You are on page 1of 95

Bu E-Kitap ücretsiz olup,BİR ŞEKİLDE KİTABA ULAŞAMAYANLARA YARDIMCI OLABİLMEK

AMACIYLA HAZIRLANMIŞ AMATÖR BİR ÇALIŞMADIR.

Bu E-Kitabın birilerine bir şekilde bir yerler için faydalı olması

dileğiyle....

1
Karakutu Yayınları: 33

2
Satırarası: 13

© 2003, Karakutu Yayın Sanayi ve Ticaret A.Ş Bu kitabın her türlü yayın hakları Fikir ve Sanat Eserleri
Yasası gereğince Karakutu Yayın Sanayi ve Ticaret A.Ş'ye aittir.

Yayın Yönetmeni: Asya Çağlar

Yayın Koordinatörü: Ümit Belge

Editör: Zeynep Araz

Kapak Tasarım: Osman Turhan

İç Tasarım: Beyhan Karlıklı

Baskı: Melisa Matbaası-İstanbul

ISBN: 975-8658-36-0

1.Baskı: Nisan 2003

http://www.karakutuyayinlari.com

e-mail:karakutu@karakutuyayinlari.com

KaraKutu

Cağaloğlu Yokuşu No: 6-8

Karvar Han Kat: 4 Cağaloğlu-İstanbul

Tel: (0212) 519 83 74-75-76

Fax: (0212) 519 83 77

[DİJİTAL RÖNTGENCİ ]

SAM AMCA'NIN SOĞUK NEFESİ

Nuh Gönültaş & Eşref Günaydın

3
[Nuh Gönültaş]

1966 Ankara doğumlu olan Nuh Gönültaş, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni bitirdikten sonra 1987 yılında
Zaman gazetesinde çalışmaya başladı. 1990-2003 yılları arasında ise aynı gazetede köşe yazarlığı yaptı.
Gönültaş, hâlen Tercü− man gazetesinde mesleki yaşantısını sürdürmektedir. Yazarın diğer eserleri:

- Uzaktaki Kızıl Yıldız/"141-142 Gizli Celse Tutanakları"

- Mason/Dul Kadının Çocuğu

- Gurbet Lahikası

[Eşref Günaydın]

1974 Fatsa doğumlu...

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu. İngilizce ve Almanca
biliyor. - Yahudi Kürtler/Babil'in Kayıp Çocukları

DİJİTAL RÖNTGENCİ

SAM AMCA'NIN SOĞUK NEFESİ

İç indekiler

Giriş……………………………………………………………….…9

1. BÖLÜM

Kaçacak hiçbir yer yok! Birileri sizi fena halde gözetliyor .... .....17

2. BÖLÜM

Venona Projesi Kriptoloji'nin efsane ismi............................................. 23

3. BÖLÜM

Echelon teknolojisi ve düşündürdükleri ............................................ 29

4. BÖLÜM

Toplam enformasyon bilinçlendirme projesi,

4
küresel paranoyanın temelleri atılıyor ................................................ 35

5. BÖLÜM

Küresel telekulağı kimler yönetiyor?

İlluminati hepinizi aydınlatacak.............................................................. 39

6. BÖLÜM

Enformasyon bilinçlendirme ofisinin çalışma alanları ve


faaliyetleri ............................................................................................... ..49

7. BÖLÜM

Proje üzerindeki son tartışmalar ve ABD'deki son durum …… . . 123

Giri ş

İ zleniyorsunuz!

Bu bir komplo teorisi de ğ ildir.

Hiç yolda yürürken, otobüse binerken, evinizde televizyon seyrederken ya da balkonunuzda çamaşır asarken,
otel odanızda uyurken ya da sahilde güneşlenirken, statta tuttuğunuz takımın maçını seyrederken, sevgilinizle
sinemada film izlerken ya da bir kitapçıda sevdiğiniz yazarın kitabını ararken, birisi, birileri ya da birşey
tarafından izlendiğinizi düşündüğünüz oldu mu?

Eğer böyle bir hisse kapıldıysanız ve bu fikrinizi bir psikologa ya da psikiyatra açtığınızda, en yakın
arkadaşınıza bu konudan bahsettiğinizde muhtemelen sizin "paranoyak" olduğunuzu ya da paranoyak
eğilimleriniz bulunduğunu söyleyecektir. Ancak şimdi en iflah olmaz paranoyakların bile hayal edemeyeceği
yeni bir röntgencilik sistemi kuruldu. Toplam Bilgi Bilinçlendirme Sistemi...

Bu bir komplo teorisi değil, gerçeğin ta kendisi. Kennedy suikastini engellemekte ve çözmekte aciz kalan
Pentagon, CIA, FBI gibi kurum ve kuruluşlar, Domuzlar Körfezi'nde hayal kırıklı ğı yaşayanlar, Vietnam'da
birçok fiyaskoya imza atanlar ve son olarak 11 Eylül saldırılarını önceden haber alamayarak tarihî bir terörist
saldırının engellenmesinde sınıfta kalanlar şimdi bütün dünyayı, bütün insanları gözetleyecek, yani, bir
şekilde röntgenleyecek, yerküre üzerinde insanlar arasında kullanılan her türlü iletişimi, her türlü bilgiyi
toplayacak dev bir bilgi mıknatısı yap−maya karar verdi.

5
Amerikan Savunma Bakanlığı ya da çok bilinen adıyla Pen− tagon bünyesinde faaliyet gösteren bir kurum
var. Adı DARPA (Defense Advanced Research Project Agency); Savunma İleri Araştırmalar Proje Kurumu.
DARPA, Savunma Bakanlığı için en− formasyon teknolojileri alanında üst düzeyde yeni projeler geliş− tiren
bir kurum. Bu kurum aynı zamanda 1970'li yıllarda İnter net'in kuruluşunda görev alan ARPA ve
ARPA-NET'in de halefi. Şimdi, DARPA bünyesinde küresel bilgi mıknatısı olarak görev yapacak bir ofis
kuruldu; Bilgi Bilinçlendirme Ofisi (Information Avrareness Office).

Pentagon'un dahi çocukları, yerküre üzerinde, karada, deniz− de ya da havada dolaşan her türlü işe yarayan ya
da yaramayan bilgiyi toplamak için böyle bir ofis kurdu. Şimdi burada bir daki− ka durup kısa bir zihin
jimnastiği yapalım.

Sizce dünya üzerinde kaç milyon internet kullanıcısı vardır? Ve bir saat içinde internete bağlı bilgisayarlar
arasında kaç milyon giga byte'lık veri/bilgi aktarımı yapılıyordur? Kaç milyon insan kredi kartıyla alışveriş
yapıyor, alışveriş çekini bozduruyor, yemek çekiyle yemek yiyor ya da seyahat çekiyle uzun süredir
planladı−ğı tatilin keyfini çıkarmaya çalışıyordur?

Kaç milyon ya da kaç milyar insan, bir saat içinde televizyon izliyor, radyo dinliyor ya da telsiz
kullanıyordur? Cep telefonun− dan, yerel şebekeden ya da uydu bağlantılı telsiz telefonlardan kaç milyon
telefon görüşmesi yapılıyor olabilir?

Şimdi şunu hayal edin; bütün bu farklı formlardaki bilgileri, iletişim imkânlarının sunduğu verileri tarayan, bu
devâsâ bilgi yumağı içindeki ilgili bilgileri tespit eden, bunları sınıflayan ve bunların içindeki ayrıksı unsurları
bir veri bankası içinde topla− yan, yani dünyayı dev bir ahtapotun kolları gibi sarıp sarmalayan bir bilgi
mıknatısı yapılabilir mi?

Birileri, böyle bir sistemin olabileceğine inanıyor; yani en profesyonel röntgencilerin bile akıllarına
getirmediği bir şeyi yap− mak; bütün dünyayı, bütün insanları dinlemek...

En k ö t ü k â bus senaryosuna haz ı rlan ı n!

Saat 07.00: Saatinizin alarm sesiyle uyandınız. Üzerinizde bir önceki günün yorgunluğu, içinde
bulunduğunuz yatağa, için− de bulunduğunuz eve ve hatta içinde bulunduğunuz ülkeye, ev−rene adapte
olmaya çalışıyorsunuz. Gün içinde yapacak o kadar çok şey var ki... Elbiselerinizi giyip evinizin karşısındaki
markete gidiyor ve kredi kartınızla kahvaltılık malzeme alıyorsunuz. Eve gelmeden önce ise bayiden gazete
ve sigara aldınız.

Saat 08.00: Kahvaltınızı yaptınız, üzerinizi giyindiniz ve ge− celeri kapalı tuttuğunuz cep telefonunuzu
açtınız. Evden çıktınız, metroyla şehir merkezine gittiniz. Birkaç gün sonra uçağınız New York'a hareket
edecek. Rezervasyonunuzu yaptırdınız; ancak he− nüz biletinizi almadınız.

Saat 09.00: Yapacağınız yolculuk öncesi kitapçıya uğrayıp birkaç dergi ve kitap almak istiyorsunuz. New
York'la ilgili bir broşür satın aldınız. Daha sonra gözünüze Adolf Hitler'in "Kav− gam" (Mein Kampf) adlı
kitabı ilişti. Uzun süredir, dünyayı büyük bir felakete sürükleyen bu çılgın ve zalim liderin hayat hikâyesi− ni
okumak istiyordunuz ve kitabı satın alıyorsunuz. Ödemelerini− zi yine kredi kartınızla yapıyorsunuz.

Saat 10.00: Cep telefonunuz çalıyor. Uzun süredir devam et− tiğiniz uçuş kursundan arıyorlar sizi. Evet,
kursu başarıyla geçti− ğiniz bildirildi. Uçuş brövenizi en kısa zamanda kurstan almanızı istiyorlar. Küçük
uçaklarla uçmak pahalı; ancak oldukça keyif ve− ren bir hobi sizin için.

6
Saat 11.00: Yolculuk öncesi bir internet kafeye giderek hem maillerinize bakmak, hem de New York'taki
hava durumunu öğ− renmek, banka hesaplarınızı kontrol etmek istiyorsunuz. Önce maillerinizi kontrol ettiniz.
Size istemediğiniz halde bir sürü fark− lı adresten yine birçok mail gelmiş. Spam maillere küfrediyorsu− nuz
ve bir arama motoru açarak rastgele arama yapıyorsunuz. Arama kutusuna uçuş sistemleri yazıyorsunuz.
Birçok farklı uçak modelini inceliyor ve birkaç web sitesinde uçuş güvenliği ile ilgi−li kimi bedava yayınlara
abone oluyorsunuz; e-mailinizi bu adres− lere bırakıyorsunuz.

Saat 12.00: İnternette dolaşırken, ilginç bir siteye daha rast− ladınız. Sitede pratik bilgiler veriliyor. Bu
bilgilerden biri ise plas− tik maddelerden kesici aletler yapmayla ilgili. Oldukça ilginç ge−liyor bu bilgi size
ve insanların neleri düşünebildiğine hayret edi− yorsunuz.

Saat 13.00: ABD'ye gitmeden önce New York'ta yaşayan ar− kadaşınızı aramak istiyorsunuz. Cep
telefonunuz yurtdışı arama− lara kapalı. Kredi kartıyla çalışan bir telefon kulübesi buluyor ve arkadaşınızla,
seyahatiniz, uçaklar ve oraya geldiğinizde yapa− caklarla ilgili bilgiler veriyorsunuz. Telefonu kapatırken
'Allah'aıs marladık' diyorsunuz.

Saat 14.00: Yemek yediniz ve ödemeyi yemek çekinizle yap− tınız.

Saat 15.00: American Airlines'ın bürosuna giderek uçak bile− tinizi aldınız. Bileti almadan önce size 'halal
food/helal yiyecek' yani içinde domuz eti bulunmayan Müslümanlara uygun mönü istediğinizi belirttiniz.
Talepleriniz itinayla kayda geçirildi.

Saat 16.00: Banka kapanmadan New York'tayken kullanmak üzere hesabınıza bir miktar para yatırdınız.

Üç gün sonra:

Yolculuk için her şey tamam. Vizenizi 11 Eylül saldırısından önce aldığınız için size 5 yıllık vize verilmişti.
Bunu düşünerek ke− yifleniyorsunuz. Zira 11 Eylül 2001'in ardından artık Amerikan Büyükelçiliğinden vize
alabilmek neredeyse imkânsız hale geldi.

Havalimanında pasaportunuz sıkı bir kontrolden geçiriliyor. Bagajınızda yanıcı madde olmaması, üzerinizde
ise tırnak çakısı dahil kesici alet bulunmaması isteniyor.

Saat 19-00: Nihayet American Airlines'ın rahat koltukların− dan birine kendinizi atabildiniz. Uçağınız
birazdan hareket ede− cek. Birden aklınıza sakallarınızı en son 4 gün önce kestiğiniz ge− liyor. Biraz tedirgin
oluyorsunuz. Çünkü New York JFK Havalimanı’n daki güvenlik görevlilerinin sakallılardan pek de
hoşlanma− dıklarını işittiniz.

Ertesi Gün:

Uçağınızın tekerlekleri piste dokundu ve derin bir nefes ala−rak rahatladınız. Uçak korkunuz var ve yol
boyunca bildiğiniz bü− tün duaları okudunuz. Kimi zaman bu duaları yüksek sesle de okumuş olabilirsiniz.
Arkadaşınız sizi havalimanından alacak. İçi− niz rahat. Yemeğiniz daha önce talep ettiğiniz gibi helal

7
yiyecek−lerden oluşuyor. Kabin görevlileri, uçuş güvenliği açısından metal çatal, bıçak veremeyecekleri için
özür diliyorlar ve siz plastik mal− zemelere bakarken belki de gülümseyerek İnternette okuduğunuz site
aklınıza geliyor. Ama aklınıza gelmeyen şey, bu siteye bırak− tığınız bilgilerin birileri tarafından
gözetleniyor.

...Ve mutlu son:

Yüzünüzde bir gülümsemeyle pasaportunuzu görevliye uzat− tığınızda az sonra başınıza geleceklerden
habersizsiniz. Çünkü daha uçağınız alana inmeden önce, aklınıza gelebilecek bütün güvenlik birimleri sizin
için alarma geçmiş durumda. New York'ta gördüğünüz en son yer, hapishane hücresi dışında uçaktan gördü−
ğünüz manzara oluyor. Kendinize şu soruyu soruyorsunuz: BENİ NEDEN TUTUKLADILAR?

K ü resel r ö ntgenci, s ü per bilgi m ı knat ı s ı

bilgisayar i ş ba şı nda

"Sizi neden tutukladılar?" İşte bu sorunun cevabı Toplam Bilgi Bilinçlendirme Sistemi'nin sırlarında yatıyor.
Elinizde tuttu− ğunuz kitapta ayrıntıları ile incelenecek olan bu sistemin amacı;

"ABD'nin yabancı teröristleri tanımak, sınıflandırmak ve tes− pit etmelerini sağlayacak, onların planlarını
deşifre edecek ve ABD'ye bu terörist faaliyetlere karşı önceden haber alacak ve ba− şarılı şekilde savunma
yapmasına imkân verecek devrim niteli− ğinde bir hareket yeteneği kazandırmak."

Kafanız karışmış durumda. Çünkü siz terörist olmadığınız gi− bi, şiddetin her çeşitinden nefret eden, hatta
barbarlık olduğunu düşündüğünüz için et yemeyen, vejetaryen bir insansınız. Ancak bilmediğiniz bir şey var;
Pentagon'un parlak çocukları ve onların süper casus bilgisayar sistemi sizi dinliyor ve gözetliyordu. Artık
klasik dinleme ve gözetleme metotları demode olduğu için Bilgi Bilinçlendirme Ofisi, kullandığı farklı ve
yeni metotlarla sizin kre−di kartınızla yaptığınız

alışverişleri, cep telefonundan yaptığınız konuşmaları, kitapçıdan satın aldığınız kitapların detaylarını, in
ternette ziyaret ettiğiniz sitelerin özelliklerini yani sizin eğilimini− zi tespit etti.

Önce devreye GENOA sistemi girdi. Bu sistem, her türlü ve− ri tabanını tarayarak bilgi topluyor ve bu
bilgileri belirli önem sı−rasına göre sınıflandırıyordu. Sizin uçuş merakınız GENOA'nın süper gözlerinden
kaçmadı. Sizin, uçuş kayıtlarınız, kredi kartı işlemleriniz, seyahat bilgileriniz, bütün bunların hepsi GENOA
tarafından bir veri tabanında toplandı ve incelemeye tâbi tutul− du. SÜPER CASUS BİLGİSAYAR sizin
terörist saldırılar yapabile− cek kimi niteliklere sahip olduğunuza karar verdi.

Daha sonra BİO-GÖZETİM sistemi, biyolojik özelliklerinizi siz farkında olmadan (havalimanı ve uçakta)
inceledi. Kızılötesi denetim sistemleri, sizin psikolojik yapınızın saldırgan olduğunu− za karar verdi.

HumanlD sistemi, dört günlük sakalınızı inceleyerek, veri ta− banından sizi önceki terörist saldırılara katılan
teröristlerin pro− filleri ile kıyasladı. Durumunuz hiç de iç açıcı değil.

BABYLON ve Communicator sistemleri, uçakta yaptığınız Arapça duayı ve arkadaşınızla yaptığınız telefon
görüşmesinde kul−landığınız "Allah" gibi kimi kelimeleri analiz etti ve bunların terö− ristlerin kullandığı
tehlikeli diller arasında olduğuna karar verdi.

FutureMAP sistemi, banka hesabınızı, satın aldığınız kitapla− rı, internette girdiğiniz sitelerin özelliklerini,
terörist tehdit bağ−lamında inceledi ve geleceğe dair öngörülerde bulunarak sizin asimetrik bir tehdit
oluşturabileceğinizi buldu.

8
Bütün bunların yanı sıra, WAE, TIDES, EARS, EELD yani, de− lil toplama ve çıkarma sistemleri, elde
edilen bütün bu bilgileri toplayarak şu sonuca vardı; siz ABD için bir tehlike oluşturuyor− sunuz ve
muhtemelen uçak kaçırma eyleminde bulunacaksınız.

Buraya kadar anlattıklarımız size fazlasıyla KOMPLO TEORİ− Sİ gibi mi geldi? Öyleyse lütfen kitabın geri
kalan kısmını dikkat−lice okuyun

I.BÖLÜM

Kaçacak hiçbir yer yok!

Birileri sizi fena halde gözetliyor

9/11 korkusu, ABD'li güvenlik ve savunma uzmanlarını, terö−ristlere karşı yeni güvenlik sistemlerinin
geliştirilmesi arayışlarına itti. CIA, NSA, FBI gibi Amerika'nın iç ve dış güvenliğinden sorum−lu örgütlerin
11 Eylül'de sınıfta kalması üzerine Pentagon bünye−sinde yeni bir birim kuruldu; Enformasyon
Bilinçlendirme Ofisi..

Adından da anlaşılacağı gibi bu birimin amacı, yeni bir bilgi uyanışı sağlamak ve teröristlerin saldırılarını
önceden tahmin et−mek için gözden kaçan kimi ipuçlarını bir araya getirmek. Buraya kadar her şey normal;
ancak normal olmayan hem kurumun sem−bolü olarak seçilen meşhur "illuminati" figürü, hem de kurumun
başına getirilen karanlık ve şaibeli bir isim; John M. Poindexter.

Amerikan Dolarları'nın üzerinde bulunan ve "piramitin tepe− sindeki göz" olarak bilinen bu sembolün bir
diğer ismi ise "all-seeing eye"; yani herşeyi, herkesi gören göz... Masonların kullandı−ğı ve masonlukta en üst
düzeye ulaşanların "tam olarak aydınlan−dıklarını" sembolize eden ve karanlık güç odaklarının tercih etti−ği
bir sembolün resmi, bir kurum için seçilmesi hayli ilginç... Bir nevi tanrıcılık oynama iddiası... Tanrısal bir
gözleyişle, herkesi, herşeyi görmek...

Poindexter, Ronald Reagan döneminin ulusal güvenlik da nışmanıydı ve İran-Kontra skandalı olarak bilinen
hem İran, hem de Nikaragua'daki kimi gayriresmi operasyonlar konusunda kongreye yalan söylemekten, çok
önemli belgeleri saklamaktan altı ay hapis cezası almış bir isim... Poindexter'ın cezası daha sonra affedildi;
ancak o, kongrenin kendisine karşı bu tavrını hiç unutmadı. Zaten kimileri, Poindexter'ın Kongre'ye gözdağı
ver−mek amacıyla illuminati figürünü seçtiğini söylüyor. Mesaj açık; "Bush bana tam yetki verdi; sizin ve
tüm Amerikalıların giz−li/açık, genel/özel her türlü bilgisi benim eliminin altında ola− cak... Ayağınızı denk
alın..."

Bu yeni projenin ardından bugün pek çok sivil toplum kuru−luşu ve medyadan pek çok insan, korku ve endişe
içinde. Çünkü hiç kimse özgürlüklerinin kısıtlanmasını istemiyor. Ancak kurulan bu yeni sistem, belki de
ileride özgürlükleri kısıtlayıcı kimi başka sistemlerin oluşumuna öncülük edecek. Bugün, insanların sadece
günlük hayatlarında yaptıkları işlemler kontrol altında tutulur−ken, yarın belki insanların beyinlerini okuyan,
onların ruhsal du−rumlarıyla ilgili profil çıkaran ve bu yolla suçluların bulunması için çalışan bilgisayar
sistemleri olacak.

9
Havalimanlarına, otobüs duraklarına, kalabalık cadde ve sokaklara, metrolara, mağaza giriş-çıkışlarına ve
aklınıza gele−bilecek daha birçok yere, evlere, işyerlerine konulacak "gözetle−me" sistemleri yani bir başka
deyişle "modern röntgencilik ci− hazları" toplumun sinir uçlarını rahatsız edecek, insanların hu−zurlu şekilde
yaşamalarına imkân tanımayacak ve bir buhran toplumu oluşturacak.

Toplumu bunaltmak, özel hayatın mahremiyetine zarar ver− mek ve bütün bunları ulusal güvenlik adına
yapıyor olmak, yöne− time duyulan güveni zedeleyecek ve belki de "yeraltı" oluşumla−rının önünü açacak,
masum insanları alternatif yönetim arayışla− rına, farklı çözüm beklentilerine itecek.

11 Eylül saldırılarının ardından zincirleme bir reaksiyonla Amerikan toplumunu esir alan "herkesten ve her
şeyden şüphe duyma paranoyası" sağlıksız bir geleceğin ifadesi. Zaten Enfor−masyon Bilinçlendirme ofisinin
kurulmasıyla birlikte özellikle medyada hem ofis, hem de Ofis'in başına getirilen Eski Ulusal Güvenlik
Danışmanı John M. Poindexter hakkında oldukça sert eleş−tiriler yer aldı.

Poindexter ve Enformasyon Bilinçlendirme Ofisi'nin logosu İlluminati figürü ile ilgili ayrıntılı inceleme,
kitabın ilerleyen say− falarında ele alınacak. Amerikan toplumundan gelen yoğun bas− kılar, Pentagon'u geri
adım atmaya yöneltti. Bu geri adım, proje−nin daha sağlıklı bir zemine oturtulmasını değil sadece Poindex ter
ve ekibinin kurumun resmi web sitesinde yer alan biyografile− rinin çıkarılması sonucunu doğurdu. Bu garip
uygulamaya bir yenisini daha ekleyen Pentagon, büyük eleştiri alan İlluminati lo− gosunu da 19 Aralık
2002'de siteden kaldırdı.

Web sitesinde ilk yer alan başlık yukarıdaki gibiydi. Enfor− masyon Bilinçlendirme Ofisi yazısının sağ alt
köşesinde "Scientie Est Potentia" yazısı yer alıyordu. Yani Türkçesiyle "bilgi güç'tür" Ancak kamuoyundan
gelen yoğun baskılar, web sitesindeki tasa−rımın da değişmesine yol açtı. Pentagon'a bağlı DARPA'nın web
sitesinde yer alan yeni logo şu şekilde:

Ofisin şaşalı "illuminati" logosunu terketmesi, sistemin içeri−ğinin de demokratik toplum yapısına uygun
hale getirildiği anla−mına gelmiyor! Zaten projeyi inceleyen herkes, ABD yakın tarihi−nin "karanlık figürü"
Poindexter'ın, ünlü yazar George Orwell "1984" adlı romanından etkilendiğini düşünüyor. 1984 romanını
okuyanlar hatırlayacaktır; ancak okumayanlar için yine de hatırlatmakta fayda var. Geleceğe dair öngörüleri
ve siyasî yaşama yö−nelttiği acımasız eleştirileri ile tanınan George Orwell, gerek "1984" adlı romanda,
gerekse "Hayvan Çiftliğinde" sisteme acı−masız eleştiriler yöneltmişti.

1949 yılında yayımlanan roman, bütün insanların devletin kontrolünde olduğu karanlık bir atmosferi bir
"Distopya"yı anla− tıyordu. Distopya kelimesi "ütopya" kelimesinin zıddı olarak kul− lanılmaktadır. Ünlü
İngiliz Rahip-Yargıç Thomas Moore, "Ütopya" adlı eserinde, haksızlığın olmadığı, bütün insanların adil ve

10
mü−reffeh bir ülkede mutlu şekilde yaşadığı bir sistemi anlatmaktay−dı. George Orwell ise Ütopya'nın tam
tersinden ütopik bir dünya− yı değil, distopik bir dünyayı anlatmaktadır romanında....

Romanda, insanlar totaliter ve zalim bir yönetim altında ya− şamaktadır. "Okyanusya" adı verilen bu ülkenin
zalim bir de lide− ri vardır. Onun adı; "Big Brother" yani büyük biraderdir...

Sistemi ayakta tutmak, insanları,itaate zorlamak için Okya− nusya'nın her yerinde bir yazı göze çarpmaktadır.
"Big Brother is watching you"; "Büyük Birader sizi gözetliyor." Müthiş hayal gü− cüyle totaliter rejimleri
ince ve kesin alaycı üslubuyla eleştiren George Orwell yine aynı romanda meşhur işkence hücresi "Oda
101"den de bahsetmektedir. Bu odada, Okyanusya vatandaşları, en kötü kâbuslarını yaşayarak
cezalandırılırlardı. Bugün, Poin dexter ve ekibi tarafından kurulan "küresel röntgencilik sistemi" de bir çeşit
"Büyük Biraderlik" vazifesi yapmaya çalışmaktadır. Bi− lindiği gibi bu isim, Avrupa'da ve Türkiye'de salgın
haline gelen ve ülkemizde "Biri Bizi Gözetliyor" adıyla yayınlanan birçok ya− rışma programına da ilham
olmuştu.

Oda 101

Enformasyon Bilinçlendirme Ofisi'nin, George Orwell’in hayal gücünü aşan projelerine ileride
ayrıntılarıyla değineceğiz. Dünya− yı gözetleme konusunda "1984" romanını aratmayan Poindexter ve ekibi,
acaba suçluları yakaladıktan sonra da "Oda 101" benze− ri bir işkence hücresi yapmayı da düşünmüşler
midir? Yoksa Afga− nistan'da yakalandıktan sonra kümes benzeri tel kafeslerde, bir hayvana bile lâyık
görülmeyecek şartlarda hapsedilen Taliban as− kerlerinin yaşadıkları, aslında Oda 101'in ta kendisi midir?

Pentagon, ofisin geliştirdiği yeni sistemle ilgili işi sıkı tutuyor, proje üstüne proje hazırlıyor. 2003 yılında bu
proje için 173 mil− yon doların gözden çıkarılması da işin ciddiyetini gösteriyor. Pro−jenin amacı, klasik bilgi
edinme yöntemlerinden farklı olarak göz− den kaçan bütün bilgileri bir çatı altında toplamak, bunları ana−liz
etmek ve teröristlere ait ipuçlarını bulabilmek.

Daha önce ECHELON gibi kimi şaibeli istihbarat sistemleri− nin kullandığı, e-mailleri, telefonları ve
radyo-telsiz frekanslarını izleme/dinleme işi yeterli görülmemiş olacak ki, Poindexter ve ekibi şimdi, sadece
Amerikalıların değil, dünya üzerinde yaşayan 6 milyar insanın kredi kartları işlemleri, seyahat, otelde
konakla− ma, yeme/içme kayıtları dahil her türlü genel/özel bilgiyi topla− mayı hedefliyor. Bununla da
yetinmeyen Enformasyon Bilinçlen− dirme Ofisi, biyo-metrik algılama cihazlarıyla kişilerin çok uzak
mesafelerden tanınmasını için yeni bir sistem üzerinde çalışıyor. Bu sistem, çok uzak mesafelerden (1000
metreye kadar olan me− safeler) kişilerin göz retinası, yüz ve hatta yürüyüşünden tanın− masını amaçlıyor.
Genoa, Genisys, EARS ve bunun gibi birçok farklı isme sahip onlarca farklı bilgi toplama programı da bu sis−
tem içinde. Yani tam bir küresel tele-kulak operasyonu...

11 Eylül'ün ardından Amerika'da büyük bir terör paranoyası yaşandığı ve demokratik ortamın kısmen de olsa
zedelendiği bili−niyor. Tam da bu noktada, Enformasyon Bilinçlendirme Sistemi, zedelenen serbest
düşünme/yaşama ortamına belki de son darbe− yi indiriyor. Zaten şimdiden birçok güvenlik şirketi, etik
sebepler−den bu proje içinde yer almayı reddetmiş. Çünkü bu sistemle, bel−ki de bireyin özel hayatı diye bir
şey kalmayacak. Herkesin kork− tuğu da bu... Böyle çok büyük, devâsâ bir bilgi yumağının kötü amaçlarla
kullanılmasını kim engelleyecek? Ayrıca bilgi edinme− nin de kimi yasal gereklilikleri var. Bir evi aramak
için arama iz− ni çıkartmanız gerekir. Bu sistemin yasaları çok zorlayacağı da bir gerçek. Poindexter ise bu
konuda kendini savunuyor; "Bizim gö−revimiz projeyi yapmak" diyen Poindexter, bu sistemi kabul edip
etmemenin Kongre'nin kararına bağlı olacağım söylüyor.

11
2. B Ö L Ü M

Venona Projesi

Kriptoloji'nin efsane ismi

İstihbarat, bilgi alma faaliyeti, casusluk, espiyonaj; bütün bu kavramların temelinde bir ülkenin iç ve dış
menfaatlerinin korun−ması için başka ülkelerden gayri-resmi yollardan bilgi elde edil−mesi yatmaktadır.
Ancak belki de casusluk faaliyetlerinin en çok konuşulduğu dönem soğuk savaş dönemiydi. Soğuk Savaş
döne−minin en önemli aktörü şüphesiz, ABD ve SSCB'ydi. İki dev ülke

arasında her alanda yaşanan rekabetin bir ayağını da istihbarat faaliyetleri oluşturmaktaydı. İki ülke arasında,
'uzay teknolojisin−den, ideolojiye, olimpiyatlarda kim daha fazla madalya kazana−cak yarışından; hangi
ülkenin etki ve nüfuz alanı daha geniş olacak'a kadar her konuda çok şiddetli bir soğuk savaş yaşanmaktay−dı.
Soğuk Savaş'ta galip gelmenin en kestirme yolu ise karşı taraf−tan bilgi sızdırmaktı. Sanayi ve teknoloji
casusluğunun belki de en çok yaşandığı dönem, işte bu dönemdi. II. Dünya Savaşı'nın bi−timiyle başlayan
Soğuk Savaş casusluk savaşları, 1990 yıllarda SSCB'nin yıkılmasıyla kısmen de olsa sona erdi.

Soğuk Savaş döneminde istihbarat faaliyetleri, ülkeler ara− sında yapılmaktaydı ve hiç kimsenin aklına
henüz Poindexter'ın dehasının şekillendirdiği "küresel röntgencilik" gelmemişti. Ca− susluk faaliyetleri
istihbarat birimleri arasında yaşanıyordu. Bu bilgi alma faaliyetlerden en önemlilerinden biri de VENONA
PROJESİ'ydi. Günümüzdeki bilgi toplama faaliyetlerinin boyutla−rını anlayabilmek için artık yakın tarih
kitaplarının tozlu sayfala−rında yerini alan VENONA projesine yakından bakmakta fayda var. 1995 yılında,
istihbarat toplumu, kriptolojinin en önemli ba−şarılarından biri kabul edilen bir proje ile ilgili suskunluğunu
boz−du ve VENONA Projesi gün yüzüne çıktı. VENONA, ABD'nin istih−barat çalışmalarında Sovyetlerin
KGB ve GRU mesajlarını deşifre etmek için kullandıkları projenin kod adıydı. 1940'larda Soğuk Savaş'ın ilk
yıllarında başlayan bu proje, ABD yönetimine Ruslar hakkında derinlemesine bilgi edinme fırsatı vermişti.

l Şubat 1943'te, ABD Ordusu, Sinyal İstihbarat Servisi; ki bu kurum Ulusal Güvenlik Ajansı'nın habercisi
olarak kabul edilmek−tedir; çok küçük ve gizli bir programa başladı. Bu programın kod adı VENONA'ydı.
VENONA'nın hedefi, Sovyetlere ait şifrelenmiş iletişimi deşifre ederek bilgi casusluğu yapmaktı. Projenin ilk
yıl−larında, şifreciler, Moskova'dan Sovyetler'in dünya üzerine dağıl−mış yüzlerce diplomatik misyonuna
gönderdiği şifrelenmiş telgraf mesajlarını çözmeye çalışmışlardı. Uzun süren çalışmaların ardın−dan Moskova
ile diplomatik misyon arasındaki iletişimde, 5 fark−lı şifre yönteminin kullanıldığını ortaya çıkarttı. Bu beş
şifreleme sisteminden bir tanesi daha ziyade sanayi casusluğu ve ticarî ko−nularla ilgiliydi. Daha sonraki
analizler, bu sistemin;

1. Ticarî temsilciler; Sovyet Hükümeti Satın Alma Komisyonu,

2. Diplomatlar,

3. KGB,

12
4. GRU; Sovyet Ordu İstihbarat Örgütü,

5. GRU-Sovyet Deniz Kuvvetleri,

istihbaratı tarafından kullanıldığını ortaya çıkardı.

O yıllar, henüz elektronik iletişimin ortaya çıkmadığı dönem−lerdi. İletişimin en büyük araçlarından biri;
telgraf vasıtasıyla ya−pılan yazılı mesajlardı. VENONA analistlerinden birinin 31 Tem−muz 1946'da ortaya
çıkardığı bir mesaj, Rusların Latin Amerika'daki casusluk faaliyetleri ile ilgili önemli ipuçları veriyordu.
Mesaj, KGB tarafından New York'tan Moskova'ya 10 Ağustos 1944 tarihinde gönderilmişti ve KGB'nin gizli
bir operasyonun dan bahsediyordu.

13
Resimde modern bir şifre kırma, kripto cihazı görülmektedir

Aynı yıl 13 Aralık'ta çözülen bir mesajda, KGB, 1944 yılındaki ABD Başkanlık Kampanyasıyla ilgili
görüşlerini merkeze aktarıyordu. Yine aynı yıl, 20 Aralık 1946'da ele geçen bir şifreli mesaj ise Atom
Bombası üzerinde, yani Manhattan Pro−jesi üzerinde çalışan bilim adamlarının listesini Moskova'daki
merkeze geçmişti.

VENONA mesajları birçok gizli isimle doluydu. Birçok Sovyet istihbarat çalışanı, bunların kaynakları,
köstebeklerin ismi, kimi kurum ve kuruluşların adı, farklı ve özel isimlerle şifreli mesajlar−da yer alıyordu.
Bunlardan birkaçı şunlardır:

KAPITAN: Başkan Roosevelt

BABYLON: San Fransisko şehri

THE BANK: ABD Dışişleri Bakanlığı

ARSENAL: ABD Savaş Departmanı (Arsenal; cephanelik de− mektir.)

ENORMOZ: Manhattan Atom Bombası Projesi

14
ANTON: Leonid Kvasnikov; KGB'nin New York ofisinde atom bombası casusluğu üzerine çalışan şefi...

Daha bunun gibi binlerce gizli isim kullanılıyordu KGB'nin şifreli mesajlarında. Soğuk Savaş'ın en önemli
şifre çözücü prog−ramlarından biri olan VENONA kapsamında 2200 gizli mesaj, de−şifre edilmişti.
VENONA'nın KGB mesajlarını doğru olarak çözme oranı kimi yıllarda yüzde 50'lere ulaşmıştı.

Tabii, Rusların VENONA'nın varlığından haberdar olması hiç de geç olmadı. 1945'lerin sonunda KGB ajanı
Elizabeth Bentley, FBI'ya KGB'nin 1944 yılında ABD'nin bu çalışmaları hakkında sınırlı bilgi edindiğini
anlattı. Bu arada Elizabeth Bentley'in kod adının da GOOD GIRL yani "iyi kız" olduğunu hatırlatmakta fayda
var.

VENONA mesajlarının büyük bir kısmı, Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından 1995 yılında Amerikan
istihbarat birimleri tarafından kamuoyuna duyuruldu ve bu çok ilginç ve gizli karşı casusluk faaliyeti de
yetkililer tarafından resmen kabul edildi. VE−NONA'nın şifreli telgraf mesajlarıyla başlattığı şifre çözme
faali−yetlerinin kapsamı ve şekli, 1960'lardan sonra oldukça değişecek−ti. Özellikle uzay teknolojisinin
kullanılmaya başlanması, transis−torun keşfi, elektromanyetik dalgaların kıtalararası iletişimde önemli bir
konuma gelmesi ve nihayet elektronik iletişimin orta−ya çıkışı, yani İnternet!in doğuşu, istihbarat
faaliyetlerinin kapsa−mını da doğal olarak genişletiyordu.

Bu kitapta ana hatlarıyla değindiğimiz ECHELON sistemi, iş− te bu değişen ve gelişen şartların ortaya
çıkışıyla kullanılan yeni bir istihbarat projesi.

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle sadece casusluk, karşı-casus− luk faaliyetleri değil, ülkelerin ulusal çıkarları ve
ülkelere yönelen dış tehditlerin mahiyeti de değişir. 1990ların ardından artık en büyük tehdit, farklı
kutuplardaki ülkelerden değil, her ülkenin içinden ve dışından kaynaklanabilen terör olgusuydu. 11 Eylül
2001 tarihinde, bütün dünyanın gözü önünde yaşanan, televiz−yonlardan canlı yayınlanan korkunç terör
saldırısı, artık terörün sadece belirli bölgelerle sınırlı kalmadığını, terörün de 90'ların moda tabiriyle
küreselleşmeden nasibini aldığını açıkça ortaya ko−yuyordu.

3. BÖLÜM

Echelon teknolojisi

ve düşündürdükleri

Toplam Bilgi Bilinçlendirmesi Sistemi yani bir nevi "Halkın aydınlatılması/illuminati" sisteminin özellikle
şaibeli ECHELON sistemini destek ünitesi olarak kullandığı düşünülüyor. Burada ECHELON projesine de
kısaca değinmek istiyorum. Bu konuda çeşitli kitaplar yazıldı ve ECHELON farklı yönleriyle ele alındı.

ECHELON ismi, istihbarat örgütleri tarafından otomatik küresel bir bilgi akışı kesme ve dinleme programını
tarif etmek için kullanılıyor. Henüz resmen hiçbir devlet ECHELON'un varlığını kabul etmedi. Ancak

15
uydu-temelli çalışan bu sistemin beş ülkenin işbirliğiyle kurulduğu biliniyor; bu ülkelerin başında ABD
geliyor. Diğer ülkeler ise İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda. ECHELON'un esas yönetim yeri
ABD Ulusal Güvenlik Kurumu (NSA); NSA'ya, Avustralya Savunma Sinyal İdaresi de destek oluyor. Bu beş
ülke arasında yapılan çeşitli anlaşmalar sonucunda İngilizlerin Hükümet Komünikasyon Merkezi de önemli
bir işlev yürütüyor.

Bu ülkeler arasında küresel bilgi akışının dinlenmesi için kurulan ECHELON'un temeli 1947'lere, yani II.
Dünya Savaşı sonrası döneme kadar uzanıyor. Bu dönemde sıcak savaşın sona ermesi, dünyanın "Soğuk
Savaş"la yeniden şekillenmesiyle birlikte ortaya atılan ECHELON fikri, 1971 yılında hayata geçirildi. Çeşitli
raporlara göre, ECHELON, özellikle dünyayı saran bir uydu ağı din- leme sistemiyle her türlü veriye
ulaşabiliyor.

İddiaya göre, ECHE−LON yani küresel telekulak, telefon konuşmaları, e-mailler, internetten yapılan
downloadlar, uydu yayınları dahil olmak üzere her gün 3 milyar iletişimi denetleyebiliyor. (Kevin Poulsen,
ECHELON Göründü, ZDTV 9 Temmuz 1999)

Bütün bu bilgileri karışık olarak alan ECHELON sistemi, ya−pay zekâ programları yoluyla bilgileri
ilgili alanlara göre filtreden geçiriyor ve yine istihbarat örgütlerinin tehdit olarak algıladığı

16
çeşitli veriler tabanında bilginin kaynağına ulaşmaya çalışıyor. Ki−mi kaynaklar, Küresel telekulağın internet
yoluyla yapılan iletişi−min yüzde 90'ını kontrol edebildiğini tahmin etmektedir. (Greg Lindsay, Hükümet
e-mailinizi okuyor. TIME DIGITAL DAILY, 24 Temmuz 1999)

Yukarıdaki tablo, Echelon'un muhtemel haber üslerini göstermektedir

Tabii ki bütün bunlar, hiçbir devlet tarafından varlığı resmen kabul edilmeyen ECHELON'un kapasitesi
hakkında net bir resim sunmaktan uzaktır. ECHELON'un hangi tür veri aktarımını tam olarak denetleyebildiği
bilinmemektedir. Özellikle kablo içinden ışık demeti yoluyla iletişim sağlayan Fiberoptik kabloların bu
sis−tem tarafından tam olarak denetlenemediği düşünülmektedir.

Kafaları karıştıran sorulardan biri de ECHELON'un nasıl ça lıştığıyla ilgilidir?

Sistem, çeşitli yollarla farklı formatlardaki bilgiyi toplamak ta ve bunları belirli kategorilerde
sınıflandırmaktadır. Özellikle ABD; İtalya, İngiltere.. Türkiye, Yeni Zelanda, Avustralya ve dünyanın daha
birçok ülkesine yerleştirilen dev çanak antenleri sayesinde ECHELON'un pek çok elektromanyetik veriyi
topladığı bilinmektedir. Teknik olarak çanak antenler vasıtasıyla havada do−laşan manyetik dalgaların belirli
frekanslarda yaptıkları yayınları yakalamanın çok zor olmadığı bilinmektedir.

ECHELON'un uydu kanalları dışında, rutin olarak Internet yayınlarını da denetlediği iddia edilmektedir.
"Sniffer" olarak ad− landırılan pek çok cihazın internet ağı içindeki belli noktalara yerleştirildiği
düşünülmektedir. Çeşitli anahtar bilgi kavşakların−da yer alan bu "sniffer/koklayıcılar", adeta bir köpek gibi
İnternetteki bilgiyi koklamakta internet üzerinden geçen bilgileri çala−bilmektedir. ECHELON'un bir diğer
istihbarat kaynağı ise özellik−le kıtalararası telefon iletişiminin ve veri aktarımının sağlandığı okyanus
altındaki kablolardır. Sistemin, özel cihazlarla su altın−daki veri akışına da ulaşabildiği düşünülmektedir.

17
Günümüzde, Türkiye'de bile telefonların rahatça dinlenebil−diği, kişisel iletişime müdahale edilebildiği
bilinen bir gerçektir. Baş döndürücü bir hızla ilerleyen teknoloji, pirinç tanesi büyüklü−ğündeki kameralardan,
karıncanın bağırsağına bile yerleştirilebi−len küçük ses kayıt cihazlarına binlerce imkân sunmaktadır. Akla şu
soru gelebilir? Her gün 3 milyar veriyi denetleyebilen bir sis−tem, bütün bunları nasıl birbirinden ayırt
edebilecektir? Teknik olarak her gün 3 milyar verinin okunması, farklı ortamlara akta−rılması ve bunların
insanlar tarafından kontrol edilebilmesi müm−kün değildir. İşte bu noktada devreye DICTIONARY yani
sözlük girmektedir.

DICTIONARY, belirli anahtar kelimeleri arayan özel bilgisa−yarlar sistemidir. Bu sistem, her gün
ECHELON bilgi otobanından geçmek zorunda kalan bilgileri süzerek "tehlikeli" kelimeleri bul−maya
çalışmaktadır. Özel yazılımlar sayesinde, istenen belirli ko− nular üzerinde bilgi otobanında araştırma yapmak
da kuşkusuz mümkündür.

ECHELON, ilk bakışta oldukça büyük bir komplo teorisi gibi gözükmektedir. Gerçekten böyle bir
sistemin varolduğuna inan−mak tabii zordur. Ancak bu sistemin varlığının imkânsız olduğu−nu da söylemek
mümkün değildir. ABD yönetimi şiddetli şekilde ECHELON'un varlığını inkâr etmektedir. Ancak Avustralya
ve Ye−ni Zelanda, böyle bir sistemin varlığını kabul etmişlerdir. (Avustralya Savunma Sinyal İdaresi Başkanı
Martin Brady'nin, Avustralya'daki Nine Network'un muhabiri Ross Coulhart'a yazdığı mektupda bu konudan
bahsedilmektedir. 16 Mart 1999) Bu ifşaata rağmen, ABD yönetimi bu konu hakkında yorum yapmaktan
ka−çınmaktadır.

Türkiye'de yakın zamana kadar bilinmeyen ECHELON ile il−gili ilk rapor 1988 yılında yayımlandı.
(Duncan Campbell, Biri bi−zi Dinliyor, NEW STATESMAN, 12 Ağustos 1988, sayfa 10-12) ECHELON'la
ilgili 2000 yılında yayınlanan bir rapor, özellikle Fran−sa ile ABD arasında büyük bir tartışmanın başlamasına
yol açmış−tır. ECHELON sistemi içinde yer almayan Fransız hükümeti, ABD yönetimini ECHELON'u
kullanarak rakip şirketler üzerinde Ame−rikan şirketlerine büyük avantajlar sağlamakla suçlamıştır. (David
Ruppe, Arkadaşların İşine Burnunu Sokmak mı? ABCNews.com 25 Şubat 2000) Bu iddiaya cevap ise
CIA'nin eski başkanlarından R. James Woolsey'den geldi. (R.James Woolsey, Neden Müttefik− lerimize karşı
casusluk yapıyoruz? WALL STREET Journal. 17 Mart 2000) Eski CIA başkanı, Fransız hükümetini, dünya
üzerin−de anlaşmalar yapmak için rüşvet dağıtmakla suçladı ve ABD'nin gözlem şebekesinin bu oyun alanını
düzlemek için kullanıldığını iddia etti.

Avrupa Parlamentosu'nun ECHELON suistimalleri ile ilgili bir soruşturma komitesi kurması da dikkat
çekicidir. 2001 Mayıs'ında komite üyeleri, ABD'yi ziyaret ederek sistem hakkında daha fazla detay öğrenmek
istediler. Ancak ne Ulusal Güvenlik Kurumu ne de CIA, Avrupalı yetkililerin görüşme talebine olumlu cevap
verdi. O günlerde basına da yansıyan bu olayın ardından Komite Başkanı Carlos Coelho, aldıkları kaba
yanıttan duydukları hayal- kırıklığını anlattı ve ABD'li yetkililerin bu davranışına protesto olarak grup,
ABD'yi bir gün erken terk etti. (Angus Roxburg, AB'li müfettişler, ABD'de "aşağılandılar." BBC News, 11
Mayıs 2001)

Bu olayın ardından komite bir rapor yayınladı ve ECHE−LON'un varolduğunu ve herkesin e-mail ve
internet mesajlarını sıkı bir şifrelemeyle koruması gerektiğini belirtti. Bununla birlik− te, ECHELON'un
özellikle sanayi casusluğu yapıp yapmadığı yö−nündeki şüpheler hâlâ zihinleri karıştırmaya devam
etmektedir.

18
DARPA bünyesinde kurulan IAO, yani Bilgi Bilinçlendirme Ofisi'nin işlevini iyi anlayabilmek için
ECHELON'a kısaca değin−mek gerekiyordu. Hollanda hükümetinin bu konuyla ilgili yayın−ladığı rapordan
kısa bir bölüm, herhalde olayın boyutunu daha iyi anlamamızı sağlayacaktır:

"Her ne kadar Hollanda hükümeti, bu sisteme bağlı devletler tarafından kurulan ECHELON'un varlığını resmi
olarak kabul et−memekle birlikte, böyle bir şebekenin varlığını akla yatkın bulmak−tadır. Hükümetimiz,
sadece ECHELON'la birlikte çalışan hükümet−lerin komünikasyon sistemlerine müdahale etme yeteneği
bulun−madığını fakat bunun aynı zamanda pek çok istihbarat örgütü ve soruşturma yetkilisi tarafından
kullanılan bir faaliyet olduğuna inanmaktadır." (Jelle van Buuren, Hollanda Hükümeti Echelon'un var
olduğunu söylemektedir, Heise Telepolis, 20 Ocak 2001)

Hollanda hükümetinin yanı sıra İtalyan hükümeti de bu siste− min varlığına inanmaktadır. ECHELON'da
toplanan bilgilerin de−ğerlendirilme yöntemi, DARPA bünyesinde kurulan yeni "Herşeyi gören göz"dekine
çok benzemektedir. Her ikisi de aynı amacı taşı−maktadır; ulusal güvenliği korumak. ABD yönetiminin şer
ekseni olarak tanımladığı Kuzey Kore gibi kimi ülkeleri açıkça "dinlediği" bilinmektedir. Her ne kadar
ECHELON'un amacı ulusal güvenliği korumak gibi görünse de, suistimale oldukça açık olan bu sistemin
"sanayi casusluğu" için de kullanıldığına yönelik ciddi iddialar var−dır. Böyle büyük çaplı bir "dinleme"
sisteminin kötü amaçlarla kul−lanılmasını engelleyecek hiçbir yasal ve vicdanî yöntem bulunma−maktadır.
Küresel telekulak'ın en büyük hedeflerinden birinin de siyasî rakipler olduğu düşünülmektedir. Bununla ilgili
kaygılar, Avrupa Parlamentosu'nun ilgili raporunda belirtilmişti.

ABD, bugün yeni bir telekulaka daha kavuştu. Bu yeni tele- kulak ise ECHELON'un nimetlerinden de
faydalanacak ve belki de onun kapasitesinin üzerinde işler görmek isteyen yeni bir sistem ve hedefinde
internet, telefon dışındaki diğer kayıtlar da var.

4. BÖLÜM

Toplam enformasyon

bilinçlendirme projesi,

küresel paranoyanın temelleri atılıyor

Toplam Bilgi Bilinçlendirmesi/Uyanışı adı verilen sistem, Pentagon'a bağlı DARPA bünyesinde faaliyet
gösteriyor. DARPA, Pentagon'a bağlı olarak çalışan ve askerî haber alma, istihbarat, bilgisayar sistemleri gibi
teknoloji eksenli çalışmalar yapan bir kuruluş.

Sistem, meşhur ECHELON sistemi ve kardeş sistemlerin ka−pasitelerini kullanarak çalışacak. ABD'nin iç
ve dış casusluk im−kânları bir nevi George Orwell'in "1984" adlı kitabında anlattığı "Big Brother", herkesi
gören göz gibi çalışacak.

19
Toplam bilgi bilinçlendirmesinin arkasında yatan fikir aslın−da çok basit: Mevcut ticarî ve devlete ait veri
tabanlarını kullana−rak, şüpheli teröristlerin izini sür ve onların yıkıcı planlarını orta−ya çıkar. Bunun için
kullanılacak tekniklerin başında -veri ma− denciliği- geliyor. Özel sektörde potansiyel bir müşterinin seya−
hat kayıtları, onun gerçek ya da sanal imzasıyla imzaladığı belge− lerden takip edilebilmektedir. Özel
sektörde sürekli olarak örne−ğin, kış tatil beldeleri ile ilgilenen birinin aynı zamanda bir çift kayak ayakkabısı
almak için cazip bir müşteri adayı olduğunu

söyleyebiliriz. Böylece bu kişiye gönderilen ya da bu kişinin baş− ka şirketlere gönderdiği e-mailler,


yazışmalar takip edilerek, bir müşteri profili çıkarılabilmektedir. Bu, yasal olduğu kadar ucuz ve oldukça
etkili bir yöntemdi.

Ağustos 2002'de yaptığı konuşmada Poindexter, Pentagon'un benzeri bir sistemi, yeni müşteriler bulmak
için değil, ancak terö− ristleri tespit etmek için nasıl kullanılacağını anlattı.

"Eğer terörist örgütler, ABD aleyhine saldırılar planlayıp bun− ları uygulayacaklarsa, örgüte mensup kişiler,
kimi belgeler kul−lanmak zorundalar ve bu bilgi uzayına mutlaka imzalarını bıraka−caklardır. Bu
düşük-intensity/düşük yoğunluklu savaş şekli bir bilgisel imzaya sahiptir. Biz bu sinyali, bu işareti, gürültü
içinden çekip alabilmeliyiz ve bu veriden çıkarılan ilgili enformasyon, ile−ri seviyedeki anlamsal içeriğin
analiziyle geniş yelpazedeki bilgi depolarında kullanılacak ve teröristleri bulma görevi tamamlanacaktır.

Bir prototip sistem olan Toplam Bilgi Bilinçlendirmesi bi−zim cevabımızı oluşturacaktır. Biz, teröristleri
tespit etmeli, sınıflandırmalı, kimliklerini bulmalı ve izleyebilmeliyiz; böylece onla−rın planlarını anlayabilir
ve saldırılarını gerçekleştirmeden önce onları durdurabiliriz. Haklarımızı korumak için sistemimizi,
terö−ristleri izleyebilecek şekilde düzenlemeliyiz."

Poindexter'ın yeni sistemi anlatan bu yumuşak üslubu, özel− likle sivil özgürlükleri savunanlar tarafından
rağbet görmedi.

Projenin hayata geçeceğinin duyulmasının ardından Ameri− kan kamuoyunda projeye yönelik sert eleştiriler
yer aldı. Şubat 2002'de, ünlü The Guardian gazetesinde bir makale yayınlandı: Makalede şöyle deniyordu:

"Düşünün, Big Brother (Büyük Birader) sizi izliyor. IAO (En− formasyon Bilinçlendirme Ofisi), bütün ABD
üzerindeki her tele−fon ve yazılı her e-maili/postayı okuyup anında analiz ederek fe−deral yetkililere bilgi
verecek. Bir nevi dahili espiyonaj/ casusluk faaliyeti... Test etmek ister misiniz? Herhangi Amerikalı bir
dos−tunuza şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj atın ve ne olacağını gö−rün: 'Bmb Ok. Allah gr8'; yani Bomba
tamam, Allah Büyüktür..."

New York Times yazarı William Safire, köşesinde bu projey− le, röntgencilerin en büyük hayalinin
gerçekleştiğini yazdı.

"Ticarî kaynaklardan elde edilen sizin özel hayatınızla ilgili kompitürize bilgiye, hükümetin sizin hakkınızda
bildiği bütün bil−giyi ekleyin - pasaport başvurusu, sürücü belgesi ve köprü geçiş kayıtları, adlî ve boşanma
kayıtları, meraklı komşularınızın FBI'ya yaptığı şikâyetler, hayatınızın her adımını anlatan kayıtla−ra ilaveten
bir de son geliştirilen gizli kamera gözetim sistemi -ve artık en büyük röntgencilerin rüyasına kavuşabilirsiniz:
bütün ABD vatandaşları hakkında 'toplam bir bilgi bilinçlenmesi.'

Georgetown Üniversitesi'nden Hukuk Profesörü David Cole'un yorumu şöyle:

20
"Pentagon, ordunun, herhangi birimiz hakkında dünya üze− rinde bulunan bilgisayarla erişilebilen bütün
bilgilere erişimini sağlayacak bir teknoloji yaratmayı amaçlamaktadır. Hükümetin, herhangi bir suç
faaliyetinden şüphe duyulmadığı zaman dahi bu bilgilere erişmesi, çok korkutucu bir güçtür ve kesinlikle
suistimale açıktır."

21
Resimde, Başkan Bush, Bilgi Bilinçlendirme Ofisi uygulamalarından birini izli− yor. Bu program, ABD'nin
en çok aranan teröristler listesinde bir numarada− ki yerini koruyan Usame Bin Ladin'in finansal kaynaklarını
ve bunların bağlan− tılarını inceliyor.

İleride detaylarıyla ele alacağımız sistemin istihbarat sahası şunları kapsamaktadır:

*Biyometrik insan imzaları

-Yüz

-Parmak izi

-Yürüyüş biçimi

-Göz retinası-iris

-Konuşma tanınması

*Yapılan işlemlerden casusluk...

-Finansal

-Eğitimsel

-Seyahat

-Tıbbi/medikal

-Veterinerlikle ilgili

-İl/ilçelere giriş çıkış

-Yer/olay girişi

-Nakliyat

-Emlak

-Kritik/önemli kaynaklar

-Hükümet İletişimleri/komünikasyonları

22
*Kavrama/bilme desteği ki bunlar insan ve makinelere komplike problemler hakkında gerçek zamanlı olarak
"birlikte düşünme” lerine yardımcı olacaktır.

*Kavrama/bilme amplifikatörleri ki bunlar da istihbarat ekipleri ile hızlı ve tam olarak komplike ve belirsiz
durumlarını anlamalarında yardımcı olacaktır.

5. BÖLÜM

Küresel telekulağı kimler yönetiyor?

İlluminati hepinizi aydınlatacak

IAO'nun ilk yöneticisi 12 Şubat 2002'de göreve başladı. Böy−lesine gizemli bir logoya sahip ve devlet
adına çalışan gizemli bir kuruluşun başına getirilen kişi de oldukça gizemli bir isim oldu. ABD kamuoyu
tarafından "ahlâksız" olarak nitelenen John Poindexter. Ronald Reagan'ın Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı,
komp−lo kurma, kongreye yalan söyleme, İran-Kontra skandalındaki de−lilleri yok etme, ABD kamuoyunu
aldatma suçlarından mahkûm oldu ve The Guardian'ın iddiasına göre, Kosta Rika hükümeti ta−rafından
yürütülen kokain kaçakçılığına yardımla suçlandı.

Poindexter, daha önce de yıllarca Genoa'yı geliştirmek için DARPA'da çalışmalarını sürdürmekteydi.
Genoa, istihbaratı ma−dencilik ve bilgi hasat etme sistemidir. Temel olarak Genoa, bizim elektronik
konuşmalarımızı dinlemek üzere tasarlanmıştır. IAO, Poindexter'ın Genoa'sını kullanmanın yanı sıra, bunun
ikinci ver−siyonu olan Genoa II’yi de gündemine aldı.

İlluminati

Bilgi Bilinçlendirme Ofisi'nin (IAO) oldukça ilginç bir logosu var. İlluminati...

23
Kimilerine göre, Poindexter'ın IAO'nun logosunu böyle şaibeli ve karanlık anlamlar içeren bir logo
seçmesinin önemli bir an−lamı var; Kongre'ye mesaj göndermek.

Bilgi Bilinçlendirme Ofisi'nin (IAO) logosu

Daha önce Kongre tarafın−dan yalancılığı belgelenen Poindexter, belki de intikamını bu şe−kilde alıyor ve
Kongre'ye şu mesajı gönderiyor: "Bush yönetimi, bana inanılmaz yetkiler verdi; ayağınızı denk alın."

IAO'yu anlamadan önce kullanılan sembolü irdelemekte ya− rar var.

İlluminati sembolünün Masonlukta önemli bir anlamı vardır. Bu sembolün ABD doları üzerinde
kullanılmasını sağlayan Baş−kan Roosvelt, 32.derece masondu ve "etrafına ışık saçan göz yani

illuminati"nin altında yeni düzenin bu sembol altında tamamla−nacağını düşünüyordu. Yani Masonluktaki
Büyük Mimarın Gö−zü... İlluminati...

İlluminati kelimesi, Latince Illuminatus kelimesinin çoğulu− dur; bu kelime "ışıklandırılan/nurlandırılan


kimse" anlamına gel−mekteydi... Böylece bu kişi masonluk yoluyla tamamen aydınla− tılmıştır. Poindexter,
karanlık güç odaklarının kullandığı bu logo− yu seçmekle isabetli bir iş yaptığını düşünüyordu herhalde. Daha
önce de belirttiğim gibi bu logo, kamuoyundan gelen yoğun bas− kılar üzerine Bilgi Bilinçlendirme Ofisi'nin
resmi web sitesinden kaldırıldı.

24
Aslında 9/11 terör saldırılarının ardından ABD'nin kişisel öz−gürlüklere darbe vuran ilk projesi değil Bilgi
Bilinçlendirme Ofi−si. Yine 11 Eylül saldırılarının ardından kurulan Homeland Security Agency yani
Türkçesi'yle İç Güvenlik Teşkilatı'nın logosu da oldukça ilginç. Bir diğer ilginç yön ise İç Güvenlik
Teşkilatı'nın Rusya'da despot uygulamaları ile bilinen İç güvenlik teşkilatı FSB'ye çok benzemesi... İç
güvenlik teşkilatının logosunda yer alan ABD bayrağının içindeki anahtar deliğinden sizleri gözetle−yen kişi
herhalde ABD'nin sembolü ünlü SAM AMCA olmalı.

Poindexter kimdir?

Kendilerine oldukça şaibeli bir sembol olan "illuminati" sem− bolünü logo olarak seçen "bilgi
bilinçlendirme ofisi"nin başında yine oldukça şaibeli bir isim bulunuyor; John. M.Poindexter...

25
ABD Denizcilik Akademisi'nden 1958 yılında "mühendis" ola− rak mezun olan Poindexter'in kariyeri
oldukça parlak. Poindexter, 1961 ve 1964 yıllarında Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nde mas ter ve
doktorasını tamamladı. Masonlar tarafından kullanılan "herşeyi gören göz" illuminatiyi çalıştığı kuruma
sembol olarak seçen Poindexter, kurumu tarafından yayınlanan biyografisinde şöyle tanımlanıyor:
"Hükümetin en yüksek seviyelerinden laboratuvarlara, problemlere kendine has bir deneyimle çözümler
geti−rir." Yalancılık ve sahtekârlıktan 6 ay hapis cezası alan Poindexter'ın CV'sinde bundan fazlası da var:

Yine kendi kurumu tarafından yayınlan biyografisinde şöyle deniliyor: "ABD'nin ulusal güvenliğinden
deniz kuvvetlerindeki operasyonlara kadar geniş bir yelpazede istisnai bir yönetim ve idarî beceriye sahiptir."

Askerî bir akademiden mezun ve eski bir amiral olan Poin dexter'in profesyonel kariyeri de oldukça uzun...
Ronald Reagan döneminin Ulusal Güvenlik Danışmanı olan John M. Poindexter, şu anda DARPA
bünyesindeki IAO'nun başkanlığı dışında SYNTEK firmasının da en üst düzey Başkan Yardımcısı...

SYNTEK ilginç bir firma. Çalışma alanı güvenlik ve bilgi tek− nolojileri. Daha çok devletle iş yapan bu
küçük teknoloji şirketi, DARPA'nın daha önceden kullandığı Genoa projesinin de yaratıcı−sı... DARPA
(Savunma İleri Araştırma Proje Ajansı)

Poindexter'ın çalıştığı bir diğer kurum ise TP Sistemleri Şir−keti. Bu şirketin de kurucularından olan
Poindexter, Elkins Gru−bunun da danışmanı. TP Sistemleri, IBM ve IBM uyumlu bilgisa−yarlar için üst
düzeyde özel ticarî yazılımlar üretiyor. Elkin Gru−bu ise yine orduyla çalışan ve uydu üzerinden eğitim
programla−rı sunan dünya çapında bir şirket. Poindexter'in bağlantılı olduğu işler bunlarla da sınırlı değil
elbette. Kendisi Denizcilik Danışma Komitesinin başkanı. Bütün bu parlak kariyerin en can alıcı kısmı ise
şüphesiz çok az Amerikalıya nasip olacak bir görev; Başkan'ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı... 1981 yılında
Beyaz Saray'da Ro−nald Reagan'ın yanında çalışmaya başlayan Poindexter, kuşkusuz, Reagan dönemindeki
pek çok olayda söz sahibi oldu. Bunların bir kısmı dönemin skandallarıyla birlikte anıldı. Kendisinin içinde
bulunduğu kimi olaylar arasında; Stratejik Savunma Girişimi, Grenada Kurtarma Operasyonu, Achille Lauro
olayı, teröristlere karşı düzenlenen Libya Operasyonu sayılabilir. Soğuk savaş döne−minde Sovyetlerle
Reykjavik'de yapılan zirve, Filipinler'de yeni hükümetin kurulması, Nikaragua'daki direnişçilere yardım ve
İran Kontra skandalı bunlardan bir kısmı... Amerikan Deniz Kuv−vetlerinde de uzun süre amiral olarak
komutanlık yapan Poindexter, Batı Pasifik ve Hint Okyanusu'nda uzun süreli görevlerde bu−lundu, denizcileri
eğitti, çeşitli savaşlara katıldı...

İran-kontra skandalı

Poindexter'ın tam olarak kim olduğunu ve hangi dünya görüş ünü temsil ettiğini anlamak için oldukça uzun
biyografisindeki kimi noktaları dikkatlice incelemek gerekiyor. Bunlardan en önemlisi hiç şüphesiz İran
Kontra skandalı..

Poindexter'ı daha iyi tanımak için İran-Kontra skandalına da kısaca değinmekte yarar var.

Ronald Reagan döneminde kamuoyunu sarsan ve Nixon dö−nemindeki Watergate skandalına atfen
İran-gate skandalı olarak da bilinen skandalın iki temel ayağı vardı. Bunlardan birincisi İran, diğeri ise

26
Nikaragua'yla ilgiliydi. Washington yönetimi 1980'li yılları sarsan müthiş skandalda, İran'a gizlice sattıkları
fü−zeler karşılığında alınan paralarla Nikaragua'daki yönetimi devir−mek için kontrgerillaya 10 milyon
dolarlık maddî yardım yapmış−tı. Bütün bu gizli anlaşma ve pazarlıklar, gerek Amerikan kamu−oyundan
gerekse Kongre'den gizlenmişti.

1980 yılında iddialara göre Başkan Ronald Reagan ve şu an−ki başkan George W. Bush'un babası George
Bush'tan oluşan ekip, İran'la büyükelçilikte tutulan rehinelerin Kasım Seçimleri'nden sonra bırakılması
yönünde gizli bir anlaşma yaptı; bunun karşılı−ğında gelecekte İran'a silah satışı yapılacaktı. Bu teori, "Ekim
sürprizi" olarak bilinmektedir. İran devriminin ardından Tahran'daki ABD Büyükelçiliğini basan İranlılar
buradaki Amerikalı−ları rehin almışlardı. İran, ABD'yi "büyük şeytan", ABD ise İran'ı "şer ekseni" olarak
görüyordu. Ancak kapalı kapılar ardında yapı−lan pazarlıklar dudak uçuklatacak seviyedeydi. 1980 Kasım
Seçimleri'nin arefesindeki bu pazarlık, Reagan'ın popülaritesini art−tırmayı amaçlıyordu. Reagan amacına
ulaştı ve 20 Ocak 1981'de İran'ın ABD Büyükelçiliğinde tutulan rehineleri serbest bırakma−sını istedi,
ardından yemin ederek göreve başladı.

Poindexter'ın Reagan ekibine katılması da işte bu dönemde oldu. 1981 yılında Reagan'a yapılan başarısız
suikast girişiminin ardından Poindexter, Beyaz Saray'a davet edildi. Beyaz Saray'ın güvenlik sistemini
inceleyen Poindexter, Başkanı etkilemeyi ba−şardı. Başkan, onu askeri danışman olarak atadı. Poindexter,
1983-1985 yılları arasında Ulusal Güvenlik Danışmanı yardımcı−lığı, 1985-1986 yıllarında ise Ulusal
Güvenlik Danışmanlığı yap−tı. İran-Kontra skandalının patlak vermesi tam da onun göreve geldiği dönemde
gerçekleşti. Kimilerine göre Poindexter, şeytanî zekâsıyla böyle bir olayı yönetebilecek yegane şahıslardandı.

1985 Temmuz'unda ABD ulusal güvenlik danışmanı Robert Mcfarlane, bir İsrailli yetkili aracılığıyla
Lübnan'daki Amerikalı rehinelerin serbest bırakılması karşılığında, İran'a silah sevkiyatı yapacağı sözü verdi.
McFarlane mesajı Başkan Reagan'a iletti. Bir ay sonra Amerikan silahlarıyla yüklü ilk uçak, İsrail'den
Tahran'a hareket etti ve iki hafta sonra ilk grup Amerikalı rehineler serbest kaldı. Aynı yılın 5 Aralık'ında ise
Başkan Reagan, rehineler karşı−lığında silah satışı ile ilgili gizli bir başkanlık emri imzaladı...

17 Ocak 1986'da ise Reagan, CIA'ya satışlarda yer alması ko− nusunda yetki veren bir belge imzaladı ve bu
işlemin Kongre'den saklanmasını emretti. Nisan ayında Beyaz Saray çalışanı Yarbay Oliver North, günlüğüne
İran'a silah satışından elde edilen 12 milyon doların, Kontra için kullanılmasıyla ilgili planı yazıyordu.
Dönemin Başkan Yardımcısı George Bush'un günlüğünde ise şu notlar vardı:

5 Kasım 1986: "şu anda haberlerde rehine krizi var. konunun detaylarını bilen pek az insandan biri
benim., bu hakkında konu−şabileceğimiz bir konu değil."

13 Kasım 1986: "Watergate'i hatırlıyorum. Bilgilerin nasıl sızdığını hatırlıyorum. Seviyeli, dürüst ve açık
olmak önemli. Hiç− bir şey söylemiyoruz."

25 Kasım'da Adalet Bakanı Edwin Meese, silah satışlarından elde edilen 30 milyon doların 10 milyon dolarlık
kısmının Kontra'ya gittiğini açıkladı. Aynı dönemde Bush'un günlüğünde şunlar yazılıydı:

"Yönetim karmaşa içinde -dış politika karmaşa içinde- gizli−lik- kim yaptı, neyi ne zaman?"

27
Bush'un l Ocak 1987'de günlüğüne yazdıkları ise skandalın onun haberi olmadan gerçekleştiğinin bir ispatı
gibiydi.

"İran'la ilgili sözde kararlar -dürüst olacağım, bunların hiç−birini hatırlamıyorum- bunların Başkan tarafından
imzalandığını dahi hatırlamıyorum. Fakat bazen Beyaz Saray'da Shultz'la Ulu−sal Güvenlikten (Mcfarlane?)
Casey ve Weinberger'la toplantılar olurdu ve onlar Başkan'ın imzalayıp imzalamayacaklarına karar
verirlerdi... Gerçek şu ki, Başkan Yardımcısı karar alma mekaniz−ması içinde değil."

Skandal patlak verdikten sonra aynı yılın 11 Mayıs'ında Ulu− sal Güvenlik Danışmanı McFarlane, Kongre'ye
ifade verdi ve Reagan'ın 1984'te kendi personeline Kontra'ya askerî yardım yapıl−ması için Kongre'nin
yasaklarını delecek yollar araması talimatı verdiğini söyledi. Bu dönemde John M.Poindexter ise
McFarlane'in yardımcısıydı ve olayların gidişatında büyük söz sahibiydi.

Ocak ayında Reagan görevi bırakmadan önce, Beyaz Saray bilgisayarındaki bütün veriler silindi, bunlar bir
teybe yedeklen mişti. İki düzine bant kaydı da gizemli şekilde yok oldu.

25 Temmuz'da ABD bölge yargıcı Harold Greene, Poindexter aleyhinde hırsızlık ve elektronik yolsuzluk
konusunda bir suçla−ma yayımladı. Poindexter, komplo kurmak, Kongre'nin çalışması−nı engellemek ve
Kongre'ye karşı yalan söylemekle suçlandı. Bil−gisayarlardaki yazışmaları silen Poindexter, bunların
yedeklendiği bant kayıtlarım yok etmeyi unutmuştu. İşte bu hata, Poindexter'in sonu oldu.

5 Şubat'ta Yargıç Greene, Reagan'dan kamera önünde ifade vermesini istedi. Reagan ifadesinde
Kontraların silahlanması ko− nusunda yardımcılarına hiçbir talimatta bulunmadığını söyledi.

7 Nisan -Poindexter beş suçtan mahkûm oldu.

28 Şubat -Poindexter beş mahkûmiyet için temyize başvurdu.

16 Haziran -Eski Savunma Bakanı Caspar Weinberger, ada−leti yanıltmak, mahkemeye yalan söylemek
ve yanlış beyanda bu−lunmak dahil beş suçtan mahkûm oldu.

Poindexter, aldığı altı aylık hapis cezasını çekmedi. Onun ze−kâsının şeytanî tarafını gösteren en büyük
belge ise belki de İran-Kontra skandalında verdiği ve Amerikan medyasınca küstahça yorumlanan ifadesiydi.
Poindexter;

"Konuyla ilgili Başkan Reagan'a kasıtlı olarak bilgi vermeme kararı aldım. Böylece bu kararın sonuçlarından
onu izole edebilecektim ve gelecekte eğer bu konu sızarsa, böylelikle Başkan'ın bu işin sonuçlarından
korunmasını sağlayabilecektim" diyordu.

28
Başka bir deyişle Poindexter, kendisine Amerikan Başkanı'nın da ötesinde Amerikan dış politikasını tek
başına yönetme yet−kisi vermişti.

Skandal bu şekilde uzayıp gidiyordu. Reagan döneminde as−keri danışman ve ulusal güvenlik danışmanı
olarak çalışan Poin dexter, işte böyle kirli ve karanlık bir geçmişe sahip. Ancak şimdi o, Pentagon'un
himayesindeki Enformasyon Bilinçlendirme Ofisi− nin başında.

IAO'nun Başkan Yardımcısı ise kamuoyunun pek tanımadığı bir isim; Robert L .Popp... Elektrik Mühendisi
olan Doktor Popp, DARPA bünyesinde bilgi teknolojileri ile ilgili çeşitli çalışmalar ya− pıyor. Popp'un yanı
sıra üçüncü bir isimse Dr. Mike Poster. Poster, Bilgi Bilinçlendirme Sistemi'nin önemli ayaklarından
FutureMAP'ın program yöneticisi...

6. BÖLÜM

Enformasyon bilinçlendirme ofisinin

çalışma alanları ve faaliyetleri

Bilgi Bilinçlendirme Ofisi'nin Programları:

1-Toplam Enformasyon Bilinçlendirme Sistemi (TIA)

2-Babylon (Babil)

3-Bio-gözetim

4-Komünikatör

5-EARS, (Etkin, Çalışır, Yeniden Kullanılabilir Konuşmanın Met− ne Çevrimi Projesi)

6-EELD, (Kanıt Bulma ve Bağlantı Keşfi)

7-FutureMAP

8-Genisys

9- Genoa (Cenova)

10-Genoa II

29
11-HumanlD, (Belli Mesafeden Kimlik Tanımı)

12-TIDES, (Çok Dilli Enformasyon Tesbit, Çıkarım ve Özet Programı)

13-WAE, (Asimetrik Çevrede Savaş Oyunu)

Poindexter ve ekibi, toplam 13 projeden oluşan ve finansma− nı milyonlarca dolara malolan dev bir sistem
kurma peşindeler. Projenin kimi kısımları tamamlanmış durumda. Kimileri ise he nüz yapım aşamasında.
Pentagon yetkilileri, bütün projenin 2007 yılında tamamlanmasını bekliyor.

Birçok proje için özel sektörden destek isteniyor. Özellikle Silikon Vadisi sakinleri yani ABD'nin teknoloji
vadisindeki pek çok şirket, şimdiden Pentagon'un liste−sine girmiş durumda.

Sistemin nasıl işlediğini ve karanlıkta kalan noktaların neler olduğunu daha iyi anlamak için Poindexter'ın 2
Ağustos 2002'de yaptığı şu konuşma, aydınlatıcı olabilir:

Bilgi bilinçlenme ofisine genel bir bakış

İyi günler,

Bugün size yeni Bilgi Bilinçlenme Ofisi hakkında açıklamalar yapacağım ve geliştirdiğimiz
programları anlatacağım. Tanıtım için kısa bir video sunuşumuz olacaktır.

Dünya, iki süper gücün var olduğu Soğuk Savaş'ın ardından dramatik bir değişim gösterdi. Beyaz
Saray'da bulunduğum yıllar boyunca, istihbarat toplama hedeflerimizi tanımlamak nispeten basitti. Bazen
istihbarat toplamak gerçekten zordu; ancak hedef−lerimiz belirgindi. Bugün, asimetrilerin var olduğu bir
dünyada yaşıyoruz. ABD'nin karşı karşıya olduğu en büyük asimetrik teh−dit, terörizmdir. Amaçları yaşam
tarzımızı yok etmek olan bu teh−dit, kimliklerinin tespiti ve tanımı imkânsız, karanlık şebekelerde gevşek
biçimde organize olan insanların bir araya gelmesiyle olu− şan bir tehdittir. İstihbarat toplama hedefleri,
kimlikleri ve nere− de oldukları, bizim tarafımızdan her zaman bilinemeyen binlerce insandan oluşmaktadır.
Bu kimi zaman bir anti-denizaltı operas−yonuna benzemektedir, gürültülerle dolu bir okyanusta bir
deni−zaltının sesini bulmak gibi zorlu bir savaş sorunu gibidir- Biz te− röristleri gürültülü bir dünya içinde
bulmak zorundayız, onların ne yaptığını anlamak ve onların saldırılarına karşı seçenekler ge−liştirmek
durumundayız. Eğer ulusal güvenliğimizi koruyacaksak, bu tehditle savaşacak yolun ne olduğunu ortaya
koymalıyız.

Bence, çözüm büyük oranda bilgi teknolojilerinde yatmakta− dır. Yeni veri kaynakları bulduğumuzda,
yeni ve eski üretilmiş bil−gilerden enformasyon madenciliği yaptığımızda, bu bilgileri analize müsait hale
getirdiğimizde, bunları bilgiye dönüştürdüğü−müzde ve aksiyoner seçenekler oluşturduğumuzda, çok daha

30
et−kin ve çok daha zekice davranmış olacağız. Aynı zamanda soba borularını kırmalı, en azından onlar
üzerinde delikler açabilmeli−yiz. Bununla kastettiğim, kurumlar arasında bilgi paylaşımı ve iş−birliğini
mümkün kılmalıyız ve mevcut organizasyonların kıyısın−da faaliyet gösteren yüksek-performanslı ekipleri
oluşturmalı ve desteklemeliyiz. Bu işbirliğini kolaylaştırmak ve güvenliğimizi sağlamak için çalışacak bu
ekipleri desteklemek için kimi araçla−ra ihtiyaç yardır.

DARPA bünyesindeki Bilgi Bilinçlendirme Ofisi, bizim hem güvenlik, hem de gizliliğe/mahremiyete
sahip olmamıza imkân verecek teknolojiler üretmek üzeredir. Bir veri tabanının diğeriyle iletişim kurup,
konuşmasından daha da ötede, birlik içinde bulun− mayan veri tabanlarından bilgileri derleyecek ve masum
vatandaş− lara ait özel bilgilerin korunmasını sağlayacak daha iyi yöntemle− re ihtiyacımız var. Temel nokta
şu; biz çok daha sistematik bir yak− laşıma ihtiyaç duymaktayız. Bir dizi, araç, yöntem ve süreçler, problemle
başa çıkmak için gerekli olacaktır; fakat verimlilik için ortak bir mimarî etrafında inşa edilen bir sistemler
yaklaşımı tara− fından bunların birbirine entegre edilmesi gerekmektedir.

Aradığımız cevap, Toplam Bilgi Bilinçlendirmesi'dir -bir pro− totip sistemdir- Teröristleri tespit etmeli,
sınıflandırmalı, kimlikle− rini bulmalı ve izleyebilmeliyiz ki böylece onların planlarını anla−yabiliriz ve
planlarını uygulamaktan onları alıkoyabiliriz. Hakla− rımızı korumak için, sistemlerimizin bize zarar vermek
isteyen te− röristleri izlemesini sağlamalıyız.

IAO programları, Toplam Bilgi Bilinçlendirmesini -TIA- gerç ek yapmaya odaklanmıştır. Bu, dünya
çapındaki bir sisteme üst düzey, ileri görüşlü ve fonksiyonel bir yaklaşımdır. Teröristleri bulmak ve izlemek
için taranması gereken yeni ve önemli bilgi kaynaklarından biri, ticarî anlaşmalar alanıdır. Eğer terör
örgüt−leri, ABD'ye karşı planlar yapacak ve bunları uygulayacaklarsa, bu örgütlerin üyeleri kimi ticarî
alışverişler içinde bulunmalı ve bu enformasyon uzayı içinde imzalarını bırakıyor olmalıdırlar. Bu, iş
anlaşmaları kategorilerinin bir listesidir ve bunun kapsamı oldukça büyüktür. Şu anda, teröristler, dünya
üzerinde serbestçe hareket edebilmektedirler, gerektiğinde saklanabilmekte, destek−çi ve yardımcı
bulabilmekte, küçük, bağımsız hücrelerde faaliyet gösterebilmekte ve fırsat buldukça saldırabilmektedir.
Bunları ya−parken medyanın devletler üzerindeki nüfuzunu kullanmakta ve kitleler üzerinde etki yapan
propaganda silahlarını kullanmakta−dırlar. Onların başvurduğu kimi taktiklerin bir kısmından ne ya−zık ki
haberdarız. Bu düşük nicelikli/düşük yoğunluklu savaş for−mu, bir enformatik imzaya sahiptir. Biz, bu
sinyali, gürültünün içinden çekip ayırabilmeliyiz. Belirli ajans ve hatipler, noktaları birleştirmekten
bahsetmektedirler; fakat problem, hangi noktala−rın birleştirileceğini bilmektir. Bu veriden derlenen ilgili
bilgiler, gelişmiş duyusal içeriğe sahip geniş-yelpazeli bilgi depoları için−de, bu görevin tamamlanması için
kolay analiz yapmaya imkân verecek şekilde kullanılabilir olmalıdır. İş anlaşmaları içeren veri−ler, bizim çok
daha konvansiyonel istihbarat koleksiyonumuza katkı sağlayacaktır.

Hedefimiz, toplam bir bilgi bilinçlenmesi sağlamak iken, ne− yin planlandığını anlamaya çalışırken, her
zaman bir belirsizlik ve sis perdesi olacaktır. İşte bu yüzden kullanacağımız araçlar, hi−potezleri kurup,
kıyaslayacak modeller inşa etmek zorundadır. Bu yüzden, farklı düşüncelere sahip insanları işbirlikçi bir
ortamda bir araya getirmeliyiz. Bu ortam içinde her türlü veri kaynağına, keşif aracına ve model inşa
araçlarına erişim mümkün olmalıdır. İşbirliği, geçmişte problemler bu kadar karışık değilken çok önemli
olmamıştı; ancak şimdi hayatî öneme sahiptir. Ve araçla−rımız, analiz sürecini çok daha verimli kılmalı ve
çok farklı ihti−malleri düzgün şekilde ortaya çıkarabilmelidir.

Bunun adı, analitik çevredir. Buna, istihbarat toplumu de−mek isterdim; fakat kontür-terör ortamında,
kapsamı, yasal dü−zenlemeler, dost müttefikler ve dış uzmanlarla vs., genişletmek gerekmektedir. Benzer bir
ortam, politika ve operasyon toplumu için mevcuttur; fakat buradaki işlevler ve araçlar farklıdır. Bura−daki

31
misyon, analitik çevre içinden karşılaştırmalı hipotezleri çı−karmak ve tahmin edilebilir bir dizi durumu
öngörmektir. Amaç, ortak noktalan tanımlamak, olabilecek durumları göstermek ve yetkililerin karşılaştıkları
durumlara karşılık verebilecekleri farklı olay ve müdahalelerin muhtemel etkilerini keşfetmektir.

Bilgi Bilinçlendirme Ofisi, bu vizyonun fonksiyonel yükümlü− lüklerine hitap eden bir dizi devam eden
projeye sahiptir ve res− mi tamamlamak için yeni projelere başlamak üzeredir. Program yöneticileri size
detayları verecekler; fakat ben, bu sistem planı içinde onların nasıl yerleştiğini göstereceğim.

Jonathon Philips, belli mesafeden kişilerin tanınması (Hu manlD) projesinde çalışıyor, amaçları,
çok-modelli biyometrik tek− nolojileri kullanarak insanların kimliklerinin doğru şekilde tanın−ması. Böyle bir
sistem, güvenlik sistemlerinde kullanılabilir ya da örneğin, potansiyel teröristlerin izlerini takip için
kullanılabilir.

Doug Dyer, Genisys adı verilen yeni bir program başlatmakta− dır; bu program veri tabanı ihtiyaçlarına
hitap etmektedir. Bu pro−je, semantik olarak zengin, kolayca uygulanabilir çok geniş yelpa−zedeki veri tabanı
teknolojileri geliştirecektir. Bir başka hedef ise, dünya çapında, yaygın, günümüze kadar gelen veri
tabanlarını, hepsi sanki merkezî tek bir veri tabanıymış haline getirmek ve baş−ka bir amaç ise gizlilik koruma
teknolojileri geliştirmektir.

Charles Wayne, TIDES ve EARS programlarını idare etmek− tedir. Bu projeler, yabancı dillerde bilgi
bulmak için keşif araçları sağlamak ve konuşmayı metne çevirmek için doğal dillerle işlem yapma
ihtiyacımıza hitap etmektedir. Otomatik araçlar, var olan binlerce dil içinde uzman yabancı dil tercümanları ve
dinleyicile−re olan ihtiyacımızı azaltacaktır.

Ted Senatör, EELD'nin program yöneticisidir; EELD, Kanıt Bulma ve Bağlantı Keşfi'nin kısaltılmışıdır.
Bu, bilgi keşfi için kul− lanılan araçlar içinde anahtar bir programdır. Bu sistemin, gele− neksel veri tarama
tekniklerinin ötesine nasıl geçtiğini anlatması için sözü Ted'e bırakacağım.

Asimetrik Çevrede Savaş Oyunu'na, Larry Willis önderlik et− mektedir. Bu bizim modelleme
çabalarımızın çok önemli bir bile− şenidir. Bio-gözetim, Ted Senator'ün yürüttüğü bir diğer prog− ramdır ve
amacı biyolojik faktörlerin salınımını erkenden duyur−mak için veri kaynaklarım taramaktır.

Tom Armour, kreatif şekilde Genoa II adı verdiğimiz yeni bir programla birlikte Genoa projesi üzerindeki
çalışmaları genişlet−mek için DARPA'yla birlikte çalışmaktadır. Ona, geri dönüp, başla−dığı işi bitirmesini
söyledim. Bazılarınızın bildiği gibi, son altı yıl−dır Genoa projesi üzerinde çalışıyordum. Bazı Genoa
araçlarında değişiklikler yaptık ve geçmişteki çalışmamız üzerine yaptığımız inşalarla, işbirlikçi mantıksal
çıkarım, öngörülebilir gelecek tahmi−ni ve karar alıcılar için aksiyoner seçeneklerin oluşturulması için araçlar
geliştireceğiz. Orijinal Genoa projesi temel olarak istihba−ratı analizi desteklemeye hedeflenmişken, Genoa II
altında, strate−jik seviyelerde politika ve karar almayı desteklemeyi düşünüyoruz.

IAO çalışmalarını birbirine bağlayacak, hepsinin üstünde yer alan program ise Toplam Bilgi
Bilinçlenmesi ya da TIA sistemidir. TIA'nın temel hedefi, Genoa, Genoa II, GENISYS, EELD, WAE, TI-
DES, HumanlD ve Bio-Gözetim programlarında geliştirilen bile−şenlerin birbirine uyumunu sağlamaktır.
TIA, müsait oldukların−da yeni bileşenlerin sisteme girişine imkân verecek, spiral bir ge−lişim çabasını
mümkün kılan açık standartların kullanımıyla bir modüler sistem mimarisini geliştirecektir. Biz, gerçekçi bir
çevre içinde, tamamlanmış, başından sonuna, kapalı devre bir prototip sistem üreteceğiz.

Bunu başarmak için, yapısı burada diyagramda gösterilen bir organizasyon kurduk. Bizim R&D
Laboratuarlarımızda TIA siste− minin daha önceki versiyonlarını hızlı şekilde uygulamak için ti−carî ve diğer
hükümete ait bileşenlerle IAO içinde programlar sağlayacağız. Askerî ortaklarla işbirliği halinde şu anda bir
spiral gelişim ve deney programına başlamış bulunuyoruz. Son birkaç yıl içinde, bileşenlerin müsait hale

32
gelmesiyle sisteme devamlılık ve fonksiyonellik getireceğiz.

Bu algoritmaları geliştirmek amacıyla IAO projeleri verileri nereden alacak? Dahilî ve haricî ilgi
alanlarına müdahale etmek−sizin, gelişimle çalışmayı sürdürmek için, bir simülasyon modeli kullanarak
sentetik ticarî işlemler veri tabanı oluşturuyoruz. Ger−çekçi arka plan ortamı kurarak milyarlarca ticarî/özel
işlem üre−teceğiz. Bir terörist örgüt gibi hareket eden bir kırmızı takımı, bu gürültüyle simüle edilmiş işlemler
ortamına sokarak, bunların fa−aliyetlerini tespit edip, anlayıp anlayamayacağımızı bulmaya çalışacağız.
Genisys programı içinde DARPA'mn en güç problemi üzerinde çalışmalarımız devam ediyor; bu sorun, dış
terör faali−yetlerini bu işlemler uzayı içinde tespit etmemize imkân sağlaya−cak teknolojileri geliştirirken,
masum insanlar için gelişmiş bir mahremiyet sağlayabilmektir.

Aktüel ticarî işlemler uzayı içinde veri taraması göz önünde tutulduğu zaman, bununla ilgili önemli
enformasyon politikası konuları vardır. ABD ve tabi ki diğer ülkeler, kimi konular ve bun−ların sonuçlarını
tartışmaya henüz yeni başladılar. Kendi güvenli−ğimizi sağlarken, aynı

zamanda insanların gizliliğini koruyacak ve haklarını savunmaya yardım edecek bir teknolojinin
oluşturul−ması için yollar vardır. Teknoloji kabiliyetlerinin bilgisinden ilham alan, politik konuların

mantıkî tartışmalarına başlamak için bir dizi adım atmaya başladık. DARPA'nın Enformasyon Sistemleri ve
Teknoloji Paneli (ISAT), ihtiyaç duyduğumuz gerekli güvenliği sağlarken, kişisel mahremiyetimizi nasıl
sağlayacağımız üzerine bir yaz çalışmasıyla başladı. Geleceğin Bilgi Uzayı için bir enfor−masyon politikası
üzerinde çok daha geniş bir çalışmanın yapıl−ması için Ulusal Bilimler Akademisi'yle bir forum başlatıldı.

Toplam bilgi bilinçlendirmesinin çok zor bir problem olduğu− nu biliyoruz ve bunun DARPA'nın
geçmişte temas ettiği çok zor problemlerin içinde olduğunun farkındayız. Problemin çözümü için kimi çok iyi
fikirlere sahip olduğumuza inanıyoruz. IAO, geçen martta duyuru yayınladı ve bir yıl için bunu açık tutacak.
Daha ön− ce aldığımız kimi iyi fikirlerin bir kısmına malî destek vereceğiz; fa− kat bizim daha önce
görmediğimiz iyi fikirlere sahipseniz, lütfen bi− ze bildirin. Duyuru, DARPA'nın web sitesinde yer
almaktadır.

Terörizme karşı mücadelede nihaî çözüme, dört alanda ye− niden oluşumla gidilebileceğine
inanıyorum; teknoloji, sü− reç/operasyonlar, politika ve kültür. Biz, ilk alan olan teknolojinin geliştirilmesine
odaklandık ve politika belirleme gibi alanlarda, neyin mümkün, neyin mümkün olmadığını bilmek için diğer
alanlardaki kararlardan emin olmaya odaklandık. Bu heyecan ve−rici bir saha ve Ulusal Güvenliğe kolektif
olarak yaptığımız/yapa−cağımız katkılardan dolayı gururluyum.

Teşekkür ederim. Şimdi, program yöneticileri detayları an−latacak.

Mekân: DARPA,

3701 North Fairfax Drive Arlington, VA 22203-1714 (Virginya Eyaleti)

33
2 Ağustos 2002'de, Kaliforniya'daki DARPA merkezinde Dr. John Poindexter tarafından Bilgi
Bilinçlendirme Ofisi hakkında yapılan konuşma.

*Konuşmadaki vurgular kitabın yazarına aittir.

Bilgi Bilin ç lendirme Ofisi

Bilgi Bilinçlendirme Ofisi'nin (IAO) misyonu, yetkililer tara−fından şu şekilde ifade ediliyor:

"Ulusal güvenliğin acil durumlarda erken uyarılması ve ulu−sal güvenlik karar alma süreci için yararlı
olacak toplam bilgi bi− linçlendirmesi sağlayacak asimetrik tehditleri karşılamak için en− formasyon
teknolojilerini, bunların türevleri, prototipleri ve ka− palı devre bilgi sistemlerini, kurgulamak, geliştirmek,
uygula−mak, entegre etmek, tanıtmaktır."

Görüldüğü gibi, ofis kurmayının planladığı projenin en bü−yük hedefi bilgi sistemleri. Amaç, asimetrik
terör tehdidini önce− den haber almak ve kimseye zarar vermeden bu tehdidin önlen− mesi. Kulağa gerçekten
hoş geliyor.

Ofisin vizyonu ise şu şekilde tarif ediliyor:

"ABD'nin karşı karşıya bulunduğu en ciddi asimetrik tehdit terörizmdir. Bu tehdit, karanlık güç odaklarının
kurguladığı orga− nize terör ağında çalışan ve tespit edilmeleri ve tanınmaları çok zor insanların bir araya
getirilmesiyle oluşmaktadır. IAO, bu terör şebekelerinin niyetini, planlarını ve bu tehditlerin yok edilmesi ya
da elimine edilmesi için kimi fırsatların yaratılması amacıyla ye−ni teknolojilerin geliştirilmesini
planlamaktadır."

Bunun etkin ve verimli şekilde yapılabilmesi için, bu karan− lık, şaibeli bilgilerin toplanması ve açığa
çıkarılabilmesi için bir−likte çalışma, işbirliği yapma gibi yöntemleri desteklemeliyiz. IAO bunu, bir prototip
sisteminin üretilmesi için kimi teknolojilerin ve bunların uygulamalarının geliştirilmesini sağlayarak

34
yapacaktır. Bunlar şunlar olacaktır:

1-ABD sınırlarının da ötesinde TCP/IP ağları üzerinde işbirliği ve bilgi paylaşımına gidilmesi,

2- Kullanıcılar tarafından interaktif olarak değiştirilebilen dinamik şemalarla oluşturulacak geniş, yaygın
arşivlerin kurulması,

3-Yabancı dil tercüme cihazları ve konuşma tanıma aletleri,

4- İnsanların biyometrik imzalarının tespiti,

5-Gerçek zamanlı (reel-time) öğrenme, model karşılaştırılması ve düzensiz model tespiti,

6-Orijinal yabancı dilin özünden gerçek anlamının bulunması,

7-İnsan ağı analizi ve davranış modelleme inşa motorları,

8-Olayların önceden tahmini ve kapasite gelişim modellemesi motorları,

9-Yapısal sonuç çıkarım ve kanıtların mantıksal çıkarımı,

10-Hikâye/olay anlatımı, bunların denetimi ve gerçeğin ortaya çıkarılması,

11-Erişim kontrolü ve işlem yönetimi için iş ortamı kurallarına dayalı alt sistemler,

12-Ajan kontrolü için biyolojik olarak oluşturulan algoritmalar,

13-Kişilerin tanınması ve kimlik belirlenmesi için diğer yardım malzemeleri.

Teröristlerin oluşturduğu tehdite karşı koymak zordur. Gü− nümüzde, teröristler, dünya üzerinde
serbestçe dolaşabilmekte ve gerektiğinde saklanabilmekte, cezalandırılmayan destekçi ve yardakçılar
bulabilmekte, küçük bağımsız hücrelerde faaliyet gösterebilmekte ve kitle imha silahlarını ve hükümetleri
etkile−mek için medyayı kullanarak saldırabilmektedir. Bu düşük yoğun−luklu savaş formunun bilgisel bir
imzası vardır; ne yazık ki, bizim istihbarat alt yapımız ve hükümetin elindeki diğer kurumlar, bu−nu tespit
etmek için optimize olmamıştır.

Bütün durumlarda, teröristler, genellikle saldırıların ardın− dan bulunan tespit edilebilir ipuçları
bırakmışlardır. Bunları çok hızlı ve daha kolay bulsak bile, bizim kontür-terörizrn savunma mekanizmalarımız
ulusal, eyalet ve yerel seviyedeki farklı kurum ve kuruluşlarla bütün ülkeye yayılmalıdır. Terörizmle savaşım
için, bu kurumların etkin şekilde bilgiyi paylaşabilmeleri ve ve−rimli şekilde kullanmaları amacıyla yeni bir
istihbarat altyapısı yaratmamız gerekmektedir.

Kuracağımız yeni bilgi sistemi teknolojisi, teröristleri ortaya çıkaracak, bunların faaliyetlerini ve destek
sistemlerini belirleme amaçlıdır. Bu oldukça büyük bir problemdir; çünkü teröristler kendilerinin ne kadar
tehlikeli olduğunu bilmekte ve kendi spesi− fik plan ve kapasitelerini gizlemektedir.

35
Terörizmle savaşımın anahtarı enformasyondur. Çözümler− den biri, şu anda yaptığımızdan çok daha
geniş yelpazede bilgi− nin toplanmasıdır, bunlar yeni hipotez modelleri yaratılarak ve iş−birlikçi bir çevre
içinde gelecek ve günümüzle ilgili en muhtemel senaryoların belirlenmesiyle, verilerin unsurlarından
enformas− yonun ortaya çıkarılmasıyla olacaktır. DARPA, bu teknoloji alan−larının bir kısmında araştırmayı
desteklemektedir; fakat ilave araştırma ve geliştirme, yeni yaklaşımlara ivme kazandırılması, entegre edilmesi,
kapsamımın genişletilmesi ve hızlandırılması için gereklidir."

İnternet kime emanet?

Görüldüğü gibi, Pentagon, teröristlere ait ipuçlarını ararken, en büyük veri bankası olarak TCP/IP
(Transmission Control Protocol/Internet Protocol) yani interneti kullanmayı düşünmekte−dir. Aslında bunda
şaşıracak bir şey yok. Zira, internetin mucidi de yine Pentagon bünyesinde görev yapan DARPA'dır.

İnternet'in fikir babası ve kurucusu DARPA, 1969 yılında ilk kez bu projeye start vermişti. Yani farklı
bilgisayarları bir ağ üze−rinde birbiriyle bağlayarak bilgi paylaşımını sağlamak. İlk kuru−lan ağ sisteminin adı
ARPA-NET'ti. Pentagon bünyesindeki bilgi−sayarların birbirine bağlanmasıyla İnternet'in ilk çatısı kurulmuş
oldu. Zamanla internet, sınırlarını kıtalar ötesine taşıdı ve 1983 yılından itibaren bugünkü anlamda internet,
dünya üzerinde sa−dece şirketler düzeyinde değil, kişisel kullanıcılar seviyesinde de yaygın olarak
kullanılmaya başlandı. Bugün ise dünya üzerinde eMarketer tarafından yapılan araştırmaya göre toplam 445.9
milyon internet kullanıcısı bulunmaktadır. Bu sayı, Computer Industry Almanac'ın verilerine göre ise 553
milyon civarındadır. Yi−ne her iki kurumun yaptığı projeksiyonlara göre 2004 yılı itiba−riyle internet
kullanıcılarının sayısının 945 milyona ulaşması bek−lenmektedir. Yani dünya nüfusunun yaklaşık altıda biri...

İnternetin en yaygın kullanıldığı ülke ise, anavatanı sayılan Amerika Birleşik Devletleri. 2002 yılı
verilerine göre bu ülkedeki 280 milyon insanın 149 milyonu internet kullanmaktadır. Yani ül− kedeki
insanların yüzde 53'ü.

Türkiye'de bu sayı henüz 4 milyon kullanıcı seviyesindedir. Ancak yapılan son araştırmalar, teknoloji
meraklısı Türklerin hız−lı bir internet kullanım potansiyeline sahip olduğunu göstermek−tedir. Ülkemizdeki
cep telefonu kullanıcılarının sayısının sabit te−lefon kullananları geçtiği bilinmektedir.

Küresel röntgen sisteminin birinci maddesi; "ABD sınırlarının da ötesinde TCP/IP ağları üzerinde
işbirliği ve bilgi paylaşımına gidilmesi" olarak belirtilmiştir. Yani gözetleme faaliyetinin alanı, sadece
ABD'yle sınırlı kalmayacak ve dünya üzerindeki 500 mil−yon civarındaki kullanıcıyı içine alacak şekilde
genişletilecektir. 500 milyon bilgisayar arasındaki veri

transferinin tespit edilme− si, sınıflandırılması, izlenmesi, anlaşılması ve bunlardan terörist− lere ait izlerin
çıkartılması için çok büyük ve çok maliyetli bir or−ganizasyona ihtiyaç bulunduğu açıktır. Ancak, ABD
sınırları dışın−daki internet bilgi akışının nasıl kontrol edileceği, bunlardan bil−gilerin nasıl çıkarılacağı ve
hangi yasal denetimler altında bunların yapılacağı hâlâ büyük bir muamma olarak karşımızda dur−maktadır.

500 milyon insanın büyük bir kısmının kendilerine ait genel ve özel bilgileri internet üzerinde faaliyet
gösteren birçok ticarî şirketin veri tabanına girdiği bilinmektedir. Ancak, her şirketin web sayfasında bu

36
bilgilerin gizlilik içinde korunacağı ve başka kimselerin kullanımına açık olmayacağı şeklinde kimi uyarılar
bulunmaktadır. Ayrıca özellikle ABD ve Avrupa'da yapılan son ya−sal düzenlemelerle özellikle kişisel
bilginin mahremiyeti konu−sunda ileri adımlar atılmıştır.

Ülkemizde ise maalesef henüz inter netle ilgili özel yasalar bulunmamaktadır.

Bilgi Bilinçlendirme Ofisi'nin gerek ABD içinde, gerekse ABD dışında internet üzerinde dolaşan bilgileri, bu
yasal engelleri aşa− rak nasıl kullanacağı meçhul. Sistemin doğru ve sağlıklı işleyebil−mesi için söz konusu
bilgilerin yasal olmayan yollardan sağlanma−sını engelleyecek hiçbir yaptırım bulunmamaktadır. Özellikle,
So− ğuk Savaş'ın ardından dünya jandarmalığına soyunan Amerikan yönetiminin, hiçbir uluslararası sorunun
çözümünde toplumun uz−laşma zeminini dikkate alma ihtiyacı duymadığı göz önünde bu−lundurulursa, bu
konudaki kaygıların ne kadar haklı ve yerinde ol−duğu anlaşılacaktır.

Herkesi fişleyecek dev bir veritabanı inşa ediliyor

Ofisin, vizyonu içinde yer alan bir diğer önemli faaliyet şu şe− kilde anlatılıyor: "Kullanıcılar tarafından
interaktif olarak değişti−rilebilen dinamik şemalarla oluşturulacak geniş, yaygın arşivlerin kurulması."

İran-Kontra skandalında gizli belgeleri imha etmekten ve kongreye yalan söylemekten 6 ay hapis cezası
alan ve şu anda yi− ne gizemli bir projenin başında yer alan Bilgi Bilinçlendirme Ofi− si'nin patronu eski
deniz Amirali John M. Poindexter, Beyaz Sa−ray'dan kalma alışkanlıklarıyla şimdi yeni bir gizli belge
operas−yonu peşinde. Bu proje, dünya üzerinde yaşayan milyarlarca in−sana ait bilgileri içinde barındıran dev
bir arşiv kurulmasını amaçlıyor. Poindexter ve ekibi, Amerikan istihbarat örgütleri tarafından kullanılan
mevcut veri tabanı sistemlerinin yetersiz ol−duğunu düşünüyor. Ekip, bu sistem içindeki eksikliklerin
aşılma−sı ve tamamen yeni ve devâsâ bir veri tabanı ve arşiv sistemi ku−rulması için kolları sıvadı. Bu
sisteme bilgi girişi yapanlar, bu bil−gileri interaktif olarak değiştirebilecekler ve bilgiler hızlı bir şekil−de
güncellenebilecek. Böylece belki de size ait bir dosya da yer alacak ofisin veri tabanında .

37
Oluşturulmakta olan dev bilgi mıknatısı, 13 bölümden oluşu− yor. Her projenin nasıl çalıştığını ve içinde
hangi sakıncaları ba−rındırdığını daha ayrıntılı inceleyelim.

Bilgi Bilinçlendirme Ofisi'nin Alt Birimleri:

l- Toplam Bilgi Bilinçlendirme Sistemi (TIA)

Bu proje, Bilgi Bilinçlendirme Ofisinin "motor" projelerin−den. Projenin hedefiyle ilgili Pentagon'un resmi
sitesinde şu bilgi−ler yer alıyor:

Programın hedefi:

Toplam Bilgi Bilinçlendirme Programı, FY03 (2003 Mali Yılı) düzeyinde yeni başlayan bir programdır.
Programın hedefi, ABD'nin yabancı teröristleri tanımak, sınıflandırmak ve tespit et−melerini sağlayacak,

38
onların planlarını deşifre edecek ve ABD'ye bu terörist faaliyetlere karşı önceden haber alacak ve başarılı
şe−kilde savunma yapmasına imkân verecek devrim niteliğinde bir hareket yeteneği kazandırmaktır. TIA
programının hedefi bu amaç doğrultusunda, bir kontür-terörist enformasyon sistemi kurmaktır; bu sistem;

1-Çok geniş ölçekte bilgi toplamayı artırır ve kolayca geleceğe dönük skala yapmayı kolaylaştırır,

2-Tetiklenen olayın meydana gelmesinden sonra ya da kanıt eşi ği geçildikten sonra bir saat içinde
odaklanmış uyarılar sağlar,

3- Kısmî numune karşılaştırmaları üzerinde otomatik olarak sıralanmış analiz yapar ve daha önce bilinen
yabancı terörist sal−dırıların yüzde 90'ını kapsayacak bütün numuneleri içine alır; bunlara sahiptir,

4- İşbirliği, analitik muhakeme ve bilgi paylaşımını destekler böy lece analistler, varsayım kurar, teorileri
önerir ve bunları test ederler ve muhtemel öngörüler hakkında stratejileri en aza in− dirir; böylece karar
alıcılar etkin şekilde mevcut ya da gelecek− teki politikaların etkisini değerlendirebilir ve muhtemel
aksi−yonun akışını tespit edebilirler.

Programın stratejisi:

TIA stratejisi, DARPA tarafından geliştirilen teknolojileri bir− birine entegre etmek; bunları sürekli artan
güçlü prototip sistem dizileri içinde birleştirmek ve operasyonel olarak ilgili ortamlar− da bunların test
edilmesine imkân vermek; gerçek zamanlı geri beslemeler kullanarak, operasyon konseptlerini rafine hale
getir− mek ve kullanılan makine/bileşen seviyesinde performans gerek−liliklerini tespit etmektir. TIA
programı, tam fonksiyonel, güvenilir, kolayca kullanılabilen, dokümantasyon ve kaynak koduyla bir−leştirilen
ve böylece istihbarat birimlerine deney yoluyla yeni tek−nolojiler geliştirmelerine imkân tanıyan prototipler
geliştirecektir. Böylece uygun şekilde, bunların operasyonel kullanımına geçiş yapılacaktır. Buna uygun
olarak TIA programı, operasyonel reh−berlik ve teknoloji gelişimi sağlayacak bir ya da daha fazla ABD'nin
diğer istihbarat örgütleriyle işbirliği halinde yakın bir şe−kilde çalışacaktır.

Teknik olarak, TIA Programı:

1-Geniş-ölçekli, kontür-terörizm veri tabanı, veri tabanı populasyonuyla bütünleşik sistem unsurları için ve
entegre algo−ritmalar ve karışık inisiyatif analiz araçları için mimarlığın gelişimi,

39
2-Mevcut kaynaklardan veri tabanını artırmak için alışılmadık yöntemler kullanmak, yenilikçi yeni kaynaklar
yaratmak, ve− ri tabanına sonradan ortaya çıkan bilgi ilavesi için enformas− yonun bulunması, birleştirilmesi
ve rafine edilmesi için yeni algoritmaların icadının geliştirilmesi

3-Aksiyoner istihbaratın elde edilmesi için veri tabanı içine analiz edilen ve korelatif bilginin yerleştirilmesine
yarayan devrimsel yeni modeller, algoritmalar, metotlar, araçlar ve teknikler geliştirilmesi.

Pentagon, bu projeyi yürütecek özel şirketlerle anlaşmalar yapmaya başladı. Bu şirketlerden biri de
Virginya eyaleti Falls Church'te faaliyet gösteren Booz Ailen Hamilton adlı şirket. Şir− ket, Toplam
Enformasyon Bilinçlenmesi Sistemi'ne projesiyle kat− kıda bulunacak. Şirket, 62.876.051 dolarlık proje için
ilk etapta 1.5 milyon dolar ön ödeme aldı. Projenin ilk uygulamaları Virginya eyaletine bağlı şehirlerde
yapılacak. Buna göre 7 Kasım 2007'de tamamlanması planlanan projenin yüzde 5'lik kısmı, Ar lington
şehrinde, yüzde 25'lik kısmı Falls Church'te ve yüzde 70'lik kısmı ise McLean şehrinde tamamlanacak.
DARPA tarafın− dan verilen bu ihalenin numarası: MDA972-03-C-0005. Bunun gibi şu anda Pentagon'un
açtığı 23 ihale bulunuyor. Bu ihalelerin büyük bir kısmının satışı tamamlandı ve belki de sizin, kitabı
oku−duğunuz şu saatlerde yeni ihaleler açılıyor olabilir.

Toplam Bilgi Bilinçlendirme Sistemi'yle ilgili tartışmalar kongrede devam ediyor. Ancak 2001, 2002 ve
2003 yılı bütçe ça−lışmalarında TIA ve altındaki diğer sistemlerle ilgili bütçeden ay− rılan pay, Bush
yönetiminin toplumdan gelen her türlü tepkiye rağmen bu sistemden vazgeçmeyeceğini ortaya koyuyor.

TIA VE ALT SİSTEMLERİNİN BÜTÇEDEN ALDIĞI PAY

Projelerin bütçeden aldıkları paylar


2001 2002 2003 Toplam
1. TIA 10 milyon 10 milyon $
$
2. Babylon
3. 8 milyon $ 14 milyon 22 milyon $
Bio-gözetim $
4-
Komünikatör
5. EARS
6. EELD 17 milyon 14 milyon 14 milyon 45 milyon $
$ $ $
7. FutureMAP

40
8. Genisys 11 milyon 11 milyon $
$
9. Genoa 8 milyon $ 8 milyon $ 7 milyon $ 23 milyon $
10. Genoa II
11. HumanlD 12 milyon 16 milyon 15 milyon 43 milyon $
$ $ $
12. TIDES 22 milyon 22 milyon 44 milyon $
$ $
13. WAE 17 milyon 16 milyon 19 milyon 42 milyon $
$ $ $
Genel Toplam 240 milyon
$

*Kaynak: DARPA 2001/02/03 Bütçe uygulamaları

Bütçe uygulamalarından da açıkça görüldüğü gibi Savunma Bakanlığı PENTAGON, bu dev proje için kesenin
ağzım açmış du−rumda. Şu anda yukarıdaki bütçe tablosunda sadece 2001, 2002

ve 2003 yıllarına ait veriler yer almaktadır. 12 program ve bütün bunları birbirine entegre edecek olan Toplam
Bilgi Bilinçlendir−mesi Sistemi'yle 13 programın tamamının, 2007 yılında tamam−lanması beklenmektedir.
2004, 2005, 2006 ve 2007 yılları için, bütçe çalışmaları sürmektedir. Bu tabloda yer almayan önümüz−deki
yılların bütçe uygulamalarıyla birlikte bütün projenin mali−yeti, milyarlarca doları bulacaktır.

Projeyi yürüten Bilgi Bilinçlendirme Ofisi'nin bağlı bulundu−ğu DARPA, birçok proje için ihale yoluyla
firma aramaktadır. Amerikan sisteminde, silah üretimi ve askerî projeler de sivil sa−nayi sektörü tarafından
yapıldığı için her proje, yüksek teknoloji alanında çalışan özel sektör firmalarına havale edilmektedir.

Pen tagon'un özellikle Silikon Vadisi'ndeki firmalardan yardım bekle−diği açıktır. İhale dışında, DARPA,
teknolojik alt yapı için maddî destek yapmayı da taahhüt etmektedir. Ancak birçok firmanın etik sebeplerden
dolayı bu dev projeye sıcak bakmadığı bilinmek− tedir. Bu firmalar, Toplam Bilgi Bilinçlendirme Sistemi'nin
Ameri− ka'nın özünü oluşturan serbest girişim, düşünce özgürlüğü gibi birçok kavrama darbe vuracağını
düşünmektedir.

Pentagon'un bu işe, milyarlarca dolar ayırmasına rağmen, projeye inananların sayısının her geçen gün
azalması büyük bir handikap oluşturmaktadır. Bu yüzden, şu anda oldukça gizli ka−paklı görünen bu projenin
halka anlatılması için çeşitli yöntemler aranmaktadır.

2-Babylon

Projelerin bütçeden aldıkları paylar


2001 2002 2003 Toplam

41
TIA 10 milyon $ 10 milyon $
Babylon

Programın hedefi:

Babylon programının amacı, savaş pilotları için, güç kullanı−mı, mülteci işlemleri ve tıbbî yardım gibi
durumlarda çatışma alanı içinde hızlı, iki taraflı, doğal lisan konuşma tercüme ara-yüzü ve platformu
geliştirmektir. Babylon, mevcut çok lisanlı ter−cüme teknolojisinin kimi teknik ve mühendislik sorunlarını
aşa−cak yeni bir proje geliştirecek ve çok farklı ortamlarda kısıtlan−mamış konuşma/diyalog tercümesine
imkân tanıyacak değişik−likler yapacaktır.

Programın stratejisi:

Babylon'un temel projesi "RMS" yani Hızlı Çoklu Dil Desteği, 2002 yılının baharında Afganistan'da
kullanıldı. Bu bir ilk nüve programdı. Babylon programı şimdi, çok az insan tarafından kul−lanılan; ancak

42
teröristlerin sıkça kullandığı yüksek risk grubunda−ki, hiçbir ticarî girişimin üzerinde çalışma yapmadığı
dillere odaklanmaktır. Şu anda Mandarin (Çince) ve Arapça acil ve orta vade ihtiyaçlar düşünülerek temel
seçilmiştir.

Plan ve Projeler

2002 Mali Yılı: Arazi operasyonlarında doğrudan destek sağ− lamak amacıyla, Babylon, dört hedef
lisan; Peştuca; Dari; Arapça ve Mandarin (Çince) için hızlı tek yönlü konuşma-tercüme sis− temleri
geliştirecek ve kuracaktır. Geliştirilecek bu sistem, askerî üniformalara rahatça yerleştirilecek boyutta avuç içi
bilgisayar büyüklüğünde (12 saat batarya ömürlü) olacaktır.

2003 Mali Yılı: 2003 yılı için hedeflenen, iki yönlü tercüme yapabilen prototiplerin
geliştirilebilmesidir. Babylon programının çok farklı ortamlarda kullanılması hedeflenmektedir. Her sistem bir
evrim sürecinden geçirilecek ve başarılı ekipler, kendi sistem− lerini ilerletme ve daha iyiye götürmek için
yeni teknolojik yama ve ekler yaparak çalışmalarını sürdüreceklerdir.

Yıllar ilerledikçe, Babylon prototipleri tarafından destekle− nen çalışma sahaları ya da görevleri
genişletilecektir ve çatışma sahasının gereksinimlerine uygun olarak bunların sağlamlığı ve çalışabilirliği
iyileştirilecektir.

Babylon programının adı sizin de tahmin edebileceğiniz gibi ünlü Babil şehrinden gelmektedir. BABİL
ya da Babylon, meşhur asma bahçeleri ile ünlü Babil kulesinin de bulunduğu antik çağ− ların en büyük
şehirlerinden biriydi. Babil kulesiyle ünlü bu antik şehir, bugünkü Bağdat yakınlarında, Bağdat'ın 89
kilometre gü− neyinde yer alıyordu. MÖ 3. yüzyılda kurulduğu sanılan şehir, son olarak Büyük İskender
tarafından fethedilmişti. Büyük İsken−der'in bu şehirde öldüğü sanılmaktadır. Yine bilindiği gibi Babil'in
asma bahçeleri, dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul edil−mektedir. Ancak, Babil yani İngilizcesi'yle
Babylon'u bu kadar ün−lü yapan, İncil'de bu şehirle ilgili geçen ayettir. İncil'deki Tekvin 11: 1-9'da
anlatıldığına göre;

"Babilliler, 'tepesi cennette olan' bir kule inşa etmek istedi− ler. Asi kullarına öfkelenen Tanrı, işçilerin
kullandığı dilleri fark− lılaştırarak, onların birbirlerini anlamalarını imkânsız hale getir−di. Böylece yaptıkları
bina da dağıldı. Kule bitirilmemiş olarak kaldı ve insanlar, inşaatı bırakarak yeryüzüne dağıldılar. Bu efsa−ne,
Babil'de bulunan Marduk Tapınağı'nın kuzeyinde yer alan bir kuleden esinlenmiştir ve Babilu (Tanrının
Kapısı) olarak bilin−mektedir."

Toplam Bilgi Bilinçlendirme Sistemi çerçevesinde kurulan Babylon programı, bir açıdan İncil'deki bu
ayete de gönderme yapmaktadır. Aynı şekilde sistem içinde yer alan Genisys progra−mının isminin de
Genesis yani "Yaratılış" (Tekvin) kelimesine çok benzediği ortadadır. Bilgi Bilinçlendirme Ofisi'nin ilk
logosunda meşhur İlluminati simgesini kullanan Poindexter ve ekibi, diğer programlara da kutsal kitaplarda
yer alan gizemli isimlerle bağ−lantılı ilginç adlar koymayı tercih etmiş.

Babylon programlarında temel olarak üzerinde çalışılan dil− lerin hangi milliyetlere ait olduğunu
incelemek de yararlı olacak− tır. Peştu, Dari, Arapça ve Çince (Mandarin). Bu diller, Amerikan yönetiminin
tehdit algılamasının hangi ülkelere yöneldiğini açık− ça göstermektedir. Bu program bitirildiğinde, sadece
ingilizce de−ğil, diğer dillerde de birçok veri tabanının incelenmesi mümkün olacaktır. Özellikle sistemin,

43
kredi kartı işlemleri, seyahat, konak−lama ve yemek işlemleri, ticarî işlemler, kişisel iletişim, telefon, cep
telefonu kayıtları gibi geniş yelpazedeki materyali incelediği düşünülürse, teröristlerin kullanması olası
dillerde çok yönlü, hızlı ve etkin tercüme yapacak bir sisteme ihtiyaç olduğu aşikar−dır. Ancak, bu, aynı
zamanda Pentagon'un ellerini ABD sınırları dışındaki diğer ülkelere, diğer ülkelerdeki her türlü iletişime de
uzatacağının açık bir göstergesidir.

Yukarıda anılan dillerin başlangıç dilleri olduğunu söylemiş−tik. Bunun dışında da birçok yabancı dil
üzerindeki çalışmalar de−vam etmektedir. Amaç, hemen hemen bütün dillerde çift taraflı iletişimi mümkün
kılacak dev bir sistemin kurulmasıdır.

Özellikle Babylon ile bağlantılı diğer iki program TIDES ve EARS ile Babylon hakkında Bilgi Bilinçlendirme
Ofisi'nden Char− les Wayne'in yaptığı konuşma gerçekten dikkat çekici. Bu tanıtını konuşmasında her üç
programının amacı, hederleri ve kapasitele−ri gözler önüne seriliyor:

İnsan Dilleri Teknolojileri/Tides, Ears ve Babylon

Mr.Charles Wayne

Bilgi Bilinçlendirme Ofisi

İnsan Dilleri Teknolojileri; TIDES, EARS, Babylon

"Buenos dias! Ni men hao! Sabah el hayr ya da İngilizce, Good Morning.

İnsan dilleri teknolojisi alanındaki üç anahtar programı siz− lere tanıtmak istiyorum. Bu programlardan
birincisi TIDES, bir diğeri EARS, dünyada neler olup bittiğini anlamak için insan di− linin kullanılması
problemine odaklanmıştır. Babylon'un hedefi ise İngilizce konuşamayan insanlarla iletişim kurmaktır.

Bütün bu programlar, çok farklı dillerle başa çıkmak için di− zayn edilmiştir. Bilgi Bilinçlendirme
Ofisi'nin temel hedefi; Top−lam Bilgi Bilinçlenmesi'nin sağlanması için hedeflerin aşılmasına destek
olmaktır. Ben, TIDES ve EARS programlarının yöneticisiyim; Yarbay Jim Bass ise Babylon'un program
yöneticisi. Bütün programlar hakkındaki bilgiyi ben vereceğim.

İnsan dili teknolojisi

44
İnsan dili teknolojisi alanı hakkında birkaç söz söylememe müsaade edin. Bu slaytın da gösterdiği gibi,
insan dili, dört temel alana bölünebilir. Tabi bunlar, ortama (konuşma ya da metin) ve iletişimin taraflarına
(tarafların doğrudan ya da bir makineyle ya da makina yardımıyla konuşup konuşmadıklarına) bağlıdır. TI−
DES ve EARS, insandan-insana iletişim kapsamına girmektedir. Babylon ise insan-makina iletişimine
girmektedir.

Problemler ve çözümler çok farklı olmasına rağmen, prog−ramlar arasında doğal sinerjiler bulunmaktadır.
Bunlar, bir diğe−rinin varlığı üzerine yükselir ve önceki programların başarıları−na dayanır.

İnsandan-insana çalışmalarında, Toplam Bilgi Bilinçlenmesi' ne ulaşmak için, ABD, birçok dilde var olan
sayısız miktardaki ko nuşma ve metni kullanabilmelidir. Bunun kapsamına, haber ka−nalları, haber yayınları,
telefon konuşmaları vs. girmektedir. Bu materyalin çok daha fazlası, elektronik olarak mevcuttur; fakat
bunların miktarının çok fazla olması, ilgili konuların bulunup,yo−rumlanmasını neredeyse imkânsız hale
getirmektedir.

İnsan dilinin kullanılması, şu anda yoğun emek gerektiren bir süreçtir. Bunun büyük bir kısmı, özellikle
savunma, istihbarat ve kanun koyucu topluluklarında çok az miktarda yer almakta, bunlarla ilgili yeterli
kaynak bulunmamaktadır.

Açıktır ki, ABD, sadece daha fazla insanı işe alarak bu so−runla başa çıkamaz. Zamanında, etkin ve bilginin
elde edilmesi için, analistlerin gerekli olan sınırlı kapasitelerini büyük oranda bir araya getirmek amacıyla,
etkin bir dil kullanım teknolojisine sahip olmamız gerekmektedir. TIDES ve EARS, işte bunun hak−kındadır.

Buna ek olarak, askerî güçlerimiz denizaşırı görevlerde, sa−vaş alanındayken, İngilizce konuşmayı
bilmeyen yerel askerî per−sonel, siviller ve tutsaklarla etkin şekilde iletişim kurabilmelidir. Bunu, kendilerini
korumak, ABD'yi savunmak için hayatî bilgiler edinmek ve başkalarına yardım etmek için yapmalıdırlar. Bu
da, Babylon'un ilgi alanına girmektedir.

Açıktır ki, doğal konuşma ve metni kullanma becerisine sahip insan dili teknolojisi, devâsâ miktardaki
savunma ve ulusal güven−lik uygulamaları için önemli bir anahtar olacaktır. Bu, teröristlerin tespit edilmesi,
çatışmalardan kaçınılması, savaşların yapılması ve kazanılması için kullanılan yöntemlerde devrime yol
açacaktır.

İnsan dili teknolojisi, artan miktarda önemli hale gelmeye başlamıştır. Miktarlar arttıkça, farklı yeni
yönlerden tehditler orta−ya çıktıkça, ABD güçleri yeni alanlarda operasyon yapmaya gerek−sinim duydukça
ve daha az, personelle operasyonların yapılması yönünde baskılar arttıkça, bu teknoloji daha önemli hale
gelecek−tir. DARPA, bu tehditlere çok önemli üç programla cevap vermek−tedir. İzin verin, size bu
programlardan bahsedeyim:

TIDES

TIDES, Dillerarası Bilginin tespit edilmesi, toplanması ve özetlenmesinin kısaltılmışıdır (Translingual


Information Detecti-on, Extraction and Summarization). Hedef hem basit, hem cesur−dur: İngilizce
konuşanların, operasyon için çok önemli olan bilgi− leri kullanılan dil ve ortamdan

45
bağımsız olarak, hızlı ve etkin şe− kilde bulmalarını ve anlamalarını sağlamaktır. Biz, dünyanı bu− gün
olduğundan daha farklı şekilde değiştirmek, bir gece ve gün−düz farklılığı yapmak istiyoruz; mevcut durumda
İngilizce konu− şan operatör ve analistler,elektronik olarak var olan devâsâ mik−tardaki bilginin çok az bir
kısmını kullanabilmektedirler; ancak diğer insanlar, çok sayıda İngilizce veriyi kullanabilmekte, bunun yanı
sıra ilave dillerdeki bilgileri de kullanabilmektedirler.

Burada da işaret edildiği gibi, TIDES'a yapılacak girdiler, ko− nuşma ya da metin; sabit ya da akıcı
olabilir. Anahtar bilgi bir ya da daha fazla doküman; bir ya da daha fazla kaynak; bir ya da daha fazla dil
içinde bulunabilir. Eğer kaynak, konuşma şeklin−deyse, bunun otomatik olarak metne çevrilmesi
gerekmektedir.

Komutanlar ve karar alıcı mekanizmadakilere destek olmak için, İngilizce konuşan operatörler ve
analistler, TIDES teknoloji− si ile iletişim halinde olabilmeli ve bu teknolojinin çıktısını anla- yabilmelidirler.
Bu teknolojiyi oluşturabilmek, devâsâ bir bedelle, devâsâ bir cesaret gerektirmektedir. Bunu
gerçekleştirebilmek için, TIDES, tek başına ya da bir kombinasyon dahilinde uygula−nabilecek çok güçlü,
çok geniş alanda kullanılabilecek bütünleşik teknolojiler üzerinde araştırma yürütmektedir.

Bütünleşik teknolojiler şunlardır:

Bilginin tespiti- İhtiyaç duyulan bilginin bulunması ve keşfi. İstenilen bilgi bir kullanıcı tarafından
belirlenebilir ya da sistem tarafından otomatik olarak keşfedilebilir. (Yeni olaylar bu katego−riye
girmektedir.)

Bilginin toplanması: Kurumlar, ilişkiler ve olaylar hakkında anahtar bilgilerin bir araya getirilmesi. Bu
bilgiler, diğer TIDES unsurlarına aktarılabilir ya da bir veri tabanına yerleştirilebilir.

Bilginin özetlenmesi: Konuşulan ya da yazılı olan materyalin özünün anlaşılabileceği şekilde, bir kişinin
okuyabileceği boyutta bilginin temel olarak özetlenmesi. Bir özet bilgi, tek bir doküma−nı ya da bir dizi
dokümanları tanımlayabilir.

Bilginin tercümesi: Metin, transkript ya da özetlerin bir baş−ka dilden, okunabilir İngilizce'ye çevrilmesi.

Bütün bu alanlarda çok önemli somut ilerlemeler kaydettiği− mizi söylemekten mutluluk duyuyorum.
Mesela, bu, tamamlan−mamış bir listedir;

Tespit edilme sahasında bulunan İngilizce bilgilerin doğrulu−ğunu, kesinliğini ilerlettik ve İngilizce arama
yaparak Çince ve Arapça doküman bulma yeteneğini artırdık. Farklı diller içinde, örnek hikâye dizileri
oluşturarak karşılaştırma yöntemiyle yeni haber dosyaları bulunabileceğini gösterdik. Yeni olayların ortaya
çıkışını keşfetmeye başladık.

Bilgi toplanması sahasında; istihbarat birimlerinin kullandığı ACE programını (Otomatik İçerik
Toplanması Sistemi) ve DARPA'nın EELD programı (delil bulma ve suç bağlantılarının keşfi) ile işbirliği
yaptık, (isimleri bilinen ve bilinmeyen) örgütlerin/kurum−ların kimliklerini tespit etme imkânı bulduk ve

46
kurum/örgütler arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi için yeni metotlar üzerinde ça−lışmaya başladık, (kim,
kimin için çalışıyor, bu kişiler nerede, vs.)

Bilginin özetlenmesi sahasında; bireysel dokümanların nasıl kısaltılabileceğini ortaya koyduk ve toplanan
dokümanların içeri−ğinin açıkça tanımlanması ile ilgili çok daha zor bir problem üze− rinde çalışmaya
başladık. (Columbia NewsBlaster sistemiyle ilgili basında referanslar görmüş olmalısınız.)

Tercüme, en zor ve belki de en önemli araştırma sahası. Bun−dan dolayı, bu konu üzerinde özellikle daha
fazla çalışıyoruz. Ge−çen ay, çok cesaret verici sonuçlar aldığımız, bir otomatik hikâye gelişim paradigması
kullanarak Çince-İngilizce ve Arapça-İngilizce tercüme alanında ilk testimizi gerçekleştirdik.

TIDES, İngilizce, Çince ve Arapça üzerinde çalışmalara yo−ğunlaştı; çünkü bu dillerin ne kadar önemli
olduğu açıktır ve bunlardan her biri, diğerinden çok farklı yapıya sahip. (9/11'den sonra, çalışmalarımızı
Arapça üzerinde yoğunlaştırdık.)

Bu dillerde ilerleme sağladıkça, ulaştığımız teknolojiyi diğer dillere hızlı ve ucuz şekilde uygulamanın
yollarını bulacağız; bu diller içinde çok sınırlı dilbilimsel kaynaklara sahip diller de var. (Bunlar, kimi zaman
düşük yoğunluklu diller olarak adlandırıl−maktadır.)

Bu çok fizibil olacaktır; çünkü makulen dilden bağımsız yeni yaklaşımlar kullanıyoruz; bu yaklaşımlar,
verilerden öğrenebilir ve elektronik olarak erişilebilen konuşma ve metinlerin hızla ar−tan miktarlarından bir
avantaj elde edebilir.

Gelişen güçlü çok-dilli unsurlara ilaveten, TIDES; bunları -birini diğeriyle, bir teknolojiyi diğeriyle-
enterge ederek, sinerjitik, teknoloji ürünleri üretmekte, gerçek veri ve gerçek kullanıcı−larla gerçek dünyanın
problemleri üzerinde deneyler yürütmekte; başarılı olan unsurları, çeşitli hükümet birimlerine aktarmakta−dır;
bunun içinde Dr.Poindexter'ın bahsettiği INSCOM'daki Bilgi Bilinçlendirme Merkezi ve Ted Senator'un
açıkladığı EELD (Delil Bulma ve Suç Bağlantısı Keşfi) yer almaktadır.

Bu yatırımlar, yakın zamanda başarıya ulaşmışlardır. Sistem−ler bağlamında;

Denizaşırı olarak Açık Ses Kaynağı Bilgi Sistemi birimleri ku− ruldu ve işletildi. Bu birimler, aksanlı
İngilizce ve Arapça üzerin−de çalışmaktadır. 8-10 faktörüyle işi hızlandırdık. OASIS, TIDES'ın ilk stratejik
konuşlanan birimidir.

Online Metin ve Ses İşleme Sistemi, İngilizce ve Arapça için sınır tespiti ve bilgi toplama teknolojilerini
bir araya getirir. Bu yı−lın sonunda, buna Çince'yi de ekleyeceğiz. OnTAP hem metin, hem de konuşma
üzerinde çalışmaktadır ve çeşitli birimlerden gelen bütünleşik teknolojileri içermektedir.

MITRE Metin ve Ses İşleme Sistemi, birçok sayıdaki dilde ge− niş yelpazedeki metin kaynaklarından
bilgiyi biraraya getirmek− tedir. Bunun çok özel bir tanıtımını Bilgi Bilinçlendirme Ofisi'nde görebilirsiniz.
Aynı zamanda bu sistem, TIDES dünya basın gün−cellemelerinin üretiminde kullanılmıştır ve bunlar bir dizi
hükü−met kurumuna hizmet vermektedir.

47
TIDES, gelişen sistemlerin değerini ölçmek, nerede iyileştir−meler yapıldığını belirlemek, etkin
operasyon konseptleri geliştirmek ve operasyonel kullanıma en etkin teknoloji transferinin yer−leştirilmesi
için Entegre Fizibilite Deneyleri (IFE) yürütmektedir.

IFE-Biyo deney dizileri, biyo-güvenlik ve bulaşıcı hastalık ya yılımıyla ilgili bilgiyi bulmak için MiTAP
sisteminin gücünü keş− fetmiştir. MiTAP, başka türlü bulunması mümkün olmayan kulla−nışlı bilgiler
sağlamıştır.

IFE-Arapça deneyi, şu anda yolda ve Arapça haber kaynakla− rındaki (sesli ve yazılı) teröristlerle ilgili
bilgiler üzerine odaklan−mıştır. Bu da, OnTAP sistemi kullanmaktadır.

Bu yılın sonunda, IFE-Çoklu diller olarak bilinen entegre fizilibite deneyine başlayacağız. Bu deney,
İngilizce, Çince ve Arap−ça (sesli ve yazılı) üzerinde çalışan geliştirilmiş bir OnTAP siste−mi içinde çeşitli
sitelerden bileşenleri değerlendirecektir.

TIDES programının tamamlanması için bir üç yıla daha ihti−yaç vardır. Bittiğinde, ulusal güvenlik
üzerinde çok önemli bir et−ki yapacaktır.

EARS

EARS, (Effective, Affordable, Reusable Speech-to-Text) Et−kin, Makul, Yeniden Kullanılabilir


Konuşmadan Metne teknoloji− sinin kısaltılmışıdır. Bunun amacı, hem insanlar, hem makinalar için kullanışlı
olan doğal insandan-insana konuşmaların zengin, doğru transkriptlerini üretmeyi amaçlamaktadır. TIDES
gibi, EARS da, geniş bir alanda_ kullanılabilen bütünleşik teknolojiler üzerinde çalışmaktadır. Bu çalışma;
ordu, istihbarat ve güvenlik birimleri tarafından kullanılan konuşmaların yönteminde bir dev−rim
oluşturacaktır.

Günümüzde, çok yetenekli dilbilimciler, çok sayıda ses kay−dını dinlemeyle mücadele etmektedirler. Bir
şekilde otomatik filtreleme, onların dikkatlerine odaklanmalarına yardımcı olmakta−dır; fakat bu sınırlı
yetenektedir; çünkü mevcut konuşmadan -metne teknolojisi yeterince etkin ve doğru çalışmamaktadır. Da−ha
doğru bir bilgi tespiti -buna ilaveten bilginin toplanması, özetlenmesi ve tercümesi- konuşmadan metne
çevirideki hata oranlarının yüksekliği yüzünden neredeyse imkânsızdır.

Buna ilave olarak, dilbilimciler, seçilen kaydı çok dikkatli şe−kilde dinlemelidirler. Bizim
sınıflandırılmamış test verilerimizde, konuşmadan-metne çevirilerdeki hata oranları şu anda yayınlar için
(kaynağına bağlı olarak) yüzde 15-30 civarında ve çeviriler−de yüzde 25-50 civarındadır.

EARS BAA (ihalesi), geçen sonbaharda duyuruldu, bu bahar ayında antlaşmalar yapıldı ve mayıs ayında
program ilk başlangı−cım yaptı. 5 yıl boyunca kelime hatalarını büyük oranda azaltma− yı hedefliyoruz, bunu
hem yayınlarda (tv/radyo) hem de telefon kanalı konuşmalarında yapmayı planlıyoruz. İngilizce, Arapça ve
Çince'de, bu hata oranlarını yüzde 5-10 seviyelerine kadar düşür−meyi planlıyoruz ve ilerleyen günlerde
aniden operasyonel olarak çok önemli hale gelebilecek diğer dillere de bu teknolojinin uygu−lanması için
metotlar planlıyoruz.

48
Kelime hata oranlarının düzeltilmesine ek olarak, EARS, ses sinyallerinden kullanışlı metadata
toplayacaktır -konuşanın kimli−ği, ifadeler ve cümle sınırları, vurgular, fiille ilgili düzeltmeler ve bunun gibi
diğerleri hakkında bilgiler. Sonuçta ortaya çıkan çıktı (kelime artı metadata), bizim "çok zengin bir transkript"
olarak adlandıracağımız bir çıktı olacaktır. Bu, standart bir formatta sak−lanacaktır ve çeşitli akış yönleri
süreçlerini besleyecektir (TlDES'in geliştirdiklerinde olduğu gibi) ve bunlar, kullanıcılara düzenli bir formatta
ve kolayca okunabilir bir şekilde takdim edilmiştir.

Bunların getireceği kazanç çok büyük olacaktır.

Makinalar, analistlerin ilgilendiği materyallerin tespitinde çok daha iyi iş yapma imkânı bulacaklardır,
yayında, konuşma de− vam ederken özel konuşmalarda (konuşmanın belirli kısımların− da) yer alan
materyaller.

Makinalar aynı zamanda şunları yapacaktır;

*Kurumlar, ilişkiler ve olaylar hakkında kullanışlı bilgi top−lanması,

*Hikâye ve konuşmaların yoğunlaştırılmış özetlerinin üre−tilmesi,

*Metin ve özetlerin tatminkâr, anlaşılabilir bir İngilizce'ye tercüme edilmesi.

İnsanlar -kısıtlı kaynağımız- makinaların potansiyel olarak ilginç bulduğu materyalin incelenmesinde
kulaklarını değil, göz−lerini kullanabileceklerdir. Çünkü dinleme, çok yavaş bir süreçtir, okuma, analiz ve
raporlamayı büyük ölçüde hızlandıracaktır. Operatör ve analistlerin etkinliğini büyütecek ve zaman açısından
kritik olan bilginin alımını hızlandıracaktır.

Diğer teknolojilerle bütünleşik şekilde, EARS, devasa oranda üretim kazançları sağlayacaktır. Bu da
terörizmle savaşım, ka−nunların uygulanması ve genel olarak ulusal güvenliğin sağlan−masında önemli bir
etkiye sahip olacaktır .

BABYLON

Babylon, adını, Babil Kulesi'nden almaktadır. Bu program, ABD güçlerini, İngilizce konuşamayan
kimselerle etkin şekilde iletişim kurmalarını mümkün hale getirmeyi hedeflemektedir. Çok güç ortamlarda,
konuşmadan-konuşmaya makina tercümesi sağlamaktadır. Babylon, başarısını Kosova, Afganistan ve diğer
yerlerde ispatlamış "DARPA'nın tek yönlü tercüme teknolojisi" üzerine inşa edilmektedir.

Tek yönlü tercüme, sesli bir çıktıyla konuşulan ifadelerin ta− nınmasını birleştirmektedir. Bir Amerikan
askeri, birkaç bin muh− temel ifade kalıbını İngilizce olarak konuşmaktadır, makina onun ne söylediğini tanır

49
ve diğer dildeki daha önce kaydedilmiş eş an− lamlı ses kaydını bularak kullanır.

Afganistan'da DARPA'nın tek yönlü teknolojisi ("Phraselator" olarak adlandırılmaktadır), güç kullanımı, tıbbi
hizmetler ve top−lum ilişkilerinde kullanılmıştır. Babylon, "Tek artı tek yönlü tercü−melin üretiminden çok
daha ileriye gitmeyi planlamaktadır ve nihai hedef "iki yönlü tercüme" imkânlarının yapılmasıdır. Tek-artı-tek
yönlü tercüme, İngilizce konuşan birinin başka birinin ne söylediğini anlamasına imkân verecektir.

Şu şekilde çalışacaktır: "İngilizce konuşan kişi, tek-yönlü teknolojiyi kullanarak bir soru sorar ya da bir
ifade belirtir; di−ğer konuşmacı buna cevap verir; İngilizce konuşanın ne dediğini bilen sistem, diğer kişinin
söylemesi muhtemel şeylerin bir di−zini bilmektedir; eğer bu kişi, sistemdeki ifadelerden herhangi birini
kullanırsa, sistem, bunun karşılığı olan İngilizce ifadeyi sesli olarak iletir."

Böylece, İngilizce konuşamayanları sadece jest ve mimikler− le konuşmaya zorlamak yerine (tek yönlü
Phraselator'da olduğu gibi), tek-artı-tek yönlü konuşma teknolojisi, bu kişilerin sesleri− ni de kullanmalarına
izin verecektir ve böylelikle hızlı bir şekilde çok daha fazla bilgi açığa çıkabilecektir.

Sınırsız özgürlük operasyonunu desteklemek için, önümüz− deki altı ay içinde, savaş sahasında prototip
tek-artı-tek yönlü ter−cüme cihazlarını kullanmayı planlıyoruz. Tam kapasite iki-yönlü tercüme, çok daha zor
ve yapımı uzun sürecektir. Belki de bu kap−sam kısıtlı olacaktır; ancak hem İngilizce konuşanlar, hem
konu−şamayanlar için çok daha geniş bir ifade özgürlüğüne izin vere−cektir. Buradaki temel fikir, belirli
sahayla ilgili sözlükler üzerin−de uzmanlaşmış konuşmadan-metne teknolojisini kullanmak, ta−nınan çıktının
anlaşılabilir kelimelere bölünmesi, dillerarası an−lam bulucu bir sistemin kullanımı ve en sonunda en uygun
metinden-konuşma çıktısının ortaya çıkarılmasıdır. Biz, iki-yönlü ko−nuşma prototiplerini 18-24 ay içinde
kullanmaya başlamayı umut ediyoruz. Bunlar, Arapça, Çince, Dari, Farsça ve Peştuca olacaktır.

Babylon, savaş esnasında kullanılmak üzere tasarlanmış bir programdır, amacı savunma misyonu
yükümlülükleri içi hızlı işle−yen bir sistem kullanılmasıdır. Tek-artı-tek ve iki-yönlü tercüme, taktik muharip
kuvvetlere gerçek-zamanlı, yüz-yüze konuşma tercüme imkânları sağlayacaktır. Zaman ilerledikçe, normal
insan gibi konuşma iletişimini kolaylaştıracak esnek ve akıcı bir konuş−manın ortaya çıkışını sağlayacaktır,
böylelikle daha büyük bir bil−gi bilinçlenmesi olacaktır.

Gelişim

Konuyu kapatmadan önce, gelişim hakkında birkaç söz sarfet mek istiyorum. 10 yıldan fazladır, DARPA
insan dili teknoloji prog− ramları, düzenli bir zaman aralığında ciddi, objektif, metrik-taban lı performans
gelişimini desteklemiştir. Bu gelişmeler, teknolojinin ilerlemesinde herkese çok büyük ölçüde yardımcı
olmuştur.

Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü, araştırma toplu−mundan aldığı tavsiyelerle gelişimi


ilerletmektedir. Birçok grup, DARPA tarafından finanse edilmemiştir. Gelecek yıl boyunca, zengin metin
dönüşümü, bilgi elde edimi, konu başlığı tespiti ve izlenmesi, otomatik içerik çıkarımı, özetleme ve makina
tercü− mesi konularını destekliyor olacağız. Bu gelişim içine diğer ku− rumların da katılımından büyük
memnuniyet duyacağız. Dışarı− dan katılan

50
gruplara her ne kadar doğrudan ödeme imkânına sa− hip olmasak da, gelişim altyapısının maliyetlerini
karşılayabiliriz ve araştırmacılar, hükümetin yaptığı yardım gibi, bu katkıdan fayda göreceklerdir.

Özetlemek gerekirse, güçlü bir insan dili teknolojisi için olan ihtiyacımızı anlattım sizlere. Üç önemli
program hakkında bilgi verdim. Gelişimin oynadığı önemli role değindim.

TIDES, EARS ve Babylon gerçekten çok değerlidir. Diğer DARPA programlarında olduğu gibi, bu
programlar birçok müşteri−nin ihtiyaçlarına hitap etmektedir. Bu programlar aynı zamanda bilgisayarlara
insan dilinin her çeşidini duyma, okuma ve anla−mayı öğretme yolundaki "büyük meydan okuma"ya doğru
çok önemli bir adımdır. İlginiz için hepinize çok teşekkür ederim."

3- Bio-gözlem/gözetim sistemi

Projelerin bütçeden aldıkları paylar


2001 2002 2003Toplam
TIA 10 milyon $10 milyon S
Bio-gözetim 8 milyon $ 14 milyon $22 milyon $

Programın amcı:

51
Bio-gözetim (surveillance) programının hedefi, gerekli bilgi teknolojilerini geliştirmek ve biyolojik
patojenin gizli salınımını tesbit edecek kapasitede prototipler ortaya çıkarmak ve etkin şe− kilde bunu
geleneksel yaklaşımlardan daha önce yapmaktır. Bir biyolojik saldırının bertaraf edilmesinin anahtarı, erken
uya−rı/tespittir, uygun karşı koyma yöntemlerinin kullanılmasıyla, beklenilen kayıpların en az yarısı
önlenebilir, bunu yapmak için−se diğer şekilde tespit edilenden farklı olarak birkaç önceden sal−dırının erken
uyarıyla bilinmesidir. Biyolojik ajanlar için, erken uyarı, büyük önem taşır. Bio-gözetim programı, DoD'un,
bir teh−likeli biyolojik savaş saldırısını tam zamanında tespit etmeye ya− rayacak ve buna etkin şekilde
karşılık verecek olması muhtemel binlerce kayıptan sakınılacaktır.

Programın Stratejisi :

Bio-gözetim programı, hedefine ulaşmak için geleneksel ol− mayan gözlem metotlarını kullanmayı
düşünmektedir; bunlar arasında hayvanların duyularından faydalanmak, davranışsal in dikatörler ve teşhis
öncesi medikal verilerin bilgi, kaynağı olarak kullanılması yer almaktadır. Diğer teknik yöntemler, heterojen
ve−ri kaynaklarından alınan korelatif-entegre bilgiler, otonom sinyal tesbit algoritmalarının geliştirilmesi,
otonom tespit için salgın hastalık

modellerinin geliştirilmesi edilmesi ve çok farklı veri ve kaynakların korelatif şekilde kullanılması yanısıra
gizliliğin ko−runmasının sağlanmasıdır.

Plan ve Projeler:

2002 ve 2003 Mali Yılı : Bio-gözetim programı, mevcut salgın hastalık modellerini sonuç almak için
kullanacaktır, anormal sağ− lık erken indikatörlerini tanımlayacak ve anormal sağlık koşulla− rı, için en
değerleri erken indikatörlerin belirlenmesi için mevcut veri tabanlarını kullanacaktır...

2002 ve 2003 Mali Yılı : Program aynı zamanda normal bir hastalığın çevreye yayılmasıyla, kasıtlı
bio-terörist salınımları bir−birinden ayırdetmek için en iyi yolun belirlenmesi için teknikler geliştirecektir.

2002 ve 2003 Mali Yılı : Veri gözlem yazılımı tarafından erişi−len kayıtların kim tarafından sağlandığını
belirlemek için ileri dü−zey otomatik gizlilik koruma metotları geliştirilecektir.

2002 ve 2003 Mali Yılı : Uygun askerî ve ticarî verilerle bir prototip bio-gözetim sistemi, bir askerî
menfaatin şehir içindeki alanları için inşa edilecektir ve simule edilmiş biyolojik durum ve−rilerinin test
yatağı sisteminin gerçek zamanlı veri akışına enjekte edilmesiyle ciddi deney alanlarında bu durum
gösterilecektir.

ABD'nin ulusal güvenliğine yönelen alışılmış tehditlerin dı−şında göreceli olarak yeni bir tehdit daha
ortaya çıktı; biyolojik terör tehdidi. Biyolojik maddelerle başka ülkelerde ve muhteme−len Amerikan

52
askerlerine karşı saldırılar düzenlenmişti; fakat bunlar daha küçük ölçeklerde yapılan saldırılardı. Ülke
çapında ya da hatta küresel ölçekte bir saldırı için çok düşük dozda zehir−li bir biyolojik maddeye ihtiyaç
duymaktadır, Bunların yayılması grip salgını gibi olabilecektir. Son günlerde ABD en fazla üzerin−de
konuşulan biyolojik tehdit unsuru ŞARBON'dur.

Özellikle şarbon tehdidi ile başa çıkabilmek için DARPA'ya bağlı Bilgi Bilinçlendirme Ofisi,
biyo-gözetim programı için çeşit−li şirketlerle anlaşma yoluyla projeler gerçekleştirmek için duyu−ru
yayınladı. İlk duyurular 27 Aralık 2000 tarihinde oldukça de−taylı bir dokümanla yayınladı.

Biyo-gözetim programının temel hedefi, geleneksel olmayan bilgi kaynaklarından bilgileri bulup ortaya
çıkarmak ve böylece bu bilgiler kombinasyonu, yetkilileri, biyolojik saldırılar karşısında daha hızlı davranıp,
erken tedbir almaya itecektir. Böyle bir saldı−rıda ortaya çıkabilecek en büyük tehlike ise şudur; biyolojik
salınımların ardından hastalığın bulaştığı insanlarda ortaya çıkacak ilk semptomlar, grip ya da nezle gibi
bulaşıcı hastalıklarınkine çok benzemektedir, bu yüzden bir biyolojik terör saldırısının varlığı, semptomların
diğerleriyle karıştırılması sebebiyle erken önlem alı−nacak bir sürenin geçirilmesinden sonra farkedilebilir; ki
bu da muhtemel bir biyolojik terör saldırısında özellikle Amerikalıları endişelendiren en büyük faktörlerden
birini oluşturmaktadır.

Zaman geçtikçe, biyolojik maddelerin bulaştığı kişiler ölür. Salgın, herhangi bir tedavi, karantina ya da
erken aşılama sistemi olmaksızın, nüfus içinde yayılmaya devam edecektir. Geleneksel salgın gözetimi, bir
salgının farkına varan tıbbî profesyonellerin dikkatli gözlerine dayanmaktadır. Bunlar, böyle bir durumda
ge−rekli testleri yaptıktan sonra hastalıkla başa çıkmak için önlemleri almaya başlayacaklardır; ancak
günümüzün hızla değişen asimet−rik terör ortamında bu klasik yöntemlerin işe yaramayacağı açık−tır.
Bununla birlikte, bir terörist saldırının hemen ardından, biyo−lojik terör saldırısının boyutları ve kapsamının
geç keşfedilmesi ve tedbirlerin gecikmesi, sayısız insanın ölümüne yol açacaktır.

Bununla ilgili tipik bir örneği şu şekilde verebiliriz; şarbon gazının halk arasına yayılımının
devamındaki 24 saat içinde, ilk önce şarbondan etkilenen kişi, nezle benzeri semptomlar hissede−cektir.
Bunlar arasında hafif ateş, burun akması gibi semptomlar

sayılabilir. Eğer hastalığın kendisine bulaştığı kişi doktoru ziyaret ettiğinde, bir şarbon saldırısından haberi
olmayan doktorun, has−taya nezle ya da grip teşhisi koyması ihtimal dahilindedir ve bu kişiyi eve
gönderebilir. Bu esnada, hastaneden ayrılan kişinin ra−hatsızlığı daha da artacaktır ve artık, bu kişinin
bünyesi, şarbona karşı geliştirilen antibiyotiklere karşı daha da direnç kazanacak−tır ve kişinin tedavisi
zorlaşacaktır. Şarbonun bulaştığı kişinin ge−rekli tedaviyi görmesi için çok az zamana ihtiyacı vardır ve bu
za−man dilimi geçirildikten sonra kişinin ölme ihtimali neredeyse yüzde 99 olarak görülmektedir.
Biyo-gözetim sisteminin temel hedefi, biyolojik terör saldırısının korkunç sonuçlan ortaya çık−madan önce
saldırının etkilerinin en aza indirilmesi ve toplu ölümler başlamadan gerekli tedbirlerin alınabilmesidir.

DARPA'nın başlattığı projenin temel hedefi de, biyolojik salını mın erken teşhisi ve alınacak tedbirlerle
toplu ölümlerin önlen−mesi... Buraya kadar herşey gayet normal ve mantıklı duruyor. Bugün, özellikle 9/11
saldırılarının ardından bir biyolojik terör saldırısının daha da arttığını düşünmek hayalcilik olmaz. Özellik−le
ABD'nin kendisine yapılan saldırılara verdiği hızlı tepki, Ame−rikan yönetimine karşı zincirleme bir tepki
doğurmakta ve bu bel−ki de, bu

ülkeye yönelecek saldırıların artmasına yol açabilecek−tir. Temel verileri açısından birbirine benzemese de,
şu anda ya−şananlar bakımından İsrail-Filistin örneğini vermek yanlış olma−yacaktır.

53
Burada kimin saldırgan, kimin masum olduğu maalesef bir−birine karışmış durumdadır. İsrail saldırıları
şiddetlendikçe, Filis−tinli grupların karşı saldırıları da insafsızca artmakta ve böyle de−vam edegelmektedir.
Terörist devlet politikası, başka bir terörü doğurmakta ve sonu olmayan kısır-döngü'den her iki taraf da
ol−dukça büyük zarar görmektedir. Bugün ABD'nin de, benzeri bir sürecin eşiğinde durduğunu söylemek
yanlış olmayacaktır. Korku kültürü, ABD'yi terör saldırılarına karşı yeni tedbirler almaya it−mektedir.
Biyo-gözetim sistemi, 9/11 paranoyasını üzerinden ata−mayan Amerikan halkının karşı karşıya kaldığı
özgürlükleri kısıt−layıcı yönleri çok fazla olan ve bireysel özgürlüklere darbe vura−cak önemli bir proje.

DARPA, bugün olası bir biyolojik terör saldırısının sonuçları−nı önceden tahmin edebilmek için
simülasyonlar geliştirmektedir. Yapılan testler, günler öncesinden biyolojik terör saldırılarının tespit
edilebileceği ve belki de kritik saatler içinde bir şehrin kur−tulabileceğini ortaya koymaktadır. Ancak,
biyolojik saldırının ne−reye ve ne zaman yapılacağı bilinmediğinden, bu durumda bütün Amerika'yı kontrol
altında tutmak, daha doğrusu gözetlemek ve röntgenlemek gerektiği ortadadır.

Biyo-gözetim sistemi, biyolojik salınımla ilgili bilgileri nere−den alacaktır? Bunun için öncelikle birçok
kaynaktan veri toplan−ması gerekmektedir. İlk akla gelen yerler, sebze-meyve halleri, ilaç depoları ve eczane
veri tabanları, okul kayıtları, hayvan gö−zetim ağları, veteriner ve sağlık kayıtlarıdır. Ayrıca, bir biyolojik
saldırıyı tespit edecek anormal salgın tespit algoritmalarına da başvurulacaktır.

Biyo-gözetim sistemi, yapılması fizibil olan şu programları başarmayı hedeflemiştir;

Coğrafî olarak farklı bölgelere yayılmış, çok farklı askerî, devlete ait (federal, eyalet ve yerel seviyede) ve
ticarî veri taban− larını kullanacak entegre bir sistem geliştirmek.

Veri tabanlarından gerekli bilgileri hasat ederken, hastaların kişisel mahremiyetinin korunmasını sağlamak

Verileri, anormal biyolojik olayları, normal epidemiyoloji ka−lıplarından ayırt edecek şekilde analiz
etmek.

Savunma Bakanlığı PENTAGON'un acil durum alt yapısı için gerekli uyarıların sağlanması.

Buradaki en önemli nokta kuşkusuz şu ifadelerde yatmaktadır: 'Veri tabanlarından gerekli bilgileri hasat
ederken, hastaların kişisel mahremiyetinin korunmasını sağlamak"

Görüldüğü gibi, biyolojik terör saldırılarına karşı alınacak önlemler arasında hastaların kişisel kayıtlarının
kullanılması da bulunuyor. Bunun yanı sıra, hayvanlarla ilgili, diğer kişi ve kuru−luşlarla ilgili veri
tabanlarının da taranması söz konusu. Doktor-hasta ilişkilerinde mahremiyetin büyük önem taşıdığı
bilinmekte−dir. Hastaların kişisel mahremiyeti, özel hayatın gizliliği içinde çok önemli yer tutmaktadır.
Biyo-gözetim sistemi içinde hastaların kişisel mahremiyetinin nasıl korunacağı, kafalarda ciddi soru işaretleri
teşkil etmektedir.

Kötü niyetli kişilerin, hasta kayıtlarını suistimal etme ihtima− li gerçekten de çok büyük. Bu kayıtların,
söz gelimi, siyasi rakip−lerin küçük düşürülmesi, rakip firmaların yöneticileri için şantaj yapılması ve daha
akla gelebilecek bunun gibi birçok kötü niyet−le kullanılabileceği ortadadır. Belki de, Biyo-gözetim
sisteminin getireceği en büyük tehlike burada yatmaktadır.

Sistemin temel amacı, daha önce de belirtildiği gibi, Savun−ma Bakanlığı'nı zamanında ve hayati bilgileri
sağlamaktır. Böyle−ce, biyolojik bir maddenin salınımından önce veya hemen sonra gerekli tedbirlerin
alınması mümkün olabilecektir. Bunun için sa−yılan kayıtların yanı sıra, şehir merkezlerine, banliyölere,
metro giriş ve çıkışlarına, akla gelebilecek daha pek çok yere sinemala−ra, stadyumlara, deniz kenarlarına,
plajlara birçok akıllı dedektör yerleştirilmesi de gündemdedir.

54
Bütün bu sensörler, dedektörler, veri tabanı analizi yapan ve Pentagon'a anında bilgi veren sistemlerin
hepsi Savunma Bakanlığı'nın kontrolünde olacaktır. Sistem, gerçek-zamanlı epidemiyolojik analiz sağlayacak
ve alışılmadık durumlar için Pentagon'a ya da sivil makamlara otomatik olarak uyarı mesajları gönderecektir.

Şu anda ilk etapta, 2002 ve 2003 yılları için projeye 22 mil−yon dolarlık kaynak aktarıldı. 5 yıllık proje
kapsamında ilk olarak Savunma Bakanlığı Pentagon'daki askeri ve sivil personelin ko−runması hedefleniyor.
Bunun içinse şu anda 24 milyon dolarlık kaynak ayrılmış durumda.

BAA 01-17 isim ve numarasıyla kamuoyuna duyurulan bu sistemin bütün halkı gözetleyecek bir çeşit "Büyük
Birader" olma−sından endişe edilmektedir. Geçmişte ABD'de bu tip gizli gözetim programlarının varlığı
ortaya çıktığında kamuoyunda büyük tep−kiye sebep olmuştu. Ancak günümüzde, özellikle 9/11 korkusunu
bir kalkan gibi kullanan Bush yönetimi, kamuoyuna duyurulan her projede, asimetrik terör tehditlerini
demoklesin kılıcı gibi hal−kın başı üzerinde tutmaktadır. Sistem hakkında Amerikan kamu−oyunu kısıtlı
olarak aydınlatan Savunma Bakanlığı, kişisel mahre−miyetin korunması konusunda daha da ketum
davranmaktadır

Bu durum, Amerikan demokrasisi açısından büyük tehlike arz et−mektedir.

4- Komünikatör

Projelerin bütçeden aldıkları paylar


2001 2002 2003Toplam
TIA 10 milyon $10 milyon $
Komünikatör

55
Programın hedefi

Kominükatör programının ana hedefi, savaş pilotlarına bilgi−sayarlarla konuşmalarını sağlayacak bir
"diyalog iletişim" tekno−lojisini geliştirmek ve sunmaktır. Böylece savaş alanında da bilgi−ye erişilebilecek
ve bir klavye tuşuna dahi dokunulmadan askerî üslerden bilgi alınabilecektir. Komünikatör Platformu
kablosuz ve mobil olacak ve bir ağ üzerinde faaliyet gösterecektir. Diyalog et−kileşimine imkân veren
yazılım, otomatik olarak performansı art−tırmak amacıyla bir diyalogun içeriğine odaklanacaktır ve sistem
konuşmanın doğal ve akıcı olabilmesi için sistem otomatik olarak yeni konulara adapte olabilecek şekilde
tasarlanacaktır.

Programın stratejisi:

Program, bilgisayar-insan arasındaki diyalogu kurmaya odaklanmıştır ve özellikle doğal dil etkileri ve
gürültülü ortamlar için bilgi desteği sağlamaya çalışmaktadır. Şu ana kadar araştır−manın çoğunluğu, komuta
ve kontrol operasyonlarında destek amacıyla İngilizce-bilgisayar diyaloglarına odaklanmıştır. Şimdi ise
araştırma, müttefik kuvvetlerin operasyonlarında destek ama−cıyla yabancı diller için etkileşime
odaklanmıştır. Sınırsız sözlük (konuşmadan metne, metinden metne) görevleri için oluşturulan otomatik haber
tercümelerinin aksine, kommünikatör programı, insandan makine etkileşime yönlendirilmiştir; burada
misyonun belirli konuları sözlükleri sınırlandırmakta, operatör tarafından niyetin netliğini maksimize etmek
için etkileşimin kontrolü üzeri−ne vurgu yapılmıştır. Kimi küçük birim lojistik operasyonları, de−niz
kuvvetleri içinde teknolojinin çok olağanüstü ortamlarda test edilmesi için tatbikatlar başlatılmıştır.

Plan ve Projeler:

2002 Mali Yılı : Komünikatör sistemi, bilgi erişimi ve dağıtımı− na imkân tanırken, sistemlerin izlenmesi
ve uyarılmasını destekle− mek için deniz kuvvetleriyle deneyler yapmaktadır. Son deney, çok
geniş yelpazeye dağılmış sensörler, heterojen veri tabanları ve çok gürültülü ortamlarda diyalog etkileşimini
gösterecektir.

2003 Mali Yılı : Şu anda devam eden bir proje, komünikatörün komuta ve kontrol problemi üzerine
olduğu gibi aynı zaman−da taktik operasyon görevleri hakkındadır; bu program devrim
yaratan yeni etkileşim teknolojisi için etkin bir geçiş mekanizma−sını sağlayacaktır.

İnsan gibi düşünen, insan gibi konuşan bilgisayarlar, bilim kurgu filmlerinin baş konularından biri
olagelmiştir. Ancak bu ko−nuda, bilim ve teknoloji henüz bilim-kurgu filmlerinde çizilen ufka erişemedi.

56
Terörizmle mücadeleyi kendisine tek amaç çizen Bush yönetimi, Bilgi Bilinçlendirme Ofisi bünyesinde
geliştirdiği tekno−lojilerle bilim-kurgu filmlerini aratmayan yeni sistemler ve tekno−lojiler geliştiriyor.
Bunlardan biri de Communicator teknolojisi...

Son 5 yıldır, makinalarla konuşmanın-mümkün olabildiği di−yalog sistemlerini gün ışığına çıkaracak üç
teknolojik gelişme ya−şandı. Bunlardan birincisi; çok sağlam gerçek-zamanlı konuşma tanıma araçları,
internet sayesinde erişilebilir hale gelen bilgi kaynakları patlaması ve cep telefonları gibi mobil bilgi erişimine
imkân veren cihazların hızla yayılması. Bununla birlikte, bu çaba−ların getirdiği imkânlarla standartlar
yükselmesine rağmen, güç−lü bilgi kaynaklarıyla sesle iletişimin yapılabildiği kabiliyetler sı−nırlı oranda
kalmıştır.

Kurulması arzu edilen sistemi şöyle bir örneğe benzetmek yanlış olmaz. Telefonla bir uçak rezervasyonu
yaptırdığınızda ya da hesabınızı kontrol etmek için bankayı aradığınızda karşınıza otomatik bir sistem
çıkacaktır. Bu sistem, sizin telefon tuşlarıyla yönlendirmeniz sayesinde ilgili bilgiye ulaşmanızı sağlayacaktır.
Ancak bu sistemin oldukça ilkel olduğu çok açık. Pentagon, üze−rinde çalıştığı Communicator sistemiyle
mevcut bu yapının çok ötesine geçmek istiyor. Böylelikle sadece tuşlarla bilgisayarları yönlendirmekle
kalmayıp, sesli komut vererek ve hatta karşılıklı konuşarak sistemden bilgi alışverişi mümkün
olabilecek.Tabii he−nüz bu konudaki çalışmalar tamamlanmış değil.

DARPA'nın geliştirdiği Kommunicator programı, mevcut diya− log sistemlerinin ötesine geçerek
insanların güçlü sesli diyalog ile− tişimine girebildiği yeni bir ortam sunmaktadır. Bu sistemin tam olarak
işleyebilmesi için aşağıdaki unsurlara ihtiyaç duyulmaktadır.

İlk etapta savaş pilotları için dizayn edilen Kommunicator programının sağlam bir yazılıma ihtiyaç duyduğu
açıktır. Bunun− la ilgili, MITde çalışmalar sürdürülmektedir. DARPA, MiT'le yapı− lan ortak çalışmayla
bütün ihtiyaçları giderecek bir yazılımı geliş−tirmeye çalışmaktadır. Böyle bir yazılımın:

Esnek olması; yazılım altyapısı, çeşitli Kommunicator sitele− rinin birlikte deney yapmasına imkân
verecek etkileşim stratejile−rinin boyutunu kapsayacak esneklikte olmalıdır.

Elde edilebilirlik; ilgili altyapı, kolay elde edilir ve kolay ku−rulabilir olmalıdır.

Öğrenilebilirlik; altyapı, kolay öğrenilebilir olmalıdır.

Devamlılık; altyapı Kommunicator programı için desteklen−meli ve sürdürülebilmelidir.

Etki düzeyi; altyapı, kullanılan diyalog sistemleri için uzun dönemli programları ve araştırma hedeflerini
desteklemelidir.

Kommunicator programı iki ana bölümden oluşuyor. Olduk−ça teknik olan bu konuya kısaca değinmek
istiyorum. Birinci bö−lüm; Akustik Modelleme, diğeri ise Lisan Modellemesi... Her iki modellemenin amacı,
binlerce farklı insan sesi ve yüzlerce farklı dil arasından makinaların doğru kelime ve cümleleri tanımasını
sağlamak. Bunun için şimdiden çalışmalar başlamış bile... IBM firmasının DARPA ile ortak yürüttüğü proje
çerçevesinde 20 bin kişiden ses kayıtları toplanmış ve 600 saatlik bir konuşma kaydı veri tabanı oluşturulmuş.
Bu veri tabanı içinde kişilere ait isimler, posta kodları, sarı sayfalarda görülen iş isimleri, adresler, kredi
kartları, telefon numaraları vs. bulunuyor. Oldukça kapsamlı ve komplike bir proje...

57
5. EARS (Effective, Affordable, Reusable

Speech-to-Text) Etkin, Makul,

Yeniden Kullanılabilir Konuşmadan Metne

Programın hedefi:

Etkin Uygulanabilir Tekrar kullanılabilir Konuşmanın Metne çevrilmesi (EARS) programı yani Türkçesi'yle
KULAKLAR; bir konuşmanın-metne çevrimi teknolojisi geliştirmektedir. Bu, makinaların önemli bilgiyi
tesbit etme, toplama, özetleme ve tercüme et−me işini çok daha kolay yapmasını sağlayacaktır. Proje aynı
za−manda insanlara sadece ses sinyallerini dinleme dışında yazıları okuyarak ne söylendiğini anlama imkânı
verecektir.

Projelerin bütçeden aldıkları paylar


2001 2002 2003Toplam
TIA 10 milyon S10 milyon $
EARS

58
Programın stratejisi:

EARS, çok çeşitli dillerdeki telefon konuşmaları ve yayınların insandan-insana konuşmaları üzerine
doğal ve sınırlandırılmamış şekilde odaklanmıştır. Buradaki niyet, çok geniş yelpazedeki ileri seviyedeki
uygulamalar için uygun teknolojiyi ortaya çıkarmaktır.

EARS, geniş kapasiteli çok disiplinli soruşturma, algoritmik etkinlik ve faydaların nicel gelişimini ve etkin
teknoloji tanım prototiplerini kuşatmaktadır. Dışarıdaki gruplar, NIST tarafından yürütülen yıllık zengin
transkripsiyon gelişimlerine katılımları için davet edilmişlerdir.

Plan ve Projeler:

2002 Mali Yılı : Güçlü Araştırma Programını başlatmak

2003 Mali Yılı : Yeni zengin transkripsiyon algoritmalarının ilk gelişimlerini sağlamak.

6- Kanıt çıkarma ve suç bağlantısı keşfi (EELD)

Toplanı Bilgi Bilinçlendirme Sistemi içinde kişisel hak ve hür− riyetlere en ağır darbeyi vurması
beklenen proje, kuşkusuz kısa adı EELD (Evidence Extraction and Link Discovery) olan Kanıt Çı− karma ve
Suç Bağlantısı Keşfi programıdır. Programın hedefi, resmi kaynaklarda şu şekilde geçmektedir.

Projelerin bütçeden aldıkları paylar


20012002 | 2003 | Toplam
EELD 17 milyon $14 milyon $ 14 milyon $ 45
milyon $

59
"Kanıt Çıkarma ve Suç Bağlantısı Keşfi (EELD) programının hedefi, büyük miktardaki sınıflandırılmış ya da
sınıflandırılma−mış veri kaynaklarında bulunan nadir kanıtların bağlantının ku−rulması ve bunların mantıksal
olarak sonuçlandırılmasıdır. Prog−ram, potansiyel terörist grupları ya da senaryolarıyla ilgili konu−lan
birbirine bağlayacaktır ve yeni organizasyon ya da ortaya çı−kan tehditlerin tanınması için farklı grup ya da
senaryo yöntem−lerini öğrenecektir."

Görüldüğü gibi program hedefi, sadece teröristlerin kullan− dığı farklı kaynaklardan bilgilerin biraraya
getirilmesi ve bunlar− dan teröristlere ait ipuçlarının bulunması gibi görünmektedir.

Programın stratejisi: EELD'nin ilk faaliyetleri, metinlerden ilişkileri/bağlantıları çıkarmanın fizibiletisini


ortaya koymuş ve terörist grup ya da senaryoları gösteren kalıpların/şekillerin tes−pitini değerlendirmiştir.
EELD aynı zamanda faaliyet: kalıplarını, teknolojik gelişmelere rehberlik etrnek için geliştirilmiş
fonksiyo−nel sistem konseptlerini, kanıt toplanmasını geliştirmek için seçi−ci teknikleri, bağlantı keşfi ve
kalıpların öğrenmesi, sınıflandırıl−mış ya da sınıflandırılmamış verilerdeki kalıpların tespit edilme−sinin
değerlendirilmesi için tanımlanmış senaryoları ve teknolojik gelişimler için dokümanların toplanması ve
karakterizasyonunu öğrenmek için umut verici iki tekniği geliştirmiştir.

Plan ve Projeler:

2002 Mali yılı: EELD ilişkileri ortaya çıkarmak, tek-bağlantı tipli kalıpları öğrenmek ve tespit etmek için
teknolojileri ortaya çıkaracak ve geliştirecektir.

2003 Mali yılı içinde : EELD

(1) çok çeşitli kaynaklardan veri toplanması için kendi kapasitesini arttıracaktır. (Örnek; elektronik posta ve
web sayfaları) ve yeni tehdit alanlarına hızla adapte olma kapasitesiyle bu− nu yapacaktır.

(2)çok çeşitli bağlantı tiplerinden oluşan kalıpların örneklerini tespit etme yeteneğini geliştirecektir. (Örneğin;
ticarî fatura−lar, iletişim ve seyahat dokümanları)

(3)çok çeşitli varlıkların ve çok çeşitli bağlantı tiplerinden oluşan kalıpların öğrenilmesi için yeteneklerini
geliştirecektir. (Ör−neğin; kişiler, kurumlar, vs.)

60
Delil toplama ve suç kişileri ya da örgütleri arasındaki bağ−lantıların keşfinin nasıl yapılacağı, sayfa
91'deki diyagramda gös−terilmektedir. Ayrıca, programın hedefleri arasında elektronik postaların ve web
sayfalarının taranması, telefon kayıtlarının analiz edilmesi gibi gerçekten de kişisel hak ve özgürlüklere
dar−be vuran birçok yöntem bulunmaktadır.

EELD (Kanıt Bulma ve Suç Bağlantısı Keşfi) programı 11 alt birimden oluşuyor. Her biri alanında
uzmanlaşmış 11 ayrı firma, hazırladıkları özel programlarla suçluların ve suç bağlantılarının takibinde Bilgi
Bilinçlendirme Ofisi'ne yardımcı olacaklar. EELD programının şeması:

l- Analistin Not Defteri

Bu program, i2 firması tarafından geliştirilen bir veri tabanı dedektifi. Program, yukarıdaki şemada da
görülebileceği gibi ve−ri tabanlarını (banka, kredi kartı işlemleri, seyahat işlemleri vs.) tarayarak takip edilen
kişi ya da kuruluşu iki yönden inceliyor. Bunlardan birinci, kişi ya da kuruluşların bağlantıları. Program ikinci

61
olarak bir zaman cetveli hazırlıyor ve her iki analizi bir ara−ya getirerek suç unsurlarının izini sürmeye
çalışıyor. Ancak, prog−ramın kötü amaçlarla kullanımını önleyecek bir mekanizma bu−lunmuyor. Özellikle
sanayi casusluğu, rakip firmaların mali durumlarını ve iş bağlantılarını görüntüleyen bu program, birçok
firmaya haksız rekabet imkânı verebilecek. Kişilerin özel hayatı da bu programla adeta delik deşik ediliyor.

2- CCM (Contiguous Connection Model) Bütünleşik Bağlantı Modeli

Applied Technical Systems adlı şirket tarafından üretilen bu yazılımın amacı, internet üzerinde faaliyet
gösteren yahoo.com, altavista.com gibi arama motorlarının yapamadığını yapmak ve internet üzerinde çok
daha belirli ve dar alanlarda, veri tabanla−rında teröristlere ait izleri bulabilmek, internet üzerinde yapılan
araştırmalar, bütün arama motorlarının internetin sadece yüzde 30'luk kısmını tarayabildiğini gösteriyor.
Şirketin geliştirdiği CCM programıyla çok daha detaylı ve ayrıntılı araştırma yapılması planlanıyor.

3-Suç Bağlantısı (CrimeLink)

Crimelink adı verilen bu yazılım, PCI (Precision Computing Intelligence) adlı firma tarafından
geliştirildi. Toplam Bilgi Bilinç−lendirme sistemi altındaki EELD (Kanıt Bulma ve Suç Bağlantısı Keşfi)
programı, bu yazılımdan özellikle telefon konuşmalarının analizi için yararlanacak. Bu yazılım, takip edilen
kişi, kişiler ya da kurumların yaptıkları telefon kayıtlarını, e-mail kayıtlarını, hangi e-mailin kimden kime, ne
zaman ve hangi formatta gönde−rildiğini, telefon görüşmelerinin nerede, ne zaman ve kimler ara− sında
yapıldığını tespit ederek bir analiz şeması çıkartıyor. Yani bu programla telefonların dinlenmesi gibi klasik
yöntemlerin öte− sine geçilerek, insanların yaptıkları konuşmalardan suç bağlantı− sı ortaya çıkartılmaya

62
çalışılıyor.

4- Yolsuzluk Müfettişi (Fraud Investigator)

InfoGlide adlı firmanın ürettiği bu yazılımın hedefi de, çeşit−li veri bankaları. Ancak yazılım özellikle
şirketlerde çalışanların özgeçmişleri, geçmiş iş tecrübelerinin gerçek-zamanlı risk analizi− ni yapıyor, sigorta
ve mali yolsuzlukların izini sürüyor, insanların kullandığı kod isimlerin ya da

internette kullanılan ve nickname [göbek adı) olarak bilinen ekran rumuzlarının kime ait olduğunu araştırıyor.
Yazılımın kapsamında, kimlik kartı sahtekarlığı ve hır− sızlığı, kara para aklama, imza sahtekarlıkları ve
ulusal güvenlik riskleri var. Yazılım bütün bunları yaparken SSE adı verilen bir arama motoru kullanıyor. SSE
(Similarity Search Engine) Benzer− likleri Arama Motoru, çok farklı, birbirine benzemeyen veri ta− banlarını
simültane olarak tarıyor. SSE aynı zamanda farklı for- matlarda, farklı bilgisayar platformlarında, farklı
yerlerde ve farklı şekillerdeki verileri analiz etme yeteneğine sahip.

Bu kitabın sayfalarına sığmayacak kadar özelliklere sahip di− ğer bilgi avcısı programlar, NetMap
Analytics, Outline/Magic, OnTopic, TMODS, Watson Pro, Kanıt Bulma ve Suç Bağlantısı Keşfi projesinin
diğer önemli yapı taşlarını oluşturuyorlar. Bu pro− jelerin bütünü için sadece 2001, 2002 ve 2003 yılları için
toplam 45 milyon dolar. Proje için 2004, 2005, 2006 ve 2007 yılları için de yine çok büyük meblağlar ayrılmış
durumda.

7-FUTUREMAP

63
Programın hedefi:

Darpa FutureMAP (Tahminlere uygulanan Pazarları Future sın) programı DARPA'nın SBIR,
Elektronik Market-Tabanlı Karar Destek Programına bir devamdır (SB012-012). FutureMAP, gele− cekteki
olayların tahmini ve sürprizlerden kaçınmak için market- tabanlı tekniklere konsantre olur. Stratejik kararlar,
gelecekteki olayların olasılığının etkin değerlendirilmesine dayanır. Bu analiz sıklıkla çok geniş çalışma
alanındaki uzmanlar tarafından bağım− sız katkılara gereksinim duyar ve çeşitli görüşlerin tek bir değer
lendirmeye bağlamanın zorluğuyla ortaya çıkar. Market-tabanlı teknikler bu değerlendirmelerin üretilmesi
için araç sağlar.

Savunma Bakanlığı, Pentagon'un menfaatlerinin en iyi şekil−de analiz edilmesi için hali hazırda
kullanılan market-tabanlı me−totların kullanılması mümkündür. Bunlar dünyanın değişik bölge− lerinde siyasi
istikrarın analizi, ortaya çıkan teknolojilerin ulusal güvenlik üzerindeki etkisi ve zamanlamanın tahmini, ileri
tekno− loji programlarının çıktılarının analizi ya da Pentagon'un menfa− atine olan diğer gelecekteki olayları
içerebilir. Buna ek olarak, sa−dece çok az katılımcı tarafından saklanan bilgiye marketlerin hız−lı reaksiyonu,
sürprizlerden kaçınmak için bir erken uyarı sistemi sağlayabilir.

Programın stratejisi:

Darpa FutureMAP programı, savunma bağlamındaki bilginin toplanması için en uygun olan
market-tabanlı mekanizmaların tiplerini tanımlayacak ve çeşitli görevler için marketlerin etkinli− ğini
ölçecektir. Marketlerin tiplerini kullanacak çeşitli konular bil−gi güvenliği ve katılımcı dürtülerini içerecektir.
Savunma-bağlantılı olaylara yönelik bir market, hem sınıflandırılmış, hem de sı−nıflandırılmamış
kaynaklardan bilgiyi potansiyel olarak toplaya−

bilir. Marketler aynı zamanda, katılan bütün sektörlere etik ve ya− sal olarak tatmin edici bir tazminat
önerebilirler; aynı zamanda bireysel tarafların tam ve sürekli katılımını sağlamak için yeterin−ce çekici
olacaktır. Marketler, manipülasyona karşı koymak için etkin şekilde güçlü olmalıdırlar.

Bilgi Bilinçlendirme Ofisi, sadece internet ve benzeri bilgi kaynaklarını tarayarak teröristlere ait
ipuçlarını bulmaya çalışmı− yor. Bunun yanı sıra FutureMAP gibi geleceğe ait öngörüler yapa−bilen
programlar da bu sistemin içinde. FutureMAP ya da gele−cekle ilgili öngörüler, bir zamanlar Nostradamus
gibi ünlü kahin−lerin yaptıklarını elektronik yolla yapmak anlamına geliyor.

Gelecek tahminlerinin gerçeğe en yakın olabilmesi için para piyasalarında, borsalarda kullanılan veri
tabanı sistemine benzer bir sistem kullanılması planlanıyor. Geleceği doğru tahmin etme− nin yolu, bugünü
doğru analiz etmekten geçiyor. FutureMAP

programıyla, gerçeğe çok uygun çeşitli olay simülasyonları geliş−tirilecek ve bu simülasyonların ulaştığı
sonuca göre gerçekte ne−ler olabileceğine dair tahmin geliştirilecek.

ABD'nin menfaatlerine aykırı olabilecek her türlü faaliyet, FutureMAP'in ilgi alanına giriyor. Sistem
içerisinde üç önemli ayak bulunuyor. Bunlardan birincisi daha önce de belirtildiği gibi Market metotlarının

64
kullanılması, bir diğeri analistlerin asimetrik terör saldırıları için oluşturdukları raporlar ve üçüncüsü ise
Delp− hi metotları... Bütün bu metotların bir araya getirilmesiyle oluş− turulan sistem, terörist saldırıların
olabilirliğini tahmin etmeye çalışacak. Ancak gelecek tahmininin ne kadar doğru, ne kadar büyük bir
kesinlikle yapacağı oldukça şüphelidir.

Sisteme giriş yapan verilerde ortaya çıkacak bir hata, çıktıla− rın da hatalı olmasına sebep olabilecektir.
Buna "kelebek etkisi" denmektedir. Burada kısaca bahsedeceğimiz bu konu, çok küçük hataların, büyük bir
hatalar zincirine yol açmasını anlatır.

8- GENISYS

Projelerin bütçeden aldıkları paylar


2001 2002 2003Toplam
TIA 10 milyon $10 milyon $
Genisys 11 milyon $1 1 milyon
$

65
Programın hedefi:

Genisys programı, 2003 mali yılında başlayan yeni bir prog− ramdır. Programın hedefi, ultra-genişlikteki
bütün bilgi depoları− nı kullanmaya imkân verecek teknolojiyi geliştirmektir. Terörist saldırıların tahmini,
izlenmesi ve erken uyarılması için, ABD, bü−tün potansiyel yabancı teröristler, onların muhtemel destekçileri,
faaliyetleri; planlanan hedefleri ve operasyonel planlarını belirle−yebilmek için ilgili bütün bilgiyi içeren tam
kapsamlı bir veri ta−banına ihtiyaç duymaktadır.

Programın stratejisi:

Bugün var olan veri tabam teknolojisinin büyük bir kısmı, 1980'li yıllarda tanımlanan paradigmalar
üzerine kuruludur. Bu− gün, bilgisayar işlemcileri, veri depolayan medya ve networkler, binlerce kat daha
fazla kapasiteye sahiptirler. Genisys, veri taba−nı teknolojisini günün ihtiyaç ve kapasitelerine göre yeniden
ku− racaktır.

Bugünün bağlantılı veritabanlarına zıt olarak Genisys:

(1) Yabancı teröristleri durdurmak için ihtiyaç duyduğumuz do kümanları etkin şekilde artırmak için
kullanımı daha kolay olan basit bir soruşturma dili kullanacak ve geçici bir veri modellemesine ihtiyaç
duymayacaktır.

(2)Hükümet kurumları ve onun partnerleri arasındaki verileri paylaşmak ve bunları yeniden sınıflandırmayı
kolaylaştırmak için otomat bir yeniden yapılanma ve veri projeksiyonunu
destekleyecektir.

(3)Genisys, veriyi, zaman bağlamında saklayacak ve verilerde her zaman mevcut olan belirsizliği çözmeye
yardımcı sistem kullanacaktır; fakat bugün henüz bu modellenmemiştir.

(4)Program özelleştirme/özele indirme filtreleri kuracaktır ve ABD vatandaşlarının ve yabancı teröristlerle


bağlantısı olma−yanların mahremiyetini korumak için otomat veri expungin ajanları kullanacaktır.

(5) Ham veri girdilerini yönetmek, sonuçları analiz etmek ve ge ri besleme sağlamak için geniş, yaygın bir
sistem mimarisi geliştirecektir; böylece daha basit, daha esnek bir veri depo−lama sistemi oluşacak ve bize
çok önemli verileri hızlı şekilde elde etmek için fırsat verecektir. Böyle yaparak, Genisys programı istihbarat
toplumuna acil değerler sağlayacak ve devam eden soruşturmalara rehberlik edecek, stimule geri besleme
sağlayacak, artan şekilde güçlendirilmiş prototipler geliştirilmesine imkân veren teknolojileri tanıtacaktır.

66
Hedeflenen başarılar:

2002 Mali Yılı : Genisys program hedefleriyle tutarlı bir dizi prototip dizaynlarını üretecektir.

2002 Mali Yılı : Bu dizaynları oluşturan Genisys prototipleri üretilecek, teknik olarak karakterize
edilecek ve bir ya da daha fazla istihbarat kurumları içinde bunlar test edilecektir.

9- GENOA (Cenova Projesi)

Genoa projesi, ABD'deki güvenlik birimleri arasındaki ileti−şimsizliği, işbirliğini imkânsız hale getiren
unsurları yok etmek için oluşturulmuş çok kapsamlı ve çok yönlü dev bir proje. Bilgi Bi−linçlendirme
Ofisi'nin maestrosu Poindexter, Pentagon bünyesin−deki ofisin yönetimine geçmeden önce kendi kurduğu
şirketlerle Genoa projesini tamamlamıştı. Bu proje daha sonraki yıllarda Bil− gi Bilinçlendirme Ofisi'nin
kurulmasıyla, uluslararası telekulak sis−teminin en önemli projesi haline geldi. Projenin adı: Genoa; yani
Türkçesiyle Cenova... Bu İtalyan şehri aynı zamanda "aydınlanma−nın"; yani "İlluminati"nin de doğduğu yer
olarak kabul edilebilir. Zaten Genoa; Cenova projesi altındaki başka bir projenin adı, yine ünlü bir İtalyan
şehrinden alınmış; Verona. Verona şehri de yi−ne aydınlanmanın en önemli merkezlerinden biriydi.

67
68
Programın hedefi:

Sonuçlandırma aşamasındaki Genoa projesi, yapısallaştırıl mış argümantasyon, karar alma ve dinamik
kriz yönetimiyle ayarlama yapacak ve hızla başa çıkacak bir yapıyı

Programın stratejisi:

Genoa projesi, delilleri hızlı ve sistematik şekilde akümüle etmesine imkân verecek şekilde istihbarat
toplumu için bilgi tek− nolojileri geliştiriyor ve işbirliğini kolaylaştırıyor (kritik bilgileri korurken ulusal
seviyede karar almayı destekleyecek test hipotez−lerini oluşturacaktır. Başarılı tanıtımlara dayalı, Savunma
İstihba−rat Kurumu, Genoa projesi teknolojisinde geçici partner olmayı kabul etmiştir.

Programın statüsü:

Genoa projesi, 2002 yılında bitirilmiştir. Projenin devam pro− jesi olan GENOA II ise şu anda halen inşa
aşamasında...

GENOAYI ANLAMAK...

Genoa projesi, birleşik komuta komutanları dahil, ulusal gü−venlik toplumunun krizleri daha iyi anlama
ve yönetmelerini sağ− lamak için bir araçlar dizisi ve sistem geliştirmektedir. Artık ulus− lararası bir boyut
kazanan artan dış tehditler, erken keşif ve krizi azaltmak ihtiyacı doğurdu. Bir kriz ne kadar erken keşfedilirse,
tanımlanır ve anlaşılırsa; ulusal komuta yetkilileri seviyesinde, krizi çözmek, etkilerini önceden haber almak
için en kolay yol bu− lunmuş olacaktır. Buradaki temel amaç, karar alma sirkülasyonu− nu, bu süreci
günlerden saatlere indirmek, simültane şekilde, as−kerî görevlerin sayısını azaltarak, simültane olarak
yönetilebilen durumların sayısını arttırmaktır. Buradaki anahtar teknolojiler;

a)Henüz yapılanmamış multimedya kaynaklarındaki kritik en− formasyon içinden bilginin keşfi,

b)Delillerden sonuçlara ulaşılması için mantıksal çıkarım yapıl− ması ve bunun için gereken yapısal
argümantasyonun sağ− lanması,

c)Durum, zaman ve organizasyonlara göre kritik bilgilerin kı−yaslanmasına imkân vererek kapsamlı bir
işbirlikçi hafıza kullanmak...

Soğuk Savaş sonrası dönemin doğası gereği, artık tehditler, iki kutuplu bir dünyada olduğu gibi belirli
hedeflerden gelmiyor, tehditler artık çok farklı kutuplardan kaynaklanabiliyor. Bu da, bilgi ve enformasyon

69
patlamasıyla bağlantılıdır. Bu yeni durum, ulusal güvenlik (istihbarat ve operasyon güçleri adına) için
gerek−li olan kaynakların sayısını azalttı. Bir terör tehtidinden oluşacak krizlerin tespiti ve iyi yönetimi için
daha hızlı ve etkin bir sisteme ihtiyaç duyulmaktadır.

Gözlemlenen hassas alanlarda ve oluşma aşamasındaki kriz− lerin tespit edilmesinde destek olmak için
analiz araçları üzerinde çalışma sürüyor. Bu kullanıcı tarafından ayarlanabilen araçlar, ve−ri toplama
araçlarına, ekonomik, sosyal, iklimle ilgili ve/veya po− litik faktörlerle ilgili sürekli durum gözetim bilgisi
sağlamak için otomatik olarak veriyi toplama araçlarına erişimle birbirine bağla−nabilir, "eğer bu olursa"
şeklindeki analizler, önerilen durumla ilgi−li potansiyel etkinin değerlendirilmesi için icra edilebilir.

Hem gerçek hem gerçek olmayan zamanlı dağıtılmış enfor− masyon ve tartışma paylaşım ve
koordinasyonunda destek olmak için işbirliği araçları, inşa edilmek üzeredir. Bu araçlar, sadece intra-gruplara
değil; fakat gruplar arası işbirliği analistler arasında, görev başı yetkililer ve karar alıcılar arasında geri
besleme deste−ği sağlar. Gerçek/zamanlı dağıtılın toplantılar, ses ve video masa-üstü konferans ve
paylaşılabilir; çok-kullanıcılı araçların kullanı−mı yoluyla sağlanır. Ses kaydı, konuşmanın metne
dönüştürülme−si, daha sonraki işbirliği için destek sağlayacak toplantı kayıtları bunlara dahildir. Araçlar, hızlı
takım formasyonu için yeterince esnektir ve daha küçük geçici gruplanmalarla bir kriz yönetim ta−kımını da
içermektedir.

Kolayca erişilebilen ve bütün kriz ekibi üyeleri tarafından güncelleştirilebilen bütün bilgilerin bir
"paket" içinde toplandığı veri takdim teknikleri geliştirilmektedir. Bu paket, daha önce bir−likte çalışmamış
taraflar arasında kredibilitenin inşasında destek sağlanması için ortak bir referans çerçevesi oluşturur ve
verilerin derinlemesine incelenmesi desteğini sağlar. Paketin güncelleşme−sinde kriz takımı üyelerine yapılan
otomatik uyarı ve ihbarlar, kriz faaliyetleri hakkında dakikası dakikasına aktif olmasını sağlar.

İleri multi-medya takdim teknikleri, takım üyelerine, enfor− masyon paketleri ve veri kaynaklarına
erişimi sağlar ve bakış açı− sını her takım üyesinin kendi başına yapmaları için destek olur. Farklı durumların
hızlı anlaşılması için farklı menfaat ve perspektiflerdeki dinleyiciler için farklı brifing ve sunumların yaratımı
sağlanacaktır.

Genoa projesi, henüz başlangıç aşamasındaki kriz durumla−rının tespiti, mevcut kapasitenin mükemmel
şekilde iyileştirilme− si için geliştirilmektedir ve hızlı kriz yönetim takım formasyonu yoluyla krizlerin erken
tespiti, en aza indirilmesi ve engellenme− si için, ileri işbirliği, veri araştırması ve elde edimi, kriz modelle me
ve analiz, veri paylaşımı ve sunum teknolojileri yoluyla bun− lar yapılacaktır.

Genoa altında yer alan ve bu projeyi bütünleyen alt projeler şunlar;

I. CİM (Critical Intent Modeler)

Kritik Karar/Niyet Modelleyicisi Programı

Projeyi Veridian adlı bir ileri teknoloji şirketi yönetiyor. Pro−jenin amacı, karar alma sürecindeki
boşlukları gidermek. Penta−gon, terörle mücadele konusunda en büyük eksikliğin hızlı ve et−kin karar alma

70
olduğunu düşünüyor. 11 Eylül 2001'de ikiz kule−ler olarak bilinen New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne
yapı−lan korkunç terörist saldırıların öncesinde de ABD'de benzer; an−cak çapı ve etkisi daha küçük saldırılar
meydana gelmişti. Bu ve bunun benzeri saldırıların önceden öngörülememesi büyük bir eksiklik olarak
görülüyor.

Kritik karar modelleyicisi, karar alma mekanizmalarındaki şu eksikleri kapatmayı öngörüyor:

a) Karar alma sürecinde ortaya çıkan son karar, sıklıkla bu karar−dan etkilenen diğer grupların ihtiyaç ve
ilgilerini yansıtmaya− biliyor. İlgili gruplardan gelen girdiler, ihmal edilebiliyor.Pen−tagon, özellikle CIA,
FBI, Yerel Polis, Narkotik gibi birimler ara−sında bilgi paylaşımı eksikliğinden yakınıyor. Bu kurumlar
ara−sında bilgi paylaşımının etkin yapılabilmesinin alınacak karar−larda daha sağlıklı sonuçlara
götürülebileceğini düşündürüyor.

b) Karar alma süreci altında yatan kriterler, belirsiz, silik ve net tanımlanmamış. Bu da sonuca götürecek
analizi imkânsız ha− la getiriyor.

c) Bir karar alma incelemesini formüle edecek rasyonel çıkarım ların oluşturulmasındaki güçlük,
bürokrasideki ağır işleyiş ve zamanın etkin kullanılamaması, kararın uzun bir sürede alınmasına yol açıyor.
Geçmiş tecrübelerden yeterince yarar lanılamıyor.

d) Beklenmeyen, planlanmamış, ani gelişen çıktılara karşı hızlı tepki verecek bir karar alma süreci yok.

CIM programının temel amacı, karar alma sürecinde yukarı−da sayılan eksikliklerin giderilmesi.
Böylece herhangi bir terör tehdidine karşı daha hızlı ve etkin bir yolla karar alma sürecinin işletilmesi
planlanıyor.

2-SEAS (Structured Evidential Argumentaiton System)

Yapısal Kanıt Bulma Argümantasyon Sistemi

Terörle mücadele bir diğer problem ise bilgi paylaşımıyla il−gili, daha doğrusu Pentagon böyle
düşünüyor. Genoa projesi kap−samında CIM'ın ardından ikinci önemli proje SEAS. SEAS'ın ama−cı bilginin
farklı kullanıcılar arasında kolayca takas edilebilmesi, depolanması, sistem içinde en alttaki kullanıcıdan, en
üstteki yö−neticiye kadar etkin bilginin paylaşılmasını mümkün kılmak.

SE−AS sistemi, herhangi bir web sayfası gibi çalışıyor. Sisteme giriş izni olan kullanıcılar; bunlar
arasında CIA ajanları, FBI uzmanla−rı ve yerel polis gibi her türlü güvenlik birimi bulunuyor; ellerin−deki

71
bilgiyi anında güncelleme imkânına sahip oluyorlar.

SEAS, internetin alt yapısını oluşturan intranet konseptini kullanıyor. Basit bir anlatımla, internet üzerindeki
bütün bilgisa− yarları bilgi alınacak bir depo olarak görüyor bu program. SE−AS'ın en büyük özelliği
internetten hızlı şekilde veri toplaması. Veri toplamak içinse açık/kapalı, gizli/özel birçok kaynak
kullanı−lıyor. Bunlar arasında internctte yayın yapan haber kanalları, ha−ber siteleri, özel siteler, grup
mesajlarının paylaşıldığı siteler, çok−lu kullanıcılar arasında mesaj alışverişinin yapılabildiği ICQ, Messenger
gibi programlar da yer alıyor.

Sistem edindiği bu bilgileri hem konu başlığına göre, hem de coğrafî ve yasal konumuna göre
sınıflandırıyor. Dış politika, ekonomi, insanî yardım konuları, askerî konular, farklı başlıklar altında
toplanıyor. Bu bilgiler ayrıca federal, eyalet, yerel, ulaslararası seviyede, sivil toplum örgütü, ajanslar ve
organizasyonlar düzeyinde ayrı ayrı toplanıyor, paylaşılıyor ve dağıtılıyor. Bütün bu konularla ilgili ve bu
başlıklar altındaki kişi ve kurumlarla il−gili her türlü bilgi, süreç içinde hızlı analiz ve karar alma için
kullanılıyor. Tabii bu programa, Bilgi Bilinçlendirme Sistemi altında−ki diğer yan sistemler de yardımcı
oluyor. Mesela, farklı dillerde−ki bilgileri çeviren programlar, ses kayıtlarından konuşmayı tanı−ma ve
anlama teknolojileri, konuşmanın metne çevrilmesi tekno−lojileri, toplanan bilgilerin kolayca analiz
edilmesini sağlayacak metinlerin hızlı özetlenmesiyle ilgili programlar, bütün bu veri toplama çerçevesinin
yan unsurlarını oluşturuyor.

SEAS'ı oluşturan diğer program ise yine SEAS olarak kısaltı−lan SRİ Early Alert System çok yönlü bir
erken uyarı sistemi. SRİ Erken Uyarı Sistemi'nin amacı, hızlı karar almayı mümkün kıl−mak. Yarı otomatik
olan bu sistem, dev bir ekrandaki farklı renk−lerdeki ışıklardan oluşuyor. Sarı, kırmızı ve yeşil renkler, belirli
bir kriz durumunda ortaya çıkan muhtemel soruların önem sıra−sını gösteriyor. Sistem, diğer yan programlar
vasıtasıyla edindiği bilgileri dev ekranda analiz ederek, sonuca götürecek soruları so−ruyor. Bu soruların
cevapları da üç ayrı tehlike seviyesini göste−ren bu üç renkle temsil ediliyor. Böylece, ortaya çıkan soruya
hız−lı ve etkin cevap bulunması hedefleniyor.

Hatırlanacağı gibi kitabın başında örnek bir hikâye anlatmış−tık. Bu hikâyede kahramanımız, Nevy
York'a gitmeden önce çeşitli işlemler yapıyordu. Bu işlemleri yaparken de cep telefonu, inter−net, yerel
telefon şebekesi, kredi kartı gibi kendisiyle ilgili elektro−nik imzaları çeşitli yerlere bırakan sistemleri
kullanıyordu. SRİ Er−ken Uyarı Sistemi işte bu bilgileri değerlendirerek dev ekranda si−zin bir terör tehdidi
olup olmadığınızı elektronik bir dille anlatıyor ve Pentagon'u uyarıyor. Ya da en azından Pentagon'dakiler bu
sis−temin, doğru ve eksiksiz şekilde çalışacağını düşünüyorlar. Ancak insan yapısı her sistemde olduğu gibi,
bu sistemin de kimi yanlış−lara sebep olmayacağının herhangi bir garantisi yok.

1998 tarihli "Enemy of State" adlı, ülkemizde devlet düşma− nı olarak gösterilen film de benzer bir
temayı işliyordu. Ancak bu filmin çekildiği yıl, henüz Toplam Bilgi Bilinçlendirme Sistemi oluşturulmamıştı.
Tony Scott'un yönettiği filmde ünlü Rap şarkı−cısı Will Smith ile Gene Hackman oynuyordu. Filmin spot
cümle−si, bu kitapta anlatılanlara ışık tutuyor adeta;

"Eğer sizin peşinizdeyseler, bu bir PARANOYA değildir."

Yönetmen Tony Scott bu filmde, mükemmel işliyor gibi görü− nen Amerikan adalet sistemini
acımasızca eleştiriyordu. Filmde bir avukatı canlandıran Will Smith, eski bir dostuyla karşılaşıyor ve
kokuşmuş bir politikacıyla ilgili bilgilere, arkadaşının bilgi do−lu disketi cebine koymasıyla sahip oluyordu.
Bundan sonra ise Will Smith için kâbus başlıyor, Amerikan sistemi içinde her türlü pisliğe batmış bir Kongre
üyesi ve onun işbirlikçileri, Smith'i dev−let düşmanı ilân ederek yakalamaya çalışıyorlardı. Smith'i
yaka−lamak içinse onun cep telefonu, internet, yerel telefon şebekesi, kredi kartı vs. ile yaptığı her türlü
işlemi takip ediyorlar, hatta onun yerini tespit etmek için uyduları bile kullanıyorlardı.

72
Tabii, filmde, devlet düşmanı ilân edilen şahsın takip edilme− si için yasal sınırların dışına çıkılıyordu.
Yeni oluşturulan sistemle, artık herhangi bir vatandaşı ya da kuruluşu izlemek yasal olarak da çok kolay
olacak. Ayrıca, oluşturulan bu dev röntgencilik siste−miyle insanları izlemek çok daha rahat olacak.
Gister-CL adlı bir yapay zekâya sahip bilgisayarı kullanan SRI Erken Uyarı Sistemi, kişileri izleme işini çok
daha hızlı ve otomatik olarak yapıyor.

3. SIAM (Situation Influence Assessment Modüle)


Durum Etkisi Değerlendirme Modülü

SIAM, GENOA'nm yapı taşlarından biri. Kısaca değineceğim programın amacı, zor ve karmaşık
sorunlar karsısında analistlere daha basit ve sade bir panorama çizmek. Sistem, terörist tehdit− lerin karmaşık
doğasını çözerek daha basit bir format içinde ana liste farklı yöntemlerle çözüme gitme imkânı sunuyor.

4. TAG MANAGER

(Thematic Argument Group Manager)

73
Genoa bünyesindeki bu programın amacı ise konularına göre tehdit algılarını gruplandırmak ve
kullanıcılara kolaylık sağlamak. Bu program, Genoa için ISX adlı şirket tarafından geliştirilmiş.

5.VERONA

Genoa gibi ilginç bir isme sahip olan bir diğer alt program ise VERONA. Kısaca değineceğimiz
program, kullanıcıların bilgiyi oluşturma, organize etme, paylaşma ve yaymalarını sağlıyor. Kul−lanıcılar, bu
program vasıtasıyla çok farklı yerlere dağılmış kaynak-lardan bilgileri kolayca alabiliyorlar ve bilgileri kendi
ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirerek sisteme gönderebiliyorlar. Teröristleri takip için başka bir deha
ürünü program daha diyebiliriz...

74
75
6. XMB (XML Metadata Brovvser)

Genoa altındaki son proje XMB projesi. Bu projeyi Pentagon adına Was Developed Under Project Hicks
and Associates, Inc ad−lı şirket yürütüyor.

76
10-GENOAII

Programın hedefi:

Genoa II, 2003 mali yılında başlayan yeni bir program ve ay− nı zamanda Genoa programının devamı
niteliğinde. İstihbaratçı− lar, ABD menfaatlarine yönelik terörist tehditleri erken şekilde anlamak ya da
tahmin etmek için, operasyonel ve karar alma sü−recindeki ekipler tarafından ihtiyaç duyulan hızlı bilgi
teknoloji− sine muhtaçlar. Genoa II’nin hedefi bu ekipleri daha hızlı, daha zeki ve günübirlik operasyonlarda
daha bütünleşik yapmak. Ge−noa II ekip çalışmalarında otomasyon uygulayacak ve böylece daha fazla bilgi
kullanılabilecek hipotezler oluşturulup incelenecek ve daha fazla modeller inşa edilecek ve bunlar delillerle
çoğaltıla−caktır ve daha geniş anlamda birçok krizle simültane olarak başa çıkılabilecektir.

Programın stratejisi:

Genoa II, şunları kuracak ve geliştirecektir:

77
(1)İnsan ve makinaların komplike sorunlar üzerinde gerçek-zamanlı olarak birlikte düşünmelerine imkân
verecek desteğin sağlanması,

(2)İnsan algılamasına sahip sistemlerin hata ve sınırlamalarıyla başa çıkacak tedbirleri kurmak,

(3) Komplike ve belirsiz durumlarda hızlı ve tam olarak, mevcut durumu kavrayabilmek için ekiplere yardım
edecek interak tif sistemlerin oluşturulması,

(4) Mevcut aşırı bürokratik hiyerarşik kurumsal yapının yeni di− namik, hızlı adapte olan ve birbirleriyle
işbirliği halindeki ağ−larla oluşturulmasına yönelik tedbirler.

Plan ve Projeler:

2002 ve 2002 yılı için planlananlar: Yeni bilgi teknolojilerini asimetrik tehditlerle karşılaşan operasyonel
ajanlara uyarlayarak, daha hızlı insan ve makina sistemleri dizayn etmek.

2002 ve 2002 yılı için planlananlar: Mevcut durumun modellenmesi, öngörülebilir geleceğin tahmini, formel
risk analizi− nin desteklenmesi ve otomat opsiyon planlamasının desteklen− mesi için yazılım yeteneklerinin
genişletilmesiyle uygun araçla− rın geliştirilmesi.

2002 ve 2002 yılı için planlananlar: Kontrol ve hesap verilebilirliğin sürdürülürken, mevcut hiyerarşik
kurumlar üzerinde işlev görmek için dizayn edilmiş çapraz-ajan işbirliği için araç−lar geliştirmek.

II HUMANID (Belli mesafeden kimlik tanınması)

HumanlD programı, Toplam Bilgi Bilinçlendirme Sistemi içinde, belki de özel hayata en büyük darbeyi
vuracak olan proje. Projenin amacı, yeni bir kimlik tespiti sistemi kurulmasını öngö− rüyor. Projeye
2001/2002 ve 2003 yıllarında ayrılan toplam pa− ra, 43 milyon dolar. Azımsanamayacak bir rakam.

78
Programın hedefi:

Belli mesafeden insan tanımlaması (HumanlD) programının amacı, otomat biometrik kimlik tanımlama
teknolojilerinin geliş− tirilmesi, böylece uzak mesafelerden insanların tanınması, kim ilklerin belirlenmesi ve
tespiti mümkün olacaktır. Bu teknolojiler, teröristler, suçlular ve diğer insan-temelli saldırılar karşısında
ül−kenin savunması ve koruması için çok önemli erken uyarı deste−ği sağlayacaktır ve Pentagon operasyonel
üsleri ve birimleri kar−şısında bu tip saldırıların başarı oranını düşürecek ve bu saldırı−ları engelleyecektir.
İleri seviyede insan kimlik tespit sistemine biometrik teknolojilerinin yerleştirilmesi için metotlar, büyük

79
uzak−lıktaki mesafelerden insanların kesintisiz ve etkin şekilde kimlik tespitini sağlayacak ve kolaylaştıracak
şekilde geliştirilecektir.

Programın stratejisi:

HumanlD programı, dış operasyonel Pentagon birimlerinde insan kimlik belirlenmesi için pilotgücü
koruma sistemi geliştir−miştir ve mevcut ve gelecek teknolojilerinin önceden değerlendi−rilmesini
sağlamıştır. HumanlD, biometrik bileşenlerin perfor−mansını etkileyen kritik faktörleri belirleyecektir ve
mesafe, et−kinlik ve güvenilirliğin sınırlarını tanımlayacaktır. Program aynı zamanda multi-modal füzyon
deneyleri yapacak ve evalasyonların performansını test edecek ve çok yapılı üç koruma ve/veya va−tanı
savunma çerçevesinde ileri düzeyde insanî tanınma kapasite−lerinin tanıtımını yapacaktır.

Plan ve Projeler:

2002 mali yılı: Yüz Tanıma Vendor Testi 2002, dizyan edildi ve kullanıldı. Sonuçlar insan yüzü tanıma
araştırmalarını yönlen−dirmek için kullanılacaktır ve ABD Sınırı giriş/çıkış sisteminin di−zaynına girdi
sağlayacaktır.

HumanlD programı altında geliştirilen uzun mesafeli 75- 450 metre insan yüzü tanıma sisteminin
operasyonel evalasyonu icra edildi.

Multi-spektral infraruj ve görünebilir yüz tanıma sistemi geliştirildi.

Geniş alanlı görüntü tespiti ve dar alanlı görüntü sınıflandır ması için düşük güçle çalışan milimetrik
dalga radar sistemi ge−liştirildi.

Belli mesafeden kişinin tanınması için video'dan yürüyüş şekli karakterize edildi.

2003 mali yılı için plan ve projeler:

Kişilerin tanınması için multi-modelli füzyon algoritmalarının geliştirilmesi, 150 metrelik mesafelere
kadar kişilerin yerlerinin tespiti ve kişilerin ele geçirilmesi için algoritmalar geliştirilmesi.

Deneysel gelişim performansına dayalı en güven verici biyo- metrik teknolojilerin gelişimin devamı.

2004 mali yılı için plan ve projeler:

80
Görünebilir imaj kullanımıyla 150 metreye kadar çalışabilen kişi tanınması sisteminin geliştirilmesi ve
tanıtımı.

24/7 saat/gün esasına dayalı kişi tanınma sistemine yüz ve yürüyüş tanınması sistemlerinin birleştirilmesi.

Multi-model kişi tanınma sisteminin operasyonel kullanımda geliştirilmesi.

Belirli mesafeden insan kimliğinin tanınması programı, yu−karıda da anlatıldığı gibi, otomatik bir
biyometrik kimlik tanımı getirmektedir. Bu program sayesinde çok uzak mesafelerden in− sanların tespit
edilmesi, tanınması ve kimliklerinin ortaya çıkarıl− ması mümkün olabilecektir. Yukarıdaki şekilde de
görüldüğü gi−bi, HumanlD programının gerçek bir "devlet eliyle röntgencilik" olduğunu söylemek yanlış
olmayacaktır.

HumanlD programı şu iki alt programdan oluşmaktadır.

FacelT

FaceIT, bir yüz tanımı yazılım motorudur. Bu program, bilgi−sayarlara yüzleri çok hızlı ve doğru şekilde
tespit etme ve tanıma imkânı vermektedir. Identix adlı şirket tarafından geliştirilen Facelt programının
özellikleri şunlar;

81
-Belirli bir bölgedeki bir ya da birden fazla yüzü, kişinin bulun−duğu arka plan çok karışık olsa da tanıyabilir.

-Bir görüntü içindeki yüzü ayrı bir dilime ayırıp inceleyebilir.

-Daha önce bilinen bir yüzü çok farklı video görüntüleri içinde ayıklayıp izleyebilir.

-Resimler arasında daha önce kayıtlı bulunan veri tabanları için−de birebir karşılaştırma yapar.

-Bilinen bir yüzü, çok geniş bir resim veri tabanı içinde hızlı şe− kilde tarayabilir.

-Bir yüz resmini, bilgisayarda tanınması için işleyip, resmin kali− tesini arttırıp, azaltabilir. Sistem, l dakika
içinde l milyon yü− zü tarayabilmektedir.

Yüz tanıma sistemlerinin polis merkezlerinde ya da istihba− rat birimlerince kullanıldığı bilinmektedir.
Suçluların robot resmi−nin çıkarılması ya da mevcut resminin daha önceki sabıka kayıt−larıyla kıyaslanması
yeni birsey değildir. Ancak, Bilgi Bilinçlendir−me Ofisi, yüz tanıma programlarını sadece belirli polis
merkezle−rine değil insanların olduğu hemen her yere taşımayı düşünmek−tedir. Böylece belki de bir
havalimanı ya da otobüs durağına yerleştirilen kameralar sayesinde bir dakika içinde o bölgeden geçen bütün
yüzler taranacak ve suçlu aranacaktır. Bunun doğuracağı sakıncalar da göz ardı edilemeyecek kadar büyük.

HID-IR (İnsan Kimliğinin Belirli Mesafeden

Kızılötesi ile Tanınması)

HID-IR programı, ısıya duyarlı yani termal görüntüleme sensörleri kullanarak, üzerine odaklanan
görüntünün netliği ve yo−ğunluğunu daha iyi algılamaya yardımcı olacak teknolojiler geliş−tirmektedir. Bu
sensörler, özellikle biyometrik kimlik tanımı için gerçeken olağanüstü fırsatlar sunmaktadır.

Equinox şirketi tarafından geliştirilen programda bir yüzün termal sensörlerle nasıl tanındığı yukarıdaki
şekilde açıkça görül−mektedir. Termal kameralarla çekilen bu resimler, normal resim−lerdeki hata payını en
aza indirmeyi öngörmektedir. Yüz tanın−masındaki en büyük problem, farklı ışıklandırmalar altında, yüz
kimliğinin tanınmasının zorluğunda yatmaktadır. Işığın yüz üze−rinde yaptığı yansımalar ya da ışık içindeki
farklı renklerin yo−ğunluğu, yüzün farklı bir görüntüye, cildin farklı bir renge bürünmesine yol
açabilmektedir. Termal kameralarla bu engel ortadan kalkmakta ve kişinin yüzü, kötü ışıklandırma altında bile
rahatça tanınabilmektedir.

82
Yürüyüşten Kimlik Tanımı

HumanlD programı içindeki en ilginç bölümlerden birini hiç şüphesiz Yürüyüş Tanıma programı
oluşturuyor. Yürüyüş Tanıma programını daha iyi anlayabilmek için şöyle bir örnek vermek mümkün: Sistem,
havalimanında şüpheli bir şahıs algılıyor. Polis−ler, bu kişiyi göz altına aldıktan sonra kimlik bilgilerini
kontrol ediyorlar. Ancak şüphelinin sabıka kaydı yok. Yüz taramasında da yüzü, polis ya da FBI
kayıtlarındaki hiçbir suçluyla uyuşmuyor. Şüpheli salıveriliyor. Ancak bir süre sonra Yürüyüş Tanıma
prog−ramı, şüphelinin yürüşünü analiz ediyor. Analiz sonucunda bu ki−şinin yürüyüşünün daha önce sabıkalı
olan bir kişiye ait olduğu tespit ediliyor. Tekrar göz altına alınan kişinin, peruk ve özel makyajla yüzünü
gizlediği anlaşılıyor.

Belli mesafeden insanların tanınmasına yönelik programın en çarpıcı bölümlerinden biri de, insanların
yürüyüşlerinden ta− nınmasını sağlayan özel bir sistem. Bu sistemin amacı, yüz tanı− ma teknolojilerinin
ötesine geçmek ve olası saldırılarda, yüzlerini bir şekilde değiştirmiş tehlikeli yabancıları tanıyabilmek.
Burada− ki temel fikir, video veya radarla belli

83
mesafeden vücudun belirli hareket noktalarını tespit ederek, bunların birbiriyle nasıl bir iliş− ki içinde hareket
ettiğini saptamak. Projeye göre, her insanın ken− dine ait farklı bir yürüme tarzı var; bu da parmak izinde
olduğu gibi her bireyin tanınmasında çok önemli bir faktör.

Yürüyüşten kimlik tespit edilme projesi kuşkusuz önemli bir teknolojik proje. Ancak buradaki temel sorun;
ABD yönetiminin kişilerin izni olmadan kendileri hakkında bilgiler toplayan, yani toplumun özgürlüklerini
kısıtlayan, onları zorlayan bir teknolojiye para yatırması. Klâsik bir deyişle; Amerikan vatandaşlarının
vergi−lerinden kesilen paralar, onların izni olmaksızın, takip edilmeleri−ne ve hayatlarının belki de bir şekilde
daraltılmasına yol açacak. Pentagon ise bu projenin hayata geçirildiği takdirde sadece fede−ral binalar
çevresinde ve havalimanlarında uygulanacağını söylü−yor. 11 Eylül saldırılarının ardından zaten havalimanı
güvenliği ta−mamen eyalet yönetiminden federal hükümete devredilmişti.

Federal yetkililer, bu yeni sistemle, daha önce ellerinde bu− lundurmuş oldukları sosyal güvenlik
numarası, kredi kartı dö−kümleri, seyahat dökümlerine bir de insanların radarlarla tespit edilen
yürüme-biyometrik izini veritabanlarına ekleyecekler. Bu−rada ortaya çıkan en büyük sakıncalardan birisi,
yeni teknolojinin diğer bilgilerde olduğu gibi suiistimale açık olması. Federal yetki−lilerin yanı sıra, bu
bilgilerin bulunduğu veri bankalarını hack eden kişiler de, bu çok önemli kişisel bilgileri elde ederek kazanç
sağlayabilirler.

Buna ek olarak, uygulanan sistemde hata marjının oldukça fazla olması da düşündürücü. Basit bir
örnekten yola çıkarsak; el−lerindeki ağır çantalarla yürümekte zorlanan bir kişinin, yürüyüşünün farklılaşması
sonucu bu sistem içinde bir terörist sanılma−sı ihtimali göz ardı edilemeyecek kadar büyük. İnsan faktörünün
en aza indirildiği ve tamamen makinaların tercihiyle ortaya çıka−cak profillerin, kimi hatalar zinciri sonucu
terörist profilleriyle ka−rıştırılması halinde ortaya belki de telafisi mümkün olmayan du−rumlar çıkabilecektir.

84
12-TIDES/DALGALAR

85
Programın hedefi:

Dillerarası Bilgi Tespiti, toplanması ve özetlenmesi (TIDES) programı, İngilizce konuşanların, bu diller
hakkında bilgi sahibi olmaları gerekmeden çok çeşitli dillerde kritik bilgileri bulma ve tercüme etmelerine
imkân verecek teknolojiyi oluşturmaktır.

Programın stratejisi:

Kaynak verinin farklı-çeşitli dillerde konuşma ya da metin−den çok büyük miktarlarda oluşabileceği
durumlarda, verinin tes−piti, toplanması, özetlenmesi ve tercümesi için etkin algoritmala−rın geliştirilmesi
için araştırma yürütmek.

Titiz ve nesnel değerlendirmelerde doğruluk/kesinliğin ölçü− mü. Dışarıdaki grupların, NIST tarafından
yürütülen yıllık bilgi el− de edilmesi, konu tesbiti ve takibi, otomatik içerik toplanması ve makine tercümesi
değerlendirmelerine katılmaları davet edilmiştir.

Etkin metin ve ses işleme (TAP) sistemlerinin oluşturulması için öz kapasitelerin entegre edilmesi.
Gerçek kullanıcılarla ger−çek veriler üzerinde bu sistemlerin denenmesi ve bunların rafine edilerek yeniden
yapılandırılması.

Plan ve Projeler:

2002 mali yılı: Algoritmaların öz tesbiti, toplanması ve özet lenmesinin iyileştirilmesi. Bu öz


kapasitelerin metin ve ses işleme (TAP) sistemlerinde etkin şekilde entegre edilmesi için deneyler yapılması.

86
2003 mali yılı: Alışılmamış yaklaşımların kullanılmasıyla ilk makina tercüme kapasitelerini tanıtımı.
TIDES teknolojisinin, Enformasyon Bilinçlendirme Ofisi'nin toplam biliçlendirme prog−ramına etkin geçişi...

TIDES programının temel hedefi, Bilgi Bilinçlendirme Ofisi'nden Charles Wayne'in de konuşmasında
belirttiği gibi, farklı dillerdeki, yani İngilizce dışındaki bilgilere ulaşabilmek ve bunu hızlı ve etkin bir şekilde
yapabilmektir. Günümüzde İngilizce, İnternet sayesinde dünyanın en çok konuşulan dili konumuna
gel−miştir. Tabii, dünyanın tek jandarması ABD'nin de İngilizce konu−şuyor olması,'en fazla bilgisayar
kullanıcılarının ve internet altya−pısının bu ülkede bulunması, İnternet'in ve birçok diğer veri taba−nının
temel dilinin İngilizce olması sonucuna yol açmıştır

Pentagon, teröristlerin İngilizce dışında yaptıkları farklı diller− deki yazışmalarını tespit etme ve
bunlardan ipucu çıkarmayı dü−şünmektedir. İnterneti temel bilgi kaynağı olarak seçen Savunma Bakanlığı,
TIDES programıyla İngilizce dışındaki milyonlarca bilgi kaynağına ulaşmayı planlamaktadır. Şu anda, TIDES
programıyla İngilizce dışındaki 21 farklı dildeki bilgilere, bu dilleri bilmeden ulaşılması düşünülüyor.
Böylece kullanıcılar, kritik bilgilere anın−da ulaşabilecek, bunları yorumlayıp, teröristlere ait ipuçlarını
bu−labilecek ve Amerika'yı saldırılara karşı koruyabileceklerdir.

TIDES kapsamında şu anda iki alt program bulunmaktadır:

MITRE Metin ve Ses İşleyicisi (MiTap)

MITAP sistemi, kullanıcılara diğer konulara işlem yapmak için girerek, mevcut dokümanlara ek
yaparak, bunları doğrudan sisteme göndererek, önemli mesajlara başkalarının görmesi için uyarı mesajları
koyarak, işbirliği yoluyla paylaşılmış bir durum bi−linçlenmesini desteklemektedir. Çok çeşitli dillerdeki bilgi
kay−nakları, bu programla otomatik olarak yakalanıyor, belirli bir filt−reden geçirilerek gereksiz kısımları
ayıklanıyor, İngilizceye tercü−meye ediliyor. Bu işlemlerin ardından program, kritik bilginin özetini çıkarıyor
ve üzerinde arama yapılabilen haber grupları halinde kategorize ediliyor. Bu haber grupları, salgın hastalık,
bölge, bilgi kaynağı, kişi ve kurumlar bazında olabiliyor. Çok önemli kritik bilgiler, otomatik olarak
çıkarılıyor ve üzerinde ta−rama, araştırma ve inceleme yapmaya müsait hale getiriliyor.

CyberTrans

87
CyberTrans makina tercüme sistemi, MiTAP'ın kullandığı baş− ka bir sistem. CyberTrans ticarî ve
araştırma tabanlı tercüme mo−torlarını, kullanır ve ilgili mesaj ya da metinlerin otomatik olarak İngilizceye
tercüme edilmesi için ortak bir ara yüz dizisi oluşturur.

13- WAE (Wargaming The Asymetric Environment)

Asimetrik Çevrede Savaş Oyunu

Programın hedefi:

Asimetrik Çevrede Savaş Oyunu programının (WAE) amacı, teröristlere karşı daha iyi tahmin
yürüterek faaliyete geçmek için tahmin edici teknolojilerin geliştirilmesi ve tanıtımıdır. WAE, dev−rim
yaratacak bir yaklaşıma sahipti. Bu yaklaşım, teröristler tara−fından yapılacak saldırıların işaretçilerini tespit
için yaklaşım ge−tirmekte ve bunların, kendi politik, kültürel ve ideolojik çevreleri içindeki davranışlarını
inceleyerek belirli terörist davranışlarını anlamaya yöneliktir.

88
Programın stratejisi:

Test sonuçları, belirli terörist gruplar ya da kişilere ayarlı oto−mat ve uyarlanmış tahmini modellerin
geliştirilmesinin fizibil ol−duğunu göstermiştir. Özellikle, WAE, Dod ve İstihbarat Toplumu'yla birlik içinde,
seçilmiş terörist kişiler ve organizasyonlar için işaretçi ve uyarı modelleri geliştirmiştir. Bu işaret ve uyarı
modelleri, tarihi olarak test edilmiştir ve operasyonel olarak bazı durumlarda, bir faal terörist grubun bir
sonraki faaliyetini (saldı−rı, saldırı olmaması, hedef özellikleri, yer özellikleri, taktik özel−likleri, zaman
çerçeveleri ve motive edici faktörler) tahmin için kullanılmıştır. Test sonuçları istatistik! olarak çok önemli
sonuçla−rı göstermiştir. Günümüze kadar, çeşitli modeller dod ve istihba−rat toplumu

partnerlerine geçiş yapılmıştır. WAE kendi tahmin edici teknoloji araştırmasını çok daha geniş terörist grup ve
kişi− lere model olacak şekilde genişletilecektir ve her tahmin edici modelin detay seviyesini artırmaya
çabalayacaktır.

WAE modelleri ve kapasiteleri, Bilgi Bilinçlendirme Ofisi'nin Toplam Bilgi Bilinçlendirme (TIA)
programına entegrasyon için planlanmıştır.

Planlanmış başarılar:

2002 Mali Yılı : WAE, kendi tahmin edici teknoloji araştırma− sını daha geniş yelpazedeki terörist
grup ve bireyleri modelleye cek şekilde genişletiyor ve daha sonra her tahmini modelin detay seviyesine
artırmak için tahmin edici teknolojilerini kullanacaktır.

2003 Mali Yılı : WAE teröristlerin belirli müdahale modelleri− ni onların önemli motive faktörlerine
dayalı olarak geliştirecektir

7. BÖLÜM

Proje üzerindeki son tartışmalar ve ABD'deki son durum

89
Amerikan toplumu, teröre destek kampanyalarının ardından BUSH yönetimine tam destek verir
gözükmektedir. Ancak, Toplam Bilgi Bilinçlendirme Sistemi'nin sivil özgürlüklere ağır bir darbe vuracağına
yönelik kaygılar, gün geçtikçe artmaktadır. Amerikan senatosunda projeyle ilgili yapılan son tartışmalar,
küresel röntgen projesine yönelik kuşkuların arttığını göstermektedir.

ABD senatosunda Ocak 2003'te yapılan son toplantıda, hem projeye hem de projenin başındaki Amiral
John M. Poindexter'e yönelik eleştiriler yüksek sesle dile getirildi.

Senato'da konuyla ilgili yapılan açık oylamanın ardından Pentagon'un projeyle ilgili senatoya bilgi vermesi
kararlaştırıldı. Senato, projenin kişisel özgürlükleri ihlal etmediğine tam olarak ikna olana kadar, Senato'nun
izni olmaksızın projenin hayata geçirilmesine izin vermeme kararı aldı.

Demokrat Parti Oregon Senatörü Ron Wyden tarafından takdim edilen tedbir kararına göre, bu yeni bilgisayar
veri tabanı projesi, ulusal güvenlik için kimi muafiyetler tanımasına rağmen, kongrenin onayı olmadan
çalıştırılamayacak. Henüz yasallaşmayan bu karar, mevcut programa tedbir konulması mahiyetini taşıyor.

Bu projenin şimdi Temsilciler Meclisi ve Senato arabulucularına götürülmesi bekleniyor. Eğer arabulucular,
bütçe paketindeki hükümleri korurlarsa, bu tedbir kararı, başkanın imzasından önce Temsilciler Meclisi ve
Senato'ya sevk edilecek. Son karar burada verilecek.

Wyden konuyla ilgili oylamanın ardından şunları söyledi:

"Bu karar, kongrenin yasalara saygılı Amerikalılar üzerinde, mevcut projenin herhangi bir baskısının
olmadığından emin olma isteğini açıkça göstermektedir."

Wyden, elektronik veri mıknatısı olarak kabul edilen bu önerinin "dünya tarihindeki en geniş kapsamlı
hükümet gözetim programı" olduğunu söyledi.

Savunma Bakanlığı TIA'nın amacının, kredi kartları faturaları, seyahat kayıtları gibi kimi belgelerde
teröristlere ait izleri bulmak amacıyla geliştirilen bir proje olduğunu iddia ediyor. Wyden ve diğer Demokrat
partili senatörler, konuyla ilgili yaptıkları açıklamada bu projeye kaynak aktarılmasına engel olmaya
çalışacaklarını söylemişlerdi. Bu elektronik gözetim programının, Amerikalılara ait bütün kişisel verileri
gözetleyerek, kişisel hakların çiğnenmesine yol açacağının altını çizmişlerdi.

90
Senato'dan çıkacak karar için Iowa'dan Cumhuriyetçi Charless Grassley gibi kimi kıdemli cumhuriyetçi
senatörler de çalıştı. Grassley, iç hukuk yaptırımları ile askeri güvenlik çabaları arasındaki çizginin bu
projeyle iyice kaybolmaya başladığına dair endişeleri olduğunu söyledi.

Poindexter hakkında kaygılar

Projeyle ilgili ortaya çıkan eleştirilerden biri de, projeyi Poindexter'in yönetiyor olması. Pentagon'dan bir
kadın sözcü, Senato'nun kararının ardından yaptığı açıklamada, yetkililerin planlanan ar-ge çalışmalarının
önemine inanmaya devam ettiklerini söyledi. Sözcü;

"TIA Savunma Bakanlığı istihbaratına, karşı-istihbarat, kon-tür-terör birimlerine, ABD'ye karşı yapılacak
terörist saldırıları engellemek için çok önemli hareket kabiliyeti verecek çok yenilikçi bir enformasyon
teknolojisi geliştirecektir" dedi.

Senato'nun aldığı karara göre; Pentagon, yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 60 gün içinde programın
hedefleri hakkında Kongre'ye rapor sunmayla yükümlü kılındı. Bu raporlar içinde Adalet Bakanının, projenin
sivil haklar üzerindeki etkilerini azaltması yönündeki tavsiyeleri de bulunacak.

Karar gereği, Pentagon, kongre'nin izni olmaksızın projeyi harekete geçiremeyecek ya da bunu FBI; yeni
kurulan İç Güvenlik Teşkilatı gibi başka kurumlara devredemeyecek.

Fakat bu sınırlamalar, ABD dışında yapılacak olan askerî operasyonlar ya da yasaya uygun dış istihbarat
faaliyetlerinde kullanılmak için teknoloji transferi ya da projenin yürürlüğe konması üzerine herhangi bir
sınırlama getirmeyecek.

Wyden, ulusal güvenlik konusunda kimi istisnaların olması gerektiğini söylüyor. "Bu teknolojilerin faaliyete
geçmesi için mutlaka kongrenin onayı gerekmektedir. Böylece bu bilgi ayırım gözetilmeksizin bütün hükümet
üzerinde bir sirkülasyona tabi olmayacaktır." dedi. Fakat dengenin gözetilmesi amacıyla, ulusal güvenlik
konuları söz konusu olduğunda, bu materyal, dolaşıma girebilir."

91
Son tartışmaların ardından şu noktanın altını çizmekte fayda var; Senato aldığı karar gereği, projenin ulusal
güvenlik kaygılarıyla ülke dışında kullanabileceğini ancak ülke içinde Senato'nun izni olmaksızın faaliyete
geçemeyeceğini söylüyor. Yani, Amerikan halkı için özgürlük; ancak ABD dışında kalan yerlerde her türlü
kuralsızlık geçerli olacak. Senato'nun aldığı bu çelişkili karar, 9/11 terör saldırılarının ardından Washington'da
kafaların ne kadar karışık olduğunun da bir göstergesi. Kendi özgürlüklerine zarar gelmesini istemeyen
Amerikalılar, dünyadaki terörün bir sebebinin de başka ülkelerdeki özgürlüklere verilen zarar olduğu
gerçeğini görmezden gelmeye devam ediyorlar.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Bu kitabın yazılma amacı, insanları karanlık ve şaibeli komplolarla korkutmak değil, aksine yaşanan terör
olaylarının insanları nasıl bu noktaya götürdüğünü anlatmaktır. Pentagon bünyesin− de ileri teknoloji
araştırmaları yapan DARPA, elbette ki Amerikan menfaatlerini gözeterek Amerikan ordusu için en iyi olanı
bulma−ya çalışacaktır. Ancak en büyük problem, ulusal güvenlik kavramı ile sivil özgürlüklerin çatıştığı
noktada yer almaktadır. Sivil öz−gürlükler ülkesi olarak bilinen ABD, kitapta detaylarıyla ele alı−nan bu
projenin tam olarak hayata geçirilmesiyle acaba neler kaybedeceğinin farkında mıdır?

Bilgi Bilinçlendirme Ofisi, 2007 yılında tamamlamayı planla−dığı bu dev küresel röntgencilik projesiyle
belki de demokrasi, in−san hakları ve sivil özgürlükler kavramına yeni bir bakış açısı, ye−ni bir konsept
getirecektir. Devletin vatandaşını her alanda, her noktada kontrol etme isteği, teknolojinin tanıdığı imkânlarla
bir siber-polis devletini karşımıza getirmektedir. Sanırım, bu, tekno−lojinin insanlara tanıdığı nimetlerin yanı
sıra, belki de onun en büyük yan etkisi olarak karşımızda durmaktadır.

Toplam Bilgi Bilinçlendirme Sistemi adı verilen bu proje, te−röristlerin takip edilmesi, bulunması ve yok
edilmesinde geçmiş−tekinden çok farklı, çok daha iddialı bir yöntem izlemeyi vaat edi−yor. Ancak, sistemin
vaat etmediği şey; kişisel özgürlüklerin, bire−yin mahremiyetinin, özel hayatın gizliliğinin sınırlarının nerede
başlayıp, nerede bittiği...

Kitap boyunca atıfta bulunduğumuz George Orwell'in "1984" kitabında değindiği temalar, artık gerçek
olmak üzere. Bu da bir şeyi daha gözler önüne seriyor. Bilimkurgu ile gerçek, bir− birlerini besleyen bir süreç
olarak çıkıyor karşımıza. Bilimkurgu− larda tasvir edilenler, teknolojinin yeni açılımlara imkân verme− sinin
ardından bir bir gerçek oluyor. Kötü olan şu ki; maalesef her zaman iyi bilim kurgu hikâyeleri gerçek
olmuyor, kötü örnekler de, toplumu hor gören, demokrasiye ve bireysel özgürlüklere inanmayan insanlara
ilham veriyor.

Pek çok ülkenin bilgi toplumu olması yolundaki en büyük teknolojik buluş olarak kabul edebileceğimiz
internet, bu sistem sayesinde adeta cadı avının yapıldığı filmlerde de bolca tasvirini gördüğümüz bir çeşit
"MATRIX"e dönüştürülmeye çalışılıyor.

92
Piyasadaki para dolaşımının yerini alan ve insanlara ticaret te büyük kolaylıklar sağlayan kredi kartları,
bu sistem sayesinde sizin en gizli ve mahrem yönlerinizi ortaya çıkaran bir bilgi casusu haline geliyor. Bunlar
gibi daha niceleri...

Bugün dünyanın tek süper gücü olan ABD, terörün damarla− rını kurutmak için uluslararası platformda,
uluslararası hukukun bütün kural ve teamüllerini çiğnemekte beis görmezken, iç hu−kukta da Bilgi
Bilinçlendirme Sistemi gibi bir kuralsızlık projesi−ne imza atmaktan çekinmiyor. Terörün üzerine gitmek gibi
olduk−ça mantıklı bir gerekçeye sahip ABD'nin, silah üretimine ve insan−ları gözetlemek için kurduğu dev
bilgi mıknatısı projelere yaptığı yatırımın belki de yüzde birini terörün oluştuğu bataklıkları ku−rutmak için
kullanmasını düşünmek ise şimdilik hayalcilikten öteye geçmeyecektir.

Niyetimiz, kesinlikle idealizmin uç noktalarında ütopik kay− gılarla insanlara duygu sömürüsü yapmak
değildir. Bugün savaşa ve savaş teknolojilerine ayrılan paraların, eğitim, sağlık gibi hiz−metlere ayrılan
paralardan kat be kat fazla olduğu ortadadır. Ev− rensel barışı sağlamak için samimi olduklarını söyleyenlerin,
ev− rensel barış için daha somut şeyler yapmaları gerekmez mi?

Dünya, maalesef büyük buhranlar ve çelişkiler çağına doğru sürüklenmektedir. Gerçekle yalanın
birbirine karıştığı, iyi ve kö− tünün aynı tarafta yer alabildiği bu anaforlar çağında, iyilerin de en az kötüler
kadar çok çalışması gerektiği ortadadır.

Elinizde tuttuğunuz bu kitap, "damlaya damlaya göl olur" kabilinden, doğrulara bir damla kadar da olsa katkı
yapmaya ça−lışmaktadır.

93
94
KİTABIN ADI:DİJİTAL RÖNTGENCİ

YAZARI:NUH GÖNÜLTAŞ & EŞREF GÜNAYDIN

YAYINEVİ:KARAKUTU

FİYATI:7 YTL

E-KİTAP YAPAN:ALİ K….ekitap90@hotmail.com……2005…….

………………………………………………………………………….

95