GİRİŞİMCİLİK RAPORU

2008

GİRİŞİMCİLİK RAPORU
Doç. Dr. İbrahim Öztürk

2008

İGİAD Girişimcilik Raporu 2008, Doç. Dr. İbrahim Öztürk tarafından İGİAD için hazırlanmıştır. Doç.Dr. İbrahim Öztürk, raporun hazırlanmasındaki katkılarından ötürü, Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğrencilerinden Serhat Akay, Buket İşler, Galip Özsoy, Alex Rahmatoulin, Batuhan Şimşek ve Salih Emre Uraz’a teşekkür eder.

İGİA D YAYINLARI : 8 RA PO RLA R: 1

© İGİAD § İktisadî Girişim ve İş Ahlâkı Derneği

2008 Girişimcilik Raporu İstanbul 2008 ISBN978-975-6303-07-8

Yayın Editörü: Ahmet Yaşar § ayasar@igiad.com Mizanpaj Uygulama: Murat Tunoğlu § murat@pointgraf.com Yayına Hazırlık: Pointgraf § info@pointgraf.com Baskı ve Cilt: Kahraman Mücellit

İGİAD § İktisadî Girişim ve İş Ahlâkı Derneği Defterdar Mh. Otakçılar Cd., No: 62 Eyüp İş Merkezi, K: 4, D: 103 Eyüp 34050 İstanbul Tel: +90 212 544 96 00 Pbx Faks: +90 212 544 96 76 E-Posta: info@igiad.com www.igiad.com

... .. ...... .. 98 33 35 35 36 38 5. ... . .. .. .... .. . . . . . . ... ... ...2. .. .. 88 5.1 BÜYÜME . .. .. . . ... .. 86 5.. . . ... .... .... .. ... ...... . ....... .... .. .. ... . .. . . . 4. .. . . ... ............ . .1 MALÎ REFORMLAR .. ..2... . .3 BULUŞ GÜDÜMLÜ ÜÇÜNCÜ AŞAMA .. . .. ......... . 97 5... .. .... .. . ......... . .. .. .1 KRİZ SONRASI KALKINMADA MODEL TERCİHİ 4.. . .. . .... . .. . . .. .. . ....3. 3 KAPİTALİST GİRİŞİMCİLİĞİN AŞIRILIKLARI VE İGİAD’IN ARAYIŞI ....... . . 86 5. . ... 100 5.. .. . .3 TARIM SEKTÖRÜNÜN DÖNÜŞÜMÜ GİRİŞ NEDEN BİR GİRİŞİMCİLİK RAPORU?İGİAD PERSPEKTİFİ ... .... . . .... . . .. 47 4. . ... . .. 4... . ... . .... .... ... . . . ....... ..... .... ... . . . .. . . . .2 GİRİŞİMCİLİĞİN EKONOMİK VE SOSYAL GELİŞMEYE KATKISI .. 102 105 3. . .. . ... . . ............. ... . . .... .... .. .... . . . . 5.. .... . .2 KRİZ ÖNCESİ VE SONRASINDA REFORM TAKVİMİ 3.. . .. ... .4 TÜRKİYE UYGULAMASINDAN GİRİŞİMCİLİK DERSLERİ 3• TÜRKİYE EKONOMİSİNİN DÖNÜŞÜMÜ 2002-2007 3.. . . 1 REKABET GÜCÜNÜN BİLEŞENLERİ DEĞİŞİRKEN GİRİŞİMCİLİK . . .3 GİRİŞİMCİ BAŞARISINDA TEMEL UNSURLAR 1. .. . .. ... . .... .. . .. ... . .... .. ... ... 22 25 87 87 .... ... .... .. . .. . .. . .... . .. . ... ... .. . .2 PİYASA KURUMLARININ İKAMESİ ....2.... ... ...... . . .... . . .. .. ... . . .. . . . . . . . .... .. ..6 ALT YAPI HİZMETLERİNİN PAHALILIĞI 6• YÜKSELEN VE GERİLEYEN SEKTÖRLER .. .. .. .. . .. .. . .. ...... .... . 18 20 21 21 48 49 85 4. .. ... . 95 5. .. . . .... ... .. ... .... 1. . .. . .. . . . .. .. .. . . .2 KRİZ SONRASINDA MAKRO EKONOMİK İSTİKRAR ARAYIŞI . ..2... .1 UCUZ EMEK VE DOĞAL KAYNAK GÜDÜMLÜ KALKINMA AŞAMASI .. .. . . . ..2 YATIRIM GÜDÜMLÜ İKİNCİ AŞAMA 5.... ..... .. .... . . 13 2 GİRİŞİMCİLİĞİN BU TOPRAKLARDAKİ KARŞILIĞI . .. .... . ... DÖNÜŞÜMÜ VE GÜNÜMÜZDEKİ DURUM 2. ...... . . . ... . ... ... . . .. . . . ... . ..... .3 PİYASA EKONOMİSİ VE ARKASINDAKİ KÜLTÜR .. . . .. . . 22 1.. . .. ... . ... . . .. . . . .. ...... ... . ....... ........ . . ... .. ... ...... .. .. ... ... .. . ... 38 39 42 45 45 46 46 ... .... ..... .. .. ..3 1980’LERDE İLKESİZ LİBERALİZMİN ALTIN ÇAĞI VE GİRİŞİMCİLİĞİN ÇÖKÜŞÜ . . ... ... ... .. . .... .. . .. .. ....... .. .. .. ....... ........ . ... . ....... .. . .. . .. .... . ... .. . . 1. .. .. .... 3...... . ... .. . . . ..... ..... .. .. . . .1 PİYASAYA UYUMLU REFORMLARIN GEREĞİ 14 .. .1 EMEK.... . ...... ... . ...2. .. .. .. ... . .. 5 7 3...... ... . ..... . ..... .. .2 FİNANSAL REFORMLAR 3.... . . 101 5... . .... .. . .1.. . .... . .. .. . .. ....... . .. . . . .. . ... . .. ...... . . . ..... . . . . .. .. .1 KAVRAMLAR VE TANIMLAR 5... . . . . .. ... ... . . .. .... .. . . .1... .. . ....... . . ... .1..1.. ..... ..... .3 ALT YAPI REFORMLARI . .. . .. . ........... 47 4. ... . . TOPLAM FAKTÖR VE KURUMSAL VERİMLİLİK ALANINDAKİ EKSİKLİKLER .. .. .. ... ... . ... . . .. . ..... . ...... .. ... ... . . ....... . .. . .. . ... . . . . . ... ...... . .. . .. .. .. . . . 2 3 .. 16 5 GİRİŞİMCİLİĞİN VERİMLİ ÇEVRE ŞARTLARI 6 ÇALIŞMANIN BÖLÜMLERİ 1• GİRİŞİM VE GİRİŞİMCİLİK ........ . . ...... . ... ..1.... . . . . ... .. .. 5• TÜRKİYE EKONOMİSİ BURADAN NEREYE? .. .. .. . ....... ... . .. . . .... . . ....... . .. .. . . .5 EMEK PİYASALARINDAKİ KATILIMLAR VE İSTİHDAM VERGİLERİ ... 27 2• TÜRKİYE’DE GİRİŞİMCİLİK . .. . .. .. .. .... ... . . ...... .. ... .. .3... .. ... . . . .... .... .. . .4 GİRİŞİMCİLİK KÜLTÜRÜ VE ÇEŞİTLERİ . .. ..İÇİNDEKİLER SUNUŞ ÖZET ... .. .... ... . .5 EKONOMİK KRİZ VE BÜYÜME ORTAMINDA GİRİŞİMCİLİK . . .... ..2 DEVLET ELİYLE GİRİŞİMCİLİK TECRÜBESİ: 1923-1980 2..... .. ... . ..... 32 2.. ...... .. . ........ ... . ... ... .. ... .. . .. ... 29 29 30 2... .. ...... ..1 GELİŞİMİ..... . .. .. .... .... . . ..1 ŞUBAT 2001 KRİZİ .... . .. .. ..2 BÜYÜMENİN KAYNAKLARI .. ...2 AR-GE VE TEKNOLOjİ VE REKABETÇİLİK ... . . . ... ....... . ..... . . ... ... . . . ..... .. .... . .. ... . . .4 MÂLÎ DİSİPLİN VE MÂLÎ DİSİPLİNE YÖNELİK REFORMLAR .. . . ... .. . ... . .... ...1. .... .1 EKONOMİDE KATILIKLARI ESNETMEK İÇİN YENİ YOL HARİTASI ... .. 15 4 TÜRKİYE’DE MEVCUT GİRİŞİMCİLİK PROFİLİ VE ÇALIŞMANIN KAPSAMI .. . .2 REKABETÇİLİĞİN BİLEŞENLERİNDE DEĞİŞİM: MAKRO EKONOMİDEN MİKRO EKONOMİYE GEÇİŞ . . . . .. .. ..... . . . . . . . .... . .. .. .. .... . . . . .... .... 13 4• TÜRKİYE MAKRO EKONOMİK İSTİKRARIN NERESİNDE? 4...3 GİRİŞİMCİLİĞİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER VE İKİNCİ NESİL REFORMLAR . .. . ... .. ....... . .... 1.. ..... . .. . . . . .. . .... ..... . ......... ...... ..... .... . . . .. .... ... .. .. .. . ... .. .. .. .. .. ....... . .. ..

.... . 6. .................. BÜYÜME VE İHRACAT İLİŞKİSİ 6. .... ......... . .. ....... ... ..6. ... ....................... .. ....... ... ... ... . . .... 111 6. .... ..... ............. ...5 KOBİ’LERİN DEĞER ZİNCİRİNE MONTE EDİLMESİ 7............... .. ........ . ....1 İŞLETME SAYISI. ..... .5. ....6..3 İNŞAATIN ETKİLEDİĞİ DİĞER SEKTÖRLER 6....... ....... ..8......... . . ........ .......5. ... ................. .. 6.... ..... .... 113 113 114 116 119 120 121 122 123 124 .. . ..... ...... .... .......5 DIŞ MÜTEAHHİTLİK ... . ..... ... .......... ..2 SEKTÖRÜN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ 115 ......... ... ..... ................ ........... ..... ..7....... . ............. .. ............3 GIDA SEKTÖRÜNDE DIŞ TİCARET . ... . .. ..... .... . ..... . .. ..2 ÇÖZÜM ÖNERİLERİ . .......8. .................. ..... .. .. ..12 LOjİSTİK SEKTÖRÜ . 6...12.. .. . . .... . ..9 BİLİŞİM SEKTÖRÜ 6. . .. 6........ ... ..7.. ... ......... ... . ...3........ ....1 SORUNLAR 6.. .....2 GIDA SEKTÖRÜNDE ÜRETİM 6..... .. ... ... . . ....... .... ZAYIF YÖNLERİ VE SEKTÖRE YÖNELİK TEHDİTLER ... ... . .. ... .. 129 130 132 133 134 134 135 135 6. ......9 GIDA SANAYİNİN ÖNÜNDEKİ FIRSATLAR . ...... ....... 140 6.... .. ... . . .. ......4 İPOTEKLİ KONUT VE İNŞAAT SEKTÖRÜ 6.. ......6 İNŞAAT SEKTÖRÜNDE SORUNLAR VE BAZI ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ......... . . ... ..... .. .7.4 YURTİÇİ TALEP .. ... . . . .. ....... ... .... ..2.................. . . ........... ..7.. ... ...3 GIDA DIŞI PERAKENDECİLİK 6....1 KOBİ’LERİN EKONOMİDEKİ YERİ VE ÖNEMİ 7............... ...... . ........ .......... ..... . ....... ...... ......... . . . . . 136 6..5...8...... . ... .2.... . ..... MEVCUT KAPASİTE VE KULLANIMI .....7 GIDA SANAYİİ . .. .. .......... .. ....... . .. ...... 128 6.. .......... ...... ....... . ......... 112 6..... ... . ...1 TÜRKİYE’DE PERAKENDE SEKTÖRÜNÜN BÜYÜKLÜĞÜ VE BÜYÜME BEKLENTİLERİ .... ..... ...7.... .... ... ... .... ............... .. . .. .. .. ... ... .... ........ ... . . . ... . .. .........3 MAKİNE SEKTÖRÜ .......1 MEVCUT DURUM 6.. .7..... ... . ... ...... .................. ........... ... 7.............. ...7 GIDA SANAYİNİN ZAYIF YÖNLERİ 6.... ...... ..... ....2......... ........ . 137 139 6.2 SANAYİ SEKTÖRÜ 6..2 GIDA PERAKENDECİLİĞİ . ..... ....2 SEKTÖRE YÖNELİK YABANCI YATIRIMLAR 6.. 6. ...12. . ...3... ..... .. ..... ..... . . ....... ... ..... .. .. .. . .................. .. 136 .....4 SEKTÖRÜN GÜÇLÜ....... .. 159 161 162 162 164 165 167 175 6...2 SON YILLARDAKİ GELİŞMELER 7....................5 PERAKENDECİLİKTE SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ..8 PERAKENDE SEKTÖRÜ .. ........ . .5 SANAYİ SEKTÖRÜNDE FIRSATLAR 6.... ...... . ..... .... ...2 SEKTÖRÜN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ 157 7• BİR GİRİŞİMCİLİK FİDANLIĞI OLARAK KOBİ’LERDE BİR DURUM TESPİTİ ....... ..... .. .. . . 105 109 109 110 6. ... .. . .... ... ... . ...... .... .. .. ...... . .. .. .... ......... .... 125 126 127 128 .... ..... .. ..... .. 143 148 151 155 155 6..... . ......4 KREDİ VE TEŞVİKLER . ......... ......6. . ....8..4 MODERN PERAKENDE SEKTÖRÜNÜN TÜRK EKONOMİSİNE ETKİLERİ .... ..5... .. ..5... .. .... . . .. ...... . ... ... .6 GIDA SANAYİNİN GÜÇLÜ YÖNLERİ 6.... .. .2....... ............. . 124 6........3 KOBİ’LERDE VERİMLİLİK 7......... ... ............. .1 MEVCUT DURUM 6.. .4 KİMYA SEKTÖRÜ 6........... . ... ..... ..1 MAKİNE SEKTÖRÜNDE TİCARET EĞİLİMLERİ 6. .. .... . ... . ....... .............2.. ...8.... .. ..... . . . ... ........ .....7...... ........ ........ ....1 YENİLİKÇİLİK........... .... .. ..... .... .. ....... .. .. .....6 TEKSTİL SEKTÖRÜ 6.6 KOBİ’LER İÇİN BAZI SONUÇ VE ÖNERİLER SONUÇ VE DEĞERLENDİRMELER KAYNAKÇA 6. 6.10 SAĞLIK SEKTÖRÜ 6....5 İNŞAAT SEKTÖRÜ 6....7......... .... ....... .......... ........... ...8 GIDA SANAYİ İÇİN TEHDİTLER .. ...... . .....7............. . . . .....3 SANAYİ SEKTÖRÜNE YÖNELİK YATIRIM TEŞVİKLERİ ...... .... . ........ ... ......... .. .. ....... ..................... . .. .............. ....... ....... ..... ..1 MEVCUT DURUM ... ..... 159 7... ...... .......5. ...... . 141 6. 6.. .......5 GIDA SANAYİNDE FİYAT HAREKETLERİ 6.. .......... .. . . . .....11 TURİZM SEKTÖRÜ 6.. . ..... ...... ... ..... .. .2 ÜRETİM 6. . .....

Tüm bu değişim sürecinde değişmez olarak kalan husus ise ticaretin özüdür. İGİAD’ın “ahlâklı girişimcilik” vurgusu. aktörler ve parametreler devreye girmektedir. Elinizdeki rapor. dürüstlük ve değerleri önceleyen bir ekonomi anlayışıdır. Bu. politika. Girişimcilere rehberlik yapma ve model sunma düşüncemizin bir sonucu olarak hazırlanan Girişimcilik Raporu ile İGİAD. Diğer yandan. girişim ve girişimcilik kavramlarının doğru bir zeminde tartışılmasına ön ayak olmayı ve mevcut girişimcilik anlayışımızın kodlarını doğru okumaya yardımcı olmayı amaçlamaktadır. birçok unsurun bir arada gözetilmesini gerektiren ilişki biçimlerinin ve yöntemlerin farkındalığını gerektirmektedir. Ticari ilişkilerimiz. adalet. var olan değişimleri ve ticari faaliyetlerdeki söz konusu temel amaçları göz ardı etmeyen ve diğer yandan da girişimciliğin bize has özelliklerinin altını çizen bir yaklaşımı önermektedir. mevcut sistem. Sosyal ve ekonomik tarihimize yakından bakıldığında kökü çok eskilere dayanan bir girişimcilik anlayışına sahip olduğumuz görülür. Ülkemiz. 4 5 . Türkiye ekonomisinin gelişmesinde ve ilerlemesinde önemli roller üstlenmiş olan KOBİ’lerin ve müteşebbislerin güçlendirilmesi için mevcut engellerin kaldırılması meselesi her geçen gün daha da önemli hale gelmektedir. Girişimcilik Raporu’nun en temel amaçlarından birisi de mevcut engelleri doğru ve tutarlı bir şekilde tespit etmek ve çözüm önerileri konusunda “ortak aklı” harekete geçirmektir.SUNUŞ İGİAD’ın iş ahlâkının yanısıra çalışmalar yürüttüğü girişimcilik alanı. çevre ve değerler manzumesinden bağımsız bir girişimcilik anlayışının doğru ve yeterli bir anlayış olmadığını vurgulamakta ve girişimciliği insan. araçları ve yapısı da bu değişimden nasibini almıştır. aynı zamanda girişimcilik açısından ekonomimizin geldiği durumu ve girişimcilik karnesindeki notumuzu da görmemizi sağlayacaktır. tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemini korumaya devam etmektedir. farklı unsurlar. birçok bakımdan hızla gelişmekte ve kabuk değiştirmektedir. Bu değişim sürecinde ticari ilişkilerimizin mahiyeti de değişmekte. Bu anlayış hak. Ticaretin şekli. eşya ve tabiat arasında kurulmuş doğal dengenin ticari faaliyetlerdeki bir yansıması olarak görmektedir. Zira girişimcilik anlayışımızı şekillendiren ve ona farklı derinlikler katan medeniyet değerlerimiz ve ahlâkî prensiplerimiz olduğunu belirtmek gerekir. İGİAD Girişimcilik Raporu. Bu anlayış kendine özgü hususiyetler içermektedir. Ticari girişimlerimizde hakkı merkeze alan ve dayanışmanın önemine vurgu yapan İGİAD. sözü edilen uyumlu ve dengeli ekonomi anlayışının bir ürünüdür. “ahlâkî olmayan bir iş meşru değildir” prensibini ticari girişimlerde gözetilmesi gereken önemli bir kıstas olarak görmektedir.

yeni pazarlara ve yeni iş alanlarına güçlü bir şekilde girebilen. güçlü ortaklıklar gerçekleştirerek büyüme sağlamış ve ahlâkî değerlerine bağlı girişimcilerin çabalarıyla daha da güçlenecektir. Ahilik ve Lonca Teşkilatı örneğinde olduğu gibi ticari geleneğinde girişimciliğe kurumsal kimlik kazandırmış bir anlayışın temsilcileri olarak bugün bizlere daha çok iş düşmektedir. müşterek girişimciliği doğru bir şekilde gerçekleştirmiş. ŞÜKRÜ ALKAN İGİAD Yönetim Kurulu Başkanı . dış pazarlara açılmış. raporun tüm girişimcilerimiz için anlamlı bir rehber olmasını dilerim. yeni düşüncelere ve yeniliklere açık girişimcilerin vizyonuyla şekillenecektir. Ülkemiz.Günümüzde girişimcilik. İGİAD Girişimcilik Raporu’nun bu alandaki kaynak boşluğunu doldurma çabalarına katkı sağlamasını ümit eder.

bu da diğer faktörlerin yanı sıra. Sürdürülebilir kalkınma ve barışçıl bir dünyanın tesis edilebilmesini ve insan-eşya-tabiat arasındaki ahengin korunmasını temin edecek tarzda ticari faaliyet gösteren bir girişimcinin iki temel prensibe sahip olması gerekiyor: Bir yandan kâr ve karlılık ararken. yenilikleri yakalama.ÖZET Girişimciliğin tarihi aslında piyasa ekonomisinin tarihi demektir. girişimcinin önemini emsalsiz bir şekilde artırıyor. Bu noktada derneğin kuruluş amacını da kapsayan iş ahlâkının önemi gündeme geliyor. Eldeki çalışmanın esas ilgi sahası. şirketleri çevreleyen dış alem. Küresel ısınma. Girişimci davranışları içinde bulundukları sistemin parametreleri tarafından şekillendiriliyor. Vurgu daha çok üretim eksenli idi. Zira Türkiye’de girişimciliği güdük bırakan 6 7 . fırsatı değerlendirme ve tüm bunların hayata geçirilme süreci olarak anlam kazanıyor. Ancak girişimcilik adına bu yüzyılda ortaya atılan bir takım alternatifler kaynak israfına ve verimsizliklere de yol açıyor. Günümüzde rekabet gücünün bileşenlerinde meydana gelen büyük değişim. (ii) sahip olduğu yeraltı ve yerüstü tabii kaynaklar ve (iii) ulusal tasarrufların düzeyinin belirlediği varsayılmakta idi. Daha önceleri bir ülkenin mukayeseli üstünlüklerini ve bunun beraberinde getirdiği rekabet gücünü (i) iş bölümü ve uzmanlaşma. tabiatı ve gelecek nesli doğrudan tehdit eder hale geldiğini gösteriyor. sinekten yağ çıkartma operasyonuna döndürülen kârlılık arayışlarının insanı. Girişim ve girişimci denildiğinde şirketler konunun merkezine yerleşiyor. toplumsal organizasyonlara ve yönetişim kapasitesine kayarken. pervasızca yüklenilen tabi kaynaklar. girişimcinin önemini daha da artırıyor. risk alma. Günümüzdeki gelişmeler bu unsurları yok saymamızı gerektirmese de önemlerinin azalmasına neden oldu. tatminsiz insan. Bu nedenle girişimcilik. Bu çalışma ile İGİAD sivil toplum alanında kendine ait bir fark oluşturmaya çalışıyor. bu arayışını çok daha kuşatıcı olan toplumsal doku ve insanî öncelikler ve tabiatın dengeleriyle uyumlu hale getirmek zarureti duyulur. Bu dönemde rekabette ağırlık teknoloji paradigmalarına. alarm veren çevre.

Bütün bu ve benzeri değişkeni kuşatmak üzere. çalışanların girişimin amacını gerçekleştirecek yönde eylemlerde bulunmaları ile sağlanabilir. basit. Bir başka ifadeyle dünya klasmanında rüştünü ispatlamış bir adet bile şirket ve marka yok iken. bu hedefe ulaşmada ortaya çıkabilecek motivasyon sorunlarına çözüm bulabilmesi önemlidir. tabana yayılmış ver düşük olması. • Rekabet ve iyi yönetişim ortamının sağlanması. patent başvurusu. enerji ve finansal sektörler. • Vergilendirmenin adil. En zengin ilk 300 girişimci arasında Türkiye’den üç kişi girebilirken. • Çalışanlar ve yöneticiler arasında motivasyon sağlayabilecek yöneticilik yeteneklerine sahip olması. Türkiye’den “milyar dolarlık servet sahibi” listesine giren işadamlarının toplam serveti 50 milyar doları bulmazken. 62. Bir ülkede girişimciliğin gelişmesi için daha çok girişimcinin ortaya çıkması için üstesinden gelinmesi gelen konuların başlıkları şöyle: • Makroekonomik istikrar ve dengenin temini. Yenilikçilik. • Finansmana erişim kolaylığı. • Düzenleyici ortamın kalitesinin artırılması. ürünün/hizmetin üretimiyle ilgili teknik bilgiler ve girişimle ilgili yasal mevzuat hakkında bilgi sahibi olması. 2006 yılında bu sayı 25 kadardı. inşaat. dış ticaret dengesi. Zira girişimin başarısı. • Girişimcinin kapasitesinin artırılması. nesilden nesile başarıyla devredilen şirket sayısı gibi birçok gösterge tanımlamak mümkün. rekabetçilik endeksindeki sıra. amaçlara ulaşmak için sistematik bir inceleme yaparak hedeflerin somut kriterlerle ta- . listede en zengin on işadamı listesine giren üç Hintli işadamının servetinin toplamı tam 130 milyar dolar etmektedir. En zengin birinci sıradaki kişi. bir ülkede sermaye birikiminin mevcut yapısı girişimciliğin kalitesini ve düzeyini çok yakından yansıtan bir veri olarak alınabilir. en büyük ilk 300 şirket arasında Türkiye’den girebilen bir tek Türk şirketi bile yok. • Piyasa esnekliklerinin temini. • Piyasaya giriş ve çıkış serbestisinin sağlanması. • Yine. açılan ve kapanan şirket sayısı. • Çalışanlarının eylemlerini girişimin ortak hedefine yönlendirebilmesi. Ar-Ge harcaması ve bunun alt bileşenleri. Günümüzde Türkiye’de girişimciliğin kalitesinin benzer ve önde giden birçok ülkenin gerisinde kaldığını gösteren birçok parametre var. listede zenginlerin yer alması ülkemizdeki çarpıklığı işaret ediyor. ikinci 60 ve üçüncü sıradaki Bill Gates’in ise 58 milyar dolarlık bir servete sahip olduğu tahmin ediliyor. Örneğin Amerikan finans çevrelerinin dergisi olarak bilinen “Forbes Magazine” tarafından 2008 yılında açıklanan dünyanın milyarderleri listesindeki 1142 kişi arasında Türkiye’den 35 kişi yer almıştır.temel kırılmanın meydana geldiği katman ve dolayısı ile ilk düzelmelerin olması gerektiği alan burası. • Firmalar arası işbirliğinin tesisi. • Risk ve ödül arasında denge kurulması gereği. Başarılı bir girişimcilik için de kişisel faktörler şu şekilde sıralanabilir: • Üretim aşamasında. ihraç ve ithal mallarının katma değer açısından nitelik mukayesesi. Bu noktada geleceğin girişimcilik alanlarının şunlar olması bekleniyor: İletişim teknolojileri. • Nitelikli işgücüne erişim.

iktisat politikalarının devletçilikten liberalizme kadar çeşitli iktisadî modeller arasında gelip gittiği gözlemi yapılabilir. işin sermaye yapısına bağlı olarak değişim gösterir. tedbir almasını gerektiren başlıca hususlar şunlar: • Çeşitli nedenlere bağlı olarak meydana gelecek ülkedeki ekonomik durgunluğa bağlı olarak nakit akışında meydana gelebilecek aksamalar. • Girişimcilik faaliyetlerinde temel amaç kar etmektir. belirlenen hedeflerin neresinde olunduğu ve hangi ölçüde başarı gerçekleştirildiği sık sık değerlendirilmeli • Hedefler gerçeğe çevrilebilecek stratejileri üretebilmek amacıyla sürekli yaratıcı olmalı. Bu bağlamda girişimcilik sağlam bir risk alma becerisi olarak da tanımlanabilir. yeniliklere uzak kalmamalıdır. Keza iş süreci boyunca hangi aşamada bulunduğunu saptamak için. 1980’den 1923’e kadar geriye gidip Cumhuriyet tarihine baktığımızda. girişimine sigorta niteliğinde önlemler alması. • Bir girişime başlamadan önce. • Sorumluluk alma yetisine ve risk alabilme cesaretine sahip olmalıdır. ülkemizdeki seyrinin devletin uyguladığı 8 9 .nımlanmış ve sıralanmış olması bir hayli önemlidir. • Türkiye gibi uzun süre yüksek enflasyonist bir ortamda yaşamaya alışan kişilerin düşük enflasyon ortamına geçişte karşılaşacağı davranış ve strateji problemleri. ihracata dayalı bir liberal ekonomi anlayışıyla ekonomisini yönetmeye ve bu ideal doğrultusunda kurumlarını oluşturmaya çalışmıştır. geleceğe yönelik olarak yükselen ve gerileyen sektör analizlerinin yapılması. • Ulaşılması herkes için mümkün olmayan bilgi. • Devlete. Diğer yandan girişimcinin kriz dönemlerini göz önünde bulundurarak önceden kaynaklar ayırmak suretiyle. • Artan girdi maliyetlerine bağlı olarak işletme giderlerinin artması. özel kuruluşlara ya da kişilere olan borçların karşılanması konusunda yaşanabilecek zorluklar. • Faaliyet gösterilen ülkeyi de etkilemesi muhtemel uluslararası ekonomik krizler Türkiye’de Girişimciliğin Tarihi Türkiye. Girişimcinin. • Girişimi olumsuz etkileyecek hukukî düzenlemeler ve mevzuat değişiklikleri. • Girişimcinin hedeflediği gelir. arz ve talebin ne yönde gelişeceğini belirlenmesi de önemli. • Zamanı en verimli şekilde yönetmek için planlamalar yapmalı. Riskleri paylaştırmak ve girişimin hedeflerini kolaylaştırması için başkalarını ikna edebilme özelliğine sahip olmalı. fikir ve düşüncelere kolaylıkla ulaşabilmelidir. fakat girişimci faaliyetlerinin zarar etme riskini de üstlenmelidir. Ancak bu ilk defa denemiş bir model değil. Bunun için bilgiye ulaşılabilecek insan ve kurumlarla gelişmiş bir iletişim ağına sahip olmalı. 1980 yılından bu yana dışa açık. Türkiye’de girişimciliğin tarihine bakıldığında başka ülkelerde olduğu gibi. bu dönemlerin atlatılmasında büyük önem taşıyor. • Piyasadaki fiyat istikrarsızlığının beraberinde getirdiği mâlî kaynak sıkıntıları. faaliyet gösterilen alandaki gelişmeler sürekli takip etmeli. • Sürekli kendini geliştirme arzusunda olmalı.

• 1946-1960 “liberal ekonomiye geçiş”. Dolayısı ile Türkiye’nin ilk girişimcileri devletin içinden gelen bürokratlar olagelmiştir. optimum ölçek ekonomilerine sahip olmama. Oysa Türkiye’nin kayıp on yılı olarak kayıtlara geçen 1990’larda her hangi açıdan ele alınırsa alınsın tam ortam adeta bir girişimcilik mezarlığı olarak tanımlanabilir. 1990’lı yılar boyunca bütün şirketlerin yıllık karlarının % 70’lere varan kısmı düzenli olarak “faaliyet dışı gelirlerden” oluşmaya başladı yani kısır faiz ekonomisi. çok partili siyasi hayata. 1980 askerî darbesinin ardından kurulan hükümetin piyasa ekonomisi yönelimi. İmalat sektöründe ise toplam işletmelerin %14. ekonomide de serbest piyasa uygulamalarına geçiş anlamında kritik bir dönem. petrol şokları. dönemin başında liberal ekonomiye yönelik. Dışa .720.12’sini oluşturarak en yüksek paya sahip oldukları ortaya çıkıyor. 1950-1960 arası. Hatta dönemin hakim karakterine uygun olarak Türkiye’de de özel sektöre ve rekabetçi anlayışa zaman zaman hışımla yaklaşanların olduğu da belirlendi. enflasyon ve işsizlikle kendini gösteren ekonomik darboğazlar. Ancak 70’li yıllarda popülist politikalar. mikro ölçekli olarak tanımlanan 1 ila 9 işçi çalıştıran işletmelerin. 1980 başında 24 Ocak Kararlarıyla başlayan süreç ise geçmişten bir kopuşu da ifade etmek üzere yeni bir döneme işaret etmektedir. Hizmet sektöründeki işletmeler KOBİ kapsamında değerlendirilmiyor.35’ini oluşturan 246. piyasa ve özel sektör yanlısı vaatler sunulmuşsa da (de jure).899 firma yer alıyor. askerî darbeler ve derin siyasi istikrarsızlıklar iş dünyasının performansını düşürdü. kurumsal yapılanmadaki eksiklikler.19 ile ticaret sektörünün oluşturduğu görülüyor. Türkiye’de girişimciliğin tarihi girişimciler ve devlet arasındaki ilişkinin tarihiyle de yakından alakalı. Girişimciliğin gelişimi bağlamında 1923’ten günümüze kadar öne çıkmış 5 ana dönemden söz etmek mümkündür: • 1923-1929 arasında “özel girişimciliğe teşvik”. Türkiye’nin Kıbrıs Çıkartması ve ardından gelen ekonomik ambargo gibi nedenlerle dış ödemeler dengesi. o günden bugüne Türkiye’nin ekonomi politikasını planlı ve ithal ikameci modelden dışa açık liberal ekonomiye doğrulttu. Ancak. Öte yandan bu yıllardaki girişimciliğin kimler tarafından gerçekleştirildiğine bakıldığında devletin yüksek kademelerinde çalışan bürokratların bunu üstlendikleri görülüyor. finansman maliyetlerinin yüksekliği ve teminat göstermede çekilen zorluklar KOBİ’ler bağlamında takip edilmesi gereken temel sorun alanlar olarak göze çarpıyor. gerçekte (de facto) karışık devlet müdahaleleriyle piyasayı daraltan ve bu müdahalelerde sürekli değişikliğe giderek iş dünyasını zor durumda bırakan bir ekonomi yönetimi anlayışı sergilendi. varolan kaynaklardan yararlanabilmek için gerekli şartları karşılamakta çekilen zorluklar. Sermaye ve ciro yetersizliği.ekonomi politikalarından bağımsız olmadığı görülüyor. Bir başka ifadeyle. • 1960-1980 “planlı ekonomi denemesi” ve de • 1980’den günümüze dek “dışa açık liberal ekonomi”yi sayabiliriz Kısaca bu dönemlerin genel özelliklerinden bahsetmek gerekirse.598 olup. Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelere (KOBİ) ilişkin tespitler: Türkiye’deki küçük ve orta büyüklükteki işletme sayısı 1. toplam imalat sanayi işletmelerin %89. 1923-1929 arasında uygulanan politikalarda milli bir burjuvazi inşa etmek ve sermaye birikimini bu yolla temin etmek üzere genel olarak özel girişimciliği ön plan çıkartan oluşumlara yer verildi. işletmelerin sektörel dağılımlarına bakıldığında en büyük payı % 46. 1960-1980 dönemi ise “planlı ekonomi denemesinin” yapıldığı yıllar. düşük verimlilik. Burada. yaşanan ideolojik kavgalar. • 1930-1946 arasında “devletçilik ve yansımaları”.

kararlı ve azimli. KOBİ’lerin halen istihdama olan katkısı % 60 civarında. İstihdamdaki payın %77’ler düzeyinden buraya gerilemiş olması aslında bu işletmelerde de yüksek katma değerli ürünlerin bir ölçüde arttığını ortaya koyuyor. müşterileri ve rakip firmaları ayıran dış bariyerleri de azaltmaktadır. Sonuç ve değerlendirmeye gelince • Günümüzde rekabette ağırlık teknoloji paradigmalarına. bağlı oldukları örgütler kanalıyla mümkün olabilecektir. • Girişimci. • Yönetim ve organizasyon yapılarını değiştirmek üzere ortak danışmanlık havuzlarından yararlanabilirler. süreklilik ve hız kazanmış olan değişimin beraberinde getirdiği yaygın riskler ve belirsizliklerdir. • 2008 yılındaki Dünya Ekonomik forum’unun Davos’taki zirvesine de damgasını vurduğu üzere işbirlikçi yenilikçilik alanlarına olan ilgi tam da müşterek girişimciliğin yıldızının parladığını gösterdi. dağıtıcıları. • Kredi olanaklarının artırılmasında makro düzeyde girişimde bulunmaları. Üreticiler ulaştırma zamanını ve depolama maliyetlerini azaltmak için tedarikçilere. iyi gözlemci. KOBİ desteklerinden rasyonel bir biçimde yararlanarak katma değeri yüksek ürünler üretebilirler. ulusal çıkarlara yönelik bir sanayileşme politikası ile mümkün görünmektedir. kaynaklara ulaşabilecek ilişkiler ağına sahip. • KOBİ’ler mühendislik hizmetini bünyelerine daha fazla sindirip en az bir mühendis istihdam edebilirler ve kalifiye işgücü kullanıp verimliliklerini artırabilirler. • Öte yandan günümüzün en belirgin vasfı. ikna gücüne sahip olan. esnek. yaratıcı. toplumsal organizasyonlara ve yönetişim kapasitesine kaymış. • Son tahlilde ise KOBİ’lerin gerçek anlamda üretici olmaları ve sanayi yatırımlarına yönelik rasyonel kaynakları kullanmaları. Böylece geleneksel yapıdan çağdaş bir yapıya geçmeleri mümkün olabilir. Bu şartlar altında KOBİ’lere yönelik olarak bir dizi tavsiye sunmak mümkündür: • KOBİ’ler kümelenme modelinde olduğu gibi merkezi ve optimal bir tedarik sistemi ile üretim girdilerini ve ham maddelerini daha ucuza temin edebilirler ve bu avantajı kâr marjlarını artırmada kullanabilirler. • Bu şartlar altında girişimcilik yeni düşüncelere ve yeniliklere açık ve gelecekte olabilecek değişimleri öngörebilecek kapasitede kişilerin vizyonuyla şekillenmekte. • Şirket dışında gün geçtikçe daha çok firma kendisi ile tedarikçileri. çok yönlü düşünebilen. bağımsız düşünebilen. • Ortak Ar-Ge ve yenilikçilik alt yapısı kurdukları taktirde tasarım ve özgün ürün yapmak ve daha fazla rekabet gücüne sahip olmak ayrıcalığı kazanabilirler. güçlü sezgi sahibi. hayal gücü yüksek. bu noktada karşımıza devletlerin ve toplumların bu imkânlardan yararlanabilme kapasiteleri çıktı. Böylece bankaları ve finansman kuruluşlarını zorlayabilirler. kendine güvenen bir kişilikler olmak zorunda. belirsizlik altında karar alabilen. dağıtıcılara ve pera- 10 11 .açılma bağlamında ise bilhassa 2002-2006 döneminde ihracata dayalı atılımın katman katman yayılması KOBİ’lere de önemli bir motivasyon getirdi.

• Gerileyen sektörlerden yükselen sektörlere geçiş: Türkiye’nin girişimcilik sektörleri ağırlıklı olarak fiyat rekabeti yapılan ve kar marjlarının giderek azaldığı geleneksel düşük katma değerli sektörlerden oluşmaktadır. fiyat istikrarı ve finansal istikrar üç önemli girişimcilik göstergesi olarak öne çıkmaktadır. Yedinci ve son bölümde ise bir girişimci fidanlığı olarak bilinen Küçük ve Orta Boy İşletmeler (KOBİ) ele alınarak eldeki çalışma açısından bir durum tespiti yapılmaya ve bazı öneriler getirilmeye çalışıldı. Dördüncü bölümde kaydedilen gelişmelerden sonra Türkiye’de şirketleri kuşatan makroekonomik istikrarın ne ölçüde ikame edilebildiği incelenirken. bir önceki bölümde ele alınan yükselen ve gerileyen sektörler incelemesi bağlamında bundan sonra girişimciliğin ne yönde kanalize olması gerektiği yolunda bazı ipuçları elde edilmeye çalışıldı. Birinci bölümünde girişimcilik üzerine temel kavram ve gözlemler. • Rekabetçi ekonomiye doğrudan yabancı sermaye katkısı: Gerek mevcut tasarruf-yatırım açığının finansmanı. gerekse yukarıda sözü edilen yenilikçilik ve verimlilik ekonomisi yoluyla yüksek katma değer elde edip yüksek kar marjlarıyla sermaye birikimini tesis etmek için Türkiye’nin muhakkak surette bir doğrudan yabancı sermaye girişine ihtiyacı vardır.kendecilere giderek daha yakın çalışmaktadır. Beşinci bölümde ekonomide yaşanmakta olan son yıllardaki sıkıntılar mercek altına alınarak dönüşüm sürecinin nerede ve neden zorlandığı ve bu meyanda yapılması gereken ikinci nesil reform çalışmaları ön plan çıkartıldı. • Girişimcilik üzerinde devletin sürekli müdahaleciliğinin ve bu meyanda diğer ekonomik politikaların derin etkileri olduğu anlaşılıyor. . • 2007 yılı sonu itibariyle. önemli bir girişimcilik unsuru olarak ekonomide makro ekonomik dengenin büyük ölçüde tesis edildiği görülmektedir. • Türkiye’nin küresel bütünleşme çağında karşılaştığı en büyük tehditlerin başında hala sağlam bir girişimci sınıfı oturtamamış olması gelmektedir. ekonomideki kurumsallaşma çalışmaları dikkate sunuldu. Ayrıntılı bir değerlendirme ve sonuç kısmının yer aldığı girişimcilik raporu. yedi bölümden oluşuyor. eski rakipler de yeni iş fırsatlarından istifade etmek için birbirine yakınlaşmaktadır. • Krize girişimci davranışları: Bütün bu beklentilere rağmen 2007 yılı ve sonrasında içeride ve dünyada ekonomilerde yanşamaktan olan süreçler fırsat kollamaktan ziyade muhafazakar stratejileri gerektirmektedir. • Fark oluşturarak cazibe merkezi olma: Bundan sonra doğrudan yabancı sermayenin “yeşil alan yatırımlarına” kaydırılabilmesi için dünya sistem içinde Türkiye’nin belirgin bir “fark oluşturma” kapasitesi ön plana çıkmaktadır. Altıncı bölümde. Yeni pazar eğilimlerini belirlemek ve ürün kalitesini artırmak için müşterilerle üreticiler yakınlaşırken. başarılan hususlar kadar aynı zamanda sürecin yan etkileri de irdelendi. Bu aşamada büyüme. temel reformlara değinilmekte. Bu bölümde ağırlık daha çok 2001 krizi sonrasında kaydedilen gelişmelere verilmekte. ikinci bölümde Türkiye’de girişimciliğin gelişimi üçüncü bölümde ise Türkiye’de girişimciliği yok ettiği düşünülen genel ekonomik ortamın değişimi ele alındı.

Şöyle ki. Günümüzde rekabet gücünün bileşenlerinde meydana gelen büyük değişim. (ii) sahip olduğu yeraltı ve yerüstü tabii kaynaklar ve (iii) ulusal tasarrufların düzeyinin belirlediği varsayılmakta idi. girişimcinin önemini emsalsiz bir şekilde artırmaktadır. Günümüzdeki gelişmeler bu unsurları yok saymamızı gerektirmese de önemlerinin azalmasına neden olmuştur.B. vaatlerini yerine getirememiş. içermiş olabileceği bir takım iyi niyetlere rağmen. dağıtımın ve bölüşümün ana mihveri olduğu sürece girişimci geleceğin de kahramanı olmaya devam edecektir. Çeşitli düzeylerde yönlendirilmiş ve denetlenmiş de olsa. Oysa günümüzde köprünün altından çok sular aktı. piyasa mekanizması üretimin. Bu yüzden J.GİRİŞ NEDEN BİR GİRİŞİMCİLİK RAPORU? İGİAD PERSPEKTİFİ P 12 13 1 REKABET GÜCÜNÜN BİLEŞENLERİ DEĞİŞİRKEN GİRİŞİMCİLİK Piyasa ekonomisinin tarihi aslında girişimcinin tarihidir. Nitekim merkezi planlama ve faşizm deneyimlerinde olduğu gibi bu gerçeği reddederek piyasa karşıtı birtakım karşı alternatifleri ikame etmeğe çalışan “piyasa dışı” modeller de denenmiştir. günümüzde esas olan bireysel girişimciliktir. Ancak bu modeller. Burada vurgu daha çok üretim eksenli idi. Say gibi bazı iktisatçılar “yeter ki üret. Zamana ve mekana göre bireyci ya da cemaatçi vurgu öne çıkmış olsa da. üretim paradigmasının küreselleşmesiyle uzmanlaşma . alıcısı çıkacaktır” (Say Yasası) demekte idi. Zira piyasanın taşıyıcı gücü girişimcidir. Daha önceleri bir ülkenin mukayeseli üstünlüklerini ve bunun beraberinde getirdiği rekabet gücünü (i) iş bölümü ve uzmanlaşma. tersine mal ve hizmet üretiminde kaynak israfına ve yüksek mübadele maliyetlerine sebep olup sonunda büyük bir hayal kırıklığı ile ortalıktan çekilmiştir.

girişimcinin önemini daha da artırmaktadır. piyasanın temel kurumları. Nitekim İslam Endülüs’ten Aceme. yeri geldiğinde “bu işleri piyasada pazarlık tayin eder” diyerek serbest piyasa modelini işaret ederken. Schumpeter’e göre girişimcinin fonksiyonu. devletle-piyasa arasındaki karşılıklı sinerji ortamı tesis edilmiştir. serbest ticaret ve rekabet sayesinde doğal kaynakların tahditleri ve nihayet dünyadaki fonların fazlalığı nedeniyle de ulusal tasarrufların eksikliğinin telafi edilebileceği bir dönem yaşanmaktadır. Neticede Adam Smith’in “görünmez eli” ile Schumper’ın “yaratıcı yıkıcılığının” baş aktörü girişimcidir. Ancak bundan daha da derinde olmak üzere Max Weber’le başlayan bir ekol. yenilikleri yakalama. Konuyla ilgili kalıcı katkılar sunan J. Doğu’daki diğer dini öğretilerin burada zikredilen “bir lokma bir hırka” anlayışını reddeden dünyevi boyutunun ağır basması nedeniyle. girişimciliğin ve kapitalist bir birikim modelinin kurulmasının önündeki en büyük engelin bizatihi İslamiyet’teki Riba (faiz) yasağı olduğunu öne süren birçok çalışma vardır. öngörülebilir ve planlanabilir bir alana çevirmiştir. bir yandan da sürekli denetim mekanizmasını çalıştırarak piyasanın piyasa güçlerine bırakılmayacak kadar önemli bir düzenleme alanı olduğunu da göstermiştir. Weber yaklaşımının merkezine Avrupa’nın tasarruf saikini vurgulayan Protestan Ahlâkı’na sahip olmasını öne çıkartmaktadır. Bu meyanda günümüzde girişimcilik kavramı daha çok risk alma. Selçuklular ticareti ve üretimi de kapsamak üzere Ahilik ve Lonca teşkilatları ile egemenlik coğrafyalarını girişimcilik için adil. Tarihte kaydedilen ve “şirket hukukunun temeli” olarak görülebilecek olan uygulamalarla (Mudaraba) daha sonradan Batıda ortaya çıkacak olan Commenda tipi ortaklığa örnek oluşturmuştur. . söz konusu kapitalist birikim rejiminin batı-dışı toplumlarda gerçekleşmeyecektir. bu da diğer faktörlerin yanı sıra. Vakıf Medeniyeti ile egemenlik coğrafyasının her köşesi mal ve hizmet akışının göreceli olarak canlı tutulduğu bir istikrar adasına döndürülmüş. Osmanlı bütün ticaret yollarını denetim altına almış. toplumsal organizasyonlara ve yönetişim kapasitesine kaymakta. diğer ayağında da risk alma kabiliyetine bağlı bu girişimcilik öğeleri vardır. Bu bağlamda günümüzde rekabette ağırlık teknoloji paradigmalarına. Weber’e göre. Denebilirki dünya tarihinde ilk küreselleşme deneyimi en zor devirde Müslüman tüccarlar sayesinde yaşanmıştır. helal ve alın terine dayalı rızkı elde etmek üzere arzın Müslümanların önüne amade kılındığından bahsetmektedir. yeni bir buluşla veya yeni bir mal üreterek ya da eski bir malı denenmemiş teknolojileri kullanarak yeni bir yöntemle üretmek suretiyle üretim sürecine yeni bir bakış açısı sağlamaktır. İslamiyet’in kaynağı olan Kur’an-ı Kerim. 2 GİRİŞİMCİLİĞİN BU TOPRAKLARDAKİ KARŞILIĞI İslam Peygamberinin bizatihi kendisi ve eşi bir girişimcidir. Müslüman toplumlarda sermaye birikiminin. Anadolu ve Asya’ya tüccarlar aracılığı ile taşınmıştır. fırsatları değerlendirme ve tüm bunların hayata geçirilme süreci olarak anlamlandırılmaya başlanmıştır. zaten tasarruf yatırım üzerinden bir sermaye birikimi rejimi olan kapitalist sanayileşmenin ancak Batı’da mümkün olduğunu iddia etmiştir. İslam dahil. İşte tam da burada karşımıza devletlerin ve toplumların bu imkânlardan yararlanabilme kapasiteleri çıkmaktadır. Peygamber. İşte kapitalizme atfedilen “yaratıcı yıkıcılık” teriminin bir ayağında rekabet. Selçuklu ve Osmanlılar döneminde de girişimciliğin yeni örnekleri sergilenmiştir.ve iş bölümü.

ortaklıklar ve sermaye birikimi gibi konulara farklı bakışlar olmuş. ortaklıklar ve sermaye birikimi süreçleri tayin etmesi mümkün ve esasen gereklidir. yerli değerleri harekete geçirerek farklı araç ve avadanlık içinde bir ülkenin veya medeniyet havzasının yeni girişimcilik. tabiatı ve gelecek nesli doğrudan tehdit eder hale geldiğini göstermektedir. Yazının başında piyasadan kopuk ve girişimciliği ihmal eden yapıların verimsizlik ve hayal kırıklıklarıyla ortalıktan çekildiği ifade edilmişti. “veren elin alan elden daha üstün olduğunu” söyleyerek emeği. bu da farklı iktisadî yapılara ve kalkınma düzeylerine yol açmıştır. insanı. tatminsiz insan. Bu raporda daha çok konunun sıcak veya nispeten konjonktür boyutu ele alınacak. bırakın verimsizliği. katmanlar derinleştikçe ise kaybolan değerlerin devamında izi daha belirgin olarak sürülebilecektir. tarih-dil-din gibi medeniyet değerleri ve nihayet coğrafya gibi faktörler başta gelmektedir. kuşatıcı olarak girişimciliği belirleyen unsurlar arasında siyasi ve iktisadî sistemin karakteri. bunu yaparken de şükretmeyi ve infak etmeyi öğreten bir dinin mensuplarının günümüz Türkiye’sindeki girişimcilik karnesi tarihteki gerçeklikten kopmuş durumdadır. Peygamberi tüccar olan. Yine tarihsel süreçlerde şirket hukuku. yukarıda bahsedilen eksen kaymasıyla daha yakından yüzleşmek niyetindedir. Bir başka ifadeyle. Öte yandan tek başına riba yasağının sermaye birikiminin önünü keseceği iddiası da anlamlı durmamaktadır. Girişimci de içinde bulunduğu sistemin ana unsurları tarafından şekillendirilmektedir. adeta sinekten yağ çıkartma operasyonuna döndürülen kârlılık arayışları vs. Buraya kadar ki vurgudan da açıkça anlaşılacağı üzere girişimciliğin içinde büyüyüp şekillendiği bir çok uzun vadeli unsurları vardır. ekonominin insan ve toplumdan çoktan koptuğunu. Sermaye birikimi rejiminin tek bir türü olduğu ve bunun böyle kalacağı iddiası bilimsel bir yaklaşımdan ziyade modern bir “mit” veya “inanç” olsa gerektir. gibi daha birçok alarm veren gösterge.Aradan geçen sürede Weber’in yanıldığını gösteren Asya’da birçok başarılı sanayileşme modelleri ortaya çıktığı gibi. 14 15 . alarm veren çevre. Bunların bir kısmı kişinin kendine bağlı olmakla beraber. pervasızca yüklenilen mahdut tabii kaynaklar. Keza faiz paranın fırsat maliyetini ölçen tek etkin ve adil bir araç olarak lanse etmekte tarih dışıdır. çevre ve girişimci noktasına gelmişken yeni bir soru daha sormanın sırasıdır: Bu yüzyılda ortaya çıkan alternatif birtakım açılımlar kaynak israfı ve verimsizliklere neden olurken. Doğu ise daha çok cemaatçi veya dayanışmacı girişimciliği ön plana çıkartmıştır. günümüzde hakim paradigma olan piyasa ekonomisinde benzer verimsizlikler ve israf başka boyutlarıyla müşahede ediliyor değil mi? Hem de fazlasıyla! Örneğin küresel ısınma. girişimciliği ve kazanmayı yücelten. Bize göre. “At sahibine göre kişner” diye bir atasözü vardır. 3 KAPİTALİST GİRİŞİMCİLİĞİN AŞIRILIKLARI VE İGİAD’IN ARAYIŞI İktisadî Girişim ve İş Ahlâkı Derneği (İGİAD) eldeki bu raporla başlayarak. Hazır söz sistem. Örneğin karmaşık birtakım tarihsel süreçler nedeniyle Batı Avrupa bireysel girişimciliği. Türkiye ve Malezya gibi örnekler de Weber’in aleyhine delil olarak belirginleşmektedir.

kendisini de kısa vadeli amansız bir kâr arayışına kilitleyen konumda olmayacaktır. o halde tarihe gömülmüş insanlık hikayelerinin semavi dinlerin temel kitaplarına da yansıyan kıssalarından birtakım dersler de çıkartmak gerekmektedir. yani değerler manzumesinde aranmalıdır. burada dile getirilen arayış şimdilik hayali bulunabilir. verimliliği kısa vadede her yolu mubah görerek karını azamileştirmek olarak tanımlanmaktadır. İnsanın ontolojik ve epistemolojik gen haritasının bilinçsizce ve biteviye tahrip edilmesi durumunda. toplum için yapılan bir uğraşıya dönecek. Her şeyden önce bu girişimci tipi. Başka bir ifadeyle Mubah olan her şeyi deneyecektir ancak her yolu mubah görmeyecektir. insanı eşyanın peşinden sürükleyen. Bununda önemli sonuçları olacaktır. Eğer antropoloji denen modern bilim dalının yegane görevi yerin alt katmanlarındaki kemikleri biriktirip. ahlâk dünyasından ve değerler manzumesinden bahsedilirken. öte yandan son tahlilde rızkını kovalarken kâr elde etmeyi de hedefleyen bir “kişilikten” bahsetmekteyiz. önceden sonu tanımlanmış materyalist ve lâdini bir çizgide devam etmediğini tarihten biliyoruz. insanı kendine. bu arayışını çok daha kuşatıcı olan toplumsal doku ve insanî öncelikler ve tabiatın dengeleriyle uyumlu hale getirmek zarureti duyacaktır. yani emeğine ve manevi değerlerine yabancılaştıran bir verimlilik anlayışı sürdürülebilir değildir. Burada şirketlerin içi. Tersine. tasnif edip müzelerde sergilemek değilse. Belli ki burada bir yandan girişimciliği şekillendiren medeniyet değerlerinden. insanlığı dibe doğru bir yarışın parçası haline getirmeyi şimdilik başarı hanesine kaydettirmiş olan kapitalizmin egemenlik alanının tam da ortasından geçerken. tüketim beygirine çeviren. çevre. Örneğin dini bütün bir girişimcinin neden atom bombasını icat etmediği sorusu kolay kolay kimsenin aklına gelmez. Hayalsiz yarın olmaz. Böylece iktisadî faaliyet toplum içinde. İnsanlığın tarihinin Hegelci bir diyalektikle. yani insan fıtratının direnç katsayısının yeterince zorlandığında buna neden olan düzenin kendi yok oluşunu (entropi) hazırladığını ve bunun enkazından yeni umutların filizlenebileceğini biliyoruz. Ancak burada suç bizatihi girişimcide değil. bunu yaptığı ölçüde de toplumun geleceğinde kendine yer bulacak olan. girişimciyi kuşatan sistem. bir girişimci tipolojisi ortaya çıkmış olacaktır. 4 TÜRKİYE’DE MEVCUT GİRİŞİMCİLİK PROFİLİ VE ÇALIŞMANIN KAPSAMI Girişim ve girişimci denildiğinde şirketler konunun merkezine yerleşmektedir. şirketleri çevreleyen dış alem ve bu iki alan arasında mekik dokuyan girişimci yer almakta- . Uyuşturucu ticaretinin tümüyle ortadan kaldırıldığı bir ortam için de kimse “neden bu sektörde girişimcilik eksik kalmıştır” demeyi aklından geçirmeyebilir. yaptığı iktisadî faaliyeti inanç ve değerler manzumesinin bir parçası haline getiren ve böylece zamanlar arası (intertemporal) tatmin fonksiyonunu azamileştiren bir işadamı. Ancak. Burada açıkçası yeni bir “iş ahlâkından” bahsedilmektedir. insanı yücelten ve önceleyen. Hatta dükkanına giren bir müşteriyi henüz siftah etmemiş komşu dükkana yönlendiren bir esnafın davranışı da kolaycı bir yaklaşımla “akıl dışılığa” hamledilemez.Tabii burada “verimlilik” denen kavramdan ne anlaşıldığı son derece önemli olmaktadır. Ayrıca burada kurgulanan ahlâkî olanın tarihte karşılığı vardır. Oysa uzun vadede insan ve tabiat arasındaki bağları yozlaştıran. O halde sürdürülebilir kalkınma ve barışçıl bir dünyanın tesis edilebilmesini ve insan-eşya-tabiat arasındaki ahengin korunmasını temin edecek tarzdaki bir girişimcinin iki temel prensibi olacaktır: bir yandan kâr ve karlılık ararken. Günümüzde neo-klasik iktisatın ve bunun arkasındaki ayak bağını bile görmeye engel olan “kısa vadeci” materyalist yaklaşım tarzı.

Şöyle ki en zengin ilk 300 kişi arasına Türkiye’den üç işadamı girebilirken. Yani bunlardan ikisi hizmet. Eldeki çalışmanın esas ilgi sahası. bu en zenginler listesine ancak 247. Bütün bu ve benzeri değişkeni kuşatmak üzere. en büyük 500 şirket arasında Koç Holding sıralamaya ancak 348. küresel rekabet ortamında rekabet ederek büyümeyi başarmış olan inşaat alanında yer almaktadır. En zengin birinci sıradaki kişi. sıradan dahil olmuştur. geldiğimiz aşamada Türkiye’de girişimcilik ortamının bir durum tespiti yapılmaya ve bir takım öneriler sunulmaya çalışılmaktadır. Bu meyanda günümüzün şikayet edilen modern paradigmasının içinde de olsa. Yenilikçilik. diğeri ise Türkiye’nin küresel ligde temsilini sağlamak potansiyeline sahip olan ve devletin kucağına sığınmak yerine. en zengin on işadamı listesine giren üç Hintli işadamının servetinin toplamı tam 130 milyar dolar etmektedir. en büyük ilk 300 şirket arasında tek Türk şirketi bile yoktur. Böyle bir ülkenin 35 adet milyarder çıkarmasını eleştirmek değil. Kişi başı geliri 9300 doları aşan Türkiye artık “üst orta gelir grubuna” dahil bir ülke konumundadır. Fortune dergisinin 2006 yılı verilerine göre. nesilden nesile başarıyla devredilen şirket sayısı gibi birçok gösterge tanımlamak mümkündür. 62. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in revize milli gelir rakamları. Bu çalışmada bir girişim veya teşebbüs olarak şirketlerin içi şimdilik ilgi sahamızın kısmen kenarında kalmaktadır. Günümüzde Türkiye’de girişimciliğin kalitesinin benzer ve önde giden birçok ülkenin gerisinde kaldığını gösteren birçok parametre vardır. Örneğin Amerikan finans çevrelerinin dergisi olarak bilinen “Forbes Magazine” tarafından 2008 yılında açıklanan dünyanın milyarderleri listesindeki 1142 kişi arasında Türkiye’den 35 kişi yer almıştır. Bir başka ifadeyle dünya klasmanında rüştünü ispatlamış bir adet bile şirket ve marka yok iken. patent başvurusu. Oysa Türkiye dünyanın en büyük 17. şirketleri çevreleyen dış alemdir. ilk 300 isim arasında Türkiye’den sadece üç isim yer alabilmetedir. ikinci 60 ve üçüncü sıradaki Bill Gates’in ise 58 milyar dolarlık bir servete sahip olduğu tahmin edilmektedir.dır. diğeri inşaat ve enerji. Nüfusu ise 70 milyondur. olayı sıkıntılı ve Türkiye’nin girişimcilik kalitesi açısından endişe verici hale sokan gerçek ise başkadır. bir ülkede sermaye birikiminin mevcut yapısı girişimciliğin kalitesini ve düzeyini çok yakından yansıtan bir veri olarak alınabilir. sıradan girerken. Bütün bunlara rağmen bu verilerden yola çıkarak hiç olmazsa geleceğin girişimcilik alanlarına yönelik bir işaret olabilir diye. rekabetçilik endeksindeki sıra. ekonomisi durumundadır. açılan ve kapanan şirket sayısı. yukarıda zikredilen üç girişimcinin hangi sektörlerde faaliyet gösterdiğine bakmak faydalı olabilir. 2007 yılı itibariyle Türkiye’nin milli gelirinin 650 milyar doları aştığını göstermektedir. 16 17 . 2006 yılında bu sayı 25 kadardı. Türkiye’den “milyar dolarlık servet sahibi” listesine giren işadamlarının toplam serveti 50 milyar doları bulmazken. dış ticaret dengesi. Bunlardan birincisi iletişim teknolojileri alanında. Zira Türkiye’de girişimciliği güdük bırakan temel kırılmanın meydana geldiği katman ve dolayısı ile ilk düzelmelerin olması gerektiği alan burasıdır. üçüncüsü ise daha çok finansal sektörde faaliyet göstermektedir. Türkiye’nin zenginleri. Türkiyeden üç zenginin libteye girebilmesi ülkemizdeki çarpıklığı işaret etmektedir. tam tersine daha çok ve her birinin daha zengin olmasını beklemek gerekirdi. Ancak yine de listeye girebilmek hasebiyle teselli bulurken. ihraç ve ithal mallarının katma değer açısından nitelik mukayesesi. ArGe harcaması ve bunun alt bileşenleri.

kar elde etmeye çalışan kişi olduğuna göre. Örneğin piyasa. Zira kârlılık sadece girişimcinin şahsi gayretlerinin sonunda başarılan bir olgu değildir. (v) ticaret kanunlarının girişimciliği. sağlık ve eğitim sektörlerini de kapsamak üzere kaliteli ve olabildiğince rekabetçi fiyatlardan hizmet veren alt yapı hizmetlerinin ikame edilmiş olması gerekmektedir. gelir. (ii) vergi yapısının üretimi ve istihdamı cezalandırıcı mahiyetten çıkartılması. • Yine elde edilen kârların tüketim odaklı kısa vadeli hedefler yerine. Gerçekten de girişimciliğin şartlarından birisi de işadamını kuşatan belirsizlik ortamının yok edilip. stratejik ve uzun vadeli sektörlerde yeniden yatırıma aktarılması için piyasa uyumlu destek ve denetim mekanizmasının birlikte devreye sokulması gerekmektedir. (i) emek piyasalarındaki katılıkların yok edilmesi. olması gerekenlerin başında gelmektedir. Acaba bütün bu gelişmeler bize Türkiye’de girişimcilik ortamının son yıllarda ne yönde geliştiğini göstermektedir? Acaba geçmişte kaçırılan sermaye birikimi şansının bundan sonra telafi edilmesi diye bir süreç başlamış mıdır? 5 GİRİŞİMCİLİĞİN VERİMLİ ÇEVRE ŞARTLARI Kalkınma literatüründe girişimciliği etkileyen birçok husustan bahsedilmektedir. bütçe ve cari açıktan oluşan iç ve dış açıkları- . öngörülebilirliğin artırılmasıdır. girişimciliği etkileyen hususları tespit ve tayin etmek çok zor olmasa gerektir. ortaklığı ve rekabeti destekler mahiyette olması. yapısal dönüşümün sağlanması ve makro ekonomik istikrarın temin edilmesi gerekmektedir. Bu meyanda üretim ekonomisinin önünü açmak üzere. sağlık ve ulaşım sektöründe mümkün olduğu kadar özel sektör devreye sokulurken. enerji. istihdam ve refah kaynağı olarak olabildiğince ülke içinde tutulması temel öncelik olmalıdır. kur ve faiz gibi temel risklerin yüksek ve öngörülemediği ortamda uzun vadeli bir girişimciliğin gelişmesi beklenemez. (vi) devletin piyasalardaki rekabeti bozacak şekilde kaynaklar ve piyasalar üzerinde baskı yapmasının önüne geçilmesi. bunun mümkün olmadığı durumlarda ise yine özel sektörle sinerji içerisinde olarak kamu sektörünün devreye girmesi gerekmektedir. • Ülkede üretilecek katma değerin olabildiğince yerli kaynaklarla finansmanı sağlanması suretiyle oluşturulan katma değerin zenginlik. • Kâr elde etmeyi mümkün kılan bir mimarinin ekonomiye hakim olması gerekmektedir. • Girişimciliğin geliştiği bütün ülkelerin ortak özelliği olarak makro ekonomik dengenin uzun yıllar boyunca korunmuş olduğu gerçeği not edilmelidir. Bu meyanda fiyat istikrarının sağlanmış olması.Bir başka olumlu gelişme de bir sene arayla zenginler listesine giren girişimci sayısının artmış olması. (iii) piyasa giriş çıkışların daha şeffaf ve serbest olması. • Mülkiyet hakları rejimini sağlam ve şeffaf olduğunu gösteren yasal ve kurumsal zemin. • Yapısal anlamda. Bunlardan pozitif dışsallığı yüksek olan ve kamusal mal mahiyetinde olan eğitim. Girişimci son tahlilde risk alıp. (vii) ulaşım. iletişim. • Kıt kaynakların ve girişimciliğin olabildiğince gerileyen verimsiz sektörlerden çıkarak yüksek katma değerli sektörlere yönelmesini temin etmek üzere verimlilik odaklı ve performans bağlantılı teşviklerin ihdas edilmesi önem kazanmaktadır. (iv) icra-iflas kanunlarının rekabeti engellemeyecek şekilde oluşturulması.

Oysa kalkınma tarihi bize içeride iş görenlerin sürekli fakir bırakıldığı bir ülkenin zenginleşme imkânının olmadığını göstermektedir. ülkenin toplam borç stokunun (özel artı kamu) ekonomide istikrarı bozmayacak seviyelere çekilmiş olması gerekmektedir. gelir ve refah olarak topluma dönüyor oluşunun garanti edilmesi gerekir. isterse küçük olsun. Bu anlamda artan ve gelişen girişimcilik faaliyetlerinin yüksek ihtidam. ülkenin değerleri ve kültürel atlası ile uyumlu yeni tasarruf araçlarınında yardımıyla yükseltilmesi gerekmektedir. • Girişimciliğin toplumsal bir zemine oturtulması da yapısal reformlar ve makro ekonomik istikrar unsurları gibi önemlidir. Benzer bir şekilde. emeğin ve toplumsal alanda mahrum kalan ve mağdur olan kesimlerin korunup kollanması. enflasyondan büyüme ve istihdam oluşturması yönünde bir beklentiye girilmemesi gereği. Ayrıca şirketler ister büyük. işgören-emekçi kesimin alım gücü reel bazda pek iyileşmemiş.nın istikrarı bozmayacak ve sürdürülebilir bir düzeyde tutulması. Bu da sosyal barışı zedeler mahiyetedir. Yine fonlama maliyetlerini ilgilendiren faiz oranlarının rekabetçi düzeylere çekilmiş olması son derece önemlidir. Nitekim 2001 krizi sonrasında yaşanan süreçte. Zira kısa vadeli hesaplar piyasalarda şaşılık oluşturmakta ve günümüzde ABD’de konut sektöründe yaşandığı üzere. Bunu temin etmek üzere dış alemdeki fon kaynaklarının tüketimi tetikleyecek şekilde değil de. mübadele ve değer biriktirme şeklinde tanımlanan klasik fonksiyonları ortadan kalkmaktadır. daha çok üretim ekonomisinin önünü açacak şekilde ülkeye çekilmesi ve elbette bundan daha da ideali olarak tasarruf oranlarının. önemli bir girişimcilik aracı olup. birçok durumda piyasaların. girişimciliği kökten etkileyen bir veri olarak kaydedilmelidir. sanayinin korunup kollanması ve rekabetçi üstünlük temin edilmesi için suni kur politikalarına yaslanılmamalı. Açıkçası burada. enflasyonist ortamda paranın satın alma. uzun vadede ulusal zenginliği erozyona uğratan verimsizliklere neden olmaktadır. 18 19 . Zira son tahlilde bir ülke iç piyasasının da katkısıyla gelişecektir. Günümüzde de birçok sorun nedeniyle gündeme geldiği üzere. 1980’lerden sonra Türkiye’nin artan oranlarda sığındığı bir uygulama olarak. bilhassa devalüasyonlar çıkış yolu olarak görülmemelidir. Bu meyanda piyasa aktörlerinin sergilediği kârlılık odaklı davranışların otomatik olarak daha adil bir gelir dağılımına ve daha yüksek bir istihdama dönüşmeyeceği hesaba katılmalıdır. 2007 yılı sonunda dahi reel ücretler 2001 seviyelerinin sadece birazcık üzerinde seyretmektedir. Türkiye’de şirketlerin %99’u küçük ve orta boy işletme (KOBİ) statüsündedir. böyle bir ortamda girişimcilik fidanlığı olarak bilinen KOBİ’lerde sermayenin korunması ve şirketlerin kalıcılığının sağlanması gereği önem kazanmaktadır. Fakir bırakılmış bir halktan oluşan iç piyasada katma değeri ve kar marjı yüksek mal ve hizmetler üreterek satma imkânı olmayacaktır. Bu meyanda kısa vadeli durgunluklara karşı piyasaları hareketlendirmenin bir gereği olarak takip edilecek genişleyici birtakım para politikalarının ötesinde. İmalat sanayi KOBİ’leri üzerine yapılan çalışmalar ise bunların da %90’ının 1-9 kişi çalıştırdığına işaret etmektedir. Türkiye’de verimlilik ve rekabet gücü artışı denildiğinde otomatik olarak akla ücretlerin bastırılması gelmektedir. Bilhassa uzun vadede enflasyon ile sürdürülebilir büyüme arasında ters orantılı bir ilişki olduğu unutulmamalıdır. Sağlam para. piyasa güçlerinden korunması ve kollanması gerekmektedir. emek yoğun sektörlerin verililiğinin artırılması suretiyle ayakta kalmasının temin edilmesi de hesaba katılmalıdır.

her yıl. bir önceki bölümde ele alınan yükselen ve gerileyen sektörler incelemesi bağlamında bundan sonra girişimciliğin ne yönde kanalize olması gerektiği yolunda bazı ipuçları elde edilmeye çalışılmaktadır. haberleşme. Aralık ayında bir araştırma yaparak İstanbul şartlarında iki çocuklu bir ailenin geçinebilmesi için gerekli olan ücreti tespit etmektedir. başarılan hususlar kadar aynı zamanda sürecin yan etkileri de irdelenmektedir.1 6 ÇALIŞMANIN BÖLÜMLERİ Eldeki çalışma yedi bölümden oluşmaktadır. bir ailenin. sebze ve meyve. ulaşım. ev eşyası ve temizlik harcamalarını içeren bir ortalama toplam gideri esas almaktadır. yakıt. ancak bir ahlâkî hassasiyet olarak üyelerini bağlamak üzere her yıl “Asgari Geçim Ücreti” (AGÜ) tespit etmektedir. çay/şeker/yağ). Bu bölümde ağırlık daha çok 2001 krizi sonrasında kaydedilen gelişmelere verilmekte. elektrik. gıda (kahvaltılık. Araştırma. mutfak tüpü. bir zorlama unsuru olarak değil.095 YTL olarak tespit etmiştir. Altıncı bölümde. eğitim. ilaç. . Bu felsefi duruşun bir gereği olarak İGİAD. ekonomide yaşanmakta olan son yıllardaki sıkıntılar mercek altına alınarak dönüşüm sürecinin nerede ve neden zorlandığı ve bu meyanda yapılması gereken ikinci nesil reform çalışmaları ön plan çıkartılmaktadır.Bu bağlamda toplumun ortak bir gemi olarak görülerek. kaydedilen gelişmelerden sonra Türkiye’de şirketleri kuşatan makroekonomik istikrarın ne ölçüde ikame edilebildiği incelenmekte. bakliyat. ikinci bölümde Türkiye’de girişimciliğin gelişimi üçüncü bölümde ise Türkiye’de girişimciliği yok ettiği düşünülen genel ekonomik ortamın değişimi ele alınmaktadır. adil bir bölüşümün. Örneğin İGİAD 2008 yılı için iki çocuklu bir ailenin. ekmek. Bunu tespit etmek üzere 2008 yılı için çeşitli sektörlerden iş görenlerle yapılan anket çalışması esas alınmıştır. 1 İGİAD bünyesinde faaliyet gösteren Asgarî Geçim Ücreti (AGÜ) tespit komisyonu. et ürünleri. temel reformlara değinilmekte ve ekonomideki kurumsallaşma çalışmaları dikkate sunulmaktadır. Birinci bölümünde girişimcilik üzerine temel kavram ve gözlemler. kira. Beşinci bölümde. Dördüncü bölümde. su. İstanbul’da asgarî olarak geçimini sağlayabilmesi için gerekli olan ücret seviyesini 1. Yedinci ve son bölümde ise bir girişimci fidanlığı olarak bilinen KOBİ’ler ele alınarak eldeki çalışma açısından bir durum tespiti yapılmaya ve bazı öneriler getirilmeye çalışılmaktadır. hakkaniyete dayalı bir işveren-işgören ortamının oluşturulması sosyal barış açısından son derece önemlidir. giyim.

deneyim ve finansman kaynaklarını kullanarak kuran kişidir. örgütsel ve ekonomik özelliğe sahip olan ekonomik birimlerdir. Öte yandan girişimci toplumun ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetleri.1 KAVRAMLAR VE TANIMLAR Girişim.1• GİRİŞİM VE GİRİŞİMCİLİK G 20 21 Günümüzde rekabet gücünün bileşenleri değişim sürecindedir. Şöyle ki. Günümüzdeki gelişmeler ise bu unsurların öneminin arka plana kaymasına neden olmaktadır. fırsatları değerlendirme ve tüm bunların hayata geçirilme süreci olarak anlamlandırıl- . Daha önceleri rekabet gücünü uzmanlaşma. teknoloji. araştırma. finansal. Bunlara ilaveten günümüzde girişimcilik kavramı daha çok risk alma. Bu bağlamda günümüzde rekabette ağırlık teknoloji paradigmalarına. Ancak burada karşımıza devletlerin ve toplumların bu imkânlardan yararlanabilme kapasiteleri çıkmaktadır. girişimcilerin ticari faaliyetlerini geliştirmek için kurdukları. toplumsal organizasyonlara ve yönetişim kapasitesine kaymaktadır. serbest ticaret ve rekabet sayesinde doğal kaynaklar ve nihayet dünyadaki kaynak fazlalığı nedeniyle de ulusal tasarrufların eksikliğinin telafi edilebileceği bir dönem yaşanmaktadır. örgütlenme ve koordinasyon süreçleriyle. üretim paradigmasının küreselleşmesiyle uzmanlaşma. doğal kaynaklar ve ulusal tasarruf düzeyinin belirlediği vurgusu ön planda idi. Buna göre girişimci emek. belirli bir yasal. yenilikleri yakalama. sermaye ve doğal kaynaklar olarak sayılan üretim faktörlerini en güncel teknik yöntem ve bilgilerle analiz edip bir araya getirerek mal veya hizmet üreten birey olarak ön plana çıkmaktadır. Böyle bir ortamda bir ülkedeki girişimcilik ortamının ve girişimciliğin kalitesi en büyük mukayeseli üstünlük alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. bilgi. 1. planlama.

ekonomik kaynakların düşük üretkenlik alanlarından yüksek alanlara aktarılma sürecinde baş aktördür. 1. Konuyla ilgili kalıcı katkılar sunan J. Bu değişim ve gelişmeyi kolaylaştıran anahtar yenilikçiliktir. Kişilik üzerinde duran yaklaşımlar girişimcinin sahip olduğu kişisel özellikleri ele almıştır. Klasik iktisat anlayışına göre bireysel çıkarların en üst seviyeye çıkarılması girişimciliği ateşleyen en önemli güdüdür. Yenilikçilik. yeni bir buluşla veya yeni bir mal üreterek ya da eski bir malı denenmemiş teknolojileri kullanarak yeni bir yöntemle üretmek suretiyle üretim sürecine yeni bir bakış açısı sağlamaktır.3 GİRİŞİMCİ BAŞARISINDA TEMEL UNSURLAR Girişimciliğin ortaya çıkmasına neden olan temel güdülerin neler olduğu konusunda eskiden beri sürüp gelen tartışmalar vardır. yaratıcı. diğer ayağında da risk alma kabiliyetine bağlı bu girişimcilik öğeleri vardır. İşte kapitalizme atfedilen “yaratıcı yıkıcılık” teriminin bir ayağında rekabet. Yani ekonomik fayda ve kar elde etme isteği girişimciliğin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. gelişmemiş ülkelerde. işletmeciliğin ve toplumun yapısında bir değişimi başlatır ve geliştirir. yayılması ve uygulamasını hızlandırır. risk almak ve denetim odağıdır. kaynaklara ulaşabilecek ilişkiler ağına sahip. iyi gözlemci. başarma ihtiyacı. Dolayısıyla girişimci ekonomik faaliyetlerin düzenlenmesinde. Üretim kaynaklarını yeni bir tarzda birleştirerek kullanılmayan üretim faktörlerinin kullanılmasını sağladığından girişimci. Sonuç olarak girişimcilik yeni düşüncelere ve yenilikle açık ve gelecekte olabilecek değişimleri öngörebilecek kapasitede kişilerin vizyonuyla şekillenir. hayal gücü yüksek. Bütün bu açılardan bakıldığında girişimcilik soysal fayda oluşturmanın temel alanı olarak öne çıkmaktadır. kararlı ve azimli. Yeni teknolojileri kullanan sektörlerde verimliliği artırır ve hızla büyüyen sektörler üzerinden ekonomik büyümeyi hızlandırır. Girişimciliğin ortaya çıkışıyla ilgili çevreyi öne çıkaran yaklaşımlar ise girişimcilerin ortaya çıkmasında pazar mekanizmaları ve devlet/hükümet politikalarının etkili olduğunu vurgulamıştır. Bu meyanda hem şirket açma süreci. Schumpeter’e göre girişimcinin fonksiyonu. hem pazar için yeni mal ve hizmetlerin geliştirilmesini sağlamakta. Gelişmiş ülkelerde pazar mekanizmaları girişimci sınıfın ortaya çıkışında etkili iken. çok yönlü düşünebilen. Girişimci belirsizlik altında karar alabilen. 1. hem de kurulacak yeni işletmelere yatırım ilgisini tetiklemektedir. bağımsız düşünebilen. Girişimcilik. Bu değişim büyümeyi ve üretimi artırır. güçlü sezgi sahibi. Girişimciliğin ortaya çıkışında kişilik ve çevre faktörlerinden hangisinin daha belirleyici olduğu da bir diğer tartışma alanıdır. kendine güvenen bir kişilik olarak şekillenmektedir. istihdam oluşturulmasında ve üretim faaliyetlerinde anahtar faktördür. Dolayısıyla yenilik yapmakla birlikte şirket kuruluşlarının bir girişimcilik göstergesi olarak kabul edilebileceği düşünülmektedir. . girişimciliğin gelişmesi hükümet politikalarının belirlediği ekonomik güdülere bağlıdır.maya başlanmıştır. hem de yenilikler yapma süreci girişimcilik kapsamına girmektedir. ikna gücüne sahip olan. esnek. Girişimci yeni düşüncelerin oluşturulması.2 GİRİŞİMCİLİĞİN EKONOMİK VE SOSYAL GELİŞMEYE KATKISI Girişimciliğin ekonomik gelişmede önemli bir faktör olduğu birçok araştırmada vurgulanan bir husustur. Girişimci kişilikle ilgili en çok araştırılan özellikler. Ayrıca yeni endüstrilerin doğmasına yol açar.

Bu yüzden kalıcı bir şekilde varlığını sürdüren makro ekonomik dengesizlik ortamında derinlemesine bir girişimcilik ortamının oluşması. şeffaf. böylece üretim sorununun çözülmesi ve sermaye birikiminin sağlanması imkânsızdır. yapılan girişimcilik ise “garantili” alanlara kayarak ki bu tür ortamların tipik özelliği lobicilik ve rantiyeciliktir. ta gözlenen mali. fiyat istikrarı. Kişiliğin girişimciliği etkileyen önemli bir faktör olduğu. girişimci fidanlığı olarak bilinen pek çok KOBİ’nin finansman güçlükleri yaşamasına neden olmaktadır. cezai ve bürokratik engellerin caydırıcı olmaktan çıkartılmış olmalısı gerekmektedir. c) Piyasaya giriş ve çıkış serbestisinin sağlanması: Piyasalar kadın. fırsatlara yönelmiş kişilerde büyüyen pazarları belirlemek ve yeni bir işi başlatmak niyeti oldukça baskındır. Bu meyanda bir ülkedeki siyasi ve iktisadî düzen kuralsız. kıt kaynakların tahsis edilmesinde ve gelir dağılımında sorunların olması. adil ve tarafsız bir hukukî ortam temin edilmiş olmalıdır. kural ve kaideleri ötelenmiş bir vahşi kapitalizme emanet edildiği ölçüde girişimcilik rasyonel akılla üstlenilecek bir sosyal ve iktisadî davranış olmaktan çıkacaktır. Bu meyanda girişimcinin kolaylıkla ulaşabileceği ve yeterince çeşitlendirilmiş. sürekliliği sağlanmış. Bu çalışmanın amacı. dengeli bir bütçe ve dış ödemeler dengesi. yüksek istihdam ve düşük issizlik ortamının tesis edilmesidir. Girişimci davranışlarını. e) Finansmana erişim kolaylığı: Finansmana erişim. o dönemdeki oyunun kuralları ve ekonomideki ödül yapısı büyük ölçüde belirlemiştir. d) Risk ve ödül arasında denge kurulması gereği: Yukarıda girişimciliğin belirsizlik içerdiği ve risk almayı zaruri kıldığı ifade edildi.Girişimciliği değişik açılardan inceleyen farklı yaklaşımların yanında bu mevcut yaklaşımlardan yola çıkarak bir senteze ulaşmaya çalışan incelemeler bulunmaktadır. belirsizliğin ve öngörülemezliğin yaygın oluşudur. etkin olmayan şirketlerin de piyasada zaman ve kaynak israfına nenen olacak şekilde varlığını sürdürmesi zarureti de ortadan kalkacaktır. Girişimciliğin kişiye ve çevreye bağlı unsurları olduğu yukarıda ifade edildi. neler bağlı olduğunu ve 2001 yılından beri Türkiye’de yaşanmakta olan değişimin sonucunda girişimcilik açısından nasıl bir ortamın oluştuğunu ortaya koymaktadır. girişimciliğin daha çok çevresel faktörler bağlamında nasıl geliştiğini. fakat risk sermayesi piyasasının gelişmemiş olması ve bankaların riskli krediler vermekten giderek daha fazla kaçınması. Makroekonomik dengesizlik. üretimde. Böylece karlılığın yüksek olduğu alanlara girişte engeller olmayacağı gibi. Dış çevre açısından ele alındığında. büyümenin olmazsa olmaz koşuludur. Bunun sonucu olarak. bir ülkede daha çok girişimci çıkartmak veya girişimciliği ön plana çıkartmak için aşağıdaki hususların önemli olduğu vurgulanabilir: a) Makroekonomik istikrar ve dengenin temini: Makro ekonomik ortamdan kasıt. artırılmalıdır. kaynakların az olduğu ortamlarda girişimci davranışları fırsatların belirlenmesi ve takibi biçimindedir. Buna rağmen risk almak. erkek herkse açık olmalı ve ayrımcılık yok edilmiş olmalıdır. kumar oynamak gibi bir anlama gelmemektedir. Örneğin. ancak kişiliğin diğer faktörlerle birlikte düşünüldüğünde girişimciliği anlamaya yardımcı olacağı belirtilmektedir. Ancak makroekonomik istikrara nazaran bu ikinci hususun öne çıkabileceği de görülmektedir. ucuz finansal kaynakların varlığı. iş ahlâkı geri plana itilmiş. b) Rekabet ve iyi yönetişim ortamının sağlanması: “İyi yönetişim” olarak tanımlanan mülkiyet hakları rejimi kurulmuş. 22 23 . adil bir gelir dağılımı. Getiri ihtimali kadar muhtemel risklerin belli olmadığı bir ortamda girişimcilik ölür.

Başarılı bir girişimcilik için kişisel faktörler • Üretim aşamasında, ürünün/hizmetin üretimiyle ilgili teknik bilgiler ve girişimle ilgili yasal mevzuat hakkında bilgi sahibi olması. • Çalışanlar ve yöneticiler arasında motivasyon sağlayabilecek yöneticilik yeteneklerine sahip olması, • Çalışanlarının eylemlerini girişimin ortak hedefine yönlendirebilmesi, bu hedefe ulaşmada ortaya çıkabilecek motivasyon sorunlarına çözüm bulabilmesi önemlidir. Zira girişimin başarısı, çalışanların girişimin amacını gerçekleştirecek yönde eylemlerde bulunmaları ile sağlanabilir. • Yine amaçlara ulaşmak için sistematik bir inceleme yaparak hedeflerin somut kriterlerle tanımlanmış ve sıralanmış olması bir hayli önemlidir. Keza iş süreci boyunca hangi aşamada bulunduğunu saptamak için, belirlenene hedeflerin neresinde olunduğu ve hangi ölçüde başarılı olunduğunun değerlendirmesinin sık sık yapmalısı da esastır. • Hedefler gerçeğe çevrilebilecek stratejileri üretebilmek amacıyla sürekli yaratıcı olmalı, alanındaki gelişmeleri sürekli takip etmelidir. • Ulaşması herkes için mümkün olmayan bilgi, fikir ve düşüncelere kolaylıkla ulaşabilmelidir. Bunun için bilgiye ulaşılabilecek insan ve kurumlarla gelişmiş bir iletişim ağına sahip olmalıdır. • Zamanı en verimli şekilde yönetmek için planlamalar yapmalıdır. • Sorumluluk alma yetisine ve risk alabilme cesaretine sahip olmalıdır. Riskleri paylaştırmak ve girişimin hedeflerini kolaylaştırması için başkalarını ikna edebilme özelliğine sahip olmalıdır. • Sürekli kendini geliştirme arzusunda olmalı, yeniliklere uzak kalmamalıdır. • Girişimcilik faaliyetlerinde temel amaç kar etmektir, fakat girişimci faaliyetlerinin zarar etme riskini de üstlenmelidir. Bu bağlamda girişimcilik sağlam bir risk alma becerisi olarak da tanımlanabilir. • Bir girişime başlamadan önce, geleceğe yönelik olarak yükselen ve gerileyen sektör analizlerinin yapılması, arz ve talebin ne yönde gelişeceğini belirlenmesi de önemlidir. • Girişimcinin hedeflediği gelir, işin sermaye yapısına bağlı olarak değişim gösterir.

f) Piyasa esnekliklerinin temini: Piyasalar yeterince esnek ve rekabetçi, bunların arasında etkin bir akışkanlık ve iletişimin sağlanmış olması gerekmektedir. g) Düzenleyici ortamın kalitesinin artırılması: İdari düzenlemelerin iyileştirilmesi yönünde gösterilen çabalara rağmen, Türkiye dahil olmak üzere bir çok ülkede işletmeler bürokrasinin işletme yönetimi açısından hala büyük bir engel teşkil ettiğine dikkat çekmektedirler.

h) Vergilendirmenin adil, basit, tabana yayılmış ver düşük olması: Makroekonomik ortamı bozuk olan ülkelerde işletmeler çareyi kayıt dışına kaçmakta bulmaktadırlar. Bu meyanda vergiler bilhassa ön plana çıkmaktadır. Kaliteli ve adil yönetişimi hayata geçirerek üretim ve ticaretten yani gelir üzerinden vergi toplama kapasitesini kaybeden devletlerde tarih boyunca vergi bir sömürü ve toplumun üretken gücünü iğdiş eden bir “salmaya” dönmektedir. Meşhur İslam Filozofu İbn-i Haldun’a göre buna mahal vermemek için klasik iktisatçıların daha sonra tespit edeceği gelir ve ikame etkisiyle, minimal devlet ilkelerini gündeme getirmektedir. Mukaddime adlı eserinde konuyla ilgili olarak devletin vergi oranlarını artırmakla vergi gelirlerini arttıramayacağını, çünkü vergi yükü artınca vatandaşların çalışma ve kazanma arzularının azalacağını ifade etmektedir. Vergiler artınca pazarlara kesat gelir, teşebbüs şevki kaybolur, en acısı da bu hal ümranın çözüldüğünü ve çökmekte olduğunu ilan eder. Bunun zararı ise hanedanlığa ait olur. Bu vaziyet devlet izmihlale uğrayana kadar devam eder. Haldun’un 1100 yıllarında ortaya koyduğu bu gerçeği 1980’li yıllarda ABD’de Ronald Reagan’a danışmanlık yapan Art Laffer savunmuş (Laffer Eğrisi) ve böylece “üretim ekonomisinin geliştirilmesi için vergi oranlarının düşürülmesi gerekir” tezini Başkan’a kabul ettirmiştir. i) Nitelikli işgücüne erişim: İşgücü piyasasındaki darboğazlar büyümeye engel olmaktadır. İşçilerin becerilerini artırmaya yönelik çabaların yoğunlaştırılması gerekmektedir. Böylece girişimciliğin önündeki en büyük engel olan emek-iş uyumsuzluğu da azaltılmış olacaktır. Bu hususun eksik kaldığı ülkelerde “işsizlik ve mesleksizlik” bir arada yaşanmaktadır. Buna göre şirketler nitelikli beşeri sermaye istihdamındaki açığı kapatamazken, var olan insanlar da kaliteli bir hayatı idame ettirecek kadar gelir getiren bir iş bulamamaktadır. j) Firmalar arası işbirliğinin tesisi: Büyük ve küçük ölçekli işletmeler arasındaki ittifaklar, yenilikçi ekonomide gerekli esnekliği ve daha büyük pazarları ele geçirmek için kritik ölçeği kazanmak bakımından giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Büyük ölçekli işletmeler yeni pazarlara, teknolojiye ve yeniliklere erişim sağlamakta, küçük ölçekli işletmeler ise finans, bilgi ve iletişim ağlarından daha kolay yararlanabilmektedir. k) Girişimcinin kapasitesinin artırılması: Girişimcinin yeterli zaman, azim, cesaret ve ikda kabiliyetine sahip olması gerekmektedir. Ancak bunun için de işletmelerin bilgiden ve uluslararası fırsatlardan yararlanmalarına yardımcı olmak gerekmektedir. Girişimcilerin iç pazarın sunduğu imkânlardan yararlanmaları ve acımasız rekabet koşullarına uyum sağlayabilmeleri için yenilikler yapmaya ve uluslararasılaşmaya teşvik edilmeleri gerekmektedir. Bunun için işletmelerin; bilgiye, eğitime ve birinci kalitede destek hizmetlerine erişimleri sağlanmalıdır.

1.4 GİRİŞİMCİLİK KÜLTÜRÜ VE ÇEŞİTLERİ
Ancak kişinin karakterine bağlı mahiyeti olmakla beraber, girişimciliğin öğrenilen ve tevarüs edilen son derece önemli bir boyutu daha vardır. Bu yüzden modern toplumlarda girişimciliğin bu boyutuna vurgu yapılması çok daha muteberdir. Girişimciliğin kültürle çok yakından ilişkisi vardır. Gerçekten de bazı kültürler girişimciliği, yani risk almayı, bireysel davranışları, kaybederek, tecrübelerden öğrenmeyi teşvik ederken, bazı kültürler istikrara çok fazla değer verip, düzeni değiştirecek, alışılmış kalıpların dışına çıkmayı tetikleyecek ortalama dışı davranışları hoş görmez ve bastırmak ister.

24

25

Bunu çözmek üzere Türkiye’de de nihayet başlatıldığı üzere, değişimin büyük bir devingenlikle devam ettiği günümüz şartlarında girişimcilik insanlara küçük yaşlarda öğretilmeli ve girişimci davranışlar teşvik edilmelidir. Bu meyanda ülkeler, eğitim-öğretim süreçlerini buna göre yapılandırmalı, kişilere risk ve sorumluluk almayı özendiren, merak unsurunu kamçılayan bir biçime kavuşturmalıdır. İlaveten girişimcilik kültürünün topluma yerleştirilebilmesi için, bireylere düşündüklerini uygulamaya koyabilmeleri için gerekli donanım ve finansmanın sağlanması gerekmektedir. Bu kültürün oluşabilmesi için eğitimciler, genel girişimci davranışlarının somut deneyimlerle kazandırılmasına gayret göstermelidir. Bu konuda özellikle üniversite yönetimleri ve akademik kadrolarına da önemli görevler düşmektedir. Kültürle de ilgili olmak üzere girişimciliğin farkı bileşenlerini bir araya getirmek ve çalışır kılmak mümkündür. Bu gözlem bizi aşağıdaki gibi girişimcilik tipleri konusunda düşünmeye itmektedir. Klasik iktisat girişim (şirket) üzerinde pek durmaz. Bunu “veri” olarak alır ve diğer sonuçlarıyla ilgilenir. Klasik iktisatçılar matematiksel modellerin açıklığına ve tutarlılığına odaklanırken bu modellerin gerçek dünyayı adil ve doğru olarak yansıtıp yansıtmadığı ile fazla ilgilenmemektedir. Aslında, kaynakların uygun dağılımı gibi durağan işlevsel problemler haricinde pek bir şeyle ilgilenmezler. Buna mukabil, Avusturya okuluna mensup Joseph Schumpeter, üretime teknik ve durağan bir işlem gibi değil sosyal ve dinamik bir olgu olarak yaklaşıp, merkezinde girişimcinin olduğu bir kurumsal yenilenme ve büyüme teorisi geliştirmiştir. Israel M. Kirzner ise iktisatçıların girişimsel bir teori geliştirmedeki başarısızlığını, ekonomik büyümenin motorunun merkezi planlama olduğu yönündeki kuvvetli inançlarına bağlamaktadır. Girişimcilik kavramı statik değil, kapitalizmle birlikte değişen dinamik bir kavram olup, süreç bireysel girişimcilikten müşterek girişimcilik yönünde gelişmiştir. 2008 yılındaki Dünya Ekonomik Forum’unun Davos’taki zirvesine de damgasını vurduğu üzere işbirlikçi yenilikçilik alanlarına olan ilgi tam da müşterek girişimciliğin yıldızının parladığını göstermektedir. Yeni iş fırsatlarının keşfi ve içselleştirilmesi, yani girişimcilik, pazar bilgisi ile teknik bilginin entegre edilmesi meselesidir. Bu mesele, kapitalizmin üç ana evresinde farklı aktörler tarafından gerçekleştirilmiştir. Bireysel kapitalizmde bireysel mal sahipleri yada ortaklar tarafından, kurumsal kapitalizm döneminde profesyonel yöneticiler tarafından, günümüzdeki ağ (network) kapitalizminde ise girişimsel ağlar tarafından müşterek olarak gerçekleştirilmektedir. Genel olarak ABD’deki serbest piyasa modelinin birinci türden bir kültürel ortamın ürünü olduğu ifade edilir. İkinci türe örnek olarak ise genel olarak doğu toplumları örnek verilmektedir. Ancak Japonya gibi önemli sanayileşme ve kalkınma örnekleri ile sonradan ortaya çıkan Asya’daki diğer kalkınma vak’aları bize girişimciliğin tek bir çeşidinin olmadığını, içinde bulunulan kültürel ortama uygun girişimcilik hikayelerinin geliştirilebileceğini göstermektedir. Müşterek (ortak) girişimcilik mevzusu ise daha çok bu ağ kapitalizminde ön plana çıkmaktadır. Burada bireysel kapitalizmin esnekliği ve kişiselliği ile kurumsal kapitalizmin profesyonel yönetim, kitlesel üretimin getirdiği kârlar ve finansman olanakları gibi avantajlar bir araya getirilmektedir. Bu gün çok sayıda büyük ve küçük şirketler gittikçe müşterek (ortak) bir girişime dönüşmektedirler. Açıkçası burada maksat; bu şirketlerin, iş fırsatlarının keşfedilmesi ve değerlendirilmesi için gerekli bilgilerin paylaşımındaki risk ve ödülleri paylaşmaktır. Örümcek ağına benzer bu yapı, işte bunun için gerekli olan iletişim, teşvikler ve ilişkileri sağlayan kurumların tamamıdır. Ortak girişimin üyeleri birbirleriyle direk iletişim kurarak, iş fırsatlarının keşif ve değerlendirilmesi için gerekli teknik bilgiyi ve pazar bilgisini çabucak birleştirirler. Girişimsel ağlar olarak tanımlanan bu yapılarda yatırımcılar, üreticiler, dağıtıcılar, perakendeciler ve müşteriler stratejik bir ittifakın içinde yer

Müşterek girişimcilik denildiğinde konsorsiyumların kurulması ve çeşitli düzeylerde ortaklıklara gidilmesi ilk akla gelendir. Bunu temin etmeden Japon işletmeciliği son derece isabetli örnekler sunmaktadır. Bu meyanda çalışanların çoğuna prim ve hisse seçenekleri (opsiyon) verilmekte. özellikle küreselleşmeden en çok etkilenen bilgisayar. 73-90. Zaten bu ittifaklar. 1. Greenwood Publishing Company. iletişim ve elektronik alet sanayinde görülmektedir. Collective Entrepreneurship in a Globalizing Economy. Keza internet perakendecileri dağıtıcılarla ittifak yapar. 1994 yılında 4358’e yükselmiştir. Bunlar. ortak yatırımların yapılması. ele edilecek ürünün pozitif dışsallığı ve/veya kamusal mal mahiyeti arttıkça bu tür sektörlerde müşterek girişimciliğin mutlaka ön plana çıkartılması gereği vardır. Ancak bu teamülü göstermek için şu örnek yeterli olacaktır: Bilgi Teknolojileri (BT) sanayisinde tüm dünyada 1984 yılında 196 olan şirket ittifakı sayısı. Örneğim sabit maliyetlerin çok yüksek. Yeni pazar eğilimlerini belirlemek ve ürün kalitesini artırmak için müşterilerle üreticiler yakınlaşırken. Her şeyden önce her sektör bireysel yada müşterek girişimciliğe elverişli olmadığı gibi bunu gerektirmeyebilirdir. günümüzde firmalar. Bu sektörlerde ortak laboratuar kurulması. . Bilhassa toplam kalite yönetimin konusunda işletme içindeki müşterek girişimcilik ön plana çıkmaktadır.5 EKONOMİK KRİZ VE BÜYÜME ORTAMINDA GİRİŞİMCİLİK Temel olarak ekonomide üç sorunun hal yoluna konulmuş olması her hangi bir ekonomik sitemin başarısını göstermektedir. dağıtıcıları. doğrudan yönetimsel kontroller yerine sağlam bir kurumsal vizyonun önemi vurgulanmakta ve böylece her çalışan giderek bir girişimciye dönüşmektedir. Öte yandan gün geçtikçe daha çok firma kendisi ile tedarikçileri. Kurumsal ittifaklar aynı zamanda şirketlere yeni pazarlara ve özellikle yeni doğan piyasalara girişteki riskleri paylaşma imkânı verir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Karar alma yetkileri yüksek yönetimden işçi gruplarına kadar kaymaktadır. sahipleri ile yöneticileri ve yöneticiler ile işçileri birbirinden ayıran iç engelleri azaltmaktadır. Firma içinden başlamak gerekirse. Girişimlerin artması. dağıtım ve bölüşüm sorunlarının halledilmesidir. Yine bilgisayar ve haberleşme şirketleri cep telefonları gibi yeni ürünler geliştirmek için ittifaklar kurar. Bölüşüm konusunda ise piyasa normlarının yeterli neticeyi vermediği ve kamusal düzenlemelerin önemli olduğu bilinmektedir. ve- 26 27 1 Panos Mourdoukoutas.1 Müşterek girişimcilik denildiğinde konuyu kurum içi ve kurum dışında olmak üzere iki aşamada ele almak gerekmektedir. bazı sektörlerde ise bireysel girişimcilik öne çıkabilir. üretim ve etkin dağıtım sorunun biricik yolu gibi gözükmektedir. dağıtıcılara ve perakendecilere giderek daha yakın çalışmaktadır. Mesela araba şirketleri yeni arabalar tasarlamak. eski rakipler de yeni iş fırsatlarından istifade etmek için birbirine yakınlaşmaktadır. Bir diğer ifade ile bazı sektörlerde müşterek. geliştirmek ve üretmek için birçok tedarikçi şirket ile teknik ittifaklar oluşturur. ortak ürün geliştirilmesi son derece gerekli olmaktadır. 1999. üretim. müşterileri ve rakip firmaları ayıran dış bariyerleri de azaltmaktadır. Üreticiler ulaştırma zamanını ve depolama maliyetlerini azaltmak için tedarikçilere.almaktadır. kaynakların ekonomik verimliliği düşük alanlardan. Serbest girişimlerin ve bunun arkasındaki girişimcilik hikâyelerini artması.

• Artan girdi maliyetlerine bağlı olarak işletme giderlerinin artması. • Piyasadaki fiyat istikrarsızlığının beraberinde getirdiği mâlî kaynak sıkıntıları. başarılı bir kriz yönetim stratejisi oluşturarak kendisi için potansiyel tehlike sayılabilecek unsurlarla mücadele yöntemlerini belirlemeli ve bunları önceliklerine göre uygulamaya koymalıdır. • Devlete. Bu da girişimciyi maliyetlerini ve borçlarını karşılayamayacak duruma getirip. girişimine sigorta niteliğinde önlemler alması. Bu haliyle büyümenin kendisi de bir girişimcilik faaliyeti olarak düşünülebilir. yeni iş kollarının ve sektörlerin yaratılabilmesi için kullanılabilecek yeni kaynakları ve riskleri düşük bir ekonomik ortamı beraberinde getirdiği için girişimciliğin gelişmesinde en önemli unsurlardan biridir. Bunun için girişimci. girişimciye alacaklarını tahsil etmek yolunda ve ürettiği mal veya hizmeti pazarlayabilme konusunda çok önemli sıkıntılar yaşatmaktadır. Girişimcinin.rimliliği yüksek alanlara kaymasında en önemli faktörlerden biridir. • Türkiye gibi uzun süre yüksek enflasyonist bir ortamda yaşamaya alışan kişilerin düşük enflasyon ortamına geçişte karşılaşacağı davranış ve strateji problemleri. Ekonomik büyüme. Kriz dönemlerinde. Ekonomik kriz dönemleri. Ancak reklâm ve pazarlama gibi faaliyetlerde aşırı ölçüde kısıntıya gidilmesi anlayışı. tedbir almasını gerektiren başlıca hususlar şunlardır: • Çeşitli nedenlere bağlı olarak meydana gelecek ülkedeki ekonomik durgunluğa bağlı olarak nakit akışında meydana gelebilecek aksamalar. özel kuruluşlara ya da kişilere olan borçların karşılanması konusunda yaşanabilecek zorluklar. Öte yandan. • Girişimi olumsuz etkileyecek hukukî düzenlemeler ve mevzuat değişiklikleri. Girişimcilerin karşılaşabileceği risklerin azaltılması. kar etme potansiyellerinin artırılması sürdürülebilir bir büyüme ve kalkınma ile mümkündür. girişimciler için elverişli ekonomik ortamın oluşturulmasında önemli bir etkiye sahiptir. Girişimcilerin getirdiği yenilikçi ve yaratıcı düşünceler. buna bağlı olarak istihdam yaratılması. • Faaliyet gösterilen ülkeyi de etkilemesi muhtemel uluslararası ekonomik krizler. kriz dönemlerinde sektördeki rakip firmalara avantaj sağlayabilmektedir. bu dönemlerin atlatılmasında büyük önem taşımaktadır. Diğer yandan girişimcinin kriz dönemlerini göz önünde bulundurarak önceden kaynaklar ayırmak suretiyle. normal dönemlerin aksine girişimci risklerini yönetebilmek için maliyetlerini azaltma yoluna gitmelidir. . işletmeyi iflas etme tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilmektedir. ekonomik büyüme ile ülkelerin rekabet gücünün artması. ülke ekonomisinde yeni sektörlerin doğmasına sebep olarak ekonomik büyümenin lokomotifi olmaktadır.

Türkiye’de de girişimciliğin seyrinin devletin uyguladığı ekonomi politikalarından bağımsız olmadığı görülmektedir. 1980’den 1923’e kadar geriye gidip Cumhuriyet tarihine baktığımızda. Türkiye’de girişimciliğin tarihi girişimciler ve devlet arasındaki ilişkinin tarihiyle de yakından alakalıdır. ihracata dayalı bir liberal ekonomi anlayışıyla ekonomisini yönetmeye ve bu ideal doğrultusunda kurumlarını oluşturmaya çalışmıştır. 1980 yılından bu yana dışa açık. Ancak bu ilk defa denemiş bir model değildir. 1960-1980 “planlı ekonomi denemesi” ve de 1980’den günümüze dek “dışa açık liberal ekonomi”yi sayabiliriz. iktisat politikalarının devletçilikten liberalizme kadar çeşitli iktisadî modeller arasında gelip gittiği gözlemi yapılabilir. Türkiye’de de bu doğrultuda uzun yıllardan beri en azından kâğıt üzerinde karşılığı olan birçok çaba sarf edilmiştir. Bir başka ifadeyle. .2• TÜRKİYE’DE GİRİŞİMCİLİK G 28 29 • • • • 2. DÖNÜŞÜMÜ VE GÜNÜMÜZDEKİ DURUM Günümüzde derinleşen küresel rekabet ortamında girişimcilik faaliyetlerinin geliştirilmesi ve bu amaç için sağlanan teşvikler genel olarak her ülkenin ekonomi politikalarında baş sırada yer almaktadır.1 GELİŞİMİ. Girişimciliğin gelişimi bağlamında 1923’ten günümüze kadar öne çıkmış 5 ana dönemden söz etmek mümkündür: • 1923-1929 arasında “özel girişimciliğe teşvik”. Çalışmanın bu bölümünde önce çok kısaca 1920’li yıllardan beri günümüze kadarki dönemin girişimcilik açısından temel kilometre taşları tespit edilecek. ardından da kriz sonrasındaki gelişmeler ele alınacaktır. 1930-1946 arasında “devletçilik ve yansımaları”. 1946-1960 “liberal ekonomiye geçiş”. Türkiye’de girişimciliğin tarihine bakıldığında başka ülkelerde olduğu gibi. Türkiye.

2 İşadamı ve devlet arasındaki ilişkilerin incelenmesi için bkz. Egypt. Bu “işadamı tipi”. 1990. İstanbul: İletişim Yayınları. Kahire. Devlet ve İşadamları. 1989. Ayşe Buğra. gerektiğinde piyasaya doğrudan müdahale eden. olan da budur. içe kapanmaya ve rant kollama sürecine dönüşmesi beklenmelidir ki. İktisat literatüründe de neo-klasik iktisadın yerini. 1930-1946 döneminde ise 1929 yılındaki Büyük Buhran nedeniyle Türkiye’de de devletin piyasadaki rolü öne çıkmış.2 Öte yandan bu yıllardaki girişimciliğin kimler tarafından gerçekleştirildiğine bakıldığında devletin yüksek kademelerinde çalışan bürokratların bunu üstlendikleri görülmektedir. and Peru. Hatta dönemin hakim karakterine uygun olarak Türkiye’de de özel sektöre ve rekabetçi anlayışa zaman zaman hışımla yaklaşanların olduğu da görülmüştür. Revolution from Above: Military Bureaucrats and Development in Japan. Tabiatıyla bunların piyasa disiplini anlayışı. Conference on the Dynamics of States and Societies in the Middle East. 1923-1929 arasında uygulanan politikalarda milli bir burjuvazi inşa etmek ve sermaye birikimini bu yolla temin etmek üzere genel olarak özel girişimciliği ön plan çıkartan oluşumlara yer verilmiştir. istikrarı ve statükoyu yüceltmektedir. 4. Schumpeter’in bahsettiği “yaratıcı yıkıcılıktan” (creative destruction) çok uzak olup. Zira bu anlayışın temelinde de takip edilen sanayi politikalarıyla ulusal unsurlardan oluşmuş bir girişimci burjuva sınıfı oluşturmaktı. İtalya ve Japonya bu yolun sonunda faşizme. müdahaleciliğin teorik gerekçesini açılayan Keynezyen iktisat almıştır.2. Keza Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki ekonomi politikalarının vurgusu da özel girişimciliği teşvik etmeye yönelik olmuş. Rusya ise Beş yıllık Sanayi Politikalarıyla iyice merkeziyetçiliğe kaymıştır. “Political Sources of Uncertanity in Business Life”. izlenen katı devletçi anlayış sıklıkla kamu müdahalesini öngören bir ekonomi anlayışını ortaya çıkarmıştır.2 DEVLET ELİYLE GİRİŞİMCİLİK TECRÜBESİ: 1923-1980 Kısaca bu dönemlerin genel özelliklerinden bahsetmek gerekirse. Turkey. 35-51. Aslında 1923-1929 döneminde oluşturulan politikalar. Çankaya. İçerisinde yetiştikleri kültür. Ziya Gökalp’in öncülüğünü yaptığı Durkhaim’ci bir cemaatçiliği esas alıyordu. Ankara: Pozitif Yayınları. fiyatlar üzerinde kontrol sağlayan bir role bürünmüştür. New Jersey: Transaction Boks. Ancak Buğra’nın da çok iyi ortaya koyduğu gibi. “The Turkish Company as a Social Institution”.3 Kuşkusuz bu yaklaşım ilişkilere de yansımıştır. ulaşım. Bölüm. bu gerilimlerin bizi özel sektörün devletin müdahalesinin varlığına karşı olduğu düşüncesine götürmesi hatalı olacaktır. büyük ölçüde üretimi gerçekleştiren. Ayşe Buğra. 3 Falih Rıfkı Atay.1 Nitekim 1913’te yerli üretimi arttırmaya yönelik konulmuş olan Teşvik-i Sanayii Kanunu’nun 1927’ye kadar yürürlükte kalması da bunu göstermektedir. 1995. Bu yıllarda “devletçilik” anlayışı çerçevesinde devlet. . Almanya. Değişimin önüne durağanlığı koyan bu zihni kurgunun zaman içinde atalete. Zira dünyada bu dönem ABD’de Yeni Yaklaşım (New Deal) ile müdahalecilik yönünde kendini gösterirken. 1908-1918 dönemi arasında Osmanlı Devleti’nin ekonomi politikalarında belirleyici rol oynamış olan İttihat ve Terakki Fırkası’nın “girişimcilik” anlayışının devamı olarak görülebilir. 1923 yılındaki İzmir İktisat Kongresi’nde serbest piyasa koşullarının oluşumunu sağlayacak kurum ve mülkiyet rejiminin kurularak milli girişimcilere yönelik özendirici teşviklerin verilmesi üzerindeki ilkeler benimsenmiştir. fırsat kollama gibi hassaları gelişmiş değildi. Dolayısı ile Türkiye’nin ilk girişimcileri devletin içinden gelen bürokratlar olagelmiştir. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi ve İdari Bilimler Dergisi. 1978. O dönemde işadamlarının rahatsızlığı devletin müdahalesinden ziyade. Ayşe Buğra. bu müdahalelerin sınırının nerede 1 Ellen Kay Trimberger. girişimciliğin esası olan risk alma. bireysel girişimciliği değil. 2004. Öte yandan bu yaklaşımın dönemin dünyadaki hakim eğilimleriyle örtüştüğü görülmektedir. 4/1. bankacılık ve finans alanında etkin.

Örneğin 1950’de Sınai Kalkınma Bankası’nın kurulması. Dönemin başında liberal ekonomiye yönelik. enflasyon ve işsizlikle kendini gösteren ekonomik darboğazlar. Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi. 153 İlkay Sunar. rekabetin koşullarını geliştirebilecek uygulamalara gidilmekten ziyade onu sınırlandırmaya yönelik önlemler tartışılmış ve bu kararlar da büyük işadamları tarafından kabul ve destek görmüştür. askerî darbeler ve derin siyasi istikrarsızlıklar iş dünyasının performansını düşürmüştür.. 1995. Sanayide rekabetin gereksiz ve soğuk olduğu görüşünden hareketle. Ancak bu müdahalelere rağmen özel sektörü geliştirmeye yönelik daha önceki dönemlere kıyasla çok daha önemli adımlar atılmıştır. Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) kurulması ve daha sonra da bu sürecin öncülüğünü üstlenmesiyle “planlama” uygulanmaya çalışılmıştır. Age. piyasa ve özel sektör yanlısı vaatler sunulmuşsa da (de jure). Bu süreç yine 1940’lı yılların sonuna doğru yerini daha olumlu ilişkilere bırakmıştır. gerçekte (de facto) karışık devlet müdahaleleriyle piyasayı daraltan ve bu müdahalelerde sürekli değişikliğe giderek iş dünyasını zor durumda bırakan bir ekonomi yönetimi anlayışı sergilenmiştir. hem de özel sektör ile devlet kademeleri arasında bilgi akışının verimli sağlanamamasından ötürü bu yıllarda da girişimcilik kalitesi beklenen yine güdük kalmıştır.başlayıp nerede bittiğine dair yaşadıkları belirsizlik ve endişeden kaynaklanmaktaydı. Hem planlamanın getirdiği bürokratik yükümlülüklerin karmaşıklığı.6 1960-1980 dönemi ise “planlı ekonomi denemesinin” yapıldığı yıllardır. 1995. 7 4 5 6 Buğra. Devlet ve İşadamları. yaşanan ideolojik kavgalar. Türkiye’nin Kıbrıs Çıkartması ve ardından gelen ekonomik ambargo gibi nedenlerle dış ödemeler dengesi. çok partili siyasi hayata. Sanayi politikasının temel omurgasını “İthal İkameciliğin” oluşturduğu bu dönemde.5 1930’ların ortalarından sonra ise ilişkilerde nispi bir düzelme olmuş ve 1939’da uygulanması öngörülmüş İkinci Kalkınma Planı’nda bu düzelmenin meyveleri alınmak istenmiştir. devletin özel sektöre yönelik bir stratejik planlamadan uzak durması ve sistematik olmaktan uzak müdahaleler rantiye faaliyetleri için uygun bir ortam oluşturmuş olmasıdır. ekonomide de serbest piyasa uygulamalarına geçiş anlamında kritik bir dönemdir. Böylece ideal ve verimli olabilecek bir girişimci profilinin ortaya çıkmadığı görülmektedir. Bu. Her ne kadar 1946 yılında başlamış olsa da. Ancak bu dönemde özel sektörü geliştirmeye yönelik uygulanan politikaların neticesinde “girişimci ruhundan” ziyade yine o bildik “(ihti)kâr ruhu” ortaya çıkmıştır. 1940’larda savaşın da etkisiyle.4 Dönemle ilgili bir başka önemli ayrıntı da. küçük sanayicilere yönelik olumsuz politikalarla ilgilidir. State and Society in the Politics of Turkey’s Development. daha önceki dönemlerde devletin ve özel sektörün ekonomideki koordinatlarıyla ilgili belirsizlikler devam etmiştir. . Ancak 70’li yıllarda popülist politikalar.Dünya Savaşı’nın patlak vermesi süreci kesintiye uğratmıştır. 1950-1960 arası. sağlanacak kredilerle özel sektörü geliştirmeyi hedeflemiştir. Göreceli olarak farklı olsa da. uygulamada yaşanan sıkıntılara rağmen girişimcilik tarihimizdeki önemli adımlardan biri olarak kabul edilebilir. petrol şokları. 150. 30 31 7 Buğra. özel sektörün içinden bazı kesimlerin ihtikardan faydalanıp vurgunculukla para kazanması ilişkileri yeniden gerginleştirmiştir. Bunun nedeni. Ancak 2. ekonomide görülen sıkıntılardan ötürü devletin müdahalesi artmış. 5-8. 1974.

Temel amaç. Bu meyanda TÜSİAD’ın varlık nedeni Türkiye’yi dışarı açmak. 1980’lerde devlet tarafından ihracat teşvikleri kuşkusuz o zamanlarda özel sektörü desteklemeye yönelik atılmış önemli adımlardandı. başarı ve performans kriterlerinin belirlenmesi ve bunların denetlenmesi. 9 .. Ar-Ge. bu örgütlenme ile iş dünyası hem kendi sınıf çıkarları korumayı. IMF’nin veya dış baskıların tesirinden ziyade ekonomik zaruretten kaynaklamıştır. desteklerin yanına muhakkak disiplinin de ilave edilmesi. istikrarın sağlanması. Finansal sermayenin önündeki engellerin kaldırılması. Özel sektöre yönelik geliştirici adımların başında dışa açılmayla beraber gelen ticaret serbestisi gelmektedir. The Nation. Bu süreç. State and Market: The Political Economy of Turkey in Comparative Perspective. Tersine. çöken kamu maliyesi nedeniyle harcama öncelikleri pozitif dışsallığı yüksek eğitim. İstanbul: Boğaziçi University Press. 2.9 Oysa Türkiye’nin kayıp on yılı olarak kayıtlara geçen 1990’larda her hangi açıdan ele alınırsa alınsın tam ortam adeta bir girişimcilik mezarlığı olarak tanımlanabilir. Dışa açılmanın getirdiği en önemli avantajlardan biri. iletişim. Bu dönemde sağlam bir girişimcilik için şart olan siyasi ve iktisadî istikrar kurulamadı. İkinci Baskı. kamu sektörünün kartopu gibi artan borçlanma gereğini yerine getirmek için özel sektör tasarrufları kamunun finansmanına yönlendirilirken. içeride rekabeti yoğunlaştırmak ve uzun vadede sağlıklı bir girişimcilik ortamı kurmaktan çok uzaktır. Bu ortamda tabiatıyla uzun vadeli değil şaşı bakan şirket yapılarının yükseldiği için Türkiye sermaye biriktiren ve dünya sitemine bir takım sektörlere markalaşarak ve yüksek katma değerle eklemlenme şansını tümüyle kaybetmiş oldu. Ziya Öniş. 1999. Özellikle yoğun siyasal çalkantıların yaşandığı böylesi bir dönemde. ülkenin doğrudan yabancı sermayeye açık hale getirilmesi. dış rekabetin disiplinine edici etkisini kullanarak yerli firmaları ihracatlarını artırmaya yöneltmekti. dışarıda ise korumacılığı öner çıkartan İthal İkameci modelde kaynak kapma ve devletim korumasına mazhar olma bağlamında daha örgütlü bir mücadele etmektir. Chalmers Johnsonh. ihracat temelli bir büyüme perspektifi çizilmesi gibi unsurlar. hem önceki dönemlerde toplum nezdinde bozulan meşruiyetini geliştirmeyi amaçlanmıştır. o günden bugüne Türkiye’nin ekonomi politikasını planlı ve ithal ikameci modelden dışa açık liberal ekonomiye doğrultmuştur. kısa vadeli kazanç ve tüketim alanlarının daraltılarak bunların yerine uzun vadeli davranışları motive eden ortamın ikame edilmiş olmasıdır. Bunun şattı ise belirsizliğin azaltılması. sağlık. dışa açık liberal bir ekonomiden beklenebilecek özelliklerdir. “Asya’da Ne Oldu?”. başarılı bir kamuoyu iletişimi.1971 yılında Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) kurulması. bu ülkelerde şirket davranışlarının uzun vadeli stratejik hedefler doğrultusunda şekillendirilebilmiş olmasıdır. içeride kaynak kullandırmaya dayalı. Ancak her ne kadar görünürde olumlu bir adım olsa da. Başarılı kalkınma örnekleri olarak bilinen ülkelerin özelliği.8 1980 askerî darbesinin ardından kurulan hükümetin piyasa ekonomisi yönelimi. uygulamada ve kurumsal işleyişte yaşanan sıkıntılardan ötürü bu teşvikler de yaygın bir rant kapısı haline dönmüştür. ithalat üzerindeki kotaların kaldırılması. ulaşım gibi temel sektörlerin aleyhine gelişti. “Inflation and Import-substituting Industrialization: An Interpretation of the Turkish Case”. 23 Şubat 1998. 31-43. girişimcilik tarihimizde öne çıkan durumlardan birisidir. daha sonra inceleneceği üzere. oldukça küçük kalan fon piyasaları üzerinde kurulan kamu baskısı nedeniyle özel sektör yatırımları dışlandı ve girişimci davranışları kısa vade8 Dönemin karakterini anlamak üzere bkz.3 1980’LERDE İLKESİZ LİBERALİZMİN ALTIN ÇAĞI VE GİRİŞİMCİLİĞİN ÇÖKÜŞÜ 1980 başında 24 Ocak Kararlarıyla başlayan süreç ise geçmişten bir kopuşu da ifade etmek üzere yeni bir döneme işaret etmektedir.

özellikle küçük ve orta ölçekli şirketlerin piyasada hayat bulabileceği. Özellikle bu tercihlerin belirlenmesi süreci girişimcilik faaliyetlerinin yasal ve toplumsal çerçevesinin bulanıklaşmasına neden olmuştur. Örneğin. İstanbul: Ayrıntı Yayınları. Bu meyanda devlet kademelerinde belirlenen ekonomi politika tercihlerinin olması gerektiği gibi kurumsallaştırılamamış olması da dikkat çeken başka bir gözlemdir. girişimci ile siyasetçi ve sivil-askerî bürokrasi arasında tam bir yandaş kapitalizmi harekete geçirildi. 32 33 Bu bağlamda eleştirel bir bakış için bkz. Ayrıca sistsem üzerinde oluşturulan antidemokratik baskı mekanizmaları nedeniyle piyasa ekonomisinin kurumları çalıştırılmadığından. 2005. Düzen ve Kalkınma Sürecinde Türkiye: Kalkınma Sürecinde Devletin Rolü. İşadamı devletin rant dağıtan ideolojik-pragmatist yapısına. İstanbul: Doz Yayınları.10 Özel sektörü geliştirmeye yönelik atılan adımlar yeni rant kapıları yaratmaktan geri kalmamış ve politikaların arzulanan sonucu vermeyerek nihayet sistem 2001 yılında ekonomide ve siyasal alanda yönetme erkini ve meşruiyetini kaybetmiş bir şekilde iflas etmiştir. . ekonomiye olan yaklaşımın aşırı pragmatik oluşu temel sıkıntılar olarak belirginleşmektedir. Bunun anlamı kısır faiz ekonomisidir. Baskı. 1960 yılında kurulan DPT’nin bu amaca hizmet etmesi ve yatırım ortamındaki belirsizlikleri azaltması beklenirken tam tersine hükümetlerin elinde bir araca dönüşmüş ve işlerliğini tam olarak yerine getirememiştir. Paradigmanın İflâsı: Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş. Piyasa. 112. Ankara: Orion Yayınları. 1980’den bu yana Türkiye’nin liberal ekonomiyle olan teması pek parlak olmamıştır.11 2. Ahmet İnsel.4 TÜRKİYE UYGULAMASINDAN GİRİŞİMCİLİK DERSLERİ 1923–2001 arasında ortaya çıkan ve girişimciliğin sağlıklı ve verimli temeller üzerine oturtulmasını geciktiren ortamın bize öğrettiği bir takım dersler vardır. Türkiye’de iktisadî politika tercihlerinin belirli bir felsefeden yoksun oluşu ve adeta bir deneme tahtasına çevrilmesi.ci spekülatif rantiye hareketlerine teslim edildi. 1990’lı yıllar boyunca bütün şirketlerin yıllık karlarının % 70’lere varan kısmı düzenli olarak “faaliyet dışı gelirlerden” oluşmaya başladı. devlet ve iş dünyası arasında ortak bir kalkınma stratejisinin kurulması da yetersiz kalmıştır. Devlet ve Müdahale. Herşeyden önce ekonomi politikalarının girişimcilerin tavrını derinden belirlediği çıkartılacak ilk sonuçtur. yeni pazar imkanlarını hızlıca değerlendirebildiği en ideal ortam olduğu söylenebilir. sınırları ve bileşimi gibi alanlardaki belirsizliklerden rahatsızlık duymuştur. başkalarıyla açıkça rekabet edebileceği. Yatırım ve üretimin güdük kaldığı bu ortamda. Kısa vadeciliğin şaşılığı içindeki ayak bağını göremeyen şirketler küresel değişim sektirirken. rant kollayan karşı bir pozisyon alarak uyum sağlamış. 1997. sermaye biriktirme. 6. Fikret Başkaya. istihdam ve gelir oluşturulamadığı. Bu durum aynı yıllarda Güneydoğu Asya gibi ülkelerde de yoğun bir şekilde denenmiş olan planlı kalkınma ve bunun kurumlarından 10 11 Mustafa Acar. ilaveten kamunun tercih ettiği enflasyonist finansman politikaları nedeniyle de gelir dağılımı ağır bir şekilde bozuldu. 1996. yani devletin mülke. Girişimciliğin kalitesi açısından değerlendirildiğinde kuşkusuz piyasa koşullarının hakim olduğu bir ortamın. Ancak Türkiye’de bu ortamın kurumlarının doğru dürüst oluşturulması büyük oranda Şubat 2001 ekonomik krizinden sonrasına kalmış. stratejik planlamadan uzak olması. verimlilik ve katma değerli sektörlere yatırım yapma şansı kalmadı. demokrasiye yaptığı dozu kaçan müdahalelerinden ziyade bunun dışındaki uygulanan iktisat politikalarının zamanlaması.

12 Ziya Öniş. Türkiye’de iş ahlâkını çürüten bir mahiyet arz ettiği açıkça ortaya çıkmaktadır. “Rethinking the Taiwanese Developmental State”.13 Bu boşluklardan kaynaklanan pürüzler. Boğaziçi University Japan and Turkey Symposium. “The State Planning Organization Versus MITI”. Buğra.12 Kurumsallaşmadaki sıkıntının başka bir örneği 1980 sonrasında bulanabilir. 2004. Dolayısı ile devletin tercih ettiği duruşun.çok farklıdır. “iş başarısının herşeyden öte politik ve bürokratik karar süreçlerini etkilemekten geçtiği düşüncesiyle” bütünlük oluşturmuştur. İhracatı teşvik etmeye yönelik devlet tarafından atılan adımların doğru mekanizmalardan uzak olması ve sıklıkla değiştirilmesi. İstanbul. Ekonomi politikalarının içerisinde girişimciliğin hukukî temelinin oturmamışlığı da önemli bir sorun olmuştur. 177. bu teşviklerin üretime değil ranta zemin sağlamasına neden olmuş. 158 13 . 1992. 1982’ye kadar mülkiyetin hukukî temellerinin zayıf olması. iktidardaki hükümetlere aşırı güçler veren ve bu yüzden müdahale alanlarının sınırını belirginleştirmeyen hukukî düzenlemeler. politika uygulamasından kaynaklanan sorunların çözümü için hukukî yollara başvurulmaması girişimciliğin hukukî altyapısındaki önemli boşluklardır. Bu durumun işadamları tarafından içselleştirilmesi ve sorun çözümünde hukukî yollardan uzak mekanizmaları tercih etmeleri iş ahlâkı açısından olumsuz bir profil çizmelerinin bir diğer nedeni olmuştur. The China Quarterly. 91-114. Yongping Wu. hükümetin gerektiğinde hukukî çerçeveyi göz ardı edebilmeleri. kuşkusuz bu durum iş ahlâkı açısından değerlendirildiğinde girişimcilik profiline gölge düşürmüştür.

Ziya Öniş ve Barry Rubin (editörler) içinde yeniden basımı. uluslararası ortamın da bozulması neticesinde 2000 yılı Kasım ayı sonunda ekonomide mâlî bir kriz ortaya çıkmıştır. Merkez Bankası bir nevi Para Kurulu görevini üstlenmiştir. Bunlardan bir tanesinin 1999 yılı sonrasında uygulanan sabit kur çıpası olduğu konusunda yaygın bir kabul vardır. Bu süreçte sistem düzeyindeki şeffaflık ve denetim eksiklikleri de son derece derinleşmiş. cari işlemler açığı hızla büyümüş.1 Sıcak paranın adeta bir saldırı halini aldığı bir ortamda. 34 35 2 Ziya Öniş. “Domestic Politics Versus Global Dynamics: Towards a Political Economy of the 2000 and 2001 Financial Crises in Turkey”. Bir başka ifadeyle. 2004. ardından makro ekonomik istikrarın temin edilmesinde hangi aşamada olunduğu ortaya konulmaktadır. 2001 krizi sonrasında ne yönde geliştiği incelenmektedir. Turkey’s Economy in Crisis.3• TÜRKİYE EKONOMİSİNİN DÖNÜŞÜMÜ 2002-2007 B 1 Bu bölümde Türkiye’de girişimciliği derinden etkilemiş olan ve yukarıda tartışılan süreçlerin.2 Benimsenen modelin para politikası ayağını oluşturan kur çıpasının mimarisi şu şekilde idi: Sabit kur çıpası bir kur sepetine dayanıyordu. İstanbul: MÜSİAD Yayınları.1 ŞUBAT 2001 KRİZİ 2001 yılı ve sonrasındaki gelişmelere damgasını vuran ekonomik krizin doğrudan birtakım ekonomik gerekçeleri vardır. Doğu Asya Tecrübesi Işığında Türkiye-IMF İlişkileri. Ancak bu arada bağımsız para politikası gütme ve herhangi bir raydan çıkma ihtimaline karşı müdahale edebilme imkân ve esnekliği. finansal sektördeki zararlar ve ahlâkî zafiyetler büyük boyutlara ulaşmıştır. IMF ile imzalanan bu anlaşma gereği dondurulmuştur. 3. modelin öngörülerinin tersine bir şekilde TL aşırı değerlenmiş. Bkz. Bu çerçevede Merkez Bankası. . London: Frank Cass. İbrahim Öztürk. Bu sepetin Türk Lirasına göre 2000 yılı sonuna dek düzenli olarak yıllık yüzde 20 oranında değer kaybetmesi öngörülmüştür. 2003. Net İç Varlıklar (NİV) kısıtlamasına tabi tutulmuş ve buna göre sadece döviz girişi karşılığında likidite oluşturmak üzere görevlendirilmiştir. Turkish Studies. Bu sepet 1 ABD doları + 0.77 EURO bileşiminden oluşuyordu. 4/2. Burada önce ekonominin içinde bulunduğu yapısal süreç incelenmekte.

Bu iki reformdan sosyal güvenlik reformu yargı. 31-52. ardından da ortamın bozulmasına paralel olarak kur çapasını terk ederek zamanında makul bir devalüasyona gitmemiş olması önemli bir yanlışlık olmuştur.2 KRİZ ÖNCESİ VE SONRASINDA REFORM TAKVİMİ Geriye doğru bakıldığında alınan acil tedbirlere. Ayrıca piyasaların daha etkin ve verimli çalışmasını amaçlayan reform süreci de hızlanarak sürdürülmüştür. grup içi kredilendirme uygulamaları ve risk yönetim teknik ve denetimlerinin uygulanmamış olması gibi birçok sorundan bahsedilebilir. Bunları çok kısaca açmak gerekirse. Bunlardan sosyal güvenlik reformunun 2008 yılında uygulamaya girmesi için çalışmalar devam etmektedir. dışarıdan sağlanan mâlî kaynaklara ve kredibiliteye paralel olarak bu reformların 2002 yılı sonu itibariyle netice vermeye başladığı. Burada bankacılık sitemindeki açık pozisyonlar. London: Frank Cass. 2003. halktan sürekli gizlenen “devletin kayıt dışılığı” sorunu bu krizde ciddi bir şekilde karşımıza çıkmıştır.Bunun bir likidite krizimi mi. başta kamu bankaları olmak üzere bankacılık sektörünün içinde bulunduğu sağlıksız yapı krizin bir başka önemli nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Üçüncü olarak. Bu kayıt dışılık yerine göre “Susurluk Skandalı”. sistemin kur ayarlaması ile krize girmeden nispeten yumuşak bir geçişle yoluna devam etmesi mümkün olabilirdi. yoksa yapısal bir kriz mi olduğu çokça tartışılan konulardandır. bu ikisinin birlikte olduğudur. 1999 yılından beri zaten reformlar belli düzeyde yapılmakta olduğundan. Turkey’s Economy in Crisis. Bu bankaların görev zararlarının zamanında karşılanamaması sürecin arkasındaki en önemli olumsuzluk olmuştur. Oysa bu kanun. kamu yönetim reformu ise dönemin Cumhurbaşkanı tarafından engellenmiştir. Ziya Öniş ve Barry Rubin (editörler). 3. Yine sosyal güvenlik ve kamu yönetimi reformu henüz başarılamamıştır. Yine geciken vergi reformu ile Türk Ticaret Kanunu’nu reformunun 2008 yılında uygulamaya girmesi beklenmektedir. Buna rağmen sözkonusu süreç derinleşerek devam ederken Merkez Bankası (MB) kur modeline müdahale edebilse ve likidite sıkıntısının bu kadar derinleşmesini beklemeseydi. Kamu Sektörü Reformu Çerçeve Yasası devletin üniter yapısına dair Anayasa hükümleriyle çeliştiği gerekçesiyle Temmuz 2004 yılında Cumhurbaşkanınca veto edilmiştir. orta vadede ise ekonomik ve mâlî istikrarın kalıcılığı ile büyüme ve verimlilik artışının temin edilebilmesi için Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı adı altında yapısal reform süreci hızlandırılmıştır. Kriz sonrasında ise (Şubat 2001 krizinden sonra) ekonomik program bir nevi dalgalı kura geçiş yapılarak kaldığı yerden devam ettirilmiştir. reform sürecinin ana unsuru olarak tasarlanmıştı. Zira kanun özel3 Hakan Tunç. kısa vadede kamu açıklarının azaltılabilmesi. 2007 yılı sonu itibariyle de bu reform listesinde büyük mesafeler katedildiği görülmektedir. likidite yetersizliği. Gerçekten de MB’nin başlangıçta sürecin kötüleşmesini seyretmiş olması. mâlî yapılarının bozulmuş olması ve etkinsizlikleri bütün sistemde mübadele maliyetlerini artırmış ve sistemin etkin aracılık fonksiyonunu işlevsizleştirmiştir. Buna rağmen listede hala başarılamayan önemli başlıklar da vardır. yerine göre kamu bankalarında miktarı 20-30 milyar dolarlı bir aralıkta telaffuz edilen “görev zararı” olarak karşımıza çıkmıştır. “The Lost Gamble: The 2000 and 2001 Turkish Financial Crisis in Comparative Perspective”. . İkinci olarak. Örneğin tarım reformu daha başlangıçta olan bir süreçtir ve bunun uzun bir zaman alması gerektiği açıktır. Bu meyanda MB’nın IMF ile yapılan anlaşmalara olan anlaşılması imkânsız “sadakati” de oldukça ilginç bir deneyimdir.3 Bize göre doğrusu. batık kredi sorunu. Bu çerçevede. Bilindiği üzere Türkiye’nin kalkınmasında önemli katkıları bulunan kamu bankalarının Türk bankacılık sistemindeki payı o dönemde çok yüksek bir düzeyde seyrettiğinden.

borçlanma kaynaklarının çeşitlendirilmesi 3. idari yapıların rasyonel hale getirilmesini. tütün. THY. Bankacılık reformları • Kamu ve TMSF bankalarının yeniden yapılandırılması • Özel bankaların sermaye yapılarının güçlendirilmesi • Bankacılık mevzuatı ve denetiminin güçlendirilmesi 2. Tüpraş. 1• Dalgalı kura geçiş 2• Ekonomiyi güçlendirici yapısal reformların derinleştirilmesi 2.2. idarenin vatandaşlara karşı daha duyarlı ve şeffaf olmasını sağlamak amacını güdüyordu. Tekel gibi kamu şirketlerinin özelleştirilmesinin altyapısının oluşturulması • Şeker. vadelerin uzatılması.2. havayolları ve doğal gaz piyasalarının serbestleştirilmesi ve bu sektörlerdeki tekellerdeki kamu hisselerinin özelleştirilmesi • Elektrik üretim ve dağıtım tesislerinin özelleştirilmesi • Doğrudan yabancı yatırımları teşvik edici kalan tedbirlerin alınması 3• Makroekonomik istikrar politikaları 3. Kriz Sonrasındaki 2001 Yılı Reformları 3 Mayıs 2001 tarihinde IMF’ye sunulan Niyet Mektubu’nda tanımlanan reform programının dört ana unsuru ve bunların alt bileşenleri aşağıdaki gibi özetlenebilir. görev ve yetkilerin merkezi ve yerel idareler arasında yeniden bölüştürülmesini.likle. Maliye politikalarının daha da sıkılaştırılması • Harcama kısıcı ve vergi artırıcı tedbirlerle FDF’nın GSMH’nın yüzde 6.3.1. Özel sektörün rolünün artırılması • Türk Telekom.1. Malî şeffaflığı artırıcı düzenlemeler • Bütçe ve bütçe dışı fonların ortadan kaldırılması • Maliye hesapları konusunda meclisin denetiminin ve şeffaflığın güçlendirilmesi • Kamu İhale Kanunu • Yolsuzluğa karşı mücadele adımları 2. Bir süreç dahilinde enflasyon hedeflemesine geçilmesi • Herhangi bir kur hedefinin ortadan kaldırılması • Ara dönemde parasal büyüklüklerin hedeflenmesi 4• Enflasyon karşıtı politikalarla uyumlu gelir politikaları 36 37 . Erdemir.55’ine çekilmesi • Borç idaresinin merkezileştirilmesi.

bir bürokratik direnişi temsil ettiği rahatlıkla ifade edilebilir. halktan toplanan kaynakların nasıl kullanıldığının topluma izah edilebilmesi için şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerinin gereği olarak Sayıştay’ın bütçe denetimi konusundaki etkinliği artırılmıştır. Öte yandan. borç ve borçlanma limitleri. 3. makroekonomik dengeleri ve istikrar içinde sağlıklı bir büyüme sürecini tehdit eder hale gelmişti.Sosyal güvenlik reformunun belkemiğini oluşturan düzenlemeler de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Türkiye’de sosyal güvenlik açıkları 2005 yılından beri GSMH’nın %5’ini aşmış durumdadır. kamu (borç) yönetiminde şeffaflığın ve etkililiğin artırılmasını sağlamayı amaçlamıştır. kamu sektörüne dahil edilmiş ve devlet bankalarının görev zararları gibi devlet düzeyinde ki “kayıt dışı” mâlî işlemler daha şeffaf bir hale getirilmiştir. Son olarak 2006 yılı ve sonrası için üç yılık bütçe uygulaması. daha önce bütçe dışı olan fonlar. Merkezî bütçeyi temel mâlî araç haline getiren süreçte kamu hesaplarına ilişkin şeffaflık ve vergi idaresinin verimliliği öne çıkartılmıştır. Bilindiği üzere 2007 yılı nüfus sayımlarına göre Türkiye’nin nüfusu 70 milyonu biraz aşmış ve yaş ortalaması ise 28’in altına düşmüştür. Türkiye’nin önündeki bu demografik fırsat penceresine rağmen. Bu meyanda destekleme fiyat istikrar fonu gibi yarı bütçesel faaliyetlere ilişkin altmış bütçe dışı fonun sayısı beşe indirilmiştir. kat edilen mesafeyi de gösteren önemli bir aşama olmuştur. Bu şartlar altında Türkiye’nin yaş ortalamasının artmasıyla ülke ekonomisinin bu yükün altında kalması kaçınılmaz olacaktır. . krizden sonra derinleştirilerek BDDK’nın bağımsızlığı teyit edilmiş ve sorumlulukları genişletilmiştir. performansa dayalı bütçelendirme. katkıda bulunanların ise fazla olmuş olması gerektiğidir.2. Bu meyanda 1999 yılında yeni Bankacılık Kanununun kabulü ve 2000 yılında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)’nun tesis edilmesiyle başlayan süreç. Ayrıca.1 MalÎ RefoRMlaR Bilindiği üzere 2001 yılı öncesinde kamu harcamalarındaki verimsizlikler. Bu meyanda kamu ihaleleri.2. Kamu iç mâlî denetimine ilişkin yeni bir bütçe yönetim ve denetim kanunu 2005 yılı başında yürürlüğe girmiştir. Bunlar içinde Merkez Bankası özerkliğinin derinleştirilmesi ve sağlamlaştırılmış olması ile finansal piyasalara getirilen uluslar arası standartlara uygun yapı ve etkin denetimler başlıca kazanımlar olmuştur. sistemden yararlananların düşük. Oldukça bozulmuş olan kamu sektörü dengelerini düzene koymak amacını güden Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Kanunu. yıllık faaliyet raporları ve muhasebe denetim komisyonları kurulması gibi unsurları getirmiştir. devletin kayıt dışılığının da önüne geçilmeye çalışıldığı ifade edilebilir. acil durum planlaması. Bu meyanda yapılan reformlar özellikle stratejik planlama gerekleri. Yine yasal düzenlemelerde vatandaşların yerel hizmetlerin yerine getirilmesine gönüllü olarak katılımına imkân sağlayan hükümler de bulunmaktadır. Burada özel sektörde olduğu kadar.2 fİnansal RefoRMlaR Son altı yıl içinde bankacılık sektörünün düzenlenmesi ve denetlenmesinde de dikkate değer bir iyileşme kaydedilmiştir. Bu nedenle mâlî ve para piyasasına yönelik reformlar 2001 sonrasındaki reformların belkemiğini oluşturmuştur. 3. mâlî yönetim ve mâlî kontrole ilişkin mevzuatın uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi için kamu ihale kurumu ile borç ve risk yönetimi birimleri ihdas edilmiştir. Sosyal güvenlik sistemi açısından bunun anlamı. Böylece son iki yasanın engellenmesinde karşımıza çıkan zihniyetin.

Muhasebe standartlarına ilişkin olarak 2002 yılında çıkarılan düzenleme ile Türkiye, Uluslararası Muhasebecilik Standartları (IAS) ile uyumlu hale getirilmiştir. Muhasebe standartları, risk yönetimi, iç denetim, batık kredi karşılıkları, sermaye yeterlilik oranları, öz kaynakların ölçülmesi ve değerlendirilmesine ilişkin yönetmelikler uluslararası standartlara uydurulmuştur. Ayrıca, bankaların kurulması ve işletilmesine dair yönetmelikler değiştirilmiş ve finans sektöründe birleşme ve devralmalara yönelik teşvikler kabul edilmiştir. Yine Kasım 2000 tarihinde yürürlüğe giren kanun ile kamu bankalarının yeniden yapılandırılmaları ve özelleştirilmelerine imkân verecek hukukî alt yapı hazırlanmıştır. Yapılan düzenleme ile kamu bankaları sektördeki diğer bankalar gibi sadece Bankalar Kanunu ve Ticaret Kanunu hükümlerine tabi kılınarak disiplin altına alınmışlardır. Bu düzenlemede kamu bankalarına bedeli önceden karşılanmaksızın görevler verilemeyeceği hükmü getirilerek yeni görev zararlarının ortaya çıkmasının önüne geçilmiştir. Ancak geçmiş olumsuzlukların kapatılması amacıyla bu bankaların nakit ve tahvil verilmek suretiyle bugüne kadar oluşmuş bütün görev zararları tasfiye edilmiştir. Bankaların ödenmiş sermayeleri artırılarak sermaye yeterlilik oranları da mevzuata uygun düzeylere çıkartılmıştır. Fiili olarak bakıldığında bankaların sermaye yeterlilik oranlarının hem Türkiye hem de uluslararası standartların çok üzerinde gerçekleştiği ve kriz sonrasında genel olarak %20 ’nin üzerinde kaldığı görülmektedir. Bu durum, bir yandan bankaların maliyetlerini artırırken, 2007 yılı sonunda başlayan ve 2008 yılında derinleşme istidadı gösteren küresel ve içerideki risklere karşı Türk finans sisteminin güçlü kalmasını temin etmiştir.

a) İletişim sektörü: Ekonomik etkinliğin tam olarak sağlanamadığı alanlardan diğer ikisi de iletişim ve ulaşım sektörü alt yapısında ortaya çıkmıştır. Oysa yeni iş imkânlarının oluşturulmasında ve tüketiciye daha kaliteli ve ucuz iletişim ve ulaşım hizmetinin sunulmasında bu sektörün verimliliğin ve rekabetin artırılması esastır. İçerideki ekonomik etkinliği artıracak bu iki sektördeki reformlar sayesinde yabancı sermayenin hem bu sektöre hem de ekonominin diğer sektörlerine daha etkin olarak çekilebilmesi umulmuştur. Bunlardan iletişim sektöründe hem yabancı sermaye girişi gerçekleşmiş, hem de rekabet ortamı yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır. Ancak rekabet konusunda halen birtakım sıkıntılar devam etmektedir. Örneğin halen sabit telefon, kablolu televizyon ve internet altyapısı sektörlerinde özelleştirme sonrasında da Türk Telekom’un tekeli devam etmektedir. Yine sektörde numara taşınabilirliği sağlanabilmiş değildir. Sektörün tekelci bir yapı içerisinde olması tüketicilerin kaliteli ürüne ulaşamamasına ve var olan hizmetlerin dünya uygulamaları ile karşılaştırıldığında daha pahalıya mal olmasına neden olmaktadır. Buna rağmen bilhassa cep telefonu sektöründe hızlı bir özel sektör gelişimi görülmektedir. Esasen bu rekabetin diğer alt hizmetlerine de yaygınlaştırılması süreci başlamıştır. b) Ulaşım sektörü: Öte yandan ulaşım sektöründe deniz, demir ve hava yolu ulaşımına yönelik olarak bir atılım dönemi yaşanmıştır. Karayollarında “bölünmüş yol” olarak bilinen ayrılmış yol altyapısının tesisine yönelik olarak son yıllarda büyük atılımlar sağlanmıştır. Bilhassa Doğu Karadeniz Sahil yolu ile Güneydoğu Anadolu’nun ulaşım ağına yapılan ilave yatırımlar büyük önem taşımaktadır. En büyük sıkıntı kaynaklarından biri olan demiryolu taşımacılığında ise büyük bir dönüşümün alt yapısı hazırlanmış, demir-

3.2.3 alt Yapı RefoRMlaRı

38

39

yollarının modernizasyonu hızlandırılmış, hızlı tren seferi temel birkaç hatta başlama aşamasına kadar getirilmiştir. Demiryollarının özelleştirilmesiyle bu alanda yeni bir hareketliliğin yaşanması mümkün hale gelmiştir. Havacılık ulaşımında ise sektör başarıyla rekabete açılmış, öngörülen birçok performans kriteri zamanından önce aşılmıştır. Ulaşım ve haberleşme sektörüne yönelik alt yapı reformlar, düzenlemeleri ve özelleştirmeleri sonrasında sektörde büyük bir hareketlilik yaşanmış, son yıllarda Türkiye’de kaydedilen büyümenin en büyük kaynaklarından biri haline gelmiştir (Şekil-1, Tablo-2). Ulaşım ve haberleşeme sektörü, inşaat sektörüyle beraber, sanayi ve ticaret sektörlerinden sonra ekonominin yeni ve yükselen lokomotif iki sektörü haline gelmiştir. Şekil 1. Ekonomide Büyümenin Kaynakları
GSYİH Büyümesine Sektörel Bazda Katkı
( 1998 - 2007, yüzde puan )
8

6

Ulaştırma - Haberleşme Ticaret Sanayi Tarım

4

2

İnşaat Mali Kuruluşlar

0

2002

2003

2004

2005

2006

-4

Kaynak: TÜK, 2007 yılı 3. çeyrek itibarıyla

c) Enerji Sektörü: Aynı şekilde enerji sektörüne yönelik olarak da Türkiye ilk defa bir Enerji Strateji Belgesi’ne sahip olmuş buna göre bir yol haritası oluşturmuştur. Strateji belgesi Türkiye’nin enerji arz güvenliğine odaklanmaktadır. Bu meyanda iki amaç eşanlı olarak güdülmektedir. Birincisi yerli alternatif kaynakların piyasa ekonomisi mantığına göre tümüyle ortaya konulması, diğer ise enerji geçiş güzergahı olmak. Bunun bir gereği olarak sektöre yönelik çalışmalar alt yapının tahkim edilmesi ve piyasa ile uyumlu hale getirilerek etkinliğinin artırılması amacına yönelik olarak ele alınmaktadır. Piyasa şartlarına geçişin bir gereği olarak özelleştirme süreci başlamıştır. Burada esas kriter sürekli büyüyen ekonominin temel girdisi olarak Türkiye’nin enerji ihtiyacının kesintisiz ve ucuz temin edilebilmesidir. Petro-kimya sektörüyle başlayan enerji alanındaki özelleştirmelerin elektrik üretim ve dağıtımının devreye girmesiyle derinleştirilmesi hedeflenmektedir. Tüpraş’la devam eden sürecin Petkim’le derinleştirilmesine çalışılırken, Tüpraş’ın özelleştirilmesi sonrasında Türkiye’de petrokimya sektörüne yönelik büyük bir yatırım ilgisi oluşmuştur. Bunun 2008 yılı ve sonrasında sonuçlanması ve rekabetin derinleşmesi beklenmektedir. Enerji sektörünün özelleştirilmesi siyasi, stratejik ve toplumsal sonuçları olacak mahiyettedir. Sektörün özelleştirilmesi sürecinde belirlenen temel üç kriter vardır. Bunlar; mali, tecrübî ve teknik

2007

-2

yeterlilik kıstaslarıdır. Sektör Türkiye’de bu güne kadar kamu tekeli olarak sürdürüldüğünden, yerli şirketlerin bu kriterleri karşılama ihtimali yok denecek gibidir. Öte yandan halka dayalı yerli bir sermayenin de süreçte yer alması stratejik ve iktisadî bir zaruret olarak görülmelidir. Bunun için yerli şirketlerin kendi aralarında birleşmeleri, stratejik ortaklıklara gitmeleri ve/veya yabancılarla ortak konsorsiyumlara girişmeleri gerektiği ifade edilmeli, kamunun bu sürecin etkinlikle organize edilmesinde devreye girmiş olması gerekmektedir. Hükümet’in bu konuda yerli şirketleri böyle bir projeye etkinlikle hazırlama çabası içinde olduğu dikkat çekmektedir. Tablo 1. Türkiye, AB, ABD ve Japonya’da Genel Devlet Yatırımları (Kamu Sabit Sermaye Yatırımlarının GSYİH İçindeki Payı (Yüzde)
ÜLKELER AB - 15 Ort. AB - 25 Ort. Luksemburg Yunanistan İrlanda İspanya Portekiz Polanya ABD japonya Türkiye

2001
2,8 2,9 4,3 3,9 4,2 3,3 3,9 3,4 2,7 5,0 4,7

2002
2,8 3,1 4,8 3,7 4,2 3,5 3,5 3,4 2,8 4,8 4,6

2003
2,8 3,1 4,6 4,1 3,8 3,6 3,1 3,3 2,7 4,3 3,6

2004
2,7 3,0 4,4 4,2 3,6 3,4 3,0 3,4 2,6 3,9 3,1

2005
2,7 3,0 4,7 3,5 3,4 3,6 3,1 3,1 3,2 3,7 3,8

2006
2,7 3,1 4,7 3,1 3,7 3,6 2,9 4,0 3,3 3,5 3,9

Kaynak: DPT Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007-2013), 2007 Yılı Programı

Burada yapılması gereken ikinci bir uyarı daha vardır. Dünya Bankası ve IMF ile yapılan ve sektörün piyasa uyumu ve etkinliğini amaçlayan anlaşmalar ile Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu stratejik ihtiyaçların pek örtüşmediği değerlendirmesi yapılmaktadır. Örneğin Türkiye’de piyasayı bozduğu gerekçesiyle kamunun bu sektöre yönelik olarak büyük ve kalıcı yatırım yapmasının önü büyük ölçüde kapatılmıştır. Bunun gelişen süreç içinde rekabet ortamında piyasa şartlarında özel sektörce yapılması uygun görülmektedir. Nitekim ekonomik faaliyetlerin özel sektöre devredilmesi mantığının bir gereği ve sonucu olarak Türkiye’de kamunun GSMH içinde sabit sermaye yatırımlarına aktardığı kaynakların göreceli olarak azaldığı dikkat çekmektedir. Tablo-1’de, Türkiye’de kamu kesiminin AB ve ABD ile yapılan mukayesede sabit sermaye yatırımlarında sürekli kan kaybettiği gösterilmektedir. AB ve ABD’nin olgun ve oturmuş piyasa ekonomisi olduğu ve Türkiye’nin daha gelişme aşamasında olduğu dikkate alındığında Türkiye’nin sabit sermaye yatırımlarına ayırdığı kamu kaynaklarının bu ülkelerden çok daha ileri düzeyde olmuş olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

40

41

3 TARIM SEKTÖRÜNÜN DÖNÜŞÜMÜ Tarım sektöründeki düzenlemeler ile tarımsal verimlilik. kırsal kalkınma ve daha etkin bir destekleme politikasının temin edilmesi amaçlanmıştır. Toprağın bölünmesinin önüne geçilmesini hedefleyen Miras Hukuku’nun çıkartılmasıyla bu politika örtüşmüştür. Türkiye’nin Tarım Strateji Belgesi ve Kırsal Kalkınma Strateji Belgeleri. Bütün bu gelişmeler nedeni ile günümüzde destekleme kapsamına giren tarımsal üretimin yeniden düzenlenmesi gereği doğmuştur. Bilindiği üzere geçmişteki fiyat garantisi ile destekleme alımları.3. tarım sektörünün Türkiye’nin hedeflenen gelişme patikası doğrultusunda dönüşümünün önünün nasıl açılacağının birer yol haritası mahiyetindedir. Desteklemeler konusuna gelince. Bu nedenle 2008 yılından başlamak üzere tarımda doğrudan gelir desteğinden ürün bazlı desteklere geçilmiştir. Uygulamada ise “tarımsal toprağın büyüklüğünü” esas alan Doğrudan Gelir Desteği sistemi benimsenerek toprakların birleştirilmesi yoluyla tarımda ölçek ekonomilerinin yakalanması hedeflenmiştir. Bu süreç esasen devlerin genel olarak teşvikleri verimlilik ekse- . Bu belgelerde kuşkusuz AB’nin Ortak Tarım Politikaları ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’nün tarım müzakereleri süreci de gözetilmektedir. böylece kamuda mâlî disiplinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak desteğin sadece toprak sahiplerine verilmesi sonucunu beraberinde getiren bu uygulama ile üretici ile toprak sahibi birbirinden ayrıştırılmış. girdi ve kredi desteği uygulamaları temel amaçlara ulaşmayı temin edemediği gibi bu politikalar sonucunda kamu finansmanı üzerinde büyük bir mâlî yük ortaya çıkmıştır. toprakta üretim olsa da olmasa da toprak sahibi desteği alırken. Yıllara Göre Toplam Tarım Destekleri 6 5 4 Yıllara Göre Toplam Tarım Destekleri ( milyar ) 3 2 1 0 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 Kaynak: Tarım ve Köyişleri Bakanlığı (TKB). Temelde tarımsal üretimi piyasa koşullarına getirerek üretimin etkinliğini ve verimliliğini artırmayı hedefleyen son yıllardaki reformlar sayesinde tarımsal kesimin gelir düzeyinin artırılması ve kamu maliyesi üzerinde önemli bir yük oluşturan ve siyasi bir araç olarak görülen destekleme politikalarının sona ermesi. Şekil 2. burada tarım sektörünün makroekonomik dengeler üzerinde olumsuz etkilerini en aza indirmek suretiyle etkin olarak desteklenmesi amaçlanmaktadır. toprak üzerinde ekim yapanlar fakirleşme sürecine girmiştir.

0 17. GSMH içindeki payı ekonomini dönüşümüne paralel olarak gerilemiş ve 2006 ve 2007 yıllarında %10’un altına düşmüştür (Tablo-2). Türkiye’nin stratejik birtakım tarım ürünlerindeki açığının kapatılması da mümkün olabilecektir. Tarım sektörünün ürettiği katma değer yıllara göre artarken. 2007 yılı sonunda ise %26’ya kadar gerilemiştir.6 123. Cari fiyatlar Sabit. Zira böylece destek ürünü üretene ve ürünün verimliliğine bağlı hale gelmektedir. Tarım sektörünün dönüşümü bağlamında sektöre verilen kredilerde son yıllarda büyük artışlar meydana gelmiştir (Şekil-2).9 275.1 2001 121.9 125. Derinleşmekte olan küresel ısınma da dikkate alınarak Türkiye’de tarım sektörüne stratejik sektör değeri verildiği görülmektedir.nine oturma çabalarıyla da örtüşmektedir. 1987 fiyatları GSMH.5 15.4 107.3 Kaynak : TÜİK.1 15.2 575.0 116. istihdamın toplam istihdam içindeki payının ise %15’in altına düşmesi beklenmektedir.9 16.9 135.7 2002 32.7 486.1 2004 48. GSMH’nın payının ilk gelecek on yıl içinde GSMH payının %5’in. Aynı şekilde tarımdaki istihdamın toplam istihdam içindeki payı da 2006 yılı sonunda %28.9 176. Tablo 2.3 42 43 .4 145. 1987 fiyatları 17.3 2005 49.5 356.3 15.7 154. Ancak uygulamaların henüz bunu yansıtır bir kıvama taşınamadığı da dikkat çekmektedir.8 428. GSMH ve Tarım Sektörü Katma Değeri (Milyar YTL) 2000 Cari fiyatlar Sabit.6 2006 53.5 14.5 119. 2003 42. Bu yöntemin başarıyla uygulanması durumunda.1 15.

.

mâlî yapının ve genelde ekonominin eski model içinde kalınarak ve kendi imkânlarıyla düzeltilmesini imkânsız kılmaktaydı.1 Tersinden bakacak olursak.). Türkiye benzer bir şekilde 1970’li yılların sonunda derin bir mâlî iflasla karşılaşmış ve başarısız olan ithal ikameci politikaları ve buna dayalı sanayileşme stratejilerini büyük oranda terk etme sürecine girmiştir. 1999. Bunun için hem modelin değiştirilmesi gereği. East Asian Development: New Perspectives. bunu teminen kıt kaynakları en etkin bir şekilde ilgili sektör ve kullanım alanlarına tahsis edeYılmaz Akyüz (ed. hem de dış kaynak desteği had safhadaydı. 4. Türkiye’nin kalkınmışlığın temel göstergelerinde ve girişimcilik kalitesinde bilhassa 1990’lı yılları neredeyse tümüyle kaybetmesinin önemli bir nedenini de makroekonomik istikrarın kaybedilmesi olduğu bilinmektedir. 1-33.1 KRİZ SONRASI KALKINMADA MODEL TERCİHİ 2001 yılının başında yaşanan derin ekonomik kriz. üretim dağıtım ve bölüşüm gibi sorunların kastedildiği açıklanmıştı. Türkiye 1980 sonrasında uluslararası kuruluşların da desteğini alarak yoluna yeni bir model ile devam etmek zorunda kalmıştı. . London: Frank Cass. Yeni model serbest piyasaya dayalı dışa açık büyüme modeli idi. dış denge.TÜRKİYE MAKRO EKONOMİK İSTİKRARIN NERESİNDE? 4• D 44 45 1 Daha önce makro ekonomik istikrar ile başta fiyat istikrarının temin edilmesi ile istihdam. Bu bölümde. 2001 krizi sonrasında kaydedilen makro ekonomik göstergeler incelenecek ve bu alanda Türkiye’nin istikrarın neresinde olduğu tartışılacaktır. Herhangi bir ekonomik sistemin başarısı üretim sorununu ortadan kaldırmasına. Bilhassa Asya’da başarılı bir şekilde sanayileşen ülkelerin makro ekonomik istikrardan kalıcı olarak fedakârlık etmediği ve bunun üzerine ilave katkılar koydukları bilinmektedir.

sermaye piyasalarında. sıralamasında ve dozunda dengeyi tutturamadığı yolundaki kanaatler yaygındır. bilhassa özelleştirmede büyük zaman ve fırsat kayıpları yaşadığı. “New Explanations of the Economic Success of East Asia: Lessons for developing and Eastern European countries”. İstanbul: İletişim Yayınları. 4/4 1993. Bu zaruri tercih de dünyadaki yükselen eğilimlere uygun düşmüştür. 2004 .).1. Research Bulletin. Önce Japon kalkınması. “ Turgut Özal and his Economic Legacy: Turkish NeoLiberalism in Critical Perspective”. 40/4. London: Palgrave Macmillan. Merkez Bankasının otonomisinin sağlanması. bu kalkınma modellerinin başarıyla uygulandığı dünya sistemi 1980’lerle beraber zayıflamış. 3. soğuk savaşın bitmesiyle de 1990 sonrasında iyice ortalıktan çekilmiştir. yapılan düzenlemelerin de zamanlamasında.2 Bütün bunları en büyük etkinlikle sağlayacağı konusunda serbest piyasa vurgusu 1980 sonrasında öne çıkmıştır. Birikim. siyasal istikrarsızlıklar ve ideolojik kırılmalarla gelen veya bütün bunlara neden olan askerî darbeler. Adjustment and Sustainability.4 4. Bir başka ifadeyle başarı üretim. özelleştirmeler yoluyla devletin küçültülmesi ve iktisadî faaliyetin piyasa aktörlerine devredilmesi birinci gruptaki ihtiyaçlar manzumesine girer. World Bank. Buna rağmen. August-October. 1990. dağıtım ve bölüşüm sorunlarının halledilmesi demektir. Kore ve Tayvan başta olmak üzere Asya Kaplanları olarak bilenen diğer Asya ülkeleri yönlendirilmiş piyasa modelinin çeşitli bileşimlerini takip etmişlerdir. Aslında ampirik olarak bakıldığında. Türkiye’nin fiyat mekanizmasını oturtacak bu türden reformları ancak kısmen başardığı. 1997. The Political Economy of Turkey: Debt. Kalkınma tecrübesinin öğrettiği derslere bakılırsa.1 pİYasaYa UYUMlU RefoRMlaRın GeReğİ Ticari ve finansal serbestiyi getiren reformlar. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kaydedilen başarılı kalkınma örnekleri içerisinde. Policy”. CDS Research Report No. “The Making of the East Asia Miracle. Bunlar piyasaya giden ekonomik reformlar aracılığı ile fiyat mekanizmasının oturtulmuş olması. 5 Tosun Aricanli ve Dani Rodrik (Ed. Niels Hermes. Ancak. başarılı bir şekilde çalışan piyasa ekonomisi inşa etmek için üç temel unsur gerekmektedir. Tayvan gibi aşırı müdahaleciliğe en yakın duran ülkeler de dahil olmak üzere “yönlendirme” esas olmuştur. Öte yandan Türkiye de 1980 öncesinde kısmen Asya modellerine benzer modelleri takip etmiştir. uygulama zafiyetleri.bilmesine ve sonuçta ortaya çıkan ulusal katma değeri millet fertleri arasında eşitlikçi veya adaletle dağıtabilmiş olmasına bağlıdır. devletin harcamalarında ve ihalelerde etkin ve şeffaf denetimin sağlanmasını temin edecek kurumların oluşturulması ise etkin piyasa ekonomisinin gerekli kıldığı kurumsal düzenlemelere girmektedir. Türkiye’nin 1980–2001 yılları arasında bütün bunların çok azı2 3 4 Erinç Yeldan. Bir başka ifadeyle.5 4. Ziya Öniş. Dolayısı ile Türkiye’nin 1980 sonrasında yoluna “piyasa ekonomisi” paradigması çerçevesinde devam etmesi gerekmiştir. piyasa ekonomisinin çalışmasını temin edecek kurumların hızla inşa edilmesi ve piyasa kültürünün ikamesinden ibarettir. dünyada sistemin elverişli olduğu dönemi Türkiye değerlendirememiş ve gerekli kalkınmayı gerçekleştirme fırsatını kaçırmıştır. 2001. Türkiye’nin Kıbrıs gibi meselelerde Batı ülkeleri ile çatışmaya girmesi ve nihayet ardı ardına gelen 1970’lerdeki petrol şokları nedeniyle başarılı olamamıştır.1. Küreselleşme Sürecinde Türkiye Ekonomisi: Bölüşüm. Büyüme. ardından ise G. Middle Eastern Studies. 1980 sonrasında artarak etkili olan neo-liberal politikaların geçerli olmadığı görülmektedir.3 Bunlardan Japonya gibi saf piyasa modeline.2 pİYasa KURUMlaRının İKaMesİ Öte yandan rekabet kurumunun ihdas edilmesi ve çalıştırılması. June.

geç kaldığı. bunun nedenini kolaycı bir mantık ile küreselleşme gibi dışsal faktörlere indirgemek de zor gözükmektedir. Türkiye’deki bu aksamanın nedeni “piyasa ekonomisi” denen olgu olmadığı gibi. “Bir Ulusalcı Söylem Olarak 28 Şubat Süreci ve Sonuçları”. Bunun nedeni. 1999 ve 2001 yıllarındaki üç derin ekonomik kriz sonrasında AB ve IMF gibi dışsal tesirler altında hayata geçirildiği görülmektedir. reformlar netice vermemiş ve yaşanan krizler sıklaşıp derinleşmiştir. Reformlar ve kurumların çatısının çatılması başka ülkelerden öğrenilebilirken. dışa kapalı ideolojik katılık ve bunun beraberinde getirdiği zorunlu yandaşlar kapitalizmidir. .1. 4.nı yapabildiği.2 KRİZ SONRASINDA MAKRO EKONOMİK İSTİKRAR ARAYIŞI Bu başlık altında girişimciliğin temel koşullarından biri olan ve sağlıklı bir fiyat mekanizmasını mümkün kılan makro ekonomik istikrar arayışı alanındaki gelişmeler tartışılmaktadır. Tablo-4 ise göreceli olarak daha uzun vadeli seçilmiş bazı ekonomik göstergelerdeki gelişmeleri tespit etmektedir. tekamül eder. Tablo-3 Türkiye’nin 2003 sonrasındaki. Buna göre kültür zaman içinde o topluma has yerli muharriklerin harekete geçirilmesiyle. 6 46 47 İbrahim Öztürk. 28 Şubat: Post-modern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi.6 Bu yapı. İstanbul: Birey Yayınları. Türk devletine hakim olan dışlayıcı. değişim. aşırı yüksek reel faizler. kriz sonrasında gelen yoğun reform. kopmalar başlar. Ani devir dayımların olması durumunda toplumun bütün kesimlerinin buna ayak uydurması mümkün olmaz. kaybedenler artar ve neticede dönüşümün sağlıklı devamı tehlikeye girebilir. deneme yanılma ve yaparak öğrenme süreçlerinde elde edilecek uzun vadeli bir birikim ve dönüşüme işaret eder.3 pİYasa eKonoMİsİ ve aRKasındaKİ KültüR Son olarak piyasa kültürü politikaların netice vermesi ve kurumların çalışması için gerekli olan bireysel ve toplumsal zihniyete tekabül etmektedir. 2001 Krizi sonrasında yukarıda aktarılan üçlü sacayağının ilk iki ayağı büyük oranda ikame edilmişken. 4. Türkiye’nin 1980 sonrasında benimsediği dışa açılma tecrübesinde bu üç ayaktan ilk ikisi sürekli aksamış. Bütün bunların 1994. Bu aşamada karşımıza temelde piyasa ve küresel koşullarla uyum sağlama kapasitesi yüksek olan “girişimcilik” sorunu ve bunun geliştirilmesi sorunsalı çıkmaktadır. Uzun vadeli olarak bakıldığında 2001 yılı sonunda Türkiye’yi benzer ülkelere göre riskli ülke sınıfına sokan veriler şunlardı: Düşük büyüme hızı. literatürde “vahşi kapitalizm” olarak da bilinmekte ve piyasa ekonomisinin kurum ve kaidelerini pragmatist ve tutarsız bir şekilde istismar etmeye dayanmaktadır. 2006. Ayrıca toplumlar sıçramaz. dışa açılma ve rekabet nedeniyle Türk toplumunun bir şaşkınlık yaşadığı ve kültürel uyumsuzluk sergilediği görülmektedir. kültür ithal edilemez. kağıt üzerinde ihdas etmiş olsa da bunların fiiliyatta çalıştırılmadığı bilinmektedir. yüksek düzeyli kronik enflasyon ve sürdürülmesi imkânsız ve kontrolden çıkan bütçe açıkları. değişimi reddeden.

Bileşik) İç Borçlanmanın Reel Faizi (%) Faiz Harcamaları (Milyar YTL) Faiz Harc.9 26.1 301.7 4964 5. Faiz Gideri/Vergi Geliri (%) Faiz Harc.6 58. (2) yazarın tahmini. birikimli olarak da % 45’leri aşmıştır.7 116. Bu reformların neticesinde 2002 sonu itibariyle ekonomi tekrar büyüme sürecine girmiş. .39 (3)16.3 (2) 4 (2) -7. Bu yüksek veride sürekli düşmekte olan dolar kurunun %25 lere varan bir katkısı vardır.4 51 40.5 (2) -2.3 63 13.2 7.7 milyar YTL’ye kadar düşen GSMH.2 9.7’yi (Tablo-4). güçlü bir tek parti hükümeti iş başına gelmiştir.3 357. 2007 yılı sonunda ise 155 milyar YTL’yi aşacağı beklenmektedir (Tablo-2).2 33 8 2007 (1) 632 -(1) 430 (1)5850 (2) 4.9 31. Bu kazanımlara rağmen.2 2005 485.8 26.3 18.9 45.3 237. Ayrıca AB normları gereği Milli gelir hesaplama yöntemlerinde yapılacak değişikliklerin sonucunda milli gelir ve kişi başına düşen gelirin anlamlı ölçüde sıçraması beklenmektedir. Elde edilen siyasi istikrar.9 -7.4 -6.6 400 5600 6 -0. YTL) GSMH (Milyar Dolar) Kişi Başı Gelir (Dolar) Büyüme Oranı Bütçe Açığı /GSMH (%) FDF/GSMH (%) Cari açık/GSMH (%) Enflasyon (TÜFE.7 45.1 (2) 24.9 123.5 (3) 8.7 3383 5.8 7 8 Burada kur ve enflasyon etkisini dışarda bırakmak için GSMH rakamları sabit fiyatlarla ifade edilmektedir.5 4172 9.8 70 16.2.15 18.1 (2) 32 (2) 7. (3) Eylül 2007 itibariyle.9 58./Toplam Gelir (%) Faiz Harcaması/Toplam Harc.2 7.4 2006 575 145. krizin sorumlusu olarak görülen dönemin siyasal iradesi (Koalisyon hükümeti) 3 Kasım 2002 seçimleri sonucunda tasfiye edilmiş.2 8.32 25.1 135.7 -7./ GSMH (%) 356.4 2004 428. sağlanan büyük dış destek.5 -2 7. bütçe açıkları ve enflasyon hızla düşmeye başlamıştır.6 33.1 BüYüMe Yukarıda açıklanan kriz ortamında bir dizi reform yapılmış ve buna paralel olarak uluslararası kuruluşların da maddi desteği ile hızla krizden çıkış sürecine girilmiştir.1 -5.3 5.1 6. 2006 yılı sonunda 145 milyar YTL’yi aşmış.9 8.6 43 9. Yıl sonu) İç Borç Nominal Faizi(%.5 56.6 (1) hedef.7 Kişi başı gelir ise 2001 yılı sonunda gerilediği 2100 dolar civarından. 2007 yılı sonunda 5850 dolara kadar çıkmıştır.7 (2) 50 (2) 27.9 -11.7 7.2 -3. AB reformlarının oluşturduğu olumlu beklentilerin de etkisiyle ekonomik istikrar daha da pekişmiştir. Bu büyüme performansı sayesinde 2001 yılı sonunda sabit fiyatlarla (1987) 107. 2002 yılından beri kaydedilen büyüme ortalama olarak % 6. Temel Makroekonomik Göstergeler 2003 GSMH (Milyar YTL) GSMH (Sabit Fiyatlarlarla.4 45 11.Tablo 3.5 41.7 9.72 16.9 7. 4.

7 14.2 7. 2001 . Yatırım ve Tüketim Harcamaları (puan) Reel. % değişim.4 79.6 8.Tablo 4. burada büyümenin daha çok yatırımlara dayandığının not edilmesi gerekmektedir. 1990-2001 ve . Şekil 3.8 75. Yatırımların ve sanayinin büyüme oranı ile kapasite kullanım oranlarındaki artış. isterse kamu sektörü olsun. Ayrıca.Q3 14 6.3 120 80 40 26.2.8 3. Ekonomide Uzun Dönemli Eğilimler(%) 1990-2001 Enflasyon Büyüme Yatırım büyüme oranı Sanayi üretimi büyüme oranı Kapasite kullanım oranı Tarım dışı istihdam İhracat artış hızı (dolar) İhracat artış hızı (reel) 74 3 3.8 23.4 2002-2007.9 Özel Sektör 21.8 0 38.8 9. Bir ülkenin gelecekteki refah artışı verimliliğe dayalı sabit sermaye yatırımlarının uzun süre sürdürülebilmesine bağlıdır.2 BüYüMenİn KaYnaKlaRı Büyümenin kaynakları geleceğin refahı açısından son derece kritiktir.2 14. oluşturulan bu zenginliğin içeride kalabilmesi için de teknolojinin zaman içinde yerlileştirilmesi.1 3.8 Kamu Sektörü Yatırım Tüketim Kaynak: Merkez Bankası 48 49 a) Büyümede Üretim ve Yatırım Katkısı: İster özel.8 2.5 4. büyümenin borçla değil ulusal tasarruflarla gerçekleştirilmesi ve büyük oranda cari açık verilmemesi gerekmektedir. Çeyrek 160 149.2007 3.

Hem yatırım.9 8 6.6 milyar dolar) düzeyindeki özel kesim yatırımları.5 kat.6 7. Aynı dönemde tüketimdeki artış oranı reel bazda özel kesimde yüzde 39. Nitekim Şekil-6’da gösterildiği üzere.4 6 5. Şekil-4’ten görüldüğü üzere.3 6. Buna göre.6 2 2. Şekil-3’de gösterildiği üzere. hem de tüketim harcamalarında özel sektör ve kamu sektörü arasındaki büyük performans farkı da ayrıca dikkat çekmektedir. Örneğin 2002-2006 arasında özel sektörün sabit sermaye yatırımları makine. 2002 yılında 31.2 Toplam Büyümede Özel Sektör Katkısı . kamu yatırımları ise yüzde 27 oranında artış göstermiştir.2006 Ort. ancak genel olarak da üretim ve yatırım alanından çekilmiş ve kaynakları elden geldiği ölçüde piyasada özel kesimin kullanımına terk etmeye çalışmıştır. Şekil 4. sanayi üretim artışı yaklaşık 2 kat olmuş.3 milyar YTL ( 20. 2001-2007 arasında özel sektör yatırımları reel bazda % 150. kamu kesimi 2002 sonrasında bütün ağırlığını mâlî disiplini ikame ederek. 2001-2007 3. istikrarı ve girişimciliğin alt yapısını onarmaya hasrettiğinden.6 4 2. özellikle tüketim. 2003 . 2006 yılı sonunda 100 milyar YTL (67 milyar dolar)’ye yaklaşmıştır (Şekil-5).6 1993-2002 Ort. % değişim. Büyümede Özel ve Kamu Sektörü Katkısı (puan) (Reel.6).6 7. Oysa 2002 ve sonrasındaki büyüme hamlesinde ağırlık büyük oranda özel sektöre geçmiştir.2002-2007 arasında mukayeseli olarak Tablo-4’te verilmektedir. kapasite kullanım oranları da %75 bandından %80 bandına yaklaşmıştır.0 3. Çeyrek) 10 % 9. son yıllardaki süreçte tüketim harcamalarının yatırım harcamalarının bir hayli gerisinde kaldığı ve büyümenin yatırım eksenli olarak geliştiği burada yapılması gereken ilk gözlemdir. bina inşaatında yüzde 68 ve bu genel bazda da yüzde 154 oranında artış kaydetmiştir. Keza. aynı zamanda bu büyümede özel sektörün neredeyse hiçbir katkısı da yoktur.teçhizat sektöründe reel bazda yüzde 224.9 4. Kaynak: Hazine müsteşarlığı mi Nitekim özel kesimin sabit sermaye yatırım performansı 2002 yılından sonra hızla iyileşmiştir. Nitekim. kamuda ise yüzde 22 oranında kalmıştır. Bu üç değişkenden yatırım artış oranı yaklaşık 4. Türkiye’de son yıllarda sanayi üretimi ile büyüme arasında yakın ilişki vardır. 2003 2004 2005 2006 0 0. Türkiye’nin “kayıp on yılı” olan 1990’lı yıllarda büyüme sadece çok düşük değil (1993-2002 ortalama büyüme oranı % 2.9 4. Daha sonra inceleneceği üzere.

aynı zamanda büyümenin artan oranlarda verimlilik artışına dayandığını da göstermektedir.120 Şekil 5.3 80 74.3 27.7 45. MB. 1997 yılını baz alan çalışmada.Sanayi Üretimi İlişkisi 20 15 TAHMİN 10 5 0 -5 -10 GSYH Sanayi Üretimi 1992 1994 1996 1998 1998 2000 2002 2004 2006 2008 2010 -15 1990 Kaynak: TÜİK. Büyüme. b) Büyümede Verimlilik Katkısı: Uzun süreli olarak ve istikrar içinde sürdürülen kaliteli yatırımların zaman içinde uzun vadeli sürdürülebilir büyüme haddini ve verimliliği artırması beklenir.3 -20 2002 2003 2004 2005 2006 Kaynak: Hazine Müsteşarlığı Şekil 6.4 Milyar YTL Milyar $ Reel Artış Hızı 0 -5. Özel Kesim Sabit Sermaye Yatırımları 100 96. 2007 yılının üçüncü çeyreği itibariyle 168 düzeyine çıkmıştır.6 60 60. 2001 yılında 117 düzeyinde olan imalat sanayindeki verimlilik düzeyi.6 20.6 17.9 40 31.5 42.2 23.4 55.6 40. 50 51 . Şekil-7’de imalat sanayindeki verimlilik artışını ifade eden rakamlar.4 66.3 20 20.

Şekil 7. İmalat Sanayinde Verimlilik (%) ( Çalışan Saat Başına, yıllık ortalama, 1997 = 100 )
180 170 160 150 140 130 120 110 100
2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007

165,4 155,0 146,3 136,2 127,1 117,1

167,9

Kaynak: TÜİK

Şekil 8. Üretim Faktörlerinin Büyümeye Katkısı (Çalışılan Saat Başına, yıllık ortalama, 1997=100)
80 73,2

70

60 51,7

50

40

42

30 23,5 20

Sermaye
10 6,3 10 3,3
1990 - 2000 2001 - 2005

Emek TFV (Toplam Faktör Verimliliği)

Kaynak :DPT (*) Toplam Faktör Verimliliği

Tablo-5’de başlıca OECD ülkelerinde büyüme performansı ve buna üretim faktörlerinin yaptığı katkı gösterilmektedir. 1970-2003 arasındaki dönemde Türkiye’nin büyüme performansının diğer OECD ülkelerinin gerisine kalmadığı, hatta en önde gittiği görülmekle birlikte, Türkiye’nin kalkınma düzeyinin bu ülkelerin çok gerisinde olması ve nüfus artış hızı dikkate alındığında, aradaki farkı kapatabilmesi için atbaşı giden büyümenin istenen başarı kriterini yakalamaktan uzak olduğu ifade edilmelidir.

Tablo 5. Bazı OECD Ülkelerinde Büyümenin Kaynakları %
ÜLKELER ABD Kanada japonya Belçika Danimarka Finlandiya Fransa Almanya İtalya İsveç Türkiye

Dönem Aralığı
1970-2000 1970-2000 1970-2000 1970-2000 1970-2000 1970-2000 1970-2000 1992-2000 1980-2000 1979-2000 1972-2000 1972-2003

Milli Gelir Artışı
3,06 3,21 3,45 2,56 2,49 3,1 2,62 1,71 1,55 2,18 4,12 3,88

Sermaye Birikiminin Katkısı
33,8 30,4 62,2 36,8 23,5 30 44,7 52,7 55,4 29,9 69,2 68

İstihdamın Katkısı
40,5 49 12,2 5,8 14,4 0,4 -8 -15,9 9,5 4,9 19,5 17,9

Toplam Faktör Verimliliğinin Katkısı
25,1 18,7 26 57 61,7 69,3 63,2 64,2 35,3 63,5 11,3 14,1

Kaynak: Dr. Şeref SAYGILI, Cengiz CİHAN, Zafer Ali YAVAN, Sunum, “Eğitim ve Sürdürülebilir Büyüme”, 17 Haziran 2005, İstanbul.

Olaya şimdiki konumuz olan verimlilik açısından bakıldığında ise sorun daha da derinleşmektedir. Şöyle ki, sözkonusu dönemde Türkiye’nin büyümesi daha çok sermaye girişlerine bağlı kalırken, geleceğin zenginliği ve ekonominin artan rekabetçiliği açısından önemli olan Toplam Faktör Verimliliğinin (TFV) diğer ülkelerden açık ara geri kaldığı görülmektedir. Türkiye’nin bu meyanda 1990’lı yıllarda kaçırdığı fırsatları ortaya koymak üzere Şekil-8’deki verilere bakıldığında ise durum daha da netleşmektedir. 1990-2001 arasında 100 birimlik üretimde sermayenin payı 73,2; emeğin payı 23,5 iken, TFV’nin payı dramatik bir şekilde %3,3 ile yok mesabesine gerilemiştir. Tarihsel olarak TFV’deki bu büyük erozyonun ise 2001-2005 arasında sıçrama şeklinde arttığı görülmektedir. Başta sermaye olmak üzere emeğin çıktı içindeki payı hızla azalırken, bu azalmaların yerini TFV’nin aldığı ve 100 birimlik üretimdeki payının 42’ye çıktığı görülmektedir. TFV’nin gelişmiş AB ülkelerindeki düzeyi ise %70’ler mesabesindedir. Sonuç itibariyle gerek kısmi emek verimliliğinde, gerekse TFV kaydedilen bu gelişmelerden sonra, Türkiye’nin verimlilik göstergeleri AB ve ABD gibi gelişmiş sanayi ülkelerinin önüne geçmiştir (Şekil-9). Bu büyüme performansı Türkiye’yi dünyadaki en yüksek oranda büyüyen ülkeler grubuna sokmaktadır. Son yıllarda Türkiye’den daha yüksek büyüme kaydeden büyük ölçekli ülkeler sadece Çin ve Hindistan’dır. Türkiye bu atılımı ile sadece benzer diğer “yükselen piyasa ekonomileriyle” at başı bir yarışı sürdürmüş değil, OECD’nin Türkiye ile ilgili olarak yayınladığı Ekim 2006 değerlendirmesinde de tespit ettiği üzere, aynı zamanda AB ile arasındaki kalkınma açığını da ilk defa kapatma eğilimine girmiştir. Burada yapılması gereken ikinci temel gözlem, verimlilik artışına dayalı büyüme sürecinin sonunda Türkiye yakın tarihte ilk defa AB ve ABD’ye yakınsama sürecine girmiş olduğudur.

52

53

Şekil 9. Türkiye’nin Mukayeseli Verimlilik Performansı
Türkiye AB -10 ABD -1,4 -2,0 1,3 Genişleme Öncesi AB -15 AB -25 1,9 5,1

-3

-2

-1

0

1

2

3

4

5

6

Kaynak: TCMB.

İkinci olarak büyümenin kaynaklarına sektörler bazında bakmak gerekirse, yıllık bazdaki konjonktürle ilgili gelişmeler bir tarafa bırakıldığında, ekonomide hizmet sektörünün büyümede lokomotif görevi gördüğü, bunu sanayi sektörünün izlediği, 2005 yılının başından itibaren de inşaat sektörünün büyük bir atak yaparak devreye girdiği görülmektedir. Son yıllarda inşaat sektörü ile at başı giderek devreye giren diğer bir lokomotif sektör de haberleşme-ulaşım sektörüdür. Son olarak 2003 yılından beri göreceli bir kalkış sürecinde olan tarım sektörünün ise 2007 yılında ilk defa keskin bir daralma sürecine girdiği görülmektedir (Şekil-10). Bunda en büyük etki küresel ısınmadır. Şekil 10. Çeyrekler İtibariyle Büyüme Oranları ve Sektörlerin Katkısı (%)
Sektörlere Göre Katkı Puan ( % )

15

10

5

0
2002/1 2002/2 2002/3 2002/4 2003/1 2003/2 2003/3 2003/4 2004/1 2004/2 2004/3 2004/4 2005/1 2005/2 2005/3 2005/4 2006/1 2006/2 2006/3 2006/4 2007/1 2007/2 2007/3

-5

Tarım Hizmetler

İnşaat GSYİH Kaynak: TÜİK.

Sonuç olarak Türkiye’nin içinden geçtiği yapısal dönüşüm sürecinin, yatırımların mahiyetine yansımaya başladığı ifade edilebilir. Bilindiği üzere Türkiye dışa açık bir ekonomide, hızla küresel piyasalara entegre olmaktadır. Bu nedenle derinleşen küresel rekabet şartları altında ayakta

Bu sonuçta büyümenin özel sektörün kaynaklı gerçekleşmiş olması ve kamu kesiminin takip ettiği ve daha çok bir IMF kriteri olarak konulmuş olan. çevre. c) Büyüme. hem de kamu borç stoku benzer ülkelerin açık ara önüne geçmiştir. Özelleştirme uygulamaları da bu sürece büyük katkı sağlamıştır. Bu meyanda Türkiye’nin yol haritasını belirleyen temel çapalardan biri de AB ile yürütülen tam üyelik müzakereleridir. yeni ekonomi bağlamında önemli ve yüksek katma değere dayalı birçok sektörde büyüme ivmesi yaşanmaktadır. Bütçe açıklarının GSMH’nın yüzde 16. bu yolun yakın gelecekte kilitleneceği açıktır.5’ine tekabül eden faiz dışı fazlaya (FDF) dayanan büyük mâlî disiplin başta gelmektedir. bütçe açıklarının kapatılmasına paralel olarak kamu kesimi borçlanma gereği (KKBG) ve kamu borç stokunun GSMH’daki payı hızla gerileyerek 2006 yılı sonu itibariyle KKBG’i ilk defa eksiye düşmüş. borç yükü de GSMH’nın %45’lerine kadar gerilemiştir. Sırf borç faizlerinin GSMH’dan aldığı payın yine GSMH’nın yüzde 23’ünü bulduğu bu dönemde. Buna paralel olarak. Bir sonraki bölümde örnekleri inceleneceği üzere. sağlık. hiçbir ülkenin yüksek enflasyon. güvenlik. Bütçe açığındaki ve borç stokundaki bozulma Türkiye’yi benzer ülkeler arasında bir hayli riskli konuma yerleştirmiştir (Şekil-11) görüldüğü üzere. Son yıllarda büyümenin motor gücü özel sektör olduğundan. eğitim. Hele hele yolun tam ortasında iken. kriz ortamında Türkiye’nin hem bütçe açığı. 2001 öncesinde başlayan mâlî sistemdeki kötüleşme krizle birlikte adeta bir çöküşe dönüşmüştür. tam tersine hem bütçe açıklarının. Bilindiği üzere. Böyle bir ortamda katma değeri düşük sektörler büyük bir daralma sürecine girerken. Bunun olumlu örnekleri sanayileşmiş ülkeler. Zira tarihten öğrendiğimiz temel ders. hem de kamu borç yükünün payının milli gelir içinde sürekli olarak gerilemiş olmasıdır. Türkiye nihayet küresel rekabet iklimine girmiştir. açıkların birikmiş hali olan kamu borç stokunun GSMH’ya oranı da brüt olarak yüzde 107’ye çıkmıştı. Ar-Ge maliyetlerinin artacağı beklenmelidir. prensipte milli gelirin yüzde 6. devalüasyon ve bastırılan reel ücretlerle kalkınmış ülkeler arasına giremeyeceğidir. önemli bir girişimcilik damarı olarak büyüme ile yatırımlar arasındaki ilişkiyi de özel sektör ağırlıklı olarak sürdürmek isabetli olacaktır. Ancak yine Şekil-11’den takip edileceği üzere. bütün vergi gelirleri sadece borç servisini (ana para artı faiz) karşılamaya yetmez duruma düşmüştür. sanayicinin rekabette zorlandığı şu sıralarda hükümeti eski oyuna geri dönmeye zorlamak kabul edilebilir bir hata olmayacaktır. Türkiye yol haritasını AB’ne göre çizdiği şu devranda. hızlı bir düzelme yaşanan Konsolide Bütçe Dengesi 2006 yılında kapanma eşiğine kadar 54 55 . bütçe açıkları ve borç dinamiklerindeki iyileşme: Türkiye’de son yıllarda kaydedilen yüksek büyümenin geçmişten bir farkı da büyüme sürecinde eskiden olduğu gibi kamu açıklarının artmamış olması.5’ine çıktığı kriz yılı sonunda. sanayicinin kafası sürekli Çin standartlarına takılmış ise. olumsuz örneği ise bizatihi Türkiye’dir. bir ara reel faizler % 30’ları aşmış. Türkiye’nin bu geçiş sürecini tamamlamasına paralel olarak işçilik. daha yüksek hayat standartlarını hedeflemesi gerektiği halde. üretim paradigmasını ve rekabetçilik stratejilerini niteliksiz ve ucuz emek girdisine dayalı sektörlere ve toplumsal barış açısından adil olmayan reel ücretleri bastırmaya dayandırması büyük bir şaşılık ve kısa vadecilik olacaktır.kalabilmek için Türkiye’nin mukayeseli ve rekabetçi üstünlüklerini yeniden tanımlaması ve piyasa koşullarında bu sektörlerde yarışabilmesinin şartlarını ortaya koyması gerekmektedir. Türkiye’nin AB sürecinde yoluna devam ederken.

IMF Statistics’den yazar tarafından derlenmiştir. Yükselen Piyasalarda Bütçe Açığı ve Kamu Borç Yükü (GSMH’ya oran. %) 9 6 3 0 -3 -6 -9 -12 -15 -18 -21 1996 1998 2000 2002 2004 Bütçe Açığı/ GSYH ( % ) Türkiye Polanya Rusya Brezilya Arjantin Meksika 160 Brüt Dış Borç Stoku / GSYH ( % ) 120 Türkiye 80 Polanya Rusya 40 Brezilya Arjantin 0 1996 1998 2000 2002 2004 Meksika Kaynak: Hazine istatistikleri. dar gelirli kesimi ve durgun iç piyasayı düşünerek gıda dahil olmak üzere birçok kalemde ÖTV ve KDV gidi adaletsizlik kaynağı olan dolaylı vergileri düşürmesi. (ii) terör olayları nedeniyle askerî harcamaların artması. Bütün bunların sonucunda 2007 yılında bütçe açıklarının GSMH’nın tahminen yüze 2.3’üne kadar göreceli olarak kötüleştiği anlaşılmaktadır. bütçe kalemleri içindeki fiziki ve beşeri yatırım harcamalarının kısılmasına sebep olduğu için Türkiye açısından uzun vadede maliyetleri artırıcı ve uluslararası rekabet gücünü düşürücü etkilere neden olduğundan da zararlıdır. Bu bozulmanın arkasında şu dinamikler yatmaktadır: (i) çifte seçimler. Şekil 11. İç dengedeki düzelmeye. (iii) ekonomi göreceli olarak daraldığı için vergi kayıplarının artması. ekonomik istikrar ve para politikası üzerindeki maliye baskısının hafiflemesine yaptığı olumlu katkı nedeniyle desteklenmesi gereken yüksek FDF verme uygulaması. Bu arada yukarıda bahsedilen ve mâlî disiplini temel göstergesi olarak sunulan FDF rakamlarının muhtemelen dünya iktisat tarihine geçecek kadar yüksek seviyelerde gerçekleştiğinin altı çizilmelidir. (iv) yatırım iklimini geliştirmek üzere hükümetin kurumlar vergisinde. 2008 yılının ilk ayında açıklanan bütçe verileri ise kamu kesiminin tekrar sağlam bir mâlî disipline döneceği sinyallerini vermiştir. bütçe ve borç dinamiklerinin iyileşmesine. (v) nihayet vergi iadesinin ve bu muvacehede KDV fişinin toplanmasına son verilmesi. DPT. . Uluslararası Ekonomik Göstergeler.iyileştikten sonra 2007 yılında göreceli olarak bozulmuştur.

takip ettiği mâlî disiplin sayesinde açıklarını azaltıp. O halde. iç açıklara dayalı ancak yine kamunun dış ve iç borçlanması yoluyla finanse edilen ve daha çok tüketim eksenli gelişen büyüme yerine. 2007 yılı sonunda yüzde 8. TÜFE. bu kesimin dış borçları ve ülkenin de cari açığı artmaktadır. yıllık bileşik. hala devam eden tasarruf açığı nedeniyle içerideki fonların pahalılığı özel sektörü yurt dışı finansmana yöneltmeye devam etmektedir. enflasyon 2001 yılındaki yüzde 70 bandından. Yapısal sorunlar ortadan kaldırılarak dengesizlikler giderilinceye kadar. Bunun sonucunda özel kesimin tasarrufu düşerken. Enflasyon. kamu eliyle oluşturulan ve genelde verimsiz alanlara yapılan harcamaların neticesinde oluşan iç açıklar azalırken. Şekil 12. kamu kesimi borçlanma gereğini sıfırın altına taşıyarak pozitif tasarruf sürecine girerken. Gerçekten de yukarıda ayrıntılı incelenen büyüme atağına ve sanayi üretim endeksi 100’den 150’leri aşmış olmasına rağmen. özel sektör aracılığı ile daha çok verimlilik artıcı üretime yönelik alanlara yapılan harcamalar ve bunun finansmanı nedeniyle bu kez de dış açık ortaya çıkmıştır.6 seviyesine kadar gerilemiştir (Şekil-12). Hazine’nin piyasadan sağladığı fonların faiz oranları da 2001 yılı sonunda ulaştığı yüzde 190 bandından 2007 yılı sonunda yüzde 16. özel sektör borçlarına ve daha çok üretime dayalı dış açıkların tercih edildiği bu yeni süreç daha tercihe şayandır. hem de enflasyonun büyük bir hızla düşmüş olmasıdır.4 bandına.39 Kasım 07 (*) Faiz: Hazine piyasa borçlanma faiz oranları. d) Büyüme ve fiyat istikrarı: Son yıllarda kaydedilen büyümeyi geçmişten ayıran önemli bir başka olgu da ekonominin genelinde ve sanayide kaydedilen son derece yüksek büyüme ve yatırım hamlesine rağmen Türkiye’de hem faiz oranlarının. Kaynak: Merkez Bankası ve TÜİK: 56 57 . Bir başka ifadeyle. dışa açık bir ekonomide iç ve dış açıktan birinin tercih edilmesi kaçınılmazdır. Faiz ve Enflasyon Oranları (1999-2007(*) 250 200 150 Sanayi Üretimi 100 50 Faiz Oranları Yıl Sonu % 16. Sanayi Üretimi.6 0 Nisan 98 Ağustos 99 Ocak 01 Mayıs 02 Ekim 03 Şubat 05 Temmuz 06 Enflasyon Yıl Sonu % 8.Kamu kesimi.

Türkiye’de Enflasyonla Büyüme Arasındaki Uzun Vadeli İlişkiler (%) A 2002-06 14. ancak geri kalan %25’lik bir kısmı yerli para cinsinden tutulmakta idi. Şekil 13. Bunlar.5 Büyüme (Sağ Eksen) 3. 2001 yılında Türkiye’de bankalardaki tasarruf mevduatlarının %75’i yabancı para. Egemenlik göstergesi olan paranın ölçme.1 20 30 40 1970-79 0 TÜFE ( % ) BÜYÜME ( % ) 50 60 70 80 4. Keza.Esasen parasalcı iktisatçıların önerdiği gibi olaya uzun vadeli olarak bakıldığında Türkiye’nin 1970’li yıllardan beri yaşadığı tecrübeler. Bilindiği üzere paranın üç fonksiyonu vardır. depozitonun ise muhakkak döviz cinsinden istediği görülmekte idi.5 7. (ii) değer biriktirme yani tasarruf aracı olması ve (iii) ölçü birimi olmasıdır.5 35 15 -5 1981 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 1. zaman içinde reel ekonominin çökmesi de kaçınılmaz olur. (i) iktisadî faaliyet sürecinde mübadele aracı olması. reel ekonomideki dengesizliklerin bir sonucudur. Türk parasının sadece değer biriktirme aracı olmaktan değil aynı zamanda mübadele aracı olmaktan da çıkması nedeniyle Türkiye’de kontratlar artan oranlarda yabancı para cinsinden yapılmakta idi.8 1980-89 4 24.5 Kaynak: TCMB Enflasyon. yani fiyat istikrarsızlığı girişimciliği yok eden en önemli faktörlerden biridir.2 1990-01 3. sürdürülebilir büyüme ile enflasyonun ters yönde geliştiğini göstermiştir. Genişleyici para politikası konjonktür dalgalanmalarına karşı kısa vadeli istikrar sağlayıcı bir araç olarak işlev görse de. değişim ve değer biriktirme aracı olarak ekonominin arkasından çekildiği bir ortamda. .6 74. A ve B). Zira paranın bu hale gelmiş olması bir neden değil.5 55 5.8 7. Bu nedenledir ki.2 49. Uzun süreli yüksek düzeyde karar kılan kronik enflasyon paranın bütün bu fonksiyonlarını erozyona uğratır. Örneğin ev sahiplerinin evlerini artan oranlarda döviz cinsinden kiraya verdiği. uzun vadede enflasyonist politikalar uzun dönemli büyüme patikasını sürekli aşağı çekmektedir (Şekil-13.8 10 B 75 Enflasyon (Sol Eksen) 9.

GSYH ve İmalat Sanayinde Verimlilik (çalışılan saat başına yıllık hareketli ortalama. (ii) Verimlilik ekonomisi: Büyüme sürecinde enflasyonu düşüren en büyük katkı kuşkusuz yukarıda incelenen verimlilik artışlarıdır (Şekil-15). 1997 Ç1=100) 190 180 170 160 150 140 130 120 110 100 90 1997Ç1 1997Ç3 1998Ç1 1998Ç3 1999Ç1 1999Ç3 2000Ç1 2000Ç3 2001Ç1 2001Ç3 2002Ç1 2002Ç3 2003Ç1 2003Ç3 2004Ç1 2004Ç3 2005Ç1 2005Ç3 2006Ç1 2006Ç3 2007Ç1 Verimlilik GSYİH 58 59 Kaynak: TÜİK. Kamu Sektörü Borçlanma Gereği ve TÜFE GSYH’ya oran % 18 16 14 12 10 8 6 4 2 0 1975 1977 1979 1981 1983 1985 1987 1989 1991 1993 1995 1997 1999 2001 2003 2005 2007 Yüzde. bunun tetiklediği enflasyon da düşmektedir.Türkiye’de kaydedilen yüksek büyümeye rağmen enflasyonda meydana gelen büyük orandaki düşüşün arkasındaki dinamikler kısaca şunlardır: (i) Bütçe açıklarının gerilemesi: Türkiye’de enflasyonu tetikleyen en önemli husus bütçe açıklarıdır. yıldan yıla 135 TÜFE (Sağ Eksen) 120 105 90 75 60 45 30 15 0 Kaynak: Maliye ve Hazine verirlinden. Şekil 14. . Şekil 15. buna paralel olarak kamu borç stoku gerilemekte (Şekil-14) . Sürdürülen mâlî disiplin sayesinde kamu sektörü borçlanma gereği ortadan kalkarken.

son yıllarda kaydedilen katma refah artışından emekçi kesimin adil bir şekilde yararlanamadığını göstermektedir.yıllık hareketli ortalama) Milyar ABD Doları 44 41 38 35 32 29 26 23 20 17 14 11 8 45 Milyar YTL 42 39 36 33 Özel Sektör Yatırım Harcamaları (Sağ Eksen. Sabit Fiyatlarla) 30 27 24 21 18 Uzun Vadeli Kredi Kullanımı (Sol Eksen) 2001Ç1 2001Ç3 2002Ç1 2002Ç3 2003Ç1 2003Ç3 2004Ç1 2004Ç3 2005Ç1 2005Ç3 2006Ç1 2006Ç3 2007Ç1 2007Ç3 15 12 Kaynak: TCMB. toplumsal refah açısından bu aşamada kaygı oluşturmaya devam etmektedir. Enflasyonu düşürücü etkisi nedeniyle olumlu bulunan bu gelişme.(iii) Reel Ücretlerin bastırılması: Türkiye’de üretim ve verimlilik endeksi hızla yükselirken reel ücretlerin özel sektörde sürekli geriletildiği Şekil-16’da açıkça gösterilmektedir. İmalat Sanayinde Verimlilik ve Reel Ücret 170 160 150 140 130 75 120 110 100 90 1998Ç4 1999Ç2 1999Ç4 2000Ç2 2000Ç4 2001Ç2 2001Ç4 2002Ç2 2002Ç4 2003Ç2 2003Ç4 2004Ç2 2004Ç4 2005Ç2 2005Ç4 2006Ç2 2006Ç4 2007Ç2 115 Verimlilik Endeksi (Sol Eksen) 105 95 Reel Ücret Endeksi (Sağ Eksen) 85 65 Reel Birim Ücret Endeksi (Sağ Eksen) 55 45 Şekil 17. Özellikle reel ücret endeksinin daha 2001 yılı kriz düzeyine ancak ulaşmış olması. Şekil 16. . Özel Sektör Yatırımı ve Kredi Kullanımı (çalışılan saat başına.

Geriye doğru olan beklentilerin kırılması ve paydaşların geleceğe odaklanması ancak oluşturulan büyük güven ve kredibilite artışı ile mümkün olabilmiştir.(iv) Büyümenin finansman maliyeti ve faizler: Konuyla ilintili olarak yüksek büyüme sürecinde özel sektör kaynaklı olarak gerçekleşen ve daha çok yatırımların sürüklediği (Şekil-17) büyük fon talebine ve ihtiyacına rağmen kısa vadeli borçlanma faiz oranlarında kaydedilen düşüş oldukça ilgi çekicidir.başak faktörleri de etkisiyle. geri doğru oluşan olumsuz beklentilerin etkisini yansıtmakta idi. Öte yandan özel sektörün açıklarını finanse edebilmek üzere. Şekil 18. Aksi takdirde Türkiye’de enflasyonla kur hareketlerinin birbirinden kopması zordur. Türk Lirasının değer kaybetme süreci bir kez daha en üst düzeye çıkmıştır. TCMB: reel kur endeksindeki gelişmeler 60 61 Şekil-18’de gösterildiği üzere. iktisadî ve siyasi istikrarın ve yapılan reformların oluşturduğu pozitif iklime paralel olarak elverişli olan uluslararası piyasaların devreye girmiş olması son drece kritik bir katkı olarak görülmelidir. Krizden sonraki süreçte Türk Lirası topar- . Bunun ardından oluşan suni ve geçici rekabet etkisi nedeniyle dış ticarette göreceli bir düzelme süreci yaşanmıştır. Ancak bunun gerçek anlamı sorunları ötelemektir. (vi) Enflasyonda dış alem faktörü: İlaveten dış alem faktörlerinin enflasyonun düşmesine yapığı katkı başlangıçta daha çok olumlu. ekonomini yapısal dönüşümü soncunda üretimin ve ihracatın ithalat bağımlılığının azaltılabilmesine bağlıdır. Ancak Türk lirasının hızla değerlenme sürecine girmesiyle de. 1994 krizi sonrasında Türk Lirası ABD dolarına karşı büyük oranda değer kaybetmiştir. (v) Dezenflasyon sürecinde başarılı beklenti idaresi: Bilindiği üzere enflasyon üzerinde etkisi bir hayli yüksek olan toplu iş sözleşmelerindeki ücret artışlarını kapsayan kontratlar.1999 ve 2001 krizleri gelmiş. son yıllarda ise daha çok olumsuz yönde gelişmektedir. Türkiye’de kur ve enflasyon arasındaki bağıntının zayıflaması. Bu nedenledir ki. kamu açıkları nedeniyle piyasada oluşturulan dışlama etkisinin (crowding out) bir sonucudur. bütçe açığının azalması faizlerin de aşağı yöndeki seyrini mümkün kılmıştır. Büyüme Sürecinde Faiz ve Kur 28 24 20 16 100 12 Döviz kuru (sol) 08 04 0 1995 1997 1999 2001 2003 2005 2007 2009 2011 Tahmin 200 150 Kısa vadeli faizler (sağ) 50 0 DPT: Para Piyasalarındaki Gelişmeler. Bilindiği üzere geçmişten beri süregelen ve halen azalarak da olsa devam eden faiz oranlarının ulaştığı yüksek düzey.

607 1.014 1. 604 .023 1.487 44.337 23.373 3.511 0 -4.506 -3.324 13.258 -33.260 18. Rezerv Değişimi ( -artış) Bankaların Döviz Varlıkları Resmi İRezervler -15.110 -6.466 -2.411 53. Değerlenen ve güçlenen YTL.900 19.959 1. B.414 896 -6. yatırım hamlesinin yapıldığı bir dönemde ithalatın nispeten ucuza gelmesine. Tablo 6.032 YILLIK % DEĞİŞİM 18% 22% 15% 2% 8% 3% 17% 179% 19% 19% 1% 4% -90% -72% 165% -154% 47% -112% -8% 58% -305% -12% a.511 -16.799 1.383 1.273 0 -3.814 20.d.11.939 6.789 -5.407 -10.094 -23.830 14.226 -415 -38.143 -712 5.454 2.411 38. Sermaye Hareketleri (net) Doğrudan Yatırımlar Pörtföy Yatırımları Hukümetin Yurtdışı.600 -3.353 -2.227 -6.487 20.881 -2.428 -47.342 32.595 -3. Toplam Finansman (1+2 II.474 -8.908 -149 -32. Mal ve Hizmet Dengesi Mallar Hizmetler Turizm B. makro ekonomik dengelerin oturmasına paralel olarak atılan altı sıfır da bu güveni desteklemiştir.403 -5. Cari İşlemler Dengesi A. Cari Açık ve Finansmanı (1999-2007.193 -27.267 -13.498 14.138 -3.280 -5.281 37.983 0 -3.017 82 5.342 53.818 -1. Cari Transferler 2.637 1. 2006 -32.708 9.070 15.163 5.996 -33. Net Hata Noksan I.988 8.114 2007 -37.983 -11. fiyatı her geçen yıl artan petrol ve enerji ithalatının cari açık ve maliyetler üzerinde oluşturacağı baskıya ise fren olmuştur.847 Kaynak: TCMB.025 13.029 8.760 -4.337 13.494 -41. Toplam Finansman (A+B+C) A.340 31.669 5.603 -18. milyar dolar) Yıllara Göre Cari İşlemler Dengesi ve Bunun Finansmanı ( milyon dolar ) 2004 1. 878 12.934 20.766 717 923 5.723 13.129 25.518 -4.784 13.965 -824 2005 22.189 -342 -17.472 -18.364 -5. Gelir Dengesi C.127 2. -12% -30% -66% 31% .116 -20.293 -6.984 7.417 5.165 9.437 3.334 1.Tahvil İhtiyacı Yabancıların Hisse Senedi Alımı Yabancıların DİBS Alımı Krediler (IMF kredileri hariç) Genel Hükümet Bankalar Diğer Sektörler Mevduat de diğ.794 2.248 13.530 15.272 15. IMF Kredileri Merkez Bankası Genel Hükümet C.644 1.427 6.lanmaya başlamış.

(T . Daha önce açıklandığı üzere. bir dezenflasyon politikası izlenmektedir. Burada kurgulanan ilişkiye göre dış ticaret açığına/fazlasına neden olan husus. ÖD’de de buna eşit düzeyde bir açık oluşacaktır. 2001 krizi sonrasındaki büyüme hamlesi tarihte emsali görülmemiş bir dış açığa neden olmaktadır. tek başına “izlenen yüksek faiz politikası” olmadığıdır. Cari açık 2006 yılı sonunda GSMH’nın %7. Bu da ancak MB’nın uygulamaya koyduğu daraltıcı para politikasıyla mümkün olmuştur. CİH şu dört dengeden oluşmaktadır: (i) Mal ticareti dengesi (dış ticaret dengesi). cari açığın ortaya çıkması ve içeriye olan büyük sermaye akışının nedeninin. Bu arada Türkiye’de fiyat istikrarının elde edilmesinde faiz aracının tek başına sorunu çözme kudretine haiz olmadığı. Eğer bir ülkede bu iki unsurun toplamı açık veriyorsa. Kısa vadeli faizler de bu süreçte MB tarafından kullanılan başlıca araçlardan biridir. 62 63 . (S .I) + (T . (ii) hizmet ticareti dengesi. (i) Cari açıkta yüksek faiz-düşük kur tartışması: İlk olarak bir “yüksek faiz.Şekil-18’deki son 17 senelik verilere bakarak. Türkiye’de yüksek faiz politikası değil. tersine olarak da 2002 sonrasında faizler hızla düşerken. Buna rağmen kısa vadeli faiz oranlarının enflasyondan kopuk bir şekilde ele alınması imkânsızdır. Burada yapılması gereken ilk tespit.G) Burada. kısaca ulusal açıklardır. bu da Türk lirasının değerini artırdığı için süreç ithal malların cazibesini tetiklemekte ve dış ticaret açıkları üzerinden cari açık ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de geçmişten beri süregelen iç açıklar ortadan kaldırılırken. 2006 ve 2007 yıllarında açıkça görülmüştür.M) = (S . (X .G) ise kamu dengesini yada bütçe açığını ifade etmektedir. hatta artmaya devam etmektedir (Şekil-19).M) ticaret dengesini. 2007 yılında ise 60 milyar doları aşmıştır. (X . Türk lirasının değerini tek başına faizlerin belirlemediğidir. Türkiye’de hem borçlanma hem de politika faiz oranları hala benzer ülkelere göre oldukça yüksektir. Ancak Türkiye’deki bu durumu kendi içinde ele almak ve isabetsiz mukayeselere gitmemek gerekmektedir. Cari açığın nedeni de büyük oranda bu kalemdir. kamu dengesi ve özel kesim. düşük kur politikasının izlendiği ve cari açığın bunun sonucu olduğu görüşü vardır. e) Büyüme ve Dış Açık: Daha önce ifade edildiği üzere. (iii) yatırım gelirleri dengesi ve (iv) cari transferler dengesi. Ticaret açıkları 2006 yılında 40.I) açığı azalmamakta.8’ine çıktıktan sonra.I) özel kesim dengesi yada tasarruf-yatırım açığını. Bunun anlamı. içerideki yüksek faizler nedeniyle içeriye aşırı sermaye akımı olmakta. son yıllarda Türkiye’de bütçe açıkları (T – G) azalırken. Cari açığın 2001 sonrasındaki hızlı tırmanışını açıklayan çeşitli görüşler vardır. 2007 yılında da % 7. tasarruf-yatırım (S . Türk parasının değerlenmesi. Şöyle ki. Türkiye’nin dış ticaret açığını teorik olarak temel makroekonomik denge formülüyle aşağıdaki gibi açıklamak mümkündür. Bunlardan mal ticareti dengesi sürekli ve artan oranlarda açık vermektedir. faizler çok yüksek olduğu halde (1995-2001) Türk parasının buna zıt yönde hızla değer kaybettiğine.5 gibi bir düzeyde gerçekleşmesi beklenmektedir. Nitekim 2006 yılının ortasından beri şiddetli bir direnç bölgesine giren enflasyonun tekrar kontrol altına alınabilmesinde özel nihai tüketim harcamalarının 2007 yılının tümüde çok gerilemiş olmasının önemli bir katkısı olduğu muhakkaktır. Türk lirasının buna rağmen hızla değer kazanmış olduğu ampirik olgusuna dikkat çekmek gerekmektedir.

5 20. Türkiye’de Tasarruf-Yatırım Hareketleri (GSYH’ya oran. 2001 yılından sonra yapılan reformlara ve sürdürülen mâlî disipline paralel olarak 2006 yılının sonunda kamu kesiminde denge kurulma aşmasına gelirken (D bölgesi). özel kesim bu tarihte oldukça bozulan ve negatif olan kamu açıklarını (A bölgesi) kapatmıştır.0 20. Türkiye’nin cari açığı (dış açık) bir açıdan bakıldığında iç açıkların toplamının bir sonucudur.3’ü mesabesinde gerçekleşmesi beklenmektedir.1 17. Şekil-19’dan takip edileceği üzere. 2007 yılındaki bütçe açığının da GSMH’nın yaklaşık yüzde 2. Kaynak: TCMB Başkanı Sunum. özel kesimde makas gittikçe kötüleşerek açık en üst düzeye çıkmıştır (C bölgesi). Gerçekten de 2007 yılında tasarruf-yatırım açığı GSMH’nın yüzde 7.3 15 10 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 30 25 20 15 10 5 0 -5 -10 -15 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 B C D Kamu Tas.2 24. Kısaca ifade etmek gerekirse. Ancak sürecin devamında gelişmeler tersine dönmüş.4 20 15.0 24.9 18. 2007 yılında da özel sektördeki açık artmaya devam ederken. 2001 krizinde özel kesimde tasarruf-yatırım dengesi pozitif olup (B bölgesi).8 16. . Özel Yat.7’si mesabesinde gerçekleşmiştir. daha önce tartışılan nedenlerden ötürü buna kamu kesiminde tekrar göreceli olarak artmaya başlayan açıklar da ilave olmuştur. %) 30 Yurtiçi Tasarruflar ve Yatırımlar ( GSMH’ya oranı. Kamu Yat.Şekil 19. Özel Tas.2 23. 24 Aralık 2007.4 17. yüzde ) 25 25. Nitekim 2007 yılında 50 milyarın üzerinde gerçekleşen ticaret açıklarının. GSMH’nın %10’unu aşacağı anlaşılmaktadır.3 20. Bu iki açığın toplamı yüzde 10 etmektedir.6 19.0 22.

Türkiye’de Uzun Vadeli Tasarruf-Yatırım Hareketleri 1976-1980 Ulusal tasarruf/GSMH.e.7 11. Bu meyanda Türkiye’nin ulusal tasarruflarını artırmada daha farklı mekanizmaları düşünmesi ve denemesi gerekmektedir. 2001 yılındaki kriz ortamında bastırılan özel kesim talebinin kriz sonrasında hızla canlanması ve aynı şekilde hareketlenen yatırım ivmesi de cari açığın önemli bir tetikleyici unsuru olarak belirginleşmektedir.0 8.4 23. Tablo 7. günümüzde Asya ülkelerine benzer bir tarzda.g. Tayvan. Kamu kesiminde bu süreç yavaş yavaş rayına oturmaktadır. Ancak özel sektör açıkları için kısa sürede bunu öngörmek kolay değildir.1 17. üretimde dışa bağımlılık sorunu: Üçüncü bir görüşe göre ise Türkiye’nin cari açığının sadece iç açıkların otomatik bir sonucu olduğunu iddia etmek zordur. % Toplam sabit sermaye yatırımı/GSMH.4 8. özel kesim açıklarını da ortadan kaldırıp pozitif tasarrufa geçmek gerekir.1 8. Ulus devletin etkisinin azaldığı. 2006.3 1996-2000 20.6 1986-1990 23.Kore. şirketlerdir.8 1981-1985 18. 1-33.9 6.9 Asya’da tasarrufun ana kaynağı ise kamu kesimi ve hane halkı değil. Türkiye’nin geçmişinde ne böyle bir ulusal tasarruf ne de yatırım performansı kaydedilebilmiştir. Türkiye’de sağlam bir girişimciliğin tesis dilmesi açısından fevkalade önemlidir. bu meyanda Türkiye’nin DTÖ ve AB kuralları ile kendini uluslar üstü mekanizmalara bağladığı bir ortamda Asya’dakine benzer bir “kalkınmacı devlet” argümanının artık mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. şirketleri de hem tasarrufa hem de bu tasarrufu uzun süre devam eden yüksek düzeydeki yatırımlara kanalize eden.8 24. a.5 17.6 24. .7 15.1 6. Bilhassa Sosyal Güvenlik Sisteminin reformuyla uzun vadede kamu açıklarının en önemli nedenlerinden biri daha makul düzeye geriletilmiş olacaktır.4 18. Tablo7’de gösterildiği üzere.Bu analize göre Türkiye’de cari açığı kapatmak için önce bütçe açıklarını yok edip.GSYH’nın yüzde 35’leri düzeyinde gerçekleşen ulusal tasarruf oranı ve buna yakın düzeyde gerçekleşen yatırımların sürükleyici etkisi bilinmektedir. Bu sorun. tasarrufa geçmek. Öte yandan yeri gelmişken not edilmelidir ki. Bunun için hane halkı ile şirketlerin davranışlarının uzun vadede değiştirilmesi gerekmektedir. Bu ülkelerde hane halkını tasarrufa.7 1991-1995 22. % Kamu sabit sermaye yatırımı/GSMH.2 24.6 Kaynak: DPT.. % Özel sabit sermaye yatırımı/GSMH. kamu kesiminin piyasa uyumlu olarak Türkiye’de devreye girmesi ve özel şirketlerin davranışlarını uzun vadeli girişimcilik doğrultusunda etkilemesi kolay değildir. (iii) Cari açıkta.2 15. % 18.6 19. küreselleşmenin ileri düzeye ulaştığı.9 12. G.3 5. yani uzun vadeli girişimcilik ortamını dizayn eden “kalkınmacı devlet” tir. Uluslararası Ekonomik Göstergeler. 64 65 9 Akyüz. Asya ülkelerinin sanayileşmesinde –bilhassa Japonya.2 2001-2004 19. iktisadî sınırların ve korumacılığın ortadan kalktığı.

buna karşılık AB ile bütünleşme sürecinde olan ülkelerin yüksek cari açık verdikleri görülmektedir. yerliden ziyade yabancı sermayeli kuruluşlar olduğu gösterilmektedir. yabancı girişimci sermaye. önceki genişlemeler sırasındaki tecrübelere bakıldığında. memnuniyetsizlikle karşılanmaktadır. Artan yatırım malları talebinin AB müzakere süreciyle ilişkili olduğu görüşünden hareketle bazı iktisatçılar cari açığın AB sürecinin bir sonucu olduğunu savunmaktadır. özel şirketlerin yatırım talebindeki artış. büyük bir hızla gelişen ve büyüyen iç pazarda rakip olarak veya ortak olarak karşı karşıya gelen yerli ve yabancı sermayenin oluşturulan katma değeri hangi zeminde nasıl paylaşacaklarıdır. şimdilik Türkiye aylık ücreti 450 YTL olan niteliği düşük olan bir emek. Şekilde dışa bağımlılığın en yüksek olduğu sektörler gösterilmektedir. iç pazar. 2007. ucuz emeğe ve düşük katma değere dayalı olan yerli sektörler iken. Netice itibariyle Türkiye kendine hedef olarak yüksek katma değerli dinamik sektörler aldığına göre. Arjantin. 2002 sonrasında borsa ve gayrimenkul piyasalarındaki yükselmenin servet etkisinin de özel tüketim ve o kanalla ithalat ve cari açığı yükseltici etkisinin olduğu söylenebilir. Trendler ve Riskler. bu sektörlerde katkısını artırmasına paralel olarak refah düzeyi de içeride artmış olacaktır. Türkiye’nin Dönemsel Değişimine Genel Bir Bakış”.Tüketimi harekete geçirmede banka kredilerinin kriz sonrasında tüketicilere (konut. Ayrıca Türkiye’nin AB sürecindeki belirsizlikler ve üyeliğe kabul edilen ülkeler ile arasındaki ekonomik ve sosyal yapı farklılıkları sebebiyle. taşıt ve ihtiyaç kredileri) yönlenmesi ve bu tür kredilerin çok büyük bir hızla gelişmesi 2002 yılı sonrasında da özel talebin canlı kalmasına sebep olmuştur. Bir genelleme yapmak gerekirse. Malezya) düzenli olarak cari fazla verdikleri. Türkiye’nin fiyat rekabetine girdiği. petrol fiyatlarındaki artış da enerji ithalat maliyetlerini yükselterek cari açığın yükselmesinde rol oynamıştır. teknoloji. .10 Türkiye’nin yapısal olarak üretim sisteminin. metal eşya sektörleri %70’e varan oranlarda dışa bağımlıdır. Burada amaç. MÜSİAD-Ankara Şubesi Raporu. Öte yandan. Yabancılar ürünlerini dünyanın dört bir yanından tedarik etikleri ve çoğu kez yine kendi kontrollerinde olan değer zincirinden tedarik etmektedirler. üretimde ve ihracatta ithalata olan bağımlılığını göstermek üzere Şekil-20 verilmektedir. çağdaş sanayilerde yerli katkı şimdilik dramatik boyutlarda düşük kalmaktadır. lokal bilgi katkısı ile devreye girerken. arsa. 37-46. Buna karşılık. AB süreciyle cari dengedeki bozulma arasında birebir ve zorunlu bir ilişki olduğu görüşünü zayıflatmakta ve büyüyen cari açığa politika tepkisi verilmesi gereği yolundaki görüşler güçlendirmektedir. 10 Murat Yülek. yatırım malları ithalat talebini yükselterek. içeride oluşturulan 100 birim değerindeki bir katma değere yerli ve yabancı ne kalitede bir katkıda bulunursa. Bu dönemdeki yoğun sermaye girişinin etkisiyle Türk Lirasının reel olarak değerlenmesi (DPT’nin hesapladığı reel kur endeksi 2002 ile 2005 arasında yüzde 30 oranında değer kazandı) ticarete konu malların nispi fiyatlarının düşmesini sağlayarak iç tüketimi destekleyici etki yapmıştır. Yerli katkının yüksek olduğu sektörler. Bu aşamada gündeme getirilmesi gereken kritik tartışma. Bilindiği üzere yabancı sermayenin iç piyasadan gerçekleştirdiği kar transferi toplumda dikkat çekmekte. daha ektin bir yabancı sermaye stratejisi oluşturmak ve üretim-yatırım ortamını uygun hale getirerek bu tedarik zincirini içeriye kaydırmak olmalıdır. İşte bu veri de son derece önemli bir duruma işaret etmektedir. Acaba bu durum nasıl anlaşılmalıdır? Farazi bir örnek üzerinden devam etmek gerekirse. bunun sürecin sonundaki bölüşüme de yansıması kaçınılmaz olacaktır. Bunlara ilave olarak. Görüldüğü üzere elektrik. Burada bir de söz konusu bağımlılığa neden olanın. Katkının mahiyeti kuşkusuz sektörüne göre değişmektedir. makine. Seçilmiş ülkelerin son üç yıldaki cari dengelerine göz atıldığında gelişmişlik düzeyleri Türkiye’ye yakın olan ancak AB sürecinin dışındaki ülkelerin (örneğin Brezilya. özellikle İspanya ve Portekiz gibi ülkelerin cari fazla ya da küçük açıklar verdikleri görülmektedir. “Türkiye Ekonomisi 2001-2006 ve Sonrası: Arka Plan. kimya.

marka ve yönetim kapasitesi gibi katkı parametreleriyle devreye girmektedir. İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları.9. Aynı oranlar yüksek teknoloji ürünlerinde neredeyse tersine dönmekte ve ihracatta % 28. küresel değer zinciri. Buna rağmen Türkiye’de hala düşük teknoloji ürünlerinin ihracatının. düşük teknoloji ürünleri ithalatının toplam ithalattaki payı ise % 15.11 Buradan da anlaşılacağı üzere Türkiye hala düşük teknolojili sektörlerin yoğun olduğu ve düşük katma değerlerin üretildiği bir ülke konumundadır. Türkiye Kalkınma Bankası AŞ. Bu durum Türkiye’nin üretim ve dış ticaret rakamlarından da açıkça görülebilir. Şubat 2008. % 22. düşük verimliliğe sahip sektörlerin % 46’sını oluşturduğu görülmektedir. % 35.12 Keza Türkiye’nin dışa açılımında öncü konumdaki ihracatçı sektörlerini verimlilik açısından değerlendirdiğimizde.9.8 olarak gerçekleşmiştir. Esasen Türkiye’nin dış ticaretindeki teknoloji yoğunluğuna bakıldığında son yıllarda nispi bir iyileşme görülmektedir.3 ve % 56. Dış Ticaretteki Rekabet Gücüne Göre Sanayi Sektörünün Değerlendirilmesi. bu sektörlerin istihdam payları ise % 20. Türkiye’nin 2008 ve sonrasına yönelik uzun vadeli ikinci nesil reform çabalarıyla şimdilik yabancının yaptığı katkıyı artan oranlara iç piyasalara taşıyabilmesi gerekmektedir.9 olurken. Şekil 20. Bu gelişmede ise içeriye giren üretime yönelik yabancı sermaye yatırımlarının katkısı vardır.7 ithalatta ise % 60. İmalat Sanayinde İthalat Bağımlılığı: Yabancı Sendromu (2007) 80 70 60 50 40 30 20 10 0 Elektrikli Makineler Metal Eşya Kimya Makine Sanayi Karayolları Ulaştırma Tekstil Gıda Metal Disi YERLİ YABANCI Kaynak: Zafer Yükseler ve Ercan Türkan. TÜSİAD. OECD’nin teknoloji yoğunluğuna göre yaptığı son bir sınıflandırmaya göre. .9 olmaktadır. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Müdürlüğü. orta ve düşük teknolojili sanayilerin imalat sanayi katma değerindeki payı 2001 yılı itibariyle sırasıyla % 25. 2006. 66 67 12 Utku Utkulu.4. Türkiye’nin Dış ticareti ve Değişen Mukayeseli Üstünlükler. Süreci dış ticarette ele aldığımızda da benzer bir yapıyla karşılaşılmaktadır. karşılaştırmalı avantaja sahip olanlardan aynı zamanda verimliliği de yüksek sektörlerin toplam imalat sanayi ihracatının % 19’unu oluştururken. Bu kez karşılaştırmalı dezavantaja sahip olan sektörlerden aynı zamanda verimliliği yüksek olanlar sektörlerin toplam imalat sanayi ihracatının % 16’sını.2’dir. Türkiye’nin Üretim ve Dış Ticaret Yapısında Değişim. Türkiye’de yüksek. toplam ihracattaki payı 2001 yılı itibariyle % 47. düşük verimliliğe sahip sektörlerin 11 Oktay Küçükkiremitçi.7 ve % 38. 2005.know-how.

Bu meyanda Tablo-8’de Türkiye’nin dış ticaretinde kilit role sahip olan ihracat ve bunların muadili olan ithalat kalemleri üzerinden bir arama yapılmaktadır.ise % 14’ünü oluşturduğu görülmektedir. .1 -3. Kaynak: TCMB. Bu meyanda (i) yerli kaynakların araştırılması konusunda Türkiye son yıllarda büyük emekler harcamakta olup.8 -2. Ancak esas sorunun Türkiye ekonomisinin düşük katma değerli üretim ekonomisinden tedricen daha yüksek katma değerli sektörlere geçiş yapması bu aşamada ilgili sektörlerde bulunan yabancı sermayeni etkisiyle de ithalatın şimdilik yüksek düzeyde gerçekleşiyor oluşudur. Görüldüğü üzere Türkiye’nin 2007 yılındaki 63 milyar dolarlık dış ticaret açığının yaklaşık 42 milyar dolarlık kısmı (%66. Dış ticaret açıklarının önüne geçmede bu meyanda daha gerçekçi ve istikrarlı kur etkili olacak iken. üretim ekonomisinin önündeki engellerin kaldırılarak temel sektörlerdeki ithalat bağımlılığının önüne geçmektir.7 -7. Verimlilik Raporu 2005. yapısal dönüşüm reformlarıyla ve nispeten orta-uzun vadede azaltılabilecek bir olgu olarak belirginleşmektedir.2 -6 -5 -3. GSYH’ya oranı. 13 MPM 4. Cari İşlemler Açığında Enerji Sektör Etkisi (2002 – 2007.3 -4 -3 -2 -1 0 -0. imalat sanayi ihracatımızın yarıdan fazlasının düşük verimlilikle üretim yapan sektörler tarafından gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. 2002 yılı fiyatları sabit tutularak hesaplanmıştır. Bunlardan başlıca kalemleri burada kısaca ele almak gidişatı anlamak açısından faydalı olacaktır. mineral yakıtlar ve yağlar (akaryakıt).2Q. Ne var ki. dış ticaret açıkları bir takım para ve maliye politikalarıyla değil.6) bu ilk 20 fasıldaki kalemde ortaya çıkmıştır. esas yapılması gereken. Nitekim Şekil-21’de gösterildiği üzere enerji ithalatının cari açığa yaptığı katkı kabaca tam yarı yarıyadır. Buradan.Akaryakıt ve petrole dayalı plastik mamuller 63 milyar dolarlık dış ticaret açığının tek başına yarıdan fazlasını oluşturmaktadır. Açık verilen kalemlerin içinde nükleer reaktörler ve aksamları.4 -4.4 -3. Bir başka ifadeyle. demir çelik.3 -7 -5. bu sektöre yönelik olarak söz konusu ürünlerin fiyatlarının düşmesini ve varsa yerli petrol kaynaklarını bulup devreye sokulmasını beklemekten başka yapılacak bir şey yoktur.5 ENERJİ FİYAT ETKİSİ HARİÇ CARİ AÇIK / GSYİH CARİ AÇIK / GSYİH 2003 2004 2005 2005 2007 2002 2003-2007 döneminde enerji fiyat artışlarının cari işlemler üzerine etkisi.7 -3. Şekil 21. %) -8. Ticaret açıklarını tetikleyen unsurların içinde üretimde dışa bağımlılık ve bazı sektörlerde düşük kurun ara malı ithalatı tetiklemesini yattığı ifade edilmektedir. sırf araştırmalar için 500 milyon dolarlık dev bir harcama yapılmıştır.2 -9 -8 -6.8 -0. elektrikli makine ve aksamları. plastik mamuller.13 (iv) Dış ticaret açığının mahiyeti: Cari açığın arkasındaki temel mekanizma 2007 yılında 60 milyar doları ticaret açıklarının olduğu bilinmektedir. alüminyum ve pamuk başta gelmektedir. inciler. 1.

3 2.reklam lambaları.8 7.3 -54.4 1.4 5.8 -7.9 0.1 15.8 1.7 2.8 11.suda yüzen taşıt ve araçlar Alüminyum ve alüminyum eşya Pamuk Kauçuk ve kauçuktan eşya Mobilyalar.3 -41.1 25.8 0.2 1.0 67.kazan.aletler.5 1.3 1.8 1.7 -62.kabuklu yemişler.4 11.8 Kaynak: Dış Ticaret Müsteşarlığı verilerinden derlenmiştir.1 2.9 0.paçavralar Gemiler.30 4.6 0. Başlıca İhracat ve Karşılık Gelen İthalat Fasılları İHRACAT 2006 Motorlu kara taşıtları.2 30.9 27.4 -5.0 20.5 127.7 3.2 25.8 8.turunçgil ve kavun kabuğu İnciler.8 22.05 1.4 34.toprak ve taşlar.Tablo 8.7 2.0 -0.1 -2.5 28.6 2.9 74.7 22.2 6.4 6.6 2.2 -0.9 8.mumlar Demir veya çelikten eşya Plastik ve plastikten mamul eşya Yenilen meyvalar.8 0.56 6.8 4. motosiklet ve diğer Nükleer reaktörler.4 85.5 13.8 -4.8 43.2 5.2 0.4 1.2 1.6 34.8 33.0 1.0 1.prefabrik yapılar Tuz. Son yıllarda petrolden üretilen ürün ihracatında gözle görülür bir artış kaydedildiği tablodan da görülmektedir (2007 yılında 5 milyar dolar).3 23.8 2.mineral yağlar ve müstahsalları.7 0.2 103.7 -0.6 44.5 78.1 1.1 47.sert kabuklu yemiş konserveleri Dokumaya elverişli suni ve sentetik lifler Toplam Genel Genel içindeki payı (%) 2007 İTHALAT 2006 2007 DENGE 2006 2007 DEĞİŞİM (%) 2006 2007 11.5 16.alçılar ve çimento Sebze.1 1.9 1.7 17.4 12.8 30.7 2.1 4.3 1. bisiklet.3 21.5 0.4 0.bitki parçaları.9 1.7 8.madeni paralar Mensucattan mamul diğer eşya.4 -3.kükürt.7 25.5 74.3 1.8 6.2 33.1 1.makine ve cihazlar.9 0.9 0.8 1.9 35.5 -0.9 40.8 1.4 5.5 1.8 139. aksam ve parçaları Örülmemiş giyim eşyası ve aksesuarları Mineral yakıtlar.5 107.6 1.5 26.6 17.0 -0.2 34.3 0.7 1.08 0.8 34.8 124.9 6.3 8.9 15.1 -36.2 1.2 6.3 8.3 15.1 0.1 0.0 3.9 17.8 1.4 23.3 0.4 18.7 2. 68 69 (ii) Ayrıca Türkiye yurt dışında arama ve işletme faaliyetlerine ortak olarak içeriye kaynak aktarmak için çaba sarf etmektedir.7 18.1 -25. (iii) Yine ithalatı yapılan petrole bağlı ham ve ara maddeleri içeride işleyip dışarı ihraç etme konusunda da bir çaba vardır.3 169.8 2.4 20.9 11.5 4.meyve.1 -0.6 21.5 32.2 -5.6 1.3 22.aydınlatma.3 35 30.0 43.2 1.4 -12. (iv) Petro-kimya sektörüne yapılmak üzere harekete geçen yabancı sermayenin de bu konuda Türkiye’ye döviz katkısı sağlayaca- .8 33.8 9.4 33.3 2.3 0.3 1.5 -28.8 1.5 -4.8 1.3 1.1 1.0 31.07 1.2 -0. parçaları Demir ve çelik Örme giyim eşyası ve aksesuarları Elektrikli makine ve cihazlar.5 0.kıymetli taş ve metal mamulleri.2 4.5 -13.kullanılmış eşya.26 2.0 7.1 79.7 -1.2 0.4 1.3 0.5 3.3 10.2 85.4 -5. traktör.3 43.

Sektör çok parçalı ve dağınık. 2.06 04 .ğı beklenmelidir. üretime iç piyasanın yaptığı katkının arttığı ve bu sektörün net döviz kazandırmanın eşiğine geldiği görülmektedir.06 09 . Son yıllarda bu sektörlerin ihracat hacmi fiziksel olarak az da olsa düşerken. Türkiye bu iki sektörde birden küresel oyuncu olma imtiyazını elinde bulunduran ilk on ülkeden biridir.07 04 . aslında diğer sektörleri de kapsamak üzere Türkiye’deki genel dağınıklığı yansıttığı anlaşılmaktadır.07 08 .06 10 .06 11 .Yine başlıca dış ticaret kalemlerinden olan otomotiv sektöründe Türkiye 2007 yılında ilk defa fazla verir hale gelmiştir.06 02 .Türkiye’nin yerli sektörlerinden olan tekstil ve konfeksiyon sektörü Türkiye’ye net döviz kazandıran nadir sektörlerden biri olmaya devam etmektedir.07 10 .Öte yandan Türkiye’nin dış ticaret açığına şimdi olumsuz ancak gelecekte olumlu katkı yapma potansiyeli olan sektörlerin başında demir çelik ve makine sektörü gelmektedir. Şekil 22. Bütün bu aleyhteki gelişmelere rağmen Türkiye’de ihracatın artış hızının. ihracat miktarı değer olarak artmaktadır. Orta Anadolu Makine İhracatçı Birliği’nin yaptığı envanter çalışmasına göre bu sektördeki durum. 3.07 05 . Türkiye’de ilk defa makine sektöründe detaylı sayılabilecek bir envanter çalışması yapılmıştır. Sektörde yetişmiş insan açığı had safhada. Yine de 2007 yılındaki bu gelişmenin Türkiye ekonomisinde 2006 yılının ortasından beri süre gelen özel nihai tüketim harcamalarındaki hızlı gerileme nedeniyle olduğu dikkate alınmalı ve sektörün net ihracatçı kimliği kazanması için mevcut gayretlere ilaveten. Bu çalışmada daha sonra sektörel analizler bölümünde de inceleneceği üzere. 2007 yılının ikinci ayından itibaren ithalat artış hızının üzerine çıktığı görülmektedir (Şekil-22).07 ithalat ihracat Kaynak: Dış Ticaret Müsteşarlığı verilerinden hesaplanmıştır .06 06 .06 05 .07 07 . İthalat-İhracat Eğilimleri (Ocak 2006 – Ekim 2007.06 08 . yıllık yüzde değişim) 26 24 22 20 18 16 14 12 10 01 .06 01 .07 06 . Makine sektöründe atılıma 1990’lı yılların başında başlamıştır. Son yıllarda sektöre yönelik olarak sürdürülen yatırım hamlesi ve yan sanayinin örgütlenmesi ile beraber.07 02 . böylece organize olmaktan ve optimum ölçek ekonomilerine sahip olmaktan uzaktır. Bu gelişmenin devamının gelmesi durumunda bu önemli sektörde kritik bir eşiğin aşılması şartıyla gelindiği anlaşılmaktadır. 4. Bütün bunlara rağmen öngörülebilir gelecekte bu mamullerdeki açığın büyük oranda kapatılması şansı yoktur. Bunun arkasında sektörün daha yüksek katma değer elde edilmesi yönündeki yeniden yapılandırılması konusunda sürdürülen çabalar vardır.06 07 . daha etkin bir üretim ve yatırım ikliminin ikamesi için çalışılmalıdır.06 12 .07 03 .06 03 . bilinç düzeyi çok düşük ve dış piyasalardan ve sektörün teknolojilerinden kopuk olduğu anlaşılmaktadır.07 09 .

ilk başlangıçtaki yatırım açlığının doyum noktasında ulaşmasına paralel olarak. Demek ki içeriye giren sermaye miktarı cari açıkla birebir ilişkili olmayıp. Nitekim Türkiye’de ortaya çıkan cari açık ve bu açığın finansman gereği ile. Şekil-23’de gösterildiği üzere cari açık hızını kaybederek artmaya devam ederken. f) Dış Denge ve Sermaye Girişleri: Türkiye’de bir yandan cari açık büyürken. Türk lirasının “aşırı değerlendiği” bir ortamda 2007 yılında kaydedilen bu başarının arkasında ekonomideki büyümenin % 4. daha önce ifade edildiği gibi çok daha karmaşık bir mekanizma devrededir. fiili olarak içeriye giren sermaye arasındaki makas açılmaktadır. üretim ekonomisi ortamının da derinleşmesiyle cari açık ve dış ticaret açığının makul bir seviyeye gerileyeceği yönünde güçlü sinyaller olarak görülmelidir.5 -5.4 milyar dolar olmuştur.2007 yılında ihracat % 25.1 46 2005 -22.4 44. bir yandan da sermaye girişleri hızlanmıştır. Bilindiği üzere ulusal rezervlerin artması ekonominin bir kriz ortamına karşı likiditesini artırarak sigorta işlevi gördüğü için faydalı. Tablo 9. sürecin belli bir istikrara doğru gittiğini.3 oranında artarken.9 430 43 2004 -15. birikimli olarak dış ticaret ve cari açıktaki artış devam ediyor olmakla birlikte. bu gelişmeye paralel olarak dış ticaret açığındaki artış % 16.6 düzeyinde kalmıştır.5 civarına gerilemesi ile. hem de buna bağlı olarak cari açığın artış hızında gözle görülür bir yavaşlamanın olması.9 26 2006 -32. bu rezervi biriktirip adeta kasaya kilitleyip tutmak 70 71 . Buna rağmen. ithalat ise % 23 düzeyinde gerçekleşmiş.9 7.0 -2.5 18 Cari Açık /GSMH (%) Artış oranı (%) Ticaret açığı artış oranı(%) 16 O halde cari açığın sürdürülebilirliği konusu önemli bir tartışma konusu olarak bir kez daha karşımıza çıkmaktadır. Bu miktar 2006 yılında yaklaşık 43. 2003 yılından beri hem dış ticaret açığının artış hızında. Cari Açık ve Dış Ticaret Açığının Değişim Yönü 2003 Cari Açık (Milyar dolar) -8.8 42. 2007 yılında ise 50. Yine de 2010 yılı sonuna kadar cari açığın %6-7 aralığından daha aşağı düşmesi pek muhtemel görülmemektedir.4 25 2007 -37.6 -6.1 7. Zira 2002 yılından sonra cari açıktaki artış oranı ilk defa 2007 yılında %40’ın altına sarkmıştır. Öte yandan içeriye fazladan giren bu sermaye ise ulusal rezervleri artırmaktadır. enflasyon mücadelesi nedeniyle iç piyasalarda tüketimin bastırıldığı bir ortamda üreticinin çıkışı ihracatta bulmuş olması vardır. Esasen 2007 yılında cari açığın sadece %18 oranında artarak 38 milyar dolar olarak gerçekleşmiş olması da göreceli bir başarı olarak görülmelidir. Bu nedenle söz konusu gelişmenin kalıcı biri iyileşmeye veya sanayinin rekabetçi üstünlüklerinin arttığını gösteren yapısal bir değişime işaret ettiği henüz ifade edilemez.2 94. finansman kaleminde ifade edilen toplam sermaye girişi miktarı bundan çok daha fazla artmaktadır.

Bu düzey. rezerv biriktirme suretiyle de dış dengeler istikrarda tutulmaya çalışılmaktadır. Bu iki kalemdeki gelişmeler yukarıda Şekil-23’te özetlenmiştir.4 milyar dolar) yaklaşık %60’ının borç oluşturan. Böylece cari açığın % 52. Zira cari açık bir yandan sıcak paranın. Bu sermayenin içinde dikkati çeken kalemler uzun vade krediler ile doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıdır (DYSY). Burada borç oluşturmayan kalem ile sıcak para cinsinden olmayan kalemlere ayrıca dikkat çekmek gerekmektedir. %40’ının ise borç oluşturmayan cinsten olduğudur. Bu meyanda son yıllarda Türkiye’ye gelmekte olan yabancı sermayenin mahiyetinin de kısaca incelenmesi yerinde olacaktır. Cari Açık ve Finansmanındaki Gelişmeler (1999-2007) CARİ AÇIK DOĞRUDAN YABANCI SERMAYE YATIRIMI PORTFÖY YATIRIMLARI ( KISA VADELI) 60000 50000 40000 30000 20000 10000 0 -10000 -20000 -30000 -40000 -50000 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 FİNANSMAN DİĞER KALEMLER ( UZUN VADELİ ) Kaynak: TCMB ödemeler dengesi verilerinden. hem benzer gelişmekte olan ülkelere. . ilk gözlem içeriye giren sermayenin (50. Böylece istikrar programı takip etmenin ve dışa açılmanın risklerini idare edebilmenin toplumsal maliyeti çok acı bir şekilde ödenmektedir. Örneğin 2007 yılındaki 38 milyar dolarlık cari açığın yaklaşık 20 milyar doları doğrudan yabancı sermaye yatırımları tarafından finanse edilmiştir. hem de gelişmiş ülkelere nazaran oldukça yüksektir.6 gibi muazzam bir kısmı borç oluşturmayan kalıcı sermaye girişleriyle finanse edilmiştir. g) Türkiye’ye Yabancı Sermaye Girişleri: Türkiye’ye giren yabancı sermaye son yılarda büyük bir ivme ile artmaktadır. bir yandan da borç oluşturan sermaye girişlerinin etkisinden çıkmaktadır. Bu ikisini toplamının milli gelire oranı yüzde 20’leri aşmaktadır. teknolojisi ve tasarruf açığına yapacağı katkı mucibince yabancı sermaye girişi desteklenmelidir. Bu oldukça önemli bir gelişmedir. deneyimi. Gerçekten de bu aşamada sahip olduğu bilgisi. Bu oran gelişmiş ülkelerde ortalama olarak milli gelirlerinin yüzde 3’ü civarında seyretmektedir. Türkiye’deki ulusal rezervlerin milli gelire oranı yüzde 15 civarında bulunmaktadır. Türkiye’nin sanayileşmiş ülkelerle olan gelişmişlik farkını kapatması (catch up) ve AB standartlarına yakınsaması (convergence) açısından yabancı sermayenin potansiyel katkısı ön plana çıkmaktadır. Mâlî disiplini sağlama ve borç yükünü hafifletmek üzere FDF aracılığı ile iç dengeler muhafaza edilmekte. Buradan yola çıkarak yapılması gereken bir tespit de şudur: Şekil 23. Cari açığın sürdürülebilirliği ve kırılganlığı bağlamında cari finansman kalemlerinin kalitesine bakmak gerekirse. piyasa gücü.maliyetli bir uygulama olduğu için de toplumun refahına aykırı bir tutumdur.

ulaşım. makine ve teçhizat. elektronik. Son yıllardaki tecrübelere göre.Esasen son yıllarda Türkiye geçmiş dönemle mukayese edilemeyecek kadar büyük bir sermaye hacmini içeriye çekebilmiştir. sağlık. Bu meyanda her sektörde en iyi olma şansı olmayan Türkiye’nin bazı alanlarda dünyanın en iyisi olmaya çalışarak cazibe merkezi olmayı hedeflemesi gerekmektedir. İmalat sanayinde ise sermaye girişleri daha çok kimya ve gıda sektöründe gerçekleşmiştir. bunlar gerekli ancak tek başına yeterli değildir. Yabancı sermayenin önemi. çeşitli kurum ve kişiler kendi açılarından bir yabancı sermaye stratejisi üzerinde kafa yormaktadır. makroekonomik istikrar ve yatırım ortamının iyileşmesi anlamına gelmektedir. tekstil.14 14 72 73 Erhan Aslanoğlu. İstanbul: İstanbul Ticaret Odası Yayınları.5’e kadar çıkarmıştır. . otomobil. enerji gibi sektörlerin önemli olduğu anlaşılmaktadır. Ancak imalat sanayine olan sermaye girişleri de kısmen hareketlenerek 2006 yılında 1. Türkiye’nin Küreselleşmesi: Fırsatlar ve Tehditler (3 Cilt). ancak son yıllarda yavaş da olsa imalat sanayine doğru bir kayış gözlemlenmektedir. teknoloji ve öğrenme etkisi gibi pozitif dışsallıkları taşıyabilmesinde aranmalıdır.4 milyar dolar sermaye girişi gerçekleşmiştir. Son olarak gayrı menkul ve ulaşım-haberleşme sektörlerine olan sermaye girişlerinin de yükselme eğiliminde olduğu görülmektedir (Tablo-10).). Türkiye son yıllardaki atılımlarıyla bu pastadan etkin bir şekilde payını alır hale gelmiş olmakla beraber. Zira kurumsallaşma. Keza. Yüksek büyüme ve alım gücü sürekli artan.8. Bu noktadan hareketle.. yabancı sermaye girişlerini büyümenin motor gücü haline getirebilme şansını yakalamış gibidir. Türkiye’ye gelen sermayenin ağırlıklı olarak satınalma ve birleşmeler şeklinde olduğu dikkat çekmektedir. bu yapı şimdilik bağımlı bir büyüme etkisi oluşturmuş gözükmektedir. Buna rağmen 2003-2007 arasında oldukça uygun olan uluslararası ortamın gelecekte nasıl ve ne yönde değişeceği çok belli olmadığından. 6. İbrahim Öztürk (ed.1 milyar dolarla en fazla uluslararası yatırım çeken ülkeler arasında 16. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü (UNCTAD) tarafından yayınlanan 2007 Dünya Yatırım Raporuna Göre. Bir başka ifadeyle içeri giren sermayenin yeni yatırımlara yönelmediği görülmektedir. Bundan sonra Türkiye’de DYSY’nın enerji. sırada yer almış. Böylece Türkiye ortaya çıkan cari açığın finansmanını yüzde 50’leri aşan oranda kalıcı sermaye girişleriyle sağlarken. Geleceğe yönelik olarak da yaşanmakta olan sürecin “yeşil alan yatırımlarına” kaydırılabilmesi için dünya sitsem içinde Türkiye’nin belirgin bir “fark oluşturma” kapasitesi ön plana çıkmaktadır. Türkiye 20. Bu girişler ise daha çok hizmet sektöründe anmakta. hızlı büyüme. dünyadaki toplam sermaye içindeki payını da ilk defa yüzde 1. dinamik rekabetçi üstünlüklere göre sektörel mimarinin belirlenmesi ve bir sanayi stratejisinin tanımlanması gereği de vurgulanmalıdır.9 milyar ve 11. turizm alanlarına yönelmesi beklenebilir. 2007 yılında ise 4 milyar doları aşmıştır. genç çalışabilir ve tüketebilir bir nüfusa sahip olması Türkiye’nin en büyük “farkı” olmakla birlikte. bir yandan da kuşkucu yaklaşımlar derinleşmektedir. Bu yıllarda sırasıyla 4 milyar. öte yandan da piyasa giden yolları açacak olan kurumsallaşmanın derinleştirilmesi ve ikinci nesil reformları tamamlaması gerekmektedir. Fark oluşturma sürecinin bir parçası ve gereği olarak Türkiye’nin bir yandan AB sürecini ve dezenflasyon çabalarını sürdürmesi. ülkeye kalıcı bir know-how. mobilya. 2008. Örneğin finansal sektöre olan sermaye girişleri 2005 yılında hızlanmış ve 2006 ve 2007 yılarında zirveye çıkmıştır. “Türkiye’nin Yabancı Sermaye Çekmede Etkinlik Arayışları”. Bu nedenle Türkiye’ye yabancı sermaye girişi devam ederken.

Doğrudan Uluslararası Yatırım Girişlerinin Sektörlere Göre Dağılımı (Milyon $) Sektörler 2002 --2 110 14 10 9 13 2 33 19 68 3 89 1 260 0 5 622 2003 1 -14 448 249 8 9 17 4 145 14 86 8 92 2 51 6 23 745 2004 4 2 75 214 78 14 39 8 2 35 38 69 23 103 639 69 3 53 1. (viii) rekabeti sağlamaya yöne15 Akyan Candermir. kişi başına düşen GSYİH.190 Tarım Balıkçılık Madencilik İmalat Sanayii Gıda ve İçecek sektörü Tekstil Kimyasal Ürünler Makine ve Teçhizat Elektrikli Optik Aletler Motorlu Kara Taşıtı Diğer İmalat Elektrik. Kaynak: T. Haberleşme ve Depolama Mali Aracı Kuruluşların Faaliyetleri Gayrimenkul Kiralama ve İş Faaliyetleri Sağlık İşleri ve Sosyal Hizmetler Toplam Geçici Veriler. Ulaştırma.956 99 265 17.199 758 233 1.Tablo 10. enflasyon.538 2006 5 1 122 1. idaresi ve kaliteli bir şekilde yönlendirilmesi gibi bir gündeme de işaret etmek gerekmektedir. Devrim Dumludağ. İbrahim Öztürk (ed. kurumsal faktörler de doğrudan yabancı yatırımlar üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. sağlam bir fikri ve mülkiyet hakları rejimi olmalı. demokratik.291 2005 5 2 40 788 68 183 174 13 13 106 227 4 80 68 3.409 905 178 19.018 29 74 8. 2008. (v) bürokrasinin kapasitesi yüksek ve yapıcı bir zihniyete sahip olmalı.285 4.C.).119 11. (iii) uluslar arası tahkime açık. (iv) yolsuzluk oranları düşük olmalı. (vii) yargının işleyişine güven duyulmalı.700 6. . İstanbul: İstanbul Ticaret Odası Yayınları. faiz oranları ve ekonominin dışa açıklığı gibi makroekonomik göstergelerin yanı sıra. Türkiye’nin Küreselleşmesi: Fırsatlar ve Tehditler (3 Cilt). döviz kurları.895 555 260 181 1.103 47 98 65 1. emek gücü.645 2007 2 3 341 4. Merkez Bankası Ancak burada yabancı sermayenin çekilmesi kadar. (ii) istikrarlı bir hükümet olmalı. “Yabancı Sermayenin Kalitesi ve Kurumların Etkisi”. İstanbul: Yased. (vi) yaptırım mekanizmaları etkin işlemeli. yani şeffaf.868 609 26 602 54 53 63 461 112 222 1. Yapılan çalışmalar göstermektedir ki. Gaz ve Su İnşaat Toptan ve Perakende Ticaret. Türkiye’de Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarını Etkileyen Faktörler: Bir Uygulama (2 cilt). 15 DYSY’dan beklenen neticeyi devşirmek için gerekli hususlar kısaca şu şekilde sıralanabilir: (i) Ekonomik ve politik risk düşük olmalı.167 6. 2006.

3 iken GSMH’nın büyüme oranı %6 düzeyinde gerçekleşmiştir.8 -1.01 -0. Türkiye’de toplam nüfusun ancak yüzde 22’si istihdam edilirken (eksik istihdam dahil).4 2003 10.lik politikalar mevcut işlevsel olmalıdır.16 0.2 1. Birikimli Büyüme ve İstihdamdaki Artış (2002-2006) İstihdam (Bin Kişi) 2002 2003 2004 2005 2006 21 354 21 147 21 791 22 046 22 330 İstihdamdaki Değişim (%) -0.6 6. toplam istihdam ortalama olarak ancak yüzde 0. hem de bunu ülkenin genel kalkınma stratejisi doğrultusunda gerçekleştirmeleri mümkün görünmektedir. Genel olarak bakıldığında Türk ekonomisinin istihdam alanları oluşturma açısından yaşadığı problemlerin.6 6.9 7.3 14.8 2005 10.2 22. Tablo 11.5 14 7.2 6. her bir puanlık büyümenin istihdamda sadece 0.0 1.7 seviyesinde kalmıştır.5 21.9 16. diğer ülkelerde bu oran yüzde 45’ler civarına çıkmaktadır (Tablo-11).4 7.22 Kaynak: Anka Ajansı Bu aşamada ekonomide istihdam ve işsizlikle ilgili gerçeğin kavranabilmesi için tarım ve tarım dışı istihdam ile kamu sektörü-özel sektör ayrımının yapılması gerekmektedir.4 21.3 0.2 22.1 6.3 (*)2007 (**) 10.9 7. İşsizlik ve İstihdam İlişkisi: Büyümeden en büyük beklenti iş ve istihdam aracılığı ile kalıcı bir gelirin oluşturulmasıdır. istihdamdaki artış oranı %3.2 21. Türkiye’de tarım dışı istihdam artmakta.6 6.5 hızla büyüyebilmiştir.1 22. Esasen bir toplumda gelir dağılımı adaletinin sağlanması da ancak bu ekonominin sürekli bir şekilde istihdam oluşturmasıyla mümkündür.2 oranında bir artışa yol açtığı tahmin edilmektedir.3 13. Tablo 12.1 2004 10.3 GSMH’daki Değişim (%) 7.0 3.5 hızla büyürken. Kaynak: TÜİK ve Hazine . Türkiye ekonomisinde 2002-2007 döneminde kaydedilen %47’lik birikimli büyümeye karşın. 2001 sonrasında da devam ettiği görülmektedir.1 16.0 1 Puanlık Büyümenin Etkisi (%) -0.9 5. h) Büyüme.3 15. Kurumlarını bu tür bir yapıya uygun düzenlemeye çalışan hükümetlerin gelecekte hem daha fazla DYSY çekmeleri. Zira 2001–2006 döneminde nüfus yılda ortalama yüzde 1.17 0.8 (*)2006 16. Örneğin 2006 yılında istihdamın büyüme oranı %1.3 74 75 (*) Ocak-Eylül ortalaması.5 22 2006 9. Buna göre 2006 yılında.9 9. İşsizlik ve İstihdamdaki Gelişmeler 2002 İşsizlik oranı (%) Tarım Dışı İstihdam (milyon kişi) Tarım İstihdamı Toplam İstihdam 10. tarım dışı işsizlik oranı ise yavaş da olsa düşmektedir (Tablo-12) .

başka nedenlerden ötürü de işsizlik gerilememektedir. İkicisi de AB ile başlatılan nihai üyelik müzakere süreci de ekonominin yapısal dönüşümüne hız kazandırmış. Genel ve Tarım Dışı İşsizlik 15 14 13 12 11 10 9 8 7 6 2002Ç1 2002Ç2 2002Ç3 2002Ç4 2003Ç1 2003Ç2 2003Ç3 2003Ç4 2004Ç1 2004Ç2 2004Ç3 2004Ç4 2005Ç1 2005Ç2 2005Ç3 2005Ç4 2006Ç1 2006Ç2 2006Ç3 2006Ç4 2007Ç1 2007Ç2 2007Ç3 Tarım Dışı İşsizlik Toplam İşsizlik Kaynak: TÜİK Şekil 25.5 Tarım 29 İnşaat Hizmetler Sanayi Toplam 0 -20 -24.çeyrek. sektörel farklılıkları da yansıtmamaktadırgerilemediği görülmektedir. Verimlilik artışı ve büyüme konusu daha önce ele alınmıştı. Şekil 24. kaydedilen büyümenin istihdam oluşturmadığı değildir. tarımın istihdamdaki ve GSMH içindeki payı hızla gerilemeye başlamıştır. ayrıca bölgesel.Her şeyden önce 2001 krizi ile birlikte Türkiye’de ortaya çıkan işsizlik rakamlarının –ki bunlar ancak ölçülebilen resmi işsizlik oranları olup. Ancak bunun anlamı.çeyrek – 2007 3.9 20 21. Sektörler İtibarıyla İstihdam (2002 3. Tersine. Türkiye son yıllarda büyümesine paralel olarak istihdam oluşturmakta. birikimli yüzde değişim) 40 35.4 12. Birincisi kriz sonrasında Türkiye’nin kamunun ağırlıklı olduğu ekonomiden özel sektörün ağırlıklı olduğu ekonomiye geçmesi ve özel kesimin de küresel rekabette ayakta kalabilmek için bütün konsantrasyonunu verimlilik artışına ve emek tasarrufuna yönlendirmiş olmasıdır. ancak bu yeterli olmamakta. 2007 yılı sonu itibariyle tarımın istihdamdaki payı 2002 yılındaki %34’ler seviyesinden.3 Kaynak: TCMB Bu gelişmede iki temel unsur etkili olmaktadır. %26’lar seviyesine .

sektörde büyümenin hızlandığı dönemlerde hızlı istihdam artışları görülmektedir (Şekil-25). Son yıllarda istihdamın sektörel dönüşümünde hizmet sektörü istihdam dostu olarak öne çıkmış. Oysa Türk ekonomisi geçtiğimiz 6 yıl içinde tarım dışı sektörlerde 3 milyon civarında yeni istihdam oluşturabilmiştir. Bir başka ifadeyle. . Portekiz ve İspanya’nın o dönemdeki oranları civarındadır. Türkiye’nin. Sosyal faktörler de hesaba katıldığında. Bu.1 düzeyine. Yine inşaat sektörünün toplam istihdam içindeki payı 2007 yılı Eylül ayı itibarıyla % 6.. Kasım 2007 döneminde istihdam edilenlerin yüzde 25’i tarım. Ayrıca yukarıda bahsedildiği üzere istihdamın niteliği.5 oranında bir artış göstermiştir. yeterli bir meslekî eğitim vermek suretiyle iş gücünün aktif olarak değiştirilmesi sağlanamadığı için. yani tekrar çift haneye çıkmıştır. işgücüne katılım oranı ise yüzde 46. AB’ne henüz üye olmamış olan 1980 başlarındaki Yunanistan. kalıcı bir gelir artış trendinin yakalanabilmesi için istihdamın büyük bir hızla artırılması gerekmektedir. Bir başka deyişle. mesleksizlik nedeniyle geleneksel kesimden gelen insanların istihdam edilmesi imkânsızlaşmaktadır. yüzde 48. gelişmiş ülkelerdeki kişi başına gelir seviyelerine ulaşabilmesi için teknik olarak gerçekleştirilmesi imkânsız verim seviyelerine çıkması gerektiği aşikardır. yüzde 20.6’sı sanayi. a. Sanayi sektöründe istihdam edilen kişi sayısı ise % 12. bu aşamada istihdam artışının verimlilik artışından daha öncelikli hale geldiği de söylenebilir.g. Tarımdaki bu kişiler aslında daha önceden de işsiz idiler ancak bu görünmemekte idi ve gelir dağılımı da tarımsal kesimde bu yüzden çok bozuktu. Mevcut istihdam oranlarında. Tarımın GSMH içindeki payı da yine 2002 yılı başında % 14’lerden. ancak hızlı bir şekilde bastırdığı için tarım kesiminden açığa çıkan kişiler iş piyasasına girmekte ve ekonominin de bunu istihdam etme kapasitesi yetersiz kalmaktadır. 37.3 gibi düşük bir düzeyde de olsa. yüzde 6’sı inşaat. Geldiğimiz aşamada Türk ekonomisinde verimlilik ve istihdam arayışlarının birbirleriyle çatışır bir noktaya kanalize olmaması.3 oranında azalma görülmüştür. 2007 yılı sonunda %10.16 Gerçekten de Türkiye’de tarım dışı istihdamın nüfusa oranının (halen % 22) 5 sene içinde. Türkiye genelinde işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 85 bin kişi artarak 2 milyon 350 bin kişiye yükselmiş. Kore’deki seviye olan yüzde 43’e yükseltilebilmesi için mevcuda ilave olarak yaklaşık 16 milyon kişiye iş sahası açılması gerekmektedir. Türkiye’nin bu oranı. Geldiğimiz aşamada ekonomideki büyüme hızının dışarıdaki ve içerideki gelişmelere paralel olarak azalmasıyla işsizlik rakamları tekrar başını yukarıya çevirmiş. Ayrıca bu sürecin devamı da beklenmektedir. Nitekim tarım istihdamında son dört yıl içinde birikimli olarak % 24.9 olarak hesaplanmıştır. 2007 yılı sonunda %9’un altına sarkmıştır.kadar gerilemiştir. Türkiye’nin kalıcı bir büyüme trendini yakalayabilmesi için istihdam ve emek verimliliği artışlarının bir arada gerçekleşmesi gerekmektedir. şiddetlenen küresel rekabet altında nicelikten daha önem- 76 77 16 Murat Yülek.e. toplam istihdam içindeki payı en yüksek seviyede gerçekleşmiştir. Netice itibariyle yaşanmakta olan süreç yanlış değil. Ekonominin istihdam oluşturma kapasitesi yeterli olsa bile. bu iki ihtiyacın birbirini dengeler mahiyette gelişmesi gerekmektedir. mevcut tarım dışı istihdamın iki katına çıkarılması manasına gelmektedir. 2002 yılından bugüne tarım sektöründen tarım dışı sektörlere hızlı bir geçiş gerçekleşmektedir.4’ü ise hizmetler sektöründe yer almıştır. Bu süreç ve tarımdan çözülen insanların şehirlere akımı şimdilik devam edecektir.

2 19 20. Türk şirketlerinin ihtisaslaşacağı sahaları doğru seçmesi ve devletin de onlara beşeri ve fiziksel altyapı açısından gerekli desteği vermesi kritik bir başarı faktörü olarak ortaya çıkmaktadır. j) Gelir Dağılımındaki Gelişmeler: Son yıllarda gelir dağılımındaki düzelme belirginleşmiştir.9 21.6 14. Gerçekçi bir şekilde ele alındığında. 1. reel ücretlerin erozyona uğramış olması.40 0. büyümenin tüketim ve kamu harcamalarına değil.5 katına kadar gerilediği anlaşılmaktadır.6 5. yani nüfusun en fakir ilk %20’lik diliminin Türkiye genelinde toplam gelirden aldığı pay.1 3.2 4. Nüfusun en zengin %5’lik dilimi ile en fakir %5’lik dilimi arasında 2001 yılı sonunda yaklaşık 12 kat olan gelir farkının.2 44. Bu büyümenin kaynaklarına bakıldığında.3 46.2 15.6 9. eşitsizlik katsayısı 2005 yılı sonunda 0.1 48.4 Gini Katsayısı 0. %20 21. Gerçekten de. Tablo 13.49 0.3 10. Ancak Türkiye’de gelir dağılımını bozan esas dinamikler dikkate alındığında. ekonomideki büyümeye paralel olarak düzelme eğilimine girmiş. emek yoğun sektörlerin sürekli olarak gerilemesi.0 14.5 15.9 22. gelirden en az pay alan. TÜİK’in AB istatistik kurumu Eurostat ile uyumlu hale getirerek sürdürdüğü çalışmalarının konuyla ilgili sonuncusu 2005’te yapılmıştır. Çin. bu düzelmenin şaşırtıcı olmadığı rahatlıkla anlaşılmaktadır.9 50.8 4. Hane halkını harcanabilir gelire göre tasnif eden ve %20 ’lik dilimlere ayıran bu çalışmaya göre.7 11. yaklaşık 7. 2004’ten 2005 yılına küçük de olsa bir artış kaydetmiştir. Bir başka deyişle. bu tür bir rekabete girmenin hem getireceği katma değer.0 6.9 5.1 2. %20 14.8 20.3 6.8 10.44 0.38 oranında gerçekleşmiştir (Tablo-13). %20 1987 1994 2002 2003 2004 2006 5. hem de iktisadî getirisi de düşük olacaktır. En zengin %20’lik beşinci dilimin toplam gelirden aldığı pay ise gözle görülür bir şekilde gerilemiştir. işsizliğin yüzde 10 civarında yüksek seviyede devam ediyor olması gibi nedenlerle 2001 krizi sonrasında gelir dağılımının düzeldiği yolundaki haberler şaşırtıcı gelmektedir. %20 49.44 olan bu katsayı. daha çok yatırım ve verimlilik artışlarına dayandığı görülmektedir. Kriz sonrasında beş yılı aşkın bir süredir ekonomide yüksek düzeyde bir reel büyüme sağlanmıştır. %20 9.1 12.6 8. 2005 yılı dahil olmak üzere bütün dönem boyunca tedricen düşmüş. Bu büyüme. 2002 yılında 0. Şöyle ki.43 0.38 Kamuoyundaki popüler algılama ile burada zikredilen resmi veriler arasındaki farkın açıklanması gerekmektedir. hızlanan yapısal dönüşüm nedeniyle işsizlik oranlarında ülke genelinde büyük bir düşüş sağlayamamış olsa da .42 0. diğer ülkelerin katma değeri düşük sahalarda rekabet etme gücünü imkânsız hale getirmektedir.0 6. yani gelir dağılımındaki bozulma.li bir faktör haline gelmiştir. Türkiye’de Gelir Dağılımındaki Gelişmeler (1987-2006) 1.9 54. Nitekim bu eğilim Gini-katsayısı ile de desteklenmektedir. Bu ülkelerle aynı mal gruplarında ihtisaslaşan ülkelerin uzun vadede ücretlerinin bu ülkelere yakınsaması gerekeceği için. Hindistan ve onları takip ederek dünya ekonomisi ile bütünleşen Asya ekonomileri.

İşte son yıllarda hem enflasyonun. en düşük ücret artışları yapılmak suretiyle bir yandan toplumu enflasyona ezdirmeme. Aynı şekilde yüksek faizler aracılığı ile de toplumda varlıklı dar bir kesimin. Buna karşılık toplumda geliri en düşük olan kesime en yüksek. 2. Gerçekten de 2001 yılında faiz harcamalarının GSMH’dan aldığı pay %20’nin üzerinde iken bu oran 2006 yılı sonrasında %8’in altına düşmüş. düşük ve sabit gelirli kesimden. Türkiye’de gelir dağılımının bozulmasına neden olan diğer iki önemli değişken de enflasyon ve faiz oranlarının yüksek olmasıdır. Hazine Müsteşarlığınca hazırlanan verilere göre (Şekil-26) 2002 yılının sonunda 2007 yılının Mart ayı arasında tüketici fiyatları ortalama olarak %56 oranında artmıştır. gelir dağılımın bu yolla da bozulduğu bilinmektedir. zengin ve finansal varlıkları yüksek olan kesim lehine bir gelir transferi anlamına gelmektedir. Maaşlar ve Ücret Artarı Enflasyon (Birikimli. hem de reel faiz oranlarının tek haneli rakamlara düşürülmüş olması nedeniyle gelir dağılımında bir düzelmenin olmuş olması beklenmelidir.belli bir istihdam artışına yol açtığı da görülmektedir. diğer yandan toplumun çeşitli kesimlerine yönelik olarak kamudaki ücret artışları enflasyon oranının altında kalmamıştır. enflasyon da 2004 yılından beri tek haneli rakamlarda seyretmiştir. Bu nedenle. Şekil 26. 2002-2007) (%) 160 140 120 100 80 60 40 20 0 Ortalama En Yüksek Kamu İşçi Ücretleri Net Asgari Ücret En Düşük Ortalama En Düşük Ortalama En Düşük En Düşük Ortalama 2002 Aralık . geliri en yüksek olan kesime de yine enflasyonun altında kalmamak üzere. kriz son- . Bir yandan enflasyonda bu düşüş kaydedilirken. gelir dağılımın düzelmiş olması anlaşılabilirdir. bütçe açığı ise %1’in altına düşürülmüştür. öte yandan gelir dağılımı adaletsizliğini göreceli olarak düzeltme çabası güdülmüştür.2007 Mart Dönemi Maaş ve Ücret Artışları 2002 Aralık – 2007 Mart Dönemi TÜFE artışı: %56 Memur Maaşları SSK Bağ-Kur Emekli Aylıkları Memur Kaynak: Hazine Müsteşarlığı 78 79 3. Keza 2001 krizi sonucunda GSMH’nın %17’sine kadar çıkan bütçe açıkları. kişi başı gelirin 2300 dolardan 5500 doları bulduğu süreçte. DPT’nin de 2007 yılındaki tespitlerine yansıdığı üzere. artan oranlarda devlet borçlanma senetlerinin reel geliriyle fonlandığı. 2006 yılı sonunda KKBG sıfırın altına. bunun paralelinde gelen kamu kesimi borçlanma gereğindeki artışlar ve bu yolda yapılan bütçe transferleri de hızla azaltılmış. Enflasyon.

75 2.25 3. Yoksulluk araştırmasının sonuçları: Gelir dağılımı adaletinde ne durumda olduğumuzu yansıtan önemli bir araştırma da TÜİK’in Yoksulluk araştırmasıdır. Yine devalüasyonlar içeride halkın alım gücünü düşürmek gelir dağılımını da.62 0. GSMH’nın büyüme oranının altında kalmaktadır. bilhassa 2004 ve 2005 yıllarında esneklik katsayısının arttığı. daha doğrusu bütçedeki bu küçülmenin hangi kesimin lehine veya aleyhine geliştiğine bakılması gerekmektedir. 5. Sosyal devletin gerileyip gerilemediği açısından ele alındığında bütçe harcamalarının ne yönde değiştiğine.24 1. Sosyal Harcamaların Bütçe Harcama Esneklikleri 2002 Savunma Adalet-Emniyet Eğitim Sağlık Faiz giderleri Yatırım Harcamaları 1. Tablo 14. bunun sınırının ne olacağı ve eleştirisinin de yapılması gerekir. Son yıllarda yoksulluk ve gelir dağılımı adaletindeki gelişmeleri anlamak için uygulanmakta olan istikrar programının da bunlarla birlikte ele alınması elzemdir. 7. Maliye Bakanlığı. savunma.57 2003 0. Esasen kamunun ekonomideki ağırlığının azalmasına paralel olarak son yıllarda bütçenin büyüme oranı. ilk defa dışa açılmadan beklenen kar marjlarının azalması olgusu yaşanmaya başlanmıştır.71 1. faizin esneklik katsayısının ise büyük bir düşüş gösterdiği görülmektedir. İstikrar programları kısaca sistemi tekrardan çalışır duruma getirmeyi amaçlar ve özellikle finansal sektörden işe başlar. Türkiye 2002 yılından beri kriz öncesinde . yatırım harcamaları ve bilimsel faaliyetler için yapılan destek ve harcamalar reel olarak anlamlı düzeyde arttığı görülmektedir. Buna karşılık. Son yıllarda güçlü TL nedeniyle halkın alım gücü artmaktadır.09 1. sağlık.19 2004 1 8.5 12 -4. ancak bu tasarrufun ağırlıklı olarak faiz harcamalarındaki gerilemeden karşılandığı görülmektedir.25 -0. 6. Buna göre 2002-2006 arasında bütçe esnekliği birden küçük kalmış. Tablo-14’de harcamaların esnekliği gösterilmektedir. Krizden sonra da bunun altından kalkmak ve oluşan hasarı gidermek üzere ağır bir istikrar programı uygulana gelmektedir.5 2005 2. Burada verilen soysal harcama kalemlerinin 2002-2005 arasındaki esnekliğine bakıldığında. Ancak bu gerileme toplumsal barış ve refah açısından katlanılamaz bir “geri çekilme” anlamına geliyorsa. yani GSMH’daki 100 birimlik bir artışa bütçenin 100 birimden daha küçük bir artışla cevap verebildiği görülmüştür. Buna göre.4 1.05 0.37 1. Düşen veya geçmişe göre ifade etmek gerekirse çok daha yavaş artan fiyatlar nedeniyle reel bir refah etkisi ortaya çıkmaktadır.5 4.6 0. bütçede büyük bir tasarruf yapıldığı.Türkiye’de rekabet ortamı ilk defa bu kadar kızışmış.43 1. döviz yatırımcısının lehine bozmakta idi.rasında uygulanan sıkı maliye politikalarına rağmen özellikle eğitim ve sağlık gibi sosyal devlet harcamalarında görünen artış gelir dağılımı üzerinde olumlu etki yapmıştır. eğitim.25 3. Zira 2001 yılında Türkiye tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini geçirdi.25 Kaynak: DPT.62 1.75 3. adalet.38 1.

00 1.35 26. büyümenin motor gücü olarak özel sektöre ve daha çok da verimlilik artışları ile sıkı mâlî disipline (mili gelirin % 6. 2007 yılının Aralık ayının son haftasında yayınlanan TÜİK’in yoksulluk çalışması ise bu görüşleri doğrulamamaktadır. her yıl bir Asgari Geçim Ücreti açıklamaktadır.87 20.60 0. Bu oldukça kritik bir gelişmedir.75 15.50 0. üyesi olan işadamlarını bunun altında ücret ödemekten ahlâkî olarak men etmeye çalışmaktadır. Sürece önce fert. çalışmadaki temel bulgular Tablo-15’de özetlenmektedir. hem de kriz sonrasında uygulanan istikrar programıyla gelen derin yapısal dönüşüm sürecinde elbette kazançlı çıkanlar ve kaybedenler olmaktadır.96 0.5’i kadar bir faiz dışı fazlaya) dayalı olarak gelişti.30 14. Ve bu miktar 2008 yılında iki çocuklu bir aile için 1095 YTL olarak tespit edilmiştir. krizi fırsatlara çevirebilenler de vardır.81 0. % 17.74 17.50 Kaynak: TÜİK. Türkiye Yoksulluk Araştırması.41 13. 26 Aralık 2007. Bu elbette cebri değil.04 30.39 23.01 2. Tablo 15. İlaveten kayıplara karşı toplumun farklı kesimlerinin kendini koruma kapasitesi bir hayli eşitsiz dağılırken.51 2004 1. Son yıllarda ise IMF baskısı kısmen azalmış olmakla birlikte devam etmektedir. Hükümetin IMF programına “sadakati” makro ekonomik dengelerin düzeltilmesi anlamında takdir görürken. Aynı kriterler açısından 4 kişilik bir hane ele alındığında (aylık bazda) açlık sınırının 205 YTL. Daha önce tartışıldığı üzere.49 20. yoksulluk sınırının ise 549 YTL olduğu hesaplanmaktadır.81’i de yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. TÜİK’in yoksulluk araştırmasında “açlık” ve “yoksulluk sınırı” diye iki temel kriter kullanılmaktadır. ortaya oldukça ilgi çekici bir fark koyarak. Haber bülteni 80 81 Çalışmaya göre 2006 yılında Türkiye’de fertlerin % 0.01 1.16 2006 0.74’ü (539 bin kişi) açlık sınırının. ikincisi gıda ve gıda dışı harcamaları içermekte olup. Yoksul Fert Oranı (%) 2002 Gıda yoksulluğu (açlık) Yoksulluk (gıda+gıda dışı) Kişi başı günlük 1 $’ın altı Kişi başı günlük 2. Buna karşın kişi başı günlük harcaması (satınalma gücü paritesine göre) 1 Doların altında kalan fert Türkiye’de artık kalmamış.12 0.02 2. kendi alternatif ölçümlerini ortay koymaktadırlar.74 2003 1.29 25.15 $’ın altı Kişi başı günlük 4. Bunlardan birinci kriter sadece gıda harcamalarını içerirken. ahlâkî bir standart. bunun acı bedeli olarak toplumun bu programın altında ezildiği tezi de sürekli gündemde tutulmaktadır.89 14. Hatta İktisadî Girişim ve Ahlâk Derneği (İGİAD) gibi “işverenler”. . 2002 sonunda iktidara gelen AK Parti hükümeti. bu mimari dalgalı kura.55 16.36 16. kendinden önceki koalisyon hükümetinin uyguladığı ekonomik mimariyi büyük oranda devam ettirdi.3 $’ın altı Göreli yoksulluk 1.18 2005 0. Hem kriz ortamında. ardından haneler planında bakılabilir.20 3. Dernek.29 28.33 14.olduğu gibi kriz sonrasında da IMF’nin yakın denetimi altında yoluna devam etmektedir. Sendikalar ise çeşitli sivil toplum örgütleri ise bu rakamı şiddetle reddetmekte.

Bu oran % 6’e.01 olmuştur. 2006 yılında 3 veya 4 kişiden oluşan hanelerde bulunan fertlerin yoksulluk oranı % 8.86 olarak tahmin edilmektedir. Bütün bu verilere göre. Ancak kaydedilen bu göreceli düzelmenin devam etmesi için. kentsel yerlerde yaşayanların yoksulluk oranı % 9. hizmet sektöründe % 7 oranındadır. Öte yandan yoksullukta kırsal ve kentsel ayrımının bir hayli derinleştiği de dikkatlerden kaçmamaktadır. Göreceli olarak sanayi sektöründe yaşayanlar tarımdan. (iv) Kadınlara karşı ideolojik ve cinsiyet ayrımının giderilmesi. yoksul fert oranının da % 20. Kendi hesabına çalışanların yoksulluk oranı % 22. Ekonominin oldukça hızla büyüdüğü. ailenin geneli yoksullaşmaktadır.Konuya burada devletin resmi rakamları ile devam etmek gerekirse. kamu borç stokundaki. Bilhassa sağlık ve eğitim harcamalarındaki artış.98 iken.87 olarak tahmin edilen açlık sınırının altında yaşayan fert oranının 2006 yılında % 0. verimlilik artışında aranması. lise ve dengi meslek okulları mezunlarında % 5.06.81’e düştüğü anlaşılmaktadır. Türkiye’de 2002 yılından beri yoksulluk göstergelerinin düzelme yönünde geliştiği görülmektedir. fakülte ve üstü mezuniyete sahip fertlerde ise sadece % 1. yüksekokul. yani meslekî eğitimden geçmektedir. ölçeklerin artması. Çalışanlarda 2006 yılında yoksulluk oranı sanayide % 10.24 iken. 2007 yılında tarım sektörüne 5 milyar YTL’den fazla destek sağlanmıştır. Yine ücretli-maaşlı çalışanların yoksullukta yevmiyelilerden çok daha şanslı olduğu da dikkat çekmektedir. Görüldüğü üzere yoksulluğu azaltmanın yolu nitelikli emekten. ücretsiz aile işçisi olanların ise % 32. Bunun nedeni tarımdaki büyük göz olgusudur.19. En yüksek yoksulluk riskine sahip olan tarım sektöründe ise durum tedricen toparlanıyor. az sayıda çalışanın çok sayıda çalışmayanı beslemesinden dolayı. Son olarak yoksulluk üzerinde eğitimin derin etkisi görülmektedir. 2005 yılında % 0.5’den % 17. Kısaca “bağımlılık oranı” dediğimiz. ilkokul mezunlarında oran % 14. büyümenin yeterince istihdam oluşturmasına özen gösterilmesi. üretim ve verimlilik endeksindeki artışlar ve buna bağlı kaydedilen büyüme ve refah artışı gibi makro ekonomik gelişmeler ile Hükümetin uygulamadaki oluşturduğu farktır.74’e. (v) Eğitimdeki fırsat eşitliğinin sağlanması ve ülkeye yayılması. eğitime ve sağlık hizmetlerine olan ulaşılabilirlik. 7 iken. faiz ve enflasyon oranlarındaki azalmalar. bütçe açıklarındaki. yapısal dönüşümün derin olduğu ve istikrar programının uygulandığı bir ortamda bu başarının nedeni.63 gibi oldukça çarpık bir yapıya sahiptir. Nitekim kırsal yerleşim yerlerinde yaşayanlarda yoksulluk oranı % 31. bu meyanda emeğin dönüştürülmesi açısından meslekî eğitim kurslarının açılması. Tarımdaki kişilerin yoksulluk oranı 2005 yılında % 37. Tabii yine tarımda verimlilik artışı. yoksul kesimler lehine yapılan göreceli yüksek ücret düzenlemeleri burada zikredilmelidir. İnsanlar şehre göçünce geri kalan tarımsal artık daha az kişiye bölünmektedir. yoksul kesime yapılan doğrudan ve dolaylı ayni ve nakdi yardım. (ii) Reformlardan kaybeden dar ve sabit gelirli toplumsal kesimlerin durumunun iyileştirilmesi için soysal desteklerin daha etkin hale gelmesi. (vi) Rekabetçiliğin artık ücretlerin bastırılmasında değil. % 28. Bu da refah artışlı demektir.31’dir. Ayrıca yoksulluk hane büyükçe artmaktadır. destekler gibi diğer faktörler de yavaş yavaş devreye girmektedir. örgütlenme bilincinin gelişmeye başlaması. (iii) Meslekî eğitim reformunun tamamlanması. (i) Tarımsal dönüşümün daha etkin olarak idare edilmesi. . Okuryazar olmayanlarda yoksulluk oranı % 34 ile en üst seviyeye çıkarken. 2006 yılında % 33.49.2. hizmetler sektöründekiler ise sanayiden daha iyi konumda bulunmaktadırlar. daha fazla olan hanelerde fertlerin yoksulluk oranı % 42. sözleşmeli tarımın yaygınlaşması.98’e çıkmaktadır.

Kore’de de 1995 yılında ilk 100’e giren şirketlerden 93’ü artık 2006 yılında o listede yer almıyordu. Bu açıdan bakınca. Bu gelişmenin nedeni. ekonominin yapısal olarak derin bir dönüşüme girilmiş olması. Turkishtime Dergisi. birçok sektör yabancı etkisine girmiş ve eksik rekabet içinde yoluna devam ediyor olabilir. ekonominin iyice dışa açılması ve küresel rekabetin dolu-dizgin içeriye taşınmış olmasıdır.(vii) İstihdam dostu sektörler ve istihdam deposu olarak biline KOBİ’lerin güçlendirilmesi gerekmektedir. markalaşma. giyim. bunların da son 70 yılda Amerika’da borsa endeksinin ortalama performansının altında kaldığı tespit edilmiştir. hız. alternatif piyasalara açılma. artıramayanların küçüldüğü ilk dikkat çeken husustur. . İyi idare edilmesi durumunda serbest piyasa ekonomisinin ve beraberinde getirdiği rekabetin bereketi. bir yandan yükselen ve gerileyen sektörler kavramı ile. k) Bir Girişimcilik Göstergesi Olarak Açılan ve Kapanan Şirket Sayısı Türkiye’de girişimciliğin ne yönde değişip geliştiğini gösteren bir diğer önemli gösterge de açılan ve kapanan şirketler sayısıdır. üreticiyi yaşayamaz ve karlılığını kaybeder hale düşürebilir. İlk 500’den ise 51 şirket ikinci 500 listesine düşmüştür. Türkiye ekonomisinde yapısal değişimin dinamiği hızlanıp kapsamı genişleyip derinleştikçe. Bilhassa ikinci 500 büyük şirkette olanlar seyyaliyeti daha net yansıtmaktadır. 2006. tekstil ve ayakkabı sektörü küçülürken. örgütlenmesinin. Bunun anlamı. kıt kaynakların verimsiz sektörlerde yığılıp kalmasını önleyerek üretimde ve kaynak tahsisinde etkinliği sağlamış olmasıdır. Hatta bu rekabet tüketicinin lehine bir şekilde gelişmiş olsa da. deri ve ayakkabı sektörü oluşturmaktadır. teknolojisinin çok hızla değiştiği ve buna ayak uyduran sektörlerin ve şirketlerin hızla yukarılara tırmanacağıdır. Çimento sektörü ve perakende zincir mağazalar buna örnek gösterilebilir. Tekstil ve giyim son yıllarda sendeledikten sonra şimdilerde -olumsuz kur koşullarına rağmen. hangilerinin küçüldüğü önem arz etmektedir.17 Örneğin aynı kıran kırana rekabet süreci İstanbul Sanayi Odası (ISO)’nun yayınladığı Türkiye’nin en büyük ilk ve ikinci 500 şirketine de yansımış durumdadır. esneklik ve kalite faktörlerine bağlı olarak adeta küllerinden yeniden ayağa kalkmaktadır. Bu arada ikinci 500’ün yüzde 30’unu tekstil. Örneğin. 82 83 17 Tom Peters. Türkiye Birinci İnovasyon Kongresi Sunumu.işte bu verimlilik. Ancak burada yükselen ve gerileyen şirket ve sektörler ile ilgili olarak ifade edilmesi gereken bir başka husus da üretimin coğrafî alanının. sıralaması ve büyüklüğü değişen şirketler kavramı ile çok daha sık karşılaşılacaktır. Bu arada ekonominin dışa açılması zannedildiği gibi rekabeti kendiliğinden getirmeyebilir. Örneğin 1917’de Forbes Dergisi’nin yayınladığı en büyük 100 şirketin günümüzde sadece 18 tanesinin yaşadığı. Burada verimliliğini artıran şirketler büyürken. son beş senede hangi şirketlerin büyüdüğü. Benzer şekilde G. Hatta ikinci 500’e 109 şirketin ilk kez girdiği açıklandı. bu meydan okumanın farkında olup gereğini yerine getiren küçük işletmelerin de makus talihini kırıp ikinci. artık rekabet liginde kimsenin yerinin garanti olmadığıdır. hatta ilk beş yüz içine girebileceği gerçeğidir. piyasa kontrolünü ele geçiren şirketlerin arka plandaki tedarikçi şirketleri. Örneğin 2006 yılındaki listede 330 ve hatta 360 sıra birden atlayan şirketler var. iletişim ve makine sektörleri büyüyenler arasında yer almıştır. Buna olumlu yönden bakmak gerekirse. öte yandan bu sektördeki yeri.

Bu perspektifi akılda tutarak son yıllarda açılan ve kapanan şirket sayılarına bakmak yararlı olacaktır. TÜİK’in 2007 yılının Ocak-Kasım dönemine ait birikimli olarak açıkladığı açılan ve kapanan şirket sayısı, ekonomiye giren ve çıkan sermaye miktarını ve bunların yer aldığı iktisadî faaliyet kolları Tablo-16’da verilmektedir. Buna göre 2006 yılının ilk on bir ayında 48 646 şirket kurulmuşken, bu rakam 2007 yılının aynı döneminde 51 568’e çıkmıştır. Kapanan şirket sayısı ise 8300’den 8 800’e çıkmıştır. Buna göre, açılan şirketler % 6,4, kapanan şirketler ise % 6,1 oranında artmıştır. Bir başka açıdan bakıldığında ise 2006 ve 2007 yıllarında arka arkaya her bir kapanan şirkete karşılık ekonomide 5,8 şirket kurulmuştur. Tablo 16. Açılan ve Kapanan Şirketler ve Kooperatiflerin İktisadî Faaliyet Kollarına Göre Sayıları, (Ocak-Kasım 2007) 2006
İktisadî faaliyet kolları Genel Toplam Tarım, avcılık ve ormancılık Madencilik ve taşocakçılığı İmalat İnşaat Toptan ve perakende ticaret; motosiklet ve motorlu araçlar ile kişisel eşyalar ve ev eşyalarının onarımı Otel ve lokantalar Ulaştırma, depolama ve haberleşme Mali-aracı kuruluşların faaliyetleri Gayrimenkul, kiralama ve iş faaliyetleri Eğitim Sağlık işleri ve sosyal hizmetler Diger sosyal, toplumsal ve kişisel hizmet faaliyetleri

2007 Kurulan
51 568 737 650 9 854 7 567 15 211 1 792 3 830 700 6 701 1 257 1 280 876

Değişim oranı Kurulan
6,4 36,2 41,9 3,2 2,5 5,8 12,8 -2,0 4,3 3,3 16,5 12,4 7,9
Kapanan 6,1 43,6 -21,1 6,4 -4,7 10,6 22,6 -1,4 17,3 4,4 21,9 7,8 11,9

Kurulan
48 460 541 458 9 551 7 386 14 378 1 588 3 909 671 6 484 1 079 1 139 812

Kapanan
8 306 39 38 2 070 1 310 2 671 146 582 196 730 64 348 84

Kapanan
8 814 56 30 2 203 1 248 2 955 179 574 230 762 78 375 94

TÜİK, Kurulan ve Kapanan Şirketler, Kasım 2007

Bira daha geriye gitmek gerekirse, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)un verilerine göre 2005 yılında 95.306, 2006 yılının tamamında ise 104.740 şirket kurulmuştur. Kurulan şirketlerdeki artış oranı yaklaşık %10’dur. 2005 ve 2006 yıllarındaki kapana şirket sayıları ise sırasıyla 28.724 ve 34.777 olarak verilmektedir. Kapanan şirketlerdeki artış oranı ise % 21 civarında gerçekleşmiştir. 2005 yılında her bir kapanan şirkete karşılık 3,3, 2006 yılında ise 3 şirket açılmıştır. Sermaye bazında ele alındığında 2007 yılının ilk 11 ayında yaklaşık 40 milyar YTL’lik bir sermaye azalması yaşanırken, yaklaşık 150 milyar liralık taze sermaye girişi kaydedilmiştir. Bunun büyük kısmı imalat, gayr-ı menkul, inşaat, toptan ticaret ve ulaştırma-haberleşme sektöründe kaydedilmiştir. Aynı sıralama kurulan şirket sayısında da benzerlik arz etmektedir.

TÜRKİYE EKONOMİSİ BURADAN NEREYE?

5•

B
84 85

Bir önceki bölümde Türkiye ekonomisinin 2001 yılından sonra tecrübe ettiği yapısal reform süreci ve buna paralel olarak geçirdiği dönüşümün temel makro ekonomik göstergelere nasıl yansıdığı tartışıldı. Sağlam girişimciliğin alt yapı taşlarından biri de makro ekonomik istikrar olduğundan dolayı, ekonominin uzun vadeli dönüşümü, sağlam bir üretim ekonomisini inşası ve uzun vadeli stratejik hesaplar yapabilen yarışmacı bir girişimcilik için böylece son derece önemli bir mesafe alınmış olduğu gösterildi. Geldiğimiz aşamada ekonomide ortaya çıkan birtakım çok önemli yan etkier vardır. Bunların başında (i) son üç yıldır direnç bölgesine giren ve bütün tedbirlere rağmen düşürülemeyen enflasyon, (ii) 2007 yılında artış hızı yavaşlamakla birlikte mutlak değer olarak artmaya devam eden enflasyon, (iii) zaten çok yavaş gerileyen ancak son iki yılda yeterli düzeyde gerçekleşmeyen büyüme nedeniyle tekrar artış sürecine giren işsizlik verileri ile (iv) içerideki yetersiz ulusal tasarruflar başta gelmektedir. Bu sorunlar, ekonominin 2002 yılından beri ilerlediği patikanın sıkıştığını, buradan itibaren yeni bir yol vurmanın gereğine işaret etmektedir. Elde edilmek istenen neticeler şunlardır: (i) Yüzde 7-8 arasında gerçekleşecek bir büyüme patikası, (ii) buna rağmen kamu mâlî dengelerinin korunması, (iii) büyümeyi kalıcı kılınmış bir fiyat istikrarı içinde gerçekleştirmek, (iv) büyümenin oluşturduğu katma değeri içeride tutmak anlamında cari açığın GSMH’nin %3’ünü geçmeyecek şekilde kontrol atında tutulması, (v) büyümenin istihdama yansıması, (vi) yüksek düzeyde gerçekleşecek olan yatırım hamlesinin olabildiğince iç kaynaklarla finanse edilebilmesi,

(vii) eğitim, Ar-Ge, ticarileştirilmiş icatlar üzerinden verimliliğe dayalı bir sanayi yapısının inşa edilmiş olması. Önümüzdeki yıllarda büyüme sürecinin, 2002-2006 dönemine oranla daha çok dış talep ile desteklenerek devam ettirilmesi gündeme gelecektir. Küreselleşmenin ulaşmış olduğu düzeyde, ülkelerin, yüksek ve sürdürülebilir bir büyüme süreci yakalamaları, dış talep koşullarından yeterli ölçüde yararlanmalarını gerektirmektedir. Ekonominin, iç talep ile dış talep arasında daha dengeli bir büyüme hattına taşınabilmesi için, ürün ve hizmetlerin dış pazarlarda daha rekabetçi bir konuma kavuşması gerekmektedir. Son yıllarda, dünya ekonomisinde çok dikkat çeken bir gelişme de, sanayi için ticaretteki hızlı yükseliştir. Bir başka ifadeyle, ihracat yapmak için ithalat yapmak, sadece Türkiye’ye özgü bir durum değildir. Türkiye’nin dış talepten daha fazla yaralanmasının beklendiği bu dönemde, önemli olan sektörlerimizin rekabetçiliğini azaltan faktörlerin doğru teşhis edilerek ortadan kaldırılmasıdır. Bu anlayışla tasarlanacak olan sanayi stratejisi, 1970’lerin ithal ikameci sanayileşme politikalarından çok farklı bir içeriğe sahip olmak zorundadır. Türkiye’nin ihracat ürünlerinde çeşitlenme sağlamak ve rekabet gücünü artırmak amaçlanmalıdır.

5.1 EKONOMİDE KATILIKLARI ESNETMEK İÇİN YENİ YOL HARİTASI
Uzun vadeli kalkınma hedefleri için “yönlendirilmiş bir çıkış stratejisi” ile mevcut istikrar tabanlı programdan çıkarak verimlilik ve istihdam merkezli bir üretim ekonomisine geçmek için öncelikli olarak hala kamu kesimine düşen önemli görevlerin olduğunu ifade etmek gerekir. Bu görevler daha çok alt yapı, denetim ve yönlendirme başlıkları altında toplanabilir. Ünlü yönetim bilimci Michael Porter “ulusal refah miras alınmaz, üretilir” derken, kamu-özel kesim arasında inşa edilecek olan bir sinerji ile Porter’in “rekabetçi elmas” anaforunda zikrettiği zenginliğin kaynaklarının harekete geçirilmesi kastedilmektedir. Türkiye’de 2002 yılından beri çalışmalarını sürdüren ancak son yıllardaki etkinliği daha da artan Yatırım Ortamını İyileştirme Kurulu (YÖİK) bu amacı gütmektedir. Bu meyanda üzerinde durmamız gerekenlerden birisi kaynaklardır. Son yıllarda eğitim sisteminde meydana gelen büyük çöküş nedeniyle insan kaynağı ile makro ekonomik istikrarsızlık nedeniyle gündemden düşen araştırma ve enformasyon altyapısı bu meyanda başta gelen kaynaklardır. İkinci olarak buluşlara yatırım yapan bir iş ortamı oluşturmak gerekmektedir. Bunun için Asya ülkelerindekine benzer bir şekilde uzun vadeli bir strateji ile şirketlerin davranışlarını kaliteli girişimcilik yönünde değiştirmek ve geliştirmek gerekmektedir. Üçüncü olarak kalkınmayı sürüklemek üzere muhakkak kalite standartları artırılmış talepkâr bir yerel pazarın ikame edilmesi şarttır. Bunun temel şartı ise fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmiş olmasıdır. Dördüncü olarak da büyüme sürecinde oluşturulan katma değerin içeride kalması, yani yeterli rekabet gücüne sahip bir üretim yapısı tesis etmek üzere destek sanayilerinin varlığının temin edilmesi gerekmektedir. Ekonominin bu tür bir donanıma kavuşturulması, iç içe geçmiş olan üç aşamalı bir rekabetçilik stratejisi gerektirmektedir.

5.1.1 UcUz eMeK ve doğal KaYnaK GüdüMlü KalKınMa aşaMası
Bu aşamada ülkelerin rekabetçi avantajını düşük maliyetli emek yoğun sektörler ve doğal kaynaklar belirler. Bu aşamadaki bir ülkede; ihraç malları sayıca az, katma değeri düşük; uluslararası piyasada aracılara olan bağımlılık yüksek; kâr marjları düşüktür. Böyle bir aşamadaki ülkede rekabet gücü fiyatlar ile ticaret hadlerindeki dalgalanmalara açıktır. Dahası teknolojiye erişim ithalata, tak-

Türkiye’nin rekabetçi avantajının geliştirilmesidir. “onlar ortak. Bunun için Türkiye’nin mevcut küresel sermayeyi. istikrarın uzun zamana yayılması ve sürdürülmesi ve mutlaka etkin bir yabancı sermaye stratejisinin geliştirilmelisi gerekmektedir. Bu meyanda yabancılarla “çözüm ortaklıklarına” dayalı yatırımlar gerçekleştirilmelidir. yerli şirketler iyice izole olup süreçlerden kopabilir.lit etmeye ve doğrudan yabancı yatırımlara bağlıdır. iç piyasaya yönelip kendi aralarında öldürücü rekabete girebilir. Gerçekçi olmak gerekirse Türkiye’nin kendi iç dinamikleriyle bu aşamaya girmesi oldukça zor gözüküyor. Bu. yabancı sermayeye tedarikçi konumuna gerileyebilirler.1. benzer ülkelere nazaran Türkiye’nin bir artısıdır.3 BUlUş GüdüMlü üçüncü aşaMa Buluş güdümlü üçüncü ve son aşamada ülkenin rekabetçi avantajı. Türkiye’nin ikinci nesil reformları yaparak bu aşamayı deruhte etmesi gereken kritik bir süreçten geçilmektedir. 5. Böyle bir ülkede bilhassa sağlık ve eğitim olmak üzere alt yapı yatırımları bitirilmelidir. teknolojinin yayılması ve buluş için etkin bir ulusal ortamın oluşturulması üzerine odaklanmalı. Geldiğimiz aşamada Türkiye’de üretim temel mallardan imalat sanayine kaymıştır. Bu son aşamada strateji. Ancak yaygın bir eleştiriden yola çıkarak ifade edilmelidir ki. 5. ağırlık destek kurumlarına ve özel sektörde üretkenliği özendiren teşviklere verilmeli. biz pazar” olgusundan kurtarılması için yerli şirketlerin kapasitesi güçlendirilerek küresel değer zincirinde ulusal payın artırılması ve ithal teknolojilerde iyileştirmelere gidilmesi stratejik bir hedef olarak belirlenmelidir. Bu süreç bilhassa yabancı sermayenin etkisi altındaki imalat sanayinde gözlemlenmektedir. Böyle bir aşamada stratejiler ülkede “yatırım ortamının” iyileştirilmesini hedefler ve ekonominin kıt kaynakları ulusal rekabeti artıracak alanlara kaydırılmaya çalışılır. küresel entegrasyon sürecinde ülkemizin. birçok alanda halen bu sürecin içinden geçmektedir. İthal ikameci dönemden kalan birinci aşamanın içerdiği çarpıklıklar ve ikinci aşamanın büyük oranda tamamlanmamış ve içselleştirilmemiş olması nedeniyle Türkiye’de üçüncü aşamaya sıçrama yapılamamaktadır. şirketlerin kendilerine özgü stratejiler geliştirmesi özendirilmeli ve hizmet ihracatı kapasitesinin geliştirilmesi öncelikli amaç olmalıdır. Esasen Türkiye’de şimdilerde bu sürecin de bir kenarından tutmak gereği fark edilmiş olmakla beraber. Bunun bir gereği olarak ülkemizin rekabetçi avantajı üretkenlik ve yüksek katma değerli karmaşık ürünlerin üretim ve ihracına kaydırması gerekmektedir. hizmet sektörü ürünlerinin ihracatı bağlamında halen edilgen ve büyük bir “açık pazar” durumundadır. Aksi takdirde yabancı sermayeli şirketler içeride de küreselleşirken. Büyük bölgesel farklılıkları ve sektörel dengesizlikleri olan Türkiye ekonomisi bazı alanlarda bu süreci geride bırakmışken. teknolojiyi ve bilgi havuzunu ülkeye taşıması gerekmektedir. buluşlar yapabilmesinde ve küresel teknolojinin sınırlarını zorlayan mal ve hizmetler üretebilmesinde yatar. 86 87 .2 YatıRıM GüdüMlü İKİncİ aşaMa Türkiye 2006 yılının sonunda beri bu aşamayı geride bırakarak yatırım güdümlü ikinci aşamaya geçmenin sancılarını çekmektedir.1. Bunun için piyasa reformları çok önemlidir. Bu süreçten murat. Yabancı sermaye yatırımlarının ülkeyi üs edinmesi için bu konuda atılan adımlara yenilerin eklenmesi.

altyapı. (iii) Dünyadaki kaynak fazlalığı nedeniyle de ulusal tasarrufların eksikliğinin telafi edilebileceği bir dönem yaşanmaktadır. pazar büyüklüğü. teknoloj ve tecrübe getirirken. Şöyle ki. şeffaf ve denetlenebilir bir kamu-özel sektör sinerjisi ile her kesimini içinde yer alacağı bir ulusal mukavele gerektirmektedir. sağlık ve temel eğitim. kurumlar. Bu süreçte yerli-yabancı sermaye-hükümet arasında oluşturulması gereken etkileşim yukarıdaki şemada basitleştirilmektedir. beşeri sermaye yatırımları. Daha önceleri rekabet gücünü uzmanlaşma. Tablo-17’de görüldüğü üzere. bir ülkenin verimliliğini belirleyen kurumların. Yabancı Sermaye ve İçerideki Etkileşim Süreci Yabancı Şirketler-İç Piyasa-Hükümet Etkileşimi Ağırlayan Ülke ÇUŞ Ana Şirketler Sermaye Teknoloji Tecrübe Ana Şirketin Temsilcisi Hükümet Politika ve Düzenlemeleri Yatay ve Düşey Bağlantılar Emeğin Eğitimi * ÇUŞ: Çokuluslu Şirketler Yerli Şirket ve Çalışanlar Sonuç olarak bütün bu süreçler Türkiye’de bir “stratejiye” istinat etmeli. 5. piyasa verimliliği. politikaların ve faktörlerin tümü olarak tanımlanmaktadır. finans piyasalarının gelişmişliği. teknolojik hazırlık. gerekli stratejiler de buna uygun olarak şekillenecektir. (i) (ii) Üretim paradigmasının küreselleşmesiyle uzmanlaşma. rekabetçilik endeksini belirleyen 12 unsur söz konusu olup bunlar. Serbest ticaret ve rekabet sayesinde doğal kaynaklar. güvenlik. sağlık. Yabancı sermaye sermaye. Yabancı sermaye şirketlerin yeni ve Türkiye’nin ufkunu açacak yatırımlara yönelmesinde bu sürecin kavranması gerekmektedir. Günümüzde rekabet gücünün bileşenleri değişim sürecindedir.2 REKABETÇİLİĞİN BİLEŞENLERİNDE DEĞİŞİM: MAKRO EKONOMİDEN MİKRO EKONOMİYE GEÇİŞ Rekabetçilik genel olarak. makroekonomik istikrar. yüksek katma değer üretme potansiyeli bulunan sektörleri hedef almalıdır. genel iş ortamı gelişmişliği ve yenilikçilikten ibarettir. Bu sektörlerde rekabetçi avantaj sadece şirketlerin değil hükümetlerin de sorunu olmalıdır. hükümetin politikaları öncelikli olarak alt yapı. emek verimliliği. Sektörel tercihler bir defa yapıldığında. mülkiyet haklarının güçlendirilmesi. Bu da güçlü. vergisel ve bürokratik alt yapının geliştirilmesi gibi alanlara kaydırılmalıdır. uzmanlaşmanın öneminden hareketle bu. rekabet hukuku. . Bilhassa yerli ve yabancı şirketler arasındaki yatay ve düşey bağlantıların sağlanmasına çalışılmalıdır. doğal kaynaklar ve ulusal tasarrufların genel düzeyinin belirlediği vurgusu ön planda idi. yüksek öğrenim ve eğitim. Günümüzdeki gelişmeler bu unsurların öneminin arka plana kaymasına neden olmaktadır.Şekil 27.

ekonominin potansiyelini aştığını ve bu düzeyin er veya geç bir düzeltme ile geri gideceği beklenebilir. Aslında GSMH’daki bu büyüme genellikle mikro ekonomik göstergelerin gerektirdiği (iş ortamı rekabet endeksi-IRE) gerçek düzeyin üstündedir. Bu gelişmelere paralel olarak da rekabet gücünde vurgu makro ekonomik unsurlardan. İcatlara Dayalı Ekonomiler İçin Anahtar Buna göre devletlerin ve toplumların bu imkânlardan yararlanabilme kapasiteleri ön plana çıkmaktadır. biran önce mikro ekonomik rekabet gücünün artırılması suretiyle ekonominin potansiyel üretim düzeyinin artırılması gerekir. makro ekonominin mikro alt yapısının koptuğu bir ortamda sürdürülebilir büyümenin yakalanamayacağı ifade edilebilir. The Global Competetiveness index. Bu ise daha çok makroekonomik parametreler tarafından tanımlanmaktadır. Bu iki unsuru birleştirerek. toplumsal organizasyonlara ve yönetişim kapasitesine kaymaktadır. Bilhassa istikrar programlarının uygulandığı dönemlerde temel ekonomik oranların düzeltilmesi için daha çok dış kaynak girdisine dayalı biraz da kontrolsüz bir büyüme sağlanır. Global Competitiveness Index 2007-2008 1. 88 89 http://www. Ancak burada makro ekonomik unsurların önemsiz olduğu değil. 2002 yılından beri Türkiye bütün ağırlığını isabetli bir şekilde büyüme rekabet gücünü artırmaya teksif etmiştir. Bu nedenle.Tablo 17. 2007-2008. Bu.weforum. Rekabetçiliğin 12 Basamağı Temel Gereklilikler Kurumlar Altyapı Makroekonomik İstikrar Sağlık ve Temel Eğitim Üretim Faktörlerine Dayalı Ekonomiler İçin Anahtar Verimlilik Artırıcı Unsurlar Yüksek Öğrenim ve Eğitim Pazar Verimliliği İşçi Pazarı Verimliliği Finans Pazarı Gelişmişliği Teknolojik Hazırlık Pazar Boyutu Verimliliğe Dayalı Ekonomiler İçin Anahtar İcad ve Gelişmişlik Faktörleri İş Hayatı Gelişmişliği İnnovasyon Kaynak:WEF.org/pdf/Global_Competitiveness_Reports/Reports/gcr_2007/ . gerekli ancak yeterli olmadığına işaret edilmektedir. mikro ekonomik unsurlara kaymaktadır. Bu durumda GSMH potansiyelin altında olacağından ekonominin uzun vadeli büyüme alanı açılmış olacaktır. Zira salt makro ekonomik politikalar ile dış kaynakları içeriye çekerek finansman sorununu çözmeye ve bu yolla gelir artışı sağlamaya çalışmak sürdürülebilir bir patika değildir. Bu bağlamda günümüzde rekabette ağırlık teknoloji paradigmalarına. 1 World Economic Forum.

1990’lı yıllarda uygulanan istikrar programlarına rağmen. İş Ortamı Rekabet Gücü kategoride ise 51. etkinlik gibi alanlarda oluşturduğu gelişmeler nedeniyle tüketici ve genel olarak toplum refahını artırıcı yönde etkide bulunacaktır. hem de pozitif dışsallıkların diğer sektörlere yayılmasına katkıda bulunacaktır. ancak uluslar arası standartlara göre “normalleşmesi” için gidecek çok uzun bir yolunun olduğu ortaya çıkmaktadır.Bu meyanda ulusal ekonomilere kalıcı rekabetçi avantajlar kazandırmak üzere bir yandan da ağırlık mikro ekonomik rekabet gücüne kaydırılmaktadır. firma işletim sistemleri ve yönetim stratejilerindeki gelişmeler. OECD’nin çalışmalarına göre. yönlendirme ve teşviklerin ağırlıklı olarak imalat sanayine yoğunlaştırılması gerekmektedir. Bu kesimde verimliliğin artması. Düne kadar merkezi plan ekonomisi tecrübesini yaşayan birçok ülkenin Türkiye’nin çok üzerinde kaldığı görülmektedir. Gerçekten de ülkelerarası gelir farklılıklarının yüzde 20’si makroekonomik koşullardan. Bu nedenle mikro iktisadî alanda sürdürülen reformların. Mikro ekonomik rekabet endeksinin geliştirilmesi açısından girdi faktörlerinin kalitesi. Verimlilik Raporu: Türkiye’de Verimlilik. Teknoloji yoğunluğu ile emek üretkenliği arasında tespit edilen doğrusal ilişki ve sektörler arasındaki ön ve arka bağlantılar nedeniyle ortaya çıkan dışsallık sayesinde tarım ve hizmetler sektörünün verimliliğinin de artması sağlanmış olacaktır. Ankara: MPM. Büyüme ve Kriz. yüzde 80’i ise mikro ekonomik etkinsizliklerden kaynaklandığı tespit dilmiştir. yapmayan kesimlerin verimliliğinin sadece yüzde 63’ü kadardır. Türkiye’nin artan oranlarda 2 Erol Taymaz ve Halit Suiçmez. Esasen bazı ortamlarda makroekonomik istikrarın ikamesi mikro ekonomik etkinlik açısından olumsuz yan etkiler de üretebilmektedir. Oysa mikro ekonomik reformlar olmadan sürdürülen makro ekonomik reformların ve özelleştirmenin tek başına olumlu sonuç vermesi imkan dahilinde değildir. İşte mikro düzeydeki reformlar verimlilik. 2004-2005 yıllarında Türkiye Makroekonomik Rekabet Gücü’nde ülkeler arasında 66. iç pazar talebinin kalitesi ve yan sanayinin varlığı öne çıkmaktadır. İthalatın etkisinin ise 1990’lı yılların başına kadar olumlu. orta teknolojilerin payı yüzde 28’lerde. genel olarak tarım ve hizmetler sektöründen daha yüksek bir verimliliğe sahiptir. Bu bulgulara göre ihracat yapan kesimlerin üretkenliği. Taymaz ve Suiçmez’in MPM için yaptıkları çalışmaya göre. Aralarındaki büyük üretkenlik farklarına rağmen Türk imalat sektöründe düşük-teknoloji sanayilerinin ağırlığını koruması imalat sanayinde üretkenlik artışlını sınırlandırmaktadır. Bunun anlamı. Bu bağlamda Türkiye’nin sadece kriz ortamından çıktığı. sırada yer almaktadır. İhracatın ve ithalatın imalat sanayi üretkenliğine olan etkisinin bu aşamada devreye sokulması konunun mahiyetinin daha da netleştirecektir. regülasyonların. rekabet düzeyi. Ancak makro alandaki dengesizlikler daha görünür ve gözlemlenebilir olduğundan dikkat buraya kaymaktadır. Nitekim. . Türkiye’nin ihracatında verimliliği düşük malların paylarının oldukça yüksek olduğu dikkat çekmektedir. orta teknoloji kategorisi de yerinde saymıştır. Yüksek fiyatlar.2 Bunun anlamı. faizler ve vergiler bu yan etkilerin başında gelmektedir. hem istihdam edilen emeğin verimliliğinin artmasına ve teknolojinin gelişmesine. daha sonrasında ise olumsuz yönde geliştiği vurgulanmaktadır. 2000 yılında düşük-orta teknoloji grubuna giren sanayilerin imalat sanayi içindeki katma değer payı yüzde 66 civarında iken. 1980-2000 arasında ihracatın imalat sanayi üzerindeki verimlilik artıcı etkisi sürekli olarak eksi düzeyde gerçekleşmiştir. rekabetçilik. 2005. yüksek teknolojilerin payı da yüzde 10’lar düzeyinde gerçekleşmiştir. “Kayıp on yıl” olarak adlandırılan 1990’lar sonrasında teknoloji kategorisinde eksilmeler kaydedilirken. ihraç edilen ürünlerin verimlilik düzeyinin genel olarak üretilen imalat sanayi mal ve hizmetlerinin üretkenlik düzeyinden daha düşük kaldığıdır. Bilindiği üzere imalat sanayi. normal vergilerin dışında kamu politikalarının etkinsizliğinden doğan ilave maliyetler üreticiye yüzde 38-40 oranında ilave bir yük getirmekte idi. Halen de büyük oranda devam eden bu maliyetlerin bilhassa uluslararası rekabette büyük dezavantajlar getirdiği bilinmektedir.

elektrik makineleri. Ancak bu sektörlerde Türkiye’nin önünü açacak olan gelişme. Verimlilik artışının kaynağı da bundan sonra (emek tasarrufu ve ücretlerin bastırılmasından ziyade) yeniliklere. Rekabet gücünü belirleyen diğer önemli unsurlar olan bürokraside verimlilik. Geldiğimiz aşamada Türkiye’nin bir yandan makro ekonomik veya büyüme rekabetçilik endeksini. bu sektörlerde Türkiye ciddi manada ticari açıklar vermektedir. Türkiye’de rekabetçilik ne yönde gelişmekte. yukarıda tartışıldığı üzere verimlilik patlamasına dayalı katma değer artışı olacaktır. buluş ve icatlara dayanmaktır. Yeni katma değer ilave etme sürecinin gittikçe azalması. Bunların içinde elektrik ve elektrikli makineler başta gelmektedir. metal eşya ve tekstil olarak belirginleşmiştir. Üretkenliği arttığı halde istihdam payı azalan sektörler ise ana kimya. Bunların ihracat katkısının ise yüksek olduğu görülmektedir. güçlü yönlerin de geliştirilmesi gerekmektedir. enflasyonla mücadele ederek tüm ekonominin ve ihracat sektörünün rekabet gücünü kalıcı bir biçimde artırmaktadır. makine. Bu güne kadar makro ekonomik istikrar vurgusu mikro alanın önüne geçmiş olmakla birlikte iki alanda da gelişmeler kaydedilmektedir. Ancak yapılması gerekenler bunlarla sınırlı değildir. söz konusu kategorilerde ithalatın artık yurt içi üretimi ikame eden bir niteliğe dönüştüğünü göstermektedir. vergi yapısı. mevcut durum nasıl bir manzara arz etmektedir. Üretim araçları sektörünün de verimlilik artışına müsait olduğu görülmektedir. Türkiye’nin düşük üretkenliğe sahip ürünlerde uzmanlaştığı anlaşılmaktadır. mikro ekonomik engellerin üst sıralara tırmanmaktadır.düşük katma değerli mal ithal eder hale gelmekte olduğudur. meslekî cihazlar. demir-çelik. demir dışı metal ve diğer gıda sektörleridir. istihdama katkısının düşük kalacağı sonucu çıkartılabilir. Örneğin para politikası. Burada en önemli makro ekonomik değişken olan enflasyonun şikayet konusu olmaktan çıkma sürecine girerken. istihdam katkısıyla yakından ilişkilidir. Bu sektörlere yönelik olarak elbette girdi maliyetlerinde. vergi yüklerinde ve kurlarda dünya düzeyine paralel iyileştirmeler gerekmektedir. 90 91 . Öte yandan Türkiye’de sektörlerin verimlilik katkısı kadar istihdam katkısının da ön plana çıkartılması gerekmektedir. Genel olarak ele alındığında üretkenlik artışının en yüksek olduğu sanayiler “mühendislik sanayileri” olarak sivrilmektedir. Tekstil ve konfeksiyon sektörü bu sektörlerin başında gelmektedir. öte yandan iş rekabetçilik endeksini iyileştirme yolunda eşanlı ve sürekli adımlar atması gerekmektedir. 1982-2000 arasını kapsayan çalışmalarda bu sektörler kimyasal ürünler. lastik. Bütün bunlardan sonra dış ticaret açıklarının giderilmesi için anlaşılması gereken durum şudur: Türkiye’ye net döviz getirisi sağlayan geleneksel sanayiler gerilemektedir. Geri kalan diğer başlıca ihracat sektörleri daha çok sermaye yoğun sektörler olup. Bütün bunların sonucunda. imalat sanayinde verimliliğinin düşmesine neden olmaktadır. Bu nedenle çalışmalar önce üretkenliğin ve istihdam oluşturma kapasitesinin yüksek olduğu alanlara kaydırılmalıdır. Burada bahsedilen nedensellik sürecinde ithal ürünlere yönelmek. Türkiye’nin ihracatındaki başlıca güçlü ve zayıf yönler Tablo-18’de sunulmuştur. Zayıf yönlerin telafisi. Zira bu sanayilerin emek yoğun kısmı büyük oranda göç etmektedirler. Verimlilik artışının sürdürülebilir olması. altyapı kalitesi. ulaşım araçları. Bu sektörlerdeki üretim ve ihracat artışının. Tablo-19’da 2003 ve 2007 yıllarında Türkiye’de rekabeti en olumsuz etkileyen unsurlar üzerindeki iş aleminin görüşleri yer almaktadır. fiyat rekabeti ile niteliksel ve yapısal unsurlarda da gelişme kaydedilmelidir.

DTM (Revize 2. Baskı) . finansman eksikliği Ar-Ge fonlarının yetersizliği Güçlü mâlî sektörün olmaması PAZARLAMA Bilgi ve iletişim eksikliği Standardizasyon eksikliği Pazarlama eksikliği Tanıtım faaliyetlerinin eksikliği Olumsuz Türkiye ve Türk malı imajı Yurtdışı tanıtım yetersizliği Dış Pazar şartlarını öğrenmedeki yavaşlık AB pazarına bağımlılık Ülkemizdeki fuar enflasyonu TEKNOLOJİ Know-how eksikliği Teknoloji üretememek Teknolojide dışa bağımlılık Ar-Ge çalışmalarında eksiklik Bilgi paylaşımı verimsizliği Teknoloji kullanımı yetersizliği Bilgi eksikliği Teknolojik altyapı eksikliği ÜRETİM Girdi maliyetlerinin yüksekliği Verimlilik bilincinin eksikliği Sektörel bağımlılık Plansız üretim Üretimde verimsizlik Maliyet yüksekliği Spesifik üründe ihtisaslaşamama ALTYAPI Lojistik avantajımızı giderek yitirmek Altyapı yetersizliği Bürokratik engeller Organizasyon bozukluğu İhracat Koordinasyon Kurulu yokluğu Bürokrasi Yanlış yasal düzenlemeler Hantal. verimsiz devlet organizasyonu DİĞER Motivasyon bozukluğu Düşünce yapısındaki yetersizlikler Yabancı dil eğitim eksikliği POLİTİKALAR Kur politikaları Yüksek reel faizler Kaynak: İhracat Stratejik Planı 2004-2006. genç ve tecrübeli nüfus yapısı Coğrafi konum Tarımsal ürün üretim potansiyeli Tarım ürünleri çeşitliliği Ekonomide atılım yapma zorunluluğu Ekonomik büyüme ihtiyacı ZAYIF YANLARI FİNANSMAN Kaynak.Tablo 18. Türkiye’nin Üretim ve İhracatının Güçlü ve Zayıf Yanları GÜÇLÜ YANLARI İhracatın bir ticaret şekli olduğunun anlaşılması Üretim potansiyeli Girişimci insan sayısındaki zenginlik AB ile Gümrük Birliği içinde yer alması İç pazarın büyüklüğü Dinamik.

Siyasi İstikrarsızlık Döviz Kuru Düzenlemeleri Yetersiz Çalışma Etiği Suç ve Hırszıklık 14 Gerçekten de bu kazanımlar sayesinde Türkiye son yılarda rekabetçilik gücünü en çok artıran ülkeler kategorisinde başta gelmektedir (Şekil-28 A ve B). 2004 yılında 50. İş Dünyası Rekabetçilik Endeksini Şirket Operasyonları ve Strateji ile Ülkedeki İş Ortamının Kalite bileşenleri oluşturmaktadır. verimlilik artırıcı faktörlerde 51. ve 2005 yılında 47. 92 93 . Son yıllarda bu iki alanda kaydedilen gelişmelerden sonra Türkiye Küresel Rekabet Endeksi’nde 2006-2007 yıllarında toplam 18 basamak yukarı çıkmış.. İş dünyası rekabetçilik endeksinde ise Türkiye temel gerekliliklerde 63. temelinde fiyat istikrarının olduğu makroekonomik istikrarın büyüme ve rekabet gücü için ne derece önemli olduğunu göstermektedir. şirketlerimizin rekabetçiliğini ve ülke rekabetçiliğine katkılarını yansıtır. yenilikçilikte 48. Bu. sırada yer almıştır. Burada vurgulanması gereken husus. 2007 Verimsiz Bürokrasi Vergi Düzenlemeleri Politika İstikrarsızlığı Vergi Oranları Finansman Sağlama Yetersiz Altyapı Yetersiz Eğitilmiş İşgücü Yolsuzluk-Rüşvet Enflasyon Kısıtlayıcı İşgücü Düz. 2003 yılından beri sıralamada yer alan aynı 93 ülke arasında Türkiye 2003 yılında 52. sırada yer almıştır. Ülkedeki iş ortamının kalitesi hakkında Dünya Bankası’nın “Doing Business in 2006” başlıklı raporunda da ilginç gözlem ve göstergelere yer verilmektedir. 131 ülke içinde 53.. sırada yer almaktadır. 2005 yılında Türkiye Şirket Operasyonları ve Strateji bileşeninde 37. Bu durum. İş ortamının kalitesi yükseldikçe hem İş Dünyası Rekabetçilik Endeksi’ndeki sıralamamız yükselecek hem de ortamın iyileşmesi Şirket Operasyonları ve Strateji bileşenini de olumlu yönde etkileyecektir. Yetersiz Çalışma Etiği Yetersiz Eğitilmiş İşgücü Döviz Kuru Düzenlemeleri Suç ve Hırsızlık Kaynak: TCMB. Şirket Operasyonları ve Strateji bileşeninde Türkiye’nin gösterdiği göreli iyi performanstır.Tablo 19.. Türkiye’de Rekabeti Olumsuz Etkileyen Unsurlar 2003 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 Enflasyon Siyasi İstikrarsızlık Politika İstikrarsızlık Finansman Sağlama Verimsiz Bürokrasi Vergi Oranları Yolsuzluk-Rüşvet Vergi Düzenlemeleri Yetersiz Altyapı Kısıtlayıcı İşgücü Düz. sırada yer almıştır.

Dünya Rekabetçilik Gücündeki Gelişmeler ve Türkiye’nin Yeri Türkiye Hırvatistan Tunus Filipinler İsveç G. The Global Competitiveness Report 2007-2008 2007 .Şekil 28. 2006-2007 (Birikimli) Kaynak (Panel B için) : World Economic Forum.Kore Norveç Meksika İspanya Japonya Almanya Artan 0 5 10 15 20 25 A Çek Cumh.Afrika Brezilya Arjantin Azalan -25 -20 -15 -10 -5 0 140 120 100 80 60 40 40 20 0 B Katılan Ülke Sayısı Türkiyenin Sıralaması 102 104 125 117 131 75 48 49 36 53 40 59 53 44 40 59 54 80 65 65 66 71 59 53 42 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 Kaynak (Panel A için): WEF Global Competitiveness Report. Avustralya ABD Rusya Fed United Polonya Fransa G.

54 3.97 3. Country/Economy Analysis. (122 ülke) Alt Endeks A: Temel Gereklilikler 1. Basamak: Pazar Verimliliği 7.weforum. 2007-2008.36 53 58 63 55 59 83 77 51 60 43 126 61 53 18 48 41 53 46 41 48 5. Rekabetçilik Endeksi Bileşenlerinde Türkiye’nin Durumu Dünya Rekabetçilik Endeksi Dünya Rekabetçilik Endeksi 2007-2008 Dünya Rekabetçilik Endeksi 2006-2007.org.66 5. Basamak: İş Hayatı Gelişmişliği 12.13 3. Basamak: Finans Pazarı Gelişmişliği 9. Basamak: Yüksek Öğrenim ve Eğitim 6. Sıralama (131 ülke) Skor (7) 4.gcr. 94 95 .44 4. Basamak: Makroekonomik İstikrar 4.39 4.31 4.16 4. Ancak bu nispi iyileşmeye rağmen yine de Türkiye’nin ancak ilk 50-60 ülke arasına girebildiği gerçeği önümüzde durmaktadır.Tablo 20.9 4.3 GİRİŞİMCİLİĞİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER VE İKİNCİ NESİL REFORMLAR Buraya kadar Türkiye’nin son yıllarda makroekonomik istikrarı temin ederek ve gerçekleştirdiği yapısal reformlar ile rekabetçilik ve verimlilik merdivenlerinde hatırı sayılır bir tırmanma sürecine girdiği gösterildi. Basamak: Pazar Boyutu Alt Endeks C: İnnovasyon ve Gelişmişlik Faktörleri 11. Basamak: Sağlık ve Temel Eğitim Alt Endeks B: Verimlilik Artırıcılar 5.45 3. Basamak: Teknolojik Hazırlık 10. Basamak: İnovasyon İş Hayatı Rekabetçilik Endeksi. Aşağıda bir yandan girişimciliğin önündeki engeller sıralanırken. http://www. Basamak: Altyapı 3. Basamak: İşçi Pazarı Verimliliği 8. 2007-2008 Şirket Operasyonları ve Stratejileri Gelişmişliği Ulusal İş Çevresi Kalitesi *The Global Competetiveness Report.6 4.25 4.Basamak: Kurumlar 2.05 4. diğer yandan gerekli çözüm önerileri tartışılacaktır.4 3.14 4.68 4.

Yerelleşme yönünde atılan adımlar yetersizdir. Kamuda yönetim kalitesinin artırabilmesi için etki analizi ve benzeri iyi yönetişim ilkeleri henüz yeterince benimsenmemiştir. telekominikasyon ve lojistik gibi.stratejik planlama. Enerji sektörünün mevcut yapısı ve serbestleşmedeki eksiklikler kesiminin verimliliğinin artmasının önünde engeledir. Fikri mülkiyet hakları yasasının Avrupa Komisyonu’nun ilgili direktiflerindeki esaslarla uyumsuzlukları bulunmaktadır. rekabetçi ve maliyetleri düşürecek şekilde yapılanmıştır. Krediler üzerindeki aracılık maliyetleri yüksektir. hızlı veetkin biçimde çözülememektedir. • • • • • Finansmana Erişim İstihdam ve Sosyal Destek Çerçevesi • • • Teknoloji ve Yenilik • • • Sanayi Politikası • • • Yerli tedarikçilerin rekabet gücünde önemli problemler bulunamktadır. Teknolojik yenilik yapma kapasitesinin arzu edilen seviylerde olmamasının önemli bir nedeni fikri mülkiyet haklaırnın korunmasında yaşanan problemlerdir. kayıtdışı sorununun derinleşmekte. Yüksek düzeydeki sosyal güvenlik açığı önemli bir risk unsurdur.İkinci Nesil Reformlar İçin Sorunlar Haritası Kamu Maliyesi • • Maliye politikası henüz yeterince şeffaflaşmamış ve hesap verebilirlik yeterince benimsenmemiştir. Yoksulluk ve bölgesel gelir farklılığını azaltmaya yönelik politikalarda eksiklikler bulunmaktadır. İşgücünün beceri düzeyi şirketlerimizin taleplerini karşılamaktadır. Özellikle yerel idarelerden alınması gereken ruhsat ve lisans sayısı çok fazladır. Sanayi politikası çerçevesinde Türkiye henüz değer zinciri analizi ve kümelenme yaklaşımına dayalı politikaları uygulamaya geçememiştir. Bağımsız kurumlar modern bir piyasa ekonomisinin altyapısını oluşturabilecek düzeyde güçlü değildir. Bu kurumlarla ekonomi yönetimi arasındaki önemli koordinasyon sorunları bulunmaktadır Hukuk Sistemi • • • • Kamu Yönetimi • • • • • . Yargı sistemindeki uyuşmazlılar. AB ile olan dış ticarette firmalarımız sertifikasyon konusunda önemli sorunlarla karşılaşmaktadır. Şirket giriş – çıkışlarının kolaylaştırılması yönünde atılan adımlara rağmen. Mevcut sosyal destek stratejisi dönüşüm sürecinden olumsuz etkilenenlerin korunması için yeterli değildir. Şirketler kesimi bankacılık kesiminden yeterince finansman sağlayamamaktadır. Türk Ticaret Kanunu küresel ekonomide rekabet etmeyi amaçlayan özel sektörün ihtiyaçlarına cevap verememektedir. sonuç ve performans odaklı mali yönetim uygulamalarının benimsenmesi gibi düzenlemeler uygulamada yetersiz kalmaktadır. İşgücü piyasası düzenlemeleri hem yüksek maliyet getirdikleri hem de iş ve emek dostu olarak tasarlanmadıkları için istihdamın önünde büyük bir engeldir. Gerek mevzuatla ilgili. İthal ara girdilere olan bağımlılık uzun vadede rekabet gücünü ve dolayısıyla büyüme potansiyelini düşürmektedir. Bilişim teknolojileri. şirket kurmak Türkiye’de hala yüksek maliyetlidir. Teknolojik yenilenmeyi destekleyen kuruluşların çalışmalaırnın düzenlenmesinde ve kaynakların daha etkin kullanılmasında özel sektör temsilcileri yeterince sürece dahil olamamaktadır. 5018 sayılı kamu mali yönetimi ve kontrol kanununun getirdiği orta vadeli harcama programı. Vergi mevzuatındaki karmaşıklık ve kuraldan çok keyfiyete bağlılık. Yerel yönetimlerin mali disiplin içinde hareket etmelerini sağlayacak düzenlemeler yeterli değildir. Türkiye’ye gelen yabancı fon akışlarının sürdürülebildiğinde ve yurt içi tasarruflarının düzeyinde sorunlar bulunmaktadır. Enerji fiyatlarının yüksekliği ve kaynakların çeşitlendirilmesinde sorunlar bulunmaktadır. şirketlerimizin daha yüksek katma değer yaratabilmesi için önemli girdi hizmetleri sağlayan sektörler. adaletsiz bir vergi sistemi yaratmaktadır. İşgücünün hem eğitim hem de sahip olduğu beceri seti. AR – GE için ayrılan kaynaklar ihtiyaçlarra cevap vermemektedir. gerekse bankaların geçmişine yönelik kredi bilgilerine ulaşmalarında sorunlar bulunmaktadır. Türkiye’nin rekabet halinde olduğu ülkelerden çok geridedir. Türkiye’deki ölçüm ve değerlendirme merkezlerinin AB mevzuatına uyumsuzluğu KOBİ’lerin rekabet gücünü olumsuz etkilemektedir. KOBİ’ler kalite ve standartlar konusunda Avrupa Birliği seviyesinin uzağındadır. Bölgesel kalkınma ajansları yeterince işlerlik kazanmamıştır. Şirket kapama süreci hala çok uzundur.

06 -0.54 1.5 1. Şekil 29.17 0. toplaM faKtöR ve KURUMsal veRİMlİlİK alanındaKİ eKsİKlİKleR Bunun neden böyle olduğunu göstermek üzere işgücü verimliliğinde. OECD ülkelerinin ortalamasından çok daha geri bir düzeye düştüğü görülmektedir. toplam faktör verimliliğinde ve kurumsal kalite unsurlarında Türkiye’nin ne kadar zaman kaybettiği Şekil-29 ve 30’da gösterilmektedir.79 1.5.23 -0.0 -1. Şekil 30.0 -0. İşgücü verimliliğinde Türkiye’nin bilhassa 1990’lı yıllarda Doğu Asya ülkelerinden neredeyse tümüyle koptuğu görülmektedir.37 -0.3 0. TÜSİAD-Koç Üniversitesi.38 0.53 -0.5 0.19 -0.2 -0. kirlenmenin kontrolünde ve siyasi istikrarın temininde Çin ve Hindistan gibi örnek alınamayacak ülkelerden daha iyi olsa da.5 -1.01 0.85 0.3 -0.5 1 0.5 -1 1.2 1.77 1. yasal zeminin sağlıklı bir şekilde inşa edilmesinde.5 -2. Dönemlere Göre Mukayaseli İşgücü Verimliliği ( Ortalama Artış Hızı ) 2.4 1.6 1.1 eMeK.0 -2.21 1. a.08 0.0 0. Neticede bu ve benzeri rekabet gücünde son yıllarda kaydedilen ve yukarıda verilen gelişmelere rağmen rekabet gücünde belli başlı ülkelerin gerisinde ve ancak ilk 60 ülke içerisinde yer alabildiği bilinmektedir.84 hükümetin etkinliği düzenlemenin etkinliği Yasal zemin kalitesi Yolsuzluğun kontrolü siyasi istikrar 96 97 Kaynak: Rodrik.5 0 -0.57 1. Türkiye İçin Sanayi Politikaları. Mukayeseli Kurumsal Kalite Endeksi 2 1.65 -0. kamunun piyasalara yönelik gerçekleştirdiği düzenleyici kalitede. .e.g. Mukayeseli olarak kurumsal kalite unsurlarındaki verimliliğe bakıldığında ise Türkiye hükümetin etkinliğinde. Ekonomik Araştırmalar Forumu. 25 Aralık.45 1960-80 1980-90 1990-2003 Doğu Asya Güney Amerika Türkiye Kaynak: Dani Rodrik.67 OECD Türkiye 0. Aynı şekilde toplam faktör verimliliğinde de Türkiye 1990’ları tümüyle kaybetmiştir.0 1.21 Çin Hindistan -0.5 -2.4 -0.04 0. İstanbul.3.

5 1 1. üretim ve katma değer artışı bu yolla sağlanacaktır. Ar-Ge ve Rekabet İlişkisi AR-GE Harcamaları/GSYİH (%) 0 0. Ticaret Fazlası Verimlilik.5 2 2. Şekil 31. Arkasında Ar-Ge olan teknoloji süreçleriyle beraber verimlilik ve kalite artışları devam edecek. Geliştirme Teknoloji Karlılık.2 aR-Ge ve teKnolojİ ve ReKaBetçİlİK Girişimciliği etkileyen bir başka unsur da teknoloji ve bu kavramın çevresinde ele alınabilecek olan diğer alanlardaki gelişmelerdir. Teknoloji alanında beklenen gelişmelerin elde edilmesi ancak piyasa ile uyumlu yani ticarileştirilebilir mahiyette bir Ar-Ge ve yenilikçilik ortamının kurulmasıyla mümkün olacaktır.5 1 10 Ulusal Rekabet Gücü Almanya 20 İspanya Japonya 30 40 50 Türkiye G.79’una. Buna rağmen bu çok yetersiz bir düzeydir. bu oran 2006 yılında GSYİH’nın yüzde 0. Teknoloji. Ülkemizde 2002 yılında GSMH’nin binde 6’sı düzeyinde olan Ar-Ge harcamaları. Kore Yunanistan Macaristan Rusya 60 Teknoloji Rekabet İlişkisi Araştırma.3. Rekabet gücünün armasıyla sonuçlanacak bu süreçte.5. ticari açığını kapatması mümkün olacaktır. Kalite Küresel Pazar Payı Üretim Rekabet Gücü . 2007 yılında ise yüzde 1’ine çıkmıştır. Türkiye esasen son yıllarda bu alana geçmişe nazaran çok büyük bir kaynak tahsis etmiştir. Şekil-31’de teknoloji ve rekabet gücünün artırılması arasındaki ilişki gösterilmektedir.5 ABD 3 3. piyasa payını artırması ve bu yolla döviz fazlalığı elde etmesi. Türkiye’nin küresel değer zincirinde yer alması.

5 0.53 0.45 0.38 0. bu alanda en çok kaynak tahsis eden ülkelerin.4 0.5 0.Hal böyle olunca Türkiye’de Ar-Ge’nin GSYİH’dan aldığı pay diğer ülkelerin çok gerisinde kalmaktadır. 98 99 . Yenilikçilik ekonomisinde lider ülke grubu.72 0.2 0.6 0. Yenilikçilik Ekonomisinde Türkiye Klasman Dışı Lider Ülkeler Ortalama Performans Gösterenler Sınıf Atlamaya Çalışanlar Yarışın Gerisinde Kalanlar ? Kaynak: European Innovation Scoreboard. diğer faktörler sabitken.8 0.44 0. Ar-Ge Desteklerinin GSYİH’ya Oranı (1990-2005) 0.9 0.67 0.67 0.32 0. Şekil 32.7 0.49 0. Ar-Ge harcamalarıyla rekabetçilik gücü arasında doğrudan ilişki olup. adeta yenilikçilik ekonomisinin süpürme alanının tümüyle dışında kaldığı görülmektedir. 2005.61 0. Aslında Ar-Ge ve Türkiye için artık stratejik bir değer ifade eden yenilikçilik ekonomisine geçiş arasında Türkiye’nin yeri Şekil-33’te gösterilmektedir.79 0.36 0. Şekil-31’de gösterildiği gibi. rekabetçilik endeksinde de başta geldiği görülmektedir. sınıf atlamaya çalışan ülkeler grubu ve şimdilik yarıştan kopmuş ülkeler grubu vardır.1 0 1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 0. ortalama düzeyde performans gösteren ülkeler grubu.64 0.49 2002 2003 2004 2005 Kaynak: TÜBİTAK Şekil 33.63 0. 2005 yılı verilerine göre yenilikçilik ekonomisinde yarıştan kopan ülkelerin içine bile girebilmiş değil.3 0.

mâlî uyumun kalitesinin gerek enflasyonla mücadele. özel sektörün kullanılabilir gelirlerini azaltmakta. Bu gider amortisman yoluyla daha sonraki yıllarda vergi matrahından indirilecek. • Ar-Ge’yi teşvik etmek amacıyla Kurumlar ve Gelir Vergisi yasaları uyarınca daha önce mükelleflere tanınan Ar-Ge harcamalarındaki yüzde 40’lık matrah indirimi yüzde 100’e çıkarılacak. doğrudan gider yazılacak. bir de teşvik sistemi buna uygun olarak değiştirilmektedir. uygulanan vergi politikalarının özel sektör üzerindeki etkileri göz önünde tutulmalıdır. prim desteği sağlanmasının yanı sıra 100 bin YTL’ye kadar tekno-girişim sermaye desteği verilmesini düzenleyen yasa TBMM’de kabul edildi. Bu çerçevede etkin işleyen ve finansal yönden sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sisteminin kurulması büyük önem taşımaktadır. Yerel yönetimlerin harcamalarının takibi şeffaf bir yapıya kavuşmalıdır. Sosyal güvenlik sisteminin açıkları son iki senedir GSYİH’nın %5’ini . Bunun için Türkiye’de bir de Patent Değerlendirme Ajansı’nın kurulması çalışmalarına hız verilmiştir. Ayrıca tahsis edilen kaynakların artırılmasının dışında. Yapısal reformlar da sürdürülebilir ve yüksek büyüme oranlarına ulaşmayı mümkün kılacaktır. Yeni yasanın getirdiği teşvikler kısaca şu umdeleri içermektedir: • Ar-Ge faaliyetlerinin teşvikinde.Bu durumun farkında olan Türkiye’de Ar-Ge harcamalarının GSYİH’ya oranının 2013 yılında yüzde 2’ye çıkarılması hedeflenmiştir. • Ar-Ge personelinin ücretleri üzerinden hesaplanan gelir vergisinin yüzde 80’i. • Ar-Ge ve yenilik projeleri ile rekabet öncesi işbirliği projelerine ilişkin yapılacak Ar-Ge harcamalarının tamamı 500’den fazla Ar-Ge personeli çalıştıran işletmelerin her yıl. Bu meyanda Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla 2023 yılı sonuna kadar bu alanda çalışanlara kurumlar ve gelir vergisi indirimi. Buna göre teşviklerin proje bazlı ve verimlilik eksenli olarak verilebilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmaktadır. Son olarak Türk Patent Enstitüsü’nün kurumsal yapısını daha da güçlendirerek proje başvuru sayısının artırılmasına. • Yenilik ve Ar-Ge faaliyetleriyle ilgili düzenlenecek kâğıtlardan Damga Vergisi alınmayacak. • Teknoloji alanında sahip olduğu orijinal fikri hayata geçirmek isteyen ve teknik alanda eğitim görenlere. Bu doğrultuda kamu kesiminin verimliliği artırılmalı. • Ayrıca Ar-Ge projelerinden daha sonraki yıllarda vazgeçilmesi veya projenin tamamlanamaması halinde ise Ar-Ge faaliyeti kapsamında aktifleştirilmiş olan tutarlar ile gayri maddi haklara yönelik olmayan harcamalar. gerekse yüksek büyüme hızının kalıcılığı açısından iyileştirilmesi de gerekmektedir. GSYİH ‘nın 2013 yılında 800 milyar dolar olması halinde 16 milyar dolarlık Ar-Ge yatırımının yapılacağı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere ekonomide kamu ağırlığının artması. 5. Kamu maliyesinin diğer ayağını yerel yönetimler oluşturmaktadır. patentli buluşların da ticarileştirilmesine gayret edilecektir. • Ar-Ge personelinin ücretleri üzerinden hesaplanacak sigorta priminin işveren tarafından ödenmesi gereken miktarın yarısı 5 yıl süreyle bütçeden karşılanacak.4 MÂLÎ DİSİPLİN VE MÂLÎ DİSİPLİNE YÖNELİK REFORMLAR Mâlî disiplin faiz dışı fazladan ibaret olmayıp. teminat aranmaksızın 100 bin YTL’ye kadar tekno-girişim sermaye desteği verilecek. Önümüzdeki dönemde özel sektör odaklı bir büyümenin sürdürülebilirliği için kamu gelirlerinin ve kamu harcamalarının kalitesinin artırılması gerekmektedir. yatırıma yönelebilecek kaynaklar üzerinde baskı oluşturmaktadır. doktoralı olan personelde ise söz konusu meblağı yüzde 90’ı alınmayacak. en az 50 kişilik Ar-Ge personeli çalıştırma şartı aranacak. bir yıl önceye göre ek olarak yaptıkları Ar-Ge harcamalarının yarısı vergi matrahından düşülecek.

Bilhassa bu günden itibaren 30-40 sene kadar süreceği tahmin edilen ve genç nüfusa dayalı olan Türkiye’nin demografik fırsat penceresinin olumsuz yönde değişme birlikte açığın artma eğilimi daha da artabilecektir. Kore ve Meksika gibi ülkelerden yüksektir. Lüksemburg Portekiz İngiltere Kanada İsviçre ABD Japonya İzlanda Avusturalya İrlanda Yeni Zellenda Kore Meksika 0 10 20 30 40 50 60 100 101 . Reformun yapılmaması halinde açıkların 2020 yılından önce GSYİH’nın %10’una çıkma ihtimali vardır. 5. Slovakya. Norveç OECD ort. İşgücü Maliyeti Olarak İstihdam Vergilerinde Türkiye’nin Yeri İstihdam Vergileri (İşgücü maliyetinin yüzdesi olarak. İspanya. Bu meyanda reform hem kaçınılmaz hem de artık ertelenemez bir hal almıştır. Kesintilerin net asgari ücrete oranı da halen %70’ler oranında bulunmaktadır. Danimarka Yunanistan İspanya Slovak Cum. Şekil 34. G. Türkiye’deki istihdam vergisi yükü hem OECD ortalamasından. Tablo-21’de 2007 yılındaki asgari ücretin işveren olan maliyeti gösterilmektedir.aşmaktadır. Genel olarak bakıldığında sağlıklı bir vergi sistemi çerçevesinde vergi tabanının genişletilmesi ve kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması hayati önem taşımaktadır. 2006) Belçika Almanya Macaristan Fransa Avusturya İsveç İtalya Hollanda Finlandiya Polonya Türkiye Çek Cum. Yunanistan. Görüldüğü üzere emekçiye verilen net asgari ücretin 350 YTL olduğu bir asgari ücret düzeyinde. bunun işveren maliyeti tam 594 YTL olmaktadır. hem de Türkiye’nin bir çok alanda kendileriyle rekabet ettiği Portekiz. Şekil-34’te görüldüğü üzere. Bu ise mâlî yapının taşıyabileceği bir yük değildir. İşgücü piyasasına ilişkin düzenlemeler de sürdürülebilir büyümeye ve kalıcı istihdam artısına katkıda bulunacaktır.5 EMEK PİYASALARINDAKİ KATILIMLAR VE İSTİHDAM VERGİLERİ Türkiye’de hem genel vergi hem de istihdam vergisi yükü çok yüksektir.

Bu sektörlerden enerji sektöründe piyasa uyumlu bir fiyatlandırma stratejisi ile özelleştirmeni tamamlanması. üretim sürecinin uluslararası rekabet düzeyine çıkarılması ve istihdam vergilerinin azaltılması. Bu meyanda eğitim sektörünün biran evvel yeniden yapılandırılması ve özel sermaye ve girişimciliğin bu sektöre de yönlendirilmesi gerekmektedir. Bilhassa taşradan şehre yönelik büyük göçün de etkisiyle her yıl ortaya çıkan 750 bin civarındaki işsizin büyük bir hızla dönüştürülmesi ve iş piyasalarına adapte edilmeleri gerekmektedir Bu yönde büyük bir ulusal kampanyanın başlatılması şarttır.77 243.89 415. istihdam artısını kolaylaştıracak politikaların izlenmesi. iletişim.93 138. an- . 5.15 96.58 Bu çerçevede.70.31 2. Aranan emek ile var olan niteliksiz emek arasındaki makas açılmaktadır.42 4.6) Kesintiler toplamı(2+3+5+6) Net asgari ücret(1-7) SSK primi işveren hissesi(1*%19.Tablo 21.5) İşsizlik sigortası primi işveren hissesi(1*%2) İşverenin toplam prim yükü (9+10) Asgari ücretin işverene maliyeti(1+11) İşçi+İşveren kesinti toplamı Kesintilerin(13)net asgari ücrete(8)oranı(%) 488.55 350. lojistik sektörlerinde maliyetler mukayeseli olarak oldukça yüksek kalmaktadır.6 ALT YAPI HİZMETLERİNİN PAHALILIĞI OECD’nin ve Ekim 2006 tarihli ve en son olarak da Dünya Bankası-TEPAV’ın Türkiye için yaptığı Türkiye Yatırım Ortamı Değerlendirmesi (Kasım 2007)’ne göre. Uzun vadeli nitelikli. 68. Asgari Ücret.62 69. önümüzdeki 10 sene zarfında %10-15 civarına çekilmelidir. işgücü talebine uygun eğitimli ve vasıflı işgücüne yönelik eğitim planlaması gereklidir. yani rekabetçi ve katma değeri yüksek sanayileşmenin önündeki en büyük engellerin başında bu “mesleksizlik” gelmektedir.77 106. Zira kaybedilen uzun yıllardan sonra böyle büyük bir dönüşümün sadece kamu sektörü tarafından ve makul bir sürede başarılma ihtimali söz konusu bile değildir. Bunun için sektörlerin birleşerek kendi eleman açıklarını kapatmak üzere özel teknik eğitim ve meslek liseleri kurmaları halinde yüzde 100 teşvik verilmesi isabetli olacaktır. Kesintiler ve Maliyet (YTL) (2007 yılı itibariyle) 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 Asgari ücret (16 yaşından büyükler için) SSK primi işçi hissesi (1*%14) İşsizlik sigortası işçi hissesi(1*%1) Gelir vergisi matrahı(1-(2+3)) Gelir vergisi(4*0.39 62.30 9. Bunun kadar önemli olan bir başak husus ta iş emek piyasaları ile iş piyasaları arasındaki büyük uyumsuzluktur.07 593.15) Damga vergisi(1*%0. Türkiye’nin enerji. Halen yüzde 2 gibi son derece yok mesabesinde bulunan eğitim sektöründeki özel girişimcilik payı. ulaşım.

arz kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve arz güvenliğinin sağlanması sürdürülebilir ve yüksek büyüme hızına ulaşmak için büyük önem taşımaktadır. 102 103 .05 0. arz yönlü politikalar racalığı ile enflasyonu düşürme gündemi muvacehesinde Merkez Bankası tarafından da tespit edildiği üzere.00 0.10 Bu yüzden. Elektrikte maliyet temelli otomatik fiyatlamaya geçilmesi halinde hem arz güvenliği hem de fiyat istikrarı üzerindeki riskler azaltılmış olacaktır.cak bütün bunlara paralel olarak da bu sektörlerde yeni yatırımların önünün açılması ve rekabetin artırılması gereği vardır. Şekil 35. Şekil-35’te sanayide kullanılmakta olan enerji maliyetlerinin Türkiye’de mukayeseli olarak yüksek olduğu gösterilmektedir. ABD doları) İrlanda Portekiz Avusturya Macaristan Türkiye Meksika Slovakya Çek Cumhuriyeti İspanya İsviçre Polonya Güney Kore ABD Tayvan Norveç Yeni Zellanda Fransa Kazakistan 0. Özelleştirme öncesinde ise piyasa şartlarının tesis edilmiş olması. bunun bir gereği olarak piyasa uyumlu bir fiyatlandırmanın başlatılması gereği de vardır. vergi dahil. Sanayide Kullanılan Elektrik Birim Ücretleri (2006) (Kilovat saat ücreti. enerji piyasasının özelleştirilmesi.

.

kağıtçılık sektörü dikkat çekmektedir. mobilya imalatı. elektrikli makineler ve metal ürünleri olmuştur. Son yıllarda Türkiye’de en çok yenilik yapan sektörlerin büyümede önde gittikleri açıkça görülmektedir. kısmen basım-yayım. Bu anlamda rekabetçilik yarışında sürekli gerileyen sektörlerin başında ise tütün. Burada dünya payında ihracat payı halen nispî olarak yüksek olduğu halde ihracat artışı performansı bir hayli yetersiz olan sektörlerin Türkiye’nin yukarıda sayılan geleneksek sektörleri olduğu görülmektedir. üretim ve ihracat performansı. Şekil-36 ve 37’de bu değişkenlerden ihracat ve büyüme performansına göre yapılan çalışmalardan elde edilen neticeler gösterilmektedir. Bu meyanda son yılların yükselen sektörleri arasında büro makineleri ve bilgisayar. Şekil-36. Büyüme ve verimlilik rakamları. hazır giyim ve sebze meyve şimdilik bu kategoride bulunmaktadır. gıda-içecek. makine ve teçhizat başta gelmektedir. birincisi büyüme ve ih- . yenilikçilikte en sonda gelen sektörlerin büyüyemediği de anlaşılmaktadır. tekstil. Sektörel verimlilik ve büyüme eksenli olarak burada dikkat çeken sektörleri unutmadan bu sektörlerle ihracat performansı arasında bir örtüşmenin olup olmadığı ise Şekil37’den takip edilebilir. Telekom ve ses cihazları. Tekstil. kârlılıktaki değişmeler gibi birçok değişken sektörlerin geleceğine ışık tutmaktadır. motorlu kara taşıtları. metal ürünleri. demir çelik. Tam tersinden bakıldığında ise.1 YENİLİKÇİLİK. Bu verilerden hareketle iki gözlem daha yapmak yerinde olacaktır. giyim eşyası. deriden mamul eşyalar. açılan ve kapanan şirket sayıları.YÜKSELEN VE GERİLEYEN SEKTÖRLER 6• T 104 105 6.’daki veriler aynı zamanda büyüme ile verimlilik ve yenilikçilik arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Ancak şimdilik dünya piyasalarında payı oldukça düşük kalmakla birlikte ihracat performansı hızla artan yükselen sektörler taşıt araçları. BÜYÜME VE İHRACAT İLİŞKİSİ Türkiye’de son yıllarda yükselen ve gerileyen sektörleri birçok değişkene bakarak anlamak mümkündür. televizyon ve haberleşme cihazları.

ayakkabı Mobilya imalatı 10 15 Tütün Büro makinaları ve bilgisayar Ortalama büyüme 20% 15% 10% 5% 0% -5% Tıbbi. O halde Türkiye’de yüksek katma değerli ve rekabetçi sektörleri şimdilik büyük oranda yabancı sermaye temsil etmektedir. ikincisi de bu türden sektörlerin artan oranlarda yabancı sermayeye girişlerine ve bu kanalla yüksek ithalat girişlerine bağımlı olduğudur (Bkz.%) Kaynak: Dünya Ticaret Örgütü Bu vesile ile bir girişimci için önemli olan husus gelecekte hangi tür sektörlere ilgi duyabileceği. elektrikli makina ve cihazlar Giyim eşyası 20 Tekstil 25 30 35 40 45 50 55 60 Yenilik yapan firmaların oranı (%) Kaynak: TÜİK. İhracat Performansına Göre Yükselen Sektörler 60% Yükselen Sektörler Taşıt Araçları Yıldız Sektörler İhracat büyüme hızı (2000-2005. .S. Şekil 37.S.racat performansının büyük oranda yenilikçiliğe ve/veya verimliliğe bağlı olduğu. Şekil 36. Şekil-20). hassas ve optik aletler Kimyasal madde B. 2007 Kaynak: Dünya Bankası-TEPAV. %) 50% 40% Telekom ve ses cihazları ( TV) Demir-çelik 30% Tekstil 20% Elektrikli makineler Metal ürünleri Sebze-meyve Hazır giyim 10% Geleneksel Sektörler 0% 0% 1% 2% 3% 4% 5% 6% Dünya ihracatındaki pazar payımız (2005. Ekonominin Dönüşümü ve Yükselen Sektörler 45% 40% 35% 30% 25% Motorlu kara taşıtı Televizyon ve haberleşme cihazları B. Bu anlamda belli ölçüde yönlendirici olabilecek sektörel analiz Tablo-22’de sunulmaktadır. 2007. Turkey Investmen Climate Assessment. makina ve teçhizat imalatı Plastik ve kauçuk Mobilya hariç ağaç ve Metal ürünleri imalatı mantar ürünleri Diğer mineral ürünler Basım ve yayım Kağıt ürünleri Ana metal sanayii Gıda ve içecek Deri. hangilerinden çıkmasının gerekebileceğidir.Y. çanta.Y.

musluk ve vana Plak. Sınırda ve Düşük Sektörler (Seçilmiş Örnekler) Rekabet Gücü Yüksek Makarna vb. çikolata ve şekerleme Halı ve kilim Kuyumculuk ve ilgili maddeler Demir dışı metal cevherleri TV ve raydo alıcıları Kimya ve gübre sanayinde kullanılan mineraller Öğütülmüş tahıl ürünleri Cam ve cam ürünleri Tütün ürünleri İç ve dış lastik Eğlence ve sportif amaçlı tekneler Ayakkabı Mobilya Sabun. pil ve batarya Tarım ve orman makineleri Gemi Gıda. TSKB. kompresör. el çantası Demir-çelik ana sanayi Rekabet Gücü Sınırda İnşaat kerestesi Tank. Dış Ticaretteki Rekabet Gücüne Göre Sanayi Sektörünün Değerlendirilmesi. ocak ve ocak ateşleyiciler Buhar kazanı Spor malzemeleri Tıpta ve eczacılıkta kullanılan kimyasal ve bitkisel ürünler Kâğıt hamuru Sentetik kauçuk ve plastik hammaddeler Rayda ve televizyon vericileri. el aletleri Ateşe dayanıklı seramik ürünleri Rafine edilmiş petrol ürünleri Demir çelik dışındaki ana metal sanayi Pompa. transformatörler Elektrik Kereste ve parke Suni ve sentetik elyaf Basım Hava ve uzay taşıtları Rekabet Gücü Düşük Motosiklet Elektrik ampulü ve lambaları Silah ve mühimmat Çatal bıçak takımı. telefon Saat Tekstil ve deri işlemede kullanılan makineler Ham petrol ve doğalgaz Demir cevheri 106 107 Kaynak: Oktay Küçükkiremitçi. maden ve memba suları Kakao. Unlu mamuller İşlenmiş sebze ve meyveler Giyim dışındaki hazır tekstil Giyim eşyası (kürk hariç) Trikotaj(örme) ürünleri Alkolsüz içecekler. Gazete. jeneratör. kaset vb. içecek ve tütün işleyen makineler Motorlu kara taşıtları ve motorları Bisiklet ve sakat taşıyıcıları Tahta plak. deterjan. temizlik maddeleri Bavul. dergi ve süreli yayınlar Takım tezgâhları Diğer genel amaçlı makineler Oyun ve oyuncak Sanayi fırını. Rekabet Gücü Yüksek. pano ve tahtalar Motorlu kara taşıtlarının motor parça ve aksesuarları Elektrik motoru.Tablo 22. sarnıç ve metal muhafazalar Diğer kağıt ve mukavva ürünleri Süt ürünleri Plastik ürünleri Bitkisel ve hayvansal sıvı ve katı yağlar Akümülatör. 2005. levha. .

99 ) ( 10 / 0. Türkiye Ekonomi Kurumu. 2005. • Ölçme. ürün kalitesinin geliştirilmesi. üretim kapasitesinin artırılması.org.89 ) ( 14 / 1. Türk sanayi sektörü bu nitelikteki sektörlerde rekabet gücüne sahip değildir.çelik 341 Kağıt 382 Makina 361 Çanak .çömlek 372 Demir dışı metal 331 Ağaç 323 Deri Not: Parantez içindeki ilk sayı 2000 yılı istihdamını (bin kişi).97 ) ( 9 / 0.2 ) ( 16 / 0.12 ) ( 53 / 0. sektörlerinin. Türkiye’ de Verimlilik. kil 311 Gıda ( 16 / 1. 92 ) ( 61 / 0. 95 ) ( 8 / 0. ortopedik araçlar. • Tekstil.41 ) ( 60 / 1. • Tıbbi ve cerrahi teçhizat. Bu durumun bir neticesi olarak da. test.yayın 332 Mobilya İstihdam Payı 324 Ayakkabı 322 Giyim Azalan Sektörler 354 Petrol ve kömür türevleri 513 İçki 314 Tütün 362 Cam 369 Çimento.26 ) ( 18 / 1. 53 ) .98 ) ( 13 / 0.63 ) ( 50 / 1. • Diğer özel ve genel amaçlı makineler.60 ) ( 20 / 7 1. Tablo 23. kireç.6 ) ( 9 / 0. Artan Sektörler ( 36 / 2. Ayrıca. 96 ) ( 12 / 0. 1982-2000 Göreli üretkenliği Azalan Sektörler Artan Sektörler 352 Diğer kimyasal ürünler 384 Ulaşım Araçları 383 Elektrik makinaları 356 Diğer plastik ürünler 342 Basım . dış ticaret açığının ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelmektedir. giyim eşyası ve deri islemede kullanılan makineler.9 ) ( 12 / 1. Şöyle ki. amaçlı alet ve cihazlar. 80 ) ( 274 / 0. Türk sanayi sektörünün (özelde imalat sanayi) büyüme potansiyeli gösterebilmesi için. yüksek teknolojiye sahip makine-ekipman kullanarak verimliliğin artırılması gibi özellikle imalat sanayi malları için rekabet gücü kazandırabilecek konularda. telgraf teçhizatı. • Büro muhasebe ve bilgi isleme makineleri. ikinci sayı da 2000 yılı imalat sanayi ortalamasına göre üretkenliğini göstermektedir. Büyüme ve Kriz. 11 yıllık dönemde toplam dış ticaret açığı yaklaşık 100 milyar USD civarındadır. 45 ) ( 98 / 0. • Radyo ve televizyon vericileri ile telefon.94 ) 390 Diğer imalat sanayii 385 Meslekî Cihazlar 381 Metal Eşya 321 Tekstil 351 Ana Kimyasal 355 Lastik 371 Demir . imalat sanayinin üretim kapasitesini belirlemekte etkili oldukları ifade edilebilir. 78 ) ( 19 / 1.tr. kontrol.12 ) ( 115 / 0. • Takım tezgâhları. Sektörel Üretkenlik ve İstihdam Artışı. http ://www. ülke sanayini dışa bağımlı hale getirmektedir. Kaynak: Erol Taymaz ve Halit Suiçmez. Bu durum. 51 ) ( 11 / 2. Bu sektörlerin genel olarak sabit sermaye yatırımları ile ilgili olduğu düşünüldüğünde. 43 ) ( 5 / 3. Tartışma metni 2005/4.Tablodaki verilerle yukarıda incelenen sektörel başarıl ve başarısızlıklar arasındaki yakın ilişki dikkat çekmektedir.59 ) ( 47 / 1.21 ) ( 30 / 0.tek.60 ) ( 75 / 1. 86 ) ( 6 / 0. Nisan. seyrüsefer vb. bu sektörlerin genellikle ileri teknoloji içeren ve/veya teknolojik gelişmeleri yakından izleyen sektörler olduğu kabul edildiğinde. • Başka yerde sınıflandırılmamış elektrikli teçhizat.

gelişmiş olan ülkelerin sanayi ağırlıklı. 2002 yılından sonra GSMH içerisindeki sanayi üretimine bağlı hızlı artışın sebeplerinden birisi. İstihdamdaki payı artarken. çok olumlu bir gelişmeye işaret etmektedir.6’ya çıkmıştır. ülkedeki sanayi sektörünün durumudur. istihdam. seçimlerden sonra ekonomik ve politik beklentilere bağlı olarak. Sektörün gelişmesinde teşvik. Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki ekonomik farklılıkta en önemli kriterlerden birisi de. İstihdam katkısı yüksek olduğu halde buna ilaveten verimlilik artışı da tatmin edici düzeyde olması gerekmektedir. Bu türden bir inceleme de Tablo-23’te sunulmaktadır. 6. teknoloji ve Ar-Ge politikaları büyük önem taşımaktadır. Sektördeki hızlı büyüme ve gelişmeyi göstermesi bakımından ülkemizde 1992 ve 2002 yılında yapılmış olan genel sanayi ve işyeri sayımı verilerine bakmak son derece faydalı 108 109 .1 MevcUt dURUM Türkiye’de sanayileşmeyi en iyi şekilde değerlendirebileceğimiz 2 gösterge. Öte yandan. Sektörün GSMH içindeki payı 1998’de % 20. Ancak ülkemize bakıldığında halen tarımın ekonomik göstergelerde büyük yer tuttuğunu ve tarım sektöründe nüfus artış hızının dünya ortalamasının üzerinde olduğu söylenebilir. gelişme hızında ani bir düşüşe neden olduğu söylenebilir.2 SANAYİ SEKTÖRÜ Ülkelerin ekonomik göstergelerine etki eden en önemli unsurlardan birisi de. imalat sanayisinin Türkiye ihracatı içerisindeki payı hızla artmış ve 2007 yılında ülkemiz ihracatının %94. Türkiye ihracatının büyük kısmının imalat sanayi sektörü ürünleriyle gerçekleştiği bilinmektedir. sanayi sektörünün GSMH ve ihracat içindeki paylarıdır. 6. tasarruf eğilimlerinin ve eğitilmiş insan gücünün arttığı. ikinci sütunda gösterilmektedir.2. Girişimci ise bu tabloda hangi yerde bulunduğuna ve gelecekte nerede olması gerektiğine karar vermek durumundadır. finansmana erişim.9’dan 2007 yılı itibariyle %24. Özellikle 2001 ekonomik krizinden sonra. konunun soysal boyutu önemli olmakla birlikte. yerli ve yabancı yatırımcılarda oluşan güven duygusudur. gizli işsizlik oranlarının azaldığı. Ülkelerin sanayi ağırlıklı ekonomik modele geçtikçe. Ancak. 2001 yılında Türkiye’de meydana gelen ekonomik krizin. verimliliği de artan sektörler Tabloda birinci satır. kısacası refah düzeylerinin iyileştiği görülmüştür.Son olarak işsizliğin yüksek olduğu ülkemizde istihdam artırıcı sektörler de verimlilik sektörleri gibi önem arz etmektedir. Türkiye’de sanayi sektörü son yıllarda. bireysel bir girişimci rekabet edebilirliği sürekli gerileyen istihdam artıran sektörleri dikkate alamaz.4’ü imalat sanayi ürünleriyle gerçekleşmiştir (Şekil-38). bir ülkenin sanayileşmesini anlamak için en önemli göstergelerden biri de ihracatın artması ve ihracat ürünleri içerisindeki sanayi ürünleri payının çoğalmasıdır. eğitim. istikrar ve güven ortamının tahsis edilmesiyle artan yatırımlarla hızlı bir gelişme sürecine girmiştir. Türkiye’nin uzun yıllar tarım ürünleri ihracatıyla gerçekleşen dış ticareti için bu rakam. sektör payını olumsuz yönde etkilemese de. Sanayi sektörü ülkemizde gelişmekte olan fakat halen gerçek potansiyelinin altında olan bir sektördür. gelişmekte olan ülkelerin ise tarıma dayalı yapıya sahip olmasıdır.

sektörde kamu kesimi ve özel sektöre ait ve kümülatif gelişme verilerinden oluşan Sanayi Üretim Endeksi’dir.4 92.659 272. sanayi sektöründeki üretim oranlarında özel sektörün payının.9 92 91 90 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 Yıllar 94. Görüleceği üzere sektörde 1992 yılında 196. Bu artışlardan da anlaşılacağı gibi sektöre. şekil 4’ten de anlaşılacağı gibi 2000 yılından bugüne. son yıllarda büyük bir girişimci ve istihdam akışı bulunmaktadır.286 6.5 93. . sektörde istihdam edilen iş gücündeki %70’e varan artıştır. 1992 ve 2002 yıllarındaki imalat sanayisinde faaliyet gösteren işyeri ve çalışan sayıları gösterilmektedir. Tablo-24’te.215 2.2.2 üRetİM Türkiye’deki sanayi sektörünün üretim özelliklerini incelemek için bakılması gereken en önemli göstergelerden biri. her yıl TUİK tarafından yayınlanan. 1997 (=100) yılı baz alınarak yapılan araştırmaya göre. sanayi sektöründe artan özelleştirmelerin etkisi olsa da.9 93. Aşağıdaki grafik 2000’den 2006’ya yedi yıllık dönemde ülkemizdeki sanayi üretim miktarlarındaki gelişmeyi göstermektedir. Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımlarına Göre İmalat Sanayi (1992-2002): Sayım Yılı 1992 2002 İktisadî faaliyet kolu İMALAT SANAYİ İMALAT SANAYİ İşyeri sayısı 196.482 adete ulaşmıştır.183.0 % Yüzde Kaynak: TÜİK Tablo 24.659 olan işyeri sayısı %35 gibi büyük bir artışla on yılda 272.4 olmuştur.8 94.528. özel sektörde %46.olacaktır.7 93.3 93. Sektöre olan rağbet her geçen yıl artmaktadır. Türkiye İhracatı İçinde İmalat Sanayisi’nin Payı (2000-2007): % 95 94 93 91.482 Kaynak: TÜİK Çalışanların yıllık ortalama sayısı 1. kamu kesimine oranla çok daha hızlı bir gelişme göstermiştir.3 iken. Şekil 38. 1997 yılına göre devlet sektörünün sanayi üretimindeki artış oranı %0. Bunda. Sektörün gelişimini gösteren bir diğer kriter ise. sektörde son yıllarda girişimciler için uygun yatırım ortamının oluşması da en büyük etkenlerden biridir.

her ne kadar inişli çıkışlı bir yönelim gözlense de büyük bir gelişme sağlanmıştır.558 2.203 110 111 .2 129.305 1. 2001 ekonomik kriziyle beraber devlet eliyle yapılan sanayi üretimi en düşük seviyesini görmüştür. Sanayi Üretim Endeksi (2000-2006) % Sanayi Üretim Endeksi ( 1997 = 100) 138.3 sanaYİ seKtöRüne YönelİK YatıRıM teşvİKleRİ Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı tarafından.197 12.989. İmalat Sanayi Yatırım Teşvikleri (2002-2006): Yıllar 2002 2003 2004 2005 2006 Belge Sayısı (Adet) 1. teşvik belgeleri ilk zamanlarda vergiden %100’e varan oranlarda muafiyet sağlarken. sektöre yatırım yapan girişimcilerin sayısındaki ve ihracattaki sanayi ürünlerinin payındaki hızlı artışı açıkça göstermektedir. Böylece girişimciliğin kalitesini geliştirmek üzere daha şeffaf ve daha basit bir uygulamaya geçilmiştir. Bu veriler. Teşvik Mevzuatı’nda 2004 yılında yapılan değişikliktir.991.427.2 123.813.3 102.5 97.461.6 146.6 92.2.388.8 131.377 12.Diğer yandan.296.1 89.4 136.8 olmuş.8 160 140 120 100 80 60 40 20 0 2000 2001 2002 2003 2004 2005 105.7 95.3 2006 Yıllar Devlet Özel Kaynak: TÜİK Toplam 6.5 93.7 93.C. Tablo 25.8 116. Buna göre.428.0 100.987.955 2. Yatırım teşvik belgesi alan firmalarda son yıllardaki düşüş dikkat çekmektedir. Şekil 39. 2002-2006 yılları arasında yatırım yapacak firmalara verilen ve çeşitli vergilerden muafiyet kazanmasını sağlayan yatırım teşvik belgelerinin sayısı ve toplam yatırım miktarları Tablo-25’de verilmektedir. Bunun nedeni.) 8.0 95.018 11.559 2.2 89.730. yapılan son değişiklikle firmalara teşvik belgesine gerek duyulmaksızın.3 112.4 104.006 13. yapılan yatırımlarda %40’a varan yatırım indirimleri sağlanması yoluna gidilmiştir.8 102. 1997 yılına göre toplam üretim artış oranı %36. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Toplam Yatırım (YTL.615 Kaynak: T.

sektörde rekabetçilik kabiliyetinin arttığı görülmektedir. bu alanda potansiyelin daha verimli kullanıldığı yönünde iyi bir işarettir. Sektördeki teknoloji yatırımlarının ve eğitimli iş gücünün giderek artması da önemli avantajlardan biridir. Türkiye derinleşen küresel rekabet ve uzmanlık şartlarında artık feda etmek zorunda ve güçlendirmek durumunda olduğu sektörleri tayin etmek zorundadır. ucuz emek girdisine dayalı ve sadece fiyat rekabeti ile ayakta kalmaya çalışan. ticaret kanunun güncel ihtiyaçlara göre yenilenmesi. Keza son yıllarda Türkiye’de uluslararası kalite sistem yönetimlerinin daha sık uygulanmaya başlaması ve gelişen Ar-Ge potansiyelinin etkisini de yavaş yavaş hissedilmeye başlamıştır. ülke halkının tasarruf eğilimlerinin artması yönünde bilinçlenmesiyle çözümlenebilir. Diğer yandan sektörün en büyük sorunlarından biri de yabancı yatırımdan istenen verimin alınamıyor oluşudur.4 seKtöRün Güçlü. yatırımcılar için güven ortamı tahsis edilmelidir. Kısacası. düzenleme ve denetimin etkin hale getirilerek sermaye birikim yolunda şirket davranışlarının uzun vadeli olarak değiştirilmesi gerekmektedir. Yabancı yatırımcıyı daha verimli yatırımlara yönlendirebilmek için devlet teşvikleri artırılmalı. Çünkü sanayi sektörüne yabancı yatırımcı girişi. Bunların yanında ülkedeki ekonomik istikrarın korunmasına dikkat edilmeli. Sektörün sıkıntıları arasında ise Türkiye’nin hala bir ulusal sanayi stratejisinin olmaması baş köşedeki yerini korumaktadır. Doğu Asya’daki gelişmiş ülkeler ile kıyaslandığında. zaYıf YönleRİ ve seKtöRe YönelİK tehdİtleR Yaşanmakta olan olumsuz kur şartlarına. . Yine bütün eksiklerine rağmen sanayi sektörünü besleyen güçlü bir yan sanayinin varlığından bahsedilebilir. makro ekonomik göstergeler ve yapısal reformlardaki olumlu gelişmelere paralel olarak. yeni firmaların kurulması değil. Sektörde kapasite kullanım oranlarının sürekli artması. Bu meyanda Sanayi Bakanlığı 2008 yılı ve sonrası için sağlam bir envanter çalışması oluşturma girişimlerine başlamıştır. aynı şekilde etkin bir denetleme ve yönlendirme mekanizması kurulmalıdır. Sermaye birikimi. Bu meyanda Türkiye’deki organize sanayi bölgelerinin yeniden ihya edilmesi ve sürecin bir çağdaş kümelenme yönünde şekillendirilmesi gerekmektedir. Emek yoğun sektörler için de daha kaliteli emek girdisine dayalı alt sektörleri öne çıkartacak şekilde bir ayrıştırma yapılması şarttır. dış ticaret açığına da olumlu yönde yansıyacaktır. hazır firmaların satın alınması ve/veya birleşmeler şeklinde olmaktadır. Çağa uygun yüksek katma değer oluşturan rekabetçi sektörleri güçlendirirken. Böylece Türkiye’nin bir sanayi röntgeni çekilmiş ve sağlam teşhislere dayalı stratejik bir yol haritası oluşturması mümkün olacaktır.2. reel faizlerin aşırı yükselmemesine dikkat edilmelidir. İkinci temel sıkıntı ise yine ana sanayi ve yan sanayi kolları arasındaki irtibat yeterli ölçüde sağlanabilmiş değildir. girdi maliyetlerindeki olumsuzluklara ve derinleşen küresel rekabete rağmen. bütün bunları da içermek üzere daha önce mahiyeti tartışılan şekilde yatırım ortamını geliştirici yapısal düzenlemelere devam edilmeli. Yan sanayinin kalite ve rekabetçiliğinin artmasına paralel olarak içeride sanayinin oluşturduğu katma değer artacak. Türkiye’nin tasarruf oranlarının son derece düşük olduğu daha önce bu çalışmada gösterilmişti. Üçüncü sorun sermaye birikiminin sağlanamamış ve şirketleşme kültürünün tam oturmamış olmasıdır. kamunun ekonomi ve kaynaklar üzerindeki baskınlığının azaltılması. Öte yandan şirketleşme anlayışının hem oluşabilmesi hem de oturabilmesi için toplu iş görme bilincinin geliştirilmesi.6. kısaca “fukaralık sektörleri” olarak tanımlanacak alanlardan çekilmek zorundadır.

imalat yapabilmesi ve ürün üretebilmesi makinelerle mümkün olmaktadır. Otomotiv. kişi başına düşen gelirin 10 bin dolar olması beklenmektedir. Çin’deki kapasite fazlalığı ve maliyet avantajları sektör için tehlike arz eden sorunlardandır. Mücevher Sanayi. Mobilya Sanayi. Bu da teknolojik alanda. imalat sanayilerinin en temel ve vazgeçilmez unsurudur. Bio-medikal Sanayi ve Tarım gibi birçok sektörün. çağın girişimcilik ruhunu yakalamış yatırımcılar için Türkiye önemli fırsatlar sunmaktadır. imalat sanayisi içerisinde özel bir öneme sahip olup. Bu değişime ayak uydurabilen ve yenilikleri kopmadan takip edecek. Böylece bu hizmetler temelinde sektöre girmek isteyenler için yüksek kârlı iş imkânları oluşmaktadır Ayrıca ülkemizde hızlı bir şekilde gelişen sanayi sektöründe Ar-Ge harcamalarının ve teknoloji yatırımlarının da önemi artmıştır.5 sanaYİ seKtöRünde fıRsatlaR Günümüzde sanayi sektöründe. 6. ayrıca kişi başı gelir arttıkça çok daha yeni sektörlerde talep patlamasının olması muhtemeldir. şirket organizasyonlardaki yapısal değişimler. Tekstil Sanayi. Elektronik Sanayi. hem günümüzde gelişmiş ülkelerde artmaktadır. İşlenmiş Gıda Sanayi.3 MAKİNE SEKTÖRÜ Makineler.Keza satış vergileri. Nüfusun tüketim eğilimi yüksek. istihdamın niteliği ve finansman kaynakları hızla değişim göstermeye başlamıştır. Bu anlayışla beraber girişimcilik daha çok müşteri odaklı hale gelmekte ve hizmet sektörüne kaymaktadır. Bunun yanında rekabet ortamının düşürdüğü kar marjları yatırımlardaki yüksek sabit giderler. üretim-tüketim yapıları. Türk Lira’sındaki değerlenme eğiliminin de %70’i ihracat üzerine çalışan sanayi sektöründeki firmaları zor durumda bırakmaktadır. yaş ortalaması ise 30’larda bulunmaktadır. Buna göre Türkiye’nin önünde 30-40 senelik bir demografik fırsat penceresi bulunmaktadır. 6. Savunma Sanayi. dünyada ve ülkemiz sanayisindeki tüm sektörlerin temel ihtiyacını ve en büyük girdisini oluşturmaktadır.2. Türkiye’de 2013 yılında GSMH’nın 800 milyar dolar. 2007 yılı sayımlarına göre Türkiye’nin nüfusu 70 milyonu aşmış. İmalat sanayisi içerisinde. Makine yatırımları da. Bunu aşmak için arz yönlü reform ve tedbirlerle Türkiye’nin potansiyel büyüme seviyesinin yukarı çekilmesi gerekmektedir. Otomotiv Yan Sanayi. reel faizler ve girdi maliyetleri ülkemizde sektörde faaliyet gösteren firmalar için olumsuz durumlar oluşturmaya devam etmektedir. Ülkemizde yatırım/ihracat teşviklerinin yetersizliği ve markalaşma konusundaki eksiklikler de sektörün zayıf yönlerini oluşturmaktadır. 112 113 . kalite kontrol ve akreditasyon alanlarında hizmet sağlayacak firmalar için büyük fırsatların doğmasına neden olacaktır. makine imalat sanayinin payı hem ülkelerin gelişme sürecinde. Sanayi sektörünün GSMH içindeki payının gelişme hızından da anlaşılacağı gibi sektörü doyuma ulaşmış görünen yapısı sektör için en büyük tehditlerden biridir.

Fakat bu ve bunun gibi pek çok sektörün en büyük ithal girdisini hala makine alımları oluşturmaktadır. beton hazırlama makinesi. Zira çok az sayıda makine tipi hariç. İstanbul: MÜSİAD Yayınları. Dünya makine sektör ithalatında en büyük ithalatçı ülke ABD’dir. deri işleme makinesi. makine aksamı. loder-trakskavatör. pompa. Bu ülkeler çok büyük ve kalifiye Makine İmalat Sektörleri oluşturmuşlar ve bu sayede diğer tüm imalat sektörlerini çok üst seviyelere taşıyabilmişlerdir. vana-valf gibi cihazlarda yüksek oranda üretim artışı olmuştur. 6. İspanya. 2005. Tekstil. dışarıdan makine. terazi-baskül. AB Müzakere Sürecine doğru Türkiye Ekonomisi: Bölgesel.). yedek parça. esnek üretim imkânlarını daha kısa sürede ve daha az maliyetlerle yapabilecek. yem makinesi. bazı batı firmaları ile gerektiğinde işbirliği yaparak üçüncü ülkelerde tesislerin yenilenmesi veya yeni yatırımların gerçekleştirilmesi şansını da artırmaktadır. Bu sayede özellikle bu sektörler ülkemiz imalat sanayisinin lokomotifi durumuna gelmiştir. oldukça emek yoğun olan bu üretim konularında firmaların teknolojik birikimleri rekabete nispeten imkân verecek düzeydedir. forklift. makine imalat sektörünün gelişmesiyle ihtiyaç duyulacak servis. Müşteri istekleri doğrultusunda imalatta. ülkemiz makine imalatçısının.1 MaKİne seKtöRünde tİcaRet eğİlİMleRİ Dünya makine sanayi ihracatının büyük bir bölümü gelişmiş ülkeler tarafından gerçekleştirilmektedir. Son yıllarda sektördeki üretimde gözle görülen büyüme. Bu olumlu yapı. seri imalat teknikleri bu sektörde uygulanamamaktadır. makine imalatçı firmalarının rekabet şansını arttırmakta olup. konkasör.Sektörel Sorunlar ve Çözüm Önerileri. mühendislik hizmetlerinin de nispeten ucuz olması.3. Dünya Tekstil ve Mobilya Sektörlerinde en üst sıralarda yer almışlardır. 1 İbrahim Öztürk (ed. Ek bir mühendislik çalışması gerektiren bu talepler. Ülkemizde ise işçilik yanında. Aynı zamanda sektörler en büyük girdileri olan makineleri daha düşük bedellerle alabilecek. Japonya son yıllarda üçüncü ülkelerden gelen yoğun baskılar sonucunda makine ve ekipman ithalatını artırmaya yönelik ve ithalatı kolaylaştırıcı çeşitli önlemler geliştirmekte ve bu konudaki ithalatı sürekli artış eğilimi göstermektedir. Bütün bu gerekçelerle DPT 2005 yılında sektörü stratejik sektör olarak ilan etmiştir. kompresör. henüz gelişmekte olan bir sektördür. Son yıllarda dünyada müşteri istekleri doğrultusunda makine imalatına yönelme eğilimi söz konusudur. Beyaz Eşya ve Gıda Sektörlerine devlet tarafından önem verilmiş ve değişik teşvik ve yardımlarla büyümeleri sağlanmıştır. eğitim ve diğer maliyetler daha uygun bedellerle ülkemizden karşılanabilecektir.1 Bu yüzden ülkemizin makine sanayinin gelişmesi. bu üstünlüğün yakın gelecekte de devam edeceği görülmektedir. imalat model değişikliklerini. basım-cilt makineleri. makine sanayisini geliştirmeden. yedek parça. Takım Tezgahı kullanımı ve üretimi ile ne kadar ilgili olduğu Japonya. Bir ülkenin kalkınmışlığı. servis ve eğitim hizmetleri temin etmek suretiyle gerçek bir üretim ekonomisini tesis edemez. diğer sanayi kollarımızın da gelişmesine katkıda bulunacaktır. bir yandan yeni yatırımlar ancak daha çok da mevcut kapasitelerin etkin kullanımıyla mümkün olmuştur. İtalya. Tekstil. . Türkiye’de makine imalat sanayi sektörü. Oysa bir ülke. tuğla-briket makinesi. teknoloji açısından yeterli düzeyde olmayıp. klima. yazar kasa. Örneğin Almanya.Makine sektörü gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde de emek yoğun karakterini korumaktadır. Ayakkabı ve Mobilya İmalat Makineları sayesinde. rulman. Takım Tezgahı İmalatı sayesinde Dünya Otomotiv Sanayinde. modernizasyon. Hamur makinesi. batı ülkelerinde fiyatların artmasına sebep olmaktadır. İtalya ve İsviçre gibi gelişiş ülkelerden takip edilebilir. mühendislik ve işçilik ücretlerinin düşük olmasının yanı sıra. Ülkemiz imalat sanayinde özellikle Otomotiv.

muslukçu-borucu eşyası ve rulmanlardan. İtalya. Meslekî eğitim veren liselerin sayısının artırılmasına ve mevcut olanların daha kaliteli hale getirilmesine. Böylece 2007 yılında makine ihracatının toplam ihracattan aldığı pay da % 6. Türkiye’nin makine sanayi sektörü ihracatının büyük bir kısmı Avrupa Birliği ülkelerine yönelik olup. 114 115 . 1995 yılında 691 milyon dolar olan Türkiye’nin makine ihracatı.8 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. toplam ihracat içindeki payı da sadece % 6. vakum.05 olarak gerçekleşmiştir. Dolayısıyla makine sanayisinin devletçe desteklenmesi elzemdir. çamaşır makineleri.2 seKtöRün soRUnlaRı ve çözüM öneRİleRİ Tüm sektörlerin temel ihtiyacı olan makinelerin ülkemizde üretilmesi yönünde yapılacak çalışmalar ülke ekonomisi açısından geri dönüşü yüksek olan yatırımlardır. ABD. Mısır. Ticaret açığı ise 2006 yılında 4. Oysa daha 2003 yılında ithalat. KOBİ ağırlıklı bir sektör olan Makine İmalatı için en önemli sorun sermaye yetersizliğidir.4 milyar dolara çıkmıştır. Sektörün önde gelen kuruluşu olan Orta Anadolu Makine İhracatçı Birliği’nin bu amaç doğrultusunda devletten beklediği iki temel katkı ucuz arsa üretimi ve ara eleman tedarikinin sağlanmasıdır. ihracatı ise 7. transmisyon milleri-kolonlardan. Makine imalat sektöründe ülkemize giren doğrudan uluslararası yatırım miktarındaki artıştan da istifade etmek suretiyle sektörün yıllık büyüme performansı %35 seviyesine çıkartılabilir ve bu durumda sektörün ihracatı 2010 yılında 20 milyar doların üzerine taşınabilir. buzdolapları ve dondurucular. sertifikaya yönelik eğitimin yaygınlaştırılması da ara eleman ihtiyacını karşılama konusunda yardımcı olabilir. Yunanistan. BAE (Birleşik Arap Emirlikleri). Özbekistan ve Kazakistan’a yapılmaktadır. Oysa 2007 yılı verilerine göre Türkiye’nin makine ithalatı 13.5’e kadar yükselmiştir. ağırlıklı olarak Almanya. 2002 yılında Makine İmalat Sanayi Sektör İhracatının. Bulgaristan. Ülkemizde devlet tarafından desteklenerek büyümeleri sağlanan birçok sektör için en önemli maliyet kalemlerinden biri ithal makinelerdir. Azarbeycan. contalardan oluşan makine elemanlarıdır. Suriye. 2007 yılında ise 5. hava. Fransa. Buna göre geçen süre sektörün lehine değerlendirildiği ifade edilebilir. sıvı pompa ve kompresörleri. gerekse dünyada yaşanan krizlere rağmen makine sanayi ihracatı yıllar itibariyle artma eğilimi olan bir sektördür. Rusya Federasyonu. Sektörün gelişmesinin önündeki diğer bir engel de nitelikli işgücü eksikliğidir.3. Tunus.5.Gerek ülkemizde. İngiltere. KKTC. Ayrıca. sektördeki ticaret açığı daha azaltılabilir. Romanya.2 milyar dolar. Gelişmiş ülkelerin aksine ülkemiz eğitim sistemi sanayinin ara eleman ihtiyacını karşılayacak şekilde tasarlanmamıştır. Ayrıca krediler için teminat mektubu haricinde garanti sistemlerinin kurulmasıyla yatırımcıların önü açılmalıdır. Yüksek altyapı maliyetleri nedeniyle başlangıçta yüksek bir sabit sermaye yatırımı gerektiren makine sektörü için düşük faizli ve uzun vadeli kredi imkanlarının devlet tarafından sağlanması gerekir. inşaat ve maden makineleri metal ve ağaç işleme makineleri. İran.5 misli daha fazla idi. tarım alet ve makineleri. 2001 yılında 1. yalnız makine imalatı için değil tüm sektörler için şiddetle ihtiyaç vardır. İsrail. Makine sektörü ihracatında en önemli kalemler motorlar ve aks parçaları. ihracatın tam 3. Cezayir.1 milyar dolara yükselmiştir. Avusturya. 6. Bu durum sanayileşmenin önünde önemli bir engel teşkil etmektedir.7 milyar dolara ve 2002 yılında ise 2. Belçika-Lüksemburg. Hollanda. İspanya.

Bu meyanda fabrikalarda esnek üretime uygun bir yapının sağlanması. beşeri ilaç sanayine. TÜBİTAK ve KOSGEB gibi kuruluşların bütçesini artırmak tek başına yeterli değildir. ilaçlar. 6. esneklik. zamanında gerçekleştirme ve yenilikçilik gibi alanlarda inovasyonu en sona koyarken. Kimya sanayi üretimi içinde önde gelen sektörler. Kayıt dışılığın sağladığı mâlî avantajlardan yararlanan şirketler karşısında kayıt içi şirketler haksız rekabete uğramaktadır. Özellikle AB müktesebatı çerçevesinde girdiği dönüşüm süreci ve dünya pazarlarındaki değişimler sayesinde sektörün uzun vadeli bir büyüme gerçekleştirebileceğini söylemek mümkündür. sabun ve deterjanlar ile boyalar olarak sayılabilir. Günümüz kapitalizminde şirketlerin hiyerarşiyi en aza indirerek yenilikçiliğe imkan tanıyan ve girişimciliğe prim veren bir yapıya bürünmesi gerekmektedir. Halbuki olması gereken bu şirketlerin elenmesi. daha büyük işlere el atabilmekte ve aralarındaki bilgi paylaşımı sayesinde iş fırsatlarını hemen keşfederek değerlendirebilmektedir. Bu mesele özellikle makine sektörü için hayati önem taşımaktadır. destekler. bu kuruluşlar sanayi ile yakınlaşmalı ve böylece sanayinin durumu devlet tarafından yakinen bilinerek uygun tedbirler. Önceleri şirketler fiyat. Esasen bu konuda çok geri kalmış durumda olan Türkiye’de son yıllarda son derece umut veren bir “farkındalığın” ortay çıktığı görülmektedir. 2005 yılından beri teknoloji. Sektör 2002’den bu yana gerçekleştirdiği ihracat artışıyla ve sıfırdan yeni yabancı sermaye yatırımı çekmesiyle dikkat çekmektedir. Bu meyanda devlet destekleri bir yana. Önemli bir girdi tedarikçisi olmasından ötürü sektör içindeki gelişmeler diğer sektörlerin performanslarını da önemli ölçüde etkilemektedir. büyük bir zihni gelişmedir. Toplam üretim içinde petrokimyasal- . sentetik elyaf ve iplikler. Aynı şekilde hükümetin de son yılarda attığı adımlar dikkate alındığında yenilikçiliğin ve teknolojinin artık bir toplumsal veya kamusal mal olarak gündemimizin bir parçası haline geldiği ifade edilebilir. gübreler. markalaşma ve AG-GE faaliyetleri sonucu Yüksek TeknolojiPatent üretimi konularında yoğunlaşma gereği vardır. Bunun yanında rakip şirketlerle arasındaki dış bariyerleri de azaltarak onlarla işbirliği yolunu seçmesi gerekmektedir.Devletin üzerine düşen bir diğer vazife de makine imalat sektörümüzü dünya ile rekabet noktasında geliştirmeye yönelik çalışmalar yapmaktır. kayıt içi şirketlerin pazar paylarını geliştirerek büyümeleri ve sektörün rekabetçiliğini artırmasıdır . imalat sanayinin başlıca kalemlerinden olup.4 KİMYA SEKTÖRÜ Tarım ilaçlarından. Kayıt dışı şirketler toplam faktör üretkenliklerindeki düşüklüğü bu şekilde sağladıkları mâlî avantajla kapatabilmekte ve yaşamlarını sürdürebilmektedir. Ar-Ge desteklerinin bu noktada devreye girmesi de diğer önemli bir noktadır. petrokimyasallar. deterjanlar ve temizleyici malzemelerden kozmetiğe dek uzanan geniş bir yelpazede faaliyet gösteren kimya sektörü. deri ürünleri ve kağıt ürünleri sektörlerine önemli girdiler sağlamaktadır. otomotiv. deriden tekstile. tekstil. Ülkemiz imalat sanayisinin rekabetçiliğini azaltan bir husus da kayıt dışılıktır. kalite. kalite ve fiyattan sonra en önemli rekabetçi unsur olarak değerlendirilmektedir. Bu. Bu sayede bir ağ içerisinde işbirliği yapan şirketler rekabet gücünü artırmakta. Ancak. yardımlar anında sağlanmalıdır. şirketlerin de dünya ile rekabet edebilmek hususunda neler yapması gerektiği konusunda bilinçli olması gerekir. Ayrıca şirketlerin kaynak alabilme ve etkin kullanabilme kapasitesinin geliştirilmesi de önemli bir sorun alanı olarak durmaktadır. Ayrılan bu fonların işletmecilerce rahatça kullanılması sağlanmalı. Özellikle Çin ile fiyat bazında rekabet etmek mümkün olmadığı için kalite ve yenilikler yoluyla mücadele etmek gerekir.

1993-2006) 9 8 7 Milyar Dolar 6 5 4 3 2 1 0 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 Yıllar Kimya sektörü ihracat rakamları Kaynak: İMMİB Şekil 41.ların payı % 30.4 milyar dolara çıkmıştır (Şekil-40.20% 5.6 düzeyinden. Kimya Sektörü İhracat Rakamları (Milyar Dolar. Değer olarak da 2002’de 2. 2007 yılında %11.60% 5.78% 6.30% 5. diğerleri ise küçük ölçekli firmalardır. . 208’i orta.24% 9.56% 6. Kimya Sektörü İhracatı’nın Genel İhracat İçindeki Payı 2006 2005 2004 2003 2002 2001 Yıllar 2000 1999 1998 1997 1996 1995 1994 1993 7. Bu firmaların çoğu İstanbul.59% 7. İzmir.3’e yükseldiği görülmektedir.95% 7.6 milyar dolardan 2007 sonunda 10. Kocaeli. 2 Dış ticaretteki gelişmelere bakıldığında da sektörün Türkiye’nin genel ihracat rakamları içindeki payının 2002’de %7. Gaziantep ve Ankara’da faaliyet göstermektedir. a. Sektörde yaklaşık 8000 (plastik işleme ve kauçuk işleme dahil) firma faaliyette bulunmaktadır.20% 5.97% 6. Adana.60% 6. gübrelerin payı ise % 25’dir. Bunların 95 adedi büyük ölçekli. Şekil 40.10% Kaynak: İMMİB 10.19% Kimyevi maddeler ve mamullerin ihracatının Türkiye toplam ihracatı içindeki payı Pay 116 117 2 Öztürk.e. 41).50% 5.g.

immib. sektörün yoğunluklu olarak ithalat yapmasının dış ticaret üzerine getirdiği baskılardan ötürü sabit yatırımın arttırılması gerekmektedir.18 2003 448 9 2. Bununla beraber. Bu tarihlerde sektörler göre incelendiğinde 2002’de kimya sektörüne 9 milyon dolar olan yatırım girdisi gerçekleşirken. Tablo 26. İMMİB.22 2005 788 174 22.89 Kaynak: Hazine Müsteşarlığı.immib. 2006 yılı sonu itibariyle bu rakam 602 milyon dolara ulaşmış. Daha önce de belirtildiği gibi. Bu organize bölgelerin yenilik üretmede ve şirketlerin bilgi paylaşımını etkinleştirmesi. http://www. Hammadde kaynaklarına.asp http://www. sektöre yeni bir dinamik katacaktır. yatırım. İhracatın değerindeki artışın. miktar artışın üzerinde seyretmesi nitelikli kimyasal ihracatında yaşanan yükselme ile petrol fiyatlarında kaydedilen önemli artış oranlarına bağlanabilir. çevre teşvikleri ve AB ile uyum alanında ortaya çıkmaktadır.asp 4 .214 305 25. Özellikle bu sektörün teknoloji ve sermaye yoğun nitelikli olması.tr/KIMYA/stat.2006 yılları arasında Türkiye’ye giren doğrudan uluslararası yatırımların katkısı da vardır. TCMB (*) Ocak-Eylül 2002 yılından bu yana makroekonomik dengelerde sağlanan iyileşmenin yatırım ortamına getirdiği olumlu hava. Enerji maliyetlerinin yüksekliği ve endüstriyel artıkların yönetimiyle ilgili yaşanan sorunlar sektörün yabancı rakipleriyle rekabet edebilmesini zorlaştırmaktadır.12 2007(*) 2.01 2004 214 39 18.3 Bununla beraber bu artışa katkıda bulunan alt sektörlere baktığımızda. imalat sektörüne gelen yabancı doğrudan yatırımların genel toplamı içindeki payı da 2002 yılındaki yüzde 2 düzeyinden yüzde 32 düzeyine kadar çıkmıştır. Ar-Ge. gelen yatırımların da büyük çapta bu kategoride olmasını sağlamıştır. kimya sektörüne gelecek yatırımların artmasına da imkan sağlamıştır.23 2006(*) 1. 3 İstanbul Maden ve Metaller İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği (İMMİB). 2005 yılı için mineral yakıtlar.08 2006 1. 2007 Ocak-Eylül rakamlarına bakıldığında ise daha Eylül ayına kadar gelen yatırımın 896 milyon dolar düzeyinde olduğu ve bu olağanüstü yatırımın son beş sene içinde görülen en yüksek yatırım düzeyi olduğu ortaya çıkmaktadır.4 Ayrıca 2002. plastik ve mamulleriyle sabunluk ve temizlik ürünlerini üreten alt-sektörlerin öne çıktığı görülmektedir. pazarlara ve limanlara yakın kimya organize sanayi bölgelerinin kurulması kimya sanayinde yerli ve yabancı sermaye yatırımlarının arttırılmasında önemli bir unsur olarak görülmektedir.org.Sektörün artan performansında petrol fiyatlarında yaşanan büyük artışın katkısı vardır.81 896 31. kimya sektörünün son yıllarda özellikle doğrudan yabancı sabit sermayenin hızlı artışının da katkısıyla gösterdiği başarılı performansın sınırları olduğu ve başarılı sürecin davamı için diğer sektörlerde olduğu gibi bu sektöre yönelik yatırım ortamını iyileştirme çabalarının derinleştirilmesi gerektiği ifade edilmelidir.org.868 602 32. Sektöre yönelik sorunlar rekabet. İmalat ve Kimya Sanayilerinde Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımı (Milyon Dolar) 2002 İmalat sanayi Kimya sektörü Toplamdaki payı (%) 110 9 8.tr/KIMYA/stat.

Kimya sektörünün kısa ve orta vadede yenilikleri yakalayabilecek alt sektörlerinden boya. a.6 Sektörün aşması gereken bu önemli uyum sürecinin başarılı geçmesi.immib. Özellikle. Evaluation and Authorisation of Chemicals / Kimyasalların Kaydı.e Serdar Alphan. Gerek oluşturmuş olduğu istihdam gerekse inşaatla ilgili diğer sektörleri de büyük öl5 6 7 8 Türk Kimya Sanayicileri Derneği (TKSD). ülkemizin en büyük projelerinden biri olan GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) ile 1. AB pazarına daha fazla açılma imkanını getirecek ve bu imkan sayesinde sektörde uzun vadede yüksek getiri ve verim artışı sağlanabilecektir. Öztürk. REACH (Registration. Bu süreçte çıkacak sorunlar göz önüne alındığında. Değerlendirilmesi ve İzni) adı verilen direktif. http://www. gübre sanayinde yeni yatırım ihtiyacını daha da artırmıştır. AB uyum çalışmalarında ortaya çıkabilecek maliyetler ve uygulama sorunları ile Ar-Ge/üniversite-iş dünyası ortaklığındaki yetersizlikler sektör üzerindeki sorunlar yükünü arttıran diğer temel konulardır. http://www. Boya sektöründe otomotiv sektöründeki gelişmelere paralel olarak otomobil boyaları üretiminin artması beklenmektedir. üretim ve çevresel atıkların çevreye zararlarını asgari düzeye indirmeyi amaçlamakta ve bunun için çeşitli kural ve yönetmelikleri bünyesinde barındırmakta ve bu direktife kayıtlı şirketlerin belirtilen düzenlemelere uymalarını zorunlu kılmaktadır.tksd.g. 2008–2009 yılından itibaren ‘Biosimilar” ürünlerin AB pazarlarına girecek olması ve dünya pazarının büyümesi Türkiye’deki ilaç sektörünün lehine gelişebilecek fırsatlar sunmaktadır.e. http://www. Bu süreçte ortaya çıkabilecek mâlî yükümlülüklerin giderilmesi ve yeterliliği kanıtlanmış donanımlı personel istihdamının sağlanması da çözülmesi gereken konular arasında yer almaktadır.tr/sunumlar.asp 118 119 9 . 2006.org.tr/KIMYA/index.8 Gübre sanayinde de yeni fırsatlar doğabilir. Ancak oldukça çeşitli düzenlemelerin sanayicilerimiz tarafından yürürlüğe sokulabilmesi ve direktifin kıstaslarına uyum sağlayabilmek için büyük bir sorumlulukla çalışmaları gerekmektedir.Çevre alanında yönetmelikte belirtilen teşviklerin uygulanmaması.7 milyon hektarlık tarım alanının da ortaya çıkması.g. ikincisi çevre alanındaki düzenlemelerle ilgili yaşanacak sorunlardır.5 AB ile uyum çalışmalarının getireceği değişiklikler sektöre gelecekte farklı bir yön katacaktır.tksd. gerek yabancı yatırımcıların gerekse Türkiye’deki KOBİlerin ve büyük yatırımcıların öncelik verdiği alanlardan birisi olmuştur.9 6.7 İlaç sektörüne baktığımızdaysa özellikle 2015 yılında dünyada milyar dolarlar seviyesinde satan birtakım ürünlerin patent korumalarının sona ermesi. TKSD.org. iki temel sorunun sanayicileri beklediği görülmektedir.asp İMMİB. ilaç ve gübre sektörlerindeki büyüme potansiyelleri sektördeki girişimcilik aktivitelerini tetikleyecektir.asp Öztürk.org. “Küreselleşen Dünya Pazarı ve Türk İlaç Endüstrisi”. Bunun birincisi işçi sağlığı ve işyeri güvenliğiyle ilgiliyken.tr/5s_5c. a.5 İNŞAAT SEKTÖRÜ Avrupa Birliliği ile uyum sürecinde olan Türkiye’de zamanla gayrimenkul alanında beklenen değerlenmelerden dolayı inşaat sektörü.

İnşaattaki bir atılımın büyümeye yapacağı olumlu etki göz önüne alındığında. Oysaki çok uzak değil. İnşaat Sanayinin GSMH’daki Katma Değeri (milyon $. Sibirya’da ise -50’de çalışan Türk inşaatçıları küresel düzeyde ilk Türk markaları olmak yolundadırlar. gelişme hızı bakımından 90’lı yılları yakalayamamış.0 30 000. Dünyadaki ilk 225 inşaat firması arasında 22 tane Türk firması yer almaktadır. 2001 krizi sonrası Türkiye ekonomisi çeşitli düzenlemeler sonucu büyüme trendi içine girmiştir.4 civarında kalmaktadır. Sektörün arka ve ön beslemeleri dikkate alındığında doğrudan ve dolaylı yollardan döviz girdisine ve istihdama büyük bir katkı yaptığı görülmektedir.0 15 000.7 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 Yıllar Kaynak: Hazine Müsteşarlığı .0 6 483.1 11 398. TOKİ bu büyük proje ile inşaat sektörüne yani pazarlama ve reklam teknikleri. Bu.çüde etkilediğinden.1 MevcUt dURUM Şekil-42’den görüldüğü üzere 1998’den 2006’ya kadar olan süreçte inşaat sektörü % 900 gibi sıradışı bir performans sergilemiştir. Avrupa’da da en büyük 3. Ben buna ‘Delta 100’ diyorum.9 3 124. Bu sayı Türkiye’yi ABD ve Çin’in ardından üçüncü sıraya oturtmaktadır.0 20 000. Türkiye’nin geçmişten günümüze inşaata bu kadar önem vermesinin nedeni ortaya çıkacaktır.6 4 362. Ayrıca Türkiye’yi de kapsayan konularda Avrupa İnşaat Malzemeleri Dernekleri karar veriyorken. Burada serbest piyasada risk alabilen ve rekabetten korkmayan yapılanmanın önemi ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde ihracatın yüzde 12’sine damgasını vuran sektörün ithalat içindeki oranı sadece yüzde 3.9 21 311.1 milyar dolar kadardı. İnşaat malzemeleri konusuna gelince. inşaat sektörünü büyük ölçüde canlandırmıştır. 1998-2006) 30 575. 2007’de dış müteahhitlik gelirimiz 20 milyar dolara ulaşmış.0 0 Şekil 42. inşaat sektörü Türkiye’nin önemli ve lokomotifi sayılabilecek sektörlerinin başında gelmektedir.7 9 240. konut projelerinde yaşanan artış olduğu düşünülmektedir.0 25 000. Türkiye ekonomisi. 35 000.0 10 000. Bu büyümenin inşaat sektörüne yansıması 2005 yılına tekabül etmektedir. burada da dünya markası olabilecek kurumlar var. 2001 krizi sonrasında 2004 yılı sonrasında konut talebinden kaynaklanan bir büyüme sürecine girmiştir. Bir başka ifadeyle.0 15 380. inşaat firması Türklere aittir. 2001’de 2.0 5 000. İnşaat sektörü 2004–2006 yılları arasında büyüme trendi içinde olmasına rağmen. Bu konut projelerindeki artışı büyük ölçüde 2007 yılı sonunda 250 bin konut hedefi ile TOKİ sağlamıştır. bize katma değer getirecektir. Libya’da +50 derecede.8 12 662. 2005 yılında sektörde yaşanan bu büyümeye neden olan en büyük etkenin.5. GSMH içindeki payını da sadece %5 civarlarında ancak sürdürebilmiştir. yeni çalışma prensipleri getirmiş. onların aldığı kararlara gözlemci olmak yerine aktif olma kararı verdik ve yönetimlerine de girdik 6.

hem de bu nedenle likiditeye ihtiyaç duyulacaktır.6 4.6 5.2 4.1 3.2 5. Bunun önümüzdeki bir kaç sene içinde yabancı yatırım fonlarının Türkiye’deki fırsatları daha yakından tanı- 120 121 .0 0. 1998-2006) 100.2 sektör payları gelişme hızı 48. Ancak bu durum geçicidir.5 3. İnşaat Sektörü Değerleri (%. Bu nedenledir ki 20’nin üzerinde yabancı kaynaklı yatırım şirketleri Türkiye’deki gayrimenkul piyasasını incelemektedir. bu düzeyde olmasa da en azından 2015 yılına kadar yüksek seyrini sürdüreceği görülmektedir.5. Şekil 43.7 oranında büyüyen sektör.5 38. inşaat ve gayrimenkul sektörleri doğrudan yabancı sermayenin etkisi altına girmektedir.0 39. Buna göre 2009 ve 2010 yıllarında zirveye çıkacak olan konut ihtiyacı ve talebinin.Konut sektörü 2007 yılında ekonomini göreceli olarak soğutulması nedeniyle daralma sürecine girmiştir.0 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 % 79. üçüncü çeyrekte sadece % 5.5.0 60.0 23.5 11. yurt dışından gelen büyük fonların planladıkları projeler.4 büyümüş. yasalaşan ipotekli konut kredisi sistemi nedeniyle konut sektöründeki büyümenin konjonktürel gelişmelerin ötesinde büyümeye devam edeceği tahmin edilebilir.3 düzeyinde kalmıştır.1 yıllar Kaynak: Hazine Müsteşarlığı Hemen ifade etmek gerekir ki bu sonuçta enflasyonu kontrol altına almak için bilhassa daraltıcı para politikası neticesinde 2007 yılında sıfıra yakın düzeyde büyümüş olan özel nihai tüketim harcamalarındaki düşüşün etkisi çok büyüktür.6 40.4 5.6 21. Şekil-44’te gelecekte konut ihtiyacının ne yönde değişeceğine dair yapılan uzman projeksiyonları verilmektedir.3 43.2 seKtöRe YönelİK YaBancı YatıRıMlaR Avrupa Birliği sürecinde başta finans ve servis sektörleri olmak üzere. ilk dokuz aylık büyüme de böylece %11. Şekil-45’te görüldüğü gibi Türkiye’deki inşaat sektörüne gelen doğrudan uluslararası yatırım katlayarak artmıştır. Bu süreçte Türkiye’de beklenen gayrimenkul değerlenmesinden dolayı hem konut ve gayrimenkule talep artacak.6 42. Bu durum yabancı yatırımcıların Türkiye’de cazip fırsatlar yakalamasına imkan sağlayacaktır. Sektörün önümüzdeki 10–15 yıllık periyotta hızlı büyüyen ve GSMH’ye olan katkısını katlayarak arttıran bir sektör haline dönüşeceği tahmini yapılabilir.5 5. büyüyen sanayi kollarının ihtiyaçlar. Yılın ilk çeyreğinde % 16. 6.4 20. Zira Türkiye’nin artan ve şehirleşen nüfusunun konut ihtiyacı. ikinci çeyreğinde 15.0 80.8 5.

3 İnşaatın etKİledİğİ dİğeR seKtöRleR İnşaat sektörünün doğrudan etkilediği sektörlerin başında çimento. boya. yalıtım. hazır beton. inşaat malzemeleri. kireç gibi sektörler gelmektedir.ması ile beraber giderek artacağını ve bununla beraber Türkiye’deki inşaat sektörü ile doğrudan ve dolaylı yönden ilişkili olan diğer sektörleri de etkileyeceğini öngörebiliriz. 2006-2015) 740 730 720 710 700 690 680 670 660 650 640 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 bin yıllar Kaynak: Turkish Yatırım Nitekim Ak Yatırım’ın bir toplantısına Dubai’den katılan Eta Star Property Developers şirketi yaklaşık 500 milyon dolarlık bir yatırımı hedeflediklerini belirtmiştir.5. demir-çelik. Konut İhtiyacı 2015 Projeksiyonu (bin. dekorasyon. çatı. Şekil 44. İnşaatta görülen bazı yenilikler ve gelişmelerle beraber kirecin yerini diğer alternatif . seramik. Yabancıların Türkiye’de özellikle alışveriş merkezi ve ofis tarzındaki yapılara ilgi gösterdikleri ve bu konuda proje geliştirdikleri görülmektedir. Bu sektörler arasında kireç haricindeki diğer sektörler inşaattaki büyümeden olumlu yönde etkilenmişlerdir. İnşaat Sektörüne Doğrudan Yabancı Yatırım Girişi ( Milyon YTL) Milyon$ 300 250 200 150 100 50 0 2002 2003 2004 2005 2006 2006 ocakeylül 2007 ocakeylül 278 246 161 80 23 3 8 yıllar Kaynak: TUİK 6. Şekil 45. Aynı şekilde HSBC’nin 5 milyar avroluk yatırım planlamasında öne çıkan ülkelerin Rusya ve Türkiye olduğunu belirtmiştir.

5. Yeni piyasaya çıkan ürünler hem ihracatı arttırmış. İpotekli konut sistemi (İKS) temel olarak alınan evin. seramik. Bu durumu çok önceden görebilen yabancıların çimento sektörüne duydukları büyük ilgi bilinmektedir. İKS’nin olumsuz etkilerinden bir tanesi de konut piyasasında yaşanan aşırı talebin konut fiyatlarını şişirmesidir. Şekil-47’de gösterildiği üzere. İKS birkaç sene sonra tam anlamı ile uygulanması ile beraber inşaat sektörüne yönelik olan taleplerin artacağı öngörülebilir. Türkiye’de konut kredilerinin GSMH’ye oranı % 4. Gittikçe artan konut kredilerinin tüketici kredileri içindeki oranı Türkiye’deki inşaat talebini de canlı tutmuştur. İnşaatlarda gittikçe artan çelik kullanımı ile beraber demir-çelik sektöründe de büyüme gözlenmektedir. bu oran Avrupa Birliği’nde % 39 ABD’de ise % 53’tür. diğer gelişmiş ülkelere baktığımızda ise. Türkiye’de hissedilen ekonomik istikrar ile beraber konut kredilerinde de gözle görülür bir değişme yaşanmıştır.5 civarında seyrederken. Türkiye’de özellikle yükselen sektörlerin başında gelen PVC pencere sistemleri de inşaat sektörünün etkilediği sektörlerdendir. diğer yanda bizatihi yenilikçiliğin lideri konumuna geçmelidir. boya sektörleri de Ar-Ge çalışmalarının sonucu olarak ciddi bir atılım içine girmişlerdir. Bu ifade buraya yeni dönemin karakterine işaret etmek üzere alınmıştır. Bu durum borçlunun krediyi geri ödeyememesi durumunda ipotek edilen evin satış fiyatının borç miktarından daha az olmasından dolayı finans piyasalarında likidite daralmasına yol açar. Yeni dönemde girişimci yeniliklerin bir yandan iyi bir takipçisi olmalı.4 İpoteKlİ KonUt ve İnşaat seKtöRü Genellikle gelişmiş ülkelerde görülen ipotekli konut (mortgage) sistemi Türkiye’de de 2007 yılında yasallaşmıştır. dünyada 3. 122 123 . 2007 yazında ABD’de yaşanan ipotekli konut krizinin etkilerinin oldukça büyük olmasının nedenlerinin başında bu oranlar gelmektedir. Türkiye çimento pazarının Orta Doğu’daki ilişkilerinin daha da kuvvetleneceği tahmin edilebilir. Türkiye’deki inşaat sektöründe görülen gelişme ve modernleşmeye uygun olarak yalıtım.malzemelerin alması kireç sektörünün gerilemesine neden olmuştur. Çimento sektörü. Türkiye’de yeni yapılmaya başlanan. Hatta Türk PVC pencere sektörü Amerika ve Çin’den sonra 280 bin ton gibi yüksek bir meblağa ulaşarak. proje halinde olan gökdelenler ve endüstriyel tesislerle beraber çelik kullanımı artmaktadır. 2002 yılında Türkiye çimento üreticilerinin Irak pazarına girmesi ile çimento ihracatını çok büyük ölçüde arttırmıştır. hem de iç pazarda daha kaliteli ve ucuz maliyetli ürünler kullanılmasına olanak sağlamıştır. Ancak Irak’ta Orascom tarafında inşa edilmekte olan çimento fabrikasının faaliyete geçmesiyle 2007 sonrasında Irak çimento pazarı göreceli olarak gerileyebilecektir. bir kısmının banka tarafından uzun vadelere bölünerek kişiye almış olduğu evi ipotek göstermesi karşılığında sağlanan gayrimenkul finansman sistemidir. geçmişte yaşanan krizler ve Türkiye’nin ekonomisini yeni yeni kararlı hale geliyor olmasıdır. Bu durum da finans piyasalarını zor durumda bırakmaktadır. sıraya yerleşmiş. Ancak bu sistemin Türkiye’ye geç gelmesinin ve şu an itibarı ile etkisini kayda değer bir biçimde hissedilememesinin nedeni Türkiye’de uygulanan yüksek faiz oranı. 2004 ve 2005 yıllarında Irak’taki yeniden yapılandırma çalışmaları sonucunda 2005 yılı sonunda Irak çimento ihracatı toplam çimento ihracatının üçte biri haline gelmiştir. dünyanın hemen hemen her ülkesine ihracat yapar konuma gelmiştir. 6.

Bu durum meslek liselerinden ara elemen temini ile giderilebilir.000.000 0 2003 2004 2005 YILLAR 2006 2007/ II Konut Kredileri Toplam Tüketici Kredileri Kaynak: Türkiye Katılım Bankaları Birliği 2007 Turkish Yatırım’ın Aralık 2006 yılında yapmış olduğu öngörüde Türkiye’nin İKS’nin1-2 senede daha uygulanabilir bir hale gelmesi ile beraber 2009 yılında konut talebin yeniden canlanacağını tahmin etmektedir. inşaata başlama.5.000. otel. b) İşçi problemi: İnşaat sektörü yapı itibarı ile vasıfsız işçilere istihdam edebilmesine karşın. Bu hizmetlerin başında yurt dışında yapılan hava alanı. Ancak bu sektör için küçük çaplı yatırımcıların dışında daha büyük şirketler daha etkin olabilmektedir.000. yani rekabet dışı bir yapı sergileyen çimento sektöründen sağlanan hazır beton ve çimento fiyatlarındaki artışlar sektörü olumsuz etkilemiştir. a) Bürokratik engeller: Ruhsat alma. Ancak bu konuya devlet tarafından destek verilmesi ve teşvik edilmesi ile beraber şu anki hacminden 2-3 kat daha fazla olacağı tahmin edilmektedir. inşaatı teslim alma süreçlerinde yaşanan çok sayıda ve imza ihtiyacı inşaatın hızını kesmektedir.000 10. 6.Şekil 46.000 50. c) Maliyet artışları: Son senelerde bazı çimento fabrikalarının özelleştirilmesi ile beraber oligopol. alışveriş merkezi inşaatları yer almaktadır.5 dış MüteahhİtlİK Son senelerde Türkiye’nin ihracat hedeflemesine katkı sağlayabilecek hizmetlerden bir tanesi de dış müteahhitlik hizmetleridir.000.000. kalifiye eleman sıkıntısı çekmektedir. Çoğu inşaat sektörünün geçici ve mevsimlik işçi çalıştırmasından kaynaklanan haksız rekabet ortamı bazı şirketleri zor durumda bırakmaktadır. 2003-2007/2) BİN YTL 60.6 İnşaat seKtöRünde soRUnlaR ve Bazı çözüM öneRİleRİ .000 30. Dış müteahhitlik hizmetleri özellikle Rusya ve Arabistan’da artan inşaat talebi ile beraber Türk firmalarının bu ülkelere giderek yatırım yapmalarının sonucunda son senelerde artış göstermiştir. Bu durumu da yüksek SSK primlerinin daha makul bir seviyeye çekilmesi ile çözebiliriz. Konut Kredisi (Bin YTL. Bunun çözümünü daha etkin bir yasal düzen- 6.000.000 20. Mevsimlik ve geçici işçiler sigortalı olarak çalışmadığından bazı şirketler bu durumdan çıkar elde etmektedirler.000 40. Bu duruma uygulamasını giderek artması hedeflenen e-devlet projesi ile ve belediyelerde daha aktif çalışan mekanizma ile giderilebilir.5. Bu durumu ise eğitim sisteminde beklenen reform ile gerçekleştirebiliriz. Bu da hız ve zaman kaybına neden olmaktadır.

Bu sektörün Türkiye ekonomisine yaratacağı istihdam. Ruhsat alım sırasında ödenen yüksek harçlar inşaat kullanım alanı izni sırasında ödenen vergiler yatırımcılar için büyük bir yük oluşturmaktadır. Türkiye’nin senelerdir özlemini çektiği yurt dışında bir marka yaratma tutkusunu da bu fırsatlardan maksimum derecede faydalanarak gidermesi mümkündür. selüliti önleyen. Hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün üretimi ve ihracatı yıldan yıla artarak 2006 yılında 19.9. nano teknoloji yöntemi ile üretilen leke tutmayan. bu alanda rekabet gücüne katkı sağlayan faktörlerin başında gelmektedir. marka. Bir başka maliyeti arttıran unsur olan harç ve vergi problemi de inşaat sektörünün önünü tıkamaktadır. Türk ekonomisine kattığı değer göz önüne alındığında.10 Bu meyanda önceleri hammadde ve emeğe dayalı temeller özerine oturtulan tekstil sektörü.5 milyar dolar olarak gerçekleşmiş- 124 125 10 Güler Aras. Örneğin son yıllarda tekstil sektörü ihracatı miktar endeksinin fiyat endeksinin gerisinde kalmış olmasında bu olumlu sürecin etkisi vardır. Ayrıca Türkiye’nin organik pamuk üretiminde %40’lık bir pazar payına sahip olması. İTO. “Emek Yoğun Sektörlerin Geleceği: Tekstil ve Konfeksiyon Sektörü”. İbrahim Öztürk (ed. yıllar itibariyle özellikle dış ticaretteki payının azaldığını ve sektörün yeni rekabet ortamından çok büyük bir hasar almadan çıkmak için çabaladığı görülmektedir. 6. dış ticaretteki payı. bu pazar payını katlayıp rekabet gücünü arttırmasına imkan sağlayabilir. teknolojideki hızlı gelişme. Avrupa standartlarında ve çevreye zararsız “ekolojik tekstil” malı üretimi çalışmalarına hız vermektedir. kesin olmayan rakamlara göre 2007 yılında da 21.leme ve rekabet kurumunun bu durumu daha ayrıntılı incelemesi ile sağlayabiliriz. tekstilin Türk ekonomisinde ne derece önemli bir yere sahip olduğu anlaşılabilir. Bu amaçla üretilmeye başlanan organik tekstil ürünlerinin. tarım sektöründe azalan verimlilik şartlarını tersine çevirmesi yukarıda saydığımız faydaların yanı sıra diğer önemli ve göz ardı edilemeyeceğimiz yararlarındandır. 2008.6 TEKSTİL SEKTÖRÜ Türkiye’nin ihracat ve üretim bakımından öncelik verdiği sektörlerin başında gelen tekstil sektörü. Bunun yanında AB’ye girme sürecinde olan Türkiye. 1980’lerden bu yana Türkiye’nin gerek Avrupa Birliği ile gerekse Amerika ve diğer gelişmiş ülkelerle ilişkilerinin artmasından dolayı kayda değer bir gelişme göstermiştir. katma değeri yüksek olması ve son zamanlarda moda dünyasında da çokça tercih ediliyor olması Türkiye’nin dünyada kaybetmiş olduğu pazar payını tekrar elde edip. Gerçekten de yapılan yenilikçilik yatırımlarına paralel olarak organik kumaşlar. Bu durum ise harç ve vergilerin asgari bir düzeye düşürülmesi ve harç ve vergileri düzenleyen kurumların bir çatı altına toplanması ile çözülebilir. Sektör hâlihazırda dünya pazarlarında ihtiyacın yaklaşık % 4’ünü tek başına karşılamakta ve net ihracatçı konumunu sürdürmektedir. toplam üretim hacmi.) Türkiye’nin Küreselleşmesi: Fırsatlar ve Tehditler (Üç Cilt). . ütü istemeyen. Günümüzde ise. İstanbul. teknoloji üzerine oturtmaya çalışmaktadır. koku yayan giysiler sektörde pay sahibi olmaya başlamıştır. Öte yandan. küreselleşme ve artan rekabet ortamıyla gelen dönüşüm süreci ile beraber yeni temellerini tasarım. Türk tekstil ve konfeksiyon sektörü Türkiye ekonomisi içerisinde mevcut önemini korumakla birlikte.

yetişmiş eleman ve ekipman açısından yetersiz kalması.6 146.7 136. TÜSİAD. 6.1 29. dış ticaret hacmi*.6.3 9.9 93.6 6.596 6.7 2007 22. Tablo 27.668 14 26.119 7.5 25. İstanbul. Ar-Ge ye yeterince önem verilmemesi. 2008. sanayide kullanılan enerjinin rakip ülkelerden pahalı olması. işçiliğin giderek pahalı hale gelmesi.252 23. milyon $ T&G ihracatı / Top. sektörde kayıt dışılığın artması ve bunun da haksız rekabete yol açması.912 36.5 24 10. % İthalat / İhracat oranı. 2005 yılında Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olması.7 21. yurt dışı pazarlarda dağıtım kanallarına sahip olamama.7 7.7 134.8 2006 19.9 26.1 10.tir.5 118 2004 17.189 14.1 25 8.5 4.681 15. pamuk başta olmak üzere istikrarlı hammadde fiyatlarının oluşamaması. firmaların öz sermayelerinin yetersizliği. 2000 10. Türkiye’nin Üretim ve Dış Ticaret Yapısında Dönüşüm: Küresel Yönelimler ve Yansımalar.4 135. Bunlar kısaca şu şekilde özetlenebilir: Bilhassa Gümrük Birliği sonrasında yapılan aşırı yatırımın neden olduğu kapasite fazlalığı.3 8. hem de hazır giyimde moda ve marka oluşturma konusundaki başarısızlık.2 154.388 12. ithalat*.1 soRUnlaR Sektörün içeriden ve dışarıdan kaynaklanan birçok sorunu vardır.031 2. % T&G ithalatı / Top. Sektörün toplam ihracat içindeki payı yıllar içinde tedricen azalarak 2007 yılında %22’lere kadar gerilemiştir.1 132 141. Kaynak: Zafer Yükseler. milyon $ T&G ithalat. gümrük kapılarının sayıca fazla.073 6.441 5. finansmanın ise kısa vadeli ve pahalı olması. Tekstil ve Giyim Sektöründe Dönüşüm 1996 T&G ihracat. Tek bir ifadeyle özetlemek gerekirse.915 22. benzer gelişmişlik düzeyine sahip diğer ülkelerin de .4 5. teknik ve kalifiye eleman gereği için eğitim konusunda sektörün büyümesine paralel bir gelişme olmaması.7 5.648 2.9 4.2 166.668 4. Sektör ihracat gelirleri içindeki en yüksek payına % 37 ile 1999 yılında ulaşmıştı.951 28.6 91.6 147.338 4.573 37. % T&G dış ticaret fazlası / Top.6 127. Ercan Türkan.4 2005 18.9 96.6 131. milyon $ T&G dış ticaret fazlası.1 5.2 105.6 92. pazarlama ve markalaşamama sorunları ile kotaların kalkması ve Çin faktörüdür.8 Bu sorunlardan yola çıkarak geleceğe yönelik bir takım stratejiler çıkartılmaktadır. hem tekstil.7 116.9 170. % Üretim endeksi (Tekstil)** İşgücü verimliliği endeksi (Tekstil)** İşgücü verimliliği endeksi (Giyim)** İşgücü verimliliği endeksi (Özel imalatl)** * Enerji ve altın hariç **Endeksler 1997=100 bazlıdır. sorunlar geçmişteki plansız büyüme ve yatırımlar.4 5.8 155. ihracat*. maliyet artışları.

fark ve katma değer oluşturan. Zorlanacak olsa da Türk tekstil ve konfeksiyon sektörünün hala birçok avantajı olduğu ancak bunların bir kısmının geçici olduğu unutulmamalıdır. AB Türkiye ile emek maliyeti üzerinden değil. ürün çeşitliliği. Türkiye gibi ülkelere AB gibi ülkelerde tanınan ayrıcalıkların 2008 yılından itibaren diğer DTÖ üyesi ülkeler için de geçerli olmasıyla beraber. G. sektörün gelişmiş ve çok yönlü olması. Yine halen ülkemizde işçilik maliyetleri AB’den çok daha düşüktür. göreceli çevre bilinci11. dinamik ve yüksek kalitede mal üretebilen ülkelerin bu yarışta rahatlayacağı ve öne çıkacağı tahmin edilebilir. • Ürün Çeşitlendirmesi. kolay iletişim. eğitimli yönetici. sektöre verilen önemin açık bir göstergesidir. girişimci ve pazarlama elemanları. Rekabette sadece maliyete odaklanmak orta ve uzun vadede sektör için zararlı olabilecektir.6. Turquality programı. hem siyasi sistemleri hem de gelişmişlik düzeyleri itibariyle Türkiye’den daha düşük emek maliyetine sahip olabilecek durumdadırlar. genel olarak Türkiye’de Ar-Ge’ ye ayrılan kaynaklar ve Ar-Ge’ye verilen önem yetersiz kaldığından. Bu süreci kolaylaştırmak için hükümet tarafından başlatılan ve dünyada devlet tarafından marka oluşturmaya yönelik ilk program olan “Turquality” hayata geçirilmiştir. bilhassa sektörün emek yoğun ve standart mal kısımlarındaki küresel rekabetin çok daha derinleşeceği açıktır. değişime esnek üretim yapısı. moda ve marka yaratma: Marka yaratmak ve tutundurmak sektörün en önemli hedefi olmalıdır. Doğu Avrupa. Sektörün. 6. Oysa marka yaratmak ve tutundur- 126 127 11 Aras.e.g. Desteklenen bu markalardan 20 tanesinin tekstil sektörüne ait oluşması. standardizasyon. Nitekim Türkiye’de emek ücretlerinin bastırılması politikalarının sınırına gelindiğinden ve bu nedenle son yıllarda yapılan asgari ücret düzenlemeleriyle bu avantaj hızla Türkiye’den rakip ülkelere kaymaktadır. yoğunluğun İstanbul’da olması (tercih edilen şehir). Türkiye’nin enerji maliyetleri açısından sektöre önemli bir avantaj sunamadığı görülmektedir. koleksiyon hazırlama. iletişim ve haberleşmede yeterli altyapıya sahip olma. Bilindiği üzere bilhassa tekstil makinelerinin kullanımının yoğun olduğu iplik ve dokumada enerji maliyetleri daha ağırlıktadır. Bu nedenle. . Bu çalışmada daha önceki bölümde gösterildiği üzere. başlıca alım gücü olan AB pazarına yakınlık. Kore ve Kuzey Afrika gibi ülkeler. kalite. maliyet dışı rekabet üstünlükleri. maliyet dışı avantajlara odaklanmak daha isabetli olacaktır. hızlı. liberal para/kambiyo rejimi. Örneğin sektörün temel girdilerinden biri olan pamuğu Türkiye kendisi üretmekle beraber.sektörde artan oranda yer alması. bünyesinde bulunan farklı sektörlerden oluşan 54 markayı desteklemektedir. Sektör bu açıdan doğal oluşmuş avantajlara sahip olmanın (hammadde. Ancak. hızlı teslimat. Türkiye’nin geç kaldığı bu sürecin telafisi oldukça zor geçmektedir. son yıllarda pamuk ithalatı ihracatının üzerine çıkmış ve pamuktaki dış açık tedricen artar hale gelmiştir.2 çözüM öneRİleRİ Buradan hareketle sektörde maliyet avantajı konusuna odaklanmak ve fiyat rekabetine girişmek yerine. marka ve katma değer üzerinden rekabet ettiği için maliyet unsuru bu ülkelerle olan rekabette geçerli bir argüman değildir. a. pazara yakınlık gibi) yanısıra. kendi performansının göstergesi olan bazı üstünlüklere de sahip bulunmaktadır. Öte yandan emek maliyetleri üzerinden kendileriyle rekabet edilen Çin.

Bu bilinçte olmak doğru kararlar alabilmek için gereklidir. . kapasite arttırmak yerine verimlilik artışı ile teknolojik yenileme ve geliştirme üzerine odaklanmalıdır. müşteri gruplarının seçiminde ve fiyatlama politikalarında yeni stratejiler belirlenmelidir. • Kapasite-Teknoloji-Verimlilik: Sektör. Uzun vadeli planlama yapılması halinde. İTKİB Yayınları. • Uzun vadeli sektörel rekabet stratejisi: Stratejik ticaret modeli oluşturulmalıdır. Ülkemizde sanayileşme yolunda atılan adımların başlangıcında. Özellikle Çin gibi “önüne geçilemez” rakipler karşısında en etkili rekabet şeklini moda ve marka bilincinin geliştirilmesidir. • Entegrasyonlar: Birlikte hareket etmek ve zayıfları güçlendirmek hedefe ulaşmak için en önemli faktörlerden birisidir. zaman içerisinde kamu kimliğinden sıyrılarak özel kesim ağırlıklı bir yapı haline gelmiş. Sektördeki gelişmeler ile ilgili sürekli bilgi paylaşımı ve birlik içinde hareket edebilme ortamı oluşturulmalıdır. • Bilinç kazandırma ve bilgilendirme: Sektördeki firmalar içinde bulunduğu ortamı. kalkınma planları ve yıllık programlardaki hedefler doğrultusunda gelişme göstermiş. Hedef pazarın. dengeli ve sağlıklı beslenmesi. Avrupa Birliği ve Dünya Piyasalarında Türk Tekstil Sektörünün Rekabet Yeteneği: Finansal Açıdan Bir Yaklaşım. Ancak. verimlilik ve kârlılığın önem kazandığı bir ortamda ekonominin önemli bir sektörü olmuştur.7 GIDA SANAYİİ Türkiye’de artan nüfusun yeterli. 2006. Ayrıca. Elektronik ticaret gibi pazarlama yöntemlerinden bütün firmaların etkin yararlanması sağlanmalıdır. Tarımsal üretimin artan oranda sanayide değerlendirilerek tüketiciye sunulması için gıda sanayisinin yapısını sağlıklı şekilde geliştiği ve sorunların çözüldüğü bir ortamın varlığı önemli görülmektedir.12 6. İstanbul. koşulları ve rakipleri çok iyi değerlendirebilmelidir. ürün çeşitlemesi konusunda yeterince önem verilmeli kaliteli teknik tekstil ürünleri geliştirilmelidir. Türkiye’de sanayileşme hareketinin ivme kazanmasını sağlayan gıda sanayi. tarıma dayalı bir sanayi dalı olarak Türkiye ekonomisinde önemli bir 12 Güler Aras. • Krizi fırsata dönüştürmek: Krizlerin fırsatları beraberine getirdiği unutulmamalı ve bu koşullar aynı zamanda fırsat olarak değerlendirilmelidir. Çok sayıda KOBİ ölçeğinde firmanın bulunduğu sektörde firmaları aynı çatı altında toplayacak modeller bulunmalıdır. Bununla beraber. tarımsal üretimin uygun şekilde değerlendirilmesine bağlıdır. 6. Konfeksiyon emek-yoğun bir sanayi dalı olmaktan kurtulmalı ve teknolojik değişim gerçekleştirilebilmelidir.1 İşletMe saYısı. bu tür durumlar için sadece acil eylem planı oluşturulması yeterli olacaktır.7. Bu sadece günübirlik hedef pazar ve ülkelerle sınırlı kalmamalıdır. MevcUt Kapasİte ve KUllanıMı Çeşitli kayıt ve kaynaklara göre gıda alanında faaliyet gösteren işyeri sayısı farklılık göstermektedir. gıda sanayi işletmeleri hep önemli bir yer tutmuştur. Firmalar arası birleşmeler ve entegrasyonun yanında sektörde entegre tesislere de önem verilmelidir. gıda sanayi. • Yeni pazarlar bulma ve yeni pazarlama teknikleri: Yeni pazarlama politikaları geliştirilmelidir.mak uzun vadeli bir çözüm yoludur.

Gıda sanayi ürünleri iç tüketimde kullanılmakla birlikte. süt ve mamulleri. meyve-sebze işleme gibi alt sektörlerdeki oranların yüksek olması. artış yönündedir.6) oranında artmıştır.5’ini bitkisel yağ ve margarin. alkolsüz içecekler ve su ürünleri sanayinin oluşturduğu görülmektedir. %1’ini et mamulleri ve %4. zeytindeki artışın zeytinyağı üretimine yansıması nedeniyle bitkisel yağ sanayinde bir yıl artış onu takip eden yıl ise azalma söz konusudur. Gıda sanayi üretim değeri içinde tahıl ve nişasta mamulleri sanayi en yüksek değeri almaktadır. 2004 yılı TÜİK verilerine göre Türkiye’de gıda sanayinde yıllık ortalama kapasite kullanım oranı (KKO) %71’dir. en düşük artış ise %4 ile bitkisel yağ sektöründe kaydedilmiştir. Kapasite kullanımının düşük olmasında. Sanayi alt dalları içinde 2000-2005 yılları arasında üretim değerinde en yüksek artış. ancak uzun vadeli ve istikrarlı olmayan ihracat pazarlarına yönelinmesi. Alt dallar itibariyle değişime bakıldığında. İşletme sayılarının fazla olduğu et ve süt işletme. Bu yılki değişim dışında Türkiye gıda sanayi üretim değerindeki eğilim. Yıllar itibariyle değişiklik göstermekle birlikte genel eğilim olarak KKO %70’ler civarındadır. üretim değeri olarak %18-20’lik bir paya sahiptir. Ancak işletme sayısına göre yapılan bu tasnif sektör hakkında çok güvenilir bilgiler vermemektedir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü verilerine göre 1994-2000 yılları arasında gıda sanayi işyeri sayısı 22. %11’ini süt ve süt mamulleri.) işletmelerin sayısal fazlalığından kaynaklanmaktadır. %12’sini meyve-sebze işleme. Bunu süt ve et mamulleri sanayi izlemektedir. yem sanayinde görülmektedir. Gıda sanayi üretim değerinin yıllık artışlar itibariyle değişimine bakıldığında. mandıra v. Sektörün dağınıklığı ve yaygın kayıtdışılık nedeniyle kesin işletme sayınsının belli olmadığı sektörde bazı çalışmalara göre 40 bin civarında işletme vardır. ihracata yönelik gelişme politikası paralelinde yeni. %3.5’lik kısmını tasnif dışı gıdalar.b. gıda sanayi için de önemli olan üretilen ürünün pazarlanmasıdır. Buna göre 1999-2005 yılları arasında gıda sanayi üretim değeri itibariyle reel bazda birikimli olarak %24 (yıllık ortalama %3. Tüm sanayi dallarında olduğu gibi. İşletme sayısı itibariyle bakıldığında sanayinin %65’ini un ve unlu mamuller. Buna göre gıda sanayinin büyüme oranı ekonominin genel büyüme oranının atında kalmıştır. Sektörde en yüksek büyüme % 95 ile su ürünleri sanayi ve %47 ile süt ve mamulleri sanayinde gerçekleşirken. Oysa Türkiye’de son yıllarda imalat sanayinde KKO %80 civarında seyretmektedir. alt sektörlerin önemli bir kısmında. mevsimsel dalgalanmalara bağlı kullanım dışı kalan kapasiteler. halkın tüketim alışkanlıklarının yanı sıra gelişmiş teknoloji uygulamayan (değirmen. ihracat da önem 128 129 . DPT verilerine göre imalat sanayi içinde gıda sanayi. bitkisel yağ sektöründe yaşanan bu düşük performans oldukça dikkat çekmektedir. Son yıllarda ise su ürünleri sanayi üretim değeri artmaktadır.yere sahiptir. 2001 yılında toplamda bir azalış söz konusu olmuştur.243’ten 27543’e çıkmıştır. işlenen ürün miktarının yıllara göre değişiklik göstermesi ve bazı alt sektörlerde uygun hammadde teminindeki güçlükler etkili olmaktadır. 6. Türkiye’nin bitkisel yağ sektöründe büyük bir açığı varken ve bu konuda önemli bir döviz kaybı yaşanırken. un ve bitkisel yağlar gibi sektörlerde kapasite kullanımı %50’nin de altında kalmaktadır. Örneğin un ve unlu mamuller.7. %3’ünü şekerli mamuller.2 Gıda seKtöRünde üRetİM Türkiye’de gıda sanayine ait üretim değerlerinin gelişimi ve yıllık artış değerleri Tablo28’de verilmiştir.

7% 12. İthalat değeri en yüksek olarak bitkisel yağ.375 905.767 6.6 -20.907 475. kayısı olmak üzere üretilen 30’a yakın organik ürünü ihraç edebilecek potansiyele sahiptir.5% 9. en düşük olarak su ürünleri ve meyve sebze ve yem sanayinde gerçekleşmiştir.) üretiminde önemli ihraç imkanları bulunmaktadır.399.7% 10.238 2.291 2. Gıda Sanayinde Üretim Değeri (Milyar TL.040 Tahıl ve Nişasta Mamülleri Sanayii 2.4% 7.361 691. Gıda sanayi ithalat artışında.2% 6.7.1% 2004 19. Şekerli Mam.9% 35.273 574.7% 1.8% 3.876 825.4% -4.1% 16.682.685 325.3% 1.5% 5.390 914.0% 15.992.040. 2007.1% 6.339 392.8% 3.970 491.771 1.3 Gıda seKtöRünde dış tİcaRet . 6.9% -4.361 652.067 97.022 7. DPT: Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007-2013).010 2.6% 2003 1.2% 4. melas ve yağlı tohum küspeleri ithalatının gıda sanayi toplam ithalatı içinde önemli bir yeri olduğu göze çarpmaktadır.7 16.5% 2.080 109. a) İthalat: Türkiye’de gıda sanayi ithalat değerindeki değişim ve bu değişimin yıllara göre yansımaları Tablo-29’da verilmiştir.430 2.090 126.496.8% 10.923. özellikle ham madde ya da ara madde niteliğinde olan.893 2. Ankara.687. gıda sektörünün bazı alanlarında önemli ihracat değerleri ortaya çıkarmıştır.1% 15.880 106.788.551.2% 18. 1999-2005 yılları arasında gıda sanayi ihracat değerleri Tablo-30’da verilmiştir.586 1.695 534.407.075 439. meyve suyunun %15-20’si ihraç edilmektedir.330 964.950 377.501 716.031. bu artış sonraki yıllarda azalmıştır. Gıda sanayinde üretim performansı genel olarak ekonomik büyümenin altında kalırken.247 284.5% 12.899 859.8 -7.686 809. krizden bir önceki yıl olan ve genel olarak lüks tüketimin de kontrolden çıkar tarzda arttığı 2000 yılında bir önceki yıla göre %37.514 2003 2004 2005 2000 6.098 1.691.3) oranında artış göstermiştir.174 711. konservenin %70-80’i.0% 4.890 592. Nitekim üretilen domates salçasının yaklaşık %50-60’ı dondurulmuş meyve ve sebzenin %90’ı.402 787.537 91.201 870.465 64.4% 5. mezbaha ürünleri ve tahıl-nişasta ürünlerinde gerçekleşirken.304 Meyve Sebze İşletme Sanayii Bitkisel Yağ Sanayii Şeker.7% 5.9% 7. Ayrıca un ve unlu mamuller (makarna.5 11.462 2. Tablo 28. bisküvi v.2% -22.3% 2001 -21.593 67.640. Gıda Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu.004.592.0% 0.124 752.334 314.2 22.271 Kaynak: TÜİK.915 243. Sanayii ve Diğerleri Yem Sanayii 510.2% Yıllık Artış (%) 2002 13.669 510.4% 3. İthalat değeri. Ancak sanayinin büyüme ve gelişiminin sağlanmasında üretimin dış pazarlarda daha fazla değerlendirilmesi önemlidir.6% 2005 7. organik tarım uygulamasının sunduğu kuru üzüm. ham deri.291 1.9% 8. sektörün ithalatının ise bunun üzerinde kaldığı dikkat çekmektedir.1% 0.6% 0.6% 4. incir.187.7% 943.153. b) İhracat: Türkiye geniş ürün yelpazesi nedeniyle.0% -18.848 7.2% 15.129 7.415 2002 892.4% 4.553 275.6 oranında artarken.393 TOPLAM 6.9% 5.232 1. 1999-2005 yılları arasında gıda sanayinde ithalat değeri reel bazda ortalama olarak %62 (yıllık ortalama %8.885.965 244.5% 3.4% 7.553 435.078.518 859.107.0% 7. don yağı.taşımaktadır.938 6. 1998 Yılı Fiyatlarıyla ) Yıllar MALLAR Mezbaha Ürünleri Sanayii Süt ve Mamulleri Sanayii Su Ürünleri Mamülleri Sanayii 1999 2000 2001 787.7% 3.613 906.263 6. Uygun ekosistemi ile Türkiye.1% 1.1 -11.137 1.b.590 386.

663 23.1% 21.049 2003 151.2% -25.604 5.6% 2001 -7. 1998 Yılı Fiyatlarıyla ) Yıllar MALLAR Mezbaha Ürünleri Sanayii Süt ve Mamulleri Sanayii Su Ürünleri Mamülleri Sanayii Tahıl ve Nişasta Mamülleri Sanayii Meyve Sebze İşletme Sanayii Bitkisel Yağ Sanayii Şeker.227 5.797 67.802 122.1% -40.4% 16.9% 2003 -5.351 119.6% 11.3% 18.378 553.133 2001 23.8% -10.4% 0.206 274 703. Tablo 30.338 289.684 436.861 2000 154.7% 26.5% 4.5% 3. 130 131 Buna göre gıda ihracat değerinin en yüksek olduğu gıda sanayi meyve ve sebze işleme sanayidir.280 2002 160.864 2.0% -11.806 23. DPT: Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007-2013).9% 21. Gıda Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu. Son yıllarda tahıl ve nişasta mamulleri sanayinde bu artış diğer .2% 7.2% 25.7% 21.531 7.9% -14.7% Yıllık Artış (%) 2002 11.4% 2.5% 27.4% -18.5% -9. Gıda Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu.377 533.2% 7.487 2000 95.754 382.570 269.905 51.5% 15.484 128.1% 1.406 9.7% 65. Gıda Sanayinde İthalat Değeri (Milyar TL.110 16.351 333.1% -1.500 191.8% 5.2% -0.873 2004 28.786 322 816. 1998 Yılı Fiyatlarıyla ) Yıllar MALLAR Mezbaha Ürünleri Sanayii Süt ve Mamulleri Sanayii Su Ürünleri Mamülleri Sanayii Tahıl ve Nişasta Mamülleri Sanayii Meyve Sebze İşletme Sanayii Bitkisel Yağ Sanayii Şeker.9% 32.2% 81.917 175.998 138.254 395.6% -15.203 189.794 1.473 147.662 388. 1999-2005 yılları arasında gıda sanayinde ihracat değeri sürekli artarak reel olarak %65 (yıllık ortalama %8.9% -36.400 2. Sanayii ve Diğerleri Yem Sanayii TOPLAM 1999 79.8% -4.240 2005 118.9% 36.5% 2004 -13.583 2002 25.0% 47.8% 2001 5.976 6.8% 24.2% 14.428 2003 28.025 48.2% 8.846 2.9% 54.116 819 52.1% Kaynak: TÜİK.575 28.746 2. 2007.8% -43.265 72.715 1.810 450.317 4.417 11.1% -45.2% 37.639 398.411 8. 2007.923 117.775 2.188 15.0% 8.2% 10.910 11.076 2005 33.6% 112.7% -28.7% 46.827 2001 143.0% 13. Ancak son yıllarda tahıl ve nişasta mamulleri sanayi ile şeker ve şekerli mamuller sanayinde de önemli ihracat değer artışları dikkati çekmektedir.585 61.0% -38.7% 45.7) oranında büyümüştür.690 177.7% 33.4% 3.381 2.464 171.3% 84.497 2004 131.4% 25.279 9.0% 4.660 468.Tablo 29.7% 21. Ankara.793 8.240 815 41.1% 21.3% 32.1% 3.0% 13.022 38.919 1.9% 92.2% -39.1% 2003 13.7% 20.4% 55.9% 2005 15.2% 3.792 129.0% 17.615 356.7% 2004 0.465 79.311 48.5% 5.985 76.9% 62.659 12.232 2. Gıda Sanayinde İhracat Değeri (Milyar TL.770 75.5% 33.716 7.612 8. DPT: Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007-2013).0% 21.9% 4.750 4.1% 29.2% 16.311 241 880. Şekerli Mam.7% -49.100 155.366 8.554 322 578.0% 10.818 64.612 40.503 4.9% -8.2% -0.552 10.5% 27.2% -5. Sanayii ve Diğerleri Yem Sanayii TOPLAM 1999 16.572 158.516 13.011 2000 22.8% 13.044 81.903 20.1% 2005 -10.8% 18. Ankara.485 143.6% 11. Şekerli Mam.2% 22.940 328.257 88.5% -15.2% 9.512 6.3% -1.901 2.7% 18.0% -96.066 1.3% 93.165 79.982 177 629.3% 45.580 71.255 28.510 5.178 129.658 1.262 2.570 10.2% 43.320 312.159 13.478 11.8% Yıllık Artış (%) 2002 7.855 2000 34.993 21.795 7.4% -18.9% Kaynak: TÜİK.833 71.482 6.9% 0.923 34.1% -1.6% 25.0% 19.286 279.

0% 2.247.062 480. gıda harcamalarına paralel gittiği.148.2% 5.479 227.033 245.6% 15.2% 4. Buradan çıkan sonuç.557 327.9% -2.627 313.753.3% 5.409 2.0% 2. makarna. sanayinin üretimini şekillendirmek açısından büyük önem taşımaktadır.3% 2.2% 13.7.644 213.634.701 6.727 273. dondurulmuş ve konserve edilmiş meyve ve sebze ürünleri. çekirdeksiz kuru üzüm.068 7.305.469.0% 2003 0.829 1.9% 5.512.7% 14.852 284.060.233 6. gelecek faaliyetleri için önemlidir.9% 2004 14. Gıda Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu.752 1999 1. Toplumların gelir düzeyinin.9% -0.818 2.298. Genel olarak gelir düzeyi artışı ile toplumların temel ihtiyaç ürünlerinden lüks tüketim mallarına kaydıkları ve toplam gelirleri içinde gıdaya daha az pay ayırdıkları bilinmektedir. Türkiye’de et. bisküvi.2% 1. Ankara.194.1% 5. hatta geçtiği görülmektedir.511 6.5% 43.745.462 104. Şekerli Mam. Özellikle.833 2005 1. DPT: Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007-2013).6% -1.536 6.249 587.2% 12. En yüksek reel artış %83 ile su ürünleri sanayinde ve %44 ile süt ve mamulleri sanayinde gerçekleşmiştir.1% 6. 6.787 698.2% 2.1% 1.236 526.3% 7.094.906 418.100 677.054.1% 2.524.878 1.4% 1.668 759.0% 6. beslenme alışkanlıklarının ve sosyodemografik yapısının gıda tüketimini şekillendirdiği bilinmektedir.476 149.5% -8.0% Kaynak: TÜİK.9% -13.4% -21. toplumun gıda harcamalarının yeterli düzeyde atış gösteremediğidir.115 743.9% 0.2% 10.1% 6.222 224.1% 8.5% 2001 -7.1% 2005 4.093.4% -5.847 972.220 919.612 191.150 2.0% 6.396 6. Bu genel yapı göz önüne alındığında ve gıda tüketiminin alt sektörlere göre dağılımına bakıldığında. Gıda Sanayinde Yurtiçi Talep (Milyar TL.811.2% 1. 1998 Yılı Fiyatlarıyla ) Yıllar MALLAR Mezbaha Ürünleri Sanayii Süt ve Mamulleri Sanayii Su Ürünleri Mamülleri Sanayii Tahıl ve Nişasta Mamülleri Sanayii Meyve Sebze İşletme Sanayii Bitkisel Yağ Sanayii Şeker.236 922.967 466.9% 13. süt ve tahıl-nişasta ürünleri sanayinin 1999-2005 yılları arasında en yüksek tüketim değerine sahip oldukları görülmektedir (Tablo-31) Belirtilen yıllarda gıda tüketim değeri sürekli artış göstermiş ve reel olarak ortalama %21 (yıllık ortalama %3.433.974 716.9% 11.4 YURtİçİ talep Gıda sanayi ürünleri yurt içi tüketimine yönelik olarak gelişme göstermiştir.7% 13.0% 3.950 2001 1.038 533. sanayide 2002 yılında azalan reel ihracat değeri. Özellikle artan nüfusun gıda gereksinimini karşılamak amacıyla faaliyetleri artan gıda firmalarının iç pazara yönelmeleri ve bu pazarda farklı ürün gruplarıyla tutunma çalışmaları. Sanayii ve Diğerler Yem Sanayii TOPLAM Yıllık Artış (%) 2003 1. Son yıllarda ihracatı en çok artan gıda kalemleri buğday unu.553.452 2002 1.989 98.800 254.418 828. TÜİK’in hane halkı tüketim harcamaları anketine göre. Bu süreçte toplumun tüketim harcamaları içinde gıdaya ayırdığı pay.7% -0.035.120.115 244.690.4% -7. 2007.5% 2002 3.146 104.120 169.2% 6.528 1.603.223 2004 1.671 379.668 91.3% 10.4% 1. çikolata ve kakaolu ürünlerdir.505 2. genel olarak Türkiye’de son yıllarda tüketim harcamaları içinde konut kirasına yapılan harcamaların.3) oranına ulaşmıştır.010 2.017 485. . Tablo 31.157.397 277.185 239.7% 11.230 2.114 7.295 2.0% 18.9% 4.343 725.108 2000 1.480 290.sanayilere göre daha yüksek gerçekleşmiştir.1% 6.484 733.2% 3.822 2000 10.193. 2003 yılı sonrasında tekrar artış göstermiştir.

gıda sanayine hammadde veren tarımsal ürün fiyatlarındaki artışlar. İşlenmemiş ve İşlenmiş Gıda Fiyatları (Ocak 2006-Kasım 2007. Türkiye’de gıda sektörü fiyat artışlarını ile enflasyon (TÜFE) arasındaki ilişki gösterilmektedir. Şekil 47. 2000-2004 yılları arasında 2001 yılı hariç gıda ürünleri fiyat artışlarının üzerinde gerçekleşmiştir. Düşük oranlarda olmakla beraber özellikle son yılda kümes hayvan eti. Bunun arkasında en büyük etken küresel ısınma gelmektedir. Gıda ve Gıda Dışı TÜFE (Ocak 2006-Kasım 2007. çekirdeksiz kuru üzüm ve malt gibi ürünlerin fiyatlarında azalma görülmüştür.7. 2007. gıda sanayinin içinde bulunduğu gıda sanayi ve gıda sanayine hammadde veren tarım sektörü fiyatlarındaki gelişmeler 2004 yılına kadar genel fiyatlar endeksine paralel gitmiştir. Enflasyon Raporları. Genel olarak gıda ve içecek ürünleri fiyatları artış eğilimindedir.6. Şekil-48 ve Şekil-49’da. 11-07 0 . Yıllık % değişim) 25 20 İşlenmemiş Gıda 15 10 İşlenmemiş Gıda 5 Gıda ve alkölsüz içecekler dışı TÜFE 01-06 03-06 05-06 07-06 09-06 11-06 01-07 03-07 05-07 07-07 09-07 01-07 03-07 Şekil 48. Ancak. Bilhassa 2006 ve 2007 yıllarında gıda sektörünün fiyat artışlarının hem Türkiye’de hem de dünyada enflasyonist baskıları körüklediği görülmektedir. Yıllık % değişim) 16 14 12 10 8 6 4 2 0 01-04 03-04 05-04 07-04 09-04 11-04 01-05 03-05 05-05 07-05 09-05 11-05 01-06 03-06 05-06 07-06 09-06 11-06 05-07 07-07 09-07 11-07 Gıda ve alkölsüz içecekler Gıda ve alkölsüz içecekler dışı TÜFE 132 133 Kaynak: TCMB.5 Gıda sanaYİnde fİYat haReKetleRİ Türkiye’de genel fiyat düzeyindeki değişimler ve bu değişimlerin sektörler.

Bu potansiyel yükseltilebilir. Önemli bir yatırım olan GAP’ın tamamlanmasıyla sulanabilir arazi varlığı büyük ölçüde artacaktır.7.• Türkiye’de gıda sanayi. • Türkiye gıda sanayi dinamik bir yapıya sahiptir. • Tüketici bilincinin tam olarak oluşmaması ve tüketici gelir düzeyindeki dağılım dengesizliği. • Sanayinin üretim potansiyeli ve ürün çeşitliğinde izlenen teknolojik gelişmeler nedeniyle ilerlemeleri bulunmaktadır. İşgücü temini kolaylığı ve yetişmiş genç nüfus varlığı önemli bir şanstır. • Vergi oranları yüksek ve orantısızdır. 6. • Coğrafi konum ve pazar açısından da sanayi avantajlara sahiptir.7 Gıda sanaYİnİn zaYıf YönleRİ . • Gıda mevzuatı alanında teknik anlamda uyumun sağlanması sanayi için rekabette avantajlar yaratacaktır. ülkemizde bu açıdan hala kullanılamayan arazi varlığı mevcuttur. Özellikle bazı gıda alt dallarında bu oran yüksektir ve bu yönüyle AB ülkeleri ile rekabet edilebilir bir düzey yakalanmıştır. Özellikle AB. • Gelişen alt yapı çerçevesinde teknoloji ve bilgi birikimini takip eden ve ileri ülkelerdeki gelişmelere adaptasyonun istendiği bir yapı söz konusudur. • Gıda ürünlerinin tüketime özellikle de insan tüketimine yönelik oluşu ve vazgeçilmez nitelik taşımaları nedeniyle sanayide yatırımları özellikle de son yıllarda yabancı sermaye girişini artırmıştır.6 Gıda sanaYİnİn Güçlü YönleRİ • Sanayinin en önemli sorunların başında. tüketim ve satın alma davranışlarındaki değişimlere hızlı olarak yanıt vererek dinamik yapısını korumaktadır. üretim kapasitesini olumsuz etkilemektedir. • Girişimci ruh ve son yıllarda işletme yönetiminde gelişmeler vardır. • Yetersiz denetim ve kayıt dışılığın neden olduğu haksız rekabet söz konusudur. • İşletme dayanışma hareketi ve yeterli güç birlikteliği sağlayamama sektörün zayıf yanını oluşturmaktadır.7. Bu durum düşük kapasite kullanımına yol açmakta ve ürün maliyetini yükseltmektedir. gıda ürünlerine talebin niteliğini ve niceliğini etkileyerek. 6. • Dünyada sulanabilir alanlar son sınırına gelmişken. Ortadoğu ve Rusya önemli pazarlardır. • Sanayinin dış satım potansiyeli bulunmaktadır. • Katma değeri yüksek ürünler üreten gıda sanayi. tarımsal hammadde varlığı ve çeşitliliği bakımından dışa bağımlı olmayan potansiyele sahiptir. yeterli kalitede ve homojen hammadde temin etme bulunmaktadır. • Yüksek üretim maliyeti ile özellikle uluslar arası rekabette sorunlar yaşanmaktadır. • Sektörde küçük ve orta ölçekli işletme yoğunluğu ve yetersiz sermaye yapısı hakimdir.

9 Gıda sanaYİnİn önündeKİ fıRsatlaR • Sözleşmeli tarımsal üretim uygulamaları ile sanayi-tarım ilişkilerinin artırılması. 6. yurt dışı pazarlarda tutundurma ve markalaşma için destek ve teşvikler hakkında gıda ihracatçılarını bilgilendirmeye yönelik çalışmaların artırılması gelişme için fırsattır.7.b. • Ekonomik istikrarın bozulması ve kriz senaryoları sektör için önemli bir tehdittir.) • Ürün geliştirme ve teknolojik yenileme faaliyetleri sanayiyi geliştirmektedir.8 Gıda sanaYİ İçİn tehdİtleR • Küresel rekabet ve uluslar arası anlaşmalar.7. • Gelişen promosyon teknikleri ve iyileşen piyasa koşullarına bağlı olarak artan tüketici talebi önemlidir. HACCP. • Bilgiye erişim kolaylığı ve iletişim olanakları. iyi tarım uygulamaları v. eğitim ve uzmanlaşa açısından olumlu bir yapı söz konusun değildir. • Sanayinin gelişimi için ara eleman eksikleri vardır.• Gıda sanayi ile bilimsel araştırma kurumları arasında sorun çözümü. • DTÖ ve AB uygulamaları ve uyum sürecinde sektörün uyması gereken kotalar ve üretim azalmaları sanayi için sorun olabilecektir. • AB’ye uyum amacı ile çıkartılan kanun ve buna bağlı uygulamalar bulunması. • Sürekli değişen ve istikrarsız tarım politikaları ile gıda sanayi geleceğe güvenli bakamamaktadır. sanayinin gelişimini artıracaktır. • İç pazar yetersizliği ve dış satım belirsizliği sanayi üretimini tehdit etmektedir. • Ar-Ge. • Türkiye’de yetiştirilen organik ya da ekolojik ürünlerin yaygınlığı ile sanayide değerlendirilme olanakları vardır. • Gıda alt dallarının bölgesel dağılım dengesizliğinin kırsal alanlara yansıması vardır. 134 135 . • Gıda üretiminde asgari teknik ve hijyenik koşullara uyumda sorunlar devam etmektedir. • Bilim ve araştırma kuruluşlarıyla artan işbirliği ve bu konuda isteklilik vardır. • Yabancı sermaye ilgisi ve uluslar arası işbirliğinin geliştirilmesi yoluyla sanayinin dünya gıda piyasalarına entegrasyon şansı artmaktadır. 6. yeni teknolojiler ve ürün geliştirmeye yönelik yeterli işbirliği bulunmamaktadır. • Yeni pazarlama teknikleri (e-ticaret gibi) ve müşteri odaklı pazar stratejileri ile ürünlere yeni ve hızlı pazar alanları ortaya çıkartmaktadır. • Gelişmiş kalite yönetim sistemlerine yöneli (ISO. • Gıda sanayi işletmelerinde ara eleman eksikliği devam etmektedir. • Üniversite-sanayi işbirliğinden yararlanmama ve yetersiz Ar-Ge kültürü sektörde yaygındır. sektörün dış ticaret politikalarının etkilemektedir. • İşletmelerde genel olarak gıda güvenliği ve kalite yönetim sistemi uygulamaları tatmin edici düzeyde değildir.

profesyonel ve kurumsallaşmış) perakendeciliğe doğru önemli bir değişimin eşiğindedir. 1980’de %51’e ulaşmış ve 2002 yılında %83 olarak gerçekleşmiştir (Şekil-50). AB ülkeleriyle Türkiye’deki modern perakendecilik karşılaştırıldığında.1 tüRKİYe’de peRaKende seKtöRünün BüYüKlüğü ve BüYüMe BeKlentİleRİ Elde edilen verilere göre. modern perakende sektörünün büyüklüğü yaklaşık olarak 47. 1970’lerin Avrupa perakende pazarına çok benzemektedir.6 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiş ve 2010’a kadar sektörün 199 milyar ABD Doları’na ulaşması beklenmektedir. Bunun ve rekabetin getireceği avantajları kavramaya başlayan tüketiciler.8 PERAKENDE SEKTÖRÜ Son yıllarda büyük bir gelime ivmesi yakalayan Türk perakende sektörü geleneksel perakendecilikten. Türk perakende sektörünün (gıda ve gıda dışı) cirosu 2006 yılında 139.6. Buna göre. günlük hayatta da benzeri görülmemiş bir değişimin öncüsü olmaktadır.9 milyar ABD Doları olarak hesaplanabilir. tedarik ve tüketim modellerindeki bu değişim.8. sektördeki bu değişim hem zirai hem de sınai üretim modellerinin yanı sıra dağıtım ve istihdam konularında da kendini hissettirmeye başlamıştır. . perakende sektörünün Türk ekonomisi üzerindeki potansiyel ve fiili etkisinin açık bir göstergesidir. AB’de Modern ve Geleneksel Perakendecilik (1980-2002) 100% 80% 51% 59% 69% 72% 73% 75% 76% 78% 79% 80% 81% 82% 83% 83% 83% 60% 40% 20% 49% 41% 31% 28% 1991 27% 1992 25% 1993 24% 1994 22% 1995 21% 1996 20% 1997 19% 1998 18% 1999 17% 2000 17% 2001 17% 2002 0% 1980 1985 1990 Modern Perakendeciler Geleneksel Perakendeciler Kaynak: Türkiye Ekonomi ve Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV). günümüzde Türk perakende sektörü yaklaşık %65 oranındaki geleneksel perakende pazar payıyla. Sadece bu bilgi bile. Söz konusu bu değişim toplumun genelini etkilediği gibi tüm ekonomiyi de etkilemektedir. Dolayısıyla. 6. güvenlik ve kalite standartları daha yaygın hale gelmektedir. Bugün Türk perakende sektörünün yaklaşık %65 ‘inin geleneksel perakende ve %35’inin modern perakende sektörüne ait olduğu bilinmektedir. Şekil 49. AB’de modern perakendeciliğin payı her geçen gün artmış. Buna karşın. Toplum üzerindeki etkileri açısından ele alındığında ise perakende sektöründe genel olarak hijyen. öncesine göre bu konuda daha fazla hassas olmakta ve daha seçici davranmaktadırlar. Ekonomi üzerindeki etkileri açısından. modern (organize.

bol seçenek. daha düşük fiyat ve promosyon kampanyaları yoluyla daha fazla müşteri çekme konusundaki çabaları. garantili ve müşteri odaklı hizmet.8. sadece bakkal ve küçük marketlerin toplam sayısı da yüzde 23 azalarak 175. Tansas. Tesco-Kipa ve BIM. 2006. bu rakam Türkiye’de henüz 3 hipermarket ve 17 süpermarket civarındadır. Bakkallar ise. Organize perakendecilerin yüksek kalite. Aynı dönemde. Türkiye’de Organize ve Geleneksel Perakendecilik Geleneksel 80% Organize 60% 40% 20% 0% 1995 2000 2005 2010 (T) 136 137 13 1990’lardan itibaren Türkiye organize perakende piyasasında sırasıyla Migros. Buna rağmen Türkiye’de de perakendecilik sektöründe büyük mağazaların perakende ticaretteki payı hızla artmaktadır. müzakere güçlerinin ve kendilerinin son kullanıcılara daha düşük fiyatlar teklif etmesine imkân sağlayacak şekilde doğrudan üreticiden satın alımlarının verdiği avantajları kullanmaktadır. 6. 13’ü Ankara. Bu eğilim. Real. gıda perakendecileri arasında hipermarketlerin pazar payları ve süpermarketler ile indirim mağazalarının pazar payları hızla büyümüştür. 2001 yılından 2005’e kadar. Perakendecilik sektöründeki büyüme trendine bakılacak olursa. Gima. 2005. Organize perakendeciler. AC Nielsen-Türkiye verileri. AMPD. Örneğin 1996 yılında Türkiye genelinde 41 adet olan hipermarket sayısı 2006 yılında 160’a. pazar paylarındaki düşüş eğilimine rağmen hala en yüksek paya sahiptir (Şekil-52. başta eve yakın olması ve alışveriş için daha az zaman gerekmesi gibi kolaylıklarından kaynaklanmaktadır. Son yıllarda. . modern ticaretin büyümesini hızlandırmakta ve süreç geleneksel perakendeciliğin aleyhine olarak gelişmektedir. Carrefoursa.2 Gıda peRaKendecİlİğİ Perakendecilikten kasıt hem dünyada hem de Türkiye’de gıda sektöründe yönelik olanıdır. özellikle indirim mağazaları ve süpermarketlerin pazar paylarındaki yükseliş eğilimi göze çarpmaktadır.AB ülkelerinde her bir milyon nüfusa ortalama 15 hipermarket ve 150 süpermarket düşerken. 8’i İzmir’de olmak üzere faaliyete geçen çok amaçlı bölgesel alış-veriş merkezlerinin sayısı ise 70’i aşmıştır. Zira yapılan birçok çalışmaya göre her 10 firmadan 8-9’unun gıda perakendeciliği alanında faaliyet gösterdiğini göstermektedir.13 Geleneksel işletmecilerin modernleşme yönünde teşvik edilmesi ve kendilerine yol gösterilmesi halinde onlar da devam etmekte olan bu büyümeye tam olarak katılabileceklerdir. 1275 adet olan süpermarket sayısı ise 5545’e ulaşmıştır. Şekil 50. 37’si İstanbul.121’den 135. Metro.473’e gerilemiştir. Tablo-32).

1 45.1 46. 26 Şubat 2008) http://www.Türkiye’de perakende sektörü içinde son zamanlarda hipermarketler en gözde yatırımlar haline gelmiştir. tamamı Türk sermayesine ait sadece Kiler kalmıştır. Türkiye’de Gıda Perakendeciliğinde Pazar Payları (%) 2001 Hipermarketler Süpermarketler İndirim Mağazaları Marketler Bakkallar Şarküteriler Diğer Toplam 2.8 19.0 42.9 20.4 100 2002 2.8 9.7 9.6 1.0 1. en son olarak yüzde 50.0 1.2 24. Carrefour ise Gima’nın %60 hissesini kontrol eder hale gelmişti.0 8. Bilindiği üzere yakın geçmişte Migros.0 15.9 19.4 16.14 Tablo 32. Yine Sabancı Holding’e bağlı Fransız merkezli Carrefour.1 5.3 3. piyasada yüzde 14’lük bir paya sahip. Piyasanın en büyük oyuncusu olan Migros üzerinden tüp gıda perakendeciliğinde yabancı etkisi %12’den fazla artmış oldu. Gıda Perakendeciliğinde Hipermarket Dağılımı (2008 Ocak) %3 %4 %8 % 36 % 13 % 14 % 22 Diğer 14 Zaman. (Çevrimiçi.2 1.7 1.com.1 16. Tansaş’ın %70 hissesini satın alarak toplam 518 mağazayı.7 100 2005 3. Metro ve Tesco ise tamamı yabancı sermayenin olan iki firmadır.do?haberno=652128 .tr/haber.1 47.4 100 Şekil 51. Geri kalan zincirlerin ortakları ya da Borsa’daki hisselerinin önemli kısmı yabancıların elinde bulunmaktadır. Alman Metro’nun pazardaki payı yüzde 8 ve İngiltere merkezli Tesco’nun yüzde 4.4 16.2 5. Çeşitli nedenlerle ve yolarda yabancı payının tespit edilmesinin önüne geçilmektedir. Yine sektörün en büyüklerinden olan BİM’de de yabancı ortaklık bulunmaktadır.0 43. Öte yandan perakendecilik sektöründeki yabancı payının tam olarak açıklığa kavuştuğu söylenemez.8 3.6 8.8 9.2 100 2004 3.zaman.3 100 Kaynak : AMPO 2003 2. Türkiye’nin belli başlı iki büyük holdingi Sabancı ve Koç yoğun biçimde bu sektörle ilgilenmekle beraber. Ancak bilinenler muvacehesinde en büyük altı perakende şirketinden.1 23.3 16.8’i yabancı sermayeli bir kuruluşa satılan Migros’un ile beraber sektörde yabancı etkisi belirgin hale gelmiştir.8 4.

Özellikle dayanıklı tüketim mallarının payı 2002 yılındaki %15’lik seviyeden 2006 yılında yaklaşık %21’e erişmiştir. yaşam ve tüketim alışkanlıklarının bileşimindeki olumlu değişikliklerin yanı sıra. muhtemel olarak. GSMH payı. perakendeciliği yatırım yapılacak en çekici sektörlerden birisi haline getirmiştir. perakendeciler için çok büyük bir pazardır. Tablo 33. yarı dayanıklı ve dayanıksız tüketim malları harcamaları özel nihai tüketim harcaması içinde oldukça fazla pay almaktadır (Tablo-33). Türk perakende sektöründe ciddi bir potansiyelin mevcut olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Türkiye’nin geçen beş yılda çok büyük ekonomik. Özel Nihai Tüketim Harcamalarının Bileşimi (Sabit Fiyatlarla.8. daha iyi ölçek ekonomilerine erişme ve daha büyük tüketici kesimine ulaşma gibi sebeplerle perakende zincirlerinde bundan sonra da satınalma. Ülkenin üretim faktörleri. pazarlık gücünü güçlendirme. 138 139 .Anlaşılan odur ki.700 ABD Dolar ve nüfusu 70 milyon civarında olan Türkiye. demografik özellikleri. 6. politik ve toplumsal değişimler geçirdiğini ve AB’ye katılım müzakereleri sürecinde daha da fazla değişimler geçireceğinin dikkate aldığımızda. 2010 yılına kadar daha eşit bir gelir dağılımı yapısına yol açacaktır. Giderek artan genç ve orta gelirli nüfustan kaynaklanan büyüme potansiyeli ve gelişmeye açık pazar koşulları yatırımcıları perakende sektörüne yatırım yapmaya çeken anan etkendir. Ekonomi büyüdükçe daha fazla Türk ailesi orta sınıf yaşam standardı sürdürecek seviyeye ulaşacak ve bu durum. harcanabilir gelirdeki artış da perakende sektörü ile ilgili beklentileri en üst düzeye getirmiştir ve getirmeye devam da edecektir.%) 2001 Gıda ve İçki Dayanıklı Tüketim Malları Yarı dayanıklı ve dayanıksız Tüketim Malları Enerji. birleşme gibi yollarla hızlı konsolidasyon süreci devam edecektir.3 Gıda dışı peRaKendecİlİK Dayanıklı. Hızlı büyüme ve gelecek vadeden ekonomik görünüm. Ulaştırma Haberleşme Hizmetler Konut Saipliği Toplam Özel Nihal Tüketim 37 15 15 14 10 9 100 2002 37 15 15 14 10 9 100 Kaynak: TCMB 2003 36 18 14 14 10 9 100 2004 34 20 16 12 10 8 100 2005 34 22 16 11 10 7 100 2006 33 21 18 11 10 7 100 Gıda dışı perakendeciliğe olan ilginin artmasının nedenleri şöyle özetlenebilir: Kişi başına milli geliri 2007 yılı itibariyle yaklaşık 5.

güvenlik. Bu gelişmeler doğrultusunda. İmalat sanayinin ise giderek verimliliğin iyileştirilmesine ağırlık vermesinden dolayı. beş yıl içinde Türkiye’de modern perakende sektöründe en az 150. yabancı kökenli gıda dışı perakendecilerin Türk pazarına yönelik ilgisinin artması. Öte yandan.5 milyon kişiyi istihdam etmektedir ki buna göre perakende sektörünün tüm ekonomi üzerindeki etkisi. Sarar. eğitim. kentleşme oranındaki artış. IKEA. birikmiş konut talebi ve faiz oranlarındaki keskin düşüş sonucu inşaat sektöründeki canlanma gibi dinamiklerin tesiri altında piyasa büyümekte. güvenlik. Dolayısıyla. Ipekyol. tesis yönetimi ve altyapı hizmetlerinin üzerinde de olumlu etkileri vardır.000 kişiyi istihdam etmesi ve potansiyel işgücüne ilave istihdam. Koton gibi Türk pazarında faaliyet gösteren şirketler. Bu rakamlar perakende sektörünün Türk ekonomisi üzerindeki ağırlığını açıkça gözler önüne sermektedir. Modern perakende sektöründeki büyümenin imalatçılar ve üreticilerin yanı sıra derecelendirme. son dört yılda kaydedilen pozitif ekonomik büyüme oranlarına rağmen. genç nüfus. demografik dinamikler. LCW. 6. inşaat. toplam Türkiye üretiminin %3. tüketicilerin gıda dışı kalemlerde daha fazla harcama yapma eğilimi. Elverişli makro ekonomik ortamın olumlu etkileri sonucu. eğitim.4 ModeRn peRaKende seKtöRünün tüRK eKonoMİsİne etKİleRİ Türkiye büyük. Mango.Perakendeciliği cazip hale getiren daha somut unsurlar ise kısaca aşağıdaki gibi özetlenebilir.000 yeni istihdamın daha oluşacağı tahmin edilmektedir. gelişen ve genç bir nüfusa sahiptir. Zara. lojistik. Perakendecik sektörü bu anlamda önemli bir potansiyel sunmaktadır. İkinci olarak sektörün istihdam katkısı gelmektedir. • Üç.7 milyar dolar tutarında bir katma değer oluşturmakta ve yine yaklaşık olarak 2. tüketici davranışlarındaki değişim ve artan refah düzeyi nedeniyle büyüme aşamasındadır. farklı noktalarda açtıkları yeni mağazalar ve uyguladıkları pazarlama stratejileri ile rakipleriyle rekabet etmektedirler. Next. Park Bravo. gibi birçok marka için Türkiye pazarını çekici kılmaktadır. Berschka. tüketicilerin refah seviyesinin yükselmesi. YKM. depolama. bu sektörün büyüme hızının gerektirdiği ölçüde yeni istihdam fırsatları oluşturmadığı bir gerçektir. • Beş. bu da gıda dışı perakendeciliği daha çekici kılmaktadır. faaliyetlerini genişletmeye çalışmakta ve yerli oyuncular da sektördeki bu büyümeden faydalanabilmek için yeni mağazalar açarak zincirlerini genişletmektedirler. Yeni girişlerin ötesinde. Harvey Nichols vb. gıda dışı kalemlere artan tüketici talebi. sosyal güvence ve uzmanlaşma fırsatları sunması önemlidir. • İki. • Bir.000 genç insan işgücüne katılmakta ve birçok insan tarım sektörünü terk ederek diğer alanlarda iş aramaktadır. ambalajlama. pazara yeni giren Debenhams. . Boyner.8. Yargıcı. İlk olarak sektör ekonomiye yaklaşık 6. Türkiye. mağaza tasarım. tesis yönetimi. • Altı. nakliye. gıda işletme ve çeşitli altyapı yatırımlarının ve sektörlerinin de gelişmesini sağlamaktadır. Üçüncü olarak sektörün ekonominin diğer sektörlerini tetikleme gücüdür. Her yıl yaklaşık 750. bilgi işlem. mimari. 2007 yılını da yüzde 10’un üzerinde bir resmi işsizlik oranıyla kapadı.000 – 200. bu zor geçiş döneminde. Praktiker ve Bauhaus gibi yabancı işletmeciler. • Dört. modern perakende sektörünün hâlihazırda yaklaşık 300.5’i ve istihdamın ise %12’si olacaktır. Sektördeki büyüme. büyük mağazalar ve giysi-ayakkabı mağazaları.

çevre-insan hak ve önceliklerine saygı mecburiyetinde bırakılan yabancı sermayenin “çevre” ülkelerde bu kısıtlamalardan kurtulmak için aşırı bir lobicilik yaptığı bilinmektedir. Büyük Mağazalar Kanun Tasarısı’nın TBMM’de kanunlaştırılarak. “Adil ve kuralları belirlenmiş bir rekabet alanı’nın oluşturulması” yönünde irade beyan etmektedirler. Tasarıda da belirtildiği gibi sektördeki sorunların çözümü için. Kendi ülkelerinde bu kadar sıkı rekabet şartlarına tabi olan. . çok büyük vergi kaçağına da yol açmaktadır. hem standart hem de kalite ayarlaması gibi olumlu neticeler elde edilmektedir. perakende sektörünün KOBİ ölçeğindeki tedarikçiler üzerindeki etkileri de dikkate alınması gereken bir başka noktadır. Taslağın temel amacı.01. KOBİ’lerin ve tüketicilerin korunmasını içeren ve büyük mağazacılık alanını düzenleme amaçlanmaktadır. Nitekim Avrupa Birliği Rekabet Hukukunda büyük mağaza ve hipermarket çizgisinde hiçbir isletmenin rakiplerini yok edecek kadar güçlü olmasına izin verilmemektedir.8. Gerçekten de Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan 24 Şubat 2006 tarihinde Başbakanlığa sunulan ve yasalaşması beklenen “Büyük Mağazalar Kanunu Tasarısı Taslağı”. tedarikçilerinden sürekli olarak daha iyi koşullar talep etmelerinden dolayı KOBİ’ler üzerinde aşırı baskı uyguladıkları bilinmektedir.iesob. 6. kayıt dışı ekonominin GSMH’nin %30 ile %50 oluşturduğu tahmin edilmektedir. Büyük mağazacılık gelişim sürecinde yaşanan sorunlar gelişmiş ülkelerde hukukî düzenlemelerle giderilmektedir. Burada hem fiyat. doğası gereği tüm işlemlerin kayıtlara alınmasını temel kural olarak benimsediğinden dolayı. Kayıt dışı ekonominin büyüklüğü Türkiye ekonomisi için diğer önemli bir sorundur. Beş. perakendeciliği dolayısıyla büyük mağazacılık alanını düzenlemek.tr.Dört. Özellikle çarşı-pazar esnafı gibi kesimlerde satış ve pazar kaybı yaşanmaktadır. Bazı resmi raporlara göre.5 peRaKendecİlİKte soRUnlaR ve çözüM öneRİleRİ Türkiye ekonomisi son 6 yılda 2002 – 2007 döneminde birikimli olarak % 47 oranında büyürken. yaratılan haksız rekabeti bir an önce durdurmaktır. Ayrıca büyük mağazalar ile onlara tedarik sağlayan üreticilerin mağduriyetine yol açan sıkıntılar da acil çözüm beklemektedir. sadece ekonomide haksız rekabete değil. söz konusu vergi kaçağına karşı net bir çözüm sunmaktadır. sadece aynı rekabet koşullarının olduğu bir yapılanma beklenmektedir. sektör kayıtdışı ile mücadeleye önemli bir katkıda bulunmaktadır. Modern perakendecilerin. Bu durum. esnafsanatkârın. Üyeleri ülke çapında tabana yayılmış olan Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) ve sivil toplum kuruluşu alanında “fark oluşturan” İktisadî Gelişim ve İş Ahlâkı Derneği (İGİAD) gibi sivil toplum kuruluşları. Sektör KOBİ’lere pazar erişimi ve büyük hacimlerde satış yapabilme imkanları sunmaktadır.Tasarıda girişimcinin. hipermarketlerin ortadan kaldırılmasını değil. Modern perakende sektörü. Türkiye’de de uzun zamandan beri toplumun ve 140 141 15 İzmir Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği.15 Denetimsiz bir piyasa ekonomisi olmaz. 08. Ancak bu baskının KOBİ’leri yerel ve küresel pazarlardaki rekabet şartlarına uygun bir yapılamaya zorladığı da kabul edilmelidir.2007. Ama geleneksel esnaf kesimini temsil edenlerin pazar payı gerilemiştir. organize perakendecilik sektörü bunun yaklaşık 3 katı büyümüştür. http://www.org. “Büyük Mağazaların Ekonomik ve Sosyal Yasama Etkileri” Panel Sonuç Bildirgesi.

7. Büyük mağazaların kuruluş esası. Büyük miktarlarda alımın verdiği pazarlık gücü nedeniyle tedarikçiyi iflas konumuna düşürecek istismarların önlenmesine yönelik olarak büyük mağazaların alım yaptıkları tedarikçilere yapacakları ödemeler belirli bir takvime (azami 60 gün) bağlanmalıdır. 11. 2. Hipermarketlerin birçok alanda tüketici lehine imkânlar getirdiği yukarıda ifade edilmişti. böylece KOSGEB desteklerinden yararlanmaları sağlanmalıdır. raf parası. 12. iyi düzenlenmemesi durumunda hipermarketler üreticiye rakip hipermarkete göre daha düşük fiyat sunmakla yetinip. hiç olmazsa bundan sonra meskun alanlar dışındaki imar planlarında belirlenmiş yerlerde olmalıdır. . İGİAD’ın bir önerisi olarak. konfeksiyondan. yasal düzenlemeleri yapılarak Anadolu’nun otantik sanatlarını yaşatmak ve ticari değerini artırmak üzere bu ürünlerin sergilenmesi ve satışının yapılabilmesi amacıyla büyük alış merkezlerinin belli büyüklükte ve belli standartlara haiz yerlerinde mekan tahsis edilmelidir. “Esnafla Dayanışma” gibi etkinlikler düzenleyebilirler. Dünyada Ar-Ge faaliyetleri ile kalite arttırılırken ve rekabet bu yönde olurken. şeffaf ve hesap verebilir bir ortam oluşturup . tüm perakende dallarında kendini gösterecek.. 8. şehir dokusuna ve kentsel işleyişe uygun olarak belirlenmeli. gelecekte bu problemin ülkenin problemi olabileceği anlaşılmaktadır. “haftada azami 6 gün çalışma .1 gün tatil” yapılmalıdır. Böylece gelenekse sektörlerin ve esnafın sanatkarane faaliyet alanlarının ve geleneksel iş kollarının korunması temin edilecektir. 3. mobilya perakendeciliğine. kaliteden fedakârlık yapabilirler. Çalışma saatleri “sabah 09:00-akşam 21:00 arasında” olmalı. yenilikler geliştirmek. 3000 m2 üzerinde olan market ve alış veriş merkezlerinde. ibadet için uygun büyüklükte bir mekân tahsis edilmesi zorunlu hale getirilmelidir. yeni ürün-dizayntasarım ve satış teknikleri geliştirmek gibi uygulamalar devreye alınmalıdır. 10. 5. Sergi parası. o ürün cirosunun yüzde 20’sini geçmeme şartı getirilmelidir. büyük mağazaların. 16 Ayni eser. eşit kuralara göre çalışan bir sektöre geçilmemesi durumunda sermaye fazlalığı ile bakir piyasalar kapatma yarışına girmiş olan oyuncuların rekabeti ile basa çıkmak imkansız olacaktır.hükümetin gündeminde olan Hipermarketler yasasının bir türlü hayata geçirilemediği görülmektedir. anons parası vs.16 Sektördeki sorunların çözümü ve önünü açılması için aşağıdaki öneriler yapılmaktadır: 1. 9. Birleşerek ölçekleri büyütmek. kendi markalarını tedarikçiye yaptırmalarında. Yaşanan küresel tehlikenin. araba kiralamaya kadar. Satın alım bedelinin altında zararına satış yapılamayacağı hükme bağlanmalıdır. Tersi durumda üreticilerin markalaşma imkânı kalmayacağından. Hipermarketler arasında yaşanan aşırı rekabet de aslında kaliteyi arttırmayabilir. Adil. yeni işleri yakalamak. 6. Ancak bunun otomatik olarak kendiliğinden gerçekleşme ihtimali olmadığı gibi tam tersine sonuçlar da verebilmektedir. 4. Ülkemizde büyük mağazaların kurulması için önceden yer ayrılmamış olması nedeniyle bunlar şehirciliğe ve çevreye uygun olmayan arsa ve mekanlarda faaliyet yapmaktadırlar. Geleneksel perakendeciler-esnaf da yeni şartlara uymak mecburiyetinde olduğunu görmeli. Esnaf birlikleri ve mahalli yönetimler belirli hafta ya da günlerde “Alışveriş Festivali”. kısa gelecekte kuyumculuktan. gibi astronomik ödemelerin tedarikçilerden talep edilmemesi sağlanmalıdır. sorunun şimdilik küçük esnafın problemi olarak görünse de. Perakendeciler de KOBİ kapsamına alınmalı.

ülke ekonomisine sağladığı katkılar açısından da bilişim sektörünün önemi gelişmekte olan ülkeler açısından vurgulanmaktadır. 2000. her geçen gün yeni atılımların gerçekleştiği ve rekabet sıralamalarında üst sıraları kapmak için şirketlerin iletişim ve bilgi teknolojilerine yatırım yapmak zorunda olduğu bir küresel ekonomi tarafından kuşatılmış durumdayız. 14. Kazuo İchiro ve Ikujiro Nonaka. Elektronik servislerin kullanıma sokulmasıyla hem devletin vatandaşa sunduğu hizmetlerin kalitesi artmış ve maliyetler azaltılmıştır. Bu konuda yerel marketlerin de birleşmesi çok önemli ve elzemdir. Yalnızca girdi maliyetlerinin azaltılmasını gözeterek oluşturulan rekabet politikalarının sınırlılığı şirketler için önemli bir engel oluşturmaktadır. bu tür yatırımların kamu kesimine sağladığı başlıca yararlardandır.9 BİLİŞİM SEKTÖRÜ Bu çalışmada.13. Bürokratik süreçlerin azaltılması. Toplumsal anlamda düşünüldüğünde bu teknolojilerin toplumu birer bilgi toplumuna dönüştürebilme potansiyeli yüksektir. 18 142 143 19 . bu tür yatırımların bilgiye ulaşım maliyetlerini büyük bir oranda düşürmesiyle ortaya çıkmaktadır.tr/telekom_web.17 6. yukarıda Ar-Ge. Gelecekte verimliliği arttırma temeline dayanan. Bu konuda diğer bazı ülkelerdekine benzer şekilde asgari yatırım tutarı ve istihdam miktarı gibi belirli kriterler getirilebilir. Küreselleşme çağında bilgi ekonomisine yönelik bir büyüme stratejisi. gerek ticari buluşları ortaya çıkaran. teknolojik buluş ve icatların günümüzde ekonomik yapıda sağlayacağı katma değer artışı ve rekabetçi üstünlükler yeterince tartışılmıştı. Bu konuyla ilgili olarak Rekabet Kurulu da gerekli tedbir ve önlemleri almalıdır. İstanbul: Dışbank Kitapları. Günümüzde yatırımların olağanüstü bir hızla arttığı. http://www. Perakendeye gelen yabancı sermayeye karşı temkinli olunmalıdır. gerekse yeni teknolojilerin kullanımını teşvik eden bir rekabet çerçevesini benimseyen şirketler küresel ekonomi içerisinde varlığını sürdürebileceklerdir. Bilginin Üretimi. bilgi akışının verimliliğinin artması ve denetimin daha sağlam temeller üzerinde gerçekleşmesi. şirketlerin verimliliklerini arttırmaktan öte çok daha büyük katkısı insan kaynağına sağladığı olumlu dışsallıklardadır.gov. Bu engelin aşılmasında gelişen bilgi ve iletişim (bilişim) teknolojilerine yatırım yapmak da hayati bir önem arz etmektedir. etkin temas kurulmuş olacaktır.19 Bilişim teknolojilerine yatırımların önemli bir olumlu etkisi de kamu kesiminde görülebilir. Bilgi akışını hızlandıran ve bu anlamda çeşitli riskleri ortadan kaldıran bu teknolojiler sayesinde şirketler büyümelerini çok daha verimli bir şekilde gerçekleştirebiliyorlar. 17 Bu önerilerin bir kısmı MÜSİAD tarafından bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıklana perakendecilik sektörün koruyup geliştirmeyi amaçlayan duyurudan alınmıştır. Bilişim teknolojilerinin. Hazine Müsteşarlığı. Bunun bir örneğini e-devlet uygulamalarında görebilmek mümkündür. Çünkü perakende sektörüne gelen yabancı yatırımın sermayesi düşük. Perakende sektöründe yaşanabilecek muhtemel tekelleşmelerin önüne geçilmelidir. gelişmekte olan ülkeler tarafından göz ardı edilmemelidir.18 Bu yatırımları öncelik sırasına taşımayan gelişmekte olan ülkelerin uzun vadede gelişmiş ülkelerin seviyelerine varabilmeleri çok zor görünmektedir. Bu potansiyel. Yalnızca şirketler bazında değil.pdf George Von Krogh. hızlı büyüme ve nakit para girişi gibi çok cazip avantajları bulunmaktadır. hem de “etkin devlet ve yönetişim” prensipleri açısından devlet ile halk arasındaki mesafe daralmış. ama yüksek kârlılık.treasury.

Kamu kesimindeki hizmetleri elektronik ortama geçirme ile daha verimli ve uyumlu kılmak.D dolarıyken.5 3. 2000 yılında her 1000 kişiden sadece 37’si interneti kullanırken.1 milyar dolar olan ülke geneli içindeki pazar payı.8 13.8 16.B. GSMH içinde bilişim sektörünün payı yüzde 7.4’ten.5 2. o zamandan günümüze büyük çapta gerçekleştirilen yasal değişiklikler ve yatırım ortamının iyileştirilmesi sayesinde sektör geleceğin büyüme vaat eden en önemli sektörlerinden biri haline gelmiştir. 2005’te bu sayı yüksek bir artışla 222’ye kadar çıkmıştır (Şekil-53).tr/yatirim/2007KamuBITYatirimlari.D dolarına yükselmiştir. Türkiye’de Bilişim Sektörü (Milyar Dolar. Bu projenin alt bileşenlerini e-ticaret. http://www. Bilişim sektörünün en önemli iki ayağından biri olan telekomünikasyon sektörüdür. 2001 yılında 9. yönetişim süreçlerini düzenlemek.2 5 6.20 Şekil 52. e-sağlık.9 Milyar USD 10 2.6 11.1998 yılından itibaren özellikle telekomünikasyon düzenlemeleri açısından sağlanan gelişmeler. e-bankacılık ve e-devlet gibi temel başlıklar oluşturmaktadır.gov. Bu dönüşümün gerçekleştirilmesi için kamu sektöründe bilişim yatırımlarına 2003 yılında Kamu Bilgi ve İletişim Yatırımları’nın toplam tutarı yaklaşık 380 milyon A. girişimciliğe açık ve kendini sürekli yenilemek/geliştirmek üzere kurulu yapısı sayesinde uzun vadede yüksek bir sürdürülebilir büyüme hızına erişebileceğini söyleyebiliriz.Ş’nin 2003-2005 yıllarında aşama aşama özelleştirilmesi ve 2004 yılında sektörün rekabete açılmasıyla Türkiye pazarına yeni bir soluk gelmiştir.2’ye çıkmıştır (Şekil-52).bilgitoplumu. Türkiye’deki uygulamaları AB standartlarına çekebilmek amacıyla yoğun bir çaba gösterilmektedir.B.9 0 2001 7.pdf . 2007’de yaklaşık 555 milyon A.9 3.6 8.7 milyar dolara.2 2. Bu hizmetlerin kullanımının arttırılmasının en önemli koşullarından biri Türkiye’deki internet kullanım yoğunluğunu arttırmaktan geçmektedir. 2001-2006) 25 IT 20 Telekom 15 4. e-eğitim. Bilişim sektör hacminin ileriki yıllarda pazara girecek yeni yerli/yabancı şirketlerin yatırımları sayesinde artması beklenmektedir. yüzde 8.2001’den bu yana bilgi ve iletişim teknolojilerinin önemi ve bu önem doğrultusunda artan yatırımlar Türkiye’de de yansımalarını bulmuş.6 Yıllar 2002 2003 2004 2005 2006 Kaynak: Interpro 20 Daha ayrıntılı bilgi için bkz. Bilişim sektöründeki büyümenin bir başka yansıması da “E-dönüşüm” projesi. 2006 yılında 20. Sektörün. piyasada rekabeti sağlama ve denetleme rolünü üstlenmesi için 2000 yılında Telekomünikasyon Kurumu’nun kurulması ve kurulduğu tarihten bugüne dek çoğu altyapı yatırımını ve iletişim ağlarının kontrolünü elinde barındıran ve piyasada tekel olan Türk Telekom A.

21 144 145 DPT.pdf . 2001-2005) 250 200 Kişi Sayısı 150 100 50 0 2001 2002 2003 2004 2005 Yıllar Kaynak: WDI Telekomünikasyon sektöründe görülen olumlu gelişmelerin aynısını Bilgi Teknolojileri ayağı için söyleyebilmek mümkün değildir.4 8. 2005 yılında bilgi teknolojileri sektörünün GSYİH’ya oranı yüzde 0.2 8 %GDP 7. 200.8 2001 2002 2003 2004 2005 2006 Yıllar Kaynak: WDI Telekomünikasyon sektöründe kaydedilmiş başarıların varlığı sektörde halihazırda devam eden sorunların aşıldığı anlamına gelmemelidir.8 7.8 iken.Şekil 53.6 7. 2001-2006) 8. Türkiye’de Bilgi ve İletişim Teknolojileri Giderleri (% GSYİH. hem bu iki sektör arasındaki performans farkı olduğunu.9’un oldukça altındadır. Türkiye’de İnternet Kullanımı (Her 1000 kişide.4 7.gov.bilgitoplumu.2 7 6. http://www. Şekil 54.tr/ btstrateji/Strateji_Belgesi.21 Bu durum. 2002-2007 Dönemi Kamu Bilgi ve İletişim Teknolojisi Yatırımları. hem de bu iki alana yönelik farklı politikaların geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. bu oran OECD ortalaması olan %2. Öne çıkan sorunlardan ilki bu sektördeki çeşitli hizmet alanlarında ve altyapılarda etkin bir rekabetin sağlanamamış olması ve bundan ötürü alternatif hizmetlerin ortaya çıkmasında sıkıntı yaşanmasıdır.

iş dün22 İzak Atiyas.00% 5.g.tr/btstrateji/Strateji_Belgesi. yetkinlik.00% Almanya Finlandiya Japonya Slovakya Yunanistan Lüksemburg Danimarka Hollanda Avusturya İspanya Kanada İsveç İzlanda Fransa İsviçre Norveç İrlanda Belçika İtalya Macaristan Polonya Meksika İngiltere Portekiz Türkiye ABD Kore Kaynak: DPT. Şirketlerin yaş ortalaması penceresinden bakıldığında en büyük 20 firmanın henüz yaş ortalamasının 13 olması ve pazarın yeterince geniş olmaması. http://www.00% 4. 2005) 6. daha çok fiyata dayalı bir yapı arz etmesi de bilgi teknolojileri sektörünün diğer önemli sorunlarındandır. eğlenceden.00% 3.25 Bilişim sektörünün geleceğine bakıldığında çok büyük bir genişleme potansiyeli olduğu açıktır.tr/tur/admin/dosyabul/upload/CompetitionandRegulation. tahmin edilebilir ve adil bir yapıya kavuşturulmasına ihtiyaç vardır. pdf sayfasından doğrudan alınmıştır. http://www.pdf 23 24 25 .tr/btstrateji/Strateji_Belgesi.00% 0. Şekil 55.e.22 İkincisi ise hizmetler üzerindeki ağır vergi yükü ve geniş bant erişim altyapılarının gerektiği kadar yaygın olmamasıdır.pdf Atiyas. a. TEPAV.org.23 Genişbant erişim maliyetlerinin diğer ülkelere kıyasla oldukça yüksek oluşu önemli bir sorundur (Şekil-55). Bununla beraber dış pazarlara yeterince açılamama ve rekabet politikalarının genelde yenilikçi çözümlere odaklanmaktan uzak. deneyim ve ölçek boyutlarında ortaya çıkmaktadır.bilgitoplumu. teknik bilgi ve uzmanlığın geliştirilmesi açısından engeller oluşturmaktadır.00% 2. DPT.gov.tr/btstrateji/Strateji_Belgesi. Düzenleyici ve yasal çerçevenin piyasa öncüllerinin birtakım rekabet dışı hareketlerini sınırlayacak ve yeni şirket girişlerini kolaylaştıran.OECD Communication Outlook 2005 Bilgi teknolojileri sektörüne bakıldığında yaşanan sorunlar genelde finansal güç. Özellikle telekomünikasyon piyasasındaki tekelciliğin son yıllarda kırılması rekabeti etkinleştirmek için en önemli adımlardan biridir ancak yeterli değildir. 2005.bilgitoplumu.tepav.00% 1.bilgitoplumu.gov.pdf DPT. http://www.Özellikle lisans dağıtım süreçlerinin AB’den farklı olması. http://www. DPT’nin 2010 Bilgi Toplumu Stratejisi 2006-2010 metninde belirtilen hedeflerin (Tablo-35) ileride hem telekomünikasyon ama özellikle bilgi teknolojileri sektöründe büyük bir talep yaratacağı ortadadır.gov. iki tarafında etkin rekabet konusunda sorunlar yaşadığı ortaya çıkmaktadır.24 Telekomünikasyon ve bilgi teknolojileri sektörünün sorunları yan yana konduğunda. Competition and Regulation in the Turkish Telecommunications Industry. Bilişim sektörünü toplumun her katmanına ve hayatın her alanında. Genişbant Erişim Maliyetlerinin Kişi Başı Ortalama Gelire Oranı (%. DPT. rekabet düzeyinin etkinliğini önemli ölçüde azaltmaktadır.

vatandaş odaklı hizmet dönüşümünden sosyal dönüşüme kadar çok geniş bir alanda kadar öngörülen dönüşüm sayesinde piyasada halihazırda devam eden bilişim rüzgarının artarak devam edeceği tartışmasız bir gerçektir.368 Hedef (2010) Tablo 35.5 30 40 10 161 215 31 390 574 2. Tablo 34.2 13. Bilişim Sektöründe Temel Göstergeler Mevcut Durum(%) İnternet Kullanıcısı Bireyler Genişbant İnternet Abone Yoğunluğu Çevrimiçi Bankacılık Yapan Bireyler Çevrimiçi Alışveriş Yapan Bireyler e-Devlet Hizmetlerini Kullanan Bireyler İnternete Bağlı Bilgisayar Bulunan Haneler Bilgisayarı Olan İşletme Oranı Genişbant İnternet erişimine sahip işletme oranı e-Ticaret satışlarının toplam ciroya oranı Elektronik kanallar üzerinden sunulan hizmet yüzdesi Elektronik kanallar üzerinden gerçekleşen işlemlerin yüzdesi Yıllık kamu cari giderinde sağlanacak tasarruf Elektronik ortamda yapılan kamu alımları yüzdesi 14 2 1. kamu hizmet alanlarının yönetimine.8 7. özel hizmet sektörlerinden.9 7 61 20 0-3 Ölçülememektedir Ölçülememektedir _ _ Kaynak: DPT Hedef(%) 51 12. Sektörün Bugünü ve Gelecek Hedefleri Mevcut Durum (2006 yılı) İç Pazar Büyüklüğü Paket yazılım (milyon ABD$) Hizmetler (milyon ABD$) Bilgi teknolojileri donanımı (milyon ABD$) İhracat Büyüklüğü Paket Yazılım Hizmetler (milyon ABD$) Bilgi teknolojileri donanımı (milyon ABD$) Oranlar Bilgi teknolojileri GSYİH içindeki payı Yazılım ve hizmet ihracatının yazılım ve hizmet pazarına oranı (%) 0.yasına.086 1.5 39 33 35 48 95 70 15 70 33 9 90 146 147 .3 2.2 2.525 6.1 5.267 1.

000 146. Bütçesi’nin genel bütçeye oranı (%) 2.858. Özel sektörün bu alandaki dinamizme göre kendisine gerektiğinde yeni bir yön vermesi.782.10 SAĞLIK SEKTÖRÜ Uzun yıllar boyunca sağlık konusunda geri kalmış olan ülkemiz. sağlık sektöründeki büyümenin diğer bir göstergesidir (Şekil-58). bu alandaki ihracatın arttırılması ve talebin genişletilmesi esastır.129.477.750 7.471.570.6 düzeyine ulaşmıştır. . iletişim altyapılarının genişletilmesi. Bunun yanında yapılan sağlık harcamalarının GSMH’ya oranının 1990’dan 2005’ya kadar gösterdiği büyük artış.447. Ar-Ge çalışmalarına özel destek getirilmesi ve bu çalışmaların akademik yayınlar içerisinde kabul edilerek üniversite-Ar-Ge arasındaki bağın kuvvetlendirilmesi.41 2. 6.65 iken kriz nedeniyle 2. Bütçesi (milyon YTL) 2.928.Sektörün hem kendi mevcut durumunu hem de sektör ürünlerine olan talebin mevcut durum ve hedeflerinin gösterildiği tabloya bakıldığında daha önce söz edilen artarak devam edecek bilişim sektörü rüzgarının gücü ile ilgili fikir sahibi olmak mümkündür. iletişim hizmetlerinde vergi düzenlenmesi.052 Sağlık Bak.910 170.55 4. Özellikle 2001 krizi sonrasında sağlık bakanlığı bütçesinde gözle görülür artışlar olmuştur. Sağlık Hizmetleriyle İlgili Belli Başlı Büyüklükler (2000-2006) YIL 2002 2003 2004 2005 2006 Genel Bütçe (milyon YTL) 97. Tablo-36’da de görüldüğü gibi Sağlık Bakanlığı bütçesinin genel bütçeye oranı 2001 yılında 2. gerek bu sektörün içinde yer alarak üretime katkıda bulunması ve dünyadaki bilişim sektörünün içindeki büyüklüğünü arttırması. bir koalisyonla sağlanması şarttır. Tablo 36. telekomünikasyon sektöründe rekabetçi ortamın genişletilmesi ve geliştirilmesi.41’e düşen bu oran 2002’den sonra düzenli bir şekilde artmış ve 2006 yılında %. Bu adımları atabilmesi de doğrudan hem devletle beraber hem de kendi içerisinde stratejik planlama yapması ve planlara uygun adımlar atmasıyla birebir ilgilidir.751.000 Kaynak: Sağlık Bankalığı.000 5.974.19 3.6 olan bu oran 2005 yılının sonunda 2 katın üzerinde bir artış göstererek % 7. 1990 yılında % 3. Sağlık Bak.000 4.355.43 3.792. gerekse bu sektörün yarattığı ürünleri doğrudan kendi işleyişine aktararak daha verimli ve hızlı bir yapıya kavuşarak etkin bir şekilde rekabet edebilmesi gerekmektedir.156.691 3. Avrupa Birliği’ne girme çalışmaları sonucunda son yıllarda sağlık sektöründe önemli adımlar atmıştır. insan kaynaklarının geliştirilmesi. Toplumun ve özel/kamu sektörünün her alanını dönüştürecek olan bu rüzgarın güçlü esmesini sağlamak için sektör yeniliklerinin genişletilmesi.831.000 149.39 Öte yandan Sağlık Bakanlığı’nın bütçesindeki artış olayın sadece bir boyutunu göstermektedir.054.170.462.787.000. TÜİK. Bu politikaların mutlak surette devlet politikalarıyla beraber özel sektörle bir işbirliği içerisinde.39’a ulaşmıştır.000 153.805.

Uluslararası ilaç şirketleri Türkiye’deki ilaç pazarının yüzde 60’ından fazlasını elinde tutarken.8 olmuştur. Bu durum sağlık sektöründeki büyümenin gelecek yıllarda da devam edeceğinin bir göstergesi kabul edilebilir.9 9 Türkiye sağlık sistemindeki büyümeye işaret olabilecek diğer bir faktör de kişi başına düşen ilaç tüketimidir. 1990 yılında 15 yaş altı nüfusun toplam nüfusa oranı %35.1 7.6 6 3. veri koruması ve veri imtiyazı gibi avantajları nedeniyle ithal edilen ilaçlar içeride pahalıya satılabilmektedir.2 6. Türkiye ilaç sektöründe büyük oranda dışa bağımlı bir pazar konumundadır.2 milyar kutu reçeteli ilaç satışı yapılmış. sektörde yaşanan hızlı tekelleşme ise pazarın rekabetçi yapısını bozmaktadır. AB ülkeleri ise ilaç ticaretinde yılda 40 milyar avro fazla vermektedir.2005 yılında Türkiye yaptığı bu sağlık harcamalarıyla 30 OECD ortalamasının bir hayli gerisinde kalarak ancak 23.9 ve 65 yaş ve üzeri nüfusun %9.5 milyar YTL değerinde 1. 2006 yılında Türkiye’de 9.0 olması beklenmektedir. 65 yaş ve üzerindekiler ise %4. buna göre ilaç pazarında %11.2 6. 148 149 .6 4. 5 bir büyüme kaydedilmiştir.1 7. Şekil 56.5 10. Türkiye’nin 2004 yılında ilaç ve diğer eczacılık ürünleri ithalatı 2. Uluslararası şirketlerin patent. ilaçta ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 10’un da altına düşerek bu alandaki ticaret açığı 2 milyar dolara çıkmıştır. 2006 yılı sonunda 260 milyon dolar olarak gerçekleşen ve aslında daha yeni yeni başlayan yabancı sermaye girişindeki bu artış aynı zamanda sağlık sektörünün büyümeye açık olduğunun da bir göstergesi sayılabilir.3 7. Yıllık ilaç tüketimi Amerika’da 846 dolar. Türkiye bu bakımdan oldukça gerilerde kalmaktadır. 1996 yılında bu rakamlar %31. sırada yer almışken.3 8.5 6 8 8.3 6.5 milyar dolara ulaşırken. Bu rakamlar göstermektedir ki. Ankara Ticaret Odası (ATO) ve Tıp Kurumu’nun birlikte hazırladığı ‘İlaçtaki Ur: Dışa Bağımlılık’ adlı raporundaki tespitlere göre. 2025 yılında da 15 yaş altındaki nüfusun %22. Bazı Avrupa ülkeleri ve gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında. Türkiye 2005 sonunda bu farkı azaltmış olmasına rağmen hala ortalama seviyeye ulaşamamıştır.9 9.7 ve %4. Son yıllarda Türk ekonomisindeki makroekonomik ortamın daha güvenilir hale gelmesi ve sağlık sektörünün devamlı büyümesi. Japonya’da 529 dolar iken Türkiye’de bu rakam sadece 95 dolar seviyesinde kalmıştır.2 iken.3 11. Bazı OECD Ülkelerinde Sağlık Harcamalarının GSYH’deki Payı (%) % 18 16 14 12 10 8 6 4 2 0 Japonya İspanya İrlanda Türkiye İsveç Belçika Amerika Ortalama Kore 1990 2005 15. sektöre yabancı sermaye girişini arttırmıştır.

26 www. yüzyılda sunulacak sağlık hizmetlerinin bu doğrultuda değişmesi gerekmektedir. Sağlık hizmetlerinin etkili.com/web/TR. Bu durum dünya standartları ile karşılaştırıldığında Türkiye’nin son sıralarda yer aldığını göstermektedir. Şekil 57. sağlık sektörü açısından gelişmiş ülkelerle aramızdaki bu büyük farkın gelecek yıllarda kapanması beklenmektedir. Raporun temel amacı. Türkiye’de sağlık sektörünün büyümesinin önündeki en büyük engeldir. yönetimsel verimliliğin artırılması. finansmanının sağlanması ve sunulması amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘’Sağlıkta Dönüşüm Raporu’’ sağlık sektörünün geleceği bakımından önemli sinyaller vermiştir. Buradan yola çıkarak sektörün kapasitesinin tam olarak kullanılmadığını söyleyebiliriz. Hatta OECD ülkeleri arasında yapılan araştırmalarda da Türkiye 1. Sağlık personeli ve hekim yetersizliği. sürekli sağlık profesyoneli gelişimi. hastayı merkeze alan entegre bakım anlayışı gibi sağlık sektöründe yer alan kuruluşların maliyetleri düşürmeye yönelik gerçekleştirmeleri gereken temel esaslar vardır. 2007. . Doktor sayısının azlığı hasta bakımının yetersiz olduğunun. Yüzyılda Herkese Sağlık” politikasını. Bunun yanında teknolojinin kullanılmasına yönelik çalışmalar yapmaları da bir zorunluluk olarak görülmektedir 26. verimli ve hakkaniyete uygun bir şekilde organizasyonu. Bu sorun karşısında devlet bir takım düzenlemelere başvurmuştur. Avrupa Birliği Sağlık Mevzuatı ile uyumlu hale getirilmesi ihtiyacını ve diğer uluslar arası deneyimleri de dikkate almaktadır. Avrupa Birliği tarafından açıklanan “Katılım Ortaklığı Belgesi” ve ülkemiz tarafından hazırlanan “Ulusal Program” doğrultusunda Türk Sağlık Mevzuatı’nın.cisco. Kişi Başına İlaç Tüketimi – 2005 (Fabrika Satış Fiyatı – dolar) ABD Japonya Fransa Belçika Kanada Yunanistan Almanya Portekiz İspanya İtalya Avustralya İngiltere Hollanda Polonya Türkiye* 0 846 529 501 451 419 396 385 369 352 341 327 326 265 121 95 200 400 600 800 1000 Sektörün büyümesinin önünde bazı engeller de söz konusudur. Önümüzdeki yıllarda. Ortalama insan ömrünün uzaması. düşük verimle çalışıldığının bir göstergesi olabilir.sağlık hizmetlerinde yapılan iyileştirmeler sonucu Türkiye’nin nüfusu giderek yaşlanmaktadır ve 21.5 doktor oranı ile son sırada yer almaktadır.5 doktor düşmektedir. Türkiye’de her 1000 kişiye ortalama 1. Dünya Sağlık Teşkilatının “21. gerek ilaç kullanım miktarlarını gerekse doktora başvurma oranlarını arttıracağından.

aynı zamanda turizm ekonomisi de yıllık bazda 700 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulamış bulunmaktadır. • Talep sahibi olan turistin malın bulunduğu yere kadar gelmesi. • Beraberinde gıda. En son 2006 yılında uluslararası turistlerden elde edilen gelir dünya çapında 57 milyar dolarlık artışla 733 milyar doları bulmuştur. Ülkelerin turizme gösterdikleri ilgi kısaca aşağıdaki nedenlerden dolayıdır: • Turizm ülkelerin döviz girdisini arttırmakta ve böylece ödemeler dengesine katkı sağlamaktadır. 2006 yılı itibariyle bir önceki yıla göre uluslararası turist sayısı %5. • Sektörün talebi her gecen gün artmaktadır. • Emek yoğun bir sektör olması sebebiyle geniş bir alanda istihdam sağlayarak işsizliği azaltmaktadır. Buna göre bu alanlara yönelik hizmetlerde kalite ve katma değer artırıldıkça elde edilecek gelir artabilecektir. • Devletler için yeni vergi alanları oluşturmaktadır. inşaat ve daha birçok sektörün gelişimine katkıda bulunmaktadır. yerel ulaşım. Tüm dünya. eğlence ve alışverişe para harcamaktadır.6. Şekil-60’ta gösterildiği üzere.4’lük bir artış kaydetmiş ve beklentileri aşmıştır. sadece turist sayısı artmamakta. ülke ve turizm bölgelerinde artış yaşanmıştır ve bu da turizm sektörünün ne kadar büyük bir hızla büyüdüğünü göstermektedir. 2006 2006 . Gelen turistler yoğunlukla barınma. • Gelişim maliyetlerinin diğer sektörlere göre daha düşük olması. Yıllara Göre Dünyada Turist Sayısı ve Turizm Gelirleri 900 800 700 600 500 400 300 200 100 1990 1991 1992 1993 1994 1995 0 Gelen Turist Sayısı (Milyon Elde Edilen Gelir (Milyar ABD Doları) 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 150 151 Kaynak: World Tourism organisation.11 TURİZM SEKTÖRÜ Bacasız fabrika olarak tanımlanan Turizm sektörü günümüzün yükselen sektörlerinin içinde başta gelmektedir. • Ülkeyi tanıtıcı etkisi. yiyecek ve içecek. Nitekim Dünya Turizm Örgütü (UNWTO)’ nun verilerine göre tüm dünyada turizm sektörü uluslar arası turist sayısı itibariyle 2005 den itibaren 43 milyon’luk bir artış göstererek 846 milyon uluslararası turist sayısına ulaşmıştır. Şekil 58.

8 36.7 5.8 6.0 19.1 30.5 28.5 9.1 49.8 8.8 4.8 6.3 30.3 35.2 6.9 49.org. 2007.8 6.9 16. Katar gibi ülkelerin gerisinde kalmış olması sektörde bir şeylerin yanlış gittiğini göstermektedir.5 -0. tabii güzelliklerinin yanı sıra.7 15.7 32.0 Kaynak: World Toruism Organisation ( UNWTO. 2007-2008. Malta.5 3. Finlandiya.0 85.9 33.6 1. Tablo 37.2 16.5 21.8 16.6 -2.0 12.6 21.2 4.3 Elde Edilen Gelir Sıra ABD $ Milyon 2005 2006* 1 ABD 2 İspanya 3 Fransa 4 İtalya 5 Çin 6 İngiltere 7 Aymanya 8 Avustralya 9 Türkiye 10 Avusturya 81.4 29.7 29.7 6.0 21.0 14. 1.0 42.9 18.2 4.2 16.4 9.2 Değişim% 05/04 06*/05 1.6 6.7 13. Özellikle Türkiye ile aynı sıralarda olması beklenebilecek olan komşumuz Yunanistan’ın 24.3 5.2 2.8 17. sırada yer almaktadır.8 -7.9 20.7 Değişim% 05/04 06*/05 9.1 42. Bu potansiyeli ile Türkiye’nin endekste İzlanda.31 puan ile 52.0 3.5 1.1 33.8 12.7 51.8 12.8 48.2 46.9 55.9 79.3 9. Türkiye’nin Dünya Turizmindeki Yeri Gelen Turist Sayısı Sıra Milyon 2005 2006* 1 Fransa 2 İspanya 3 ABD 4 Çin 5 İtalya 6 İngiltere 7 Almanya 8 Meksika 9 Avusturya 10 Rusya Federasyonu 75.4 11.3 20. * Tahmin 27 www. tarihi ve kültürel zenginlikleri ile de tam bir turizm cenneti olan Türkiye.Türkiye’de turizm sektöründeki gelişmelere gelecek olursak.1 -1.9 9. sırada yer alması bir potansiyelini gerçekten nasıl kullanılamadığını açıkça göstermektedir27 .weforum.5 7.6.0 0. Dünya Ekonomik Forumu’nun son yayınlanan raporuna göre Turizm rekabetçilik endeksinde 4.5 51.1 58.4 20.6 41.0 6. .7 23.3 3.9 38.2 4.

7 5. Son yıllarda girilen hızlı yapısal dönüşüm sürecinde Türk ekonomisinin genel trendi hem hizmet ve hem de sanayi sektörlerinde üretimin ve talebin genişlemesi yönündedir. Aynı şekilde turizm gelirlerinin ihracat gelirlerine oranı da Tablo 38. Bundan dolayı aktif dış turizmin. Son yıllara % 7 civarında reel bir hızla büyüyen Türkiye ekonomisinde turizmin oransal olarak GSMH. 6 6. kısa ve orta vadede gerçekleşmesi zordur. 8 2. 1 16. Türkiye’nin Başlıca Turizm İstatistikleri Gelir Yıl 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 Milyar $ 5. Sektörde kaydedilen bu büyük hamleye rağmen bunun 2002 yılından beri kaydedilen genel ekonomik performansın altında kaldığı görülmektedir. 2 7. 5 2. 7 1.Türkiye sahip olduğu büyük potansiyeline rağmen dünyada turizm ekonomisinde henüz lider ülkelerden biri haline gelebilmiş değildir. 0 11. 9 8. 7 1. gerekli döviz gereksinimini bütünüyle kapatacak bir gelişme beklemek. ekonominin genel trendine uygun olarak gelişmektedir. Türkiye’nin geleneksel tarım ve sanayi ürünleri ihracatından. Ancak son yıllarda turist sayısında kaydedilen artış ivmesinin devam etmesi durumunda birkaç sene içinde Türkiye’nin ilk on ülke arasında gireceği tahmin edilebilir. 2005 yılından beri de %3 barajını zorlamaya başlamıştır. 1 2. 8 Gelen Turist Milyon 8 614 085 9 689 004 9 752 697 7 487 285 10 428 153 11 618 969 13 256 028 14 029 558 17 516 908 21 124 886 19 819 833 Gider Milyar $ 1. Merkez Bankası kaynaklarından yazar tarafından derlenmiştir. ihracat ve ithalatı karşılamadaki performansının atbaşı gitmediği görülmektedir. 9 8. 2 1. 8 18. 8 2. 9 13. 7 1. Tablo-37’de en çok turist çekebilen ilk on ülke ile en çok turizm geliri elde eden ilk on ülke verilmektedir. 4 1. 1 Kaynak: TÜİK. 0 7. hatta işçi döviz gelirler artık anlamsız düzeylere gerilemiştir. 0 3. 2 15. Buradan açıkça görüleceği üzere Türkiye henüz en çok turist çeken ilk on ülke arasında bulunmamaktadır. 0 11. 6 10. 7 Çıkan Vatandaş Milyon 4 260 701 4 632 876 4 601 349 4 758 211 5 284 336 4 856 143 5 131 071 5 928 454 7 299 458 8 246 056 8 274 793 Denge Milyar $ 4. 3 6. Bu nedenle turizm. 3 15. Türkiye 152 153 . 3 10. İşçi dövizleri ve dış finansman girdileri ise her zaman istenen boyutlara ulaşamamakta. 7 1. 0 13. 2 14. Şöyle ki. DTM. 8 5. turizm gelirlerinin GSMH’dan aldığı pay ilk defa 2003 yılında %2’nin üzerine çıkmış.

Turizm denince akla ilk gelen yaz turizmiyle beraber turizmin birçok çeşidi vardır özellikle ülkemizdeki turizm çeşitleri şöyle sıralanabilir. Sağlık ve Termal Turizmi . TUİK’in vatandaş giriş anketlerine göre ülkemize giren turist sayısında düzenli bir artışı görülürken. Gençlik Turizmi. . Akarsu-Rafting Turizmi. Bu meyanda döviz eldesi.İnanç Turizmi.org. Bunun yanında. spor.için önemli döviz girdisi sağlayabileceği görülmektedir. AB’nin özellikle tüketicilerin korunması. Bu konuda devlete olduğu kadar sektörde faaliyet gösteren kuruluşlara da görevler düşmektedir. diğer ülkelere nazaran hangi alanlarda mukayeseli üstünlüklere sahip olduğu belirlenerek bu alanlardaki yatırımların artırılması akılcı bir davranış olacaktır. bilgi teknolojileri. diğer sektörlere yönelik ileri ve geri beslemeleri. Yatırımlar için gerekli olan fonların azlığı. Yat Turizmi. çevre ve sürdürülebilir gelişme ile ilgili politikalarına Türkiye’nin uyumu.tursab. kitle turizminde tecrübe sahibi kurumlardan yararlanma gereksinimi. Ayrıca. Yayla Turizmi. istihdama ve gelire katkısı. Çünkü turizmde bir ülkenin mal ve hizmetlerini müşterinin ülkesine kadar göndermek zorunluluğu yoktur. 2004. AB müktesebatı içinde son derece önemli bir yeri olan turizme ilişkin düzenlemeler. Özellikle. Böylelikle. tanıtımdaki yetersizliğe ve dünyada ve özellikle Avrupa’da var olan bozuk imajımıza dayanıyor. Zira. Kültür turizminin yanı sıra eğlence. bazı alanlarda düşüşler gözlenmektedir. katma değer yaratma. Sektördeki diğer şirketleri satın alma ya da şirket evliliği yoluyla pazar payını artırmak. Hava Sporları. Mağara Turizmi. giriş nedeni olarak. Sektörde stratejik bir yol haritasının çıkartılması ve yeterli bir girişimciliği çekilmesiyle beraber büyük bir katma değer. ülkemizde konaklayan turistlere gösterilen muamele ve verilen hizmetin kalitesi. Dağcılık. Bu potansiyelin yeterince kullanılamıyor olması.Türkiye’nin turizm açısından dünya ile rekabeti noktasında. yani yatay bir genişleme stratejisi izlemek yeterli olmayabilir. turizm sektöründe son derece kısıtlı olan yabancı sermaye girişlerinin artırılması için de gerekli çaba gösterilmelidir. Türkiye’ye vizyon olması ve imaj yaratması gibi birbirinden değerli bir çok kriter bir araya getirildiğinde. giriş nedeni olarak kültürü gösteren turist sayısındaki azalma dikkat çekicidir. risk paylaşımını sağlama ihtiyacı gibi nedenlerle turizmde yabancı sermaye konusunun kritik bir önemi vardır. sağlık. kararlar ve tavsiyeler Türk Turizm sektörüne çeşitli alanlarda yeni yükümlülükler getirecektir. dağ ve yayla turizmine ilişkin çalışmalar da yaygınlaştırılmalıdır.tr. aynı zamanda Türk turizm sektörünün Avrupa Birliği turizm sektörüne uyumunu kolaylaştıracağını belirtmek yerinde olur” 28. “Turizm konusunda hukukî anlamda bağlayıcılığı olan bir Topluluk politikası olmamasına rağmen. 28 www. Turizm sektöründeki kuruluşların geleceği açısından bir diğer önemli konu da genişleme süreçleridir. hatta gelecek yıllarda yaşamını sürdürebilmesi açısından bu standartlar bir zorunluluk olarak düşünülmelidir. Ülkemizin tarihi ve kültürel zenginlikleri ve çeşitliliği düşünüldüğünde kültür turizmi açısından büyük bir potansiyelin mevcut olduğu aşikardır. Su Altı Dalış. istihdam. turizm sektöründe faaliyet gösteren kuruluşların Avrupa Birliği standartlarında hizmet vermeyi bir hedef haline getirmesi gerekmektedir. imajımızı etkileyen önemli bir faktördür. gelir ve döviz alanının olduğu görülmektedir.Kongre Turizmi. Türkiye’nin bu sektöre Kalkınmada Milli Öncelikli sektörler bağlamında yaklaşması gerektiği anlaşılmaktadır. Sonuç itibariyle Türkiye’de turizm sektörünün alması gereken mesafe ve büyük bir potansiyel vardır. ihracı mümkün olmayan servet ve hizmetler bir döviz kaynağı haline getirilebilmektedir. Kış Turizmi. özellikle seyahat acenteleriyle otel işletmelerinin birleşmesi yoluyla izlenecek dikey genişleme stratejileri bu kuruluşlara önemli avantajlar getirecektir. Dolayısıyla. 2003 yılında 67 bin kişi seviyesinde olan bu rakam 2006’da yaklaşık 30 bin kişiye düşmüştür. Av Turizmi. yönergeler.

Ayrıca bu sektörün GSMH içindeki oranında da son yıllarda az da olsa bir artış dikkati çekmektedir.821 53. üç büyük kıtanın ortasında ulaşım ve dağıtım hizmetleri için dünyanın lojistik merkezlerinden birisidir.000 50.000 40.000 20.655 80.868 28.000 80. lojistik sektörünün de içinde bulunduğu ulaştırma ve haberleşme sektörünün GSMH içindeki payı 1998’den günümüze hızla artmıştır. birçok sektöre doğrudan etki yaparak ülke ekonomisinin rekabet gücünü artıran unsurlardan biri olarak değerlendirilebilir. uygulanması ve kontrol edilmesi anlamına gelmektedir. planlanması.6. Lojistik. lojistik sektörünü sadece Türkiye’nin değil.159 41. hammaddenin üretildiği noktadan. mal ve hizmet maliyetlerinde en büyük etkenlerden birisi de taşıma maliyetleridir. Son yıllarda ülkelerin dış ticaretlerindeki artış. müşteri taleplerini karşılamak amacıyla. 6. Türkiye jeo-stratejik konumu itibariyle.000 0 17.12. Bilindiği üzere. iş oluşturma ve büyüme potansiyeli açısından öne çıkan sektörlerden birisi olma yolunda ilerlemektedir.000 10. Ulaştırma ve Haberleşme Sektörünün GSMH Katkısı 90. lojistik hizmetlerine olan talebi de yükseltmeye başlamıştır. Son yıllarda taşımacılık hizmetlerine olan hızlı talep artışı.000 60. Verilerden de anlaşılacağı gibi sektör son yıllarda ülkemizde gelişme trendi yakalamış.846 62.009 71.000 70.12 LOJİSTİK SEKTÖRÜ Lojistik.1 MevcUt dURUM Şekil-59 ve 60’dan da anlaşılacağı üzere. son ürünün tüketildiği noktaya kadar olan tedarik zinciri içindeki malzemelerin hareketinin çift yönlü olarak depolanması.103 10.646 7.000 30. bir ülkenin dağıtım etkinliği ve enerji maliyetlerini de etkilediği için önemli ekonomik parametrelerden biridir. dünyanın en hızlı gelişen sektörlerinden birisi haline getirmiştir.903 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 Milyon $ Kaynak: TUİK 154 155 . Lojistik sektörünün verimliliği. Şekil 59.

Türkiye ekonomisinin kırılganlığı ve dış piyasalardan çabuk etkilenen yapısı.2 15. ülkemizin dış ticaret hacminin dünyayla paralel olarak artması.0 15. kötü hava koşulları ve trafik problemleri.9 14.7 62. lojistik sektörünü olumlu yönde etkilemiştir.6 14. durgunluk ve kriz dönemlerinde ise lojistik hizmetlerine talebin azaldığı ve sektörün daraldığı görülmüştür. değişken maliyetlerinin oldukça az olması nedeniyle avantajlıdır.3 13. Yıllara göre bakılırsa. ülkemiz ihracatı için daha verimli kullanıldığı takdirde ihracatın ithalatı karşılama oranının yükselmesi mümkün olacaktır.0 15. Ancak sağladığı hız avantajı nedeniyle. Lojistik sektörü. Bunu %11.9 14. ithalatın her zaman ihracatı bastırdığı açıktır. 2001 yılındaki ekonomik krizden sonra ülkemizde ekonomik alanda atılan kararlı adımlar sonucunda. Ülkemizde taşımacılık. Bunda. taşınan yolcu hacmi. karayolu taşımacılığında sorunlar yaratabilmektedir. Ekonomik göstergelerin iyiye gittiği dönemde iş hacminin arttığı. Boru hattı taşımacılığı ise . havayolu. lojistik sektörünü de olumsuz etkilemektedir. buna rağmen rekabet sayesinde fiyatlar bir hayli gerilemiştir.1 13. Ayrıca kara yolu taşımacılığı deniz ve demir yolcu taşımacılığına göre çok daha pahalıdır. elde edilen gelir ve hizmet kalitesi artmış. Denizyolu taşımacılığı ise ilk yatırımı karayoluna oranla daha pahalıya malolmasına rağmen. Ulaştırma ve Haberleşme Sektöründe Büyüme (%) % 90 80 70 60 50 40 30 20 10 0 76. Ancak son yıllarda hava yolu taşımacılığı bilhassa yolcu taşımacılığında büyük bir ivme kazanmış. Türkiye dış ticaretinin %86’sı denizyolu taşımacılığıyla gerçekleşmektedir. depolama maliyetlerini azaltmaktadır.Şekil 60. Ancak ağırlık ve boyut konusundaki sınırlamalar.4 ile karayolu taşımacılığı baskın bir şekilde ilk sıradadır. ülkedeki ekonomik gidişattan doğrudan etkilenen bir sektördür.1 1998 1999 2000 2001 2002 Yıllar 2003 2004 2005 2006 Sektör Payları Gelişme Hızı. denizyolu ve boru hattı taşımacılığı olmak üzere belli başlı alanlara ayrılır. demiryolu. terminal noktalarındaki yatırım maliyetlerinin düşük olması etkilidir.6 48. % Kaynak: TUİK Lojistik. ülkemizde bu yöntem.4 53.8 16. Öte yandan demiryolu taşımacılığının yatırım maliyetleri bir hayli yüksek olduğundan. İklim koşullarından daha az etkilenmesi ve harcanan enerji miktarlarının daha düşük olması nedeniyle demiryolu taşımacılığı oldukça cazip bir yöntemdir.2 14.7 12.9 ile karayolu taşımacılığı izlemektedir. Hava yolu taşımacılığının ülkemizde daha az tercih edilir olmasının başlıca nedeni ise yatırım maliyetlerinin ve işletme giderlerinin yüksek olmasıdır.5 15. TUİK verilerine bakıldığında.0 59. Yurtiçi taşımacılık verilerine bakıldığında ise %94. genellikle devlet tarafından kurulmuş ve işletilmiştir.5 28. karayolu.

12. lojistik sektöründe iş yapan firmaları zaman kaybına uğratmaktadır. devletin ve Avrupa Birliği’nin KOBİ kapsamındaki teşviklerinden daha fazla yararlanmasının sağlanması. 6. Bu konuda yavaş işleyen ve engel çıkaran bürokrasi sorununa çözüm bulunmalıdır. Sabit maliyetlerinin oldukça fazla olması nedeniyle özel işletmeler tarafından tercih edilen bir yatırım yöntemi değildir. kara ve demiryolları arasındaki irtibatın kopukluğudur. güvenlik. ham petrol. Bu ülkelerle olan demiryolu ağının geliştirilmesi. petrol ürünleri ve buna benzer sıvı ya da gazların taşınmasında kullanılmaktadır. Bu konuda Türkiye-Gürcistan-Orta Asya Cumhuriyetleri arasında atılan adımlar son derece önemlidir. Demiryolu hatları üzerinde özel sektöre ait trenlerin işletilmesi için gereken hukukî düzenlemeler yapılması. Öte yandan. hava.2 seKtöRün soRUnlaRı ve çözüM öneRİleRİ Ülkemizde lojistik ve taşımacılık sektörünün önde gelen kuruluşlarından biri olan Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği’ne (ÜTİKAD) göre sektörün temsilcileri tarafından dile getirilen bazı sorunlar vardır. Vize geçiş ve gümrük sorunları. sektörde yer alan ve KOBİ tanımına giren şirketlerin. bu konuda uluslararası şirket birleşmeleri ve işbirliğini teşvik etmelidir. belge ve döküman akışlarının basit hale getirilmesi ve hızlandırılması ile gümrük kapılarında beklemelerin en aza indirgenmesi mümkün olabilir. Maliyet. Sektörün temsilcileri mevcut gümrük ve serbest bölge mevzuatının AB müktesebatı ile uyumlu hale getirilmesini istemektedir. Bu bağlamda sektörde iş yapan firmaların kurumsal çerçeveye oturtulabilmesi için gereken yasal düzenlemeler yapılmalı. 156 157 . Lojistik alanına yatırım yapacak şirketlere devlet gereken kolaylığı sağlayıp desteklemeli.doğalgaz. demiryolu taşımacılığının gelişmesi için hayati önem taşımaktadır. Sektörün gelişimine katkıda bulunabilecek bir diğer strateji ise dış yatırımların desteklenmesidir. Sektörün büyümesi önündeki en önemli engellerden biri deniz. yurtiçi ve yurtdışı taşımacılığının etkin bir biçimde birbirine bağlanması için önem taşımaktadır. denizcilik taşıma bedeli olan navlun artışları. Gümrük bölgelerindeki iş süreçlerinin. lojistik ve taşımacılık sektörüne gereken önemi vermemesi sektörün gerçek potansiyelini yakalamasına engel olmuştur. Öte yandan. Dış kaynak kullanımının artabilmesi için ülkedeki ekonomik istikrarın sürekliliğinin korunması gerekmektedir. bu sektöre yatırım yapmayı düşünen girişimciler için bu sektörü cazibe merkezi haline getirmede önem taşımaktadır. Hükümetlerin geçtiğimiz yıllar boyunca. Devlet tarafından kurulur ve işletilir. Gerekli sektörel planlamaların acilen yapılması ve ülkemizin lojistiğe yönelik üstünlüklerinin uluslarası düzeyde tanıtım ve pazarlamasına gerekli önemin verilmesi ihtiyacı vardır. hız ve coğrafî koşul parametreleri dikkate alınarak transit taşımacılığın önü açılmalıdır. kurallar koyulmalıdır. İhracatçılarımızın rekabet gücünü artırabilmesi için navlun artışlarının makul düzeyde kalması sağlanmalıdır. Uzakdoğu ihracatçılarına karşı ülkemiz üretici ve ihracatçısının rekabet gücünü azaltmaktadır. Türkiye özellikle Orta Asya devletleri ile yüksek miktarlarda ticaret yapmaktadır. gümrük kapılarında beklemelere neden olarak.

.

3143 sayılı Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun ek 1 inci maddesine göre. “ikiyüzelli kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hâsılatı ya da mâlî bilançosu yirmi beş milyon Yeni Türk Lirasını aşmayan. Böyle bir ortamda üretimde. teknolojik gelişmelere paralel olarak ürün devrelerinin ömrü azalmış. hatta sürdürülebilir bir ihracat hamlesinin arkasındaki mekanizma olarak varlığı kritik değer ifade eden KOBİ’leri güçlendirilmesi ve rekabette ayakta kalabilmelerinin sağlanması son derece önemli hale gelmiştir. yönetmelikte mikro işletme.1 KOBİ’LERİN EKONOMİDEKİ YERİ VE ÖNEMİ KOBİ. Bu süreçte rekabet de son derece yoğunlaşmış. bu sürecin sonunda da kaynak yapısının güçlendirilmesi. Son yıllarda büyümenin kaynağı büyük bir ağırlıkla verimlilik noktasına kaymıştır. Bu meyanda KOBİ’lerin her şeyden önce “farkındalıklarının” ve fırsatları içselleştirebilmeleri yönündeki “kabiliyetlerinin” artırılması. istihdam ve gelir oluşturmada. madde 158 159 . küçük işletme ve orta büyüklükteki işletme olarak sınıflandırılan ekonomik birimlerdir. rekabette öne geçebilmek için bazı sektörlerde ilk başlangıç yada sabit sermaye maliyetleri bir hayli artmış veya bilgi teknolojilerinde olduğu gibi çok daha az kaynak harcayarak büyük neticeler elde etmek mümkün olmuştur. 7.7• BİR GİRİŞİMCİLİK FİDANLIĞI OLARAK KOBİ’LERDE BİR DURUM TESPİTİ 2 1 2001 krizi sonrasında Türkiye’de hızlı bir yapısal dönüşüm ve bunun beraberinde getirdiği bir dışa açılma söz konusudur.”1 Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 28/7/2005 tarihli ve 5674 sayılı yazısı üzerine. dışa dönük üretim yapan rekabetçi sektörlerle ile ortak değer zincirinin içine katmak suretiyle ayakta kalmalarının sağlanması mümkün olacaktır. Bakanlar Kurulu’nca 19/10/2005 tarihli kararı 4.

899 firma yer almaktadır (Tablo-39).538 5.3 İmalat sanayindeki işletmelerin ölçeklerine göre dağılımına (Tablo-40) göre de. toplam işletmelerin %89.00 Çalışan Sayısı 2.21 9. Bilindiği üzere hizmet sektöründeki işletmeler KOBİ kapsamında değerlendirilmemektedir. mikro ölçekli olarak tanımlanan 1 ila 9 işçi çalıştıran işletmelerin.966 123.35 14.10 100.720. sanayileşme düzeyine.21 1. 2007-2009.112 90.27 0.37 5.12’sini oluşturarak en yüksek paya sahip oldukları görülmektedir.048. 2003 % 46. Ocak.036 % 32.12’sini oluşturarak en yüksek paya sahip oldukları görülmektedir. Burada.400 99.598 olup.07 1. Haberleşme Otel ve Lokantalar Diğer Sosyal.38 32. mikro ölçekli olarak tanımlanan 1 ila 9 işçi çalıştıran işletmelerin.91 8.dunyagazetesi.31 7.702 31. sürdürdükleri iş kollarına ve kullanılan üretim tekniklerine bağlı olarak ülkeler arasında değişiklikler göstermektedir.91 100.703 1. Toplumsal ve Kişisel Hizmet Faaliyetleri Gayrimenkul. . işletmelerin sektörel dağılımlarına bakıldığında en büyük payı % 46. KOBİ kavramı daha çok göreli bir büyüklüğü ifade eder.341 57.asp?upsale_id=332321&referrer=rss KOBİ.58 1. Tablo 39.83 0.19 ile ticaret sektörünün oluşturduğu görülmektedir.tr/news_display.598 Kaynak: TÜİK.715 246.720. İmalat sektöründe ise toplam işletmelerin %14.043. 2007.692 1.2644 2. Strateji Ve Eylem Planı.400 325.15 3. Gaz.79 0.845 213.Bu tanım genel olup. KOSGEB. İçlerinde KOBİ’lerin de yer aldığı imalat sanayindeki işletmelerin ölçeklerine göre dağılımı Tablo-40’ta verilmektedir. işletmelerin çalışmalarına.899 244. Depolama.325.95 1. Hatta büyüklük ölçüsü aynı ülkede bölgeler arasında ve iş kollarına göre de değişebilmektedir. pazarın büyüklüğüne.26 2. toplam imalat sanayi işletmelerin %89. Bu büyüklük.435 80. Su Dağıtımı Toplam İşletme Sayısı 794.919 90.2 Türkiye’deki işletme sayısı 1.33 0.com.11 0.28 5.591 6. İşletmelerin Sektörel Dağılımı Sektörler Ticaret İmalat Ulaştırma.490 163.63 1.48 5.00 2 3 Dünya Gazetesi.35’ini oluşturan 246.809 1.178 76.815 500.546 13. Kiralama ve İş Faaliyetleri İnşaat Sağlık İşleri ve Sosyal Hizmetler Mali Aracı Kuruluşların Faaliyetleri Eğitim Hizmetleri Madencilik ve Taşocakçılığı Elektrik.19 14.697 229. http://www.473 35.33 3.104 526.

buna karşın istihdamdaki paylarında bir gerileme kaydedilmiş.37 100. 2003 İşletme Sayısı 1.12 8. ithalat ve katma değerden aldıkları payda anlamlı derecede iyileşmeler kaydedilmiş. aldıkları kredilerde ödeme güçlüğü yaşanmış. Türkiye’nin ihracat atılımının devamının gelmesi arka plandaki KOBİ 4 KOBİ özel ihtisas komisyon raporu 2007-2013.00 7.. İmalat Sanayindeki İşletmelerin Ölçeklerine Göre Dağılımı Çalışan Sayısı Sadece işletme sahibi 1–9 10 – 49 50 – 99 100 – 150 151 – 250 250 + Toplam Kaynak: TÜİK.24 0.509 220. optimum ölçek ekonomilerine sahip olmama. devalüasyon nedeniyle ithal girdi fiyatlarındaki artışlar tedarik sorunlarını gündeme getirmiş.2 SON YILLARDAKİ GELİŞMELER Sermaye ve ciro yetersizliği. sonuçta büyük miktarda KOBİ işletmesi kapanmıştır. üretim ve istihdam hacimleri düşmüş.61 89.030 20. TMMOB Makine Mühendisleri Odası tarafından yapılan “İmalat Sektörü İle Makine İmalat Alt Sektöründe Kobi’lerin Yeri ve Önemi” konulu rapor.4 Yapılan diğer birçok çalışmaya ilaveten. varolan kaynaklardan yararlanabilmek için gerekli şartları karşılamakta çekilen zorluklar. Nitekim 2001 yılında KOBİ’lerin ihracattaki payı % 7 iken bu oran 2004 yılında % 9’a.453 946 719 917 246. Bilindiği üzere 2001 ekonomik krizi tüm işletmeler gibi KOBİ’leri de derinden sarsmış.Tablo 40.99 0. 160 161 . finansman maliyetlerinin yüksekliği ve teminat göstermede çekilen zorluklar KOBİ’ler bağlamında takip edilmesi gereken temel sorun alanlarıdır. finansman kaynakları daralmış. 2006 yılı itibariyle KOBİ’lerin toplam katma değerlerden aldıkları pay % 28 düzeyine kadar çıkmıştır. ekonominin yapısal dönüşümü ve küresel rekabetin de etkisiyle bir yeniden yapılanma sürecine girmiş.38 0.29 0. kurumsal yapılanmadaki eksiklikler. Dışa açılma bağlamında ise bilhassa 2002-2006 döneminde ihracata dayalı atılımın katman katman yayılması KOBİ’lere de önemli bir motivasyon getirmiştir.325 2.899 % 0. geldiğimiz aşamada ihracat. geldiğimiz aşamada KOBİ’lerin son bir fotoğrafını çekmede ilave katkılar sağlamaktadır. kayıt dışılık durumların ise pek bir iyileşme gözlemlenmemiştir. 2002 yılı sonlarından itibaren toparlanan KOBİ’ler. düşük verimlilik. 2006’da ise % 11’e kadar çıkmıştır.

Gerçekten de son beş yılda KOBİ’ler yatırımlarının % 40’ını öz kaynaklardan. Ar-Ge alt yapısı gelişmemiştir. Esasen bu görece artışa rağmen KOBİ’lerin hala ihracattan yeteri kadar pay aldıkları söylenemez. Bu durum çoğunluğu KOBİ statüsündeki işletmelerden oluşan İSO’nun yayınladığı İkinci Enbüyük 500 Sanayi Kuruluşu listesine de yansımaktadır. küresel rekabet. uzun vadeli büyümelerini sağlayacak kurumsal. KOBİ’lerin halen istihdama olan katkısı % 60 civarındadır. Japonya’da 38. Esasen 2002 yılından beri KOBİ’lerde de verimlilik bir ölçüde artmış olmakla beraber. 7. Bu derecedeki küçük ölçekler. KOBİ ithalatının toplamdaki payı 2001 yılında % 9 iken 2006 yılında % 16’ya kadar çıkmıştır. yani 9 kişiden daha az çalışanı olduğu yukarıda ifade edilmişti.bağının güçlendirilmesiyle mümkün olacaktır. artan rekabet karşısında ayakta kalabilmek için kayıt dışı yollara başvurmakta. verimliliğin payının ise daha düşük olması nedeniyle kârlılık oranlarında anlamlı bir artış kaydedilememektedir. Ancak bu artışta. 7. Son yıllarda ise yatırım artışlarına. şirketlerin kapasitesini düşüren önemli bir amildir. teknolojik düzey yeterince yükselmemiş. % 35’ini kısa vadeli ve geri kalan % 25’ini orta/uzun vadeli kredilerden sağladıkları görülmektedir. Mikro ölçekli KOBİ’ler bu kaynaklardan istifade edemediklerinden. İstihdamdaki payın %77’ler düzeyinden buraya gerilemiş olması aslında bu işletmelerde de yüksek katma değerli ürünlerin bir ölçüde arttığını ortaya koymaktadır. böylece dış finansman ve kamu teşviklerine de ulaşamamaktadırlar.3 KOBİ’LERDE VERİMLİLİK Türkiye’de şirketlerin verimlilik ekonomisinden ne kadar uzak olduğu ve bunun nedenleri bu çalışmada daha önce açıklanmıştı. Yine bu olumlu sürece rağmen ihracat için giderek artan oranda girdi (hammadde ve ara mal) ithalatı yapma gereği ortaya çıkmıştır. Bunda kur koşulları. Bilhassa kalifiye eleman ve mühendis istihdamı gittikçe gerilemekte. Son yıllarda KOBİ’lere yönelik artan destek ve özendirici araçlara karşın. KOBİ’ler adeta “kaliteden kaçarak” düşük katma değer alanlarında kayıt dışı kalarak ve fiyat rekabeti yaparak yaşamaya çalışmaktadır. yakalamak ve bunları zamanında etkinlikle içselleştirmek konusunda ciddi kapasite ve kabiliyet sıkıntıları vardır. İtalya’da ise % 29’dur. Nitekim mikro ölçekli KOBİ’lerin verimliliğini. Türkiye’nin artık hammadde ithal eder bir sanayileşme seviyesine gelmiş olması ve yapısal olarak şimdilik üretimde ithal girdi bağımlılığının devam ediyor olması önemli katkılar yapmaktadır. bunun kalitesine ve sektörüne bağlı olarak. bilhassa doğrudan yabancı sermaye yatırımı eksenli ve hatta ithalatın sürüklediği bir verimlilik artışı yaşanmaktadır. Her şeye rağmen son yıllarda çeşitli kanallardan KOBİ’lerin kaynak sorununun çözüm için anlamlı . KOBİ’lerin hala işgücünü etkin kullandığını ifade etmek zordur. Başka bir ifadeyle de KOBİ’lerin oluşan fırsatları takip etmek. işçiliğin payı daha fazla. Sürecin daha alt düzeylerdeki KOBİ’lere kadar inmesi için uzun bir zaman ve çok emek gerektiği anlaşılmaktadır.4 KREDİ VE TEŞVİKLER Türkiye’deki KOBİ’lerin % 90’ının mikro ölçekte. beşeri ve finansal kaynaklardan istifade edemedikleri görülmektedir. Örneğin bu oran Hindistan’da % 40.

Ayrıca bu projeden genelde büyük ölçekli firmaların yararlandığı da bilinmektedir.6 ve Yunanistan’da % 26 olmaktadır.488 4811 2405 1130 44. Ayrıca bankalar KOBİ’lere yönelerek hem riski dağıtıp hem de tahsilat oranını yükseltebilmektedirler. Fransa’da % 49.544 Kaynak: KOSGEB. 2001 krizi sonrasında KOBİ’lere yönelik KOSGEB kredileri Tablo-41’de gösterilmektedir. Yeterli olmasa da bu tarihi bir gelişmedir. KOSGEB Destekleri Proje Adedi 2003 2004 2005 2006 2007 Toplam 14. Türkiye’nin de katkıda bulunduğu bu kaynaklardan yerli şirketlerin pek faydalanamadığı görülmektedir.5 43. Ger.5 5. Mesela AB’nin 2007-2013 yıllarını kapsayan AB 7. Bu proje 1996-2006 yılları arasında 1.710 21. Bu mecralardan biri KOSGEB destekleridir. Japonya’da % 51. Nitekim. KOBİ’ler toplam kredilerden 2001 yılında % 3-4 aralığında değişen oranlarda pay alırken. Görüldüğü üzere son yıllarda gerek KOSGEB ve gerekse başka yollardan KOBİ’lere ulaşma oranı ve kullanılabilir kaynaklar bir hayli artmıştır.3 103.3 milyar dolarlık bir Ar-Ge hacmi oluşturmasına karşın ödenen toplam destek tutarı 421 milyon dolarla sınırlı kalmıştır. Tablo 41.2 milyar avroluk bir destek programı mevcuttur. Kore’de % 48. Çerçeve Programı dahilinde toplamda 53. Milyon YTL 25. Türkiye bu tabloda hala en alt sıralarda yer almaktadır. Bunun nedeni ise proje geliştirmeye ayrılan kaynak ve gerekli kalifiye elemanın KOBİ’lerde bulunmamasıdır.7.1 13. Bir diğer finansman kaynağı da TUBİTAK tarafından oluşturulan ve Ar-Ge’ yi geliştirmeye yönelik olan teknoloji ve yenilik geliştirme programıdır. 2006 yılı sonunda bu oran % 25’e kadar çıkmıştır. İtalya’da % 39. Türkiye’de son yıllarda kaydedilen olumlu gelişmelerde ticari bankaların büyük bir ivme ile KOBİ bankacılığına yönelmeleri önemli olmuştur. gelişmelere paralel olarak kredi vermeni faydaları da öne çıkmaya başlamıştır. Bilindiği üzere bankalar raporlamalarında artan oranlarda BASEL I ve BASEL II kriterlerini kullanmakta- 162 163 .ölçüde kaynak da oluşturulmuştur. Daha önceleri KOBİ’lere kredi vermenin riskleri dile getirilirken. Bilhassa 2004 yılında en yüksek düzeye çıkan kredi kullandırma performansının 2006 ve 2007 yıllarında son derece azaldığı görülmektedir. Mukayeseli olarak bakıldığında ise KOBİ’lerin toplam kredilerden aldıkları pay ABD’de % 43.ekten de son yıllarda yapılan gözlemlere göre KOBİ’ler büyük işletmelere kıyasla borcuna daha sadık davranmaktadır. G.7 148 Bunların yanı sıra Avrupa Birliği fonları da KOBİ’ler için önemli bir finansman kaynağıdır.

Zira bunların çoğu büyük oranda özkaynak veya kısa vadeli kredilerle. bankalara yeni açılım fırsatları sağlamaktadır. Esas olan.dırlar. ekonomiye katkı sağlayacak projelerin sermaye ve yönetim desteğiyle hayata geçirilmesi amacıyla kurulmuştur. ekonomik ortamın ayarlanması suretiyle KOBİ’lerin verimli. katma değer içindeki paylarını ve uluslararası rekabet güçlerini . 7. görgü. KOBİ’lerin kaynakların varlığından ziyade varolan kaynaklara ulaşmalarına bir örnek vermek gerekirse. bilgi. dışa dönük ve rekabetçi şirketlerle ortak değer zincirine sokularak sağlıklı olarak tanımlanmış bir tedarik zinciri içerisinde yaşamasına ortam ve imkân hazırlamaktır. güvenilir bilanço değerleri vermeyen KOBİ’lerin kurumsallaşması da mümkün olamamaktadır. Bu çerçevede küçük kredilerin risk ağırlığı daha düşük olacağı için bankalar bilançolarında daha az karşılık ayırmak zorunda kalmaktadırlar. (vi) KOBİ’lerin tedarikçilere ve müşterilerine borçlanmasının daha kolay olması gibi hususlar KOBİ’lerin kredi pastasından aldığı payın artmasını engellemektedir. 11 başvurunun değerlendirmesi devam etmekte idi. Aksi takdirde herkes için eşit imkân ve ortamın oluşturulması tek başına KOBİ’leri kurtaracak neticeleri beraberinde getirmeyecektir. Bu sorunun farkında olunduğu içindir ki. 82 şirket ise değerlendirmeden sonra gerekli standartları sağlayamadığı için reddedilmiş durumdadır. Burada ilginç olan husus. Son yıllarda yalnızca KOBİ kredisi tahsis eden bankaların varlığına rağmen KOBİ’lerin önemli yatırımlara giremedikleri gözlenmektedir. KOSGEB. kısıtlı ve oynak olan. Bu bağlamda (i) kayıt dışı çalışan KOBİ sayısının yüksekliği. Bu durumda finansman kaynakları sınırlı. AB’ne uyum çalışmalarının bir parçası olarak 2007–2009 dönemine yönelik olarak KOSGEB tarafından KOBİ Stratejisi ve Eylem Planı hazırlanmış olup. KOBİ AŞ’nin ortak bulup yararlandırmak için her ilden ortalama 60 kuruluşa ulaşmış olmasına rağmen sonuçta ortaya çıkan bu verimsizliktir. (ii) KOBİ’lerin bilançolarının tutarsız ve muhasebe kayıtlarının yetersizliği. (iv) çok sayıda ve dağınık olan KOBİ’lere yönelik kredilerde istihbarat maliyetinin yüksekliği. Ortak olmak ve böylece tahsis edilen desteklerden istifade etmek üzere 2006’da 298. TESK ve 16 sanayi ve ticaret odasının ortaklığıyla 1999’da kurulan KOBİ AŞ.5 KOBİ’LERİN DEĞER ZİNCİRİNE MONTE EDİLMESİ Esasen yukarıda incelen durum şaşırtıcı bulunmamalıdır. Esasen KOBİ’lerde başlayan kurumsallaşma çabaları da bankalara bu imkânı vermeye başlamıştır. 2007 yılında ise sadece ikisi ile ortaklık yapılabildiği bildirilmiştir. kaynak. Ayrıca Türkiye’deki işletmelerin yaklaşık yüzde 99’u KOBİ olmasına rağmen kredilerden aldığı payın hala oldukça düşük olması. Reddedilen 82 projede yatırım kriterlerine ve stratejilerine uygunsuzluk. Halk Bankası. yenileme yatırımı veya darboğaz giderme yatırımı yapmaktadır. (v) geleneksel yapılardaki KOBİ işyerlerinin bankalara güven vermemesi. Bunlardan 141’i bilgilendirmeden öteye geçme başarısını gösterememiştir. (iii) krediler için istenilen garanti ve teminatları sağlayamaması. Bütün bunlara rağmen durum 1-9 kişi arasında işçi çalıştıran ve KOBİ’lerin %90’ını teşkil eden bir çok mikro ölçekli işletme için tam da bu kadar olumlu değildir. istihdama katkılarını. Geri kalan 11’i 2008 yılı başı itibariyle beklemede iken. Yukarıda ifade edildiği gibi. sıfırdan yatırım ve niyet mektubu üzerindeki anlaşmazlıklar sebebiyle girişimciye olumsuz cevap verilmiştir. bu aşamada kaynakların varlığından ziyade ulaşılabilirliği gündeme gelmektedir. Gelen projelerden 2006 yılında biriyle. KOBİ’lerin verimliliklerini. Zira %90’ının mikro işletme büyüklüğüne sahip olduğu KOBİ’lerin eleman. Bu durum KOBİ’lerin “teknolojik” değişimini ve kurumsallaşma çabalarını önleyen bir mahiyet arz etmektedir. örneğin Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği. 2007 yılında ise 247 şirket başvuruda bulundu. kapasite sıkıntısı içinde olacağında kuşku yoktur.

Böylece geleneksel yapıdan çağdaş bir yapıya geçmeleri mümkün olabilir. KOBİ’ler çoğunlukla fason iş yapan işletmeler olunca. “ucuz işgücü” avantajını kullanarak ayakta kalmaya çalışmakta. KOBİ desteklerinden rasyonel bir biçimde yararlanarak katma değeri yüksek ürünler üretebilirler.6 KOBİ’LER İÇİN BAZI SONUÇ VE ÖNERİLER Bu şartlar altında KOBİ’lere yönelik olarak bir dizi tavsiye sunmak mümkündür. 7. Zira yedekte başka ülkelerin KOBİ’leri. Bu durumda KOBİ’ler içeride ve dışarıda büyük şirketlerle tedarikçilik ilişkisine girmekte. Ayrıca ülkedeki politik ve ekonomik kriz ve dalgalanmalar da ana şirketin siparişi iptal etme riskini gündeme getirmektedir. • KOBİ'ler mühendislik hizmetini bünyelerine daha fazla sindirip en az bir mühendis istihdam edebilirler ve kalifiye işgücü kullanıp verimliliklerini artırabilirler. Keza ürünlerinin ithalat ve ihracatı. • Yönetim ve organizasyon yapılarını değiştirmek üzere ortak danışmanlık havuzlarından yararlanabilirler. Gerçekten de bu strateji yerindedir. Böylece bankaları ve finansman kuruluşlarını zorlayabilirler. böylece rekabet zincirinin ern zayıf halkasını oluşturmaktadırlar. Ayrıca yönetim ve organizasyon zaafları da yaygındır. Zira küresel rekabet KOBİ’lerin ana şirketlerle olan ilişkilerini ve katma değer yapısını etkilemektedir. kalite-maliyet optimizasyonu da genel olarak uygulamamaktadır. bu ürünlerin pazar payını ve gelecekteki trendini bilmeden imalat yapmaktadırlar. 164 165 . Küresel rekabet güçleri bu nedenlerden dolayı düşüktür. ulusal çıkarlara yönelik bir sanayileşme politikası ile mümkün görünmektedir. • KOBİ'ler kümelenme modelinde olduğu gibi merkezi ve optimal bir tedarik sistemi ile üretim girdilerini ve ham maddelerini daha ucuza temin edebilirler ve bu avantajı kâr marjlarını artırmada kullanabilirler. Keza. Bir yerde el yordamıyla hareket etmekte ve karar alma süreçlerini sağlam zemine oturtmamaktadırlar. ana firmalar giderek kârları düşürmekte ve tedarikçi firmaları düşük kâr marjları ile çalışmaya zorlamaktadır. • Son tahlilde ise KOBİ'lerin gerçek anlamda üretici olmaları ve sanayi yatırımlarına yönelik rasyonel kaynakları kullanmaları. bağlı oldukları örgütler kanalıyla mümkün olabilecektir.artırmayı hedeflemektedir. • Ortak Ar-Ge ve yenilikçilik alt yapısı kurdukları taktirde tasarım ve özgün ürün yapmak ve daha fazla rekabet gücüne sahip olmak ayrıcalığı kazanabilirler. • Kredi olanaklarının artırılmasında makro düzeyde girişimde bulunmaları. rakiplerini. Bu durum KOBİ’lerin en önemli sorunlarından biri olarak derinleşmektedir. kullanılan beşeri sermayenin niteliği yetersizdir. KOBİ’ler genellikle ürettikleri malın iç pazardaki talebini. Bu “fason işletme” mantığının geleneksel tablosudur. Gerçekten de sipariş ana şirketin belirlediği “norm ve fiyat” direktiflerine göre yapılıp teslim edilmekte olup. bu durum da işletmelerin son derece kaygan ve sürdürülemez bir zeminde rekabet ettiğini göstermektedir. alternatif olarak beklemektedir. Teknik bilgileri ve teknolojik düzeyi düşük. dünya pazarındaki durumu da yeterli ölçüde açık değildir. Küçük firmaların pazarlık şansı düşüktür.

.

bağımsız düşünebilen. Yeni iş fırsatlarının keşfi ve içselleştirilmesi yolunda pazar . Girişimci. kaynaklara ulaşabilecek ilişkiler ağına sahip. süreklilik ve hız kazanmış olan değişimin beraberinde getirdiği yaygın riskler ve belirsizliklerdir. Daha önceleri bir ülkenin mukayeseli üstünlüklerini ve bunun beraberinde getirdiği rekabet gücünü (i) İş bölümü ve uzmanlaşma. Bu gelişmelerden sonra günümüzde rekabette ağırlık teknoloji paradigmalarına. (i) üretim paradigmasının küreselleşmesiyle uzmanlaşma ve iş bölümü. (ii) serbest ticaret ve rekabet sayesinde doğal kaynakların tahditleri ve (iii) nihayet dünyadaki fonların fazlalığı nedeniyle de ulusal tasarrufların eksikliğinin telafi edilebileceği bir dönem yaşanmaktadır. İşte belirsizlik ve risk ortamında. yaratıcı. ikna gücüne sahip olan. bu yüzden bazı iktisatçılar “yeter ki üret. Bu meyanda vurgu daha çok üretim eksenli olup. bu noktada karşımıza devletlerin ve toplumların bu imkânlardan yararlanabilme kapasiteleri çıkmıştır. (ii) Ülkelerin sahip olduğu yer altı ve yerüstü tabii kaynaklar ve (iii) Ulusal tasarrufların düzeyinin belirlediği varsayılmakta idi. önemlerinin azalmasına neden oldu. esnek. onlarca parametreyi ucu ucuna denk getirip küresel iş organizasyonları yapmak girişimciliğin kazandığı mahiyeti ortaya koymaktadır. Şöyle ki. çok yönlü düşünebilen. hayal gücü yüksek.SONUÇ VE DEĞERLENDİRMELER G 166 167 Günümüzde milletlerin rekabetçi üstünlüğünü ve zenginliğini verimlilik ekonomisinde bulundukları seviye tayin etmektedir. Bu şartlar altında girişimcilik yeni düşüncelere ve yeniliklere açık ve gelecekte olabilecek değişimleri öngörebilecek kapasitede kişilerin vizyonuyla şekillenmektedir. iyi gözlemci. Bu gelişme rekabet gücünün “klasik” sayılabilecek bileşenlerinde köklü değişikler meydana getirmiştir. güçlü sezgi sahibi. nasıl olsa alıcısı çıkacaktır” demekte idi. kararlı ve azimli. Günümüzdeki gelişmeler bu unsurları yok saymamızı gerektirmese de. belirsizlik altında karar alabilen. kendine güvenen bir kişilik olarak şekillenmektedir. Öte yandan günümüzün en belirgin vasfı. toplumsal organizasyonlara ve yönetişim kapasitesine kaymış.

Şirket içinde bilhassa toplam kalite yönetimi konusunda işletme içindeki müşterek girişimcilik ön plana çıkmaktadır. sağlam bir kurumsal vizyonun önemi vurgulanmakta ve böylece her çalışan giderek bir girişimciye dönüşmektedir. doğrudan yönetimsel kontroller yerine. ortak yatırımların yapılması. Şirket dışında ise gün geçtikçe daha çok firma kendisi ile tedarikçileri. Bir diğer ifade ile bazı sektörlerde müşterek.bilgisi ile teknik bilginin birleştirilmesini ifade eden girişimcilik kapitalizmin üç ana evresinde farklı aktörler tarafından gerçekleştirilmiştir. . Girişimsel ağlar olarak tanımlanan bu yapılarda yatırımcılar. Bu meyanda çalışanların çoğuna prim ve hisse seçenekleri (opsiyon) verilmekte. eski rakipler de yeni iş fırsatlarından istifade etmek için birbirine yakınlaşmaktadır. Batı Avrupa daha çok bireysel. kurumsal kapitalizm döneminde profesyonel yöneticiler tarafından. Bu gün çok sayıda büyük ve küçük şirket gittikçe müşterek (ortak) bir girişime dönüşmektedir. hem felsefi değerler seti olarak. Özellikle bu tercihlerin belirlenmesi süreci. günümüzdeki ağ (network) kapitalizminde ise girişimcilik ağları tarafından müşterek olarak gerçekleştirilmektedir. bunun dışındaki uygulanan iktisat politikalarının zamanlaması. ekonomiye olan yaklaşımın aşırı pragmatik oluşu temel sıkıntılar olarak belirginleşmektedir. dağıtıcıları. Üreticiler ulaştırma zamanını ve depolama maliyetlerini azaltmak için tedarikçilere. Örneğin sabit maliyetlerin çok yüksek. sınırları ve bileşimi gibi alanlardaki belirsizliklerden rahatsızlık duymuştur. Türkiye uygulaması girişimciliğin neden güdük kaldığı konusunda aşağıdaki gibi birtakım dersler sunmaktadır: Tarihsel olarak bakıldığında girişimciliğin gelişmesi ve sermaye birikimi konusunda bir din olarak İslamiyet’ten kaynaklanan sorun olmadığı gibi. Müşterek girişimcilik denildiğinde konsorsiyumların kurulması ve çeşitli düzeylerde ortaklıklara gidilmesi ilk akla gelendir. İşadamı devletin rant dağıtan ideolojik-pragmatist yapısına. Ortak girişimin üyeleri birbirleriyle direk iletişim kurarak. iş fırsatlarının keşif ve değerlendirilmesi için gerekli teknik ve pazar bilgisini çabucak birleştirirler. stratejik planlamadan uzak olması. Bu sektörlerde ortak laboratuar kurulması. 2008 yılındaki Dünya Ekonomik Forum’unun Davos’taki zirvesine de damgasını vurduğu üzere işbirlikçi yenilikçilik alanlarına olan ilgi tam da müşterek girişimciliğin yıldızının parladığını göstermektedir. perakendeciler ve müşteriler stratejik bir ittifakın içinde yer almaktadır. demokrasiye yaptığı dozu kaçan müdahalelerinden ziyade. üreticiler. ele edilecek ürünün pozitif dışsallığı ve/veya kamusal mal mahiyeti arttıkça bu tür sektörlerde müşterek girişimciliğin mutlaka ön plana çıkartılması gereği vardır. yani devletin mülke. bazı sektörlerde ise bireysel girişimcilik öne çıkabilir. Bundan maksat. rant kollayan karşı bir pozisyon alarak uyum sağlamış. ortak ürün geliştirilmesi son derece gerekli olmaktadır. Her şeyden önce her sektör bireysel ya da müşterek girişimciliğe elverişli olmadığı gibi bunu gerektirmeyebilirdir. müşterileri ve rakip firmaları ayıran dış bariyerleri de azaltmaktadır. Türkiye’de iktisadi politika tercihlerinin belirli bir felsefeden yoksun oluşu ve adeta bir deneme tahtasına çevrilmesi. Yeni pazar eğilimlerini belirlemek ve ürün kalitesini artırmak için müşterilerle üreticiler yakınlaşırken. girişimcilik faaliyetlerinin yasal ve toplumsal çerçevesinin bulanıklaşmasına neden olmuştur. Girişimcilik üzerinde devletin sürekli müdahaleciliğinin ve bu meyanda diğer ekonomik politikaların derin etkileri olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye’nin küresel bütünleşme çağında karşılaştığı en büyük tehditlerin başında hala sağlam bir girişimci sınıfı oturtamamış olması gelmektedir. iş fırsatlarının keşfedilmesi ve değerlendirilmesi için gerekli bilgilerin paylaşımındaki risk ve ödülleri paylaşmak arzusudur. Asya ise dayanışmacı girişimciliğe yatkındır. Bireysel kapitalizmde bireysel mal sahipleri ya da ortaklar tarafından. Kurumsal ittifaklar aynı zamanda şirketlere yeni pazarlara ve özellikle yeni doğan piyasalara girişteki riskleri paylaşma imkânı verir. tersine. dağıtıcılar. hem de fiili olarak uygulamada teşvik edilmiştir. dağıtıcılara ve perakendecilere giderek daha yakın çalışmaktadır. bu şirketlerin.

Bu durumun işadamları tarafından içselleştirilmesi ve sorun çözümünde hukuki yollardan uzak mekanizmaları tercih etmeleri iş ahlâkı açısından olumsuz bir profil çizmelerinin bir diğer nedeni olmuştur. erkek herkese açık olmalı ve ayrımcılık yok edilmiş olmalı. Rekabet ve iyi yönetişim ortamının sağlanması: “İyi yönetişim” olarak tanımlanan mülkiyet hakları rejimi kurulmuş. girişimci fidanlığı olarak bilinen pek çok KOBİ’nin finansman güçlükleri yaşamasına neden olmaktadır. Makroekonomik dengesizlik. “iş başarısının her şeyden önce politik ve bürokratik karar süreçlerini etkilemekten geçtiği düşüncesini” beslemiştir. basit. bunların arasında etkin bir akışkanlık ve iletişimin sağlanmış olması gerekmektedir. Bu meyanda girişimcinin kolaylıkla ulaşabileceği ve yeterince çeşitlendirilmiş. Risk ve ödül arasında denge kurulması gereği: Getiri ihtimali kadar muhtemel risklerin belli olmadığı bir ortamda girişimcilik ölür. belirsizliğin ve öngörülemezliğin yaygın oluşudur. Girişimciliğin nasıl bir ortamda gelişeceği veya geri kalacağı konusunda yapılan çalışmalardan önemli birtakım sonuçlar çıkmaktadır. ki bu tür ortamların tipik özelliği lobicilik ve rantiyeciliktir. Bu yüzden kalıcı bir şekilde varlığını sürdüren makro ekonomik dengesizlik ortamında derinlemesine bir girişimcilik ortamının oluşması. Dolayısı ile devletin tercih ettiği duruşun. yapılan girişimcilik ise “garantili” alanlara kayar. girişimciliğin olmazsa olmaz koşuludur. adil bir gelir dağılımı. tabana yayılmış ve düşük olması: Makroekonomik ortamı bozuk olan ülkelerde işletmeler çareyi kayıt dışına kaçmakta bulmaktadırlar. Piyasa esnekliklerinin temini: Piyasalar yeterince esnek ve rekabetçi. şeffaf. Fakat risk sermayesi piyasasının gelişmemiş olması ve bankaların riskli krediler vermekten giderek daha fazla kaçınması. yüksek istihdam ve düşük issizlik ortamının tesis edilmesidir. Piyasaya giriş ve çıkış serbestisinin sağlanması: Piyasalar kadın.Bu ortamdan kaynaklanan pürüzler. İşçilerin becerilerini artırmaya yönelik çabaların yoğunlaştırılması gerekmektedir. Türkiye’de iş ahlâkını çürüten bir mahiyet arz ettiği açıkça ortaya çıkmaktadır. Vergilendirmenin adil. Bunlar kısaca aşağıdaki gibidir: Makroekonomik istikrar ve dengenin temini: Makro ekonomik ortamdan kasıt. Düzenleyici ortamın kalitesinin artırılması: İdari düzenlemelerin iyileştirilmesi yönünde gösterilen çabalara rağmen. Bu yüzden finansmana erişim. Bu hususun eksik kaldığı ülkelerde “işsizlik ve mesleksizlik” bir arada yaşanmaktadır. Finansmana erişim kolaylığı: Girişimcililik zorunlu olarak gerekli finansman kaynaklarına sahip olmayı gerektirmemektedir. Böylece girişimciliğin önündeki en büyük engel olan emek-iş uyumsuzluğu da azaltılmış olacaktır. var olan insanlar da kaliteli bir hayatı idame ettirecek kadar gelir getiren bir iş bulamamaktadır. Bu meyanda vergiler bilhassa ön plana çıkmaktadır. Nitelikli işgücüne erişim: İşgücü piyasasındaki darboğazlar büyümeye engel olmaktadır. Türkiye dâhil olmak üzere bir çok ülkede işletmeler bürokratik engellerle mücadele etmektedirler. Buna göre şirketler nitelikli beşeri sermaye istihdamındaki açığı kapatamazken. adil ve tarafsız bir hukuki ortam temin edilmiş olmalıdır. kıt kaynakların tahsis edilmesinde ve gelir dağılımında sorunların olması. ucuz finansal kaynaklarının varlığı önem kazanmaktadır. icra ve iflas kanunları şeffaf ve kolaylaştırıcı olmalıdır. böylece üretim sorununun çözülmesi ve sermaye birikiminin sağlanması imkânsızdır. dengeli bir bütçe ve dış ödemeler dengesi. sürekliliği sağlanmış. üretimde. fiyat istikrarı. 168 169 .

sürdürülebilir büyüme yolunda önemli adımlar atılmıştır. bankacılık sektörü ve kamu sektörüdür. önemli bir girişimcilik unsuru olarak ekonomide makro ekonomik dengenin büyük ölçüde tesis edildiği görülmektedir. Buna rağmen bu sıkışıklığın geçici olarak görülmesi ve girişimciliği uzun vadede en olumsuz etkileyen enflasyonla mücadelenin sekteye uğratılmaması gerekmektedir. Türkiye’de çoktan kontrolden çıkan bütçe açıkları (2001 yılı sonunda GSYH’ya oranı %16.5) ve bunların birikiminden oluşan yüksek kamu borç yükü (2001 yılı sonu itibariyle GSYH’ya oranı % 97). Girişimciliğin bir gereği de uzun vadeli ve uygun maliyetli finansman kaynaklarına kolayca erişebilmektir. bu da yenilikçi. Enflasyon ön görülebilirliğin. Büyük ölçekli işletmeler yeni pazarlara. Eldeki çalışma bir teşebbüs alanı olarak şirketlerin iç yapısıyla ve bizatihi girişimcinin kendisiyle doğrudan ilgilenmemektedir. bu da iç piyasaları olumsuz etkilemektedir. Buna rağmen Türkiye 2007 yılında. bilgi ve iletişim ağlarından daha kolay yararlanabilmektedir. 2006 ve 2007 yıllarında olmak üzere son iki senedir enflasyon hedefi tutturulamamıştır. Arz yönlü reformların da tam devreye girmemiş olması nedeniyle enflasyonla mücadele halen talep cephesinde sürdürüldüğünden. Bunlar hanehalkı. 2004 yılından beri tek haneli rakamlarda kontrol altına alınmıştır. Bu cümleden olarak. teknolojiye ve yeniliklere erişim sağlamakta.3 puan gerilemiştir. Zira uzun vadede büyüme ile enflasyon ters yönde hareket etmektedir. Fiyat istikrarı: Gerek büyümenin sürdürülebilirliği ve gerekse iç pazarın derinliğinin yüksek alım gücüne dönüşmesi ise büyük oranda fiyat istikrarının sağlanmasına bağlıdır. Büyümenin finansmanı ve finansal istikrar: Finansal istikrarın dört ayağı bulunmaktadır. 2007 yılı sonu itibariyle ise 600 milyar doları aşması beklenmektedir. reel sektör. 2007 yılı sonu itibariyle. Türkiye’de 1.Firmalar arası işbirliğinin tesisi: Büyük ve küçük ölçekli işletmeler arasındaki ittifaklar. Zira Türkiye’de girişimciliğin geri kalmasının arkasındaki temel unsur dış çevre ile ilgilidir. yenilikçi ekonomide gerekli esnekliği ve daha büyük pazarları ele geçirmek için kritik ölçeği kazanmak bakımından giderek daha fazla önem kazanmaktadır. ekonomide göreceli bir yavaşlama yaşanmakta. Böyle ortamlarda uzun vade perspektifi kaybolmakta. 1990-2001 arasında ortalama olarak yüzde 74 bandında seyreden yüksek ve kronik tüketici enflasyonu. Merkez Bankası verilerine göre. Bu aşamada büyüme. değerlendirme ve dolayısı ile risk almanın önündeki en büyük engel olduğundan. Ancak yapısal sorunlardaki katılık ve dünyada yaşanan arz şoklarının etkisiyle. 2006 yılına göre enflasyonu düşürmeyi başaran ender ülkelerinden biri ve bunların da başında gelmektedir. sağlıklı ölçme. yetersiz fon arzıyla bir- . Büyüyen milli gelirin ve kişi başına düşen gelirin artmasını iç piyasada aktif olarak alım gücüne yansımasıyla girişimcilik iştahının artacağı ifade edilmelidir. 60 ülkede 2007 yılında ortalama olarak enflasyon 2 puana yakın artış gösterirken. ortama kısa vadecilik hakim olmakta. Revize edilen GSMH rakamlarına göre milli gelir 2006 yılı sonunda 524 milyar doları aşmış. sağlam girişimciliği ve kıt kaynakların etkin dağılımı da engellemektedir. enflasyonda bir direnç bölgesine girildiği görülmekte. fiyat istikrarı ve finansal istikrar üç önemli girişimcilik göstergesi olarak öne çıkmaktadır. Sürdürülebilir büyümeye doğru: Bu bağlamda altı senedir aralıksız ve yüksek sayılacak düzeyde bir büyüme sağlanmış. uzun vadeli risk almaya dayanan girişimcilik ortamını yok etmektedir. Fiyat istikrarının sağlanması konusunda son yıllarda büyük gelişmeler kaydedilmiş. Bu çalışmada yukarıda sıralanan ve daha çok şirketin dış çevresini ilgilendiren konular ele alınmıştır. Kişi başı başına düşen GSMH da 7500 doları aşmıştır. küçük ölçekli işletmeler ise finans. mevcut sıkıntıların neler olduğu ve bunların ne tür çözümlerinin olabileceği konularına odaklanılmıştır. bilhassa 2001 krizi sonrasında kaydedilen dış alem faktörlerindeki gelişmelerin nasıl bir girişimcilik ortamı oluşturduğu. uzun vadeli stratejiler geliştirmenin.

(ii) büro muhasebe ve bilgi isleme makineleri.8’i oranında gerçekleşen 38 milyar dolarlık cari açığın 19 milyar doları aşan bir kısmı doğrudan yabancı sermaye yatırımlarından karşılanırken. %70’lerin altına çekilebilmiş. ayrıca sıcak paranın oranının da büyük bir hızla gerilediği görülmektedir. bankaların aktiflerinin %70’e varan kısmı Hazine bonolarından ve devlet tahvillerinden oluşan menkul kıymetlere kaymış. yine içeriye giren uzun vadeli kredilerin miktarı da 38 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. kredilerin varlıklar içindeki payı % 20’lere gerilemiş. hem de özel kesim borç stokunun milli gelirden aldığı pay hızla düşerek büyük bir kırılganlık göstergesi olmaktan çıkmıştır. öte yandan sektörler bazında açık verilen alanlara yönelik uzun soluklu. ortopedik araçlar. 2007 yılı sonunda toplam borç stokunun milli gelire oranı %50’nin altına. seyrüsefer vb. ve kamu kesimi az da olsa tasarruf yapabilir hale gelmiştir. (vi) ölçme. 2007 sonu itibariyle ise hem kamu. Gerçekten de sözü edilen ortamda bankacılık sistemine yatan mevduatların ortalama vadesi ağırlıklı olarak 3 ayın altına düşmüş. Bütün bu gelişmelere paralel olarak kamu kesimi borçlanma gereği negatife dönmüş. üretim ve üretim kültürü zaman içinde gerilemiştir. piyasa uyumlu ve performansa dayalı bir dönüşüm stratejisi geliştirilmelidir. 170 171 Günümüzdeki açığın büyük bir kısmı enerji ve emtia ithalatından kaynaklanmaktadır. Bu konuda sözkonusu mamullerin fiyatlarının düşmesini beklemek ve çok uzun vadede alternatiflerin geliştirilmesini beklemekten başka çare yoktur. telgraf teçhizatı. 2007 yılı sonunda kamu borç yükü döndürme oranı (roll over) da 2001 yılında ulaştığı %97’lik seviyeden. Buna rağmen. İş hayatına hakim olan bu aşırı kısa vadecilik ise girişimciliğin en büyük engeli olarak belirginleşmiştir. diğer yandan ise turizm gelirlerinin artırılmasıyla mümkün olacaktır. Dış ticaret açığının kapatılması ise bir yandan genel manada yatırım ortamının kalitesinin artırılmasına bağlıyken. buna göre her yıl artan oranlarda bir kaynak girişimcinin kullanabilmesi için piyasalarda bırakılmıştır. giyim eşyası ve deri islemede kullanılan makineler. (vii) tıbbi ve cerrahi teçhizat. bunun %60’a varan kısmı ise kısa vadeli kredilerden oluşmuştur.leşince artan fonlama maliyetleri nedeniyle Türkiye’de girişimcilik piyasadan dışlanmış. (iv) diğer özel ve genel amaçlı makineler. Portföy yatırımı olarak bilinen sıcak paranın ise 2007 yılında bir milyar doların altına sarktığı görülmektedir. kamu borç yükünün milli gelire oranı ise % 40’ın altına sarkmıştır. test. Ancak diğer sektörlerdeki sorunlara daha planlı yaklaşarak sorunu ortadan kaldırmak mümkündür. ortaya çıkan ve GSYH’nın yaklaşık %8’i civarında gerçekleşen tasarrufyatırım açığının daha uygun vade ve maliyetli ülke dışı kaynaklardan finanse edilmesi gerekmiştir. 2002 ve sonrasında kaydedilen büyüme performansının motor gücü olan özel sektör tasarrufları hızla gerilediğinden. amaçlı alet ve cihazlar. ancak ortaya çıkan bu açığın artan oranlarda kalıcı olarak park eden doğrudan yabancı sermaye yatırımlarından karşılandığı. (iii) radyo ve televizyon vericileri ile telefon. kontrol. Tasarruf-Yatırım açığının finansman kalitesi: Revize edilen milli gelir rakamlarına göre GSMH’nın yüzde 5. Dış açığın kapatılması: Türkiye’nin cari açığının kapatılması temelde bir yandan dış ticaret açığının düşürülmesi. (viii) başka . Örneğin (i) tekstil. Buradan yola çıkarak son yıllardaki tasarruf-yatırım açığının arttığı. (v) takım tezgâhları.

Bu durum. Bu sektörler arasında demir çelikte yassı demir ve paslanmaz çelik üretimi ile makine ve elektrik-elektronik başta gelmektedir. dış ticaret açığının ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelmektedir. Yüksek büyüme ve alım gücü sürekli artan. Türk sanayi sektörünün (özelde imalat sanayi) büyüme potansiyeli gösterebilmesi için. aynı zamanda bilgi ve gördü (know how) eldesi. gerekse yukarıda sözü edilen yenilikçilik ve verimlilik ekonomisi yoluyla yüksek katma değer elde edip yüksek kar marjlarıyla sermaye birikimini tesis etmek için Türkiye’nin muhakkak surette bir doğrudan yabancı sermaye girişine ihtiyacı vardır. imalat sanayinin üretim kapasitesini belirlemekte etkili oldukları ifade edilebilir. alt yapı eksikliklerinin. girişimcilik kültür ve ortamının geliştirilip derinleştirilmesiyle mümkün olacaktır. ülke sanayini dışa bağımlı hale getirmektedir. ürün kalitesinin geliştirilmesi. Verimlilik. 11 yıllık dönemde toplam dış ticaret açığı yaklaşık 100 milyar USD civarındadır. ürün çeşitliliği ve inovasyon alanında dünya standartlarını yakalamak ancak uzun vadeli stratejik bir mimari gerektirmekte olup. teknoloji transferi. Ancak yerli girdilerin rekabetçi şartlarda temini gerçekleştikçe. ticari açığı artırıcı mahiyette gelişecektir. Bu durumun bir neticesi olarak da. Fark oluşturarak cazibe merkezi olma: Bundan sonra doğrudan yabancı sermayenin “yeşil alan yatırımlarına” kaydırılabilmesi için dünya sistem içinde Türkiye’nin belirgin bir “fark oluşturma” kapasitesi ön plana çıkmaktadır. Bu meyanda Yatırım Ortamını İyileştirme Kurulu (YÖİK) in etkinlikle devreye sokulmuş olması son derece isabetlidir. Ayrıca. Türkiye’de makro ekonomik rekabet şartları son yıllarda büyük bir iyileşme sürecine girmiştir. Bu gelişmeler ilk başta büyümeyi tetiklediği için olumlu olmakla birlikte. yüksek teknolojiye sahip makine-ekipman kullanarak verimliliğin artırılması gibi özellikle imalat sanayi malları için rekabet gücü kazandırabilecek konularda. Türk sanayi sektörü bu nitelikteki sektörlerde rekabet gücüne sahip değildir. küresel değer zincirine dahil olmaktır. üretim kapasitesinin artırılması. Bu sürecin başarılı olması için üretim ekonomisinin önünü tıkayan kamu kaynaklı vergisel ve bürokratik sorunların. Bu sektörlerin genel olarak sabit sermaye yatırımları ile ilgili olduğu düşünüldüğünde. genç çalışabilir ve . Zira Türkiye’nin sorunu sadece finansman kaynağı değil. Başlangıçta yabancı sermayeli işletmeleri birçok girdiyi küresel alandaki kendi değer zincirinden ithal etmek yoluna gideceğinden. Ancak otomotiv ve gemi inşa sanayi sektörlerinde son yıllarda yakalanan olumlu ivmenin hem derinleştirilmesi hem de diğer sektörlere yayılması gerekmektedir. sürdürülebilir büyüme platosunun yakalanması ancak alt katmanlardaki yapısal katılıkların giderilmesi.yerde sınıflandırılmamış elektrikli teçhizat sektörlerinin. Verimlilik ekonomisinin bir göstergesi olan yenilikçilik performansında Türkiye dünyada klasman altında kalmaktadır. Rekabetçi ekonomiye doğrudan yabancı sermaye katkısı: Gerek mevcut tasarruf-yatırım açığının finansmanı. yerli katma değer artacak bu açık da kapanma sürecine girecektir. Gerileyen sektörlerden yükselen sektörlere geçiş: Türkiye’nin girişimcilik sektörleri ağırlıklı olarak fiyat rekabeti yapılan ve kar marjlarının giderek azaldığı geleneksel düşük katma değerli sektörlerden oluşmaktadır. mesleki eğitim yetersizliklerinin giderilmesi gerekmektedir. bu sektörlerin genellikle ileri teknoloji içeren ve/veya teknolojik gelişmeleri yakından izleyen sektörler olduğu kabul edildiğinde. Ancak Türkiye bu konuda son derece geri kalmış durumdadır. Bu sürede yabancı sermayeden istifade etmenin yolları vardır ve bu hususlar teşvik edilmelidir. kamu-özel sektörü arasındaki etkin bir sinerjiye ihtiyaç vardır. Bilhassa son yıllarda DTÖ bünyesine katılan Çin gibi aktörlerden ve rekabeti kızıştıran gelişmelerden sonra Türkiye’nin bu sektörlerden gerekli olanları boşaltarak yüksek katma değerli dinamik sektörlere kayması gerekmektedir.

Fark oluşturma sürecinin bir parçası ve gereği olarak Türkiye’nin bir yandan AB sürecini ve dezenflasyon çabalarını sürdürmesi. Kurumlarını bu tür bir yapıya uygun düzenlemeye çalışan hükümetlerin gelecekte hem daha fazla doğrudan yabancı yatırım çekmeleri. Bu meyanda her sektörde en iyi olma şansı olmayan Türkiye’nin bazı alanlarda dünyanın en iyisi olmaya çalışarak cazibe merkezi olmayı hedeflemesi gerekmektedir. (iv) yolsuzluk oranları düşük olmalı. İkinci nesil reformlarının sonuçları: İkinci nesil reformların yapılması ile beraber eğitim. (v) bürokrasinin kapasitesi yüksek ve yapıcı bir zihniyete sahip olmalı. makroekonomik istikrar ve yatırım ortamının iyileşmesi anlamına gelmektedir. Kriz ve riskli ortamlarda girişimcinin dikkate alması gereken hususlar şunlardır: 1. sağlam bir fikri ve mülkiyet hakları rejimi olmalı. mobilya. (iii) büyüme kalıcı bir fiyat istikrarı içinde gerçekleşecek. ticarileştirilmiş icatlar üzerinden verimliliğe dayalı bir sanayi yapısının inşa edilmiş olması gerçekleşeceğinden (i) yüzde 7-8 arasında gerçekleşecek bir büyüme patikası elde edilecek. yani şeffaf. Yapılan çalışmalar göstermektedir ki. Piyasadaki fiyat istikrarsızlığının beraberinde getirdiği mali kaynak sıkıntılarına hazırlıklı olmak. döviz kurları. Türkiye gibi uzun süre yüksek enflasyonist bir ortamda yaşamaya alışan kişilerin . idaresi ve kaliteli bir şekilde yönlendirilmesi gibi bir gündeme de işaret etmek gerekmektedir. tekstil. dinamik rekabetçi üstünlüklere göre sektörel mimarinin belirlenmesi ve bir sanayi stratejisinin tanımlanması gereği de vurgulanmalıdır. kurumsal faktörler de doğrudan yabancı yatırımlar üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. (viii) rekabeti sağlamaya yönelik politikalar mevcut işlevsel olmalıdır. hızlı büyüme. (iii) uluslar arası tahkime açık. Son yıllardaki tecrübelere göre. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkacak ekonomik durgunluğa bağlı olarak nakit akışında meydana gelebilecek aksamalara dikkat etmek. hem de bunu ülkenin genel kalkınma stratejisi doğrultusunda gerçekleştirmeleri mümkün görünmektedir.tüketebilir bir nüfusa sahip olması Türkiye’nin en büyük “farkı” olmakla birlikte. Doğrudan yabancı sermayeden beklenen neticeyi devşirmek için gerekli hususlar kısaca şu şekilde sıralanabilir: (i) Ekonomik ve politik risk düşük olmalı. Krize girişimci davranışları: Bütün bu beklentilere rağmen 2007 yılı ve sonrasında içeride ve dünyada ekonomilerde yaşanmakta olan süreçler fırsat kollamaktan ziyade muhafazakar stratejileri gerektirmektedir. demokratik. (vi) yaptırım mekanizmaları etkin işlemeli. (v) bu sayede yüksek düzeyde gerçekleşecek olan yatırım hamlesinin olabildiğince iç kaynaklarla finanse edilebilmesi sağlanmış olacak. makine ve teçhizat. Ar-Ge. enerji gibi sektörlerin önemli olduğu anlaşılmaktadır. enflasyon. 2. faiz oranları ve ekonominin dışa açıklığı gibi makroekonomik göstergelerin yanı sıra. Keza. kişi başına düşen GSYİH. (ii) istikrarlı bir hükümet olmalı. (vi) büyümenin istihdama yansıması daha etkin ve görünür olacaktır. öte yandan da piyasa giden yolları açacak olan kurumsallaşmanın derinleştirilmesi ve ikinci nesil reformları tamamlaması gerekmektedir. Zira kurumsallaşma. otomobil. (iv) büyümenin oluşturduğu katma değeri içeride tutmak anlamında cari açığın GSMH’nin %3’ünü geçmeyecek şekilde kontrol atında tutulması sözkonusu olacak. 172 173 3. Ancak burada yabancı sermayenin çekilmesi kadar. emek gücü. bunlar gerekli ancak tek başına yeterli değildir. elektronik. (ii) buna rağmen kamu mali dengelerinin korunacak. (vii) yargının işleyişine güven duyulmalı.

düşük enflasyon ortamına geçişte karşılaşacağı davranış ve strateji problemlerini kavraması. . özel kuruluşlara ya da kişilere olan borçların karşılanması konusunda yaşanabilecek (ani kur hareketleri. 4. 7. Girişimi olumsuz etkileyecek hukuki düzenlemeler ve mevzuat değişikliklerinin yakından takibi. Devlete. Faaliyet gösterilen ülkeyi de etkilemesi muhtemel uluslararası ekonomik krizlerin sonuçlarının iyi bilinmesi gerekmektedir. gibi) zorlukların takibi. 5. 6. değişken faiz vs. Artan girdi maliyetlerine bağlı olarak işletme giderlerinin artacağını bilmesi ve gerekli tedbirleri alması.

Buğra. Dış Ticaretteki Rekabet Gücüne Göre Sanayi Sektörünün Değerlendirilmesi. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi ve İdari Bilimler Dergisi. Buğra. Devlet ve Müdahale. Ayşe. Dani (Ed. 2008. Aricanli. “Political Sources of Uncertainty in Business Life”.). London: Palgrave Macmillan. Collective Entrepreneurship in a Globalizing Economy. The Political Economy of Turkey: Debt. Güler. Falih Rıfkı. İzak. Türkiye Kalkınma Bankası AŞ. Atay. İstanbul: İstanbul Ticaret Odası Yayınları.). Ahmet. 1999. İbrahim Öztürk (ed. Öniş. East Asian Development: New Perspectives. Düzen ve Kalkınma Sürecinde Türkiye: Kalkınma Sürecinde Devletin Rolü. İstanbul: Boğaziçi University Press. Türkiye’de Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarını Etkileyen Faktörler: Bir Uygulama (2 cilt). 1990. 2005. Mustafa. 1997. Ankara: TEPAV.KAYNAKÇA Acar.). 23 Şubat 1998. İstanbul: TKSD. The Nation. “Yabancı Sermayenin Kalitesi ve Kurumların Etkisi”. Oktay. 73-90. 174 175 . Ankara: Orion Yayınları. “Küreselleşen Dünya Pazarı ve Türk İlaç Endüstrisi”. Chalmers. 2008. Küçükkiremitçi. Türkiye’nin Küreselleşmesi: Fırsatlar ve Tehditler (3 Cilt). Serdar. Competition and Regulation in the Turkish Telecommunications Industry. London: Frank Cass. “New Explanations of the Economic Success of East Asia: Lessons for Developing and Eastern European Countries”. Yılmaz (ed. 2006. 112.1989. Westport. Güler. Tosun and Rodrik. 2006. İstanbul: Doz. 2005. Aras. Aslanoğlu. CDS Research Report. Avrupa Birliği ve Dünya Piyasalarında Türk Tekstil Sektörünün Rekabet Yeteneği: Finansal Açıdan Bir Yaklaşım. Çankaya. İstanbul: İletişim Yayınları. İbrahim Öztürk (ed. “Inflation and Import-substituting Industrialization: An Interpretation of the Turkish Case”. İstanbul: İTO. İkinci Baskı. 2004. Başkaya. 1999.). 1999. 2008. Buğra. Alphan.) Türkiye’nin Küreselleşmesi: Fırsatlar ve Tehditler (Üç Cilt). İstanbul: İTKİB Yayınları. 1996. 2006. Aras. “The Turkish Company as a Social Institution”. İstanbul: İstanbul Ticaret Odası Yayınları. Devlet ve İşadamları. İstanbul: Yased. Piyasa. 1995. CT: Greenwood Publishing Group. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Müdürlüğü. 1997. 31-43. Hermes. 6. İstanbul: Pozitif Yayınları. “Türkiye’nin Yabancı Sermaye Çekmede Etkinlik Arayışları”. Niels. 1-33. Akyan. 4. Baskı. Panos. Dumludağ. Erhan. İnsel. 1. Devrim. 1990. Ayşe. Mourdoukoutas. Ziya. Atiyas. İbrahim Öztürk (ed. 3. “Emek Yoğun Sektörlerin Geleceği: Tekstil ve Konfeksiyon Sektörü”. Akyüz. Fikret. 35-51. Kahire. Conference on the Dynamics of States and Societies in the Middle East. Türkiye’nin Küreselleşmesi: Fırsatlar ve Tehditler (3 Cilt). 2006. “Asya’da Ne Oldu?”. Paradigmanın İflâsı: Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş. Ayşe. Adjustment and Sustainability. Johnsonh. İstanbul: Ayrıntı Yayınları. State and Market: The Political Economy of Turkey in Comparative Perspective. Candemir.

Murat. 40. “Domestic Politics Versus Global Dynamics: Towards a Political Economy of the 2000 and 2001 Financial Crises in Turkey”. İstanbul: Dışbank Kitapları. Birikim. London: Frank Cass. “Bir Ulusalcı Söylem Olarak 28 Şubat Süreci ve Sonuçları”. Ziya. İstanbul: Birey Yayınları. Policy Research Bulletin. 2003. Frank Cass. 28 Şubat: Post-modern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi. 4. Öniş. 177. Ziya Öniş and Barry Rubin (editörler). 2006. “Rethinking the Taiwanese Developmental State”. Türkiye’nin Üretim ve Dış Ticaret Yapısında Dönüşüm: Küresel Yönelimler ve Yansımalar. İstanbul: TÜSİAD Yayınları. 2. İstanbul: MÜSİAD Yayınları. Öztürk. 2007. The Global Competetiveness index. MÜSİAD-Ankara Şubesi Raporu. Tunç. İbrahim. Trimberger. Merkez Bankası TC. The Making of the East Asia Miracle. 2004. Hazine Müsteşarlığı TC. “Turgut Özal and his Economic Legacy: Turkish NeoLiberalism in Critical Perspective”. İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları. Bilginin Üretimi. Halit. Büyüme. Ellen Kay. Number 4. Ercan. Bölüm.Sektörel Sorunlar ve Çözüm Önerileri. Verimlilik Raporu: Türkiye’de Verimlilik. Turkey. 2005. Öztürk. August-October Volume 4. Zafer ve Türkan. 2004. 2001 Yükseler. Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Türkiye İhracatçılar Birliği (TİM) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Türkiye Seyahat Acentaları Birliği. 1993. Yongping. 2003. Doğu Asya Tecrübesi Işığında Türkiye-IMF İlişkileri. Revolution from Above: Military Bureaucrats and Development in Japan. Küreselleşme Sürecinde Türkiye Ekonomisi: Bölüşüm. Yararlanılan Bazı Kurumlar: İktisadî Girişim ve İş Ahlâkı Derneği (İGİAD) İstanbul Maden ve Metaller İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği (İMMİB) İzmir Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) TC. İlkay. İchiro. Sunar. 4. Trendler ve Riskler. Türkiye’nin Dış Ticareti ve Değişen Mukayeseli Üstünlükler. İstanbul: İletişim Yayınları. Taymaz. State and Society in the Politics of Turkey’s Development. Utkulu. . 2000. Egypt. 2004. and Peru. 2005. Erinç. World Economic Forum.). Ankara: Türkiye Ekonomi Kurumu. (TÜRSAB) World Bank. 2005. “Türkiye Ekonomisi 2001-2006 ve Sonrası: Arka Plan. Türkiye’nin Dönemsel Değişimine Genel Bir Bakış”. Ziya and Rubin. Yülek. The China Quarterly. İbrahim. 2007-2008. Von Krogh. New Jersey: Transaction Boks. Barry (editörler) içinde yeniden basımı. George. Millî Prodüktivite Merkezi. Turkish Studies. Middle Eastern Studies. Öztürk. Yeldan. “The Lost Gamble: The 2000 and 2001 Turkish Financial Crisis in Comparative Perspective”. Erol ve Suiçmez. Kazuo ve Nonaka. Büyüme ve Kriz. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) TC. AB Müzakere Sürecine doğru Türkiye Ekonomisi: Bölgesel. Ziya.Öniş. Turkey’s Economy in Crisis. İstanbul: MÜSİAD Yayınları. 5-8. 37-46. 31-52. London. 1978. İbrahim (ed. 2008. Turkey’s Economy in Crisis. Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi. (MPM) Türkiye Ekonomi ve Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Türk Kimya Sanayicileri Derneği (TKSD). Öniş. Utku. 91-114. Hakan. Wu. Ikujiro. 4. 1974.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful