni’metleri dü ünmelidir. Bir defasında da, (Allahü teâlânın nasıl oldu unu dü ündü ün zaman, hâtırına her ne gelirse, bunların hiçbiri, Allah de ildir) buyurdu. nsanın aklının kapasitesi, sâhası sınırlıdır. Bu sınırın dı ında olanları anlıyamaz. Bunları dü ünürse, yanılır. nsan aklı, insan dü üncesi, din bilgilerindeki incelikleri, hikmetleri anlıyamaz. Bunun için, din bilgilerine felsefe karı tıranlar, dînimizin gösterdi i do ru yoldan ayrılır, bid’at ehli veya kâfir olur. slâm felsefesi diye bir ey yoktur. Ehl-i sünnet âlimleri, ( slâm bilgilerinin ölçüsü, insan aklı, insanın dü üncesi de il, muhkem olan [ma’nâları açık olan] âyet-i kerîmeler ve hadîs-i erîflerdir) buyuruyorlar. Tasavvufun esâsı, insanın kendini (aczini, zavallılı ını) tanımasıdır. Tasavvuf, sırf Allah sevgisi, yüce [ulvî] a k esâsı üzerine kurulmu tur. Buna da ancak, Muhammed aleyhisselâma uymakla kavu ulabilir. Kur’ân-ı kerîmde beyân buyuruldu u gibi, Allahü teâlâ, insanın kalbine tecellî eder. Fakat, bu tecellî yalnız Allahü teâlânın sıfatlarının tecellîsidir. Akıl ile alâkası yoktur. Tasavvuf ehli, Allahın tecellîsini kalbinde duyar. Onun için tasavvuf ehline ölüm bir felâket de il, güzel ve tatlı bir eydir. Tasavvuf ehlinden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, ölüme, eb-i arûs = Dü ün gecesi adını vermi tir. Tasavvufta, keder ve ümîtsizlik yoktur. Yalnız sevgi ve tecellîler vardır. Hz.Mevlânâ, (Gel, gel, her kim olursan ol gel, mü rik, mecûsî, puta tapan da olsan gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı de ildir. Tevbeni yüz def’a bozmu olsan da, gel) diyor. Bu sözler, ba ka zâtlara da nisbet edilmektedir. Tasavvuf ehli arasında, mâm-ı Rabbânî, Cüneyd-i Ba dâdî, Abdülkâdir-i Geylânî, M.Celâleddîn-i Rûmî, S.Abdülhakim Arvasi gibi büyük velîler, Sultân Veled, Yûnüs Emre, Mevlânâ Hâlid-i Ba dâdî gibi Hak â ıkları vardır. Vahdet-i vücûd, tasavvufun gâyesi de ildir. Gâyeye götüren yolculuklarda, kalbde hâsıl olan ve akıl ile, fikir ile, madde ile ilgisi olmıyan bilgilerdir. Bunlar kalbde bulunmaz, kalbde görünür. Onun için, vahdet-i vücûd yerine Vahdet-i ühûd demelidir. Kalb, temizlenince, ayna gibi olur. Kalbde görünenler, Allahü teâlânın zâtı da, sıfatları da de ildir. Sıfatlarının sûretleridir. Allahü teâlâ kendi, görme, i itme, bilme gibi sıfatlarının sûretlerini, benzerlerini, insanlara vermi tir. Verdikleri O’nunkiler gibi de ildir. O’nun görmesi, ezelîdir, ebedîdir. Her zaman, her eyi görür. Vâsıtasız, âletsiz devamlı görür. nsanın görmesi böyle de ildir. nsanın görmesi, o görmenin sûreti, zıllidir. Görmesinin zılli gözde, i itmesinin zılli kulakta tecellî etti i gibi, sevmesi, bilmesi ve ba ka birçok sıfatlarının zılleri de, insanın kalbinde tecellî eder, hâsıl olur. Gözün görebilmesi için, hasta, bozuk olmaması gerekti i gibi, kalbin de, bu tecellîye kavu abilmesi için, hasta olmaması gerekir. Kalbin hasta olması, günahlar ile kararmasıdır.

Günahlardan kaçıp ibâdet ederek kalbi temizlemelidir. Selefilik ve tasavvuf Sual: Selefiler niçin evliyalı a, kısaca tasavvufa kar ıdır? CEVAP Marmara lahiyat Fakültesi profesörlerinden H.Kamil Yılmaz özetle diyor ki: bnülCevzi ile ba layan Selefilik hareketi, bni Receb Hanbeli, bnül-Kayyim el-Cevziyye ve bni Teymiyye ile devam etmi ve nihayet Muhammed b.Abdülvehhab ile yeni bir ekol halini almı tır. Bu ekol artık tasavvuf kar ıtı olmayı, kendi yollarının bariz bir vasfı gibi kabullenmi ve nihayet Suud ailesinin resmi mezhebi haline gelince, “Selefilik” adı, yerini “Vehhabilik”e bırakmı tır. Bugün slâm dünyasının muhtelif yörelerinde tasavvuf kar ıtı akımların arkasında, siyasi ve mali güç olarak bu dü üncenin bulundu u görülmektedir. Önceleri Selefilik adıyla ortaya çıkan, bugün de pek çok yerde kendini bu adla takdim eden, ama daha çok “Vehhabilik” adıyla anılan tasavvuf kar ıtı cereyanın en önemli eksikli i, tasavvufa yöneltti i tenkitler de ildir. Çünkü tasavvuf çevrelerinde onların tenkitlerini haklı çıkaracak birtakım uygulamaların bulundu u muhakkaktır. Belki yanlı lık bu tür hataların genelleme ile bütün tasavvuf çevrelerine te mil edilerek, bu müesseseleri yok saymak ve slâm dı ı göstermektir. Aslında yapılan i , maksadını a an bir davranı tır. Kar ı tarafı anlama kaygısı ta ımadan üstüne varmadır. Pek çok mütefekkir ve mutasavvıfın büyük derdi anla ılamamaktır. Nitekim kendisini idam etmek üzere toplanan kalabalı a kar ı Hallacın u duâsı bu gerçe i yansıtmaktadır: “Allahım, Senin kulların, Sana olan yakınlıklarından ve dinlerine ba lılıklarından, beni öldürmek için toplandılar. Onları ba ı la! Çünkü Sen, bana gösterdi in sırları onlara da göstermi olsaydın, hakkımda böyle dü ünmezlerdi. ayet onlardan gizlediklerini benden de gizlemi olsaydın, ben de böyle sözler söylemezdim.” (Altınoluk) Vehbi ilim, ilham ve evliya Sual: Bazı kimseler, "Bizim üstadımız vehbi ilim sahibidir. Kendisine ilham gelir. Hiç bir âlimin kitabından nakil yapmadan eserler verir. Bir mesele onun kalbine do ar, ilham olunur, yahut rüyada bildirilir, o da talebelerine bildirirdi. Vehbi ilim, Allah tarafından ilham edildi i için kesbi ilme zıt dü erse, vehbi ilmi tercih ederiz" diyorlar. Vehbi ilim dinde senet olur mu? Dine sarılmıyan, bid' atten sakınmıyan kimsenin söyledikleri, nefsten ve eytandan gelen bozuk fikirler de il midir? CEVAP (Vehbi ilmi tercih ederiz) demeleri ve bahsettikleri gibi inanıp davranmaları çok yanlı bir dü ünce ve hareketdir. Çünkü dinde senet yalnız edille-i erıyyedir. Bunlar, Kitab, Sünnet, cma ve Kıyas’tır. Akıl, ilham, rüya dinde senet olmaz. Çünkü, ilhamlara ve rüyalara, vehim, hayâl ve eytan karı abilir. Karı mamı olanları da, tevilli, tabirli olabilir. Do ruları, e rilerinden ayırd edilemez. Evliyanın ilhamı ba kalarına senet olamaz. lham, Allah tarafından kalbe gelen bilgi demektir. Ehlullahın ilhamlarının do rulu u, islâmiyet bilgilerine uygun olmalarından anla ılır. Dine sarılmıyan, bid' atten sakınmıyan kimsenin söyledikleri, nefsten ve eytandan gelen bozuk fikirlerdir. lm-i ledünni ve ilham, Muhammed aleyhisselama uyanlara ihsan olunur. Bu ihsana kavu anlar, Kur' kerimi ve an-ı hadis-i erifleri iyi anlar. Her sözü bunlara uygun olur. Bugün din bilgileri, ancak Ehl-i sünnet âlimlerinin kitablarından ö renilir. lham senet de il Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki: lham ile dinimizin hükümleri anla ılamaz. Yani, Allahü teâlânın, evliyanın kalblerine verdi i bilgiler, helal ve haramlar için delil, senet olamaz. Resulullahın mübarek kalbine gelen ilham, her müslüman için senettir. Her müslümanın bunlara uyması gerekir. Evliyanın ilhamı islâmiyete uygun ise, yalnız kendisine senettir. Ba kalarına senet olamaz. Buharîdeki hadis-i erifte, ( lim üstaddan ö renilir) buyuruldu. Marifet ise ilham ile hasıl olur. lim, ilham ile hasıl olmaz. lmin kayna ı Kur' anı kerim ve hadis-i eriflerdir. (Berika s.385)

Mearif-i ilahiyye bilgileri, ilham ile hasıl olur, hocadan ö renilmez. badetlerin yapılması ve bütün eriat bilgileri ise, üstaddan ö renmekle elde edilir. eriat bilgileri, ilham ile hasıl olsaydı, Allahü teâlânın Peygamberler ve kitablar göndermesine lüzum olmazdı. (Hadika s.378) mam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki: (Kıyas ve ictihad, dinin dört temelinden birisidir. Buna uymaya emrolunduk. Evliyanın ke f ve ilhamları böyle de ildir. Bunlara uymaya emrolunmadık. lham, yalnız sahibi için delildir, ba kaları için senet de ildir.) [m. 272] (Evliyanın ke finde hata etmesi, yanılması, müctehidlerin ictihadda yanılması gibidir; kusur sayılmaz. Bunun için evliyaya dil uzatılmaz.) [m.31] (Evliyanın ke finde hata etmesi, yanılması, müctehidlerin ictihadda yanılması gibidir; kusur sayılmaz. Bundan dolayı, Evliyaya dil uzatılmaz. Müctehidlere uyanlara, onların mezhebinde bulunanlara da, hatalı i lerde sevab verilir. Evliyanın yanlı ilhamlarına uyanlara, sevab verilmez. Çünkü ilham, ancak sahibi için senettir. Müctehidlerin sözü ise, mezhebinde bulunan herkes için senettir. O hâlde, Evliyanın yanlı ilhamlarına uymak caiz de ildir. Müctehidlerin hata ihtimali olan sözlerine uymak ise vaciptir.) [m.31] Kıl ucu kadar uygunsuzluk bulunursa (Tasavvuf büyüklerinden birkaçı, kendilerini hâl ve sekr kaplayınca, do ru yolun âlimlerinin bildirdiklerine uymıyan bilgiler, marifetler söylemi ler ise de, ke f yolu ile anladıklarını bildirmi lerdir. Bunun için, suçlu sayılmaz. Bunlar ictihadında yanılan müctehidler gibidir. Onlar gibi, bunların yanılmalarına da bir sevab verilir. Böyle, birbirine uymıyan bilgilerde, hep Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri do rudur. Çünkü bunların bilgileri, Peygamberlik kayna ından alınmı tır. Bu bilgiler, vahy ile bildirilmi tir. Elbette do rudur. Tasavvuf büyüklerinin marifetleri ise, ke f ve ilham ile anla ılmaktadır. lhamın, do rulu u kesin de ildir. lhamın do ru olup olmadı ı, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmaması ile anla ılır. Kıl ucu kadar uygunsuzluk bulunursa, yanlı demektir. in do rusu böyledir. in do rusu bilinince, buna uymıyan ilhamların, sapıklık oldukları anla ılır.) [m.112] mam-ı Rabbanîden aldı ımız bu bilgiler ile di er âlimlerin yazıları, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına aykırı olan ve yanlı olarak vehbi ilim mahsulü denilen kitapların bozuklu unu ortaya çıkarmaktadır. Bu kitapların vehbi ilimle de bir alakası olmadı ı ilim ehlince kolayca anla ılır. Yine ilham üzerine Sual: Edille-i erıyyeye [dört delile] aykırı olsa da, üstadımızın ilhamları senettir. Hocamızın bir kitabı, Sorbon üniversitesinde, yüksek lisans konusu olarak verilmektedir. Bu sizce bir ey ifade etmiyor mu? CEVAP Bilindi i gibi, dünyada, komünist, ateist, hıristıyan, müslüman profesör ilim adamları vardır. Sorbonda da ilim adamları vardır. Sorbonda okunan her kitabın do ru olması gerekmez. Ezher’de bile birçok mezhepsizin kitabı okutulmaktadır. Bir kitabın do ru olup olmadı ı edille-i erıyye ile anla ılır. lham adı altında dine aykırı eyler yazılıyorsa hiç kıymeti yoktur. mam-ı Rabbani hazretleri gibi bütün büyük âlimler, ( lham senet de ildir. Kesin olan edille-i erıyyedir. Bunlara aykırı olan ilhamlar senet olamaz) buyuruyor. unlar ilhammı lham adı altında bakın neler deniyor: Büyük ilim adamı [Mason] Abduh, benim üstadımdır deniyorsa bu ilham da yanlı tır. Abduh mason olmasa bile, mezhepsiz biridir. Peygamber efendimiz, (Ki i ahirette sevdi i ile beraber olur) buyurmu tur. Elbette Abduh’u seven de onunla beraber olacaktır. Kâfirler mazlum olarak ölürse cennete gider denmi se bu ilham da yanlı tır. Çünkü edille-i erıyyede [dört delilde], her çe it kâfirin ebedi olarak cehenneme gidece i bildirilmi tir.

Kur’an gibi bakî bir mucize varken, ben hadislere itibar etmem deniyorsa, bu ilham da yanlı tır. Çünkü Allahü telâlâ, Resulüne uymamızı emrediyor. Hadis-i eriflere inanmıyan kimse, Kur’an-ı kerime de inanmamı sayılır. lhamın do rulu u, vahiy kadar de ilse de, üphe götürmiyecek kadar kesin deniyorsa, bu da yanlı tır. lhamı vahye benzetmek çok tehlikelidir. O zaman dinimizin dört delili nerede kaldı? Akıl eskiden senet de ildi, imdi ise senettir ve akılla Allahı isbat edemiyenin imanı muteber de ildir deniyorsa, bu da dört delile aykırıdır. Akıl, sadece iilerce hüccettir. Akla, normalden, yani dinin verdi i ölçüden fazla önem veren, dini aklı ile ölçen mutezile fırkasıdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Dini aklı ile ölçen kadar zararlı kimse yoktur.) man tahkik edilmedikçe muteber olmaz deniyorsa, bu ilham da yanlı tır. Çünkü dinimizin bildirdi i iman, acaba do ru mu diye tahkik edilmez yani ara tırılmaz. man, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdi i eyleri, tahkik etmeden, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadı ına bakmadan, tasdiktir. Akla uygun oldu u için tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resulü tasdik etmek olmaz. Yahut Resulü ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimad tam olmaz. timad tam olmayınca, iman olmaz. Ben Mehdiyim, falanca talebem de sa’dır deniyorsa, bu ilham da yanlı tır. Çünkü Hz. Mehdinin adı Muhammed, babasının adı Abdullahtır. Gökten bir melek (Bu Mehdidir) diyece i hadis-i erifle sabittir. Dünya u tarihte kopacaktır deniyorsa, bu ilham da ayet ve hadislere aykırıdır. Dünyanın ne zaman kopaca ı bildirilmemi tir. Güne in batıdan do ması, Deccalin çıkması gibi, sadece alametleri bildirilmi tir. Bazı gruplar, (Dünya falanca tarihte kopacak) diyerek halktan para toplamı lar, dedikleri tarih gelip geçti i halde dünya kopmamı tır. Hemen her grupta, (Dünya u tarihte kopacak) diye yanlı bir ilham bulunmaktadır. Hatta Yehova ahitleri denilen hıristiyanların lideri Charles Russel de 1914’te dünya kopacak demi ti. Yehovacılar, ( sa’nın dünya krallı ı ba ladı) diyerek, devletlerin sonunun yakla tı ını, tarihler vererek ortaya atmı lardır. Bu tarihler, 1914, 1918, 1925 ve 1975’tir. Tabii hepsi de bo a çıkmı tır. u dünyayı bir türlü koparan çıkmadı. Ben evliyayım diyerek, kendi grubundan olmayan müslümanlara kâfir diyenler ço almı tır. Unutulmamalı ki, müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olur. Din kimsenin tekelinde de ildir. Bölücülük yapmamalıdır. Dinde reformculuk Sual: Reform, ıslah etmek, bozulmu bir eyi düzelterek, eski do ru haline getirmek demektir. Hıristiyanlık bozuldu u için reform yapıldı. Dinimiz bozulmadı ı için, böyle bir hareket dini bozmak olmaz mı? CEVAP Evet, müslümanlık bozulmadı ı için böyle bir hareket, dini bozmak olur. Dürer-ül hükkam erhinde, (Zamanın de i mesi ile, örf ve adete dayanan hükümler de i ebilir. Nassa, dayanan hükümler zamanla de i mez) deniyor. mam-ı Rabbanî hazretleri de buyuruyor ki: Bazı kimseler, yapacakları de i ikliklerle dini düzelteceklerini zannediyor, ortaya bid' at çıkarıyorlar. Bid' atlerin zulmetleri ile sünnetin nurunu örtmeye çalı ıyorlar. Yaptıkları de i ikliklerle dinin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia ediyorlar. Bilinmelidir ki din noksan de ildir. Kur' kerimde buyuruluyor ki: (Bugün sizin için dininizi ikmal an-ı eyledim. Üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak slâmiyeti vermekle razı oldum.) [Maide 3] Reform üçe ayrılır Reform, Fransızca bir kelimedir. Yeniden ekil verme, eski haline döndürme, bozuklukları, kötülükleri düzeltmek için yapılan ıslahat demektir. Bu manalara göre dinde reform üçe ayrılır: 1- Cahiller ve din dü manları tarafından müslümanlar arasına sokulmu olan hurafeleri, bid' atları, yanlı inançları düzeltme i idir. Dine bir ey ilave etmeden eski haline döndürmek demektir. Bunları yapan büyük âlimlere (Müceddid) denir. mam-ı Rabbanî, mam-ı

Gazalî ve dört mezhebin imamları birer müceddid âlimdir. Bu âlimlere, reformcu de il, (Müceddid) denir. 2- Dinde reform yapmaya kalkanların ikinci kısmı ise, ayet-i kerime ve hadis-i eriflerden, kendi akıllarına göre mana çıkaran ve slam âlimlerinden ayrılanlardır. 3- Dinde reform yapmak istiyenlerin üçüncü kısmı, sinsi islâm dü manlarıdır. Bunlar müslüman görünerek, (Dini ıslah ediyoruz, ana kaynaklara iniyoruz, Kitab ve Sünnete sarılmalıyız) diyerek ayet-i kerimelere ve hadis-i eriflere kasten yanlı mana veren kimselerdir. ster bunlar gibi kasti olsun, isterse, cehaletleri sebebiyle, Kur' kerime yanlı an-ı mana veren kimseler dinden çıkar. Hadis-i erifte, (Kur'an-ı kerimden kendi aklı ile, kendi dü üncesi ve bilgisi ile mana çıkaran kâfirdir) buyuruldu. Bunun için slam âlimlerinin kitaplarından nakil yapmıyan kimselerin yazdı ı kitaplar çok zararlıdır. nsanları felakete sürükler. Yakın tarihimizde camilere müzik aleti sokma ve sıra koyma gibi gayretleri olmu tur. Bir ingiliz u a ı olan Efgani de dinde reform pe indeydi. Efgani, hem Türkçü, hem slâmcı görünmeyi ba armı tır. Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalb, A. Agayef hep Efgani’den destek görmü tür. slamın Luther’i olarak tanıtılan ve slâm ile komünizmin arasını bulmaya çalı an Kazanlı Moskof Musa Carullah Beykiyef isimli din yobazı, bu moskof reformcu, geri kalı ın sebebini dinde ve din kitaplarında görüyordu. (Fıkh, kelâm, tefsîr v.s. gibi din kitaplarında akıldan, fikirden, müslümanlıktan bir ey var mı? Kur’anın bazı kuralları eskimi tir. Aklı olan dini esaretten kurtulmalı) diyerek, dine ve dinimizin esası olan kitaplara saldırmı tır. Mezhepsiz mantı ı: (Çok ki i olursa, çok ta ta ınır) Sual: Bir yabancı yazar, “Teknolojinin ilerledi i günümüzde yeni fen vâsıtaları çıktı, devir de i ti. Yeni olaylarla kar ıla ıyoruz. Yeni ictihâd gerekir. Ancak müctehid olmadı ı için, slâm ülkelerinden da’vet edilecek kalabalık bir kuruldan, bir ictihâd ûrâsı kurulmalıdır. Kurul üyesi fazla olursa, hatâ daha az olur. Alınacak kararlarla, yeni tefsîrler, yeni ictihâdlar yapılmalı, farzlar azaltılmalı, kolaylıklar getirilmeli, mezhebleri taklîd devri kapanmalı, slâm âlimlerinin bin yıl önce verdi i fetvâlar bizi ba lamamalıdır” diyor. Dinde reform câiz mi? CEVAP Mecelle’nin Dürer-ül-hükkâm erhinde, (Zamanın de i mesi ile, örf ve âdete dayanan hükümler de i ebilir. Nassa dayanan hükümler zamanla de i mez) deniyor. mâm-ı Rabbânî hazretleri de buyuruyor ki: (Ba’zıları, yapacakları de i ikliklerle, dîni düzelteceklerini, olgunla tıracaklarını zannediyorlar. Ortaya bid’atler çıkarıyorlar. Bid’atlerin zulmetleri ile sünnetin nûrunu örtmeye çalı ıyorlar. Bunlar, dînin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia ediyorlar. Bilmiyorlar ki din noksan de ildir. Kur’ân-ı kerîmde, meâlen, (Bugün sizin için dîninizi ikmâl eyledim, üzerinize olan ni’metimi tamamladım, size din olarak slâmiyeti vermekle râzı oldum) buyuruluyor. Dîni noksan sanıp, tamamlamaya [dinde reform yapmaya] çalı mak, bu âyete inanmamak olur.) [c.1, m.260] Dîni de i tirip yıkmak istiyen reformcuların kuracakları ûrâdakiler, ya mâm-ı a’zam hazretleri gibi birer müctehiddir veya de ildir. E er müctehid iseler, ictihâdlarını birle tiremezler. Meselâ mâm-ı a’zam hazretlerinin üç talebesi müctehid oldukları ve hocalarından farklı ictihâdda bulundukları hâlde, hocalarının ictihâdının yanlı oldu unu söylememi ler. Çünkü ictihâd, ictihâdla nakzedilmez, ya’nî hükmü ortadan kaldırılmaz. En mühimi de farklı ictihâdların rahmet olmasıdır. Hadîs-i erîfte, (Müctehid âlimlerin farklı ictihâdları rahmettir) buyuruluyor. (Beyhekî) Bu rahmeti ortadan kaldırmak câiz olmaz. Reformcuların kuracakları ûrâda, 5 reformcu, guslün farzının iki, yedi reformcu da dört oldu una karar verse, 5 müctehid, 7 müctehidin kararına uymaya mecbûr mu edilecektir? Hâlbuki, her müctehid kendi ictihâdı ile hareket eder. Ba ka müctehide uyması câiz de ildir. Sonra gusül ile namaz ile fen vâsıtalarınının ilerlemesinin ne alâkası olur? Zamanla farzlar, sünnetler de i mez. Ef’âl-i mükellefîni de i tirmeye kalkmak düpedüz dîni yıkmaktır. Önce, ictihâd edebilmek için ictihâd edilecek konu olması lâzımdır. ctihâd, dînî konularda olur. Dinde yeni bir eye ihtiyâç yok ki ictihâd dü ünülsün.

Teknolojinin ilerlemesi dinde de i ikli i gerektirmez. Namazın yeni bir kılını ekli, orucun yeni bir tutulu ekli olmaz. [Mezhepsizlerin yanıldı ı nokta, (zamanla her eyin kamil eklini alaca ını) sanmalarıdır. Zamanla kamil eklini alan akli ilimlerdir. Ka nıyı dü ünün bir de imdiki arabaları, uçakları, füzeleri. Tıpta, teknikte, fendeki di er yeni geli melerde bunun gibidir. slamiyet ise zaten kamil olarak gelmi tir. Bunun saf, berrak ekli ise geridedir. man, ibadet bilgileri zamanla de i mez. Kıyamete kadar aynıdır. De i en, kamil eklini alan akli ilimlerdir, nakli ilimler de il. Akli ilimleri ö renmek, Çin’de bile olsa almak zaten dinimizin emridir.Bu; akıl, ilim, insaf ve iman sahibi insanlar için anla ılmıyacak bir husus de ildir.] ctihâd edecek âlim olmayınca kimler ictihâd edecek? Da’vet edilecek din görevlisi sayısının fazla olması neyi halleder? Ya’nî kemiyetin çok olması keyfiyete te’sîr etmez. n aata ta ta ınmıyor ki, (Çok ki i olursa, çok ta ta ınır) diye dü ünülsün. Milyonlarca ilkokul talebesi, bir profesör ile mukayese edilemez. Milyonlarca profesör de bir müctehidle mukayese edilemez. Reform ûrâsı, ittifakla namaz vakitlerini, rek’at sayılarını azaltsa veya ço altsa, zekât 1/40 iken 1/100 veya 1/20 yapsalar, yaptıkları bu reform, dîne hizmet mi olur, yoksa dîni yıkmak mı olur? ûrâdaki reformcular, müctehid de ilse, o zaman alacakları kararların ne kıymeti olur? Her iki hâlde de yapacakları i , dîni de i tirmekten ba ka bir ey de ildir. ûrâ sözünü a zına alanların câhil de ilse, sapık oldu u apaçık meydandadır. Dü manların sinsi planları Din dü manları, slâmiyeti yıkmak için, özellikle u yollarla saldırıyorlar: 1- Âlimlere olan itimadı yıkmaya çalı ıyorlar. Halbuki Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Bu misalleri ancak âlimler anlar.) [Ankebut 43], (Bilmiyorsanız âlimlerden sorun!) [Nahl 43], (Bilenle bilmeyen bir olur mu?) [Zümer 9] Peygamber efendimiz de buyuruyor ki: (Âlimlere tâbi olun.) [Deylemî], (Âlimler benim ve di er peygamberlerin vârisleridir.) [Ebu Nuaym], (Âlimler, kurtulu rehberleridir.) [ . Neccar] 2- Mezhepleri birle tirerek herkesi mezhepsiz yapmak istiyorlar. Mason Abduh’un çömezi Re it Rıza ile onları taklit eden mezhepsizler, mezheplere kinli bo a gibi saldırıyorlar. Halbuki mezhepler karde tir. Birinde yapılması güç olan ey, ötekine göre yapılır. Bunun için Peygamber efendimiz, (Âlimlerin farklı ictihadları, mezheplere ayrılmaları rahmettir) buyuruyor. (Beyheki) 3- Eshab-ı kirama olan itimadı sarsmaya çalı ıyorlar. Maksatları onların rivayet etti i hadis-i eriflere ve onların topladı ı Kur' kerime gölge dü ürmektir. Halbuki Allahü teâlâ an-ı hepsinden razı oldu unu, hepsinin cennetlik oldu unu bildiriyor. (Tevbe 100, Hadid 10) Rafizi me repli kimseler de, “Müslüman müslümanla sava maz” diyerek Hz. Ali ile sava an eshab-ı kirama kâfir diyerek hakaret ediyorlar. Halbuki iki müslüman ordunun sava abilece i Kur’anı kerimde bildiriliyor. ki tarafa da kâfir denmez. Çünkü, (E er müminlerden iki grup birbiriyle sava ırlarsa aralarını düzeltiniz) buyurulmu tur. (Hücurat 9) 4- Asırlardır gelen halifelerin gerçek halife olmadı ı, onların hilafetinin sahih oldu unu söyleyen binlerce âlimin de gerçek âlim olmadı ı, dolayısıyla bu âlimlerin sözlerine itimat edilemeyece i fikrini yaymak istiyorlar. [Âlimlere itimat sarsılınca, onların bildirdikleri dine de itimat kalmaz.] 5- Geri kalı ımızı yeni ictihatlar yapılmayı ına ba lamaya çalı ıyorlar. Kur' kerimin an-ı yanlı ekilde tevil ve tefsirleri yapılarak yeni görü ler çıkarmak suretiyle dini bozmaya çalı ıyorlar. 6- Hadis-i eriflere olan itimadı sarsmaya çalı ıyorlar. Halbuki hiçbir hadis kitabında ve hiçbir slam âliminin kitabında uydurma hadis yoktur. slam Âlimleri din dü manları tarafından, din kitaplarına sokmaya çalı tıkları sözleri kitaplarına almamı lardır. Bazı cahil okuyucular, (Bir hadisi Kur’ana göre ölç ona göre yaz) diyorlar. Sanki mam-ı Buhari ve di er hadis âlimleri bir hadisi kitaplarına alırken Kur’ana uyup uymadı ını anlamamı lar da biz mi anlayaca ız?

7- Herkesin meal okumasına te vik ediyorlar. Böylece her anlayı a göre farklı görü ler meydana çıkmasına, yani dinde anar i çıkarmaya çalı ıyorlar. Mesela Kur’anı yanlı tevil ederek, namaz üç vakittir, tesettür farz de ildir, tavuktan, balıktan kurban olur diyorlar. Allahü teâlâ, Peygamber fendimize Kur’anı açıklamasını emretmi tir. (Nahl 44), Peygamber efendimiz de, Kur' kerimi açıklamı tır. Onun için Kur’anın yorumlamak için an-ı Resulullahın açıklamasına bakmak arttır. Onun açıklamasından farklı yorumlar getirmek dinde reform olur. Hatta Peygamber efendimizin hadis-i eriflerini de âlimler açıklamı , bize onlara uymaktan ba ka ey bırakmamı lardır. Din dü manlarının bu oyunlara bilmeden alet olmak gaflet, bilerek alet olmak hainliktir. Dinin ruhuna aykırı imi Sual: Yahudi ve Hıristiyanların da cennete gideceklerini söyleyen, altın yüzü e cevaz veren, melekler rüzgarlardır diyen bir ilahiyat profesörünün oruçla ilgili bir yazısını gönderiyorum. Profesör diyor ki: (Her ne kadar hadislerde hayzlı ve nifaslı kadınlar namaz kılamaz, oruç tutamaz, Kur’ana dokunamaz deniyorsa da, namaz kılmasında, oruç tutmasında ve Kur’ana dokunmasında sakınca yoktur. Bu hadisler dinin ruhuna aykırıdır. Bir de kütüb-i sitte denilen altı hadis kitabında, kasten orucu bozanlara, ceza olarak 61 gün oruç tutmaları gerekti i bildiriliyorsa da, bu da Kur’anın ruhuna, dinin temel prensiplerine aykırıdır. Çünkü ceza i lenen suça uygun olmalıdır. Bir gün oruç yiyene, 61 gün oruç tutturmak zulüm olur.) Bu ne biçim profesör? CEVAP Dinimizde delil dörttür: Kitab, Sünnet, cma ve Kıyas-ı fukaha. Bir hüküm için bu delillere bakılır. Hem kütüb-i sittedeki hadislerde var diyor, hem de, bu hadisler dinin ruhuna aykırıdır diyor. Önce hadis dinde delil midir de il midir, bunu kasten bildirmiyor. Sonra bu hadisler uydurma mıdır, yoksa sahih midir? Bunları da kasten söylemiyor. Uydurma demesine imkân yok. Çünkü kütüb-i sitte denilen en kıymetli altı hadis kitabındaki hadisler, bütün âlimlerce sahihtir. Mezhepsiz olmayan bir kimse, bu kitaplardaki hadis-i eriflere uydurma diyemez. Profesör açıkça, peygamber Kur’anın ruhuna aykırı konu mu demek istiyor. Zaten mezhepsizler, anlayamadı ı hadis-i eriflere, (Uydurma veya Kur’anın ruhuna aykırı) damgasını basarlar. Profesör oruç tutmamakla, kasten orucu bozmayı birbirine karı tırıyor. Kefaret oruç tutmamanın cezası de ildir. Orucu kasten bozmanın cezasıdır. Bir adamı yanlı lıkla öldürmekle, kasten öldürmenin cezası aynı olur mu? Hatta öldürmek niyetiyle kur un sıksa, öldüremese bile, öldürmü gibi ceza verilir. Ama kazaen öldürenin cezası hafiftir. Orucu kazaen bozmak ile, hiç niyet etmeden oruç tutmamak ve kasten niyetli orucu bozmak arasında çok fark vardır. mansızın cezası Sanki profesör, Kur’anın ruhunu, dinin temel prensiplerini biliyormu gibi konu uyor. imdi bu zavallı profesöre soruyorum: Kur’an-ı kerimde, imanla ölenlerin yarın âhirette sonsuz olarak cennette, imansız ölenlerin ise cehennemde sonsuz olarak kalaca ı bildirilmektedir. Bir kimse, 50 veya 100 yıl ya ıyor, yüz yıllık iyi i lerine kar ı sonsuz olarak cennette kalıyor. Bir kimse de 100 yıl günahına ve küfrüne kar ılık bin yıl, milyar yıl, trilyon yıl de il, sonsuz olarak cehennemde kalıyor. Bu dinin ruhuna aykırı olmadı ına göre, orucu kasten bozmanın cezasının da 60 gün olması, dinin ruhuna aykırı olmaz. Bir gün orucu kasten bozmanın cezası 61 de il, 60 gündür. Bir gün de bozarak tutmadı ı orucun kazasıdır. Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın hanımları da, yıllarca hayz ve nifas hali olmu tur, onlar namaz kılmamı , oruç tutmamı tır. Peygamber efendimiz ve Eshab-ı kiram Kur’anın ruhuna aykırı mı hareket ediyorlardı? Hz. Ai e’nin nakletti i hadis-i erifte, hayzlı iken tutulamıyan orucu kaza etmek gerekti i, kılınmayan namazları kaza etmek gerekmedi i bildirilmi tir. (Buharî) Hadis-i erifte, (Hayzlı Kur'andan bir ey okuyamaz) buyuruldu. (Tirmizî) 14 asırdır gelen yüzlerce müctehidler ve âlimler, bu meseleleri bilememi de, birkaç mezhepsiz bunların dinin ruhuna aykırı oldu unu nasıl söyleyebilir ki? Bu ve benzeri çıkı lar, dini bozarak, yozla tırarak yıkmak için yapılan sinsi bir oyundur. 14 asırdan beri din kitapları ne yazıyorsa onlara uymalı, türedilere itibar edilmemelidir.

Peygamberim diyenler Sual: Mezhepsiz türediler, her gün yeni bir yorum getirerek, 14 asırdır bozulmadan gelen dinimizi dört koldan bozmaya, yıkmaya çalı ıyorlar. Hadis-i erifleri inkâr için adeta birbirleri ile yarı ediyorlar. Kimi hayzlı iken namaz kılınır, oruç tutulur diyor. Kimi cünüpken Kur’an okutuyor. Kimi de, akraba dı ındaki kadınlarla yapılan zina günah de il, cinsel hizmet vermektir diyor. Kimi mehdi oldu unu ilan ediyor, R. Khalife, A.Kadiyani, Bahaullah ve daha ba ka zındıklar da kendilerine peygamber diyor. Artık peygamber gelmiyece ini ayet ve hadislerle yazar mısınız? CEVAP Kur' kerimde buyuruluyor ki: (O, [Muhammed aleyhisselam] Allahın resûlü ve an-ı nebilerin sonuncusudur.) [Azhab 40] Hiç bir mezhepsizin uydurma diyemeyece i u sahih hadis-i eriflerde buyuruluyor ki: (Nübüvvet ve risalet sona ermi tir. Benden sonra nebi de, resûl de yoktur.) [Tirmizî] (Nebiler benimle son buldu.) [Müslim] (Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer olurdu.) [Buhârî] (Resûllerin ilki Âdem, sonuncusu Muhammeddir.) [Hâkim] (Ben peygamberlerin efendisiyim, hepsinin sonuncusu ve efaat edicilerin ilkiyim.) [Darimi] (Di er peygamberlere göre benim durumum u misale benzer. Bir kimse, güzel bir ev yapar, fakat bir kerpici noksandır. Ziyarete gelen halk, evi be enir. Yalnız " u bo lu a da bir kerpiç konsaydı" derler. te ben o kerpicim. "Hatem-ün-nebiyyin" yani peygamberlerin sonuncusu, tamamlayıcısıyım.) [Buhârî, Müslim] Artık peygamber gelmeyece i gibi, gelmesine de lüzum olmadı ı, slâm binasının tamamlandı ı (Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak slâmı be endim) âyet-i kerimesi ile bildirilmektedir. (Maide 3) Allahü teâlâ böyle buyuruken yeni bir din, yeni bir peygamber aramaktaki maksat gizli de ildir. Mezhepsizler, kelime oyunu yapıyorlar, (Nebi gelmez ama resûl gelir) diyorlar. Halbuki sahih hadis-i eriflerde yoruma gerek duyulmadan, Peygamber efendimizin hem nebi, hem de resûl oldu u ve artık nebi de resûl de gelmiyece i açıkça bildiriliyor. Resûllerin [kitab gönderilenlerin] sayısının 313 ve nebilerin ise 124 bin oldu u söyleniyorsa da bu tam kesin de ildir. Allahü teâlâ peygamberlerin hepsini bildirmemi tir. (Nisa 164) Yeni bir din getiren, kendisine kitap verilen Peygambere resûl dendi i gibi nebi de denir. Yani her resûl, nebidir. Her nebi, resûl de ildir. Yeni din getirmeyip, önceki dine davet edenlere nebi denir. Fussilet suresinin (Resûlüm!) Sana söylenen, senden önceki resûllere söylenmi olandan ba ka bir ey de ildir.) mealindeki âyet-i kerimesi de, resûllere kitap verildi ini göstermektedir. Allahü telâlâ, dinini bildiren kitap göndermedikçe ceza vermiyor. sra suresinin (Biz resûl göndermedikçe azap etmeyiz) mealindeki 15. Ayet-i kerimesi de, resûlün kitap getiren peygamber oldu unu bildirmektedir. Resûller için birkaç örnek: Hz. Muhammed resûl ve nebidir. (Ahzab 40), Hz. brahim resûl ve nebidir. (A.imran 84), Hz. Musa resûl ve nebidir. (Meryem 51), Hz. sa resûl ve nebidir. (Nisa 157, A.imran 84), Kitap gönderilmeyen peygamberlere nebi denir. ki örnek: Hz. Harun nebi idi. (Nisa 163), Hz. Yahya nebi idi (A. imran 39) Nebilik resûllük makamı içindedir, nebi gelmezse, resûl hiç gelmez. Sapıkların dedi i gibi, resûllük nebilik makamı içinde de ildir. Efgani, Abduh gibi Mezhepsizler fitne kaynaklarıdır Sual: Ça da yazar, bir gayrı müslimin, (Fikrini tazelemiyen beyin ölür) sözünü bir nass [âyet ve hadîs] gibi eline alıp, dinde reform istiyerek özetle diyor ki: (Hiçbir din, vahyoldu u artlarda kalmamı tır. Meselâ Mûsevîlik, de i ip düzelerek günümüze gelmi tir. Hıristiyanlık ise, Bizans ve Roma uygarlı ının süzgecinden geçerek Martin Luther’in reformu ile bugünkü çizgiyi kazanmı tır. Her din, ça dan etkilenir, ça da çizgi kazanır. Günün müslümanı teknolojiyi itirâzsız kullanır. Meselâ bilgisayarla yazı yazar.

Fakat sıra Din’e geldi mi, slâm akıl dîni demesine ra men, bir santim kımıldamaz. slâm âleminin geri kalı ının sebebi budur. mâm-ı a’zam, en büyük bilgindir. Fakat bilgisi, bin yıl önceki ça ın sınırı içindedir. Bu bakımdan Ebû Hanîfe’nin fikirleri Kur’ânın ı ı ı altında sorgulanmalı, Efgânî ve Abduh’un Taze fikirlerle slâmı donatma hareketi yürütülerek, ça da müslüman olmalıdır.) CEVAP Birkaç yanlı a cevap verelim: 1- (Her din de i mi tir) sözü, Mûsevîlik ve Hıristiyanlık için do ru ise de, Müslümanlık için yanlı ve iftirâdır. Kur’ân-ı kerîmin hangi âyeti de i ti? Bozulma ihtimâli var mı? (Kur’ânı biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz) âyetine inanmıyor mu? 2- Din, Allahın bildirdi i ekilde mi do rudur, yoksa insanların süzgecinden geçtikten sonra mı do ru olur? Ya’nî insanlar, hâ â Allahın yanlı ını mı düzeltiyor? 3- Luther’in reformu, bozulan Hıristiyanlı ı düzeltmek içindi. Müslümanlı ın neresi bozuldu da düzeltmeye ihtiyâç hissedilsin? 4- Yazar, din denilince, bâtıl, hak demeden hepsini aynı kefeye koyup, mukayese ediyor. Hak ile bâtıl mukayese olmaz. 5- Bâtıl dinler ça dan etkilenebilir. Fakat Müslümanlık ça dan nasıl etkilenir? Nasıl etkilenmesi gerekir? Ça a uyabilmek için namazı, haccı mı kaldırmak gerekiyor? 6- Müslüman, zamana uyar, teknolojinin en iyisini kullanır. Bu zaten dînimizin emridir. Dînimiz, fen bilgilerinde, her de i ikli i yapmayı, bütün yeni ke ifleri ö renmeyi emretmi tir. Fakat, namaz, oruç gibi ibâdetlerde, de il bir santim, bir milim bile de i tirmek, onu bize bildiren Allah ve Resûlünün koydu u hükmü be enmemek olur. Bu hükmü be enmiyen ve de i mesi gerekti ine inanan kâfir olur. 7- Ça da yazar, ( slâm akıl dîni ise, akla uyalım) diyor. slâm, nakle dayanan, selîm akıl dînidir. Selîm akıl, yanılmıyan akıldır. Yazarın aklına uygun gelmiyen bir ey, selîm akıl sahibi için uygun gelebilir. Akla göre din olsa, insan sayısı kadar din olur. slâmiyette aklın ermedi i ey çoktur. Fakat, selîm akla uymayan bir ey yoktur. Âhıret bilgileri ve Allaha ibâdet ekilleri, e er aklın çerçevesi içinde olsaydı ve akıl ile do ru olarak, bilinebilseydi, Peygamberlere lüzûm kalmazdı. nsanlar, dünya ve âhıret saâdetini kendileri bulabilirdi ve Allah, hâ â Peygamberleri bo yere göndermi olurdu. Bunlar bilinemiyece i için, Allah, her asırda, Peygamber göndermi ve son olarak da bütün dünyaya, peygamber olarak Muhammed aleyhisselâmı göndermi tir. 8- Ecnebîler gibi, yazar da, müslümanların geri kalı ını ibâdette de i iklik yapılmayı ına ba lıyor. Sanki ibâdette de i iklik yapılsa, slâm ülkeleri hemen kalkınıverecek. 9- Yazar, (Tam müslüman olmak için u ki inin Ça da lmihâl’ini okumalı) diyor. O ki i ise, ( mâm-ı a’zamın bin yıl önceki fetvâları bizi ba lamaz) diyor. Aynı mantık. 10- Zamana göre ibâdetler de i mez. bâdetlerde de i iklik, dîni be enmemek olur. Hadîs-i erîfte, ( bâdetleri bizim gibi yapmıyan bizden de ildir) buyuruldu. Mecelle’de, (Zamanın de i mesi ile, örf ve âdete dayanan hükümler de i ebilir. Nassa dayanan hükümler ise de i mez) deniyor. mâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: (Kimi yapaca ı de i iklikle, dîni düzeltece ini zannediyor, dînin noksanlı ını tamamladı ını iddia ediyor. Hâlbuki din noksan de ildir. Kur’ân-ı kerîmde, (Bugün sizin için dîninizi ikmâl eyledim, üzerinize olan ni’metimi tamamladım, size din olarak slâmiyeti vermekle râzı oldum) buyuruluyor. Dîni noksan sanıp, tamamlamaya [reform yapmaya] çalı mak, bu âyeti inkâr olur.) [m.260] Yazar, içkiye, Kur’ânın ı ı ı altında fetvâ veriyor, ( çki içince, dilin dola ıyor, a ırıyor ve arkada ınla dövü üyorsan, içki sana yasaktır) diyor. Acaba kendisi nasıl içiyor? Dili dola madan ve dövü meden mi? Sarho etmese de, zarar vermese de içkinin damlası harâmdır. Peygamber efendimiz, (Ço u sarho eden içkinin, azını da içmek harâmdır) buyuruyor. Hattâ içki sofrasına oturmayı yasaklıyor, (Allaha inanan içki içilen sofraya oturmasın) buyuruyor. (Nesâî, Taberânî) Görüldü ü gibi yazar, taze fikirle ça a uyarak, dînimizin harâm etti i eyleri helâl etmeye çalı ıyor

Dînimizdeki dört delil Sual: Selefi görü lü kimseler, kıyas yaparak ictihad etmenin caiz olmadı ını bildirerek, kıyas yapan mam-ı a' zam, mam-ı afii gibi mezhep sahibi büyük müctehid âlimlere dil uzatıyorlar. Sünnet, icma ve kıyas, Kur' kerimde bulunmıyan eyleri eklemek midir? an-ı CEVAP Edille-i er’ıyye [din bilgilerinde, müctehid imâmlara delil] dörttür: Bunlar, Kur’ân-ı kerîm, Sünnet [hadîs-i erîfler], cmâ’ı ümmet ve Kıyâs-ı fükahâ’dır. Sünnet, icmâ’ ve kıyâs, Kur’ân-ı kerîmde bulunmıyan eyleri eklemek de ildir. Bunlar, Kur’ân-ı kerîmin içinde kapalı olarak bulunan bilgileri meydana çıkarmaktadır. Müctehid, bir i in nasıl yapılaca ını, Kur’ân-ı kerîmde açık olarak bulamazsa, hadîs-i erîflere bakar. Bunlarda da açıkça bulamazsa, bu i için, cmâ’ var ise, öyle yapılmasını bildirir. cmâ’ sözbirli i demektir. Ya’nî, bu i i, Eshâb-ı kirâmın hepsinin aynı sûretle yapması veya söylemesi demektir. Eshâb-ı kirâmdan sonra gelen tâbi’înin de icmâ’ı delîldir, seneddir. Günümüzdeki dinde reformcuların ve din câhillerinin ittifak ettikleri sözlere, icmâ’ denmez. Kıyası inkâr sapıklıktır Kıyâs, bir eyi ba ka eye benzetmek demektir. Fıkhta, nass’tan anla ılamıyan bir eyin hükmünü, bu eye benziyen ba ka eyin hükmünden anlamak demektir. Kıyâs, Kur’ân-ı kerîmin ve hadîs-i erîflerin, derin, örtülü ma’nâlarını meydana çıkarmaktır. Eshâb-ı kirâm da kıyâs yapar, onların da ayrı mezhebleri var idi. Beydâvî tefsîrinde kıyâs ve icmâ’ın, mrân sûresinin 108. âyetinde emredildi i yazılıdır. bni Âbidîn hazretleri, (Kıyâs ile anla ılan bilgileri kabûl etmiyen, do ru yoldan saparak bid’at ehli olur, muhakkak Cehenneme girer) buyuruyor. Kıyâsın delîl oldu u aklen ve naklen sabittir. (Fa’tebirû) âyet-i kerîmesi, (Bilmediklerinizi, bildiklerinize kıyâs edin) demektir. (Menâr erhi) [Bu âyet-i kerîmenin, kıyâsın câiz ve lâzım oldu unu bildirdi i Beydâvî tefsîrinde yazılıdır.] A’râf sûresinin, (Allahü teâlâ, rüzgârı, rahmeti olan ya murdan önce, müjdeci gönderir. Rüzgârlar, a ır olan bulutları sürükler. Bulutlardan ölü olan topra a su ya dırır, o ya murla yerden meyvalar çıkarırız. Ölüleri de mezârlarından böyle çıkaraca ız) meâlindeki 56. âyet-i kerîmesi de kıyâsın hak oldu unu isbât etmektedir. Bu âyette, ihtilâflı olan bir eyi, sözbirli i ile anla ılmı olana benzetmek bildirilmektedir. Çünkü, Allahü teâlânın ya mur ya dırdı ını ve yerden ot çıkardı ını, hepsi biliyordu. Öldükten sonra dirilmenin hak oldu unu, yeryüzünün kuruduktan sonra tekrar ye illenmesine benzeterek isbât etmektedir. ctihâd, gücü, kuvveti yetti i kadar, zahmet çekerek, u ra arak çalı mak demektir. ctihâddan maksad, âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i erîflerden, ma’nâları açıkça anla ılmıyanları, açıkça bildiren di er ahkâm-ı er’ıyyeye kıyâs ederek, benzeterek, bunlardan yeni hükümler çıkarmaya u ra mak, çalı maktır. Meselâ ana-babaya itâ’ati emreden âyet-i kerîmede, (Onlara, öf sıkıldım demeyin) buyuruluyor. Dövmekten, sövmekten bahis buyurulmamı tır. Âyet-i kerîmede, yalnız bunların en hafîfi olan öf kelimesi açıkça bildirildi ine göre, müctehidler, dövmenin, sövmenin ve hakâret etmenin elbette harâm olaca ını ictihâd etmi lerdir. ctihadı emreden âyetler mâm-ı a’rânî hazretleri buyuruyor ki: ( ctihâdı emreden âyet-i kerîme çoktur. Nahl sûresinin, (Bizden indirileni insanlara açıklaman için) meâlindeki 44. ve Nisâ sûresinin (Allahın kitâbına ve Resûlün hadîslerine mürâcaat edin) meâlindeki 59. âyet-i kerîmesi ictihâdı emrediyor.) [Mîzân] u âyet-i kerîme de, birbirine benzemiyen hâdiselerin, hükmünün de farklı oldu unu bildirmektedir: (Yoksa, kötülük i leyenler, hayatlarında ve ölümlerinde, îmân edip sâlih amel i leyenlerle kendilerini bir tutaca ımızı mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar.) [Câsiye 21] mâm-ı Râzî hazretleri, kıyâsın delîl oldu unu ve mukallidin, âlimleri taklîd etmesinin vâcib oldu unu, (Ülül-emre itâ’at edin) meâlindeki âyet-i kerîmeden çıkarmı tır. Mutlak

müctehid olmıyan âlimlerin de, mukallid olduklarını, usûl âlimleri sözbirli i ile bildirdiler. Müctehidlerin sözbirli i ile bildirdiklerinden ayrılmak harâmdır. Bu husûs, Nisâ sûresinin 114. âyetinden anla ılmaktadır. (E edd-ül-cihâd) mâm-ı Müzenî hazretleri, (Asr-ı saâdetten beri fakîhler kıyâsı kullanmı lardır. Kıyâsı inkâr câiz olmaz) diyor. Kıyâsın, er’î bir delîl oldu u hakkında, Eshâb-ı kirâmın ittifakı vardır. Hz. Ebû Bekir, mîrâs konusunda, ölenin babası yoksa, babanın babasını, baba hükmünde saymı tır. (Usûl-i fıkıh) Eshâb-ı kirâm, Hz.Ebû Bekir’e, bî’at ederken; namaz imâmlı ı ile devlet ba kanlı ını kıyâs ederek, (Resûlullah, O’nu din i imizde imâm ta’yîn etti, biz de onu, dünya i imizde imâm tanırız) diyerek ictihadda bulunmu lardır. (Usûl-i Serahsî) lk kıyas yapan Sual: Dini konuda yorum ve kıyas yapmak yanlı mıdır? CEVAP Ehli olanın, dini konuda yorum ve kıyas yapmasının mahzuru yoktur. Ancak ehli olmıyanın yorum ve kıyas yapması çok mahzurludur. Dinde büyük gediklerin açılmasına sebep olur. Binlerce farklı görü lerin meydana çıkmasına yol açar. Piyasada birbirini tutmıyan binlerce kitap vardır. Hepsi de yanlı kıyas ve yanlı yorumlardan meydana çıkmı tır. Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: an-ı (Allahü teâlâ, blise "[Âdem aleyhisselam istikametinde bana] secde et emrime, niçin uymadın" buyurunca, blis "Ben, ondan hayırlıyım; çünkü beni ate ten, onu [Âdem aleyhisselamı] çamurdan yarattın" dedi.) [Araf 12] blis, ate in, topraktan daha hayırlı oldu unu sanmı , yanlı kıyas yapmı tır. Hâlbuki Allahü teâlâ, topra ı ate ten üstün yaratmı tır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Kendi görü ünüze göre dinde kıyas yapmayın! Çünkü din kıyas kabul etmez. lk kıyas yapan blistir.) [Deylemî] (Dini aklı ile ölçmek kadar zararlı ey yoktur. Böylece helala haram, harama da helal denmi olur.) [Taberânî] bni Abbas hazretleri de buyuruyor ki: ( lk kıyas yapan blistir. Kıyası da yanlı tır. Kendi görü ü ile dinde kıyas yapan blisin dostu olur.) cma olan hususlar Sual: Bazı kimseler, dinimizdeki dört delilden icma’nın hiç olmadı ını iddia ediyorlar. cma olan hususları yazar mısınız? CEVAP Halbuki sayısız konuda icma meydana gelmi tir. Dinde zaruri olan, yani cahillerin de bildikleri icma’ya inanmayan kimse, kâfir olur. cma yani söz birli i olan hususlardan bazıları unlardır: badetler imandan parça de ildir. Namaza ba larken niyet etmek farzdır. Miraç haktır. [Resûlullah’ın, Mekke’den Kudüs’e götürüldü üne inanmayan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldü üne inanmayan ise sapık olur.] Kur' mahluk de ildir. an Eshab-ı kiramın hepsi, cemaat ile yirmi rekât teravih kılmı tır. Nezri yerine getirmek lazımdır. Kütüb-i sitte denilen altı hadis kitabındaki hadis-i eriflerin hepsi sahihtir. Bid' yayıldı ı zaman, bunun kötülü ünü Müslümanlara duyurmak farzdır. at Nass ile veya icma ile bildirilmi olan harama önem vermeyen kâfir olur. Çalgı çalmanın haram oldu u, sözbirli i ile bildirildi. Kabr-i saadeti ziyaret lazım oldu u ve çok sevap oldu u sözbirli i ile bildirilmi tir. Resûlullah da, kabrinden yardım isteyene ya mur ya aca ını müjdelemi tir. Resûlullah’ın kabrinden yardım istemeye inanmamak, Eshab-ı kiramın sözbirli ini inkar etmek olur. Ehl-i sünnet âlimleri, söz birli i ile (Müctehid olmayan Müslümanların ibadetlerini do ru yapabilmek için, bir müctehidi ve bir mezhebi taklit etmeleri vacibdir.) demi lerdir.

Yeni Müslüman olanın, diledi i bir âlimi taklit etmesinin lazım oldu unda sözbirli i meydana gelmi tir. Dört mezhebin kolaylıklarını ara tırıp, bunları bir araya toplayarak, yeni bir kolaylıklar mezhebi uydurmaya telfîk denir. Telfîkin batıl oldu unda söz birli i vardır. slâm âlimleri söz birli i ile bildiriyorlar ki; imdi bütün Müslümanların, bilinen dört mezhepten birine uymaları lazımdır. Dört mezhep birle tirilemez, bir mezhep haline getirilemez. Müta nikahının caiz olmadı ına sahabe-i kiramın icma-ı vardır. Hz. Ebû Bekr’in ve Hz. Ömer’in halife olduklarına inanmayan kâfir olur. Çünkü, halife seçildikleri, söz birli i ile bildirilmi tir. Eshâb-ı kirâmın sözbirli i etti i, bugün Müslümanların elinde bulunan Mushaf sahihtir. Bundan ba kasını okumak haramdır. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin üstünlükleri halifelik sırasına göre oldu u, Eshâb-ı kirâmın sözbirli i ile bildirilmi tir. Kainattaki her ey, yani Allahü teâlâ’dan gayri ne varsa hepsinin sonradan yaratıldı ında sözbirli i hasıl oldu, inkâr eden kâfirdir. Cemaatle namazı terk etmeyi âdet edinmek söz birli i ile günah olur. Namazda ayakta, ayet-i kerimeleri Arapça’dan ba ka dil ile okumanın câiz olmadı ı söz birli i ile bildirildi. Âlimlerimiz söz birli i ile bildiriyor ki, Kur' kerimin bir harfini de i tiren kâfir olur. an-ı Bir sözün küfre sebep olmasında, âlimlerin söz birli i yoksa, o sözü söyleyene kâfir denemez. Kadınların kulaklarından sarkan saçlarını örtmeleri farz de ildir diyen âlimler de vardır. Ba larındaki saçları örtmenin farz oldu u söz birli i ile bildirildi. Kadınların mahremsiz olarak sefere gitmelerinin haram oldu unu Hanefî âlimleri sözbirli i ile bildirmi tir. Ölüm hastalı ındaki bir kimsenin, kaza edemedi i namazlar için, oruçta yaptı ı gibi iskat yapılması için, bütün âlimlerin söz birli i vardır. Ehl-i sünnet âlimleri söz birli i ile bildiriyor ki: Dört mezhebin kitaplarından ayrılan kimse, Resûlullah’ın yolundan ayrılmı tır. (Ümmetim dalâlet üzerinde sözbirli i yapmaz!) hadis-i erifi de gösteriyor ki, Ehl-i sünnet âlimlerin söz birli i ile bildirdiklerinin hepsi do rudur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır. Bunlardan 72’si cehenneme gider, yalnız bir fırka kurtulur. Bu fırka, benim ve eshabımın gitti i yolda gidenlerdir.) [Tirmizî] Kur’an-ı kerim sana mı gönderildi? Sual: Bir yazarın, "Kur' andaki Din" isimli kitabı ektedir. Dine aykırı çok yerleri vardır. Çok kimselerin sapıtmasına sebep oluyor. Allah rızası için buna bir cevap verir misiniz? CEVAP Kitabının yazarının etiketine bakıp da inanan çıkar endi esiyle bazı hususları bildirmek istiyoruz. Yazar, (Bir mezhebe tabi olmak gerekmez. Peygamber ve Sahabenin mezhebi mi vardı? Hele mezhebi dörtte sınırlamak, en büyük islâm dü manlı ıdır.) diyor. Mezheb imamı demek, Kur' kerim ve hadis-i eriflerde açıkça bildirilmi olan din an-ı bilgilerini, Eshab-ı kiramdan i iterek toplıyan kitaba geçiren büyük âlim demektir. Eshab-ı kiramın herbiri müctehid ve mezheb imamı idi. Her biri kendi mezhebinde idi. Hepsi de, mezheb imamlarımızdan daha üstün idi. Mezhebleri daha kıymetli idi. Fakat, bunlar kitablara yazılmadı ı için mezhebleri unutuldu. (Peygamberin, sahabenin mezhebi nedir?) demek, (Ordu kumandanı, hangi bölü ün eridir?) veya (Fizik ö retmeni, hangi sınıfın talebesidir?) demeye benzer. Çünkü sahabenin her biri bir mezheb imamı idi. Resulullah efendimiz de kainatın hocası idi. (Mezhebe, hadise uymam) demek (Kur'ana uymam) demektir. Çünkü Kur' an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Resule itaat eden, Allaha itaat etmi olur.) [Nisa 80] (Peygamberin emrine uyun, nehyetti inden sakının.) [Ha r 7] (Kur'anı insanlara açıklaman için sana indirdik.) [Nahl 44]

Kur'ana Uymak çin Âlimler de, ayetleri açıklayabilselerdi, Allahü teâlâ Peygamberine, (Sadece sana vahy olunanları tebli et!) der, (Kur'anı insanlara açıkla!) diye emretmezdi. (Huccetullahi alelalemin) Kur' kerimdeki; (Allahın ipine sarılın!) emri, (Fıkıh âlimlerinin, mezheb an-ı imamlarının bildirdi ine uyun!) demektir. [Tahtavi (Dürr-ül muhtar) ha iyesi, zebayih kısmı] Sünnet [hadis-i erifler], Kur' kerimi; mezheb imamları da sünneti açıklamı lardır. an-ı Âlimler de, mezheb imamlarının sözlerini açıklamı lardır. Hadis-i erifler olmasaydı, namazların kaç rekat oldu u, nasıl kılınaca ı, rükû ve secdede okunacak tesbihler, cenaze ve bayram namazlarının kılını ekli, zekât nisabı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinmezdi. Bunları Peygamber efendimiz açıklamı tır. Sünneti müctehid âlimler açıklamı , böylece mezhebler meydana çıkmı tır. Peygamberimiz de bu mezheblere, bu âlimlere uymamızı emrediyor: Bunlardan birkaçı öyle: (Kur'an-ı kerime tabi olmak, hepinize farzdır. Onu terketmek için hiçbir özür olamaz. Kur'an-ı kerimde bulamadı ınız i lerde, sünnetime uyunuz. Sünnetimde de bulamazsanız, Eshabımın sözüne uyunuz.) [Beyhekî] (Âlimlere tabi olun!) [Deylemî] (Ümmetimin âlimlerinin ihtilafları [farklı ictihadları, mezheblere ayrılmaları] rahmeti ilahidir.) [Beyhekî] Mezheb, slâmdan Farklı mı? Yazarın (Ben slâma, Kur'ana göre hareket ederim, mezhebe uymam) demesi, (Ben devletin emrine uyarım. Fakat, kanunu, polisi, hakimi dinlemem.) demeye benzer. Çünkü slâma, Kur' uymak demek, dört hak mezhebden birine uymak demektir. slâm ana ayrı, mezheb ayrı de ildir. Allahü teâlâ ve Resulü, müminlere merhamet ettikleri için, bazı i lerin nasıl yapılaca ı, Kur' kerimde ve hadis-i eriflerde açık bildirilmedi. Açıkça bildirilse idi, öylece yapmak an-ı farz ve sünnet olurdu. Farzı yapmıyanlar günaha girer, kıymet vermiyenler de kâfir olurdu. Müminlerin hali güç olurdu. Böylece mezhebler meydana geldi. Resulullah, Kur' kerimde icmalen bildirilenleri, yani kısa ve kapalı olarak an-ı bildirilenleri açıklamasaydı, Kur' kerim kapalı kalırdı. Resulullahın varisleri olan mezheb an-ı imamlarımız, hadis-i eriflerde mücmel olarak bildirilenleri açıklamasalardı, sünnet-i nebeviyye kapalı kalırdı. Böylece, her asırda gelen âlimler, Resulullaha tabi olarak, mücmel olanı açıklamı lardır. Bilinen dört imam zamanında, ba ka mezheb imamları da vardı. Bunların da mezhebleri vardı. Fakat, bunların mezheblerinde olanlar azala azala bugün hiç kalmadı. (Hadika) Ehl-i sünnetin dört mezhebinin imanları, inandıkları eyler, birbirlerinin aynıdır. Aralarında hiç fark yoktur. Ayrılıkları yalnız ameldedir. Bu da, müslümanlara bir kolaylıktır. Her müslüman, diledi i mezhebi seçerek, bunu taklid eder. Her i ini, seçti i mezhebe göre yapar. Müslümanların, dört mezhebe ayrılmaları, Allahü teâlânın rahmetidir. Bir müslüman, kendi mezhebine göre ibâdet yaparken, bir zahmet, bir me akkat hasıl olursa, ba ka bir mezhebi taklid ederek, bu i i kolayca yapar. Hz. brahim ve azer Sual: Yazar, (Peygamberin dedelerinden kâfir olanlar var idi. Mesela Hz. brahimin babası kâfir idi.) diyor. CEVAP Peygamber efendimizin bütün dedelerinin temiz bir mümin oldu u ayet-i kerime ve hadis-i eriflerle sabittir. Bunun aksini söylemek bu husustaki nassları inkar olur. (Tevbe) suresinin 28. ayet-i kerimesinde mü riklerin necis, yani kâfirlerin pis oldu u bildiriliyor. Peygamber efendimiz de bütün dedelerinin temiz oldu unu bildiriyor. ( uara) suresinin 219. ayetinde (Vetekallübeke fissacidin) buyuruluyor. Yani mealen, (Sen, yani senin nurun, hep secde edenlerden dola tırılıp, sana inkılab etmi , ula mı tır) demektir. Ehl-i sünnet âlimleri bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken, bütün ana-babalarının mümin oldu unu bildirmi lerdir.

(Mevahib-i ledünniyye) kitabının ba ında bütün dedelerinin temiz birer mümin oldu unu bildiren hadis-i erifler nakledildikten sonra, ( uara) suresinin 28. ayet-i kerimesinin tefsirinde buyuruluyor ki: ( bni Abbas hazretleri buyuruyor ki: "Seni bir peygamberin neslinden di er bir peygamberin nesline naklettim. Yani senin soyun peygamberler silsilesidir. Bir babanın iki o lu olsa, peygamberlik hangisinde ise, Resulullah ondan gelmi demektir.") Seçilmi Bir Silsile Bu ayet-i kerimenin tefsiri mahiyetinde olan hadis-i eriflerden birkaçı öyle: (Her asırdaki insanların en iyilerinden, seçilmi lerinden dünyaya getirildim.) [Buharî] (Allah, smail aleyhisselam evladından, Kinane ismindeki zatı ve onun sülalesinden Kurey ismindeki zatı be endi, seçti, Kurey evladından da, Ha imo ullarını sevdi. Onlardan da, beni süzüp seçti.) [Müslim] (Allah, beni insanların en iyilerinden vücuda getirdi. Silsilem, en iyi insanlardır.) [Tirmizî] (Allahü teâlâ, Arabistandaki seçilmi ler arasından beni seçti. Beni her zamandaki insanların seçilmi lerinde, en iyilerinde bulundurdu.) [Taberânî] (Dedelerimin hiçbiri zina yapmadı. Allahü teâlâ beni, iyi babalardan, temiz analardan getirdi. Dedelerimden birinin iki o lu olsaydı, ben bunların, en iyisinde bulunurdum.) [Mevahib] (Bana cahiliyyet devrinin kötülü ü isabet etmedi. Âdem aleyhisselamdan babama kadar hep nikahlı ana-babadan geldim. Ben ecdad olarak sizin en hayırlınızım.) [Deylemî] (Ö ünmek için söylemiyorum. Soy bakımından da insanların en ereflisiyim.) [Deylemî] Bu hadis-i erifler ve ( uara) suresindeki ayet-i kerime, Peygamber efendimizin bütün dedelerinin temiz bir mümin oldu unu göstermektedir. Kâfirler pis oldu una göre, brahim aleyhisselamın babasının kâfir olması mümkün de ildir. Molla Cami hazretleri buyuruyor ki: (Muhammed aleyhisselamın zerresini ta ıdı ı için, Hz. Ademin alnında nur parlıyordu. Bu zerre, Hz. Havvaya ve ondan it aleyhisselama ve böylece temiz erkeklerden temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçti. O nur da, zerre ile birlikte, alınlardan alınlara geçti.) [ evahid-ün-Nübüvve] Bu nur, kâfire geçmedi i gibi, zina gibi bir günah i liyen mümine bile geçmiyordu. Bu bakımdan da Azer, Hz. brahimin babası de ildi. Azer Üvey Babadır Enam suresinin 74. ayet-i kerimesinde, ( brahim, babası Azere dedi i zaman...) buyuruluyor. Burada Azer kelimesi baba kelimesinin atf-ı beyanı oldu u Beydavi tefsirinde yazılıdır. Bir kimsenin iki ismi olup, birlikte söylenince, birinin me hur olmadı ı, ikincinin me hur oldu u anla ılır. Me hur olmıyan birincisindeki kapalılı ı açıklamak için ikincisi söylenir. Bu ikincisine atf-ı beyan denir. Hz. brahim iki kimseye baba demektedir. Birisi kendi babası, di eri de üvey babası ve amcası olan kimsedir. caz, belagat ve fesahat kaidelerine göre, ayet-i kerimenin manası, ( brahim, ismi Azer olan babasına dedi i zaman) demektir. Böyle olmasaydı, sadece (Azere dedi i zaman) veya (Babasına dedi i zaman) demek yeti irdi. E er Azer kendi öz babası olsaydı (Babası) kelimesi fazla olurdu. Türkçede bile (Babam Ali geliyor) denmez, sadece (Babam geliyor) denir. Kur'an-ı kerimde amcaya baba denilmektedir. Hz. smail, Hz. Yakubun amcasıdır. Fakat Kur' kerimde (Amcan smail) denmiyor, (Baban smail) deniyor. (Bekara) an-ı suresinin 133. ayet-i kerimesinde çocukları, Hz. Yakuba (Babaların brahim ve smail ve shak...) diyor. Yani, (Baban brahim, baban smail ve baban shak) deniyor. Hâlbuki Hz. smail, Hz. Yakubun babası de il, amcasıdır. Tefsir kitaplarında Kur' kerimde amcaya an-ı baba denildi i bildirilmektedir. Peygamber efendimizin ya lı köylüye, amcaları olan Ebu Talibe, Ebu Lehebe ve Hz. Abbasa baba dedi i, çe itli muteber kitaplarda yazılıdır. Yalnız Arablar de il, çe itli milletlerde, amcaya, üvey babaya, kayınpedere ve yardımsever zatlara baba demek adettir. Bu bakımdan Hz. Yakubun öz babası Hz. slak iken, Kur' kerimde, an-ı

Hz. Yakuba hitaben (Baban smail) buyurulmu tur. [ mam-ı Süyutî hazretleri, (Kitabüdderc-il-münife) kitabında Azerin Hz. brahimin amcası oldu unu vesikalarla isbat etmektedir.] Kaza namazı Sual: Yazar, bni Teymiyye gibi (Kılınmayan namazın kazası gerekmez.) diyor. CEVAP brahim Muhammed Ne at hazretleri buyuruyor ki: Namazı bilerek terketmenin büyük günah oldu unu ve kaza etmek gereti ini, cumhur-ı ulema bildirmektedir. bni Teymiyye, (Namazı kasten terkedenin kaza etmesi gerekmez. Kaza kılması sahih olmaz. Çok nafile kılması, çok hayrat ve hasenat yapması gerekir) dedi. Daha önce bni Hazm da, böyle uygunsuz fikirler ortaya atmı tı. bni Teymiyye ve bni Hazm, bazı ayet-i kerimelere ve hadis-i eriflere, yanlı manalar vererek, Ehl-i sünnetten ayrıldılar. Böylece, hayırlı i lerin, namaz yerine geçece i sapıklı ını ortaya attılar. slâmiyette açtıkları yaraların en zararlı olanlarından biri de bu olmu tur. Hz. Alinin bildirdi i hadis-i erifte buyuruluyor ki: (Farz borcu olan, kazasını kılmadan nafile kılarsa, bo yere zahmet çekmi olur.) [Fütuh-ul gayb 48. makale] Bütün Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki: Özürlü ve özürsüz olarak namazı terkedenin, bunu kaza etmesi gerekir. ( bni Abidin, Halebi, Cevhere, Tahtavi) Namazı, eri özürsüz vaktinden sonra kılmak, büyük günahtır. Bu günah, kaza edince affolmaz. Kaza ettikten sonra, ayrıca tevbe de gerekir. (D. Muhtar s.485) Kâfir Cennete Girmez Sual: Yazar, kendi gibi ate ehli yazarlardan da destek alarak, (Allaha inanıp barı a yönelik hizmetler veren herkes, ister yahudi, ister hıristiyan olsun Cennete girecektir.) diyor. CEVAP Cennete yalnız müslüman olanlar girer. Hud suresi 16. ve Tevbe suresi 17. ayet-i kerimelerinde, gayrı müslimlerin iyi amellerinin hiç fayda vermiyece i, Muhammed aleyhisselama tabi olmadıkları için Cehennemde sonsuz kalacakları bildirilmektedir. yi i lere, ibâdetlere sevab verilebilmesi için düzgün iman sahibi bir müslüman olmak arttır. (Kitab-üt-tevhid) Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: an-ı (Ey iman edenler,yahudileri de, hıristiyanları da dost edinmeyin! Onlar birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardandır. Allah, [gayrı müslimleri dost edinerek kendilerine] zulmeden kavme hidayet etmez.) [Maide 51] (E er Ehl-i kitap [Kur' ve Muhammed aleyhisselama] iman edip [kötülükten] ana sakınsaydı, günahlarını örter, nimetleri bol cennetlere koyardık.) [Maide 65] ( man edenlere en iddetli dü manlık edenler yahudi ve mü riklerdir) [Maide 82] (Hak din yalnız slâmdır.) [Al-i mran 19] ( slâm dininden ba ka din istiyenlerin, dinlerini Allah kabul etmez. Bunlar ahırette en büyük zarara u rayacaklardır.) [Al-i mran 85] (Ey Resulüm, de ki, E er Allahı seviyorsanız, bana tabi olun!) [A. mran 31] [Ehl-i kitap] ("Yahudi ve hıristiyanlar hariç hiç kimse Cennete girmeyecek" dediler. O iddia, onların kuruntusudur. Onlara de ki "Do ru söylüyorsanız delilinizi getirin.") [Bekara 111] (Kendi dinlerine uymadıkça, yahudilerle hıristiyanlar senden asla ho nut olmazlar.) [Bekara 120] ( brahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, Allahı bir tanıyan hanif, do ru bir müslüman idi; mü riklerden de de ildi.) [Al-i mran 67] Hz. brahim, Hz. Musa, Hz. sa da her peygamber gibi müslüman idi. Hz. Musaya ve Hz. saya o zaman inanan kimseler de müslüman idi. imdiki yahudi ve hıristiyanlar, Muhammed aleyhisselama inanmadıkça, yani müslüman olmadıkça ebedi Cehennemliktir. Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki:

(Cennete ancak müslüman olan girer.) [Buharî, Müslim] (Beni duyup da Peygamber oldu umu kabul etmiyen yahudi ve hıristiyan, mutlaka Cehenneme girecektir.) [Hakim] Miraç hadisesi Sual: Yazar, ( sra, Mirac ruhani bir olay, bir rüyadır.) diyor. CEVAP Kavl-ül-fasl kitabında deniyor ki: sra suresinin birinci ayet-i kerimesinde, Allahü teâlâ ayetlerini, yani kudret ve azametini gösteren nice acayip i lerden bazılarını göstermek için, Muhammed aleyhisselamı, Mekkeden Kudüse götürdü ünü bildiriyor. sra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, geceleyin yürümek manasına kullanılır. sra suresinin 60. ayet-i kerimesinde ise, (Sana [Miraçta] gösterdi imiz o tema ayı insanlar için bir fitne [imtihan] yaptık.) buyuruluyor. mtihan uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattı ı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf kar ılamazdı. Bir kısmı inkar edip mürted olmaz, bir kısmı da tasdik edip yüksek derecelere kavu mazdı. Miraç hakkında Ehl-i sünnetin hükmü öyledir: (Resulullahın Mekkeden Mescid-i Aksaya götürüldü üne inanmıyan kâfir olur. Göklere ve bilinmiyen yerlere götürüldü üne inanmıyan ise sapık olur.) [Ruh-ul-beyan, Bahr-ür-raık] Allahü Teâlânın Kudreti Birkaç saniyede Mekkeden Kudüse götüren Allahü teâlâ, neden daha uzaklara, Cennete, Cehenneme götüremesin? Allahü teâlânın kudretinden ancak kâfirler üphe eder. Miraç hakkında birçok hadis-i erif vardır. Birkaçı öyle: ( sra gecesi [Miraca çıktı ım zaman] Cennetin kapısı üzerinde "Sadakanın sevabı on, ödünç vereninki ise on sekiz mislidir." yazılı oldu unu gördüm.) [ bni Mace] ( sra gecesi, Ar ın nuruna garkolmu bir zat görüp sordum: - Bu kimdir, bir melek midir? - Hayır melek de ildir. - Peygamber midir? - Peygamber de de ildir. - Öyle ise kimdir? Cebrail aleyhisselam dedi ki: - Devamlı Allahı hatırlayan, kalbi mescidlere ba lı ve ana-babasına asi olmayan bir kimsedir. ( bni Ebiddünya) ( sra gecesinde Mele-i alaya u radım. Cebrail aleyhisselamın ha yetullahtan eski bir kilim gibi titredi ini gördüm.) [Deylemî] (Göklere çıkarıldı ım zaman, geçti im gö ün her katında "Muhammedün Resulullah" hemen arkasından "Ebu Bekr-i Sıddik" yazılı oldu unu gördüm.) [Ebu Nuaym] (Kurey ten Miracımı inkar edenler olunca, Allahü teâlâ Mescid-i aksayı gözümün önüne getirdi. Ben de bakıp sorduklarına cevap verdim.) [Buharî] (Miraca çıkarıldı ımda, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve gö üslerini tırmalayan kimseler gördüm. Bunların kim oldu unu Cebrail aleyhisselama sordum. "Bunlar gıybet ederek insanların etini yiyen, ahsiyetlerini zedeliyen kimselerdir " dedi.) [Ebu Dâvud] (Miraçda Cehenneme baktım. Kokmu le yiyenler gördüm. Bunların kim oldu unu sordum. Cebrail aleyhisselam, "Bunlar, gıybet etmek suretiyle insanların etlerini yiyenlerdir" dedi.) [ .Ahmed] (Miraçta Cennet ırmaklarını gösterdiler. Sonra elli vakit namaz farz kılındı.) [Buharî] Peygamber efendimizin Mescid-i Aksadan sonra beden ile çe itli yerlere gitmesine dalalet fırkalarından Mutezile inanmamı tır. Bugün de Mutezile kafalı yazarlar, Miraç mucizesinin bu kısmını inkar ediyorlar. Gerekçeleri de dinden uzak olduklarını gösteriyor. Peygamber efendimizin götürülü ünü - hâ â- Allahın bulundu u bir yere götürüldü ünü zannediyorlar. Onun için de -hâ â- (Allahın huzuruna kadar gitti.) diyorlar. Allahü teâlâ

mekandan münezzehtir. Onun görmedi i yer yoktur. Bunun için (Allahın huzuruna kadar) demek mekan ittihaz etmek olur. Allahü teâlâ Musa aleyhisselam ile Tur da ında konu mu tur. Peygamber efendimizle de bilinmeyen bir yerde konu mu tur. Konu ulan yeri - hâ â- Allahın yeri kabul etmek ahmaklık olur. Kâfirler Övülüyor Sual: Müste riklerin ve Hintli Hamidullahın görü üne uygun olarak ([Budizmin kurucusu] Buda, [Çinli filozof] Konfüçyüz ve [Yunanlı felsefeci] Sokrat peygamber idi. Re at Khalife rahmetle anılacak bir müslümandır.) diyor. CEVAP Bir kâfire peygamber diyen müslüman ise, müslümanlıktan çıkar. Cehennem Sonsuzdur Sual: bni Teymiyye gibi (Cehennem azabı sonsuz de ildir.) diyor. CEVAP Kâfirlerin Cehennemde sonsuz kalacaklarına dair bir çok ayet-i kerime vardır. (Bekara 81, Ahzab 65, Fussilet 28, Zuhruf 74) Allahü teâlâ Görülmez mi? Sual: Yazar, Mutezilenin görü üne uygun olarak (Allah dünyada görülemiyece i gibi Cennette de görülmez) diyor. CEVAP Evliyanın büyüklerinden S. Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyuruyor ki: (Mirac gecesi Resulullahın Allahü teâlâyı, kalb ve rüya ile de il, ba gözü ile gördü üne iman ederiz. Cabir bin Abdullaha, "Peygamber efendimizin (Necm) suresinde (Elbette Onu gördü) mealindeki onüçüncü ayet-i kerimesi üzerine, ( ek ve üphe yok ki ben Rabbimi gördüm) ve (Sidre-i müntehada Rabbimi gördüm; öyle ki, ilahi vechinin nuru, benim için zahir oldu) buyurdu unu bildirdi. bni Abbas hazretleri, (Mirac gecesinde Resulullah Allahü teâlâyı gördü. Hullet Hz. brahim için, kelam Musa aleyhisselam için, rüyet de Muhammed aleyhisselam için olmu tur) dedi.) [Gunye] [Hullet, dostluk, Kelam, konu ma, Rüyet, ba gözü ile görme demektir.] Bu görmenin nasıl oldu unu da mam-ı Rabbanî hazretleri öyle bildiriyor: (O Server, Mirac gecesinde Rabbini dünyada de il, ahırette gördü. O gece, zaman ve mekan çevresinden dı arı çıktı. Ezelî ve ebedi bir an buldu. Ba langıcı ve sonu bir nokta olarak gördü. Cennete gideceklerin, binlerce sene sonra, Cennete gidi lerini ve Cennette olu larını gördü. te o makamdaki görmek, dünyada görmek de ildir. Ahıret görmesi ile görmektir. Bu görmeyi dünyada gördü demek mecazdır. Dünyadan gidip gördü ü ve yine dünyaya geldi i için dünyada gördü denilmi tir.) [Müjdeci Mektublar 283] Mevlana Halid-i Ba dadi hazretleri de buyuruyor ki: (Muhammed aleyhisselam Allahü teâlâyı Miracda gördü. Ancak bu görmesi dünyadaki görmek gibi de il idi.) [ tikadname] "Müminler Allahı Görecektir" mam-ı Rabbanî hazretleri, (Enam) suresinin 103. ayet-i kerimesini açıklarken (Müminler, ahırette Allahü teâlâyı göreceklerdir) buyuruyor. (C.3, m.44 ve 90) mam-ı Nevevi hazretleri (Ona gözler eri emez demek, Onun zatının künhünü [hakikatini] gözler idrak ve ihata edemez demektir. Yoksa rüyet haktır.) buyuruyor. Bid' fırkalarından Mutezile ile Hariciler, (Enam) suresinin 103. ayetini delil getirerek, at (Ona gözler eri emez) ayetine göre dünyada ve ahırette Allahı görmek imkansızdır, dediler. Bunun yanlı oldu unu, Kur' kerim ve hadis-i erifleri bildiriyor. (Beydavi) an-ı Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri, (Tekmil-ül-iman) kitabında buyuruyor ki: Dünyada Allahü teâlâ anla ılmadan bilinece i gibi, ahırette de anla ılmadan görülecektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kıyamette Rabbinizi, dolunayı gördü ünüz gibi görürsünüz.) [Buharî, Müslim]

Peygamberimiz Ümmi di Batılı kâfirler gibi (Peygamber, ümmi de il, okur-yazar idi.) diyor. Batılılar, Peygamber efendimizin bu bilgileri, papazlardan ve daha ba ka kimselerden ö rendi ini söyleyebilmeleri için onun okur-yazar oldu unu söylüyorlar. Peygamber efendimizin ümmi oldu u, yani okur-yazar olmadı ı pek me hurdur. Bütün bilgileri vahy ile Allahü teâlâdan ö rendi. Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: an-ı (Sen bundan [Kur' kerim indirilmeden] önce, bir yazı, bir kitap okumadın, elinle an-ı de yazı yazmadın. Böyle olsaydı, bâtıl yoldakiler üpheye dü erlerdi.) [Ankebut 48] (Yanlarındaki Tevrat ve ncilde [ismini ve sıfatını] yazılı buldukları ümmi nebi olan o Resule [Muhammed aleyhisselama] tabi olanlar.) [Araf 157] (Allaha ve Onun ümmi nebi olan Resulüne [Muhammed aleyhisselama] uyun ki do ru yolu bulasınız.) [Araf 158] lk ayet inip (Rabbinin ismi ile oku!) buyurulunca, Peygamber efendimiz, (Ben okuma bilmem) dedi i me hurdur. Faize Cevaz Sual: Üstadı Abduh, dü ük faize cevaz veriyordu. Bu da (Faiz helal, riba haramdır) diyor. CEVAP Hâlbuki faiz ile riba aynıdır. Faiz yedi büyük günahtan biridir. (Buharî) Kur' kerimde de faizin haram oldu u bildirilmi tir. (Bekara 275-279) an-ı Faizin haram oldu unu bildiren birçok hadis-i eriflerden biri öyle: (Mirac gecesi, karınları ev gibi, içleri yılan dolu insanlar gördüm. Bunların kim oldu unu Cebrail aleyhisselama sordum. Faiz yiyenler oldu unu bildirdi.) [ bni Mace] Reenkarnasyon hurafesi Sual: Reenkarnasyon hurafesine (Olabilir) diyerek zihinleri bulandırıyor. CEVAP Dirili le ilgili Kur' kerimde bildiriliyor ki: an-ı lk insan çamurdan, sonrakiler, nutfeden yaratıldı. Nutfe kan pıhtısı, sonra et olur, sonra can verilir. Herkes ölür, Kıyamette dirilir. (Müminun 12-16) nsanlar ilk ölümden ba ka bir ölüm tadmıyacaklar. (Duhan 56) Cehennemde ölüm yoktur. (Ala 13) Bekara suresinin (Allah sizi ölü iken diriltti. Sonra öldürecek, sonra diriltecek, nihayet Ona döndürüleceksiniz.) mealindeki 28. ayetini, Beydavi ve di er tefsirler öyle açıklıyor: Çocu un ana rahminde can verilmesinden önceki hali için ölü, can verilmesine de diriltme tabiri kullanılmı tır. Yani insan, bir defa ana rahminde diriltiliyor, bir de kabirden sonra diriltiliyor. ki ölü hali vardır. Biri ana rahmindeki canlılıktan önceki durumu, bir de kabirdeki hali. Böylece iki ölüm, iki diriltme hadisesi oluyor. Kadınlık Halleri Sual: Yazar, (Kadın, hayz halinde, namaz kılar, oruç tutar, Kur' okur, tavaf eder. an Kur' abdestsiz hatta cünüp el sürülür ve okunur.) diyor. ana CEVAP (Merakıl-felah) ha iyesi ve bunun tercümesi olan (Nimet-i slâm) kitabında diyor ki: Cünüp, namaz kılamaz, Kur' kerim okuyamaz, Mushafa ve ayetlere dokunamaz, an-ı mescide, camiye giremez. Kâbeyi tavaf edemez. Abdestsiz olarak da namaz kılamaz, tavaf edemez ve Mushafı tutamaz, yani bir ayet bile olsa, abdestsiz Mushafa el süremez. Hayz ve nifas halinde haram olup yapılamıyan eyler: 1- Namaz kılamaz. [Cünüp gusletmedikçe namaz kılamaz (Nisa 43), hadis-i erifte, (Müstehaza [özürlü kadın] hayzlı iken namaz kılamaz, fakat hayzı bitip özrü devam ederken kılar) buyurulmu tur. (Ebu Dâvud, Darimi)] 2- Oruç tutamaz. [Hz.Ai e validemizin nakletti i hadis-i erifte, hayzlı iken tutulamıyan orucu kaza etmek gerekti i, kılınmıyan namazları kaza etmek gerekmedi i

bildirilmi tir. (Buharî) Hz. Havva validemiz, Ramazan ayında hayz olunca, Allahü teâlâ, namaz kılmamasını ve oruç tutmamasını, hayzlı iken kılamadı ı namazları kaza etmemesini, fakat orucu kaza etmesini emretmi tir. (Mevkufat)] 3- Kur'an-ı kerim okuyamaz. Hadis-i erifte (Hayzlı ve cünüp olan, Kur'andan bir ey okuyamaz) buyuruldu. [Bunu (Tirmizî, bni Mace ve Taberânî) nakletmektedir.] 4- Mushafa el süremez. Çünkü Kur' kerimde (Ona [Kur' kerime] temiz an-ı an-ı olanlardan ba kası dokunamaz.) buyuruluyor. (Vakıa 79) [Bu ayet-i kerimeyi açıklıyan Peygamber efendimiz, (Kur'ana ancak temiz olan el de direbilir.) buyurmu tur. (Nesâî)] 5- Camiye, mescide giremez. Hadis-i erifte, (Cünüp ile hayzlıya mescide girmek helal olmaz.) buyuruldu. ( bni Mace) 6- Kâbeyi tavaf edemez. Çünkü tavafta abdestli olmak gerekir. Hadis-i erifte, (Beytullahı tavaf etmek, namaz kılmak gibidir.) buyuruldu. (Tirmizî, Hakim) 7- Zevciyet muamelesinde bulunulamaz. (Bekara 222 - Kitab-üt-tahare) Hayzlı kadın, her çe it duâ okur, tesbih çeker. Saç ve tırnak kesebilir. Cünüp olan saç ve tırnak kesemez. Bütün fıkıh kitaplarında böyle açık yazarken Mushafı abdestsiz olarak tutanlar, tutturanlar, gusülsüz Kur' kerim okuyanlar ve okutanlar, büyük vebal altındadır. an-ı Elimizde, bni Abidin, Mülteka, Hidaye, Hindiyye, Kuduri, Gurer ve Dürer gibi bir çok fıkıh kitabı varken, nakli esas almayan, kendi görü ünü din olarak bildiren Mısırlı, Suriyeli yazarların kitaplarına itibar edilmez Türkçe Namaz mı? Sual: Yazar, (Her millet, namazda okunan sureleri, ayetleri, namaz kılarken kendi lisanı ile, yani tercümesini okuyabilir.) diyor. CEVAP Diyanetin hazırladı ı Kur' kerim mealinin önsözünde diyor ki: an-ı (Kur' kerim, yalnız Türkçeye de il, hiçbir dile hakkıyle çevrilemez. Eski tefsirlerin an-ı ı ı ı altında verilen manalara da tercüme de il, meal demek uygundur. Kur' yalnız anın manasını ifade eden sözleri, Kur' hükmünde tutmak, namazda okumak caiz olmaz. Hiçbir an tercüme, aslının yerini tutamaz.) bni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki: (Kur' kerimi Arabiden ba ka harf ile an-ı yazmak ve ba ka dile tercüme edip, Kur' kerim yerine bunu okumak, sözbirli i ile an-ı haramdır. Arabiden ba ka harf ile yazmak ve böyle yazılmı Kur' okumak haramdır. anı Kur' kerimi Arabi harflerle, okundu u gibi yazmak sureti ile de i tirmek bile, sözbirli i an-ı ile haramdır.) [Fetava-i fıkhiyye s.37] Oruç kefareti Sual: Yazar, (Oruç kefareti diye bir ey yoktur) diyor. CEVAP Geceden niyetli orucunu, kasten bozana kefaret gerekti i din kitaplarının hepsinde yazılıdır. Kütüb-i sitte denilen me hur altı hadis kitabından Buharî, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî ve Nesâîde mevcuttur. Bu kitaplarda bulunan Hz. Ebu Hureyrenin rivayet etti i hadis-i erif öyle: Bir kimse, Peygamber efendimize gelerek (Helak oldum ya Resulallah) dedi Peygamber efendimiz, kendisini helak eden eyin ne oldu unu sordu. O da Ramazan orucunu kasten bozdu unu söyledi. Peygamber efendimiz, bir köle azad etmesini bildirdi. Kölesi olmadı ını bildirince, aralıksız iki ay oruç tutmasını emretti. Bunu da yapamıyaca ını bildirince, fakir doyurmasını bildirdi. slâm âlimleri de, geceden niyetli orucunu bozan kimsenin kefaret olarak, varsa bir köle azad etmesini, yoksa pe pe e altmı gün oruç tutmasını, tutamazsa, altmı fakiri doyurmasını bildirmi lerdir. (R. Muhtar) Peygamber efendimizin bildirdi i hükmü kabul etmiyen Allahü teâlânın emrini kabul etmemi olur. Çünkü Kur' kerimde mealen buyuruyor ki: an-ı (Resule itaat eden, Allaha itaat etmi olur.) [Nisa 80] (Peygamberin emrine uyun, nehyetti inden sakının.) [Ha r 7]

çki çmek Sual: arap dı ındaki her içkiyi, sarho olmıyacak kadar içmek caizdir. diyor. CEVAP arap dı ındaki içkilerin mesela rakının, ampanyanın, votkanın haram oldu unu bilmiyen müslüman var mıdır? Bu husustaki birkaç hadis-i erif öyle: (Ço u sarho eden içkinin, azını da içmek haramdır.) [Nesâî] (Sarho eden her içki haramdır.) [Müslim] (Bir zaman gelir ki, arabın adı de i tirilip helal sayılır.) [ .Ahmed] Kâfirle evlenmek Sual: (Müslüman kadın ve erkek, kâfirlerle evlenebilir.) diyor. CEVAP Müslüman kadın, kitaplı veya kitapsız kâfir ile evlenemez. (Mümtehine 10) Müslüman erkek ise, sadece kitapsız kâfir ile evlenemez. (Bekara 221) Müslüman erkek, kitap ehli hıristiyan ve yahudi kadınla evlenebilir. (Maide 5) Kitaplı kâfir kadın, zimmi ise evlenmek tenzihen mekruh, harbi ise tahrimen mekruhtur. Bugün dünyada zimmi kadın olmadı ına göre, zaruret olmadıkça, kitaplı kâfir kadınlarla evlenmemelidir! (R.Muhtar) Kadının Sesi Sual: (Kadının sesi haram de ildir, namahrem erkeklerle konu abilir.) diyor. CEVAP Kadınlar zaruret olmadıkça namahrem erkeklerle konu ulmaz. Ramuzun 469. sayfasında yazılı ilk hadis-i erif öyle: (Ey kadınlar, ancak mahreminiz olan erkeklerle konu un, mahreminiz olmıyanlarla konu mayın!) [ bni Said] [Mahrem, kendisi ile evlenmek haram olan amca, dayı gibi yakın akraba demektir. Namahrem, kendisi ile evlenmek haram olmıyan yabancı erkekler demektir.] Kadın ve Cuma Namazı Sual: (Kadınlara da cuma namazı farzdır.) diyor. CEVAP Yalnız erkeklere farz oldu u çe itli hadis-i eriflerle bildirilmi tir. Bunlardan iki tanesi öyle: (Cuma namazı, köle, kadın, çocuk, hasta hariç, her müslümana farzdır.) [Ebu Dâvud, Hakim] (Namaz kıldırması için bir erke e emredeyim, sonra da cuma namazına gelmiyen erkeklerin evlerini ba larına yıksam diye dü ündüm.) [Buharî] Kürtaj Sual: (Sa lık, estetik, ekonomik ve sosyolojik gibi sebeplerle kürtaj caizdir) diyor. CEVAP Saymadı ı ba ka bir sebep kalmadı. Uzuvları te ekkül ettikten sonra çocuk aldırmanın caiz olmadı ı bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. (R.Muhtar) Tesettür Sual: (Eskiden, cariyeden ayırt etmek için, hür kadınlar örtünürdü. Bugün için böyle bir eye ihtiyaç olmadı ı için, kadınların örtünmesi gerekmez) diyor. CEVAP Cevap vermeye de mez. Her müslüman tesettürün farz oldu unu bilir.

Ay’ın ikiye ayrılması Sual: Yazar, Re it Rıza ve di er mezhepsizler gibi, mucizeleri tevil ve inkar etmekte ( akkul-kamer yani Ayın ikiye ayrılması, fiili de ildir. Peygamber böyle bir görüntü meydana getirdi) diyor. CEVAP Kâfirler de bu mucizeye inanmamı lardı. Peygamber efendimizden mucize istemi ler, O da mübarek parma ı ile Aya i aret edince, Ay ikiye ayrılmı , sonra birle mi ti. Mü rikler, buna da itiraz edip "büyü" demi lerdi. Bu mucize ile ilgili ayet-i kerimenin meali öyle: (Kıyamet yakla tı, Ay yarıldı. Onlar [mü rikler] bir mucize görünce hemen yüz çevirirler ve "Eskiden beri devam ede gelen bir sihir [büyü] derler.) [Kamer 1,2] Görüldü ü gibi yazar, bu mucizeyi de inkar ediyor. Siccin Ta ı Sual: Üstadı mason Abduh gibi (Ebrehenin ordusunu helak eden siccin ta ları, veba mikroplarıdır.) diyor. CEVAP Elmalılı Hamdi Yazır bile, Abduhun görü ünü tenkid etmi tir. Oruca Geç Ba lamak Sual: (Ortalık iyice aydınlandıktan sonra oruca ba lanır) diyerek milletin orucunu ifsad ediyor. CEVAP Bekara suresinin 187. ayetinde mealen (Sabahın beyaz ipli i [aydınlı ı] siyah ipli inden ayırdedilinceye kadar yiyip için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın!) buyurulmu tur. Bu ipliklerin, gündüzün beyazlı ı ile gecenin siyahlı ı olduklarını anlatmak için, daha sonra fecrin kelimesi nazil oldu. Gündüzün beyazlı ı ile gecenin siyahlı ı, iplik gibi birbirinden ayrılınca, oruca ba lanır. Sabah namazının vakti girmeden önce yiyip içme kesilir. (R. Nasıhin) Reform Yapacakmı Sual: (Bugün camilerde kılınan namazlar, peygamberin kıldı ı namaza uymuyor) diyor. CEVAP Namazın nasıl kılınaca ını da bildirmiyor. Namaz kıldırmamak için her yola ba vuruyor. Yazar, namaz kılmadı ı, oruç tutmadı ı, her çe it günahı i ledi i için, (Amelsiz iman makbul, fakat imansız amel makbul de ildir.) diyor. Sözü do ru ise de, maksadı ba kadır. (Namaz kılmasam da, her günahı i lesem de bana kâfir diyemezsiniz.) demek istiyor. (Kur' zamana ve mekana göre yeniden ictihadımla yorumlayıp "Ça da ilmihal" anı yazaca ım.) diyor. Yani, ictihad adı altında dinde reform yapmak ve bütün sapık fikirlerini buraya koymak, böylece halkı zehirlemek istiyor. Sormazlar mı Osmanlı dünyaya nasıl hükmetti? Sual: Bir yazar, (Osmanlı döneminde slâm hukuku bir fıkıh mezhebi ile sınırlandı ı için slâmiyet büyük darbe yemi tir. Bütün fıkhi mezhepler birle meli, herkes tek yolda yürümelidir) diyor. CEVAP Mezhep, Cennete götüren yolun, vasıtanın adıdır. Bir yere otobüsle, trenle, vapurla veya uçakla gidilebilir. "Dördü de gitmez, yalnız biri gider" veya "Bütün yolları kaldırmalı, sadece bir yoldan gitmeli" demek yanlı tır. Hak olan mezheplerin hepsi de, insanı Cennete götürür. Mezheplerin rahmet oldu u, müslümanlara kolaylık olması için Allahü teâlânın izin verdi i hadis-i erifle sabittir. tikadda zaten mezhep tektir. tikadda ayrılık olmaz. Fakat fıkhi mezhepleri kaldırmak, Peygamber efendimizin bildirdi i rahmeti yok etmeye çalı mak demektir. Mezhepleri birle tirmek, her mezhepteki kolay hükümlerle amel etmek telfıktır. Telfık de bâtıldır. (Hulasat-üt-tahkik)

Yine bir yazar, (Mezhepler, geleneklere ba lılıktan do mu tur. Kur' irtibat kurup, anla serbestçe, mezheplerüstü dü ünmeli, bir mezhebe ba lanmamalıdır. Ben, Kur' göre ana hareket ederim, mezhebe uymam) diyor. Yazarın (Ben, Kur' göre hareket ederim, mezhebe uymam) demesi, (Ben devletin ana emrine uyarım. Fakat, kanunu, polisi, hakimi dinlemem) demeye benzer. Çünkü Kur' ana uymak demek, dört hak mezhepten birine uymak demektir. slâm ayrı, mezhep ayrı de ildir. Selefilik, vehhabili in ba ka adıdır Sual: tikadda tek mezheb, Ehl-i sünnet vel cemaattir. Amelde ise dört hak mezheb vardır. Son zamanlarda, selefiyye mezhebi diye bir ey çıkardılar. bni Teymiyyeciler, selefiyiz diyorlar. Selef kime denir? CEVAP Eshab-ı kirama, tabiine, tebe-i tabiine selef veya selef-i salihin denir. Bunların yoluna "Ehl-i sünnet vel-cemaat" denir. Bid’at ehli bazı kimseler, selef kelimesini istismar ediyorlar. (Selefiyye mezhebi, selefin yoludur) diyorlar. mam-ı a' zamın, mam-ı E arinin, mam-ı Matüridinin yolu selefin yolu de ilmi gibi bir intiba vermeye çalı ıyorlar. Bazı sapıklar da çıkıp, (Peygamberiyye mezhebi) kursa, buna da bu peygamberin yoludur dese itibar edilir mi? mam-ı Gazalî hazretleri, Eshab-ı kiramın yolu olan Ehl-i sünnet itikadını anlatıp, ( te selefin mezhebi budur) buyuruyor. tikadda mezheb tektir. Çünkü itikadda ayrılık olmaz. tikadda mezhebimiz Ehl-i sünnet vel- cemaattır. Ehl-i sünnet fırkasının me hur iki imamı vardır. Birincisi mam-ı E ari, ikincisi mam-ı Matürididir. kisinin ictihadları arasındaki farklılık temelde de ildir. E er farklılık temelde olsa idi, birisi Ehl-i sünnet itikadından ayrı olsaydı, elbette onun itikadı Ehl-i sünnet kabul edilmezdi. Amelde mezhepler Amele ait bir mezhebde farklı ictihadlara sahip imamlar olabilir. Mesela mam-ı a' zam ile mam-ı Ebu Yusufun ictihadı farklı olabilir. Farklı olması, rahmet olup Hanefi mezhebine aykırı olmaz. mam-ı E ari ile mam-ı Matüridi arasında iman konusunda temelde ayrılık yoktur. Hatta biri Hanefilerin, di eri afiîlerin imamı demek de do ru de ildir. kisi de ehl-i sünnetin imamlarıdır. mam-ı Rabbanî ve mam-ı Matüridi, hanefi mezhebine göre amel ettikleri için itikadda Hanefi imamları olarak bilinmektedir. Ebul Hasen-i E ari de afiîye göre amel etti i için itikadda afiî imamı olarak tanınmaktadır. Bir afiî, mam-ı Matüridi gibi inansa veya bir Hanefi, mam-ı E ari gibi inansa Ehl-i sünnet olmaktan çıkmaz. Fakat bir kimse, amele ait bir hükümde ihtiyaçsız kendi mezhebini bırakıp, ba ka bir mezhebin hükmü ile amel etse mezhebsiz olur. (Hulasat-üt-tahkik) Hiçbir slâm âlimi, selefiyye mezhebi diye bir mezhebden bahsetmemi tir. Türkiyede ilk defa emekli postacı denilen bir sapık, bu sapıklı ı ortaya çıkarmı tır. bni Teymiyyeciler, selefiyiz diyorlar. Selefilik, vehhabili in ba ka adıdır. Emekli postacı, selefiyye mezhebinde oldu u için Elhamdülillah diyor. Bu postacının yolundan giden bazı selefi yazarlar, itikadda hak olan mezhebi üçe ayırıyorlar. Hâlbuki Tirmizînin bildirdi i hadis-i erifte (Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, yetmi ikisi Cehenneme gidecektir) buyurulurken, üç fırkaya fırka-i naciye denir mi, itikadda üç tane hak mezheb olur mu? Fırka-i naciye denilen kurtulu fırkası bir tanedir. O da Ehl-i sünnet-vel-cemaattir. Hadis-i erifle de bildirildi i gibi, di erleri Cehenneme gidecektir. (Hadika) Günümüzde mezhebsiz bir prof. bir kitap yazıyor. O zihniyetteki ba ka bir prof. da, mezhebsizlik üzerine yazılar yazıyor. Kaynak olarak da mezhebsiz bir profu gösteriyor. Din konusunda günümüzdeki böyle kimselerin yazısı hüccet olur mu? slâm âlimlerinden nakletmiyorsa yazılarının hiç kıymeti olmaz. Mesela mezhebsiz bir yazar, Miracı inkâr edici bir yazı yazıyor. Sahih hadislere mevzu diyor. ( nanmazsanız falanca profesörün u kitabına bakabilirsiniz) diyor. Kendisi senet olmadı ı gibi, kaynak olarak gösterdi i mezhepsiz de senet de ildir. Müslümanlar karde tir Bir mezhebde bulunan müslüman, di er üç mezhebdeki müslümanları karde bilir. Onları incitmez. Birbirlerini severler, yardım ederler. Allahü teâlâ, müslümanların imanda

birle melerini, emrediyor. Böyle inanmaya, Ehl-i sünnet denir. Bütün müslümanların, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi inanmaları gerekir. Sonradan çıkan Selefiyye veya mezhebsizlik inanı larının bozuk oldu unu bildiren muteber kitaplar çoktur. Amelde mezheblerin bir olmayıp, çok olmasının, lüzumlu, faydalı oldu u, akıl ile de kolay anla ılmaktadır. nsanların yaratılı ları birbirlerine benzemedi i gibi, sıcak çölde ya ayanlara, bir mezhebe uymak kolay olurken, kutuplara yakın yerlerde ya ayanlara, ba ka mezhebe uymak kolay geliyor. Da da ya anlara, bir mezheb kolay iken denizcilere, bu mezheb güç oluyor. Bir hastaya bir mezheb kolay iken, ba ka hasta için, ba ka mezheb kolay oluyor. Tarlada çalı anlarla, fabrikada çalı anlar için de, bu ayrılı görülmekdedir. Herkes, kendine daha kolay gelen mezhebi seçip, taklid ediyor veya bu mezhebe tamamen geçiyor. Mezhebsizlerin istedikleri gibi, tek bir mezheb olsaydı ve herkes tek bir mezhebe uymaya zorlansaydı, bu hâl çok güç, hatta imkânsız olurdu. Resulullahın rahmet olarak bildirdi i, dört hak mezhebden birine uymak gerekir. (Hadika) “Kötüler iyi, iyiler kötü gösterilmedikçe, Kıyamet kopmaz.” Mezhepsizler, en fazla 50-100 sene önce ya amı tır. imdi uculuk, buculuk adı altında çe itli dini gruplar meydana çıkmı tır. Bu gruplar çıkmadan önce, dinimiz noksan mıydı? Günümüzdeki mezhepsizlerin kitabını okumamı olan eski insanlar, slâma göre amel etmiyor muydu? tikadları mı bozuktu? Onlar yanlı yolda iseler, imdiki mezhepsizler nasıl do ru yolu bulabilir? Kur' sünnete göre denirse, onların elinde bunlar yok muydu? ana, Mezhepsizin biri (Bir hadise bakarım, Kur' aykırı ise onun uydurma oldu unu ana anlarım) diyor. mam-ı Gazalî ve di er slâm âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis oldu u böyle bir yolla nasıl tesbit edilir? mam-ı Gazalî hazretleri, bir hadisin Kur' kerime aykırı an-ı oldu unu bilmiyecek kadar cahil miydi? slâm âlimlerini tenkid etmek çok kötüdür. Çünkü âlimler kıymetli kimselerdir. Hadis-i erfte buyuruldu ki: (Âlimler, yeryüzünün kandilleri, peygamberlerin halifeleri, benim ve di er peygamberlerin varisleridir.) [Ebu Nuaym] Abduh, ölünce, çömezler de, bo durmamı , gadab-ı ilahinin tecellisine sebep olan çok sayıda zararlı kitablar ne retmi lerdir. Mesela Re id Rıza, Muhaverat kitabında, üstadı mason Abduh gibi, Ehl-i sünnetin dört mezhebine saldırmı , mezhebleri fikir ayrılı ı sanarak ve ictihad usul ve artlarını, taassub ve münaka a eklinde göstermi , (Mezhebler slâm birli ini bozmu tur) diyecek kadar dalalete dü mü tür. Dört mezhebden birini taklid eden, bin seneden beri gelmi milyonlarca halis müslüman ile alay etmi tir. Asrın ihtiyaçlarını kar ılamayı, dini, imanı de i tirmekte arayacak kadar dinden uzakla mı tır. Sonra gelenlerin önceki âlimlerden kıymetli olması mümkün müdür? Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece Kıyamete kadar hep bozulur.) [Hadika] ( nsanların en hayırlısı, en iyisi benim asrımda bulunanlar [Eshab-ı kiram]dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [tabiin]dir. Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler [tebe-i tabiin]dir. Artık bundan sonra yalanlar yayılır.) [Buharî] (Sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlar.) [ .Asakir] (Kötüler iyi, iyiler kötü gösterilmedikçe, Kıyamet kopmaz.) [Haraiti] Kurtulu Yolu Resulullahın övdü ü islâm âlimlerinin hepsi, Cehennemden kurtulaca ı müjdelenen fırkanın (Ehl-i sünnet vel-cemaat) oldu unu sözbirli i ile bildiriyor. Aklı olan, bin seneden beri gelmi olan islâm âlimlerinin övdükleri Ehl-i sünnete mi uyar, yoksa, türedi Abduhçulara mı inanır? Mezheb imamlarının, benim sözümü bırakın, hadise uyun buyurmaları, kendi talebeleri için idi. Talebeleri de müctehid idi. Müctehidin kendi ictihadına uyması gerekir. Hiç bir müctehid, di er müctehidin ictihadına yanlı demez, diyemez. Çünkü her müctehide, kendi ictihadı haktır, do rudur. mam-ı a' hazretlerinin, mam-ı Ebu Yusüf ve mam-ı Muhammed gibi müctehid zam talebelerinin, mam-ı a' zama uymayan sözleri, onu be enmemek, kabul etmemek de ildir. Kendi ictihadlarını bildirmektir. Bunu bildirmekle vazifelidirler. Peygamber efendimiz, her biri birer müctehid olan Eshab-ı kirama, Kitab ve Sünnette bulamadıkları meselelerde ictihad etmelerini emir buyurdu. Kendilerinden daha yüksek

olsalar da, ba kalarının ictihadına uymamalarını emir buyurdu. te bunun için mam-ı a' zam hazretlerinin müctehid talebeleri, kendilerinden çok yüksek olan hocalarının ictihadlarına tabi olmaz, kendi ictihadları ile hareket ederlerdi. Dört mezheb arasındaki farklar da bundan ileri gelmektedir. (Hadika) Câmi ve kilise Sual: Bir e itimci profesör diyor ki, (Kilisede olanlar, câmide olmalı. Felsefe, müzik, resim kilisede oldu u gibi câmilere de sokulmalı. Kur’ânı yeniden yorumlayıp zamana uydurmalı. Kur’ânı her ça da, o asrın teknolojisine göre yeniden tefsîr etmeli.) Acaba bu adam kilisede mi dünyaya gelmi , yoksa babası bir papaz mı diye soracaktım ama neyse, bunun nerede dünyaya geldi i ve babasının kim oldu u beni ilgilendirmiyor. Siz söylediklerine cevap verir misiniz? CEVAP Bir kimsenin ihtisası dı ında ilmî konularda konu ması ne kadar uygunsuz oluyor. Hırıstiyanlık, Müslümanlıkla aynı mı da, kilisede olanlar, câmide olmalı deniyor? Niçin kilisede olan câmide olmalıdır? E er kilisede olan, câmide olacaksa, ne diye Müslümanlık gelmi tir? Herkes Hıristiyan olur, kilisede müzik konseri verir, resim sergisi açar ve her istedi ini yapar. Fakat Müslüman olan, câmide her istedi ini yapamaz. Allahü teâlâ ne istiyorsa, ancak onu yapar. Kilisede konser var diye câmiye de sokarsak, kilisede put var diye câmiye put koyarsak, kilisede arap var diye câmiye arap koyarsak, câminin eytanın evi olan kiliseden ne farkı kalır? mâm yerine bir de papaz getirilir. E itimci prof. câmiyi kiliseye çevirerek müslümanları gâvurla tırmak mı istiyor? Her derne in bir tüzü ü vardır. Kiminde, (18 ya ından küçükler giremez) yazılıdır. Bir çocuk severler derne ine, her ya taki çocuk geliyor diye, bu derne e de, 18 ya ından küçük olanı almak tüzü e aykırı olmaz mı? Bunun gibi slâm dîninin de, belli hükümleri vardır. Kilisenin kanununa uyulmaz, Müslümanlı ın kanununa uyulur. Müzik kelimesi, Yunanlıların büyük putları olan Zeüs’ün kızları sayılan Mausa (Müz) denilen 9 heykelin adından alınmı tır. Müzik, lâhî dinlerde büyük günâhtır. ncil’in yasak etti i müzi i, sonradan papazlar, Hıristiyanlı a soktular. Bozuk dinler, rûhları besliyemedi i için, müzi in nefse ho gelmesi rûhânî te’sîr sanıldı. Batıdaki müzik, kilise müzi inden do du. Bugün yeryüzünü kaplıyan bozuk dinlerin hemen hepsinde, müzik ibâdet hâlini almı tır. Müzikle, nefsler keyiflenmekte, ehvânî duygular rahat bulmakta, rûhun gıdâsı olan ibâdetler unutulmaktadır. nsanı, alkolik ve morfinman gibi gaflet içinde, uyu uk ya atmaktadır. Böylece çok kimsenin ebedî saâdetten mahrûm kalmasına sebep olmaktadır. slâm dîni, insanları bu felâketten korumu tur. Dinde reform istiyen e itimci prof. ise, câmide müzik konseri vererek, bizi bu felâkete itmek istiyor. Ayrıca, Kurân-ı kerîmin felsefele mesini isteyip, (Kur’ânı yeniden yorumlayıp zamana uydurmalı) diyor. Kur’ân-ı kerîmin zamana uymıyan nesi vardır? Müslümanları Kur’ân-ı kerîme uydurmayıp da, Kur’ân-ı kerîmi zamanımızdaki insanlara uydurmak, ne kadar çirkin bir teklîftir. Her kafadan bir ses çıkartıp, müslümanlı ı Hıristiyanlık gibi bozmak mı istiyor? “Kur’ânı her ça da, o asrın teknolojisine göre yeniden tefsîr etmek gerekir” diyerek Kur’ân-ı kerîmi asra uydurmaya çalı mak çok yanlı tır. Tefsîr, moda kitâbı de ildir. Her ça a, göre de i ik tefsîr olmaz. Dînimiz eksik mi ki tamamlanacaktır? Yoksa fazlalık mı var ki çıkarılacaktır? Dinde eksiklik ve fazlalık olmadı ı için yeni bir tefsîre ihtiyâç olmaz. Dîne yeni bir ey eklemek bid’at olur. Her ça a göre de i ik tefsîr yazmak, dîni her asırda, bozmak demektir. Kur’ân-ı kerîmin ma’nâsını Muhammed aleyhisselâm anlamı ve bize bildirmi tir. Do ru tefsîr kitâbı O’nun hadîs-i erîfleridir. Tefsîr âlimleri, tefsîrlerini, Peygamber efendimizden ve Eshâb-ı kirâmdan naklederek meydana getirdiler. Bunların tefsîrleri her asra uygundur. Kur’ân-ı kerîmin emîrleri, her asırdaki insan için aynıdır. Önceki asırlar için ba ka, sonraki asırlar için ba ka ma’nâsı yoktur. Kur’ân-ı kerîmi en iyi bilen Peygamber efendimizdir. O’nun açıklamaları bellidir. Bundan farklı açıklamak, dîni de i tirmek olur, reform olur. Her asırda, her insana lâzım olan îmân ve ibâdet aynıdır. Asra göre bunlar de i tirilemez. Bundan yarım asır önce, lâhiyat Fakültesi profesörlerince namaz kılma

eklinin de i tirilmesi dü ünülmü , câmilere “Asra göre modern ibâdet âletleri” konulması teklîf edilmi ti. “Zaman sana uymazsa, sen zamana uy” sözü do rudur. Zamana uymak, zamanın gerektirdi i husûslara uymak demektir. Zamanın de i mesiyle, örf ve âdete ait hükümler de i ebilir. Nassa [Kur’ân ve hadîslere], delîle dayanan hükümler zamanla de i mez. Dîne aykırı olmıyan örf ve âdete ait hükümler de i irse, bunlara uymakta mahzûr yoktur. Herkes traktörle, kamyonla giderken, ka nı ile gitmek gerek diye ısrâr edilmez. Fakat günâh olan bir ey, herkes tarafından yapılsa, buna uyulmaz. Zamana ait i lerin de i mesine, zamanın de i mesi denmi tir. Böyle misâller Kur’ân-ı kerîmde de vardır. Meselâ, (köy halkına sor) yerine, (köye sor) denilmi tir. (Yûsüf 82) Türkçe’de de, ( u sınıf tembel) denir. Burada anlatılan, sınıfın kendisi de il, oradaki talebelerdir. Zamana uymak da, zamanın îcâbı olan faydalı i lere uymak demektir. Zararlı, günâh olan eylere uyulmaz. Müslüman takvimi Din dü manı bir yazar, dini ticarete alet edenleri tenkid ederken, din hakkında yanlı bilgi vererek diyor ki: Sual: 1- Hicri takvimin slâmla bir ilgisi yoktur. 2- slâmın dili Arapça olmadı ı için her millet ezanı kendi dili ile okur ve namazı da öyle kılar. Çünkü Selman-ı Farisi, Fatihayı Farsçaya çevirmi tir. 3- Evlenip ço almayı te vik slâmda yoktur. CEVAP 1- Bilindi i gibi hicri kameri bir takvim vardır. Müslümanlar, ibâdetlerini bu takvime, yani kameri aylara göre yaptıkları gibi, oruçlarını da bu takvime göre tutar. Her yıl, on gün önce gelerek Ramazan, her sene de i mekte, yaza, kı a, bahara da gelmektedir. Kefaret orucu tutanlar da bu takvime göre tutar. Mübarek gün ve geceler, bayramlar hep bu takvime göredir. Yazarın, kameri takvimle müslümanlı ın ilgisi yok demesi, kendi bilgisizli ini göstermektedir. 2- slâmın dili arabidir. Ezanı ba ka bir dil ile okumak, namazı ba ka bir dil ile kılmak caiz de ildir. Orucu, Ramazan ayında tutmak Allahın emri oldu u gibi, namazda kıraati arabi okumak da Allahın emridir. Selman-i Farisi hazretleri, Fatihanın tercümesini de il, tefsirini yaptı. Kur' kerimi an-ı tercüme etmek ba ka, yapılan tercümeyi Kur' yerine koymak ba kadır. an Kur' kerimin tercümesini, Kur' hükmünde tutmak ve namazda okumak asla caiz an-ı an de ildir. Allahü teâlâ, Kur' kerimde, (Benim kitabım Arabidir), (Bu Kur'an-ı Arabi an-ı lisanı ile indirdim) buyuruyor. Allahü teâlânın melek ile indirdi i kelimelerin, harflerin ve manaların toplamı Kur' an-ı kerimdir. Kur' kerim Arabiye bile çevrilse, yine Kur' olmaz. Kur' kerimin an-ı an an-ı açıklaması olur. Manası bozulmadan da, bir harfi bile de i ince, Kur' kerim olmaz. Hatta an-ı hiçbir harfi de i meden okunmasında ufak de i iklik yapılırsa Kur' kerim denmez. an-ı Fetava-i fıkhiyyede buyuruluyor ki: (Kur'an-ı kerimi Arabiden ba ka harf ile yazmak ve ba ka dile tercüme edip, Kur'an-ı kerim yerine bunu okumak sözbirli i ile haramdır. Kur'an-ı kerimin tercümesi namazda okunamaz.) Namaz haricinde, her milletin kendi diliyle duâ etmesi caizdir. Vaaz ve nasihatı kendi lisanıyle yapması gerekir. Din için yapılacak di er bütün hizmetler de böyledir. 3- (Sizin çoklu unuzla, di er ümmetlere kar ı iftihar ederim) ve (Velud [do urgan] kadınla evlenin) hadis-i erifi, evlenmeyi te vik etmektedir. Gerekli islâmi terbiye verilemedi inden gençler, namaz kılmamakta, dinden uzakla makta, hatta bir kısmı anar ist olmaktadır. Peygamber efendimiz elbette, böyle gençlikle övünmez. ( ki yüz yılından sonra en iyiniz, hanımı ve çocu u olmıyandır) hadis-i erifi ortam müsait olmayınca, evlenmemenin daha iyi oldu unu göstermektedir. Tekasür suresinin ba ında (Çoklukla övünmek sizi o kadar oyaladı ki, kabirleri de ziyaret ederek, ölülerinizin çoklu unu da hesaba kattınız) buyuruluyor. Dinimizde övünmek uygun de ildir. badetle bile övünmek iyi de ildir. Çok ibâdet iyidir, fakat çok ibâdet yaptı ı için övünmek iyi de ildir. Müslümanların ço alması çok iyidir. Fakat

ço unlukla övünmek iyi de ildir. Sebe suresinin 35. ayet-i kerimesinde de (Biz malca ve evlatça daha ço uz, biz azaba u ratılacak da de iliz) diyerek büyüklenenler kötülenmektedir. Çoklukla büyüklenmek, övünmek ba ka, ço unluk olmayı istemek ba kadır. Bu ikisi birbirine karı tırılarak müslümanların ço almasına engel olunmak istenmektedir. Dinde anar i çıkarmak Sual: Genç birisiyim. Dini konularda kimseye güvenemez hâle geldim. Her eye üphe ile bakıyorum. Bir din kitabında, kendi mantı ıma uymayan bir ifade görünce, tercümesinde hata vardır, diyorum. Ara tırıp tercümenin do ru oldu unu ö renince, kitabın aslını yazan ya güvenilir biri de ilse, diyorum. Sonra, bu zatın güvenilir biri oldu u söylenince de, bu da bir insan, bu hükmü verirken, yanlı yazmı sa, diyorum. Bu zat güvenilir biri de olsa, zamanımızdan asırlar önce ya amı , belki de o zamanın artlarına uygun fetva vermi tir, diyorum. Bak bu âlim fetvasını hadise dayandırmı , diyorlar. Bu defa da aklıma uydurma hadis konusu geliyor. Ya bu hadis uydurma ise, o zaman buna dayandırılan fetva da yanlı olur. Bir kitapta birkaç uydurma hadis varsa, di erlerinin uydurma olmadı ını nereden bilece iz, diyorum. ster istemez bütün hadislere üphe gözü ile bakıyorum. Bu çeli kiler içinde bocalarken, reformcuların sözlerine hak vermeye ba ladım. Ço u zaman da farkında olmadan, onların fikirlerini destekledi imi görüyorum. Kitap okurken de hadisler hakkındaki üphem kuvvetleniyor. Tercüme eden, dipnot dü üp, (Bu hadisin kayna ı yok, kabul edilebilir gibi de il) gibi açıklamalar yapılıyor. Kitabına birkaç uydurma hadis alan zatın sözlerine ve aldı ı di er hadislere nasıl itimat edilir? Öyle bir noktaya geldim ki, hangi âlim söylerse söylesin, mantı ıma uygun de ilse kabul etmiyorum.) Bana yol gösterir misiniz? CEVAP Günümüzde sizin gibi gençler çoktur. Dinimizi yıkmak isteyen yabancıların bir kısmı, “Yalnız Kur’an”, “Kur’andaki din” gibi ifadelerle Peygamber efendimize tâbi olmayı reddederek dinimizi bozmaya çalı ıyorlar. Bir kısmı da sadece “Kur’an ve Sünnet” diyerek dinimizin dört kayna ından ikisi olan cma ve Kıyas-ı fukaha’yı kaldırmaya çalı ıyorlar. Hâlbuki Kur’an-ı kerimde çok yerde, Allahü teâlâ, hem kendine, hem de Peygamberine uymayı emrediyor. Din dü manlarının iddia ettikleri gibi Allahü teâlâ, bir çok ayette, “Yalnız bana uyun, yalnız bana itaat edin” demiyor, (Allaha ve Resulüne itaat edin) buyuruyor. Allahü teâlâ, yine bir çok yerde, (Allaha ve Resulüne itaat edin) buyurdu u gibi, (Allaha ve Resulüne isyan etmeyin) de buyuruyor. Cenab-ı Hakkın tekrar tekrar, (Bana ve Resulüme uyun, Bana ve Resulüme kar ı gelmeyin) buyurması, i in öneminden dolayıdır. Resule uyan, Allaha uymu olur. Kur’an-ı kerimde, (Resule itaat eden, Allaha itaat etmi olur) buyuruluyor. (Nisa 80) Resulünün emri, kendi emrinden ayrı de ildir. Onun için Kur’an-ı kerimde, (Peygamber neyi verdiyse, onu alın, neyi yasak ettiyse, ondan sakının) buyuruldu. (Ha r 7) Do ru yol üzerinde olmak için, Resulullaha tâbi olmak arttır. Kur’an-ı kerimde (Resulüme tâbi olun ki, do ru yolu bulasınız.) buyuruluyor (Araf 158) Allahü teâlâ, sadece bizim Peygamberimize de il, di er kavimlerin peygamberlerine de ümmetinin itaat etmesini emretmektedir. Nitekim Kur’an-ı kerimde. (Allahın izniyle, her peygamberi, ancak itaat edilsin diye gönderdik.) buyuruldu. (Nisa 64) Di er peygamberler de, (Allahtan korkun, bana uyun) buyurmu tur. ( uara 126) Bu kadar vesika kar ısında, gerçekten Allaha inanan, Onu sevenin Resulünün bildirdiklerine de uyması arttır. Nitekim (Ey peygamberim, de ki, e er Allahı seviyorsanız bana uyun) buyuruldu. (Al-i mran 31) Allaha ve Resulüne iman Cenab-ı Hak, Kur’an-ı kerimde, Muhammed aleyhisselama itaat etmenin, kendisine itaat etmek oldu unu bildiriyor. O hâlde, Onun Resulüne itaat edilmedikçe, Ona itaat edilmi olmaz. Bunun pek kat’î ve kuvvetli oldu unu bildirmek için, (Elbette, muhakkak böyledir) buyurup, do ru dü ünmiyenlerin, bu iki itaati birbirinden ayrı görmelerine meydan bırakmadı. Yine Allahü teâlâ, (Kâfirler, Allahü teâlânın emirleri ile peygamberlerinin emirlerini birbirinden ayırmak, bir kısmına inanırız, bir kısmına inanmayız diyerek, iman ile küfür arasında bir yol açmak istiyorlar. Bu kâfirlerin hepsine çok acı azap

hazırladık) buyurmaktadır. Allahü teâlâ, emre uymakta kendi ismi ile Resulünün ismini birlikte bildirdi i gibi, iman hususunda da beraber bildirmi tir. (Allaha ve Resulüne iman edin) buyuruyor. (Araf 158) htilafları halletmek için de Allahın ve Resulünün emrine uymak gerekir. Kur’an-ı kerimde, (Bir i te anla amazsanız, bu i in hükmünü Allahtan [Kur’an-ı kerimden] ve Resulünden [hadis-i eriflerden] anlayınız!) buyuruluyor. (Nisa 59) Buradaki (Anlayınız) emri, âlimler içindir. Çünkü, âlimlere sorulmasını da Kur’an-ı kerim bildiriyor. (Nahl 43) Resule itaat eden, Allaha itaat etmi olur (Herkes, sünnete de il, Kur’andan anladı ına uymalı) diyenler, bilerek veya bilmiyerek, dinde anar i, kaos, karga a çıkarıp dinimizi içten yıkmaya çalı ıyorlar. Herkes kendi anladı ına uyarsa, ortaya binlerce görü çıkar, Allahın dini unutulur. Dini parçalamak, fırka fırka ayrılmak bölücülüktür ve zararı büyüktür. Hadis-i erifte, (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır. Bunlardan 72’si cehenneme gider, yalnız bir fırka kurtulur. Bu fırka, benim ve eshabımın gitti i yolda gidenlerdir.) buyuruldu. Peygamber efendimizin sözlerini Kur’an-ı kerimden ayrı göstermeye çalı ıyorlar. Hâlbuki Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın vahyetti ini bildirmi tir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (O, [Resulullah] kendisine vahyedilenden ba kasını söylemez.) [Necm 4] (Ona [Muhammed aleyhisselama] tâbi olun ki, do ru yolu bulasınız!) [Araf 158] (Resule itaat eden, Allaha itaat etmi olur.) [Nisa 80] u hâlde do ru olarak Allahın dinine uymak için, Resulüne uymak gerekir. Resulullahın sünneti, yani hadis-i erifler olmasaydı, namazın kaç rekat oldu u, nasıl kılınaca ı, zekât nisabı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinemezdi. u hâlde Kur’andan kendi anladı ımıza de il, Peygamber efendimizin Kur’an-ı kerimden anlayıp, bize bildirdiklerine uymamız arttır. Kur’an-ı kerimi Peygamber efendimizden sonra en iyi anlayanlar, eshab-ı kiram ve di er âlimlerdir. O hâlde, Allahın dinine uymak için, âlimlerin sözbirli i hâlinde bildirdikleri hükümlere uymak gerekir. Kur’an-ı kerimi, herkes de il, ancak hakiki âlimler anlar: (Bu misalleri, âlim olanlardan ba kası anlıyamaz.) [Ankebut 43] (E er bilmiyorsanız âlimlerden suâl ediniz!) [Nahl 43] (Hiç bilen kimselerle bilmiyenler bir olur mu?) [Zümer 9] (Allahtan en çok korkan ancak âlimlerdir.) [Fatır 28] (E er bunun hükmünü peygambere ve ülül-emre [âlimlere] sorsalardı, ö renirlerdi.) [Nisa 83] Allahın ipine sarılmak Peygamber efendimiz, (Ülül-emr, fıkıh âlimleridir) (Darimî)buyurdu. Ahmed Tahtavî hazretleri, (Kur’an-ı kerimdeki, “Allahın ipine sarılın” emri, “Fıkıh âlimlerinin bildirdiklerine uyun!” demektir) buyurdu. Hadis-i eriflerde ise buyuruldu ki: (Âlimlere tâbi olun! Onlar, dünya ve ahiretin ı ıklarıdır.) [Deylemî] (Âlimler olmasaydı, insanlar helak olurdu.) (Bilmediklerinizi salih [âlim]lerden sorup ö renin!) [Taberânî] (Âlimin, insanlara üstünlü ü, peygamberin ümmetine üstünlü ü gibidir.) (Âlimlerin mürekkebi, ehitlerin kanı ile tartılır, âlimlerin mürekkebi a ır gelir.) (Âlim, Allahü teâlânın güvendi i kimsedir.) (Âlimler, benim ve di er peygamberlerin vârisleridir.) (Âlimler [ebedî saadet yolunu gösteren] birer kılavuzdur, rehberdir.) [ . Neccâr] (Yakında “Kur’andan ba ka uyulacak bir ey tanımam” diyenler çıkar.) [Ebu Dâvud] (Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. öyle ki, bir hadis söylenince, “Resûlullah böyle ey söylemez. Hadisi bırak, Kur’andan söyle” derler.) [Ebû Ya’lâ] ( htilaflar çıkınca, sünnetime ve hulefa-i ra idinin sünnetine uyun!) [Tirmizî] Asırlardan beri âlimlerimizin bildirdikleri itikada, ibadete sarılmamız arttır. Yoksa herkes Kur’an-ı kerimde kendi anladı ına uyarsa, dinde anar i olur, bölücülük olur. Kur’an-ı kerim, Peygamber efendimize inmi tir. Muhatabı odur. Eshab-ı kiram, Peygamber efendimize, Kur’an-ı kerimin açıklamasını suâl ederlerdi. Açıklamayı gerektirmiyen ayetler

hariç, her ayetin açıklamasını bilen yalnız odur. Resulullah efendimizin bildirdi inden ba ka türlü açıklamak yanlı olmakla kalmaz, Allaha ve Resulüne iftira olur. Hiçbir kimse, Peygamber efendimizden daha iyi bildi ini söyliyemez. Çünkü Allahü teâlâ (Size kitabı, hikmeti getiren ve bilmediklerinizi ö reten bir peygamber gönderdik.) buyuruyor. Demek ki, Peygamber efendimiz, Kitabın [Kur’an-ı kerimin] dı ında, bir de hikmet getirmi tir. Ayrıca, Kur’an-ı kerime ra men, insanların bilmedi i eyleri de ö retmi tir. Allahü teâlâ hikmet ehlini de övmü tür: (Allah, hikmeti kime dilerse, ona verir. Kime de hikmet verilmi se, muhakkak ona çok hayr verilmi tir.) [Bekara 269] Hikmet, fen manasına geldi i gibi, fıkıh ilmi anlamına da gelir. Peygamber efendimiz, bni Abbas hazretleri için, (Ya Rabbi, bunu fakih kıl, hikmet sahibi eyle ve buna Kur’anı kerimin bilgilerini ihsan eyle) buyurdu. Peygamber efendimiz, fıkıh bilgilerini de eshab-ı kirama ö retmi tir. Peygamberimizin ö rettiklerine sünnet dendi i için, ö retti i fıkıh ilmine sünnet de denir. Kur’anı insanlara açıkla mam-ı afiî hazretleri, (Bu ayetteki hikmetten maksat, Resulullahın sünnetidir. Önce Kur’an zikredilmi , pe inden hikmet bildirilmi tir) buyuruyor. Kur’an-ı kerim açıklamasız ö renilseydi, Peygamber efendimize, (tebli et yeter) denilirdi, ayrıca (açıkla) denmezdi. Hâlbuki, açıklanması da emredilmi tir: (Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44] (Biz bu Kitabı, hakkında ihtilafa dü tükleri eyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye sana indirdik.) [Nahl 64] Bu ayet-i kerimeler, açıklamayı gerektiren ayetlerin bulundu unu gösterdi i gibi, bunu açıklamaya Resulullah efendimizin yetkisi oldu unu da göstermektedir. Kur’an-ı kerimde her bilgi vardır. Ancak açık de ildir. Peygamber efendimiz bunları vahiy ile ö renmi ve ümmetine bildirmi tir. Hz. Cebrail, Peygamber efendimize gelip, be vakit namazın her eyini bizzat tatbiki olarak ö retmi tir. Peygamber efendimiz de, (Namazı benim kıldı ım gibi kılın) (Buhârî) buyurmu tur. Kur’an-ı kerimden namazın kılını eklini ö renmemiz mümkün de ildir. Peygamber efendimizin bildirdi i namaz ekline, Emevî namazı, Osmanlı namazı veya i kence namazı demek, Allahın Resulüne yapılan çirkin bir iftiradır. Okuyucularımız, böyle sapıkların oyununa gelmemelidir. Din nasıl yıkılır? Din dü manları asırlardır, dinimizi içten ve dı tan yıkmaya u ra mı lar ve hâlâ da u ra ıyorlar. Bütün çalı malarına ra men yıkamadıklarını görünce, dini bozmaya, yanlı yorumlar yapmaya çalı tılar. Din böylece kendili inden yıkılmı olur. Bunun için de, dinimizdeki dört delilin (Kur’an, sünnet, icma ve kıyas’ın), üçünü inkâr edip sadece (Kur’an) diye ortaya çıkıyorlar. Onu da kendi anladıkları gibi yorumluyorlar. Böylece müslümanlık adında ba ka bir din meydana çıkıyor. Geçen gün (Son peygamber) diye bir yazı yazmı tım. Artık ba ka bir peygamber gelmiyecek demi tim. Peygamber oldu unu söyliyen Mısırlı Re at Khalife, Hintli Ahmet Kadıyani ve yine (Ben resûlüm, ben mehdiyim) diyen yerli bir sapı ın müritleri, (Kur’an nebi gelmez diyor, resûl gelmez demiyor) dediler, sanki (Resûl gelir) diye bir hüküm varmı gibi, tenkit yazıları gönderdiler, Kütüb-i sitte olarak bilinen en kıymetli altı hadis kitabından nakletti im hadis-i erifleri yalanladılar. Hadisleri inkâr etmek Hadis-i erifler yalanlanınca ne olur? Allahü teâlâ, Kur' kerimde, Resûlüne (Kur'anan-ı ı kerimi insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) buyuruyor. Peygamber efendimiz de bunu açıklamı tır. Açıklamalara inanılmazsa, ortada din diye bir ey kalmaz. Namazın nasıl kılınaca ı, zekâtın nasıl verilece i asla bilinemez. Herkes kendine göre bir namaz ekli meydana çıkarır. 25 yıl önce bir dergi çıkarıyordum. Anayasaya baktım. (Dergi çıkarmak için önceden izin almak gerekmez.) diyor. Ben de dergiyi bastırmak üzere matbaaya verdim. yi ki bir tanıdık, (Habersiz dergi çıkarmak suç, derhal, valili e dilekçe verin) dedi. Kanuna bakmadan sadece Anayasa ile hareket edilemiyece ini bir kere daha anlamı tım. Sünnete itibar etmeden, Kur’an-ı kerimle amel etmeye çalı mak da böyledir.

Din dü manlarının bir kısmı da, (Biz Buhari, Müslim gibi hadis kitaplarının tamamını de il, bir kısmına inanmıyoruz) diyor. Peki bir kısmı yalan ise, ötekilerin do ru oldu una nasıl inanılır? Bir tane yalan bile olsa, ötekilere nasıl itimat edilir? Zaten onların maksadı da bu. ine gelmiyen hadis-i eriflere uydurma diyerek dini yıkmaya çalı ıyorlar. E er herkes sadece Kur’an-ı kerim ile amel edebilseydi, Peygamber gönderilmezdi. Herkes bu Kur’an ile amel etsin denirdi. Kur’an-ı kerimde Allah ile birlikte Resûlüne de uyulması emrediliyor: (Allaha ve Resûlüne itaat edin, onların emirlerine uyun!) [Enfal 20] (Resûle itaat eden [onun emrine uyan], Allaha itaat etmi [onun emrine uymu ] olur.) [Nisa 80] (Bir i te anla amazsanız, bu i in hükmünü Allahtan [Kur' kerimden] ve an-ı Resûlünden [Sünnet-i seniyyeden] anlayın!) [Nisa 59] [Elbette bu "anlayın emri" de âlimler içindir. Ba kaları, âlimlerin anladıkları hükme uyar. Çünkü Kur' kerimde an-ı (Âlimlere sorun!) buyuruluyor. (Nahl 43) Sünnete inanmayan Bu konudaki hadis-i eriflerden birkaçı da öyledir: (Sünnetimi kabul etmiyen benden de ildir.) [Müslim] (Peygamberin haram kılması, Allahın haram kılması gibidir.) [Tirmizî] (Bir zaman gelir "Kur' andan ba ka ey tanımam" diyenler çıkar) [Ebu Davud] (Bir zaman gelir, beni yalanlıyanlar olur. öyle ki, kendisine benden bir hadis söylenince "Resûlullah böyle ey söylemez. Bunu bırak, Kur' andan söyle" derler.") [Ebu Yala] (Kur'ana ve sünnete uyan hiç sapıtmaz.) [Hakim] (Kur'anda bildirilen hükümler kadar bana daha ba ka hükümler de bildirildi.) [ .Ahmed] Hz. Cebrailin Kur' kerimi getirdi i gibi, açıklaması olan sünneti de getirmi tir. an-ı (Darimi) Allahü teâlâ, Maide suresinin 3. Âyetinde ((Bugün, dininiz [ slamı] tamamladım.) buyuruyor. Tamamlanan din için yeni bir Resûle, yeni bir kitaba ihtiyaç olur mu? Allahü teâlâ, bütün kitaplarda Peygamber efendimizin gelece ini bildirmi tir. O geldikten sonra da, (Peygamberim) diyen yalancıların çıkaca ını bildi i için. (Ondan sonra nebi [Peygamber] gelmiyecek) buyurmu tur. Hadis-i eriflerle de bu husus iyice açıklanmı tır. Kur’an-ı kerimi kendi görü üne göre yorumlayana, Sünneti kabul etmiyene, hadis âlimlerine inanmıyanlara sözümüz yoktur. Mezhepsizlerin imamı bni Teymiyye Sual: Mezhepsizlerin imamı bni Teymiyye ve yolu hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Hanbelî fıkıh ve hadis âlimi iken mezhepsiz oldu. Ehl-i sünnete uymayan yazılarından dolayı Mısrıda iki defa hapsedildi. slam âlimleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep etti i kimsedir. ( bni Hacer-i Mekkî) Ar kadîmdir diyor. (Akâid-i Adudiyye erhı) Kitap-ül Ar onun en çirkin kitaplarındandır. Ona eyhulislâm diyenin kâfir olaca ını söyleyen âlimler vardır. ( mâm-ı Sübkî) bni Teymiyyeye uyanın malı ve canı helâldir. (Mirâtül-cenân, Nebrâs hâ iyesi) Kitabül-Ar isimli eserinde, “Allah Ar ' üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması ın için Resulullah' da yer bırakır.” diyor. (Ke füz-Zünun) a am camiinin minberinden inerken “Allah gökten yere, benim indi im gibi iner” dedi. ( bni Battuta) Essırât-ul-müstekîm kitâbında, ibni Abbas gibi büyük sahabîlere kâfir demi tir. (Ke füzzunûn) (Kazâ namazı kılmak lâzım de ildir) derdi. Halbuki dört mezhepte de farzdır.

Abdürrâzık pa a diyor ki, (Vehhâbîlik, bir bakımdan ibni Teymiyyeye ba lı oldu u gibi, son asrın müceddidi denilen Abduh’daki dinde reform fikirleri de, ibni Teymiyyeye ba lıdır.) Cehennem azabı sonsuz olmadı ını söylerdi. Kâfirlerin Cehennemde sonsuz kalacaklarına dair bir çok ayet-i kerime vardır. (Bekara 81, Ahzab 65, Fussilet 28, Zuhruf 74) Ömer çok yanılmı tır diyerek, mam-ı Ahmedin bildirdi i (Allahü teâlâ, do ru sözü, Ömerin dili üzerine koymu tur. O hiç yanılmaz) hadis-i erifine kar ı gelmi tir. Eshab-ı kiramın ço u, ictihad ile anla ılacak i lerde yanılmı olsa da, onların yanılmaları, ictihadi mesele idi. ctihadda müctehidin yanıldı ı bilinemez. Çünkü ictihad ictihad ile nakzedilmez. Bunun için, müctehid olan o büyükler tenkit edilemez. Dört mezhebin ictihadları farklı oldu u halde, benimki do ru diyerek biri ötekini tenkit etmemi tir. Sadreddin-i Konevi, bni Arabi hazretleri gibi tasavvuf büyüklerine de saldırmı tır. “Gazalînin kitaplarında uydurma hadis dolu” derdi. (Hadika) mam-ı aranî hazretleri buyuruyor ki: ( bni Teymiyye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya, âriflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır.) [Tabakat-ül-kübra] Câmi’ul-ezherdeki hanefî âlimlerinden Muhammed Bahitin (Tathir-ül-füad min-denisil i’tikad) kitabı, (Et-tevessül-i bin-Nebî ve bis-Salihîn), ( evâhid-ül-hak), (Cevahir-ülbihar), (Seyf-ül-Cebbar) ve (Ta’lim-üs-sübyan) kitapları, bni Teymiyyenin dalalete dü tü ünü vesikalarla ispat etmektedir. bni Battuta, ibni Hacer-i Mekkî, imâm-ı Sübki, kendi o lu Abdulvehhab, îzzeddin bin Cema'a, Ebu Hayyan Zahirî, Zahid-ül Kevserî, Yusûf-i Nebhani, mam-ı aranî, Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, eyhülislâm Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler bni Teymiyye' reddiyeler yazmı lar, dalâlet ve küfürlerini açıklamı lardır. Üstad Necip ye Fazıl da, (14. asrın ir ad kutbu[seyyid Abdülhakim Arvasi], “ bni Teymiyye dini içinden zedeleyen kâfirdir” buyurdu.) diyor. (Türkiye’nin manzarası) bni Teymiyyenin yolu bni Teymiyye, Furkan isimli kitabında dini üç kısma ayırmaktadır. Selefilere göre bu üç prensip vazgeçilmez esaslardır. slâmiyet ancak bu üç kaide gere ince, aslına uygun olarak bilinebilir. Yoksa slâm pınarını, etraftan karı mı bulanık sulardan yani mezhep imamlarının ictihadlarından arındırmak mümkün de ildir. Çünkü fıkıhçılar, kelâmcılar ve tasavvuf ehli, dinin aslına ilâveler yapmı lar, bu bakımdan din çok geni letilmi ve içinden çıkılmaz bir hal almı tır. Dine yapılan bu ilâveleri çıkarmak gerekir. Sımsıkı ba lanılan prensip üçtür: 1- Münezzel din: Kur' Kerîmden ve sahih kabul etti i hadîs-i eriflerden kendi ân-ı anladıkları. 2- Müevvel din: Mezhep imamlarının Kitap ve sünnetten çıkardıkları hükümler. 3- Mübeddel din: Geçmi dinlerin hükümleri ve uydurma saydı ı hadis-i erifler. bni Teymiyye’ye göre, Münezzel din’e, uymak bütün Müslümanlara farzdır. Çünkü Allahü teâlâ bir müctehidin Kitap ve Sünnetten neyi anladı ını bir ba ka mükellefe sormaz. Hattâ onu mükellef de tutmaz. Herkesi Kitap ve Sünneti anladı ı ölçüde sorumlu tutar. Bu bakımdan herkes, Münezzel din ile amel etmelidir. Müevvel din’e, tevil edilmi olana, ictihaddan âciz olan mukallitlere caizdir. Ama müctehid olanlara bu caiz de ildir. bni Teymiyye' selefiyye yolunu savunan bütün mezhepsizler, kendilerini birer nin müctehid zannettikleri için, mezhep hükümleri onlar için muteber de ildir, Kitap ve Sünnetten anladıklarına tâbi olurlar. Kendilerine selefiyiz diyen bugünkü mezhepsizler, kraldan çok kralcı olup bni Teymiyye mukallit halk için münevvel din ile [mezhep imamlarının hükümleriyle] amel etmeyi caiz görürken, onlar cahillerin de, mezhep hükümleriyle amel etmesini caiz görmezler, herkesi Kitap ve sünnete el atmaya iterler. bni Teymiyye, Mübeddel din ile amel edilmeyi haram sayar. Geçmi dinlerin bütün hükümleri nesh edilmemi tir. nanılacak hususlar bütün dinlerde aynıdır, amele ait hükümlerin de bazıları nesh edilmi tir. Uydurma hadîslerle amel edilen bir din yoktur. Uydurma hadîs meselesi de ayrı bir konudur. Bir müctehidin usûlüne göre, uydurma sayılan bir hadîs ba ka bir müctehidlerin usûlüne göre sahih olabilir. bni Teymiyye, aklının

almadı ı hadîs-i eriflere hemen uydurma damgasını basmı tır. Fıkıh, kelâm ve tasavvufun ortaya koydu u hükümleri, usulleri, uydurma hadîslerden çıkarıldı ı havasını uyandırmak istemi tir. Onun bu mugalatasına slâm âlimleri gerekli cevaplar vermi tir. Mezhepsizler, imamları olan bni Teymiyye’nin görü lerine uyar ve onun usulüne uyup Kitap ve sünnetten ahkâm çıkarmaya çalı ırlar. Bunu da gayet normal sayarlar ve buna münezzel din derler. Biz de mezhep imamımız olan mam-ı a' hazretlerinin hükümleriyle amel edince, zam onun usullerine uyunca, Allahın gönderdi i din ile de il, mezhep imamlarının çıkardı ı din ile amel etti imizi söylerler. bni Teymiyye' uyup Kitap ve sünnete el ve dil uzatan ye mezhepsizler, bizim de imam-ı a' zama uymamıza ne hakla kar ı çıkarlar ki? Fitne kaynaklarından Cemalettin Efgani Sual: Bazı kimseler tarafından çok övülen Cemaleddin-i Efgani kimdir? CEVAP Efgani, 1838de Afganistanda do du. Felsefe kitapları okudu. Zındıkların kitaplarını okuyarak dinden çıktı. Bir aralık, Ruslara Afganistan hakkında casusluk yaptı. Ruslardan çok para aldı. Dinine ve vatanına hiyanet etmekten çekinmedi. ngiliz masonları ile de i birli i yaptı. Mısıra gelince mason oldu. ngiliz locasına ba lı bir mason olan Sadr-ı A' Ali zam pa a, Efganiyi stanbula getirerek vazife verdi. Re id Pa a tarafından Pariste yeti tirilmi olan ve kâfir oldu una fetva verilen mason Hasan Tahsin tarafından, buna, o sene bir çok konferans verdirildi. O zamanın eyhülislamı olan büyük âlim Hasan Fehmi Efendi hazretleri tarafından kâfir oldu una fetva verildi. Müderrislik de yapmı olan Hasan Fehmi Efendi hazretleri, Osmanlı devletinin 110. eyhülislamı idi. Mısır âlimleri, ilimdeki kudretini takdir ettiler. Bu büyük âlimin ilmi kar ısında Efgani rezil oldu. Efganinin cahilli i ve zındıklı ı ortaya çıktı. Ali pa a, bunu stanbuldan çıkarmaya mecbur kaldı. Mason Abduhun Dostu Mısırda ihtilal ve dinde reform fikirleri a ılamaya çalı an Efgani, Abduh ile dost olup, sapık fikirlerini ona a ıladı. Londrada ve Pariste, dinde reform hakkında çok zararlı yazılar yazdı. 1886da rana geldi. Orada da rahat durmadı. Zincirlere ba lanarak 500 süvari ile Osmanlı hududuna bırakıldı. Ba data, Londraya gitti. ran aleyhinde yazılar yazdı. Oradan stanbula geldi. Burada da, Behailerle i birli i yaparak, dini siyasete alet etti. Nihayet çenesinde kanser çıkarak, 1897yılında öldü. Maçkadaki mezarlı a gömüldü. Bir Amerikalı, buna mezar yaptırdı. 2. cihan harbinden sonra kemikleri Afganistana götürüldü. Masonlar, bunun islâm dü manlı ını, ihtilalci ve fesatçı hareketlerini vatana, millete hizmet gibi gösterdiler. Bunu kahraman gösterebilmek için, eyhülislâma ve islâm âlimlerine cahil, gerici demekten sıkılmadılar. Yerli Abduhçular da masonlara alet olup aynı rezalete devam ediyorlar. Dr. Muhammed Re ad, dört yüzün üstünde önemli kaynaktan hazırladı ı Efgani Etrafında Makaleler isimli kitabında özetle diyor ki: Çok önemli bir kaynak olan Sicilli Osmani’de Efgani’nin ranlı bir ii oldu u belirtilmektedir. Manastırlı Naibi efendi ve o devrin eyhülislamı, büyük âlim Hasan Fehmi efendi tarafından kâfir oldu una fetva verildi. Afganistan hakkında Ruslara casusluk da yapan, dinine ve vatanına hiyanet etmekten çekinmeyen Efgani, mason olmadan önce de, masonlu u kötülememi tir. Hatta dehrileri [dinsizleri] tenkit ederken, masonluktan hiç bahsetmemesi manidardır. Gitti i her yerde, masonlar tarafından himaye görmü , ngiliz masonları ile de i birli i yapmı tır. Birkaç mason locasına kayıtlı olan Efgani, skoç locasından kovulmu sa da, kendisi bizzat mason locası kurmu , çömezleri bu locaya girmi tir. Edward Brown, Efgani’nin özel mason eldiveni ile bir resmini ne retmi tir. Efgani, hem Türkçü, hem slâmcı görünmeyi ba armı tır. Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalb, A. Agayef hep Efgani’den destek görmü tür. Mesela M. Emin Yurdakul’un, "Ben bir Türküm, dinim cinsim uludur" iirini Efgani çok be enmi ti. O zamanki slamcı Sebilürre ad dergisi, ırkçılı ı tenkit eden makaleler ne rederken, ırkçılar da, Efgani’nin ırkçılı ı öven makalesini tercüme edip yayınlayınca slâmcıların sesleri, solukları kesilmi ti. Efgani, makalesinde diyordu ki: “Irkçılık dı ında saadet yoktur. nsanları birbirine ba lıyan

iki ba vardır: Biri dil, biri de din birli idir. Dil birli i, ırk ve milliyet birli i demektir. üphesiz, bu birli in dünyadaki beka ve sebatı dinden daha devamlıdır.” Efgani, Mısır’da da Arap ırkçısıdır. (Arap ırkının sınırını belirleyecek ölçü din ve mezhep de il Araplık ölçüsüdür.) demi tir. II: Abdülhamid Han, hatıratında diyor ki: (Hilafetin elimde olması ngilizleri hep tedirgin etti. Blund adlı bir ngiliz ile Efgani adlı bir maskaranın el birli i ile ngiliz hariciyesinde hazırladıkları bir plan elime geçti. Efgani’yi yakından tanırdım. Tehlikeli bir adamdı. Bana bir ara Mehdilik iddiasıyla bütün Orta Asya Müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmi ti. Derhal reddettim. Bu sefer Blundla i birli i yaptı. Kendisini stanbul’a ça ırttım. Bir daha stanbul’dan çıkmasına izin vermedim.) Ahmet Davudo lu hoca da diyor ki: 1355 numara ile arkın Yıldızı Locası’na kayıtlı bir mason olan, slâma duydu u güvensizli i açı a vurmaktan çekinmeyen ve Peygamberlik sanatlardan bir sanattır diyen Efgani, bir ilim adamı de il, siyasetle u ra an bir nankördür. Fesatçılı ı sezilince ulema tarafından stanbul’dan kovulmu , Mısır’a kaçmı tır. (Din Tahripçileri) Prof. M. Kaya Bilgegil, (Ziya Pa a) isimli kitabında, (Efgani, her mason gibi slâmiyeti içerden yıkmaya çalı mı tır.) diyor. Mısır’da kurulan mason localarının ba ına gelen C. Efgani ve M. Abduh, Müslümanlar arasında masonlu un yayılmasına çok yardım ettiler. (Les franco-maçons s.127) Efgani’nin pe inden gidenler ahmak de ilse, elbette haindir. Fitne kaynaklarından eyh Muhammed Abduh Sual: Mezhepsizlerin mutlak müctehid dedikleri Abduh kimdir, müslüman mıdır? CEVAP Günümüzdeki mezhepsizlerin, yaptı ı reformlarından dolayı mutlak müctehid diyerek övdükleri Abduh hakkında kitaplardaki bilgiler öyledir: Beyrut mason locası ba kanı diyor ki: (Efgani, Mısır’da Efgani’den sonra mason locası ba kanı olan imam Abduh, masonluk ruhunu yayarak çok hizmet etti.) [Dairetül-mearif-ül-masoniyye s. 197] Efgani’den sonra, Abduh da, masonlu a çok yardım etti. (Les franco-maçons s. 127) “Salih amel i leyen kâfir de olsa, cennete girer” diyor. S.Kutup, “Üstad Abduh, dü ünü ünü nakzeden ayetleri hatırlamıyor” diyerek tenkit ediyor. [Nisa 124. ayetinin tefsirinde] Fil suresindeki ku lara, sivrisinek; attıkları ta lara da mikrop diyor. Elmalılı Hamdi, buna gerekli cevabı vermi tir. (s. 84, 87) slâmiyet ve nasraniyyet kitabında, “Bütün dinler birdir. Dı görünü leri de i iktir” diyor. Londra’daki papaza yazdı ı mektupta, ( slâmiyet ve Hıristiyanlık gibi iki büyük dînin el ele vererek kucakla masını beklerim. O zaman, Tevrat ve ncîl ve Kur' birbirlerini an destekleyen kitaplar olarak her yerde okunur) diyor. [Anla ılan diyalogcular Abduh’un emrini uyguluyorlar.] C. Zeydan, “Abduh, eski âlimlerin koydu u kuralları be enmezdi.” diyor. (Medeniyet-i islâmiyye) Mehmet Sofuo lu, “Abduh faize helal der, Kur' mahluk kabul eder” diyor Tefsir anı kitabı (s.41) Davudo lu Hoca, Din Tahripçileri kitabında diyor ki: 1) eyhulislam Mustafa Sabri efendinin Mevkıful akl kitabında dedi i gibi, Abduh, Efgani vasıtasıyla Ezhere masonlu u sokup kadınların açılmasını destekledi. (s. 81) 2) Ezher Mecellesinde “Mısır’da ilk mason locasını kuran Abduhtur” diyor. (s. 81) 3) eytan, cin gibi eyleri kabul etmez. Mucizeler, ona göre slâm için birer kara lekedir. Mesela Hz. Musa’nın denizi yarma mucizesine med-cezir olayı der. (s. 82, 83) 4) Kur' anda bulunan her eye do ru demek gerekmedi ini söyler. (s. 82) 5) Teselsülün bâtıllı ına inanmaz. (s. 82) Büyük islâm âlimi, 14. asrın müceddidi olan seyyid Abdülhakîm Arvasi hazretleri buyuruyor ki: (Abduh, slâm âlimlerinin büyüklü ünü anlayamamı , slâm dü manlarına satılmı , sonunda mason olarak islâmiyeti içerden yıkan azılı kâfirlerden olmu tur.)

ngilizler, yüzyıllardır slâm ülkelerini binlerce müslümanı ve din adamlarını aldatarak, mason yapmı , insanlı a yardım, karde lik gibi laflarla, dinden çıkmalarına, dinsiz olmalarına sebep olmu tur. slâmiyeti büsbütün yok etmek için, bir çok pa a, ma a olarak kullanılmı tır. Mesela, Mustafa Re it Pa a, Ali Pa a, Fuat Pa a ve Mithat Pa a, Talat Pa a gibi masonlar, slâm devletlerini yıkmakta kullanıldıkları gibi, Efgani ve Abduh gibi masonlar ve yeti tirdikleri [ Re it Rıza gibi] çömezler de, islâm bilgilerini bozmaya, yok etmeye alet olmu lardır. (Faideli Bilgiler) Abduhçu yazarlar Sual: Ekteki yazıların birinde, "Dostumuz Efgani ve Abduh" tabiri kullanılıyor. Yapılan haklı tenkidler "Gaddarca saldırı" olarak nitelendiriliyor. Bu iki mason, iki masum peygamber gibi gösteriliyor. Bunlara gereken cevap verilemez mi? CEVAP O kadar çok sapık fikirli yazar var ki, hepsine cevap vermeye kalksak, zaruri gereken iman ve ibâdet bilgilerini bildirmeye zaman kalmaz. Efgani ve Abduhun masonlu u pek açıktır. Bunu inkar etmek, güne i balçıkla sıvamaya çalı mak gibidir. Bugünkü Abduhçular üçe ayrılmaktadır: 1- Efgani ve Abduhu adeta peygamber gibi masum bilip, mason oldu unu bile kabul etmiyenler. Masona masum diyen Abduhçu Mustafa veya Dolmu çu Mustafa denilen kimseler, bu tiplerdendir. [Bu tipler, sinsi bir islâm dü manıdır. ngiliz casusu Hempherin dolmu una binenlerdendir.] 2- Efgani ve Abduhun masonlu a girdi ini inkar edemeyip tevil edenler. slâma hizmet için mason oldu unu sıkılmadan söyliyenler. [Onun devrinde ya amı birçok slâm âlimi, neden bu yolu denemediler de, bu iki sicilli, masonlu u tercih etti?] 3- (Efgani ve Abduhun masonlu u ve ba ka hataları olabilir. Fakat bunların iyi taraflarını alıp kötü taraflarını atarız.) diyenler. [ nsaflı gibi görünen bu tipler, hakla batılı karı tırdıkları, gençlere kötü örnek oldu u için çok zararlıdır. Küfrü hafife almak çok tehlikelidir. Hangi gruptan olursa olsun, Abduhçu olanın mutlaka bir dengesizli i vardır. Bunu yıllardır yaptı ım ara tırmalara dayanarak söylüyorum.] Yazılardaki Saçmalıklar imdi çirkin hatalardan birkaçını bildirelim! Abduhçu yazar, (Abduhun kitapları insanın ufkunu açar) diyor. slâm âlimlerinin yazıları de il de, Abduhun ufuk açıcı yazıları acaba ne ki? Dinimizde noksanlık mı var da yeni bir ey çıkarıyor? Acaba mucizeleri tevil ve inkar etmesi mi ufuk açıyor ki? Abduhçu yazar, (Aydın bir müslümanım) diyor. Acaba aydın olmıyan müslüman var mı ki? Yoksa Abduhçu olmıyanı "Aydın" kabul etmiyor mu? Aynı Abduhçu, (Modern yorum yapar, marjinal dü ünürüm) diyor. Mesela namaz ve oruç hakkında modern yorumu ve marjinal dü üncesi nedir ki? Bu devirde bunlara lüzum yok mu veya azaltalım mı diyecek? Abduhçu yazar, (Mezhebleri, hatta hadisleri bırakıp Kur' dönelim!) diyor. Acaba ana mezheb imamları Kur' dönmedi mi? Hadisler Kur' aykırı mı? "Kur' dönü " tabiri ana ana ana dini yıkmak için bir kalkan olarak kullanıldı ı pek açıktır. Abduhçu yazar, (Sultan Abdülhamid, Efganiye maskara demi . Asıl maskara kendisidir. Efganinin Abdülhamidi tenkidi ve ona olan dü manlı ını normal kar ılamalıdır! Çünkü falanca ve filanca zat bile a za alınmıyacak hakaret yapmı tır.) diyor. Falanca ve filanca zat dedi i iki Abduhçudur. Abduhçu me ru olan her eye kar ı çıkar. Me ru halifeye isyanı bile cihad kabul eder. Resulullahın 99. halifesi olan bir emire nasıl isyan edilir? Ona olan dü manlık nasıl me ru gösterilir? Abdülhamid Han, müslümanların halifesi, emiri de il miydi? Allahü teâlâ, müslümanlara (Allaha, Peygambere ve sizden olan emirlere itaat edin!) buyuruyor. (Nisa 59) Buharîdeki hadis-i eriflerde (Malını zorla alsa da emirin sözünü dinle ve ona itaat et!) ve (Emirinizin, be enmedi iniz i lerine sabredin, çünkü cemaatten ayrılan imansız ölür.) buyuruluyor. Kusurlu buldukları Sultan müslüman de il miydi, yoksa Efgani ve Abduhçular ayete ve hadise kar ı mı geliyorlardı? O hâlde yazıklar olsun Abduhçulara. Abduhçu yazar, (Müslümanlar bir ba altında idare edilemez. Ha Hindistan Londradan idare edilmi , ha Mısır stanbuldan. kisi de aynı.) diyor. Pes do rusu. slâm devleti Osmanlı

ile slâm dü manı ngilizi birbiri ile mukayeseye kalkmak, Abduhçuya mahsus alçakça bir taktiktir. Dinimizi içten yıkmak için çalı anlar Sual: Bazıları, Cemaleddin Efgani ve Muhammed Abduhu çok övüyorlar. Bunlar önemli kimseler midir? CEVAP Evet dinimizi içten yıkmak için çalı maları önemlidir. Bu kimselerin reformcu, mezhepsiz oldu u, yurt içinde ve yurt dı ında yazılan birçok eserde bildirilir. Ahmed Davudo lu, (Din Tahripçileri) kitabında diyor ki: 1- Efgani, Abduh ve pe indekiler, slâma duydukları güvensizli i açı a vurdular. (s.3) 2- Efgani, bir ilim adamı de il, siyasetle u ra an bir nankördür. Fesatçılı ı sezilince ulema tarafından stanbuldan kovulmu , Mısıra kaçmı tır. (s. 56) 3- Efgani ( arkın Yıldızı Locası)na 1355 numara ile kayıtlı bir masondur. (s. 67) Edip shak Efendi, (Ed-dürer) kitabında (Efgani, Kahire mason locası reisidir.) diyor. Prof. M.Kaya Bilgegil, (Ziya Pa a) adındaki kitapta, (Efgani masondur, her mason gibi slâmiyeti içerden yıkmaya çalı mı tır.) diyor. Abduh, Pariste mason planlarını hazırlayan Efganinin çalı malarına katıldı. Sonra Mısıra gelerek, Pariste alınan kararları uygulamaya, gençleri zehirlemeye ba ladı. Masonlar bunu Kahire müftülü üne tayin ettirdiler. Abduh Dosyası 1- Beyrut mason locası ba kanı Ebi Ra id diyor ki: (Efgani, Mısırda mason locası reisi idi. Âlim ve devlet adamlarından üçyüze yakın üyesi vardı. Ondan sonra, mam Abduh reis oldu. Abduh, masonluk ruhunu Arap diyarına yayarak büyük hizmet etti.) (Daire-tülmearif-ül-masoniyye) [s. 197] 2- (Salih amel i liyen kâfir de olsa, Cennete girer.) diyor. S.Kutup bile, (Üstad Abduh, dü ünü ünü nakzeden ayetleri hatırlamıyor. Bu ayetler Abduhun görü ünü nakzeder.) diyor. [Nisa 124. ayetinin tefsirinde] 3- Fatihanın tefsirinde, Eshabın üstünlü ünü bildiren hadis-i erifleri inkar ediyor. 4- Fil suresinde bildirilen ku ları, sivrisinek; attıkları ta ları da mikrop olarak tevil etmi tir. Elmalılı Hamdi Yazır, buna gerekli cevabı vermi tir. (s. 84, 87) 5- (Les franco-maçons) kitabında (Efganiden sonra, mason localarının ba ına getirilen Abduh da, masonlu un yayılmasına çok yardım etti.) deniyor. (s. 127) 6- Mehmet Sofuo lu (Abduh faize helal, Kur' mahluk der.) diyor Tefsir kitabı (s.41) ana 7- Davudo lu Hoca, Din Tahripçileri kitabında diyor ki: a) eyhulislam Mustafa Sabri efendinin (Mevkıful akl) kitabında dedi i gibi, Abduh, Efgani vasıtasıyla Ezhere masonlu u soktu. Kadınların açılmasını destekledi. (s. 81) b) Ezher Mecellesinde (Mısırda ilk mason locasını kuran Abduhtur.) diyor. (s. 81) c) Tecrübe ile anla ılmıyan eytan, mucize gibi eyleri kabul etmez. Mesela Hz. Musanın asası ile denizi yarma mucizesine med-cezir olayı der. (s. 82) ç) (Kur' anda bulunan her eye do ru demek gerekmez.) der. (s. 82) d) Teselsülün bâtıllı ına inanmaz. (s. 82) e) Mucizeler, Abduha göre slâm için bir lekedir. (s. 83) Maskaralıklar Enver Baytan hoca, Maskaralıklar ismiyle Mısırlı üç mezhepsiz (Efgânî, Abduh ve R.Rıza) hakkında, kırmızı kapaklı bir kitap yazmı . Sacaya ı bu üç mezhepsiz hakkında, bir müddet önce Dr. M. Re ad da bir kitap yazmı tı. Abduhçunun biri, (Karanlık güçlerin kitabı) demi ti. Acaba bu kırmızı kitaba, (Kızıl güçlerin kitabı) mı diyecek ki? Rahmetli Ahmed Davudo lu hoca da, aynı mezhepsizler için, (Din tahripçileri) adı altında siyah kapaklı bir kitap ne retmi ti. Abduhçu mezhepsizler, hep bir a ızdan, (Kara kitap) damgasını vurmu lardı. Rahmetli, kitabın ikinci baskısında kitabın kapa ını de i tirip kırmızı yapmı tı. Bu olayı da ikinci baskıda anlatmı tı. Enver Baytan hoca da, mezhepsizler kara kitap demesin diye mi acaba siyah kapak koymadı?

Ali Nar hoca’nın da bu üç mezhepsiz hakkında tercüme bir kitabı var. D.Ali Kayapınar hoca, (Mezhepsizlik) hakkında tercüme bir kitap ne retmi ti de, hac yolunda günâh i liyen bir yaygaracı, aleyhine kitap yazıp, D.Ali hocayı mahkemeye vermi ti. Dr. Alaeddin Yalçınkaya’nın da, bu mezhepsizler hakkında (Cemaleddin Efganî) isminde kitabı vardır. Bu masonik kafalı yobazları tenkid eden ba ka eserler de ne redilmi tir. Basında, mâm-ı Gazâlî veya ba ka slâm âlimini tenkid eden yazılar çıkar. Abduhçulardan çıt çıkmaz. Bu üç mezhepsiz hakkında bir müslüman tenkid yazısı yazsa, mezhepsizler hemen yaygara koparırlar. Bölücülük yaparak karde i karde e dü man eden mezhepsizlerin errinden bizleri muhafaza eyle yâ Rabbî... Fitne kaynaklarından Re it Rıza Sual: Re it Rıza mezhepsiz midir? CEVAP Re id Rıza, 1865te Lübnanda do du. 1935te vefat etti. Abduhun talebesidir. (Müncid) Hocasının dinde reformcu fikirlerini yaymak için Mısırda El-Menar dergisi çıkardı. (Eldavetü vel-ir ad) medresesinde hocalık yaptı. El-muhaverat kitabında, Ehl-i sünnet mezhebine ve fıkh kitaplarına saldırdı. Mezhepsizler kitabında Dr. Hasib Es-Samirai [Ali Nar tercümesinde] diyor ki: (Re id Rıza, ne aldıysa, M. Abduhtan aldı. O da bütün sermayesini, Efgani diye me hur olan arkın filozofu Cemaleddinden dev irdi. Yani bu iki zatın özü ve fikri hüviyeti üstadlarına ba lıdır. (s. 45) Re id Rıza, Efgani ile kar ıla ma imkanı bulamadıysa da, onun fikir mirasçısı ve çömezi Abduhla beraber olmak imkanını elde etmi ti. Abduhla bulu ma onun fikri hüviyetinin olu masının temel unsurlarından biridir. (s. 80) Re id Rızanın bariz vasfı veya tavrı ıslahatçılık. Mısıra varınca da Abduh ile tanı mı ; yapmayı tasarladı ı ıslahatın pro ramını ne r için Menar dergisini çıkarma fikrini ona açarken, pe in olarak bunları açıklamı tı. (s. 85) Mısıra göçmesinin esas sebebi de, Efganinin halifesi durumundaki Abduhla bulu mak ve din ıslahatı yolunda çalı maktı. (s. 93) Mucizeyi nkar Re id Rıza, mucizeleri hissi ve akli olmak üzere ikiye ayırır. "Hissi mucize, geçmi peygamberlerin mucizeleri, akli mucize de Kur' kerimdir" der. Bu suretle, di er an-ı mucizeleri inkar eder. Böyle bir taksimle Kur' kerime, sahih hadislere iftirada bulunur. an-ı Çünkü bunu destekleyen herhangi bir sahih haber yoktur. Bu, hakikatten aklın iste ine, me hur olma hevesine ve i raki felsefeyi körükörüne taklide yönelmektir. (s. 97) Re it Rızanın resmini görünce, din gayreti ile u iiri yazdım: Re id Rızanın resmi, geçti i an elime, Neler geçti içimden, neler geldi dilime. Sakalını kısaltmı , sünnete hiç uymamı , Kulakları tıkanmı , hak sözleri duymamı . Do ru yola girmedi, dola tı hep kenarda, Ne zehirler kusmu tu, Mecelle-i Menarda. (Muhaverat) adıyla, düzdü sayısız yalan. Okuyan afyonlandı, sapıttı nice insan. Hocası Abduh gibi, ne naneler yemi ti, slâmı kendisine uydurmak istemi ti. Sayısız hurafeler soktu din-i slâma. Haince saldırmı tı mübarek dört imama.

Büyük bir insan diye Firavunu övmü tü, Hz. Musa için (O bir kahin) demi ti. Lakin peygamber dedi, kıral Hammurabiye, Reformu örnek oldu bugünkü Vehhabiye. Ölçü aldı kendine, mezhepsiz evkaniyi Büyük bir üstad bildi, farmason Efganiyi. Ne kadar sapık varsa, hepsine kucak açtı. Her mezhebin üstüne, telfik zehiri saçtı. Dil uzattı selefe, büyük küçük bilmedi, Mezhebi bid'at saydı, taklide haram dedi. eri delil dört iken, ikisini kaldırdı. cma ile kıyasa pek sinsice saldırdı. Mucizelerin hepsi görünmü ken a ikar Kimini tevil etti, kimini ise inkar. nanmadı hadise, mütevatir habere. üphe gözüyle baktı, me hur akk-ul kamere Sözde din adamıydı, dü manlık etti dine ctihadlar yapmı tı hiç bakmadan haddine. Âlimlere küfretti, gayet edepsiz idi. Ehl-i sünnet dü manı, koyu mezhepsiz idi. Sakın aldanmayalım, Mısırlı bu fellaha! Küfre varan sözünden sı ınalım Allaha! Fitne kaynaklarından eyh Bedreddin Sual: Abduhçu yazarın biri, "Aslında bizim olan Hasan Sabbah ve eyh Bedrettine yabancılar sahip çıkmı tır." diyor. Bizim dedi i ahıslar sapık de il midir? CEVAP Abduh ve Abduhçular için, eyh Bedreddin de, Hasan Sabbah da birer kahramandır. Gerçek ise öyledir: eyh Bedreddin, Samavne kadısının o ludur. Mısırda okudu. Bir müddet sonra sapıtıp, müridleri halkın imanlarını bozmaya ba ladı. Üzerlerine Bayezid pa a gönderilip da ıtıldı. Kendisi Bosnaya kaçtı. Müridler topladı. Yine sapık yol tuttular. Üzerlerine yine asker gönderildi. Tevbe eden müridleri tarafından yakalanıp teslim edildi. Mevlana Haydar Hirevinin ba kanlı ındaki ilim heyeti tarafından muhakeme olunarak, ölümüne fetva verildi. 1415te idam edildi. Görüldü ü gibi, ölümüne fetva verilecek kadar küfründe zararlı olan bir mülhid idi.

Hasan Sabbah smailiyye Devletinin kurucusu ve Batınili in bir kolu olan Ha a in fırkasının ba kanı idi. Hasan Sabbahın fikirleri, Asr-ı saadetten önce, Sasaniler zamanında Mejdekin sapık fikirlerine çok benziyordu. Pekçok haramları mubah sayıp, ahıreti, Cenneti ve Cehennemi inkar ediyordu. Kandırdı ı cahilleri afyonke yaparak, cinayetler i letiyor, kurdu u terör te kilatıyla pekçok slâm âlimini, devlet adamlarını ve Ehl-i sünnet müslümanları ehid ettiriyordu. Hind, Türkistan ve Horasan hacılarının, Rey ehri yakınında, yollarını kestirip öldürttü. Hasan Sabbahın 1124te ölümü üzerine eski güçlerini kaybeden Alamut Batınileri de 1256da Mo ollar tarafından imha edilerek büyük bir fitne önlenmi ve Batıni sapıklarından temizlenmi oldu. Fitne kaynaklarından Mısırlı Fârûk el-Angutânî Sual: Mısırlı Fârûk el-Angutânî’nin bir kitabı ektedir. (Sizi, slâm dü üncesine, ilâhi görü e da’vet ediyorum), (Emr-i lâhî, ya’nî ecel gelmeden intihar eden, takdîr-i lâhîyi de i tirdi i için kâfir olur), (Mısır bayra ına paçavra diyen veya sevmiyen kâfir olur) ve (Organ nakli câiz de il) gibi görü leri vardır. Mısır’daki, kendi gibi dü ünmiyen herkese, bütün islâmî gruplara kâfir diyor. Bir cevap verir misiniz? CEVAP Bilhassa Mısırlı, Suriyeli yazarlarla, Avrupalı müste rikler, slâm dîni yerine, “ slâm nazariyesi”, “ slâm dü üncesi” ve “ lâhî görü ” ta’bîrlerini kullanıyorlar. slâmiyet, lâhî bir din olup, bir dü ünce sistemi de ildir. Dü ünce, bir i için insanlar tarafından dü ünülen çâre veya kıyaslanan netîcedir. Dü ünce, ilahî de ildir, insana mahsustur ve sonradan yaratılmı tır. Nazariye de, aklî, zihnî esaslara dayanan görü , teori demektir. Akıl, zihin mahlûktur. Allahü teâlânın bildirdi i eylere “dü ünce”, “görü ” denmez. lâhî görü diyen kâfir olur. Kur’ân-ı kerîmdeki hükümlere, “Kur’ânî görü ” diyen sapıklar da vardır. Akıl, görü mahlûktur. Mahlûka âit bir sıfâtı Allah için söylemek küfürdür. Allahın görü ü ve Allahın aklı diyen kâfir olur. slâmiyet bir dü ünce veya görü sistemi de ildir. lâhî emîr ve yasaklara dü ünce veya görü denmez. çinde slâm dü üncesi, lâhî görü gibi ifâdeler bulunan kitaplar çok zararlıdır. Böyle küfre dü ürücü ifâde kullananın îmânı gider de haberi olmaz. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Öyle bir zaman gelir ki, ki inin îmânı gider de haberi olmaz. Ondan, gömle in çıktı ı gibi, îmân çıkar.) [Deylemî] Angutânî’nin (Emr-i lâhî, ya’nî eceli gelmeden intihar eden, takdîr-i lâhîyi de i tirdi i için kâfir olur) görü ü de dînimize aykırıdır. “Eceli gelmeden intihar eden, takdîr-i lâhîyi de i tirir” görü ü, sapık fırkalardan Mu’tezile’nin fikridir. Allahü teâlâ, onun intihar edece ini elbette bilir. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: (Yaratan hiç bilmez mi?) [Mülk 14] Kulun intihar edece ini Allahü teâlâ, ezelî ilmi ile bilir. Herkesin ecelini takdîr etmi tir. ntihar edecek olanı da, intihar edece ini bildi i için, ecelini ona göre takdîr etmi tir. (Eceli gelmeden intihar eden, Allahın takdîrini de i tirir) diyen küfre girer. Çünkü (Hiç kimse, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez) meâlindeki âyet-i kerîmeyi inkâr etmi olur. Hadîs-i erîfte de, (Allahü teâlâ, insanları yaratırken, ecellerini ve rızıklarını takdîr etmi tir) buyuruldu. (Müslim) Herkesin bir eceli vardır. Ecel gelince bir an gecikmez. Eceli gelmeden de kimse ölmez. (Araf 34, Yûnüs 49, Hicr 5, Nahl 61, Mü’minûn 43, Münâfikûn 11) Me hur Emâlî’de, (Öldürülen kimsenin eceli, münkatı’ de ildir,) ya’nî, o anda, ömrü ortadan kesilmi de ildir. Kâmûs mütercimi Ahmed Âsım efendi hazretleri, burayı açıklarken diyor ki: (Ehl-i sünnet i’tikâdı öyledir ki, öldürülen veya intihar eden kimsenin, o anda eceli gelmi tir. Ömrü ortadan kesilmemi tir. Herkesin eceli bir tânedir.) Angutânî’nin Ehl-i sünnet olmadı ı buradan da bellidir. Doktor ve ilâç bulmak da, takdîre ba lıdır. Allahü teâlâ, takdîrine göre sebepleri yaratmaktadır. Bir yeri kesilen insanın eceli gelmedi ise, damarı ba lanır, ilâç verilir, ölmez. Eceli gelmi ise, damarı ba lıyacak biri bulunamaz. Kanı akar, mikrop kapar, ölür.

Angutânî, (Mısır bayra ına paçavra diyen kâfir olur) demekle ırkçılık yapmaktadır. Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i erîfler, ırkçılı ı, ırk üstünlü ünü kesin olarak reddetmektedir. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: (Ey insanlar, üphesiz biz sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanı manız için milletlere ve kabîlelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvâda en ileri olanınızdır.) [Hucurât 13] Hadîs-i erîflerde de buyuruldu ki: (Rabbiniz bir oldu u gibi, babalarınız, dîniniz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Aceme, Acemin Arab’a üstünlü ü olmadı ı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlü ü yoktur. Hiçbir milletin di erine üstünlü ü yoktur. Üstünlük ancak takvâdadır.) [ .Neccâr] (Irkçılar bizden de ildir.) [Ebû Dâvüd] Irkçılık yapan Angutânî, Mısır bayra ını din gibi kabûl etmektedir. Mısır bayra ının di er bayraklardan farkı ne de, ona bez veya paçavra diyen kâfir oluyor? ster Mısır, ister Libya veya di er milletlerin bayraklarına paçavra demek, uygun de ilse de, kâfir olmayı gerektirmez. Her millet, kendi bayra ını sevebilir. Fakat ırkçılık yaparak, (Hangi milletten olursa olsun benim bayra ımı sevmiyen kâfir olur) demek çok yanlı tır. slâm dü manları Sual: slam dü manlarını besliyen, öncülü ünü yapan kimlerdir? CEVAP slâm dü manları, tâ ilk asırdan beri, slâmiyeti yok etmek için çalı ıyorlar. imdi de, çe itli adlarla, çe itli plânlarla saldırıyorlar. Cehenneme gidecekleri bildirilmi olan i' tikâdı bozuk kimseler de müslümanları do ru yoldan ayırmak için, hîle ve iftirâ yapıyorlar. Böylece, islâm dü manları ile i birli i yaparak, Ehl-i sünneti yıkmaya u ra ıyorlar. Bu saldırıların öncülü ünü ngilizler yaptı. Bütün kaynaklarını, hazînelerini, silahlı kuvvetlerini, donanmasını, tekni ini, politikacılarını ve yazarlarını bu i te kullandı. Böylece, dünyanın en büyük iki slâm devleti olan Hindistan' Gürgâniyye ve üç kıt' üzerine daki a yayılmı bulunan Osmanlı slâm devletlerini yıktı. Her yerde islâmın de erli kitaplarını yok etti. slâm bilgilerini birçok yerlerden sildi, süpürdü. kinci Cihân Harbinde, komünistler yok olmak üzere iken, bunların kuvvetlenmelerine, yayılmalarına sebep oldu. ngiliz Ba bakanı James Balfour, 1917' müslümanların de, mukaddes yerleri olan Filistin' Yahûdî devletinin kurulması için çalı an Siyonizm de te kilâtını kurdu. ngiliz hükûmeti, bu i i senelerce destekleyip, 1947' srâil devletinin de kurulmasını sa ladı. Yine ngiliz hükûmeti, 1932' Arabistan Yarımadası' Osmanlılardan de, nı alıp, Süûdlara teslîm ederek, slâmiyete en büyük darbeyi vurdu. 1944' Japonya' vefât eden Abdürre îd brâhim efendi, 1910' stanbul' basılan de da da da Âlem-i islâm kitâbının ikinci cildinde, ( ngilizlerin slâm dü manlı ı) yazısında diyor ki: (Hilâfet-i islâmiyyenin bir ân evvel kaldırılması, ngilizlerin birinci dü üncesidir. Kırım muharebesine sebep olmaları ve burada Türklere yardım etmeleri, hilâfeti yıkmak için bir hîle idi. Pâris muâhedesi, bu hîleyi ortaya koymaktadır. Her zaman Türklerin ba ına gelen felâketlerde ngiliz parma ı vardır. ngiliz siyâsetinin temeli, slâmiyeti yok etmektir. Bu siyâsetin sebebi, slamiyetten korkup müslümanları aldatmak için, satılmı vicdansızları kullanırlar. Bunları islâm âlimi, kahraman olarak tanıtırlar. Sözün özü, slâmiyetin en büyük dü manı ngilizlerdir.) ngilizler, yüzyıllardır islâm memleketlerini kana boyamakla kalmamı , skoç masonları, binlerce müslümanı ve din adamlarını aldatarak, mason yapmı , insanlı a yardım, karde lik gibi lâflarla, dinden çıkmalarına, dinsiz olmalarına sebep olmu tur. slâmiyeti büsbütün yok etmek için, bu masonları ma a olarak kullanmı lardır. Böylece, Mustafa Re ît Pa a, Ali Pa a, Fuât Pa a ve Mithat Pa a, Talat Pa a gibi masonlar, islâm devletlerini yıkmakta kullanıldıkları gibi, Efgânî ve Abduh gibi masonlar ve yeti tirdikleri çömezler de, islâm bilgilerini bozmaya, yok etmeye âlet olmu lardır. Bu mason din adamlarının yazdıkları yüzlerce yıkıcı, bozucu din kitapları arasında Mısırlı Re îd Rızâ' (Muhâverât) kitâbı, tercüme edilip da ıtılarak müslümanların dinlerini nın ve îmânlarını bozmaya çalı maktadırlar. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumamı ,

anlıyamamı birkaç genç din adamının da bu akıntıya kapılarak felâkete sürüklendikleri ve ba kalarının da felâketlerine sebep oldukları görülmektedir. (Fâideli Bilgiler) Kâfir olmak bir ayrıntı mıdır? Sual: Yazarları tenkîd ederken a ırı gidiyorsunuz. Her insanın hatâsı olur. Meselâ, (Altın yüzük ve ipek erke e de helâl diyor, dalak yemek harâm diyor, dü ük fâize cevâz veriyor, Allahın özel müdâhalesinden bahsediyor, Allahı âcizlikle suçluyor, tesettürü inkâr ediyor, Hz.Îsâ’nın öldü ünü ve Mi’râcın rü’yâda oldu unu söylüyor) gibi ayrıntılara giriyorsunuz. Bütün islâmî mes’eleler bitti de, sıra bunlara mı geldi? Böyle hatâlarından dolayı bir âlimi tenkîd etmek do ru mudur? CEVAP Bunlar ayrıntı de ildir. Me hûr bir harâma helâl, me hûr bir mubâha harâm diyen kâfir olur. Kâfir olmak bir ayrıntı mıdır? Adam, erkeklerin altın yüzük kullanmalarının mubâh oldu unu söylemi tir. Peygamber efendimiz ise, (Altın ve ipek, kadınlara helâl, erkeklere harâmdır) buyuruyor. (Tahâvî) Adam, dalak yemenin harâm oldu unu söylüyor. Peygamber efendimiz ise, ( ki kan helâldir. Bunlar, karaci er ve dalaktır) buyuruyor. ( bni Mâce) Adam, dü ük fâize helâl diyor. Peygamber efendimiz ise, (Fâiz 73 kısımdır. En a a ısı, ki inin anası ile zinâ etmesi gibidir) buyuruyor. (Hâkim) Allaha âcizlik isnâdı Adam, (Allah özel müdâhale eder) diyor. Böyle demek, Allahı âciz bilmek, yaratırken zorluk çekti ini bildirmek olur. Hâlbuki Allah yarataca ı bir ey için ol derse, hemen o ey oluverir. Bu konudaki birkaç âyet-i kerîme meâli: (O, [Allahü teâlâ] bir eyi yaratmak istedi i vakit ona ol der, o da hemen oluverir.) [Bekara 117] (Onun [Allahü teâlânın] ol dedi i gün her ey oluverir.) [En’âm73] (Bir eyin olmasını istedi imiz zaman, ona sadece ol deriz, o da, hemen oluverir.) [Nahl 40] (O, [Allahü teâlâ] bir ey yaratmak isteyince, ol der, hemen oluverir.) [Yasîn 82] (Dirilten de, öldüren de ancak O’dur. Olmasını istedi i eye ol der, o da hemen oluverir.) [Mü’min 68] Hz. Meryem, (Yâ Rabbî, bana bir erkek eli de medi i hâlde, nasıl çocu um olur) dedi. Allahü teâlâ da, (Allah diledi ini yaratır. Bir i e hükmedince ona sadece ol der; o da oluverir) buyurdu. (Â. mrân 47) Tesettürün farz oldu u, kitap, sünnet ve icmâ ile sabittir. Teferruat diyerek inkâr eden kâfir olur. Birçok mezhepsiz, Hz.Îsâ’nın öldü ünü söylüyor. Hâlbuki Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Allahın resûlü Meryem o lu Îsâ’yı öldürdük dedikleri için Yahûdîleri la’netledik. Onlar Îsâ’yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine Îsâ gibi gösterildi.) [Nisâ 157] ( srâil o ullarının seni öldürmesinden ben kurtardım.) [Mâide 110] Mi’râcı inkâr etmek, rü’yâ demek de teferruat de ildir. Kudüs’e kadar gitti i âyet-i kerîme ile sabittir. nkâr eden kâfir olur. Göklere, bilinmiyen yerlere gitmesi de hadîs-i erîflerle bildirilmi tir. (Ayrıntılar üzerinde durup da, eytanın oyununa gelmiyelim) diyenlere soruyorum. Allah a kına söyleyin, bunların hangisi teferruattır? Farza, harâma mühim de il demenin küfür oldu unu bilmeyen, küfürle günâhı ayıramayana ne desek faydasızdır.Dînimiz ilme ve âlime büyük önem verir. Bize ilmi bildiren âlimlerdir. Hadîs-i erîfte, (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) buyuruldu. (Tirmizî) Mezhepsizlik politikası Sual: Bir gazetede Akif' locaya kaydoldu u yazıldı. Bu iftirâ niçin yapılıyor? in CEVAP Mezhepsiz, bir ideoloji adamıdır. slâm dü üncesi' savunur. Dînimiz, ideoloji, dü ünce ni sistemi de il, ilâhî nizâmdır. Denize dü enin yılana sarılması gibi, mezhepsiz de, ideolojisini

yürütmek için her türlü yalana sarılır. Buna mezhepsizlik politikası derler. Politika, yalanı, yanlı ı do ru gibi gösterebilme sanatına dendi i gibi, bir hedefe varmak [meselâ mezhepsizli i yaymak] için kar ısındakilerin duygularını ok amak, zayıf noktalarından veya aralarındaki uyu mazlıklardan yararlanmak gibi yollarla i ini yürütmeye de mezhepsizlik politikası denir. Bir iki misâlle bunu açıklıyalım! bni Teymiyye' tenkid edilmesini istemiyen bir mezhepsiz, ( mâm Gazâlî ve imâm nin bni Teymiyye gibi büyükler tenkid edilmez) demi ti. Maksadı, bni Teymiyyeyi büyük âlimler arasına koymak... Aslında mezhepsizler, mâm-ı Gazâlî hazretlerini tenkidden hiç çekinmez. Hemen her mezhepsiz, ( mâm Gazâlî' din gayretinin azlı ından ve sahîh hadîs nin, ile uydurma hadîsi ayıracak ilmi olmadı ından, kitabına birçok uydurma hadîs almı tır) iftirâsını yaparlar. Maocu bir genç, (Yavuz Selim, M.Kemal ve Mao gibi büyükler tenkid edilmez) derdi. Maksadı, Mao' büyük adam sınıfına koymaktı. Di erlerini buna âlet ediyordu. yu Mezhepsizler de, bu politikayı güderler. Mason Efgânî' temize çıkarmak için, ünlü yi kimseleri de locaya girmi gibi gösterirler. Akif' yapılan iftirâ da, Efgânî' ibrâ [aklama] e yi içindir. Akif' mason diyen mezhepsize soruyoruz. Sözünde zerre kadar samimî ise, hangi e locaya ne zaman, hangi numara ile kaydoldu unu vesîkası ile isbat etmelidir! Aksi takdirde Efgânî' kurtarmak için Akif' çamur atması, alnında bir kara leke olarak kalacaktır. unu yi e da hemen bildirelim ki, ünlü birinin mason olması, masonlu un hak olmasını gerektirmez. Efgânî'nin masonluktan ba ka hatâsı yokmu ! Sual: Mezhepsiz bir yazar, (Efgânî' masonluktan ba ka hatâsı yoktur) diyor. Efgânî nin dîne kar ı de il mi idi? Dînimize bir hizmeti dokunmu mudur? CEVAP Malatyalı Dr.Muhammed Re ad Önal' hitâbesinden, Efgânî' dîne aykırı, küfrü ın nin gerektirici sözlerini nakletmi , Filibeli Halil Fevzi ve Ahmed Cevdet Pa a gibi zamanın ulemâsının Efgânî' küfrüne fetvâ verdi ini bildirmi tik. nin Efgânî, (Arab ırkının sınırını belirliyecek ölçü, din de il Arablık ölçüsüdür) ve Renan' a verdi i cevapta ise, ( slâm, ilmin tekâmülüne mani' demi tir. Efgânî' bütün dinlere dir) nin dü man oldu unun vesîkasını da göstermi tik. Efgânî' "homo" oldu u da bildirilmi tir. nin Efgânî, ranlı oldu unu gizlemi , takıyye yaparak Afganlı oldu unu söylemi tir. Mertçe konu sa kim ne derdi? Birçok slâm âlimi ran' yeti mi tir. da Cemil Meriç, (Batılılar, Efgânî' dinsiz tarafını severler) diyor. Abdülhamîd Han nin hâtırâtında, (Efgânî tehlikeli biri) diyor. Ahmed Davudo lu, "Peygamberlik bir san' gibi at" dîne aykırı yazılarından dolayı Efgânî' a zının payını vermi tir. Ali Nar hoca, Efgânî ve nin çömezlerinin foyasını ortaya döken bir kitabı tercüme etmi tir. Berekât Yayınevi' çıkarılan, (Ba langıcından bugüne mezhepsizler) kitabında, nce Efgânîci bütün mezhepsizler te hir edilmi tir. Ünlü fikir adamı A. Selâmi Tosçuo lu' bu nun konudaki bir yazısı ile Ahmet Arvâsî beyin de yazıları vardır. Efgânî mason oldu u için tenkid edilseydi. Ziya Pa a, Namık Kemal ve birçok ittihatçı da mason da tenkid edilirdi. Dine zararları yoksa, tenkid edilmemi tir. Demek ki, Efgânî sırf mason oldu u için de il, sırf dine dü man oldu u için tenkid edilmi tir. Yazar, (Efgânî' müslüman kabûl edenler de vardır. Çünkü, (Ümmetim bâtıl üzerinde yi ittifâk etmez) hadîs-i erîfi de gösteriyor ki, Efgânî' küfründe ittifak yoktur) diyor. nin Hadîs-i erîfteki ümmet' maksat, âlimlerdir. Avâmın ittifakı neye yarar ki? Hattâ böyle ten insanların ittifakları zararlıdır. Çünkü Allahü teâlâ, insanların ço una uyanın sapıtaca ını bildiriyor. (En'âm 116) Allah indinde hak din slâmdır Sual: Bir hoca (!), Eshâb-ı kirâmdan bir zâtın, Hıristiyan olması için Hıristiyanlar tarafından çok i kence edildi ini, ba ının kaynar suya sokuldu unu, kızgın demirle da landı ını, fakat bu zâtın yine Hıristiyanlı ı kabûl etmedi ini bildirdikten sonra, (E er bu zât, Hıristiyanlı ı kabûl etse idi, Hz. Îsâ mutlaka bu zâtı Cennete sokardı) dedi. Bu söz,

Hıristiyan gâvuru olmayı te vik de il mi? Hıristiyanlık hak bir din ise, Müslümanlık niye geldi? Hâ â Allah lüzûmsuz bir i mi yaptı? Hıristiyanlar kitaplı kâfir de il mi, ebedî Cehennemde kalmıyacak mı? Madem Hz. Îsâ, Hıristiyan olanı kurtarıyorsa, peki bu hoca niçin Hıristiyan oldu unu ilân etmiyor? CEVAP Aynı sözü Mısırlı Fettâbî de söylemi tir. Maalesef günümüzde Hıristiyanların ve Yahûdîlerin Cennete gidece ini söyliyen sapıklar gün geçtikçe ço almaktadır. Hıristiyanların ve Yahûdîlerin kâfir oldu u Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i erîfler ile bildirilmi tir. Hak olan sadece slâm dînidir. Bu husûstaki âyet-i kerîmelerden birkaçının meâli öyle: (Allah indinde hak din ancak slâmdır.) [A. mrân 19] (Sizin için din olarak slâmı be endim.) [Mâide 3] (Kim slâmdan ba ka din ararsa, bilsin ki, bulaca ı o din, aslâ kabûl edilmez.) [A. mrân 85] Kitap ehli olan Hıristiyanlarla Yahûdîlerin, di er kâfirlerden farkı udur: Kitap ehli olan kâfirlerin kesti i hayvanı yemek câizdir. Bu konudaki âyet-i kerîme meâli öyle: (Ehl-i kitâbın [Yahûdî ve Hıristiyanların] pi irdiklerini, kestiklerini yemek helâldir.) [Mâide 5] (“Îsâ da, ebedîdir. Her eyi yoktan yaratır” diyen Hıristiyanlar, ehli kitâb de ildir, kestikleri yenmez.) Kitap ehli olan kadınla da evlenmek câizdir. Harbî olanları ile evlenmek tahrîmen mekrûh, zimmî olanlarla evlenmek ise tenzîhen mekrûhtur. Kitap ehli olmıyan kâfir kadınlarla evlenmek câiz de ildir. Evlenen kâfir olur. Müslümanların günâhları sevâblarından çok gelenleri, Cehennemin birinci tabakasında, Hıristiyanlar ikinci, Yahûdîler üçüncü, Sâbiîn dördüncü, Mecûsîler be inci, mü rikler altıncı, münâfıklar [müslüman görünen zındıklar] ise, yedinci tabakada azâb görürler. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: (Münâfıklar Cehennemin en alt katındadır.) [Nisâ 145] Hadîs-i erîfte ise, (Cehennemde ebedî kalanlara ölüm yoktur. Hep azâb ve üzüntü içinde kalırlar) buyuruldu. (Müslim) Yahûdî, Hıristiyan ve di er kâfirlerle dost olmayı bile dînimiz yasak etmi tir. Yahûdî ve Hıristiyanların kâfir oldu una dâir bazı âyet-i kerîme meâlleri de öyle: (Ey mü’minler, Yahûdî ve Hıristiyanları dost edinmeyin!) [Mâide 51] (“Yahûdî veya Hıristiyan olun ki, do ru yolu bulasınız” diyenlere de ki: “Aksine biz, hanîf [do ru ya amı ] brâhim’in dînine uyarız.”) [Bekara 135] (“Biz, Allah ve O’nun indinde bize indirilene, brâhim, smâil, shak, Ya’kûb ve Esbât’a indirilene, Mûsâ’ya, sâ’ya verilenlere, Rablerinden di er peygamberlere gelenlere, onların hiç biri arasında fark gözetmeden inandık ve biz sadece Allaha teslim olduk” deyin!) [Bekara 136] ([“Kur’ân Îsâ’nın babasız oldu unu kabûl etti ine göre, ilâhlı ını da kabûl ediyor” diyen Necranlı Hıristiyanlara] de ki: Gelin duâ edelim, Allahın la’neti yalancıların üzerine olsun!) [A. mrân 61] [Fakat Hıristiyanların buna yana madı ı tefsîrlerde bildirilmektedir.] (Ey ehl-i kitap, resûlümüz [Muhammed aleyhisselâm] kitaptan gizledi iniz eyleri açıklamak üzere geldi. Size Allahtan bir nûr ve apaçık bir kitap geldi.) [Mâide 15] (Îsâ’ya, Allah diyenler kâfir olmu tur. Halbuki Mesîh, “Rabbim ve Rabbiniz olan Allaha kulluk edin” demi tir. “Allah üçün üçüncüsü” diyenler de kâfirdir.) [Mâide 72, 73] (Meryem, Îsâ’yı do urup kuca ında getirince, ona, “Çok garip bir i yapmı sın, baban kötü, annen ise iffetsiz de ildi” dediler. Meryem, [sormaları için] çocu u gösterince, ona, “Biz çocukla nasıl konu uruz?” dediler. Çocuk dedi ki: “Ben Allahın kuluyum, O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. Bana namazı ve zekâtı emretti.”) [Meryem 27-31] [Hıristiyanlar, ncil’de emredilen namaz ve zekâtı da tahrif etmi ler.] (Îsâ, “Ben Allahın resûlüyüm. Benden önce gelen Tevrat’ı do rulayıcı, benden

sonra gelecek Ahmed isimli peygamberi müjdeleyici olarak geldim” demi ti.) [Saf 6] Yukarıya birkaçını aldı ımız âyetlerden de anla ıldı ı gibi, Yahûdîlik ve Hıristiyanlık bozulmu , bâtıl birer dindir. Hz. Îsâ ile ilgili âyetlerden ikisi de öyle: (Ey Meryem o lu Îsâ, seni mukaddes rûh ile desteklemi tim, böylece be ikte iken, yeti kin olunca da insanlarla konu mu tun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve ncil’i ö retmi tim. Çamurdan yaptı ın ekle üfleyince benim iznimle ku oluyor, anadan do ma körü ve alacalıyı benim iznimle iyile tiriyor, ölüleri benim iznimle diriltiyordun. srâil o ullarının seni öldürmesinden ben kurtardım.) [Mâide 110] (Îsâ dedi ki: “Allah, benim de, sizin de Rabbinizdir. O’na ibâdet edin, i te do ru yol budur.”) [Zuhruf 63, 64] Hz. Îsâ’ya ilâh demekle, O yüceltilmi olmaz. Allahın o lu demek de Allaha hakâret olur. Hz. Îsâ böyle sözler söylememi tir. Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Allah, “Ey Îsâ, insanlara ‘Beni ve anamı Allahtan ba ka iki ilâh bilin’ diye sen mi söyledin?” diye sorunca, o da, “Hâ â, seni tenzîh ederim. Bu söz bana yakı maz” demi tir.) [Mâide 116] (Kâfirler, Allahın emirleri ile Peygamberlerin emirlerini birbirinden ayırmak istiyor. [Yahûdîler] bir kısmına [Mûsâ ve daha önceki peygamberlere] inanırız. Bir kısmına [Îsâ’ya, Muhammed’e] inanmayız. [Hıristiyanlar ise -hâ â- Îsâ Allahın o lu diyor.] Bu inanı ları ve dinleri kıymetsizdir. Hepsi kâfirdir, hepsine çok acı azâblar hazırladık. Bütün peygamberlere îmân edip, hiçbirini di erinden ayırmıyan [müslümanlar] ise, Allahın mükâfatına kavu acaktır.) [Nisâ 150-152] (Allah, inkârları yüzünden Yahûdîlere la’net etmi tir.) [Nisâ 46] ( brâhim, ne Yahûdî, ne de Hıristiyan idi; fakat o, Allahı bir tanıyan do ru bir müslüman idi; mü riklerden de de ildi.) [Âl-i mrân 67] ( brâhim, smâil, shak, Ya’kûb ve torunlarının Yahûdî veya Hıristiyan oldu unu söyleyenlere de ki: Siz mi iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allahın bildirdi ini gizliyenden daha zâlim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gâfil de ildir.) [Bekara 140] [Hz. brâhim, Hz.Mûsâ, Hz. Îsâ da, her peygamber gibi müslüman idi. Hz.Mûsâ’ya ve Hz.Îsâ’ya o zaman inanan kimseler de müslüman idi. imdiki Yahûdî ve Hıristiyanlar, Muhammed aleyhisselâma inanmadıkça, yanî müslüman olmadıkça ebedî Cehennemliktir. Bu âyetler de gösteriyor ki, her peygamber müslümandır, aynı îmânı bildirmi tir, Yahûdî ve Hıristiyanlar kitap ehli kâfirdir.] ([Ehl-i kitap] “Yahûdî ve Hıristiyanlar hâriç hiç kimse Cennete girmeyecek” dediler. Bu, onların kuruntusudur. De ki: “Do ru söylüyorsanız delilinizi getirin.”) [Bekara 111] Hz. Mûsâ’ya ve Hz. Îsâ’ya o zaman inanan kimseler de müslüman idi. imdiki Yahûdî ve Hıristiyanlar, Muhammed aleyhisselâma inanıp müslüman olmadıkça Cehennemliktir. Çünkü Allahü teâlâ, (Ancak Resûlüme uyan kurtulur) buyuruyor. Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Allaha ve Resûlüne itâ’at edin!) [Enfal 20] (Resûle itâ’at eden, Allaha itâ’at etmi olur.) [Nisâ 80] (Ey îmân edenler, sizi hayat verecek eylere [dînin emrine, Cennete, ebedî hayat verecek i’tikâda, amellere] da’vet edince, Allaha ve Resûlüne icâbet edin!) [Enfâl 24] “Cennete sadece müslüman olan girer” Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruldu ki: (De ki, Allahı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!) [A. mrân 31] [Bu âyet-i kerîme inince, münâfıklar, imdiki müste rikler gibi, “Muhammed kendine tapılmasını istiyor” dediler. A a ıdaki âyet-i kerîme bunun üzerine indi. ( ifâ-i erîf)]

(De ki, “Allaha ve Resûlüne itâ’at edin! E er [Resûle uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] elbette Allah da kâfirleri sevmez.) [A. mrân 32] Hadîs-i erîflerde de buyuruldu ki: (Cennete sadece müslüman olan girer.) [Buhârî, Müslim] (Ben bir kulum. Hıristiyanların Îsâ aleyhisselâmı [ilâh ve ilâhın o lu diye] övdükleri gibi, beni övmeyin!) [ ir’a] Görüldü ü gibi Cennete yalnız müslümanların girece ini Allah ve Resûlü söylüyor. Bazı okuyucularımız, Hz.Mûsâ’ya ve Hz.Îsâ’ya o zaman inanan kimselerin Cennete girip girmiyece ini soruyorlar. Bu peygamberler de hak peygamber idi. Onlara inananlar da mü’min idi. Elbette onlar da Cennete gidecektir. Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: ([Senden önce peygamberlere] îmân edenler, Yahûdî, Hıristiyan ve sâbiînlerden Allaha ve âhırete inanıp sâlih amel i leyenler için elbette Rablerinin katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur, üzülmeyecekler de.) [Bekara 62] Ehl-i kitâbın [Yahûdî ve Hıristiyanların] kâfir oldu unu gösteren bir âyet-i kerîme meâli de u: (De ki: “Ey Kitâb ehli, ancak Allaha kulluk etmek, O’na irk ko mamak, Allahı bırakıp insanları Rab edinmemek üzere, aramızdaki mü terek bir söze gelin!” Yine yüz çevirirlerse, “Bizim müslüman oldu umuza âhid olun” deyin!) [A. mrân 64] Ehl-i kitap müslüman olsaydı, böyle ifâdeler kullanılmazdı. Bilindi i gibi Hıristiyanlar Hz.Îsâ’yı Rab edinmi lerdi. Ehl-i kitap hakkında bir âyet-i kerîme meâli de öyle: (Ehl-i kitâbdan bir kısmı sizi saptırmak ister; halbuki kendilerini saptırırlar da farkına varmazlar.) [A. mrân 69] Dinler arası diyalog! Soru: Son günlerde bazı sapıklarca dile getirilen (Dinler arası diyalog) hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Yo un bir misyoner faaliyeti ve Hıristiyanlık propagandası sürüp gidiyor. Bunun için dünyanın her tarafına onların dilinde ücretsiz kitaplar, kasetler, bro ürler da ıtılıyor. Geçen yıl, Vatikan bildirisinde, (Bizim asıl gayemiz, bütün insanları Hıristiyan yapmaktır) deniyordu. Bu gayelerini gerçekle tirmek, her yerde bazı dini grupları, tarikatları alet olarak kullanıyorlar. Maide suresinin 51. âyetinde, (Ey müminler, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin!) buyurulurken, bu gruplar, (Dinler arası diyalog) adı altında yıkıcı faaliyetlerde bulunuyorlar. Bakın bu gruplardan birisi dü üncelerini öyle açıklıyor: (Hıristiyanlarla temel noktada aynıyız. Amentü’de ittifakımız vardır. Amentü’deki ittifakımız, dikkate alınmıyor da, teferruatla u ra ılıyor, küfre kar ı Hıristiyanlarla yaptı ımız diyaloga engel olmaya çalı ılıyor.) Bu ne cahilce bir sözdür. Bir defa Amentü’de asla ittifakımız yoktur. Bunlar kısaca öyledir: 1- Onlar üç tanrıya iniyorlar, biz bir Allah’a inanıyoruz. Hz. sa’ya tanrının o lu da diyorlar. 3- Onlar tanrıyı güçlü bir insan gibi görüyorlar, biz her türlü noksan sıfattan münezzeh biliyoruz. 3- Onlar tanrıyı gökte sanıyorlar, biz mekandan münezzeh olarak biliyoruz. 4- Onlar melekleri kız gibi görüyorlar, biz ise, meleklerde erkeklik di ilik olmadı ını biliyoruz. 5- Onlar semavî kitaplardan Kur’an-ı kerime inanmıyorlar, biz ise hepsini tasdik ediyoruz. 6- Onlar, Muhammed aleyhisselama inanmıyorlar, biz ise bütün peygamberleri kabul ediyoruz. 7- Biz hayrın ve errin Allahın takdiri ile oldu una inanıyoruz, onlar ise, (Tanrı kötülükleri takdir etmez) diyorlar.

Daha bunlar gibi aramızda temel ayrılıklar vardır. Onun için, dinimiz Ehl-i kitabı, Ehl-i küfür olarak bildirmi tir. Sanki Hıristiyanlar Ehl-i küfür de ilmi gibi, (Küfre kar ı Hıristiyanlarla diyaloga girelim) deniyor. Bu gafillerin yaptıkları ne kadar korkunçtur. Hıristiyanlık hak bir din ise, Müslümanlık niye geldi? Hâ â Allah lüzumsuz bir i mi yaptı, u âyetleri niçin gönderdi? (Allah indinde hak din ancak slâmdır.) [A. mran 19] (Sizin için din olarak slâmı be endim.) [Maide 3] (Kim slâmdan ba ka din ararsa, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [A. mran 85] Ehl-i kitabın kâfir oldu u Kur' kerim ve hadis-i erifler ile bildirilmi tir. Bu an-ı husustaki âyet-i kerimelerden birkaçının meali öyledir: (Müminler, müminleri bırakıp da, kâfirleri dost edinmesinler! Onları dost edinen, Allah’ın dostlu unu bırakmı olur.) [A. mran 28] (Yahudiler Üzeyre, Hıristiyanlar da sa’ya Allahın o lu dediler. Daha önce kâfir olmu ki ilerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin.) [Tevbe 30] (Sen, onların dinine uymadıkça, Hıristiyanlar ve Yahudiler senden razı olmazlar. De ki: "Do ru yol, ancak Allahın yoludur.") [Bekara 120] (Ey ehl-i kitap, sa, Allahın peygamberidir. Tanrı üçtür demeyin. Allah, ancak tek bir ilahtır. Çocu u olmaktan münezzehtir.) [Nisa 171] (“Allahın çocu u oldu” dediler. Hâ â, O yücedir, göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur, hepsi O’na boyun e mi tir.) [Bekara 116] Ehl-i kitapla Amentü’de farkımız yok diyenler insaf etsinler, âlemi kör ve sa ır sanmasınlar. Amentü’deki ittifakımız nerededir? Hadis-i eriflerde ve ayet-i kerimelerde buyuruldu ki: (Beni duyup da îmân etmiyen Yahûdî ve Hıristiyan muhakkak Cehenneme girecektir.) [Hâkim] (Cennete ancak Müslüman girer.) [Buhârî] ( manı olmayan cennete girmez.) [Tirmizî] (Allah irki [her çe it kâfirli i] affetmez.) [Nisâ 48] (Kâfir olarak ölenlerin i leri, dünyada da, ahirette de bo a gider.) [Bekara 217] (Kâfirlerin [iyi olarak] yaptı ı bütün i ler, kıyamette bo a gider.) [Tevbe 17] ( mansızın ameli bo a gider.) [Mâide 5] (Kâfirlere ahirette yalnız cehennem vardır. Emekleri bo a gider.) [Hûd 16] Bir diyalogcu ile diyalog Diyalogcu: Diyalogculara kar ı çıkmakla ittihad-ı slam gerçekle mez ve "Müminler karde tir." ayetine uyulmaz ki... - Hıristiyanlara kucak açmakla ittihad-ı slam gerçekle mez ki... Papanın ve papazın elini öpmekle, "Müminler karde tir." ayetine uyulmaz ki... Yapacaksan, önce yetmi parçaya bölünmü Müslümanları birle tir, (10 tane Türkiye Gazetesi abonesini caydırıp, bizim gazeteye abone yaptıranı hacca gönderece im) demekten vazgeç, ondan sonra, Hıristiyanlarla diyaloga gir. Diyalogcu: Artık internet ile kötülü e ula mak çok kolaydır, bu kötülükler dinlere hayat hakkı tanımadı ı için, ayakta kalmak isteyen dinler diyalogtan yana olmak zorundadır. - Hıristiyanlar, Müslümanlı ı yok etmek için dinsizlerden daha çok çalı ıyorlar. Hıristiyanların misyoner te kilatı var, ateistler ve komünistlerin böyle bir te kilatı yok. Eskiden zımmi olanlar vardı. Devletin gölgesinde ya adıkları için diyalog önem ta ırdı. Harbi olanlarla diyalog zararlı olur. Diyalogcu: Öyle tv programları var ki, dini, imanı yele verebilir... - Hıristiyanlar zaten bunu yapıyor. Diyalog olunca bu programları kaldıracak mı? Adamlar papaza gidip günah çıkarıyorlar. Onlara göre, zinanın ne sakıncası olur ki? Papaza 5 Dm verdin mi günahlar tamam. Diyalogcu: Ayya lık yaygın hal almı ... Fuhu moda haline gelmi ...

- Hıristiyanlıkta içki ve sarho luk günah de il ki... Diyalog kurulunca içkiden vazgeçecekler mi? Diyalogcu: Bu olumsuzluklar insanların dinlerden ne kadar uzakla tı ını göstermektedir. - slamla di er dinler mukayese kabul eder mi? nsan, di er dinlerden ne kadar uzakla ırsa o kadar iyi. Bir dinsizin Müslüman olması mümkün, fakat Hıristiyan’ın Müslüman olması daha zordur. Diyalogcu: Kiliseler, havralar kadar camiler de bo aldı. Hurafeler, bid' bütün atlar dinleri sardı. E er yeryüzünde din adına bir eyler kalacaksa, dinler arasında yardımla ma arttır. – Diyalog ile hurafe ve bid’at nasıl temizlenir ki? Hak olmayan Hıristiyan ve Yahudilikteki bid’at ve hurafeyi kaldırsak bile ne önemi var? Zaten o hak de il. Ondaki hurafeyi kaldırmanın maksadı var mı? Diyalogcu: Diyalog, dinlerin birle mesi de il, yardımla masıdır. - Hıristiyan ve Yahudi bize, biz ona ne yardım edece iz? Gavurların ne yardımı olur ki? Diyalogcu: Diyalog anla madır, bir kısım prensiplerde mutabık kalmaktır. - Hep yuvarlak konu uyorsunuz. Ne anla ması, hangi prensiplerde mutabık kalınacak? Programın ne? Bunlarla anla ılabilecek tek mesele, tek Allah inancıdır. Fakat Hıristiyan üç tanrı varken senin tek Allah’ına inanır mı? Sayın diyalogcu, lütfen açık ol, gavurlarla ne diyalogunun pe indesiniz? Onlar gölge etmesin, ba ka ihsan istemeyiz. Misyoner faaliyetlerini durdursunlar yeter. Ama buna diyalogcuların gücü yetmez. Diyalogcu: Hz. Muhammed (sas) de gayrimüslimlerle 52 maddelik bir anla ma yapmı tı. slam tarihinde yabancılarla yapılan anla maların sayısı pek çoktur. - Dü manlarla anla ma yapılır fakat bu anla maya diyalog denmez. Siz anla ma de il, diyalog pe indesiniz. Günah çıkarmayın, misyonerli i bırakın, üç tanrıya inanmayın gibi bir anla ma mı imzalayacaksınız? Yoksa... Diyalogcu: Hıristiyanlarla yardımla mamız lazım: - Gavur bize ne yardımı yapacak? Tarihte görüldü ü gibi hizmet perdesi altında Hıristiyanlık propagandası yapacaklar. Zaten (gayemiz, dünyayı Hıristiyanla tırmaktır) diyorlar. Diyalogcu: Ne o beni Hıristiyan yapabilir, ne de ben onu Müslüman yapabilirim, benim gayem, dinsiz kalmak istemeyenlerle el ele verece im. - Hıristiyan’la el ele vermek anla ma mıdır, yoksa dostluk mudur? Belki onlar, seni Hıristiyan yapamaz ama, onların tek gayesi herkesi Hıristiyanla tırmaktır. Bile bile bunun üstüne gitmek, dinini bilmeyen Müslümanları kurban etmek olmaz mı? Dinini bilmeyen Müslümanları pe ke mi çekeceksin? Yoksa Hz. sa onları kurtarır diyerek gizli bir maksadın mı var? Diyalogcu: Televizyonda ahkam kesip, diyaloga kar ı çıkanlar, bir zamanların TCK' nın 163. maddesinin hı mına u ramayan kimselerdir. - Diyalog olunca, ceza kanunları kalkacak mı? Âlimlerin kötüsü insanların en kötüsüdür Sual: Bazı kimseler, «Dinsizler dururken din görevlilerinin hataları ile u ra mak gıybettir. Hatasız kul olmaz. Hatalı da olsa bid' ehlinin kitaplarından faydalanmalı. 73 at islam fırkası, birle erek slam birli i gerçekle tirilmeli. Hatta Hıristiyanlarla diyaloga girip,

önce dinsizlik yok edilmeli. Bid’at ehlinin hatalarını biz de kabul ediyoruz. Ancak imdi zamanı de ildir» diyorlar. CEVAP Din âlimlerini kötülemek çok kötüdür. bni Asâkir hazretleri, (Din âlimlerinin etleri zehir gibidir. Koklayan [tenkide yönelen] hastalanır, tadan [kötüleyen] ölür.) buyuruyor. Biz , kötü olan kimseleri, mezhepsizleri te hir ediyoruz. Kitaplarından misaller vererek hatâlarını açıklıyoruz. Bu hatâlara aldanmamaları için müslümanları ikaz ediyoruz. Elbette slam âlimlerini gıybet etmek haramdır. Ama gıybet nedir? Gıybet, bir müslümanın veya bir zimminin gizli bir kusurunu arkasından söylemek olup harbîlerin ve açıkça günah i leyen müslümanların bu günahlarını bildirmek, müslümanlara zulmedenlerin ve alı veri te onları aldatanların yaptıkları bu fenalıkları duyurmak, müslümanları bunların errinden sakındırmak, Müslümanlı ı yanlı anlatanların ve yazanların bu iftiralarını söylemek lâzım oldu undan gıybet olmaz. (Reddül Muhtar) Mezhepsizlerin ileri sürdükleri görü ler, “Hatasız kul olmaz” kabilinden basit hatalar de ildir, imanı ilgilendirmektedir. Bir kısmı bid' bir kısmı ise küfürdür. Mesela, îbni at Teymiyye gibi Ar ın kıdemine kani olmak, (Ar ı yaratılmı kabul etmemek) Mason Abduh gibi dü ük faizlere cevaz vermek, Mason Efgani gibi “Peygamberlik bir sanattır” demek, Re it Rıza gibi icmayı inkâr edip telfık zihniyetini savunmak, Mr. Hamidullah gibi mucizeleri tevil veya inkâr etmek, zeydî evkânî gibi taklidi haram saymak, izmirli smail Hakkı gibi camilere sıra, müzik âletleri konmasını ve Türkçe namaz kılınmasını istemek, bazı sapıklar gibi tesettürü inkâr etmek, bid’at fırkalardan müte ekkil bir islâm birli i dü ünmek basit birer hata mıdır? Bunları bilip de, gücü yetti i halde, susmanın vebali büyüktür. Çünkü hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Bid'atlar yayılıp, sonra gelenler, öncekilere lânet etti i zaman, do ruyu bilenler herkese söylesin! E er söylemeyip gizlerse, Allahın indirdi i Kur'an-ı kerimi gizlemi olur.) [ bni Asakir] (Ortalık karı ır, yalanlar yazılır, adetler ibâdetlere karı tırılır ve Eshabıma dil uzatılıdı ı zaman, do ruyu bilenler herkese bildirsin! Allahü teâlânın, meleklerin ve bütün insanların lâneti, do ruyu bilip de, gücü yetti i hâlde bildirmeyene olsun.)! [Ebu Nuaym, Deylemî]] Bu lanete müstahak olmamak için, susmamak gerekir. Haksızlık kar ısında susanın dilsiz eytan oldu u bildirilmi tir. Allahü teâlânın emirlerini bildirmek ve yasak ettiklerinden sakındırmak çok mühim bir vazifedir. Hadîs-i erifte buyuruldu ki: (Birbirinize Müslümanlı ı ö retin! Emr-i marufu bırakırsanız, Allahü teâlâ, en kötülerinizi ba ınıza musallat eder ve duâlarınızı kabul etmez.) [Bezzar] Emr-i marufu ve nehy-i münkeri el ile yapmak hükümete, dil ile yapmak din adamlarına, kalb ile yapmak her Müslümana farzdır. (Hadika) nsanların en kötüleri Din görevlisinin iyisi, kötüsü olur mu? Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Âlimlerin iyisi, insanların en iyisidir. Âlimlerin kötüsü ise, insanların en kötüsüdür.) [Bezzar] (Cehennemdeki din görevlisine, "Sen dünyada dinin emirlerini bildirirdin. Niçin bu azaba dü tün?" derler. O da, "Günahtır, yapmayın" der, kendim yapardım. "Yapın" dediklerimi de yapmazdım. Bunun cezasını çekiyorum" der.) [Buharî] (Cehennemde azap çekenlerden bazılarının yaydıkları kötü kokular, di erlerine ate ten daha fazla azap verir. "Sen ne günah i ledin ki, öyle pis koku saçıyorsun?" denildi inde, "Ben din görevlisi idim. Bildiklerimi yapmazdım"der.) [ . Ahmed] (Yazıklar olsun kötü âlimlere ki, ilmi ticarete alet ederler. Menfaat için devlet adamlarına yakla ırlar, bunların yaptıkları ticaret, kesada [darlı a, kıtlı a] u rasın!) [Hâkim] (Bir zaman gelir ki, din görevlisi fitne unsuru olur, camiler ve hafızlar ço alır, ama, [hakiki] âlim hiç bulunmaz.) [Ebu Nuaym]

(Zebaniler, günahkâr hafızlara, puta tapanlardan önce azap yapar. Çünkü bilerek yapılan günah, bilmeyerek yapılandan daha kötüdür.) [Taberânî] (Âhir zamanda câhil din görevlileri ve fâsık hafızlar ço alır. Bunlar, merkep le inden daha kokmu olur.) [Tezkire-i kurtubi muhtasarı] (Kur'an-ı kerim, okuyanlarına, ya efaat edecek veya dü man olacaktır.) [Müslim] (Ümmetimdeki münafıkların ço u Kur'ân-ı kerîm okuyanlardan olacaktır.) [ .Ahmed] (Ahir zamanda, âlim azalır, cahil artar. Cahil ve sapık din görevlisi de, yanlı fetva vererek fitne çıkarır, kendisi sapar, ba kalarını da saptırır.) [Buhârî] (Bir zaman gelir ki din görevlileri, en erli olur; fitne onlardan ba lar, onlara döner.) [Hâkim] (Ümmetim, kötü âlimler, cahil âbidler yüzünden helak olur.) [Darimi] (Ümmetim, kötü din görevlilerinden çok zarar görecektir.) [Hakim] Bu hadîs-i eriflerden dini içten yıkmaya çalı anların bulunacakları anla ılmaktadır. Böyle kimselerin ihanetlerini açıklamak gerekmez mi? “ ç mücadeleye imdilik lüzum yok” demek büyük gaflettir. Aslında iç dü man, dı dü mandan, içteki yara dı taki yaradan daha tehlikelidir. Ayaktaki bir yaranın tedavisi, kalbdeki bir yaranın tedavisinden daha kolay olur. Sırlarımızı, cephanemizi ve zayıf noktalarımızı bilen bir dü manın zararı dı taki dü mandan daha tehlikelidir. Abduhcuların, “Biz imâm-ı a' zamı da, Muhammed Abduh' da severiz.” demeleri u yanlı tır. Abduh sevilirse, mâm-ı a'zam hazretleri sevilmemi olur. Çünkü mam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Resulullaha tam ve kusursuz tâbi olabilmek için, onu tam ve kusursuz sevmek lâzımdır. Tam ve olgun sevginin alâmeti de onun dü manlarını dü man bilip sevmemektir. Sevgiye gev eklik sı maz. ki zıt eyin sevgisi bir kalbde yerle mez. ki zıttan birini sevmek di erine dü manlı ı gerektirir. (m. 165) Reformcuların Yeni Oyunu stanbuldan KBB mütehassısı bir doktor diyor ki: Sual: Dinde reformcu bir grup, yeni bir kitap yazıp, âlimlerden farklı, yeni ictihadlar yapacaklarmı . Kula a damlatılan ilacın orucu bozmıyaca ı yönünde bilgi istiyorlar. Hanefi ve afiîye göre, göze, kula a ve burna damlatılan ilaç, orucu bozar mı, bozmaz mı? CEVAP Fıkıh kitaplarındaki hüküm öyle: Hanefide göze damlatılan veya di çukuruna konan ilacın tadı bo azda hissedilse bile orucu bozmaz. Kula a damlatılan ilaç, burna konan sıvı ilaç orucu bozar. afiîde ise, göze damlatılan ilacın tadı bo azda hissedilse bile bozmaz. Fakat kula a konan her ey orucu bozar. Burna konan sıvı ilaç da bozar. Hanefide ve afiîde, sa lam deriye sürülen ilaç, emilip içeriye nüfuz etse de oruç bozulmu olmaz. Mesela kalb hastalı ında, gö üs üzerine nitroderm ihtiva eden bir ilaç [TTN] konur. Bu deriden içeriye emilir. Sa lam deriden içeri girdi i için Hanefide de, afiîde de orucu bozmaz. Hadis-i erifte ( çeri giren eyler orucu bozar) buyuruluyor. afiîde, kulak tabii menfezdir. Kula a konan sıvı-katı her ey, mideye girmi gibi orucu bozar. Hanefide, kula a giren katı ey ve su orucu bozmaz. Fakat ya ve ilaç bozar. Ya ve ilaç emilse de, emilmese de, sindirim yoluna gitse de, gitmese de bozar. Göz, menfez kabul edilmedi i, aynen sa lam deri hükmünde oldu u için, göze konan ilaç, sa lam deriye sürülen ilaç gibi çe itli kanallarla sindirim yoluna gitse de hiçbir mezhebde orucu bozmaz. Fakat bo aza, beyne ve mesaneye açılan yara yolu ile ilaç verilirse, Hanefide de, afiîde de oruç bozulur. Reformcu grup ne yapmak istiyor? Kendileri müctehid olsalar bile, ictihadla ictihadın nakzedilemiyece ini bilmeleri gerekir. Reformcuların, (Burada Hanefilerin kavli do rudur. Kula a kum koymak orucu bozmaz. afiînin ictihadı yanlı tır.) demeye hakları olmaz.

Fitne kaynaklarından Hamidullah Sual: Bazı gazetelerde, Hamidullahın görü ü esas alınarak, Miracın rüyada oldu u bildirildi. Mirac hakkında Kur' anda hüküm yok mu? CEVAP (Ruh-ul-beyan)da Tefsir-i Hüseyniden alarak, (Resulullahın Mekkeden Mescid-i Aksaya götürüldü üne inanmıyan kâfir olur. Göklere ve bilinmiyen yerlere götürüldü üne inanmıyan ise sapık olur.) buyuruluyor. Hamidullah ise, her ikisine de inanmıyor. Hamidullahın çok sapık biri oldu u çe itli ilim adamlarınca bildirilmi tir. Mesela Üstad Necip Fazıl, Türkiyenin Manzarası isimli eserinde özetle diyor ki: "Dalalet kumkuması Hamidullah slâm Peygamberi isimli kitabında: 1- Azılı islâm dü manı müste rik Dr. Duzi a zıyla konu an, 2- Resulullaha, hıristiyanlardan din bilgisi almı olmayı yakı tıran (s.21), 3- Süt karde i eymanın omuzunu, hayat boyu iz kalacak ekilde ısırdı diye yazabilen (s.40), 4- Nübüvvetten önce, Peygamber puta koyun kurban etti diyebilen (s.47), 5- Vahyi, "Onların ifadesine göre" diyerek üpheli gösteren (s.66), 6- Budayı Peygamber sayan (s.69), 7- akk-ül-kamer mucizesini bıyık altından alaya alan (s.82), 8- Miracı, ruhi bir hâl sayan, Miracı Allaha mekan tayin etmi olmak gibi gösteren (s.92), 9- slâmdan önce Kudüste mescid bulunmadı ını iddia edip Mescid-i aksayı dolayısıyle Kur' bile yalanlamaya kadar giden (s.93), anı 10- Eserini, Fransızlardan gördü ü misafirperverli e mukabele için yani kiliseyi memnun edebilmek için yazdı ını itiraf eden... (Önsöz) Evet, bütün bunları eyliyen, dinden, imandan yoksun bir bedbahtın, âlim ve mütefekkir diye piyasaya sürülmesinden büyük felaket dü ünülemez. Din simsarları böyle kitapları basa dursun..." Sadreddin Hocanın Tenkidi Sadreddin Yüksel Hoca da, (Hamidullahın ki Eseri Üzerine Bir Ara tırma) isimli kitabında özetle diyor ki: 1- Hamidullah, slâm Peygamberi isimli kitabında "Hz. Muhammedin yegane arzusu eski peygamberlerin tebli lerini tekrar canlandırmaktır. O, kendisinden sonra bir peygamber daha gönderilmesine lüzum kalmaksızın, ilahi tebli in hiç de i meden baki kalaca ına dair samimi kanaatinde yanılmamı tır." diyor. (s.14) Peygamberimiz için "Samimi kanaatinde yanılmamı ." demek, [affedilmez] çok büyük bir hatadır. Çünkü Resulullahın peygamberlerin sonuncusu oldu una dair ayet-i kerime vardır. E er Hamidullahın iddia etti i gibi, bu Peygamberimizin samimi kanaati olsaydı, Ahzab suresinin 40. ayeti Allahın kelamı de il, Hz. Muhammedin sözü olurdu. Zaten Hamidullaha göre, Kur' ilhama dayalı Hz. Muhammedin sözüdür, Hamidullah, an, (Resulullah Muhammed isimli eserinde (Kur' Allahın sözünü temsil eder, onun yerine an geçer.) diyor. (s.2) [Kur' kerimin Allah kelamı olmadı ını söylemek küfürdür.] an-ı Kâfiri Tasdik Ediyor 2- slâmın zuhurunda çok sayıda din var idi. Yeni bir dine ihtiyaç var mı idi? slâmın muvaffakiyeti hangi artlara ba lı idi. Buna, Filip Hittinin, çok veciz ve faydalı cevabı öyle: slâmiyet, Sami kavimlere ait dinlerin mantıki mükemmelle mesidir. Yani slâm semavi bir din de il, di er dinlerin bir tekamülüdür. Hamidullah, müste rikin sözünü faydalı görmekle, ona suç orta ı olmu tur. [Yani onun gibi kâfir olmu tur.] 3- (Hz. Muhammed, Suriye hıristiyanlarının akideleri hakkında bilgi edindi.) diyor. (s.21) Burada da vahyi silmek için aynı gayret gösteriliyor. Kur' kerimde, hıristiyanların an-ı akidelerini bildiren ayetler yok mu da, hıristiyanlardan ö renmek mecburiyeti hasıl olsun?

4- Hamidullah, ( slâmiyetin tesisinde bazan mucizelere götüren tesadüfi artlardan ayrı bizim bilmedi imiz bir ey vardır.) diyen Napolyonu haklı gösteriyor. (s.26) Napolyonun, slâmın zaferlerini tesadüfe ba laması normaldir. Fakat Fransızların slâm profesörü dedi i bir kimse böyle nasıl dü ünebilir.? 5- Hamidullah, (Bütün bu seyahatler, Hz. Muhammedin gezdi i yerlerin ticari, idari gelenek ve kanunlarını ö renmesine yol açtı. Olgunluk ya ında, kırkında bu tercübeli adam, kavmini ıslaha te ebbüs etti.) [S.34] Hamidullah, tam bir misyoner edasıyla, Hz. Muhammedin, seyahatler neticesinde bilgi edinmesinden sonra ıslahata kalkı tı ını yazıyor. Bu, bir peygamberin vasfı de il, olsa olsa bir ıslahatçının vasfı olabilir. [Hâlbuki, Peygamber efendimiz, vahy ile ö reniyordu. Ankebut suresinin 48. ayetinde mealen (Sen bu Kur'an gelmeden önce, bir kitap okumadın, ba kalarından ö rendin diyebilirlerdi.) buyuruldu.] 6- (Tarihçilere göre Hz.Muhammed, bir seyahatinde Mirac ehri Kudüsü gördü) diyor. (s. 53) Hâlbuki Mirac bahsinde, Kudüsün Mirac ehri olmadı ını, Peygamberin Kudüse gitmedi ini yazıyor. Böylece tenakuza dü üyor ve ( ayet Hz. Muhammed, soruldu u zaman, Mescid-i aksa hakkında bir ey söyleyebilmi se 25 ya ındakayken oraları gördü ü için) demek istiyor. (s.92) 7- (Hz. Muhammed, Eliyadinin tek ilah hakkındaki nutkunu asla unutmaz, bazan da Lebid ve Ümeyyenin aynı konudaki mısralarına müracaat ederdi.) diyor. (s.64) Sanki Hz. Peygamber,. tevhid akidesine ait bütün ilhamını Eliyadi, Lebid ve Ümeyyeden almı ve sanki tevhid inancı Peygamberimizde bunlar sayesinde uyanmı . Mescid-i Aksa Yok mu? 8- Hamidullah Miracın bedenle oldu unu inkar etmek için, Mescid-i aksayı inkar edip (Kur' inzal edildi i devirde Kudüste mescid yoktu.) diyor. (s.94) anın Hâlbuki Buharîdeki hadis-i erifte, yeryüzünde ilk kurulan mabedin Mescid-i haram, ikincisinin ise Mescid-i aksa oldu u bildiriliyor. Yine Buharîdeki hadis-i erifte, üç mescid için uzaktan ziyarete gelinebilece ini bunlardan birinin de Mescid-i aksa oldu u bildiriliyor. Mescid-i aksa, gökteki Beytül Mamur de ildir. Çünkü ziyaret için deveye binip de göklere çıkılmaz. 9- Hz. Musa ile ilgili Kehf suresindeki hadise için, (Din kitapları temsiller getirir. Bunların tarihi hadiseler olması zaruri de ildir.) diyor (s.377) Kâfirler, (Bu Kur'an, eskilerin masallarından ibaret) demi lerdi. E er Kur' an-ı kerimdeki kıssalar, gerçek tarihi hadiseler olmazsa, masal ve asılsız hikayelerden ibaret kalır. Muarızların iddiaları do ruluk kazanır. Bu ise, Kur' kerim için -hâ â-büyük bir an-ı hezimettir. O hâlde, Kur' anda anlatılan hadiselerin tarihi hadiseler olması zaruridir. 10- Hz. Peygamber ile yahudiler arasında çıkan anla mazlıkta hangi tarafın zâlim oldu unu anlamak zor diyor. (s.389) Mü te rik gibi konu uyor, Peygamber tarafı da zâlim olabilir demek istiyor. Böyle ifadeler tüyler ürperticidir. Zulüm büyük günahtır. Peygamberler masumdur, ismet sıfatları vardır. Peygamber hâ â zâlim olur, adil olmazsa, ba ka kim adil olur ki? Mucizeyi nkar Ediyor Sadreddin Hoca, Hamidullahın, Resulullah Muhammed adlı kitabı için diyor ki: 1- Hamidullah, bu kitabında Peygamber efendimizin nübüvvetten önceki, irhasat denilen, bin senedir yanan mecusilerin ate lerinin sönmesi, Kisranın sarayının yıkılması gibi harikaların Peygamberimizin do umu ile ilgisini kesmeye çalı ıyor. (Müstakbel kahramanın dünyaya gelmesi ile bir alakası olup olmadı ı bir tarafa.) diyor. (s.24) 2- Peygamber efendimizin, ilk vahyini anlatırken, yine samimiyetsizli inin bariz örne ini veriyor. Vahyi rüya olarak gösteriyor. (s.49) Cebrail aleyhisselamın ilk geli i, uykuda, sonrakiler uyanıkken oldu. Vahy hep uyanıkken oldu. 3- (Allah ses ve lisandan ötedir. Kur' Arapça lafızları, Allahın sözünün yerine anın geçer.) diyor. Hâlbuki Kur' lafzıda, nazmı da Allahındır. te ayet-i kerimeler: (Ta ki anın Allahın kelamını, dinlesin, i itsin.) [Tevbe 6], (Biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.) [Yusüf2]

Allahü teâlâ, ben Kur' Arapça olarak indirdim buyuruyor. Hamidullah ise, mana anı Allahtan, lafızlar ise Peygambere ait diyor. Onun tarif etti i kudsi hadistir. O zaman kudsi hadis ile Kur' bir farkı kalmaz. anın 4- Mucizelerin, tabiat kanunlarına göre vuku buldu unu söylüyor. Mesela Peygamberlerden ayın ikiye ayrılması istendi i sırada, ayın iç yapısında bir patlama meydana geliyor, sonra kendisindeki mevcut çekim kuvvetiyle tekrar birle iyor diyor. Böylece mucizeyi mucize olmaktan çıkartıyor. (s.228) Hamidullah, smaili mezhebinde, koyu Ehl-i sünnet dü manı olarak yeti ti. slâmiyeti sinsice bozmaya, Ehl-i sünnet âlimlerini lekelemeye çalı maktadır. Sebe suresinin 28. ayetinde mealen (Seni bütün insanlara Peygamber gönderdim) buyurulurken, yalnız müslümanların Peygamberi oldu unu anlatan slâm Peygamberi isimli kitabında, (Hz. Muhammed, çocuk iken, süt karde inin omuzunu hayat boyu iz kalacak ekilde ısırdı.) diyerek Onu di er çocuklar gibi zannediyor. (s.40) Hâlbuki, O, süt karde ini hiç incitmedi i gibi, onun haklarına hatta, sütüne bile saygı gösterir, onun emdi i memeden hiç emmezdi. Halime Hatun diyor ki, (O emerken kendi o lum emmez, Ona saygı gösterirdi. Bu da süt karde lerinin Ondan hiç incinmediklerini, Onu hep sevip saydıklarını bildirmektedir. O emerken, güzel yüzüne bakmaya dayanamazdım. Konu maya ba layınca, ilk olarak Kelime-i tevhid söyledi. Her eyi tutarken Bismillah derdi. Çocukların oyunlarına karı mazdı. (Biz oyun oynamak için yaratılmadık.) derdi. Hiç a lamaz, kimseyi incitmezdi.) Allahtan Ba ka Dayanak Hamidullah (Ö lenin yakıcı sıca ından korunmak için Abdullah bin Cudanın duvarının gölgesine sı ınırdı.) diyor.(s.48) Resulullahın mübarek ba ı üstünde bulut bulundu u, Onunla birlikte gitti i, Ona gölge yaptı ı, nübüvvete kadar böylece güne ten muhafaza olundu u muteber eserlerde yazılıdır. Gölgeye sı ınırdı demek, bu mucizeye inanmamak olur. Resulullah, burada gölgelenmek için de il, gölgelenenleri ir ad etmek için oturmu olabilir. Ayın ikiye ayrılmasını [yani akk-ul kamer mucizesini] ayet-i kerime ve hadis-i erifler ile bildirildi ini yazmıyor, tarihçilerin haber verdi ini yazıyor. Böylece bir mucizeyi daha hafife alıyor. (s.82) Bütün ümitlerini kaybedip ölümle pençele en hasta için, artık bunun i i, Allaha kaldı veya Allahtan ba ka dayana ı kalmadı denir. Hamidullah da (Önce zevcesi, sonra amcası vefat etti. Müminlerin büyük kısmı Habe istanda idi. Artık Allahtan ba ka dayana ı kalmamı tı.) diyor. Resulullah efendimiz, her zaman ve her i lerinde, yalnız Allahü teâlâya güvenir. Ancak, O emretti i için sebeplere yapı ır. Sebeplere dayanmaz. Sebeplerin yapıcı de il, yardımcı olduklarına inanırlar. Dinimizde, kitap ehli hariç, bütün kâfirlerin, putperestlerin, dinsizlerin kesti i hayvan yenmez. Sebebi de, dinsiz oldukları için. Fakat Hamidullah, (Müslüman, mecusilerin kesti i hayvanı yemez. Sebebi de mecusiler, hayvanı keserken sa lık kaidelerine çok az yer veriyordu.) diyor. (s.277) Sa lı a riayet etseler, kestikleri yenir mi? Hamidullaha göre yenir. Dinsiz ile evlenilmez. Fakat Hamidullah, bunda da sebep olarak dinsizli i de il, hayvan kesmedeki gibi ba ka sebepleri bildiriyor. (s.277) Paslı Silsileden Biri Hamidullah, A. Ü. slâmi limler Fakültesinde Mirac ile ilgili seminer verir. Seminerde Prof Dr. Zeki Çıkman da bulunur. Hamidullahla 50 dakika konu ur. Zeki Çıkmanın akli ve nakli delilleri kar ısında ahitlerin huzurunda, Hamidullah "Bu benim ahsı dü üncem" demek mecburiyetinde kalır. Zeki Beyin, Mirac ve Hamidullah isimli kitabında yapılan konu malar ve cevaplar vardır. Ahmed Davudo lu Hoca da, bu kitaba yazdı ı takrizde Hamidullahın paslı silsilenin [din taripçilerinin] son halkalarından biri oldu u, onun Peygamberimiz hakkında yazdı ı kitaplarında Kur' kerimin Hz. Cebrail vasıtasıyle indirildi ine yani vahy mahsulü an-ı oldu una dair bir i aret bulunmadı ını kaydettikten sonra Mısırda çok reformcu gördü ünü, bu bakımdan Hamidullaha a madı ını, fakat onu bir din yetkilisi gibi kabul ederek fesat tohumu ekmesine müsaade edenlere çok a tı ını bildirmektedir.

Zırva tevil götürmez Bir müddet önce, Hamidullah hakkında, bazı müelliflerin yazılarını nakletmi tim. Üç tane tenkid mektubu geldi. Bunların ikisi biraz insaflıdır. Ancak bir tanesi çok gariptir. Bu mektubu birazcık kısaltarak ibret için yayınlıyorum: (Prof. Hamidullah hakkındaki yazınıza cevabımdır: 1- Birkaç yazardan nakil yaparak, Prof. Hamidullahın bazı görü lerini tenkid ettiniz. Bu görü lere siz de katılıyorsunuz ki, ne rettiniz. Necip Fazıl, onun bu kitabı Fransızlara bir ükran borcu olarak yazdı ını söylüyor. Peki Fransız arabalarının Türkiye bayili ini almakla asıl siz Fransızların adamı olmuyor musunuz? 2- Miracı inkar etmekle ne olur? O, slâmı kabul ediyor, namaz kılıyor ya. Namaz kılan bir müslümana Miracı inkar etti veya akkul-kamer mucizesini inkar etti diye hemen kâfir damgası basılır mı? Bir müslümana kâfir diyenin kendi kâfir olmaz mı? 3- akkul-kamer mucizesi hakkında ayet yoktur. Varsa yazın. Biz de bilelim 4- Hz. Ai e de, Miracın rüyada oldu unu yazıyor. Buna ne diyebilirsiniz? 5- Onun kitaplarındaki görü leri, kendine ait de ildir. Çe itli yazarlardan nakildir. Kendine ait olmıyan görü lerden dolayı onu nasıl suçlarsınız? 6- Onu tenkid edenlerden Prof. Zeki Çıkman, tıp doktorudur. Doktor dinden ne anlar? 7- Sadreddin Hocanın o lu, Amerikada peygamber oldu unu söyliyen birinin dinine girmi tir. Onun görü leri do ru olsaydı, o luna etki ederdi. 8- Davudo lu Hocanın ona "Paslı silsileden biri" demesinin hiç kıymeti yoktur. Çünkü o, daha ba kalarını da tenkid etmi tir. 9- Prof. Hayrettin Karaman ve di er bazı prof.lar da onu takdir ediyorlar. Buna ne diyeceksiniz? 10- slâmi çalı malar yüzünden hiç hapiste yattınız mı? Yatmadıysanız, yazılarınızın hiçbir de eri olmaz.) CEVAP Aslında cevap vermeye de mez. Fakat birkaç satır olsun yazalım! 1- Be inci maddedeki görü üne zıttır. 2- Miracı inkar edenin kâfir olaca ını (Ruh-ül-beyan) tefsirinden ve (Bahr-ür-raık) fıkıh kitabından alarak yazmı tık. Dinimizin bir hükmünü inkar edenin kâfir olaca ı bütün din kitaplarında yazılıdır. Böyle bir kimse, namaz kılsa da kâfirdir. Kâfire kâfir demek caizdir. 3- akkul-kamer mucizesi, Kamer suresinin ilk ayetlerinde bildirilmektedir. 4- Peygamber efendimizin, bedenle gidilen Miracdan ba ka rüyada gördü ü miracları da olmu tur. Hz. Ai e validemizin bildirdi i bu miraclardır. Çünkü me hur Mirac hadisesinde henüz Ai e validemizle evlenmemi ti bile. 5- Bu görü ünün birinci maddedeki görü e zıt oldu unu, birinci maddede bildirmi tik. Nakletmek suç de ilse, nakletti imiz yazılardan dolayı bizi niçin suçluyorsunuz? 6- Din kimsenin inhisarında de ildir. steyen herkes, dini ö renebilir. mam-ı a' zam hazretleri de tüccar idi. Doktor olan dini ö renemez mi? Zeki Çıkman tıp profesörü de, kendi ülkesinde vatanda lıktan çıkarılan Hamidullah, ne profesörüdür? Devletler Hukuku profesörüdür. Biz onu hukukçu oldu u için de il, Ehl-i sünnet dü manı oldu u için tenkid ediyoruz. 7- O lundan dolayı babasını tenkid etmek yanlı tır. Hz. Ademin ve Hz. Nuhun o ullarından biri de kâfir idi. Bunlardan dolayı babalarına söz söylenir mi? 8- Ba kaları dedi i kimseler, Efgani ve Abduh gibi mezhepsizlerdir. 9- Onu takdir eden yanda ları olmasaydı, kitapları Türkiyede satılır mıydı? 10- Hapiste yatan herkesi kahraman saymak yanlı tır. Tenkid mektubu Sual: 1-TGRTde evliyaların kerametleri, üstün halleri anlatılıyor. Bunlar efsane de il mi? slâm eskiden ya anmı da imdi niçin ya anmıyor? Peki imdi eski büyüklerin benzerleri neden yok? Olmadı ına göre, eskiden de yok demektir.

2- Efgani, Abduh, K. Marx gibi yazarların kitaplarını okumayı uygun bulmamak çok yanlı tır. Kötü de olsa, her yazarla tanı mak istiyoruz. Önümüz kesilmemelidir! Her eyi bilmek ve okumak istiyoruz. Her kitapta faydalı bilgi vardır. yisini alır, kötüsünü atarız. 3- Cem idin 800 yıl ya aması efsanedir, sünnetullaha aykırıdır. Bir insan 800 yıl ya ayamaz. 4- 15. Asırdaki Zeyd ile bugünkü Ercanın problemi aynı de ildir. O zamanki fetvaya göre hareket edemeyiz. Biz eski fetvalara mahkum olamayız.) CEVAP 1- Evliyanın hayatlarını anlatan filmler, muteber eserlerden alınmı tır. Hepsi do rudur. Eskiden evliya çok idi. imdi azaldı. Sebebi de, her asır, gittikçe bozulmaktadır. Nitekim hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (En hayırlı insanlar, benim asrımdaki müslümanlardır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir. Onlardan sonra da en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir. Onlardan sonra, yalan yayılır. Bunların sözlerine ve i lerine inanmayınız!) [Buharî] (Her asır, öncekinden daha bozuk olur. Böylece Kıyamete kadar hep bozulur.) [Hadika] (Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar. lmin azalması, âlimlerin azalması ile olur. Cahil din adamları, insanları do ru yoldan saptırırlar.) [Müslim] Bu hadis-i eriflerden bakıp da, ahir zamanda hiç evliya gelmiyecek demek de ildir. Genel olarak gittikçe insanlar bozulacaktır. Fakat do ru yolda bulunan iyi kimseler her asırda bulunacaktır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Hakkın yardımı ümmetimden bir taife üzerine Kıyamete kadar devam eder.) [ bni Mace] Demek ki imdi de slâmı ya ıyanlar vardır. Bir insan körse, güne in bunda suçu ne? Yarasa güne i sevmez, kaçar, görmezse, güne in bunda suçu ne? 2- Evet kitap, bilgi ö renilmek için okunur. Bir eyin hak veya bâtıl, faydalı veya zararlı, iyi veya kötü oldu unu bilen, o konudaki kitabı niçin okusun? Bilmiyorsa, bâtılı hak, kötüyü iyi, zararlıyı faydalı zannedebilir. Pisli in içinde faydalı ey ararken, üstüne necaset bula masa bile, en azından kokusundan zarar görür. Sivri akıllının biri, hep eytanı görmek istermi . Bir evliyaya yalvarmı . Evliya da, ( eytandan insana fayda gelmez.) demi se de, adam çok yalvarmı . Nihayet duâsı kabul olup eytanı görmü . eytan, bunu görünce, (Seni bir vuru ta öldürürdüm. Ancak ömrüne daha kırk yıl var.) demi . Adam ise, (Yirmi yıl günah i lerim. Sonra tevbe eder, kalan yirmi yılı da ibâdetle geçiririm.) demi . Adam, yirmi yıl ya amadan günahlar içinde ölmü . Efgani gibi, eytanın yolda larının kitaplarını okuyan, ordaki zehirlerden etkilenmemesi mümkün de ildir. Zehirle aka olmaz. u kadar zehirden ne zarar gelir denmez. Yahut elimi bir defa yılanın veya aslanın a zına koysam, acaba bir zararı olur mu demek ahmaklık olur. Aslan, insanın canını alır. eytan ve yolda ları ise, insanın sonsuz ölümüne sebep olurlar. 3- Cem id, randa ilk hükumet kuran Pi dani o ullarının 4. hükümdarı olup, 800 sene saltanat sürmü , 500 sene randa kimse hasta olmadı ı için, halk kendine tapmı tır. 21 Martta tahta çıktı ı için, bugüne Nevruz demi , yılba ı ve bayram yapmı tır. slâmiyetten önceki kâfirlerin adetlerini, tapınmalarını, bugün meydana çıkarıp "ecdad yadigarı" diyenler, bu i in aslını do ru bilmiyenlerdir. Böyle diyenlere kanmamalıdır. Yabancılar da bunu körüklüyorlar. Cem id bin ya ında iken, eddadın ye eni Dahhak ile sava ta yakalanmı , testere gibi olan balık kemi i ile ikiye biçilmi tir. Cem id, sekizyüz de il, bin yıl ya amı tır. Bu sünnetullaha aykırı de ildir. Eskiden insanlar çok ya ardı. Nuh aleyhisselamın 950 yıl, kavmi arasında kaldı ı Kur' kerimde an-ı bildirilmektedir. (Ankebut 14) Ayet-i kerimeye de efsane gözü ile bakana diyece imiz yoktur. 4- Namaz, oruç gibi ibâdetlerde zamana uyulmaz. badetlerde de i iklik olmaz. Bu bakımdan asırlar geçse de, Zeyd ile Ercanın problemi farklı olmaz. Fetvanın da eskisi, yenisi olmaz. Eskiden haram olan bir ey imdi helal olmaz.

Tenkitler nasıl olmalı? 25 yıldır yazı yazıyorum. Ara sıra yazılı veya sözlü tenkitlere [ele tirilere] maruz kalıyorum. imdiye kadar ciddi bir tenkide rastlamadım. Kimi hakaret ediyor, sövüp sayıyor, kimi de, hiçbir mesnete [delile] dayanmadan “yanlı yazıyorsunuz” diyor. Geçen sene ramazanda, kefareti tarif ederken, (Kefaret, oruç tutmamanın de il, geceden niyetli Ramazan orucunu kasten bozmanın cezasıdır” demi tik. Bir genç, telefon edip, “Ben me ru mazeretsiz, Ramazanda bir gün oruç tutmazsam, cezası ne?” dedi. Ben de, “Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak haramdır. Ama bir gün oruç tutmazsan o bir günü kaza etmen gerekir” dedim. Genç, “Ben kasten tutmadım, niye 60 gün kefaret de il de, bir gün kaza tutmam gerekiyor?” diye sordu. Ben de, fıkıh kitapları öyle yazıyor dedim. Genç, ben ilahiyatçıyım, kitaba ne gerek var, akıl var, mantık var, kasten oruç tutmuyorsun ve kaza gerekir diyorsun, olmaz böyle ey” dedi. Tekrar senin dedi in hangi kitapta yazıyor dedim, o da, “Kitaba gerek yok demi tim ya, akıl mantık yok mu?” dedi. “Evet akıl mantık var, akıl mantık yeni çıkmadı o eskiden beri var. Ama eskiden beri akla mantı a de il, kitaba bakılır, kitap ne yazarsa ona göre hareket edilir” dedim. Ama o genç ikna olmadı. Din akla mantı a zıt de il ama, akıl ve mantıkla dini hükümler bulunmaz. Geçen gün de bir genç daha aradı. “Halebi imi , Reddülmuhtar imi , Hindiye imi , bunlar senet olmaz, bana Kur’andan delil göster. Çünkü bir müslüman için dini konularda temel ba vuru kitabı üphesiz Kur’andır” dedi. Kur’an temel ba vuru kitabı nasıl olur dedim. “ nanmazsan, Dr. Arif Güne ’in, (Kur’anın ortaya çıkı süreci) isimli eserinin ba ına bakabilirsin” dedi. “Sen Halebi’ye inanmıyorsun da o kitaba nasıl inanıyorsun?” dedim. “Ama o Kur’ana göre yazıyor” dedi. “Peki Halebi’nin Kur’ana göre yazmadı ını nereden biliyorsun?” dedim. Öteki kitap, u ayette diye delil gösteriyor, ama Halebi’de ayetlerden bahsetmiyor” dedi. Halbuki dinimizde delil dört tanedir. Her ey Kur’anı kerimde açıkça bulunmaz. Onlar temel ba vuru kitabı deseler de, namazın nasıl kılınaca ı, namazı bozanlar, namazın farz, vacib, sünnet ve mekruhlarını Kur’an-ı kerimde bulamayız. Orucun farzları sünnetleri de öyledir. Birçok hükmü Kur’anda bulamayız. Bir çok cahil kimse, “ una haram diyorsunuz, ama hangi ayette haram oldu u yazılı” diyor. Biraz daha dinden haberi olan, âyet yoksa haram oldu una dair hadis var mı diyor. Maalesef hangi fıkıh kitabında yazıyor diyen pek nadirdir. Tenkit ilmi olmalıdır. Mesela denmeli ki: (Siz namazda rüküa e ilince ayakları birle tirmenin sünnet oldu u hususunu, Dürrülmuhtar ve Halebi’de yazdı ını söylediniz. Halbuki ben o kitaplara baktım öyle bir ey görmedim) demeli veya (Evet bildirdi iniz kitaplarda öyle yazıyor ama, ba ka kitaplarda ise, mesela Hidaye’de, Dürer Gurer’de müftabih olanı, ayakları birle tirmemektir diyor.” demelidir. Ancak böyle bir tenkidin bir de eri olur. Saygı ile kar ılarız. Bakarız biz yanılmı sak, hemen hakkı kabul ederiz. Hakkı kim söylerse söylesin kabul etmeyene itibar edilmez. Hiçbir kimse çıkıp da, “Size u muteber eserlerden kaynak gösterdik, fakat kabul etmediniz“ diyemez. nsanlık hali, nakilde bir yanlı ımız olsa, hemen kabul eder, bunu muteber eserlerden gösterene minnettar kalırız. Yanlı Fetva Vermek Sual: Tv, radyo ve gazetelerdeki haberlerden ö rendi imize göre, bir hocanın ak dedi ine öteki kara diyor. Birinin helâl dedi ine öteki harâm diyor. Neden böyle oluyor? Fetvâ vermenin hiç mi mes’uliyeti yoktur? Dîni konularda çalakalem yazı yazmanın, ona uygun, ötekine uygun de il demenin vebâli yok mudur? CEVAP Dînî konularda bilmeden konu manın vebâli çok büyüktür. Me hur bir harâma helâl veya me hur bir helâle harâm diyen küfre girer. Müctehid olmıyan kimsenin, Kur' ân-ı kerîmden ve hadîs-i erîflerden anladı ına göre fetvâ vermesi câiz de ildir. Çünkü âyet ve hadîslerden dört mezhebin müctehidleri, farklı hükümler çıkarmı tır. Onun için herkes, kendi mezhebine uymalı, kendi mezhebindeki âlimlerin verdi i fetvâlarla amel etmelidir!

Bilmeden, kitaba bakmadan, "câizdir", "câiz de ildir" gibi konu maktan çok sakınmalıdır! Hadîs-i erîfte, (Ate e [Cehenneme] en cür'etkâr olanınız, fetvâ vermeye en cür'etkâr davrananınızdır) buyuruldu Harâmdan korkmıyan, günâh i lemeye cesâret eden câhildir. Nitekim, (câhil, cür'etkâr olur) buyuruldu. Ya' (câhil, günâh i lemekten korkmaz) demektir. nî, Fetvâ vermenin mes’uliyeti çok büyüktür. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Bilmeden fetvâ verene, yer ve gökteki melekler la’net eder.) [ bni Lâl] (Ehli olmadan yanlı fetvâ veren, hâinlik etmi olur.) [Ebû Davüd, Hâkim] (Allahü teâlâ, âlimleri almak sûretiyle ilmi ortadan kaldırır. Âlim kalmayınca da, câhiller önder olur, onlar da bilmeden yanlı fetvâ verirler, hem kendileri dalâlete dü erler hem de ba kalarını dalâlete dü ürürler.) [Buhârî] (Cehennem zebânileri, günâh i liyen hâfızlara, puta tapanlardan daha çok azâb yapar. Çünkü bilerek yapılan günâh, bilmiyerek yapılan günâhtan daha kötüdür.) [Taberânî] (Ümmetim, kötü âlimler, câhil âbidler yüzünden helâk olur. Kötülerin en kötüsü kötü âlimlerdir. yilerin en iyisi de iyi âlimlerdir.) [Dârimî] (Ümmetim, kötü din adamlarından çok zarar görecektir.) [Hâkim] (Sizin için Deccâl'dan daha çok, sapık imâmlardan korkuyorum.)[ .Ahmed] Kendine suâl sorulan, bilmiyorsa, "bilmiyorum, kitaplara bakayım, bulursam söylerim" demelidir! Bilmiyorum demek ilimdendir. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: ( lim üçtür, biri "bilmiyorum" demektir.) [ bni Mâce] (Üzeyr'in, Zülkarneyn'in peygamber olup olmadı ını bilmiyorum. Cebrâil aleyhisselâm gelinceye kadar, oturulacak yerlerin en iyisi ve en kötüsünün ne oldu unu soranlara "bilmiyorum" dedim. Cebrâil de, "bilmiyorum" dedi. Nihâyet Allahü teâlâ bildirdi ki, "Oturulacak yerlerin en iyisi câmiler, en kötüsü de sokaklardır.") [Ebû Dâvüd] (Âlimim diyen câhildir.) [Taberânî] Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki: (Bilmem, demek ilmin yarısıdır. Allah rızâsı için bilmedi i bir husûsta, susanın aldı ı mükâfât, bildi i husûsta konu anın aldı ı mükâfâttan az de ildir. Çünkü cehâleti kabûl etmek nefse çok a ır gelir.) [ a'bî] ( eytanı en çok kahreden ey, âlimin "bilmiyorum" demesidir. eytan, "Bunun susması benim için, konu masından daha zararlı" der.) [ brâhim Edhem] (Hakîkî âlim, suâli cevaplandırırken, kıyâmette, "bu cevabı hangi kitapta buldun" diye sorulaca ından korkan zâttır.) [H.Ni apurî] Hz. Câbir anlatır: Yolculukta, arkada larımdan birinin ba ı yaralandı. Oradakilere sordu: - Muska yapmak câiz olur mu? Oradakiler dedi ki: - Câiz olmaz, ba ını yıka! O da ba ını yıkayınca öldü. Medîne’ye gelince, Resûlullah efendimize haber verdik. Buyurdu ki: (Allahü teâlâ, onun ölümüne sebep olanları öldürsün. Bilmediklerini niçin sorup ö renmediler? Cehlin ilâcı, sorup ö renmektir!) [Mi kât] Bu zâtlar, daha çok bilenlerden sormadan, kendiliklerinden fetvâ verdikleri için, çok sert sözle kar ıla ıp, kendilerine, (Allahü teâlâ, onları öldürsün) buyurulunca, imdi din adamı geçinen bir kimsenin islâm âlimlerinin kitâblarını okumadan, kendi bo kafası ve kısa görü ü ile Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i erîflere ma’nâ vermeye kalkı masına, böylece, müslümanların dinlerini, îmânlarını bozmasına ne denilece i meydandadır. Böyle kimseye, din, îmân hırsızı demek yerinde olur. Allahü teâlâ, hepimizi böyle din hırsızlarının zararlarından muhâfaza buyursun! Bilmiyorsa, sükût etmeli, ara tırmalı, ehline sormalıdır! Biliyorsa sükût etmesi câiz de ildir. Çünkü bildi ini gizlemenin de vebâli büyüktür. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki:

( lmini gizliyene, denizdeki balıktan, gökteki ku lara kadar her ey la’net eder.) [Dârimî] (Âlimin bildi ini söylememesi, câhilin de bilmedi ini sormaması helâl de ildir. Çünkü Allahü teâlâ, "bilmiyorsanız, ilim ehline sorun" buyuruyor.) [Taberânî] lmin kıymetini bilmiyen kimseye, ilim ö retilmez. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: ( lmi, ehli olmıyana ö retmek, onu kaybetmek demektir.) [ bni Ebî eybe] Mezhepsizler fitneci olup, fitne kaynaklarıdır Sual: Mevdudici ve Kutupçu mezhepsiz fitneciler, Maide suresinin “Hz.Ademin o lu Kabil, karde i Habile “Seni öldürece im" dedi i zaman, Habil, “Sen beni öldürmek için elini uzatsan da, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam, çünkü ben Allahtan korkarım” demi tir.) mealindeki 27 ve 28. âyetlerinden dolayı Hz. Habili pasif ve korkak olarak vasıflandırıyorlar. Fitne kayna ı bu mezhepsizlere, fitne çıkarmanın dinimizdeki yerini anlatır mısınız? CEVAP 28.9.2001 tarihli Gazetelerde yayınlanan, Fransız din uzmanı profesör Jacques Rollet’nin, ( slamiyette iddet yok. Teröristler, bn-i Teymiyyenin fikirlerini referans alıp, yörüngelerini buna göre çizen El-Benna, S. Kutub, Mevdudi gibi insanların fikirlerini prati e döktüler ve bugünkü radikal gruplar olu tu) sözü de, mezhepsizlerin fitneci oldu unu göstermektedir. Halbuki Kur’anı kerimde, fitne kötülenmektedir. Birkaç âyet-i kerime meali öyledir: (Onlar öyle sapıklar ki, yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar.) [Bekara 27] (Onlara; "Yeryüzünde fitne fesat çıkarmayın" dendi i zaman, "Biz ancak ıslâh edicileriz" derler.) [Bekara 11] (Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür.) [Bekara 217] (Kalblerinde e rilik olanlar, fitne çıkarmak için, ayetleri kendilerine göre yorumlar.) [Ali imran 7] (Onlar fitne çıkarmak için can atarlar.) [Nisa 91] (Onlar yeryüzünde bozgunculu a ko arlar; Allah ise bozguncuları sevmez.) [Maide 64] (Fitneden sakının.) [Enfal 25] (Kâfirler birbirinin dostları, yardımcılarıdır. Siz aranızda dostluk olmazsa yeryüzünde karga a, fitne ve büyük bozgun çıkar.) [Enfal 73] (Yeryüzünde fitne fesat çıkaranlara lânet olsun.) [Rad 26] Fitne, Müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak, insanları isyana kı kırtmak demektir. (Hadika,Tarikat-ı Muhammediyye, Berika) Fitnenin birçok anlamı vardır. Kur’an-ı kerimden be örnek verelim: 1- Günah: (Bizi fitneye dü ürme, diyenlerin kendileri fitneye dü mü tür.) [Tevbe 49] 2- mtihan: (Sana [Miracta] gösterdi imiz tema ayı halk için bir fitne [imtihan] yaptık.) [ sra 60] 3- Belâ: (Fitneden [belâdan] sakının!) [Enfal 25] 4- Eziyet: (Fitneye [eziyete, i kenceye] u ratıldıktan sonra hicret edip, ardından da sabrederek cihad edenlerin yardımcısı elbette Rabbindir.) [Nahl 110] 5- Anar i: (Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür.) [Bekara 191] Hadis-i eriflerde de buyuruluyor ki: (Fitneden sakının! Söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile çıkarılan fitne gibidir.) [ bni Mace] (Malı ve canı ile cihad eden, ortalı ın karı ık oldu u zaman bir kenara çekilip ibâdetini yapan ve kimseye zararı olmayan insan, mümin-i kâmildir.) [Hakim] (Ne mutlu fitneye karı mayana.) [Ebu Dâvud] (Olaylar, fitneler, zuhur edince, katil [öldüren] olmaktan kurtulup, maktul [öldürülen] olabilirsen ol!) [Ebu Nuaym]

(Fitneciler saldırdı ı zaman, "Beni öldürmek için sen bana elini uzatırsan da, seni öldürmek için ben sana elimi uzatmam" diyen Âdemin o lu [Habil] gibi ol!) [Ebu Dâvud, Tirmizî] (Fitne zamanı evinizden ayrılmayın! Âdemin o lu [Habil] gibi olun!) [Ebu Dâvud, Tirmizî] (Kıyamet yakla tıkça fitneler ço alır. Böyle zamanlarda kenarda kalan, ileri atılandan, oturan ayakta olandan, ayakta olan, yürüyenden, yürüyen de, ko andan hayırlıdır, evinizde oturun, fitneye karı mayın!) [Ebu Dâvud] (Fitne uykudadır, uyandırana Allah lânet etsin!) [ .Rafii] Hayvan ve insan kesenler Sual: Amerika’daki olayları bahane ederek Müslümanlı a saldıran din cahili bir yazar diyor ki: “Bak, en büyük ibadetin, bir hayvanı yatırıp bo azlamak oldu unu kabul eden bir kültürün [bir dinin], bugün yeryüzünün en acımasız, en vah i, en kanlı, en bıçaklı-satırlı terörü ile suçlanması, bence rastlantı de il. Bahçelerinde besledikleri kuzuları gözlerinin önünde kesile kesile büyüyen ve böylece cennete gideceklerine inandırılan çocuklar, belli artlarda kan akıtmaktan, kesmekten, öldürmekten kaçınmıyorlar.“ Bu din cahiline cevap verir misiniz? CEVAP Müslümanlık yeni mi geldi? 1400 yıldan beri yok mu? Bu Zamana kadar kurban kesen müslümanlar, eli satırlı anar ist mi oldu, hep insan mı kestiler? Bu cehalet mi, yoksa dine saldırmak için bir bahane mi? Kurban kesmek en büyük ibadet sözü de yanlı tır. Kurban kesmek, zengin olan kimseye sadece Hanefi mezhebinde vacip, di er üç mezhepte ise sünnettir. Yani kurban kesmeyen günaha girmez. Müslümanlıktaki en büyük ibadet ne oldu unu, farz, vacib, sünnet, mekruh gibi terimlerin neyi ifade etti ini, din cahili yazar, nereden bilsin ki? O, sadece bahaneler bulup Müslümanlara çamur atmayı bilir. Kurban kesme sünneti sadece Müslümanlıkta de il, Yahudilerin de, Hıristiyanların da Peygamber olarak kabul ettikleri brahim aleyhisselamın sünnetidir. brahim aleyhisselam o lunu kesmeyip, bir koçu kesti i için, bu sünnet asırlardan beri devam etmektedir. Çocukların sünnet olmaları da brahim aleyhisselamdan kalmı tır. Müslüman kültüründe yeti en kimse, vah i bir terörist oluyorsa, bu yazar, da da yeti medi ya... O da Müslümanların arasında büyüdü. Kurban kesiminden hiç mi etkilenmedi? Demek ki kurban kesmenin terörle bir ilgisi yok. Ama Müslümanlara saldırmak için yazar, kurban kesmeyi bahane ederek Müslümanları potansiyel terörist olarak göstermeye çalı maktadır. Hıristiyan Avrupa gibi, yerli ateistler de, hayvan kesmeye de il, kurban kesmeye kar ıdır. Fakat bunu hayvan hakları adı altında yapıyorlar. Avrupalılar, hayvan kesip hiç et yemiyorlar mı? Yahut zevk için bo a güre leri düzenleyip, sonunda bo ayı i leyip öldürmüyorlar mı? Vah i hayvanları öldürüp kürklerini giymiyorlar mı? Çinliler, Japonlar kedi köpek kesip yemiyorlar mı? Bunların maksadı hayvan korumak de il, Müslümanlı a saldırmak için bahane aramaktır. Gazetelerde okuyanlar görmü tür. Bir kı günü hayvanları koruma derne inin bir toplantısına gelen bayanların hemen hepsinde astragan denilen kuzu postu, Samur veya vizon kürkler vardı. Bunların maksadı, hayvanları korumak de il, edebiyatını yaparak Müslümanlı a çatmaktır. Terörü, müslümanım diyenler yapınca, en acımasız, en vah i, en kanlı, en bıçaklı-satırlı terör oluyor da, gayri müslimler terör yapınca, sevecen, uygar ve kansız bıçaksız mı oluyor? Bosna-Hersek, Kosova, Türkistan, Cezayir, Çeçenistan, Karaba , Filistin ve daha ba ka ülkelerde yıllarca yaptıkları zulüm insancıl mıydı? PKK’lılar arasında Hıristiyan Ermenilerin bulunması, yapılan katliamları sevecen hale mi getiriyor? Bu ne sakat görü böyle? Hıristiyan Sırpların yaptı ı zulümlere, biz Hıristiyan terörü mü dedik? Hırkes Sırp zulmü dedi.

Din cahili yazarın, varsa e er, Müslümanların suçlarını Müslümanlı a yamamak istemesi, Müslümanlı ı terör dini gibi göstermeye çalı ması, onun kötü maksatlı oldu unun açık delilidir. Dini deyimlerin açıklanması Dinimizde kullanılan bazı kelimeler bilinirse, din kitapları daha iyi anla ılır. Ateistlere göre de tarifleri yapılmı tır. Allah: Kâinatı yoktan yaratan ilah. Ateiste göre, insanların yarattı ı hayali varlık. slâmiyet, Allahın emir ve yasaklarının tamamı. Ateiste göre, hurafeler zinciri. Müslüman, slâmiyet’e uyan kimse. Ateiste göre, hurafelere uyan gerici. Salih, ibadetleri yapıp haramlardan kaçan müslüman. Ateiste göre, tam ba naz kimse. Fâsık, bazı farzları yapmayan veya birkaç haram i leyen müslüman. Ateiste göre, az ba naz kimse. Kâfir, Müslüman olmayan. Ateiste göre, tam özgür ki i. Münafık, Müslümanları aldatmak için müslüman görünen kâfir. Ateiste göre, özgürlüklerinden özveride bulunan yi it militan. Mürted, Müslümanlıktan ayrılıp, kâfir olan. Ateiste göre, tam özgürlü ü seçen ilerici. Mülhid, kendini samimi müslüman bildi i hâlde, ayet ve hadise kendi görü ü ile mana vererek, imanı bozulan, küfre dü en kimse. Ateiste göre, aydın müslüman. Zındık, Allaha, helale, harama inanmadı ı halde inanıyor gibi görünen dinsiz kâfir. Zındıklar, komünist, mason veya ateisttir. Ateiste göre, özgürlüklerinden özveride bulunan militan. Yobaz, bütün hakikatler kendisine gösterildi i hâlde, kabul etmeyen, kendi indi ve hatalı görü ünde körü körüne ısrar ve inat eden kaba, cahil kimse. Bunun din yobazı, fen yobazı, devrim yobazı, laiklik yobazı gibi birçok çe idi vardır. Yobazların her çe idi zararlıdır. Ateiste göre, herhangi bir dine inanan ba naz. Nikah: Me ru bir aile kurmak için, sünnete uygun yapılan evlilik. Ateiste göre, bir e le beraber ya amaya zorlanan, özgürlükleri kısıtlayıcı, Sümerlerden kalma yasal baskı. Tesettür: Dine uygun giyinme. Ateiste göre, özgürlü ü örten, öcüsel giysi. Ölüm: Müslümanların Allaha, kâfirlerin azaba kavu ması. Ateiste göre, insanın yok olup gitmesi. Miracı nkar Edenler Sual: Geçen günkü yazınızda Hamidullahın Miracı inkar etti ini yazdınız. slâmi fırkalardan Miracı inkar eden olmu mudur? CEVAP Mutezile fırkası ile onun yolunda olan bazı bid' sahipleri, Peygamber efendimizin bir at anda, Cenneti, Cehennemi ve daha birçok yerleri gezip gelmesine akıl erdirememi , inkar etmi tir. Bir kısım akılsızlar da, hâ â "Miracı kabul etmek, Allaha mekan ittihaz etmek olur" diyerek Miracı inkar ediyor. Allahü teâlâ, Musa aleyhisselam ile Tur da ında konu mu tur. Hâ â, Tur da ı Allahın mekanı de ildir. Cennete giren müminler de Allahü teâlâyı görecektir. Mutezile bunu da inkar etmi tir. Cennet de Allahü teâlânın mekanı de ildir. Allahü teâlâ mekandan münezzehtir. Ehl-i sünnet âlimleri ise, sözbirli i ile Miracın hak oldu unu bildiriyorlar. Kavl-ül-fasl kitabında deniyor ki: sra suresinin ilk ayet-i kerimesinde, Allahü teâlâ, kudret ve azametinden nice acayip i lerden bazılarını göstermek için, Muhammed aleyhisselamı, Mekkeden Kudüse götürdü ünü bildiriyor. sra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, geceleyin yürümek manasına kullanılır. Yine aynı surede (Sana [Miracta] gösterdi imiz o tema ayı insanlar için bir fitne [imtihan] yaptık) buyuruluyor. ( sra 60) mtihan uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattı ı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf kar ılamazdı. Bir kısmı inkar edip mürted olmaz, bir kısmı da [Hz. Ebu Bekr gibi] tasdik edip yüksek derecelere kavu mazdı. Resulullahın, Mekkeden Kudüse götürüldü üne inanmıyan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldü üne inanmıyan ise sapık olur. (Bahr) Birkaç saniyede Mekkeden Kudüse götüren Allahü teâlâ, neden daha uzaklara götüremesin? Allahü teâlânın kudretinden ancak kâfirler üphe eder.

Resulullah efendimiz Miracı anlattı En sahih hadis kitaplarından olan sahih-i Müslimde bizzat Peygamber efendimiz miracını öyle anlatıyor: Bana Burak verildi. O, beyaz, merkepten büyük, katırdan küçük bir hayvandı. Adımını gözün eri ebildi i yerin en sonuna atardı. Ona binip Beyt-ül-Makdis'e geldim. Onu, önceki Peygamberlerin ba ladı ı halkaya ba ladım, sonra Mescide girdim ve orada iki rek’at namaz kıldım. Sonra çıktım. Cebrail aleyhisselam bir kap arap, bir kap da süt getirdi. Ben sütü seçtim. Cebrail aleyhisselam Yaratılı a uygun olanı seçtin, dedi. Sonra bizi birinci semaya çıkardı. Gök kapısında, “Sen kimsin” diye bir ses geldi. Ben Cebrail'im dedi. Yanındaki kim? dendi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi? dendi. Cebrail, evet dedi. Gök kapısı açıldı. Adem aleyhisselam ile kar ıla tım. Bana merhaba, dedi ve hayır dua etti. kinci semaya çıktık. Yine orada da, “Sen kimsin” denildi. Ben Cebrail'im, dedi. Yanındaki kim? denildi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi? denildi. Cebrail, evet dedi. Gö ün kapısı açıldı. Burada iki teyze o ulu sa ve Yahya ile kar ıla tım. Bana merhaba, dediler ve hayır dua ettiler. Üçüncü semaya çıktık. Bu kapıda da “Sen kimsin” denildi. Yine ben Cebrail, dedi. Yanındaki kim denildi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi? denildi. Cebrail, evet dedi. Gö ün kapısı açıldı. Orada Yusuf aleyhisselamı gördüm. Bana merhaba dedi ve hayır dua etti. Dördüncü semaya çıktık. Yine kim o denildi. Cebrail, dedi. Yanındaki kim? denildi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi? denildi. Cebrail, evet dedi. Kapı açıldı. dris aleyhisselam ile kar ıla tım. Merhaba dedi ve hayır dua etti. Be inci semaya çıktık. Yine kim o denildi. Cebrail, dedi. Yanındaki kim? denildi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi? denildi. Cebrail, evet dedi. Kapı açıldı. Harun aleyhisselam ile kar ıla tım. Bana merhaba, dedi ve hayır dua etti. Altıncı semaya çıktık. Yine kim o denildi. Cebrail, dedi. Yanındaki kim? denildi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi? denildi. Cebrail, evet dedi. Kapı açıldı. Musa aleyhisselam ile kar ıla tım. Bana merhaba, dedi ve hayır dua etti. Yedinci semaya çıktık. Yine kim o denildi. Cebrail, dedi. Yanındaki kim? denildi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi? denildi. Cebrail, evet dedi. Kapı açıldı. Arkasını Beyt-ül-mamura dayamı brahim aleyhisselamı gördüm. Bana merhaba, dedi ve hayır dua etti. Beyt-ül-Mamur'u gördüm. Sonra Cebrail beni Sidretü'l-Münteha'ya götürdü. Sidrede bana bir hâl oldu. Anladım ki Allahü teâlânın yarattıklarından, onun güzelli inin bir kısmını bile kimse tarif edemez. Allahü teâlâ, günde elli vakit namaz farz kıldı. Hz. Musa'nın yanına indim. Ona elli vakit namaz farz kılındı ını bildirdim. Rabbine dönüp, ondan azaltmasını iste. Çünkü ümmetin buna güç yetiremez. Ben srail o ullarını imtihana tabi tutmu ve onları tecrübe ettim, dedi. Ben de Rabbime dönüp, durumu arz ettim. Benden be vaktini indirdi. Musa'ya döndüm. Musa, ümmetin buna da güç yetiremez. yine Rabbine dön ve hafifletmesini iste, dedi. Böylece Rabbim ile Musa aleyhisselam arasında gidip gelmeye devam ettim. Nihayet Rabbim bana buyurdu ki: "Ya habibim, be vakit namazı farz kıldım. Her vakit için on sevap vardır. Böylece elli vakit namaz olur. Bir iyili e niyetlenip de yapamayana, bir iyilik yazılır, yaparsa on iyilik yazılır. Bir kötülü e niyetlenip de yapmayana hiç bir ey yazılmaz. E er yaparsa, bir tek kötülük yazılır." Sonra Musa aleyhisselamın yanına indim. Ümmetin bu be vakte de güç yetiremez, git azaltılmasını iste, dedi. “Rabbime çok gittim, artık yüzüm kalmadı” dedim. (Müslim) Mirac hakkında birçok hadis-i erif vardır. Birkaçı öyle:

( sra gecesi [Miraca çıkınca] Cennetin kapısı üzerinde "Sadakanın sevabı on, ödünç onsekiz mislidir" yazılmı oldu unu gördüm.) [Beyhekî] ( sra gecesi her gökte "Muhammedün Resulullah" ve arkasından "Ebu Bekr-i Sıddik" yazılı oldu unu gördüm.) [Ebu Nuaym] (Miracımı inkar edenler olunca, Allahü teâlâ Mescid-i aksayı gözümün önüne getirdi. Ben de bakıp sorduklarına cevap verdim.) [Buharî] ( sra gecesi, Ar ın nuruna garkolmu bir zat görünce, dedim ki: - Bu zat kim, bir melek mi? - Hayır melek de ildir. - Peygamber midir? - Peygamber de de ildir. - Öyle ise kimdir? Cebrail aleyhisselam dedi ki: - Dünyada iken devamlı Allahı hatırlayan, kalbi camiye ba lı ve ana-babasına asi olmayan bir kimsedir. ( bni Ebiddünya) ( sra gecesinde Mele-i alaya u radım. Cebrail aleyhisselamın ha yetullahtan eski bir kilim gibi titredi ini gördüm.) [Deylemî] (Miraca çıkarıldı ımda, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve gö üslerini tırmalayan kimseler gördüm. Bunların kim oldu unu sordum. Cebrail aleyhisselam "Bunlar gıybet ederek insanların etini yiyen, ahsiyetlerini zedeliyen kimselerdir " dedi.) [Ebu Dâvud] (Miracda Cehenneme baktım. Kokmu le yiyenler gördüm. Bunların kim oldu unu sordum. Cebrail aleyhisselam, "Bunlar, gıybet etmek suretiyle insanların etlerini yiyenlerdir" dedi.) [ . Ahmed] Mekkeden Kudüse ancak bir ayda gidip gelinebilir. Kısa bir anda Mekkeden Kudüse varıp gelmek ancak Allahü teâlânın kudreti ile olur. Buna inanıp da daha uzaklara gitti ine inanmamak Allahü teâlânın kudretinden üphe etmeyi gerektirir. te mutezile fırkasının anlamadı ı husus burasıdır. Allahü teâlâ dilerse niçin olmasın? Peygamber efendimiz, (Göklere ve daha uzaklara gidip geldim) buyuruyor. Bunu inkar etmekteki maksat nedir? Gayrı müslimler, slâmiyeti yıkmak için yerli ma alarla bunu yapmaya çalı ıyorlar. Ecnebilerin sinsi emellerine alet olmak büyük gaflettir. Erzincanlı kızın mektubu Sual: Erzincanlı kız, mektubunda, hem Allaha ve slâma inandı ını söylüyor, hem de slâmiyetin peygamberi Muhammed aleyhisselama, çok evlendi i için çirkin iftiralar ediyor. Müslümanım dedi i hâlde, bir misyoner gibi slâm dı ı inanç ve ideolojileri tavsiye ediyor. slâmiyetin ilme önem vermedi ini, Kur' de i tirildi ini, dinin emrine uymıyan, anın namaz kılmıyan ve zina eden kimsenin de kalbinin temiz olaca ını, namus mefhumunu kafada aramak gerekti ini, dinin emirleri o günkü pis olan Arablara mahsus oldu unu, müslümanların Cennet sözüyle avutuldu unu, Cennet diye bir yerin olmadı ını, Erzincanın Cennet oldu unu bildiriyor. CEVAP Erzincanlı kız, sinsi bir slâm dü manıdır. E er Allaha inanıyorsa, Allahın gönderdi i peygambere iftira etmez. Allaha inanırım demesi, sadece arkada ı ile olan irtibatının kesilmemesi ve onu kandırmak isteyi indendir. Müslümanların bilmesi, ö renmesi gereken ilimlere slâmi ilimler denir. slâmi ilimler, Akli ilimler ve Nakli ilimler olmak üzere ikiye ayrılır. Akli ilimler, matematik, mantık ve tecrübi ilimlerdir. Bunlara Fen bilgileri de denir. Fen bilgileri din bilgilerinden ayrı de ildir. Akli ilimlerin ö renilmeleri farz-ı kifayedir. slâmiyetin ilme önem vermedi ini söylemek iftiradır. Arabların veya ba ka müslümanların hatalarını slâmiyete yüklemek ise insafsızlık olur. Bir müslüman, hırsızlık etse, müslümanlık hırsızlı ı ho görüyor denebilir mi? Nakli ilimler, aklın ve dima gücünün dı ında ve üstündedir. Kelam, tasavvuf, fıkıh gibi ilimlere nakli ilimler veya din bilgileri denir.

Bir insan, her türlü kötülü ü yaptıktan sonra, kalbim temizdir, diyemez. Bir insanın iyi veya kötü olması yaptıklarına göre de i ir. Bir insan e er hiç kimseye zararı dokunmuyorsa, elinden geldi i kadar herkese faydalı olmaya çalı ıyorsa, Allahın emirlerine uyup yasakladıklarından kaçıyorsa o insan hem iyi niyetli hem de temiz kalblidir. Fakat her kötülü ü yapıyorsa, Allahın emirlerini yapmayıp yasaklarından kaçmıyorsa; ne kadar niyetim iyi, kalbim temiz, sen kalbe bak, dese de ona inanılmaz ve iyi biri oldu u asla söylenmez. Çünkü Hadika isimli kıymetli kitapta buyuruluyor ki: Haram i liyenlerin, sen kalbime bak, kalbim temiz demeleri yanlı tır. Müslümanları aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi temiz olur. Arab veya ba ka ırk de il, ancak müminler karde tir. (Hücurat 10) slâmda ırk üstünlü ü yoktur. Dine en iyi ekilde uyan daha üstündür. (Hücurat 13) Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki: (Rabbiniz bir oldu u gibi, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın aceme, acemin araba üstünlü ü olmadı ı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlü ü yoktur. Hiçbir milletin di erine üstünlü ü yoktur. Ancak takva bakımından biri di erinden üstün olur.) [ bni Neccar] [Acem, Arab olmıyan demektir. Takva, Allahın emir ve yasaklarına riayet etmektir.] (Acemlerden, iman edip nesebinize katılanlar olacaktır.) [Hakim] (Takva hali hariç, kimsenin kimseye üstünlü ü yoktur.) [Taberânî] ( nsanlar [insan olarak] bir tara ın di leri gibi e ittir.) [ bni Lal] (Irkçılık yapan veya ırkçılık u runda ölen bizden de ildir.) [Ebu Dâvud] Peygamber efendimiz Arab oldu u için -hâ â- kötü, çirkin de ildir. Arab, lügatta, güzel demektir. Zencileri veya Mısırlı fellahları Arab sanmak yanlı tır. Arablar beyaz, bu day benizli olur. Bilhassa Peygamber efendimizin sülalesi beyaz ve çok güzel idi. Dedelerinden Hz. brahim de Basralı olup beyaz idi. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buharî] (Allahü teâlâ, smail peygamberin sülalesinden Kurey i seçti. Kurey ten de, Beni Ha imi seçti. Onlardan da, beni süzüp seçti.) [Müslim] (Allahü teâlâ, nsanlar içinden seçtiklerini Arabistanda yerle tirdi. Bu seçilmi lerden de, beni seçti. O hâlde, Arabistanda bana ba lı olanları seven, benim için sever. Onlara dü manlık eden, bana dü manlık etmi olur.) [Taberânî] Cennetin vasıfları Erzincan Cennete benzetilemez. Cenneti dünya ölçüleriyle tarif etmek mümkün de ildir. Kur' kerimde Cennetin bazı vasıfları öyle bildiriliyor: an-ı Allah Cennettekilerin yüzüne parlaklık ve ne e verir. Meyve a açlarının koparılması kolayla tırılmı tır. Cennetin neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün. Üzerlerinde ince ye il ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır; gümü bileziklerle süslenmi lerdir. Rableri onlara tertemiz içecekler verir. ( nsan 11-22) Cennette monoton hayat yoktur. Dinimiz, iki günü aynı olan müminin ziyanda oldu unu, hergün ilerlemek gerekti ini bildirmi tir. Ahırette de hergün nimetler artacak, iki gün e it olmayacaktır. (Gunye) Bilinmiyen ey bilinen eye kıyas edilmez. (Dünya, ana rahmine nisbetle Cennet gibi, Cennete nisbetle, çöplük gibidir.) buyuruluyor. (Marifetname) Dünya ve Cennet Çöplükle Cennet mukayese edilir mi? Ana rahmindeki bir çocu un, nasıl ki, dünyaya gelip, çe itli hadiselerle kar ıla aca ını bilmesi mümkün de ilse, Cennete gidecek müminin de, orada kavu aca ı nimetleri bilmesi mümkün de ildir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Cennette, gözlerin görmedi i, kulakların i itmedi i, hatıra, hayâle gelmiyen nimetler vardır.) [Buharî] Kur' kerimde bahsedilen ırmakları, yiyecek ve içecekleri dünyada bildi imiz an-ı nimetlerle mukayese etmek do ru olmaz. Çünkü hadis-i erifte buyuruldu ki: (Cennetteki eylerle, dünyadakiler arasında sadece isim benzerli inden ba ka benzerlik yoktur.) [Beyhekî] (Cennet elbisesi dünyaya gelse, gören dayanamaz, dü er bayılır.) [ . Ebiddünya]

Bunları aklın alması mümkün müdür? Aklın almadı ı eyler akılla ölçülmez. Cehennemdeki azablar da dünyadakilere hiç benzemez. Mesela Cehennemin bir kıvılcımı dünyaya gelse, da ları eritir, denizleri kurutur, canlı-cansız her eyi yok eder. (D.Fahire) Rüya ile dünya hayatı bile mukayese edilmez. Rüyada gözlerimiz kapalı oldu u hâlde çok yerleri görürüz. Dilimiz oynamadı ı hâlde konu uruz. Yani görmemiz göz ile, konu mamız dil ile de ildir. itmemiz kulak ile, yürümemiz ayak ile de ildir. Rüyada hükümdar olsak ne çıkar. Az sonra uyanınca hayâl oldu u görülür. te dünya hayatı da, rüya gibidir. Asıl hayat olan ahırette hükümdar olmak gerekir. Hadis-i erifte, ( nsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.) buyuruldu. Aslı ve Gölgesi Nasıl ki, rüyadaki eyleri bile dünyadaki nimetlerle mukayese etmek uygun de ilse, dünyadaki eyler de, Cennetteki nimetlerle mukayese edilmez. Cennet nimetleri yanında, dünya nimetleri, onların gölgesi, resmi gibi bile de ildir. Cennette, üzüntü, sıkıntı yoktur. Herkes mutlu olur. Allahü teâlâ (Müminleri, sıkıntısız güzel bir hayat içinde ya ataca ız.) buyuruyor. (Nahl 97) Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki: (Cennet ehli Cennete girince bir münadi seslenir: "Siz asla hastalanmaz, daima sıhhatli olursunuz. Ölmeden, sonsuz ya arsınız. Ya lanmaz, hep genç kalırsınız. Asla üzülmez, zevk ve safa içinde, hayat sürersiniz.") [Müslim] (Allahü etala, "Salih kullarıma, gözlerin görmedi i, kulakların i itmedi i ve insanın hatırına gelmiyen eyler hazırladım" ve [Secde suresi, 17. ayet-i kerimesinde ise], " yi amellerinin mükâfatı olarak, insanları memnun edecek neler hazırlandı ını hiç kimse bilemez" buyuruyor.) [Buharî] (Allahü teâlâ, Cennet ehline, "Razı mısınız, ho nut oldunuz mu?" buyurunca, onlar, "Niçin razı olmıyalım, yarattıklarından hiç kimseye vermedi in nimetleri ihsan ettin." derler. Allahü teâlâ, "Bunlardan daha iyisini size vereyim mi?" buyurur. Cennet ehli, "Bunlardan daha üstünü de var mıdır?" diye sorunca, "Sizden hep razı olaca ım. Size asla gücenmiyece im" buyurur.) [Buharî] (Cennete giren ölmez, ebedi ya ar. Hep mutlu ve sevinçli olur. Üzülmez, ümitsizli e dü mez, elbiseleri eskimez ve gençli i gitmez.) [ bni Ebiddünya] (Cennet ehlinin aralarında anla mazlık olmaz, gönülleri birdir.) [Buharî] Fıkıh De i mez Büyük fıkıh âlimi allame seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri, (Dürr-ül-muhtar) ha iyesinde (Zebayıh) kısmında buyuruyor ki: (Kur' kerimde (Allahü teâlânın ipine sarılın, an-ı fırkalara bölünmeyin) buyuruldu. Tefsir âlimlerinden bazıları, Allahü teâlânın ipi, cemaat, birlik demektir dediler. Cemaat de, fıkıh ve ilim sahibleridir. Fıkıh âlimlerinden bir karı ayrılan, dalalete dü er. Allahü teâlânın yardımından mahrum kalır, Cehenneme gider. Çünkü, fıkıh âlimleri do ru yoldadırlar. Muhammed aleyhisselamın sünnetine yapı an ve Hulefa-i ra idinin [dört halifenin] yoluna sarılan bunlardır. Müslümanların ço u, fıkıh âlimlerinin yolundadır. Bunların yolundan ayrılan Cehennemde yanacaktır. Ey müminler, Cehennemden kurtulmu olan tek fırkaya tabi olun! Bu da, (Ehl-i sünnet vel-cemaat) denilen fırkadır. Çünkü, Allahü teâlânın yardımı ve koruması ve tevfikı bu fırkada olanlaradır. Allahü teâlânın gadabı ve azabı bu fırkadan ayrılanlaradır. Bu fırka-i naciye, bugün dört mezhebde toplanmı tır. Bu dört hak mezheb Hanefi, Maliki, afiî ve Hanbelidir. Bu zamanda, bu dört mezhebden birine tabi olmayan kimse, bid' sahibidir ve at Cehenneme gidecektir. Bid' sahibi olanların hepsi de, kendilerinin do ru yolda olduklarını at iddia ediyorlar. Bu i , kuru iddia ile olmaz. Bu yolun mütehassıslarının ve hadis âlimlerinin bildirmeleri ile anla ılır. Bunların bildirdikleri hak yoldur.) [Ha iye-i Tahtavi] Mecellenin 39. maddesinin açıklamasında buyuruluyor ki: (Zamanın de i mesiyle, örf ve adete ait hükümler de i ebilir. Nassa, delile dayanan hükümler zamanla de i mez.) [Dürer-ül hükkam] Delile [Kitaba, sünnete, icma ve kıyas-ı fukahaya] aykırı olmıyan örf ve adete ait hükümler de i irse, bunlara uymakta mahzur yoktur. Mesela uçakla giderken, ka nı ile gidilmesi gerekir diye ısrar edilmez. Fakat günah olan bir ey, herkes tarafından yapılsa, buna uyulmaz.

Kıyas-ı fukaha delildir. Delile dayanan hükümlerin de zamanla de i miyece i yukarıda bildirildi. u hâlde, ( slâm fıkhı de i en zamana göre de i ir) diyerek fıkha, dört hak mezhebe dil uzatan kimse, elbette mezhepsizdir. Allahü teâlâyı görmek Sual: Cennete giren kadın-erkek herkes, Allahü teâlâyı görecek midir? CEVAP Cennete giren kadın-erkek herkes, Allahü teâlâyı görecektir. Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri, (Tekmil-ül-iman) kitabında buyuruyor ki: Dünyada Allahü teâlâ anla ılmadan bilinece i gibi, ahirette de anla ılmadan görülecektir. mam-ı Nevevi hazretleri, "(Ona gözler eri emez) demek, Onun zatının künhünü [hakikatini] gözler idrak ve ihata edemez demektir. Yoksa rüyet haktır" buyuruyor. Ehl-i sünnet âlimleri sözbirli i ile Cennette Allahü teâlânın görülece ini, fakat Cehenneme giden kâfirlerin ise göremiyeceklerini bildiriyorlar. Kur' kerimde mealen an-ı buyuruluyor ki: ( üphesiz ki onlar [kâfirler], o gün Rablerini [görmekten] mahrum kalacaklardır.) [Tatfif 15] mam-ı afiî ve mam-ı Malik hazretleri de (Bu ayet-i kerime, müminlerin Allahü teâlâyı göreceklerine bir delildir. Öyle olmasaydı, (Kâfirler göremez) buyurulmazdı. (Tefsiri Hazin) Dünyada imandan mahrum olanlar ahirette de rüyetten mahrum olurlar. (Medarik) mam-ı Rabbanî hazretleri, Enam suresinin 103. ayet-i kerimesini açıklarken (Müminler, ahirette Allahü teâlâyı göreceklerdir) buyuruyor. [Mektubat-ı Rabbanî c.3, m. 44 ve 90] Kur' kerimde buyuruluyor ki: an-ı (Ahirette, [enbiya, evliya ve müminler] yüzleri nurlu ve parlak olarak, Rablerine, bakarlar.) [Kıyamet 22, 23] (Güzel amel edenlere, hüsna [Cennet] ve ziyadesi de vardır.) [Yunus 26] Buradaki ziyade kelimesini Resulullah efendimiz rüyet [Allahü teâlâyı görmek] olarak açıklayıp buyurdu ki: (Kıyamette Rabbinizi, ondördüncü gecesindeki ay gibi görürsünüz.) [Buharî] Ahirette Allahü teâlânın görülece inde icma vardır. Mutezile inkar edip diyor ki: (Görmek, için be art gerek: Görünen ey bir yerde olmalı, bir tarafta olmalıdır, kar ısında olmalıdır, çok uzak ve çok yakın olmamalı ve gözden çıkan ualar o eye ula malıdır. Bakan ile bakılan ey arasında ı ık olmak da arttır. Bu artlar Allahü teâlâ için söylenemez ve görmek de imkansız olur.) Bu artlar dünya ölçüleri ile ilgilidir. Ahiret i leri, dünya i lerine hiç benzemez. Dünyanın batısında olan bir kör, Allahü teâlânın kudreti ile dünyanın do usundaki bir karıncayı görür. Allahü teâlânın kudretinden üphe edilmez. Tecelli genel ve özel olmak üzere iki kısımdır: Genel tecelli bir Cuma günü kadar olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Cennet ehli beyaz kafurdan tepeler üzerinde dururken, Allahü teâlâ onlara her Cuma günü miktarında tecelli eder.) [Cami-us-sagir] Özel tecellide Cennettekiler e it de ildir. lim ve ameldeki olgunluklarına göre görürler. En yüksek derecede olanlar, her zaman mü ahede ederler. Kimi üç günlük zaman kadar görür. mam-ı Belkini, cinlerin, mam-ı E ari, mam-ı Beyhekî, meleklerin de görece ini bildirdiler. Kadınların da göreceklerini bildiren âlimlerin kavli sahihtir. (Feraid-ül-fevaid) Sırat Köprüsü Sual: Sırat köprüsüne inanmak farz mıdır, inkar eden sapık olur mu? CEVAP mam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki: Mutezile fırkası, Cehennem üzerindeki kıldan ince, kılıçtan keskin olan Sırat köprüsüne inanmadı. Sırat köprüsüne inanmak farzdır. Çünkü

Sırat köprüsü Nass ile sabittir. Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: (Onları Cehennem an-ı Sıratına götürüp hapsedin! Çünkü onlar mesuldür.) [Saffat 23, 24] Nuhbet-ül-Leali kitabında diyor ki:Sırat, Cehennem üzerinde bir köprüdür. Kur' an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: ( çinizden oraya [Cehenneme] u ramıyacak hiç kimse yoktur.) [Meryem 71] Sıratan geçerek herkes Cehenneme u ramı olacaktır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Cehennem üzerine Sırat köprüsü kurulur. Buradan ümmetiyle ilk geçecek Peygamber benim.) [Buharî] (Kıyamette Sırat köprüsünün ba ında durur, ümmetimin geçmesini beklerim. Allahü teâlâ, "Diledi ini iste, istediklerine efaat et, efaatin kabul olunacaktır." buyurur. Ümmetime efaatten sonra, yalvarmaya devam ederim. Rabbim bana "Ümmetinden ihlasla bir defa "La ilahe illallah" diyen ve imanla ölen herkesi Cennete koy" buyuruncaya kadar yerimden kalkmam.) [ . Ahmed] (Sırat köprüsünü geçmek herkesin nuruna ba lıdır. Kimi göz açıp yumuncaya kadar, kimi im ek gibi, kimi yıldız akması gibi, kimi ko an at gibi sıratı geçerler. Nuru çok az olan da yüzüstü sürünür. Elleri ve ayakları kayar, tekrar yapı ır. Nihayet sürüne sürüne kurtulur.) [Taberânî] (Ehl-i beytimi ve Eshabımı çok sevenin, Sırat köprüsünden geçerken aya ı kaymaz.) [Deylemî] (Hiçbir bid'at ehli Sırattan geçemiyecek, Cehenneme dü ecektir.) [ bni Asakir] (Cehennem ate i müminlere der ki: Ey mümin, üzerimden çabuk geç, senin nurun ate imi söndürüyor.) [Taberânî] (Nice kimseler Sırattan geçti ini bilmeyip, meleklere derler ki: Sırat ve Cehennem nerede kaldı, biz onlardan geçtik mi? Melekler de öyle cevap verirler:"Siz Cehennem üstündeki Sırattan geçtiniz; fakat Cehennem ate i sizin nurunuzdan çekilip, örtülmü tü.") [Camius-sagir] Peygamber efendimizin ümmetinden olan bazı ki iler, mezardan kalkınca do ruca Cennete giderler. Melekler bunlara derler ki: - Hesab gördünüz mü? - Hayır biz hesap falan görmedik. - Sırat köprüsünü geçtiniz mi? - Hayır Sırat falan görmedik. - Cehennemi gördünüz mü? - Hayır Cehennemi de görmedik. - Siz ne amel i lediniz de böyle hesap görmeden, Sırata u ramadan do ruca Cennete geldiniz? - Bizim iki hasletimiz var idi. Onun sayesinde bu nimete kavu tuk. Allahtan utanır, yalnızken de günah i lemezdik. Bir de Allahın verdi i az rızka razı olurduk. Melekler derler ki: Bu nimetler sizin hakkınızdır. ( bni Hibban) Köprü denilince, bilinen köprüler zannedilmemelidir! (Sınıf geçmek için imtihan köprüsünden geçilir.) diyoruz. Hâlbuki imtihanın köprüye benzer tarafı yoktur. Sırat köprüsü de, bilinen köprülere veya imtihan köprüsüne hiç benzemez. (S.Ebediyye) Mezhepsizlik urası = n aat ta aron irketi mi! Sual: Mezhebsiz bir yazar, "Teknolojinin ilerledi i günümüzde ictihad gerekir, ancak müctehid olmadı ı için slâm ülkelerinden davet edilecek kalabalık bir kuruldan, bir ictihad urası kurulmalıdır. Kurul üyesi fazla olursa, hata daha az olur" diyor. Böyle bir ura gerekli midir? CEVAP Böyle teklifleri mezhebsizlerin yapmasını artık normal kar ılıyoruz. Fakat kendilerine Ehl-i sünnet diyen kimselerden bazılarının da buna benzer tekliflerde bulunması çok tuhaftır. Önce, ctihad edebilmek için ictihad edilecek konu olması gerekir. ctihad, dini konularda olur. Dinde yeni bir eye ihtiyaç yok ki ictihad dü ünülsün. Teknolojinin ilerlemesi dinde de i ikli i gerektirmez. Namazın yeni bir kılını ekli, orucun yeni bir tutulu ekli olmaz.

ctihad edecek âlim olmayınca kimler ictihad edecek? Davet edilecek din görevlisi sayısının fazla olması neyi halleder? Yani kemiyetin çok olması keyfiyete tesir etmez. n aata ta ta ınmıyor ki, (Çok kimse olursa, çok ta ta ınır) diye dünü ülsün. Milyonlarca ilkokul talebesi, bir profesör ile mukayese edilemez. Milyonlarca profesör de bir müctehid imamla mukayese edilemez. Hem ictihad edilecek konu gösterilmiyor. Hem de müctehidin olmadı ı itiraf ediliyor. Sonra da ( ctihad yapılmalı) deniliyor. Hiç mümkün olmıyan bir tekliftir. ctihad adı altında dinde reform yapmak, dini de i tirmek, yani dini yıkmak olur. ura perdesi altında dinimizi böyle içten yıkmak isteyenlere dikkat etmelidir. Mezhepsizlerin format’ı bozuktur Sual: Bazı mezhepsizler, kullandıkları “format” kelimesini hangi anlamda kullanıyorlar? CEVAP Ateistler, dini hükümlere, âyet ve hadislere, yani naslara “dogma” diyerek kar ı çıkarlar. Dogma, kelime olarak, tartı masız kabul edilen bilgi, inanç demektir. Mesela herkes Hz. Adem’den gelmi tir. Hz. Adem de topraktan yaratılmı tır. Bu nasla sabit kesin bir inançtır. Ateistler “Bu bir dogmadır, bilimsel olmayan dogmalara inanmayız” derler. imdi mezhepsizler türedi. Ateistlerin dogma, dinimizin nas dedi i veya edille-i eriyye denilen hükümlere, mezhepsizler, “format” diyorlar. Dinde yenilik yaptı ını söyleyen bir mezhepsiz, fakirin lehine diyerek zenginlikteki nisap miktarını 96 gramdan 80’e indirmi . (Önceleri slâm âlimlerine uyarak altının nisabının 96 gr oldu unu açıklamı tım. Fakat fakirin lehine oldu u için imdi 80 gramı esas alıyorum) diyor. Fakirin lehi dinde ölçü olur mu? Madem ölçü oluyorsa, ne diye 70 gr de il de, 80 gr alınıyor? 10 gr alınsa fakirin daha lehine de il mi? Hatta bu ölçüyü temelli kaldırsa, fakirlerin lehine olmaz mı? Âlimlerin bildirdi i ölçüye uymadan fakirin lehine diyerek altının nisabını de i tirmek dinde reform olur. Ba ka bir mezhepsiz de, a a ıda bildirilen 5 maddedeki hükümler için, bu çözüm de ildir, formatlara takılıp kalmadan, hükümleri yeniden farklı bakı açılarına göre yorumlamak gerekir. Format udur: Ribaı nesie' fazlalık artı yoktur. Kadr ve cins de illetlerinden birisi varsa, faiz olur. Yani 5 gün sonra geri almak kaydıyla 5 altın verir yine, 5 altın olarak geri alırsanız faiz olur. E er formatlara uyarsanız, geli meyi durdurursunuz; korumak istedi iniz de erlerle hayat arasındaki ba ları zaafa u ratır, hep Molla Kasım' larla kar ıla ırsınız.” diyor. Molla Kasım da gelse, biz Format reformcusuna de il, edille-i eriyyeye uyarız, yeni formatla dinimizi sulandırmayız. Ödünçte faiz olabilir Bey ve irâ Risalesi erhinde, (Ödünç verirken, zaman tayin etmek, malı, misli ile veresiyle satmak olur. Bu ise fâizdir, büyük günahtır.) buyuruluyor. Genelde ödünç verilen paralar için gün tayini lâzım oluyor. Faize bula madan gün tayin etmenin birkaç yolu öyledir: 1- Ödünç verece i kimseden kefil ister. Kefilden de senet alır. Borçlu da, senetteki tarihte öder. 2- Borçlu, borcunu kendine borcu olan birine havâle eder. O da, borcunu günü gelince öder. 3- 1 milyar ödünç isteyene, ucuz bir eyi, mesela bir kalemi, belli tarihte ödemek üzere 1 milyara satar. Sonra bu kalemi 1 milyara o ki iden pe in alır. Senedin günü gelince parasını ister. 4- "Falana olan borcuma kefil ol" dese, o da kabul edip ödese, kefil borçluya, " u tarihte bana öde" diyebilir. 5- Mâlikî mezhebi taklit edilirse senede tarih konur. [En kolayı budur.] [Samimi tanıdıklar arasında, daha kolay bir yol vardır: Mesela, 1 milyar ödünç isteyene, “ 5 Ocakta bana 1 milyar hediye edersen, u 1 milyarı sana hediye ederim.” denir, 1 milyar hediye edilir.]

Küfre cevâz Sual: Küfründe icmâ bulunan zünnar, haç ve benzeri küfür alâmetleri için Abduh kullandı diye, mezhepsiz yazar, nasıl olur da "istiyen kullanır" diyebiliyor? CEVAP Böyle söze i kembeden atılmı denir. Dr.M.Re ad bey ise, (ba ırsaktan çıkmı ) diyor. Abduh' temize çıkarabilmek için, dîni de i tirip küfür alâmetine cevâz vermek çok u yanlı tır. Tu la ile kerpiç Sual: Bozuk kitabın, tu laya de il de, kerpice benzetilmesinin sebebi nedir? CEVAP Dr.M.Re ad bey, (Kerpiç, yapılırken, temiz olmasına itina gösterilmez. çine kirli sular ve necâset de karı ır. çine hayvanların kirletti i saman da ilâve edilir. Tu la ise temizdir. çinde sapık fikirler bulunan kitap, kerpice benzetilebilir) diyor. Din konusu dikkat ister Sual: Ateisti, mezhepsizi, etiketlisi etiketsizi, din yeni inmi gibi, üstelik ha a bunlara inmi gibi ahkam kesiyorlar. Bunlarda iyi niyetin (i)si bile yok. Bırakın dini hususları, Peygamberi kabul etmeyen hiç müslüman olur mu? (Yalnız Kur’an) diyen, (Kur’andan ba kasını kabul etmem) diyen nasıl müslüman olabilir. Kur’an kime geldi? Kur’anı kim getirdi? Kur’anı al, Peygamberi kabul etme! Peygamberin açıklamasını be enme, sen açıkla! Hiç olur mu? Olmıyaca ını herkes bilir. Peki ama neden böyle yapıyorlar? CEVAP slâmiyet, nakle dayanan, selim akıl dinidir. Selim akıl, yanılmayan akıldır. Birinin aklına uygun gelmeyen bir ey, selim akıl sahibi için uygun gelebilir. Akla göre din olsa, insan sayısı kadar din olur. slâmiyette aklın ermedi i ey çoktur. Fakat, selim akla uymayan bir ey yoktur. Ahiret bilgileri ve Allaha ibâdet ekilleri, e er aklın çerçevesi içinde olsaydı ve akıl ile do ru olarak, bilinebilseydi, Peygamberlere lüzum kalmazdı. nsanlar, dünya ve ahiret saadetini kendileri bulabilirdi ve Allah, hâ â Peygamberleri bo yere göndermi olurdu. Bunlar bilinemeyece i için, Allah, her asırda, Peygamber göndermi ve son olarak da bütün dünyaya, peygamber olarak Muhammed aleyhisselamı göndermi tir. Din yeni inmedi. Dinimizde eksiklik yoktur. Yeni bir ey ilave etmek veya çıkarmak dini bozmak olur. Sanki asırlardır gelen slam âlimleri yanlı hüküm vermi ler gibi, âyetler ve hadisler yeniden yorumlanmaya ba lanmı tır. Bu çok kötü bir durumdur. Milliyet Gazetesinden Do an Heper bile, bu durumu be enmemi , TV’lerdeki din sava ları isimli yazısında diyor ki: "Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder." Bugün bu sözün anlamını daha iyi kavrıyoruz. Birçok ki i gibi TV' yakından izlerim. Be enelim, be enmeyelim TV' güncel leri ler haber, bilgi kayna ımızdır. Ukalalık bilenin hakkıdır. Temel bilgi e itimdeyse, güncel bilgi medyada, yani TV ve gazetelerdedir. Hele bizim gibi i i gazetecilik, habercilik olanlar için TV izlemek bir lüks de il, görevdir. En basitinden; kameralar 24 saat, gece gündüz dünyanın her yerinde olayların pe indedir. Onlara takılırsanız siz de dünyadan haberdar olursunuz. TV' lerde bir gecedeki 5 - 6 adet tartı ma, haber programı, 18 - 20 uzmanın görü ü eder. O uzmanların güncel olaylar hakkındaki birbirine zıt veya paralel görü lerini anında ö renmek ancak TV' bu programlarını izlemekle mümkündür. lerin Kur’an' "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" diyor. da; Din ve slam konusu da TV' lerin tartı ma konularının ba ında geliyor. Önceki gün bıçaklanan Prof. Zekeriya Beyaz'da, daha lahiyat Fakültesi Dekanı ı olmadan o programlarda aykırı fikirleriyle tanıdık. Bilimsellik üphe temeline oturur, bilimsel olan akıl yürütmeyle ilgilidir. Din; inanç meselesidir, fazla tartı ma kaldırmaz. Ama TV çıktı, din, slam, itikat ve ibadet öyle tartı ılır hale getirildi ki, bu tartı maları izleyenler neredeyse dinden, imandan çıkar hale getirildi.

Önüne gelen, uzman veya uzman zannedilen, kendine göre bir içtihat yaratır oldu. Birinin söyledi ini öteki tekzip eder oldu. Yalnız, "Kur’an" diyenler. "Kur’an ve hadis" diyenler. Sahih hadis ve uydurma hadis diyenler. Tarikatlara ve din ulemasına göre birbirine zıt çe itli tefsir ve yorumları ortaya koyanlar. Konu macıların kendi farklı görü ve yorumları, derken sade vatanda a ırdı, kör kuyuya atılmı gibi oldu, etrafını göremez oldu. Bazılarının inancı sarsıldı. Zaman zaman bu tartı malarda kavgalar da çıktı. Konca Kuri öldürüldü. Prof. Beyaz bıçaklandı. Bu kadar nazik bir konuyu, inanç konusunu, bilenin bilmeyenin her gün tartı tı ı bir sorun haline getirirseniz olaca ı budur. (Do an Heper, Milliyet 10 ocak 2001) Cebriye denilen fırka Sual: Cebriye [mürciye] denilen dalalet fırkası (Bize imanı veren de ibadet ettiren de Allahtır. Allah her i i zorla yaptırır. nsan kaderine mahkumdur. Hiç kimse, i ledi i günahtan mesul de ildir) ) diyerek u âyetleri delil olarak gösteriyor: (Allah, diledi ini hidayete kavu turur, diledi ini dalalette bırakır.) [ brahim 4] (E er rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi iman ederdi. O halde inanmaları için insanları zorlayacak mısın? Allahın izni olmadıkça, hiç kimse, iman edemez.) [Yunus-99,100] (Sizi de, yaptı ınız i leri de yaratan Allahtır.) [Saffat 96] Bu hususta açıklama yapar mısınız? CEVAP Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: Hayır ve errin yaratılmasında, insanın irade ve ihtiyarının da tesiri vardır. nsanın iradesine, dilemesine kesb denir. nsanın yapmak istedi i i i, Allahü teâlâ da dilerse, o eyi yaratır. Demek ki, insanların yaptı ı her hareket, her i , insanın kesbi ve Allahü teâlânın yaratması iledir. nsan istiyor Allah da yaratıyor. Cebriyye = mürciye fırkası, insanın kesbini, iradesini inkâr ederek, ( nsan istese de, istemese de her hareketini, her i ini Allah yaratır. nsanın her i i, a aç yapraklarının rüzgardan sallanması gibidir. Her eyi Allah zorla yaptırıyor.) dediler. Böyle söylemek küfürdür. Elin titremesi ba kadır. steyerek oynatması ba kadır. Kur' kerimde buyuruldu an-ı ki: ( steyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. nkârcılara cehennem ate ini hazırladık.) [Kehf 29] Allah zorla inandırırsa niye isteyen iman etsin, dileyen inkâr etsin diyecek ki? Demek ki Allah, insana bir irade verdi. nanmak da inkâr etmek de insanın elindedir. E er Allah zorla küfre soksa veya zorla günah i letse, hâ â zulmetmi olmaz mı? Yarın ahirette kâfir, Allaha, “Hidayete kavu turan sendin, dalalette, küfürde bırakan da sendin. Bana iman ettirmedin, beni dalalette bıraktın ben de küfür i ledim, imdi beni kendi yaptı ın i ten dolayı sorguya mı çekiyorsun?” demez mi? Allahü teâlâ hiç adaletsiz i yapar mı? nsanlara zulmeder mi? Kur' kerimde buyuruldu ki: an-ı (Allahü teâlâ, onlara zulmetmez. Onlar, kendilerine zulmediyorlar.) [Nahl 33] Bir cebriyeci kendisine haksız saldırana kızar, ensesine bir tokat vursan, “ne yapıyorsun” der, ona “Kader böyle, bunları yapan Allahtır desen, sana hak verir mi? Cebriyeciler, (Kâfirler mâzurdur. Çünkü, i leri yapan Allahtır. Bunlar, mecburdur) diyorlar. Bu sözleri küfürdür. Kur’anı kerimde buyuruluyor ki: (Onları hesap mahallinde durdurun! Hesap olunacaklardır.) [Saffat 24] (Rabbin hakkı için, onların hepsini yaptıklarından dolayı sorguya çekece iz.) [Hicr 92, 93] (Zerre kadar hayır ve er i leyen, kar ılı ını görür.) [Zilzal 7,8] (Ki i önceden ne hazırladı ını, ne getirdi ini görecektir.) [Tekvir 14] Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Mürciye ve kaderiyenin [mutezilenin] islamiyetten nasibi yoktur.) [Buhârî] (Allahü teâlâ kaderiye ve mürciyeye 70 Peygamber lisanı ile lanet etmi tir.) [Taberânî]

(Kaderiye ve Mürciye, Kevser havuzunun ba ına varamaz ve cennete giremez.) [Ebu Davud] Kaderi inkâr edenler Sual: Mevdûdî, kadere îmânı, îmânın altı esası arasında bildirmedi i için, yerli bir prof. (Kadere îmân diye bir ey yoktur) diyor. Kadere îmân, Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i erîfler ile bildirilmedi mi? CEVAP Kadere îmân, hem Kur’ân-ı kerîm ve hem de hadîs-i erîfler ile bildirilmi tir. Allahü teâlâ, ezelî ilmi ile, insanların ve di er mahlûkâtın, ne zaman do aca ını, ne zaman ölece ini ve ne yapacaklarını bilir. lâhın her eyi bilmesi, her eye gücü yetmesi lâzımdır. Bilmiyen, gücü yetmiyen, muhtâç olan, ölebilen ilâh olamaz. Allahü teâlâ, herkesin ne yapaca ını bilir. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: (Allah, onların i lediklerini ve i leyeceklerini bilir.) [Bekara 255] nsanların ba ına gelecek olaylar, do acakları, ölecekleri ve ne i yapacakları gibi bütün bilgiler, levh-i mahfûz denilen bir kitaptadır. Bu kitaptaki bilgilere kader deniyor. Mutezilenin görü leri Sual: Mutezile fırkasının görü leri nasıldır? CEVAP Kuru akılcı ve bid' fırkalardan Mutezilenin görü lerinden bazıları unlardır: at Sahabenin hepsinin âdil ve cennetlik oldu unu inkâr ederler. Halbuki Kur’an-ı kerimde, (Onların hepsine hüsnayı [Cenneti] vâdettik.) buyuruluyor. (Hadid 10) Mi’racı, di er mucizeleri ve kerameti inkâr ederler. Kur’an-ı kerimde, kerametin hak oldu unu bildiren âyetlerden bazıları unlardır: Ledün ilmine sahip bir zat, Belkısın tahtını bir anda getirdi. (Neml 40) Hz. Meryeme her zaman taze meyve ve yiyecek verilirdi. (Ali imran 37) Eshab-ı kehf asırlarca, ölmeden uyudu. (Kehf 17, 18), (Cennette olanlara Allah görülmez.) derler. Kur' kerimde buyuruluyor ki: an-ı (Ahirette, yüzleri nurlu olarak, Rablerine, bakarlar.) [Kıyamet 22, 23] (Günah i leyen kâfir olur, amel imandan parçadır.) derler. Ehl-i sünnet itikadında, amel ile iman ayrıdır, günah i leyene kâfir denmez. Kur' kerimde buyuruluyor ki: an-ı (Allah irki [küfrü] affetmez. Di er bütün günahları ise, istedi ini affeder.) [Nisa 48] (Kabir ziyaretinde, enbiya ve evliyadan yardım istemek caiz de il) derler. Hadis-i erbain’de (Bir i inizde, sıkı ıp a ırınca, kabirdekilerden yardım isteyin!) buyuruluyor. Kabir suâlini, kabir azabını inkâr ederler. Hadis-i erifte, (Kabir azabı haktır.) buyuruldu. (Buharî) (Ölüye, duânın fayda etmez) derler. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Dirilerin duâları ile, ölülere çok rahmet verilir. Dirilerin, ölülere hediyesi, onlar için duâ ve isti far etmektir.) [Deylemî] (Sırat, mizan, efaat diye bir ey yok) derler. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Kıyamette mizan, sırat, ehidi rahatsız etmez.) [Beyhekî] (Cehennem üzerine Sırat köprüsü kurulur.) [Buharî] (Büyük günah i leyenlere efaat edece im.) [Nesâî] (Akıl, herkeste e ittir. Akıl a maz bir hüccettir. Aklın be endi i, güzel gördü ü eylere farz, çirkin gördü ü ey ise haramdır. Din bildirmese de, akılla haramı ve farzları bilmek mümkündür) derler. Her ne kadar akıl, iyiyi kötüden ayıran bir kuvvet ise de, her i te ölçü olmaz. Allahü teâlâya ait bilgilerde akıl senet olmaz. Akıl, kendi ba ına dinin emir ve yasaklarını bilseydi, peygamberlere, âlimlere lüzum kalmazdı. Dinin hükümlerini duymayan, cezalandırılmaz. Bir ayet-i kerime meali: (Biz peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.) [ sra 15] Eski milletlere mubah olan bazı eyler, bizlere haram edilmi , eskilere haram olan bazı eyler de bizlere mubah kılınmı tır. Demek ki, bir eyin farz veya haram olu u, ancak dinin

emri ile belli olur, akıl ile belli olmaz. Mesela eskiden sı ır ve davar iç ya ı haram idi, bizlere ise helaldir. (Enam 146) Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki: Nakil yolu ile anla ılan, yani Peygamberlerin söyledikleri eyleri, akıl ile ara tırmaya u ra mak, düz yolda, güç giden, yüklü bir arabayı, yoku a çıkarmak için zorlamaya benzer. Yoku a do ru at, kamçılanırsa, çabalaya çabalaya, ya yıkılıp canı çıkar, yahud, alı mı oldu u düz yola kavu mak için sa a sola ve geriye kıvrılarak arabayı yıkar ve e yalar harab olur. Akıl da, yürüyemedi i, anlıyamadı ı ahıret bilgilerini çözmeye zorlanırsa, ya yıkılıp insan aklını kaçırır veya bunları alı mı oldu u, dünya i lerine benzetmeye kalkı arak, yanılır, aldanır ve herkesi aldatır. Akıl, his kuvveti ile anla ılabilen veya hissedilenlere benzeyen ve onlara ba lılıkları bulunan eyleri birbirleri ile ölçerek, iyilerini kötülerinden ayırmaya yarayan bir ölçüdür. Böyle eylere ba lılıkları olmayan varlıklara eremiyece inden, a ırıp kalır. O hâlde, peygamberlerin bildirdikleri eylere, inanmaktan ba ka çare yoktur. Akıl Yolu Peygamberlere tabi olmak, aklın gösterdi i bir lüzumdur ve aklın istedi i ve be endi i bir yoldur. Peygamberlerin, aklın dı ında ve üstünde bulunan sözlerini, akla danı maya kalkı mak, akla aykırı bir i olur. Gecenin koyu karanlı ında bilinmeyen yerlerde, pervasızca yürümeye ve engin denizde, acemi kaptanın, pusulasız yol almasına benzer ki, her an uçuruma, girdaba dü ebilirler. Nitekim, felsefeciler ve tecrübeleri hayalleri ile izaha kalkı an maddeciler, akılları dı ında bulunan sözlerinin ço unda yanılmı , bir yandan birçok hakikatleri meydana çıkarırken, bir taraftan da, insanların seadet-i ebediyyeye kavu malarına mani olmu lardır. Tecrübelerin dı ına ta mıyan akıl sahibleri, bu acıklı hali, her zaman görmü ve bildirmi tir. slâmiyette aklın ermedi i eyler çoktur. Fakat, akla uymayan bir ey yoktur. Ahıret bilgileri ve Allahü teâlânın be enip be enmedi i eyler ve Ona ibâdet ekilleri, e er aklın çerçevesi içinde olsalardı ve akıl ile do ru olarak, bilinebilselerdi, binlerce peygamberin gönderilmesine lüzum kalmazdı. nsanlar, dünya ve ahıret saadetini kendileri görebilir, bulabilirdi ve Allahü teâlâ, hâ â peygamberleri bo yere ve lüzumsuz göndermi olurdu. Hiçbir akıl, ahıret bilgilerini bulamıyaca ı, çözemiyece i içindir ki, Allahü teâlâ, her asırda dünyanın her tarafına, peygamber göndermi ve en son ve kıyamete kadar de i tirmemek üzere ve bütün dünyaya, peygamber olarak, Muhammed aleyhisselamı göndermi tir. Bütün peygamberler, Allahü teâlânın be endi i ve be enmedi i eyleri açık olarak bildirmi lerdir. Ehl-i sünnet âlimleri, mutezilenin dalalette oldu unu ayet ve hadislerle isbat etmi lerdir. Hayret! Bazıları da aynı eyleri sormuyor mu? Sual: blis, meleklere bazı suâller sormu . Bu suâller ile cevapları nasıldır? CEVAP blis dedi ki: (Kulun ibâdetinin Allaha hiç faydası, isyânının da hiçbir zararı olmadı ına göre, emrine ve nehyine uyulmasını isteyerek kullarına niçin sıkıntı, zahmet çektiriyor?) Cevap: nsana, ibâdetler faydalı, harâmlar zararlıdır. Allahü teâlâ hiçbir eye muhtâç olmadı ı hâlde emir ve yasaklar vermekle kullarını ereflendirmi tir. Her insanın yaptı ı ibâdetin faydası kendisinedir. Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Kim, [ibâdetlerini yapar ve günâhlarından] temizlenirse, faydası kendinedir.) [Fâtır 18] (Sâlih amelin faydası, bunu yapanadır.) [Fussilet 46] (Kulun ibâdetine Allahın ihtiyâcı yok) diyen kimse, perhiz yapmayan hastaya benzer. Bu hastaya doktor, perhiz tavsiye ediyor. Bu ise, (Perhiz yapmazsam doktora hiç zararı olmaz) diyerek, perhiz yapmıyor. Doktora zararı olmadı ı do rudur. Fakat kendine zarar vermektedir. Tabîb, kendine faydası oldu u için de il, onun hastalıktan kurtulması için, perhiz yapmasını tavsiye etmi tir. Doktorun tavsiyesine uyarsa, ifâ bulur. Uymazsa ölebilir. Tabîbin bundan hiç zararı olmaz. blis dedi ki: (Kâfirin günâh i liyece ini bildi i hâlde, Allahın onu yaratması zulüm de il mi?)

Cevap: Kul, sahibinin i lerinin sebebini soramaz! Allahü teâlâ herkesi Cehenneme koysaydı, kimsenin bir ey söylemeye hakkı olmazdı. Çünkü yarattı ı kendi mülkünü kullanmaktadır. Ba kasının mülküne tecâvüz yok ki zulüm denebilsin. Cenâb-ı Hakkın âdeti öyledir ki, isyân etmeden kimseyi Cehenneme sokmaz. Bunun için îmân ve isyân imkânı verdi i kullarını, imtihandan geçirdikten sonra mükâfât veya cezâ vermektedir. Böylece kul için bir bahâne kalmamaktadır. Allahü teâlâ, blise, (Ey blis, sen beni tanımadın. E er tanısaydın, bana hiçbir i imde kar ı gelinmiyece ini, i’tirâz edilmiyece ini bilirdin. Benden ba ka ilâh yoktur. Yaptıklarımdan kimseye hesâb vermem) buyurdu. nsanda râde-i cüz’iyye vardır. Bunu kullanmakta serbesttir. Allahü teâlâ, kul, irâdesini iyili e kullanırsa iyilik, kötülü e kullanırsa kötülük yaratabilir. Kul, ibâdet etmekte ve günâh i lemekte serbest olmasa, âhırette iyili e mükâfât, kötülü e cezâ verilmez. blis dedi ki: (Ben Âdem’e secde etmedi im için la’netlendim? Âdem’e secde etmeyi imin, Allaha isyânla ne ilgisi var?) Cevap: blis, isyânını Âdem aleyhisselâma kar ı yaptı ını zannediyor. Hâlbuki Hz. Âdem’in önünde (secde et) emrini Allahü teâlâ veriyor. Bu emri dinlememek, Allahü teâlâya isyândır. blis dedi ki: (Bir kimsenin Cennetlik veya Cehennemlik oldu u ezelde takdîr edilmi tir. Cehennemlik ise, yapaca ı ibâdetlerin hepsi bo tur. Cennetlikse, ibâdete ne lüzûm var?) Cevap: Cennetliklerin ibâdet yapması ve Cehennemliklerin isyân etmesi; sa lıklı ya aması ezelde takdîr edilmi olanın gerekli ilâcı almasına; hastalanması takdîr edilmi olanın da, ilâç bulamamasına benzer. Zengin olması takdîr edilmi olana, kazanç yolları açılır. Bunun gibi, ezelde Cennetlik olana îmân ve ibâdet etmesi nasîb olur. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Cennetlik olan, Cennete götürecek, Cehennemlik olan da, Cehenneme götürecek amel i ler.) [Ebû Dâvüd] Kulun vazîfesi, Allahü teâlânın emrine uyup Cennetlik amelleri i lemektir. Cehennemlik olan, (Herkesin Cennetlik veya Cehennemlik oldu u ezelde takdîr edilmi ) der ve ibâdet etmez. Bol mahsûl alması takdîr edilene ise, tarlasını sürmek, tohum ekmek nasîb olur. Cennetlik olanın ibâdet yapması, Cehennemli in de, kâfir olması böyledir. Cennetlik olan, Allahü teâlâya itâ’at eder. Cehennemlik olan, hep günâh i ler. Herkes, Cennetlik veya Cehennemlik oldu unu, amelinden anlıyabilir. Her ni’met, Allahü teâlâya, ihlâs ile ibâdet etmekten hâsıl olur. Her kötülük ve sıkıntı da, günâh i lemekten hâsıl olur. Herkese belâ, günâh yolundan, huzûr da, itâ’at yolundan gelir. Allahü teâlânın âdeti böyledir. Nefse kolay ve tatlı gelen eyi iyilik, nefse güç ve acı gelenleri de felâket sanmamalıdır! blis dedi ki: (La’netlik oldu um hâlde, niçin bana uzun bir mühlet verilmi tir?) Cevap: Allahü teâlâ, isyân edenle itâ’at edenin belli olması için, (domuz eti yemeyin, içki içmeyin) gibi ba’zı yasaklar koydu. Domuzu ve içkiyi yaratıp, yasaklaması gibi, senin gibi eytanı yaratarak, uzun bir mühlet vermesi de insanlar için bir imtihandır. Bu imtihanı kazanmaları için kurtulu yolu da gösterilmi tir. Öyle bir imtihan ki, soru ve cevapları bellidir. ( unları yapan imtihanı kaybeder, unları yapan kazanır) buyurulmu tur. Hiç kimse de gücünün yetmiyece i i lerle mükellef kılınmamı tır. Herkese akıl ve imkân vermi , yapaca ı i lerde serbest bırakmı tır. Artık bir bahâne kalmamı tır. (Mek.Rabbânî, Hadîka, Berîka) Dinde kolaylık nedir? Sual: (Allah size güçlük yüklememi tir) âyet-i kerîmesine göre, kolaylık olaca ı için, kadınların pantolon giymesinin câiz olaca ı anla ılmıyor mu? CEVAP Sizin ve bizim gibilerin bir âyet-i kerîmeye ma’nâ vermeleri câiz de ildir. Kadının pantolon giymemesinin güçlükle ne ilgisi vardır? Benzemek niyeti olmasa da, erke in

boynuna kolye, koluna bilezik ve kula ına küpe takması kadınlara benzemek olur ve câiz de ildir. Kadının da, benzemek niyeti olmadan da, pantolon giymesi câiz olmaz. (Dinde kolaylık vardır) diyerek bilerek veya bilmeyerek dinde yenilik yapmaya çalı anlar çıkıyor. Dînimizde ifrât ve tefrîtin ya’nî a ırılı ın yeri yoktur. Dînimiz orta yolda olmayı emreder. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: ( lerin hayırlısı vasat olanıdır.) [Beyhekî] [Vasat, ifrât ve tefrîtten uzak orta yol demektir. frât, normalden fazla, tefrît, normalden az demektir. Meselâ çok uyumak ifrât, çok az uyumak tefrîttir.] frâta kaçarak gücünün yetmedi i ekilde ibâdet etmeye çalı mak, meselâ geceleri hiç uyumadan namaz kılmak, gündüzleri hep oruç tutmak, hanımından uzak kalmak, et, süt, tatlı gibi eyleri hiç yememek, iyi müslüman olmak demek de ildir. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Kolay bir din ile gönderildim. Dînimizde ruhbanlık yoktur. Et yiyin, hanımlarınızla müba eret edin! [Nâfile] oruç da tutun! Tutmadı ınız günler de olsun! [Nâfile] namaz da kılın! Uyuyun da. Ben bunlarla emrolundum.) [Taberânî] (Din kolaylıktır. Dinde a ırı gideni din ma lup eder.) [Nesâî] u hâlde yiyip içmeden, uyumadan ibâdet etmek zordur. Günümüzde ifrâta kaçanlar azdır veya hiç yoktur. Fakat tefrîte gidenler çoktur. (Dinde kolaylık var) veya (Kolayını yapıyorum) diyerek dîni bozmaya çalı anlar çoktur. Birkaç misâl: Ayaklara mest giyiliyor, üstüne meshediliyor diyerek tırnaklara oje sürüp, üstüne meshetmek câiz olmaz. Yâhut bugünkü naylon çoraplara meshetmek câiz olmaz. Çoraba meshetmek kolaylık ise de, dînin emri de i mi olur, ibâdet sahîh olmaz. Su bulunmadı ı zaman teyemmüm etmek farzdır. Fakat dinde reformcuların dedi i gibi, sular kesilince hemen teyemmüm edin demek, dinde kolaylık de il, dîni de i tirmektir. Ramazan yaza gelince tutmayıp, kı a tehir etmek de dîni de i tirmek olur. (Dinde kolaylık var) diyerek namazları vaktinde kılmayıp, hepsini gece yatarken kılmak da dîni de i tirmek olur. (Dinde zorluk yoktur, kolaylık vardır) demek, (Dînimizin verdi i ruhsatlardan faydalanın) demektir. Yoksa, (Herkes ho una giden eyleri yapsın, ho lanmadı ı eyleri yapmasın, ibâdetleri keyfine göre de i tirsin, erkek kadın elbisesi giysin, kadın erkek elbisesi giysin) demek de ildir. Dinde ufak bir de i iklik yapmaya hiç kimsenin yetkisi yoktur. Kur’ân-ı kerîmde de meâlen, (Dinlerini oyuncak ve e lence edinen kimseleri bırak) buyurulmaktadır. (En’âm 70) Fellahla acemin hezeyanı Sual: Ölmü yabancı iki yazar tarafından yazılan, ve "EBUZER- GIFAR " adıyla Türkçeye tercüme bir kitabı ekte gönderiyorum. Eshab-ı kirama hakaret ile dolu bu kitap nasıl tercüme edilir ki? CEVAP Gönderdi iniz kitap, Es-Sahhar isimli bir fellah tarafından, gizlice, Cezayirde basılmı tır. Yıllar sonra, Ali eriati Mezinani isimli bir acem tarafından Farsçaya geni bir ilave ile tercüme edilmi tir. Bu hakaretler, Türkçeye niçin aktarılır ki? Bu sorunun cevabını yayınevi veriyor. Diyor ki: (Biz Yayınevi olarak, sahabelere, saygı ve hürmet edilmesi gerekti ini hatırlatmakla beraber, be er oldukları için, ele tirilebileceklerini söylüyoruz.) [s. 209] Demek ki, Eshab-ı kirama hakaretin tek sebebi, be er yani insan oldukları içinmi . Kitabın mütercimi ise, (Sunu ) bölümünde diyor ki: (Yazar, ihtilaflı konuları bilerek kaleme almı , "Bu rivayetlerin do rulu unu veya yanlı lı ını tesbit etmek, tarih yazanın bilece i i tir." diyerek i in içinden çıkmı tır.) [s.7] Yazarın ve mütercimin de itiraf etti i gibi, do ru oldu u bilinmiyen isnatlarla Eshab-ı kirama hakaret edilmi tir. Acem yazar, ilk iki halifenin halifeli ini islâma darbe olarak bildiriyor: (Bu rejimin kurucusu ortadan gittikten sonra, Alinin mahrumiyeti ve siyasi grupla malar, hilafet duvarının temel ta ının e ri konulmasına sebep oldu. Ebu Bekrin, Ömeri kendisine halife seçmesiyle, islâmi rejime ikinci darbe de vurulmu oldu.) [s. 14] Hz. Osmana da öyle saldırıyor:

(Ömer de gidince,....... Osman hükumeti eline aldı.... slâm kanunlarında yapılan de i iklikler, o kadar iddetliydi ki, Muhammedin binası kökten viran oldu.) [s.15] Hz. Ebu bekre saldırısı da öyle: (Ebu bekir, Aliyi -na-civanmerdane-siyaset sahnesinden ala a ı ederek, hilafete oturdu u gün, Ebuzer endi e ve korkuya dü tü.) [s. 15] Di er Eshab-ı kirama da öyle hücum ediyor: (Ama mümkün müydü, Osmanları,..... Abdurrahman bni Avflar, hadisle, ayetle ve konu mayla do ru yola getirmek? Bu nasıl olabilirdi ki Allahın resulü, vahyle silahlı oldu u zaman bile bunu yapamamı tı. Oysa bunların bizzat kendileri, vahiyle, Kur' milleti anla ya me etmi lerdi.) [s. 195] Acem yazar, bu sahabiyi bir gayrı müslime benzeterek diyor ki: (Ebuzer de, Pascal gibi, Allahı yürek yoluyla bulmu ve Peygamberi görmeden üç yıl önce Allaha inanmı tı.) [s. 18] Acem yazar da, di er reformcular gibi sosyalizm taraftarıdır. Hz. Ebuzeri de sosyalist olarak övmektedir. Diyor ki: (Peki Ebuzerin sosyalizmi ne oldu? Yeni sosyalistler diyor ki: Dünya gerek ki sosyalist olsun, ta ki ya amaya layık olsun!.. Biz de aynı dü ünceyi Ebuzerin bütün hayatı boyunca açıkça görüyoruz.) [s.17] Görüldü ü gibi slâm perdesi altında sosyalizmi savundukları açıkça anla ılmaktadır. Acemo lu, Hz. Ebuzere de iftira ederek onun a zından, (Evinde ekmek bulunmadı ı hâlde, kınından sıyrılmı kılıcıyla isyan etmiyen adama a arım.) diyor. Acemo lu, niçin çalı mıyorsun da isyan ediyorsun? Rızık Allahtan de il midir? Peygamber efendimiz ve Eshab-ı kiram günlerce aç kaldı. Hangisi isyan etti? Yine bu Acemo lu, Hz. Ebuzer dahil, birkaç sahabinin ismini söyledikten sonra, (Bunların hayatlarını özet olarak da olsa, anlatan do ru bilgiler ne yazık elimizde yoktur.) diyor. (s.21) Buna ( ntak-ı hak) denir. Peki do ru bilgi yok da Hz. Ebuzer hakkında koca bir kitap nasıl yazılabilir? ftira olunca niye yazılmasın ki? Eshab-ı kiram Sual: Eshab-ı kiramın fazileti hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Eshab-ı kiramın faziletiyle ilgili ayet-i kerimelerden birkaçı öyle: (Muhammed [aleyhisselam], Allahın peygamberidir, Onunla birlikte bulunanların [Eshabın] hepsi, kâfirlere kar ı iddetli ve birbirlerine kar ı merhametlidir.) [Feth-29] (Mekkenin fethinden önce Allahü teâlâ için mal veren ve muharebe edenlere, fetihten sonra verenlerden ve harbedenlerden daha yüksek derece vardır. Bunların dereceleri e it de ildir. Hepsi için Cenneti söz veriyorum.) [Hadid 10] (Biz onların [Eshab-ı kiramın] hepsinden razıyız.) [Tevbe 100] Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki: (Eshabımın hiç birine dil uzatmayın. Yemin ederim ki, bir ki i, Uhud da ı kadar altın sadaka verse, eshabımdan birinin bir müd arpa sevabına kavu amaz) [Mevahib] [Bir müd, 875 gr.] (Ensari müminden ba kası sevmez, münafıktan ba kası da bu zetmez. Ensari seveni Allah da sever, onlara bu zedene Allah da bu zeder.) [Buharî] (Eshabıma dil uzatmakta Allahtan korkun! Benden sonra onları kötü emellerinize alet etmeyin!) [Buharî] (Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür.) [Bezzar] (Eshabımın ve akrabamın ve gösterdi im yolda gidenlerin sevgisinde benim hakkımı koruyun! Onları sevmek suretiyle peygamberlik hakkımı koruyanları, Allahü teâlâ, dünyada ve ahirette belâlardan, zararlardan korur. Peygamberlik hakkımı dü ünmeyip, onları incitenleri, Allahü teâlâ sevmez. Allahü teâlânın sevmediklerine de azab etmesi yakındır.) [Taberânî] (Eshabımın ismini i itince, susun, anlarına yakı mıyan söz söylemeyin!) [Taberânî] (Kimi çıkıp, Eshabımı kötüliyecek. Bunlar, müslümanlıktan ayrılacaklardır.) [Beyhekî]

(Eshabımın kusurlarını söylemeyin! Kalbleriniz onlara kar ı de i ir. Eshabımı iyilikle anın ki, kalbleriniz ülfet etsin!) [Deylemî] (Eshabımın bundan sonraki hatalarını, Allahü teâlâ affedecektir. Onların slâmiyete hizmetini kimse yapmamı tır) [Süyutî] (Beni gören müslüman, Cehenneme girmez.) [Taberânî] ( nsanların en hayırlısı asrımdaki müslümanlar [Eshab-ı kiram]dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tabiin]dir. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tebe-i tabiin]dir. Artık bunlardan sonra yalan yayılır. Bunların [Benim ve Eshabımın yolunda olmıyanların] sözlerine ve i lerine inanmayınız!) [Buharî] (Eshab, ezvac ve ehl-i beytimi sevip dil uzatmayan Cennette benimle beraberdir.) [Ramuz] (Eshabımı kötüliyen hariç, Kıyamette, herkesin kurtulma ümidi vardır.) [Hakim] Sahabenin Kerameti Sual: Eshab-ı kiram, bütün evliya-i kiramdan üstün oldu u hâlde, kerametlerinden az bahsedilmesinin sebebi nedir? CEVAP Onların kerametleri az de ildir. Menkıbelerini anlatan bütün kitaplar tercüme edilmedi i için bize az gibi geliyor. Camiul-keramat kitabında birçok sahabinin kerametleri anlatılıyor. Onların kerametlerinin, sonra gelen evliyaya göre daha az görülmesinin birkaç sebebi vardır. Hadis-i erifte, (Eshabım gökteki yıldızlar gibidir) buyuruldu. Yıldızlar, gündüz de mevcut iken, geceleyin görülür. Gündüz, güne in ı ıkları, yıldızların görülmesine manidir. En parlak bir ı ık bile, gündüz güne ı ı ının yanında pek zayıf kalır. ki cihan güne i Muhammed aleyhisselamın nuru ve mucizeleri yanında da Eshab-ı kiramın kerameti, elbette gölgede kalır. kinci husus, insanların iman etmeleri için, Peygamberlerin mucize göstermeleri gerekir. Evliyanın keramet göstermesi gerekmez. Hatta keramet göstermekten hayâ ederler. Asr-ı saadetteki insanların imanı kuvvetli idi. Kerametle imanlarının kuvvetlenmesine ihtiyaç yok idi. Daha sonra gelenlerin imanı zayıfladı. manlarının kuvvetlenmesi için keramete ihtiyaç hasıl oldu. Onun için daha sonra gelen evliyada keramet çok görüldü. ( evahid-ün-nübüvve s.417) Cennetlik olan insanlar Sual: Eshabı kiramın bazısını kötülemek caiz midir? CEVAP Eshab-ı kiramın bazısını, herhangi bir sebeple kötülemek birkaç bakımdan caiz de ildir: 1- Eshab-ı kiram Peygamber efendimizin arkada ları ve dostlarıdır. Onun dostlarını üzmek, Onu üzmek demektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Eshabım hakkında Allah’tan korkun! Onları kötülemeyin. Onları seven beni sevdi i için sever. Beni sevmeyen de onları sevmez. Onları inciten beni incitmi olur. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmi olur.) [Buharî] 2- Eshab-ı kiram, bizim ölülerimiz oldu u için kötü söz söylenmez. Çünkü (Ölülerinizi hayırla anın, iyiliklerini söyleyin, kötülüklerini açıklamayın) hadis-i erifine aykırı olur. (Tirmizî) 3- Eshab-ı kiramın kusurları olsa bile, söylememek gerekir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Eshabımın kusurları, yanlı hareketleri olacaktır. Allahü teâlâ, benim hatırım için onların kusurlarını affedecektir.) [ bni Asakir] 4- Eshab-ı kiramın kusurunu söylemek fayda vermeyece i gibi, aksine cehenneme gitmeye sebep olaca ı için susmak gerekir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Eshabım arasında fitne çıkacaktır. O fitnelere karı anları, Allahü teâlâ benimle olan sohbetlerinin hürmetine af ve ma firet edecektir. Sonra gelenler ise, bu fitnelere karı an Eshabıma dil uzatarak Cehenneme girecektir.) [Müslim] 5- Peygamber efendimiz, (Eshabımı kötülemeyin) buyurdu u için onların hiç birisi hakkında kötü söz söylenmez. Hadis-i erifte buyuruldu ki:

(Eshabımı kötüleyen hariç, kıyamette, her müminin kurtulma ümidi vardır.) [Hakim] (Eshabımı kötüleyenler, müslümanlıktan ayrılmı olur.) [Beyhekî] (Eshabımın ismini i itince, susun, anlarına yakı mayan söz söylemeyin!) [Taberânî] (Eshabımı kötüleyenlere Allahü teâlâ lânet etsin.) [Taberânî] 6- Allahü teâlâ, onlardan razı oldu u ve onların kusurlarını affetti i ve hepsine cenneti söz verdi i için kötülemek caiz olmaz. Kur' kerimde buyuruluyor ki: (Allah onlardan an-ı razıdır.) [Tevbe 100] (Hepsine hüsnayı [cenneti] vâdettik.) [Hadid 10] 7- Araf ve Hicr surelerinde (Biz azimü an, onların kalblerindeki gıl ve gı ı nezettik) buyuruluyor. Yani kalblerindeki kin ve dü manlık gibi eyleri kökünden çıkarıp attık. Demek ki, hiçbir sahabi, ba ka bir sahabiye haset ve kin beslemez. Çünkü, hepsi Hakkulyakîn mertebesine ula mı lardır. Aralarındaki sava lar ictihad sebebi ile idi. Her biri, kendi ictihadı ile hareket etmeye mecbur oldu undan, hiçbiri kötülenemez. Eshab-ı kiramdan birini kötülemek, (Allah onlardan razıdır.) mealindeki âyete inanmamak olur. (Tathir-ülcenan) Kur' kerimde ( ki mümin grup birbiriyle sava tı ı zaman aralarını düzeltin!) an-ı buyuruluyor. (Hucurat 9) mam-ı a'zam, (Eshab-ı kiramın hepsini hayırla anarız) buyurdu. mam-ı afiî ve Ömer bin Abdülaziz de, Eshab-ı kiram arasındaki sava lar hakkında (Allahü teâlâ, ellerimizi, bu kanlara bula maktan korudu u gibi, biz de, dilimizi tutup, bula tırmayalım!) buyurdu. (M.Rabbani c.2, m.96) mam-ı Gazalî hazretleri de (Dinimizi bize ula tıran Eshab-ı kiramdır. Onlardan birini kötülemek, dini yıkmak olur.) buyurdu. Dört halifenin fazileti Sual: Dört halifenin faziletlerini anlatır mısınız? CEVAP Dört halifeden Hz. Ebu Bekrin faziletini bildiren hadis-i eriflerden birkaçı: (Ebu Bekri sevmek ve ona ükretmek her mümine vaciptir.) [Deylemî] (Ebu Bekr, insanların en üstünüdür. Yalnız Peygamber de ildir.) [Deylemî] (Ebu Bekrin varken, ba kasının imam [ba kan] olması layık de ildir.) [Tirmizî] (Ey Ebu Bekr, Allah sana "Sıddık" ismini verdi.) [Deylemî] (Allahü teâlâ, Ebu bekre çok rahmet etsin! Bana kızını verdi. Hicrette beni Medineye götürdü) [Hakim] (Kıyamette, Ebu Bekr hariç, herkese hesab sorulur.) [Hatib] (Ebu Bekrin ekline eytan giremez.) [Deylemî] (Ebu Bekrin imanı, bütün insanların imanları toplamı ile tartılsa, Ebu Bekrin imanı daha a ır gelir.) [M.Ç.Güzin] Hadis-i erifte, (Allahü teâlânın gö süme akıttı ı marifetlerin, bilgilerin hepsini, Ebu Bekrin gö süne akıttım) buyuruluyor. Sevgi, ba lılık çok oldukça, faydalanmak da o kadar çok olur. Bunun içindir ki, Hz. Ebu Bekr bütün Eshabın en üstünü oldu. Çünkü, onun Resulullaha ba lılı ı, herkesten çok idi. (Ebu Bekrin üstünlü ü, çok namaz kıldı ı, çok oruç tuttu u için de ildir. Onun kalbinde bulunan bir ey içindir) hadis-i erifteki o ey, Resulullahın sevgisidir. [ .Gazali] Hz. Ömerin Fazileti Hz. Ömerin faziletini bildiren hadis-i eriflerden birkaçı öyle: (Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu.) [Tirmizî] (Cebrail geldi. "Ömerin müslüman olmasından dolayı gökteki melekler birbirine müjde veriyor, bayram ediyorlar" dedi.) [Hakim, Ebu Nuaym] ( eytan, Ömeri müslüman olduktan sonra görünce, yüzüstü yıkıldı.) [Dare Kutni] (Geçmi ümmetler içinde vukuundan önce bazı eyleri haber veren keramet ehli zatlar vardı. Ümmetimin içinde de Ömer onlardandır.) [Buharî]

Hz. Ömer, Medinede hutbe okurken, rana gönderdi i ordunun ma lup olmak üzere oldu unu görüp, kumandana (Ya Sariye arkanı da a ver) buyurdu. O da, da a yana tı ve zafere kavu tu. ( evahid) Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömeri birlikte bildiren hadis-i eriflerden birkaçı da öyle: (Benden sonra Ebu Bekre ve Ömere iktida edin, uyun!) [Tirmizî, Hakim] (Cennete ilk girecek olan Ebu Bekr ve Ömerdir.) [Deylemî, bni Neccar] (Bu ikisini kötüleyen bana ve slâma kastetmi demektir.) [Ebu Nuaym] (Bu ikisini sevmek, iman, bunlara dü manlık küfrdür.) [ . Adiy, . Neccar] Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömere sövmenin küfr oldu u Hulasa-tül-fetavada yazılıdır. Bu ikisine dil uzatanların küfründe bütün âlimlerin sözbirli i oldu u Mirat-ı Kainatda da yazılıdır. Hadis-i eriflerde buyuyruldu ki: (Ümmetimin oyları dalalet üzerinde toplanmaz.) [Ebu Nuaym] (Müminlerin güzel dedi i eyi, Allahü teâlâ da güzel kabul eder.) [ . Ahmed] (Allah, namazı, zekâtı ve orucu farz etti i gibi, Ebu Bekri, Ömeri, Osmanı ve Aliyi sevmeyi de farz etti) [Vesile] (Ba ınıza Ebu Bekr gelince, onu zahid ve ahirete ragıb bulursunuz. Ba ınıza Ömer gelince, onu kuvvetli, emin ve Allah yolunda kimseden çekinmez görürsünüz. Ba ınıza Ali gelince, hadi ve mühdi olur. Sizi do ru yola götürür bulursunuz) [Hakim] Üstünlük Sırası Peygamber efendimiz, Ebu Bekr, Ömer ve Osman "radıyallahü anhüm" ile Uhud da ına çıktıkları zaman da sevinçten sallandı. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Ey da , sallanma! Senin üstünde bir peygamber, bir sıddık, iki de ehid [Ömer ve Osman] vardır.) [Buharî] Ebu Bekr-i Sıddık, Peygamberler hariç, insanların en üstünüdür. Müslümanlıktan önce de, Allahü teâlânın lutfu ile, putlara tapmadı. Bundan sonra, insanların en üstünü Hz. Ömerdir. Bundan sonra, iyilikler hazinesi, hayâ, iman ve irfan kayna ı, Zinnureyn Hz. Osmandır. Bundan sonra, a ılacak üstünlükler sahibi, Allahın arslanı Hz. Alidir. Bunlardan sonra, en üstünleri A ere-i mübe eredir, yani Cennet ile müjdelenmi on ki idir. Bunlardan sonra, Bedir gazasındaki 313 ki i üstündür. Sonra Uhud gazasındaki 700 ki inin hepsi, daha sonra da Biat-ür-rıdvan, yani a aç altında söz veren 1400 ki i üstündür. Ondan sonra da di er Eshab-ı kiramdır. Resul-i Ekrem efendimizin yolunda, can ve mallarını feda eden, Ona yardım eden Eshab-ı kiramın hepsinin isimlerini, saygı ile, sevgi ile söylemek bize vaciptir. Onların büyüklü üne yakı mıyan sözler söylemek asla caiz de ildir. simlerini saygısızca söylemek sapıklıktır. Resulullahı sevenin, Onun Eshabının hepsini de sevmesi gerekir. Hz. Osman’ın Fazileti Akılsız ve soysuz Mezhepsizlerin hedef aldı ı Hz. Osman, Cennetle müjdelenmi on ki iden biridir. Hadis-i erifte (Osmanın efaati ile hepsi Cehennemlik olan yetmi bin ki i sorgusuz suâlsiz Cennete girecektir.) buyuruldu. ( bni Asakir) Hazret-i Osmanın faziletini bildiren hadis-i eriflerden birkaçı öyle: (Her peygamberin bir arkada ı var. Benim cennette arkada ım Osmandır) [Tirmizî] (Ya Osman, benden sonra sana da hilafet verilecektir. Münafıkların sözüne bakıp da hilafeti terk etme! O gün oruçlu ol, benim yanımda iftar edersin.) [ bni Adi] (Ya Osman, Allahü teâlâ sana hilafet gömle ini giydirecektir. Münafıklar çıkartmak istiyeceklerdir. Bana kavu uncaya kadar onu çıkartma!) [ bni Mace, Tirmizî] Resulullah efendimiz, kızı Hz. Rukayyeye buyurdu ki: (Ey canım kızım, Osmana çok sevgi göster! Zira Eshabım arasında ahlâkı bana en çok benziyen odur.) [Mesabih, Mirat] A lama Ya Osman Mirat-ı kainatda deniyor ki:

Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın emri ile kızı Rukayyeyi Hz. Osmanla evlendirdi. Hz.Rukayye vefat edince, Hz. Osmanın gözlerinden ya lar akmaya, yani a lamaya ba ladı. Bunu gören Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Ya Osman a lama! Allaha yemin ederim ki, yüz kızım olsa ve vefat etseler, bir tane kalmayıncaya kadar sana verirdim. te, Cebrail aleyhisselam geldi. Allahü telalanın, ölen kızımın yerine karde ini, [Ümm-i Gülsümü] aynı mehr sana vermemi emretti ini bildirdi.) [ bni Asakir] Kızı Ümm-i Gülsüme de, (Kızım, zevcin Osman, Ceddin brahim peygambere ve baban Muhammede [aleyhisselam] herkesten daha çok benzemektedir) buyurdu. Hz. Osman gelince Peygamber efendimiz, mübarek ayaklarını örttü. Sebebi suâl edilince, (Osmandan melekler hayâ eder, ben hayâ etmez miyim?) buyurdu. Tebük gazvesinde Hz.Osman, kendi ticaret malından üç bin deve, 70 at, onbin altın getirdi. Resulullah efendimiz, bunları askere da ıtıp, (Bugünden sonra Osmana günah yazılmaz) buyurdu.[Bundan sonra Allah Osmanı günah i lemekten korur.] (Tirmizî) ve (Ya Rabbi, Osmanın geçmi , gelecek, gizli-açık ve kıyamete kadar i liyece i günahları affet!) diye duâ etti. (Ebu Nuaym) [(Allahü teâlânın sevdi i kula, günah zarar vermez) hadis-i erifi de (Allahü teâlâ onu günah i lemekten muhafaza eder) ve (Allahü teâlâ, sevdi i kula tevbe imkanı verir, ölmeden onun günahlarını affeder) eklinde açıklanmı tır. (Deylemî, R.Münire) Feth suresinin (Allah senin geçmi ve gelecek günahlarını affetti) mealindeki 2. ayet-i kerimesi, (Allahü teâlâ, Peygamber efendimizi geçmi te ve gelecekte günah i lemekten korudu) eklinde açıklanmı tır. ( ifa-i erif)] Allahın Sevdi i Zat Hz. Ali, bir gün Hz. Fatımayı incitmi ti. Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömer Peygamber efendimize ricada bulundularsa da, Peygamber efendimiz Hz. Aliyi affetmedi. Hz. Osman rica edince affetti. Sebebini sorduklarında buyurdu ki: (Öyle birinin efaatini [ricasını, af talebini] kabul ettim ki, yer ile gö ün yerini de i tir diye, Allahtan istese, Allahü teâlâ bunu kabul edip de i tirir. Yahut "ya Rabbi bu ümmetin hepsinin günahlarını affet!" dese, affeder) [Mesabih] Resulullahın yanına bir cenaze getirildi. Namazını kılmadı ve (Bu adam Osmana dü man idi. Onun için, Allahü teâlâ da, buna dü mandır) buyurdu. (Tirmizî) Peygamber efendimiz, Ebu Musa E ariye, (Kapıdan girenleri Cennete müjdele!) buyurdu. Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömer girdi. Kapı tekrar çalınınca, (Kapıyı aç! Gelenin Cennetlik oldu unu müjdele! Ba ına belâlar gelece ini söyle!) buyurdu. çeri giren Hazret-i Osman idi. (Buharî) Hz. Alinin Fazileti Ehl-i beytten ve dört halifeden Hz. Alinin fazileti ile ilgili birkaç hadis-i erif: (Aliyi ancak mümin olan sever ve ona ancak münafık olan bu zeder.) [Nesâî] (Aliyi sevmek, ate in odunu yaktı ı gibi, müslümanların günahını yok eder.) [ . Asakir] (Aliye dü man olanın dü manı Allahtır.) [Ramuz] ( lim on kısımdır. Dokuzu Alide, biri di er halktadır. O, bu biri de onlardan iyi bilir.) [E. Nuaym] (Alinin yüzüne bakmak ibâdettir.) [Hakim] (Aliyi seven, beni sevmi tir. Ona dü manlık, bana dü manlıktır. Onu inciten beni incitmi tir. Beni inciten de elbette Allahı incitmi olur.) [Taberânî] (Ya Ali, senin sevdi ini sever, senin bu zetti ine bu zederim.) [Taberânî] ( manın alametleri vardır. Birinci alameti Aliyi sevmektir.) [M.Ç.Güzin] (Ben ilmin ehriyim, Ali ise kapısıdır.) [Deylemî] (Ben kimin mevlası [efendisi] isem, Ali de onun mevlasıdır!) [Nesâî] (Aliyi sevmek, iman, ona dü manlık, nifak alametidir.) [Kurret-ül-ayneyn] (Ya Ali, bana, Harunun Musaya yakınlı ı gibisin. Yalnız benden sonra nübüvvet yoktur.) [Buharî]

(Ya Ali Fatıma bana senden daha sevgilidir. Sen bana, ondan daha kıymetlisin.) [E. Kiram] (Kızım Fatımayı Aliye Rabbimin emriyle verdim. Allahü teâlâ, her peygamberin neslini kendinden, benimkini ise Aliden devam ettirmi tir.) [M.Ç.Güzin] Ehl-i beytin fazileti Sual: Ehl-i beyti sevmek art mıdır? CEVAP Ehl-i beyti sevmek arttır. Çünkü imanın temeli ve en kuvvetli alameti, Allahı sevmek ve Allahın sevmediklerini sevmemektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: ( manın temeli ve en kuvvetli alameti, Allah dostlarını sevmek ve Onun dü manlarına dü manlık etmektir.) [ .Gazali] Hak teâlâ, Hz. saya da buyurdu ki: (Yer ve gökteki bütün mahlukların ibâdetini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve dü manlarıma dü manlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [ .Gazali] Allahü teâlâ, Ehl-i beyte buyuruyor ki: (Allahü teâlâ sizlerden ricsi yani her kusur ve kirleri gidermek istiyor ve sizi tam bir taharet ile temizlemek irade ediyor.) [Ahzab 33] Peygamber efendimiz, Hz. Aliyi, Hz. Fatımayı, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyni mübarek abaları ile örterek öyle duâ eyledi: ( te benim Ehl-i beytim bunlardır. Ya Rabbi, bunlardan kötülü ü kaldır ve hepsini temiz eyle!) [Mesabih] Her namazda, Al-i Muhammed diye duâ etti imiz Ehl-i beyt bunlardır. Allahü teâlânın en çok sevdi i resulü Muhammed aleyhisselamdır. Onun da en çok sevdi i Ehl-i beyti ve Eshabıdır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Ehl-i beyti seveni Hak teâlâ sever, bu z edene de bu z eder.) [ .Asakir] (Eshabımı, zevcelerimi ve Ehl-i beytimi sevip onlara dil uzatmayan, Cennette benimle beraber olur.) [Ramuz] ( slâmın esası, bana ve Ehl-i beytime sevgidir.) [ bni Asakir] (Size iki ey bıraktım. Allahın kitabı ve Ehl-i beytim. Bunlara uyan, hidayet üzere olur. Uymıyan sapıtır.) [ .Hibban] (Ehl-i beytimi ve Eshabımı çok sevenin, Sırat köprüsünde ayakları kaymaz.) [M.Ç.Güzin] (Ehl-i beytim, Nuhun gemisi gibidir. Tutunan kurtulur, tutunmayan, bo ulur.) [Taberânî] (Ehl-i beytime bu zeden, yüzüstü Cehenneme atılır.) [ . Ahmed] (Ehli beytime, Cehennemlikten ba kası bu zetmez.) [ . Ahmed] (Ehl-i beytimi sevmiyen, ihtilafa dü er ve eytana yolda olur.) [Hakim] (Vallahi Ehl-i beytimi sevmiyenin kalbine iman girmez.) [ .Ahmed] (Sizin iyileriniz, benden sonra, Ehl-i beytime iyilik edenlerdir) [Hakim] (Benim soyuma dil uzatarak, beni incitenlere, Allahü teâlâ çok azab yapar.) [Deylemî] ( u üç hürmeti gözetenin, dini ve dünyası muhafaza edilir, yoksa hiç bir eyi korunmaz. slâma, Peygambere ve onun nesline hürmet.) [Taberânî] [ slâma hürmet, Dinin emirlerine riayet etmektir, Peygambere hürmet, sünnetine uymaktır, nesline hürmet seyyidlere, eriflere hürmettir.] (Fatıma, Cennet hatunlarının üstünü, Hasan ve Hüseyn de Cennet gençlerinin yüksekleridir.) [Tirmizî] (Fatıma benden bir parçadır. Onu sıkan ey beni de sıkar. Onu ferahlandıran ey beni de ferahlandırır. Kıyamette benden ba ka kimse nesebine sahib olamaz.) [Hakim] (Ya Fatıma, Allahü teâlâ senin gazabın için gazab eder, senin rızan için razı olur.) [Hakim] (Allah, Fatıma ve nesline Cehennemi haram kıldı.) [Hakim, Taberânî] (Kızım Fatımanın adı "Allah onu ve sevenlerini Cehennemden korur" manasındadır.) [Deylemî]

(Ya Rabbi, Hasan ve Hüseyni seviyorum. Sen de sev! Bunlara bu zedene, sen de bu zet!) [Taberânî] Cennetle müjdelenen sahabiler Sual: A ere-i mübe ere kime denir? CEVAP Cennetle müjdelenen sahabilere A ere-i mübe ere denir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (On ki i Cennetliktir. Ebu Bekr, Ömer, Osman, Talha, Zübeyr, Abdurrahman bin Avf, Ali, Sad bin Ebi Vakkas, Ebu Ubeyde bin Cerrah ve Said bin Zeyd) [ .Mace, Tirmizî] Resulullahın akrabaları Sual: Herhangi bir sahabinin, mesela, Hz. Ebu Süfyanın müslüman olmadan önceki halini anlatmak caiz mi? CEVAP Hiçbir Sahabinin müslüman olmadan önceki halini kötüliyerek anlatmak asla caiz de ildir. Müslüman olmadan önce i lenen bütün günahları Cenab-ı Hak, sevaba çevirdi ini ayet-i kerime ile bildirmi tir. Hele Peygamber efendimizin Eshab-ı kiramından birini kötülemek çok büyük günahtır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Eshabım hakkında Allahtan korkun! Benden sonra onları kötülemeyin. Onları seven beni sevdi i için sever. Beni sevmiyen de onları sevmez. Onları inciten beni incitmi olur. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmi olur.) [Buharî] Hz.Ebu Süfyan, Eshab-ı kiramın büyüklerinden ve Resulullah efendimizin kayınpederi idi. Yani Eshardan [hanımı tarafından akraba] idi. Peygamber efendimize nikahla akrabalık büyük bir ereftir. nsanların En yileri Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ bana insanların en iyilerini sahabi olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezir olarak, din-i islâmı bildirmekte yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da eshar [hanım tarafından akraba] olarak ayırdı. Onlara dil uzatanlara Allahın, meleklerin ve bütün insanları lâneti olsun!) [Hakim] (Allahü teâlâ, beni bütün insanlar arasından ayırıp seçti. Bana eshab ve akraba olarak en iyileri seçti. Bunlardan sonra, birçok kimse gelir ki, eshabıma ve akrabama dil uzatırlar. Onlara yakı mıyan iftiralar söyliyerek, kötülemeye çalı ırlar. Böyle kimselerle oturmayın! Birlikte yiyip içmeyin. Bunlardan kız alıp vermeyin.) [D.Kutni] (Allahü teâlâ bana söz verdi ki, kızlarını aldı ım ve kızlarımı verdi im aileler, Cennette benimle beraber olacaktır.) [Deylemî] (Benimle evlenen veya kız alıp verdiklerim, Cehenneme girmez.) [Deylemî .Neccar] (Kızlarımı evlendirece im kimselerle, evlenece im kadınların Cennetlik olmasını Rabbimden istedim. Rabbim de kabul etti.) [ irazi] (Eshabımı, zevcelerimi ve Ehl-i beytimi seven ve onlara dil uzatmayan, Cennette benimle beraber olur.) [Ramuz] (Esharımın [Hanım tarafından olan hısımlarımın] Cennetlik olmasının istedim. Rabbim de bu iste imi kesin olarak kabul etti.) [Hakim] Eshardan, Peygamber efendimize akraba olanlardan bazıları unlardır: 1- Hz.Ai e validemizin babası Hz. Ebu Bekr-i Sıddik [kayınpeder] 2- Hz.Hafsa validemizin babası Hz. Ömer-ül Faruk [kayınpeder] 3- Ümm-i Habibe validemizin babası Hz. Ebu Süfyan [kayınpeder] karde i Hz. Muaviye [kayınbirader] ve annesi Hz. Hind. [kayınvalide] 4- Peygamber efendimizin iki damadı, Hz. Osman ve Hz. Ali. Taif Kahramanı Hz. Ebu Süfyan, müslüman olmadan önce Mekkenin ordu kumandanı idi. Mekkenin fethinde müslüman oldu. slâm ordusu ehre girerken, bir tepeden onları seyrediyordu. Kendi kendine ( imdi büyük bir ordum olsa, acaba bunları yenebilir miydim?) diye dü ündü. Tam

o sırada Peygamber efendimiz yanına gelip, yava ça (Ne kadar büyük ordun olsa, yine seni yenerdim) buyurdu. Bu mucize kar ısında Hz. Ebu Süfyanın imanı daha da kuvvetlendi. Daha sonra Peygamber efendimiz Eshabına buyurdu ki: (Ebu Süfyanın evine giren öldürülmekten kurtulur.) [Müslim] Hz. Ebu Süfyan Mekkeye gidip Kurey i slâma davet etti. slâm ordusunun ehre girmek üzere oldu unu haber verdi. (Müslüman olanlar ve veya benim evime ve Mescid-i harama sı ınanlar hariç, herkes kılıçtan geçirilecektir.) dedi. Hz. Ebu Süfyana bu ereften ba ka, daha birçok ihsanlara kavu tu. Taif gazasında çok büyük kahramanlık gösterdi. Harbde bir gözü çıktı. Gözünü avucuna alıp geldi. (Ya Resulallah, gözüm Allah yolunda telef oldu. Allahü teâlâ, geçmi günahlarımı affeder mi?) diye suâl etti. Cevabında buyurdu ki: ( stersen duâ edeyim gözün iyile sin. stersen Cennette büyük mükâfatlara kavu , Cennet gözü için sana duâ edeyim.) [Mevahib] Hz. Ebu Süfyan elindeki gözünü yere atıp, (Cennet gözü isterim) dedi. Peygamber efendimizin vefatından sonra, Yermük sava ında, dinden dönenlerle yaptı ı sava ta di er gözü de çıkıp ehid oldu. (Medaric-ün nübüvve s.417) Kadınların en üstünü Sual: Kadınların en üstünü kimdir? CEVAP mam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Ehl-i sünnet âlimleri buyurdu ki; limde ve ictihadda Hz. Ai e, Hz. Fatımadan üstündür. Abdülkadir-i Geylani hazretleri, (Hz. Ai e daha üstündür.) buyurdu. (Gunye) limde ve ictihadda Hz.Ai e, zühd ve dünyadan kesilmekte ise, Hz. Fatıma daha ileridir. Bunun içindir ki, Hz.Fatımaya Betul yani çok temiz demi lerdir. Hz. Ai e Eshab-ı kirama eriati ö retirdi. Eshab-ı kiram, mü küllerini, ondan sorup ö renirdi. (c. 2, m.67) Hz. Ai e, Resulullahın zevce-i mutahherasıdır. Ebu Bekr-i Sıddikın kızıdır. Çok akıllı, zeki, âlime, edibe ve afife ve saliha idi. Hafızası pek kuvvetli oldu u için, Eshab-ı kiram birçok eyleri ondan sorup ö renirdi. Resulullah tarafından çok sevilir ve çok ö ülürdü. Nikahı Allahü teâlânın emri ile yapıldı. Ayet-i kerime ile medhedilmi tir. Fatıma-tüz-zehra, Resulullahın dört kızından en sevgilisi idi. Aklı, zekası, hüsn-ü cemali, zühd ve takvası ve ahlâk-ı hüsenesi pek ziyade idi. Yüzü pek beyaz ve parlak oldu undan Zehra denildi. Ayet-i kerime ve hadis-i erifte medholundu. Hadice-tül-kübra ise, Resulullahın ilk zevcesidir. Çok zengin ve âlime ve akıllı idi. Bütün malını Resulullaha ba ı ladı. Yirmidört sene çok iyi hizmet etti. Bir kerre incitmedi. lk imana gelen hür kadındır. Resulullah, vefatına kadar, her zaman kendisini meth buyururdu. Hatta bir gün, evde methederken, Ai e validemiz dayanamayıp "Cenab-ı Hak size ondan daha iyisini verdi" dedi. (Hayır! Ondan iyisi verilmedi. Herkes bana yalancı dedi i günlerde, o bana inandı. Herkes bana eziyyet verirken, o bana Yâr oldu. Üzüntülerimi giderdir) buyurdu. Hz. Hadice ile kerimesi Fatıma-tüz-zehra, dünyadaki bütün kadınların en üstünü oldukları hadis-i erifte bildirilen dört kadından ikisidir. Üçüncüsü Hz. Ai e, dördüncüsü, Hz. Meryemdir. Bazı âlimler de Hz. Fatımanın Hz. Meryemden sonra bütün kadınların en üstünü oldu unu bildirmi lerdir. Hazret-i Ali hakkında Sual: Hazret-i Ali’nin hayatı hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Hz. Ali "radıyallahü anh" Resulullahın amcası olan Ebu Talibin o lu idi. Cennetle müjdelenen on ki iden biridir. Resulullahın damadıdır. Ehl-i beytin birincisidir. Hicretten 23 yıl önce Mekkede do du. Bütün gazalarda kahramanlıklar gösterdi. Uhudda onaltı yerinden yaralandı. Hicri 35 yılında halife oldu. Bundan be yıl sonra Ramazan-ı erif ayı 17. Cuma günü sabah namazına giderken bni Mülcem isminde bir harici tarafından kılıçla alnına vurularak ehid edildi. Kufede yani Necef denilen yerde medfundur. Hz. Ali, Bu day benizli, uzun gerdanlı, güler yüzlü, iri ve siyah gözlü, geni gö üslü, iri yapılı idi. Sakalı sık olup sava ta uzatırdı ve omuzlarına kadar yayılırdı. Son zamanlarda saçı

ve sakalı pamuk gibi beyaz olmu tu. Evliyanın büyü ü, Vilayet yolunun reisidir. Her tarikatte herkese evliyalı ın feyzleri ve marifetleri Hz. Aliden gelmektedir. Hz. Ali ve Hz.Fatıma çocuklarının herkes üzerinde hakları vardır. nsanların en ereflileri onlardır. Onlara tazim, dinimizin emridir. Mübarek Sözleri Hz. Alinin mübarek sözlerinden bazıları öyledir: Dostların kötüsü, senin için külfete giren, seni özür dilemeye mecbur bırakandır. Cehennemlik görmek istiyen, kendi oturdu u hâlde, ba kasını ayakta tutan kimseye baksın! Bedende ba ne ise, imanda da sabır aynıdır. Ba sız beden, sabırsız iman da olmaz. Dost edinin! Onlar sizin için dünya ve ahıret sermayesidir. Müslümanlar ahırete inanıyor. Kitapsız kâfirler inkar ediyor. Tekrar dirilmek olmasaydı, inanmıyanlar, bir ey kazanmaz, müslümanlar da zarar etmezdi. Fakat herkes dirilince, kâfirler sonsuz azab çekeceklerdir. Ahmak ve cahil ile arkada lık etme! Ondan kendini koru! Nice ahmaklar var ki, arkada oldukları akıllı kimseleri helak ederler. Ki i arkada ı ile ölçülür. Kalbler bulu tu u zaman birinin di erine tesiri vardır. Kendilerinden hayâ edilen kimselerle arkada lık etmek suretiyle amellerinizi güzelle tiriniz! Mürüvvet iffetli olmak, nefse hakim olmak, darlıkta ve geni likte bol bol ihsanda bulunmaktır. Halkın bir kısmı, beni çok sevip Eshab-ı kirama bu zeder. Ben bunları sevmem. Ben peygamber de ilim. Bir kısmı da bana bu zedip, Sahabenin bir kısmını sever. Bunlar da Cehennemliktir. Hükümdarlara nasihati Ey hükümdar, sakın kibirlenme! Büyüklük taslıyanlara özenme. Çünkü Allahü teâlâ, her zorbayı zelil, her büyükleneni hakir ve zelil eder. Affetti inden dolayı asla pi man olma; cezalandırdı ın için de sakın sevinme! Halkının ayıbını gücün yetti i kadar ört ki Allah da senin halkından gizli kalmasını istedi in eylerini örtsün. Kimseye kin gütme! intikam iplerini kes. unu bunu gammazlayanın sözüne sakın çarçabuk inanma. Çünkü gammaz ne kadar saf görünürse görünsün yine hilekardır. Sadık ve kanaatkar adamları kendine sırda edin. E er bunlar seni alkı lamazlar ve yapmadı ın bir takım i leri sana isnad ile keyfini getirmezler ise bunu da anlayı la kar ıla. Zira alkı a ve yersiz övgüye müsamaha etmek insanı büyüklenme e sevkeder. Sakın insanların iyisi ile kötüsü, senin yanında bir olmasın. Zira onları böylece e it görmek bir tarafta iyileri iyilikten so uturken kötülerin de fenalı a olan meylinde onlara cesaret verir. Hazret-i Alinin menkıbeleri Hz. Alinin menkıbeleri çoktur. Birkaçı öyle: Hz. Ali, yanına oturan fakir bedeviye (Bir iste in mi var?) buyurur. Bedevi utancından diliyle bir ey söylemeyip i aretle bildirir. Hz. Ali, yanında bulunan iki giyece in ikisini de bedeviye verir. Bedevi sevinerek güzel bir beyit okur. Beyit Hz. Alinin çok ho una gider. Çocukları için ayırdı ı üç altının hepsini bedeviye verir. Bedevi (Ey müminlerin emiri, beni kendi ailemin en büyük zengini ettin) der. Hz. Ali de, u hadis-i erifi nakleder: (Herkesin de eri, söyledi i güzel sözlere, yaptı ı iyi i lere göre ölçülür.) [M.Cami] Cenab-ı Hak, Hz. Cebrail ile Hz. Mikaili karde etti, her ikisi de, kendisinin daha uzun ömürlü olmasını istedi. Allahü teâlâ, (Muhammed aleyhisselam ile Aliyi karde ettim. Ali, ölümü göze alıp Onun yata ına yattı. Onu kendine tercih etti. Yere inin, Aliyi muhafaza edin) buyurdu. Hz. Cebrail ba ucunda, Hz. Mikail ayak ucunda durup (Rahat uyu! Senin gibi yi it var mı? Allahü teâlâ seninle meleklerine övünüyor) dediler. Cenabı Hak buyurdu ki: (Öyleleri vardır ki, Allahın rızasını kazanmak için canını verir.) [Bekara 207] Peygamber efendimiz, ku kebabını yemek için sofraya oturunca, (Ya Rabbi en çok sevdi imi gönder de, u kebabı onunla beraber yiyelim) dedi. Hemen Hz. Ali geldi, beraber yediler. (Tirmizî)

Sen Benim Karde imsin Peygamber efendimiz, Muhacirlerle Ensarı birbirleriyle karde yapmı tı. Hz. Ali gözleri ya lı, (Ya Resulallah, Eshab-ı kiramı birbirleriyle karde yaptın. Beni kimseyle karde yapmadın) dedi. Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Ya Ali, sen benim dünya ve ahırette karde imsin.) [Tirmizî] Kusuru var zannı ile Hz. Aliyi Peygamber efendimize ikayet ettiklerinde, Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Aliden ne istiyorsunuz, o benden, ben de ondanım. Benden sonra Ali her müminin velîsidir.) [Tirmizî] Aynı konuda Peygamber efendimize bir de mektup yazmı lardı. Mektup okununca Resulullah efendimizin rengi de i ip buyurdu ki: (Allah ve Resulünü seven, Allahın ve Resulünün de kendisini sevdi i bir zat hakkında ne denebilir?) [Tirmizî] Peygamber efendimiz, Hz. Aliyi aile efradına vekil bırakarak, Tebük seferine çıktı. Münafıklar, (Resulullah, Aliden ho lanmadı ı için sefere götürmedi) dediler. Hz. Ali hemen silahlanıp yola çıktı. Resulullaha vasıl olup söylenilenleri anlattı. Peygamber efendimiz onların yalan söylediklerini bildirip buyurdu ki: (Ya Ali, sen bana, Harunun Musaya yakınlı ı gibisin. Ancak benden sonra peygamberlik yoktur.) [Buharî] Hayber gazasından dönen Hz. Aliye Peygamber efendimiz, (Ya Ali, e er halk, saya söylediklerini söylemiyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, aya ının tozunu alır, abdest suyunu ifa için hastalarına verirlerdi. Seni ehid ederler. Ahırette havzımın üzerinde halifemsin. Cennete en önce sen girersin. Seni sevenler nurdan minberler üzerinde olur) buyurunca, Hz. Ali ükür secdesi yaptı. Allahın Aslanı Peygamber aleyhisselam (Fakirlikle ö ünürüm) buyurunca, Hz. Ali, dünya malına hiç kıymet vermedi. Eline bin altın geçse, ertesi güne bırakmazdı. Hepsini fakirlere da ıtırdı. Resul-i ekrem, bu yüzden Hz. Aliye (Sultan-ül Eshiya), yani cömertler sultanı buyurmu tur. Hz. Ali, Haydar [aslan], Kerrar [dü mana defalarca hamle eden], Ebüttürab [toprak babası], Esedullah [Allahın aslanı] gibi çe itli isimlerle anılmı tır. Hz. Ali namaza durunca dünya yıkılsa haberi olmazdı. Bir harpte Hz. Alinin mübarek aya ına bir ok saplanmı tı. Oku çıkaramadılar. Doktor geldi. (Bayıltıcı ilaç vermeli ki, ancak o zaman ok çıkarılır. Yoksa, bunun a rısına tahammül edilemez) dedi. Hz. Ali (Bayıltıcı ilaca lüzum yok, ben namaza durunca çıkarın) buyurdu. Hz. Ali namaza ba ladı. Doktor da Hz. Alinin mübarek aya ını yarıp oku çıkardı. Yarayı sardı. Hz. Ali, namazını bitirince (Oku çıkardınız mı?) buyurdu. Doktor (Evet çıkardım) dedi. Hz. Ali (Hiç farkına varmadım) buyurdu. [ bni Mülcem bunu bildi i için Hz. Aliyi namaz kılarken öldürmeyi planladı.] Hz. Yusufun güzelli i kar ısında da Mısır kadınları hayran olup, kendilerini öyle unutmu lardı ki, ellerini kestiklerinden haberleri olmamı tı. Müminler de vefat anında Resulullah efendimizin güzel yüzünü görüp ölüm acısını duymazlar. Hz. Ali, vefatına yakın (Tabutumu Arene götürün, orada ı ık saçan bir kaya vardır. Beni oraya defnedin) buyurdu. Öyle yaptılar ve buyurdu u gibi buldular. ( evahid) Hz. Aliyi Sevmek Bir kimse, Allahın emirlerini yapmasa, yasakladıklarından kaçmasa, sonra da (Ben Allahı çok seviyorum) dese, bu kimseye inanılır mı? Çünkü sevginin gere i, sevgilinin yolunda gitmektir. Hz. Aliyi mümin sever, mümin olmıyan sevmez. Hz. Ali de, ancak müminleri sever. Yani namaz kılanı oruç tutanı, zekât vereni, hacca gideni sever. Bunları yapan, Hz. Alinin yolunda olur. Çünkü Hz. Ali kendisi namaz kılar, oruç tutar, dinimizin di er emir ve yasaklarına uyar, haramlardan kaçardı. Bunları yapmadan Hz. Aliyi sevmek mümkün olmaz. manın temeli, Allah dostlarını dost, dü manlarını da dü man bilmektir. slâmın be sartını yerine getirmiyen Allah dostu olmaz. Hz. Ali, Allah dü manlarının dü manı, Allah dostlarının dostudur. u hâlde, Hz. Ali, namaz kılmıyan, dinimizin di er emirlerini yerine getirmiyen kimseleri sevmez. Böyle kimseler de Hz. Aliyi sevemez. Seviyorum derse de yalan olur. Çünkü seven, sevdi inin

yolundan gider. Namaz kılmayan, Allahın haram etti i eyleri pervasızca i liyen kimsenin Hz. Aliyi sevmesi mümkün olur mu? Mezhepsizler samimiyetsizdir Sual: Bilindi i gibi, Mısırlı, Suriyeli, Pakistanlı ve Hintli bazı yazarlar, Eshab-ı kirama, bilhassa Hz. Osmana a ır ekilde dil uzatıyorlar. Dinimizi içten yıkmaya, müminler arasında tefrika çıkartmaya çalı ıyorlar. Bunları gören bazı müslümanlar, mesela Davudo lu Hoca, Necip Fazıl, Sadreddin Yüksel ve daha ba kaları, bu mezhepsizlere gereken cevabı vermi lerdir. Fakat mezhepsizlerin yanda ı olan bir yazar, "Hz. Osman ve di er sahabeleri kötüleyenler imdi ölmü tür. Müminler elbette karde tir. Dolayısıyla (Ölülerinizi iyilikle anın, kötülüklerini söylemeyin!) hadisine uyup, Sahabeyi kötüleyen bu zatları da tenkid etmek caiz olmaz." diyor. Peki mezhepsiz bir kimse, yazarın ölüsü sayılıyor da ve onu iyilikle anmak, kötülüklerini söylememek gerekiyor da, Hz. Osman ve di er Eshab-ı kiram müslümanların ölüleri sayılmıyor mu? Onları kötülemek caiz midir? CEVAP Mezhepsizlere göre, Eshab-ı kiramı kötülemek caiz, fakat, kötülüyenlere ne yapıyorsunuz demek bile caiz de ildir. Böylece Eshab-ı kiramı kendi ölüleri olmadıklarını adeta kabul etmi oluyorlar. Mezhepsizlerin ve onların yanda larının çok samimiyetsiz oldukları meydandadır. Hem (Ölülerinizi iyilikle anın!) hadis-i erifini yazarlar, hem de Eshab-ı kirama dil uzatırlar. Eshab-ı kiramı kötülemek caiz olmadı ı gibi, onlar hakkında iyilikten ba ka ey söylemek de caiz de ildir. Hz. Ömerin Maksadı Sual: Allahü teâlâ, "Dininizi tamamladım" buyurdu u ve Peygamber efendimiz ümmi oldu u hâlde, vefat ederken kâ ıt istemesinin ve Hz. Ömerin kâ ıt vermekte duraklamasının sebebi ne idi? CEVAP mam-ı Rabbanî hazretleri, hatıra gelebilen böyle bütün suâlleri saydıktan sonra buyurdu ki: (Hz. Ömerin maksadı, sorup anlamak idi. Kâ ıt istiyorsa, getirin, istemiyorsa, bu nazik zamanda, kendisini üzmiyelim demek istedi. Çünkü, vahy ile isteseydi, ka ıdı tekrar isterdi. Kendisine emrolunan eyi mutlaka yazardı. Ka ıdı tekrar istemedi, vaz geçti. Böylece, vahy olmadı ı anla ıldı. Sayıklama olup olmadı ını anlamak için, duraklamak, yanlı bir i de ildir. Bunun için Hz. Ömere bir ey demek caiz olmaz.) [C.2, m.96] Dört halifenin son sözleri Sual: Dört halife ölmek üzere iken neler söylemi lerdir? CEVAP Hz. Ebu Bekir, ölüm dö e inde iken, kızı Ai e validemiz, (Yüzü suyu hürmetine ya mur ya an, yetimlerin, dulların koruyucusu) anlamında bir beyit okur. Hz. Ebu Bekir, (O senin dedi in Resul-i ekremdir) buyurur. Ziyaretine gelip ö üt isteyenlere de öyle buyurur: (Allahü teâlâ size fetih kapılarını açacaktır. htiyacınızdan fazla dünyaya sarılmayın! Sabah namazını kılan Allahın himayesindedir. Allahın hakkını küçümseyen yüzüstü Cehenneme dü er.) Hastalı ı a ırla ıp iyile mesinden ümit kesildi i vakit, yerine birisini halife tayin etmesini istedikleri zaman Hz. Ebu Bekr: (Size halife olarak Ömeri seçtim. Yarın ahırette Allahü teâlâya, " nsanların en hayırlısını onların ba ına halife tayin ettim" derim) buyurdu. [Osmanlı sultanları da, Hz. Ebu Bekrin tayin usulüne uygun olarak halife seçmi lerdir.] Sonra Hz. Ömere buyurdu ki: (Bil ki Allahü teâlânın insanlar üzerinde hakları vardır. Gündüz yapılması gereken ibâdetin gece, gece yapılması gereken ibâdetin de gündüz yapılmasını kabul etmez. Farz borçlarını ödemedikçe, o farzla ilgili nafileleri kabul etmez. Kıyamet gününde mizanın a ır gelmesi için hakka uy ve onu hakim kıl. Allahü teâlânın, rahmet ve azab ayetlerini bir arada bildirmesinin sebebi, kulun, korku ile ümit arasında olması içindir. Bu vasiyetime uyarsan, ölümden daha sevgili bir eyin

olmaz. Bunlara uymazsan ölümden kötü bir eyin olmaz. Hâlbuki ölüm muhakkak seni bulacaktır.) [Hadis-i erifte de, (Farz borcu olan, kazasını ödemedikçe, Allah, onun nafile namazlarını kabul etmez.) buyuruldu. Peygamberlerden sonra insanların en üstünü olan Hz. Ebu Bekir de Peygamber aleyhisselamın bildirdi ini söylemi ti. Farzlarla beraber kılınan sünnetlerin de nafile namaz demek oldu u bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. (Cevhere)] Hz. Ömerin Son Sözleri Hz.Ömer, sabah namazına duraca ı an, mecusi köle Ebu Lülü bıçakla saldırdı. Yakalamak isteyenleri de bıçakladı. Kaçamıyaca ını anlayınca bıça ı kendine sokup intihar etti. Hz. Ömer, imamlı a Abdurrahman bin Avf hazretlerini geçirdi. O da, kısa surelerle namazı kıldırdı. Hz. Ömer, kendisini bıçaklıyanın kim oldu unu sordu. Mecusi Ebu Lülü oldu unu söylediler. (Allaha hamdolsun ki, beni müslüman de il de, bir gayrı müslim öldürüyor. Benim ona çok iyili im de dokunmu tu) buyurdu. Daha sonra Hz. Ai e validemize haber gönderdi. (Resulullah ile Hz. Ebu Bekrin yanına defnedilmeme izin verir mi?) diye sordular. Hz. Ai e, (Burasını kendime ayırmı tım. Ömeri kendime tercih ederim. Oraya defnedin!) buyurdu. Hz. Ömer, (Elhamdülillah benim için bundan önemli bir ey yoktur) buyurdu. Hz. Ömer, yerine bir halife tayin etmedi. Tayin etti i altı ki iden birini seçmelerini söyledi. Hz. Ömer vefat edince Resulullahın yanına defnettiler. Resulullahın kayınpederi ve Hz. Ali’nin damadı idi. Hz. Ali, (Ömerden üstün insan kalmadı) buyurdu. Sonra Peygamber efendimizin her zaman (Ben, Ebu Bekir ve Ömer geldik. Ben, Ebu Bekir, Ömer çıktık) hadis-i erifini bildirip (Ömer de Resulullah ve Ebu Bekirle birlikte olur) buyurdu. Kendisinden sonra kimi halife seçti i sorulunca, Eshab-ı kiramdan altı ki inin ismini bildirip, (Bunlardan birini seçersiniz. Halife olarak seçilen zat, herkese iyilik etsin, zimmilere de [Gayrı müslim vatanda lara] iyi davransın) buyurdu. Hz. Ömerin Yüzü ü Hz. Ömerin yüzü ünde (Kefa bil-mevt vaızan ya Ömer) yazılı idi. Manası, (Ya Ömer, vaiz olarak ölüm kâfidir) demektir. "Ya Ömer" kısmı hariç, hadis-i eriftir. (Taberânî) Hz. Osmanın Son Sözleri Mısırlı fellahlar tarafından evi sarılınca, birkaç hadis-i erif bildirdi. Bunlardan biri öyle: Peygamber aleyhisselam, ebir da ında Hz. Ebu Bekir, hazret-i Ömer ve Hz. Osmanla beraber otururken da sallandı. Resulullah efendimiz, (Ey da , dur, senin üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki ehid vardır.) buyurmu tu. Hz. Osman, bu hadis-i erifi bildirdikten sonra, yemin ederek (Ben ehid olaca ım) buyurdu. Kazaya rıza, belâya sabır göstermi ti. E kıyanın halîfenin evine saldırdı ını, Hz. Ali i iterek, korumak için iki o lu Hasan ve Hüseyni halifenin evine gönderdi. Her ikisi kılıçlarını çekerek kapıdan ku uçurtmadılar ise de, 5-6 e kıya, arka taraftan merdivenle içeri girdi. Kanlar içinde yatarken, (Ya Rabbi müslümanlar arasındaki tefrikayı kaldır) diye üç kerre duâ etti. Daha sonra Allahı tesbih ederek vefat etti. Hz. Osman, Resulullahın damadı ve a ere-i mübe eredendir. Hz. Alinin Son Sözleri Hz. Ali, Di er üç halife gibi Cennetle müjdelenenlerden olup, Resûlullahın damadı ve Hz. Ömer’in kayınpederidir. Sabah namazına giderken ibni Mülcem isimli bir hârici, kılıçla alnına vurarak ehit etti. Fakat Hz. Ali iki gün sonra vefat etti. Resulullah, Hz. Ali’nin bni Mülcemin kılıcı ile ehit olaca ını bildirmi ti. Hz. Ali, bni Mülcemi gördükçe; mübarek ba ını gösterip, (Bunu ne zaman kana bulayacaksın) buyururdu. bni Mülcem de, (Ya Ali, bu kötü i i, Peygamberimiz bildirmi tir. Sen beni öldür de, kıyamete kadar lânete maruz kalmıyayım) derdi. Hz. Ali de, (Öldürmeden önce ceza olamaz.) buyururdu. Hz. Ali, ehid edilece i gün sabah namazına giderken yolda u beyti okuyordu: Ölüme hazır ol ki, ölüm elbet gecikmez. Ölüm gelince artık feryad fayda vermez.

Ramazan-ı erifin onyedinci Cuma günü sabah namazına giderken bni Mülcem tarafından kılınçla alnına vurularak ehid edildi. Kufede, yani Necef denilen yerde medfundur. Hz. Alinin kızı ve aynı zamanda Hz. Ömerin hanımı olan Ümmü Gülsüm, hadiseyi duyunca (Babam da, kocam Ömer gibi sabah namazında suikasde u radı) dedi. Hz. Ali, ölmek üzere iken (Yeminle söylüyorum ki umdu uma kavu tum) buyurdu. Kelim-i ehadet getirerek vefat etti. (Radıyallahü anhüm) Üç büyük ehid Sual: Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Hz. Hamza nasıl ehid oldu? CEVAP Hz. Hasan, babası Hz. Ali’den sonra halife seçildi. 7 ay sonra, sava a hazırlanırken, müslüman kanı dökülmemesi için, hilafeti bıraktı. Kıskançlık yüzünden hanımı tarafından zehirlenerek ehit edildi. Hz. Hüseyin: bni Mercane denilen, Sinan bin Enes Nehâî isimli biri tarafından Kerbela’da ehit edildi. Hz. Hüseyin ile birlikte 70 ki i daha ehit oldu. Mübarek ba ı, Mısır’da Karafe kabristanındadır. Hz. Hamza, Bedir’de Cübeyrin amcasını öldürmü tü. Cübeyr, kölesi Vah i’ye, “Hamzayı öldürürsen azat ol” demi ti. Sonradan Resullahın kayınvalidesi olan Hind de, babasının intikamı için, Hamzayı öldürene çok altın verece im demi ti. Azat olmak ve altınlara kavu mak için, iyi okçu olan Vah i, Hz. Hamzayı, ok atarak a ır yaralayıp kılıcı ile ehit etti. Mekkenin fethinden sonra, iman etti. man edince, sahabi oldu. Yemame tarafına gitmesi emrolundu. Müseyleme ile sava an Halid ibni Velidin ordusu bozuldu u sırada, Hz. Vah i kahramanca saldırıp, Peygamberim diyen Müseyleme-tül-kezzâbı öldürdü. Bunu gören müslümanlar hücum edip, zafer elde ettiler. Resulullah efendimizin, Hz. Vah i’yi Yemâme tarafına göndermesinin, mucize oldu u meydana çıktı. Dinimizde, yas tutmak günah oldu undan, ehit olan bu mübarek zatların hiç birisi için matem tutmak caiz olmaz. Eshâb-ı Bedir Sual: Eshâb-ı Bedrin isimleri yazılı kâ ıdı eve asmak veya üzerimizde ta ımakta fayda var mıdır? CEVAP Eshâb-ı Bedrin isimlerinin ifâ ve bereket verdi i, Kabânînin (Esmâ-i Ehl-i Bedr) kitâbında yazılıdır. slam dü manlarının sinsi planları Sual: Mektubumun ekinde ( mamlık, sultanlık ve halifelik) hakkında yazılmı bir kitaptan aldı ım bazı cümleleri gönderiyorum. Sahabeye, âlimlere sinsice saldırılıyor. Dinimiz içeriden yıkılmak isteniyor. Bu yazara gerekli cevaplar, vesikaları ile verilerek, okuyucuların, bu büyük tehlikeden kurtarılmasını önemle rica ediyorum. CEVAP Bozuk kitaptaki ifadeler, bir hata veya bilgisizlik eseri de il, kasıtlı iftiralardır. ngiliz casusları bile, bu yazarın yanında bir hiç kalır. Okuyucumuzu tebrik ederiz. Yazarın maksadını iyi anlamı . Hain yazar diyor ki: 1- ( slâmiyet, hilafetin saltanata çevrilmesi ve ictihad kapısının kapatılması ile yıkılmı tır. Ate oduna dü man oldu u gibi, sultanlar (padi ahlar) da ictihada dü mandır. Dört halifeden sonra, hilafet sultanlı a (padi ahlı a) çevrildi. Hilafet ancak Ömerin yaptı ı gibi ura ile seçilir. Ba ka türlü seçilenlerin hilafeti sahih de ildir. Dü manların Planları Din dü manları, slâmiyeti yıkmak için, bilhassa u yollarla saldırıyorlar: a) Eshab-ı kirama olan itimadı sarsmak, böylece hadis-i eriflerin ve Kur' kerimin an-ı do rulu undan üphe ettirmek, b) Halifelerin gerçek halife olmadı ını, onların hilafetinin sahih oldu unu söyleyen binlerce âlimin de gerçek âlim olmadı ını, dolayısıyla bu âlimlerin sözlerine itimad

edilemiyece i fikrini yaymak, [Âlimlere itimad sarsılınca, onların bize bildirdi i dine de itimad kalmaz.] c) Geri kalı ımızı ictihad yapılmayı ına ba lamak, Kur' kerimi yalan yanlı ekilde an-ı çe itli tevil ve tefsirleri yapılarak yeni ictihadlar çıkarmak suretiyle dini bozmak, ç) Peygamber efendimiz Kur' kerimi açıklamı tır. Onun hadis-i eriflerini de âlimler an-ı açıklamı tır. Din dü manları bunları hiçe sayarak herkesin bizzat Kur' kerimden kendi an-ı anlayı ının ölçü alınmasını istiyorlar. Böylece herkese göre farklı dinler meydana çıkarmaya çalı ıyorlar. d) Hak mezhebleri bölücülük kabul ederek yıkmaya çalı ıyorlar. Böylece herkesi mezhepsiz yapmak istiyorlar. e) Halifeye yani devlet ba kanına, âmirlere olan itaati yıkmaya ve böylece anar i çıkarmaya çalı ıyorlar. Yerli gafilerden bazıları yabancı din dü manlarının bu oyunlarına bilmeyerek alet oluyorlar. Bilerek alet olanları ise haindir. Yukarıda sözlerini aldı ımız yazar, din dü manlarının taktiklerini ustaca kullanmı tır. imdi bu yazarın birinci maddedeki sözlerine cevap verelim! Mezhepsizler tarafından da kitapları muteber kabul edilen ah Velîyyullah-ı Dehlevi hazretleri, zalet-ül-hafa kitabında buyuruyor ki: ("Halife dört ekilde seçilir: Birincisi, âlimlerden, hakimlerden, kumandanlardan ve di er söz sahiplerinden, bir araya toplanmaları kolay olanların seçmesi ile olur. kincisi, halifenin, birini seçerek vasıyyet etmesidir. Hz. Ömerin seçilmesi böyle oldu. Üçüncüsü, halifenin vasıyyet etti i bir kaç ki i arasında birini seçmektir. Dördüncüsü, birinin güç kullanarak, hilafetli zor ile elde etmesidir. Böyle güç kullanarak hilafeti ele geçiren zat, ya hilafete ehildir veya de ildir. Ehil ise, mesele yoktur. Hilafet artlarına malik de ilse, böyle olan halifenin slâmiyete uygun olan emirleri kabul edilir. Bunun emri ile cihada gidilir. Abdülmelikin hilafeti böyle idi.") [Böyle halifelere de beyat edilince me ru olacakları, bni Abidinde ve Hadikada da bildirilmektedir.] Osmanlı halifelerinin seçilme ekilleri, Hz. Ömerin seçili ine benzemektedir. Halife, kendisinden sonra gelecek olanı vasıyyet ediyor. Halife dilerse, karde ini veya o lunu tavsiye edebilir. Nitekim Hz. Ömere (Yerine halife olarak o lunu tayin et!) dediklerinde onlara, (Hilafet zor bir i tir. Bir aileden bir kurban kâfidir) buyurarak o lunu halife olarak vasıyyet etmedi. Etseydi elbette caiz olurdu. ctihad kapısını kimse kapatmamı tır. Ehli olmadı ı için kendili inden kapanmı tır. ctihad edip etmemekle, geri kalı ımızın bir alakası yoktur. Binlerce insan kendisinin ehil olup olmadı ına bakmadan, kitap yazıyor. Mâdem ictihad yapılmadı ından geri kaldık. imdi herkes ictihad yaptı ı hâlde niçin ilerlemiyoruz? Yazar diyor ki: 2- (Sultanlara ses çıkarmayan âlimler, birer saray mollasıdır. Resmi vazife alan Osmanlı eyhülislamları da birer saray ulemasıdır. mam-ı a' zam, vazife almadı ı için gerçek âlim oldu unu isbat etmi , halifenin zulümlerine isyan etti i için de ehid edilmi tir.) 3- (Müslümanlıkta bütün ba lar Allaha ba lıdır. Sultanlık sisteminde ise, ba ba a, ba padi aha ba lıdır. Bu bakımdan müslümanlı ı yıkan emirilik [âmirlik] sistemidir. Emirin her emrine itaat eden, kula kul olmu demektir.) Görüldü ü gibi yazar, âmire, idareciye gösterilmesi gereken itaati kırmak, disiplini bozmak ve anar i çıkarmak istiyor. Hâlbuki dinimiz emire [âmire, idareciye] itaati emretmektedir. Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ey iman edenler, Allaha itaat edin, an-ı Peygambere ve sizden olan emirlere itaat edin!) [Nisa 59] Hadis-i eriflerde de buyuruluyor ki: (Siyah ba lı habe li bir köle de olsa emirinize itaat edin!) [Buharî] (Emirinizin be enmedi iniz i lerine sabredin! Çünkü cemaatten bir karı ayrılan [itaatsizlik eden, fitne çıkaran] cahiliyye ölümü ile [yani imansız] ölmü olur.) [Buharî] Peygamber efendimiz, dine riayet etmeyen, eytan gibi emirlerin gelece i zamanlar olaca ını bildirince, Eshab-ı kiramdan Hz. Huzeyfe, (Ya Resulullah o zamana

yeti tirsem ne yapayım?) diye sordu. Resulullah buyurdu ki: (Sırtına vurup malını alsa da, emirin sözünü dinle ve ona itaat et!) [Buharî] Hadikada ve Redd-ül-muhtarda (Emire isyan etmek fitnedir. Zâlim olan emire de itaat vaciptir. Berikada ise, (Emirin dine uymayan emirlerine fitneye sebep olmamak için kar ı gelmemelidir!) deniyor. Yine bu kitaplardaki hadis-i erifte, (Fitne çıkarana Allah lânet etsin) buyuruluyor. Dinimiz böyle emrederken, yazar, halifeye isyan etmedikleri için âlimlere "Saray uleması" diye saldırıyor. ( mam-ı a' halifenin zulümlerine isyan etti i için ehid edildi) zam diyerek hadiseyi çarpıtıyor. Herkesin bildi i gibi hadise öyle: mam-ı a' hazretlerine kadılık teklif edilir. (Ben kadılık yapamam) buyurur. (Yalan zam söylüyorsun) derler. (E er yalan söylüyorsam, yalancıdan kadı olmaz. Do ru söylüyorsam kadılık yapamam diyorum) buyurur. Çok takva ehli olup, dünya makamına kıymet vermedi i için kabul etmez. Yazar diyor ki: 4- (Sultanlık sisteminde, insan, Allahın de il, padi ahın kuludur. Onun için padiah, halka "Kullarım" derdi. Sultanlı a kar ı çıkanlar, soylu mücadele verenlerdir. Bazı kelimeler birkaç manaya gelir. Cümledeki yerlerine göre manaları de i ir. Mesela Mevla kelimesi, yedi manaya gelir. Daha çok ilah, efendi, köle manasında kullanılır. (Mevlanın rahmeti bol) cümlesindeki mevla, ilah manasındadır. (Mevlana Celaleddin)deki mevla da efendi demektir. imdi biri çıkıp da (Sen Celaleddine ilah dedin) diyebilir mi? Bunun gibi kul kelimesi de mahluk, insan, köle, bende, emir altında bulunan, tabi, mensub gibi manalara gelir. imdi birisi nezaket olsun diye (Bendeniz) dese, bende ise kul, köle demek oldu u için, (Sen kar ındakine bendeniz demekle onu ilah yaptın.) demek caiz olur mu? Padi ahlar, tebasından sadık yardımcılarına "Kulum" derdi. Burada kul, "Sa kolum) demektir. Sultana ait seçkin askerlere (Kapı kulu) denirdi. Yazar diyor ki: 5- (Dört halifeden sonra, ba a gelenler, ibâdetleri de i tirmi , dini kendilerine uydurmu lardır. Bugünkü din, Allahın gönderdi i dinden çok farklıdır. Bu fark Allahı bile hayrette bırakıyor. Dört halife zamanında Beytülmalın adı halkın malı idi. Dört halifeden sonra, Beytülmal yani devletin malı denmi ve ba a geçenler, kendileri istedikleri gibi kullanmı lardır.) Halifeleri, dini de i tirmekle suçlamak da di erleri gibi alçakça bir iftiradır. nsan bilmedi i bir ey ile kar ıla ınca hayret eder. Fakat Allahü teâlânın bilmedi i ey olur mu? Allah hayret eder mi? kincisi de, -hâ â- Allahın hayret etti ini bu yazar nereden biliyor? Dinimiz, Beyt-ül-malın gelirlerini ve nerelere sarfedilece ini, bunda kimlerin yetkili oldu unu bildirmi tir. Yazar, halifeleri, halkın malını yemekle suçlamaktadır. Müfteri yazar diyor ki: 6- (Eshaba dokunulmaz gözü ile bakanlar, sultanlık sisteminin u aklarıdır. Mısırlı, Suriyeli, Pakistanlı bazı soylu âlimler, Eshabın hatalarını söyleyince sultan u aklarının hücumlarına u ramı lardır. Biz Eshaba kin beslemiyoruz. Çünkü (Önce iman eden karde lerinize [Eshaba] kin beslemeyin!) ayeti Eshaba kin beslemeyi yasaklıyor, fakat onların yaptı ı cinayetleri açıklamayı yasaklamıyor. O altın nesle kin beslenir mi hiç? Kin beslemeden onların zulümlerini açıklamak ilmi bir vazifedir.) Diyelim ki, Mısırlı yazarın biri, cennetle müjdelenen, kendisine hesap bile sorulmayacak olan Hz.Osmana dil uzatsa, "Beyt-ül-malın paralarını çarçur edip yedi, akrabalarına yedirdi." dese, biz de, "Bu mısırlı yazar, Eshab-ı kiramdan birine dil uzatıyor" desek, bu müfteri yazarlar, hemen "Mısırlı soylu âlimler saldırıya u ramı tır" diye yaygara koparırlar. Vicdansızlar, "Hz. Osmana hiç dil uzatılır mı?" demezler. Eshab-ı kirama saldıran adi kimselere, soylu veya âlim denir mi hiç? Eshab-ı kiramın dokunulmazlı ı var mıdır, yok mudur? Onların hataları olsa bile söylemek caiz midir, de il midir? Allahü teâlâ ve Resulü bu hususta ne buyuruyor? Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramın tamanından razı oldu unu bildiriyor. (Maide 119, Tevbe 100, Mücadele 22, Beyyine 8, Feth 118) Allahü teâlânın bütün sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Eshab-ı kiramdan razı olması da sonsuzdur. Onun için, Eshab-ı kiramdan hiçbiri, sonradan sapıtıp kâfir olmamı tır. stisnasız hepsinin cennetlik oldu unu da Kur' kerim haber veriyor. (Hadid 10) an-ı

Allahü teâlânın hepsinden razı oldu u ve hepsini cennete koyaca ı müstesna insanların, olsa bile, hatalarını söylemek, gıybet etmek caiz midir? Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Eshabım anılınca, dilinizi tutun!) [Taberânî] (Eshabımın kusurlarını anlatmayın!) [Deylemî] (Eshabımın hiçbirine dil uzatmayın!) [Buharî] Yalnız Eshab-ı kiramı de il, ölmü bir müslüman bile kötülenmez. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kötülüklerini söyliyerek ölülerinizi üzmeyiniz!) [Tirmizî] Eshab-ı kiram, bizim ölülerimiz de il midir? ngilizlerin ölüsü olmadı ı için onlar Eshab-ı kiramı kötüler. Fakat onlara alet olan müfterilere ne demelidir? Eshab-ı kiram arasında kelleler uçurularak fitne çıkarıldı. Bunlardan da mı söz etmiyece iz? Peygamber efendimiz bu hususta buyuruyor ki: (Eshabım arasında fitneler çıkacaktır. Allahü teâlâ, o fitnelere karı an Eshabımı, benimle olan sohbetleri hürmetine af ve magfiret edecektir. Sonra gelenler ise, bu fitnelere karı an Eshabıma dil uzatarak Cehenneme girecektir.) [Müslim] Yukarıda bildirilen ayet-i kerime ve hadis-i erifler, Eshab-ı kiramı üzecek hiçbir söz söylemenin caiz olmadı ını bildiriyor. Onun için Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Eshabıma dil uzatan hariç, kıyamet günü herkesin kurtulma ümidi vardır.) [Hakim] (Allahın, meleklerin ve bütün insanların lâneti, Eshabıma dil uzatanların üzerine olsun! Onların ne farz ne de nafile ibâdetleri kabul olmaz.) [Ebu Nuaym] Yabancıların ibâdetlerinin kabul edilip edilmeme endi esi yoktur. Fakat nasıl olur da müslümanım diyen bir kimse, Eshab-ı kiram hakkında kötü konu abilir? Bunlar ngiliz casusu, bir hain de ilseler, çok zavallı gafillerdir. [ ngilizlerin oyununa gelmemek ve ngilizlerin müslümanlı ı yıkmak için neler yaptıklarını, bu i lerde kimleri kullandıklarını ö renmek için ngiliz Casusunun tirafları isimli kitabı okumak gerekir. Dokuzuncu baskı yapılan bu kitap Türkiye Gazetesinin bütün bürolarında bulunur. Önemle tavsiye ederim.] Salihleri anmak Sual: Salihleri anmak nasıl olur? CEVAP Enbiyayı, evliyayı ve salih kimseleri anmak, onların yüksek mertebelerini, hallerini, güzel ahlâklarını hatırlamak, söylemek demektir. Bunları böylece hatırlayıp sevmek, Allah sevgisindendir. Bunları i itenler, bunlar gibi olmaya çalı ırlar. (Müslümana Nasihat) kitabındaki hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Salihleri anmak, günahları temizler.) [Deylemî] (Peygamberleri anmak, ibâdettir, salihleri anmak günahlara kefarettir. Ölümü anmak sadaka vermek gibidir. Kabri hatırlamak sizi Cennete yakla tırır. Cehennemi hatırlamak cihad etmek gibidir.) [Deylemî] (Her hastalı ın ifası vardır, kalbin ifası, Allahü teâlâyı anmaktır.) [Deylemî] (Salihler anılınca rahmet iner.) [ .Ahmed] [Hadis-i erifteki rahmet, Cennetlik olmak demektir. Salihler anılınca, bu rahmetin sebebine kavu ulmu olur. Salihlere uyma iste i ba lar. Salihlere uyan da Cennete girer.] Tasavvuf, Cenab-ı Hakkı anmak, arifleri hatırlayıp sevmek ve Resulullahın yoluna yapı maktır. Ölmü mümine merhum demek Sual: Abduhçular, peygamberlerden ba kasına, "Evliya" veya "Cennetlik" demenin, yahut "Merhum" veya "Rahmetullahi aleyh" demenin, gaibden haber vermek olaca ını, bu bakımdan, Abdülkadir-i Geylani hazretlerine veya ba ka bir zata evliya diyenin kâfir olaca ını, söylüyorlar. Bunların görü leri yanlı de il midir? CEVAP Eshab-ı kiramın tamamı Cennetliktir. Herbirine "Radıyallahü anh" denir. Eshab-ı kiramdan on ki inin, isimleri bildirilerek müjdelenmesi onlara ayrı bir ikramdır. Yoksa Sahabenin tamamı Cennetliktir. Kur' kerimde, (Hepsine hüsnayı [Cenneti] vâdettik) an-ı buyuruluyor. (Hadid 10)

Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Beni gören müslüman Cehenneme girmez.) [Taberânî] Peygamberler, evliyalar ehidler Cennete girece i gibi, imanlı ölen her günahkâr müslüman da muhakkak Cennete girecektir. Onun için ölen müslümanlara "Merhum" veya "Rahmetullahi aleyh" denir. Âlimlerin ismi geçince, "Rahmetullahi aleyh" demek ise müstehaptır. (R. Muhtar) Hüküm Zahire Göredir Müslüman olarak bilinen biri imansız ölse, fakat imansız öldü ü bilinmese, ona hüsn-i zan edilerek "Rahmetullahi aleyh" demek caiz olur. Dinimiz zahire bakar. Aksine bir gayr-i müslim, müslüman olup, müslümanlı ını gizlese, kimseye bir ey söylemedi i için herkes onu hıristiyan zannetse, buna müslüman denemez. Çünkü dinimiz zahire göre hüküm verilmesini emreder. Bu kimsenin imanlı öldü ü bilinmedi i için, ona gayr-i müslim demek caizdir. Müslüman olarak ya ayıp da imansız ölen kimse için de, imansız öldü ü bilinmedi i için, buna da "Müslüman " demek caizdir. Müslüman için de, "Merhum" veya "Rahmetullahi aleyh" demek caiz olur. Bunun için Ehl-i sünnet âlimlerinin hepsine hüsn-i zan etmeli, isimleri geçince, "Rahmetullahi aleyh" demelidir! Kâfire müslüman, müslümana da kâfir denmez. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buharî] Mümin ölüleri iyilikle anmalıdır! Hadis-i erifte: (Ölülerinizin iyiliklerini anın, ayıplarını söylemeyin!) buyuruldu. [Tirmizî] slâm âlimlerini rahmetle anmak gerekir. Ölen müslüman günahkâr bile olsa, onun iyi oldu unu söylemek caizdir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Ölen müminin iyi oldu una ahitlik edilirse, Allahü teâlâ onun kötü oldu unu bildi i hâlde, "Müslümanların bu ölü hakkındaki ahitliklerini kabul ettim. Onun kötülüklerini de affettim" buyurur.) [Bezzar] (Siz kimin iyiliklerini söylerseniz Cennet ona vacip olur, kimin de kötülüklerini söylerseniz ona da Cehennem vacip olur. Siz yeryüzünde Allahın ahitlerisiniz.) [Buharî] (Hangi müslümanın iyili ine dört ki i ahitlik ederse, Allah onu Cennete koyar. Üç, hatta iki ki i ahitlik ederse yine böyledir.) [Buharî] Abdülkadir-i Geylani hazretlerini ve di er evliya-yı kiramı binlerce âlim, iyilikle anmı , Cennetlik oldu unu söylemi lerdir. Allahü teâlâ iki müslümanın ahitli ini kabul eder de, birçok âlimin, evliyanın ittifakla söyledi i sözleri kabul etmez mi? Ölüleri kötülemek Sual: Bid' ehli bazı kimselerin sapıklıklarını söyleyince, "Ölülerin kötü tarafı at söylenmez. Ayrıca gıybet de olur" deniyor. Fakat bu bid' ehli ahıslar, ba ta Hz. Osman at olmak üzere Eshab-ı kiramın ço unu kötülüyorlar. Eshab, bizim ölülerimiz de il mi, onları kötülemek gıybet de il mi? CEVAP Bid' ehlini kötülemek gıybet olmaz. Gıybet, bir kimsenin gizli bir kusurunu, at arkasından söylemektir. Harbilerin ve bid' sahiblerinin ve açıkça günah i liyenlerin bu at günahlarını ve zulmedenlerin ve alı veri te hile yapanların bu fenalıklarını müslümanlara duyurarak, bunların errinden sakınmalarına sebep olmak ve müslümanlı ı yanlı anlatanların bu iftiralarını söylemek gerekir, gıybet olmaz (R. Muhtar c.5, s.263) Eshab-ı kirama dil uzatanlar, ölü olsun, diri olsun, bunları açıklamak, gıybet olmaz, aksine dinin emrine uymak olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bid'atler çıkıp, Eshabıma kötü söz söylendi i zaman, do ruyu bilen, herkese söylesin! Allahü teâlâ, bildi i [ve gücü yetti i] hâlde do ruyu söylemiyen böyle âlime lânet eder.) [Deylemî] Eshab-ı kiramın hepsi müslümandır. Bizim ölülerimizdir. Hiç kimsenin onları tenkit etmesi caiz olmaz. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ölülerinizi hayırla anın, iyiliklerini söyleyin, kötülüklerini açıklamayın.) [Tirmizî] (Ölülerinize sövmeyin, onlar amelleriyle ba ba a kalmı tır.) [Buharî] (Hz. Ai e, "Lânetlik bni Kays ne yapıyor?" diye sorar. Oradakiler "Öldü", derler. Hz. Ai e hemen, Estagfirullah der. "Neden önce lânetledin, sonra istigfar ettin?"

diyene, "Resulullah (Ölülerinizi kötülemeyin) buyurdu u için" diye cevap verir.) [ bni Hibban] Eshaba Dil Uzatmak Eshab-ı kiramın kusuru olsa da, bizim ölülerimiz oldu u için ve Allahü teâlâ onların kusurunu affetti i için bunları söylemek caiz olmaz. Hadis-i eriflerde buyuruluyor ki: (Eshabımın ismini i itince, susun, anlarına yakı mıyan söz söylemeyin!) [Taberânî] (Eshabımın kusurları, yanlı hareketleri olacaktır. Allahü teâlâ, onları bana ba ı lıyacak, kusurlarını affedecektir.) [ bni Asakir] (Eshabımın kusurlarından bahsetmeyin, onlardan so uyabilirsiniz. Eshabımın iyiliklerinden bahsedin ki, kalbleriniz onlara ısınsın!) [Deylemî] (Eshabım arasında fitne çıkacaktır. Allahü teâlâ benimle olan sohbetlerinin hürmetine o fitnelere karı anları, af ve ma firet edecektir. Sonra gelenler ise, bu fitnelere karı an Eshabıma dil uzatarak Cehenneme girecektir.) [Müslim] (Allahtan korkun, Eshabıma dil uzatmayın! Onları seven, beni sevdi i için sever. Onları sevmiyen, beni sevmedi i için sevmez. Onlara el ile, dil ile eziyet eden, Allaha eziyet etmi olur.) [Buharî] (Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür.) [Bezzar] Abduhçuların hedef tahtası haline getirdikleri Hz. Osman, Cennetle müjdelenmi on ki iden biridir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Osman bendendir, ben de Osmandanım.) [Taberânî] (Yüz kızım olsa, hepsini de Osmana verirdim.) [ bni Asakir] (Meleklerin hayâ etti i zattan [Osmandan] ben hayâ etmez miyim?) [Beyhekî] (Osmanın efaati ile Cehennemlik 70 bin ki i, hesab görmeden Cennete girer.) [ .Asakir] Tebük gazvesinde Hz. Osman, kendi ticaret malından üç bin deve, yetmi at, on bin altın getirdi. Resulullah efendimiz, bunları askere da ıttıktan sonra, (Bugünden sonra Osmana günah yazılmaz.) [Bundan sonra Allah Osmanı günah i lemekten korur.] buyurdu. (Tirmizî) ve öyle duâ etti: (Ya Rabbi, Osmanın geçmi , gelecek, gizli-açık, Kıyamete kadar bütün günahlarını affet!) [Ebu Nuaym] Birgün Hz. Fatıma, Hz. Alinin bir hareketine incinmi ti. Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömer Peygamber efendimize ricada bulundularsa da, Resulullah efendimiz sükut etti. Hz. Osman rica edince damadı Hz. Aliyi affetti. ki kayınpederinin ricasını kabul etmeyip de, damadı Hz. Osmanın ricasını niçin kabul etti i suâl edilince, (Öyle birinin efaatini [ricasını, af talebini] kabul ettim ki, yer ile gö ün yerini de i tir diye, duâ etse, Allahü teâlâ de i tirir.) buyurdu. (Mesabih) En büyük hadîs âlimi Sual: Hz.Ebû Hüreyre’nin çok hadîs rivâyet etti i için kötülenmesi do ru mu? CEVAP Hz.Ebû Hüreyre kötülenince, ahkâm-ı er’ıyyenin yarısı kötülenmi olur. Çünkü, ahkâm-ı er’ıyyeyi bildiren üç bin hadîs-i erîf vardır. Ya’nî üç bin ahkâm-ı er’ıyye, sünnet ile belli olmu tur. Bu üç binin yarısını haber veren Hz.Ebû Hüreyre’dir. Onu kötülemek, ahkâm-ı er’ıyyenin yarısını kötülemek olur. Hz.Ebû Hüreyre, çok fakîr idi. Sava ta ve barı ta Resûlullahın yanından ayrılmazdı. Hâfızası çok kuvvetli oldu undan, çok hadîs-i erîf ezberlemi ti. Eshâb-ı kirâmdan ve Tâbi’înden 800’den fazla kimsenin, kendisinden hadîs ö rendi i Buhârî’de yazılıdır. Hz.Ömer zamanında Bahreyn ve Hz.Osman zamanında Mekke kâdısı idi. Daha sonra Medîne vâlîsi oldu. Hz.Ebû Hüreyre, (Bilerek bana yalan isnâd eden, Cehennemdeki yerine hazırlansın) hadîsinin râvîsidir. Hadîs rivâyet etmek istedi inde bu hadîsi zikrederdi. Birçok sahâbî, onun hadîs rivâyetindeki üstünlü ünü kabûl edip, ondan hadîs naklettiler. (Hâkim Nîsâbûrî, III, 513) mâm-ı Buhârî, (Hz.Ebû Hüreyre, sahâbe ve muhaddisler nazarında son derece güvenilir, yüce bir ahsiyettir), Hz. bni Ömer de, (O, benden daha hayırlı ve nakletti ini daha iyi bilendir),

Hz.Talha ise, (Elbette o, Hz. Peygamberden bizim duymadı ımız hadîsleri i itmi tir) demi tir. (H.Nîsâbûrî,III, 511) mâm-ı âfiî gibi büyük âlimler, (Hz.Ebû Hüreyre, kendi dönemindeki hadîs râvîleri içinde, hâfızası en sa lam olanıdır) buyurmu tur. ( bni Hacer, el- sâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, IV, 205) Hazret-i Ebû Hüreyre, müslüman olduktan sonra 47 yıl ya amı tır. Hz.Ebû Bekir gibi ya lı ilk sahâbîlerin ço u, Hz.Peygamberden sonra fazla ya amadıkları için, çok hadîs rivâyet edememi tir. Hz.Ebû Hüreyre’nin bildirdi i hadîs sayısı 5374 de ildir. mâm-ı Ahmed’in Müsned’inde Hz.Ebû Hüreyre’den alınmı 3848 hadîs yer almaktadır. Bu hadîslerin yarısından fazlası (2269) mükerrer olup, hakîkatte bütün Müsned’de, onun rivâyetinde ancak 1579 hadîs vardır. Çok hadîs rivâyet etmesinin sebeplerinden ba’zıları: 1- Hz.Peygamber ile çok beraber olmu ve ona hiç çekinmeden her çe it soruyu sormu tur. Hz.Ebû Hüreyre, (Çok hadîs rivâyet etmemin sebebi udur: Muhâcirler, alı veri le, ensâr da kendi mal ve mülkleriyle u ra ırken, ben Hz.Peygamberin meclislerindeydim) demi tir. (Müslim, Fedâilüs-sahâbe, Buhârî, lim) 2- lme çok tutkundu. Hz.Peygamber ona bildi ini unutmaması için duâ buyurmu tu. Hz.Ebû Hüreyre anlatır: Resûlullah efendimiz, ( çinizden hanginiz elbisesini çıkarıp yere yayar? Ba’zı eyler söyliyece im. Sonra elbisesini toplayıp, katlasın, sözlerimi hiç unutmaz) buyurdu. Paltomu çıkarıp yaydım. Resûlullah efendimiz diledi ini söyledi. Paltomu giydim. Gö sümü kapadım. Bundan sonra, i itti im hiçbir eyi unutmadım. (Buhârî, lim 42) Hâkim Nî âbûrî, u haberi vermektedir: Bir zât, Zeyd bin Sâbit’e bir mes’ele sordu. O da Hz.Ebû Hüreyre’ye gitmesini söyledi ve öyle devam etti: Çünkü bir gün ben, Hz.Ebû Hüreyre ve bir arkada la Mescidde oturuyorduk. O sırada Resûlullah geldi, yanımıza oturup, (Hepiniz Allahtan bir dilekte bulunsun) buyurdu. Ben ve arkada ım, Hz.Ebû Hüreyre’den önce duâ ettik, Hz. Peygamber de bizim duâmıza âmin dedi. Sıra Hz.Ebû Hüreyre’ye gelince, (Yâ Rabbî, senden iki arkada ımın iste i ile unutulmıyan bir ilim dilerim) dedi. Resûlullah efendimiz bu duâya da âmin dedi. Biz de, (Yâ Resûlallah, biz de, Allahtan, unutulmayan bir ilim isteriz) dedik. Bize, (Devsli genç [Ebû Hüreyre] sizden önce davrandı) buyurdu. (Müstedrek III, 508, Nesâî, III, 440) Hazret-i Ebû Hüreyre anlatır: (Yâ Resûlallah, kıyâmette senin efâ’atine nâil olacak en mes’ûd ki i kim) dedim. Bana, (Yâ Ebâ Hüreyre, senin hadîse olan sevginin çoklu unu bildi im için, böyle bir soruyu senden önce hiç kimsenin sormayaca ını tahmin etmi tim. Kıyâmet günü efâ’atime nâil olacak en mes’ûd ki i, Lâ ilâhe illallah diyendir) buyurdu. (Buhârî, ilim 339) 3- Büyük sahâbîlerle görü üp onlardan birçok hadîs almı ve böylece ilmi artmı tır. 4- Hz.Peygamberin vefâtından sonra 47 yıl ya amı ve hadîsleri yaymakla me gul olmu tur. Dört büyük halîfe ise devlet i leri ile me gul oldu u için az hadîs bildirmi tir. 5- Hz.Ebû Hüreyre, Resûlullah efendimizden nakletti i hadîsleri halka ö retmeyi, ilmi gizlemenin günâhından kurtulmak için, kendine vazîfe kabûl ediyordu. (Buhârî) Bütün bunların netîcesinde Hz.Ebû Hüreyre, sahâbe içerisinde hadîsi en iyi bilen, hadîs alma ve rivâyet etme husûsunda di erlerinden daha üstün bir duruma gelmi tir. bni Ömer, onun cenâze namazında, (Resûlullahın hadîsini muhâfaza eden) demi ve ona rahmet dilemi tir. Ayrıca, (Ebû Hüreyre, Resûlullahın sohbetine en fazla devam eden ve onun hadîslerini en iyi ezberliyen zâttır) derdi. (Tirmizî, Menâkıb, 46) Allahü teâlâ, hilmi sever Sual: Hep yumu ak hareket edilmesini bildiriyorsunuz. Neden hakkı mertçe ve sertçe söylemekten çekiniyorsunuz? CEVAP [Biz hakkı, do ruyu oldu u gibi yazıyoruz. u veya bu ahısla ne i imiz vardır ne de alıp veremedi imiz. Ne bir menfaat beklentimiz, ne de bir mevki makam iste imiz vardır. Ancak slamiyeti insanlara do ru olarak bildirmek lazım. Din ne sizin ne de bizim tekelimiz altındadır. Sizin ve bizim görü ümüzün de ne kıymeti vardır ne de dinde yeri vardır. Din

adına dinin dı ına çıkmamalı, fitne çıkarmamalı, mezhepsizlik yapmamalıdır. Edille-i eriyyeye göre slamiyeti anlatmak lazım. Bu insanların hakkıdır. Hem de en tabii hakkıdır. Bunu yapmak, do ru yapmak insanlık vazifesidir. Yanlı anlatanlar, aklına göre anlatanlar yarın hesabını veremiyecekleri gibi çok acı azaplara duçar olacaklardır. kinci binin müceddidi, büyük islam alimi mam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki, ( nsanların çekti i sıkıntıların sebebi kötü din adamlarıdır.) Bu güzel söz de yukarıda anlatmaya çalı tıklarımızın vesikası de il mi? Biz do ruları söylemeye devam edece iz, ama iyilikle, yumu aklıkla. Ben, önüne gelene çatan, aslında kendi aklından ba kasınınkini be enmiyen, fitne çıkaran, idareye ba kaldırtan mezhepsiz de ilim. Maksadım Allahü tealanın kullarına hizmet olup, onların slamiyeti do ru ö renmelerine vesile olmaktır.] Allahü teâlâ yumu ak olmayı emretmektedir: (Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel ö ütle da’vet et, onlarla en güzel ekilde tartı !) [Nahl 125] ([Ey Resûlüm] etrâfındakilere yumu ak davranman, Allahü teâlânın sana bir kerem ve rahmetidir. E er kötü huylu olup, sert davransaydın hepsi da ılıp giderlerdi.) [Âl-i imrân159] Bir vâiz, (Zâlim sultân kar ısında do ruyu söylemek cihâd olur) diye, Halîfe Memûn’a, sert sözlerle nasîhat etmeye ba ladı. Halîfe, (Ey vâiz, Allahü teâlâ, senden iyisini, benden kötüsüne gönderdi i hâlde, o, yumu ak konu tu) dedi. Vâiz, (Benden iyi ve senden kötü olan kim) dedi. Halîfe, (Benden kötü olan Firavun’dur, senden iyi olan da Hz.Mûsâ’dır) dedi. Allahü teâlâ, Hz.Mûsâ’ya, Firavun’a yumu ak ekilde nasîhat etmesini emretmi tir. (Tâhâ 44) Rıfk yumu aklık demektir. Katılı ın, kabalı ın tersidir. Rıfk, mülâyimlik, naziklik, yava lılık, tatlılık, güzellik, acımak, iyilik etmek, kısaca slâmiyete uymaktır.Yumu ak yerine sert ve kaba konu an, fitneye sebep olur. Her zaman yumu ak davranmaya çalı malı, sertlikten kaçmalıdır! Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Rıfk, hikmetin ba ıdır.) [Harâitî] (Rıfk ile bereket hâsıl olur.) [Taberânî] (Rıfkı olmıyanın hayrı yoktur.) [Müslim] (Allah refîktir her i te rıfkı sever.) [Buhârî] (Rıfk, insana zînet verir, kusûrlarını giderir.) [ bni Hibbân] (Emr-i ma’rûfu ancak rıfk sâhibi fakîhler yapar.) [ .Gazâlî] (Rıfktan mahrûm olan bütün hayırlardan mahrûm olur.) [Müslim] (Uygun suâl sormak ilmin yarısı, rıfk, geçinmenin yarısıdır.) [Askerî] (Rıfk sâhibi olan, dünya ve âhıret iyiliklerine kavu ur.) [Tirmizî] ( nsanlara kolaylık ve rıfk gösteren mü’min, Cehenneme girmez.) [Tirmizî] (Mü’min öyle yumu aktır ki, yumu aklı ından dolayı ahmak sanılır.) [Beyhekî] (Hilm [rıfk] sâhibi, gündüzleri oruç tutan, geceleri namaz kılan kimsenin derecesine kavu ur.) [Mekt.Ma’sûmiyye] (Allahü teâlâ, hilmi sever.) [Taberânî] (Hilm sâhibi olmak Peygamberlerin sünnetidir.) [Beyhekî]

- SON -

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful